İNGİLİZCE

a a bad egg a bad lot a bad mark a bad sailor a bad turn a bare chance a bit a bitter pill a black eye a bottle of milk a broken reed a can of worms a cappella a cappella a card up one´s sleeve a case in point a chip off the old block a citizen of Turkey a contradiction in terms a couple of a couple of minutes a crack shot a cursory glance a cut above a dab of a dark day a dead loss a demanding boss a demanding job a desperate situation a drain on the resources a drink of water a drive for funds a drop in a bucket a dry speech a fainting fit a fat chance a feast for the gods a feather in one´s cap a feather in one´s cap a feeling of insecurity a few a fifth a figment of the imagination a fine distinction

TÜRKÇE s. (ünsüzlerden önce) 1. bir, herhangi bir: We went on a sunny day. Güneşliğeri günde gittik. They´ve bought a house. Ev aldılar. In this argo ci bir beş para etmez adam. k. dili sa ğlam ayakkabı değil, sütü bozuk; it kopuk. k ırık not, kötü not. deniz tutan kimse. kötülük. zayıf bir ihtimal. biraz. acı bir reçete/ilaç, beraberinde zorluklar getiren bir çözüm yolu. morarm ış göz. bir şişe süt. k. dili güvenilmez kimse/ şey. k. dili içinden ç ıkılması zor bir durum; çözümlenmesi güç bir problem. z. herhangi bir çalg ının eşliği olmadan, çalgısız, enstrümansız (şarkı söylemek). s. 1. çalg ı eşliği olmadan şarkı söyleyen (koro). 2. çalgısız, enstrümansız (müzik). k. dili kurtar ıcı. söz konusu edilen şeyin bir örneği. k. dili hık demiş babasının burnundan düşmüş. Türk vatanda şı. sözlerde çelişme. 1. iki. 2. birkaç. birkaç dakika. keskin nişancı. göz gezdirme. k. dili -den bir gömlek üstün. azıcık: Put a dab of the ointment on the wound. Yaraya merhemden biraz sür. 1. karanlık gün. 2. kötü gün. bir işe yaramayan nesne/kimse. çok iş bekleyen patron. çok emek isteyen iş, zahmetli iş. vahim bir durum. bütçeye yük olan şey. bir bardak su. para toplamak için aç ılan kampanya. k. dili devede kulak. yavan söz, tats ız konuşma. have s.t. dry-cleaned bir şeyi kuru temizleyiciye vermek, bir şeyi temizletmek. baygınlık nöbeti. 2. (güçlü bir duygunun patlak verdiği) an: He threw it away çok zayıf anger. Bir hiddet an ında onu çöpe attı. argo in a fit of bir ihtimal.

şahane bir ziyafet. k. dili koltuklar ı kabartan başarı. övünülecek ba şarı.
güvensizlik duygusu. birkaç. A.B.D. (içki ölçüsü) galonun be şte biri, 84 santilitre. hayal ürünü, hayal mahsulü. ince fark.

a fit of nerves a flight of stairs a fool´s errand a friend of mine a friend of ours a fright a full week a gleam of hope a glimmer of hope a good a good command of a good deal a good deal/a great deal a good distance off a good loser a good many a good provider a good turn a good turn a good way a great many a hard act to follow a hard nut to crack a hard/tough nut to crack a heavy sea a hell of a lot a horse of another color a host of a howling success a kilo of bananas a kind of millionaire a knockout à la carte a labor of love a labor of love a large proportion of the profits a lasting impression a leading question a length of piping a little a little bit a little terror a live issue a long face a long haul a long shot a long shot

sinir krizi. bir kat merdiven. saçma bir iş. bir dostum. dostlarımızdan biri, bir dostumuz. k. dili korkunç derecede çirkin, tuhaf veya insan ı şoke eden kimse: She looked a fright in 2. olaylarla dolu bir hafta. 1. tam bir hafta. that wig. O perukla görünümü korkunçtu. bir ümit ışığı. bir ümit ışığı. 1. epey, epeyi, bir hayli; birçok: He was there a good while. Orada epey kaldı. A good (bir dili) rahatcamellias were in bloom. Birçok kamelya çiçek (a language) many of the konu şabilme. 1. çok: That cost him a good deal. Ona pahal ıya mal oldu. Its climate is a good deal like Cairo´s. Havas ı Kahire´ninkine çok benziyor. 2. k. dili birçok, bir hayli. epey uzakta. oyunu kaybedince k ızmayan kimse. birçok, hayli. ailesine iyi bakan kimse. bir iyilik: He did me a good turn. Bana bir iyilik etti. iyilik. k. dili 1. hayli mesafe. 2. iyi bir çare/yol. pek çok. aşılması/ulaşılması zor bir başarı. k. dili 1. ba şarılması zor iş. 2. çetin ceviz. k. dili çetin ceviz. dalgalı deniz. argo çok fazla. tamam ıyla farklı bir konu. bir sürü. büyük bir ba şarı. bir kilo muz. milyoner gibi bir şey. k. dili çok güzel/fevkalade biri/bir şey. alakart. hatır/zevk için yapılan iş, gönüllü yapılan iş. k. dili hatır için yapılan iş. kârın büyük bir bölümü. derin bir iz; büyük bir etki. verilecek cevab ı belirleyen soru. (belirli uzunlukta) bir boru parças ı. biraz: Give me a little time. Bana biraz zaman verin. azıcık, bir parça. k. dili çok yaramaz/ha şarı çocuk, canavar. günün önemli sorunu. ek şi yüz. 1. uzun ta şıma mesafesi. 2. uzun süren zor bir iş. ufak bir ihtimal. başarı ihtimali az olup gerçekleşince kazancı çok olan bir iş.

a long way off a lot a lot of a man in my position a man of few words a marked difference a marked man a matter of indifference a matter of life and death a matter of life and death a matter of two dollars a mess of a minus quantity a modicum of a month hence a month of Sundays a new lease on life a number of a pack of cards a pack of lies a pair of denims a pair of dungarees a pair of scales a pair of scissors A penny for your thoughts. a piece of cake a pillar of society a play on words a plum job/post a poor shot a pretty penny a priori a private person a proud day for us a quick one a raft of a ray of hope a ready pen a remote chance/possibility a request for help a ripple of conversation A rolling stone gathers no moss. a round peg in a square hole a run of luck a running battle a safe bet a scrap of evidence

çok uzakta. çok: They like her a lot. Ondan çok ho şlanıyorlar. She´s a lot better. O çok dahaçok ( şey): She bought a lot of books. Çok kitap aldı. çok/pek iyi. benim durumumda olan bir adam. az konuşan adam. belirgin bir fark. mimli adam, mimlenmiş adam. ilgilenmeye de ğmeyen sorun. ölüm kalım meselesi. ölüm kalım meselesi. iki dolar meselesi. bir yemeklik (ye şillik). sıfırdan aşağı miktar. 1. zerre kadar, bir nebze: There´s not a modicum of truth in it. Onda zerre kadar hakikat yok. 2. az bir miktar; pek az: He drank only a modicum of bundan bir ay sonra. çok uzun bir zaman. (hastalıktan/üzüntüden sonra) yeniden hayata başlama. birtak ım, birkaç. iskambil destesi. bir sürü yalan. kot pantolon, cin; blucin. blucin, kot. terazi. makas. k. dili Ne dü şünüyorsunuz? k. dili çok kolay bir iş. topluma dayanak olan kimse, nüfuzlu kimse; bir yerin e şrafından olan biri. kelime oyunu. çok iyi bir iş, herkesin istediği bir iş. nişancı olmayan kimse, hedefi iyi vuramayan kimse. k. dili epeyce para, külliyetli miktarda para. s. önsel, apriori. kendinden bahsetmekten kaç ınan kimse. bizim için övünç dolu bir gün. k. dili çabuk içilen/içilmi ş bir içki. bir yığın, bir sürü, pek çok. umut ışığı. iyi yazı yazma yeteneği. uzak bir ihtimal, ufak bir olas ılık. yardım dileme. dalga gibi yükselip alçalan konu şma sesi. Yuvarlanan ta ş yosun tutmaz./İşleyen demir pas tutmaz. bulunduğu yere hiç uygun olmayan kimse. clothes-peg i., İng. çamaşır mandalı. şans zinciri. uzun süren bir ihtilaf. elde bir. çok ufak bir delil.

a sea of faces a sense of responsibility a shade a shot in the arm a shot in the dark a sight a spate of a square deal a stomach upset a stormy passage a tissue of lies a trifle a twist of the wrist a vintage year a wad of gum a wee bit a week off a whale of a a white lie a whole lot of a wodge of a world power A, a A1 AA AB aback abacus abaft abaft abalone abandon abandon abandon hope abandon o.s. to abandon ship abandoned abandonment abase abase o.s. abasement abash abashed abashedly abate abatement abattoir

insan kalabalığı. sorumluluk duygusu. biraz, azıcık: Lower your voice a shade. Sesini biraz alçalt. birine birdenbire moral veren bir şey. körü körüne bir deneme. k. dili çok daha: It´s a sight dirtier than I thought it´d be. Tahmin ettiğimden çok daha kirli. pek çok, bir sürü. k. dili adil bir anla şma. mide bozuklu ğu. fırtınalı deniz yolculuğu. bir sürü yalan. biraz, azıcık. hüner, ustalık. 1. kaliteli şarabın elde edildiği yıl. 2. başarılı bir yıl. pabuç kadar çiklet. k. dili 1. azıcık, birazcık. 2. oldukça. 1. bir haftalık izin. 2. bir hafta sonra. k. dili 1. çok büyük: a whale of a difference çok büyük bir fark. 2. müthi ş, dehşet,ız yalan. zarars çok güzel: a whale of a novel müthiş bir roman. k. dili pek çok: A whole lot of people don´t approve of this. Pek çok ki şi bunu yığın, bir sürü: He laid a wodge of papers on the table. Masaya bir 1. bir hoş görmüyor. sürüdünya çap ında bir güç. bir parça: a wodge of chocolate koca bir pol. evrak koydu. 2. koca/iri i. 1. A, İngiliz alfabesinin birinci harfi. 2. müz. la notası. 3. en yüksek not veya dili birinci s ınıf, klas; çok harf. s., k. en iyi kaliteyi simgeleyen kaliteli. k ıs. Alcoholics Anonymous. i. Adsız Alkolikler (alkolizmle savaşan bir grubun ad ı). k ıs. Artium Baccalaureus. i. lisans. z. i. sayıboncuğu, abaküs, çörkü. z., den. k ıçta, kıç tarafında. edat, den. gerisinde, arkas ında: abaft the beam kemerenin gerisinde. i., zool. abalon (bir deniz kabuklusu), Haliotis. f. 1. terketmek, b ırakmak: Don´t abandon me here! Beni burada bırakma! He abandoned shamanism and kapılma, a Muslim. Şamanizmi bırakıp i. 1. kendini (bir şeye) kaptırma, became kendini bırakma. 2. coşku. ümidi kesmek. kendini (bir şeye) kaptırmak/vermek: She abandoned herself to the music. terketmek. ğe kaptırdı. You´ve abandoned yourself to drink. gemiyi Kendini müzi s. 1. terkedilmiş, bırakılmış, metruk. 2. coşkulu, coşkun. 3. ahlaksız; utanmaz. i. 1. terk, b ırakma. 2. bak. abandon 2. f. -in kibrini k ırmak; alçaltmak. kendini alçaltmak. i. (-in) kibrini k ırma; alçaltma. f. utandırmak, -in gururunu incitmek. s. utandırılmış, gururu incitilmiş. z. utanarak, gururu incitilmi ş bir halde. f. 1. azalmak; hafiflemek: The wind had abated. Rüzgâr hafiflemi şti. 2. azaltmak; hafifletmek: This will abate the fever. Bu ate şi düşürür. i. 1. azalma; indirilme; hafifleme. 2. azaltma; indirme; hafifletme. i., İng. mezbaha, kesimevi.

abbess abbey abbot abbr abbreviate abbreviation ABC´s ABCs abdicate abdication abdomen abdominal abdominal cavity abdominal region abduct abduction abed abelia aberrant aberration abet abetment abetter abettor abeyance abhor abhorrence abhorrent abide abiding ability abject abjure Abkhas Abkhas Abkhasia Abkhasian Abkhasian Abkhaz Abkhaz Abkhazia Abkhazian Abkhazian abl ablative ablative ablaze

i. (kadınlar manastırında) baş rahibe. i. manastır. i. (erkekler manast ırında) başkan, başkeşiş. k ıs. 1. abbreviation kıs. (kısaltma). 2. abbreviated kıs. (kısaltılmış). f. k ısaltmak. i. 1. k ısaltma, bir sözcüğün veya söz grubunun kısaltılmış şekli. 2. k ısaltma, kısaltma işi. alfabe. 2. abece, alfabe, bir işin en önemli bilgileri: i., çoğ., k. dili 1. abece, He still hasn´t bak. ABC´s.ABC´s of the job. İşin abecesini hâlâ sökemedi. i., çoğ., k. dili, learned the f. 1. (kral/kraliçe) tahttan çekilmek, tac ını ve tahtını terketmek; yüksek bir mevkiden çekilmek. tac ını ve tahtını terketme; yüksek (tac ını ve tahtını) i. 1. tahttan çekilme, 2. (kral/kraliçe) (tahttan) çekilmek, bir mevkiden çekilme.1. kar ın. 2. (böcek gövdesinde) karın. i., anat. 2. (tahttan) çekilme; (yüksek bir mevkiden) çekilme. 3. s., anat. 1. karna ait. 2. (böcek gövdesindeki) karna ait. karın boşluğu. karın bölgesi. f. (birini) kaç ırmak. i. (birini) kaç ırma. z., eski yatakta. i., bot. abelya, Abelia. s. 1. anormal. 2. istisnai. i. 1. (doğru/doğal/normal olandan) sapma. 2. ruhb., gökb. sapınç, aberasyon. 3. 1. sapkı. f. (--ted, --ting)tıb. yardakç ılık etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. 2. yardımda bulunmak. ılık etme; kışkırtma, tahrik etme. 2. yardımda bulunma. i. 1. yardakç i., bak. abettor. i. 1. yardakç ı; kışkırtıcı. 2. yardımda bulunan biri. i., huk. 1. uygulanmama: That rule has since fallen into abeyance. Sonra o (--red, uygulanmasından vazgeçildi. 2. sahipsiz kalma/olma, f. kuralın--ring) iğrenmek; iğrenip uzak durmak. i. iğrenme; iğrenip uzak durma. s. iğrenç. f. 1. by -e göre hareket etmek/davranmak; (vaade/karara) sad ık kalmak. 2. kalıcı,uymak, baki. s. by -e daimi; -e riayet etmek. 3. çekmek, tahammül etmek; -e i. yetenek, kabiliyet; dirayet. s. 1. rezil, berbat (bir durum); son derece kötü: She had never seen such abject poverty. Hiç öyle bir sefalet görmemi şti. He was an abject liar. Son f. yemin ederek vazgeçmek/reddetmek/inkâr etmek. i. (çoğ. Ab.khas) bak. Abkhaz 1. s., bak. Abkhaz 2. i., bak. Abkhazia. i., bak. Abkhazian 1. s., bak. Abkhazian 2. i. 1. (çoğ. Abkhaz) Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. i. Abhazya. i. 1. Abhaz. 2. Abhazca. s. 1. Abhaz. 2. Abhazca. k ıs. ablative. s., dilb. -den haline ait; -den halindeki. i., dilb. -den halindeki sözcük/sözcük grubu. s. 1. yanmakta olan, alevler içinde; tutu şmuş. 2. ışıl ışıl ışıldayan; pırıl pırıl parlayan.

able able-bodied ablute ablution ably ABM abnegate abnegation abnormal abnormality abnormally abnormity abo aboard aboard abode abode abolish abolition A-bomb abominable abominate abomination aboriginal aboriginal aborigine aborigines abort abortion abortionist abortive aboulia abound about about about About face! About ship! about-face about-face about-ship about-turn about-turn above above above above

s. yetenekli, kabiliyetli. s. sağlıklı, sıhhatli. f., şaka y. 1. yıkanmak. 2. yıkamak. i. aptes, gusül, yıkanma. z. ustaca, ustalıkla. k ıs. antiballistic missile. f. 1. feragat etmek; vazgeçmek; feda etmek; (sorumluluktan) kaçmak. 2. inkâr etmek, reddetmek. i. 1. feragat etme; vazgeçme; feda etme; (sorumluluktan) kaçma. 2. inkâr etme, reddetme. s. anormal. i. anormallik. z. anormal bir şekilde. i., bak. abnormality. i., aşağ. yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana Avustralya´da yaşamış olan biri. z. (taşıt için) içinde, -de; (taşıt için) içine, -e: All aboard! Haydi binin! edat (taşıt için) içinde, -de: He was aboard the train. Trendeydi. i. 1. ikametgâh, ev. 2. (bir yerde) ikamet etme, oturma. f., bak. abide (4), (5), (6). f. kaldırmak, lağvetmek, ilga etmek; feshetmek. i. kaldırma, lağıv, ilga; fesih. i. atom bombas ı. s. 1. iğrenç, menfur. 2. çok kötü, berbat, pis. f. 1. iğrenmek, nefret etmek. 2. hiç sevmemek, nefret etmek. i. 1. iğrenç/menfur bir şey. 2. iğrenme, nefret etme. i. asıl yerli, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde yaşamış olan biri. eski ça ğlarda var olan; çok eski çağlardan kalan. 2. ataları çok s. 1. çok eski çağlardan bu1. i., bak. aboriginal yana belirli bir yerde yaşamış olan. i., çoğ. asıl yerliler, ataları çok eski çağlardan bu yana belirli bir yerde ya1. (dölütü) dü şürtmek/almak; -in dölütünü düşürtmek; (dölütü) f. şamış olanlar. düşürmek. 2. (henüz başlanmışken)(dölütü) vermek. 3. düşük yapmak. 4. i. 1. dölüt dü şürtme/alma, kürtaj. 2. -e son düşürtme/alma. 3. başarısızlık. 4. ask., bilg. (uçuşu/işlemi) yarıda kesme. 5. ask., bilg. i. kürtajc ı. s. başarısız. i., İng., ruhb., bak. abulia. f. (in/with) (bir yerde) bol/çok olmak. edat 1. hakk ında, ile ilgili, üzerine, üstüne: I know nothing at all about you. Senin hakk ında hiçbir şey bilmiyorum. I have doubts about them. about z. 1. aşağı yukarı, yaklaşık, az çok; hemen hemen, neredeyse: at Onlar six o´clock saat alt ı sularında. Come about midnight. Gece saat on iki s. ask. Geriye dön! den. Alesta tiramola! i. 1. ask. geriye dönü ş. 2. eskiden savunduğunun tersini savunmaya baask. geriye dönmek. f., şlama. f. (--ped, --ping) den. tiramola etmek. i., İng., bak. about-face 1. f., İng., bak. about-face 2. edat 1. üstünde; üstüne: She was then living in a room above the store. O zamanlar ıda; yukarıdaki: She lives above. Yukarıda oturuyor. He was z. 1. yukardükkân ın üstündeki bir odada oturuyordu.That was above and sitting on the branch above. Yukar ıdaki daldayazıda) eserin bundan A i. 1. the (bir sayfada) yukar ıda yazılanlar; (bir oturuyordu. 2. yukarıya: öncesinde yazıki, yukarıdaki, (sayfanın) yukarısında bulunan; daha önceki s. 1. the yukar ılanlar: As soon as you´ve read the above, give me a call. (bölüm/paragraf/sat ır/sayfa): The above picture depicts the city in 1782.

above all above all above average above average above par above sea level aboveboard aboveboard aboveground above-mentioned abovementioned abovestairs abrade abrasion abrasive abrasive abreast abridge abridgement abridgment abroad abroad abrogate abrogation abrupt abruptly abruptness abscess abscess abscessed abscissa abscond absence absence of mind absence without leave absent absent absent o.s. absent without leave absentee absentee absentee ballot absentee landlord absentee voter absenteeism absently absentminded

her şeyden önce, her şeyden çok. bilhassa, özellikle. ortalaman ın üstünde. vasatın üstünde. tic. yazılı değerin üstünde. deniz seviyesi üstünde. s. 1. dürüst: Be aboveboard with me! Benimle aç ık konuş! 2. yasal, kanuna ayk şekilde. z. dürüst birırı olmayan: It´s completely aboveboard. Tamamen yasal bir s. yerüstü, zemin üstündeki. s. the yukar ıda söz edilen/adı geçen; daha önce söz edilen/adı geçen: It contains an illustration of the above-mentioned picture. İçinde, yukarıda i. the yukar ıda söz edilen/adı geçen şey/kişi; yukarıda adı geçenler; daha önce söz edilen/adupstairs.şey/kişi; daha önce adı geçenler. z., s., i., İng., bak. ı geçen f. aşındırmak. i. 1. s ıyrık. 2. aşındırma; aşınma; abrasyon. s. 1. sinirlendirici, rahats ız edici. 2. aşındırıcı, abrasif. i. aşındırıcı, abrasif. z. yan yana, ayn ı hizada; başabaş. f. 1. (yazılı bir eseri) kısaltmak. 2. azaltmak. i., İng., bak. abridgment. i. 1. yazılı bir eserin kısaltılmış şekli: I don´t read abridgments of novels. Romanların kısaltılmış şeklini okumam. 2. you ever been kısaltma. 3. z. 1. yurtd ışında, dışarıda; yurtdışına: Have(yazılı bir eseri) abroad? Hiç yurtdışına çıktın mı? 2. ev dışında; ortada: That animal ventures abroad i. yurtdışındaki yerler, yurtdışı: Is there any news from abroad? Yurtdışından bir haber varkald ırmak. f. iptal etmek, feshetmek; mı? i. iptal, fesih; kald ırma. s. 1. ani, birdenbire oluveren, apans ız, ansız: They made an abrupt departure. Gitmeleri ani oldu. 2. k k ısa ve ters bir şekilde. an abrupt bir z. 1. aniden, birdenbire, birden. 2.ısa ve ters: He gave me 3. dik/sarpreply. şekilde. 2. k ısa ve ters oluş. 3. diklik, sarplık. i. 1. anilik. i. apse. f. apse olmak. s. apseli, apse olmu ş. çoğ. --s (äbsîs´ız)/--e (äbsîs´i) i., mat. apsis. f. (bir suçtan dolayı) kaçmak, sıvışmak. i. 1. yokluk, bulunmama: We felt her absence. Yoklu ğunu hissettik. He returned after an absence of six months. Alt ı aylık bir aradan sonra dalgınlık. ask. (tekrar dönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılma. s. 1. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi); (orada art f. ık) bulunmayan (kişi): How many people are absent today? Bugün kaç 1. ç ıkmak, gitmek: I shall absent myself. Çıkacağım. He absented himself for adönmek üzere görev yerinden) izinsiz olarak ayr ılmış olan. ask. (tekrar few days. Birkaç gün yoktu. 2. from -den uzak durmak, -e i. (bir yerde bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan kişi/şey, hazır olmayan kişi.bulunmas ı gerekirken orada) bulunmayan (kişi). s. (bir yerde posta yoluyla verilen oy. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta yaşayıp onunla pek ilgilenmeyen mülk sahibi. oy veren seçmen. posta yoluyla i. 1. (işe, okula v.b.´ne) devamsızlık. 2. kiraya verdiği gayrimenkulden uzakta ya şayıp onunla pek ilgilenmeme. z. dalgın dalgın. s. dalgın.

absinth absinthe absolute absolute majority absolute majority absolutely absolution absolutism absolutist absolutist absolve absorb absorbable absorbed absorbency absorbent absorbent absorber absorbing absorption absorptive abstain abstainer abstemious abstemiously abstemiousness abstention abstinence abstinent abstract abstract abstract abstract art abstract expressionism abstract number abstracted abstraction abstruse absurd absurd absurdity absurdly Abu Dhabi abulia abundance abundant abundantly

i., İng., bak. absinthe. i. apsent. s. 1. tam, eksiksiz: His trust in them was absolute. Onlara olan güveni tamdı. ğunluk.mutlak, saltık, sınırsız: absolute monarchy mutlak monarşi. salt ço 2. pol. salt çoğunluk. z. 1. (äb´s ılutli) (nitelediği sözcükten önce gelince) çok, bayağı: You´re absolutely(günah) Allah taraf ından affedilme; (günah için) af. 2. acıktık! 2. i. 1. Hrist. right! Çok hakl ısın! We´re absolutely famished! Çok aklama, beraat saltç ılık, 3. from (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten i., pol. ettirme. mutlakıyet. s., pol. saltç ı. i., pol. saltç ı. f. 1. Hrist. Allah ad ına (günahı) affetmek. 2. affetmek. 3. aklamak, beraat ettirmek. 4. from (birini) (bir sorumlulu ğu/yükümlülüğü) yerine getirmekten f. 1. (s ıvıyı/gazı/ışığı/sesi) soğurmak, içine çekmek, emmek, absorbe etmek. 2. ö ğrenmek. 3. (dikkati/enerjiyi/zamanı/parayı) almak; (enerjiyi) s. soğurulabilecek, emilebilecek; soğurulabilen, emilebilen. s. tüm dikkatini bir şeye vermiş. i. soğurganlık, emicilik. s. soğurgan, emici, absorban: absorbent cotton hidrofil pamuk. i. soğurgan, emici, absorban. i. soğurucu, emici, absorplayıcı. s. insanın tüm dikkatini toplayan; sürükleyici. i. 1. soğurma; soğrulma; absorpsiyon. 2. öğrenme. 3. (dikkati/enerjiyi/zaman ı/parayı) alma; (enerjiyi) emme. 4. içine alma, s. soğurucu, emici. f. 1. from (bir şeyi) yapmamak: He´s decided to abstain from alcohol. İçki içmemeye karar verdi. 2. oy vermemek, çekimser kalmak. 3. içki i. 1. içki içmeyen biri. 2. oy vermeyen biri, çekimser kalan biri. s. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutan; a şırıya kaçmayan; aşırılıklar bulunmayan. konusunda) kendini tutarak; a şırıya kaçmadan. z. (özellikle yeme içme i. (özellikle yeme içme konusunda) kendini tutma; a şırıya kaçmama, riyazet. i. 1. çekimser oy; oy vermeme, çekimser kalma. 2. from (bir şeyi) kasten yapmama. (bir şeyi) yapmama, riyazet; (yeme içme konusunda) kendini i. 1. (from) tutma. 2. k ıran, riyazetçi. s. nefsini içki içmeme. 3. cinsel riyazet. s. soyut, abstre. i. 1. özet. 2. soyut sanat eseri. f. 1. (äb´sträkt) özetlemek, özet haline getirmek. 2. (äbsträkt´) kafas ını meşgul etmek. 3. (äbsträkt´) çalmak, aşırmak. 4. (äbsträkt´) soyutlamak. soyut sanat. soyut ekspresyonizm. mat. soyut sayı. s. dalgın. i. 1. soyut kavram, soyutlama. 2. soyutlama, soyutlama eylemi. 3. dalgınlık, düşünceye dalmış olma. 4. s. kavranmas ı zor, anlaşılması güç. güz. san. soyutluk. 5. soyut sanat s. saçma, abes, absürd. i. i. 1. saçma olma, saçmal ık, abeslik. 2. saçmalık, saçma söz/davranış. z. 1. saçma bir şekilde. 2. k. dili çok, feci derecede: She´s absurdly rich. Feci derecede zengin. Abu Dabi. i., ruhb. abuli. i. 1. bolluk, çok olma. 2. bereket, bolluk. 3. refah, varl ık ve rahatlık. s. 1. bol, çok. 2. bereketli; feyizli. z. bol/çok miktarda: The fruit trees were now bearing abundantly. Meyve ağaçları artık çok verimli olmuştu.

abuse abuse abuse o.s. abusive abut abutment abysmal abyss AC acacia academic academic academician academy acanthus accede accede to the throne accelerate acceleration accelerator accent accent accentuate accept

i. 1. yetkiyi/görevi kötüye kullanma, suiistimal; do ğru olmayan bir şekilde kullanma; gere ği gibi kullanmama; istismar. 2. kötüleme. 3. kötü f. 1. (yetkiyi/görevi) kötüye kullanmak, suiistimal etmek; do ğru olmayan bir şekilde kullanmak; gereği gibi kullanmamak; istismar etmek. 2. mastürbasyon yapmak. s. 1. kötüleyici; kötü sözlerle dolu; kötü sözler söyleyen. 2. kötü (davran --ting) 1. (on/upon) (-e) biti şmek, bitişik olmak. 2. against -e f. (--ted,ış). dayanmak. i. 1. (köprünün k ıyıya dayandığı yerdeki) ayak. 2. bitişme yeri. 3. bitişme. 4. dayanma. kötü, feci. s., k. dili çok i. dipsiz gibi görünen yer; uçurum. k ıs. alternating current. i. dalgalı akım. i., bot. 1. mimoza, akasya, Acacia. 2. akasya, yalanc ı akasya, Robinia pseudoacacia. 2. teorik, kuramsal. 3. pratik de ğeri/önemi olmayan. 4. s. 1. akademik. resmi, kitabi. ğretim görevlisi. i. üniversite ö i. 1. üniversite ö ğretim görevlisi. 2. akademi üyesi, akademisyen. i. akademi; yüksekokul. i., bot. ayı pençesi, akantus, akant, Acanthus. f. to 1. -e razı olmak. 2. (hükümdar) (tahta) çıkmak. tahta ç ıkmak. f. hızlandırmak; hızlanmak, ivmek. i. hızlandırma; hızlanma, ivme. i. gaz pedalı. i. 1. dilb. vurgu, aksan. 2. dilb. vurgu i şareti. 3. şive. f. vurgulamak. f. vurgulamak.

f. 1. kabul etmek; razı olmak; kabullenmek. 2. (bir şeyi) teslim almak. accept/assume responsibility for -in sorumlulu ğunu üzerine almak. s. kabul edilir, makbul. acceptable i. 1. kabul. 2. (bir şeyi) teslim alma. acceptance i. 1. giriş, geçit. 2. to (biriyle) görüşme imkânı; (bir şeyden) faydalanma access hakk ı/imkânı: He has access ulaşılabilir olma. 3. görüşülebilir olma. 4. i. 1. ulaşılabilirlik. 2. kolaylıkla to him. İstediğinde onunla görüşebilir. 3. accessibility accessible accessible to the public accession accessory accessory after the fact accident accident victims accidental accidentally accident-prone acclaim acclaim acclamation acclimate acclimation acclimatise acclimatization acclimatize kolaylıkla görüşülebilir olma. ulaşılabilen. 3. görüşülebilen. 4. kolaylıkla s. 1. ula şılabilir. 2. kolaylıkla 5. to -den etkilenebilir olma. görüşülebilen. 5. to -den etkilenebilir. halka aç ık.

i. 1. (tahta) ç ıkma. 2. (bir müze veya kütüphanenin koleksiyonuna) yeni al1. aksesuar, eklenti: These are accessories for the new machine. i. ınan eşya, kitap v.b. Bunlar yeni makinenin aksesuarlar ı. 2. (kadın giysisini bütünleyen) huk. suç işlendikten sonra suç ortağı olan kimse. i. 1. kaza (kötü olay). 2. rastlant ı. 3. fels. ilinek, araz. kazaya u ğrayanlar. s. 1. kaza eseri olan, yanl ışlıkla olan. 2. tesadüfen meydana gelen. 3. fels. ilineksel. z. 1. kazara, yanlışlıkla. 2. tesadüfen. s. hep kazaya u ğrayan; sakar. f. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla (birini) (bir şey) ilan etmek: They acclaimed himış. 2. tezahürat. bir tezahüratla onu imparator ilan ettiler. i. 1. övme, alk emperor. Büyük i. 1. bağırarak/alkışlayarak/tezahüratla ilan etme. 2. tezahürat. 3. övme, alk ış. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek: I´m acclimating myself to the customs here. Kendimi intibak ettirme. 2. alışma, intibak2. (to) (-e) alışmak, intibak i. 1. alıştırma, buradaki âdetlere al ıştırıyorum. etme. f., İng., bak. acclimatize. i. 1. alıştırma, intibak ettirme. 2. alışma, intibak etme. f. 1. alıştırmak, intibak ettirmek. 2. alışmak, intibak etmek.

accolade accommodate accommodate o.s. to accommodate one´s pace/step to accommodate their differences accommodating accommodation accommodation ladder accompaniment accompanist accompany accomplice accomplish accomplished accomplishment accord accord accordance accordant according as according to according to all accounts according to Hoyle according to one´s own lights according to plan accordingly accordion accordion accost account account book accountable accountant accounting accounts payable accounts receivable accrue accumulate accumulation accuracy accurate accusation accusative accusative accuse accused accustom

i. 1. ödül. 2. övgü: It received accolades from all the newspapers. Tüm gazetelerden övgüler ald The cell had lastly accommodated a drunkard. f. 1. almak, bar ındırmak: ı. Hücre en son bir ayya şı barındırmıştı. This room can accommodate four -e ayak uydurmak, -e uyum sa ğlamak. birine ayak uydurmak. aralarındaki anlaşmazlıkları uzlaşma yoluyla gidermek. s. uysal, yumu şak başlı. i. 1. kalacak yer: In that region accommodation for the traveler is hard to find. borda iskelesi. den. O bölgede konaklama yeri zor bulunur. 2. uzla şma: Have you i. 1. müz. e şlik. 2. to -e eşlik eden şey: It´s a nice accompaniment to the roast. Rostoyla beraber güzel. i., müz. e şlik eden kişi, eşlikçi. f. 1. eşlik etmek, refakat etmek, beraberinde gitmek. 2. müz. eşlik etmek, refakat etmek. 3. ile beraber (bir şey) yapmak: He accompanied the curse i. suç orta ğı. f. başarmak, becermek, üstesinden gelmek. s. 1. işini iyi bilen, usta. 2. sosyetenin görgü kurallarını ustalıkla uygulayabilen.becerme, üstesinden gelme. 2. başarı, başarılan iş. 3. i. 1. başarma, marifet. devlet aras ında olan) anlaşma. 2. uyum, ahenk. 3. uyuşma, i. 1. (iki mutabakat. uymak, ile ba ğdaşmak, -e uygun olmak/gelmek. 2. with -e f. 1. with -e yak ışmak, -e uygun gelmek/düşmek. 3. vermek:them were delayed for i. verme: The accordance of these privileges to He accorded them that five years. Bu imtiyazlar ın onlara verilmesi beş senelik bir gecikmeye s. bağ. -e göre. z. 1. İki seçeneği olan bir durumu belirtir: You can stay or go, according as you uygun olarak: veya gidebilirsin, nas ıl istersen. It can edat 1. -e göre, -elike. KalabilirsinArrange yourselves according to your height! Boy s ırasına girin! 2. -e göre, (birinin) dediğine/gösterdiğine göre, tüm anlattıklarına göre: He was drunk, according to all accounts. Tüm anlattıklarına göre sarhoştu. usulüne göre, usulen. kendi inançlar ına göre. planlandığı gibi, planlanana uygun bir şekilde. z. 1. ona göre, öyle, öylece: He told me to shoot him, and I acted accordingly. i. akordeon. Kendisini vurmam ı istedi; ben de öyle yaptım. 2. bu yüzden, s. akordeon gibi aç ılıp katlanan, akordeon: accordion door akordeon kapı. f. 1. yakla şıp/gidip (birine) bir şey söylemek. 2. para karşılığında seks teklif etmek. i. 1. hesap. 2. röportaj; (birinin) anlatt ığı. f. for -i anlatmak, -i açıklamak, -i izah etmek. hesap defteri. s. sorumlu. i. muhasebeci. i. muhasebe. tic. alacaklılar hesabı. tic. borçlular hesab ı. f. 1. birikmek. 2. to -e gelmek: What advantages will accrue to us from this? Bunun bize ne gibi faydalar ı olacak? f. toplamak, biriktirmek; toplanmak, birikmek, y ığılmak. i. 1. birikim, birikme. 2. birikinti. i. 1. doğruluk. 2. yanlış yapmamaya özen gösterme. s. 1. doğru, tam. 2. yanlış yapmamaya özen gösteren. i. suçlama. s., dilb. -i haline ait; -i halindeki. i., dilb. -i halindeki sözcük/sözcük grubu. f. suçlamak, itham etmek. s. sanık. f. alıştırmak.

ace ace an exam acetone acetylene ache achieve achievement acid acknowledge acknowledgment acne acorn acoustics acquaint acquaint o.s. with acquaintance acquiesce acquire acquisition acquisitive acquit acquit o.s. well acquittal acre acrid acrobat acrobatic acrobatics acronym across across the board across the way act act as act in unison act on a suggestion act on s.o.´s advice act up acting action activate activation active active service active verb activism activist

i. 1. isk. as, birli. 2. k. dili uzman, eksper. s., k. dili i şinin ehli, as. f. k. dili s ınavda (dokuz ila on arasında) yüksek bir not almak. i. aseton. i. asetilen. i. ağrı, sızı, acı. f. ağrımak, sızlamak, acımak. f. başarmak, yapmak; elde etmek, kazanmak. i. 1. başarı. 2. elde etme, kazanma. i. asit. s. 1. asit. 2. i ğneleyici: an acid remark iğneleyici bir söz. f. 1. (bir gerçe ği) kabul etmek. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirmek. i. 1. (bir gerçe ği) kabul etme. 2. (bir şeyin alındığını/farkedildiğini) bildirme. 3.akne, ındı. i. tic. al ergenlik. i. meşe palamudu. i. akustik. f. 1. bilgi vermek, haberdar etmek. 2. tan ıtmak: This book is designed to acquaint its readers with new developments in the field of genetic hakk ında bilgi edinmek. i. tanıdık, tanış. f. boyun e ğmek, katlanmak, kabullenmek. f. 1. elde etmek, edinmek, almak. 2. kazanmak: acquire a bad reputation kötü bir etme, edinme, alma. 2. kazanma. 3. elde edilen şey, edinti. i. 1. eldeşöhret kazanmak. s. bir şeyler elde etmeye çok hevesli, mal canlısı, açgözlü. f. (--ted, --ting) aklamak, temize ç ıkarmak, beraat ettirmek. yüzünün ak ıyla çıkmak. i. aklanma, beraat. i. 0,404 hektarlık arazi ölçü birimi. s. acı, ekşi, keskin. i. akrobat, cambaz. s. akrobatik. i. akrobatlık, cambazlık. i. birkaç kelimenin ba ş harflerinin veya ilk hecelerinin birleşmesiyle meydana gelenından öbür tarafına: He stretched a rope across the river. edat 1. bir taraf kelime: NATO, UNESCO. Nehrin bir taraf ından öbür tarafına bir ip gerdi. 2. karşısında: Serra lives herkesi ayn ı derecede etkileyen (ücret/vergi). yolun öte taraf ında, karşı tarafta. i. 1. hareket, eylem. 2. kanun, yasa. 3. tiy. bölüm, perde. 4. rol yapma, oyun. f. 1. rol yapmak,yapmak. 2. harekete geçmek. 3. davranmak, başkasının vazifesini oynamak. birlikte hareket etmek. yapılan teklife göre davranmak. birinin sözüne uymak, birinin sözüne göre hareket etmek/davranmak. yaramazlık etmek, gösteriş yapmak. i. oyunculuk. s. vekâlet eden, vekil: acting president ba şkan vekili. i. 1. hareket, eylem. 2. etki. f. 1. harekete geçirmek, hareketlendirmek. 2. harekete geçmek, hareketlenmek. i. 1. harekete geçirme, hareketlendirme. 2. harekete geçme, hareketlenme. s. 1. faal, hareketli, aktif. 2. dilb. etken. askerlik hizmeti. dilb. etken fiil. i. eylemcilik. i. eylemci.

activity actor actress actual actuality actually acumen acupuncture acute acute angle acute angle AD ad adage Adam adamant adamantly adapt adapt o.s. to adaptable adaptation adapter adaptor add add fuel to the flames add spice to add up add up to addendum addict addict adding machine addition additional additive addled address address a remark to addressee adduce adept adequacy adequate adhere adherence adherent adhesion

i. faaliyet, etkinlik. i. aktör, oyuncu. i. aktris, kad ın oyuncu. s. gerçek, do ğru. i. gerçek, hakikat. z. aslında; gerçekten. i. çabuk kavrama yetene ği, keskin zek-â. i. akupunktur. s. 1. keskin. 2. t ıb. akut, hâd. 3. tiz. geom. dar aç ı. geom. dar aç ı. k ıs. Anno Domini M.S. (milattan sonra), İ.S. (İsa´dan sonra). i. ilan, reklam. i. atasözü. i. Âdem Baba, Âdem. Adam´s apple anat. âdemelmas ı. s. son derece kararlı, katı. z. inatla, katı bir şekilde. f. 1. uyarlamak, adapte etmek. 2. al ışmak, intibak etmek. -e kendini alıştırmak. s. yeni ko şullara adapte olabilen/uyarlanabilen. i. 1. uyarlama, adaptasyon. 2. al ışma, intibak. i. 1. elek., mak. adaptör. 2. uyarlay ıcı, adapte eden. i., bak. adapter. f. 1. eklemek, ilave etmek; katmak. 2. toplamak. k. dili yang ına körükle gitmek. k. dili -i canland ırmak, -i ilginçleştirmek. 1. toplamak. 2. k. dili makul olmak, akla yak ın olmak. 1. -e varmak, (bir yekûn) tutmak. 2. k. dili ... anlam ına gelmek: What it adds up to is that you´re not coming. Gelmeyeceksin anlam çoğ. ad.den.da (ıden´dı) i. ilave, ek; ilave edilecek şey/söz. ına geliyor. i. bağımlı, müptela; tiryaki: drug addict uyuşturucu bağımlısı. cigarette addict sigara tiryakisi. f. alıştırmak. hesap makinesi. i. 1. ekleme, ilave. 2. ek, ilave. 3. mat. toplama. s. biraz daha, ilave edilen, eklenilen. i. 1. katk ı. 2. katılan kimyasal madde, katkı maddesi. s. toplamsal, ilave olunacak. s. 1. sersem, şaşkaloz. 2. cılk (yumurta). i. 1. (veya ä´dres) adres. 2. söylev, nutuk. f. 1. hitap etmek. 2. adres yazmak.bir söz yöneltmek. (birine) i. alıcı, kendisine mektup/paket gönderilen kimse. f. (kanıt) ileri sürmek. s. (at/in) usta, çok becerikli; mahir. i. (ä´dept) usta, i şinin ehli. i. yeterlilik, kifayet. s. yeterli, kâfi. f. to 1. -e yap ışmak. 2. -e sadık kalmak, -e bağlı kalmak. i. 1. yapışma. 2. bağlılık. i. taraftar, yanda ş. i. 1. yapışma. 2. to -e bağlı kalma, -e sadık kalma, -e uyma.

adhesive adhesive tape adj. adjacent adjective adjoin adjoining adjourn adjust adjust o.s. to adjustment administer administer an oath administration administrative administrator admirable admiral admiration admire admirer admiring admissible admission Admission free. admit admit of admittance admonish admonition admonitory ado adolescence adolescent adopt adopted child adopted child adoption adorable adoration adore adorn adornment adrift adroit adsorb adsorbent

s., i. yap ışkan, yapıştırıcı. (yapıştırıcı) bant. k ıs. adjacent, adjective, adjustment. s. (to) (-e) bitişik, bitişikteki; komşu. i., dilb. s ıfat. f. bitişik olmak. s. bitişik, bitişikteki, yan, yandaki. f. 1. oturuma son vermek. 2. (toplant ı/oturum) sona ermek, bitmek. 3. (bir başka yere) geçmek. f. ayar etmek, ayarlamak. kendini -e alıştırmak. i. 1. ayarlama. 2. kendini al ıştırma. 3. tic. tazminat miktarının sigortalı ve sigortac ı arasında etmek. f. yönetmek, idare kararlaştırılması. yemin ettirmek, ant içirmek. i. yönetim, idare. s. idari, yönetimle ilgili, yönetimsel. i. yönetici, idareci. s. takdire de ğer, beğenilecek, çok güzel. i. amiral. i. takdir, be ğenme. f. takdir etmek, be ğenmek; hayran olmak, hayran kalmak. i. takdir eden, be ğenen; hayran. s. takdir ettiğini belirten; hayran, hayranlık gösteren. s. kabul edilebilir. i. 1. içeri alma; kabul; giri ş. 2. giriş ücreti, giriş. 3. itiraf. Giriş serbest. f. (--ted, --ting) 1. içeri almak, almak; kabul etmek: They won´t admit you. Seni içeri sokmazlar. 2. itiraf etmek. imkân vermek. i. kabul; giriş. f. tembih etmek; kula ğını çekmek. i. tembih; kula ğını çekme. s. uyarı niteliğinde. i. insanı yoran hazırlıklar; koşuşmalar. i. ergenlik, ergenlik ça ğı. s., i. ergen, ergenlik ça ğında olan (genç). f. 1. evlat edinmek. 2. edinmek, benimsemek. evlatlık, manevi evlat. evlat edinilmiş çocuk, evlatlık. i. 1. evlat edinme. 2. edinme, benimseme. s. tapınılacak, çok güzel ve sevimli. i. tapınma, çılgınca sevme. f. 1. tapınmak, tapmak, çılgınca sevmek. 2. (Allaha) tapınmak, tapmak. f. süslemek, donatmak, donamak. i. 1. süsleme. 2. süs. s. s. usta, çok becerikli. f., kim. adsorbe etmek. i., s. adsorban.

adsorption adult adulterate adulterer adulteress adultery adv. advance advanced advanced in years advanced in years advancement advantage advantageous advent adventure adventurer adventuresome adventurous adverb adversary adverse adversity advertise advertise for s.o. advertisement advertising advertising agency advertize advertizement advertizing advice advisable advise adviser advisor advisory advisory committee advocate advocate adz adze Aegean aerial aerial view aerobics aerodrome

i., kim. adsorpsiyon. s., i. yetişkin; huk. ergin, reşit. f. içine yabanc ı madde katmak. i. zina yapan erkek. i. zina yapan kad ın. i. zina. k ıs. adverb. i. 1. ilerleme, ileri gitme. 2. yakla şım; teklif. 3. tic. avans. f. 1. ilerletmek; ilerlemek.ş, ileri. s. ilerlemi 2. artmak; art ırmak. 3. avans vermek. 4. ileriye almak. 5. yaşlı. a child who´s advanced for his age yaşına göre çok bilgili bir çocuk. yaşlı. i. ilerleme. i. 1. avantaj, üstünlük sa ğlayan şey. 2. yarar, fayda. s. avantajlı, yararlı, faydalı. i. geliş, varış. i. macera, serüven. i. 1. serüvenci, macerac ı. 2. dolandırıcı, dalavereci. s., bak. adventurous. s. 1. macerac ı, maceraperest. 2. maceralı. i., dilb. zarf, belirteç. i. 1. spor, isk. rakip. 2. dü şman. s. 1. kötü, elverişsiz. 2. menfaatine aykırı, aleyhte. i. 1. zorluk, güçlük, s ıkıntı. 2. sıkıntılı bir durum/zaman. f. 1. reklam ını yapmak. 2. ilan etmek. ilan arac ılığıyla eleman aramak. i. ilan, reklam. i. reklamc ılık. reklam ajans ı. f., bak. advertise. i., bak. advertisement. i., bak. advertising. i. nasihat, ö ğüt, tavsiye. s. ak ıllıca, makul, doğru. f. 1. tavsiye etmek, ö ğütlemek. 2. tic. bildirmek. ill-advised s. akılsız, tedbirsiz. i. danışman, müşavir; akıl hocası; rehber, kılavuz. i., bak. adviser. s. danışma kurulu. f. desteklemek, savunmak. i. 1. savunucu. 2. huk. avukat. i. keser. i., bak. adz. s. Ege. i. 1. anten. 2. havai. havadan görünü ş. i., s. aerobik. i., İng. havaalanı, havalimanı.

aerogramme aeroplane aerosol aesthete aesthetic aesthetics aestival afar afar off affable affair affect affect ignorance affectation affected affection affectionate affidavit affiliate affiliate affiliate o.s. with affiliated affiliation affinity affirm affirmation affirmative affix affix afflict afflicted affliction affluence affluent afford affront Afghan Afghanistan afield afire afloat afraid afresh Africa African after after a fashion

i. hava mektubu. i., İng., bak. airplane. i. sprey tüpü, aerosol. i. estet. s., i. estetik. i. estetik. s. yaza özgü. z. çok uzakta. s. rahat, dostça ve sokulgan. i. 1. sorun, mesele, iş. 2. k. dili şey (makine/eşya). 3. k. dili olay, skandal. f. 1. etkilemek, tesir etmek; dokunmak. 2. (hastal ık) zarar vermek: My arm is affected. Hastal ık koluma yayıldı. 3. gibi görünmek, yalancıktan cahillik taslamak, bilmezlikten gelmek. i. sahte tavır, yapmacık. s. 1. (hastalıktan) zarar görmüş. 2. sahte, yapmacık, yapmacıklı. i. muhabbet, şefkat, sevgi. s. sevgisini gösteren; şefkatli, sevecen, sevgi dolu. i., huk. yeminli ve yazılı ifade. f. bağlamak. i. (başka bir şirkete) bağlı olan şirket. ile bağ/ilişki kurmak. s. bağlı. i. bağlantı, ilişki. i. 1. benzerlik, benzer taraf. 2. sempati; sevgi. f. doğrulamak, tasdik etmek. i. doğrulama, tasdik. s. olumlu. i. olumlu cevap. f. 1. takmak; yap ıştırmak. 2. (imza) atmak; (mühür) basmak. i., dilb. önek veya sonek. f. 1. ac ı vermek, ıstırap vermek. 2. başına bela olmak. s. (zihinsel/bedensel bak ımdan) özürlü. i. dert; hastalık. i. zenginlik, refah. s. zengin, gönençli. f. 1. mali gücü yetmek, (bir şey için) parası olmak. 2. (bir şeyi) zarar görmeden küçük dü şüren davranış. f. hakaret etmek, angry. düşürmek. i. hakaret, yapabilmek: You can´t afford to make him küçük Onu i. Afganlı, Afgan. s. 1. Afgan. 2. Afganlı. i. Afganistan. z. k ıra, kırda, evden uzak. s. tutuşmuş; alevler içinde. z. s. z. yeniden. i. Afrika. i. Afrikalı. s. 1. Afrika, Afrika´ya özgü. 2. Afrikalı. edat 1. -den sonra. 2. için, yüzünden; -den dolay ı. 3. ardından: After them came the giraffes. Onlar ın ardından zürafalar geldi. s. sonraki. z. sonra. a şöyle böyle.

after all after all after the dust has settled after the fashion of afterlife aftermath afternoon aftershave aftertaste afterthought afterward afterwards again against against nature against s.o.´s will agave age age limit age limit aged ageless agency agenda agent agent provocateur agglomerate agglomeration aggrandise aggrandisement aggrandize aggrandizement aggravate aggregate aggression aggressive aggressor aggrieved aghast agile agility agility of mind agitate agitated agitation agitator aglow

bununla birlikte, yine de, buna ra ğmen. nihayet. 1. toz da ğıldıktan sonra. 2. ortalık sakinleşip herkes kendine geldikten sonra, ortalık yatıştıktan sonra. ... gibi, ... tarzında. i. ahret, öbür dünya. i. (kötü) sonuç. i. öğleden sonra. i. tıraş losyonu. i. ağızda kalan tat. i. sonradan akla gelen dü şünce. z., bak. afterwards. z. sonra, sonradan. z. tekrar, yine, bir daha. edat 1. kar şı: against the current akıntıya karşı. a vaccine against the flu gribe karaykırı.aşı. 2. aleyhinde, karşı: a vote against the president doğaya şı bir birinin iste ğine karşı. i., bot. agave, agav, Agave. i. 1. yaş. 2. çağ, devir. yaş haddi. yaş haddi. s. 1. (eycd) ya şında: a girl aged four dört yaşında bir kız. 2. (ey´cîd) yaşlı, ihtiyar. 3. (ey´cîd) yıllanmış; eski. 2. eskimeyen. s. 1. yaşlanmayan, ihtiyarlamayan. i. 1. acente; ajans: travel agency seyahat acentesi. news agency haber ajansı. 2. devlet dairesi. i. gündem. i. 1. acente, temsilci. 2. ajan. çoğ. a.gents pro.vo.ca.teurs (^jan´ prôvôk^tör´) provokatör, kışkırtıcı ajan. i. aglomera. i. aglomerasyon. f., İng., bak. aggrandize. i., İng., bak. aggrandizement. f. büyütmek. i. büyütme. f. 1. kötüle ştirmek, zorlaştırmak, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek: Don´t scratch that 2. agrega. aggravate it. O yaray ı kaşıma, azdırırsın. i. 1. toplam. sore; you´ll i. saldırganlık. s. saldırgan. i. saldırgan, saldıran. s. incitilmiş; mağdur. s. dehşet içinde, donakalmış. s. çevik. i. çeviklik. zekâ k ıvraklığı. f. 1. çalkalamak, çalkamak; kar ıştırmak. 2. heyecanlandırmak. 3. ruhb. ajite etmek. 4.ı.sallamak.ajite. s. 1. heyecanl 2. ruhb. i. 1. çalkalama, çalkama; ajitasyon. 2. heyecan. 3. ruhb. ajitasyon. 4. sallama. i. 1. k ışkırtıcı, tahrikçi, provokatör; eylemci, kampanyacı. 2. ajitatör, çalkalayıcı, karıştırıcı: washing machine agitator çamaşır makinesi s. parlak.

tavır. i. toz v. i. i. ıstırap çekmek. razı olmak. ünlem 1. rahats ız olmak. i. hava freni. iyi. klimalı. hava kirliliği. tarım kredisi. tıb. (silah ı) (birine/bir yere) doğrultmak. z. tarımsal. rıza göstermek. rahatsızlık. havadan nakledilen. önce. f. . 3. 4. klima. uçak gemisi. amaç. f. . çiftçi.. 2. k ıs. havayolu. ileride. ni şan almak. 3. ileri. hava sald ırısı. s.). evvel: a long time ago çok zaman önce. 1. z.. 3. yardımcı. i.). yolcu uça ğı. i. havalı fren. anlaşma.). hemfikir olmak. hava üssü. f. gaye. i. i. 1. 1. Ah! (Özlem/be ğenme/pişmanlık/öfke/sevgi belirtir. tic. yard ım.. na ğme.). yardım etmek. uçaklar. uçmakta olan. hava yoluyla ta şımak/götürmek. s. (bir şey) (başka bir şeye) uymak. sözleşme. anlaşmak. havaalan ı. uçak postas ı. Ah!/Of! (Acı belirtir. uçak. 3. maksat. geçinmek. havadan gelen (mikrop. hava filtresi. bak. niyetinde olmak. hava boşluğu. (bir şey) i. 2. hoş. ziraat. zirai. 1. 2. 1. 2. hasta olmak. i.. s.. hava. 2. i.. Anno Hegirae hicri. İng. 2. AIDS. amaçs ız. hava kuvvetleri. hava kuvvetleri. mutabık olmak. hava kompresörü. i. 1.b. s. iyi2. ıstırap. f. hastalık. razı. rahats ız. s. 1. herkese söylemek. f. f. f. tarım. i. i. s. 2. tıb. hava köprüsü. i. hasta. aydınlık. (bir şeyi) (bir yere) fırlatmak.. agonize. havalandırmak.ago agonise agonize agony agree agreeable agreement agricultural agricultural credit agriculture agriculturist aground AH ah ahead ahead of time AIDS aid Aids ail ailing ailment aim aim at aim to aimless air air base air brake air compressor air filter air force air force air pollution air pressure air raid air shaft airborne air-conditioned air-conditioner aircraft aircraft carrier airfield airlift airline airliner airmail z. Vay! (Şaşkınlık belirtir. i. bak. erken. i. hava bas ıncı. AIDS. f.

alkol. alg.. huk. alarm. imbik. i. Onlara eşit anat. alkolizm. tehlikeden haberdar etmek. i. hücre gibi ve kapısız ufak oda. çevik.. ecnebi. tahsilli de olsa. hayali. i. çoğ. 1. i. namı diğer: Cavit alias the Bear Cavit namı diğer Ayı. hayal mahsulü. f. de olsa: He is. Cezayir´e özgü. tetikte olan. s. havai. ünlem Eyvah!/Yazık! i. z. 1. 5. hödü ğünçapar. dili hiç veren. açık havada yapılan. z. oyuk. She´s learning French. soğutmak. şevk. korku. i. i. tehlike işareti: fire alarm yangın zili. . cebir. i. f. besleyici. s. i. korkutmak. i.. 2. uçuş pisti. havaalanı. çalar saat. aralık. kendine k. i.airmail letter airplane airplane crash airport airstrip airtight airways airy airy-fairy aisle ajar akin alabaster alacrity alarm alarm clock alarm clock alas Albania Albanian albeit albino album alcohol alcoholic alcoholism alcove ale alembic alert alfresco alga algebra Algeria Algerian alias alibi alien alienate alight align align o. bir hava pratik 6. aynı hizaya getirme. 2. 1.. f. alkol. albeit an educated one. yabanc ı. takma isim. Arnavutça. yak ın: Her speech is akin to poetry. çal ım satan. Cezayirli. İng. Cezayir.. az açık (kapı). yangın alarm ı. 2. 2. Cezayirli. albatr. albinos. suçun işlendiği sırada başka yerde bulunduğu şeklindeki iddiası. s. 1. s. i. alkolik. sıraya koymak. 1. bir çeşit bira. mat. f. geçenek. çalar saat. 2. in short. mazeret. 1. uzaklaştırmak. 2. 3. 1. benzer. sıralar arası yol. i. kaymakta şı. konmak. uçak kazas ı. z. birinin saff ına geçmek. s. i. i. olmayan. s. açık hava. s. fantezi. Söyledikleri şiire benziyor. uçak.gae (äl´ci) i. dehşete düşürmek. s. i. açık havada. i. i. Cezayir. sıraya koyma.. al. dili bahane. i. i. havayollar ı. 1. 2. i. i. z. canl ı. (duvarda bulunan) niş. s. Arnavutluk. uyanık. i. san ığın. k. Kısacası. 1. Arnavut. with alignment alike alimentary alimentary canal alimony uçak mektubu. 2. 1. i. bağ. havaliman ı.e şit bir şekilde: Treat them alike. şen. . 4. deh şet. albüm. alkollü. biri. i. neşe ve çeviklik. ak şın. hava geçirmez. aynı hizaya getirmek. alkollü içki. i. albeit painfully. havadar. birbirine benzer: We´re alike in many ways. albino. a boor. 2. sindirim ayg ıtı. s. Birçok bak ımdan birbirimize benziyoruz. beslenmeye ait.s. hava gibi hafif. inmek. ba şka ad. s. nafaka.

alive alkali all all along all along all along the line all at once all at once all but all but all day all in a tumble all in one all manner of all night long all of a sudden all of a sudden all over All right! All right. Hepimiz gittik. dili aklı başında. dili Aferin!/Ya şa be!/Çok iyi!/Harika! k. i. her şeyi saran. Peki. boyunca. kalanların hepsi.. s. alegorik. yekûn olarak. hepsi: All of us went..: He´s the Minister of Defense and the Minister of Education all in one. başından sonuna kadar. bununla birlikte.: All right.o. alkali. diri. I´ll come. Bütün güller dikenlidir. s. (bir konunun/işin) tüm ayrıntıları. i.´s fears birinin endişelerini yatıştırmak. her alanda ba şarılı. hepsi: All roses have thorns. pek erken. birden. sabaha kadar. her zaman. az kalsın. belirli bir müddetin ba şından sonuna kadar: She wasn´t surprised because she´d known it all the while. Parlayan her şey altın değildir. -den ba şka. tekrar. ans ızın. aniden. sıra boyunca. alegori. pek çok yeteneği olan: an all-around student dört dörtlük bir ö ğrenci. 1. hep birden./Tamam. karmakar ışık. Ba ştan bildiği için şaşırmamıştı. sadakat. her şey göz önüne alınırsa. Yolun aç ık olsun! daha iyi. altüst.. 1. bütünüyle. sağ. başından beri. bütün. 1. hem de . hayatta. iddia. Aşkta ve savaşta her şey mubahtır. Adaylar ın ikisi dışında hepsiyle görüştük. dili ba ştan./Görünüşe aldanmamalı. hep böyle. f. zamans ız. 1. k. kim. k. hem de Eğitim Bakanıdır. daima. 2.. her çeşit. tamamen. i. yatıştırmak. He worked all day. ba ğlılık. az daha. 2. All the best! all the better all the ins and outs of all the livelong night all the rest all the same all the same all the time all the way all the while all the year round all there all things considered all told all too soon All´s fair in love and war. öteden beri. -den gayri hepsi. tüm yıl boyunca. ans ızın. ani olarak. hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir gece boyunca. Hem Savunma Bakan ı. hafifletmek: allay s. baştan. tüm. dili Peki.(mektubun sonunda) En iyi dileklerimle! 2. 2. bütün gece. canlı. hep. (bir yerin) her taraf ı/yeri. Allah all-around allay allegation allege allegiance allegorical allegory all-embracing s. Bütün gün çal ıştı. . birdenbire. i. s. birdenbire. Allah. hepsi bir. hem .. s.. (bir şeyin) girdisi çıktısı. k. tamamen. gelirim. her şey göz önünde tutulursa. her zaman. i. birdenbire. 1. bütün gün. 2. aniden. all round All that glitters is not gold. bitmiş. f.. . birden. i. d ışında hepsi: We have interviewed all but two of the candidates. iddia etmek.

All right. 2. badem. 1.allergic allergy alleviate alley alliance allied alligator all-inclusive all-night all-nighter allocate allocation allot allotment allow allow for allowable allowance alloy all-purpose all-right all-round all-rounder allspice allude allure alluring allusion ally ally o. yapılmasında sakınca olmayan. alfabe. edat 1. 1. benzer. be all right. hemen hemen: This picture´s almost done. soğuk. neredeyse: He almost died. anıştırma. çekicilik. s. yenibahar. her şeyi kapsayan. yapılması uygun görülen. i.. yanında. her alanda başarılı kimse. 1. ağaç sınırının üstündeki bölgeye özgü. abece. ayrılmış/tahsis edilmiş şey. anla şma.. s. i. çok kullanışlı. he´s already gone. 1. harçlık. cazibeli. Beklenenden . kafa dengi.daha erkeni s. uzak duran. s. s. alfabe s ırasına göre dizilmiş: The words are in alphabetical order. birle şik. with/to ile beraber. dili. alaşım.). şimdiden. azaltmak. kald ın. pol. f. s. k. i. uzak. ayırmak. i. 1. i. ittifak.. çekici. bordasında. s. Bu resim hemen hemen bitti. ayırma. müttefiklik. her şeye gücü yeten. 2. almanak. tahsis etmek.. cazibe. i.. mubah. tahsisat. z. 2. yalnız. az daha. k. 4. with/to -e bağlı. i. with ile beraber: He came along with us. z. f. tek başına. kastetmek. -i hesaba katmak. bak. 1. i. k ısmen gidermek. edat boyunca: along the river ırmak boyunca. 1. tahsis. s. az kalsın.s. dili bütün gece süren bir olay. alfabetik. lise veya üniversite. Kelimeler alfabe s ırasına göre dizilmiş. kafadar. s. dili iyi. with/to alma mater almanac almighty almond almost alms alone along alongside aloof aloud alphabet alphabetic alphabetical alpine already alright s. yüksek da ğlara özgü. bir kimsenin mezun oldu ğu okul. pol. sadaka. z. yan ına. bordasına. s. ile birleşmek. dükkân v. z. alerji. az kald ı. i. izin vermek. i. alerjik.): You´re too late. ima etmek. all-around.. s. yüksek sesle. müttefik. Az kaldı i. bak. z. all-right.. 2.. s. i. s. i. müttefik. yalnız başına. Bizimle beraber geldi. bütün gece aç ık olan (lokanta. Geç All right!. İng. i. (süre) vermek/tanımak. 3. gitti. hafifletmek. f. tahsis etmek. bak. f. z. yalnız. dar sokak.. ara yol. i. 2. den. birleşme. s. 2. s. i. (--ted. k. halen (Türkçede genellikle çevirisiz kalır. i. f. amerika timsah ı.b. alımlı. 2. alphabetical. 2. albeni. to üstü kapalı bir şekilde -den bahsetmek. uzakta. i. İng. pek çok işe yarayan. bütün gece süren (bir olay). kimsesiz. --ting) ayırmak. pay. anıştırmak. müsaade etmek.

ante meridiem öğleden evvel (24. insanı hayrete düşüren. i. i. birbirini s ırayla izleyen (şeyler). . s. It was cold bilg. i. iki elini ayn ı şekilde kullanabilen. yükseklikölçer. 1.. birbirini s ırayla izleme. You´ll also need tape. 3. 12 A.nae (ıl^m´ni) i. ise de. bak. almaşık. f. Her zaman oldu ğu gibi Levent hariç herkes vaktinde f. karışık hisleri olan. f. alternatif. 1. bağ. amalgam. yedek. 1. birden fazla anlama gelebilen. her zaman oldu ğu gibi . saat 24. i. kullanılır. pusuya düşürmek. bir okul.M. z.ni (ıl^m´nay) i. f. elçi karısı. elek. birleştirmek. bot. şık: kalmamalternatör... bütünüyle. yükseklik. 1. hayret..00. amatör. değişmek. be.lum. büyük. sefire. saat 2. z. Although I tried hard it didn´t do i. 2.): 2:30 A. başka. s.. i.00-12. bir de: You´ll need pliers. 2. 1. bir şeyi başarma/elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan veya dolu. alternatif. ıştı. elek. rak ım. f. hava. nöbetle şe/sırayla yapma. Hava so ğuktu ve bir de i. f. i. alüminyum. birbirine zıt hisleri olan. a. Sana kerpeten laz ım. İng. 2. atmosfer. am amalgam amalgamate amass amateur amaze amazement amazing ambassador ambassadress amber ambidextrous ambience ambiguity ambiguous ambition ambitious ambivalent amble ambulance ambush z. i. s. (uzun zamandır güdülen) büyük amaç. birden fazla anlama gelme./Yapacak başka bir şey yoktu. 1. Başka çaremiz i. değişiklik. değişken. sunak. Ya şlı olduğu halde iyi dans eder.00 arasındaki saatler için k ısaltması). biriktirmek.lum. kehribar. pusuya dü şürme. i. hariç: Everybody came on time always excepting Levent. i. birbirini sırayla izlemesini sağlama. tamam ıyla. f. k ıs. değiştirmek. (with) ile. çoğ. şaşkına çevirmek. değişme. bir okul. değiştirme. yükselti. lise veya üniversite mezunu kız. f. 1. i. and it was also wet. şaşırtıcı. i. irtifa. i. çoğ. ambiyans. sırabirbirini sırayla izlemek/takip etmek: In her speech she z. daima. hayrete düşürmek. Bir de bant. cankurtaran.also Alt key altar alter alterable alteration alternate alternate alternately alternating current alternation alternative alternator although altimeter altitude altogether alum aluminium aluminum alumna alumnus always always excepting am AM AM. olmakla beraber: Although he´s old he´s a good dancer. lise veya üniversite mezunu erkek. 2. bak. her zaman. ambülans. s. Artium Magister (hümaniter bilimlerde master derecesinin k ıs. aluminum. (kad ın) elçi. s..M. başkasının yerine geçebilen kimse. i.. ne oldu ğu belirsiz. değiştirilebilir. diğer. -in birbirini sırayla izlemesini sanöbetle şe. seçenek. -diği halde. a. malgama. sefire. s. i. şap. ğlamak. i. belirsizlik. We had no alternative. 2. i. rahat rahat yürümek. s. kim. i. with ile birleşmek. başka. altimetre. alternatif. büyük bir amac ın ürünü olan. 2. i. büyükelçi.30. bir şeyi başarma/elde etme tutkusu. insanı şaşırtan. ek karakter tu şu. i. alma şık akım. 2. hayrette b ırakmak. s. -i nöbetle şe/sırayla yapmak.

i. amortisman. rahatlık: This hotel has all sorts of amenities.. 2. s. bak. 1. toplamı (belirli bir miktar) olmak: It amounts to fifty i. bak. 1. bak. geni ş. Amerikalı. amnezi. s. İng. bellek yitimi. s. kim. i. arkada şlık. bol bol yetecek kadar. s. ammeter. Amerika. miktar. amoeba. z. edat. ortasında. i. ampermetre.. arasına. amplifikatör. cephane. şehvet dolu.. amorti etmek. 1. edat aras ına.. f. i. 2. i. (kuralı/tasarıyı) değiştirme. among. uysal... daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söyleme. f. i. ahlakd ışı. arkada şça. amorf. i. bak. i. ile e şanlamlı olmak: It amounts to the same thing. f. (kural ı/tasarıyı) değiştirmek. amortization. şehvetli. s. zool. to 1. amipten ileri gelen. iki ya şayışlı hayvan. amplifikasyon. Bu otelde her tür konfor var.. çıkar. i. sınırları belli olmayan. amibe benzeyen.. şekilsiz. dostça. biyol. Amerika. içinde. ikna edilebilen.. the amenities görgü kurallar ı. bak. amfiteatr. i. s. edat. cephede geçici cephanelik.. i. iki ya şayışlı. i. s. i. sevimli. zool. i. 2. amip. 2. i. 1. dostluk. İng. Aynı kapıya amper. . s. ünlem âmin. amipli.. i. ask. 2. elek. arasında. amperölçer. i.. yüzergezer. s. i. düzeltme. i. amonyak. i. i. genel af. yükselteç. bol. yumu şak başlı. 2. n ışadırruhu. f. düzeltmek. s. hayatı kolaylaştıran şey. yükseltme. Amerika´ya özgü.ameba ameliorate amelioration amen amenable amend amendment amends amenity America American American leopard amiable amicable amid amidst amiss amity ammeter ammonia ammunition ammunition dump amnesia amnesty amoeba amoebic amok among amongst amoral amorous amorphous amortisation amortise amortization amortize amount ampere amperemeter amphetamine amphibian amphibious amphitheater amphitheatre ample amplification amplifier i. f. jaguar. Amerikan. 1. edat ortas ına. i. İng. bak. i. amfetamin. 1. amortize. 2. mühimmat. zool. amid. iyileştirmek. iyileştirme. amfibi. arasında. cana yak ın. i. biçimsiz.. ıslah. 2. amibe ait. amphitheater. amfibi. 1. zool. bak.

i. çözümleme. anarşist. Anadolu´ya özgü. (bir uzvu) kesmek. anemia. 1. tahlili. İng. tıb. i. muska... nazarlık. bak. herkesçe bilinen bir s ır. tılsım. k. i. benzer.. i.. anatomik.. benze şen. İng. s.. acı yitimi. Anadolu. bak. s. i. 1. k ıs. analitik. benzer şey. anarşi. z. bak. tıb.amplify amplitude amply amputate amputation amputee amuck amulet amuse amusement amusing an an accomplished fact an odd fish an off street an open question an open question an open secret anachronism anaemia anaesthesia anaesthesiologist anaesthetic anaesthetist anaesthetize anal analgesia analgesic analogous analogue analogue computer analogy analyse analysis analytic analytical analyze anarchic anarchism anarchist anarchy anathema Anatolia Anatolian anatomical anatomy anc f.. anesthetize. tahlil etmek. i. s. 2. i.. tıb. İng. analiz.. bir uzvu kesilmiş kimse. anesthesiologist. i. aforoz edilmi ş kimse. s. ampütasyon. oyalamak. s. f. i. (sesini) kuvvetlendirmek. Anadolulu.. genişlik. i. çözümlemeli. sapa bir sokak. İng. gövdebilim. İng... 1. güldürücü. güldürmek. s. i. s. çözülmemiş sorun. anesthetist. çözümlenmemiş sorun. bolluk. benzerlik. bak. Anadolu. lanetleme. analytic. paralellik. anesthesia.. ancient. analiz etmek.. anatomiyle ilgili. eğlendirici. ağrı kesici. Anadolulu. anatomi. İng. analjezi. dili tuhaf bir adam... 2. anarşik. analjezik. s.. daha uzun/ayr ıntılı bir şekilde söylemek. i. f. benze şim. bak. i. bak. eğlence. s. 2. anesthetic. amok. bak.. (ünlülerden önce) bir. İng. anakronizm.. i. çözümlemek. tıb. i. oyalayıcı. bol bol yetecek kadar. f. anarşizm. s. i. f. benzeş. aforoz. . bak. 1. örneksel bilgisayar. i. i. gövde yap ısı. paralel.. i... 2. s. i. analyze. tahlil. f. olmuş bitmiş bir şey. eğlendirmek. i. i. bak. i. anal. çözümsel. i.

2. He looked and ran away. i. vesaire. köşebent i. s. Bakt ı ve kaçtı. s. for (bir şeyi) kurnazlıkla elde etmeye çalışmak. 1. and what have you/and what not k. eski s. ihtiyar. i.. i. i. Angola. 2. Anglosakson. dili bakış açısı. TV (erkek) sunucu. Grek dili. s. anecdotal anecdote anemia anesthesia anesthesiologist anesthetic anesthetist anesthetize anew angel angelic anger angina angle angle angle iron angler angleworm Anglican angling Anglo-Saxon Angola Angolan i. i. Angola´ya özgü. s. z. atalara ait. ata. hem de. 2. tekrar. ançüez. Grekçe. palms. Grek. Angolal ı. i... melek. demiri. ve benzerleri: Orange trees. v.. anemi. i. 2. i.. oltayla balık avlamak. bir de. çok eski bir zamandan kalma. filan. Angola. . v. bağ. bir daha. 3. geom. 1. vesaire. üstelik. vesaire. 2. 1. lenger. demirleme yeri. gene. antik.. soy. anestezik. Grek.. çapa. ile: mice and men fareler ve insanlar. dili ve K ışın portakal ağaçları. Greklere özgü.b. TV sunucu.. s. anestezi. öfke. kansızlık. eski Yunan. oltayla balık avlama. vesaire. bir çeşit kalp hastalığı.benzerleri. hiddet. anestezi uzman ı. ve benzerleri. i. eski Yunanca. (bir cisme ait) köşe. i. . dili Balık büyüdükçe tadı yavanlaşır ve tersine. i. i. f. i. Hem de nas ıl! . k. Grekçe. eski Yunanl ı: the ancient Greeks Grekler. solucan. yeniden. s. oltayla balık tutan kimse. anekdot... falan. zool. Pembe bir pelerin giymi şti ve s. she was carrying a pink poodle. yeniden fakat de ğişik bir şekilde. duyum yitimi. tıb. dili ya şlı. çok eski. k. cet. demir. i. yardımcı. s. f.. 1. k. narkozitör. fıkra tarzında. ve iyi de etti: He scolded him for his negligence. soysal. hikâye. görüş açısı. and rightly so. the blander its taste. i. 1. yine. k ızdırmak. and vice versa. Anglikan. uyu şturmak. what´s and what´s more more. öfkelendirmek. ayr ıca: She was wearing a pink cape and.s. i. f. tıb. TV (kadın) sunucu. i. Angolalı. melek gibi. narkoz vermek. 4. fıkra.ancestor ancestral ancestry anchor anchor man anchor person anchor woman anchorage anchovy ancient ancient Greek ancillary and And how! and rightly so and so forth and so forth and so on and so on/forth and such and suchlike and vice versa i. ve ba şkaları. i. 2. aç ı. palmiyeler ve benzeri ağaçlar serada ve tersine. ve aksine: The bigger the fish. ve haklıydı da. ve. 3. ve benzerleri. and such should be kept under glass in winter. 1. filan. knife and fork bıçakla çatal. 3. i. İhmalkârlığından dolayı onu azarladı ve haklıydı da.

çekicilik. beklenene ters düşen. yıl. köşeli. ayak bile ği. taciz etmek. hayvanlar âlemi.´ni) bozma. 2. çizgi film. husumet. canlılık. feshetme. anot. sinir bozucu. i. ilan etmek. i. sinir. spiker. i. kemikleri belirgin. s ıkıntı vermek. canlıcılıkla ilgili. düşmanlık. belirli bir süre için her yıl ödenen ve emek karşılığı olmayan maaş. 1. i. kurald ışı. tarihi olaylar. alışılmışın dışında. hayvansal. hayat vermek. neşeli. katma. f. i. 1. ankaratavşanı. yıllık. (bir metne) notlar eklemek. ağrı kesici. yılın olaylarını anlatan kitap. katmak. 1. i. s. i. s. sıkıntı veren şey/kimse. i. keder.b. i. k ısa çorap. dargın. ankarakedisi. canlıcılık. feshetmek. s. tuhaf. i. anason tohumu. açısal. hayvansever. 2. 2. vakayiname. i. i. f. (--led. imha etmek. ilan. angora yün. mü ştemilat. i. kederli. yıldönümü. sinirine dokunmak. gücenik. artı uç. yarg ı. i. 2. f. 1. canland ırmak. s. kin. 3. yatıştırıcı. ek bina. canlı. f. ankarakeçisi. sinirlendirmek. 1. 1. ilhak. i. halhal. yok etme. fesih. f. bot. 2. k ızgın. bildirmek. acı. 1. kemikli..´ni) bozmak. tiftik. i. hayvani. i. 4. bela. kronik. bot. s. uygunsuz. f. hayvanc ılık. ıstırap. eklemek. 2. i. animist. 2. --ling) (yasa. . yarg ı. hayvan besleme. öfkeli. canlandırma. i. bir yıllık ömrü olan bitki. z. s. yılda bir yapılan. yıllık. canlılık. i. imha. s. s. 3. i. yılda bir. canlıcı. fiz. hayvanca. sıkıntı veren.b. kızdırmak. sözleşme v. 1. i. çelişkili. angora. f. anason. vücut s ıcaklığı. s. mat.angora angry anguish anguished angular animal animal breeding animal heat animal husbandry animal kingdom animal lover animal magnetism animal spirits animate animated animated cartoon animation animism animistic animosity anise aniseed ankle anklet annals annex annex annexation annihilate annihilation anniversary annotate announce announcement announcer annoy annoyance annoying annual annually annuity annul annulment anode anodyne anoint anomalous i. baş belası. 2. sözleşme v. yok etmek. coşku. her yıl yapılan. animizm. hiddetli. 1. yıllık. (yasa. her bir yıl için. s. k ızgınlık. ilhak etmek. (kutsamak için) (ba şına) yağ sürmek. bildiri. şoset... anason. acı dolu. meshetmek. f. hayvan. 2.

. anorak. kapıya bakmak: Who´ll answer the door? Kapıya kim bakacak? telefona bakmak: The telephone´s ringing. 1. 1. ilahi. öndeki. (birz. i. dü şmanlık. kin. i.. önceki. 2.. f. yanıtlamak. i. i. antidot. önek karşı. füzesavar. i. hasım. Güvenliğini üstüme alıyorum. antropolog. i. bakar mısın? telesekreter. hesabını vermek: You´ll have olumlu cevap vermek. i. karınca. zool. önceden tahmin edip ona göre davranmak. i.. i. sorumluluğunu üstlenmek: I´ll answer for his safety. 2. anomali. başka. tuhaf davranışlar. ikinci bir: This is going to be another karşılık vermek. antoloji. antihistamin. ço ğ. f. çoğ. bekleme odas ı. antifriz. k. 2. s. İng. s. 1. . i. bir ( şey) daha: another match bir kibrit daha. yan ba şka sefer. 1. antikorosif. antidepresan. 2. cevap.1. s. to -e uymak: This man does not answer to the küstahça cevap vermek. counterclockwise. -den önce davranmak. k. cevaplamak. gerçek ismini saklama: The writer used a pen name to preserve his anonymity. husumet. s. i. i. anten. karşılık. bir.. tıb. antagonize. s. i. uçaksavar.. s. 2. isimsiz. anten. k. düşman etmek. atalar.anomaly anonymity anonymous anorak another answer answer back answer for answer in the affirmative answer the door answer the telephone answering machine ant antagonise antagonism antagonist antagonize Antarctic Antarctica antecedent antecedents antelope antenna antennae anterior anteroom anthem anthology anthropological anthropologist anthropology anti antiantiaircraft antiballistic antiballistic missile antibiotic anticipate anticipation anticlockwise anticorrosive antics antidepressant antidote antifreeze antihistamine antiknock i. seçki. önceden tahmin edip şeceğini tahmin etmek/kestirmek. -den önceki. 1.anonim. Antarktik. f. hakk ında teminat vermek. will you answer it? Telefon çalıyor.. antilop. -den önce davranma. antropolojik. bak. 3. dili -e kar şı. 2. Yazar gerçek ismini saklamak için takma ad kulland ı.. i.. i. i. s. -in aleyhinde. çare. (to) -den önce olan. 3. k ızdırmak. cevap vermek. (änten´i) duyarga. imzas ız. anti-. s. Antarktika. dili beklemek. detonasyon kesici (madde). s. f. s. 2. İng. gerçekle ona göre davranma. panzehir. edat. antibiyotik. s.. i. insanbilim. İng. şeyin olabileceğini) önceden tahmin etme. dili dört gözle i. insanbilimci. antropoloji. i. ön. insanbilimsel.. maskaralıklar. i. bak. i. s.. i. s. i. 1. başka bir: another time ıt. muhalif.

z. artık: Belma doesn´t live here any more. kayıtsızlık. herhangi bir şey: Anything´ll do. ruhb. antikacı./Kitapların her biri on dolar. insanlardan kaçan. gene de. i. bir yana: He´s a good houses are his drinking. 2. 1. 2. ter kesici. s. antitez. 2. ayrı. roketsavar. Diğerlerinden ayrı duruyordu. neyse.. z. 1.pi. zirve. endişeli. i. karşı tez. 1. i...e.ces (ey´pısiz) i. 1. anything. her neyse. s. çabuk. s. zam. 1. 1. z. Daha any kalamam. Proje çabuk ilerliyor. ona ra ğmen. i. k ıs. Hayır. 1. I don´t have any. makat. her neyse. bende hiç yok. antikite. karşıt anlamlı sözcük. aralık. f. lakayt. kimse: Is anybody at home? Kimse var m ı? I couldn´t find anybody. 2.. 1. s. doruk. 2. herhangi bir kimse. bir tarafa.. herhangi Don´t give me any more! Bana daha fazla i. kendine güvenme. Apostle. Do you need anywhere to stay? Kalacak bir yere ihtiyac ın var mı? I couldn´t find it k ıs. anybody. 1. tasalı. Ona rağmen yaptım. i. uydurma. 2. s.ses (äntîth´ısiz) i. Hiçbir şey istemem. 2. antipati. yine de: I did it anyhow. sat ılıyor. parça ba şına. neyse. s. i.dairesi. süratle: The project is proceeding apace. bir tarafta: He stood apart (from the others). i. antika dükkân ı. s. karşıt olarak. daha fazla: bir şey. antik ça ğlar. -den apartman. sarfınazar edilirse. i. zam. i. delik. antika. çağdışı. kaygı. z. s. antik. Kitaplar onar dolara özgüven. 2. -den başka. s. April. i. karşıt olan. z. Hiçbir yere gitmez. z. açıklık. 2. s. 2.tith. taklit etmek. ne olursa olsun. 2. bir yana. 2. 1. h ızla. an. doğruluğu kabul edilmeyen. ilgisizlik. kayıtsız. sayılmazsa. geyiğin çatallı boynuzları. daha: I can´t stay any longer. tasa. i. birbirinden ayrı: The two man. i. maymun. afrodizyak. antisosyal. 1. bak. apartman İçki içmesini saymazsak iyi bir adam. antikac ı. anywhere. ilk ça ğlardan kalma. zam. hiç: Do you have any candles? Sende hiç mum var m ı? No. i. bir şeyin tam karşıtı. kaygılı.. köhne. her birine: The books are ten dollars apiece. 1. antiseptik. ilgisiz. s. apart from 1. öykünmek. Associated Press. He did it withoutfazla help.. i. örs.. bir yer: He never goes anywhere. ilk çağlar. 1. i. bir şey: Do you want anything? Bir şey istiyor musun? I don´t want zaten. z.. bak. anüs. i. sahte. so ğukkanlılık. çoğ. Hiç kimseyi bulamad ım. --es (ey´peksız)/a. i. çoğ. her biri. . sonradan uydurulmuş. antika. i. antik çağlardan kalma bir şey. antikite. endişe.antimissile antipathy antiperspirant Antipodes antiquated antique antique dealer antique shop antiquity antiseptic antisocial antithesis antithetical antithetically antlers antonym anus anvil anxiety anxious any any longer any more any old thing anybody anyhow anyone anyplace anything anyway anywhere AP Ap apace apart apart from apartment apartment house apathetic apathy ape aperture apex aphrodisiac apiece aplomb apocryphal s. lakaytlık. i. z. Hiç yardım daha fazla. Artık Belma burada oturmuyor. i.

s. 1.. görünme. 1. birdenbire peyda olmak. 1. müracaatta bulunma. dili dalkavuk. 1. İng. 2. f. yalvaran (bak ış). i. 2. pol. özür dileyen. görünüm. i.´nde) ç ıkmak. sevimli. ili ştirmek. 1. elma püresi. i. i. i. başvurma. aygıt. s. yat i. apandisit. çerez. 1. zirve. 2. 3. 2. 2. i. görünü şe göre. apologize. to -e çekici gelmek. 3.. 3. iştah açıcı. görünürdeki. görünüşe bakılırsa. belirmek. şehvet. berbat. 1. huk. bir hareketin lideri. apandis. çağrı. dehşete düşürmek. sempatik. cihaz. f. 4. aygıt. korkunç. 1. (her şey) yerli yerinde olmak. görünmek. İng. doruk. istek. iştah. ilave etmek.. z. kesme işareti. giysiler. (to) (-e) uygulanabilir. i. peydahlayıvermek. dış görünüş. pol. Hz. (to) (-e) uygulanabilme. ı. z. i. on konser vermek. (açlığı) bastırmak. (açlığı) bastırma. çekicilik. (12 ounces) 373 gram. dergi v. alk ış. cazibe. meydana çıkma. deh şet verici. f. uzantı. gökb. elbiseler. i. f. i. temyiz: the right of appeal temyiz hakk çekici. ilave.. aşikâr. i. 1. f. 2.. i. anat. gözükmek. bak. (gazete. eklenti. appall. i. İsa´nın on iki havarisinden biri. taviz vermek. ait olmak.. i. Gecikti ğim için ondan özür diledim. i. 2. 1. i. ba ğlı olmak. s. ek. yeröte. belli. i. 2. k.. eklemek.b. (belli bir amaç için kullanılan) aygıtlar/makineler. bak. ödün verme. i. in (oyunda/filmde) oynamak. 2. 3. cihaz. arzu. elma. 2. apostatize.. dili çok kötü. 1. dili birdenbire ortaya ç ıkmak. meydana ç ıkmak. önder. f. yatıştırma. k.apogee apologetic apologetically apologise apologize apology apoplexy apostasy apostate apostatise apostatize apostle apostrophe apothecaries´/troy pound appal appall appalling apparatus apparel apparent apparently apparition appeal appealing appear appear in concert appear out of thin air appearance appease appeasement append appendage appendectomy appendicitis appendix appertain appetite appetizer appetizing applaud applause apple apple polisher applesauce appliance applicability applicable i. 1. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönme. 2. s. meze. (bir f. aç ık. f. 3. peydahlanıvermek. f. i. göze çarpan. dili (bir yer) çok düzenli olmak. özür dileme. taviz verme. İng. apandis çıkarımı. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönmek. özür dilemek: I apologized to him for being late. görünü ş. s. apopleksi. (dininden/prensiplerinden/inançlar ından) dönen kimse. s. 2. i. ödün vermek. f. 1. cazip. i. 1. . özür dileyerek. şoke etmek. 2. hayalet. k. be in apple-pie order k. ıştırmak. 4. lezzetli. albenili. f. 3. gözükme. alk ışlamak. tıb. bak. f. i. tıb.

i. çıraklık. yaklaşma. 1. bölüp da ğıtma. nisan. 1. tahsis etmek. 2. yakalama. i. kendine mal etmek. (bir şeyin değerini/önemini/gerekliliğini) anlamak. to/for -e ba şvurmak. 3. -e ait. müracaat formu. evham. i. f. tayin etmek. 1. 1. bölüştürmek. tahmin. 1. minnettar. anlayış. haberdar etmek. ödenek. uygun bulmak. Ba -i kibritle tutu şturmak. 2. s. 2. tayin etmek. beğenme.b. kayısı. 1. de ğerbilirlik. f. başvuran kimse. room closely approximate (to) my z. 2. (tarih. i. atama. şeyin değeri) artma. tahsis etme. uygulamak. 1. 1. yerinde. i. kavrayşeli. değer biçme. müracaat. kıymet takdir etme. şeyin şeyin dedeğerbilir. tatbik etmek: You ambargo koymak. 3. s. tespit etmek. (bir2. -e yak ın olma. paylaştırmak. z. f.ştabipliğe başvurun. anlamak. atanan kimse. i. s. i. 1. uygulamalı. yakalamak. tasvip. i. çırak. gün v. bir nisan şakası.´ni) kararla ştırmak. . (bir s. ğerini/önemini/gerekliliğini) anlama. be ğenmek. 3. randevu. yaklaşık. s. f. -e yakın olmak: Theşağı yukarı. stajyer. 2. uygulamalı bilimler. uygun bulma. evhamlı. takdirkâr. değer biçmek. i. tayin. kendini (bir işe) vermek. (bir değeri) artmak. kıymet takdir etmek. i. -e yakın bir şey. ba şvurma. uygulama. müracaat formu. atan ılan görev/makam. kendine mal etme.applicant application application form applied applied linguistics applied sciences apply apply a match to apply an embargo apply o. (to) (-e) atamak. korku. s. 1.this problem. i. takdir etmek. 1. 3. 2. 3. 3. yaklaşmak. takdir etmek. Bu soruna yakla şım f. endiış. yerinde. kadirşinaslık. 3. uygun. ayırmak. uygun bir şekilde. ayırma. 2. i. değer biçen kimse. aday. şükran. takdir eden. 2. nisanbalığı. takdir. saptamak. tasvip etmek. i. yakla şık olarak değerlendirmek. f.s. uygulamalı dilbilim. tahmin etmek. i. hakk ında. takribi. bölüştürme. onaylama. 1. 2. f. i. i. yaklaşık olarak. yaptırımlarda bulunmak. endişe. f. f. 1. yanaşmak. oldukça çok. tutuklama. uygun. tatbiki. -e müracaat etmek: Apply to the head physician´s office. farkedilebilecek derecede. 2. yanaşma. f. a actual measurements of this i. 2. pay. önlük (giysi). s. onaylamak. to apply sanctions appoint appointee appointment apportion apportionment appraisal appraise appraiser appreciable appreciate appreciation appreciative appreciatory apprehend apprehension apprehensive apprentice apprenticeship apprise approach approbation appropriate appropriate appropriately appropriation approval approve approximate approximate approximately approximation apricot April April fool apron apropos i. 1. s. kadirşinas. pol. kavramak. 2. başvuru. staj. 2. edat ile ilgili. tasvip. bütün dikkatini (bir işe) çevirmek. f. kuruntu. tahsisat. tutuklamak. yaklaşım tarzı: We need to change our approach to i.

