Kadir Mısıroğlu _ Lozan Zafer Mi Hezimet Mi Cilt1 Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır. UYARI: www.kitapsevenler.

com Kitap sevenlerin yeni buluşma noktasından herkese merhabalar... Cehaletin yenildiği, sevginin, iyiliğin ve bilginin paylaşıldığı yer olarak gördüğümüz sitemizdeki tüm e-kitaplar, 5846 Sayılı Kanun'un ilgili maddesine istinaden, engellilerin faydalanabilmeleri amacıyla ekran okuyucu, ses sentezleyici program, konuşan "Braille Not Speak", kabartma ekran vebenzeri yardımcı araçlara, uyumluolacak şekilde, "TXT","DOC" ve "HTML" gibi formatlarda, tarayıcı ve OCR (optik karakter tanıma) yazılımı kullanılarak, sadece görmeengelliler için, hazırlanmaktadır. Tümüyle ücretsiz olan sitemizdeki e-kitaplar, "Engelli-engelsiz elele"düşüncesiyle, hiçbir ticari amaç gözetilmeksizin, tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak, engelli-engelsiz Yardımsever arkadaşlarımızın yoğun emeği sayesinde, görme engelli kitap sevenlerin istifadesine sunulmaktadır. Bu e-kitaplar hiçbirşekilde ticari amaçla veya kanuna aykırı olarak kullanılamaz, kullandırılamaz. Aksi kullanımdan doğabilecek tümyasalsorumluluklar kullanana aittir. Sitemizin amacı asla eser sahiplerine zarar vermek değildir. www.kitapsevenler.com web sitesinin amacıgörme engellilerin kitap okuma hak ve özgürlüğünü yüceltmek ve kitap okuma alışkanlığını pekiştirmektir. Ben de bir görme engelli olarak kitap okumayı seviyorum. Sevginin olduğu gibi, bilginin de paylaşıldıkça pekişeceğine inanıyorum.Tüm kitap dostlarına, görme engellilerin kitap okuyabilmeleri için gösterdikleri çabalardan ve yaptıkları katkılardan ötürü teşekkür ediyorum. Bilgi paylaşmakla çoğalır. Yaşar MUTLU İLGİLİ KANUN: 5846 Sayılı Kanun'un "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler" bölümünde yeralan "EK MADDE 11" : "ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaçgüdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri formatlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." bu e-kitap Görme engelliler için düzenlenmiştir. Kitabı Tarayan ve Düzenleyen Arkadaşa çok çok teşekkür ederiz. Kitap taramak gerçekten incelik ve beceri isteyen, zahmet verici bir iştir. Ne mutlu ki, bir görme engellinin, düzgün taranmış ve hazırlanmış bir e-kitabı okuyabilmesinden duyduğu sevinci paylaşabilmek tüm zahmete değer. Sizler de bu mutluluğu paylaşabilmek için bir kitabınızı tarayıp, kitapsevenler@gmail.com

Adresine göndermeyi ve bu isimsiz kahramanlara katılmayı düşünebilirsiniz. Bu Kitaplar size gelene kadar verilen emeğe ve kanunlara saygı göstererek lütfen bu açıklamaları silmeyiniz. Siz de bir görme engelliye, okuyabileceği formatlarda, bir kitap armağan ediniz... Teşekkürler. Ne Mutlu Bilgi için, Bilgece yaşayanlara. Tarayan Süleyman Yüksel www.suleymanyuksel.com suleymanyuksel@ suleymanyuksel.com suleymanyuksel6@gmail.com Kadir Mısıroğlu _ Lozan Zafer Mi Hezimet Mi Cilt1 LOZAN ZAFER Mİ HEZİMET Mİ CİLT 1 KADİR MISIROĞLU SEBİL YAYINLARI Nu. KAPAK KOMPOZİSYONU DİZGİ VE BASKI HÜSNÜHAT YİRMİ DÖRT GÜRBÜZ AZAK GARANTİ MATBAASI i H. H. MÜŞERREF ÇELEBİ İSTANBUL — I 97 1 KADİR MISIROĞLU LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? BİRİNCİ CİLDÎN İkinci ve ilaveli basımı UMURU DEĞERLENDİRME Sebil Yayınevi Vilâyet Han Kat S, Nu. 206 CAĞALOĞLU/İSTANBUL İTHAF Mitti Mücâdele tarihimizin aziz şehidi büyük mukaddesatçı, Trabzon Mebusu Ahi ŞÜKRÜ BEY'in necip hâtırasına..,. KISALTMALAR a.g.e. Adı geçen eser agt. Adı geçen tefrika a.g.m. Adı geçen makale eh. B Sahif e p. (page) : Sahife C. • Cild V (Volume). : Cild S. : • Sayı müt. : Müteakip vd. : ve devam* BİBLİYOGRAFYA s. (Sadece bu birinci cildin hazırlanmasında istifade edilen eserlerden, bazılarını takdim ediyoruz. Umum! bibliyografya ve şahıs adları indeksi son cilde dercedilecektir.) ABDÜLAZÎZ, Emin Hancî — Müzekkirât, Mısır 1926. AKANSEL, Dr. Mustafa Hakkı — Japon Mucizesi, İstanbul, 1943 ALTAY, Fahreddin — 10 Yıl Savaş ve Sonrası İstanbul, 1970. ASPİNAL, Oğlander (Liva General C.T.) — Çanakkale Muharebeleri, İngilizlerin Gelibolu Seferinin R. Tarihi İstanbul, 1932 ATAY, Falih Rıfkı — 19 Mayıs, Ankara, 1941. ATAY, Falih Rıfkı — Çankaya, İstanbul 1966. ARMSTRONG, N.C. -— Grey Wolf Mustafa Kemal, London 1932. ASHMEAD — Bartlette (E) — La ver ite sur les Dardeneües. (BİLSEL) M. Cemil — Lozan (II. Ciît). İstanbul 1C";3. CEMALEDDİN EFENDİ (Şeyhülislâm) — Hâtırat-ı Siyasiye, Uersaadet 1336. CEBESOY, Ali Fuad — Moskova Hâtıraları, İstanbul 1959. CEBESOY, Ali Fuad — Siyasî Hâtıralar, İstanbul, 1937. CROZAT, Prof Dr. Charles — Devletler Umumî Hukuku, İstanbul 1950 CEVDET Paşa — Tezikir (Tezkire 1-12), Ankara 1953. CONK, Cemil — Çanakkale Conkbaym Savaşları, Ankara 1959.

EARL of Ronaldshay — The Life on Lord Curzon, V. III., London 1928. ENGELHARD -- Türkiye ve Tanzimat, İstanbul 1338. ERGİN, Osman — Maarif Tarihi (II. cild), İstanbul 1943. GAZİ M. Kemal Paşa Haz. İzmir Yollarında — Ankara 1337. GÜR, A. Refik — Hukuk Tarihi ve Tefekkürü Bakımından Mecelle, İstanbul 1951, İNAL, Mahmut Kemal — Son Sadrazamlar (II. cüz), İstanbul 1941. (İLERİ), Suphi Nuri— Sevres ve Lausanne, İstanbul 1934. İNÖNÜ'nün Hâtıraları — (Lozan Kısmı) — Ulus Gazetesi, 24 Temmuz 1968'den itibaren. JAESCHKE, Gotthard — Türk İnkılâbı Kronolojisi (II. cild), İs tanbul 1941. K-VRACAN, A!i Naci — Lozan onferansı ve îsmet Paşa, İstanbul 1933. KÂMİL. PAŞA (Sadrıâzam) — Siyasî Tarih (II. cild), İstanbul 132.5. KANDEMİR Feridun — Hâtıraları ve Söyleyemedikleıiyle Rauf Orbay, İstanbul 1965. KARABEKİR, Kâzını — Cihan Harbine Nasıl Girdik (II. Cild), istanbul 1937. KARABEKİR, Kâzım — IstiklOl Harbimiz, İstanbul 1960. LAMOUCHE (Kolonel) — Türkiye Tarihi, İstanbul 19-53. LOZAN ZABITLARI - Lozan Mtıahcdenâmesi Mukavelât ve Se-nedâtı Saire, İstanbul 1339, Şark-ı Karip Umuru Hakkında Lozan Konferansında Tezekkür Olunan Senedât Mecmuası ve Zabıtlar, 1. takım (4. cild), İstanbul 1924 —• 2. takım (2 cildi İstanbul 1925. LOZAN.ın İzlerinde 10 Yıl — (Tevfik Rüştü Aras'm Konuşmaları t İstanbul 1935. M. KEMAL — Nutuk, Ankara 1927. MARDİN, KhûICl — Medeni Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Paşa, İstanbul 1946 . MAHMUD Celâleddin Paşa -- Mirat-ı Hakikat — İstanbul 1326-27. MEHMET MURAT — Tatlı Emeller, Acı Hakikatler, İstanbul 1330. MİKUSCH, Dagobert von — La Resurection d'un Peuple — Paris 1931. NUR, Dr. Rıza — Hayat ve Hatratım (3 cild), İstanbul 1968. NUR, Dr. Rıza — Hücumlara Cevaplar, tstanbul 1941. NUR, Dr. Rıza — Türkbilık Revüsü (Nu: 8.), İskenderiye 193S. OKYAR) Ali Fethi — Bolayır Muharebesinde Adem-i Muvaffakiyetin Esbabı, tstanbul 1330. FECH. Edgar — Les Allies et la Turquie, Paris 1925. REY. Ahmed Reşit — Gördüklerim, yaptıklarım — İstanbul 1945. SABİS Ali İhsan — Harp Hatıralarım (5. cild), Ankara 1951. TENGİRŞENK, Yusuf Kemal —Vatan Hizmetinde, İstanbul 1967. (TOPUZLU), Operatör Cemil Paşa — Canlı Tarihler, cild 2, İstanbul 1945. : — TURNAGİL Prof. Dr. Refik — İslâmiyet ve Milletler Hukuku, İstanbul 1944. TüRKGELDİ, Ali Fuad — Görüp İşittiklerim, Ankara 195i. İÇİNDEKİLER , Birinci basımın akisleri . İkinci Basımın Takdimi Birinci Basımın önsözü B t R 1 H C t BÖLÜM : GİRİŞ Emanet ........ Devlet ......... Misak.ı Milli ... İKİNCİ BÖLÜM: LOZAN'I HAZIRLAYAN HADİSELERİN PANAP.OMASI A — MİLLİ MÜCADELEYE KADAR ............ Ta.ızimat ....., ............... Sultan Abdülâziz ........................ Sultan II. Abdülhamid ..................... It'ıhntçıların Gafletleri ve Birbirini Kovalıyan Harpler..................................... . Su:tan Vahidfddin, M.Kemal Paşa ve İngilizler B — MÎLLÎ MÜCADELE ...... ...... ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: LOZAN KONFERANSI KRONOLOJİSİ VE MÜZAKERELERE TOPLU BİR BAKIŞ İlk Hazırlıklar ve Murahhaslar Hey'etinin Teşekkül Ettirilmesi ......-..................

Konferans Neden Dağıldı? '.................. Varılan Neticelerin Tahlili _ ... _ „....... A — MADDİ KAYIPLARIMIZ..................... 1) Musul ................................. 13 53 57 65 65 65 105 317 119 124 134 145 172 1S3 214 245 2&1 281 2S1 2) Batı Trakya.................. ......... 285 3) Halep............................ ... ... ... 286 4) Batım................................. 287 5) Adalar ve Kıbrıs........................ 289 6) Harp Tazminatı..............'............. 292 7) Boğazlar Mes'elesl........................ 294 8) Kapitülâsyonlar RUsubu ve Bazı imtiyazlar ¦ 294 9) Mezarlıklar Mes'elesl..................... 297 B — MANEVİ KAYIPLARIMIZ 1) Ekalliyetlere Tanınan İmtiyazlar......... 298 2) Patrikhane Mes'elesi .................. 304 3) Hilâfet Mes'elesi ........................ 308 DİĞER SEBEPLER................................. 317 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLLET MECLİSİNDE LOZAN'A DAİR MÜZAKERELER. I — Birinci Büyük Millet Meclisinde .................. 325 n — İkinci Büyük Millet Meclisinde..................... 346 Ek — Lozan Sulh Muahcdenamesi metni ...... 372 MEAL-Î KERÎMİ: «İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLERİN İŞLEDİKLERİ YÜZÜNDEN BİZİ HELAK EDER MİSİN ALLAfflM?» Kur'an-i Kerim, Sûre.i A'raf. âyet 155 AZİZ OKUYUCU!.. LOZAN; MUAZZAM BİR İMPARATORLUK MİRASININ IIAN-I YAĞMASID1R... TÜRKÜN ŞAHSINDA İSLAMDAN İNTİKAM ALINARAK, BÜTÜN BİR İSLAM DÜNYASININ BAŞSIZ BIRAKILMASIDIR!.. LOZANIN GETİRDİĞİ; ADALARLA YUNAN STRATEJİK ÇEMBERİNE ALINMIŞ, İKTİSADİ KAYNAKLARDAN MAHRUM. HER TÜRLÜ UNVAN VE SIFATI YOLUNMUŞ, GAYRİ TABU HUDUTLARIN ÇİZDİĞİ KÜÇÜK BİR TÜRKİYEDİR. SEBİL YAYINEVİ, TAKRİR 1 SÜKÛN KANUNU İLE LOZAN'IN ÜZERİNE ÇEKİLMİŞ OLAN ŞALI KALDIRAN VE ONU MİLLİ MÎSAK ÖNÜNDE İLK OLARAK MUHASEBE EDEN BÖYLE BÎR ESERİ YAYINLAMAKTAN ŞEREF DUYA R-. BİRİNCİ BASIMIN AKİSLERİ «MÜDDEÎ; TARtH VE VATANDIR!...» Türk . İslâm dâvasının büyük mücahidi, Birinci Büyük Millet Meclisi Trabzotı mcb'usu aziz şehid. alî şükrü bey u eserin birinci basımı Türk umumî efkârına takdim edildiği esnada sahte bir «Lozan Kahramanı» unvanını haiz bulunan İsmet Paşa « B a ş v e k i 1 » di. On yıl ayrı kaldığı ve bir karasevdalı gibi yolunu kolladığı iktidar koltuğuna, «27 Mayıs» askeri hükümet darbesi sayesinde yemden oturarak millete, ikinci bir « D e v r - i 1 s m e t :> in çiiesini çektirmeye koyulmuş bulunuyordu. Eski « T a h r i r - i sükûn» kanunu yerine bu defa da «Tedbirler Kanunu» nun tehditleri arkasına sığınarak «Şef-1 i k Devri» alışkanlıklarıyla icra-yı hükümet eden lnönü,kendi haşîn muhalefet devrinin icadı olan «Kulak Gazetesi» nin «Geldi t s m e t, kesildi kısmet» tekerlemesiyle ortaya çıkan dehşetli bir millî istihfafına hedef olmaktaydı. Böyle bir sırada O'nun millete pek pahalıya malolmuş bulunan fahiş hatâ ve ihanetlerine ışık tutan bu eser, görülmemiş bir alâkaya mazhar olarak

kapışılmıştı. Türk basınında, «Lozan» üzerinde yeni münakaşalar açılmış ve naçiz incelememizi takdir ve tenkid eden pek çok makale, fıkra v.s. yayınlanmıştı. Bunlardan bir kısmı ile aldığımız yüzlerce c kuyucu mektubundan sadece birini dikkatlerinize arzediyoruz: Hanedan-ı Âli Osman'ın en kıymetli mensuplarından olup, halen vatancüdâ olarak Fransa'da yaşamakta bulunan, Hâkân-ı mağfur, şehîd Sultan Aziz merhumun evlâtlarından merhum Seyfeddin Efendi'nin oğlu Şehzade lî KADİR MISIROÖLU mut Şevkat Efendi Hazeretleri tarafından lütfedilen tak-dirkâr mektub : «uf. Chevket HJaM. NO 210 Les Escanaux Bagnols S/Ceze Gard France Aziz vatandaş.*. Kıymetli hediyenizi aldım. Pek çok teşekkürler ederim. Yakın tarihimize ûid, saklanmış, gizli kalmış bazt hakikatleri neşretmekle gösterdiğiniz cesaret-i medeniye-niz ve böylece milletimize yaptığınız hizmetten dolayı sizinle iftihar eder milletimizin bir ferdi sıfatıyla derin teşekkürlerimi takdim ederim. Bütün kalbimle temenni ederim ki: Bu hakikatler en •münasib şekilde, azamî gayretle mehmetçiğin, dişe kızın dimağlarına iyice yerleştirilebilsin. Çünkü halka o kadar yalanlar yutturuldu ki, canı yanan bîçare millet, artık doğruya da inanamıyacak hale geldi. Eserin 2 'S. ciltlerini sabırsızlıkla beklediğimi ve okuduktan sonra mülâhazalarımı bildireceğimi arz eder, sa~ mimi muhabbetlerimi lütfen kabul etmenizi rica ederim. Allaha emanet olunuz, aziz vatandaş.. Mahmut Şevket (imza) 12.1.1966 LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? V. . Chevket II . L . M . NO 210 Les Escanaux Bagnols S/Ceze Gard Franc» S> C--" \) 's., Şehzûde-i civanbaht, MAHMUD ŞEVKET Efendi Hazretleri'nin lütfettikleri takdiıkâr mektubun ilk sahlfcsl KADin LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mı? «-&'->¦"---' o'^j r^p-y^} Mezkûr mektubun diğer sahifesi, Türk basınında milliyetçi cephenin medar-ı iftiharı bulunan üstad Ahmet KABAKLI'run bu eser için yazdıkları: «LOZAN, zafer mi? hezimet mi?» Genç ve gay. retli ülkücü Kadir Mısıroğlu 350 sayfalık eserinde yakın tarihimizin bu çok önemli sorusuna cevap arıyor. Lozan, üzerinden 42 yxl geçmiş olmasına rağmen hâlâ Türkiye'nin elini kolunu bağlayan, antlaşmadır. Kıbrıs, Patrikhane, Batı Trakya, Kerkük, Azınlık hakları gibi üstümüze yığılmış bir sürü ağır taşın altından bu olay çıkmaktadır. Yunanlının her şımarıklığı, Patrikhanenin-her ktşkırtması biraz da: «.Taşları bağlamış fakat köpekleri serbest bırakmış.» Olan bu biraz gâvur, biraz çıfıt, biraz da emperyalist basküı sözleşmenin cüretine dayanmaktadır. Bu yüzden, son Kıbrıs faciaları çıkahdan beri birkaç kere Lozan sözleşmesinin değiştirilmesi temenni edilmiş ve bu temenniye Lozan'ın Türkiye «başmurahhusı» ^olan sayın tnönü'-nün hükümetleri de katılmıştır. Bu felâketlerin suçlusu kim? 39 yaşında, savaş meydanından çıkıp en kurt diplomatlar arasına düşen saytn tnönü aldatıldı mı? Ona verilen direktifler mi yanlıştı? Karşısında olan Lord Gürzon'lar, Venizeloslar mı çok korkunç oyunbaz kimselerdi? Yoksa Türk Milletinin kaderi üstüne, daha çok önceleri kötü bir kumar mı oynanmıştı. Dünyamızı idare eden devletler üstü bir gizli kuvvet mi vardır?

Daha önemlisi, bütün bunlar kırk yıllık Meclis'Ierde ve basında niçin hiç tartışılmamış, ilk Meclis müzakereleri gayet gizli tutulmuştur? Lozan'ı tenkid edenlere hain gözüyle bakılması ve temelinde pek çok pürüzler bulunan antlaşmanın misilsiz bir zafer gibi gösterilmesi neyin nesidir. tşte bütün bu zehir zembc.-ek soruların cevaplarını Kadir MtS'roğlu'nun LOZAN kitabında, ilmuedebi okunaklı bir dille bulacaksınız. Müellife göre Lozan: «Muazzam bir İmparatorluk mirasının hûn-ı yağmasidır. Türk'ün şahsında îslâmdan intikam alınarak bütün bir İslâm Dünyasının başsız bırakılmasıdır. Lozan'ın getirdiği: Adalarla Yunan stratejik çemberine alınmış, iktisadi kaynaklardan mahrum, her türlü unvan ve sıfatı yolunmuş, gayri tabii hudutların çizdiği küçük bir Türkiye'dir.» 20 KADİR MI9IROÖLU kendisi bu eserinde: «Takrir-i sükûn kanunu ile Lozan üzerine çekilmiş olan şalı kaldırarak, misak-% millî önünde ilk defa muhasebe etmektedir.» «Lozan Muahedenamesfonin tam metnini eserine koyarak onu gerçekler önünde tartışan ve yakın tarihimizin birçok köşesini yıkık âbideler gibi aydınlatan Mısıroğlu'nu, bu çalışmasından ötürü tebrik ederken, Lozan müzakerelerinde en uyanık Türk murahhası bulunan Rıza Nur'un şu acı sözlerini de analım: «Lozan, Türk zaferinin bedeli değildir. Eksiktir, noksandır, kusurludur. Oluk gibi akan Türk kanı ve zafere bağlanan Türk ümidinin karşılığı olmamıştır.»1 — * ¦ Genç ülkücü arkadaşımız Yücel HACALOGLU da bu eseri şu satırlarla okuyucularına takdim etti: LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mt? 21 tir.» «Kıbrıs kat'î olarak Lozan'da ingiltere'ye terkedilmiş«Musul ve Kerkük Misak-ı Millîye dahil olduğu halde alınamamış, ilerde yapılacak bir anlaşmaya muallâk kılınarak bilâhare İngiltere'ye kaptırılmıştır. O kadar ki, bize tanınan cüz'i petrol hissesi dahi alınamamıştır. Türkiye'nin stratejisi bakımından son derece önemli olan adaların bir kısmı evvelâ İtalya'ya verilerek, bilâhare Yunanistan'a geçmesi sağlanmıştır.» «Yunanistan'ın Anadöluda icra eylediği korkunç mezalim kendisine bağışlanmış ve faciaların hesabı görülme-mistir.» , «Yüzde 68'i Türk ve Müslüman olan BaU Trakya'da plebisite gidilmesi temin edilememiş, sütbesüt Türk olan (1) Ahmet KABAKLI . LOZAN, Tercüman Gazetesi, 26 Ekim 1965 tarihli nüsha. bu topraklar millî hudutlar dışında bırakılarak Yunan zulüm ve tahakkümüne terk edilmiştir.* «Hatay ve havalisi (Antakya dahil) tamamen Türklerle meskûn bulunduğu halde ve bu bölge de Misak-ı Mil-li'ye dâhil bulunduğu halde Fransızlara peşkeş çekilmiş, bilâhare de ancak Antakya'yı kurtarmak mümkün olabilmiştir.» «Papazların barınağı, fitne ve fesat yuvası Patrikhane millî hudutlar dışına çıkarılamamıştır.» Yukarıdaki satırları Kadir Mısıroğlu'nun yazdığı «Lozan, zafer mi, hezimet mi?» isimli kitaptan aldık. Yıllardır yapılan telkinleri ve resmî propagandaları bir kenara bırakıp, o günün şartları içinde, soğukkanlı olarak düşünürsek, herhalde Kadir Mısıroğlu'na hak verememez-lik elde olmayacak zannediyoruz, öyle ya, ne kazandık Lozan'da veya neleri kazanabileceğimiz halde, neleri kaybettik? Bu kayıplarımızda İsmet Paşa'mn rolü veya hissesi nedir? Kazançlarımtzdaki başarısının değeri nedir? Dr. Rıza Nur kimdir? Lozan'da ne yapmıştır? Venizolos kim tarafından ve nasıl bayiltılmıstır? Diğer azaların kanaatleri nelerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan tenkitler ne dereceye kadar haklıydı? Bütün bu suallerin cevapları şimdiye kadar bir türlü verilememiş veya verilmek istenmemiş, resmî ve tek taraflı bir propaganda ile nesiller yıllarca doğru düşünmekten alıkonulmuş ve uy ustur ulmuştur. üstelik Lozan'a dair eserlerin az olmasından başka belli başlılarının devre göre kalem kullanan, tek taraflı bir takım kimselerin eserlerini teşkil ediyor. Zabıtlar hâlâ eski harfledir. Yeni nesil bundan haberdar değildir, bilmiyor, okutulmamış, gösterilmemiş. Tabiî ki,

bir bakıma suç yeni nesilde bulunmuyor. Artık hissi olmaktan kurtulmalıyvs. Bir takım meşe22 KADİR MI91ROCLU lelerin tabu olarak muhafaza edilmesi, ilme ve gerçeklere aykırıdır, tarihe saygısızlıktır; Objektif tenkid ve hür düşünce devri açılmıştır. Vatan ve millet aleyhinde olacak bir takım sapık fikirler müstesna, her türlü düşünce ve fikrin münakaşasına ve tartışmasına taraftarız. Gerçekleri bilmekte herzaman fayda vardır. Millet,ola. rak ne kaybetmişsek biraz da hakikatleri bilmediğimizden-dir. İşte, biz, Kadir Mısıroğlu'nun «Lozan» adlı eserini bu bakımdan mütalâa ediyor ve elbette eksik tarafları bulunabileceği ihtimalini de hesaba katarak, bu üç ciltlik etüdün müteakip ciltlerini de merakla bekliyoruz. Böylelikle yanlış inandırılmaya zorlanmış bir neslin doğruyu bulmak içm çaba sarf etmesine hizmet ettiğine kanıyız. Sözlerimizi Tahsin Banguoğlu'nun bir cümlesiyle bitirelim: «Lozan'da sınır tesbiti galip devlet olmamıza rağmen aleyhimize olmuş ve Yunanistan kayır ilmıştır. Biz Lozan'ı kutlarız ama ezberden kutlarız. Evlâtlarımız Lozan anlaşmasını istemiyecekler ve bunu mutlaka değiştireceklerdir.'»' * * * Son Havadis Gazetesinin değerli kitap münekkidi Halûk SELÇUK, «Kitaplar Arasında» başlıklı sütununda bu eseri aşağıdaki şekilde tahlil etti: «Beynelmilel temaslar, muahede konferansları neticesinde vamlan kararlar, derin bir tetkiketâbi tutulmadıkça l tam olarak anlaşılamaz. Böylesi hâdiselerin; tez ve antitezi üzerinde tetkiki mahsulü neşriyat yoksa hakikati anlayabilmek çok zor olur. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 23 (2) Yücel HACALOCLU LOZAN, Zafer mi, Hezimet mi? Yeni İstanbul Gazetesi 1 Aralık 1935 tarihli nüsha. Masabaşı müzakereleri siyasî ve diplomatik canbazlık-. ların cirit oynadığı bir sahadır. Buralarda envai türlü entrikalar döner. Harp meydanlarında mağlûp bir devletin masa başında misafireten galip sayıldığı da görülmüştür. Diplomatik görüşmelerde bin türlü açmazlar, oyunlar,' madrabazlıklar harman olur. Tarafların cephesini tutan konferans azaları bulunabilir. Bütün bu oyunbozanlıkların neticesi olarak ta masa başı kazançları sağlanabilir. Müzakerelerin nasıl cereyan ettiği, ne suretle geliştiği* varılan kararlarda kimin kazanıp kimin kaybettiği, üzerinde durulan vak'anın bilahare yapılacak kritiği ile anlaşılabilir. İstiklâl Harbimizi müteakip aktedilen Lozan sulh muahedenamesi şimdiye kadar tek taraflı bir görüşün altındaydı. Genç hukukçulardan Kadir Mısıroğlu «Lozan zafer mi, hezimet mi?» isimli yeni neşrettiği eseriyle böyle bir mukayeseye imkân zemini açmış bulunmaktadır. Kadir Mısıroğlu iddia eder ki ; Lozan, kazanılan büyük zafepn neticelerini kazandıramamıştır. Diplomatik hey'etin başına daha vukuflu insanlar getirilseydi netice çok daha iyi şartlarla lehimize olurdu. Tez ve antitez ortaya çıkmış bulunmaktadır. Vesikaya müstenit olarak neşredilen her iki eserin hakikata yakın olma dereceleri artık tesbit edilebilir. Meraklılar ve hakikati arayanlar her iki kitabı tetkik ederek tatmin olabilirler. Kadir Mısıroğlu'nun kitabı üç cilt olacaktır. Birinci cilt piyasaya arzedilmiş, diğer iki cildi de hazırlanmıştır. KJVUIK İIISII'.OCLU Her üç cilt intişar edince meraklılar için başvurulacak bir mehaz olacaktır.3 İdealist arkadaşımız, değerli yazar Galip ERDEM ise bu kitap için «Mektuplar» sütununda şunları yazdı: Lozan nedir? Çok değil daha on beş yıl öncesine değin böyle bir soru hem mânâsız kaçar, hem soranın başına dert açardı. CumJıuriyet nesli Lozan andlaşmasmın bir büyük zafer, îsmet Paşa'nm da o zaferin eşi bulunmaz bir kahramanı olduğuna inandırilmıştır. Okuduğumuz ders kitapları öyle yazmışlardır. Öyle ezberlemişizdir. Her yilm 2-i temmuzunda parlak törenler düzenlenmiş süslü

nutuklar çekilmiştir. Aslında Lozan andlaşmasınm bir zafer olduğu hükmü rivayet üsti'me kurulmuştur. Lozan'ı zafer sayıp alkışlayanların hemen hiçbirisi andlaşmanın tam metnini okumuş değildi; aklının süzgecinden geçirip değerlendirmek imkânlarından yoksundu. Birinci ve ikinci Büyük Millet Meclislerinde Lozan'la ilgU müzakerelerin bilinmesi adeta yasaklanmıştı. Lozan, ders kitaplarında öğretildiği gibi gerçekten bir zafer midir, yoksa hezimet mi? Kadir Mısıroğlu, ilk cildini yayınladığı eserinde işte bu sorunun cevabını arıyor. Andlaşmanın kronolojisi verilmiş, tstnet Paşa'nm ve Rıza Nur'un tutumları, ayrı ayrı incelenmiş Birinci ve İkinci Büyük Millet Meclislerinde Lozan'la ilgili görüşmeler gün ışığına çıkartılmıştır. Ayrıca Lozan ve Kıbrıs konusu üzerinde durulmuş, basiretsizlik yüzünden neler kaybettiğimiz gözönü-ne serilmiştir. Kitabın sonuna andlaşmanın tam metni ekI LOZAN ZAFER Mi, HEZİMET Mİ? 25 (3) Halûk SELÇUK - LOZAN, Zafer mi, Hezimet mi? - Son Havadis Gazetesi. 22 Ekim 1965 tarihli nüsha. lenmiş, böylece yazar hükümlerini belgeye bağlanmıştır. Mısıroğlu'nun kitabını okuyanlar çok şey öğreneceklerdir. Hele gençler pek şaşıracak, belki de öfkelenecekler dır. Yasarın hükümlerine katılıp katılmamak ayrı bir konudur. Ama eser okunduktan sonra hayallerdeki Lozan'dan gerçek Lozan'a geçiş kapılan ister istemez aralanacaktır. Lozan'ın bir hezimet sayılması birçok kimseye hayli güç gelecektir ya, bir büyük zafer olduğu da artık kolay kolay söylenemeyecektir. Kitapta yabancı devlet adamlarının ve yabancı bası-nın Lozan hakkındaki görüşlerini de bulabileceksiniz. Birer örnek vereyim. Konferansın mağrur ve hakim adamı İngiliz Delegesi Lord Gürzon diyor ki : «Venizelos, Türk murahhas heyetinin taleplerini öğrendiği zaman benliğini saran korkuyu yendi. Bütün delegasyonların Türklerden daha çok ağır şartlar beklediği muhakkaktı. Türkler birçok mevzulara dokunmamışlarâu Venizelos bunlara temas edilmemesini maharetle devam ettirdi ve bilhassa birinci inkı-tadan sonra artık nefsine tam emniyet gelerek, Türklerden tavizler almaya devam etti. Hudutlar, tazminat, İstanbul hariç Rum halkının mecburî hicreti ve Yunanistan'daki Türklerle mübadelesi Patrikhane gibi esas mevzularda konferansın başlangıcında tasavvur dahil etmediği neticelere vasıl oldu. öyle ki, son celselerde talep eden daha çok oydu.» Ünlü «Gazette de Lausanne» da şöyle yazıyor: «Türk* ler, Lozan masasına oturdukları gibi kalkmadılar. Her duraklama onlardan bazı fedakârlıklara yol açit. tik Türk prensipleriyle muahedenin imzalanmış metni arasındaki mukayese Türkiye'nin bugün başta Kıbrıs olarak Yunan sınırı, patrikhane meselesi, Türk hudutlart dışında yaşamaya terkedilen milyonlarca Tütkün kaderi, Irak petrollerin21! KADİR 11I91ROÖLU deki Türk hissesi gibi devam eden haksızlıkların en açık izahıdır.»* Milliyetçi cephenin büyük kayıplarından merhum Ka-dircan KAFLJ da bu eseri şu satırlarla okuyucularına takdim etmişti: İstiklâl Savaşından sonraki Lozan andlaşması uzun seneler münakaşa edilmemiş, sadece hükümetin emrindeki-ler tarafından bol bol öğülmüş, göklere çıkarılmıştır1. Birkaç senedenberi münakaşa imkânı bulunmuştur. Bu anlaşmayı imzalayan kurulun başkanı Sayın İsmet İnönü'ye takılan «Lozan Kahramann unvanının bir lâftan ibaret olduğu açıklanmıştır. Zaten kahramanlık başka konularda kullanılır. Lozan andlaşmasmı büsbütün «hezimet» saymak onu imzalayanın kahraman sayılması kadar aşırılık olur. Çünkü Lozan andlaşması birçok kusurlarına rağmen bazı kazançlar da sağlamıştı. Kazançlarından faydalandık, kusurlarının acısını hâlâ çekmekteyiz ve bu acılar çok derindir. Kadir Mısıroğlu bu konuda «Lozan zafer mi, hezimet mi?» isimli eserinin ilk cildini bastırdı, 322 sahifelik eser İstiklâl Savaşımızın neticelerine tşık tutmaktadır.

Zaten andlaşmanın Büyük Millet Meclisinde müzakeresi sırasında Yahya Kemal Beyath ile Hamdullah Suphi Tanrıöver ve daha birkaç kişinin yaptığı tenkitler gerçeği açıklıyordu. Trakya hududu, Tazminat, Musul, Kıbrıs, Rum Patrikhanesi gibi meselelerde verilen tavizler ve unutulan ted(4) Galip ERDEM . Zafer mi, Hezimet mi?, Babıâlide Sabah Gazetesi, 9 Aralık 1965 tarihli nüsha. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET MIV 27 birler Lozan andlaşmasının başlıca sakat taraflarıdır, buna karşılık kapitilâsy onlar in kaldırılması, Anadolu'daki Rumların mübadele şeklinde Yunanistan'a gönderilmeleri de isabetli olmuştur. Lozan andlaşmasıtiln böyle sakat ve zararlı bir sonuca bağlanmasında iç ve dış tesirler olmuştur. Kahraman ve cesur bir teşekkül olan birinci Büyük Millet Meclisindeki muhaliflerin tasfiyesi henüz kurulmuş olan Halk Partisinin tek başına iktidara getirilmesi gayretleri iç tesirlerdir. Dış tesirlerin başında ise o zamanın dünyanın en kudretli devleti olan İngiltere'nin karşımızda direnmesi vardır. Daha celâlet gösterilseydi ve direnilseydi sonuçlar daha elverişli olurdu. Bizim savaş alanındaki zaferlerimizin siyaset alanındaki Ivatalarımızdan dolayı yeteri kadar, kazançlı olmaması yalnız Lozan andlaşmasında değildir. Kadir Mısıroğlu bu konuyu bütün ayrmtüariyle işlemektedir. Kaldı ki daha sonra Yunanistan'la olan münasebetlerimizde Venizelos bizimkileri daima aldatmış, Lozan'ın kusurlarına 1930 sözleşmesi gibi yeni kusurlar ilâve edilmiştir. Bu eser, milletin nasıl aldatıldığını, şişirme şöhretlerin ve çağdaş hurafelerin nasıl meydana getirildiğini gösterme bakımından çok ibret vericidir.»5 Değerli yazar arkadaşımız Ergnn GÖZE, bu eser hakkında «îki Kitabın Bir Büyük Hizmeti» isimli fıkrasında şunları yazdı: «Tarih mevzuunda bir eser daha intişar etti. İsmi «Lozan Zafer mi? Hezimet mi?» Yazan Kadir (5) Kadircan KAFLI, Lozan Zafer mi, Hazimet mi? Tercüman Gazetesi, 26 Ocak 1966 tarihli nüsha. 21: KADtR MI9IROÖLU Mısıroğlu, neşreden Sebil Yayınlan... İnönü'nün tek sermayesi Lozan'ın iç yüzü bu kitapta. Bir emek mahsulü olan bu eser insanın aklına şu sualleri getiriyor: — Bizim tarih doktorası yapan gençlerimiz neredeî — Tarih kürsülerimiz nerede? — Tarihimiz hangi ellerde? — Resmî hakikatlerden ne zaman kurtulup hakikatin kendisine kavuşacağız. Bu eseri okuyanlar LOZAN'ın resmî hakikatinin ge risinde yatan, trajik gerçeği göreceklerdir. Resmî gerçekler değil, sadece gerçekler, tki eserin büyük hizmeti bu...-»1 x»j.uKaddesatçı cephenin emektar müdafii «Büyük Doğu» Dergisi, bu eser hakkında şunları yazdı: «Lozan: Muazzam bir imparatorluk mirasının hân'i yağmasuhr. Türk'ün şahsında tslâmdan intikam alınarak, bütün bir islâm dünyasının başsız bırakılmasıdır!. Lozan'ın getirdiği Adalarla Yunan stratejik çemberine alınmış, İktisadî kaynaklardan mahrum, her türlü unvan ve sıfatı yolunmuş, gayri tabiî hudutların çizdiği küçük bir Türkiye'dir. Sebil Yayınevi, Takrir-i Sükûn Kanunu üe Lozan'ın üzerine çekilmiş olan sah kaldıran ve onu milli misak önünde ilk olarak muhasebe eden böyle bir eseri yayınlamak' tan şeref duyar.» Bu satırlar 195i) Büyük Doğu'lannda ilk defa ortaya atılan «Lozan, mukaddesatımızın peşkeş çekilmesi saye(6) 'Ergun GÖZE . îki kitabın bir büyük hizmeti, Babıâlide .Sabah Gazetesi 17 Kasım 1965 tarihli nüsha. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 29 sinde elde edilmiş bir sulhtur!» tezinin yakınlarımızdan Kadir Mısıroğlu tarafından kitaplaştırılmış şekli üzerindeki kapaklık kıymet hükmüdür. Kadir Mısıroğlu'nun kurduğu «Sebil» Yayınevini tebrik eder ve Büyük Doğu dâvasının baş

tezlerinden biri olan Lozan sulhunun peçesini kaldırmakla işe başladığı için de bilhassa takdire lây^li görürüz.'»1 Son Havadis Gazetesi fıkra yazarlarından Tekin ERER, «Günün Akisleri» sütununda bu eser için şunları yazdı: Genç arkadaşlarımızdan Kadir Mısıroğlu «Lozan Zafer mi, Hezimet mi» isimli tetkik mahsulü bir eser yayınladı. 330 sayfalık ve «Sebil Yayınlan» neşriyatındayı olan bu eserin, 193 ile 330 sayfaları arasında bulunan kısmı Lozan antlaşmasının tam metnini ihtiva etmektedir. Baş sayfalarda ise, Lozan'ın bir zafer değil, hezimet olduğu, vesikalarla, müsbet delillerle izah edilmektedir. Bütün münevverlerin kütüphanelerinde bulundurmaları gereken bu eserin değerini ortaya koymak için, kitabın 77 nd sayfasından küçük bir kısmı buradan naklediyorum. Yunan Kore, enerali Andonekea tarafından yayınlanan (Yunanistanın Siyasi Tarihi) adlı kitapta Lozan andlaş-masına büyük yer verilmiştir. Kadir Mısıroğlu Lozan andlaşması hakkında yurd dışında yapılan neşriyattan örnekler verdiği gibi (Yunanistanın Siyasî Tarihi) kitabından da mühim kısımların tercümesini eserinde yayınlamıştır. İşte 77'nci sayfada Lozan hakkındaki Yunan Korgeneralinin görüşü: (7) Büyük Doğu Dergisi, 13 Ekim 1965 tarihli nüsha. 30 KADİR I «.....Elefterios Venizelos birçok siyasî hâdiselerde kendisini göstermek lüzumunu hissettiği gibi 1923 teki Lozan andlaşnıasında da Türk başmurahhası İsmet Paşanın karşısına çıkmayı lüzumlu gördü. Türk murahhas heyetinde vazife almış bütün eşhas gayet mütekebbir idi. Çünkü onlara bu imkânı kurtuluş savaşı bahsetmişti. Bizim karşımıza büyük hazırlıklarla çıkmışlardı. Halbuki buna mukabil Yunanistan 8-10 sene dahilî buhranlar geçirmiş, nihayet neticede Anadoluda mağlûp olmuş idi. Türk murahhasları karşımıza büyük isteklerle çıkmışlardı. Yunan ordusunun silâhlı mevcudunun azaltılmasını Ege adaları ile Batı Trakya ve Ege ve Makedonyanın Türkiye'ye iadesini ve külliyetli miktarda harp tazminatı talep ediyorlardı. Türkler muzaffer bir orduyu temsil ediyorlardı. Onların dalıa büyük talepleri ileriye sürmesinden diğer batılı murahhaslar da endişe ediyorlardı. Şu duruma göre, Türklerin Egç adaları ile Batı Trakya ve Ma-kedonyadaki talep ve istekleri ile Jıarp tazminatı hakkındaki arzularını katiyetle yerine getirmemek için herhangi bir sebep yoktu. Çünkü, yukarda da belirttiğimiz gibi Yunanistan uzun yıllar iç mücadelelerin neticesinde gayet zayıf düşmüştü. Elefterios Venizelos'un politik taktikleri ve Türk murahhasının isabetsiz hareketleri neticesinde Lozan andlaşması muh telif bakımlardan lehimize kaybedilmesi icabeden bir zaferdir. Vakıa Karadeniz bölgesiyle Anadolunun muhtelif bölgelerinde genel mevcudu S milyon 600 bini bulan Yunan asıllı unsurlara karşılık Yunanistanın muhtelif yerlerindeki 600 bin Türkün mübadele esaslarına göre Türkiye'ye iade edilmesi bizim için iyi bir netice idi. Bilhassa normalin üstünde silâhlı bir kuvvetimizin mevcudunun tahdit edilmeyişi harp tazminatından muaf tutuluşumuz ve istanbul'daki Yunan OrtoLOZAN ZAFER İli, HEZİMET Mİ? 31 doks Patrikhanesine vâsi hukukî imkânlar ve imtiyazlar bahşedilişi ve İstanbul Rumlarının mübadele dışı bırakılışı Megalo İdeamn ölmeyişine bir delil teşkil eder. Elefterios Venizelos'un zaman zaman Yunan millî menfaatlerinin tamamen tahakkukuna mâni hareketleri olmuşsa da Lo-zanda göstermiş olduğu gayret ve politik faaliyeti lehine tescil edilmesi icab?den büyük bir başarıdır. Eğer 1923 ve 1921f yularının Yunan dahili politikasını ele alır da tahlilini yaparsak bizler her bakımdan müdafaa imkânlarından mahrum ve acze düşmüş bir vaziyette idik.» Cumhuriyet tarihimiz üzerinde etüd yapmakta buluttan bütün okuyucularıma «Lozan Zafer mi, Hezimet mi?-» kitabından edinmelerini hararetle tavsiye ederim.»' *'* Değerli Yazar Münevver AYAŞLI Hanımefendi de Yeni İstanbul Gazetesinde yazdıkları «Kitaplar Arasında» isimli fıkrada ; «Bayram tatilinden istifade ederek, memleketimizde henüz lâyıkiyle tanınmayan (belki bu nakise sadece bizdedir) genç bir yazarın, Kadir Mısıroğlu'nun dört

kitabını, su içer gibi arka arkaya okudum. Bunlar «Macar İhtilâli», «Amcrikada Zenci Müslümanlık Hareketi», «Lozan Zafer mi, Hezimet mi?» ve «Sarıklı Mücahitler» dir. Dört kitap da kıymetli olmakla beraber, son ikisi, yani «Lozan Zafer mi, Hezimet mi», her Türk'ün okuması lâ~ zım gelen kitaplardan biridir.» diyerek takdirlerini belirtmişlerdir. «Lozan, zafer mi, hezimet m ı adh araştırmamızın bu birinci cildi hakkında yazılanların (8) Tekin ERER, LOZAN Zafer mi, Hezimet mi? Son Hava-dis Gazetesi, 2 Kasım J965 tarihli nüsha. S2 KADİR MIPIROûLU bizce en dikkat çekici olanı «Ulus Gazetesi,> nde 25 şubat 1966 tarihinden itibaren Cihat Akçakayalıorç-lu imzası ile neşredilen yedi uzun maksledir.' Hepsini iktibasa lüzum10 ve fiilî imkân mevcud olmayan bu makalelerin hakettiği cevap, bu incelemenin bütün muhtevasını burada tekrarlamayı icabettirmektedir. Bu sebeple mezkûr makalelerin intişarı sırasında yedek subaylığımızı yapmakta bulunduğumuz için zamanında ve gereği şekilde cevaplandırılamamış bulunan bu yazılardan onların ruhunu aksettiren bazı parçaları iktibas edip kısa ve umumî bir cevaplandırma ile iktifa etmek mecburiyetindeyiz. Cihat Akçakayahoğlu yazısına M. Kemal Paşa'nın bazı sözlerini aktararak başlıyor.!ı «Bu sözler, bizi Lozan (9) Bkz. Cihat AKÇAKAYALIOCLV — Lozan (Eu yazıda Lozan hakkındaki olumsuz bir eser incelenecektir). Ber-levhalı ve Ulus Gazetesi'nin 25 Şubat - 3 Mart 1966 tarihleri arasında yayınlanan tefrika. (10) Mezkûr makalelerin hepsinin iktibasına lüzum yoktur. Çünkü bu makalelerin muhtevalarının büyük kısmını bizden nakiller ve bunlara cevap teşkil etmek üzere M. Kemal Paşa'nm mahut «Nutuk »unun «Lozan»; «Sevr Muahede Projesi» ile kıyaslayıp üstün göstermeye çalujan ifadeleri teşkil etmektedir ki,, bunların cevabı bu eserin birçok bahislerinde sırası gel-dikçe verilmiş bulunmaktadır. (11) Eskiden eserlerin «Hamlede» ve «Sallele» denilen Cenab-ı Hak'a hamd ve Hazreti Peygamber'e sa-lâvat ile başlaması klâsik bir âdetti. Cumhuriyetten sonra bu usûl değiştirilerek — birçok eserlerde görüldüğü gibi — bunun yerine Af. Kemal ve İsmet Paçalara hulûs çakmakla söze başlamak âdeti ikame edilmiştir. «Şeflik Devri» nin bu iğ/enç. dalkavukluk tezahürlerinin — aradan geçen elli yıla rağmen — hâlâl devam etmekte olduğunu görmek, fikir hayatımız bakımından cidLÖZAN ZAFER Ht, HE21MET M!? 33 hakkındaki mütalâalarımızda «kin, hased ve garazkârlık» la ithama zenyn hazırlamak maksadıyla seçilmiş bulunmaktadır. Nitekim yazar Lozan'da İsmet Paşa'mn muhafızlığını yapmış bulunan Ochrli'nin 22 Kasım 1965 tarihli Hürriyet Gazetesinde çıkmış bulunan beyanatını12 iktibastan sonra bu maksadını şu satırlarla açığa vuruyor: den çok acıdır. Müslümanları «Taassub ve n â s -çı 1 ı k » ile itham edenlerin M. Kemal'in söz ve hareketleri hakkında en küçük bir münakaşa zemini açılmasına tahammül edemiyerek onu tabulaştırmaları, tarih boyunca görülen taassub ve sapıklıkların şüphesiz en korkuncudur. (12) 22 Kasım 1965 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanan beyanatında İsmet Paja'nm muhafızı Ochrli, «Hayatımda İsmet Paşa gibi insan görmedim. Çok kuvvetli bir şahsiyeti vardı ve müthiş zeki idi. LtLan konferansını tek başına, evet sadece o tek başına kazandı» demektedir. Mezkûr münekkid bu sözleri senet ittihaz ederek Lozan Kou feransının tek başına İsmet Paşa tarafından kazanılmış (!..) bulunduğunu iddia etmektedir. Hakikatte 1965 senesi gibi İsmet Paşa'nın ikinci bir ikbal devrinde Türkiye'ye gelmiş bulunan bir ecnebinin kendi memleketinde değil, fakat Türkiye'de onu methetmekten başka bir şey yapması beklenebilir miydi?. Ayrıca da İsmet Pasa'mn sırf emniyeti ile muvazzaf sıradan bir muhafızın konferansın cereyan şeklinde ve konferansda dönen dolaplardan haberi olmasına ve böyle bir değerlendirmeyi bilerek yap. mış bulunmasına imkân var mıdır? Misafir bulunduğu bir memlekette yeniden hakim-i mutlak kesilmiş

bulunan inönü'yü methetmenin hüsnü kabulüne vesile olmak ihtimalinden doğan «rügvet-i kelam» mecburiyeti hesaba katılırsa böyle bir beyana ehemmiyet atfetmek, Lozan müdafaasında artık çaresizliğe maruz kalındığının fiilî bir tezahüründen başka ne mânaya gelebilir?.. F: 3 34 KADİR MI9IROÖLU «Şu paragraf ve öncekilerin gösterdiği gibi, kitabın amacı Atatürk'ü, Lozan'ı, İnönü'sü ve bütün kahramanları, hattâ işçileriyle yeni Türk devletini ve devrimlerini kötülemek, eserleri inkâr etmekten başka bir şey değildir. Bu davranış ilim ve mantığın işlemesi yerine kinlerin biçim ve renk değiştirerek canlanması, cumhuriyet öncesinin hasretinin çekilmesidir. Bu anlayış Me ruhu ileride daha açık göreceğiz. Lozan'da varılacak hedefler, alınacak sonuçlar, hattâ usulleri M. Kemal ve ismet Paşa'for, belki de bazı iş arkadaşları arasında kararlaştırılmıştı. Nelerin mümkün olup olmayacağı derinliğine, genişliğine yapılan incelemeler so-::-ında başından beri tesbit edilmiş gibiydi. Konferansın devamı sırasında türlü yollardan yapılan temaslarla durum ve koşullan değerlendirecek yeni kararlar alınıyor 'Atatürk ve Devlet arşivleri bunlarla ilgili belgelerle dolu~ dur. İnönü, büyük önderle birlikte Icararlaştırılanlara ulaşabilmek için ölçüsüz sabır, ustalık, cesaret ve inisiyatif göstermiştir...*'1 Ulus yazan, yukarıya dercedilen satırlarından anlatılacağı üzere bizi M. Kemal Paşa ve onun inkılâplarını kötülemek maksadından hareket eden ve bu yüzden Lozan'ı yermeğe kalkışan bir suiniyet erbabı olarak göstermeye çalışmaktadır. Cumhuriyet devrinden beri bir kimseyi M. Kemal ve O'nun inkılâpları aleyhtarlığı ile tehdit edip susturmak çirkin bir moda haline gelmiştir. Lozan'ın yürütültıOZAN ZAFER Mt. HEZİMET MtT 55 : meşinde M. Kemal Paşa Üe devamlı istişare edilmiş ve o da tahassül eden neticeyi müdafaa mevkiinde kalmışsa bundan Lozan bir dokunulmazlık mı kazanmıştır? M, Kemal Paşa'nın «ak dediğine kara diyenin vay haline!» zihniyeti Türk fikir hayatına ciddî bir buhran ve kısırlık getirmekten başka hiçbir işe yaramamıştır. Asıl mesleği askerlik olan M. Kemal Paşa, her mes'eic; hakkında fikir beyan etmiştir. Her yerde levha haline getirilmiş sözlerine rastlamak mümkündür. O'nun herhangi bir mes'ele halikında ileri sürdüğü bir fikre karşı, o mes'-eleye emek ve ömür tahsis etmiş gerçek bir ihtisas erbabının ciddî ve ilmî bir tenkid ileri sürmesine asla tahammül edilmemiş ve edilmemektedir. Halbuki en gedikli Kemalist-lerden biri olan Falih Itıfkı bile, O'nun da nihayet bir insan olmak itibariyle yanılabileceğini, beşerî zaaflara ka-pılabileceğini şu satırlarla açıkça ifade etmektedir: «Atatürk de kızıp darılır, barışır, gene bozuşur bazan huysuzluğu, bazan keyfi tutar, bir müddet herhangi bir dedikodunun etkisi altında haksızlığa kadar gider, sonra pişmanlık duyar, üstelik alayı, şakayı sever, fâniliği size bana benzer tabu bir insandı.»14 En Kemalist bilinen bir insanın ağzından nakledilen bu ifade. M. Kemal Paşa'nm da yanılabileceğini göstermekte olduğu halde bizi M. Kemal Paşa ve inkılâp düşmanlığıyla tehdit eden Ulus yazan: «İncelememizde görUMü ve görülecektir ki, Bay Kadir MISIRÖGLU, Atatürk'e, Cumhuriyet rejimine ve Lozan'a karşıdır.» 1! dedikten ve İnönü'yü (13) Cihat AKÇAKAYAUOĞhV, Lozan — Ulus Gazetesi 251 şubat 1966 a, g. m. (14) Falih Rtfkt AT AY, Çankaya . İstanbul, 1969 sh. 7 (15) Cihat AKÇAKAYAUOÖLU, 27 Şubat 1966 tarihli Ulus Gazetesi, a. g;. tefrika. 36 KADİR MI8IROOLU murahhas olarak bizzat M. Kemal Paşa'mn tayin ettiğine dair O'nun mâruf nutkundan sütunlar doluşu iktibaslar yaptıktan sonra: «Bu dâhi önderin isabeti tartışılacak şey değildir.»16 diye taassubunu açığa vurmaktadır. Kendisine şu kadarını söyleyelim ki, biz hakikat arayıcısıyız. Bu yolda karşımıza kim çıkarsa çıksın, onun hatırı, coşkun hakikat ^sevgimizi bastıramaz. îşte «Lozan zafer m i, h e z i m e t mi» adlı incelememizin âmili bu görüş ve hissiyat olmuştur. Lozan muahedenâmesi tsmet ve hattâ M. Kemal Paşa için bugüne kadar methiye

dizenlerden bizi ayıran husus, Ulus münekkidinin yap^ı gibi dokunulmaz şahıs ve fikirler kabul ederek peşin hükümlerden hareket etmek yerine, çalışmalarımızı sonuna kadar — ivazsız ve garezsiz olarak — hakikat sevgi ve araştırıcılığının emrinde sürdürmüş olmamızdır. Bize bu hususta «Kin, hasedve garezkârlık» üe «•M . Kemal Paşa ve inkılâp aleyhtarlığı» isnad eden Ulus yazarı, biraz dikkat etseydi, Lozan'ın kıymetlendirilmesinde vardığımız hükümlerin zikrettiği menfî sâiklerden değil, inanıp bağlandığımız temel içtimaî umdelerden neş'et ettiğini kolayca görebilirdi. Gerçekten «Hıristiyan Garp» a topyekûn teslimiyetle bunun bir neticesi olarak birçak hristiyanî usul ve vasıtaları terviç eden «Kemalist inkılâplar »a fiilî ve hukukî bir mesned teşkil eden L o z a n 'm millî ve islâmî umdelere bağlılık halinde tasvibine imkân olmadığı; meydandadır. Yine bir şarklı millet olan «Japon-lar »in yaptığı gibi Garp âlemi ile «teknik unLOZAN ZAFER MI, HEZİMET Mİ? 37 surlar» dışında hiçbir içtimaî tesir alış verişini kabul etmemek ve bu suretle de «Türklük» ve «Müslümanlık» m yüzyıllar boyunca kaynaşıp aynîleş-mesinden doğan bütün manevî ve içtimaî kıymetleri korumak gibi temel bir görüşten hareket eden muhafazakârların ilk isyam; hiç şüphesiz Lozan'adır. Bundan tabiî ne olabilir? Ancak, tenkidlerimiz Lozan'ın sırf bu «Garba teslimiyet»17 mahiyetindeki ruhuna inhisar etmeyip, aynı zamanda maddî ve teknik hususlara da müteallik bulunduğuna nazaran «kin, hased ve garazkârlık» la ithamımız ancak bir «İnkılâp yobazı » na yakışabilecek çirkin bir mugalâtadan başka nedir? Ulus yazan, «Nelerin mümkün olup olmadığmuı M. Kemal Paşa ile konferans boyunca yapılan karşılıklı muhaberelerle tesbit edildiğini» ifade ederek bizi bu babta da M .Kemal Paşa ile susturmaya çalışmaktadır. Gerçi üe-ride bu «karşılıklı muhabere» nin de nasıl bir fiyasko olduğu anlatılmıştır. Fakat asıl ehemmiyetli (16) Cihat AKÇAKAYALIOĞLU, 2 Mart 1966 tarihli Ulus Gazetesi a.g. tefrika. (17) İnönü, bu garba topyekûn teslimiyeti, Ulus'ta yayınlanan hâtıralarında yer alan şu satırlarla açıkça ortaya koymaktadır: «Şapka inkılâbından sonra diğer bir arkadaşımızın, Ankara Valisi Yahya Galip Bey'ia bir ziyaretini hatırlarım. Aynı zamanda mebus olarak bulunan Yahya Galip Bey de çok yakmımızdı. Bir teklifi vardı. Nedir? dedim. «Şapkanın orta yerine bir ay-yüdız koyalım. Diğer milletlerden farkımız belli olur» dedi. Teklifi bu. Yahya Galip Bey'e : ıCamm, biz bunları farkımız olmasın diye yapıyoruz. Sen ne teklif ediyorsun-» tarzında çıkıktım.» (Bkz. inönü'nün Hatıraları, Ulus Gazetesi 5 Nisan 1969 tarihli nüsha). 3R KADİR MISIROSLU olanı, her mes'elede tenkidleri M. Kemal Paşa'nm «yanılmazlığı» ile karşılamanın nasıl bir — ilmî ve fikrî temelden mahrum — despotizm olduğudur. Bundan da anlaşılıyor ki, tarih boyunca müşahede edilen yobazlıkların en dehşetlisi «inkılâp yobazlığı» dır. Kaydettiğimiz herhangi bir maddî kayıp ve teknik hatâ karşısında birtakım mücbir sebepler aranacağına M. Kemal Paşa'nm otoritesine sığınmak bu durumu ne güzel aksettirmektedir!.. Ayrıca «İnkılâp yobazlığı» olarak tavsif ettiğimiz bu yeni taassub, bizim «mutlak gerçekler manzumesi» olan «islâm» ve milletimizin onunla yoğrulmuş bin yıllık tarihî vekayiinden çıkardığımız temel umdelerin — her türlü kayıd ve endişeden azade olarak — ortaya konulmasına ve bu sjuretle ciddî bir münakaşa zemini açılmasına kendileri ve müdafaa ettikleri şahıslarla onların getirdikleri kanunlar mâni olmaktadır. Nokta-i nazarımızı müdafaa için bize en küçük bir fiili ve hukuftî imkân vermeyenlerin başkalarını tahlil ve tenkid vesilesiyle de olsa fikir ve reylerimizin izharına tahammül edememelerine şaşmıyoruz!. Çünkü bu davranış; «Hak ve maslahat» yerine «Kuvve t»e istinad edenlerin müşterek hususiyetleridir. Ancak fâni şahıslar ve beşerî fikirlerin tenkidini kanun ve sehpalar sayesinde önlemenin; o şahıslara da onların bâtıl düşüncelerine de ebedî bir hayat ve iktidar bah-şedemediği tarihin binbir şehadeti ile sabittir. Nitekim daha şimdiden M. Kemal Paşa ve onun

inkılâpları üzerinde birbirini tutmaz pek çok münakaşa ve değerlendirmelere şahid olmaktayız ki, bu da «Şeflik Devri» usulleriyle mitolojik bir hüviyet kazandırılmak istenenlerin, artık ayaklarının toprağa değmek üzere bulunduğunu gösteren mes'ud bir merhaledir. LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mt? 38*. Biz burada, Türk Milletinin tarihi akış içindeki manevî iktisabları ve bunların onun nev'i şahsına münhasır şahsiyetini teşkil eden kıymetli muhtevasının «Garplılaşmak hevesleri» uğruna nasıl cebren ortadan kaldırıldığım ve bu suretle onun «milliyetler yelpaze-s i » nde ayırdedilmesini imkânsız kılmak üzere fârik vasıflarının imha edildiğini izaha girişecek değiliz. Bunu »Kemalist .İnkılâbın Anatomisi» adıyla ileride neşredilecek diğer bir eserimizde ortaya koymaya çalışacağız. Orada, pek çok kanunî maniler, fiilî ve cezaî tehditlere rağmen tebarüz ettirmeğe çalışacağız ki; Garp Âleminden milliyetle alâkası olmayan ve sırf teknik sahada kalması lâzım gelen bir takım unsurlar alma mecburiyeti yerine hiçbir ciddî ve ilmî esbabı mucibeye dayanmadan pek çok ve lüzumsuz içtimaî unsurlar alınarak bugünkü buhranlı devre gelinmiş ve bu harekette «Kemalist İnkılâplar safhası» en büyük fedakârlık ve hattâ facialara sahne olmuştur. Daha çimdiden bu eserin bir bölümüne aid olmak üzere, günlük Sabah Gazetesinde neşreylediğimiz «Kemalist İnkılâbın Farikaları» isimli müteselsil beş makale" isteyene bu bahiste ciddî bir münakaşa zemini temin etmiş bulunmaktadır. Buna rağmen mezkûr tefrikada serdedilen fikirlere, sadece Varlık Mecmuasında Sam N. özerdim imzasıyla neşredilen «Antoloji» isimli makalede19 temas edilmiştir. Sırf surî bir mukayeseden ibaret olan bu te(18) Bkz. Kadir MI8IROÖLTJ — Kemalist İnkılâbın farikaları-6, 15, 22, 29 Aralık 1969 v<S 5 Ocak 1970 tarihli Bab-ıâlide Sabah Gazetesi nüshaları, (19) Bkz. Sam. N. ÖZERDİM — Antoloji, Varlık Mecmuası, 40 KADİR MISIROÖLU nıasdan başka, kâzip bir «ciddîlik» şöhreti kazanmış bulunan bir günlük gazetenin nevpeyda bir züppe yazarının küfür ve mugalata halitası pespaye hücumu30 hesaba katılmazsa orada serdedilen mütaleaların hiçbir ciddî mukabele görmemiş olması hazindir. Bu durum Kemalistlerin — müsbet veya menfi — ciddî ve seviye ifade eden bir fikir vasatı içinde bulunmaktan ziyade «İslama hücum» maksadına bağlı «M. Kemal Paşa ticaret ve küfürbazlığı» yapmaktan hâlâ kurtulamamış bulunduklarını ve menfi bile olsa bir fikir seviyesi ifade etmek için zarurî olan ciddiyetten mahrum bulunduklarını gösteren calibi dikkat bir husustur. Yine ayni gazetede bir başka yazar da M. Kemal Pa-şa'nın «Fakat bu prensipleri; (yani C.H.P. prensiplerini) gökten indiği SANILAN kitapların doğmalanyle asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.» 21 ifadesi üzerindeki tenkidlerimizi hayal Ötesi bir mugalata ile kelime oyunlarına mevzu kılmıştır.*2 Bu sözlerin korkunç bir islâm ve kur'an düşmanlığım terennüm eden ilk kısmını görmemezliktemgelerek «O, ilhamını elbette gökîstanbul, Eylül 1970. tarihli 576. sayı sh. 9. M. Kemal Paşa ve İnkılâpların değerlendirilmesinde nasıl birbirini tutmaz fikirler ortaya atılmakta olduğunun anlaşılabilmesi için yalnız, ;— çeşitli nokta-i nazarların iktibasından ibaret olan — bu makalenin tetkiki bile kâfidir. Bkz. tlhan SELÇUK 29 Ağustos? — Ağustos 1970 tarihli Cumhuriyet Gazetesi. (21) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri c I, İstanbul 1945, sh. 389. Bkz. Kenan ESENGÎN — Gökten ve Gaipten İlham almak, 15 Eylül 1970 tarihli Cumhuriyet Gazetesi. (20) (22) LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 41 ten ve gaipten almamıştır, böyle olması için peygamber olması gerekirdi» gibi mes'eleyi zoraki bir surette saded dışına çıkarmıştır. Ayol! Burada parmak basılan nokta mukaddes kitaplar hakkındaki «Gökten indiği sanılan kitaplar» ibaresinde ki gerçek murad ve kasıt değil midir? Üstelik, onların mutlak bir

gerçek olan «Semâvilik» vasfım bir «zan» olarak tavsif etmek kâfi gelmiyor-muş gibi, bu tavsifi kendi nefsini hariç tutarak başkalarına i-afe eylemek suretiyle «sanılan» tabirinin kullanılmış olması buradaki inkâr ve hücumu sarahaten göstermiyor mu? Bu adamlara isimleri altına «falan fakülte öğretim üyesi» veya «emekli general» gibi şatafatlı sıfatlar koymaya hak kazanacak kadar mürekkep yalamış olmaları da mı kendilerine okuduklarını anlayabilecek kadar iz'-an kazandıramamaktadır? Yoksa âlemi de kendileri gibi ahmak ve anlayışsız mı zannetmektedirler ki, bu kadar çocukça tevil ve mugalatalardan medet umuyorlar! Bu mes'eleyi şimdilik bu kadarla keserek Ulus yazarının diğer birkaç tenkid ve tarizine daha cevap vermek istiyoruz : Bize göre; «Lozan» m ölü doğmuş bir sulh projesi olan « S e v r » e nazaran bir üstünlük taşıması, onun lehine kaydedilecek bir husus değildir. Zira «Sevr» tatbik edilmemiş bir muahede projesidir. O kadar ki, ondan M. Kemal Paşa'nm nutku bile «Proje» tavsifi ile bahsedilmektedir.23 Onun sadece Yunanistan tat(23) Bkz. M. Kemal — Nutuk, Ankara 1927 sh. 403-404. «Efendiler, Mondros mütarekesinden sonra Türkiyeye muhasım devletler tarafından dört defa sulh şeraiti teklif edilmigtir. Bunların birincisi SEVR PROJESl'âiT. Bu 42 KADJİÎ MISir.OCLU bik etmiştir. Buna karşı Ulus yazarı, Sevr'in, 1982 yılında «Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi'nee «Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı» adıyla neşredilen kitaptan yaptığı uzun uzun iktibaslarla tasdik edilmemiş bile olsa fiilen tatbik edildiğini ileri sürmektedir. Bu iddia mezkûr eserden nakledilen «Gerçekte Mondros Mütarekesi Birinci Dünya Harbi'nin bir safhasını teşkil etmekte ve bu harbin tatbikattaki sonucu elan Sevr Sulh Muahedesine kadar uzanmaktadır» 24 cümlesine istinad ettirilmektedir. Hakikatte Sevr Sulh Projesi daha önce de yüzlerce misali ortaya konmuş bulunan taksim projelerinden25 biridir- Ancak müttefikler Birinti Cihan PROJE hiçbir müzakerenin mahsulü olmayıp düvel-i iti-lâfiye tarafından Yunan Başvekili Mösyö Venizcloa'vn da iştiraki ile tanzim ve Vahideddin'in hükümeti tarafından (Vahidettin değil!...» 10 Ağustos 1920 imza edilmiştir. Bu PROJE Türkiye Büyük Millet Meclisince bir ze_ min-i münakaşa büe addedilmemiştir..» M. Kemal Paşa yukarıda dercettiğimiz satırlarında «SEVR» den tam üç kere «PROJE» tavsifi ile bahsetmekte ve «Sultan Vahideddin merhumun bu projeyi tasdik edip etmediğini mesküt geçmektedir. Halbuki O'nun «SEVR» i tasdik etmemek için (Bkz. A. Reşit REY — Gördüklerim, Yaptıklarım, İstanbul 1915 sh. 299) ne tazyiklere göğüs gerdiği ve böylece de tekemmül ederek tam bir muahede halini almasını önlediği bir başka eserimizde (Bkz. Kadir MISIROGLU — Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahidler, İstanbul 1969, sh. 41 ve devamı), mufassal ve müdellel bir surette izah "ve Isbat edilmiştir. (24) CİHAT AKÇAKAYAL1IOÛLV — a.g. tefrika, Ulus Gazetesi 22 Şubat 1966 tarihli nüsha. (25) Bkz. Cent Projest de Paıtage la Tur-q u 1 e adlı eser veya bunun Donanma mecmuasının 49. ve müteakib sayılarında yayınlanmış bulunan tercüme ve tahlili. LOZAN ZAFER Mİ, HE211MET Mt? 43 Plarbi'ni takiben yaptıkları işgalleri hukuken Sevr Sulh Projesine değil, Mondros Mütarekenamesinin yedinci maddesine istinat ettirmiş oldukları cihetle bu işgallerin Sevr Sulh Projesine tetabuk etseler bile onu hukuken muteber bir muahede haline kalbedemiyecekleri meydandadır. Binaenaleyh böyle bir iddia ister Cihat Akçakayaüoğlu'ndan, isterse tam bir Klemalist telkin altında yetişen subaylardan kurulu Erkânı Harbiye-i Umumiye Harp Dairesi Hey'-etince ileri sürülsün, hiçbir ilmî ve hukukî kıymeti yoktur. Yanlış, yanlıştır, kimden sadır olursa olsun!. Ulus yazarı, daha sonra ; «Şunu iyi bilmeliyiz ki, Mukaddes Cihadlar artık devrini tamamlamıştır. Birinci Dünya Savaşında imparatorluk çökerten (İlikleri, kemikleri Türkün parası ve emeği ile dolu müslüman ve arap âlemi) Halifenin bayrağı altında toplanmak şöyle dursun onu ateşe vermiş kahraman Türk ordularını düşmanlarla el birliği ederek

arkadan vurmuştur. Yeni ve acı bir örneğini, de Kıbrıs dâvamızda görüyoruz. Müslüman Türk'ü boğazlayan kara Papazla sarmaş dolaş olan müslüman liderleri önce din ve dindaş yerine evvelâ menfaat diyorlar!...»36 diyerek çok ehemmiyetli bir noktaya parmak basmıştır. Gerçekten, Türkiye ile tslâm âleminin arasını açan ve Türk Milleti adına o âlemin liderliğinden zımmen bir nevi «İstifa» manâsına gelen Kemalist inkılâpların gayretkeş müdafileri ötedenberi her vesile ile bir «Arap ihaneti» nden söz ederler. Tarihî vakıaların ışığı altında bu mes'ele üzerinde bir nebze durmak istiyoruz: (26) Cihat AKÇAKAYALIOĞLU a.g. tefrika, Ulus gazetesi, 1 mart 1966 tarihli nüsha. 44 KADİR MISIROöLU Türkler, Arap memleketlerini takriben dört asır kudretle siyanet ve mahirane bir surette idare etmişlerdir. Bu bir siyanetti: Çünkü maksadı İslâm'ı yok etmek olan «Haçlı Orduları» na karşı aşılmaz bir iman sed-dı teşkil ettikleri tarihin şahadetiyle sabittir. Gerçekten Selçuklular ve daha önceki devirlerde Anadolu ve bazan da Suriye'ye kadar ilerleyebilen Haçlılar, İslâm Dünyasının şerefli temsilciliği Osmanlıların kudretli ellerine geçtikten sonra, Tuna Nehrini aşamamışlardır. Üst üste tertip edilen Haçlı Seferlerinin her biri üssülhareketlerine bitişik olan Orta Avrupa Ovalarında karşılanıp mağlûp edilmiş ve bu sayede Arap memleketleri ve hassaten «Mukaddes Beldeler» yüzyıllar süren sakin bir hayat geçirmek imkânını bulabilmişlerdir. Osmanlılar, bu ülkeleri aynı zamanda gayet mâhirâne bir surette idare etmişlerdir. Bu yüzden aslen «Arap» değil, «Arnavut» olan Kavalah Mehmet Ali Paşa'-nm Mısır'da çıkardığı isyanla dinî vasfı siyasî vasfına galip bulunan «Vehhabî Hareketi» gibi mün-ferid vak'alar bir yana bırakılırsa, Arap Âlemi imparatorluğumuzun yıkılışına kadar gayet sadıkane bir surette bize ve bütün Müslümanların devleti olan «Devlet-i  1 i y e ' ye bağlı kalmışlardır. Yemen ve sair yerlerde son devirlerdeki karışıklıkların dahilî olmaktan ziyade, İslâm Âlemini parçalayıp yutmak isteyen Avrupalıların ihdas ettikleri haricî fitne ve fesatlardan doğmuş sun'î kımıldanmalar bulunduğunu tafsil ve izaha sahifelerimizin hacmi müsaid değildir. ! Esasen Osmanlılar, hiçbir Arap memleketini yerli Arap idarecilerin elinden almamış', her birini zalim ve yabancı bir müstevlinin pençesinden kurtarmışlardır. Irak LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 45 ve Suriye'yi acemlerin, Mısır'ı Çerkeş asıllı Kölemenlerin, Şimali Afrika ve Yemen gibi uzak Arap ülkelerini ise İspanyol, Portekiz gibi müstevli garplıların elinden almış ve bu memleketlere bir «Kurtarıcı» olarak girmişlerdir. Üstelik Kur'amn ölümsüz umdelerine son derece riayetkar oldukları için de bütün müslümanları «kardeş» ve islâm âlemini tek bir «Devlet» kabul ettikleri için sahip oldukları ülkeler arasında hiçbir fark gözetmemişlerdir. Sırf ümmetin birlik ve bir merkeze bağlılığını teminden ibaret olup hiçbir müslümana ağır gelmeyen hareketleri ile îslâm'm emir ve icabını yerine getirmekten başka bir şey yapmamışlardır. Teb'a arasında vazife ve mevkiler için ehliyet ve liyakatten başka bir kıstas tanımayan Osmanlıların tarihi, bu bapta alâka çekici misallerle doludur. Meselâ Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ın fethini müteakiben dönerken yolda Mısır Beylerbeyliğinin elinden alınmasına nıünfâil olarak kendisine at üstünde : «Bu kadar zahmet çektik Mısır'ı gene bir Çerkeş'e verdik. Çekilen emekler boşa gitti» diyen Ve-zir-i âzami Yunns Paşa'yı derhal idam ettirmiştir.27 Osmanlı Devletinin takip ettiği bu siyaset Arap Âle-: minde diğer beldelerden daha da iyi neticeler vermiş ve birçok yerlerde — Meselâ Rumeli ve bilhassa Anadoluda — (27) Dr. Ahmet MUMCU — Osmanlı Devletinde Siyaseten Kati, Ankara 1963 sh. 31, — Dr. Selâhattin TAN-SEL — Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969 sh. 203 ve ayrıca o devre ait kaynak eserler; meselâ, Süheylî — Varak, 48 B — Alî — Varak, 263 A s. Maahaza bu kaynaklardan bazıları Veziri âzamin çok kısa süren Mısır Beylerbeyliğinde pek kötü hareketleri görüldüğü ve hattâ rüşvet aldığım da kaydetmektedirler.

46 KADİR MI9IROÖLU görülen «Eşkiya» ve Celâli isyanları» na benzer hâdiseler buralarda ortaya çıkmamıştır. Birinci Cihan Harbi esnasında Arapların Halifenin «Cihad Fetvası»ni' dinlemedikleri iddiası ise ; menfî bir propaganda maksadına bağlı olarak büyütülmüş bir mes'eleden ibarettir. Evvelâ şunu unutmamak gerekir ki, bu fetva, Hilâfeti İslâm Dünyası üzerinde cidden nafiz bir kudret haline getiren II. Sultan Abdülhamid Han Hazretleri gibi mübarek bir hükümdara karşı her tarafta derin akisler uyandıran bir ihtilâl yaparak işbaşına gelen «İttihatçı güruhu» nun elinde iradesiz bir oyuncak mevkiine.düşen Sultan Reşad tarafından ilân edilmiştir. Üstelik «Halife İradesi» nden ziyade «Alman menf aati»ni temsil etmekte olduğu aşikârdı. Ayrıca da dörtyüz senelik aşırı bir müsamahakârlığın arkasından, bir tek kelime Türkçe bilmeyen Arap halkına, Türkçe konuşmak mecburiyeti tahmil etmek gibi saçmalıklarla dolu ittihatçı idaresinin incelenmesi de Arap aksülâmelinin sebeplerini keşf ve te^sbit için zaruridir.28 Böyle olduğu halde bu fetvanın hiçbir tesir icra etme(28) Gerek bu, ittihatçıların idarelerine karşı ortaya çıkan Arap aksülamelini ve gerekse bu mes'eledeki — başta İngilizler olmak üzere — düşman te'sirmi bütün teferruatı İle görmek ve hâdiselerin aslî sebeplerine nüfuz edebilmek için bkz; Şerif Abdullah — Müzekkirâti (Hatıratım), Kudüs 19-15. Bu eserde ittihatçılar acı bir dille tenkid »dildiği halde Sultan Abdülhamid Han'ın methedilmesi (sh. 24) dikkati çeken bir husustur. Ayrıca <Phillip KNIGHTLET, Colin SIMPSON — The Secret Lives of Lavvrence of Arabi a , (London 1989),* da da İngiliz tesir ve entrikaları hakkında geniş malûmat vardır. LOZAN ZAFER MI. HEZİMET Mİ? 47 diği de söylenemez, ingilizlerin bu yüzden Mısır ve hattâ Hindistan'ın idaresinde karşılaştıkları müşkilât ve bu memleketlerde ortaya çıkan karışıklıkların izahı uzun bir mes'eledlr. Mutaarrız İtalyanlara karşı vatanım müdafaa etmekte iken bu fetvaya ve verilen hususî emre itaat ederek İstanbul'a gelen Şerif Ahmet Eş - Sünuşi Arap değil miydi? Misalleri çoğaltmalt istemiyoruz. Ancak şu kadarını söyleyelim ki, Arap Alemindeki bu «itaatsizlik» sadece bir aileye yani Şerif Hüseyin ve ava nesine münhasır olduğu halde onu bütün Arap Âlemine şâmil göstermek isteyenler kasıtlıdırlar. «İslâm kar deşli-ğ i » nin hattâ daha emin bir tâbirle söylemek gerekirse « 1 s 1 â m » in düşmanıdırlar. Onlar böyle bir iddia ile ıslâmı (hâşâ!...) modası geçmiş gibi göstermek istemekte ve sırf bu maksatla bu hâdiseyi sık sık tekrarlamaktadırlar. Filhakika Ulus yazarının evvelce iktibas edilmiş bulunan satırları da bunu açıkça göstermektedir. Kendilerine sormak isteriz ki, Halifenin fetvasını dinlememiş olan (bu da doğru değil ya!...) Arapları unutmuyor ve bu mes'e'.eyi ikide birde tazeliyorlar da mülî mücadelede halifeye dep, Türk tarihinin en büyük şahsiyeti (!...) diye kabul ettikleri M. Kemal Paşa'yı dinlemeyip isyan eden Bolu, Konya, Düzce vs. gibi şehir ve kasabaların halklarının isyan ve itaatsizliklerini artık niçin mevzubahis etmiyorlar? Bu nokta, onların daima İslama karşı olan kötü niyetlerini isbata kâfi gelse gerektir. Aslında ve tamamen içtihat farklarından doğan bu gibi hareketleri tahrif ila Türk gençliğini yanıltmak isteyen İslâm düşmanları, artık sermayeyi tüketmişlerdir. Zira vatan evlâtlarının pek çoğu artık bu basit silâhlarla avlanmayacak kadar tarih şuuru ve iman vecdi ile zırhlanmış bulunmaktadırlar. Ulus yazarının «Artık mukaddes Cihad devri kapan48 KADİR MraiROöLU mıştır» şekindeki iddiasını da en materyalist bilinen Yahudiler, 1967 Arap israil harbi • neticesinde ulaştıkları «Ağlama duvarı» önünde cevaplandırmış bulunmaktadırlar. Onun için,biz bu iddia üzerinde durmayacak ve kendisini dünyada/ olup bitenleri anlamak rüştü veya selim muhakemeden mahrum kabul ettiğimizi beyanla iktifa edeceğiz. Ulus münekkidinin temas ettiği mes'elelere teker teker ve gerektiği şekilde cevap vermek yeniden böyle bir eser telifini icabettireceği cihetle son olarak bir noktaya daha temas edip bu tahlile nihayet vermek istiyoruz :

Boğazlar meselesindeki görüşlerimizi ele alıp güya tenkid eden29 yazar, müteakiben çaresiz çırapıntılar içinde işi istihzaya dönmektedir: «Bir kurşun atmamış ve bir masada tartışıp çarpışmamış insanlar, Debreli Receb gibi Martini pek kolay atarlar!.10 «Bay Kadir Misıroğlu'nun millî mücadelede görev alarak kansız bir barış sağlamamış olması, Türk Ulusu için cidden talihsizlik olmuştur.»" Boğazlar meselesi hakkındaki cevabımızı uzun olması dolayısıyle alâkalı bahiste (ikinci cilt, Boğazlar Mes'elesi) vereceğiz. Aslında hiç üzerinde, durmaya değmeyen bu istihzaların mantık fukarası sahibine şu kadarını söylemek isteriz ki, herhangi bir şey hakkında daha iyisini yapamı-yacak olarım tenkid hakkı yoksa, başta tarihçiler olmak üzere bütün san'at ve edebiyat münekkidleri suçludurlar. (29) Bkz. Cihat AKÇAKAYALIOÖLU — Ulus gazetesi a.g. tefrika 28 Şubat 1966 tarihli nüsha. (30) . a.y. (31) a.y. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 49 Hangi münekkidi tenkid ettiği bir işi daha iyi bir surette yapmaya davet etmek mâkûl olabilir. Ulus münekkidi bu mantığında samimî ise zinhar bir lokantada önüne konan yemeği veya terzisinin diktiği bir elbiseyi beğenmemek gibi bir cürüm işlememeye dikkat etmelidir!. Mantığını sevsinler!.. Yarım asırdan beri devam eden pespaye yalanlar ,ve Kemalist kanunların desteğinde uluorta atış yapan acemi silâhşor!.. Sana bu «Çarpışma Efsanesi» nin içyüzünü de Öğretirdim ama ne yapayım ki 5816 sayılı kanun ve bir de inkılâplarınızı desteğine alan yeni Anayasanın 153. maddesi var!. Hâlâ hakkı temsil ettiğini zan ve iddia ediyorsan, git biraz da Doktor Kıza Nur Bey'in Hâtıralarım oku!.. Bir de tutmuş Şemsettin Günaltay32, Celâl Bayar13, ' İhsan Sabri Çağlayangil", Şevket Süreyya35 gibi yerli ve Von Papen34 vs. gibi ecnebilerin Lozan ve İsmet Paşa hakkındaki methiyelerini sıralamışsın!.. Şu bizim tatlısu frenk-lerinin — hattâ şahsî hesaplara rağmen — bu methiyeyi niçin yaptıkları malûm... Aynı noktada birleşiyorlar; İslama karşı olmak!.. Türklük ve Müslümanlığın müşterek bir enmuzeci haline gelen «Millî şahsiyet» ten kaçmak!... Von Papen'e gelince, eğer o da yüzbinlerce alman'ı asıp keserek sizin hareketlerinizi tersinden icra edip islâm (32) Cihat AKÇAKAYALIOÖLU — Ulus yazetesi a.g. tefrika 27 Şubat 1966 tarihli nüsha. (33) a.y. (34) ay. (35) Cihat AKÇAKAYALIOÖLU Ulus gazetesi a.g. tefrika 2 mart 1966 tarihli nüsha. (36) Cihat AKÇAKAYALIOGLV Ulus gazetesi a.e. tefrika 28 Şubat 1966 tarihli nüsha. F: 4 KADİR MtSIROöLU alfabesini, islâm kıyafetini/ islâm yılbaşısını, islâm hafta tatilini ilh... alıp Alman halkına kabul ettirseydi ben ve benim gibi «asabiyeti diniyye» ile mutta-sıf her müslüman onu daha ziyade medhü sena eylemaz miydi? Unutmamak gerekir ki, Von Papen de her Avrupalı gibi dini bütün bir hristiyandır. Hristiyanlığın bütün içtimaî esaslarını bu bin yıllık müslüman millete zorla kabul ettirmek için oluk gibi kan akıtıp yüzyıllardan beri Haçlı ordularının bile hayal edememiş oldukları işleri yapmak, bir hristiyanın takdir hislerini davet etmez mi? Üstelik Hıristiyan Garba benzemek ve bunun neticesi olarak «Müslüman Türk» hüviyetini tamamen ortadan kaldırmak gibi bir harekete karşı garplıların ikramı, Von Papen misalinde olduğu gibi kuru bir methiyeden öteye geçmemiş ve geçmemektedir. Eh, bu kadar bir rüşvet-i kelâmı da ne onların senyörlüğü ve ne de bizimkilerin nü-vazişleri muvacehesinde çok görmemek lâzımdır. Doğrusu bütün inkılâpçıların yıllardan beri yaptıkları; Icendilerini makul ve makbul gösterebilmek için bu gibi hıristiyan taassubuyla müteharrik insanların bizdeki hristiyanlaşma istikametindeki inkılâpları daha da teşvike medar olmak

üzere izhar eyledikleri takdirkârlık-ları nakletmekten ve bunlarla avunmaktan ibaret olmuştur. Fakat bu hareketlerin namına icra edildiği büyük Türk Milletinden en büyük bir tasvip görmemeleri ne derece «Gayrî millî» bir hareketi temsil mevkiinde bulunduklarının şaşmaz delilidir". Doğrusu çok partili ha(37) Kemalistler, Piç bir «Devrim» kelimesi i!e adlandırdıkları inkılâpların «dini bütün> Türk Milletince asla benimsenmediğini müdrik bulundukları için hukukt ve fiilî baskılarını — aradan elli yıl gibi bir zaman geçmiş olmasına rağmen — hâlâ artırma gayretleri LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 51 yata geçtiğimiz günden beri yapılan bütün seçimlerde, inkılâpları temsil eden Cumhuriyet Halk Partisi, halkın kahir ekseriyetinin reyleriyle daima reddedilmiştir. Hakikatte bu red Kemalist inkılâplara karşıdır. Böyle iken altı umdesinden biri «Milliyetçilik» diğeri de «Halkçılık» olan bir partinin hâlâ ne derece halktan uzak ve gayrî millî bir yolda bulunduğunu farkedeme-mesi peşin fikirlilikten başka neyle izah edilebilir. Üstelik garbın propaganda ve teşvik gayretlerine kapılmadan Kemalist inkılâpları tenkid ve tahlil eden gerçekçi mütefekkirlerinin eserleri hey'eti vekile kararlarıyla yurt dahiline hâlâ sokulmarnaktadır. Yarım asırdan beri « T a h -s i s a t - ı Mesture» den cömertçe ihsanlarla yazdırılmış kitaplardan veya kendilerini bu hristiyanî yolda daha da teşvik maksadıyla söylenmiş sözlerden medet uman ke-malistlerin milletten üst üste yedikleri seçim tokatlarıyla ıslâh ve irşad olmayarak aynı dalâlette devam edip gitmeleri hazindir!.. Bunun neticesi de muhakkak ki iflâs ve hezimet olacaktır. Bu iflâs ve hezimetin daha şimdiden ihbar çanlarının acı tınneti kulak zarlarını yırttığı halde, Ulus yazarı, bizi aynı fersude silâhla iskat etme yolunda yürümektedir. Ah tatlı su frenkleri!... Şu Garbın biraz da dindarhpeşinde koşmaktadırlar. Fakat son zamanlarda bu mevzu-daki gerçeği hareketlerinden çıkan zımnî ifadelerle depi), açıkça yazıp söyledikleri ile de açığa vurmaktadırlar. Bir misal vermek gerekirse Kemalizm! .komünizm hesabına istismar maksadının bir nunjaraiı ma'kesi olan Cumhuriyet Gazetesi'nin 19.8.1970 tarihli nüshasında intişar eden Oktay AKBAL imzalı yazının serlevhasını zikretmek kâfidir: «Devrimler için oylama yapılamaz!..> 62 KADİR MISIROGLU ğını görebilseniz.'... Ama ne gezer, sizde «Bâtıl» ve «Muharref »e bile iman istidadı yoktur!... Son söz olarak şunu de beyan edelim ki nâçiz eserimizi tenkid ve takdir eden makaleler, bu kısmen iktibas ve kısmen de temas ettiklerimizden ibaret değildir. Fakat bazıları kimi ve neyi kasteddikleri malûm olduğu halde ismimizi ve eserimizi sarahaten kaydetmedikleri3' için on-Jan cevaplandırmak lüzumunu duymuyoruz. Hattâ bu tarzda hareket edenler için de eserimizin tezini kabul ve müdafaa edenler de vardır.19 Aynı şekilde aldığımız yüzlerce imzalı ve imzasız takdir ve tahkir mektuplarını da buraya dercedip bunlar üzerinde durmaya fiilen imkân bulamadığımıza üzülerek ifade etmek isteriz!. (38) Meselâ Bkz. Burhan FELEK — Yine İsmet Paşa, Cumhuriyet gazetesi 6 Şubat 1966 tarihli nüsha — Ahmet Şükrü ESMER — Lozan Zafer mi, Yenilgi mi?, Ulus gazetesi 16 Ocak 1966 tarihli nüsha. -— N. Sami ÖZERDİM — Kitaplar ve dergiler arasımda, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi İstanbul 19*65 s. 4, sh. 79. (39) Meselâ Kâmil TURAN, Lozan bir hezimettir, Bab.ı Ali de Sabah gazetesi 20 Ocak 1966 tarihli nüsha. İKİNCİ BASIMIN TAKDİMİ Lozan, «Keyfi ve mutlak hükümdarlık» mahiyetindeki « Ş e f I i k devri» nin temel taşıdır. Çünkü, o devrin ilk on-beş yılun dolduran «Kemalist inkılâp 1 a r » m hukukî ınüstesnidatıdır. Kemalist inkılâplar, islâmdan inhirafla, «Hristiyan G a r b » in iktibası istikametinde yüzyıldan beri temadi eden gayret ve çalışmaları nihaî hedefe vardırmak üzere, sehpaların gölgesinde gerçekleştirilmiş — herbiri diğerinden daha kanlı — hamlelerdir. Ne gariptir ki; dinî vecd sayesinde ulaşılabilen zaferin sağladığı siyasî ve askerî kudret, harpten sonra din ve onunla yoğrulmuş şahsiyetli içtimaî

yapımızın tahribi için kullanılmıştır. Fakat «Müslüman Türk Hüviyeti» ne yöneltilmiş bulunan bu tahrip ve imha hareketleri «Hak ve Maslahat» yerine «kuvve t » e istinat ettiği içindir ki; — demokratik icablarm zorlamasına rağmen — tahlil ve tertkidl&rine hâlâ en küçük bir fiilî ve hukukî imkân verilmemektedir. Peşin ve hayatî bir tedbir olarak ortaya çıkan İm «Asrî Taassubu sebebiyledir ki, Lozan yıllarca « T a k r i r-i Sükûn K a n u n u » nun «Cezaî Müeyyideler Suru» içinde korunmuştur. Ancak bu surun; «Sevr ölüm !... Lozan hayat !...» mugala-tasıyla sıvanıp cilalanan dış yüzü, çeyrek asrın tahribi54 KADİR MiaiROGLU LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET V.i" ne bile mukavemet edememiş, çok geçmeden arkasındaki acı gerçekler farkedilmeye başlanmıştır. Gerçekte, «Şeflik D e v r i » ni sona erdiren «Çok Partili II a y a t » a geçişle iç siyaset çekişmelerinde zaman zaman Lozan efsânesinin sırça köşküne de taşlar atılmış fakat temel görüş ayrılıklanyla vücud bulmayan yeni par tilerin kadrolarından bu mevzuda tarihin şaşmaz kıymet hükümlerini aksettiren ciddî bir eser ortaya koyan çikmu-mıştır. Bu boşluk ilk defa 1965 yılında yayınlanan bu na çiz incelememizle doldurulmuş ve böylece Lozan etrafında ki sahte edebiyatın maskesi düşürülmüştür. Bu yüzden birinci baskısı leh ve aleyhte birçok akisler! uyandırmış ve birkaç ay zarfında kapışılmış bulunduğu halde, müessesemizin mütevazı imkânları ve araya giren başka ehemmiyetli neşriyat yüzünden ikinci basımı ıı« yazık ki; bugüne kadar gecikmiştir. Şimdi onu birçok iîâve lerle yeniden umumî efkâra takdim ederken, îsmet Paş ve Dr. Rıza Nur gibi Lozan'ın birinci ve ikinci murahhas lan, yayınlanan hatıratlariyla son sözlerini söylemiş bulunmaktadırlar. Binaenaleyh Lozan'ın baş âmillerinden elan bu iki şahsın, artık geriye almalarına imkân bulunmayan beyanlariyle de bir kere daha tebellür eden bu mev-zudaki «Hezimet-i Kahkariye» nin zaman zaman — velev sürç-i lisan kabilinden bile olsa — kendi ağız lanndan ifade edilmiş bulunması bu hatıratlardan bir kaç yıl önce neşredilen eserimizin getirdiği «yeni tezsin ne ölçüde gerçeği temsil ettiğini ortaj'a çıkarmış bulunmaktadır. Lozan hakkında «Umumî Bir Değerlen d i r m e » mahiyetindeki bu birinci cildi takiben e fi umumiyeye takdim edilecek ve «maddî kayıplarımız »ı tahlil edecek olan ikinci ve «Hilâfet vesaire gibi «manevî kayıpları m iz» m sebep ve neticeleri üzerinde duracak olan üçüncü ciltleri de okuduktan sonra — ihtimal ki — Lozan'ın «Kazanç Kayıp Tablosu» na içiniz sızlamadan bakamıya-caksmız! O zaman, bütün bir milletin, yıllarca nasıl aldatılarak hâinlerin kahraman, kahramanların ise hâin olarak tanıtılabildiğinc hayıflanmakla mı iktifa eder, yoksa «Propaganda» der.ilen silâhın dehşetli tesirini kavrayarak onu biraz da «Hak ve II a ii i k a t » için kullanmak üzere — şahsan ne yapabileceğinizi düşünüp — harekete mi geçersiniz?... Bilmek isterim!... Bilhassa siz: evet siz, cinnetten bir şubeye mensup olan azîz gençler!... Unutmayınız ki, devletinizi âlemşümul bir imparatorluktan mânâ ve maddede küçük bir Türkiye haline getiren dahilî ve haricî düşman faaliyetlerine cevaz, meşrûiyyet ve hattâ itibar bahşeden L o % a n'dir!... Yeniden büyük devlet olma imkân ve ümidlerimizin yegânı; kaynağı olan gençler!... Onu yırtıp çiğnemedikçe «Büyük Türkiye» nin şafağı sökmeyecektir!... Kadir MISIROÛLU 27 Ramazan 1390 (26 Teşrinisani 1970) Serencebey/İstanbul BİRİNCİ BASIMIN ÖNSÖZÜ LOZAN anuahedenamesi, «Cumhuriyet TürkiyesinnİD hukuki, siyasî ve hattâ iktisadi varhğuıa temel teşkil etmektedir. Bugün milletçe içinde çırpındığımız maddi ve manevi izdıraplann bu temelle alâkası üzerinde şimdiye kadar maalesef gerektiği kadar durulmuş değildir. Çünkü Lozan Muahedenamesi, henüz kadro ve kökleşmiş an'aneleriyle tesirinden tamamen kurtulamamış bulunduğunu «Şeflik Devri» nin başlıca eserlerinden biridir. Bu yüzden o devrin anîayış ve hissiyatı, bu muahedo-namenin âfâkî bir surette tahliline imkân vermemiştir. O kadar ki, bahis "mevzuu nraahedenamenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde müzakeresi esnasında aleyhte konuşmak isteyenler doğum yerleri yeni hudutlar haricinde kalmış bulunan kimseler arasından bizzat M. Kemal Paşa tarafın-dan itina ile tesbit edilmiştir.

Bu ısmarlama tenkidleriu M. Kemal Paşa tarafından re'sen tespit edilmiş eşhasa yaptırılmış olduğu memleketimizin en gedikli kemalisti bilinen Celâl Bayar tarafından bile itiraf edilmektedir. Gerçekten O'nun, bizzat bu saürlann muharririne naklettiğine göre kendisi de aleyhte konuşmak üzere el kaldırınca M. Kemal Paşa'nuı konuşacakları tesbit için elinde tuttuğu kalemini — yüzüne sıkıntılı bir mânâ vererek — masaya «tıp • 58 KADtR MISIROÖLU — «Canım, sen Lozan heyetine dahilsin. Senin aleyhte konuşman yakışır mı?» demiştir. Sadece bu misal bile Lozan Muahedenamesinin, hemen tekmil azası M. Kemal Paşa tarafından bizzat tayin edilmiş bulunan İkinci Mecliste ne şartlar altında müzakereye konulduğunu gösteren tipik bir hadisedir. Buna rağmen birçok milletvekili bu muahedeyi şedit bir lisanla tenkid etmişlerdir ki bir gizli celsede cereyan eden bu tenkitler, bugüne kadar efkârı umumiyeye arzedil-memiştir. Üzerinden yarım asır geçtiği halde hâlâ bu gizli celselerin zabıtlarının neşrine teşebbüs edilmediği görülmektedir. Hattâ daha önce Lozandaki müzakerelerin inkıtaa uğradığı sırada Türkiye Büyük Millet Meclisinde başlıyan müzakerelerde «İkinci Gurup» adıyla anılın muhalefet ekibi de tamamen aleyhte konuşmuşlardı, iîıî grupun liderleri Erzurum Mebusu Hüseyin Avni ve Trabzon Mebusu Ali Şiikrü Bey ile- arkadaşları Misak-ı Millî den feragati asla kabul etmemiş ve İnönü'yü sert bir dille tenkit etmişlerdi. Muahedenâmenin imzasından sonra ise seçimler bu muhalefet grupunu tasfiye edecek şekilde yenilenmişti. Yukarıda ifade edildiği üzere tenkitler buna rağmen önlenememiştir. Zira Lozan muahedenâmesi o kadar bari? eksik ve kusurları ihtiva ediyordu ki; bilâhare tatbikatt înönü'nün baş yardımcıları olacak bir çok şahsiyet bile fe veran edenler arasında idiler. Bunlardan Şükrü Kaya, Vasıf Çınar ve Mustafa Necati'yi zikredebiliriz. Bütün bu mülâhazalardan anlaşıldığı üzere, bu nnv.tr hadenâmenin kabulü ikinci mecliste olmuştur. Bu meclis «Parti disiplini» nin zebûnu idi. Eğer meclis yenilenerek miUetvekiOerinin büyük bir kısmı değiştirilmeI LOZAN ZAFER M t. HEZİMET Mİ? 59 iniş olsa idi tasdike imkân yoktu. Mitli mücadeleyi şerefle başarmış vatanperverler kadrosu olarak her biri başhba-şına bir şahsiyet olan Birinci Mecîis-i Mebusanın Umumî hissiyat ve kararı bu muahedenâmenin aleyhinde idi. İhtimâl ki; o günün malûm usullerine göre cereyan etmiş olan seçimlerle meclisin yenilenmesinin belli başlı sebeplerinden biri de bu idi. Bu kitapta isbat edilmiştir ki Lozan Muahedcnamcsi millet olarak şahlanan halkımızın kazandırdığı zaferi Jjaltkıyle tescil ve tasdik cdirememistir. Buna rağmen malûmu Hâm kabilinden en tabiî haklarımızın — o da bir çoğu eksik ve kusurla olarak — teyidi, İnönü ve ekibi tarafından ulaşılmaz bir netice imiş gibi kibir ve tahakküm vesilesi kılınarak sistemli bir telkin ve medih edebiyatına mevzu edilmiştir. Fakat, artık sultanî bir eda. ile böbürlenmenin ve «Millî Şefimiz Hazretleri» gibi hulûskârlıklarla bu mevzun eîo aîmanın artık zamanı geçmiştir. Bu muahedeyi; ilim vo mantığın süzgecinden geçirmekte maalesef çok geç kalınmıştır. Yıllarca bayram nutuklarının üslûbu ile yürütülen sistemli bir propaganda tesirini göstermiş ve memleket çocuklarına Lozanda uğradığımız kayıplar nnuttarulmuştur. Bugün Kıbrıs mevzuunda karşılaştığınız güçlükler, gitgide bu muahedena-nıenin yaldızlı edebiyatına karşı milletçe beslediğimiz şüpheyi derinleştirmektedir. Bu keyfiyet, Lozan Muahedena-mrsinin düzeltilmesi lüzumunu ortaya çıkarmaktadır. Iîu tetkikin sonuna eklenen Lozan mukavelenamesi metninin 20 nci maddesinde açıkça görüleceği üzere, Kibrisin İngiltere tarafından ilhakı kabul edilmekle kalınmamış, 21 ne? madde de Türk tabiiyetini seçmek isteyenlerin Türkiycyo muhacereti mecburî kılınarak Türk nüfusunun zamaııl.ı 60 KADİR MI9IROOLU LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mı?

61 ekalliyet haline gelmesini icab ettirecek bir açık kapı bırakılmıştır. Bu misale Kerkük, Adalar, Batı Trakya, Patrikhane, Ekalliyetlere tanınan imtiyazlar gibi daha birçoklarım ekleyerek sözü aratmak istemiyornz. Banlar alâkalı bahislerinde ele alınmıştır. Bu vesile ile şu kadarını söyli-yelim ki, Lozan'da öyle bir mnahedenâme imza edilmiştir ki, Türk'ün şahdamarı Boğazlar dahi sağlam bir garanti altına alınamamıştır. Bir avuç maceraperest ittihatçının kısmen ihmal ve basiretsizliği ve kısmen de ihaneti ile güngörmüş yüce bir milletin — tâbir caizse — kemik iskeletinde feci bir kırılma olmuştur. Birinci Cihan Harbinin mânası budur. Lozan Muahedenamesi Cihan Harbini takibedeo Millî Mücadelenin kazanılmış olmasına rağmen bu kırıkları yanlış kaynatan bir tedavi.olmuştur. Bu sebeple siyasî, içtimaî ve iktisadî bünyenin ağrı ve sızıları dinmemektedir. Lozan Muahedenâmesini bir zafer olarak göstermeye çalışanların, onu Sevr Muahedenamesi» yle kıyaslamak, başlıca taktikleridir. Halbuki Sevr Muahedenamesi, İttihatçı güruhunun getirdiği bir felâket olarak hazin bir mağlûbiyetten*sonra mağlûp bir devlete karşı teklif edilmiş bir düşman sulh projesidir.40 Onun cevabî Millî Mücadele olmuştur. Pek şûyû bulmamış bir gerçek olarak kaydedelim ki, bu muahede üstelik, tasdik te edilememiştir 41 Böyleyken İnönü Sevr'e merbut iki protokilü (40) Bkz. M. Kemal Paşa Nutuk — Ankara 1927 sh. 403 . 404 de de Sevr'den. «Proje» tevsifî ile bahsedilmektedir. Hattâ İnönü bile, Ulus Gazetesinde yayınlanan «Hatırat» ında aynen bu tabiri kullanmıştır, (bkz. İnönü'nün Hatıraları, Ulus Gazetesi 24 Temmuz 1968 tarihli nüsha) 41) Ord. Prof. Dr. Charles Crozat (Devletler Umumi Hukuku kabul etmiştir. Binaenaleyh hiçbir cihetten hukukî bir değeri olmayan Sevr Muahedenâmesiyle Lozan muahedenâ-mesinin kıyası abestir. Dünyaca meşhur hukuk âbidelerinden biri olan «Mecelle» nin ifadesiyle söylemek gerekirse: «Sûi misal, misal olmaz»Hâlâ Bizans hayalini sayıklayan Yunan palikaryalarına karşı, bizim de bir çok eksik ve kusurları bulunan bu muahedenâme üzerinde yeniden düşünmek ve ilk zuhur edecek fırsatta düzeltilmesini temin etmek için fikrî ve ruhî bir hazırlığa geçmekte geç kalmış olduğumuz muhakkaktır. Bumuahedenâmenin ıslâhının lüzumu, 1936 Montrö Mukavelenamesi ile Boğazlara ait statünün tadili ve Suriye hududumuza ait vaki değişiklikle, şirin « 11 a t a y j a kavuşmamız gibi cidden calibi dikkat hadiselerle sabit olmuştur. Ancak bahsi geçen muahedenâmenin düzeltilmeyi icabettiren başka noktaları da bulunduğu bugün Kıbrıs meselesi dolayisiyle anlaşılmış olduğu gibi ilerde zuhur edecek yeni hâdiselerle de, tekrar be tekrar meydana çıkacaktır .Fakat her biri millî izzet-î nefsimizde birer yara açmış ve açacak olan bu kabil kusurları bunlara — zaman icabı — eklenecek birçok yenilerinin zuhurunu beklemeden düzeltmek ve Lozan Muahedenâmesinin bu gibi düzeltilmesi gerekli noktaları üzerinde ialılil ve tenkidlere girişmek ve bu suretle efkâr-ı umumiyeProfesörü) Devletler Umumi Hukuku, İstanbul 1950 Cilt I, sayfa 399. *Sevr muahedesinin hiçbir saman tasdik edilmemesine ve binaenaleyh hiçbir zaman meriyete girmemiş olmasına rağmen, Sevr'de akdedilen ek vesikalardan ikisine mecburilik kuvveti verilmesi kararlaştırıldı: Müttefik Devletlerle Yunanistan arasyıda mün'akit ve Trakyaya alt mukavele ile, gene ayni devletler arasında ve Yunanistan'daki ekalliyetlerin himayesine müteallik protokol.» 62 KADİR MIPIHOOLU LOZAN ZAFER Mi, HEZİMET Mi? G3 yi bn mevzua hazırlamak, genç kalınmış bir vazife telâkki edilmelidir. Bu kitabı; böyle bir hizmet meyli ortaya çıkarmıştır. Biraz dikkat edilince Lozan'daki muvaffakiyetsiz-liklerinin müdafaasının hür bir dimağı tatmin etmediği görülmektedir. Bu husus ileride münakaşa edilmiştir. înönü ve etrafındakiler onun devlet ve hükümet reisliği zamanlarında emirlerindeki matbaalarda kütük gibi methiyeler bastırıp şehrin meydanlarına, apartman hacimli heykellerini dikmeyi ihmal etmedikleri halde genç nesillere

Lozan muahedcnâmesinin yeni harflere aktarılmış bir metni ile Lozan'daki müzakerelere ait zabıtların küçük bir hülâsasını olsun vermeyi düşiinemediler.4Bu kitap Loza muahedenomesine dair kitap hacimli bir eser olarak roedih gayreti taşımaksızın âfâkî bîr surette el atan ilk kitaptır. Bu itibarla ban eksik ve kusurları bnlunabilir. Alâkadarların, ikazları ile nasip olursa (42) Lozan, sulh konferansına ait zabıtlar bugüne kadar L;U:n asıllı harfler Ue yeniden yayınlanmış değildir. Eski harflerle tabına ait kayıt bibliyografya kısmımızda mevcuttur. Muahede metninin ise pek mahdut olan mehazları da ekseriyetle yine eski harflerledir. Bibliyografya cetvelimizde gösterilmiş olan Cemil Büsel'in «LOZAN» adlı eseri ile İsmail Soysal'ın Türkiye îş Bankası tarafından ne^-rolmuş «TÜRKİYENÎN DIŞ MÜNASEBETLERİMLE İL-GÎLÎ BAŞLICA SÎTASl ANLAŞMALARI» isimli e.serlcr esas muahedename ve ilgili protokol metinleri yalntî yeni harflerle okur yazar olan genç ne3iller için yegtlne nıe. nazlardandır. Ayrıca şurada burada eksik nakiller de mevcuttur. Binaenaleyh efkârı umumiyeyo karşı bu mevzuda yapılmış tam ve doyurucu bir neşriyat mevcut değildir, daha ziyade mütehassıs elemanlara hitap eden bu birkaç kaynağı kaç kişi g-örebilmiştir. Bilhassa zabıtların Lâtin asıllı harflerle çevrilmemiş olması muhakkak ki, büyük müteakip tabılarında daha mükemmel bir surette ortaya çıkmasına yardım etmeleri acizane istirhamımızdir. Mefkûresiz milletler âtıl kalarak dağılıp mahvolmaya mahkûmdurlar. Tarihte muazzam devlet ve medeniyetler l<urmuş olan köklü ve asil bir milletin evlâtları olarak bugün, Kıbrıs meselesi dolayısıyla ortaya çıkan aczimiz yürekler acısıdır. Aslında bir kasaba papazı olan Makarios'a karşı sultanî bir eda Ue oturduğu hükümet reisliği koltuğuna rağmen değiştirme birliğimizi binbir tereddütle göndermek gibi bir tezelzüle düşen İnönü'nün Ix>zan veya herhangi bir mevzuda sözü edilmekte olan kahramanlığından şüpheye düşmek milletçe hakkımızdır. Bu kitap bir bakıma bu şüphelerin birçok sebebini de bir araya getirmiş olmaktadır. İkinci Cihan Harbi sonunda Lozandaki bazı kayıplarımızı telâfi etmek imkânı hasıl olmuştu. Fakat bu fırsatın kaçırılması da Türk Milletine -birçokları gibi- İnönü'nün azizliği (!.) olmuştur. İhtimal ki ; bazı kimseler bu eserin efkârı umumiye, arzında siyasî bazı maksatlar arayacaklardır. Fakat peşinen ifade edilmelidir ki; bu kitap İnönü'yü yermek için yazılmamıştır. Yukarıda misali geçen fırsat nevinden zu-Imr edeoek yeni imkânların da kaçırılmaması için efkârı bir eksikliktir. (Bu eserin birinci tabı, üzerinden tam altı sene geçmiştir. Şimdi Lozan zabıtlarının neşrine başlanmış ise de ne zaman biteceği henüz malum değildir, (bkz: Prof. Dr. Sena L. MERAY Lozan Banş Konferansı, Tutanaklar, Belgeler — C. I. Ankara 1969) Böyle eserlerde yer alan kelimelerin yüklendiği mana, tarafların maksadını kavramak bakımından son derece ehemmiyetlidir. Bu sebeple henüz oturmamış ve mana muhiti tebellür etmemiş uydurma kelimelerden sakınmak gerekirdi. 64 KADİR MJ9IRO0LU utnamiyeyi hazırlamak esas gayemiz olmuştur. İnönü ba arada hatalarının tabii bir neticesi olarak tenkid edilmiştir. Bugün Irak'ta Molla Mustafa Barzani hareketi dolayısıyla Kerküklü kardeşlerimizin durumunu düzeltmek imkânı adım adım yaklaşmaktadır. Kıbrıs ve evelkiler gibi bunu da kaçırmak çok hazin olur. Fakat herşeyden evvel Lozan muahedenamesinin bu gibi muallak meseleler için koyduğu esaslar hakkıyle bilinmelidir. Tarih şuura olmayan yerde isabetli karar olmaz. Bu eser, milletimizin tarih şuurunu takviye istikametinde bir tesir icra ederse bu ; muharririnin en büyük sevinci olacaktır. Sulh mualedenâmesi ve ek prptokollerin derci kitapta meselelere ayrılmış olan yeri bir hayli daralttığı için birçok önemli bahis maalesef bu birinci cilde sığdırılamamış-tır. Lozan ; siyasî hukukî ve içtimaî pek çok mes'ele karşımıza çıkarmaktadır. Bu sebeple bu eserin hacmi başlangıçta tahmin ettiğimizden çok daha geniş olmuş ve şimdilik üç cilt halinde tertip mecburiyeti hasıl olmuştur. Bu birinci cilt ; ikinci ve üçüncü cilde bırakılmış olan birçok esaslı noktalara rağmen okuyucuda şimdiye kadar telkin edilmiş olan kanaatin hilâfına bir kanaat hasıl eder ise ne mutlu!...

Tevfik sahibi Cenab-i haktan bu necip mîllete gerçek bir basûbadelmevt silkinişi niyaz ederim!... . Kadir MJSIROGLU Berencebey, 24 Temmuz 1964 BtRtNGt BÖLÜM GİRİŞ «İRKINA VATANINA . TARİHİNE İHANET ETMİŞ OLAN EFRAD VE AKVAMIN HİÇBİ-RİNİ UNUTMA ; TÜRK OĞLUt UNUMTA.'... VB AF ETME-.» SÜLEYMAN NAZİF** EMANET CtBRtL'in bir kanat çırpıcıyla mübarek «Hıra Dağı» ndaki mağaranın önüne indiği gün, insanlığın mazhar olabileceği en büyük nimet olan «ilâhî emânet» arzımıza inmeğe başlamış oluyordu. Yirmi üç senede - yavaş yavaş yağan bir yağmur gibi sindire sindire insanlığın gönül ve ruh iklimlerini yeşertmek üzere inen, bu rahmet, «Veda Haccı» nda irad buy-rulan ölümsüz bir nutukla gelmiş ve gelecek bütün müs-lümanlara emânet bırakılıyordu : «— Size bir emânet bırakıyorum ki, siz ona sun sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emânet Allah Kitabı Kur'an'dır.» Bir gün gelip bu emânetin şerefli armasını, kıt'alar ve okyanuslar üstünde zafer »eşideleriyle taşıyacak bir büyük millet, henüz Orta Asya'da at koşturuyor ve kuvvetini tevcih edecek gerçek istikameti arıyordu. Fakat bir müddet sonra doğuştan ruh ve karakter üstünlüğü ile iman (43) Süleyman Nazif : Batarya ile Ateş - İstanbul 1335, sh. 4. F: 5 LOZAN ZAFER M t, HEZİMET Ut? •JT istidadına malik olarak yaradilmış olan bu büyük millet tarihin en mes'ut bir hâdisesi olarak, îslâmın ezelî nefhasi ile ruhunu dolduruyor ve kıt'aları islâm meş'alesiyle aydınlatmak üzere semayı mübarek atlarının nal sesleriyle ür pertmeye başlıyordu î... DEVLET Bu hamlenin vücud verdiği ilk büyük siyasî varlıt-«Selçuklu İmparatorluğu» dur. Ardından! onun tabiî bir devamı*4 olarak zuhur eden «Osmanlı] imparatorluğu» da kıt'alann sulh, selâmet vej adalete kavuşan ;nı temin eden en büyük bir müessir ola-j rak asırlarca süren nâzım ve hâkim bir rol oynamıştır. Bü-. tün bu devirleri dolduran mübarek gazalar, islâm'ın sâdej vt nûrânî gerçeğini milletler ve kıt'alann kaderine tak-; dim ederken, en küçük bir cebre ve zulme meyletmeiniş-, tir. 4S (44) (45) «Selçuklu» ve «Osmanlı» devletlerini her ikisinde de a>__ olan «din, <":il, ırk ve toprak» nazarı itibare alındığı tak. dirde «tek bir devlet» saymak gerektir. Aradaki fark sa. dece «Hanedan» farkına münhasırdır. (Tafsilât için bl__ Dr. Rıza Nur . Türk Tarihi, C. III, istanbul 1924 sh. 5-11).] Fazla bilgi için bkz. Prof. Dr. Ahmet Refik TURNAGÎI^ — İslâmiyet ve Milletler Hukuku, İstanbul 1944 veya bu' eserin İstanbul Hukuk Fakültesi mecmuasının C. VIII s. 1 - 4'de C. IX s. 1 - 2'de yer alan tefrikası. Gerçekten çeşitli kaynaklar ve daha ziyade Garp müelliflerinin şahadetiyle îslâmın son derece âlicenâbâne olan harp kaidelerini ve bunların muhtelif devirlerdeki parlak tatbikatım sayısız misallerle anlatan bu çok kıymetli ve alimâne eserden gerekli nakiller yaparak bu mevzuu ay. dmlatmaya yerimiz müsait değildir. Bu yüzden, biz sadece bir iki misal iktibas ederek mezkûr eserin ciddî bir surette okunması tavsiyesinde bulunacağız : Bu oluşun yapıcıları olan müslüman Türkler tarihin hiçbir devrinde görülmemiş müstesna bir asalet, zarafet «J. Lorimer, The Institutes of Int L. a w , 1882, N y s tarafından yapılan telhis ve tercüme. «Bab - Ali'nin ecnebi devletlerle diplomasi münasebetlerine girişi Süleyman'ın saltanatı devrinde vâki oldu ; o devirde İngiltere Kralı olan Henri VIII. İngiliz adliye sistemini Türk oistemince doğrultmak ve düzeltmek için Türk mahkemeleri hakkında tetkikat icrasına memur olarak Türkiye'ye bir heyet göndermekle Osmanlılar hükümdarını gereflendirmişti.» ( Falerf ax D o w -ney, S.o liman I e x Magnifique, S. — M . G i 1 1 e m i n ' intercümesl : P a y o t, Paris. 1930, s. 85; Türkler Sultan Süleymana «Kanun!» lâkabım vermişlerdir.

Şüphesiz. Sultan Süleyman'ın tebeası bu lâkabı <Le Magniflqiue» lâkabından alyadet gam ve azameti müfid, muhteşem bulmuşlardır. Sülyman, güzel sanatları da derin bir sevgi ve merakla sevenlerdendi. Yüksek payeli bir isevt müellif hikaye eder ki : <Papa Jules II. Miçhel . Ange'ı gücendirdiği vakit, Sultan Süleyman «Allah indinde üstün tutulan» bu hünermendl, Rialto'nun. plânlan mucibince Beyoğlu'nda, Venedik için tasavvur ve tertip olunmuş bir köprüyü inşa etmek üzere hemen İstanbul'a çağırmıştır. Şüphesiz bu davet, dâhi dostunun gönlünü almakta Papa'mn gösterdiği tehalükün sebeplerinden olmuştur.» (Bkz. : a.g.e. sh. ll'de yer alan 14 numaralı dip not.) «Ömer'in Kudüs'ü fethettiği tarihten takriben dörtyüz yıl sonra Haçlılar muhaddes şehri müslümanlann boyunduruğundan kurtardılar. Şehri muhasara edenler, şehir yağma edilirken ilk mutasarrıfın, yani bir mala ilkin el koyanın tasarrufuna riayet etmeyi aralarında kararlaştırmışlardı; ve büyük cami soyulup elde edilen « g a -n â i m » yetmiş kandil ve birçok altın ve. gümüş, kâse-ve emsali zuruf «Sicilyalı Prens» Tnncrede'in faaliyetini mükâfatlandırmağa vasıta oldu ve semahatını şaşâalan.KADİR LOZAN ZAFER Ut, HEZİMET Mİ? 09 ve olgunluk ile bu siyasetlerini icra ediyor ve davranışla nnda «Büyük Emanetıin ruhunu nasıl hakdırdı. Allahın bendeleri, ona bir kanlı kurban teslim ettiler, fakat şüphesiz o bunu kabul etmedi. İtaat ve inkıyad bunlara silahlarını terkettirmedi, ahalinin cümlesi cinai (kadm • erkek) ve yas, itibariyle ayırdedümeksizin öldü»J rüldü. Teskin olunmaz bir adavetle kaynaşıp fışkıran ga-yızları üç gün kanlar içinde yüzdü; cesetlerin tefessühü veba gibi vahim bir bulaşık hastalığın zuhuruna sebep:' oldu. Yetmiş, bin müslümanı boğazladıktan ve yo1 adileri havralarında yaktıktan sonra, yine ellerinde h- -ot sev., klyle yahut kıtalin iras ettiği yorgunluk sebebiyle öldü rülmemiş. bir hayli esir kaldı.> (*Gtbbon, mezkûr eser, II,| 670) • (Haçlılara riyaset eden ve Kudüs Kralı olan) Godefroy de Bouillon, Papaya gönderdiği mektupta «Eğer Kudüs'te bulunan düşmanlara na yapıldığını bilmek isterseniz malûmunuz olsun ki Mabed-i Sü 1 e y m a n dehlizinde ve T e m p 1 e (Mescidi Aksa) da bizimkiler Arapların kanları İçinde atla geziyorlardı vı kan bineklerin diz kapaklarına kadar çıkmış bulunuyor. du.> ( L ' a b b e Mlgne Patrologix6, CIiXIII a. 450 ) Rahip Migne, Fransa'nın şöhretli âlimlerden olup ilahiyata dair pek çok eser yazmıştır. Kudüs'ün Haçlılar tarafından yukarıda beyan olunan zaptında bulunup da o esnada cereyan eden hadiseleri görmü olanların hepsi yazılarında, vuku bulan katliamı tavsif et mislerdir : «Takriben onbtn Arap M â b e d .i SU -i 1 e y m a n ' da katlolundular. Orada her kim bulunmu Olsa, boğazlanmış insanların kanlarıyla ayakları topuk ke iniklerine kadar boyanırdı... Kâfirlerin hiç birinin canı teninde kalmadı, ne kadınlar esirgendi, ne de küçük çocu lar merhameten bırakıldı...» Kıtal maceralarını, yağm vak'alan takip etti : «Kan dökmekten işba haline geli] kanıksadıktan sonra adamlarımız evlere dağılıp yayıl: ya başladılar ve oralarda ellerine ne geçtiyse aldılar, meskene ilk giren kim olursa olsun ister fakir1 olsun teuısil ve temessül ettiklerini gösteriyorlardı.4* Bu imparatorluğun dahili idaresinde siyasî şartların getirdiği bir mecburiyetle «Sultanlık», vücud bulter zengin, evi, içinde bulunan bütün egya ile birlikte zap-tediyor ve kendi öz malıymış gibi eve ve eşyasına mutasarrıf oluyor idi... Yağmada emvale tasarrufun bu suretle cereyan etmesini müstevliler aralarında ittifakla kararlaştırmışlardı. Ve işbu kararın, hükmü sıkı riayetle ' mer't tutulacak bir kanun haysiyetinde olması da mukadderdi...» (Fransız Rahiplerinden Foucher de Chartrcs, La Conquete de Jdrusalem, bab 18 — Muhasar.'.. altına almış oldukları Antakya şehri önünde haçlılar <lman eti, veya ufak müfreze müsademelerinde öldürdükleri Türk-lerin cesetlerini yediler» (Prof. A. M a 1 e t ve J. I b a.a c , Histoire du Moyen Age, Paris, s. 256). — Şu esere de bakınız : G. L. e Bon, La Clcilisatlon des Arabes, Paris, 1884, s. â 2 9 ve alt tarafı). — Herde görüleceği üzere, Bultan Salûhat-tin, Kudüs'ü zapdettiği vakit (1187), birinci seferlerinde Haçlıların davranışlarım taklid etmek, onlar müslüman-lan nasıl

öldürdülerse o da Hristiyanları öylece, umumiyette, öldürmek, şöyle dursun, onlara hafif bir vergi tar-hiyle iktifa eyledi, ve yağmayı külliyen menetti. Avrupa, milletlerarası hukukun veya devletler hukukunun temelini kurmuş olmak şerefini nefsine hasreder ; halbuki «XIX uncu asrın bidayetinde bile cereyan etmekte bulunmuş olan harp âdetleri, mahsur bir şehir alındığında yağma olunmasını askerlerine vâdetmeğe muhasır ordu ku. mandanını . terhis etmekte idi.» ( F a u c h i 1 1 e, Traite de droit International, c. II, sh. 297) (bkz. a.g.e. sh. 150 - 151 de yer alan 15 Nu. lı dip not). (46) İsmail Hami DANİŞMEND — Garb Menbalanna Göre Türk Seciye ve Ahlâkı, istanbul 1961. 70 KADİR MI9IROCL.U muştu. Bu; Islâmda dikkatle tesbit ve icabı ifa edilmek gereken «Maslahat» dan doğmuş ve binaenaleyh İslâm! olan bir devlet şekli idi. Bu yüzden o devlet, hukuku hâkim kılan ve bunun mükemmel bir surette kontrol müessesesi olan «Şeyhülislâmlık»ı yerleştiren idaresiyle «Hikmet-i Hükümetlin bütün esnekliklerine -tâbi olduğu hukukun ana umde ve mantığından aynlmaksızm- ayak uydurmasını bilmiştir- Bu da ona daima değişen şartlar muvacehesinde müthiş bir kıvraklık kazandırarak asırlarca devam etmesini temin etmiştir «Zil-lullahı filard» (= Allahın yeryüzündeki gölgesi) gibi unvanlar47 ve buna benzer davranışlar, kitleleri büyüleyen bir imparatorluk tılsımı ihdas eylemiştir. Sırf bu maksat (47) İlk nazarda Islâmın ruhuna zıd gibi görünen bu tabir şer'! bir mesnedden mahrum da değildir. Bu tavsif hakkında son devrin yetiştirdiği allamelerden merhum Şey.\ hulislâm Mustafa Sabri Efendi; padişahların böyle mutantan bir unvan taşımalanyla tetihza eden M. Kemal Pa-aa'ya. cevap veren bir yazısında şöyle demektedir : «Lâik hükümetin Gazisi İstanbul'a geldiği gün başına toplanan eyyam reislerine hitaben bir nutuk irad etmişti. Bu nutuk o kadar ballandırıldı ki, dalkavuklukta naztri bulunmayan İstanbul şehremini oldukça uzunluğuna rağmen bu nutku, mermer levha üzerine hakkettirerek meşhur «Sis Manzumesi» nde Tevfik Fikret'in <Qeçmi9lere rahmet diyen eJvah-t mekabir.» OUmlesinin : «Geçmişlere lanet diyen elvah-i mekabir» suretinde tebdili ile dltt İstanbul sekenesinin umumi .mezarlığı halinde bulunan sokak başlarına sanki birer kitabe-i sengl mezar gibi talika karar vermişti. Nutkun perestişkârlarınca en parlak noktası Dolmabahçe Sarayı'nı göstererek : «Artık bu saray zılullahların değil, « sil» olmayan, «hakikat» olan milletin saLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 71 için ihtiyar edilmiş olan bir çok usul ve unvanlar son zamanların çeşitli ihmal ve ihanetlerine rağmen kitlenin hânyıdır.» tarzında söylediği başından büyük, hatalı fıkra teşkil ediyordu. İstanbul gazeteleri bu fıkranın belagat ve İcazını şerh ve izah zunmında başmakaleler yazdılar. Ağa. oğlu Ahmet, 7 Temmuz tarihli Milliyet'e yazdığı başmakalenin sonunda «Mustafa Kemal, Allahın gölgesi değil, milletin ifadesidir» diyordu. «Salfttin-i Osmaniyenin ihtişamlı merasim günlerinde : «Mağrur olma Padişahım senden büyük Allah var» diye bağıran muvazzaf bir memur bulunuyordu. Türkiye Reisicumhuru ise, sayesini istihfaf suretiyle Allaha karşı gururunu kendisi ilân edi-, yor!.. Mesele gayet vazıhtır. Padişahları ve bittabi!, padişahların iyilerini eski adamlar gayet vâsi ve nâfi olan «sasye-ı ilâhi, mümessili addederek methetmek isterlermiş. Bu methin ne derece beliğ ve manidar olduğunu söz anlayanlar teslimde tereddüt etmezler. Sâye-1 İlâhinin ne kadar mühim olduğunda kim iştibah eder? Yoksa herkes, her reis-i hükümet o « Z ı 1 1 u 1 a h » tabiri gibi büyük unvana liyâkat kesbedemez. Nasıl ki, Ankara Reis-i hükümeti de kendi itirafı ile « z ı 1 1 u 11 a h » de-ğildir, olamaz ki!... Nutkun güya hakikat olan Türk Milletine nisbetle Allah'ın gölgesini de ehemmiyetsiz addettiği meydanda olmakla beraber biz buna zorla hüsn.U tefsire çalışarak diyelim ki ; Nutuk sahibi : «Zıllullah»ı küçük görmüyor, belki bu büyük tabiri kim çıkarmış, padişahların «zıllullah» olmak ne haddi imiş ve insan nasıl zıllullah olabilir miş? tarzında bu tabiri istimal eden eslâfımızı teçhil

etmek istiyor. Birinci ihtimale göre, eski adamların, gölge olmağa özenerek iftihar etmesini ve me-dih olunmasını bilmemekten ibaret olan gafletleri, ikinci ihtimale göre de ; Allahın gölgesi gibi tabirlerle medihte * it 91b a i t^ilvs i b a Y » £bflruld£çibfiq -osmeO öubıo^ily9 jaJni inisamte üh^adsi ey &i ali -ittto ildeoi öv Jtyut i£lB§âladDxn sietedsaaailin 07 xiB&a&m .totcuIo elin «bfittd İ9ÜB3 ISMio labdttai nilamlirfi fcmrıid blodtsH .Jdrg ır§ublo Jls 9<iidlrfjja jüjJuh Iias elidoay iıSırbaufo riJSsl -9b saiıssD artttea snh( eb i9İBrf99 objüo 09bIsmUdi iaobü hjsIo ebrijjv miltejfeittm abmv,aiBS aadada/nloCI JbUed ,11) .-«Usa misal jtamİBrf 9&ahas0 oıiju We9 .lalsiosm l.-üd&t «dalIifliıS» JbtoD? >fl9M ebnloİTBil Jaxlıiâl98 nnalnamlHaDm 07 onsltl ısfid hldjsj ıra .ilhU^sb qbhsi ıld. nsbüıInuAtu aahol i.dansO iassld sft «¦ 9 i 11 9 e l>»lZ>âd9> Ivsdsn i-lsmllet .-ubu3lçuximr%ud lemüal sünhsd ıınud n9İfix Ib^seömsss AOiasıtı »lOa'ara i-imld İ91BB99 elamliui eaii9Ul)fl9X -tb i_9^idi9l 9ü£sli9liluni ütebllaagm nsb» jtuUsal .ubvılo laAm aoud -aüm ab nt%s& , aü - im&> - 93» liıtll 1111S > : U19Ş -nua .ısIgjBd 9lxle9isdl «... bııllt idall 1 rf b I 1 u I I 1 s llOüHuı a,3 > sbolahid «t Ollâa.s-İTİtall It'm ı 6 i 1 ¦luB InsY * . m û I s a m Iv'ılKİfltı k â I m&ı&mlo utâ^beaMet ."üblssglös rndsIIA atmllzDv&l n -j(Brf (t9lfl9i0s mOIus astteıat ald »¡ ıgbs salilt «no •iıIb nıarfUnl 9bnle9XB8 nirao Ab tbIbmIbi ıtn'Am .i0Tcuünxud «.tbItoio imAv aanaUsd ,ı«C - 9 J ü m lit-nBİItıe ıü> ab hld oatnale3b£A u8 1 b ı js 1110ıfuıimii9V rf a I i u 1 i 1 x r b « r -fbbtaant'daa 1) I 9 m a ö d 9 I a* tınx 9bflie9ifidi (8S - 32 .da II .9 ıt%BB efi . ImsO 13) «-. « ü -Ilb9 ta^svH OBbmİBiBl 3libbi8.8Î . ıbfodoâSI ictensO -i9i( ismüiIOri 1-8İ91 ıld ^uilınt ıld lxav»löm av IlbA .t *îi 1Oİ89İİ3BV ;W ıibraısam ev Ja9Sl9s mdalIA alutikciht ev çünnög el tabaA Mlbbia |trni9Y sbflönÖB ısd 119993 ali shşb ili LOZAN ZAFER SU, HE2J1MET Mİ? 73 h zaferlerinde, fertlerin ruhlarının derinliklerine inmiş olan bu inancın rolü büyüktü.41 sevab kazanmış olur» demektir... (bkz. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi — Cühela marifetleri, Yann Gazetesi (Gümülcine 1928) sayı 2, eh. 2). (48) «— Garpte despot, Ondördüncü Lous'in salısında. L ' 6 -tat c'est moi (= Devlet benim..) ifadesiyle tasarruf ve iktidarına pınır tanımıyan sisteminin ve esasının dehşetini dile getirirken. Şarkta o nice haşmet unvanına, hattâ Allahın yeryüzündeki bölgesi olmak gibi iddianın çerçevelediği hakiki kuvvet ve iktidara rağmen, hükümdar, kadı huzuruna bile çıkardı... Felsefede birbirinin tamamile zıddı olmakla beraber, akıl ile nakli uzlagtırabilmck suretiyle dogmatizmle rasyonalizmin yan yana yürüyebileceklerine ve parlak hayatiyet tezahürleri verebileceklerine en güzel ve canlı misali bu hukuk nesci tanıtmaktadır. Nassın teşriî hikmetine akıl erdirmesini ve hukuk zekasının yapıcı bir şekilde kullanılmasını bilen mantık için hukukun seyyaliyetini temin işten bile değildi. , Fakat Garp, bir orta çağı insanlık hayat ve idealinden u-zaklaştıran irticaın, bu basan düsturu ile yenilebilecegi hakikatine erememigti. Halbuki, bizim tabiî hukuk dediğimiz başlıca hürriyetlerin ve masuniyetlerin bu doğmalarla nefyedilen^ tanınmayan tarafları yoktu ki, onun rasyonalizmle bağdaşması hakikati kadar, berikinin de rasyonalizmle uzlaşmasını önler ve iskolâstik hüviyeti bulunmuş olsun. Nitekimj ilerde göreceğimiz külli kaideler, doğmalardan çıkarılan ve tabii hukuk adına münakaşa edilmiş ve her zaman edilecek imkânları her vakit için tahakkuk sahasına çıkarabilecek «efradını cami ağyarını mâni» rasyonalist hareket düsturlarıdır. Ezmanın tebeddülü ile ahkâmın tebeddül

edeceğini yani zamanların değişmesiyle hükümlerin değişeceğini kararlaştıran bu hukuk nesci, garbın «Droit C a n o . KADİR MIS-IROöLU LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 75 Devletimizin veli bânis: Osman GAZİ ölüm döşeğinde, oğlu Orhan GAZİ'nin şahsında bütün haleflerine şöyle vasiyet etmişti : «Zâlim olma!... Alemi adaletle şenlendir ve cihadı terketmeyerek.beni şâd et!!... Ulemaya riayet eyle ki: şeriat işleri nizam bulsun!... Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet, ikbal ve hilim göster. Askerine ve mauna gurur getirip şeriat ehlinden uzaklaşma!.. Bizim mesleğimiz Allah yolu ve maksadımız Allah'ın dinini yaymaktır. Yoksa, «Kuru kavga ve cihangirlik dâvası» değildir!...» Bu vasiyetin yoğurup istikametlendirdiği «Osmanlı fütuhati, -bakiyesi hâlâ ayakta duran «Çin Şeddi» nin şahadetiyle sabit olduğu üzere- îs-lâmdan önceki «Nefsânî üstünlük gösterilerinden ibaret olan» Türk şahlanışlarından çok farklı idi. O devirlerin «Kürşad»lan, «Alp Er Tunga» lan artık birer «Mevlânâ» olup- « n e y » in avulu feryadında « N e f s » den arınmış, «Yunus» olup «Mutlak hakikatlersin berrak menbaına eğilip ebediyet yolunu tutan «Er Kişiler» haline n i q u e > kilise duvarlarının örttüğü kasvetli ve loş muhitten dışarıya çıkarken gözleri ışıktan kamaşan yarasa gibi, muhitine körüköriine yapışır ve bir çağı vampir gibi sömürerek terakki ve tekamülü önlerken, lügatte bile «gereği gib anlayıp bilmek» mânasına gelen, .Şarkın * fıkhı», ahkâmı ameliye'yi bu genişlik ve tesamüh şartlan içerisinde serbestçe inkişaf ettirip adlû ihsandan mürekkep iki başlı bir nimet halinde seyyaliyetini ve hayat şartlarına uygunluğunu muhafaza ve temin ederek Şarkı orta çağ iskolastisizminden korumuş^ bu ruh ve kudret imkânlanyle Türk İmparatorluğuna en geniş vq hayatiyetli inkişafı bu sayede sağlamıştım (A. Refik Gür — Hukuk Tarihi ve Tefekkürü Bakımından Mecelle — İstanbul 1951 sn. 9-10). gelmişlerdi. İslama yeni ufuklar açmak üzere ülkeler fethine çıkan bu şanh gaziler, daha önce kendi nefislerini feth ve ıslâh ederek «Büyük cihad» yolunda bütün engellere bertaraf ediyor ve bu suretle ihraz ettikleri üstün liyâkatle gaza meydanlarına koşuyorlardı. Gerçekten tarihte «Müslüman-Türk» adıyla bilinen bu yeni hüviyetin kurduğu devletler ve bunların şaheseri olan «Devlet-i Aliye-i Osmaniye», «Nefsânî üstünlük» arzularının değil, « H a k » ı yani «tlâhî irade» yi-beşerî plândabütün cihana hâkim kılmak gibi ulvî bir maksadın eseri idi. Artık «Kuru kavga ve cihangirlik dâvası» m mutlak bir nisyana terkeden Türkler, îslâmla şereflendikten ve onun manevî değerleriyle taçlandıktan sonradır ki, uzun ve haşmetli tarihlerinde ilk defa elarak devletlerini, «İdeolojik bir mesned» e kavuşturmak imkânım bulabümişlerdir. Daha, bu devletin velî banisi Osman Gazi nin oğlu Orhan Gazi. zamanında bir sal üstünde ulemâ, müşayih ve mücahidlerden mürekkep küçük bir topluluk halinde Rumeli toprağına ayak basan bu kâmil yani hakkıyla müslü-man insanların islâma yeni ufuklar açacak olan kudretli hamleleri her gittikleri yere, beşeri nasiblerin en ulvî ve azametlisi olan İslâm'ın «Hak ve adalet» e dayanan huzur ve sükûnunu götürdüğü için başdöndürücü bir sür'at kazanmıştı. Bütün Orta Çağı «Engizisyon Mezali-m i » nin ağır baskısı altında dehşetle geçiren ve inanç farklarına tahammülsüzlüğünü sehpalar kurup kaldırmak suretiyle bir kâbus halinde yaşayan Hıristiyan Avrupa, bu T şahlanışım durdurmak için üst üste «Haçlı 76 KADİR MISIROÖLU LOZAN ZAFER Mİ. HE3İMET Mî? 77 Seferleri» tertip ediyor ve her defasında daha müthiş bir mağlûbiyete uğruyor. Gerçekten, kapısına kadar gelen bu «Ebedî Kurtuluş imkânı» m reddeden Avrupa, Osmanlı - Türk şahlanışını durdurabilmek için boşuna çırpınıyor ve -« H a ç » in adım adım Avrupa içlerine doğru gerilemesi karşısında acz ve ye'sin girdaplarına sürükleniyordu. Hıristiyan! taassubun ifsad ve idlâl eylediği Avrupa, aklı selimini kullanarak islânun ebedî bir hayat nefhası halinde esen meltemine kucak

açmıyor, fakat tek tuk vasıflı müttefekkirin zaman zaman Türk fütuhatının temsil ve tahakkuk ettirdiği adalet ve saadeti takdir ettikleri de -istisnaî olarakgörülüyordu. Meselâ Onyedinci Asır ünlü İtalyan FÜozofu Canpanella, Türk Milletinin Avrupa ve bütün Hristiyanlık âlemi için vadettiği saadeti şu sözlerle ifade ediyordu : «...Güneş ülkeyi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin varlığı -hiç olmazsa yarmböyle bir; ülkenin var olacağını bana zannettiriyor. Mademki ; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisi zincire vur-mayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var, üzerinde yal-; nız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir güneş ülke (Civitas solis) neden vücud bulmasın?»47 Hür fikirlerinden dolayı ömrünün otuz - kırk senesini zindanlarda geçiren Campanella ve emsali mütefekkir-; lerin Türk adalet ve müsamahası karşısındaki bu takdir-kâr sadalan zulüm, kin ve nefretle bastırılmış ve Hıristi-; yan"Avrupa Türkiye karşısındaki «garazkârane hisler» den '> kurtulamamıştır. Tertip edilen bütün «Haçlı Seferleri» nin her biri daha müthiş bir surette akamete uğrayınca, Hıristiyan Avrupa «Kale içten alınır!...» gibi ferasetli bir düstura sarılmıştır. Kâinatın Fahr-ı Ebedîsinin «Halisler büyük bir tehlike üzerindedirler» mealindeki hadîs-i şerifleriyle işaret buyurdukları zaaf, bu düşman taktiği ile birleşince Türk tarihinin seyrini değiştirecek vahim neticeler hasıl olmuştur. Birinci Sultan Abdülhamid Han devrinde (1774-1789) Türk ırkı ve İslâm Dininin bîâman düşmanı Rua-lar, serhad boylarında devamlı bir gaile haline gelmişlerdiDaha önce Osmanlı İdaresi altında yaşayan «Hıristiyan anasırti çeşitli yollardan metbû devletlerine karşı tahrik ve teşvik ederek, -her zamanki taktiği- üzere -isyana- hazırlamış bulunuyorlardı. Sıcak denizlere inmek için Osmanlı Devleti ile harbet-meyi millî politikasının tarihî ve coğrafî bir zarureti olarak benimsemiş bulunan Rusya, dahildeki Hıristiyan unsurlara karşı daima başvurduğu tahriklerle devletimizi yıpratma siyasetini takip ediyor ve ilk hamlede Tuna boylarına kadar uzanan topraklarımızı ele geçirmek gayreti içinde bulunuyordu. Bundan aşağı yukarı ikiyüz sene evvel, bu maksatla Güneye sarkan Rus ordularıyla aramızda çetin bir harp başladı. Ruslar bizim «özü Kalesi» ni muhasara ettiler Ağır kış sebebiyle kaleye gerekli yardım yapılamadı. Bu yüzden dasitanı bir direnişten sonra kaleye giren Ruslar, çocuk, kadın, ve ihtiyar demeden bütün kale halkını fecî bir surette katliam ettiler.50 Bu hâdi(49) M. Turhan TAN — Tarihte Türkler için söylenen büyük sözler, tst. 1935, sh. 45. (50) Fazla tafsilât için bkz. Kadir MISIROĞIAJ - Moskof. Mezalimi — istanbul 1970. sh. 143. 1. Hami DANİŞ. 78 KADİR MI9IROÖLU senin acı haberi İstanbul'a geldiği zaman devrin hassas ve vatansever padişahı I. Abdülhamid Han teessüre garko" du. Muhasara başladığından beri «özü beni dil hûn etti!...» diyen bu büyük Osmanlı - Türk pa dişahı, Rusların kılıçtan geçirdikleri masum kadın ve çocukların feci akıbetlerine ait raporu dinlerken yürekten bir v A h h h ! . » çekerek kendisine nüzul isabeti ile şehid oldu. O güne kadar Türk ordusu zaferden zafere koşuyordu. Osmanlı - Türk tarihinde Avrupa'da ilk defa karşılaşılan bu mağlûbiyet bütün millet efradının ruhunda derin akisler vücuda getirdi. O derecede ki, devrin padişahı I. Abdülhamid Han'ın teessürden nüzul isabeti suretiyle vâki olan şehadeti, bütün bir milletin derin ve maşerî ızdırabı-nı remzeden bir hâdise idi. Acaba bu mağlûbiyetin sebebi sadece «Askerî» mi idi? Kat'î bir lisanla ifade etmek gerektir ki, asla!... İslâm Âlemi bütün Orta Çağ boyunca, Avrupa'ya müsbet ilimler ve içtimaî hayat seviyesi itibariyle her bakımdan üstündü.51 Fakat, «Haçlı Seferleri» v a -sıtasıyla Garb'a intikal eden bu ilmin orada yeni bir inkişafa mazhar olduğundan kimsenin haberi yoktu. Onbeşinci Asrm nihayetinde Amerika'nın keşfiyle Avrupa'ya akmaya başlayan servetin İslâm Âleminden alman ilim ve tekniğin zengin mutalanyla birleşmesi, Avrupa'yı -tesiri günümü-

MEND — Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 4, İstanbul 1962, sh. 67 — Kâmil Paşa — Tarihi Siyas! c. 2, İstanbul 1325, sh. 235. (51) Fazla malûmat için bkz. Si£rld HUNKE — Allanın güneşi Avrupa'nın üzerinde. İstanbul 1970. veya İsmail Hami, DANİŞMEND — Garp Medeniyetinin Menbaı Olan İslâm. Medeniyeti — İstanbul 1561. LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? *9 ze kadar gelecek olan- «Sanayi inkılâbı» na gebe bırakmıştı. Üstelik Ümit Burnu'nun dolaşılmasıyle yeni deniz ticaret yollarının ortaya çıkması, Dünya ticaretinin Osmanlı toprakları haricine çıkmasına sebep olmuştu. Büyük bir siyasî deha eseri olarak Kanuni Sultan Süleyman'ın Avrupa tüccarlarına «Kapitilâsyon-lar» tabiriyle siyasî edebiyata girmiş bulunan bir takım imtiyazlar bahşeylemesi Dünya ticaretini yeniden Osmanlı toprakları üzerine çekmek gayretinin eseriydi. Fakat daha sonra bu istikametteki gelişmelerin Osmanlı Türklüğü nef'ine sevk ve idaresi -biraz da gizli düşman faaliyetinin eseri olarak- temin edilemediğinden gitgide ticaret ve sanayi sahalarında bir gerileme vücud bulmuş ve safha safha derinleşen bir «Aşağılık duygusu» nun ortaya çıkması önlenememiştir. Muhakkak ki; « D e v 1 e t - i ebed müddet» gibi iddialı namlarla yâdedilen kudretli devletimizin bu pek pahalıya malolmuş bulunan aşağılık duygusuna sürüklenmesinde sanayi inkılâbını gerçekleştirememiş olmamanın payı büyüktür. Gerçi bazı Osmanlı padişahları bu eksiği telâfi için ciddî teşebbüslere girişmişlerdir. Fakat bu teşebbüsler dahil ve hariçten şedit aksülâmellerle karşılaşmıştır. Sultan Aziz, Sultan Hamid ve hattâ Adnan Menderes'in hâile-vî akıbetleri; «Sanayi inkılâbı yapma teşebbüsü» nün gizli ye aşikâr aksülâmellerinin eseri olmuştur. Gerçekten gizli düşman faaliyeti o ölçüde kesafet pey-öah etmiş ve dahilde, haricî düşmanlardan bile şedit ve muzır kimseler zuhur etmeye başlamıştır ki, nihayet bir sadr-ı azam olan Keçecizade Fnad Paşa Avrupa diplomatları huzurunda yan mizahî bir surette; K* KADİR — «En kuvvetli devlet, bizim, devlettir. Zira siz dışardan, biz içerden yıkmaya çalışıyoruz, yine yıkılmıyor»*' Demek mecburiyetinde kalmıştır. Bu sözler tam bir gerçeğin ifadesiydi Zira düşman nice zamandan beri «Koynumuzda beslenen yılanlar» dan Patrik Gregorios'un Rus Çan'na ettiği tavsiyelere göre çalışmaktaydı. Şöyle ki,. Yunan istiklâline varacak Rum ayaklanmasının ilki 1821 yılında Mora'da başlamıştı. Bu isyan aniden hücum eden müsellah Rumlann onbinlerce Türkü tedbirsiz yakalayıp kaüiam eylemeleriyle patlak vermiş ye tarihe «Patras vak'ası» adıyla geçmiştir. Yunanistan'ı istiklâle götüren hareketlerde en müessir âmil, İstanbul Patrikhanesinde çöreklenmiş ve dinî kisvenin masuniyetinden istifade ederek devlete karşı her ifsad ve ihanet hareketini sinsice plânlamış bulunan papazlar güruhudur. Bu hâdisede de tahkikat; bu gerçeği bir ke re daha "ortay akoymuştur. Bu yüzden onbinlerce müslü-manın katliamına sebep teşkil eden isyanın baş müşevvik ve mürettibi olduğu tebeyyün eden Patrik Gregorias, Patrikhanede «Orta Kapı» adıyla maruf olup ve hâlâ kapalı duran «intikam kapısısmn önünde şaiben cezalandırılmıştır. Sultan Aziz devrinde İstanbul'da Rus elçisi olarak bulunan tgnatyef hatıratında; ölen patrik için ta-ziyette bulunmak ve yerine seçilen yeni patrik Vermanos'u tebrik etmek maksadıyla Patrikhaneye gittiğini anlatarak bizim için gizli düşman faaliyetini ve bu faaliyete akıl hocalığı suretiyle rehberik ede'n dahilî hâinleri teşhis baLOZAN ZAFEB İH, HEZİMET Mİ? 81 (52) Mahmut Kemal ÎNAIi— Son Sadrazamlar, II. cüz İstan. bul 1941 sh. 192. kurundan son .derece ehemmiyetli olan şu ifşaatta bulunmaktadır . «Mahmut Nedim Paşa'nm sadaretten istifası günü idi ki, Patrikhaneye gitmiştim. Patrik Vermanos, sohbetimiz esnasında, Sultan Mahmut zamanında, Yunan istiklâHne yardım töhmetiyle asılan selefi öregorius'un o zamanki çarımız Alsksandr'a gönderdiği bir mektubun müs~ veddesini bana okudu. Ele geçtiği zaman, Vermanos'un da sebebi felâketi olabilecek bu mektup, müteveffa Patriktin Türkleri Dünya hayat-ı siyasiye ve askeriyesinde korkulacak bir mevcudiyet halinden çıJcarmak, hqiiâ müstakil bir millet olabilmekten mahrum edecek çok

şayanı dikkat tavsiyeleri ihtiva ediyordu. Vazifem müddetince edindiğim tecrübeler ve şahit olduğum hâdiselerin doğruluğunu tasdik ettiğini maalesef iş işten geçtikten sonra anladığım bu tavsiyeler şunlardır. 'Türkleri maddztZZ SZTÎiere ve yıkmak gayri mümkündür. Çünkü, Türkler, çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzeti nefis sahibidirler. Bu hasletleri de dinlerine bağhltklarmdan ve kadere rıza göstermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, Padişahlarına kumandanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir. Türkler, zekidirler ve kendilerini müsbet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkardırlar. Onların bütün meziyetleri, hattâ kahramanlık ve şecaat duyguları da an'anelerine olan merbutiyetten, ahlâklarının selâbetinden gelmektedir. Türklerde evvelâ itaat duygusunu kırmak ve manevî rabıtalarını kesretmek, dini "metanetlerini zaafa uğratmak icap eder. Bunun da en kısa yolu, an'anat-ı milliye ve maneviyelerine uymayan harici fikirler ve hareketlere onları alıştırmaktır. Türkler haricî muaveneti reddederler. Haysiyet hisleri buna mânidir. VeF: 6 KADİR HI9IROOLU LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? lev ki, muvakkat bir zaman için zahiri kuvvet ve kudret verse de, Türkleri harici muavenete alıştırmalıdır. Mant viyatlan sarsıldığı gün, Türkleri kendilerinden şeklen kuvvetli, kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde fere götüren asil kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtal nn üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebe le Osmanlı Devletini tasfiye için mücerred olarak harl meydanındaki zaferler kâfi değildir. Ve hattâ sadece bu\ yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vekarını tahrik edeceğinden, hakikatlara nüfuz edebilmelerine sebep olabilir^ Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden bünyel rindeki bu tahribi tamamlamaktır.» «Benim Osmanlı Devleti nezdinde vazifede olduğuz esnada bu teşhisler tamamen isabete tecelli etti.» " işte «özü Kalesi» nln sukutundan başlaya! rak tevali eden mağlûbiyetlerin hakiki sebebi; bu tavsiyef lere uygun bir surette yürütülen gizli düşman faaliyetidir Fakat bütün bu mağlûbiyetler ve bunlara eklenen sanaj de geri kalış Türk Mîlletinin ruhunda tedavisi güç, derili bir şüpheye yer vermiştir. Bu şüphe, şan ve şereflerle dolı bir kaç bin yıllık tarihi ilan Türk Milletini, kendi fıtr kabiliyetleri ve hattâ imanı hakkında itimadsızüğa sev| keden derin bir ruhî çöküntüye sebep olmuştur. Bu ruhî inkıraz âmili sebebiyledir ki, teknik terakki ye luna girmenin kendi kendimizi inkâr etmedikçe mümkür olamayacağı zannı hâsıl olmuş ve bu zan; çoktan ifşa edilmiş yarı münevverlerin birbirine eklenen telkin ve te§ vikleriyle gitgide katmerleşerek zamanımıza kadar gelmig-j tir. Garp Alemi karşısında nev'i şahsına münhasır bir dünya görüşü ve cemiyet nizamını gerçekleştirerek bütün cihanı hayretler içinde bırakan büyük askerî ve medenî muvaffakiyetler kazanmış bulunan Müslüman Türk Milleti işte bu suretle yavaş yavaş kendisini inkârdan başka hiçbir netice sağlayamayan hatâ ve gafletlere sürüklenmiştir. Bugün Garp Alemiyle aramızdaki korkunç mesafe; takip edilen bu yolun ne kadar verimsiz bulunduğunu isba-ta kâfidir. Gerçekten iki yüz yıldan beri ardından koşulan teknik, hâlâ ciddî bir surette temin edilememiş, üstelik bu hareket başladığı günden beri maddî ümran ve terakki bakımından Avrupa ile aramızdaki mesafe gitgide kapanacak yerde açılmış ve Türkiye'nin bugün «Geri kalır, ı ş memleketler» arasındaki utandırıcı vaziyeti ortaya çıkmıştır. Ne hazindir ki; bunun aksine bir netice elde etmeyi gaye ittihaz eden garplılaşma taraftarları, görüş ve metodlarınm iflâsını ilân eden bu feci netice-karşısmda uyanmak şöyle dursun «Ortak Pazar»54 gibi yeni bir badirenin hahişkâr müdafii görünmektedirler. (53) General tgnatyefin hatıratından naklen. Tarih Konuişu.j yor dergisi, c. 1> sayı: 1, İstanbul 1964, sh. 69 - 70. (54) Garplılaşma taraftarlarının büyük bir arzuyla destekledikleri muhafazakârların ise şedit bir lisanla tenkid ettikleri «Ortak Pazar» hakkında bugüne kadar ser-dedilen mütalâalar sadece sınaî sahaya inhisar etmektedir.