1. . (iki taraf aras ında) hakemlik yapmak.. i. i. i. başpiskopos. bak. s.apt aptitude aptitude test aptness aquamarine aquarium Aquarius aquatic aquatic sports aqueduct aquiline aquiline nose Arab Arabia Arabian Arabic Arabic numerals arable arbiter arbitrary arbitrate arbitration arbitrator arbor arboretum arbour arc arc lamp arcade arch arch arch arch one´s eyebrows archaeological archaeologist archaeology archaic archaism archangel archbishop archbishopric archdeacon archdeaconry archduchess archduke archenemy archeological s. s. 2. suda ya şar. 1. su sporlar ı. arkat. şeytanca. 1. yay. sürülüp ekilebilir. ark. s. arşidüşes. akıllı istidat testi. archaic. s. to -e e ğilimli olma. keyfi. baş düşman. i. i. s. 2. i. 2. i. ayak kemeri. i. architect. atari salonu. yay kaşlarını kaldırmak. i. bağlayarak halletmek. i. arkaizm. yay çizmek. s. elek. Arap. arabulucu karar birinin kararına i. s ırakemerler. yay. Sık s yetenek. kemer. tak. başdiyakozun makamı/idaresi altındaki bölge. 1. Arap at ı. Hrist. Arap. 1. That pile of books is apt to fall. hakem. over/above üzerinde kemer oluşturmak. Muhtemel bir durumu belirtmek için kullan ılır: He´s apt to be late. hakem. ark. sukemeri. 2. sucul: aquatic plants sucul bitkiler. i. i. i. k ıs. kavis çizmek. s. (bir meseleyi) tarafs ızıyla halletme. bak.. kartal gibi. archaism. i. 2. s. şeytan. Arapça. 1. Arapça. arkeolojik. f. i. architecture. uygunluk. arbor. 2. kanun yerine birinin karar ına bağlı olan. i. arabulucu. arşidük. üzerinde kemer gibi uzanmak. 3. i. 2. i. s. mavimsi ye şil. i. 1. Arap. f. arabuluculuk yapmak. 2. 2. i. arkaik. 2. i. (havada) kavis çizmek. i. akvaryum. arabulucu. f. i. s. arkeolog. kartal gagas ı gibi kıvrık.. kavis. çardak. işlenebilir (toprak). i. astrol. Arap. O kitap yığını devrilir. ark lambas ı. Arabistan. kabiliyet. i. 1. i. 2. 2. 1. i. İng. i. ba şmelek. 1. başdiyakoz. başpiskoposun makamı/idaresi altındaki bölge..ık geç kalır. mat. arboretum. Arap at ı. Kova burcu.. gaga burun. archaeological. arkeoloji. 1. Arap rakamlar ı. 1. i.

i. kol kola. ilk örnek. arşivci. çetin. kurak (toprak). arise. i. i. s. -i iddia etmek. 1. içinde çok ada olan deniz. aritmetik. aristokrat. f. There are a number k ıs. kavga. aleyhinde 4. 2. mimari. 3. Argentinean. s. f. 1. kol. çok so ğuk. -e belirti olmak. i. asilzade. into s.. kavga etmek. civar. bölge. arketip. out of s. iddia. 2. s. -e alamet olmak. şevkli. 2. i. i. bölüm. arşiv. tartışarak birini bir şey yapmaya ikna etmek. that -i savunmak.. bak. s. Arjantin´e özgü. şevk. Arjantinli. i. okçu. --n) (from) (-den) meydana gelmek. s. aristokrasi. i. lehinde konu şmak. i. 2. s. i. i. Arjantin. f.. 1. be. 2. bak. gayretli. çekişme. saha. i. archaeologist. bak. mimarlık. i. s. İng.. bak.o. müz.. astrol. i. s. arena. aleyhinde konu şmak. münakaşa etmek. i. O çayırı park alanı olarak kullanacağız. Arjantin. 1. i. i. (a. 2. 2. i. mimari. kemerli giriş/kapı. Arjantinli. i. 3. i.archeologist archeology archer archery archetype archfiend archipelago architect architectural architecture archives archivist archway Arctic arctic ardent ardor ardour arduous are Are you serious? area aren`t arena Argentina Argentine Argentinean Argentinian argue argue against argue for argue s. şeytan. are not. silahlandırmak. 1. 2. kol. arya..t.. bak. ağız dalaşı. kuru (iklim/hava). i. buz gibi. alan. olmak. Arjantin. 1. tartışmak. kemerli geçit. ateşli. Ciddi misin? i.o. s. 2. i. ç ıkmak.. okçuluk. argument aria arid aridity Aries arise arisen aristocracy aristocrat aristocratic arithmetic ark arm arm in arm i. Arjantinli. i. Koç burcu. . (toprakta) kurakl ık. silahlanmak. i.. atışmak. münakaşa. ateş. i. 1. aristokratik. tartışma. kutu. Arktik. i. argue s. atışma.. 1. m ıntıka. tartışarak birini bir şeyden vazgeçirmek. lehinde olmak. 1. çekişmek. bak. tak ımada. f. yöre: We will use that meadow as a parking area. gayret.t. güç. Arjantin´e özgü. (iklim/hava için) kuruluk. sav. ardor. 1. mimar. sandık. s. k ısım. i. mimarlığa ait. f. archaeology. dal.rose. i. Arjantinli.

i. f. 2. kuvvetli ve ho ş (koku). kol boyu. 2. i. i. f. aroma. i. huk. ordu. kara ordusu. elek. silahlı. ateşkes. varış. 3. i. uyandırmak. kuvvetli ve hoş kokusu olan. s ıralanış. yaklaşık. yerle ştirme. Ermeni. aromatik. 1. i. i. (bir ülkede toplam) askeri güç.. i. müz. terz. işgal ordusu. silahlı kuvvetler.. etraf ında: 6 o´clock saat altı sularında. varmak. düzen. Bu odan ın mobilyalarını Elif yerleştirecek. bak.(çiçek için)giyiniş. z. i. tutuklama. anlaşma. arrival. 2. Ermenistan. i. 1. geliş. durdurmak. tevkif. 3. tutuklamak. kucak dolusu: an armful of oranges kucak dolusu portakal.. 2. i. civarında. kim. suçlama. orada f. gelmek: When will we arrive? Ne zaman varaca ğız? Has the mail arrived? Posta geldi mi? karara varmak. s. silahlı kuvvetler.o. endüvi. 5. rotor. aşağı yukarı. i. silahland ırma.´s attention arrival arrive arrive at a decision arrogance arrogant arrogate güvenlik kuvvetleri. new arrival yeni gelen. i. (haks ız yere) benimsemek. i. (kuvvetli ve ho ş) koku. Ermenice. i. aranjman. 1. kim. f. i. giymek. ayarlamak: I´ll arrange for a taxi. kolevi. etraf ına: He looked around. 1. düzen. (askeri birlikleri) sıralamak. tevkif etmek. suçlamak. tertip. küstah ve kibirli. f. . 6. i. Bir taksi ayarlar ım.arm of the law arm of the sea arm´s length arm´s reach armada armament armature armchair armed armed forces armed forces Armenia Armenian armful armhole armistice armor armored armpit arms arms control arms race army army of occupation aroma aromatic arose around around arouse arr arraign arraignment arrange arrange flowers arrange for arrangement array arrears arrest arrest s. i. çiçek aranjman ı yapmak. f. aromalı. 2. (san ığı) mahkemeye çağırma. 2. silahlar. arranged. 1. s. elin yetişeceği mesafe. 2.. koltuk altı. Etrafına baktı. s. i. birinin dikkatini çekmek. 1. 2. 1.. küstahça bir kibir. s. çoğ. silahlanma. 1. 2. koltuk (mobilya). i. vaktinde ödenmemiş borçlar. arise. edat ında: around around the table masanın etrafında.. silahlar. f. aranjman. s. zırh. giydirmek. k ıs. armatür. zırhlı. huk. 2. 3. 2. 1. silahlanma kontrolü. körfez. sular 1. s. (san ığı) mahkemeye çağırmak. döneç. (eşyayı) (belirli bir şekilde) yerleştirmek: Elif´s going to arrange the furniture in this room. f. i. 4. silahlanma yar ışı. donanma. 2. düzenleme. etrafında: somewhere around Naples Napoli civarında bir yerde. arrived. aromatik bile şik. 1. 1.

3. büzük. enginar. topçu sınıfı. mafsal iltihabı.. arsenik. 2. dilb. anüs. hilesizlik. saflık. 2.y. mühimmat deposu.til. gibi h ızlı. sahte. i. 2. i. TIR. suni/yapay böbrek. damar sertliği. ustal ık. 2. anat. 1. saflıkla. kaba. aç ıksözlü. 1. i. sanatkârane. o kadar . i. s. as a general rule i..: As the time grew shorter so his excitement mounted. ok. s. yakaladım. dilb. yapma. k ıç.ler. He´s taking life as all get-out. sanatkârane.. i. (bir anlaşmada bulunan) madde. (top gibi) a ğır silahlar. yap ılan şey. kaba 1. 1. özellikle ilk insanların meydana getirdiği sanat i. oyun. boğumlanma. oynaklı. insan eliyle bo ğum. She fast smart her zamanki Zehir gibi 1. saf. sanatl ı.artistic. i. sanatç ı. net telaffuz. dü articles of açık bir şekilde ifade edebilen. tıb.arrow arrowhead arse arsenal arsenic arson arsonist art arterial arteriosclerosis artery artesian well artful arthritis artichoke article articulate articulate articulated lorry articulation artifact artifice artificial artificial fertilizer artificial flower artificial insemination artificial kidney artificial light artificial lighting artificial person artificial respiration artificial sweetener artillery artilleryman artisan artist artistic artistry artless artlessly artlessness arty as as . Onun sanat yönü de var. 2. bağ. 2. bir zekâsı var. 1.. anat. TIR kamyonu. eseri. s. anat. yapay tatland ırıcı. ar. suni solunum/teneffüs. 3. hilesiz bir şekilde. s. ok başı. kundakç ılık. i. eşya: various şüncelerini clothing çe şitli giyim eşyası. aç ık bir şekilde dile getirme. sanatçı ruhuna sahip. 1. 1. makat. artezyen kuyusu.. 4. i. sanatsal yönü olan: She is also i. yapay solunum. silahhane. 1.. s..men (artîl´ırimîn) i. 2. makale. ne kadar . 2. yapma çiçek. anat. artrit. 1. (telaffuz). i. sanatç ılık. Kapıdan çıkarken çok: He was driving as fast more seriouslyArabaygets k. İng. arter. huk. arteriyoskleroz. so genellikle. çoğ. f. atardamar. zanaatç ı... -irken. -dikçe: I nabbed him as he was going out the door. toplar. as he ı son hızlazamanki gibi: as is asas everas all get-out. hile. beceriksizce yapılmış. beceri. so . tanımlık (a. huk. i. i. z. eklemli. 2. temren. s. yapay ışık. suni/yapay gübre. i. şekilde ifade/telaffuz etmek.. atardamara ait. arter. . i. tıb. -dikçe . dili son derece. yazı. i. suni/yapay dölleme. 1. i.net the). 2. arsenal. an. anayol. sanat.. Zaman azaldıkça heyecanı arttı.. as ever as . tüzel kişi.. cephanelik.. hüner. sanatsız. açık bir 3. i. eklem. sanatkâr. hilesiz. i. i. her sürüyordu. bo ğumlu. s.. kurnaz. 4. açık (ifade). topçu. oynak. as all get-out as .. kundakç ı. suni.: As she loves cats... yapay aydınlatma. yapay.

. -diği sürece: You won´t get so much as a penny from me as long as I live. uysal. ama bazı önemli -e göre: It´s fine as far as details. 2... -miş gibi. 3. ise: As for me. . hep birlikte. bana gelince. ayr ıca. Yeniğlam. k. aslında. but not as well as E şref. ona göre. o durumda. esasen: What kalmak. sanki. sanki. sanki.: He gave me money as well as şimdiye kadar.. dili 1. Yıllardır tanışırmış gibi davrandık.. -e (benzemek): He looks as if he´s asleep. 1. -e göre: as far as I can see gördüğüm kadarıyla. dahi: I´m going as well. hakk ında. -den ba şlayarak: as from that date o tarihten itibaren. k. Bana kalırsa .o. as quick as a wink ile ilgili olarak. -er -mez: I´ll call you as soon as I reach Istanbul. dili büyük bir küstahl ıkla. dili çok emniyetli. but it aslında. -e gelince. İstanbul´a varır varmaz sana ısa zamanda. as plain as the nose on your face besbelli. tüm gücümle. 2. çok sa gibi oldu. da. It´s as good as gibi now bundan böyle. -cesine: We behaved as though we´d known each other for years. yakla as olarak. kadarıyla. 2.t. lying down bir şeyi alttan almak. olduğu gibi. Elimden geldi ği kadar yardım edeceğim. Önerin Bana göre iyi. İyi yazıyor. bir elmanın iki yarısı. geri kalan ına gelince. konusunda. elinden geldiği kadar. O öğretmendir ve herkes onu öyle tan ıyor. bildiğim kadarıyla. simsiyah. sa ğlığı yerinde. as from (olmak): We´ve as good as finished.as a matter of course as a matter of course as a matter of fact as affairs stand as black as pitch as bold as brass as easy as pie as far as as far as he is concerned As far as I can see . 1. de. 2. sözde. o zaman. tıpkı birbirine benzer. hem de . öyle/şöyle/böyle: He´s a teacher and is known as such. . en k telefon edece bir an 1. . âdeta. Sanki uyuyormuş gibi duruyor.. şimdiki halde. elimden geldiği kadar. Ben de gidiyorum. yapabildiği kadar: I´ll help as much şık I can. ona kalırsa... önce. çok kolay. çok terbiyeli. -den itibaren. 1. kadar iyi: He writes well. -cesine. aslında: It´s not a medicine as such. o halde. şartıyla: şansıma. Bense gitmiyorum. k. bir şeyin altında you propose is good. tic. kuzu gibi. dili dosdo ğru gidecek olursak. zift gibi. I´m not going. zaten. as far as it goes. overlooks some important I´m concerned. gibi.. göz aç ıp kapayıncaya kadar. as far as in me lies as far as it goes as far as s. 2. as far as I´m concerned bana sorarsan.. bir çırpıda. ayr ıca. henüz. hem . şimdiki haliyle. 2. ğim.. güya. aslında. gücü yettiği kadar. Bitirmi ş gibiyiz. ama Eşref kadar iyi değil. asl ında iyi. bir misli daha. It was as though he´d never her zamanki gibi.... gibi. turp gibi. apaç ık. new. is concerned as far as that goes as fit as a fiddle as for as for me as for the rest as from as good as as good as gold as if as if as is as it were as like as two peas as long as as luck would have it as meek as a lamb as much again as much as one can as nearly as I can tell as one man gayet tabii olarak. doğal olarak. dili bir lahzada. Yaşadığım sürece benden bir kuruş bile alamayacaksın. as regards as regards/to as safe as houses as soon as as soon as possible as such as the crow flies as though as usual as well as well as as yet -e gelince: as to him ona gelince. İng.. He was smiling as if he´d received some good güya. çok güvenilir. 1. take s. k. k.

kül tablas ı. amyant. s. bir yana. s. s. 2. 1. 2. 2. -dikçe. yokuş. 1.. i. 2. 1. i. k. i. s. tiy. s. i. istekli. z. yukarı çıkmak. She´s asking a lot for this poodle. riyazet. dişbudak kerestesi. çilecilik. s. çöp tenekesi.. can do this. Asyalı. i. bak. s. Amac ı ünlü olmaktı. uykuda: The guards were asleep. üstün. i. i. yön. i. (hükümdar) (tahta) çıkmak. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşama. American Standard Code for Information Interchange bilg. yemek duas ı yapmak. sormak. 1. 1. Asya. Bu -e ricada bulunmak. k. aseptik. dili bela aramak. tırmanış. kimse bunu yapamaz. asfalt. 2. kül tenekesi. bir yana: Joking aside. z. bot. s. Esat söz. karaya. Paskalya´dan önce gelen büyük perhiz süresinin ilk çar şambası. çok soluk. 1. yükselme. 2. dişbudak.. i. z. 1. hâkim. kimsin No one. k ıs. çileci. 2. He asked to be excused from the table. küllük. ç ıkış. bir yana: sen? i. külrengi. s. dili ka şınmak. -mek şartıyla. f. i. belirlemek. oksijensiz bırakmak. istemek: Sofradan ayr ılmak için izin istedi.. eğri. bir kenara. i. 1. i. f. itibar. dişbudak. 1. Asya´ya özgü. yükselen. (uzun zamand ır güdülen) büyük amaç: It was his aspiration to become famous.. saptamak. kötü bir karşılık gerektiren bir davranışta bulunmak. ufukta görünmeye ba şlayan. belayı satın almak. Asya.as yet as you please as/so long as asbestos ascend ascendancy ascendant ascendent ascension ascent ascertain ascetic asceticism ASCII ascorbic ascorbic acid ascribe aseptic ash ash ash can Ash Wednesday ashamed ashen ashore ashtray Asia Asia Minor Asian Asiatic aside aside from ask ask a favor of ask for it ask for trouble ask/say the blessing askance askew asleep asparagus asparagus spear aspect asphalt asphyxiate aspirant aspiration daha. 2. kuşkonmaz filizi. . Meselenin bu yönünüasfaltlamak. dü şünelim. f. askorbik asit. çarpık. sürece. f. aç ı. bak. z. i. hüküm. nüfuz. i. karada. asbest. i. 2. nasıl isterseniz. Asian. uyuşmuş. 1. üstünlük. ascendant. görünüş. nefsinin isteklerini k ırarak çok sade bir hayat yaşayan kimse. i. oyuncunun alçak sesle söylediğibir yana. f. 2. ASCII (Bilgi Alışverişi için Standart Amerikan Kodu). 2. just who are you? Şaka bir şka. -den ba yana. s.. 1.. (araştırma yoluyla) tespit etmek. bayır. Bekçiler uykudayd ı. çok solgun. k ıyıya. Anadolu. Asyalı. i. bot. henüz. bakım: Let´s consider this aspect of the problem. f. aside from Esat. -mek koşuluyla. to -e atfetmek. i. ç ıkmak. 3. yükseliş. dişbudak ağacı. 3. boğmak. kıyıda. Asparagus officinalis. 2. kül. i. 1. ku şkonmaz.

anüs. i. anüs. huk. dernek. saldırmak. türlü çe şitleri içeren bir bütün. 2. i. azaltmak. 1. -i akla getirmek: I associate that smell with the back streets of Warsaw. to/after -i amaçlamak. aktif. asimile etmek. i. it herif. 3. kararlaştırmak. müessir fiil. varl ık. 2. kararlaştırma. suikast. i. 1. rıza. kendini göstermek. montaj. değerli bir nitelik/erdem/beceri. aspirin. kaba büzük. dikkatli ve devamlı çalışan. değer biçmek. f. 2. ile görü şmek. -e sahip olmak istemek. Onu soru i. yardım. i. toplantı salonu. (birine) (belirli bir) görev vermek: I assigned you to do i. iş arkadaşı. sald ırmak. f. i. tayin etmek. eşek. 2. yardımcı. saldırgan. iddia. i. 1. 4. yardım etmek. denemek. suikastç ı. 4. toplamak. atama. bir araya toplama. toplantı. i. to -e razı olmak. 4. puşt. i. i. i. f. 2. 1. 1. bezmeyerek çalışan. montaj hattı. kendini hissettiren. 1. ayırmak. kaba 1. f. meclis. 1. (bir iddiayı) öne sürme. 3. 1. tayin etmek. f. kalabalık. s. 2. assertion assertive assess assessment assessor asset assets asshole assiduous assign assignation assignment assimilate assimilation assist assistance assistant assistant professor associate associate associate professor association assort assorted assortment assuage assume f. tahlil etmek. f. yağmuruna tutmak: She assailed him with questions. topluluk. f. varsaymak: You´re assuming too much where Eralp´s concerned. makat. dethousand dollars. dikkatli ve devamlı (bir çalışma). çeşitli. i. f. -i hatırlatmak. 1. k ıymetli şey. 2. a şağılık herif. s. 3. dindirmek. servet. asistan. ödev. i. f. -i arzu etmek. Evlerine seksen bin dolar de ğer biçti. toplantı. 2. sınıflandırmak. bir araya toplanma. hafifletmek. 1. (para miktarını) tayin etme. i. montaj. analiz edilecek bir örnek. analiz etmek. meclis. i. çözümlemek. tic. hücum etmek. with . 4. görev. f. otoritesini kabul ettirmek. saldıran kimse. Eralp´in öyle yapaca ğını farzetmekle pekâlâ yanılmış . (para düşünce. (emin bir şekilde) ileri sürmek. ya ğmuruna tuttu. 3. f. iş ortağı. randevu. 2. i. 1. 2. suikast yapmak. dangalak. öne sürmek. 1.. 2. ili şki. 2.. toplanmak. 2. merkep.s.. 2. tahlil. tahsis etmek. birlik. atamak. ile ilişkide bulunmak. değer biçen: tax assessor tahakkuk memuru. i. 2. asimilasyon. saldırı. 1. farzetmek. fikir: What´s your assessment of the situation? Durum i. muavin. çağrışım. onaylama. -i onaylamak. monte etmek.. f. çözümleme. kıymet takdir etmek: He assessed their house at eighty ğer biçme. 3. kongre. tayin. i. O koku i. 1. kurum.aspire aspirin ass assail assailant assassin assassinate assassination assault assault and battery assay assay assemblage assemble assembly assembly line assembly room assent assert assert o. 2. emval. f. analiz. with 1. s. değerlendirme. kaba kıç. yat ıştırmak. muhtelif. 2. mal. 1. doçent. ayırma. i. mevduat. i. büzük. 3. f. f. 1. -i amaç edinmek.

astrolog. i. i. hayret. astronomi. s. hiç. astigmatizm. Bir zaman ı belirtmek için kullanılır: at five o´clock bir hamlede. f. i.. sanı. sıkıştırıcı. şaşkına çevirmek. lokal olarak doku ve damarları büzen ilaç. sa ğlama bağlanmış. birbirinden uzak/ayr ı. astrolojik. astronomik (rakam/büyüklük): astronomical prices astronomik fiyatlar. 1. 3. z. at the station istasyonda. s. şaşkınlık. s. farzolunan. astımlı. s ığınma yeri. 2. hayrette bırakmak. yıldız falcılığı. hareket halinde. asimetrik. rahatlatıcı bir şekilde. kendine güvenen. s. gökbilimle ilgili. 2. bak. s. s. astronom. yıldız falcısı. 1. 2. küçük gezegen. astımla ilgili. varsayım. asimetri. z. s. 1. astronomical. i. i. 2. bir hamlede. zan. 1. z. astım. edat 1. gökb. z. sağlama bağlamak. i. s. bak ışımsızlık. i. kendine güven(me). melce. müneccimlik. 2. astigmatik. büzücü. hızla. s. 1. demirli. z. yıldız işareti (*). z. 2. sığınak. s. i. z. i.. i. f. astrolojik olarak. astronomik. f. astronot. 2. tımarhane. müneccim. i. s.assumed assumption assurance assure assured assuredly assuringly asterisk astern asteroid asthma asthmatic astigmatic astigmatism astir astonish astonishing astonishment astound astounding astray astride astringent astrologer astrological astrologically astrology astronaut astronomer astronomic astronomical astronomy astute asunder asylum asymmetric asymmetry at at a bound at a clip at a distance at a glance at a stroke at a stroke at all at all costs/at any cost at anchor s. mutlaka. 1. sigorta: life assurance hayat sigortas ı. şoke eden. bak ışımsız. ak ıllı. Bir yeri belirtmek için kullan ılır: at my office benim büroda. gökbilim. kurnaz. . cin fikirli. gökbilimci. i. i. 2. astrolojiye ait. cin. faraziye. geriye. uzakta. İng. uzak bir yerde. gerisinde. ne pahas ına olursa olsun. şoke etmek. i. parça parça. 2. astroloji. s. hayali. heyecan içinde. i. 2. rahatlatıcı/ikna edici söz. (rahatlatıcı/ikna edici sözlerle) temin etmek. hayrette b ırakan. ayakta. çok büyük. (ata binmiş gibi) bacakları birbirinden ayrı olarak. takma (ad). 1. arkaya. bir anda. geminin k ıçına.. 1. bir bak ışta. den. demir atm ış. akıl hastanesi. asteroit. 1.

söz konusu olan. Most of the her an: She could come at any time. her neyse. doruğunda. tanır. her ne ise. genellikle. ak şam olunca. saat tam dörtte. 1. ölmek üzere. 1. ta ş çatlasa. olsa olsa. evvela. ayrıntılarıyla. boş zamanı olan. ortada dola şan. aslında. en azından. Her an gelebilir. çok yak ından. 1. ask. uzun uzad ıya. 2. nihayet. hava kararırken. hiç olmazsa. en fazla. sizin parti çok ho şumuza gitti. serbest. Her tür -e ından -i iyi bilen: He´s at kendini rahat hisseden. serbest. bir ayağı çukurda. zirvesinde. derhal. 1. evde. aralarla. yak ından. makineden anlar. önce. (bir yerde)home with machines of all kinds. detaylarıyla. 1.at any price at any rate at any time at best at best at bottom at close quarters at close quarters at close range at cross-purposes at dark at death´s door at death´s door At ease! at every turn at first at first sight at four o´clock sharp at full blast at full gallop at full length at full speed at full tilt at great length at heart at home at home in at home with at intervals at issue at its zenith at large at large at last at last at least at least at leisure at length at liberty at long last at long last at most at most at no time at odd moments at once her ne pahas ına olursa olsun. en a şağı. esasında. özgür. 2. sonunda. göğüs göğüse. her defas ında. fark ında olmadan apayrı amaçlar peşinde (olmak/çalışmak). hiç olmazsa. tam gazla. bir aya ğı çukurda. tam kapasiteyle. üzerinde konu şulan. ilk bak ışta. son süratle. boylu boyunca. Rahat! her keresinde. bari. 2. we enjoyed your party immensely. her ne hal ise: At any rate. Her neyse. neyse. en sonunda. aslında. 1. en az. son süratle. en sonunda. ölümün e şiğinde. nihayet. 2. . yakın mesafeden. son sürat. 2. hakikatte. zaman buldukça. 3. en sonunda. boş zamanlarda. hemen. bütün ayrıntılarıyla. en çok. en az ından. aralıklı. olsa olsa. olsa olsa. dörtnala. 2. hiçbir zaman. ayrıntılarıyla. kendi evinde. (bir konuda) bilgili: He´s at home in the business world. çok yak ından. İş dünyasını yakaşina.

şimdilik. 2. ateist. şu an. piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. istediği zaman. dili avazı çıktığı kadar. Anten istenilen ihtimalde. son dakikada. 2.. spor. 2.. derhal. olsa olsa. O aşamaya gelince k. hemen. zındık (kimse).. İng. en geç. -i görünce. f. atletizm. bir çırpıda. Tanr ıtanımazlık. başına gelebileceklerden kendisi sorumlu olarak. . . O sırada çıktım. en kötü ihtimal: At worst. tesadüfen. başabaş. şu an. bir yıl hapis yer. o da onun üzerineleft. onun üzerine: Once again she refused.at once at one blow at one scoop at one whack at one´s command at one´s leisure at one´s peril at one´s pleasure at par at peace at present at random at that at that point at the drop of a hat at the eleventh hour at the end of the day at the expense of at the instance of at the latest at the moment at the outside at the rate of at the risk of at the same time at the sight of at the top of his lungs at the top of one´s lungs/voice at the utmost at the very least at this juncture at times at value at will at worst at worst at your convenience at your risk at/in one fell swoop ate atheism atheist atheistic athlete athlete´s foot athletic athletics 1. (birinin) iste ği üzerine. olsa olsa. -i görür görmez. bazen. dili bir defada. en çok. size uygun bir ziyan oldu ğu takdirde sizin hesabınıza. 2. En kötü ihtimal. ateizm. en az.. bir vuruşta. aynı zamanda. sporcu. and at that he left. k. barış halinde. dili hemen. pahas ına. 1. s. 1. zamanda. tic. hızla: at the rate of one hundred meters per second saniyede yüz metre hızla. en kötü yöne çevrilebilir. aras ıra. aşamaya gelince: At that point add the eggs. pahas ına. şu ara. k. boş zamanlarında. eat. 1. huzur içinde. i. s. 2. tehlike sorumluluğu size ait olmak üzere. bu noktada. ateistik. en aşağı. madura aya ğı. o noktaya gelince. k. dili eninde sonunda. zındık. 2. k. Tanr ıtanımaz. derhal. ayn ı anda. all he´ll get is a year in jail. birden. . spora özgü. bir kalemde. azami. o 1. i. Tanr ıtanımaz. istedi ğinde. 1. istediği gibi. bir vuruşta. rasgele.. 1. isteğine göre. sporcu. mümkün oldu ğu kadar yakın bir zamanda. istenilen şekilde: The aerial can be rotated at will. bir darbede. emrinde.. zındıklık. atletik. i. İng. Bir daha reddetti. dili en fazla. bak. k. 2. sportif. istenilen zamanda.. halihazırda. ateist. avazı çıktığı kadar. dili son anda. i. o s ırada: At that point I ç ıktı.

. hafifletmek.. hücum etmek. püskürteç. 1. atom bombas ı. -e delalet i. ba şarı. giysi. 3. atom bombas ı. 4. teşebbüs etmek. ask. İng. (bir hizmette bulunan) görevli: shop attendant tezgâhtar. dikkatli: an attentive worker dikkatli bir i şçi. hazır bulunmak. 1. köreltmek. iğrençlik. dikkat. 1.´ni) affettirecek harekette bulunmak. 1. tecavüz etmek. iliştirmek. elde etme. 1. iltifat. elde etmek. körelmek. vurmak. 3. k ılık. elbise. s. atom çağı. f. 2. 1. doğrulamak. (sıvıyı) püskürtmek. atlas (harita kitab ı). çalışmak. 2. berbatlık. atom reaktörü. 1. 2. huk. kazanma. sald ırmak. 3. atmosfer. k. flight attendant dikkat genişliği. 1. değerini düşürmek. f. i. atomizör. dumura u ğramak. bağlamak. theater attendant biletleri bak ım. tavanaras ı. 3. i. f. ermek. f. s. körelme. i. kefaret. O etmek. i. i. f. haczetmek. bağlı. 1. f. Atlantik. nükleer reaktör. girişimde bulunmak. 2. i. el koymak. -e ba koyma. tavır.b. 2. s. bakmak. kazanmak. aksesuar. telafi etmek. iğrenç. -e sevgi. dili f. s. atom ağırlığı. canavarlık. f. f. atomik. çok kötü. saldırı. Aferin sana! ünlem. ataşe. esas duruş/vaziyet. tutum. dumura uğratmak. i. ilgi. i. atom. 2. 1. 1. 2. i. sevgiyle bağlı. tasdik etmek. dikkat eden. 2. f. nükleer enerji. davran ış. kabahat v. hizmet etmek. inceltmek. kontrol eden veya yer gösteren görevli. tedavi da ğa tırmanmayı denedi. i. azaltmak. nükleer enerji. 3. marifet. i. i. to -i göstermek. kefaret etmek. atomik ağırlık. hazır bulunma. 2. dikkatle izleyen: an attentive audience dikkatle izleyen seyirciler. i. hacizğlılık. nükleer atıklar. eri şmek. atom çekirde ği. menfur. 2. atom enerjisi. takmak. hazır bulunanlar. kriz. nöbet. sevgi bağı. (bir belgeyi imzalayarak bir şeyin doğruluğuna/gerçekliğine) şahadet etmek. atmosferik. berbat. Bond çanta. 1. s. kalkışmak: He attempted to climb that mountain. ilişikteki. denemek. 1. f. ilişik. f. i. (bir suç. zerre. bir şeye takılabilen parça. atomik güç.1. 2. . hücum. atomlara ayırmak. i. 2. 1. huk. atomize. zay ıflatmak. 2. bak. i. varmak. dumur. You -e dikkat etmek.Atlantic atlas atmosphere atmospheric atom atom bomb atomic atomic age atomic bomb atomic energy atomic nucleus atomic number atomic pile atomic power atomic waste atomic weight atomise atomize atomizer atone atonement atrocious atrocity atrophy attaboy attach attaché attaché case attached attachment attachment for/to attack attain attainment attempt attend attend to attendance attendant attention attention span attentive attenuate attest attic attire attitude s. 2. 2. ilgili. giydirmek. 2. -e bakmak. atom sayısı. 1. el koyma. canavarca.

attorney attorney general attract attraction attractive attractiveness attribute attribute attribution attrition attune aubergine auburn auction auctioneer audacious audacity audible audibly audience audiocassette audiovisual audit auditor auditorium auditory auditory canal Aug auger aught aught augment augmentation augur August august aunt auspices auspicious austere austerity Australia Australian Austria Austrian authentic authenticate i. vasıf. çekicilik. cazibe. i. sertlik. i. (bir nedene) ba ğlamak. k ıs. artırma. 2. kumral. 1. denetçi. 2. mezat. dinleyiciler. duyulabilir. çekici. s. çekim. görsel-işitsel. avukat.. i. yorma. August. konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir yaşam. burgu. sıfır. i. i. mezatç ı. Avustralya. -e atfetmek. 1. f. s. s. 2. i. akort etmek. 1. i. alımlılık. cazibeli.. i. 1. 1. yüce ve çok sayg ın. 1. açık artırma. Avusturyalı. s. f. 2. s. Bu bize iyi bir işaret. konser salonu. çekmek. 2. aunt. Avustralya. kontrolör. işitsel. işitme kanalı. i. yenge: Aunt Aliye is my uncle´s wife. i. i. s. konforsuz. aşınma. O benim halam. toplantı salonu. (hesaplar ı) denetleme. to 1. otantik. Avusturya´ya özgü. alımlı. sıfat. 1. Avustralyalı. 2. 2. fiz. i. cüretli. 2. i. işitilebilir. yıpranma. 2. patlıcan. 1. İng. i. 2. 1. cezbetmek. i. s. -e al ıştırmak. müzayede. ağustos. s. -e yormak. hala: She is my paternal i. 1. Avusturya. güvenilir: How authentic is this news? Ne derece güvenilir bir haber bu? f. çoğ. sade. 1. i. -e mal etmek. alımlılık. doğrulamak. atıf. i. anat. delgi. Avustralyalı. zayiat. işitme ile ilgili. (iyi/kötü) bir işaret olmak: This augurs well for us. artırmak. gerçek. işitilebilecek şekilde. f. s. gerçeklemek. sert. 3. matkap. i. i. O benim teyzem. aşındırma. tasdik etmek. uğurlu. bağlama. Avustralya´ya özgü. i. Avusturya. f. 2. Avusturyalı. 2. i. i. i. 1. odyovizüel. sade ve süssüz. (hesapları) denetlemek. yıpratma. (off) açık artırma ile satmak. s. i. f. teyze: She is my maternal aunt. hakiki. küstah. s. teyp kaseti. başsavcı. ha şinlik. cüret. i. f. seyirciler. . küstahl ık. izleyiciler. hayırlı. z. to -e uydurmak. 2. s. f. nitelik.

. 2. otokrasi. 4. özya şamöyküsü. otokrat.s. z. the authorities yetkili ki şiler. s. otomat. s. i. yetke. 3. i. otobiyografik. cadde.. müellif. i. 1. otomatikle ştirmek. autobiographical. 3. para canlısı. 2. i. fayda. var olma. özerklik. otorite. öcünü almak. otantiklik. . parayla çalışan yiyecek içecek da ğıtma makinesi. yaramak. ç ığ. öcünü ç ıkarmak.. izin. i. bir canlının yapabileceği bazı f. yazar. yarar. i. var. İng. -den yararlanmak. 1. sonbahara ait.. i. otomobil. çok güvenilir ( şey). s. otoriter. dilb. i. i. özerk. 2.. yardımcı fiil. otistik. s. 1. s. elde edilebilir. sonbahar. i. izin vermek. amirane. of availability available avalanche avarice avaricious avenge avenue i. imza. bir kimsenin el yazısı. gerçeklik. otomat. güvenirlik. i. otoriter. otomatlardan yemek al ınan kafeterya. hav. otomatik tabanca/tüfek. s. otomatik olarak. authorization. 1. elde edilebilme. otomatik transmisyon. s.. k. otomatik. bak. sonbahar noktas ı. s. i. s. i. itaat etmeye yönelten. 1. bak. s. yetki. saygı uyandıran.authenticity author authorisation authorise authoritarian authoritative authority authorization authorize autistic auto autobiographer autobiographic autobiographical autobiography autocracy autocrat autocratic autograph automat automate automatic automatic pilot automatic transmission automatically automation automobile automotive automotive industry autonomous autonomy autopsy autumn autumnal autumnal equinox auxiliary auxiliary verb auxiliary verb avail avail o. s. f. yedek. i. yetkilendirmek. otonom. otomatikman. dili oto. bak. f. 1. otomasyon. para hırsı. otobiyografi. i. yard ımcı fiil. otopsi. i. heyelan. i. i. otomatik pilot. -den faydalanmak. otomatik vites.. 2. f. i. güz. otomatik. f. i. otomotiv. yard ımcı. i. güz ılımı (21 Eylül´e rastlayan ekinoks). 2. i. i. otomotiv sanayii. 2. s. authorize. s. otonomi. otobiyografi yazar ı. otomobil. otokratik. İng.

dili müthiş.. kundurac ı bizi. mat. 2. with anticipation awake awake awaken award aware awareness awash away away game awe awe-inspiring awesome awestricken awestruck awful awfully awhile awkward awkwardly awkwardness awl awning awry ax axe f. açıkça söyleme. uyanmak. i. s. balta. buradan. oradan: Go away! Git buradan! 2. fark ında olma. kaç ınılabilir. korkuyla kar ışık saygı. uyanık. itiraf. -i aç ıkça ilan edilmiş olan (biri): He´s an avowed monarchist.. s. 1. s. mat. (resmi bir kararla) vermek. Monarşist olduğunu her zaman söyler. öne sürmek. 1. huşu. pilot. O çok i ş ister. hevesli. hantall ık.t. olağan. i. hantal. --ring) (emin bir şekilde) ileri sürmek. -den kaç ınma. i. 1. 2. -i huşu içinde bırakmak. 2. tente. (a. havac ı. k. -i önleme. -den kaç ınmak. avokado. 3. uyand ırmak. insan ı huşu içinde 2. korkunç. beceriksizce. s. başka tarafa çevirmek.aver average averse aversion avert aviary aviate aviation aviator avid avocado avocation avoid avoidable avoidance avoirdupois avoirdupois pound avow avowal avowed await await s. kuşhane. mat. beceriksiz. hantal bir şekilde. s. sakar. bir tarafa. z. -den sak ınma. müthi ş. vasati: average annual rainfall yıllık ortalama yağış. -den çekinme. dehşet. 1. biz. fark ında. hiç hoşlanmama. s.o. 1. önlemek. uyanmak. bot. -den kurtulmak. z. i. bir süre. insan ı huşu içinde bırakan. Bir süre beklemen lazım. yön değiştirmek.wok. 3. s. i. f. vasat. 3. korkuyla karışık şaşkınlık. to -in farkına varmak. ortalama. den sak ınmak. beceriksizlik. beklemek. i. dehşet verici. ödül. uyanmış. i. i. . 2. münasebetsiz. dehşet içinde.en) 1. berbat. İngiliz ve Amerikan ağırlık ölçü sistemi./s. şuradan. deplasman away! i. f. f. f. ödüllendirmek. çok. amerikaarmudu. 2. 2. huşu içinde. -i önlemek. uygunsuz. 2. haberdar. i. i. ax. hobi. uyand ırmak.. 1. 2. i. i. (--red. z. birini/bir şeyi dört gözle beklemek. i. vasati. mükâfat. gözlemek. tığ. k. f. orta. s. f. f. zor. of work. birinin as ıl işi dışında yaptığı bir iş. 2. 1. yamuk. f. sakarlık. i. haz ır olmak. s. --d/a. s. pek çok: That´ll take an awful lot z. 1. 2. -den çekinmek.woke. coşkun. bir yana: Put thatmaç ı. 1.bırakan. s. s. z. kullan ılması zor. itiraf etmek. awestruck. 2. f. önlenebilir. eğri. uçak kullanmak. 2. f. s. dehşet verici.. havac ılık. 2. bir müddet: You´ll have to wait awhile. i. ortalama. s. bir yere. i. Pekiştirmek için deplasman. of 1. 1. açıkça söylemek.. 1. to -in farkına varmak. bak. 1. çarpık. 3. 1. dili çok fazla. bak. -den kurtulma. 2. Onu bir yere kald ır! 3. -in s. 1. 1. dehşet. (16 ounces) 453 gram. i. -i dehşete düşürmek.

aksiyom. k ıs. 1.axiom axiomatic axis axle ay aye azalea Azerbaijan Azerbaijani azure B. anat. f. zool. belitsel. 2. k. ikinci mevki/rol. isk.. mil.. çocuk. z. f. taşra. k ıs. 2. i. edebiyat fakültesi diploması. f. aks. açalya. i. piliç. muhakkak. s. sözünden dönmek. 3. i.es (äk´siz) i. bebeklik devresi.. 3. ax. bak. s. k ısa kuyruklu piyano. B. melemek. ileri geri. i. s. i. 1. f. s ırt. i. bebek gibi. İngiliz alfabesinin ikinci harfi. i. B. ba. (ba. Rhododendron. 2. dili k ız. bebek. arka sokak. --ting) ana babalar ı evde olmadığı zaman çocuğa bakmak. i. belkemiği.A. çocuk bak ıcısı. geveze. aye.. s. (dergi/gazete için) eski sayı/nüsha. s. 1. i. bo şboğaz. anla şılmaz sözler söylemek. çoğ. bekâr. azelya. 1. Bachelor of Arts. her ihtiyac ını karşılamak.cil. i. i. . 1.. dili sevgili. mihver. belit. gökmavisi. 2.. i. hay hay. fen fakültesi diploması. -i desteklemek. i. Azerice. caymak. basil. Azeri. i. çoğ. arka. 1. isk. çocuk arabas ı. süt mavisi. bebek.by-sat.li (bısîl´ay) i. 2. bekâr erkek.. bir iddiadan vazgeçmek. B. kreş. eksen. sütdişi. boşboğazlık etmek. bir derginin eski sayılarından biri. ücret veya maa şın ödenmesi gecikmiş kısmı. kaşağı.S. i. habe şmaymunu. i. -e yard ım etmek: Akif´s company is backing ileri geri. k. z. meleme. arka yer.. f. emzik. biberon. arka taraf. dingil. açelya. -e arka olmak. çocuk ve bebekler için ücretli bak ımevi. k ıs. Azerbaycan. saçmalamak. (birine) a şırı bir özenle bakmak. futbol bek. i. baccarat. 2. gevezelik etmek. evet. (su) çağlamak. b BA baa babble babbler babe baboon baby baby blue baby bottle baby carriage/buggy baby farm baby grand baby sitter baby tooth babyhood babyish baby-sit baby-sitter baccara baccarat bachelor Bachelor of Arts degree Bachelor of Science degree bacillus back back and forth back and forth back country back down back number back number back out back pay back scratcher back seat back street i. bot. bakara. bak. arka koltuk. yavru. 1. çocuk bak ıcısı. aksiyomatik.

istenilenin aksi olmak. fon. i. i. 1.. beyk ın. 2. z. . çevre ve tahsili. f. dili k ıç. dili caymak. e şlik eden. bakteriye ait. f. 2. f. arkalık. (siyasal/toplumsal bir geli şmeye karşı) güçlü tepki. bak. arka bahçe. belkemi ği. f. yıpratıcı. f.den) (iyi yoldayken) kötü yola sapmak.. omzunda sırt cevaplamaya bakmalısın. makat.. bel bilg. 2. s. i. geri tepme. bak. omurga.ten) arkas ından çekiştirmek/kötülemek. arka arkaya. backslide. pedalı geri çevirmek. i. geldiği yoldan geri dönmek. 1. arka taraf. bir kimsenin geçmi şteki görgü. ileri geri. 1. s. birikmiş iş. i. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan vuruş. maneviyat. i. temel. 3. i. i. omzunda s ırt çantasıyla gezen kimse. elinin tersiyle. 1. k. backbite. i. geri kalmış.bit. i. tornistan etmek. sırtüstü yüzme. 2. 3. geç kavrama. yürek gücü. s.back talk back to back back up backache backbit backbite backbitten backbone backbreaking backcomb backdoor backer backfire backgammon background backhand backhanded compliment backing backlash backlog backpack backpacker backpedal backrest backside backslid backslidden backslide backspace backstage backstitch backstroke backtrack backup backup copy backward backward backwardness backwards backwards and forwards backwards and forwards backyard bacon bacterial bactericide bacteriological bacteriological warfare küstahça kar şılık verme. (saçları) tersine taramak. sırt çantası. en önemli destek. zemin.). geri gitmek. back. k. i. 1. kompliman söz. iğneardı dikiş. bilg. yedek kopya. geri sürmek. (motorun ate şi) geri tepmek. ileri geri. bakterisit.romatizması. geriye do ğru yapılan. tuzlanmış/tütsülenmiş domuz böğrü/sırtı. taraftar. iğneardı dikiş yapmak. yedek. f. i.. perde arkas ı. i. s. s ırt sırta. f. evin arkas ındaki bahçe. 2. 1. 4. tersine. i. geç kavrayan. s. i.slid. (kan ıtla) desteklemek. 2. back. geri tepmek. bakteriyolojik sava ş. i. k. 1. geri geri. yedek. 2. i. i. sırt ağrısı. backslide. 3. i. anat. tavla. destek. s. f. desteklemek.b. backbite. yığılmış iş: You should work on that backlog of unanswered letters. olup olmadığı belli olmayan kompliman gibi gözüken ele ştiri. z. bak. bak. i. O birikmiş mektupları çantasıyla gezmek. yedeklemek. s. f. 2. geri kalm ışlık. çok yorucu.slid/back. gerilik. 2. backward 2. bakteriyolojik. kulis. (back. f. arka. müz. (daktiloda/bilgisayarda) geri gitmek. z.bit. lumbago. karakter kuvveti. i. geriye do ğru. bak. 2. 1. elin tersi öne gelecek şekilde yapılan (vuruş v. arka çıkmak. f. dili yasad ışı. belkemiği. f. 1. (back. 1.. destekçi.. f. arka plan.slid.

Bahamalı.. s. ters. kesekâ ğıdı. i. ciddi. worst) 1. sözlerle eziyet etmek. s. Bahreyn. evde yapılmış kek. 1. torba gibi sarkan.te. i. i. f. 2. şüpheli alacak. şaşırtıcı. fena halde. out bailiff bailiwick bait bake bake sale baked beans baked potato baker baker´s dozen bakery baking baking powder i. engel olmak. on üç. Bahreyn. porsuk. ma şrapa v. 1.o. Bahreynli. ünlem Tu! s. fırında pişirmek. furgon. z. f. 2.. (av ı) yakalamak. kabartma tozu. --ging) 1. O s. bak. ahlaks ız.ri. hatal ı. uzmanlık alanı. 2. i. s.bacteriologist bacteriology bacterium bad bad blood bad debt bad debt bad luck bade badge badger badly bad-mouth bad-tempered baffle baffling bag bag and baggage bag lady bag of tricks baggage baggage car baggage room baggy bagpipe bah Bahama Bahamas Bahamian Bahrain Bahraini bail bail bail s. 1. bac./s. aksi. 2. 1. 2. tüm eşyasını bir torbada taşıyıp sokaklarda yaşayan kadın. 5.i. boşaltmak.. bozuk. 1. kullanılan) kova. s. maşrapa v. 2. kötü. yolcu e şyası. ekmekçi. bakteriye ait. bozulmuş (yiyecek). yemlemek. bütün eşyasıyla. i. (san ığın tahliye edilmesi için verilmesi gereken) teminat akçesi. hiç rahat b ırakmamak. şapşal duran (pantolon). fırın. emanet. ekmek f ırını. bid. i. çok: f. torbalamak. çoğ.a (bäktîr´iyı) i. 2. (bir) pişim. zool. gayda. bakteri. That child badly needs a new pair of shoes. hasta/sakat alınamayan alacak. huysuz. f. bir sürü yalan dolan. ile k. heybe. f. (worse. i. Bahamalı. 2. dili kötülemek. hoş olmayan. 1. i. s. kurabiye. yük vagonu. f. f. Bahama. i. vahim. f. i. kötü. is bad blood between them. 2. 2. 2. yetki alanı. eldeki imkânlar. 2. müz. fırında pişirilmiş kuru fasulye. out (tekneye) birine kefalet suyu kova. huk. i.t. çanta. torba. başının etini yemek. bagaj. kese. kumpir.. out bail s. fırında patates. 1. fırında pişirme. nişan. 2. i. kâhya. s.o. 1. i. kefaletle tahliye edilme. i. 1. şaşırtmak. Bahreyn´e özgü. rozet. kötü. dili birini/bir şeyi (zor bir durumdan) kurtarmak. aldatıcı. pastane. şanssızlık. çuvala koymak. çuval. Takım fena halde yenildi. 3. kefalet. f. 4. Bahama Adalar ı´na özgü.b. tulum. i. i. Bahama Adaları´na özgü.. icra memuru. Onlar birbirine dü şman. kapan yemi.b. pasta gibi şeylerin satışı. (--ged. olta yemi. . 6. k. i. fırıncı. 1. There niteliksiz. 1. Bahreynli. Bahama. fena bir şekilde: The team was badly beaten. bakteriyoloji. bakteriyolog. (tekneye giren suyu bo şaltmak için tekneye girenederek tahliyesini sa ğlamak.

4. şamandıra ile işleyen kapama valfı.. sade. barefaced.. İng. bilye. 2. i. den. ayak parmaklar ının kökü. kabartma tozu. s. i. balistik.. tükenmez kalem. f. roket. göt. İng. ilaç velvele. i. melisa. 2. 2. tükenmez. s. sodyum bikarbonat. 3. balon lastik. k. 1. k. i. i. 4. 3. atış bilimi. s. s. argo 1. dengelemek. bilanço. top. şamata.. balistik e ğrisi. bahşiş. 1. 2. terazi. 5. balad. balerin. balya. yumak: a ball of yarn bir yumak iplik. i. ask. (uluslararas ı ilişkilerde) kuvvetler dengesi.. ticaret dengesi. denklem. dans salonu. dili 1. dili i. balo. i. meşum.y. yalın. küre. tükenmez kalem. i. 1. dili (bir şeyin) içine etmek. 2. borç bakiyesi. i. balo salonu. balyalamak. ağrı veya sızıyı dindiren . argo baya ğı cesur: She´s one ballsy female! Amma taşaklı karı yahu! i. olarak kullan ılan birkaç çeşit yağ. heyecanlı ve şamatalı propaganda/reklam. 1. balon gibi şişmek. inat eden (hayvan). 2. pranga. husyeler. f. oğulotu. balon. 2. uğursuz. saçma. 2. d. i. i. dengeli olmak. mak. i. bir engel kar şısında duraklamak. balast. i. fasa fiso. i. f. güzel koku. balistik. balerin. s. dansör. s. bail 2. lastiğin balans ayarını yapmak. yürümemekte direnen. f. taşak. 1. bak. up k. 3. 2. i. türkü. k ılsız. 1. bale. kokulu merhem. patırtı. bilanço. bale trupu. ta şaklar. ithalat ve ihracat aras ındaki değer farkı.. rayiha. 3. safra. i. bakiye. i. 1. pelesenk. zırva. dazlak. bak. bot. s. balkon. ödemeler dengesi. tüysüz. cesaret.baking soda baking soda baksheesh balance balance a tire balance of a debt balance of payments balance of power balance of trade balance sheet balanced balcony bald bald-faced baldness bale bale baleful balk balky ball ball ball and chain ball bearing ball cock ball of the foot ballad ballast ballerina ballet ballet dancer ballistic ballistic curve ballistic missile ballistics balloon balloon tire ballot ballot box ballpark ball-point ball-point pen ballroom balls ballsy ballyhoo balm karbonat. 2.. denge. sodyum bikarbonat. 3. oy pusulas ı. dazlaklık. oy sandığı. i. f. gürültü. 1. dengeli. yürümemekte direnmek. topak: a ball of dough bir topak hamur. i. 5.

2. i. 1. muz cumhuriyeti. 2. s. Banglade ş. s. s. i. 2.okumak: çarpmak/kapanmak. f. uzun çizgi. i. (bulut) kümesi. yumu şak ve ılık (hava). muz. Bangladeş´e özgü. yığılmak.´ne ait) k ıyı. banal şey. aldatmak. f. tak ım. bir araya toplanmak. 1. f. s. banal. i. kötü. patlama. i. Band-aid. 2. (--ned. f. 2. f. çarliston biber. i. ama canına okuyayım deme! i. bak. yara band ı. s ıradanlık. çarpık bacaklı. 1. i. (yarayı) sarmak. yasak. dili saçma. i. 1. bir cins salam. k. 4. 1. söylenmek. şerit testere. çarliston. (bir atışmak. i. i. 1. (bir fikri) ortaya atmak. i. kovmak. i. 1. bambu. kemer. bir araya toplamak. 2. zararlı. bir banka taraf ından diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. k ırkma. f. kâkül. bant. i. gürültülü birdare mahvetmek. (bir sözü) çok iyi biliyormu ş gibi kullanmak. banallik. v. i. korkuluk. . açık havada çalan müzik topluluklarına özgü ve çoğu zaman üstü kapalı platform. banka ıskontosu. bayağı. banknot. 2.. Bangladeş. k. haydutluk. Çat!/Bom! 2. i. 1. k. 2. gürültü. (set gibi duran.b. sargı. i. 1.yaymak. s. s. k. can ına şiddetle You can use my car. göl. f. pat ırtı. İng. haydut. dili sosis. 3. kayış. bir tahtası eksik. banal söz. but don´t you şekilde bang it up! Arabam ı kullanabilirsin. müz. yanları hafif meyilli/dik) bankaya (para) 3. sargı. 2.. sansasyon. kolan. bir senedin banka tarafından kırılması. yat ırmak. sevinç. tırabzan. Bangladeşli. birleşmek. --ning) yasaklamak.. şerit. zümre. banka hesab ı. kurdele. birleştirmek.balmy baloney balsam Baltic balustrade bamboo bamboozle ban banal banality banana banana pepper banana republic band band band saw band together bandage Band-aid band-aid bandit banditry bandmaster bandstand bandwagon bandy bandy about bandy words with bandy-legged bane baneful bang bang up banger Bangladesh Bangladeshi bangs banish banishment banister bank bank bank account bank bill bank discount bank holiday bank note s. i. sürgün. i. f. sürgüne göndermek. kâ ğıt para. banka. plaster. dili 1. 2. e şkıya. i. Baltık. 2. olay. i. heyecan.. tırabzan. 3. banknot. be bandied about ağızdan ağıza ile haberi) ile ağız dolaşmak. perçem. kavgası yapmak. bant. y ığmak. 1. dili geçici: a band-aid solution geçici bir çözüm. Banglade şli. i. i. sürmek. bando şefi. f. i. bağlamak. kenar. tırabzan küpeştesi. dili kaçık. şaşırtmak. menetmek. pelesenk. s ıradan. cumartesi ve pazar günleri dışındaki resmi tatil. i. 1.. bando. 3. i. (nehir. z ırva. çemberlemek. fasa fiso. i. uzakla ştırmak. k. doland ırmak. İng.. toprak kümesi.

saz şairi. vaftiz. barbar. 3. ziyafet. ancak yetecek kadar. barefoot. batk ı. bar (içki içilen yer). s. f. i. 1. soymak. bear 2. . s ırık. i. 2. f. açmak. sancak. 2. 1. 6. Düpedüz yalan bu. f. s. çubuk. Barbados. (gelecek bir tarihe ait) evlenme ilan ı. i. 1. müz. i. barbarca. banka ıskonto haddi. hesap cüzdanı. s. s. üstüne baharatlı bir kancalı. s. s. batkın. 2. ozan. bayrak. sabun kalıbı. 3. faiz banka kasas ı. (--red. z. etin bu şekilde s. 1. i. 5. bankac ılık.. ancak. bankac ı. ç ıplak. z. i. i. i. 2. z. barbar. ayrıksız.. halter. bak. s. s. man şet. vaftiz etmek. çengel. banka cüzdan ı. i. 1. -e güvenmek: We are banking on their support. i. k ıt kanaat geçinme. huk. f. 4. tıraş etmek. barbarlık. bak. i. takılmak. i. müflis.. 2. ölçü çizgisi. gazet.bank on bank rate bank vault bankable bankbook bankcard banker banking bankrupt bankruptcy banner banns banquet banter baptise baptism baptize bar bar none bar of soap barb Barbadian Barbados barbarian barbaric barbarism barbarity barbarous barbecue barbed barbed wire barbell barber barbershop bard bare bare bare its teeth bare living bareback barefaced barefoot barefooted barehanded bareheaded barelegged barely -e bel ba ğlamak. Barbados. i ğneleyici söz. i. eldivensiz. vah şi. i. i. sos dökülerek ızgarada dikenli tel. 1. oranı. apaç ık. vah şi. berber. kanca. --ring) 1. iğneli (söz).. i. engel. kızartılan et. 1. dikenli. Barbados´a özgü. f. 3. yalınayak. su içindeki kum seti. (bankan ın çıkardığı) kredi kartı. şakalaşma.. baro. başı açık.. f. resmi ziyafet. z. Desteklerine bel ba ğladık. güçbela. i. i. i. İng. f. para getiren. k. f.. berber. s. 2. vahşet. bak. silahs ız. batırmak. 2. medeniyetsiz. aletsiz. sürgülemek. Barbadoslu. 2. berber dükkân ı. çoraps ız. dili kâr getiren. i. barbekü. (et k ızartmak için dışarda kullanılan) ızgara. i. 1. s. iflas. iflas etmiş. şakalaşmak. s. eski. çıplak bacaklı.. alem. z. 2. i. takılma. Barbadoslu. istisnas ız. (hayvan) dişlerini göstermek. vah şi. s.. düpedüz: That´s a barefaced lie. baptize. i. iflas ettirmek.

barf bargain barge barge in bark bark bark up the wrong tree barkeep barkeeper barley barmaid barman barmy barn barnstorm barnyard barnyard fowl barometer baron baroness baroque barracks barrage barred barrel barrel organ barrel vault barren barrette barricade barrier barrister barroom barrow bartender barter base base base of operations base s.t. on baseball baseboard baseless basement baseness bash bashful

f., argo kusmak. i. kusmuk. i. 1. iş anlaşması. 2. kelepir. f. 1. pazarlık etmek. 2. for/on -i ummak, -i beklemek: I hadn´t bargained on that. Öyle bir şey beklememiştim. i. mavna. burnunu sokmak, işe karışmak. i. havlama. f. havlamak. i. kabuk; a ğaç kabuğu. k. dili yanlış kapı çalmak. i., bak. barkeeper. i. barmen. i. arpa. i. barın tezgâhında çalışan kadın, barmeyd. çoğ. bar.men (bar´mîn) i. barmen. s., İng. kafadan kontak, kafası bir hoş, çatlak. i. ahır, çiftlik ambarı. f., k. dili ta şrada temsil vermek. i. çiftlik ambar ı yanındaki avlu. kümes hayvan ı. i. barometre. i. 1. baron. 2. çok zengin i şadamı, kral: an oil baron petrol kralı. i. barones. s. 1. barok. 2. şatafatlı, çok süslü. i. k ışla. i., ask. yo ğun yaylım ateşi, baraj ateşi. s. 1. parmaklıkla kapalı. 2. yasaklanmış. i. fıçı. laterna. mim. be şiktonoz. s. k ısır; meyvesiz; kıraç, verimsiz. i. saç tokas ı. i. barikat. f. barikat yapmak: They barricaded the street. Sokakta barikat yaptılar. i. (çit, duvar, korkuluk gibi) engel; bariyer. i., İng. en yüksek mahkemelerde dava görebilen avukat. i. bar. i., İng. 1. işportacı arabası. 2. el arabası. i. barmen. f. değiş tokuş etmek, takas yapmak, trampa etmek. i. değiş tokuş, takas, trampa. i. 1. temel, esas. 2. ask. üs. 3. kim. baz. s. alçak, adi, rezil. harekât üssü. bir şeyi -e dayandırmak. i. beysbol. i. süpürgelik. s. asılsız, temelsiz. i. bodrum katı, bodrum. i. alçaklık; alçakça bir davranış. f. kuvvetle vurmak, h ızla vurmak. i. 1. hızlı vuruş; kuvvetli darbe. 2. k. dili şatafatlı parti. s. utangaç, s ıkılgan, çekingen.

BASIC basic basically basil basin basis bask basket basketball bass bass bass clef basswood bastard bastardise bastardize baste bastion bat bat batch bated bath bath chair bath towel bathe bathhouse bathing bathing suit bathrobe bathroom bathroom fixtures bathtub baton battalion batten batter batter batter batter s.t. down batter s.t. in battered battery battery-operated batting battle battle cry

k ıs. Beginner´s All-purpose Symbolic Instruction Code bilg. BASIC (bir programlama dili). s. 1. esas, temel. 2. kim. bazal. z. aslında, esasında. i., bot. fesle ğen. i. 1. leğen. 2. havuz. 3. havza. çoğ. ba.ses (bey´siz) i. 1. temel. 2. kaynak. 3. ana ilke. f. güneşlenmek, tatlı bir sıcaklığın karşısında uzanmak. i. 1. sepet; küfe; zembil. 2. spor say ı, basket. i. 1. basketbol, sepettopu. 2. basketbol topu. i., zool. levrek, hani. i., mus. basso, bas. fa anahtar ı. i. ıhlamur ağacı. i. 1. piç, gayrime şru çocuk. 2. alçak herif, it. f., İng., bak. bastardize. f. alçaltmak; de ğerini düşürmek. f. 1. teyellemek. 2. (kurumamas ı için) (pişen etin üstüne) sıvı dökmek/sürmek. i. kale burcu; tabya. i., spor (beysbol, kriket v.b.´nde) sopa. f. (--ted, --ting) 1. spor sopayla topa vurmak. 2. (göz) k ırpmak. i. yarasa. i. 1. bir pişimde pişirilenler. 2. takım; grup; parti: a batch of books bir parti kitap. s. i. 1. banyo. 2. hamam; kapl ıca. 3. film banyosu. f., İng. yıkamak; yıkanmak.bazen kapalı) tekerlekli sandalye. İng. (üstü banyo havlusu. f. 1. yıkamak, banyo etmek; yıkanmak, banyo yapmak. 2. ıslatmak; suya batırmak. i. 1. (plaj, göl v.b. kenar ında) kabinli bina. 2. (halka açık) banyo/hamam. i. 1. banyo yapma, yıkanma. 2. deniz banyosu, yüzme. mayo. i. bornoz. i. 1. banyo. 2. tuvalet. banyoya ait sabit e şya. i. banyo küveti. i. değnek. i., ask. tabur. i. ince tahta parças ı, tiriz. f. sert darbelerle vurmak; h ırpalamak; dövmek. i. sulu hamur. i., spor sopayla vuran oyuncu. (yerle bir etmek için) bir şeye vurmak. (delmek/çökertmek için) bir şeye vurmak; bir şeye vurup delmek; bir şeye vurup çökertmek. s. 1. hurdas ı çıkmış, ezilmiş. 2. dövülmüş (kimse). i. 1. elek. pil; akümülatör, akü. 2. ask. batarya. 3. huk. dövme, dayak. 4. dizi, seri, tak ım. s. pilli. i. tabaka halinde pamuk. i. 1. muharebe; meydan sava şı. 2. mücadele, büyük uğraş. f. 1. savaşmak, dövüşmek. 2. mücadele etmek, çok uğraşmak. 1. savaş narası. 2. herhangi bir kampanyada kullanılan slogan.

battle fatigue battle royal battle-ax battlefield battleground battleship batty bauble baulk bauxite bawdily bawdiness bawdy bawl bawl out bay bay bay bay leaf bay tree bay window bayberry bayonet bayou bazaar BB BB gun BBC BC be BE be vexed with s.o. be (caught) between a rock and a hard place. be ... shy be a bad judge of be a basket case be a big deal be a byword for be a disgrace to be a good judge of be a hard worker be a match for be a nervous wreck be a nuisance to be a part and parcel of be a past master at be a physical wreck

savaş görmüş kimselerde görülen ruhsal çöküntü. 1. (birkaç kişi arasındaki) büyük dövüş. 2. büyük kavga, büyük münakaşa. i. 1. cenk baltas ı, teber. 2. argo huysuz kocakarı. i. savaş alanı. i., bak. battlefield. i. savaş gemisi, zırhlı. s., argo çatlak, kaç ık. i. gösterişli süs, gösterişli fakat kullanışsız şey. f., bak. balk. i. boksit. z. açık saçık bir şekilde. i. açık saçık oluş. s. açık saçık, müstehcen. f. 1. bağırmak. 2. yüksek sesle ağlamak. argo azarlamak, ha şlamak, paylamak. i. koy, küçük körfez. i. uluma. f. ulumak. i., bot. defne, defne a ğacı. defne yapra ğı. bot. defne a ğacı. 1. cumba. 2. k. dili göbek, ya ğ bağlamış karın. i., bot. muma ğacı. i. süngü. i. bir nehir veya gölün batakl ıklı kolu veya çıkış noktası. i. pazar, çar şı; kermes. i. hava tüfe ğinin saçması. hava tüfe ği. k ıs. British Broadcasting Corporation BBC, B.B.C. (İngiliz RadyoTelevizyon Kurumu). k ıs. before Christ M.Ö. (milattan önce), İ.Ö. (İsa´dan önce). f. (--en, --ing) (kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I am; he/she/it is; we/you/they are; eski thou art. geçmi ş zaman I/he/she/it was; eski thou k ıs. bill of exchange. birine k ızmak. k. dili iki ate ş arasında kalmak; iki arada kalmak; iki cami arasında kalmış beynamaza dönmek; iki arada bir derede kalmak.only twenty dollars shy (birinin) (belirli bir miktarda) eksi ği olmak: We´re of a million. Bir milyona varabilmek için yaln ızca yirmi dolar eksiğimiz var. -den anlamamak. k. dili 1. berbat bir halde olmak. 2. ambale olmak, do ğru dürüst düşünemez halde olmak. k. dili çok önemli olmak. mec. ile e şanlamlı olmak. -in yüzkaras ı olmak. -den anlamak, -in ne oldu ğunu bilmek. çok çalışkan olmak. (birinin) dengi olmak. k. dili sinirleri bozulmu ş olmak. -in başının belası olmak. (bir şeyin) önemli bir öğesi olmak: These words are now part and parcel of the language. usta olmak. (bir konuda) çok Bu sözcükler art ık dilin önemli bir parçası oldu. sağlığı bozulmuş olmak.

be a picture of health be a be a be a be a be a

turp gibi olmak.

yenilince k ızıp küsmek. poor loser shadow of one´s former self 1. (biri) epeyce çökmü ş olmak. 2. (biri) epeyce çaptan düşmüş olmak. 3. eskiyabanc ısı çok dü şmüş olmak. -in halinden olmak. stranger to ... konusu olmak: She was a subject of gossip throughout the village. subject of/for Köydeki herkesin dedikodu konusu idi. (bir şey) artık geçmişe ait bir şey olmak. thing of the past k. dili (bir konuda) çok becerikli olmak, (bir i şin) ustası olmak. 1. -e iğrenç gelmek. 2. -e son derece ters/aykırı gelmek. 1. (kötü bir şey) kol gezmek: Smallpox was about in the town. Şehirde çiçek kol geziyordu. 2.olmak. olmak: That morning she was about at the üzere olmak; me şgul ayakta bir şey yapmak, bir şeyle meşgul olmak: What are you about? Sen ne yapıyorsun? olmak: Ibeen aboutenough about door. Kap ıdan çıkmak He -mek üzere You´ve was long to go out the it! Amma uzun sürdü! üzereydim. I olmak. eleştirilemez knew by heart the poems about to be read. O s ırada -den şüphe edilemez olmak: He´s above suspicion; he couldn´t have been there when it happened. Ondan şüphe edilemez; olay sırasında her türlü şüpheden uzak olmak. 1. yurtdışında olmak. 2. artık sır olmaktan çıkmış olmak: How´d it get abroad that I was şeye) vermiş olmak. ğum nasıl keşfedildi? 3. ev dışına tüm dikkatini (bir here? Burada bulundu -de bol/çok olmak: The forest was abundant in game. Ormanda av hayvanı çoktu. ile uyumlu olmak. -e uygun olmak; -e alışkın olmak. 1. ile tan ışmak, -i tanımak. 2. -i bilmek, -e aşina olmak. (of) (-den) beraat etmek, temize ç ıkmak. (bir şeyin) bağımlısı/tiryakisi olmak. ak ıntıyla sürüklenmek. z. Tavsiyeleri pekiştirmek için kullanılır: Great caution is advisable. Son derece dikkat edilmeli. -e bağlı olmak. -den mustarip olmak. 1. su üstünde yüzmek. 2. (mali aç ıdan) ayakta kalmak, zarar etmemek: The firm is afloat. Şirket masrafını çıkarıyor. 3. (söylenti) dolaşmak: (of) (-den) korkmak. kendi gölgesinden korkmak. peşinde olmak. (birine) yabanc ı gelmek. -in fark ında olmak. kaynamak, çok miktarda bulunmak. -den dolayı çok üzgün olmak. kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. gözünü dört açmak. -i candan desteklemek, -e taraftar olmak. k. dili pestili ç ıkmak; çok yorgun olmak. çok heyecanlı olmak; endişe içinde olmak. 1. iyi olmak, zarara u ğramamış olmak: Are you all right? İyi misin? 2. iyi olmak,1. elleriyle iş yapmaya gelince beceriksizNotlar ı fena değil. 3. uygun k. dili fena olmamak: His grades are all right. olmak. 2. at (belirli bir konuda) beceriksiz olmak. k. dili çok yan ılmak. k. dili 1. tamamen yanl ış olmak. 2. yanılmak, yanılgıya düşmek. gelmek. k. dili (iş için değil) eğlenmek/vakit geçirmek için (hazır) bulunmak. gerektiği gibi olmamak.

be a whiz at be abhorrent to be about be about be about s.t. be about to be above reproach be above suspicion be above suspicion be abroad be absorbed in be abundant in be accordant with be accustomed to be acquainted with be acquitted be addicted to be adrift be advisable be affiliated with be afflicted with be afloat be afraid be afraid of one´s own shadow be after be alien to be alive to be alive with be all broken up over be all ears be all eyes be all for be all in be all keyed up be all right be all thumbs be all wet be all wet be along be along for the ride be amiss

be an old hand at be anathema to be angry about be angry at be angry with s.o. be annoyed with be answerable for s.t. be answerable to s.o. be anxious about be anxious for s.o. to be anxious to be as good as one´s bond be as good as one´s word be as good as one´s word/promise be as thick as thieves be ashamed be asleep be assailed with doubts be assassinated be associated with be astonished at be at be at a disadvantage be at a loss for words be at a loss for words be at a low ebb be at a standstill be at bay be at cross purposes be at daggers drawn be at fault be at hand be at loggerheads be at loose ends be at loose ends be at odds be at one´s back be at one´s best be at one´s elbow be at one´s wit´s end be at one´s wits´/wit´s end be at rest be at risk be at s.o.´s beck and call be at s.o.´s disposal be at s.o.´s disposition be at s.o.´s service

(bir konuda) baya ğı tecrübeli olmak. ... taraf ından nefret edilen biri olmak: She was anathema to the leftwingers.olmak. ondan nefret ettiler. -e sinir Solcular -e k ızgın olmak, -e kızmak. birine gücenmiş olmak. (birine) k ızgın olmak. bir şeyden sorumlu olmak. birine karşı sorumlu olmak. -i merak etmek. (birinin bir şeyi yapmasını) çok istemek. k. dili -i çok istemek. son derece güvenilir olmak. sözünü tutmak, sözünü yerine getirmek. sözünü tutmak, sözünde durmak, sözünü yerine getirmek. k. dili s ıkı fıkı olmak, canciğer kuzu sarması olmak. utanmak. uyumak. kuşkular içinde olmak. suikasta u ğramak, suikasta kurban gitmek. ile ilişkisi olmak; ile ilgisi olmak. -e hayret etmek. -de bulunmak, -de olmak. dezavantajlı olmak. ne diyece ğini şaşırmak/bilememek. ne diyece ğini şaşırmak, söyleyecek söz bulamamak. 1. (birinin) morali bozuk olmak. 2. çok azalm ış olmak. durmak, durmu ş vaziyette olmak; kesilmek, kesilmiş vaziyette olmak. çok zor bir durumda olmak. -in amaçlar ı birbirine ters düşmek/birbiriyle çelişmek. kanlı bıçaklı olmak. kabahatli olmak. el altında olmak; yakında olmak. (with) (ile) ihtilafa dü şmüş olmak. k. dili 1. me şgul olmamak, boş olmak. 2. boşta gezmek. serbest olmak, (birinin) bir i şi olmamak. 1. (birilerinin) aralar ı açık olmak. 2. with -e aykırı olmak. bir kimseye arka ç ıkmak. en iyi durumda olmak, formunda olmak. yanı başında olmak, yanında olmak. ne yapaca ğını bilmemek, şaşırmak. k. dili ne yapaca ğını şaşırmak. hareketsiz olmak, hareket etmemek. tehlikede olmak. her an birinin emrinde olmak. birinin emrinde olmak: While I´m away my house is at your disposal. Ben yokken emrine amade olmak. birinin evim emrinizde. birinin hizmetinde olmak.

be at sea be at the end of one´s rope be at the end of one´s tether be at the end of one´s tether be at the mercy of be at the point of death be at variance with be at war be at work be averse to be avid for be awake to be aware of be awash be bad for be bad news be badly off be baffled be bang on be based on be behind the eight ball be behind the times be beneath s.o. be bent on/upon be bent out of shape be beset by/with be beside the point be beside the point/question be besotted with be better off be beyond belief be beyond dispute be beyond one´s ken be beyond s.o.´s grasp

1. denizde olmak; (aç ık denizde seyreden) gemide olmak. 2. k. dili şaşkına dönmüş olmak. çaresiz kalmak. son kozunu oynam ış olmak. k. dili çok zor bir durumda olmak, ne yapaca ğını şaşırmış olmak. -in insafına kalmış olmak. ölmek üzere olmak. 1. ile uyu şmamak, ile araları bozuk olmak. 2. -e ters düşmek, ile çelişmek. savaş halinde olmak. işte olmak, iş başında olmak. 1. -den ho şlanmamak: He is averse to hard work. Çok çalışmaktan hoşlanmıyor. 2. -e karşı olmak: They were olmak. to our plan. Planımıza (bir şeyi elde etmek için) çok hırslı/arzulu averse -in fark ında olmak. -in fark ında olmak; -den haberdar olmak. 1. suyla kaplı olmak, sular altında olmak. 2. (bir şey) su içinde yüzmek. 3. with ile dolu olmak; bol miktarda bulunmak. -e zararlı olmak. k. dili hiç iyi biri/bir şey olmamak. k. dili fakir/yoksul olmak. şaşırmak.

İng., k. dili tam isabet etmek, taşı gediğine koymak.
-e dayanmak. argo zor/mü şkül bir durumda olmak. çağın gerisinde kalmak. birine yak ışmamak, birinin tenezzül etmeyeceği bir şey olmak: That´s beneath you. O sana yak olmak. -i kafas ına/aklına koymuşışmaz. k. dili küplere binmek, ç ıldırmak. 1. -in (olumsuz yönleri) çok olmak: This project´s beset with problems. Bu proje problemlerle dolu. 2. şey olmak. -i istila etmek: I was suddenly konuyla ilgisi olmayan bir -i kaplamak, -in (konu şulan şeyle) hiç ilgisi olmamak: That´s beside the point. Onun alakası kapılmak, ... sevdasına kapılmak, kendini -e kaptırmak. İng. -e yok. daha iyi durumda olmak. inanılması mümkün olmamak, inanılmaz olmak. tartışma götürmemek. (birinin) hiç bilmediği bir şey olmak. 1. birinin kavrayışının dışında olmak. 2. birinin elinden kurtulmuş olmak: They´re beyond his grasp now. Obir şey olmamak. hiç kabul olunacak/onaylanacak art ık onlara dokunamaz. 3. birinin elde

be beyond the pale be beyond/without a shadow of a zerre kadar şüphe kalmamak. doubt 1. -in program ı dolu olmak. 2. -in tüm yerleri dolu/rezerve olmak. be booked up k. dili s ıkıntıdan patlamak/çatlamak. be bored stiff be born with a silver spoon in k. dili zengin bir ailenin çocu ğu olmak. one´s mouth -mesi kesin gibi/kesin olmak: He´s bound to win. Kazanmas ı kesin gibi. be bound to paramparça olmak. be broken to smithereens yangın yüzünden sokakta kalmak. be burned/burnt out be cast adrift be caught short be centrally located be chary of be close to

ak ıntıya bırakılmak. 1. paras ı çıkışmamak. 2. of yanında yeterli miktarda (bir şey) olmamak. 3. İng. sıkışmak, aptesi gelmek. merkezinde bulunmak. merkezi bir yerde olmak, şehrin (bir konuda) son derece ihtiyatl ı davranmak/dikkatli olmak: Be chary of investing bir zaman veyathat company.ın olmak. 2.şirkete yatırmadan 1. (belirli your money in yerde) -e yak Paran ızı o -in yakını olmak.

be closeted with be cognizant of be comparable be composed of be concerned about be conditioned by be conducive to be congenial be conscious of be consoled be contrary to be convulsed with laughter be crazy about be cross with be cursed be damaged in shipment be delayed be delighted with be desirous of be destined be destined for be disdainful of s.t. be disenchanted with be disgusted with be disposed to be done for be doomed to be down in the dumps be down on be down to the wire be dressed in tatters be dressed up fit to kill be due be enamored of be encased in be enchanted by/with be encrusted with be encumbered with be endowed with be engrossed in be enmeshed in be enshrined in be entitled to be equal to be equivalent to be exempt be expecting

görüşme amacıyla (birisi) ile odaya kapanmak. -den haberdar olmak, -in fark ında olmak, -i bilmek. 1. to -e benzemek. 2. with ile kar şılaştırılabilir olmak. -den olu şmak, -den ibaret olmak. -den kayg ılanmak, -den endişe duymak, -i merak etmek. (bir şey) (başka bir şeye) bağlı olmak: Your spending capacity is conditioned by the size of your income. Harcamalar ın gelir miktarına insanı -e davet etmek/sevketmek, -e müsait olmak: This is a place that´s conducive gelmek. 2. Burada insan derin 1. to -e ho şto reflection.with -e uygun olmak.dü şüncelere dalabilir. -in fark ında olmak, -i bilmek. avunmak. -e zıt olmak, -e ters düşmek. gülmekten katılmak. -e bayılmak. -e dargın olmak. lanetli olmak. (mal) yoldayken hasar görmek. gecikmek, geç kalmak. -e çok sevinmek. -i arzu etmek, -e can atmak. for/to talih taraf ından bir şeye yöneltilmek: He was destined for greatness. Kader onu büyük bir adam olmaya yöneltti. He was destined to (bir yere do ğru) yol almak/gitmek; (bir yere doğru) gidecek olmak: The ship was destined for China. Gemi Çin´e do ğru yol alıyordu. bir şeyi hor görmek. gözünden dü şmek: I´m disenchanted with him. O, gözümden düştü. -den bıkmak. ... eğiliminde olmak. k. dili 1. mahvolmak; belaya çatmak. 2. pestili ç ıkmak, canı çıkmak. (kötü bir şeye) mahkûm olmak. çok neşesiz olmak, canı sıkkın olmak. -e karşı olmak. k. dili (bir şeyi yapmak için tanınan mühlet) bitmek üzere olmak; (bir işin) sonuna yakla şmış yırtık pırtık olmak, yırtık pırtık giysiler içinde olmak. (birinin) üstü ba şı olmak: We´re down to the wire. Bu işin sonuna iki dirhem bir çekirdek olmak, çok süslenmi ş olmak. 1. to -den kaynaklanmak/ileri gelmek, -e borçlu olmak. 2. -in verilmesi/ödenmesi gerekmek/laz ım olmak: When is this note due? Bu -e âşık olmak. ile kaplı olmak; ile örtülü olmak. -e bayılmak, -i çok sevmek: She is enchanted with her new house. Yeni evine bayılıyor.tabaka) ile kaplı olmak. 2. (mücevherler) ile süslü olmak. 1. (kalınca bir 1. ile yüklü olmak. 2. ile doldurulmu ş olmak. Allah (birine) (bir şeyi) vermek: He´s endowed with a good memory. Allah ona iyiıp gitmek. vermiş. -e dal bir haf ıza (olumsuz bir duruma) dü şmek: He was enmeshed in his own intrigues. Kendi entrikalar ı çok saygın bir yeri olmak: It´s an expression that´s (bir şeyin) içinde ayağına dolanmıştı. enshrined inolmak. 2. -i yapmaya yetkisi olmak.dilinde çok saygın bir yeri 1. -e hakk ı French usage. O deyimin Frans ız (bir işin) üstesinden gelmek. -e eşit olmak. i. 1. karşılık, eşit. 2. dilb. eşanlamlı sözcük, eşanlamlı. (from) -den muaf olmak. f. muaf tutmak. k. dili hamile olmak, gebe olmak.

be fagged out be familiar to be familiar with be famished be fascinated by/with be fast be few and far between be fluent in be flushed with be fond of be for the benefit of be found wanting be free of be free to be free with one´s advice be free with one´s money be from be frozen hard be fucked up be full of beans be given to be going strong be going to be good at be good enough to be good for be good/bad at figures be greedy for be green with envy be guilty of be halfway through be halfway to be hand in/and glove with be happy with be hard at hand be hard at it be hard by be hard hit by be hard of hearing be hard on be hard on the heels of be hard put to be hard put to be hard up be hard up for money be hell on be here to stay

çok yorgun olmak, tur şu gibi olmak. i., argo 1. sigara. 2. homoseksüel erkek, ibne, tekerlek. -e aşina olmak. -i iyi bilmek. çok ac ıkmış olmak. -e kendini kaptırmak. (saat) ileri gitmek/olmak. nadir rastlanmak; çok seyrek olmak. (bir dili) ak ıcı bir şekilde konuşmak. (bir şeyin) verdiği heyecanla dolu olmak. -i sevmek. -in yararına olmak: This concert´s for the benefit of Darüşşafaka. Bu konser Darü şşafaka´nın yararına. kusurlu bulunmak. 1. (birinden) kurtulmu ş olmak. 2. (bir yerden) çıkmış olmak. -ebilmek: She´s now free to marry. Art ık evlenebilir. You´re free to go. Gidebilirsiniz.ö ğüt vermek. sorulmadan paras ını cömertçe harcamak. -den gelmek, -li olmak. donup kaskatı olmak. 1. kafayı yemek, kafayı yemiş olmak; kafayı üşütmüş olmak. 2. (iş/işler) berbatçok canlmahvolmak,olmak. k. dili olmak, ı ve hevesli rezil olmak. (bir şey yapmak) itiyadında olmak. enerjik bir şekilde çalışmak. 1. Niyet gösterir: She´s going to register for that course. O ders için kaydınıbir şeyi) iyi yapmak: He´s good at repairing radios. Radyo tamirini (belirli yaptıracak. 2. Zorunluluk gösterir: You are going to get that job, iyi yapar.edip de (bir yard ımda bulunmak): Will you be good enough to bir iyilik help me? bir süre için) dayanmak: That eder misiniz? another twenty 1. (belirli Bir iyilik edip de bana yard ım rug´s good for years. Oiyi/kötü olmak. daha dayanır. 2. (belirli bir işe) yaramak: It´s hesabı halı bir yirmi yıl gözünü (bir şey) hırsı bürümek. 1. çok k ıskanmak, kıskançlıktan çatlamak. 2. gıpta etmek. -in suçlusu olmak, -den suçlu olmak. -in yarısını bitirmiş olmak. -e giden yolun yar ısında olmak: We were halfway to Alanya. Alanya´ya giden yolun yar ısındaydık. ile yak ın ilişki içinde olmak. -den memnun olmak. kapıda olmak, kapıya dayanmış olmak. k. dili çok çalışmak. -in çok yak ınında olmak; -e çok yakın olmak. -in çok zarar ını görmek: We were hard hit by the cold weather in December. Aralık´taki soğuk bize çok zarar verdi. ağır işitmek/duymak. k. dili 1. (bir şeyi) hor kullanmak. 2. (bir şeyi) çabuk eskitmek/mahvetmek. 3. (birine) sert ından gelmek. -in hemen ard davranmak. (bir şeyi) zorla/çok zor yapmak: They were hard put to finish it on time. Onu vaktinde bitirmeleri çok zor oldu. (bir şeyi) zorlukla/güçlükle (yapmak): I was hard put to give her an answer. Ona zor cevap verdim. k. dili (birinin) pek paras ı olmamak, (biri) züğürt olmak. para s ıkıntısı çekmek. -i hor kullanmak, -i hoyratça kullanmak. kalıcı olmak, vazgeçilmez olmak: Computers are here to stay. Bilgisayar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.

be honeycombed with be hooked on be hungry be ignorant of be imbued with be implicit in be in be in the ascendant be in a (tight) spot be in a bad humor be in a bad mood be in a bad way be in a brown study be in a fix be in a flap be in a good humor be in a good mood be in a hurry be in a pickle be in a pinch be in a be in a be in a be in a

ile dopdolu olmak. k. dili 1. -in tiryakisi/ba ğımlısı olmak. 2. -e vurgun/âşık olmak. 1. aç olmak, karn ı aç olmak. 2. for -i çok özlemek; -i çok arzu etmek, -e susamak. olmamak; ... hakk ında bilgisi olmamak. -den haberi ile dolu olmak: He was imbued with a strong sense of duty. Görev a şkıyla doluydu. ı olmak, -in içinde olmak: That´s implicit in what I said. O, -de sakl dediklerimde saklı. 1. evde/ofiste bulunmak. 2. moda olmak. 3. (mevsimi geldi ği için) (sebze/meyve) ç ıkmak. ufkunda görünmek. 2. (birinin) yıldızı parlamak; 1. (yıldız/gezegen) doğu egemen olmak. k. dili zor bir durumda olmak. -in sinirleri/huyu/heyheyleri üstünde olmak. sinirleri tepesinde/üstünde olmak. 1. ağır hasta olmak. 2. çok zor bir durumda olmak. k. dili dalıp gitmek. zor bir duruma dü şmek. k. dili tela ş içinde olmak. -in keyfi yerinde olmak. keyfi yerinde olmak. 1. -in acelesi olmak, acele etmek: I´m in a hurry. Acelem var. Don´t be in too big a bir durumda olmak. k. dili zor hurry. Fazla acele etme. 2. to (bir şeyi) çabuk/bir an evvel

k. dili zor bir durumda olmak. (aslında istenilmeyen/orada bulunması yasak olan biri) (başkasının) place on sufferance müsamahas ı/görmezlikten gelmesidurumda olmak. position to do s.t. (about) (bir konuda) bir şeyler yapabilecek sayesinde bir yerde bulunmak: You ne yapaca ğını bilememek. quandary değişmek, değişim içinde olmak. state of flux k. dili tela ş/endişe içinde olmak. k. dili somurtup durmak. k. dili endişe içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili tela ş içinde olmak. k. dili öfkesi burnunda olmak. İng., k. dili endişe/telaş içinde olmak. 1. (with) (ile) anla şmak. 2. with -e uymak; ile uyumlu olmak. hemfikir olmak; mutab ık olmak. aynı hizada olmak. (birinin) vaktinde ödenmemi ş borçları olmak. -in gözünden dü şmek. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymak. (of) -in sorumlusu olmak, -e bakmak: Who´s in charge here? Buraya kim bakuygun olmak, -e uymak. -e ıyor? çok güç durumda olmak. çok zor bir durumda olmak. gözden dü şmüş olmak. gözden dü şmüş olmak. görünmek; görünürde olmak. (kötü bir şeyi) geçirmek üzere olmak. yürürlükte olmak. k. dili (bir şey) en hareketli zamanında olmak, hızını almak; yoluna girmek.

be in a stew be in a sulk/be in the sulks/have a fit of the sulks be in a sweat be in a swelter be in a swivet be in a temper be in a twist be in accord be in agreement be in alignment be in arrears be in bad odor with be in character be in charge be in conformity with be in dire straits be in dire/desperate straits be in disfavor be in disgrace be in evidence be in for be in force be in full swing

be in good taste be in good with be in good working order be in high spirits be in hopes of be in hot water be in hysterics be in juxtaposition be in keeping with be in labor be in league with be in limbo be in line with be in low spirits be in need be in need of be in neutral be in no hurry to be in on be in on the secret be in one´s element be in one´s glory be in one´s right mind be in order be in poor health be in possession of be in possession of o.s. be in power be in practice be in print be in progress be in quotes be in rags be in ruins be in rut be in s.o.´s debt be in s.o.´s grasp be in s.o.´s power be in s.o.´s shoes be in s.t. up to one´s eyes be in session be in shape be in short supply be in short supply be in sight be in step be in stitches

(bir şey) uygun düşmek, yakışık almak, yerinde olmak: That remark was notdili good taste. O lafgirmi ş olmak. k. in (birinin) gözüne yak ışıksızdı. iyi işler durumda olmak. keyifli olmak, keyfi yerinde olmak. -i ummak. k. dili ba şı dertte olmak, güç durumda olmak. 1. k. dili gülmekten kat ılmak, gülme krizi geçirmek. 2. isteri krizi geçirmek. birbirine yak ın bulunmak; yanyana bulunmak. -e uygun olmak. doğurmakta olmak. -in müttefiki olmak. iki cami aras ında kalmış beynamaza dönmek. 1. -e uymak. 2. ile bir hizada olmak. keyifsiz olmak. yoksul/fakir olmak. -e ihtiyac ı olmak; istemek.. (motor) bo şta çalışmak, rölantide durmak/çalışmak. (bir şey yapmaya) can atmamak. 1. -e dahil olmak/kat ılmak, -de payı olmak. 2. -i bilmek, -den haberi olmak. sırra ortak olmak. k. dili kendini rahat hissetti ği bir ortamda bulunmak. kendinden çok ho şnut olmak. aklı başında olmak. 1. düzenlenmiş/sıralanmış durumda olmak. 2. (işler) yolunda olmak. -in sağlığı iyi olmamak. -e sahip olmak, -si olmak. kendine hâkim olmak, kendine sahip olmak. (parti) iktidarda olmak. formda olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmak, kitapçılarda bulunmak. devam etmek, sürmek, yap ılmak: The battle was still in progress. Muharebe hâlâ devam ediyordu. The hearing is now in progress. tırnak işaretleri/tırnaklar içinde olmak. (birinin) giysileri yırtık pırtık olmak. 1. harap/yıkık dökük bir halde olmak. 2. mahvedilmiş olmak. (hayvan) k ızışmak, kösnümek. bir kimseye borçlu olmak. birinin pençesine dü şmüş olmak. birinin elinde olmak. k. dili birinin bulundu ğu durumda olmak, birinin yerinde olmak. (yasadışı) bir işin içinde olmak, bir işe fena halde bulaşmış olmak. (mahkeme/toplant ı/kongre/parlamento) toplantı halinde olmak; (okul/üniversite) ö ğretim yılınaolmak, kondisyonu iyi olmak: The right now. (for) (-e) hazır olmak; formda girmiş olmak: Court´s in session players are olmak; az Oyuncular formda. az in shape. bulunmak. az miktarda bulunmak. 1. yak ın olmak, ufukta olmak: Victory is in sight. Ufukta zafer görünüyor. 2. görülmek, gözle seçilmek. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmak. 2. with -e ayak uydurmak: We´re in stepgülmekten kas ıklarıça ğa ayak uydurduk. k. dili with the times. Biz çatlamak.

be in store for be in straitened circumstances be in substantial agreement be in sympathy with be in sync be in tatters be in tears be in the black be in the clear be in the doldrums be in the employ of be in the know be in the lead be in the limelight be in the making be in the market for be in the mood to/for be in the pink be in the pipeline be in the process of be in the red be in the right be in the running be in the same ballpark be in the soup be in the swim be in the throes of death be in the way be in the wind be in the wrong be in town be in transit be in trouble be in vogue be in with be in with be in work be in/under one´s charge be incapable of be inclined to be included be inconsistent with be incumbent on be indicative of be indifferent to be ineligible for be infatuated with

(bir şey) (birini) beklemek: A surprise is in store for you. Seni bir sürpriz bekliyor. içinde ya şamak, darlık içinde olmak. yoksulluk temelde anla şmak, temel noktalarda hemfikir olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. senkronik olmak, senkronize edilmi ş olmak. 1. lime lime olmak, yırtık pırtık olmak. 2. (ad, şöhret v.b.) mahvolmak. ağlamak. borcu kalmamak, borçlu olmamak. şüphe altında olmamak; masumluğu ispatlanmış olmak. f. 1. (bir şeyi) (bir yerden) kald ırmak/uzaklaştırmak/yok bulunmak. 2. (birinin işleri) kesat 1. den. rüzgâr ın esmediği bir bölgede etmek: Clear the table! Sofrayı olmak.için) çals ıkıntısı çekmek; efkârlı olmak. (birisi 3. can ışmak. (bir konuda) ço ğu kimsenin bilmediği şeyleri bilmek. önde/başta gitmek. ilgi odağı olmak. hazırlanmakta olmak; oluşmakta olmak: There´s a new age in the making. alma niyetindeolu şmakta. -i satın Yeni bir devir olmak. canı (bir şeyi) yapmak istemek: I´m not in the mood to go there. Canım oraya gitmek istemiyor. turp not in the mood for company. Kimseyle 1. sapasa ğlam olmak, I´m gibi olmak. 2. en güzel halinde olmak. k. dili hazırlanmakta olmak. sürecinde olmak, -mekte olmak. borçlu olmak. haklı/doğru olmak. adaylardan biri olmak. -e yak ın olmak. s. kabataslak, yaklaşık: Give me a ballpark figure. Bana kabataslak dertte olmak. k. dili ba şı bir rakam söyle. (of things) k. dili faal bir hayat sürmek; faal bir sosyal hayat ı olmak. can çekişmek. engel olmak, ayak alt ında olmak. k. dili (bir şeyin) (gerçekleştirilmeden önce) sözü edilmek: It´s been in the wind for some time now. Epey zamand ır sözü ediliyordu.sendeydi. suçlu/kabahatli olmak: You were in the wrong. Kabahat

şehirde olmak.
(insanlar/mallar) yolda olmak; (insanlar) bir yerden ba şka bir yere geçmekte olmak; (mallar) bir yerden ba şka bir yere taşınmakta olmak. başı belada olmak. 1. moda olmak. 2. ra ğbette olmak. 1. ile arkada ş olmak, ile arası iyi olmak. 2. (birinin) gözüne girmiş olmak. k. dili (biriyle) çok iyi geçinmek; (birinin) gözüne girmi ş olmak. k. dili çalışmak, işi olmak, iş sahibi olmak: He´s been in work since May. Mayıstan berialtında olmak. sorumlulu ğu çalışıyor. -i yapamamak, ... yetene ğinin dışında olmak. -e meyli olmak. (in) -e dahil olmak/edilmek. ile çelişmek. -in sorumlulu ğu -e ait olmak, -e düşmek: It is incumbent on you to educate your children. Çocuklar ının eğitiminden sen sorumlusun. i. -i göstermek, -e işaret etmek. -e karşı ilgisiz olmak, -e ilgi göstermemek: He´s indifferent to her. Ona karşı ilgisiz. (şartlara uymadığı için) -e alınamamak/katılamamak. -e deli gibi â şık olmak.

be infested with be informed about be inherent in s.t. be insensible be insensitive to be intended for be intent on be interested in be intimate with be into be intrinsic to be involved in be involved with be itching to be jealous of be keen on be lacking be laid up be late be leery of be left holding the bag be left holding the sack be left stranded be liable be littered with be loath to do s.t. be located in be long on be lost on be lousy with be low in be low on be low on one´s list be mad about be mad on be marooned be master of be mindful of be misguided be mistaken be mixed up be mixed up in be mixed up with be mounted on be much sought after be mysterious about be nauseated

-in içinde/üzerinde çok olmak, ile dolu olmak: The area´s infested with bandits. Bölge olmak. dolu. -den haberdar haydut bir şeyin aslında var olmak. 1. to -i hissedememek. 2. to -e kar şı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 3. of (tehlikeden) habersiz olmak; -i farkedememek. 1.-e karşı ilgisiz olmak; -e aldırmamak. 2. -e duyarlı/hassas olmamak. için amaçlanmak, için olmak: This book is intended for children. Bu kitap çocuklar için olmak: He is intent on solving the problem. Sorunu çözmeye 1. -e kararlı yazılmış. kararlı.duymak, -e merakl ı olmak: She intent on his work that he Edebiyata -e ilgi 2. -e dalmış olmak: He was so is interested in literature. lost all ilgi duyuyor. My uncle is interested in reptiles. Amcam sürüngenlere ile samimi olmak. k. dili (bir işle) uğraşmak; merakı (bir şey) olmak. Dividing two into twelve gives six. On iki bölü iki e şittir altı. -e özgü olmak. 1. -e kar ışmak: She was once involved in a scandal. Bir zamanlar bir skandala a şk ışmıştı.olmak. k. dili ile kar ilişkisi 2. ile meşgul olmak, ile uğraşmak: He´s involved in a -e can atmak. -i k ıskanmak.