Garplılaşma itaraftarlan, Ortak Pazar'a girmekle Avrupa medeniyetinin maddî imkânlarından istifade edeceğimizi, muhafazakârlar ise, bunun millî sanayiimizin İflâsına müncer olacağını ftldia eylemektedirler. Halbuki tarihimizin en büyük hâilelerden birine zemin hazırlayan Ortak Pazar'ın hikmet-i vücudu, «iktisadi» olmaktan ziyade «manevî» dir. Şöyle ki : MateryaLOZAN ZAFER Ut, HEZtMET Mİ? 85 84 KADİR MI3IROÖLU Tanzimat, Meşrutiyet ve hattâ Cumhuriyet devirleri-uin garp hayranı yarı münevver idarecileri, milletin iki-yüz senesini ve birçok manevî kıymetlerini teknik terakkiyi elde etme uğruna heba etmişlerdir. Ne yazık ki; bu üst Rusya ile, materyalizmde ondan pek geri kalmayan Amerika arasında kısışıp kalan Avrupa'nın varlığını muhafaza ve idame ettirebilmesi O'nun ancak «tek bir siyasi varlık» haline gelmesi ile mümkün görülmüş, bunun tahakkuku için de safha safha tatbik mevkiine konulacak bir plân tasavvur ve tertip edilmiş, tir. Gerçekten de tarihleri birbiriyle boğazlaşmakla ge-çen Avrupa devletleri arasında ciddi bir birliği gerçekleştirmek kolayca mümkün olmadığından önce «Maddi M e n f a a t » lar sahasında tedriç! adımlar atmak yolu denenmiş, bu suretle ilk merhale olarak önce, «Avrupa kömürve çelik birli, ğ i » kurulmuştur. Bundan iyi netice alınınca daha ileri bir adım olarak gümrükleri kaldırmak için yine tedrici bir plânı gerçekleştirmek üzere Ortak Pazar kurulmuştur. Bu hareketin temel gayesij böyle maddî menfaat sahalarından başlamak suretiyle Avrupa'yı birleştirerek «Tefekkür ve tahassüs* itibariyle tek bir devlet haline getirmektir. Avrupa Devletleri mezhep farklarına rağmen, Hristiyanlık ve kadim Yunan tefekkürü gibi asgarî tömel müştereklere malik oldukları için bu bir. lik onlar arasında, belki de kabili tahakkuktur. Fakat farklı din, tarihi gelişme ve içtimai nizam yapısına sahip olan Türkiye ile onlar arasında böyle bir birlik, Türkiye'nin kendinden < tamamen vazgeçmesinden başka bir surette kabili tasavvur değildir. Esasen resmî ve hukukî sahada Garp Âlemine, Türkiye'nin kayıtsız şartsız teslimiyeti ; «Kemalist 'İnkılâpları la tescil ve ifade edilmiştir. Kala kala halkın garblilaşmaya karşı gösterdiği nisbî mukavemetten ibaret bir milli varlığı. mız kalmıştır ki. Ortak Pazar bu son sermayeye talip gömânevi fedakârlıklara hâlâ devam edilmektedir. Halbuki, teknik terakkiye ayak uydurabilmek için, milletin ön benliğinden kaçmak değil, onu, sıkı bir surette muhafaza etmek gerekmekteydi. Fakat bizim garbhlaşma taraftarları, c ölçüde bir aşağılık duygusunun zebunu idiler ki, bu harekete «Sanayileşme diyecekleri yerde « g a r b zükmektedir. Bu yüzden biz şahsen Ortak Pazar'ın Türk sanayiini iflâsa götürmesinden değil, onu garbhlaşma taraftarlarının iddia ettikleri gibi geliştirmesinden korkarız! Zira bu takdirde maddî refahın tesir altına alacağı âmme vicdanının manevî kayıpları farkedebilme ihtimali çok zayıftır. Milletler için asıl ehemmiyetli olan maddi sukut ve yükselişler değil, manevî sükut ve yükselişlerdir. Çünkü madde sahasında fettr'at fazladır. En fakir bir memlekette aniden zuhur eden meselâ bir petrol, b memleketi bir günde servete boğabüir. Bunun aksi de mümkündür. Fakat manevî kayıpların telâfisi ve bir milletin sukut eden ahlâk ve maneviyatının yeniden yükseltilmesi gayretli, ferasetli ve sabırlı çalışmalarla uzun zamana mütevakkıftır. Binaen-aleyhj Ortak Pazar'ın muhafazakârlar tarafından vârid-i hatır görülen maddî yıkımı; -bizcetemenniye şayan, dır! Zira bu takdirde halk efkârınca kavranması daha kolay olan maddî ve müşahhas zararlara karçf vücud bulması melhuz olan aksülâmel, Türkiye'yi garbhlaşma istikametinde sürüklendiği bu çıkmazdan ricate icbar eder ve bu suretle de daha yavaş bir şekilde ortaya çıkacak olan manevî kayıplarımız tahakkuk etmeden felâket atlatılmış olur. Hattâ denilebilir ki ; böyle bir netice bugüne kadar tevaH eden garbhlaçma hareketlerinin toptan İflâsına ve halkın kahir ekseriyeti tarafından reddine bile sebep olacağı cihetle yakın tarihimizin sahte kahramanlarının daha kolaylıkla yıkılmasını temin etmek gibi bir fayda da sağlayabilir. İhtisasımız iktisada müteallik olmadığı için bu neti-celerden hangisinin tahakkuk edecefini tayin ve tesbit86

KADİR MI9IRO0LU 111 a ş m a.» adını vermekten haya etmediler. Bugün saJ nayi Garb yani Avrupa'dan, Amerika ve Japonya'ya kay-] mış bulunmaktadır .Böyle olunca Türk Milleti için tervici i gereken yol ; «Amerikanlılaşma» veya «Japonlulaşma» mı alacaktır? Yarm bu vadide, < Çın ileri gitse Türk sanayileşmesinin adı « Ç i n 1 i 1 e ş -m e » mi olacaktır? Halbuki aslolan garbın âdet ve an'anelerini, yaıû içtimaî nizamını almak değil, Japonya gibi sadece te ğine \ talip olmaktı. Japonlar bizim gibi büyük bir mr > geçmişe mâlik olmadıkları halde münevverleri, bizim münev- i verlerimiz nevinden sistemli bir şekilde ifsad edilmemişj bulunduğundan sanayileşme yolunda sağlam bir metodla i hareket edebildiler. Onlar, dinlerini, dillerini, kanunlarım,! örf, âd-et ve an'anelerini asla değiştirmeden garbın çalışma sistemini ve teknik terakki vadisinde ortaya koyduğu vasıtaları alıp bunları kendi millî ruhlarıyla telif edip geliştirdiler. Bu yüzden orada, idare edenlerle edilenler arasında bizdeki gibi birbirine «Yabancılaşma» ortaya çıkmamış ve bütün bir millet yekvücud olarak terakki ve tekâmül yoluna girdiğinden kısa zamanda Garbı geçmişlerdir." LOZAN ZAFER MI, HEZİMET MİT 87 ten sarfınazar ederek sadece sağcıların vârid gördükleri tehlikeleri -sırf maddî sahada kaldıkça, nimet telâkki ettiğimizi ifadeyle iktifa ediyoruz!. (55) Japonlar, bizim için müşahhas bir misal teşkil eden mu. cizevî «iktisadî kalkınma» lannı, din ve an'anelerine sırt çevirmek şöyle dursun bil'akis bütün manevî kıymetlerin desteğiyle gerçekleştirmişlerdir. Ancak bu mes'elenin tafsiline sayfalarımız müsait olmadığından Dr. Mustafa Hak-fcı AKANSEL'in, Alman yazarı F. Sieburg'un 1939 yılında «Çelik Çiçek», Lüy Abbeg'in ise 1936 da «Yamato» (Japonya) adiyle neşredilmiş, cserleriŞu Japon misaline rağmen hâlâ Türk Milletinin Garp Âlemi karşısındaki vaziyetini ilmin icaplarına göre tayin ve tesbit edemeyen yan münevverlerimizin daha hınçlı bir surette her mes'elede «Millîlik» düşmanı ve « garblılı k » hayranı görünmeleri yürekler acısıdır!. Türkiye'nin Avrupa medeniyetinden «teknik unsurlar» dışmda hiçbir şey almaması gerektiği yolundaki mütalâa ile ortaya yeni bir fikir atmış olmuyoruz. Bu görüş az da olsa her zaman mevcut olan muhazakâr münevverler tarafından Tanzimattan beri daima ileri sü-rülegelmiştir. Ancak kuvvet aksi düşüncede olanların elinde bulunduğu içindir ki, bu görüşlere kulak verilmemiştir. Gerçekten adına «Tanzimat-ı Hayriye» denilen fakat millî müesseselerin tahribine yol açması hasebiyle «Tanzimat-ı Şerriye» olan ilk esaslı garbhlaşma hamlesinden beri, daima muhafazakârların nin bizim için ibretli noktalarının derlemesinden meydana gelen «Japon Mucizesi ve Bundan Bizim İçin Alınacak Dersler» (fs_ tanbul 1943) adh eserine müracaat olunmasını tavsiye ederiz. «...Avrupa'nın hakikaten faydalı olan şeylerini koparıp almak ve kendine mal etmek Japon milliyetçiliği için lâzım olan silâhlan yapmak ; fakat .ıynı zamanda da millî . kudretin sırrı olan «Millî Benlik» i korumakt ancak bu sayede mümkün oldu» (Sieburg'un erseıi sh. 151 den naklen a.g.e. sh. 14). (... Fakat bu itikadlar, Japonya nın-muasırlaşmasına engel olmadı. Büyük bir kimya fabrikası, ayni zamanda şjnto rahiplerini de kullanır. Bir sun'î inci şirketi^ midyelerin ruhu için, âyinler tertip eder» (Sieburg'un eserinden naklen a.g.e. sh. 15). 88 KADİR MiaiROÖLU LOZAN KAFHR Mİ. HEZtMET Mİ? S9 Garb Âlemi ile sırf tekniği almaya münhasır bir alış - verişten ötesinin tehlikelerine işaret ettikleri malûmdur. Hakikaten Türk ve Müslüman kalmak şartıyla Garp Âleminin kaydettiği teknik terakkiyi memlekette gerçekleştirmeye milletimizin ne dini, ne örf ve âdetleri ve ne <le maşerî viö-danının temayülleri maniydi. Çünkü Türk Milletinin ruhu, asırlardan beri ilmi, hikmeti «Müslümanların kayıp ma,lı> telakki eden islâm ile yoğrulmuştur. O'nunla telif edilemeyen veya ona mutabakatı isbat edilememiş bulunan hiçbir şeyi kabul

etmemek milletimizin fâ-rik vasıflarından biridir. Üstelik Islâmdaki içtihat bolluğu sebebiyle her «doğru ve güzel» olanın onunla telifi de mümkündü. Bu gerçeği Türk ve Müslüman olmadığı halde gayet vazıh bir surette tesbit eden Sava Paşa diyor ki : *tş t e bütün bunlar içindir ki, bu mütevazı mesaiyi yeni bir görüş ufku açacağından iftihar duyarak Avrupa ulemasının ıttılaına arzediyor ve bununla dikkat nazarlarım Muhammedi hukukun menabiine ve bu hukukun ne meretle vücuda geldiği hususuna çekebileceğimizi ümid ediyoruz. Teb'alan arasında birçok müslüman bulunan siyasî devlet ricali bu kitapta tslâm içtimaî teşkilâtının bütün esaslt kaidelerini muhtevi bulacaklardır. Bugün Fransanın mukadderatını idare edenler meşgalelerinden vakit ayırarak bu kitaba bir göz atacak olurlarsa, Muhammedi olan akvamın idaresi için lâzım olan, sırrı, iki hakikat şeklinde tebarüz etmiş bulacaklardır, ki bu iki hakikat, Cezair müslümanlarının ne suretle idare edilmeleri lâzım olduğu yolunda umumî efkârı ve matbuatı işgal etmeye başlıyan meselenin çözülmesine yol açacaktır. Bu hakikatlerin nelerden ibaret bulunduğu su suretle telhis olunabilir: 1 — Müslüman, ne kadar itikadı zayıf olursa olsun, din değiştirmediği takdirde hiçbir hâdisenin sihhata mu-rakin olup olmadığına o hâdise islâmileştirilmedikten son-ra inanmaz. Zira müslümana göre bir şeyin sıhhate muhalin bulunması ve onun doğru telâkki edilebilmesi için muhakkak surette dinen emredilmiş, bulunması, Allah'ın ke-lâmvna veya Peygamberin sünnetine, yani dinin bu iki te-tnel taşından birisine istinad ettirilmiş olmaları lâzımdır. 2 — Bütün kaziyyelerin islâmileştirümek suretiyle dini temellere istinad ettirilmesi ve bin netice bu hakikat-lerin yalnız kabulü değil, aynı zamanda riayet olunması mecburiyeti altına sokulması da, Muhammedi Kanun'dakimenbalarınmebzuliyeti dolayısiyle, güç bir mesele değildir. Müslüman da şâir fertler gibi günahkâr olabileceği gibi, cürüm islemek suretiyle insanların en bayağı derecesine de düşebilir. Fakat bütün bunlara rağmen yine müslüman olarak kalır. Islâmiyefte hakikî surette din değiştirmek âdeta meçhuldür. Müslüman, islâmileştirilmz-miş olan bir kanuna mutavaat ederek, kendi kudret ve kuvvetini gösteremediği müddetçe bu kanuna zahiri şekil' de mutavaat edebilir. Kanunun esaslı bir kaidesine göre bu cebir altında bulunma keyfiyeti, din değiştirme keyfiyetini ortadan tamamiyle kaldırır. Kudretlendiğini hisseder etmezdir ki, Allah'ın Kelâmına ve Peygamberin 8ün-netine istinad ettiği isbat edilememiş bulunan bir kanuna itaatten uzaklaşmak, müslüman için farz olur. Cebir kaidesiyle müslüman vicdanı her nevi şiddete karşı himaye, edilmiş, şâir dinlerde olduğu gibi din uğrun00 KADİR MI9IRO0LU da ölüm, asgari hadde indirilerek din değiştirme hususu da imkânsız bir hale konulmuştur.*110 îşte bu suretle ifade edilmiş olan gerçeğin tecellisiyle-dir ki, bugün Türkiye'de her türlü ihmal ve ihanete rağmen tasfiye edilememiş olan millî şuur, eskisinden daha cardı bir aksülâmel halindedir. Bu durum bütün zahiri mücadelelere tesir ederek -kül altında ateş gibi- gitgide gelişmekte, yannm mes'ut Türkiyesine vücud vermeye doğru ciddî bir gelişme kazanmaktadır. Artık « t n k i 1 â p yobazlığı » mahiyetindeki yıldırma ve tehdit yay-garalanyla vatan çocuklarının -hiç olmazsa bir kısmınm-ifsadı ve onların din ve an'aneleri hususunda şüphe ve tereddüde şevki mümkün değildir. Daha şimdiden garbhlaş-ma hareketleri başladığından beri bu hareketin leh ve aleyhindeki zümrelerin hakiki mahiyetleri anlaşılmaya başlanmıştır. Gerçekten resmî beyanların hilaf ma birçok «hâin» ilân edilenlerin «kahraman», «kahraman» ilân edenlerin ise «hain» oldukları tebey-yün etmeye başlamıştır. Tanzimatla başlayan kendinden kaçma siyaseti karşısında muhafazakârların bu lüzumsuz fedakârlıklar hakkındaki itirazlarına" kulak verilse ^e teknik terakki için «Millî unsurlar» dan vazgeçmek yerine bilâkis (56) Sava Paşa İslâm Hukuku Nazariyatı Hakkında Bir Etüd. C. I. Ankara 1955, sn. 14 _ 15. (57) Muhafazakârların garpten alınacak «Teknik u n -surlar»a karşı olmadıklarını, ancak bunu almak için kendi « m i 1 1 t » ve «manevî» kıymetlerimizin inkârı icabetmedigini üstelik böyle bir hareketin vahim

neticeler tevlit edeceğini İstiklâl Marşı Şairi Mehmet Akif'in şu mısraları ne kadar güzel aksettirmektedir : LOZAN ZAFER MI. HEZİMET MI? 91 onları muhafaza etmenin lüzumu kabul edilseydi hiç şüphesiz Japonlardan daha kabiliyetli olan Türk Milleti, muhakkak ki onlardan çok daha büyük muvaffakiyetler kaydedecekti. Fakat dış düşmanlarımızla işbirliği halindeki dahilî hâin ve gafillerin uzun zaman millet mukadderatına hakim olmaları, Türkiye'de dehşetli bir buhrana sebep olmuştur. Bu suretle her sahada acı bir «Tezatlar Diyarı» haline gelen Türkiye'nin huzur, sükûn ve emniyetten mahrum elim manzarası her vatanseverin yüreğini sızlatmaktadır. Osmanlı Devletinin azametli tarihini, ölümsüz mısralanyla terennüm eden büyük şair Yahya Kemal Bey, Türkiye'nin «Garblılaşma» hareketleri yüzünden nasıl «millîlik» ten uzaklaşarak her sahada kendisini inkâr eylediğini bakınız ne güzel ve mukayeseli bir surette tasvir ediyor: «... latedlm sonrat neden böyle Japonlar yüksek? Nedir esbabı terakkisi? Yakından görmek. Bu uzun boylu mesâi, bu uzun boylu sefer> Bir kanaat verecekmiş, bana dünyada meğer. O kanaat da şudur : sim terakkinizi siz, Başka yerlerde taharriye heveslenmeyiniz, Onu kendinde bulur yükselecek millet ; Çünkü her noktada taklid ile sökmez hareket. , Alınız ilmini Garbın alınız san'atini. Veriniz hemde mesâinize son sür'acini ; Çünkü kabil değil artık yalamak bunlarsız ; Çünkü milliyeti yoH, san'atm) ilmin, yalnız, İyi hatırda tutun ettiğim ihtarı demin: Bütün edvar-i terakkiyi yarıp geçmek için Kendi «mahiyyet-i ruhiyye» niz olsun kılavuz. Çünkü beyhudedir ümmid-i selâmet onsuz. Mehmet Akif Ersoy 92 KADİR — «Ah! Büyük cedlerimiz! Onlar da Galata, Beyoğlu gibi frenk semtlerinde yerleşirdi Fakat yerleştikleri mahallede Müslümanlığın nuru belirir, beş vakitte ezan işitilir. Aşmalı minare, gölgeli mescit peyda olur sdkak köşesinde bir türbenin kandili uyanır, hasılı o toprağın o köşesi imana gelirdi, Beyoğlunu ve Galata'yı saran yeni yapıların yığını arasında o mescitlerden, o türbelerden bir ikisi kaldı da gördük ki; cedlerimiz o kefere frenk mahallelerinin toprağına böyle nüfuz ederlerdi. Biz bugünün Türkleri, bilâkis Şişli, Nişantaşı, Kadıköy, Moda gibi küçücük bir şehri andıran yerlere yerleştik, fakat o yerler Müslüman ruhundan âri, çorak ve kurudur. Bir Üsküdara bakınız,' bir de Kadıköyüne, Usküdann yanında, Kadıköy Tatavlayı (*) andırır. Eski Türklerin ruhları ile yeni Türklerin ruhları arasındaki farkı anlamak isterseniz bu son asırda peyda olan semtlerle istanbul içlerini mukayese ediniz. Medenileştikçe Müslümanlıktan çıktığımızı tabiî ve hoş gören eblehler uzağa değil Balkan devletlerinin şehirlerine kadar gitsinler. Görürler ki, baştan başa yenileşen o şehirlerin her tarafında çan kuleleri yükselir, pazar, yortu günleri çan sesleri işitilir. Manzara halkın dinini ve milliyetini hatırlatır. O şehirler bizim yeni semtlerimiz gibi millî ruhtan âri değildirler. Artık Türk Milletinin ruhu bir rayiha gibi uçtu mu? Hayır büyük kütlede yine o ruh var, fakat #biz son nesil bir sürü gibi büyük kaafileden uzaklaştık kaybolduk, fakat daha uzağa gitmiyeceğiz, döneceğiz, tekrar büyük kafileye iltihak edeceğiz, yeni tarzda yaşayışla cedlerimizin diyanetini mez-cedip, bizi bu çoraklıktan, bu karanlıktan, bu ufunetten kurtaracak mürşidler, şairler, edipler, hatipler yetişmedi (*) Tatavla; Bugünkü Kurtuluş semti. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 03 fakat gayet tabiî bir revişle büyük kafileye kendi kendimize döneceğiz.»" Bir şair sezişiyle daha 1922 yılında kaleme alınan bu yazıda ifade edildiği gibi milletin «Kendi kendine dönüşü» maalesef henüz tahakkuk etmiş değildir. Üstelik o tarihten hemen bir iki sene sonra imzalanan «Lozan Muahedenamesi» gibi bir menfî âmilin temin eylediği imkânla bu dönüş, âdeta imkânsızlaştırılmak istenmiştir. Gerçekten Tanzimattan beri devam eden garbklaş-ma hareketinin bir fiyasko olduğu anlaşılmış bulunmasına ve milletin, Birinci Cihan Harbi'yle

sürüklendiği badireden ancak «millî ve dinî» müesseselere sanlmak suretiyle kurtulabilmiş olmasına rağmen, millet mukadderatını eline geçirenler vaziyeti takdir edemeyerek garblı-Iaşmadan rücû için bir esbab-ı mucibe teşkil etmek lâzun-gelen millî mücadelenin, şahıslarına sağladığı otoriteyi aksine, daha fazla garblılaşmak için kullanma yoluna gitmişlerdir. ı Yunan askerinin İzmir'e çıkmasını-müteakip tuğyan eden «Dinî ve millî heyecanı »nı temsil üslûbu ile işe başlayan M. Kemal Paşa, zaferden önce bilfarz Sakarya Muharebesi arefesinde müstakbel plânlarım ifşa ederek garbülaşma yolunda daha sert adımlar atacağını ilân etseydi zaferi temin edebilir miydi? Eğer islâm yazısını, islâm kıyafetim, islâm kanunlarını ilh. değiştirerek kendinden evvelki garbülaşma taraftartarının, asla cür'et edemedikleri mevzularda millî ve dinî müesseseleri kanla yıkıp bunların yerine garbtalki muadillerini ikâme edeceğini açığa vursaydı; etrafıntia ayyaşlık ve cinayet(58) Yahya KEMAL — Aziz istanbul (Ezansız Semtler) — fo-tanbul 1964 sh. 122 . 123. 91 KADİR MISIROÖLU lerle iştihar etmiş bulunan birkaç pespaye yaverinden başka kimi bulunabilirdi? Bu hakikat, milletin bir noktaya tevcihi için mûlî ve dinî tefekkür ve tahassüs istikametinde hareket etmekten başka bir çare bulunmadığını gösterdiği halde bu gerçeği kavramakta acze düşen Cumhuriyet ricali, harp içinde bir nevi sahne artisti gibi «millî görüş mümessili» tavrı alarak harpten sonra daha şedit bir garblilaşma taraf tarhğıyla ortaya çıkmışlardır.50 Bu tarz-ı hareket kendilerinin fikir ve ruh itibariyle sağlam olmamasından mı, yoksa gizli bir düşman tazyikinden mi veyahut da her ikisinden birden mi doğmuştur? Bu nokta eserimizin manevî kayıplar üzerinde duracak olan üçüncü cildinde tafsilatıyla arz ve ifade edilecektir. Burada şu kadarını söyleyelim ki, millî mücadeleyi müteakip ortaya çıkan ve garbhlaşma hareketlerinde en müfrit bir safhayı teşkil eden hareketlerin hukukî ve siyasî kaynağı Lozan olmuştur. Bu yüzdendir ki, böylesine aşırı bir garplılaşma hamlesinin daha vazıh bir surette anlaşılabilmesi için «Lozan» üzerinde bir nebze duralım. (59) Zaferden sonra, hristiyanlann, yazılarını^ rakamlarını, resmî hafta tatillerini, yılbaşılarım, kıyafetlerini, kanunlarını ilh...... alarak Türk Milletini ismi konmamış bir «Hristiyan> kitle haline getirmek istikametin, deki müthiş garp hayranlığı ve İslam düşmanlığı ile iktifa edilmeyerek Anayasaya sarahaten (Devletin dini HRtSTtYANLIKtır!» tarzında bir madde konulmak istendiğine dair KAztm Karabettir Foça'nın henüz neşredilmemiş inkilâplar devrine ait'hatıratından naklen Yeni îs. tanbul Gazetesinin, 4 Kasım 1970 tarihli nüshasında verilen, tafsilâtı hayret ve dehşetle okumanız cidden tavsiyeye şayandır. LOZAN ZAFER Mî. HEZİMET Mİ? 95 LOZAN Hıristiyan Dünyası için Lozan Sulh Konferansı, yıllardır ruhumuzda derinleşmekte olan aşağılık duygusunun hasad mevsimi olmuştur. Zira bu aşağılık duygusu madden en zayıf bir zamanımıza rastlamış obuasına rağmen «Millî Mücadele» gibi muvaffak bir eser ortaya koyduğumuz halde asla zail olmamıştı. Çünkü Tanzimattan beri telkin ve tekrar edilen yanlış görüşlerin zebûnu olan yarı münevverler Şark - Garb muhasebesini yapabilecek sivil terbiye ve ilmî kifayetten mahrumdular. Millî mücadele esnasında ortaya çıkan dinî ve millî hissiyata tâbi olmanın büyük fai-delerine rağmen, garbhlaşma hareketlerindeki gaflet ne yazık ki, daha da şiddetlenerek temadi ettirilmiştir. Zira, Garb Alemine kayıtsız ve şartsız teslimiyet Lozan'ın ruhunu teşkil etmiştir. Şeklî bir istiklâl ile Dünya milletleri arasında bizi de tekabbül etmiş görünen garblılar, yaptıkları gizli anlaşmalar ve aldıkları peşin taahhüdlerle tarihî şahsiyetimizi bertaraf edecek eiddî bir imkâna nail olmuşlardır. Gerçekten o güne kadar garbhlaşma istikametindeki hareketlere arız olan «tereddüt» ve «cesaretsizlik» Lozan'dan sonra yerini bütün dinî ve millî müesseseleri istihkar eden dehşetli bir «despotizm»e terketmiştir. Garba kayıtsız şartsız

teslimiyet çığırını açan Lozan'ın bu ruhunu Lord Gürzon'un şu sözleri açıkça ifade ve ifşa etmektedir : .«— Türklerin hayat ve istiklâllerine herkes hürmet' kârdır. Türkiye'den istirhamım tekrar inkişaf edebilmesi için serbest Türkiye'nin bizimle birlikte hulûs birliğiyle çalışmasıdır. Böyle bir Türkiye dünyanın hürmetine lâyık-olur.» KADİR MIOTROflLU Bu «hulûs birliği» Lozan'dan sonra Türk Milletinin kaderinde vâki birçok değişiklikleri izah edecek bir anahtar sözdür. Artık, Türkün bir daha kendisine dönmesini imkânsız kılacak ölçüde millî hasletlerinin manen tahribinin âmili, bu sözü söyleten fikir, rey ve his beraberliğidir. Bugün, böyle bir teslimiyeti temsü edip te asırlarca bir vilâyetimiz olarak bulunmuş Yunanistan'a karşı dahi şahsiyetli kalamamış olan inönü'nün -sırf solculara bir tâviz vermiş olmak için«Amerika karşısında şahsiyetli bir siyaset takip etmek» gibi bir iddiayı diline dolamasının manası hazindir. Burada onun iktidarı devrindeki bu «hulûs beraberliği» nin tezahürlerini münakaşa edecek değüiz. Bunların hepsi milletin göeö önünde cereyan etmiştir. Yalnız şu kadarını söyleyelim ki; bu ekip de, daha önceküer gibi sadece Garptaki teknik terakkiyi memleketimizde gerçekleştirmeğe matuf hamleler yapacakken aksine Türkün fcen-d> kendisini inkâra müncer olacak hareketlere devam etmişlerdir. Milliyetin müşterek bir duygu ve fikir beraberliğine muhtaç olduğu kaale alınmayarak Türklerin ruhunu asırlarca yoğurmuş olan Islama cephe alınmıştır, tnönü ve ekibi tarafından islâm ve onun masum taraftarlarının maruz bulundukları baskı cümlenin malûmudur. Hıristiyanlar sokaklara kadar âyin gulgulelerini taşınrken ses çıkarmayan bu ekip, şurada burada Müslüman grupların en ufak ve meşru dini davranışlarını hoş görmemiş ve en ağır şekilde cezalandırmıştır. Fakat unutulmuştur ki Türkün asırlardan beri İslâm ile yuğrulan ruhuna gayrı Islâmî her davranış yabancı gelecek ve tasvibe mazhar olmayacaktır. Nitekim, İnönü'nün çok partili hayata geçtiğimiz günden beri girdiği her seçimi kaybetmiş olması bu gerçeği doğrulayan bir vakıadır. Bu neticeyi, büyük halk kitLOZAN ZAFER Mî. HEZİMET Mi? 97 leşinin, her türlü ifsad edici telkine rağmen, - bir takım sözde okumuşlar derecesinde - yamltılamamış • olmasına borçluyuz. Gerçekten Türk umumî efkârı, fevkalâde hallerde çok kere hislerine tercüman olacak dirayetli bir «baş» bulamadığından gerekli aksülâmeli göstereme-mişse de hiç olmazsa «isabetli teşhis» ve «pasif mukavemet» ile zararı bertaraf etmeye ve böylece maddî ve manevî varlığını korumaya çalışmıştır. Bu gerçeğin tarihimizdeki en son misali, halkımızın ¦ Kemalist İnkılâplar» a karşı gösterdiği sabırlı mukavemettir. Uç yıl süren Türk - Yunan harbinde şehid plan vatan evlâtlarının âdedi - resmî istatistiklere göre - on bini bulmadığı halde, Kemalist înkilâplan yerleştirebilmek için beşyiiz binden ziyâde insan telef edilmiş olması bu «mukavemetli izaha kâfi gelse ga-rektir.»0 Türk Milletinin «din ve tarih şuuru» na aykın bularak eline geçirdiği her fırsatta « red > le karşıladığı Kemalist İnkılâpların hukukî ve siyasî mesnedinin LOZAN olduğunu birçok kereler tekrarlamış bulunuyoruz. Gerçekten Lozan müzakerelerine (60) Bu müthiş rakam mübalâğalı zannedilmemeli'Jir. Hakikat, te^ «Kuva-yı Millîye» yi eski ittihatçılığın hortlaması mahiyetinde telâkki eden bâzı vilâyet ve kasabaların isyanları ve garktaki tenkil hareketleri gi'ol ekserisi «dini his-ler> den doğan kıyamların bastırılmasında, bazı sun'î <suikast> tertiplerinde, şapkaya karşı gösterilen aksüla. meller de inkılâba, «gözdağlari» ndan bir «hayat hakkı» sağlamaya1 çalışan «istiklâl Mahkemeleri» nin asıp kestiği masumların âdedi muhakkak ki yarım milyondan çok fazladır. Ancak bu mes'elenin esas mevzuumuza alâka nispeti burada tafsilât rermeyi gerektirmediğinden kısa kesiyoruz. F : 7 KADİR MISIROÖLU LOZAN ZJ ikin onu dir tire

ver-mia edi; yor sal riy-ta» di» za lum sone— diî ve bi—ci murahhas sıf atiyle kaülmış bulunan Dr. Rıza Not _zn bu mahiyetini şu cümlelerle açıkça ifâde etmektetîmzayı bastık. Artık bence buhranlarla yaşayıp bi-jğimiz, bazan hayâl olup elimizden uçan sulhu millete dik. Hem de büyük bir kâr ile, büyük bir şerefle» Ney-bu «(kâr ve şeref» olan şey? merak mı çorsunuz? Buna kendisi müteakip cümle ile cevap veri«Türkiye'nin dokuz asırlık (Selçuklu ve Osmanlı) he-zainı görmüş, tasfiyesini yapmıştık!...* " Yalnız bu kadar olsa!.. O'nun hiç bir teklif ve mecbu-st olmadan Avrupa Kanunu Medenilerinden birini kabul Jıhüdüne" ne denli teşne bulunduğunu kendi ağzından Heyince dehşete kapılmamak imkânsızdır. *Bu esnada îsmet, İstanbul Hükümetinde Adliye Ne—eti Mezâhip Müdürü ve bu memuriyette uzun zaman bu-ımuş olan Baha Bey'i getirtmiş. Geldikten sonra bana »jledi. Bu zatın fikirlerine müracaat edeceğiz. Patrikhâişini iyi biliyormuş. Birkaç gündür Şato'ya celseye gi> gelirken bizim otelin koridorlarında ciğer gibi ktrmız\ büyük bir fesi, ayağında arkası mahmuzlu fotin kundu-. uzun boylu ve ihtiyar birini görüyordum. Numunelik şeydi. Nazarı dikkatimi celbetmişti. Tabiî frenkler ona Hatıratım C. III. İstanbul (61) Dr. Rıza NUR — Hayat ve 1968, Bh. 1242. (62) Bakz. Dr. Rıza NUR a.g.c şh. 1056. «Bizim sûkomlsyonda hrisüyanlann evlenme, miras işleri vjj. hakkında Yunanlılar ve diğerleri kıyamet koparıyorlar. Ben bunlara Avrupa Kanunu Medenisini aynen Utbih etmek üzere olduğumuzu söyleyerek cevap veriyorum.> bir turist olarak bakaç sormağa bile vakit bu Bey'i getirttim. Baktın, li, Seniyüddin gibi bir müzakereye başladık. 1 işinde mütehassıs ölme malûmatı vardı. Kend\ medeni mes'elesine şid rı da Hıristiyanlar ile e ti.* Dedi. Ben de: *tstt le türk kızlan hıristiya ri de Hıristiyan kızlar, Hıristiyan kalmamış ol Fakat bu zat pek ¦ na girmiyor. Patrik m imtiyazlarına sahip oh bir memuru olup asker sim ve emsalini şiddeı Gördüm ki beyni bit j zümiyet-, ne ahmakltk. > paratorluk yıkılmamış, yadan bihaberdir. Nas ziyetten dışarı çıkamıy istifade mümkün değil ri domuz sürülmüştür Sade rafadan yumurte Açlıktan ölecek. tsmeV m% iade etmesini söylt sonra kendi gitti, lştt ismet benim kam bunda büyük iyilikler Türk ruhunu verirsek 100 KADİR MI9IRCML.U kocalarını, hiç olmazsa çocuklarım türk yaparlar. Mutaassıp rumlar, kızları yetişince türkle evlenmesinden korka* rak kızlarını alıp Yunanistana hicret ederler. Bu suretle İstanbul'da kökleri kesilir. Vaktiyle Şeyhülislâm Vâni Efendi zamanında Türkler htristiyan kızları ile müslüman etmeksizin evleniyorlarmış. Rum patriki görmüş ki rumlar bitiyor, Vânî Efendiye rüşvet vermiş, ondan şöyle Mr fetva almış: €Üu kadınlar gebelik esnasında domuz eti yiyip şarap içtiklerinden bu çocuklar müslüman olamaz.» Bu suretle bu evlenmeyi hükümet men etmiş. Bu meVun Şeyhülislâm bunu yapmasaydı, Türkiyede bugün hıristi-yan bulunmazdı. Devlet çektiği binlerce belâları görmez ve-böyle yıkılmazdı. Fecisi şu ki buna yanan ben şimdi de bunun faydasın* anlatamıyordum,»0* Bu satırlardaki dinî ve tarihî yanlışlara mı yoksa milletin talihine mi yanarsınız bilmem!...

Lâikliği bile ilk defa kendisinin ortaya attığım söyle-yon84 Dr. Rıza Nur'un, Lozan Muahedenâmesi sırasında bu kadar «frenkmeşrep» olmayı «Türkçülük» le nasıl bağdaştırabildiği gerçekten şaşılacak bir şeydir. Ne yazık ki «Hayat ve Hatıratım» isimli eseriyle gerçekten büyük ve tarihî bir hizmet ifa eden Dr. Rıza NUR, bu fikirlerini daha sonraları da muhafaza etmiştir. 1938 yılında Nadir Nadi'ye verdiği cevapta : «Lozan zabıtnamelerinde benim firenklere Avrupa Medenî Kanununu aynen alacağımızı söylediğim görülür.. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 101 (63) Dr. Rıza NUR, a.g.e. sh. 1057-1058. (64) Dr. Rıza NUR, a.g.e. sh.6U Benim «Türk tarihi» nde şapka, medrese ve tekkeler için yazdıklarım okunsun!...»»5 demektedir Biz de bu eserin ilk basınımda henüz mezkûr hatıratı yayınlanmamış olduğu için onu pek fazla methettiğimizi itiraf etmeliyiz. Ancak Dr. Rıza Nur'un bu aşın alafrangalığı bir yana bırakılırsa gerçekten birçok meziyetleri olduğu da muhakkaktır! Alafrangalığa gelince yalnız o mu? Başta İsmet Paşa olduğu halde aşağı yukan bütün hey'et ayni halet-i ruhiye içinde idiler. Bunun tafsilâtım yani hey'ete dahil olanların ruh ve seciyelerini ilerki sahifeler-de ferd ferd ifade edilmiş bulacaksınız. Burada Dr. Rıza NUR'un bazı fikirlerine temasımız Lozan'ın «Türk ve İslâm» ruhunu teslim alan bir «haçlı galebesi» olduğunu belirtmek içindir. Böyle olduğundandır ki, bütün aşın garplılaşma taraftarları, «Lozan» etrafında adetâ bir «efsâne» icad ederek, onu göklere çıkarmakta yanşa girmişlerdir. Bu hudutsuz ve bayağı mübalâğalarla sayfalarımızı kirletmek niyetinde değiliz. Ancak kimlerin Lozan'a methiye düzdüklerinin anlaşhabilmesi için sadece bir tanesinin Lozan vesilesiyle serd ettiği bir iki fikri dikkatlerinize arz etmek isterim : «Fatih İstanbul'u aldıktan sonra, hem katolik Papa'-nın, hem de ortodoks PatrikJin Hristiyanlığı kabul teklifleri karşısında kaldı. Birinin teklifini kabul ile diğerini kendisine düşman edecekti. Hem de muzaffer bir dinin kuvvetiyle yürüyen bir padişah ve kumandandı. Mağlûp ettiklerinin dînini kabul etmesi belki de o vakit bile mûs* küldü. Kabul edeydi vakıa o vakit de Türk Milleti bütün âlemin efendisi olacaktı. (65) Dr. Rıza NUR •h. 2028. TUrkbilik Revüsü s. 8 İskenderiye 1938, 102 KADİR MI9IROÖL.U Hicretten yüz sene sonra, sırf bir maddî menfaat sa-ikasiyle ve ezcümle ulularının emir ve kumandası altında, hep birden bu yeni asalete intisap eden Türkler on bin senelik milliyetçiliklerini yeni bir ümmetçilik politikasına feda ettiler. tik defa maddî bir alâka olan din git gide Türklerin yegâne maneviyatını teşkil etti. Bu tarihî hakikati anlamak için acaba MicheleVin manevi kaygılarına hak vermekten ise Kari Marrfın tarihî maddiyatçılığma daha fazla ehemmiyet vermek doğru olabilir mif Her halde Sevr es felâketine kadar bizi sürükleyen fecî akıbet bu sualin cevabını hazırlamaktadır. tşte bu, muazzam, müthiş, gayrı hissi, sırf menfaat üstüne müesses fırsatı, her neden ise kaçırdıktan sonra, bari Fatih, yapılması lâzım gelen şeyi iltizam ede idi. Yani gayri müslim Osmanlıları bir emri ile islâm ile müşerref kıla idi. Bosna ve Hersekte, Arnavutlukta başladığı İslamcılık siyasetini bari bütün ülkesinde şiddet ve kat'iyetle takip edeydi. Hasılı dini yalnız manevî bir gaye değil, bir defi da maddi bir vısatı diye telâkki edeydi. Hayır, bunu da yapmadı. Defterdar efendinin hıristiyanlar da îslâm olursa vergi azalır, devletin hazinesi boş kalır diye hasis bir menfaat için mırıldanmasını duyduğu halde Fatih asırlarca torunlarının başına musallat ettiği püsküllü belânın fecaatini göremedi. Zaten İslâmiyet hep böyle lıarekeli emrediyordu. Gayrı müslümlere verdiği fermanlar i/p, Rum Ortodoks Patrikhanesine, hattâ Bizans İmparatorlarının tanıdıkları hak ve salâhiyetlerden fazlasını bdhşeU mekle Fatih, hiç de dürbin olniadığmı, hazırdaki menfaatel istücbali feda eder bir devlet adamı olduğunu, her ne del nirse densin, Hıristiyanlığa ve hıristiyanlara karşı büyükî

LOZAN ZAFEH Mİ, HEZİMET Mİ? 103 bir meyli olduğunu pek açık bir surette, hattâ bizim aleyhimize olarak, ispat etmiştir. Bu patrikhane fermanları yetmiyormuş gibi, bir de Venedik ve Cenevizlilere, bol keseden bahşettiği fermanlar ile, başımıza asırlarca belâ kesilen Capitulations'lar ile de devletini, hükümetini ve milletini, daha tâ ilk mes'ut gününden itibaren, felce uğrattı, bunların ölümlerini Jıazır-ladı. Fafcjta Fatih İstanbul'u almakla pek güzel topraklar kazandı. Belki de îstanbulsuz bir Osmtınlı devleti asiyaî bir memleket olacaktı. Türk hiç avrupalılaşmıyacaktı. Fakat inkâr edilemez ki^lstanbulu almamız bile terakki etmemize yardım etmemiştir. Maddî terakki yerine İstanbul Türk'e az kalsın öz seciyesini, gayesini kaybettiriyordu. Biz Bizanshhk zihniyetinden pek güç kurtulabileceğiz. Da-marlarımızdaki öz Türk kam. mukavemet etmiyeydi, çoktan beri Fatihin Bizanslilığıra kurban gitmiş olacaktık. Gerek İstanbul'da ve gerek bütün yeni ve büyük ülkede hıris-tiyanları aşın bir surette himaye ederek Osmanlılığı yeni baştan kurarken, Fatih, devletin ve hâkim, milletin ruhunu, Bizansm mavi ve yeşillerinin âdi politikacılık b'ıd'atlarını almakla, ne dereceye kadar muazzep ettiğini anlıyamamıştu Fatihin gayrı millî harekeüerile âdeta manen Rumlar galip ve Türkler,mağlûp oldular. Az kalsın Türklüğün pak benliği bu Osmanlılık çamuru içinde boğulup kalacaktı. Fatih bir günlük siyaseti için bütün istikbalini, eserini, torunlarını berbat etti. Gayesini demiyoruz. Çünkü yalnız büyük bir devlet kurmak, milyonlarca insanı esir gibi kullanmak, Türklerin öz haklarını gayrı müslümlcre feda etmek bir gaye değildir. 104 KADİR MI9IRO0MJ Fatih Türkü değü, evvelâ kendisini, sonra osmanlt devletini, daha sonra da dinini düşünüyordu. O din ki tâ Hasreti Muhammed zamanından beri istimam eden gayrt müslinüere İslamlardan daha iyi bakıyor, devlet işlerine karışıyor, ümmetçilik edeyim derken Türk'ün hak ve menfaatlerini feda ediyordu. Fatih, fani olan kendisini, sun'î olan Osmanlılığı, ümmetçi olan dinini düşüneceğine biraz da kuvvetinin ve mevcudiyetin asil ve esasını teşkil eden asil iptidaî maddeyi, Türkü düşünseydi, her halde, osmanMar devrinde, nahak yere başımıza gelen, bin bir türlü felâket gelmezdi. Bu güzel memlekette bir din, bir millet, bir gaye olurdu ve ezcümle Mustafa Kemal'in en büyük eserinden çok evvel lâiklik tessüs ederdi. İslâm devletlerini birer birer zevale sevk eden, müs-lümanları asırlardan beri geride bırakan, hükümetin işini hercumerc eden, maarife, sanayie, terakkiye mani olan, Osmanlıları mütemadi bir aciz ve zafa düşüren Türklerin belini büken hep bu din ve devlet işlerinin birleşmesi olmuştur. İşte Christophe Colomb'm meşhur yumurtası hikâyesine benzeyen bu lâyıklık bedahatım gören, anlayan ve bize kabul ettiren Gazi Mustafa Kemaldir.**6 Bilmem bu sarhoş kusmuğundan beter hezeyanlar ve pespaye dalkavukluk ömeSklerini çoğaltmaya lüzum var-mı? Bütün bir ücreti peşin ödenmiş veya para ve mevki olarak ücrete istihkak için resen ibda <!...) edilmiş «Lozan nâme» lerin müşterek vasfı; evvelâ sevr sulh projesini ele alarak Lozan'ı üstün göstermeye çalış(66) Suphi NURİ — Sevres re Lausanne 6 - 7. İstanbul 1934, sh. LOZAN ZAFER Xt, HBZ1MBT Ulf 103 maktır!. Biraz da bu «Sevr» kıstasının nasıl bir «geçmez akça» olduğunu belirterek bu bölüme nihayet verelim:: LOZAN'IN DEĞERLENDİRİLMESİNDE YENÎ VE YEGANE MA'KUL KISTAS : MISAKI Mil AA Resmî ve hususî şahıs ve müesseselerin bugüne kadar Lozan'ı medhü sena için kullandıkları müşterek taktik onu ölü doğmuş bir «Muahede Projesi» olan «Sevr» ile mukayese olmuştur. Gerçekten Lozan mu-hedenâmesi Sevr Muahede Projesine rağmen bazı noktalarda üstünlükler ihtiva etmektedir. Fakat Lozan'ın Sevr'e

nazaran daha iyi olması onun makbul ve muteber kabul edilmesi için kâfi bir sebep değildir. Çünkü : a) Mukayese edilen* Sevr» ile «Lozan» nı mahiyetleri ayni değildir. Bunların birisi sekiz ayı mütecaviz bir zaman içinde karşılıklı ı mücadele ve münakaşalarla tekevvün etmiş ve usulüne uygun olarak alâkadar bütün devletlerce tasdik edilmiş, Devletler Umumî Hukuku Prensipleri muvacehesinde tam bir Muahede olduğu halde, diğeri teklif safhasından ileriye geçememiş ve bir proje olarak kalmıştır." Çünkü bu muahedenin usulen tayin edilmiş murahhaslarca imzası onun tam bir muahede olarak kabulü için kâfi bir sebep değildir. Murahhasların imzasını müteakip alâkadar devletlerin iç hukuk kaidelerine -------;----------------------------„*ı—,--------¦ ; (67) Ord. Prof. Dr: Charles Crozat'; Devletler Umumî Hukuku -- İstanbul 1950 C. I. »h. 399 — M. Kemal Paşa — Nutuk — Ankara 1927, sh. 40S-404 — İnönü'nün Hâtıraları (Lozan kısmı) Ulus Gazetesi 24 Temmuz 1968 tarihli nüsha. 106 KADİR MI9IROCLU t,O7.AN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 107 göre bu metnin selâhiyetli makamlarca tasdik ve kabulü şarttır. Halbuki Sevr Muahede Projesi Murahhaslarımız tarafından imza edildikten sonra o günkü Hukuk Nizamımıza göre onu tasdik etmesi gereken en yüksek icra makamı olan Padişah tarafından da tasdik ve kabulü şarttı. Gerçi padişahtan evvel Muahedeyi Müzakere ile mükellef bulunan «Meclisi Mebusan» di. Fakat, o sırada Meclis fesh edilmiş ve yeni Meclis de henüz teşekkül etmemiş bulunduğundan Sultan Vahideddin merhum böylesine ağır bir mes'uliyet ifade eden bir muahede için memleket münevverlerinin fikirlerini öğrenmek maksadıyla «Saltanat Şûrası» adiyle bütün ileri gelenleri toplamış ve onlara artık her biri vatandan firar etmiş bulunan İttihatçı liderlerinin memleketi sürüklemiş bulundukları vahim vaziyeti izah ederek İtilâf Devletlerince teklif edilen Sevr Sulh Projesi ahkâmım müzakereye davet C3'lemiştir. O günkü feci vaziyet karşısında bu Muahede ahkâmının kabulünden başka bir çare olmadığı kararına varan Saltanat Şûrasına rağmen. Suttan Vahideddin «• M e c e 1 1 e - i Musibet» adını taktığı Sevr Sulh Projesini hattâ sadnâzamın ısrarına rağmen " tasdik etmemek için sonuna kadar direnmiştir. Bu suretle Sevr'in taraflarından biri olan Osmanlı Devletinin îç Hukuk kaidelerine göre işbu muahede projesini usulen tasdik ve kabul etmemiş olması onu bir proje olarak kalmağa mahkûm etmiş ve bu yüzden diğer devletler de tek taraflı bir tasdikin bir mânâ ifade etmeyeceği mü-lâhazasıyle ayni şekilde hareket etmişlerdir. Bunun tek is(68) Ahmed Rcşid Bey (H. Nâzım) Gördüklerim yaptıklarım — İstanbul 1945 Sayfa (Î99) da : «Zâtı şahanenin bu ma-hedeyi Sadnâzamın ibtâmına rağmen tasdikten sureti kafiyyede içtinâp ettiği, şüpheden beridir.» demektedir. tisnası Yunaistan olmuştur. Bu da, İtilâf Devletleri arasında ehemmiyetli bir mevkii olmaması dolayısiyle Sevr Sulh Projesine hukuki bir kıymet ve kuvvet izafe edememiştir. Bunun diğer bir delili de Sevr'in Türk murahhaslanna tahammülfersa bir cebir ve tazyik altında imza ettirilmiş ve Suitan Vahideddin'in tasdikten sureti kafiyyede içtinab etmesi sebebiyle proje halinde kalmağa mahkûm edilmiş bulunan Muahede Metnini ıslah için bilâhare bir çok «Sevr Sulh Projesini ıslah komisyonları » toplanmış olmasıdır. Fakat hepsinden mühimi bizzat İsmet Paşa'nın bile hatıratının «Lozan» kısmına başlarken, şüphesiz bir sürçi lisan olarak : «Birinci Dünya Harbinden sonra Türkiye ile barış yapmak için teklif olunan projelerden birincisi 10 Ağustos 1920 de Sevr'de imzalanmış.»69 demektedir. Bizi Sevr'e «proje» dedik diye tenkid eden Ulus münekkidinin 70 kulakları çınlasın! __Müdafaa ettiği İnönü'nün bu ifadesi bile onu nakzediyor. Bu defa da şu «imzalanmış» sözüne sığınmaya çalışırsa, bir projenin imzalanmakla değil, selâhiyetli makamlarla «tasdik» edilmekle tam bir «muahede» haline gelebileceğini kendisine herhangi bir Hukuk Fakültesi talebesi de öğretebilir. Dahası var; evvelce de zikrettiğimiz üzere «Sevr» den "M. Kemal Paşa bile üç kere üst üste «proje» tavsifi ile bahsetmiştir.71 Artık bunda şüphe Ve tereddüde yeı kalır mı? Bu neticeyi temin eden de :

Ulus Gazetesi 24 Temmu (69) Bakz. İnönü'nün Hatıraları 1968 tarihli nüsha. (70) Cihat AKÇAYAKALIOĞLU, a.g.. tefrika. (71) Bakz. M. Kemal Paşa — Nutuk. Ankara J927 sh. 403 404'den naklen* bu eserde 22 numara ile yer alan dipno* 108 KADİR M19IROGL.U Sultan Vahideddin'in dâhiyane bir buluşla teklif edilecek dan Muahedenin melhuz menfi şeraitinin Türk Milleti tarafmdan asla kabul edilmeyeceğini gösterecek bir takım nümayiş ve mitingler tertip etmesi maksadıyle M. Kemal Paşa'yı Anadolu'ya göndermesidir. İtilâf Devletleri arasında en nüfuzlusu olarak gözüken ingilizlerle taa Sof-3la Ateşemiliterliğinden başlayan bir dostluğu bulunması sebebiyle, onun hareketlerine karşı İngiliz tesir ve müdahalesinin, nisbeten hafif bir seyir takip etmesi ve kendisinin bir memuru olması dolayısıyle de « S a r a y » ve «Makamı Hilâfet» üzerinde İngiliz baskılarının daha ehven tahakkuk etmesi ihtimaline istinad etmekteydi. Eğer M. Kemal Paşa'nm yerine, ayni maksadı istihsal etmek için, İngilizlerin hiç tasvip etmedikleri bir başka Paşa gönderilmiş olsaydı, İngiliz muhalefeti muhakkak ki çok daha şedit bir suretle ortaya çıkacaktı. Bu noktada Saltan Vahideddin muhakkak ki çok haklıydı. Fakat yanıldığı başka noktalar vardı ki onlar da ilerki sayfalarda kanunî imkânlar nispetinde anlatılmıştır. b) Sevr Sulh Projesi ile Lozan'ın mukayesesi, tarafları Sulh Masasına götüren «vakıa lar itibariyle de birbirine benzememektedirler. Sevr Sulh Projesini imzalayan Osmanlı Murahhasları; Devleti bir macera mantığı ile idare eden ittihadçılann çeşitli ihmal, ihanet ve hesapsızlıkları yüzünden, mağlûp duruma düşürülmüş bir Devleti temsil etmek mevkiindeydiler. Lozan'daki Türk Hey'eti ise aksine, bugüne kadar mübalâğalı bir şekilde propaganda edilmiş bulunan, bir zaferin manevî müsteni-datma malik idiler. «Mağlûp» bir Devletin Murah haslarının kabule mecbur olacakları şerait ile «Galip* LOZAN ZAFER MI, HEZİMET Mİ? 103 bir devletin murahhaslarının kabul ettirmesi lâzım gelen lususlar elbette bir ve ayni olamazdı. c) Sevr Sulh Projesinin imzasına memur olan Türk Hey'eti murahhasına rey ve kanaatleri sorulmamış, mezkûr Proje kendilerine dikte ettirilmiştir." Halbuki Lozan (72) Operatör Cemil Paşa — Canlı Tarihler II. İstanbul 1945 — Sayfa (133 . 134) de bu durumu şöyle anlatmaktadır : «MÜZAKERE Mî, YOKSA HAPSEDİLME MI? Avrupa'ya eski Sadrazam Tevfik Paja'nın riyaseti altında gönderilecek Murahhas Hey'etinin azası meyanında ben de vardım. Yola çıktık. Yanımızda İngiliz, Fransız ve İtalyan devletlerinin -güya seyahatimiz esnasında muavenet etmek üzere bize tefrik ettikleri irtibat zabitleri bulunuyordu. Üç hükümetin de birbirine itimat ve emniyeti olmadığından, hepsi; bu suretle yanımıza birer tarassut memuru koymuş bulunuyorlardı. Göz hapsine alınmış bir halde ve yolda hiç kimse ile görüşmeden Paris'e vardık ..( 1 Mayıs 1920) Fakat, Fransızlar Hey'etimizi Paris'teki büyük istasyonda indirmediler Herkes dışarı çıktıktan sonra treni tekrar hareket ettirdiler. Gerisingeri gittik. Diğer • bir şimendifer yolundan, adeta' mahfuzan Versay'a vardık. Orada «Hotel de Re-servoires» denilen tarihî bir binaya indik. Fransızlar, Alman murahhaslarını da galiba bu otelde misafir etmişler. İçeriye biz girdikten sonra, kapıya da süngülü bir asker konuldu. Bu suretle Fransa ; misafirperverliğini bizden esirgememiş oldu! Lâkin «misafirperverlik» sözü sizi yanıltmasın. Otel masraflarını biz ödüyorduk! Ve sıkı bir kordon altına da alınmıştık. Değil Paris'e gitmek, hattâ yanımızda bulunan Versay bahçesine bile çıkmamıza müsaade etmiyorlardı. Nerede kaldı ki herhangi bir şahıs ile münasebette hulunalım ve görü-selim! Esaret hayatımız ertesi güne kadar devam etti. Fakat artık sabrımız kalmamıştı. Vaziyeti protesto ettik İrtibat zabitlerine : 110 KADİR MI9IROOLU

sekiz aylık karşılıklı müzakereler neticesinde ortaya çıkmış bir muahededir. Bu hususu göz boyamaz bir surette — Dünya siyaset tarihinde, şimdiye kadar bir hey'eti mu-rahhasaya bu tarzda muamele yapıldığı görülmemiştir, dedik! Biz, buraya hapsolmağa mı geldik, yoksa sulh kon. feransında bulunmağa mı? Nihayet, Klemanso'nun Lütfen bize eylediği müsaade neticesinde serbest olduğumuzu bildirdiler! Meğer Alman murahhaslarından bu hudutsuz atıfeti de esirgemişler1 Zavallılar, Fransa'da bulundukları müddetçe, ayni binada oturmak, fakat ne içeri, ne dışarı çıkmamak ıztırarın-da kalmışlar! Ve ne de bir ferd ile görüşebilmişler! Eski hanlara benzeyen ve otel adı verilen nesne de güzel bir bina olsaydı, yüreğimiz yanmazdı! Orada her yer pis ve bütün eşya eski idi. însant böyle bir binada uzun müddet oturmak mecburiyetinde kalsa, mutlaka çıldırırdı! Birkaç gün sonra, İtilâf devletlerinin murahhasları gene Versay'ın tarihî salonunda bizi kabul ettiler. Loyd Corç, Klemanso ve o devrin hemen hemen bütün diplomatları hazır bulunuyorlardı, içeri girdiğimiz zaman ayağa kalk-mak nezaketini lütfen gösterdiler. Çünkü Alman Murahhas Heyetini de oyni salonda/ ayni vaziyette kabul etmişler ; fakat inimi kıpırdatan bile olmamış! (*) Bize de ayni hakaret yapılmamakla beraber, hepimizi hususi surette hazırlanmış ve salonun bir köşesine yerleştirilmiş bulunan kürsü gibi bir yere çıkardılar! Halbuki, ben, sulh konferansı için ayrılmış olan salona girince, yeşil çuha örtülmüş büyük bir masanın etrafında toplanacağımızı itilâf Devlelerl murahhaslarıyle karşı karşıya oturacağımızı ve muahedenin her maddesi için ayrı ayrı müzakere ve münakaşada bulunacağımızı zannediyordum! Meğer bu bir hayalden ibarejtmiş ve hakikat, acı hakikat LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 111 isbat eden Lozan zabıtları karşılıklı münakaşaları aksettirmek üzere ortadadır. Sevr'in böyle zabıtları var mı-dp-? Bütün bu sebepler muvacehesinde Lozan Muahedena-mesi ile Sevr Sulh Projesini mukayese etmek ve bu mukayeseden hareketle Lozan'ı muvaffak göstermek kelimenin tam manasıyle göz boyamaktan ve güneşi balçıkla sıvamaktan başka ne mânâ ifade eder? Hakikat bu olduğu halde Lozan'ı müdafaada ortaya çıkan müşküâtı yenmek için, bugüne kadar mugalâta yapılmış ve Türk Halk Ef-kân Umumiyesi aldatılmağa çalışılmıştır. Lozan'ın getirBunu o zaman Fransız Hariciye Nezareti Protokol Şefi olan Mösyö Fukiver söylemişti. başımıza inen bir tokmak gibi bu hayali silip süpürecek-miş! Nitekim heyeti hâkime huzuruna çıkan bir mazmun gibi muamele görüyor ve muahedelerin maddeleri etrafında münakaşa ve müzakere etmek yerine bir ültimc ;..mtı alıyorduk! Bakmış, kısa bir vakfeden sonra, elinde bir tomar kâğıt olduğu halde ayağa kalkan Klemanso ne diyordu : — «Efendiler! Siz de harbe, sebepsiz girdiniz. Çanakkale'yi yıllarca kapattınız. Muharebenin dört sene uzamasına, milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet verdiniz! Bundan dolayı, bugün size teklif etmekte olduğumuz muahede şartları çok ağırdır. İçindeki maddeleri asla müzakere ve kat'iyyen münakaşa etmeyeceğiz! Onların, bir kelimesini bile değiştirmeyeceğiz! Kül halinde ve aynen - birkaç gün içinde tetkik ettikten sonra - kabul eylemenizi istiyoruz! Klemansonun bu sözlerinden sonra muahede metnini, daha doğrusu idam hükmümüzü havi dosyayı bize uzattılar. Tevfik Paşa ayağa kalktı, verilen bir deste kâğıdı eline al. di. Fakat zavallının zaten titrek olan vücudu zangır saan-gır oynamağa başlamıştı...» LOZAN ZAFKR Mİ. HBZ11CET MtT ııs KADİR MI9IRCXJL,O 113 diği sakat muhtevayı ilk defa ve askeri otoritesine cezaî müeyyideleri terfikan kullanmak suretiyle kabul ettirmek isteyen Mustafa Kemal Paşa'nın meşhur nutku Lozan'ı muvaffak gösterebilmek için, onu sayfalarla Sevr Sulh Projesiyle mukayese etmekte ve bu suretle muvaffak göstermeğe çarpınmaktadır." Halbuki :

«Sevr'in imzalanması» M. Kemal Paşa ile yapılan muhabere ve sağlanan mutabakat üzerine tahakkuk etmiştir. Milli Mücadele için zaman kazanmak bakımından zarurî olan bu hareketin M. Kemal Paşa'nın muvafakati ile gerçekleştiği, Sevr'i imza eden heyetten Filozof Kıza Tevfik tarafından yurda dönüşünü müteakip alenen ifade edilmiş bulunduğu gibi halen vârisleri elinde mevcut, «Edebî ve Siyasî Hatıralarım» adlı gayri matbu eserde de mufassalan anlatılmakta ve bu hususta M. Kemal Paşa ile aralarında geçen muhaberatı ispatlayan birkaç mektup da mezkûr eserin muhteviyatında yer almış bulunmaktadır. Bütün bu sıralanan sebepler muvacehesinde Lozan'ın muvaffak olup olmadığını tayinde tarihî ve aklî bakımdan en emin kıstas «Misakı Millî» dir. Eğer asgarî haklarımızı tayin ve tesbit eden Misakı Millî Lozan Sulh Muahedenamesi ile tescil ve kabul ettirilebilmiş olsaydı onu muvaffak saymak gerekirdi. Esasen Devletin ölü- ve memleketin bir yangın yeri vaziyetinde bulunduğu buhranlı bir devrede ve son «Osmanlı Meclisi Mebus a n ı » tarafından tesbit edilmiş bulunan «Misakı Millî» bütün haklarımızı ifade etmemekteydi. (73) Mustafa Kemal Paga ; Nutuk . Ankara 1927, sayfa 427 ve müteakip. Bu mugalâtanın hala devam ettiğini görmek İsterseniz bkz. «Belgelerle Türk Tarihi Dergisi s. 34, İstanbul Temipuz 1970. Ancak, o kötü şartlar altında istikbali hakkiyle tayin ve tesbit mümkün olamayacağı cihetle, ulaşılması güç vp büyük hedefler ortaya koyarak galip devletlerin gayız ve kinini tahrik etmemek maksadiyle, Türk Milletinin haklan en asgarisiyle tesbit edilmişti. Bu yüzdendir ki, son Osmanlı Meclisi Meb'usanımn şerefli bir hizmeti olan «Misakı Millî» 18 Temmuz 1920 tarihinde Ankara Meclisi Meb'usanı tarafından aynen kabul ve ilân edilirken, bütün haklarımızı ifade etmediği mülâhazasıyle bir çok meb'usun tenkid ve itirazına uğramıştı. Hattâ daha geniş muhtevada yeni Misakı Millîler bile teklif edilmişti. Fakat yukarıda arzeylediğimiz esbabı mucibe ileri sürülerek galip devletlerin kin ve husumetlerini tahrik etmemek maksadıyle Osmanlı Meclisi Meb'usanımn asgarî haklarımızı tâyin ve tesbit eden Misakı Millîsi aynen ve hiç bir değişikliğe uğratılmadan kabul edilmiş, daha fazlasını talep etmek, şayet zafer müyesser olursa ondan sonraya talik edilmişti. , Hâdiseler böyle cereyan etmiş olmasına rağmen zaferden sonra mezkûr Misakı Millî'nin tayin ve tesbit eylediği millî haklarımızın daha da fazlasının talep ve tahakkukunu beklenmek gerekirken, Lozan Sulh Muahedenamesi; bu asgarî hakları bile temin edememiştir. Lozan'ın değerlendirilmesinde en doğru bir kıstas olarak «Misakı Millî» kabul edildikten sonra, onun Misakı Millî muvacehesindeki değerlendirilmesinde elbet-teki alışılagelmiş olandan çok farklı neticeler ortaya çıkacaktır. Bu itibarla Lozan Muahedenâmesinin eksik, ihmal ve hattâ tabir caizse ihanet noktalarını ortaya koymadan önce bu tahlile miyar teşkil eden mezkûr Misakı Millî'yi dikkatlerinize arzediyoruz : P : t 114 KADİR MISIROftLU MİSAK-I MtTJ.T «Aşağıya imzalarım koyan Osmanlı Mebusan Meclisi azaları, Devlet ve Milletin istikbalinin haklı ve devamlı bir sulhe kavuşabilmesi için kabul edebileceği fedakârlığın en ileri haddini gösteren aşağıdaki esaslara tamamiyle uyulmasının sağlanmasıyle mümkün olduğunu ve bu esas-lar dışında sağlam bir Osmanlı Saltanatı ve Cemiyetinin vücudunun mümkün bulunmadığını kabul ve tasdik etmişlerdir. Madde : 1 — Osmanlı Devletinin sadece Arap çoğunluğunun oturdukları ve 30 Ekim 1918 tarihli mütarekenin imzası sırasında düşman ordularının işgali altında kajan kısımlarının mukadderatı, ahalinin serbestçe verecekleri reye uygun olarak tayin edilmek lâzım geleceğinden, adı geçen mütareke hudutlart içinde din, ırk ve soyca birlik olan, bir birine karşûiklı saygı ve fedakârlık hisleriyle dolu bulunan, an'ane xe içtimaî hukukiyle yaşadıkları muhitin şartlarına, taınamiyle uyan Osmanlı İslâm ekseriyetinin oturduğu kısımların hepsi, hakikaten ve hükmen, hiç bir sebeple ayrılık kabul etmez bir bütündür. Madde : 2 — Ahalisi ilk serbest kaldıkları zamanda âmme -reyi ile anavatana katılmış olan *Elviye-i Selâse» (Kars, Ardahan ve Batum) için icabettiği takdirde tekrar serbestçe âmme reyine müracaat edilmesini kabul ederiz.

Madde : 3 — Türkiye ile, yapılacak sulhe bırakılan Garbi Trakyanın hukukî vaziyetinin tesbit'i de, Jıal-kının tam bir hürriyetle verecekleri reye göre yapılmalıdır. LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mİ? 115 Madde : 4 — İslâm Hilâfetinin merkezi ve saltanatır payitahtı ve Osmanlı Hükümetinin Merkezi olan İstanbul şehri ile Marmara Denizinin emniyeti her türlü ihlâlden korunmuş olmalıdır. Bu esas mahfuz kalmak şartiyle Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının umum ticaret ve münakalâta açılması hakkında bizimle diğer bütün alâkadar devletlerin ittifakla verecekleri karar muteberdir. Madde : 5 — l'tilâf Devletleriyle hasımları ve bazı müşavirleri arasında da kararlaştırılan anlaşma esasları içinde ekalliyetlerin hukuku, civarda bulunan memleketlerdeki müslihnan ahalinin de aynı hukuktan istifadeleri emniyetiyle tarafımızdan teyid ve temin edilecektir. Madde : 6 — Millî ve iktisadî inkişafımız imkân dahiline girmek ve daha asri, muntazam bir idare şeklinde işlerin yürütülmesine muvaffak olabilmek için her devlet gibi bizim de inkişafımızın temininden istiklâl ve tam serbestliğe sahip olmamız, hayat ve bekamızın temel ve esasıdır. Bu sebeple siyasî, adlî, malî inkişafımızı önleyen kayıtlara muhalifiz* Gerçekleşecek borçlarımızın ödeme şartları da bu esaslara aykırı olmayacaktır. 29 Kânunusâni (Ocak) 1336 (1920)'* Bugün Türkiyemiz; «Hak» ve «Batıl» mücadelesinin had safhaya ulaştığı bir devir içinde bulunmaktadır. Böyle bir mevsimde temel yapmazdaki bütün müşküllerimizle derinden irtibatlı olan «LozanMu-ahedenâmesi» nin ilk defa âfâkî bir surette tahlil ve tenkidi mes'ut bir hâdisedir. . Bu suretle Lozan'ın (74) Zabıt Ceridesi. 116 KADİR MISIROOLU «Millî Misakı önünde muhasebe edilmesi çığırı açılmış olmaktadır. Bu, şüphesiz milletçe önümüze çıkacak müstakbel fırsatlar için geç kalınmış bir hazırlıktır. Bu vesile ile Irak'taki son gelişmeleri bir kere daha hatırlatmak yerinde olsa gerektir!. Netice olarak « L o z an » Türkün kaderinde bir dönüm ve düğüm noktası olarak gözükmektedir. Bu düğüm çözülmeden halline çalışılacak hiçbir meselenin esbabı mucibesi vuzuha kavuşamıyacaktır!.. İKİNCİ BÖLÜM LOZAN'I HAZIRLAYAN HADİSELERİN PANAROMASI A — MİLLİ MÜCADELEYE KADAR İslâm Âleminin «müspet ilimler» sahasında kaydettiği terakkinin muta'Iariyle ortaya çıkan «Yeni keşifler» ve «yeni ticaret yollar ı > nın sağladığı maddî imkânları birleştirerek «Sanayi î n k ı 1 â b ı » na vücud veren Avrupa, kısa zamanda dehşetli bir «maddî üstünlük» elde etmiş, bu harekete birçok dahilî ve haricî âmilin tesiriyle ayak uyduramayan «Osmanlı Cemiyeti» ise — Avrupa'ya nazaran — önce bir «geri k a 1 m a > mevkiine düşmüştü. Zamanla bu geri kalışın doğurduğu «aşağılık duygusu» nun tesiriyle ard arda ortaya çıkan çoğu kanlı «inkılâp hareketleri» — ilerlemek şöyle dursun — eski yerimizde kalmanızı bile temin edemiyerek kısa zamanda — halâ devam eden — bir «gerileme» ye sebep olmuştur. Bu netice; «Şark — Garp muhasebesi» ni yapamayan veya bunu ya-panuyacak derecede ifsad edilmiş bulunan yarı münevver idarecilerin, teknik terakkiyle âmil olabilecek gerçek ham118 KADİR MI9IROÖLÜ leler yerine, milletimizin manevî sukutunu intaç edecek yanlış bir yolda yürümüş olmalarının eseridir. Gerçekten, Avrupa ile aramızda ortaya çıkan mesafeyi kapatmak maksadıyla Ondokuzuncu Asır başlarından itibaren yapılan bütün inkılâplar; maddî bir terakkiye âmil olmak vasfından uzak, sathi bir taklitçilikten öteye geçememiş, buna "mukabil böyle bir terakkiye nail olmak için hiçbir manî vasfı bulunmayan manevî kıymet ve kuvvetlerimizin hazin bir surette tahrip ve imhasını intaç eylemiştir.

Bütün içtimaî müesseselerde «tekâmül » yerine «inkılâp» metodunun tatbik edilmesinden doğan ve devlet hayatım bir nevi «yaz-boz tahtası» haline getiren bu hatalı tutum, ilk ehemmiyetli meyvalarım Sultan II. Mahmud Devrinde (1808 - 1839) vermeye başlamıştır. Kılık kıyafetten en yüksek devlet müesseselerine kadar her şeyi «avrupalılaştırmak (!..) gayreti» ne kapılan bu ,am}tılmvş Osmanlı Padişahına, «Gâvur Padişah» adını takmakta tereddüt etmeyen halik efkân umumiyesi, bu hareketi ile, garplılaşma hareketlerinin, din ve tarih şuuruyla âdet ve an*-analerine mugayeretini; idarecilerden çok daha önce ye isabetle ortaya koymuştur. Milletimizin hiss-i selîm ve maşeri vicdanının mâ'kesi olan bu kıymet hükmü, ne yazık ki; 1826 yılında lâğvedilen «Yeniçerilik» ve onunla birlikte bütün an'anevî ordu sınıflarının yerlerini hâlâ dolduramamış bulunan «avrupal ordu» nun sür'atli mağlubiyetleri ile doğrulanmıştır. Gerçekten müesseselerde kadîm tekâmül mantığını terkederek inkılâpçılık usulünü tatbike koyulmanın en dikkate değer bir ' misali olan « Ye niçerilik» in lağvını takiben 1828 yılında «Yunanistan'ın kuruluşu» ve 1830 LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET lir? 119 yılında ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa kuvvetlerinin «•Kütahya» ya kadar gelebilmesi gibi iki büyük felâketin zuhuru müşahede edilmiştir. TANZİMAT Herbiri, ilim ve tatbikat ile ortaya çıkan ve millî hayatın «şe'niyet-i içtimâiye» (realite) leri-rie ma*kes olan âdet ve an'anglerin müsseselerdeki maddî vç, manevî yapıcı rolü idrak edilemiyerek, köksüz, ruhsua ve şekilci bir «inkılâpçılık yolu» açılmıştır. İdarecilerimizin içine düştükleri bu menfî halet-i ruhiye, Avrupalıların, içimizdeki hristiyanların hukukunu korumayı bahane ederek ikide birde «ıslâhat» teklifinde bulunmalarından doğan tesirle birleşmesi inkılâp hamlelerini «millî ve dinî varlığımız» için — kelimelerin hakikî manâsıyla — bir «facia» haline getirmiştir. Gerçekten hristiyan unsurları, hayat tarzı ve dünya görüşü baikmundan müslüman Türk'e yaklaştıramayan inkılâpçılar, müslümanları onlara yaklaştırıp benzetme çığırını açmışlardır. Bu çığırın hukukî ve siyasî mesnedi «Tanzimat Fermanı» olmuştur. Hakikaten bu fermanın «Besmele» ile başlamasına ve «Şer-i Şerifi» baş tacı eden lâfız sarahatine rağmen, «Hristiyan Avrupa» nın iktibası çığırını açan ilk ve müessir bir hamle olduğunda şüphe yoktur. Bu yüzdendir ki; onu, avrupahlaştırmayı ilk defa ve devlet gücünü seferber eylemek suretiyle gerçekleştirme teşebbüsünde bulunan Sultan II. Mahmud ilâna hazırlan120 KADİR MISIROOLU I 10ZAN ZAFER Mİ. HEZİMET MİT 121 mis" fakat ömrünün vefa etmemesi ve Akif Paşa gibi basa muhafazakâr devlet adamlarının mümanaatı sebebiyle bu hareket, genç yaşında Osmanlı tahtına oturan Sultan Abdülmecid'in saltanatının ilk birkaç ayı içinde ortaya çıkmıştır. Tanzimatın ilânına kadar Osmanlı idaresinde gayri müalim ahaliye âit hak ve vecibeler için Hazreti Ömer'in Kudüs'ü fethettiği zaman oradaki gayri müslimlere tatbik ettiği esaslar örnek alınmıştı.'* Gayrî müslimlerin hayat ve hürriyetleri, müslümanlara nazaran farklı bir şekil ve renkte elbise giymeleri, müslümanlar arasında silâhlı olarak bulunamamalan, ve şehirde at üstünde dolaşamamaları gibi mükellefiyetlere mukabil, mutlak bir garantiye raptedilmiş bulunuyordu. Osmanlı Devleti Tanzimatın ilânına kadar bu esaslar dahilinde hareket ederek İmparatorlukta bir «Ümmet hâkimiyeti» düsturunu takib eylemişti. Gerçekten devletin kurucularının ve hanedanının Türk, resmî lisanın ise Türkçe olmasına rağmen, Türklerin hâiz bulunduğu haklarla, ırkan türk olmayan müslümanlann hâiz bulundukları haklar arasında hiçbir fark mevcud değildi. Zira Osmanlı devletinde «milli ye t» le «diyanet* daima bir ve aynı telâkki edilmiştir. Tanzimat bu «Ümmet hâkimiyeti» ne nihayet verecek, gayri müslimleri Müslümanlarla aynı seviyeye getirmiştir. O kadar ki, bir gayri müs-limin şer'an tecviz edilmeyen müslim hakkındaki şahadeti bile kabul edilmiştir. Hattâ her türlü mevki ve memuri-

(75) Abdurrahman Şeref — Tarih Musahabeleri, İst. 1339 s. 48 (76) Abdurrahman ŞEREF a. g. e. ah. 85. yelleri için de müslim — gayri müslim tefriki yapılmaz olmuştur. Bu hareket, Saltan İL Mahmud'un «Ben teb'am-dan Müslümam camide, Hıristiyanı kilisede, Museviyi ise Sinegogunda farkederim. Aralarında başka bir fark yoktur» tarzındaki sözünün tam bir tatbikatı demekti.77 Halk umumî efârını gayet derinden rencide eden bu tavizler, birçok Avrupai müessesenin kurulmasıyla daha da yadırganmış ve gitgide halk ile idareci sınıf arasında — hergün biraz daha gelişecek olan — bir mesafe ve ayrılık ortaya çıkmıştır. İdare edenlerin muvaffakiyet elde etmek için âmme efkânnm tasvip ve desteğine daima muhtaç bulundukları dikkate alınırsa bu ayrılığın ne elim neticeler tevlid edebileceğini tahmin etmek kolaydır. Nitekim «Rusya'ya k arşı» olan siyasetinin icabı olarak Osmanlı Devletini desteklemek mevkiinde bulunan ve bunu birçok fiilî v ak'al arla da isbat etmiş olan Avusturya Başvekili, Tanzimat ricalini gayet yerinde bir surette ikaz ederek bu hareketlerden doğacak tehlikelere işaret etmişti. Fakat «•Garba teslimiyet mantığı» ndan hareket eden Tanzimatçılar, bu dost sesi karşısında intibaha gehnemişlerdir. Gerçekten Tanzimat fermanını ilân eden Reşit Paşa'nın ilk sadaretinden ayrılmasından birkaç hafta sonra Avusturya Başvekili Prens Metternich Istanbul-riaki Avusturya sefaretinde bulunan Kont Aponi'ye gönderdiği bir telgrafla Osmanlı Devlet erkânını şu suretle ikaz ediyordu: (T7) a. y. 122 KADİR MISIROOL.U «Herhangi bir hal, pek muhtelif bir çok ahval ve şeraitten meydana gelir ki, bunlar meyanında geçmiş halleri birinci sıraya koymak lâzımdır. Devletin varlığını kemiren bir hastalığın açık alâmeti olarak telâkki olunabilen vahim Mısır gailesinden Bab'ı Ali'nin dalut yeni kurtulduğu bir sırada yukarıdaki umumî hakikat Osmanlı Devleti hakkında bilhassa kabili tatbiktir. Osmanlı Devleti, gerileme ve çökme halinde bulunan bir varlıktır. Şurasını gizlemeye çdlışmamdlıdır ki, irûcıraz sebepleri meyanında ilk temelten Sultan Selim ta-rafından atılıp son Padişahın ancak derin bir cehalete ve hadsiz payansız bir hayalperestliğe istinaden terviç ve teşvik ettiği Avrupa tarzındaki fikir ve tasavvurlarını zikretmek lâzımdır. Bab-ı Ali'ye şu suretle hareket etmesini tavsiye e<Je-v riz: Hülcûmetinizi mevcudiyetinizin temeli olan ve Zat-ı Şahane ve müslüman teb'ası arasında en esaslı bağı teşkil eden «Din Kanunlarına hürmet ve riayet esası üzerine kurunuz! Zamanın icablarına göre1 hareket ediniz! Ve zamanın doğurduğu ihtiyaçları nazarı itibara alınız. Bütün idarenizi intizam altına alınız ye ıslâh edeniz! Lâkin âdet ve maişet tarzlarınıza uygun olmayan bir idare usulü kurarak eski idareyi yıkmayınız! Aksi takdirde Padişahın ne tahrip ettiğinin ne de harapettiği şeylerin yerine koyduklarının kadr-u kıymeti bilinmediğine hükmolu-nur. Avrupa medeniyetinden sizin kanun ve nizamlarınıza uymayan kanunları iktibas edip almayımz. Zira garp Tca-tturilan, hükümetinizin temelini teşkil eden kanunların müstenid bulunduğu usul ve kaid,elere asla benzemeyen ka ideler üzerine kuruludur. Garp memleketlerinde esas olan şey «Hristiyanhk Kanunlarındır. Siz Türk kalınız! Lâkin madem ki, Türk kalacaksınız şeriate sim sıkı sarılınız. Diğer dirilere karşı müsamahakâr olmak için şeriatın size gösterdiği kolaylıklardan istifade eyleyiniz. Hnstiyan teLOZAN ZAFER Mt, HEZtMET MİT 123 beanızı tamamiyle himayeniz altına alınız. Onların paşalar tarafından sıkıntıya maruz kalmalarına mâni olunuz. Zikri geçen tebeanın din işlerine karışmayanız. Mazhar oldukları imtiyazlara riayetle «Giilhane Hattındaki vaad-leri yerine getiriniz. Bir 'kanunun tatbik ve icra şartlarını temin etmeden onu asla ilân etmeyiniz. Doğru yolda ilerleyiniz. Fakat bunu yaparken garbın umumi efkârı addettiğiniz şeye ehemmiyet atfetmeyiniz. Siz bu efkârı umumiyeyi, Avru-panın umumî sadasını anlamıyorsunuz. Eğer terakki yolunda adalet, vukuf ve malûmat ile ileriye doğru

hareket ederseniz Avrupa umumi efkârının ehemmiyetli olan kısmı size temayül ve teveccüh edecektir. ...Hülâsa biz Bab-ı AlVyi kendi idare tarzının tanzim ve İslahı için vâki olan teşebbüslerinden vaz geçirtmek istemiyoruz. Lâkin ahval ve şartları, Türkiye împa-rotorluğunun ahval x>$; şartlarına uymayan garp hükümetlerini her şeyden evvel taklide değer bir numune telakki ederek ona göre ^ıslâhatta bulunmamasını, aslî kanunları şarkın âdet ve âdabına uymayan hükümetleri taklid hali hazırda hertürlü ibda ve tanzim kuvvetinden mahrum olup Müslüman memleketlerinde za rarlar husule getirmekten başka bir netice hasıl etmiye-ceği aşikâr olan ıslâhatı kabul ve tatbik etmemesini tavsiye ederiz.. Acabr, +><"*-. siyasi hayallere tâbi olmakla mı itham edeceklerdir? Varsın öyle olsun..**7 Bu vesikayı nakleden Fransız sefiri Engeihart, Tür-kiyenin tatbik etmek istediği ıslahat için Fransa kanun ve nizamlarını sair memleketlerin .kanunlarına tercihan numune ittihaz etmesini Avusturya'nın kıskandığını ihsas (78) Engelhart - Türkiye ve Tanzimat, İstanbul 1338 sh. 49l ve müteakipten sadelegtirmlgtir. 144 KADİR MISIROOLÜ eden bu beklenmeyen cnasihatn&me» ifadesiyle7* mes'eleyi tevil etmek istiyorsa da daha sonraki vak'alarm fiilen teyid eylemiş bulunduğu Metemich'ia, bu fikirlerinin samimiyetinden şüphe etmek için ortada hiçbir fiilî ve siyasî sebep mevcud değildir. Bu yerinde ikaz bazı devlet ricali ve bilhassa genç ve tecrübesizliğinden istifade edilerek kendisine «Tanzimat Fermanı» kabul ettirilmiş bulunan Saltan Abdülmecid'i nisbeten uyandırarak tereddüt ve mukavemete sevketmiş" ise de açılmış olan bu çığır maalesef taviz taviz üstüne binmek suretiyle günümüze kadar devam etmiştir. SULTAN ABDÛLAZÎZ Saltan Abdülmecid'i takiben Osmanlı tahtına geçen (1861) SaltanAbdülaziz, «Hristiyan Avrupa-nın iktibası» mahiyetindeki bu yeni hareketi; yöneldiği yanlış istikametden alıkoyarak frenlemek" ve te-iakkiye âmil olabileöek ciddî faaliyet sahalarına naklet mek hususunda hudutsuz bir gayret sarfetmiştir. Gayet vatansever, dindar, zeki, çalışkan, üstün ve san'atkârane (79) • Engelhart - a. g. e. sh. 51. (80) Engelhart - a. g. e. sh. 52 - 72. (81) Kolonel Lamouçhe, (Trc. G. .Kemali SÖYL.EMEZOGLU) Türkiye Tarihi, İstanbul 1943 sh.- 377 de «Terakki düşmanlarının tesirine maruz kaldığından ıslahat aleyhinde olmakla tanınmıştı. Fakat ekseriya görüldüğü veçhile vekâyiin inkişafı, ilk hisleri tahakkuk ettirmedi. Teni Padişah, taht'a çıkar çıkmaz, ihtimal ki, «selefinin icraatına kargı tabii olarak duyduğu bir aksulamel şevkiyle Haremi Hümayunda büyük tadilât yaptı ve saray masraflarını azalttı» demektedir. I LOZAN ZAFER 111, HEZİMET Mİ? 125 tahasüssler sahibi ve zamanının ihtiyaçlarını hakkıyle müdrik olan Sultanaziz'2, devleti eski kuvvet ve kudretine ulaştırmak için, millî bünyeyi sarsan içtimaî inkılâplar yerine ciddî sınaî, askerî, maarifle alâkalı tedbir ve teşebbüslere girişmiştir. Gerçekten ordu ve donanmaya fevkalâde ehemmiyet vererek onları bütün dünyada «îkinci» sayılabilecek bir duruma getirmiştir. Amerika'ya Sipariş edilen «Martin-i Henri» deriilen tüfekler için Saray mensubu kadınlara kadar teşmil edilen tüfek ianesi kampanyası açılmış ve bu hussusta takdire şayan fedakârlıklar gösterilerek ordu ve donanmanın en son silâhlarla teçhizi temin edilmiştir. Tophanede en mükemmel topların dökülmesine mahsus imalâthaneler vücuda getirilmiş, gemi inşaası için Fransa'nın bile gemilerini tamire sokabileceği muazzam bir tersane tesis edilmiştir. Diğer yandan maarif hizmetlerine de son derece ehemmiyet vererek birçok mektepler açmıştır.

(82) Muhafazakârlığı yüzünden bugüne kadar yazılan eserlerin çoğunda inkılâpçı kalemsörler tarafından gayet haksız ve mesnetsiz bir surette çeşitli ithamlara ma'ruz kalan ve binbir iftiraya uğrayan 8ultan Abdülaziz Merhumun, büyük ve vatansever şahsiyeti hakkında derli toplu' bir malûmat elde etmek isteyenler şu kaynaklara ba-bakabilirler: İhsan Şerif Bey ¦- Abdülaziz Han hakkında efsaneler - Tedrisat. mecmuası,, 7 mart 1332 S. 1 - 32 -lsmaü Hami DANİŞMEND Osmanlı Tarihi Kronolojisi c. ', tstanbul 1961 sh. 197 - Mahmud Celaleddin Paşa, Mir'ati Hakikat C. 1, İstanbul 1326 Sh. 121 re müteakip. . Mehmet Galip Sadullah Paşa ve Mezardan bir nida. Sh. 77 - Kadir MISIROĞLU - Moskof Mezalimi, İstanbul 1970 sh. 183 ve müteakip. 126 KADİR MI9IROOL.U Bir iki misal vermek gerekirse; 1862 de bir çok «mek-teb-i iptidaîyye», 1864 de bugünkü «Erkân-ı Harbiye mektebi, 1867 de <Mekteb-i Sultanî» adiyle ilk liseler, 1872 de «Maden Mektebi» ile yeniden bir çok idadiler, 1874 de ¦Topçu Mektebi» ile «Dâr-ül Fünûn-ı Osmanî» 1875 de pek çok «Askerî Rüşdîye» gibi maarif müesseselerinin kuruluşu ile eskiden mevcut olanlarının yeniden ıslah ve tanzim edilerek geliştirilmiş bulunduğunu zikredebiliriz.81 Bu sırada işbaşında bulunan inkılâpçı devlet adamlarının tesiri ile, Frasız Kanun-u Medeni'si aynen tercüme ve kabul edilmek istenirken'4 bu teşebbüs devrin büyük ilim ve fikir adamı Akmed Cevdet Paşa'nın hamiyet ve gayreti sayesinde atlatılmıştır. înkilâpçı Tanzimat ricalinin, Fransız Kanunu Medenisini tercüme ve iktibası gibi feci bir tavizin hahişkâr mü(83) Fazla bilgi için bk*. Osman Engin — Maarif Tarihi. C. II, İstanbul 1943. (84) Fransız kanunlarını tercüme ve kabul ederek müslüman Türk Milletine daha o zaman zorla tatbik ettirmek, isteyen garp hayranlarının «Mecelle) ye kargı mukavemetlerini Ahmet Cevdet Paga. «Tez&klr» de göyle anlatmaktadır: «Şöyle ki ber-berçh-i megruh Dlvan-ı Ahkam-ı Adliye' nin usul _ ü fürû'unu tertib . ü tanzim^ sarf.ı mesa'i ile beraber sekizinci tezkirede beyan olı dugu üzere Divan-ı AhkAm-i Adliye dairesinde fuhul-i'1 fukaha'dan mtürekkep bir cemi'yet-i ilmiyye teşkil olu. ¦ narak Um-i fıkhın muamelât kısmına dair « M e c e 1 -le.l Ahkâm -i Adliye> namiyle bir kitab te'lifine mübaşeret olunup Um-i flkıh'da olduğu üzere i müteaddit kitaplara taksim olunmuş ve her kitap tamam I oldukça lâde'1-arz bâlâsı hatt-ı Hümayun ile bit tevşih tab-ü neşr olunmakta bulunmuş İdi. Bu tarik ile MecelLOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mt? 127 dafÜ olmalarının sebebi, yukanda arz ve izah edildiği üzere «tslâm Fıkhı» nın gayri müslimler hakkındaki bazı tahditlerini artık kabul etmek istemeyen ve bu hususta garplılaşma taraftarlarıyle de ağız birliği ederek . bunları «Hürriyet» ve «Eşitli k»e aykırı ilân eden ecnebilerin tesiri idi.85 Buna karşı müesseselerde «tnkilap Metodu» yerine «Tekâmül Usulenin dört kitabı tab-u, neşredilmiş ve beşincisi dahi it-tam ile tebyize verilmiş idi. tFranıtz Elçisi» nin buna nazar-* husumet ile bakmakta hakkı olsun diyelim. Amma, vükelâ, ve rical-i devlet idadmda bulunan bâzı mü-teferricîne ne diyelim ki, ziyy-i Islâmda oldukları halde ahkdm-ı ger'iyye meydana konulup da Mehakim-i Niza. miyede Fransa Kanunlarının ma'mulünbih olmamasından dolayı fakire husumet ederlerdi. Ve daha garibi budur ki zlyy.i ulemada bulunan bir takım, cehele ile beraber Makam-ı Meşihatta bulunan Kezûbl Hasan Efendi dahi böyle bir fıkıh kitabının daire-i ilmiyyede yapılmayıp da daire-i adliyede yapılmasından dolayı aleyhimize kıyam ederek Sultan Abdillaziz Han Hazretlerine hayli si'ayet etmiş idi...> (Tezakir.i Cevdet - Cavit Baysun neşri, Ankara 1967 Tetlmme'den). Günden güne Avrupalıların memûlik-i mahruseye te-varüdü ziyadeleşip alelhusus Kırım Muharebesi münasebetiyle fevkalâde çoğaldı ve bu cihetle daire-i ahz ve itâ vüs'at buldu. Dersaadette Kuz-merre zuhura gelen de"avi-yi ticareti bir mahkeme-i ticaret idare etmez oldu. Ecnebiler mahakim-i şe.r'iyeye gitmek istemez. Müslim aleyhinde gayri müslimin ve zımmî aleyhine müste'me-nin şahadeti şer'an istisma' olunmamak mes'elesiyse av-rupalılarm nazarına pek ziyade çarpar

olduğundan hris-tiyanların Mehakim-i Şer'iyyede muhakemelerine itiraz eder oldular. Bundan dolayı bazı zevat Fransa kanunları Türkçeye tercüme olunup da mehâkim-i nizamiyyede 128 KADİR W9IROaL.IT LOZAN ZAFER Ut. HEZİMET 111? 129 1 Q > nun en mükemmel bir misalini teşkil etmek üaere İslâm hukukunun bir kanun metni halinde tedvini*4 suretiyle «Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye» denilen muazzam hukuk abidesi ortaya sıkmış oldu ki, Sultan Abdûlanlar ile hükmolunmak fikrine zâhlp oldular. Halbuki bir milletin kavanln-i esasiyesini böyle kalb-ü tahvil etmek o milleti imha hilkmünde olacağından bu yola gitmek caiz olamayıp ulema güruhu ise o makule alafranga efkâra sapanları tekfir ederlerdi. Frenkler dahi tKanununuz ne ise meydana koyunuz. Biz de görelim ve tab'amtza WJ-dlrelim» derler idi. (Cevdet Paşa - Tezâkir, Cavit Baysun negri. Tezkire nu. 8 den). (86) İslâm fıkhı öteden beri müdevven bir kanun metni ha. îinde tanzim edilmeyip bir «Bah-i bt pâyân» içtihatlar külllyatıyla yürütülmdügtür. Fakat bu geni) l;tlhatlann içinden aradığını bulup ihtilâfa tatbik edecek kabiliyette ftkıh âlimlerinin azalması yüzündendir ki, tatbikatçıya kolaylık olmak üzere Avrupa hukuklarında olduğu gibi tatbiki icabeden içtihatların Barih bi. rer kanun maddeleri halinde tatbikatçının elinin altında bulundurulması lüzumu ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyacı kar-gılamak maksadıyle içtihadların* maslahata en uygun olanlarını kanun maddeleri haline getirerek «Mecelle» nin ortaya konulmasının bir tekâmül eseri olduğunda şüphe yoktur. Gerçi böyle bir yardımı icab ettiren huaus, kısmen ihtiyaçların giriftlegmest ve kıs. men de tatbikatçıların selefleri ayarında sahib-1 seltLhl-yet olmamalarıydı. Bu yüzdendir ki bir hukuk sistemin. de yazılı hukuk kaidelerinin mevcud olması o memleket hukukçuları için geref değil, belki tur kifayetsizliğin alft. metidlr. Bu gön ingiltere'de yanlı bir anayasa ve hattâ yazılı bir kanun-u medeni bulunmaması muhakkak kt İngiliz hukukçularının kıymet ve kabiliyetlerini gösteren bir husustur. Orada ihtilâfların halledilmemesi gibi bir durum mcvzuubahls olmadığına göre, mes'elenin bunaziz devri için en büyük^an ve şeref sebeplerinden biri ve belki de birincisidir." Sultan Abdûlaziz merhumun büyük ve vatansever şahsiyeti ile devrinin ehemmiyetli hadiseleri üzerinde burada gerektiği şekilde dürnikya imkânlarımız ne yazık ki, müsait değildir. Bu yüzden o'na dair yüzlerce şahadet vesikalarından sadece birini arz ve takdim etmek istiyoruz; Eski sefirlerden Sadullah Paşa, Sultan Abdûlaziz mefhumun Divan-ı Hümayun tercümanlığına dair hatıralarım anlatırken: «Sırbistan Beyi, Prens Milan Istabnul'a gelmiş, üç gün sonra Huzur-u Hümayuna kabul edildiği zanian Sadrazam Hüseyin Avni Paşa da hazır bulunmuş idi. Zat-ı Şahane ile Prens Milan birer koltuğa oturdular. Biz (Sadullah ve Hüseyin Avni Paşa'lar ayakta duruyorduk. Prens Milan, Sırbistan arazisinin Çarlığından dolayı hoşnutsuz olan Sırplıların taarruzuna uğraması ihtimaline binaen kendisinin selâmetini temin için Sırbistana biraz yer ihsanım istirham eyledi. Baktım merhumun rengi değişti. Hiddetlendi. Prense: — Sizi her türlü tehlikeden korunmak için Sırbistana asâkir-i şahanemi sevkederim. Arazi genişletmeye gelince; islediğiniz yerlerin her karışı nice millet efradının kanıba(87) dan bagka bir tarzda telâkki edilmesine imkân yoktur. Nitekim vaktiyle bizde de böyle değil miydi? Bugün ise bir değil, beg değil on binin jttstünde kanunun mevcudiye-ti kanun yapıcıların da, tatbik edicilerin de, Türk adlî hayatinin da bir za'afından bagka neyi ifâde eder. Fazla bilgi için bakınız. Ebululâ Mardin — Medeni Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paya, İstanbul 194«. F'- 9 130 KADİR MISIROÖLU I

hasına alınmış olduğundan onu ihsan etmeye hakkım ve selâhlyetim yoktur! Buyurdu. Ben ömrümde bu derece va-kûrâne söylenmiş bir söz işitmedim desem mübalağa etmemiş olurum!" demektedir. Sultan Abdûlaâz Merhum; diğer taraftan da birçok sınaî teşebbüslere girişerek sanayi inkılâbı yolunda da ciddî adımlar atmıştı. Bu müspet ve muhafazakârâne verimli çalışmalar garp hayranı devlet ricalinin ruhlarında dehşetli bir infial uyandırmış ve bun» eklenen dış tahriklerle o'nun feci bir surette katlettirilmesine yol açmıştır." Bu hadise «Türk» ve «Müslüman» kalmak şuu(88) Mehmed GALİP ¦— Sadullah Paşa veya Mezardan Nida ' ' ' a». ¦ 77» (89) Gerçi bu güne kadar yazılan bir çok eserde Sultan Ab-«Jülaziz merhumun «İntihar» ettiği yazılıp iddia edilmişse de bu eserleri yazanlarla merhumu şehid edenlerin ayni batıla (garplılaşma^ iman etmiş kimseler olduklarını hatırlamak bu kuyruklu yalanın icat sebebini kavramaya yeter sanırız. Bun.1 ar bugüne kadar iddialarını isbat sadedinde hiçbir ciddi delil ve mesned gösterememişlerdir. Aksine merhumun feci bir surette katline ait deliller gayet muknidirler. Ne yazık ki, etrafı hâinlerle sarılan Sultan Aziz, bir kaç muhteris paşanın bir tertibine kurban giderek önce hal' edilmiş sonra da feci bir surette katlettirilmiştir. Bu cinayet dolayısiyle bilâhare 1881 yılında Sultan II. Abdülhamid tarafından kurulan Yıldız Mahkemesi'nin teşkiline müracaatiyle âmil olanlardan !biri bulunan Mahmud Celalettin Bey <Paşa) t Mlr'at-ı Hakikat» isimli eserinin 119 ve müteakip sahifelerinde bu meş'uçı vak'ayı şöyle anlatmaktadır: «Ztkrolunan pazar günü saat iki raddelerinde Harem Dairesinde bir vaveyla koparak Sultan Abdvlasiz'in nefsini itlaf eylediği haber verilmekle derhal Sadrazam ve lozan ki. Hezimet mi? 131 runa karşı gerçekten hâilevî bir darbe olmuştur. Zira kaa-til ve müşevvikler, sadece bu büyük hükümdarı katletmeksair vükelâ-yi devlet, Ortaköy dairesine muttasıl kars-kolhâne sahasında içtima eylediler. Yukarıda ismini zik-rettiğimia Fahri Bey ki5 Abdülaziz Han'la hizmetinde kalan kurenasuıdan idi. Huzur-u vükelâya celple suali hal olundukta, merhumun alessabah validesini ve hizmetinde bulunan cevâriyi yanından savarak oda kapısını kapayıp sakalını düzeltmek bahanesi ile evvelce cariyelerin birinden almış olduğu küçük mikras (makas) ile kollarının kan damarlarını kesmiş olduğu halde içe-ru girildikte muhazafa-1 hayatı kabil olamamış idüğini takrir ve ifade ve mikrası dahi irae eyledi. Meğer bu facianın vukuu ile beraber serasker Hüseyin Avni Paga yetigüp merhumun na'şini karakolhâneye naklettirmiş ve neferatin kahve ocağına bıraktırmış imiş. Müverrihi âciz vükelâ İle beraber bulunduğum cihetle merhumun derece-i cerihasını anlamak için na'şınm bulunduğu mahalle duhulünde üzerine beyaz bir perde örtülmüş ve bir küçük nefer şiltesine yatırılmış olduğunu görünce «Fa'teblrûya uli.I-ebs&r» diyerek pûşîdeyl kaldırdım. Arkasında, gecelik elbisesi var İdi. İki kolu sıvanmış olduğu halde kan damarlarının ikisini dahi gayri muntazam kesilmiş buldum. Sol kolundaki ceriha sağ kolundaki carihasından ziyâde idi. Hayat-ı insaniyetin kıymeti azfmesi iktizasınca vefat-ı tabiiyyede bile son dereceye kadar tedabir-i tıbbiyeye müracaat vazife-i insaniyeden olduğu gibi telef-i nefs vukuunda her türlü tahkikat ve tetkikata dahi müsareat Ser'an ve kanunen, utnur-u mühlmmeden iken merhumun esnay-i mecruhiyetinde bilfarz etibba celbine zaman kalmamış denilse bile, keyfiyet-i vefatının yalnız Fahri Bey' den suali ile iktifa edilmeyip1 aza-yı hanedanından dahi tahkiki elzem olduğu halde, vükelâ taraflarından anlara müracaat olunmaksızın celbedilen etibbaya merhumun na'şı ve mahali vefatı irae ile ortaya konulan mıkrasın 132 KADİR MI9IRO&L.U le kalmamış müteakiben devletin namus ve itibarını ayaklar altma alarak Sultan Aziz'in dairesi ve burada oturan

. alet-i intihar olabileceğine dair aceleten bir mazbata imza ettirildi ve bade, na'şı İstanbul Sarayına nakl ve gaslolunup vükelâ ve ulema, ve rical-i devlet hazır oldukları halde, cenaze namazı eda olunduktan sonra pederleri Sultan Mahmud Ban-ı Sâni Türbesine alay ile götürülüp defnedildi. Erkân-ı Müttefika keyfiyyet-i vefat-i Abdülaziz Haniyi ta'mjk ve tetkikten sarfı nazarla beraber telef-i nefs kaziyyesini galeb-i ye's ve kederle hâsıl olmuş cünunun asarından olmak üzere ilân ederek bununla hâl' hakkında almış oldukları fetvada merhuma isnat olunan halet-i bîşuurlyi isbat eyledik zanmnda bulundular. Amma bu facia ezhan-i ummîyede birsü'i te'sir hasıl edip Sultan Âbdülazi2fln erkân-ı müttefika taraflarından şe-hid edildiği sözleri meydana çıkmış ve Avrupa gazeteleri lisanına dahi düşmüş idi. Vak'a-i hal'in tafsilâtı sırasında beyan ettiğimiz sergti-«eştnâmesinde Valide Sultan dahi kemal i teessürle tahrir etmiştir M, Sultan Abdülaziz'in came-i hayatı, âlüde-i hûnu memat olmakta bulunduğu cariyelerin feryad-ı vaveylalanyla . şayi olunca, validesi beytül ahzanından koşup gelerek ciğerparesinin üstüne kapanmış ve birlikte terk-i cihani( cana minnet bilmiş olduğu hindeki «Vak'ayı KerbeU» dan nişane idi. Ortaköy karakolhanesinden içeri girmiş olan asker zabitlerinden i Nazif isminde bir şahıs denî ve biar, Valide Sultanı,! merhumun cesedi üzerinden kaldırırken kulağında bu-;i lunan küpeyi ve parmağmdaki yüzüğü zorla alıp gider.1 Valide Sultan, birkaç saat hâl-i istiğrak ile bihuş olup merhumun cesedi İstanbul Sarayına naklolunduktan sonra asker zabitler gelerek olduğu yerden kaldırıp mesture olmadığı halde karakolhane meydanına çıkarırlar ve orada bırakırlar.. Diğer canipten Sultan Mahmud merhumun ikballerinden Tiryal IJantm ki, devr-i Abdiilazıs LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mt? 133 hane halkının şahsî eşyalarını müthiş bir surette yağmaya maruz bırakdıkları90 gibi, merhumun cariyelerini de paylaşmışlardır. Hanide kesb-i ikbal ve Valide Sultan'a rabt-l hubba-le-i ittisal ve cem-i mal etmiş idi. Yalısından kaldırılıp zikrettiğimiz karakol meydanına götürülüp oradan Valide Sultan ile ikisi yanlarına bir cariye verilerek araba ile İstanbul Sarayına teb'îd ve dört - beş gün hapa ve tazyik olunmuşlar ve o esnada Tiryal /İonımln dahi sahi Ihanosi ve Bağ köşkü aranıp emvalinden, hayli şeyi sebb.u gnsp eylemişlerdir. Bunlar şu halde iken merhum Sultan Abdüiasie'in ve Validesinin Peyr-i piyker cariyeleri çıkarılıp içlerinden şehirde melce ve münşil bulunanlar şuraya buraya dağılmış ve kimsesizleri kapanın elinde kalıp ırz ve namus ve harem-i saray-ı sal-sanat pâmal olmuş idi. Hattâ bunlardan erkânı erbaanın dahi dâne çîn'-i vuslat oldukları mervldir.> -(90) «Yevm-i Hal'de Sultan Aziz'in dâiresi yağma edilmişce-«ine bunca eşya-i nefise şunun bunun elinde kaldı. SuU tan Abdülaziz'in ve valide ve kadınlarının, cariyelerin üzerlerindeki hülliyata ve" ccplerindekl altınlara varınca alınmış olduğu maatteessüf işitildi. Yeniçeri zamanlarında vukubulan ihtilâllerde bile Harem'i Hümayun hakkında bu türlü muamelât-ı hakaretkörâne vukubulma-mış olduğu cihetle bu muameleler efkâr-ı âmmeye pek ziyade dokundu ve bundan dolayı Nuri Paşa pek ziyade lisana geldi. Vak'ay ı hal'dcn dolayı izhar.ı memnuniyet edenler dahi halatı çirkin görüp hey'et-i hSzıradan mü-teneffir olmuşlardı. Müteakiben Sultan Abdülaziz'in eseri gayret ve hamiyyeti olarak kendisini idama mecbur olması ve bazı araya göre idam edilmesi ise avam.u ha-vassa o kadar tesir etti ki. anıh aleyhinde olan efkâr-» umumiye dnf'aten hey'eyi hâzıra aleyhine mütehavvil ve miinkalib oluverdi.» (Ahmed Cevdet Paşa — Tezâkir — Cavit Baysun neşri. Tetimme sh. 158) 134 KADİR MI9IROÖLU J SULTAN n. AKBULHAMÎD Sultan Abdülaziz Han'ın yerine taht'a geçirilen Sultan V.Morad daha şehzadeliğinde Mason cemiyeti ile alaka peydahlamış ve bu yolda en üstün payeyi de elde etmiş bulunuyordu.81 Ancak aklî muvazenesinin çok çabuk bozulması" sebebiyle hal olunarak yerine bütün şehzadeliği boyunca hakiki şahsiyetini

şerirlerin nüfûz-ı nazarlarından saklamaya muvaffak olan veliahd Abdulhamid Efendi'nin (91> «... Hattâ Londra'da İngiltere Veliahdı Ervard'ın delâletiyîft ve 33 derece ile Fran . Masan teşkilâtına girmiş olması bile bir kanaat mes'elesinden ziyâde o zümrenin siyasi müzeheretini te'min maksadiyle izah edilebilir.» (bkz: İsmail Hami DANİŞMEND — a. g. e. sh. 266. (92) «... Mithat Paşa'yı İngiliz Sefareti pek ziyade tasahhub ve iltizam ettiği cihetle Rüştü Paşa anı hüsn-ü idare etmeyi icab-ı halden görüyordu. ¦ Bu veçhile bir müddet Sultan Muratfm meslûbuş-şuur olduğu ketm oldu İse de gittikçe cinneti mütezayid olarak artık ketm olunmaz dereceye geldi ve bir de müek-kilin cinneti halinde vekâletin alâ rivayetin bir ay ve alâ-rivayetin bir sene kadar hükmü baki olabilir ise de meydanda bunca mesail-i mühimme var İdi ki; mevkii icraya konulması sahihen bir irade-i padişaMye mevkuf idi. Bi. naenalâzallk işbu 93 senesi Şabanının onblrinci perşembe günü hall-ü akt ashabı Bab-ı Hümayun'a davet ile Kubbe Altında aktolunan Meclis-1 Umumîde Sultan Mu. rad*uv meslttb-ug-şuur ve bu cihetle şer'an münhali' olduğu ilân ve Sultan Abdüthamid Han-t SanV Hazretleri bil . irsi ve . 1 - istihkak tahtı Saltanata lclâs olundu ve. Ramazanı mübarekin yirmiyedisinde uhde-i fakire Adliye Nezâreti tevcih kılındı.» (Ahmed Cevdet Paşa - Tezâ-kir - Cavit Baysun neşri - Tetimme sh. 160 - 161). LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 135 Meşrutiyet» ta'vizi ile taht'a geçebilmesi mümin olabilmiştir. Bu suretle ilân olunan Meşrutiyet, İmparatorluk da-ilinde ekaliyet mevkiinde bulunan Türklerin her türlü ak ve hakimiyetlerini kaybetmelerine ramak kalmışken jultan Abdulhamid Han'ın isabetli kararıyla rafa kaldırü-nış ve bu suretle hem garplılaşma hareketleri ve hem de imparatorluğun dağılıp parçalanması gibi felâketlerin zuhuru — hiç olmazsa — otuz sene gibi bir müddetle geriye atılmış oldu. Sultan II. Abdulhamid, saltanatının ilk yıllarında Sul-Sultan Aziz'i hal've katletmekten dolayı efkârı umumiye nezdinde itibarlarını kaybetmiş bulunan Mithad Paşa ve arkadaşları gibi garplılaşma taraftarlarının yeniden iade-i itibar etmek ümidiyle girdikleri 1877-78 Türk-Rus Harbini önlemek için hudutsuz bir gayret sarfetti." Fakat henüz vaziyete tam manasiyle hakim olamadığından buna muvaffak olamadı. Sultan Aziz merhumun gayret ve faaliyetleri neticesinde Rus ordusuna mutlak bir surette üstün duruma getirilmiş bulunan ordumuzun galip geleceğine inanan inkılâpçılar, şiddetle harp taraftarlığında bulundular. Gerçekten ihtilâl yapmış bir zabitan kadrosunun elinde bu-lunmasaydı bu ordunun Rus ordusunu yeneceği muhakkaktı. Fakat Sultan Abdülaziz Han merhumun önce hal ve sonra da katli hâdiselerine karışan ve bu suretle madûn-mâfevk münasebetleri bozulan ordu sırf bu iç bünye za'a-fmdan dolayı müthiş bir mağlubiyete maruz kalarak Moskof'un Ayestefanos denilen Yeşilköy'e kadar gelebilmesi fecaati ile karşılaşıldı. • Rusların âdeta dikte ettirdikleri «Ayastefanos Muahedesi» (3 mart 1878) Osmanlı Devleti için âde136 KADİR MI9IROÖLU ta bir «ölüm Fermanı» idi. İngilizlere Kıbrıs Adası üzerinde bir üs hakkı tavizi vermek suretiyle bunu hükümsüz kılmak üzere «Berlin Muahedesi (13 temmuz 1878) ni toplattıran Saltan Abdülhamid, Rusya'yı siyaset sahasında İngiltere ile karşı karşıya getirmig ve onu kazançlarının pek çoğundan mahrum etmiştir. Ancak bu suretle atlatabildiği bu «Doksanüç Harbi» badiresini bundan böyle kulağına küpe edinerek devrinin birçok hâdiselerinde gayet mahirâne bir siyaset takip ederek Avrupa milletleri arasındaki rekabetlerden istifade yolunu tutmuştur. Gerçekten bütün ihtilâfları bir harbe sebep olmaksızın ince bir siyasetle geçiştirmeye çalışmıştır. Bundan dolayıdır ki, çeşitli buhranlara rağmen onu devrinde sadece bir kere harp çıkmış, (1897 Türk-Yunan Harbi) o da kazanılmıştır. Devri, (1876-1909) iç ve dış düşmanların el birliği ile ) ortaya çıkardıkları «Boğazlar», «B u 1 g a r i s- | tan», «Girit», «Bosna-Hersek» ve | «Ermeni» mes'eleleri" gibi halli, güç buhranlara sah- f ne olduğu halde

Düşmanlarırm birbiriyle olan ihtilâflarından istifade suretiyle devletin mülkî tamamiyetini koruyabilmiştir. Gerçekten onun arzusu hilâfına ortaya çı-, kan «Doksanüç Harbi» istisna edilirse, çok-j tan beri kaybedilmiş sayılmak .gereken Tunus'un Fransız lar tarafından ânî işgali ve Mısır'ın îngiiizlerce zaptı ha cinde düşmana bir karış toprak vermeden bütün buhra (93) Başta Rusya olmak üzere dış düşmanların tahriki ve düşmanların yardımlarıyla ortaya çıkan mu mes'eîele hakkında derli toplu bir bil^i için bkz: Kadir MİSİ OĞLU —• Moskof Mezalimi, İstanbul 1970 sh. 213 - 236. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mt? 137 tehlikesizce atlatmıştır. Mısır'da da Mehmet Ali Paşa'-tağlayan anlaşmanın ana hukukunun muhafaza edildiği irlanırsa Sultan Abdülhamid Merhumun, bunca gaileye men devleti nasıl maharetle koruduğu daha da vazıh surette ortaya çıkar. Bu neticeyi elde edebümek için rupa milletlerinin siyasetlerine adeta istikamet vererek lan biribirlerine rakip vaziyete getirmiş ve bu suretle r birinin emeline sed çekmiştir. İngiltere'yi Suriye'nin •ansızlar tarafından işgali isteğine, Fransayı ise, İngi-lerin Irak'ı ele geçirmek hususundaki arzularını balta!a-aya imâle edebilmiştir. Almanya ile Avusturya ve Maca-stan'ı, Makedonyanm Balkan devletleri arasındaki tak-mine karşı çıkmaya, İtalya, Fransa ve hattâ Rusya'yı, vusturya ve Macaristan'ın Selânik'e kadar bütün Aravutluğu ele geçirme arzusuna mani olmaya azmettirmiş-ir. Bütün bu devletleri, herbirinin Osmanlı toprakları üzendeki gayelerini baltalamaya o derece sevketmiş ve bun-a öylesine muvaffak olmuştur ki, Ermenilerin .istiklâl oparabilmeleri ve hattâ imparatorluğun mukadderatına lüteallik birçok meş'elenin halledilebilmesi için Sultan tamid'in ortadan kalkması lüzum ve kanaati umumileşmiştir. Gayri Türk ve fakat Müslüman teb'asını ise takip et-.iği «Hilâfet Siyaseti» ile devlete, son derece de bağlamış ve Hilâfeti, İslâm tarihi boyunca ilk defa ciddî ve müessir bir kudret haline getirmiştir. O derecede ki; takip ettiği bu siyasetin, kendi teb'ası olmayan Müslüman unsurlar üzerinde dahi tesiri görülmüş bu yüzden İngilizler, Hindistan'da çıkmak üzere olan bir isyanı ondan aldıkları bir «Sükûnet Fermanı» ile ancak ve güçlükle önleyebilmişlerdir. Bu suretle teb'aları arasında 138 KADİR MISIROÖLU Müslümanlar bulunan müstemtekeci devletlere kudret ve kuvvetini kabul ettiren Sultan Hamid, bu siyaseti sayesinde onlardan Müslüman tebâlan için bir takım imtiyazlar ve nisbî muhtariyetler koparmak imkânını elde etmiştir. Hilâfet siyasetini daha müessir bir surette yürütmek için inşa eylediği «Hicaz Demiryolu» nun masraflarının üçte bir nisbetinde Hind Müslümanlanndan temin edilmiş olduğunu düşünmek, onun, bütün.İslâm, Âlemine şâmil siyasetinin kıymetini anlamaya yetecek bir husustur. Gerçekten bu devirde Hindistan, Türkistan, Çin, Japonya ve bütün Rusya'yı baştanbaşa dolaşan büyük seyyah ve mücahid Abdürreşid İbrahim Efendi bütün bu dolaştığı ülkelerdeki Müslüman ahalinin, Sultan Abdülhamid Han'ın adı anıldığı zaman aldıkları hürmet tavrım sayısız misallerle anlatmaktadır.94 Takip ettiği bu islamcı siyaset yanında kendi milliyetine ve millî örflerine de son derece bağlı kalan Sultan Abdülhamid'in muvaffakiyeti sadece böyle siyasî sahaya münhasır değildir. Memleket dahilinde çeşitli yollar, fabrikalar, hastahaneler, kışlalar, muhtelif derecelerde sayısız mektepler, camiler ilh..... inşa eylemek suretiyle Osmanlı topraklarının maddî memuriyeti için de hudutsuz bir gayret ve faaliyet göstermiş" olduğu halâ çoğu hizmet eden sayısız eserlerinin şahadetiyle sabittir. (94) bkz. Abdürreşid İBRAHÎM, Alem-i tslâm C. 1 - 2, îs. tanbul 1328. (95) Sultan Abdülhamid Han'ın memleketin maddi terakkisi için yaptığı büyük hizmetler ve ortaya koyduğu eserler saymakla bitip tükenecek gibi değildir. Bunu anlamak İçin yirmlbeşincl «Cülus Yıl,1 önümü» dolaLOZAN ZAFER MI. HEZİMET Mİ? 139

Sultan Mecid devrinin israfları ve Sultan Aziz devrinin büyük askerî ve sınaî yatırımlan yüzünden 300 milyona bağlı olan devletin dış borçlarını pekçok eser vücuda getirmiş olmasına rağmen — tasarrufa azamî bir surette riayet ederek — otuz milyona" indirmiştir. Son derece ahlâklı, zeki müthiş bir hafıza ve irade kuvvetine sahip bir şahsiyetti. Saltanatı boyunca hiç kimseyısıyle çıkarılan ve saltanatının ilk yirmibeş yılına ait eserlerin listesini ihtiva eden «.Tebrikn&me.i M i 1 1 I » isimli esere bir göz atmak yeter. (96) Bak Sultan Hamid'in hâtıra defteri - İstanbul 1960 eh. 108 «Ben 1324 (1908) senesinin Temmuzunda hükümeti bu mücâhidlere) 1325 (1909) nisanında da saltanatı gev-ketlü biraderim hazretlerine teslim ettim. Benim zamanımda hududumuz, îşkodra'dan Basra -körfezine, Karadeniz'den Sahrayı Kebir çöllerine imtidâd ederdi. «Almanac de Gotha» nın 1908 senesinde negrolunan nüs-hasile bu sene çıkanı karşılaştırılıra, ahlâfıma yang-ın değil, büyük bir ülke, otuz milyonu mütecaviz nüfûs, bir ordu terk etmiş olduğum anlaşılır. Şöyle böyle on sene oldu. Yani müddet-i saltanatımın bir sülüsü. Asarımın üçte değil, onda birini vücuda getirdiler mi? Makam-ı hükümdâriye geldiğim zaman, üç yüz milyon liraya takarrup etmiş olan duyun-u umumiyemi-zi — iki büyük harbin ve bir çok dahili kıyamlardaki sevkJyyat-ı askerriyenin icâp ettiği masarifi tediye ettikten sonra — otuz milyona indirmeğe muvaffak olmuştum. Yani, bir öşrüne. Nazım Bey'le rüfekâsı ise, benim bıraktığım otuz milyon borcu bugüne kadar dörtyüz milyona çıkardılar. Yani, on üç misline. Demek ki haleflerim^ (Makamı saltanatta icrâ-yı hükm-i nüfuz eden yalnız biraderim olmadığı için halefleri diyorum) yalnız mikdar.ı düyunu tezyid hususunda ibzâl-i faaliyet ve ihrazı muvaffakiyet etmiştir.» 140 KADİR MI9IROÖLU nin rızkıa mani olmamak hususuna son derece riayet eylemiş, hatta pek çoğu can hasmı olan ve devletin içinde bulunduğu şartlan kavrayamıyarak zararlı bir yol tutanları bol maaşlarla taşradan uzaklaştırmıştır. O kadar ki» baş muarızı Mithat Paşa'yı nef'yederken bile cebine beşyüz altın koymayı ihmal etmemiştir." Devleti, en kritik bir zamanında binbir dahilî ve haricî gaileye rağmen âdeta bir sırat köprüsü üzerinde büyük bir dirayet ve maharetle idare eden Sultan Abdülhamid ilan hudutsuz merhameti yüzünden hiçbir mücrimi cezalandırmamış hattâ mükâfatlandırmak bile sayılabilecek tarzda bol tahsisatlarla merkezden uzaklaştırmakla iktifa etmiştir. Dış kaynaklardan beslenen birçok muarızı da Avrupaya kaçarak aleyhinde faaliyete koyulmuşlardır. Devrinin münevverlerinin bir kısmının gaflet ve hattâ bir kısmının da ihanet içinde bulunmaları yüzündendir ki; bu büyük hükümdara Ermeni komitecileri tarafından yakıştırılan «Kızıl Sultan» iftirası daha ziyade gafil Türk ve Müslümanlar arasında yayılmıştır. Müfteri muarızları; muhalefetin yuvalandığı yerlerden biri olan Askeri Tıbbiyede okuyan talebelerin ayaklarına taş bağlanarak Saray Burnundan denize demirlendikleri tarzında akla hayâle gelmedik yalanlar uydurmuşlardır. Bütün bu yalanlan vatan ve hattâ Avrupa sathına yayan «İttihat ve Terakki Komitesi» Ermeni komitelerini kendisine örnek ittihaz ederek çalışıyordu. Tamamen Siyonist" usullere göre hareket edoo <97) İsmail Hami DANİŞMEND — a. g. e. sh. 2S7. {98) Mehmed Hurad — Tatlı Emeller, Acı Hakikatler, İstanbul 1330 sh. 83. LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mt? 141 bu cemiyeti ve faaliyetlerini — kıpırdayan her yapraktan haberdar olan — Sultan Abdülhamid derhâl haber almış, fakat aşın merhameti yüzünden hiçbir suçluya karşı gerekli müessir tedbirin ittihazına teşebbüs etmediğinden hâdiselerin gelişmesi maalesef önlenememiştir. Hakikaten müddet-i saltanatında normal mahkemelerden geçen idam hükümlerini bile — anasını babasını öldürmüş olan bir teki müstesna" — tasdik etmemiş ve adalet cihazına hudutsuz bir saygı gösterdiği gibi kendisine suikast yapan Ermeni komitecisini bile affetmiştir.100 Onun bu hudutsuz merhametine rağmen, bazı siyasî muarızları, vatan ihanetini her türlü tereddütten azade olarak ortaya koymaktan çekinmeyecek kadar ileri gidiyorlardı. Hakikaten Pariste bulunan ve kendilerine «Genç T ü r k 1 e r » adı

verilen siyasî muarızlarının bir kısmı Ermeni ihtilâl komiteleri ile uyuşarak Ermeni davasının (99) İsmail Hami DANİŞMEND a. g. e. sh. 288. (100) Matbu fakat tarihsiz «Temmuzun sekizinci cuma günü Selâmlık mevki âlisinde icra kılınan iştlal-i cinai hak-kında bâ-irâdei saniyye-1 Hazret-i Hilâfet Penâhl te-gekkül eden komisyon-ı mahsus tarafından İcra kılınan tahkikatın fezlekesidir» İsimli battal eb'ad seksen küsur sahlfelik tahkikat evrakını münderiç eserin tetkikinden anlaşılacağı üzere kendisine karşı öldürmek kas-tıyla teşebbüs edilen euikast, bütün vuzuhu ile tesbit edilmiş ve failin yakalanmış bulunmasına rağmen Sultan Hamid, bu Jorris adındaki suikastçı Ermeniyl bile af. fetmigtir! Fakat iş bukadarla da kalmamış «ihsan.ı şâ-hâne» lerle teltlf edilerek* Sultana «Hafiyelik» yapmak üzere Avrupaya gönderilmiş ve bu yolda bir hayli de hizmet etmiştir, (bkz;) İsmail Hami DANİŞMEND — a. g. e, sh, 35Q, 142 KADİR MI9IROÖLU halledilmesi, yani vatanını parçalanması suretiyle bir «Ermenistan» kurulması için garp devletlerinden müdahale talebinde bulunmak kararını alacak kadar ileri gitmiglerdir.101 Avrupadaki Jön Türkler tarafından bütün şartlarını haiz bir vatan ihaneti tarzında ortaya çıkan bu karar, onların ikiye ayrılmasınıl0' ve bir kısmının Sultan Hamid'e ilticasını intaç etmiş ise de nifak ve muhalefet daha hızlı bir surette gelişmiştir. 1890 yılında Askeri Tıbbiyede kurulmuş olan «ittihat, ve Terakki» nihayet her müesseseden daha fazla millî ve muhafazakâr olması lâzım gelen Ordu'da dal budak-salmış ve ilk olarak Ma-nastır'a bağlı Resne'de Kolağası Niyazi Bey, birliğini alarak isyan edip dağa çıkmıştır. Bir beyanname neşrederek Meşrutiyetin ilân edilmesini isteyen Niyazi Bey'e bir müddet sonra bir Jandarma birliği de iltihak edince İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yahudi kotrolü( altındaki merkezi Selanik'ten artık Meşrutiyetin yeniden ilâm için Saraya telgraflar yağmaya başlamıştır. Ötedenberi bir takım karışıklıklara sahne olan Makedonya mes'elesi ile kurulduğu günden beri meşgul bulunan İttihat ve Terakkinin Manastır merkezi Avrupa devletlerine takdim ettiği bir muhtıra ile bu mes'elenin hall-ü faslı yanî devletin parçalanması için Sultan Hamid'e cebir ve tazyik icra etmeleri talebinde bulunmuştur.103 (101) Fazla bilgi içlg bkz: ismail Hami DANÎŞMEND a. g. e. sh. 358 - 59. 4102) a. y. »<103) Hâtırat-ı Niyazi Yahut Tarihçe-i İnkılâbı Kebiri Osmanlden bir sahife İstanbul 132Ş şjj, 91. LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mİ? 143 Bu sırada telgrafhaneden çıkan Manastır Kumandanı Şemsi Paşa bir sûikaste uğradı, ittihat ve Terakki bütün Üçüncü Orduyu isyana katılmaya davet eden bir beyanname neşretti. Şemsi Paşa'nın yerine tayin edilmiş olan Tatar Osman Paşa 23 Temmuz 1908 de âsiler tarafından baskına uğratılarak dağa kaldırıldı. Bundan bir gün sonra da bu emrivâkileri vatanı parçalamadan atlatmak isteyen Sultan Hamid «Kanun-i Esasi» yi yeniden mer'iyete koyarak İkinci Meşrutiyeti resmen ilân etti. Esasen daha önce Manastır'da Kanun-u Esasî toplar atılarak asiler tarafından ilân edilmiş bulunuyordu. Meşrutiyetin ilânı Türkiyede bir bağbozumu havası doğurdu. îtidara gelen Ittihat-Terakki memleketi keyfî bir surette idareye başladı. Bu durum kendi içlerinden bir muhalefetin ortaya çıkmasına sebep oldu. Fakat muhaliflerine karşı amansız ve kanlı bir surette mukabele eden It-tihat-Terakki, sokak ortasında gazeteci, makamında nazır öldürmekten çekinmeyecek kadar kanlı bir idare kurarak Meclisin kısa zamanda bir düello sahasına dönmesine sebep oldu.. Bu suretle tabiî bir muhalefetle karşılaşan İttihatçılar, İstanbul'daki hassa ordusuna güvenemedikleri için Rumeli'den zahiren Meşrutiyetin, hakikatte ise kendi şahıslarının ve fırka menfaatinin müdafaası için «Avcı taburları» getirtip Taş Kışla'ya yerleştirdiler. Bu taburların zabitanı kısa zamanda kendilerine pek yakın olan Beyoğlu'nun âlemlerine dalarak askerleri ile alâkalarını kestiler. Bu suretle boş kalar neferler, kendilerini iç siyaset çekişmelerinin cereyanına kaptırdılar. Tuhaftır ki, İttihatçıları müdafaa için getirilmiş bulunan Avcı

Taburları efradı, Ittihat-ı Terakki zulümleri kargısında onlara cşphe alarak isyan et144 KADİR MI9IROÖLU ler. Kan dökülmesine meydan vermemek için Hassa Ordusunun âtıl tutulması, isyanın büyümesine sebep oldu. İsyancılar on gün kadar bütün şehre hakim oldular. Bu durum karşısında mevki ve ikballerini tehlikede gören İttihatçılar Rumeliye telgraflar yağdırarak «Meşrutiyet tehlikede!. .> yardım ediniz!..» feryadı ile yardım talebinde bulundular. Tarihimizde «Otuzbir Mart» adı verilen hâdise hülâsatan bundan ibarettir. Bu davet üzerine Rumeli'den, İstanbul'a Mahmnd Şevket Paşa kumandasında onbeş bin kişilik «Hareket Ordusu» adı verilen bir kuvvet geldi ve Hassa Ordusunun yine hareketsiz kalması yüzünden vaziyete hakim oldu. Gariptir ki bu ordu içinde Bulgar, Rum ve Yahudi gönüllüleri de vardı.10'1 Tabiatiyle böyle derme çatma bir kuv-Vet, Istanbuldaki muntazam nizamiye ordusu tarafından ciddî bir mukabele görse Çatalca istihkâmlarını bir adım ileriye geçemezdi. Fakat Sultan Abdûlhamid'in aşırı merhameti ve kan dökülmesini arzu etmemesi, Hareket Ordusunun işini kolaylaştırdı. İstanbul'a gelirken neferlerine karşı «Padişahı kurtarmak!...» sloganını kullanan hareket ordusu kumandanları Avcı taburlarının isyanlarında zerre kadar dahü bulunmayan1" Sultan Abdûlhamid'i hall'edip LOZAN ZAFEr. Mt. HEZİMET Mİ? 145 (104) Memduh Paşa — Hal'iler, iclâslar. sh. 167. (105) Dr. Rıza NUR — Hayat ve Hatıratım C. 2 İstanbul 1968 sh. 296 ve 31 mart vak'asım tahkik için Meclisçe kuru-lan komisyonda reis olarak çalışmış bulunan Yusuf Ke-mal Tengirşenk «Bu vakıalar, bende 31 mart isyanının Abdülhamidin eseri olmadığını, bunun İttihatçılardan iktidarı almak için yapılmış bir tertib olduğu kanaatini hâsıl etmişler> demektedir, (bakınız Yusuf Kemal Ten-girşenk ¦— Vatan hizmetindet İstanbul 1967 sh. 119. I ilk icraat olsrak Yıldız Sarayının içindeki kıymetli eşyaları koltuklarına kadar yağmal ıdılar. Baş Kumandandan mülâzımlara kad.ır herkesin bir hisse aldığı bu yağma, hadiseden on yıl sunra yapılan bir tahkikat ile resmen ve tama-nen failler ve çaldıkları eşyayı gösterir bir liste halinde ortaya konulmuştur.106 Bu suretle Sultan Hanrd'i hal edip Veliaht Reşat Efen-di'yi tahta geçiren tttihatçlar memleketi keyfi ve ceberru-tî bir tarzda idareye koyu! iular. Bilgisiz, tecrübesiz ye çok defa düşman iğfalâtına tâbi hareketleri ile vatanı badireden badireye sürüklediler. Birbiri arkasına çıkan Trablusgarp, Balkan ve Birinci Cihan Harpleri ile imparatorluğu bir yangın yerine çeviren İttihatçıların bütün bu harplerde ortaya çıkan cehalet, tecrübesizlik ve hattâ ihanetleri bu eserin hacmini pek çok aşan uzun bir fasıldır. Fakat biz bunlardan gayet kısa bir surette bahsederek Cihan Harbi nihayetine ve Millî Mü-«adele'nin başlangıcına intikal etmek istiyoruz. İTTİHATÇILARIN GAFLETLERİ VE BİRBİRİNİ KOVALAYAN HARPLER İtalyanlar Fransa ve İngiltere gibi, Akdeniz Havzasında müstemlekeler elde ederek genişlemek istiyor ve bu maksatta gizli gizli faaliyetlerde bulunuyorlardı. Bu yolda gerekli siyasî temas ve anlaşmalarını ikmal ederek 1911 O06) Bkz. İkdam Gazetesi numara 7929 ve 17 nisan İ335 (1919) tarihli nüsha veya bunun aynen naklini iktiva eden Kadir MISIROÖLU — Moskof Mezalimi İstan, bul 1970 sh. 244 - 24!i. F : 10 146 KADİR MI9IROCLU yıünda «Trablusgarp Vilâyeti» mize taarruz ettikleri zaman, Osmanlı Hükümetinin başında Roma sefirliğinden gelme Sadrazam Hakkı Paşa bulunuyordu. İtalyanların Trablusgarp hakkındaki niyetlerini, herkesten daha iyi bilmesi lâzım gelen bu İttihatçı Sadrazam, herhangi bir tedbir almak şöyle dursun bil'akis burasını işgale âmâde kılmak için ne lazımsa yapmaktan geri kalmamıştır. Daha önce de, Harbiye Nazın Mahmut Şevket Paşa, Trablusgartaki askerleri Yemen'e göndermiş ve bu hareketin «Trablusgarb'ı İtalyanlara teslim etmek» demek olduğu yolundaki itirazlara kulak asmamıştı. Bu da yetmiyormuş gibi derhal vukubulacak

bir İtalyan taarruzuna inanız bulunan Trablusgarptaki askerî malzeme, silâh ve mühimmat İstanbul'a nakledildi. Aynca da Trablusgarp vali ve kumandam basit bir iş için İstanbul'a getirtildi. Bu> suretle Sadrazam Hakla ve Mahmut Şevket Paşa'lar ta-ıafından Sultan Abdülhamid'in aldığı bütün tedbirler bozularak askersiz, silâhsız ve hattâ Vali ve Kumandansız; hale getirilen Trablusgarbe karşı İtalyanlar taarruza geçtiler. 23 eylül 1911'de Osmanlı Devleti'ne yirmidört saat: mühletli bir nota veren İtalyanlar, «Trablusgarp ve Binga-zi'nin medeniyet nimetlerinden mahrum bırakıldığından ve bu hale İtalya'nın daha fazla seyirci kalamiyacağmdan illi... bahsediyorlardı. Fakat asıl garip ve hattâ acı olanı şu idi ki; bu nota kendisine arzedilmek üzere getirildiği zaman. Sadrazam Hakkı Paşa, Jandarma .müfettişi sıfatıyla Os-rnanlı hizmetinde bulunan İtalyan Robilan Paşa'nın evinde bulunuyor ve onunla briç oynuyordu. «Şimdi sırası değil,. lıOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 147 "hele şn oyunumu, bitireyim!» diyerek kendisine takdim edilen zarfa elini bile sürmeyip oyununa devam etmiştir.107 Sadrazam Hakkı Paşa, bu notaya karşı 29 eylül 1911'-de «Her istediğinizi yapacağız, fakat, işgal gibi vahim teşebbüslere tevessül etmeyiniz!.» tarzında rica yollu bir cevap vermişti. Aynı gün verilen müddetin bittiği esbab-ı mucibesiyle ilân-ı harbe bile lüzum görmeden Trablusgarb'e İtalyan çıkarması vâki olmuş ve harp, fiilen başlamış oldu. Çeşitli yollardan ve çeşitli maksatlarla Trablusgarb'a koşan bazı zabitler, orada yerli halktan bir mukavemet cephesi kurmaya çahşmışlarsa da İtalyan donanması zahmetsizce < Oniki.ada » yi işgal etmiş diğer taraftan da «Makedonya», «Yemen», «Havran» v.s. yerlerde mürettep isyanlar zuhur etmiştir. Arnavutlukta ise, isyan daha evvel başlamış ve devam etmekte idi. Bu durum çoktan anlaşmış olan ve fırsat kollayan Balkan Devletlerinin 8 ekim 1912'de ilânı harp ederek «Balkan Harbi » ni açmalarını kolaylaştırmış oldu. Bu sırada Trablusgarp harekâtı, dolayısiyle Sadaretten ayrılan Hakkı Paşa'nın yerine Gazi Ahmet Muhtar Paşa geçmiş bulunuyordu. Trablusgarbin daha az bir ehemmiyeti haiz olduğu mülâhaza edilerek, İtalya ile Lozan'ın iskelesi «Uşi» de bir muahede imzalandı. Bununla İtalyanların «İltihak» karan ile Osmanlıların «Muhtariyet vaadi» kâğıt üzerinde tel'if edildi. Şöyle ki:.Osmanlılar «Trablusgârb/i, İtalyanlar da On iki Ada'-yı tahliye edecekler, Trablusta bir «Sultan Naibi» bulunacak ve hutbelerde aynı zamandı «Halife» <107) İsmail Hami DANİŞMEND. a. g. e. sh. 385. — Ahmed Reşid REY — a. g. e. sh. 123 148 KADİR MISIROCLU LOZAN ZAFER M t, HEZİMET Mİ? 14» olan Osmanlı Padişahının adı okutturulacaktı. Fakat devam eden Balkan harbi dolayısiyle Oniki Adayı elde tutmanın güçlüğü dikkate alınarak burasının Balkan Harbi nihayetine kadar İtalyan işgali altında kalması kabul edildi. Balkan devletleri arasında ötedenberi birleşmelerini önleyen pekçok ihtilaflı mes'ele vardı. Bunların başında da mukaddes sayılan bir takım mektep ve kiliselerin taksimi gelmekteydi. İttihatçılar 3 temmuz 1910'da kabul ettikleri bir kanunla «Nüfus ekseriyeti» ni esas alarak bu ihtilaflı yerleri onlar arasında paylaştırmış ve resmen devir ve teslim yapmışlardı. Halbuki Sultan Abdülha--mid Han'm bütün balkanlarda ırk, mezhep ve menfaat ayrılıklarından istifade ederek takip ettiği uyanık siyaset, onların anlaşmalarım daima önlüyordu. Bir taraftan da artık çoktan kaybedilmiş bulunan «Girit» için faydasız mitingler tertip ediliyordu. Daha feciî şu ki, harbin başlamasından çok az bir müddet önce, iyi talim ve terbiye görmüş bulunan Rumeli ordularının terhisi10' gibivahim bir hatâ işlenmişti. Hele, Sırbistan'ın Almanya'dan satın aldığı bir kaç ay sonra bize karşı kullanılacak olan seri ateşli silâhlara Avusturya geçiş hakkı vermeyince bu devletin imdadına yetişerek bunların Selanik yoluyla, Sırbistan'a nakline müsaade edilmesi; gaflet ve hıyanetlere tuz biber ekmişti.