İng., k. dili -e çok hevesli olmak, -e meraklı olmak, -e düşkün olmak: be keen olmamak; aktörlü ğe hevesli olmak. 1. ... on acting ... eksik olmak: Something´s lacking here. Burada bir eksiklik var. 2. in -de ... olmamak: He´s lacking(hastal ık v.b. nedeniyle) ıl 1. biriktirilmek, ilerisi için saklanmak. 2. (with) in intelligence. Onda ak yatakta/evde kalmak, zorunda olmak, yata ğa mahkûm olmak. (for) (-e) geç kalmak (-e) gecikmek.
-den çekinmek. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. k. dili 1. kabak ba şına patlamak. 2. avucunu yalamak. bak. be stranded. 1. for -den sorumlu olmak. 2. to (biri) ... e ğiliminde olmak. 3. to ... ihtimali olmak: He´s liable (şeyler) ile darmadağınık olmak. ihtimali yüksek. gelişigüzel atılmış to get caught. Onun yakalanma 1. bir şeyi yapmayı hiç istememek. 2. bir şeyi yapmaktan çekinmek. -de bulunmak/olmak. -in fazlas ı olmak. -i etkilememek. k. dili 1. ile dolu olmak, ile kaynamak. 2. (birinde) bir şey çok olmak: He´s lousy miktar ı az olmak: It´s lowı in cholesterol. Onun kolesterolü az. -in ... with money. Onun paras çok. k. dili (bir şeyin stoku) az olmak: We´re low on wood. Az odunumuz kaldı. k. dili -in önemli sayd ığı işlerden olmamak: That´s low on my list right now. O şimdi benim gibi sevmek, -e ç ılgınca âşık olmak. 2. -e bayılmak. k. dili 1. -i deli için ön planda değil.

İng., k. dili, bak. be mad about.
(on) (-de) mahsur kalmak. -in ustas ı olmak. 1. -i hatırında tutmak. 2. -e dikkat etmek. 1. (insan) yan ılmak. 2. yanlış olmak. yanılmak. zihni karışmak. -e karışmak, -e bulaşmak. ile ilişkisi olmak. (binek hayvan ına) binmiş olmak. çok aran ılan/istenilen bir şey/biri olmak, çok rağbette olmak, çok rağbet görmek. k. dili -in ne oldu ğunu açıklamaktan kaçınmak; ... hakkında konuşmaktan kaçınmak; ... konusunda doğru dürüst cevap vermemek. midesi bulanmak.

be necessary be no great shakes be no slouch at/as a be noncommittal be none the worse for be nonplussed be notable for be noted for be nothing but skin and bones be noth-ing to write home about be nuts be nuts about be o.s. be obliged be obliged to do s.t. be oblivious of/to be obsessed by/with be of capital importance be of one mind be of prime importance be of service to be of the same mind be of use be of use for s.t. be of value be of/in two minds about be off be off guard be off in one´s calculations be off one´s nut be off one´s rocker be off one´s trolley be off sick be off the air be off the beaten track be offended be OK, OK be on be on a better footing than ever be on a diet be on a par with be on an even keel be on display be on edge be on familiar ground be on fire be on good terms

gerekmek, lazım olmak/gelmek, icap etmek. k. dili üstün biri olmamak. k. dili (belirli bir konuda) hiç fena olmamak, baya ğı iyi olmak: He´s no slouch as an artist. Ressamrengini belli etmemek. belirli bir cevap vermemek; olarak baya ğı iyi. (bir şeyden) (birine) hiç zarar/halel gelmemek: They were none the worse for it. Onlara hiç zarar ı olmadı. şaşkına dönmüş olmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. ile tanınmak, ile meşhur olmak; ... için önemli sayılmak. k. dili bir deri bir kemik kalmak. k. dili tamah edilecek bir matah/mal olmamak. aklını oynatmış olmak, kafadan kontak olmak. 1. -in delisi olmak. 2. -in hayran ı olmak, -e deli olmak. kendisi gibi davranmak, normal bir şekilde hareket etmek. memnun olmak: I´d be obliged if you´d come early. Erken gelirsen memnun olurum. mecbur olmak. bir şeyi yapmaya (etrafında olup bitenlerin) farkında olmamak. -i aklına takmak, aklı -e takılmak. çok önemli olmak, çok önem ta şımak. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. çok önemli olmak. -e yardımı dokunmak, -e yardım etmek. hemfikir olmak, ayn ı fikirde/düşüncede olmak. yardım etmek. bir şeye yaramak. değerli olmak. -in hakk ında kesin bir karara varamamak. 1. gitmek; yola ç ıkmak. 2. (elektrik/su/gaz) kesik/kesilmiş olmak; (elektrik/ışık) söndürülmüş/kapalı olmak; (makine/aygıt) kapalı olmak: The tetikte olmamak. hesabında yanılmış olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, aklını oynatmış olmak. k. dili ç ıldırmış olmak. k. dili kafadan kontak olmak. hastalık nedeniyle işe gelmemiş olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmamak; yayımda olmamak. k. dili her yerden uzak bir yerde olmak, da ğ başında olmak. gücenmiş/alınmış olmak. iyi olmak. 1. (elektrik/su/gaz) aç ık olmak; (elektrik/ışık) açık olmak. 2. (makine/ayg ıt) çalışmak, açık olmak. araları her zamankinden daha iyi olmak. perhiz yapmak, rejim yapmak. ile aynı/eşit derecede/değerde olmak. 1. başta ve kıçta çektiği su aynı olmak, (gemi) dengede olmak. 2. k. dili her şey yolunda olmak. sergilenmek. sinirleri gergin olmak. 1. bildiği bir yerde/yörede bulunmak. 2. bildiği bir konuyla ilgilenmek. yanmak. (with) (biriyle) aras ı iyi olmak: Ece´s on good terms with Ayşen. Ece´nin Ayşen´le arası iyi.

be on guard be on its way out be on one´s hands be on one´s last legs be on one´s mettle be on one´s own be on one´s own responsibility be on one´s toes be on one´s way out be on overtime be on pins and needles be on probation be on s.o.´s side be on s.o.´s trail be on s.t.´s trail be on show be on skid row be on speaking terms be on strike be on tap be on target be on television be on tenterhooks be on the air be on the alert be on the ball be on the decline be on the defensive be on the go be on the high (low) side be on the house be on the level be on the make be on the mend be on the point of be on the right road be on the road be on the safe side be on the shelf be on the skids be on the spot be on the table be on the telephone be on the tip of one´s tongue be on the tip of one´s tongue be on the up-and-up be on the wane

1. nöbet tutmak. 2. tetikte olmak. -in devri kapanmak üzere olmak. (yük sayılan bir şey/biri) -in başında olmak, -in sorumluluğunda olmak. ömrü/miad ı dolmak üzere olmak. elinden geleni yapmaya hazır olmak. 1. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak, kendi kendini geçindirmek, ba şının çaresine bakmak. 2. yalnız başına kalmak. (yaptığı şeyden) kendisi sorumlu olmak. k. dili uyan ık/dikkatli olmak. çıkmak: We were just on our way out. Biz şimdi çıkıyorduk. fazla mesai yapmak, mesaiye kalmak. k. dili diken üstünde olmak, endi şe içinde olmak.

şartlı tahliyeden sonra gözetim altında olmak. 1. birinden yana olmak, birinin taraf ını tutmak. 2. birinin lehinde olmak, birine yararltakip etmek; birinion your side. Genç olman lehinedir. birinin izini ı olmak: Youth is aramak.
1. (av köpe ği) avın izini takip etmek: The dogs´re on the trail. Köpekler iz sürüyor. 2. bir şeyi takip etmek; bir şeyi aramak. sergilenmekte olmak. k. dili serseri ve sefil bir hale dü şmüş olmak. (with) (biriyle) selamla şıp konuşmak. grev yapmak. 1. k. dili hazır bulunmak. 2. (bira) fıçıdan alınıp satılmak. 1. (bir tahmin) do ğru çıkmak. 2. (bir iş) belirlenen süreye uygun olarak ilerlemek. televizyonda olmak; televizyona ç ıkmak. endişe içinde olmak. (radyodan/televizyondan) yayımlanmak; yayımda olmak. tetikte olmak. argo ak ıllı ve dikkatli olmak. (kuvvetli/yüksek bir durumdan) dü şmekte olmak: The birthrate is on the decline. Do ğum oranı olmak. savunma durumunda düşmekte. The Roman Empire was on the decline. birtak ım işlerle meşgul olmak. oldukça pahalı (ucuz) olmak. ... işyerinin ikramı olmak, ... şirketten olmak: Your meal tonight is on the house.do ğruyu söylemek. k. dili Bu geceki yeme ğiniz lokantamızın ikramı. k. dili 1. kö şeyi dönmeye çalışmak; statüsünü yükseltmeye çalışmak. 2. cinsel ilişki için eş aramak. (hasta) iyile şmek. -mek üzere olmak: He was on the point of going. Gitmek üzereydi. doğru yolda olmak. 1. yolda olmak, seyahat etmek. 2. yola ç ıkmış olmak. 3. to -e doğru ilerlemek. ihtiyatlı davranmak. 1. k ızağa çekilmiş olmak; emekliye ayrılmış olmak. 2. (kadın) evde kalmış olmak.kötü bir durumda olmak, kötüye gitmek. k. dili olayın geçtiği yerde bulunmak. 1. teklif edilmiş olmak. 2. (tasarının/meselenin) görüşülmesi/tartışılması ileri birtelefonda olmak/konu şmak. k. dili tarihe b ırakılmış olmak. k. dili dilinin ucunda olmak: It was on the tip of my tongue. Dilimin ucundaydı. ucunda olmak. k. dili dilinin k. dili yalans ız konuşmak; dürüst bir şekilde davranmak: I think he´s on the up-and-up. Bence numara yapm ıyor. azalmakta/batmakta/sönmekte/sonuna yakla şmakta olmak.

be on the watch be on the wing be on to be on top of be on top of the world be on top of the world be on top of things/the news be on trial be on vacation be one jump ahead be one with be one´s own man be one´s own man be one´s own master be onto a good thing be open to dispute be operated on be opposed to s.t. be oriented towards be out be out and about be out for s.o.´s blood be out in force be out in left field be out in one´s reckoning be out of be out of a job be out of character be out of character be out of commission/kilter/whack be out of control be out of earshot be out of favor (with) be out of it be out of line be out of luck be out of one´s mind be out of one´s mind be out of order be out of place be out of place be out of plumb be out of practice be out of practice be out of print be out of print be out of reach

1. tetikte olmak, kulak kesilmek. 2. nöbette olmak. uçmakta olmak, uçmak. k. dili (birinin) ne halt/haltlar yedi ğini/karıştırdığını bilmek. k. dili (duruma) hâkim olmak. k. dili çok mutlu olmak, sevinçten uçmak. k. dili sevinçten uçmak, ayaklar ı yere değmemek, bastığı yeri bilmemek. k. dili olup bitenlerden haberdar olmak. 1. yargılanmak. 2. denenmek. tatilde olmak, tatil olmak: Schools are on vacation. Okullar tatil. k. dili 1. (of) (-den) önce davranarak avantajl ı durumda olmak. 2. of -den iki adımfikirde olmak. ile aynı ileride olmak. başına buyruk olmak. yerini korumak. başına buyruk olmak. k. dili yağlı bir iş bulmuş olmak. (bir şey) tartışılabilmek, tartışmaya açık olmak. ameliyat olmak. bir şeye karşı olmak, bir şeyin aleyhinde olmak. -e yönelmiş olmak. 1. dışarıda olmak: He´s out at the moment. Şu an burada değil. 2. (belirli bir miktar para) gitmek; (para) aç ığı olmak: I had to buy them lunch, and (nekahetten sonra) d ışarı/sokağa çıkıp gezmek. k. dili birinin hakk ından gelmek istemek. k. dili ortalıkta çok olmak. argo çok yan ılmış olmak. hesabında yanılmak. 1. (bir şey) tükenmiş olmak, kalmamak: We´re out of gas. Benzinimiz bitti. By the time he reached the top of the hill he was out of breath. Yoku şun işsiz olmak. (bir davran ış) (birinin) karakterine uymamak. (bir davran ış) birinin her zamanki davranışlarına uymamak. k. dili bozulmu ş olmak. 1. kontrolden ç ıkmış olmak, frenlenemez olmak. 2. (biri) dizginlenemez olmak. oldu ğu için) işitememek, duyamamak. (uzakta (birinin) gözünden dü şmüş olmak. argo başka bir dünyada yaşamak, hayal dünyası içinde olmak. 1. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, yakışık almamak. 2. sıradan çıkmış olmak. şansı olmamak, şansı yaver gitmemek. 1. aklı yerinde olmamak, aklını kaçırmış olmak. 2. çok öfkeli olmak. k. dili aklını kaçırmış olmak, delirmiş olmak, keçileri kaçırmış olmak. 1. (makine/ayg ıt) bozulmuş/bozuk olmak, çalışmamak. 2. düzensiz olmak. zamanki) yerinde olmamak. 2. yersiz/uygunsuz/yak ışıksız olmak, 1. (her 3. usule ayk ırı olmak. 4. uygunsuz olmak. yak ışık almamak.olmamak. 2. uygun dü şmemek. 1. (fiilen) yerinde

şakulünde olmamak, şakulden kaçmak. (uzun zamandan beri bir şeyi yapmadığı için) (onu) iyi yapamamak. formda olmamak; formdan dü şmüş olmak. (kitabın) baskısı tükenmiş olmak. (kitap) yayımcısında mevcut olmamak, kitapçılarda bulunmamak, (kitabın) baskısı tükenmişerişilemez olmak. 1. el altında olmamak. 2. olmak.

be out of season be out of shape be out of shape be out of sorts be out of sorts be out of step be out of stock be out of sync be out of the hole be out of the picture be out of the question be out of the running be out of the running be out of the woods be out of the woods be out of this world be out of this world be out of touch be out of touch with be out of work be out of work be out on maneuvers be out on strike be out on the end of a limb be out on the town be out on the town be out to be out to lunch be over be over and done with be over one´s head be over s.o. be over the hump be overcome by/with be overdrawn be overgrown with be overjoyed be overwhelmed by/with be overwhelmed with be par for the course be parallel with/to be peeved at be peopled by/with be perishing be pertinent to be pissed be pleased to do s.t.

-in mevsimi bitmiş olmak. formunda olmamak. 1. formda olmamak, formdan dü şmüş olmak. 2. şeklini kaybetmiş olmak, kalıpsız olmak. k. dili sinirleri ayakta olmak. k. dili can ı sıkkın olmak, keyfi kaçmak/bozulmak. 1. (with) (ba şkalarına) adım uydurmamak. 2. with -e ayak uydurmamak. stokta bulunmamak. senkronik olmamak, senkronize edilmemi ş olmak. k. dili borçtan kurtulmu ş olmak. k. dili (biri) sahneden çekilmi ş olmak, işin içinde olmamak. k. dili söz konusu olmamak, dü şünülmemek, uygun sayılmamak. (yarışmadan) elenmiş olmak. adaylıktan elenmiş olmak. (hasta) hayati tehlikeyi atlatm ış olmak. k. dili tehlikeyi atlatm ış olmak. argo çok güzel/harika/süper olmak. k. dili süper/fevkalade güzel/fevkalade/harika/harikulade olmak. 1. (with) (biriyle) iletişim içinde olmamak. 2. dünyada olup bitenlerden haberitemasta bulunmamak. konuya) habersizgeli şmeler hakkında bilgisi 1. ile olmamak. 3. with (bir 2. -den ait yeni olmak. işsiz olmak. işsiz olmak. ask. manevra yapmak. grevde olmak. desteksiz kalmak. şehirde yiyip içip eğlenmek. k. dili şehirde zevk peşinde koşmak. (bir amaç) pe şinde olmak; (bir şey) için fırsat kollamak: He´s out to get him. ğle yemeği yemeye çıkmışiçin fırsat kolluyor. They´re out to win the 1. ö Onun hakk ından gelmek olmak. 2. argo kafası izinli olmak. 3. argo kafası olmak, bitmek, sona ermek: The concert´s over. Konser bitti. It´s bitmiş pek çalışmamak. over between us.bitmiş ızda her şey bitti. k. dili tamam ıyla Aram olmak. 1. (su) boyunu geçmek/a şmak. 2. (birinin) bilgisi/yeteneği dışında olmak. birinin amiri olmak; birinden daha yüksek bir görev/makam/rütbe sahibi olmak. zor tarafını atlatmış olmak, düze/düzlüğe çıkmak. işin en -den (kötü bir şekilde) etkilenmek: She was overcome by the smoke. Dumandan dolaygöstermek. 2. hesab ından overcome with emotion. Öyle 1. borç bakiyesi ı kendinden geçti. He was fazla para çekmiş olmak; (hesaptan) fazlav.b.) ile kapl ı/örtülü olmak. (yabani bitkiler para çekilmi ş olmak. çok sevinmek. 1. (duygulara) yenik dü şmek, yenilmek. 2. (sorumluluk, ağır bir iş v.b.) altında ezilmek. garkolmak. -e boğulmak, -e k. dili normal sayılmak. 1. -e paralel olmak. 2. -e benzemek. -e sinirlenmek, -e sinir olmak. (bir yerin) halk ı/personeli -den oluşmak/ibaret olmak. 1. çok ü şümek. 2. (hava) çok soğuk olmak. ile ilgisi olmak, ile ilgili olmak. 1. off k ızmış/sinirlenmiş olmak. 2. İng. fitil/çok sarhoş olmak. (bir şeyi) memnuniyetle yapmak: I´d be pleased to do it. Memnuniyetle yaparım.

to -ehonest . f. afallamak.. dili (bir sisteme) ba ğlı olmak. şakulünde olmak. 3. -den olumlu bir şekilde etkilenmek. birbirine zıt olmak. şaşırmak. (çukurlar) ile 3. (to) (ile) akrabalık bağı olmak: He´s not related to them.s. kirli olmak. herkese nasip olmamak. -den kurtulmu ş olmak. 2. k. -e zararlı olmak. -den gurur/k ıvanç/övünç duymak. -e meyilli/e ğilimli/yatkın olmak. -e meyilli olmak. olduğu söylenmek: He ilgisi olmak.. Onu çokeövdü. ın olmak. 2. Bu binada fareler kaynıyor. -e k ızmış/sinirlenmiş olmak.be pleased with be pleased with o. -e iyi uymak. dili keçileri kaçırmış olmak. to. 1. be resigned to be responsive be retired be revolted by be rid of be ridden with be rife be round the bend be rumored be s. dili -in az vakti olmak. -e uygun/özgü/ait olmak. -in üzerine kurulmuş olmak. k. 2.. 1.o. k. -e dayanmak. olmak. sıkışık bir durumda olmak. -den kurtulmak: We´re rid of them now! Onlardan kurtulduk artık! ile dolu olmak: This building is ridden with rats. .´s secrets be profuse in be prone to be proof against be proper to be proud of be provoked at be pushed for money be pushed for time be puzzled Be quick about it! be quite something be quits be related be reputed to be . bak. hazır/hazırlıklı olmak. sava şa hazır bir şekilde beklemek. dili para s ıkıntısı çekmek. zamanı dar olmak. çok iyi bir şey olmak. be an person. birinin hakk ı olmak.. dili gerçekten. resign o. 1. k. 2. . to -e razı olmak. a ğızdan ağıza dolaşmak. (to) (ile) ilgili olmak. cevap vermeye istekli olmak. Çabuk ol/olun! 1. söylenilmek.´s due -den memnun olmak. be plugged into be plumb be pocked with be poised for be poised for battle be poised in the sky be poles apart be polluted be positive (of/about) be possessed of be possessed with be predicated on be predisposed to be prejudicial to be prepared be prepossessed by be pressed be pressed for time be pretty well suited to be priced at be privy to s. to -e duyarlı/hassas olmak. olağanüstü bir şey olmak:hesapla şmış olmak. ile iftihar etmek. iskandil etmek. -e hazır olmak. -e sahip olmak. Onlar birer milyona satılıyor. -e ğilimi -e karşı dayanıklı/dirençli olmak. 2. (ile) is reputed to 3. k. düpedüz. ile övünmek. -in vakti çok daralm ış olmak.. birinin s ırdaşı olmak. dili It is quite something 1.. çok yayg İng. şakullemek.. z. Onlarla akrabalğu bağı yok. delirmiş olmak. görme tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. (bir eylemi) defalarca yapmak: She was profuse in her praise of him. (tedaviye) cevap vermek. emekli/tekaüt olmak.o. -e satılmak: They´re priced at a million liras each. kendinden memnun olmak. fiyatı . dolu olmak. oldu ık sanılmak.. -e kendini kaptırmak. tutkusuyla yan ıp tutuşmak: He was possessed with a desire to see Africa. -den tiksinmek. Onun dürüst bir insan oldu ğu söyleniyor. sıkışık olmak.. (kuş) havada hareketsizmiş gibi durmak. (-den) emin olmak.. Afrika´yı-e dayalı olmak. ask. to tıb. şakulüne getirmek. k. to be made a countess these days. 2. olmak. .s. 1...

dili -e k ızgın/gücenik olmak. bulunmak: The village was set deep in the mountains. -den yana olmak. . O gizli bir programa göre (belirli bir zamanda) olmak. (bir yerde) bulunmak: The town´s situated on a river. Şehir bir nehrin kenarındaiyi yapmak. 1.. be somewhat of a . Köy da ğların ortasında bulunuyordu.” “I´m sorry. 1. köşeye sıkışmak. (of) (-den) korkmak: He´s actually a conservative in disguise. tamamen birleştiğini belirtir: Alibeyköy is solidly for our man. ayrı yaşamak. İng.be s. k. -den kurtulmak. (bir işin) ustası olmak. 1. Örümceklerden korkuyorum. (biri)bir şey çapında bir . hakk ında hiçbir şey dememek/söylememek/yazmamak: The law is silent on this point. birinin yan ından ayrılmamak. 1. dili iliklerine kadar ıslanmak. eksik olmak: We´re short of cups. 1. (bir yerden) (belirli bir uzaklıkta) 1. ile dolu olmak... 2. dili sarho olmak. planda olmak: Construction is slated to start on Monday. olmak: He´s somewhat of .. set on going. dili -e fazla yumu şak davranmak. (varolan şeyler/birileri) kâfi gelmemek. k.. programda olmak. İng. Çok az över. üzülmek. Görüşlerin Alibeyköy´de olmak... k. . yetmemek. olmak: She´s something of a philosopher. k. olmak. (bir şeyde) (bir öğe) yer yer bulunmak: Her poetry is shot through with humor. k..t.. -den çekinmek. He´s one (belirli bir şeyin) kısaltması/kısası olmak.” “Üzüldüm. kusmak. k. I´m scared of spiders. -den bahsetmekten çekinmek. -de personel eksikliği olmak. İng. pek-işaşmayan biri olmak.kayk ılmış/yaslanmış olmak: He was sitting slumped to one side. about -e ilgi göstermek. dili işten başını kaldıramamak. Gitti ğine üzüldüm. I´m sorry I´ve k. dili iyi durumda Bu konuda kanunda yaz ılı bir şey yok. Bende beş kitap eksik. üzgün olmak: “Yusuf died.olmak. dili (birinin) her şeyi tıkırında olmak. 2.. ayrılmak. -i çok özlemek. (belirli bir konuda) birinin eksikliği olmak: He´s short on smarts. gibi bir şey Filozof gibi kendi o. (bir şeyi) bulunuyor. tarifeye göre (belirli bir zamanda) olmak: His flight is scheduled to arrive at three o´clock in the Oturunuz. Gitmeyi kendi kurdu ğu düzenden on aklına koymak: He´s -in tutsa ğı olmak: She was shackled by her prejudices.. -den bıkmış olmak. in his praise. (bir giysi) (birine) k ısa gelmek.. k. gibi bir şey herkes bizim kendi çapında bir . 2. -i merak etmek. 1. be sore about be sorry be soused be sparing in/with be spoiling for be spread-eagled birinin gölgesi olmak. Şiirlerinde yer yer mizah var. (bir şeyi) çok az yapmak/kullanmak. 2.) (birinde) tutsağıydı.. -in taraf ını tutmak.´s shadow be s. k. kalmak/bulunmak.” “Yusuf öldü. Fincanlar ımız kâfi değil. huk. başını kaşıyacak vakti olmamak. büyük bir Bir yana kayk ılmış oturuyordu. O aslında Tanrının bir lütfudur. hasta olmak. 2. a poet.t. Kendi önyargılarının (bir şey) (belirli bir miktarda) eksik olmak. k.. be separated be set be set in one´s ways be shackled by be short be short for be short of be short on be shorthanded be shot of be shot through with be shy about be shy of be sick be sick and tired of be sick at one´s stomach be sick for be sick of be silent on be sitting pretty be sitting pretty be situated be skilled in be slanted towards be slated be slumped to one side be snookered be snowed in be snowed under be soaked in be soaked to the skin be soft on be solicitous be solidly for be something of a . .o. bir yana Plana göre in şaat pazartesi günü başlayacak. to (bir şey) yapmak istemek. dili -den illallah demek: I´m sick and tired of this! Bundan illallah! midesi bulanmak.” Işwas sorry to see her go. (belirli bir miktarı) (s. dili çok zor bir durumda kardan mahsur kalmak. kol ve bacaklar ı yana açılmış durumda yatmak. esirgemek: Don´t be sparing with the butter!ka şınmak: He is spoiling for sparing Dövüşmek için kaşınıyor. çıkıştıramamak: I´m short five books. Şair gibi bir şey o. Onda pek kafa yok. 2.. in disguise be scared be scheduled Be seated. (biri) adam ı tutuyor. dili Tereya ğını esirgeme! He´s a fight. bir şey kılığına girmiş olmak: That´s a blessing in disguise.

dili meteliksiz olmak. 1. Bu gelir vergiye tabidir. -in kurban ı olmak. k. Bu masa toz içinde. -in ölümüne neden olmak. buz gibi olmak. dili tamam ıyla soğumuş olmak. (at/by) hastalanmak. k. Sevgiden yoksunyapış ış. dili -i çok sevmek. (bir şey için) kolay bir hedef olmak: This duymak. They´re swamped with guests. k. destek vermek. 1. Çok fazla işi var. . 2. 2. -i çok desteklemek. bir olayı) takip etmek. 1. k. k. yer yer bulunmak. -den etkilenmek. çok miktarda . 2. 1. mahsur kalmak: We were stranded at the airport for fifteen hours. hissini vermek. (hava) yapış yapış olmak. gerekmek. dili hık demiş (birinin) burnundan düşmüş olmak. (bir şeyin) yabancısı olmak. Ne zaman ihtiyacın olsa 1. 2. This is subject to confirmation by the assembly. ile eşanlamlı olmak. The courtyard was thick with smoke. -e teğet geçmek.birlikte çalışmak. lazım olmak: You´re ile dopdolu olmak. olmak. duvar gibi olmak. be surrounded by/with be susceptible to be suspicious of be swamped with be sweet on be sympathetic to/towards be tailor-made for be taken aback be taken ill be taken up with be taken with be talked out be tangent to be tantamount to be the death of be the spitting image of/be the spit and image of be the victim of be there be thick with 1. dili tamamen sa ğır olmak. O girdiğinde ayağa kalkmanız bekleniyor. var olmak: Two hours later the pain was still there. . about k. ı kaldıktan sonrazorluk ç ıkarmak. (biriyle) do ğru/yalansız konuşmak. (bir şey) (başka tears. (biri/bir şey) için özel olarak yapılmış olmak. with k. Bu meclisin (bir şeyden) aşağı kalmak. dili (biriyle) aç ık konuşmak. oturmuş birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için 2. (birine) dürüstçe davranmak. kaplı olmak: This table´s thick needdust. etrafı (bir şey/birileri) ile çevrili olmak. (gemi) karaya 1. (bir yer) (birine) yabanc ı olmak. starved for affection.be square be starved for be sticky be stir crazy be stone broke be stone cold be stone deaf be straight with be stranded be strange bedfellows be strange to be strong for be strong in be strong on be studded with be subject to be subordinate to be subsequent to be subservient to be sufficient be suffused with be suggestive of be suicidal be suitable for be supportive be supposed to be surcharged with be sure of o.. -den sonra gelmek.bir yerde uzun 3. 1. aşırı miktarda olmak. yeterli olmak. süre kapal dili (bir konuda) bunalmış olmak. ile kaplanmak. 2. dili (birine) â şık olmak. On beş saat boyunca havaalanında mahsur kaldık. ile aynı olmak. -den daha az önemli olmak. (görüşü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek. (bir şey) çok bulunmak. Buras ı denizden -den ku şku place is -den şüphe etmek.çok duymak: He´s (iki kişi) hesaplaşmış (bir şeyin) eksikliğini/yokluğunu (iki kişi) fit olmak. 1. intihar etmeyi dü şünmek. söyleyecek sözü kalmamak. Onların evi misafirlerle dolup k. be ş parasız olmak. yapışkan olmak. -den hoşlanmak. dili (bir hesap) görülmü ş olmak.. -e tabi/ba ğlı olmak: This income is subject to taxation. İki saat sonra hâlâ ağrı vardı. olmalı? (belirli bir renge) boyanmak. ile meşgul olmak. k. (bir hastalığa) karşı direnci olmamak. Gözleri ya şla doluydu. (belirli bir konuda) iyi/yetenekli olmak. 1. dili nemli olmak. içinde boğulmak: He´s swamped with work.. Avlu duman içindeydi. -e uygun olmak. ile dolu olmak: Her eyes were suffused with bir şeyi) akla getirmek. bir olaydan) sonra olmak/vuku (belirli (ba şkasının) emrinde (belirli bulmak. 2. 2. (biri) için biçilmiş kaftan olmak.susceptible to naval attacks. (belirli bir) izlenim bırakmak. (birine) doğru söylemek. k. 2. -in hizmetinde olmak: Should faith be subservient to reason? İnanç aklın hizmetinde mi yetmek. -i çok be ğenmek. ile She´s always there when you with her. 1. kendinden emin olmak. (-e) şaşakalmak. beklenmek: You´re supposed to stand up when he walks in.s. (yüzey) yap ış kalm olmak.. çok şaşırmak. 2.

3. -e susamak. (bir şeyin) (belirli bir şeye/yere) verilmesi planlanmak. be unable to be unable to bear/stand the sight Gelemedi. tutuklu olmak. tamir edilmek. (yap ı) fazla yük altında bulunmak. birinin şerefini lekelemek.o. They are be uncomfortable with be undaunted by be under a ban be under a cloud be under arrest be under attack be under consideration be under construction be under custody be under discussion be under guard be under house arrest be under oath be under pressure be under repair be under s. dili bir kad ının tahakkümü altında olmak. 3. Geleceklerini duymak beni son derece memnun etti. dili içkili olmak. .o. -e dayanmak. birinin zarar ına olmak. -den haberi olmamak. koruma altında olmak. 2. 1. sözünü tutmak. saldırılara maruz kalmak. tamirde olmak. -e tabi olmak: The value of the mark is çok to the value the pound. stres içinde olmak. -den ıkmak. (birinin) (belirli bir yere) uygun bir k. 2. kalmak. 1. -i çok istemek. 1. topa tutulmak. dili pestili ç ıkmak. göz hapsi altında olmak. yeminli olmak. donakalmak. be -unashamed -in fark ında olmamak.´s discredit be tolerant be too much for be true to be true to one´s word be tuckered out susamak: I´m thirsty. hayretler içinde kalmak. üzerinde dü şünülmek. -den yılmamak.´s disadvantage be to s. Sabah erken kalkmaya al ışık değil. Karar ı yalnız -i hiç çekememek. yere) son derece memnun olmak: I´m tickled to hear they´re coming. of be unable to get a word in karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak. -den rahats ızlıksurroundings. 2. (manevi) bask ı altında olmak. -e hiç tahammül edememek. -in old sadık Ya şlı bir adamın bu merdivenleri çıkması çok zor. belirli birkaç amaç için kullan ılabilmek. (birinin) (belirli bir dili 1. varsaymak. dili iki ki şi arasındaki ilişki bitmiş şaşırıp kalmak. -den dolayı cesareti kırılmamak: She was undaunted by the difficulty of the task. birinin aleyhine olmak.b. -in egemenliği altında olmak. dili birinin kontrolü alt ında olmak. sözünü yerine getirmek. 2. -den habersiz olmak: He is be unaware of unaware of his duymak. dili 1. zannetmek. -e man. 2. k. Susad ım.be thirsty be thirsty for be thoughtless of/for be through be thrown back on one´s own resources be thunderstruck be ticketed for be tickled be tied to be tied to a woman´s apron strings be tied up be tired of be to blame for be to s. k. -i hiç dü şünmemek: Don´t be thoughtless of the future! Geleceği düşün!/Geleceği düşünmezlik etme! through? Bitirdin mi? 2.´s thumb be under stress be under suspicion be under the assumption that be under the influence be under the sway of 1. Mark ın değeri sterlininkine bağlı. of (organizma v. olmak: Sevda yalnızca olmak. alkollü olmak. çok yorulmuş olmak. aday gösterilmesi planlanmak. Çevresindekilerin fark ında değil. 1. turşuya dönmek. sanmak. -ememek. zan altında bulunmak. gücünü a şmak: These stairs are too much for an için çok zor olmak. I am unable to make the decision by myself.o. inşaat halinde olmak. k. (para)b(hukuki -den usanmak. yönden) ancak suçlusu olmak. k. dili 1. of -e bağlı olmak. (with) k. tied e ğlenmek. 2. (of) (-e kar şı) hoşgörülü olmak. (with) (-i) bitirmiş olmak: Are you yaramaz kendi yetenekleriyle idare etmek zorunda kalmak. 2. me şgul olmak. İşin zorluğu karşısında cesareti yasaklanmak. in (para) (belli bir şeye) yatırılmış olmak. -in nüfuzu alt ında olmak. -amamak. (of) (-den) utanmamak/utanç duymamak. (biri) işe 1. k. tutuklu olmak. 2. k.) -e tahammül etmek. edgewise -e alışık olmamak: He is unaccustomed to getting up early in the be unaccustomed to morning. görüşülmekte olmak. (of suspicion) şüphe altında olmak. -den âciz olmak: She was unable to come. farzetmek.

k. tic. in -den yoksun olmak: That man is wanting 1. öngörülen standarda uymak. be victorious be vulnerable to be wanted by the police be wanting be wary of be washed up k.. (bir şey yapmayı) istemek: Who´s up for a movie? Sinemaya gitmek(bo ş bir kadro. -i dert etmemek. alabora şmek.. 2. köşeye sıkışmak. k. harcanmak. İng. k. be unsettled about/as to be unskilled in/at be untroubled by be unused to be unwilling be up be up a creek be up a gum tree be up a gum tree be up against be up against the wall be up all night be up and about/around be up for be up for grabs be up in arms be up in arms be up on be up s..ı? 2. -i iyi bilmek. son modaya uymak. bitkin dü olmak. grabs. 1. k. galip gelmek. kapan ın elinde kalır.. (favori rakip) yenilmek. . .) adaylara açık olmak: This Belediye for ayaklanmak. -i merak etmemek. 2. altüst olmak. k. zor bir durumda olmak. en son teknolojiye sahip olmak. 2.´s alley be up to be up to date be up to one´s eyes in be up to par be up to scratch be up to snuff/the mark be up to the mark be upset be used up be vested in be vexed at s. bir şeyi yapmak için gereken niteliklere sahip olmamak. Bu ihale öfkelenmek. She´s never up k. polis taraf ından aranmak. 2. dili 1. hak v. en son de ğişiklikleri kapsamak. en son olaylardan/geli şmelerden haberdar olmak. (mide) bozuk olmak.) -e verilmi ş olmak.b. isyan halinde olmak. dili ayaklanm ış olmak.bitmek. hareket halinde/ilerlemekte/devam etmekte olmak. 2. dili 1. şansı olmamak. 1. dili zor durumda olmak. 5. . -e aldırmamak. -i up your alley. her zamanki seviyede olmak. ate ş püskürmek. dili mahvolmu ş olmak. -i bilmemek.contract´s up k. tükenmek. k. Gitmeye razı değildi. sinirli olmak. He´s unwilling to learn how to dance. 1. k. Saat kalmak/olmak. 2.be under the weather be under way be underage be uneasy about be unequal to a task be unfamiliar with be uninterested in be unlucky be unmindful of be unqualified for a job be unqualified to do s. (yetki.t. yataktan kalkm ış olmak. 2.b. 3. hakk ında kararsız olmak. 2. -i göz önüne almamak. çok sıkışık bir durumda olmak. bir işi becerememek. 1. ile çok me şgul olmak. dili isteyen var m kontrat v. -den sak ınmak. -den şikâyetçi olmamak. Bu kitabın birkaç sayfası eksik. -e dikkat etmek. dili seven. (to) (-e) razı olmamak. -e ilgi duymamak. k. bir şeye canı sıkılmak. -den haberi olmak. Dans He´s never up 1. k. saymaca de ğerini bulmak. (belirli bir şey yapabilmek için) yaşı tutmamak. yapabilir misin? I´m not up to talking to him today. -in üstesinden gelebilmek: Are you up to this? Bunu 1. ne yapacağını şaşırmak. -e aday olmak: He is up for mayor. -den endişe duymak. dili 1. ayağa kalkmış olmak. eksik olmak. dili biri için biçilmiş kaftan olmak. istenilen derecede olmak. tükenmek. bir işe uygun niteliklere sahip olmamak. dili hasta/rahats ız olmak. dili istenilen seviyeye varmak. 2. iflas ın eşiğinde olmak. (kötü bir şeye) açık/maruz olmak. 4. Bugün onunla 1. k. k. 1. (-i) istememek: He was unwilling to go. (uykuya) yatmamış olmak: etmeyi öğrenmek beforezor durumda yediden önce hiç yataktan kalkmaz. iflasla karşı karşıya olmak. hakkında tereddüt içinde olmak. 3. dili istenilen düzeyde/nitelikte olmak. işi bitmiş olmak. dili ile kar şı karşıya olmak/kalmak. -e çatmak. -de iyi/usta olmamak. (tam) birine göre olmak: This job is right yapabilmek.. İng. 2. dili hastalıktan kurtulmuş olmak. -e alışık/alışkın olmamak.t.o. sabahlamak. üzgün olmak. noksan olmak: A few pages of this book are wanting. 1. Bu i ş tam sana göre.

. plaj.) belini bükmek: hedeften doluydu. heyecanl O genellikle erken gelir. şe) kaptırmış olmak.) yüzünden çok çekmek: His body had been be wracked by/with wracked kendini (bir iVücudu s ıtmadan çok çekmişti. okulu k ırmak. 2. birinin elde edebileceği bir şey gibi olmak. k. ile ahbap olmak. dili çok de ğerli olmak. 1. (düşüncelere) dalmış olmak. dili -e hayran olmak. çok endişeli olmak. dili ça olmak. (belirli bir miktar) değerinde olmak:ald ığı candlestick´s worth approximately thirty million liras. 2. kararından hiç vazgeçmemek. with/by (bir görev. k. sorumluluk v. iki ateş arasında kalmak. -e layık olmak.be way out in left field be weary of be weighed down be wide of the mark be wild about be willing to be winded fena halde yan ılmak. be wiped off the face of the earth yeryüzünden silinmek. ıskalamak. -e değmek. ölümle kalım arasında olmak. k. okyanustan k ıyıya vuran büyük dalga. Yüreği acıuzak olmak. i. nefesi kesilmiş olmak.. çağı yakalamak. Orada çalışanlara acıyorum. up (karma şık bir durumun) içinden çıkamamak: He´s all tangled up in those intrigues of his own devising. be worth s. dili 1. canı istememek.o. hayatını kıyılardan topladığı enkaz ile kazanan kimse. (with) (ile) arkada ş olmak. ağırlığınca altın değmek/etmek. k ıyı. kızgın/öfkeli olmak. Bu k. hastalık v. midesi bulanmak. sahil. be within arm´s reach be within earshot be within reason be within s. k. dili 1. dili ald ığı maaşın karşılığını vermek. dili çok endişeli olmak. kumsal. birinin vaktini ayırmasına değmek: It´s worth your while to learn Spanish.´s while İspanyolca öğrenmeye değer. -in k ıymeti/değeri (belirli bir miktar) olmak. i.o. -e bayılmak. . 2. haritadan silinmek. k. k. -e ac ımak: I feel sorry for those who work there. be wiped off the map k. k. dili (birinin) ne yapt ığının farkında olmak. birinin kavrayışı içinde olmak. (durumun) ne olduğunun be wise to fark ında ğın hiç gerisinde kalmamak. 1. dili . 1. 1.b. işinin ehli olmak. dili tehlikeli/çok rizikolu bir durumda bulunmak. Kendi entrikalar ının içinden kendi dünyas ında yaşamak. ak ıl kârı olmak. dü şman kıyıları üzerinde ele geçirilen çıkarma yeri. -den çok üstün olmak. dili birinin harcad ığı zamana değmek. ask. 2. 1. with/by (dert/keder) yüklü olmak: He was weighed down by his sorrow. be wrapped up in be written all over be/feel disinclined be/feel nauseous be/feel sorry for be/feel under the weather be/get chummy with be/get tangled be/live in a world of one´s own be/live on the razor´s edge be/make friends be/play truant be/skate on thin ice be/stand firm be/stand head and shoulders above beach beach buggy beachcomber beachhead 3. dersi asmak. be worthy of (ağrılar. vazifeden kaçmak. dili birinin ne demek istedi ğini anlamak. nefes nefese kalm ış olmak. k. dili This maaşın karşılığını vermek. elinin altında olmak. çok işe yaramak. k. k. 2. be worth one´s/its weight in gold k. -den bıkmış/usanmış olmak. genellikle (belirli bir şekilde davranmak/hareket etmek): He is wont to come early. (birine) s ırılsıklam âşık olmak.b.o. by malaria. plaj arabas ı. yüzünden akmak: His innocence was written all over his face.´s grasp be wont to be worked up be worried sick be worried sick be worth be worth one´s keep be worth one´s salt be worth one´s while k. ı olmak. i. -e razı olmak. Suçsuzluğu yüzünden akıyordu. 2. dili (kendini) bir ho ş/tuhaf hissetmek.. 1. duyabilmek. (yak ın olduğu için) işitebilmek. be with it be with s.

azarlama. boncuklar. 1. 1. i. (under) (zor bir duruma) dayanmak: She´s bearing up well. yenmek. kaçmak. ile ilgisi olmak. 2. -i fakirleri baya ğı etkiliyor. boncuk. fener. 2. (beat. i. gaga. sakal. (yaygı olarak kullanılan) ayı postu. boncuk gibi: beady eyes boncuk gibi gözler. geri çekilmek. Senin akatlanmak. f. sevinçle parlayan (yüz). tav ır. hayvanca. pestili ç ıkmış. hayvan./s. çakar. k. s. araba/saban oku. (yüzü sevinçle) parlamak. kiriş. -in sorumlusu olmamak. 1. hatıl. 2. i.t. vurmak. i. i. azarlama. zarara ğırlığını kaldırmaz. elinde bulunduran kimse. 3. çekilebilir. (bir şeye) delalet etmek. -in töhmeti alt ında kalmak. i. -in izlenmesi gerekmek. fazla bastırmak: Don´t bear da ilgisi olmamak. i. vazgeçmek. baskı v. 3. fasulye. 4. k. dövmek. 2. dili pazarlıkla fiyat indirtmek. unutmamak. kemere. sırık gibi kimse. borne) 1. polis memurunun devriyesi. mertek. galip gelmek. parlak. 2. Tarık´ın gazabını en çok o çekti. sakals ız. -e sabır göstermek. mil yatağı. . (yumurta) ç ırpmak. 5. üzerinde ta şıyan kimse. kerteriz. 2. Bunu -i unutmamak.. i. 1. (silahta) arpac ık. yatak. geniş ağızlı büyük bardak. müz. i. s. 1. i. 2. 1.b. 2. s. vuru ş. 1. 4. --en) 1. 3. hesaba katmak. s. den. f. -e hiç benzememek.b. i. 2.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek. 3. geri çekilmek. -e do ğru gelmek/ilerlemek. s. 2. i. (sald the brunt of Tar ık´s wrath. yaymak. kaldırmak: It won´t bear your weight. hal. 2. k.beacon bead beads beady beak beaker beam beam beaming bean beanpole bear bear bear a loss bear down bear down on bear in mind bear no relation to bear no resemblance to bear no responsibility for bear on/upon bear s. They have the right to bear arms. den. 1. darbe. aklında tutmak. sakallı. (saldırı. ışın. (bir şeyin) kanıtı/delili olmak. s. ta şımak. 1.o. Bu vergiak ılda tutmak: You should also bear this in mind. darbe sesi. 3.´nin) en ağır/şiddetli kısmını çekmek: She bore ırı. dili bin dereden su getirmek. Silah taşıma gayret etmek. (bore/eski bare. fasulye s ırığı. direk. davranış. İyi dayanıyor. out bear the blame for bear the brunt of bear the brunt of bear up bear watching bear with bear witness bear witness to bear/keep in mind bearable beard bearded beardless bearer bearing bearskin rug beast beastly beat beat beat beat a retreat beat a retreat beat about/around the bush beat down the price i. s. 1. i. -i çok etkilemek: This tax bears down on the poor. 1. tempo. işaret ışığı. dili çok yorgun. f. 4. (kalp) atmak. putrel. ile unutmamalısın. saçmak ( ışık). tohum. birini/bir şeyi doğrulamak/gerçeklemek. ipe dizilmiş boncuk. 5. çalmak (davul). tane. çarpmak. tahammül edilebilir. ayı. baskı v. -in suçunu üzerine almak. 2. tanıklık/şahitlik etmek. dikkate almak.

(down) -e yatacak bir yer vermek.come) 1. dili bo şuna uğraşmak. 2. up beat s. f. O kravat sana yak felce kutuplaşmak. 2.).o. s. k. birinin pöstekisini sermek. defetmek. dili birine fiyat indirtmek. tempo tutmak. f. kunduz kürkü. saldırıyı tamamen püskürtmek.t. (bahçedeki) tarh. f. nedeniyle. cezadan kurtulmak. k. yak ışmak. merak etmek. birini büyük bir yenilgiye u ğratmak. âşık. bak. sinirleri boşanmak. çoğ. . birini tekme tokat dövüp iyice h ırpalamak. güzelle ştirmek. bak. beau beautician beautiful beautifully beautify beauty beauty contest beauty parlor beauty queen beauty salon beauty shop beauty sleep beaver became because because of beck beckon become become paralyzed become polarized become/get anxious become/get hysterical (over) become/get suspicious becoming bed bed and board bed and breakfast bedbug bedclothes i. dili bo şuna uğraşmak. güzellik kraliçesi. (bir şey) (karşısında) çılgına dönmek. 1. k. güzellik. 2. down beat s. z. bak. aklanmak. 1. k. i. beat to windward beat/bang/hit one´s head against k. k. çoğ. yaraşmak: That tie becomes you. (çok) güzel. s. el/baş işaretiyle çağırmak.b. 1. 2. felç olmak. be. all hollow beat the air beat the bushes beat the rap beat time argo Defol! k. dövme (metal). güzel şey. a stone wall rekoru k ırmak.o. çürükler içinde b ırakmak. dövülmü ş.b. birini ezmek. yatak takımı. (boz) i.Beat it! beat off beat off the attack beat s. güzelce. kuaför. 2. beauty shop. 1. dili 1. beauty shop. beaten çiğnenmiş. tahtakurusu. i. argo 1. uygun. sevgili. 1. den. meraklanmak. dili birini fena halde dövmek. kadın berberi. (be. güzellik uzmanı. münasip. (kadına) âşık erkek. tam pansiyon.. birini cebinden ç ıkarmak. temize ç ıkmak. k.u ğramak. ışıyor.o. karyola. yatak ve kahvalt ı. kunduz. nehir yata ğı. şüphelenmek. dili bir şeyden çok daha üstün olmak. çırpılmış (yumurta v. kuşkulanmak. beat. havanda su dövmek. kastor. black and blue beat s. çünkü. güzellik uykusu. dili kovmak. down yatıp uyumak.).came. birini dövüp birinden çok daha üstün olmak. -i yat ırmak. k. güzel kad ın. 1. 2. orsas ına seyretmek. i. yatak. endişelenmek. 3. all hollow beat s. 2.o. 1. 1. i. güzellik yarışması. f. 3. 2. olmak. yol v.o. f. birinin posas ını/leşini çıkarmak. 2. bağ. -den dolayı. i. to a pulp beat s. (kad ınlar için) kuaför salonu. 2. 2. için. zool. become. güzellik salonu/enstitüsü. --s/--x üzerinden geçilmiş (patika. beat/break the record f.. to -e yak ışan. 3. dili birini öldüresiye dövmek. bak. s. i.. haybeye kürek çekmek. -diği için. kötürüm olmak. birini pes ettirmek. dili her yerde aramak.

i. i. sızlanıp durmak. ön ayak olmak. karyola. of -den dilemek. balarısı.Ö. yatak tak ımı. i..) milattan önce (M. (çoğ. i. pancar şekeri. anlatmaya sözcükler yetmemek. sebep olmak.. kayın. (çoğ. (be. arı kovanı. bak. (be. dostça davranmak. yatak yarası. meydana başlayanvücut bulmak. tek odalı apartman dairesi. --en) ba şına gelmek. biftek. i. (--ted. yak ında. ba ğ. i. --ging) 1.ten/be.). yatak örtüsü. s ığır eti.C. önce. önce. yak ışan. 2. kayın ağacı. dili kuvvetlendirmek. 1. -den önce. çok gürültülü ve kargaşalı bir yer.gan. beeves) sığır. 2. yatalak. f.. dilenci..gun. be. i.. i. i. f. düz hat. bedpan bedridden bedroll bedroom bedside bed-sit bed-sitter bedsore bedspread bedstead bedtime bee beech beef beef up beefsteak beehive beekeeper beeline been beer beer on draft beeswax beet beet sugar beetle beetroot befall befit befitting before before Christ before long before the wind beforehand befriend beg began beget beggar beggar description begin beginner i. 2. --ning) 1. f. 3. yol açmak. beet. f. sakaroz. i. rüzgâr yönünde. (B.got. i. --ting) 1. s. (yatakta kullan ılan) sürgü. 1. f. i. yard ım etmek. 3. banyosuz. f. fıçı birası. f. bed-sitter. yalvarmak. 2. arı. i.. düz çizgi. (be. ba şlamak.root) İng. evvel. i. pancar. yatak odas ı.). i. yerine. dürülü yatak. -den rica etmek. tımarhane gibi bir yer. kestirme yol.fell.Ö. z. edat 1. sefalete düşürmek. . argo şikâyet etmek. --s) argo şikâyet. yatma zaman ı. be..bedding bedfellow bedlam Bedlam broke loose. i. yatağın başucu. İsa´dan önce (İ. huzurunda. (çoğ. bak. 2. f. arı yetiştiricisi. i.. begin. k. bak. Kıyamet koptu. i. çabuk. --ting) yak ışmak. tercihen. z. işe yeni gelmek. i. tıb. i. uygun olmak. pancar. 2. 1. f.. çapk ın. başlatmak. balmumu. önceden. i. 2.got. mahvetmek. İng. önünde. f. k ınkanatlı böcek. i. İng. 2. babas ı olmak. be. bira. i.got. bot. i. i. kimse. (--ged. cephesinde. 1. i. tarifi imkâns ız olmak. s. arıcı. dilenmek. zool.

2.. i. seyirci. 2. 3. 4. göstermek. beget. İng. kuşatmak. davranmak. etrafını sarmak. gerekmek.beginning begonia begot begotten begrudge beguile begun behalf behave behave o. i. 2. fırlatmak. gözlemlemek. de ğil mi? 2. i. f. Belçika. püskürtmek. 1. 1. yanlış/sahte olduğunu i. 2. -in gıyabında. ısrarlı istek. 2. 1. dili hapiste. belabor. 1. f. . kellesini uçurmak. Belçikalı. We left them far behind. 1. bot. i. 2. i. -meli. baş. f. bakmak. 2. yaratık. f. İng. f. behavior. s. s. inanılır.held) 1. i.ing) 1.ly. başlangıç.. i. i. Çocuklar pe şinden koşuyordu. cezbetmek.. çan kulesi. (somut anlamda) pe şinden. ayartmak. i. -in arkas ından. 1. (bir şeyi) f. hareket etmek. çağın gerisinde. (be.. perde arkas ında.. begin. i. 2. içeride. f. bak. 1. f. 2. davran ışçılık. emir. terbiyeli davranmak. yakışmak. gecikmiş. f. Beyaz Rus. beget.. görmek. (bir şeyi) (birine) fazla görmek: You don´t begrudge me this vacation. insan. 1. geğirme. 1.. (--d. geride:istekleri üzerine bazen şarkı behind. i. vaktinden sonra. bak. bak.. 2. 1. do you? Bu tatili bana fazla görmüyorsun. davran ış tarzı. parmakl ıklar arkasında. Belçikalı. i. 1. s. O nokta üzerinde fazla durma.. be. muhasara etmek. (sahte bir şey) (gerçek bir şeyi) örtmek. ısrar: She would sometimes sing at the behest of friends.. demode. inanç. Belçika´ya özgü. iman etmek.. Arkada şlarının ısrarlı The children were running z. varlık. Behave yourself! behavior behaviorism behaviour behaviourism behead beheld behest behind behind bars behind bars behind one´s back behind the scenes behind the scenes behind the times behold beholden beholder behoove behove beige being belabor belabour Belarus Belarussian belated belatedly belch beleaguer belfry Belgian Belgium belie belief believable believe i. i. minnettar. f. s. dili hapiste.s. boynunu vurmak. Beyaz Rusya. k. f. 1. kaynak.. sanmak. varoluş. esas.. perde arkas ında. yak ışık almak. 2. f. f. behold. f. 2. 3. bak. inanmak. s. İng. parmakl ıklar arkasında. f. behaviorism. bak. gizlice. gecikerek. etrafını çevirmek. Terbiyeni tak ın! i. İng. begonya.. behoove. buyruk. Belçika. davranış. bak. bak. geğirmek. borçlu. geç kalmış. güçlü bir inanç duymak. i. z. aklını çelmek. Onları k. i. f. saptırmak. bej. oluş. f. bak.. içeride. üzerinde fazla durmak: Don´t belabor the point. Beyaz Rusça. s.

dolmalık biber. two floors below iki kat aşağıda.. i. bot. Aşağıdaki deniz maviydi. Sözüme inan! i. i. those below vasat a altında. sevgili. dili yumruk indirmek. i. 4. göbek atma. bellboy. 2.believe in believe in s. i. kıvırmak. denektaşı. dili göbek. dövüşken. bank. Oryantal dans. kemerle ba ğlamak. dövüşken. 2. i. kavgac ı. kayış. güzelavratotu. z. körük. 3. f. ç ıngırak. saymaca de ğerinin altında. i. i... savaşçı. i. dönemeç. Beliz´e özgü. 2. i. i. me. ölçüt. küçültmek. Belarus. seviye işareti. aşağıda. 1. k. z. s. kemer tokas ı. savaşçılık. 1. i. 1. zil. s. k ıvrılmak. bot. aşağıda. aziz. böğürmek. i. (birine) ait olmak: That table belongs to çoğ. den. karın ağrısı. çevirmek. birine güvenmek. 1. küçümsemek. kıstas. s. tic. f. belladonna. kolan. kuşak. e ğmek. eğilir. -e inanmak.. i. oryantal dansöz. 1. i. i. Believe me! believer belittle Belize Belizean bell bell pepper belladonna bellboy belle bellflower bellhop bellicose belligerence belligerent bellow bellows belly belly dancer belly dancer belly dancing bellyache bellybutton belly-up belong belongings Belorussia Belorussian beloved below below average below par belt belt buckle Belt up! bemoan bemused bench bench mark bend bend to/towards bendable bends beneath beneath contempt 1. kemer. f. 2. to (bir şey) (birinin) malı olmak. (bent/eski --ed) 1. s. bak. (kişisel) benim. bükülmek. 1. f. aşağıya: The sea beneath was blue. karın. dansöz. s. aşağıdan. şiddetle vurmak. çan. s. Belarussian. dirsek. Belizli. the river flowing below ınşağıda akan nehir. rakkase. bükülür. bükmek. ço ğ. z. Oryantal dansöz. kıvrım.. 2. edat aşağılık. k. şaşkın. 2. dili Sus!/Çeneni kapa! f. i. röper. to -in üyesi olmak: Bahri belongs to the Moda i. dalgın. (bir şeye) aklı yatmak. bağırmak.. sevgili.o. 1. bağlamak. O masa eşya. 2. f. 1. i. aşağıya: from below aşağıdan. tek.. kampana.. f. dövüşkenlik. sızlanmak.. bak. s. (bir şeyden) ağlayıp sızlayarak şikâyet etmek. . röper noktas ı. alçaltmak.. A şağıdan bir ses geldi. i. k.. kuşatmak. i. Beliz. k. 2. kavgac ılık. dili şikâyet etmek. From beneath there came a voice.. viraj. çançiçe ği. güzel kad ın. i. kavgac ı. 1. 2. 2. Beliz. i. 2.. 3. -e güvenmek. 1. dilber. inleyerek yakınmak. inanan. eğrilir. rezil. eğilmek. mümin. göbek çukuru. İng. aşağıdan. Belizli. bak. sıra. otellerde oda hizmetçisi çocuk. 2. üzüntüsünü belirtmek.

1. takdis. f. dili deli. 1.b. beside the mark beside the question besides besiege besmear besotted besought bespoke best best best bet i. s. (çoğ. yanı sıra. 3. iş. kirletmek. s. z. yanında. cömertlik. I´ll bet .s. s. yumuşak (hava). İng. bağış. sarho ş. Be. iyi huylu. i. yakayı bırakmayan. rü şvetçi.. -in dışında.sought/--ed) yalvarmak. -in etrafını sarmak/çevirmek. f. en iyisi. etrafını almak. bend. i.. -den ba şka. cömert. ısmarlama yapılmış. düzenbaz. -den konser. f. yan ına. faydalı. yalvararak. f.set.. 2. kim. 1. hayır işine bağışlanan para. bereketli (toprak). s./My bet is . hiç güvenilmez. rıhtımda palamar yeri. 1. 2. den. f.. i. 1.benediction benefaction benefactor beneficence beneficent beneficial beneficially beneficiary benefit benefit concert benevolence benevolent benign Benin Beninese bent bent benzene benzine bequeath bequest berate bereaved bereavement bereft bereft of beret berry berserk berth beseech beseechingly beset besetting beside beside o. İng. çılgınca hareket eden. benzen. vasiyet etmek. -e nazaran. -i ku şatma altında tutmak. yarar. bükülmüş. 1. 2. benzin. görev.. hayırlı. k. 2. s. bağışçı. üçkâğıtçı. yard ımseverlik. konu dışı. vâris. fayda.. -i kuşatmak. 1. bak. 1.. miras olarak b ırakmak. kendinden geçmiş. s. s. baskın çıkmak. edat 1. s. bak. 1. f.ese) Beninli. gemici ranzas istirham etmek. 1. hayırlı. 2. i. (taşıtlarda) yatak. kıvrık. i. yol/çare. üstelik. hayır işine para bağışlama. 3. edat 1. i. kâr gayesi gütmeyen (kurum v. yararlı. -in yarar ına olmak. matemliler. azarlamak. vasiyet. geçmek. beseech. s. cömertlik. z. konu dışı. s.). dili o biçim.. 2. 2. i. --ting) 1. 2. selim (tümör). 3. den. hayır işine para bağışlayan. -den istifade etmek: This yard -den yararlanmak. ısmarlama. den. 2. 4. i. bere. matem. iyi. cömert. Benin. -in yanında. k. Benin´e özgü. i. çılgın. yenmek. (good ve well´in enüstünlük derecesi) en iyi. manevra alanı. hayırlı. ayrıca.. -e yararlı olmak. Benin. hırsız. iyi.. f. s. 1.. bağış. s. hayır işine bağışlanan para. ısmarlama iş yapan. i. bağış. matemli. eğri. k. f. 5. dili hilekâr. yaslılar. (be. ı./I´m willing to bet . f. çatlak. -e yararı dokunmak. hakk ından gelmek. yas. mirasç ı. aptal.. i.. -e s ıkıntı vermek. 1. z. ha şlamak. yumu şak huylu. 2. yard ımsever. i. s. 2. (ölüm nedeniyle) kayıp. etli ve zarlı kabuksuz meyve. 2. Bahse girerim ki en iyi . i. i. Beninli. yararlanan kimse.nin.. 4. 1. yaslı. i. yitirme. 2. 2. f. yard ımseverlik. (gemiyi) rıhtıma f. yard ımsever. en ho ş. i. -den yoksun kalm ış: bereft of strength kuvvetten düşmüş. 2. kaybetme. başına üşüşmek. from ım amacıyla düzenlenenfaydalanmak. 3. (be. iyicil. ranza.. bulaştırmak. 4. yararlı bir şekilde.. kutsama. en uygun. . sersem. 2.

söz aram ızda. z. -e ayrıcalık tanımak. f. son derece. e ğilim. ihanet etmek. 1. yetişilmez. her iki(bet/--ted. dili söz aram ızda. k. i. içecek. daha iyi bir şekilde. -den öte. pah. -e iltifat etmek. 3. --ing/--ling) pahlamak. ihsan etmek. f. hain. (be. z. i. 2. büyülemek. 2. daha çok. (good ve well´in üstünlük derecesi) 1. dili eş. bias me against him. şüphesiz. 2. s. pahlanm ış. f. vah şi. daha güzel. me şrubat. -e hayıflanmak. şaşırtmak. ilâ: laf/söz aram ızda. Butan´a özgü. 1. 2. verev. k. i. (birini) (belirli bir şekilde) etkilemek: They tried to s. --ting) 1. hayvana ait. bet he´s there. -e alamet olmak: It betides good. f. 1. (--red. O güzeller evi(bir şeye) ağlamak. s. i. Bence orada olmas ı kesin. bahis. s. Butan. tartışmasız. aras ında: between Kadıköy and Üsküdar Kadıköy ile Üsküdar arasında.strid) 1. s. dili Emin olun. daha iyisi. 2.strode. 2. hıyanet. üstünlük. i. between the two of them ikisi arasında. kabaca. mama önlü ğü. aldatmak. Butan. iddia. (on/upon) (-e) vermek. şüphesiz.ese) Butanlı. ötede. ötesinde. erişilmez. kaba. . (birinin) ba şına gelmek: Woe betide them! Başlarına taş yağsın! 2. z. şev. f. sak ınmak. büyüleyici. arasında. çoksatar. f. O hayra alamet. 1. göstermek. i. şaşkınlık. kahkahalar ıyla çınlattı. sayısız.den/be. öbür dünyada. 2. 1. vahşice. i. önyarg ılı.best man best seller bestial bestially bestir bestow bestow favors on bestride bet Bet your boots. kuvvetle sanmak: f. önyargı. kuşkusuz. edat 1. 1. i. cezbetmek. pahlanm ış kenar. sayılamaz. 2. (çoğ. k. ele verme. kalabalık bir grup: That bevy of beauties made the house ring with laughter. bahis tutu şmak. sersemletmek. 1. yerinden oynatmak. s. Bhu. bacaklar ını ayırarak binmek. between between you and me between you and me and the gatepost between you and me and the lamppost bevel beveled beverage bevy bewail beware bewilder bewilderment bewitch bewitching beyond beyond doubt beyond measure beyond number beyond price beyond question beyond the veil beyond/out of reach beyond/past redemption Bhutan Bhutanese bias biased bib sağdıç. f. ihanet eden. kurtarılamaz. 2. tarafında/yakasında bulunmak/uzanmak: Istanbul bestrides two Ik. f. dili eş (kadın/erkek): Where´s your better half? Eşin nerede? Hiç olmamaktansa vars ın geç olsun. 2. şüphe götürmez. -den sonra: Beyond there there´s nothing but mountains. kuşkusuz. büyü yapmak. 1.strid. 2. hayvana yak ışır şekilde. f. f. öteye. daha iyi. hayvanca. Beni onun aleyhine çevirmeye i. i. be. ötesi. çok dikkat etmek. betide betray betrayal betrayer better better and better better half better half Better late than never. edat 1.tan. gözünü açmak. 3. paha biçilmez. Butanlı. i. --ring) harekete geçirmek. hayvan gibi. ele vermek. i. gittikçe daha iyi. (--ed/--led. bahse girmek. 1. Oradan öte da ğdan başka şey yok. f.

iki yüzüncü yıldönümüne ait. çoğ. i. karbonat. bifokal gözlük. aksilik. --d) 1. aç ık artırmada fiyat artırmak. i. karina. --den/bid.önermek. dili kodaman. iki dilli. 2. i. z. (kapalı) bisiklet park yeri. s. saçmal ık. s. 2. büyük. beklemek.. (bid. 3. i.Bible Biblical biblical Biblically biblically bibliography bicarbonate bicarbonate of soda bicentenary bicentennial biceps bicker bicycle bicycle shed bid bid bid farewell bid s. Kutsal Kitap. i. bağnazlık. i. aksi. i. etkili. kin. huysuz. 1. 2. demek. 1. mutaassıp. 1. . Kitabı Mukaddes´le ilgili olarak. bağnaz. dili bisiklet. çekişmek. bağnaz. s. Biblical. bak. Biblically. söylemek.. s. i. atışmak. giri şim. öd.ceps) anat. pazı. safra. k. terslik. Kitabı Mukaddes´e ait. s. bicentennial. f. dev şirketler. k. s. kaynakça.2. k. sintine. ters. i. iri. bikarbonat. f. 2. sabretmek. tabut taşımak için kullanılan tekerlekli sedye. dili Bilge´nin kazanmas ı kesin. bisiklet kullanarak gitmek. teşebbüs. s. --ding) 1. iki taraflı. f. 2. dili kodaman. k. i. safraya ait. dayanmak.. bilingual bilious i. birine veda etmek. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenme. çift odaklı. bisiklet. k. bak. s. bir şeyin zamanını beklemek. emretmek. Kitabı Mukaddes. oturmak. farewell bide bide one´s time bide one´s time biennial bier bifocal bifocals big big business big gun big shot big shot/wheel big wheel bigamist bigamy bighearted bigness bigot bigoted bigotry bigwig bike bikini bilateral bile bilge Bilge can´t help but win. kumanda f. i. garaz. uygun zaman ı beklemek.. argo kodaman. iki yılda bir olan. s. veda etmek. büyüklük. i.. f. Eski ve Yeni Ahit.. den. i. 1. i. öneri. taassup. s. önemli.. bi. huk. huk. 3. etmek. 1. iki kenarlı. briç deklarasyon yapmak. --ding) 1. (bade/bid. dili kodaman. (çoğ.. dili kodaman. bikini.. huysuzluk. bifokal. s. bibliyografya. eli aç ık. iki yüzüncü yıldönümü. cömert. resmen evliyken ba şka biriyle yasadışı olarak evlenen kimse. i.o. öde ait. bisikletle gitmek. ayaklı tabut altlığı. i. i. 2. k. z. i. bak. 2. kocaman. s. mutaassıp. dar görüşlü kimse. yıkılmamak. (--d/bode. i. münakaşa etmek.

sandık. 1. trilyon. çevreye zarar vermeden toprakta çözünebilen.bin odunluk. poliçe. (bound) 1. dalgalanmak. sarmak. yaşamöyküsü. (yelkeni) şişirmek. i. ba ğlamak. 1. dalgaland ırmak. i. çok fazla içki içilen süre: He goes on a weekend binge every now and then. menü. i. dirimbilimci. hu ş. i. i. sağlık belgesi. 2. hesap. i. 1. 2. bağlayıcı. i. yemek listesi. 1. (dar bir giysi) 2.. 2. ciltleme. i. insan haklar ı beyannamesi. 3. (duman) buram buram çıkmak. dili cop. f. 3. ciltevi. biyolojik. kuş kafesi. biyografi. bilardo. –– hall bilardo salonu. i. 2.B. poliçe. 1. yemek listesi. i. biyokimya.bilk bill bill bill of exchange bill of exchange bill of fare bill of fare bill of health bill of lading bill of lading bill of rights bill of sale billboard billfold billiard billiards billion billow billowy billy billy goat bimonthly bin binary bind binder bindery binding Bing cherry binge binoculars biochemistry biodegradable biographer biographical sketch biography biological biological clock biological warfare biologically biologist biology biped bipedal birch bird bird cage f. cüzdan. biçerba ğlar. 3. yer: coal bin kömürlük. . 2. (iki Aras bak ılabilen) dürbün. ya şambilimsel. (kömür. s. i. iki ayaklı. Betula.b. teke. doland ırmak. i. gözleıra hafta sonu boyunca içki içmekten başka bir şey yapmaz. tah ıl v. ilan tahtas ı. fatura. s. tutkal. ikili. 1. f. teke. i. erkek keçi. 4. zorlayıcı. Napolyon. i. 1. biyolojik sava ş. i. biyoloji. cilt. erkek keçi. dirimbilim. iki ayaklı hayvan. kandırmak. kuş. bilyon. i. i. ya şambilimci.rahats ız etmek. 3. İng. biyografi yazar ı.´ni saklamak için) kap. –– ball bilardo topu. s. gaga. milyar. wood çift. biyolojik saat. (büyük) dalga. i. kambiyo senedi. 2.D. s. fatura çıkarmak. dirimbilimsel. ya şambilim. dalgalı. kanun tasarısı. kambiyo senedi. fazla sıkmak. i. bot. kâ ğıt para. z. konşimento. iki ayda bir olan. i. 2. hayat hikâyesinin özeti. (yelken) şişmek. k. 1. A. manifesto. çok (duman) s. aldatmak. fatura. 1. 2. s. 2 kenarını tutturmak. kenar şeridi. konşimento. ayda iki kez olan. f. s. i. biyolojik aç ıdan. ciltçi. biyolog. i. Napolyon kirazı. biyolojik olarak. i. ciltlemek.

i. s. doğma. matkap. göçebe kimse. s. şirret. doğuş. k ırıntı. 2. bo şboğazlık etmek. yırtıcı kuş.. 1. dili elde olan yararlı şey. bizon. siyah. i. i. lokma. biseksüel. bilg..ten) 1. 3. 1. 1. fil. acayip. 1. bi. acı. f. k. 2. k. 2. soy. 1. 2. bisküvi. zift. s. f. s ızlanıp ısırmak. ziftli. i. 2. i. tükenmez. zenci. 2. --bing) gevezelik etmek. k. keskin. işlere/işe girişmek/kalkışmak. doğum kontrolü. delgi. nüfus kâ ğıdı. 1. 2. 2. dili şikâyet etmek. iyi ve kötü. sert. ac ı. hem ac ı hem tatlı. çörek. f. 2. 1. ac ı. 2. 2. bite. şekersiz. 2. zenci. 1. s.bird in the hand bird of passage bird of passage bird of prey bird of prey bird sanctuary bird watcher birdcall birdhouse birds of a feather birds of a feather bird's-eye bird's-eye view biro birth birth certificate birth control birth defect birthday birthmark birthplace birthrate biscuit bisexual bishop bison bit bit bit bit by bit bitch bite k. doğum yeri. 1. bitüm. karanl ık. s. i. kuşların avlanması yasak olan yer. bak. tükenmez kalem. 3. dırdır etmek. i. şboğaz. durmak. çift cinsiyetli. 1. (soğuk veya bite off more than one can chew ısırık. biçimsiz. s. 2. ikie şeyli. bite. bo i. f. dili huylar ı birbirine benzeyen kimseler. doğum. bak. piskopos. 1. İng. lokma. kuş gözlemcisi. (çoğ. başlangıç. i. i. geveze. doğuştan olan özür. acı (söz). i. 2. i. i. parça. (nüfusa göre) do ğum oranı. yaş günü. satranç i. dili cadaloz kadın.o. tuhaf.. İng. doğum lekesi.. kara. yava ş yavaş. . elde olan fırsat. bit. kara. siyah. azar azar. (balık) oltaya vurmak. (soğuk) yakmak. doğum günü. (bit. parça. i. dili ba şından büyük (içkide) sertlik. kuş evi. dili (zor bir) karar almak. kafadarlar. katran. kuşbakışı. (--bed. s. 1.son) zool. bite one´s lip bite s. gem. k. 3. kirli. kasvetli. kancık. bitter (çikolata). bitümlü. her iki cinse karşı erotik istek duyan. zift gibi. şiddetli. k. 1. i. kuş cenneti. göçmen ku ş. keskin. bit. 3. i. dişi köpek. s. kaynak. 2. s. 4. rüzgâra özgü) (öfkesini/üzüntüsünü belli etmemek için) duda ğını ısırmak. garip..´s nose off bite the bullet biting bitten bitter bittersweet bitumen bituminous bituminous coal bizarre blab Black black birine ters cevap vermek. yırtıcı kuş. biseksüel. zenci. 2. madenkömürü. f. k. 1. ikicinslikli. göçmen ku ş. i. kuş ötüşü. i. dili bir yerde ancak geçici bir süre için kalan kimse. 1. ısırıcı (rüzgâr).

başı siyah olan sivilce. s. kara liste. i. 2. 1. ailenin yüzkaras ı. f. i. k. dili saçma. 2. kabahatli. karadut. 3. suçsuz. 1. karartmak. 2. alçak kimse. 1. f. smokin. ince uzun yaprak. suçu (birinin) üstüne atmak. 1. i. edepsiz. karaborsa. kara ısırgan. 4. siyah pars. siyah göz.. iftira etmek. i. i. asfalt. i. kara listedekilerin kayıtlı olduğu defter. i. kara kutu. lekelemek. dili grev kırıcı. i. 2. kılıç. morarm ış göz. i. f. i. 1.black and white black belt black book black box black coffee black cumin black eye black horehound black leopard black list black magic black market black mulberry black out black pepper black pepper black plague black sheep black tie black-and-blue black-and-white blackball blackberry blackbird blackboard blacken black-eyed pea. gözü kararmak. i. hav. f. sütlü pelte. . kara tahta. s. sidik torbas ı. karalamak. karabiber. şantaj. karşı oy kullanmak. i. kara liste. karartmak. i. bezdirici. tadı bebek maması gibi ve hazmı kolay olan (yemek). kara leke. göz kararmas ı. şantajcı. cop. 2... i. demirci. suç. (--ped. 2. -i kara listeye almak. karartma. 1. kabahat. cowpea blackguard blackhead blackjack blackleg blacklist blackmail blackmailer blackness blackout blacksmith blacktop bladder blade blah blame blameless blameworthy blanch blancmange bland 1. İng. benzi atmak. 1. s. 2. siyahlık. 3. sütsüz kahve. rezil. alçak. kısa süren şuur kaybı. (kötü bir amaç için yap ılan) büyü. s. i. çürük. can s ıkıcı.. siyah beyaz resim. --ping) asfaltlamak. i. i. paluze. siyah beyaz: black-and-white television siyah beyaz televizyon. s. (kürekte) pala. küfretmek. mesane. 2. köpekotu. i. judo siyah ku şak. karalık. s. çöreotu. 2. (kabu ğunu soymak için) (bademi) biraz haşlamak. bir suç veya ba şarısızlığın sorumluluğu. 2. kimsenin dikine gitmeyen. 1. f. sövüp saymak. nalbant. k. 1. k ısa bir süre için şuurunu kaybetmek. börülce. i. kara veba. morarm ış. yazı. töhmet. ayıplanacak. karatavuk. anat. 2. s. i. f. şantaj yapmak. (bıçak) ağzı. f. siyah papyon kravat. 1. böğürtlen. bot. f. masum. karabiber.

i. 1. çok tiz ve anlık elektronik ses. açık. blender. kurus ıkı fişek. sızlanmak. yüzünden akan. İng. f.. i. 1. rüzgârdan korunmasız.. a ğartmak.with these 3. leke. ilan etmek. out Bless you! blessed blessing i. 2. i. borununkine benzer ses. yangın. m ızırdanmak. Allah kahretsin! s. i. 2. usanm ış. 1. i. ağaçların gövdelerinde çentikler açarak yeni bir yolun geçişateşe tutmak. açık ciro. kurusıkı fişek. kusur. 5. 1. 1. sergilemek. dili ıtlık olası.. harman. k. dili s. i. (yol olmayan bir yerde) yol atın alnındaki beyaz leke. kutsal. f. battaniye. 1. kutsanm ış. hayırdua. 3. Allahın Allah sana bu çocuklarher Allahın günü. 2. 1. i. alevler: the blaze of the fire yang ının alevleri. hata. kanayan. s. 1. blazer. anlamsız. i. eritme oca ğı. 1. ile uyumlu olmak. piyangoda bo ş numara. beyaz. f. boş boş. . ongun. 1. 1. i.: every blessed day ı ihsan etmiş. i. 2. bip. 3. f. meleme. 2. teşhir etmek. parlaklık. i. f. birden parlamak. bak. -e ateş etmek. drought. 1. yanan şey. i. 1. sar ıp sarmalamak. (göze çarpan bir şekilde) ilan etmek.. (roket) uzaya f ırlatılmak. kutsama. (bled) 1. herkese f. melemek. beyazlatmak. 4. -i hararetle yapmak.blandishment blank blank cartridge blank check blank endorsement blank verse blankbook blanket blankly blare blasé blaspheme blasphemy blast blast furnace blast off Blast! blasted blasting cap blatant blaze blaze a trail blaze a trail blaze away at blaze up blazer blazon bleach bleachers bleak blear bleary bleary-eyed bleat bled bleed bleeding bleep blemish blend blend in blender bless bless s. yava şça katmak. dili birini ha şlamak/azarlamak. bak. bir tür aç ık tribün. kanamak. 1. 2. çamaşır suyu. iç aç ıcı olmayan. 2. küfür. takdis. k. ç ığır açmak. açık çek. bip sesi çıkarmak. öfkeli parlama. infilak. 2. (soğuk/sıcak) (bitkiyi) kavurmak. 2. f. 1. f. karışım. 3. soğuk ve kasvetli (hava). kandırmak için söylenen veya edilen iltifat. f. 2. (göze çarpan bir şeyle) donatmak/kaplamak. f. yazısız. yapmak. kör olası. 3. küfretmek. 2. nimet. 2. kötü. 3. arma. harmanlamak. gürültü yapan. s. i. bleary. k. boş. kafiyesiz on heceli nazım şekli. z. i. 1.. Allah hakk ında kötü konuşmak. -e boş boş boru sesi. f. sızlanma. Allah hakk ında kötü konuşma. boru gibi ses çıkarmak. 1. kar ıştırıcı. s. ç ığır açmak. yıkmak. k. 2. 1. uymak. spor ceket. gözleri sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış. alev alev 1. tahrip etmek. f. karıştırmak. 2.the İng. yazısız kâğıt. 2.bezgin. takdis etmek. ünlem. not defteri. s. i. apaç ık. bleed. boş gözlerle: look blankly at -e anlamamış gibi bakmak. dili Allah ın belası. rüzgâra açık. dili ac ımak. i. K kör kurbanları için içim kan ağlıyor. bakmak. maden yakmak. 1. patlama. (--ed/blest) kutsamak. 2. sulanm ış/çok çapaklanmış/kızarmış (göz). dili çok e ğlendirici bir şey. -i yerini işaretlemek. dinamit tapas ı. kan ağlamak: My heart bleeds for the victims of 2. f. children. s. yüksek ses. k. söylemek. . i. 2.o. 1. 2. harap. s. s. 2. 3. mızırdanma. k. s. Çok yaşa! be blessed with (Allah) (birine) belirli bir nimeti bağışlamak: You´re blessed 2.

i. kör etmek. f. blok. abluka etmek. şişmiş. eksiksiz bir mutluluk. (deliği/boşluğu) doldurarak kapamak. 2. i. (kumaşı/kitabı) kalıpla basmak. kan bankas ı. 2. i. 1. İng. kan bankas ı. i. azarlama. afet.. tipi. bak. k. kan. açmaz. dili adam. şişko. ç ıkmaz sokak. çıkmaz. gözü ba ğlı. 2. saçma. göz k ırpmak. k. tıkamak. soldurmak. i. blokaj.. 2. kan sayımı. i. i. f. âmâ. 1. (retinada) kör nokta.. neşeli. göz kırpma. 2. 1. at gözlü ğü. abluka.iki s ıkım hardal. s. i.leş). kurutmak. küf. sinyal lambas ı. fiske. f. saçmalamak. s. 1. 2. anat. körlük. büyük mutluluk. şiş (karın. ablukaya almak. den. şen. f. i. s. at gözlüğü. sarışın (kadın). su toplamak. dangalak. 4. 1. . i. i. 1. arkadaş. gamsız. katliam. 3.´ne gitme. i. i.blessing out blest blether blew blight blind blind alley blind as a bat blind date blind in one eye blind spot blinder blindfold blindfolded blindly blindness blink blinker bliss blissful blister blithe blithely blitz blitzkrieg blizzard bloat bloated blob bloc block block and tackle block letter block print block up blockade blockage blockhead bloke blond blonde blood blood bank blood bank blood bath blood count blood feud k. two blobs of pol. f. f. bir gözü kör. tıkamak. soy. f. k. i. blok. mustard i. kabarc ık. neşeli/şen/tasasız bir şekilde. kabartmak. i. z. gözbağı. k ıvamı koyu iri bir damla: a blob of paint bir boya damlası. büyük parça.. s. 1. s. kamaştırmak. bak. 2. İng. jaluzi. yıldırım saldırı. kabarmak. blok. mahvetmek. kör. avcıların avlarından gizlendiği 1. önceden tan ışılmayan biriyle eğlence yeri. dili mankafa. palanga. (devamlı) yanıp sönen sinyal lambası.. ç ıkmaz (sokak). sarışın (erkek). i. 2. pürneşe... 1. gözlerini ba ğlamak. lokanta v. i. İng. 3. k. 1.. f. i. çoğ. 2. şişirmek. f. kavurmak. kesmek. i. f. kör gibi. bak. büyük bina: block of flats apartman. parsel. blitz. f. kendi önyarg ısının insanı anlamaktan engellediği konu. İng. 1. dili yağ tulumu. stor. tıkanma. bless. oto. 1. tıkama. sarı (saç). 2. 2. kan davas ı. kitap yazısıyla yazılan büyük harf. office block (bürolar ın bulunduğu) iş hanı. i. İng. gözünü almak. tasasız. mantar. kabartmak. s. çakar. dili kör gibi. çok mutlu. dili ha şlama. s. 3..b. 2. blow. z. i.