(108) Şeyhülislâm Cemâlettin Efendi _ Hatırat-ı Siyasiye İstanbul 1336 sn. 41... «Harbiye nezareti müddeti niza-«üyelerini ikmal etmelerinden naşi seferberlik ilânında» evvel terhis etmiş olduğu yüzblni mütecaviz nizamiye efradını yollardan çevirerek mevakı-l Harbiye'ye sevkey-ledi...» Balkanlarda aleyhimize girişilen hazırlıkları farkeden bazı mebuslann bu hususta ne düşünüldüğünü sorması üzerine Hariciye Nazırı Asım Bey, «Balkanların aleyhimize birleşmeleri külliyen yalandır. Balkanlardan imanım kadar eminim!...» diyordu. Vukuatın nihayet birkaç ay sonra tekzip ettiği bu Nazır hakkında nasıl bir hüküm vermek gerektiğini tayinden insan âciz kalmaktadır. Bizim maksadımız harp tarihi yazmak olmadığı için teferruata girmeden sadece birkaç ehemmiyetli noktayı nakledip hâdiselerin teselsülünü belirtmeye çalışacağız: Uç safhada cereyan eden Balkan harbinin ilk safhasında çok büyük kayıplara uğradık. Düşmanı Anadolu'dan getirtilen taze kuvvetlerin yardımıyla ancak ve güçlükle Çatalca'da durdurmak mümkün olabildi. İhtilâlci ve partizan zabitlerin şahsî hırslan ve birbirlerine karşı besledikleri düşmanlıklar yüzünden uğranılan bu yüz kızartıcı hezimeti tasvir için Mahmut Muhtar Paşa'nın tabiriyle «Emil Zola'nın kalemi» ne ihtiyaç vardır. Ne hazindir ki; Türk tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bu ric'at ve hezimet, düşman tazyik ve hücumundan ziyade ordumuzun iç bünyesindeki anarşiden doğmaktaydı.10' " Gerçekten hiçbir kalemin hakkıyle tasvir edemiyeceği bu şenî hezimetin daha harp başlamadan çok evvel ortaya çıkan çeşitli gaflet ve ihanetlerin eseri olduğu muhakkaktı. Bir kere ordu, ordu olmaktan çıkarak inkılâp ve ihtilâl hevesleriyle meşbû bir «Silâhlı parti» vaziyetine girmişti. Ordu kumandanları İttihat ve Terakki merkezinİhtilâlci subayların birbirini baltalamaları yüzünden uğranılan bu feci hezimetin çirkin bir hainâne sebep ve sâik-lerini kavramak için Abdullah Paşa'nın «Balkan Harbi Hâtıraları» na bir göz atmak kâfidir. SOV KA.DIK MI3IROOLU deki ihtilâlci ve çoğu küçük rütbeli zabitler tarafından azl ve nasb olunmaya başlamıştı. Bu durum; M. Kemal Pasa tarafından bile itiraf edilmektedir. «Müşir İbrahim Paşa beni davet etti ve şu beyanatta bulundu. «Beni ordu kumandanlığında ibka edecek misiniz etmeyecek misiniz? îbka olunmayacak isem, şahsım tecâvüz ve hakarete duçar edilmeden hemen istanbul'a hareket edeyim...» « — fcabedenlerle görüştükten sonra cevap verebileceğimi söyledim. Cemiyet namına selâhiyettar olan diğer arkadaşlarla İbrahim Paşa'nın kumandanlığı mes'elesini müzakere ettik. Bir zaman için kalmasında mahzur görmedik. Kumandanlıkta kalacağı hakkındaki cemiyet kararım ben kendisine tebliğ ettim.»110 Bu hâdise, Meşrutiyetin ilânı sıralarında cereyan ettiğine göre ordunun daha o zaman ne hale geldiğini gösteren tipik bir itiraf değil midir? Daha fecü şu ki, Balkan Harbi başlamadan harp taraftarı İttihatçıların tahrikiyle talebeye «Harp isteriz!...» naraları ile sokak nümayişleri yaptırılmış bu suretle hükümet ve hattâ padişah tesir altına alınmak istenmiş111 olduğu halde, hiçbir nazırlık yapılmamıştı. Harp başlayınca bir askerî harekât plânı bile mevcud olmadığı görülmüştür,112 istanbul'a gelen fena haberler üzerine Sultan Ilcşad, bizzat cepheye gitmek istemişse de buna da mâni olunmuşLOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 151 tur. m (110) M. Kemal Paşa. Nutuk, Ankara 1927 sh. 447. (111) Ali Fuat TÜRKGEL.DÎ. Göritp İşittiklerim, Ankara 1951, sh. 58. (112) Ali Fuat TÜRKGEL.DÎ, a.g.e. sh. 60. (113) Ali Fuat TÜRKGELDİ. a.g.e. sh. 73. Bu korkunç hezimete rağmen Şükrü Paşa kumandasındaki Edirne, Doksanüç Harbindeki «Plevne müdafaa s ı » na eş, dâsitânî bir mukavemetle muhafaza ediliyordu. Nihayet bizim ordu gibi Bulgar Ordusunda da «kolera» zuhur ettiği için yapılan sulh teklifi kabul olunarak bir mütareke akdolundu.

Sulh müzakereleri esnasında daha önce Osmanlı Devletinin galip geleceğini tahmin ederek «Statiko de-ğişmiyecektir! » diyen Avrupa devletleri derhal bu sözlerini unutarak Balkan devletlerini iltizam etmeye koyuldular. İttihatçı zabitler, uğranılan mağlubiyet, sanki kendi eserleri değilmiş gibi 23 ocak 3913'de meşhur «6 â b - ı Âli Baskını» nı yaparak Sadrazam Kâmil Paşa'yı indirip yerine Mahmud Şevket Paşa'yı geçirdiler. Bu sırada Balkan devletleri de, netice vermeyen sulh müzakerelerini terkederek mütarekeyi feshettiler. Yeniden taarruza geç-tilerse de Çatalca istihkâmlarım yine de aşamadılar. Fakat bu ana kadar muhasarada kalan ve kahramanca mukavemet eden Edirne açhk ve cephanesizlikten bîtab düşerek teslim olmaya mecbur kaldı. Bu suretle Istanbuldan evvel fethedilerek devletimize bir asır «Fayitahtlık etmiş bulunan bu mübarek şehir, Bulgar sürülerinin eline geçmiştir. Burada vahşî Bulgar askerlerinin hunharca işledikleri cinayetler ve irtikâp ettikleri mezalimin hikâyesi ciltlere sığmaz. İtimal ki, harp başlamadan evvelki gafletler ve harp içindeki ihanetler olmasaydı her tarafta Edirne'nin şanlı müdafaasına eş muvaffakiyetler elde edileceği muhakkaktı. «„. «.AJJIR MI9IROÖL.U Edirne'nin kaybı harbe devam hususundaki azmi kırdığından yeniden sulh masasın?, oturuldu. Kâmil Paşa'yı «Edirneyi terketmek» ihanetiyle itham edip iktidardan düşüren ittihatçılar, KâmÜ Paşa'nın terketmediği Edirne'yi de vererek Midye Enez hattını hudut kabul eden 30 Mayıs 1913 tarihli «Londra Sulhu» nü imza ettiler. Fakat bizi büyük kayıplara uğratan bu «Londra Mua-' hedesi» bile Balkan kavimlerin kin ve ihtiraslarını tatmin etmedi. Kendilerine terk olunan araziyi paylaşamadılar ve aı alarmdaki eski ihtilâflar yeniden alevlendi. Bu durumdan istifade edilerek sulhun imzasından iki ay kadar sonra hücuma geçen Türk ordusu Edirne'yi almaya muvaffak oldu. Fakat bu neticenin istihsalinden evvel «Şarköy •Çıkarması» ve «Bolâyır- harekâtı» adı verilen askerî harekâttan bir nebze bahsetmek istiyoruz. Edirne'nin sukut etmek üzere bulunduğu bir sırada, •Şarköy'den bir çıkarma yaparak Bulgar askerlerini arka-•dan çevirmek plânı tatbik edilmek istendi. Çatalca müdafaa hattı dar olduğu için Osmanlı Ordusunun müdafaasını kolaylaştırıyorsa da bu durum Bulgarların da işine yarıyordu. Bu yüzden Çatalcadaki Bulgar ordusunu yerinden söküp atmak mümkün olamıyordu. Çanakkale Boğazı'nı hin-i hacette kapatmak maksadıyla Bolayırda bir kolordu bulunuyordu. Bunun bir fırka (tümen) sımn erkâm harbi M. Kemal Bey, diğer fırkasının erkâm harbi ise Fethi (Ok-yar Beydi. Ayrıca onuncu kolorduyu da Şarköydeh karaya çıkarak Bulgar ordusunun kısm-ı küllisini bunlar üzerine çekmek ve bu suretle Çatalca hattını zayıflatarak düşmanı püskürtmek plâm tatbik edilmek isteniyordu. Yukarda arz edildiği üzere birinin erkâm harp reisi Fethi Bey diğerininLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? ısa ki ise M. Kemal lîey olan iki nizamiye fırkası, Şarköyde karaya çıkarılacak olan kolorduyla birlikte hareket edecek ve kat'î taarruz icra etmeyerek düşmanı üzerlerine çekmeye çalışacaklardı. 26 ocak sabahı Onuncu Kolordu Şarköy civarında karaya çıkarılacak bu hareket esnasında Bo-layır Kolordusu, karşısına imkân nisbetinde Bulgar kuvvetlerini çekmeye çalışacaktı. Sonra da birlikte harekâta geçeceklerdi. Bolayır kolordusu doğuya yani düşman cephesine, Şarköyde karaya çıkan onuncu kolordu da kuzeye yani düşmanın sağ cenahı gerisine taarruzla düşmanı yok edecekler ve en kısa yoldan Edrne'ye yürüyeceklerdi. Gerisinde iki Osmanlı kolordusunu gören Çatalcadaki Bulgar ordusunun aslî kuvvetleri de ister istemez çekilmeye mecbur kalacaktı. Plân bu tarzda ve Erkânı Harbiye reisliğince tanzim edildiği halde Bolayırdaki kolordu yani Fethi ve M. Kemal Beylerin bulunduğu kolordu, yalnız başına hareket ederek Edirne'yi kurtarmanın şerefini başkaları ile paylaşmak istemediklerinden 26 ocakta oyalama muharebesi yerine kat'î taarruz yaptıklarından öğle üzeri henüz onuncu kolordunun sadece iki taburu karaya çıkmışken, yüzde elliye yakın bir zayiatla tekrar eski yerine çekilmeye mecbur kaldılar. Fethi Bey, bilâhare bu mağlubiyet hakkında «Bolayır Muharebesindeki Muvaffakiyetsizliğin sebepleri» ismiyle bir eser yazarak kendisini ve arkadaşım

müdafaaya çalışmışsa da gösterdiği sebepler askerî ve mantıkî bakımdan tatminkâr değildir. Onuncu kolordunun çıkarma harekâtmı ikmal etmesini beklemeden kat'î taarruza geçmek Bolayır 154 KADİR MI9IROOLU kolordusundan en az yirmibin vatan evlâdının kefensiz Bolayır sırtlarına defnedilmesine sebep olmuştur. Fethi Bey müdafaasında : «Bolayır kolordusu, ihraç yapan bir kolordunun temin-i selâmeti için icabederse kendisini feda etmek üzere muharebe edecektir ve öyle de yaptı »demektedir.114 Halbuki bu husustaki 24 ocak 1328 tarihli başkumandanlık emri Bolayır kolordusuna kat'î taarruz icra ederek kendisini mahvetmesini değil, düşmanı mümkün olduğu kadar üzerine çekmesini ye bu hususta çıkarma yapan onuncu kolordu ile müşterek bir harekât plânı içinde bulunmasını istemekteydi. Bu yüzden onuncu kolorduyu beklemeden icra edilen kat'î taarruz muvaffak fcile olsa Eulgar ordusunu Çatalca'dan çekmek ve iki kolordu arasına sıkıştırmak hususundaki plân gerçekleşmemiş olacaktı. Bu mes'ele hakkında Miralay Sadık Bey'in yerinde tahkikata istinaden yazdığı bir broşüre de temas eden Dr. Rıza Nur da Bolayır kolordusunun hezimetinin M. Kemal ve Fethi Beyler'in, Edirne'nin istirdadı şerefini Enver Pa-şa'ya kaptırmamak gayesinden doğmuş dehşetli bir hezimet olduğunu kaydetmektedir.1" işte bu hâdiseden sonradır ki iki bulgar alayı karşısında mahvu perişan olan Bolayır kolordusu karşısına ve Çatalca istihkâmları önüne pek az bir kuvvet bırakmaktan çekinmeyen Bulgarlar, :Edirneyi muhasara eden kuvvetle(114) Fethi OKYAR, Bolayır Muharebesindeki ademi muvaffakiyetin sebepleri sh. 23 (115) Dr. R'za NUR — Hayat ve Hatıratım. C. 2 istanbul J568İ sh. 406 . 408. LOZAN ZAFER Mi, HEZİMET Mİ? 155 rini yüzseksen bin kişiye çıkarmışlar ve Edirne'nin sukutunu temin edebilmişlerdir. Fakat yukarıda arzedildiği gibi elde ettikleri arazi üzerindeki taksim ihtilâflarından istifade ile Edirnenin kurtarılması ve 29 eylül 1913'de îstanbulda Türk-Bulgar, .14 kasım 1913'de de Atina'da Türk-Yunan Anlaşmalarının imzalanması ve bu suretle Balkan harbinin elîm facialara ve büyük toprak kayıplarına sebep olduktan sonra nihayete erdirilmesi mümkün olabilmiştir. İttihatçılar sadece Trablusgarp ve Balkan Harplerinde değil devletin nihaî mağlubiyet ve parçalanmasına müncer olan Cihan Harbi'nde de ayni gaflet ve hattâ ihanetlere devam etmişlerdir. Çoktan beri Avrupa devletlerini korkutan Cihan Har-bi'nin çıkmasını gerektiren iktisadî rekabet son haddine varmış bulunuyordu. «Şarka Doğru» adıyla bir siyaset takip ederek îngilterenin karşısına dikilen ve bu siyaseti Bismark'tan itibaren aleniyete dökmekten çekinmeyen Almanya, Sultan Hamid'den «Bağdat demiryolu» imtiyazını almak suretiyle bu siyasetini epeyce takviye etmişti. Fransa ise, Alsas-Loren kaybı yüzünden Almanya'nın karşısında bir siyaset takip ediyordu. Bu suretle müstakbel bir Cihan Harbi'nin grupları belli olmaya başlamıştı. Fransa müstakbel hedefleri için daha 1894 de Rusya ile anlaşmıştı. İngiltere ise önceleri tarafsız kalmaya gayret sarfetmişse de Bismark'ın aldığı hâsımâne tavır yüzünden Fransaya meyletmeye başlamıştı. Hâdiselerin bu suretle gelişmesi «İttifak» ve «İtilâf» zümreleri adıyla Cihan Harbi'nin taraflarım.ortaya çıkarmış bulunuyordu. Milliyetçi Sırpların Bosna-Hersek'i ilhak etmiş olan 156 KADİR VHSIROÖLU Avusturya'ya kargı duydukları kin ve nefretin eseri olarak bir milliyetçi Sırp talebesi tarafından 28 haziran 1914'de Avusturya Veliahdinin vurulması Avusturyanın Sırbistan'a sert bir ültimatom vererek onu harple tehdit etmesi-jıe sebep olmuş, Rusya Sırbistan'ı kor*mak bahanesiyle Avusturya'ya ilân-ı harp etmiş, Almanya ise Avusturya'yı korumak zahiri sebebiyle harbe dahil olmuştur. Sür'atle gelişen iltihak ve taraf tutmalarla daha önce gerçekleştirilmiş bulunan anlaşmalar gereğince taraflar yerlerini almış ve Cihan Harbi bütün dehşetiyle başlamış oldu.

Osmanlı Devleti, Balkan Harbin'den büyük maddî ve manevî kayıplarla çıkmış bulunduğundan bu harpten nihayet bir yıl sonra patlak veren bir «Cihan Harbi» ne girmek için her türlü hazırlıktan mahrumdu. Ordunun yorgunluğunda başka iaşe ve teçhizat durumu da gayet kötü idi.118 Hattâ Erkânı Harbiye Riyasetinde hazırlanan bir rapora nazaran Osmanlı ordusunun böyle bir harbe girmesi mutlak bir hezimet ve devletin inhilâli ile neticelenecek kat'î bir felâket olacaktı."7 Harp başlar başlamaz bîtaraflığını muhafaza etmek isteyen sonra da bunun mümkün olamıyacağını görünce kendine müttefik arayan Osmanlı Devleti, müracaat ettiği her kapıdan eli boş dönmüştü. Balkan harbi hezimetinden sonra Osmanlıların ittifakına kimse yanaşmıyordu. Üstelik muhariplerin her birinin Osmanlı arazisi üzerinde gözleri vardı. Bu sırada Bulgaristan kendiliğinden Osmanlı Devletine bir sulh teklifinde bulundu. Fakat bu teklif samimî (116) Kâzım Karabekir — Cihan Harbine Nasıl Girdik, C. 2. İstanbul 1937 sh. 397 <117) Kâzım KARABEKİR, a.g. e. sh. 393. LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 157 olmaktan ziyade Mekadonya mese'lesini kendi lehine halledebilmek için Osmanlı nüfuzundan istifade etmek maksadından doğmuştu. Fransız taraftarlığı ile şöhret yapmış bulunan İttihatçı liderlerinden Cemal Paga, Fransaya ittifak teklifinde bulunmuş, fakat muvaffakiyet elde edememişti.11* Aynı teklif daha sonra İngiltere'ye karşı da yapılmış fskat müsbet bir mukabele görmemiştir. Bütün bu gelişmeler, 2 ağustosta ortaya çıkan Türk -Alman ittifakına zaruri olarak zemin ve sebep teşkil etti Hükümetin ne ölçüde iç siyaset oyunları ile meşgul bulunduğuna bakınız ki; böylesine ehemmiyetli bir anlaşma, kabine azalanndan bir kısmının haberleri olmaksızın imza edilmiş bulunuyordu!.. BöyJe bir muahedeyi imzalamanın Türkiyeyi Almanya safında bu büyük harbe sürükleyeceğini olsun düşünerek gerekli hazırlıkları ikmal etmek yerine hâlâ şahsî emeller ve şan, şöhret peşinde koşan İttihatçılar, dahilî idarelerin-deki zulüm, tedhiş ve yağmagirlikle, üstüste maruz kaldıkları mağlûbiyetlerin kaybettirdiği itibarlarını yeniden takviye için Cihan Harbini âdeta bir nimet telâkki ediyorlardı. Gerçekten tarih boyunca dahilî siyasetlerinde muvaffak olamayanlar dikkatleri harice çevirmek için bu gibi harp-darp imkânlarım daima kullanmak isterler. İttihatçılar da «Türkçe konuşan insanlardan ibaret büyük bir Türk Devleti» kurabilmek gibi — o gün için hamhayâl olan — birtakım emeller peşinde koşuyor ve bunları gerçekleştirmek için Cihan Harbi'nin kendilerine imkân ve fırsat bahşedeceğine inanıyorlardı. Halbuki bilhassa onların hatâları (113) Cemal PAŞA — Hatıralar. İstanbul J959, sh. 67. 158 KADİR MISIROÖLU yüzünden Devlet o hâle gelmişti ki; zuhur edecek bir harbin kazanılması imkânsız denecek bir derecede güç olduğu gibi, kazanılsa dahi devlete yeniden bir karış toprak ve-rilmiyeceği aşikârdı. Her ne kadar vaki sulh teklifleri reddolunduğu için. ittihatçıların Almanya safında yer almalarını kınamak lâ-zımgelir tarzında düşünmek mümkünse de bu tekliflerin, kabul edilebilmesi için ön hazırlıklar yapılmamış ve gayet, geç kalınmış bulunduğundan burada hatâ ve beceriksizlikleri sabit ve muhakkaktır. Filhakika Enver Paşa da daha sonra katıldığı «Baku Kongresi» nde kendisini bu yolda müdafaa etmiş ve Almanya'nın Osmanlı Devleti için «Ehven-i şer» olduğunu söylemiştir.1" Fakat unutmamak gerektir ki, Cihan Harbi'nin çıkış sebeplerinden biri de Almanların takip ettikleri «Şarka doğru» siyasetidir. Bu siyasetin, Türkiyeden de birçok araziyi hedef ittihaz ettiğini inkâra imkân yoktur. 2 ağustos 1914 tarihinde imzalanan Türk-AIman ittifakından dokuz gün sonra Almanların «Goben ve B r e s 1 a v » adındaki iki zırhlıları Fransız sahillerini bombaladıktan sonra takibten kurtulmak için Çanakkale Boğazından içeri girdiler. Bu, Türkiye'yi bir an önce harbe sokmak için tertip edilmiş bir emrivâkiden başka bir şey değildi. Devletlerin protestosundan kurtulmak ve ilân edilmiş bulunan bîtaraflığın ihlâl edilmediği zehabını hâsıl etmek için bü gemilerin tarafımızdan satın alınması kararlaştırılmış fakat zabitan ve neferleri değiştirilmemişti. Sadece başlarına birer fea

(119) Ali Fuat CEBESOY — Moskova Hâtıraları, İstanbul 1955 sh. 25 LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mİ? 159 geçirilmekle müttefikerin gözü boyanmak istenmişti. Değiştirilmeyen gemi kumandanı Amiral Şuson, askerlerinin âtıl kalmamasını bahane ederek Karadeniz'e çıkmış ve Odesa Limanını topa tutup bir Rus nakliye gemisine taarruz ederek Osmanlı Devletini harbe sokmuştu. Çünkü kumanda ettiği gemiler Osmanlı Bayrağı taşıyordu!......Harp başlayalı henüz üç ay oluyordu. Harbin ilk günlerinde Belçikayı kolaylıkla işgal eden Almanlar, Fransaya karşı hücuma geçmişler fakat bu sırada harbe dahil olan İngilizlerin yardımıyla durdurulmuşlardı. Bundan sonra bu cephedeki harp ehemmiyetsiz siper muharebelerine intikal ederek devam edip gitmiştir. Şark cephesinde Sırbistan ve Lehistan'a taarruz eden Avusturya, Rus-Romen müşterek mukabelesi ile karşılaştı. Fakat imdadına yetişen Türk ve Alman kuvvetleri «Galiçya Cephesi» denilen bu cephede Rusları püskürtüp geriye attılar. Rus şehir ve kasabaları birer birer düşmeye başladı ise de hiçbir taraf kat'î ve nihaî bir zafer kazanamadı. Fakat uzayıp giden harbin tevlid eylediğini açlık ve malzemesizlik yüzünden Rusya'da ciddî bir buhran baş gösterdi. Müttefikler, Boğazlardan geçerek Rusya'ya yardım etmek istediler. Çanakkale'ye çıkarma yapmalarının sebebi buydu. Fakat mehmedçiğin yiğitçe direnişi karşısında bu emellerine muvaffak olamayip çekilip gittiklerinden yardımdan mahrum kalan Rusya'da buhranın daha da büyüyerek «Bolşevik ihtilâli» ne müncer olduğu malumdur. Burada sırası gelmişken bir «Müdafaa har-b i » olması bakımından «Millî Mücadele» ye son derece benzeyen fakat elde edilen muvaffakiyet itibariyle onunla kıyaslanamayacak kadar büyük bir şerefi haiz 160 KADİR MlSIROÖLU bulunan Çanakkrie muharebeleri hakkında kısa bir izahat vermek istiyoruz. a -— Çanakkale muharebeleri mehmedcik için büyük bir şeref olduğu halde orada kumandanlık etmiş zabitan için hiç de yüz ağartıcı değildir. Bunun uzun ve teferruatlı sebepleri üzerinde durmuyoruz. Yalnız şu kadarını söyleyelim ki; Çanakkale sırtlarına dörtyüz bin vatan evlâdını gömen bir zabitan kadrosunun muavaffakıyetinden elbette bahsedilemez. Muharebede zayiatın bir numaralı âmili muhakkak ki kötü sevk ve idaredir. Buna nazaran, oradaki kumandanlardan herhangi birisine «Kahramanlık» veya cKurtarıcılık» sıfatları elbetteki izafe edilemez. Edilirse, mutlak yalan ve sahtekârlıktan başka bir şey olmaz. Bu kumandan M. Kemal Paşa olsa bile!... isterseniz; bu güne kadar yürütülen propagandalar karşısında tereddütler hasıl edebilecek olan bu hükmümüzü izah için kısa bir malumat verelim. Çanakkale Harbi başladığı zaman —evvelce bir nebze anlatıldığı üzere— Balkan Harbi'ndeki «Bolayır Hezimeti» sebebiyle tecziye edilerek «Sofya Ataşemiliterliği»,ne gönderilmiş bulunan M. Kemal Bey (Paşa) muharip bir askeri birliğe tayin edilmesi için Adliye Nezaretindeki İttihatçı arkadaş! arma Üstüste rica mektupları gönderiyordu.1'0 Çünkü harbe iştirak (120) Bunu gedikli Kemalistlerden Falih Rıjkt Atay bile itiraf etmektedir: «tttihat ve Terakki Fethi Bey'i Sofya Sefirliği ile tasfiye etti. Ve M. Kemal de onun ateşemiliteri olarak memleketten uzaklaştı. 1914 - 1918 Dünya Harbi, Mustafa Kemâl Sofyada Ata-şimiliter iken başlamıştır. Elde bulunan bir meîıtuba göre, Mustafa Kemal, Osmanlı Devletinin Almanlar ta. LOZAN ZATEİR Mi, HEZİMET MİT 161 eden zabitlerin sıra beklemeden yani « mümtaz e n » terfi edeceklerini düşünüyordu. Bu ricalar sonunda karargâhı Maydos'da bulunan Ondokuzuncu Fırka (Tümen) kumandanlığına tayini emri çıkmıştı. Beşinci Türk Ordusu'ımn vazife aldığı Çanakkalede cephe kumandanı, liman Voö Sanders'ti Anafartalardaki dokuzuncu fırkacın kumandam da yine bir Alman zabiti olan Kannengiesser'di. M. Kemal'in emrindeki ondokuzuncu fırka bu kuvvetin ihtiyatı idi.

Başlangıçta ingüizlerin nereden çıkarma yapacaklarını tayin mümkün değildi. Bu yüzden cephe kumandam asıl kuvvetlerini — ihtimallere nazaran — Gelibolu ve Bolayır havalisinde toplamıştı. Seddülbahir'deki fırkamız düşmanın ihraç hareketine karşı şiddetli bir mukavemet göstermiş ve İngilizlerin buraya çıkarma yapan en seçkin kıt'alanna yan yarıya tele-fet verdirmişlerdi. O derecede ki, düşman, büyük zayiata uğrayan kıt'alarının bakiyelerini tekrar gemiye bindirip kaçırmaya mecbur kaldı: Kumkale-'ye çıkarılan Fransız as-, kerleri çekilip onlarla Seddülbabir'in sağ cenahı, takviye edilmiş olmasına rağmen, İngiliz kıt'aları, Gelibolu yarımadasının güney ucundaki «YeşiJtepe» önünde saplanıp kaldılar.1'1 Buna rağmen Anburnu çıkarmasında daha fazla muvaffak oldular. Çünkü oradaki müdafaa imkânlarımız azrafmdan .bu harbe katılmasının aleyhinde idi. Fakat memleket harbe sürüklendiği zaman o da vazife istemiştir...» (Balanız. Falih Rıfkı Atay — 19 Mayıs, Ankara 1944 sh. 3) v (121), Ashmead - Bartlette (E) -La verite sur lej DardaneUes sh. 51. 52. 53. F: 11 162 KADİR MI9IROÜLU di. Bu durumda Anafartalardaki fırkanın kumandanı M. Kemal'in ihtiyatta olan Ondokuzuncu Fırkasına bu çıkarmayı haber verdi ve bir taburla sol cenahım takviye eylemesini istedi. Bu emir üzerine M. Kemal, fırkasının Elliye-dinci Alayından ikiyüz kişiyi112 saat beşbuçukta Şunuk Bayın istikametine sevkederek ilerlemekte olan düşmana karşı süngü hücumu yaptırdı. Fakat hiçbir netice alamadı. Daha sonra alayın mütebaki kısmını süngü hücumuna kaldıran ve bunun da erimesinden sonra emrindeki iki Arap alayı ile ayni taarruzları tekrarlayan M. Kemal, yine hiçbir netice elde edemedi. Burada dikkat edilecek husus şudur ki, Mustafa Kemal elindeki kuvvetleri kolayca yutulabüecek küçük küçük lokmalar haline getirmek suretiyle düşman üzerine sevketmektedir. Normal bir asker mantığı ile bu hareket tarzını izah etmeye.imkân yoktur. İlk hücumdan netice alınamayınca ikincide daha büyük kuvvetler şevki gerekmez .miydi? Bütün taarruzları böyle küçük küçük kuvvetlerle tekrarlamak suretiyle büyük zayiata sebep olan M. Kemal Paşa bu mes'ele hakkında «Hangi tarafın beşyüz nefer ihtiyatı olsaydı, vaziyeti muhakkak kendi lehine hallerdi» demektedir. Halbuki onun emrinde bir fırka (tümen) vardı. Doğrusu öyle bir muammaki, çözebilene aşkolsun!...... Daha sonra yeni teşkil edilen «Onsekizinci Alay» da s mevcudu bir hayli azabnış bulunan «Ondokuzuncu Fırka»' LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mt? 163 (122) Düşmana parça parça taarruz, ettirilmek suretiylj retiylc yok edilmiş bulunan bu alay hakkında M. Kcn Paşa diyorkl: «EUiyedinci Alay - Megfıur bir alaydır.t>t| ;OnkU hepsi şehid olmuştur . kumandanları..'.» (Bakım: Rugen EŞUEF - Anafartalar Kum;ınd?nı Mustafa Kemal ile mülakat, istanbul 1939 sn: 20) emrine verildi. M. Kemal, bu taze kuvvetle 28 Haziranda yeni bir taarruzu plânladı ise de. cephe kumandanını ikna edip gerekli müsaadeyi alamadı. Tam bu sırada (26 Hazi-an) Enver Paşa, «Baş ku mandan Vekili» sıfatiyle cepheyi teftişe geidi. M. Kemal'in plânladığı taarruzu öğrenince bunu « abes» bularak menetti. «Lü-zumsuz hücumlarla emrindeki askerleri israf ettiğini» söyledi. 31. Kemal, Enver Paşa'nm hakaretâmiz tenkidlerine içerleyerek istifa etti. L. Von Sanders'in Enver Paşa nez-dindeki ısrarlı teşebbüsleri sonunda bu istifa bertaraf edildiği gibi istenen taarruz müsaadesi de verildi. Ne yazık ki bu taarruzdan da netice ahnamayarak taze kuvvetleri ihtiva eden «Onsekizinci Alay» da tamamen mahvoldu.121 Temmuzda İngilizler taze kuvvet getirerek Dokuz ve Ondokuzuncu fırkaların cephesinde yeniden taarruza geçtiler. Taarruz muvaffakiyetle neticelendi ve Alman gene-lali KannengieSser ağır surette yaralandı. Şiddetli topçu ateşiyle Türk kıt'alan çekiliyor, Çanakkaleye hakim bütün tepeler boşalıyordu. Birdenbire topçu ateşi kesildi. İngiliz kıfalan süngü nizamında ilerliyorlardı. Sanbayır'i işgal ettiler. Birkaç adım daha atabilseler Boğaz sahiline inmiş bulunacaklardı. Bu arada tarihte ender rastlanan bir hata üe İngilizler donanmalarından kendi

hatlannâ şiddetli bir ateş açtılar. Bir çokları yaralandı ve kalanlar da mütereddit bir surette"4 kaçmaya başladılar. İşte o zaman Türkler, eski mevzilerini yeniden işgale edebildiler. O sırada Seddülbahir'de bulunan Vehip Paşa'nm bilâGrey. \Voıt (123) Fazla bilgi için bakm'.z: H. C. Armstrcng '-*- London 1932 74. (124) Dogrobert Von Mikusch . La Ressurrection dun Peııple, «h. 104 164 KADİR MISIROÖL.U (125) Şehzade Mahmut Şevket Efendi arşivimizdeki notlarından. (126) Armstrong . a.g.e. sh. 79 Hazretlerinin hususî hare Mısır'da Hanedan-ı Ali Osman'ın en güzide .mensuplarından biri olan ve halen hayatta ve Fransa'da bulunan Şehzade Mahmut Şevket Efendi Hazretlerine şahsen anlattıkları da bu vak'ayı teyid eder mahiyettedir. Şöyle ki: «İngilizler hakikî taarruzlarını gizlemek için Seddülbahir cephesine kırksekiz saatlik bir mesafeyi denizden şiddetli bir surette bombardımana başladılar. Bu sırada Arıburnu karşısında grup kumandanı bulunan kardeşim Esat Paşa'-yla telefonla görüştüm ve ikimiz de Seddülbâhirdeki bombardımanın asıl Anafartalar cephesine vaki olacak hakiki taarruzu gizlemek için olduğuna kanaat getirdik. Anafartalardaki müşkil vaziyeti anlayarak, Seddülbâhirdeki ihtiyatın bir kısmını kendi mes'uliyetim altında Anafartalar cephesine göndereceğimi Esat Paşa'ya söyledim. Yirmise-kiz ve Kıriksekizinci alaylardan mürekkep bir fırkayı ve bir topçu bataryasını Seddüİbahirden alarak Anafartalar cephesine gönderdim ve bu alaylar mukabil taarruza geçdi- i lor. M. Kemal fırkasının düşmana terk ettiği yerleri yeni baştan istirdat ettiler. Kırkbirinci Alayın kumandanı şe-hid oldu ve Yirmisekizinci Alayın kumandanı ise ağır surette yaralandı, iki alayın mevcudu dörtyüzyirmi kişiye inmişti.115 Armstrong ise, bu hususu şöyle izah etmektedir. «İngiliz kıt'alan Koca çemen Boğol noktasını -süngü hücumu ile zaptettiler ve Türkleri sırtın öbür taraf m a attılar. Fakat müthiş bir hata neticesi İngiliz donanması ateşini bizzat kendisine tevcih etti. Büyük zayiata sebebi- _ yet vererek onları geri çekilmeye mecbur bıraktı.128 Diğe: bir müellif ise «Filhakika Sanbayır'ın İngilizler tarafı; LOZAN ZA>ER Mİ. HEZİMET MİT "165 dan tahliyesine İngiliz donanmasının ateşi sebep oldu. Bu durum, İngiliz Erkânı Harbiye-i Umumiyesi resmî raporlarında zikredilmiştir.1"* demektedir. M. Kemal'i sun'î bir surette medih gayretlerine rağmen bu muharebeyi kendine maletmek isteyen Cemiİ Conk Faşa hatıratında İngilizlerin kendi askerlerini yanlışlıkla topa tutmaları mes'elesi hakkında şunları söylemektedir: *Bu muharebeye dair rapor veren İngiliz kumandanlarından biri ise kendi topçu ateşlerinin tesiri altında kaldıklarından dolayı çefküdiklerini iddia etmiştir. Times muharririnin fikri, tefsirimiz gibi ise ' makûl olabilir. Fakat İngiliz kumandanının sözü askerlikte mazeret teşkil etmez. Çünkü muharebede her asker kendi topçu ateşinin tesiri altında kalabilir. Bundan kurtulmanın biricik çaresi ise, mevkiini bırakıp geri çekilmek değil, bilâkis ilerlemektedir.135 Halbuki mevzubahis olan, bu hareke-tm düşman ric'atine bir mazaret teşkil edip etmiyeceği hususu değil fiilen böyle bir vak'amn' mevcut olup olmadığı noktasıdır. Binaenaleyh «C o n k- B a y ı r ı Müdafaasını» nı nefsine hasrederek soyadını «Conker» "alan bir kimse bile İngiliz donanmasının böyle bir hataya düştüğü hususundaki iddiayı reddetmemek ve ancak bunun bir mazeret teşkil etmiyeceğini beyan eylemek suretiyle gerçeği teslim etmiş olmaktadır. Bu itibarla düşmanın kendi hatasından doğmuş bulunan bir hezimetin Cemil Paşa ile M. Kemal Paşa arasında istenildiği kadar şeref taksimi kavgası yapiladursun, aslında hiçbiri için de bunda bir hak ve şeref payı mevzubahs olmadığını, kaynakla(127) Ashmead Bertlette (E) _ a.g.e. sh. 212 (128) Bakınız: Canlı Tarihler C. VI. İstanbul 1947 sh. 178 166 KADİR MISlftOOLU LOZAN ZAFEÎl MJ. HEZİMET Mt?

167 n mukayeseli bir surette tetkik edenler teslimde tereddüt etmezler. Bu muharebede daha ehemmiyetli bir nokta da şudur ki, ingilizler karaya asker çıkarıp taarruza geçtikleri zaman Alman generali Liman Von Sanders derhal ihtiyattaki kuvvetleri talep etmişti. Burada tam Arıburnuna gönderilmek istenen ihtiyat kuvvetlerden biri olan Orialtıncı kolordunun kumandanı, ittihatçı veyaîtilâfçı olmayan temiz ve dürüst bir asker Miralay (Albay) Fevzi Bey'di. ingilizlerin çıkarma yaptığı mıntıkaya yetişmek üzere kolor-dusuyla hareket emrini alan Fevzi Bey, gideceği yere takriben altmış km. mesafede bulunuyordu. Bu mesafeyi bir kolordunun bütün ağırlıklarıyla sür'atlo aşıp cepheye yetişmesi ve ilerlemiş düşman kuvvetleri karşısında bu yolu katetmcnin verdiği yorgunluk üzerindeyken taarruza geçmesi veya müdafaada bulunması imkânsız denecek bir şeydi Kendisine verilen emir, çıkarmanın vukubulduğu noktaya ulaşır ulaşmaz derhal taarruza girişmesiydi. Şahsan ve her ne suretle olursa olsun, şan ve ikbal peşinde bulunmayan ve bu yüzden de ittihatçıların rütbe yağmalarından istifade etmemiş olan Fevzi Bey, gerçek bir asker olarak hakikati ifade edip hiç olmazsa bir gece istirahat etmedikçe durup dinlenmeden altmış km. yol katetmiş bulunan bir kolordu efradının cepheye sürülmesinin, onları toptan imhaya sevketmek olacağını aklî, mantikî ve askeri sebep ve delpleriyle ifade etti. Hiç olmazsa kolordu dahilindeki fırka kumandanlarıyia konuşarak onların da reyi alınmak suretiyle bir harefkat zaman ve plânı tesbitini talep eden Fevzi Bcy*e Liman Voit Sanders'in mukabelesi ¦ kati olmuştu. «Kiminle konuşursan konuş, fakat derhal taarruza geç!......» Fevzi/Bey, emrindeki fırkaların kumandanlarıyia görüştü. Onlar da gayet haklı olarak bu derece yorgun bir askerin taarruzu, intihar demek olduğunu ifade ederek hiç olmazsa ferdası sabaha kadar müsaade edilmesini beyan ettiler. Emrindeki askerlerin hayatları üzerine bir kumara girişmeyi vicdanı asla tecviz eylemeyen Fevzi Bey, askerin mutlaka ve en az bir gece istirahat ederek sıcak bir çorba içip birkaç saat uyku uyumadıkça taarruz etmesinin kabil olmadığım ve ancak böyle bir istirahattan sonra şafakla taarruza geçebileceğini kat'î bir lisanla ifade etmesi11' üzerine fevkalâde ccüu sıkılan Liman Von Sanders, onu, bulunduğu mevkiden alıp yerine başka bir kumandan tayin etmek hevesine kapıldı, işte bu sırada Liman Von Sanders'in yanında bulunan ve M. Kemal'in ittihatçı arkadaşlarından olan Kâzım (inanç) Bey ona, Fevzi Bey'in ye-, rine M. Kemal'i tayin etmesi teklif ve telkinde bulundu.130 Bunun üzerine kendisine telefon edilen M. Kemal, bu defa bir kolorduya hükmetmek fırsatı zuhur edince yapılan teklifi hiç tereddüt etmeden kabul etti. Ehemmiyetli olanı şu ki,. M. Kemal için bir kolordu kumandanlığının o güne kadar ki askerî bayatı muvacehesinde biraz ağır bir yük olduğunu-ve böyle bir yükün aJtından kalkabilmesinin mümkün olup olmjtdığını soran Kâzını Bey'e : «Ne münasebet.111 (129) Miralay FeVzi Bey'in bu hakikatleri ifade eden ve Enver Paşja'ya takdim edilmiş bulunan raporu için bakınjz: Cemil CONK — Çanakkale.Cönkbayın Savaşları - Ankara 3959 sh. 83 ve müteakip. (130) Bakını*: Fahrettin ALTAY - On yıl savaş ve sonrası -İstanbul 1970 sh. 109 (131) Falih Rıfkı ATAY - Çankaya - İstanbul 1969, sh. 91 - 92 169 KADİR MISIRO0L.U Az bile gelir! Derhal kabul ediyorum. Paşaya söyle tayinimi emretsin.» demiştir. Bu suretle Fevzi Bey yerinden alınarak Ondokuzuncu Fırka kumandam M. Kemal Bey onun emrindeki kolorduya tayin edildi. Fakat tuhafı şu ki, ondokuzuncu fırka bir hayli geride bulunduğundan M. Kemal'in taarruz edilmesi istenilen noktaya gelinceye kadar geçen zaman Fevzi Bey'-in istediği mühletten bile fazla oldu. Yani bu noktada taarruzu derhal fiilen gerçekleştirebilmek için M. Kemal'in tayininin mantıkî hiçbir ciheti yoktu. Çünkü; cepheye derhal ulaşabilecek bir mesafede bulunmadığı için fiilen mümkün olmayan bir taahhütte bulunmuş oluyordu. Ferdası gün cereyan eden hücumlarda elde edilen muvaffakiyet M. Kemal'e inaledilmek istenmişse de, bu ta-rihen ve fiilen doğru değildir. Çünkü burada döğüşen M* Kemal'in talim ve tenşiki altındaki ondokuzuncu fırka değil, Fevzi Bey'in çok iyi teçhiz ve talim ettirmiş olduğu On-altıncı kolordusu ve Vehip Paşa'nın bu.noktaya yığdığı ihtiyat kuvvetleridir. Bununla beraber yine de her

iki taraf çok büyük kayıplara uğramışlardır, tşte tam bu esnadadır ki, İngiliz donanması, yukarıda anlattığımız şekilde kendi kuvvetlerini topa tutmuş ve onların ric'atlerine sebep olmuştur!...... îşte bugüne kadar anlatıla anlatıla bitirilemeyen «Anaf artalar Kah r a mantığı» nın iç yüzü kısaca bundan ibarettir...... b—< Çanakkale Muharebelerinde ehemmiyetli olan hususlardan biri de şudur ki, karşısındaki düşman, yüz-binleri aşan mevcudu ve ağır silâhları ila cepheyi tamamen boşaltıp ric'at eylediği halde bunu günlerce fark edemeyen ve en nihayet tahliyeyi bir mehmetçiğin tesadüfen anlaLOZAtf ZAFER MI. HEZİMET Mİ? 16» ması üzerine vaziyete muttali olan bir kumanda hey'eti muhakkak ki; ağır bir tarihi mes'uliyet altındadır. Gerçekten, Çanakkaledeki düşman kuvvetleri önceleri sadece doksan bin kişi olduğu halde, sonradan dörtyüs bin kişiye kadar çıkmıştı. Bu kadar kalabalık bir ordunun yavaş yavaş çekilip gemilere yüklenmesi karşısında tahliye ameliyesi tamamen tahakkuk edinceye kadar hiç kimsenin en küçük ölçüde bir haberi olmamıştı. Halbuki bu tahliyo ameliyesi başlayıncaya kadar Türk ve düşman siperleri birbirine yedi - sekiz metreye kadar yaklaşmış bulunuyor ve muvakkat ateş kesmelerde karşılıklı sigara veya kaput düğmeleri gibi harp hatıraları teati ediliyordu. Bu kadar' yakın mesafedeki siperler tamamen boşalıncaya kadar bundan habersiz kalan ve muazzam düşman kuvvetlerinin boğazdaki düşman gemilerine taşınıp yüklenmesini farkede-miyen bir (kumanda heyetinin kahramanlıkla veya en azından kumandanlıkla ne alâkası olabilir.1" . ' C — Bütün bunlara rağmen «Çanakkale» yine de büyük bir harptir. İngiltere ve Fransa gibi Dünyanın iki büyük ve kuvvetli donanmaya sahip devletine karşı kazanılmıştır. Fakat ihtimal M. Kemal Paşa'nın methine medar olmadığı içindir ki, lâyıkı veçhile üzerinde dü-rulmamaktadır. Dokuzbih küsur şehide mal olan Türk C132) Bizimkilerin akılalmaz . gafleti ' sebebiyle bu ric'ati hiç bir zayiata maruz .kalmadan başaran müttefik kuvvetler, buna kendi efkân umumiyelerinr bile inandırmakta güçlük çekmişlerdir. Türk kumanda hey'etinin gözlerini bağlayıp onları yanıltmaya • matuf İngiliz hile ve taktikleri için bakınız: Liva Jenerali C. F. Aspinal OGL.ANDER-Çanakkale Muharebeleri (İngilizlerin Gelibolu Şefe-rinin Tarihi) istanbul 1932. sh. 227,- 239 170 KADİR MI9IROCLU Yunan Harbi'nden yılda bir kaç bayram çıkaranlar, dört-yüz bin şehide mal olan Çanakkale'yi nisyana terketmiş görünmektedir. Halbuki aşağı yukan müsavi kuvvetlerle üç sene sürdükten sonra ancak başarilabilen ( o da Anadolu'nun en mâmur kısmının yakılıp yıkılmasına ve ahalinin hunharca doğranmasına1" sebep olduktan sonra) Türk-Yunan harbi ile Çanakkale harbi asla kıyas kabul etmez. Gerçekten Yunanistan gibi küçücük bir devlete yenilsey-dik', çok ayıp olurdu!. Ama yenmek de pek fazla bir şeref değildir. Muhakkak ki, bugüne kadar «İnkılapçı 1 i d e r 1 e r» e şan şeref sağlamak için efsâneleştirilmiş olan «Millî Mücadele» nin de gerçek mabiye-tiyle yazılabileceği günler yakındır. «Çanakkale Zaferi» üzerine müttefiklerinden yardım alamayan Rusya'da had safhaya varan siyasî ve iktisadî buhran — bilindiği gibi — «Bolşevik ihtilâli» ne müncer olmuştur. Bu yüzden kendi başının derdine düşen Rusya sahneden çekilmeye mecbur kalmış, fakat o'nun yerini alan Amerika, harbin müttefiklerce kazanılmasını te'min etmiştir. Gerçekten 30 Ekim 1918 de imzalanan «M o n d r, o s Miitar.ekenâmesi» ile silâhlı çatışma muvakkat bir surette duraklamıştır. Bu harpte yedi ayrı cephede en kuvvetli ordularla boğuşmuş" bulunan Ordumuzun kazandığı zaferler ve uğradığı hezimetlerle bunların sebep saik ve neticeleri üzerinde durmaya imkân göremiyoruz/ Ancak bizim için bir takım meş'um işgal ve istilâların hukukî ve siyasî mes'nedi (133) Bu Yunan mezâlim ve fecâyi! için bakınız: Kadir MI-; SIROĞLU - Yunan Mezâlimi (Türk'ün Siyah Kitabı) İs. tanbul 1968 LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mİ? Yl\

«Mondrae Mütareke nâme si» nın ortaya çıkmasına sebep olan «Filistin Hezimeti» üzerinde bir nebze durmak" istiyoruz. Harbin nihayetlerine doğru Osmanlı Devletinin müttefiklerinden olan Bulgaristan tek basma bir sulh muahedesi imzalayarak saf dışına çekilmiş bu suretle muharip Osmanlı - Alman kuvvetleri arasındaki fiilî irtibat kopmuş oldu/İttifak devletleri için harp vaziyetini daha kötü bir safhaya döken bu Bulgar sulhünden'sonra artık'mukavemeti kırılan Almanlar da aynen Bulgarların yaptığı gibi münferit bir sulh aktederek harbe nihayet vermek istiyorlardı. Bu takdirde İtilaf devletlerinin harpten bıkmış olan Dünya efkârı umumiyesi muvacehesinde tek kalan Osmanlılara karşı harbe devam etmelerine imkân yoktu. Halbuki bu sırada bilhassa Filistin havalisinde direnmekte bulunan Osmanlı kuvvetlerinin mukavemetlerinin kırılması ve bunun da mütareke masasına oturulmadan gerçekleştirilmesi'şarttı. Çünkü İngütere, bu harbe Hindistan yolu üzerinde ehemmiyetli bir güzergâh bulunan ve büyük miktarda petrol ihtiva eden «Ceziretülarap» ve «Ira k», ı ele geçirmek için girmiş ve bunca masarif ve fedakârliklar ihtiyar etmişti. Hem de Osmanlı devletinin meycudiye ini Filistin'e sahip olabilmek için ciddî bir mania kıbul f:ien Cihan Siyonizminin tahrik ve teşvikleri altındaydılar. Gerçekten Yahudiler, bu nuntakada ilk safhayı teşkil etmek üzere zayıf ye manda altında küçük küçük devletler kurulmasını ve bu suretle kendileri îçin Filistin havalisini ele geçirmeye zemin hazırlanmasını arzu etmekteydiler. Halbuki bu bölgede Türk mukavemeti kırılarak matlup olan sahalar askeri bir işgal altına alınmadan mütareke masasına oturulduğu takdirde buralarını ta172 KADip MJSIROOLU lep etmek ingiltere için fiilen mümkün olmayacaktı. İşte mütarekenin çok yakın göründüğü bir zamanda bu bölgede Türk Ordusunu mağlubiyete duçar edebilmek için, «İngiliz E n t e 1 i j a n s ı» hummalı bir faaliyete geçti. Yıldırım Ordular cephesi denilen ve Dördüncü, Yedinci ve Sekizinci ordulardan teşekkül eden cepheyi çökertebilmek için Yahudi asilli İngiliz Başkumandanı General Allenbl meşhur İngiliz casusu Lavreris.aracılığıyla emeline muvaffak oldu. Fakat bunu nasıl gerçekleştirebildiğini hakkiyle kavrayabilmek için biraz daha gerilere gitmek gerektir. * SULTAN VAH£DEDDİN, M. KEMAL PAgA VE İNGİLİZLER M. Kemal Paşa, «1 t t i h a d ve T e r a k k i» nin teşkili sırasında bu cemiyete dahil1" olmuş ve «M e §-rütiyet» in ilânı için Selânikte çalışmış ve fiilen Meşrutiyetin ilâm hâdisesine iştirak etmiştir. «31 Mart (134) Bakiniz: Falih Fıfkı AT AY - Çankaya. İstanbul 1969 sh. 35 . 51 «1909 İttihat ve Terakki kongresine «Bingazi Delegesi» olarak katılmıştır, (sh. 58) Falih Fıfkı'nm bilhassa M. Kemal Paşa'nın ağzından naklettiği şu satırlar bu durumu daha kat'I bir surette izah etmektedir: , «— Evet İttihat ve Terakki mümessili değilim, fakat müdaadenizle söyliyeyim ki, İttihat ve Terakki vatanperver bir cemiyet İdi. Başlangıcından çok zaman sonrasına kadar ben de bu cemiyet içinde bulundum. Cemiyet hiç bir vakit, sizin biı tezyiflerinize hak verecek bir mahiyet almamıştır......» (bakınız. Falih Rıfkı ÂTAY - 19 Mayıs, Ankara 1944 - sh. 11 . 12) LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 173 Hadisesi» nde de «Hareket Ordusu» Erkânı Harbiye-sinde bulunmuştur.1" Gerçekten İttihat ve Terakkî muarızlarını muhtelif vesilelerle imha ederken M. Kemal'i rütbeler ve madalyalarla taltif etmiştir, öyle bir zamandaki Ittihad ve Terakki hâkimi mutlak kesilerek istediğini asıyor, veya en azından «Bekir Ağa Bölüğü» ne tıkıp çeşitli işkenceler yapıyor, tırnaklarını söküyordu. Gerçekten Mec-lis-i Mebusan'da Edirne Mebusu Rıza Tevfik Bcy'in gösterdiği «Demokrat Mustafa» nın hapishanede sökülmüş tırnaklarına dair hâdise meşhurdur. M. Kemal'in İttihat ve Terakki aleyhinde bulunduğu hakkındaki şayialar116 ve bilâhare bu husustaki kendisinin beyanatı hakikatle taban tabana zıttır. Bunun en büyük delili 1918 senesi ilkbaharında Veliahd Vahideddin Efendi, Alman

Cephesini resmen ziyarete giderken M. Kemal Paşar-nın onun refakatine memur edilmesidir. Saltan Reşad pek hasta idi. Bir günden diğer güne, ölümü bekleniyordu. Onun yerine Vahideddin Efendi, Sultan ve Halife olacaktı. Şüphesiz ki, İttihatçılar o'nun refakatine tttihat ve Terakki aleyhtarı bir zatı asla tayin et(135) Bakınız: Falih Rıfkı ATAY - Çankaya - İstanbul 1969 sh. 55 ve müteakip «Sel&nikten İstanbul'a yürüyen birliklere «Hareket Ordusu» adını veren Mustafa Kemâl'dir, (bak. a.g.e. sh. 57) (136) Bak. Falih Rıfkı A tay - Çankaya İstanbul 1969, sh. 58 ve müteakip «Mustafa Kemal, ittihatçılara göre,.artık içtiği için sarhoşun biri, durmadan arkadaşları ile olup bitenleri tenkid ettiği için fırsatçının biri, zevkine düşkün olduğu için belki'de ahlâksızın biri .askerlikte değeri varsa da ne verilse doyurulması imkanı olmayan «Harris» in biri idi.» (sh. 60) 174 KADİR MI9IROOMJ mezlerdi.O halde kendisinin bu cemiyete bağlılığından henüz tamamen emin bulunuyorlardı. Fakat M. Kemal daha trene biner binmez Veliahd Vahideddin Efendi'nin Ittihad ve Terakki erkânına aleyhtar olduğunu anlamış ve kendisi de aleyhtar görünerek ona nüfuz etmeye çalışmıştır. îşte birkaç ecnebi müşahid: «Veliahd Vahideddin Efendi'nin zekâ ve dirayetinden takdirle bahseden M. Kemal trende kendisiyle pek samimi dost olmuş, Veliahd, kendisine karşı pek büyük itknad izhar ederek ' Paşa'yı daha evvel tanımadığından dolayı teessürlerini bey3n etmiştir. Bütün seyahat esnasında ikisi ekseriya kompartımana kapanmışlar samimî dost olarak görüşmüşlerdir.»"7 ¦ , «Pek fazla hasta olan Sultan Reşad'ın yerine yakında Hilâfet ve Saltanat Makamını işgal edecek olan Vabideddin Efendi, M. Kemal.Paşa'yı müstakbel hükümetinin emin bir istinatgahı yapmayı düşünüyordu.»1" «Dostlukları o kadar ilerlemişti ki, bir gün Berlin'de Adlon Otelinde M. Kemal, Veliatide:' «— Sizden sarahatle bir şey söylemek müsaadesini isteyeceğim. Size öyle bir teklif te bulunacağım ki, eğer kabul ederseniz beni bayatınız müddetince kendinize bend edeceksiniz.» Mukaddemesiyle istanbul'a gidince bir ordu kurulmasını talep etmesi ve kendisini de bu orduya Erkânı Harp Reisi yapmasını teklif etti. Veliahd, «Reddedecekler!» dedi. M. RemaL — Cesaret edemiyecekler.» Onlara gösteriniz ki, hesa(137) "Armstrong _ a,g>e, sh. 93 (138) Dagobert Von MikuSch - a.g.e.' sh. 139 LOZAN ZAFER Mİ; HEZİMET MI ? 175 ba katılması lâzımgelen bir şahsiyetsiniz. Zat-ı necâbetpe-nâhîleri gölgede kalmamalısınız!... Veliahd: — istanbul'a gidince görürüz. Cevabını verdi.1" istanbul'a avdetlerinde M. Kemal, Sofya'da yakalandığı hastalık tedavi edilmediğinden tekrar hastalandı ve Karlsbat'da tedaviye gitti.140 Seyahatlari esnasında bir gün de Naci Paşa, M. Kemal Paşa'ya Veliahd hakkındaki fikrini sormuştu. M. Kemal Paşa şöyle cevap verdi. «.— Daima gözonünde bulundurmak ve ona sadakatle hizmet etmek şartiyle bu adam ile çok iş görülebilir. î41 Yukarıdaki izahattan anlaşılacağı üzere M. Kemal ittihat ve Terakkinin kendisine olan itimadından kendi namına pek güzel istifade etmiş ve bu seyahat esnasında Ve-liahde azamî surette tesir ederek bilâhare kendisinin yaveri olabilmek imkânım elde etmiştir. i 3 temmuz 1918'de Sultan Reşad'ın vefatı üzerir.3 Vo-liahd Vahideddin Efendi, «Altıncı Sultan Meh-nı e d » unvanıyla muazzam Osmanlı Tnhtı'na oturdu. M. Kemal tedavide bulunduğu Karlsbut'tan bu padişah cülusunu tebrik etti. Bütün arkadaşları onu derhal î**::"-bul'a çağırıyorlardı. Bu »sırada. Padişahın yaveri İ//«*t Paşa da kendisini davet etti.

(139) Armstrong a.g.e. sh. 96 ¦ . (14Ö) Armstrong — a.g.e. sh. 98 (141) Dagobert Von Mikusch a.g.e. ah. 104 17« KADİR MIŞIROÖLÜ ' ¦ İstanbul'a gelir gelmez huzura kabul olundu. Padişah kendisini bedbin vaziyette kabul etti. Hattâ o'nun sigarasını bile kendi eliyle yaktı. Saray merasimine Osmanlı Padişahlarına âid umumî teşrifat kaidelerine aykırı olan bu hareket en büyük bir hususiyet ve iltifat idi M, Kemal, Padişaha hemen «Ordu Başkumandanlığı» m eline almasını ve kendisini Erkân-ı Harbiye Rejsi yapmasını ve İtilâf Hükümetleriyle münferit bir sulh akdedilmesinin teminine çalışmasını, teklif etti. Sultan sordu. — Sizin fikrinizde orduda başka zabitler var nü? — Evet var. Sultan, bu hususu düşüneceğini söyledi.1-42 «Saltanat nüfuzu, senelerdenberi ordu. kuvveti karşısında 'kırılmış bulunuyordu. Memleket, hükümeti, memurları ve bilhassa ordusuyla tamamiyle ittihatçılarının elindeydi. Şüphesiz Padişah bu teklifleri hemen yapamazdı. Onun içindir ki «Orduda bu fikirde başka zabitler var mı?» diyordu. Hakikatta M. Kemal'in arkasında öe bir 'parti ne da bir zabit vardı. Mamafih padişah herhalde bu mes'eleyi tetkik ediyordu.' Çünkü «İkinci ve üçüncü defa M. Kemal'i gene İzzet Paşa vasıtasıyla çağırıp kendisiyle bu mes'eleyi müzakere etmişti. Münakaşaları o kadar hararetle cereyan ediyordu ki, üçüncü mülakatlarında ikisi de aynı zamanda ve birbirlerini dinliyerek söylüyorlardı.»143 Ferit Paşa, münferit bir sulha imkân olmadığını söy* lüyor, Enver ve Talât Paşalar da böyle bir şey yapılamıya(142) Armstorog a.g.e. sh. 99 Dagobert Von Mikusch a.g.e. sh. 141 (143) Dagobert Von Mikusch .a.g.e. ah. 142 177 cağım ve yapılsa da faydası olmayacağım iddia ediyorlardı. Hakikaten fiilî vakıalar da onların haklı olduklarını gösteriyordu. Esasen Sultan Vahideddin, Avusturya İmparatorunun münferit bir sulh için Londra ve Paris'te teşebbüslere giriştiğini ve hiçbir muvaffakiyet elde edemediğini bilmekteydi. Bu sırada Filistin Cephesinde İngilizler taarruza geçmişlerdi. Cephe kumandanı Falkenhayl çekilmiş, yerine Uman Von Sanders tayin olunmuştu. Yon Sanders, Kudüs ile Nablus arasında "bir hat tutmuştu. Sultan M. Kemal Paşa'yı, Cuma Selâmlığında çağırttı. Birçok Osmanlı ve Alman Erkân-l Harp ve paşaları ara^ sanda onu büyük bir samimiyetle karşıladı ve: « — İşte M. Kemal Paşa! Kendisine en fazla itimat ettiğim gayet muktedir bir zabit.» diye O'nu etrafındakilere takdim etti. Sonra da kendisine dönerek şu pek samimi sözleri söyledi: — «Paşam, size Suriye ordusunun kumandanlığını verdim. Bu cephenin hayatî bir ehemmiyeti vardır. Arzu ediyorum ki, hemen oraya gidiniz ve Suriyenin düşman eline geçmesine meydan vermeyiniz. Size tevdi eylediğim bu vazifeyi büyük bir maharetle ifa edeceğinizden eminim.» M. Kemal Yedinci Ordu Kumandanı olarak Nablus'a gitti. O'nun cepheye muvasalatından sadece bir kaç gün sonra İngilizler yeniden taarruza geçtiler. Kendisi diyor ki: Bu gece şiddetli bir muharebe ile geçti ve ordumun sol cenahı bozuldu ve esir düştü. Buradan düşman süvarisi geçti, Liman Von Sanders'in karargahına kadar vasıl olP: 12 178 KADİR MISIROO1..U LOZAN ZAFER Ut. HEZİMET Süt? 17» du.144 «Ordumda sahralar ve nehirler geşerek Şam'a ric'ate mecbur oldum. Burada çekilen meşakkatin izahı uzun olur...»"* M. Kemal Paşa'mn tefsil etmek istemediğini vukuatın içyüzü şudur: Filistin cephesinde üç ordumuz vardı. Dördüncü, Yedinci ve Sekizinci ordulardan mürekkep olup «Yıldırım Ordular» adını alan bu kuvvetlerin Cephe Kumandam, Liman Von Sanders'di. Dördüncü Ordu Kumandam Mersinli Cemal Paşa, Sekizinci Ordu

Kumandanı Arapgirli Cevad Paşa, Yedinci Ordu Kumandanı ise M. Kemal Paşa idi. Cephe Umumi Karargâhı Nâsıra'da bulunuyordu. Dördüncü Ordunun Merkezi Salt, yedinci Ordunun, Naplus, Sekizinci Ordununki ise Tui-u Kerem kasabalarıydı, 31 Ağustos 1918 de bu Cephede o kadar âni bir çöküş vukua geldi ve bu hal, o derece sür'atli bir hezimete yol açtı ki kilometrelerce geride bulunan Ordu Kumandanları bile canlarım güçlükle kurtarabildiler. Gerçekten Devletimizi «Mondros mütarekenâmesi» ni imzalamaya mecbur bırakan bu hezimet esnasında Sekizinci Ordu Kumandanı Cevdet Paşa, Karargâhından kalpağım bile alamadan kaçıp kendisini Şam'a zor atmış ve burada Üçüncü Kolordu Kumandanı İsmet Paşa (İnönü) yi tellâl bağırtarak aramaya mecbur kalmıştı. Bu hezimet, Yedinci Ordu Kumandanı M. Kemal Paşa'nın sağ ve solundaki Dördüncü ve Sekizinci (144) Abdüiaziz Hane! - Mtirekkerât (M. Kemâl) sh. 68. Bu zat, M. Kemâl Paşa'yı «Arap Alemi»ne tanıtmak (!) maksa-dıyle çeşitli kitaplar yazarak bunları Mısır'da bastırıp hertarafa parasız dağılan (çünkü Türkiye «tahsisat-r mesture» sinden daha fazlasını alıyordu.) aslen Ermeni bir yazardır. (145) a.y. ordulara haber vermeden ânî bir gekilde ric'at etmesiyle ortaya çıkmıştır;148 Bu suretle merkezî durumdaki Yedinci Ordunun ânî ve habersiz ric'ati ile cephede açılan boşluktan saldıran în-giJizler, eağ ve soldaki Yedinci ve Dördüncü orduları arkadan kuşatarak yetmişbeş bin esir ve üçyüz yetmişbeş adet top ele geçirmişlerdir.147 Bizzat M. Kemal Paşa büe «az daha esir olacaktı. Emir zabiti Yüzbaşı Bedri Bey, «Ş e r i a Nehri» nde tesadüfi bir geçit buldu. Büyük şef, hayatını bu suretle kur(146) 8/EyHH/1950 tarih ve 25 numaralı Büyük Doğu Dergisi bu inanılmaz hadiseyi naklederken o zaman hayatta bulunan Ömer Lütfü Bey adında bir zatın muhatap olduğu İngilizlerle anlaşma teklifini gu suretle nakletmiş ve bu neşriyat tekzip edilmemiş ¦ bulunmaktadır. Günün birinde M. Kemdi Paşa,' Yıldırım Orduları Levazım Reisi Merzlfonlu Miralay Ömer Lütfi Bey (istiklâl Harbi sırasında Nâfıa Vekili) ile yine Ordular guru. pu Erkânıharp Reisi Diyarbekirli Kâzım Paga'yı nezdine çağırıyor ve diyor ki: <Enver Paşa'nva idaresi Ordu'yu ve vatanı her yerde felâkete sürüklüyor. Bu vaziyetten kurtulmak için tek ça.. re ingilizlerle anlaşmaktır. Başka hiçbir çıkar yol kalmamıştır: Her iki asker de bu teklifi şiddetle raddedi-yor ve böyle bir hareketin korkunç blrşey olacağını söylüyorlar ve yerlerine, gidiyorlar. Teklif neticesiz kalıyor! (İşbu Ömer Lütfü Beyt iman ve namusu ile ta, hınmış bir zattır, ve elyevm çok şükür' sağdır.) (147) Bakınız. Kâzım Karabektr «Paşa'nın 1933 yılı Mayıs ayında istanbul gazetelerinde çıkan mektupları Sultan Vahideddin'riin ' Hicaz'da yayınlanan ı İlk beyannâmesi Dr. R'.za Nur a.g.e. sh. 564 de esir .miktarının alt-nuş beş bin olduğu zikrediliyor. 180 KADİR MI3IROÖL.U tarabildi'Altı bin kilometrelik ric'at hattı üzerinde düşmana yetmişbeş bin esir ve üçyüz yetmişbeş top bırakmıştı...»"8 Diğer Kumandanlar gibi M. Kemal Paşa da sekiz kişilik maiyetiyle resmi elbiselerini bile giyemeden kendisini Şam'a, atmış fakat burada da duramamıştır. Bakiye kuvvetlerin Kumandasını Cemal Paşa'ya terkederek trene atlayıp Rabak'a gelen M. Kemal Paşa, bu yakayı gazetecilere şöyle anlatmıştır: «O gece şunu anladım ki: Bütün kıtaat ve cephelerde Kumandanlık kalmamıştı. Binaenaleyh mecnûnâne denecek bir emir verdim. Şam'da bıraktığımız kuvvetler, İsmet Bey'in Rabak civarındaki kuvvetler ise Ali Fuat Paşa'mn emrinde ve bu kuvvetlerin hepsi şimale doğru hareket etsinler!.»148 Gazetecilere bir askeri emir gibi not ettirilmiş bulunan bu sözlerin mânası açıktır. «İstikamet kuzey, herkes başının çaresine baksın!.» Filhakika bu emrin hakiki mahiyetinin tefsir ettiğimiz gibi olduğunu M, Kemal Paşa da teyit ederek: «Bu "hareket amelî idi. Yedinci Ordunun isminden ve bazı döküntülerinden başka birşey kalmamıştı. Bu döküntüleri Suriyenin kuzeyinde Halep'te toplamak ve orada yeni bir karar vermek lâzım geliyordu.»1" Demektedir. Gerçekten altıyüz kilometrelik mesafeyi, yani ancak yirmi - yirmibeş günde kat edilebilecek bir yolu süratle

aşıp Haleb'e gelen M. Kemal Paşa, burada kendi ifâdesine göre «Ahalinin hücumuna uğramış ve LOZAN ZAFER Mi. HEZİMET Mİ? 181 (148) (149) (150) bkz: Arif Oruç — Münci-i' Azam'ın Dehası" Yaratmadı, Bulgaristan'ta yayınlanan «Yarın» Gazetesinin 20 Mayıs 1034 tarih ve 12 numaralı-nüshası. Abdülâziz Hane! . Müzakkerat-ı Kemal Paşa, sh. 81-82-83. Abdülâziz Hane! a.g.e". sh. 86. sokak muharebeleri yapmış!» Kendisine ateş açıldığı bir sırada yanında bulunan şoförüne işaretle yavaşlayan otomobile atlamış, atlarken de Halep Kumandanına emir vermiş. «Halep ve civarındaki kuvvetleri şimale çekin, orada harp, edeceğiz...»151 Bu emir üzerine, Yıldırım Ordular Karargâhı Halep'ten Fâtıma'yâ naklolundu ve Yıldırım Ordular Kumandanlığına «UmumCenup Orduları K.u mandanı»sıfatiyle M. Kemal Paşa, Cephe kumandam tayin edildi. Fakat, bu unvan da onun Halep civarında yeni bir müdafaa hattı teşkil ederek, düşmanı durdurmaya çalışmasını temin edemedi. Karargâhını ikiyüz kilometre daha geride bulunan Adaha'ya çekti. İşte tam bu sırada mukavemet, imkânını kaybeden Os-manı Devleti, Yıldırım Ordular Cephesindeki bu hezimetin tevlit eylediği yılgınlıkla «M o n d r o s Mütareke-n â.m e s i» ni imzaya mecbur kaldı. Bulgaristan'ın münferid sulh aktederek harp sahası dışına çıkması, Fransızlara Trakya ve İstanbul yolunu açmıştı. Güney Cephesindeki bu hezimet de Güneydoğu Ana-doluya kadar beşyüz yıldan beri düşman ayağı basmamış olan bir çok vatan parçalarını, İngiliz işgal ve istilâsına âmâde hale getirmiş oldu. M. Kemal Paşa, Halep'ten Padişaha çektiği bir telgrafla «İzzet Paşa'mn Sadrazamlığa, kendisinin ise Harbiye Nazırlığına getirilmesi, tsmet ve Fevzi Paşa'larla Fethi Bey gibi daha bazı kimselerin de dâhil olacağı yeni bir kabinenin kurulması ricasında bulundu. Sebep olduğu müthiş hezimete rağmen M* Kemal Pa-şa'nın Sultan Vahideddin üzerindeki tesir ve nüfuzunun (151) Abdülâziz Hancl.. a.g.e. ah. 86. 182 KADİR MI9IROÖLU LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mt? 183 devam etmekte bulunduğunu gösteren bir hadise olarak bu telgraf üzerine İzzet Paşa'nın Sadarete getirildiğini, Fetlıİ ve Rauf Bey ile Fevri Paşa'nm kabineye dahil edildiklerini ve İsmet Paşa'nm ise Harbiye Nezareti Müsteşarlığına tayin edildiğini görüyoruz. Yalnız, panik halindeki Cenup Ordularından kendisini ayırmak doğru görülmediği içindir ki, M. Kemal Paşa'ya talip olduğu Harbiye Nazırlığı Sultanın arzusuna rağmen152 verilemedi. İzzet Paşa kendisine «Badessulh refakatiniz eltaf-ı süphaniyeden me'mül-dür.» tarzında bir tegraf çekti. Burada hatırlatılacak ehe-miyetli bir nokta şudur ki «Mondros Mütarekenamesi» ni imzalayan kabine, M. Kemal Paşa'nın tavsiyesi üzerine kurulan; bu kabinedir. Şartlan gayet ağır olan ve hele tehlikeli bir surette ifade edilmiş yedinci maddesiyle derhal sûistimal edilerek bir çok meş'um işgal ve istilâlara sebep teşkil eden bu mütârekenin akdinden pek az sonra, İzzet Paşa istifa etti. O'nun yerine Sadrazamlığa İngiliz taraftarlığı1" ile tanınmış bulunan Tevfik Paşa getirildi. (152)Falih Rıfkı Atay Çankaya sh. 115 — 19 Mayıs sh. 5 — Dagobert Von Mikusch a.g.e. eh-: 148. (153) Osmanlı Devletinin son sadrazamı bulunan Tevfik Paşa mu İngilizlerle münasebetini ve İngiliz siyasetini ter vic eylediğini şuradan anlamak lâzımdır ki kendisi, İngiliz Kraliyetinin en büyük madalyası olan *Dizbağ% Ni-' şanı» ile taltif edilmiştir. Bu madalya sahibinin vefatı, halinde iade edilmek şart İyi e verilmiş olmasına rağmen halen vârisleri elindedir.

Kuva'yı Milliye'ye karşı İstanbul'daki İngiliz kuvvetlerinin maksadlı baskılarına rağmen mülayim bir hattı hareket tarzı takip etmesi ve bu yüzden' de Af. Kemal Paga-tarafından «Vatanperver Vezir!» tabiriyle tavsif edilİngiltere adına bu mütarekeyi imzalamaya memur olan Amiral Galtrop bir ültimatom vererek mütareke şartları kabul edilmediği takdirde İstanbul'a gireceği tehdidinde bulunmuştur. Bu tehtid karşısında İstanbul'da müzakerelerin kesilmesi mi, yoksa teklif edilen mütarekenâ-menin imzası mı emredildiğ?. hususunu soran Rauf Bey'e İzzet Paşa kabinesi tam bir ittifakla «imza ediniz» emrini vermiştir. Bu durumda Sultan Vahideddin'in Mondros Mütarekenamesinin imzasına müteallik müzakerelere hiçbir suretle dahil olmadığı meydandadır. Esasen O, bu müzakereleri, yürütmeye Ferid Paşa'yı memur etmek istiyordu. Bu tayine İzzet Paşa katiyetle itiraz etmiş ve böylece Mondros Mütarekenamesinin imzası — Saray'a rağmen ve sultanın tesirleri dışında —ortaya çıkmıştır. Bu yüzdendir ki; Sultan Vahideddin tasvip etmediği bu hareketi ele alarak kabineyi istifaya zorlamış ve neticede İzzet Paşa kabinesi iş başından çekilmiştir.15* B —, MİLLÎ MÜCADELE Sadrazam İzzet Paşa yukarıda bahsi geçen istif asım müteakib jVI. Kemal'i acele bir telgrafla İstanbul'a--çağırmıştı. M. Kemal Paşa İstanbul'a gelir gelmez Meclise koşarak yeni kurulan Tevfik Paşa Hükümetine itimatsızlık reyi verilmesini temin etmek için çalıştı ise de bu emeline mesi ve ayrıca *sevr»l ıslâh mahiyetindeki Londra Konferansında Kaıvayı Milliyeciler için aşırı bir taraftarlık göstermesi, Sadrazam Tevfik Paşa'nın şahsiyet ve siyasetinin anlaşılabilmesi iğin üzerine parmak basılacak noktalardır. (154) Tafsilât için Hüseyin Cahit Yalçın'ın 12 Kasım, 1924 tarihli Tanin'de çıkan bu meseleye dair makalesine bakı. nız. 184 KADİR MIÖ1ROÖLU muvaffak olamadı.1" Hükümet itimad reyi alınca bu defa Pâdişâhla temas imkânı aradı. «Cuma Selâmlığı» ndan sonra bir saatten fazla konuştular. Bu konuşma esnasında Sultan kendisine: «İnanıyorum <ki kumandan ve zabitlerin size büyük Di'r itimad ve teveccühleri var. Gerektiği zaman ordudan hiçbir korkum olmayacağını bana temin edebilir misiniz?» dedi. Bu sözler. Saltan Vahideddin'in zihninde bir plân mevcut olduğunu ve bunun için Ordudan emin olmak ihtiyacında bulunduğunu gösteriyordu. M. Kemal'in Sultan Vahideddin'e ne cevap yerdiği meçhuldür. Yalnız bunun «itimat telkin edici» mahiyette olduğunu tahmin etmek güç değildir. Çünkü Sultan Vahideddin sözlerini şöyle bitirmişti». « — Siz pek zeki ve pek müdrik bir kimsesiniz. Eminim ki arkadaşlarınıza sükûnet ve ketm-i esrar (sırlan saklamak) la büyük bir nüfuz icra edebileceksiniz....... O zaman şahitsiz ve pek uzun süren bu görüşme herkesin ziyadesiyle merak ve tecessüsünü davet etmişti."9 vBu plânın ne olduğunu Stıltan Vahideddin'in bilâhare — M. Kemal Paşa ile zikredilen mülakatım takiben — or(155) balanız: Falih Rıfkı ATAT . 10 Mayıs, sh. 5.6 (156) • Dagobert Von Mikıısch a.g.e. Eh. 154 — Falih Rtfkı Atayt bu görüşme hakkında M. Kemâl Paga'nm. ağzından şu tafsilatı vermektedir: «Cuma, günü Selamlığa gittim ve dışardâ bekleyenlerce hayli tefsire uğrayan mülakatta bulundum. Konuşma uzun sürdü. Ancak konuştuklarımız çok kısa idi. Ben sözüme başlangıç ararken Padişah beni önledi, dedi ki: «Bilirim ki, ordunun zabitleri ve kumandanları sizi severler Bana teminat verebilir misinis ki onlardan bana bir fenalık gelmeyecektir.» Böyle bir suaiin sebebi ne olduğuLOZAN ZAFER MI. HEZİMET Ut? 18$ taya çıkan tavır ve harekâtı aydınlatmıya başlamıştı. Gerçekten mülakatın ferdası günü bir «îrade-i Padi ş a h î » ile meclis dağıtıldı. M. Kemal Paşa'mn muhalefetine rağmen itimad'reyi alan Sadrazam Tevfik Paşa, Padişah taraf mdan istifaya zorlandı. Ö'nun istifasım takiben de Ferid Paşa Sadrazamlığa getirildi. Bu sırada M. Kemal'in Ahmet İzzet Paşa'mn yeniden Sadrazamlığa getirilmesi hatta hakkında böyle söylentiler bulunan Ahmet Rıza ile de temaslarda bulunduğu1" malumdur.

Meclisin dağıtılması ye M. Kemal Paşa'mn o g-'in için — istemediği Tevfik Paşa'mn sadaretten uzaklaştırılması tahakkuk edince M. Kemal arkadaşlarına bazı fikirlerini açmaya başladı: « — Padişah galiplerin elinde esirden başka (birşey değildir. Başımızda bulunan Hükümet kararlarında hür olamaz. Millî bir hareketin merkezini Anadolu içerlerine götürmek lâzımdır. Anadolu'da ortaya çıkarılabilecek bir nu hemen kavrayamadım. «Orduya ait bazı malumat mı var efendim?» diye sordum. Gözlerini kapadı, ne evet, ne hayır, dedi. Yalnız sualini bir daha tekrar etti. «— Ger' çi, dedim,ben istanbul'a' geleli bir kaç gün var. Buradaki vaziyeti tamamiyle bilmiyorum. Yalnız ordu kumandan ve zabitlerinde zâtı şahanenize karşı bir cereyan olması için sebep görmüyorum. Anlaşılmaz bir tavırla ilâve etti: «— Yalnız bu günden bahsetmiyorum, bu gün den ve yarından....... .... «Padişahın verilmiş bir karan olmalıydı. Biz, ise bu kararın ne olduğunu bilmeyen veya anlamak istemeyen kimselerle konuşuyorduk. Zat) şahane gözlerini açarken ayağa, kalktı, şu sözlerle mülakata son Verdi: .«— Siz akıllı, bir kumandansınız. Tecrübesiz arkadaşlarınızı tenvir edeceğinizden eminim..» (13a-kınug 19 Mayıs - sh. 6.7 . Çankaya sh. 154) (157) Falih Rıfkı ATAY - 19 Mayıs sh. 16 - 17186 KADİR MISIROĞLU «Millî Hareket» Hükümete htinatgâh yapılabilir ve Padişahın sallanan tahtını kurtarabilir.»"8 Bu sözler; vâki olan gizli mülakatta Sultanın kendisine telkin eylediklerinin bir nevî ifşası mahiyetinde idi. 30 Ekim 1918 de imzalanan «Mondros Muta-r ek enâmesi» nın her türlü suiistimale -müsâid yedinci maddesine1" istinaden henüz daha mütareke metninin mürekkebi kurumadan aziz vatanımıza karşı feci işgal ve istilâlar baş gösterdi 3 Kasım 1918 de ingilizler Musulu işgal ettiler. Burası ile yetinmeyerek hemen arkasından Urfaj Maraş ve Ayıntab havalisine kadar işgal ve istilâlarını teşmil ettiler. Bu bölgede İngilizlere rakip bir siyaset takip eden Fransızlar da, onlara nazire olarak Adana dolaylarım işgal ettiler. < Bu yağmada geri kalmak istemeyen İtalyanlar ise. Antalya'ya çıkarma yaparak Konya dolaylarına kadar yayıldılar. 1920 yılı Mayıs ayı başına gelindiği zaman ortalıkta Yunanlıların da İzmir'e bir çıkarma yapacakları şayiaları dolaşmaya başlamıştı. Hadiseler bu tarzda gelişirken îstânbulda çeşitli ne sap ve pazarlıklarla meşgul bulunan l6° M. Kemal Paşa, bir (158) Dogabert Vön Mikusch a.ge. sh. 162 (159) Mondros Miltâreken&meslnin yedinci maddesi, müttefiklere kendi stratejik emniyetleri • için lüzum gördük' leri yerleri işgal etmek hak ve selahiyetini ¦ bahşediyordu. (180) Bakınız. Falih Rıfkı ATAT Çankaya sh. 159 da «Gizli bir cemiyet kurma teşebbüsü» sh. 160 - 161 de İngilizler)*} temas ve Papas Fru ile görüşme, sh. 162 de «İtalyanlar LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 187 ara îstanbula gelmiş olan İngiliz generali ADenbi tarafından direktif mahiyetindeki bir ttiküfle henüz mukavemet etmekte bulunan «Altıncı Ordu» nun kumandanlığına tayin edilmek istenmişti. »« General Allenbî'nin bu tayinle takip ettiği gaye, üzerine parmak basılacak bir noktadır. Hadiseler bu tarzda gelişirken Padişah da zihninde tasarlamakta olduğu plânın tatbikatına girişmiş buluıfa-yördu. Bu plân gereğince, M. Kemal'i «asayişi--'dahiliyenin iadesi» zahirî maksadıyla ordu müfettişi sıfatıyla Anadoluya göndermeye karar verdi. îşte bu hareket, bir müddet evvel: «Senden ve ordudan hin-i hacette emin olabilir miyim?» sualinin altında yatan fikir ve tasavvuru açığa vurmuş oluyordu. Milleti, içine düştüğü felâketlerden kurtarmak isteyen Sultan Vahideddin, Anadoluda millî bir kuvvet teşkili ve Comte sforça ile mülakat» dan yan açık yan te-villi bir surette bahsedilmektedir. Buna benzer hadiselere ayni müellifin «19 Mayıs»

isimli kitabı ile M. Kemal Paga'ma. maruf nutkunda da temas edilmektedir. (161) Bakınız. Falih Rıfkı AT AY . 19 Mayıs sh. 14 de M. Kemal Paşa'nın ağzından «o tarihlerde General Allenbi, Îstanbula gelmişti. Bir gün Harbiye Nazırını ve , Erkânı harbiye İkinci Reisini kargısına alarak cebinden çıkardığı bir not defterinden bazı şeyler, dikte ettirmek ister. Nazır ve ikinci Reis konuşmak isterlerse de General Allenfai: «Görüşmek için değil, bazı arzularımı söy-lemek için sizleri kabul' ettim» cevabını verir. «İsta bu konuşmalar sırasında, Allenbi, Altıncı Ordu Kun^andanbgma benim tayin olunmakhğıım da tavsiye eder...» demektedir. Ayni müellif Çankaya l(Bakınız sh. 163) isimli eserinde de bu meseleyi ayni mahiyette ifâde etmektedir. I 188 KADİR MISIROÖLU ile kötü bir sulh teklifi karşısında bu kuvvete istinad ederek bir takım fiili mukavemet hareketlerinde bulunmak ve bu suretle «Saltanat ve H 11 â f e t » i ayakta tutabilmek ümidini besliyordu. ingilizlerin sahte muhalefleri, güçlükle bertaraf edilerek M. Kemal Paşa'nm sadece, «Samsun ve havalisindeki asayişliği yerinde görüp gerekli tedbirleri almak» bahanesiyle «Dokuzuncu Ordu Müfettişi»' olarak Anadolu-ya gönderilmesi imkân dahiline' söküldü. M. Kemal Paşa, «ittihatçı aleyhtarı görünmek» sureûyle Padişah vö hü kümelin itimadım o nispette kazanmış bulunuyordu ki; «Anâdoluda kendi iktidarım azam! surette genişletebilme-si için vazife ve selâhiyetlerine müteallik talimatı, bizzat tanzim etmek imkânına» bile mazhar kılınmıştır.162 Ayrica Padişahın, kendi selâhiyetlerini ona veren ve bir nev'i «Padişah, Vekili» gibi hareket etmesini temin eden bir «Ferman-i Hümâyûn»181 ile de teçhiz edildi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi yanma maiyyet olarak istediği kimseleri almasına müsaade edilen164 M. Kemal Paşa'ya «Tahsisat-ı Mesture» den, «Hazine-i Hâssa» dan (162) Bakınız. Af. Kemal Paşa Nutuk sh. 7 Armstrong a.g.e. sh. 108 (163) Bu fermanın Bahriye Nazırı Avni Paşa tarafından ts-tinsah edilmiş sureti için bakınız. Kadir MISIROÖLU — Sarıklı Mücahİdler - İstanbul 1919, sh. 61:62. (164) «Dokuzuncu Ordu Müfettişi II. Kemal Paşa, karargahına alacaklarını kendi seçti.» (bakınız Fâlih Rıfkı A-TAY Çankaya sh. 171). M. Kemâl Pasa'nın kendi seçtiği bu maiyyet erkânı yirmi yirmibeş kişiydi, (bak. ayni müellifin «19 Mayıs» isimli eseri sh .22) Yalnız bu rakam bile O'nun fevkalade bir vazifeye me'mur olduğunu ispata yetmez nü?. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 18» velhasıl her nerede mevcut ise oradan külliyetli paralar verildi16* Kendisi bu tayin hakkında diyor ki: «Bu vâsi selâhiyetin beni İstanbul'dan nef ve teb'id maksadıyla Anadoluya gönderenler tarafından bana nasıl tevdi edildiği mucib-i istiğrabınız olabilir! Derhal ifade etmeyelim ki, bana bu selâhiyeti verenler bilerek ve anlayarak vermediler1*6» Düşünmüyor ki, maksat söylediği gibi. Istanbuldan nef ve teb'id (yani. uzaklaştırma ve sürgün) olsaydı Dokuzuncu Ordu Müfettişi unvanı ile Anadoluya değil İttihatçılar meyanmda Malta'ya gitmesi gerekmez miydi Zaferden sonra İzmir sporcütanna Istanbuldan «beş parasız» çıktığını söylemiştir. Halbuki, nef've teb'îd maksadıyla gönderilirken tahsisat-i mestureden ve Hazinei hâssadan kendisine para verilmesine lüzum yoktu, ki, parasızlığından bahsetmeye mahal olsun!.. Bu aşikâr bir tezat ve hakikatin tersinden ifadesi değil midir?... Hiç nef ve teb'îd maksadıyla gönderilen bir kimseye «Padişahın Mümessili »167 sayılabilecek bir se-lâhiyet vesikası188 verilir ve bümm muhteviyatım bizzat tespit eylemesine müsaade, edilir mi?.. Eline maruf « F ermân-i Hümâyûn», tutuşturulur cebine yüz-binlerce altın lira konur muydu ?.'Hemde Mütareke devrinin müthiş xx.ilî müzayakaları içinde kıvranılırken... (165) M. Kemal Paşa,'yaj verilen bu paralar hakkında tafsilât için bakınız: Kadir MISIROÖLU Sarıklı * Mücahitler -istanbul 1969, sh. 66-60. (166) M. Kemal, Nutuk sh. 7.

(167) Dagöbert Von Mikusch a.g.e. sh. 109 (168) İşbu selâhiyet vesikasının aslı ve tam metni için bakınız. Harp Tarihi Vesikalar: Dergisi sh. 1 (Ankara-952 sh. 6) da yer alan 3 numaralı vesika. 190 KADİR MISIROoLU M. Kemal Paşa'nm bu beyanının, inkılâpların hatın için mecburen «hâin» ilân edilmiş bulunan Sultan Vahideddin'in gayet fedâkâre bir surette tezgâhladığı Milli Mücadeledeki temel hizmetlerini satretmek maksadına bağlı ve hilafı hakikat olduğunda şüphe yoktur. M. Kemal'e verilmiş olan Ferman-i Hümâyun; bütün kumandan ve valilere bu yeni hareketin Padişah ve Hükümet tarafından gizlice tasdik edildiği intibaını vermiştir.1" Esasen ML Kemal Paşa, Anadoluda zaman zaman daha da sarih davranarak Sultan ve hükümet adına hareket ettiğini izhardan çekinmemiştir. Meselâ Erzurumdan bütün Ordu Kumandanları ve valilere «silâhların itilâf kuvvetlerine teslim edilmemesi ve askerin silâh altına celbi» hakkındaki emri, sultan namına vermiştir.17* Bu mes'eleye temas eden Edgar Pech de M. Kemal'i Anadolu'ya gönderen Ferit Paşa Hükümetindeki Harbiye ve Bahriye Nazırlarının, Erkânı Harbiye Reisinin ve bütün memurların zabit göndermek ve silâh kaçırtmak suretiyle «Millî Kuwetler»e yaptığı yardımlardan bahsederek: «Hükümet, Harbiye Nezaretindeki tertibat ve teşkilâttan bî-haber değildi. Gözlerini yumuyordu. Çünki Hükümet bu asker! harekâtı çerçevesi teşekkül eder etmez müttefiklere karşı bir tazyik vasıtası olarak kullanmayı düşünüyordu. Fakat bu hareket Türk arazisini işgal eden müttefiklere tevcih edildiği gibi aynı, zamanda Damat Ferit Paşa Hükümetine de tevcih edildi ve bu hükümet bizzat kendi kapanına düştü»1" demektedir. I : ••• (169) Dagobert Vdn Mlkusch a.g.e. ah. 171 (170) Dagobert Von Mikusch. a.g.e. ah. 115 (171) Edgar Pech.Les Allies et la Turqule ah. 68. LOZAN ZAFER Mİ, H&ZtMET Mİ? 181 Hakikaten hükümet M. Kemal Paşa'yı Anadoluya göndermek mes'elesini öyle tahalükle, benimsemişti ki> kendisine Harbiye Nezaretince verilen selâhiyet vesikasını inceleyip kabul etmekle yetinmemiş,'6 Mayıs 1919 tarihli tezkeresiyle yola çıkmak için acele etmesini istemiştir."2 Buna mukabil M. Kemal Paşa, 13 Mayıs'1919 tarihinde yani Yunanlıların îzmire. çıkarma yapmalarında sadece iki gün önce Harbiye Nezâretine yazdığı 14 numaralı yazı ile «alelhesap bir miktar meblağın itası (verilmesi)» ile «Ekallî (en az) iki binek otomobili» talebinde bulunmuş ve ancak bunlar verildikten üç gün sonra hareket edebileceğini bildirmiştir.1" (172) Bak. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi S. 1 de yer alan 4 ve 8 numaralı vesikalar. (173) Bu hususta şüphe ve tereddüde yer kalmaması için «Harp Tarihi Verlkaları Dergisi» nin «ı» numaralı sayısında yer alan «11» numaarh vesikayı aynen takdim ediyoruz: Numara . Vesika No. 11 13/5/335 14 Muhasebat Aceledir 1121 Bütçe 335 2667 Harbiye Nezaret-i Celi'&sine 1) 7/5/335 tarih ye 7 numaralı tezkire-i âctzânemle karargâh merisubînin Uç aylık muhassasat-ı adi yelerinin şimdiden ve buradan itası lüzumunu İstirham etmiştim. Henüz devair.i mUteallikası neticelendirilmemiştlr. 2) Masarifat-ı fevkalâde müfettişlikçe ba-del-tasdik kabul edilmesi, 6/S//335 tarih ve 5 numaralı tezkire İle İstirham edildiği halde henüz bir karar İta edilmemiştir. Bu kararın itasıyle beraber alelhesap bir miktar meblağın lta'sı lüzumu tabiidir. 3) Kkalli iki binek otomobili lâzımdır. Bu da henüz teinin edilememiştir.

192 KADİR MISIROOLU LOZAN ZAFER Mİ, HE2BMET İtif 193 Her isteği yerine getirilen, hatta askerî bir şahıs ol masına rağmen kendisine ayni zamanda «Mülkî S e -iâhiyetler »1M de tefviz edilen M. Kemal Paşa, hareketi kat'îleşince veda ziyaretlerinde bulundu. Bunlan Fa-lih Rıfkı ÂTAY, O'nun ağzından şöyle nakletmektedir : — «.Sadaret makamında, altın gözlüklü, bakışları sevinçten parlayan Damat Ferid Pasa bana çok iltifat etti. İtimadı, ne kadar derin olduğunu, benden çok şeyler beklediğini söyledi. Tatmin edici cevaplar verdim. Bana mutlak selâhiyetler vermiş olduğunu imâ eder sözler sdrfettı. Veda ederken «—«• Her arzunuzu doğrudan doğruya "bana yazabilirsiniz!* diyordu. Bunu çok faydalı olacağını söylüyerek derîn teşekkürterimi tekrar ettim. Sadaret Makamından çıktık. Şâkir Paşa ile holde yürürken bana dedi ki; «— İster misiniz, Dahiliye Nazırı 4) Muhassasat-i zâtlyemle karargâhın seferi karargâh İttihazı hakkındaki, 12/5/335 tarih Ve 12 numaralı tez-kire-i aclzi de henüz mevki-i muamelede, bulunuyor, bâlâda arz olunan mevad netayice iktiran ettirildikten ve binaenaleyh maiyetlmdekt Ümera Ve zabitanın hazırlıklarını yapmak ve âüelerlnln hâvâyicini te'min etmek gibi hususatın nîuktazi olduğu parayı bilfiil vermek imkânı hasıl olduktan üç gün sonra hareket olunacağı muhakkaktır. ' • Bu İsler için bir haftadan beri karargâhımın ümerâ ve zabıtanı bizzat takip ile meşgul oldukları cihetle bir an evvel İşin kat'iyete iktiran ettirilmesini ehemmiyetle istirham eylerim. Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişi Muhasebat dairesine ve ¦ • Fahri Yâver-i Hazret-i gehriyer! 13/Mayis/335 Mirliva M. Kemal (174) Bak. Harp Tarihi Vesikaları Dergtei'nin birinci sayısında yer alan 4 numaralı vesika. med Ali Beyle sizi konuşturayım?» «— Çok münasip olur, efendim. Vazifemin o makamla alâkası vardır.* Meh-med Ali Bey'i daha önce tanımış olduğumu söylemedim. Dahiliye Nazırlığı bürosunda Şâkir Paşa, pek iyi bir tertip bulunmuş olmaktan âdeta sevinerek Mehmet Ali Bey' in yüzüne baktı, beni gösterip: «— Samsun'daki vak'anın-tahkikine memur Mustafa Kemâl Paşa!» diye takdim et-' ti. Mehmet Ali Beyyde sevinç alâmetleri göstererek, elimi tuttu. Şâkîr Paşa'ya dedi ki: «— Sizi tebrik ederim, çok isabetli bir intihapta bulundunuz. Ben zaten Paşa'yı tanıyıp takdir etmiştim. Kanaatime siz de iştirak etmiş olduğunuz için bahtiyarım,-» Oturduk Melımet AH Bey17* Dahiliyeye ait işlerde bana her kolaylığı yapacağından, doğru-den doğruya muhaberede bulunacağımızdan baJısetti. Pek samimi ayrıldık.»'7' Yazar M. Kemal Paşa'nın bu arada diğer birçok kimse ile görüşmesini de naklettikten sonra: «— Yıldız Sarayının ufak bit salonunda Vahided-dinle âdeta diz dize denecek kadar yakın oturduk.'Sağında, dirseğini dayamış olduğu bir masa, ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçine açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu: Birbirine muvazi hatlar üzerinde düşman zırhlıları! Bordolarındaki toplar, sanki Yıldız Sarayına doğrulmuş!.. Manzarayı görmek için oturduğumuz yerlerden başlarımız* sağa sola çevirmek kâfi idi. Vahideddin, hiç unutmıyacağvm şu sözlerle konuşmaya (175) Mehmet Ali Bey sonradan «Vata:» Haini» ilân edilip «yüz ellilikler» listesine sefeulmuştur. Bu yüzden Pa-rise yerleşerek orada Af. Kemâl Paşa hakkında pek çok İfşaat ve tenkldlerde bulunan «La Repuliçue Ehchal-nee» (Zincire Vurulmuş Cumhuriyet) adında bir dergi çıkarmıştır. (176) Falif Rıfkı ATAT — 19 Mayıs — Ankara, 1944 eh. 23 * 23 Fr 13 184 KADİR MI9IR00LU

(177) Bu kelime. Falih Rıfkı'nm «Çankaya» isimli kitabında (bak sh. 175) <ettln> olarak yazıldığı halde «19 Mayıs» adlı kitabında <ettik> şeklinde gerçmekte-dlr. Biz Çankaya'nın laV tarihinin yeni olması ve cümlenin siyak ve sibakını dikkate alarak birinci imlâyı tercih ettik. (178) Bakınız: Ayni eser sh. 28-29 veya Çankaya sh. 175 başladı: «— Paşa, paşa, şimdiye kadar bu devlete çok hizmet ettin, m bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir.» Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilâve etti: tTarihe geçmiştir.» O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyordum: «— | Bunları unutun, dedi, asil şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir, Paşa, paşa!... Devleti kurtarabilir, sin.» "' Bu sözleri M. Kemal'in ağzından nakleden Falih Kıfkı ve haberin kaynağı olan şahıs, Sultan Vahideddin'in ¦vatan kurtarmak hususundaki karar ve azmi ile yaverine tevdî eylediği vazifenin hakiki mahiyetini açıkça ortaya koyan bu sözleri suî tefsire uğratmak için çok yoruî-nmşlarsa da güneş balçıkla sıvanamamıştır. Çünkü M. Kemal Paşa sadece bir müfettiş olarak gönderilmiş olsa O'nâ «Vatanı kurtarabilirsin!..» demek "biraz saflık hatta aptattılc olmaz mı? öyle ya, «Samsun havalisindeki asa ;y işsizliği yerinde görüp incelemek üzere gönderilen bi müfettişten böyle büyük bir iş beklenebilir mi? Hemd zekâsı M. Kemal Paşa tarafından bile tasdik edilmiş b liman Sultan Vahideddin gibi bir şahsiyet tarafından.....ti teyenler M. Kemal ve Falih Rıfkı'run o tefsirlerini de oku şunlar da astarın yüze nasıl uymadığını görsünler!. Nihayet, 15 Mayıs 1919 da İzmir'e çıkarma yapmış bulunan Yunanlıların bu hareketlerinden bir gün sonra M. LOZAN ZAFER Mî. HE31MET Mt? 195 Kemal Paşa «Bandırma Gemisi» ile îstanbul-dan Samsun'a hareket etti. Aldığı Ferman-i Hümâyun, se-lâhiyetnâme ve paralara ilh.. rağmen günlerdir oyalanan SC Kemal Paşa için tam hareket edeceği gün «İngilizler tarafından yakalanıp tevkif edileceği şayiası»17' çıktı. Tuhafı şu ki, hadi M. Kemal elçabukluğuna getirip tevkif olmadan gemiye bindi diyelim. Amma Samsun ve Merzifon) havalisinde İngiliz askerleri yok muydu? Neden onu tev^ kif edip İstanbul'a göndermediler de geri çağırması için Ba-bıâliye'ye tazyik icra etmeye koyuldular!.. Doğrusu bu bir muammadır!.. Hakikaten tam M. Kemal'in Samsun'a ayak bastığı gün harekete geçen İngilizler, «Bahri Sefid (Akdeniz) Kumandanı «General Milne» imzasıyla Harbiye Nezaretine, bir yazı180 göndererek O'nun Anadolu'ya niçin gönderildiğini sormuşlardır. Harbiye Nezareti bu yazıya verdiği, 24-Mayıs 1919 tarihli cevapta181 «Mütareke hükümlerinin sür'atle tatbikini sağlamak» gibi bir mâksad takip edildiği bildirilrrüşse de İngilizler tatmin olmayarak, 6 Haziran 3919 tarihli yazılarıyla182 «M. Kemal Paşa ve maiyet erkânının derhal İstanbul'a çağınlması»nı istemişlerdir. Bu kat'î ifade karşısında bile direnmek ve M. Kemal. (179) Bakınız Falih Rıfkı AT AY Çankaya, sh. 175 - 176 (180) G.F. Milrie imzalı ve 19 Mayıs 1919 tarihli bu yazının İngilizce aslı için bakınız «Haıp Tarihi Vesikaları Dergistenin Birinci Sayısında yer alan '-15» numaralı vesika (181) Bakıma: Aynî dergide yer alan »18» numaralı vesika. (182) Bakınız: Ayni dergide yer alan «17î numaralı vesika. 198 KADİR MI9IROCLU Paşa'yı geri çağırmamak isteyen Harbiye Nezareti, 8 Haziran 1919 da İngiliz talebini bir kere daha cevaplandır-mışsa1*1 da İngilizler nokta-i mazarlannda ısrar ettiklerinden işgal altındaki Harbiye Nezareti mecburen boyun eğmiştir.114 Bunun üzerine M. Kemal'in önce bir oyalama siyaseti1" takip ettiği ve sonra da «S i 1 k - i askerî» den istifa ederek sivil olarak «Erzurum Kongresi» ne katıldığı malumdur. Vâki davete rağmen, artık Erzurum'a kadar ulaşmış Tmltman M. Kemal Paşa'nın İstanbul'a avdet etmiyeceğini Harbiye Nezareti kadar İngilizler de elbette

biliyorlardı. O halde Anadolu'daki harekât ile İstanbul Hükümetinin arasını açmaktan ve bunları karşı karşıya getirmekten baş-ka hiç bir netice vermiyeceği muhakkak olan bu tazyiklere İngiliz'ler niçin baş vuruyorlardı. Herşeyden önce bu düğümün çözülmesi lâzımdır. Bu noktaların aydınlanması için İngilizlerin hareket tarzlarını tâ «M ondrosMütarekenâmesi» <183) Bakınız: Ayni dergide yer alan «18» numaralı vesika. (184) Bakınız. Ayni dergide yer alan «19» numaralı vesikası. <185.) .Bakınız: Ayni dergide yer alan «20» numaralı vesika. Bu vesikada Af. Kemal Paşa «kömür ve benzin yokluğundan dolayı hareket edemediğini bildirmektedir. Ayni dergide yer alan «21» numaralı vesika M. Kemal'in İstanbul'a çagırılmasındaki gerçek sebebin «İngilizler» olduğunu beyan etmektedir. Fakat yine de devlet vekarı hesabına bu telgraf o ifade tarzile çekilmemiş, «İngiliz tazyiki» çıkarılmıştır. Bu suretle davetin hükümet kararı olduğunu ifade eden ve ayni dergiye «22» numara İle dercedilmig bulunan telgraf çekilmiştir. LOZAN ZAFER Ut, HESUMET MİT 197 nin imzasından itibaren takip etmek lâzımdır. 30 Ekim 1918'de Osmanlı hükümeti harpten çekildi ve Amiral Galtrop ile Rauf Bey (Orbay) arasında Mondros'ta bir müterakenâme imza edildi Amiral, mütareke şartlarını Londradan alıyordu. Eu nıütarekename o kadar çabuk imzalanmıştı ki, Ami-rai, r üilcfikleri ile istişareye vakit bulamamış!.. Hattâ (.îeneras ? ranşe Despere'ye gönderilen telgraf bile bir hatâ neticesi kayboluvermiş'.. Kont Sforça, bu mütarekeden bahsederken İngilizlerin kara ordusuna karşı mutedil davrandıklarını söylüyor. Donanmanın hemen teslimi istendiği halde kara ordusunun ilgasından veya hemen terk-i silâh etmesinden bahsedilmiyormuş. Bilâkis sadece seferberliğin ilgası ta-leb olunurken, dahilde asayişin temini ve hudutlann muhafazası için lâzım gelen ordu miktarı terhisten istisna ediliyormuş!.. Kont Sforça, bunda bir gizli mak3ad görüyor ve diyor ki: «İngiltere hükümeti, Osmanlı Devleti'nin mirasçıları arasında şimdiden bir ihtilâf görüyor ve mûtad olan iki yüzlü siyasetiyle şunu istiyor: Eğer müttefiklerin taleb-leri İngilizleri sıkacak bir şekil alırsa, henüz mukavemet kabiliyeti olan Türkleri, kendi menfaatleri için kullanabilir bir mevkie koyabilsinler.»"' Bu durumdan anlaşılıyor ki, daha mütarekenin imzası günü, yani Padişahın Anadolu'da bîr kuvvet teşkilini hayalinden bile geçirmediği zamanda İngilizler, (Kont Sfor(186) Dagobert Von Mıkusch n.g.e. sh. 149 1:18 KADJR M13IROÖLU ça'nm fikrine göre) bu kuvvetin teşkilini düşünmeye başlamışlar, hatta bunun için M. Kemal Paşa'yı, Sultan Vahı-deddin'den evvel bulmuşlardır. Sultan Vahideddin ve Sadrazam Ferid Paşa, M. Kemal Paşa'yı «Memlekette büyük şöhreti vardır. İtimad edilecek namuslu bir adamdır.» diye İngilizlere karşı müdafaa edip Anadolu'ya göndermeye çalışırlarken M. Kemal Paşa'da İstanbul'da İtilâf Hükümetleri ileri gelenleri ile münasebette bulunuyor ve onlardan talimat alıyordu.»187 Bundan başka, İngilizlerin İstanbul'da hafiye teşkilâtım yapan, «İngiliz Muhibler Cemiyeti»ni kuran hülâsa Şark'ta İngilizlerin siyasi emellerini temine çalışan Rahip Fro daha evvel M.Kemal Paşa ile temasa geçmişti. Hattâ M. Kemal Paşa Mösyö Marten vasiyetiyle müteaddit defalar vaki olan mülakatlarında Rahip Fro'yu «insaniyete hadim, adalete hizmetkâr bir zât-ı fazüetkâr telâkki etmiş olduğunu» bizzat ifade etmektedir.1" " LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mti 199 (187) Dagobert Von Mikusch a.g.e. sh. 164 (188) Bakınız M. Kemal Paşa, — Nutuk, Sh. 186 da yer alan Rahip Fro'ya. mektubu şu satırlarla nihayete ermektedir-«Zât-ı âlinizle vuku bulan mülakatlarımda, sizi bu kabil bir recül.i siyâsi degi^ insaniyete hadım, adalete mu-habbetkâr

bir zat-iN fazüetkâr telâkki etmiştim...» Af. Kemal Paşa'nm İngiliz entelijansınm İstanbul'da ki reisi olan Rahip Fro ile daha Anadolu'ya gitmeden vâki olan münasebetlerini Rauf Orbay da ifade etmek, tedir. «M. Kemal Paşa'nm İstanbul'da asker arkadaşlarından başka sivillerden ve bilhassa yabancılardan pek tanıdığı yoktu. Yalnız İsmail Canbulat Bey'i vaktiyle hapishaneden kaçırmış olan İtalyan uyruklu müteahhit Dina-ri vasıtasiyle İstanbul'daki İtalyan fevkalâde murahhasıİngilizlerin Kuvay'ı Milliye'ye karşı bu alâkaları daha sonra da devam etmiştir ki, bunun pek çok misalinden bir ikisini zikredelim. Üçüncü Ordu Kumandanı Cevad Paşa tarafından tayin edilen Miralay Selâhaddin Bey'i Anadolu'ya bir İngiliz gemisi götürmüştü.18' M. Kemal Paşa, Samsun'a muvasalatı sırasında Sadrazam Ferid Paşa, ve Erkânı Harbiye Reisi Cevat Paşa'-ya yazarak Samsun Müfettişliğine Ilamid Bey isminde bir zatı tayin ettirmiştir.1'0 (Bu zatın daha öonra Dahiliye Nazırı ile arası bozulduğu için azline karar verildiği halde İngilizler, yerinde bırakılması için İstanbul Hükümetine müracaat etmişlerdir.1'1 25 Eylül 1919 tarihinde yani daha kuvayı milliyenin herhangi bir mevcudiyeti görülmeden General Salliklâd, Fuat Paşa nezdine bir erkânı harp binbaşısı ile Eskişehir İngiliz kontrol zabitanından mürekkep bir hey'et gönderdi. Bu heyet, «İngilizlerin ahval-i dahiliyeye ve kuva-yı milli-yeye kafiyen müdahale etmeyeceklerine» dair söz verdi.1" sonraları Hariciye Nazın olan - Kont Sforça ile birkaç defa temas etti. Pera Palas Otelinde bulunurken de bu otelin müdürü Mösyö Martin delaletiyle İngilizlerin sonradan yaman Bir entelijans servis elemanı olduğu anlaşılan Papas Froylâ iki üç defa görüştü.» (Feridun KANDEMİR Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay — İstanbul 1965, sh. 31 - 32.) (189) Bakınız. Nutuk, Şh. 30 (190) Bakınız. Nutuk Sn.32. <191) Bakınız. Nutuk sh. 35 de yer alan üîa/et Pasa'nm telgrafı (192) Bakınız. Nutuk. sh. 101. 200 KADİR KISIRO'ÎL.U 1919 yılı yazanda Sultan Vahideddin Anadolu'dald Js-yanı bastırmak üzere güvenilir kuvvetlerinden iki fırka teşkil edip Anadolu'ya sevkedeceğini söyleyince itilâf devletleri mümessilleri buna asla müsaade etmediler. «Bu; mütareke şartlarına aykırıdır, terhis yerine yeniden silâhlanma mı yapacağız?» »T93 dediler. Yine aynı tarihlerde İngilizler Merzifon'da bulunan tngiliz kuvvetlerinin geriye alınması halinde «Kuva-yı Mil-liye'nin memnun olup olmayacağını sordular. «Kuvayı Milliyece «pek memnun oluruz.» cevabı verildi. Onlar da hemen Merzifon'daki kuvvetlerini ağırlıkları ile birlikte evvelâ Samsun'a oradan da İstanbul'a çektiler."4 Dagobert Von Mikusch, bu hususa dikkat çekerek «hakikaten şayan-ı hayret bir şey» diyor ve ilâve ediyor: Galipler, Generale «yani M. Kemal'e) hazırladıklarını yapması için lâzım gelen bütün rahatı ve kâfi vakti verdiler ki, bunun neticesi kendi sulh muahedelerinin bozulmasını mucip olacaktı.»1'5 İngiliz siyasetinin zahiri görünüşüne zıt düşen bu hadiseler, niçin ve nasıl oluyorda bu tarzda cereyan ediyordu? Dagobert Von Mikusch'e bakarsanız: «M. KemaFin İngilizlerle gizli bir anlaşma yapmakta olduğunu ve bu anlaşmanın daima da gizli kalacağını»"0 kabul etmek gerektir. Anlaşılmaktadır' ki; M. Kemal Paşa, haricî görünüşe rağmen «İngiliz siyasetine uygun, bir harekât tarzı takip etmiştir. Ancak bu karara varıncaya kadar Rusya ile InLOZAN ZAS-KR Mi. HE31MET Mi? 201 (193) Dagobert Von Mikusch a.g.e. sh. 184 (194) Bakınız. Nutuk, sh. 101 (195) Dagobert Von Mikusch a.g.e. sh. 224 (196) Dagobert Von Mihusch a.g.e. Eh. 292

giltere arasında tereddütler geçirmiştir. Aslında zafere kadar bu hattı hareketi kınamaya imkân yoktur. Çünkü, yeni Rus idarecilerinin tutunup tutunmıyacaklan tam bir meçhuldü. Belki İtalyan siyasetini takip hayırlı olabilirdi. Fakat onun da topraklarımızda gözü vardı. Ancak İngiliz siyasetinin, sonuna kadar takip edilmesini yani zaferden sonrada ayni yolda yürünmesini tasvibe imkân yoktur. Fakat bu hattı hareketi «Mecburi hale getiren» âmiller Lozan'da ortaya çıkmıştır ki, bunlar ilerde kısmen anlatılmıştır. Bunun da sebebi kısacası evvelki taahhütlerdi. Meseiâ «1921 senesi M. Kemal tarafından taym edilen Refet başa ile Harington'an Erkânı Harbiyesinden gönderdiği murahhaslar İnebolu civarında bir çiftlikte içtima ederek siyasî ye iktisadî şeyler görüşürlerken «Saltanat ve Hilâfet» e müteallik bir takım siyasî meseleyi de mevzubahs etmişlerdi.»"7 Bu anlaşma gereğince «Hilafet» i halkın gözünden düşürmek için İstanbul'daki işgal kuvvetleri ile Ankara'daki M. Kemal Paşa gayet akordlu bir şekilde faaliyette bulunmuşlardır. Erzurum ve Sivas kongreleriyle, Büyük Millet Meclisinin ilk zamanlarında «M aka m-ı Hilafet» ve hatta Sultan Vahideddin'in şahsına hudutsuz bir surette bağlı gözüken M. Kemal Paşa, kendini sağlama aldıktan sonra artık meydan okumaya başlamıştır. Bu devredeki beyanlarının hâkim mânası şudur: «Halife ve O'na bağlı olanlar düşmanlarla beraberdirler, binaenaleyh hâindirler.» İngilizlerin bu ifadeye mukabeleleri de «Halife bizim(197) Edgar Pech a.g.e. sh. 209 202 KADİR M19IROÖLU le hatta Yunanla beraberdir!» tarzında oluyordu ki, bu da mefkum-i muhalif yoluyla aynı kapıya çıkıyordu. Gerçekten İngilizler Padişahı hâin gösterebilmek için bir takım hareketlere icbar ediyorlardı. Halifenin Ingil-tereye karşı güya bir muvazaa silâhı olarak başvurduğu «Kuva-yı înzib atiy e»1'8 ve mahut «F e t-v a» lar1'9 gibi... Hakikaten İstanbul'daki îşgal Kuvvetleri kumandanlığı bir beyannamesinde: «Düvel-i itilâf iyenin niyeti Ma-kam'ı Saltanat ve Hilâfetin nüfuzunu kırmak değil, bilâkis, idare-i Osmaniyede kalacak memâlikte emir ve nüfuzunu takviye ve tahkim edilmektir... Her ferd Sultanın her.emrine itaate kat'iyyen mecburdur... > demekteydi. İngilizler, bu hususta o kadar mâhirane bir siyaset takip ettiler ki: İstanbul'daki «M e c 1 i s- i Meb'usâmı basıp dağıtmaları bile mebusların Ankara'ya gitmeleri ve bu suretle İstanbul'u çökerterek orasının takviyesini temin içindi. Hattâ Ankara'ya kaçacak mebusların pek çoğunu «H ey'et-i Nâsıha» nâmı altında yine kendileri götürmüşlerdir. Hakikaten İstanbul'daki Meclis-i Mebusan'ın dağıtılmasında Ankara'nın kuvvetlenmesini ve siyâsî faaliyet(198) Kuva-yı İnzibatiye, hareketinin mutlak manasiyle bir muvazaadan ibaret olduğunu anlamak için bakınız: Tarık Mümtaz GÖZTEPE — Sultan Vahideddin Mütareke Gayyasında — İstanbul 1969, sn. 269 vd. (199) M. Kemal'i âsi ve bagl ilân eden mahut fetvanın tama-men İngiliz süngüsünün zoruyla temin edilmiş ve neşrettirilmiş olduğunu Fevzi Pa$a (Çakmak) nm Ankara'ya iltihakında Büyük Millet Meclisinde iradettiği nutuk kati bir surette ortaya koymaktadır. Bakınız: Zabıt Ceride-desi, C. I, Ankara 1940, sh. 90 vd. LOZAN ZAFER Mİ. HE31MET Mİ? 203 lerin merkezi haline gelmesini istemek gibi anlaşılması güç bir İngiliz siyâsetinin dahli olduğunda şüphe yoktur. Ancak ehemmiyetli olanı şudur ki İngilizler bu hareketi M. Kemal Paşa ve Rauf Orbay ile anlaşarak yapmışlardı. Rauf Bey bu anlaşmayı, adetâ ifşa edercesine şöyle ifade otmektedir: «Rauf Beycin bu işte de üzerine aldığı «Anadolu'da Millî Meclisin ve dolayısıyla Millî Hükümetin kurulması temin için İngilizleri İstanbul'da toplanacak meclisi basmağa tahrik için gerekirse nefsini feda etmek» vazifesini yine bir büyük fedakârlık..»-00

Daha ehemmiyetli olanı şudur ki, Rauf Bey Anadolu'da millî bir kıyam hazırlayan Erzurum ve Sivas Kongrelerinin «H ey'etiTemsiliye» namı verilen icra hey'etine dahil olduğu ve bu bapta M. Kemal Paşadan sonra ikinci derecede faal bir şahsiyet bulunduğu halde (200) Feridun KANDEMİR. a.g.e, sh. 45 vd. Rauf Bey'in son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ını İng-L lizlerle anlaşarak bilfiil dağıttırmış bulunduğunu daha mufassal bir surette öğrenmek isteyenler şu kaynağa da bakabilirler: Cemal KUTAY, Tarih Konuşuyor, Cilt: I sh. 152. Yalnız Fransız meb'usu Andre Feruburg'a. atfen yapılan bu ifşaat bütün yazılarında M. Kemal Paşa'yı tebriye etnvk gayretkeşliğinden kurtulamayan Cemal Kh. tay tarafından bin bir teville ve bugüne göre tefsir edilerek takdim edilmektedir. Bu adamlar Osmanlı Devletini yıkmayı ve bu iş için ecnebilerle işbirliği etmeyi ne yazık ki, hala vatanseverlik olarak göstermektedirler. Ayrıca bu kararın daha Sivas'ta M. Kemal Paşa'mn riyaseti altında kumandanlar ve sair kimselerden müteşekkil bir grup tarafından alınmış olduğu Feridun Kandemir'in Rauf Orbay'la mülakatlarını aksettiren adı geçen eserinin 45 inci sahifesinde de sarahaten ifade edilmektedir. LOZAN ZAFER Mİ, HE21J1ET Mİ? 205"204 KADİR MISIROCLU 12. Ocak 1920 de İstanbul'da açılan Meclis-i Mebusan'a «Sivas Mebusu» sıfattı ile girmiştir. İngilizler Kuvay'ı millîyecilere yardım edenlerin idam edileceklerine dair sokaklara çarşaf gibi ilânlar asmış bulundukları halde M. Kemal Paşa'mn bu en yakın arkadaşını daha İstanbul'a adım attığı anda tevfik etmek yerine O'na manidar bir hareket olarak meclisin dağıtılmasına kadar! dokunmadılar!. Malta dönüşünde İstanbul'a uğrayan biri gemiden çıkmayarak İneboludan M. Kemal Paşa'mn ya-i runa gitmesine ses çıkarmadılar. *. Aynı şekilde îsmet Paşa da — zorla götürülmüş olsa bile — bir kere Ankara'ya iltihak ettikten ve bu iltihak alâyişli bir surette efkârı umumiyeye ilân edildikten sonra elini kolunu sallayarak İstanbul'a gelip tekrar Ankara'ya dönmüştür. Bu manidar ziyarete de İngilizler seyirci kalarak onu tevfik etmeyi düşünmemişlerdir!.. Hattâ Mustafa Sagir'm «C a s u s^. sıfatı ile M. Kemal Paşa'yı öldürtmek (!) üzere Ankara'ya gönderilmesi ve sonradan M. Kemal Paşa'ya dolaylı bir surette ihbar edilerek yakalattırılıp astırılması da İngiliz siyâsetinin hakikî veçhesini gizlemek maksadına matuf bir hareketti. Dikkat edilirse İstanbul'daki silâh depolarının kapılarına hintli müslümanları koyarak «din kardeşliği» sâikasıyla Kuva-yı Milliyecilerin bu depolardan, Anadolu Harekâtını muvaffak kılacak silâhları çakır-m alarma göz yummak da İngiliz siyasetinin bir gafleti değil, mâhirâne bir surette ortaya çıkarılmış bir siyâsi taktiği idi. O kadar ki, İngilizler Kuya-yı Millîye ile ilk temas hattı olan Eskişehir Havalisindeki kuvvetlerini de bu Hint müslümanlanndan seçmiş bulunuyorlardı!.. Diğer taraftan M. Kemâl Paşa da İstanbul Hükümeti, Hilâfet ve Saltanat makamı ile Anadolu'nun arasını açmak için hudutsuz bir gayret sarfetmiştir. Çünkü. biL. devleti ele geçirmeyi çoktan kafasına koymuştu. Damad Ferid, Ali Rıza, Salih ve Tevfik Paşa'ların sadaretleri devrinde İstanbul'la Ankara arasında cereyanı eden muhaberat, İstanbul hükümetlerinin hüsnüniyetlerini ve M. Kemal'in bu derece hüsnüniyetle mukabele göstermesine rağmen ihtilâf çıkarmak hususundaki gayretlerini açık bir surette aksettirmektedir.301 Hattâ bu. mânâ ve mahiyeti göz boyamaz bir surette izhar ve ifadeye yarayan karşılıklı yazışmaları biz onun mahut nutkunda ve aşırı taraftarlarının hatıratlarında bile görmekteyiz.-01 Mahut İstanbul işgali ile «İngilizler arzu etmedikleri (!) yardımlarıyla M. Kemal'i öyle bir neticeye isal ettiler ki; M. Kemal bizzat-kendi dostları vasıtasıyla böyle bir neticeye vasıl olamazdı.»203

Dagobert Von Mikusch, adı geçen eserinde 16 Mart işgali mes'elesini inceleyerek İngilizlerin bu yardımlarını bile bile yaptıklarını bunun bir hatâ neticesi olmadığını, dolayısiyle ve müdellel bir şekilde ortaya koymaktadır. Bütün bu muvazaa hareketlerini burada sayıp dökmeye ve tefsil etmeye fiilen imkân yoktur. Bir çok askerî ve siyasî hatalara rağmen imanlı Türk Milletinin taham-mülfersâ gayret ve fedakârlıkları sonunda zafer mü(201) Bakınız: Nutuk, sh.117 ve müteakip sahife — Dr. Rıza NUR a.g.e. sh. 593 ve müteakip. (202) Bir misal olmak üzere bakınız: Fahrettin ALTAYLI a. g.e. sh. 221 222 (203) Dagobert Von Mikusch a.g.e. sh. 273 206 KADİR MI9IRO0LU LOZAN ZAFER Ut, HE2UMET Mt? 207 yesser olunca, İstanbul Hükümeti, Ankaraya müracaat ederek sulh için müşterek ve müttehid hareket edilmesi teklifinde bulundu. Çünkü, daha önce 11 Ekim 1922 de imza edilen «M udanya Mütarekenâmesi» ne sadece Ankara Hükümeti iştirak ettiği halde sulh konferansına İstanbul Hükümeti de Ankara ile birlikte davet edilmiş bulunuyordu. Bu müracaat M. KemaTe beklenen fırsatı verdi. Böyle bir ikiliğin sulh masasında aleyhimizde olacağı noktası üzerinde durarak 1 Kasım 1922 de «Saltanat» ilga edildi Halbuki ikilik nasıl mevzuubahs olabilirdi ki, Sadrazam Tevfik Paşa'nın Mustafa Kemal Paşa'ya müracaatı «müşterek bir sulh hey'eti göndermek» mahiyetinde idi. Esasen ordumuzun zaferi bütün yurtta olduğu gibi İstanbul'da hudutsuz bir sevince vesile olmuştu. O kadar ki, İstanbul Hükümeti 12 Eylülde müyesser olan zaferden dolayı Kemal Paşa'yı tebrik etmiş Sultan Vahideddin de bir gün önce aziz şehidlerin ruhu için *A y a s o f y a Camii § e r i f i » de Mevlût okutturmuştur.204 Buna rağmen ileride tefsilât verileceği üzere «S a 1-t a n a t» in «Hilafet» ten ayrılarak ilgası 16 Mart 1920 tarihinden itibaren hüküm ifade etmek üzere kanun-laştınldı. Dr. Rıza Nur'un yazıp seksen kadar meb'usun imzaladığı takrir üzerine şu kararlar alındı: «2 — Teşkilâtı esasiye kanuniyle Türkiye halkı, hukuk ve hâkimiyeti hükümranisinin mümessili hakikisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsiyeti mâna-viyesini gayri kabili terk ve tecezzi ve ferağ olmak üzere .temsile, bilfiil istimale ve irade-i müliyeye istinadetmiyen*(204) Gotthard Jaesehke. Türk inkılâbı Tarihi kronolijlsl C. 1 İstanbul 1939. sh, 135 hiçbir kuvvet ve heyeti tanımamaya karar verdiği cihetle Misakı Millî hudutları dâhilinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinden başka şekli hükümet tanımaz. Binaenaleyh Türkiye İvalkı lıâkimiyeti şahsiyeye müstenit olan İstanbul'daki şekli hükümeti 16 Mart 886 dan itibaren ve ebediyen tarihe müntakil addetmiştir. 2 — Hilâfet hanedanı Ali Osman'a ait olup halife* lige Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu hanedanın ilmen, ahlaken erşed ve eslâh olanı intihap olunur-Türkiye devleti makamı hilâfetin istinatgahıdır. Bugün ve bu gecenin bayram addi karargir olmuştur.» M. Kemal Paşa, taktik icabı böyle yapıldığını ifâde maksadiyle «Hilafet sarih bir hukuka malik olmaksızın bir müddet daha bırakıldı»205 demektedir. Halbuki takrir sahibi Dr. Kıza Nur ise bu iddiayı reddetmekte bilâkis Hilâfeti «sarih hukuk ile ben ibka ettim»200 diyerek bu bapta geniş tafsilat vermektedir. _ Gerçekten hadiseler Dr. Kıza Nur*a hak verdirmektedir. M. Kemal Paşa saltanatın ilgası sırasında Mecliste irad eylediği nutukta «H â k i m i y e t-i Milliye» mefhumu ile H i 1 â f e t' i telif edebilmek için hudutsuz bir gayret sarfetmiştir. Sonraki vukuat ile anlaşılmıştır kî kendisi Halife olmak istemektedir. Bunun diğer delillerinden kısaca bahsedelim: Balıkesir Paşa Camii Minberinden halka hitaben yaptığı konuşmasından aldığımız şu satırlar O'nun Halife olmak hususundaki arzularını daha bariz bir surette göstermektedir: (205) Nutuk sh. 418

(206) Dr. Rıza NUR a.g.e. sh. 969 208 KADİR MI3IROOLU «Ey millet, Allah birdir. Şanı büyüktür!. Allah'ın selâmeti, âtifeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenabıhak tarafından insanlara hakayık-ı diniyeyi tebliğe memur ve Besûl olmuştur. Kanunu esasisi, cümlemizce calûmdur ki, Kur'anı azimüş-çandaki nusustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikata tamamen tevafuk ve tetabuk ediyor. Eğer akla, mantığa, hakikata tevafuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavanin-i tabiiye-i ilâhiye beyninde tezat ohnası icabetlerdi. Çünkü bilcümle kavanin-i kevniyeyi yapan Cenabıhaktır.»'" Acaba Mustafa Kemal saltanatı kötülerken Halâfeti neden bu kadar şiddetle müdafaa ediyordu. Bu üzerinde durulup değerlendirilmesi lâzım gelen bir noktadır. Çok fasa bir zaman önce Mecliste Müdafaa-i Hukuk Grupunu kurduğu zaman Erzurumlular kendisine cephe alarak Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini Ankaradan ayırıp yeni bir şekle sokmak istemişlerdi Cemiyetin unvanına «muhafa-za-i Mukaddesat» unvanını ilâve ederek Ankara'ya cephe alıyor ve Erzurumu tamamen Erzurumlulara mahsus bir idare altında yürütmek istikametinde bir arzu ortaya koymuş bulunuyorlardı. Bu teşebbüsün başında bulunan Kadı Raif Efendi bir beyanname neşrederek Ankara'daki kadronun Erzurum Sivas Kongrelerine zıd istikametlere doğru gitmelerinden dolayı kendilerinden ayrıldığını beyan ediyordu. Bu beyannamenin ana fikrini hülâsa etmek suretiyle bir yazıya ekleyip Ankara'ya bildirmiş (207) Atatürk'ün söylev ve Demeçleri C. 1 İstanbul 1945, sh. 270 LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ t 209 olan Kâzım Karabekir'e Mustafa Kemal'in gönderdiği ce-Tapta; «Hilâfet ve Saltanat mesele-yi esasiye olarak mevcut değildir. Türkiyenin başında Haliie-i İslâm olacak ve bir hükümdar sultan bulunacaktır. Mevzubahis olan mesele hükümdarın hukuku olup tayin ve tahdidi için son birkaç asrın.tecrübe ve devlet mefhnmundaki millet hukukunun mana-yi hakikisi âmil olmalıdır. Bu esas üzerinde henüz tesbit edilmiş kati bir düsturumuz yoktur.»'" diyordu. Kadj Kaif Efendi'nin beyannamesinde ise «Büyük Millet Meclisinde ¦ teşekkül eden mezkûr grupuri maksat ve gayesi Devletin gekli idaresini büsbütün değiştiren siyasî bir gayeyi istihdaf etmekte ve Sivas Kongresinin tesbit ettiği esasata nazaran Hilâfet ve Padişaha ait hiçbir kay. clı mevzubahis etmeyen Teşkilât-ı Esasiye Kanununu. rehberi faaliyet olarak kabul eylemektedir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk grupu ismini takman bu fırka-nın şahsiyeti mânaviye ve hukukiyesi mezkûr cemiyet unvanının sahibi hakikisiolan Müdafaa-î Hukuk Teşkilâtlarının vaziyet'i umumiyeleri ile bir tezat teşkil eder. Bu itibarla Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Teşkilâtının mensupları kendilerinin hiçbir reyi, muvafakati alınmadan Ankarada vücuda getirilen bir heyet-i idarenin mu-karretana adem-i ittihada mazurdur.. Velhasıl bu İslâhatı halk idaresinin hakimiyet ve inkişafına müsait surette kanun-i esaside yapılacak tadi'ât ile temin ve hukuku padişahiyi tahdit edecek tarzda yaparak memleket ve Alemi Islâmın liayat-ı hâzıra ve müş: takbelesi için azim teşeddüd ve mahzurlar davet cdecek (208) Kazım KARABEKİR: İstiklâl Harbimiz - İstanbul 1960 Sh. 984 F: 14 210 KADİR MISIROGLU Cumhuriyet şeklinden kat'iyyen sakınmak lâzımdır.» " denilmekteydi. Buna cevap olarak M. Kemal Paşa'mn Kâzım Karabe-kir Paşa'ya gönderdiği yukarıda bahsi geçen yazıda: «...Bu kanunda mana-yi cumhuriyet ifaden eden hiç bir şey mevcut olmadığı gibi Müdafaa-i Hukuk grupunun maksad-ı esasisinde de kat'iyyen böyle bir netice mevcut değildir. : Binaenaleyh Kaif Efendi'nin saltanat şeklinin Cumhuriyetçiliğe kalbi mahsus olduğu haltkındaki fikri bir vehm-i mahzdan başka bir şey olamaz...»''8 deniliyordu.

Kısa zamanda bu değişikliğin sebebi ne idi? Bu mesele üzerinde imâli fikretmeden önce bu düğümün çözülmesine yarıyacağl için zaferden sonra İstanbul ahalisine karşı Şer-iye Vekâleti tarafından neşredilen beyannameyi de hatırlatmak isteriz ki, bu beyanname bir nevî Hilâfete mahsus «Hakk-ı ta'zîr» mahiyetinde idi. Kısa fasılalarla ortaya çıkan bu beyan ve hareketlerin manası nedir? Acaba M. Kemal Paşa Saltanat ve Hilâfet meselesinde nasıl bir tavır alması lâzım geldiğinde tereddüt mü etmektedir? Veyahutta adım adım bir plân üzerinde mi yürütmektedir? «Hilâfet Mes'elesi» nin sırf bu safhasına ait bir hüküm olmak üzere, bizce birinci tez daha kuvvetlidir. Filhakika Saltanatın ilgasını temin eden başlıca âmil Hilâfetin muhafaza edileceği zannı olmuştur. Fakat sonradan şiddetle alayhe geçmek hesapta olsaydı,, sırf muvakkat bir zan hasıl etniek için Hilâfeti mutaassı-bane Müdafaa mevkiine geçmezdi. Bunun mantıkan böyle olması gerekir. Şu halde Hilâfete dair bu devredeki müda(209) Kâzım KARABEKÎR a.g.e. Sh. «30 -81 (210) Kâzım KARABEKÎR, a.g.e., sh. 983. LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET ît!? 211 faalan, samimî telâkki etmek lâzımdır. Şu şartla ki, Hilâfetin Hanedan'ı Al-i Osmanda değil kendinde devam etmesi bahis mevzuudur. Çünkü yukarıda mevzubahis ettiğimiz Kâzım Karabekir Paşa'ya gönderilmiş bulunan cevapta: «Türkiyenin başında Halife-i İslâm olacak ve bir hükümdar sultan bulunacaktır» diyor. Fakajj bu sıfatların veya hiç olmazsa sırf Hilâfetin Al-i Osman'da devam edeceğini söylemiyordu. Bu meseleye zihni takılan Kâzlm Karabekir Paşa: «Mustafa Kemâl Paşa'nın cevabindaki (Cumhuriyet olmayacak, Türkiye'nin başında Halife-i islâm olacak ve bir Hükümdar Sultan bulunacaktır)- kaydı beni düşündürdü. İstanbul Cumhuriyet yapıyorlar diye endişe ederek propaganda yapıyordu. Padişah ve taraftarları bundan ürküyordu. Benim bugün anladığım ise daha korkunçtu. O da Mustafa Kemal'in bir muzafferiyet neticesi Hilâfet ve Saltanstı alması idi. Bu ibareyi bir kaç kere okudum Halife-i islâm olacak ve bir Hükümdar Sultan bulunacak) diyor. Herhalde yeni fikirden Cumhuriyet tesisi daha az korkuludur. Bakalım istikbal ne gösterek-tir.»-ı! Diyor. ' ¦ Bu hususu Kâzun Karabekir Paşa ayrıca şu iki dip notla da tavzih etmektedir: 1. «Mustafa.Kemâl Paşa'nın Hilâfetin lüzumu hakkındaki Bahkesirdeki hutbesi ve Meclistleld nutku ve bu beyanname (Şer'iye Vekâletinin yukarıda bahsi geçen beyannâmesini kastediyor.) bir araya getirilir ve başlarında ila mefkure hatıratı hocalar grupu ortasında ve ayni kisvede Mustafa Kemâl Paşanın resmi konursa vaziyet daha iyi anlaşılır. GazFnin büyük bir taassupla Hilâfet ve Saltanatı (211) Kâzım KARABEKİR a.g.e. Sh. 9T8 212 KADİR M19IROCLU -LOZAN ZAFER MI. HEZİMET M t? 213 şahsına almak istediği görülür. Buna muvaffık olamayınca da 180 derece aksine yürüdüğü müthiş garabetdir. İfrat ve tefritten bir türlü kurtulamıyoruz. Bu tamim ne kadar lüzumsuz ve hatta zararlı ise sullıden soııra mütezayide» giden içtimai tahribat da o kadar felâketdir. İhtarnameyi yazan Mustafa Fehmi Efendinin de reyi ile melon şapka ve latin hurufatiyle İstanbul'un asri plajlarında medeni* jet yolunun yolcularını ara sıra seyrederek bu sabık yazılarına mı yoksa hale mi acır acaba? Bilmek pek meraklı bir şeydi*.» n' 2 — «Gazinin vakit vakit yaptığı emrivâkileri de kabul ile İstiklâl Harbi pek şanlı ve şerefli kabul edildi, i Fakat sonrası hiç de böyle olmadı Mustafa Kemâl Pasaj bir zaman hocalardan mutaassıp bir halde hutbe ve nutuk] larla Hilâfet ve Saltanatı almağa uğraştı. Muvaffak ola-j mayınca müthiş sola kaydı. Dini ve an'ânevî varlıkları! kanla yıktı. Terakki ve tekâmül taraftarı olan arkadaşla-1 rı bu sağa sola hareketlerde artık birlikte yürümediler, hattâ muhalefete geçtiler. Bunları kaybetmekle sükût da başladı ve devam ediyor.» ;ı> , Gerçekten M. Kemal Paşa ve etrafındakiler bu devrede saltanatı kötülemişlerse de Hilâfeti var kuvvetleriyle müdafaa etmişlerdir. Saltanatın ilgası kararından sonra hakkında Ankara'nın iyi düşünmediğini anlayan Sultan Vahideddin

Türkiye'den ayrılınca yerine Veliahd Abdülme-cid Efendi'yi Hâlife seçtiler. Bununla meclis daha doğrusu M. Kemâl Paşa arasındaki yazışmalar da'hayli alâka çekicidir. Bunlar da Hilâfetin muhafaza edilmek istediğine delil teşkil edecek bir üslûp taşımakta idi. Fakat... (212) a.g.e. Sh. 978 (213) a.g.e. Sh. 978 Bütün tavırlar ve beyanatlar Hilâfetin muhafazası istikametinde, gelişirken Lozan konferansı açıldı. Bu konferansın başarısızlığa uğrayarak kesilmesine kadar süren birinci devresinde de bu hissiyat devam etti. Hatta İnönü bile Lozan'da mes'ele Hilâfete taallûk ettikçe celâdetle müdafaalarda bulunuyordu.Ve hele Müslim Standart Gazetesinin muhabiri Abdulkayyûm Mâlik'e verdiği cevapta: «..Türkiye'de Hilâfet masundur ve iktidara sahiptir.» demiş ve yukarıda saltanatın ilgası dolayisiyle zikrettiğimiz M. KemalPaşa'nın müdafâasına eş bir ifâde kullanmıştır. Fakat konferans çıkmaza girip isteklerimiz reddedince, meşhur Yahudi Hahambaşısı Hayim Naum Efendi sahneye çıkmıştır. Onun aracılığı ile Türkiye'nin başta Hilâfet olmak üzere birçok tavizlerim vermesine sebep olan Lozan anlaşmasının meşhur yirmidört maddelik gizli kısmı tanzim edilmiştir. Hayim Naum Efendi ötedenberi Hilâfeti yıkmağa uğ-.raşan İngilizler ve Hatta Papalık ile Ankara arasında me-' kik dokumaya başlayınca M. Kemal Paşa Hilâfeti almak kadar, yıkmanın da bir kuvvet gösterisi olabileceğini düşünmüş ve bu suretle yurt gezilerinde Hilâfetin alevine konuşmaya başlamıştır. Gerçekten Hilâfeti kaldırmak bahasına da olsa hakikaten başarılı bir sulh muahedesi ortaya çıkarılabilseydi bu da ehemmiyetli bir nüfuz gösterisi imkânı sağlayabilirdi. Fakat henüz muahede imza edilme^ den Türk ordusunun büyük bir kısmını terhis etmek ve-açıkça Makam-ı Hilâfet aleyhine konuşmak suretiyle tavizler peşin verildiğinden böyle bir fedakârlık karşılığında, bile esaslı hiç bir şey alınamardıştu* ki, bunun bir kısmını ı'.erki sahifelerde fakat asıl ehemmiyetli kısmını ise bu eserin * «M anevi kayıp İ arımı z»ı tahlil eden. üçüncü cildinde bulunacaksınız!.. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 215 ri muamma olmak vasfını muhafaza etmekte bulunduğundan, onlardan şüphelenen Fransız ve İtalyanlar Türk zaferini görünce açıkça Türkiye'yi tutmak* mâhiyetinde hareketlere teşebbüs etmişlerdir. Esasen onların -tngiÜÇÜNCÜ BÖLÜM LOZAN KONFERANSI KRONOLOJİSİ VE MÜZAKERELERE TOPLU BİR BAKIŞ İLK HAZIRLIKLAR VE MURAHHASLAR HEYBETİNİN TEŞEKKÜL ETTİRİLMESİ: Ordumuzun Ege sahillerine varmasiyle aziz vatanımızın sadece bir kısmı olan «A n a d o 1 u» Yunan askerlerinden temizlenmiş^4 oluyordu.' Fakat iş bununla bitmiş değildi. Henüz Boğazlar ve İstanbul Müttefiklerin ve bahusus İngilizlerin işgali altında bulunmaktaydı. İngilizlerin gerek Kuva-yı Milliye'ye ve gerekse Yu-nanistana' karşı- zahir plânda birbirini tutmaz- hareketle(214) Bu «temizleme» bugüne kadar iddia edildiği gibi, Yunan askerlerinin Ege sahillerinden denize dökülmesi suretiyle vâki olmamıştır. Kaçan münhezim Yunan Ordusunun Ege sahillerinden gemilere binip hayatlarını kurtarmalarım imkânsız kıimak üzere hatt-ı ric'atleri' kesilememiştir. Bu devre ait neşriyatın pek çoğunda Yunan askerlerinin izmir ve Bandırma'da gemilere bindirilip kaçırılmalarına ait resimleri görmek mümkündür. Fakat bu suretle kaçırılan ve imha edilemeyen Yunan askerleri, bilâhare «tamirat bedeli» adıyla harp tazminatı talep edildiği zaman, Lozan Sulh Müzakereleri boyunca Trakya hududumuzda yığınak yapılarak bize karcı bir tehdit, vasıtası olarak kullanılmıştır. Bu tehdide ilk muhatap olanlardan biri olarak Dr. Rıza Nur, şu malûmatı vermektedir:' . «Biz Yunanlılardan tâzminat-ı harbiye istedik. Bu bapta Yunanlıların yaptıklar! tahribat ve emsalini gösterip birçok listeleri birincî devreden beri Konferansla, veriyorduk. Olmadı, Harâb ettikleri memleketimizin tâmiratı dedik, büyük bir para istedik. Buna mukabil Yunan Donanmasını almak hayalinde idik. Bu da bizzat Rauf'un fikri idi. Bir kızılca kıyamettir koptu. Yunanistan «vermem!» dedi. Diğerleri de onu iltizam ettiler. Fransızlar, bize bu parada ısrar edersek

Konferansı terkedeceklerini tebliğ ettiler. Bize buna mukabil Karaağaç'ı vermeği vaad ediyorlar. Biz ise talebimizde ısrar ettik. Hakikaten bir hak idi. Hareketimiz doğru idi. • O vakit Yunanistan'da Gentral Pnngolos ve Plastras,. diktatör idiler. Gunaristleri kurşuna dizmiş idiler. İşittiğimize göre Pangolos deli fişek biriymiş. Akıllıdan o kadar korkulmaz, deliden korkmalıdır. Bu adam diline şunu dolamış: «Alçaklar (kurşuna dizdiği adamlar) Yunanistan'a büyük bir leke sürdüler, bu lekeyi ben temizleyeceğim. Garbî Türkiye'yi bir ucundan zaptedeceğim.» Haki. katen kırk elli bin kişilik bir ordu vücuda getirmiş. Bunu Garbt Trakya'ya tahşid etmiş. Bu tazminat mes'elesini bahane edip hücuma hazırlanmış. Venizelos, yeniden harp> istemiyordu. Bize hususi surette yalvardı. Fransızlar rica ettiler. Yine dinlemedik. Gerginlik o hale geldi ki,. Pangûlos hücum .edecek. Hükümete yazdık. Hükümet 'kafiyen vazgeçmeyin' emrini verdi. (Dr. Rıza NUR-a.g.e; Eh. 1200). 216 KADİR MI3IROÖLU lizler'e rağmen- ortaya çıkan bu dostâne hareketleri daha zaferden çok önceleri bile görülmeğe 'başlamıştı. Meselâ Lord Gürzon, Büyük Taarruzdan önce Temmuz ayı için de İngiltere'yi ziyaret eden Ali Fethi Bey'le görüşmeye bile tenezzül etmemiş, üstelik Reuter Ajansı vasıtasıyla yayınladığı bir beyanatta bu adem-ı kabulü ilân ettirmekten bile çekinmemiş, hattâ 10 Ağustos'ta Yunanlıların, sulh imzalanmadıkça Anadolu'dan çekilmemeleri gerektiğini de bu tarzda beyan ve ifade etmişti. Buna mukabil Londra'dan dönüşünde Fransız ve İtalyanlarla görüşen Ali Fethi Bey onlardan mükemmel bir hüsnü kabul görmüştü. Bunların «Anadolu Hükümeti» ile her halükârda anlaşmak gerektiğini belirtmiş olmalarına rağmen, İngilizlerin âmûdâne tavırları karşısında, ordularımızın mutlaka muvaffakiyetli bir taarruz icra etmeleri gerektiği ve sulhun ancak bundan sonra olabileceği hususu Fethi Bey tarafından Ankara'ya bildirilmişti. Bilhassa Fransızlar Türklerle anlaşma hususundaki arzularını çok daha evvel ortay*, koymuş bulunuyorlardı. Gerçekten Maraş ve Aymtap havalisini önce İngilizler iş-. gal etmişlerdi. Fakat bir «Türk - Fransız çatışmasına zemin hazırlamak maksadıyla» buralarını tahliye edip Fran-sızları davet ettiler. İngilizler geldiği zaman hiçbir hâdise olmadığı halde, İngiliz Entelijansınm gayret ve faaliyetleri sonunda taşkınlık yapan Fransız neferleri ve Fransız, himayesinde hareket eden Ermenilerin'tecavüzleri yüzünden müthiş bir Türk Fransız çatışması ortaya çıktı. Bunun üzerine Fransa'yı yıpratan ve Türkiye'yi Fransa'yla karşı karşıya getiren bu çatışmanın temelindeki İngiliz menfaatlerini kavrayan ve müttefik olmaLOZAN ZAFER Mt, HRZİVET Mİ? 217 Iarına rağmen ' onlarla bu bölge de rakip vaziyette bulunan Fransızlar, Türkiye'yle anlaşma zemini aradılar. Bu. maksatla eski Fransız nazırlarından ve p anda meb'üs olan Frankün Buyyon (Boillion) 9 Haziran 1921 de Ankara'ya geldi. İlk zamanda * Fransızların birinci derecede alâkadar oldukları kapütülâsyonlar yüzünden anlaşmak mümkün olmadıysa da Sakarya' Zaferi . üzerini, 20 Ekim de «A n k a r a 11 i 1 â f n a m e s i» adıyla bilinen Türk - Fransız Anlaşması ortaya çıktı. Bu anlaşma. Lozan'da da kurtarılamamış bulunan «H a t a y» hariç aşağı yukarı bugünkü hududumuzu tâyin ve" tesbit ediyordu. . Daha sonra Türk • Ordusu Afyon va Dumlupınar Zaferlerini kazanınca Fransız Başvekili Puvankare (Poin-çare) Yunanlıların Anadolu'yu derhal tahliye etmeleri şartıyla bir mütareke akdi'talebinde bulundu. Fakat bu talep neticelendirilemeden 9 Eylül'de Türk Ordusu İzmir'e girmiş bulunuyordu. • , Bu suretle Anadolu'nun tahliyesi fiilen tahakkuk etmiş oldu. Fakat Boğazlar ve Trakya hâlâ işgal atınday-dı. İngilizler, sulhun akdinden önce buraların tahliye edilmesini asla istemiyorlardı. Onlah sulhe ve bu mıriti-kaları tahliyeye zorlamak için İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına karşı harekâta devam etmek gerekliydi. Gerçekten bu husus, «Hey'et-i Vekile'de görüşüldü. Verilen karar «Müfrezelerimiz ilerlesin. Sade silâh patlatmasınlar. Zannediyoruz ki İngilizler de patlatamaz. Çünkü Faik kuvvetlerin gittikçe tazyik dâiresini sıkıştıracağın»

görünce harbetmez çekilirler. Aynı zamanda «Biz* sizinle harbetmek istemiyoruz. Fakat toprağımızı işgal altında 218 KADİR bırakamayız. Çekilin!» diye de bir nota ile cevap verdik.»115 Brinci Ordu îzmit, İkinci Ordu da Çanakkale üzs-rine sevkedildi. 21S Fakat bu husustaki karar, Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa tarafından sür'at ve metanetle takipolunmayıp gevşek davranıldı. 2ıT. Halbuki bu harekete mukabele hususunda İngilizler yalnız kalmışlardı =1* Onların, Türk Ordularının ileri harekâtına karşı müttefikleri ile birlikte hareket etmek teklifine İtalyan ve Fransızlar müsbet cevap vermemişlerdi. Üstelik Fransız generali Pelle 18 Eylül'de İstanbul'dan kalkıp İzmir'e gitmek suretiyle bu İngiliz teklifine açıkça cephe almış görünmekten çekinmedi. Çünkü Fransız Umumî Efkârı Anadolu Harekâtının zaferle neticelenmesinden sonra aşikâr bir surette bize teveccüh gösteriyorlardı. 21' Fransız gazetelerinde Türk Zaferlerini kendi zaferleri gibi alkışlayan yazılar intişar ediyordu. İtalyan'lar da Fransızlar gibi yeni bir harp istemiyorlardı. '20 Hattâ 14 Eylül 1922 tarihinde toplanan Fransız Hükümeti, Boğazların serbestisi ve, Trakya'nın bize iadesi gibi manidar kararları ittifakla ittihaz etmiş bulunuyordu. Bu Fransız kararma karşı bir mukabelede bulunmak (215) Bknz.: Dr. Rıza NUR - a.g.e. ah. 951. (216) Bknz. İnönü'nün Hâtıraları (Lozan Kısmı) Ulus Gazetesi. .9 Ağustos 1968 tarihli nüsha. (217) Ali İhsan SABİS - Hart) Hâtıralarım. C.V., Ankara, 1951, eh. 352. (218) İnönü'nün Hâtıraları . Ulus Gazetesi, 10 Ağustos 1963 ta: rihll nüsha. (219) a.y. (220) a.y. LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mi? 219 isteyen İngilizler, Lloyd George ve Churchill tarafından kaleme alınıp 16 Eylül'de açıklanan bir kararla üç müttefik devlet tarafından Türklerin Boğazlardaki bitaraf mıntıkayı tecavüz etmemeleri ve Trakya'ya geçmemeleri için Ankara'ya tebligat yapılması ve Boğazlardaki kuvvetlerin arttırılması gibi tekliflerle ancak bunların icrasından sonra bütün şumûlü ile «Şark M e s ' e 1 e s i » nin halli için bir sulh konferansı toplanmasını istediler. Lord Grürzon'dan habersiz ilân edilen bu kararlar onun muhalefeti ile Lloyd George'un siyasî hayatına bir son vermeye sebep oldu. -'ı • ' . Bu kararlar bizzat İngiliz umumî efkârında bile çok kötü tesirler hâsıl etti. Yeni bir harbe vesjle olabilecek bu kararlara dominyonlar kat'î bir şekilde karşı çıktılar ve asker göndermeyeceklerini bildirdiler. İtalya ve Fransa ise bir mukabele olmak üzere Çanakkale'deki askerlerini geri çektiler. Fakat Türkiye Müttefikler arasında bu ihtilâftan lâyıkı veçhile, istifade edemedi. -~'2 Garp Cephesi Ku(221) «İşte bu esnadadır ki, Lloyd Gecrge İngiltere'yi tekrar aleyhimize harp hareketine başlatmak üzere sevk etmek istemişti. Derken Kabinemden düştü. Sonra bana Lozan'da Lord Gürzon «Lloyd George İngiltere'yi Türkiye'yle, yeniden harbe sokuyordu. Ben' mâni oldum. Lloyd George'u bundan dolayı ben düşürdüm. Binaenaleyh Türkiye ile dostluk taraftarıyım,» demişti. Hakikaten Lloyd George'u düşüren Lord Giirzon'un mânevrasıdır. Fakat bu daha ziyade fırka nıes'elesidir. Gürzon'un Tüikîye ile harp istemediği de şüphesizdir». (Bkz. Dr. Rıza NUR - a.g.e.,"sh. 952). (222) İstanbul'daki İngiliz Mümessilleri ile İngiltere Hükümeti arasındaki muhabere, heyecan ve tereddütlerle Müttefikler arasındaki ihtilâfları hakkıyla kavramak için bknz. Dawid WALDER-The Chanak Affair, London, 1969. ,220 KADİP. MI&IROCLU mandanı aşırı ihtiyatkârlıktan vazgeçemedi ve İngilizleri kızdırmaktan korkarak âtıl davrandı. -'3 Ordumuzun âtıl davranmasından istifade etmek isteyen İngilizler, Boğazlardan çekilen Fransız ve İtalyan kuvvetlerinin- yerini kendi askerleriyle ('oldurmaya

çalıştılar. İzmit üzerine sevTtedilen Birinci Ordu daha da ihtiyat-kâr bir surette kullanıldı ¦ • İngiliz İşgal Kuvvetleri Kumandanı General Ilarring* ton, Türk askerlerinin «bîtar'af Mıntıka» dan çekilmelerini talep etti. Buna, karşı M. Kemal Faşa «bitaraf bir mıntıka yoRtur!» diye cevap verdiği halde icraat bu sözü te'yid eder şekilde yürütülemedi. *-* ¦ ' Askerî dehası düşmanları tarafından bile kabul edilmiş bulunan Ali İhsan Paşa bu durumun tahlilini yaparken diyor ki: , «Eğer bu esnada İzmit tarafındaki Birinci Ordu kuvvetleri Gebze üzerinden. Yakacık sırtlarına, Kayış • Dağına, Alemlağı Ormanları Garp kenarına, Polenez köyüne doğru ilerlemiş olsalar idi, ingiliz kuvvetlerinin Çamlıca tepelerine çekilmeleri ve mütareke için müracaatta bulunmaları şüphesiz gibi idi. İngiliz Harp gemileri dağınık kara kuvvetlerinin hareketlerine mâni olamazlardı. Mustafa Kemal Paşa'nın bir kuru lâfı Harrington'u düşündürmüş ve Londra'ya müracaata mecbur etmiştir. Lörd Gürzon, Fransızlarla İtalyanların Çanakkale Boğazından ekilmeleri ve Türk ,askerinin Boğazlardaki bitaraf mıntıkaya ilerlemeleri karşısında telâşa düştü. O zamana kadar müttefiklerine ehemmiyet vermemiş ve Türk (223) General AH İhsan SABlS-a.g.e. sh: 353. (224) a.y. LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET M t? 221 Murahhası Fethi Bey'i kabul etmemiş olan bu mağrur Lord derakab çantasını alarak 19 Eylül'de Fransızlar ile görüşmek üzere Londra'dan hareketle Paris'e geldi. Ertesi gün, 20 Eylül'de Poincare ile görüştü, . 16 Eylül'de Reuter Ajansı ile neşredilen İngiliz kararlarından haberdar olan Mustafa Kemal Paşa, 17 Eylül'de İzmit'e giderek Birinci Ordunun mevcut kuvvetlerini harekete geçirse idi, veyanut eh geç 20 Eylül'de Lord Gür zon Paris'te Poincare'ye «Aman!» deyip yalvarırken Birinci Ordu'nun muhtelif müfrezeleri, akıncıları ve süvarileri Alemdâğı Ormanlarına ve Kayışdağı .sırtlarına doğru ileri harekete ve tazyika başiasalar idi mütekare ve sulh, şartları daha kolay ve arzumuza tamamiyle uygun olarak daha çabuk temin edilebilirdi. Mustafa Kemal Paşa'nın bu esnada .İzmir'de kalma si. İngilizleri sıkıştırmak istememesine, delâlet ediyorduk Halbuki hiç olmazsa İzmit'e gidip orada blöf yapması tesirden hâli kalmayacaktı. Evvelce «bitaraf mıntıka diye birşey tanımıyoruz» tarzında .verilen cevap ile, İzmir'de de oturup âtıl ve pasif kalmak birbirine uymuyordu.. Lord Gürzon, Pariste Poincare ile görüştükten sonra, îtalyanm FzJis Sefiri Kont Sforça ile de görüştü. Ve pynı gün c£'~nden sonra Fransız Hariciye- Nezaretinde üç devlet mümessilleri arasında bir konferans aktolundu. Burada şu karar verilmiş: 1 — Anadolu'da, Müttefik Devletlerden asker bırakmaya lüzum yoktur.. 2 — Deniz Kuvvetleri Türklerin Rumeli'ye geçmelerine mümanat etmek için kâfidir.. 222 KADİR MISIROCLU 22 EylüJ'de bir daha buluşup görüşmüşler. Güra>n. istanbul'un Türklerin elinde bırakılmasına itirazı olmadığını söylemiş. Bundan sonra Trakya mes'eiesi konuşulmuş. Fransızlar ile İtalyan'lar, Edirne'nin Türkiye'ye iadesinde şiddetle ısrar etmişler, İngilizler razı olmamışlar. Gürzon, Londra ile uzun boylu muhabere etmiş. Nihayet 23 EylüJ'de, Meriç, Nehri hudut olmak üzere Edirne'nin bizde kalmasına İngilizler muvafakat eylemişler. Bu suretle Ankara Hükümetine gönderilecek müşterek notaya Gürzon da imzasını koymuş. Poıhcare'nin emri ve Gürzon ile Sforça'nın tasvibi ile Franklin Buyyon, bir Fransız Harp Gemisine binerek 23 Eylül mukarraratım hamilen tzmir'e hareket etmiş ve bu hareketinden Ankara Hükümeti haberdar edilmiş, Mustafa Kemal Paşa, yanında Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey olduğu halde İzmir'de Franklin Buyyon'u beklemektedir. Bu haberi aldıktan sonra Boğazlar'a karşı tarafımızdan bir tazyik icrası artık bahis konusu olamazdı.. Vakit geçmiş idi, oyalanmış idik. İstanbul'daki Fransız

Fevkalâde Komiseri General Pelle de daha evvel İzmir'e gelmiş ve Paris deki müzakere ve mukarrerattan Hariciye Vekilimize malûmat vermişti. İstanbul'daki İngiliz Fevkalâde Komiseri General Harrington da Paris Mukai reratmı ve İzmir müzakeresini sükûnetle beklemekte idi. • • Franklin Buyyon, izmir'e varınca orada bulunan Mustafa Kemal Paşa ve Yusuf Kemal Bey ile görüştü. Paris Mukarreratını bildirdi. Bizimkiler, işi kısa keserek harbe çabuk son vermek ve memleklette Mustafa Kemal Paşa nin tasavvur ettiği teşebbüslere bir an c-vvel girişmek için LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mi? 223 Paris Mukarreratını kabul ettiler. Türk askerinin Trakya'ya girmemesine mukabil, Trakya'nın Yunanlılar tarafından hemen tahliyesi ile Türk Mülkiye memurlarına ve Jandarmasına teslimini şart koştular Franklin Buyyon bunu temin etmeyi vaadeyledi. Bunun üzerine bizimkiler şimdilik Trakya'ya Türk askeri göndermemeyi taahhüt ettiler ve Boğazlara karşı ileri hareketi durdurdular.»Ms Halbuki bu sırada herkes Türk Ordusu'nun Boğaz-lar'ı zorlayarak Trakya'ya geçmesinin en tabiî bir hâdise olduğu kanaatıhdaydı. Bu keyfiyeti Anka'daki ilk Rus Elçisi S. t. Aralov'un Türkiye Hatıralarında bile bulmak mümkündü: • «Türk Ordusu Yunan "Cephesini yarıp Ege Denizi ile Marmara Denizi ve Boğazlara doğru ilerlerken biz, Elçilikte, Türk Ordusu'nun İstanbul'a gireceğine, Boğazın Anadolu yakasını ve Doğu Trakya'yı işgal edeceğine inanıyorduk.»-'6, demektedir. / ' Sulhten önce henüz mütareke görüşmeleri yapılırken işlenen askerî ve siyâsî hataları büyük bir dikkat ve titizlikle tesbit eden General Ali İhsan Sabis mütalâalarına devam ederek diyor ki: x «Mustafa, Kemal Paşa'nın bir an evvel sulh yapmak arzusu, İzmir müzakeresinde bazı ehemmiyetli noktaların unutulmasına sebep olmuştur. Franklin Kouillon'un tatlı diline kapılarak getirmiş olduğu 23 Eylül Paris nrakar-reratma hiç itiraz edilmemiş ve hemen hepsi aynen kabul olunmuştur. Halbukf bu müzakerede istical göstermemek, (225) General Ali İhsan SABlS-a.ğ.e. sn: 353-354. (226) Sİ. ARALOV-Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hâtıraları, İstanbul 1967, sn. 149. 224 KADİR MISIROÖL.U Meriç Nehrini hudut olarak kabul etmemek ve hiç olmazsa Gümülcine batısına kadar Garbî Trakya'yı Yunanlılarda bırâkmıyarak tahliyesini istemek lâzım idi. Bundan başka Boğazların ve İstanbul'un tahliyesi mes'elesini .de aynı zamanda ileri sürüp karara bağlamak ve bu kararlar üzerine Mudanya'da bir mütareke komisyonunun akdine razı olmak icap ederdi. İzmir'e getirilmiş olan 23 Eylül Paris Mukarreratı tamamiyle belli olunca gizlice Türk Ordularına Boğazlar'a ileAemek emri verilmeli; İzmir'de müzakere ederken Ordular, Boğazların Anadolu sahilini ellerine geçirmeli veya hiç olmazsa bu sahillere iyice sokulmuş olmalı idiler. ' Eğer .İstanbul'un Müttefik Devletler tarafından tahliyesi tarihi tesbit edilmiş olsaydı, sonradan zuhur ederi zorluklara meydan verilmemiş olurdu. Meriç Nehrine kadar Şarkî Trakya'yı kendiliklerinden bize iadeye razı olmuş ve teklif etmekte bulunmuş olduklarından tarafımızdan Garbî Trakya'nın talebi Müttefik Devletleri hiç şaşırtmazdı. Bu talep tamamiyle terviç edilmese bile - «Edirne-Dedeağaç» demiryolunu, Edirne'nin Karaağaç istasyonu ve mahallesini Dimetoka ve Dedeağaç şehirlerini kurtar inak mümkün oldurdu, Lozan Sulh Müzakeresi de bu esaslar üzerinde daha kolay cereyan ederdi. İngiltere bir yandan 23 Eylül mukarreratını Paris'te kabul ederken, diğer taraftan Yunanlıları gizlice tahrik etti. Güya Şarkî Trakya'nın terkine razl olmadıklarından dolayı Yunanistan'da bir galeyan peyda oldu; ve bir askerî ihtilâl neticesinde 27 Eylül'de Kral Kostantin, ikinci oğlu George lehine krallıktan feragat eyledi. Vrnizelos- Londra'ya gelerek Lord Gürzon ile görüştü, fakat Başvekil LFo'yd George mülakattan içtinâb etti.. LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET M) ?

225 Fransız gazeteleri Yunanistan'daki oyunlara bir kıymet vermiyerek Venızelos'nn faaliyet göstermesini soğuk bir tavır ile karşıladılar; bu hareketlerin Yunanistan'a Edirne'yi kazandıramıyacağım yazdılar. izmir mülakatında kabul edilmiş olan 23 Eylül Paris Mukarreratını Poincare, Fransız Nasırlar Meclisi'ne tasdik ettirdi. Bu suretle Yunanistan vaziyetinin 23 Eylül Mukarreratı ile kat'iyet kesbetmiş olduğunu ve Fransız siyasetinin tâdil edilmiyeceğini anlatmak istedi. Lord Gürzon'un Yunanlıları himaye etmesine rağmen Fransızlar ile İtalyanların lehimizde/ metin davranmaları üzerine Venizelos, Londra'dan Paris'e eli boş döndü. Paris'te Poincare'ye Şarkî Trakya'nın terkine razı olduğunu ve bunu Atina Hükümetine tavsiye eylediğini söylemek mecburiyetinde kaldı. Atina Hükümeti bu tavsiyeyi kabul ettiğinden Venizelos, Yunanistan'ın Avrupa'da fevkalâda murahhas sefiri sıfatını deruhte eyledi. Müttefik Devletler tarafından yapılmış olan 29 Eylül teklifini kabul ettiler ve 3/10/1922 de Mudanya'da bir mütareke komisyonu toplandı. Aynı günde Başkumandan ile Hariceye Vekili İzmir'den Ankara'ya döndüler. 4/10/1922 de Mustafa Kemal Paşa, Büyük Mület Meclisinde uzun bir nutuk iradederek yapılmış olan harp hareketleri ve kazanılan zafer hakkında izahat verdi. tsmct Paşa Mudanya Konferansında da İstanbul'un Müttefikler tarafından tahliyesi hakkında hiç bir şey temin etmeden 11/10/1922 de Konferans bitti ve protokol imza edildi. Iiefet Paşa, İstanbul Kumandanlığına tayin olundu. F: 15 226 KADİR M13I30ÖLU Bu suretle İstanbul'daki Padişah Hükümetinin idaresine resmen nihayet verilmiş oldu. 19/10/1922 de İngiltere'de Iioyd George Kabinesi istifa etti. Müttefik Devletler 27/10/1922 de verdikleri bir nota ile sulh konferansının 13/11/1922 de Lausanne'da toplanmasını, ikiden fazla mümessil gönderilmemesini ve bunların tam selâhiyeti haiz olmalarını bildirdiler.»2'7 Bu davet üzerine sulh konferansında Türkiye'yi tem sil edecek hey'etin kimlerden müteşekkil bulunması mes* elesi düşünmeye başlandı. Fakat davet sadece Ankara Hükümetine değil, aynı zamanda istanbul Hükümetine de yapılmıştı.22* Evvelce ifade edildiği üzere son Osmanlı Sadrazamı Tevfik Paşa, sulh konferansında «müşterek bir hatt-ı hareket takibi» için M- Kemal Paşa'ya müracaat etmişti'2' İstanbul Hükümetini ortadan kaldırmak ve tek başına memlekete hâkim olmak isteyen M. Kemal Paşa, bu hadiseyi vesile ittihaz ederek «Saltanat» ve «Hilâfet»i birbirinden ayırıp önce saltanatı ortadan kaldırmak yoluna tuttu. Burada câlib-i dikkat olan husus şudur ki, böyle bir kararın ittihazından sadece bir kaç gün evvel Refet Paşa* nm Keçiören'deki evinde M. Kemal Paşa'ya karşı Saltanatı da, Hilâfeti de müdafaa eden ve M. Kemal Paşa'nın bu müdafaa esasları üzerinde tasvibini ve hattâ aynı hissiyatın onun tarafından da Meclis huzurunda ifade edilmesini sağlayan Rauf Bey bilâhare Saltanatın ilgası gününün bir «MilH Bayram» olarak kabul edil(227) General Ali, îhsan S ABİS - a.g.e, sh: 355-356. (228) Bknz: İnönü'nün Hâtıraları . 20 Ağustos 1968 tarihli Ulus Gazetesi Feridun KANDEMİR - a.g.e. sh: 88-Dr. Rıza NUR - a.g.e. sh: 965-966 . M. Kemal Paşa - a.g.e. sh: 418. (229) Bknz. Nutuk, 260 numaralı vesika. LOZAN ZAFER Ut. HEZİMET Mt? 227 meşini isteyecek kadar tezada düşmüştür.'30 O devrin ricalinin karakter zaaflarını belirtmesi bakımından son derecede alâka çekici olan bu vak'ayı M. Kemal Paşa'dan dinleyelim: «Rauf Bey, birgün Meclis'teki odama gelerek benimle baza hususâta dair görüşmek istediğini ve akşam Keçiören de Refet Paşa'nın evine gidersem daha güzel konuşabileceğimizi söyledi. Rauf Bey'in teklifini kabul ettim. Fnat Paşa'nın da hazır bulunmasına muvafakatimi istizan etti.' Onu da münasip gördüm. Refet Paşa'nın evinde dört kişi içtimâ ettik. Rauf Bey'den dinlediklerimin hülâsası şu

idi: Meclis Makam-ı Saltanatın ve belki Hilâfetin ortadan kaldırılmak nokta-ı nazarının takip edildiği endişesi ile müteezzidir. Sizden ve sizin âtiyen alacağınız vaziyetten şüphe etmektedir. Binaenaleyh Meclisi ve dolayısıyle Efkârı Umumiye-i Milleti tatmin etmeniz lüzumuna kaniim. Rauf Bey'den Saltanat ve Hilâfet hakkındaki kanaat ve mütalaasının ne olduğunu sordum. Verdiği cevapta şu tasrihatta bulundu: Ben, dedi. Makam-ı Saltanat ve Hilâfete vicdanen ve hissen merbutum. Çünkü benim babam Padişahın nan'u nimetiyle yetişmiş, Osmanlı Devleti'nin iic'ali sırasına geçmiştir. Benim de kanımda o nimetin zer(230) Feridun KANDEMİR - a.g.c. sh: 90 da: «Efendim, bu akşam Rlsaletpenah Efendimizin velâdetlerine tesadüf etmekle İslâm âlemi müşerreftir. Aynı zamanda hakikaten millete dayanan yegâne kuvvet olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bihakkın istiklalinin temin edildiği gündür. Bu ikisi hürmstine mes'ud geceyi tesiden bu gece ve yarının bayram kabul edilmesini teklif ederim.* demiş bulunduğu görülmektedir. 22S KADİR MI9IROÖLU raü vardır. Ben nankör değilim ve olamam. Padişah'a mu-hafaza-i sadakat borcumdur. Halifeye merbutiyetim ise, terbiyem icabıdır. Bunlardan başka umumi mütalâam da vardır. Bizde vaziyet-i umumiyeyi tutmak güçtür. Bunu ancak, herkesin erişemeyeceği kadar yüksek görülmeye alışılmış bir makam temin edebilir. O da Makam-ı Saltanat ye Hilâfettir. Bu makamı lağvetmek, onun yerine başka mâhiyette bir mevcudiyet ikamesine çalışmak felâket ve hüsranı muciptir. Asla caiz olamaz. Rauf Bey'den sonra karşımda oturan Refet Paşa'-dan mütalâasını sordum Refet Paşa'nın cevabı şu idi: Tamamen Rauf Bey'in fikir ve mütalâasına iştirak ederim Filhakika bizde Padişahlıktan, Hilâfetten başka bir şekl-i idare mevzubahs olamaz. Ondan sonra, Fuat Paşa'nın fikrini öğrenmek istedim. Paşa yeni Moskova'dan geldiğinden, vaziyeti, efkâr ve hissiyat-ı umumiyeyi lüzumu derecede tetkike henüz vakit bulamadığından bahsederek, görüşülen mes'-ele hakkında kafi bir fikir ve kanaat dermeyan etmekte ma'zur olduğunu ifade etti. Ben, muhataplarıma, kısaca, şu cevabı verdim: Mevzubahs ettiğiniz mes'ele bu günün mes'elesi değildir. Mecliste bazılarının telâş ve heyecamna mahal yoktur. Rauf Bey, bu cevabımdan memnun göründü. Fakat şu veya bu tarzda, mevzubahs mes'ele etrafında görüşmeye devam olundu. Akşam üzeri başlayan mülakatımız bütün gece sabaha kadar uzadı. Rauf Bey'in bir şeyi temin etmek istediğini ihtisas ettim. Benim Hilâfet ve Saltanat ve âtiyen şahsan alabileceğim vaziyet hakkmda kendilerine söylediğim ve itminan bahşedici bulundukları sözleri bana kürsüden bizzat Meclis'te söylemek.... LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 229 Kendilerine söylediğim sözleri aynen Meclis'te söylemeğe beis görmediğimi bildirdim. Fazla olarak bu sözleri kurşun kalemi ile bir kâğıt parçasına tesbit ve ertesi günü Meclis'te bir münasebetle beyanat tarzında dermeyan edeceğimi vaadettim. Bu vaadimi ifa da eyledim. Benim bu beyanatım muhaliflerce Rauf Bey'in bir eser-i muvaffakiyeti telâkki ve kendisi takdir edilmiş.. Efendiler, ihtimal Rauf Bey, bir takım zevat indinde deruhte eylediği vazifeyi yapmıştı. Ben de umumî ve tarihî vazifemden, o güne âid safhayı izah eylediğim gibi ifa eylemiştim. Fakat umumî vazifemin, emrettiği asıl noktayı ifa ve tatbik etmek lâzım geldiği zaman da asla tereddüt etmedim. Tevfik Paşa'nın telgrafları vesilesiyle Saltanatı Hüâfet'den ayırmaya ve evvelâ Saltanatı lâğvetmeye karar verdiğim zaman, ilk yaptığım işlerden biri de, derhal Rauf Bey'i Meclisteki odama celbetmek oldu. Kauf Bey'in Refet Paşa'nıntevinde sabahlara kadar dinledjğim kanaat ve mütalâatına hiç'muttali değilmiş gibi ayakta, kendisinden şu talepte bulundum f Hilâfet ve Saltanatı birbirinden ayırarak Saltanatı lağvedeceğiz. Bunun muvafık olduğuna dâir kürsünden beyanatta bulunacaksınız. Rauf Bey iîe fazla bir tek kelime teati etmedik. Rauf Bey, odadan çıkmadan evvel, aynı maksadla davet etmiş olduğum Kâzım Karabekir Paşa geldi. Ondan da aynı zeminde beyanatta bulunmasını rica ettim.

Efendiler, o tarihe (ait zabıt ceridelerinde görüldüğü veçhile Rauf Bey bir iki defa beyanatta bulundu ve hattâ saltanatın lâğvolunduğu günün bayram kabul edilmesi teklifini de dermeyan etti.2"» (231) M. Kemal Pa§a-a.g.e. sh: 418.419. 230 KADİR MI9IROCLU M. Kemal Paşa, müteakip satırlarında gayet haklı o-iarak Rauf Bey'in birkaç gün içinde ortaya çıkan bu te-' zadıyla istihza etmektedir. Fakat şu da bir hakikat olarak kendi ifadesi ile sabittir ki; o da, Rauf Bey gibi, üç dört gün arayla birbirine zıt ifade ve hareketlerde bulunmuştur. Rauf Bey, evvelce mevzubahs edilmiş bulunan, Kan-demir'le mülakatlarında aleyhtarlığının sadece Saltanata mahsus bulunduğunu, fakat sadece o zaman için Hilâfetin muhafazası lüzumuna kani bulunduğu ifade etmekte ve bu bapta uzun mütalâalar dermeyan eylemektedir.112 Halbuki, M. Kemal Paşa'nın yukarıya dercedilen satırları onun Rafet Paşa'nın evinde serdeylediği mütalâalarının Hilâfet kadar Saltanata da şâmil bulunduğu aşikârdır. Bu mes'ele üzerindeki teferruatı bu eserin «Hilâfet meselesi»ni «M anevî Kayıplarımız» Meya-mnda ele alacak olan üçüncü cildinde de tafsil edeceğimiz cihetle, burada bu kadarla iktifa edip «Lozan Murahhaslar Hey'eti»nin teşekkülü mes'eleşine geçiyoruz. Bu suretle yukarıda anlatıldığı üzere saltanat ilga edildikten sonra Lozan Konferansında Türkiye'nin tek başına ve sadece Ankara Murahhasları ile temsili imkân dahiline sokulmuş oldu. Konferans Hariciye Vekilleri seviyesinde cereyan edecekti. Mondros Mütarekenâmesi gibi Türkiye'ye pek pahalıya mal olmuş bulunan bir anlaşma yi imza eden Rauf Bey, biraz da o anlaşmanın kefaretini teşkil etmek üzere Lozan'a gitmek ve şerefli bir sulh muahedesi ortaya çıkarmak istiyordu. Hattâ Dr. Rıza Nur'a (232) Feridun KANDEMİR - a.g.e. eh: 92 vd. LOZAN ZAFEK \M|, HEZİMET Mt? 231 göre bu arzu, Hey'et-i Vecile'de cereyan eden müzakere ve seçimlerle fiilen de tahakkuk ettirilmiş idi.23' Fakat daha sonra hiç böyle bir seçim ve müzakere icra edilme-irjş gibi mes'elenin yeniden ele alındığım İsmet Paşa'nın tercih ve tesbit edildiğini görüyoruz. Halbuki bu sırada Hariceye Vekili Yusuf Kemal Bey idi. Bu itibarla Hey'et-i Murahhasa Reisi onun olması icap ediyordu. M. Kemal Paşa'ya göre İsmet Paşa'nın Hey'et-i Murahhasa Reisi yapılmasını ilk teklif eden Yusuf Kemal Bey'dir.3'* Yusuf Kemal Bey'in kendisi ise hatıratında «¦sıhhî sebeplerle Hariciye Vekilliğinden ayrıldığını» söylemektedir.21' Rauf Bey ise İsmet Paşa'yı M. Kemal Paşa'ya kendisini teklif ettiğini söylemektedir. 236 Bu sebep varit olsa bile bir kere İsmet Paşa'mn Reisliği takarrür ettikten sonra, Hariciye Vekili olması da zarurî idi. (233) Dr. Rıza NUR - a.g.e. sh: 961 vd. (234) M. Kemal Paşa-a.g.e. sh: 417-418 de «Ankara'dan hareketimden evvel Yusuf Kemal Bey, bana Hey'et_i Murahhasa vazifesini en iyi İsmet Paşa'nın yapabileceğini söylemişti. Yusuf Kemal Bej/'dcn kendlîine vuku bulan ig'a-nmı hüsnü telâkki ederek icabına tevessül ettiğine dair cevap aldım. îşte ondaa sonra idi ki, İsmet Paşa'ya. Hariciye Vekili olacağını, ondan sonra da sulh konferansına Hey'et-i Muharrasa Reisi olarak gideceğini söyledim. Paşa Dirdenbire mtitehayyir kaldı. Asker olduğundan bahsederek bcyan-ı itizar etti. En nihayet teklifimi bir emir telâkki ederek mutavaat gösterdi,» denilmektedir. (235) Yusuf Kemal TENGİRŞENK - a.g.e., sh. 285-287. (236) Feridun KANDEMİR - a g.e. sh: 101'de; «Hey'etimize benin başkanlık etmemi istiyorlardı. Ben ise, kargımıza gelecek devletlerin, hey'etlerine. Hariciye Vekilleri Başkanlık ettiğinden, bizim de Hariciye Vekilimiz Yusuf Kemal Bey'l göndermemizi doğru buluyordum. Fakat Yusuf Kemal Bey, başkan olarak gittiğim ?32 KADİR M19IR0ÖLU 1 LOZAN ZAFER M t, HEZİMET Mf? 233

Bununla beraber îsmet Paşa ileride tafsil edildiği üzere böyle bir siyasî faaliyet için hiçbir tecrübe ve hattâ liyakat sahibi olmadığından M. Kemal Paşa'nın kendisine bu husustaki teklifi karşısında pek çok tereddütler geçirmiş bütün hayatı askerlikte geçtiğinden bahsederek be-yan-ı itizar etmişti. Daha alâka çekici olanı şudur ki. îsmet Paşa böyle bir konferansa askerlerin gönderilmesine muhalif olduğunu, kendisine karşı ve peşinen ifade eden Kâzım Karabekir Paşa'nın da bilâhare bu Konferansa Rusların da iştirak edeceklerini öğrenince, onlarla muarefesinden bahsederek kendisinin Murahhas Hey'eti Reisi olmayı arzu eylediğinden bahsetmektedir.237 Bu ifade ihtimal ki kendisinin «Amerikan Mandası» taraftarlığını ifade eden mektubunu «İstiklâl Harbimiz» isimli eserine derce-den Kâzım Karabekir Paşa'dan bir nev'i intikam almak arzusunun eseridir. Çünkü müteakip satarlarında kendisi de asker olduğu halde, İnönü'nün Reisliğine «Asker olma s ı»nı ileri sürerek itiraz etmek suretiyle tenakuza düştüğü bildirilmektedir. Kâzım Karabekir Paşa'nın malûm ruh ve karekter yapısı dikkate alındığında böyle bi» tenakuza düşebileceğine ihtimal vermek imkânsızdır. takdirde bana refakat edeceğini ileri "sürerek, bu vazifeyi kabul etmeyince, Mustafa Kemal Paşo'ya ben; «Mudanya konferansını başarı ile idare ederek, istenen neticeye ulaştırabildiği için sulh müzakerelerine de O'nun gitmesi münasip olur» diye İsmet Paşa'yı tavsiye ettim.» denilmektedir. (237) Bknz. İnönü'nün Hâtıraları (Lozan Kısmı) — Ulus Gazetesi, 19. Ağustos. 1968 tarihi! nüsha. İsmet Paşa'nın bir asker olmak itibariyle siyâsî mes' deler için mevcut tecrübesizlik ve kifayetsizliği uzun münakaşalara sebep olmuşsa da binnetice M. Kemal Paşa'nın tensibinin ihdas eylediği baskı dolayısıyle Hey'et-i Murahhasa Reisliği tahakkuk etmiştir. İkinci murahhas olarak «Umur-u Sıhhiye ve Muavenet-i tçtimaiyye Vekili» Dr. Rıza Nur ve diğer murahhaslığa da Trabzon Meb'usu Hasan Hüsnü (Saka) Bey -seçilmiğlerdir. Konferansa iştirak eden devletler iki murahhas gönderdikleri halds Türk Hey'eti'nin başında her biri de «M u r a h h a s» sıfatını haiz üç kişinin bulunması Lozan'da uzun münakaşalara sebep olmuş, fakat netice itibariyle bu da kabul edil mistir. Hey'ete; terfik edilen müşavir, gazeteci ve neferlerle238 birlikte yüz kişiyi aşmaktaydı. Bunların belli başlılarının isimleri ile o zamanki vazifeleri şöyledir: BAŞMURAHHAS: İsmet Paşa: Hariciye Vekili. MURAHHASLAR ; a) Dr. Rtza Nur: Sıhhiye Vekili. b) Hasan Bey: Sabık Maliye Vekili MÜŞAVİRLER : Münir Ertegün: Hariciye Vekâleti Hukuk Müşaviri Muhtar Çilli: Nafıa Vekâleti Eski Müsteşarı Veli Saltık: Burdur Meb.usu. Zülfü Tiğrel: Diyarbekir Meb'uau. (23S) «Biz artık yola çıkıyoruz. İsmet Ordu'ya gitmişti. Eskişehir'de bize iltihak edecek. Gece yansı trene biniyoruz. İstasyondayız. Bir telgraf getirdiler. İsmet Hariciye Vekâletinden ismini unuttuğum bir kâtibi de götürmemi istiyor. Haber yolladım. Derhal geldi. «Hadi, İsmet Pasa istiyor» dedim. Çocuk eşya bile almağa vakit bulamadı. 234 KADİR MISinOfiL'J LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ 7 235 Zckâi Apaydm: Adana Meb'usu Celâl Bayar : Sabık İktisat VekUi ve İzmir Meb'usu. Şefik Bayman : Maliye Teftiş Hey'etl Reisi. Seniyüddin Başak: İstanbul Evkaf Hukuk Müşaviri. Şevket Doğruer: M.M. Vekâleti Deniz Dairesi Müdürü (Yarbay) Trene atladı. Yolda İsmet de bize iltihak etti. İsmet iki tane yaver, birkaç zabit, on tane de nefer almış,. Bu askerler hep böyle. Böyle saltanatla gidecek. Be adam şimdi Hariciyö Vekilisin, murahasstn, sivilsin. Bu kadar adam Lozan'a ne ile gider gelir ve orada ne yer? Az para mı? Bu fakir millete yazık değil mi? Tabiî bu mülâhaza zihnimden geçti. Kendine hiçbir şey demedim. Daha ilk adımda

iş çıkacak, fakat onların böyle şeyler düşündükleri yok...» Bknz. : Dr. Rıza Nur - a.g.e. sh: 973-974). «Rauf'tan bana bir telgraf. Zehir gibi. Diyor ki: «Siz benim haber ve iznim olmadan... Efendiyi nasıl alıp İstanbul'a götürdünüz? Derhal iade edin.» Ateş kesilmiş. Bu Ismet'in benden telgrafla istediği ve beraber aldığım efendi. İsmet telgrafını okudu, küplere bindi. «Bunu ben istedim, ben hariciye vekiliyim. İstediğimi alırım. Geri yolla-mıyacağım» diyordu.» (Bknz.: Dr. Kıza Nur - a.g.e. sh.: 976). «Biz bfiyük bir teşyî ile Sirkeci'dım trene bindik, herkes maiyetinde adamlar götürüyor. Bizim Pazarola Hasan dahi bir kâtip almış. Bende birşey yolc. Aklıma bile gelmiyor. Lüzumsuz. Millete boşuna masraf. Reşit Safvet, bu çocuğu görmüş. Bana dedi ki: «Bu çocuk ailesiyle bir müddet bizim evin yanındaki evde oturdu. Bizim bahçıvanın paltosunu çalıp sattı. Bu gayet fena bir çocuktur. Söyle de bunu götürmesin,» dedi. «flasan'a söyledim. Hiddetlendi «Hayır, bu iyi çocuktur,» dedi. «Canım, şöyle de o!ınuş-> deyip vak'ayı anlattım. «Söz dinle, bunu götürme,» dedim. îsrar etti, çocuğun cevheri temiz olduğunu ve kendisini pek iyi bildiğini söyledi. Hasılı vaz geçirtemedim. Bu çocuk Lozan'da neler yapacak, sonra, söyliyeceğim. Maatteessüf 1 ev>fik Bıytkltoğlu: Kurmay Yarbay Tehir Taner: Adliye Müsteşarı Nusrct Metya: Hariciye Vekilliği İkinci Müşaviri. Hikmet Bayur: Hariciye Vekâleti Siyasî İşler Müdürü Zühtü İnhan: Üniversite Profesörlerinden, Fuat Ağralt: Maliye Vekâleti Muhasebat Umum Müd. Mustafa Şeref Özkan: Eski Nazırlardan, Şükrü Kaya: Mülkiye Müfettişi. Hdmit Hasancan: Hilâli Ahmer (Kızılay) İkinci Reisi Cavit Bey : Eski Maliye Nazırlarından Hayim Naum : Yüksek Mühendis Mektebi Fransızca Muallimi (sonra Mısır Hahambagısı). Baha Bey: Adliye Vekâleti Mezhep İşleri Müdürü, MATBUAT MÜŞAVİRLERİ Ruşen Eşref Ünaydm: Muharrir. Yahya Kemal BeyatU : Şair ve Üniversite Profesörlerinden. UMUMİ KATİP VE MÜŞAVİR: Reşit Saffet Atabinen: Mülga Şûrayı Devlet âzası MÜTERCİM: Hüseyin Pektas: Robert Kollej tkinci Müdürü. KÂTİPLER: Ali Türkgeldi: Hariciye Vekaleti Memurlarından, Mehmet Ali Balin: Hariciye Vekâleti Memurlarından Ccvat Aç\'<ahn: Hariciye Vekâl-îti Memurlarından Süı-'imr ı S. Kıran: Hariciye Vekâleti Memurlarından Celâl hdıım Arar: Hariciye Vekaleti Memurlarından Saffet Sav: HilaH Ahnıer Umumî Merkezi memurla. rından. Rıfat Bey: Eski Hariciye Memurlarından, Dr. Nihat Reşat Belger: Paris Matbuat Mümessili. bu çocuk Avukat Ömer Faruhi üey'in kaynıdır. Rarukl Bey zekî, çalışkan, mücessem namusu ve çok daha meziyetleri o!an bir zattı. Kaynı böyle. Halbuki haremi de iyi bir kadındır. Bu çocuk bugün Fransız zabitidir. Paris'te 236 KADİR MISIROÖLV 13 Kasım 1922 Konferansın başlayacağı tarih olarak tesbit edilmişti. Heyetimiz iki gün evvel (11 Kasım) Loza-na indi. îngilterede Lloyd George kabinesinin düşmesi ve yeni seçim yüzünden konferans bir hafta tehir edilmiş bulunuyordu. Halbuki bu haber, daha lstanbuldan ayrılmadan ingiliz fevkalâde komiseri tarafından kendisina «hususî surette,» bildirilmişti.13" inönü Müttefik Devler., ler Hariciye Vekillerine bir nota gönderdi: «Sulh konferansının içtimai hakkında Fransa, İngiltere, İtalya hükümetleri tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine resmen yapılan davet üzerine konferansın açılma tarihi 13 Kasım olarak kat'i surette kararlaştığı cihetle Lozana muvasalat eden Türk murahhas heyetinin müştereken tekarrür eden yukarıda yazılı tarihte müza-kerata girişmeğe hazır olduğunu zatı asilânelerine tebli-ğtyle kesb-i şeref eylerim. Sulhun tehiri Türk Milleti için büyüklüğü takdir edilemiyecek fedakârlıkları ve zahmetleri uzatacak ve bertaraf edilmesi münhasıran bizim iyi niyetimize bağlı olmıyan beklenmedik neticeler doğuracak bir mahiyette olduğunu benimle birlikte

zat-ı asilâ-neleri de takdir edecektir. Bu cihetle cihan sulhunun menfaati namına konferansın çabuk toplanması için beslediğim en hararetli temennileri zat-ı asilântlerine tebliğe ve yüksek saygılarımın teminine musaraat eylerim.» Bu nota ile İnönü, Lozandaki ilk gafını yapmış oluyordu. Zira vaktinden evvel konferans mahaline gelmek(239) «Sen Piyer» denilen meşhur Harbiye mektebinde okuyor. -Diğer kardegi de Batum'da komünisttir. Bizden kaçmış, komünist olmug ,orada gazete çıkarıyordu. Batum'da görmüştüm,» (Bknz. Dr. Rıza Nur-a.g.e., sh.: 979). Cemil BİLSEL — Lozan, C. II. İstanbul, 1933, sh: 11'. I LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 237 le kalmıyor bir de, bir an evvel müzakerelerin başlaması için tehalük göstererek hiçbir müstağni tavır takınamı-yordu. Konferansın tehirinden bilistifade İnönü birkaç arkadaşı ile Paris'e gitti. Üç günlük bir ziyaretten sonra Lozana döndü. Fakat Paris'te Fransız Başvekili Poincare ile görüşen İnönü, burada da ayni hatalı tutumu devam ettirerek bir an evvel sulha kavuşmak hususundaki meyil ve arzularını açıkça ifâde suretiyle zaafını ortaya koydu.2"10 17 Kasım 1922 de kabul ettiği «Müslim Standard» Gazetesi Müdürü Seyyid, Abdül Kayyum Malik'e (240) «PoincarS'ye sulh olup olmayacağını sordum. «Elbette olacak» dedi. Bknz: İnönü'nün Hâtıraları — Ulus Gazetesi, 23 Ağtıstos 1968 tarihli nüsha.) «Mösyö Poincari ile mülakatımız bir saat kadar sürmügtü. Odasından çıktığım zaman kapının önünde bir odama rastladım. Bana memnun olup olmadığımı sordu: «Nedir intibaın» dedi. Ben o zamana kadar böyle suallere hiç alışmamıştıın. Eir ciddî konuşmadan çıkar çıkmaz, tanımadığım bir kimseye fikir söylemek ve hesap verir gibi bir vaziyet alma'c br. nim bilmediğim şeyler. Gazeteclymig. «Vaziyetten memnun musunuz» diye soruyordu. «Memnunum» dedim ve başka birşey söylemedim. Gazeteci ayrılıp gitti. Erlesi gün gazetelerde benim Poincarö ile yaptığım mülakattan vaziyetten memnun1 olduğum yazılıydı. Halbuki ben memnun oldum dediğim zaman, çok bilmediğim bir takım gey. leri öğrendim ve fikirlerimi söyledim, bu fırsat' buldum demek istiyordum. Gazeteci benim «memnunum* dememden PoincarĞ ile görüşmemden her noktada mutabık kaldığım tarzında bir mâna çıkarmıştı», «bakn: İnönü'nün Hatraları-Ulus Gazetesi, 25 Ağustos, 1968 tarihli nüsha) 238 KADİR MI9IROOL.U bütün Dünyaya duyurulmak isteği ile verdiği beyanatda: «Size ve sizin vasıtanızla bütün müslümanlara şunu söyliyeyim ki... Türk Milleti, İslâmiyet'in kola ve kılıcıdır Türkiye Anayasası, Hilâfetin yani hür ve müstakil bir «î s 1 â m Devleti» nin menfaatlerini yüri'tmeğe çalışacak ellere, bütün müdafaa kudretini vereceğini söylüyor. Bu halde, Hilâfeti nasıl, maddî, desteksiz bırakmış oluruz. Türkiye, Hilâfeti tutuyor ve tutacaktır. Hilâfet Türk Milletine vediadır, emanettir. Türk Milleti hür ve müstakildir. Bunun için Hilâfet de taarruzdan masun ve iktidara maliktir. Hilâfetin bütün vasıfları mahfuz ve emindir. Kanımızın son damlasına kadar Hilâfeti tutup, yaşatacağız. Fakat tek bir adamın şahsî malı olmasına âslâ müsaade edemeyiz. İşte Türk Milletinin kararı budur. Biz öyle hissediyoruz ki, Hilâfet bugün dahi müslümanlar arasında daha büyük bir anlaşma ve yardımlaşma kaynağıdır. Yer yüzündeki din kardeşlerimizin bu sözlerimi dikkatle o-kumalannı isteriz ve mihnetli günlerimizde onların devamlı müzaheretlerini beklemekte olduğumuzu düşünerek bizi haklı görmelerini bekleriz. Biz, büyük İslâm Aleminin azasındanız. Bizi takviye ve teşcî, etmenizle ve islâmiyete yaptığımız âcizane hizmeti takdir eylemenizle bizim, islâmın hürriyet ve istiklâlinin savunucusu sayılmağa lâyık olduğumuzu isbat ettiniz. Türk, bu mütevazi ve asîl vazifeden dolayı iftihar eder. Bizim kanaatimiz şudur ki, Hilâfet hakkı Türk Milletinde mahfuzdur.541.» (241) Feridun KANDEMÎR — a.g.e. sh. 96

LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 239 Tabiî bu satırları okuyanlar gözlerine inanamamak-ta.dırlar. Fakat hakikat budur. Hilâfeti bütün aleme karşı böylesine müdafaa eden İnönü'dür. Niçin mi? Lozana «aziz §ef»inin «halife olmak arzusuyla meşbû bulunduğunu» bilerek gitmişti, de ondan. Evvelce bir nabze bahsedildiği ü-zere bu devrede İnönü'ye nazire olarak M. Kemal Paşa'da Türkiye'de ayni şekilde Hilâfeti göklere çıkaran konuşmalar yapmaktaydı. Çünkü henüz meşhur Hahambaşı Ilayim Nanm Efendi meş'um rolünü oynamaya başlamamış bulunmaktaydı. Konferansa, bir tarafta Türkiye, diğer tarafta îngil-tcre, Fransa, italya, Japonya, Yunanirtan, Romanya ve Sırp - Hırvat Sloven hükümetleri iştirak ettiler. Rusya, Türkiye'nin ısrarı üzerine Boğazlara müteallik meselelerin müzakeresine davet edilmişti. Amerika, Lozan konferansında sadece müşahit bulundurmuştu. Bulgaristan, kendisinin Ege Denizinde bir mahreci bulunması meselesi konuşulduğu zaman konferansa iştirak etmişti. Diğer devletlerin Murahhasları şunlardı: Lord Gürzon, Sir Horas Rumbolt (ingiltere), M. Earrer, M. Bompar, General Pelle (Fransa), Marki Ga>*-roni, M. Montanya (italya), Iîaron Heyaşi, Baron Uçuyai (Japonya) M. Vcnizelos M. Kaklamanos (Yunanistan), M. Duka, M. Biainandi, M. Kouçesko (Romanya), M. Nin-çiç. M. Yuvanoviç (Sırp - Hırvat - Sloven), M. Stambalski M. Stançiof, M. Kinstantodorof, M. Morfof (Bulgaristan), M. Çiçerin M. Rokcfski, M. Medivani (Rusya), M. Peletz:t (Belçika), M- Pereyra (Portekiz), M. Çayld, M. Gru, Amiral Bristal (Amerika namına müşahit). 20 Kasım 1922 «Mont Benon» Gazinosunda Lozan konferansı açıldı. Açılış konuşmasını İsviçre Konfederasyo240 kadir immoaL.il nu Reisi Mösyö Hab yaptı. Sözünü «Yer yüzünde iyi niyetli kimselere selâm> diye bitirdi Arkasmdan Lord Gürzon, onun arkasından da İnönü konuştular. Biz bu cildde konferans müzakerelerini ve mevzubahs olan mes'eleleri uzun uzun anlatacak değiliz. Bunu, Lozan'daki kayıplarımızı mes'ele mes'ele ele alacağımız müteakip cildlerde yapacağız. Bu sebeple burada müzakerelerin kısa bir kronolojisini vermekle iktifa edeceğiz. 21 Kasım 1922 Saat 10 da «Uşi» de «Şato Otelbnde konferansa devam edildi. Müzakerenin dahili nizamnamesi görüşüldü. Konferansta görüşülee«k mevzular üç ayrı komisyona taksim edildi. Bu komisyonlar: 1 — Askerî ve arazi komisyonu (Reis Lord Gürzon) 2 — Ekalliyetler ve Ecnebiler komisyonu (Reis Garroni). 3 — Malî ve İktisadî komisyon (Reis Barer). 22 Kasım 1922 Birinci Komisyon toplandı. Türkiye nin Avrupa hudutları görüşüldü. 27 Kasım 1922 üçüncü Komisyon da, «tamirat ve tazminat meselesi» ele alındı. 29 Kasım 1922, Adalarda asker bulundurulmayacağına îmroz ve Bozcaadamn Türkiye'ye verilmesine, diğer adaların askersiz ve mahallî idareye sahip olmasına karar verildi. Gümrük ve Ticaret Usulleri Komisyonu toplandı. 30 Kasım 1922 İktisadî meseleler talî komisyonu top landı. 1 Arahk 1922: Gümrük ve Ticaret Usulleri Komisyonu ve İktisadî Meseleler Tali Komisyonu toplandılar. 2 Arahk 1922: İkinci komisyonda müzakereler başt,OZAN ZAFEF Ut. HEZİMET Mi? 241 ladı' Kapitülasyonlar müzâkere edildi. Bu mesele de üç talî komisyona bırakıldı. Aynı gün, Mülkiyeti Smaiyye, Ebediyye ve Bediiyyenin himayesi ile, Türl iyede müttefik teb'alannın mal, hak ve menfaatleri görüşüldü, 4 Arahk 1922: Birinci Komisyon toplandı ve Boğazlar Meselesini görüştü. Ayrıca Gümrük ve rüsum hakkında görüşme yapıldı. Türkiyt'de müttefik tib'alannın mal, hak ve menfaatleri mevzuuna devam edildi. 0» Arahk 1922: Heyetimiz adli kapitülâsyonların kaldırılmasında İsrar etti.

8 Aralık 1922: Tarik-i Münakale ve Nakliyat Talî Komisyonu'nda müzakereler başladı. 11 Aralık 1922: Maliye Tali Komisyonu tamirat meselesini görüştü. 12 Aralık 1922: Lord Gürzon azınlıklar için çeşitli teklifler ileri sürdü. 13 Aralık 1922: Ecnebilere tatbik edilecek adlî usu'p dâir müzakereler.. 14 Aral'k 1922: Aynı mesele tartışıldı. Ekalliyetler talî komisyonu toplandı. 15 Aralı'c 1922: İkinci Talî Komisyon (iktisadî usul noktai nazarından ecnebilerin tâbi olacağı hükümler ko-misyont'), reis seçimi ve çalışma programının tesbiti, Ermeni millî yurdu mes'elesi münakaşa edildi. 18 Arahk 1922: Fransız murahhas heyeii tarafından ileri sürülen lâyiha müsveddesinin müzakeresi yapıldı. 19 Aralık 1922: Ekalliyetler Talî" Komisyonunda Müttefiklerin teklifi ve bizim mukabil teklifimiz, Maliye Talî Komisyonunda tamira,t, tadilât ve Düyunu Umumiye meseleleri ele alındı. F: 16 2*2 KADİR MIS1RÛÖLU 20 Aralık 1922: Ecnebilerin tabî olacağı adlî usule dair müzakereye devam edildi. 21 Aralık 1922: Ecnebilerin ve ecnebi şirketlerin tabi olacağı mükellefiyet ve muafiyetlere devam edildi. 22 Aralık 1922: Ekalliyetler Talî Komisyonunda aff-ı umumî görüşüldü. 23 Aralık 1922: Ecnebiler ve ecnebi şirketler mes'elesi • ne devam edildi. Ekalliyetler tali komisyonunda «C e m i y e t - i A k v a m» m mevkii ve ekalliyetllerin ahkâm-ı şahsiyesi müzakere edildi, 26 Aralık 1922: Üçüncü Tali Komisyon (Tabiiyet, âsâ-n atika araştırılması) toplandı. 27 Aralık 1922: Ecnebiler ve ecnebi şirketlerin tâbi olacağı mükellefiyet ve muafiyetlerin müzakeresine devam edildi. Türkiyede muvakkaten bulunan ecnebilerin tâbi olacağı mükellefiyetler ve bunların müstemlekelere ve himaye altındaki devletlere teşmili ile affı umumi hakkında hukuk müşavirlerinin raporu ele alındı. 29 Aralık 1922: Aynı meseleler. Ahkâm-ı şahsiye meselesinin hukuk müşavirlerine havalesi ve Türk ihtirazı kayıtları ele alındı. 30 Aralık 1922: Bahsi geçen raporun tasvibi ve Türk kaydı ihtirazilerinin müzakeresi. Maliye Tali Komisyonunda Duyunu Umumiye'nin tak simi meselesi görüşüldü. 2 Ocak 1923: Affı Umumî müzakere edildi. 3 Ocak 1923: Aff-ı Umumi müzakeresine devam edildi. 4 Ocak 1923: Müttefikler tebasından her birinin Tür-kiyedeki iktisabının tanınması istendi. Maliye Talî Komisyonunda Tamirat ve Tazminat meselesi ve istikrazları görüşüldü. LOZAN ZAFER Mi. HEZİMET MI? 2*3 6 Ocak 1923: Kapitülâsyonların ilgasına dair müzakereler. Ermeni meselesi üzerinde münakaşalar cereyan etti. 9 Ocak 1923: En ziyâde müsaadeye mazhar millet maddesi incelendi 10 Ocak 1923: Aynı meseleye devam edildi. 11, Ocak 1923: Ekalliyetlerin himayesine -müteallik meseleler. Mübadele-i Ahali Talî Komisyonu toplandı. 12 Ocak 1923: Mükellefiyetlerden muafiyet, harp esirleri ve mevkufların mübadelesi... 15 Ocak 1923: Amerika Murahhas Heyetinin beyan nâmesi. Evvelki günlerin müzakerelerine devam. Maliye Tali Komisyonu'nda Duyunu Umumiye mes'elesi. 16 Ocak 1923: Sivil mevkufînin iadesi ve mubadele-i ahali meseleleri görüşüldü. . ,17 Ocak 1923: Aynı meseleye devam edildi. 23 Ocak 1923: Musul meselesinin müzakeresi. Bu mes'ele konferansın en heyecanlı safhasını teşkil " etmiştir. Müttefikler tebalarmın zarar ve ziyanını ele alıyor ve 15 milyon altın lira tazminat istiyorlardı. Viyanada basılan altı milyon altın karşılığı kâğıt paramızı da müsadere etmişlerdi. Sivil ve askerî esirlerin değiştirilmesi kabul edildi.

24 Ocak 1923: Talî komisyonunun ek raporunun tevdii ve tasvibile geçti. 25 Ocak 1923: Mısırın vaziyeti, . Filistin musevileri, Medine hazineleri v.s. 2,6 Ocak 1922: Türkiye'nin bazı beynelmilel mukavelelere iştiraki kabul edildi. 27 Ocak 1923: Sivil menkuflann iadesi ve harp esirlerinin mübadelesi görüşüldü. Lord Gürzon, Mekke'den alınan mukaddes emanetLOZAN ZAFER Mi, HEZİMET M)? 245 244 KADİR MIMROÖLU lerin geri verilmesini istedi, tnönü şu cevabı verdi: «Mukaddes emânetlerin saklanma ve kullanılma halikı Ma-kam-ı Hilâfetindir. Peygamberimiz efendimizin kabri meselesine gelince bu bahis tamamen müşlim ve müminlere aittir, din işlerinde çok hassas olan İslâm Alemi bunların burada konuşulmasına asla dayanamaz.» **• 29 Ocak 1923: Ekalliyetler Talî Komisyonumda ahkâm-ı şahsiye ve hukuku aile hakkmdaki raporun tetkiki. 30 Ocak 1923: Evvelki meselesinin devamı ve Ermeni millî yurdu hakkında Amerikan . murahhaşlannm beyannâmesi müzakere edildi: -• 31 Ocak 1923: İnönü, Lord Gürzon'un derhal imza edilmesi talebiyle takdim, ettiği yeni sulh lâyihası için sekiz günlük bir mühlet istedi. «Ecnebilerin Tâbi Olacağı Usul Komisyonu» ile; «İktisadî ve Malî Mes'eleİer' Komisyonu» arasında müşterek bir celse yapıldı. Buna «Arazi, ve Askerî Mes'eleİer Komisyonu» da katıldı. 1. Şubat 1923: Boğazlar Mes'elesi görüşüldü. 4. Şubat 1923: Müzakereler inkitaa uğradı. (242). Lord Gürsron'un bu beyanı, Türkleri «Hilaf»t Mes'elesi» nde bir kere daha yoklamaktan ibarettir. İnihiü'nün bu cevabı Türkiye'nin Hilâfet'i lağvetmek istemediğini gösterince artık sabrı tükenen LotdGiirzon bugünden itibaren «zoraki anlagmazhklar» çıkaracak *e bu tutum konferansın inkıtaa uğramasına sebep olacaktır ki, bu nıes'ele ileride tafsil edilecektir. KONFERANS NEDEN DAGİLDİ? Konferans'ın inkitaa uğraması sebeplerini iki kısma ayırarak mütalâa etmek lâzııridır: a) Türk Murahhaslarının hata - ve kifayetsizlikleri. ' b) İngiliz Başmurahhası Lord Gürzon'un tehdit, tahakküm ve dessaslıklan ile İngiliz siyâsetinin «H i 1 â -fet pazarlısında yan çizmek isteyen» yeni Türkiye idarecilerine karşı «t n k ı t a»ı bir koz olarak kullanmak istemesi. «a» Fıkrası dolayısiyle serdedilebilecek mütalâaları, maddî ve mahevî kayıplarımızı hülâsatan- ve.üsteler halinde takdim edeceğimiz «varılan neticelerin kısa tahlili» kısmına bırakıyoruz. Bunlar kayıplarımızın ¦ baş âmilleri olmak itibariyle, orada beyan edilecektir. Burada Lord Gürzon'un inönü'yü, girdaplarında bu-nattıfı oyunbazlıkları2" ile. «Hilâfet Pazarlığı» tun perde arkasını bîr nebze.aralamak.istiyoruz: (243) Lord Gürzon'un., Konferans boyunca . saymakla bitmez oyunbazlıklarını tafsil etmek imkânsızdır. Konferans'ın en salahiyetli şahıslarından biri olan Dr. Rıza Nur"nn kaleminden buna dair bir iki misal zikretmekle iktifa ed«-lim: • ;.¦"... «Bog-az ntüzakeresine Ruslar davet edilecek. Şark, iğlerinde alâkalı olan diğer devletler ie konferansta şifahen veya tahriren dinlenebilecek. Biz bu sonuncuya çok itiraz ettik. Dedik ki: «Sizin bizi konferansa davet .eden notanızda müzakereye iştirak edecek devletlerin adları' yazılı muayyen ve mahduttur. Devletimizden selâhiyetimiz bunlarla g:örüşntek içindir. Başka devlet kabul ejdemeyıt Çünkü, selâhiyetimiz yoktur. Müzakere edemeyiz.» Bunu illâ. dinlemediler. Sonra Bulgar, Belçika delegelerini de bazı işlefrde müzakereye Kabul etmişlerdi. Hatta devlete ten çıkıp şahıslan bile getirmişlerdir, Ermeniler ve Gel-dahiler gibi. Avrupalılar tahakküm ediyorlardı. Bazı istedikleri şeyleri1 haksız olarak da yapıyorlardı. Ben de Hakikatte ortada, Konferans'm dağılmasını icabettire-cek ölçüde ciddi bir sebep yoktu. Fakat müzakerelerin başından beri çeşitli tehdit ve taktiklerle mes'elelere iste-

ona yöre tedbir alıyordum. Meselâ Ermeni yurd hadisesini ihdas ettim. İlerde zikredeceğim. Belçikalılara ses çıkarmadım, çünkü mühim değildi.» (Baknz: Dr. Rıza NUR — a.g.e. sh: 1094 Lord Gürzon'un başvurduğu taktiklerden biri de *harp tehdidi* olmuştur. Buna dâirde Br. Rtza ATur.şu tafsilâtı vermektedir: «Bugünlerde birinci komisyonun işlerinde ve ikinci komisyonun işlerinde sıkı şeyler ölüyordu. Burnumuzdan soluyorduk. Bizi korkutmak için. itilâf heyetleri, yeniden aleyhimize harp açacaklarım işâa ederek tekliflerini, bize kabul ettirmeğe çalışıyorlardı. Bazan alenen celsede böyle tehditler, yapıyorlardı. Bu esnada yine böyle bir tehdidi biri Ismet'e söylemiş, İsmet «¦Sulh yapamayacağız; Herşey boca olacak» diye tutturdu. Bana «Canım, çok ileri gitme, ne olursa olsun. Bir sulh yapalım da is.-bitsin» diyor. Ben de «Yok, iyi bir sulh yapmak için son hadde kadar uğraşacağız. Böyle şeylere kulak asma!.» Diyordum. Bugünlerde sinirleri tamamiyle gevşemiş, kendine malik değil. Ne kadar da- zayıf sinirli adammış. Nasıl kumandanlık etmiş, insan şaşar. Kuvvetli olduğu vakit zayıf değildir, bil'akis kaplan gibi saldırır, tecavüzü sever. Fakat sıkı karşısında eli ayağı keslllverlyor. Hiç bir işle meşgul olmadığı gibi, kimse ile de konuşmuyor. Yemek de yemiyor, odasında gezinip düşünüyor. Gece uyku da uyuyamıyor. «Etme!. Gitme!.. Boşuna kendini yiyorsun!.» Diyorum. Nasihat da kûr etmiyor. O, buhranlarda hep böyle olur. (bakn: Dr. Rıza NUR — a.g.e. sh. 1052). ' . «... Bir aralık İtilâf Devletleri'nin Kotıferans'ı terk edecekleri, üç büyük devletin Anadöluya ordular yollayıp harp edecekleri şayiası ortalığı tuttu. İsmet yine korktu, vehmi büyüdü. Yine yemek ve içmekten kesildi. Uyuyamıyor. Odasında bir düziye volta vuruyor. Bir akLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mir 247 Lozan Konferansında İngiltere'yi Bagmurahhaş olarak temsil «Hilâfet Pazarlığı» nin planlayıcısı Lord Gürzon. 246 KADİR MIS1RO0L.U diği istikameti vermek isteyen İngiliz Murahhas Hey'eti Reisi Lord Güraon zahirde ga} et ehemmiyetsiz olan bazı mes'eleleri büyülterek, işi müzakereleri kesmeye-ve Kon-ferans'ın dağılmasını temin eylemeğe kadar ileri götürçam üzeri idi. Lozan akaklarına büyük yazılar ile konferansın kesileceği ve Avrupalıların Türkiye aleyhine ye-' niden harbe başlayacakları hakkında ilânlar yapıştırdıklarını haber verdiler. Bizim müşavirler de korkmuş, Aman ne yapacağız diyorlar. Hepsine : «Bunlar blöftür. ' Bizi korkutup mukavemetimizi kırmak için yapıyorlar. Sakın korkmayın: Mukavemetimizden bir zerre bile • azaltmayın!...» Diyerek cesaret Veriyorum, (baknz: Dr. Rıza KUR '— a. g. '. sh. 1093-94). Bu tehdidin hakikaten bir blöften ibaret olduğunu, Lord Gürzon'un «Hatıratı» ndayer alan'şu satırlar şüpheye mahal bırakmıyacak şekilde ortaya koymaktadır: «.. Londradaki Türk Murahhasları, Musul mes'elesinin Lozan'da anlaşmaya manî yegâne mes'ele olduğu hususunda ısrar etmelerinden sonra, Başvekil, Lord Giirzon'a şöyle yazar: •«Kanaatlerimi tam olarak bilme'n.e rağmen muhtemel bir anlaşmazlığı önlemek için, kanaatimce hayatî ehemmiyeti haiz iki şeyin mevcud olduğunu tekrarlamam belki iyi olur. Birincisi şudur ki, Musul'için harbe gitmemeliyiz. İkincisi, eğer Fransızlar, bizimle beraber olmazlarsa ki,, olmadıklarını biliyoruz. Sevr Muahedenâmesin-den arta kalanı mer'iyete sokmak için Türklerle, yalmzs başımıza savaşntıyacağız. Bu noktalar hakkındaki fikrim o kadar kafidir ki, önceden İtestiriiemiyecek bir sebep hariç hiç bir şeyin fikrimi değiştirebileceğini zannetmiyorum. Binaenaleyh bundan başka Tıİç bir siyaset hakkında mes'uliyet kabul edemem...», «....Lord Gürzon'vm Musul için harbe girme niyeti de Başvekilinkinden fazla değüdl.t.». (Earl ot Ronâldshay — Th8> Life of Lord Curzoi — V. III. London 1928, P. 33;?.) LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mt? 249 müştür. Elbette ki; bu hâdise, onun istinad ettiği bir takım ehemmiyetsiz sebeplerle ortaya çikmiç değildi. Fakat biz önce onun inkita için vesile ittihaz ettiği sebepler üzerin-, de bir nebze duralım. .

İJoi-d Gürzon, aynı zamanda «Hindistan imparator u> unvanını taşıyan İngiliz Kralı'nı Hindistan'da «N a i b» sıfatıyla temsil etmiş ve çeşitli şark memleketlerinde vazife görmüş kurt bir diplomattı. Kendisine Avrupa siyâsi mahfillerinde «Şark mes'elebrinin en ciddî mütehassısı> nazarıyla bakılıyordu. Bu yüzden Konferans'm başından beri gayet mütehakkim ve mağ-rurâne bir tavır takınmıştı.24* Karşısınaaki Türk Hey'(244) Lord Gürzon Lozan Konferansı boyunca o derece müte--hakkim bir tavır takjnmıştı ki, yalnız Türk Murahhasla-¦ nnı cLeğil, sırasında en yakın mesâi arkadaşları olan Fransızlar! bile azarlıyordu: -% «Yine bu esnada bir celsede Gürzon nutuk söylüyordu. Sağında Barrer Jİe Bonpar, arkalarına bir müşavirleri gelmiş konuşuyorlar. Tfüksek sesle de değil. Aramızda ancak <lç metre kadar • tfar. Biz dahi işitmiyoruz. ' Gürzon birden eliyle Barrer'in sandalyesine vurdu ve «Susun!» diye hiddetle bağırdı. If^rkes ¦ duydu ve dikkatle bakıyor. Gürzpn'vıi suratı fena kızmış bir Bural. Bu, çocukları ve uşakları azarlar gibi bir şeydi. Bunu galiba celsede ve Dünya delegeleri içinde Frensiz delegele-rine yaptı. Fransız delegelerinin de bu muameleye'mukabelesini görmeliydi. Derhal lâfı kestiler. Elleriyle müşavirlerine git git işareti yaptılar. Bonpc.ı, ceketinin önönü kavuşturdu. İkisi de süt dökmüş kedi gibi durdular. Bu güzel misâldi. Gösteriyordu ki, Fraasızlar İngilizlerin emir ve hükmü altındadırlar. Gürzon bunlara metelik vermiyor. Hattâ uşak muamelesi yapıyor.» (Baknz. 'İ?r. Rıza' NUR v- a.g.e. sh.: 1017). 250 KADİR M13IROGLD etinin reisi ise bu mağrur ve dessas diplomatın hile ve taktiklerini bertaraf edemiyordu.24* Çünkü İnönü böyle seçkin bir diplomatlar hey'eti karşısında ilk defa vazife, görüyordu. Bize dörtyüz bin vatan evlâdına malolan «Şan lı'Çanakkale Zaferi» nin bileğini büktüğü düşman sanki Lord Gürzon'un temsil ettiği İngiltere değildi. Sanki Giritli maceracı Elefterios Veıüzelos'un askerlerini İzmir'e çıkartan ve Anadolu'da saymakla bitmez cinayet, yangın ve zulümler ika ederek masum Türk halkını ezdiren İngilizler değildi. Kabul etmek lâzım gelirdi ki, Millî Mücadelede Yunanlıların şahsında mağlûp olan biraz da «lngilizler»di. Fakat İnönü bu vakıaların îhdas etmesi tabii elan hâlet-i ruhiyeyi tesis ederek bunu Konfe-rsns'm umumî havasına hâkim kılamamıştır. Üstelik sanki zafer kazanmış bir devleti temsil etmi(245) İnönü'nün, Lord Gürzon'a. istediği fırsatları vermek hususundaki sayısız hatalarından sadece birini Lord Gürzon'un hatıratından alınan §ıi satırlarla dikkatlerinize arze_ delim: «Binaenaleyh Gürzon kendi dâvâsmı (burada • kastedilen Musul mes'elesidir.) Avrupa'nın müteâlaşına arzetmek için doğacak fırsatı sabırla bekledi. Ocak ayının sonlarına doğru Türk delegesi İsmet Paşa, cesaretten, ziyade ihtiyatsızlıkla Gürson'un arayıp da bulamadığı bu fırsatı verince Gürzon bunu canlılık ve dramatik bir tesirle kavradı. İsmet Paşa, celsenin hitamından evvel bu fırsatı verdiğinden' dolayı pişman olimis olmalıdır.» (baknz: Kari of Ronaldshay —' The Laf e Of Lord Cur-zon — V. m. London 1928 P: 333.) Netice olarak Gürton eline geçirdiği fırsatı mâhirâne bir şekilde kıymetlendirir ve Musul'un Türkiye'ye ilhakını gerektirici sebep olanak lsmet'in ileri sürdüğü sebep_ leri tekei* teker nakzeder. Bu arada İsmet, Kürtlerin Türk asıllı oldukları ispata davet edilir...) (bknz: a.y.) LOZAN ZAFBR MI, HEZİMET KİT 251 yormuş gibi «Türk Istiklâli»nin Lord Gürzon tarafından tasvip ve tasdikini temin etmek için boşuna çırpınıp duruyordu. Halbuki böyle bir mes'ele için hiç kimsenin tasvip ve tasdikine ihtiyaç olmadığı gibi bizzat Lord Gürzon da Türkiye'nin istiklâli mevzuunda herhangi bir menfî niyet ve tasavvura mâlik bulunmadığını her vesile ile izah ve ifade ediyordu: «Bu memleketin yeniden milletler camiâsındaki yerini alması ve değişmesine izin verilen yeni durumunu koruması istenilmez miydi? İşte bu sebepten, ben Türkiye'yi «C e m i y e t-i A k v a m»a girmeyi kabule şiddetle zorladim ve yine bu sebeptendir ki, Türkler bana istiklâl ve hâkimiyetlerinden bahsettikleri her zaman ben onlara bunun j^in size tam teminat veren ve dünyadaki durumunuza yine

büyük bir şekilde başlamak isteyen herkes kadar arzuluyorum, dedim.»-'10 .. • • LorÛ Gürzon İnönü'nün böyle bir «Türk İstiklâlini t e y i d» endişesi içinde bulunduğunu keşf ettikten sonra, kendisince asıl ehemmiyetli olan mes'eleler den ziyade istiklâlle daha yakînen alâkadar gözüken1 «K a p i t ü 1 â s y o n 1 ar» üzerinde kasden daha da fazla durarak bilâhare «Türkiye aıjtık istediğini almıştır» deyip Musul, Batı Trakya gibi bizim içinvhayatî ehemmiyeti haiz mes'elelerde müzakereleri istediği mecraa sokabilmiştir. Halbuki kapütilâsyonların İslahına Fransızlar çoktan razı oldukl?.ri gibi bu mes'ele üstelik de İngilizleri doğrudan doğruya alâkadar etmiyordu! Aksine İngilizlerle Fransızlar arasında, ciddî bir anlaşmazlık,da vardı. Bu (246) Lord Gürzon'un inkitadan sonra Lordlar Kamarasında t söylediği 13. Şubat. 1923 tarihli konuşmadan. 252 KADİR MISIROÖL,y yüzdendir ki, İngilizler Fransızların ellerinde bulundur-duldaıı Suriye'yi onların elinden alıp Musul yerine Türkiye'ye vermeyi teklif edecek kadar2*7 Fransız menfaat-leriyle çatışmayı göze alabiliyorlardı. Durum, bu merkezde olduğu, halde İnönü daha Konferans'ın başlamasından (247) Gürzon'İa konuşuyorduk dedim. «Başka -şeye geçtim. Yine oraya gelelim» Ben yine ona bir diiziye <Musul> diyordum. O da odasında derneği ile dolagıyor, söylüyor. Ni-hayet pek gülerek yanıma geldi ve yavaş bir sesle: «Musul, Musul... ne yapacaksınız? Burnunuzun dibinde Suriye var. Onu alın! Bir darbe kafidir» dedi. Bu Ha beni çok keyiflendirdi. Demek bana çok emniyet hasıl etmiş .Böyle mühim bir şeyi söylüyor. Beş yıllık kan içinde dostluk . ettikleri ve hâlâ aziz ve -samimî dostuz dedikleri Fran* .sazların. Şuriyesini almamızı teklif ediyor. Buna hayret etmedim. Zaten mütareke iptidasında Mısır'da iken bilirdim.. İngilizler Suriyelilerden komiteler 'yapmışlar, mU-sellâh teşkilât vücuda getirmişler, Fransızlafı Suriye'den defetmek istiyorlardı. Öütün son Dürzi isyanları hep İngilizlerin tertibidir. Çünkü bu meseke Hindistan meselesidir. Tarih bu babta fasihtir. Öirbuçuk usırdır süren İngiliz - Fransız Akdeniz rekâfeti koloni rekabeti var. Nitekim Napolyon'un Mısır'ave Suriyeye girmesi İngilizlerin bizimle beraber Fransızlar aleyhine harp etmesini mucip olmuş ve nihayet Fransızlar buralardan tardedilmigtir. Nnpolyon Suriye'den sonra Hindistan'a gitmek istiyordu. Suriyede Fransız bulunması İngilizlerce Hindistanlın tehlikede olması demektir. Ben Igte söylüyorum. İmkânı yok-tür-ki İngilizler Fransızlan Suriye'de bıraksınlar. Birgün nasıl olsa tardedeceklerdir.. Bunları biliyorum. Güreon'un teklifi ciddidir. Ve biz istersek Suriye hakkında gayet gizli bir müzakere ve bize yardım da yaparlar. Bununla' da bizim gayelerimize ermek mümkündür...» (bakz: Dr. Rıza NUR — a. g. e. 6h. 1034) LOZAN ZAFER MI, HEZİMET Mi ? 253 evvel gittiği Paris'te bile kapitülâsyonlar için Fransızlarla çekişmeye başlamış ve bu yüzden onları İngilizlerle işbirliğine zorlamıştır. Bu fırsatı canına minnet bilen Gürzon ise, kendisini alâkadar etmeyen kapütilâsyon mes'elesin-de Fransız menfaatlerinin «kraldan ziyade kralcı» müdafii kesilerek, buna mukabil kendi millî menfaatleri ile alâkadar olan diğer mes'elelerde onların desteğini.temin etmiş oldu. Gerçekten Fransızların su!h müzakerelerinden çok evvel ortaya çıkan «Türk taraftarlığı» mahiyetindeki siyasetlerinden t bu suretle istifade 'etmek imkânı ortadan kalkmıştır. Buna rağmen Fransızlar yine'de zaman zaman İngiliz emellerinin karşısına çıkmak ve sulhu gerçekleştirebilmek için Türkiye'ye başta Musul olmak üzere bütün istediklerini vermek hususunda perde arkasından da olsa İngilizleri zorlamaktan da geri kalmamışlardır. Bunun en iyi ifadesini Lord Gürzon'un hatıratında bulmaktayız.. «İngiliz Başvekili ümitsizliğe yaklaştığı bir ,anda Gürzon'a yazdığı bir mektupta şöyle diyor: «Şimdiye kadar aşmaya muvaffak olduğun zorluklar çoğalmakta. Gazetelere bakılacak olursa Türklerin Musul'u münakaşa mevzuu yapıp anlaşmamaları muhtemeldir. Her lıclüfr?¦••¦'da bundan daha kötü bir şey olamaz. Zira bu takdirde, halkımızın en az yansı ve bütün Dünya pet rolün hatırı için sulhu

reddettiğimizi söyler..» «Bunun akabinde şahsî görüş teatisi için Bonar,.Gürzon'u Parise da'-vet eder. Buna işaretle yazdığı Trir mektupta Gürzon şöyle der: «Bonar'ı bir kavga ve gürültü koparmâktansa Musul, Boğazlar ve İstanbul'u terkedip herhangi bir şeyden 254 KADİR ve hattâ herşeyden vazgeçmeye çök hevesli buldum. Lozan'da yüklendiğim mes'uliyetlere bakıp hayret ederek bütün mes'elelerde fikirlerimden caymamı hazırladı.»241 Kapitülâsyonların kaldırılması ile ıslâhı arasındaki farkı ikinci cildin alâkalı bahsinde ele alacağız. Burada belirtmek istediğimiz husus, Fransızların, ingiliz menfaatlerine karşı kullanılabilme imkânlarının kaybedilirinin kapitülâsyonlar hakkında hatalı tutumdan doğmuş olduğu keyfiyetidir. Lord Gürara Ekalliyetler mes'elesinde «Gayrı Türk ve Gayri müslim» ekalliyetler yanında bir de «Müslüman Ekalliyetler» dâvası ortaya çıkarmaya' teşebbüs etmiştir. Bilhassa «Kürt M e s ' e 1 e s i» için bundan istifade etmek isteyen Lord Gürzon'a İkinci Murahhasımız Dr. Rıza Nur'un millî şuur ve tarihî hakikatlere istinaden verdiği cevaplar24' bundan sarfı nazar edilmesini mümkün kılmıştır. ¦ Aynca Türk Milletine karşı, onu arkadan hançerlemek suretiyle ihanet etmiş ve ihanetinin cezasını görerek ortadan kalkmış bulunan Ermenilere Türkiye'den arazi vermek için bir hayli çırpınmıştır. Tabiatiyle Türk Murahhaslarının böyle bir fedakârlıkta bulunmalarına fiilen ve mantıkan ne lüzum ve imkân ve ne de bir zaruret vardı. Fakat Lord Güreon bu iddiayı tahakkuk ettirmek için değil, Türk murahhaslarına müşkilât çıkarmak ve sonunda onların tezini ğûya bir fedakârlıkta bulunarak kabul etmiş gibi gözükerek mukabil bir tâviz talebinde bulunmak The Life of Lord Curzon, V. İli. (248) Earl of Ronaldshsfy London 1928 P. S32 . (249) bakz: Lozan Konferansı Zabıtlar», Takım I, c. I İstanbul 1340 (1924) ah. 583 (20 kânunu evvel 1922 tarihli celse). LOZAN ZAFER Ut. HEZİMET JlIV 255 maksadını takip ediyordu. Aynı şekilde Osmanlı Devleti' nin bütün borçlarını da Türkiye'ye ödetmek ve onun arazisini taksim etmiş bulunan devletlere en küçük bir hisse bile ayırmamak istiyordu. Bir taraftan kapitülâsyonları «Varisiniz olan OsT manii Devleti'nin verdiği bir imtiyazdır» diye ibka temek isterken, diğer taraftan da o devletin borçlarını yeni Türkiye'ye ödettirmek maksadını takip ediyordu. Tuhafı şu ki devletin sadece borç ve vecibelerini bize yüklemeye çalışan Lord Gürzon hak ve alacaklarını da aynı şekilde Türkiye'ye bırakmak istemiyordu. Bilâkis bu gibi Türk taleplerinin karşısına mantıksız ve insafsız itirazlarla dikiliyordu. Bu hakların, Osmanlı topraklarına ait kısmını velev Mîsâk-ı Millî hudutları içinde mütalaa edilebilen yerler için bile olsa bir tarafa bırakırsak, diğer çeşitli hak ve alacaklar için de aynı tarzda davrandığını görmekteyiz. Meselâ Cihan Harbi başlarında bedelleri tamamen Ödenmiş olduğu halde İngilizler tafafmdan el konularak bize verilmemiş bulunan «S ultan Osman» «Sultan Reşat» ve «F a t i h»' diretnotlanmızın tahminen ontki milyon İngiliz altını tutan bedellerini talep ettiğimiz zaman, Osmanlı Devleti'nin artık tarihe karıştığını söylüyordu. Bu vesile ile daha Konferans' başlamadan önce saltanatı ilga ederek Osmanlı Devleti'ni bertaraf etmenin Lord Gürzan'a Osmanlı hak ve alacaklarını reddetmek hususunda bir imkân bahşettiği görülmektedir. Bunun en acı misali «Irak Petrolleri» dir ki, ikinci ciidin alâkalı bahsinde tafsil edilecektir. / Konferansın inkıta zamanında Meclis Reisi bulunan Ali Fuad Cebesoy inkıta sebeplerini tahlil ederken: 256 KADİR MiaiROOLU «Bütün tecrübe ve vasıtalara, malik olan Lord Gür-zon'un karşısında bizim ne tecrübe vs ne de vasıtalarımız kâfi değildi. Şu halde, evvel emirde siyasetin

marifetli yollarına sapmadan hususî muhaberelere ' girişmeden, başbaşa gelmeğe iltifat etmeden, millî dâvamızın her kısmı üzerinde hazırladığımız prensiplerin müdafaası çar-çevesi içinde konferansın umumî toplantılarında yapılan tarizler ve tazyikler ile haksız teklifleri baş murahhasımız derhal karşılamalj, muhataplarının ve Cihan Umumi efkârının anlıyacağı bir lisan ile cevap vermeli idiler. Bu . suretle kendimiz, yılmadan, muhataplarımızı 'yıldırmağa ve aleyhimize çevirmek istedikleri tarafsızlara onlardan evvel hakikati bildirmeğe ve plânlarını bozmağa çalışmalıydık. Halbuki murahhaslarımız; milli dâvamızı müdafaa etmek hususunda iktidar ve kabiliyet sahibi olmalarına rağmen . beynelmilel konferanslarda ne konuşmağa alışmış ve ne de oralarda konuşulacak lisana hâkim şahsiyetlerdi. Bu evsafta murahhaslar gönderemediğimiz için onlar da ekseriyetle kolaylığı"ve taallûku .cihetiyle filân baş murahhas ve murahhas ile mülakatı ve nota teatisini yukarıda izah ettiğimiz,metoda tercih "etmişlerdi. Hususî temaslara geçmeden ewel,: alenî müdafaalarımız ve seyyanen hareketlerimizle muhataplarımızı hem bir dereceye kadar, yola getirmek ve hem de millî dâvamızın yılmaz müdafileri olduğumuzu göstermek lâzımdı. Fakat murahhaslarımız^ aksine olarak en mühim tarizler karşısında' sıcağı sıcağına cevap verememiş, ertesi toplantılarda yazılı ve muhtasar' cevaplar, getirmiş olmakla muhataplarına zaman kazandırmış, onlara I.OZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mİ? 251 aleyhünJ2de her nevi oyunu oynamak fırsatını vermişti'-Bu yüzden Musul Vilâyetinin şimalinde ve Suriye hududu üzerinde lehimize tazı arazinin alınması ve hududun lehimize tashihi ve Musul petrollerinden mühim his. seler hJmak mümkün iken sonradan bu imkânlar kaybolmuştu, ingilizler, gaspettikleri harp gemilerimize mukabil borçlan tahakkuk ederse, borçlarına mukabil inşaat' levazımatı, demiryolları malzemesi ve lokomotifler gibi vesait verebilecekleri vadinde bulunmuşlar, fakat sonra vaadlerini yerine getirmen?işlerdir. Avrupa işlerine karışmamağa karar vermiş oian Birleş'k Amerika Avrupalıların bizimle anlaşması tahakkuk etmeden ayrı bir dostluk ve ticaret muahedesi yapmağı mümkün görmüyordu. Bu yoldaki gayretlerimizden bir seme-e alınamamıştı. Hele Musul petrollerinin Amerikalılar tarafından işletilmesini tercih edeceğimiz hakkındaki bazı teşebbüslerimiz, İngilizleri hem fazla teyakkuza çekmiş vn hem de aleyhimizde oynamak istedikleri oyunların meydanım daha çok genişletmişti. Mağlûp Yunanistanm baş murahhası Venizelos ise, beynelmilel konferanslarda pişmiş ve lisana hâkim bir zattı. Her fırsattan faydalanmasını ve haksız olan dâvasını yerinde ve zamanında iyi bir avukat gibi müdafaa etmesini bilmişti. Daha ileriye giderek Musul meselesinin ' tarafımızdan bir askeri müdahale ile halledilmesine çalıştı. Bu sayede Boğazlar karşısında bulunan ordularımızın mühim bir kısmını cenuba naklettirerek Şarki Trakyayı yeniden kurtaracak bir zemin hazırlamağı da ihmal etmemişti. Garbi Trakyanm Yunanistana ilhakıF: 17 258 KADİR MI9IROCLU nı temin maksadiyle İngiltere, Yugoslavya, Romanya ve hattâ Bulgaristan'ı ikna ve tatmin ederek Balkanların cenubuna yeni bir devletin girmemesi tezini savunmuştu. Eğer bu devlet Türkiye olursa, kesif Türk ve Müslüman ekalliyetine malik olan Balkan devletlerinin dahilî vaziyetlerinin şimal komşuları Rusya ve Macaristana karşı za-yıflıyacağını ileri sürdürmüştü. Balkanların bu tesanüdü neticesinde ekseriyeti Türk ve Müslüman olan Garbı Trakyada maatteessüf bir referandum bile yapılmadan Yu-nanistana ilhak edilmişti. Lozan Konferansı, ileride de işaret edeceğim gibi Ocak ve şubat aylarında bir çıkmaza girmişti. Gürzon'-un, uzun konferansın başından itibaren kullandığı yıldırma taktiği bu neticeyi doğurmuştu.» -'" demektedir. 23 Ocak 1923 tarihinde komisyonlar müşterek bir toplantı yaptılar. Lord Gürzon, Marki Garroni ve Bom-par reisliklerini deruhte ettikleri komisyonların son tekJiflerini bir ültimatom havası içinde İnönü'ye bildirdiler. Ve kendisine hazırlanan sulh muahedenamesiyle eklerinin imzalanmaması halinde 4 Şubatta Lozanı terke-deceklerini bildirdiler. Fransız ve İtalyan delegeleri de bu tehdide iştirak ettiler. Japon murahhası arabuluculuk yapmak istedi. înönü

müzakerelerin bu anma kadar Lord Gürzon ve etrafındakilerin taktikleri altında bunalmıştı. Bu sırada Türkiye'de, M. Kemal Millî Misaktan bazı fedakârlıklar yapmak bahasına da olsa muahedeyi imzalayıp sulh temin etmeye taraftar göründüğü halde başvekil Rauf Orbay meclisin umumî hissiyatına tercüman (250) G. Ali Fuad Cebesoy'un Siyasi 1957, ah. 221 . 222 Hatıraları — İstanbul I LOZAN ZAFEU Mİ, HEZİMET Mi? 25a olarak hiçbir fedakârlığa yanaşmamak fikrinde idi. Esasen murahhas heyetimizde*de çeşitli fikir ayrılıkları vardı ki, bunlar ileride anlatılmıştır. 21 Ocak 1923 te cereyan eden celsede Lord Gürzon-uzun bir nutuk iradetti. Yeni bir muahede projesi hazırlayarak-Türk Murahhaslarının bunu «derhal» imza etmeleri talebinde bulundu. Teklif edilen proje imza. edilmediği takdirde Lozan'ı terkedeceğini ve giderse bir daha gelmiyeceği tehdidinde bulundu. Bu hareketli celseyi Dr. Rıza Nur, şöyle anlatmaktadır: «Gürzon nutkunun sonlarında .«Hemen burada vakit geçirmeden muahedeyi imza edin!» dedi. Ve «Bir daha müzakere yapmayız. Artık ben bir müzakereye iştirak etmem.» tehdidini de ilâve etti ve «Eğer buradan giderim de Türkler sonra imza edeceğiz derlerse yine imza için gelirim.» dedi. Çok usta adam Ismet'i de methetmeyi, bize ingiliz dostluğunu göstermeyi unutmadı. O bitirdi Garroni aldı. Bu da diğer mes'elelerden bahsetti. Adlî idari kapitülâsyonlardan vaz geçtiklerini söyledi. Demek adlî formül mes'ele-i uzmâsı da kurtuldu. Nihayet «imzalayın!» Dedi. O bıraktı. Mcntanya aldı. Bir müddettir. Barrer ta-mamiyle çekilmiş, yeri Bompar'a kalmıştı. Bu da malî şeylerden bahsetti durdu. Ve bunların başında Düyûn-u Umumîye olduğunu söyledi. «1914 de borç 140 milyon altın Türk lirası idi şimdi bu muahede ile 87 milyon kalıyor.» dedi. Bizden ^Türkiye'nin işgali masrafı olarak 30 milyort altın lira da istethVBizden Türkiye'nin, müttefiklerinin Türkiye'den alacakları olan 605 milyonu da istemişlerdi. Bundan vazgeçtiklerini söyledi. Harp zamanında itilâf devletleri 260 KADİR MI9IF.0ÖLU teb'asuım zararı olarak onbeş milyon altın istemeği de unut madı. Nihayet: «Bütün bunlar yüz yirmi iki milyon ediyor. Halbuki, İngiltere, Fransa ve İtalya'nın harici borçları milyarlardır. Demek Türkiye'nin borcu az. Binaenaleyh Türkiye bahtiyardır.» Dedi. Bize verdiği saadete bin şükür. .. Adama minnettar olmalı. Dünyanın en bahtiyarı imişiz de haberimiz yokmuş... Harbin zuhuruna ait olarak da Sadrazam Said Halim'in kendisini aldattığı hikâyesini söyledi. Türkiye 1854 de kendi mevcudiyetini temin için harp eden devletlere karşı harp edip nankörlük etti. Harpden mes'uldur. Süleyman Kanuni ils Birinci Fransuva ittifak etmişlerdi. Fransa bu dostluğu diplomasisinde daima devam ettirdi.» Dedi bu son kısım yalandır. Attı. Kanunî Fransuva'yı himaye edip Avustralyalılardan kurtardı. İttifak değildir. Sonra Fransa, her asırda aleyhimize hareket etmiştir. Ama zahirde hep dost görünmüştür. Alttan aleyhimize hareket ederdi. Hattâ-Türkiye'nin taksimini ilk ortaya atan İstanbul'da Fransız elçisidir. Sonra bizim borç az ama nimet ve servetimiz de az. Bu nispeti hiç söylemedi. Çocuk kandırıyor. Bu sözleri bize pek ağır geldi. Bompar hiç diplomat değildir. Bizi imza etmeğe kandıracak. Halbuki fena kızdırdı. Bu lâflar içime dert-olmuştur. Sözünün sonlarında : ismet Paşa!... Bu pek kat'î ve pek vahim anda sulhu] yap!.- Bugün bunun için toplandık. Sana şahsen söylüyor.] rum. Bana kaç defa selâhiyet-i kâmilem vardır, sulh benini! avucumdadır, dedin.» J)edi. Ve sonra da rüşvet vererek ;] «Sen vatanını cesaretle müdafaa ettin sulhu de cesaretle yap!. Dedi. Sonra Mustafa Kemal'ede rüşvet verdi. Bı son> cümleleri diplomatcadır. Ve nihayet: Düşün ki Tür* kiyenin istikbal ve talii şimdi de senin elindedir:» Medih Dr. RIZA NUR Dr. Rıza NUR (1876-1942) Lozan'da Türkiye'yi «îkinci Murahhas» sıfatıyla temsil etmiştir. Eserlerinde ağın vatanseverliğine rağmen frenkmeşreplikte muarızlarına bile akıl hocalığında bulunmak ve onlara tekaddüm etmekle övünmektedir. Takm

tarihimizin gerçeklerini; kendi nefsini tebriye gayretine dahi kapılmadan yazıp bırakmış olduğu hatıratına bttarâfâne derc<»tmesi. genç nesillere yaptığı en takdire şayan hizmettir. 262 KADİR MISIROöLU ve gururlandırma ile karışık tehdidini savurdu. Doğrusu bu da pek doplomatcadır. Aferin Bompar'a.. Bompar'dan şimdi bir şey öğreniyorum. İsmet: «Sulh avucumdadır. Selâhiyet-i kâmilem var.» Demiş. Bu ne gaflet!.. Böyle diplomatik olur mu? Gürzon nutkunu bitirince riyaseti Garroni'ye verdi. Kendi Garroni'nin sandalyesine oturdu. O da bitirince kal-Inp yerini Bompar'a verdi. O bitirince riyaseti tekrar Gürzon aldı. Bu adamlar böyle mersime de pek dikkat ve riayet ediyorlar. Şimdi de Amerika murahhası kâğıdını okuyor. Hulâsa o da imza etmemizi tavsiye etti. O bitirdi, Japon baş delegesi Hayaşi aldı. Onda da ayni nakarat. O bitirdi, Romanya delegesi. Diyamandi, sonra Yugoslavya delegesi Rakiç. Hep ayni nakarat.. Hasılı aldı Köroğlu aldı Ayvaz. Beş altı gündür Lozan havasında yine siyasi boralar, şimşekler, yıldırımlar başlamıştı. Her ağızda Türkler sulhu imzalamazlarsa harp olacak. Devletler ordular gönderecekler. İsmet bu sefer her defakinden daha ziyade te-lâşda. Yine yemeden,, içmeden kesildi. Yine bir takım türediler Lozan'a doldu. Bunlar güya Türk dostlarıdır. Bize behemehal sulh yapmamızı, muahedeyi imzalamamızı Türklere olan muhabbetleri namına tavsiye ve rica ediyorlar.» 2S1 «Gürzon sahneyi gayet iyi tertip etmişti. Sahne, delegelerin tavırları sözleri .insana heybet ve dehşet veriyordu. Tehditler inşam korkutuyordu. Bana öyle bir dur- j gunluk ve dalkmlık geldi. Vahim bir an... (251) Dr. Rıza NUR — a. g. e. sh. 1144 - 4» LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Kt? 263 Biz bu projeyi tetkik için bir hafta vakit istedik. Bunun üzerine aralannda konuşmak için celseyi bir müddet tatil ettiler. Bir saat sonra tekrar açtılar. Bu celsede İsmet, Amerika delegesinin sulh hakkında gayretinde ü-mitvar olduğunu söyledi, Bu İsmetin fena korktuğunu gösterir. Amerika'ya dehalet ediyor demek, fakat bunun sebebini pek anlamadım. Son bir iki gündür İsmet sık sık ona gidiyor, o îsmet'e geliyordu. Başbaşa konuşuyorlardı. İsmet bunlardan bana hiç bir şey söylemiyor. Ben de âdetim değildi, tenezzül edip sormam. Halbuki bana söylemelr vazifesi idi. Adam despotluğa gizli işe, benliğe entirikaya alışkındı. Bu görüşmelerde tercüman sıfatıyle Robert Kolej muallimlerinden Hüseyin bulunuyordu. Bu zat namuslu aklı yerinde, terbiyeli bir adamdır. Lozanda benim muhabbet ve hürmetimi kazananlardan biri de odur. Bu müzakereleri biiir. Tarih için bunları aynen yazması onun vazifesidir. Amerika delegesi frenkleri lehimize tadilât yapdırarak sulh yaptıracaktı. İsmet onun için Amerikan delegesinin gayretinden bahsetti desem bu son ce? sede bize projeyi imzayı tavsiye etmişti. Bana geliyor ki, bu Amerika delegesinin işi bir oyundur. Frenklerle beraberdi, tsmet'i dolaba koyuyordu. İsmet bundan imdad umuyordu. O galiba sonunda projeyi imzalamağa söz verdi. Bize bu kadar bir mühlet verdiler. Lord Gürzon, «işim var. Londra'ya dönmek mecburiyetindeyim. Duramam.» Diyor. Biz de: «Git!.. Diğerleri ile yeni ve muallâkta şeyleri halledelim.» Teklifinde bulunduk. Gürzon.: «İngilizlerin, bilhassa benim gıyabımda hiç bir şey yapılamaz» Deyip kesti attı. Nihayet 4 Şubata kadar mühlet verdiler. 254 KADİR MISIROÖLU Gürzon «Bu esnada Türkler ile hususi görüşmeler yaparım.» da dedi. Celse de bitti. Doğrusu Gürzon güzel Mise on Scene yapmıştı. Bu resmî kısmı. Bir de dışarıda gayrı resmî dekor ve oyun var: Ortalıkta türlü şayialar, kıyamet kopuyor. Hulâsası; Türkler kabul etmezse harp olacak. Gürzon nutkunda harpten müteneffiriz demişti ama bu tehdidi hem celsede, hem hariçte mükemmel yapıyorlardı. Şimdiye kadar bu harp oyununu üç beş defa yaptılar. Yine ayni oyunu oynuyorlar. Amerikan delegesi Clüid'in lsmet'le görüşmesi bu esnada daha sıklaştı.