1. aksi. dili ans ızın gelmek. away blow s. tansiyon. bozmak. diyet. kan tahlili. (fırtına) dinmek. fiske. k. 1. kabart ı. kanlı. kendi reklam ını yapmak. üfleyip söndürmek.o. i. gömlek.. kana susamış. 2. kan gibi. adamakıllı. k. i. çiçek vermek. i. k ızmak. İng. böbürlenmek. dili 1. lekelemek. papyebuvar. k. 3. s. zalim. i. çiçek açm ış. cowl. dili 1. 4. 2. kurutma kâ ğıdı. dili k. 1. k. tansiyon. k. 3.. k. k. 3. tüyler ürpertici. k. 1. kan damar ı. (açılmış) çiçek. Rüzgâr atmak. külahını uçurdu.. s. birine çok keyif vermek. ile kurutmak. kan grubu. kan zehirlenmesi. bak. gençlik. 2. --ting) 1. 2. ateş ederek birini öldürmek. i. İng. 2. f. argo kör olası: That blooming telephone! O kör olası telefon! i. birini çok şaşırtmak. kurutma kâ ğıdıortadan silmek. f. 4. dili karars ız olmak. 1. lekelemek. (--ted. 2. f. dili (rüzgâr) çok sert esmek. vuru ş. canlanmak. sigortayı attırmak.blood feud blood group blood money blood poisoning blood pressure blood pressure blood sugar blood test blood transfusion blood transfusion blood type blood vessel bloodcurdling bloodshed bloodshot bloodthirsty bloody bloody-minded bloom blooming blossom blot blot out blotch blotter blotting paper blotting paper blouse blow blow blow a fuse blow great guns blow hot and cold blow in blow one´s brains out blow one´s cool blow one´s nose blow one´s own horn blow one´s own horn blow one´s own trumpet blow one´s top blow one´s top/stack blow out blow over blow s. dili tepesibacan ınöfkelenmek. yok etmek. ba şına kurşun sıkmak. inatçı. 1. s. çok k ızmak. 2. s. duraksamak.. İng. 1. 1. sümkürmek. dili bayağı.´s cover blow s. s. leke. 1. k. (blew. kan şekeri. 2. dili kendi borusunu çalmak. k. s.o. blotting paper. kana susam ış. bahar açmak. f. gaddar. kiralık katillere verilen para. kan grubu. uçmak: The wind has blown off the chimney2. çiçek. uçurmak. esmek. lekelenmek. dili tepesi atmak. k. leke. birini vurmak. --n) 1. 2. mürekkep lekesi. başına kurşun sıkarak intihar etmek. k. kan bas ıncı. düşmek. k. birini çok heyecanland ırmak. dili 1. (lastik) patlamak. övünmek.o. dili birinin gerçekte kim oldu ğunu göstermek. 1. i. 3. unutulmak. 2. birini çok şaşırtmak.. parlamak. solumak. 2. kurutma kâ ğıdı. darbe. çiçek açmak. üflemek. geli şmek. 2. ayıp. dili tepesi atmak. hunhar. kusur. bahar. meyve üzerindeki bu ğu. kan nakli. bluz. dili kör olası. anat.´s mind kan davas ı. k. f. kan nakli. 2. kan dökme. 1. tazelik. geçmek. dili tepesi atmak. k. 2. 2. dili kendi reklam ını yapmak. i. kan çana ğına dönmüş (göz). canavar ruhlu. .

. bulanıklaşmak.´s mind blow s. 2. k. bir çeşit küflü peynir. birini bir şey yapmaya zorlamak. böbürlenme. into doing s. plan. çivitlemek. s. 2. körletmek. 1. 1. zool. (--red. işçi sınıfına ait. pürmüz lambas ı. pansiyoner olmak. patlatmak. (kum.. k. asilzade. birinin aklını başından almak. i. bataklık v. tepesi atmak. blöf. yat ılı öğrenci. bulanık. süpet. blucin. i. pürmüz. s. göztaşı. çançiçe ği. i. i. yatılı okul. 1. proje. mavi renkli. i. i. 2. 1.t. gaf yapmak.. Campanula. sözünü sak ınmayan. i. s./s. kurus ıkı atmak. 1. supet. cop. çayüzümü. yabandomuzu. tasarlamak. üstüne tahta çakarak kapamak. --ring) bulan ıklaştırmak.. kör. 2. (şiddetli rüzgârın çıkardığı) uğultu. to smithereens blow the lid off blow up blow-by-blow blow-dry blowjob blowout blowtorch blowup blubber blubber bludgeon bludgeon s. herhangi bir alanda en büyük ödül.o. f. blöf yapmak. f. f. şişirmek. ağır bir cisimle vurmak. 1.t. 2.blow s. hüngürdemek. k ısa ve kalın sopa. f. kavga. i. 1. belirsiz bir şekil.b. fart furt etmek. 2. i. mavi. kaba penisi a ğızla uyarma. borda. i. 1. s. yönetim kurulu. mavimsi. f. (blow-dried) kurutma makinesiyle kurutmak. (rüzgâr) şiddetle esmek. dili efkârl ı. havaya uçurmak. i. mavi kopya ç ıkarmak. gaf. mavi. aristokrat. i.b. yönetim kurulu. yönetim kurulu. i. kurusıkı. tok sözlü. şatafatlı davet. 1. patlama. f. dili patlamak. mavimt ırak. kızartı. 3. 2. büyütmek. k. k. 2. yatılı okul. out ağzından kaçırmak. 1. kereste. s. 2. s. yüzü k ızarmak. f. dili birini hayrete dü şürmek/şaşkına çevirmek. s. aristokrat. hüngür hüngür a ğlamak. den. 2. pansiyon. azaltmak. dili (insan vücudundaki) yağlar. 1. 5. oyun tahtas ı. çivit. satranç v. 3. soylu kimse. k. küplere binmek. i. pansiyoner. pot. lastik patlamas ı. mavi kopya. i. blue blue blood blue blood blue cheese blue jeans blue ribbon blue vitriol bluebell blueberry bluecollar blueprint bluff bluff bluing bluish blunder blunt blunt blur blurry blurt blush bluster boar board board of directors board of managers board up boarder boarding house boarding school boarding school boardwalk k. bir şeyi/birini paramparça etmek. 2. 4. 2. 4.o. dili büyük parti. f. patlamak. kızarıklık. bot. tahta. 1. f. f. i. 2. dili aç ığa vurmak. f. sarp ve yüksek k ıyı/kaya. 3. f. i. f. 2. mavi renk. ayrıntılı. fart furt. agrandisman yapmak. balina ya ğı. üzerindeki) tahta yaya kaldırımı. (vapura/trene/otobüse/uça ğa) binmek. 1. pot k ırmak. i. keskin olmayan. i. 1. i. i.o.

k. makara. kilit i. koruma görevlisi. (--ged. 2. insanı hayrete düşürmek. 2. 1. sık sık f. siyah harfler. alagarson saç. 2. f. tamamen. ceset taşımayamiktarfermuarlı torba. kısmak. 2. arka arkaya bağlı çifte kızak. 3. desteklemek. i. 4. kaynayarak buharla şıp yok olmak. 2. f. kaynatmak. kaynayarak suyunu çekmek. c ıvata. i. kötüye işaret/delalet etmek. Bolivya´ya özgü. s. baloney.. i. i. bak. How i. 4... bedensel. matb. sürgü. s. koruma. i.. tuvalet. 1. k. beden. kolgüçlendirmek. i. i. i. çabuk eğilip kalkmak. 1. tulum (giysi).. Bolivya. bilg.. matb. yarışta kullanılan kızak. (up) 1. 2. 2. buhar kazan ı. vücut. yüznumara. k.. z. kaynamak. i. 1. hela. z. 3. --bing) 1. bak. i. siyah (harf). k ısaltmak.. -ging) f. yastık. 5. bide. i.. 2. dili polis. İng. şiddetli. bilg. iyiye işaret/delalet etmek. f. sandal. haşlamak. 3. i. minder. f. kurallara karşı gelen. i. Bolivyalı. övüngen. tümüyle. 2. 2. cesaret. matb. miktar: a body of information bir özgü bilgi. i. i. uzun yastık. s. fırlayıp kaçmak: When the pickpocket saw the yıldırım. sallanmak. 1. kaba kenef. 4. korsaj. gövde. yat gibi) tekne: What time does the boat leave? Vapur kaçta kalk ıyor? I´ve got a new boat.. ceset lake is a body of water.. dili. ha şlanmak. 2. çabuk eğip kaldırma veya eğilip kalkma hareketi. ölü sayısı. (çoğ. İng. cesur. madeni saç tokas ı. bobin. bütünüyle. kayıkhane. ufak i ğ. i. k. çıban. (--bed. i. fırlama. sürgülemek. 1. f ırlamak. kad ın yeleği. çabuk e ğip kaldırmak. gözüpek. cesaretle. siyah (harf). 2. bob) ık sık alçalıp yükselmek. gürültülü. olta mantarı. 1. Göl bir vücut geliştirme.. kaynama noktas ı. . yastıkla beslemek. (gemi. düzme. f. dili asi. s. cüretli. -e delalet etmek. at/over -e tak ılıp tereddüde düşmek. vapur. İng. övünmek. yapma. f. çekülün ucundaki a ğırlık. kitle: A torbası. kütle. sİng. İng.. fırtınalı. ask. ceset. (kaynarken) ta şmak. dili şilin. sahte. köpürmek. 1. 1. 2. 1. s. dili tepesi atmak. s. 2. -e işaret etmek. yüreklilik. serkeş. Bu otel iki yüzme havuzu ve bir saunas ıyla s. 1. 1. karoser. bataklık.boast boastful boat boathouse bob bob bob bobbin bobby bobby pin bobsled bode bode bode ill bode well bodice bodily body body bag body building body count bodyguard bog boggle boggle the mind bogus boil boil boil away boil down boil over boiler boiler suit boiling point boisterous bold boldface boldfaced boldly boldness Bolivia Bolivian boloney bolshy bolster bolt bolt of lightning f. Bolivyalı. (saçı) alagarson i. Yeni bir sandalım var. s. kaçış. özü kalana kadar kaynamak. 1. 3. kazan. Bolivya. demiri. 2. bilg. -e sahip olmaktan gurur duymak: This hotel boasts two swimming pools and a sauna. at ılgan.

i.. i. argo 1. rezervasyon yaptırmak. dili çok çalışmak. s. vuru k. yolunuz aç ık olsun. ilişki. kemik.. k. gürbüz. 3. beklenmedik kazanç. k ılçık. 1. k. bombard ıman uçağı. kefil. bubi tuza ğı... hoş. tumturaklı. salak. argo televizyon. zarif. kefil olmak. f. 1. kupkuru. i. i. ask. prim. i. topa tutma. s.. 4. f. 1. kılçıklı. topa tutmak.. mankafa. k. f. s. argo ayvalar. tahvil. i.kulübü. i. dili aptalca hata. 2.bolt upright bomb bombard bombardier bombardment bombastic bomber bombshell bon voyage bona fide bonanza bond bond paper bondage bonded warehouse bondholder bondsman bone bone bone china bone for an exam bone meal bone of contention bone up on a subject bone-dry bonehead boneless boner bonesetter bonfire bonito bonk bonkers bonnet bonny bonus bony boo boob boob tube boo-boo boobs booby booby prize booby trap book book club dimdik. i. farlar. külü kat ılarak yapılan porselen tabak. s ıska. aptalca hata. i. çoğ.. İng. i. i. 2. aşk yapmak. k.. dili vurmak.men (bandz´mîn) i. i. çoğ. argo aptalca hata yapmak. darbe. İng. bono. s. 4. balina (çubuk). 1. kemiklerini/k ılçıklarını ayıklamak. sıkıştırmak. argo -i sikmek. k ısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek. bombalamak. kitap. bombac bomba etkisi yapan. oto. 2. hakiki.. i. i.. ahmak. sıhhatli. kırıkçı. bağcıklı bone. (bombard ıman uçağında görevli) bombacı. gümrük antreposu. İng. s. 2. 2. zool. içine kemik sınava hazırlanmak. İng. s. 1. şenlik ateşi. dili kafadan kontak. 1. palamut. 1. 1. leh. f. 2. kitap (yer) ayırtmak. falso.. tahvil sahibi. kuşlamak. kefalet. bağ. 2. f. kemiksi. gerçek. ş. bir deri bir kemik. en kötü oyuncuya verilen ödül. göze hoş görünen. (bir yere) bomba atan/yerleştiren kimse. köle. k. argo sikme. 2. kaput.. 2. falso. argo aptal. i. İng. bomba: blonde bombshell sar ışın bomba. argo büyük gaf/pot.. 2. budala. hafızlamak. 1. 3. kemiksiz. iyi cins yazı kâğıdı. 1. kemikli. f. ikramiye. açık havada yakılan ateş. çatlak. k ılçıksız. i. yuhalamak.. İng. 2. aptal. i. i.. iyi yolculuklar. k. f.. güzel. anlaşmazlık sebebi. bombalamak. i. çıkıkçı. 3. f. sevişmek. f. i. 2. falso yapmak. falso yapmak. senet. üzerine varmak. (polis) (san ığı/cezaya çarptırılan birini) kayda geçirmek. 2.. . memeler. kölelik. ampuller. dili ı. bomba. 1. bonds. kemik tozu. bombard ıman etmek. cilt. i. i. bombard ıman. dili İng. dili aptalca hata yapmak. 1. kaporta. 2. ikizler. 1. İng. i. sevişme..

dili kafa/kafay ı çekmek. check in.. rezerve edilmiş.. kim. (--ped. çizme şeklindeki aletle işkence yapmak. 1. kitap konulan raflı mobilya. 2.book in book of matches book of music book review book s. 3. dili ganyan bayii. i. 1.2. gümbürdemek. i.. z. . patlamak i.t. i. sayfa işareti. İng. f. i. i. s. i. boraks. (olumlu bir şekilde). i. 2. k. çardak..b. köylü. kenar süsü. vuru ş. dili içki. i. muh. artma. 1.. maliyet. k. kibrit paketi. (fiyat) artırmak. defter de ğeri. iyilik. f. 3. çizme giydirmek. lehinde konu şarak yardımcı olmak.. i. kitabevi.o. into a hotel book s. kaba. i. i.. nüfus v. propagandac ı. içki kaçakç ısı.´s account book value bookbinder bookcase booked bookie booking booking clerk booking office bookkeeper bookkeeping booklet bookmaker bookmark bookseller bookshelf bookshop bookstall bookstore boom boon boon companion boondock boonies boor boorish boorishly boorishness boost booster boot boot boot booth bootlegger bootlick bootlicker booty booze bop borax border İng. İng. 1. kaba bir şekilde. 2. s. kabalık.. dalkavukluk etmek. yaltaklanmak. 1. (ticaret) hızla artmak. bahisleri kabul eden bayi. i. kitap ele ştirisi. 1. 4. f. çizme. alkollü içecek. bot. ayrılmış. (birinin hesabına) yazma. rezervasyon. muh. 1. çanak yalayıcı. (rokette) ek i. ciltçi. i. kitapta son okunan sayfayı bulmak için araya konulan karton. sınırlamak. (fuarda/sergide) stand. İng.) h ızla yükselmek. gürlemek. İng.. 1.o. çapul. i. defterde kayıtlı. i. i. i. i. itelemek.. rezervasyon yapma. yaltak. biletçi. argo tekmelemek. kaba ve görgüsüz kimse. kitapç ı. artış. motor. nimet. i. kitaplık. f. kurdele v. s ınır. hudut. f. ya ğma. f. bilet gişesi. i. i. to s. broşür. biri için otelde rezervasyon yapmak. 3. bahisleri kabul eden bayi.b. defter tutma. yard ım. i. --ping) vurmak. defter tutan kimse. kitabevi. bilgisayar ın belleğine komutlar okutarak sistemi f. i. i. İng. gazete kulübesi. i. kitap raf ı. 1. 2. bir şeyi birinin hesabına yazmak. 1. i. yaltakçı. kenar. çanak yalamak. bak. kitapçık. 2. ganimet. darbe. i. 2. (bir yerin ticaret. lütuf. 2. 2. İng. destek. i. k. 2. ganyan bayii. f. nota kitab ı. dalkavuk. patlama yak ın arkadaş.

2. dip. ilçe. Bosnalı. ıslahhane. ödünç almak. karina. . yabanc ı bir dilden alınan sözcük/kelime. dili önceden tasas ını çekmek. ödünç alan. şişe açacağı. s ınır komşusu olmak. we could as easily i. i. f. 1. kalibre. could pass him. i. Bosna. Boğaz. k. 1. Botsvana. yönetmek. Her hoca. (bir fikri) az ıcık çürütmek. s.. i. bak. şişe. bitkibilimsel. tekne. i. patron. i. her iki kategoriye de girebilecek bir durum: Hasan´s a borderline case. i. biberon. 2. 1.3. i. Boşnakça. 2.. engel. samimi. Botsvanalı. i. alt.o. s. Both your lives are in the scales. bitkibilim. botanik..f. canını sıkmak. oymak. f. 1. ikisi de: both of them her ikisi. 2. i.´´ ´´Paketler geldi as a person. i.. both as . i. bother bothersome Botswana Botswanan bottle bottle opener bottleneck bottom s. (bir işi) berbat/rezil etmek. birinin canını çok sıkmak. Bosnia-Herzegovina. amirane. Bosna´ya özgü. can s ıkıntısı. i..o. i. f. hem come?´´ I respect her both as a teacher and mi?´´ ´´ Evet. 2. eğiliminde olmak. s. botanist. fail him as we f. both of us her ikimiz. her ikisi. hem . Boğaziçi. temel. delmek.. olarak: ´´Yes. kaza. kaynak. Hasan tam s ınırda.. koyun. f. can yolda şı. i. doğuştan: a born preacher doğuştan vaiz. sıkıcı. s. s. f. 2. i. rahatsız etmek. botanik. (ç ıkarma işleminde) ödünç almak. bear 2. bitkisel. i. around bossy botanical botanical garden botanist botany botch both 1. 1. i. Botsvanalı. şişelemek. can sıkıcı kimse. sınır. samimi dost. bak. 2. Botsvana´ya özgü. Hem ikinizinhem insan tartışılıyor. birine emir yağdırmak. i. bak. i. both came. mat. Bosnalı. başkalarına hükmetmeyi seven. esas. sıkıntı. kim. patronvari.göğüs. Bosna-Hersek. f. i. 1. Boşnak. bor. canını sıkmak.. 2. 3. Bosporus.. yabancı sözcük/kelime. kasaba. hudut. 1. 2. and as .. 1. bitkibilimci. sayg ı duyuyorum. İng. başını ağrıtmak. -de delik açmak.. s. birine karşı amirane davranmak. s. 4. can s ıkıcı. asil bir aileden gelen. s. i. botanik bahçesi. 2. Boşnak. sine. dar bo ğaz. çap. Bosna. zam. 1.. Botsvana. i. vadi. ´´Did the packages. doğmuş. 1. bak.border on borderline borderline case bore bore bore bore a hole in bore s. zahmet. Boşnak. bear 2. rahatsız edici. to death/tears boredom boring born born to the purple borne boron borough borrow borrow trouble borrower borrowing borstal Bosnia Bosnia and Herzegovina Bosnia-Herzegovina Bosnian bosom bosom friend Bosphorus Bosporus boss boss s. . bağır.. ıslahevi. f. şef. Boşnakça. botanikçi. de hayat ı olarak ona i. i. 2. borç almak. dar geçit.

i. birini yere yıkmak. prim. iç kısımlar. ba ğırsak. bir suçlunun 2. a ğır bir topla oynanan bir oyun. sınırsız. (ağaçta) büyük dal. s. s. 2. loca. eli aç ıklık. 2. den. 1. f. burjuva. ovalık arazi. s. 1. i. . i. 2. i. i. f. on the ear birinin kula ğına tokat atmak. f. bir şaraba özgü koku. hastalık: He´s just recovered from a bout of pneumonia. ok menzili. 1.o. k. kâse. nöbet. kısa süren hummalı faaliyet. birini yere devirmek. s ınırlamak. f. boks. for -e giden. 2. s. bak. 2. ba ş. dipsiz. bowling. 1. k. zıplama. Zatürreeden yeni kalkt ı. anat. tas. 1. i.bottom dollar bottom land bottomless Bottoms up! bough bought boulder boulevard bounce bound bound bound bound boundary boundless bounds bounteous bounteously bounteousness bountiful bounty bouquet bourgeois bout boutique bovine bow bow bow bow and scrape bow out bow tie bowel bowels bower bowl bowl bowl along bowl s. 3. i. derinlikler: the bowels of the earth yeryüzünün çardak. emekliye ayr ılmak. dili Fondip! i. 1.. 1. i. f. fırlamak. i. kentsoylu. boks yapmak. i. çok. i. zıplamak. canlılık. cömert. zıplatmak. i. bind. ba ğırsaklar. kriket top atmak. 1. demet. sınırlar. anat. baş eğerek selamlamak. sekmek. bağlı. eli aç ık. zıplayış. 3. (ok atmak için) yay. cömert. f. kutuya koymak. sınır. sınır. kutu. i. 1..ıkmak. of -den çekilmek.o. sektirmek. cömertlik. 2. i. sonsuz. ciltli. 1. barço ba ğı. 1. hudut. i. bol. butik. 1. s ıçramak. posta kutusu numaras ı. kutulamak. pruva. bulvar. 2. i. over bowlegged bowline bowling bowshot bowstring box box box number son kuru ş. cömertlik. 1. (yayl ı çalgı için) yay. yakalanmas ı için devletçe verilen) para. 1. sand ık. 1. 2.. i. bol.. baş eğerek selamlama. s. reverans yapma. eli aç ık. papyon kravat. dili (çek) karşılıksız ç sıçrayış. i. f. box s. buy. 2. i. bolluk. 3. 1. kameriye. 1. i. f. bowling oynamak. 3. 2. reverans yapmak. kayıtlı. cadde. papyon. geri tepme. birini şaşkına çevirmek. 2. i. çarpık bacaklı. çok derin. f. sığır cinsinden. fiyonk. f. kiriş. 2. sonsuz. i. sekmek. s. i. aşırı saygı gösterisinde bulunmak. 1. kuşatmak. i. sıçrayış.. 2. birini şaşırtmak. bak. cömertçe. çok. iri kaya parças ı. 2. 2. s. el pençe divan durmak. derinlikleri. iple boğmak. süratle gitmek. borina. 2. güreş. s. 2. (zararlı bir hayvanın yok edilmesi veyabuket. s ınırsız. sıçramak. den. z. ciltlenmiş.

kafas ına ağır bir darbe indirmek. kollara ayrılmak. i. böğürtlen (yemişi/çalısı). kepek. d. bilezik. f. boks eldiveni.ı (su). saç örgüsü. örülmüş şey. 1. zinde yapan: bracing mountain air insan ı zindeleştiren dağ havası. 1. kenet. ku ş beyinli. kö şeli parantez. i. 2. dili aniden gelen parlak fikir. f. erkek izci. köşeli ayraç. boksör. i. erkek çocuk. 2. çocukluk dönemi. örülmü i. yüksekten atan kimse. beynini yıkamak. erkek arkada ş. yumrukoyunu. i. 3. sütyen. fren. s. (--ged. 1.y. matkap kolu. i. 1. bağ. s. . 2. 1. fren balatas ı. i. f. kısım. k. 1. f. (asıl faaliyetine devam ederken) (yeni bir faaliyete) girmek. fren pabucu. (erkek için) çocukluk. (ağaca ait) dal. i. dili birinin kafas ından çıkan düşünce. sağlamlaştırmak. i. i.box office boxcar boxer boxing Boxing Day boxing glove boxing match boxwood boy boy friend boy scout boy scout boycott boyhood boyish bra brace bracelet braces bracing bracket brackish brag brag about/of braggart braid braided brain brain trust brain wave brainchild brainless brains brainstorm brainwash brainy brake brake drum brake fluid brake lining brake pedal brake shoe bramble bran branch branch off branch out into (tiyatroda/sinemada/stadyumda) bilet gi şesi. birbirine tutturmak. şimşir. oğlan gibi. kol. (kol olarak) ayr ılmak. akıllı. f. beyinsiz.. kafasız. (üniformaya tak ılan) kordon. 2. f. destek. tel. fren pedalı. i. 3.. 2. 1. i. branş. fren yapmak. dayanak. pantolon askısı. bölüm. i. şube. örmek. 2. 2. f. kafalı. k. raptetmek. 2. i. k. kapalı yük vagonu. genç uşak. destek. kuşak. İng. parantez. delikanlı. 3. övüngen kimse. boks. ac f. İng. i. (nehre ait) kol. fren kampanas ı/tamburu.. ak ıl. i. beyin.ş. dirsek. dal budak salmak. fren yağı. dili aniden gelen parlak fikir. s.. boykot etmek. i. s. -den övünerek bahsetmek.. zekâ. (böğürtlen gibi) dikenli bitki. İng. boykot. bu ğday kepeği. örgülü. --ging) övünmek. İng. 3. ask. örgü. boks maç ı. s. çoğ. o ğlan. dişçi. akılsız. bir grup dan ışman. i. i. i. boykot yapmak. yumrukoyuncusu. erkek izci. i. s. dal. yirmi altı Aralık. ayraç. hafif tuzlu. i. 1. i. desteklemek.

2. ekmek sepeti. 2. anırma. cesaretle. dağlamak. İng. 1. 1. pirinç. ekmek tahtas ı.. savurmak. i. ekmek kutusu. g ıcır gıcır. i. s. bro. . genişlik. kötü havada d ışarıda bulunmak. s. Brezilya. yepyeni. en. i. pirinç gibi. gizlendiği yerden çıkmak. şımarık çocuk. 1. f ırsat. kötü alışkanlıktan kurtulmak. pirinç. fazla at ılgan. 2. şans. bando. i. sar ı. velet. sar ı. s. yüzsüz. (broke. i. bak. bozulmak. küstah. lekelemek. arbede. 1. 3. damgalamak. 1. Brezilyalı. k ırık. anırtı. gürültücü ve kaba (kad ın). cesur. mangal. marka. Brezilya. ait) özel ad. sallamak. i. rekor k ırmak. çatlak. s. i. (k ızgın demirle yapılan) dağ. z. sözünde durmamak. Brezilyalı. (bir ürüne ait) özel ad. fasıla. huk. anırmak. gedik. konyakla konserve edilmi ş (meyve). f. s. ihlal. kurusıkı atma. i. biraz sinirlenmiş.. dili gıcır gıcır. i. 1. adaleli. f. (bir ürüne 2. 1. ruhen yıkılmak. 2.brand brand name brand spanking new brandied brandish brand-new brandy brash brass brass band brass knuckles brassed off brassiere brassy brat bravado brave brave the elements bravely bravery bravo brawl brawny bray brazen brazier Brazil Brazil nut Brazilian breach bread bread and butter bread bin bread box bread crumb breadbasket breadboard breadth breadwinner break break a habit break a promise break a record break cover break down break even break ground i. açıklık. Brezilya kestanesi. ara. sütyen. kırmak. dili biraz kızgın. 3. piç kurusu. i. bread box. kabadayılık. arsız çocuk. konyak. s. i. yepyeni. s. 1. sözünden dönmek. iş molası: They took a break. i. i. 2. 2. yüzsüz. 1. k. 2. i. marka. pirinç mu şta. i. i. tah ıl ambarı. dili ekmek kap ısı. ancak masrafını karşılamak. sallama. aralık. insanı geçindiren iş/para. f. 2. gö ğüs germek. f. yarık.. cesaretli. törenle temel atmak.ken) 1. bir aileyi geçindiren kimse. İng. 2. f. k ırık. kâr ve zarar ı eşit olmak. i. Mola verdiler. yüzsüz. k. Brezilya´ya özgü. kasları gelişmiş. ekmek. k. 1. argo mide. m ızıka. cesaret. i. s. ünlem Aferin!/Bravo! i. hamur tahtası. 4. utanmaz. savurma. ekmek k ırıntısı. ç ığır açmak. 1. mec. 2. s.

. solumak. . kalp. bak. 2.break in break into break loose break off break one´s faith break one´s fast break one´s neck break one´s word break open break out break the ice break the law break the news to break to pieces break up break wind break wind break with breakable breakage breakdown breaker breakfast breaking breakneck breakthrough breakup breakwater breast breast stroke breastbone breast-feed breath breathe breathe down one´s neck breathe hard breathe in breathe one´s last breathe out breathless breathtaking bred breeches breed breeding breeze breezy 1. meltem. s. mendirek. araya girmek. göğüs. yellenmek. sabah kahvalt ısı. kurbağalama (yüzme tekniği). 2. -e zorla girmek. s. (aralarında sevgi bağı olan iki kişi) ayrılmak. 1. parça parça etmek. 1. zorla açmak. cepheyi yar ıp geçme. ilgisini kesmek. (birine) (kötü) haber vermek. anat. nefes nefese. i. 2. birden -e ba şlamak: The horse broke into a run. 2. i. f. zorla girmek. i. canlı. osurmak.. imbat. kırılan şeylerin tutarı. 3. 3. At birden ko şmaya başladı. 3. 3. (bred) 1. yol açmak. 3. meme. 1. Asya´da sava ş patladı. kopmak: War has broken out in Asia. yak ındanık ve kesik soluklar alıp vermek. 2. nefes kesici. birdenbire 3. yetiştirme. teklifsiz. k ıyıya vuran büyük dalga. terbiye. 1. çökme. kırılma. 2. kopmak. breed. nefes almak. dökmek: She´s broken out suç işlemek. i. ölmek. kendini paralamak. resmiyeti gidermek. i. kendini kurtar ıp kaçmak. k ırılma. sebep olmak. tür. pantolon. i. 2. yeti ştirmek. dişini tırnağına takmak. 1. gaz çıkarmak. durma. 1. -den ayr ılmak. 2. i. Bunu sak ın şında dikilip durmak. s. çok hızlı. i. kendini kurtarmak. dili 1. f. ask. 2. son nefesini vermek. k ırma. (bilimde) büyük buluş. sona erme. s. (breast. sözünde durmamak. hafif rüzgâr. 2. soluk almak. 1. lakayt. 1. boynu k ırılmak. havayı kaplanmak. cins. sözünü k ırmak. den ırılıp ayrılmak. çoğ. bozulma.fed) (bebe ği) emzirerek beslemek. 1. 2. üremek. (k ıyamet)ilişiğini kesmek. parçalanmak. 3. f. sinir bozuklu ğu. 2. from -den kopmak. 1. paralanmak. kahvaltı. nefes vermek. umursamaz. durmak. s takip etmek. 2. patlak vermek. in ile yumuşatmak. büyük (bir hız): a breakneck pace çok hızlı bir tempo. kanuna karşı gelmek.. i.. 2. k kopup sarkmak/sallanmak. teneffüs etmek. nefes. Don´t breathe a word of this to anyone. çok heyecan verici. gaz çıkarmak. s. 1. ilk defa bir işe girişmek. 3. i. 2. ba kimseye söyleme. hareketli. i. 1.. i. 1. rüzgârlı. k. 1. gönül. k ırılır. patlamak. parçalanma. dağılmak. sine. ayrıntılı hesap. lafa kar ışmak. i. 2. rahat bırakmamak. 2. başında beklemek.. 4. i. esinti. dalgak ıran. 2. 1. dağıtmak. soluk. tutmamak. orucunu açmak/bozmak. alıştırmak. f. gö ğüs kemiği. solu ğu kesilmiş. bozulma. bozuşmak. i.

k ısalık.. ask. parlak. 2. (brought) getirmek. i. i. 3. f. (gen. brik. rüşvet vermek. i. parlatmak. i.brethren brevity brew brewer brewery brewski briar bribe bribery brick brick red brick up bricklayer brickyard bridal bridal veil bride bridegroom bridesmaid bridge bridge bridgehead bridle brief briefcase briefing briefly briefs brier brig brigade brigadier brigadier general brigand bright bright color bright lights brighten brights brilliance brilliant brilliantly brim brimful brimstone brine bring i. harikulade. daha hoş i. 1. çoğ. 1. i. i. parlayan. i. i. . tuğla harmanı. f. para yedirmek. parlak bir i. (bir yere) canl ılık vermek. bright-eyed and bushy-tailed k. 3. s. z. (gem ve dizginlerin tak ıldığı) at başlığı. 3.k. 1. i. tuğla örerek kapatmak. 2. göz alıcı. haydut. rüşvetçilik.. 2. kükürt. k ısaca. brifing ba şını hafifçe kaldırarak öfkesini s. i. 2. gemi hapishanesi. i. tertiplemek.yapmak. salamura. i. parlak renk. tuğla örücü. i. geline ait. nedime. deniz suyu. bira fabrikas ı. i. ask. i. (ata) başlık takmak. f.. 2. (bira/kahve) yapmak. i. (çay/kahve) içmeye haz ır olmak. aydınlık olmak.. parlak.. harikuladelik.. 1. mükemmel. harika. evrak çantas ı. 2. i... şapka kenarı. çoğ. 2.. deha. 4. i. k ısa. (çay) demlemek. bak. kardeşler. 1. bira yap ımcısı. mükemmellik. i. i. pırıl pırıl. 1. neşe katmak. s. ask. 3. 2. i. parlaklık. 3. gelin. i. hazırlanmak. dâhice. zeki.. i. briç. pırlanta. bot. (otomobil farlar ına ait) uzunlar. silme. (kötü bir şey) hazırlamak. huk. i. parlak. z. f. brifing. 1. dili (otomobil farlarına ait) uzunlar. e şkıya. s.. 1. tuğgeneral. ak ıllı. i. duvak. 2. frenlemek. tuzlu su. gemlemek. deliksiz/bo şluksuz) tuğla. şekilde. duvarc ı. i. olmak. Bana iki bira ısmarladı. göz alıcılık. tugay. kiremit rengi. slip (erkek külotu). (herhangi bir) dikenli yabani çal ı. dili bira: He bought me two brewskies. güvey. den. tu ğgeneral.. ayd ınlanmak. f. nikâha ait. i. özeti. dili tam formunda.. köprü kurmak. çoğ. rüşvet. gelinin nedimesi. bardak a ğzı. davanıngem vurmak. bot. köprü. k. 1. ve sevimli bir hava i. 1. f. brier. köprü yapmak. i. ağzına kadar dolu. neşelendirmek. f. köprüba şı. i. s. 2.

-i zorlamak.o. 2. 1. 1. bir grubun mevcudunu tamamlamak. -e gölge sıraya sokmak. çok alkış toplamak. (jüri) karara varmak. (uçurum için) kenar. sebep olmak. hareketli. gün ışığına çıkarmak. akla getirmek.o. (para) kazand ırmak. dü şürmek. tüylerini kabartmak. huk. (felaket için) e şik. çok alk ışlanmak. 1. s. .o. -i sıkıştırmak. k. 1. 3. hatırlatmak. birine boyun e ğdirmek. (yargılanmak üzere) birini mahkemenin önüne çıkartmak. sebep olmak. meydana getirmek. . f. i.. dikleşmek. 1. 2.ailesinin geçimini sa ğlamak. meydana getirmek. Generale biraz bask ı yaptırdı.t. bring s. dili 1. 2. 2. -i dava etmek. k. karar noktas ına getirmek. 1. 2.t. sertçe esen (rüzgâr). home to s. doğurmak. birini yola getirmek. açığa çıkarmak. dili bir şeyi birinin kafasına dank ettirmek. 1. dili bir alk ış tufanı kopartmak. meydana çıkarmak. 2. dili ba şarmak. k ıllı.o. to pass bring shame on bring through bring to a head bring to light bring to mind bring up bring up one´s big guns bring/file suit against brink brisk briskly bristle bristle with bristly Britain (anne) (çocu ğu) dünyaya getirmek. ikna etmek. birini (bir işe) katmak. k.o. yetiştirmek. to reason bring s. belli etmek. seyircileri kırıp geçirmek/çok güldürmek. birini çok duyguland ırmak. hatırlamak. getirmek. 1. hakk ında birine haber getirmek. (yeni bir şeyi) yapmak/yayımlamak. arzetmek.o.o. ileri bir tarihe almak. 1. birine diz çöktürmek. ayıltmak. (çekingen birinin) konu şup rahat davranmasına sebep olmak. sert k ıl. s. bahsetmek. canlı/hareketli bir şekilde. domuz kılı. aydınlatmak.o. ileri sürmek. canlı. birini ayıltmak. -i açmak. başarıyla yapmak. sebep olmak. 2. 2. kıyı. birinin (bir hastalığı/zor bir durumu) atlatmasını sağlamak. (doktor/ebe) (çocuğu) doğurtmak. -i rezil etmek. i. to his/her knees bring s. doğurmak. 2.. up to date bring s. -e bir şeyi uygulatmak: He brought some pressure to bear on the general. word of bring s. to bring s.o. yanında getirmek.bring (a child) into the world bring a lump to s. Britanya.´s throat bring a unit up to strength bring about bring along bring an action/suit against bring around/round bring down the house bring down the house bring forth bring forth bring forward bring home the bacon bring in bring into disrepute bring into line bring into relief bring off bring on bring out bring pressure to bear on bring s. dili 1. down bring s. meydana ç ıkarmak.t. istenilen hızda. meydana getirmek. i. to bear on bring s. kazanmak. birinin (bir işe) katılmasını sağlamak. birinin yüreğini burkmak. en önemli dayanaklar ı/kanıtları ileri sürmek. (hoş olmayan bir şeyle) dolu olmak. bir şeyi sonuçlandırmak. dili birinin keyfini bozmak. k. ailesini geçindirmek. büyütmek. birini en son olaylardan/geli şmelerden haberdar etmek. istenilen hızda hareket eden. 3. hesap toplam ını nakletmek. en önemli destekçileri getirmek. geli ştirmek. 3. birinin aklını başına getirmek. 2. k. k. to justice bring s.o. 2. z. 2. 1. kızmak. -i dava etmek. in on bring s.

. Britanyalı. çekmek. (bir konuyu) açmak. s. (brow.britches British Briton brittle broach broad broad bean broad jump broad jump broadcast broaden broadly speaking broad-minded brocade brochure brogue broil broiler broiling hot broke broke broken broken-down broken-hearted broker bronchial tubes bronchitis bronco bronze brooch brood brooder broody brook brook broom broomstick broth brothel brother brotherhood brother-in-law brotherly brought brow browbeat brown i. i. i. kuluçkaya yatmak. s. i. 2. 1. 1. bakla. i. beraberlik. anat. f. şive. yaymak. 2. meteliksiz. dü şünceye dalan. bozulmuş.cast) 1. karartmak. herkese söylemek. k. 2.. (kötü bir olaydan sonra) umudunu yitirmiş. genişlemek. s. kuluçka makinesi. tunç.. fırında et kızartmaya özgü ızgaralı kap. f. s. i. bronşit. 1. f. 1. f. 4. ızgaralık piliç. 3. komisyoncu. 2. 4..beat. derin derin dü şünmek. i. banker. broş. engin. 1. kabaca. 3. bring. düşünceye dalmak. bron şlar. hoşgörülü. 1. i. i. 1. i. gevrek. süpürge sopas ı... s. geniş. birlik. spor uzun atlama. 1. kalbi k ırık. enişte. (broad. i. birader. f. f.harap. broşür. et/balık suyu. i. (radyo/televizyon arac ılığıyla) yayımlamak. genel. k. k ırık. ırmak. bir kuruluşun üyeleri. bak. s. kuluçka. 2. katlanmak. i. (tohum) saçmak. i. uzun atlama. y ıldırmak. 1. kayınbirader. 3. brokar. i. i. yakla şık. f. s. erkek karde ş.. bot. yabani at. f. İngiliz. erkek karde şe özgü. dilbilgisi kurallarına uymayan (bir yabancının s. genelev. s. ayrıntılara girmeyen. çehre. i. genişletmek. dili (hava) çok sıcak olmak. kuluçkaya yatmak isteyen. --en) gözünü korkutmak. kararmak. yamaç. f. 2. kahverengi. bak. tıb. çay. dili paras ız. i. ızgara yapmak. k. dili pantolon. kırılmış. işi bitmiş. kaş. 2. i. alın. saplı süpürge. ağabeyce. kadın. i. k. z. bronz. k ırılgan.. 1. s. i. kitapçık. ehlile ştirilmemiş at. 2. bitik. 2. i. karde şlik. 2. yüz. dili çok s ıcak (hava). i. tahammül etmek. dayanmak. ızgarada kızartmak. bir çeşit erkek ayakkabısı. f. açık fikirli. katırtırnağı. i. break. çoğ. Britanya´ya ait. 2. argo eksik etek. radyo/televizyon yay ını. bozuk. bacanak.

fundalık. ku şluk yemeği. i. i. i.´ni) elde etmeye çal ışmak.b. burkulma. s. Brunei. (saldırı. z. 2. tozunu almak. 1. 1. k. i. 2. çürük. s. s. brüksellahanas ı. fundalık. Budizm. fırçalamak. Brunei. kahverengimsi. i. sert. zam v. 2. kaba. s. berelemek. korsan. gonca. flambaj.. f. kova. i. . kaynamak. kaba kuvvet. vah şi adam. -e göz gezdirmek. buru şma. 3. bere. dili ö ğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek. i. azarlama. Brüksel. (tokalı bir kayışla) (bir şeyi) takmak/giymek. 1. 1. hayvan. k. through -i şöyle bir okumak/karıştırmak. merhametsiz. gonca vermek. vah şi. Bruneili. Bruneili. yabani. i. bak. 2. fırça. s. i. toka. yer yer kabarmak/kamburlaşmak.. 1. brusque. 2. i. Budist. i. vahşice.b. karşı gelmek. i. 1. önemsememek. değinmek. 3. (bilgiyi) tazelemek. çalılık. (tokal ı bir şeyi) bağlamak. savmak. f. -e sürtünmek. 2. otlamak. f. çalı çırpı. i. i. frenklahanası. i. f. sık çalılık. f. k. ret. Brunei´ye özgü. ald ırmamak. 1. başından atmak. İng. 1. (terfi. f. i. s. erkek hayvan. i. (bilgiyi) tazelemek. (at) s ıçramak. i. i. f. ezik. dili ç ırılçıplak.brown sugar brown sugar brownish browse bruise brunch Brunei Bruneian brunette brunt brush brush brush against brush aside brush off brush up brush up on brushoff brushwood brusk brusque Brussels Brussels sprouts brutal brutality brutally brute brute force bubble buccaneer buck buck buck buck for buck naked buck up bucket buckle buckle down buckle on buckling buckshot buckwheat bud Buddhism Buddhist budding esmerşeker. 1. baskı v. i. fokurdamak. geri çevirme.. çökmeye ba şlamak. i. dili dolar. 2. dili ne şelenmek. tomurcuk. erkek geyik. z. k. --ding) tomurcuklanmak. bot. esmer kad ın. hafifçe dokunmak.. ezmek. mek. çürütmek. vahşilik. 2. 2. (--ded. s. karabu ğday..´nin) en ağır/şiddetli kısmı. i. 2. esmerşeker. ciddiyetle/gayretle çalışmak. yetişmekte olan: a budding physicist yetişmekte olan bir fizikçi. 1. kabarc ık. i. (tüfek için) saçma. ters. i.

muhabbetkuşu. kurdu. söyle şi.. f. f. radyo v. (--ged. gitmek. f. k... kaba arkadan sikmek.. i. i.. hareket etmek. argo birine zorluk çıkarmak. --ging) k. dozer. buldok. Bulgarca. i. yaratmak. zool.. 3.. borazanc ı. i. İng. İng. i. 2. argo 1. argo hiçbir şey. ço ğunluk. 5. yap ı yapmak. bilg.. 1. argo bir şeyin içine etmek. böcek. tampon. i. s. (built) 1. build. kurmak. örselemek. argo sıvışmak. yapım. 2. hacim. i. kımıldatmak. f. s. i. dili 1. i. i. site. 1.. borazan.. yarenlik.. yoldüzer. i... i. yapmak.b. inşa. elektrik ampulü. inşaat. müteahhit. hata. dili toz olmak. br ıçka. dili patlak gözlü. toz olmak. f. f.. İng.buddy budge budgerigar budget budgie buff buff buffalo buffer buffer state buffer zone buffet buffet bug bug off bug-eyed bugger bugger about bugger all bugger off bugger s. i.. tampon bölge. İng.. f. Bulgar. (bir k. i. 2. 2. İng. i. herif. oylum. zırva. üstünden buldozer geçirmek. mermi. i. 2. böcek dolu. in ı. i. İng. k ımıldamak. dili (makinede) bozukluk. bina. yap ı. 2.. hantal. 2. boğa. bizon. boru (askerlere işaret vermek için kullanılan çalgı). dili gizli dinleme ayg ıtı. 1. bü ğlü. kurşun. inşa etmek. i. hacimli.. 2. fizik. (araba. çiçek so ğanı. tampon devlet. 4. 2. İng. f. arkada ş. mikrop. İng. i. argo zor kullanarak bir şeyi yapmaya mecbur etmek. bünye. 1.t. i. fayton. müz.o. Bulgaristan.. argo saçma. 1. i. inşaat ruhsatı. argo Siktir! s. zool. 1. about bugger s. (insan için) yapşaatçı.. çok zor bir şey. f. i. bak. 1. up Bugger you! buggy buggy bughouse bugle bugle call bugler build builder building building complex building permit built bulb Bulgaria Bulgarian bulge bulk bulky bull bull session bulldog bulldoze bulldozer bullet i. İng. böcekli. dili muhabbetkuşu. iri. bütçe. İng. bel vermek. virüs. k. argo tımarhane. ar ıza.) merakl ısı. argo oyalanarak vakit geçirmek. cüsseli. k. i. buldozer. . büfe. (bir şeyi) yumuşak bir şeyle parlatmak. ahbap. (about) h ırpalamak. s. boru işareti. k. i.

. dövmek. h ırsızlık. tavşan. i. birini neşelendirmek. otlakçı. İng. 1. batmaz. bak. 2. . 1. f. toplamak. --ming) 1. toprak yabanar ısı. Berkant bundled her off to an asylum. vuru ş. 1. zırva. 1. külfetli. şiş. -i yara bere içinde b ırakmak. birini apar topar göndermek: As soon as his wife was certified insane. huk. saçma laflar. külçe altın/gümüş. dili 1. s ıkıcı. 2. küpe şte. k. f. anaforcu.iyi olur. --s/--x (byûr´oz) i. toslamak. zorba. s. k. (--med. i. tapalamak.. ev/bina h ırsızı. yazıhane. 1. bohça. 2. f. f. sıkı giyinmek. i. bürokrat. i. bak. i. i. i.ıyor. tıpalamak. siper ile korumak. altın/gümüş çubuk. (ayak parma ğında oluşan) şiş. i. 1. başkalarının sırtından geçinen kimse. dili hamburger. kabadayı. 2. 1. dili (evi/binayı) soymak. ranza. 2. Kar ısının deliliği resmen bundle up. tümsekli. i. vurmak. s. takım. k ırtasiyecilik. saçma. kıç. tümsek. bindirmek. i. daire. bungalov. f. Saç ını hep topuz yap salk i. grup. dili 1. s. 1. bürokratik. mebzul. bildiri. İng. burglarize. 3. dili (evi/binayı) soymak. 1. ev/bina soyma.. bereketli mahsul. s. f. i.. engebeli. büret. den. topuz: She wears her hair in a bun. ağırlık. bohçalamak. serseri i. İng. deste. 2. çarpmak. i. k. 2. büro. -e epey hasar vermek. you´d better tasdik Dışarısı soğuk. s. argo 1. ilan tahtas ı.bulletin bulletin board bulletproof bullfight bullhorn bullion bully bulwark bulwarks bum bumblebee bumf bump bumper bumper crop bumph bumpy bun bunch bundle bundle s. f. 2. a ğzına kadar dolu kadeh/bardak. muhafaza alt ına almak. yük. i. kabadayılık etmek. ba şıboş adam. kurşun geçirmez. f. 2. up buoyant burden burden of proof burdensome bureau bureaucracy bureaucrat bureaucratic burette burger burglar burglarise burglarize burglary burgle i. 2. demet. 2. ne şeli. belleten.. çarpma. k ırtasiyeci. yığın. bürokrasi. k. 2. ım.. f. s. yüzen. tapa. i. serseri. 2. zool. k. oto. çörek. i. 2. zorbalık etmek. dili megafon. i. bumf. boğa güreşi. sarınıp sarmalanmak: It´s cold out. i. f. hiçbir işe yaramayan kâğıtlar. ağzını tapa/tıpa ile kapamak. hevenk. ini şli çıkışlı. yüklenmek. i. h ırpalamak. i... çoğ. dili. yüklemek. k. tampon. saçma. i.2. sıkı giyinsen 1.. şamandıra.. sıkıntı vermek. off bundle up bung bung up bungalow bungle bunion bunk bunk bunny buoy buoy s. makat. kan ıtlama zorunluğu.. dili. bülten. 1. i. alışılandan çok daha bol. yumru. aptalca hatalar yaparak (bir şeyi) becerememek.. k. i. tıpa. i. i. i. fıçı deliği. devlet memurları.o. İng. i. siper. (aynalı ve alçak) şifoniyer. i. kim. istihkâm. 1. tavşancık. f.. f. k..o.

mühre. çatlama. 2. 2. meslek. Burundi.o. Burkina Faso. 2. 2. muhasebeci. 1. yak ıp yok etmek. çalı gibi olma. (--ed/--t) yanmak. iş. 3. ileri atılma. çalılık. Myanmar. barışmak. f. 3. s. protesto olarak sevilmeyen birinin kuklas ını yakmak/asmak. f. çuval s. i. iriyarı. yan ık. cilac ı. become rich and famous. (burst) patlamak. Burundi. s. dili birini çok k ızdırmak/sinirlendirmek. Bur. patlama. hold a –– He doesn´t hold a candle to her. i. 2. 2. 2. kahkahayı koyuvermek. İng. yanan. ticaret. Burkina Fasolu. Birmanyalı. 2. gömmek. i. f. alev almak. i. 2. gömme. 1. 2. i. geğirtmek. Birman. defnetmek. bozulmak. tar. Bur. Birmanca. çalı gibi.. (çoğ. otobüs. otobüs terminali. kaş. (ticari) iş. büyük: She has a burning desire tocilalamak. mesele. Birmanca. otobüs dura ğı. saklamak. s. 2.. Birmanyal ı. 1. s.s. Burkina Faso´ya özgü. in. problem. defin.b. 1. yanıp kül olmuş. i. parlatmak. 3. Burkina Fasolu. fazla çalışmak. (çoğ. i. up burn the candle at both ends burn the midnight oil burn up burn/hang s. s. 1. yanmak. Birmanya. oyuk. Zengin ve i. yanıp kül olmak. 1. Burkina Fasolu. Burundi´ye özgü. f.mese) 1. i. s. i. yakmak. bak.o. k. tamamen yanıp (kendi kendine) sönmek. gizlenmek.burial Burkina Faso Burkinese Burkinian burlap burly Burma Burmese burn burn down burn o. perdah kalemi. Birmanya´ya özgü. kendini tüketmek. 2. kile.). görev. bir oyukta/yuvada okul veznedar ı. yakmak. Ev yan ıp kül oldu. The house burned down. mahvolmak. in effigy burned down burned to a crisp burner burning burnish burnisher burnt burp burrow bursar burst burst in on/upon burst into flames burst into laughter burst into tears burst out crying Burundi Burundian bury bury the hatchet bus bus station bus stop bush bushel bushiness bushy business business hours business transaction i. 2. s. 5. tamamen yanmak. şiddetli. yar ılmak. gür (saç. birden ağlamaya başlamak. yanmış. Burundili. parlakl ık. iş saatleri. 1. i. i. bak. i. . kuyruk v. yanık yeri. cüsseli. kadar çalışmak.. patlam ış. i. geğirmek. bezi. i. çalıyla kaplı. içini yakmak. Burkina Faso. 1. geğirme. f. yuva. i. birden ağlamaya başlamak. patlak. yan ıcı. f. f. 1. s. burn. Onun eline su dökemez. gece yarısına 1. yakıp kül etmek. hararetli. out burn out burn s. Burundili. 4. pat diye girmek: What do you mean bursting in on us like this? Ne diye odam ıza böyle pat diye giriyorsun? tutuşmak.nese) Burkina Fasolu. Burkina Faso. i. yan ık. brülör. 1.ünlü olmak için yan ıp tutuşuyor. 2. tünel kazmak. cila. gizlemek. 4/5 kile. perdahçı. yak ıp yok etmek. oyuk açmak. 1. i. örtmek. 1. Burkina Faso´ya özgü. i. Birman. i. çalı.ki. yuva yapmak.

dili 1.men (bîz´nîsmen) i.. bir şeyi görmeden satın almak. bak. çoğ. aceleyle hareket i. bozulmuş. 4. büst. (--ed/bust) k. iri gö ğüslü (kadın). düğmelemek. göğüs. dü ğünçiçeği. 2. tereyağı sürmek. 2. boynuzlamak. bir evin ba ş hizmetkârı. but. 1. f. k ıç. i. dili sakar kimse. i. i. i. -e karışmak. kırılmış. patlatmak. uç. kasap. almak. 1. f. bozuk. dili. -den ba şka: The new maid will do almost anything but wash windows. süt kayma ğı. i. i. kaba et. ayak. desteklemek. 2. -i yağlamak. eşek gibi çalışmak. button one´s lip.ness. satın almak. 2. . yayık ayranı. işlek. kasapl ık hayvan kesmek. f. i. topu atmış. i.. k ıç. bozmak. işadamı. dili eşek gibi çalışmak. kar ışmak. girip aramak. 2. f. çekici. sır vermemek. dili -e ya ğ çekmek.ness. koşuşturmak. rüşvetle elde etmek. birbirinden ayrılma. payanda. düğme. olmasayd ı: But for her relationship hemen boss she would gene de. kapamak. k. k. çoğ. hareketli. sayesinde. up (bir çift) k. i.. Yeni hizmetçi. alay konusu kimse.. susmak.. dili (bir yerden) s ıvışıp kaçmak. (bought) satın almak. etmek. patlak. f. etli butlu. neşeli. i. i. -e dalkavukluk etmek. 2. . Şefle ilişkisi olmasaydı çoktan işten i. k. rüşvetle defetmek. katletmek. bo şanma. popo. berbat etmek. kelebek. dili s. düğme iliği. 1. iflas etmiş. (askerin rütbesini) indirmek. elektrik düğmesi. buton. 1. k ırım. aceleyle hareket etme. Bugün çok meşguldüm. 1. meşgul: I´ve had a busy day. ortak olmak. 2. 5. 1. savuşturmak. 3.. telefon me şgul sesi. 2. ilik. 3. konu şmamak. izmarit. tos vurmak. ki. 3. k ırık. 2. f. k. dipçik. 1. ciddi. 3. 4. körü körüne alışveriş etmek. tereyağı. patlamış. alış. busi. 1. i.business trip businesslike businessman businesswoman bust bust bust a gut bust one´s ass bust out of busted bustle bust-up busy busy as a bee busy signal busy signal but but for but what butane butcher butchery butler butt butt butt butt in butt in on butter butter up buttercup butterfat butterfingers butterfly buttermilk buttocks button button one´s lip button up buttonhole buttress buxom buy buy a pig in a poke buy a pig in a poke buy in buy off iş seyahati. hisse almak. baş uşak. çok meşgul. 1. 2. (up) iliklemek. argo popo. f.wom. araya girmek. bütan. i. k. yakasına yapışmak. -e burnunu sokmak.en (bîz´nîswîmîn) i. dili 1. sıhhatli. dili malı görmeden satın almak. ra ğmen. s. i. 2. k. with the hemen her i şi . k ırmak. i. meşgul işareti. iş kadını. salhane. 2. dili 1. i. s. 2. kafa atmak.. rezil mezbaha. süsmek. alma. kâhya. sıfırışuşturma. pencere silmek hariç. k. düğme. sap. iliklenmek. katliam. kaba k ıçını yırtmak. i. kalça. tutuklamak.. canlı. f. sistemli. bot. edat -den gayri. ko tüketmiş. destek. kelepir. burnunu sokmak. s. f. i.. etmek. 1. busi. . çenesinidüğmelenmek: Button your shirt! Gömleğini k. have been fired long ago..

i.t. bağırarak. Onu tezahüratla ba şkan seçtiler. bir kenara. tesadüfen. alkışlayarak. bir şeyi hiç görmeden satın almak. alıcı. İng.: They´re by far the best.. Vallahi! çok fazla. (öbürlerinden) kat kat daha . rastlantı sonucu. sight unseen buy up buyer buyer´s market buzz buzz off buzzard buzzer By golly! by (main) force by by by a hair´s breadth by a narrow majority by a vote of thirteen to twelve by accident by acclamation by air by all accounts by all means by and by by and large by any means by chance by common consent by courtesy of by day by degrees by dint of by ear by fair means or foul by far by fits and starts by fits and starts By gosh! by half by hand by heart by herself by hook or by crook düşünmeden satın almak. elle. taksitle satın almak. genellikle. Evi ortaklaşa satın aldılar. gündüzün. k. tesadüfen. müşteri. notas ız. on credit buy s. i. vasıtasıyla. 6. -e kadar. i. hakkında. 4. -den. between themselves buy s. tarafından. kendi kendine. yan ında. tümünü satın almak. Bunun üzerinde gayet düzensiz bir şekilde yirmi yıl çalıştım. i. 1. hakkı k ıl payı. ile. ne pahasına olursa olsun.t. izniyle. çok geçmeden. 2. ezbere. ne yap ıp yapıp. dili toz olmak. k.. elbette. Onlar kat kat daha iyi. her ne pahas ına olursa olsun. . az bir ço ğunlukla. hiç. kapatmak. f. uçakla.. rasgele çal ışarak. oybirliğiyle. (birini) rü şvetle satın almak. bir tempo ile. alıcı piyasası.. Vallahi! zorla. yakında. kazara. yanından. sayesinde. ne şekilde olursa olsun. herkesin dediğine göre. zool. derece derece. 7. kulaktan. 2. 5. 1.t. bütün hisselerini almak. yakınından. vızıldamak. edat 1. vızıltı. bir tür akbaba. yanlışlıkla. kendi ba şına. sıvışmak. kazara. vızıltılı elektrik zili. 2. dili bir yolunu bulup. bir yana. nezdinde. bir şeyi veresiye almak. az kaldı. düzensiz gayet düzensiz bir şekilde: I´ve worked on this by fits and starts for twenty years.buy on impulse buy on installment buy on margin buy out buy over buy s. 3. müz. z. tedricen. yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak. vibratör. -e göre. -in sayesinde. yak ın. 1. bir şeyi ortaklaşa satın almak: They bought the house between them. yakınında. tezahüratla: They elected her president by acclamation. on ikiye kar şı on üç oyla. 2.

tic. . bak. dikkati çekmeden. baypas. but by the same token we dili k ıl payı. ilk posta ile. İng... eski. kendi kendine.. acele. baypas.. -in emrine göre. yavaş yavaş. Belarussian. geceleyin. bak. Bana ismimle hitap etti. genel istek üzerine. aynen: He hasn´t been friendly to us. Belarus. doğrusu. It´s no sweat!/No sweat! k.. 1. gizlice. yolu ile. hafta hesabına göre. baypas yoluyla -den .. bye-bye.. geçmiş. i. O bize s ıcak davranmadı. ünlem 1. 3. . izninizle. sıra ile. büyük kedi pencereyi kendi ba şına açabilir. dü şünmeden. baypas yol./Hoşça kal. kendi kendinize. 1. (tüzükte) ek madde. katiyen. very friendly to him. baypas ameliyatı. 2.s. parça ba şına. kendi kendine. götürü.. hırsızlama. ara seçim. ağır ağır. t ıb. vasıtasıyla. ismiyle: He called me by name. baypas: heart bypass kalp baypası. haftalığına.. yüzünden. rica/istek üzerine. aynı şekilde. dili aln ının teriyle. s. Obir h ızla. 2. aslında. kendiliğinden: The var gücüyle. sebebiyle. -in emri gere ğince. güle güle. s. nedeniyle. ikişer ikişer.. nöbetleşe. yalnız. i. 1. çevre yolu. mekanik olarak. tartı ile. i. doğuştan. -den. İng. yaradılıştan. toptan.by hook or by crook by inches by itself by leaps and bounds by main force by means of by name by nature by night by no means by o. . nöbetleşe. adıyla. i.. i. fakat biz k. 2. aklıma gelmişken. i. 2. -den dolayı. f. Hiç de zahmet değil! ha aklıma gelmişken . Allaha ısmarladık. nöbetle. yazar ad ının verildiği satır. nedeniyle. dili 1. i. haven´t been k. by order of by popular demand by reason of by request by return mail by return of post by return post by rights by rota by rote by stealth by the gross by the job by the piece by the same token by the skin of one´s teeth by the sweat of one´s brow by the way by the way by the week by turns by twos by virtue of by way of by weight by your leave by yourself bye bye-bye by-election Byelorussia Byelorussian bygone bylaw by-line bypass ne yapıp edip. sırası gelmişken. çoğ. ünlem. Onu ancak ismen tan ıyorum. ezberden.. ilk posta ile (cevap). Hiç problem değil!/Çok kolay! 2. (yard ım görmeden) kendi başına: That cat can open the window by itself. ismen: I know him by name only. nöbetle. geçmiş şey. bak. aracılığıyla. elek. asla.

kamarot. 2. ceset.. gevezelik etmek. dolaşık yol. carried forward. i.. 1. i. kabin. 3. kafein. tek atl ı binek arabası. 2. (in şaatlarda) iskele. i. ince marangozluk. küçük bir yere kapamak. i. taksi. i. 2. 1. gıdaklamak. kamara. i. küçük erkek çocuk. g ıdaklama. na ğmenin sonu. kablolu televizyon. 2. kablo. i. 1. ritim. 3. 2. 2. kadavra. 1. 3.by-product bystander byte by-way byword Byzantine Byzantium C C C of C C. i. gevezelik. i. Bizans. yan ürün. 2. Chamber of Commerce. tatlı sözlerle kandırmak. i. 1. 4. i. bakanlar kurulu. seyirci kalan. century. hapsetmek. palamar. kaktüs. perdenin derece derece inmesi. tahdit etmek. cent. 2. k ıs. 1. sesin yava şlaması. hapishane. 2. askeri lise/okul ö ğrencisi.küçük erkek kardeş veya oğul. tutkal. kablo ile çekilen araba. 2. (camlı ve raflı) dolap. i. kakao ya ğı. f. 1. lokomotif veya kamyon sürücüsünün oturdu ğu kapalı bölüm. i. i. kabine. Bizans. 3. taksi dura ğı (taksilerin bekleme yeri). hintbademi. C. 2. i. i. s. Bizans´a özgü. i. gürültülü bir şekilde konuşmak. i. ikinci s ınıf. i. Romen rakamlar ı dizisinde 100 sayısı. i. i. . i. ince iş yapan marangoz. k ıs. 3. kakao a ğacı. kadans. bayt. circa. Bizanslı. f. kulübe. circa. kaftan. i. f. ahenk. s.. kakao çekirde ği. k ıs. C. bot. telgraf. k ıs. f.. 1. bak. 3. 1. copyright. kafeterya. 1. city. gizli/özel/karanlık yol. kakao çekirdeği. copy. 1. cesarean. İngiliz alfabesinin üçüncü harfi. çok kullan ılan bir deyim. çok dikkatli. 2. en i. türev ürün. müz. golf oyuncunun sopalarını taşımak.. i. k ıs. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon. gomene.. sualtı kablosu ile çekilen telgraf. i. 3. 1. teleferik. c c. 1. i. küçük özel oda. golf oyuncunun sopalar ını taşıyan kimse. f. C c/f ca cab cabbage cabin cabin boy cabin class cabinet cabinetmaker cabinetmaker´s glue cabinetwork cable cable car cable television cablegram caboose cabstand cacao cacao bean cacao butter cackle cactus cad cadaver caddie cadence cadet caesarean café cafeteria caffeine caftan cage cagey cajole i. atasözü. 1. bilg. kabin veya kamarada ya şamak. kurnaz. i. lahana. bot. 2. den. kafes. kafese kapamak. i. i. 2. küçük lokanta. centigrade. yan yol. kesik kesik gülmek. Bizanslı. aşağılık herif. i. asansör. s. uyan ık. Celsius.

2. kireçlenmek. -e gölge düşürmek. i. renkli di şi kedi. i. çörek. halketmek. kalkerleşme. kabiliyet. benekli. siyah ve 2. ça ğırmak.b. k. kalkerleştirmek. 2. caliber. i. kek. (bir şeyin) iade edilmesini istemek. kim. yetenek. çok kötü. grevcileri v. 3. 3. beyaz. -i iptal etmek. birine k ısaca . haykırma: I heard a call for help. (paray ı) yaratmak. calves (kävz) i. patiska.o. 1. -i durdurmak. vaketa. dili do ğruya doğru. kireçlendirmek. birine tekrar telefon etmek. 3.o. s. (yard ımcı/danışman olarak) (birini) çağırmak. kireçleştirmek. 1.o. bak. 1. hesap etmek. kireçleşmek. İng. patiska. buzağı. pasta. tıb. hesap eden kimse. kireçleşme. kütüphanelerde kitaplar ı sınıflandıran numara. calves (kävz) i. demek: They call him “Memo” for short. takvim yılı. 1. telek ız.. dobra dobra İng. dili çocukluk a şkı. tatlı sözlerle kandırma. eğriye eğri demek. basma. hesap cetveli. 1. hesaplamak. 1. halife.called out for help. i. i. hilafet. basma. ğırmak. felaketli. konu şmak. dili azarlamak. i. telefon kulübesi. -i istemek. basmadan yapılmış. 2. dana. saymak. i. ayarlamak. 1. küspe. i.. s. Ne derseniz deyin. -in do ğruluğundan (borcun) ödenmesini istemek. i. 2. kalibre. bağırmak: Did you just call me? Bana f. f. 3. kapasite.cajolement cajolery cake cake rack calamitous calamity calcification calcify calcium calculate calculation calculator calendar calendar year calendar year calf calf calf love calfskin caliber calibre calico calico cat calif caliph caliphate call call call a halt to call a spade a spade call box call for call forth call girl call in call in question call into being call it a day Call it what you want. 2. takvim. (askerleri. telefon konuşması. -i mi? He -e son vermek. paydos etmek. i. 3. hesaplama. --es/--s) 1.. felaket. 1. caliph. ortaya çıkarmak. dili bulamayan birine şehirlerarası/uluslararası telefonla birini aramak. 2. gerçekleri sakınmadan söylemek.o. bak. (out) diye bağırdığını duydum. i.. anat. bağırma. tıb. tahmin. cajolement. hesap. 2.. 2. back call s. 1. -i gerektirmek. ´´ İmdat!´´ diye bağırdı. 2. i.. telefon etmek. Ona kısaca Memo diyorlar. felaket. afet. kal ıp. 2. takvim yılı. birini geri ça arayıp birini azarlamak. 3. çoğ. 1. çap. vidala. İng. (çoğ. 3. kalkerleşmek. -i icap ettirmek. üstüne s ıcak kek konulan çubuklu altlık. hesap makinesi. 2. i. 1.şüphe etmek.turuncu patiskadan yapılmış. çağırma. demin seslendin kesmek. call number call off call on the carpet call out call s. i. çıkarmak. long-distance i. 1. konuşma. kireçlenme. İng. jeol. 2. jeol. f.. k. kendisini telefonla 1. i. baldır. bağırış. çoğ. i. pamuklu bez. felaket getiren. halifelik. (a name) for short call s. k. 2. vahim. Birinin ´´İmdat!´´ seslenmek. . 4. bak. 2.´ni) devreye sokmak. belal ı. 1. kalsifikasyon. down call s. bela. k. kalsiyum.

. heyecan göstermeden. Buranakla getirmek. to account call s. . (toplantıyı) açmak.. i. çoğ. sıcak su ile süt ve şeker karışımı bir içecek (bazen çay da katılır). i. dingin. i. sakinleşmek. (fırtına) dinmek. 2. f. deve tüyü. i. buzağılamak. sakin. kamp. 1. 2. bak. kartvizit. chamomile. basık arazi. birinin dikkatini (bir şeye) çekmek. i. aldırışsızlık. Kampuchean. Kampuchea. i. f. i.. iftira etmek. f. i. Kamerunlu. birine telefon etmek. ince beyaz pamuklu/keten kuma ş. 1. bak. tüyleri bitmemi ş (kuş). f. yatıştırmak.o. deveci. names call s. hat. çoğ. saklama...o. Kamerunlu. ın şefi o. i. (deniz) yatışmak. 1. toy. katı. kara çalma. toyluk. birini askere ça ğırmak. hissiz. 1. kaligrafi. çamur atmak. come. umursamayarak. Kamerun. kam.´s attention to call s. into question call s. s.a. sözü geçmek. hattat. hatırlatmak.. 1.call s. ask. f. bak. bot. 3. basık. i. i.t. 2. s.. kamuflaj. hat sanat ı. s. (bir yerin) amiri olmak: He calls the shots around here. kamelya.o.er.. up call s.. 2. yat ıştırmak. calorie.. to mind call the game off call the shots call to mind call to order calligrapher calligraphy calling card callous callously callousness callow callowness calm calm down calmative calmly calorie calory calumniate calumny calve calves cam Cambodia Cambodian cambric cambric tea came camel camel hair cameleer cameleon camellia camera cameraman Cameroon Cameroonian camomile camouflage camp camp birine/biri için (yalanc ı. nasırlanmak. tecrübesizlik. gizleme. kamera. birinden hesap sormak.. s. durgunluk.o. duyarsızca. yatıştırıcı (ilaç). köpek gibi) kötü sözler söylemek: He´s calling her names. s. zool. kamp yapmak. bak. buzağı doğurmak. ordugâh. i. duyars ızlık. bak. iftira. 2.. i. Kamerun´a özgü. dili borusu ötmek. (birine) bir şeyi hatırlatmak.. duyarsız. kalori. dinginlik. f. patiska. i. deve. Kamerun.t. kaligraf. 2. hüsnühat. bak. durgun. i. 2. bir şeyden şüphe duymak. korkak. yatışmak.. i. ask. nasırlı. oyunu iptal etmek.. sükûnet. i. i. f. 1. i. gizlemek. fotoğraf makinesi. i. ald ırış etmeden.. kamufle etmek. calf 1.men (käm´ırımen) i. calf 2. sakince. bak. i. k. i. nasır tutmuş. sakinleştirmek. chameleon. mak. z. bot. kameraman. kara çalmak. i. s. Ona kötü şeyler söylüyor. hatırlamak. i. 1. z. tecrübesiz. cam. i.

i. aç ık. f. i. tarafs ızlık. 1. (could) 1. -ebil-.. 4. f. yardımcı f. kamış. 4. 2. kodes. de ğnek. samimiyetle. çikolata.. mum ışığı. 2. 2. sefer. 2. kanser. içtenlik. i. 2. 2. kamp sahas ı. i. i. --ing/--ling) 1. 2. İng. i. 2. açık yüreklilik. memişhane. 2. 2.. i. silmek. i. kâfuru. helabulamadım. s.camp chair campaign campaigner camper campfire campground camphor camping campsite campus camshaft can can Can he sit a horse? Can it! can opener Can you drop by tonight? can`t can´t help Canada Canadian canal canapé canary cancel cancelation cancellation Cancer cancer cancerous candid candidacy candidate candidateship candidly candidness candied candle candlelight candlestick candor candour candy candy store cane cane sugar canine portatif sandalye. 1. köpekgillerden bir hayvan. asıl fikrini söyleme. 1..ısaltmak. köpekdi şine ait. kampanyaya katılan mücadele etmek. kamp yapma. 2. asıl fikrini gizlemeyen. kampus. Onun insanlara ba ğırması elinde değil. açık yürekli. kampanya yapmak. açık yürekle. kamp yeri. i. for . i. s. i. Kanadalı. i. argo hapishane. 1. kampanya. f. iptal.. yapmak imkânı olmak: Can you do this work? Bu konserve misin? I couldn´t find my hat. şekerli: candied orange peel portakal kabuğu şekerlemesi. i. asıl fikrini söyleme. bak. ufak kamp karavanı. kanarya. i. gerçek. i. cannot. 1. 1. kâfur. argo klozet. bambu. kamp ate şi. She can´t help shouting at people. z. i. 1. şekerleme. Bu gece bize u ğrar mısın? k ıs. şeker. şekerci dükkânı. i. Kanada. 2. iptal olunan şey. s. kampç ı. Yengeç burcu. anat. kanepe. asıl (fikir). i. bonbon. i. samimiyet. ahç ı. kam mili. namzet. eksantrik mili.. tarafsız. i. Kanadalı. samimiyet. baston. s. 1. Kanada´ya özgü. içtenlikle. şerbet içinde kaynatmak. şekerle kaplı. 1. içten. iptal etme. zool. şekerkamışı. 3. köpekgillere özgü. dürüstlük. 2.. 1. şekerleme haline getirmek. i. üstüne çizgi çekmek. 1. Şapkamı ta şı. adaylık. argo i. Kanada. i. kampanyaya ı. için kimse. candor. aday. f. i. (--ed/--led. 3.. 2. huyu öyle. i. . s. içtenlik. (--ned. it´s just the way she is. şamdan. f. 1. tatlı dilli. -Ata binmeyi biliyor mu? argo Kes artık! konserve açaca ğı. bak. 3.. açıklık. k cancellation. 3. i. mat. adaylık. i. mak. 3. i. kampanyac katılmak. karavan gibi kullanılan minibüs/kamyonet. zool. kanal. kampç ılık. 2. şekerleme yapmak. i. samimi. 3. i. dürüst. i. şekerkamışından elde edilen şeker. iptal etmek. açık yüreklilik. 1. namzetlik. f. hasırlamak. seferberlik. (Can tuvalet. kam ışla kaplamak. okulda kalma cezas ı vermek. 1. astrol. i. şekerci.. baston ile dövmek.işi yapabilirkutusu. kanserli. teneke kutu. kanser gibi. yüznumara. mum. aç ıklık.

kapital. 1. majüskül. konulan) teneke kutu. 2. sermaye kâr ı. -amaz. s. f. eşkin sürmek. bot. hoplayıp zıplamak. sermaye masraf ı. sermaye. güç. başkent. tabanca mantar ı. geçimsiz. anamal. mevki. 1. 3. görev. k ılcal damar. burun. kap. s. konserve yapılan yer. s. aft. boş laf. branda. hesab ı. -amazsın(ız). 1.. açıkgöz.. 4. gök kubbe. s. uyan ık. tapa. kapari. i. 1. güç.b. sabit varl ıklar. büyük harf. konserve fabrikas ı. dikkatli. İng. i. 3. failini ölüm cezas ına çarptırabilen suç. i. kapari. k. 2. -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır. 1. bir katedrale bağlı olan papaz. i. dili sermaye sütun ba sabit aktifler. 2. 2. huysuzluk. 2. 3. kebere. i. kabiliyetli. 2. i. branda bezi. 2. 1. aksi.. tedbirli... başşehir. 2. yetenekli.. 2. majüskül. top. 4. i. eşkin gitmek. matara. Hrist. kanyon. 2. içi çok şey alan. 3. i. geniş. ba şlık. ehliyet. sayvan. i. kantin. z. 1. s. 1. kapasite. istiap haddi. i. kahve v. aksilik. 1. İng. i. 4. i. huysuz. büyük harf. 1. gebre. k. yetenek. kapak. . iktidar. gebreotunun yemi şi. 3. 4. argo iş. eşkin gidiş. kabiliyet. yardımcı f. suç. karyola sayvan ı. kilise yetkililerinin ç ıkardığı bir kanun. yetenek. s ıfat: He did this in his capacity as president. 3. i. 1.. hacim. geleneklere uygun. bak. tuval. tepe. baldaken. pelerin. 1. 1. f. -amayız. yamyamlık. büyük (harf). 3.. i. s. bak. hırsızlık. dili yaramazlık. kep.canine tooth canister canker canned cannery cannibal cannibalism canning cannon cannonball cannot canny canoe canon canon law canonical canonisation canonise canonization canonize canopy cant cantankerous cantankerously cantankerousness canteen canter canvas canvass canyon cap capability capable capacious capacity cape cape caper caper capillary capital capital account capital assets capital crime capital dividend capital expenditure capital letter köpekdişi. 1. i. i. (anket yapmak/oy toplamak amac ıyla) (birçok kimseye) gidip konuşmak. büfe. --ping) i. f. şı. doruk. f. 2. konserve: canned chickpeas konserve nohut. f. i. takke. zirve. ehliyetli. i. i. sermayeye ait. 5. oylum. (--ped. kurallara uygun. i. büyük harf. (çay. Bunu başkan sıfatıyla i. 1. anat. 1. yamyam. konserve yapma.. ask. huysuzluk yaparak. kilise hukuku.. i. 5. laf. -amam. kilise hukukuna ait. azizlik mertebesine yükseltme. majüskül. 2. azizlik mertebesine yükseltmek. ince boru. büyük. i. konuşma dilinde çoğu s. top güllesi. i. 2. i. canonize. kano. Hrist. Hrist. Hrist. pamukçuk. kural. istidat. kasket. kapsül. coğr. i. canonization. derin vadi. markiz. gebreotu. iktidar. i. 2. 2. f.

is. i. f. karavan. kopya. i. i. O ğlak burcu. k ırat. yanm ış şeker. karbon kâ ğıdı. -i sermayeye çevirmek. i. kaptanlık etmek. i. 1. anamalc ılık. 3. s. teslim olmak. karbondioksit. devirmek. anamalc ı. kopya kâğıdı.. zoraki dinleyiciler. i. çoğ. f. otopark. ölüm cezas ı. karbonmonoksit. 1. -e sermaye sa ğlamak. i. 1. kim. ırgat.. i. lamba isi. İng. deniz albayı. 1. karbonhidrat. vagon. i. 2. büyülemek. . ayar (1 kırat = 200 mg. f. i. karbon kâ ğıdı. kaptan. karabina. i. i. çoğ. 2. zaptetme. 1. 2. karbon. şartlı teslim. kervan. f. 1. kapitalizm. 3. bocurgat. f.. k ıs. devrilmek. otomobil. kaprisli. karamela. ele geçirmek. karbon kopyas ı. i. majüskül. kapitülasyonlar. f. kervansaray. araba. 1... karpit. i. i. silahlar ı bırakmak. karbonat. i. i. tutsak eden kimse. 2. Karaman kimyonu. alabora olmak. İng. esas sermaye hisse senedi.). -i kendi menfaatine çevirmek. f. frenkkimyonu. 3. manşet. i. i. bak. sermaye vergisi. tutsak. üstü kapal ı yolcu veya yük arabası. 2. gazlı içecek. i. alabora etmek. -den faydalanmak. oto yıkama yeri.capital letter capital levy capital punishment capital stock capitalise capitalism capitalist capitalize capitalize on capitulate capitulation capitulations caprice capricious Capricorn caps caps capsize capstan capsule captain caption captivate captive captive audience captivity captor capture car car park car wash caramel carat caravan caravansary caraway carbide carbine carbohydrate carbon carbon black carbon copy carbon dioxide carbon monoxide carbon paper carbonate carbonated drink büyük harf. i. 2. tutsak etmek. 1. 2. k. i. dili büyük harfler. -i büyük harfle yazmak. ele geçirme. s. karbonatla ştırmak. esir. 2. i. k ısa tüfek. ele geçiren kimse. i. astrol. kopya kâğıdı. zaptetmek. kapris. capitalize. kapitalist. reis. yüzbaşı. capital letters.. i. başlık. i.. tutsaklık. 2. cezbetmek. İng. f. esir dü şmüş. 1. kumanda etmek. kapsül.

2. özen. s. kapıcı. i. (h ızla giderken) bir yana yatmak. tasas ız. 1. itinal ı. ihmal. ev v. enkaz (gemi v. i. s. kalbe ait. 3. kardiyolog. kardinal. kalp krizi. kart fihristi. 2. f. sevmek. 1. s. f. kart katalo ğu. i. 1. i. dikkatli. kart.carbonated water carbuncle carburetor carburettor carcass card card catalog card index card index card table cardamom cardboard cardiac cardiac arrest cardiac disease cardiac failure cardiac muscle cardigan cardinal cardinal numbers cardiogram cardiologist cardiology cardsharp care care for care of careen careen around the corner careen down the road career carefree careful carefully carefulness careless carelessly carelessness caress caretaker caretaker government careworn carfare cargo Caribbean caricature caricaturist soda. tedbirli. mide a ğzına ait. kargo. i. 2. i. kaygısız. 2.. kalp krizi. i. karina (motorlu araç) yan yatarak kö şeyi dönmek. i. 3. şirpençe. maden sodas ı. i. 2. 2. dikkatli olma. kalp hastas ı. asal sayılar. 1. (motorlu araç) bir yandan bir yana hafifçe sallanarak ilerlemek. i. dikkat. 2. kalbi uyaran.). He -e bakmak: Who will care for us inız kardeşine emanet etti. kalp ilacı. kucaklama. i. i. 3. O yoğun bakımda. özenli. Onu k our old age? Ya şlılığımızda bize kim bakacak? 2.b. dikkatle. karton. s. ana. i. i. 3. . z. geçici hükümet. 4. dikkatsizce. ölçülü. i. karbüratör. (otobüste) bilet paras ı. 2. care of Cengiz Göksel. kumar masas ı. s. leş. karikatür. hırka. z. İng. kartotek. 1. (sahibi yokken malikâne. itina. 1. i. dikkat. left him in his sister´s care. kucaklamak. anat. itinayla. kardiyak. den. kardiyogram. karikatürcü. kayg ı. i.. parlak kırmızı.. 1. bina iskeleti. Karayip. 1. kardiyoloji. 3. İng. (motorlu araç) bir Cengiz bir yana hafifçe sallanarak gitmek/ilerlemek. 1. i. carburetor. mukavva. ok şama. i.b. i. i. hileci. i. dikkatsizlik. dertsiz. kalp hastalığı. bilgisiz. önemli. kalp kas ı. kalple ilgili. okşamak. karikatürist. ceket. i. üçkâ ğıtçı. 2. bakım: He´s in intensive care. kayıtsız. karikatürünü çizmek. s. belli ba şlı. 2. i. endişeden bitkin. 2. dikkatsiz. isk. 2. 1.´ne bakan) bekçi. yük. iskambil kâ ğıdı. 1. kariyer. tasa. çıban. f. 1. 1. dert. kakule. Bana some tea? Çay içmek ister eliyle: Write me istemek: Would you care for mektup postalad ığında zarftaki ismimin alt ına yandan Göksel eliyle diye yaz. s. bak. ceset. özenle.

posta güvercini. Noel ilahisi söylemek. Sözünü yerine carry no weight with them. sızlanıp durmak. dili tereciye tere satmak. içki içip şamata yapmak. katliam. cart götürmek. k.. taşımak. alıp götürmek. Noel ilahisi. kazanmak. do ğramacı. cartilage cartographer cartography i. -i bitirmek: She carried through on her promise. (birini/bir şeyi) dışarıya taşımak. Onlar ı etkilemez o. araba dolusu. galip gelmek. ..t. i. nakliye şirketi. yenirce. gırgır (süpürge). k. çürümüş et. (k ızgınlıktan) bağırıp çağırmak. (bir şey) birini ayakta tutmak: (bir şey) birini başarılı bir sonuca aşırı bir şekilde davranmak. 3. k ırım. İng. haritac ı. i.. i. marangozluk. gerçekten yapmak. get carried away kendini kapt ırmak. f. nakliyeci. bedensel. 3. marangoz. gerçekten yapmak. taşımak: Carry her on your back! Onu sırtında taşı! This truck can carry a load of twenty tons. i. etobur. vagon dolusu. f. taşıt şeridi. nakliye ücreti. (karayolunda) şerit. 1. i. 1. kan dökme. s. i. şehevi. i. f. (dişte/kemikte) çürüme. 3. yanları açık garaj. taşıyan. yerine getirmek. 1. etçil. İng. İng. 2. etkili/önemli olmak: It´ll getirdi. yol. 2. 2. Sabr ı sayesinde bu işi başarır. 4. i. k. karnaval. misilleme yapmak. 1. amacına ulaşmak. 5. dülger. i. İng. i. duruş. havuç. 1. dili bir şeyin dozunu kaçırmak. haritac ılık. i. k. 1. (on) -i yerine getirmek. taşıyıcı. (to) hesaptaki bir miktar ı (başka sütuna/sayfaya/deftere) nakletmek. aşırı gitmek.caries carload carmine carnage carnal carnation carnival carnivore carnivorous carob carol carouse carp carpenter carpentry carpet carpet sweeper carport carriage carriageway carrier carrier bag carrier pigeon carrion carrot carry carry an amount forward carry away carry coals to Newcastle carry on carry one through carry one´s point carry out carry out/take reprisals carry s. İng. karanfil çiçe ği. s. keçiboynuzu. i. 1. f.. 2. carrycot i. sazan. istediğini elde etmek. büyük torba/poşet. 2. 2. nakliye.ulaştırmak. dili 1. kapılıp gelmek. (işi) sürdürmek. i. s. bot. 2. harnup.. i. i. duruş biçimi.. kartograf. (kara ta şıtının sallanmasından ileri gelen) mide bulantısı. atlı yük arabası. sürüklemek. leş. through carry s. işi sürdürmek. i. i. tatbik etmek. 2. devam etmek. halı. 1. i. içki âlemi yapmak. i.t. i. i. 2. k ıkırdak. cinsel. bot. at arabas ı. şamata Her patience will carry her through. (bir şeyin) sayesinde (bir işi) carry weight carry/bear/have a grudge against birine karşı kin beslemek. yolcu vagonu. dili kazanmak. Bu kamyon yirmi tonluk bir yük ta şıyabilir. 2.. 4. at arabası ile taşımak. zool. el arabası. etobur. (saplı) portbebe. kartografi. carsickness i. too far carry the day carry the day carry through i. 1. lal. heyecanlanıp aşırıya kaçmak. taşıma. 1. zool. uygulamak. 2. bir şeyi yerine getirmek. karanfil. k ızıl. üstün gitmek.

2. oynayanlar. kasa. kartuşlu dolmakalem. manyok kökünden ç ıkarılan nişasta. v. kutuya koymak. (bakış v. Bu sabah sandfrengili hastaya baktım. i. 1. paraya çevirmek. i. f. dış görünüş. fırında kullanılan toprak/cam kap. yöneltmek. kavun. hasta: I had five cases of syphilis this morning. oyularak yap ılmış eser. çağlayan. (sofrada kullan ılan) et bıçağı. f ırlatmak. C.D. i. (cast) 1. dili nakit para. oymac ı. bir varil dolusu. 2. 1. 1. 1. 2. kaset. (kızarmış eti) dilim dilim kesmek. 1. 1. 3. (oy) vermek. film kutusu. maket. -e büyü yapmak. palaska. fişeklik. matb. 1. 3. vaka: a murder case cinayet i. karikatür.´ni) çevirmek. kaplama. k ıs. i. dilb. amerikaelmas ı. ödemeli. 1. savurmak. 1. i. büyük resim tasla ğı. 2. çizgi film çizen sanatç ı. 1.b. 3. 2. mukavva kutu. i. k. mahfaza: violin case keman kutusu. (ağaç. güveç. i.carton cartoon cartoonist cartridge cartridge belt cartridge case cartridge pen cartwheel carve carver carving carving knife casaba casaba melon cascade case case case ending casement cash cash cash dispenser cash in on cash on delivery cash on the barrelhead cash point cash register cashew cashier cashmere casing casino cask casket Caspian cassava casserole cassette cassette player/deck cassock cast cast cast a horoscope cast a shadow cast a slur on cast a spell on cast a spell upon i. i. kumarhane. bot. 2. pe şin para.´ni) oymak. 2. (bankada) vezneci. 2. kasa. para. 2. vaziyet. 6. 2. i. durum. karikatürcü. el yard ımı ile yanlamasına atılan takla. veznedar. f. oyma. hal. 2. bot. oyma. -i büyülemek. 2. i. s. fıçı. atmak. kartuş. çerçeve. 1. manyok. kavun. çizgi film. 3. 1. i. 1. 4. tahsil etmek. kanatlı pencere. bir fıçı dolusu. i. çerçeve. kutu. kasiyer. f. kasetçalar. nakit para. 3. kaset. foto. mücevher kutusu. i. i. kaşmir. 2. i. camera case tak ı. i. 1. i. 4. karikatürist. kaşmir kumaş.b. 5. 3. i. kasadar. yazarkasa. be ş ık. (büyük bir satış yerinde) kasa yeri. İng. i. 2. büyü yapmak. çemberleme. 5. pencere kanadı. kaşmir yün. -den kazanç sa ğlamak. 3. 1. rol taksimi yapmak. 1. oymacılık. karton kutu. zayiçesine bakmak. küçük kutu. mahuncevizi. bankamatik. tesliminde ödenecek. kal ıp. şelale. -i lekelemek. foto ğraf makinesi mahfazası. kaşmir: cashmere sweater kaşmir kazak. 3. tapyoka. tabut. 4. 1. 2. gölge yapmak. -e leke sürmek. atfetmek.O. . kın. 1. taş dilimlemek. f. 2. (k ırık kemiğe) alçı. i. atma. İng. 2. s. 2. papaz cüppesi. i. (çek) bozdurmak. fişek. yana dayanmalı aşma. kasa. toprak/cam kapta pişirilen yemek. varil. i. k. dili -den yararlanmak/faydalanmak. kutu. 2. i. (mermi için) kovan. (bir tiyatro oyununda/filmde) rol alan kimseler. biladerağacı.

rasgele. 1. k ıs. lakayt. s. kast. font. İng.. çavlan. pek dikkatli olmayan: He gave it a casual glance. 3. kura çekmek. i. ölü. 1. Katalonya. den. pik. catalog/catalogue. şelale. 1. i. katalog yapmak. i. 2. (kazada/sava şta) ölen. 1.. perde. 2. 1. 2. 2. acil servis.. Tasarrufun ucu ona i. 3. cat-and-dog fight kedi köpek kavgas ı.. çok dayanıklı. azarlamak. 4. yaralanan. caster. ıssız adada bırakmak. paylama. kas ıtlı olmayan. hulya. . ilgisizlik. çöpe atmak. pikten yap ılmış. i. çözmek. adrift cast/drop anchor castanet castaway caste caster caster sugar caster/castor sugar castigate castigation cast-iron castle castle in the air/castle in Spain castor castor castor oil castrate castration casual casual clothes casualness casualty casualty ward/department cat cat cat nap catafalque Catalan catalog catalogue Catalonia catapult cataract oy vermek. satranç kale. kaza. Katalan. demir atmak. 2. hadım etme. k. kayıtsızlık. hintyağı. paylamak. demir atmak. s. katalo ğunu hazırlamak./cast one´s lot cast s. katarakt. sapan. kayıtsız. Ona şöyle bir göz attı. bir şeyi akıntıya bırakmak. 2. dili kar şılığını beklemeden iyilik etmek. k. f.. i. 1. k ınamak. casualty of the spending cutback. i. dökme demir.cast a vote cast about cast anchor cast away cast down cast in one´s lot with cast iron cast iron cast loose cast lots cast of mind cast off cast one´s bread upon the waters cast one´s lot in with s. reddetmek. şekerleme. katalog. İng. İspanyol çalparası. (mobilyaya tak ılan) küçük tekerlek. 2. -i düşünmek. pudraşekeri. kedi. iğdiş etme. şato. s. ilgisiz. 1. kastanyet. pik. pudraşeker. azarlama. i. katapult. devirmek. 1. çok sağlam. demirlemek. bak. catalog. 1. hayal. i. ayırmak. mancınık. acil servis. İng. iğdiş etmek. tıb. İng. biriyle işbirliği yapmak/bir olmak. alarga etmek. büyük çağlayan. dili -in kaderine ba ğlanmak. İng. 2. akbasma. günlük elbiseler. düşünüş şekli. -i tasarlamak. 1. 2. i. aksu. ince tozşeker. katafalk. i. i. i. Katalanca. hadım etmek. He was a İng. i. f. tesadüfen olan. 2. i.o. f. dökümcü. 2. 1./cast in one´s lot with s. 2. yaralı. i. kale. i. can ını sıkmak.t. bak. deniz kazas ına uğrayıp ıssız bir kıyıda mahsur kalan kimse. i. 1. f. i. catechism.o.

soluk almak.. kategorik olarak.caught dili. napping catch s. diliyakalamaya/tutmaya çal ışmak. tırtıl.o. tak ılmak. birini gafil avlamak. birini gafil avlamak. birini haz ırlıksız yakalamak. tutuşmak.. f. sâri. yakalama. s ınıflandırmak. (trene/vapura/uça ğa) yetişmek. yiyecek tedarik etmek. dinlenmek. katedral. uygun kişi. soluk almak. unawares catcher catching catchy catechise catechism catechize categorical categorically categorise categorize category cater caterpillar caterpillar tread catfish catgut catharsis cathartic cathedral Catholic i. tırtıl. birini suçüstü yakalamak. i. 2. anlamak. 2. dikkatini çekmek. 1. O anda gözüme gözüne ilişti. off guard catch s.. kategorik. . yakalamak. av. kesin. 3. felaketli. çakmak. rahats ız edici duyguları dışa vurarak onlardan kurtulma.o. yemeklerin haz ırlanmasını ve servisini üstüne almak. av/bal ık. k. s. kilit my 3. birdenbire farketmek: I caught sight of Seda. felaket. f. birini suçüstü yakalamak. moda olmak. on k. dili kestirmek.. vasıflandırmak.o. sıkışmak: I 2. bula şıcı. s.o. tabaka.. afet. Hrist. felaket. Katolik. k. f.catarrh catastrophe catastrophic catch catch catch at catch cold catch fire catch fire catch forty winks catch it catch on catch one´s breath catch one´s breath catch one´s eye catch s. s. i. şuna gitmek. Benden hakadar ileride ki ona yeti şmemin imkânı yok. müshil. Seda gözüme ilişmek: At that moment I caught sight of her. 4. birinin dikkatini çekmek. 6. ateş almak. 2. -in gözüne ilişmek. bak. z..o. red-handed catch s.. tırtıllı palet. müshil. s. kategori.. müz. İng. i. feci.o. i. bölüm. dili 1. katarsis. 5. i. f. zümre. tutmak. beysbol vurucunun arkasında durup topu tutan oyuncu. dili fena halde o şlanmak. hoş ve kolaylıkla akılda kalan. 1. ilmihale dayanarak din dersi vermek. with -e yetişmek: He´s so far ahead of me I can´t possibly catch up with him. İng. yakalayan şey/kimse. kiriş. (caught) 1. tutma. k. dili papara/zılgıt yemek. k ısa bir süre uyumak.´s attention/eye catch sight of catch sight of catch the fancy of catch up catch/get hell catch/take s. Hrist. soluklanmak. tutuşmak. ilmihal. i.. s. k. s. katarsisle ilgili. off guard catch s.. katarsise yol açan. boğaz veya burunda balgam/sümük toplanma. categorize. nefes almak. 2. s ınıf. sleevebir partide yakalanan Gömleğimin k. f. zool. 1. yayınbalığı. bölüm. 1. gözüne çarpmak. i. i. i. -in ho 1. adamakıllı bir zılgıt yemek. on the door handle. birini gafil avlamak. catechize. i. bak. Hrist. i. i. kurt. f.o. parça. kati. 2. dinlenmek. birini gafil avlamak. ilişti. dili -i müstakbel e ş olarak düşünülen nezle olmak. in the act catch s. tutmak. 2.