Celse bitti. Otele döndük. İsmet ilk söz olarak bana: «Rıza Nur!.. Bu projeyi imzalayalım!..» Dedi. Şiddetle itiraz ettim. Aramızda şöyle bir münakaşa başladı : O — Sonra boca ederiz. Ben — Birşey olmaz, cesur ol!.. Korkuyorsun. O — Korkuyorum. Boca edeceğiz. Ne olursa olsun sulh edelim. Bu lâzımdır. Ben — Bu muahede Türk'ün istiklâlini ve âti saadetini temin edecek mahiyette demektir. O — Bu kadarsı kâfidir. Ben — Nasıl kâfi? Bu kadar muallâk mes'ele var. Bunlar iktisadî şeylerdir. Can alacak noktalar var. Hem. de projeye yeni şeyler de sokuşturmuşlar. Bu emposer etmek demektir. Kapitülâsyon duruyor. Bunlar nasıl kabul edilir?.. O — Etme! Sonra harp olur. Mahvoluruz. Epey şey aldık, yeter. Ben — Bunlar bizi şimdiye kadar bir çok defa türlü şekillerde harp ile tehdit ettiler. Hep harbi ileri sürdüLOZAN ZAFER Mt. HKZİMET Mt? 265 ler. Korkmadık. Onları hep lehimize kazandık, aleyhimize her vasıtayı kullandılar. Tatlılık, dalkavukluk, hepsi birden celsede hücum ile zebun etmek, yalan, şiddetli söz tahkir, harp ederek Türkiyeyi imha ile tehdit, hep yaptılar. Ben eminim ki bu da blöf. Harp edemiyeceklerine imanım var. Şimdi inkıta ile tehdit tecrübesini yapıyorlar. Biz eğer bunu da arslan gibi göğüs gererek karşılarsak nihayet tekrar çağırıp istediğimiz gibi bir muahede yapacaklardır. Gürzon'un nutkunun sonunda «Giderim. Türkler razı olursa sonra da gelir imza ederim.» Demesi bir açık kapı bırakıyor demektir. Bu da harp olmayacağına delil olabilin Sen zayıflamayıver, dursun. Cesur ol!.. Bil'a-kis fırsat varken Türkiyeye mükemmel bir muahede yapalım. Onu her türlü kayıttan kurtarıp tam müstakil, hakiki bir devlet yapalım. O — Etme!.. Doğru değil, sonra çok alalım derken kazandığımızı da kayıp edeceğiz. Gel şunu imza edelim. Etme başka çaremiz yoktur. Sonra pişman olursun. Baktım ki sözlerim kulağına bile girmiyor. Fena halde ürkmüş. Ne cebin adammış. Nasıl kumandan olduğuna şaşıyorum. Bir taraftan da kızmağa başladım. Bu adam devlet filân düşünmüyor. Ne şekil ve halde olursa olsun, sırf ellerine bir devlet geçsin, sade tepesine çöküp keyif-etsinler. Zaten dâima böyle bir şey çıkıyor, ve beni her-gün biraz daha bu adamdan soğutuyor. Anlaşılıyor ki, kat'î kararını vermiş, her ne olursa olsun ve ne bahasına olursa clsun sulhu yapacak. Mutlaka.. Ben — Kat'iyyen olamaz. Böyle bir muahedeyi imzalamam. Deyip savuştum. Üç gün üç gece yakamı bırakmadı. Yalvardı. Adeti üzere beni kucakladı. Sıkı sıkı sarılıyor. Yüzümü öpüyor. 266 KADİR MI9IROÖLU LOZAN ZAFER Ut. HEZİMET Mt? 267 I «Gel imzalayalım1» Diyor. Ben de «olmaz» ı bastırıyorum. Bizim hey'et de bize kamilen hayrette. Herkes düşünceli kederli. Ağızlarını bıçak açmıyor. Dışardaki şayiaları işitiyor, korkup heyecana düşüyorlar. Artık son deme geldik. Ha koptu, ha kopacak... Bîr gece yarısı İsmet beni çağırttı. Ankara'ya bir buçuk satırlık bir telgraf yazmış. Bana «şunu imzala!..» dedi. Telgrafa baktım. «Başka çare yoktur. Bu projeyi imzalayacağız.» Diyor. Halbuki şimdiye kadar Ankaraya yazdığı telgraflara bana da imza koydurarak değil onları benden sıkı sıkıya saklıyordu. Bu mes'uliyetli şey. İtham olunursa beni de beraber ettirecek. Bunu görünce isyan ettim. «İmzalamam. Sana da böyle telgraf çektirtmem.» Dedim. «Ben çekeceğim» Dedi. Hasan'ı da çağırtmış, O'-da orda «imzala!» dedi. Hasan cevap vermedi. Münir de yanımda, seyrimize bakıyor. Ben; «O halde siz bunu yollayın! Ben de ayn bir şifre yollayacağım.» Dedim. Hasan da: «Ben de ayrı yazarım.» dedi. İsmet baktı ki olmuyor. Sonunda bu tarza razı oldu. Görüyorum ki içinden bana diş biliyor. Fakat kızar, birşey yaparım diye, ters bir lâkırdı söyleyemiyor. Tabiatımı bilir. Derhal terslerim. Zaten O'nunda tabiatı yüze gülmek arkadan kuyu kazmak-

tır.» 25» Müteakiben Ankaraya çektiği ve durumu tafsil.eden telgrafını dere eden Dr. Kıza Nur, son gün akdedilen heyecanlı celse hakkında da tafsilât verdikten sonra : «Sonradan haber aldım, meğerse ismet, Gürzon'a ve diğerlerine verdikleri projeyi imza edeceğine son husu(252) Dr. Rıza NUR — a. g. e. sh. 1146-1150 si konuşmalarında ve son celseden evvel söz vermiş imiş. Ismet'in beni zorlamaları, Gürzojı'un ümidi ve bu beklemeleri bundan imiş.. Bu adam şayanı hayrettir. Bu ne iştir?.. Ben delegeyim. Bensiz bu sözü nasıl verirdi. Hükümete yazıp ondan muvafakat cevabı alıp almadığını bilmiyorum. Yoksa hususî olarak Mustafa Kemâl'e yazdı da ondan muvafakat cevabı mı aidiydi?. Çünkü, her şeyi hükümetten ziyade ona yazar, danışırdı. Böyle ağır işi de onun kendi başına yapmamak adetidir. Üstüne mes'uli-yet almaz. Bilmem?.. Giirzon Londra'ya gidince hükümete resmî bir rapor vermiş. Bunu neşretmişler. Ben görmedim. Söylediklerine göre, bu raporunda: «Sulh oldu demekti. İsmet bana projeyi imzalayacağına kat'i söz verdi idi. Son dakikada işe bir ruh u habis karıştı, olmadı.» demiş. Bu rûh-u habis, tabiî, ben oldum. Bu esnada sahneye Hahambaşı Naura girdi. Paris gazetelerinden birinde bayeıiatını gördük, hülâsatan diyor ki: «Merak edilmesin, İsmet benim ahbabımdır. Sözümden çıkmaz. Gider işi düzeltirim.» Derken Paris'ten Ismet'e Haham'dan bir telgraf geldi: sBen geliyorum. İşi düzelttim. Size mühim haberim var. Sakın ben gelmeyince işi kesmeyin!» Halbuki yahudiyi Lozan'dan kovmuştuk, Utanmıyor, bunu yazıyor. Tabiî yahudi..; Utanmaz... Güldüm. Şu yahudinin madrabazlığına bak!!.. Gazeteye ne diyor, bize ne?!. Gazeteye göre frenklere, telgrafına göre bize hizmet ediyor.. Yahudi dediğin böyle olur... İsmet, ben, Münir ve daha bir kaç kişi Ismet'in odasında oturuyoruz. Nefer geldi. '«Naum Efendi gelmiş, sizi görmek istiyor.» dedi. Ismet'e bağıra bağıra «Sen hiçbir lâlnrdı söyleme. Bu işi bana bırak! Şu domuz yahudiye gös268 KADIK iflSIKOOLU tereyim» dedim. Bu sözleri tabiî methalde bulunan yahu-di de işitti. Nefere: «Getir!» dedim. Geldi. «Otur!» dedik, oturdu. «Ne haber var?» dedim. Yahudi bu.. Usta.. Sözümü işitti ya «Hiç bir şey yok. Sizi ziyarete geldim.» dedi. Hiddetim mani olmasa kahkaha ile gülecektim. Fakat herifin ustalığını takdir ettim. Bu da öfkemi geçirdi. Yahudiler böyle lâstik gibidir, her tarafa uzarlar. İnce bir kamış gibi rüzgâra göre eğilirler. Ama telgrafta ne demişti, onun zararı yok.. Utanmadıktan sonra.. Yahudi habisinin ise utanmamak en büyük san'atı, meziyeti ve silâhıdır. «Peki!» dedim, «telgrafında mühim haber getirdiğini yazıyordun?» Buna cevap . bulamadı. Kekeledi. Demek tam yahudi değilmiş.. Tam olsa kekelemez, buna da bulurdu, ama zırva. Zararı yok, söylerdi. Herif daleve-reye kalksa, fena haşhyacaktım. Kalkmayıp bu tarza dökülünce öfkem geçti. Gazeteyi kendisine verdim «Bu beyanatın nedir?» dedim. Şapa oturdu. Herif kafa tutmuyor ki.. Hamur gibi yumuşak. Yalnız, soğuk muamele ve çabuk defettim gitti.»*51 Bu satırlar göstermektedir ki Dr. Rıza Nur, Hayim Naum Efendi'nin Lozanda oynadığı rolden ve perde arka-smda cereyan eden «H ilafet Pazarlığı» ndan habersizdir. Halbuki daha konferansın başmdan beri O' nun İsmet Paşa'ya nasıl hulul ettiğini yine kendisinin şu satırları göstermiyor mu? «Bir müddettir. İstanbul eski Hahambaşısı Nanm bizim otelde görülmeğe başladı. Baktım bir gün Ismet'le görüşüyor. Ne yapmış yapmış, kimi vasıta yapmış bilmem, Ismet'e yanaşmış. Yaman yahudi!!. Artık Ismet'den ay(253) Dr. Rıza NUR — a. g. e. Sh. 1157-1159 ZAFElî Mi, HEZİMET Mı? 269 rılmıyor. Yemek zamanını biliyor ya asansörün kapısında bekliyor. Derhal lsmqt'in koltuğuna giriyor, belinden yakalıyor. O da onun. î mct'i lüzumu yokken holde dolaştırıyor. Sonra yemek salonunda tsmet'le şakalaşıyor, gülüyor. Anlaşılıyor ki herkese İsmet benim samimi teklifsiz arkadaşımdır diye göstermek istiyor, ve gösteriyor. Nihayet bütün yahudi sırnaşıklığı ile yanaştı, tsmet'in yakasını bırakmıyor. Şimdi odasından da çıkmıyor. İsmet bunu müşavir tayin etti. Yevmiye vermeye de başlamış. Bana da söylemiyor. Hey'et i murahhasa çiftliktir,

keyfi gibi kullanıyor. Ne diye kandırdı bilmem. Bu sadedil İsmet Yahudi'nin dolabına girdi. Derken Hahambaşını soframıza da aldı. Bu vakte kadar sesimi çıkarmamıştım. İsmet'e dedim ki : Bu yahudi de başımıza nerden çıktı? Senin böyle bir yahudi ile laubali görünmen haysiyetini ve Türk Milletinin, hey'etinin haysiyetini kırar. Bu kadar yüz verme! Hiç olmazsa herkesin içinde yüz verI me! Bana kızdı. Herif derken azdıkça azdı. Hey'etten şuna buna herkesin içinde kumanda ediyor. Benim önüme geçip önüm-dt yürüyor. İhtimal İsmet benim sözlerimi ona söyledi. Fakat ben durur muyum? Zaten yahudileri hiç sevmem. Hahama önüme geçtiği vakit hakaret ettim ve kolundan tutup arkama çektim. Bir daha burada yürü! dedim. Bunu otelde holde yaptım. Herkes gördü. Herif bitti. Bir daha önüme geçmek değil, ben varken lsmet'in yanma bile yaklaşmadı. Bunu esasen İsmet yapacaktı. Hadi beni çrkemiyor, bir yahudiye hakaret ettiriyor, ama düşünmüyor ki, bu işte benim şahsım değil, mevküm de var. Bir Türk Nazırı ve delegesiyim. Bu mevkü yahudinin pis aya170 KADİR HISIROÖLU ğma çiğnetmese ya... Adam, o'nun böyle şeyler umurunda mı? Yahudi ile kimbilir nesi var? Ismet'e tekrar dedim: Bu bir yahudidir. Yahudiler çok âdi şeylerdir. Bunun kimbilir ne fena işleri vardır? Bun dan bir hayır bekleme!.. O'nun tanıdığı muhit yahudî sarraf âlemidir. Bunun gayesi imtiyaz gibi bir para dalevere-sîdir. Kendini küçük düşürme! Hele bu herifi yemekte istemem. Yahut ben ayrı sofraya çekilirim. Yine dinlemedi. Başka sofraya geçtim. O vakit yahudiyi sofradan yolladı. Yemek yerken kendi samimiyet muhitimizdeyiz diye gayretle düşünmeden bir lâf kaçıracağız, yahudi derhal düşmanlara yetiştirecek. Aramızda bulunduğunu herkese göstererek para dalaveresini yürütecek. Hahambaşı îsmet'e bütün İngiliz ve Fransız ricalini tanıdığını hepsi ahbabı olduğunu işleri istediği gibi yaptıracağını söylüyormuş. Tabiî İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelerine de îsmet avcunda olduğunu söylüyordu. Derken dediğim oldu. Bizim hahambaşı tsmet'ten İzmirde bir imtiyaz, istikraz işi, daha türlü para dolabı istemiş. Ni hayet Washington sefirliğini de istemiş, Lozan muhitinde dolaşıyor. Herkese İsmet teklifsiz ahbabımdır, sözümden dışarı çıkmaz. Diyormuş. Haberi aldım. Ismet'e «gördün mü?» dedim. Cevap yok. «Kov bu herifi'..» Dedim. îsmet bu imtiyaz ve emsali işleri bana söylememişti»154 (254) Dr. Rıza NUR — a .g. e. sh. 1081-83 Yalnız Hayim Naum değil, yine eski bir Osmanlı teb'ası olan Metr Balem adlı yahudinin de Lozan'da İtalyan Hey'etinin mücaviri olarak ortaya çıkıp Türkiye aleyhine nasıl çalıştığını ibret ve dehşetle nakleden Dr. Rıza NUR, bu husus-:taki tafsilâtını şu satırlarla bitirmektedir: .işte Türkün ekmeği ile beslen<;n ecnebî unsurlarla LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mi? 2TA Halbuki Rıza Nur'un bahsettiği bu «iktisadî menfaatler» Hayim Naum'un hakiki emel ve faaliyetini örtmek için baş vurduğu bir taktikti. Şöyle ki: Evvelce bir vesile ile Lord Gürzon'un «M u k a d-d e s Emanetler» den söz açtığını, buna karşı İnönü'nün sert bir cevap vererek bunlann Haüfe'nin muhafazasına tevdi edilmiş bulunduğunu ve böylesine dinî bir mes'ele üzerine burda bir müzakere açılmasına İslâm Ale-mi'nin tahammül edemiyeceğini ileri sürdüğünü bildirmiştik. Lord Gürzon'un bu beyanı hakikatte, Türk idarecilerinin Hilâfeti muhafaza edip etmemek hususundaki karar ve hissiyatlarını yoklamaktan ibaretti. Nitekim Türkiye* den kendisine ulaşan haberler de M. Kemâl Paşa'nın İnönü'ye muvazi olarak Hilâfeti göklere çıkardığını daha emin bir tâbirle söylemek gerekirse Halife olmak istediğini göstermekteydi. İşte bunu kabul etmek istemiyen marifeti!.. Mel'unlar... Yezidler... Türk'e ders, dersf... Maateessüf evvelce zikrettiğim gibi bu adam sulhden sonra defaatle Ankara'ya gelmiş, imtiyaz ve para işleri halletmiş, paralar kazanmış, rüşvetler vermiş, bizimkilerden itibar görmüştür. Hâlâ Paris Sefarethanemizin en im tiyazlı ziyaretçilerindendir. Sefir

Fethi'nin baş ahbapları yahudi Menâşe bu Salem, ermeni Devlet Efendidir. Zan_ nımca oradan haberler alıp Fransız ve İtalyanlara götürüyorlar. İnsan böyle vak'alarin şahidi olup da sonra da bunları görünce me'yus oluyor... Böyle şey, duygusu bitmiş, yani batacak milletlerde olur. Acı, ye's verici şey... Şu Salem vaktiyle Talât'ın en baş dostu ve sırdaşı idi. Devletin en mühim işlerini ona danışırdı. O'da tabii frenk-lere haber verirdi. îşte herif karşımıza İtalyan Müşaviri olarak çıkmıştır. Bu zavallı milletin ciğerini böyle dost sıfatında nice kurtlar yemiştir.» (bakz: Dr. Rıza NUR — a. g. e. sh 1096) 272 KADİR MISIROÛLU lyord Gürzon, Lozan'da İsmet Paşa'nın müşaviri sıfatını hâiz bulunan Hayim Naum Efendi'yi çağırarak daha önceki taahhütlere uygun olarak Hilâfet ilga edilmediği tak dirde sulhun gerçekleşemiyeceğini söylemiştir. Esasen bu mes'eîe ile öteden beri meşgul bulunan "'5b Hayim Naum Efendi, İsmet Paşa'yla L*ord Gürzon arasında bu mes'ele etrafındaki haberleri getirip götürmek suretiyle ciddî bir gayret sarfetmişti. Onun İsmet Paşa'yla çevirdiği dolaplardan habersiz olan Dr. Rıza Nur yukarıya alınan satırlarında açıkça görüldüğü üzere bu münasebetlerden rahatsız olduğunu, ancak O'nun Hilâfet gibi mühim bir mes'elenin pazarlığıyla değil de, bir imtiyaz, koparmak mes'elesiyle meşgul olduğunu zannetmiştir. Bu pazarlıkta, İsmet Paşa, kat'î bir karara varamadı. (255) Gafil veya suç ortağı idareciler tar.ıftndan Hayim Naum Efendi 1919 yılında da «Türkiye için faaliyet göstermece üzere, kuzuyu kurda teslim etmek kabilinden resmen Ame-rikaya gönderilmişti. Hilâfetin ilgasını temin etmek için Amerikan yahudilsri ile mutabık kalan Hayim Naıt-m îs-tanJbula dönüsünde (8 Mart 1919) gazetecilere şu sahte bcyanr.tı vermişti. «...Fakat ihtimal bilmezsiniz, ben bundan evvel de memleketime gene bu nevî bir hizmette daha bulunmuştum. 1915 yılında Osmanlı hükümeti ile İngiltere hükümetinin arasını bulmak hususunda da bir hizmetim var. O zaman Sadrazam Sait Halim Paşa, münferit bir sulh yapmak istiyordu. Bunun üzerine,' İngiliz dostlarım nez-dinde yaptığım teşebbüs neticesinde Dedeagaç'a gönderdikleri bir diplomatla buradan gönderilen bir diplomat temas ettiler. Fakat (İngilizlerin şartlan kabul edilemez de recede ağır görüldü. Bu meseleden sonra Almanlar beni. İtilâf hükümetlerini sevmekle itham ettiler. Talât Paşa da benden bu hususta izahat istedi.,.» LOZAN ZAFLR MJ. HEZİMET Mİ? 273 Çünkü Türkiye'den ayrılmadan önceki havanın Hilâfeti muhafaza etmek istikametinde olduğunu henüz unutmamış ti. Hattâ hareketinden bir kaç gün evvel, şefi M. Kemal Paşa'nın Meclis'de Hilâfeti göklere çıkaran uzun hitabesi halâ kulaklarında çınlıyordu. Bu yüzden bu pazarlığı O'nunla bitiremeyen Hayim Naum Efendi, İnönü'den evvel Türkiye'ye geldi ve bu sırada izmir'de toplanan « 1 k t i s a d Kongresi» ne katılmak üzere muhtelif şehir ve kasabalara uğraya uğraya seyahat eden M. Kemal Paşa, her yerde Hilâfeti methediyor ve bir «H a 1 i f e Namzedi» gibi konuşmalar yapıyordu. -56 Meselâ tam lx>rd Gürzön'un Lozan'ı terket-tıği gün olan 4 Şubatta Balıkesir'deki Paşa Camii Şerifinde yukarıda nakledilmiş olan hutbeyi irad etmiştir. Fakat İzmir'de kendisine mülâki olan Hâyim Naum Efendi'den İngilizlerin Hilâfet hakkındaki kararlarını öğrenen M. Kemal Paşa, takip etmekte olduğu «H i 1 â -f e t S i y a s e t i» ni söktüremiyeceğini anlayınca rota değiştirdi. Evvelâ iktisad kongresinde -ST Hilâfet'e hücum eden bir konuşma yaparak yeni siyasetinin ilk işaretini vermiş oldu. '5I f25G). Fazla bilgi için bütün bu konuşmaları bir,araya toplayan ve resmen neşredilmiş bulunan şu kitaba bakınız: Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, İzmir Yollarında (Mat. büat Müdüriyet -i Umumiyesi neşriyatından) Ankara 1333 <257) Bir *;ok ehemmiyetli münakaşalara sahne olan «İzmir İktisad Kongresi» nde alınan en ehemmiyetli karar, ilk defa teklif edilen «Lâtin Hurufattı nın kafi bir surette reddi olmuştur. (258) Bu uzun konuşma için bakz: Gazi Paşa İzmir Yollarında — Ankara 1339 sn. 102 vd. Bu konuşmadan takdim F: 18

274 KADJR MI3IROÖLU îddiaya göre Hayim Naum Efendi'ye Lord Gürzon'a. verilmek üzere «yazılı bir taahhüd» de de bulunulmuştur. Fakat buna hacet yok ki, bu yeni karar üzerine, henüz sulh olmadığı halde asker, «yorgun olduğu» ileri sürülerek terhis edilmiştir*59. Bunun' manas; mukavemetten vaz geçip itaat edileceğine ı*iair fiili bir teminat vermekten başka bir şey değildi. Bundan sonra izmir'den ayrılan M. Kemal Paşa 13 Şubat'ta Lozan'dan dönen İnönü île Eskişehir'de birleşerek trenle Ankara'ya gidene kadar o'ndan da bu pazarlığın mütemmim malûmatını almıştır. Ankara'da olup bitenleri sezen «İkinci Grup» un Mecliste nasıl bir millî feveran gösterdikleri ilerde anlatılmıştır. M. Kemal Paşa, kasden çıktığı Anarolu seyahatinde sulh müzakerelerinden bahsederek Lörd Gürzon'a işaretler vermiştir. "° eylediğimiz şu bir tek cümle bile onun menfî mahiyetini anlatmaya kâfidir: «... Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Rumlar sapanlarına yapışmışlar, muhafaza-i meVfcudiyet etmişler, kuvvetlenmişler, bizim milletimi?: de böyle fâtihlerin arkasında serserilik etmiş, ve kendi yurdunda çalışmamış olmasından nâşi birgün onlara karşı mağlûp olmuştur...» (a. g. e., sh. 108) (259) Ali İhsan SABİS — a. g. e. sh. 358 (260) Vagonda kendisine sorulan suallere karşı Mustafa Kemal' Paşa şu izahı verdi: «Mukabil Sulh Projemiz, Hey"ct-i Murahhasımızın Laıfsanne'daki son teklifleri dâirfisin-dedir; gizli celselerde bir takım beyanatta bulunanlar oldu, nihayet ben Meclise gittim; dedim ki; • — Efendiler!. Ne İstiyorsunuz? Karaağaç, Musul vesaire için harp mi edelim? Millet harpten usanmıştır. Takati kalmamıştır. Harp edemeyiz. Milleti harbe sürüklemek için pek hayati, son derece mühim mea'elele'rin. Hilâfet'in ilgasını en şeytanî tavassutlarla te'ınin eden Hahambaşı HAYIM NAUM — İnönü'nün müşavirliğinden, Nâsır'tn rtüşavirliğine — Türk Milletinin tarih boyunca mâruz kaldığı en mîihlik felâketlerin baş tertipçisi YAHUDt'nin sembolik bir tipi olan Mayim Naum Efendi, Hilâfetin ilgasına muvaffak olduğu İçin en ehemmiyetli Hahambas,ılık olan «Mısır Hahambnşılığı»na terfi ettirilmiştir. İslâm Âleminde Türkiye'den sonra gelen bir mevkii olan Mısır'da vefatına kadar «Nasır» in müşavirliğinde ifsad ve idlâline devam imkânı bulabilmiştir. 276 KADİR LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mı? 277 Varılan anlaşma üzerine yeniden davet edilen murahhaslarla Lozan Konferansının ikinci devresi başlamış ve gayet kısa sürmüştür. Burada varılan neticelerin zahiri plânı arkasında gizli bir anlaşma yapılmıştır kit başta Hilafetin İlgası» olmak üzere-81 bütün inki-j hamlelerini muhtevidir. Bu anlaşma halen Londrada ı «Beaverbrook Faundation» adlı ilim ve araştırma vakfında Lord Gürzoa'un evrakı arasında mahfuzdur. Ancak bunun İngiliz, siyasetinim hale ve istikbale ait menfaatleri icabınca hiç kimseye gösterilemeyeceği şahsen bize karşı bile ifade edilmiştir. Bu an İaşma metninin siyasî kanaatlerinden emin bulunulan bazı mevzubahs olması lâzımdır...» (b. Ali İhsan SABİS —• a. g. e. sh. 366). Acaba M. Kemal Paşa, gizli celsede söylediği bu sözleri Konya'da niçin alenen tekrarlıyordu?. Doğrusu tetkike değer bir husus!... (261) Hayim Naum Efendinin «Hilâfetle karcı oynadığı bu;; meş/um, role, M. Kemal Paşa kayırılmak ve sırf İsmet' Paşa'ya. yüklenilmek suretiyle de olsa Rauf Orbay'm bah-J si geçen hatıratında da temas edilmektedir: « — İsmet Paşa anlaşıldığına göre, Lozanda ingilU-lerle bir nevi gizil ara buluculuk rolü oynayan, îstanbulunı Haharnbaşısı Hayim Naum Efendinin telkinleriyle, «Hilâfetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiyede devamına, müsaade edilmeyip derhal atılması lüzumu» fikrini ta-mamiylc benimsemiş bulunuyordu. Peki, ya dört beş ay önceki «Hilâfete bağlılık, hattâ Hilafetin kuvvetlendirilmesi» düşünce ve kanaati ve bu yoldaki kat'I ifadeler ve

İslâm Alemine bunun duyuru!-a ması hususundaki telâş ve heyecan ne olmuştu?» (bakz. Feridun KANDEMÎR — a. g. e. sh. 96, 97 Bu husus. ,daha sert bir dille, bir çok kereler batıp-çıkmış olan «Büyük Doğu» Dergisinin hemen her seri-î sinde yer aldığı halde İnönü, bütün bunları dâima duy-manıazlıktan gelmiştir. Bu sükûta Ükkati çekmemiz üzeîngiliz yazarlarına gösterilmiş olduğu anlaşılmaktadır.-0' Her ne hal ise biz konferansın bu ikinci devresine ait kronolojik malumatı da hulâsa ederek bu bahse bir son verelim. Lozan Konferansının Birinci Devresinin dağılmasına sebep olan son celse 4 Şubat 1923 de saat 17 yi 25 geçe Boriva Otelinde yapılmıştı. Musul mes'elesinin 12 ay içinde iki tarafça halledilmezse Milletler Cemiyetine arzı, borçlar meselesinin 6 ayda yeniden tetkiki teklif edildi. Kapitülâsyonlar mevzuunda da Moutanya'nırı (İtalya) formülünü kabule yaklaşıldı. Fakat Lord Gürzon bir sinir harbine karar vermiş olduğu için hiçbir anlaşma mümkün oi-nıadı. Ve aynı gün saaı 19,15 de Lord Gürzon'un treni Lo-zından hareket etti. Bu suretle 88 gün dürmüş olan konferans hiçbir netice alınmadan dağılmış oldu. Murahhaslar memleketlerine dönmeye başladılar. Bundan sonra Türk heyetinin Türkiyeye avdetiyle Mecliste Lozan mevzuunda görüşmeler başladı. Bunları alâkalı bahiste bulacaksınız. Lord Gürzon gidersem bir daha dönmem dediği halde kon(262) rine, bize cevap veren mahut Ulus Gazetesi Yazarı «İnönü şahsı için kimseye karşılık vermeye tenezzül etmez!...» (bakz. Cihat AKÇAKAYAMOGLU — a.g.t. Ulu» Gazetesi 2 Maıt 1966 tarihli-nüsha) gibi bir mugalâtaya baş-vuşmuştur. Acaba o'nun bundan sadece bir kaç ay önce, Partisinin kongresinde ' tuttuğu kimselere muhalif kalan gençlerin üzerine yürüyüşünü gösteren manidar fotoğrafını çok insaflı (!.) Ulus yazarı görmemiş midir? Yoksa ten-kidlere mukabelenin «bedeni» si ile «medenî» st arasındaki farka işaretle «bedenî» mukabeleye keşfi zor bir kemal ifadesi bıâfe edip yine de İnönü'ye hak mı verecektir, bilmek isterdim. Meselâ «Leonard Mosley»in «The End of and Epoch» (Bir Devrin Sonu) adlı eseri bunlardan biridir. ZAFER III, HEZİMET Mİ? 27» Kıraldan fazla kıralci garp taraftarı Türk müşahhasları... Şapka. nm kabulünden çok önce hiç bir mecburiyet olmadan silindir şapka. laruu giymiş olarak muahedeyi imzaya giderlerken... feransı yeniden toplantıya davet edenlerden biri de yine kendisi oldu. Bu ikinci devre hakkındaki kronolojik malumatı da kısaca dere edelim. 8 Mart 1923 alâkalı devletlere Ankaraca uzun bir nota gönderildi. 28 Mart 1923: Cevabî nota alındı. 23 Nisan 1923: İkinci Lozan konferansı açıldı, ln-giltereyi artık Lord Gürzon değil, Sir Horace Rumbolt temsil ediyordu. Fransa'yı General Peüe, İtalya'yı Mon-ianya temsil ediyorlardı. 24 Nisan 1923: Bazı meselelerde karara varıldı. Meriç, Suriye ve Irak hududu, ikinci encümen toplantısi-Düyûn-u Umumiye* demir yollan v.s. 25 Nisan 1923: Üçüncü Komisyon toplantısı oldu. Meis Adası mevzuu görüşüldü. 26 Nisan 1923: Muahedenâme projesinin münakaşası yapıldı. a — Sulh .hali Otat'î" olarak yerleşecektir. Yunan sınırı tekrar değişecektir. b — Meis Adasını almak teklifimiz reddedildi. 27 Nisan 1923: Kapitülâsyonlar ve mezarlıklar meseleleri ele alındı. 28 Nisan 1923: Muahedenâme projesi münakaşasına, devam edildi. . 1 Mayıs 1923: Muhaceret, ikâmet iktisadî ve hukukî meseleler görüşüldü. 2 Mayıs 1923: İkinci Ercümende Düyun-u Umumiye incelendi. 3 Mayıs 1923: Ecnebilere tatbik edilecek usule dâir irıukavelenâme incelendi. 7 Mayıs 1923: Kuponlar meselesi.. 8 Mayıs 1923: Türkiye hududu!. 10 Mayıs 1923: Ticarî mukaveleli Mayıs 1923: 109 uncu madde görüşüldü.. 16 Mayıs 1923: Muahedenâmenin umumî olarak münakaşası yapıldı.

19 Mayıs 1923: Evvelki müzakereye devam edildi." 280 KADİR MISIROOLU 26 Mayıe 1923: Yine muahede lâyihasının münakaşasına devam edildi. 28 Mayıs 1923: Tamirat Tazminat Mes'elesi.. 31 Mayıs 1923: Muahedenâme projesinin tetkiki.. 4 Haziran 1923: Aynı mes'eleye devam edildi. 26 Haziran 1923: Aynı meseleye devam edildi. 3 Temmuz 1923: Muahedenâme lâyihasının münakaşası yapıldı. 12 Temmuz 1923: Aynı meseleye devam edildi. 17 - 18 Temmuz 1923: Aynı meseleye devam edildi. 24 Temmuz 1923 Muahede imzalandı. Türk hükümeti adana Jnönü, Dr. Rıza Nur ve Hasan Saka, İtilâf devletleri adına da şu zevat imza koydular: Horace Kumbolt, Pelle, Garroni, Uçiyai, Montanya Venizelos, Kaklamanos. Diamandi, Konçesko, Lozan Muahedenâmesinin imza edildiği üniversite binası (Palais de Rumine) Lozan Muahedenâmesi devletlerin tasdiki dolayısıy-le 16 Ağustos, 1924'te meriyete girdi. Şimdi varılan neticeye bir göz atarak, kayıplarımızı kısaca tahlil edelim. LOZAN ZAFER Mi, HEZİMET Mİ? 231 VARILAN NETİCELERİN TAHLİLİ Lozan Muahadenâmesinin değerlendirilmesinde evvelce dere edilmiş bulunan «M i s a k-ı Millî» esas alındığında ortaya çıkan kayıplarımızı iki grupta toplamak mümkündür. a) Maddî Kayıplarımız (Bunlar tafsilatiyls ikinci cildde ele alınmıştır. b) Manevi kayıplarımız (Bunlar da üçüncü cildde tafsil ve münakaşa edilmiştir. A) MADDİ KAY1PLAKIMIZ : 1 — MUSUL 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekenâmesinin imzası ânında Ordumuzun fi'len bulunduğu ric.'at noktalan Mi-s>ak"i Millîmizin birinci maddesine göre maddî hudutlarımızı teşkil eden bir esas oîarak kabul edilmiştir. Buna nazaran Musul'un bu tarihte düşman işgali askeriyesi altına girmemiş olduğu hatırlanırsa burasının Misak-ı Milliye dahil yerlerden biri olduğu meydana çıkar. Nitekim Lozan müzakerelerinde Musul hakkındaki Türk tezi de bu istikamette ortaya çıkmıştı. Fakat ' Lozan Muahedenâmesinin 3. Maddesi Musul'un Türk hudutları içine alınmasını temin edememiş, bu meş'elenin o zaman bugünkü Bir leşmiş Milletlerin yerine faaliyet gösteren «Cemiyeti Akvam» da görüşülmek üzere taıik edilmişti. Türk Irak hududu, muahedenin mer'iyete vaz'ı tarihini takip eden ilk dokuz ay içinde sulhen tayin ve tesbit edilemediği takdirde meseleye Cemiyeti Akvam el koyacaktı Halbuki Lozan'da en çetin mücadelelere hedef teşkil eden Musul meselesinin Cemiyeti Akvama havaie edilmesi da2S2 KADİR MIMROOLU vanın daha o zaman bizim için kaybı mânâsım ifade etmekteydi. Çünkü nihayet rey ekseriyetiyle kaderi taayyün edecek bulunan Musul için Cemiyeti Akvamın âzası bulunan devletlerden hiç birinin İngiltere muvacehesinde Türkiye'yi desteklemelerine imkân yoktu. Bunun siyasî, iktisadî ve hattâ dinî sebep ve saikleri izahtan varestedir. Nitekim ihtilâf Cemiyeti Akvam safhasında da bu tarzda cereyan etmiş ve Musul bir İngiliz Mandası olan Irak'a bırakılmıştır. Eğer Musul'a müteallik Türk - İngiliz ihtilâfı Lozan'da kat'î olarak halledilmek cihetine gidilseydi halledilemediği takdirde bütün meselelere şamil olan sulh muallel kalacağı için bu sırada harp taraftarlarını iş bağından uzaklaştırmış bulunan İngiliz Efkârı Umumi-yesinin baskısı altında bulunacak olan İngiliz murahhasları; daha ziyade bir feragat ve fedakârlığa zorlanabilirlerdi. Halbuki sulh, Musul meselesi muallel kalmak şartıyla bir kere tahakkuk ettikten sonra Musul meselesinin kaderiyle sulhun kaderi tefrik edilmiş ve mesele Harb ı Umumîye iştirak «tmiş bütün milletleri alakadar etmek vasfından çıkarılarak sadece Türkiye - İngiltere meselesi haline ifrağ edilmiş bulunduğundan daha o zaman kaybedilmiş demekti.

Bunun yanısıra şu acı gerçeği de belirtmek isterim ki, İngiliz devleti Musul'un arazisinden ziyade petrollerine talip bulunduğundan, petroller üzerinde sağlam bir anlaşma yapmak suretiyle arazinin Türkiye'ye terkini Baş-murahhas'ı Lord Güraon'a emretmiş bulunuyordu. Bu hususu hatıratında sarahaten ifade eden Lord Gürzon'a İngiliz Başvekili tarafından verilen kat'î emri evvelce bilmü-nasebe zikretmiştik. Türk Murahhas Heyetinin Lord Gür-zon tarafından bu suretle oyuna getirilmesi bugün içinde bulunduğumuz iktisadî buhrana temel teşkil etmiştir. ÇünLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ?' 283 kü Musul'a sahip bir Türkiye bugün 35 milyon nüfusu besleyemez ve yüzbinlerce evlâdını yâdellerde sokak çöpçülüğüne kadar çeşitli süfli ve ağır işleri görmek üzere dışarıya göndermek mecburiyetiyle karşılaşmazdı. Cemiyeti Akvamın Musul Meselesine getirdiği hal şekli, Musul Petrollerinden Türkiyeye yirmi beş sene müddetle ve sadece yüzde on gibi cüz'i bir hisse veriyordu. 1924. yılından bu yana gelmiş ve geçmiş hiç bir hükümet bu cüz i hisseyi bile almağa muvaffak olamamıştır. Şurada burada siyaset dehâsı olarak takdim edilen ve Çörçil tarafından bile medhedildiği iddia edilen İsmet Paşa gerek hükümet reisi ve gerekse Devlet Reisi sıfatiyle bu yirmi beş yılm birinci derecede mes'ul adamlarından birisidir. Irak gibi nihayet bir müddet sonra İngiliz Devlelini topraklarından koğabilmiş bir manda kadar bile " celâdet gösteremiyerek Cemiyeti Akvamın tasvib ettiği bu cüzi hakkı bile alamamakla siyaset dâhiliği ne derece kabili teliftir?... Burada hemen şunu da ilâve etmek gerektir ki, bir «manda statüsü» ile İngiliz idaresine girmiş bulunan Irak bi-' Ie; nihayet kısa bir müddet sonra İngilizlerin Petrol de dahil olmak üzere bütün Irak Arazisi üzerindeki hak ve imtiyazlarım redde muktedir olabildiğine nazaran asıl mes'-ele Musul'un arazi olarak kurtarılmasıydı. Petrollerin tamamı bile İngilizlere verilmiş olsaydı bir müddet sonra bunun reddi mümkündü. Halbuki hudut tashihi kolay kolay tahakkuk edebilecek bir hadise değildir. Nitekim Lord Gürzon'un sözleri de İngiltere'nin Musul arazisinden ziyade, petrollere talip bulunduğu göstermektedir. Bu hakikati kavrayamayan, bizim kerameti kendinden menkul, Lozan Kahramanımız (!) Musulu daima petrolleriyle birlikte ve hiçbir tavize yaklaşmadan müdafaa etmiştir. Bu da Onun neyin mümkün, neyin gayn mümkün 284 KADİR MI9IHOÖL.U olduğunu kavramaktaki aczini gösteren bir delildir. Filhakika İsmet Paşa kendisi de böyle bir Konferansta bulunmak için hiç bir liyakata sahip bulunmadığını bu teklifle karşılaştığı zaman peşinen itiraf etmiştir. Evvelce bir jnüasebetle kâfi derecede belirtmiş olduğumuz üzere bu hususu sarahaten ifade eden M.Kemal p?şa nutkunda onun özür dileyerek gitmek istemediğini, fakat bu teklifin bir emir olduğunu anlayınca, askerî disiplin mantalitesi icabı kabul ettiğini beyan etmektedir. Anlaşılıyor ki zafer elde edilmiş olduğu cihetle, M. Kemal Paşa da sulh şeraitinin kolaylıkla tahakkuk edeceğini zannediyordu. Filhakika hiçbir diplomatik tecrübesi olmayan, lisan bilmeyen ve hatta kulakları bile doğru işitemiyen tsmet Paşa gibi M. Kemal Paşa da her şeyden önce askerdiler. Petrol mevzuunda daha acı gerçekler de mevcuddur. Yerimizin darlığı sebebiyle bunlara kısaca temas edelim: a) Musul Petrollerinin ekserisi Sultan Hamid ahfadına aitti. Bunun sebebi Osmanlı toprakları" dahilinde herhangi bir yerde petrol zuhur ettiği zaman, ecnebi devletlerin; petrol sahasını şahsi mülkiyetleri haline getirmek maksadıyle, arazi sahiplerine fahiş meblâğlar teklif edip buralarını satın almalarından doğacak mahzuru bertaraf için, Saltan Hamid'in; böyle yerleri şahsen satın alma cihetine gitmesidir. Filistin için de burasının Yahudilere intikalini önlemek maksadıyla ayni şekilde hareket ettiği malûmdur. Devletlerarası ihtilâflarda şahsî hakların devletlere nazaran daha fazla korunması hukukî bir kaide olduğundan, Türkiye; Musulu kaybetse bile, oradaki şahsî hakların baki kalacağı muhakkaktı. Fakat her biri bir düşman emelinin kör bir aleti halinde icrayı hükümet eden İttihatçılar Saltan Hamid merhumun hal'ini müteakip bu &ı aziyi millileştirerek oraların şahsi hukuka müteallik temi LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Ut?

285 natlardan da mahrum kalmasına sebep oldular. Bu husus Musuldaki haklarımızın ziyaı kadar, Filistin arazisinin ya-hudi hakimiyetine geçmesinde de çok ehemmiyetli bir sebep teşkil etmiştir. b) Musul Petrolleri üzerinde bir takım hak ve imtiyazlar tesis etmek emeli, İngilizlere münhasır değildi. Onlarla umumiyetle rekabet halinde bulunan Amerikan Petrol Şirketlerinin mümessilleri de bu hususta bir şeyler elde edebilmek için Lozana gelmiş bulunuyorlardı. Musul Mes'elesinin hallinde Amerikan Petrolcülerinin İngiliz'era karşı kullanılması da mümkündü. Bu suretle Musul Petrollerini Amerikan Petrol şirketlerine kaptırmaktan içtinap edecek olan İngilizler, Musulun arazisi üzerinde taviz-kâr davranabilirlerdi. İnönü bu imkânı da kullanmasını be-cerememiştir. 2 — BATI TRAKYA : . Misakı Millîye dahil olup kurtanlamayan vatan parçalarından biri de Batı Trakyadır. Halbuki İstiklâl Mücadelesine Batı Trakya Anadoludan daha. evvel başlamış ve müstakil bir Hükümet kurmağa dahi muvaffak olmuştu. Bu gerçek ve Batı Trakya Türklerinin Yunan hakimiyetinden kurtulmak için giriştikleri kanlı mücadele nazarı itibara alınmadan Batı Trakya feda edilmiştir, tsmet Paşa bu tüvizi vermenin karşılığında da hiç bir şey alamadığı gibi Batı Trakyayı Vatan hudutları haricinde bırakırken mantıkî bir hudut çizmeğe bile muvaffak olamamıştır. . Istan-buldan 94 yıl evvel fethedilen ve 1453 yıbna kadar Devletimizin başşehirliğini yapan Edirneye trenle girenler Yunan toprağından geçmek mecburiyetinde kalmaktadırlar.. ¦Gerçekten Edirneye beş kilometre mesafede bulunan «Ka286 KADİR MISIROGLU raağaç» tren İstasyonuna Yunan toprağını çiğnemede» geçmek mümkün değildir. Bu istasyonu temin edebilmek bile Yunanlıların mâkul ve makbul bir harp tazminatı ödemelerinden muaf tutulmaları suretiyle mümkün olabilmiştir, îsmet Pa«s» Konferansın meşhur tabiri ile «T a-mirat ve Tazminat Bedeli» nden feragati bizzat «Büyük bir fedakârlık» olarak ifade etmiştir.70" İstanbul Rum ekalliyetine karşılık tutulan Batı Trakya Türklüğü, Lozan Muahedenamesinde bir fasıl teşkil eden «Ekalliyetlerin Himayesi» serlevhaîr bölümde yer-alan hakların hiç birinden bugüne kadar istifade edememiştir. Her gün hudutlarımızdan vatana iltica eden birçok Batı Trakyalıya mukabil İstanbul Kumlarından Yunanistana iltica teşebbüsünde bulunan bir tek ferd çıkmış., mıdır? Bu keyfiyet Batı Trakya Türk Ekalliyeti ile istanbul Rum Ekalliyetinin tâbi oldukları şeraitin mütekabil ve müsavi olmadığını aşikâr bir surette isbat etmektedir. İstanbul Rumları; bazı siyasi sebeplerle vatan dışı edilmek, istenildikleri zaman bile, gitmemek için çalmadık kapı, ko-parmadık yaygara bırakmamaktadırlar. Ekalliyetlerin Himayesine müteallik maddeler mütekabil olarak tatbik edilmek lâzım geldiği halde, Lozan'ın tatbikatı esnasında dahi. Yunanistana karşı acze düşülmüştür. Binaenaleyh İsmet Paşa ve hempalarına Lozan'ın tahakkuku kadar tatbikatından da hesap sormak Türk Milleti için tabii bir haktır.. 3) HALEP : Mondros Mütarekenamesi imza edildiği anda Ordumuz Halebin kırk kilometre güneyindeki Nibil'de bulun-. (262) Bkz. Ali Naci Karacan; Lozan Konferansı ve İsmet Pa--şa - istanbul, 1944, sayfa: 396. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mt? 28T jnaktaydı. Binaenaleyh Misakı Milliye nazaran Suriye hududumuz Halebin kırk kilometre güneyinden geçmek iktiza ederdi. Esasen bu mıntıka ırk itibariyle de galip ekseriyeti Türkmen olan insanlarla meskûndu. Fransızlar evvelce anlatıldığı üzere Ankara Hükümeti henüz katı bir zafer kazanmamış iken sırf Maraş ve Ayıntap havalisindeki Kuvayı Milliye hareketlerine boyun eğip, İskenderun hariç bugünkü hududumuzu kabule rıza göstererek «Ankara itiJâf namesi» ııi imzalamışlardı. Bu Fransız hareketinin âmillerinden biri de hiç şüphesiz Fransız - İngiliz rekabeti idi. Ankara Hükümetini tamamen İngiliz nüfuzuna düşmeden bu tâvizle tatmin edip Türk - Fransız dostluğuna imale etmek maksadı da varid-dı. Bu hudut, halen de devam eden şekliyle gayet anormaldir.

Zira Dünyanın hiç bir yerinde tren yolunun hudut olarak tayin ve tesbiti görülmemiştir. Ancak o zaman henüz kat'î bir zafer kazanmamış bulunan Ankara için bu kazanç da makul ve makbuldü. Fakat Lozanda oraya muzafferen gidildiğine nazaran daha fazlasını isteyip temin etmek gerekirdi. Madem ki Fransız politikası bu tavize çok daha önce mecbur kalmıştır, zaferden sonra daha fazlasını ko-parmalk mümkündü. Üstelik Nibil'e kadar talep edilmesi gereken bu arazi yukarıda arzeylediğimiz veçhile Misakı Milliye de dahildi. îsmet Paşa Lozan'da bu hususta hiç bir gayret sarfetmeyerek ancak 1938 yılında kurtanlabilen Hatay ve İskenderun için bile bir talep ileri sürmemiştir. 4) BATUM : İttihatçı güruhunun mübeşşiri olan bir ihanet şebekesinin eseri olarak ortaya çıkan 93 harbinde kaybettiğimiz vatan parçalarından biri olan Batum için Misakı Millimizin 2S8 KADİR MISIROÖLU kabul ettiği esas halkın reyine müracaattır. Birinci Cihaıv. Harbi nihayetinde Ruslarla imzaladığımız Brest —• Litovsk muahedenamesiyle Anavatana kavuşan Batum, Rusya'dan, temin edilen cüzi bir yardım mukabilinde Moskova mua hedenamesiyle tekrar Rusya'ya bırakılırken Misakı Mil-l'nin bu husustaki sarahati hiç nazarı itibara alınmamıştır. Fakat şu nokta calibi dikkattir ki Rusya, Brest - Li-tovsk muahedenamesi gereğince bize iade ettiği Batum'u, bundan iki yıl sonra imza edilen Moskova muahedenamesiyle ele geçirdiği fırsatı değerlendirerek geri alabildiği halde Lozan müzakerelerinde tarafımızdan buna mümasil bir gayret gösterilmemiştir. Halbuki 1918-1920 arasındaki değişikliklerden daha büyük bir mana ve ehemmiyet ifade eden değişiklikler 1920 1924 arasında ortaya çıkmıştır. Rus yardımının ne korkunç hilelerle-'13 ortaya çıktığına dair burada bir tafsilat vermeye imkân olmamakla beraber Lozan muahedenamesinin akdi sırasında Îngiliz-Rus husumetinden istifade edilmek suretiyle Batum'un kurtarılması için bir gayret göstermek asgari bir diplomatlık ve vatanseverlik icabı değil miydi? İhtimal ismet Paşa bunların her ikisinden de mahrum idi ki, onun Lozan zabıtnamelerinde Batum için sarfedilmiş bir cümlesine rastlamak mümkün olmamaktadır. Bugünkü vatan hudutlarının «değişmez» olduğunu sanan ve bu hususta zuhur eden bütün fırsatları kaybeden sahte Lozan kahramam'nm telkin ve tesis eylediği dişi ve âciz siyasetten kurtulacağımız günler ne zaman gelecektir!. . ' (263) Millî Mücadele esnasındaki Rus yardımının nasıl bir mos-kof hilesi olduğunu bütün tafsilâtı ile öğrenmek için bkz, Kadir MISIROÛLU — Moskof Mezalimi, İstanbul, 1970,. sh: 296 ve mtit. LOXAN ZAFKR Mt. HEZİMET Mİ» 289 5) ADALAR VE KIBRIS : 93 harbi felâketini atlatabilmek inaksadiyle Saltan Jlamid merhumun dahiyane bir siyasetle İngiltereyi Rusya'nın karşısına dikerek, onu Ayestefanos Muahedenamesiyle elde ettiği bütün haklardan mahrum kılması, ancak Kıbrıs tavizi ile mümkün olabilmişti. Fakat Kıbrıs'ı ingiltere'ye terk ve ilhak suretiyle değil, kendi «hakkı hükümrânisi» baki kalmak üzere ve bugünkü tabirle bir askerî üs mahiyetinde, muvakkaten bırakması suretinde olmuştur. Türkiye İttihatçıların hesapsız hareketleri sonucunda Birinci Cihan Harbine girince İngiltere tek taraflı olarak Kıbrıs'ı ilhak eylediğini ilân eylemişti (5 Kasım 1914). Türkiye'nin tanımadığı' bu ilhak kararı Lozan muahedenamesine kadar muallak kalmıştı. Lozan muahedenamesi, 20 ve 21 inci maddeleriyle bu ilhakı kabul ve tasdik eylemiştir. Hattâ bu kadarla da kalmıyarak, orada Türk nüfusunun zamanla azalmasına sebep teşkil edecek bir şartla tertip edilen bu maddeler Kıbrıs'ın daha o zaman kaybedilmiş bir dava haline gelmesine sebep teşkil etmişti. Bu şart şuydu: Lozan muahedenamesinin kabulü ile cradaki Türkler Türk tabiiyetinden çıkıp İngiliz tabüyeti-ue girmiş oluyorlardı. Ancak isteyenler iki yıl içinde Türk tabiiyetini tercih etmek hakkını haizdiler. Ancak bu tarihi takip eden 12 ay zarfında Türkiye'ye hicrete mecburdurlar. Bu madde mucibince yalnız bir defada 20 binden fazla Kıbrıs Türk'ünün anavatana hicret eylediğini hatırlamak, oradaki Türk nüfusunu azaltmak

için bu maddenin ne kadar zararlı olduğunu göstermeğe kâfi gelse gerektir. Facia bundan da ibaret kalmamıştır. Bir taraftan Türk nüfusu bu suretle azaltılırken diğer taraftan da Rumların akın akın Kıbrısa yerleşmelerine seyirci kalınmış, hattâ bazen de yardım etmek gibi bir ihanet irtikâp edilmiştir. Şöyle ki, F: 19 COZAN ZAFER Kİ. HEZİMET MİT 391 2. Cihan Harbinde Yunanistan'ın maruz kaldığı açlık felâketinden kaçan Rumlar, bizim Ege bölgemiz sahillerine canlarını zor atmışlar ve aylarca izaz ve ikram edildikten sonra Kıbrısa gidip yerleşmek hususundaki arzuları Türk Hükümetince is'af olunarak emirlerine tahsis olunan Türk deniz nakil vasıtaları onları Yeşil Adamıza taşıyıp yerleştirmiştir. Canlarını kurtarmakla kalmayarak Kıbrıs'a ismet Faşa'nın Sultanî bir otorite ile hükmettiği bir zamanda, götürüp yerleştirdiğimiz bu Rumlar, bugün Kıbrıs'ı, bedbaht kardeşlerimiz için bir cehenneme çeviren Türk kanına susamış gerillacı palikaryaların babalarıdır. Bu suretle bugün nüfus ekseriyetini koz olarak ileri sürerek Kıbrıs'ı elde etmek mevsimine gelmiş bulunan Yunanistan'a bu müessir kozu sağlayan İsmet Paşa olmuştur. Bir taraftan oradaki Türk nüfusunu azaltmaya müncer olacağı muhakkak bulunan, Lozan muahedenamesinin 20 ve 21 rci maddelerinin sakim tatbikatı, diğer taraftan da açlıktan kaçan Rumların her türlü izaz ve ikram ile tarafımızdan oraya taşınması bugünkü felâketin kaynağını teşkil etmiştir. Şimdi Kıbrıs hailesine menş* ve mebde teşkil eden Lozan muahedenamesinin 20 ve 21 nçi maddelerini beraber okuyalım: Madde: 20 — Kıbrıs'ın Britanya Hükümeti tarafından 5 Teşrinisani (Kasım) 1914 de ilân olunan ilhakını Türkiye tanıdığım beyan eder. Madde: 21 — 5 Teşrinisani (Kasım) 1914 tarihinde Kıbrıs adasında müicmekkin olan Türk tebeası kanun-j mahallinin tayin ettiği şerait dairesinde İngiltere tabiiyetini iktisap ve bu yüzden Türk tabiiyetini zayi edeceklerdir. Maahaza işbu muahedenamenin meyki-i mer'iyete vaz'ın-dan itibaren iki senelik bir müddet zarfında Türk tabiiyetini ihtiyar edebileceklerdir. Bu takdirde hakk-ı hıyarları nı istimal ettikleri tarihi takip eden on iki ay zarftttda Kıbrıs Adasını terketmeye mecbur olacaklardır. İşbu muahedenamenin mevkii meriyete van tarihinde Kıbrıs Adasında mütemekkin olup da Kanun-i mahallinin tayin ettiği şerait dairesinde vnkubulan müracaat üzerine tarihi mezfcûrde İngiltere tabiiyetini ihraz etmiş veya etmek üzere bulunmuş Türk Tebeası dahi bundan dolayı Türk tabiiyetini zayi edeceklerdir. Şurası mukarrerdir ki Kıbrıs Hükümeti Türk Hükümetinin muvafakati olmaksızın Türk tabiiyetinden başka bir tabiiyet ihraz etmiş olan kimselere İngiltere tabiiyetini tefvizden imtina etmek selâhiyetini haiz olacaktır. îşbu maddelerin yukarıda tafsil ve izah eylediğimiz tarzdan başka türlü anlaşılmasına imkân yoktur. Kaldı ki Lozan Muahedenamesinin 16. maddesi gayet umumî bir tabir kullanarak muahedenamede tasrih edilmiş bulunan Türkiye hudutları haricindeki Adalar ve Araziler üzerindeki hukukumuzdan mutlak manasiyle feragat eylediğimizi gösterir bir ifade taşımaktadır. Buna göre muahedede zühul veya herhangi bir sebeple zikredilmeiniş bulunan bir arazi veya Ada üzerinde dahi Türkiye'nin bir hak iddia etmeyeceği peşinen kabul edilmiştir. Kıbrıs adasının îngütereye terki aslında Yunanistan'a terki için bir kademe teşkil etmekte idi. Çünkü İngiliz Efkârı umumiyesi ve diplomatlarının hissiyatı Rumların le-hindeydi. Burasının Yunanistan'a verilmesi hususunda İngiliz mesul şahıslarının daha önce Yunan heyetlerine i nr-çî alenen ifade edilmiş beyanatları bizim gazetelerimizde dahi bir kaç kere yer almıştı. On iki Adanın İtalya'ya terki de aynı Şekilde zuhur 292 KADİR M1SIUOOI.U edecek ilk fırsatta Yunanistan'a devri için bir merhale idi. Nitekim İkinci Cihan Harbinde Alman işgaline uğrayan bu adalar sekenesinin açlıktan vikayesi maksadiyle Alınanlar tarafından bize teklif edilmiştir. «Y u r d d a Sulh Cihanda Sulh» gibi dişi bir politika prensibini kudsî bir nass sadakatiyle benimseyen İsmet Taşa ve devrinin ricali tarafından bu da kabul edilmemiştir.

İkinci Cihan Harbinin lâşe haline getirdiği Yunanistan ise, Türkiye'nin burnunun dibindeki bu adalara talip ol maktan havf ve endişe etmemiştir. Anlaşılan Yunanistan'da bizim İsmet Paşa'miz kadar tedbirli ve ferasetli bir kahraman (!) yoktu ki, onlar; Türkiye'nin kıyılarına bu kadar sokulmakta bir beis gösmediler. İnsamn hatırına gayrı ihtiyarî, acaba Yunanlılar «Yurdda Sulh Cihanda Sulh» gibi hümanist bir görüşü hasis millî menfaatlerine tercih edecek kadar manevî bir tekâmüle erişememişler miydi? Suali gelmektedir Bu vahim hatalar neticesinde Saroz Körfezinden baş-loyan irili ufaklı adalarla İskenderun körfezindeki Kıbrıs A.dasına varan bir Yunan stratejik çemberinin Türk istikbal ve hayatiyetini tehdit etmek tehlikesi ortaya çıkmıştır. 6) HARP TAZMİNATI: Cihan Tarihi şahittir ki herhangi bir harpte mağlûbiyete uğrayan devletler diğer tarafa az veya çok bir harp tazminatı öderler. Lozan Konferansında bu mes'ele nin adi, tamirat ve tazminat bedeli idi. Buradaki tâmirat kelimesinden de anlaşılacağı üzere Yunan Ordusu Ana-dclumuzun en mâmur kısmı olan Eğe Bölgesinde tamiri imkânsız facialara sobep olmuştu. Bu faciaların resmî raporlarına ait bir antoloji mahiyetindeki eserimiz (490) sahiL.OZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 2Ö3 feyi tecavüz etmiştir.184 Yunan palikaryaları tarafından yakılıp yıkılan evlerin tahrip edilen Camilerin adedi İsmet Faşa'mn ifadesiyle 300.000 in üstündeydi. Burran yanı sıra hunharca doğranan hamile ve yaşlı kadınların, mazlum çocukların ve piri fani ihtiyarların mâruz kaldıkları şenaatler her türlü tahmini aşmaktaydı. Kur'anı Kerimleri yerlerde süründürmek, bakirelerin ırzlarına tasaddi eylemek ve masumları yığınlarla camilere doldurarak ateşe vermek suretiyle ^rtikâp edilen cinayetlerin ve tahkir edilen mukaddesatın/ hazin tablosunu çizmeğe hiç bir Türk ve Müslümanın vicdanı tahammül edemez. İsmet Paşa bütün bu faciaları «sahte bir sulh havarisi» sıfatıyla bağışlarken hiç vicdanı sızlamayarak etrafına toplanan gazetecilere: «Sulhun bir an evvel gerçekleşmesi için, tarafımızdan büyük bir fedakârlık olmak üzere» Yunanlıların bağışlandığını ifade etmekten ictinab etmemiştir. Buna mukabil de aldığı tâviz yukarıda bir nebze temas ettiğimiz üzere Edirne-nin bir mahallesi mesabesinde bulunan tKaraağaç İstasyon nu» idi. Kendisini Tukiye Büyük Millet Meclisinde müdafaa ederken de böyle bir harp tazminatını ödemek için Yu-uanistanm içinde bulunduğu malî buhrandan dem vurmuştur. Ayni inönü: Osmanlı İBorçlfirımn büyük bir kısmının yenLÎÜrkiye tarafından ödenmesini kabul ederken Türkiyenin içinde bulunduğu malî imkânsızlıkları nazarı itibara almak gibi bir basireti acaba neden göstermemiştir? Buna müteallik Lozan Muahedenamesinin 59 uncu maddesi aynen şöyledir: «Yunanistan Harb Kavanînine mugayir olarak Anadoluda Yunan Ordu ve idaresinin ef-f.linden mütevellid haşaratın tamiri mecburiyetini tanır. (264) Bknz: Kadir MISIROĞLU — Yunan Mezâlimi (Türk'ün Siyah Kitabı), İstanbul 1968. I ZM KADİR mSIROÖLO Diğer taraftan Türkiye, Harbin temadisinden ve onun ne-tâyicinden mütevellid Yuhanistanın vaziyet i maliyesini nazarı dikkate alarak tamirat hususunda Yunanistana karşı her türlü metalibattan sureti kat'iyyede feragat eder» demektedir. İsmet Paşa bu maddenin birinci fıkrasında Yunanis-tanın sırf lâfzan mes'uliyetini kabul etmiş olmasıyla tat-min olmuş ve Yunanistanın mali vaziyetinin bozukluğuna acıyarak talebinden vaz geçmiştir." îsmet Paşa'nın ne yazık ki acıma hissi bir gün de ekmeğini yediği Türk Milleti için tuğyan etmiş olmamalı ki yukarıdan beri sayıp döktüğümüz millî kayıplar 'karşısında ürpermemiş ve bu kayıpların bir numaralı âmil ve faili olabilmiştir. 7) BOĞAZLAR UF-ŞreT.raşî : Boğazlara ait, Lozanda kabul edilen statü bu günkünden çok farklıydı. Boğazların idaresi müşterek bir komisyona havale edilmiş ve etrafı da gayrı askeri bir vaziyete getirilmişti Yani kısacası Türkiye Boğazlar üzerinde bugünkü gibi, tek söz sahibi vaziyetinde bulunmadığı gibi askerî bakımdan da gayet tehlikeli bir vaziyete sokulmuştu. Bu günkü durum Lozan Muahedenamesinin Boğazlara müteallik hükümlerini tadil ^den «M o n t r ö Mukavelenamesi» yle ancak 1936 yılında

tahakkuk ettirebilmiştir. Halbuki bugünkü statünün ruhu Misakı Millînin Boğazlara müteallik esaslarına uyarsa da Lozanda bu da gerçekleştirilememişti. 8) KAPİTÜLASYONLAR RÜSUBU VE BAZI ÎM-TÎYAZLAR: Evvelce bir nebze anlatıldığı üzere Kanunî Sultan SüLOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 293 leyman zamanı gibi Osmanlı Devletinin en kuvvetli bir devrinde kapitülâsyonların ortaya çıkmasını, iktisadî zaruretlerden ziyade Türk politikasının zaafı gösteren yazarların bu istikametteki beyanları, ötedenberi mektep kitaplarına kadar intikal etmiş bulunmaktadır. Her hadiseden Osmanlılığı kötülemek için bir vesile çıkaran inkılâpçı yazarlar, bunu da Osmanlı Politikasının anlayışsızlığına hamlederek başımıza Kapitülasyon Belâsını çıkardıklarını yazmaktadırlar. Halbuki Kanunî Devri yeni keşifler ve yeni ticaret yollarının ortaya çıkmasiyle iktisadî ve ticarî faaliyetin büyük ölçüde Osmanlı topraklarından uzak ülkelere kaydığı bir devirdir. Kanunî'nin Fransızlara bahşettiği bu imkânlar (Kapitülasyonlar) Dünya ticaretini kendi ülkesine çekmek gibi gerçek bir ile ri görüşlülüğün eseri idi. Esasen Osmanlı Devletini üstün kılan âmillerin basında onun askeri kudret ve liyâkatinden ziyade, Dünya Politikasını kavramaktaki mahareti ve bu politikaya sahip olduğu «Hilâfet» ve «Saltana t» ^ibi iki büyük ve müessir unsurla faal bir su-rf tte katılmış olması gelir. Avrupa'nın sanayi inkılâbım yapmasına muvazi olarak, Türkiyenin Avrupa karşısında geri kalmış vaziyete düşmesi sebebiyle, kapitülâsyonların kâr yerine zarar getirdiği bir mevsimin idrâk edilmiş olduğunu da kabul etmekle beraber katipülâsyonların mevcudiyetine değil, şartlarına karşı olmak lâzımdı. Fakat Lozan'da inki-lâpçı bir zihniyetin tesiri altında hareket eden îsmet Paşa prensip itibariyle kapitülâsyonları ilga etmek hevesine kapılmış ve bu yüzden diğer devletler meynnında Fransayı da karşısına almıştı. Halbuki Orta-Doğu İngiliz Fransız rekabetinden istifade edilerek Fransızların Musul Mes'SS6 elesinde bizi desteklemelerini temin mümkündü. Bu kapitülâsyonlar için «İlga» yerine «ıslah» formülünü tatbik etmekle olabilecek bir işti. Sırf psikolojik bir farktan dolayı ıslah için uğraşmak yerine ilga maksadına yönelen İsmet Paşa, büâhare ilga ettiği kapitülâsyonlardan değilse bile, Fransızların çoktan razı olabilecekleri ıslah edilmiş şekillerinden daha ağır harici istikraz anlaşmaları yapmıştır. \ Esasen kapitülâsyonlar, daha Birinci Cihan Harbinde, Enver Paşa'nm müessir olduğu bir hükümet kararnamesi ije feshedilmiş, fakat muharip hükümetler, bunu kabul etmemişlerdi. Nihayet uzun mücadeleler ve uğrunda katlanılan bir çok kayıplara mukabil kapitülâsyonların Lozan-da ilga edilmiş olmasını ıslâha nazaran daha mâkul olmamakla beraber yine de bir basan saymak icabeder. Ancak Lozanın bu mes'ele dışında «Misak-ı Millî» den büyük feragat ve fedakârlıklarla ortaya çıkan kazanç kayıp tablosunda bu da bir şey ifade etmemektedir. Bunun yanı sıra Osmanlı Devletinin bazı ecnebi şirketlere verdiği imtiyazlar hakkında da ya bu imtiyazları devam ettirmek veya onlara muadil başka bir imtiyaz vermek veya bir ehli hibrenin tayin ve tensip edeceği bir tazminat ödemek şeklinde bir karara bağlanmıştır. Kapitülâsyonları ilga ettirdim diye öğünen İsmet Paşa bu imtiyazları bertaraf edemeyerek Türk Milletine «D ü y u n-u Umumiye» hissesinin 1950 yıllarına kadar devam eden taksitleri meyanında bir de bu ecnebi şirket imtiyazları dolayısiyle ciddî bir maddî külfet yüklemiştir. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET MI» 9) MEZARLIKLAR MES'ELESl 297 Çanakkale Harbinde ölen mütecaviz İngiliz ve Fransız askerleri için orada teşekkül etmiş bulunan Mezarlıkların mülkiyeti Muahedede yer alan ve «Ebedî» kaydını ihtiva eden bir madde ile bu devletlere terkedilmiştir. Türkiye'de sulhu müteakip bir çok ecdat yadigârı mezarlıkları kaldırarak, hepsi birer tarih ve san'at hazinesi olan kitabe, mezartaşı ve türbeleri söküp atan ve onların yerlerinde park, gazino nev'inden eğlence yerleri tesis eden İsmet Paşa, Lozan Muahedenamesi ile vatanımızın en stratejik bir bölgesinde dörtyüz bin vatan

evlâdının hayatına mâl olan Çanakkalede tesis edilen mezarlıkları onlara ebedî kaydiyle terketmiştir. Burada sırası gelmiş iken şu nu da söylemek isteriz ki, Çanakkale Harbi Kemalist in-kilâplara psikolojik bir müstenidat haline getirilen Türk Yunan harbinden kat be kat şerefli ve ehemmiyetlidir. Çünkü Yunanistan gibi küçük bir devlete karşı değil Dünyanın en kudretli donanmalarına sahip bulunan İngiliz ve Fransızlara karşı kazanılmıştır. Hem de Türk - Yunan Harbinde olduğu gibi vatamn harimi istemine kadar çiğnenmesine ve binlerce masumun feci bir surette katledilmesine sebebiyet verilmemiştir. Unutmamak gerekir ki Türk-Yunan Harbinde ikmal arazi ve ahali şartları Yunanlıların aleyhine, bizim lehimize idi. Buna rağmen üç sene süren harbin iki buçuk senesi şehirden şehire çekilmemiz suretiyle cereyan etmiş ve müteakip altı ayı ise Yunanlılara İngilizlerin yardımı kesmesi ve Yunan Ordusunda Krallığı devirip Cumhuriyet'ilân edecek kadar derin ihtilâf ve ihtilâller vukua gelmesi sebebiyle Harbin talihi lehimize dönebilmiştir. Silâh ve asker mevcudu bakımın298 KADİR MİSIROOL.U dan da Harbin hemen her safhasında bir müsavata yakın durum mevcut olmuştur. Çanakkale Harbiyle Türk-Yunan Harbinin mukayese kabul etmez bir fark taşıdığı sununla da sabittir ki Çanakkale Harbinin (250.000) şehit ve (İ50.000) hasiahane-lerde vefat etmiş yaralıya mukabil Türk-Yunan Harbinin (9.000) şehid ve (30.000) yaralıya mal olmuş bulunması keyfiyetidir. İhtimal ki sadece bir Albay sıfatıyla küçük fcir bayırı tutmuş bulunan M. Kemal Paşa'nın medhine medar olsa idi, Türk-Yunan Harbinden senede beş on bayram çıkaran dalkavuklar Çanakkale Harbinden yüzlerce bayram ihdas ederlerdi. Lozan Muahedenâmesinin Türk Milleti için bir ciddî facia teşkil eden, bu maddî kayıplarının tâli bir çok noktalan da mevcuddur. Birinci Cihan Harbi arefesinde, în-giltereye ısmarlanan Sultan Osman ve Sultan Reşad zırhlıları gibi fi'len ödenmiş bulunan bedellerine rağmen Türkiye'ye testim edilmeyen gemilerden dolayı verilen milyonların geri alınmayarak bağışlanması gibi teferruat ü-zerinde durmayıp sayfalarımızın kifayetsizliği sebebiyle, maddî kayıplar kategorisine burada nihayet vererek biraz da «Manevi Kayıplarımız» üzerinde durmak istiyoruz. B — MANEVÎ KAYIPLARIMIZ 1 — EKALLİYETLERE TANINAN İMTİYAZLAR. Lozan Muahedesinin üçüncü fash «Ekalliyetlerin hi-n»ayesi> adını taşımaktadır. Bu faslın ilk maddesi olan 37 nci madde ekalliyetlerin himayesine müteallik olan hükümlerin Türkiye tarafından aslî kanunlar şeklinde taLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET İft? 299 nınmasının, hiç bir kanun, nizam ve resmî muamelenin bu hükümlere aylan veya üstün olmamasının taahhüd edil diğini bildirmektedir. Şimdi hiç bir Türk kanun ve nizam veya resmî muamelenin tadil ve tağyir edemiyeceği veya kendilerine bi üstünlük ifadesi taşıyamayacağı ekalliyetlere tanınmış haklan kısaca dikkatinize arzedelim: a — Gayri müslim Türk tebeasınm gerek hususi veya gerek ticarî münasebetlerinde dm, neşriyat veya umumî toplantılarında her hangi bir lisanı kullanmalanna mâni olunamaz. Türkçeden gayri bir lisanla konuşan gayri müslim Türk tebeası Türk Mahkemeleri huzurunda kendi lisanlarım kullanmak hakkını hâizdirler. Türkiye Hükümeti bu hususta gerekli kolaylıklan göstermeye yani bir gayri müslim Türkiye'de doğup büyümüş olmak itibariyle ana dili gibi türkçe bilse dahi mahkeme huzurunda Rumca veya Ermenice konuşabilmesi için resmen bir tercüman bulundurmak mecburiyeti vardı. (Lozan Muahedenâmesi madde 39) Hatırlardadır ki Yassıada mahkemeleri sırasında şa-hid sıfatıyla dinlenen Ortadoks Patriği ve meşhur Türk düşmanı Athenagoras kırk yıldır Türkiye'de bulunduğu ve bir Türk kadar mükemmel Türkçe konuşabildiği halde ifadesini Rumca vermişti. Kendisine bu imkânı veren Lozan Muahedenâmesi Türk Hükümetine de bu gibi ahvalde bir ter cuman bulundurmak mecburiyetini tahmil eylediği için orada ifadesi tercüman vasıtasıyla alınmıştır. Şüphesiz ki böyle bir durum Türkiye'den başka hiç bir memlekette mevcud değildir. Ancak şahid veya maznun, huzuruna çıktığı mahkemede o memleketin dilini bilmiyorsa, tercüman bulundurulurken

Türkiye'de gayri Türklük şuurunu her vesile ile ortaya koymuş bulunan ve Türk Milletine 300 KADin karşı hâsrmane bir tavır almaktan asla içtinap etmemiş cilan gayri müslim ekalliyete bu hak tanınmıştır. Tabiîdir ki, bu tarz bir imtiyaz istiklâl mefhumu ile kabili telif değildir. b — Türkiye Hükümeti gayri müslütn tebasınm mühim bir nisbet dahilinde oturdukları şehir ve kasabalarda bun lann çocuklarının ilk mekteplerde kendi lisanlarıyla okumalarını temin için münasip kolaylıklar göstermeye mecburdur. Bu şehir ve kasabalarda devlet bütçesi ile belediye veya sair bütçeler tarafından terbiye, din ve hayır işlerine tahsis edilen meblâğlardan gayri müslim ekalliyetlere de mutlaka bir hisse verilecektir. (Madde 41) c — Türk Hükümeti bu ekalliyetlerin medenî hukuk meselelerinde mezkûr ekalliyetlerin örf ve adetlerine göre tanzim, edilmiş kanunlar ihdas ve tatbik etmeyi taahhüt eylemiştir: Bunun manası şudur: O zaman bu gibi meseleler için Türkiye'de mer'î olan kanun İslâm hukuku esaslarından tedvin edilmiş bulunan «M ecelle» idi. Müslümanların örf, adet ve inanışlarını aksettiren böyle bir kanunun Hris-tiyanlara tatbik edilmemesi için onlara mahsus hususî bir kanun çıkarmayı taahhüd eden Türk Hükümeti Müslüman Türk Milletine tabi kılamadığı yüzbin civarındaki gayri müslimin inanış ve adetlerini aksettiren İsviçre kanunu medenisini kabul eylemek suretiyle Türk Milletini onlara tâbi kılmıştır. Yani bir kaç gayrı müslim için haklı görülmeyen bir tatbikat milyonlarca Müslüman için haklı, makul ve makbul telâkki edilmiştir. Türklerin din ve ina nışlannı aksettiren «Mecelle» ye tâbi olmamak hususunda gösterilen bu müsamaha, Türk Milletinden esirgenmek suretiyle onların bir Hıristiyan kanununa taLOZAN ZAFER Kİ, HEZİMET Mi? 301 bi kılınmalarında mahzur telâkki edilmemiştir. Hattâ o kadar ki, daha muahedenin müzakeresi sırasında Türk Murahhasları Türkiye'nin Hristiyanhk esaslarıyla malama! olan Avrupa kanunu medenilerinden birini resmen kabul ve ilân etmeye kararlı bulunduklarını söylemeleri üzerine buna inanmayan hasım ve Hristiyan delegeler gay j-i müslim ekalliyet için bu teminatı muahedeye dercetmiş-lerdi. Demek oluyor ki İsviçre Kanunu medenisini kabul edenler İslâm düşmanı Hristiyanların bile tahmin ve tasavvur edemeyecekleri bir işi gerçekleştirerek Müslüman Türk Milletini bir Hristiyan kanununa tabi kılmakta beis göstermişlerdir. Gerçekten Türk Kanunu medenisi adıyla İsviçre Kanunu medenîsinin roman tercüme etmekten farksız bir man tıkla tercüme edilip tek parti ve tek liste usulüyle seçilmiş bulunan mebuslardan kurulu ikinci Meclisde kabulü, hukukun umumî prensipleriyle bağdaşmaz bir hadise olarak crtaya çıkmıştır. Bütün hukuk sistemlerinde kabul edilmiş olan umumî prensiplere göre bir-milletin kanunu o milletin din, örf, âdet gibi inanış ve içtimaî davranışlarını aksettirmek lâzım gelir iken İsviçre kanunu medenisinin Türklerin din, anane ve içtimaî hayatlarıyla çatışan noktaları üzerinde bir adaptasyona dahi gidilmek lüzumu hissedilmemiştir. Meselâ evlenme manileri arasına ilâve edilmiş bulunan süt kardeşliği dinî bir esastan doğmuş bulunduğu mülahazasıyla red edilerek Türk Milletinin âdet ve an-aneleriyle içtimaî davranış hususiyetlerini kale almak istikametinde en küçük bir tâviz verilmemiştir. Hattâ bundan daha da ileriye gidilerek mezkûr kanunun esbab-ı muci besinde, Türk Milletinin asırlardan beri mütekid bulunduğu ve vatanın düşman işgal ve istilâlarından kurtuluşunda 302 kadir msxnoot.tr LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mi? 303 en müessir bir silâh olarak istinadgâhı olan îslâmiyete galiz bir surette küfredilerek bu dinin muhtevâsındaki yüksek hukuk prensipleri bir gerilik âmili ve çağ dışı ilân edil mistir. Millet adına ve halk idaresi unvanıyla yürüyen bir idarenin yüzbin civarındaki gayri müslim için gösterdiği hassasiyeti memleketin

kahir ekseriyetim teşkil eden Müslümanlar için göstermemiş bulunması cidden calib-i dikkattir. Hukuk mantığı bakımından tervici asla mümkün olmayan tercüme kanun meselesinin bir başka hazin tarafı da şudur ki İsviçre kanunu medenisi lisan bilen mebuslar arasında forma forma taksim edilerek her birinin aslında aynı olan bir kelimeye muhtelif manâlar vermeleri suretiyle bir yamalı bohça halinde birleştirilerek güya millî iradeye iktiran ettirilmişti. Daha kötüsü de şudur ki, medenî usul kanunu Türkiye'nin Konya vilâyeti kadar bir genişliğe sahip bulunmayan Nöşetel Federatif Devletinin usul kanunundan aynen tercüme edilmek suretiyle kabul ve tasdik olunmuştur. Türkiye gibi yüzyıllar süren bir cihan medeniyetine sahip devletin örf, âdet, din ve tarihî tecrübeler itibariyle kendisiyle kıyası kabil olmayan küçük bir İsviçre kantonunun kanununa tabi kılınma-- 'idaki facia meydandadır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Türk Hükümeti gayri müslim ekalliyetlere ait Kilise, Havra, mezarlık ve sair dinî müesseselere her türlü himayeyi bahşetmeyi taahhüt eylemiştir. Aynı zamanda bunların hali hazırda mevcud olan vakıflarına dinî ve hayrî müesseselerine her türlü kolaylığı göstermek ve yeni dinî müesseselerin kurulmasına da müsaade eylemekten başica bunlara dahi gerekli kolaylıklar göstermeye mecburdur. (Lozan Muahedenâ mesi madde 42) Lozan sulhunun akdini müteakip Türkiye'de «Ş e f-1 i k Devri» nihayetine kadar Müslümanların tekke, zaviye, medrese ve hattâ çok kere camilerinin bile kapatıl dıgı ve yenilerinin açılmasına müsaade edilmediği hatırlanırsa gayri müsümlere tanınan bu imtiyazın onları Müslüman Türk Milletinin üstüne çıkararak adetâ hakim unsur haline getirdiği kolayca anlaşılır. d — Gayri müslim Türk Teb'ası dinlerine uymayan veya dinî ayinlerinin ihlâline sebep olan her hangi bir muamelenin ifasına mecbur tutulamayacakları gibi Hristi-yanî istirahat günlerinde mahkemelerde isbatı vücut etmemekten veya kanunî bir muameleyi yapmamaktan dolayı hiç bir haklarını kaybetmeyeceklerdir. (Madde 43.) Tabiatıyla o zaman resmi tatil bu günkü gibi pazar değil, cuma idi. Bu maddeyi müslümanlann dinî günü olan cuma günü hakkında Müslümanlara tatbik etmelerine imkân ve ihtimal var mıdır? Personel Kanunu dolayısıyla memurlara Cuma günü bir saatlik izin verilmesine mütedair teklifin nasıl hışımla reddedildiğini geçenlerde gazetelerde beraber okumuş bulunuyoruz. Acaba resmî tatil cuma günü olsa Hristiyanlara ibadetlerine mani olacak bir takım kayıtlar tahmü etmeğe bu madde gereğince imkân var mıdır? e — Türkiye yukarıda hülâsa edilmiş bulunan gayri müslimlere aid imtiyazların milletlerarası menfaati haiz taahhütler teşkil etmesini ve bu taahhüdlerin Ccmiyet-i Akvam'ın kefaleti altında tatbikini kabul etmiştir. Bunlar o zaman şimdiki Birleşmiş Milletlerin yerine kaim olan Cemiyeti Akvam Meclisinin ekseriyetinin muvafakati ol304 KADİR MlSlROflLU LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mtî 305 madan asla tadil edilemeyeceklerdir. (Lozan muahedenâ-mesi Madde 44) Bu madde Türkiye'deki gayri müslim ekalliyeti Cemiyeti Akvamın himayesi altına koymak suretiyle Türkiye Devletinin İstiklâl ve hakimiyetini ihlâl etmiştir. Milli Mücadele devresinde hemen her yerde ihanetleri sabit olan ve bu ihanetlerin canlı şahidleri hâlâ bile aramızda yaşamakta bulunan yerli hâinlere ceza verilmesini beklemek Milletinin en tabiî hakkı idi. Çünkü zafer seksiz şüphesiz Mehmetçiğe müyesser olmuştu. Hal böyle iken cezalandırılması lâzım gelen ekalliyet ler bir nevi mükâfatandırümış oldular. Hem de kendilerine Türk Milletinden esirgenen dinî, millî ve kültürel haklar bahşedilmek suretiyle.. 2) PATRİKHANE MES'ELESİ Türk ordusu Yunan palikaryaları ile boğuşurken Karadeniz sahillerinde bir Puntus Devleti kurmak hayali için de binbir entrika çeviren Patrikhane ve yerli Rumların bizi arkadan hançerleme teşebbüsleri halâ unutulmamış bir hâdisedir. Yunan ordusu her gittiği yerde icra eylediği korkunç mezalimi yerli Rumların ve Patrikhanede hususî surette yetiştirilmiş dessas Papazların kılavuzluğu ile icra

ve ifa eylemiştir. Esasen Sultan İkinci Mahmut zamanında ortaya çıkan «Patras va k'a sı »ndan beri Patrikhanenin devletimizi içten yıkmak için nasıl sinsi ve hain-âne bir surette çalıştığı bilinen bir hadisedir. Fakat biz, Patrikhanenin ihanetler silsilesi halinde ortaya çıkan fesadının tafsilâtına girişmeden şu kadarını söyleyelim ki Mondros Mütarekenâmesini müteakip itilâf devletlerine hitap eden bir beyanname neşrederek vatanımızın işgal edilmesini isteyen Patrikhane değil midir? Aynı şekilde neşreyledigi bir Beyanname ile Yunan Ordusunun inuvaf fakıyetlerini medhederek yerli Rumların fiilen^ Yunan Ordusuna katılmalarını taleb etmiştir. îstanbulun işgali sırasında ise henüz işgal kuvvetlerinin fonanmalarvÇanak-kale boğazını bile geçmeden Patrikhanenin kapışma çift kartallı bizans armasını taşıyan bir baymak takılmıştır. Fatrik Meietyos, İngiliz Kraİıua Patrikhanenin armasını havi bir diploma vererek kendisinden bizim için bir ölüm demek olan Sevr Sulh Projesinin değiştirilmemesi için gayret sarfetmesi ricasında bulunmuştu» Heybeli Adadaki Rum Papaz mektebinde yetiştirilen ihtilâlci Papazları göndererek isyan sabotaj ve katliamları sevk ve idare etmiştir. Bu hareketler için o ölçüde dehşetli bir yeraltı faaliyeti icra edilmiştir ki bunu öğrenen Yunan Başvekili Venizelos bile hayretini gizleyemeıniştir. «Bana verilen ve daha sonra da bazı tecelliyatı ile hakikate tamamen uygun olduğu tesbit edilmiş bulunan teminata göre Memalik-i Osmaniyede mevcut ve Rumların meskûn bulunduğu bilcümle küçük büyük şehirler ve kasabalardaki kiliseler ve *Rum mektepleri tamamen birer silâh deposu haline ifrağ edilmiş bulunuyorlardı. Bu netice içik o mahalde yaşayan Rumlar büyük bir basiret ve cesaret göstermişler ve Türklerin mabedlere olan hürmet ve mahallî mekteptere bahşettikleri ^masuniyetten istifade etmişlerdi. İzmir'in işgaline tekaddüm eden günlerde İstanbul'daki Fener Patrikhanesinden gelen bir heyet beni gördü. Karadeniz sahillerinde müstakil bir Rum devleti kurmak için derhal faaliyete geçmek kararında bulunduklarım, milis alaylarım harekete geçirmek için sadece YuF : 20 206 KADİR MJ9IKOÖLÜ LOZAN ZATBR Ut, BKZ1KBT MİT sor nan zabitlerini beklemekte olduklarını bana iblâğ etti. He-yet'ten sahip oldukları serveti öğrenince miktarı beni hayrette bıraktı. Kendilerinin sahip olduğu altının mevcudu o anda Yunan Hükümetinin sahip olduğu altın yekûnundan fazla idi. Her taraftan ve bilhassa Amerikadan ve Dünyanın her tarafındaki Rumlardan mühim bir miktarda yardım görüyorlardı» demektedir. Patrikhane, Mütareke esnasında bir baskınla Aya-sofya'yı ele geçirmeyi ve kubbesine çan takarak kapısında «Bizans Bayrağunı sallandırmayı tasarlamış fakat bunda muvaffak olamamıştı, işgal altmda bulunan İstanbul'un en yüksek icra merciini teşkil eden Salta ı Va-hideddin'in emri üe icra edilen baskın sonunda bu bayrak ele geçmişti Bu defa Ayasofya'nın etrafındaki emlâki sahiplerine yüksek meblâğlar teklif ederek alıp işgal kuvvetlerinin yardımı ile burasını bir«Hristiyanlık Merkezi» haline getirmeğe teşebbüs ettiler. Sultan Vahideddin merhum bunu haber alır almaz bütün satış muamelelerini iptal ettirdiği gibi bu civarda emlâki bulunup da satmak isteyenlerin mülkiyetlerinin rayiç fiattan daha fazla bir bedelle ve ancak devletçe satın alınabileceğini ilân etti. Patrikhanenin T^rk Milletini arkadan hançerlemek için icra eylediği fesad ve ihanet hareketleri tafsil ve hikâye etmekle bitmez. Lozan'a bu ihanetlerin taze habralany-la giden Türk Murahhas Heyetinin Reisi ismet Paşa Lozan muahedesinin imzasından sadece onsekiz gün evvel kati bir lisanla şöyle demişti. «Biz Rumların vesâir unsurların «mur-i mezhebiyelerine tamamen hürmetkarız ve onların Kiliselerine kemafissabık riayet edeceğiz. İstedikleri ruhani reisi intihap hakkını kabul ederiz. Ancak Patrikhane müessese—i hâzırasnun ikbâsına imkân olmadığı gibi Patrik efendinin artık İstanbul'da işi yoktur, bu bir şahsi mesele depdir. Bir müessese meselesidir» dediği halde müteakip onsekiz gün içinde neler cereyan etmiştir ki, Pat rikhane

yerinde kalmıştır. Bunun hakiki sebebi tnöntt nün bu direnişten vaz geçmesi biç bir mukabil tavizle de alâkalı değildir. Lozan Palas'ın sigara dumanlarına bürünmüş odalarında tnöntt dessas İngiliz diplomatı Lord Gttr-zon'un ısrar ve ricalarına boyun eğerek Patrikhaneyi bütün günahlarından beraet ettirmiştir. Çünkü o gün Lord Gtir-zon cenahlarının doğum günüydü. İsmet Paşa'dan Patrik haneyi bir doğum günü hediyesi olarak taleb eden Îhgüiz diplomatı ona boyun eğdirmiş bulunuyordu. Bu mes'elede maalesef Dr. Rıza Nur'un da günahı vardır. Patrikhâne'nin «Pençemizin Altında bulunması» gibi yanlış bir görüşe bel bağlayan Dr. Rıza Nur, bu mes'elede kendi ifadesiyle kasden ısrar edip sonra da mukabilinde bir şeyler koparma ümidiyle vaz geçmiştir. *•• Patrikhâne'nin «Pençemiz altında bulundurulması» belki Fâtih devri için çok yerinde bir görüştü. Fakat bugünkü Türkiye'nin bir «Pençe» si olup olmadığını okuyucunun takdirine bırakırız. İşte bu gün Türk Milletinin kanını emen istanbul Kumlarından topladığı paralan, Kıbrıs Türklerine kurşun (265) Dr. Bum Nur'un safdilâne bir gayretle nasıl çırpındığını görmek için bkz. Dr. Rıza Nur-a-g.e., ah. 1106 vd. İnönü'nün Hatıraları — Ulus Gazetesi, 10 Bktm 1968 tarihli nflsha'da Dr. Kum Jfm^vn — hüsnüniyeti kabul edilmekle beraber bu meseledeki tutumu yerilmektedir. Fakat ayni zamanda bunun Lord Oüneon'un tabiriyle bir tarmağan» olarak İnönü tarafından Verildiği Adeta itiraf edilmektedir. 308 KADİR MJSIKOfiLU LGZLİN, ZAFER M». HEZİMET Mı? 309 olarak sıkan Gırivas çetelerine gönderen ezelî fesad ocağı patrikhane; kimbilir daha ne kadar Türklük ve Müslümanlık aleyhine faaliyet göstermenin mühletini bu suretle temin etmiş oluyordu. Lozan Muahedenâmesi metnine Patrikhane hakkında hig bir madde konulmayarak kulisdeki bu an- | taşma ile iktifa edilmiş ve Patrikhane mevzuu müzakereden kaldırılmış oldu. Bu mevzudaki mücadele İnönü'nün Lord Gürzon'a teslim bayrağım çekmesiyle neticesiz kalmış ve Patrikhanenin istikbalde daha kimbilir ne kadar ihanetler icra etmesine imkân vermişti. 3) HİLAFET MESELESİ Lozan Muahedenamesinin Türk Milletine mal olan mânevi kayıp ve felâketleri bunlardan ibaret değildir. Ec-nebî kültüre imtiyaz tanımak ve sulhu müteakip girişilecek inkilâplar istikâmetinde bir çok gizli tavizlerde bulunmak gibi meselenin hayatî bir ehemmiyeti haiz başka noktaları da mevcuddur. Bu babda en ehemmiyetli ve üzerinde durulması lâzım gelen noktalardan biri Hilâfetin ilgası ile Türkiye'de lâdinî bir hayat tarzı ihdas etmek istikametindeki ta-alıhüdler olduğu muhakkaktır. Bu kaybın ortaya çıkışma dâir yukarıda bir nebze malûmat verilmiştir. Buna dâir da ,' ha geniş tafsilâtı bu eser'in «Manevî Kayıplanmız»ı tafsil '\ eden üçüncü cildinde bulacaksınız. KAYIPLARIMIZIN AMİLLERİ Gizli pazarlıkları bir an için bir kenara bırakarak Lo-zanda uğradığımız maddî ve manevî kayıpların zahir pla- I nındaki sebep ve âmilleri üzerinde bir nebze duralım. Bu- J nun için herşeyden önce «Türk Murahhas Hey'eti» ve | müşavirlerin manevî vasıflarını tebarüz ettirmek gerektir. Bir kere Türk Başmurahhası, böyle bir vazife için şart f olan ehliyet ve tecrübeden tamamiyle mahrum bulunuyordu. Şöyle ki. a) Hayatî cephelerde geçmiş bulunan İnönü, böylesine ehemmiyetli~bir beynelmilel konferans için zarurî olan siyasi bilgi, görgü ve terbiyeden tamamiyle mahrum bulunuyordu. Müzakere usulleri ve meselelere istikamet verecek taktiklerden bihaberdi. Kısacası genç ve tecrübesiz olması ve meslek itibariyle diplomatlıktan gelmemesi kâfi bir muvaffakiyetsizlik sebebiydi. b) Böyle bir konferansta vazife görebilmek için ilk şart olan lisan bilgisinden de mahrumdu. Bu yüzden, Ali Fuad Cebesoy'un «Siyasi Hatıralar» ında belirttiği gibi Lozan'a «bir çok hazır maktukları cebine koyarak28*» gitmişti. Halfeuki Osmanlı Devletinin bir kaç asırlık tarihi içinden devam edip gelen pek çok muallâk mes'elenin hesabı görecek olan böyle bir konferans da hazır nutuklarla muvaffakiyet elde etmeye imkân clmadı-ği izahtan varestedir.

c — Hayatının hemen her safhasında aşikâr bir surette görüldüğü üzere diktatör tabiatlı olduğu için etrafındaki mahdut ehil ve ahlâklı hukuk ve iktisad müşavirleri ile kâfi derecede istişare etmemiştir. istikbalinin M. Kemal Paşa'nın elinde olduğunu göz önüne olarak daima ve sırf onunla mahrenâme bir surette muhaberelerde bulunmuştur. Bu hususa bir kaç kere temas eden Dr. Rıza, Nur, ikin ci murahhas olduğu halde inönü'nün bu muhaberatını ondan bila sakladığını şöyle anlatmaktadır. «Her akşam ertesi günkü içtimalann saat ve müzakere mevzuları umumî kâtiplik tarafından her hey'et-i mu(286) General Ali Fuad CEBESOY — a.g.c. th. 221. 310 KAD)R MI9IROĞLU LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 311 rahhasaya tebliğ ediliyor. Buna göre İsmet Pasa'nın komisyonda söyleyeceği şeyleri müşavirler ile müzakere ediyoruz. Birkaç saat içinde mes'ele tenevvür ediyor. Bir kâtibe «Yaz!» diyorum. Söylüyorum, yazıyor. Sonra bir defa da okutuyorum. İlâve ve tashihe ihtiyaç varsa yapıyorum. Hikmet Bey'e veriyorum. O da Fransızca yazıp dak tfloya veriyor, ma!kinayla yazıyor. Bu, Ismet'e veriliyor. İsmet bunu kendisi hazırlayacak yerde onları da ben hazırlıyorum. Bu suretle zabıtanamelerde mevcut İsmetin söylediği nutukları hep ben yazmışımdır. İsmet bir tanesinin müzakeresinde bile bulunmamıştır. İsmet geceleri hükümete ve Mustafa Kemâl'e şifre ve hususî mektuplar yazmakla meşgul oluyordu. Bunları bana göstermemeğe dikkat ederdi Hemen hiç birini görmemişimdir. Bir usul de ittihaz ettik. Celsede ani olarak bizden mühim bir şeye cevap istenirse cevap vermiyoruz, «1leri-deki celsede buna cevap vereceğiz.» diyoruz. O meseleyi de yine ayni müşavirler ile müzakere ve münakaşa edip yazıyorum. Ertesi günü söylüyor. îşte Ismet'in söylediği bütün nutuklar böylece benim tarafımdan kaleme alınmıştır. O sadece celsede okumuştur. Zabıtnameleri okuyanlar, görürler ki İsmet daima «Gelecek celsede cevap vereceğim» der. Adeta her sahife de bu cümle vardır. İşte onu ben hazırlarım gelecek celsede o okur. Bunu bütün müşavirler bilirler.» 2eT c — İnönü, bedence de malûldü. İşitme gibi bir siyasi müzakerede e nlüzumlu hasseden mahrumdu. En yakın bir mesai arkadaşı olarak Dr. Rıza Nar, «...İsmet sağır nutukları işitemiyor, işitse de İngili» ce bilmiyor, fransızcayı da iyi anlamıyor. Münir onun sooturup not tutuyor. İsmet'in gözü Münir'in notunda. Bu suretle nutukları anlıyor. Ben de sağında oturuyordum. «Şöyle yapî Onu yapma! Söylediği şu, fakat böyledir, bizce böyle olacak.. Bu mühim. Buna cevap lâzımdır, ilâh...» gibi kâğıda kurşun kalemiyle yazıyorum. Onlara da bakıyor.»28'demektedir. Bu vaziyette, yerinde cevaplar yetiştirmek suretiyle muvaffakiyete götürecek «sür'at-i intikal» den istifadeye imkân olur mu? d — İnönü, millî davalara ta başlangıçtan beri gerek tiği şekilde inanmış bir kimse değildi ki, Lozan'da işi ciddi tutacaktı. Gerçekten Anadolu'da bir mücadeleye girişmek hususunda kendisine teklifte bulunan Kazını Karabekir Paşa'ya şöyle diyordu. «Gördün mü Kâzım? Herşey mahvoldu. Vaktile gördüğün gibi sürüklediler ve bitirdiler. Dedin ki, batıracaklar ve hayatımızla biz didineceğiz. Fakat benim hiç bir ümidim kalmadı. Ben kararımı sana söyliyeyim mi Kâzını? Köylü olalım. Askerlikten istifa edelim. Senin kaç liran var. Birleşelim Kazım Ağa, İsmet Ağa olalım. Çiftlikle hayatımızı sürükliyelim. — İsmet ne söylüyorsun dedim. Zannediyor musun ki, bizi yaşatacaklar. Ermeni, Rumlar şarktan, garpten Türk'ü boğacaklardır. Bırak ki benim bir tarla alacak param yok fakat olsa da ayaklar altında zeliline ölmekten-se milletimizin bu kadar senelik yediğimiz ekmeğini na-muskârâne ölmekle ödemek daha çok yakışmaz mı? — Kâzım ne diyorsun? Sen vaziyeti, henüz bilmiyorsun! Ordularımız mahvoldu. Boğazlara itilâf hakim, bütün cenup hudutları açık bir halde. Asıl felâket bizim içi(267) Dr. Rıza NUR — a.g:.e, eh. 1003-1004.

(268) Dr. Rıza NTJR — a.gr.e., sh: 989. 312 KADİR MISIROOIAJ mizde Kâzım! Tasfiye yapacaklar tasfiye! Anlıyor musun? Bugün harpte kazandığın paşalığı alacaklar bir, belki de iki rütbe kaybedeceksin. Artık bize berşey döşman. Ben çok düşündüm. Neyimiz varsa birleştiririz ne mümkünse alırız. Kâzım Ağa İsmet Ağa oluruz. Ben başka türlüsünü göremiyorum. Kâzım, Sen de bir iyi düşün! — İsmet ben kararımı vermiş bulunuyorum. Bütün bu şeyleri vaktiyle Çanakkaleden içeri sokmamıştık. Nazarımda bostan korkuluğu gibi duruyorlar. Biz ölümü göze alınca hepsini yine dışarı atarız. Milletin mahvolduğu-nu görmek zületindense yaşadığını görerek ölmek daha Türkçe olur. Ben Boğaz'dan gelirken ahdimi verdim. Tek bile kalsam, veya tek dağ başı dahi kalsa uğraşmak. Silahımı, üniformamı kimseye vermeyeceğim. Azim ve tedbir her ümide yol açar. Vaziyeti sen de anlarsın. — Kâzım, millete karşı mümkün olam yapalım, fa-Jkat yapümıyacaktan fayda yoktur. Vaziyeti sen de anlarsın...» 2«9 Bunun arkasından «Ameri k a n Mandası »na taraf tar olması, *T0 zorla Anadolt:ya gönderilmesi, '" (269) Bkz. Kâzım Karabeklr — a.g.e., sh. 7. (270) inönü'nün hahlşkâr bir Amerikan Mandası taraftan olduğunu gösteren eliyle yazılmış mektup KAzxm Karabekir Paşa'nm. a.g.c.deki vesikalar arasında mahfuzdur. Buna verecek cevabı olmayan İnönü, «Başvekil» olur olmaz mezkûr eseri toplattırmıştir. Fakat uzun murafalar sonunda beraat eden bu eser karşısında TUrk Efkâr-ı Umu-miyesl O'nun veremiyecegi cevabı hAlA beklemektedir. Bh <Manda Mea'eleşi» dolayısıyle Kâzım Karabekir Pofa'nm adı geçen eserinde yer alan, Rauf ORBAY tarafından gönderilmiş bir mektupta M. kemal Paça'nm bile Erzurum'da ümitsiz bir anmda: «.. .Allah belâsını versin, fu Amerikalılar manda mıdır ? LOZAN ZAFER Ht. HEZİMET Mt? SİS Garp Cephesinde Ali thsan Paşa gibi büyük bir kumandanla şahsi hakimiyet arzuları ve kaprisler yüzünden çatışması, "' aynı şekilde Millî Mücadelenin temellerini atanlardan biri olan Çerkeş Ethenrle bir niza çıkarması "' nihayet «Altıntaş Hezimetbne 27< uğraması ev inönü Harbinde kaçıp samanlığa gizlenmesi178 gibi fiilî Nedir? Bir an evvel kabul etseler de memleket do bu herc-ü mercden kurtulsa» dediği kayıtlıdır. (Bak. a.g.e., vesikalar kısmı). (271) Fazla bilgi için bkz. Feridun KANDEMÎR — İkinci Adam Masalı — İstanbul 1963, sh. 59 vd (272) Bkz. Ali İhsan SABÎS — a.g.e., sh. 321 vd. (273) Gerçekten Milli Mücadeleyi ilk başlatanlardan biri olan ve bu uğurda pek büyük hizmetler ifâ. eden Çerkez Et-hem'i çekemeyerek firara mecbur eden İsmet Poja'dır. Ethem'm vatanseverliği sununla bile sabittir ki, sırf canını kurtarmak için geçtiği Yunan cephesine adamlarını götürmemiş ve o cephede de Türkiye'ye karşı faaliyet gös-termlyerek Ürdün'e gidip yerleşmiştir. Yoksa kendilerine çok pahalıya mal olan mücadelesini affettirerek kendini bağışlatmak için Yunanlılara adamları ile birlikte iltihak edebilirdi, (fazla bilgi için bkz. Dr. Rıza NUR — a.g.e, sh. 666-68). (274) Bkz. Dr. Rıza NUR — a.g.e., sh: 824 vd. — General Ali İhsan SABtS, a.g.e., s. 164 vd. (275) inönü'nün bu husustaki lddlayı.bu güne kadar tekzip etmemiş olmasına dikkati çekmemize kızan mahut Ulus yazarı: «Bir cephe komutanının samanlıkta saklanması, Yunanlılar İçin bile. düşünUlemiyecek düzmecelerden biridir. Komutan her zaman ortada dolaşmaz; birinci hatlara girmez, böyle davranışlar çoğunlukla hatadır. Komutan başka çare kalmayınca muharebe hatlarında yer alır. Böyle olmasa, bütün ordular başsız kalırdı. Pek çokları, düşünmek ve karar vermek için sükûnet aramışlardır ve arayacaklardır. Zamanımızın karargfth hizmetleri ve ko- ' muta yeri «istemi o devirlerde yeteri kadar bulunmadığı

314 KADİB MISIROOLU vak'alar onun istikbalini millî davalara inanıp bağlanmak yerine M. Kemal Paşa'ya hulul etmek ve dalkavukluk yapmakta aradığının aldatmaz delilleridir. î7° (276) İçin, Mustafa Kemaller, Fevzi Çakmaklar AH Fıtatlar ve İsmet Paşalar bu iğleri bazan köy damlarında, samanlık-lardalarda veya kağnı üstttnde bile yapmışlardır. Zamana göre mükemmel komuta yerleri kurup çalıştırmaktan da gjeri kalmadılar. Bu samanlık meselesi, yanılmıyorsam Batide Edip Ad%var'm yazdığı hatıralardan çıkio^tır. Aydın, kahraman kadınlarımızdan olmasına rağmen, askerlikten ve muharebe gereklerinden pek anlamadığı İçin, başka maksat düşünemiyorum, olayı yanlış, aksettirmiş bulunabilir,» demektedir. (Bkz.: Cihat AKÇAKAYALIOGLU, a.g.t. Ulus Gazetesi 2 Mart 1966 tarihli nüsha). Halbuki, bu «SamanUk» mes'eleslni bir an için şöyle bir kenara bıraksak bile artık İnönü harpleri'nin iç yüzü ve o'nun gerçek kahramanları ortaya çıkmış bulunmak, tadır. Buna dair General Alı ihsan Pagcfmn a.g. eserinin sh. 368 vd. da tafsilât vardır. Aynca Tevfik BIYIKLIOĞ-LU tarafından, Milli Mücadele kahramanlarından Halil Nuri YURDAKUL'* gönderilmiş olup IMtfi Arif KEM-BEK'in hususî albümündeki aslından fotokopisi çıkarılmış bulunan yedi sahlfelik mektup, İnönü Muharebelerinin üzerindeki şalı kaldıran tarihi bir vesika olarak hu. misi arşivimizde mahfuz bulunmaktadır. *İsmet, sâde muhabere ile meşgul. Olan şeyleri Ankara'ya yazıyor Ve oradan yazılan şeylere cevap veriyor, Bana gösterdiği yok. Gizli tutuyor. Ne yazıyor, bilmem?... Benim de buna zaten vaktim yok. Muahede işlerine ancak yetişiyorum. Hem bu muahede işi değil, ehemmiyet vermiyorum. Fakat görmek hakkım idi. Sade mühim ve pürüzlü bir muhabere olduğu vakit bana gösteriyor. Hem de fena bir adeti var. Yalnız hariciye vekaletine yazacakken, Mustafa Kemal'e yazıyor,» (Bkz. Dr. Rıza NUR, a.g.e., ah. 1005). BAŞ MURAHHAS Mİ, KAZANOVA MI? İnönü, Fransız entellcanaı mensuplarından Madam de Tahi ile Lozan sokaklarında kol kola...... Lozan'a yalnız erkek .casuslar değil, cinsiyetin cazibesinden istifade İle heyetimizin esrarını elde etmek İsteyen kadınlar da gelmişti. Bunlardan biri de İnglltt entelicansuun uzun- müddet Moskova'da bulunmuş olan elemsin tjidam'dı. Bununla İnönü'nün felekten naml kâm alarak sabahladığına dair tafsilât için bakınız; Dr. Run NUR, a.g.c. sh. 997 998. I 316 KADİR MIPIROÖLb LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 317 e — İsmet Paşa'yı Lozan'da her sıkıştığında bir takım tavizler vermeye sevkeden âmillerden biri de O'nun had safhasındaki evhamı ve korkaklığı 1TT idi. En yakın me sai arkadaşı olup kendisini bir çok buhranlı müzakerelerde yakınen müşahade etmek imkânını bulan Dr. Rıza Nur O'nun bu hususiyetine hatıralarında birçok kereler temas etmektedir. Bunlardan sadece birini dikkatlerinize takdim edelim. «Hakikaten tsmet zekidir. Fakat tamamiyle cahildir. Zekâsı entrikada mütehassıs zekâdır. Başka işe yaramaz. Çünkü evhamı zekâsını imha eder ve onu daima yanlış fikirlere, işlere sevkeder, fena neticelere vardırır. Bu adamın her işinde nokta-yı azimeti mesnedi, evhamdır. Hattâ evham ve hayalâttır. Lozan'da nice saçma şeylere vehmederek ehemmiyetler vermiş, boşuna uğraşmış, korkusundan hasta düşmüştür. Evhamını tarif için şöyle izah ederdim: Bu adam sokakta gidiyor. Rüzgâr yok- Sağ taraftaki ağaçta beş - on yaprağın biraz kımıldadığını görüp. «Vay rüzgâr yok bu yapraklar kımıldıyor. Bunda bir hile var.» der tutturur. Onca hile şimdi muhakkaktır. Fakat nedir ve kimler yapmıştır? da «Ondan o, bundan şu çıkar» d\(277) Yalnız İnönü degH, Dr. Rıza NUR bile frenklerden kork-makta bulunduğunu bizzat itiraf etmektedir: «Celse baş. ladı. Ben korkuyorum. «Bu adamlar çok yüksektir.* diyorum. Bunlar ile karşılaşmaktan, müzakereden fena çe-kiniyorum. Beş on gün mügahade ile geçirdim. Şahıslan birer birer tetkik ettim. Bana cesaret geldi. Doğrusu ev-velce bu frenklerden çok korkuyordum. Kendimi onlara

nisbetle hakir görüyordum. Vakıa Rusya'da böyle müzakerelere alışmış idim. Ama burada Avrupa'nın seçme dip. lomatlan vardı.» (Bkz. Dr. Ru» NUR — *.g.e., sh. 983). ye halleder. Bir yaprak kımıldamasını azim bir suikast tertibi haline kor. Pireyi deve yapar, derler, sahiden İsmet bir pireyi koca bir deve yapar "• İnönü'nün verdiği - bilhassa mî? nevî tâvizlerin en esaslı âmili O'nun devri'nin münevverlerinin ekseriyeti gibi kayıtsız şartsız bir garp hayranı olmasıdır. Bu histe kendisinden hiçte geri kalmayan Dr. Rıza Nur Ja birleşmeleri Türk Milletinin millî içtimaî yapısının tamamen tahribine sebep olacak taviz ve taahhütlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır ki, bu mes'ele üzerinde evvelce durulmuştur. Esasen M. Kemal Paşa tarafından «Baş murahhas» o-larak O'nun tayini bu yüzdendir. Çünkü M. Kemal de zafer kazandığımıza göre sulha kolayca nail olacağımız zan-nındaydı. O'nun için İnönü'nün tecrübesizliğine ehemmiyet at-fetmiyerek O'nu tercih etti. istiyordu ki, şerefli bir sulha imza koyarak yıldızı parlayacak "kimse bir «garpçı» olsun Çünkü başlayacağı inkilâp hareketleri için otoritesi takviye edilmiş bir yardımcıya ihtiyacı vardı. DİĞER SEBEPLER Lozan'a giderken Türkiye'nin hangi meselesini ne esas üzerinde müdafaa edeceğini dahi bilmeyen"8 ve bu hususta da kendisine ciddî ve bilgili yardımcılar verilnıenıig (278) Dr. Rıza NUR — a~g.e., sh. 1007. (279) «Bizde ne hazırlık var, ne dosya var, hiç bir şey yok. *Lord Gürzon gibi bir takım resmi diplomatlar burada. Hem bunların mükemmel dosyaları vardır. Ne yapacağız!... Heyet-i Vekile bize giderken bir içtimada avuç içi 318 KADİR MI9IROÖIAJ bulunan îsmet Paça, İkinci murahhas Dr. Boa Nnr'un bir çok meselelerde tarihi müstenidatla yaptığı müdafaalar ve Venizelos'u bayıltmağa kadar varan çetin "° mantığının yardım in ft nail olmasa idi, muahede bu şekli dahi almayacaktı. Gerçekten başta Hayim Namn Efendi olmak üzere Maliyeci dönme Cahid Bey ile onun kadim sır arkadaşı kadar bir kâğıda «gan bir talimat verdi. Mustafa Kemal, İsmet İle beni bir tarafa çekti, dedi ki: «Esaslarınız budur. Baktınız ki, hattâ Trakyayı alamıyorsunuz, sözlerinden dönüyorlar, uğranmayın, terkedip sulhu yapın, hattâ icabederse istanbul'dan da vazgeçmek lâzımdır. Musul için hiç uğraşmayın !> Mvatafa KemaTln de jifal direktifi bu..» (BkzJDr. Rıza NUR, a.g.e., ah. 982). Bilâhare Lozan'daki vaziyeti tasvir ederlerken: istihbaratımız sıfırdı. Halimiz güçtü. Adeta Ummanda pusu* lamız yoktu, isimiz allahhktı.» demektedir. (Bkz. Dr. Rıza NUR, a.g.e., ah. 997). (280) InSnlstlerln Lozan'ı sırf l*m«t Poja'ya mal etmelerine mukabil (bkz. Meselâ, Chat AKÇAKAYALIOGLU — Ulus Gazetesi, a.g.e., tefrika) O'nun kendisi bile Rıza NUR'un yardımlarından hem de T.BM. Meclisinde sitayişle bahsettiği tarihi bir hakikattir: «Ve, bilhassa murahhas olarak beraber çalıştığım Dr. Ruta Nur Bet/i kemaU tevklrle yftdetmek İsterim... (Al-kıalar). Arkadaşlar! Gflnâgûn tealrat altında yalnız Mm ve vukuf ve tecrübe kâfi değildir. Fevkalâde bir metaneti asab lâzımdır. Hakikaten bir İdeale hizmet lâzımdır. Fevkalâde bir feragat'! nefia hissi ile yekdiğerine eklenmek ve yekdiğerine samimi bir müzaheret göstermek, lâzımdır. Arkadaşlarımdan ve bilhassa Rtta Nur £ey*den bunu gördüm. Dr. Rus» Nur Bey Türk Heyet-i Murahhasa» içinde başlıca medar-ı muvaffakiyet olmuştur. Millete bunu söylemek vazifemdir.» (Bakz. Zabıt Çeri-de«l. Devre *, Sene 1 içtima 9). LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mt? 319 Hüseyin Cahid Bey Lozan müzakereleri boyunca Türkiye' nin aleyhine çalışmışlardır. m Düyununu umumiye denilen Osmanlı borçlarının Osmanlı İmparatorluğu'ndan toprak almış bulunan devletler arasında taksimi mevzuubahis olduğu zaman Türk heyeti murahhasasmda vazife gören Cavit ve Cahid Bey'ler, müfrid birer Fransız taraftan kesilmişler ve böyle bir taksimin kendi

tabirlerince fenneri mümkün olmadığım borçların tamamen Türkiye tarafından ödenmesini müdafaa eylemişlerdir. Fakat bu nihayet maddî bir meseleye müteallikti. Halbuki Hayim Namn Efendi'nin Türkiye aleyhinde çevirdiği entrika ve Londra ile Ankara arasında mekik dokumak suretiyle temin eylediği gizli anlaşma, İslâmiyet ve Türklük hesabına tarih boyunca eşine rastlanmayan bir felâketler silsilesine sebep olmuştur. Bu sebeptendir ki Hayim Naum Efendi sulhu müteakip Türkiye'ye avdet etmek cesaretinde bulunamamış ve Yahudilerce en büyük HahambaşLuklardan biri olan Mısır Hahambaşıhğına nakledilmek suretiyle taltif edilmiştir. Ne hazindir ki Türk Milleti bu fitne kumkuması dessas yahudinin Robert Kolej Fransızca muallimliğinden itibaren Türk Milleti aleyhine çevirdiği fırıldakları halâ bütün vuzuhu ile bilememek tedir. Hey*ete «müşavir», «kâtip», «gazeteci» gibi sıfatlarla dahil edilmiş bulunan kimselerden bir çoğunun ahmaklıktan «hırsızlık» ve «casusluk» a kadar ne derece çirkeflere yuvarlandıklarını ibret ve deh(281) Fazla bilgi için bakz: Dr. Rtsa KUR — a.g.e. sh. 1083 ve 1120 vd. 320 KADİR MI9IROOLU setle görmek iğin Dr. Kıza Nur'un adı geçen eserine bir göz atmak kâfidir. stı Lozan'daki Türk Murahhas Heyeti ile Ankara arasında sağlam bir irtibat kurulmamış, ingilizlerin kontrolleri altında bulunan Köstence yoluyla muhabere edilmiş olduğu cihetle karşılıklı yazışma ve direktifler onların kontrolünden uzak tutulamamıştır. Çorçü" hatıratında Türk Hey'et-î Murahhası ile Ankara arasındaki muhaberatı her sabah kahvaltıdan sonra müzkere ederek kendi murahhas larına lüzumlu talimatı verdikten sonra bu anurahabere nin yerino ulaşmasına müsaade bahşettiklerini istihfafla kaydetmelktedir ki2" böyle bir skandal ihtimal Dünya diplomasî tarihinde rastlariamayacak kadar enderdir. Lozan Muahedenamesinin Millî Mücadeleyi başarmış bulunaıı Meclisi Mebusanda tasdikine imkân olmadığı için bu Meclis feshedilmiş adetâ dikensiz bir gül bahçesi halinde kurulan İkinci Meclis-i Mebusan'da müzakereye konulmuş (282) Bu gibi İhanet ve ahlâksızlıklar İçin Dr. Rıza Nur'un ga_ his şahı» bir çok kimse hakkında müşahedelerine istinaden naklettikleri bir cild teşkil edecek hacimdedir. B'i acı hakikâtleri öğrenmek .çin mezkûr eser mutlaka ve dikkatle okunmalıdır. İnönü ve Nihat Reşad'ın kadınlarla meşguliyeti, (a.g.e. sh. 997 - 99 - 1125) Ruşen Eş. refin karısını şuna buna takdimi, (a.g.e. sh. 1001 _ 1002), Nihat ve Hamid Bey'\cxin petrol şirketlerinin adamları Ue giriştikleri para dalavereleri (a.g.e. 1036 - 37) Şükrü Kaya (a.g.e. sh. 1050 - 51) ve Veli Bet/'ia (a.g.e. sh. 1072 - 73) korkaklıkları, Zekâi Bey'in bir hizmetçi kıza tecavüzü (a.g.e. sh. 1051) Basan Safca'nın dalgınlıklan (a.g.e. sh. 1017 . 1021) gibi bir çok hususlara parmak basan bu eser okunmadan maddi ve mânev! kayıplarımızın gerçek saikleri kavranılamaz. (283) Fazla bilgi için bknz: Feridun KANDEMİR — a.g.e. sh. 103, 105 LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ 7 321 tu. Fakat bu İkinci Meclis-i Mebusan'da dahi Lozan Mu-ahedenamesini reddedenlerle müdafaa edenlerin beyanları mukayese kabul etmez bir mahiyet arzetmektedir. Üstelik mezkûr muahedeyi reddedenleri M. Kemal Paşa bizzat tayin ve tesbit etmiş ve bunların doğum yerleri itibariyle kurtarılamamış memleketler halkından obuaları esasını takip ederek tenkidlerinin bu açıdan şeklî bir muhik sebebe-istinadını temin etmek istemişti. Gerçekten Lozan'a kırmızı rey veren ve onun aleyhine konuşan ondört mebustan» her birinin müşterek vasfı budur. Fakat hazin değil midir ki arada yaryn asra yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen gizli celsede müzakere edilmiş bulunan Lozan muahedenâmesine ait rey ve müte-lealar hâlâ neşredilmiş bulunmamaktadır. Acaba lehtar ve aleyhtarların mütealâlanmn mukayesesinde hâlâ hayatta bulunan sahte Lozan Kahramanı için, korku ve endişeyi mucip bir nokta olmasa şimdiye kadar bu yapılmaz mıydı ? Netice olarak düne kadar Lozan ruhu ile teşekkül etmiş bulunan Cumhuriyet Halk Partisinde bir çok mes'u! mevkiler deruhte etmiş bulunan Tahsin Banguoğlu'nun 1965 senesi Kıbrıs görüşmeleri dolayısıyla' Millet Meclîsinde söylediği gibi «Biz, çocuklarımıza Lozan Muahede-namesini alkışlatırız ama, onlara bunun içinde ne olduğunu öğretmeyiz. İstikbalde Türk çocuklarının Lozan mua-hedenamesini reddedecekleri muhakkaktır.»

Bu redde esas teşkil eden esbab-ı mucibe meyanırida. Lozan'ın tâdâd edilmek lâzım gelen eksik ve kusurlarım kısaca ifade etmeye çalıştık. Fakat unutmamak lâzımdır İd burada sarfedilen mütealâlar siyasî veya şahsî sebeb ve saiklere istinad eden mütealâlar değildir. Yani müddeî biz değiliz. İlk sahifelerin birinde de kaydettğimiz üzere Müddeî, tarih ve vatandır!.. F : 21 322 KADİR JUOTROÖLU Lozan'ı İnönü hesabına bir «zafer» olarak göstermeye çalışanlara, şu noktayı da hatırlatma» yerinde olur ki, gerek Lord Gürzon *•* ve gerekse Venîzelos gibi o'nun baş hasımları da Lozan'ı kendi hesaplarına bir «zafer» saymaktadırlar. O'nlar için «ıfer olan. Lozan'ın İnönü için cHezimet» olması zaruri değil midir? Venizelos'un Lozan'da büyük bir muvaffakiyet ekle ederek harp esnasındaki hatalarını tamir etmek imkânım bulabildiğini gösteren Yunan kaynaklarından sadece birini dikkatlerinize arz ederek bu bahse son verelim. «;.. Elefterios Venizelos, bir çok siyasî hadiselerde kendisini göstermek lüzumunu hissettiği gibi 1923 teki Lozan antlaşmasında da Türk Başmurahhası İsmet Paşa'nın karşısına çıkmayı lüzumlu gördü. Türk murahhas heyetinde vazife almış bütün eşhas gayet mütekebbir idi. Çünkü onlara bu imkânı kurtuluş savaşı bahsetmişti. Bizim karşımıza büyük hazırlıklarla çıkmışlardı. Halbuki buna mukabil Yunanistan sekiz - on sene dahilî buhranlar geçirmiş nihayet neticede Anadoluda mağlûp olmuş idi. Türk murahhasları karşımıza büyük isteklerle çıkmışlardı. Yunan ordusunun silâhlı mevcudunun azaltılmasını Eğe Adaları üe Batı Trakya ve Makedonyanın Türkiye'ye iadesini ve bir de külliyetli miktarda harp tazminatı talep ediyorlardı. Türkler muzaffer bir orduyu temsil ediyorlardı. Onların daha büyük talepleri ileriye sürmesinden diğer batılı murahhaslar da endişe ediyorlardı. Şu duruma göre, Türklerin Ege adaları üe Batı Trakya ve Eg€ MakedonLOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mlî 323 (284) «Lord Gürzon: «Hakikaten büyük bir zafer kazandım.....> demektedir, (bknz: Earl — RONALDSHAV — The Life of Lord Curzon, London 1928 . ah. 329). yaşındaki talep ve istekleri ile harp tazminatı hakkındaki arzularım katiyetle yerine getirmemek için herhangi bir sebep yoktu. Çünkü, yukarda da belirttiğimiz gibi Yunanistan uzun yıllar iç mücadelelerin neticesinde gayet zayıf düşmüştü. Elefterios Venizelos'un politik taktikleri ve Türk murahhasının isabetsiz hareketleri neticesinde Lozan antlaşması muhtelif bakımlardan lehimize kaydedilmesi icabeden bir zaferdir. Vakıa Karadeniz bölgesiyle Anadolunun muhtelif bölgelerinde genel mevcudu üç milyon alb yüz bini bulan Yunan asıllı unsurlara karşılık Yu-nanistanın muhtelif yerlerindeki altı yüz bin Türkün mübadele esaslarına göre Türkiyeye iade edümesi bizim için iyi bir netice idi. Bilhassa normalin üstünde silâhlı bir kuvvetimizin mevcudunun tahdit edilmeyişi, harp tazminatı ödemekten muaf tutuluşumuz ve îstanbuldaki Yunan Ortodoks Patrikhanesine vasî hukukî imkânlar ve imtiyazlar bahşedilişi ve İstanbul Rumlarının mübadele dışı bırakılışı «Megalo 1 d e a » nın ölmeyişine bir delil teşkil eder. Elefterios Venizelos Yunan siyasi hayatında zaman zaman Yunan millî menfaatlerini tamamen tahakkuka matuf hareketleri olmamışsa d.a Lozanda göstermiş olduğu gayret ve politik faaliyeti lehine tescil edilmesi icabeden büyük bir basandır. Eğer 1923 ve 1924 yıllarının Yunan dahilî politikasını ele alır da tahinini yaparsak bizler her bakımdan müdafaa imkânlarından mahrum ve acze düşmüş bir vaziyette idik. Yunan ordusu içersinde 1922 de meydana gelen ikilik hareketi, mukadder akıbetimiz olan mağlûbiyete bizleri haliyle götürebilirdi. Çünkü milletin göz bebeği olan Yunan silâhlı kuvveti tamamen ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı Kraliyet Rejiminin yıkılmasını ve bunun yerine Cumhuriyet idaresinin kurulmasını arzu ediyor diğer bir kısmı ise tamamen sırtını saraya dayamış olup 324 KADtll M1SIROÖL.U Kraliyet Rejimini ayakta tutmayı arzu edij'orlardı. Bizim Anadolu isteplerindeki korkunç mağlûbiyetimizin sebep ve sâikini orduya giren bu ikilikte aramamız

icabeder. Bizler, Türk Ordusuna mütesanid bir kuvvet halinde hiçbir suretle mukavemet edemezdik. Bilhassa Afyonkarahisar, Uşak ve diğer işgal bögelerindeki askerî karargâhlarımız âdeta siyasî parti merkezi vaziyetinde idi. Komutanlar karşılarındaki düşmanı unutmuş birbirlerine yemekle, bir- • birlerini kötü suçlarla itham etmekle ve birbirlerine komplolar tertip etmekle meşgul idiler. Ordumuzun umumî durumu bu şartlar altında iken Türk siîâhü kuvvetlerinin büyük jtaarruzu baş gösterdi, ve onlar bu umumî taarruzdan arzu i etmiş oldukları neticeyi bol bol istihsal ettiler, Eğer îzmire ve Ege sahillerine vasıl olan Türk silâhlı kuvvetlerine «dur» emri verilmemiş olsa idi, bütün Ege Adalarını Türkler işgal ve istirdat edebilir hattâ Atinaya kadar gelebilirler. Çünkü, onlara karşı mukavemet edebilecek en küçük imkân kalmamıştı. Türk Büyük Taarruzunun başlamasından bir hafta evvel Uşak ve çevresindeki Efzon Süvari Alayı Kumandanı Albay Nikolaus Plastiras ve piyade albayı tstilyanos Gonatas, kuvvetlerini cepheden geri çekerek, îzmire gelmişler ve Yunan deniz kuvvetlerindeki anarşist yüksek rütbeli kumandanlarla temasa geçerek Atinadaki Yunan milli hükümeti başkam Dimitrios Gana-ris'i devirme teşebbüsünde bulunmuşlardır. Neticede bu arzulan da tahakkuk etmiştir.» îıs işte düşmanın ifadesiyle gerçek budur. (285) Niko A. Andokea — Poliki Istoria Elados 1821 - 1950 — <Yunanlstanın Siyasi Tarihi) Atina 1953. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLÎSİNDE LOZANA DAİR MÜZAKERELER I —BİRİNCİ BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE HEYETİN LOZAN'DAN DÖNÜŞÜ VE İNÖNÜ'NÜN " VERDİĞİ İZAHAT : Lozan Konferansının Birinci Devresi evvelce ifâde edilmiş olduğu üzere 4 Şubatta sona erdi. Hükümetten aldığı talimat üzerine murahhas heyetimiz yurda döndü. Eütün Müttefikler konferansı tehir edilmiş kabul etmekte idiler. Lord Gürzon'un «gidersem bir daha dönmem» gibi bir tehdit savurmuş olmasına rağmen herkes konferansın tekrar toplanacağından ümitli idi. Fakat her ihtimale karşı Ankara Hükümeti 8 Şubat tarihinde İzmit ve İzmir limanlarını ecnebî harp gemilerine kapamak ve hazinenin mühim bir kısmını Konyaya nakletmek kararım aldı. Heyetimiz Ankaraya ya^ıl olur olmaz vaziyeti, merak etmektş bulunan meb'usİ&ra Hey'et Reisinin gerekli izahatı vermesi gerekiyordu. Bunun için 21 Şubatta Türkiye B. M. Meclisi General Ali Fuat Cebesoy'un riyasetinde toplandı. Murahhas Heyeti Reisi, konferansın seyri hakkında 326 KAMB MI9IROOL.U LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 327 saatler süren bir konuşma yaptı. Konferansın, meseleleri üç grup halinde ele aldığını ve her grupu teşkil eden meselelerde de çeşitli ihtilaflar zuhur eylediğini, Garbi; Trakya'da halkın reyine müracaat olunmasını kabul ettiremediğini, zira Bosna - Hersek'e kadar bütün müslümanla-; nn Türkiye'ye iltihak etmek için tetikte beklediğini ifâde ettiklerini, bu dununda Batı Trakyâya, istiklâl vermenin! bile O"nun Türkiyeye iltihakıyla neticeleneceğini söyledik-j lerini, Garbî Trakya hududu, Musul vilâyeti ve Gelibo| lu Yarımadası meselelerinde Yunanlılarla İngilizlerin aği2 birliği ettiğini anlatarak beyanatına şöyle devam etti: «... Biz Musul üzerinde kendileriyle anlaşarak bir su-ş ret-i hal bulalım dedik. Musul Vilâyetini derhal işgal ede-J lim, fakat onların iktisadî inkişafı ve petrollerden istifade! etmek gibi menfaatleri varsa veyahut bir takım unsurları! kendi aleyhlerinde tahrik edeceğimizden endişeleri varsa j onu tatmin edelim, bir suret-i hal bulalım dedik. Onlar dal bir sureti hal aramışlardı. Diyorlardı ki, Musul Şehrini muhafaza edelim. Eğer biz menâfi-i iktisadiyesinden ve-petrolünden dolayı Musulu vermiyorsak herkese verdikleri gibi onlar da bize bir hisse ayıracaklardı. Umumî celsede mer-ele" bu safhaya girmişti. En. souanda müttefikler müttehit bir cephe alarak inkıta' tehdidi ile bizi tehdit ettiler : Musul ile Gelibpluda *>ir garnizon bulundurulmasjj mes'elesi doğrudan doğruya İngilizleri alâkadar etmişti.) Sulh müzakerelerinin leh ve aleyhinde icra-yı tesir edecek! oian îngiliz donanma ve kudretine istinad ediliyordu. l yan işgali

altında bulunan Oniki Ada mes'elesi konferans ta bahis mevzuu olmadı. Çünkü böyle düşünülmüştü. Müttefikler arazi meselesinde, Trakya Adalar, Suriye! hududu ve Musul'u yekpare bir mes'ele olarak bize tasdikf ettirmek istemişlerdi. Fakat biz diğer meselelere temas etmeksizin yalnız Musul üzerinde müzakerelerimizi teksif etmiştik. Bu suretle onların müttehit cephesini ayırmak istemiştik. Hakikatte arazi meselesinde Musul, halledemediğimiz ve ihtilâf halinde büyük bir mesele olarak,kalmıştı. Mali ve iktisadî mes'elelerin esaslarında da bidayetten beri ihülâf halinde kalmıştık. Meselâ borçlarımız, Berlin Muahedesindenberi ayrılan memleketlere taksim olunacak-mış. Fakat burjar taksim olunamamıştı. Bunun taksiminden emin olalım dedik. Senevî verilecek faizlerin taksimiyle iktifa ederiz, dediler. Harbî Umumî esnasında yaptığımız borçlarımızın Suriye ve Irak'a taksimini kabul etmediler1 Gösterdikleri sebep mâlı olmayıp siyasî idi. Umumî Harpten mağlûp çıktınız, halbuki borçlarınızı bize yüklemek istiyorsunuz, bu nasıl şeydir, diyorlardı. Biz de cevaben demiştik ki: Harbi Umumiyi yapmış olan Osmanlı İmparatorluğuna Suriye ve Irak da dahildi, bu imparatorluk şimdi inkisama uğramıştır. O halde herkes borç hissesini kabul etmelidir. Mes'uliyet mes'elesini Osmanlı İmparatorluğu ile görüşünüz. Bu mes'ele de böylece İhtilafta kaldı. Suriye ve Irak'ta devlete ait olmıyan emlâki hususiye ve « H azine-i Hassa» emlâkini tanımak istemediler. Sonra mütareke esnasında İstanbul hükümetinin yaptığı mukavelelerin tarafımızdan tasdikini istediler, ihtilâf halinde kaldı. Tamirat bahis mevzuu oldu. Yunanlılardan istediğimiz tamiratı asla nazarı itibare almak istemediler. Muttasıl harpte iki taraf tebaasının zararlarından bahsettiler. Müttefikler tebaalarının zararlarının telâfi için on milyon liraya indiler. Senevî doksan bin lira olmak üzere bu parayı otuz yedi sene zarfında ödeyecektik. Yunan işgalinin sebep olduğu tamirat parasını dört milyon altın olarak iste328 KADtR 1CI3IROÖLU mistik. Yunanlılar da tehcir edilmiş olan hristiyanlann emlâk ve arazi bedeli olmak üzere ve halen tediye etmekte oldukları masarif namı altında bir çok para istemişlerdi. Müttefiklerin istedikleri normlarla Yunanlıların tamirat parasını yekdiğerine bağışlamak şeklinde halletmek istediklerini İfade ettiler. Bunda da nihayetine kadar ihtilâf halindeyiz.. I Eski Osmanlı kanunlarına göre teşekkül etmiş ecnebi şirketleri mes'elesini beynelmilel bir ahidnâmenin mü-zekeresine ithal etmek istediler. Kabul etmedik. Kapitülâsyonlarda adlî sistem üzerinde buhranlar vücuda gelmişti. Biz, bidayetten itibaren herhangi iki devlet yekdiğerinin tebaası için mütekabiliyet esasına müsteniden mu-kaveler afctediyorsa sizinle onu aktederiz, demiştik. En serbest hükümleri de kabul ederiz, bundan başka bir şey kabul edemeyiz. Onlar, kapitülasyonlar usulünde haksızlık olduğunu esas itibariyle kabul ediyorlar, ancak muvakkat bir intikal devresi lâzundır diyorlar. Onun içidir ki, sizn memleketinizde bir çok sermayeler yerleşmiştir. Bu sermaye, bu girketler gelirlcen mevcut olan kapitülâsyonlar esasına istinat etmişlerdi. Bu usul üzerine sermaye getiriniz, dediniz ve biz de sermaye getirdik. Şimdi bu usulü kamilen kaldırıyorsunuz, ne yapacağız? Onun için dört beş senelik bir müddet kabul ediniz. Bu dört beş sene zarfında bu kalan ecnebi şirketler, ya sizin sisteminizi kabul ederler ve yahut etmezler, çekilip giderler, demişlerdi. Bu şekilde ka-pitilâsyonları tadil ederek idame etmek istemişlerdi. Ve nihayet beş senelik bir müddet olsun dediler Adlî sistemde bidayetten beri bir fark yaptılar. Konsolosların mahkeme- ı sinden vazgeçtiler. Bunun yerine muayyen yerlerde ecnebi hakim usulünü teklif ettiler. Nihayetine kadttr vazifelerini LOZAN ZAFER İli. HEZİMET Ut? 329 ifa edecek müşavir dediler, müşavir namı veriyorlar, fakat hakim vezaifi gördürüyorlar. Malî kapitülâsyonlardan vazgeçtikleri kabul edilebilir. Tarife esası üzerine diğer bir ticaret mukavelesi esasları müzakere edilmiş ve bir çok maddeler üzerinde mutabakatı efkâr hasıl olmuştu. Fakat kat'i karara iktiran etmemişti.»'

tntika sebepleri : Beyanatına devam eden înönü, müttefiklerin birdenbire taktiklerini değiştirdiklerini, mes'elelerin heyeti mecmuasını bir lâhiya halinde koyduklarını işaret ederek demişti ki : «— Bundan maada maksatları, hiçbir devlet kendi mes'elesi veyahut ihtüâf halinde bulunduğu mesele kabul edilmeyip konferansı inkıtaa götürecek olursa, kendi mes'-ul göriinmiyecektir. Bütün devletlerin konferansla ayrı ayrı meseleleri olmayıp, Türkiye devleti hariç diğerlerinin Türkiye ile insaniyet namına kül olarak dâvaları vardır. Eğer hakikatte bir devletten ihtilâfı yüzünden konferans inkıtaa uğramış ise, o devletin adı görünmeyecek, ihtilâf umuma ait olacak ve bu yüzden bir harp çıkacak olursa devletler umumî menfaatleri namına harp etmiş olacaklardı ve mes'ul de Türkiye olacaktı. Muahede projesini tetkik ettiğim zaman, baktım ki o zamana kadar konuşulup da halledilmemiş olan bazı meseleler tadil edilmişti. İhtilâf halinde kaldığımız bazı meseleler müttefiklerin nokta-i nazarına göre projeye ithal edilmişti. Hiç konuşulmayan mes'eleler de açıktan ithal edilmişti. Açıktan konulan meseleler içinde öyle maddeler vardır ki; bu yüzden muhakkak bir inkıta tahmin etmiş oldukları ve bir çok milleti aleyhimize tahrik edecekleri anlaşılıyordu. 330 KADİR MI9IRO0Z.U 1 LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 331 Bu projede kapitülâsyon işlerinde ve diğer meselelerde bir çok devletleri tatmin edebilecek tadilât yapmışlardı. İnkıta, olacak olursa, birçok milletlerin ve tarafsızların hukukunu temin için hasbetenlillâh silâha sarılmışlar gibi propagandaya başlamışlardı- Şimdi muhahede projesini bu tarzda hülâsa ettikten sonra bu muahedenin son şekli budur diye Ankaraya götürmek muhakkak bir inkıta ve belki de harptir dedik. Ne için dediler? Çünkü çok ağırdır. Bilirsiniz ki; bunun bir çok maddesi üzerinde konuşulabilir, dediler. Projeyi bu haliyle Ankara'ya götürdüğümüz takdir de ve hatta üzerinde konuşabüeceğimizi söylediğimiz halde bize kimse inanmıyaeaktır. Ve neticesi inkıta ve harp olacaktır, dedik. Bunun üzerine telâş ettiler ve dediler ki: Verdiğimiz proje bir ültimatom değildir, üzerinde konuşabiliriz. Müttefikler daima hangi mesele bizim için diğerlerinden daha mühimdir, bunu anlamağa çok ehemmiyet veriyorlardı. Halbuki her mesele kendi sahasında hayatî bir değeri olduğu ve hiçbir fark göstermediğimiz için umumiyetle zannediyorlardı ki, memleketin dahiline taallûk eden malî ve iktisadî mes'eleler nihayet bizim için haizi ehemmiyet olabilir. Bunları kabul ettirebilirler, zannediyorlardı. Herkes kendi fikri üzerine mütalâa dermeyan ediyordu. Fakat hiç bir devlet, bilhassa îngütere inkıta ve harp olacak olursa, kendine taalluk eden bir ihtilâftan dolayı değil, Bilâkis umumun menfaatini korumak maksadiyle olmuştur, denmesini istemişti. Bundan sonra proje üzerinde tadilât olacak mı, ol-mıyacak mı, konuşalım dendi. Bu esas olduğu zaman muahede resmen bize verildi. Müttefiklerin her biri ayn ayrı söz aldı. Resmen ve alenen bir çok ağır beyanatta bulundular. Kabul etmek, alenen ilâh etmek lâzımdır, dediler Sulh-i Alem için bunu kabul etmek elzemdir, dediler. İki gün sonra İngiliz Heyeti hareket edecekti Muahede projesini aldıktan sonra biz, Türkiye haricinde kalacak memleketler hakkında nokta-i nazarımızı bir daha ifâde ettik. Onu söyleyeceğim dedim. Mısır, Suriye, Irak ve saire bu memleketlerin ahalisi kendi mukadderatına hâkîm olmak için diledikleri idareyi kabul edebilir. Bu memleketlerin istiklâl uğrunda fedakârlık etmiş olanları için affı umumî yapılabilir. Bu muahedeyi şimdiye kadar konuşulmuş olan muhtelif mes'elelerin hülâsası ve lâyihası olmak üzere alıyoruz. Bunu mütalea için en aşağı bir hafta zaman lâzımdır. Bir hafta sonra mütaleamızı arzederiz dedik. Hususî bir celse yaptılar, mazeret serdederek bu müddetin azaltılmasını istediler, Mamafih üç, dört güne kadar olanca süratle cevabımızı vermeğe gayret ederiz dedim. Ertesi içtimalarda şunları söyledim. Esasta ihtilâfımız vardır, nasıl anlaşabiliriz, dedim. Arazi meselesini açtılar. Bende bu mesele üzerinde ısrar ettim. Çünkü o arazi mes'elesi İngilizlere aitti. Bilâhare, adlî, malî ve iktisadî meselelere taalluk eden bir takım mütalealardan sonra tarafımızdan bir

hal tarzı gös-terirlerse, diğer muhtelif meseleler üzerinde çalışacaklarını ve müttefikler tekrar va'z edecekleri bir takım maddeleri söyleyecekler. Ben de pekâlâ dedim. Cumartesi yine çağırdılar. Yapacakları son şeyleri söylediler. On beş milyon altın lira istemişlerdi, bunu on illiye indirmişler, bor; cumuzun sermaye üzerinde taksim edilmesinden vazgeçmişlerdi esas üzerine taksimini kabul ediyorlar. Trakyada tahaddüs eden askeri meş'eleler vardı ki, ondan vazgeçmiş olduklarını bildirdiler. Bundan başka bir-şey yok mudur dedik, cevaben yoktur, dediler. Yaptığım tet kikat neticesinde bir iki noktayı tadil ettikleri anlaşıldı. Biz den tamirat parası istiyorlar. Arazi meselesini olduğu gibi muhafaza ediyorlar, fakat yunanlılara vermiyorlar. İkti332 KADİR MISIROÖLTJ sadî mes'eleler olduğu gibi muhafaza ediliyordu. Bu vaziyete göre inkıta olursa bundan harp çıkarsa bütün Cihan ef-kâr-ı umumiyesine karşı Türkler hiçbir şeyde uyuşmak fikrinde değiller. Bidayette ne söylemişlerse, nihayetine kadar ısrarla kalmışlar ve bir eser i hal gösterememişlerdir. Bunlar sulh yapmak için gelmemişler kendi şartlarını bize dinletmek için gelmişler tarzında aleyhimize bir hava yaratmak çok mühimdi. Şu veya bu şekilde bir takım usullerle meseleyi halletmek imkânı var mıdır? Bunu da iyice aramak lâzımdır. Cihanı alâkadar eden Boğazlar ekalliyetler ve tabiiyetler meseleleri vardır ki, bunlan esas itibariyle halletmişizdir, milletlerin münasebat-ı ticariyeye girmeleri esaslı bir surette hal edilememiştir. Bir takım arazi mes'eielerinden Musul meselesi vardır ki, mkıtaı bu mesele üzerine hasret memek için bunu muahedenin imzasından bir sene sonra İngilizlerle aramızda halletmeği ve Trakya'da Yunanlıların silâh ile halledecekleri tarzında yapılacak bir propagandaya mâni olmak için 1918 hududunu kabul ederiz, dedik. Malî mes'elelerde ve tamirat meselelerinde bir takım meseleler kabul ederiz. Fakat mesâil-i ıktisadiyeyi de kâ-milen ihraç etmek şartiyle müzâkeresine devam ederiz dedik. Muvaffakat-i efkâr hasıl olan meseleleri bir araya top ladıktan sonra onu bir tarafa bırakarak muvafakat-i efkâr olmıyanlar üzerinde müzakereye devam olunur. Ya halledilir, veya edilemezdi. Bu tarzda muahedenin heyeti umu-miyesi üzerinde konuşulurken kendimizi inkıtaa bağ-lamıyacak bir yol üzerinde kalmamız lâzımdı. Zira bir kısmını kabul etmedikleri takdirde hiçbir kayıt altında değiliz, demek hakkını muhafaza edebilmeliydik. Bunu da kendilerine söylemiştik.» İnönü bundan sonra Lord Gürzon ve arkadaşları'nm LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 333 Lozan'ı terketmesini müteakip hasıl olan durumu izah etmiş ve yapılan son tavassut ve teşebbüslerini anlatmıştır; «— İtalyanlar ve ondan sonra Amerikalılar murahhas heyetimizin bulunduğu daireye gelmişlerdi. Amerikalılar bir tavassut yapabilmek için bir formül bulmuş ve mutabık kalmıştık. Vaktin dar olması ve İngiliz Heyetinin Lozan'dan hareket etmesi, Amerikan müşahitlerinin teşebbüslerine mâni olmuştu. O gün düşündüler ve dediler ki, kapitülâsyonlardan Lozan Konferansı inkıta etmiştir. Ecnebilerin Türkiye'de oturması ve yaşaması için Türklerden teminat istedik vermediler, inkıta hasıl oldu. Güya bu suretle dünyadaki bütün ecnebiler Türkler aleyhine dönmüş olacaklardı. Onlar böyle düşünmüşlerdi. Biz dedik ki: Türkiyeyi baştan aşağıya tecrit ettikten sonra baki kalanı soymak istediklerinden inkıta olmuştur. Bankerler harp etmek istiyorlar. İngiliz Hey'eti ayrıldıktan sonra Fransız Murahhası ile temas ettim. Hareket edeceğimi, vaziyetin tenvirini Müt tefiklerden beklediğimi söyledim. Çünkü dedim, hususî bir vaziyet vardır. Aramızda aktedilmiş olan Mudanya Mukavelesi kalkmıştır. Her iki taraf hareket serbestisini iktisap etmiştir. Böyle midir, dedim. Hayır değil dediler! Fransa Murahhas Hey'eti de hareket etmişti. Çarşamba günü ben de hareket edeceğim, dedim, tki esaslı nokta tezahür etti: Biri Konferans inkıta etmemiş ta'lik olunmuştur. Diğeri, son celsede ben şundan vazgeçeceğim, sen şundan vaz geçeceksin diye bir takım sözler söylendi. Türk ler, talep ettikleri şeyleri

kabul ederiz, veya etmeyiz, taleplerini kâğıt üzerinde tekrar etsin denildi Amerikalılar, 234 KADİR MISIROÖLU LOZAN ZAFER îtt, HEZİMET Mİ? 335 siz bunu kabul ederseniz, biz konferansı toplarız, dediler. Biz nokta-i nazarımızı yazdık dedik. O nokta-i nazarınızda sebat ediyorsanız bunu da yazınız ve imza ediniz dediler. Anladık ki, bizden bir taahhüt alarak vaziyeti tesbit etmek istiyorlar. İmtina ettim. İtalya Heyeti de hareket etmişti. Dediler ki: Biz yalnız murahhaslar gideceğiz, heyetleri burada bırakacağız. Siz de kalınaHem murahhaslar hem de heybetler gitmiştir, biz ne için burada kalalım. Biz de gideceğiz dedik, Vaziyet, olabildiği kadar halledilmiştir. Ortada bir muahede vardır. Bu muahede üzerinde ne tadilât yapılmıştır ne de tadilât yapılması me'muldür. Biz hiç bir taahhüde girmemişizdir. Şimdi artık onların taahhüt tekliflerini kabulden imtina ediyor, memlekete dönmeğe çalışıyorduk. Müttefikler ise, vaziyet inkişaf ettikten sonra artık bunu imzalı bir senede vardıralım ve Türkleri bir kayıt altında bulunduralım zihniyetinde idiler. İtalyan ve Amerikan heyetleri de gittikten sonra ben de Çarşamba günü sabahleyin hareket etmiştim. Biz de cnlar gibi bir iki kâtip bırakmıştık. Milano'da İtalyan Heyeti müşavirlerinden birisi iktisadî, malî mes'elelere bir hal sureti bulalım dedi. Kabul etmedim. Köstence yolundan gelmiştim. Romanya Hükümeti mütalâşi görünüyordu. Tavassut etmek istediler, kabul etmedim. Çünkü Hükümetim ile temas kalmamıştı, Istanbula geldiğim zaman üç devletin komiserleri ayrı ayrı ziyaretime gelmişlerdi. Muahede Üzerine bir çok teklifler yapmışlardı. Ankara ile temaşa geçmeden evvel bir cevap veremezdim. Lord Gürzon namına muahedenin imza edilmesi hakkında tebligat yaptılar. Bunların hepsinde sarih bir vaziyet almaktan içtinap ettim. Şimdi son vaziyet şudur ki: muahede elde mevcut olan şekli ile herkesin bütün talepleri içine yazılmış bir hulâsa meâlindedir. Bunun üzerine şifahî müzakere açılmış ve müzakere edilmişti. Hiçbir taahhüdümüz olmıyarak bu mevcut "muahede üzerinde ne tadilât yapılmış ve nede tadilât yapılması ümit edilmiştir. Böyle bir vaziyeti teşhir ettim. Şimdi biz, bir defa muahedeyi hükümette mütalea ederek hey'et-i umumiyesinden bir filıir hasıl ettik. Vaziyeti mütalaa ederken muvafık bir karara varmak ihtiyacındayız. Ondan sonra Meclisi âliye bu şekilde arzolunacaktır. Eski muahede sureti tercüme va tab' olunmuştur. Demek ki, aza-yı kiram da bir iki gün zarfında bunu mütalâa edeceklerdir. Takip olunması lâzım gelen hattı hareket hakkında Meclisi âliye teklif yapacağız Meclisin vereceği karar hattı hareketimiz olacaktır.'»6» Bu uzun beyanatından sonra inönü'ye meb'uslar tarafından müteaddit sualler sorulmuştur. Rus murahhas heyetiyle, Türk Murahhas Hey'eti-nin münasebetlerine dair sorulan suale: «— Rus Heyeti ile bizim heyetimiz konferansın başından sonuna kadar dâima dostane bir temas ve müna-sebat halinde bulunmuştu. Cereyan-ı ahvalden yekdiğarımizi haberdar ederdik. Dostâne ayrıldık. Biz, Boğazlar raes'elesinde Boğazların tahkim edilmesini ve harp sefine-1 İninin serbest olarak geçmesini kabul ettik. Halbuki Rus Hey'etinin nokta-ı riazan esas itibariyle Boğazlann tahkim edilmesi ve kapalı kalması zemininde idi. Onun için Boğazlar Mes'elesinde aramızda ihtilâf vardı. Diğer siyasî mes'-elelerde ve umumî münasebetta anlaşmıştık.» diye cevap vermiştir. (286) Zabıt Ceridesinden naklen, Ali Fuad CEBESOY eh. 233 vd, 336 KADİR MI91ROÖLU Boğazlar hakkında kabul ettiğimiz şeklin muahede-net ahitnamesinde kabul ettiğimiz şekil ile çatışıp çatışmadığına dair suale de şu cevabı vermiştir. «— Biz muahedenet ahitnamesini de Ruslarla beraber boğazlar mes'elesinin İtilâf Devletlerinin ve alâkadar milletlerin dahil olacağı bir konferansta tetkik ve hallini kabul ettik. Taahhüdümüz, beraber konferansa iştirak edip Boğazlar Mes'elesini halletmekti. Yoksa Boğazlar Mes'elesinin şu veya bu şekilde halli

hususunda a-hitleşmemiştik. Bilâkis biz « M i s a k - ı M i 11 î » de îstanbulün, Marmaranın âtisini ihlâl etmeksizin Boğazların beynelmilel ticarete açık bulunmasını kabul etmişizdir. Ve muhadenet ahitnamesinde de kabul olunmuştur.»2" Bilâhare Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey merhum tarafından kendisine şu sual soruldu: «— Müttefiklerin projesine mukabil teklif ettiğimiz muahede projesi kabul ve. tatbik edilmiş olsaydı Trakya ve İstanbul derhal tahliye edilecek miydi yoksa Musul meselesinin halline kadar işgal altında mı kalacaktı?» Bu suale şu cevap verilmiştir: «— Lozan Konferansının müzakeresine başlandığı vakit, müttefikler demişlerdi ki, Evvelâ mukaddemat-ı sulhiye yapalım, sonra mütebakisine devam edelim veyahut hepsini bitirelim. Yani tam bir sulh yapalım. Bunun üzerine şu cevabı vermiştim: Her ikisini düşünebiliriz, Şu şartla ki, her neyi imza edersek sulh tamam olmalı, İstanbul, Gelibolu ve Boğazlar tahliye edilmeli. Biz daima bu noktayı müdafaa ettik. Orçun için teklifatımız da mütaleatımız da sulh olur olmaz hiçbir şeye hacet kalmaksızın tahliye tamam olsun.» ÎM , (287) Ali Fuad CEBESOY — a.g.e. sh. 241-42 0288) a.y. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 33T Müttefiklerin Murahhas Hey'etimize kabul ettirmeK istedikleri sulh projesine mukabil Millî menfaatlerimiz zaviyesinden ele alınmış yeni bir proje meydana getirmek için Hükümet ile Murahhas Hey'eti birlikte çalıştılar. 27 Şubatta Türkiye Büyük Millet Meclisi toplandı. İcra Vekilleri Heyet Reisi sıf atiyle Rauf Bey müzakereyi açtı. Bilahare İnönü kürsüye gelerek Müttefiklerin bize kabul ettirmek istedikleri projenin ihtiva ettiği şartları bir bir an lattıktan sonra îcra Vekilleri Hey'etinin isabetli gördüğü hattı hareketi de şu sözlerle izah etmiştir : ,,y, f >,. «—Arazi mes'elesinde «M isa k-^bîif i t İ#î»N ile menfaatlerimizi âzami surette telifjşdecek bir hal sureti bvul rnak bununla müttefiklerin teklifine yaklaşmak, diğer meselelerde hayatî menfaatlerimizi temin edecek tadilâtla yeniden teşebbüse geçmek, Heyet-i Vekile ile vermiş olduğumuz kararın esası budur. Arazi mes'elesinde düşündüğümüz de şunlardır: 1 Garp hudutlarımızın tâyininde ötedenberi ısrar ettiğimiz 1913 hudududur. Yaptığımı^ tekliflerde Meriç Nehri'-nin hududuna girdik. Yalnız Karaağaç ile dahi iktifa ettik. Mümkün olmadı. Bu arazinin ve Karaağaç istasyonunun kıymet ve ehemmiyeti bizim için çoktur. Bu nunla beraber bu talebimiz Misak-ı Miü'nin sarih hükümlerinden değildir. Doğuda Musul Vilâyetinin hallini talik ediyoruz ve bir sene zarfında İngiltere ile halledilmesini kabul eyliyoruz. Mutabakat hasıl olamazsa, Milletler Ce-Tniyetine müracaat etmek suretiyle müttefiklerin nokta-i nazarına yaklaşmak istiyoruz. Şimdi Heyeti Celile arazi meselesindeki tekliflerimizi kabul ederek diğer meseleleri de tasvip ederse, sulh teşebbüslerimize devam edeceğiz Mes'ele bundan ibarettir. Arazi meselesinde bilfiil işgal etmediğimiz bir yeri işgal etmek yüzde doksan dokuz siF: 22 I 338 KADİR MISIROöLU LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 33» Jâhla oraya girmeğe mütevakkıftır. Yalnız Boğazlara kadar müsellah olarak dayandığımız vakit Edirne'ye kadar olan araziyi mukavele ile tahliye ettirmişlerdir. Harbe girmediğimiz halde tahliye ettirdiğimiz yalnız bu mes'ele vardır. Arada yine müttefiklerin müdafaa vasıtaları ile askerî kuvvetleri mevcuttur. İnkıta ve harp halini davet etmezden evvel, dahile ve harice karşı sulh imkânını yeniden temin etmek için düşündüğümüz hareket hattı şudur: Arazi meselesinde müzakereye girerek diğerlerine yeniden başlamaktır. Olabilir ki* malî iktisadî ve idarî meselelerden dolayı hayati menfaatlerimiz temin olunamaz. Bizim teşebbüsümüz akamete uğrar. Fakat o zaman biz kendi vicdanımıza kendi memleketimize ve bütün dünyaya karşı yapılacak olan fedakârlığımızı yapmışızdır.