2. i.catholic Catholicism catsup cattle catty Caucasia Caucasian Caucasus caught caught in the act cauldron cauliflower causal causality cause cause cause s. tedbir. çoğ. ketchup. . ihtiyatlı. i. mağara. dişçi. sakıngan. herkesin ilgisini çekmek. uyarmak. neden olu şturan. i. i. z. yakmak. çoğ. gak. sıçramak. i. sebep devotion. s. 1. 3.al. mağara adamı. Seninle bo şluk. arnavutbiberi. evrensel. ikaz. i. illet. i. 2. sığırlar. nedensel. 3. iki kara parçasını birbirine bağlayan ve deniz kabardığında suyla kaplanan i. tedbirli. i. i. 2. İng..ry. karga gibi ötmek. kendini beğenmiş. Kafkasyal ı. s. aç ık fikirli. i. ışmam. heyecan yaratmak. f. cave. Katoliklik. i. hedef. 1. (göl/bataklık üzerinden geçen) uzun köprü/kazıklı yol. kazan. 4. süvari s ınıfı. s. umumi. i. 1. carbon copy. neden olmak. 1.. 2. (önemsiz şeyler üzerinde) tartışmak. ikaz. kedi gibi. cauterize. f. sansasyon yaratmak. dili i ğneli (söz). oynamak. gaklamak. sebep.. dili iğneli söz söyleyen. Katolik kilisesi. i. uyarma. birini günaha it really cause my camellias to bloom earlier? Gerçekten 1. amaç. i. k. i. kibirli. Kendini adamayacausedbir dava. yak ıcı. çürük.men (keyv´men) i. f. at -e itiraz etmek: I won´t cavil about it with anat. atlı şövalye. i. k. to sin cause/create a stir causeway caustic cauterise cauterize caution cautionary cautious cautiously cautiousness cavalier cavalry cavalryman cave cave in caveat caveman cavern cavernous caviar caviare cavil cavity cavort caw cayenne cayenne pepper cc CD CD player s. i. oyuk. dağlamak. karnabahar. büyük ma ğara. huk. ihtiyat.men (käv´ılrimîn) i. Kafkas. s. ambar gibi (yer). kostik madde. f. açan ne? Will sokmak. suçüstü yakalanm ış. nedensellik. 1. çoğ. çökmek. s. kompakt disk çalar... Kafkasya. s. f. tıb. k ıs. laubali. oyuk. acı (söz). i. uyarıcı. 1. yol açmak: What´s de ğer this? Buna yol f.. cubic centimeters. liberal. karga sesi. f. uyar ı. süvariler.. havyar.. ihtiyatla. 1. i. cürmü meşhut halinde yakalanmış. tıb. dikkatli. i. süvari. cav. s. onu tart 3. caviar. f. 2.o. f. k ıs. kostik. ikaz etmek. nedeni olan. neden. i. 2. serbest. ülkü: That´s a cause worthy of one´s olmak. s. 2. compact disk. 1. İng. ihtiyatlılık. catch. genel.. i. ihtar. 1. bak. i. kavite. gaye. bak. you. 2. dava. arnavutbiberi. bak. kocaman. 2. bak. 2.

son vermek. Kelt. s. Keltlere özgü. aralıksız. orta. f. i. azami fiyat. ortaya almak. dili cep telefonu. 2. 3. yüzüncü yıldönümü. sansür. durmak. ortas 2. şöhretli. sansürlemek. s. tavan. betonkarar. ortaya gelmek. göksel. 1. selüloz. sansür memuru. merkez. 1. i. eleştirmek. sona ermek. i. kabristan. 2. 3. sayım. i. s. 3. 1. 5. 1. tavan fiyatı. 2. ate şkes. devretmek. i.. cep telefonu. merkezi. century. 1. i. göğe ait. f. i. ün. ortada olmak. i.ını almak. Church of England. i.. (gen. i. bitmek. pil. gökkutbu. sansür işleri. göze. spor santr. kutsal. i. dini nedenlerden dolayı) evlenmeme ve cinsel ilişkide bulunmama.. 1. kınama. z. Kelt. Civil Engineer. bodrum. şarap stoku. i. yüz yıllık. i. terketmek. 1. küçük oda. s. sansürcü. göçermek.CE cease cease fire cease-fire ceaseless ceaselessly cedar cede ceiling ceiling price celebrate celebrated celebration celebrity celerity celery celery root celestial celestial pole celibacy celibate cell cellar cellist cello cellophane cellular cellular phone/telephone celluloid cellulose Celsius thermometer Celt Celtic cement cement good relations with cement mixer cemetery censor censorship censure census cent cent centenary centennial center center of attraction k ıs. sapkerevizi.merkezi. bir merkezde toplamak. Keltçe. i. k. 3. viyolonsel. i. 2. 2. çekim 2. 2. me şhur. yüz yılda bir olan. da ğservisi. bırakmak. şarap mahzeni. hücresel. devam etmemek. me şhur. durmadan. i. 4. 1. mahzen. 3. . 2. sürat. ile dostluk kurmak. 4. 2. sürekli. 1. mezarlık. 2. Chemical Engineer. i. s. yüzyıl. 2. 1.. i. bak. çimento. f. i. Corps of Engineers. bayram yapmak. Keltçe. kereviz. 1. centigrade. centennial. b ırakmak. beton ile kaplamak. dini nedenlerden dolayı) evlenmeyen ve cinsel ilişkide bulunmayan (kimse). kutlamak. şöhret. bot. k ınamak. hücreli. 1.. i. s. i. 2. kesilmek. dikkat ortalamak. ilahi. 1. s. ask. gözeli. f. f. hız. ünlü. selofan. selüloit. s. 1. santigrat termometresi. kutlama. elek. i. 1. i. semavi. ara vermeden. ateş kesmek. k ıs. i. viyolonselist. 2. bodrum kat. çimento ile s ıvamak. i. betonyer. i. (gen. kökkerevizi. ünlü. 3. f. sağlamlaştırmak. asır. kiler. nüfus sayımı. i. sansürden geçirmek. gözesel. i. yap ıştırmak. hücre. çimentolamak. f. i. sent (Amerikan dolar ının yüzde biri). beton kar ıştırıcı. eleştirme. ünite. 4. sedir.. 2. central.

katiyet. dili -in ak ıl hastası olduğunu resmen tasdik etmek. törensel. resmi. 1. ussal. s. f. İng. s. i. anat. törensel olarak. bak. çok resmi bir şekilde. boyun. kaç ınılmaz. kalorifer. 2. 4. merkezde toplamak. 3. katiyet. santigram. tahıla ait. diploma. beyincik. k ıs. bak. yüzyıl. beyin. şüphesiz. İng. i. hububat. seramik sanat ı ve tekniği. 3. merkezile ştirmek.. 1. beyinsel. z. 2. 4. i. 5. resmi.center of gravity center of gravity centigrade centigrade thermometer centigram centigramme centiliter centilitre centimeter centimetre centipede Central central Central America central bank central heating centralisation centralise centralization centralize centrally centre centrifugal centrifugal force centripetal century ceramic ceramic tile ceramics ceramist cereal cerebellum cerebral cerebrum ceremonial ceremonially ceremonious ceremoniously ceremony cert certain certainly certainty certificate certify certitude cervix ağırlık merkezi. s. certificate. tabii. resmiyet. merkezi ısıtma. entel. s. i. ayin. f. merasimle ilgili. i. i. s.. ana.. centralization. merkez bankas ı. şahadetname. i. do ğrulamak. bak. İng.. emin.. i.. (m ısır gevreği gibi) tahıldan yapılmış kahvaltılık yiyecek. centiliter. s. teyit etmek. 3. i. tahıl türünden. 1. 3. protokol. merkezile ştirme. 1.. 2. i. anat. ş üstüne. 1. i. bak. kati. muayyen. elbette. tek. çini.. z. ağırlık merkezi. 2. törensel. 2. certify. f. k ırkayak. orta. bazı. merkezkaç kuvveti. santrifüj. İng. Orta Amerika. s. f. seramik. 2. santral memuru. karo fayans. santigrat termometresi. rahim boynu. merasim. 1. kesinlik. 1. 1. vesika. 1. ba i. anat. 6. merkezileştirilmek. s. i. fayans. merkezi. santigrat. e şya. telefon santralı.. kesinlik.. dili entelektüel. İng. i. belge. zahire. merasim. sertifika. 4. tasdik etmek. k. anat. zool. i. tasdikname. çoğ. belli ba şlı. centimeter. santilitre. çanak çömlek. ayin. s. i. i. 2. i. belirli. certified. k. 1. i. 3. tahıl. s. muhakkak. i.. . centralize. tören. çini işleri. (-in doğruluğunu/gerekliliğini) belgelemek. 2. çini.. merkezcil. bak. merkeze do ğru yaklaşan. merkezkaç. 3. center. çıyan. z. tahıl bitkisi. i. centigram. 2.. teklifli. bak. 1. İng. i. tören. santimetre. 2. asır. çinici. z. i. ruhsat. kesin. s. seramik seramikçi.. i... 2. merkezileştirilme. 2... çinicilik.

hâkimin oturum dışı konularda çalıştığı yer. zincirle bağlamak. peş peşe (sigara) içmek. çoğ. 1. chair. 4. freight. k ıs. özel oda. 5. bak. 2. 3. up (sayı/puan) kazanmak/kaydetmek. 1. başkan. f. i.. ink ıta. 2. sinirlendirmek. kurul ba şkanı. kim. i. Sri Lanka. 1. . compare. kesilme. k ıs. k ıs. başkan. Çad´a özgü. i. bak. oda müziği. zincir. s.wom. i. 2. k ıs. (kadın) kurul başkanı. k ıs. i. ırıklığına uğratmak. sezyum. lağım çukuru. and insurance. meydan okuyan kimse. makam. chief. i.cesarean cesarean section cesium cessation cesspool Ceylon Ceylonese cf CF CFI cg. i. s. utanç.en (çer´wîmîn) i. ovarak ısıtmak. f. zincirleme reaksiyon. spor çelenç. 1. 3. f. chapter. (ayinde kullan ılan) kadeh. ğ). yatak odas ı.. oda. i. zincirlemek. chancery. child. cgm ch Chad Chadian chafe chafe at the bit chaff chagrin chain chain letter chain of command chain reaction chain smoker chain store chain-smoke chair chair lift chairman chairmanship chairperson chairwoman chaise longue chalcedony chalice chalk challenge challenge match challenger chamber chamber music chamber music chamber of commerce chamber of commerce chamber orchestra chamber pot chambermaid chambers i. ticaret odas ı. 3. mahkeme. chain. silsile (da i. i. i. i. ovarak aşındırmak. ticaret odas ı. oda hizmetçisi. 4. oda müziği. (ayakkabı) vurmak. Hrist. İngiliz yasama meclisi. i. kad ıköytaşı. tahıl kabuğu. cost and freight. oda orkestras ı. chair. Çad.. i. 4. kalseduan. çoğ. i.. Çad. zincirleme mektup.men (çer´mîn) i. başkan. Çadlı. cost. peş peşe sigara içmek. başkanlık. şezlong. f. komuta zinciri. telesiyej. sezaryen. çoğ. i. iskemle. chafing dish (sofrada kullanılan) yemek ısıtıcısı. i. 2. sezaryen. tebeşir. centigram(s). utandırmak. church. kürsü. hayal k 1. komisyon. kurul ba şkanı. Çat. fişek yatağı. f. sigara tiryakisi. (erkek) kurul başkanı. meydan okuma. aynı mağazalar zincirine bağlı mağaza. saman. i. başkan.. i. sandalye. 2. daire. iç sıkıntısı. f. i. rezil etmek.. Çadlı. dili işlerin gecikmesinden dolayı huzursuz olmak. durma. hayal k ırıklığı. i. meydan okumak. k. çöp. lazımlık. s. Sri Lankan. kamara..

b. i. dili kesin olmayan. savunmak.1. 1. 1. s. değişkenlik. rektör. 2.. başkasının eline geçmek. hizmetçi. kar ışıklık. şarkı söyleyerek kutlamak. riziko. bir şeyi (bir yere) vermek/dökmek/akıtmak/kanalize etmek. şampanya rengi. değişken. i. s. istikrarsız. 2. zool. şampanya rengi. taraf ını i. İng. katır kutur/kıtır kıtır/hart hurt/çıtır çıtır yemek. tahavvül. yüzü k ızarmak. bot. (taşıtta) f. el değiştirmek. şans. s. kararsız. 5. değişmek. k. i. i.. f. 1. değişim. destek olmak. changeability. 3. oymak. bozuk. --ping) 1. (madeni yüzeyleri parlatmak için kullanılan) güderi parçaspapatya. müdafi.. tesadüfen olmak: She chanced to be there. i. 2. (soğuk) (cildi) çatlatmak. şampiyonluk. ufakl ık. hava de ğişimi. -e rastlamak. fırsat. dili adam. avize. i.´ni) yarmak. f. 3. aktarma yapmak: You´ll have to change trains in Ankara. 1. da ğkeçisi. zool. 1. i. k. rizikolu. i. (ciltte) çatlak. el değiştirmek. fikrini/karar ını değiştirmek. kargaşa. çocuk. nehir yatağı. -e tesadüf etmek. mecra. küçük kilise. 1. kader. karmakar ışık. radyo. 2. --ring) 1. i. şampanya. caymak. i. risk. şapel.t. talih. k ısım. şans eseri olan. 3. 3. yakarak kömürle ştirmek. 2.. k ızartmak. adres de ğişikliği. 2. yüzü solmak. çatlatmak. 2. (okul. bo ğaz. TV kanal. dönüşüm. f. şampiyon. yanardöner. savunucu.. 4. hizmetçi yanarak kömürleşmek. yenilik. 1. k. değişiklik. 1.. k. değişme. düzensiz. kaos. 2. i. ordu veya hastanede) papaz. dili ağız değiştirmek. i. s. 4. üstünü başını değiştirmek. şampiyona. yüzü k ızarmak. ask. monoton bir melodi. tilavet. Ankara´da üstünü de ğiştirmek. i. şampiyon. 2. i. (kadın) hademe. kavurmak. 3. (kitapta) bölüm. 1. bozuk tahvil etmek. dili (bir riski) göze almak. s. paranın üstü. into chant chant chaos chaotic chap chap chapel chaperon chaplain chapter char char i. şarkı söylemek. monoton bir melodiyle söylemek. i. (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçiş. -in dışını yakarak kömürleştirmek. Tesadüf eseri oradayd ı. kanal açmak. delikanlı. i. başbakan. dönüşme. 1. 2. 2. kavrulmak. s. 1. 2. bozukluk. yol. 2. (--ped. 6. i. tutmak. 2.tahta v. (--red. 5. (Almanya´da) şansölye. bozuk para çantas ı. şanjanlı. f. monoton bir melodi e şliğinde söylenen sözler. i. değişikliğe uğramak. (toprak. sertleştirmek. i. su yolu. yar ık. müdafaa etmek. ı. 1. şaperon. hiç de ğişmeyen. f. ihtimal. para. monoton ses tonu. değiştirmek. nöbet de ğiştirmek. f. bukalemun. sahip de ğiştirmek. İng.chameleon chamois chamomile champ champ at the bit champagne champion championship chance chance chance on/upon chancellor chancy chandelier change change change clothes change color change color change hands change hands change of address change of air change one´s mind change one´s tune change over change purse change the guard changeability changeable changeableness changeless changeover channel channel s. (from/to) (bir uygulamadan ba şka bir uygulamaya) geçmek. 1. f. çok sab ırsızlanmak. 3. i. 2.. s. i. 2. 3. 2. akak. 1. ateşe .4.kadın. bak.

2. özellik. ho ş. saf.3. şarjedafer. 2. 2. grafik. i. oyun v. 2. karizma. char. dikkatli. 1. i. yasaklanmış cinsel ilişkilerde bulunmama. takip etmek. cana yakın. i.gés d´af. çenebaz. pazı. taşınır mal. cezaland ırmak. i. f. of -i esirgeyen. pe şine düşmek. derin yarık. çene çalmak. muska. itham. f. i. şato. i. karakteristik. çoğ. suçlamak. f. 3. barut hakkı. (roman. peşine düşme. 4. çizge. karakter. berat/imtiyaz/patent vermek. 2. baya ğı. f. nitelemek. hususiyet. namuslu. çekici. gevezelik etmek. kadın. imtiyaz.. şarj etmek. karakalem. gemi kira kontrat ı. İng. ihtiyatl ı. berat. yasaklanm ış cinsel ilişkilerde bulunmayan. şovenizm.v. t ılsım. şarlatan. i. iki tekerlekli sava ş/yarış arabası. i. plan yapmak. (hizmet kar şılığında ödenen) ücret.. 1. hamle. şoven. ıslah etmek için cezalandırmak. s. i. 1. i. f.´nde) kişi. s. dar bo ğaz. 4. --ting) sohbet etmek. 2. uslandırmak. 3. yola getirmek. elek. s. adi. hücum. 3. merhamet. sili. i. i. 1. karakter. konuşkan. izlemek. i. dillidüdük. tip bir kimse. gevezelik. tar. saflık. 2.. 5. karakterize etme. bak. lekesiz. İng. bot. top kızağı. nevi şahsına münhasır bir f. i. 1. 2. sadaka.character characterisation characterise characteristic characterization characterize characterless charcoal chard charge charge charge account chargé d`affaires chariot charisma charitable charity charlady charlatan charm charming chart charter charter flight charter member charter plane charwoman chary chase chasm chassis chaste chasten chastise chastity chat château chattel chatter chatterbox chattiness chatty chauffeur chauvinism chauvinist chauvinistic cheap i. iffetli. nitelendirme. harf. 1..´ni) i. bak. karakterize etmek. gemi plan kiralamak. yardımsever. i.. s. hayır işi. İng. 1. (--ted. i. 5.. 3. 1. 2. hizmetçi. f. çene çalmak. characterization. s. cazibe. mangal kömürü. chas. hoşbeş. portolon. büyülemek. kiralanm ış ucuz tarifeli uçak. i. aç ık hesap. işgüder.faires (şarjeyz dıfer´) maslahatgüzar. geveze. 4. sevimli. derneği. . s. kanyon. tablo. i. s. menkul. 1. şovence. i. patent.. i. i. kaydetmek. s. char. iffet. özyap ı. özel şoför. 2. oto. hayır cemiyeti. büyü. şarj. 2. itham etmek. s. sohbet.wom. f. tipik. tutmak. yardımseverlik. çarter seferi. 3. (uçak.en (çar´wîmîn) i. temizlik. takip. (kadın) hademe.1. tic. i. kurucu üye. ucuz. 1. çoğ. 1. f. kovalama. i. hücum etmek. f. characterize.sis (şäs´iz) i. 3.b. şasi. i. şahıs. hayırseverlik. nitelendirmek. 2. kovalamak. 2. ho şbeş etmek. i. 2. hizmetçi kadın. sade. suçlama. çizelge. tedbirli. hikâye. döverek cezalandırmak. 3. basit. bozulmam ış. 1.b. vas ıf. çekicilik. hayırsever. çoğ. elek. karakter. 4.. İng. göstermek. hizmetçiyardım hizmetçi. 5. (bir masraf ı birinin hesabına) geçirmek. 4. -in haritas ını yapmak. (kadın) hademe. deniz haritas ı. 1. 2. izleme. 1. konuşkanlık. karaktersiz. görevlendirmek. cezbetmek. f.

dili yüzsüz. ünlem. yanak. çedar (bir çe şit peynir). i. hilekâr. ucuzlatmak. neşe. neşeli. küstahlıkla. kaydını (otel. 1. kontrol listesi. (bir şeyin) doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. k. z. s. the hotel´s reception desk.gözwith (bir 2. (bir şeyin) 1. fren görevivurmak: f. i. i. dili yüzsüzlük. satranç mat etmek. (kontrol etmek amac ıyla) -e bakmak.. (kontrol etmek amac ıyla) bakmak. i. (birine) dan ışmak. i. i. i. anat. i.´nde) kayd önce otelin resepsiyonunda 1. neşesiz. i. pansiyon v. 1. İng.. ucuzlamak. f. aldatmak. O yenilgi ilerlemelerini durdurdu. pansiyon doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışmak. cik cik ötmek. 1. Keyfine bak!/Geçmiş olsun! s. Hoşça kal! i. cıvıldamak. i. 2. neşelilik. atmak. engellemek. argo pinti. This (belirli bir şeyi) arayarak (bir şeyi) kontrol etmek: I´m checking for leaks in the(otel v. yan yana. ekose. v. cıvıltı. gem vurmak. birini ne 2. i. şey) (başka doğru olup valf ı. kontrol. k. vestiyer. 1. 1.şelendirmek. dili cüret. hava terminalinde bilet ve bagaj ın kontrol edildiği tezgâh. (sözle) tezahürat yapmak. i. şen. satranç mat. üçkâğıtçı. (süpermarketteki gibi) al ınan malların hesabının yapılıp ödendiği tezgâh. kopyac ı. kareli. kopya çeken. f. 1.. i. avurt. i. birini/bir hayvan ı (sözlü) tezahüratla teşvik etmek. 1. i. yüzsüzlük. tam yenilgi. emanet. -e 3. f.´nden) ayrılmak.. dili yüzsüzce. vurma. İng. 2. .. muayene. 2. i. hesab ını ödeyip (otel. 3. ı. doland ırmak. küstah. kopya çekmek. cimri. 1. 2. çıkış tezgâhı. elmac ıkkemiği. İng. k. keyifsiz. ığını öğrenmeye çalışmak. 2. neşelenmek. 2. yan yana. ne şelendirmek.b./an animal on cheer up Cheer up! cheerful cheerfully cheerfulness cheerio cheerleader cheerless f.cheapen cheapskate cheat cheater check check check for check in check into check on check out check up on check valve check with checkbook checkered checkers check-in check-in counter/desk checking account checklist checkmate check-out check-out counter checkpoint checkroom checkup cheddar cheek cheek by jowl cheek by jowl cheekbone cheekily cheekiness cheeky cheep cheer cheer s. dama oyunu. z.o. çekap. yenmek. de ğişik olaylarla dolu. k. i.´ne girince) kayd ını yaptırmak: First you have to check in at 1.. keyif. ket yava şlatmak. yavadurdurmak. sıkı fıkı. İlk ını yaptırıp bir oda tutmak. 1. s. ket yapan That defeat checked their advance. İng. (bir şeyin)bir 1. keyifli.. gözden geçirme. i. genel sa ğlık kontrolü.. 2. f. roof. arsızlık. çek hesab ı. göz atmak. engelleme. dolandırıcı. (birinden) izin almak. çek defteri. gem vurma.b. amigo. up cheer s. Dam ın akıp akmadığını kontrol ediyorum. 2. 2.b.o. ket. 2. engel. i. İng.. çek olmad 1. durdurma. şlatma. s. neşeyle. arsız. kontrol noktas i. (sözle yap ılan) tezahürat. küstahlık.

Hoşça kal! 3. 2. peynire benzeyen. i. i. i. i. peynirli hamburger. tavuk eti. şık. 1. 1. nohut. s. kimyevi. i. i. vişne. chemist. satranç. 1. kestane. üzerine titremek. ahçıbaşı. gütmek. 1. az para. f. kombinezon. peynirli kek. kimyasal.. hile. asıl branşı kimya olan öğrenci. kimya mühendisi. şifoniyer. şen. şıklık. out argo korkudan çekinmek.men (çes´mîn) i. i. i. kemoterapi. i. geviş getirmek. k ıs. çek.den/--d) azarlamak. argo genç k ız. Şerefe! 2.. i. şef. kimya. 1.o. s. satranç taşı.. k. checkered. kimyager. kiraz. Acinonyx jubatus. piliç. ödlek. i. peynir. 3. dili birini azarlamak. sandık. satranç tahtas ı. 2. s. İng. s. i. i. i. çoğ. (teşekkür olarak) Sağ ol! s. çita. kimyasal reaksiyon. İng. peynir k ıvamında. aziz tutmak. kimyasal sava ş. şike. k. kimyasal bile şim. keyifli. piliç. 2. kestane rengi. İng. chemical. 3. İng. f. çiklet. tıb. kusur bulmak. hindiba. chemistry. modaya uygun. beslemek. i. i. f. neşeli. chid. çiğnemek. . 2. bak. i. argo bozuk para. kutu. kimyasal madde. chess.. korkak. 2. ba ğrına basmak. s. suçiçeği. kad ın iç gömleği. göğüs. s. out chew the cud chew the fat chewing gum chic chicanery chick chicken chicken feed chicken pox chicken-hearted chickpea chicory chide ünlem. 2.. i. kestane. civciv. bot.Cheers! cheery cheese cheeseburger cheesecake cheesecloth cheesy cheetah chef chem chemical chemical compound chemical compound chemical engineer chemical engineering chemical reaction chemical warfare chemise chemist chemistry chemistry major chemotherapy cheque chequered cherish cherry chess chessboard chessman chest chest of drawers chestnut chew chew s. i. i. güne ğik. i. i. eczacı. f. i.. çizburger. argo çene çalmak. dili derin derin düşünmek. kimya mühendisliği. ahçı. zool. 1. tülbent. 1. kimyasal bile şim. kestane rengi. (chid/--d.

i. şef. (soğuktan dolayı) el/ayak parmağındaki şişkinlik. 2.. ba ğışta bulunmak. 2. i. baca temizleyicisi. Çince. s. 2. s. ürpermek. çene çalma: Enough of this chitchat. en yüksek rütbede olan. çocukluk dönemi. budamak.chief chief justice chief rabbi chiefly chieftain chilblain child child´s play child´s play childbirth childhood childish childishly childless childlike childminder children Chile Chilean chili chili pepper chill chilled to the marrow chilli chilliness chilly chime chime in chimerical chimney chimney sweep chimpanzee chin China china china closet Chinese chink chip chip in chipmunk chirp chisel chitchat chivalric chivalrous chivalry i. hahamba şı. üşütmek. 3. belli başlı. titreme. çocuksu kimse. centilmenlik. 1. 2. i. ço ğ. çatlak. dili lafa kar f. chivalrous. Şilili. krater. şef. (saat/zil/çan) ahenkli bir sesle çalmak. 1. i. bak. f. 2. soğuk bir şekilde. çentik. cömertlik. i. çocuk ruhlu. ufak aç ıklık/yarık. şekil i.karışmak. i. çocu ğu olmayan. f. i. 1. üşütücü. i. soğuk davranış. para vermek. evlat. Çin. f. amerikasincab ı. soğuk. zil sesi. 3. nezaket. Bu kadar muhabbet s. ba şkan. 1. çocuk gibi. cırıldamak.dren (çîl´drın) i. gerçek olmayan. chil. z. yanardağ ağzı.. uyum. (--ped. yarenlik. 2. cesur. çocuk oyuncağı. yüreklilik.. 3. melodi. reis. 1. başlıca. Çin. şövalye gibi. 2. so ğuk. ana. en çok. i. cırlamak. (çoğ. İng. hayali. 1. kalemle oymak. çocuk. çoğ. keski. i. patates kızartması.ışmak. lamba şişesi. dan ıştay başkanı. i. cıvıltı. çocuk bakıcısı. yonga. s.. 1. 1. Çin´e özgü. çocuksuz. iş. 2. . 3. bak. 1. 2. s. i. çok kolay iş. lafa çentmek. bak. muhabbet. çoğ. k. kabile reisi. i. 1.. doğum. 1. i. şövalyelik. kalem. Çince. 2. İng. we´d better get to work. --ping) 1. cırıltı. 1.. soğuk. i. bebek. çocukça.. cesaret. kızarmış patates. seramik. üşüme. 1. Tamias. 1. çan sesi. madeni çubuklardan olu şan zil. dili (sohbette geçen) sözler. 1. Şili´ye özgü. çocukluk. i. 3.. 2. üşütücü. cips. ürperme. çene. s. s.nese) Çinli. (yiyecek/içecek) soğutmak. Chi. tabak dolab ı.. Şili. 2. serin. soğuk iliğine geçmiş. 3. Anthropopithecus troglodytes. çini. 2. 2. i. k ırmızıbiber. porselen. s. 1. f. s. Şilili. i. i. çocuk. iliğine kadar üşümüş. 1. çocuksu. üşümek. 2. nazik. İng. s. i. chili. z. şempanze. amir. anat. 3. huk. yürekli. i. baş. yontmak. s. Şili. z. c ıvıldamak. baca. i. k. çocuksu. ahenk. cömert. İng. çip.. 2. 2. 1. yonga. i. çocukça. 4. baş. i. bilg. Çinli.. 2. zool. kolay çocuk oyunca ğı. i. 1. centilmen. 2. soğuk. zool. çocu ğumsu. child.

. müz. 2. 1. tgözyaşlarını tutmak. seçilmi ş. klorlamak.. 2. f. --ping) 1. i. istemek. müz. oto. i. kloroform. i. i. i. boğmak. güç ve tatsız iş. seçme. dili. 2. kolera. 2. dopdolu. kim. 1. Bizim seçtiğimiz oydu. çikolata: a piece of chocolate candy bir çikolata.. s. dili titiz. çikolatalı kek.. bir evin/çiftliğin günlük işleri. kilise korosu. f. çırpıntılı (deniz/göl). and her family name is Burney.chive chlorinate chlorine chloroform chock chock full chockablock chockfull chocolate chocolate cake choice choir choke choke back one´s tears choke down one´s rage choke up cholera cholesterol chomp choose choosey choosy chop chop down chopper choppy chopstick choral chorale chord chore choreographer choreography chorus chose chosen chow Christ christen Christendom christening Christian Christian name Christian name Christianity Christmas Christmas Day i. s. Hristiyanlık. i. nefesini kesmek.. 2. çare: You´ve no other choice. koreografi. ık. i. i. i. 1. ağzına kadar dolu. choose. çalg ı teli. koro ile ilgili. s. bak. i.. 1. bak. s. klor. s. vaftiz töreni. s. kim. i. i. s. Mesih. seçenek. choosy. 3. Hristiyan âlemi. k ısa saplı balta. kloroformla uyutmak. 3. isim: Her Christian name is Fanny..sen) 1. 2. (müzik eseri) koro. champ. nutku tutulmak. heyecandan konuşamamak. seçiş. yön değiştiren (rüzgâr). choose. i. ıkanma. Noel. koral. İng. 1. boğulmak. f. f. koro. koro. ad. küçük bir iş. (balta ile) k ırmak. (--ped. i. koro toplulu ğu. i. boğulma. pirzola: lamb chop kuzu pirzolas ı. Hristiyan. 3. f. çoğ. koregrafi. vaftiz etmek. i. çikolatal ı. tercih etmek. 2.koro. kolesterol. 2. i. İng.. argo helikopter. cho. i. (chose. koro için yazılmış. 2. tıkanmak. f. ilk ad. koregraf. s. i. zor be ğenen. vaftiz etme. bak. İsa. Adı Fanny. şık. 3. i. 2. koro taraf ından söylenen. s. dili yemek. tıkanmak. f. i. öfkesini bastırmak. frenkso ğanı. 1. seçmek. satır. i. (up) ince ince kıymak/doğramak. takoz. i. koreograf.. kiriş. seçilen kimse/şey: He was our choice. . dopdolu. 2. i. Hristiyanl soyadı Burney. jikle. 1. k. akort. şarkının koro bölümü. tıkamak. (Uzakdo ğuda kullanılan) yemek çubuğu. alternatif. değişken. Noel günü. f. i.. 3. 1. k. müşkülpesent.. bak. f. k. (ağacı) kesmek. 1.

i. tombul. dili bir işi bırakmak. i. k ıs. sigara. 1. bir işten ayrılmak/vazgeçmek. köylü. dili elde bir. cüruf..tıknaz adam. sinema salonu. kül. f. kronik.. 1. çiğnemek. 1. cüruf briketi. çakmak. s. İng. (üst kattan alt kata inen. (out) çöpe atmak. i. z. 2. İng. s. k ıkır kıkır gülmek. 2. i. birini d ışarı atmak/kapı dışarı etmek/sepetlemek. kim. s. süreölçer. 2. 3. s. sinema. and freight sif. kaba adam. dili büyük bir miktar. i. s.. yak ın arkadaş. Onu çöpe at!/At onu!/At gitsin! 2. dost. i. müzmin. 1. 2. zool. i. güzelli ği ve değeri anlaşılmamış kız. tarih s ırasına göre. i. i. kıkırdama. kas ımpatı. dili 1. Onu b ırak!/Ondan vazgeç! k. dost olmak. atmak. 2. f. i. 4. f ırlatmak.. 3. yığın. yayık. mezhep. külçe. --ming) 1. topak. k ıs. kromatik. 2. i. (--med. ahbap. k. dili 1. çantada keklik. İng. (yolda olu şan) çukur. 2. k. çama şır/çöp atılan) baca. 1. i. dili mutlu. at kolan ı. birini işten atmak. 1. kronometre. kütük. ayini. i. kalın bir parça. budala. i. terbiyesiz. 2. 1.. k. f. a ğustosböceği. 2. kilise idame amiri.o. kilise avlusu/bahçesi. . cemaat. kaba. i. dili 1. i. krom. k. dili aptal. puro. çoğ. Hrist. renklerle ilgili. s. k.. kıkır kıkır gülme. ayin. çok memnun. i. i. süre ğen. elma suyu. k. kavrama. i. krom. kamera. i. 4. kromozom. kronolojik. Noel ağacı. out chuckhole chuckle chuffed chum chummy chump chump chunk church church service churchwarden churchyard churl churlish churn chute CIA CIF cicada cider cigar cigarette cigarette lighter cinch cinder cinder block Cinderella cinecamera cinema Noel arifesi. 2. dili sıkıca tutma. kıkırdamak. 2. 1. 3. i. k. f. dili kilise. Külkedisi. i. aynı odayı paylaşmak. k.Christmas Eve Christmas tree chromatic chrome chromium chromosome chronic chronicle chronological chronologically chronology chronometer chrysanthemum chubby chuck chuck it up Chuck it! chuck s. i. i. (sütü) yayıkta çalkalamak. kronoloji. ibadet. i. cost. k. 1. s.. krizantem. kilise i. kromatik. yanm ış kömür artığı. insurance. i. 2. müz. süt kabı. elma şarabı. tarih. Central Intelligence Agency. kronik. bot. f..

1. tur. s. 1. i. 2. sirküler. 1. 1. s. -i kaynak/örnek olarak gösterme. atlatmak. su deposu. 3. etraf ring seferi. 4. sirk. hisar. solda sıfır. sitrik asit. f. k ısıtlamak. kent merkezi. (para için) tedavül. şart. daire çizen yol. kösteklemek. citizen. Çerkez. 3. ihtiyat. i. numara. dolaylılık. 3. halka. 2. inceltme işareti. citation. cit. celp. i. 2. i. 1. şehir devleti. turunçgillere ait. huk. i. dolambaçlı. 2. 1. denizden etraf ını dolaşmak. genelge. -in etrafına daire çizmek. i. yuvarlak testere. cited. çevre. i. İng. ayr ıntılı. dolaylı olarak. hal. k ıs. 1. i. i. daire. i. f. devre kesici anahtar. sarnıç. dolayl ı. tekerine çomak sokmak. yuvarlak. dolambaçlı. İng. s. 1. ko şul. için) dolaşım. tiraj. mahzen. yurttaş. takdirname. 2. tabiiyet. turunçgillerden bir meyve. i. 1. f.. 2. keyfiyet. şifre. huk. yapmak. s. belediye ba şkanı. i. f. tarç ın. elek. i. tedbirli. uyruk.rus) turunçgillere ait ağaç/meyve. (bir yerin üstünde i. meydan. sünnet etmek. şehir. 2. (nüfuz açısından) önemsiz biri. daire. çember. Çerkezce. (hava/s ıvı için) akım. 1. durumla ilgili. belediye meclisi. ça ğrı. belediye binas ı/konağı. 1650 dolaylarında yapılmış. sirküler. 3. edat dolaylar ında. 3. vatanda ş. i. devir. olay. kale. vaka. (ço ğ. . kader. 3. (kan/hava) dolaşmak. 2. hemşeri.cinnamon cipher circa Circassian circle circuit circuit breaker circuitous circuitously circuitousness circular circular note circular saw circulate circulation circumcise circumcision circumference circumflex circumnavigate circumscribe circumspect circumspection circumstance circumstantial circumstantial evidence circumvent circus cistern cit citadel citation citizen citizenship citric acid citron citrus citrus fruit city city block city centre city council city councilor/father city hall city manager city planner city-state i. aşağı yukarı: It was built circa 1650. 2. grup. -in etrafını dönmek. s. uyrukluk. 2. tamim. dolaylı. 1. 1. bir tür kredi mektubu. 1. 1. tebaa. i. kesişen sokaklarla ayrılan blok.ını çizmek. 1. 1. yurttaşlık. uzatma işareti. sünnet. hiç. gösteri. 3. belediye. 4. i. genelge. dikkat. şehir mimarı. dairesel. çember. kent. i. ikinci derecede kan ıt. celp kâğıdı. s. sürüm. vatanda şlık. -in etraf ına daire çizmek. vaziyet. 2. belediye meclisi üyesi. 3. 3. (motordaki s ıvı) devridaim(kan/hava (havanın/sıvının) akımını/dolaşımını i. ağaçkavunu. i. daire çevresi. site. 2. takriben. 1. muhit. devre. f. 2. 2. kaç ınmak. ikinci derecede önemi olan. i. z. f. (motordaki sıvı için) devridaim. i. sak ıngan. 1. -in2. durum. huk. dikkatli. 2. 2. ihtiyatlı. s ıfır. (havan ın/sıvının) akımı/dolaşımı olmak.

Roma hukuku. 2. yaygara.. f. insan haklar ı. i. inşaat mühendisliği. s. nazik. medeni hukuk. 2. bak. medeniyet. yap ış yapış. hükümete ait. gaipten haber verme. kibar. tangırdamak. uygar.. i. 2. dili -i görmek. 2. talep. 1. edep. bak. çınlamak. İng. civilize. uygarlık. 2. 1. İng. f. medeni nikâh. elle vuruş.b. i. ferdi. --ping) 1. madeni ses.. f. alk i.´nin bulunduğu şehir merkezi. 1. 3. gizli. 1. 1. devlet memurlu ğu. yurttaşlık s. inşaat mühendisi. i. hayk ırma. mengene ile sıkıştırmak. kenet. f. nezaket. 3. uygarla ştırmak. talep sahibi. belediye ile ilgili. kâhin. bak. civilized. clothe. boy. 2. f. terbiyeli. clamor. soğuk ve nemli. 6.. f. 1.. yurttaşlık ile ilgili. 1. vatanda şlık hakları. s. iddia. 2. hükümet binalar ı. el altından yapılan. yurt bilgisi. İng. devlet memuru. bak. i. civilization. bak. i.. i. s. gök gürlemesi/gürültüsü.. 2.civic civic center civics civil civil defense civil engineer civil engineering civil law civil law civil liberty civil marriage civil marriage civil rights civil servant civil service civil service civil war civilian civilisation civilise civilised civility civilization civilize civilized clad claim claim for damages claimant clairvoyance clairvoyant clam clamber clammy clamor clamorous clamour clamp clan clandestine clandestinely clang clank clap clap clap eyes on clap of thunder s. ç şıngırtı. edepli. klan.. 1. gürültülü. k. 2.. 1. i. f. kütüphane v.. i. kabile. madeni ses çıkarmak. 2. i. f. sivil savunma.. zool. gürültü. bilgisi. i. mahkeme. şehre ait. iç savaş. terbiye. f. 2. İng. z. İng. el alt ından. s. kehanet. elle vurmak. şaplak. s ıkıştırıcı. i. vatanda şlarla ilgili. 4. 5. f. kıskaç. sivil. sivil. bireysel. . 1. f. medeni. iddia etmek. feryat. sahip ç ıkmak. el ç ırpma. istemek. gizlice. şıngırdamak. tangırtı. i. i. 1. aydınlatmak. uygar. terbiyeli. i. sigorta poliçesi üstünden ödenecek para. medeni hukuk. hak talep etmek. hak iddia eden. tarak. 2. feryat etmek. i. 1. s. ho ş. İng. 1. 3. tırmanmak. 2. hak.ınlatmak. güçlükle tırmanmak. kibarl ık. 2. medeni nikâh. medenileştirmek. medeni. haykırmak. mengene. kibar. el çırpmak.. milli. ç ınlama. deniz tara ğı. sivil devlet memurlar ı. davac ı. ışlamak. (--ped. tazminat talebi. yaygara koparmak. nazik. tazminat davas ı. şaplak indirmek. i.

f. 6. engelsiz. i. i. klasik. madde. s ınıf. balç ık. dili (gazetede) küçük ilanlar. halis. 1. classify. i. şeffaf. -i (belirli bir grubun içinde) saymak. dilb. domuz tırnağı çekiç. 5. (gazetede) küçük ilanlar. saf. f. (hastalığı) gidermek. 2. i. kast. zümre. 3. 4. -i (kategorilere) ayırmak. temizlemek. müz. f. classification. bak. temizlik. 3. açıklık kazanma.. yenebilir (av eti v. aç ıklama. 2. İng. yırtmak.. pestili çıkmış. kategori. classic. i. 1. açıklık kazanmak. bölümlenmiclassified (bilgi). açık (gök). 2. gürültü. tırmalamak.1. çatışmak. -i (kategorilere) s. pürüzsüz (cilt). açıklık getirmek. i. 7. klasik eser. f. berraklık. külüstür. açıklığa i. kusursuz. 2. k. açıklanma. 1. sınıflanmış. 1. z. temizlemek. açıklığa kavuşma. klarnet. 1. i. bent. çarpışıp savaşmak. dili 1. 1. temizlikçi. temizlemek. i.. k. kucaklamak. çeşit. 2. -i tasnif etmek. f ıkra. 1. i. saydam. ar ı.b. 1. 1. k 1. sınıf.ıs. açıklanmak. takırdamak. büyük çak ı. i sınıf arkadaşı. leke giderici (s ıvı) ilaç. toka ile tutturmak. tasnif edilmiş. kucaklama. 2. 2. temizleyici madde. takım. dili. tüymek. i. -i s ınıflamak. (madeni şeyler) birbirine çarpmak. aydınlatma. köprücük. 4. s. çok yorgun. tasnif. 2. açıklamak. i. şart. ş. . köprücükkemi ği. açık: His instructions were quite clear. 2. derslik. k. vuzuh. 5. temizce. temizlikçi kad ın. k. Bordo şarabı. klasik. tür. temiz bir şekilde.ıkmış. -i sınıflandırmak. sınıf. aç ıklığa kavuşturmak. 4.. s. i. bölümleme. kopça. 2. vicdan rahatlığı. temizlik. dili s ıvışmak. açıklık. tüymek. duru. açıklığa kavuşturma. 2. (madeni şeyleri) birbirine çarpmak. 2. tırnak. temiz ahlaklı. açıklığa kavuşturmak.). k. temiz. aydınlanma. toplayıp atmak. mücadeleye i. sınıflandırma. 1. grup. 2.dövüşmek. açık. f. temizlemek. 1. biçimli. aydınlatmak. 1. i. i. kolaylıkla anlaşılan/duyulan. -i sınıflamak. hurdası ç k ırmızı i. i. sınıflandırılmış.bölümlemek. temizleyici madde.. 2. 1. sofrayı kaldırmak. çatırdatmak. i. 2.clapped-out claret clarification clarify clarinet clarinetist clarity clash clasp clasp knife class class classic classical classification classified classified ads classified advertisements classifieds classify classmate classroom clatter clause clavicle claw claw hammer clay clean clean out clean up cleaner cleaning cleaning fluid cleaning woman cleanliness cleanly cleanse cleanser clear clear conscience clear off clear out clear the air clear the table clear thinker clear up s. 1. pençe atmak. 3. pak. s. bitkin. anat.b. f. kuru temizleyici. 2. hüküm. düzgün. bulutsuz. klasik. temizleme. 2. halletmek. çarpışmak. sınıf. i. tak ırdatmak. 1. dershane. s. tabaka. patırtı. sabun. 2. 3. sar ılma. f. aç ık bir şekilde anlatmak. pençe. cümle veya yancümle ya da bazı geçmiş zaman sıfat-fiilleri gibi bir özne ve ona ait bir fiilden oluşan i. toka. net. kil. masum. s ınıflama. (hastalık) geçmek. gizli advertisements. f. dili s ıvışmak. ders. mantıklı düşünen kimse. takırtı. f. kuru temizleyiciye gönderilen giysi v. klarnetçi.sustalı bıçak. çözmek. 3. kopçalamak. açıklık getirme. sar ılmak. kategorilere ayr ılmış. şüpheleri gidermek. 3. çözülmek.

i.´nden) kupür şarjör. açığa tıraşlama kesmek. vurmak. yakınında olmak. şıngırdatmak. sıkıca sarılmak. tık sesi çıkarmak.´ne) bağlı olmak. i. (kadının) göğüs arası. dili toplumda yükselmek isteyen kimse. hava. 2. -e sadık kalmak. gümrük muayene belgesi. kırpmak. temizleme. 4. f. ak ıllıca. i. 4. ata 5. 1. 1. klinikle ilgili. papaz. meydan. i. f. orgazm. i. şefkatli. aç ık. 2.ırkma. klips. klişe. f. kırpma. 2. merhametli. boks birbirine sarılmak. clue.´s wings clip s.clearance clear-cut clearing cleat cleavage cleave cleave cleaver clef cleft clemency clement clench clergy clergyman cleric clerical clerk clever cleverly cleverness clew cliché click client clientele cliff climate climax climb climb down climber clinch cling cling film clinic clinical clink clink clinker clip clip clip s. bölmek. f. basmakalıp söz. 1. yar ık. --ping) 1. 2. 1. 2. i. şıngırtı. tokuşturma. 2. i. net. 3. perçinlemek. mandal. satır. beceriklilik. 1. çoğ. bir şeyi -e ataşla/klipsle tutturmak. i. doruk noktas ı. z. havanın güneşli ve ılık olması. geminin limanı terketme izni. tıklamak.ven/cleft) yarmak. sekreterlik. 2. i. 2. 4. i. -e yap ışmak. tık sesi. doruk. 1. mü şteri. çıtırtı. tıkırdamak. 2. 2. açıklık. perçinleme. 2. (bardak/kadeh) tokuşturmak. güre ş. klinik. uçurum. hızlı bir yelkenli gemi. temizleme işi. tıklatmak. 3. tırmanış. (yumru ğunu/dişlerini) sıkmak.. koçboynuzu. den. 2. cleave.ş. ak ıllı. kesik. 2. k ırkmak. 3. 1. i. (saç/tırnak/çim kesmek için) makas. 1. 1. 1. i. i. uçlarını kesmek. aç ıklık yer. kesin. i. cüruf parças ı. 2. 3. bak. 2. f. güreş. 2. becerikli. 2. doruğa ulaştırmak. s. 2. f. kavramak. 1. zirve. 1. çıt sesi. f. 2. 1. (ceza olarak) birinin hareket alan ını sınırlamak. -den ayrılmamak/çıkmamak. bot. maşa. sarp kayalık. i. mü şteriler. (hatıra v. k. iklim. boks birbirine sarılma. 1. f. papazlar. klişe. 1. 3. balta. (gazete. papaza ait. inmek. 1. tırmanma. i. k. s. f. i. f. 1. 6. klipsli kâ ğıt altlığı. klinik. (a ğaçlık bir alanı) çıkarma. 4. i. 3. çarpmak. 2. i. ayrık. k . --d/clo. tık. (tüfekte) kesmek. 1. müvekkil. bölünmek. yarılma. tırmanmak. doruğa ulaşmak. ak ıllılık. f. i. çıt sesi çıkarmak. şıngırdamak. 3. f. kesme. matb.men (klır´cimîn) i. f. 2. şefkat. müz. tıkırdatmak. tırmanacak yer. (ağaçlık bir alandaki) tüm ağaç ve çalıları kesmek..b. papaz. (clung) 1. aydınlatma. i. tutunmak. yarık. çıt. çatlak. sekretere ait. tek. sıkıca yakalamak. 1. bak. 1.. i. kliring. İng.b. kupür. 2. i. 1. çıkmak. 5. i. 1. kama. güneşli ve ılık (hava). 3. k ıskı.ışmak. takoz.. 2. perçinlenmiş çivi. zeki. takas. zekice. i. 1. müvekkiller. çatlama. streç film. i. yar ılmak. s. s. 1. tezgâhtar. anahtar. i. (--d/clove/cleft. yap 2. 1. s. i. i. s. (--ped. 2. 3. 1. çoğ. 2. dergi v. 2. onto clipboard clipper clipping i. 2. sa ğlama bağlamak. 1. i. dili hızla gitmek. tırmanıcı sarmaşık. merhamet. sekreter.o. 2. tıkırtı. 3.t. i. 2.gy. cler. (--d/clove/clave) to 1. 1. 2.

4. engellemek. 1. top top olmak. hepsini satmak. hemen hemen. dar. yak ın. lavabo. kapatmak. revak. havasız. hemen hemen. sersem. yalnız sendika üyelerini çalıştıran fabrika. İng. (--ted. i. s. dili budala. manastıra kapatmak. kapalı devre. saat yelkovan ı yönünde. 2. 2. 2. 2.t. 2. 6. s. klozet. (işyeri) kapanmak. puantöre kaydettirerek paydos etmek. avlanman ın yasak olduğu mevsim. tecrit etmek. k. eli s ıkı. pıhtılaşmak. i. aleni olmayan. tuvalet. i. pelerin. 3. (gard ırop işlevi gören sandık odası gibi) gömme dolap. kapatmak. 2. gizli tutulan. sinekkayd ı tıraş. f. kapalı. kesek. 1. i. f. dili gizli. 1. yak ında. k ısa saç tıraşı.. 1. s. 1. f. birbirine yaklaşmak. 1.clique clitoris cloak cloak s. kapamak. dar. (süt) kesilmek. 2. i. --ting) 1. s. s. k. (işyeri) kapanmak. 3. f. 1. saat. k. i. puantöre kaydettirerek i şbaşı yapmak. revaklı avlu. köstek vurmak. b ızır. yak ından çekilen fotoğraf. saat tutmak. engel. sinekkayd ı tıraş. saatin makinesi. (--ged. gizli komünist. f. kapalı devre. sabo. üste oturan (giysi). 1. beraberliğe yakın oyun/yarış. bir şeyi (başka bir şeyin) kisvesine büründürmek. samimi. ağzı sıkı. (i şyerini) kapamak/kapatmak. hizip. 1. 2. z. gizli homoseksüel. 2. indirimli satmak. 2. İng. pıhtı. --ging) 1. sıkı ağızlı. 1. yak ın benzerlik. toprak/çamur parças ı. vestiyer. yüklük. klik. 1. s. sıkı. 7. i. yak ından. anat. kemeraltı. -in etraf ını çevirmek. dili paçayı zor kurtarma. helata şı. göğüs göğüse çarpışma. dar kurtulma. birbirine yakın. s. dili paydos etmek. (i şyerini) kapamak/kapatmak. sıkı ağızlı. i. kapalı. yakın (arkadaş). in a guise of cloakroom clock clock in clock out clockmaker clockwise clockwork clod clog clog cloister close close close by close call close call close combat close contest/game close down close haircut close in on close on close out close resemblance close shave close shave close the deal close to close up close up shop closed closed circuit closed circuit closed season closed shop close-fisted close-fitting close-mouthed closet closet communist closet homosexual close-up clot i. i. manastır. . i. kapanmak.. takunya. saatçi. k. nalın. 5. 2. ayırmak. cimri. köstek. i.. anlaşmaya varmak. 2. f. k. i. kapamak. kapanmak. kapatılmış. engel olmak. t ıkamak. i. 3. dili paçayı zor kurtarma. tıkanmak. klitoris. pıhtılaştırmak. 2. 1. 2. (iş gününün bitiminde) işyerini kapatmak. tahta ayakkabı.

3. dernek. 2. f. 1. i. giysiler. i.tutmak. pıhtılaştırmak. oto. bulutla kaplamak. debriyaj. soytarı gibi. county. soytar ı. f. sopalamak. kavrama. 4. s ıkıca2. 1. 1. d. k ıs. yonca.y. duman veya toz bulutu. i. mak. karışıklık. i. karanlık. kavramak. elbiseler. kavrama. sıkıca k. palyaço. sakarca. beceriksiz. f. hantal. yığmak. beceriksizce. otobüs. cling. iz. tokat atmak. 1.2. i. i. k. leke. 1. 2. a ğır adımlarla yürümek. ispati. bulutsuz. k ıs. 2. s. kaplamak. f. örtü. bez. şüphe altında. İng. yumru ayak. i. cleave. yığmak. 2.. (sarımsakta) diş. bak. töhmet altında. bulanık. 1. hevenk. s. f. düzensizce atmak. bez ciltli. grup. care of eliyle. soytarılık etmek. beceriksizlik. (--bed. ağır ağır atılan adımların sesi. 1. giyim eşyası. 2. dalgal ı (mermer). 2. anahtar. kulüp. mandal. 3. küme. s. f. bulutlanmak. 1. dili olmayacak duaya ı. çamaşır ipi. 2. i. 1. düzensizce yayılmış eşya. güve. i. tokat. gıdaklamak. 1. i. dili 1. 2. 1. 2. İng. s. 2. s. 4. özel öğretmen. pıhtılaşmak. f. at -i k. sakar. k ıs. hantallık. i. 3. kenet. 1. 2. cop. çoğ. 3. 3. i. bulut. 5. f. i. carried over muh. nüfuz.. i. f. mandal. tutma. f. bulutlu. gölge i. gıdaklama.. sopa. yumruk. demet yapmak. sağanak.cloth clothbound clothe clothes clothes basket clothes moth clothes moth clotheshorse clothesline clothes-peg clothespin clothing cloud cloudburst cloud-capped cloudless cloudy clout clove clove clove clover clown clownish clownishness club clubfoot clubfooted cluck clue clump clumsily clumsiness clumsy clung cluster clutch clutch at straws clutch at straws clutch pedal clutter cm CO Co co. s. sakarlık.. i. . soytarılık. isk. salkım haline getirmek. vasıtasıyla. s.dili yumruk indirmek. i.6. çamaşır askısı. ambreyaj. i. güve. kümelenmek. z. giydirmek. 1. kumaş. elbiseler. kümelemek. yumru ayaklı. 1. (--d/clad) 1. örtmek. çal ıştırıcı. bulutlarla kapl ı (dağ tepesi). -i yetiştirmek. bulanmak. 2. tutam. sinek. 2. 3. 2. İng. 3. sonraki sayfaya/sütuna nakledilen (toplam). düzensiz bir şekilde doldurmak. açık olmayan. ipucu. yolcu otobüsü. bir araya toplanmak. -bing) coplamak. demet. 2. buland ırmak. spor antrenör. company. yığın. i. çamaşır sepeti.. i. 3. bak.. 1. giysiler. yolcu vagonu. c/o coach coagulate i. k. çomak. salk ım. oto. kararmak. dumanlı. f. -i çalıştırmak. 2. darmadağınık etmek. bulutlu. f. debriyaj pedalı. Commanding Officer. 1. karanfil (baharat). i. i. f. debriyaj pedalâmin demek. f. centimeter(s). dağınıklık. k ıs. karartmak. üstünü örtmek. i. küme. dili ümitsizlik içinde her çareye ba şvurmak. hantalca. i. beysbol (topa) h ızla vurmak.

sahil. f. bir olmak. . f. mayısböceği. 2. kabalık. i. horoz dövü şü. vana. out of s. ayakkabı tamir etmek. f. tabaka. horoz. 2. 3. 2. i. 2. pilot kabini. i. i. birini tatlı sözlerle kandırarak bir şey elde etmek. f. i. 1. kabala şmak.. kokpit. paltoluk kuma ş. i. 1. k ıyı boyunca gitmek. valf. 3. f. dil dökmek. 2. kakao ya ğı. ısı. i. i. f. f. i. 3. dili kendini be ğenmiş. 2. i. erkek ku ş. olmayan. kor. eğri. 1. 2. parke ta şı. kaldırım taşı döşemek. den. kömür oca ğı. sütlü kakao. baya ğı. kabaca. adi.) sürmek. kıyısal. kokpit. 2. s.b. kokain. iri taneli. ask ılık. i. 1. 4. tatlı sözlerle kandırmak. s. birle şme. 1. kaldırım taşı. yavru horoz. den. i. kendinden fazla emin.o. argo küfelik. birleşmek üzere olan. 1.coal coal mine coalesce coalescence coalescent coalition coarse coarsely coarsen coarseness coast coast guard coastal coaster coastline coat coat hanger coat of paint coat rack coating coax coax s. 3. şapkayı yana yatırmak. musluk. k. i. 1. 1. bardak altl ığı. i. 2. kaba. kabalaştırmak. kobra yılanı. sahil. i. 2. birleşim. 2. kakao rengi. palto. i.t. çarpık. kam ış. bot. 1. i. tüfek horozunu çekmek. 1. şaşı gözlü. i. argo saçma. hamamböce i. koalisyon. cob cobalt cobble cobbler cobblestone cobra cobweb cocaine cock cock one´s hat cock-a-doodle-doo cockchafer cockerel cockeyed cockfight cockpit cockroach cockscomb cocksure cocktail cocky coco cocoa cocoa bean cocoa butter i. kokteyl. görgüsüz. altlık. 1. kat. erkek (kuş). tabanca horozu.. i. kaplamak. sahil çevirmeden bisiklet sürmek. gönlünü yapmak. koster. 5. 3. yekvücut olmak. portmanto. horoz ötü şü. kaba saba. s. 2. k ıyı boyu. (hayvan ın derisindeki) tüyler. s. i. örümcek a ğı. s. alçak güverte. kat. m ısır koçanı. horozibiği. kobalt. i. i. i. i. ayakkab ı tamircisi. kendine fazla güvenen. kakao tohumu. 2. kaba (dokunmu ş kumaş). 2. zool. tüfek horozu. i. birleşmek. bir kat boya. argo penis. i. terbiyesizlik. horoz ibiği. den. k ıyı. 3. elbise ask bir askı. (kayakla/bisikletle) yokuş aşağı kaymak/inmek. s. horoz dövü şlerinin yapıldığı yer. kakao. kukuriku. birleşme. tabaka (boya v. ceket. pedal koruma. hindistancevizi. kömür. ği. züppe. 1. deniz k ıyısı. ince z. 4. tabaka. 3. kaldırım taşı. kaba. i. 4. 3. 1. 1.

kurukahveci. k. i.. 3. kanun halinde toplamak. sandık. coeducational. morina.. diş. kahve demliği. ruhb. şifre. karma eğitimin uygulandığı bir okulda okuyan. koza. zorlamak. cash on delivery. 2. s. mecbur etmek. 1.coconut coconut palm cocoon cod COD. bask ı. bak. k. kutu. eşit. i. akran. cod-liver oil bal ıkyağı. i. s. ikna kuvveti. k. dili moruk. büyük hindistancevizi. bak. kahve çekirde ği. 1. i. i. düşünmek. tatlı kaşığı. f. inandırıcılık. i.. hindistancevizi. kanun halinde toplama. s. collect on delivery. . s. f. denk. i. düşünüp taşınmak. pinpon adam. f. f. i. i. dili. s. 2. dişli çark. tabut. kanyak. kahve.. cognizant. kurukahveci dükkân ı. s. kahve de ğirmeni. ğitim uygulayan. f. kodein. uyuşmak. biliş. f. üstüne titremek. cod coddle code code of honor codeine codger codification codify coed coeducation coeducational coefficient coequal coerce coercion coercive coexist coexistence coffee coffee bean coffee cup coffee grounds coffee mill coffee of a kind coffee shop coffee spoon coffee store coffee table coffeepot coffer coffin cog cogency cogent cogitate cognac cognisance cognisant cognition cognizance cognizant cogwheel cohere i. i. kanun haline getirmek. s. 2. karma e ğitime ait. İng. çark dişi. konyak. zorlayıcı. i. bak. 1. i. 1. f. kanun. i. hafif ate şte kaynatmak. i. 1. ikna edici. 2. 2. hindistancevizi a ğacı. kod. kahve telvesi. i. inandırıcı. 1. 1. zorlama. kanunname. çay.. i. ahlak kurallar ı. i. i. i. müsavi. cognizance. kahveye benzer bir şey. fark ına varma. 2. bir arada var olu ş. birbirini tutmak. kasa. bir sisteme ba ğlamak. i. ihtimam göstermek. tatlı. sandviç ve hafif yemekler sunan lokanta. uyum içinde olmak. şifre ile yazmak... (alafranga) kahve fincan ı. kodlamak. tasarlamak. i. yapışmak. i.. 2. kavrama. karma e ğitim. tutarlı olmak. i. İng. k ıs. bir arada var olmak. dili karma bir üniversitede okuyan k ız öğrenci. sehpa. kahve. karma e katsayı. kaynaşmak. eş.

s. z. 3. 1. birlikte çalışan kimse. 2. coitus. (sözcük/söz) türetmek. bak. soğuk.b. tutarlık. kangal şeklinde boru. 2. yap ışkan. kolik. ac ımasız. köprücük. 1. (formaları) harman etmek. tasma. karşı teminat. kolaboratör. s. 1. uyuşma. havanın aniden soğuması. i. tahvil. saç tuvaleti. basmak. mantıklı. 1. cinsel ilişki. 3. f. 2. 2. 5. soğuk kimse. ına yapışmak. k. uçuk. çökertmek. eşevreli.f. senet v.b. tamamlayıcı. birlikte çalışma. s. işbirlikçi. i. söğüş et. lahana salatas ı. 3. 1. tasma takmak. bir olmak. i. i.ı. mantıklılık. soğukkanlı. 3. 4. i. 2. i. merhametsiz. 1. suya düşmek. 3. işbirliği yapan kimse. i. yağlı krem. yıkılmak. yakas yakalık düğmesi. f. tıb. taraftar. i. roda. 2. köprücükkemi ği. aynı soydan gelen. i. cilt kremi. soğuk. f. biyol. fiz. 3. 2. rastlantı eseri olan. 1. i. tutarlı. kuaför. katlanabilir.ın berberi olan erkek. saç biçimi. çatışmak. kok kömürü. elek. den.kar şı gösterilen gösterilen ve bir mülk. birleşmiş. ikincil. yap ışmış. (borca kar şı ve bir mülk. hempa. 1. çökmek. sarılmak. halka şeklinde k madeni para. i..´ne dayalı) teminat. s. i. s. yard ımcı. kolaboratör. harmanlamak. with ile rastla şmak. 2. . i. 2. rastlant mat. madeni para sarmak. 2. nezle. i. kok. i. 2. gerdanl ık. anat. 1. yıkmak. i. kohezyon. senet v. i. tutarlılık. 2. 1. 1.coherence coherent coherently cohesion cohesive cohort coiffeur coiffure coil coin coincide coincidence coincidental coincidentally coition coitus coke coke colander cold cold cream cold cream cold cuts cold fish cold snap cold snap cold sore cold war cold wave cold-blooded coldhearted coleslaw colic colitis collaborate collaboration collaborationist collaborator collage collapse collapsible collar collar stud collarbone collate collateral collateral security i. kangal. frigo. süzgeç. olarak. soğuk dalgası. uyum içinde olma. yüz kremi. 4. i. işbirliği yapmak. kolit. kalınbağırsak iltihabı. kad i. yaka. tahvil. 3. kolay anlaşılır. ani soğuk. 1. kolaboratör. işbirlikçi. f. açılır olmak. duygusuz. tıb. uyum sağlayan. destekçi. tutarlı i. 1. 1. yapışma. kohezif. yan yana olan. bobin.. 1.. 2.´ne dayalı) (borca 1. kangallamak. 1. 3. f. bir sonuca bağlanmadan s. çak ışmak. merhametsiz. halka. karşılaştırarak okumak. aniden gelen so ğuk hava. fiz. 3. (insanlardan oluşan) grup. yapışıklık. (iskemle/masa) açılır kapanır kapanır. (proje/plan) i. s. yaka takmak. argo kokain. kevgir. tali. kalınbağırsakta ve karın boşluğunda duyulan sancı. ıvrılmış saç. 1. dili kolalı içecek. fiz. soğuk savaş. s. kolaj. 2. tesadüf. soğukluk. tesadüfi. i. z. koherent. katı yürekli. şans eseri. uymak. yakalamak. 2. i. aynı zamana rastlamak. suç orta ğı.. (sayfalar ı) sıraya koymak. 2. işbirliği. f. tesadüfen. birlikte çalışmak. yandaş.

1. 2. renklenmek. renk. renkli foto ğraf. i. colloquialism. meslekta ş. kendini toparlamak. 1. ödemeli telefon konu şması. toplamak. collect one´s thoughts collected collection collective collective agreement collective bargaining collective farm collective memory collective noun collective noun collective ownership collector college collide collie collier collision colloq colloquial colloquialism colloquially colloquy Colombia Colombian colon colon colonel colonial colonialism colonialist colonise colonist colonization colonize colony color color filter color photograph color photograph color photography color printing color television/TV i. toparlamak. 1. ortaklaşa iyelik. 1. koloni. 2. i. al ımcı. sancak. renk. sömürgeleşme. koloni haline gelme. konuşma dilinde kullanılan sözcük/söz. 3. İskoç çoban köpeği. akl ı başında. ruhb. (işverenle işçi temsilcileri arasında) toplu görüşme. üniversite. ortak bellek. çarpışma. i. i. 2. 3. 2. i. 2. kolon. (anayurdundan ayr ı) bir kolonide ya şayana özgü. Kolombiya. albay. toplanm ış: the collected works of Shakespeare Shakespeare´in toplu eserleri. sömürgele ştirme. s. ortakla şa. dev şirmek. 3. kolonide ya şayan. konuşma diline özgü. 3. Pul biriktiriyor. 1. toplaç. 2. koloni. i. Kolombiyalı. kömür madeni işçisi. çarpışmak. koleksiyoncu. s. Kolombiyalı. kolektif. sömürgele ştirmek. 1. hep bir arada. kolektif çiftlik. 3. sömürgeci. i. s. 2.. s. 1. renkli bask ı. i. iki nokta üst üste (:). koloni haline getirme. z. derlemek.s.. bayrak. konuşma diliyle. 1. renk filtresi. Kolombiya. renklendirmek. yüksekokul. İng. i. kolonyal (sanat. sömürgecilik. i. çoğ. -de koloni/koloniler kurmak. i. renk de ğiştirmek. Kolombiya´ya özgü. 2. sömürge. They don´t collect trash on ödemeli He collects şması. tahsildar. renkli foto ğraf çekme. iş arkadaşı. (kilisede toplanan) para. toplu sözle şme. toplanmak. 1. 3. f. toplu. 2. i. boya. karşılıklı konuşma. s. kafas ını toplamak. i.. with -e çarpmak. i. sömürgecilik yanl ısı. 3. s. 1. f. koleksiyon. dilb.b. 2. bak. kömür gemisi. f. -de koloni/koloniler kurma. iane. i. colloquial. anat. 2.). 3. mükâleme. 1. i. 2. ortak mülkiyet. birikmek:telefon konustamps. koloni kuran. İng. kolektör. 1. . colonize. biriktirmek. topluluk ismi. fakülte. mimari v. toplama. renkli foto ğraf. i. sömürgeci. renkli televizyon. yüzü kızarmak. topluluk ad ı... koloni haline getirmek. 4.colleague collect collect call collect call collect o. foto. matb. boyamak. f. k ıs. i. 1. f. ortak. canl ılık. i.

yansız. dili beli gelmek. birlik. 1. dövüşme. kavgac ı. come) 1. u ğramak. taramak. dövüşmek. 2. 3. k. düşmek. üstüne yürümek. to (bir kişiden/bir zamandan) (başka birine/başka bir zamana) kalmak. komada. 3. renkli. 2. kim. kocaman. s. i. 3. çarpışma. boşalmak. (kendi malının) fiyatını düşürmek. 1. i. direk. 1. -e rast gelmek. i. kartel. solgun. gerçekçi olmak. kö şe yazarı. birleştirmek. i. 1. vuruşma. ile kar şılaşmak. (--ted. i. i. İng. muharebe. petek. i. ayırmak. bal pete ği. i. come around come at come back come between come by come close to come down come down in one´s opinion come down in one´s price come down in price come down in the world come down to earth s. siyah. 2. f. akla gelmek. kol. tekdüze.b. (birini) eskisi kadar çökmek. 2. 1. dövüşçü. (fırsat) çıkmak. taramak. kendine gelmek. savaş alanı. Hadi can ım. renkli. s. (came. 2. boya. anlams ız. 1. muazzam. kombinezon. s. f. He came close to losing his temper. --ting) 1. renk. 2.. fıkra yazarı. s ıpa. iyile şmek. devasa. birleşmek. 3. renkli. 1. şifreli kilit. renksiz. yar ı baygın. tic. -e ulaşmak. kaba zenci. ateşli bir tartışmaya katılan kimse. i. akromatopsi. 4. sütun. 2. 4. s.. renkkörü. solmaz. renksiz. kolay tutu şan. ask. 3. ilerlemek. olmak. s ıkıcı. 1. 2.. s. s. 2. i. geri gelmek. 4. -i keşfetmek. 2.. mücadele etmek. color. tarak. 5. -e erişmek. 2. sava şmak. (kilitte) şifre. saldırmak. silik. kolon. 2. 3. i. 1. i. dövüşken. 1. muharip. f. donuk. 1. gazet. fıkra. tutu şma. 1. 3. 2. s. 1. u ğramak. muharip birlikler. 2. gazet. boyama kitab ı. renkkörlü ğü. i. 2. soluk. 2. 4. geri dönmek. s. gelmek. orgazm -e rastlamak. dediğine gelmek. çok büyük. 5. 1. birle şme. -e varmak. ateşli bir tartışma. mim. monoton. 1. (biri) (eskiden sahip oldu ğu) para ve prestijini kaybetmek. bak. aralarına girmek. 1. yanıcı. saymamak. (fiyat) dü şmek. 3. daltonizm. biçerdöver. (horoz v. tarafsız. i.color-blind color-blindness colored colorfast colorful coloring coloring book colorless colossal colour colt column columnist coma comatose comb comb out combat combat combat troops combat zone combat zone combatant combative combination combination lock combine combine combustible combustion come come about come across come along Come along. 2. . birleştirme. yanma. Az kald ı tepesi atacaktı. elde etmek. sava şçı. tay. ask. 3. muharebe alan ı. koma. birleşim. (bir şeyin) fiyatı düşmek. 2. savaş. f. yıkılmak. sava şma. bileşim. 3. beraber gelmek. kö şe yazısı. Come July and we´ll be swimming. renksiz. sağlığı gittikçe düzelmek. kolay tutuşan madde.´nde) ibik. hayal kurmaktan vazgeçmek. 3. Temmuz geldiğinde denize gelmek. f. canl ı. meydana girmiş olacağız.

gerçekle şmek. 3. ç ıkmak. 2. fermaya oturmak. Haydi! 2. dili 1. muzaffer ç ıkmak. belli olmak. olmak. -den ç ıkmak. gelmek: Has the iırada) olmak: 1. (yarışma sonunda) (belirli bir sşe yaramak. dili Yalan ı bırak!/Bırak! k. meydana ç ıkmak. . do ğmak. tamamen durmak. (haber) yayılmak. belasını bulmak. kullanılmaya başlamak. 3. varmak. 1.come down with a cold come forward come from afar come hell or high water come home to come in come in handy come into come into collision with come into force come into play come into possession of come into power come into prominence come into sight come into the picture come into the world come into use come into view come of come off Come off it! come off worst/get the worst of it come on Come on! come one´s way come out come out of one´s shell come out on top come through come through come through with come to come to a dead stop come to a decision come to a head come to a head come to a point come to a point/ make a point of come to a stop come to an agreement come to blows come to blows come to close quarters come to fruition come to grief come to grief nezle olmak. kendinden bekleneni yapmak. başarısızlığa uğramak. durmak. dili 1. k. yumruk yumru ğa gelmek. düşmek. k. Birinci oldu. 1. son noktaya varmak. başarılı bir sonuç almak. başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak. kat ılmak. girmek: Come in! İçeri gir!/Buyrun! 2. başarılı olmak. gözükmek. 2. ne olursa olsun. -in sahibi olmak. başı darda olmak. (bir şeyi) bilhassa yapmak. ayılmak. altta kalmak. kafas ına dank etmek. 1. 1. iş başına geçmek. (yayın) yayılmak. 3. 1. ç ıkmak. bütün zorluklara ra ğmen. 2. gerekeni/beklenileni yapmak/becermek. çok uzaklardan kedi benim demedi. suskunluğu bırakmak. en çok zarara u ğramak. (av köpe ği) ferma yapmak. (zor bir durumdan) sağ olarak k. dört ayak üstüne düşmek. 2. etkili olmak. dili (f ırsat) eline geçmek. karara varmak. ön plana çıkmak. girmek. 1. cenkleşmek. He came in first. meydana gelmek. 2. görünmek. uyu şmak. herkesin dikkatini çekmeye ba şlamak. yenilmek. stop/istop etmek. kendine gelmek. sahneye ç ıkmak. yürürlüğe girmek. dili 1. 2. 2. 2. Kimse ç ıkıp da ogelmek. 2. göğüs göğüse dövüşmek. -e özen göstermek. dünyaya gelmek. yumruk yumru ğa gelmek. -e özenmek. (belirli bir amaçla) ortaya ç ıkmak: Nobody came forward to claim that cat. k. aç ımlanmak. kendini göstermek. ile çarpışmak. (mirasa) konmak. Yok can ım! k. kullanılmaya başlamak. görünmek. dili (beklenileni) yapmak. birinci olmak. bir karara varmak. ortaya ç ıkmak. görünmeye ba şlamak. ortaya ç ıkmak. dönüm noktas ına varmak. (leke) çıkmak. kopmak. felakete u ğramak. 1. iktidara geçmek. 3.

with (sevmediği bir şeyi) güçlükle kabul etmek. başarısız kalmak. konfor. aklı başına gelmek. ç ıkmak. i. keşfedilmek. (birinin) para ve prestiji artmak. eski formunu bulma. komedi yazar ı. argo zekice ve yerinde cevap.o. mutabık kalmak. varmak. komedi. canlanmak.b. comedian i. ne olursa olsun. bulunmak. cevap v. dili ç ıkmaza girmek. i. kuyrukluyıldız. dili tela şa kapılmak. -e rastlamak.´s rescue come to stay come to terms come to terms come to terms with come to the fore come to the point come true come true come under come undone come unglued come untied come up against come up in the world come up to come up with come upon come what may come what may come/draw to a close come/run across (with) (ile) kap ışmak. 2. açılmak. gerçekleşmek. i. 1. alımlı. i. boşa çıkmak. 2. umumi . -e rastlamak. comedienne comedown comedy comely come-on comet comfort comfort station i. hatırlamak. k. komedyen. suya düşmek. ayılmak. çare. 2. 2. dövüşmeye başlamak. -in esaslar ını ele almak. 1. teselli.´ni) bulmak. comeback i. birinin imdad ına yetişmek. rahatlık. Artık burada kalacak. 2. çözülmek. (belirli bir seviyeyi) tutturmak. aklına gelmek.come to grips come to grips with come to grips with come to hand come to life come to life come to light come to mind come to naught come to nothing come to nothing/naught come to one´s senses come to pass come to rest come to s. aklını başına toplamak. anlaşmak. doğru çıkmak. itidalini kaybetmek. kadın komedyen. ile ciddi bir şekilde ilgilenmek. 1. rahat ettirmek. 1. (-in yetki alan ına) girmek. -e çatmak. ile kar şılaşmak. hayal kırıklığı. teselli etmek. -e tesadüf etmek. sona ermek. 1. k. açmaza düşmek. (bir yere) devamlı yaşamak amacıyla gelmek: He´s come to stay. durmak. (kabul edilmesi zor olan bir şeyi) kabul etmek/kabullenmek. dili (bir plan. gerçekle şmek. 2. 1. i. s. öne geçmek. (with) anla şmaya varmak. 1. ne olursa olsun. düşüş. çözülmek. 2. hela. mutabık kalmak. olmak. 2. meydana gelmek. 1. come/run up against a blank wall k. sivrilmek. f. gelmek. ferahlık. (belirli bir hizaya) kadar gelmek. aç ılmak. sadede gelmek. bitmek. etekleri tutuşmak.

yaklaşma. başlamak. geliş. etkili. ticaret hukuku.. deniz binba şısı. f. i ş. işleme. 3. s. i. 1. başlangıç. etmek. komando birliği. övmek. 1. 3. 2. emzik. s. i şlemek. komik. komisyon üyesi. i. Allaha kar şı saygısızlık suç işlemek. s. ac ıma. vazife. 2. 3. bak. gelecek. çizgi roman. 1. (gezici) satış temsilcisi. tefsir. s. 2. f.. 1. yorum. gülünç. i. 2. on hakk ında fikrini i. radyo. bant-karikatür. aç ımlama. 1. subay. komutanl ık. yapmak. eleştiri. 2. i. emir. i. bilg. 1. hakkında yorumda bulunmak. bant-karikatür. hâkim. 2. söylemek. kauçuk meme. 1. i. emreden. emanet etmek. i. yetki. askeri bir hizmete mecbur etmek. konforlu. rahatça. i. 1. 2. i. f. f. orantılı. hükümranl ık. 2. (birinin/bir şeyin) anısına yapılan. komisyon.. s. yaklaşan. i. katmak. İng. i. ele ştirmen. sal ık vermek. söz vererek ba ğlamak. 4. . 2. komut. tavsiye etmek. 1. f. İng. kaşkol. atamak. 2. 2. 5. 2. anma. 3. commercialize. 5. s. yorgan. ticaret. eşit. ticari. şube müdürü. i. 3. karışmak. 6. anmak. (--ted. hatıra pulu. görevlendirmek. s. komedi oyuncusu. güldürücü. f. hatırasını yad etme. diploma töreni. rahat. i. --ting) 1. eylem.comfortable comfortably comforter comic comic book comic opera comic strip comical comics coming comma command commandeer commander commander in chief commanding commandment commando commemorate commemoration commemorative commemorative stamp commence commencement commend commendable commensurate comment commentary commentator commerce commercial commercial law commercial law commercial traveller commercialise commercialize commingle commiserate commiseration commission commissioned commissioned officer commissioner commit commit an impiety commit an offense s. İng. ticaret hukuku. 4. emanet etmek. i. 2. yorum. teselli edici kimse/şey. rahatlatıcı şey. virgül. kurul. övgüye de ğer. s. 1. teselli. komando. İng. önümüzdeki. başlama. -in derdini payla şmak. komedi ile ilgili. komik. 1. gelen. komisyon ücreti. egemenlik. 3. -i ticaret arac ı yaparak bayağılaştırmak. 3. emir. i. operakomik. 1. 2. anma töreni. 2. s. tefsir. atkı. 1. karıştırmak. yüzdelik. söz söylemek. 1. (askeri hizmette kullanmak üzere) el koymak. z. 3. görev. f. yorumcu. komutan. i. 4. TV reklam. tayin etmek. 1. i. buyruk. başkomutan. teslim etmek. alım satım. komut: search command arama komutu. kumandan. i. tenkit. kumandanlık: Air f. f. f. 2. f.

2.(mektup. cins ad ı. sohbet etmek. i. 1. sık. 2. s ıradan. i. i. sokaktaki adam. f. 2. halk. sağduyu. küçük araba. dilb. taahhüt. 2. 2. 1.commit o. 1. olağan. üstenme. heyet. ba ğlılık. payla şma. toplumla ilgili. 2. 1. ği. encümen. haberleşme. 2. 2. s. hapsetmek. mal. tutku v. i. f. compare. (with) iletilme. mü şterek tasarruf. not. katılma. sirayet ettirmek. bulaşıcı. 4. 1. k ıs. s. s. arasında her günile şehirdeki işyeri arasında her gün gidip gelen kimse. 1. (ile) iletişim kurmak. 1. çoğ. i. i. bildirmek. klozet. compiled. basmakalıp söz. sempatiklik. staple commodities başlıca satış ürünleri. teslim olma. geniş. to söz vermek: You´ve committed yourself to doing this. Ortak Pazar. common grave ortak bir mezar. komünist. iletişmek. 3. 3. beraber yapılan: common defense ortak savunma. s. sözleşme. Onlar ın hiçbir ortak yanı yok. söyle şmek. i. genellikle. sıkı. common kesir. sözlü anlaşma. sağduyu. mezhep. gürültü patırtı. 2. müşterek. kamu.b. 3. 3. karışıklık. çoğunlukla. 1. kesin karar. . yazmak. (hastal ığı) bulaştırmak. ulus. i. kısa. komün. (k ısa ve resmi) bildiri. cumhuriyet. cins ismi. eşya. eyalet. cemiyet. 1. toplum. aklıselim. (bir konuda) ne dü şündüğünü söylemek. common-law marriage resmi nikâhs ız beraber ya şama. banliyödeki ev ile şehirdeki işyeri f. common mat.s. Bunu yapmaya söz intihar etmek. bilinen gerçek. i. kurul. 1. vaat. 1. ortak mal sahipliçevirmek. Hrist. oto. ortak bir zevk. kesif. i. 2. i.. 4. bayağı. örf ve âdet hukuku. ezberlemek. s. 2. komünizm. f. ortak mal. adi hisse senetleri. iletim. i. konuşkan. nakletmek. 4. 2. telgraf gibi iletilen) haber. i. klişe. i. (ile) haberle şmek. 1. pudriyer. toplumsal. sıradan bir şey. 2. 2.: There´s no common ground between them. komünyon. i. banliyödeki evi gidip gelmek. Hrist. 3. i. companion. iletmek. umumun mal ı olan. i. adi enemy ortak kesir. ulaşım. komünikasyon. lazımlık iskemlesi. örf ve âdete dayanan hukuk. görü ş. iletili ş. teslim etme. 3. 1. halka ait. 4. fikrini söylemek. topluluk. iletme. 1. haberleşme. şamata. özlü. baya ğı dü şman. 1. 4. söz. cins isim. sadakat. komisyon. s. 2. (cezayı) hafifletmek. amme. s. s. ferah. yoğun. sıradan insan. iletişim. sözleşmek. beylik laf. pudralık.komite. ortak. commit suicide commit to memory commit to prison commit to writing commitment committee commode commodious commodity common common fraction common ground common knowledge common law common law common man Common Market common noun common noun common property common sense common sense common stock common touch commonly commonplace commonwealth commotion communal commune commune communicable communicate communication communicative communion communiqué communism communist community commute commuter comp compact compact compact 1. complete. z.

karşılaştırmalı. tamamlayıcı. i. i. 4. ehliyet. vatanda ş. sunucu.1. rehber. eşlik. 2. telafi. merhametli. 3. karşılaştırmalı dilbilim. f. f. 2. ehil. --ling) zorlamak. şirket. kabiliyet. for i. s. 1. kendinden ho şnut. i. compensate compensate for one thing by/with bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek: She compensates for her occasional another rudenesses birine ödemek.compact disk compact disk player companion companionable companionship company comparable comparative comparative anatomy comparative degree comparative linguistics comparative linguistics compare compare notes compare notes comparison compartment compartmentalize compass compass needle compassion compassionate compatibility compatible compatriot compel kompakt disk. pusula iğnesi. şefkat. karşılaştırmalı anatomi. pusula ibresi. çevre. cana yak ın. i. sevecenlik. 1. refakatçi. 2. bölme. yetenekli. i. görüş alışverişinde bulunmak. sevecen. (with) (ile) uyumlu. 2. geçimli. to -e benzetmek. i. (--led.y. şikâyetçi. (with) (ile) kar şılaştırmak. 2. misafirler. (sıfat veya zarfların) üstünlük derecesini gösteren. hastalık. yeterlik. 2. kompart ıman. i. tazminat paras ı. 1. rakip. yarışma. mukayese. 3. yetkili. kumpanya. s. yurttaş. 1. merhamet. arkada şlık. 2. (ile) ba ğdaşan. f. 6. topluluk. i. karşılaştırmalı dilbilim. yar ışmacı. şikâyet etmek. with tic. 2. yumuşak. elkitabı. 2. f. 2. refakat. nispi. bedelini ödemek. takdimci. 1. for için yarışmak. compere compete competence competent competition competitive competitor compile complacency complacent complain complainant complaint complaisance complaisant complement complement f.o. i. f. mukayeseli. 2. ile rekabet etmek. bölüm. faydalı taraf. i şin üstesinden gelebilen. telafi etmek. misafir. yakınma. pusula. i. 3. 5. görüş alışverişinde bulunmak. alan. arkadaşlar. ba şkalarıyla rekabet edebilir. 3. 3. kumpanya. yumuşaklık. tic. arkadaşlık. ba ğdaşma. 3. yalpak. i. fikir alışverişinde bulunmak. f. s. yeterli. tazmin etmek. 2. dilb. 1. ortaklık. uyumluluk. orantılı. yetki. fayda. eşlik. i. olumlu compensation taraf. rekabet. s. 4. d. ask. -in bedelini by frequently making us laugh. 2. yumuşak başlılık. tic. tazminat. sokulgan. yumuşak başlı. 1. dilb. Bizi s ık sık güldürerek arasıra compensate s. şefkatli. s. 2. davacı. tümleç. kendinden ho şnut olma. bölmelere ayırmak. karşılaştırılabilir. s. 1. pergel. beraberindekiler. uyma. s ınır. 3. 1. s. i. s. arkada ş. s. tamamlamak. rekabete dayanan. üstünlük derecesi. mecbur etmek. kifayet. f. with ile yar ışmak. benzer. dilb. acıma. . 1. uyum. yetenek. 1. saha. başkalarına acıyan. i. 2. 2. i. 1. i. derlemek. i. yakınmak. 4. 1. 2. 1. karşılaştırma. kompakt disk çalar. i. -e benzemek. 1. yoldaş. 5. şikâyet. eş. 1. i.

komposto. 1. (bir işe giriştikten sonra ortaya çıkan) engel. uysallık. anlaşmazlıkları) olmak. karmaşa. (aralarındaki f. ten. 2. girişik cümle. i. i. iltifat eden. uysal. san. mat. s. kendine gelmek. tebrikler. 1. kapsam. güçlük. tamamen. . görünü ş. s. anlayış. eleman. tam. güçleştirmek. karmaşık. 5. ılımlılık. karma i. karışıklık. geniş. ekon. tenin rengi. s. i. i. şıklık. suç ortaklığı.beste yapma. anlaşılması güç. f. tamamlama. komposto. uyma. karmaşa. i. paras ız. f. billion liras. oluşum. İng. 1. boyun e ğme. hareket etmek: She always comports herself with dignity. övücü. dilb. s. sona erme. öğe. kompleks. 1. bileşik faiz. i. kompozisyon. parça. bitme. 1. i. çapraşık. 1. pürüz. besteci. şiir yazma. beste. bile şim. 3. s. compose compose o. sıkıştırmak. 3. s. kutlamak. güz. etraflı. 2. 2. kapsamlı. s. ruhb. anlamak. i. bileşim. görünüm. i. kompozitör. kompleks. 1. 1. 2.complementary complete complete with complete works completely completion complex complex complex sentence complexion complexity compliance compliant complicate complicate complicated complication complicity compliment compliment complimentary compliments compliments of the season comply component comport comport o. cilt. karma. zorlaştırmak. tıb. (on) tebrik etmek. with -e uymak. bütün eserler: the complete works of Hüseyin milyar Hüseyin Rahmi´nin bütün eserleri. It came as book case for five ile beraber: You tamam the books complete with a a complete surprise. tamamlayıcı. karmaşıklık. komplikasyon. 4. i. tümleyici. s. ücretsiz. composer composite composition compositor compost composure compote compound compound compound interest compound sentence compound word comprehend comprehensible comprehension comprehensive compress compress s. kompliman yapmak. bütünüyle. içinde binalar bulunan etraf ı duvarla çevrili yer. hediye olarak verilen. çetrefil. karmaşa. -e riayet etmek. Senin dediklerinecan buyıyla katılıyorum. 1. 1. 3. -e uygun olmak: The results comport with our expectations. kompleks. i. itaatkâr. iltifat etmek. f. dilb. 1.şik/karışık şey. kat ıksız: I´m in complete sympathy with what you´re saying. i. 2. iltifat. mürettip. tamamlanma. unsur. kompliman. çözülmesi güç. terkip. 2. selamlar. çetrefil. içine almak. 6. 2. övgü dolu. bitirme. cüz.dizgici. bile kompleks. çürümü ş yaprakla karışık gübre. 2. bestekâr. (müzik/şiir) yazmak. 2. çetrefilleştirmek. 4. f. davranmak. tamamlayan. s. s. yumu şak başlı. dilb. f. bile şik. i.s. 3. i. karma ştırmak. bileşimde bulunan. O her zaman a ğırbaşlı bir şekilde davranır. sakinlik. 1. Sonuçlar bekledi ğimiz gibi oldu. 2. 2. birle şik cümle. kompres. sayg ılar. anla şılabilir. i. beste yapmak. 1. kendine hâkim gidermek. uyma. s. 4. 1. 3. (yazılı ödev olarak) kompozisyon. 2. ho şaf. tebrikler. kavrayış. 2. soğukkanlılık. zorluk. birle şik sözcük. karma şık. with -e uymak. yerine getirme. f. bileşik. bir kitaplıkla beraber beş Rahmi liraya alabilirsiniz.s. kavranabilir. i. itidal. 2. i. kim. kavramak. riayet. 1. itaat. karma şık. i. karışık. Kitaplar ı. şiir yazmak. karma şık hale getirme. z. karma şık. kapsamak. i.

b ırakmak. i. karşı. 1. --ning) aldatmak. idrak etmek. f. bilgisayar programc ısı. (taraflar ın karşılıklı ödün vererek yaptığı) anlaşma. s. kavram. with concerned concerning sıkıştırılmış hava. bilgisayar program ı. dü şünmek. s. f. conceived a dislike for him. dayan ılmaz bir istek. i. 3. kand ırmak. teslim etmek. bir araya getirmek. sistem operatörü. karşılıklı ödün şmak. oluşturmak. mefhum. içbükey. sıkıştırma. 2. bilgisayar yazılımı. uzlaşma. endişeli. bilgisayarla donatmak. 2. toplanma. 1. basınç. f. f. gurur. fikir. gizlemek. I understand the reason for your concern. i. kavram. 2. f. yoldaş. bak. computerize. i. kapsamak. 3. düşünceyi/dikkati/gücü bir i. 1. bilgisayar mühendisliği. i. örtmek. düşünmek. zorlayıcı. toplamak. anlamak. 2. zorgu. i. konsantre. yığma. 1. -e dair. 2. y ığmak. 2. (--ned. bilgisayar programlamas ı. toplama kamp ı. tasarlamak. i. bilgisayar donan ımı. uzlaştırmak. düşünce. Ona karşı içimde bir nefret uyand ı. s. s. akla gelebilir. tasavvur etmek. bilgisayara geçirmek. 4. ruhb. kendini be ğenme. s. merkezleri bir. bir araya getirme. 1. düşünceli. deriştirmek. 1. konsantrasyon. ilgi: s. kompresyon. gebe kalmak. ilgili. görü ş. yoğunlaşmak. ruhb. bilgisayar operatörü. aleyhte. içbükey yüzey. yoğun. f. kavramak. fikir. 2. alakalı. . kibirli. kibir. 2. ortak merkezli.––d 4. f. dikkati bir noktada toplama. hayal edilebilir. içermek. ile meşgul şeylerden biri. yoğunlaştırmak. bilgisayar. 1. vicdan rahats ızlığı/azabı. i. toplama. dü şünülebilir. 1. 4. içtepi. ile uyuşmak. zorunlu. anlaşmaya varmak.. gebe kalma. itiraf etmek. İng.. hesap etmek. (bir konuda) uzla vererek ile uzlaşmak.a dislike I haveakl ına gelmek. toplanmak. Bizi en çok ilgilendiren olmak. derişim. konkav. f. 1. kompresör. 3. vermek. f.s. z. i. koyulaştırmak. görüş. uzlaşmak. toplaşım. ba şlangıç. zorgulu. 1. tazyik. 1. mecburi. bilgisayar çipi. zorlama. edat ile ilgili olarak. s. i. ile ilgilenmek.compressed air compression compressor comprise compromise compromise on compromise with compulsion compulsive compulsory compunction compute computer computer chip computer engineer computer engineering computer hardware computer operator computer program computer programmer computer programming computer software computerise computerize comrade con con concave concave conceal concede conceit conceited conceivable conceive conceive of concentrate concentrated concentration concentration camp concentric concept conception concern concern o. 3. kendini be ğenmiş. hesaplamak. i. f. uyuşma. 2. 3. (birini) ilgilendiren şey: It´s one of our major concerns. konsantrasyon. hakk ında. gizli tutmak. saklamak. kabul etmek. obruk. 2. 1. arkadaş. kompüter.deri şik. s. -den olu şmak. 1. 2. i. 2. bilgisayar mühendisi. 2.

uyuşma.. i. birbirine kar ıştırarak hazırlamak. aynı zamanda. teslim. f. 4. i. -e vesile olmak. s. 1. şarta bağlı satış. ahenk. z. 1. göz yummak. uzlaştırma. malaksör. 5. fiz. (havaalanında/garda) büyük yolcu salonu. taviz. 2. fiz. i. lütfetmek. (buharı/gazı) sıvılaştırmak. k ısa. 1. 2. sözde alçakgönüllülük göstermek. sıvılaşma. birlik. sona ermek. mahkûm etmek. şart. (hikâye/yalan) karıştırma. sonuca varmak. 1. 1. in kullanılmasını etmek. kesin. fiz. 3. az ve öz. i. --ring) 1. karışım. i. 3. f. bitiş. yoğunlaşma. (yazıyı/sözü) şekerli konsantre süt. s. 3. son. 2. yapmak. uyuşmak. f. son. kabahatli bulma. şart kipi. huk. mahkûm etme. 1. somut. 1. beton. 3. yo ğunlaç. konçerto. antlaşma. to/toward -e neden olmak. i. başsağlığı. 5. nihayet. kondansatör. 2. with ba şsağlığı dilemek. karar. tenezzül eden. uyum.. aynı zamana rastlama.yoğunlaştırma. tertip etmek. 4. s. 3. 1. s.. 2. 2. s ıvılaştırma. yo 4. izdiham. kim. f. uyuşan. betonkarar. i. 2. 1. karar s. şiddetli sarsıntı. gönlünü alma. düzmek. prezervatif. 1. bir karara varmak. 1. yoğunlaşmak. meydan. i. (--red. f. 2. 2. ahenk. k ınama. kati. taziyede bulunmak. son. . birlikte planlanmış. 2. z. uyum. koşul: It´s one of the conditions of the agreement. i. 2. uzlaştırmak. az ve öz. bitirmek. ayıplama. sonuç ç ıkarmak. s. yemeğe çeşni veren şey. f. aynı olan. beton kar ıştırıcı. What are living conditions like there? Oradaki hayat dilb. suçlu çıkarma. şart kipi. 1. şartlı. s. gönül alıcı. 2. Anlaşmanın şartlarından biri. 2. (buhar/gaz) sıvılaşmak. görmezlikten gelmek. birlik. gönlünü almak. 2. kalabal ık. (bir işin) sonunu getirmek. 2. şartlı olarak. i. 3. s. taziye. huk.concert concerted concerto concession conch conciliate conciliation conciliatory concise concisely conclude concluding conclusion conclusive concoct concoction concord concourse concrete concrete mixer concur concurrence concurrent concurrently concussion condemn condemn to death condemnation condensation condense condensed milk condenser condescend condescending condescension condiment condition conditional conditional mood conditional sale conditionally condole condolence condom condone conduce conducive i. yat ıştırma. 2. anlaşma. 1. 1. 2. bir araya gelme. veciz. ayıplamak. ayn ı zamana rastlayan. aynı zamana rastlamak. 1. k ısaca. i. bitmek. i. çatışmak. beton. 1. yasaklamak. beyin sars ıntısı. itiraf. kim. özlü. netice. yatıştırıcı. 4. bar ış. 3. 2. izin. birlikte yap ılmış. kaput. i. betonyer. koşullu. kamulaştırmak. tenezzül. ğunlaştırmak.kısaltma. i. suçlu çıkarmak. 3. i. (fikir) s. kondansasyon. 2. dinleti. konser. 1. yoğuşturucu. yat ıştırmak. koyulaşmak. tenezzül etmek. f. istimlak idama mahkûm resmen i. nihai. imtiyaz. dilb. kamula ştırma. bumahkûmiyet. f. 1. istimlak. i. ödün. koyulaştırmak. 1. s. sona erdirmek. i. f. toplanma. i. 2. kayıtlı. kim. 1. k ınamak. özet. ğu. büyük deniz kabu ğu. i. 2. buğulaşma. f.uydurmak. z. 5. 1. ayn ı fikirde olmak. ayn ı olma. 1. kabul. sonuç. 2. şarta bağlı.

günah ç ıkartma. -e haciz koymak. sağlamakonfirmasyon. istimlak. 3. tasdik sonrası yatakta kalma süresi.s.ğrulama. i. birine s ırrını söylemek. (--red. harp. 1. kongre. müsadere. koni biçiminde makara. müzakere etmek. 2. anlaşmazlık. dolandırıcılık. kozalak.conduct conduct conduct o. pudraşeker. kozak. conduction conductive conductivity conductor cone confection confectionary confectioner confectioner´s sugar confectioners´ sugar confectionery confederacy confederate confederate confederated confederation confer conference confess confession confessional confessor confidant confide confide in s. -e kapatmak. 1. 2. iletken.sınırlandırmak. itiraf etmek. ihtilaf. hapsedilme./Ona itimad ım var. 2. f. geçirme.bekâr. toplantı. teyit. i. 3. i. Bu kuşatmayı çok iyi yürüttünüz. him on the matter. (with) (ile) görü şmek. davran ış. koni. günah ç ıkartma hücresi. f. (eve/yata ğa) bağlı kalma. biletçi. --ring) 1.. itimat. şekerleme imalathanesi. 1. i. (birini) kutsayarak kiliseye i. ile çatışmak. bağlaşık. birleşik. papazın verdiği ilmihal derslerine devam etme ve kiliseye üye f. i. f. i. nakletme. bot. yürütmek. z.1. bilg. 1. 2. geçirgenlik. ile çelişmek. 1. geom. Partide iyi davrand ı. 4. sağlama bağlama. konfedere. i. 1. emin. f. i. (yasaklanm ış şeyi) toplamak. sır olarak. madde. 2. hareket. Ona güvenirim.. doğum etmek. z. 1. bağlamak. tasdik. 3. kondüktör. ittifak. 2. iletken mak. 2. güvenle. konfederasyon. iletici. birle şik devletler. (orkestra/koro için) şef. i. 1. geom. yönetmek. lider. d. istimlak etmek. mala el koyma. fiz. confidence confidence game confidence in confidence man confident confidential confidentially confidently configuration confine confinement confirm confirmation confirmed bachelor confiscate confiscation conflagration conflict conflict i. kamulaştırma. itiraf. . görünüm. i. i. etmek. müzakere yapmak: I conferred with konferans. yönetim. 1. konfedere. 4. i. s. 1. 1. görü şme. (dondurma için) külah. sınırlamak. önder. do kesinle ştirmek. fiz. iletkenlik. 2. i. 1. günah ç ıkartmak. Meseleyi onunla görü ştüm.. 2. bağlaşmak. confectionery. I have confidence in him. idare. tavır. -i müsadere etmek. 3. iletken. 1. i. konfigürasyon. 4. teyit etmek. You can´t conduct such experiments (belirli bir şekilde) davranmak: He conducted himself well at the party. to -e hapsetmek. 1. 4. doğrulamak. büyük yang ın. i. 3. üçkâğıtçılık. idare etmek: You´ve conducted this siege well. sınırlama. hapis. (rezervasyonu) konfirme f. to -e hasretmek. birleştirmek. f. haciz. k ılavuz. -i haczetmek.o. dert ortağı. (mala) el koymak. s. uyuşmazlık. kesinleştirme. i. şekerleme. Bu aramızda kalsın. 2. geçirici. i. şeker. bak. geçirgen. iletme. kamula ştırmak. to (s ırrını) -e söylemek. müzmin 3. f. 3. (silahlı) çatışma. güven. f. çatışma. 2. i. üçkâğıtçı. with ile uyu şmamak. i. s.. fiz. (yasaklanm ış şeyi) toplama. i. 3. 3. i. pudraşekeri. birleşik. ruhb. birleşmek. 2.y. 3. suç ortağı. 2. savaş. günah ç ıkartan papaz. pudra şekeri. to (bir hastal ık) (birini eve/yatağa) bağlamak. şef. bağlaşık. biçim. 2. sırdaş.. 2. gizli: This is confidential. s. inanan. s. şekerleme. i. birlik. 2. düzen. sınırlandırma. gizli kalmas ı gereken. düzenleniş. konfederasyon. şekerci. dolandırıcı. 1.

münasip. farazi. 1. toplant ı. yerinde. 2. tic.. s. toplanmak. tebrik. tıklım tıklım.meydan okuma. i. düzensiz. kar ıkocalığa ait. kahrolası. f. A. tahmini. Con. 2. s. bot. pıhtılaşmak. i. konglomera.. uymac ı. hokkabazlık yaparak -i yapmak: She conjured a dove out of the box. tıkanık. farzetmek. 2. konformizm. 1. kalabalık. dondurmak.. f.gress. i. varsayımsal.lese) Kongolu. (erkek). k. bir araya getirmek.go. i. 2. 1.D.. konjonktiv iltihabı. 2. s. 3. ayırt edilemez. kongreye ait. pol. (sanığı. A. Kongo. tahmin. i. jeol. şaşkınlık. önünü kesmek. 3. 1. kutlamak. karman çorman. 1. uymac ılık. congruent. 1.. kavuşum. şaşkına dönmüş.. s. tıkanıklık. (-e) riayet etmek. 1. 2. çoğ. yığışım. şaşkına çevirmek. -in i. s. doğuştan. bak. büyü yoluyla (ruh) . küme. uyma. Temsilciler çoğ. mat. meydan okuma. sempatiklik. f. f. i. 3. 1. s. zannetmek. varsayım. s. 1. seçilemez. (to) (-e) uymak. f.men (kang´grısmîn) i. çekmek. 2. sanmak.. düzensizlik. şeyle/biriyle) karıştırmak. 2. dili kör olas ı. izdiham. sempatik. 1. evlilik ile f. ba ğlaç.. 3. sevimlilik. karışık. kan hücumu. karışıklık. birleşme. tıb. i. (çoğ. tebrik etmek.conflict of interest conflict of laws conflicting conform conformism conformist conformity confound Confound it! confounded confront confrontation confuse confused confusion congeal congenial congeniality congenital congested congestion conglomerate conglomeration Congo Congolese congratulate congratulation Congratulations! congregate congregation congress congressional congressman congresswoman congruent congruous conic conifer conjectural conjecture conjugal conjugate conjugation conjunction conjunctive conjunctivitis conjure çıkar çatışması. i. dilb.gress. 1. i. 2. i. 1. uygunluk. Hokkabazlık yaparak kutudan güvercin çıkardı. tıb. kafas ını karıştırmak. 2. zan. çelişkili. konjonktivit. Temsilciler Meclisi üyesicon. i. p ıhtılaştırmak. konformist. uygun. Bana gelip meseleyi anlatt ı. 3. f. cemaat. Meclisi üyesi (kad ın).wom. f.B. mat. 1. küme. donmak. toplamak. pol.en (kang´grıswîmîn) i.B. san ı. ilgili. tahmin etmek. i. birlik. 1. dilb. gökb. kafas ı karışmış. şirketler grubu. 3. 2. kozalaklı ağaç.. şaşırtmak. Tebrikler!/Tebrik ederim.D. ho ş. 2. Allah kahretsin! s. with -e gidip söylemek/anlatmak: He confronted me with the problem. i. kendisini suçlayanla) yüzle ştirme. 2. i. şaşırtmak.. fiil çekimi. kongre. . Kongolu. s. i. birikinti. ba ğlayıcı. i. kar şılıklı karşısına çıkmak. 2. benzer. birikmek. s. 1. kafa kar ışıklığı. bir araya gelmek. f. kutlama. con.. toplama. dilb. tıb. farz. kan toplamış. s. s. kalabalık. huk. 3. konik. 2. kan toplanması. with (bir şeyi/birini) (başka f. s. 2.. s. kanuni ihtilaf. yığın. i. 1. i. yaradılıştan. sevimli. Kongo´ya özgü. uygunluk. dilb. bir şeyi/birini başka şey/biri sanma.

dikkate almak. 1. f. dolayısıyla. 1. ilgi. oybirliği. 3. semere. göz yumma. do ğal kaynakları koruma.conjure up conjurer connect connected connecting link connecting rod connection connexion connivance connive connoisseur connotation connote conquer conqueror conquest conscience conscientious conscientious objector conscientiously conscious consciously consciousness conscript conscript conscription consecrate consecration consecutive consecutively consensus consent consequence consequently conservation conservationist conservatism conservative conservatory conserve conserve consider considerable considerably considerate consideration considering 1. i. ifade etmek. fatih. muhafaza etmek. How can sonuç. 2. farkında olan. with 3. 2. 2. mecburi askerlik. 3. 3. 5. büyük. bağ. Komployu birlikte haz ırladık. 1. f. 2. 1. hokkabaz. sefer. (with) (iki şey ğlı. i. takdis etmek. uzman. zapt. ard ıl. bir sözcü ğün çağrıştırdığı şey. 2. saymak. (iki şey arasındaki) bağlantı. 2. vazifeşinas. himaye. i. bak. hayal etmek. vicdanen. i. 1. erbap. -e ait. askere almak. hat ırı sayılır. birleşmek. (with) (belirli bir seferle) bağlantılı olmak. 2. s. fetih. z. . 2. işine bağlı. 2. bu/o nedenle. 2. ba arasında) bağ kurmak. netice. edat. 1. z. s. zafer. tutucu. akla getirmek. düşünceli.. hokkabaz büyücü. 1. bu/o yüzden. ile ilgili. 2.. vicdanl ılık. düşünce.together in the plot. önemli. 2. addetmek. -e bağlı. i. art arda. bilinçli. 2. i. biyel. 3. 1. f. askere alma. bağlantılı i. z. tanıdık. bağlamak. arka arkaya. i. birleştirilmiş. 2. at -i görmezlikten gelmek. f. yananlam. birleştirmek. 1. demeye gelmek. oto. vicdan.. kutsama. 4. düşünmek. bağlama. 2. koruma. 1. bile bile. i. ılımlı. konservatuvar. arkadaş. 1.gibi -i yapıvermek. reçel. rıza: They´ve finally given their consent. birleştirme. 2. i. 1. hesaba katmak. i. etken. 1. k. sihirbaz. 3. 1. s. faktör. 2. zaptetmek. 3. özenle. 2. binaenaleyh. bilinçli olarak. i. 2. connection. s. i. mat. s. z. kutsamak. 2. oldukça çok. 1. i. muhafazakâr. 2. dili her şey göz önünde tutulursa. önem. i. 1. 2. bilinç. 1. 6. anlam ına gelmek. 2. limonluk. f. göz önünde tutulursa. üzerinde düşünme. akraba. 4. savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kimse. We connived i. 1. bedel. 1. doğal kaynakları koruma yanlısı. üzerinde dü şünmek. biyel/piston kolu. sera. -i akla getirmek. -e göz yummak. bilinci yerinde. i. ücret. we gain her consent? Onun önem. özenli. i. şuur. 5. göstermek. fikir birliği. yenmek. ard ışık olarak. f. tutuculuk. hürmetkâr. 1. f. -i bilme. -i uyandırmak. z. z. şuuru yerinde. 1. 1. fazla. icat etmek. epeyce. bağlı olmak. halka. of -in fark ında olma. ardışık. 3. sayg ınlık. i. to -e adamak. tutucu kimse. with ile dolap/entrika çevirmek. 2. s. itibar. askere alınmış (kimse). (birine) dini bir törenle (belirli bir unvan) vermek. arka arkaya gelen. kutsama s. f. Nihayet rıza gösterdiler. eksper. 2. nezaket. bağlanmak. İng. r ızasını nasıl alabiliriz? She can´t do it i.bağ. hiç a şırıya kaçmayan. vicdanlı. itina ile. sayg ı. 1. saygılı. 2. göz önünde tutmak. -i an ımsatmak. s. bağlantı. 3. 1. i. hayli. vicdan ına dayanarak. muhafazakârl ık. itinalı. suç ortakl ığı. korumak. i. h ısım. karşılık. nazik. 1. töreni. fethetmek. i. oldukça. ilişki. 2. 1..

tutarlı bir şekilde. inşaat. s ıkma. başkonsolos. dar geçit. 2. 2. i. 2. konsüle ait. de ğişmezlik. vefa. teşkil etmek. 3. i. to/withkonsolide etmek. polis. s. olu şturmak. s. polis memuru. sürekli. desürekli. sebat. f. -den ibaret olmak. 2. 1. 3. seçim bölgesi. zoraki. tic. sessiz. 2. boğaz. s. dikkati çeken. yapım. sabit sayı. 1. 2. yap ıcı. 2. 1. kurmak. inşa. sevk ıyat. inşaat. hayret. 1. insicam. s. 2. 1. f. 3. 1. çizmek. menetmek. sabite. tutarlılık. s. f. 1. 1. sıkmak. 1. İng. vermek. 2. i. i. tayin etmek. avutmak. s ınırlama. engellemek. birleşmek. öğe. 2. yapı. bileşim. ahenkli. kıvam. müspet. dilb. seçmen. f. mat. konsolosa ait. 1. malın gönderildiği kimse. i. s. ünsüz. 3. bina etmek. kendini tutma. f. geom. i. in şa etmek. tutarlık. i. tefsir etmek. değişmez. 1. dehşet. konsolos. yapmak. konsorsiyum. 5. i. emanet etmek. -e uygun. şlık etmek. takviye etmek. konson. anayasa. gönderilen mal. pekişmek. olumlu. inşaat alanı/sahası. . unsur. 1. pekiştirmek. teslim etmek. büzme. i. i. İng. 1. anlamak. 1. avundurmak. sadık. 2. sürekli olarak. f. 3. komplo. tesis etmek. avunç. 2. tak ımyıldız. i.. in -e dayanmak. uyumlu. 2. teselli etmek. yorum. i. f. mütemadiyen. ğişmez daima. sıkıştırmak. 2. consignor. yoğunluk. of -den meydana gelmek. i. atamak. tüzük. i. komplo kurmak. yapısal. i. -e ba ğlı olmak. nizamname. s. 2. 2. mecbur etmek. teselli mükâfatı. bünye. yapı. i. 1. koyuluk. tertip. 2. zorlamak. 2. komplocu. nicelik. i. kurmak. korku. i. 1. konsonant. z. 2. mana vermek. i. sağlık için yapılan yürüyüş. polis teşkilatı. bir seçim bölgesindeki seçmenler. 1. peklik. -den olu şmak. i. şaşkınlık. yorumlamak. göze çarpan. i. bütünü olu şturan. 1. kabızlık. tefsir. 1.consign consignee consigner consignment consignor consist consistency consistent consistently consolation consolation prize console consolidate consonant consort consortium conspicuous conspiracy conspirator conspire constable constabulary constancy constant constantly constellation consternation constipation constituency constituent constitute constitution constitutional constrain constrained constraint constrict constriction construct construction construction site constructive construe consul consul general consular consular agent f. mal gönderme. devamlı olarak. sağlamlaşmak. teselli. birleştirmek. sağlamlaştırmak. büzmek. 4. i. 4. tertip etmek.. yap ısal. 1. i. sabit. tutarlı. (eski Roma´da) konsül. bak. with ile arkada i. 1. gõkb. z. 2. i. bünyesel. f. anayasal. meydana getirmek. 2. tahdit. f. inşa.. (cümleyi) tahlil etmek. 2. s. geom. s. terkip.. göndermek. daraltmak. 1. sabit şey. fahri konsolos. f. 2. mal gönderen kimse. 2. yap ı. çizim. 1. 3. 1. devamlı. ile uyumlu.

1. (mikrop. tamamlamak. rahat. tam. hoşnutluk. i. s. tıb. (bir şeye) itiraz edip yanlış olduğunu ispatlamaya çalışmak. i. memnuniyet. f. çağdaş. huk.. danışmanlıkla ilgili. tıb. i. bağlam. . iddia etmek. 3. 2.ı olmamalı. dikkatle seyretmek/izlemek. s. tüketim maddeleri. dokunma: It mustn´t have any contact with the air. sav. içine almak. alçak. Bu v. ile çağdaş. mahkemeye itaatsizlik. f. düşünüp taşınma. 2. dayanıksız tüketim malları. 1. muasır. kapsamak. izleri/havası olmak: This story has political overtones. konteyner. memnun. i. f. müzakere. konsültasyon. muhteviyat. f. kavga. k ıs. s. etmek. 2. içerik.consulate consult consultant consultation consultative consultative committee consume consumed with jealousy consumer consumer durables consumer goods consumer nondurables consummate consummate consummate consumption cont contact contact lens contact lens contagious contain contain/have overtones container contaminate contamination contemplate contemplation contemplative contemporaneous contemporary contemporary with contempt contempt of court contemptible contemptuous contend content content contented contention contentment contents contest contest contestant context i. lens. hesaba katmak. konsoloshane. mücadele. 2. 2.b. 1. k ıskançlıktan deliye dönmüş. 1. istihlak. 2. yo ğaltmak. sormak. bula ştırma. ikmal etmek. i. 1. 2. iddia. de ğme. yaşıt. Bu kömürün kükürt miktar ı yüksek. i. hor gören.. yo ğaltıcı. danışman. danışma. coal has a high sulfur content. küçük görme. yakıp yok etmek. 3. mutlu. -de . i. zehir v. f. tasarlama. 1. 1. 3. . s. tüketici. s. 2. 3. danışmak. mükemmel. danışma kurulu. ile) kirletme/kirletilme/kirlenme. i. i. (kutu. istişare. hakir gören. münakaşa. çoğ. tüketim. 2. i. tasarlamak. aşağılık. çekişmek. with ile görü şmek. niyetinde olmak. 2.. for için yar ışmak. miktar: This i. çağdaş. Havayla lens. with ile uğraşmak. i. 2. sâri. düşünceye dalmış. i. 1. memnuniyet. yo ğaltma. içerik.b. istişari. çabuk yayılan. f. ile) kirletmek.) kap. içindekiler. müracaat etmek. düşünmek. f. şişe hikâyede siyasi bir hava var. tam. hor görme. akran. contents. temas. yarışmak. tefekkür. continue. hoşnut. düşünme. 2. dalgın. kontrol alt ına almak. mükemmel. continent. şünmeyi seven. 2. istihlak etmek. 1. s. bulaşkan. ileri sürmek. çekişme. izleri ta şımak. temas. f. tez. tüketmek.. yarışmacı. müşavir. dört dörtlük. (mikrop. yarışma. irtibat. f. 1. 2. içermek. s. 3. rezil. zehir v. 1. 1. tatmin etmek. müsabaka. yar ışma. hoşnut. 2. lens. memnun. kontekst. i. i. konsolosluk. aynı zamanda olan. mücadele etmek. 1. bağlantı: Have you kontakt hiç temas kontakt lens. uzun uzun dü s.. s. bula ştırmak. 1.b. memnun s. tutmak. dikkatle seyretme/izleme. 1. 1. i. başvurmak. bulaşıcı. i. rahatlık. hoşnut etmek. dayanıklı tüketim malları. 2. çağdaş. ilişki. düşünüp taşınmak. dört dörtlük. s. göz önünde tutmak. i.

iyile şmek. sürekli. çelişkili. 2. k ıntrer´i) aksi (kimse). 1. şekil. üstlenici. 2.. devamlı. yazı. anlaşmazlık. nekahet döneminde olmak. bükmek. f. kontrol s. kaçakçılık. burmak. tövbekâr. hâkim olmak. i. çelişik. s. 1. 1. Kendisini partiye davet i. i. olas ılık. 2. 2. aralıksız. daraltmak. 1. tutarsızlık. idrarını tutabilen. i. aksini iddia etmek. i. kaçak. mukayese etmek. yalanlama. önek karşı. i.çekilme. aksi. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokmak. 1. e ğilme. --ling) 1. çelişki. 2. katkıda bulunmak. devamlı. 1. pişman. buruşuk. pay. (hastalık) kapmak. s. i. büzülme. aksi. s.´ne) 3. kasmak. f. tartışma. kaçak mal. bağırsaklarına hâkim olabilen. ters. daralmak. (-e) ters2.way to get herself invited to the party. s.b. f. karşıtlık. gebeliği önleyici (hap/alet). i. kontrol. anakara. s.olarak)(ile) çelişmek. devamlılık. beklenmedik olay. k ıta. 2. 2. ihtiyat fonu. . s. 2. dilb. egemenlik. yaz ı vermek. uydurma. ters dü şmek. z. i. (kan´treri) ters yönden esen (rüzgâr). sözleşme yapmak. büzmek. üstenci. -in tersine/aksine. sürekli. çekmek. i.´ne) yazı yazan kimse.Continent continent continent Continental continental contingency contingency fund contingent continual continually continuation continue continuity continuous continuously contort contorted contortion contour contracontraband contraception contraceptive contract contract contraction contractor contradict contradiction contradictory contrary contrary to contrast contrast contribute contribution contributor contrite contrive contrived control control control tower controversial controversy convalesce convalescence i. i. denetim. s. 1. k ısaltmak. 3. ithal veya ihrac ı yasaklanmış. makale. aralıksız. (kan´treri) karşıt. f. bükülme. s. dış hatlar. (gazete. (a way of/a means of) -in yolunu bulmak. 1. (kan´treri) z ıt. mukavele. tutarsız. ba 3. çarpıtmak. 1. kontrol etmek. 1. i. 2. 2. 3. çekişme. (aradaki fark ı göstermek üzere) karşılaştırmak. i. boyuna. k ısalmak. idare etmek. daralma. z. dergi v. s. yalanlamak. sürekli. nekahet. i. akit. yüklenici. bağışçı. i. i. i.ğış. s. kas ılma. -i çarpıtarak tuhaf/anormal bir şekle sokma. k ıtasal. büzülmek. (bir veya birkaç harf atılarak yapılan) i. e ğmek. (ba ğış (with) vermek. f. devam. -in payı olmak. durmadan. k (to) 1. nadim.şmek. kontrast. sözleşme metni. 2. aksi. doğum sırasında rahim kaslar ının kasılması. s. sürekli. çeli ayk ırılık. on/upon -e ba ğlı. bükük. kontrat. f. 2. i. s. foto. kısalma. s. süreklilik. Avrupa k ıtasındaki ülkelere özgü. denetlemek. z. çevre. yönetim. i. (--led. f. yardım. çekişmeli. için bir yol bulmak: She contrived a uyduruk. burulma. düşmek. bağışlamak.ıyas etmek. müteahhit. 1. çelişme. tekzip etmek.3. 3. hâkimiyet. devam etmek. sürmek. tartışmalı. sözle şme. zıt. aykırı. zıt. sürme. mukavelename. habire. dergi v. 1. ihtimal. kasılmak. karşıt. 2. gebelikten korunma. devamlı. 1. zıtlık. kulesi. devam etme. 2. devamlı. katkı.b. f. f. idare.(gazete. 1. sık sık. katkıda bulunan kimse.

i. i. i. hüküm giydirmek. din de ğiştiren kimse. ku ğurmak. kadınlar manastırı. i. dönme. bildirmek. taşıyıcı. uygun. -i iyi bilen. f. taşıma kayışı. dili (hesaplar) üzerinde oynamak. 3. rahat. k. ters. 2. taşıma. kanaat. 1. nekahet dönemindeki hasta. çevirgeç. 2. (with) (ile) konu şmak. İng. dili -i mahvetmek. inandırıcı.´s goose cook up cookbook s. anla şma. hoşsohbet f. konvansiyon. taşıyıcı kayış/bant. hüküm giydirme. i. i. yemek kitab ı. WC. çoğ. rahatlık. fiz. f. f. yak ınsamak. müsait. i. dışbükey. pişirmek. kullanışlı. konvertibl (para). bantlı konveyör. s. çevrilebilir. (toplantı) yapılmak. biri. mahkûmiyet.. konvansiyonel silahlar. inand ırmak. 1. s. s. k ıvrım. dönüşme. . kumru ötüşü. bir noktaya yönelmek. i. sohbet etmek. elverişlilik. k. çevrilme. bak. çırpınmalı. i. feragatname. tuvalet. konvansiyon. eğlenti. s. f. üveymek. s. 1. iletim. i. konveyör. lavabo. konveks. âdet.o. suçlu bulmak. devretme. 1. şenlik ve ziyafet. temlikname. 1. zıt. s. s. konu şmaya özgü. huk. (kumru/güvercin) ötmek. 1. kolaylık. i. götürmek. din değiştirme. f. dili işini bozmak. çevirme. ıspazmoz. konuşma. s. ikna etmek. karşıt anlamlı söz/sözcük. i. (-e) de ğiştirmek. konuşma dilinde. mahkûm etmek. sıradan.. 3. k. ısı yayımı. mahkûm. 1. 2. elek. i. uygunluk. 2. 2. f. keyifli. f. 2. şen. değişme. i. s. iletmek. 3. ba şka duruma getirilebilir. hükümlü. (from) (to/into) (-den) (-e) çevirmek. f. geleneksel. eğlence. nakletme. k. 1. taşıt. conveyor. f. i. -in can ına okumak. 2. kim. i. 2. beylik. konuşkan. üstü aç ılabilen araba. inanç. dili uydurmak. 2. 1. konfor. 4. 1. kongre. aksi. i. 2. i. (bir durumdan) (ba şka duruma) getirmek. 2. toplanmak. 2. nakletmek. 1. konuşmaya hazır. dönüştürme. nekahet döneminde olan. i. i. sohbet. ihtida. elverişli. ihtilaç. 2. mühtedi. (toplantıya çağırarak) toplamak. 3. huk. nakil. geom. 1. çekyat. konvoy. neşeli. pişmek. değiştirilebilir. i. 1. aşçı. with -e a şina. ahçı. f.. şiddetle sarsmak. devir. 2. 1. i. i. toplantıya davet etmek. i. 2. 3. konveksiyon. 3. iletmek. 1.convalescent convection convene convenience convenient convent convention conventional conventional weapons converge conversant conversation conversational conversationalist converse converse conversion convert convert converter convertible convex convey conveyance conveyer conveyor conveyor belt convict convict conviction convince convincing convivial conviviality convoke convolution convoy convulse convulsion convulsive coo cook cook cook one´s goose cook s. değiştirme. basmakal ıp. 2. 3. gelenek. devretmek. çırpınma. karşıt. mahkûm etme. 1. s. taşımak.. bir durumdan ba şka duruma getirme. (-e) dönüştürmek.

dili -e kapatmak. f. birbirine göre ayarlama. 2. f. i. cool water serin su. bol. işbirliği yapmak. i. kümes. i. içtenlik. telif hakkı almak. -e t ıkmak. s. içten. 1. aşçılık.. fotokopi makinesi. mercan kayalığı. (yaz ılı eserler için) nüsha. yemeklik. bakır.. bolca. bak ırcı. corner. soğukkanlı.. sicim. (ile) başa çıkmak. i. i. adet. 1.cooked rice cooker cookery cookie cooking cookstove cooky cool cool as a cucumber Cool it! cool one´s heels coop co-op coop up in cooperate cooperation cooperative coordinate coordinate coordination cop cope copier copious copiously copper coppersmith coppice copse copter copulate copy copy copyright coquette coquettish cor coral coral reef cord cordial cordiality cordially cordon cordon off corduroy corduroys pilav. kordon altına almak. k. s. gökb. candan.. kopya etmek. samimiyetle. koordinasyon. i. cookie. -e hapsetmek. aynı derecede. birlikte çalışmak. dili helikopter. taklit etmek. eşit. çoğ. i. mercan. bilg. 2. kurabiye. işbirliği. cilveli. iple bağlamak. correspondence. i.. coroner. insan ı serin tutan (giysi). . kopya. z. fırın (üstü ocak. koru. dili serinkanlı. fettan kad ın. 2. k. fitilli kadifeden yap ılmış. kümese k ırk beş i. mat. s. bak. kordon (görevli veya araçlardan olu şan dizi). i. i. dakika bekletti. i. 3. kopyalamak. k ıs. i. s. i. koordine etmek. f.. aynas ız. dili Sakin ol!/A ğır ol! k. çiftleşmek. 1. (s ınavda) kopya çekmek. a ğaçlık. i. s.. i. i. ortak. sakin. telif hakk ı. tane. i. i. yürekten. samimi. i. k. i. soğuk. kaytan. serin: a cool wind serin bir rüzgâr. corpus. kordon. candan. serinkanl ı. 4. kim. bereketli. yemek pişirme sanatı. f. (tatlı) bisküvi. koordinat. 1. altı fırın olan mutfak aleti). (fitilli) kadife.. 3.. samimiyet. fettan. k. yemek pişirme/pişme. bak ır. correct. şirmede kullanılan. ufak para. i. yemek pifırın (üstü ocak. e şgüdümlemek. f. 2. bol miktarda. yemek pişirme sanatı. copse. f.. işbirliği yapan. 1. (tatlı) kuru pasta. altı fırın olan mutfak aleti). i. birlikte çalışma. (tatlı) çörek. 2. den. (çalg ı için) tel. s. 4. 1.. çok. i. 1. Beni en az sokmak.. dili kooperatif. ilgisiz: He gave me k. soğukkanlı. z. 2. 2. s. dili polis. s. kadife pantolon. bak. bakır renginde. i. s. baltalık. birbirine göre ayarlamak. 1.f. s. müşterek. e şgüdüm. i. (with) (ile) ba ş etmek. i. i. kooperatif. k. (-in) üstesinden gelmek. ip. İng. 2. f. i. dili beklemek: He made me cool my heels for at least forty-five minutes. likör.

mantarla tapalamak. i. tapa burgusu. i. i. 1. i. 4. ıslah etmek. i. yerinde. şirketleştirilmiş. tahıl. teşkilat. i. karşılıklı ilişki. anat. aralarında uygunluk sağlamak. futbol oyun vuru şu. i. 1. korner vuruşu.. aptal. köşeye sıkıştırmak. i. şmiş. 2. ıslah.. i.core coriander cork corkscrew cormorant corn corn corn bread corn muffin corn silk corn syrup corncob cornea cornelian cherry corner corner kick cornet cornetist cornflakes cornflour cornhusk cornice cornmeal cornstarch corny coronary coronation coroner coronet corporal corporal corporal punishment corporate corporation corps Corps of Engineers corpse corpuscle correct correct correct usage correction corrective correctly correctness correlate correlation i. mantar. 1. dayak. düzeltici. 2. m ısır. kornet. i.. (etli meyvelerde) göbek. koroner oklüzyon. şüpheli ölüm olaylarını araştıran memur. dört atışı. futbol korner. s. bağlılaşım. 2. merkez. i. i. i. cismani. 3. nüve. İstihkâm Sınıfı. 1. birleşik. ıslah edici. f. 1. esas. anat.. i. i. koroner. 2. m ısır koçanı.. z. (mantarme şesinin kabuğu olan) mantar. ask. İng. 1. kolektif.korneralan ının köşeköşesinden biri. zool. korniş. 2. anonim şirkete ait. birbiriyle ilgisi olan şeylerin her i. tıb. koroner damar. Phalacrocorax. mim. mısır nişastası. 3. i. öz. s. ask. ceset. 3. doğru kullanış. tashih etmek. bedeni. kişniş. s ınıf. İng. i. tirbuşon. f. müz. 1. kalple ilgili. iri taneli m ısır unu. doğru olarak. bedensel. koroner tromboz. m ısır nişastası. 2. (dondurma için) külah. köşe atışı. onba şı. köşe başı. düzeltme. ortak. i. 1. i. i. m ısır ekmeği. korelasyon. doğru. belediye. s. saydam tabaka. (iki şey/sonuç/rakam) arasında ilişki kurmak. m ısır unundan yapılan ufak. bedensel ceza. taç giyme töreni. futbol korner. yuvar. yerinde kullanma. m ısır püskülü. mantar tapa. taçdamar. 2. s. 2. ölü. i. iç. birleanonim şirket. i. 1. m ısır kabuğu. düzeltmek. do ğrultmak. korniş. 2. s. 1. yuvarlak ve tuzlu bir ekmek türü. m ısır pekmezi. i.. 1.. tashih. f. karşılıklı ilişkisi olmak. m ısır gevreği. köşe. küçük taç. kolordu. . 1. i. k ızılcık. 1. i. 2. kornea. İng. 2. buğday. doğruluk. kornetçi. saçak silmesi. 2. 2. İng. 1. doğru. yanlışsız. hububat. s. 2. i. tüzelkişi. f. i. i. 1. nasır. i. mat. karabatak.

2. bozuk. i. (kad ınların süs olarak göğüs veya bele taktığı) çiçek/çiçek demeti. koridor. i. sif. s. kozmik. i. s. ahlaksız olma. 1. kâinat. korteks. yemek. güçlendirmek. kozmopolit. (pas korozyona u ğramak.. teyitmadde) çürütmek. ifade v. 2. -e mal olmak. dili pahalıya patlamak. f. benzerlik. (birini) doğru s. ayartılabilir. yozlaşmış (dil). hayat pahalılığı. bir malın bedeli. korozif. kimyasal etmek. i. elbise. s. Kosta Rika´ya özgü. Onun dediklerine uyuyor. dili çok pahalı olmak. harcanan para. çürütücü. 1.. karton v. İng. 3. korozyon. (to/with) (-e) uymak. k ıyafet balosu. korozyon. 2. i. 3. i.. dehliz. geçim indeksi. cozy. kozmonot. O yüzy ılda i. yanlış dolu (metin). 1. i. s. 1. oluklu saç. i. aşınma/aşındırma. ayartma. . Kosta Rikalı. k ırıştırmak. maliyet fiyatı. s. kortej. marul. korse. 1. 1.´ni) pekiştirmek. k. fiyat. bak. 2. rüşvetçilik. benzer taraf. ahlaksızlık.b.veya kimyasal maddeden ileri gelen) çürüme. 4. mektuplar. i. kortizon. 2. evren. maliyet. (bir dü şünce. f. 1.correspond correspondence correspondent corresponding corridor corroborate corrode corrosion corrosive corrugate corrugated corrugated iron corrupt corruptible corruption corsage corset cortege cortex cortisone cos cos lettuce cos/romaine lettuce cosine cosmetic cosmic cosmonaut cosmopolitan cosmos cost cost cost a bomb cost a pretty penny cost an arm and a leg cost of living cost of living cost price cost price cost sheet cost.. i. Kosta Rikalı. i. çok pahalı. to (biri/bir şey) (başka birinin/başka bir i. 1. i. i. tic. rüşvet yiyen. i. k. soysuz. f. 2. korsaj. 2. evrensel. 1. sigortası ve navlunu ile birlikte maliyeti. s. (dili) yozlaştırma. f. mat. rüşvet almaya hazır. ahlak kurallarına uymayan. doğrulamak. 1. maliyet cetveli. maliyet fiyatı. i. marul. kosinüs.. yaşam maliyeti.. 2. i. 2. masraflı. cenaze alayı. kozmos. k ıyafet. oluklu (saç. geçit. buruşmak. beyinzar ı. 4. i. kozmetik.b. (bir şeyin) fiyatı (belirli bir miktar) olmak: How much does this cost? Bunun fiyat İng. i.). That -e uygun: It was correspondent with her s. tekabül etmek: It corresponds with what she said. desteklemek. Kosta Rika. mektupla şma. kostüm. 3. 1. masraf. Fiyatı on epey pahalıya mal olmak. 1. (cost) 1. jeol. rüşvetçi. 2. s. (pas. f. s. korozyona u ğratmak. çürümek. Kosta Rika. (bir şeye) karşılık olan: with century saw a lessening of Spain´s influence and a corresponding rise in that of Holland. ahlaks ız... i. ı ne? It costs ten million liras. (birini) do ğru yoldan saptırma. i. buruşturmak. muhabir: Does your paper have a correspondent in Paris? Gazetenizin Paris´te muhabiri var m ı? s. anat. s.. insurance and freight Costa Rica Costa Rican costly cost-of-living index costume costume ball cosy f.

aksine. yüz. i.. komisyon. nasihat vermek. (dava dilekçesi veya iddianamedesayabiliyor. geriye do ğru sayma. öğüt vermek. aksi yönde. aksi. 2. bebek karyolası. sola (dönmek). yazl ık ev. 2. sayfiye evi. nasihat. grup. -i beklemek. i. dili birini (bir işe) katmak: If that´s what you´re up to. fikir. (kauntırbäl´ıns) 1. 2. pamuklu kumaş. 1. ters. councilor. İng. çehre. 2. İng. (kaun´t ırbälıns) eş ağırlık. i. (üzerine bez gerili) portatif karyola. 1. tasvip.. 1. zool. 1. çiğit. 1. coun. karşı saldırı.o.cil. 2. Bakanlar Kurulu. 2. i. görünü ş..cil. konsey üyesi. zümre. (hidrofil) pamuk. çoğ. marka. f. i. fiş. dili bir yerde hazır bulunanları saymak. İng. (on) (to) -i kavramak/anlamak. i. paraları birer birer saymak. ihtiyar heyeti. i.o. f. 1.en (kaun´sılwîmîn) i. 2. i. mukabil. divan. konsey. pamuk ipliği. uçlanmak. bak. dili ayıyı vurmadan postunu satmak. 1. desteklemek. karşılık.wom. dan ışma kurulu. k ıs. görü ş. denk. (hidrofil) pamuk. Kabine.. argo vermek. i. k. s. can only count from one to ten. uygun bulmak. i. avukat. . belediye meclisi üyesi (erkek).. 2. dan ışman. tezgâh. ise fena olmaz: He could do with a bath. bak. 1.ors-at-law (kaun´sılırz. ğru saymak. .ätlô´) i. zıt. i. . 3. kulübe. k. avukat. öksürük pastili. beyan etmek. ifade etmek. huk. İng. 2.. i. ihtiyar heyeti üyesi. 1.. k. dili kurul üyesi. İng. 1. i. 1. kanepe. çırçır. karşı koymak. kont. f. yüz ifadesi. belediye meclisi üyesi (kadın). destek. denkleştirmek. ters ak ıntı. sayaç. pamuk. 1. coun. sima. s. i. konsey üyesi. z.cot coterie cottage cotton cotton candy cotton gin cotton wool cottonseed couch couch cougar cough cough drop cough up could could do with couldn`t council Council of Ministers Council of State councillor councilman councilor councilwoman counsel counselor counselor-at-law count count count count down count noses count on count one´s chickens before they´re hatched count out money count s. 2.. öksürük. geriye do k. karşıt şey. dili planladığınız oysa beni o işe can count işe katma! 2. i. 2. pamuklu. İng. f. 2. belediye meclisi üyesi. kar -in tersine. i. tasvip etmek. 2. ise iyi olur.men (kaun´sılmîn) i.could not. i. tersine. 2. s.sel. avukat. i. onamak. komisyon üyesi. -e denk olmak. komisyon üyesi. 1. 1. öksürmek. öğüt. belediye meclisi.şı koymak. yardımcı f. ketenhelvas ı. k. karşı. kurul üyesi. coun. sayı saymak: Do you know how to count? Saymayı biliyor musun? She sayma. Ancak birden ona kadar sayılan) suçlama. -e güvenmek. f. 1. tavsiye. 1. f. sayım. sedir. pamuklu. sökülmek. (karşılıklı olarak) dengelemek. on saniye içinde birden ona kadar sayarak boksörün nakavt i. f. Danıştay. Devlet Şûrası. don´t count me in! Yapmayıbirini (bir işe) katmamak: Youkatmayın! me out of that! Beni o 1. önlemek. küçük ev. i. onama. 3. 3. rehber. saat yelkovan ının ters yönünde. Banyo yapsa iyi olur. sayıcı. müsamaha etmek. -in fark ına ketenhelva. in count s. 3. out countdown countenance counter counter counteract counterattack counterbalance countercharge counterclockwise countercurrent i. 2. i. kurul. çoğ. f. z. etkisiz hale getirmek. can. çoğ. (to) -e karşı. karşı suçlama. f. 1. Felis concolor. -i hesaba katmak. 2. puma. i.

yi ğit. vatan. kar ı koca. i. yüreklilik.´ni) saray soytar 1. izlenen yol. mert. 3. 4. k ırsal yerler/bölgeler. 4. f. s.men (k^n´trimîn) i. (kaun´tırmänd) iptal emri. i. i. kopya. f. i.1. nezaket. A. (kauntırmänd´) (yeni bir emir ile) (önceki emri) iptal etmek. 2. kontluk. taklit etmek. birleştirmek. i. 2. kap. huk. mukabil. coun. ask. 1. sayg ılı.. nazik. taşraya özgü. (ku deyta´) hükümet darbesi.. medeni hukuk mahkemesi. darbe. askeri mahkeme. zenginlerle dü şüp kalkan fahişe. i. i. kort. askeri mahkemedesalonu. kar şı saldırı. mertçe.. sarayla ilgili.. i. 1. huk. (tasdik için) (bir belgeye) imza atmak. ile flört etmek. asliye mahkemesi. ilçe merkezi. çoğ. hükümet darbesi. i. i. sahtesini yapmak. i. kontes.D. 1. ilçe hükümet binası. s. i. pek çok. askeri darbe. 1. huk. 3. cesaretli. karşı casus. f. mertlik. i. i. kavrama. 2. bağlama.counterdemonstration counterespionage counterfeit counterfeiter countermand countermeasure counteroffensive counterpane counterpart counterpoint counterproposal countersign counterspy countess counting . 1. yemek. hükümdar ve maiyeti. yön. hemşeri. iç bahçe. İng. köpekle (av) kovalamak. That´s sixteen people. taklit. çiftleştirmek. i. f. kalpazan. kalp para basmak. bağlantı kurmak. huk. f. 2. mahkeme. kontrpuan. s. 1. İng. ahç ı. yarg ıcılar kurulu. istinaf mahkemesi. 3. sahte. mahkeme yarg ılamak. kur yapmak. İng. cesaretle. kırsal. 2. vatandaş. cesur. yi ğitlik. yürekli. suret. bitiştirmek. children.. 1. 3.. s. huk. 2. 1. 1. huk. hükümdar ın maiyetinde bulunan kimse.b. memleket.servis. hızla akmak. . kalp. 2. 1. 2. Çocuklar hariç. i. i. s. kurye. yurt. i. kibarlık. taşralı. gidi ş. çift. karşılık.ısı. karşı tedbir. countless country countryman countryside county county seat county town coup coup d´état couple coupling coupon courage courageous courageously courgette courier course court court fool court of appeals court of common pleas court of first instance court of first instance courteous courtesan courtesy courthouse courtier courtly court-martial courtroom i. (tehlike. 2. z. hesapsız. i. yürek.. müz. incelik. not counting the s. rota. arazi. i. kurs (dersler dizisi). 3. i. courts-martial (kôrts´marşıl) i. i. on alt ı kişi i. seyir. zarif. çift. cesaret. counting me. kibar. çoğ. i. f. 2. karşı öneri. nazik. 1. yol. ilçe merkezi. i. karşı casusluk. . i. adliye sarayı. sayısız. kupon. 2. bağlamak. kırsal bölgede bulunan. Ben dahil on ki şi eder. mahkeme binası. plan. 2.B.saray. dahil: That makes ten. i. f. hastal ık v. i.try. bak. ilçe. yatak örtüsü.. ulak. jüri. zucchini. ince. asliye mahkemesi. 2. tayda ş. karşı gösteri. i. avlu. ülke. ikinci nüsha.

mahcup. korkaklık. filika veya kik serdümeni. hala oğlu/kızı. dili 1. yengeç. --bing) m ızırdanmak. dayı oğlu/kızı. ödleklik. (giysi olarak) tulum. i. i. z. hızlı darbe. ödlek. f. 1. 5. 2. 4. k ıs. yar ık. 2. i. tic. pavurya. Ekmeği bir bezle 2. kendini ele verebilecek şeyleri gizlemek. Yengeç burcu. cover letter. örtbas etmek. kapak k ızı. cowardice. utangaç. i. i. imrenmek. 1. O tencereyi birparavana. 1. (birinin) hatas ını/suçunu gizlemek. k ıs. kılbiti. i. i. züppe. Certified Public Accountant. i. gazet. ne yaptığını/ne yapacağını gizlemek. h ızlı gitmek. kar şılık. i. ile kapatmak/kapamak: Cover the bread with a cloth. bak. (--bed. yıldırmak. i. 1.courtship courtyard cousin cove covenant cover cover cover charge cover girl cover ground cover letter cover one´s tracks cover to cover cover up cover up for coverage coveralls covering covering letter coverlet covert covertly covet covetous covetousness cow cow coward cowardice cowardliness cowardly cowboy cower cowslip coxcomb coxswain coy cozy cp CPA Crab crab crab louse crabby crack crack a joke crack a joke i. TV bir konuya/olaya ayrılan yer ve zaman. i. teyze oğlu/kızı. homurdanmak.. şaka f. i. 2. s. 2. rahat. 2. f. k. 3. kuzin. i. kapakla perde. cilt. huysuz. i. with ile örtmek. nazlı. haris. çaydanlık örtüsü. f. Cover that s ığınak.. i. i. bir çeşit eroin. s ığırtmaç. açıklayıcı mektup. s. yapmak. (lokantaya/gece kulübüne) giri ş ücreti. ödlek. sözle şme. Kitab ı başından sonuna kadar He read the book from okudu. i. miktar ı ve kapsamı. inek. dik yamaçlarla çevrili koy/körfez/vadi. cover to cover. İng. korkak. kırmak. ıpırdama. h ırslı. örtü. açgözlü.ılmak. i. 3. Don´t move. barınak. sızlanmak. akdetmek. sinmek. kuzen. gözünü korkutmak. 4. 2. samimi. iç bahçe. akit. gizlice. 1. kovboy. çatlamak. s. çuhaçiçe ği. bot. şaklama. i. f. ört. . den. 1. yol katetmek. kasıkbiti. kapak. örtü. kapak. yarmak. gizli. takılmak. sindirmek. dümenci. s. 2. örtülü. 3.. amca oğlu/kızı. şaka yapmak. örtü. yar şaka etmek. (belirli bir) konu hakkında bilgi vermek. Primula veris. compare. i. f. korkup çekilmek.. s. çekingen. s.. korkak. bak. kur yapma. çatlak. the astrol. i. cilveli. s ıcak. kırılmak. sigorta elimdesin! i. gizlemek. yatak örtüsü. açgözlülük. mukavele. 1. f. sızıldanmak. avlu. hoş. maske. I´ve got you covered! K 1. çarpma. göz dikmek. çatlatmak. sözleşmek.pan with a lid. g ıpta etmek. çatırtı. yüreksiz.

kasmak. İng. zanaat. i. araba kazası.. emeklemek. (kaza sonucu olarak) i. kurnazca.crack down crack up crackdown cracked cracked wheat cracker crackle cradle craft craftily craftiness craftsman craftsmanship crafty crag cram cramp cramp cranberry crane crank crank up crankshaft cranky cranny crap crape craps crash crash crash course crash diet crash helmet crash of thunder crash repairs crash the gate crash-land crass crate crater crave craving crawfish crawl crawl stroke crayfish crayon (on) k. f. çoğ. mum boya ile yap ılan resim. kas 3. dili (motoru/makineyi) fayrap etmek. 2. ücret vermeden girmek. k. beşiğe yatırmak. f. f. i. 2. ar ıza. --ming) 1. dalkavukluk etmek. f. dili 1. istirham etmek. çift zarla oynanan bir oyun. f. ağrısı. --ping) argo s ıçmak. 1. bomban ın açtığı çukur. s. kasa. i. argo bok. (son vermek için) -in üstüne gitmek. krank mili. deli. z. sarp kayalık.men (kräfts´mîn) i. (uçak) zorunlu iniş yapmak. şeytan. tuhaf. el sanat ı. 1. çatlak. (hareketi/geli şimi) kısıtlamak. 1. zanaatç ılık. k. i. huysuz. f.. f. Taşın kulaçlama üstündekerevit. şangırtı. dili garip fikirleri olan kimse. i. pastel. i. beşik. mak. zool. kasılmak. (--med. f. 2. gemiler. s kramp. yarma buğday. tekne. i. yoğun kurs. müsamaha etmekten vazgeçip delirmek. i. emekleme. dili kaç ık. 1. -e can atmak. İng.. 1. eksantrik. crafts. 2. i. manivela. zanaatçı. i. mengene. . 1. sürünmek. tıkıştırmak. kaza geçirmek. bisküvi. i. i. şeytanca. büyük bir gürültü. zool. t ıkmak. gemi. şiddetli i. kurnaz. 2. k. 1. kurnazlık. s. çatlak. 2. (arabayı) kazada paramparça etmek. aldatmakta usta olan. i. bak. 2. hilekâr. 1. ters. 4. ınç. 2. özlem. f. 2. keçiyemişi. karavide. hızla gelen büyük iflas. dili sert davranmaya ba 2. arzu. gülmekten kat ılmak. i. böcekler kayn ıyordu. sınırlandırmak.. i. sandık. gök gürültüsü. krankla hareket ettirmek. maçuna. (--ped. çatırdamak. kerevides. 1. 1. acayip. 3. sürünme. i. 2. gürleme. havlu ve perde 4. sıkı rejim. 2. hüner. s. yabanmersini. i. 2. tatl ısuıstakozu. kravl. 1. 1. rica etmek. -e içi gitmek. f. krater. şiddetli karın i. krepon. mum boya. çatırtı. crayfish. dili (son vermek için) -in üstüne gitme. 2. i. 2. izinsiz/davetsiz girmek/kat ılmak. kenet. k. tıka basa yemek. i. i. i. hareket ettirmek. mum boya ile resim yapmak. kraker. f. ımında kullanılan kaba bez. çatlak. s. garip. pastel.. ––ed with The rock crawled with insects. f. vinç.. (boynunu) uzatmak. i. k. kol. 1. 3. 2. sandıklamak. krank. f. görgüsüz. karoser tamiratı.yapbilg. kaba. i. f. 1. yarık. yüzü ş. 1. çıtırtı. turna. zanaatkâr. incelikten yoksun. kasalamak. kask. çok istemek. ınav öncesi ineklemek. sıkıştırmak. tıkınmak. şlamak. i. Astacus fluviatilis. vinçle kald ırmak. oynatmak.

yaratmak. i. i. 1. yaratıcılık. 3. sin. z. çay. s. yapmak. s. bir miktar parayı birinin hesabına geçirmek. kredi kartı. çizgi. s. with credit to creditor credulity credulous creed creek creel creep f. i. . i. i.2. sayg ınlık. 1. yaratık. gıcırtı. katlanmak. kaymaklı. You´re a credit to your parents. buruşuk. yarat ılış. krem tartar. itimat. delilik. Allah. güven. yuva. i. kat yeri. yaratıcı bir şekilde.o. argo k ıl/gıcık/pis herif. k 1. buruşturmak. sütçü dükkân ı. s. emniyet. i. kaymak. emeklemek. 3. saflık. 2. yaratıcı. dere. mahluk. öz. 2. 3. kreatör. ç ılgınlık. tic. 4. i. alacak ve verecek. sessizce gitmek/hareket etmek. 4. kaç ık. kredi açan kimse/kuruluş. ütü çizgisi. güvenirlik. ürpermek. i. 2.. f. 2. koy. yaratan. evren. pasta. 1. her şeye inanma. (üniversitede ders geçme sonucunda verilen) kredi. uyuz karı. sürünmek. tic. kat. beyaz sos.craze crazily craziness crazy creak cream cream cheese cream of tartar cream of tartar cream of the crop cream of the crop cream pitcher cream sauce creamer creamery creamy crease create creation creative creatively creativity Creator creator creature crèche credence credentials credibility credible credit credit credit an amount to s. 2. İng. kredi de ğerlendirmesi. (ufak sürahi biçiminde) sütlük. 3. i. çocuk yuvası. çıldırtmak. i. yaratı. kredi limiti. 2. 2. 1. bir tür krem rengi. matlup bakiyesi. f. tic. 1. kremal ı tatlı. güvenilir. 5. f. çoğ. kimliği gösteren belgeler. en iyisi. 1. f. kreş. mucit. i. geçici moda. i. tic.. i. Annen baban seninle iftihar edebilir. i. i. küçük körfez. güvenilirlik. Tanr ı. birinin veya bir grubun felsefesini yans ıtan ilkeler.´s account credit and debit credit balance credit card credit line credit rating credit s. süthane. (crept) 1. 2. 5. i. ço ğ. krema. inanılır. puan. tic. alacaklı. i. kâinat. çılgınca. en iyisi. saf. güven. gıcırdamak. kreasyon. 3. sevilmeyen birinde (olumlu bir niteli ğin olduğunu) kabul etmek. olu şturmak. (merhem olarak) krem. delice.ırma yapmak. i. 2. i.. 1. 3. kaymak gibi.o. kredi. itimat. aç ık bej. the Yaradan. krem tartar. balık sepeti. her şeye inanan. f. çılgın. yaratıcı. yaratma. beyaz tartar. itibar. i. i. kaymak kıvamında olan. amentü. bir şeyin en âlâsı. meydana getirmek. 3. yumu şak beyaz peynir. 1. bir dinin temel ilkelerini içeren ifade. deli. buruşmak. k ırma. pli. z. i. sütlük. s. tic.

i. dalgalandırmak. taptaze ve sulu (meyve/sebze). krep. sınavda i. kırışık. taptaze ve sulu (meyve/sebze). (yokuş/dalga için) düşük. olumsuz noktalar üzerinde duran kimse. f. kusur bulmaya meyilli. yarık. i. i. ele ştirmen. 2. kriminoloji. çaprazlama kesi cri. İng. suçbilim. i. f. nöbet.to. i. i. 4. alabros tıraş. yılgın. çalmak.. fesrengi. 1. s. eleştirel. sinmek. 3. spor kriket. . s. crow. sakat etmek. i. 2. (s ınavda) kopya çekmek. çaprazlama kesişen doğrular. (dağ için) sırt. kösteklemek. çaprazlama kesişen. ceza kanunu. büyük yar ık. 4. 2.a (krimıtor´iyı)/--s (krimıtor´iyımz) i. s. f. bak. i. s. kritik. zool. kâğıdı. cürüm. topal. krepon kâ ğıdı. kırışmak. 1. ceza hukuku. korkuyla çekilmek. gevrek. creep. tutulma. çatlak. Kırım.ölçüt. buhran. 1. yaltaklanmak. 2. i. k topal. f. sürüngen bitki. ekip. s. 1. s. İng.(buzdolab ında) sebzelik. f. 2.. 2. sınavda kopya çekmek için hazırlanan kopyakopya etmek. 2. f. 3. bot. yemlik. 1. i. 2. ayça. kriminolog.. asker tıraşı. kıvırmak. i. hotoz. k ıvrım. 2. i. günah. aşırmak. ar ızalı. 2. f. tenkitçi. tenkitçi. buruşukluk. sakat. i. buruşmak. i. sorguç. bak. i. tepe. kuru ve so ğuk (hava).. hilal. kusur bulmak amac ıyla söylenen/yap ılan. 1. tere. kas ılma. c ırcırböceği. 2.ri. i. suçbilimci. i. tayfa. 3. kriz. kriz. i. (mi ğfere takılan) sorguç. i.şen doğrular çizmek.ma. 2. çoğ. Kırım´a özgü. s. i. the İslam âlemi. gevrek. i. tak ım. 2. suç. (ölüyü) yakmak. hilal şeklinde. ağır ceza mahkemesi. tepelik. tıb. f. i. f. ölüyü yakma. 1. (bir parça) cips. dalga. 1. ırışıklık. cre. gevrekleşmek. (--bed.. s. bunalım.a (kraytîr´iyı) i. suçlu. sakat. 1.. çaprazlama gidip gelmek. değerlendirme amacıyla yapılan. Gryllus. 1. 2. cri. süngüsü tepe. s. kızıl. i. çabuk ve kendinden emin. s.te. 4. kriter. Crucifer. çoğ.ses (kray´siz) i.. ibik. buz yarığı.creep up on creeper cremate cremation crematorium crepe crepe paper crept Crescent crescent cress crest crestfallen crevasse crevice crew crew crew cut crib crib crib sheet crick cricket cricket crime Crimea Crimean criminal criminal code criminal court criminal law criminologist criminology crimp crimson cringe crinkle cripple crippled crisis crisp crisper crispy crisscross criterion critic critical -e hissettirmeden yakla şmak. buruşturmak. çoğ. kopya çekmek için hazırlanan kopya kâğıdı. i. sakatlamak. suça ait. tahıl ambarı. 1. --bing) 1. i. ac ımaya yol açacak kötü davranış. i. krematoryum. koyu k ırmızı.ri. 3. (yanlar ı yüksek) bebek karyolası. f. mürettebat. kıstas.. kırıştırmak. 1. kötürüm. 1.

1. çaprazlamak. Hırvatça. --ping) k ırkmak. çile. (--ped. i. melez. f. i. ayak ayak üstüne atmak. ekin. virajlı. sapı kıvrık baston. tığ... üçkâğıtçı. İng. kocakar ı. huysuzlanm ış. z. eleştiri. timsah. gak. Haç (Hristiyanlığın simgesi). rekolte. asa. 1. s. kollarını kavuşturmak. i. melez. 2. i. ğıtçı. çapraz işareti. ile çekişmek. binici k ırbacı. çaprazlamak. değerini belirtmek için -i incelemek. k ır koşusu. tenkit. ters. 3. ayçöreği. vallahi. ağız kavgası etmek. 1. 1. üstünü çizerek iptal etmek. bak. argo cartayı çekmek. i. tenkit etmek. çanak çömlek. 1. sağlamasını yapmak. dili içindedalavereci. i. 2. k. çiğdem. 2. kafadar. kros kayağı. H ırvatistan. hatırına gelmek. gaklamak. 2. f. 1. i. 2. bir dalavere kıvırmak.critical point criticise criticism criticize critique croak Croat Croatia Croatian crochet crochet hook crochet needle crockery crocodile crocodile tears crocus croissant crone crony crook crooked croon crop crop crop up Cross cross cross cross cross my heart cross o. kıvrım. hilekâr. gaklama sesi. düzenbaz. ülkeyi baştan başa kateden. kursak. İsa´nın çarmıhta ölümü. cavlamak. bak. . karalamak. i. hilekâr. madrabaz. bot. kesmek. hileli bükmek. s. i. kol demiri. şans dilemek. k. 1. kayak krosu. kroşe. ürün. i. çarmıh. kroşe yapmak.bred) melezlemek. i. haç. H ırvat. i. f. yak ın arkadaş. melez. öfkeli. 2. ele ştirmek. kesip kısaltmak. f. (cross. geminin/uçağın rotasına ayk ırı esen (rüzgâr). Crocus. ıstavroz çıkarmak. dili dolandırıcı. 3. mahsul.s. dili dolandırıcı. (with) (biriyle) atışmak. vıraklamak. i. dönülmeyecek bir karar vermek. tığ. cross one´s arms cross one´s fingers cross one´s legs cross one´s mind cross out cross section cross swords cross swords with cross the Rubicon crossbar crossbred crossbreed crosscheck cross-country cross-country skiing cross-examine nazik nokta. i. Kar şıdan karşıya geçmeden önce iki s. ile kavga etmek. 1. f. kusur bulma. i. kar şıdan karşıya geçmek. aksi. 3. 1. timsah gözyaşları. bir uçtan öbür uca. criticize. (iş). i. tığ işi. kızgın. s. k. tığ ile işlemek. kesit. 1. Croatian. 2. tığla işlenen dantel. 1. ıstavroz. 2. 3. 2. i. -i tenkit etmek. çarpık. f. ölmek. ele ştiri. birdenbire olu şmak/ortaya çıkmak. -in olumsuz noktalar ı üzerinde durmak. the 1. f. 2. i. silmek. 1. cefa. 2. f. çoban de ğneği. mat. sürgü. kritik nokta. kros. aklından geçmek. 3. kros kaya ğı. üçkâ eğri. -de kusur bulmak. 4. Hz. 2. bacak bacak üstüne atmak. olan. 1. 2. f. kırpmak.. (kontrolden geçirilmi ş bir şeyi) kontrol etmek. i. put. 4. tenkit. sorguya çekmek. düzenbaz.. kurba ğa sesi. 2. kayak krosu. kritik. f.. zool. f. sahte gözya şları. s. i. alçak sesle şarkı söylemek. -i geçmek: Look both ways before crossing the street. vırak. m ırıldanmak. haç çıkarmak.

2. 2. taç. alıcı. 1. i.kritik. i. ac ımasız. çarm ıha germe. 3. 1. insafsızca. k ırıntı. f. buru şturmak. 1. 2. anat. kırıştırmak. çömelme. 6. i. 1. çökmek. hükümdarl ık. Hz. i. f. 2. boğak. çok önemli. zool. 1. taç giydirmek. 1. -e doluşmak. 2. kabaca. çömelmek.cross-eyed crossing cross-legged cross-purpose cross-reference crossroad crossroads crosswalk crosswise crossword puzzle crossword puzzle crotch crotchet crotchety crouch croup croupier crouton crow crow crowbar crowd crowd into crowd out crowded crown crucial crucifix crucifixion crucify crude crude oil crudely crudeness cruel cruelly cruelty cruise cruiser crumb crumble crumple crunch crusade crusader crush crush s. 2. 1. dilikampanya. 1. . f. i. s ıkıştırarak çıkarmak. 2. krüsifi. kald ıraç. parça. (horoz) ötmek. gezinmek. ufalamak. against -e karşı savaşım vermek. dışarıya itelemek. 3. f. buruşmak. i. 3. 1. dörtlük. 1. z. 2. kruvazör. 1. z. geçiş yeri. İsa´nın çarmıhta ölümünü gösteren resim. i. 2. üstünkörü yapılmış. 2. 1. i. kaba. derme çatma. karga. k. dörtlük nota. i. pantolon a 1. 3. parçalanmak. polis arabası) (etrafı kolaçan i. zalim. 1. un ufak olmak. i. dişçi. 1. ham petrol. ufalamak. 1. (polis. yan yol. çatırtı seferi. i. bulmaca. doldurmak. 2. 2. bak. (çorbaya konulan) küp biçiminde do ğranmış kızarmış ekmek. krup hastalığı. i. 4. i. f. çapraz. ham petrol.. s. 1. s. s. 2. i. doluşmak. çökmek. f. tepesini i. yaya geçidi. ç ıtır çıtır yemek. dayanılmaz. 2. 3. 3. 1. kabalık. f. dal ile gövdenin birle ştiği yer. aynı hızla uzunca bir süre gitmek. 1. acayip. acı. ham. i.bak. (gemiyle) dolaşmak. terz. f. izdiham. i. f. (birine) yer bırakmamak. d ırdırcı. 2. (kitapta) gönderme. hart hurt yemek. f. ufalanmak. levye. zerre. 7. i. ekmek içi. ac ımasızlık. f. Corvus. 3. hükümdar. kasık. ı. Haçl f. sıkıştırmak. toplanmak. dörtyol. 2. kalabalık. crew) 1. i. garip dü şünce. dönüm noktası. İng. 5.savaş. (--ed/İng. güç durum. huysuz. krupiye. 1. i. dolanmak. dolaşmak. bir davanın hararetli taraftarı. birikmek. 3. kav şak. diştacı. 3. şaşı.1. (over) (-den dolayı) çok sevinmek. zalimce. savaşım. çaprazlama. çatal. ezmek. 2. geçit. z. 4. kalabalık. tuhaf. geçiş. ğı. tamamlamak. s. i. ara yol. katır kutur yemek. 2. 2. uğruna yapılan çatırtı. ac ımasızca. baş. manivela. bulmaca. 2. sit cross-legged. z. i. at cross-purpose. cihat. ar ıtılmamış. kalabalık. çarm ıha germek. can kuron. i. tuhaflık. 2. i.din çatırdamak. kırışmak. 2. s. haçlıile ezmek. yaya geçidi. kron (para birimi). ekmek kırıntısı. harap olmak. s. çarm ıha gerilmiş İsa heykeli. tepe. ezme. 3. kıtır kıtır yemek. zulüm. i. i.

2. 2. kuca ğına alıp okşamak. s. 2. şifreli. 2. i. deli. Kübalı. 2. 1. aksi. bağırmak. -e sokulup yaslanmak. koltuk de ğneği. küp. f. küpşeker. yavrukurt. geom. billurdan yap ılmış. boynuzlanm ış koca. s.. İng. 1.. santimetre küp. 2.028 m3). 2. i. s. kabuklanmak. 1. mat. Küba. s ıra. 1. i. kristal. s. k ıs. yavru (tilki/ayı/aslan). ayak küp (. sopa atmak. (--bed. (hayvan) bağırmak. (yazıhanede/dolapta) önü açık ufak göz. kübik. haykırış. billurla ştırmak. dönüm noktas ı. 1. 1. huysuz.´s shoulder cry one´s heart out cry out cry out against cry out for cry quits cry wolf crypt cryptic crystal crystalline crystallise crystallize cu cub cub scout Cuba Cuban cubbyhole cube cube sugar cube sugar cubic cubic centimeter cubic foot cubic inch cubic meter cubical cubicle cuckold cuckoo cuckoo clock cucumber cud cuddle cuddle up cuddle up to cudgel cue i.o. 1. küp biçiminde. kriptos. hıyar. i.. i. 2. Kübalı. 2. billurlaşmak. hüngür hüngür a ğlamak.crust crust of the earth crustacean crusty crutch crux cry cry for cry on s. bilardo isteka. 2. 2. 3. küp şeker. (hayvana ait) ses. bak. 2. kabuk. 2. i. 1. gugukku şu. destek. (bir sayının) kübünü almak.. billur. yerkabuğu. f. (kocasını) boynuzlamak. --bing) yavrulamak. inç küp (16. sopa çekmek. f. -e sokulup sar ılmak. i. salatalık. s. (birbirine) sokulmak. ağlamak. çomak. kübik. f. s. kristal. -e karşı yüksek sesle protestoda bulunmak. feryat. kuyruk. guguk. mim. i. i. odac ık. s. i. yeter artık demek. küp biçiminde kesmek. i. kesmeşeker. kabukla kaplamak. i. kabine. 2. 1. berrak. kripta. i. yalandan imdat diye ba ğırmak. saat cam ı. (birbirine/birine) sokulmak. 1. f. birine Bu yanmak. Küba.. kapal ı. bak. kabuklu (hayvan). crystallize. 1. 1. f.. i. gizemli. kabuklu. 1. i. f. haykırı. argo kaçık. 2. kabin. hücre. boynuzlu koca. Cuculus canorus. i. f. 1. 1. .dert ülkenin bir lidere büyük bir ihtiyac ı var. 1. kritik an. çözülmesi zor sorun/durum. i. Küba´ya özgü. kabuk bağlamak. geviş. metre küp. püf noktas ı. -e çok ihtiyac ı olmak: This country is crying for a -i çok gerektirmek. odac ık. cubic. f. sopa.. zool. billur gibi. gizli. 2. 3. sopalamak. mat. cry for. i. ekmek kabu ğu. s.4 cm3). örtülü. leader. küp. kesmeşeker. küp biçiminde nesne. yalandan imdat istemek. guguklu saat.

bilardo topu. tutmak. kültür. kabahatli. kusur. it herif. i. i. kümebulut. yetiştirilebilir. döküm oca ğı. i. hacamat yapmak. kültür. kadeh. s. kültür fark ı. zaptetmek. . bak. ekilebilir. doru ğuna yükselmek. 3. suçlu. 4. sille. 2. 2. tiy.bitiş. kol düğmesi. i. 2. 2. şirin. in ile sonuçlanmak. dostluk kurmaya çalışmak. *am. 2. s kimyon. litrenin dörtte biri. açgözlülük. i.. ile sona ermek.. sufle etmek. i. f. it. kupa galibi. fren. kupa finali. 1. f. f. i. i. (biriyle) dostluk kurmaya çal ışmak. yetiştirmek. sokak köpe ği. kald ırımın kenar taşı. i. (--ped. havaleli. s. görgü. en yüksek nokta. kupa. dolap. s. kültive inci. s. 2. tokat. son. tokat atmak. 2. geliştirme. hırs. işlenmiş (toprak). tokatlamak. kültürlü. yetiştirme. 1. 1. yetiştirici. f. sufle. i. i. kurnazlık. 4. mutfakla ilgili. biyol. *siki şme. bardak. 4. kaba 1. 3.. mücrim.. engel. i. kültür. yemek pişirme sanatı. sevimli. oyuncunun sözü arkada şına bırakmadan önceki son söz veya hareketi. kültür yapmak. 1. yemek pişirme ile ilgili. şeytanlık. s. i. i. birikerek artan. geliştirme. cultivable. s. 1. i. şeytan. --ping) şişe çekmek. manşet. yüklük. durdurmak. zirve. doruk. kültürel. 2. sonuç. (topra ğı) işleme. kolluk. i. (tarlayı) sürmek. 1. laboratuvarda mikrop üretmek. s. mutfak. gem zinciri. it. kullan ışsız. i. 1. i. s. müze/kütüphane müdürü. i. kabahat. ile son bulmak. yetiştirme. s. ekici. stajyer papaz. i. 1. 1. 236 cm3. kümülatif.ıkıcı. suçluluk. ağır. kült. spor kupa. 2. s. tedavi edilebilir. 3. i. görgülü. tamah. i. kurnaz. f. iyile şebilir. tarım. 2. pantolon-etek. 3. yenmek. kusurlu. kültürlü. frenlemek. yemekte/mutfakta kullanılan. elverişsiz. 3. vantuz çekmek.cue cue ball cuff cuff link cuisine cul-de-sac culinary culminate culmination culottes culpability culpable culprit cult cultivable cultivatable cultivate cultivate a friendship cultivated cultivation cultivator cultural culture culture gap culture shock cultured cultured pearl cumbersome cumin cumulative cumulus cuneiform cunning cunt cup cup cup final cup one´s hands cup winner cupboard cupidity cupola cur curable curate curator curb i. 1. kol a ğzı. hantal. birikmi ş. 3. f. 2. geliştirmek. hâkim olmak. s. (toprağı) işlemek. İng. 1. çıkmaz sokak. ufak kubbe. 2. 4. avuçlarını bitiştirerek çanak gibi açmak. 1. hin. suluk. en yüksek noktaya varmak. 2. 1. 2. çiviyazısı. kültür şoku. i. lenduha gibi. i. fincan. 1. 2. f.

1. akıntı. meraklı. perde rayı. tuhaf şey. korkutmak. i. i. lanet. ilenç. şimdiki. lüle. müfredat program ı. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. büklüm. cari. 2. i. perdelemek. sövmek. 2. melun. 2. günlük masraflar. 2. s. 2. beddua. cereyan. şu anda. s. 2.curd curd cheese curdle curdle one´s blood cure cure curfew curiosity curiosity shop curious curl curl one´s hair curl up curler curling iron curly currant currency current current current account current account current events current expenses current market rate current price currently curriculum curriculum vitae curry curry curry favor with curry favor with curry powder currycomb curse cursed cursed cursor cursory curt curtail curtain curtain ring curtain rod curtsy curvature i. i. i. bela.b. revaç. 2. kesilmek. i. 2. tımar etmek. i. çare. 2. kıvır kıvır. frenküzümü. kaşağılamak.. dili deh şete düşürmek. baharat karışımı. küfür. sağaltmak. 4. ak ım. derman. 1.sövgü. güncel. tic. 1. sövme. lanet etmek. korniş. merak. bukle. yaltaklanarak (birinin) gözüne girmeye çal ışmak. cari fiyat. güncel olaylar. kişniş. kaşağı. toz haline getirilmiş kimyon. ters ve k ısa (söz). pıhtılaştırmak. sürüm. bugünlerde. saç ını bükülmek. f. 2. kesmik. dili -e yaranmak. k ıvrım. azaltmak. k. sövüp saymak. beddua etmek. ilenme. k ıvırcık. 2. i. 3. günlük giderler. 1. cari hesap. f. i. k. dili yüreğini oynatmak. z. nakit. nadir şey. üstünkörü. k ıvrılmak. perde halkas ı. i. nakit para. eğrilme. tuzlamak. kür. 1. i. i. i. lor peyniri. s. i. 2. 1. sokağa -e çare bulmak. 1. tuhaf. bugünkü. bigudi. aktüel. f. şifa. bukle yapmak. çıkma yasağı. halen. şifa vermek. kanını dondurmak. s. piyasa fiyat ı. lanetli. geçerlik. reverans yapmak. f. acayip. sürüm de ğeri. 1.kıvırmak. 1. yürürlükte olan. k. kurutmak. ilaç. s. kıvırmak. k ısaltmak. lor. hediyelik e şya dükkânı. bükmek. i. . kürsör. bilg. pıhtılaşmak. f. para. geçer. cari hesap. 1. tedavül. 3. imleç. s. sa ğaltım. f. perde. saç maşası. i. 2. eğrilik. 1. f. iyile ştirmek. özgeçmiş. ışıklı gösterge. lanetlenmiş. k ıvrılmak. tütsülemek. zerdeçal v. reverans. f. rayiç. 1. garip. gelişigüzel. -e çözüm getirmek. tedavi etmek. küfretmek. 1. ilenmek. s. körolas ı. kuşüzümü. tedavi. 3. kesmek.