Fakat bu adamların maksadı tavazzuh etmiştir. Mes'ele §u ve bu değildir. Vaktiyle düşündükleri gibi bize hayat temin etmek istemiyorlar, deriz. Bu meydana çıktıktan sonra gerek milletimize ve gerekse diğer milletlere karşı herhangi bir kararımızda bittabi daha çok salâbet olur» Demiş ve sözlerini şöyle bitirmişti: «— Şimdi heyeti celilenize karar vermesini teklif ettiğimiz mesele şudur: Mesâil-i araziye, iktisadiye ve idariye bakımından bizi hiçbir noktadan tatmin etmiyorlar. Kamilen reddederiz bu elinizdedir. Birde yeniden sulh imkânım aramak lâzımdır. Sulh imkânını aramak için şunda, fedakârlık edebilir, şunda edemeyiz diye bir karar vermek, lâzımdır. Heyeti Vekile nckta-i nazarını söylemiştir,»'" İnönü'nün Verdiği bu izahat Meclisi hiç bir cihetle tatmin etmemişti. Bu yüzden meb'usların heyecan ve infiale kapıldıkları görüldü. (289) Ali Fuad CEBESY — a.g.c. «h. 244 . 45 Meclis Elektrikleniyor Bundan sonra îzmir Mebusu Sırrı Bey: •*— Misak-ı miilî'den fedakârlık yapan bir hükümet ve murahhas heyetiyle herhangi bir mevzu üzerinde müzakere yapılmadan evvel meclisten itimat reyi istenmesi lazımgelir» "° demişti. Esasen Lozandan dönen heyette mevcut mebus, mütehassıs ve müşavirlerin beyanat ve ifâdeleri de birbirini tutmadığı gibi birçok noktalarda İnönü'nün yukarıya der-colunan tafsilâtlı beyanatına da uymuyordu. Ayrıca İstanbul gazeteierininde konferansın inlutaı ve cereyan eden hadiseler hakkında vâki olan neşriyat da birbirini nakzedecek mahiyette idi. Bu müzakereye riyaset eden General Ali Fuat Oebesoy'un «Siyasî Hatıraları» nda da belirtmiş olduğu veçhile İnönü'nün beyanatı Büyük Millet Meclisini hakikaten tenvir edememişti. ¦'¦" Müttefiklerin, yanlış tercüme ve tabedilmiş sulh projesinden başka elde birşey yoktu. İnönü'den sonra kürsüye Meclisin o günkü «Muhalefet i»ni teşkil eden «İkinci Gru p»un lideri Erzurum Mebusu Hüseyin Avni çıktı. Vekiller heyetinin Türkiye Büyük Millet. Meclisine karşı istihfaf kâr bir tavır" takındığını, İnönü'nün verdiği izahatı kâfi ve tatminkâr bulmadığım söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: «— Vekiller Heyeti kendi efkârını bize gösterecekti. Şöyle olsun, diyecekti. Konuşulan yalnız haricî mes'eleler değildir. Buraya bütün Vekiller geleceklerdi. Murahhas îley'eti avdetten sonra artık sıfatını kaybetmiştir. Maliye (290) a.y. (291) AJi Fuad CEBESOY — agr.e. eh. 246 340 KADİR MJSIROÖLU LOZAN ZAFER MI, HEZİMET Mİ? 341 işlerinde Maliye Vekilinin gönderdiği murahhası ile mü-çavirleriyle memleketin iktisadiyatı hakkında elde ettü fikir nedir? Buraya gelecek onu tesbit edecek son sözü. söyleyecek ve bizden veçhe alacaktır. Paşa'yı ben dinledim, siz de dinlediniz. Şimdi sizden soruyorum* ne dinlediniz, efendiler? Maliye hakkında Avrupalılar ne düşünüyormuş, sonu ne olacakmış ? Bu Vekiller sıra ile deruhteetmiş oldukları hususatta yalnız bugün için değil, elli sene için ne gibi fikir aldıklarını, tehlikeleri gösterir, biz de onu anlıyarak ona göre bir karar veririz. Arkadaşlar bir teklifim var. Gerek Vekiller Hey'eti ve gerekse Büyük Millet Meclisi, «M i s a k-ı Mi 1 1 î»den zerre kadar feda ederse, icâb-ı namus ve millî için çekilip, gitmelidir! Bugün elimizde ordumuz bulunduktan sonra öyle iğfâlkâr, vaziyete düşmek istemeyiz. İsmet Paşa'dan. ricam ^udur: Memleketh: askerî fikirlerini hürmetle kendilerinden dinlerim. Fakat iktisadî müdafalarmı dinliye-mera. Malî fikirlerini ise katiyen dinlemem. Adlî meselelerde Adliye Vekili karşımıza çıkmalı, malî meselelerde Maliye Vekili çıkmaü, hem müşâvirlenyle bizi ikna edecek ve bir karar alabilecek şekilde çıkmalıdır. Bugünkü bu kadar kâfi, gidip hazırlansınlar ve öyle gelsinler. Eğer hazırlanamıyorlarsa mevkilerini hazırlanacak adamlara ter-ketsinler.» 2" Hüseyin Avni Bey'in sık alkışlarla kesilen konuşmasından sonra Mersin Mebusu Selâhattin Bey kürsüye gelerek:

«Elimize verilen bu kâğıt parçalariyle ben, ne ecnebilerin hakiki teklifini ve nede arkadaşlarımızın kabul ettiği şeyi görüyorum. Bununla beraber bugün teklif edildi(292) Ali Fuad CEBESOY a.g.c. 246-47 ği gibi meselelerin bir kısmını tay edelim, bir kısmı üzerinde el kaldıralım, bendenizce bu doğru bir şey değildir. Yetmiş gün müzakereden sonra konferansla neden birdenbire durduğunun ve kapandığının izahını rica ederim. Ancak ondan sonra münakaşaya geçebiliriz.»1'1 dedi. Usul hakkında söz isteyen birçok mebusun ve vâki münakaşaların gürültüye boğduğu mecliste mebusların kâfi derecede aydınlanmamış oldukları anlaşılmıştı. Kürsüye bütün meb'usluk müddetlerinde ender olarak çık mış olanların dahi, söz istedikleri görülüyor birçokları o-turduklan yerden İnönü'ye ve Hükümet Erkânına lâf atıyorlar ve müdahalelerde bulunuyorlardı. Hükümetin murahhas heyetle birlikte çalışarak vücuda getirmiş olduğu yeni projede «Misak-ı Millî» den yapılan fedakârlıkları meclisin asla hazmetmiyeceği görülüyordu. Bu projenin kabulü halinde millet huzurunda yemin edilerek vücuda getirilmiş olan «Misak-ı Millî »nin tahakkuk edememesi gibi bir durum hasıl oluyor ve bu durumdan da bütün meb'uslar büyük bir üzüntü ve heyecana kapılıyorlardı. Bir emrivaki karşısında kalmak endişesi ile meclis hem hükümete ve hem de Murahhas Hey'etine karşı itimatsızlık duymakta idi/ Bunu kürsüye gelen hemen herkes bir cesaret ve belagatla ifâde ediyordu. Bütün bu durumu yatıştırmak için ML Kemal ve Hüseyin Rauf Bey'lerin çok ter dökmüş olduğunu tahmin etmek güç değildir. Mebuslar birçok mes'eleler meyanında bilhassa. Musul meselesi üzerinde duruyorlar, İngilizlerle sulh yapılamadığı takdirde «Cemiyeti Akvam »a gidilmesinden hiçbir netice elde edilemiyeceği kanaatini izhar ediyorlardı. Meclis, Misakı Millî tahakkuk etmediği takdirde (293) LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET III? 343 342 KjiDİE MI9IROÖUJ bunu tahakkuk ettirmek için harbe devam olunmak mecburiyeti hasıl olsa dahi ısrar edilmek lâzım geldiği kanaat tinde idi. Hüseyin Rauf Bey «Şimdi yapılarak üç hal vardır. Hangisini yapalım diyoruz. Birincisi müttefiklerin ver-•diği kabulü imkânsız olan muahede metnidir. Atalım. İkincisi diyoruz ki: Böyle bir proje yaptık bu projeyi teklif ile harbe girmezden evvel bir daha Cihan huzurunda dahil ve Jharicin vicdanım tatmin etmektir. Bu da kabul edilmesse üçüncüsü harp olacaktır» 5" diyordu. Fakat Rauf Bey daha kürsüden inmeden Siirt Mebusu TNecmettin Bey kendisine şu suali sordu: «Rauf Beyefendi, geçen celsede Musul hakkındaki be yânatında Musuîun fevkalâde ehemmiyetli olduğunu ve burasının terki Vilâyat-ı Şarkiye'nin hepsini terketmek kanaatinde olduğunuzu ifade ettiniz. Kanaatinizi değiştirdiniz mi? Yoksa tebdili kanaat için bir mecburiyet mi gördünüz?» Rauf Bey cevap verdi: «Hayır, kanaatimi tebdil etmedim. Aynı kanaatteyim. Musul meselesi Vilâyat-ı Şarkiye meselesidir. Vilâyat-ı Şarkiye meselesi Türkiye meselesidir. Vilâyat-ı Şarkiye tehlikeye düşerse, Türkiye tehlikeye düşer.» > Meb'uslar İnönü'nün konferans inkıtaa uğramadan hazırlayıp müttefiklere takdim ettiği projeye çok kızıyor ve şayet bu proje kabul edilseydi durumumuz ne olacaktı diye İnönü'nün selâhiyetlerini tecavüz ederek Türkiye Büyük Millet Meclisine danışmadan, « M i s a k-ı M i 1-1 i » den fedakârlık yapmaya kalkıştığını söylüyorlardı. Teklif edilen bu projenin «M i s a k ı Mili î»ye uygun olup olmadığı yolundaki ardı arkası kesilmeyen suallerle hükümeti sıkıştıyorlar ve RanfBey cevap yetiştirmek için (294) Ali Fuad CEBESOY — a.j.e. sh. 25Î çok müşkülât çekiyordu. Bu arada Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey ile Rauf Bey arasında sert bir münakaşa cereyan etmiş ve Avni Bey İnönü'nün meclisi tenvir etmek için değü iskandil etmek için geldiğini söylemiştir. Bundan sonra usul hakkında söz alajı M- Kemal kürsiye gelerek Murahhas Heyeti ile Hükümetin müştereken hazırladıkları projenin uzun uzun müdafaasını yapmışır.

27 Şubatın ikinci celsesi yine Ali Faat Cebesoy'un riyaseti altında açıldı. En evvel Cebelibereket mebusu İhsan Bey ondan sonra M. Kemal söz alarak Musul mevzuunda harbi tekabbül edip edemiyeceğimiz hususunda konuştu. Bunları müteakip Lazistan Mebusu Abidin Bey ve ondan sonra da Mersin Mebusu Selâhattin Bey söz aldılar. Lozan müzakere zabıtlarının tetkiki gerektiği ve izharı bir müzakere açılması lâzım geldiğini söyledüer. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey de söz alarak İnönü'ye karşı gayet sert tenkitler tevcih etmiştir Müteakiben Saruhan Meb'usu Reşat Bey ve arkadaşlannm verdikleri kifayet-i müzakere takriri kabul edilerek müzakere son buldu. 1 martta mutad olan açılış merasimi sebebiyle sulh müzakerelerine birgün ara verildikten sonra 2 martta tekrar başlandı. Dk söz ikinci murahhas Rıza Nur Bey'e ve rildi. Rıza Nur Bey tabüyet, ekalliyetler, rehineler memleketimizin her tarafından Yunanlıların sivillerden toplayıp götürdüğü âkibeti bizce henüz meçhul olan kimseler ve Yunanlılar elinde bulunan harp esirleri, adlî kapitülâsyonlar ve umumî af mes'elelerinin müzakereleriyle Lozan-da yakınen meşgul bulunduğu ve bu mes'elelerde zuhur eden güçlükleri izah eden üç saatlik bir konuşma yaptı. Her iki taraftanda müteaddit kimselerin zaman zaman kırıcı bir hüviyete bürünen sert konuşmamalariyle müzakereler günlerce devam etti. İnönü'nün Lozan'da ken344 KADİR IH9IROOLU di şahsî reyi ile mukabil Bir proje hazırlayıp teklif etmesindeki mesuliyetsizlik ve Meclise karşı takındığı istih-fafkâr tavır üzerinde duruldu. Hükümetin mukabil sulh projesini niçin Meclise getirmediği soruldu. Bu arada İzmir Mebusu Sırn Bey, İnönü'den çeşitli mevzularda sualler sordu. Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey ve İkinci Gru-' pun reisi Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey Musul'un Misak-ı Millî içinde bulunması dolayısiyle asla feda edilmemesini ve hükümetin getirdiği yeni projenin burasını feda etmeğe müncer olacağını ifade eden sert tenkitleri ol du. Rauf Bey yeni projenin Musulu terk mânâsını tazamnıun etmediğini söyledi, ise de büyük bir çoğunluğu tatmin etmesi mümkün olmadı. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey: Metmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam'"zafe-rin Lozan'da heba edildiğini söylemiş Lord Gürzon'un o-yunlarına ve desiselerine kurban gittiğimizi ifade ederek: «Bu murahhas heyetinin sulh meseleleri üzerinde söz leri olamaz efendiler. Artık bunların vazifeleri bitmiştir.» "s demiştir. Bilâhare de Lozana yeni bir heyet gönderilmek lâzım geldiğini ve bu heyetin ne yolda faaliyet göstermesi icabettigini izah ederek Yunanistanın elinde bulunan adalar ve Musul meselesi üzerinde ehemmiyetli bir surette durarak uzun bir konuşma yapmıştır. O'nu takiben konuşan bir çok hatiplerden sonra M. Kemal ile AH Şükrü Bey arasında çok sert bir münakaşa cereyan etmiştir. Saruhan Mebusu Reşat Bey ve arkadaşlarının kifayet-i müzakere takriri 170 mebus tarafından imza edilerek riyasete verildi. Reis Ali Fuat Cebesoy, takriri reye koymak istediği sırada ikinci guruptan itirazlar yükseldi. (295) AH Fuad CEBESOY — a.j.e. sn. 281 LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 345 Zira, Misakı Millî'de mevcut olup Büyük Millet Meclisinin üzerinde çok büyük bir hassasiyetle durduğu M u -s u 1 meselesi halledilemediği gibi İskenderun dahil H a tay bile hudutlarımız içine alınamamış, O n i k i A-dadan başka Kıbrıs resmen İngilizlere verilerek muallakta olan ilhakı tescil ve teslim edilmiş. Ayrıca karaağaçda tabiatiyle Yunanlılara bırakılmış yüzde altmış sekizi Türk olan Batı Trakya üzerinde de hiçbir muvaffakiyet elde edilememiştir. Fakat tarihimizde acı bir tabir olarak «Söyletmen Urun» zihniyeti rolünü oynamış ve İkinci Gru p'un meseleyi daha teferruatlı bir şekilde müzâkereden sarfınazar etmeyerek ihmale getirmemeyi' nâtık takrirleri gürültüler patırdılar arasında ertelenerek kifayeti müzakereye konulmuştur. Saruhan mebusu Reşat Bey ve arkadaşlarının takriri reye konulduğu zaman. Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey Karahisar mebusu Salih Hulusi, Çankırı Meb'usu Neşet, Karahisar Mebusu Mehmet Şükrü, Erzurum mebusu Hüseyin Avni ve Sinop mebusu Hakkı Sami Bey'ler yüksek sesle rey vermekten içtinab ettiklerini söylediler. İzmit mebusu Sim Bey Meclis riyasetini protesto inaksadiyle rey vermiyeceğini-söyledi. Ve bunun zapta geçirilmesini

istedi. Reis takririn kabulü halinde hükümetin bunu itimat kabul edeceğini söyledi. Saruhan Meb'usu Reşat Bey'in takriri 170 reyle kabul edildi: Tasnif sonunda İkinci Gurup'a mensup 60 mebusun reye katılmadıktan anlaşılmıştır. s»* (296) Bu hararetli celseler hakkında fazla bilgi edinmek isteyenler, o zaman Meclis Reisi bulunan Ali Fuad CEBESOY'un adı geçen eserinin 233 - 295 inci sahlfelerine baka. bilirler. 3<C KADİR MI3IROOLU D — ÎKÎNCİ BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE Lozan muahedenâmesinin imzalanmasından sonra Hey'etin Türkiye'ye gelmesi, yeniden bu mevzua meclisçe avdet edilmesini icabettirmiş ve müzâkereler açılmıştır. Birinci Büyük Millet Meclisinde çok şahsiyetli insanlar dan müteşekkil ve vatanperver bir kadro olarak bir muhalefet Grubu teşekkül etmiştir. Buna clkinci Grup* deniliyordu: Bu grup gitgide kuvvetlenerek Meclise hâkim olacak bir duruma gelmişti. Bundan evvelki bahiste izah edildiği, üzere ikinci Grup Ix>zan müzakereleri kesilip Heyetimiz Ankaraya dönünce, başlayan müzakerelerde gerek Murahhas Heyeti ve gerekse Hükümetle Murahhas Heyetinin birlikte hazırlamış oldukları Yeni Sulh Projesi üzerinde fikirlerini açıkçu ve mertçe ortaya koymuşlardı. Bunlar «Misak-ı Millî» den yapılacak en küçük fedakârlığın Millet huzurunda kendileri ve bütün Meclisi Meb'usan için bir mahcubiyet teşkil edeceğini ve înönü-nün riyasetindeki hey'etin muvaffakiyetine inanmadıklarım açıkça ortaya koymuşlardı. Bu yüzden Birinci Meclisi Mebusamn İkinci Grup'taki celâdetli meb'uslarla devamı halinde Lozan'da âktedilen muahedenin mecliste reddi muhakkaktı. Bu vaziyet karşısında «î kinci Grup» un en kuvvetli adamı ve Hilâfet ve Saltanatın âteşin mü-dâfiî olan Trabzon Meb'usu AH Şükrü Bey, feci bir surette şehid ettirilerek ortadan kaldırılmıştır. *•' Müteakiben (297) Bu mevzuda bütün çıplaklığı ile fazla bilgi için bak, Dr. Rıza NUR — a.g.e. »h. 1170 vd. ALt ŞÜKRÜ BEY — İman, ahlâk ve istikamet timsali aziz bir şehid — Birinci Büyük Millet Meclisine Trabzon meb'usu olarak katılarak eaJabet-i ahlakiyye ve diniyyeiiyle temayüz eden ve o meclisin bir nevi «Muhalefet Partisi» nl teşkil eden. «ikinci Grup» un ateşin hatibi ve yakın tarihimizin en dirayetli siması. 248 KADİR MI9IROÜLU İkinci Grup mebuslarının meclise girmemelerini temin etmek için seçim yoluna başvurulmuştur. *C u m h u r i-yet Halk Partisi» yegâne siyasî varlık olarak teşekkül ettirilmek ve bu partiye muhalifler kabul edilmemek üzere iki dereceli seçimle kendi arzu ettiği elemanlardan müteşekkil bir meclis kurmaya muvaffak olmuştur. Bu suretle İkinci Grup'un birçok kıymetli meb'usu Meclis haricinde kalmıştır. Bu da Lozan Muâhedenâmesinin tasdikini kolaylaştırmıştır. Buna rağmen İkinci Meclisi Mebu-sanda da Lozan muâhedenâmesi bir hayli tenkitlere uğramıştır. Zira Misakı Millî muvacehesinde ve Türkiye'nin herkesçe malum olan millî 'menfaatleri önünde bu muahedenin eksikler ve kusurlarla dolu olduğunu saklamaya imkân yoktu. Bilâhere hükümette vazife alarak bu muü.-bedenamenin tatbikatında vazife almış birçok insanlar bile, sert bir dille tenkidlerde bulunmuşlardır. Bunlardan Şükrü Kaya, Mustafa Necati, Vasıf Çınar ye Faik öztrak'ı zikredebiliriz. Şurasını da belirtmek lâzımdır ki, Lozan'ı tenkit edecek olanlar meclis Umumi Heyetinden önce yapılan «Halk Partisi Grup Toplantısı» nda tesbit edilmişlerdir. Tabiatiyle bu toplantı da iştişarî mahiyette olmuştur. Ancak aleyhte konuşacak olanları ML Kemal Paşa bizzat tayin ve tesbit etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 21 Ağustos 1923 salı günü müzakereye başladı. Evvelâ muahedenin dört kısım üzerinde metni, Vekiller Heyetinin gerekçesi Hariciye Encümeninin matbazatası okundu. Vekiller Heyeti, muahedeye bağlı tasdik kanun lâyihasının müstaceliyetle müzakeresini teklif ediyordu. Meclise riyaset eden Ali Fuad Paşa (Cebesoy) teklifi reye koydu. Kabulünden sonra Hariciye Encümeni Reisi ve Eski Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey söz aldı, muahedenin müdafaasını yaptı. OsLOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ*

349 .manii İmparatorluğunun haşmetli devrinde bile müsavi şartlar altında muahedeye raslanmadığmı, Lozan'ın bun-,<3an istisna teşkil ettiğini söyledi ve dediki ki : «Sulh muahedesinin heyet-i umumiyesi, Hariciye En-cümeninizce millî emelleri tatmin eder mahiyette görülmektedir. Bu sebeple heyeti cehlinizden buna ait dört kanun lâyihasının kabul ve tasvibini istirham ediyoruz.» Bu şurada Muahede Ankarada günün mevzuu idi. A-leyhde konuşacakların kimler olduğu merak ediliyordu. Fakat herşey ancak imâ yoluyla yazılabiliyordu: O devrin havası öyleydi. Lozan'ın aleyhinde konuşulmasının vatan için gayet tehlikeli olduğu inancı yerleştirilmeye başlanmıştı: Bu kâfi değilmiş gibi bir de « T a k r i r - i Sükûn Kanunu» ile Lozan hakkında bir masuniyet teminine çalışıldı. Bu hava maalesef hâlâ devam ettirilmektedir. Bu siyasî vaziyete rağmen yine de birçok aleyhte konuşanlar çıkmıştır. Aradan geçen zaman, Lozan muâhedenâmesini her tür lü tesire rağmen, tenkit etmiş olanların müthiş bir surette haklı olduklarını ortaya çıkartmıştır. Hattâ denilebilir ki, bu muahedenin eksik ve kusurlarının neticeleri onların tahmin ve tasavvur ettiklerinden daha da acı bir surette tezahür etmiştir. îşte Kıbrıs! İşte Musul!. Ve işte Balkan Türklerinin Lozandan sonra ve bilhassa İkinci Cihan Har-bengâmesinde başlarına gelen felâketler!. Lozan'ın lehindeki beyanları her yerde bulmak mümkündür. Fakat O'nun hakkındaki tenkidlere pek öyle her yerde raslanmaz. Bu yüzden biz mahûd Ulus Yazan'mn zan ve hükmettiği gibi «aleyhteki konuşmalara keramet .atfetmiyor» -»' sadece birazda bu seslere kulak verelim ki (298) Cihat AKÇA KAY ALIOĞLU — a.g. tefrika 350 KADİR M1HIROOL.U bir mukayese imkânı zuhur etsin diyoruz: Hem de asılla rina nazaran gayet az bir kısmının nakilleriyle... Bugüne kadar Lozan'ın sadece methiyesini dinlemeye alışanlar., için bu ses pek alenkli değildir, ama ne yapalım ilim ve: hakikatin hatırı için katlanmak gerek!... NÎYAZt BEYİN KONUŞMASI Hariciye Encümeni Reisi Yosuf Kemal Bey'in «muahedenin tasdiki* ni istiyen konuşmasından sonra, Meclis Reisi Ali Fuad Paşa ilk sözü Mersin mebusu Niyazi Bey'e.; verdi.29' Reis — Söz Niyazi Bey'indir, buyurun! Niyazi Bey — Efendiler, Tarihî bir gün yaşıyoruz. Ben isterdim ki: Bugün tarihimizin dönüm yerinde olduğumuzu daha fazla bir suretle hissedelim, önümüzde bir muâhedename vardır. Zanediliyor mu ki, bu muâhedename âmal-i milliyetimizi tamamen tâyin ediyor? zannediliyor mu ki, bu muâhedename millî hudutlarımız dahilinde bu devlete bir istiklâli tam veriyor? Necip Bey, (Mardin — Hayır, vermemiştir. Necip Bey (Mardin) — Cenup hudutları keza Niyazi Bey (devamla) — Efendiler! Lozan muahe-. denâmesi şanlı büyük bir imparatorluğun hesabının tasfiyesini tazammun ediyor. Bu Muahedenâmenin ahkâm-ı siyasiyesinde bizim Mısır ve Sudan'dan Kıbrıs'tan, Adalardan, Trablus-Garbtan ve bütün kıtaat üzerindeki hukukumuzdan, unvanlarımızdan feragat ettiğimiz ifade ediliyor. Siz ki, efendiler! Bunlar için çok defa çırpındınız. (299) Niyazi Bey, çok uzun bir konuşma yapmıştır. Zabıt Ceridesi Cilt I, 8. 205 - 217. I.OZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 351 Siz ki, Mısır için, Kıbrıs için kaç defalar didindiniz. Mısır, dediniz, Kıbrıs dediniz, dedeleriniz, atalarınız bunlar için ne kadar uğraştı? Efendiler! Yalnız bu kadar da değil, Muâhedename dünkü bir imparatorluğun tasfiyesini de ihtiva ediyor. Filistin'den Musul hariç- olmak üzere I-aktan, Suriye'den ve bütün Arabistan kıt'asındair el çekmemizi tazammun ediyor. Bizden ayrılan bölgelerdeki halkın, kendi kaderini Jkendilerinin serbestçe tâyin etmelerini «Millî Mi-s a k*ın bir şartı olarak müdafaa ettiğimizi hatırlatan Niyazi Bey devamla : «Biz Cemiyet-i Akvam nizamnamesini, onun mandaya znütedâir ahkâmını kabul ediyor muyuz? (Hayır sesleri) Ve bizim bu işi idare eden Hey'eti Murahhasa Reisi îsmet

Paşa hazretleri ki Fransa Hükümeti tarafından ahiren neşrolunan «San kitap» taki zabıtnamelerde münderic-tir. Birinci Lozan konferansının 23 kânunusâni 1923 tarihli celsesinde buyurmamışlar mı idi ki «Eski Osmanlı imparatorluğunun herhangi bir kısmı üzerinde hiçbir devletin mandasını tanımıyoruz? Halbuki efendiler! Muahedenâmenin 16 inci maddesi beni düşündürüyor: «Türkiye, işbu muahedede masarrah hudutlar haricinde kâin bil-•cümle arazi ve cezireler üzerinde — ki bu arazi ve cezirelerin mukadderatı alâkadarlar tarafından tâyin edilmiş veya edilecektir — her ne mahiyette olursa olsun haiz olduğu bilcümle hukuk ve müstenidattan feragat ettiğini beyan eyler» Ben, şimdiye kadar ilân ettiğimiz prensipe sâdık kalarak, hak ve adalet düsturunda ısrar ederek diyorum ki: Bu yanlıştır ve katiyen kabul edemem. Bizden ayrılan memleketler bunu kendi iradeleriyle tâyin edecektir. Sonra efendiler! Bu Muâhedename bizden İmparatorluğumuzun yalnız gayri Türk aksamının ayrıldığını göster352 KADİR MISIROÖLU miyor. Bu muahedenâme bilhassa kemali teessürle söys. lerim ki, ayni zamanda oldukça mühim miktarda öz Türk memleketlerinin de mukadderatım tehlikeye ilka edi-. yor. Necip Bey (Mardin) —Beşyüz bin Türk nüfusudur. Niyazi Bey — Bu Arab Hudud-ı trakiyesinin şimalinde ve muahedenâmenin üçüncü maddesinde mevzu t bahs olan hududun cenubunda yani bu iki hudud arasın-, da kâin bir kaç vilâyetimiz cesametinde bulunan koca kıt'a-i araziyenin sakinleri bizim din kardeşlerimizdir. Kan,, din ve dil kardeşlerimizdir. (Doğru!! sesleri). Efendiler! Ellerinizi kalbîerinizin üzerine koyunuz ve iyi düşününüz. Necip Bey (Mardin) — Gitmiyecektir. Alsas Loren'i \ nasıl reddetti ise biz de öyle red edeceğiz, öyle alacağız. Niyazi Bey — Arkadaşlar!! gu noktayı bilhassa nazarı dikkatinize vaz etmek isterim. Bugün sizler, memle-etimizin mühim bir kasım halkı sulh genliği yapıyor. Fakat unutmayınız ki, milletdaşlarımızdan bugün çok ağlayanlar da var. Bu mecliste de aza bulunan eski Meclis azayı muhteremesini işhad ederim. Kaç defalar Antakya ve İskenderun havalisindeki mağdur ve mazlum kardeşler bu meclisin büyüklüğüne müracaat ettiler. Ne kadar kardeş lerimiz bu meclisin eşiklerinde ağladılar! biliyoruz. (Ali Fnad Paşa'ya hitaben) Müterakenin esna-yı akdinde bugün Meclisimizin ikinci riyastini ihraz eden Ali Fuat Paşa Hazretler bizzat Kijis havalisinde bulunuyorlardı. Kendilerinden sorarım: Tarafeyn orduları nerede bulunuyordu? Türk kuvvetleri Haleb'in az şimalinde Muslimiye civarında değil mi idi? LOZAN ZAFER Mt. HESOMET Mİ? S5J Biz, efendiler! Kimsenin ocağım yıkmadık, kimse-jun toprağında gözümüz yoktur. Biz öz yurdumuzu, öz toprağımızı istiyoruz! (Şiddetli alkışlar j Kılıç Ali Bey (Gaziantep) — Hakkımızı istiyoruz. Tanalı Hilmi — Bravo Niyazi. Niyazi Bey — (devamlı) — Efendiler, Millet esasına hürmet istiyoruz. Bu esas ki, bilhassa son zamanlarda hudutların tâyin ve tesbitinde umumen prensip o-Iarak kabul edilmiştir. Bu esas ki, bizzat Fransızların millî dâvalarında istinatgahları olmuştur. Arkadaşlar! Bu muahedenâme ile uğradığımız mülkî millî, iktisadî zayiatın ehemmiyetini gösterdim. Cenupta kalan Türklerin tarihî, ırkî, harsî, iktisadî vaziyetleri hakkında izahatta bulundum. Bu kardeşlerinizin iradelerini bidayetten beri kavlen ve fiilen izhar "sttiklerini hikâye ettim. Bu büyük ve kıymetli kitle-i milliyemizin halâsı ötedenberi dâvamızın esası olduğunu Londra ve Ankara müzakeratı neticesinde asıl mukadderatının bilâhare muahedenâme ile tâyinine intizaren verilmiş bulunan asgari teminatı izah ettim. Ma-ateessüf bu asgari teminatın bMe tatbik olunmadığım gösterdim. Artık siz de benim gibi bu kardeşlerimizin selâmeti için mülkümüzün büyük bir kısmının salahı iktisa-diyesi için her türlü ihtilâfın izalesi için cenup hududunun milliyet esasmâ göre tashihi ve bu mıntakanm millî hududumuz dShiline ithalim zarurî gördünüz. Efendiler! Sabırımzı suistimal etmekten korkan m Söylenecek söz çoktur. Yalnız bu meseleye müteallik değildir. Trakyaya, Adalara, hax;ne-i hassanın hukukuna,

tamirat ve saireye ait bir çok söylenecek sözler vardır. Şimdi bunları teşrih fazla olur. olur. îcap ederse izahat veririm... Efendiler! fazla söz söylemiy tahammülüm kahnaF : 23 354 KADİR MI9IROÖL.U di.Yalnız bir şey diyeceğim: Bu muahedenâme bu şekliyle bence gayrı kabili kabuldür. Hepimizin hissiyatına ve teessürlerine vakıfım. Hepimiz de benim hissiyatıma iştirak edersiniz. Hisleriniz ve dertleriniz benimle müşterektir. Ben, teessürümün izâlesini bu muahedenâmenüı tamamiyle reddinde buluyorum. Siz teessürünüzü ne şekilde iblâğ ederseniz ediniz, cihan duysun! YAHYA KEMAL BEYİN KONUŞMASI Yahya Kemal Bey (Beyatlı) — Lozanda Rumeli hu-dudumuzdaki pek küçük bir nehri bir Sedd-i Cin gibi hudud-u tabiî addediyorlardı. Ve orada altı yüz bin Türk ikamet ediyordu. O altı yüz "bin Türk'ü Yunanistana elle ri, kollan bağh teslim ettiler. Acaba cenupta Fırat, Meri kadar bir hudud-u tabiî teşkil edemez mi idi? Evet efendiler! Fıratın beri tarafında kalan saha, o saha ki: Diyar bekir, Siverek, Urfa, Ma~din, Siirt ahalisi ağnamının mer* alandır. Oralar bize kalırdı ve o sahada gayet büyük bi mikyasta bir aşair-i temevvücânî bulunurdu ve hudutt emn-ü asayiş daima' baki kalırdı. j?akat Suriye'nin Ru ve Ermeni katolikleri -ki daima burunlarını şark mes'el sine sokarlar - onlar efkârı umumuyeyi idlâl ettiler, dedile: ki o sahada oturan ırk doğrudan doğruya Suriye ırkın mensuptur. Necip Bey (Mardin) —Hayır yalan söylemişlerdir. Yahya Kemal Bey — Hayır efendiler doğrudan dogî rüya Türk ve Kürt milletine mensup bir ırktır, ve doğru-j dan doğruya Ana - Vatana iltihak etmek istiyen bijş ırktır. Yahya Kemal bundan sonra Fransızlann kırk sekiz sene Alsa s-L ören için nasıl ağladıklarını hatırlattı, Lozan'ın bizlerden ayırdığı vatan parçalan için kalbimizin daima kanıyacağmı söyledi «Kürsüden inmeden evLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mt? 355 vel bir kelime daha söylemek istiyorum. Bu anda Antakya ve iskenderun mühim bir saat yaşıyor. Bu iki şehir yanümasınlar, onlar için bu saat hiçbir zaman veda saatleri değildir. Biz, o milletiz ki, Yunan topraklan Haymana'dan Polatlı'ya doğru patlarken biz, bütün o ateş hattının arkasında ve izmir'de, Bursa'dLa Edirne'de Türk bayraklannı görüyorduk. Ve o anda bizim mefkuremizi cinnet telâkki edenler vardı. Fakat bizim bu cinnetimiz onları şaşırttı ve akıllan durdurdu. Biz bugün, bu anda Antakya'da İskenderun'da ve bütün o toprakların arkasında kalan Türk, Türkmen, bayraklarını görüyo ruz ve bizim mefkuremizi hiçbir şey durduramıyacaktır. (Şiddetli ve sürekli alkışlar). HAMDULLAH SUPHİ BEY'İN KONUŞMASI Hamdullah Suphi Bey — Fakat bu muahedenin içinde bazı maddeler var ki, kalbimiz tasdik etmemiştir. Milletler İstırap zamanlarında bilhassa zavallı, mağdur Türk Milleti için vâki olduğu gibi arzulannın hilâfında bir muahedeyi imzalarlar. Fakat elimizin imzaladığı kalbimizin imzalamadığı zamanda o tasdik hakiki değildir. Biz ana topraklarımızın haricinde kalan Türklere, bahusus en yakın zamanlara kadar bizimle beraber ayni bayrağın gölgesinde yaşayan Türklere icab eden emniyet bahsedilmedikçe, onlar topraklarında hür ve mesut yaşamadıkça bu muahedeyi yine imza edebiliriz. Fakat ellerimiz bunu kerhen imzalar. Fakat kalbimiz asla buna razı değildir. Hududumuzun cenup kısmında kalan kardeşlerimize soy-, lüyorum, o yerleri, yurtlannm terketmeyin, Anadolu mesafelerinin üzerinden o bedbaht kardeşlerimize, o Türk bayrağı altında yaşamak isteyen o zavallı kardeşlerimize söylüyorum: Sizinle beraberiz sizinle beraber kalacağız. Talih bir zaman makûs görünse bile netice bir gün ge356 KADİR MISIROÖLU LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mtî lecek eğer Fransızlar sözlerini tutmamakta devam ederlerse biz icabeden bütün şeraiti elde edeceğiz ve vaktile olduğu gibi yann da millî bayrağımızın gölgesmde beraber yaşamak yolunu bıılacağız. (Şiddetli alkışlar.) Daha sonra Şükrü Kaya söz aldı:

ŞÜKRÜ KAYATSIN KONUŞMASI Şükrü Kaya — Efendiler! Bugün önümüze terke-dilen bu vesika-i siyasiye ensal-i âtiyeye hattâ korkarım ki, bizim nesle bile esaslı ihtilâflar tevlit edecek tehlikeli nhlr&mı muhtevi bulunuyor. Bir defa muahedenin Avrupa'da bizimle Yunanistan ve Bulgaristan arasında tespit ettiği hududa bakınız ve bir de haritayı gözönüne getiriniz. Göreceksiniz ki bu muahede bize Balkan Harbi neticesinde, o elemli günlerde elde ettiğimiz 1913 hududunu temin edemiyor. Edirne'nin hayat ve ziya menbalannt kapıyor. Edirne'yi maatteessüf ölüme mahkûm ediyor. Efendiler! Bir şehir tarihi millîde tuttuğu yerle, ha-üratiyle, âbidâtiyle yaşamaz. Bir şehrin yaşaması için kendisine bir muhiti iktisadî lâzımdır, işte Edirne bu muhiti ik* tisadîden tamamiyle mahrum edilmiştir. Edirnenin yaşayabilmesi için garpta kendisine geniş bir saha lâzımdır. Kendisini denize isal edecek, doğrudan doğruya millî hudutlarımızdan geçecek bir şimendifer ve Bahri Sefidin kendisine en yakın bir limanı lâzımdır. Bunların hiç birisi kendisine verilmemiştir. Edirne'nin yann bir akıbeti elimiyeye düşmek ihtimali büyük bir kehanete tavakkuf etmez. Hudut yavaş yavaş tesirini yapmaktadır. Asırlardan beri buraya yerleşmiş olan Türkler yavaş yavaş memleketlerini terk etmektedirler! Muahedenin aynı maddesi tarihî, ekse-riyet-i nüfusu, dini, ırkı âbidâtı hülâsa bir kıt'a-i araziyi bir millete bağhyan revabıtın kâffesi ile bize merbut olan Garbi Trakyayı hudutlarımızın haricinde bırakmıştır. 357 Esat Efendi — Balkan Harbinden sonra elli sekiz gün hükümet süren Trakyanın sözü, özü Türktür. Şükrü Kaya — Balkan Harbinde bu arazi o zaman da güya bir hakkı tasarruf varmış gibi Bulgaristana verilmişti. Şimdi de Yunanistana veriliyor. Bu da gösterir ki Garbi Trakya, Ne Yunanistamn ve ne de Bulgarista-nındır. Garbi Trakya Türktür ve Türkün olması lâzımdır. (Alkışlar.) Esat Efendi — Anadolunun Kurtuluş Taarruzundan evvel Garbi Trakyanın kıyam ve mücahedesi üzerine Yunanın üç fırkasının Rumeliye ve Garbi Trakyaya geçtiklerini kumandanlar tasdik eder. Acıyalım bu fedakâr halka, acıyalım. Şükrü Kaya (devamla) — Birinci Lozan Konferansında insaftan tecerrüt eden diplomatlar, bu garip vatam da bizden ayırmaktan çekinmemişlerdir. Hemhudut olduk -lan için hassaten iyi geçinmeğe mecbur bulunan Bulgarlar, Yunanlılar ve Türklerin arasında bir vesile-i nifak olmak üzere bu hali kabul eylemişlerdir. Bunun en iyi çâre-i halli Garbi Trakyanın sahibi aslîsi olan Türklere vermekti ve ancak ihtilâf suretle ref olunabilirdi Bundan Balkan muvazenesine halel gelmez, bilâkis asıl muvazene o zaman teessüs ederdi. Yunanistanla aramızda bu mes'ele-i ihtilâf daha ziyad azalmış olurdu. Ve Bulgarlara müsaa-dekârlıkta bulunabilirdik. Bugün Garbi Trakya doğrudan doğruya vesile-i ihtilâf olarak Yunanistanda kalmış ve oradaki müslümanlar ezilmekte bulunmuştur. Garbi Trakyada müslümanlar mübadeleden istisna edilmiştir. Fakat Yunanistamn başka yerlerde muvaffakiyetle tatbik edildiği imha siyaseti yann maalesef orada da bir Türk'ü banndırmıyacaktır. Gazetelerde sütunlarla dolu facialar, bugün elimizde gezen istimdatnameler, 358 KADİR MISIROCILU LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 359 husus! mektuplarla alabildiğimiz feci haberler, Türk'ün yüksek göğsünden yükselen ve yalnız semalarda mâkss bulan hıçkırıklariyle gizli matem ve gizli emellerinin binde biri derecesinde bile değildir. Efendler! Lozan Muahedesinin hudutlar safhasında Türklere gösterdiği insafsızlık bundan ibaret değildir. Boğazlara hâkim olan yerlerde bazı adalar vardır.Meselâ, bunlardan bir kısmı İmroz ve Bozcaada'dır. Bunlar bize bazı kuyud ve şurutla iade olunuyor. Fakat ayni derecede Boğazlara hakim Semedirek, Limiti vardır. Bunlar unutuluyor. Herkesin malûmudur ki Boğazlara karşı olan tasallutlar, taarruzlar Tiirpni Mondros Limanında ihzar olunur. Niçin bu memleketler, bu adalar Türkiyeye iade olunmuyor? Benim fikrimce bu itibarla ve birçok itibarla Lozan Konferansının doğurduğu bu muahedenâme nakıstır; natamamdır ve pek çok tehlikeli mevaddı hâvidir. Boğazlardan sonra Midilli,

Sakız ve Sisam adaları vardır. Rica ederim benimle beraber tekrar haritayı gözönüne getiriniz. Bu adalar Anadoludan kopmuş güzel birer parçadır. Ben bu adaların güzelliğinden, servetinden, oradaki Türk hayatının yaşattığı âbidattan bahsetmiyeceğim. Rica ederim, bir kere daha haritaya bakınız! Bu adalar yabancı ellerde bulundukça bizim sahillerde yaşamak imkânı var mıdır? (Yok! sesleri) Sahillerimizin temini asayişi için edeceğimiz mütevalî fedâkârlıklar bu adaların zaptu raptın-dan ziyade güç olacaktır. Biz sulha pürüzsüz, endişesiz bir surette girmek istiyorduk. Efendiler! Yine bize sulh ve sükun ^ermiycek-lerdir...... FAİK ÖZTRAK'IN KONUŞMASI Şükrü Kaya Beyden sonra kürsüye Tekirdağ Mebusu Faik Bey geldi Faik Bey — Efendiler! Milletimizin bu kadar yüksek kahramanlıklarla dört senedir devam ettirdiği mücâdelenin neticesinde elde edilen bu muahede gönlüm isterdi ki, ancak tedbir, takdir ve teşekküre lâyık olsun. Fakat çok, pek çok teessüf ederim ki, bu anda ben bu vazifeyi ifaya muktedir değilim. Bu imkânı bulamıyorum. Çünkü efendiler, elinizdeki muahedenin maddeleri arasında esas hukukumuzu yaşama ve var olma hakkımızı, meşru haklarınızı, bir kısım ırkdaşlarımızın hayat ve huzurunu tehdit ve ihlâl eden birçok maddeler vardır. Çok arzu ederdim ki, her türlü vasıtadan mahrum olarak, herşeyi yoktan var ederek azim ve himmetle işe başlıyan büyüklü, küçüklü, kadınlı erkekli her varlığı cömertçe sarfeden bu" milletin istiklâl ve haysiyet mücadelesi bize sadece Mondros Mütâ-rakesi ile vaadedilen şeyleri, hattâ kısmen getirmiş olmakla iktifa etmiş olmasın. Çok isterdim ki Mondros mütârekesi ve o meşhur beyannamelerle meşhur nutuklarla vaadedilen millet, istiklâl, beka ve muhtariyet gibi hu,-esâsiye ve muikaddeseyi tanımaktan ibaret olan vaadler-den başka ayrıca bu kıymetli mücâhedenin hissini de beraber getirsin. Fakat çok şayân-ı teessüftür ki, bizim elimizde olan bu muahedenâme bunlardan mahrumdur. Bendeniz muahedede gördüğüm gayr-ı müsait, muzir, haklarımızı yok eden maddelerin hepsinden bahsedecek değilim. Bunlarla daha çok alâkadar ve bu mevzular üzerinde daha selâhiyetli olan arkadaşlarımız kâfi miktarda izahat verdiler. Şüphesiz ki, sizi kâfi derecede elem ve teessüre sürüklediler. Ben o arkadaşlarımızın kalplerinizde yarattığı acıyı kanatnuyarak, daha çok mazlum Trakya meselesi üzerinde duracağım. Efendiler! Muahedenamenin bize «garp topraklarında biricik vilâyetimiz olan Edirne>in bu topraklan en güzel ve tarihî beldesinin, O'nun sinesinde Türk manevî 360 KADİR varlığının en mükemmel bir eseri halinde yaşıyan, bütünj islâm Âleminin kalbinde yeri olan Sultan Seiim'in emhiye-j tini temin etmiyor, bekasını garanti edemiyor. Garb hudu-< dumuz Edirne'nin pek yakınından geçer ve onu her türlü müdafaa tedbirleri almaktan mahrum bırakır. Her hangi bir taarruz zamanında Edirne'nin müdafaa edecek ne bir istihkâmı, ne de müstahkem bir müdafaa hattı mevcuttur. Şükrü Kaya Bey arkadaşımın demin izah ettiği üzere, Edirne iktisadî varlık ve inkişaftan da mahrum bırakılmıştır. Araya yabancı hakimiyetler konulmuştur. ...Muahede de Gelibolu yarımadasının «mezarlık» denilen bir kısmının yabancı devletlere terkedildiğini görüyoruz. Maalesef bu terketme, çok kuvvetli hukukî teminat ile karşı tarafa bırakılmrgtır. Buna bahane olarak itilâf devletleri, bu topraklardaki askerlerinin mezarlarının mahfmdyet ve koranın asını gösteriyorlar. Bendeniz bu sebebi hiç de doğru ve hakikî olarak bulmuyor, böyle telâkki etmiyorum. Orada mezarların muhafazası, bizim ölülere karşı gösterdiğimiz hürmete emniyetle terkedilebilir-di. Orada gözlerinin önünde emniyet*ve hürmetle muhafaza ettiğimiz Fransız mezarlığı bu hakikatin en kuvvetli delilleridir. Bunu da yapmak istemezlerse, Amerikalıların yaptıkları gibi, öüllerini alıp götürebüirlerdi. Onu da yapmadılar ve neticede mezarların mülkiyetini, tasarrufunu elde ettiler... Efendiler!.. Bugün orada otuz beş tane İngiliz ve iki tane de Fransa mezarlığı vardır. Yarın bilmem ka tane olacaktır. Burada duvar, denir yapılır, yol denir yapılır, hülâsa türlü şeyler meydana çıkar. Onun için ben bu kaydın altında çok

zehirli bir tehlike görüyorum. Bugün Dünyadan elini ayağım çekmiş, fânilerin ihtirasatmdan uzak ölüleri yarının tecavüzleri için vasıta saymak, bizzat kenLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET MİT 361 dilerinin ölülere olan hürmetsizliğini gösterir. Fakat efendiler... Bizim de onlara bırakılan bu toprakarda muazzez şehitlerimizin hatıralarına ne dersiniz? Onların ölülerinin mevcut olduğu bu yerlerde bizim de yüzbinlerce şehidimizin kanları ve kefenleri mevcuttur. Biz bu mücadele topraklarında karşımızdakilere karşı, vatanımızı istilâya gelmiş olanlara karşı bu imtiyazları vererek bu şehitlerin aziz Hatırasını nasıl rencide edebiliriz? (Çok doğru sesleri). Ilaznn Tepeyran (Niğde) — Evet... Maksadlan başkadır. .. Bir gün bu memleketi ölülerle bile istilâyı düşüneceklerdir... Faik Bey (devamla) — Efendiler! Trakya denildiği vakit hatıra bir de Garbi Trakya gelir. Vakıa Trakya He-yet-i mecmuasiyle birdir. Şark ve Garp namlarıyla Trakya deniliyorsa da esası birdir. Öci değildir. Trakya bir ve nâkabil-i taksimdir ve müebbeden de Türk kalacaktır, (inşallah sesleri). Mehmet Bey (Biga) — Herşey aslına rücu eder. Faik Bey (devamla) — Efendiler! «Bu Garbi Trakya» tabiri bir takım vekâyi-i meş'ume neticesi doğmuş ve maalesef o sebeple istimale zaruret hasıl olmuştur. Bu, hiç bir vakit ayrılığı ifade edecek mahiyeti hakikiyeyi hâiz değildir. Trakya Türk vatanının nâkabili-i terk ve taksim ve cüz'-i aslîsi olarak ötedenberi miletçe kabul edilmiş bir esas olmak itibariyledir ki, Misak-ı Millîmizde Garbî Trak' ya'nın mukadderatı kendi evlâdının kemali serbesti ile verecekleri ârânın neticesine talik edilmişti. Muahedena-memiz maalesef Misak-ı Millimizi hiçbir suretle memnun edecek derecede olmadığı gibi, maalesef ona dâir bir kelimeyi de muhtevi değildir. Efendiler! Garbi Trakya ekseriyeti tefevvtukısıyle ta362 KADİR MIiflROÖLU mamen Türktür. Emlâk ve arazisinin hemen tamamı Türk-lerindir... Türkler, orada ticaret itibariyle diğer bütün anasıra fâiktir. Hars itibariyle hepsine galiptir. Bu vaziyette bulunan bir kıt'a ve bu kıtanın evlâdı nasıl olur da ötedenberi onları imha etmek siyasetini kullanmadan başka birşey takip etmiyen zâlim ve imhâkâr bir devlete bilâ-kaydü şart tesiim edilir. Nasıl olurda asırlardan beri orada yaşayan ve bize daima hudut bekçiliği eden ve her davet vukuunda hududa ve her vazife borusu çaldığı zaman bilâtereddüt vazifesi başına koşan sizin, bizimle beraber her zaman bu memleket bu vatan ve bu millet için herşeyi feda etmekten bir an tereddüt etmek istemeyen bu kardeşler, bu imhakâr düşman eline teslim olunur? Efendiler! Garbi Trakyanın kendi mukadderatım bilfiil tâyin etmek hakkı bütün şerâit-i tabiiye ve hukukiye-sile mevcut olduğu gibi, onların en büyük kuwe-i müeyyide si olması lâzım gelen mücâhedesiyle de sabit ve müeyyet-tir. Garbi Trakya bugün değil, elli sene altmış sene, yüz sene evvel de hürriyeti için ve bu vatana merbutiyeti için mücâdele etmiştir. Kırcali'lerin tarihe intikal eden fedakârlıklarım içimizde bilmiyen yoktur zannederim. Balkan Harbini müteakip feci,' meş'um bir talih neticesi olarak Balkanlıların eline geçmiş olan Garbi Trakya hiçbir taraftan yardım görmediği halde kendi kendine mücadele etmiştir. Esat Efendi (Menteşe) — 58 gün hükümet sürmüş, Dünyaya kendini göstermiş, Edirnenin halâsına âmil olmuştur. Faik Bey (devamla) — Trakya kendi azmiyle, kendi iradesiyle kendi silâhlariyle mücadele etmiş ve orada icra i hükümet etmişti. Fakat efendiler maatteessüf talihsizlik orada da zavallıya yetişmiştir... LOZAN ZAFER MI. HEZİMET Mt? 363 Efendiler... O zamanki devlet ricali Trakyalıların müstakil bir devlet kurma ve istiklâl yolundaki bu kahramanca hareketlerim bir takım siyasî mülâhazalarla muzir görmüşler ve onları iğfal ederek demişlerdir ki: «Sizin bu hareketiniz Anavatanın temel varlığını tehlikeye düşürüyor. Biraz daha esarete katlanın. Biz size söz veriyoruz ki, sizi kurtaracağız.»

tşte efendiler... Garbi Trakya Türk'ü ancak Anavatanın hak ve huzuru için elindeki silâhı terketmiş kurduğu devleti yıkmıştır. Bu vaziyette olan halk, bilmem nasıl olur da, düşmanın eline bilâ kaydu şart teslim edilir?... Ben zannediyorum ki, bize düşen borç onları kurtarmaktı. Fakat bu yapılmamış olsa bile imhalarına mâni olacak esbap temin edilebüirdi. Maalesef ve tekrar maalesef arzediyorum ki, hiçbir şey yapılamamış, hiç bir kayıt istihsal edilmemiştir. Ben bu şekilde bu şerait altında gelen muahedeyi bir taraftan bu vatanın menafüne muhalif gördüğümden, diğer taraftan da biraz vefasız bulduğum için maalesef kabul edemiyeceğim...... Efendiler... Bu muahede üe biz, Garbi Trakyanın en mühim aksamındaki hakkımızdan vazgeçmiş bulunuyoruz. Bilmiyorum ki, bu bir siyasî basiret midir Garbî Trakya'nın hakkı Anavatana kavuşmaktan ibaretti. Ahval ve şartla brunun hiç anda teminine müsaade etmezse hiç olmazsa muhtariyetlerinin temini lâzım gelirdi. O da temin edilmezse hiç olmazsa hayatlarım, huzur ve istira-hatlerini temin edecek müeyyideler şarttı. Fakat maalesef Yunanlıların Bozcaada ve îmroz gibi bir avuç toprak için kabul ettirdikleri şartları biz koca Garbî Trakya için kabul ettiremiyerek geldik. Muahedede daha garip bir maddeye tesadüf ettim. Efendiler! Onun bir maddesinde Yunanlılar Anadoluya yaptıkları zararı ve ziyanın esasını ka364 KADİR HI9IROOL.U bul ediyorlar. Acaba unutuldu mu ki, bu vatanda Anadolu-dan başka bir küçük vatan parçası daha mevcut idi ve Yunanlılar orada da aynı mezâlimi ve aynı f ecâyii ve aynı te^ cavüzâtı ve ayni zararları yaptılar. Evet, denilebilir ki, biz Yunanlılardan bunu affettik, affetmekle beraber bu itiraf ı zünup arasına Trakyanın da dahil edimesi lâzım gelmez iniydi acaba? Muahedenin münakalâta ait olan kısmının bizce şayanı kabul olmadığını görüyorum. Efendiler! Arkadaşlarım muahedenin sayam kabul olmıyan noktalarım kâfi miktarda izah ettiler. Bendeniz de hayli tasdiatta bulundum. Zannederim ki, kalplerinize ve sizin takdirlerinize aittir. Ben kendi hesabıma söylüyorum ki, milletin yaptığı fedâkârlıkla mütenasip olmıyan bu muahedeye verilecek benden kırmızıdan başka hiç bir şey yoktur. MUSTAFA NECATÎ'nin KONUŞMASI Bilâhare kürsüye, Mustafa Necati geldi. Mustafa Necati — Efendiler! Bu memleketi kurtarmak için yaptığımız fedakârâhkları gözüyle görmüş bir arkadaşınız sıfatiyle arzediyorum ki, bir dâva uğrunda nice genç anneler evlâtlarım llpaz tepelerinde, bir tarafa yavrularını, bir tarafa kağnısını gömerek mahvolmuşlardır. O sevgili evlâtlarım, hemşirelerini, kızlarım, oğullarını hayat arkadaşlarını kaybetmenin elemi içinde düşmanı süngüsünün ucuyla denize döken Mehmetçiğin şükran hisleri içinde, gözlerimin önüne hazin bir tablonun dikildiğini görüyorum: Dindaşlarımdan, mürekkeb kalabalıkların halâ esaret altında inlediklerini görüyorum. Efendiler! Muahedename natamamdır, kafi değildir. Efendiler... Biz böyle natamam bir muahede karşısında bi-lâkaydü şart rey veremeyiz. Çünkü kuponlar meselesi hal-lolunmamıştır. Muahede natamamdır. Çünkü bizden ayniLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 365 ması imkân dahilinde olmıyan Musul Kıt'ası Türktür ve ilelebet Türk kalacaktır. Bütün Dünya bilsin ki, Musul'dan kendileri için birşey kazanmış olmıyacakiardır. Musul kıt'-ası daimî surette Türklüğe merbuttur ve bu kıtai asliyeden biz hiçbir vakitte hiçbir kuvvetle aynlmıyacağız ve bunu kürsiyi muallâdan tekrar arzediyoruin ayrümıyacağız! (Alkışlar) Efendiler! Bu muhadede iktisadî millîmi/, temin olunmamıştır. Muahede bu hususta da sakattır. Duyunu Umumiyenin taksiminde de âdilâne bir taksim nazarı dikkate alınmamıştır. Bütün borçların kısmı küllisi Türk milletine yüklenmiştir. Efendiler! Müthiş bir haksızlık karşısında mütehay-yir ve müteellim oldum: Servet itibariyle nüfus itibariyle ve arazinin genişliği itibariyle Osmanlı İmparatorluğunun mühim, bir kısmını terkttik. Belki üçte dördünü bıraktık. Fakat efendiler, Düyunu Umumiyenin yüzde altmışı bize bırakılmış, yüzde kırkı bizden ayrılan yerlere terko-lunmuştur. Bunun adalet neresindedir? Bu taksim âdilâne midir?

Efendiler! Daha garip bir vaziyet vardır: Evrakı nak diye ve istikrazı dahilinin ödenmesi tekmil Türk Milletinin üzerinde bırakılmıştır. Bundan yedi, sekiz sene evvel bütün Osmanlı imparatorluğu harbe sürüklenirken yalnız Türk Milleti mi karar vermiştir? Osmanlı imparatorluğunu teşkil eden ve onların mümessillerinden, mebuslarından mürekkep bir heyeti meb'usan bu evrak-ı nakdiyeyi çıkartmıştır. Binaenaleyh bu borç hepsi bize ait değilken 173 milyon lira paranın bizim tarafımızdan ödenmesi talep edilmiştir ve biz de kabul etmişizdir. Efendiler! Bu muahede nasıl oluyor da kabul ediliyor ve nasıl kabul edebiliriz? Efendiler! Bu muahedede eşhas ve cemiyetlerin hukukuna da taarruz vardır. Bu muahede efradın ve ce366 KAD1K MI9IR0ÖL.U miyetin hukukunu tanımamıştır. Elli sekizinci maddede 1914 senesinde harp sefinelerine mukabil terk edilen pa-iayı bağışlamış bulunuyoruz. Efendiler! Bu para kimin parasıdır? Bu para Türk Milletinin parasıdı.r Türk kadınının, Türk çocuklarının gf-ndanından kopardığı elmaslarının parasıdır. Türklerin denizlerde gezdireceği donanmasının parasıdır. Bunu ne hakla terkediyoruz. ? insaniyete ders vermek istiyen bir hükümet nasıl bu parayı alır da cebine koyabilir? Milletleri, eşhasa karşı hürmetkar olan devletler nasıl oluyor da bunu kabul ediyor? ' Efendiler! Bu muahedede kapitülâsyon kokusu vardır. Kapitülâsyonu Türk Milleti bundan yedi sekiz sene evvel lağvetmiştir. Zaten efendiler!. Bilirsiniz ki kapitülâsyon ecdadımızın ecnebilere bahşettiği bir lütûftur. Va-hidültaraf bir mukaveledir. Bunu istediğimiz zaman kaldırabiliriz, Binaenaleyh bu muahedede bir kapitülâsyon ko kuşu kokması, beni ürkütüyor korkutuyor. Efendiler! Mu ahedenin 16 inci maddesine bakınız! Bu muahedede Harbi Umumide düveli ecnebiye tebaası gibi muamele görenlerin zararlarım kabul etmişiz. Yani muhammiliği kabul etmişizdir. Biz devül-i ecnebiye teb'ası gibi muamele görenlerin zararlarını tazmin etmeğe mecbur kalıyoruz. Bu kapitülâsyon değil de nedir? ...Efendiler! En ziyade nazarı dikkati celbeden bir me-eele de mübadele meselesinde heyeti murahhasamızra lütufkârlığıdır. Mübadelede zahiri bir şerâiti mütesavi-ye vardır. Efendiler! Hakikî bir tarzda mübadele meselesini karıştırdığımız zaman nazarlarımıza çok acı sahneler çarpar? Tasavvur buyurunuz. Bizim Yunanistanda-ki tebamız inkiyatkârane hareket etmiş ve bütün Yunaniatandaki teb'anuz kanunlarına itaat ederek tam bir teLOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 367 ba olarak yaşamıştır. Buradaki insanlar, Türk Milletinin hayatına kasdetmiş,, Türk Milletinin toprakları üzerinde ve Türk Milletinin Ordusu izmir'e doğru giderken hâin vatandaşlar da düşmanla beraber gitmiştir. Binaenaleyh mübadelede canilerle en ziyade insaniyetkârane hareket eden insanları müsavi görüyorsunuz. Bunun neresinde müsavat var? Eğer mübadele tam mânasiyle olsaydı? Eğer İstanbul'da bize suikast eden Rumlar beraber gitseydi... Efendiler, bu şekilde ben Hey'eti Murahhasımızın lütufkârlığını görüyorum. Canilerle orada kalan müslüman-ları müsavi addetmişler görüyorum. Bu itibarla ben mü-savî bulmuyorum. Zarar ve ziyanımız olarak tesbit edilen dört milyar altın frank düşmana hibe edilmişti. Altmış milyon Ji-ralık hayvan sürülerimizi götürdüler. Onu bile isteme-mişizdir. Onlar, başkalarından alacakları için ordular sevkediyorlar. Fransa tamirat bedelini almak için Al-manyaya yürüyor. Nasıl olur da Türk Milleti üç milyon halkın hakkını feda edebilir? Razı iseniz, evlerinden uzak ve mahrum kalmış, babaları kesilmiş evlâtların feryatları kulaklarımıza gelmiyorsa, eğer efendiler dul kalmış anne lerin kalplerinden kopan ah ve fîganlan vicdanlarmızı sızlatmıyorsa, evleri yanmış, ocakları sönmüş eski ocakzade-lerin feryatları . ruhlarınızı sarsmıyorsa, bu muahedeyi kabul edebilirsiniz! Yoksa efendiler, orada üç milyon halk yersiz, yurtsuz aç kalmış feryat ederken, imdat ve muavenet bulmayan bu halkın feryadını dinlemezseniz bunlar ölecektir, aç kalacaktır. Türkiye Milletinin bütçesi buna kâfi değildir. Avrupalılarda insaniyet varsa aç bîilâç bı raktıklan sefil bıraktıkları insanlara acısınlar. Çünkü e-fendiler gözlerimle gördüm ve şahit oldum : Geçen, sene binlerce kardeşlerimiz yokluktan sefa 368

KADİR MIJHROÖLU letten ölmüşlerdir. Binaenaleyh doğrudan doğruya hey'-et-i Murahhasamızuî tamirat meselesinde gösterdiği lütufkârlığa karşı ben hiçbir vakitte bu milletin bir evlâdı olmak itibariyle beyaz rey veremem. Benim buna vereceğim Rey Sulh Muahedesini . saran bu kırmızı kâğıttan başka birşey değildir. VASIF ÇINAR'jn KONUŞMASI Mustafa Necati'den sonra kürsüye eski Maarif vekillerinden Vasıf Çınar geldi Vasıf Çınar — Arkadaşlar! Adliye Vekilini Türk kanunlarını tatbik edip etmediği hususunda kontrol edecek yegâne bir müessese vardır. O da Büyük Millet Meclisidir. Adliye Vekilimiz Büyük Millet Meclisinden başka hiçbir kuvvet, bilhassa ferdi hâkimiyeti yıktıktan sonra hiçbir kuvvet murakabe edemez. Maateessüf ki, bu muahede bütün fecaatiyle bu esası ihtiva etmektedir. Efendiler! Bu muahede iyice tetkik edildiği zaman görülüyor ki, istiklâl-i iktisadî ve mâlîmiz de tamamen müemmen değildir. îstiklâl-i mâlîmizi muhil birçok maddeler vardır, gerek ticaret mukavelesinde ve gerek kapotaj meselesinde ve gerek Düyunu Umumiye ve gerek şirketler ve imtiyazât meselelerinde. Tâ, Sivas kongresinden beri Boğazlarda serbestî-i seyrüseferi kabul ettiğimizi ilân etmişiz ve Misak-ı Millî'miz de de mevcuttur, Binaenaleyh bunun haricinde bir karar almak mümkün değildir. Boğazlara âît kararımızın hiçbir maddesinde gayri askerî ve bitaraf mıntıkalar yapacağımıza dair sarahat yoktur. Maalesef Lozan Mualıe-denamesi boğazlarda askerî ve bîtiraf mm takalar kabul et-mişfn".Yas» ieabında boğazları müdafaa-etmek hakkını tak LOZAN ZAFER VI. HEZİMET Kİ? 36» şim etmiştir. Ve bu hak taksim edilirken bunda İngilizlerin Gladeston'danberi takip ettikleri siyasetin bariz Baf-halan görülüyor. Arkadaşlar! Ticaret nokta-i nazarından serbestî-i sey-rüsefer için bitaraf mıntıkalara ihtiyaç varsa, beynelmilel idarelere ihtiyaç varsa, sorarım Büyük Britanya İmparatorluğu için Cebelitarık ve Süveyş Kanalında, daha umumî tarik-i bahrî olan bu yerlerde neden bu şekli kabul etmemiştir? Türk kalbi bugün şanlı bayrağının, şanlı gölgeleri haricinde kalan muhtelif Türklerin iftirakından müteessirdir. Garbi Trakya'nın Türk olduğu, Musul'un Türk olduğu cenubî hudutlarda kalan Antakya ve İskenderun'un Türk olduğu dünkü arkadaşların müdellel ifadeleriyle sabit olmuştur. O halde hars itibariyle, vicdan itibariyle biz den ayrı olmayan ve her hususta bize merbut olan bu kardeşlerimizi bizden ayırmak, medeniyetin en büyük ve en zalim bir cinayetleri değil de nedir? Düvel-i âkide cinayetlerinde şüphe ve tereddütsüz yürümüşlerdir. Fakat bizim Hey'eti Murahhasamız bunu imza ederken en derin bir ıstırap duymamışlardır. Yalnız arkadaşlar! Dramandan itibaren Yunan idaresinde bulunan bütün o havalideki Türkler mecburî mübadeleye tabi tutulmaktadır. Maalesef oradaki Türk kardeşlerimiz buraya geldikten sonra, itiraf etmoğe mecburuz ki, Garbi Trakyadaki Türkler çok fena bir muahede neticesi olarak yerlerinde bırakılıyorlar. Esat Efendi (Menteşe) — Kurbanlık bırakıyorlar. Vasıf Çınar — (Devamla) Bir kere oradaki Türkler şimdiye kadar Yunanın imhakâr siyasetine kurban edilmekte, fecî bir akibete maruz bırakılmaktadır. Maalesef hükümetin tarzı hareketi Yunanistanın fecî olan F : 24 370 KADtK MI9IROÖLU siyasetini kabul ettiğini işrap etmektedir. Bu şekil kabul edildiği takdirde arkadaşlar, niçin Garbi Trakya'nın bir kısmı diğer kısımlarına tercih edilmiştir? Bunun esbabını anlamakta âciz ve mütehayyirim. Ben öyle zannediyorum ki, milletin bütün amalini temsil eden Meclisi Aliniz ve Meclisi Alinizin etrafında dâima yekvücut olarak yaşayan Türk Milleti, Lozan Muahedesinde bizden ayrı olarak bı rakılan parçalar için muvafakat kararını vermemiştir. Herhangi bir hükümet ve herhangi bir hükümetin murahhasları siyasî bir cebir karşısında ıstırap çekerek imza vazeder. Şüphesiz o imzalar siyaseten muteberdir. Fakat emin olalım ki, arkadaşlar, Türkün bütün ruhlarının ihtizazlarını tetkik buyurunuz, göreceksiniz ki, orada bırakılan kardeşlerine ebedî bir merbutiyet ve ebedî bir alâka vardır. (Alkışlar) Garbi Trakya'daki Türklerin yerlerinde ibkası

neticesinde ve ibkası mukabilinde İstanbul Rumları yerlerinde kalmıştır. Arkadaşlar! Teb'adan herhangi biri bi zim bayrağımız altında hür olarak, daima hür olarak yaşamak hakkına mâliktir. Fakat arkadaşlar! O teb'anm da diğer teb'a gibi hukuk-i tabüyeye tabî olması ve ayni şerait dahilinde yaşaması zaruridir. Arkadaşlar! Hangi Rum-dan ve hangi Rumlardan bahsediyoruz? Arkadaşlar! Artık Rum yoktur. Silâh atan hâinler vardır. Bunlar teb'a değildir, benim hemşiremin namusunu ezen canilerdir. Bunları nasıl affediyorsunuz?.. ...Bu ıstırapların ve eninlerin kulaklanmızdaki hazin akisleri benim ruhumu titrettikçe arkadaşlar! Maale-i sef ben bu muahedeye rey-i kabul vermekte mazurum.' (Bravo sesleri), (Alkışlar). Bilâhare muahede ve ona bağlı dört kanun ayrı ayrıl reye konuldu, «227» mebustan «213» kabul «14» red reyi| çıktı. LOZAN SULH MUAHEDENAMESt VE BUNA BAĞLI DİĞER ANLAŞMA VE PROTOKOLLER IV. Lozan Muahedenamesi, ve ekleri, Türkiye Büyük MUlet Meclisinde 23 Ağustos 1339 tarihinde 340, 341, 342 ve 343 "numaralı kanunlarla tasdik edilmiş. 6 Ağustos 1340 (19 Ağustos 1924) tarihinde mer*iyete gir-mis.tir. Muahedenin aslı transızca ve tek nüsha olarak tanzim edilip Fransa'da depo edilmiş, Fransız Hükümeti alakalı devletlere tasdikli bir suretini vermiştir. Türkçe metin için tarafımızdan, T.B.M. Meclisi Hari. ciye Vekâletince negredilen, istanbul 1339 tarihli tabı esas alınmıştır. Jj-ti NaKle esas aldığımız muahede metninin kapak klişesi 382 KJVUIK U131HUDUU TÜRKİYE B.M.M. Hariciye Vekâleti LOZAN ULB M UAB E D ENA M E S t Mukavrlüt ve Seneddti Saire ¦ t\ Temmuz 19S3 - 1339 İstanbul Matbaacılık Osmanlı Şirketi 1339 Ahmet İhsan ve Şürekâsı leri tarihi takip eden 12 ay zarfmda Kıbrıs adasını terk etmeye mecbur olacaklardır. İşbu muahedenamenin mevkii meriyete vaz'ı tarihinde Kıbrıs adasında mütemakkin olup da kanunu mahallinin tayin ettiği şerait dairesinde vukubulan müracaat üzerine taiih-1 mezkûrde İngiltere tabiyetinl ihraz etmig veya etmek Üzere bulunmuş Türk ter bası dahi bundan dolayı Türk tablyetinl zayi edeceklerdir. Şurası mukarrerdir ki, Kıbrıs hükümeti, Türk hükümetinin muvafakati olmaksızın Türk tabiyetlnden başka bir tabiyet İhraz etmiş olan kimseler İngiltere tabiyetlni tefvizden imtina etmek se-lâhiyetini haiz olacaktır. Madde: 22 — Türkiye 27 ncl maddesinin ahkam-t umumi-yesine halel gelmemek gartiyle 18 teşrini evvel 1912 tarihli Lozan muahedesi ve ona mütaallik senedat mucibince herne mahiyette olursa olsun Trablusgarb (Libya) üzerinde haiz olmuş olduğu kâf-îe-i hukuk ve imtiyazatın ilga-i katisini tanıdığını beyan eder. AHKÂBf-I MAHSÛSA Madde: 23 — Tarafeyn-i âHyeyn-1 ftkıdeyn boğazların usulüne dair bugünkü tarihle mün'akit mukavele.l mahausada beyan olunduğu veçhile Çanakkale boğazında, Marmara denizinde ve Karadeniz boğazında bahren ve tarik-i havaiye ile gerek sulh ve gerek harb zamanlarında serbesti-i mürur ve seyr-i eefain esasını tasdik ve beyan hususunda möttehitdirler. Mezkûr mukavele buradaki ta-rafeyn-i aliyeyni âkideyn nazarında Igbu, muahedede münderiç ol-dugu takdirde haiz olacağı hüküm ve kuvvetin aynını haiz olacaktır. Madde: 24 — İşbu muahedenamenin ikinci maddesinde tarif edilen hudutların usulüne müteallik ve bugünkü tarihle mün'akit muka-vele-1 mahususa buradaki tarafeyn-1 aliyeyn-i flkldeyn nazarında Iş_ bu muahedede münderiç olduğu takdirde haiz bulunacağı hüküm ve kuvvetin aynını haiz olacaktır. Madde: 25 — Türkiye, kendisiyle yanyana harb etmlg olan dev-letler İle diğer düvel-1 âkide beyninde mün'akit muahedat-ı sulhiye ve mukavelât-ı munzamanın tamame-i mer'Iyotinl tanımayı ve eski Almanya imparatorluğu, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan

870 KADİR MISIROÖLTI Londra orta elçisi Sovör fit m komandor rütbesini haiz Mösyö Demeter Kaklamanos, Hagmetlû Romanya Kralı Hazretleri: Orta Elçi Mösyö Konstantin t. DImandy, orta elçi Mösyö Constan-tin Konsesko, Haşmetlû Sırp — Hırvat — Sloven Kralı Hazretleri: Bemde fevkalâde murahhas ve orta elçi Mösyö Or. Milotln Yuva-novlç. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti. Umur-u Hariciye Vekili Edirne Mebusu tsmet Pasa, Sinop Mebusu Umuru Sıhhiye ve Muavenet-i içtimaiye Vekili Dr. Rıza Nur Bey, Trabzon Mebusu sabık Vekili Hasan Bey. Hazaratını tâyin etmişlerdir. Müşarünileyhim usulüne muvafık ve muteber tanman, selahiyetnâmelerinl ibrazdan sonra âtideki mevaddı kararlaştırmışlardır: KISIM: X SİYASİ MEVAD' Madde: 1 — İşbu muahedenin mevki-1 mer'iyete vaz'ı tarihinden itibaren bir taraftan Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp - Hırvat . Isloven Devleti ve diğer taraftan Türkiye arasmda ve kezalik tarafeyn teb'alan beyninde hal-1 sulh suret'î kay'iyyede tekrar tees.ıüs edecektir. Tarafeyn arasında münasebat-ı resmiye vücud bulacak ve tarafeynin arazileri dahilinde siyasî ve şehbenderi memurlyn vaki olacak itilâfat-ı hususiyeye halel gelmeksizin hukuku düvel esasat-i umumlyesiyle tayin edilmiş olan muameleye mazhar olacaklardır. FASIL-: 1 1 — Arasiye müteallik ahkâm Madde: 2 — Bahri siyahdan Adalar Denizine kadar Türkiye'nin hududu berveçhizir tesbit edilmiştir. (Merbut bir numaralı haritaya müracaat) 1 — Bulgaristan İle: Rezvaya munsabından Meriç üzerinde kâin Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristana alt üç hududun nokta-yı flüsakına kadar: Bul. garistamn elyevm tahdid edilmiş olduğu seklide cenup hududu. LOZAN ZATER Mİ, HEZİMETİMİ» jff a — Yunanistan ile: Oradan Arda ve Meriç nehirlerinin birleştiği noktaya kadar. Meriç mecrası: Oradan Arda menbaına doğru bu nehir Üzerinde ve Çürek Köyün hemen civarında olmak üzere arazi üzerinde tayin edilecek bir noktaya kadar: Arda mecram: Oradan cenubi şarki istikametinde Bosna Köyün bir kilometre muosab cihetinde Meriç üzerinde kâin bir noktaya kadar; : Bosna Köyünü Türkiyeye bırakan hissolunacak derecede müstakim bir hat. Çürek Köyü, beşinci maddede zikredilen komisyon tarafından ahalisi ekseriyet itibariyle Türk reya Rum olarak tanınacağına göre Türkiye rey» Yunanistana verilecektir. II Teşrini vvel 1922 tarihinde» sonra bu köye hicret eden ahali hesaba alm-mıyaeaktır: Oradan Adalar Denizine kadar: Meriç mecrası: Madde: S — Bahri Sefidden İran hududuna kadar Türkiyenin hududu berveçhi ztr tasblt edilmiştir: 1 — Suriye ile: 30 Teşrini evvel 1621 aenesinde akd olunan Fransa — Türkiye itllâfnamesinin sekizinci maddesinde musarrah ve muayyen hu-dud: 2 — Irak Ue: Türkiye ile Irak arasındaki hudud işbu muahedenâmenin mev-kl-i mer'iyete vaz'mdan itibaren dokuz ay zarfında Türkiye ile Büyük Britanya arasmda suret-1 muslihanede tayin edilecektir. Tayin olunan müddet zarfında, iki hükümet arasmda itilâf husule gelmediği takdirde ihtilâf Cemİyet-i Akvam Meclisine ans olunacaktır. Hatt-ı hudud hakkında ittihaz olunacak karara intizaren Türkiye ve Britanya Hükümetleri mukadderatı katiyyesl bu karara muallâk olan arazinin halihazırında her hangi bir tebdil ikama bflis olacak mahiyette hiç bir hareketi askerlyye veya sairede bulunmamağı mütekabilen taahhüt ederler. Madde: 4 — İşbu muahedede zikredilen hudutlar, işbu muahedeye merbut bulunan 1/1.000.000 mikyasındaki haritalar üzerinde tersim edilmiştir. Muahede mtni İle haritalar arasında ihtilâf vukuunda muahede metni muteber olacaktır.

37S KADİR MI9IROÖLU Madde: 5 — İkinci maddenin iki numarasında muharrer hudutları arazi üzerinde çizmeye bir tahdidi hudut komisyonu memur edilecektir. Bu komisyon her devlet için birer murahhas olmak üzere Yunanistan ve Türkiye murahhaslarından, ve mezkûr hükümetlerce bir devlet-i salise teb'ası meyanından müntehap bir rel*. den terekküp edecektir. Mezkûr komisyon idarî hudutları ve mahalli menafı-i iktlsadl-yeyi mümkün olduğu kadar nazan dikkate alarak işbu muahededeki tarifâtı yakından takip etmeğe her hal-1 kârda ceht-ü gayret edecektir. Komisyonun mukarreratı ekseriyet-i arâ ile İttihaz edilecek ve mukarrerât-ı mezkûre alâkadar taraflar iğin mecburlyülifa olacaktır. Komisyonun masarifi alâkadar taraflar canibinden mütesaviyen deruhte edilecektir. Madde: 6 __ Bir nehir veya ırmağın sahlllerlyle tayin ohın. mayıp da mecralanyla tayin edilen hudutlara gelince işbu muahede-namede istimal edilen mecra (cours) ve kanal Jchanal) tabirleri bir taraftan seyrüsefere gayri müsait olan nehirlerde su mecrasının veyahut başlıca kolunun diğer taraftan seyrüsefere müsait olan nehirlerde başlıca seyrüsefer kanalının mutavassıt hattı manasını ifade eder. Maahaza hatt-ı hududun muhtemel olan tebeddülatında hatt-ı hududun bu suretle tayin edilen mecra veya kanalı mı takip edeceğini veyahut mezkûr mecra veya yanalın işbu muahedenâme mev-kı.l meriyete vaz edildiği anda haiz bulunduğu vaziyette mi suret-1 katiyede tayin edileceğini tasrih etmek tahdid-i hudut komisyonuna alt olacaktır. İşbu muahedede hilafına bir hûkflm olmadıkça hudud-u bahriye' sahilden üç milden dûn mesafede kâin ada ve adacıkları ihtiva eder. Madde: 7 — Alâkadar devletler komisyona vazifeleri için lâ_ zimgelen her türlü vesaiki, bilhassa hududu nazıra ve sabıkanın tahdidine müteallik zabıtnamelerin suret-İ musaddakalannı mevcut büyük mikyastaki bütün haritaları, mesahaya müteallik malûmatı tertip ve tanzim edilip neşredilmemiş mesaha haritalarını ve hudut boyundaki nehirlerin yatak tebdil etmesi hakkındaki malûmatı itâ LOZAN ZAFER MI. HEZİMET Mİ? 379 etmeği taahhüd ederler. Türk devairi nezdimle bulunan haritalar mesahaya müteallik malûmat ve tertip edilip neşredilmemiş haritalar işbu muahedenin mevkii icraya vazı anından itibaren müddeti ka-sire-l mümkine zarfında komisyon reisine Dersaaddet'te teslim edilecektir. Bundan maada alâkadar devletler komisyona bütün vesaikin bilhassa planlar ve kadastroların ve tapu defterlerinin tevdii ve mezkûr komisyonun talebi üzerine emlâk ve araziye ve İktisadî cereyanlara dair bilcümle malûmatın ve izahat-i lâzıme-1 sairenin İtası zımmında memurin-i mahalliyeye talimat vereceklerini taahhüt ederler. Madde. '8 — Alâkadar devletler .tahdidi hudut komisyonuna vazifesinin İfası İçin lâzım olan münakalât, mesken, amele ve malzeme (direk, hudut işareti) ye müteallik muaveneti gerek doğrudan doğruya ve gerekse memurin-l mahalliye vasıtasiyle ifa eylemeyi taahhüt ederler. Bilhassa Türk hükümeti icab-ı takdirinde, vazifesinin İfasında tahdidl-1 hudut komisyonuna muavenet etmeye salih mem.urin-1 fenniye tedarik etmeyi taahhüt eyler. Madde: 9 — Alâkadar devletler, komisyon tarafmdan vazedilmiş olan nirengi noktalarını, İşaretleri ve direk veya hudut işaretlerini hüsn-ü muhafaza etmeyi taanhttt eyler. Madde: 10 — Hudut işaretleri birbirinden gözle görünebilecek mesafelere vazolunacaklardır. Bunlara numara vaz edilecektir, bulundukları mevkiler ve numaraları bir harita üzerinde işaret edilecektir. Madde: 11 — Tahdidi hududa alt kat'l zabıtnameler, haritalar ve onlara merbut vesaik üç nusha-i asliye olarak tanzim olunacaklardır. Bunlardan iktel memhudut devletler hükümetlerine tevdi edilecek ve üçüncü nüshası da, İşbu muahedeye vazı İmza eyleyen devletlere birer suret-1 musaddakasını tevdi eylemek üzere Fransa cumhuriyeti hükümetine irsal kılınacaktır.

Madde: 12 — Şarki bahr-ı sefit adaları üzerinde ve İmroz ve Boz-caadaları ile Tavşan adalarından gayri bilhassa I.imnl, Semendrek, Midilli, Sakız ve Sisam ve Nikarya adaları üzerinde Yunan hâkimiyetinin kabulüne dair 17 _ 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Muahede-nameslnln beşinci ve 1 - 14 Teşrinisani 1913 tarihli Atina Muahede360 KADİR MI9IRO0LU namesinin 15 inci maddeleri ahkâmına tebean 13 Şubat 1914 tarihli Londra Konfransında ittihaz edilip 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan hükümetine tebliğ edilen karar,. igbu muahedenamenin İtal-yanın hâkimiyeti ¦ altına vazedilen ve 15 inci maddede mezkûr olan adalara müteallik ahkâmı mahfuz kalmak şartiyle teyid edilmiştir. Asya sahilinden üç milden dûn mesafede kâin adalar, igbu muahedede hilâfına sarahat bulunmadıkça Türkiye hâkimiyeti altında kalacaklardır. Madde: 13 — Sulhun muhafazasını temin zumunda Yunan hükümeti Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında âtideki tedabire riayet etmeyi taahhüt eyler. 1 — Mezkûr adalarda hiç bir üss-ûl bahri hiçbir istihkâm tesis ve inşa edilmiyecektlr. 2 — Yunan askerî tayyarelerinin Anadolu sahiH arazisi üzerinde teyaran etmesi menedilecektlr. Mukabeleten Türk hükümeti askeri tayyarelerinin mezkûr adalar üzerinde tayyarâmm men edecek, tir. 3 — Mezkûr adalarda Yunan kuva-yı askeriyesi, taht-ı silâha alınıp mahallinde talim ve terbiye edilecek olan esnan erbabının miktar-ı mutadına ve bütün Yunan arazisinde mevcut bulunan jandarma ve polis miktarı ile mütenasip olacak jandarma ve polis mik_ tarına mütenasip kalacaktır. Madde: 14 — Türk hâkimiyeti altında kalan İmroz ve Bozca-adalan idare-i mahalliye ile eşhas ve emvalin himayesi hususunda gayr-i müsllm ahali i mahalliyeye her türlü teminatı bahşeden ana-eır-ı mahalliyeden mürekkep bir tegkilât-i mahsıısa-i idariye*»- nail olacaktır. Mezkûr adaların emniyet ve asayişi balâda meşkûr idare-i mahalliye marifetiyle ahall-yi mahalliye meyanından alınan ve idare-i mebhusenin emri tahtında bulunan bir heyet-i zabıta vası-tasiyle temin edilecektir. Rum ve Türk ahalinin mübadelesine dair Yunanistan ile Türkiye arasında aktedilmiş veya aktedilecek ahkâm İmroz ve Bos-caadalan ahalisine kabiH tatbik olmayacaktır. Madde: 15 --- Türkiye zlrde tadad olunan adalar üzerindeki bilcümle hukuk ve mUstenidatından İtalya lehine feragat eder. Elyevm İtalyamn tahtı işgalinde bulunan Astropalia, Rodos Harkl, Sekar, Panto, Kasos, Piskopis, Misiroe, Kalimnos, Leros, LOZAN ZATER Mî, HEZİMET Mit 381 Patnos, Lipsos, Sombeki ve Istanköy adaları ile bunların tevabiin. «Jan olan adacıklar ve Kastello, Rizo (iki numaralı haritaya müracaat). Madde: 16 — Türkiye, tabu muahedede musarrah hudutlar haricinde kâin bilcümle arazi üzerinde ve bu araziye müteallik ve ke-zalik işbu muahede İle üzerlerinde kendi hakk-ı hâkimiyeti tanınmış olan adalardan gayri cezireler üzermde-ki bu arazi ve cezirelerin mukadderatı alâkadarlar tarafından tâyin edilmiş veya edilecektir.-Her ne mahiyette olursa olsun, haiz olduğu bilcümle hukuk ve mtts. tcnidatından feragat ettiğini beyan eyler. Igbu maddenin ahkâmı mücaveret münasebeti İle Türkiye ile hemhudut memleketler arasında takarrür etmiş ve edecek olan ah-kam-ı hususiyeyi ihlâl etmez. Madde: 17 —Türkiyenln Mısır ve Sudan üzerindeki bütün hukuk ve mUstenidatından feragatinin hükmü 5 teşrinisani 1014 tarihinden mjıteberdlr. Madde :18 — Mısır vergisiyle temin edilen Osmanlı istikrazlarına yâni 1855, 1891, 1894 istikrazlarına müteallik bilcümle taah-hüdat ve mükellef iyattan Türkiye İbra olunmuştur. Isbu üç istikraz mürettebatı İçin Mısır tarafından vaki olan tediyat-ı seneviye Mısır duyun_u umumiyesl mürettebatının elhâletl hâzini bir kısmım teşkil etmekte olduğundan duyun-u umumiye-i Osmaniyeye müteallik sair bilcümle mükellefiyattan Mısır ibra olunmuştur . Madde: 19 — Mısır devletinin tanınmasından mütevellit mesa-il alâkadar devletler arasında tâyin edilecek şerait dairesinde mu. •hheren takarrür edecek ahkâm ile

hâl edilecek ve işbu muahede mucibince Türkiyeden ayrılan araziye müteallik muahede-i mezkû-re ahkâmı Mısır devletine tatbik edilecektir. Madde: 20 — Kibrisin Britanya hükümeti tarafından 5 tes-rinisani 1914 de ilân olunan ilhakım Türkiye tanıdığını beyan eder. Madde: 21 — 5 teşrinisani 1914 tarihinde Kıbrıs adasında mtt-temekkin olan Türk tebası kanun-ı mahallinin tâyin ettiği şerait dairesinde İngiltere tabiiyetini iktisab ve bu yüzden Türk tabiiyetini zayi edeceklerdir. Maahaza işbu muahedenamenin mekLİ mer.iyete vazından itibaren 2 senelik bir müddet zarfında Türk tablyetini ihtiyar edebileceklerdir. Bu takdirde hakk-ı hıyarların» istimal ettik382 KADİR MI9IROÖLU leri tarihi takip eden 12 ay zarfında Kıbns adasını terk etmeye mecbur olacaklardır. İşbu muahedenamenln mevki-1 meriyete vaz'ı tarihinde Kıbrıs adasında mütemakkln olup da kanunu mahallinin tayin ettiği şe_ rait dairesinde vukubulan müracaat üzerine tarih-i mezkûrde İngiltere tabiyetinl ihraz etmig Veya etmek üzere bulunmuş Türk to, bası dahi bundan dolayı Türk tabiyetinl zayi edeceklerdir. Şurası mukarrerdir ki, Kıbrıs hükümeti, Türk hükümetinin muvafakati olmaksızın Türk tablyetlnden başka bir tabiyet İhraz etmiş "olan kimseler İngiltere tabiyetinl tefvizden imtina etmek ac-lâhiyetlni haiz olacaktır. Madde: 22 — Türkiye 27 nel maddesinin ahkâm-ı umuml-yesine halel gelmemek ğartlyle 18. teşrini evvel 1912 tarihli Lozan muahedesi ve ona mütaalllk senedat mucibince neme mahiyette olursa olsun Trablusgarb (Libya) üzerinde haıa olmuş olduğu kâf-te-i hukuk ve Imtiyazatın ilga-1 katisini tanıdığını beyan eder. ABKÂM-1 MAHSÛSA Madde: 23 — Tarafeyn-l ftllyeyn-1 fikıdeyn boğazların usulüne dair bugünkü tarihle mün'aklt mukavele-t'mahsusada beyan olundu ğıı veçhile Çanakkale boğazında, Marmara denizinde ve Karadeniz boğazında bahren ve tarik-1 havaiye İle g'erek sulh ve gerek Jıarb zamanlarında serbestl-i mürur ve seyr-ı eefaln esasını tasdik ve beyan hususunda müttehitdlrler. Mezkûr mukavele buradaki tarafeyn_ı aliyeyn-i ftkıdeyn nazarında İşbu, muahedede münderiç ol-duğu takdirde haiz olacağı hüküm ve kuvvetin aynını haiz olacaktır. Madde: 24 —: İşbu muahedenâmenin ikinci maddesinde tarif edilen hudutların usulüne müteallik ve bugünkü tarihle mün'akit muka-vele-1 mahtısusa buradaki tarafeyn-l aliyeyn-i âkideyn nazarında İşbu muahedede münderiç olduğu takdirde haiz bulunacağı hüküm ve kuvvetin aynını haiz olacaktır. Madde: 25 — Türkiye, kendisiyle yanyâna harb etmiş olan devletler ile diğer düvel-1 âkide beyninde mün'akit muahedat-ı sulhiye ve mukavelât-i munzamanın tamame-i mer'iyetini tanımayı ve eski Almanya İmparatorluğu, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mîî 383 arazisine dair ittihaz olunmuş veya olunacak mukarreratı kabul etmeği ve böylece tâyin edilen hudutlar dahilindeki yeni devletleri tanımayı taahhüt eder. Madde: 26 — Türkiye şimdiden Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Macaristan, Yunanistan, Lehistan, Romanya Sırp _ Sloven Hırvat devleti ile Çek - Slovakya devletinin hudutlarını, işbu hudutlar 25 İnci maddede beyan olunan muahedeler veyahut müteîft-mim bilcümle mukavelelerle tesbit edilmiş veya edilecek olduğu şe-kilde tasdik ve kabul ettiğini beyan eder. Madde: 27 — Türkiye hükümeti veya Türk memurini tarafından, Türk arazisi haricinde igbu muahedeye vazuulmza diğer devletlerin taht-ı hâkimiyetinde veya himayesinde bulunan arazi teb'a-ei ile Türkiyeden ayrılan arazi teb'ası üzerinde siyasi, teşriî veya idarî hususatta herhangi bir sebebe müstenit olursa olsun hiçbir eelâhiyet veya hakkı kaza İstimal edilmeyecektir. Şurası mukarrerdir ki; memurini mezhebiyo-i islâmiyenln veza» tf-i diniyelerlna halel lras edilmiş değildir. Madde: 28 — Tarafeyn-i aliyeyn-1 akideyn, Tflrkiyede kapitülasyonların kâffe-i nukat-ı nazardan tamamen ilgasını herbtri kendisine taallûku cihetinden kabul ettiklerini beyan ederler.

Madde : 29 — Fransız tebası Faslılar, Tunuslular, Türkiye'de diğer Fransız teb'asının tâbi clduğu usulün her hususta aynına tâbi olacaklardır. Trablusgarp tebası, ¦ Türkiyede diğer İtalyan teb'asının tabi olduğu usulün her hususta aynına tâbi olacaklardır. Bu maddenin ahkâmı aslen Tunuslu, Trablusgarblı, Faslı olup da Türkiyede yerleşmiş bulunanların tâbiyetleri bahsinde bir hükmü tazammuü etmez. Türk teb'ası, birinci ve ikinci fıkralarındaki ahkâmdan ahalisinin müstefit bulunduğu memleketlerde, karşılıklı olarak Fransa ve İtalyadakl usulün aynından mütekabllen müstefit olacaklardır. Birinci fıkradaki ahkâmdan ahalisi müstefit olan memleketlerden vürud eden veya o memleketlere sevkolunan eşyanın Türkiyede tâbi olacağı usul ile bilmukabele Türkiye'den vürudeden veya Türkiyeye sevk edilen eşyanın mezkûr memleketlerde tâbi olacağı VBul, Fransa hükümetiyle Türk hükümeti arasında bllltilâf tâyin edilecektir. LOZAN ZAFEH Mİ. HEZİMET Mt? 385 384 KADİR M13IROGL.TJ TAB1L t TABÎtYBT Madde: 30 — îgbu muahede ahkâmı mucibince Türkiyeden ay. rılan arazide yerleşmiş Türk tebaaı bihakkın ve kavanin-1 mahal, üyece mevzu şerait dahilinde işbu arazinin intikal ettiği devletim tebası olacaklardır. Madde: 31 — 18 yaşını mütecaviz olup da 30 uncu madde ahkâmı mucibince Türk tabiiyetini zayi ve bihakkın yeni tabiyet iktisap eden eşhas işbu muahedenin mevkl-1 meriyete vaz'ı tarihinden itibaren 2 sene müddet sarfında Türk tabiiyetini ihtiyar etmek se-l&hiyetinl hâiz olacaklardır. Madde: 32 — İşbu muahede ahkâmı mucibince Türkiyeden ayrılan arazide yerleşı Jg ve 18 yaşını mütecaviz olup meşkûr arazideki ekseriyet-i ahaliden ırk itibariyle ayn olan kimseler, İşbu muahedenin mevkii meriyete vazından itibaren iki sene müddet zarfında ahalisinin ekseriyeti kendisinin ırkına mensup olan devletlerde» birinin tabiiyetini, meşkûr derletia muvafakati sortiyle ihtiyar edebileceklerdir. Madde: 53 — 31, 32 nci maddeler ahkâmı mucibince hakkı hıyarlarını istimal eden eşhas, bunu takip eden 12 ay zarfında ikamet-gâhlannı hakk-ı hıyarlarını lehine Istlaud ettikleri devlet arazisi:., nakle mecburdurlar. Hakk-ı hıyarlarını istimalden mukaddem mukim bulundukları dlgar devletin arazisinde malik oldukları emval-1 rayrimenkuleyt n:uhafaza etmekte serbest olacaklardır. Her nevi emva-1 menkuleleri. ni beraberlerinde nakledebileceklerdir. Bundan dolayı kendilerine n» İhraç ne de İthal için hiçbir harç veya resim tarh olunmıyacak. tır. Madde: 34 — İşbu muahede ahkâmı mucibince Türkiyeden ayrılan arazi ahâll-i asliyesinden olup 18 yaşını mütecaviz olan ve ijbu muahedenin mevki-i icraya vaz'ı anında mcmallk-1 ecnebiyede ycrlegmiş bulunan Türk teba-ı, Türkiyeden ayrılan memallkte lc-ra.i hâkimiyet eden hükümetler İle kendilerinin yerleşmiş bulunduk-lan memleketlerin hükümetleri arasıtJa aktine lüzum görülebilecek itilâfât kayd-ı ihtirazla! tahdmda ahali-i asliyesinden bulundukları arazide mer'l olan tabiiyeti iktisapta muhayyerdirler. Şu şartla ki: ırkları itibariyle bu arazi ahalisinin ekseriyetine mensup olanl'ar, o arazide icra-i hâkimiyet eden hükümet de buna mu-.-vafakat ede. Bu hakk-ı hıyar işbu muafedenln mevkii meriyete vaz'ı tarihinden itibaren iki sene müddet zarfında istimal edilmelidir. Madde: 35 — Düveli âkide, işbu muahedede veya Almanya-Avusturya, Bulgaristan veya Macaristan ile mün'akit sulh muahedelerinde veyahut Türkiyeden başka düveli âkide-i mezkûre ile veya onlardan biri ile Rusya beyninde veya kendi aralarında müna-" kit bir muahedede derpiş edilen ve alâkadarâne kendileri için ikti-sabi mümkün olan herhangi bir bagka tabiiyeti ihraz müsaadesini bahşeden hakk-ı hıyarın istimaline hiçbir veçhile mümanaat gös-tcrmiyeceklerinj taahhüt ederler. Madde: 36 — İşbu fasıl ahkâmının tatbikına mütedair olan kâffe-i hususâtda zatül zevç kadınlar zevçlerinin ve 18 yaşından dûn olan çocuklar da ebeveynlerinin tâbi oldukları şeraite ittiba ede. çeklerdir. FASIL S EKALLİYETLERİN SlMAiBSl

Madde: 37 —' Türkiye, 38 den 44 e kadar olan maddelerde mu-sarrafı ahkâmın kavanln-l asliye şeklinde tanınmasını ve hiçbir kanun hiç bir nizam ve hiçbir muameleyi tesmiyenin bu ahkâma mü-nafi veya muarız olmamasını ve hiçbir kanun, nizam, ve hiçbir mua-ameleyi resmiyenin ahkâm-ı mezkûreye ihraz-ı tefevvuk etmemesini taahhüt eder. Madde: 38 —- Türk hükümeti, tevellüt, milliyet, lisan, ırk veya din tefrik etmeksizin Türkiye ahalisinin kâlfesine hayat ve hürriyetlerince himaye-i taamme ve kâmile banşetmeyi taahhüt eder. Türkiyenin bütün ahalisi intizam-ı âmme ve âdab-ı umumiye ile gayr-i kabil-i telif olmayan her din, mezhep veya itikadın gerek umumî ve gerek hususi surette serbestl-i icrası hakkına malik olaccklardır, Gayrimüslim ekalliyetler, bütün Türk tebasma tatbik edilen ve Türk hükümeti tarafından müdafaa-1 milliye veya intizamı âmmenin muhafazası için memleketin her tarafında veya bir kısmında ittihaz edilen tedabir mahfuz kalmak partiyle serbesti-i sey-rü sefer ve muhaceretten tamamiyle istifade edeceklerdir. Madde: 39 — Gayrimüslim ekalliyetlere mensup Türk tebası F: 25 386 KADİR MI9IROÖLU Müslümanların istifade ettikleri aynı hukuk-u medeniye ve siyasî den istifade edeceklerdir. Türkiyenin bütün ahalisi din tefrik edil-meksizin kanun nazarında müsavi olacaklardır. Din, itikat veya mezhep farkı hiçbir Türk tebasının hukuk.u medeniye ve siyasiyeden istifadesine ve bilhassa hidenıat-ı âmeme-ye kabulüne memuriyet ve meratibe nailiyetine veya muhtelif mesalik ve ssriayi icra etmesine bir mania teşkil etmeyecektir. Bilumum Türk tebasının gerek münasebat-ı hususiye veya ti-cariyede gerek din, matbuat veya her nevi neşriyat hususunda gerek içtimaat-ı umumiyede herhangi bir lisanı istimal hakkına malik olmalarına karşı hiçbir kayıt vazedilemiyecektir. Lisan-ı resmî mevcut olmakla beraber Türkçeden gayri lisan ile rmiteke.llim bulunan Türk tebasına mehakim huzurunda kendi lisanların şifahî surette istimal edebilmeleri zımnında teshL ISt-ı münasebe ibraz olunacaktır. Madde 40 — Gayrı müslim ekalliyetlere mensup olan Türk tebası hukuken ve fiilen diğer Türk tebasına tatbik edilen aynı muamele ve teminattan müstefit olacaklardır. Bunlar bilhassa masrafları kendine ait olmak üzere her türlü müessesat-i hayriye, diniye veya içtimaiyeyi, her türlü mektep ve sair müessesat-ı talim ve terbiyeyi tesis, idare ve murakabe etmek ve buralarda kendi lisanlarını serbestçe istimal ve âyini dinîlerini serbestçe icra eylemek hususlarından müsavi hukuka malik olacaklardır. Madde: 41 — Tedrisat-ı umumiye hususunda Türk hükümeti gayrı müsim tebanın mühim bir nisbet dahiinde mütemekkin oldukları şehirler ve kazalarda bu Türk tebasıaın çocuklarının iptidai mekteplerde kendi lisanlarlyle tahsil etmelerini temin zımnında teshilât-ı münasebe ibraz edecektir. Bu hüküm Türk hükümetinin mezkûr mekteplerde Türk lisanının tedrisini mecburî kılmasına mâni olmayacaktır. Gayri müslim ekalliyetlere mensup Türk tebasının mühim nis-bette mevcut oldukları şehirlerde veya kazalarda devlet bütçesi, belediye ve sair bütçeler tarafından terbiye, din veya emr-i hayır maksadıyla tahsis edilen mebaliğden bu ekalliyetlere de muhakkak bir hisse temin olunacaktır. Mebaliğ-i mezkûre alakadar müessesatın sahib-i selâhiyet mö-mesillerine ita edilecektir. Lozan zafer mi, hezimet mi? 38? Madde 42 — Türk hükümeti gayrı müslim ekalliyetlerin hukuk-u aile veya akâm-ı şahsiyeleri bahsinde bu mesailin mezkûr ekalliyetlerin örf ve âdetlerince hâl ve fasl edilmesine müsait ahkâm vazma muvafakat eder. îşbu ahkâm Türk hükümetiyle alâkadar ekalliyetlerden her birinin müsavi miktarda mümessillerinden müre"kkep hususi komisyonlar tarafından tanzim olunacaktır, ihtilâf vukuunda TÛrk hüV kûmetiyle Cemiyeti Akvam Meclisi Avrupa bukukşinasları meya-mnda müntehap bir hakem alel hakemi bilittifak tayin edecekler.-dir. Türk hükümeti mezkûr ekalliyetlere ait kiliselere, havralara. mezarlıklara vesair müessesatı diniy«ye her türlü himayeyi bah* şeylemeyi taahhüt eder. Ayni

ekalliyetlerin hali hazırda Türkiye-de mevcut olan evkafına ve müessesat-ı diniye ve hayriyelerine her türlü teshilât ve müsaadat ita olunacak. Ve Türk Hükümeti yeni müessesat-ı diniye ve hayriye ihdası hakkında bu kabil sair müessesat-ı hususiyeye temin edilmiş olan teshilât-ı lâzimeden hiçbirini diriğ etmeyecektir. Madde: 43 — Gayrı müslim ekalliyetlere mensup Türk teba-ri, ahkâm-ı din yelerine mugayir veya dinî âyinlerini muhil herhangi bir muamelenin ifasına mecbur tutulmıyacakları gibi istl-rahat-ı esbuiyelerl. olan günde mahkemelerde tsbat-i vücut etmekten veya herhangi bir muameleyi kanuniye icrasından istinkâf ettiklerinden dolayı hiçbir hakları sakıt olmayacaktır. Maamafih bu hüküm Türk tebayi intizam-ı âmmenin muhafazası için diğer Türk tebaya tahmil edilen mecburiyetlerden azade kılmıyacaktır. Madde: 44 — Türkiye İşbu faslın yukarıkl maddelerinin Türkiyenin gayrı müslim ekalliyetlerine taallûk ettiği mertebede ahkâm-ı mezkûrenin beynelmilel menfaati haiz taahhüdat teşkil etmelerini ve Cemiyeti Akvamın kefaleti altına vezedilmelerini kabul eyler. Bunlar Cemiyeti Akvam Meclisinin ekseriyetinin muvafakati olmaksızın tadil edilemiyeceklerdir. Britanya imparatorluğu, Fransa, italya ve Japonya Cemiyeti Akvam Meclisi ekseriyeti tarafından işbu mevat hakkında usulü dairesinde kabul edilecek olan her türlü tadilâtı reddetmeyi muahede.yl hâzıra ile taahhüt ederler. Türkiye Camiyetl Akvam Meclisi âzasından herbirinln bu ta-ahhüdatdan herhangi birine kargı vuku bulan tecavüzü: veya teS68 KADİR MI9IROÖLU cavüz tehdidini. Meclisin nazarı dikkatine arza selâhiyettar olacağını ve Meclisin icabı hale göre münasip ve müessir telâkki edilecek bir suret-i hareket ittihaz ve talimat ita edebileceğini kabul eder. Bundan başka Türkiye işbu mevadda mütedair hukukî veya fiili mesailde Türk hükümetiyle vaz-ul imza diğer devletlerden biri veya Cemiyet-i Akvam Meclisi azasından diğer bir devlet beyninde ihtilâf-ı efkftr vukua geldiği takdirde işbu ihtilâfın Cemiyeti Akvam ahitnamesinin 14 üncü maddesi ahkâmına nazaran beynelmilel mahiyeti haiz bir İhtilâf gibi telâkki edilmesini kabul eder. Türk Hükümeti bu kabilden olan her ihtilâfın diğer taraf talep ettiği takdirde benelmilel adalet Mahkame-i Daimestns tedviini kabul eder. Mahkeme-i Daimenin kararı kabil-1 istinaf olmayıp Cemiyet Akvam ahitnamesinin 13 üncü maddesi ahkâmı mucibince verilmiş bir kararın ayni kuvvet ve hükmünü haiz olacaktır. Madde: 45 — işbu fasıl ahkâmı ile Türkiyede bulunan gayrı müslim ekalliyetler hakkında tanınan hukuk, Yunanistan tarafından kendi arazisinde bulunan müslüman ekalliyet hakkında dahi tanınmıştır. KISIM S AHKAMI MALÎYE FASIL 1 DÜYUN.U UMUMİYE 1 OSMANİYE Madde: 46 — î§bu fasla merbut muharrer düyun-u umumiye-1 Osmaniye İşbu fasılda münderlç şerait dairesinde Türkiye ile 1912 - 1913 Balkan muharebeleri neticesinde lehlerine Osmanlı İmparatorluğundan arazi tefrik edilmiş olan devletler ve işbu muahedenin 12 ve 15. maddelerinde mevzuubahs olan adaların ve işbu mad. denin son fıkrasında mezkûr arazinin kendilerine ilhak olunduğu devletle^ ve nihayet İşbu muahede mucibince Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan Asya arazisi üzerinde müceddeden teşekkül eden devletler arasında taksim edilecektir. Bundan maada bâlâda zik-roJunan devletlerin kâffesi 53 üncü maddede gösterilen tarihlerden itibaren işbu fasılda münderiç., şerâi dairesinde Düyun-u umumi-ye_i Osmaniye mürettebatına ait tnUkellefiyat-i seneviyeye dahi iştirak edeceklerdir. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 339 53. maddede tesbit edilen tarihlerden itibaren Türkiye diğer devletlerin uhdesine tahmil edilen hısas-ı iştirakiyyeden hiçbir veçhile mesul tutulmayacaktır. 1 Ağustos 1914 tarihinde Osmanlı hâkimiyeti altında olup Tür-kiyenin işbu muahedenamenin ikinci maddesinde tayin edilen hudutları haricinde bulunan Trakya

arazisi, Düyun-u Umumiye.i Os-maniyenin taksimi hususunda mezkûr muahedename mucibince Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmış gibi telâkki edilecektir. Madde: 47 — Düyun-u Umu;niye-i Osmaniye meclisi, işbu fas la marbut cetvelin (a) kısmında münderiç istikraza ta ait olari ve alâkadar devletlerden her birine is&bet eden tekasit-i sene'viye. nin bu husustaki mesaisini takibetmek üzere îstanbula murahhas-hinden itibaren 3 ay müddet zarfında 50 ve 51. maddelerde mevzu esasat üzerine tayin edecek ve bunu düvel-i mezkûreye tebliğ eyleyecektir. Salif-üz zikir devletler Düyun-u Umumiye i Osmaniye meclisi nin bu husustaki mesaisini takibetmek üzere Îstanbula murahhas lar göndermek selâhiyetinl haiz olacaklardır. Düyunu umumiye meclisi, Bulgaristan ile 27 Teşrinisani lî>19 tarihinde mün'akit sulh muahedenamesinin 134 üncü maddesinde zikrolunan vezaifl ifâ edecektir. İgbu maddede muharrer esasatm tatbikma müteallik olarak alâkadar taraflar beyninde fahaddüs edebilecek olan bütün ihtilâfat, birinci fıkrada musarrah tebligatın ifasından sonra nihayet bir ay zarfında Cemiyet-i Akvam Meclisinden iraesi rica edilecek bir ha. keme tevdi olunacak ve işbu hakem âzami 3 ay müddet zarfında kararını İta edecektir. Hakeme verilecek ücret Cemiyet-i Akvam Meclisi Tarafından tayin ve diğer masarifi tahkimiye ile beraber alâkadar taraflara tahmil edilecektir. Hakamin mukarreratı kat'l olacaktır. Zikrolunan hakeme müracaat tekasid-i seneviyenin tediyesini tehir et' meyecektir. j1 t :';'.)• Madde 48 — İşbu fasılda merbut cetvelin (a) kısmında gösterilen Düyunu Umumiyei Osmaniyenin aralarında taksim edileceği devletlerden Türkiyeden maadası 7 inci maddede mevzuubahis olan tekasid-i seneviyeden mütenazıran uhdelerine isabet eden hisseler hakkında madde-i mezkûre ahkâmı mucibince kendilerine vuku bulacak tebligat gününden itibaren 3 ay müddet zarfında Düyun-u S9O KADİR MI9IROCLU LOZAN. ZAFER MJ. HKZ1MET MI? 391 Umumiye Meclisine kendi hisselerinin tediyesini temin için kâfi miktarda karşılık (rehin) irae edeceklerdir. Bâlâda muharrer müddet zarfında mezkûr karşılıklar tesis olun madiği veyahut tesis olunan karşılıkların muvafık olup olmadığı hakkında ihtilâf zuhur ettiği takdirde işbu nıuahedenameye vazı-ul imza herhangi bir devlet tarafından Cemiyet-i Akvam Meclisine müracaat edilebilecektir. Cemjyet-i Akvam Meclisi, karşılık olarak tahsis olunan varidatın cibayetini Türkiye'den maada aralarında Düyun-u Umumiye taksim edilecek olan devletler arazisinde mevcut beynelmilel tcş-kilât-ı maliyeye tevdi edebilecektir. Cemiyeti Akvam Meclisinin mukarreratı kafi olacaktır. Madde 49 — Alâkadar delvetlerden her birine isabet eden te-kasid-i seneviyenin 47 inci madde ahkâmına tevfikan tayin-i kat'. îsine tevessül olunduğu günden itibaren bir ay müddet zarfında işbu fasla merbut cetvelin (A) işaretli kısmında muharrer Düyun.u Umumiye-l Osmaniyenin re'sul mal-i itibarisinin tarz-ı taksimini tesbit etmek üzere Pariste bir komisyon içtima edecektir. îşbu taksim; tekasid-i seneviyenin tevzii için kabul edilmiş o!an nisbetlere göre ve istikraz mukavelenameleriyle işbu faslın ahkâmı nazarı itibare alınarak yapılacaktır. Birinci fıkrada muharrer komisyon Türk hükümetinin bir mü. nıessili ile Duyun-u Umumiyye-i Osmaniye meclisinin ve düyunu muvahhede ile Rumeli demiryolu tahvilâtından gayri düyunun birer mümessilinden ve alâkadar devletlerden her birinin tayin ede. bileceği mümessilden terekküp edecektir. Komisyonda ihtilaf hasıl edilemiyen kâffe-i mesail 47 inci maddenin 4 üncü fıkrasında muharrer hakeme tevdi edilecektir. Türkiye kendi hissesi için yeni esham ihracına karar verdiği takdirde bir Türk hükümeti mümessili ile düyunu umumiye mecli. sinden ve düyunu muvahhede ile Rumeli demiryolu tahvilâtından gayrı düyun mümessiHnden mürekkep bir komite marifetiyle evvel bfi evvel Türkiyeye müteallik olmak üzere sermaye-1 düyunun taksimi icra edilecektir. MUceddeden ihdas edilecek esham komisyona tevdi edilecek ve komisyon Türkiyenin ibrasını ve diğer taraftan Düyun-u Umu. miye-i Osmanlyeden uhdelerine birer hisse tahmil olunan diğer dev-

letlere karşı hamillerin hukukunu mübeyyin şerait dairesinde es. ham-ı mezkûrenin hamillere itasını temin edecektir. DUyun-u Umumiye-i Osmaniyeden her devletin hissesini temsilen ihraç edilecek esham taraf eyn-i aliyeyn-i r.kıdeyn arazisinde her türlü dam. £a resminden veya işbu ihraçtan tevellüt edecek sair' rüsumdan muaf tutulacaktır. Alâkadar devletlerden her birine isabet eden mürettebatı seneviyenin tediyesi res'ul mal.i itibariyenin taksiminde müteallik işbu maddede münderiç bulunan ahkâmdan dolayı tehir edilemiyecek-tir. Madde: 50 — Kırkyedinci maddede mezkûr mürettebatı seneviyenin ve 49 uncu maddede mevzuubahs olan Düyun-u Umum. ye-i Osmaniye mal-i itibarisinin taksimleri berveçhi âti vuku bula «aktır. 1) 17 teşrinievvel 1D12 tarihinden evvelki istikrazlar ile onlara ait mürettebatı seneviye. 1912 - 1913 -Balkan Harblerl neticesinde bulunmuş olduğu hal üzere Osmanlı İmparatorluğu ile muhareba-tı mezkûre neticesinde Osmanlı devletinden lehlerine arazi tefrik olunan Balkan hükümetleri ve işbu muahedenin 12 ve 15 inci maddelerinde mevzuubahs adaların kendilerine ilhak olduğu devletler arasında taksim olunacak ve mezkûr muharebata hateme veren muahedelerin veya muahheren aktedilmiş muahedatın mevkii mer'-iyete vaz'ılarından sonra vuku bulan arazi tahavvülâtı nazarı iti. bare alınacaktır. 2) Bu ilk takdimden sonra Devlet-i Osmaniyenin uhdesinde kalan istikrazat bakiyesi ile onlara ait mürettebat-i' seneviye bakiyesine Devleti Osmaniye tarafından 17 teşrinievvel 1912 tarihi ile 1 teşrinisani 1914. tarihi arasında aktolunan,istikrazat ile onlara ait mürettebat-ı seneviye ilâve olunmak suretiyle hasıl olacak yekûn Türkiye ile Asyada yeni teşkil olup işbu muahede mucibince Dcv-lel-i Osmaniyeden lehlerine arazi tefrik edilen, devletler ve nihayet mezkûr muahedenin 46 mcı maddesinin son fıkrasındaki arazi ken_ dişine ilhak edilen devlet arastnda taksim olunacaktır. Res'ul maliin taksimi işbu muahedenin mevki-i meriyete vaz'ı tarihinde her İstikrazın res'ul malinin baliğ olduğu miktar üzerinden icra olunacaktır. Madde 51 — 50 inci maddede beyan olunan taksim neticesi olarak Düyunu Umumiye-l Osmaniye mürettebat—ı seneviyesindea 382 KADİR MISIROÖLU alâkadar her devlete isabet eden hisse berveçhi âti tayin oluna, çaktır. 1) 50 inci maddenin fıkra-i ûlâsında beyan edilen taksim için evvel emirde 12 inci ve 15 inci maddelerde zikrolunan adalar ile Balkan harbleri neticesinde Osmanlı Devletinden ayrılan arazinin mecmuuna isabet eyleyecek hisse miktarının takdirine tevessül olunacaktır. İşbu hissenin 50 inci maddenin birinci fıkrası ahkâmına tevfikan taksim olunacak takasid-i seneviye yekûnuna nisbetle baliğ: 1907 senesinde mevzu'gümrük rüsum manzumesi hasılatı da dahil olduğu halde 1910 — 1911, 3911 — 1912 sene-i maliyeleri esnasında Osmanlı Devletinin varidatt umumiyesi yekûn vasatisi ile mezkûr adalar ve arazi-i mUnfekenin birlikte olarak varidet-ı umumiyesi yekûn vasatisi arasındaki aynı.nisbet dairesinde olacaktır. Böylece tayin edilecek yekûn lehlerine bâlâdaki fıkrada mezkûr arazi ilhak edilen devletler arasında taksim edilecek ve bu tarzda mezkûr devlete İsabet edecek, hissenin beyinlerinde taksim edilecek yekûnu umumiyeye nisbetle baliğ bu devletlerde» her' birine ilhak edilen arazi varidat-ı vasatisi ile Balkan harbi netice, sinde Osmanlı Devletlerinden ayrılan arazinin ve 12 inci ve 15 inci maddelerde mezkûr olan adaların mecmuunun 1910 — 1911 ve 1911 — 1912 sene—1 maliyeleri zarfındaki varidat-i umumiye vasatisi arasındaki aynı nisbet dairesinde olacaktır. İşbu fıkrada mev. zuubahs varidatın hesabından gümrük hasıla) ı nazarı itibare alınmayacaktır. ¦ 2) 46 mel maddenin son fıkrasında zikrolunan arazi dahil olduğu halde işbu muahede mucibince Osmanlı Devletinden ayrılan ara. zlye gelince alâkadar her devlete isabet eden hissesinin 50. maddenin ikinci fıkrası ahkâmına tevfikan taksim kılınacak tekasid.i seneviye yekûnu umumiyesinc nisbetle baliğ, arazi—i münfeke vasati varidatı ile 1910 — 11 ve 1911 — 12 senev.i maliyeleri esnasında 1907 senesinde mevzu gümrük rüsum manzumesi hasılatı da dahil olduğu halde Osmanlı Devletinin vasatî varidat umumiyesinden birinci fıkrada zikrolunan arazi ve adalar hissesinin badettenzil kalan miktarı arasındaki aynı nisbet dairesinde olacaktır.

Madde: 52 — İşbu fasla merbut cetvelin (B) kısmında mezkûr avanslar Türkiye ile 46 mcı maddede zikrolunan diğer devletler arasında şerait-i âtiye dairesinde taksim olunacaktır: LOZAN ZAFBR Ut, HEZİMET Mi? 393 1) Cetvelde muharrer olup 17 teşrinievvel 1912 de mevcut bulunan avansların, işbu muahedenin mevkii icraya vaz'ı tarihinde tesviye olunmayan resul mali vaısa işbu re'sul mâl ve kezalik 53 üncü maddenin birinci fıkrasına zikredilen tarihlerden beri müterakim faizler ile tevarih-i mezkûreden bari vuku bulan tediyat, 50 inci maddenin birinci fıkrası ila ye 51 inci maddenin birinci fıkrasında münderiç ahkâma tevfikan taksim olunacaktır. 2) işbu ilk taksim neticesinde Osmanlı devletine isabet edem mebaliğ ile cetvelden muharrer olup devleti mezkûra tarafından lî teşrinievvel 1912 tarihi ile 1 teşrinisani 1914 tarihi arasında akte-dilmiş bulunan avansların işbu mûahedenamenin mevkii mer'iyete. vaz'ı tarihinde tesviye olunmayan res'ul mali varsa işbu res'ul mal ve kezalik 1 mart 1920 tarihine kadar müterakim faizleriyle mezkûr tarihten beri vuku bulan tediyat, 50 inci- maddenin ikinci fıkrasiyle £1 inci maddenin ikinci fıkrasında münderiç ahkâma tevfikan tak. sim olunacaktır. Düyun-u Umumiye-i Osmaniye meclisi mezkûr avanslardan alakadar devletlerden her birine isabet eden hisse miktarını işbu muahedenin mevkii mer'iyete vaz'mdan itibaren 3 ay müddet zarfında tayin ve bunu mezkûr devletlerle tebliğ eyleyecektir.. Türkiyeden maada devletlere tahmil edilen mebaliğ mezkûr devletler tarafından Diiyun-u Umumiye Mecli3ine tediye edilecek ve Düyunu Umumiye Meclisinde de. ya. dayinlere tesviye veyahut Türkiyenin mezkûr devletler hesabına gerek faiz ve gere): re'sul mal-akçesl namıyla tediye etmiş bulunduğu mebaliğ miktarına tekabbül edinceye kadar Türk hükümeti hesabına irat kaydolunacaktır. Fıkra-i anifede icrası zikrolunan tediyat işbu mûahedenamenin mevkii mer'iyete vaz'mdan itibaren müsavi 5 tekasîd-i senevi ile ifra olunacaktır. Tediyat-ı mezkûrenin Osmanlı Devleti dayinlerine ifa edilecek kısmı avans mukavelâtında mukarrer faizleri de ihtiva edecek ve Türk hükümetime ait olan kısım ise bllâ faiz eda olu-nacaktır. Madde: 53 — Balkan muharebatı neticesinde lehlerine Osmanlı Devletinden arazi ayrılmış olan devletlerin borçlu olduğu, iş. tu fazla merbut cetvelin (A) kısmında münderiç Düyunu Umumi, ye-i Osmaniye istikrazatı tekasid-i seneviyesi mebhûsunanh arazisinin düvel-1 mezkûreye intikalini mübeyyin, olan muahedelerin !ı ı 394 KADİR MI9IROÖL.U mevkii mer'iyete vas'ı tarihinden itibaren lazum-ut tediye olacaktır. 12 nci maddede musarrah adalara gelince, bunların taksid-i senevl-yesi 1/14 teşrinisani 1913 tarihinde 15 inci maddede mevzubahs olan adaların taksid-i seneviyesi 17 teşrinievvel 1912 tarihinden iti-baren vacibüt tediye olacaktır. İşbu muahede mucibince Osmanlı Devletinden fekkedilen As-yadaki arazi üzerinde yeni mütsşekkil devletler üzerinde 46. maddenin son fıkrasında gösterilen arazi kendUine ilhak edilen devletin borçlu oldukları tekasid I seneviye 1 Mart 1920 tarihinden itibaren lâzımüttediye olacaktır. Madde: 54 — tşbu fasla Merbut cetvelin (A) kısmına tadat edilen 1911 - 1912 _ 1913 hazine tahvilât'., mukavelâtın tayin edildiği tediye tarihlerinden itibaren 10 sene müddet zarfında mukarrer faizleriyle beraber tasfiye olunacaktır. Madde 55 — Türkiye dahi dahil olduğu halde 46 inci maddede zJkrolunan devletler işbu fasla merbut cetvelin (A) kısmında tasrih olunduğu veçhile Düyunu Umum yei Osmaniyeden kendilerine isabet eden ve 53 üncü maddede muayyen tarihlerden itibaren lâ. zımüttediye olup tesviye edilmemiş bulunan tenasid i seneviye miktarını Düyunu Umumiye-i Osmaniye meclisine tediye edeceklerdir. Eu tediye işbu muahedenin mevkii mer'iyete vaz'ından itibaren mü-savi 20 taksit-i senevi ile ve bilâ faiz ifa edecektir. Türkiyeden maada devletler tarafından Düyunu Umumiye Meclisine tediye olunacak tekasid-l seneviye düvel-i mezkûre hesabına Türkiye tarafından tediye edilmiş

olan' mebâlig miktarına-tekabül edinceye kadar Türkiyenin borçlu kalacağı tekasid-i mü_ tc-dahiliye mahsub edilecektir. Madde: 56 — Fimabâd Düyunu Umumiye-i Osmaniye meclis Ula resinde Alman, Avusturyalı ve Macar hamillerin murahhasları bulunmayacaktır. Madde: 57 — Düyunu Umumiye-i Osmaniye istikraz ve avanslarına ve karşılığı Mısır vergisiyle temin edi'miş olan 1855, 1891 ve 1894 Osmanlı istikrazatma ait faiz kuponlarının ibraz mühletleri ile salifüzzikr istikrazlardan kurası çıkmış olan eshamın tahsili bedelâtı için ibraz mühletleri tarafeyn-i aliyeyn-i akideyn arazisin^, de 29 teşrinievvel 1914 târihinden itibaren işbı muahedenin mevkii mer'iyete vaz'ından 3 ayın inkızasma kadar tecil edilmiş addolunacaktır. BÎRtNCt FASLA MERBUT IAHİKA 1 Teşrinisani 191lı tarihindin evv.lki Duyundu Umumiye-i Osmaniyenin cetveli A KISMI Mukavelename Devre-i i ¦ İstikraz tarihi Faiz itfa İhraç eden batılca ' 1 2 S 4 S Düyun_u muvah4/9/1903 . 8 ; hide 21/6/1906 4 1 İkramiyeli Türk tahvilâtı......... /1/1870 . Osmaniye 8-30/4/1890 4 931 Osmanlı Bankası ' Tömbeki ... ... ... 26/4-8/5/1803 4 1954 Osmanlı Bankası 40.000.000 iranklık şark şimendüf er leri 1.13/3/1S94 4 1957 Deutsche Bank jrupu Enternasycnal banka ve iki Fransız bankası dahil olduju halde c/c 5 1896 2-29-/12/3/1896 5 1946 Osmanlı Bankası Gümrük 1902 18-29/5/1886/ 9-11/10/1902 4 1958 Osmanlı Bi-.nkası ; r/c 4 1903 8/10/18S8 . Saydı Bahri 21/2-6/3/1903 4 1958 Deutsche Bank Bağdat I. tertip 20'2-5/3/1903 • .4 2001 Deutsche Bank c/c 4 1904 4-17/9/1903 4 1960 Osmanlı Bankası cfö 4 1901 - 1905 21/11-4/12/ 19016 11/1903/ 25-4-8/5/1905. 4 1961 Osmanlı Bankası Teçhizat-i askeriy 4-7/4/1905 4 1961 Deutsche Bank Bağdat II. tertip 20/5-2'6/1908 4 2006 Deutsche Eank Bağdat III. tertip 20/5-2/Ö/1908 4 2010 Deutsche Bank cf0 4 1908 Sf0 4 1S09 6-19/9/1908 4 1965 Osmanlı Bankası 30/9-13/10/1909 4 1950 Osmanlı Bankası Soma Bandırma 20/11-3/12/1910 4 1992 Osmanlı Bankası J Hudeyde-San'a 24/2-9/3/1911 4 2006 Fransız Bankası ;i Gümrük 1911 27/10-9/11/1910 4 1952 Deutsche.Bank ve Konya Ovası irva gurubu 1 ve İskası 5-18/11/1913 1932 I Dok, tersane ve 1 inşaat-ı Bahriye 19/11-2/1271913 5,5 1943 \% 5 1914 13-26/4/1914 5 1962 Dsmanb Bankası : Tütün İdare-yi İnJıisariyesi avansı 4/8/1913 % 5 1911 Hazine ahvilfttı (Sefaln-I Harbiye Türkiye Millî n.übayâsı) 13/7/1913 5 1916* Bankası : Bankl Osman!

1912 Hazine . tahvilât . 8.21/11/1912 6 1915» Osmanlı Bankası i 1913 Hazine tahvilâtı (Doğrudan doğruya ihraç edi. vjen tahvilât dahil) 19/1-1/2/1913 5 1917» Periye ve şürekâsı; (•) 54 üncü maddeye müracaat. B KISMI Uibari \ Sermaye-i ' Avanslar Mukavelename tarihi Faiz iptidaiyest (TL. olarak): Bağdat şirketi 8-16 Haziran 1908 Fenerler idaresi 5-18 Ağustos 1904 Fenerler İdaresi 5-18 Temmuz 1907 300 000 Köstence kablo 27-8 Teşriniev. 1904 7 55 000 şirketi 8 300 000 Tünel glrketı 7 17 335 Eytam sandığı '4 3 000 Deutsche Bank Muhtelif tarihlerde 153 147 [ Fenerler idaresi' 13-26 Ağustos 1912 5,5 33 000 Anadolu demir3-16 Nisan 1913 7 500 000 yolu şirketi 21.5 Mart 1914 6 200 000, LOZAN ZAFER Mî. HEZİMET Mİ 7 397 FASILII AHKAMI MUHTELİFE Madde: 58 — Bir taraftan Türkiye, diğer taraftan (Yunanistan hariç olduğu halde) düvel-i saire-i âkide, Türkiye ile düveli mezkûrenin ve kezalik (eşhası bükmiyye de dahil olduğu halde) tebealarmın, 1 ağustos 1914 tarihiyle muahedeyi haziranın mevki-i mer'iyete vaz'ı tarihi beyninde güzeran eden müddet zarfında gerek etval-i harbiyeden, gerek istimval, zabt, sekvestro tasarruf veya müsadere tedabirinden münbaisi zayiat ve zararu ziyanlardan dolayı her türlü metalibi nakdiyede bulunmaktan mütekabilen fera-. gat ederler. Maamafih bâlâdaki hüküm, işbu muahedenin üçüncü kısmında muharrer ahkâma (ahkâmı iktisadiye) halel vermiyecektir. Almanya ile mün'akit 28 Haziran 1919 tarihli sulh muahede-nâmesinin 259 uncu maddesinin (1) işaretli fıkrası mucibince Almanya ve Avusturya tarafından devredilmiş olan altun nükut üzerindeki her türlü hukukundan Türkiye (Yunanistan müstesna olarak) diğer âkid devletler lehine feragat eder. Birinci tertip Türk evrak-ı nakdiyesi hakkında gerek 20 Haziran 1331 (3 Temmuz 1915) tarihli mukavelename ile gerek mezkûr evrakı nakdiyenin zahrında muharrer matne nazaran düyun-u Umumiye-i Osmaniye meclisine tahmil edilmiş oJan bilcümle tediye nıükellefiyâtı fesholunmuştur. Kezalik Türkiye, Hükûmet-i Osmaniye tarafından îngiltereye sipariş olunup Britanya hükümeti tarafından 1914 tarihinde vaziyet edilmiş olan harb sefinerlerine mukabil tediye kılmrmg bute nan mebaligin iadesini ne Britanya hükümetinden ve ne de tebal'a. rından talep etmemeği kabul ve bundan dolayı her türlü metallbin-den feragat eder. Madde: 59 — Yunanistan harb kavaninlne mugayir olarak Anadolu'da Yunan ordu veya idaresinin efalinden mütevellit haşaratın tamiri mecburiyetini tapir. Diğer taraftan Türkiye, harbin temadisinden Ve onun neta398 KADİR M19IROÖMJ yicinden mütevellit Yunanistan v'aziyet-l maliyesini nazar-ı dlkka te alarak tamirat hususunda Yunanistana kargı her türlü metale-battan suret-1 kay'iyede feragat eder. Madde 60 — Cterek Balkan muharebeleri neticesinde ve gerek işbu muahede ile lehlerine Osmanlı İmparatorluğundan ara_ zi ayrılmış ve ayrılmakta olan devieder işou arazi üzerinde kâin olup Osmanlı İmparatorluğuna ait kaffe-i emval ve cmlâkî mecca-nen iktisab edeceklerdir.