(bir müşterinin yaptığı) alışveriş. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. 1. Bu ta ş kolayca kesiliyor. dili önemi/etkisi olmamak. 5. araya girmek. go halves yarı yarıya bölüşmek. viraj. hafifletmek. k. f.. biçmek. 3. 5. --ting) 1. alışılmış. 2. indirim. (bir işte) kestirme yollara başvurmak. i. do a thing by halves bir işi yarımyamalak yapmak. eğri. (çocuk) diş çıkarmak. 2. k. 1. parça. (kasaplık hayvanın gövdesinden belirli bir şekilde kesilen) et parçası. kesilmiş. kestirmeden gitmek. 2. eski bir giysiden (yeni bir şey) yapmak. 1. 1. gümrük. 2. k. gözetim. bükmek. i. 3. k. k. 2. sövgü. i. küfür. 1. k. kesilmek: f. i. köpekdişi. azaltmak. 2. k. kesme cam.curve curve cushion cuspid cuss custard custodian custody custom customary customary usage customer custom-made customs customshouse cut cut cut cut a big/wide swath cut a tooth cut a tooth cut across cut across all boundaries cut an alcoholic drink with water cut and run cut back cut both ways cut corners cut corners cut down a piece of clothing into cut down a tree cut down on cut glass cut in cut in half/cut into halves cut in on cut into Cut it out! cut loose cut loose cut no ice cut no ice cut of meat cut off cut off one´s nose to spite one´s face one´s nose to spite one´s cut off face cut one´s nails to the quick i. kıvırmak. konferans v. dilim. 2. koruma. baskı v. f. aşka gelmek. mutat. kesik. sorumlu kimse. kapıcı. bırakıp kaçmak. yarıya bölmek. This stone cuts easily. geçirmek için aç ılan yar. dili 1. âdet. (cut. minder. ısmarlama. çok nüfuzlu olmak. k. sınır tanımamak. go off half-cocked k. vesayet. bilardo masasının lastikli iç kenarı. fason. pay. i. i. 2. dili sövmek. kıvrılmak. 7. 4. 3. kavis.´ni) s. bükülmek. biçim. 4. 3. gümrük resmi. yastık. dili en kolay ve en ucuz yollara ba şvurarak yapmak. kesik. 1. 1. koruyucu. eğmek. s. yolazaltmak. ağaç kesmek. i. 3. dili gâvura k ızıp oruç bozmak. kesim. -i azaltmak. 6. k. kesinti. kesmek. f. k. azaltmak. 1. s. krem karamele benzeyen bir tatlı. k.b. küfretmek. geri dönmek. dili hisse. kesip k ısaltmak. âdet olan. gelenek. yarma. from (bir yerden/gruptan) ayr ılmak. 3. içkiyi suland ırmak. 3. diş çıkarmak. dili yeterince -i azaltmak. âdet. i. hem aleyhine olmak. muhaf ız. -i kesmek. (ders.b. müşteri. kristal. i. It set my teeth on edge.´nden) yakasını kurtarmak/sıyırmak. herif. 2. gümrük. i. Dişlerimi kamaştırdı. 2. 2. 2. altına/arkasına i. 2. (denetim. eğilmek. 8. hem lehine. dili Yapma!/B ırak! 1. al ışkanlık.. çok dikkat çekmek. kıvrım. 2. tırnaklarını dibine kadar kesmek. -i azaltmak. bir darbenin hızını kesen tampon. k. 1. kesim. dili önemli olmamak. (birinin) sözünü kesmek. . kesme. 1. dili 1. dili gayrete gelmek. süt. ilişkiyi kesmek. itiyat. kesmek. şeker ve yumurta ile hazırlanan bir sos.

motosikletçi.o. i. k. birinin yolunu kesmek. bisiklete binmek. kesme. 45. down cut s. 1.. yaklaşık 50 kg. indirimli. siklamen. birinin savundu ğu noktaları çürütmek. kesici alet. indirimli mal satan. kalitesiz. s. şakacı. s. bot. birine miras olarak on para/hiç para b ırakmamak.o. dili şirin.. Sepia. 2. sevimli. den. i. geriye dönü ş. 2.. 2. dönme. selvi. i. i. Kıbrıs. short cut s. Cyclamen. sinik. niteliksiz.o. Cupressus. azaltma.5 belirten sonek: fluency ak ıcılık. argo kârı paylaşmak. k ıs. (belirli bir şeyi) kesen kimse. Kıbrıslı. i. i. i. sa ğ yapmak. tırnakların etrafını çevreleyen deri. elek. eksiltme. 3. Kıbrıslı. büyük zil. 1. s. içini yakmak. dili içine işlemek. siklon. i. i. sinik. k ısa kesmek. s.. 2. s. k.D. bir şeyi dilimlemek. do ğramak. kasap. 3. k ıyasıya. i. motosiklet. birinin laf birini (ac ı sözlerle) derinden yaralamak. 100 libre. kinik. indirimli mal satan. 1. sibernetik. bot. k ırıcı (söz). off cut s. i. kiklon. k. dili -i kesmek.´s feet cut the melon cut the wheels cut to the quick cut up cutback cute cuticle cutlery cutlet cutoff cutoff point cut-price cut-rate cutter cutthroat cutting cuttlefish cutup cwt -cy cyanide cybernetics cyclamen cycle cyclist cyclone cylinder cylindrical cymbal cynic cynical cynicism cypress Cyprian Cypriot Cyprus Cyrillic k. siyanür. hundredweight 1. 2. Kıbrıs´a özgü. sin. kotlet. Kıbrıs. sona erme noktas ı. sona erme tarihi. müz. indirimli. i. s. . kesici: wire cutters tel makas ı. sert i. bisikletçi. 1. to the quick cut s. -i bırakmak. kinik. amansız. 112 libre. çatal b ıçak takımı. i. anat. birini öldürmek. 1.o. k. tenzilatlı. f. (giysi) biçmek. bir şeyi dilim dilim kesmek. kestirme yol. 2. 1. buhurumeryem. 1. silindir. into slices cut short cut the ground (out) from under one´s feet cut the ground from under s.t. kesiş.B. i.. 1. bahç. aşı kalemi. A. dili şaklabanlık yapmak. 2. 1. şaklaban. 2. İng.cut one´s own throat cut out cut s. ını kesmek.. 2. bindi ği dalı kesmek. cani.(rüzgâr). 1. bisiklet. dönü ş. silindirik. acı. i. s. 1. 2. tenzilatlı. (birinin) dayanak noktalar ını çürütmek.. i. 2. devir. sinizm. kibernetik. keskin. Cypriot. -i kesip ç ıkarmak. 1. silindirsel. i.. (of an automobile) sol yapmak. 1. s. i. servi. incitici. i. komik şeyler yapmak. 3. bak. s. mürekkepbalığı. kotra. sin. dili kendi kendine zarar vermek. -i kesmek. 2. kesim. i. kesinti. 2. acı. katil. 2. tav şankulağı. i. acı vermek. kinizm. 3. zool. i. s.o. 3. parça parça kesmek.. i. isim kg. devre. üstderi.

f..men (der´imîn) i. Beninese. Çekoslovakyalı. d DA da dab dabble dabbler dachshund dad daddy daddy-longlegs daffodil daft dagger dahlia Dahoman Dahomean Dahomey Dahomeyan daily daintily daintiness dainty dairy dairy cattle dairy farm dairy products dairyman daisy dale dally dally away dally with dam dam up damage damages Kiril alfabesi. --ming) -e set çekmek. babac ığım.. deli. re notası. zarif. i.y. çoğ. sütçü dükkânı. D. k. zerrin. Czechoslovakian. day. f. D. 1. 2. i. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. haylazl ık etmek. Department. 2. i. 1. --bing) hafifçe vurmak. tar. bozmak. s. Beninese. z. Çekoslovakya. mastı... bak.. saçma. i. bak. 2. narin. 2. i. days. hançer. tazminat. i.. nezaket. çar. i. i. mandıra.. hasar yapmak. s. k ıs. (--bed. s. kafadan kontak. set. bir işe heves duyup girişme eğiliminde olan kimse.. su serpmek. k ıs. -i bast ırmak.. day(s). i. s. küçük vadi. i. fulya. bak. i. December. Çekoslovak. oynaşmak. titizlik. Dutch. gündelik. oyalanmak. (--med. Çekoslovakyalı. titiz. zarar vermek. tıb. zool. vakit öldürmek. in ile amatörce uğraşmak. i.. tar. günlük.. i. i. i. yıldızçiçeği. s. d D. tar. died. diameter. 2. i. hevesli. f. i. Dahlia. İng. 1. 1.. zarar. i. sağmal inekler. Çekoslovak. Çekçe. daughter. i. . mand ıra. i. cilveleşmek. k ıs. 1. hasar.. i. daughter. kist. k ıs. babac ığım. İngiliz alfabesinin dördüncü harfi. kama.. 1. District Attorney.. papatya.Cyrillic alphabet cyst cystitis czar Czech Czechoslovak Czechoslovakia Czechoslovakian D d D. Beninese. dokunma. bak. Benin. s. i. hafif vuru ş. zarafet. 2. tipula sine ği. süt ürünleri. -i frenlemek. s. 1. bot. 1.. s. vakit öldürmek. i. dili masraf. baraj. huk. nergis. dili baba. tıb. i. i. dead. Doctor. i. s. sistit. hafifçe ıslatmak. su bendi.. dili baba. her gün. i. 1. müz. 1. amatör. date. dair. k. k. i. 2. nazik. z. süthane.. kaç ık. zarafetle. f. i. Çek. 2. 2. tar.. 2. 2.. f. fiyat. sütçü. gündelikçi (hizmetçi). dokunmak.. ziyan. i. gündelik gazete. bak. 1.

mükemmel. çok iyi. i. 4. i. dans. Danca. 2. en iyisi. pek. harika. 2. 2. Danimarkal ı. i. ıslatmak.o. karahindiba. dans. lanet okumak. züppe. benek. i. i. 1. cehennem cezas ı. melun. bot. 2. s. damnedest damp dampen dampness dance dancer dancing dandelion dandle dandruff dandy Dane danger dangerous dangerously dangle Danish dank Danube daphne dapper dapple dapple-gray Dardanelles dare daredevil daring dark dark dark blue darken darkness darkroom darling darn darn Darn it! dart i. ok gibi f ırlamak. i. esrarlı. koyu. cüretkâr. i. böceğin iğnesi. nemli. i. argo kad ın. f. dans etme. 1. iğneyle örerek onarmak. bakla k ırı. gölge.Damascus damask dame damn Damn!/Damn it!/Damn him!/Damn her! damnation Damnation! damned Damned if I know. Allah ın belası. . yiğitlik. sevgilim. cüret etmek. dansç ı. s. balo. tehlikeli bir şekilde. 1. nemlenmek. i. rutubetli. oynatmak. defne. sevgili. muğlak. gizli. 5. i. yiğit. alaca kır (at). f. 2.´s enthusiasm k. oynamak. yava şlatmak.. 3. rutubetli. Danimarka. çapraşık. raks. f. Lanet olsun! s. ıslanmak. ıslatmak. esmer. Danimarkalı. Tuna nehri. 1. gözü pek. akşam. dili birinin i. 1. esmerleşmek. 2. kahrolası. asıp sallamak. kararmak. 2. i. lacivert. lanet. f. örülerek onarılmış delik. lanet. tehlikeli. 1. 1. Şam. Taraxacum officinale. 2. s. kör olası. i. hamle. 1. hatun. kadınlara verilen şövalyelik ayarında bir asalet unvanı. s. i. cesaret. i. azaltmak. rutubet. benekli hayvan. zarif. küf kokulu. 3. ho ş. karanlık oda. rutubet. 3. s. Danca. terz. as ılı durup sallanmak. sevgili. en tuhaf. nem. karanlık. koyu renk. atmak. karanlık. kalk ışmak. tehlike. sevimli. lanet. benekli. sarkmak. s. 2. f. ya ş. s. söndürmek. nemli. 2. zıplatmak. koyulaşmak. çok. s. 1. 3. 2. s. s. f. atılmak. i. 2. 1. durdurmak. dans etmek. beddua etmek. karanlık.. kaçırmak: dampen s. z. şık. ileri at ılma. dansör. s. pens. f. 3. s. i. küçük ok. anla şılması zor hale getirmek. f. konak. i. nemlendirmek. kepek. 1. 1. z.1. (titreşimi) f. fırlatmak. 3. fırlama. beneklemek. bela. nem. 4. 3. grizu. karartmak. 1. lanetlemek. dansöz. i. 2. f. Danimarka´ya özgü. cehalet içinde. hoplatmak. cüret. Biliyorsam kahrolayım. lanetli. i. Tuna. 3. k ırmak. lanet etmek. 2. i. 3. Lanet olsun! i. 1. 2. oyun. i. f. eski han ım. en acayip. foto. sarkıtmak. i. i. Allah belas ını versin!/Allah kahretsin! i. 2. 2. cici. yaşlı kadın. dans ettirmek. f. 6. 1. cesaret etmek. damasko (kuma ş). yaş. boğmak. i. 1. nemlendirmek.

dartboard darts dash dash off dash off a letter dash s.o.´s hopes dash to pieces dash water on one´s face dashboard dashing data data bank data base data file data processing date date date date line date palm dated dative datum daub daughter daughter-in-law daunt dauntless davenport dawdle dawn dawn on day day after day day by day day by day day in day out day laborer day of reckoning day school daybreak daydream daylight daytime daze dazed dazzle

i. ok atma oyununda kullan ılan nişan tahtası. i. ok atma oyunu. f. 1. hızla koşmak: She dashed to the child´s rescue. Çocuğun imdadına koştu. 2. hızla ilerlemek, atılmak, fırlamak: I dashed to the window but acele gitmek, f ırlamak. bir mektup karalamak. bir kimsenin ümitlerini k ırmak, birini hayal kırıklığına uğratmak. çarpıp paramparça etmek. yüzüne su çarpmak. i., oto. kontrol paneli, pano. s. 1. atak, atılgan, cesur. 2. gösterişli, şık. i. 1. çoğ. veya tek. bilgi. 2. veriler, data. bilg. veri bankas ı, bilgi bankası. bilg. veri taban ı, bilgi tabanı. bilg. veri dosyas ı. bilg. bilgiişlem. i. hurma, arabistanhurmas ı. i. 1. tarih, zaman. 2. randevu. 3. flört, flört edilen ki şi. f. 1. tarih koymak, tarih atmak. 2. tarihlendirmek. 3. ile ç ıkmak, ile flört etmek. coğr. gündeğişme çizgisi. hurma a ğacı. s. 1. tarihli. 2. modas ı geçmiş, demode. s., dilb. -e halindeki. i. -e halindeki sözcük. çoğ. da.ta (dey´tı, dä´tı) i. veri. f. 1. sürmek, s ıvamak. 2. bulaştırmak. 3. lekelemek, kirletmek. i. 1. harç, çamur. 2. leke. i. k ız evlat, kız. i. gelin. f. yıldırmak, gözünü korkutmak. s. gözü pek, yılmaz, korkusuz. i. kanepe, sedir, divan; çekyat. f. işini ağırdan alarak vakit kaybetmek, ağır davranmak, oyalanmak. i. 1. seher, tan vakti. 2. şafak, tan. f. görünmeye başlamak, aydınlanmak. anlaşılmak, sezilmek. i. 1. gündüz: We´ve been working night and day on this project. Bu proje üzerinde gece gündüz çalışıyoruz. 2. gün: the second day of the month her gün, günlerce. günden güne. günbegün, günden güne. her gün. gündelikçi. hesap günü, k ıyamet günü. gündüzlü okul. i. seher, tan vakti. i. hayal. f. hayal kurmak, dalmak. i. gün ışığı.daylight-saving time yaz saati. i. gündüz. f. sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek. i. sersem bir hal, sersemlik. s. sersemlemiş, serseme çevrilmiş. f. göz kama ştırmak.

deacon deaconess dead dead ahead dead beat dead center dead end dead heat dead language dead letter dead loss dead set dead set against dead tired deaden deadline deadlock deadly deaf deaf mute deafen deaf-mute deal deal in deal with dealer dealings dealt dean dear Dear me! dearly dearly love to dearth death death rate death sentence death squad death toll death warrant deathbed deathless deathlike deathly deathly cold deathly pale deathly silence

i. diyakoz. i. kilisenin hayır işleriyle görevlendirdiği kadın. s. 1. ölmü ş, ölü. 2. cansız, hareketsiz; sönük. 3. ölü (renk). dosdoğru. çok yorgun, bitkin. tam merkez, tam orta. 1. ç ıkmaz sokak. 2. çıkmaz. spor berabere biten yar ış. ölü dil. 1. geçersiz yasa. 2. sahibine ula ştırılamayan mektup. bir işe yaramayan nesne/kimse. k. dili kararlı. -e tamamen kar şı, -e muhalif. bitkin, yorgun. f. 1. hafifletmek, azaltmak, zayıflatmak; (ses, ağrı v.b.´ni) kesmek. 2. parlaklığını tarihi. i. son teslimgidermek, donuklaştırmak. i. çıkmaz. f. çıkmaza sokmak; çıkmaza girmek. s. 1. öldürücü; ölümcül. 2. ölü gibi. s. 1. sağır. 2. kulak asmayan. sağır ve dilsiz kimse. f. sağır etmek. i. sağır ve dilsiz kimse. i. 1. anla şma, mukavele. 2. iş. 3. miktar. 4. iskambil kâğıtlarını dağıtma. f. (--t) (iskambil kâ ğıtlarını) dağıtmak. ... ticareti yapmak. 1. ile ilgilenmek. 2. -i idare etmek. 3. -in üstesinden gelmek, -in hakk ından bir şeyin)4. -e değinmek, -den bahsetmek. 5. -in müşterisi old i. 1. (belirli gelmek. ticaretini yapan kimse, tüccar, satıcı: a dealer in stamps eski pul sat ıcısı. 2. ilişki. i. 1. iş, alışveriş. 2. iş ilişkisi; iskambil kâğıtlarını dağıtan kimse. f., bak. deal. i. 1. katedralin ba şrahibi. 2. dekan. i. sevgili. s. 1. sevgili, aziz. 2. de ğerli, kıymetli. 3. pahalı. Olur şey değil! z. (bir şeyi) çok arzu etmek. i. yokluk, k ıtlık. i. ölüm. ölüm oran ı. idam hükmü. ölüm mangas ı. ölü sayısı. huk. idam hükmü. i. ölüm dö şeği. s. baki, ölümsüz. s. ölüm gibi. s. ölümsü. çok soğuk: It´s deathly cold outside. Dışarısı çok soğuk. beti benzi atm ış. ölümsü bir sessizlik.

debacle debar debase debatable debate debilitate debility debit debit an account debit and credit debit balance debris debt debt of gratitude debt of honor debtor debug debunk debut Dec dec decade decadence decadent decaffeinate decaffeinated coffee decal decamp decanter decapitate decathlon decay decease deceit deceitful deceitfully deceitfulness deceive deceiver December decency decent decently deception deceptive deceptively deceptiveness

i. çöküş, yenilgi, yıkım. f. (--red, --ring) (from) engellemek; menetmek. f. 1. değerini düşürmek, ayarını bozmak. 2. alçaltmak, şerefini lekelemek. 3. tartışılabilir. s. yozlaştırmak. f. 1. tartışmak. 2. çok düşünmek, düşünüp taşınmak: He debated with himself before şürmek, zayıflatmak, takatiniını vermeden önce çok f. kuvvetten dü reaching the decision. Karar kesmek. i. halsizlik, bitkinlik, güçsüzlük, zayıflık. i. borç. f. 1. borç kaydetmek. 2. birinin borcuna kaydetmek. bir hesab ı borcuna kaydetmek. borç ve kredi. borç bakiyesi. i. yıkıntı, enkaz; döküntü. i. borç. teşekkür borcu, gönül borcu. namus borcu. i. borçlu. f. (--ged, --ging) 1. (bir yerden) gizli dinleme ayg ıtını sökmek. 2. (bir aygıt veya sistemin) kusurlar ını gidermek. 3. bilg. hatasızlaştırmak, ayıklamak. f., k. dili (bir şeyin) yanlış taraflarını açığa vurmak. i. 1. başlangıç. 2. (sahneye) ilk çıkış. 3. bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi. k ıs. December. k ıs. deceased, decrescendo. i. on yıl. i. çökme, çökü ş, yıkılış. s. çökmü ş. f. kafeinini ç ıkarmak. kafeinsiz kahve. i. çıkartma. f. 1. kamp ı bozup ayrılmak. 2. k. dili sıvışmak, savuşmak, tüymek, kaçmak. i. sürahi. f. başını kesmek, boynunu vurmak. i., spor dekatlon. f. 1. çürümek, bozulmak; çürütmek. 2. azalmak. i. 1. çürüme, bozulma. 2. azalma.ölme, vefat. f. ölmek. i. ölüm, i. 1. aldatma; hile, yalan. 2. hilekârl ık, düzenbazlık, dolandırıcılık. s. 1. hilekâr, hileci. 2. aldat ıcı. s. hilekârlıkla, yalancılıkla. i. hilekârlık, yalancılık. f. aldatmak. i. aldatıcı, hilekâr. i. aralık. i. 1. terbiye, edep, nezaket. 2. ılımlılık. 3. iffet, namus. s. terbiyeli, nazik; temiz, iyi. z. 1. terbiye ölçüsünde. 2. yeterince. i. 1. aldatma; aldanma. 2. yalanc ılık. 3. hile, düzen, dolap. s. aldatan, aldatıcı. z. aldatarak, aldat ıcı bir biçimde. i. aldatıcılık, düzenbazlık, hilekârlık.

decide decide against s.t. decide for s.t./decide in favor of s.t. decide to take the plunge decided decidedly deciduous decigram decigramme deciliter decilitre decimal decimal fraction decimal fraction decimal point decimal scale decimal system decimate decimation decimeter decimetre decipher decision decisive decisively decisiveness deck deck deck chair deck of cards deck out declaim declaration declaration of residence declare declare bankruptcy declare war on declension decline declivity declutch decode decompose decomposition decorate decoration decorative

f. karar vermek, kararla ştırmak, hüküm vermek. bir şeyin aleyhinde karar vermek. bir şeyin lehinde karar vermek. (bir şeyi) yapmaya karar vermek. s. 1. kesin. 2. kararl ı, azimli. 3. kararlı, ölçülü. z. kesinlikle, katiyetle. s. k ışın yapraklarını döken (bitki). i. desigram. i., İng., bak. decigram. i. desilitre. i., İng., bak. deciliter. s., mat. ondalık. i. 1. ondalık sayı. 2. ondalık kesir. ondalık kesir. mat. ondalık kesir. ondalık virgülü: 1.07 (Türk sistemine göre 1,07). ondalık hesap cetveli. ondalık sistem. f. büyük bir k ısmını yok etmek. i. büyük bir k ısmını yok etme; büyük bir kısmı yok olma. i. desimetre. i., İng., bak. decimeter. f. (şifreyi) çözmek. i. karar; hüküm. s. 1. kesin, kati. 2. kesin sonuca ula ştıran: the decisive victory in that war o savaşı kesin sonuca ulaştıran zafer. 3. kararlı. z. 1. kesin olarak. 2. kararl ı bir biçimde. i. 1. kesinlik. 2. kararl ılık. i., den. güverte. f. donatmak, süslemek. şezlong. isk. deste. donatmak, süslemek. f. 1. hararetle söylemek/konu şmak. 2. (hitabet kurallarına göre) söylemek; resmi bir 2. demeç. 3. bildiri, deklarasyon. i. 1. ilan. şekilde söylemek. ikamet beyannamesi. f. 1. ilan etmek. 2. bildirmek, deklare etmek. iflas ilan etmek. -e savaş açmak/ilan etmek. i. 1. dilb. ad çekimi. 2. çökü ş, çökme. f. 1. aşağıya meyletmek. 2. azalmak, düşmek. 3. çökmek. 4. reddetmek, geri çevirmek. i. iniş, meyil. 5. dilb. çekmek. i. 1. meyil, ini ş. 2. azalma, düşüş; gerileme, f. debriyaj yapmak. f. (şifreyi) çözmek. f. 1. ayrıştırmak. 2. çürütmek; çürümek. i. 1. ayrışma. 2. bozulma. f. 1. süslemek, dekore etmek. 2. ni şan vermek. i. 1. süsleme, dekorasyon. 2. süs. 3. ni şan, madalya. s. süsleyici, süslü.

decorator decorous decorously decorum decoy decrease decree decrepit dedicate dedicated dedication deduce deduct deduction deductive reasoning deed deem de-emphasise de-emphasize deep deep in debt deep in thought deep sea deep trouble deepen deepfreeze deep-fry deep-rooted deep-seated deer def deface defamation defame default defeat defecate defect defective defector defence defend defendant defender defense defenseless defensive

i. dekoratör. s. görgü kurallar ına uygun. z. görgü kurallar ına uygun bir biçimde. i. adaba uygun olma, terbiyeli olma. i. tuzak yemi. f. 1. away from -den hile ile uzakla ştırmak; into -e hile ile çekmek. 2. dü şmek, küçülmek; azaltmak, düşürmek. i. azalma, düşüş. f. azalmak, tuza ğa düşürmek. i. 1. resmi emir. 2. karar. 3. kararname. f. 1. emretmek, buyurmak. 2. karar vermek. s. eskimiş, yıpranmış. f. 1. adamak, vakfetmek. 2. to -in ad ına sunmak, -e ithaf etmek. s. 1. ithaf olunmu ş. 2. adanmış. 3. kendini işine adamış. i. adama, ithaf. f. sonuç ç ıkarmak. f. çıkarmak, hesaptan düşmek. i. 1. sonuç ç ıkarma. 2. man. tümdengelim. 3. sonuç. 4. hesaptan düşme. 5. kesinti: tümdengelimli usavurma. i. 1. eylem, iş, fiil. 2. huk. senet, tapu senedi. f. to -e senetle devretmek. f. saymak, addetmek. f., İng., bak. de-emphasize. f. önemini azaltmak. s. 1. derin. 2. anla şılmaz. 3. şiddetli, ağır. 4. koyu (renk). 5. kalın, boğuk, pes (ses). z.ış. 1. derinlerine kadar; derinliklerine kadar: It sank deep borca batm into derin dü şünceye dalmış. derin deniz. vahim bir durum. f. 1. derinle şmek; derinleştirmek. 2. artırmak. 3. (rengi) koyulaştırmak. i. 1. dipfriz. 2. dondurup saklama. f. (deep.froze, deep.fro.zen) dondurup saklamak. f. bol yağda kızartmak. s. 1. kökleri derinlere inen (a ğaç/çalı). 2. köklü, kökleşmiş (âdet/inanç). s. 1. derin, derinden gelen; derinde olan. 2. köklü, kökle şmiş. i. (çoğ. deer) geyik; karaca. k ıs. defective, defendant, defense, deferred, defined, definite, definition. f. (bir şeyin yüzeyine) zarar vermek. i. karalama, kara çalma, lekeleme. f. karalamak, kara çalmak, lekelemek. i. 1. (bir yükümlülü ğü) yerine getirmeme. 2. bilg. varsayım. f. (bir yükümlülü ğü) yerine u ğratmak. i. bozgun, yenilgi. on their loan. Borçlarını f. yenmek, bozguna getirmemek: They defaulted f. büyük aptesini yapmak, d ışkılamak. i. kusur, noksan, eksiklik. s. 1. kusurlu, sakat, eksik, noksan. 2. dilb. baz ı çekim şekilleri olmayan. i. karşı tarafa kaçan kimse. i., İng., bak. defense. f. 1. savunmak. 2. from -den korumak. i., huk. davalı. i. savunucu, savunan; koruyucu. i. 1. savunma, korunma. 2. spor savunma, defans. s. savunmas ız, korunmasız. s. 1. savunmayla ilgili. 2. (hedef al ındığını zannederek) savunmaya geçen. 3. koruyucu. 4. spor defansif.

defensive alliance defer deference deferential deferment deferred defiance defiant deficiency deficient deficit defile define definite definite article definitely definition definitive deflate deflation deflect

savunma anla şması. f. (--red, --ring) 1. sonraya b ırakmak, ertelemek. 2. to -e boyun eğmek. i. riayet, (sayg ıdan kaynaklanan) itaat. s. riayetkâr; sayg ı ve itaat gösteren. i. erteleme. s. ertelenmiş. i. 1. meydan okuma. 2. kar şı koyma. s. 1. meydan okuyan. 2. kar şı koyan. i. eksiklik, noksanlık; yetersizlik. s. eksik, noksan; yetersiz. i. (bütçe, hesap v.b.´nde) aç ık; zarar. f. kirletmek, pisletmek, lekelemek, bozmak. f. 1. tanımlamak, tarif etmek. 2. belirlemek, sınırlamak, tayin etmek. s. 1. kesin. 2. belirli, belli. dilb. belirli tan ımlık: the. z. kesinlikle. i. 1. tanım, tarif. 2. tanımlama. s. kesin, son, tam. f. 1. havas ını/gazını boşaltmak, söndürmek; sönmek. 2. gururunu kırmak. 3.1. havas ını/gazını azaltmak. söndürme; sönme. 2. gururunu kırma. 3. i. ekon. para arzını boşaltma,

ekon. deflasyon. f. yönünü de ğiştirmek; başka yöne çevirmek; yönü değişmek. deflect s.o. from his/her purpose birini amac ından çevirmek. yönünü de ğiştirip -e çevirmek. deflect s.t. into f. biçimini bozmak, biçimsizle ştirmek. deform i. 1. biçimsizlik. 2. t ıb. biçim bozukluğu, bozunum. deformity defraud defray defrost deft defunct defy degenerate degenerate degradation degrade degrading degree dehumidifier dehumidify dehydrate dehydrated deify deign deity dejected dejection delay f. doland ırmak, elinden almak. f. ödemek; (giderleri) kar şılamak. f. buzlarını çözmek/eritmek; buzları çözülmek/erimek. s. becerikli, usta, marifetli. s. 1. ölü. 2. feshedilmi ş. f. meydan okumak, kar şı gelmek, karşı koymak. s. yoz, yozla şmış, soysuz, dejenere. f. yozlaşmak, soysuzlaşmak, bozulmak, dejenere olmak. i. 1. aşağılık bir durum; itibarsızlık. 2. aşağılaşma. 3. rütbeyi indirme. f. 1. alçak bir duruma dü şürmek. 2. rütbesini indirmek. s. alçaltıcı, onur kırıcı. i. 1. fiz., geom. derece. 2. derece, basamak, a şama, rütbe, mertebe. 3. diploma. i. nem gideren alet. f. nemini gidermek. f. 1. suyunu almak, kurutmak. 2. su kaybetmek. s. susuz, kurumu ş. f. tanrılaştırmak. f. tenezzül etmek. i. 1. tanrı, ilah. 2. tanrısal varlık. s. keyifsiz, morali bozuk; hüzünlü. i. keyifsizlik, moral bozuklu ğu; hüzün. f. 1. ertelemek, sonraya b ırakmak. 2. geciktirmek. 3. oyalanmak. i. gecikme, geç kalma.

delegate delegation delete deletion deliberate deliberate deliberately deliberation delicacy delicate delicately delicatessen delicious delight delightful delimit delineate delinquency delinquent delirious delirium deliver deliver the goods deliverance deliverer delivery delivery note delivery order delivery receipt delivery time deliveryman dell delta delude deluge delusion delusive deluxe delve demagogue demagogy demand demand deposit demean demeanor demeanour demented

i. (del´ıgît, del´ıgeyt) delege, temsilci; elçi; vekil. f. (del´ıgeyt) 1. havale etmek, devretmek. yetki verme. i. 1. delegasyon. 2. 2. görevlendirmek. f. silmek, ç ıkarmak. i. 1. silme, ç ıkarma. 2. yazıdan çıkarılan parça. s. 1. kas ıtlı, maksatlı, önceden tasarlanmış. 2. temkinli, ölçülü, dikkatli. f. 1. düşünüp taşınmak, ölçünmek, tartmak. 2. görüşmek, müzakere etmek. z. kasten, mahsus, bile bile. i. 1. üzerinde dü şünme, düşünüp taşınma. 2. görüşme, müzakere. i. 1. incelik, kibarlık. 2. lezzetli şey. s. 1. kolaylıkla kırılabilen, kırılgan, nazik. 2. hassas (alet). 3. hassas (konu); nazik (durum). 4. ince (yapbüyük bir5. hafif (koku/tat). 6. hafif, z. 1. incelikle. 2. dikkatle, ihtiyatla, ı), narin. özenle. i. şarküteri, mezeci. s. lezzetli, leziz, nefis. f. 1. sevindirmek; sevinmek. 2. in -den zevk almak. i. 1. sevinç, zevk, keyif,ş, güzel; sevinç veren şey. s. ho haz. 2. zevkli. f. sınırlandırmak, tahdit etmek. f. 1. şeklini çizmek. 2. betimlemek. i. 1. (çocuklarda) suç i şleme. 2. borçların ödenmemesi. s. 1. suçlu, suç işleyen (çocuk). 2. ödenmemiş (hesap, vergi, borç v.b.). 3. borçlarını ödememiş. i. çocuk suçlu. s. 1. sayıklayan. 2. çılgına dönmüş. i. 1. sayıklama. 2. çılgınlık. f. 1. teslim etmek, b ırakmak, vermek: They will deliver the furniture tomorrow morning. Mobilyayı yarın sabah teslim edecekler. 2. (gazete, k. dili istenilen şeyi yapmak. i. 1. kurtarma; kurtulu ş. 2. hüküm. i. 1. kurtar ıcı. 2. teslim eden kimse. 3. dağıtıcı. i. 1. teslim; da ğıtım. 2. doğurma; doğum. 3. konuşma tarzı. 4. beysbol topateslim beyan ı. tic. vuru ş, servis. tic. teslim emri. tic. teslim makbuzu. tic. siparişlerin teslim süresi. çoğ. de.liv.er.y.men (dîlîv´ırimen) i. satılan malı eve teslim eden kimse. i. küçük vadi, korulu vadi. i. delta, çatala ğız. f. aldatmak, yan ıltmak. i. 1. sel, tufan. 2. şiddetli yağmur. i. 1. aldanma, yan ılma. 2. ruhb. sabuklama. s. aldatıcı, yanıltıcı. s. lüks, ihtişamlı. f. into -i ara ştırmak. i. demagog, halkavc ısı. i. demagoji, halkavc ılığı. i. 1. istem, istek; talep. 2. tic., ekon. talep, ra ğbet. 3. huk. talep, hak iddia etme. f. 1. talep etmek, istemek. 2. gerektirmek. 3. huk. mahkemeye vadesiz mevduat. f. alçaltmak, küçültmek. i. davran ış, tavır. i., İng., bak. demeanor. s. deli, kaç ık, çılgın.

demerit demidemijohn demilitarise demilitarize demilitarized zone demise demobilisation demobilise demobilization demobilize democracy democrat democratic democratically demolish demolition demon demonstrate demonstration demonstrative demonstrative adjective demonstrative pronoun demonstrative pronoun demonstrator demoralise demoralize demote demotion demur demure den denatured alcohol denial denigrate denim denims Denmark denomination denominator denote denounce dense density dent dental dental floss

i. (okulda) ihtar, tembih. önek yarım, yarı. i. damacana. f., İng., bak. demilitarize. f. askerden ar ındırmak. askerden ar ındırılmış bölge. i. ölüm, vefat. i., İng., bak. demobilization. f., İng., bak. demobilize. i. seferberliğin bitmesi; terhis. f. terhis etmek. i. demokrasi, elerki. i. demokrat. s. demokratik, halkç ı. z. demokratik olarak. f. yıkmak. i. yıkma; yıkılma. i. 1. cin, kötü ruh, şeytan, iblis. 2. kötü kimse, iblis. 3. enerjik kimse. f. 1. kanıtlamak, ispat etmek: He has demonstrated his loyalty to the firm. Şirkete olan bağlılığını2. gösteri. 3. tanıtım gösterisi. i. 1. kanıtlama, ispat. kanıtladı. 2. göstererek tanıtmak: demonstrate a s. 1. kan ıtlayan, gösteren. 2. duygularını açığa vuran. dilb. işaret sıfatı. dilb. işaret zamiri. işaret zamiri. i. 1. göstererek tan ıtan kimse. 2. uygulama öğretmeni. 3. gösterici. f., İng., bak. demoralize. f. cesaretini k ırmak, moralini bozmak, yıldırmak. f. aşağı dereceye indirmek, rütbesini indirmek. i. indirme. f. (--red, --ring) kabul etmemek, itiraz etmek. i. s. 1. çekingen. 2. a ğırbaşlı, ciddi. i. 1. in, ma ğara. 2. k. dili tekke, yatak. 3. k. dili dinlenme odası, sığınak. mavi ispirto, kar ışık ispirto. i. 1. inkâr, yads ıma. 2. yalanlama. 3. ret. f. iftira etmek, leke sürmek, karalamak, kara çalmak, çamur atmak. i. kot (kuma ş). i., çoğ. kot pantolon, cin; blucin. i. Danimarka. i. 1. ad, isim. 2. mezhep. 3. adland ırma. 4. değer/ölçü birimi. i. payda. f. göstermek, belirtmek. f. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurmak. 2. ihbar etmek. 3. (anla şmanın) kaldırılacağını anlaşılması s. 1. yoğun, kesif. 2. sık (orman, saç v.b.). 3.duyurmak. güç, ağır (yazı). 4.1. yoğunluk, kesafet. 2.5. foto. koyu (negatif). sıklık. 3. (yazıda) ağırlık. i. kalın kafalı, mankafa. (orman, saç v.b. için) 4.ufak çukur; çentik, çöküntü, girinti. f. çentmek; çökertmek. i. foto. koyuluk. s. 1. dişlerle ilgili. 2. dişçilikle ilgili. 3. dilb. dişsel. i. dişsel ünsüz. diş ipliği.

dental surgery dentist dentistry dentures denude denunciation deny deodorant deodorise deodorize depart department department store departure departure gate departure lounge departure terminal depend depend from Depend upon it. dependable dependence dependency depict depilate depilation depilatory deplete deplorable deplorably deplore deploy deployment deport deport o.s. deportation deportment depose deposit deposit account deposition depositor depository depot deprave depraved depravity

diş cerrahisi. i. diş hekimi, diş tabibi, dişçi. i. diş hekimliği, dişçilik. i. takma diş. f. soymak; ç ıplaklaştırmak, çıplak bırakmak. i. 1. (insan, fikir, davran ış v.b.´nin) kötü/zararlı taraflarını açığa vurma. 2. ihbar. 3. (anla şmanın) ımak. 2. yalanlamak. 3. reddetmek. 4. -den yoksun f. 1. inkâr etmek, yads kaldırılacağını duyurma. bırakmak, esirgemek, vermemek. s., i. deodoran, koku giderici. f., İng., bak. deodorize. f. kokusunu gidermek. f. 1. ayrılmak, gitmek. 2. hareket etmek, kalkmak: At what time does the bus departman, bölüm, k ısım, şube,ıyor? 3.kol. 2. bakanlık, vekâlet. i. 1. depart? Otobüs saat kaçta kalk daire, ölmek, vefat etmek. 4. from büyük ma ğaza, bonmarşe. i. 1. gidiş, ayrılış, terk. 2. hareket etme, kalkış. 3. değişiklik, yenilik. 4. sapma, ayr ılma. 5. vazgeçme. çıkış kapısı. çıkış salonu. çıkış terminali. f. on/upon 1. -e güvenmek. 2. -e ba ğlı olmak: The number of people who will come depends on how many tickets we can sell. Geleceklerin say ısı -den sarkmak. Emin olunuz. s. güvenilir. i. 1. güven, güvenme. 2. ba ğlılık. 3. bağımlılık. i. 1. bağımlılık. 2. sömürge. 3. ek bina. f. 1. resmetmek, resmini çizmek. 2. betimlemek, anlatmak. f. tüyleri gidermek/dökmek. i. depilasyon, depilaj, tüyleri giderme/dökme; epilasyon. i. depilatuar, depilatif, tüy dökücü krem. s. depilatif, tüy giderici/dökücü. f. tüketmek, bitirmek. s. acınacak durumda, içler acısı. z. acınacak biçimde. f. 1. -e çok üzülmek, -den ac ı duymak. 2. -e yerinmek, -e yazıklanmak. f. 1. plana göre yerle ştirmek. 2. ask. yayılmak. i. 1. plana göre yerle ştirme. 2. ask. yayılma f. sınırdışı etmek. davranmak, hareket etmek. i. sınırdışı etme. i. davran ış, tavır. f. 1. tahttan indirmek. 2. görevden almak, azletmek. 3. yeminli ifade vermek. i. 1. emanet. 2. depozit, depozito; kaparo, pey akçesi: The salesman asked for hesab ı.million lira deposit. Sat ıcı otuz milyon lira depozit istedi. mevduat a thirty i. 1. tahttan indirme. 2. görevden alma. 3. yeminle yaz ılı ifade. 4. depozit olarak verme. 5.ıran kimse. i. mudi, para yat (tortu) b ırakma. i. depo, ardiye. i. 1. depo, ardiye. 2. istasyon; durak. 3. ask. depo. f. baştan çıkarmak, ahlakını bozmak. s. ahlak ı bozuk, baştan çıkmış. i. 1. ahlak bozuklu ğu. 2. doğru yoldan ayrılma.

deprecate depreciate depreciation depress depressed depression deprive dept depth depth of winter deputation deputise deputize deputy derail derailment derange deranged derangement derelict deride derision derisive derisory derivation derivative derive dermatitis dermatologist dermatology derogatory dervish descend descendant descendent descent describe description descriptive desecrate desecration desegregate desegregation desensitise desensitize desert desert

f. onaylamamak, protesto etmek. f. 1. fiyatını kırmak, değerini düşürmek. 2. ucuzlatmak; amortize etmek. i. 1. değerini düşürme; değeri düşme. 2. aşınma payı, amortisman. f. 1. -i bastırmak, -e basmak. 2. üzmek, canını sıkmak, moralini bozmak. 3. kuvvetten dü şürmek, zayıflatmak. düşürülmüş. 3. durgun s. 1. morali bozuk, keyifsiz. 2. de ğeri 4. değerini/miktarını azaltmak. (piyasa/ekonomi). ğu, keyifsizlik. 2. piyasada durgunluk, ekonomik kriz. 3. i. 1. moral bozuklu ruhb. depresyon, b ırakmak, -den mahrum etmek, -den etmek: This work f. of -den yoksun çöküntü. 4. alçak bas ınç alanı. will department. k ıs. deprive us of our health. Bu i ş bizi sağlığımızdan edecek. i. 1. derinlik. 2. derin yer. k ış ortası, karakış. i. 1. temsilciler heyeti, delegasyon. 2. temsilci atama. f., İng., bak. deputize. f. 1. vekil olarak atamak. 2. for (bir kimsenin) yerini doldurmak. i. 1. vekil; yard ımcı, muavin. 2. polis. 3. milletvekili. f. (treni) raydan ç ıkarmak; (tren) raydan çıkmak. i. (treni) raydan ç ıkarma; (tren) raydan çıkma. f. 1. düzenini bozmak, altüst etmek, kar ıştırmak. 2. delirtmek. s. deli. i. 1. düzensizlik, kar ışıklık. 2. delilik. s. 1. terkedilmiş, sahipsiz. 2. kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr. f. alay etmek, alaya almak. i. alay, istihza. s. alaylı, alaycı. s. 1. alaylı, alaycı. 2. gülünç, kepaze, devede kulak gibi. i. 1. türetme. 2. köken, kaynak. i. türev. f. from 1. -den sa ğlamak, -den elde etmek, -den almak: He derives his income from his investments. Gelirini yat ırımlarından sağlıyor. He derives i., tıb. deri yangısı. i. dermatolog, deri hastal ıkları uzmanı, cildiyeci. i. dermatoloji, cildiye. s. küçültücü, küçük dü şürücü, aşağılayıcı. i. derviş. f. 1. inmek; (ku ş, uçak v.b.) alçalmak; (karanlık, sis v.b.) çökmek. 2. from intorun; of (birinin) soyundan gelen kimse. ırmak; -e sökün etmek, i. soyundan gelmek. 3. on/upon inip -e sald i., bak. descendant. i. 1. iniş; alçalma; çökme. 2. on/upon inip -e saldırma; -e sökün etme; bask ın. 3. soy. f. 1. tanımlamak, betimlemek, tarif etmek. 2. anlatmak. i. 1. tanımlama, betimleme, tarif. 2. cins, çeşit, tür. 3. eşkâl: The police were unable tobetimsel. description of the thief. Polis h ırsızın eşkâlini s. tanımlayıcı, obtain a f. (kutsal bir şeye) saygısızlık etmek. i. (kutsal bir şeye karşı) saygısızlık. f. ırk ayrımını kaldırmak. i. ırk ayrımının kaldırılması. f., İng., bak. desensitize. f. uyuşturmak. i. hak edilen şey, layık olunan şey. He got his deserts. Hak ettiğini buldu. i. çöl, sahra. s. 1. çorak, çöllük. 2. bo ş, ıssız.

desert deserter desertion deserve deservedly deserving deserving of praise design designate designation designer desirable desire desirous desist desk desktop desktop computer desktop publishing desolate desolate desolation despair despairingly desperate desperately desperation despicable despicably despise despite despondent despot despotic despotical despotism dessert dessert spoon destination destined destiny destitute destitution destroy destroyer destruction destructive

f. 1. terketmek, b ırakmak. 2. ask. askerlikten kaçmak. 3. kaçmak, firar etmek. i. asker kaça ğı. i. 1. terketme, terk. 2. askerlikten kaçma, firar. f. hak etmek, layık olmak. z. haklı olarak; hak ettiği gibi. s. of -i hak eden, -e layık. övülmeye layık. i. 1. tasar ım, dizayn, tasar çizim. 2. tasarlama. 3. plan, proje. 4. desen. 5. amaç, maksat, hedef. etmek, belirtmek. 2. adlandırmak, isimlendirmek. 3. f. 1. göstermek, işaret 6. entrika, komplo. f. 1. tasar ımını yapmak: Selda (to/for) -e atamak,atanma, tayin edilme. 2. ad, isim, unvan, s ıfat. -e tahsis i. 1. atama, tayin; -e tayin etmek. 4. for için ay ırmak, -e ayırmak, i. 1. tasar ımcı. 2. desinatör. 3. modelist, stilist. s. arzu edilen, istek uyand ıran, çekici, cazip. i. 1. arzu, istek. 2. rica, dilek. 3. şehvet. f. 1. arzu etmek, arzulamak, istemek. 2. rica etmek. s. istekli, arzu eden. f. from -den vazgeçmek, -i b ırakmak. i. 1. yazı masası. 2. sıra. 3. kürsü. 4. daire, şube, masa. From her desk the teacher could see the desks of all her students. Ö ğretmen i. masaüstü. masaüstü bilgisayar. masaüstü yayımcılık. s. 1. terkedilmiş, metruk; ıssız, tenha, boş. 2. harap, perişan. 3. kimsesiz, yalnız. f. harap etmek, perişan etmek. i. 1. haraplık, perişanlık. 2. kimsesizlik, yalnızlık. 3. keder. i. umutsuzluk, ümitsizlik. f. of -den umutsuz olmak, -den ümitsiz olmak. z. umutsuzca, ümitsizce. s. 1. umutsuz, ümitsiz. 2. her şeyi göze alabilen; gözü dönmüş. z. umutsuzca, ümitsizce. i. umutsuzluk, ümitsizlik. s. alçak, a şağılık, rezil. z. alçakça. f. küçümsemek, hor görmek, adam yerine koymamak. i. nefret, kin, garaz. edat -e kar şın, -e rağmen: He was generous despite his poverty. ümitsiz, ğuna karşın eli açıktı. s. umutsuz, Yoksullumeyus. i. despot, tiran. s. despotik, despotça. s., bak. despotic. i. despotluk, despotizm. i. (yemeğin sonunda yenen) tatlı, yemiş, soğukluk. tatlı kaşığı. i. 1. gidilecek yer. 2. var ış yeri. 3. hedef. s. i. talih, k ısmet, kader, alınyazısı, yazgı. s. 1. yoksul, muhtaç, fakir. 2. of -den yoksun. i. yoksulluk, fakirlik. f. yıkmak, harap etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak; öldürmek. i. 1. yok edici şey/kimse. 2. destroyer, muhrip. i. 1. yıkma, yok etme; yıkılma, yok olma. 2. yıkım. s. yıkıcı, zararlı.

desultory detach detachable detached detachment detail detailed detain detect detection detective detective story detector detention deter detergent deteriorate deterioration determinant determination determinative determine determined deterrence deterrent detest detestable dethrone detonate detour detract detriment detrimental deuce devaluation devalue devastate devastation develop developing developing country development developments deviate deviation device devil

s. 1. gelişigüzel, rasgele. 2. rabıtasız, bağlantısız. 3. amaçsız, gayesiz. f. ayırmak, çıkarmak, sökmek. s. ayrılabilir, çıkarılabilir, yerinden sökülebilir. s. 1. tarafs ız, yansız, objektif. 2. müstakil (ev). i. 1. ayırma, çıkarma, sökme. 2. ask. müfreze, müfrez birlik. 3. tarafsızlık, yansayrıntı, detay. 2. ayrıntılar, detaylar, tafsilat, teferruat. 3. ask. özel bir i. 1. ızlık, objektiflik. iş içinıntılı, detaylı. müfreze. s. ayr seçilmiş grup, f. 1. alıkoymak. 2. geciktirmek. 3. gözaltına almak. f. 1. sezmek, farketmek. 2. bulmak, ke şfetmek. i. bulma, ke şif. i. dedektif, hafiye. polisiye roman. i. dedektör, detektör, bulucu: mine detector may ın dedektörü/detektörü. i. 1. alıkoyma. 2. gecikme. 3. gözaltına alma. f. (--red, --ring) from -den vazgeçirmek, -den cayd ırmak. i. deterjan. f. kötüle şmek, kötüye gitmek, fenalaşmak, bozulmak. i. kötüleşme, kötüye gitme, fenalaşma, bozulma. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici etken. i. 1. azim, kararlılık. 2. belirleme, tayin; tespit, saptama. s. belirleyici, tayin eden. i. belirleyici şey. f. 1. belirlemek, tayin etmek; tespit etmek, saptamak: We have not yet determined the ı. s. azimli, kararl price of that book. O kitab ın fiyatını henüz saptamadık. i. 1. cayd ırma. 2. caydırıcılık. s. caydırıcı. i. caydırıcı şey. f. nefret etmek, iğrenmek, tiksinmek. s. nefret uyand ıran, iğrenç, tiksindirici. f. tahttan indirmek. f. patlamak, infilak etmek; patlatmak, infilak ettirmek. i. varyant (yol). f. varyanttan gitmek. f. from -i azaltmak, -e gölge dü şürmek. i. zarar, ziyan. s. zarar veren, zararlı, muzır. i. 1. isk. ikili. 2. (zarda) dü. 3. tenis beraberlik, berabere kalma. i., ekon. devalüasyon, de ğer düşürümü. f., ekon. devalüe etmek, de ğerini düşürmek. f. 1. harap etmek, mahvetmek, viraneye çevirmek. 2. peri şan etmek. i. 1. harap etme, mahvetme; harap olma, mahvolma. 2. peri şan olma. 3. yıkım, zarar. f. 1. geliştirmek; gelişmek: He is working hard to develop his Italian.

İtalyancasını geliştirmek için çok çalışıyor. develop an idea bir fikri s. gelişmekte olan. gelişmekte olan ülke.
i. 1. geliştirme; gelişme, gelişim. 2. genişletme; genişleme. 3. (âdet) edinme. i. olaylar.4. (f ırtına, basınç alanı v.b.) oluşma, oluşum. 5. kalkınma, f. sapmak, ayr ılmak. i. sapma, ayr ılma. i. 1. alet; ayg ıt. 2. plan, yol, yöntem. 3. hile, oyun. 4. arma, ongun. i. şeytan, iblis.

devil´s advocate devilish devil-may-care devilment devious devise devoid devolve devote devoted devotee devotion devotional devotions devour devout dew dewdrop dewy dexterity dexterous dextrous diabetes diabetic diabolic diabolical diagnose diagnosis diagonal diagram dial dial direct to dial tone dialect dialectics dialing tone dialog dialogue dialysis diameter diametrically diametrically opposite diamond diamond cutter diamond jubilee diaper diaphragm

tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse. s. şeytanca, şeytan gibi. s. kimseye ald ırmayan, pervasız. i. muzırlık, yaramazlık. s. 1. dola şık, dolambaçlı. 2. sinsi, hilekâr. 3. hileli. f. tasarlamak, planlamak, düzenlemek, tertiplemek. s. of -den yoksun, -den mahrum. f. on -e geçmek, -e kalmak, -e devrolmak. f. to -e adamak, -e vakfetmek; -e ay ırmak, -e hasretmek: He has devoted himself -e sad ık, -e poor. Kendini yoksullar ın seven. s. (to) 1.to serving theiçten bağlı. 2. -e düşkün; -i hizmetine adadı. He i. 1. düşkün, meraklı, tutkun. 2. dinine çok bağlı olan kimse, zahit. i. 1. sadakat, içten ba ğlılık. 2. adama, vakfetme; hasretme. s. ibadete özgü, ibadetle ilgili. i. k ısa bir ibadet. i. ibadet. f. 1. (yeme ği) silip süpürmek, bir çırpıda yiyip bitirmek; (avı) parçalayıp yutmak. 2. bir solukta okumak. 3. (bir samimi, içten, yürekten. s. 1. dindar, dini bütün, mütedeyyin. 2.duygu) (birini) yiyip bitirmek. 4. i. çiy, şebnem. i. çiy damlas ı. s. üzerine çiy dü şmüş, çiyle kaplı. i. el çabuklu ğu, beceri, ustalık. s. eli çabuk, eli uz, usta. s., bak. dexterous. i., tıb. şeker hastalığı, diyabet. s., tıb. diyabetik. i., tıb. şeker hastası. s. şeytani, şeytanca. s., bak. diabolic. f. teşhis etmek, tanılamak. i. teşhis, tanı. s. köşegenel. i. köşegen, diyagonal. i. 1. diyagram, grafik. 2. plan, şema. f. diyagram ile göstermek; diyagram ını çizmek. mine, kadran. f. (--ed/--led, --ing/--ling) (telefon i. 1. kadran. 2. (saatte) numarasaramak. -i direkt ını) çevirmek. (telefonda) çevir sesi. i. diyalekt, lehçe, a ğız. i. eytişim, diyalektik. İng. (telefonda) çevir sesi. i. diyalog. i., İng., bak. dialog. çoğ. di.al.y.ses (dayäl´ısiz) i., tıb. diyaliz. i. çap, kutur. z. 1. çap boyunca. 2. tamamen. taban tabana zıt. i. 1. elmas. 2. baklava biçimi. 3. isk. karo. 4. beysbol iç alan; oyun alan ı. elmastıraş. altm ışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. i. çocuk bezi. f. çocuk bezini sarmak/de ğiştirmek. i. 1. anat. diyafram kas ı, diyafram. 2. zar, böleç. 3. diyafram.

diarrhea diary dice dicebox dicker dictate dictation dictator dictatorial dictatorship diction dictionary dictum did Did she hurt herself? Did you ever? Did your ears burn? didactic didn`t die die die away die down die of boredom die off die out diehard diet dietician dietitian differ difference difference of opinion different differential differentiate differently difficult difficulty diffidence diffident diffraction diffuse diffuse diffusion dig dig down

i. ishal, sürgün. i. 1. günce, günlük. 2. hat ıra defteri. i., çoğ. oyun zarları. f. 1. küp şeklinde doğramak. 2. zar atmak. i. zar atma kab ı. f. (with) (ile) pazarlık etmek. f. 1. dikte etmek, yazd ırmak. 2. emretmek. 3. zorla kabul ettirmek. 4. gerektirmek. emir. i. 1. dikte. 2. 5. belirlemek. i. diktatör. s. diktatörce, amirane. i. diktatörlük. i. 1. diksiyon, söyleyim. 2. sözcük seçimi, sözcükleri kullanma şekli. i. sözlük, lügat. çoğ. dic.ta (dîk´tı)/--s (dîk´tımz) i. 1. otoriter hüküm/söz. 2. özdeyiş, atasözü. 3. huk. mütalaa. f., bak. do. Bir yerini mi incitti? k. dili Allah Allah! Kulaklarınız çınladı mı? s. didaktik. k ıs. did not. f. (--d, dy.ing) 1. ölmek, vefat etmek. 2. (makine) birdenbire durmak, stop etmek. 3. matris. 2. (çoğ. dice) atmak, çok i. 1. kalıp, (ate ş) sönmek. 4. canoyun zarı. istemek: Altan is dying to (gürültü) yava ş yavaş kesilmek, (ses) azalmak. (rüzgâr/f ırtına/yağmur) hafiflemek; (ateş/yangın) sönmeye yüz tutmak; (alev) azalmak. sıkıntıdan patlamak. birer birer ölmek. yok olmak, ortadan kalkmak. i. inatla tutuculu ğunu sürdüren kimse. i. 1. diyet, rejim, perhiz. 2. beslenme biçimi. 3. yiyecek. f. perhiz yapmak, rejim yapmak. i., bak. dietitian. i. diyet uzman ı, diyetisyen. f. 1. from -den ba şka olmak, -e benzememek, -den farklı olmak, -den ayrılmak. 2. with ile aynı fikirde i. 1. ayrılık, fark. 2. anlaşmazlık.olmamak. fikir ayrılığı. s. 1. (from) farklı, başka, ayrı. 2. çeşitli, değişik. i. diferansiyel. f. 1. ayırmak, ayırt etmek. 2. farklılaşmak, farklı olmak. z. başka şekilde, başka türlü. s. 1. güç, zor. 2. geçimsiz. i. 1. güçlük, zorluk. 2. s ıkıntı, problem. make difficulties zorluk çıkarmak. i. çekinme, utangaçlık, çekingenlik. s. çekingen, utangaç, s ıkılgan. i., fiz. k ırınım, difraksiyon. s. 1. fiz. da ğınık, yayınık, difüzyona uğramış. 2. zaman zaman konu dışına çıkarak meseleyi uzun uzadıya anlatan. f. yaymak, da ğıtmak; yayılmak, dağılmak. i., fiz. yayınma, yayınım, difüzyon. f. (dug, --ging) 1. kazmak, bellemek. 2. kaz ı yapmak. 3. dürtmek. 4. argo beğenmek,cebine atmak, sökülmek, kendi paras1. (arkeolojik) kazı. 2. k. dili elini hoşlanmak. 5. argo -den anlamak. i. ını ödemek.

dig in dig one´s heels in dig out dig up digest digest digestion digestive digestive troubles digit digital digital computer digital computer dignified dignify dignitary dignity digress digression dike dilapidate dilapidated dilapidation dilate dilatory dilemma dilettante diligence diligent diligently dill dillydally dilute diluted dim dime dimension diminish diminishing returns diminutive dimmer dimple dimwit din dine dine out diner

1. ask. siper kazmak, avc ı çukuru kazmak. 2. (bir şeyi) kürekle toprağa kardili inat edip k. dili yemek yemeye başlamak, yumulmak: Dig in! Haydi k. ıştırmak. 3. hiç yapmamaya karar vermek. 1. arayıp çıkarmak. 2. (gömülmüş birini/bir şeyi) kürekleyerek çıkarmak. kazıp çıkarmak. i. 1. özet. 2. derleme. f. 1. sindirmek, hazmetmek; sindirilmek. 2. özümlemek, özümsemek: I´ve read the poem, but I haven´t yet digested it. Şiiri okudum fakat henüz i. sindirim, hazım. s. 1. sindirime ait, sindirim. 2. sindirimi kolayla ştıran. i. sindirimi kolaylaştıran ilaç.ğu, hazımsızlık. sindirim bozuklu i. 1. parmak. 2. s ıfırdan dokuza kadar tamsayıların her biri, rakam. s. dijital, sayısal. dijital bilgisayar. dijital bilgisayar. s. ağırbaşlı. f. 1. onurland ırmak, şeref vermek. 2. büyütmek, yüceltmek. i. rütbe/mevki sahibi, kodaman. i. 1. itibar, sayg ınlık. 2. vakar, asalet. f. konu d ışına çıkmak, konudan ayrılmak. i. 1. konudan ayr ılma. 2. konu dışı söz, arasöz. i. 1. hendek, suyolu, ark, kanal. 2. set, bent. 3. argo lezbiyen, sevici. f. harap etmek, tahrip etmek; harap olmak. s. harap, köhne, yıkık dökük, yıkkın, viran. i. harap olma. f. genişletmek, büyütmek; genişlemek, büyümek. s. 1. işi ağırdan alan, geciktiren. 2. ağır, yavaş. i. 1. man. ikilem, dilemma. 2. güç durum, ç ıkmaz, açmaz. i. hevesli, heveskâr, amatör. i. özenle ve sebat ederek çal ışma. s. özenle ve sebat ederek çal ışan (kimse); özenle ve sebat edilerek yapılan (iş). sebat ederek. z. özenle ve i., bot. dereotu, yabant ırak, Anethum graveolens. f., k. dili oyalanmak; karars ızlık yüzünden vakit kaybetmek; ıvır zıvırla vakit kaybetmek. katmak; hafifletmek. f. suland ırmak, su s. suland ırılmış, su katılmış. s. (--mer, --mest) 1. lo ş, donuk, sönük. 2. belirsiz. 3. bulanık. f. (--med, -ming) 1. ( ışığı) azaltmak; (ışık) azalmak. 2. söndürmek, azaltmak; i. on sent. i. 1. boyut. 2. ço ğ. ebat, boyutlar. f. azaltmak, eksiltmek, küçültmek; azalmak, eksilmek. ekon. azalan verim. s. küçücük, ufac ık, minicik. i., dilb. 1. küçültme. 2. küçültme eki. i., elek. dimmer, azalt ıcı. i. gamze. i., k. dili aptal, budala, al ık. i. gürültü, patırtı. f. 1. günün esas yeme ğini yemek. 2. akşam yemeği yemek. 3. ziyafet vermek. 4. yemeyemek. dining car vagonvermek. dining hall yemek dışarıda yemek ğe davet etmek, yemek restoran. salonu. dining room yemek vagon restoran. 3. vagon restorana benzer i. 1. yemek yiyen kimse. 2. odas ı. lokanta.

dingy dinner dinner jacket dinner party dinner service/set dinner table dinnertime dinnerware dinosaur dint dip dip into a book diphtheria diphthong diploma diplomacy diplomat diplomatic diplomatic corps diplomatic immunity diplomatic relations diplomatic service diplomatically dipper dipstick dire direct direct direct call direct current direct current direct dialing direct object direct object direct tax direction directions directive directly director directory dirge dirt dirt cheap dirt cheap dirt poor dirt road

s. 1. rengi atm ış, kirli. 2. karanlık, sönük. i. 1. günün esas yeme ği. 2. akşam yemeği. 3. ziyafet. smokin. yemekli davet. sofra tak ımı, yemek takımı. sofra. i. yemek vakti. i. yemek tak ımı. i. dinozor. i. f. (--ped, --ping) 1. bat ırmak, daldırmak, banmak; batmak, dalmak. 2. aşağıya doğru meyletmek. i. 1. dalma, batma. 2. ani iniş, çukur. bir kitab ı gözden geçirmek. i., tıb. difteri, kuşpalazı. i. ikili ünlü, diftong. i. diploma. i. 1. diplomasi. 2. ba şkalarıyla ilişkide ustalık. i. 1. diplomat. 2. ilişkilerinde ustalık gösteren kimse, diplomat. s. 1. diplomatik. 2. ba şkalarıyla ilişkide usta. kordiplomatik. diplomatik dokunulmazlık. diplomatik ilişkiler. dışişleri memurluğu, hariciyecilik. z. diplomatça, diplomatik bir şekilde. i. kepçe. i., oto. ya ğ çubuğu. s. 1. korkunç, deh şetli, müthiş. 2. acil. s. 1. direkt, do ğrudan, dolaysız. 2. açık, kesin. 3. toksözlü. z. doğrudan doğruya, doğruca, direkt. f. 1. yönetmek, idare etmek. 2. yöneltmek, çevirmek, do ğrultmak: The astronomer directed his telescope toward the Milky Way. Astronom otomatik/direkt konu şma. elek. do ğru akım. doğru akım. direkt arama. dilb. nesne, dolays ız tümleç, düz tümleç. dilb. nesne. dolaysız vergi. i. 1. yön, istikamet, taraf. 2. yönetim, idare. i. 1. talimat. 2. kullanma talimat ı. i. direktif, yönerge, talimat. z. 1. doğrudan, doğrudan doğruya. 2. hemen. i. 1. yönetici, müdür, direktör. 2. yönetmen, rejisör. i. 1. rehber. 2. bilg. rehber, dizin. i. ağıt, mersiye. i. kir, pislik; çamur; toz. k. dili çok ucuz, sudan ucuz. k. dili sudan ucuz, bedava. k. dili çok yoksul, çok fakir. toprak yol.

Raporlar kazan ın 2. z. 3. ödenen para. ayırt etmek. -i kınamak. 1. çıkarma. (in) -e inanmamak. f. görülebilir. dağıtmak. insanı pisleten iş. hayal k ırıklığına uğratmak. sahtekârlık. f.nedeni konusunda çelişiyor. i. afet.boşalma. mahzurlu. Pek çok orman yok oldu. the accident. ümidi kırılmış. with -e s. hayal k ırıklığına uğramış. f. reddetmek. 3. düzensizlik. --ring) huk. 2. 1. sakatlamak. felaket getiren. 1. pisletmek. f. sakatlık. feci. 1. dökülmek: discharge cargo yükü boşaltmak. i. ters. zeki. f. farkedilebilir.ortadan kaybolma. silahs ızlanma. i. f. hile.dirty dirty look dirty work disability disable disabled disabuse disadvantage disadvantageous disagree disagreeable disagreement disappear disappearance disappoint disappointed disappointment disapproval disapprove disarm disarmament disarrange disarray disaster disaster area disastrous disastrously disavow disavowal disband disbar disbelief disbelieve disburse disbursement disc disc harrow disc jockey discard discern discernible discerning discernment discharge discharge discharge/pay a debt disciple s. zararsız duruma getirmek. pis. into the river. barodan ihraç etmek. maluliyet. f. 3. bak. sert. dağılmak. kirli. yetersizlik. huysuz. naho ş. ödeme. karıştırmak. i. dışarı verme. 2. kınama. (para) da ğıtmak. sak ınca. yok olmak: Too many forests have disappeared. tatsız işler. disk. 1. 1. 2. of -i do ğru bulmamak. ret. dezavantaj. akmak. felaket. 1. pis iş. elverişsiz. i. i. 1. uyuşmamak. elek. görmek. sezmek. seziş. i. i. 1. f. uyuşmazlık. anlamak. tediye etmek. elektrik akımını boşaltma. 2. ateş borç ödemek. doğru bulmama. That boşalma. aksi. i. i. anla şmazlık. s. sak ıncalı. f. diskcokey. hayal k ırıklığı. (birini) (yanlış düşüncesinden) vazgeçirmek. f. f. karışıklık. tan ımamak. ayırt etme. yıkım. dökülme. f. yok olma. 3. 4. 1. 1. . hoşa gitmeyen. i. 2. k. kaybolmak. f. akıtma. çömez. 2.pipe is discharging sewage2. silahs ızlandırmak. gözden kaybolma. i. -i onaylamamak. çirkin. de şarj olma. sakat. silahsızlanmak. i. dağıtmak. (--red. dili 1. akıtmak. O boru i. uymamak. gözden kaybolmak. düzenini bozmak. ıskartaya çıkarmak. i. 2. 2. diskaro. boşaltmak. 2. 2. farkına varmak. i. çekişme. (para) harcamak. s. 3. s. kirletmek. 2. iğrenç. havari. mürit. s. s. f. 1. k. anlayış. dezavantajlı. boşaltma. atmak. inanmayış. (tarım makinelerinde) disk. feci halde. afet bölgesi. dili kötü bir bak ış: He gave her a dirty look. çelişmek: The reports disagree on the cause of 1. onaylamama. diskli tırmık makinesi. zarar. bela. f. inanmama. s. mahzur. 2. 1. tatsız. f. anlayışlı. 2. akma. 1. ortadan kaybolmak: My pen has f. boşalmak. Ona kötü kötü baktı. güvenini kazanmak.

çoğ. ayırım.1. indirim yapmak. 1. disiplin f. altüst etmek. cezalandırma. yalanlamak. ayırım yapma..etmek. tartışma. i. 2.. fark gözetme. İyi kitapları kötülerinden ayırt edemez. 1. f. saygısızlık. f. 2. s. f. ayırt eden. nutuk. cesaretsizlik. i. ayrı tutmak. şüphe. 1. ciddi ve ayr ıntılı bir konuşma/yazı. 2. tepeden bakma. 2. itimatsızlık. 1. 2. devam etmemek.. 2. k. keşif. zor beğenen. 2. 1. söylev. f. güvensizlik. disiplin yanl ısı. s. mak. ayırmak. 2. cesaretini k ırmak. isteğe bağlı. i. hoşnutsuzluk. rahatsız etmek. gaz v. meydana çıkarmak. ciddi ve ayr ıntılı bir şekilde konuşmak/yazmak. şaşırtmak. tekzip etmek. s. 3. s. 2. beğeni. ıskonto. düzenini bozmak. sıkıntı vermek. nezaketsiz. itibars ızlık. küçük görmek. s. sert amir. bak. f. tepeden bakmak. ayıran.b. vazgeçmek. hor görmek. sıkıntı. aç ığa vurmak. i. lekelemek. çelişme.. 2. ıskonto etmek. 5. 2. f. 2. 2. itibardan düşürmek. i. güzeli çirkinden ayırabilme yetisi. i. 2. farklılık. ifşa. görü şmek. ifşa etmek: disclose a secret bir sırrı ifşa etmek. from elek. 3. kabaca. spor diskçi. İng. vazgeçirmek. hevesini kırmak. f. ihtiyari. hevesin k ırılması.. i. disiplin. buluş. (from) -den f. s. titiz. f. 2. f. 3. hoşnutsuz.disciplinarian disciplinary discipline disclaim disclaimer disclose disclosure disco disco music discolor discolour discomfort disconcert disconnect disconsolate discontent discontented discontinue discord discordant discothèque discount discount discourage discouragement discourse discourse discourteous discourteously discourtesy discover discovery discredit discreet discrepancy discrete discretion discretionary discriminate discriminate against discriminating discrimination discus discus thrower discuss discussion disdain i. dili disko. avutulamaz.ci (dîs´ay) i. muh. discolor. meydana çıkarma. akortsuzluk. ağız sıkılığı. ortaya Our investigations have disclosed the i. zevk sahibi. 1. bulgu. huzursuzluk. 3. s. gözünü korkutmak. f. yar ıda bırakmak. tartışmak. i. tutarsızlık. tedbirli. cereyan. çok kesmek. 1. itaat. ağzından çıkana dikkat eden. f. i. ayrılık. 1. açığa çıkarmak. ayırt etmek. rahats ızlık. f. bulmak. 3. 3. (telefon. kaba. i. ayrım. reddetmek. disko müziği. ayırt etme. denli. tekzip. -i ele almak. düzence. a ğzı şüpheye düşürmek. 1. görüşme. i. uyuşmazlık. s. yads ımak. küçük görme. kesmek. hesaptan düşmek. boyun inkâr 4. 1. disk atma. ortaya çıkarmak. soldurmak. takdir yetkisi. ayrı. -den söz etmek. 1. akortsuz. 1. --es (dîs´kısız)/dis. bilim dalı. talim. 2. müz. zevk. f. (bono/senet) k 1.ırmak. disiplin. gözden düşürmek. sağduyu. durdurmak. 1.. i. . uyumsuz. i. yalanlama. kabul etmemek. ile ba ğlantısını kesmek. uyuşmazlık. 1. 1. 2. anlaşmazlık. farklı. 2. ortaya çıkarmak: çıkarılan şey. ayırmak: He can´t discriminate good books from bad. müz. spor 1. i. fark. indirim. 3. tenzilat. fark. s ıkıdüzen: military discipline askeri disiplin. disiplinle ilgili. 2.1. rengini bozmak. diskotek. i. kabalık. ayırım -e karşı ayırım yapmak. aç ığa çıkarma.e ğme. sayg ısızca.´ni)kederli. 1. hor görme. keşfetmek. 1. z. nezaketsizlik. s. i. güvenini sarsmak.sıkı. 3. 2. disk. ahenksiz. f. fark gözetmek. from -den i. i. f. sayg ısız. s.

f. i. f. 1. i. şürmek. yalanc ı. bilg. i. mirastan yoksun b ırakmak. hayal k ırıklığı. şerefini lekelemek. 1. ba ğlantısız.. kurs.. bozunum. 1. s. f. aç ılmak. hayal k ırıklığına uğratmak. caydırmak. karmakarışık. yalancılık. s. i. i. parçalanma. hevesini kırmak. itibardan düşme. sayr ı. gözü açılma.. hastalıklı. 2. i. gözden dü şme. bak. tiksindirmek. dürüst olmayan. dishonor. f. umudunu kırmak. tarafs ız. tiksindirici. a ğırşak. iğrenme. i. mikroplardan ar ındırmak. 2. gözünü açmak. 2. parçalanmak. bula şıkçı. uyumsuzluk. f. 1. 2. b ıktırmak. ahenksizlik.. saklamak: 2. giyim v. . 2. s. s. bir konuda hiçbir ç ıkarı olmayan (kimse). i. rezalet. 1. alçaklık. 2. i. 1. tabak. i. yüzkaras ı. damlalık. tabak dolusu. İng. ba ğlantısını kesmek. 2. gözünü açmak. i. f. parçalamak. f. bulaşık bezi. dezenfektan. s. f. bıkkınlık. 1. as . bozunmak. f. çözülmek. karmakarışık etmek. f. 1. sahtekâr.tan ınmamak için dilenci kılığına girdi. teker.. hoşnutsuz. (--ed/--led. sayrılık. 1. çanak. gözden düşürmek. bezginlik. serbest. --ing/--ling) (saç. gözden dü şme. bak. hastalık. 1. 2. bozunma. i. f. bulaşık suyu. salıvermek. hasta. s. i. i. disdainful disease diseased disembark disenchant disenchantment disengage disengaged disentangle disfavor disfavour disfigure disgrace disgraceful disgruntled disguise disgust disgusting dish dish drainer/rack dish rack disharmony dishcloth dishearten dishevel disheveled dishful dishonest dishonesty dishonor dishonorable dishonour dishpan dishwasher dishwater disillusion disillusionment disincline disinfect disinfectant disinherit disinheritance disintegrate disintegration disinterested disk bir şey yapmaya tenezzül etmemek.. canı sıkkın. ilgisini kesmek. f. disfavor. yemek. mikropsuzlandırmak. karaya ç ıkarmak/çıkmak. 2. alçak. biçimini bozmak. 1. f.. s. f. fiz. 1. parçalama. bölmek. disk. s. f. 2. i. f. dezenfekte etmek. iğrenç. gözünü açma. out da ğıtmak. s. yüz k ızartıcı... 1. dürüst olmayan. vermek. illet. i. (askerleri) savaş alanından çekmek.rezil etmek. bulaşık tası. yansız. bezdirmek. f. f. Kral tiksinti. yüzkarası. i. darmada ğınık.´ni) darmada ğınık etmek. 2.t. bulaşık damlalığı. açmak.. biçimsizle ştirmek. serbest bırakmak. i. 2. 2. s. bir konuyla hiçbir ilgisi olmayan. bölünmek. i. itibardan düutanç verici.disdain to do s. 1. fiz. gizlemek. çözmek. müz. (seyyar) bulaşıklık. rezil. güvenilmez. bulaşık makinesi. sahtekârlık. i. s. iğrendirmek.b. anat. utanç kaynağı. olarak k ılık değiştirmek: The king disguised himself as a beggar. 2. çirkinleştirmek. cesaretini k ırmak. İng. from -den kurtarmak. 3. i. 1. mirastan yoksunluk. up tabağa koymak. (bir şeyden/birinden) soğutmak. spor.

-i dinlememek. z. (birinin) yolunu şaşırtmak. f. of/for -i sevmeme. soğukkanlı. İng. 2. -den ho şlanmamak. evlatlıktan reddetmek. i. sökmek. çıkık. tıb. v. 2. s. eşyasını boşaltmak. tıb. 2. 2. s. dehşete düşürmek. işten çıkarma. 1. f. apayrı. uzuvlarını kesmek. tarafs ız. i. 1. f. f. 1. 2. asi. 4. kederli. i. f. f. farklı. sadakatsiz. sönük. i. ç ıkarmak. zorunlu olmayan. f. 2. ba şkaldırma. -e uymamak. . 1. yansız. bozukluk. diskcokey. gitmesine izin verme. i. dispanser. (ilaç) hazırlamak. küçük dü şürme. (--led.. kar ışıklık. 2. kötüleme. bisiklet aklından çıkarma. disket. düzensizlik. parçalara ayırmak. huk. İng. ne şesiz. mesaj. 2. uzuvlar ı bedenden ayırmak. gidermek. sevketme. i. s. f. eşitsizlik. bak. dehşet. 1. genelev. -e itaat etmemek. (bağırıp çağırarak... parçalamak. s. 1. küçük dü şürmek. sakin. hıyanet. disorganize.disk brake disk crash disk drive disk jockey diskette dislike dislocate dislocation dislodge disloyal disloyalty dismal dismantle dismay dismember dismiss dismiss from one´s mind dismissal dismount disobedience disobedient disobediently disobey disorder disorderly disorderly conduct disorderly house disorganisation disorganise disorganization disorganize disorient disown disparage disparagement disparate disparity dispassionate dispassionately dispatch dispel dispensable dispensary dispensation dispense dispense with dispense with the need for disk freni. (telgraf/faks) çekme. sadakatsizlik. huk. itaatsizce. düzensizlik. Karargâhtan bir mesaj ald ık. yerinden etmek. 1. vefas ız. vazgeçilebilir. karmakar ışık etmek. görevden almak. 3. i. f. bozmak. f. 3. serinkanlı.b.´nden) inmek/indirmek. kargaşa. 3. i. vermek. kavga çıkararak) başkalarının huzurunu kaçıran. (bir dinin etkili oldu ğu) dönem. intizams ız. ciddiye almayı reddetme. dağıtma. bilg. (hayvan. başkalarının huzurunu kaçıran davranış. bilg. hastalık. -i sevmemek. f. itaatsiz. dağıtmak. yerinden atmak. f. sökmek. yadsımak. i. disk kazas ı. f. fark. -den vazgeçmek. mafsaldan çıkarmak. s.. 2. tanımamak. (davayı) reddetme. 1.has dismissed two members of her cabinet. s. 1. i. i. f. -i gereksiz k ılmak. Ba şbakan akl Prime Minister düşünmemek. kasvetli. itaatsizlik. z. 2. zihnini karıştırmak. disorganization. i. görevden uzaklaştırmak: Theından çıkarmak. altüst f. s. 1. 1. kötülemek. i. -i ekarte etmek. 2. kar ışıklık. i. 1. (kuraldışı bir şeyin yapılması için verilen) özel izin. düzenini bozmak. i. 2. perişan etmek. itaatsizlik etmek. mak. 2.. tarafs ızlıkla. -den hoşlanmama.. 1. kovmak. hain. 2. vefas ızlık. --ling) da ğıtmak. bak. gönderme. 1. 2. verme. 1. ihanet. işten çıkarılma. 1. yerinden ç ıkarmak. f. işten çıkarmak. disk sürücü. bilg. karıştırmak. 3. 5. 1. altüst etmek. rapor: We have received a dispatch defetmek. from headquarters. 3. düzensiz. 2.

imha etme. farklı. 2. ne şretmek. i. adı kötüye çıkmış. saygısızlık. boş vermek. tasarruf. 1. 1. önemsememe. memnun etmemek. i. f. 2. 1. diskalifiye olma. huk. s. dağılma. yerle ştirmek. 1. i. f. hoşnutsuz.t. i. 3. 1. orans ız. kabul etmeyiş. mal yoksun bırakmak. 2. gösterme. f. gerçeği gizlemek. elden çıkarma. 2. hazırlamak. bir şeyden memnun olmamak. tartışma. -i kabul etmemek. 1. to ile orantılı olmayan. (toplantının) kesilmesine yol açmak. s. önemsememek. i. ihtilaf. karışıklığa/kargaşaya yol açan. 2. sergileme. sergilemek. yok etme. f. endişe. bilg. f. kesilme. 3. öfke. 2. 2.b. from 1. 2. 3. dağıtmak. yerle ştirme. (ceza olarak) yetkisini elinden alma. yerini almak. resmi giysisini çıkarmak. spor diskalifiye etme. 2. münakaşa etmek.dispenser dispersal disperse dispirited displace display displease displeased displeasure disposable disposal disposal unit dispose dispose of disposition dispossess disproportionate disprove dispute disqualification disqualify disquiet disregard disrepair disreputable disrepute disrespect disrespectful disrobe disrupt disruption disruptive dissatisfaction dissatisfy dissect dissemble disseminate dissension dissent dissenter dissertation disservice dissident dissimilar dissimilarity dissimulate dissimulation i. yarad ılış. tatminsizlik. rahats bırakmak. bölücü. huk. 1. 3. elden verme. f. ald ırmazlık. memnuniyetsizlik. saçmak. tabiat. ho şnutsuzluk. satma. gerçeği gizleme. i. (ceza olarak) yarışdışıız etmek. doğruluğundan şüphe etmek. ald ırmamak. mizaç. i. (resmi giysisini) ç ıkarmak. f. i. satmak. parçalara ayırmak. birliği bozan. be dissatisfied with s. inceden inceye incelemek. dağıtma aracı/makinesi. s. 1. 1. gösteri ş. dağıtma. dağıtıcı. saygısız. tez. aksatmak. spor diskalifiye etmek. i. fiz. yaymak. 1. 1. bozulmas ına yol açmak. f. görüntülemek. görüntüleme. huzursuzluk. yerinden ç ıkarmak. 1. i. elden ç ıkarma. 2. 4. f. cesareti k ırık. aksama. to -den farklı. hoşnutsuzluk. bak ımsızlık. ayrımlı. 1. 2. 3. endişe vermek. yerini değiştirmek. çöp öğütücü. 2. f. dağılmak. f. soyunmak. karşıt görüşlü. i. farklılık. 1. (belirli bir düzene göre) yerle ştirmek. yetkisini elinden almak. satış. 1. 2. f.ve mülküne el koymak. s. dağıtma. i. ayrı görüşte olan. yok etmek. aksatan. bilg. travay. i. f. (gerçeği) gizlemek. ziyan. (zaman. f. 4. hürmetsizlik. ayrılık. -den ayrılmak. 1. 1. .´ni) (belirli bir biçimde) harcamak. f. kabalık. huzurunu kaçırmak. s. 2. s. yerleştirme düzeni. yaymak. 2. hiçe sayma. 2. f. 2. i. ho şnut etmemek. i. 4. f. sinirlendirmek. canını sıkmak. s. i. hiçe saymak. değişik. imha etmek. muhalif. i. i. kullan ıldıktan sonra atılabilen. tatmin edememek. evinden ç ıkarmak. tartışmak. s. zarar. 1. i. muhalif. f. gerçeği gizlemek. i. (gerçeği) gizlemek. işleri aksatan. dağıtan kimse. yerleştirme. ayrı görüşte olan kimse. 2. aksini kan ıtlamak. ayrı görüşte olan kimse. para v. kullanım. altüst etmek. münakaşa. 1. morali bozuk. f. göstermek. -den ayr ı görüşte olmak. (ışınları) ayırmak. 2. anlaşmazlık. çürütmek. i. boş verme. s. tahliye etmek. 2. i.

f. dağılım. i. 1. 1. açık. ahenksiz. badanalamak. dam ıtık. s. eritmek. i. damıtılmış. f. çok endişeli. kendine özgü. sefih. i. oyalayıcı dönmüş. 1. resmiyet. uzak akraba. dikkatini Beni (by)şgul etme. üzücü.s. kolaylıkla ayırt edilebilen. yok olmak. akortsuz. mesafeli (kimse). ac ıklı. sivrilmek. distribütör. i. 1. çarpıtma. imbikten çekilmek. 2. kireç boya sürmek. s. m ıntıka. s. 2. i. dağıtım. s. dam ıtık içki fabrikası. s. ayırt etme. endişe. 1. gerçek anlamından i. sivrilmi ş. biçimini bozmak. bulaşıcı bir köpek hastalığı. güvensizlik. f. 2. 1. i. ahenksizlik. ac ı. 1. saptırma. feshetmek. (yüzünü) çarp ıtma. dağıtıcı. i. ayırmak. ayırmak. başka anlam vermek. üstünlük. zamanla kaybolmak. şişirmek. 1. 3. s. f.. güvensiz. s. çapkın. altüst etmek. çok s. bayi. s. uyumsuzluk. i. İng.s. 1. 3. 2. dikkatini başka yöne i. belli. dağıtmak. oto. kargaşa. karışıklık. israf. savcı. gerçek anlam ından bozma. dağılmak. 1. dağıtmak. i. farklı. s. çarpıtmak. sefih. ahlaks ız. tehlikeli bir durum. f. 3. huzurunu kaçırmak. f. 1. 1. f. 2. 1. şişmek. üzmek. endişelendirmek. uzaklık.. ara. s. çekme. f. 2. 1. 2. 3. 4. tats ız. s. başka. dağıtılmış. f. güvenmemek. israf etmek. şaşkına dönmüş. f. da ğıtan şey. ırak (yer/zaman). huzursuzluk. nahoş. 2. 2. from dissolute dissolve dissonance dissonant dissuade distance distant distant relative distaste distasteful distemper distemper distend distil distill distillation distilled distillery distinct distinction distinctive distinguish distinguish o. mesafe. bak. farklı. uzak. son vermek. i. üzüntü. biçimini saptırmak. rahats ızlık. f. sefahat. s. israf edilmiş. beğenmeme. ı) dikkati dağılmış. i. güzide. -den ayrılmak. zor bir durum. da ğıtmak. 2. me (-den dolay endidikkati with -den dolayı deliyeşey. şeli. erimek. 1. from -den cayd ırmak. ayrı. 2. 4. uzak.dissipate dissipated dissipation dissociate dissociate o. f. paye. eğlence. 1. distill. dağılma. dağıtma. 4. 2. (yüzünü) çarp ıtmak. hoşlanmama. itimatsız. çözmek. dikkatini da ğıtma. uzak yer. 2. f. mahalle. dikkatini dağıtmak: Don´t distract me. itimats ızlık. endişelendirmek. i. ayırt etmek. geride bırakmak. dam ıtmak. dam ıtma. seçkin. badana. rahats ız etmek. f. soğuk. karıştırmak. distinguished distort distortion distract distracted distraction distraught distress distressing distribute distribution distributor district district attorney distrust distrustful disturb disturbance disturbed f. s. 1. 3. 1. 3. 1. i. itimat etmemek. başkalarına güvenmeyen. 2. kireç boya. i. 2. 2. . fark. 2. yaymak. 2. -den vazgeçirmek. 2. imbikten çekmek. bölge. uyumsuz. hoşa gitmeyen. i. mesafe. (with) (-den dolayı) çılgına dönmüş. ba şka yöne çekmek. (ruhen/aklen) dengesiz. f.

f.ilahiyat fakültesi. sezmek. ark. etmek. 2. bitirmek. hendek. varyant (yol). birbirinden uzaklaşmak. 3. kehanette bulunmak. pergel. i. ifşa etmek. bölünmü ş. bölme işareti. ilah. 1. mat. sersemletici. ba şa çıkmak. boşanma. 1. 2. i. boşanmış kadın.b. k ısım. 2. i. deoxyribonucleic acid DNA. dikkatini ba şka yöne çekmek. taksim. 1. i. 2. k. dalmak. 2.dalgıç. kâr payı. dikkati ba 3. i. işbölümü. implantasyon yapmak. ilahe. i. i. boşamak. bölme. 5. tanrı. f. bölücü. farklı. --ne) 1. yanıltmaca. among -e da ğıtmak. 7. divan. 1. tanrısal. 1. hissetmek. sedir. bölünme. bölüm. boşama. 9. başarmak. baş döndürücü. f. 4. Hrist. bölen. f. -e dağıtmak. tramplen. ikiye bölmek. 4. dal ış. suya dalmak. taksim etmek. Tanrıbilim. şaşırtmaca. uzaklaşma. ayrılmak. s. sersem. boşanmış erkek. çeşit çeşit. 3. s. 2. baş dönmesi. ilahiyat. 1. (bir kimseye. i. divan. dört k ısma ayırmak. dikkatini dağıtmak. i. 2. 1. ayrı. durumu kötü olmak. diving board atlama tahtas ı. oyalamak. 2.. 2. s. boşanmak. ayrılma. İng. büyük meclis. eğlence. bölme. hav. 1. (did. 1.. çeşitli. davranmak. 3. 1. 4. i. 2. i. (--d/dove. papaz. şaşkın. farklılık.´ne) zarar vermek. -i yok etmek. i. denden işareti. 2. çeşitlendirmek. ayrılma. i. kullanılmazlık. pike yapmak. dili batakhane. s. 2. 3. bölünebilir. tıb. ilahi. ayrılık. ülkeye v. oyalayıcı şey. 1. i. 1. mat. teoloji. f. bak. 6. kanal. s. divergence. of ırmak. 3. sersemlik. bölüm. 2. dikkati başka yöne çeken şey. yetmek. tamamlamak. pike. seksiyon. f. 3. eğlendirmek. 2. -i ortadan kaldırmak. -i öldürmek. s. ilahilik. f. 8. i. farklı. tanrısallık. dörde bölmek. bölünen. f. mat. bölünmek. ayırmak. i. 1. i. 2. becermek. hazırlamak. şiir divan. -i ortadan kald ırmak. departman. i.disunity disuse ditch ditto divan dive diver diverge divergence divergency divergent diverse diversify diversion diversionary diversity divert divest divide divide down the middle divide into quarters divide up among divided dividend dividers divine divinity divinity school divisible division division of labor division sign divisive divisor divorce divorcé divorcée divulge dizziness dizzy DNA do do a food justice do an implant do away with do badly do disservice to i. kullanılmama. i. çevirmek. gözü kararmış. şka yöne çeken. s. tanrıça. i. ayrılık. başı dönen. yapmak. s. k ıs. saptırma. bölmek. mat.. i. çeşitlilik. --d) f. açığa vurmak. hav. 1. sapt -den yoksun b ırakmak. kopukluk. 2. f. bir yemeğin hakkından gelmek. denden. . 1. ayrılmak.

3.o. uysal. k. k. i.o. 2. dili marifetini göstermek. (with) (yeme ğe) (bir şey katarak) amaçla) de doktora. İng. adalet dağıtmak. 1. a dirt do s. bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. 2. yeni baştan yapmak. saçlarını düzeltmek.t. f.o.t. dili (birine) çok misin? If çok iyi gelmek. ğiştirmek. 2. kesmek.s. justice do s. yumu şak başlı. 2. Hiç tecrübeniz var m ı? onsuz yapabilmek. birine hakça davranmak. rıhtıma yanaşmak. behind one´s back do s. saçını yapmak. up do one´s best do one´s best do one´s damnedest do one´s duty do one´s hair do one´s own thing do one´s shopping do one´s stuff do one´s utmost do over again do penance do s. birine gurur vermek. birini çok iyi a ğırlamak./s. doktor. (kuyru ğunu) kısaltmak. dili süslenmek. a favor do s. birine kalle şlik etmek. Piyanoyu duyarak yapmak. halim selim. tersane. (biriyle) baetmek. birinin haberi olmadan bir şey yapmak. in secret do s. the hard way do s. an injustice do s.o. havuz. 2. temizlik çalıyor.t. çok yard ım etmek. birine iyi gelmek. What are we going to do with you? Seninle nasıl baş -siz idare ş etmek: kötülük etmek/yapmak.o. you don´t have the money to buy a parrot.o. 1. 1. tedavi etmek. 2. (ücretten) kesmek.o.t. onarmak.o. havuza çekmek. doktor. -i bozmak. 2. k. (kötü birtat vermek. k. dili birine kahpelik etmek. huk. good do s. (daha kolay bir çözüm varken) bir şeyi zor bir şekilde yapmak. k. . f. adil bir şekilde davranmak. dili birine kötülük etmek. k. unbeknown to s. gemi havuzu. elinden geleni yapmak. görevini yerine getirmek. dok. elinden geleni yapmak. proud do s. Dün geceki konserde her zamanki performans ını k. justice do o. iskele.do honor to do in do justice do o. to (bir şeyi) gerektiği gibi yapmak: Thatperformans ı göstermek: Heto the valley´s beauty.s. birine haks ızlık etmek. -e şeref kazandırmak. durumu iyi olmak. birinin hakk ını vermek. bir şeyi gizlice yapmak. dirt do s. 1. biri/bir şey olmadan idare etmek/yapmak: Can you do without meat? Et yemeden yapabilir yaramak. havuza girmek. bulaşık/bulaşıkları yıkamak. hekim. 1. tamir etmek. dili ba şkalarına pek aldırış etmeden kendi seçtiği bir yolda gitmek. elinden geleni yapmak. do/work wonders for docile dock dock dockyard doctor doctor up doctor´s degree -i şereflendirmek. s. i. tabip.o. dili 1.t. -i yapmak: What have you done with my book? Kitab ımı ne yaptın? 2. alışverişini yapmak. birinden gizli yapmak. çok yardımı dokunmak. 1. birine bir iyilik etmek/yapmak. O tablo her zamanki painting doesn´t do justice didn´t do himself justice in the concert last night. argo öldürmek. with feeling do the cleaning do the washing-up do violence to do well do with do without do wrong do yeoman service Do you have any practical experience? do/go without do/go without s. suç/günah i şlemek. bir günah ı bağışlatmak için papazın önerdiği kefareti yerine getirmek. 3. 1. f. r ıhtım. elinden geleni yapmak. doktora sahibi. sanık yeri. i.t. do s. süslenip püslenmek.

dolar. bak. dokümanter film. sayfa kö şeleri kıvrık/buruşuk. direngen. kederli. i. does not. oyuncak bebek. 1. i. ho şaf gibi. hüzünlü. O benim alan ım dışında. 3. süslenip püslenmek. i. belgeleme. f. belgesel.peşini bırakmamak. nüfuz bölgesi. k. inaksal. hizmetçi.s. bitkin. i. budala. ç. çoğ. (--ged. nüfuz alan ı. . 1. s. ehli hayvan. 3. tekerlekli kriko. 2. k. i. durgunluk. 2. birinin kendi ba şına yapabileceği/monte edebileceği (şey). dik kafalı. 3. i. 1. belgesel film. kubbe. dili çok yorgun. dokümanter. dogmatizm. İyi iş yapar. tic. s. (kötütasmas ı. do fiilinin geniş zamandaki üçüncü şahıs tekil şekli: He does good work. i. tamir/yap ı işlerini kendi yapan kimse. aile ile ilgili. kurnazl ıkla/hileyle atlatma. doktora. 2. keçi.. köpek bir şey) f. i. 1. f. s. inakç ılık. iç. 2. kubbeli. bir yana kaçmak. O işi yapmaya cesareti var mı? k ıs. öğreti. belgesel. sayfa kö şelerini kıvırmak/buruşturmak. inatç ı. tav şan v. birini süsleyip püslemek. kurnazlıkla/hileyle atlatmak.doctorate doctrine document documental documentary documentary film documentation dodge doe does Does he dare do it? doesn`t dog dog dog collar dog-ear dog-eared dog-eat-dog dogged doggie doggy dogma dogmatic dogmatism dog-tired doily doings do-it-yourself do-it-yourself store do-it-yourselfer doldrums dole doleful doll doll o. giyinip ku şanmak. işsizlik kısımları.. 2. s.. 2. i. k. kukla. f. i. s. s. ahmak. --ging) 1. bir yana kaçma. kesatlık. evcimen. iki tekerlekli yük ta şıyıcısı. bebek. i. işler. yurtiçi uçu ş. s. i. yurtiçi. 4. dili köpek. dili havhav. i. i. (bir iste ğin üstüne düşerek) (birini) rahat bırakmamak. dili yavru köpek. i. dokümanter. den. f. evcil. doggy. dantel/işlemeli altlık. belge. s. out dağıtmak. 1. up dollar dolly dolphin dolt domain dome domed domestic domestic animal domestic animal domestic flight i. evcil hayvan. i. ev ile ilgili. eşleksel durgunluk alanı. geyik. 1. 3. i. mankafa. belgelemek. i. belgesel. evcil hayvan. ilgi alanı: It´s not in my domain. aile içi. bilgi alanı. bir yana kaç ıp -den kurtulmak. i. tamir/yap ı işlerini kendi başına yapmak isteyenlere göre malzeme ve alet satılan dükkân. okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az rüzgârlı yardımı.o. doktrin. i. inak. 1. up doll s. f. s. i. k ıran kırana rekabet. s. dogma. 2. s. 2. dogmatik. yunusbalığı. i. doküman. ac ılı. it. i. yunus. kıran kırana rekabet edilen.b. hayvanların dişisi. i. köpek. i. kaçamak f. 3.

do not. Don´t move a muscle! Don´t overestimate his abilities. Don´t mention it. doorman. Bir şey değil. i. 1. egemenlik. i. 1. 1. i. iç politika. ikametgâh. Dominikli. 2. egemen. hâkim durumda olmak. Tamam!/Oldu!/Kabul! i. f. bitmiş. hibe etmek.men (dor´men. door. dominant. f. Don´t you have any manners? donate donation done done in done through done to a turn done to a turn Done! donkey donor doom doomsday door door salesman door service doorbell doorkeeper doorknob doorman doormat doorstep iç hatlar. Dominik Cumhuriyeti vatandadominyon. 2. hâkimiyet./Zahmete girmeyin. hâkimiyet. evcille ştirmek. ba şat. korkunç son. bak. Don´t push your luck./Şansını zorlama. f. i. mesken. i. 2. yerli sanayi. kapı tokmağı. f. i.. otoriter. kapıcı. i. bak. do. i. tam karar ında pişmiş. hükmeden./Estağfurullah. i. (bir yere) hâkim olmak. bağışlama. i. kapı zili. dili çok yorgun. iyi pişmiş (et). bitkin. hâkim olmak. Zahmet etmeyin! Bahşiş atın dişine bakılmaz. 2.. i. iyi pişmiş. 2. 1. şı. 1. k ıyamet günü. Orada ya ğmurun altında durma! Zahmet etmeyin. Dominik. iç ticaret. eşek. s. s. tamamlanm ış. paspas. hâkimiyet.domestic flights domestic industries domestic market domestic politics domestic trade domesticate domicile dominance dominant dominate domination domineer domineering Dominican dominion dominoes don`t Don´t bother! Don´t look a gift horse in the mouth. ba şatlık. tepeden bakmak. çoğ. f. bağışlamak. (talihin belirlediği) kötü son. üstünlük. domino oyunu. i. 1. 1. egemen olmak. 2. despotça hükmetmek. kapı. s. biyol. verici. biyol. Dominik Cumhuriyeti´ne özgü. ev ev dola şarak satış yapan satıcı. Sende hiç terbiye yok mu? f. kapıdan kapıya servis. k. Dominikli. Şansına fazla güvenme. s. k ıvamında pişmiş. i. tıb. i. 2. eşik. konut. hükmetme. 1. egemenlik. 2. dor´mın) i. hâkim. k ıs. hükmetmek. iç pazar. i. bağışçı. Don´t stand out there in the wet! Don´t trouble yourself. bağış. hibe. i. . Kıpırdama!/Kımıldama! Yeteneklerini abartma.

i. çatı penceresi. -e çok dü şkün olmak. iki yüzlü. argo budala. aynı yoldan geri katlamak. iki misli yapmak. k. argo kazık atma. çifte söz. i. yo ğunluk. dili yatakhane. f. 1. iki büklüm olmak. e ş. kapı tamponu. argo sözünden dönerek aldatmak. eğilmek. ikiz: Ayşe so resembles her mother that she could be her double. 1. iki misli olmak. s. iki tarafl ı (kumaş).. i. double entendre iki tarafa çekilebilecek söz. ranza. benmari..sistemi. 2. (--ted. 2. nokta. ikircil bilg. aynı. 2. kapıdan kapıya. -in dublörlü ğünü yapmak. bilg. benzer. doz. i. bilg. f. iki kişilik karyola/yatak. 1. s. i. . uyu s. ikiye dönmek. 1. yatakhane. uyuşturucu madde. k. dozaj. ikiyüzlü. Ay şe annesine o kadar benziyor ki f. iki kat. iki taraf ı keskin. iki katlı tencere. ahmak. kaz ık atmak. makine ya ğı. 1. iğneli kompliman. iki misli. budala. çift kayıt iki film birden. s. şturucu etkisinde. uykuda. narkotik. iki ile çarpmak. giriş. çift. 2. 4. argo 1. 1. spor üst üste yap ılan iki karşılaşma. evrak dosyas ı. i.. dili en ufak ayr ıntıların üzerinde titizlikle durmak. çift camlı. fare dü ğmesine iki kez basmak.. 1. with ile aynı odayı paylaşmak. i. çifte kontrol yapmak. (otelde) çift yataklı oda. doland ırıcı. 2. ayn ı suç için ikinci defa yargılanma. benmari. sahtekâr. 3. kapı aralığı. Gerdan ı çıkmaya başladı. çifte yo ğunluklu. iki katına çıkarmak. s. kruvaze (ceket). 1. 2. bunak. muh. iki büklüm etmek. hem lehte hem aleyhte olan. s. f. benek.. 2.doorstop door-to-door doorway dope dopey dorm dormant dormer dormer window dormitory dosage dose dossier dot dot the i´s and cross the t´s dotage dotard dote dotted line double double double back double bed double boiler double boiler double chin double density double entry double feature double for double header double jeopardy double pneumonia double room double standard double up double-breasted double-check double-click double-cross double-dealer double-decker double-density double-edged double-edged compliment double-faced double-glazed i. 1. 1. s. 2. (insanda) gerdan: She´s developing a double chin. i. cansız. nokta. puan. i. 2. i. i. ko ğuş. iki taraflı zatürree. çifte standart. lastikli söz. 1. tekrar kontrol etmek. f. s. 2. bunamak. bunaklık. öğrenci yurdu. --ting) noktalamak. 2. i. argo bilgi. 2. f. i. i. ev ev dola şarak yapılan. i. uyu şuk. on/upon -in üstüne titremek. 3. bir belgenin imza yeri. huk.. iki katlı otobüs.

k. üzgün. yağda kızarmış şekerli çörek. dive. aşağı doğru. karanlık. 1. i. aşağı. alt katta. i. güneye doğru. 1. 2. barışçı. barış yanlısı. aşağıda. (İnternet üzerinden bilgisayara program) yüklemek. 2. dili son ana kadar: They worked right down to the wire. büsbütün: He´s olan. i. morali bozuk. uygulanabilir. talihsiz. talihsiz. hayal k ırıklığına uğramış. hızlı yürümek. kuşku duymak. argo para. 1. ilk ödeme. i. şehrin merkezi. şırınga etmek. kuşku duyan. 1. f. tamamen. çeyiz. çok çabuk. his integrity. çöküş. şüpheli. ak aşağıdaki. aşağı katta. i. rüzgârla birlikte. bezgin. 2. i. s. şüpheli durum. aşağıda. şüphesiz. alt kata. perişan kılıklı.. i. pejmürde. drahoma. kata.. beyaz güvercin. morali bozuk.. akış aşağı. i. derecesini indirmek. kuşkulu. sava ş aleyhtarı. karamsar. 3. aşağıya yönelmiş. 2. yonda. çarşıya. ezilmiş. s. hayatta yenilgiye u aşağısına doğru. tam. z. s. düpedüz: a downright insult düpedüz bir hakaret. Dürüstlüğünden kuşku birinin dediklerinden şüphe I doubt s. hızlı yürüyüş. s. haksızlığa uğramış. gerçekçi. 1. s.. 1. a ğaç çivi. 2. 2. aç ık. (daktiloda/bilgisayarda) çift aral ıkla yazmak. yokuş aşağı. çökme. s. alaşağı etmek. üzgün. kumru. aşağı3. indirmek. bak. pey akçesi. hamur gibi. 2. belirsiz. 1. f. hamur. 1. 1.. 2.´s word doubtful doubtless douche dough doughnut doughy dour dove dove dowel down down down and out down at the heel down at the heels down in the mouth down in the mouth/dumps down on his luck down on one´s luck down payment down to the wire Down with . i. kuşkulanmak. z. tenis çiftler. şırınga. bak. aşağıya. gerçekle ştirilebilir. ayaklar alt ında çiğnenmiş. aç ıksözlü. z. kuşku. edat -in aşağısında: down the mountain da ğınğramış. aşağıya. alçaltmak. geçme. alt katta z.. downtrodden. f. k. kuşkulu. 1. ince ku ş tüyü. hırpani. s. 1. aşağıya. haşin. i. sözünü esirgemeyen. şehrin merkezinde olan. alt kat.. f. cesareti k ırılmış. s.. . aşağı kat. herhalde. kuşku uyandıran. sağanak. .double-glazed window double-quick doubles double-space doubt doubt s.o. aşağı indirmek. z. yıkılış. dili üzüntülü. z. muhakkak. kaparo. 2. pol. i. rüzgâr yönüne. Son ana kadar çalıştılar. şüphe. çarşı. kuşkulandıran. z. mang ır. ters. 3. 1. downward. f. inişli. f. f.. f. meyilli. 2. 2. 1.. şüphe etmek:etmek. bak. 1. i. z. h ızlı. çarşı tarafında. i. s.! downcast downfall downgrade downhearted downhill download download downpour downright downstairs downstream down-to-earth downtown downtrod downtrodden downward downwards downwind dowry çift camlı pencere.! Kahrolsun s. s. asık yüzlü. bahts ız. z. z. s. i. kuşkusuz. şüphelenmek. tıb. bilg. düşüş. 1. aksi. dürüst. (yağmur) boşanma.ıntı aşağı. kesinlikle. bitkin. f. perişan bir durumda. 2.

zorunlu askerlik. şekerleme. örtü. sürükleme. k. sürünmek. oyunla ştırmak. 3. çoğ. dili işi ağırdan almak. draughts. hava almak. uyuklama. uyuklamak. drenaj yapmak. draft 3. k. İng. tasla ğını çizmek.men (dräfts´mîn) i. olaylar dizisi. tasarım. --best) 1. 2. (--ber. yusufçuk. i. sert. dramatik. eli boş dönmek. ıtma. yudum. drenaj. cereyan. -e nişan almak. 1. sürmek. kestirmek. 2. tasarlamak. 1. 2. z. 2. suna. dramatize etmek. s. (sabit) İng. dramatik. perde. bak. 1. sürüklemek. -i benzetmek. 2. sürümek. süzmek. (su) çekmek. Yemek tepsisini taba ğına doğru çekti. akaçlama. 1. san. f. drape.. ak ıtmak. soğuk hava akımı olan. (--ged. kalın perde. askere almak. beraberlik.men (dräfts´mîn) i. i. taslak. ilgi çeken şey/olay/kimse. kura.teknik resim. drama. dramatik f. dram. dramatik kamçılayan. i. hafif uyku. 3. 1. 2. 6. 1. s. s. sürüklemek. f. k. 3. İng. geri çekmek. kasvetli. damlalık. dramatize. tiyatro sanatı. dramatik hale sokmak. ejderha. -i kar şılaştırmak. 2. oyun yazar ı. akmak.. i. kanalizasyon. 2. çekme. oyun. i. . 1.. kumaşla örtmek. şekerleme yapmak.bir biçimde. 1. çekmek. süzülmek. (piyangoda) çekiliş. f. çoğ. ölü (renk). f. 4. bulaşık damlalığı. --ging) 1. müsveddesini hazırlamak. 3. geri çekilmek. tiyatro edebiyat ı. s ıkıcı. çek. drafts. çoğ. sürüklenmek. cereyanlı. 1. draft 1. başarısız olmak. ödeme emri. Doctor. uzatmak. tüketmek. fıçıdan çekilen (bira). dramatikco şku veren. 3. suyunu çekmek. suyunu döşemi. buldozer. 2.. kestirme. bak. 2.. 4. ayaklar ı geri geri gitmek. s. geride kalmak. İng. 3. --n) 1. yavaş yavaş öne geçmek. f. drama. dili hiçbir cevap sonuç ç ıkarmak. boşaltma. çekmek. piyes. (drew.. f. ejder. s. zorlayıcı. çekim. çizim tahtas ı. 3. i. dramlaştırmak. f. k. tiyatro ile ilgili. f. istemeyerek gitmek veya kabul etmek. atık su borusu. ak 3. çekme.. çizim. i. akaçlamak. poliçe. f. bitirmek. i. i. (sabit) damlalık. bak. bak. 2. i. 2. uyuklamak. k ıs. uzayıp gitmek. (topra ğı) taramak. dram. (piyangoda) bo ş çıkmak. çekiş. erkek ördek. i. 3. dramatize etmek. çekmek: He drew theberabere biten oyun. teknik ressam. müsvedde. şiddetli. tray of food closer to his plate. oluk. başarısızlığa uğramak. 5. lağım i. Drive. dili dozer. soba borusunun çekmesi. dram. f. piyes yazarı. 2. i. çekme. i. düzine. güz. kendini çekmek. kurutmak. i.. i.. i. f. 1.. dramatik durum. i. 1. çarp ıcı biçimde. drink. 4. draftsman. s. çekilmek. i. uykuya dalmak. i. 1. gen. draft 2. çekicilik. büyük k ızböceği. akaç. dili sonuç alamamak.doze doze off dozen dozer Dr drab draft draft draft drafting drafting board draftsman drafty drag drag on drag one´s feet drag one´s heels drag out dragon dragonfly drain drainage drainboard draining board drainpipe drake drama dramatic dramatically dramatise dramatist dramatize drank drape drapery drastic draught draughtsman draw draw draw a bead on draw a blank draw a conclusion draw a parallel between draw ahead draw away draw back i. duyguları özellik. bulaşık damlalığı. hava ak ımı.. (silah) çekme.

1. dehşet. 2. damla damla ak ıtmak. hayal kurmak. i.´nden) para çekmek. 2. telve. salyas ı akmak. 2. i. ha pansuman yapmak. (liman ı) f. i. tiy. rüya görmek.. bak. -i rüyas ında görmek. İng. k. draw. 5. k. i. s. kadın terzisi. resim. f. (k ızarmış hindi ile yenilen) ekmek kırıntılarıyla yapılan baharatlı bir yemek. çekmece. i. birini/bir şeyi rüyasında görmek. hulya. giyinip süslenmek. süslemek. (topu) sürmek. bak. tarama aygıtı. çöp. göz. konu şturmak. 2.o. ask.draw blood draw close draw interest draw lots draw near draw on draw out draw the line draw the line at draw up drawback drawbridge drawer drawers drawing drawing board drawing compass drawing pin drawn drawstring dread dreadful dream dream dream about s. sırılsıklam etmek. i. 2. 3. eskiz. f. i. hayalci. mak. i. (kontrat. çizim tahtas ı. k. 2. s. (at) bir s ınır koymak.t. yaklaşmak.´ni) haz ırlamak. 1. resim pergeli. f. çok kötü. bir hizaya getirmek. (--ed/--t) 1.tarakla temizlemek. 1. s. dili hayalinde yaratmak. f. tarak. sızıntı. tortu. hayalperest. 3. rüya gibi. hayal gibi.. dili azarlamak. 1. çizim. (deniz. faiz getirmek. 1. draw./s. i. 2. dezavantaj. 2. karakalem resim. 3. (saça) şekil vermek... s ıkıcı. . (bir fon. dili iki dirhem bir çekirdek. mahzur. dü şçü. dili berbat. yazmak. düzenlemek.b. düş. külot. 2. kura çekmek. uçkur. hesap v. f. tuvalet masas ı. rüya. t ırmık. pansuman. kasvetli. k. bak. 6. Kö şkün önüne bir limuzin i. raptiye. büyük korku. senet v. 3. İng. i. 1. tarak dubası. çok korkmak. söyletmek. robdöşambr. f. i. yaklaşıp durmak: A limousine drew up in front of the mansion.b. korku ve endi şe duymak. i. 1. korkunç. şifoniyer. sabahlık. dream. deh şetli.b. sak ınca. (yaraya)şlamak. i. ufak akıntı. -i reddetmek. hayal. ırmak v. dream that dream up dreamer dreamlike dreamt dreary dredge dregs drench dress dress down dress rehearsal dress up dressed up fit to kill dresser dressing dressing gown dressing table dressmaker dressmaking drew dribble kan ak ıtmak.süprüntü. piyango. giyinmek. giydirmek.´nin) dibini taramak. 2. açmak. damlatmak. kaldırma köprü. don. terzilik. uzatmak. i. göl. i. -i yapmamak. spor dripling yapmak. çekili ş. yaklaşmak. f. 4. f. 1. 1. (salata için) sos. kostümlü prova.

çok az miktar. dinamik. sürükleniş. bilg. k. saçma sapan söz. arabayla geçmek. tedricen ayrı düşmek. içki içmek. 2.. ape drive s. içki.o. delgi.deliye çok zor bir durumazsokmak. --ing/--ling) 1. kuru. --ping) damlatmak.o. birini iflas ettirmek. içkiyi fazla kaç ırmak. up k. drive s. ütü istemeyen (kumaş). kıstırmak. 5. kayma. i. straight drink to excess drinking drinking cup drinking straw drinking water drip drip-dry dripping dripping wet drive drive a hard bargain drive a hard bargain drive at drive away/off drive back drive by drive into a corner drive mad drive out drive s. talim. f. 2. damlamak. 2. i. sert. (drank.o.. enerjik. sürme. ehliyet. 2. s. -i kastetmek. şoför. 3. (araba) sürmek. to the wall/drive s. 2. alıştırma seyretmek/dinlemek. birini ıvanadan çıkarmak. amaçsızca sürüklenme. demek istemek. 2. defetmek. köşeye sıkıştırmak. birini ç ıldırtmak. dili birini delirtmek. k. i. alıştırma yaptırmak. damlama. sırsıklam. 2. i. salyas ı akmak. birini çok kızdırmak. talim drunk) 1. (matkapla) delmek. eriyerek yapılmış (giysi). bananas (damlalar) akmak.. kovmak. püskürtmek. k. birini çılgına çevirmek. f. drive s. yöneli ş.dribble down driblet dried drier drift drift apart driftwood drill drink drink a toast to drink like a fish drink s. kam ış. (su) s ızmak. müşterilerine arabalarında hizmet veren açık hava sineması.o.o. birini iflas ın eşiğine against the wall getirmek. seyircilerin arabaları içinde oturarak film seyrettikleri banka gişesi. 2. 2. dili sarho ş olmadan içki içebilme konusunda birini gölgede bırakmak. bak. süzülmek. 1. yönelim. f. araba sıkı bir pazarlık yaparak fiyatı çok indirmek. i. içmek. sürü ş. f. suların sürüklediği ağaç dalları. (drove. 2. 3. defetmek. 1. talim yapmak. s.uzakla şmak. 3. (--ed/--led. . kurutucu. müşterilerine arabalarında servis yapan lokanta. 2. 1. kurutucu madde. f. saçmalamak. (rüzgâr ın yığdığı) kar birikintisi. i. al ıştırma. wild drive-in drive-in window drivel driven driver driver´s license driveway driving driving rain i. arabayla önünden geçmek. 2. 1. birini deliye çevirmek. bak. kurutulmu ş. geri dönmek zorunda b ırakmak. sürücü belgesi. dry. matkap. 1. sürücü. 3. 1. to distraction drive s. f. ask. bir (birinin) s ıhhatine/şerefine içmek. drive. yağmur suyunu akıtan çıkıntı/yiv. yaptırmak. i. i. to -in şerefine içmek. k. içme suyu. demek istenilen sürüklenmek. içki içme. damla. dili birini ç ıldırtmak. i. birini deli etmek. dili 1. 1. 1. arabayla uzakla şmak/ayrılmak.t. suyu s ıkılmadan kurumak. ask. i.o. 3. s. uyumcu. 2. evin garaj ını sokağa bağlayan yol.o. bak. . çıldırtmak. i. 4. birini iflasa sürüklemek. s. fazla içki içmek. (içkiyi) sek içmek. ile gitmek: I drive to and sıkı a pazarlık sonucu birçok bilmiyor. 1. arabayla geri dönmek. ütü istemeyen kumaştan ak ıp donmuş yağ damlası. 4. i.anlam. 1. i. 2. kovmak.. damlalık. under the table drink s. (--ped/--t. dryer. içecek. şiddetli. sürüklenme. kullanmak: He doesn´t know how to drivebircar. drive s. 2. kadeh. dili birini birini döndürmek. --n) 1. up the wall 1. şiddetli yağmur. 1.o. 3. in büyük bir zevkle f. Araba kullanmas ınışey elde etmek. sırılsıklam. 1. birini kö şeye sıkıştırmak. canlı. 2. f.

angarya. uyuklamak. içkici. vızıltı. okula devam etmemek. s. susuzluk. 2. i. (suda) bo ğulmak. ağzı sulanmak. f. çam devirmek. içkili. i. iki satır yazıvermek. trampet. 1. ahçı. azalma. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. sütü kesilmiş (inek). 1. i. sarhoşluk. monoton ses. uykulu olma. hap. f.. susamış. pineklemek. ecza. 2. 5. ında) bacak. i.drizzle drone drool droop drop drop a brick drop a hint drop a line/note drop asleep drop behind drop down drop in at drop in on drop off drop out drop-off dropout dross drought drove drove drown drown out drowse drowsiness drowsy drudge drudgery drug drug addict drug habit druggist drugstore drum drumbeat drummer drumstick drunk drunk with success drunkard drunken drunkenness dry dry cell dry cell dry cleaner dry cleaning f. i. 1. i. ilaç. kurumuş. i. çiseleme. i. kuru pil. -i ziyaret etmek. davul. uyu şturucu madde. gaf yapmak. uykulu. hapçı. 2. 2. (--med. eczane. i. (bir sesi) (daha yüksek bir sesle) bast ırmak. bak. davul sesi. f. davul tokma ğı. (--ged. -e uğramak. 1. ağır ve sıkıcı bir iş yapmak. kuru temizleyici. dümbelek. süt vermeyen. 1. kulakzar ı. i. dü şme. dili pot k ırmak. kör (kuyu). iniş: a drop in prices k. azalmak. ilaçla uyuşturmak. homurdanmak. 6. 3. kuru temizleme. 7. 1. damla: a drop of water su damlas ı. 1. i. ağır ve sıkıcı bir işte çalışan kimse. i. e ğilmek. (üyelikten) ayr ılmak. uyuşturucu 2. trampet değneği. f. . kuru. susuz. okulu b ırakan öğrenci. i.. 1. ya ğmursuz. başarı sevinciyle kendinden geçmiş. i. inmek. 2. suyu çekilmiş. (bitki/çiçek) boynunu bükmek. geri kalmak. i. dü şüş. ağır ve sıkıcı iş. --ging) 1. çıkmak. dü şmek.bağımlısı. değersiz şeyler. 2. sert. f. sürü. 2. f. serpiştirmek. fışkın. 1. eczac ı. asalak. s. 3. i. trampetçi. 1. eğmek. sarkıtmak. 3. varil. dışık. parazit. drive. (yiyeceğe/içeceğe) uyuşturucu ilaç katmak. davul sesi. s. çisenti. 2. vızıldamak. i. 1. kuraklık. boğmak. 2. 2. 4. i. davulcu. düşmek. i. 2. imada bulunmak. i. sarkmak. içkili. uyuşturucu bağımlılığı. sarho ş. f. dokundurmak. ayyaş. 4. kulakdavulu. f. bir damla su. (yağmur) çiselemek. bak. baget.. maden posas ı. kurak. uyuyakalmak. ekti. dik iniş. f. 2. 1. (kümes hayvan drink. artık. uyu şukluk. 2. i. sarhoş. s. kuru pil. pusula göndermek. f. --ming) davul çalmak. cüruf. erkek ar ı. anat. 1. 1. süprüntü. bükülmek. uyku veren.

dişi ördek. gere ğince. ikili. s. 2. 1. dig. duygusuz. hayretler içinde b ırakmak. i. suya dalmak. s. i.. --bing) dublaj yapmak. çoğ. Bu mesele i. k. 3. ördek. i. atmak. f. patlamayan mermi/bomba.. f. s gibi. 2. hardal tozu. çoğ. f. şüpheli. i. (--bed. 5. başını çabucak eğip kaldırmak. (du´plıkeyt) 1. onikiparmak ba ğırsağı. boşaltmak. f. i. ördek yavrusu. tüp. belirsiz. dili tutulmu ş. 2. meme. düo. 1. i. gabi. s. 4. i. f. kopyasını yapmak. yapmak. dük. damperli çöplük... 1. eş. 2. enayi. blucin pantolon. 3.b.D. s. i. hile. last being given due attention. düello etmek. 2. kalın kafalı. hayvan tersi. toptan ucuza satmak..B. kot. çifte. düet. 2. sessiz. dilsiz. i. anat. 3. 1. 2. bak. f. 2. i. i.dry cough dry dock dry goods dry mustard dry quart dry up dryer drying rack dual dual-purpose dub dubious duchess duck duckling duct dud duds due duel dues duet dug duke dull duly dumb dumbfound dumfound dummy dump dump truck dumping dumps dun dunce dune dung dungarees dungeon dunk duo duodenum dupe duplex duplicate duplicity kuru öksürük. f. kanal. batırmak. kuru havuz. donuk. tükenmek. (--ned. i.). tüketmek. s. kararsız. çift amaçlı. İng. gübrelemek. dili sersem. A. damping. f. mankafa. i. i. manken. sönük (renk).. kurutma makinesi: hair dryer saç kurutucusu. i. sahte şey. i. kurutmak. 1. sersemlemek. tic. matb. emzik. çift. çoğ. 5. 2.. dampingtaklit. budala. s. çoğ. i. den. This matter is at i. (akla/kanunlara/toplumca makbul say ılana) uygun olan. duo. dumbfound. kör. düşes. 1. kumul. 3. düo. filmi çekimden sonra seslendirmek. 4. kurumak. 1. 1. tic. manifatura. kafasız. ödenti. ahmak. i. z. (başını/vücudunu) suya sokup çıkarmak. kopya.. kuşkulu.düzenbazlıkarmak. çift. i. --ning) alaca ğını istemek. i.. 2. yapay. bak. ba şarısız kimse. kot pantolon. dili giysiler. çift. suretini ç ık. safdil. blucin tulum. kopya etmek. hakkıyla. 1. f. tam zamanında. 1. mensucat. anlayışsız. şaşırtmak. budala. mus. i. makas v. düello. doland ırmak. banmak. 4. hak ettiği. sahte. kasvetli.kamyon. ikiyüzlülük. k. f. suya daldırmak. clothes dryer çamaşır kurutma makinesi. maket. toz hardal. 2.. s. borçluyu sıkıştırmak.. taklit. . ikili. kesmez (bıçak. aldatmak. 1. 1. (du´plıkît) 1. gerektiğiıkıcı. çift yönlü. zindan. 2. gübre. terz. f. i. uygun olarak. i. aidat. 2. aptal. çöp yığını. 1. s. blucin.101 litre. s. gereken: f. f. güvenilmez. kurutucu. dubleks. fiyasko. çamaşır askısı. palaz.

i. Eastern. esnas ında. önemini kaybetmek. hevesli. bask ı. boya. Her şey tozlandı. İngiliz alfabesinin beşinci harfi. canlılık. die. devamlı. cüce. toz/süprüntü yığını. dustcloth dustheap dustpan dusty Dutch Dutch treat Dutchman Dutchwoman dutiful duty duty to/towards duty-free dwarf dwell dwell in dweller dwelling dwindle dye dyestuff dying dyke dynamic dynamite dynamo dynasty dysentery dyspepsia E E. i. s. s. istekli. her bir. -e karşı sorumluluk. 2. Hollandal ı. 2. Hollandalı erkek. i. süresince. devimsel. f. çoğ. Hollandalı. i. English. i. giderek küçülmek. ev. Hollandalı kadın. i.en (d^ç´wîmîn) i. gittikçe ufalmak. sağlam. küçük göstermek. boya maddesi. faraş. Dutch. Hollandaca. koyu esmer. i. f. dinamitlemek. 2.men (d^ç´mîn) i. i. dike. -de ikamet etmek. istek. tozlu. s. dinamitle havaya uçurmak. eskimez. 1. gümrük vergisi. tanesi. s. 1. renk. boyamak. i. i. cücele ştirmek. E. dizanteri. dili masraf çoğ. 1. 2. e ea each each one each other eager eager beaver eagerness i. ikamet etmek. Dutch. ceket. 1. kanlı basur. her biri. argo görevine fazlas ıyla bağlı kimse. sayg ılı. oldukça karanlık. z. Hollandaca. two million liras each tanesi iki milyon lira. i. ödevcil. i. 2. i. i.. can atan. Hollanda´ya özgü.. oturmak. 1. k ıs. f. alacakaranlık. cüce. sakin.. i. 2. gümrüksüz. boyanmak. s. 1. dayan ıklılık. edat boyunca. 1. i. i. dispepsi. -de oturmak. k ıs. 1. Hollandalı. 2.wom. s. each. dinamik. gümrük resmi. süreklilik. hanedan. bak.durability durable duration duress during dusk dusky dust dust cover/jacket Dust has settled on everything. 2. şömiz. toz gibi. toz bezi. i. 3. bak. Hollanda. 1. 2. süreklilik. s. tıb. biri. yava ş yavaş azalmak. arzu. 1. 2. hazımsızlık. dinamik. tozunu almak. 1. toz serpmek: dust a cake with sugar keke şeker serpmek. toz. f. konut. her birbirini. ın Alman usulü bölüşüldüğü eğlenti. oturan. bodur.. s. 2. i. f. devam. i. görev. s. vazife. 1. zorlama. zam. sürekli. canl ı. ödev. i. ikametgâh. 3. -de. tıb. . dinamo. East. 2. toprak. devam. mesken. s. 2. 1. (dwelt/--ed) 1. k. dinamit.. f. i. şevk. f. hareketli. zarfında. 2. f ırçalamak: She is dusting the furniture. mekanik gücü olan. her. akşam karanlığı. süre. on (bir konu) üzerinde durmak. dayan ıklı.

s. i. i. fikirleri altüst eden. k. zelzele. 5. s. 2. topraktan yap ılmış. doğuya. işitme duyusu. z. elek. rahat. yer solucan ı.. gevşetmek. erken. yersars ıntısı. s. s. s.. dikkatle yerleştirmek. doğuya doğru. f. s. 1. topra ğa benzer. doğudan. kolaylık. yumuşak davranış. z. i. s. 1. f. doğuya yönelen. 2. s. z. doğuya doğru. 2. kolay. rahat.. erken kalkan kimse. küpe. bak. Paskalya yumurtas ı. 3. 2. i. i. doğudan esen (rüzgâr). kazanç. 2. kaba. hayvanlar ın kulaklarına takılan marka. rahat rahat. 3. şövale. papara. incelikten yoksun. vakitsiz. z. doğudan esen. 2. s. vaktinden evvel. doğu. kartal. i. 2. s ıkıntıdan kurtarmak. yavaş yavaş hareket ettirmek. doğuya ait. Paskalya. i. 2. i. (biri/bir hayvan) yapt ığı hizmetle kendi masrafını çıkarmak/karşılamak. i. headphone. kâr. dünya. 2. 1. topraksı. dili 1. kulakdavulu. maa ş. kulakmemesi. z. z. kulakzar ı. doğuya bakan.eagle eagle-eyed ear ear eardrum earful earl earlobe early early riser early warning system earmark earn earn one´s keep earnest earnest earnest money earnings earphone earring earshot earsplitting earth earthen earthenware earthly earthquake earthshaking earthworm earthy earwax ease ease ease off/up easel easily easiness east Easter Easter egg easterly eastern eastward eastwardly eastwards easy easy i. doğuya doğru. eski. dünyaya ait. dili kolayca. çanak çömlek. doğu yönünde. başak. yumuşaklık. teminat akçesi. 1. doğusal. sağır edici (ses). f. i. 1.. toprak.. inançları kökünden sarsan. kazand ırmak. 2. keskin gözlü. z. kolayca. topraktan yap ılmış. z. bir yana koymak. kazanmak. 2. azar. doğuya doğru. karaku ş. rahat ettirmek. doğudan. i. deprem. zamans ız. (bir şeyin) esas niteliği. i. 1. kulak kiri. doğuya doğru. s. İng. şark. 1. s. s. gelir. pey akçesi. 1. 1. s. z ılgıt. i. 1. ressam sehpas ı. rahatça. anat. 2. i. ilk. i. 2. doğuya yönelen. . kolaylıkla. 1. bir sürü dedikodu. doğu yönünde. ciddi. s. beklenmedik bir sürü laf. i. erken uyar ı sistemi. i. belirli bir maksat için ayırmak. toprak. toprak. 3. sıkıntısızlık. toprak. kulak. a ğırbaşlı. (ağrıyı) yatıştırmak. kont. i. doğu. doğu. i. gündoğusuna bakan. Paskalya yortusu. i. kolaylık. kolaylaştırmak. s. 4. i. k. 1. i. dünyevi.

. dili kendi kendini yemek. (ate.. i. bak. kademe. ekonomist. k ıs. seçmeci. uysal. i. 1.. Ekvador. kibri k ırılmak. deniz sular ının çekilmesi. --es) yankı.. k. kendinden geçmi ş. içi kaynayan. i. çevrebilim. 2. 2. i. vecit. tutumlu. s. i. (deniz) çekilmek. i. s. i. fels. fels. k. k ıs. (çoğ. eksantrik. s. i. tutulma. f. dini. rahip. iktisat. i. seçmeciliğe ait. dili sözünü geri almak. 1. tasarruf etmek. dışmerkezlilik. economic. --en) 1. s. 2. 2. seçmeci. . ekonomi. garip bir kişi. burnu sürtülmek. 1. i. çevrebilimci. esrime. eksantriklik. saçak. Ekvador. gökb. yemek yemek. k. Ekvador´a özgü. f. k. ekonomi bilimi. sevinç dolu.. ışığını karartmak. ekler (bir çe şit pasta). f.. taşan (sıvı). çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş. economy.easy chair easy mark easy money easygoing eat eat humble pie eat one´s fill eat one´s heart out eat one´s words eat s. 2. tıb. (birini) gölgede bırakmak. i. bak. tekrarlamak. tüm kiliselerin birle şmesini amaçlayan. seçmecilik. kabahatini itiraf edip af dilemek. s. Ekvadorlu. i. eksantriklik. 1. abanoz. çok üzülmek. içi içini yemek. i. 2. yumu şak başlı. dili kolayca aldat ılabilen kimse. ekolojist. tükürdüğünü yalamak. 1. acayip. 1. kaynayan. ekolojik. s. çevrebilimsel. dili aşırı miktarda yiyerek birinin bütçesini altüst etmek. i. 1. economize. f. garip. s. s. egzama. s. economics.. tutumluluk. s. ekonomi yapmak. papaz. kolay kazan ılmış para. d ışmerkezli. mayasıl. i. tüm kiliselerin kabul etti ği. fels. Ecuadorian. karnını doyurmak. İng. tekrarlanmak. (on) -e kulak misafiri olmak. i. inik deniz. ekonomik. tuhaflık. eksantrik. kendinden geçme. şevkli. i. f. f. co şu. s. 2. s. yemek. s.. 2. ekosistem. 2. ekonomik. Ecuadorian.o. tuhaf. bak. 1. s.. Ekvadorlu. (birinden) üstün çıkmak. yankılanmak. i.. kiliseye veya kilise örgütüne ait. iktisadi. ekoloji. i. esrik. 1. tasarruf.. the European Community. ask. i. out of house and home eat up eaves eavesdrop ebb ebb tide ebony ebullient EC eccentric eccentricity ecclesiastic echelon echo éclair eclectic eclecticism eclipse ecological ecologist ecology econ economic economical economics economise economist economize economy ecosystem ecstasy ecstatic Ecuador Ecuadoran Ecuadorean Ecuadorian ecumenical eczema rahat koltuk. i. 2. eksantrik. 2. iktisat yapmak. f. i. çok mutlu. cezir. ekonomi.. ekonomiyle ilgili. 1. iktisatç ı. i. hesaplı. i. yiyip bitirmek. iktisat. aksetmek. co şkun. kiliselerin tümünü temsil eden.

Edam. f. s. i. istenen sonucu veren. başarmak. f. s. efemine. çoğ. etkili. etkili. 1. eğitimci. eğitici. i. (çoğ. i. kenar ına bordür yapmak. (bir tarafa do ğru) yavaş yavaşyandan. etki. gitmek. gidermek. atık su. yerine getirmek. anafor. üstünlük.. büyük yap ı. i. istenilen sonucu veren. bak. atık su. sinirli. i. eğitimsel. nakit. 2. dantel. k ıs. s. kenar. 1. redaktör. 1. s. i. efervesan. etki. silmek. i. bitkin. edited. s. f.ed Edam Edam cheese eddy edema edge edgewise edginess edging edgy edible edict edifice edify edifying edit editing edition editor editorial editorship educate educated education educational educator EEC eel efface efface o. anaforlanmak. i. burgaçlanmak. 2. i. redaksiyon. 1. s. kolay. f. --s/eel) yılanbalığı. dikkatleri üstüne çekmemeye çal ışmak. girdap. eğitmek. eğitsel. effect effective effects effectual effeminate effervesce effervescent effete efficacious efficacy efficiency efficient effigy effluence effluent effort effortless k ıs. 3. i. efemine. eğitim. editör. tesirli. i. halsiz. editörlük.s. etkili. redaksiyon yapmak. editor. emir. edam. gerçekle ştirmek. i. ferman. 1. z. tic. e ğrim. 2. atık madde. yok etmek. 1. akıntı. çevri. randımanlı. i. ahlakça yükseltmek. köpürmek. dışarı akma. çaba. eğitimli. tıb. f. efektif. gayret. yenebilir.. eşya. sonuç. tesirli. s. 2. s. kabarmak. f. yiyecek. tahsilli. 1. fayda. mal. kenar suyu. s. s. sinirleri gergin. yan yan. dili avantaj. f. i. i. i. . yanlamas ına. verimsiz. zahmetsiz. edition. başmakale. Hollanda peyniri. 2. the European Economic Community. i. redaktörlük. burgaç. i. i. 2. k. yürürlükte.. 2. hızlı ve verimli çalışma. yarar. s. güçsüz. suta şı. kadınsı. atık madde. i. edisyon. i. sinirlilik. i. s. ödem. f. i. hızlı ve verimli çalışan. i. ahlakça yükselten. i. k ısır. eğitmen. okutmak. 2. i. bas ım. 1. efor. s. bozmak.

k ışkırtmak. VIII). i. 1. korkunç: an egregious mistake korkunç bir yanl ış. i. mak. i. s. yumurta ak ı. 2. (on) ayr ıntılarına girmek. elastiki. 1. bo şalma. s. sekizde bir. ben. i. elastik. f. değil mi? 2. i. fevkalade kötü. bo şalmak. kovmak. sekizlik nota. meni gelmek. karmaşık. Ne?/Ha?: ´´Come here!´´ ´´Eh?´´ ´´I said ´Come here!´ ´´ ´´Buraya i. ikisi de. 2. onsekiz rakam ı (18. s. benlik. s. 2. onsekizinci. s. f ışkırtıcı. i. esnek. . ünlem. dili 1. i. f. sekiz. ego. akmak. girişik. yumurta kabu ğu. M ısır. i. f. yumurta kabı. k.. sekiz rakam ı (8. zam. i. entelektüel. ünlem. i. M ısırlı. 1. s. i. 1. onsekiz. yumurta ak ı. f. k ıs. i. bencil. beniçincilik.. i. Mısır´a özgü. f. her ya bu ya o. çıkarmak. girift. 2. defetmek. dışarı atmak. 2. 2. (zaman) geçmek. Mısır. egosantrizm... seksen rakam ı (80. El Salvador. lastik. XVIII). çok ayr ıntılı ve çok iş isteyen. f. seksende bir. 1.effrontery effusive eg egg egg egg white egg white eggbeater eggcup egghead eggplant eggshell ego egocentric egocentricity egoism egoist egotism egotist egregious Egypt Egyptian eh eiderdown eight eighteen eighteenth eighth eighth note eightieth eighty Eire either either this or that ejaculate ejaculation eject ejector eke eke out eke out a living El Salvador elaborate elaborate élan elapse elastic i. s. s. i. müz. i. onsekizde bir. 1. sekizlik. egoizm. s. benlikçilik. . LXXX). i. (bir şey yapmakla) (yetersiz bir şeyi) artırmak. egotizm. coşkun. yumurta ç ırpacağı. on tahrik etmek. eight-hour day günde sekiz saat çalışma sistemi. bencil. k ıt kanaat geçinmek. i. sekseninci. sekizinci. kuştüyü yorgan. exempli gratia (for example) mesela. canlılık. s. i. yumurta. 2. s. On either side of him sat a cat. fışkırtmak. birdenbire yüksek bir sesle söylemek. s. taşkın. eh? Şanslı bir herif. s. egosantrik. 1. küstahlık. lastikli. i.. İrlanda Cumhuriyeti. i. bencillik. Her iki taraf ında bir kedi oturuyordu. argo entel. 2. yumurtalık. 2. seksen. 1. patlıcan.. i. İkisini de sevmiyor. ejektör. i. i. örneğin. şevk. de ğil mi?: He´s a lucky guy. Mısırlı. her iki: She doesn´t like either one. 1. lastikli şerit. egoist. beniçinci. yüzsüzlük. i. meninin atılması.

dirsekle itmek/vurmak. i. dili alın teri. elektrik lambas ı. oldukça ya şlı. i. i. elektrik. emek. fiz. seçimle elde edilen (bir makam). elektrik yayı. rahatça hareket edilebilecek yer. s. seçmen. elastisite. elektrik ark ı. k ıvanç. elektrikli. elektriklendirme. mürver. i. elektrikli alet. f. dirseklemek. i. i. i. 2. elektrikle öldürmek. i.. 2. s. elektrik kuvveti. çoğ. seçmek. ağabey. elektrik ak ımı. elektrik motoru. iste ğe bağlı. elektrokardiyogram. elektrik tesisatç ısı. elektrikli sandalye. 3. i. elektrikli. dirsek. 1. çok sevindirmek. f. 2. elektriklendirmek. tıb. k ıvançlı. elektrikle ilgili. elektrik ark ı. elastiklik. elektrikle ilgili. elektrot. ite kaka yol açmak. seçmeli ders. k. elektrikli tıraş makinesi. seçim propagandas ı yapmak. elektrifikasyon. yaşlı/itibarlı kişi. . i. 1.elasticity elate elated elation elbow elbow grease elbowroom elder elder elder brother elder sister elder sister elderly elders eldest elect election electioneer elective elector electorate electric electric arc electric arc electric chair electric current electric eye electric fan electric guitar electric light electric meter electric motor electric power electric shaver electrical electrical appliance electrical engineer electrical engineering electrician electricity electrification electrify electrocardiogram electrocute electrode electrolysis electrolyte i. elektroliz. esneklik. elektrik cereyanı. s. elektrik mühendisliği. seçim. büyük. i. f. elektrikli ayg ıt. i. i. s. elektrik saati. i. elektrikçi. s. çok ne şelendirmek. elektrikli sandalyede idam etmek. yaşça büyük. sevinçli. f. heyecanland ırmak. seçmenler. 1. abla. s. i. 2. 2. sevinç. f. i. s. f. heyecan vermek. 1. elektrikli göz. vantilatör. mürver a ğacı.. (yaşça) en büyük. elektrolit. (yaşça) büyükler. elektrogitar. elektrik mühendisi. elektriklemek. i. 1. geni ş yer. abla.

yükseltme. i. s.electromagnet electromagnetic electron electronic electronic music electronic music electronics electropositive electroshock elegance elegant elegy element elemental elementary elementary education elementary school elements elephant elevate elevation elevator elevator shaft eleven eleventh eleventh hour elf elicit eligibility eligible eliminate elimination elite elixir elk ellipse ellipsis elliptical elm elocution elongate elongation elope eloquence eloquent else elsewhere i. giderme. frenlenmemi ş. gidermek. elektromanyetik. i. 3. f. el. 2. sağlamak. son dakika. 2. i. 2. 3. 3. uygunluk. 1. -e yol açmak. elektrom ıknatıs. elit. dizginsiz. terfi. başka yere. i. kald ırma. uzatmak. doğadaki güçlere özgü. elves (elvz) i. s. kald ırmak. on bir rakam ı (11. 2. öğe. s. çoğ. XI). 1. (bilgi) edinmek. yok etmek. karaağaç. 1. 1. 3. 2. iksir. on birde bir.. i. 3.lip. zarif. i. 2. s. 4. kim. 3. başka: What else can he do? Başka ne yapabilir? Who else was there? Orada başka kim vardı? Where else can they be? Başka nerede z. 2. s.. i. i. eliptik. temel ilkeler. k. ilköğretim okulu. elektronik müzik. 1. gruplar. i. asansör bo şluğu. zarafet. seçkinler. i. . (yar ışçıyı) eleme. s. cüce ve yaramaz cin. eksiltili anlatım. coğr. yükseltmek. zool. söz söyleme sanat ı. i. a ğıt. i. eksilti. i. 1. kolay. 1. başka yerde. 2. f. (for) -e uygun. ilkel. elektronik müzik. i. f. on bir. elektroşok. seçkin. elektropozitif. (gerçe ği) ortaya çıkarmak. 2. -e neden olmak. 2.. basit. 2. 1. s. elektronik. unsur. â şığıyla kaçmak. s. elit. yükselti. s.. uzatma. eleman. silo. element. fil. etkili ve güzel söz söyleyen. dili öldürmek. i. 2. başlayanlar için: elementary French course yeni başlayanlar için Fransızca kursu. i. temel. konu şma tarzı). the doğa güçleri. parça. (bir yar ışçıyı) elemek. öğe. doğal. asansör. tıb. f. on birinci. i. temizlemek. 1. çoğ. elips. 1. ilkel. s. 2. i. çoğ. terfi ettirmek. ilköğretim. 1. eleji. dilb. avrupamusu. f. elektronik. i. i. yok etme. z. s. etkili ve güzel konuşma tarzı. etkili ve güzel (sözler.ses (îlîp´siz) i. kanadageyiği. elektron. etkili ve güzel söz söyleme yetene ği. evlenmek için evden kaçmak. 1. i. s. 1.

2. f. s. f. f. serbest b ırakma. (bir dine) girmek. acil ç ıkış kapısı. in (belirli/somut f. i. s ıkışmış. güç durumda. (birine) sar ılmak. simge. köz. bir deri bir kemik kalm ış. f. amboli. (birini) (zor bir işe) sokmak. yüreklendirmek. . mahcup olma. kasnak. çoğ. 1. -e girişmek. 1. 2. f. 2. i. aklına gelmemek: The name 2. hat ırlayamamak. azat etmek. i. burmak. kuvvetten düşürmek. özgürlüğüne kavuşturmak. (bazı k tahnit etmek. karıştırmak. eludes me. 2. (bir metnin) yanlışlarını düzeltmek.ısımları çıkararak veya sansür ederek) (bir yazıyı) kuşa i. (bir program ın) sunuculuğunu yapmak. tıb. 2. tarifi zor. 3. of the town anlaşılması zor. 2. -den akmak. açıklamada bulunmak. 1. gemiye binme. (bir şeyin) somut hali. i. i. (anlatılan 4. (açlıktan/hastalıktan) çok zayıflamış. (bir dini) kabul etmek. utanma. sıskası çıkmış. o ğulcuk. süs. mahcup etmek. kutlamak. kucaklaşmak. nak ış. f. özgürlük. izahat vermek. amblem.. i. zimmete geçirme. bir tehlikeyi) atlatmak. kabartmak. azat etme. -den yayılmak. i. f. utandırmak. f. i. 3. 1. f. --ding) (in) (içine) iyice yerle ştirmek. enemek. bir halde) d ışa vurmak. s. 1. 1. işleme. (emanet para veya mülkü) zimmetine geçirmek. 2. elf. i. kapsamak. i. i. 1. 1. i. f. açıklamak. öykü veya olayı) hayalinden bir şeyler katarak süslemek. mumyalamak. zümrüt yeşili. bir (bir teklifi) kabul etmek. --es) ambargo. hadım etmek. sunucu. kendisi: She is the embodiment of elegance. cesaret vermek. Şehrin adı aklıma gelmiyor. 2. 2. from f. -e başlamak. çıkmak. kapsamak. süslemek. s. Zarafetin ta kendisi. i. toprak set. i. acil durum. i. i. i. gömmek. armalarla donatmak. bak. (metne ait) düzeltme. 3. kor. (izleyenleri. meydana çıkmak. -den fışkırmak. f. s. 1. 1. (--ded.elucidate elude elusive elves emaciated emanate emancipate emancipation emasculate embalm embankment embargo embark embark on/upon embarkation embarrass embarrassment embassy embattled embed embellish embellishment ember embezzle embezzlement embezzler embitter emblazon emblem embodiment embody embolden embolism emboss embrace embroider embroidery embroidery frame embroil embryo emcee emend emendation emerald emerge emergency emergency door/exit f. from den kurtarmak. gemiye binmek. süsleme.-den ç ıkmak. i. f... tezyin etmek. i. kakmak. yakalanmas ı zor. süslemek. f. biyol. (birini) kucaklamak. çabucak geçen. 1. embriyon. f. zimmetine para geçiren kimse. f. zümrüt ye şili. elçilik. 2. f. i. 2. (çoğ. kabartma desenle süslemek. f. serbest b ırakmak. f. sefaret. zümrüt. kurtuluş. 1.. üzerine nak ış işlemek. f. 3. utanç duyma. hayata küstürmek.

1. 1. yükseklik. görevli. 1. i. i. f. kazanç. tıb. i. s.pha. s. i. i. deneycilik. iş bulma bürosu. 1. göze çarpan. vurgu. of -den yoksun. giderken. i. heyecan. boşaltmak. yüksek bir mevki. i. zımpara. benzerini veya daha iyisini yapmaya çal ışmak. işveren. anfizem. boş laf. 3. s. duygu. i. yayma. 1. f. bak. eli boş. duygulu. iş verme. s. yumuşatıcı. istihdam. ücret. imparator. s. göç etmek. 2. imparatorluk. . vurgulamak. i.ses (em´fısiz) i. ampirik. i. i. 1. acil tedavi. tan ınmış ve üstün. i. 2. f. ünlü (kişi). önem. iş ve işçi bulma kurumu. dökülmek. özel bir görevle gönderilen ki şi. göçmen. f. taklit etmeye çalışmak. duygusal. emisyon. i. s. kesin olarak. f. imparatoriçe. maa ş. heyecanl ı. i. 1. kullanmak. çalışan. k. i. i. i.emergency landing emergency treatment emergency ward emergent emeritus emery emery board emetic emigrant emigrate emigration émigré eminence eminent emissary emission emit emollient emolument emotion emotional empathy emperor emphasis emphasise emphasize emphatic emphatically emphysema empire empirical empiricism empiricist employ employee employer employment employment agency empower empress emptiness empty empty words empty-handed emulate emulsion en route mecburi iniş. duygu sezgisi. his. yüksek (mevki). 1. ampirizm. yolda. frapan. siyasi göçmen. fışkırtmak. kusturucu (ilaç). ruhb.. yaymak. s. f. 2. ç ıkarma. işçi. bir ba şkasının duygularını anlayabilme. dili aç. deneysel. yüksek yer.. 2. 3. emülsiyon. 2. boş. s. z. boşluk. yetki vermek. i. istihdam etmek.. vurgulama. yüksek (yer). bir hizmet veya i şte kullanmak. s. (--ted. i. i. f. göç. i. zımparalı tırnak törpüsü. dökmek. boş şey. vurgulanarak söylenen. 2. 2. deneyci. çıkan. İng. tepe. üzerinde durarak. em. ısrarlı. s. i. i. 2. emeritus (emekli bir üniversite ö ğretim görevlisine verilen unvan). ampirist. boş. bo şalmak. mal. patron. (hastanede) acil servis. i.. çoğ.. emphasize. i. --ting) ç ıkarmak. yumuşatıcı ve acıyı dindiren merhem. f. 3. meydana çıkan.

f. uç. f. bitirmek. 2. gayret.. (bir şeyi) (bir mektupla aynı zarf içine) koymak: I´ve enclosed a photograph with this çit v. gaye. . çit v. i. kaplamak. küçük masa. özgü. i. son. f. cesaret vermek. 2. 3. son vermek. bak. ünlem Bravo! i. s.b. yük. özendirici. 1. emay. i. upon (ba şkasının hakkına) tecavüzde bulunmak. yüreklendirme. onaylamak. minelemek. son. 2. 2. büyüleyici.o. f. encyclopedia. yabanimarul. f. ipotek. rastlamak. bitmek. f. f. durmadan... endearing endeavor endemic ending endive endless endlessly endlessness endorse endorse a bill endorsement endow (an rut´) yolda. 3. amaç. 3. (di şlere ait) mine. f. 2. maksat. etraf ını çevirmek. 3. (bir yeri) (duvar. f. teşvik etme. s. i. enclosure. 1. 2.Bu mektupla birlikte bir foto ğrafile) çevrili olan i. ak ıbet. sonsuz. f. ku şatmak. tatlı. i.en route enable enact enamel enameled enamor enamour encase enchant enchanting enchilada encircle encl enclose enclosure enclosures encompass encore encounter encourage encouragement encouraging encroach encroachment encrust encumber encumbrance encyclopaedia encyclopedia encyclopedic end end table endanger endear endear o. i. i. örtmek. yüreklendirici. 1. 2. son. büyülemek. yer. teşvik etmek.b. 2. enclosed. with -e ba ğışta bulunmak. k ıs. çok güzel. i. fevkalade. mümkün k ılmak. sevdirmek. s. f. f. f. 1. imkân vermek. sonek. i. 2. s. ile) çevirme. niyet. kapsamak. s. (mektupla ayn ı zarf içinde) gönderilen şeyler. (--ed/--led. 2. 1. tehlikeye atmak. 2. (duvar. 1. ansiklopedik. mec. 1. kendini birine sevdirmek.. dili harika. k. umut verici. enamor. (başkasının hakkına) tecavüzde bulunma. 1. dili (birinin) çok ho şuna gitmek. İng. çocuk. letter. cesaret verici. 1. 4. k. 2. sonsuzluk. f. f. te şvik edici. sevimli. O hastalık Hindistan´a dilb. f. f. 2. --ing/-ling) 1. sağlamak. 3. yüreklendirmek. gayret etmek. yasala ştırmak. mine. ciro etmek. emaylamak. i. i. 5. yetki vermek. i. çaba. çalışmak. sehpa. sona ermek. f. f. 1. bak. nihayet. s. (bir tehlike veya zorlukla) kar şı karşıya gelmek. bitmek tükenmek bilmeksizin. 1. gönderiyorum. 1. 2. tak ı. to s. s. cesaret verme. s.s. f. onay. yapmaya çalışmak. 1. i. huk. acımarul. 1. in (bir yer veya halka) özgü: That disease is endemic in India. özendirme. Meksika mutfa ğına özgü böreğe benzeyen acılı bir yemek. ölüm. çeki ciro etmek. 1. hindiba. özendirmek. f. i. 2. nihayet. ciro. emaye. z. İng. emaye. kuşatmak. 2. ilişiktekiler. ansiklopedi. bis. 1. ümitlendirici.

2. z. in 1.´ni) artırmak. birbirine geçmek.en (îng´glîşwîmîn) i. 2. dayanılabilir. tahammül. planlayıp düzenlemek. yükseltmek. yasaklamak. i. Allah vergisi. d. tutmak. 2. tıb. f. s. Eng. . İngilizce. güç. endways. f. çekici. 1. randevu. bak. İngiliz. çok sürükleyici (roman. 1. (dü şünce. etmek. i. i. uygulama. zayıflatmak. do ğuştan gelen özel yetenek. oy hakk ı vermek. 1. çekmek. İng. taahhüt. katlamak. gravürcü. sürekli. kuvvetten düşürmek.wom. energize. uygulamak. f. angaje etmek. doğurmak. 1. s. gravür. i. dayanma gücü. mühendis. meşgul (telefon). enerjik. 2. yutmak.. s. İng. enerji. f. enerji. İngiliz.. kucaklamak.endowment endurable endurance endure enduring endways endwise enema enemy energetic energise energize energy energy crisis enervate enfold enforce enforceable enforcement enfranchise Eng engage engage in engage s. hakkâk işi. mak. uç uca. ucu ileriye do ğru. English. i.o. f. dikine. s. uygulanabilir. motor. 2. söz. 3. nişanlanma. i. 2. dayan ıklı. 1. Gitmesini tembih ettim. 4. makinist. hakkâk. tatbik etmek. ile vermek. birbirine girmek. den.y. 4. meydana getirmek. çarpışmak. 1. hoş. sarmak. 1. kald ırmak. dik. 3. d. i. 2. f. enerji vermek. s. 1. İngiliz.men (îng´glîşmîn) i. i.lish. ba ğrına basmak. 3. tembih etmek. oymac ı.´ni) -e aşılamak. England. hakkâkl ık. tahammül etmek. muamma.). işe almak. birbirine geçirmek. f.. 2. i. f. çoğ.b.b. s.y. çarpışma. güç vermek. sözmeşgul olmak. i. vaat. 1. 2. kuvvet. (değer. dayanmak. İngiliz erkek. sevimli. f. hakketmek. i. belirli bir süre için ücretli i ş. uzunluğuna. erke. i. kafas ını bütünüyle işgal etmek. İngiliz kadın. bilmece. makinist. bak. içine çekmek. 2. bağışlardan oluşan toplu sermaye. çoğ.. faal. 1. film v.b. f. 2. düşman. ba ğışta bulunma. alışkanlık v. tenkıye. emretmek: I enjoined him to leave. f. 3. f. lokomotif. 1. i. -in içine iyice çektirmek/geçirtmek. z. dövüşme. s. f.lish. 3.´s attention engaged engagement engaging engender engine engine driver engineer engineering England English Englishman Englishwoman engrain engrave engraver engraving engross engross one´s thoughts engrossing engulf enhance enigma enjoin i. lavman. 1. taahhüt birinin kafas ını meşgul etmek. İngilizce. oymacılık. 1. 2. i. nişanlı. Eng. 2. s. f. enerji krizi. 2. İngiltere. 1.. k ıs. f. 5. 2. 3. çarkç ı. olu şturmak. fiyat v. yerine getirmek. kazımak. devamlı. mühendislik. 2. f. 1.

f. aydınlanma. 2. zenginle ştirmek. zevk almak. aydınlatma. zevk.s. deftere yazmak. askere kaydetmek/yazmak. in (birini) (olumsuz bir duruma) dü şürmek. canland f. dola ştırmak. teşebbüs. giri şmek. 3. bilgilendirme. 1. -e yerleşmek. band ıra. kaydetme. f. tatlı. i. başlamak. f. soylular s ınıfına almak. i. muazzam. mânia. 3. yerleştirmek. 1. zevkli. i. hiddetlendirmek. inquire.. eğlenceli. garanti etmek. kaydetmek. gerektirmek. 1. trup. -e girişmek. zenginleştirmek. girmek. yüceltmek. büyüme.the ensuing year ertesi sene. yeterli. öfkelendirmek. foto. şer. genişlemek. kaydını yapmak. eğlenmek. f. enjoyable enjoyment enlarge enlarge upon enlargement enlarger enlighten enlightened enlightenment enlist enliven enmesh enmity ennoble enormity enormous enough enough and to spare Enough! Enough´s enough. sağlamak. 2. i. birkaç parçadan olu şan kadın kostümü. sağlığı yerinde olmak. ardından gelmek. i. döpiyes. köle yapmak. f. 2. 2. 1. dolaşıklık. s. -e başlamak. meydana gelmek. yeter de artar bile. büyütmek. kaydolmak. kocaman. içine girmek. foto. daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak.enjoy enjoy good health enjoy o. f. -in aklına gelmek. asalet unvanı vermek. topluluk. kayıt. muazzamlık. agrandisör. yardımını sağlamak. sancak. 1. f. 2. büyük kötülük. aydın (kimse). bak. s. 2. enquire enrage enrich enroll enrollment ensconce ensconce o. yeterli miktar. değerini artırmak. büyümek. f. -i -in içinde ım. kaydetmek. anlaşmaya girmek. in ensemble enshrine ensign ensign enslave ensnare ensue ensure entail entangle entanglement enter enter into enter into an agreement enter on/upon enter one´s head enterprise f. f. girişim. 1. “Enter” tu şuna basarak (bir komutu) gerçekleştirmek. yazılmak. aydınlatmak. f. f. büyülteç. askere kaydolmak/yaz ılmak. 2. tuzağa düşürmek. ho şlanmak. 2. bütün. tak sayg ın bir yere koymak. düşmanlık. kâfi. z. -e girişmek. 1. karmakarışık etmek. husumet. karışıklık. aste ğmen. i. i. agrandisman. in (olumsuz bir şeye) karıştırmak. i.s. esir etmek.ırmak. çıkmak. i. -e başlamak. bayrak. 2. bulaştırmak. zengin etmek. i. hoşça vakit geçirmek. f. 1. s. f. bilgilenme.. 2. büyüklük. den. kâfi derecede. genişletmek. bilgilendirmek. 4. müz. i. f. bilg. f.. 1. . ünlem Yeter! Yeter artık! f. 4. tiy. s. f. büyütme. engel. temin etmek. hoş. i. izlemek. i. 1. f.

yalvar ış. 2. örtmek. entomolojist. i. tamam ıyla. giriş yeri. i. davet. şevkli. bütün. (about/over) göklere ç ıkarmak. ikram etmek. f. i. 3. giriş kapısı. büyülemek. s. birer birer saymak/söylemek. giriş izni. büyülemek. antrepo. i. tahta ç ıkarmak. gıpta edilecek. f. hararetli. ziyafet.b. (başkan) bir teklifi kabul edip kurula sunmak. 1. (birini) tatlılıkla (kötü bir şey yapmaya) ikna etmek. --ping) tuza ğa düşürmek. giriş. şevk. yakalamak. f. çekici. heves. eğlendirici. entomoloji. tamamen. 3. f. giriş. bütün. büsbütün. i. giriş. f. i. 2. 3. 2. 3. giriş. hepsi: the entire group grubun hepsi. siper. i. İng. f. giriş. giriş ücreti. s. (--ped. 1. eğlenceli. hak vermek. i. i. 2. 1. s. çok övmek. varlık. müteşebbis. f. baştan çıkarma. 1. f. ağırlamak. z. girişimci. girme. f. giriş yeri. (around) bir şeyi (başka bir şeye) dolamak. telaffuz etmek. saymak. müteşebbis. f. baş yemek. girme. böcekbilim. ku şatmak. zarf. (bitki. i. giriş. . i. i. yalvarma. f. istek. i. f. f. çekicilik. i. 2.enterprising entertain entertain a motion entertaining entertainment enthrall enthrone enthuse enthusiasm enthusiastic entice enticement enticing entire entirely entirety entitle entity entomb entomologist entomology entourage entrails entrance entrance entrance examination entrance fee entrap entreat entreaty entrée entrench entrenchment entrepôt entrepreneur entrust entry entryway entwine entwine itself around entwine s.t. tüm. emanet etmek.) (bir şeyin) etrafına dolanmak. s. balo. yetki vermek. yalvarmak. antre. çekici ancak tehlikeli şey. sarmak. kayıt. giriş ücreti. misafir etmek. enumerate enunciate envelop envelope enviable envious s. giriş sınavı. f. k ıskanç. beraberindekiler. 2. balıkla baş yemek arasında bir şekilde yerleştirmek. f. eğlendirmek. açıkgöz. maiyet. yılan v. 1. f. gömmek. ask.. s. cazip. böcekbilimci. parti. giriş yeri. uyanık. i. tamam. yakarış. sağlam yenilen yemek. i. bağırsaklar. i. 1. i. mezara koymak. mektup zarf ı. giriş. s. girişken. giriş hakkı.

i. epik. s.. eşit işareti (=). 1. piskoposlara ait. sakin. i. nükteli söz. nükte. diplomat. İngiliz tuzu.. İng. 1. temsilci. (olaylar zincirinde) olay. eşit. piskoposlarca yönetilen. f. epilog. radyo. s. s. . f. Hrist. eşitlemek. edeb. i. (Yeni Ahit´te yer alan) mektup. delege. i. i. aynı düzeyde olmak. 1. rahat. İki artı iki eşit dört. kafas ında canlandırmak. TV (dizide) bölüm. apolet. elçi. i. gıpta etmek. çevrecilik. epizodik.. i. dolay. i. i. epaulet. 2. kafas ında canlandırmak. çevresel. s. i. gelip geçici... 1.. Ekvator Ginesi. epiderm. i. saralı. 1. gıpta. i. s. ekvatoral. 2. s. 1. çevreci. muhit. depremin merkezi. salgın: flu epidemic grip salgını. destan. ça ğ... epizot. tasavvur etmek. emsali olmak: No one equals her. f. epik. i. çoğ. 1. 2. çok k ısa süren. sonsöz. i. salgınlaşmış. equalize. mezar kitabesi. i. ılım. jeol. ekvator. bak.. itidal. f. 1. haset. s. ile eşit saymak. aynı düzeyde. i. s. f. i. s. i. edeb. deprem öze ği. civar. f. kıskanmak. Hrist. i. k ıskançlık. tıb. i. 2. sara hastalığına özgü. İng. çok kısa ömürlü.. i. i. 2. 6 Ocak´ta kutlanan bir yortu. saralı. laf. tasavvur etmek. s. çevre. Emsali yok. i.. 2. bak. 1. bak. salgın. ılıman (iklim). f. destans ı. s. i. devir. i. (övücü veya hakaret edici) söz. sara. mektup. i. biyokim. eşit olmak: Two plus two equals four. epilog. 2. i.. temkin. eşitlik. i. i. 2. kolayca k ızmayan. i. eşit. denklem. enzim. 2.environment environmental environmentalism environmentalist environs envisage envision envoy envy enzyme epaulet epaulette ephemeral epic epicenter epidemic epidermis epigram epilepsy epileptic epilog epilogue Epiphany episcopal episode episodic Epistle epistle epitaph epithet epitome epoch Epsom salts equable equal equal equal sign equalise equality equalize equanimity equate equation equator Equatorial equatorial Equatorial Guinea i.

i. (heykel.b.b. 2. macera. 2. yapma. eşkenar: equilateral triangle. yok etmek. paçayı kurtarmak. a şındırmak. akl ından çıkmak. dimdik. kızışmak. in şa etme. döküntü. 1. yok etmek. jeol. bağ. --ping) donatmak. biniciliğe ait. gökb. dikelmiş. i. i. i. muh. s. kaç ış. f. as. s. donatım. 1. hata.kurtulmak. s. s. ekinoks. 1. s. edat. i. Ekvator Gineli. adaletli. 2. patlak verme. Eritrea´ya özgü. i. adalet. ayak işlerine bakan kimse. hata etmek.´ni) yükseltmek. kaçamaklı. Eritrealı. atlatmak. i. 1.b. 2. önce. s. tic. (sava ş. silmek. 2. f.. 2. birinin pençesinden 3.b. yükselmek. i. firar etmek.´ni) dikme. dengesiz. penisin sertleşmesi. 2. gözünden . kaçamaklı konuşmak. Ekvator Ginesi. 2. i. 3. erozyon. bilginlik. f. a şınma. gün tün eşitliği. s. ılım. kurma.o. atlı (heykel/portre): an equestrian statue of Napoleon Napolyon´un atlı aynı mesafede olan. ayakta duran. silinmiş yer. 1. iki anlama gelebilen. 2. silinti. ayakçı. yürüyen merdiven. aşındırıcı. kaçmak. kurmak. yanlış. dik. erotik. f. bilgin.mine) ermin. birden değişiveren. kurtulmak. i. ça ğ. 1. 1. kaçmak.´s grasp i. heykeli. 2. i. (çoğ. gidermek. 1.. Ekvator Gineli. denge. yanlış. i. istikrars ız. f. Eritre. in şa etmek. v. 2. âlimlik. eşit uzaklıkta. s. net varl ık. 1. f. özsermaye. (yanarda ğ) püskürme. (heykel. i.´ni) dikmek. Ekvator Ginesi´ne özgü. f.Equatorial Guinean equestrian equidistant equilateral equilibrium equinox equip equipment equitable equity equivalence equivalent equivocal equivocate era eradicate erase eraser erasure ere ere long ere now erect erection Eritrea Eritrean ermine erode erosion erosive erotic eroticism err errand errand boy erratic erroneous error erudite erudition erupt eruption escalate escalator escapade escape escape from s. s. 2. f. s. s. eşitlik. patlak vermek. (fiyat v. şiir evvel. tıb.. 2. erotizm. 1. devir. muvazene. yanlışlık. âlim. i. çok bilgili. aya ğa kalkmış. f. --s/er. silgi. Eritrea. s. eşkenar üçgen. s. bundan önce. gereçler. jeol. anlaşmazlık v. i. f. 1. ayak işi. i. i. i.. i. 2. yapmak. (--ped. ne evet ne de hayır demek. 1. dikilmiş.´ni) k ızıştırmak. firar. direk. 3. adil. i. direk v. aşınmak. kökünden söküp atmak. i. 1. (yanarda ğ) püskürmek. 3. Eritrea. s. 1. çok geçmeden. kaçma. hatalı. Eritrealı. aşındırma.

esas. i. öz. armalı kalkan. f. soğutmak. Estçe. i. (es´tımeyt) 1. 2. ekspreso. (korumak/gözetmek amac ıyla) eşlik etmek. v. s. 3. f.s.. k ıs. yemek borusu. i. i. i. naneruhu.. malikâne. ana. anat. i. zaruri. 1. haliç. 2. 1. 2. i. 1. steyşın.. i. i. desteklemek. Eskimo köpe ği. i. temel. 2. itibar. 3. i. f. i. müessese. benim gözümde. f. Eskimo. ufak bir gruba özgü. Eskimo. gezinti yeri. Estonya. f. s. deneme (bir düzyaz türü). 1. ve benzeri. kurmak. nadir. birbirinden ayr ılmış. saygıdeğer. 1. -den kaçınmak. kurulu ş. insana gündelik hayat ı ve dertlerini unutturan çok sürükleyici (roman/film). anlaşılması zor. 2. Estçe. hususi. kurum. özel. bak. 3. tahmin etmek. k ıs. as ıl.. kestirme.. gezi. (bir grup içindeki) birlik ruhu. -e sayg ı duymak. 2. s. casusluk. eşlik edenler. Eskimoca. tespit etmek. ancak ufak bir grupça bilinen. -den sak ınmak. bak. f. Estonya´ya özgü. (desen hakketmek için) (madeni bir yüzeyi) asitle oymak. Esq. aestival. 1. s. olağandışı. yapmaya kalk ışmak. esas. et cetera. bana göre. değerlendirmek. i. temel. İng. (es´tımît) 1. f. 2. i. vesaire. i. gizli inançları olan. 4. b ırakıt. deneme. refakat gemisi. bilhassa. bak. İng. Eskimo dili.escapist eschew escort escort escort vessel escutcheon Eskimo Eskimo dog esophagus esoteric especial especially espionage esplanade espousal espouse espresso esprit esprit de corps Esq Esquire essay essay essence essence/spirit of peppermint essential essentially establish establishment estate estate agent estate car esteem esthete esthetic estimable estimate estimation estival Estonia Estonian estrange estranged estuary et cetera etc etch s. tespit etme.b. kuruluş.. Estonya. i. 2. 1. bat ıni. saygı. kestirmek. 1. 1. z.. 1. s. 1. Estonyalı. i. s. ıtır. i. aesthetic. bence. as ıl. i. 2. değerlendirme. aslında. i. kordon. Esquire. tereke. 1. aralarını s. Estonyalı. Eskimoca. ekspreso kahve. 2.. mektup zarfı üzerine isim ve soyadından sonra kısaltılarak yazılan ve “bay” anlam ına gelenı bir unvan: Marmaduke Wigglesworth. (birisi hakk ındaki) fikir. destekleme. denemek. ayrı yaşayan. 2. yapmaya kalkışma. kurma. içrek. İng. f. (koruma/gözetim için) e şlik eden. gerekli. s. aesthete. s.. tahmin. coğr. saptamak. 2. düşünce: in my estimation takdir. tespit edilme. itibarlı. i. emlakçı. kavalye. 2. z. 2. v.. i. kavalyelik etmek. (kıymetini) takdir etmek. 2. huk. i. f. özellikle. . 1. açmak. esans.

Etyopyal s. f. Avrupa. buharla şma. Etyopyalı./s. 2. Avrasya. i. i. Etyopya´ya özgü. s. alma. daima. kökenbilim. Avrupa´ya özgü.. östaki borusu. ölümsüz. ateşli vaazlar veren gezici Protestan. (insanlar (bir yerden) (bağırsakları) boşaltma. etnik. Habeş. -den kurtulmak. s. değerlendirmek. i. İncil´e ait. göksel. lokmanruhu. törebilim. ruh. European. Etyopya.. 1. belirli bir mesajı yaymaya çalışan kimse. İncil´de bulunan. İncil´in mesajına uyan/sadık. asitle oyulmu ş resim. boşaltım. etik. (insanlar ı) (bir yerden) almak. buharlaştırma. kurtarmak. f. i. 3.(bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) f. İncil´in mesajını bildirmek/öğretmek/yaymak. İng. 2. övmek. (bir birini/bir şeyi kendi yeteneklerine/özelliklerine göre değerlendirmek. f. i. i. ahlak bilimi. k ıs. s. i.b. i.. bak. İncil´in mesajını yaymaya çalışan kimse. i. bak. z. edebi kelam. 3. 1. on his/her/its own merits evaluation evangelical evangelise evangelist evangelize evaporate evaporation evaporator asitle oyarak (madeni bir yüzeye) desen hakketmek. i. f. ba şı ve sonu olmayan. i. 2. ebediyet. 1. Avrupalı. i. s. 1. yaklaşım v. ı. i. Etiyopyalı. Europe. i. anat. Avrupa. s. etimoloji. 2. i. Etiyopya. i. ahlaki. etimolojik. adabımuaşeret. s. kim. 2. değerlendirme. okaliptüs. değer ve inançlar sistemi. eter. de ğerler sistemi. i. boşaltım.o. k ıs. f. evaporatör. (birinin f. son derece Protestanca (bir ö ğreti.. etik. buharlaşmak. ses ahengi. the European Union. i. görgü kurallar ı. Avrupai. (bağırsakları)ı)boşaltmak. 1. ebediyen. i. evangelize. 2. etnografya. i. İng. kökenbilimsel. buharla ştırıcı. semavi. hararetli.etch a design on etching eternal eternally eternity ether ethereal ethic ethical ethics Ethiopia Ethiopian ethnic ethnography ethnology ethos etiquette etymological etymology EU eucalyptus Eucharist eulogise eulogize eulogy eunuch euphemism euphony Euphrates Eur Eurasia Europe European Eustachian tube evacuate evacuation evade evaluate evaluate s. i. birine) cevap vermekten kaçmak. Etyopya.t. 1. sorusuna. ateşli. . s. i. hadım. 3. f. i.). 1. methiye.. i. Habeş. 2. eulogize. örtmece. i. övgü. ebedi ve ezeli. etnoloji. buharla ştırmak. Habe şistan. (bir yeri) boşaltmak. i. dünya görüşü. i. götürmek. i. (bir yeri) boşaltma. ahlak sistemi.

iki günde bir. yine couldn´t pass the exam. her tarafa. (bir bahaneyle) kendini bir yükümlülükten kurtarma. arada bir.” “Even so. ak şam. z. hiç: Have you ever been to Eyüp? Hiç Eyüp´e gittin mi? ondan sonra. in ile sonuçlanmak. senin kör olas ı daktilon! s. i. olmak. hatta. 1. tam (sayı). zam. er geç olan. daima. 4. 1. en sonunda olan. ebediyen. 1. Yapt ıkları her hatayııra. olsa bile. itidal sahibi. öbürleri. kör olası: You and your everlasting typewriter! Sen ve z. birkaç günde bir. s. herhangi bir kimse. it´s still worthğmen. s. cevap vermekten kaçan. engebesiz. 2. s. i. sonunda. ile son bulmak. daima de s. f. ğişen. herkes. dört günde bir. ilelebet. hadiseli. en ufak her şey: She´s particular about every jot and tittle. gene de. herkes. düzleştirmek. her biri. gene de: “That book contains some mistakes. 1. Çok çalıştığı halde sınavı veremedi. 1. gün aşırı. her bir. z. düzlemek. bile.evasion evasive eve even even even if even so even so even though evenhanded evening evening dress evening paper event even-tempered eventful eventual eventuality eventually eventuate ever ever after ever changing evergreen everlasting evermore every every few days every four days every inch every jot and tittle every man jack every now and then/every now and again every once in a while every one every other day every other day every other day every other person every single every so often every which way everybody everybody else everyday Everyman everyone i. her günkü. s. i. düz. er geç. 3. 2. sokaktaki adam. olay. dili her yöne. arada sırada. s. smokin.” “Olsun. s. çok dayan ıklı. hadise. (bir işte) yan çizen. yansız. f. k. ara s hatırlıyor. yine de. sonsuz. 2. nihai. günaşırı. -den kurtulma. yine de. gece elbisesi. yapra ğını dökmeyen. her: She remembers every single mistake they made. -diği halde: Evenıthough he studied hard. 1. tepeden tırnağa. 2. herkes. i. ak şam gazetesi. s. . s. itidalli. ihtimal. frak. 3. başkaları. vaka. arife gecesi. zam. meydana gelmek. i. Ondan sonra hep mutlu yaşadılar. ara s ıra. i. he de almaya -e ra buying. çift (say ı). iki günde bir. En ufak noktaya dikkat eder. ak şam. nihayet. tesviye etmek. temkinli.” “O kitapta baz yanlışlar var. 3. arada bir. bir düzeyde. tarafs ız. her gün. sürekli. hep: They lived happily ever after. olaylı. i. arife. 2. 2.. z. her. her iki kişiden biri. her dem taze (ağaç/çalı). güna şırı. kaçamaklı. tuvalet.

kem göz. f. 1. 1. 1. except. 1. fazlas ıyla. 2. yavaş yavaş gelişmek. göstermek. çok. tahliye ettirme. sorguya çeken kimse. f. i. yavaş yavaş geliştirmek. kazı makinesi. co şkunluk. s. evrimcilik. i. titizlik isteyen (bir i ş). ekskavatör. dişi koyun. --ling) -den üstün olmak. f. s. k ıs. zorla/tehditle almak. muayene etmek. 1. 3. 2. i. i. z. 1.. i. kazı. i. f. kusursuzluk. daha kötü bir duruma sokmak. mübalağa. abartmak. imtihan. evrimsel. kötülük. f. son derece. doğru (bir şey). işin titizlikle yapılmasını isteyen (kimse).. i. belli. şerir. i. huk. s. açığa vurmak. s. a şmak. evrimci. şer. 2. i. huk. i. i. abartma. eksiksizlik. kötülük eden kimse. examination. imtihan. geçmek. sorgu. çok kötü. i. kanıt. f. s. 2. mübala ğa etmek. f. kesinlik. f. z. s. aynen. i. yüce. her şey. birtakım çağrışımlar yapan. i. çok kızdırmak. huk. abartılmış. s. hafriyat yapmak. i. tam. f. vecit. dikkatle gözden geçirmek. s. kesinlik. misal. yüceltme. ibrik. çileden ç ıkarmak. (--led. . delil. her yere. 1. açık. (kötü durumdaki bir şeyi) artırmak. sorguya çekmek. her yer. kesin. kusursuzluk. eksiksizlik. z. example. evrim. kazıyıp ortaya çıkarmak. 2. s ınav. her yerde. örnek. mübalağalı. s.everything everywhere evict eviction evidence evident evil evil eye evildoer evil-minded evince evocative evoke evolution evolutionary evolutionism evolutionist evolve ewe ewer ex exacerbate exact exact exacting exactitude exactly exactness exaggerate exaggerated exaggeration exalt exaltation exalted exam examination examine examiner example exasperate exasperation excavate excavation excavator exceed exceedingly excel zam. koparmak. göstermek. incelemek. i. 2. aklına getirmek. kazı yeri. abart ı. f. k. tahliye ettirmek. tamamen. k ızgınlık. huk. 4. f. (of) (birtak ım şeyleri) akla getiren. nazar. f. kazı yapmak. şerir. dili s ınav. tam. f.. hatas ız. 2. i. i. f. çağrıştırmak. i. huk. tetkik etmek. i. yüceltmek. ulu. marya. kötü niyetli. abartılı. imtihan eden kimse.

değiş tokuş etmek. (bir duygu/tepki) s. f. kambiyo. i. bağ. hariç. ifrazat. değiş tokuş.. 3. aforoz. dışkı. salg ı. ifrat. kesmek. s. istisna. özür. 1. üstünlük. ola ğanüstü. 1. fazla. ziyade. z. f. tic. (bir kitaptan/yazıdan) seçilmiş parça. k ısa yolculuk. mükemmel. s. . heyecanland ırmak. mazeret. kışkırtmak. hariç. Everyone was there except for him. . i. (vücuttan) ç ıkarmak. bak. aşırılık. fazla. 2. f. s. salgılama. affedilebilir. dışında. karşılıklı olarak birer el silah atmak. borsa. heyecan. (birini) (bir şeyi yapmaktan) muaf tutmak. trampa etmek. f. i. ünlem işareti (!). s. 1. Bu olmasaydı orada 1. f. 2. i. üstün. i. heyecan verici. 1. Çince konufor this. olacaktım. kolay tela şa kapılır. 2. a şırı. i. i. değiştirmek. f. fazlalık. Your Excellency Ekselans.Excellence excellence Excellency excellent except except except for excepting exception exceptional excerpt excess excessive excessively exchange exchange exchange blows exchange rate exchange shots exchangeable exchequer excise excise excitable excite excited excitedly excitement exciting exclaim exclamation exclamation point/mark exclude exclusion exclusive excommunicate excommunication excrement excrete excretion excruciating excursion excursion ticket excusable excuse excuse excuse from i.ba şka. olmasayd ı: I´d be there. i. 2. aşırı olarak. i. except şmaktan başka her şeyi yapabilir.şka. ziyadesiyle. i. s. uyand ırmak. tahrik etmek. f. i. telaşa vermek. i. heyecanlı. kesip ç ıkarmak. i. gezinti. değiştirme. ünlem. Harun´u bunun dışında tuttu. z. ç ığlık atmak. kolay heyecanlanan. Ekselans: His Excellency Ekselanslar ı. edat -den 2. s. -in dışında tutmak: He excepted Harun from this. affetmek. Excellency. s. artan. mazur görmek. dışında. s. i. heyecanla. telefon santralı. döviz kuru. çok iyi. -den başka: i. f. 2.. indirimli gidiş dönüş bileti. 3. pasaj. yumrukla şmak. -den başka: He can do everything edat -den ba except speak Chinese.. trampa. s. ancak özel seçilmiş bazı kişilere açık olan. 1.. (from) (bir şeyin) dışında bırakılma. diye bağırmak. kiliseden aforoz etmek. i. 2. 1. dayanılmaz derecede acı veren. değiştirilebilir. tüketim vergisi. s. (from) -in d ışında bırakmak. (bir şeyin) dışında bırakma. dışında. f.

idam etmek. (bir duygu veya niteli ği) göstermek. f. tükenme. çıkış. çok ne şelendirip zindeleştirmek. çok keyiflendirmek. f. k ıs. varolu şçu. s. i.s./Beni ba ğışlayın. fels. örnek niteliğinde olan. 1. f.1. excuse o. i.. (manevra/hareket) yapma. temize ç ıkarmak. s. 3. f. kullanma. . çıkmak. 1. i. 3. (cin. fels. i. çal ıştırmak. i. tüketmek. 1.Excuse me. sergi. s. f.b.b. genleştirmek. bitirmek. f.´ni) dualarla defetmek. (bir duygu veya niteli etmek. teşvik etme. fels. f.´ni) ç ıkarmak./Affedersiniz. 3. yerine getirme. hayat. geniş kapsamlı ve ayrıntılı. -i örnekle göstermek. (manevra/hareket) yapmak. idari. yerine getirmek. (bir yarg ıyı) infaz etmek. 2. 1. ba ğışıklık. genleşmek. egzersiz. egzistansiyalizm. 1. gayret sarfetmek. 1. çıkış kapısı. 3. çıkış. f. idareci. icrai. kötü ruh v. u ğraşmak. emek. s. f. yöneticiye ait. al ıştırma. i. (gayret) sarfetmek. aklamak. (dava s ırasında belge/kanıt) ibrazği) gösterme. tüketme. mevcut olmak. varolu şsal. teşvik edici söz. egzotik. ç ıkış. izin istemek. yönetici. huk. tükenmiş. yürütme yetkisi. örnek. i. egzoz. i. f. egzistansiyalist. i.. f. 2. i. i.s. çaba. i. uygulamak. yorgunluk. büyümek. sürgün edilen kimse. 2. uygulama. s. f. idam ın infazı. aşırı yüksek. i. i. çok yormak. 1. yaşam. 2. duman v.. 1. 2. 2. nefes vermek. (güç) kullanmak. egzoz duman ı. gayret. bütün kuvvetini tüketmek. 1. i. muafiyet. 1. 2. i. 2. s. yabanc ıl. uygulamak. 1. infaz. 2. sürgüne göndermek. s. 3. bitkin. s. 2. 1. 2. belge/kan ıt) ibraz etme. 2. fiz. f. huk. i. 2. -e örnek olmak. 1. genişletmek. s. (egzoz. s. f. 1. teşvik etmek. express. f. var olmak. 1. execute execution executioner executive executive committee executive power executor executory exemplar exemplary exemplify exempt exemption exercise exert exert o. genişlemek. varoluş. 2.. uygulama. 1. kullanmak. varlık. mezardan ç ıkarmak. bitkinlik. beraat ettirmek. (dava sırasında i. gitmek. neşe ve zindelik. cellat. i. yürütme kurulu. 2. 2. yerine getirme. f. hareket ettirmek. büyütmek. fahiş (fiyat). egzoz borusu. export. varolu şçuluk. örnek. yerine getirmek. sergilemek. yönetimsel. 2. i. exertion exhale exhaust exhaust exhaust pipe exhausted exhaustion exhaustive exhibit exhibition exhilarate exhilaration exhort exhortation exhume exile exist existence existential existentialism existentialist exit exodus exonerate exorbitant exorcise exotic exp expand Özür dilerim. çabalamak. yorgun. sürgün. sergi. icra eden. idam.

2. i. i. 1. 1. i. (bir konuyu) araştırma. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşan kimse. f. sömürme. süresi dolmak. son nefesini vermek. açık bir şekilde. istismar. öne sürerek bir şeyi) mazur/makul göstermek. (sıkıntı. zannetmek. sınırdışı etmek. anlatılabilir. f. anlatmak. beklenen şey. sona ermek. beklemek. s. i. 2. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşmak.b. izahat vermek. s. 2. i. başından geçmek. f. 3. açıklanabilir. i. açıkça. anlatmak. engin. umut. pahalı. genişletme. 1. sürenin f. tecrübe. i. bak. (bahane 1. 1. kendi ç ıkarına kullanma. 2. i.. eksper. f. harcamak. f. uzman. sona erme. kendisinin ne demek istedi ğini anlatmak. i. f. 2. yanl ış olduğunu göstermek.. sarih. masraf. açıklamada bulunmak. 1. i. tecrübe. s. 3. bilirki şi. kahramanca davranış.´ni) çekmek. sömüren. s. enginlik. izahat vermek. açılan. uzmanl ık. 2. beklenti. deneme. ümit. (süre) dolmak. (özel bir amaçla yap ılan) uzun yolculuk. f. (keşifte bulunmak amacıyla) (bir bölgeyi) dolaşma. kendi vatan ından başka bir ülkede yaşayan kimse. 2. expatriate. 2. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli (bir çare).s. s. bitiş. 2. s. aç ıklamak. (--led. usta. (bizzat) ya şamak. deneysel. 1. sarfetmek. geniş. genişleyen. deney yapmak. açıklama. masraflı. i. s. explanation explanatory explicable explicate explicit explicitly explode exploit exploit exploitation exploiter exploration explore explorer i. genleşme. f. deneyimli. --ling) 1. kolaylaştırmak. izahat. kovmak. çürütmek. fiz. sanmak. i.expanse expansion expansive expat expatriate expect expect the worst expectancy expectant expectant mother expectation expedience expedient expedite expedition expel expend expenditure expense expense account expensive experience experienced experiment experimental expert expertise expiration expire expiry explain explain away explain o. izah etmek. k. hamile kad ın. 1. masraf hesabı. . deneyim. İng. sürenin dolmas ı. f. i. (ayrıntılı bir şekilde) açıklamada bulunmak. büyütme. ümitle bekleyen. inceleme. sona erme. deney. sömürücü. acı v. atmak. Benden en kötü ihtimalin gerçekle şeceğini ummak. 1. kendisinin niye öyle davrandığınıizah. i. incelemek. (birinden) (bir şeyin yapılmasını) beklemek: He expects me to carry out the garbage. i. dolmas ı. genişleme. patlatmak. i. 1. tecrübeli. (kendi ç ıkarı için) kullanmak. kahramanlık. gider. ç ıkarmak. 2. z. i. istismar etmek. masraf. s. s. gider hesab ı. 2. i. genleştirme. (belki doğru olmayan fakat) elverişli bir çare. i. beklenti. (belirli bir alandaki) bilgi. geniş alan. harcama. ölmek. dili. i. patlamak. f. bitiş. (belki do ğru olmayan fakat) elverişli bir çareye başvurma. (bir konuyu) araştırmak. f. i. büyüme. sömürü. i. sömürmek. dü şünmek. samimi. açıklayıcı. s. hızlandırmak. içten. açık.

3. vurmak. aç ık. tıpkı. kamula ştırma. çok büyük (ac ı/mutluluk). İng. 1. şiddetli tartışmalara yoltaraftar. i. kredi v. d ışsatım. başka sözlerle anlatmak. ihraç edilme. 5. meramını ifade etmek. 1. etkisine açık bırakma. gizli işleri açığa vuran makale/kitap. (yard ım. patlama. ekspres (taşıt). 3. doğaçlamayla. ifadesiz. 4. geniş. s. uzatmak. (filmi) ışıklamak. 1. tam. 2. ihracat yapmak. ihracat. ihraç etme. foto. paralel telefon. i. doğaçlamayla söylenen/yapılan. i. 2. anlamlı. pozlandırma süresi. ekspres tren. tabir. (birinin) ac ısını paylaştığını şekkir olduğunu belirtmek. i. boyut. 2. 1. f. kapsamlı. deyim. 1.s. uzatma kordonu.b. sergileme. etkisine açık bırakmak. anlat ım. s. patlayıcı. süper. acele posta. 2. ihracat lisans ı. üstel. acele posta. 2. i. express one´s sympathy express one´s thanks expression expressionless expressive expressly expressway expropriate expropriation expulsion expunge expurgate exquisite extant extemporaneous extemporaneously extempore extend extended order extension extension cord extensive extent extenuate i.patlayıcı madde. özel. patlayıcı. ifade etmek. mevcut. kovulma. f. hafifletici sebepler. paralel. (yard ım. bilhassa. ihracat vergisi.) verme.´nin) müstehcen/sak ıncalı bölümlerini çıkarmak. i. (sat ış için) sergilemek. ışıklama süresi. 1. 2. deyim. maruz b ırakma. izah etmek. teşhir etmek. z. ışaekspresle. man. 1. i. (bir kitap. ihracatç ı. doğaçlamayla söylenen/yapılan. s. s. istimlak. 3. beyan etmek. uzatma. ihraç etme. sergilemek. üst. (malı) yurtdışına satmak. i.b. foto. z. 1. infilak. anlatmak. silmek. f. f. aç ıkça. i. i. dışavurum. f. 1. büyük.. s. doğaçtan. to (birine) taziyede bulunmak. kahkaha tufan ı. d z. açabilen (konu). ask. 4. özel ulak. kovma. i. pozometre.. uzatma s. ihracatç ılık. 1. üstün. uzamak. 2. mat. uzama. kredi v. belli. f. foto. ihraç malı.explosion explosion of laughter explosive exponent exponential export export export duty export license exportation exporter expose exposé exposition exposure exposure meter exposure time expound express express express delivery express in other terms express o. maruz b ırakmak. Evin cephesi güneye bak ıyor. İng. mat. hakkında şiddetli tartışmalar yapılan (konu). 2. herkese duyurmak. 3. manasız. ihraç etmek. f.) vermek. 2. otoyol. anlams ız. 1. for (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak. 2. dağınık düzen. f. i. etmek. sergi. doğaçtan. savunucu. i. poz süresi.The house has a southern exposure. 3. ince bir güzelliğe sahip. ekspres. manalı. irticalen. açıklamak. 3. üs. mükemmel. ifade. kablosu. extenuating circumstances huk. çıkarmak. ifade. f.b. (yüzdeki) ifade. şükranlarını ifade (to) (birine) minnettar/müte belirtmek. f. acele. 4. maruz kalma. z. İng. 4. s. 2. s. oyun v. fuar. s. i. dışarıya mal göndermek. doğaçlamayla. mat. 1. 2. s. kamula ştırmak. 1. maksadını anlatmak. sürmek. özellikle. . yorumlamak. istimlak etmek. i. irticalen. ekspres yol. 2.

1. 1. 2.´nden i. aşırılık. zorla almak. uç. (--led. 1. fevkalade: Work extraevlilikdışı. i. 3. çok canlı ve neşeli. ola ğanüstü: extraordinarily beautiful fevkalade güzel. söndürmek. çıkmak. uzatmak. a şırı. (bitkilerde) gürlük. i. 2. sızıntı. suçluların iadesi. 2. uç. dışadönük. ç ıkarmak. s. mat. --ling) övmek. insanı haraca kesen. dışlar. i. 1. i.1. i. ekstrapolasyon. sınır. 1. i. ç ıkarma. seçmek. 2. ek ücrete tabi şey. f. esans. s. 2. çoğ. har vurup harman savurarak. i. uçta olan. dış. i. çok çal ış