26 Ağustos 1324 (8 Eylül 1908) ve 20 Nisan 1325 (2 Mayıs 1909) tarihli iradelerin hazine-i hassadan devlete naklini emrettikleri emval ve emlâk ve kezalik 30 Teşrinievvel 1918 de hazlnei hassa tarafından hıdemat-i umumiye menfaatine idare edilmiş plan emval ve emlâk düveli mezkûra bu emval /e emlâke müteallik hususatta Osmanlı İmparatorluğu yerine kaim olacakları ve emval-i mezkûre üzerine müesses olan vakıfların muteber tanınması lâzım geleceği cihetle, fıkra-i ânifede gösterilen emval ve emlâk me-yan'.nda dahilolduğu mukarrerdir. Gerek Balkan muharebeleri neticesinde ve gerek bilâhare Yu-mnistana intikal etmiş olan eski Osmanlı İmparatorluğu arazisi üzerinde kâin olup hazinei hassadan devlete geçmiş bulunan em. vsıl ve emlâk hakkında Türk hükümeti ile hükûmet-i Yunaniye arasında mütekevvin ihtilâf, aktolunacak bir tahklmnameye tevfikan ve 1-14 Kânunuevvel 1913 tarihli Atina muahedesinde merbut 2 numaralı hususî protokol mucibince Laheyde bir mahkeme.i ha-komiyeye tevdi olunacaktır. Bu maddenin ahkâmı, hazine-i hassa namına mukayyet olup veya onun tarafından idare edilip işbu maddenin 2 inci ve 3 üncü fıkralarında mevzuubahs olmayan emval ve emlâkin mahiyeti hu-kukryesini tebdil etmeyecektir. Madde: 61 — İşbu muahede mucibince Türkiyeden gayri bir devletin tebaası meyanma giren ve mülki ve askeri tekaüt ve maluliyet ve eytam ve eramil maaşatından İstifade edenler maaşlarından dolayı Türk hükümetine karşı hiçbir talep dc-rmeyan edemeyeceklerdir. Madde: 62 — Almanya ila münakit 28 Haziran 1919 tarihli Vcrsay sulh muahedenamesiriin 261 inci maddesi ve 10 Eylül 1919 tarihinde Avusturya ile ve 27 Teşrinisani 1919 tarihinde BulgarisLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET MtT 399 tan ile ve 4 Haziran 1920 tarihinde Macaristan ile mün'akit sulh. muahedenamelerinin mevaddı mütenazırası mucibince Almanya^ Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan Türkiyeden olan bllcüm.-le matlubatmm devrini Türkiye kabul eyler. Sair düveli âkide bu husustan dolayı Türkiye zimmetine terettüp eden düyundan Türkiye'yi ibra ederler. Türkiyenin Almanya. Avusturya, Bulgaristan ve Macarlstan-dan olan matlubatı dahi sair düveli âkide lehine devrolunmuştur. Madde: 63 — Harpten sonra Alrnaiıyadan Türkiy'eye ihraç olunacak emtia bedelâtına mukabil Almanya hükümetinin Türkiye evrak-i nakdiyesini muayyen bir kambiyo fiaÇiyle kabul edeceğine dair yapmış olduğu taahhüdatCan Almanya hükümetini ibra eylediğini Türkiye hükümeti, sair düveli âkide bilittifak beyan eder. • ¦ ' ¦ KISIM 3 AIIKÂM.I İKTİSADİYE Madde: 64 — Bu kısımda (clüveîi müttefika) tabirinden mük. sat Türkiyeden maada düveli âkidedir. (Müttefikin tebaası) tabiri,. Türkiyenin gayrı düveli âkide tebaasından bulunan veyahut düveli mezkOreden birinin tahtı himayesindeki bir devlet veya arazi tebaasından olan eşhası hakikiye, şirkâl, cemiyatat ve müessesata-şamildir. Bu kısım (müttefikin tebaasına) müteallik bulunan ahkâmın, düveli müttefika tabiiyetini haiz olmadıkları halde fiilen bu devletler tarafından mazhar.i himaye olmuş bulunmalarından dolayı memurin-i Osmaniye canibinden müttetikin tebaası gibi muamele görmüş ve bu yüzden zarara duçar olmuş olan eşhas hakkında da t&tbik edilecektir. FASİL 1 EMVAL . HUKUK VE MENAFİ Madde: 65 — 29 Teşrinievvel 1914 tarihinde düveli müttefika tebaası olan eşhasa ait olup işbu muahedenin mevkii. icraya vaz-ı tarihinde Türk kalacak arazi üzerinde hilen mevcut ve kabili teşhis olan emvai; hukuk ve menafi, bulundukları hal üzere, menlehülhak-larına. derhal iade olunacaktır. 400 KADİR MÎ9IRO6LU Bilmukabele, Türk tebaasına ait olup 20 Teşrinievvel 1914 ta-riliinde düvel-i mtittefikanın hâkimiyeti veya himayesi altında bulunan veyahut Balkan "muharebelerini mUteakip Osmanlı İmparatorluğundan fekkedilerek bugün düvel-i

mezkûrenin taht.ı hâkimiyetinde bulunan arazi üzerinde hâlen mevcut ve kabil-i teşhis olan emval, hukuk ve menafi'de bulundukları hal üzere menlehül-haklanna derhal İade edilecektir. Kezalik bu muahedeyle Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmış arazi üzerinde bulunup Türk te-b'asına ait olan düveli müttefika memurini canibinden tasfiye edilmiş veya lâalettayin sair tedabir-i istisna'yeye tâbi kılınmış bulu. nan emval, hukuk ve menafi hakkında aynı iade muamelesi derhal yapılacaktır. İşbu muahedeyle Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan bir top. rakta kâin olup' Osmanlı hükümeti tarafından tedabir-i fevkalâ-de-i harbiyeye tâbi tutulmuş olduktan sonra mezkûr toprakta icra.i hâkimiyet eden düvel-i âkidinin elyevm yedinde bulunan kabili teşhis kâffe-i emval ve hukuk menafi sahibi meşrûlarına, bulundukları hal üzere, iade edilecektir. Mezkûr arazi üzerinde icra-i hâkimiyet eden devlet-i âkide canibinden tasviye edilmiş olan emval-i gayrı menkule dahi aynı iade muamelesine tâbi tutulacaktır. Efrat arasında bunlardan maada olan bilcümle istihkakı, müddel-yatı selâhiyettar mahalli mahkemelerine racl olacaktır. 1 İstihkak iddia olunan emvalin teşhisine veya iadesine müteallik kâffe-i ihtilâfat bu kısmın beşinci faslında muharrer muhtelit hakem mahkemesine arzedileccktir. Madde: 66 — 65 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları ah. kâmının tenfiz ve icrası için tarafeyn-i .âliyeyn-l âkıdeyn menlehul-hakiarı en seri bir usulle ve kendilerinin rızası olmaksızın tahmil edilmiş olabilecek hergüna tekâlif ve kuyuttan azade bir halde emval hukuk ve menafilerine mutasarrıf kılacaklardır. Emval ve hukuk ve menaft-i mezkûreyi bu iadeyi icra edecek olan hükümetten bilvasıta veya bilâ vasıta iktisabetmiş olup ta iadeden dolayı mutazarrır olmuş bulunacak olan eşhası salisenin tazmin i zararı ,dahi o hükümete ait olacaktır. İşbu tazmin.i zarar keyfiyetinden tahaddüıs edebilecek ihtilâfatm halli mehakimi umumiyenin daire-i selâhiyetinde bulunacaktır. Şair kâffe-i ahvalde tazmini zarar için eşhas-) müteallika LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Kt? 40i .aleyhine ikame-i dâva etmek, mutazarrır olaa ehşas-ı saliseye .ait olacaktır. Bu maksatla düşman emval, hukuk ve menafi hakkında tara-feyn-i âliyeyn-i âkıdeyn tarafından tevessül ve İttihaz olunan bilcümle muamelât-ı tasarruf iye ile diğer tedabır-i istisnaiye-i harbiyye . emn-i tasviyo henüz hitam bulmamış ise, derhal ref ü tevkif edilecektir. Sahiplerinin metaiibl de emval-i hukuk ve menaf-i mezkûre teşhi3 olunur olunmaz hemen iade kılınmak suretiyle is'af olunacaktır 65 inci madde ile iadesi mukarrer olan emval, hukuk ve menafi iş,bu muahedenin imzası tarihinde tarafeyn-i âliyeyn-i âkideyn hükümetlerinden birinin memurini canibinden tasfiye edilmiş bulunur ise, mezkûr hükümet bedel-i tasfiyeyi sahiplerine tasviye etmek suretiyle emval ve hukuk ve menafi-i mezkûfcyi ayneb iade etmek mecburiyetinden vareste kalacaktır. Rğer sahibinin müracatı üzerine beşinci fasılda zikrolunan Muhtelit Hakem Mahkemesi, taa-viyenin, değer fiatını bulduracak şerait altında icra edilmemiş oi-duğu rey'nde bulunur ise mezkûr mahkeme, tarafeyn arasında itilâf hasıl olmadığı takdirde muhik göreceği miktarda bedeLi tasfiyeyi tezyid edebilecektir -Mal sahibi ile hasıl olan itilâftan veya hut ânifüszikr Muhtelit Hakem Mahkemesi kararından itibaren 2 ay müddet zarfında tediye vuku bulmadığı takdirde, emval, hukuk ve menafi-ü mezkûre iade edilecektir. Madde 67 — Bir taraftan Yunanistan, Komanya, Sırp - Hırvat - Sloven devleti ve diğer taraftan Türkiye kendi orduları ve devairi canibinden Türkiye arazisinde veya mütenazıran Yunanistan, Romanya ve S:rp . Hırvat - Sloven devleti arazisinde ahzü zapt edilmiş veya sekvestro olunmuş olup ta elyevm kendi arazileri dahilinde bulunan her nevi emval-I menkulenin memleketlerinde taharri ve iadesi hususunda gerek tedabir-i idariye—1 münasi-benin ittihazı, gerek evrak ve vesaik-i aidesinin teslimi suretiyle tes-hilât irâesini mütekabilen taahhüt ederler. İşbu taharri ve iade keyfiyeti kezalik Almanya, Avusturya - Macar veya Bulgar orduları ve devairi tarafından Yunan, Romanya veya Sırp . Hırvat - Sloven devleti arazisi üzerinde zapt veya sek-vtstro olunup ta Türkiyeye veya teb-asına devrolunmuş bulunan ani-füzzikr eşya.ile Yunan Romen veya Sırp orduları

tarafından Türk .toprağında zapt veya sekvestro edilerek Yunanistana, Romanya. F: 26 402 KADİR MZ&IROÛL.U LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 403 ya veya Sırp - Hırvat . Sloven devlet veya teb'alanna devredilmiş1 olan eşya hakkında dahi carî olacaktır. Bu taharri ve iadeye müteallik metalib, muahedenin* mevki-L mer'iyyete vaz'mdan itibaren altı ay zarfında vâki olacaktır. Madde: 68— Türkiyenin Yunan ordusu tarafından işgal edilmiş bulunan menatıkında bir tarafta Yunanistan memurini ve devairi ve diğer taraftan Türk teb'ası arasında aktolunmuş mukave. lattan mütevellit duyûn, mezkûr mukavelelerde mündcriç şerait dairesinde Yunanistan hükümeti tarafından tesviye olunacak, tır. Madde: 69 — Bir Ağustos 1914 de müstefit oldukları usule göre düvel.i müttefika teb'asından ve mallarından tâbi oldukları hiçbir vergi, resim veya resm-i munzam 1922 — 1923 sene-i maliyesi ta-hakkukatmdan mukaddemki seneler için tebay-l mezkûreden veya; mallarından dibayet edilmeyecektir. 1922 - 1923 sene.i maliyesinden mukaddemki seneler hesaba-tina ait olmak üzere 15 Mayi3 1923 den sonra mebaliğ ahz-ü tahsiL edilmiş bulunur ise işbu muahedenin mevki.i mer'iyete vaz'ında, mukabili menlehulhaklara reddolunacaktır. 1923 Mayısının 15 inden mukaddem tahsil edilen mebaliğ hak. kında hiçbir talep ve iddia icra olunamıyacaktır. Madde: 70 — 65, 66, 68, 69 uncu maddelere müstenit metalip işbu muahedenin mevki.1 icraya vaz'mdan itibaren 6 ay müddet zarfında selihiyettar memurin nezdinde ve İtilâf hâsıl olmazsa yi--nr işbu muahedenin mevki.i mer'iyete vaz'mdan itibaren 12 ay müddetle Muhtelit hakem mahkemesi nezdinde dermeyen ve. ikame olu., nacaktır. Madde:. 71 — Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Romanya ve Sırp - Hırvat . Sloven devlet veya bunların teb'alan kendi emval, hukuk ve menafileri hakkında 29 teşrinievvel 1914 tarihinden evvel Hükûmet-i Osmaniye nezdinde serd-i metalip veya ikameti dâva etmiş olduklarından, işbu kısmın ahkâmı, bu gibi. metalip veya deâviyi hiç bir suretle ihlâl edemiyecektir. Britanya, Fransa, İtalya, Romanya ve Sırp . Hırvat _ Sloven hükümetleri nezdinde Hükûmet-i Osmaniye veya teb'ası tarafından serd veya. ikame olunmuş metalip veya deâvi hakkında ela aynı muamele, cart olacaktır. Bu metalip veya deâvi Türkiye hüiıûmetiyle işbu maddece gösterilen 'hükümetler nezdinde kapitülâsyonların ilgası nazan itibare alınmak şartıyla aynı şerait altında takip olunacaktır. Madde: 72 — Muahede-i hazıra ile Türk kalan arazi dahilinde Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgariatana veya onların teb'alanna ait olup ta işbu muahedenin mevki-l mer'iyete vaz'mdan mukaddem Hükûmât-I Müttefika canibinden hacz veya işgal edilmiş, emval, hukuk ve menafi, mezkûr hükümetlerle Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan hükümetleri Veya onların ¦alakadar teb'alan arasında takarrür edecel: itilâfların in'ikadına kadar Hükûmât-ı Mûtterika yedlerinde kalacak. Eğer emval ve ha. kuk-u menafi-i mezkûre tasfiye edilmiş ise bu tasfiye muamelâtı tasdik edilmiştir. İşbu muahede ile Türkiye'den ayrılmış olan arazi dahilinde icra_i hâkimiyet eden hükümetler, bu muahedenin mevki-i icraya vaz-indan itibaren bir sene zarfında o arazide bulunan. Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan veya teb'alanna ait emval ve hukuk,ve menafii tasfiye edebileceklerdir. Şimdiye kadar icra edilmiş olsun veya henüz icra edilmemiş bulunsun tasfiyelerin hâsılatı, eğer bu emval Alman, Avusturya-Macar ve Bulgar devletlerine aitse, alâkadar devlet İle akdolun-muş olan sulh muahedesiyle müesses tamirat komisyonuna i'tâ edi. lecektir. Eğer tasfiye edilen emval, emval-i husus'yeden ise bedeli doğrudan doğruya sahiplerine verilecektir. Bu maddenin ahkâmı Osmanlı anonim şirketlerine tatbik olunmaz. İşbu madde ile derpiş. edilen tedabirden dolayı T^lrkiye hükümeti hiçbir veçhile mes'ul olmayacaktır. FASIL II MUKAVELÂT VE MÜRUR.U ZAMANLAR

Madde: 73 — 82 inci maddede tarif edildiği veçhile muahharen ¦¦düşman olmuş olan taraflar beyninds ve mezkûr maddede gösterilen tarihten mukaddem mün'akid olup âtide zikredilen envaa men--sup bulunan mukaveleler, ihtiva ettikleri ahk&m ve işbu muahedenin münderecatt kayd-ı ihtirazist altında meri kalırlar. A) Emvali gayr-i menkule satışına müteallik mukavelât, 82 .inci madde mucibince tarafeynin düşman olduğu tarihten mukad404 KADİR MISIROÖLU . LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 40> dom teslim muamelesi fiilen İcra olunmuş ve fakat nefsibey muamelesi usulen tahakkuk ettirilmemiş bulunsa bile; B) Efrad arasında Mün'akit icar ve İsticar mukaveleleriyim bedeli İcar ve vaad-1 İcar mukaveleleri; C) Efrad arasında mün'akit meadin, orman veyahut ziraat edilecek arazi İşletmesine müteallik mukavelenameler; D) Gayrımenkulâtın teminat iraesine müteallik mukaveleler ile menkulâtm rehnine ve teminat gösterilmesine dair mukavelât; : " ' '"' ¦'"'" ' ' "' "" ¦' E) Şirket tesisine mütedair mukavelenameler, bu hüküm tâ. bi oldukları kanuna göre şürekânınkinden başka bir şahsiyeti bulunmayan kollektif şirketlere (partnirşp) tatbik olunamaz; F) Mevzu ne olursa olsun efrad veya şirketlerle devlet vilâyet, belediyeler veyahut diğer buna mümasil eşhasa hükmiye-yi idâriye arasında^mün'akit mukaveleler; G) Aile ahkâmına müteallik mukaveleler; H) Hibelere veya ne mahiyette olursa olsun teberrüata ait mukaveleler;; İşbu madde .mukavelâta hin-i akitlerinde bizzat haiz oldukları kıymetten başka bir kıymet izafesi için ıhticac olunamaz. Bu roadde lmtiyazat mukavelâtına tatbik olunmayacaktır. Madde: 74 — Sigorta mukaveleleri işbu faslın zeylinde münde-riç ahkâma tâbidir. Madde : 75 — Muahharren düşman olmuş eşhas beyninde akte-dilmiş olup 73 üncü ve 74 üncü maddelerde tadad olunanların ve İmtiyaz mukavelâtınm gayrı mukaveleler tarafeynin düşman oldukları tarihten itibaren münfesih olmuş addedileceklerdir. Mamafih mukavele âkitlerinden her biri işbu muahedenin mev-. ki.l mer'iyete vaz'ından İtibaren 3 ay zarfında, icabederse taraf.u diğere, mukavelenin aktl tarihindeki şerait ile icrası talep olunduğu taj$ıtefci şerait arasında mevcut farka tekabül edecek tazminatı tediye edebilecektir. Bu tazminat tarafeyn arasında itilâf edilemediği halde Muhtelit Hakem Mahkemesi tarafından tesbit edilecektir. Madde: 76 , tşbu muahedenin mevkl-i mftr'iyete vaz'ından ev^ vel 73 ile 75 inci maddelerde muharrer mukavelenamelerin düvel'i âkide teb'asmdan olan âkidler arasında ve bilhassa bu mukavelâtın feshine, idamesine, suver-i icraiyesine veyahut tâdiline dair —tediye edilecek akça cinsine veya kambiyo rayicine müteallik itl-lâflar da dahil olduğu halde— vukua gelen suver-i tesviyenin muteber olduğu tasdik olunur. . Madde: 77 — 30 teşrinievvel 1918 den sonra mütefikîn teb'a-ası ile Türk teb'ası beyninde mün'akit mukavelât muteber ve ah-kâm-ı umumiyeye tabidirler. 30 teşrinievvel 1918 tarihinden sonra 16 Mart 1920 tarihine kadar İstanbul hükümetiyle usulü dairesinde aktolunmuş mukavelât dahi kezalik muteber ve ahkâmı umumiyeye tâbidir. 16 Mart 1920 den sonra tstanbul hükümetiyle usulü dairesinde oktolunmuş ve mezkûr hükümetin hâkimiyet-1 fiiliyesi altındaki araziye müteallik bulunmuş olan bütün mukavelât ile itllâfat işbu muahedenin mevk-i mer'iyete vaz'ından itibaren 3 ay müddet zarfında alakadarların vuku bulacak müracaatları üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tasvibine arzolunacaktır. Bu mukaveleler mucibince vuku bulmuş olan tediyat, tedlyat-i mezkûreyi icra etmiş olan taraf hesabına usulen matlup kaydedilecektir. Büyük Millet Meclisince tasdik ve tasvip olunmadığı halde^ alâkadar tarafın — eğer mevcut ise— doğrudan doğruya ve fiilen duçar olduğu zarara tekabül edecek

miktarda bir tazmine istihkakı olacak ve bu tazmin muslihane bir itilâf hasıl olmazsa Muhtelit Hakem Mahkemesi canibinden tesbit edilecektir. Bu maddenin ahkâmına, imtiyaz mukavelâtına, ne de imti-yazatın devr ve ferağına tatbik olunamaz. Madde: 78 — Bilâhare düşman olmuş, tarafeyn arasında,. ' imtiyaz mukavelâtından başka mün'akit mukavelelere ait olarak zuhur etmiş veya zirde gösterilen altı ay müddetin inkızasından. evvel zuhur edebilecek olan bilcümle ihtilâf at, Muhtelit Hakem Mahkemesi tarafından halledilecektir. Maahaza bitaraf devletlerin kânunlarının tatbikinden dolayı düvel-1 mezkûre mehakim.i milliyi, sinin daire-i selâhiyetine dahil olan ihtilâfat müstesnadır, tşbu şıkk-ı âhırede ihtilâfat-ı mezkûre Muhtelit Hakem Mahkemesi tarafından değil mehakiml-i milliyeyi mebhusun anh tarafından hal ve-fasl edilecektir. Bu madde mucibince Muhtelit Hakem Mahkmesi-r.in daire-i şelâhiyetinde olan ıhtilâfata müteallik şikâyâtia mezkûr 406 KADİR MI9IROÖLU LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Kİ? 407 mahkemeye teşkili tarihinden İtibaren, altı ay müddet zarfında ar-zedilmiş olması lâzımdır. Bu müddetin inkızasuıda Muhtelit Hâkem Mahkemesine arzedil-rciş olacakihtllâfat, ahkâm-ı umumtyeye tevfikan selâhiyettar me-hakim tarafından hal ve fasl edilecektir. Bu maddenin ahkâmı, ne harp esnasında aynı memlekette oturmuş ve şahıslarıyla mallarım serbestçe mutasarrıf bulunmug olan bütün taraflar arasında mün'akit mukavelâta, ne de tarafeynin öüşman oldukları tarihten mukaddem selâhlyettar bir mahkeme tarafından bir hükme iktiran etmiş ihtilâfata tatbik olunamaz. Madde: 79 — Taraf eyn-i alyeyn-l âkideyn arazisi üzerinde düşmanlar arasındaki münasebatta mürur-u zaman, mehil-i kanunînin mürurundan mütevellit adem-1 istima-ı dâvaya veya sukut-u hakka <lair her türlü müddetler, ister harbin bidayetinden evvel, ister ondan sonra cereyana başlamış olsun 29. teşrinievvel 1914 den muahede-i haziranın mevkii mer'iyete vaz'mdan üç ayın lnkızasına kadar tatil edilmiş addolunacaktır. İşbu; hüküm bilhassa faiz ve temettü kuponlarının ibrazı müddetlerin» vel'ecelittediye kur'ası isabet etmiş olur, veyahut sair bir suretle vâcibüt tediye olan eshamın ibraz müddetlerine de tatbik «dilir. • ' ' Homanyaya taallûk eden hususatta balâda mezkûr müddetler 73 Ağustos 1916 tarihinden itibaren tatil edilmiş addolunacaklardır. Madde: 80 — Düşmanlar . beynindeki münasebatta kablel harb tanzim edilmişi olan hiçbir sened-i ticari mahza kabul ve :ya tediye için müddet-i matlube zarfında ibraz edilmediğinden veja harb esnasında ne, keşid'cilere, ne cirontalara adem-i kabul veya adem-i tediyeden dolayı ihbar vuku bulmadığından ne pro' 'testo ve ne de merasimden herhangi birinin şekl.i adem-i ifasından 'dolayı gayrı muteber addedilemeyecektir. Eğer*bir senedi ticarinin kabul veya tediyesi zımmmda mec-buriyet-I İbrazı yahut adem-i kabul veya adem-l tediyenin keşideci -veya cirontalara mecburiyet-i ihbarı veya o senedin protesto mecburiyeti için muktazi müddet, harb esnasında ınunkazl olmuş ve senedi ibraz veya rotesto etmek veya adem-i kabul veya adem-i tediyesini ihbar eylemek ile mükellef olan taraf bunu harb zamanında İfa etmemiş ise senedi ibraz, adem-i kabul veya adem.i tediyeyi ihbar veyahut protesto tanzimi için kendisine' işbu muahedenin mevki-i mer'iyete vaz'ından itibaren üç ay müddet verilecektir. Madde 81 — Vacibüttediye olmuş düyunu teminen harbten evvel tesis kılınmış menkul veya gayrı menkul merhünat veya temi--natı akçeye tahvil için harb esnasında yapılmış olan satışlar, medyunu haberdar etmek üzere muktazi merasim kamilen ifa olunamamış olsa bile — medyun-u mezkûrun her türlü zarar ve ziyanlar hakkında ruyet-i muhasebe için daimi muhtelit hakem mahkemesine davet edebilmesi hakkı mahfuz kalmak kayd-ı sarihi ihtirazisl tahtında— muteber tanınacaktır. Mahkeme ta,rafeyn arasında hesabatı tasfiye etmek ve rehin vfya teminat olarak verilen malın şerait-i furuhatini tetkik eylemek ve p.ğer dayin suiniyetle

hareket etmiş, yahut rehni satmaktan içtinap için veya satışın bir mutedil fiatla tahakkukunu temin edecek şerait tahtında icrası zimmmda yedi iktidarında olan her vasıtaya müracaat etmemiş ise medyunun satışı hesabiyle : uğradığı zaran tamir mecburiyetini dayine tahmil eylemek "azifdsini haiz olacaktır. Bu ahkâm ancak düşmanlar arasında kabil-i tatbik olacak ve bâlâda muharrer( muamelâttan 1 mayıs 1923 tarihinden sonra icra edilmiş olanlarına teşmil edilmeyecektir.' Madde: 82 — Bu faslın müfadmca bir mukavelenin tarafeynini teşkil eden eşhas, aralarında ticaretin fiilen gayr-ı mümkün olduğu' veya bunlardan birisinin tâbi olduğu kavanin, evâmir veya niza. mat ile ticaret men edildiği veya gayrı kanuni bir mahiyet iktisap-ettiği tarihten itibaren düşman ad ve telâkki olunacaklardır. Akt-i mukavefe eden erden birisi için düşman memleketi olduğu halde harp esnasında orada ikamet ederek şahıs ve emvalK hakkında serbestçe tasarrufatta bulunabilmiş olduğu tarafeyn-t âli--yeyn-i âkıdeynden birinin arazisi dahilinde (şirketler de dahil ol.-m ak üzere) düşman eşhas veya onların acenlaları arasında akto-lıınmuş mukavelât 73 - 75 - 79 - 80 inci maddeler ahkâmından müs^ tesna olarak ahkâmı umumiyeye tâbi tutulacaktır. Madde: 83 — Bu kısmın ahkâmı Japonya ile Türkiye arasında tatbik olunmayacak ve bu kısımda mevzırubahs olan mevat mezkûr iki memleketin her birinde kavanin-i maiıallîyeye tevfikan hal ve fasl edilecektir. <08 KADİR MISIROöLU LAHİKA I — Hayat Sigortalan: 1 — Bir sigortacı ile bilâhare düşman olmuş, bir şahıs arasın-da aktedilmiş olan lıayat sigorta mukavelenameleri muhasematın küşadı veya şahs-ı mezkûru» düşman olması dolayısıyla mefsuh addedilmeyecektir. Fıkra-i sâlifeye göre mefsuh addedilmeyen bir mukavelename ahkâmınca harb esnasında vacibüttedlye olmuş olan her sigorta edilmiş, meblâğ bftdelharb kâbili tesviye olacaktır-İşbu meblâğa ya-cibüttedlye olduğu zamandan tesviye edUdigi tarihe kadar senevt yüzde beş faiz zam edilecektir. . Harp esnasında sigorta ttcuratınm adem-i tediyesinden veyahut mukavelename ahkâmının ademi icrasından naşl gayet bir mu. •kavelename hükümsüz veya tesirsiz kalmış ise sigorta olaa şahıs veya vekilleri veyahut menlehulhukuk igbu muahedenin mevki-i nıer'iyete vass'ı tarihinden itibaren onlki ay zarfında her zaman, poliçenin hükümsüz kaldığı veyahut mefsuh addedildiği günkü kıy-met-1 iştlraiyesinl sigortacıdan senevi yüzde beş zamm-ı faiz ile ta_ İep edecektir. Hayat sigorta mukavelenameleri 29 teşrinievvel 1914 tarihinden mukaddem imza edilip işbu mukavelenamelerin ahkâmına nazaran Ucuratm adem-i tediyesinden nâşi işbu muahedenameden evvel fesh veyahut tenzil edilmiş olan Türk teb'ası işbu muahedename-nir. mevkl-1 mer'iyete vaz'ı tarihinden itibaren Uç. ay zarfında ve 'gayet o esnada berhayat iseler sigorta edilen sermayenin tamamı için ^poliçeleri yeniden tanzim etmeye selâhlyattar olacaktır. Bunun tçin kumpanya doktorunun yapacağı ve kampanyanın kâ. fi addeceği bir muayene-i tıbbiyeden geçtikten sonra mütedahil ücuratı yüzde beş faiz-i mürekkep zammı ile tediyeye mecbur olacaklardır. 2 — Elyevm bir müttefik devlet teb'ası olan şirketlere Türk telası arasında 1914 senesi 29 teşrinievvelinden mukaddem aktedll-iniş olup Türk altınından gayri bir naktile tediyesi kabul ve ücuratı 18 teşrinisani 1915 tarihinden evvel ve sonra veyahut yalnızca LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET MİT 409. bu tarihten mukaddem tediye edilen hayat sigortası mukavelâtınm berveçhi âti tesviye ve tanzim edilmeleri takarrür etmiştir. 1 — 18 teşrinisani 1915 tarihinden evvelki zamanlar için mukavelenamede zikredilen cins para ile ve bu cins nakti İhraç eyleyen memleketin rayicine göre sigorta edilen şahsın hukuku poliçenin şerait-i umumiyesine tevfikan tesbit edilecektir. (Meselâ Frank, ak

.tın Frank yahut evrakı naktiye Frank olarak tasrih edilen her . meblâğ Fransız frankıyla tesviye edilecektir.) 2 — 18 teşrinisani 1915 tarihinden sonraki müddet için — Türk lirasının kıymeti harpten evvelki kıymetine müsavf farzolunmak iktiza ettiğinden — Türk evrak-i naktlyesl ile testiye edilecektir. Şayet mukavelenameleri Türk parasından gayri bir nakt ile aktedilmiş olan Türk tebası 18 teşrinisani 1915 den beri ücretlerini mukavelenamelerde zikredilen nakit ile tediye ettiklerini isbat ederlerse mezkûr mukavelenameler 13 teşrinisani 1915 den sonraki" zamanlar için bile işbu nakti ihraç etmiş olan memleket rayicine- göre tesfiye edilecektir. . Mukavelenameleri elyevm müttefik bir devletin taht.ı tâbiiyetinde bulunan şirketler ile 29 teşrinievvel 1914 tarihinden evvel Türk parasından gayrı bir nakit ile aktedilmiş ve ücuratm tediyesi dola-yisiyle el'an mevki-i-mer'iyette kalmış olan Türk teb'ası işbu mua-hedanemenin mjevki-1 mer'iyete vaz'ı tarihinden itibaren üç ay zarfında işbu mukavelenamelerde mezkûr para ile o nakti ihraç eyleyen memleketin ¦ rayicine göre sermayelerini itmam için poliçelerini ye-, niden taazim ve tesis etmek hakkına malik olacaklardır. Bu maksatla 18 teşrinisani 1915 den beri vâdeleri hitam bulmuş olan ücuratı işbu para ile tesfiye edeceklerdir. Buna mukabil mumaileyhin mez-. kür tarihten itibaren Türk evrakı naktiyesi ile tediye ettikleri ücu-rat ise kendilerine aynı nakit ile iade edilecektir. 3 — Türk lirası olarak aktedilmiş olan sigorta mukavelâtı be. delâtının tesfiyesi Türk evrak-ı naktiyesiyle vuku bulacaktır. 4 — Sigorta şirketiyle bir mukavele-1 mahsusa ile poliçelerinin kıymeti ve ücuratın suret.r tediyesini evvelce tanzim etmiş olan sigortalı şahıslarla işbu muhadenamenin mevki.i mer'iyete vaz'ı tarihinde poliçeleri sureti kafiyede tediye edilmiş olan şahıslara ikinci ve üçüncü fıkraların ahkâmı tatbik çdümeyec jît.lr. 5 — Fıkarat-ı sâlifenln tatbiki zımnında tarafeynin taahhtt. 410 KADİR MI9IROCLU dat-ı jnütekabilelerinl hesap İçin hayat-ı beşerin ihtlmalfitına faizin miktarını meczederek istinat eden sigorta mukaveleleri hayat özerine yapılmış sigorta mukavelâtı hükmünde addolunacaktır. // — Denin Sigortalan : 6 — Tarafeynin.dUşman olmalarından mukaddem muhatara bağlamış olduğu takdirde ve sigortacının tâbi olduğu devlet veya işbu devletin müttefikleri tarafından vuku bulan harekât-ı harbiye neti. «esindeki haşaratı temin ve tazmine dair olmaması şartlyle deniz siporta mukavelenameleri muhtevi bulundukları kuyudat-ı ihtiraziye tahtında mefsuh addedilmeyeceklerdir. III — Harik Sigortaları vs Diğer Biyortalrır : 7 — Fıkra-i sâlifede zikredilen kaydı ihtiraz! tahtında hârik veya <liğex sigorta mukavelenameleri mefsuh addedilmeyeceklerdir. FASİL III DUYÛN -Madde: 84 — Harpten evvel aktedümig mukavelât mucibince harpten evvel veya harp esnasında vacıbüttedlye olmuş bulunan ve harp sebebiyle tesfiyesiz kalmış olan duyunun mukavelâtta mündemiç şerait dairesinde ve mukavele edilen para ile o paranın İhraç edildiği memlekette cari rayici üzerinden tesfiyesl lâzım, geleceğini tanımakta tarafeyn.i âliyeyn-i âkideyn müttefiktirler. îşbu kısmın İkinci faslı lahikasının ahkâmına halel gelmemek şartıyla şu cihet mukarrerdir ki harpten evvelki bir mukavele mucibince icrası lâzım gelen bir tediyat, mezkûr mukavelede gösterilen paradan gayri bir para ile kısmen veya tamamen tahsil edilmiş bulunan mebaliğin mukabili olduğu takdirde bu tediyat hakikatte tahsil olunmuş olan mebaliği, tahsilatın vuku bulduğu para ile eda etmek suretiyle icra olunabilecektir. Bu hüküm işbu muahedenin trievki-i mer'iyete vaz'ından evvel alakadarlar arasında euret-1 muslihanede vâki olmuş olan ve hükm ü mezbure muhalif bulunan ta-ahhüdatı haleldar edemeyecektir. 1 LOZAN ZAJfER Mİ. HEZİMET Mİ? 411

Madde: 85 — Düyun-û Umumiye-i Osmaniye işbu fasıldan ve işbu kısmın (ahkamı iktisadiye )diğer füsulünden bilittifak ha. riy bırakılmıştır. FASJL IV MÜLKİYET-! SJNAİYYE EDEBİYYE VE BEDİİYYE Madde 86 — İşbu muahede ahkâmı mahfuz kalmak kaydiyle mülkiyet-i sınaiyye .edebiyye veya bediiyye hakları, âkit devletlerden her birinin kavaninine nazaran 1 Ağustos 1914 de bulunmuş oldukları hal üzere tarafeyn-i âliyeyn-1 âkideyn arazisinde, işbu muahedenin mevki-i mer'iyete vaz'ından itibaren bu hukuktan halihar_ bin başlandığı anda müteneffi olan eşhasın veya menlehulhakları. nm lehine tekrar tesis veya iade olunacaktır. Itezalik eğer harp vukua gelmemiş olsa idi, bir mülkiyet-i smaiyyenin veyahut bir edebi veya bedii eserin neşri hususunda himayesi için kanun dairesinde vâki olmuş bir müracaat üzerine harp esnasında iktisab-ı hukuk etmeleri mümkün bulunan eşhasın hukuku dahi işbu muahedename-nin mevki-i mer'iyete vaz'ı tarihinden itibaren eşhası mezkûre lehine olarak tasdik ve tesis edilecektir. Bâlâda mukarrer hükme tevfikan yeniden tesis edilecek olan hukuka halel lras etmemek şartıyla esna-yi harpte müttefik devletlerden birinin tegril icra! veya İdari bir makamı tarafından ittihaz kılınmış olabilen tedabir-i mahsusaya ibtinaen Osmanlı tebasma müteallik mülkiyeti sınaiye, edebiye ve bediye hakkında ifa edilen bilcümle muamelât (ruhsat itası da dahil olmak üzere) mer'I kalacak ve hükümleri tamamiyl» câri olmakta devam edecektir. Bu hüküm herhangi bir müttefik devlet tebasımn hukuku hakkında Osmanlı makamatı tarafından ittihaz edilmiş, mümasil tedablr hak. kında dahi aynı veçhile câridir. Madde 87. —"Bir ağustos 1914 tarihinde zaten iktisap edilmiş olan veyahut eğer harp vâki olmamış bulunsa İdi harpten evvel veya harp esnasında. yapılmış bir talep ile o tarihten beri İcrası mümkün olan mülkiyet-i sınaiye hukukunu istihsal veya muhafaza veya bu bapta İtiraz edebilmeleri maksadiyle diğer her bir âkit devlet arazisinde Türk teb'asına ve Türkiye'de mezkûr devletlerin tebaasına 412 KADİR MISIROCLU LOZA.V ZAFER Mı. HEZİMET Mt? 413 resm-1 munzam ve herhangi bir nevi ceza olmaksızın her muameleyi icra, merasimi ikmal, rüsumu tesfiye ve suret-i umumiyede har devlet kavanin ve nizamatının istilzam ettiği kâffe-l muamelâtı icra eylemek üzere işbu muahedenin mevki-i mer'iy-te vaz'ı tarihin, den itibaren ekalli bir sene mühlet verilmiştir. Bu muamelenin ikmal-l merasiminden birinin İcra edilmeme, sinden veya bir resmin verilmemesinden dolayı sakıt addedilmiş, olan mülkiyeti sınaiye hakları — ihtira beratiyle resimlere ait hu-susatta mezkûr berat veya resimlerin gayri mer'î addolunduğu zamanlarda bunları işleten veya istimal eden eghas-ı sâlisenin hukukunu sıyanet için her devletin muktaz-i nesfet addedeceği tedabiri ittihaz edebileceği kaydı ihtirazisi ile — tekrar iktisabı mer'iyet ede. çeklerdir. ¦ Bir ihtira beratı hükmünün mevkii fiile vaz'ı veyahut bir alâ. met-i farika veya ticariye veya bir resmin istimali için verilen mehilde 1 Ağustos 1914 ile igbu muahedenin m»vki_l meriyete Trazı tarihi arasındaki müddet dahll-i hesap edilmeyecek ve bundan başka 1 Ağustos 1914 tarihinde muteber olan hiçbir ihtira beratı alâ-met-1 fftrika Veya ticariye veya resim igbu muahedenin mevkii icrayı», vazmdan itibaren iki sene müddet geçmedikçe, sırf mevkii fiile fidemi vaz'ı veya adem-i istimali cihetiyle, sukut -veya feshe tâbi olamayacaktır.' Madde 88 — Bir taraftan Türk tebası ile Türkiye'de mukim olan veya Türkiye'de sanatlarım icra etmekte olan eghas ve diğer taraftan müttefik devletlerin tebası ile müttefiklerin arazisinde ikamet veya san'atlarım icra eden eşhas ve kezalik bu eşhasın harp esnasında bazı hukuk devretmiş olduğu eşhas-ı salise taraflarından, hali harp tarihiyle işbu, «ıuahedenamenin nıevki.1 mer'iyete vaz'ı tarihi arasında geçen müddet zarfında, diğer tarafın arazisinde, hudusa gelmiş ef'al dolayısiyle ve bu ef al, esna:i harpte herhangi bir zamanda mevcut bulunmuş olan veyahut 86 ncı maddeye is. tinaden yeniden tesisi lcabeden mülkiyet-1 smalyye veya edebiye veya bediiye hukukunu, haleldar etmiş

addolunabilmek sebebi ile biç bir deâvl ikame ve hiçbir talep dernıeyan edemeyecektir. Bâlâda zikrolunan ef'al meyamnda .tarafeyni ûliyeyn.i âki-dcyn hükümetleri Veya onlar hesabına veya onların muvafakatiy. le diğer eşhas tarafından mülklyet-1 sınaiyye, edebiye veya bediiye "haklarının istimal ve kezalik bu hukukun tatbik olunabileceği mahsulât, âlât ve mevad veya her türlü eşyanın füruhati ve mevki-i fü. ruhatiye vaz'ı ve istimali fiilleri de dahildir. Madde 89 — Mülkiyeti sınaiye hukukunun İşletilmesi veyahut âsar-i edebiye veya bediiyenin tab ve teksiri hakkında, bir taraf-•dan müttefik" devletler tebaları veya onların topraklarında sakin veya orada Ean'at'arını icra etmekte olan eçlıas iie diğer tarafian ¦Osmanlı tebası arasında esna-i harpte aktedilmig olan ita-1 ruhsat mukaveleleri Türkiyi ile her devlet-i müttefika arasında mütchaUdis hali harp tarihinden itibaren mefsuh addedilecektir. Ancak herhalde, bu nevi bir mukaveleden iptidaen müstefid olan kimse işbu muahedenin mevki-i mer'iyete vaz'i tarihinden itibaren G ay zarfında sahibi hukuktan yeni bir ruhsat talep etmek hakkını haiz o!a-¦cak ve bunun şeraiti tarafeyn arasında bilitilâf kararlaştmlamaz. sa 5 inci kısımda münderiç muhtelit hakem mahkemesi tarafın, dan tayin olunacaktır. O takdirde mahkeme, icabederse, harp esnasında hukukunun istimalinden dolayı muhik göreceği lâzımuttas-fiye hisse miktarını tayin edecektir. Madde 90 — îşbu muahede mucibince Türkiyeden aynîan arazi ahalisi, gere!; bu iftiraka, gerek bunun neticesi olarak hâsıl olan tedbili tâbiyete rağmen Osmanlı kâvaninine göre bu tebdil anında sahip oldukları mülkiyet-i s:naiyye, ebediye ve bediiye haklarından Türkiyede tam ve kâmil bir surette istifadelerini muhafaza edecelderdir. Bu muahede ile Türkiye'den ayrılan arazide bu iftirak cnn-da merî veya 86 ncı maddeyi tatbikan yeniden tesis veya iade edi-lccek olan mülkiyet-i sınaiyye ,edebiya ve bediiye hukuku bu arazinin intikal edeceği devlet tarafından tanınacak ve Osmanlı ka-vanini mucibince devamı kabul edilen: müddetçe bu arazi üzerinde mevk!-i mer'iyette kalacaktır. Madde: 91 — Osmanlı İmparatorluğu hükümetinin Dersaadetta veya raahall.i salrede.SO teşrinievvel 1918 tarihinden beri usulen vermiş olduğu ihtira beratları veya alâmât-ı farika hakkında ifâ etmiş olduğu muamelât-ı teselliye ve kezalik bu beratlarla alâmât-ı frikanm devir ve ferağına müteallik her türlü kayıt veya tescil mua. meleri işbu muahedenin mevkii meriyete vazıhdan itibaren 3 ay zarfında alâkadarların vukubulacak müracaatları üzerine Türkiye hükümetine arz ve hükümeti müşarünileyha tarafından tescil edi414 KADİR MISIROÖLTJ lecektir. işbu tescilin hükmü tescili iptidai tarihinden muteber ola-, çaktır. FASIL S MVH7ELİT HAKEM MAHKEMESİ Madde 92 — Bir taraftan müttefik devletlerden her biri ve diğer taraftan Türkiye arasında muahede-i haziranın mevkii mer'iyete vazı tarihinden itibaren 3 ay müddet zarfında birer muhtelit hakem mahkemesi teşkil olunacaktır. ' Bu mahkemelerden her biri ikisi mütekabüen alâkadar hükümetlerin her biri tarafından tâyin olunmak üzere, 3 azadan mürekkep olacaktır. Bu hükümetler bir kaç zatı tâyin etmek selâhiye-tinl haiz olacaklar ve mahkemede âza sıfatıyle bulunacak zatı icâb.ı »hale göre bunlar meyanmdan intihap edeceklerdir. Reis, alâkadar iki hükümet arasmda bâdel itilâf tâyin olunacaktır. Muahede-i haziranın mevki-i meriyete vaz'ı tarihinden itibaren iki ay müddet zarfında bu itilâf husulpezir olmadığı takdirde reis-i mumaileyh, alâkadar hükümetlerden birisinin talebi üzerine LAHEY Beynelmilel Adalet Mahkeme-i Daire Reisi tarafından harb esna. smda bitaraf. kalmış olan devletler teb'asına mensup zevat meyanın. dan tâyin edilecektir. Eğer bu iki ay zarfında- alâkadar hükümetlerden birisi kendi. Eini mahkemede temsil edecek azayı intihap etmeyecek olursa diğer alâkadar hükümetin talebi üzerine mezkûr azanın emri tâyini Cemiyeti Akvam meclisine alt olacaktır. . Mahkeme azasında birisinin vefatı veya istifası takdirinde veyahut mahkeme âzasından birisinin vezayifinl ifa etmesi herhangi bir sebepten dolayı imkânsız

bulunursa, vefat, istifa veyahut ade. rol İmkânın usulü dairesinde subutu günündsn lptidar eden iki ay müddet zarfında, nasp niçin mukarrer usule tevfikan, yerine diğeri, nin tâyinine tevessül edilecektir. Madde: 93— Muhtelit Hakem Mahkemelerinin merkezi İstanbul'da olacaktır. Eğer mesalihin kemiyet ve keyfiyeti muhik gösterirse alâkadar hükümetler her bir mahkemede bir veya birkaç şu-be-l munzama ihdas etmek selâhiyetlni haiz olacaklardır. Bunların LOZAN ZAFER Mİ. HKZİMET M t? 415 •merkezleri -münasip görülecek bir yerde tâyin olunabilecektir. Bu .şubelerin her biri bir reis-i sâni ile 92 nci maddenin 2 ile 5 inci fıkralarında mezkûr olduğu veçhile mansup iki azadan mürekkep ola-•caktır. Her hükümet mahkemede kendisini temsil etmek için bir veya Ibirkaç memur (ajan) tâyin edecektir. Şayet muhtelit bir hakem mahkemesinin veyahut şubelerinden birisinin teşkilinden itibaren 3 sene sonra igbu mahkeme veya jşube mesaiaini itmam etmemiş bulunur ve mezkûr mahkeme veya .şubenin meı-kezi kendi arazisinde bulunan devlet de talep ederse bu merkez i*bu arazi haricine naklolunacaktir. Madde: 94 — 92 ve 93 üncü maddeler mucibince ihdasediien .muhtelit hakem mahkemeleri içhu muahede mucibince kendi sclâ-hiyetîeri dahiKnde bulunan ihtilâfat hakkında hüküm vereceklerdir. Ekseriyct-i azanın verdiği karar mahkemenin kararı olacaktır, Tarafeyn-l a!!yeyn_i âkidoyn, muhtelit hakem mahkemelerinin mukarrerâtm' kati addettiklerini ve kendi teb'aları hakkında bunları mecburiyülittlbâ kılacaklarını ve ilâmât kendilerine tebliğ edilir edilmez hiçbir tenfiz karan ittihazına hacet olmaksızın bütün ara-- zileri dahilinde icrasını temin edeceklerini kabulde müttefiktir. ?ler. Bundan başka tarafeyn-l aliyeyn-i âkideyn bilhassa tebligâ-tm isaline ve delalin cem'ine ait hususta kendi mahkeme ve memurlarının muhtelit hakem mahkemelerine, yed'i iktidarlarında bulunacak olan her türlü muaveneti doğrudan doğruya ifa etmelerini taahhüt ederler. Madde: 95 — Muhtelit hakem mahkemelerinin rehberi adalet, hakkaniyet ve hüsnüniyet olacaktır. Her mahkeme mesaliha tamame-i vukufu temin etmek için tnuktazi tercümelerin birlikte itasını emrederek huzurunda istimal olunacak lisanı tâyin edecek ve huzurunda takip edilecek usulü mahkeme kavaidlni müddetlerini tanzim eylecektlr. Bu kavaidin tanziminde ,esasât.ı âtiyeye riayet olunacaktır. 1) Usul-U muhakeme, lâyiha, ve lâyihai cevabiye ibrazını mütekabilen ihtiva edecek ve lâyiha-yi reddiye-i cevabiye ve mukabil, lâyiha 1 reddiye-i cevabiyenin itası ihtiyari olacaktır. Şayet tarafyn. -den biri mülâhazatı şifahiye dermeyan etmek veya ettirmek talebin416 KADİR MI9IROÖT.TJ de bulunursa, tarafı diğere de böyle bir halde aynıyla hareket etmek selâhiyeti verimek şartıyla buna mezun olacaktır. 2) Mahkeme tahkikat icrasını, evrak ibrazını, ehl-i hibreye havaleyi emretmek mahallerinde keşif ve muamele İcra, her güna malûmatı talep eylemek, şahitler istima etmek ve tarafenden veyahut mümessillerinden hertürlü izahat-i şifahiye veya tahririyeyi talep etmek hususlarında kâffe.i selâhiyeti haiz olacaktır. 3) Muahede-i hâzırâda hilafına münderiç ahkâm müstesna olmak üzere mahkemenin teşkilinden itibaren 6 ay müddet hita-nıından sonra hiçbir talep ve iddia kabul olunmayacaktır; Meğer ki, mahkeme-i mezkûrenin bir kararı ile ita edilmiş ve bad-i mesafe veya kuvve-i mücbire esbabına mübteni olarak &uret-i istisnaiyede muhik görülmüş bir müsaadeyi mahsusa mevcut ola. 4) Bir sene zarfında mecmuu sekiz haftayı tecavüz etmeyecek olan tatil devreleri müstesna olmak üzere her hafta mesalihin cûr'at-i cereyanını temin etmek için muktazi miktarda celse aUted-mek mahkemenin cümle-i vezaif indendir. 5) Hükümler işin mahkemece müzakereye konulduğuna •ta. de eden hitam.ı muhakemeden itibaren nihayet iki ay sonra her halde isdar edilmiş olmalıdır. 6) îşin icabına göre murafaat.i şifahiye ile herhalde hükümlerin tefhimi celse-i aleniyede vukubulacaktir.

7) Her muhtelit hakem mahkemesi mesalihin hüsn-ü temşiye-tine nâfi addettiği takdirde, merkezinin haricinde bir veya birkaç celse akdi selâhiyetini haiz olacaktır. Madde: 96 — Alâkadar hükümetler herbir mahkeme için bilit-tifak bir kâtibi umumî tâyin edecekler ve herbiri ona bir veya bir. kaç kâtip tefrik eyleyeceklerdir. Kâtib-i umumî ile kâtipler alâkadar hükümetlerin muvafakatiyle muavenetlerine lüzum görülen eçhası hizmetlerine alabilecek olan mahkemenin taht-ı emrinde bulunacaklardır. Her mahkeme kaleminin daireleri tstanbulda olacaktır. Diğer hanhangl bir mahalde mülhak daireler ihdası etmek alâkadar hükümetlere ait olacaktır. Her mahkeme kendisine tevdi edilecek olan mesaliha ait evrak, muharrerât ve vesaiki kaleminde muhafaza edecek ve vazifesinin hitamında bunları merkezinin bulunmug olduğu hükümetin hazine-i LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mİ? 417 ¦evrakına tevdi edecektir. Bu evrak alakadar hükümetlere daima kügâde bulunacaktır. Madde: 97 — Her hükümet, tâyin ettiği muhtelit hakem man. kemesi azası ile tâyin edeceği memur (ajan) veya kâtiplerin Ucu-rât ve muhassasâtım tediye eyleyecektir. Reis ile kâtibi umuminin ucrât ve muhaaasasâtı alakadar hü. kornetler tarafından müttefikan tâyin olunacak ücurat ve muhassa-s&tı mezkûre ile mahkemenin masarifi mflşterekesi her iki hükümet tarafından mtinâsefeten tediye edilecektir. Madde: 98 — İşbu fasıl Japonya ile Türkiye beyninde muahede-i hâzıra mucibince muhtelit hakem mahkemesinin daire-i selâhi. yetinde bulunacak olan mesaiih hakkında kâbil-1 tatbik olmayacak, tır. Mesalihi-i mezkûre iki hükümet arasında billtil&f hal ve faal olunacaktır. FASİL t MUAHEDENÂMELBU Madde: 99 — İşbu muahedenâmenin m'evki-1 meriyete vaz'ı akabinde ve diğer cihette havi olduğu ahkâm haleldar olmaksızın zlr-de tadat olunan iktisadi veya fennî mahiyetteki zeviletraf muahe-dât, mukavelât ve itilâfât Türkiye ile diğer düvel-l âkideden bunlara taraf olanlar arasında yeniden mevki-i meriyete gireceklerdir: 1) Tahtelbahir kablolarının muhafazasına dair 14 Mart 1884 ve 1 Kanunuevvel 1886 ve 23 Mart 1887 tarihli mukavelenamelerle 7 Temmuz Î887 tarihli ihtimamı protokol; 2) Gümrük tarifelerinin neşrine ve günırUk tarifelerinin neşri için beynelmilel bir İttihat teşkiline dair 5 Temmuz 1890 tarihli mukavelename; 3) Pariste beynelmilel Hıfzıssıhha-i umumiye dairesi teşkiline dair 9 kanunuevvel 1907 tarihli itilâf name; 4) Romada beynelmilel bir ziraat enstitüsü teşkiline dair 7 Haziran 1905 tarihli mukavelename; 5) Esko nehri üzerinde müruriye rüsumunun mubayaasına ait 16 Temmuz 1863 tarihli mukavelename; P : 27 418 KADİR MI9IROÖI.TJ 6) Igbu muahedenâmenin 19 uncu maddesindeki ahkâm-ı mahsusa kaydı ihtlrazisl tahtında, Süveyg kanalının serbestli istimalini temin edecek bir usul tesisine ait 29 teşrinievvel 1888 tarihli mukavelename; 7) 30 teşrinisani 1920 tarihinde Madrltte İmzalanan mukavelename ve itilâfnameler de dahil olduğu halde posta ittihat-i umumisi hakkındaki mukavelename ve itilâf nâmeler; 8) 10 - 22 Temmuz 1875 tarihinde Sen . Petersburg'ta im-zalanan beynelndlel telgraf mukavelenameleri ve 11 Haziran 1908 de Lizbon beynelmilel telgraf konferansında kararlaştırılan nizâm, nâmeler ve tarifeler; Madde: 100 — Türkiye atide zlkrolunan mukavelename veya lttlâfnâmelere iltihak veya onlan tasdik eylemeyi taahhüt eyler. 1) Otomobillerin milel-i muhtelife mematiklnda seyrine müteallik 11 teşrinievvel 1909 tarihli mukavelename;

2) Gümrüğe tabi vagonların kurşunlanmalarına dair 15 ma. yıs 1886 tarihli itilâf nâme ve 18 Mayıs 1907 tarihli protokol; 3) Müsademe, muavenet ve umur-u tahliîiye-1 bahriye hakkındaki bazı kavaidin dair 23 Eylül 1910 tarihli mukavelename; 4) Hastane gemilerinin limanlarda rüsum ve tekâliften muafiyeti hakkındaki 11 kânunuevvel 1904 iarihll mukavtlenâme; 5) Kadınların fuhuşuyata teşviklerinin men'l hakkında 18 Mayıs 1904, 4 Mayıs 1910, 30 Eylül 1921 tarihli mukavelenameler; 6) Mugayir.! ahlâk neşriyatın men'ine dair 4 Mayıs 1910 tarihli mukavelename; 7) 54, 88 ve 90 inci maddeîer hakkındaki kuyudât-ı ihtiraziye mahfuz kalmak gartlyle, 17 kânunusani 1912 tarihli mukavele.i sıhhiye; 8) Flokseraya kargı ittihaz olunacak tedlblre ait 3 tesrinl-evvel 1881 ve 15 Nisan 1889 tarihli mukavelenameler; 9) Afyon hakkında 23 , kanunusani 1912 tarihinde LAHEY* de İmzalanan mukavelenameyle 1914 tarihli munzam protokol; 10) 5 Temmuz 1912 tarihli beynelmilel telsiz - telgraf mukavelenamesi; v 11) Afrlkada mevad-dı küüliyenin tâbi olacağı usule dâir" Sen. Jermen - Anley'de imzalanan 10 Eylül 191S tarihli mukavelename; LU/.AN ZAFER Mî, HEZİMET MİT 411 12) 26 Şubai: 1885 tarihli Berlin sened-1 umumisiyle 2 tem. muz 1890 tarihli Brüksel beyanname ve sened-i umumisinin yeniden tetkikini muntazammum Sen . Jermen - Anley"de imzalanan 10 Eylül 1909 tarihli mukavelename. 13) 1 Mayıs 1920 tarihli protokol ahkâmını tatblkan vazi-yet-i coğrafiyesinin iktiza ettirdiği tadilâta Türkiye nail olduğunu gördüğü takdirde — seyahat-i hava yenin tanzimine dair olan 13 teşrinievvel 1918 tarihli mukavelename; 14) Kibrit imalinde -beyaz fosfor istimalinin men'ine dair 26 Eylül 1906 da Bern'de imzalanan mukavelename; Türkiye bundan bagka telli re telsiz telgraf hakkında beynelmUel yeni mukavelâ-tın tanzimine igtirak etmeyi taahhüt eder. KIBIU i TARİK-Î MÜNAKALE VB MESAİLİ &BBIYB VASIL 1 Tarik-i münâkale Madde: 101 — Türkiye transitin sebestiai hakkında Barselon konferansı tarafından 14 Nisan 1921 tarihinde kabul edilmiş olan mukavelename ve nizâmnâme ile ve menafii beynelmilele olan kabil-1 seyir ve sefer yollara tatbik olunacak usul hakkında mezkûr konferans tarafından 19 Nisan 1921 tarihinde kabul edllmig buluran mukavelename ve nizâmnâme ve munzam protokolü kabul ettiğini beyan eyler. Binaenaleyh Türkiye igbu muahedenin mevki-i meriyete vazm-dan itibaren bu mukavelename nizâmnâme ve protokoller ahkâmının mevki-i tatbika vaz'ını taahhüt eder. Madde: 102 —- Türkiye sahilden mahrum devletlerin bahri bayrağa mallkiyet haklarının tanınmasını muntazammın 20 Nisan 1921 tarihli beyannemesini kabul ettiğini beyan eder. Madde: 103 — Türkiye 20 Nisan 1921 tarihli Berselon kon. feransından beynelmilel usule tabi limanlara alt olan vesayaasmı kabul ettiğini beyan eder. Türkiye bu usul altına vaz'edilecek limanlan bilâhare bildirecektir. 420 KADİR KISIB.OGU3 Madde: 104 — Türkiye, 20 Nisan 1921 tarihli Barselon konferansının beynelmilel demiryollarına müteallik vesayasını kabul «ttiğini beyan eder. Bu vesayaa mütekabil olmak kaydı ihtirazlsly-le İşbu muahedenin mevki-İ meriyete vazından itibaren Türk hükümeti tarafından tatbik edilecektir. Madde: 105 — Türkiye, İşbu muahedenin mevki-l meriyete va-nnı müteakip 14teşrinievvel 1890, 20 Eylül 1393, 16 Temmuz 1895-16 Haziran 1896, 19 Eylül 1906 tarihlerinde Bern'de İmza edilen demiryolları vasıtaslyle emtia nakli hakkındaki mukavelenameleri ve ¦uver-1 tesfiyeyl kabul ve tasdik etmeyi taahhüt eder. Madde: 106 — Teni hudutların güzergahı dolayuiyle ve aynı. memleketin İki kumun yekdiğerine rapteden bir hat diğer memleketin kat'ettlğt veyahut bir memleketten

bağlayan bir şube hattı diğer bir memelekette nihayet bulduğu takdirde İki memleket ara-mndaki ticari münakalâta müteallik hususatta isletme geraitl mu. karerât-ı mahsusa mahfuz olmak kaydiyle, alakadar gimendifer idareleri beyninde akdedilecek bir itilafla tanzim edilecektir. Bu idareler igbu itilâfın şeraitinde uyuşmağa muvaffak olmadıkları takdirde şeralt-i mezkûre tahkim tarikiyle tâyin edilecektir. Türkiye ile hemhudut devletler beynindeki bilumum yeni hudut istasyonlarının tesisi ve bu istasyonlar arasındaki hududun işletmesi aynı şerait daresinde akdolunacak itilaflarla tanzim edilecektir. Madde: 107 — Gerek Osmanlı hükümetine ve fer ek hususi şirketlere ait olup işbu muahede mucibince Osmanlı imparatorluğun. dan ayrılan arazide kâin limanlar ile demiryollarının devrine müteallik ahkâm-ı hususiye kayd-ı lhtirazlsi üe kezalik işbu muahede-namenin eshabı imtiyaza ve memurinin umur-u tekaüdiyelerüıe mü. teallik ahkâm-ı maliye kayd-ı ihtirazisl tahtında demiryolların devri berveçhi âti şerait dahilinde vukubulacaktır. • 1) Bilûmum demiryollarının mebant ve tesisatı tamamiyle ve-mümkün olduğu kadar iyi bir halde terkedüeccktlr; 2) Kendisine mahsus müteharrik malzemesi olan bir şebeke-' tamamiyle terkedilmiş olan arazi üzerinde bulunduğu takdirde bu. malzeme 30 teşrinievvel 1918 tarihli son müfredat cedveli mucibince takımıyla terk olunacaktır. 3) tşbiı muahede mucibince İdaresi inkısama uğrayan hututun malzeme-i müteharrlkeslnln taksimi müteaddld şuâbatın tâbi-, oldukları idareler arasında mılhen uyuşmak suretiyle tesbit edileLOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 421 çektir. Bu uyuşma 30 teşrinievvel 1918 tarihli son müfredet cedve-line göre bu hutut üzerine kaydedilmiş olan malzemenin ehemmL. yeti servis hatları da dahil olmak üzere hututun uzunluğunu ticari münaklâtın mahiyet ve ehemmiyetini nazarı itibare alacaktır. Adenv. i itilaf halinde ihtilâfat tahkim tarikiyle halledilecektir. Bu hakem karan ledelicap her şubede bırakılması iktiza eden lokomotifleri, yolcu ve eşya vagonlarını tayin, bunların teslimi şeraitini tesbit ve mevcut atelyelere nakledilen malzemenin mahdut bir müddet zarfında muhafazasını temin iğin lâzım görülecek suver-ı ilalllyeyt tanzim edecektir. 4) Malzeme, eşya ve edevat, malzeme-i müteharrikenin aynı şerait tahtında terkedilecektir. Madde: 108 — Mevrit veya mahreci Türkiye ve Yunanistan olup Yunan - Bulgar hududu ile Kuleliburgaz karibindeki Yunan Türkiye, hududu arasında kâin şark şimendiferlerinin aks&m-i sall_ sesinden transit suretiyle müstefit olan yolcular ve emtia-i ticariye, işbu transitten dolayı hiçbir resim veya harca ve ne de bir gtt-na pasaport veya gümrük muayenesi muamelesine tâbi olmayacaklardır. İşbu maddenin icra-i ahkâmı Cemlyet-1 Akvam meclisi tarafından intihap edilecek olan bir komiser tarafından temin edilecektir. Yunanistan ve Türkiye hükümetleri bu komiser nezdine sall-fiizzikir ahkâmın icrasına müteallik her meseleyi komiserin nazarı dikkatine vaz'etmekle mükellef ve vazifesinin ifası emrinde bilcümle teshilât-ı lâzımeye mahzar olacak olan bir mümessil tayin elmek hakkım haiz olacaklardır. Bu mümessiller İhtiyaçları olacak madun heyet-1 memurinin miktar ve evsafı hakkında komiserle itilâf edeceklerdir. Ahkâm-ı mezkûrenln icrasına müteallik olup halline muvaffak olamadığı her meseleyi Cemiyet-i Akvam meclisinin kararına ar-zetmek mezkûr komiserin uhdesine terettüp edecektir. Yunanistan ve Türkiye hükümetleri ekseriyet-i ftra ile ittihaz-i mukarrerat eyleyen meclls-i mezkur tarafından sâdır olan her karara riayet eylemeyi taahhüt ederler. Anifüzzikr komiserin maaşı ve ifa edeceği hizmete müterettlp masarif Yunanistan ve Türkiye hükümetleri tarafından münâse-feten deruhte edilecektir. 422 KADİR MI9IROÖLU Türkiye bilâhare Edirneyi Kuleliburgaz ile İstanbul arasında. kî hatta rapteden bir şimendifer hattı inşa eylediği takdirde işbu maddenin mütekabilen Kuleliburgaz ve Bosnaköy karlbinde kâin Yunanistan _ Türkiye hudut nukâtı arasındaki transite müteallik ahkâmı hükümsüz kalacaktır.

Alâkadar hükûmeteynden her biri muahede-i haziranın mevk-i meriyete vaz'ından itibaren beş senelik bir müddetin hitamında işbu maddenin ikinciden beşinciye kadar olan fıkralarında musarrah murakabeyi idame etmeye mahal olup olmadığına dair bir karar verdirmek için Cemiyet-i Akvam meclisine müracaat etmek hakkını haiz olacaktır. Maahaza şurası da mukarrerdir ki Yunan - Bulgar hududuyla Bosnaköy beyninde kâin şark şimendiferlerinin iki kısmı üzerindeki transite dair olan birinci fıkranın ahkâmı mer'l kalacaktır. Madde 109 — Hilâfına ahkâm mevcut olmadıkça yeni bir hududun çizilmesi yüzünden bir devletin usul-ü miyahl (cetvel küşadı, feyezan, irva ve İska, teybls veyahut buna mümasil husuaât) diğev bir devletin arazisinde icra edilecek mesaiye merbut bulunduğu veyahut bir devletin arazisi üzerinde harpten mukaddemki teamülât mucibince diğer bir devletin arazisinde mütevellit miyah veya ku-va-yı miyahiyye istimal edildiği takdirde, alâkadar devletler arasında her birinin menafi ve hukuk-u müktesebelerini muhafaza edecek mahiyette bir İtilâf tesis edilmek lâzımdır. Adem-1 itilâf halinde' mesele tahkim tarikiyle hal olunacaktır. Madde 110 — Romanya ve Türkiye.Köstence _ istanbul kablo, sunun işletme şeraitini muhik bir surette tesbit için aralarında uyu. saçaklardır, İtilâf husul bulmadığı takdirde mesele tahkim tarlkiyU hal olunacaktır. Madde 111 — Türkiye bizzat kendi nâmına ve teb'ası nâmına artık kendi arazisinden geçmeyen kabloların cümlesi veya aksamı üzerindeki herhangi bir mahiyette olursa olsun bilcümle hukuk, müstenidat ve imtiyazatından sarfınazar eder. Eğer bâlâdaki fıkra mucibince devredilmiş olan kablolar veya kabloların bir kısmı emval-1 hususiyyeden ise eshabınuı zarar ve ziyanlarına tanzimini mülkiyetin müntakil olduğu hükûmâta ait olacaktır. Tazminatın miktarında adem-i itilaf halinde bu miktar tahkim tarikiyle tayin edilecektir. Madde 112 — Türkiye lâakal bir kısmı Türk arazisinde kaLOZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mİ? 423 ra ile ittisal peyda eden kablolar üzerinde mukaddema haiz olduğu hukuk-u mülkiyeti muhafaza eder. Maruz zikr kablolardan Türk olmayan arazide bulunanların kara ile ittisal hukukunun istimali ve işletmelerinin şeraiti alâkadar devletler tarafından euret.l musll-hanede tanzim olunacaktır. Adem-i İtilâf halinda ihtilâf tahkim tarikiyle halledilecektir. Madde 113 — Tarafeyni âliyeyn-i âkideyn her biri kendisine taallûku cihetinden Türkiyede ecnebi postahane'.erinin İlgasını kabul ederler. FASIL II MESAİL-1 SIHHİYE Madde 114 — Istanbulda Meclisi AHİ Sıhhiyesi lâğvolunmug-tur. Türkiye sevâhil ve hududunun te§kilât-ı mhhlyeslyle Türk hükümeti vazifedardır. Madde 115 — Mekadir ve şeraiti muhik olacak olan yegâne ve aynı tarife-i sıhhiye, Türk bayrağiyle ecnebi bayraklarını tefrik etmeksizin bütün gemilere ve Türkiye teb'asma tatbik edilen aynı şerait dairesinde, düvel-i ecnebiye teb'asma tatbik olunacaktır. Madde 116 — Türkiye açıkta kalmış olan memurin.1 sıhhiyenin eabık İstanbul meclis-i ftli-i sıhhiyesinin nukudundan bittefrik. verilmek üzere tazminata istihkaklarına ve işbu meclisin memurin-1 hâzıra ve sabıkasının veya onların menlehul haklarının diğer bilcümle hukuk-u müktesebelerine tamamen riayet etmejl taahhüt eder. Bu hukuka, sabık İstanbul meclis-i âli-i sıhhiyesinin ihtiyat akçesinin cihet-i tahsisisine eski idare.I sıhhiyesinin tasfiyesi kafiyesine.müteallik bilcümle mesaü ile kezalik buna müşabih veya merbut olan diğer her mesele suret-i mahsusada müteşekkil bir komisyon tarafından hal ve tesfiye edilecek ve bu komisyon, Almanya, Avusturya ve Macaristan müstesna olmak üzere İstanbul rneclis-i ali-i sıhhiyesine iştirak eden devletlerden her birinin bir mümessilinden mürekkep olacaktır. Gerek yukarıda beyan olunan tasfiyeye ve gerek bu tasfiyeden sonra kalan rukudun clhet-i tahsisine müteallik bir meseleden dolayı İşbu komisyonun azalan arasında ihtilâf zuhuru halinde mezkûr komisyonda temsil edilen 424 KADİR MI3IROOI/;

devletlerden her biri, karar-ı kat'I İttihaz edecek olan Cemiyet-i Akvam Meclisine hakk-ı müracaata mâlik olacaktır. Madde: 117 — Türkiye ile Kudüs ve Hicaz hacılarına ve Hicaz şimendiferine nezaretle alâkadar devletler beynelmilel mukavelât-ı sıhhiye ahkâmına tevfikan tedâbir-i mahsusa ittihaz edeceklerdir: İcraatta bir vahdet-1 tâmme temini zımnında bu devletler Türkiye Hac umur-: sıhhiyesinin telif ve tanzimi için bir komisyon teşkil edecekler ve bu komisyonda Türkiye devalr-i sıhhiyesiyle Mısır deniz ve karantina sıhhiye meclisi temsil edilmiş olacaktır. Bu komisyon, arazisinde içtima edeceği devletin evvelce mu. vafakatini istihsal edecektir. Madde: 118 — Hac umur-u sıhhiyesinin telif ve tanzimi komisyo-nunun mesaisi hakkında gerek Ceraiyet-i Akvam Hıfzı sıhha Komitesine ve beynelmilel umumi hıfzıssıhha idaresine ve gerek hac ile alakadar her memleketin müracaat edecek olan hükümetine raporlar verilecektir. Komisyon kendisine Cemiyet-l Akvamdan beynelmilel umumi hıfzıssıhha idaresinden veyahut alâkadar hükümetler tarafından vuku bulacak bütün sualler üzerine reyini beyan edecektir. KISIM V AHKAM-I MÜTEFERRİKA. 1 — ÜserA-yı Harp Madde: 119 — Tarafeyn-l ftliyeyn-i âkıdeyn ellerinde kalmış olan harp esirlerlyle sivil mevkufları derhal memleketlerine iadeyi taahhüt ederler. Yunanistan ve Türkiyenin ınütekabilen ellerinda bulunan üsarâ-yı harbiye ve sivil mevkufinin mübadeleleri işbu hükümetler arasında 30 kânunusani 1923 tarihinde Lıozanda imza edilmiş olan hususi itilâfnamentn mevzuunu teşkil eder. Madde 120 — İnzibata mugayir harekâttan dolayı mahkûmu-naleyh veya takibata mâruz kalmış olan üsera-yı harp ve sivil mevkufta, cezalarının veyahut aleyhlerine başlamış olan tâkibat-ı ka-nuniyenin ikmali nazarı dikkate alınmaksızın iade edileceklerdir. İnzibata ait ceralmden maada ef'alden dolayı mahkûmunaleyh veLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ' 425 ya takibata mâruz olanların hapis ve tevkifleri idame edilebilecek-' tir. Madde 121 — Tarafeyn-i âliyeyn-i âkıdeyn gaiplerin taharrisi veya adem-i iade arzusunu izhar etmiş olan üserâ.yı harbiye ve sivil mevkufiyenin tâyini hüviyetleri için mütekabüen kendi arazileri üzerinde her türlü teshilâtı irae etmeyi taahhüt ederler. Madde 122 — Tarafeyn-i âliyeyn-i âkıdeyn işbu muahede mev-kl-i mer'iyete vaz'edilir edilmez üserâ-yı harbiyeye ve sivil mevku-fıne alt olan veya ait olmuş bulunan alıkonulmuş bilcümle eşya, akçe. senedat, vesaik veya her nevi eşya-yı zaüyenin iadesini taahhüt ederler. Madde 123 — Tarafeyni âliyeyn-i âkıdeyn orduları tarafın-esir edilmiş olan üserâ-yı harbiyenin idaresi için masruf meba-lig-in mütekabüen tediyesinden sarfı nazar eylediklerini beyan eder ler. // — Mezarlıklar Madde: 124 — Atide gelecek 126 inci maddede mevcut ah-kâm-ı hususiyeye halel gelmeksizin tarafeyn-l âliyeyn-i âkıdeyn içlerinden her birinin 29 teşrinievvel 1914 den beri meydan-i harpte veya mecruhiyetle veya kaza veya hastalık neticesinde vefat etmiş beni ve bahri askerleriyle ayni tarihten beri asârette iken ölmüş olan üserâ'yı harbiye ve sivil mevkufînin kendi hâkimiyetleri altında bulunan arazi üzerindeki mezarlıklarına, rnerkadlerine med-fenlerine ve tezkir-i namları için tesis edilen âbidelerine hürmet ve onları idare ve muhafaza ettireceklerdir. Tarafeyn-l âliyeyn-i âkıdeyn içlerinden her birinin mâruzzikr mezarlıklarını, medfen ve merkadlerini tayin, kayıt vo iradeye ve bunların bulundukları mahallerde münasip âbideler rekzine memur edebilecekleri komisyonlara, arazileri üzerinde vazifelerini ifa bilcümle teshilâtı mütekabüen irae hususunda itilâf edeceklerdir. Bu komisyonlar hiçbir askerî mahiyeti haiz olmayacaklardır. Ak deyn-i mezkûre berveçhi bâlâ zikrolunan berrl ve bahri as. kerterin bekaya yi ecsadmın vatanlarına iadesi hususundaki taleplerini tatmin zımnında kavanin-i milliyeleri ahkâmı ve sıhhat-ı umumiye zaruretleri nazarı dikkate alınmak kaydı ihtiraztsi tahtın«26

KADİR MISIROÖLU da her türlü teshilâtı mütekabilen irae etmeye muvaffakat ederler. Madde: 125 — Tarafeyn-i ftliyeyn-1 âkıdeyn: 1) Esarette vefat eden üserâ-yı harbiye ve sivil mevkufinin tayln-i hüviyetleri için faldeli tafsilâtın İlâvesiyle beraber tam bir cetveli, 2)^ Hüviyetleri tayin edilmeksizin defnolanan emvatın mezarlıklarının adet ve mevâkileri hakkında her türlü târifatı mütekabilen yekdiğerlerine ita etmeyi taahhüt eylerler. Madde 126 — Romanya arazisinde 27 Ağustos 1916 dan beri vefat eden Türk asâkir.i berriye ve bahriyesinin ve üserâ-yı harbiye-sinin merkad mezarlık ve medfenlerinm tezkir-i nâmları İçin dikilen âbidelerin idare ve muhafazası ile sivil mevkufine müteallik hu-susatta yüz yirmi dört ve yüz yirmi beşinci maddelerden mütevellit sair her türlü mecburiyetler Romanya hükümetiyle Türk hükümeti arasında hususi bir itilâfa mevzu teşkil edeceklerdir. Madde 127 — 124 ve 125 inci maddelerinin umumî mahiyette olan ahkâmını İkmal İçin bir taraftan Britanya İmparatorluğunun Fransa ve İtalya hükümetleri, diğer taraftan Türkiye ve Yunanistan hükümetleri 128 inciden 136 ncıya kadar olan maddelerdeki ah-kâm-ı mahsusayı kararlaştırmışlardır. Madde 128 — Türk hükümeti Britanya İmparatorluğa Fransa ve İtalya hükümetlerine kargı kendi arazisi üzerinde bunların mey-dân-ı harpte veya mecruhlyetle veya kaza veya hastalık neticesinde ölmüg olan berr! ve bahrî askerleri ile esarette vefat eden üserâ-yı harbiyelerine ve sivil mevkufînlne ait merkad, mezarlık ve medfen-leri tezkir-i nâmları için dikilmiş âbidleri muhtevi olan arsaları kenöilerine ayrı ayrı ebedlyyen terketmeyi taahhüt eder. Kezalik 139 uncu maddede mezkûr komisyonlar tarafından birleştirme mezarlıkları medfenler veyahut âbideler tesisi için âtide lüzumu görülecek olan araziyi de onlara terkedecekdir. Bundan maada işbu merkadlere, mezarlıklara, medfenlere ve âbldata serbestli duhule müsaade etmeyi ve ledeliktiza lâzım, olan cadde ve yolların inşaasma ruhsat vermeyi taahhüt eder. Yunan hükümeti kendi arazisine müteallik olarak aynı hususa-tı taahhüt eder. Yukarıdaki ahkâm, terkolunan arazide Türk veyahut hale göre Yunan hâkimiyetine lrâs-ı halel etmez. LOZAN ZAFER Kİ. HEZİMET Mİ? 427 Madde 129 — Türk hükümeti tarafından terkedilecek arsalar meyamna hususiyle Britanya İmparatorluğu İçin Üç numaralı haritada gösterilmiş olan Anzak (Anburnu) havalisi dahil olacak. Britanya İmparatorluğunun bâlâda beyan olunan araziden istifadesi berveçhi âti şeraite tâbi tutulacaktır. 1) Mezkûr arazi işbu sulh muahedenâmeaiyle tayin olunan cU het-i tahsisinden gayri bir suretle istimal edilmiyccektir. Binaenaleyh hiçbir askerî veya ticarî maksatla veya anifülbeyan cihet-i tahsise mugayir sair herhangi bir maksatla kullanılamayacaktır; 2) Türk hükümeti mezarlıklar da dahil olduğu halde, mezkûr arsayı teftiş ettirmek hakkını her zaman haiz bulunacaktır. 3) Mezarlıkların muhafazasına tahsis edilen sivil bekçilerin adedi her mezarlık için bir bekçiden fazla olmayacaktır. Mezarlıkların haricinde bulunan arsa için mahsus bekçiler bulundurulmayacaktır. 4) Mezkûr arsada mezarlıkların gerek dahil ve gerek haricin-da sırf muhafızlara lâzım olacak meskenlerden bagka ehniye lnga edilemiyecektir. 5) Mezkûr arsanın sahil Üzerinde eghas ve emtia-yı ticariye İhraç ve efkarını teshile medar, olabilecek, hiçbir rıhtım mendirek veya iskele İnşa edilemiyecektir. 6) Bilcümle muamelât-i lâzıme yalnız boğazların İç sahilinde İcra edilebilecek ve arsaya adalar denizi sahilinden duhul ancak mezkûr muamelenin İcrasından sonra müsaade olunacaktır. Türk hükümeti mümkün olduğu kadar basit olması lftzımgelen işbu muamelâtın bu maddenin diğer ahkâmına "halel gelmemek şartiyle Türkiyeye giden diğer ecnebiler hakkında mevzu muamelâttan ziyade müennetl mucip olmamasını ve lüzumsuz her nevi tehire mahal vermeyecek şerait tahtında ifasını kabul eder;

7) Arsayı ziyaret etmek isteyen eşhas müsellâh olmayacaklar ve Türk hükümeti işbu memnuiyet-1 kafiyenin tatbikina nezaret etmek hakkını haiz bulunacaktır. 8) 150 kişiden ziyade olan her züvvar kafilesinin muvasalatından lâakal bir hafta evvel Türk hükümetinin haberdar edilmesi muktazidir. Madde 130 — Britanya, Fransa ve İtalya hükümetlerinden her biri Türkiye ve Yunan hükümetlerinin de birer mümessil me42S KADİR MI9IHOÖIAJ mur edecekleri bir komisyon tayin eyleyecekler ve bu komisyon merkadlere, mezarlıklara, medfenlere ve ftbidata müteallik mesaii mahallinde halletmeye memur olacaktır. Bu komisyonlar bühas-" sa: 1) Emvâtın defnedildiği veya defnedilmig olabileceği menâtı-kı keşf ve tayin ve mevcut merkadleri, mezarlıkları, medfenleri ve âbidatı tesbit etmek, , 21 Merkadlerin -eğer mahal varsa, bir araya yeniden cem edilmesine ne gibi şerait tahtında tevessül edileceğini tayin etmek, Türk arazisinde Türk mümessille. Yunan arazisinle Yunan mümessille bilitilâf yeniden bir araya cem olunacak mezarlıklara medfenler ve tesis edilecek âbidatm mevkilerini tayin eylemek ve iggal edilmiş olan sathı lâzım olan hadd-i asgariye tenzil suretiyle İşbu mevakun hudutlarını tahdit etmek, 3) Kendi teb'aları için teghi3 edllmig veya edilecek merkadlerin mezarlıkların, medfenlerin, ftbidatın kat'i plânlarını mensubolduk. lan hükümetleri nâmına Türk ve Yunan hükümetlerine tebliğ etmek vazifeleriyle mükellef olacaklardır. Madde 131 — Arsanın terkolunduğu hükümetler terkedilen arsaları yukarıda zikrolunandan gayrı surette istimal etmemeyi ve istimale müsaade eylememeyi taahhüt ederler. Bu arsalar deniz kenarında vâki ise sahili arsanın terkolunduğu hükümetler tarafından herhangi askeri bahri ve ticari hiçbir maksat İçin istimal edileml-yecektir. Tahsisi fekkedilecek âbide rekzl için de istimal edilemlye-cek olan merkad ve mezarlık arsaları Türk veyahut hale göre Yunan hükümetlerine avdet edecektir, Madde: 132 — 128 inciden 130 uncu ya kadar maddelerde zik. rolunan arsaların tam ve kâmil intifamı Britanya, Fransa ve İtal-ya hükümetlerine müebbeden terk İçin icabeden teşrii veya idari tedâbir 130 uncu maddenin üçüncü fıkrasında beyan edilen tebliği takibedecek olan 6 ay zarfında Türk hükümeti ve Yunan hükümeti tarafından ittihaz edilecektir. Eğer istimlâkat lâzım gelirse işbu istimlâkler Türk ve Yunan Hükümetlerine alt arazi üzerinde müte-kabtlen mezkûr hükümetler marifetiyle ve mesarlfl kendilerine ait olmak üzere icra edilecektir. Madde: 133 — Britanya, Fransa ve İtalya hükümetleri teb'alâ-runn merkad, mezarlık, medf en ye âbidelerinin tesis, tanzim ve idaLOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 429 resini münasip gördükleri herhangi vasıta-i icraiyeye tevdide serbest olacaklardır. Bu vesait mahiyet-i askeriyeyi haiz olmayacaktır. Mekadlerin birleştirilmesini mezarlık ve medfen tesisini temin için lâzım addedilecek olan ihraç-ı emvad ve nakl-i ecsad ile kendilerine arsaların terkolunduğu hükümetlerce yatanına iadesi icabedeceği-r.e hükmolunacak emvatın ihraç ve ecsadm nakli keyfiyetlerine tevessül ettirmek hakkını yalnız bunlar haiz olacaklardır. Madde 134 — Britanya, Fransa ve İtalya hükümetleri Türki-vcde kâin mezarlıkların, merkadlerin, medfenlerin ve âbidâtın tebalan meyanında tayin edilmiş bekçiler tarafından muhafazasını temin ettirmek hakkını haiz olacaklardır. Bu bekçiler Türk memurini tarafından tanınacaklar ve merkadler, mezarlıklar, medfenler âbidatm muhafazasını temin için memurların muavenetine maz-har olacaklardır. Mezkûr bekçiler hiçbir sıfat.ı askeriyeyi haiz olmayacaklar ve fakat şahısların müdafaası için bir rovelver veya otomatik tabanca Ue müsellâh olabileceklerdir. Madde 135 — 128 inciden 131 inci maddeye kadar olan maddelerde zikrolunan arsalar Türkiye ve Türk memurinî veya hale ' göre Yunanistan ve Yunan memurini tarafından hiçbir neyi bedel-i icar, resim ve vergiye tâbi tutulmayacaktır.

Britanya, Fransa, İtalya hükümetleri mümessilleriyle merkadleri, mezarlıkları, med. fenleri ve fibidatı ziyaret arzusunda bulunan eşhas için oralara duhûl her zaman serbest olacaktır. Türk hükümeti ve Yunan hükümeti mezkûr arasalara mevsul olan yolların müebbeden idare ve muhafazasını deruhte edecektir. Türk hükümeti ve Yunan hükümeti rnâruzzikr mezarlıklar, merkadler, medfenler ve ftbidatın idare veya muhafazasına memur eşhasın ihtiyacatı ve arazinin İskası için lâzım olan miktarda su. yu tedarik edebilmeleri zımnında Britanya, Fransa ve İtalya hükümetine teshilâtı bahşetmeyi taahhüt ederler. Madde 136 — Britanya,. Fransa ve îtalya hükümetleri Türkl-yeden ayrılan arazldekiler de dahil olmak üzere kendi hükümlerine tâbi arazide medfun bulunan Türk asâkiri-1 berriye ve bahriyesinin merkadler inin .mezarlıklarının, medf enlerinin ve tezkir_i nâmlarına mahsus âbidatm tesisi hakkındaki 128 ve 130 uncudan 135 inciye kadar olan maddeler ahkâmından istifadeyi Türk hükümetine bahşetmeyi taahhüt ederler. 430 KADİR MISIROGLU /// — AhkAm-t Madde 137 — Tarafeyn âuyeyn-i âkıdeyn arasında hilafına tekarrür eden ahkâm müstesna olmak üzere 30 teşrinievvel 1918 tarihinden itibaren İşbu muahedenin mevki-1 mer'iyyete vaa'ına ka-<=lar Istanbulu Iggal eden devletler teb'alannın, ecnebilerin veya Türk tebaamın hukuk, emval va menafilne ve bunlardan her biri. nin Türkiye memurini Ue olan münasebetlerine dair mezkûr devletlerin memurları tarafından veya onlarla blllttlfak ittihaz olunan kararlar veya İta edilen evâmir muteber olacak ve bunlardan dolayı mezkûr devletler veya memurları aleyhine hiçbir talep derme-yan edllemjYecektir, Bâlâda mezkûr mükarrerât veya evâmirden dolayı duçar olu. najı bir zarardan münbais diğer kâffe-l metalip muhtelit hakem mahkemesine tevdi olunacaktır. Madde 138 — Affı umumiye dair bugünkü tarihli beyannamesinin 4 ve 6 inci bentleri ahkâmına halel gelmemek gartıyla mevad-di adliyede 30 teşrinievvel 1918 tarihinden itibaren igbu muahedenin mevki-I »ner'iyete vaz'ına kadar Türkiyede îstanbulu işgal eden devletlerin hâkimleri, mahkemeleri veya memurini tarafından ve kezalik 8 kanunuevvel 1921 tarihinde tegkll olunan muh. tellt encümen-i adil canibinden sâdır olan mukarrerat ve evâmir, tedâblr-i icraye de dahil olmak üzere muteber olacaktır. Şu kadar ki biı askeri mahkeme veya bir polis mahkemesi tarafından mevadd-i hbkukiyeye dair sâdır olan bir karar-ı adilden dolayı efraddan biri lehine duçar olduğu bir zararın tamiri zımnında diğer bir fert canibinden bir talep dermeyan olunduğu takdirde işbu talep muhtelit hakem mahkemesinin tetkikin» arzolunacak ve o da icabederse bir bedel-l tanzim tediyesine hüküm ve hattâ bir iadeyi emredebilecektir. Madde: 139 ¦— Mülki, adlî veya mal! İdareler veya İdare-i evkafa müteallik olup Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan bir toprağın hükümetini münhasıran alâkadar eden ve Türkiyeda bulunan evrak defâtir, plânlar, senedat ve diğer her nevi vesaik bilrruıkaDe-le bunlardan Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan bir toprakta bulunup Türk hükümetini münhasıran alâkadar edenler mütekabtlen iade olunacaklardır. Bâlâda beyan olunan defâtir, plânlar, seneLOZAN ZAFER Hİ. HEZİMET MtT 431 dat ve diğer vesaika vazıülyed olan hükümet onlarda kendisini alâkadar addediyorsa onlan kendisi muhafaza edebilecek ve alâkadar hükümete talep üzerine fotoğraflarını veya musaddak suretlerini Jta ile mükellef olacaktır. Gerek Türkiyeden ve gerek arazi-i münfekkeden götürülmüş oian evrak, defâtir, plânlar, senedat ve diğer vesaik münhasıran alındıkları araziye müteallik buldukça asılları mütekabilen iade olunacaktır. İgbu muamelâttan mütevellit masarif talip olan hükümete ait olacaktır. Ahkâm-ı ânife, eski Osmanlı imparatorluğuna ait olup 1912 senesinden sonra Tunanistana intikal eden kazalarda kâin emlâk vp araziye veya evkafa müteallik defâtire de aynı gerait tahtında nıabihittatbiktir. Madde 140 — Esna-l harpt9 Türkiye ila diğer düvel-i âkide arasında 30 teşrinievvel 1918 tarihinden mukaddem mütekabüen icra olunan iğtinamat-i bahriye yekdiğerlerine karşı hiçbir talep ve iddiaya mahal vermlyecektir. Mütarekenin

ihlâli sebebiyle Istanbulu işgal eden devletler tarafından tarih-i mezkûrden sonra vâki zabıtlar hakkında dahi aynı hüküm caridir. Şurası mukarrerdir ki, Istanbulu işgal eden devletlerin hükümetleri veya Türk hükümeti tarafından 29 teşrinievvel 1914 tarihinden 1 kânunusani 1923 tarihine kadar kendi limanlarında viya işgal ettikleri limanlardan tasarrufata tâbi tutulmuş olan her nevi merâkib-i bahriye hacm-i istiabâsi az sefaln, yatlar ve mavnalar hakkına gerek mezkûr devletlerin hükümetleri ve tebalan canibin. den ve gerek Türk hükümeti tebası tarafından hiçbir talep dermeyan olunmayacaktır. Maahaza işbu aff-ı umumiye dair bugünkü tarihli beyannamenin altıncı bendi ahkâmını ihlâl etmediği gibi 29 teşrinievvel 1914 tarihinden mukaddemki hukuka müstenit olarak efrad tarafından efradı saire aleyhine vâki olabilecek metalip ve müddeiyata da halel getirmeyecektir. Kuva-yı Yunaniye tarafından 30 teşrinievvel 1918 tarihinden muahhar olarak zaptolunan Türk bayrağını hâmil sefaln Türkl-yeye iade olunacaktır. Madde 141 — îşbu muahedenin 25 İnci maddesi ve 28 haziran 1919 tarihli Versay Sulh Muahedesinin 155 inci ve 250 inci ve 440 432 KADİR MISIROflLU I LOZAN ZAFER Mi, HEZİMET Mt? 433 inci maddeleri ve kezalik 8 inci kısmın (tamirat) 3 üncü lahikasının cümle-1 tatbikatından olmak üzere elhaletihazihi vâzıulyed bulunan müttefik hükümetlerinin rızası lâhik olmaksızın esna-i harpte Alman hükümeti veya tebası ^tarafından Osmanlı hükümetine veya teba-sına devir ve ferağ edilmiş olan Alman sefalnin kâffesüıe müteallik olarak Alman hükümetine veya tebasına karşı terettüp edebilmiş olan her güna taahhütten Türk hükümetinin ve tebasımn bert ol-duklan beyan olunur. Türkiye ile kendi yanında harp etmiş olan diğer devletlerin rrtünasebatında dahi eğer mahal varsa aynı hüküm cari olacaktır. Madde 142 — Yunanistan ile Türkiye beyninde Rum ve Türk ahalinin mübadelesine dair 30 kânunusani 1923 tarihinde akdolunan hususî mukavelename mezkûr iki taraf-i âli-i akid arasında igbu muhadenamede muharrer olduğu takdirde haiz olacağı kuvvet ve kıymeti haiz olacaktır. Madde 143 — İgbu muahede mümkün olduğu kadar kısa bir müddet zarfında tasdik edilecektir. Tasdiknameler Pariste tevdi edilecektir. Japon hükümeti tasdikin icra edilmiş olduğunu Paristeki mü-messil-i siyasisi vasıtasıyla Fransa hükûmet-i cumhuriyesine bildirmekle iktifa selâhlyetini haiz olacak ve bu takdirde mümkün oldu. ğu kadar sür'atle vesikasını tevdi edecektir. Düvel-1 mümziyeden her biri İşbu muahedeyi kendi tarafından imza edilmiş ve Lozan konferansının sened-I nihaisinde muharrer bulunmuş senedât-ı saire ile birlikte — eğer bunlar bir tasdiki istilzam ediyorsa — tek ve aynı vesika ile tasdik edilecektir. Bir taraftan Türkiye) diğer taraftan Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya veyahut aralarından üçü tasdiknamelerini tevdi eder etmez ilk tevdi zabıtnamesi tanzim edilecektir. Bu ilk zabıtnamenin tarihinden itibaren muahedenâme bu su. retle onu tasdik eden tarafeyh-i âliyeyn-1 âkıdeyn arasında mevki» mer'iyete girecektir. Diğer devletler için tasdiknamelerinin tevdi tarihinde müteakiben mevkii mer'iyete girecektir. Şu kadar ki Yunanistan ve Türkiyeye müteallik olmak üzere birinci maddenin iki numaralı fıkrası ile beşinciden onbirinciye (onbirinci hariç) kadar elan maddeler ahkâmı, Yunan ve Türk hükümetleri kendi tasdiknamelerini tevdi etmeleri akabinde İşbu tarihte balâda beyan olunan zabıtname henüz tanzim edilmemiş olsa bile mevkii meriyete girecektir. Fransa hükümeti tasdiknamelerin tevdii, zabıtnamelerinin mu-saddak birer suretini bilcümle düvel-i mümziyeye verecektir. Tasdiken lilmakal marurüzzikr murahhaslar işbu muahedenâ-meyi imza etmişlerdir. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozanda bir nüs-ha olmak üzere tanzim edilmiş olup bu nüsha Fransa hükûmet-i Cumhuriyesi Mahzen-i Evrakına vaz'edilecek ve hükûmet-1 mezkûre düvel-i âkideden her birinin musaddak bir nüshasını tevdi edecektir. İSMET

Dr. RIZA NUR BASAN BOR AS RVMBOLT PELLB GARRONİ MONTANYÂ UÇİYAt VENİZEhOS KAKLEMANO8 DİYAMANDİ KOSTANTİN KONÇESKO F : 28 I BOĞAZLARIN USULÜNE DAİR MUKAVELENAME Bir taraftan, Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japon, ya, Bulgaristan, Yunanistan Romanya, Rusya, Sırp - Hırvat - Sloven devleti ve diğer taraftan Türkiye, bugünkü tarihli muahede-i sulhi-yenin 23 üncü maddesiyle müeyyet esasa tevfikan boğazlarda bütün milletlere Bahr-ı Sefid İle Karadeniz arasında serbest-1 mürur ve seyr-ü sefaini temin etmek emniyesiyle, ve bu serbestinin idâmesî sulh_u umumi ve tlcaret-i alem İçin lâzım olduğunu nazar-ı dikkate aldıklarından, bu maksatla bir mukavelename akdine karar vermişler ve murahhasları olmak üzere. Hagmetlû Büyük Britanya ve İrlanda Kraliyet-I müttehidesl, Mâvera-i Ebhâr Britanya arazisi Kralı Hindistan İmparatoru Hazretleri.: İstanbul'da fevkalâde komiser aseletlû Sir Horeca George Moru tfgu Rumbolt, Barrcfae J.S.M.J. Fransa Cumhuriyeti Reisi: Fransa sefir.1 kebiri, cumhuriyetin Şark fevkalade komiseri Legion d'hunour nişân-i millisinin Grande Offlcier rütbesini haiz ferik general Mösyö Maurice Pelle, Hagmetlû İtalya Kralı hazretleri; Kraliyetin Senato âzası, İtalya sefir-l kebiri, Istanbulda fev. kalâda Komiser St Maurice Velezar ve Coron d'Italy nişanlarının Granda Crouvasını haiz asaletlû Marki Camllle Garroni, Atina fevkalâde murahhas ve orta elçisi, St Maurice Velezar nişanlarının komandor rütbesini ve'Coron d'Italy nişanının Grande Officier rütbesini haiz Mösyö Julius Cezare Montagnie, Haşmetlû Japonya İmparatoru hazretleri. Soleil IiOvan. nişanının birinci rütbesini haiz Roma fevkalade sefir.i kebiri ve murahhası Mösyö Gentaro Uçuyal Jözamml, Bulgaristan İçin: Şimendifer, posta ve telgraf nâzır.ı sabıkı Mösyö Bogdan Mor_ fof, feykalâde murahhas ve orta elçi, hukuk doktoru St. Aleksandr nişanının Grande Crova rütbesini hala Mösyö Dlmltri Stençlof. LOZAN ZAFER Ut, HEZİMET Mİ? 435 Hasmetlu Yunanlılar Kralı hazretleri: Sabık heyet-1 nüzzar reisi Souvor nişanının Grande Crova rütbesini haiz Mösyö Elefterios K. Venlzelos, Londra orta/içlsl Souvor nişanının komandor rütbesini haiz Mösyö Demetr KaklamaAO8, Hagmetlû Romanya Kralı hazretleri: Orta elçi Mösyö Kostan-tin 1. Diamandi, orta elçi Mösyö Konstantln Konçegko Rusya: Mö«-yö Nikolai İvanovlç Jordanskl Hagmetlû Sırp . Hırvat _ Sloven Kralı Hazretleri: Bernde fevkalade murahhas ve orta elçi Mösyö Dr. Milotln İvanoviç, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti: Edirne mebusu, Umû-r-u Hariciye Vekili İsmet Paga, Sinop mebusu, Umûr-u Sıhhiye ¡• Muavenet-i İçtimaiye Vekili Dr. Rıza Nur Bey, Trabzon mebusu, sabık Vekil Hasan Bey. hazerâtını tâyin etmişlerdir. Müşarünileyhin usulüne muvafık ve muteber tanınan «elAhiyetnamelerlni ibrazdan sonra ahkâm-ı ftti-yeyi kararlagtırrmglardır. Madde 1 — Tarafeyn_l allyeyn-i âkıdeyn aşağıda (Boğazlar) tabir-i umumlslyle yâdedilen Çanakkale boğazı, Marmara denizi ve Karadeniz boğannda denizde ve havada seyr-ü sefer serbestisi ¦ esasım tammak ve ilân etmek hususunda müttehid-ül efkârdır. Madde 2 —• Boğazlardan harp ve sulh zamanlarında ticaret sefine ve tayyarelerinin ve harp sefine ve tayyarelerinin müruru v« seyrüseferi badema merbut lahika ahkâmına tevfikan tanzim edilecektir. LÂHtKA :

Boğazlardan ticaret sefine ve tayyarelerinin ve tayyarelerinin müruru hakkında kavaid: ve harp sefin« Hastahane gemileri .yatlar, balıkçı sefineleri ve gayr-ı askeri tayyareler dahil olduğu halde ticaret sefaini A — Sulh zamanında: Sancak ve hamule ne olursa olsun, beynelmilel ahkâm.ı sıhhiyo 436 KADİR MI91ROÖLU kayda ihtirazisl tahtında olarak kılavuzluk, fener, römorkör resim,. leri veyahut ayni mahiyetteki diğer rüsum çibi doğrudan doğruya Ifft edilen hldemâta alt bulunmamak ve Türk hükümeti tarafından elhâletühâzihi imtiyazı verilmiş idare ve müesseseler tarafından bu hususta istimal olunan hukuka halel gelmemek şartıyla hiçbir muamele, rüsum veya mükellefiyet olmaksızın gündüz ve gece seyrüsefer ve mürure serbestLi tâmmı, Bu rüsumun cibayetini teshil için boğazlardan geçen ticaret sefineleri Türk hükümeti tarafından tayin edilecek mevakia isimlerini, tabiiyetlerini, tonilâtolarının miktarını ve semt-i maksutlarını bildireceklerdir. Klavuz ahzı ihtiyari kalmaktadır. B — Harb zamanında Türkiye bitaraf kaldığı takdirde: Balada muharrer aynı şerait dahilinde, gündüz ve gece seyrüsefer ve mürur serbesti.! tâmmı, bitaraf bir devlet sıfatıyla Türkiye'nin hukuk ve vezaifl, suları ve havası Türkiyenin bitaraf kaldığı bir harb esnasında sulh zamanında olduğu gibi tamamen serbest kalması lâzım gelen boğazlarda seyrüsefalni tas'it edebilecek mahiyette hiçbir tedbir ittihaz etmesine selâhiyet vermiyecektir. Kılavuz ahzı ihtiyari kalmaktadır. C—Harb zamanında Türkiye muharip olduğu takdirde: Bitaraf sefineler ve bitaraf gayri askesl tayyareler için işbu sefine ve tayyareler düşmana bilhassa kaçak eşya, düşman kıtaatı veya tebası taşımak suretiyle yardım etmedikleri takdirde seyrüsefer serbestisi, Türkiye'nin bu sefine ve tayyareleri teftişe hakkı bulunacak ve bu maksatla mezkûr tayyareler Türkiye tarafından bu husus için tâyin ve ihzar olunacak, menatıkta karaya ve denize inmeğe mecbur olacaklardır. Düşman sefinelerine hukuk-u düvelin kabul ettiği tedâbiri tatbik etmek hususunda Türkiyenin haiz olduğu hukuka halel gelmemiştir. Türkiye, düşman sefinelerinin boğazlardan istifadelerini men için lazım addedeceği tedâbiri ittihaz selâhiyet-i tâmmesine maliktir. Mamafih bu tedâbir bitaraf sefaınln serbsstı-i mürurunu men edecek mahiyette olmayacaktır. Ve bu maksatla Türkiye safaini mezkûreye lâzım gelen talimatı veya kılavuzları vermeyi taahhüt eder. LOZAN ZAFER MI, HEZİMET Mtt 437 Muavin sefineler, lasker nakliye sefineleri, tayyare taşıyan sefL meler ve askeri tayyareler dahil olduğu halde, sefain-i harbiyye. A — Sulh zamanında: .Sancak ne olursa olsun, hiçbir muamele, resim veya mükellefiyet olmaksızın, kuvvetlerin mecmuuna müteallik âtideki kuyud-u ihttraziye tahtında, gündüz ve gece mürur serbesti-I tâmmı. Bir devletin Bahri Siyaha müteveccihen boğazlardan tarar Edebileceği âzami kuvvet Karadenize sahildar devletlere mensup ve mürur esnasmda Bahr-i Siyahta mevcut en kuvvetli donanmanın Azami kuvvetini tecavüz etmiyecektir. Mamafih devletler Bahr-l Siyaha her zamanda ve her halde beheri on bin ton lâtoyu geçmi. yen üç sefineyi tecavüz etmeyecek bir kuvveU bahriye göndermek hakkım muhafaza ederler. Boğazlardan geçecek sefainln miktarı hususunda Türkiyeye hiçbir mesuliyet terettüp etmeyecektir. îşbu kaideye müracata imkân bahşolunnıak için, onuncu maddede muharrer boğazlar komisyonu Bahr-l Siyaha sahildar devletlerin herbirinden her sene kânunusaninin ve tenuntızun birinci günleri Bahr-i Siyaha mâljk bulundukları zırhlıların, muharebe kruvazörlerin, tayyare taşıyan sefinelerin,- kruvazörlerin, torpido muhriplerinin, tahtelbahirlerin veyahut sair her şekil (tip) sefain ile deniz tayyarelerinin miktarını sefaiai müsellahayı, mevcudu . tenzil edilen veya

ihtiyatta veya tamirde veyahut hal_i tadilde bulunan se. fainden tefrik etmek suretiyle talep edecektir. Bunun üzerine Boğazlar komisyonu alâkadar devletlerin Ka. radenizdeki en kuvvetli donanmanın ihtiva ettiği zırhlıların, muharebe kruvazörlerinin, tayyare taşıyan sefinelerin kruvazörlerin, tor pido muhriplerinin, tahtelbahirlerinin, tayyarelerin ve icab-ı halinde sair şekildeki sefainin miktarından haberdar edecektir. Bundan başka mezkûr kuvvete mensup bir sefinenin Bahr-l Siyaha duhulünden veya oradan hurucundan mütevellit her güna tahâvvû-lât derhal alakadar devletlerin Ittılaına ısâl edilecektir. Boğazlardan Karadenize müteveccihen geçirilecek bir kuv-ve-i bahriyenin hesabında yalnız müsellfth sefinelerin adedi ve sek-li —tipi— pis-i dülâhazaya alınacaktır. 438 KADİR MI9IROOL.U B — Harb samanında Türkiye bitaraf olduğu takdirde: Sancak ne olursa olsun hiçbir muameleye, rüs%ma veya hiçbir güna mükellefiyete tabi olmaksızın, ikinci bendin (A) işaretli fıkrasında mezkûr tahdidatın aynı tahdidat dairesinde gündüz vs gece mürur serbesti-i tâmmı. Maamafih ,bu tahdidat muharip devletlere bunların Karadeniz, deki muhariplik hukukuna iras.ı halel edecek surette tatbik edile-miyecektir. Bitaraf bir devlet sıfatlyle Türkiyenin hukuk ve vezaifl sulan ve havası Türkiyenin bîtaraf kaldığı bir harb esnasında sulh Boma-nında olduğu gibi tamamen serbest kalma «ı lâzımg'elen boğazlarda seyrüsefaini tasip edecek bir mahiyette hiçbir tedbir ittihaa etmesine selâhiyet vermiyecektir. Muhariplerin harb sefinelerine ve askerî tayyarelerine boğazlarda bir güna zapt ve müsadereye teves«ül etmek hakkı muayene icra eylemek veya diğer herhangiblr hareketi hâsımâne yapmak memnu olacaktır. Harb sefineleri tamirat yapmak veya erzak almak hususlarında bahri bîtaraflığa dair 1907 tarihli İS üncü Lahey mukavelenamesi ahkâmına tabi olacaklardır. Tayyarelerin bîtaraflığı hakkındaki kavaidi tâyin edecek beyneL milel bir mukavelenamenin akdine intizaren askerî tayyareler boğazlarda 1907 tarihli 13 üncü Lahey mukavelenamesinin harb sefinelerine bahşettiği muameleye mümasil bir muameleden müstefit olacaktır. C — Harb zamanında Türkiye muharip olduğu takdirde: Bitaraf harb sefineleri için hiçbir muameleye, resme veya hiçbir güna mükellefiyete tabi olmaksızın ve fakat ikinci bendin (A) işaretli fıkrasında zikredilen tahdidatın aynı tahdidata tfibi olarak mürur serbestLi tâmmı. Düşman sefine ve tayyarelerinin boğazlardan istifadesine mani olmak üzere Türkiye tarafından ittihaz edilecek tedâbir, bitaraf sefine ve tayyarelerin serbesti-i müruruna mani olacak mahiyeti haiz bulunmayacaktır ve bu maksatla Türkiye, mezkûr sefine ve tayyarelere lâzımgelen talimatı veya kılavuzları vermeyi taahhüt eyler. Bîtaraf askeri tayyareler boğazlardan, tehlike ve muhatara LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET MİT 439 kendilerine ait olmak suretiyle geçebilecek ve mahiyetleri anlaşılmak üzere teftig hakkına tabi bulunacaklardır. Bunun için tayyareler, Türkiye tarafından bu hususta tâyin ve ihzar olunacak me. natıkta karaya veya denize inmeğe mecbur olacaklardır. A — Türkiye ile hali sulhta bulunan devletlerin tahtelbahirleri boğazlardan ancak suyun yüzünde geçeceklerdir. B — Gerek Bahr-i Sefitten gerek Bahr.i Siyahtan gelen bir kuv-ve-i bahriye-İ ecnebiyenin kumandanı taht-i kumandasında bulunup boğazlara girmesi lâzımgelen sefinelerin miktarını ve isimlerini te_ vakkufa mecbur olmaksızın Çanakkalenin veya Karadeniz boğazının methalinde bir İgaret istasyonuna tebliğ edecektir. Türkiye, bu işaret istasyonlarını bildirecektir. Ve boğazlara duhul keyfiyeti tehire uğratılmamak lâzım geldiğinden tebliği mezkûr vukubuluncaya kadar ecnebi harb sefinelerinin boğazlardan serbesti-i mürurları baki- kalacaktır.

C — Askerî ve gayri askeri tayyareler için işbu kavaid ile tâyin edilen şerait dairesinde boğazların üzerinden tayaran müsaadesi mezkûr tayyareler için: 1) Boğazların dar kısımlarının her bir tarafın fevkinde beger kilometrelik bir arazi şeridi üzerinden uçmak serbestisini, 2) Tevakkufu arizı (pan) halinde TUrkiyenin sahilinde karaya veya kara sularında denize inmek selâhlyetlerini tazammun eder. IV Harb sefinelerinin müddet-i mürurlarının tahdidi: Boğazlardan transit halinde geçen harb sefineleri, haşarat ve ya ârıza-i bahriye ahvali müstesna olmak garUyle ve emniyet-I sefer demirlemeyi icabettirdiği takdirde esna-1 leylde demirleme müddeti de dahil olmak üzere, hiçbir halde mürurları için elzem olan «amandan fazla bir müddet boğazlarda tevakkuf edemiyeceklerdir 440 KADİR MISIROÖLU V . Boğazların ve Karadenizin limanlarında tevakkuf: A) İşbu lahikanın birinci, ikinci ve üçüncü bentleri, boğazlardan ve bu boğazların fevkinde gemilerin, harb gemilerinin ve tayyarelerin müruruna tatbik olunurlar. Ve Türk limanlarını ve tayyare menzillerini aynı zamanda ziyaret edebilecek bir devletin harb sefineleriyle askeri tayyarelerinin miktarı ve kezalik bunların müddeti ikametleri hakkında Türklyenln lüzum göreceği nizamnameleri vazetmek hakkına halel Iras etmez.' E) Karadenize sahildar devletler kendi limanları ve tayyare menzilleri için aynı hukuka malik olacaklardır. C) Elyevm Tuna Avrupa komisyonunda temsil edilen devletlerin İşbu nehrin (mansaplarında) ve Kalasa kadar istasyoner olmak üzere bulundukları hafif sefain ikinci bentte zikrolunan sefaine İnzimam pdecek ve icabı halinde diğer sefain ile tebdil edilebilecek. Ur VI Muhafaza-i sıhhiyeye mütedir ahkâm-ı mahsusa: Derunlarında veba, kolera veya tifüs vukuatı zuhur eden veya yedi günden beri zuhur etmiş, olan sefaini harbiye ve keza bu. laşık bir limanı beş kere yirmi dört saaten daha az bir zamandan beri terketmiş bulunan sefain boğazları karantina halinde geçmeğe ve boğazlan bulaştırmak ihtimalini bertaraf etmek için muk_ tazi tedabir-1 vakiyeyi sefine vesaitiyle ittihaz etmeye mecbur olacaklardır. Derunlarında bir tabip bulunan ve boğazlardan bilâtevakkuf veya eşya çıkarmaksızm doğrudan doğruya geçen sefain-1 ticariye de aynı hükme tabi olacaklardır. . Tabibi bulunmayan sefain-I ticariye boğazlarda tavakkuf et-meyecek olsalar bile praya duhulden evvel kavaidLİ sıhhiye-1 bey nelmilele riayet mecburiyetindedirler. Boğazlar limanlarından birine uğrayacak olan sefaln_i harbiye ile sefaln-i ticariye bu limanda orada, tatbik edilmekte olan k'ava-id-i feıhhlye-yi beynelmilele tabi tutulacaktır. Madde: 3 — Boğazlarda müruru ve seyrüseferi her türlü meLO&AN ZAFER MI. HEZİMET Mt7 44i vanldeh âzâde bulundurmak için dördüncüden dokuzuncuya kadar olan maddelerde münderiç bulunan tedabir, boğazların sularına, sahillerine kezalik oralarda kain veya oralara karip olan adalara da tatbik olunacaktır. Madde: 4 — Atide tâyin edilen mıntıkalar ve adalar gayri asker hale ifrağ edileceklerdir. 1 — Çanakkale ve Karadeniz boğazlarının berveçhi âti tahdit edilmiş mıntıkalar ittisaınca iki sahilleri (merbut haritaya müracaat): . Çanakkale boğazı: Şimali garbide, Gelibolu şibih ceziresi ve Saroz körfezinin Baklaburnu şimali şarkisinden dört kilometre baid'de kâin bir noktasından beda ile Marmara denizi üzerinde ' Kumbağıda nihayet bulan ve Kavağın (bu mevki hariç) cenubundan geçen bir hatt-i cenub-u şarkisindeki saha. Cenub-u şarkide, sahil Ue Bozcaada karşısında eski istanbul burnundan beda'lle Marmara denizi üzerinde sahilin hemen Karabiğa şimalinde kain bir noktasında

nihayet bulmak ÜZere sahilden 20 kilometre baldden çizilmiş olan had arasındaki aa-ha. Karadeniz boğazı (İstanbul hakkındaki usul-ü mahsusaya halel gelmemek şarüyle, madde - 8): Şarkta, Karadeniz boğazının şark sahilinden 15 kilometre mesafede . çizilmiş bir hatta kadar imtldat eden mıntıka. Garpte, Karadeniz boğazının garp sahilinden 15 kilometre mesafede çizilmiş bir hatta kadar imtidat eden mıntıka. 2 __ Emir Ali adası müstesna olmak üzere bütün Marmara denizi adaları, 3 — Adalar denizinde Semâdirek Limni, îmroz, Bozcaada ve Tavşan adaları. Madde :5 — Fransa, ingiltere İtalya ve Türkiye hükümetleri tarafından mansub dört azadan mürekkep bir komisyon dördüncü maddenin (1) işaretli fıkrasında muharrer mıntıkaların hudutlanm mahallinde tesbit etmek üzere işbu mukavelenin tarih_i mer'yetinden 15 gün sonra içtima edeceklerdir. işbu komisyonda temsil edilen hükümetlerden herbiri kendi mümessillerinin iştikakı olan tahsisat verecektir. Komisyonun ifa-ı 442 KADİR MI9IRO0LU LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mit 443 vazife etmesinden mtinbals masarifJ umumiye temsil edilen devletler tarafından hasas-i mütesaviye veçhile deruhte edilecektir. Madde : 6 — istanbul'a dair olan 8 inci madde ahkâmı mahfuz kalmak şartıyla gayrı ^s!:erî hale ifrağ edilmig mıntıkalar ve adalarda hiçbir istihkam, daimi topçu tesisatı, tahtelbahir igleyen aletler (tahtelbahir sefaini müstesna) ve askeri tayyare tesisatı ve hiçbir Uss-Ü bahri bulunmayacaktır. Buralarda İnzibatın muhafazası için elzem bulunan ve silâhları, top müstesna olmak üzere tüfenk, rovelver, kılmç ve beher yûa nefer için dört hafif makineli tüfenk (fuzul mitralyoz) den ibaret bulunacak olan polis ve jandarma kuvvetinden bagka fiçbir kuvve-i müsallaha tevakkuf etmeyecektir. Gayri askerî hale ifrağ edilmig mıntıkaların ve adaların kara. sularında tahtelbahir sefinelerden başka hiçbir güna tahtelbahir igleyen alet bulunmayacaktır. Balada mezkûr fıkralara rağmen Türkiye, Türk topraklarının gayri askerî hale ifrağ edilmiş mıntıkalarından ve adalarından ve onların Türk donanmasının demlrat-ma hakkına mâlik bulunduğu karasularından Jcuva-i mUsellahasını transit suretiyle geçirmek hakkını muhafaza edecektir. Bundan bagka Türk hükümeti boğazlarda, tayyareler veya balonlar vasıtasiyle denizin sathını ve ka'rını tarassut ettirmek selahi-yetlni haiz olacaktır. Türk tayyareleri, boğaz »uları ve Türk arazisini gayri askeri hale İfrağ edilmig mıntıkaları üzerinde uçabilecekler ve oralarda her tarafta kemali serbesti İle karaya veya denize inebileceklerdir. Kezalik Türkiye İle Yunanistan gayri askerî hale ifrağ edilmig mıntıkalarda ve adalarda ve bunların karasularında, buralarda tah-ti silâh alınacak efradın, mezkûr mıntıkalar ve adalar haricinde, talim ve terbiyeleri için İcap eden hizmet harekâtını icra etmek se-lâhiyetine mâliktirler. Türkiye ile Yunanistan kendi arazilerinin mezkûr mıntıka ve adalarında her türlü tarassut, telgraf, telefon ve vesalt-I ziyaiyye muhaberatı sistemini tesis konusunda haiz-İ serbesti olacaklardır. Yunanistan gayrı askeri hale ifrağ edilmig Yunan adalarının karasularından donanmasını geçirebilecek ve fakat bu sulan Türkiyeye karsı üssül harekât olarak Veyahut bu maksatla bahri veya askeri tahgidat için kullanamayacaktır. Madde: 7 — Tahtelbahir sefinelerinden başka tahtelbahir igle hiçbir alet Marmara denizi sularına vaz edilemiyecektir. Türk hükümeti Marmara denizinin ne Avrupa saha_l sahiliye-sinde ve ne de Karadeniz boğazı mıntaka-i gayrı askeriyesinin garkında kâin Anadolu saha-i Bahiliyesi kısmında, Darıcaya kadar, boğazlardan müruru tesib edebilecek hiçbir daimi top bataryası yahut torpil endaht mevkileri tesis etmeyecektir. : Madde: 8 — Payitahtın ihtiyacatı için, İstanbul, Beyoğlu, Galata Üsküdar ile adalar (Prens adaları) dahil olduğu halde ve mezkûr şehrin civarı karibinde âzami onikibin kişilik bir kuvvet bulunabilecektir. Îstanbulda bir tersane bir üssül bahri muhafaza edebilecektir.

Madde: 9 — Eğer harb halinde Türkiye yahut Yunanistan muharip devletler hakkını istimal ederek balada muayyen gayri askerl-lik haline tadilât icra edecek olurlarsa sulh tesis eder etmez Igbu mukavele ile muayyen usulü iadeye mecbur olacaklardır. Madde: 10 — îstanbulda, onikinci maddede beyan edildiği veçhile müteşekkil bir beynelmilel komisyon tesis edilecek ve işbu ko. misyon, boğazlar komisyonu unvanını alacaktır. Madde: 11 — Komisyon vezaifinl boğazların suları üzerinde ifa edecektir. Madde: 12 — Komisyon bir Türk mümessilinin taht-ı riyasetinde, işbu mukaveleye vaz-ül imza devletler olmak haysiyetiyle ve mukavele-i mezkûrenln işbu devletler tarafından tasdiki vaki oldukça, Fransa, Büyük Britanya, İtalya, Japonya, Bulgaristan, Yu. nanistan, Romanya, Rusya Sırp, . Hırvat - Sloven devleti mümessillerinden mürekkep olacaktır. Amerika düveli müttehidesi hükümeti için işbu mukaveleye iltlhal keyfiyeti, komisyonda kezalik bir mümessil bulundurmak hakkını istilzam edecektir. Aynı hak işbu maddenin birinci fıkrasında isimleri zikredilmeyen Bahr-i Siyaha sahüdar diğer müstakil devletler için aynı sera. it dairesinde mahfuz olacaktır. Madde: 13 — Komisyonda mümessil bulunduran hükümetler \ kendi mümessillerinin müstehak olabilecekleri tahsisatı kendileri tesviye edeceklerdir. Komisyonun sair masarifi Cemiyet-i Akvamın KADİR mesarifini taksim için tesblt edilmiş olan nisbet dairesinde mezkûr hükümetler tarafından deruhte olunacaktır. Madde: 14 — Komisyon, ikinci maddeye merbut lahikanın İkinci, üçüncü ve dördüncü bentlerinin mevzuunu teşkil eden harb gemilerinin ve askerî tayyarelerin müruruna müteallik ahkâma lâyıkıyla müracaat olunup olunmadığına bakmakla mükellef olacaktır. Boğazlar komisyonu vazifesini Cemiyet-i Akvamın himayesi tahtında icra edecek ve her sene cemiyeti mezkûreye vazifesinin «ureti ifasından bahis bir rapor gönderecek ve bundan başka ticaret ve seyrüsefer noktai nazarından faideli her türlü malûmatı ita ede. çektir. Bu maksatla komisyon, boğazlardaki seyrüsefer meselesiyle iştigal eden Türk hükümeti devalıi ile münasebatta buluna, çaktır. Madde: 16 — Vazifesinin ifası İçin lanın olan nizamnameleri yapmak komisyona ait olacaktır. Madde: 17 — İşbu mukavelename ahkâmı TUrkiyenin Türk sularında donanmasını serbestçe cevelan ettirmek' hakkına İrası .halel etmeyecektir. Madde: 18 — Boğazların ve civar mıntıkaların gayri askeri hale İfraının Türkiye için askeri noktai nazardan bigayri hakkın bir tehlike teşkil etmemesini ve boğazlar serbestisinde veyahut gayri askerî mıntıkaların emniyetinin ef al-i harbiye ile tehlikeye düşmemesini arzu eden tarafeyn-i aliyeynJ akideyn ahkamı atiyeyl kabul ederler. Eğer serbestl-1 mürura müteallik ah^^a Oca edilen bir tecavüz nâgihâni bir taarruz yahut herhangibir fiiiil harp veya tehdidi harb boğazlarda seyrüseferin serbestlisini veya gayri askerî mıntıkaların emniyetini tehlikeye koyacak olursa tarafeyn-1 âllyeyn-i akideyn ve her halde Fransa, Büyük Britanya, İtalya ve Japonya bu hususta Cemiyeti Akvam meclisinin karar vereceği bütün vesaitle om müştereken men edeceklerdir. Tukarıki fıkrada muharrer harekete sebep olan efaj nihayet bulur bulmaz, boğazlar nizamı işbu mukavele ahkâmı İle muayyen olduğu veçhile yeniden tamamiyle tatbik olunacaktır. İBoğazlarra gayn askeri hale ifrağına ve serbestisine taalluk eden ahkâmın bir c"3'U mütemmimini teşkil eder, işbu hüküm taraf-ı aliyeyn.1 akideyn in Cemiyet-i Akvam ahidnamesi mucibince haiz olabilecekleri hukuk ve vazalfe halel iras etmez. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mlî 445 Madde: 19 — Tarafeyni allyeyn-i akideyn gayri mümzi devlet-leri işbu mukavelenameye iltihaka imale için bütün gayretlerini sarfedeceklerdir. îşbu iltihak diplomasi tarikiyle Fransa Cumhuriyeti Hükümetine tebliğ edilecek ve hükûmet-i mezkûre tarafından da mümzi veya mültahak olan devletlerin kâffesine tebliğ olunacaktır. İltihak Fransa hükümetine yapılacak tebliğ gününden itibaren muteber olacaktır.

Madde: 20 — İşbu mukavelename tasdik edilecektir. Tasdiknameler sürat-i mümkine İle Pariste tevdi olunacaktır. İşbu mukavelename bugünkü tarihli muahede-i sulhiye ile aynı feralt dahilinde meriyete girecektir. Muahede-yi mezkûreye vazıul imza olmayıp bu esnada İşbu mukavelenameyi henüz tasdik etmemiş-olan devletler hakkında bu mukavelename düveLİ mezkûrenin diğer-düveli âkideye Fransa Hükûmet-i Cumhuriyesi tarafından ihbar edilecek olan tasdiknamelerini tevdi ettikçe meriyete girecektir. Tasdiken lilmakal, balada mezkûr murahhaslar işbu mukavelenameyi imza etmişlerdir. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan'da bir nüsha olarak tanzim edilmiş olup bu nüsha Fransa Hükümeti hazine! evrakına vazedilecek ve hükümeti mezkûr akld devletlerden, herblrine onun mevsik birer nüshasını verecektir. İSMET DR. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ HORACE RUMBOLT PELLE GARRONİ MONTAGNB UÇÎYAÎ VENİZELOS • V KAKLAMANOS DİAMANDİ KONÇESKO MORFOF ÎSTANÇİOP 446 KAD1K MI9IROÖLU m TRAKYA BUDÜDUNA DAİR MUKAVELENAME Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya Bulgaristan Yunanistan; Romanya; Sırp - Hırvat - Sloven devleti ve Türkiye Trakya hududlarında sulhun idamesi emniyeslyle ve bugünkü imza edilen sulh muahedermmesiniri 24 üncü maddesinde beyan edildiği üzere bu hudutların her İki tarafında bazı tedablr-1 mahsusa-i mü-tekabilenin İttihazı lüzumunu bu maksatla takdir ederek, bu bapta bir mukavelename ektine karar vermişler ve murahhasları olmak üzere Hasmetltt Büyük Britanya ve İrlanda Kraliyeti müttehidesi maverayı ebhar Britanya araziai kralı ve Hindistan İmparatoru hazretleri: Istanbulda fevkalâde komiser aseletli Sir Horace George Mon-tagü Rumbolt; barrone G.C.M.G; Fransa Cumhuriyeti Reisi: Fransa sefiri kebiri cumhuriyetin şark fevkalâde komiseri Le_ gion d'honour nişanı milliyesinln Grande Offlcier rütbesini haiz ferik general Mösyö Mourice Pelle, HaşmeUÜ İtalya Kralı Hazretleri:" , Kraliyetin senato âzası, İtalya sefiri kebiri, Istanbulda fevkalâde komiser St. Mourice Velazar ve Koron dital y nisanlarını Grande courvasmı haiz aseleUÜ marki Camllle Carronl, Atina fevkalâde murahhas ve orta elçi, St. Mourice Velazar nişanlarının komandor rütbesini ve Koron ditaliy nişanının Grande Offic er rütbesini haiz mösyö Joule Cezare Montagne, Haşmetlü Japonya İmparatoru Hazretleri:. Soleil Lovan nişanının birinci rütbesini haiz Roma fevkalade sefiri kebiri ve murahhas mösyö Gentaro Uçiyal Juzammi, Bulgaristan iğin: Şimendöfer posta ve telgraf nazır-i sabıkı Mösyö Buğdan Mor_ fof, fevkalâde murahhas ve orta elçi, hukuk doktoru. St. Alejc-sandr nişanının Grande Kuruva rütbesini haiz Mösyö Dimitri Stan-çiof. Hagmetlü Yunanlılar kralı hazretleri: LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET MİT 447 Sabık heyet-i nüzzar reisi Soover nişanının Grande Kuruva rütbesini haiz Mösyö Eleftrios K. Venizelos. Londra orta elçisi soover nişanının Komandor rütbesini haias mösyö Demeter Kaklamanos, Haşmetlü Romanya Kralı Hazretleri: Orta elçi Mösyö Konstantin 1. Diamandi, Orta elçi Mösyö Kostantin Konçesko, Hagihetlû Sırp - Hırvat - Sloven Kralı Hazretleri: Bren'dç, fevkalâde murahhas v« orta elçi Möayö Dr. Milotia Yuvanoviç, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti: Edirne Mebusu, Umuru Hariciye Vekili famet Paşa, Sinop Mebusu, Umnr.u Sıhhiye Muaveneti İçtimaiye Vekili Dr. Rıza Nur Bey,

Trabzon Mebusu, sabık Vekil Hasan bey hazaratını tâyin etmişlerdir. Müşarünileyhin usuluna muvafık ve muteber tanınan ge-lâhiyetnamelerini ibrazdan sonra ahkâm-ı âtiyeyl kararlagtırmıg-lardir. Madde:! Adalar denizinden Karadenİze kadar Türkiyeyi Bulgaristan ve Yunanistandan tefrik eden hudutların tarafeynindeki arazi âtideki hudutlar dahilinde (merbut haritaya müracaat) ve takriben 30 kilometre Vüs'atinde olarak gayrı askeri hale ifrağ edilecektir. 1 — Türkiye arazisinde Adalar denizinden Karadenİze kadar: Bugünkü tarihle imza edilen sulh muahedesinin ikinci maddesinin 1 ve 2 numaralı kısımlarında tâyin edilen Türkiyenin Yunanistan ve Bulgaristan ile olan hudutlarına oldukça muvazi bir hat ile tahdit edilecektir. Bu hat 40 kilise havalisinde 40 kilise kasabası ile kasabanın merkezinden itibaren asgari 5 kilometrelik bir dairesi gayri askeri bir hala ifrağ edilen mıntıkadan hariç bırakmak şartiyle ve huduttan asgari askeri bir hale ifrağ edilen mın-takadan hariç bırakmak şartiyle bu huduttan asgari 30 kilometre mesafede çizilecektir. Bu hat adalar denizinde İbrice (İbritje) burnundan beda' ederek Karadenizde Serbest (Serbe3) burnunda nihayet bulacaktır. 2':__Yunanistan arazisinde, adalar denizinden Yunan _ Bulgar hududuna Kadar: 448 KADtR MISIROOLU Mekri burnunun ucundan (Mekri kasabası hari£ olmak üzere) başlayarak şimale doğru Tahtalıya kadar Merice oldukça muvazi bir istikamet takibederek ve badehu Meherkos (Meherkos)un şarkından küçük Derbendin takriben 15 kilometre garbında Yunan Bulgar hududu Üzerinde tâyin edilecek bir noktaya vasıl olan bir hat, 3 — Bulgar arazisinde, Yunan _ Bulgar hududundan Karade-nize kadar: Berveçhi bala tâyin edilen noktadan beda' edip Papazköyün 5 kilometre garbında Edirne şosesini Kusskavak (Kuskavak) de kat ederek badehu Yunan - Bulgar ve Türk - Bulgar hududundan asgari 30 km. bir mesafeden geçerek ve-yalnız Harmanlı mıntıkasında Harmanlı kasabasıyla. kasabanın merkezinden itibaren asgari 5 kilometre bir daireyi gayrı askeri hale ifrağ edilmiş mın_ tıka haricinde bırakarak Karadenizde Anberler <Anberler) in şimali garbisinde kâin körfezin en içerlek noktasında hitam bulacak bir hat. Madde: 2 İşbu mukavelenamenin mevkii meriyete vazı tarihinden itibaren 15 gün zarfında teşkil edilecek bir tahdit komisyonu, birinci maddede izah edilen hudutları arazi üzerinde tayin edip çizecektir. Bu komisyon Fransa, Büyük Britanya İtalya, Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye tarafından — her devlet için bir mümessil bulunmak şartıyla— tâyin edilecek mümessillerden mürekkep olacaktır. Bulgar, Yunan ve Türk arazisine ait ameliyata iştirak edebileceklerdir. Mamafih bu ameliyattan hasıl olacak mesainin heyeti mecmuası komisyonun celse-i umumiyesince kayıt ve tesbit edilecektir. Madde: 3 Birinci maddede muharrer mıntıkaların gayri askeri hale ifrağı âtideki şeraite göre icra ve idame edilecektir. 1 — Elyevm mevcut bulunan bilûmum daimi veya sahra Istih. kâmatı, bunların arazisinde bulunduğu devlet tarafından silâhtan tecrit ve hedm edilecektir. Bu kabilden hiçbir yeni müessese inşa edilemiyecek ve hiçbir silâh ve levazım-ı harbiye deposu ile taarrü-?.l veya tedafü olsun, askeri, bahri veya havai sair hiçbir tesisat vücuda getiriitniyecektir. LOZAN ZAFER Mt. HEZÎMBT MI? 449 2 — Jandarma, polis kuvveti, gümrük memurları, hudut mu. hafızlan gibi asayişi dahiliyi temine ve hudutları tarassuda müktazl anasırı mahsusadan maada hiçbir kuvvet musallana ne ikame edilecek ne de harekâtta bulunabilecektir. Tayyareyi ihtiva etmeyecek olan işbu anasın mahsusanm mevcudu âtiyüzzikr miktarı tecavüz etmeyecektir: : A — Gayn askeri hale ifrağ edilen Türk arazisinde ceman — 5000— kigi. B— Gayn askeri hale ifrağ edilen Yunan arazisinde ceman 2500— klai, C — Gayn askeri hale ifrağ edilen Bul.çar arazisinde ceman 2500— kişi.

Bunların teçhizatı her gün atop hariç olmak şartlyle ancak ro. velver, kılmç, tüfenk ve beher (yüz) nefer başına (4) makineli tü. fekten ibaret olacaktır. Bu ahkâm 27 teşrinisani 1919 tarihli Noyyi muahedesi mucibince Bulgaristan terettüp eden mecburiyetleri ihlâl etmeyecektir. 3 — Askerlikten tecrit edilen menatlk üzerinde herhangi bay. rağı hâmil askeri veya bahri tayyarelerin tayaranı memnudur. Madde: 4 İşbu mukavelenamede arazileri mevzuubahs olan hemhudut devletlerden birisinin ahkâm-ı salifeye riayet hususunda dermeyan edeceği bir talebi olduğu takdirde mezkûr devlet işbu talebi Cemi. yeti Akvam meclisine tevdi edecektir. Madde: 5 İşbu mukavelename tasdik edilecektir. Tasdiknameler sürat-i mümklne ile Pariste tevdi edilecektir. İşbu mukavelename Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye tarafından mütekabilen tasdik edildiğinden itibaren mer'l olacaktır. \ Bir zabıtnâmey.i mahsus bu tasdikleri kayıt ve tesbit edecektir. O /amanda bunu henüz tasdik etmemiş olan diğer devletler hakkında bu mukavelename dUvel-1 mezkûrenln diğer düvel-1 akideye Fransa Hükümeti Cumhuriyeti tarafından ihbar edilecek olan tasdiknamelerini tevdi ettikçe meriyete girecektir. Japon hükümeti tasdikin' Jcra edilmiş olduğunu Parlstekl mtt-messili siyasi vasıtaslyle Fransa Hükümeti Cumhurlyeslne bildikF : 29 450 KADİR MI9IHOÖLU mekle iktifa selâhiyetinl haiz olacak ve bu takdirde tasdiknamesini suretini düvel-1 mümziyeden herblrine tevdi edilecektir. Tasdiken lilmakal maruzzikr murahhaslar igbu mukavelenameyi imza etmişlerdir. İgbu mukavelename Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde bir nüsha olarak tanzim edilmiş olup mezkûr nüsha Fransa hükümeti hazine-i evrakına tevdi edilecek ve hükûmet-i mezkûre mevsuk bir-sürati mümküne ile tevdi edecektir. İSMET DR. RIZA NUR İASAN HÜSNÜ HORACE RUMBOLT PELL.E GARRONİ MONTAGNE UÇÎYAÎ VENİZELOS KAKLAMANOS DİAMANDİ KONÇESKO MORFOP İSTANÇİOF LOZAN ZAFER Mt. HEZİMKT MİT 451 İKÂMET VE SELABtYET. t ADLİYE HAKKİNDA MUKAVELENAME Bir taraftan; Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya; Yunanistan, Romanya, Sırp . Hırvat _ Sloven devleti, diğer taraftan, Türkiye; Türkiyede diğer devletler tebasının şerait-i ikametini ve igbu devletler arazisinde Türk tebasının şeraiti ikâmeti ve selâhiyetl adliyeye ait mesaili asri hukuk-u düvele tevfikan tanzim eylemek arzusunda bulunduklarında, bu hususta bir mukavele akdine karar vermişler ve murahhasları olmak üzere: Haşmetlü Büyük Britanya ve İrlanda Kraliyeti Müttehidesi. Maverayı Ebhar Britanya arazisi kralı ve Hindistan imparatoru hazretleri: Istanbulda fevkalâde komiser asaletlü Sir Hocare George Mon-ttgü Rumbolt Barrona J.S.M.J. komiser St. Moris Velazar ve kunın-ditall nişanlarının Fransa Cumhuriyeti Reisi: Fransa sefiri kebiri, Cumhuriyetin şark fevkalâde komiseri Le_ glon d. Hanour nişanı milliyesinin Grande Offisier rütbesini haiz ferik general Mösyö Mourice PeUe,

Haşmetlü İtalya Kralı Hazretleri: Kraliyetin senato âzası, İtalya sefiri kebiri, Istanbulda fevkalade Grande Kruvasını haiz asaletlü Marki Camille Garoni, Atina fevkalâde murahhas ve orta elçisi St. XIouriceı Velazar nişanının komandor rütbesi ve Kuron Ditali nişanının Grande Officer rütbesini haiz Mösyö Julius Cesare Montagne, Haşmetlü Japonya İmparatoru Hazretleri: Soleil Lovan nişanının birinci rütbesini haiz Roma fevkalâde sefiri kebiri ve murahhası Mösyö Gontnro Uçiyai Juzammi, Haşmetlü Yunanlılar Kralı Hazretleri: sapık heyeti nüzzar reisi soover nişanının Grande kruvasını haiz Mösyö Elefterios K. Venizeîos; Londra orta elçisi, Soover nişanının komandor rütbesini haiz Mösyö Demeter Kaklamanos. Haşmetlü Romanya Kralı Hazretleri: Orta elçi mösyö Konstantin t Diamandl, orta e!ç! m8sy8 Kos-tantln Konçesko, 452 KADİR MISIROÖLU Haşmetlü Sırp - Hırvat - Sloven Kralı Hazretleri: Bern'de fevkalâde murahhas ve orta elçi Dr. Mildin Yuvavlç, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti: Edirne Mebusu Umuru Hariciyi Vekili tsmet Paşa, Sinop Mebusu, Umuru Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekili Dr. Rıza Nur bey, Trabzon Mebusu sabıkı, Vekil Hasan bey, hazaratını tâyin eylemişlerdir. Müşarünileyhin usulüne muvafık ve muteber tanınan selâhiyetnamelerini ibrazdan sonra ahkâmı atiye-yl kararlaştırmışlardır: FA8IL I SERAtT-1 İKÂMET Madde : 1 İşbu fasılda münderiç ahkâmdan her birinin Türkiyede diğer-düve-li âkide tebaa ve şirketlerine tatbiki, düveli mezkûre arazisinde Türk tebaa ve şirketleri hakkında tam bir muamele-i mütekabile tatbiki şart-1 sarihine muallâktır. Düveli âkidei mezkûreden biri gerek kanunların iktteasınca ve gerek diğer bir cürete mebhusun ann'e ahkâmından her hangi birisi için muamelel mütekabile itasından irrftina edecek olursa onun tebaa ve şirketleri Türkiyede zlkrolunan ayni hükümden istifade edemiyecektir. İşbu maddenin tabikinde, düveLi âkidenin dominyonları müs-temlekatı ebl'e himayeleri veya hükümleri altındaki memleketler-den herbiri ayrı ayrı memaliki akide ad ve İtibar edilecektir. KISIM I DUHUL VE tKAMB Madde: 2 Türkiye toprağında diğer düveKi âkide tebaası şahısları ve malları itibariyle umumi hukuk-u beyneddüvcle tevfikan mazhar-ı kabul ve muamele olacaklardır. Teba-yı mezkûre orada şahıslan, mallan. LOZAN ZAFER Mî, HEZİMET Mt? 453 hukuk ve menafi hususunda kavanln ve memurini mahalliyenin lıımaya-i tamme ve müstemiresine nail olacaklardır. Muhacerata müteallik ahkâma halel gelmemek üzere teba-yı mezkûre memlekette meri kavanin ve nizamata teflk-i hareket şartıyla Türkiyeye duhul ve orada ikâmet hususunda serbesti-i tamme malik olacaklar ve binaenaleyh Türklyeye gidip gelebilecek ve orada ikâmet eyleyebileceklerdir. Madde: 3 Türkiyede diğer düveli âkide tebasının kavanin ve nizam&tı mahalliyeye tevfikan her türlü emvali menkul© ve gayrı menkule-yi ihraz tasarruf( devir ve feraa haklan olacaklardır. Tebaayı mezkûre bilhassa bey' mübadele, hibe vasiyet yahut diğer her suretle emvali mebhuseden tasarruf edebilecekleri gibi ber mucibi kanun vesaret tarikiyle veya hibe veyahut vasiyet suretiyle emvali mezkûreye malik olabileceklerdir. Madde: 4 Türkiyede Öiğer düveli âkide tebaasının muhtelif ticaret, meslek veya sanat envaını icraya selâhiyetlerl ve bilmukabele düveli mezkûre arazisinde, Türk tebaasının muhtelif ticaret, meslek re ea-nat envaını icraya selâhiyetleri lgbu

mukavelenamenin tarihi meriyetinden itibaren İ2 ay zarfında Türkiye ile Düveli mezkûre arasında akdedilecek mukavelâtı mahsusaya mevzu teşkil edecektir. Şurası mukarrerdir ki, mebhusun anh mukavelâtın aktine in_ tlzaren 1 kanunusani 1923 tarihindeki statüko muhafaza edilecek ve zikrolunan 12 ay müddetin inkızasına kadar mukavele akdo-lunamadığı takdirde, efradın 1 kânunusani 1923 tarihindeki hukuku muktesibesine riayet kaydı ihtirazisiyle düveli akideden herbiri tekrar serbestli hareketini İktisap eyleyecektir. .Madde: 5 Diğer düveli âkideden herhangi birinin arazisinde usulüne tevfikan teşekkül etmiş olan ticarî, sınai veya mail şirketler, —naklL. ye ve sigorta şirketleri dahildir— Türkiyede tanınacaktır. Şirketi mezkûre teşekküllerine ehliyetlerine ve İkame ve defi dava haklarına müteallik bilcümle hususatta kanun-u millilerine tevfikan muamele göreceklerdir. Mezkûr şirketler Türkiye arazisinde teessüs edebilecekler ve teşekkül eylemiş olduktan memleket tebaası tarafından icra edile. 45i KADİR MI9IRO0LU ' bilen ve mezkûr arazide milli şirketlere memnu olmayan her türlü ticaret ve sanatları icra eyleyebileceklerdir. Mebhusun ahn şirket Ier intizam-ı ammeye müteallik ahkâme riayet kaydiyle zikrolunan arazide serbestçe muamelelerinin ifa edebilecekler ve bu hususta her mümasil milli şirketin hukukundan aynen istifade eyleyecek, lerdir. Şirket-i mezkûre kavanln ve nizam&t-i memlekete tevfikan her türlü emvali menkuleyi ihraz tasarruf, devir ve füruhat hakkına malik olacaklardır. Şirketin ifayı muamele edebilmesi için lazım olan emvali gayri-menkule hakkında dahi aynı hüküm cari olacak ise de bu halde emvali gayrimenkule ihrazı keyfiyeti şirketin hedefA mahsus-u teşekkülü olmamak mukarrerdir. Madde: 6 TUrkiyede diğer düvel-i akide tebaası hizmeti askeriyeye müte. allik kavanine tabi olmayacaklardır, bunlar hizmeti askeriye yerine kaim olan her neyi hizmet ve mecburiyet veya tekliften muaf olacaklardır. Menfaat-i âmmeye müstenit olduğu kanunen mütehakkik bir sebep bulunmadıkça ve evvelce muhik tazminat verilmedikçe tebaayı mezkurenin emvali istimlâk olunmıyacak veya velev mu. vakkaten olsun bunlar mallarındaki hakk-i intifalarından mahrum edilmlyeceklerdir. Evvelce ilân edilmedikçe hiçbir istimlâk muamelesi icra olunamıyacaktır. Madde: 7 Türkiye geıek bir hükmü kamın! üzerine gerek zabıta-t ahlâki. yo sıhhiye veya teseül hakkındaki kavanin veya nizamata tevfikan ve gerek devletin emniyeti dahiliye veya hariciyesine müteal. lik esbaptan dolayı diğer akit devletler tebasını ferden tatbik olunacak tedabir ile tard ve tebit hakkını muhafaza eder. Düveli mezkû. re gerek bunları gerek ailelerini hervakit kabul etmeyi taahhüt eylerler. Tard ve tebit muamelesi hıfzıssıhha ve insaniyete muvafık şerait tahtında icra olunacaktır. LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mi? 455 KISIM II ABKÂMI TEKALİP Madde: 8 Diğer düveLi âkide tebasını Türkiye arazisinde ve dördüncü madde mucibince kendilerine müsaade edilen her türlü tiearet, meslek, sanat ve İstismarat İcra eylemek veya Türklyede her ne suretle olursa olsun faaliyette bulunmak için bunlar her ne mahiyette ve herne nam ile olursa olsun Türk tebaasının tabi olduğu ver., gl rüsum veya tekaliften bagka veya daha ağır bir vergi rüsum veya tekailljfe tabi tutulmayacaklardır. Hariçte yerleşmiş olup Türkiye arazisinde mürurları esnasında herhangi suretle faaliyette bulunacak düveli mezkûre tebaası aynı ehemmiyet ve mahiyette faaliyette bulunan Türk tebaası ile Tttr-kiyede yerleşmiş sair ecnebilerin memlekette vergiler hakkında cari ahkâm mucibince tabi oldukları vergi, resim ve mükellefiyetten herne mahiyette ve herne nam ile olursa olsun başka veya daha ağır vergi, resim veya mükellefiyete tabi tutulmayacaklardır.

Salifülbeyan devletler tebaasının Türkiye arazisindeki minval, hukuk ve menafi! gerek ihraz, tasarruf ve İntifa ve gerek ferağ, intikal veya tevarüs hususlarında TUrk tebaamın emval, hukuk ve menafiine ve bu hususlarda tahmin olunan bilcümle mükellefiyat ve bilvasıta veya bilavasıta resim veya vergiden başka veya daha ağırmükellefiyet, resim veya vergiye tabi tutulmayacaktır. Madde: 9 Nakliyyat veya sigorta şirketleri de dahil olmak üzere diğer düveli akideden birinin kavanini mucibince tegekkül etmiş olup işbu mukavelenamenin beşinci maddesi ahkâmına tevfikan Türkiyede teessüs veya orada icra-i muamele eden ticarî, suıal veya malt şirketler Türkiye kavanini mucibinde tegekkül etmiş aynı mahiyeti haiz şirketlerin Çabi tutulmadıkları hiçbir vergiye, resme veya harca her. ne mahiyette ve her ne nam ile olursa olsun tabi tutulmayacaklardır. Aynı ahkâm mezkûr memleketlerin firma veya şirketlerinin iş. 456 KADtR MISIROOLU bu mukavelenamenin 5 inci maddesi ahkâmına tevfikan Türkiye-de müesses bulunan ve orada icrai faaliyet eden. filyal, gube, acen-ta veya sair mümessilliklerine dahi tatbik olunacaktır. Şurası mukarrerdir ki igbu firma veya şirketlerin heyet-i idareleri Türkiye haricinde bulunduğu takdirde zikrolunan filyal, gube, acenta ve mümessillikleri ancak Türkiyede hakikaten mevzu sermayeleri üzerinden veyahut vergiye tabi olacak sermaye tahkik edilemediği tak_ dirde mezkûr sermayeyi tâyine medar olabilecek hakiki kazanç ve iratları üzerinden vergi veya sair tekalife tabi olabileceklerdir. Madde: 10 Eğer Türkiye hükümeti heme nam ve mahiyette olursa olsun vergi muafiyetleri ihdas edecek olursa Türk tebasma ve Türk ava-ninl mucibince mfltegekkü girketlere olduğu gibi igbu muafiyetler Türkiyede müesses düveli âkide tebaa ve girketlerine de bahgoluna. çaktır. îgbu hüküm devletçe vücuda getirilen müessesata veya bir hizmeti umumiye imtiyazım haiz olanlara bahşedilen vergi muafiyetlerinden istifadeyi talep için mabihilihtlyaç olamaz. Madde: 11 S İnci maddeden 10 uncu maddeye kadar mevzubahs olan hususun kâffesinde Türkiyedeki diğer düveli âkide tebaasına vilayetçe veya mahallî idarelerce tarholunabilecek tekâlif rflaum ve harçlar, Türk tebaasının tabi tutulacağından başka veya daha ağır olmayacaktır. Madde: 13 Türkiyede teessüs eyleyen veya icrai faaliyet eden diğer düveli akide tebaama veya bunların Türkiye toprakları dahilindeki emval hukuk ve menafli ile düveli mezkûre kavaini mucibince tegekkül etmiş olup Türkiyede teessüs veya icrai faaliyet eden şirketler fil-yaller ve şubeler veya acentalara, hali harbte bile olsa, bir güna is-tJkraza mecburi ve servet üzerinden istisnai ifraz muamelesi tahmil olunmayacaktır. Madde: 13 Kapitülâsyonların lağvına binaen Türkiye düveli ecnebiye te. baasına, kendi tebaasına bahgettiği muameleden daha müsaadekAr bir muamele bahşetmeyecek ve işbu fasılda tasrih olunan mevat hakkında kendi tebaasına ve diğer düveli âkide tebaasına müsavi muamele esasını tatbik edecektir. LOZAN ZAFER Vt, HEZİMET MtT VASIL II 8ELÂBİYET-1 ADLÎYE 457 Madde: 14 Türkiyede diğer düveli âkide tebaası ve bilmukabele düveli mezkûre arazisinde Türk tebaası, 18 inci madde ahkâmı mahfuz kalmak şartıyla her hususta tebayı mahalliyenie tâbi oldukları aynı şerait dairesinde mehakime serbestçe müracaat ile ikame ve defi dâva edilebileceklerdir. Madde: 15 16 ncı madde hükmü mahfuz kalmak şartıyla Türkiye ve diğ«r düveli âkide arasındaki münasebatta selâhiyetl adliye mesaili hukuku beynetdüvel esasatına tevfikan hal olunacaktır. Madde: 16

Türkiye ile diğer düveli âkide arasında mukarrerdir ki, düveli mezkûrenin Türkiyede mukim olan veya orada bulunan tebaayı gayrimüslimesine müteallik ahkâmı şahsiye mevadmda yâni nikâh, iştiraki emvali zevceyn, talâk, tefriki ebdân, cihaz, ebud, benut, tebenni, ehliyeti şahsiye, rüft, vesayet, kayyımlık, hacir ve emvali raenkuleye müteallik vasiyet veya tevarüs veyahut taksim ve tasfiye! tereke ve alelitlak hukuku aile mesailinde ancak ahkâmı şahsiyesi mevzüubahs olan tarafın tabi olduğu memlekette müteşekkil mehakimi milliye veya dlger makamatı milliye haizi ee-lâhiyet olacaktır. tjbu hüküm hukuku beyneddüvele veya âkld olunabilecek mu-kavelâtı Iıususlyeye nazaran konsolosların nüfus vukuatına müte. allik mevadda haiz oldukları vezalfi mahsusayı haleldar etmediği gibi tarafeyn-in mahakimi milliye veya diğer makamati milllyele-rinin dalrei selâhiyetlerine dahil olduğu berveçhl balâ takarrüre-den mesaile ait delâil ve beyylnati Türk mehakiminin talep ve kabul ve istlma hususundaki haklarına da halel vermez. Birinci fıkra hükmünden müstesna olarak gayet dâvada alâkadar olanların kâffesi Türk mehakiminin kazasına tahriren razı olurlar ise, mehaklm-i mezkûre tarafeynin kanua.u milli mucibince karar vermek üzere birinci fıkrada münderiç mesail hakkında dahi haizi selâhiyet olabilirler. Madde: 17 Türkiyedeki ecnebilerin şahıslan ve malları hakkında Türk me. hakimi nezdinde hukuku düvele ve diğer devletlerde sureti umumi. yede tatbik edilen esas ve usullere muvafık bir himaye temin edileceğini Türkiye hükümeti beyan eyler. Madde: 18 Türkiye ile diğer düveli âkide beynindeki münasebatta masa. rif muhakeme»! müemmen kefalet akçasını, iıâmatın icrasına, evrakı adliye ve gayrı adliyenin tebliğine, istinabeye, masarifi muhakemeye ait mahkûmiyetlere meccani müzahareti adliyeye din için hapse müteallik bilcümle mesai I alakadar devletler arasında akto-lunacak mukavelâtı mahsusa ile hal olunacaktır. FASİL IH AHKÂM-I NİHAİYE Madde: 19 Düveli akide kendi hâkimiyet ve idarelerinde tabi olan bir hükümet muhtareye mâlik dominycllarmın, müstemlekelerinin mema. lik-i mahimiyelerinin veya maverayı ebhardaki memleket veya ara. zilerden kâffesinde veya bazılarında mukavelename-! mezkûr ahkâmının tatbik olunmayacağını, mukavele.! mezkûrenin mevki.1 meriyete duhulü anında beyan etmek hakkını muhafaza ederler bu tak. dirde Türkiye, zikrolunan dominyanlara, müstemlekata memallk-i mahmiye memleketlerle araziye karşı işbu mukaveleden münbais ta. ahhüdattan bert olacaktır. Şu kadar ki, düvel-l mezkûre işbu muka. vela mucibince yapacakları beyanat ile mukaveleden ihraç edebilecekleri hükûmet-1 muhtareden müstefit dominyon, müstemleke, memleket-i mahmiye, memleket veya araziden herhangi biri namına mukaveleye muharren iştirak edebileceklerdir. Madde: 20 İşbu mukavelename tarihi meriyetinden itibaren 7 sene müd_ det için aktedilmiştir. Mukavelename müddet-i mezkûre inkizasın-dan laakal bir sene mukaddem tarafeyn-i aliyeyn-i akideynden her.' hangi bir! tarafından fesih edilmediği takdirde, feshedilinceye kadar LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET 111? 4ft9 meri kalacak ve fesih ancak bir sene müddetin inkızasından sonra haiz-i tesir olabilecektir. Mukavelename Türkiyeden gayn âkit devletlerden herhangi biri tarafından fesholunursa İşbu fesih ancak mezkûr devletle Türkiye arasında haizi tesir olacaktır. Türkiye mukavelenameyi gerek diğer bilcümle devletlere karşı ve gerek bu devletlerden yalnız birine karşı fesih selâhlyetini hala olacak ve şıkk-i ahirde mukavelename diğerlerine nazaran mevki-i meriyette kalacaktır. Madde: 21 işbu mukavelename tasdik edilecektir. Tasdiknameler sürati mümkine Ûe Pariste tevdi olunacaktır. Mukavelename bugünkü tarihli sulh muahedesi ile aynı şerait tahtında mevki-i meriyete girecektir.

Tasdiken lUmakal, balâda zikrolunan murahhaslar İşbu muka. velenameyi imzalamışlardır. Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde bir nüsha olarak tanzim edilmiş olup bu nüsha Fraıvsa hükümet i cumhıiriyesi hazine-i evrakına tevdi olunacak ve hükümeti mezkûre vazı-ül imza devletlerin herbirine anın mevsuk birer "nüshasını ita eyleyecektir. İSMET DR. rıza NUR HASAN HÜSNÜ HORACE RUMBOLT PELİDE GARRONÎ MONTANYE VÇÎYAÎ VENİZELOS KAKLAMANOS DfAMANDİ KONÇESKO MORFOF İSTANÇÎOF 460 KADİR MI9IR0GLU TİCARET MUKAVELENAMESİ Bir taraftan, Britanya imparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan Uomanya> Sırp Hırvat - Sloven ve diğer taraftan, Türkiye, Münasebat-i iktisadiyetini hukuk-u düvel esası üzerine ve ticareti teşvik ve mübadelâtı teshil edscck en münasip şekillerde teste arzusuyla mütehassıs olarak, Bu maksatla bir mukavelename aktine karar vermişler ve murahhasları olmak üzere: Haşmetlü Büyük Britanya ve İrlanda Kraliyeti müttahidesi, ma-verayı ebhar Britanya arazisi Kralı ve Hindistan İmparatoru hazretleri: Istanbulda fevkalâde komiser aseletlü Sir Horace George Mon-tegü Rumbolt, Barona, J.S.M.J., Fransa Cumhuriyeti Reisi: Fransa sefiri kebiri, cumhuriyetin gark fevkalâde komiseri, Legi. on d,Honouır nişanı misillinin Grande Officier rütbesini haiz ferik general Mourice Pelle, Haşmetlü İtalya Kralı Hazretleri: Kraliyetin Senato azası, İtalya sefir-i kebiri, Istanbulda fevkalade komiser St. Mourice Velezar ve Kuron Ditaiiy nişanlarının Grande kuruvasını haiz aseletlü marki Camille Garronl. Atina fevkalâde muharras ve orta elçisi, St. Mourice nişanlan nm komandor rütbesini ve Kuron Ditaliy nişanının Grande Officier rütbesini haiz Mösyö Juliuss Cesare Montanya, Hagmetlü Japonya İmparatoru Hazretleri: Soleil Lovan nişanının birinci rütbesini haiz Roma fevkalâde sefir-i kebir ve murahhası Mösyö Gentaro Uçiyai Juzanımi, Haşmetlü Yunanlılar Kralı Hazretleri: Sabık heyeti nüzzar reisi, Soover nişanının Grande Kruva rütbesini haiz Mösyö Eleftrioa K. Venizelos, Londra orta «İçişi, Soover nişanının komandor rütbesini haiz mösyö Demeter Kaklamanos, HagmeUÜ Romanya Kralı Hazretleri: : LOZAN ZAFEB Mi, HEZİMET Mt? 461 Orta elçi Mösyö Kostanün t. Diamandi, orta elçi Mösyö Kos. tantin Könçesko, Haşmetlü Sırp . Hırvat - Sloven Kralı Hasretleri: Bernde fevkalâde murahhas ve orta elçi Mösyö Dr. Milotln "Vuvanoviç, Türkiye Büyük Millet JMeclisi Hükümeti; Kdirne Mebusu, Umuru Hariciye Vekili İsmet Paşa, . Sinop Mebusu, Umur-u Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekili Dr. Rıza Nur bey. Trabzon Mebusu sabık Vekil Hasan bey,

hazaratını tâyin etmişlerdir. Murahhasiyn müşarünileyhin inak. bul ve muteber tanınan selâhiyetnamelerini ibraz eyledikten son. ra ahkâm-i âtiyyeyi kararlaştırnu'j'.ardır: FASİL 1 Madde: 1 — İşbu mukavelenamenin mevki-i meriyete vazın-dan itibaren diğer/düveli âkide arazisinden neş'et ve vürut eden mahsulât-ı tabiiyeye veya mamûlâtâ, Türkiyeye hin-i ithallinde ka-abili tatbik-farifeler 1 Eylül 3 916 tarihinde mevkLl meriyete konulan Osmanlı siklet-i eşya tarifesinin aynı olacaktır. Madde: 2 — 1 Eylül 1916 tarihli Osmanlı tarifesinde muharrer olup Türk evrak-i naktiyesi olarak istifa kılınan rüsum, berveçhl âti-tâyin edilen şerait dairesinde kambiyo fiatına göre zaman zaman tâdil ve islâh olunacak olan emsal tezyide tabi tutulacaktır. İşbu emsal 1 mart 1923 tarihinde mevkii meriyette bulunan emsal olacaktır. Ancak merbut (1) numrolu cetvelde tadat edilen mevad 9 misle tabi olacaktır. Berveçhl balâ zikredilen emsal kambiyo fiatına göre âtideki kavaide tevfikan tanzim ve telif olunacaktır. Bu omsal İngiliz lirası 745 kuruş kâğıt para kıymetinde olduğu bir zamanda tesbit edilmiş olduğundan eğer işbu mukavelenamenin mevkii meriyete vazına takaddüm eden ay zarfında Türk lirasında fi-i mezkûre nisbetle yüzde 30 dan fazla vasati bir teza-yüd-i kıymet husule gelirse 12 ve 9 misilleri ayın aynı fi-i vasatısîy. le mütenasiben tenzil edilmez lâzım gelecek bu suretle tâdil ve la_ 462 KADİR MI3IROOLU lâh edilen misil müteakip 3 ay zarfında mablhittatbik olarak de. vam edecektir. Bu misil 3 ay hitamında lcabederse son ayın vasati kambiyo fiatına göre yeniden tâdil olunacaktır. Aynı veçhile eğer işbu mukavelenamenin tâdil olunacaktır. Aynı veçhile eğer l§bu" mukavelenamenin mevkii meriyete vazına takaddüm eden ay zarfın-da Türk lirası bir İngiliz lirası İçin 745 kuruştan ibaret* fi-l İptidaiye Disbetle % 30 dan fazla vasati bir tenzil.i kıymet gösterirse 12 ve 9 misilleri aynı ayın vasati fiatına göre tezyit olunabileceklerdir, bu suretle tâdil ve Islâh edilen misil müteakip 3 ay zarfında mabi-bittatbik olarak devam edecektir. Bu misil 3 ayın hitamında icaba, derse son aynı vasati kambiyo fiatına göre yeniden tâdil olunacak, tır. Türk lirasının tenezzül kıymeti halinde beş misli, 12 ve 9 mlsil-lernin tabi oldukları gerait dahilinde tezyit olunabilecek ve fakat Türk lirasının tezaytit_ü kıymeti halinde misl.i mezkûr ancak İngiliz lirası olarak nakdiye olarak 5 Türk lirasından dûn bir kıymette bu. lunduğu zamandan itibaren tenzil olunmak icabecektir. Nakdi Islahat vukuunda berveçhl balâ tesbit olunan muhtelif misiller gümrük rüsmuna halel getirmeyecek surette yeni ve eski nükut arasındaki farka göre tadil olacaklardır. Madde: 3 — Türkiye âtideki hususat İçin lüzum görülebilecek olanlardan maada bilcümle ithalât veya ihracat memnu iye tlerinl işbu mukavelenamenin mevki-i meriyete vazından itibaren ref etmeyi ve işbu mukavelenamenin müddeti esnasında tekrar teste eylememeyi taahhüt eder. 1 — Hayatı maişete elzem olan menaii muhafaza ve milletin faaliyet-t iktisadiyeslni vikaye etmek, 2 — Selâmet_i devleti temin eylemek, 3 — Eşhas ve hayvanat ve nebatatı emraz-ı sariye hayvaniye ve nebatlyeden vikaye etmek, 4 — Afyon vesair mevaddi semiyenln istimaline mani ol. inak, 5 —• Türkiyede Istismall memnu bulunan mevaddi küûliyenin la. halini men eylemek, 6 — Alttın sikkenin veya altun maddenin ihracını men eyle. mek, 7 — Devlet inhisarları tesis veya idame eylemek. LOZAN ZAFER Mi, HEZİMET Mİ? 453 Diğer düvel-i âkideden herbiri tarafından kendisine mezkûr devletin kavanini mucibinde muhik bir muamele-yi mutakabele verilmek şartiyle Türkiye memnuatı hiçbir nevi fark gözetmeksizin tatbik etmeyi ve eşya-yi memnua için istisnalar veya ruhsatlar bahgey-lediği halde hiçbir âkid devlet ticaretinin zararına

olarak diğer bir devlet-i âkide veya herhangibir devlet ticaretini asla mazhar-i mü. saade etmemeyi taahhüt eyler. Madde: 4 — Muameleli mütekabile çartiyle Türkiyede aksız veya istihlâk resmi diğer düvel-i akide memaliklnden neşet ve vürut eden emtiaya ancak Türkiyede istihsal edilen aynı veya mümasili eşya üzerinden istifa olunduğu miktar dahilinde olmak üeere tatbik edilecektir. Bundan, maada Türkiye merbut 2 numrolu cetvelde muharrer mevaddan mezkûr cetvelde gösteriler, istihlâk rüsmunu kendi teba-asıyla diğer düvel-i âkide tebaaları arasında aynı şerait-i müsavat dairesinde olmak üzere tahsilde devam edebilecektir. Muamele.1 mütekabile şartıyla Oktruva rüsmu veya memuri. ri mahalliyece istifa Jcılınan diğer her resim eğer Türkiyede istihsal edilen mevad üzenine mevzu ise Türk mahsulatı ile diğer düveli âkide memalikinden neş'et ye vürut eden mahsulât arasında bir fark gözetilmeksizin tatbik olunacak ve eğer Türkiye'de istihsal edilmeyen mevad üzerine mevzu İse mense ve mevridleri neresi olursa olsun aynı veya mümasili bilcümle eonebî mahsulâtına hiçbir nevi fark gözetilmeksizin aynı suretle tatbik edilecektir. Madde: 5 — Diğer düveli akideden herbiri tarafından kendi ka-vaninine tevfikan Türkiyeye muhik bir muamelei mütekabile yapılmak şartıyla Türkiyenin mahsulâtı tabiiye veya mamûlattan her. hangi bîr madde üzerine vazetmiş olacağı veya edebileceği her ihracat resmi hiçbir vasıta ile diğer düveli âkidede herhangi birisinin ticareti zararına bir fark ihdas edilemiyerek bilcümle mdrsalüni-leyha memalik için müsavi surette tatbik edilecek. Madde: 6 — Türkiyenin tarife hususunda veya alelumum diğer her güna ticari hususatta bugünkü tarihli muahedename mucibince Türkiyeden ayrılan araziden herhangi birisine veyahut hu. dut ticareti için hemhudut bir devlete tatbik edebileceği fevaidi mahsusa müstesna olmak üzere Türkiye birinciden beşinciye kadar olan maddelerde mevzuubahs hususatta diğer herhangi bir memle. 464 KADİR MI3IROOL.U kete tatbik edeceği daha müsait her muameleden diğer dtlveli akideyi istifade ettirecektir. Madde: 7 — Türkiye ve diğer düveli âkide ithal edilen eşyanın menşei olan memleketi lrae etmek üzere işbu eşyanın mezkûr men» ieket istihsalât ve imalâtı mllliyesinden olduğunu veyahut mezkût memlekette uğradığı tahavvülât dolayısıyla o suretle telâkki edil mek lâzımgeldiğinl mttsbit resmi bir şahadetname ibrazını ithalâtda bulunan eşhastan mütekabllen talep edebileceklerdir, tşbu fasla mer but 3 numrolu numuneye tevfikan tertip olunacak menşe şahadetnâ meleri gerek ticaret veya ziraat nezareti gerek mürselin mensup olduğu ticaret odası gerekse mursalunileyh memleketin muvafık göreceği diğer her teşkilât veya heyet tarafından, ita edilebilecektir Mezkûr şahadetnameler mürselünileyh memleketin bir mümessüj siyasi veya şehbenderisl tarafından tasdik olunacaktır/ Posta paketleri mürselünileyh memleket bir mahiyet-! ticariy haiz irsalattan olmadığını anladığı takdirde menşe şahadetnamesin, den vareste tutulacaklardır. Madde: 8 — Maahaza işbu fasıl ahkâmından İstifade keyfiyeti <üğer herhangi bir ecnebi memlekete bahşeder olduğu muamele ka, dar müsait bir muameleyi, mukavelenamenin bütün müddet-i deva-eımca Türkiyeye temin etmeyecek olan düveli âkideden hiçbir ta rafından talep edilmeyecektir. M ER B UT I 9 Misle,Tabi Mevaddın Li3test Patetes........................... 65 Portakal..................... ¦•• ••• 69 Şekerli müstahzarat ı.............. 121 Maden sulan ..................... 13° Parlak deriler..................... 178 Domuz derileri ......... ......... 180 Ayakkabılar ... ................- 185-187-188 Eldivenler.............•• •.....— 192 LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET MtT 485

Ham ve mamul kürkler............ 200-201 MöbIe..................... ... 217.218 El işlemeleri (burodöri) dantelâ ve pamuk kırpıntısı ..}\ ... 273 _ 274.275 Kaba ipek kırpıntısı.............. ... Ş02 Gaze ilh........................... 305 İpek tül İlh......................... 306 İpekli mensucat .................. 308 ipek tuhafiyeler ... ............... 311-312 İpek kılıklar (pasmantöri; ......... 314 Yün kuşak ve şallar............ ... 324 Elbise .,........... ............... 339 Yazlık, kışlık şemsiyeler İlh....... 348 M E R B U T t I İSTÎBLÂK RÜSUMU / Kilosu Kvirva Çay •••.................. ... > 40 Kahve..................... > 20 Petrol ... :.................> e î>irinç.....................» 10 Margarin ve üleu margarin ve diğer şuhumu hayvaniye:» 80 Starin mumu...............> 30 Adi sabun.................. 8 Yeni ve müstamel torba ...» 5 Baharat..................> 30 Kibrit (Kibritlik beher kutusu)... 60 1/2 Mum kibrit (Kibritlik beher kutusu)... 60 1 Sigara kâğıdı 50 yaprağı ...... " 1 Çakmak taşı...... ... ... beheri 25 Şeker..................kilosu 15 P : 30 460 KADİR MI9IROÖLU LOZAN ZAFER MI. HEZİMET Mİ? 467 BiBküi Çikolata Süt hülasası Şekerleme ve glikoz Meşrubat ve gayrı küullye, gazoz, limonata Diğet bütün sekerli müstahzarat Tömbeki............ ... kilosu muhtevi oldukları yüzde miktarındaki şe-kere nazaran bir istin, lâk resmine tabiidirler. 40 MERBUT S Şehadetnamesi Numunesi ........................... ... ... de mukim. müstahsil veya fabrikatör........................ (1)....................................efendinin de mukim..............................efendinin vekili tüccardan.................................... kendi mesuliyeti altında olarak atide muharrer emtianın mürsel tarafından bize ibraz edilen vesaiki mutebereye istinaden (2) (Türk yahut ...............) menşe veya mamûlatından olduğunun huzurumuzda beyan eylediğini tasdik eyleriz. (Şahadetnameyi ita eden daire) (3) Bu emtia..................ye...............de tacir veya fabrikatör..................... ......... efendiye (......... ¦¦........

vapuru ile veya kata tariki) ile gönderilmiştir. 1) Lüzumsuz meşruhat tay edilecektir. 2) Şehadetname müstahsil veya fabrikatör veyahut vekilt tarafından alındığı zaman «mtirse! tarafından bize ibraz edilen vesaik_l mutebereye istinaden» kelimeleri hazf edile, çektir. S) Şahadetnameler gerek ticaret veya ziraat nezaretleri, gs. rek mürselin mensubolduğu ticaret odası ve gerek mür-Belinlleyh memleketin muvafık göreceği diğer her nevi teşkilat vtşya cemiyet tarafından İta edilecektir. Vezni safi ve gayrı safi Denk envainln Markalar (Kilogram hesabıyla) Cins-i adedi Numro yahut hacmi istiab ve emtia kıymet Mesuliyetin tahtında olarak bu suretle tarafından teyid lalındı ......./. . sene / (Beyâtanameyi verenin imzası) Keyfiyet tarafımızdan (şahadetnameyi ita eden daire) bit. tasdik balada muharrer emtianın muamelsi bey'iyyesinin fUha_ kika büı memlekette ifa eylediğini de ayrıca teyit eyleri?;. (Tarih ve gahadenameyi ita eden dairenin imzası) ......... şehbenderhanece görülerek işbu imza tasdik olunmuştur. (tarih, imza, şahbenderhâne mührü) FASIL : t Madde: 9 — Türkiye, aynı hususta kendisine muamele-i müta-kabelede bulunmak şartıyla mili! sefaine tatbik etmekte olduğu mu ameleye müsavi bir muameleyi veya diğer her hangi bir devlete tatbik etmekte olduğu veya edebileceği daha müsait bir muameleyi diğer düveli âkide sefainine tatbik etmeyi taahhüt eyler. Türkiye, diğer düvei-i âkideden her birisi hakkında ve düvcLI mezkûreden herbtri Türkiye hakkında SAYD-I MAHİYÎ, BAHHJ KABOTAJI yâni toprağının bir limanından alınan emtia ve yolcuların aynı toprağın diğer limanına bahrennaklini ve limanlar hidema-tını yani cer, ve kılavuzluk ve herhangi mahiyette olursa olsun bil468 KADİR MI9IROGL.U cümle hidematı dahiliyeyi kendi sancağına hasretmek hakkını muhafaza eder. Madde: 10 — SAYDJ MAHÎ - BAHR.Î KABOTAJ ve liman hidemaü hakkında madde-i anifede zikrolunan istisnaat mahfuz kalmak şartıyla, memlekete vürut edecek veya memleketten çıkacak her nevi emtianın ithal veya ihracı veya yolcuların nakli hukukuna ve sefainin Uman, dok, rıhtım ve mersalarda tevakkuf, tahmil ve tahliyelerine müteallik bilcümle teshilîıttan istüadelerne ait hu. susatta bir taraftan Türkiye ve diğer taraftan düvel-i âkide-i saire-nin her biri, millî sefaine tatbik ettikleri muameleye müsavi bir muameleyi mütekabilen yekdiğerine tatbik edeceklerdir. Kezalik aynı muamelei mutakabele şartıyla, hükümet memurin eşhası hususiye cem iyat veya hernevi müessesat nâm veya menfaatine olarak tahsil olunan rüsum_u sıhhiye, liman rıhtım, demirleme, klavuz, karantine, fener rüsumu ve rüsum_u mümasele-i sa. İre gibi, sefainin mükellef olduğu hernevi rüsum tekalif ve tediyat hususunda da müsavat-ı mutlaka cari olacakür. İthal veya ihraç edilen emtia üzerine mevzuurüsum ve tekalif ancak emtiayı mezkûrenin menşe ve mevrit veya mahreçlerine göre tâyin edildiği ve birinci faslın ahkâmına tevfikan diğer bilcümle düvel-i akideye sureti mütesaviyede mabihitatbik bulunduğu cihetle Türkiye, muameleyi mütakabeleye mâzhar olmak şartıy_ İn ithal, veya ihraç edilen emtiayı ithalât veya ihracata tavassut eden sefinenin sancağı muvasalat veya azimet limanları geminin seyrüseferi ve iskelelerde tevakufu üzerine müesses hiçbir resm-i mütefavit, resmi munzam veya herhangi mahiyette veya ne naıiı altında olursa olsun bir güna tezyid-i rüsuma tabi tutmamağı kezalik taahhüt eyler. Madde: 11 — Sefine ve gemilere ve bunların hamulelerine ve yolcularına müteallik olup, harbten evvel Türkiye tarafından muteber tanınmış veyahut başlıca düvel-i bahriye tarafından atlyen mu-teber tanınabilecek olan her nevi vesaik veya evrak.ı resmiye Türkiye tarafından diğer düveli âkide tabiiyetinde bulunan sefain hakkında muteber ve Türk sefine ve gemilerine ita edilen mütekabil vesaike muadil addedilecektir.

LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mİ î 469 Bu ahkam, Türkiye tarafından Türk sefine ve gemilerine baş. lıca bahri devletler tarafından tatbik edilen usule muadil şerait dairesinde olmak üzere ita edilen vesaik ve evrak-i resmiye ancak diğer düveli âkidece bizzat kendileri tarafından verilen vesaik ve evrakı resmiyeye muadil addedildiği takdirde muteber olacaktır. VASIL: S Madde: İ2 — Türkiye, muamelei mutakabele şartiyle diğer düveli âkideden herhangi birisinin memleketinden neg'et eden mahsu-lâl_ı tabiiye veya mamûleyi muamelâtı ticaride her türlü gayrı kanunî rekabete karşı temin etmek üzere bilcümle tedabir-i geriye veya idariyeyi ittihaz ve ikame-i dâvaya müsaaie etmeyi taahhüt eyler. /Türkiye, kezalik muamelei mutakabele gartiyle üzerlerinde ve. ya asıl ilk zarflarında yahut harici zarflarında mence, cins mahiyet veya esvaf-i mahsusaları hakkında doğrudan doğruya veya bilvasıta sahte tahrifatı havi marka isim, işaret veya her türlü alâmeti taşıyan bilcümle mahsulât veya emtianın ithal veya ihracı ile dahilde imalini tedavülünü bey'ini ve meydan-i fuıühata vazmı mü-eyyedat-ı mahsusa ile tecziye ve men etmeyi taahhüt eder. Madde: 13 — Türkiye, aynı hususta kendisine muamelei mu-takabelede bulunulmak şartıyla evsafı mahsusalanna toprak veya iklimden alan mahsulâtın bir ünvan-i mahalli taşıması hakkmı veya unvanı mahalli istimalinin haiz olabileceği şeraitini tâyin veya tanzim edip diğer akit bir memlekette mevkii meriyette bulunan ve selâhiyettar memurini tarafından Türkiyeye sureti muntazamada tebliğ olunan kavanlne ve kavanını mezkûre mucibince müttehaz idari veya adlî mukarrerata tevfiki hareket etmeyi taahhüt eyler( ka. vanin veya mukarreratı mezkûre hilâfına olarak unvanı mahalli taşıyan mahsulât veya emtianın ithal ve ihracı ile imal, tedavül, bey, veya mevkii füruhata vazı Türkiye tarafından men va bnikinej maddede zikrolunan tedabir ile tecziye edilecektir. Madde: 14 — Türkiye İşbu mukavelenin mevkii meriyete va. zindan itibaren 12 ay müddet inkızasmdan evvel: ' 470 KÂD.'R MI91HOCLO 1 — Mülkiyeti sınaiyenin himayesine dahil olup 2 haziran 1911 tarihinde Vasingtonda tadil edilen 20 Mart 1883 tarihli beynelmilel Paris mukavelen&mesine eşkâli muharrere daire3İnde iştirak etmeyi. 2 — Kezalik asan edebiye ve bediiyenin nimayesine müteallii: olarak 13 teşrinisani 1908 tarihinde Berlinde tadil edilen 9 Eylül 1886 tarihli beynelmilel Bern Mukavelenamesi ile âsâr-ı edebiyye ve bediiyenin himayesine dair 20 Mart 1914 tarilıll Bern munzam protokoluna iştirak eylemeyi taahhüd eyler. Mezkûr mukavelenamelerle protokolün Türkçe lisanına tercfl, mo hakkı dair ahkâmına müteallik olarak Türkiye tarafından der-nıeyan edilen kaydı ihtiraziye bu mukavelenamenin mevkii meri-yete vazını takip eden sene zarfında mezkûr mukavelenamelerle protokolü müştereken imza ctmig bulunan diğer devletler tarafından hiç itiraz vukubulmadığı takdirde işbu mukavelenameye vazı-ul imza bulunan düveli sairede saiifüzzikr kaydı ihtiraziyeye işbu mukavelenamenin müddeti devammca itiraz eylemeyeceklerdir. tşbu mukavelenameye vazıul imza bulunan devletler, Türkiye, nin hakkı tercümeye müteallik kaydı ihtirazlsire iştlrâkde devam edemedikleri takdirde Türkiye anfüzzikr mukavelenamelerle pro-tokola istirâkde devama mecbur tutulmayacaktır. 3 ¦— Türkiye aynı müddetin inkızasından evvel mezkûr muka-\elenameler esasatına tevfikan düveli sairei akide tebasımn mülkL yeti sınaiye, ebediye ve bediiyeslni kavanini müessire ile tasdik vo himaye etmeyi taahhüt eyler. Madde: 15 — Mülkiyeti sınaiye edebiye ve bediiyeye umuruna müteallik evrak defatir ve plânlara ve bunların Türkiyo devalrinden lehlerine Türkiyeden arazi tefrik olunan devletler deva. irine muhtemel olan devir veya tebliğine dair bilcümle mesai] alâkadar devletler arasında hususi mukavelât ile tanzim edilecektir. AHKÂMI UMUMİYE

Madde: 16 — Düveli akide işbu mukavelenamenin mevkii me_ riyete vazı anında kendi hâkimiyet veya idarelerine tabi olunan bir LOZAN ZAFER M t, HEZİMET Mİ? 471 II hükümeti muhtariye mâlik dominyonların müstemlekelerinin me-'¦ maliki mahmiyelerinin veya mevarayı ebharda kain memalik veya arazilerinin kâffesinde veya bazılarında mukavelename! mezkûr ahkâmının tatbik edilmeyeceğini beyan etmek nakkını muhafaza' et_ rr.ekte olup bu takdirde Türkiye, mezkûr dominyonlar, müstemlekeler mr.malikl mahmiye memalik veya araziye karşı işbu mukavelenameden mütevellit taahhüdatından beri olacaktır. Şu kadar ki, düveli mezkûre igbu mukavelename mucibince yapacakları beyanat ile mukaveleden ihraç edebilecekleri hükümeti muhtareye mâlik her dominyon müstemleke memleketi mahmiye memleket veya arazi n-ımına işbu mukavelename, ahkâmına rnuah. heren iştirak edebileceklerdir. Madde: 17 — Trablusgarbden neş'et eden veya oraya giden emtia ve mahsulât Türkiyede İtalyan emtia ve mahsulâtının tabi olduğu usulün aynına tabi tutulacaktır. / Türkiyede neg'et eden veya Türkiyeye giden emtia ve mahsu. İâtta Trablusgarbte diğer her ecnebi memlekete yapılan en müsait /muameleden müstefit olacaktır. Madde: 18 — İşbu mukavelename 5 sene müddet için akdolun-muştur. Birinci fasla müteallik olarak bir taraftan Türkiye ve diğer taraftan Yunanistan, Romanya, Sırp - Hırvat . Sloven devleti daha kısa bir müddet zarfında mübadelâtı ticariyeleri için. yeni bir nizam tesisine tevessül lüzumunu gördüklerinden işbu mukavelenameyi 30 aydan ibaret olan ilk devrenin inkızasından sonra her zaman feshetmek hakkını fesihten 6 ay sonra salifüzzikr mukavelenamenin tesiri nihayet bulmak üzere yekdiğerlerine karşı tanımakta mutabık kalmışlardır. Bir taraftan Türkiye ve diğer taraftan düveli akidei saireden her biri mukavelenamenin tatbiki hakkında berveçhi bala tesbit edilen müddetler zarfında her zaman ve kendilerinden bu hususta talep vaki olur olmaz, yeni ticaret muahedeleri akdi zımnında mezkûr müddetlerin mkızasından evvel ikmalini temin için kemali faaliyetle takip edecekleri müzakerata girişmeyi taahhüt ederler. 472 KAD1H MI9IROÖLU Eğer mebhusun anh müzakeratı salifül beyan müddetlerin in. kızasından evvelce neticepezir olmamıg bulunursa. tarafeyn-1 aliyeynt akıdeynden herbirl serbesti-1 hareketini tekrar iktisap edebilecektir. Madde: 19 — îgbu mukavelename tasdik edilecektir. Tasdiknameler sürati mümküne ile Pariste tevdi olunacak, tır. İşbu mukavelenameler bugünkü tarihli muahedei sulhiye ile aynı gerait dahilinde mevkii meriyete girecektir. Tasdiken lilmakal balada zikrolunan murahhaslar işbu mukavelenameyi imza etmişlerdir. Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde bir nüsha olarak tanzim edilmig olup bu nüsha Fransa hükümeti cum-huriyesi hazine! evrakına tevdi olunacak ve hükümeti mezkûre va» zıül imza devletlerin herbirine mevsuk bir nüshasını ita edecek. Ur. İSMET DR. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ HORACE RUMBOLT GARRONİ MONTANYA UÇİYAİ VENIZELOS KAKLAMANOS, DİAMANDİ KONÇESKO RUM VE TÜRK AHALÎNİN MÜBADELESİNE DAİR MUKÂVB LENAME

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetiyle Yunan Hükûmet-i Kraliyesi Atideki mevaddt kararlaştırmışlardır: Madde: 1 — 1 Mayıs 1923 tarihinden İtibaren Türk arazisinde mütemekkin Rum ve Ortodoks dininde bulunan Türk tebaası ile Yunan arazisinde mütemekkin Müslüman dininde Yunan tebaasının mecburi mübadelesi icra edilecektir. LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET MİT 473 Bu eşhastan hiçbirisi mezkûr hükümetlerin müsaadesi olmadıkça ne Türkiyede ne do Yunanistanda tekrar ihtiyari ikâmet edemi yec eklerdir. Madde: 2 — Birinci maddede müaarrah olan mübadele atideki ahaliye şâmil değildir: A — Dersaadet Rum ahalisi, B — Garbi Trakyanın Müslüman ahalisi. Dersaadetin Rum ahalisi addedilecekler 1912 kanunu mucibince-tahdit edilmiş, bulunan Deraaadet şehremaneti daire-i belediyeleri havzasında 30 teşrinisani 1918 tarihinden mukaddem Bakin bulun-nruş olan bilcümle Rumlardır. Garbî Trakyanın Müslüman ahalisi addedilecekle^ Bükreş muahedesiyle 1913 te tâyin edilen Hattı hududun şarkılıdaki havalide mütemekkin bilcümle müslümanlardır. Madde: S —• Rum ve Türk ahali mütekaMlen mübadeleye tabi bulunan araziyi 1912 eylülünden itibaren terîtetmiş olan Rum ve Müslümanlar birinci maddede musarrah olan mübadeleye dahil edileceklerdir. İşbu mukavelenamede zikri geçen «muhacir> tâbiri muhaceret ledecek veya İ912 eylülünden itibaren muhaceret etmiş bulunan bilcümle eşhası maddiye ve mâneviyeyi kasdeder. Madde: 4 — Aileleri Türk arazisini terk etmiş olup ta kendileri Türkiyede alıkonulmuş Rum ahalisine, mensup gayrı malûl eşhas igbu muahede ahkâmı mucibince Yunanistana sevkedilen ilk kafileyi teşkil edeceklerdir. » Madde: 5 — İşbu itilâf ahkâmı mucibince icra edilecek mübadele dolayısiyle 9 ve 10 uncu maddeler ahkâmı kaydı ihtlrazial tahtında ne Türkiyedeki Rumların ve ne de Yunanistandaki Türkle. rin hukuk-u tasarrufiye ve matlubatına hiçbir halel iras edilmiye. cektir. Madde: 6 — Mübadeleye tabi ahaliye mensup bir şahsın herne sebebe mebni olursa olsun azimetinde bir güna hail vaz edilmeyecektir. Bir muhacir aleyhine bir ceza-yı terhibi ile mahkûmiyeti katiye lahik olduğu halde veya henüz katiyet kesbetmemiş mahkumiyet veya takibatı cezaiye icrası takdirinde o muhacir cezasını çekmek veyahut muhakeme edilmek özere aleyhinde takibat icra eden memleket memurini tarafından azimet edeceği memleket memurinine teslim edilecektir. 474 KADİR MI9IROÖL.U Madde: 7 — Muhacirler terkettikleri memleketin tabiiyetini ga-ib ettikleri gibi azimet ettikleri memleketin arazisine vusulleri anında o memleketin tabiiyetini iktsap ederler. îki memleketten bir veya diğerini terketmiş ve henüz yeni tabiiyetlerini iktisap edememiş olan muhacirler işbu mukavelenamenin imzası tarihinde mezkûr tabiiyeti cedideyi iktisap etmiş; olacaklardır. Madde: 8 — Muhacirler her cinsten menkul mallarını berr.b«.rle-rinde götürmek veya nakil ettirmekte serbest olacaklardır. Bu yüz den ne ihraç ne ithal resmine ne de başka hiçbir resim vermeye tabi tutulmayacaklardır. Kezalik i§bu itilâfnâme ahkâmı mucibince hükûmeteyni âki_ deynden birinin arazisini terkedecek olan cemaat âzası (cami, tekke medrese, kilise, manastır, mektep, hastahaneler, şirketler cemiyetler ve eşhası mâneviye ve herhangi mahiyette olursa olsun, diğer tesisat memurin ve mensubunu) kendi cemaatlerine ait emvali menkuleyi serbestçe beraberlerinde götürmek veya naklettirmek hakkına da maliktirler. Her iki memleket makamatı 11 inci maddede muharrer muhtelit komisyonun tavsiyesi üzerine bunların nakli hususunda âzami teshilât. İbraz edeceklerdir. Emvali menkulelerinin tamamını veya bir kısmını beraberlerinde götürmeye kudret yab olmayacak olan muhacirin bunları mahallerinde bırakabileceklerdir. Bu takdirde memurini mahalliyeye bırakılan emvali menkulenin müfredat defterini ve kıymetini muhaceret eden şahsın muvacehesinde ter,bit edeceklerdir. Muhacir tarafından bırakılan emvali menkulenin müfredat ve kıymetini mübeyyin olan zabıt varakaları 4 nüsha üzerine tanzim edilecen ve bunlardan biri memurini mahalliye nezdinde

kalacak ikincisi 9 uncu maddede muharrer tasfiye muamelesine esas teşkil etmek üzere 11 inci maddede mezkûr muhtelit komisyona, üçüncüsü muhacirin hicret ettiği memleketin hükümetine tevdi edilecek, dördüncüsü de muhacire ita olunacaktır. Madde: 9 — 8 inci maddede musarrah muhacirin ve cemaata ait gahir dahilinde veya karadaki emvali gayrı menkule ve mezkûr muhacirin veya cemaat tarafından bırakılmış olan emval-i menkule 11 inci maddede musarrah muhtelif komisyonlar tarafından âtideki ahkâma tevfikan tasfiye edilecektir. Mecburi mübadeleye tabi havalide bulunup ve mübadeleye gayLOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 473 ri tabi havalide sakin cemaatlerin müessesatı diniye veya hayriye-sine ait olan emval dahi kezalik aynı şerait dahilinde tasfiye edilecektir. Madde: 10 — Tarafeyn-i âliyeyn-i âkıdeyoin arazisini vaktiyle terketmig olan ve işbu mukavelenamenin üçüncü maddesi ahkâmı, na tebean mübadelei ahalide dahil addedilen eşhasa ait emvali menkule ve gayrı menkulenin tasfiyesi 9 uncu maddeye tevfikan ve ir teşrinievvel 1922 tarihinden beri Türkiye ve Yunanistanda müsadere vey_a mecburi bey' vesaire gibi igbu emval üzerindeki hakkı mülkiyete herhangi bir tahkik ve kayıt iras edici bir surette tesis edilmiş bilcümle havanın ve nizamattan münbais her ne mahiyette olursa olsun bilcümle tedabire tabi tutulmaksızın icra edilecektir. İşbu maddede ve 9 uncu maddede mezkûr emval bu cinsten bir tedbire maruz kc.Imıg oldukları takdirde kıymetleri 1-1 inci maddede musarrah komisyon tarafından is.bu tedabir tatbik edilmemiş gibi tâyin ve tesbit olunur. İstimlâk edilmiş olan emvale gelince muhtelit komisyon her iki memlekette mübadeleye tâbi eşhasa ait ve mübadeleye tâbi arazide kâin- Oîup 18 teşrinievvel 1912 den beri istimlâk edilmiş 'plan işbu emvalin yeniden takdir.i kıymetine başlayacaktır. Komisyon müsa-/ hado rdeceğl zararları mal sahipleri lehinde tamir eyleyecek ve ta-viz-i tâyin ve tesbit edecektir. Bu tavizin miktarı işbu mal sahiplerinin matlubuna ve istimlâk edilmiş olan emvali gayrım,enku!enin bulunduğu arazideki hükümetin zimmetine geçirilecektir. 8 ve 9 uncu maddelerde mezkûr eşhag mallarının intifamdan şu ve3-a bu suretle mahrum edilmiş oldukları takdirde işbu varidat kıymetinin kendilerine iadesi harbten evvelki irad.ı vasati esası üzerine ve muhtelit komisyon tarafından tesbit edilecek eşkale tev. fıkan temin olunacaktır. 11 inci maddede mezkûr muhtelit komisyon Yunanistandakl evkafa ait emvalin ve bundan mütevellit hukuk ve menafiin ve Tür kiyede Rumlara ait mümasili tesisatın tasfiyesine başlarken mukaddem muahed-idda bunlara menfaatdar eşhasın hukuk ve menafiinj tanıanıiyle ihltak etmek .^aksadiyle tesbit edilmiş esasattan mülhem olacaktır. 11 inci maddede mezkûr komisyon işbu ^.^mı tatbike memur olacaktır. 476 KADİR MI9IROÖL.U Madde: 11 — İşbu mukavelenamenin mevkii meriyete vazin-dan itibaren bir aylık bir mühlet zarfında tarafeyn-i âliyeyn_i âki-deynden herbiri için dört ve Cemiyet-! Akvam meclisi tarafından 1914 1918 harbine igtirâk etmemiş olan hükûmât tebaası arasından inti_ hap edilmiş 'üç azadan mürekkep Türkiyede veya Yunanistanda mu. kim muhtelit bir komisyon teşkil olunacaktır. Komisyon riyaseti L«jbu bitaraf azanın, her biri tarafından münavebeten deruhte edi. lecektir. Muhtelit komisyon kendisine lâzım görünecek mahallerde her biri bir Türk, Yunanlı âza ile muhtelit komisyon tarafından tâyin edilecek bitaraf bir reisten mürekkep kendi emri altında çalışacak talî komisyonlar teşkil etmek hakkına mâlik olacaktır. Muhtelit komisyon talî komisyonlara verilecek selâhiyetleri tâyin edecektir. Madde: 12 __ Muhtelit komisyona İşbu mukavelede mezkûr muhaceratı teftig ve teshil ve 9 ve 10 uncu maddelerde mezkûr env-^ vali menkule ve gayrımenkulenln tasfiyesine tevessül vazifesiyle mükellef olacaktır. Mezkûr komisyon muhaceretin ve maruzzikr tasfiyenin eşkalini tesbit edecektir. Umum! bir surette muhtelit komisyon İşbu mukavelenamenin İcrasının istilzam edeceği tedabirl ittihaz ve igbu mukavelenamenin tevlit edeceği bilcümle mesailde karar vermek hususlarında bütün Belâhiyetleri haiz olacaktır.

Muhtelit komisyonun mukarreratı ekserlyet-i arâ İle İttihaz olu. •nacaktır. Tasfiye edilecek emval, hukuk ve menafie müteallik bilcümle itirazat, komisyon tarafından sureti katiyede hal edilecektir. Madde: 13 __ Muhtelit komisyon, alâkadaran dinlendikten ve. yahut berâ-yı istima usulüne tevfikan davet edildiğinden sonra igbu mukavelenameye tevfikan tasfiye edilecek olan emvali menkule ve gaynmenkulenin takdir-1 kıymetine başlattırmak için bütün selâhiyetleri haiz olacaktır. Tasfiye edilecek emvalin takdir.l kıymetine işbu emvalin altın sikke İle kıymeti esas olacaktır. Madde 14 — Komisyon, alâkadar mal sahibine elinden alınan Ve kâin olduğu arazi hükümetinin emrine kalacak olan emvalden LOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mi? 477 dolayı kendisine borçlu kalınan meblâğı mübeyyln bir beyanname tevdi edecektir. İşbu beyannamelerdeki esas üzerine verilecek mebaliğj tasfiyenin vukubulacağı memleket hükümetinin muhacirin mensup olduğu hükümete karşı bir borcunu teşkil edecektir. Bu muhacir esas itibariyle hicret ettiği memlekette alacağı olan mebaliğe mukabil terk ettiği emvale kıymet ve mahiyetçe müsavi emval alacaktır. Her 6 ayda bir mütekabilen hükümetler tarafından berveçhl balâ zikrolunan beyannameler esası üzerine vacibüttediye mebali-ğin bir hesabı tanzim edilecektir. Tasfiye! nihaiyede eğer düyunu mutakabele arasında teadül mevcut ise buna müteallik hesabat takas ve mahsup edilmiş olacaktır. Eğer takas ve mahsup muamelesinden sonra hükümetlerden biri diğerine karşı borçlu kalır İse borç berveçhi peşin tediye edilecektir. Lğer medyun hükümet bu tediye için mühlet talep ederse düyun azamî üç taksidi senevîi ile. tediye ediîmek şartıyla komisyon bu mühleti ana bahşedebilecek ve işbu mühlet esnasında tediye edilecek faizi tesbit edecektir. Eğer tediye edilecek meblâğ oldukça mühim olur ve daha uzun müddeti istilzam ederse medyun hükümet borçlu olduğu miktarın cf0 20 sine kadar muhtelit komisyonca tâyin edilecek bir meblâğı peşin olarak tediye edecek ve bakiyesi için muhtelit komisyon tarafından tesbit edilecek miktar, faizli, âzami 20 senelik bir müh-lette kabili itfa istikraz tahvilâtı ihraç edecektir. Medyun hükümet bu istikrazın tesflyesine karşılık olarak komisyon tarafından kabul edilmiş rehinler tahsis edecektir. Bu rehinler Yunanistanda beynelmilel komisyon, Istanbulda düyunu umumiye meclisi tarafından idare ve varidatı kabzedilecektir. Bu rehinlerde ademi itilâf halinde bunları tesbit etmek Cemiyet.i Akvam meclisine ait ola-cakır. Madde: 15__ Muhacereti teshil maksadiyle alâkadar devletler tarafından muhtelit komisyona mezkûr komisyon tarafından tayin edilen şerait dahilinde avans olarak mebaliğ tahsis edilecektir. Madde: 16__Türkiye ve Yunanistan hükümetleri işbu mukavelename mucibince arazilerini terk mecburiyetinde bulunan eşhasa yapılacak tebligata ve muhacirinin azimet edecekleri memleketlere nakilleri zımnında sevkedilecekleri limanlara müteallik bilcümle 478 KADİR M:9IROÖLÜ mesailde 11 inci maddede mezkûr muhtelit komisyonla İtilâf ede. 'çeklerdir. Tarafeyn-i allyeyn-i âkldeyn mübadele edilecek ahaliye azL metleri için tâyin edilen tarihten evvel memleketlerin terk ettirmek veya emvalini elinden almak İçin ne doğrudan doğruya ve ne de dolaylsiyle hiçbir tazyik icra edilmeyeceğini mütekâbilen taahhüd ederler. Kezalik memleketi terk eden veya terk edecek olan muhacirini fevkalâde bir vergi veya resme tabi tutmayacaklarını da taahhüt ederler. İkinci madde mucibince mübadeleden İstisna edilen menatik sekenesinin menatıkı mezkûrede kalmak veya tekrar oraya duhul etmek haklarıyla Türkiye ve Yunanistand.1 hürriyetlerinden ve hakk-ı tasarruflarından serbestçe istifadelerininjserbestü-İcrasına hiçbir mani ika edilmeyecektir. Bu hüküm mübadeleden istisna edilecek menAtıkı mezkûre sekenesine ait emvalin serbestli ferağını ve İşbu sekene meyamnda Türkiye ve Yunanlstanı terk et_ mek arzusunda bulunanların ihttyarlanyla azimetini men için bir sebep olarak ileri sürüîineyecektir.

Madde: 17__Muhtelit komisyonun uzuvlarının lcrâl faaliyetleri ve İdaresi maMrifi komisyon tarafından tâyin nisbetîerde alâkadar hükümetler tarafından deruhte olunacaktır. Madde: 18 — Tarafeyn_l âllyeyn-1 âkldeyn kanunlarında işbu mukavelenin icrasını temin için lâzım cîacak tadilâtı mütakâbilen icra eylemeyi taahhüt eylerler. Madde: 19 __ İşbu mukavelename tarafeyn-l filiyeyn-i âkldeyn nazarında Türkiye İle akdolunacak sulh muahedesinde münderiç imiş gibi aynı hüküm ve kuvveti haiz olacaktır. Mezkûr muahede-nâmenin İki tarafı âll-1 müteakld tarafından tasdikini müteakip derhal meri olacaktır. Tasdiken lilmakal selahiyetnamelerinln usule muvafık ve mu. teber olduğu mütekâbilen tanınan vazıın_i imza murahhaslar işbu mukavelenameyi İmza etmişlerdir . Lozanda 30 kanunusani 1923 te 3 nüsha üzerine tanzim edilmiş olup biri Yunanistan hükümetine ve biri Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine İta edilecek ve üçüncüsü Türkiye ile münakit suih muahedenâmesine vazı imza eden düveli salreye birer mevsutt LOZAN ZAFER MI, HEZİMET Mİ? 479 nüshası verilmek üzere Fransa cumhuriyeti hazinei evrakına tevdi kılınacaktır. İSMET Dr. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ VENİZELOS KAKLAMANOS PROTOKOL Usulen hâizi selâhiyet olan zirde vâzin-1 ünra Türk murahhas-&rı Türkiye hükümetinin Rum ve Türk ahalioin mübadelesine dair bugünkü tarihle akdolunan mukavelenamenin mevkii meriyete gir. meşini beklemeksizin ve İşbu mukavelenamenin birinci maddesinden lstisnaen nıuahedei sulhiye imza olunur olunmaz.'mezkûr mukavelenamenin dördüncü maddesinde mevzuu bahs olan gayri malûl eşhası tahliye ve bunların azimetlerini temin edeceğini beyan eyler. ler. 30 kânunusani 1923 tarihinde Lozan'da üç nüsha olarak tanzim olunmuştur. İSMET Dr. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ SİVİL MEKVFİNİN İADESİYLE BARP ESİRLERİNİN MÜBADELESİNE DAİR TÜRK — YVNAN İTİLÂFI (30 KAnunusani 19S3) Zirde vaziülimza Türk Yunan murahhasları mütekâbilen usul ve nizâmına muvafık bulundukları selâhiyetnâmeler iktizasına tevfikan hareketle elyevm Türkiye ve Yunahistanda alıkonulan sivil mev. kufinin mütekâbilen iade ve üserai harbiyenin mübadelesini temin İçin ahkamı âtiyeyi kararlaştırmışlardır: 4S0 KADİR MISIROÖLU FASIL: 1 SİVİL MEVKVFİN Madde: 1 — Elhâletihazıhi Yunanistanda alıkonulan sivil Türk ûserası ve rehineleri Yunanistan hükümeti marifetiyle memleketlerine iade olunacaklardır. Hükümeti mezkûra esas itibariyle Ana-dolunun sekenesinden olan eghası İzmir'e ve Trakya ahalisinden olan kesânı da îstanbula naklettirecektir. Yunanistanda irkâbı esnasında mügahade ve tesbit edilecek olan iade keyfiyeti esa3 itibariyle işbu itilâfnâme imzalandıktan 7 gün sonra bağlayacak ve berveçhi âti hitâm bulacaktır: : A — Yunan hükümeti tarafından ihzar ohman-Ustelerde isimleri meşkûr eghas için iki haftayı tecavüz etmeyecek bir müddette. B — Türkiye hükümeti tarafından ihzar olunan listelerde görülen ve taharrisi icabedan eghas için en kısa bir müddet zarfında vukubulac aktır. Madde: 2 — Türkler tarafından tevkif edilen sivil Yunan üse_ râsı ile rehineleri birinci maddenin (A) fıkrasında, işaret olunan sivil Türk rehinelerinin iadesi akabinde iade olunabilmek ve taharrisi, icabedenlerin jadesi mümkün olduğu kadar kısa bir müddet zar. fında icra edilebilmek üzere Türk Hükümeti marifetiyle İzmir veyahut İstanbul'da cem edileceklerdir. Madde: S — Türk ve Yunan hükümetleri tarafından mütekâbl-len tevdi olunan iade listeleri bilâhare itmam ve ikmâl olunacak, lardır. FASIL: S •> Ü8ARÂ-YI HARBİYE

Madde: 4 — Birinci maddenin (A) fıkrasında gösterilen sivil Türk rehineleri Yunan hükümetinin Türkiye hükümetine iade edeceği tarihten mümkün mertebe derhal sonra ve bu tarihten itibaren 15 günü tecavüz etmeyecek bir müddet zarfında Yunan hükümeti elinde bulunan üserayı harbiyenin mecmuunu bir defada Iz. mire nakli ve Türkiyeye iade edecektir. Zabite mukabil zabıt ve nefere mukabil nefer olmak üzere Türkiye Yunanistana müsavi miktarda Yunan harb esirlerini iade edoLOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 481 çektir. Bu harb esirleri Türk üsera-yı harbiyesini getiren Yunan sefinelerinin avdet seyahatlarında memleketlerine İade olunabilmek üzere Türk hükümeti tarafından zamanı lâzımında ve bu ig için münasip mahallerde cem ettirileceklerdir. Yunan harp esirlerinin mütekabisl sulh muahedenâmesinin imzalanmasını müteakip ve imza tarihinden üç hafta zarfında Türkiye marifetiyle iade olunacaktır. Madde: 5 —• Türk ve Yunan hükümetleri, ellerinde bulunan biL cümle harp esirleriyle sivil mevkuflne gerek hukuku umumiyeye ait cinayet ve cünhalardan ve gerek inzibata mugayir hatiy'atdan do. layı cezaya mahkûm veya ceza tertibi için takibata maruz bulunmuş olsunlar affı umumiden istifadeyi teşmil hususuna teskini ezhar maksadiyle karar vermişlerdir. Her iki hükümet cezalarının veyahut aleyhlerine başlamış olan takibatın ikmalini nazar1, itibare almaksızın işbu kesanı bilâtefrik iadede müttehittirler. ¦ FASIL : S İCRA KOMİSYONU Madde: 6 — 1914 -1918 harbine iştirak etmeyen devletlere tâbi salibi ahmer cemiyetlerinden üç mümessil ve Türk ve Yunan hükümetlerinin bir mümessilinden mürekkep beynelmilel bir komisyon anifülbeyan birinci ve ikinci fasıllarda mezkûr şerait dahilinde rehinelere sivil üseranın iadesine ve üserai harbiyenin mübadelesine müteallik muamelatı idare ile mükellef olacaktır. İşbu komisyon bı. muamelâtın tarz ve suretini tesbit ve icrasına nezaret eyleyecek ve bilhassa: A__ Irkâb noktalarında Türk ve Yunan memurlarından memleketlerine iade olunacak rehinelerle esirleri kabul, bunların hüvi. yet ve adedini tahkik eylemek ve ihraç noktalarında Türk ve Ku. nan memurlarına igbu harb esirleriyle rehineleri teslim etmek, B — Irkâb limanlarından itibaren iade olunacak Türk ve Yunan rehine ve harb esirlerinin naklini Türk ve Yunan hükümetleriyle müştereken tanzim eylemek, Yunan hükümeti bunun için lüzumu olan vesait-i nakliye-yi bahriyeyi ita edecektir, C__Her iki hükümetten biri tarafından talep olunan ve teslim edilmemiş bulunan harb esirleriyle sivil rehinelerin rriükadderatını tâyin için lâzım gelen bilcümle tahkikat ve taharriyâtm icrasına F : 31 LOZAN ZAFER Mt, HEZİMET Mİ? 483 Türk ve Yunan hükümetlerinin İştirak ve muaveneti İle mübageret eylemekle mükellef olacaktır. Alakadar hükümetler bu hususta komisyona bütün müzeheret. leriiü ibraz ve bilcümle teshihatı îta etmeyi taahhüt eylerler. Madde: 7 — Komisyonun İdaresine ve faaliyetine müteallik masarif mütesavlyen Türk ve Yunan hükümetlerine ait olacaktır. ' \ îşbu itilâfnâme derhal mevkii meriyete konacaktır. Lozanda 30 Kanunusani 1923 taxliiLn.de 3 nüsha olarak tanzim edilmiştir. İSMET Dr. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ VENİZELOS ) KAKLAMANOS AFF-I UMÛMİYE MÜTEALLİK BEYANNAME VE PROTOKOL Bgünkü tarihli muahedei sulhiyeye vazı imza eden devletler Şark'ta sulhu ihlal etmiş olan vakayiin münsî kalması arzusuyla aynı derecede mütehassis olduklarından:

Selahlyetnameleri mucibince hareket eden zlrde vazıini İmza hususâtı âtiyeyi beyanda, müttefiktirler. 1 Türkiyede İkamet eden veya ikamet etırüg olan hiçbir kimse ve nıütekabllen Yunanistanda ikâmet eden veya İkâmet etmiş olaa hiç bir şahıs 1 Ağustos 1914 ve 20 Teşrinisani 1922 tarihleri beyninde askerî veya siyasî hattı harekâtından veyahut bugünkü tarihli muahedei sulhiyeye vazı imza eden bir ecnebi devlete veya tebaasına herhangi bir muavenette bulunmasından dolayı hiçbir vesile ile Türkiyede ve mütekabilen Yunanistanda iz'aç veya ta'zip edile, miyoc ektir. 0 Kezallk mezkûr muahedei sulhlye mucibince Türklyeden ayni. rrnş olan arazi ahalisinden hiçbiri gerek 1 Ağustos 1914 tarihinden 30 Ağustos teşrinisani 1922 tarihine kadar güzerân olan müddet zarfında Türkiyeye müsait veya muhalif siyasî veya askeri hattı hareketinden ve gerek muahedei mezkûre mucibince , tabiiyetinin sureti tâyininden dolayı iz'aç veya tazip edilemiyecektir. 3 Zikrolunan müddet zarfında mütehaddis vekayi.1 siyasîyeye bedihi bir surette mürtebit olarak yine aynı müddet zarfında, irtikâp edilmiş olan bilcümle cinayet ve cünhalar hakkında Türk ve Yunan hükümetleri tarafından mütekabilen tanı ve mutlak bir affı umumi ilân edilecektir. 4 Türk tebaasından ve mütekabilen bugünkü tarihli muahedei sulhiyeye vazı imza eden diğer devletler tebaasından olup 20 Teşrinisani 1922 tarihinden mukaddem mezkûr muahedei sulhiyo neticesinde Türk kalacak olan arazide mahiyeti siyasiye veya askeri, yeyi haiz esbaptan dolayı düveli mezkûre memurini veya mütekabilen Türk memurini tarafından desdest takip veya mahkûm edil. mis olanlar affı umumiden müstefit olacaklar ye mevkuf İseler tebaalarında bulundukları devletin memurini yed'ine teslim edileceklerdir. işgal ordularına mensup bir fert hakkında mevti veya ağır bir cerihayı intaç etmiş olan bir fiile müttcânls olanlar müstesna olmak üzere İşbu hüküm velev tarihi mezkûrdan mukaddem irtl-kâp edilmiş olan hukuku umumlyeye ait bir cürümden dolayı olsun veya failleri Türkiye haricine sevkedilmiş bulunsunla», balâda beyan edilen arazinin bir kısmını işgal etmiş olan devletlerin memurini tarafından derdest takip veya mahkûm edilmiş olan Türk te-ba. sı hakkında dahi mabihittatbik olacaktır. S Bu bapta itâ olunmuş hükümlerin kâffısi iptal edilecek ve derdest bulunan bilcümle takibat tevkif olunacaktır. 6 Bilûmum devletlerin perverde eyledikleri musâlemeti umumiyetin temini arzusuna iştirak eden Türk hükümeti harb dolayısiy-le dağılmış aileleri tekrar cem'etmek ve meşru menlehulhukukun emvallerini yed'i tasarruflarına lâde etmek maksadiyle müttefiklerin zîri himayelerinde ve 20 Teşrinievvel 1918 tarihiyle 20 Teşrinisani 1922 tarihi arasında icra olunan bilûmum muamelâta itiraz etmemek niyetinde bulunduğunu beyan eder. 484 KADİR MISIROÖLU

Maahaza bu niyet alakadaranın müracaatları halinde- ma-ruzzikir muamelâtın yeniden tetkik İmkanını selb etmez. Eşhas ve emvale ait müddelyat Hilâl-i Ahmerin bir murahhası İle Salibi Ahmerin bir murahhasından mürekkep bir komisyon marifetiyle tetkik olunacaktır. İhtilaf zuhurunda7 i^bu murahhaslar bir hakem alelhakem intlhab edeceklerdir, gay/t bu İntihapta itilaf edemezlerse hakem alel hakem cemiyet.i/akvam meclisi tarafından tâyin, olunacaklardır. / / 7 Sivil mefkufînln iadesi ve üserai harbiyenin mübadelesi hakkında Yunanistan hükümetiyle Türk hükümeti beyninde 30 Kânunusani 192S tarihinde mün'akit ttUâfnâmemn 5 inci maddesinin mevzuunu teşkil eden tedâblri tesktolycnln nef'inl

tasdik eden Britanya, Fransa, İtalya hükümetleri Türk hükümeti tarafından mu. amelei mütekabile çartıyle 20 Tegrlnisani 1922 tarihinden senra hukuku urr ımiyeyo müteallik cinayet vo cünhaları lrtiltap etmlg olanlar müstesna olma k üzere elyevm mevkuf olarak yedlerinde bulunabilen üserayı harbiye ve sivil mevkufln lehlerinde aynı ahkâmı . kabule müheyya olduklarını beyan edarler. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan'da tanzim olunmuştur. İS MET DR. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ HORACE RUİIBOLT GARRONİ MONTANYA UÇÎYAÎ VENİZELO3 KAKLAMANOS DlAMANDt KONÇESKO PROTOKOL Şurası mukarrerdir ki, affı umumiye alt beyannamenin birinci bendinden kat'annazar Türk hükümeti fıkral mezkûrede istihdaf edilmiş olan kısm-ı eşhasa dahil bulunan 150 kişinin Türki-yeye duhul vo orada İkametini men etmek hakkını muhafaza eder. Blnaenalâzalik Türk hükümeti mevzuubahs olan eşhastan elyevm kendi arazisinde bulunanları oradan ihraç ve memâliki ecnebiyeLOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET MJ ? 485 dekilerin avdetlerini men edebilecektir. İşbu eşhasın esâmisi bugün, kü tarihli muahedei sulhiyenin mevkii meriyete hini vazmda affı umumi beyannamesinin kendisine müteallik kısmının intacı zımnında hükümeti mezkûre tarafından neşredilecek olan affı umumî ilânnamesine raptedilecektir. Bundan maada şurası da mukarrerdir ki, Türk hükümeti bu husustaki arzusunu izhar eylediği veçhile eşhası mefkurenin Türkiye dahilinde bulunan emlâklerinin ve diğer emvallerinin tasfiyesine iptidar eylemelerine karar verdiği takdirde işbu tasfiyeyi kendi hüsnü rızalarıyla icra etmek üzere bun lara saliffüzzikr Uânnâme tarihinden itibaren 9 aylık bir mühlet bırakılacak ve bu mühletin lnkızasından sonra tasfiye muamelesi Türk hükümeti tarafından yapıldığı takdirde hasılatı bilemamiha eşhası mezkûrenin yedlerino teslim olunacaktır. Kezalik şurası da mukarrerdir ki, affı umumiye müteallik beyannamenin birinci bendinde münderiç hiçbir kayıt Yunan hükû-metmin Yunanistan ile Türkiye arasındaki muhasamat esnasında vezâifi askeriylerlnce kusur tegkll eden esbaptan dolayı kendi ordusuna mensup bulunan veya mensup olmuş olan gayrimüslim te. baasını takip etmek hakkını ihlâl etmeyecektir. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozanda tanzim edilmigtir. İSMET DR. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ HORACE RUMBOLT PELL.E GARRONÎ MONTANYA UÇİYAİ VENİZELOS KAKLAMANOS DİAMANDÎ KONÇESKO YVNANİr.TANDA BULUNAN EMLÂKİ İSLÂİIİYEYE MÜTEALLİK BEYANNAME Haiz oldukları selâhiyetnâmeler mucibince hareket eden zir-de vâzıin-i ûnzsu mübadele-i ahali hakkında 30 Kânunusani 1923 tarihinde Ix>7.anda imza olunan mukavelename ahkâmıyla istihdaf edilmemiş olan ve 18 teşrinievvel 1012 tarihinden mukaddem Girit 486 KADİR MI9IROİİLU

adası da dahil olduğu halde /Yunanlstanı terketmig veyahut mi-nelkadim Yunanistan haricinde mukim bulunmuş olan eşhası müs-limenin hukuku mülkiyetlerine hiçbir halel iras edilmeyeceğini Yunanistan hükümeti namına beyan ederler. Eşhası mezkûre emlâklerine serbestçe tasarruf etmek hakkını muhafaza edeceklerdir. Bu müslümanların emvali hakkında sureti istinaiyede ittihaz veya tatbik edilmiş olan ahkâm ve tndabir ref edilecektir. İşbu emvalin varidatı şimdiye kadar iade edilmeksizin veyahut hükümetle alâkadaran! beyninde itilâfatı mahsusaya mevzu teşkil etmeksizin Yunanistan l^ükûmet veya memurini tarafından ahzukabz edilmiş olduğu takdirde varidatı mezkûre eshab-ı emlâkin yedine teslim olunacaktır. Varidat-ı niebhusuun anha mütealik bilcümle metalib ila eşhası mezkûrenin sureti umumjyede müttehaz tedâbirin gayri î.iii-savi bir surette tatbikinden dolayı hukuklarının haleldar olduğunu iddia etmeleri keyfiyetinden münbais bilûmum meta'lip hakKinda nıaruzzikir mukavelenamede münderiç komisyon tarafından karar ita olunacaktır. Maahaza metâlibi mezkürenin işbu metalibin bugünkü tarihle mümzi muahedei sulhuyenin mevkii meriyete yazından itibaren 6 aylık bir müddet zarfında denneyan edilmiş olmaları şarttır. Metalib-i mebhusun anha muahodel mezkOrenin mevkii meriyete yazından itibaren nihayet bir senelik müddet zarfında bir karar raptolunabilmek için komisyon tarafından müstace. len tetkik olunacaktır. Yunanistan hükümeti salifüzzikr eşhasın gaybubetlerinden naşı mallarına serbestçe hakkı tasarrufları hususunda tahaddüs edebilecek müşkülatı fliliyeyi nazarı itibare alarak bunların arzu eyledikleri takdirde mülklerini ferağ etmek için bâlâda mezkûr muhtelit komisyonun vesatet-i mücamelekârisinden istifade edebilmelerini kabul eyler. Şurası mukarrerdir ki bu takdirde muhte-liL komisyonun müdahalesi Yunanistan hükümeti için mevzuubaiıs olan emlâkin iştirası hakkında bir güna mecburiyet istilzam etmeyecek ve komisyonun vazifesi bunların ferağını teshile mürjıa. sır kalacaktır. Şurası mukarrerdir ki, işbu beyanname 38 teşrinievvel J912 tarihinden evvel Türkiyeyi terk etmiş olan veyahut minelkadlm Türkiye haricinde ikâmet eylemekte bulunan Rum e3hab-i emlâki LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ? 48Î lehinde muamelei mütakabele icrası şartıyla tanzim olunmuştur. Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim olunmugtur. KAKL.AMANOS VENİZELOS MESAtL-1 SIHHİYEYE MÜTEALLİK BEYANNAME Hâiz oldukları selâhiyetnâmeler mucibince hareket eden zlrdo vazıini imza, Türkiye hükümetinin, 5 senelik bir müddet için ha, dudu sıhhiye idaresine müşavir olarak 3 mütehassıs Avrupalı tabib tâyin edeceğini beyan ederler. Bu tabiblci" Türk memuru olacaklar ve sıhhiye velüline tâbi bulunacaklardır. Mumaileyhin Türle hü. kûmetince Cemiyeti Akvam hıfzıssıhha encümeni beynelmilel umumî hıfzıssıhha idaresi tarafından müştereken tanzim olunan 6 esâmiyi hâvi bir cetvel meyanmdan intihap olunacaklardır. Bun. ların maaşlarıyla diğer gerâit istihdamları Türk hükümeti ile rua-ruzzikr iki beynelmilel müessese beyninde müücfikan karargir olacaktır. Türk idare-i sıhhiyesi salifüzzikr 3 Avrupalı mütehassısın in. zimam-ı muaveneti ile Türkiye sahil ve hudutlarının hidamat-ı sıhhiyesi teşkilâtını tâyin eden bir nizamname vücuda getirecek, tir. İşbu nizâmnâme beynelmilel mukavelât-ı sıhhiye ahkâmına ve boğazlara ait k'sım için boğazlar usulüne müteallik bugünkü tarihle mümzi mukavelename ahkâmına tevafuk eyleyecektir. Türk İdaresi tarafından istifa olunan rüsumu sıhhiye hasılatı münhasıran Türkiyenin umuru sıhhiyesi İhtiyacına hasr ve tahsis olunq.c;ık ve sıhhiye vekâletince bu husua için tanzim edilecek bir mülhak bütçede münderiç bulunacaktır. Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim edilmiştir. İSMET Dr. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ 488 / KADİR MiaiROÛLIT _/' ÎDARBJ ADLİYEYE DAİR BEYANNAME

Türk heyeti murahhasast Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin ecânibe Türk mahâkimi huzurunda hüsnü tevzii adaletin bilcümle teminatını ltâ eylemeye ve hâkimiyetini tamamiyle isti. mal eylemek suretiyle ve hiçbir nuidahalei ecnebiye olmaksızın buna nezaret etmeye kâdlr bulunduğunu evvelce de beyan eylemek fırsatına nail olmug idi Hükümeti mezküre terakkiyatı ahlâkiye vo medeniyenln muhik göstereceği İslâhatı icra için tetkikat vo teteb-buatı ifa ettirmeye amadedir. Haiz oldukları selâhiyetnâmeler mucibince hareket eden zirdo vaziinl imzalar Igbu müâhazaya mebnl berveçhi âti beyanatta bulunmağa lüzum görürler. i Türk hükümeti 1914 - 1918 harbine üjtlrâk etmemig olan mev-mâlik tebaası hukukglnâsânı meyanından olmak üzere Lahey beynelmilel adalet mahkeme! daimeai tarafuıdan tanzim kılınacak listeden intihap edeceği Avrupalı hukuk müşavirlerini 5 seneden dûn olmamak üzere- lüzum göreceği bir müddet için Türk memurini sıfatlyle bilâtehlr hizmetlerine almak niyetindedir. S İşbu hukuk müşavirleri adliye- vekiline merbut olacaklar ve bir takımlarınınmerkezi İstanbul şehri ve diğerlerinin merkezi İzmir gehri olacaktır. Mumaileyhin kavanin komisyonlarının mesâi, sine iştirak edecekler ve sınıf-ı hukkâmm vezâifine müdahale etmek sizin Türk hukuk, ticaret ve ceza mahkemelerinin tarzı ifâi vezaiii-nl takibe ve Adliye Vekiline lüzum görecekleri bütün raporları itaya memur edileceklerdir. Mumaileyhin gerek hukuk, ticaret veya cezaya müteallik muamelâtı adliyeden gerek mücâzâtm tenfizinden ve gerek kâvaninin tetkikinden tevellüt edebilecek bilcümle şikâyeti ¦—Adliye Vekilinin Türk kavanine tamaii riayeti temin için— mahal verebileceği gikâyeti dahi kabule selâhiyettar olacaklardır, Hukuk müşavirleri mesâkine duhul taharriyat veya tevkifatın mahal verebileceği gikâyeti dahi kabule selâhiyettar olacaklardır, diğer taraftan İstanbul ve İzmir devâiri kazuiyesinde zikrolunan muamelât icra olunduktan sonra Adliye Vekilinin mahalli mümessili tarafından bilâtehir hukuk müşavirine bildirilecektir. Mü:.ıoj:.,-i LOZAN ZAFER Mî. HBZ1MET Mi? 489 mumaileyh, bu halde hukuk müşaviri İle doğrudan doğruya muhabere selâhiyetini haiz olacaktır. Cünha mevaddında kefaletle tahllyei sebil ve her vakit mecburi-yül ifa olacaktır. Meğer ki bu yüzden asayişi umumî haleldar ola veyahut muvakkaten tahliye keyfiyeti tahkikatın selâmet_i cereyanını ihlâl ede. 4 Mevaddı hukukiye ve ticariyede bilcümle hüküm kararlarıyla hükme müteallik ahkanu mukavelâtı mücaz olup bu suretle verilecek hüküm kararlan bidayet mahkemesi tasdikiyle icra edi. lecektir. Bidayet reisi intizamı ammeye mugayir olmadıkça reisinin hükrruü kararım tasdikten imtina edemiyecektir. S İşbu beyanname 5 senelik bir müddet için meridir. Lozanda 21 Temmuz 1923 tarihinde tanzim edilmiştir. İSMET Dr. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ Osmanlı İmparatorluğu tarafından itâ ed'ılvıiş olan yâzdta dair protokol ve beyanname: bası imtU Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Yunanistan, Romanya Sırp - Hırvat _ Siloven devleti ve Türkiye, Osmanlı İmparatorlu, ğu dahilinde verilmiş olan bazı imtlyazata müteallik mesaili mütte-fikan hal ve tesfiye etmek arzusunda olduklarından usulen haizi î,el?-hiyet olan zirde vaziini imza ahkamı âtiyeyl kararlaştırmışlardır. FASIL : 1 Madde: 1 — 29 Teşrinievvel 1914 ten evvel bir taraftan hükümeti Osmaniye, veya her memuru mahalli ve diğer taraftan Türki-yeden maada düveli âkide tebaası (Şirketler de dahil olduğu hal. de) arasında usulüne muvafık olarak vukubulmıtş imtiyaz mukavelâtı ile. onlara müteallik itilâfatı muahhare mahfuzdur.

Madde: 2 — 1) Hükümeti Osmaniye ile Sir A, J. Arnıstrong \Vhitworth ve şürekâsı Limited ve Vickers Limited arasında 1913 ve 490 KADİR MI3IROÖLU 1914 seneleri zarfında doklar, tersaneler ve inşaatı bahriye müştere-kül menfaa şirketi şahane-1 Osmaniyenin teşkiline ve İmtiyazına müteallik akdolunmuş olan mukavelâtta münderiç muamelât, Türk hükümetinin talebiyle tatil olunacaktır. Tarafeyn arasında bu mukavelatm tâdil şeraiti veya aynı de-rece-yi ehemmiyette olduğuna hükmedilecek bir teşebbüs hakkında yeni bir imtiyazın itası maksadıyla ,-müzakârat açılacaktır. Bugünkü tarihli sulh muahedesinin mevkii meriyete vasi tarihinden itibaren 6 aylık bir müddet zarfında Türkiye hükümetiyle mezkûr şirketler arasında gerek mukavelâtı mebhusun anlımın tâ-dil-i şeraiti gerek yeni bir imtiyazâtın itası hususlarında bir ittifak hasıl olmadığı takdirde anifüzziltr şirketlerin beşinci madde mucibince mensup ehli hibreye bilrnüracaa eski mukavelfıtın feshini telâfi edecek olan yeni imtiyazatm tesbit_i şeraitini onlara tevdi etme_ y- haklan olacaktır. Maahaza şurası mukarrerdir ki, yeni imtiyaz için ehli hibre tarafından tesbit edilecek olan şerait tarafeynden birinin veya diğerinin muvafakatine iktiran etmediği takdirde eski imtiyazlarının feshi keyfiyetinden dolayı maddeten duçar oldukları zarar için ehli hib-renin muhik göreceği miktar ta~.minatı-mezkûr şirketlere tesfiye etmeyi Türk hükümeti taahhüt eyler. 2) Bugünkü tarihli sulh muahedesinin mevkii meriyete vazı tarihinden itibaren 6 aylık bir müddet zarfında (reji jeneral de şimendofer) şirketi kendisine 1914 de verilmiş olan Samsun _ Sivas şimendoferinin inşası ve işletilmesi hakkındaki imtiyaza herhan gi bir sebepten dolayı tekrar sahip kilınmadığı takdirde Türk hükümeti bu şirkete talebi üzerine, ve telâfi maksadıyla yeni bir imtiyaz ifa etmeyi deruhte eyler. Bu telâfinin mukabil ve muadil olup olmadığından itilâf olunmazsa işbu teadül noktayı nazarından yeni imtiyazın vüsatiyle işletme şeraitini tâyin beşinci madde mucibince mansub ehli hibereye ait olacaktır. Bu cihet mukarrerdir ki, eğer reji jeneral şirketi Samsun Sivas imtiyazına tekrar sahip kılınırsa bu imtiyaz., (beşinci maddede gösterilen ehli hibre usulüyle) şeraiti cedide! iktisadiyeye tevkif edilecektir. Yani bir imtiyaz ile telâfi takdirinde dahi şerait cedidei İktisadiyeye tevfik selâhiyeti kezalik hesaba alınacaktır. Ehli hibre tarafından tâyin edilen yeni imtiyaz şeraiti tara. LOZAN ZAFER Mt. HEZİMET Mİ? 491 feynden birinin veya diğerinin muvafakatine iktiran etmediği takdirde Samsun Sivas şimendoferi imtiyazının feshinden dolayı şirketin maddeten duçar olduğu zarara ve bahri siyah şebekesinin diğer aksamı hakkında şirket tarafından mahallinde ameliyatı keşifiye için yapılan masarifin© mukabil ehil hibrenln muhik göreceği miktar tazminatı mezkûr şirkete tesfiye etmeyi Türk hükümeti taahhüt eyler. Türkiye, yukarıda gösterilen şerait dahilinde ister Samsun . Sivas imtiyazına şirketi tekrar sahip kılmak ister yeni bir imtiyaz ita eylemek ve nihayet isterse tazminat vermek ile şirkete karşı kâffei taahüdatından tamamen teberri edecektir. Madde: 3 — Birinci ve ikinci maddelerde gösterilen mukave-lâtla ihtiiâfattan müstefit olanların emlâkindan veya hıdematından devletçe şimdiki arazisi dahilinde istifade edilmiş bulunmak hesa biyle devlete veya mezkOr mukavelâtta itilâfâttan müstefit olanlara ruiyeti muhasebe neticesinde ait olacak mebalig: mevcut muka. velât veya itllâfat mucibince yahut mukavelât veya itilâfat mcv. cut olmadığı surette işbu protokolda gösterilen ehli hibre usulüne tevfikan tesfiye olunacaktır. Madde: 4 —• Altıncı maddede ahkâmı mahfuz kalmak kaydı ih-tirazisi altında birinci maddede gösterilen mukavelâtla itilafat_ı mu. ahhere ahkâmı bilittlfnk ve iki tarafa da müteallik olmak üzere şerait-i iktisadiye-i cedideye tevkif edilecektir. Madde: 5 — Bugünkü tarihli muahedei sulhiyerün mevkii me. rlyete vazmdan itibaren bir sene müddet zarfında İttifak hasıl olmadığı takdirde tarafeyn gerek

ruyeti muhasebata gerek imtiyazâtın şerait_i lktisadiyei cedideye tefiklne müteallik hususatta. yukarıda zikredilen bir senelik müddetin inkizasından İtibaren iki aylık biı müddet zarfında tâyin cdrrekleri iki ehli hibrenin münasip ve muhik göreceği ahkâmı kabul edeceklerdir. İşbu ehli hibre İttifak hasıl ödemezlerse 1914 . 1918 muharebesine iştirak etmemiş memleket tebaasından İsviçre hükümeti cumhuriyesi umuru nafia idaresi reisinin yapacağı 3 kişilik liste meyanından Türk hükümetince iki aylık bir müddet içinde tâyin edilecek bir üçüncü ehli hibreye müracaat edeceklerdir. Madde: 6 -- Bugünkü tarihde bir mukaddeme i tatbiklyeye iktiran etmemiş olan birinci maddede mezkûr mukavelâtı imtiyaziye 492 KADİR eshabı bu protokolün şerait-i iktisadiyc-i cedideye tevfik hakkındaki ahkâmından istifade edemeyeceklerdir. Bu mukavelât bugünkü tarihli muahedei sulhiyenin mevkii meriyete vazından itibaren 6 aylık bir müddet zarfında eshabı imtiyaz tarafından vukubulacak mâ. racaat üzerine fesholunabilecektir. Bu takdirde sahibi imtiyaz eğer mahal var ise ameliyatı keşfiye için tarafeyn arasında ademi itti. fak halinde işbu protokolda mezkûr ehli hibre tarafından muhik görülecek olan miktar tazminata müstehak olacaktır. Madde: 1 — Hükümeti Osmaniye ile birinci maddede mezkûr mukavelât vo lmtiyazattan müstefit olanlar beyninde 30 Teşrinievvel 1918 tarihi ile 1 Teşrinisani 1922 tarihi arasında vukubulan ihtilâflar ile efradı hususiye arasında ve yine bu müddet zarfında imtiyaz devir ve ferağını muntazammm olarak münakit olmuş mukavelât Türk hükümetinin tasvibine iktiran edinceye kadar mevkii meriyette kalacaklardır. Bu tasvip terviç olunmadığı takdirde eshabı imtiyaza eğer mahal var iae maddeten duçar oldukları hasara mukabil beşinci maddedelü şerait dahilinde mansup ehli hlbre tarafından tesbit olunacak bir tazminat verilecektir. Bu ahkâm 29 Teşri, nievvel 1914 den evvel aktolunmuş mukavelât haklımda işbu pr~to-kolda münderiç şerait-i iktisadiye.1 cedideye tevfik hakkını ihlâl etmez. Madde: 8 — İşbu protokolün ahkâmı 25 Nisan 1920 den itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti İle eshab-ı imtiyazat arasında vaki olmuş itilâfata tatbik olunmaz. FASIL, : t Madde: 9 — Hükümeti Osmaniye veyahut her Osmanlı memu. ri mahallesi ile 29 Teşrinievvel 1914 tarihinden evvel aktolunmug mukavelâtı imtiyaziyeden müstefit olan Türkiyeden maada düveli âkide tebaasına veya düveli mezküre tebaası sermayesinin mütefev. vik bulunduğu şirketlere karşı Türkiycnin bugünkü tarihli muahedei sulhuye ile ayrılan arazi dahilindeki hukuk ve vezaifine halef olan devlet tamamen kaim olmuştur. Türkiyeden Balkan muharebeleri neticesinde ayrılmış olan arazi dahilinde dahi işbu arazinin intikalini tasrih eden muahedenin mevkii meriyete vazmdan mukaddem hükümeti Osmaniye veya bir Osmanlı memuru mahallisi ile LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET MİT 493 münakit olmuş mukavelâtı lmtiyaziye hakkında aynı muamele cari olacaktır. Bu kalmiyet arazinin intikalini tasrih eden muahedenin mevkii meriyete vazı tarihinden itibaren muteber olacaksa da bugünkü tarihli muahedei sulhiye ile TUrkiyeden lnfikak eden arazi hakkında istlsnaen 30 Teşrinievvel 1918 tarihinden itibaren meri bulunacaktır. Madde: 10 — îşbu protokolün birinci faslı ahkamı ve 7 ve 8 in. ci maddeler müstesna olmak üzere 9 uncu maddede gösterilen mu. kavelâta tatbik edilecektir. Üçüncü madde ahkâmına gelir.ee bu madde arazi.i münfelütc dahilinde ancak eshabı ivntiyâzâtın emlâk veya hidemâtından orada icrai hâkimiyet etmekte olan devlet tarafından İstifade edilmiş olduğu takdirde tatbik edilecektir. Madde: 11 — Gerek bugünkü tarihli muahedei eulhiyc hükmünce ve gerek Balkan inuhTebatmı müteakip Türkiyeden ayrılan arazi dahilinde icrai faaliyet edip Osmanlı kanununa tevfikan teşekkül etmig olan Türkiyeden maada düveli âkide tebaan iner.afn. nin mütefevvik bulunduğu her şirket mezkûr muahedenin mevkii meriyete vazmdan itibaren 5 sene zarfında envai hukuk ve menafi, inin gerek mevzuubahs arazide icrai hâkimiyet etmekte olan devletin gerek tebaası evvolkl

şirketi murakabe eden Türkiyeden maada diğer düveli âkideden birinin kanununa tevfikan müteşekkil diğer herhangi bir şirkete devretmeğe seiâhiyettar olacaktır. Bu emval hukuk ve mcrafiln devredileceği şirket işbu protokol ahkâmının temin ettiği hukuk ve imtiyazat da dahil olduğu halde evvelki şirketin haiz bulunduğu aynı hukuk ve imtiyazaltaıı müstefit olacaktır. Madde: 12 —¦ 11 inci madde ahkamı bir kısım saha! faaliyeti Türk toprağında kalmış olacak sahib.l imtiyaz hidemat-i umumiye şirketlerine tatbik olunamaz. Maahaza mezkûr şirketler, Türkiye haricindeki sahai faaliyetleri aksamını yeni bir şirkete devretmek suretiyle o aksam için 11 ve 13 üncü maddeler ahkâmından müstefit olabileceklerdir. Madde: 13 — 11 inci madde mucibince Osmanlı şirketlerinin hukuk, emval ve menafi üzerine devredilecek olan şirketler, Türkiyeden infikflk eden arazi üzerinde bu devirden vcy.-. bu devir hasebiyle teşekküllerinden dolayı hiçbir resm.i mahsus.*». —mevkii meriyette olan beynelmilel mukavelât muktezasinca tuna bir mani 494 KADİR MIPIROöLU olmadıkça— tabi tutulmayacaklardır. Bu şirketler tabiiyetlerine İktisap edecekleri düveli âkideden herblrirün arazisinde dahi kendi ahkâmı kanununiyesine göre bu devlet muhalefet etmedikçe aynı muameleye tabi olacaklardır. Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim edilmiştir. ÎSMET DR RIZA NUR HASAN HÜSNÜ HORACE RUMBOLT PELLE GARRONÎ MONTANYA UÇİYAİ VENİZELOS KAKLAMANOS DİAMANDI KOSTANTIN KONÇESKO BEYANNAME Usulen haizi eelâhiyet olan zîrde vazılni imza beyan ederler ki, Türk hükümeti, Osmanlı imparatorluğu tarafından verilmiş olan bazı imtlyazâta müteallilc bugünkü tarihli prototokolun birinci faslı ahkamını mezkûr protokolü akteden diğer devletler teb'osı sermayesinin 1 Ağustos tarihinde müteveffik bulunduğu Osmanlı Şirketlerine de tatbik etmeyi taahhüt eyler. Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim kılınmıştır. İSMET ODr. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ LOZANDA İMZA EDİLEN SENEDATI DÜVELtYENİN AHKÂMINA BELÇİKA VE PORTEKİZİN İLTİHAKINA DAİR PROTOKOL Bu günkü tarihli muahede! sulhuyeyi imza eden tarafeyni âli-eyni âkideyn mezkûr muahedenin ikinci kısmının (ahkâmı maliye) birinci faslı ahkâmıyla üçüncü kısmı (ahkâmı iktisadiye) ah_ kâmına Belçika ve Portekiz devletinin iltihakını kabulde müttefik LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mlî 495 olup bu iltihak işbu muahedenin aynı şeraiti dairesinde ve aynı zamanda İktisabı meriyet edecektir. Osmanlı imparatorluğunda verilmiş bazı imtlyazâta. müteallik bugünkü tarihli protokola aynı şerait dahilinde Belçikanın dahi iltihakını kabulde kezallk müttefiktirler. Binaenaleyh tarafeyni âliyeynl âkideyn Belçika ve Portekizln usulen haizi selâhiyet mümessilleri tarafından bugün, vâki olan iltihak beyanâtını senedi İttihaz ederler. Mezkûr beyanata göre bir taraftan Türkiye diğer taraftan işbu iki devletten her biri arasında muhtaç oldukları hali sulh ile münasebâtı

resmiye işbu beyanâtın mevkii meriyete geçmesi İle beraber tekrar teessüs etmiş addolu. nacaktır. Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim kılınmıştır. İsmet DR RIZA NUR HASAN HÜSNÜ HORACE RUMBOLT PELLE GARRONÎ MONTANYA UÇtYAl VENİZELOS KAKLAMANOS DİAMANDI KONÇESKO BELÇİKA BEYANNAMESİ Ztrde vazilnimza usulüne muvafık ve muteber görülen selâhi-yetnâmesini bugünkü tarihli muahede-i sulhiyayi imza etmiş devletlerin mümessillerine badelibraz işbu beyanname ile Belçika namına mezkûr muahede! sulhlyenin ikinci kısmının (ahkâmı mali. ye) birinci faslı ahkâmı ile üçüncü kısmı (ahkâmı iktisadiye) ahkâmına ve kezâlik Osmanlı İmparatorluğunda verilmiş olan bazı im_ tiyazâta müteallik ve bugünkü tarihli protokol ahkâmına iltihak ettiğini beyan eder. Hali sulha ve münasebâtı resmiyeyi iadeten tesis edecek olan 496 KADİR MI9IROÖLU bu İltihak mezkûr muahede! sulhiyeyl İmzalayan devletlerin Belçi-kayı iltihaka kabul ettikleri bugünkü tarihli protokolda gösterilen anda ve mezkûr protokolda münderlç ahkâm ve şerait dairesinde İktisabı meriyet edecektir. Lozanda 24 TemmumE 1023 tarihinde tanzim olunmuştur. FERNAND PELETZER PORTEKİZ BEYANNAMESİ Zîrde Tazıinimza usulüne mu\affak ve muteber görülen se-lâhiyetnâmesinin bugünkü tarihli muahedei sulhiyeyi imza etmiş devletlerin mümessillerine badellbraz işbu beyanname İle Portekiz namına muahedei eulhlyenin ikinci kısmının (ahkamı maliye) birinci faslı ahkâmı ila üçüncü kısmı (ahkamı iktisadiye) ahkâmına iltihak ettiğim" beyan eder. Hali sulhu ve mürj^abâtı resmlyeyi ladeten tesis edecek olan bu iltihak muahedei sulhiyeyi mezkûreyi imzalayan devletlerin Por. tekizi iltihaka kabul ettikleri bugünkü tarihli protokolda gösterilen anda ve mezkûr protokolde münderiç ahkâm ve şerait dairesinde iktisabı meriyet edecektir, Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim, olunmuştur. A. M. BARTELEMO PEREYRA TAHLİYE PROTOKOLÜ ve MERBUTU BEYANNAME Britanr/ft, Fransa ve İtalya- kıtaatı tarafından işgal edilen Türk arazisinin tahliyesine dair protokol Kıtaatı elhaletihazıhi Türk arazisinin bazı aksamını İşgal eden düveli müttefilta yâni Fransa, Büyük Britanya ve İtalya hükümetleri ile Türkiyo Büyük Millet Meclisi hükümeti, milletlerinin âmâl-i sulh pervanâlerini bilâtehir tatmin etmek emniyesini müte. saviyen perverde ettikleri cihetle, Hâizi selâhiyet olan zîrde vazıinl imza mütekabilen tedâbiri âtiyeyi ittihaz hususunda ittifak etmişlerdir: : 1 Lozanda takarrür eden muahede-1 sulhiye ve diğer senedâtın Büyük Millet Meclisi tarafından tasdik kılındığı düveli müttefikaLOZAN ZAFER Mİ. HEZİMET Mİ? 497 nın îstanbuldakl fevkalâde komiserlerine tebliğ edilir edilmez dü-yell mezkûre kıtaatı kendileri tarafından işgal edilmiş olan arazinin tahliye ameliyatına tevessül edeceklerdir. İşbu ameliyat Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ile Karadeniz de bulunan İngiliz, Fransız ve İtalyan bahri cüz-i tamlarının da çekilmesini ihtiva edecektir. a

Tahliye ameliyat» 6 hafta zarfında İkmal edilecektir. S Tahliye vuku buldukça tahliye olunacak arazide Türk hükümetine veya Türk umumi idarelerine aidiyeti alelusul tahakkuk eden ve elhaletl hazihi müttefikin memurinin tahtı İşgal veya tasarrufunda bulunan hernevi emvali gayrı menkule ve emval Türk hükümetine iade olunacaktır. Her nevi haciz ve vaz'iyet tedâbiri ref olunacaktır. İşbu iade ve refiyed hakkında kati ve tam bir ibra senedi kıymetini haiz olacak zabıt varakaları tanzim, edilecektir. İşgal memurini Türk hükümetine ait olup ta eghası saliseye ve bilhassa Osmanlı şirketlerine verilmiş olan emval eşya ve me, vaddın mümkün olduğu kadar tam bir defterini hükümeti mezku-reye vereceklerdir. İşgal memurini ile efrad arasında münakit mukavelftttan mütevellit düyun mukavelâtı mezkürede muayyen şerait dahilinde tes. fiye olunacaktır. i Evvelce Osmanlı hükümetlerine ait olup 30 Teşrinievvel 1918 tarihinde Mondros'ta imza olunan mütareke mukavelesi mucibince düveli müttefika emrine geçen ve işbu protokolün imzası tarihinde Türkiyede düveli mütteflkai mezkûre memurini yedinde bulunmakta olan (Yavuz Sultan Selim) dahil olduğu halde sefaini harbiye esliha cephane vesair malzemei harbiye ikinci bentte zikredilen mühlet zpjfıhda hali hazırları ile ve bulundukları mevakide Türkiyeye iad:; olunacaklardır. 11 teşrinievvel 1922 tarihinde Mudanyada imza edilmiş olan mukavele! askeriye ahkâmı işbu protokolün ikinci bendinde zikro-lunan müddet zarfında meri kalacaktır. İşbu müddet zarfında birgüna hâdiseye meydan vermemek için F : 32 ,öo KAUIR M1SIKOG1-.U muktazi tedâbir müttefikıyn ve Türk memurini askeriyesi arasında bilittlfak ittihaz olunacaktır. ¦ Tahliye ameliyatının tevlit edebileceği diğer kâffel mesai] Türk memurini ile bilittlfak tanzim etmek işgal memurinin? ait ola. çaktır. 6 Türk hükümeti muahedel sulhiyenin mevkii meriyete vazıru beklemeksizin mezkûr muahedeye vazıini imza devletler tabalarının 69, 72, 77 ve 91 inci maddelerden (72 ve 91 inci maddelerde zikro. lunan müddetler cereyana bn^lamamış olsa bile) ve kezalik ikâmet mukavelesi ahkamlarından istifade etmelerini kabul edecektir. Türk hükümeti sulh muahedesinin 137, 138 ve 140 inci maddelerinde münderiç ahkâma dahi riayet edecektir. 7 Sulh muahedcnâmesîrıln mevkii meriyete vazına intizsren Britanya ve Türk hükümetleri hududun tâyinine kadar mezkûr muahedenin üçüncü maddesinin ikinci numrosunun üçüncü fıkrasında muhafazası mevzuubahs olan statükoyu tadil edebilecek hiçbir şey yapmamayı mütekabil en taahhüt ederler. Mezkûr hükümetler sulh mufthedenftmeşinin üçüncü maddesinin ikinci numrosunun birinci fıkrasında zikrolunan vo Türkiye ile Irak arasındaki hududa, ait bulunan müzakeratm, birinci bentte musarrah tabliyo ameliyatı ikmal olunur olunmaz başlamasın. da ve mezkûr fıkralarda da zikrolunan 9 ay müddetin menhusun anh müzakeratm başladığı tarihten İtibaren cereyan etmesinde müttefiktirler. Lozan'da 24 tonunuz 3923 tarihinde İmza olunmuştur. İSMET Dr. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ HORACE RUMBOLT TELLE OARRONÎ MONTANYA BEYANNAME Selâhlyetn âmel eri mucibince hareket eden zîrde vaziinl imza hususati âtiyeyl beyan ederler. 1) Boğazlar usuluna dair bugünkü tarihli mukavelenamenin LOZAN ZAFER Mİ, HEZİMET Mi ? 499

mevkii meriyete vazına intizaren üç müttefik devlet donanmalarının boğazlardan tam ve kâmil bir serbesti! mürur muhafaza etmeleri takarrür etmiştir. Boğazlardan transit geçen düveli mezkûre aefaini harbiyest haşarat veya ânzai bahriye ahvali müstesna olmak şartlyle emniyeti sefer demirlemeyi lcab ettiği takdirde geceleyin demirleme müddeti de dahil olduğu halde mürurları elzem olan zamandan fazla tevakkuf edemiyeceklerdlr. 2) Balâdaki protokolün birinci bendi ahkâmına halel gelmeksizin ve boğazlar usulüne dair bugünkü tarihli mukavelenamenin mevkii meriyete varma, kadar veyahut 31 Kânunuevvel 1923 tari_ hinde mezkûr mukavele mevkii meriyete girmemiş ise mezkûr tarihe kadar Türk hükümeti boğazlarda üç müttefik devletten herbl-ri için bir kruvazör ve İki kontrtorpiyorun. bulunmasına muhalefet etmeyecektir. İşbu sefainin beraberlerinde kömür ve levazım tedariki için muktazi ve harb bayrağını gayrı hâmli sefain bulunabile. çektir. 3) Vazıini imza bugünkü tarihli muahedel sulhiyenin mevkii meriyete vazından itibaren kabotajın ve liman hıdemâtının Türk millî bayrağına hasrolunacağını derhatır ettirirler. Mamafih 1 Kânunusani 1923 te Türkiyede kabotaj yapan veya liman hıdemâtı işleten mflessrtsâtın 31 Kânunuevvel 1923 tarihine kadar işlerine devamda tamamen serbest bırakılacağını beyan eder. »er. Herhalde Türlüye bugünkü tarihli ticaret mukavelenâmeslna vazıin.1 imza diğer devletler sofainine ticaret mukavelenamesinin ikinci kısmında sefain ve hamuleleri ve yolcular için musarrah ve seyrüsefain ve duhulü ticarete müteallik bulunan bilcümle teshilâtı hiçbir devlet lehine fark yapmaksızın 31 Kânunuevvel 1923 tarihine kadar bahşedecektir. 4) Vazıini imza işbu beyanatta bulunurken tozanda İmzalanan sulh muahedenâmesiyle diğer senedatm sürati mümkine İle mevkii meriyete dahil olacakları ümidini İzhar ederler. Locanda 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim olunmuştur. İSMET Dr. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ 600 KARAAĞAÇ ARAZİSİ İLE BOZCAADA VE ÎMROZ ADALARINA DAİR PROTOKOL Selâhiyeti tammeyi haiz zlrde vazüni imza mevardi âtiyeyi ka-rarlaştırmıglardır: 1 Meriç ile bugrünkü tarihli muahedenin ikinci maddesinin Udn-e numrosunda tarif kılman Türk _ Yunan hududu arasında kâin olup Türkiyeye iade edilecek olan arazi nihayet 15 Eylül 1923 te Türk memurinine teslim olunacakür. Şu gartla ki, muahedei mezkû-renin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından keyfiyptl tasdiki Istanbuldaki müttefikin fevkalâde komiserleri vasıtasiyıe Yunan hükümetine tarihi mezkûrda tebliğ oluna. E*er igbu tebliğ balâda mezkûr tarihte ifa kılınmamış ise arazii mezkûrenin teslimi muamelesi tarihi tebliğden İUbaren 15 günlük bir müddet zarfında icra edilecektir. 2 Sulh muahedesinin 5 inci maddesinde mezkûr tahdit muamelesinin ikmal edilmemiş olması keyfiyeti balâdaki arazinin Türk memurinine teslimini tehir edemlyecektir. Bu halde Yunan ve Türk hükümetleri sulh muahedesinin İkinci maddesinin ikinci numrosunda tarif olunan hattı arazi üzerinde muvakkat bir surette tersim edeceklerdir. İşbu muvakkat hudut tarafeynce mezkûr muahedenin 5 inci maddesinde musarrah komisyonun ikmali mesai etmesine kadar meri olacaktır. 3 Karaağaç Rum ahalisi 30 Kânunusani 1923 te Yunanistan ile Türkiye arasında İmza olunan mukavelede mezkûr ahali mübadelesine tabi olacaklardır; bunlar mezkûr mukavele ahkâmından isti. fade edeceklerdir. Fakat Yunanistan ile Türkiye arasında hail suL hün teessüsünden ancak altı ay sonra hicrete mecbur edilebileceklerdir. 4 İmroz. Bozcaada adalarından Yunan kıtaatı ve memurini bugünkü tarihli sulh muahedesi Yunan ve Türk hükümetleri tarafmLOZAN ZAFER Mt. HEZİMET III? 501

dan tasdik edilir edilmez çekileceklerdir. Bunlar çekilir çekilmea mezkûr muahedenin 14 üncü maddesindeki ahkâm Türk Hükümeti tarafından tatbik olunacaktır. İşbu protokolün birinci bendinde mezkûr arazi sekenesinden ve keza dördüncü fıkrada bahsolunan adalar ahalisinden hiçbiri askeri veya siyasi hattı hareketinden veyahut bugünkü muahedei sulhiyeyi imza eden devletlerden birine veya tebaasına ifa ettiği herhangi bir muavenetten dolayı Türkiyede hiçbir bahane ile iz'aç veya takip olunmayacaktır. Fıkrai anifede zikrolunan arazi ve adaların kâffei ahalisine bugüne kadar irtikâp olunan siyasi veya hukuk-u umumiyeye müteallik bilcümle cinayet ve cünhalardan dolayı tam ve kâmil affı umumi bahşolunmugtur. Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim edilmiştir. İSMET HORACE RUMEOLT Dr. RIZA NUR PELLE HASAN HÜSNÜ GARRONÎ MONTANYA ÜÇİYAİ VENİZELOS KAKLAMANOS YUNANİSTAN'DA EKALLİYETLERİN HİMAYESİNE DAİR 10 Ağustos 1920 tarihinde başlıca düveli müttefika ila Yunanistan arasında Sevr'de mün'akit muaheis ile. TRAKYA'YA AtT olmak üzere aynı devletler arasında aynı tarihte aktedilen muahedeye müteallik protokol. Britanya İmparatorluğu, Fransa İtalya, Japonya İle Yunanistan hükümetleri işbu konferans esnasında aktolunan sulh muahedesiyle diğer senedâtm mevkii meriyete vazı, Yunanistantlaltl ekalliyetlerin himayesine dair başlıca müttefik devletler ile Yunanistan 502 KADİR M1SIROGLU arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr'de aktolunan nıuahedtvnin ve kezalik Trakya'ya dair aynı devletler arasında Sevr'de aktolunan 10 Ağustos 1920 tarihli muahedenin mevkii İcraya vazını zaruri kıldığı kanaatmda bulunduklarından, Usulen haizi selâhiyet olan zîrdo vazıini İmza mütekabilen kendi hükümetleri nâmına ahkâmı âtiyeyi kararlaştırmışlardır: 1 — Sevrde aktolunan sallfüzzikr iki muahedenin tasdikna. meleri eğer şimdiye kadar tevdi olunmamış ise bugünkü tarihle Lozanda İmza olunan sulh muahedenâmesinin ve senedâtı saireye müteallik tasdiknameler ile aynı zamanda tevdi olunacaktır. 2 — Ekalliyetlerin himayesine müteallik salifüzzikr Sevr muahedesinin yedinci maddesinin ikinci fıkrası ile 15 inci maddesinde münderiç ahkâm tay'edilrruştir, ve mülga kalmıştır. 3 — Trakya'ya müteallik salifüzzikr Sevr Muahedesinin birinci maddesinde münderi^ ahkâm bugünkü tarihli sulh muahede, namesinin ikinci maddesinin iki numrosundakl ahkâm ile mukayyet olacaktır. Lozanda 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim edilmiştir. ITORACE RUMBOLT PELLE OARRONİ MONTANTA T'ÇİTAI VENİZELOS KAKLAMONOS SIRP _ HIRVAT . SLOVEN DEVLETÎ TARAFINDAN MUAHEDEİ SULHİYENÎN İMZASINA MÜTEDAİR PROTOKOL ZIrde vaziin-i imza bugünkü tarihle ve mütekabilen kendi hükümetleri nâmına berveçhi âti tadat olunan senedâtı veyahut on. lardan bazılarını yâni : Sulh muahedenâmesi. Boğazlar usulüna dair mukavelename, Trakya hududuna dair mukavelename. LOZAN ZAFER Mİ, HfiZtMET Mİ? 503 İkâmet ve selâhiyet-i adliye hakkında mukavelename, Ticaret mukavelenamesi,

Affı umumiyeye müteallik beyanname ve protokol, Osmanlı İmparatorluğu dahilinde verilmiş bazı imtiyazata miL teallik protokol, Lozanda İmzalanan senedâtı düveliye ahkâmından bazısına BeL çlka ile Portekiz'in iltihakına müteallik protokol, Lozanda imzalamış olmakla herbiri, imza etmiş olduğu sene-rlâta müteallik olmak üzere Sırp - Hırvat _ Sloven devletine işbu Lozan konferansı senedi nihaisinde me/kûr murahhaslardan herhangi birisi vasıtası ile muahede mevkii meriyete girmiş olmadıkça salifüzzikr senedatın heyeti mecmuasını imza edebilmek se. lâhiyetini tanımakta ittifak etmişlerdir. Lozanda 24 Temmuz 1923 tariflinde tanzim edilmiştir. İSMET HORACE RUMBOLT Dr. Rıza NUR PEI.T.F, HASAN HÜSNÜ MONTAJİ YA GARRONÎ UÇİYAİ VENİZELOS KAKLAİIAJNOS DİAMANDÎ KONÇESKO MORFOF STANÇİOF LOZAN KONFERAKSINA ATT SENEDİ NİHAİ Britanya İmparatorluğu, Fransa ve ltaly?. hükümetleri, Japonya hükümetiyle birlikte Şarkta sulhu sureti katlyede iade etmek endişesi ile bir taraftan Yunanistan, Romanya, Sırp - Hır. vat - Sloven devletini ve kezalik Amerika düveli müttehidesini ve diğer taraftan Türkiyeyi bütün milletler tarafından temenni olu-r.an bir neticeye vasıl olacak ahkâm, ve mevaddı müştereken tetkike davet etmiş olduklarından. İki taraftan işbu konferansda müzakere edilmesi iktiza ede_ 504 KADİR MI3IROOLV cek olan mesailden boğazlar meselesi bahri siyahta sahüdar olaa Bulgaristan ve Rusyanın müzakerâta ve kabul edilecek mukarre. râta iştirake davet edilmeleriyle bilhassa tetkik olunmak iktiza edeceği kanaatinde bulunduklarından. Ve Şarkta hali harbin Belçika ve Portekiz için tevlit eylediği mesaili İktisadiye re maliyenin münakaşasına mezkûr iki devletin de iştirakini kabule karar verdiklerinden, Binaenaleyh âtiüzlkr murahhaslar yâni: Britanya İmparatorluğu için: Umuru hariciye nazırı asaletlü George Nathaniel, M&rguls Curzon de Kedleston, K. G., C. I, O. C. L E., K.; J. J. S. S. t J, S. t E.; Istanbulda fevkalade komiseri Sör Horace George Montegü Rumbolt) Earrona, J. S. M. J.", Fransa için : Haşmetlü İtalya Kralı hazretleri nezdlnde Fransa cumhuriyeti sefiri kebiri, Legion d'Honour nişanı millisinin Grande Crouve rütbesini haiz Mösyö Camille Barrlere; Senato âzası Fransa sebirl kebiri Legion d'Honour nişanı millisinin Grande Officuer rütbesini haiz Mösyö Morla Bompar, Fransa sefiri kebiri cumhuriyetin Şark fevkalâde komiseri Le_ glon d'Honour nişanı millisinin Grande Officier rütbesini haiz ferik .general Mösyö Maurice Pelle. İtalya İçin : Kraliyet Senato âzası İtalya sefiri kebiri İstanbul fevkalade komiseri St. Maurice Velâzar ve Couron d'ltaliy nişanlarının Grande Corova rütbelerini haiz asaletlü Marki Camille Garronl, Atina fevkalâde murahhas ve orta elçisi St. Maurice Velazar nişanlarının komandor ve Çorun d'ltaliy nişanının grande officier rütbelerini haiz Mösyö Jul Sezar Montanya, Japonya için -. ¦ Londra fevkalâde sefiri kebiri ve murahhas Soleil Lovan nişanının birinci rütbesini haiz Baron Hayagl Jönü, Roma fevkalâde sefiri kebiri ve murahhas Soleil Lovan nisanının birinci rütbesini haiz Mösyö Gentaro Uçiyal Juzamml, LOZAN ZATBR Ut. HEZİMET Mİ? 605 Yunanistan için :

Sabık reisi nüzzar, Souver nisanının Grande Crova rütbesini haiz Mösyö Elef trioa K. Venizelos. Londra orta elçisi, Souver mşanının komandor rütbesini haiz Mösyö Denveter Kaklamanos, Romanya için: Hariciye nâzın Mösyö Ülon J. Duka, orta elçi Mösyö Kos-tantin 1. Damandi, orta elçi Mösyö Kostantin Konçesko, Sırp - Hırvat _ Sloven devleti İçin : Hariciye nâzın Mösyö Monçilo Niniçiç, Paris fevkalâdo murahhas ve orta elçisi Mösyö Miro&lav Spa-!*vikoviçt Sofya fevkalâde murahhas ve orta elçisi Mösyö Milan Rakiç, Bern fevkalâde murahhas ve orta elçisi mösyö Dr. Milotin Tuvanoviç, Düveli Müttehide! Amerika İçin: Düveli müttehide Roma sefiri kebiri asaletlü Rijan Vogbon Düveli müttehide İstanbul fevkalâdo komiseri konteramlral Markay. Bristol, DüveU müttehide Bern sefiri asaletlü Josef Gru. Türfdye için : Edirne Mebusu, Umuru Hariciye Vekili İsmet Paşa, Sinop Mebusu, Umuru Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye VekHI Dr. Rıza Nur bey, Trabzon Mebusu sabık Vekil Hasan bey. Bulgaristan İçin : Reisi nüzzar, umuru hariciye ve mezhebiye nazırı mösyö Alek-sandr Istanbulskl, Londra fevkalâde murahhas re orta elçisi St. Aleksandr nisanının Grande Crouve rütbesini haiz hukuk doktoru mösyö Dl_ mitri Stançiof, Belgrat fevkalâde murahhas ve orta elçisi mösyö Kostatodo. rof, Sonra : Sabık şimendöfer posta ve telgraf nazın sabıkı Boğdan Mor-fof. <•///////////(¦ 506 KADİR MI9IROGLU L.OZAJST ZAFEK MI. HEZİMET Mİ? 507 Rusya İÇİm • Mösyö George V. Ciğerin. Mösyö Kristian Rakovski, mösyö Polikarp Z. Medyuvani, mösyö Vatezlav V. Vorovski, Belçika İçin: Bern fevkalâde murahhas ve orta elçisi Lıeopold nîç^ınınm offider rütbesini haiz mösyö F. Peletzer, Portekiz İçin : Bern fevkalâda murahhas ve orta elçisi, St. Jak Dölepe nişanının komondor rütbesini haiz mösyö Antonyo Maria Bartoloma Perreyra. Lozanda toplanmışlardır. 20 Teşrinisani 1922 tarihinden 24 Temmuz 1923 tarihine kadar akteyledikleri içtimalar neticesinde — ki İşbu içtim&at vesUesi ile diğer bazı devletler kendilerine alâkadar eylediğini farzeylecUkleri mesail hakkında noktal nazarlarını beyan edebilmişlerdir, — bei veçhi âti tadat olunan vesaik takarrür ettirilmiştir : 1 — Muahedei sulhiye 24 Temmuz 1923 de imzalanmıştır. 2 — Boğazların usulüne dair mukavelename 24 Temmuz 1923 te imzalanmıştır. 3 — Trakya hududuna dair mukavelename (24 Temmuz 1923 te imzalanmıştır). 4 — İkâmet ve selâhiyetl adliyeye dair mukavelename (24 Temmuz 1923 te imzalanmıştır). 5 — Ticaret mukavelenamesi (24 Temmuz 1923 te İmzalan. mistir). 6 — Rum ve Türk ahalisinin mübadelesine dair mukaveleni me ve protokol (30 kanunusani 1923 te imzalanmıştır). 7 — Sivil mevkufinin iadesine ve üserayı harbiyenln mübadelesine dâir Yunan Türk itilâfı (30 Kânunusani 1923 te imzalanmıştır). 8 — Affr umumiye dâir beyanname ve protokol (24 Temmuz

1P23 te imzalanmıştır). 9 — Yunanistandald Müslüman emvali hakkında beyanname (24 Temmuz 1923 te İmzalanmıştır). 10 — Mesaili sıhhiyeye dâir beyanname (24 Temmuz 1923 te lmzalanrrugtır). 11 — ldarei adliyeye dâir beyanname (24 Temim» 1923 te İmzalanmıştır). 12 — Devleti Osmaniye tarafından verilmiş bazı imtiyazâta, dâir protokol ve beyanname (24 Temmuz 1923 te imzalanmıştır). 13 — Lozanda imza edilen senedâtın bazı ahkâmına Belçika ve Portekiz'in iltihakına dair protokol Ue işbu iki devletin mezkûr iltihakını havi beyannameler (24 Temmuz 1923 te İmzalanmıştır). 14 — Britanya, Fransa ve İtalya kuvvetleri tarafından işgal edilen Türk arazisinin tahliyesine dair protokol ile beyannameler (24 Temmuz 1923 te imzalanmıştır). 15 — Karaağaç arazisi ile Bozcaada ve imroz adalarına dâir olup Britanya İmparatorluğu, Fransa, italya, Japonya, Yunanistan »e Türkiye tarafından imzalanan protokol (24 Temmuz 1923 te imzalanmıştır). 16 —: Yuzıanist&ndaki ekalliyetlerin muhafazası hakkında baş lıca düveli mütteflka ile Yunanistan arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde irılinakit muahede De Trakya'ya müteallik olarak aynı dev-letk-r arasında aynı tarihte münakit muahedeye dâir protokol (24 Temmuz 1923 ta imzalanmıgtır). Balâda tadat olunan senedât ile işbu senedin asılları Fransa cumhuriyeti hükümeti hazinei evrakında mevdu kalacaklar ve hükümeti mezkûre vesaiki mezbureden her birini imza eden devletlere veya icabederse iltihak veya iştirak edecek olanlara birer mevsuk nüshasını ita eyleyecektir. Tasdikan lilmakal vazıini imza işbu senet zlrine imzalarını ve mühürlerini vazeylemlşlerdir. Loranda 24 Temmuz 192S tarihjnde yalnız bir nüfcha olarak tanzim edilmiştir. İSMET Dr. RIZA NUR HASAN HÜSNÜ HORACE RUMBOLT PELLE GARRONİ J.S. MONTANYA E.K. VENİZELO3 D. KAKLAMANO3 KONSTANTtN KONÇESKO B. MORFOF ÎSTANÇİCF FERNANO PELETZER A.M. BARTOLÖMO PEREYKA MÜTEAKİP ClLDLER : CÜJ> H — MADDt KAYIPLARIMIZ. CÎLD m — MANEVÎ KAYIPLARIMIZ BEKLEYİNİZ!SEBİL YAYINLARI MOSKOF MEZALİMİ SARIKLI MÜCAHİTLER DİNİ MÜCEDDİTLER ÇOCUKLAR VE DİPLOMATLAR İÇİN KIZIL ALFABE İMAM ŞÂMİL , SULTAN VAHIDEDDİN MÜTAREKE GAYYASINDA SULTAN VAHIDEDDİN GURBET CEHENNEMİNDE 0 YUNAN MEZALİMİ (TÜRK'ÜN SİYAH KÜABI (Kadir Mısıroglu) .. . ... 20 > (Genigletilmig ikinci baskı cildli) 0 İSLÂM AİLE HUKUKU (Ömer Ferruh - Çer. Dr. (Y. Z. Kavakçı) ...... ...7,5 j> OSMANLILARDA FAZİLET-MÜCADELESİ PERTEV BEYİN ÜÇ KIZI Kadir Mısıroğlu ......... 20 Lira Kadir Mısıroğlu.........20 > Şeyhül İslâm Mustafa Sabri. Efendi ...... .........20 » '

(Victor Vashi) ......... 7,5 > (Tarık Mümtaz Göstepe) .....................15 > (Tarık Mümtaz Gözte" pe) .....................15 > (Tarık Mümtaz Göztope) ... ............ ......7,5 » (Kadir Mısıroglu) (Ömer Ferruh - Çe (Y. Z. Kavakçı) ... (Tahsin Ünal) .........7,5 > (Münevver Ayagh) ...... 7,5 > 0 PERTEV BEY'İN İKİ KIZI (Münevver Aya§lı) ... ... 5 » 0 ANADOLU SAHABELERİ (Ergün Göze) ......... ... 5 > 0 AMERİKA'DA ZENCİ MÜSLÜMANLIK HAREKETİ (Kadir Mısıroğlu) ..... . ... 5 » 0 İSLÂM NAZARINDA DOĞUM KONTROLÜ (Ebulala El Mevdudt) ..: 5 J, 0 HİLÂLLERİN GÖLGESİNDE (Ahmet Cemil Akıncı) ... 10 > 0 MACAR İHTİLÂLİ (Kadir Mısıroğlu) ... ... 10 > 0 NAMIK KEMAL (N.F. Kısakürek) ... ... 10 > O TARİH BOYUNCA BÜYÜK MAZLUMLAR (C.1 - IT.F. Ktsakürek) 10 » TARİH BOYUNCA BÜYÜK MAZLUMLAR (C.2 - i r.F.Kısakflrek) 10 > YAZARIN YAYINLANMIŞ ESERLERİ O LOZAN, ZAFER MÎ HEZİMET MÎ? C. I. (1965.) O TÜRK'ÜN SİYAH KİTABI (Yanan Mezalimi) (1966, - İkinci baskı 1968). O MACAR İHTÎLÂlJt (1966) • AMERİKA'DA ZENCİ MÜSLÜMANLIK HAREKETİ (1967). O KURTULUŞ SAVAŞINDA SARIKLI MÜCAHİTLER (1967, İkinci baskı 1969). O MOSKOF MEZALİMİ (1970). AZİZ OKUYUCU!.. LOZAN; MUAZZAM BİR İMPARATORLUK MİRASININ HÂN-I YAĞMASIDIR... TÜRKÜN ŞAHSINDA İSLÂMDAN İNTİKAM ALINARAK, BÜTÜN BİR İSLÂM DÜNYASININ BAŞSIZ BIRAKILMASIDIR!.. LOZANIN GETİRDİĞİ; ADALARLA YUNAN STRATEJİK ÇEMBERİNE ALINMIŞ İKTİSADÎ KAYNAKLARDAN MAHRUM, HER TÜRLÜ UNVAN VE SIFATI YOLUNMUŞ, GAYRİ TABİÎ HUDUTLARIN ÇİZDİĞİ KÜÇÜK BİR TÜRKİYEDİR. SEBİL YAYINEVİ, TAKRİR-İ SÜKÛN KANUNU İLE LOZAN'IN ÜZERİNE ÇEKİLMİŞ OLAN ŞALI KALDIRAN VE ONU MİLLÎ MİSAK ÖNÜNDE İLK OLARAK MUHASEBE EDEN BÖYLE BİR ESERİ YAYINLAMAKTAN ŞEREF DUYAR. Kadir Mısıroğlu _ Lozan Zafer Mi Hezimet Mi Cilt1 Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır. UYARI: www.kitapsevenler.com Kitap sevenlerin yeni buluşma noktasından herkese merhabalar... Cehaletin yenildiği, sevginin, iyiliğin ve bilginin paylaşıldığı yer olarak gördüğümüz sitemizdeki tüm e-kitaplar, 5846 Sayılı Kanun'un ilgili maddesine istinaden, engellilerin faydalanabilmeleri amacıyla ekran okuyucu, ses sentezleyici program, konuşan "Braille Not Speak", kabartma ekran vebenzeri yardımcı araçlara, uyumluolacak şekilde, "TXT","DOC" ve "HTML" gibi formatlarda, tarayıcı ve OCR (optik karakter tanıma) yazılımı kullanılarak, sadece görmeengelliler için, hazırlanmaktadır. Tümüyle ücretsiz olan sitemizdeki e-kitaplar, "Engelli-engelsiz elele"düşüncesiyle, hiçbir ticari amaç gözetilmeksizin, tamamen gönüllülük

esasına dayalı olarak, engelli-engelsiz Yardımsever arkadaşlarımızın yoğun emeği sayesinde, görme engelli kitap sevenlerin istifadesine sunulmaktadır. Bu e-kitaplar hiçbirşekilde ticari amaçla veya kanuna aykırı olarak kullanılamaz, kullandırılamaz. Aksi kullanımdan doğabilecek tümyasalsorumluluklar kullanana aittir. Sitemizin amacı asla eser sahiplerine zarar vermek değildir. www.kitapsevenler.com web sitesinin amacıgörme engellilerin kitap okuma hak ve özgürlüğünü yüceltmek ve kitap okuma alışkanlığını pekiştirmektir. Ben de bir görme engelli olarak kitap okumayı seviyorum. Sevginin olduğu gibi, bilginin de paylaşıldıkça pekişeceğine inanıyorum.Tüm kitap dostlarına, görme engellilerin kitap okuyabilmeleri için gösterdikleri çabalardan ve yaptıkları katkılardan ötürü teşekkür ediyorum. Bilgi paylaşmakla çoğalır. Yaşar MUTLU İLGİLİ KANUN: 5846 Sayılı Kanun'un "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler" bölümünde yeralan "EK MADDE 11" : "ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaçgüdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill alfabesi ve benzeri formatlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." bu e-kitap Görme engelliler için düzenlenmiştir. Kitabı Tarayan ve Düzenleyen Arkadaşa çok çok teşekkür ederiz. Kitap taramak gerçekten incelik ve beceri isteyen, zahmet verici bir iştir. Ne mutlu ki, bir görme engellinin, düzgün taranmış ve hazırlanmış bir e-kitabı okuyabilmesinden duyduğu sevinci paylaşabilmek tüm zahmete değer. Sizler de bu mutluluğu paylaşabilmek için bir kitabınızı tarayıp, kitapsevenler@gmail.com Adresine göndermeyi ve bu isimsiz kahramanlara katılmayı düşünebilirsiniz. Bu Kitaplar size gelene kadar verilen emeğe ve kanunlara saygı göstererek lütfen bu açıklamaları silmeyiniz. Siz de bir görme engelliye, okuyabileceği formatlarda, bir kitap armağan ediniz... Teşekkürler. Ne Mutlu Bilgi için, Bilgece yaşayanlara. Tarayan Süleyman Yüksel www.suleymanyuksel.com suleymanyuksel@ suleymanyuksel.com suleymanyuksel6@gmail.com Kadir Mısıroğlu _ Lozan Zafer Mi Hezimet Mi Cilt1

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful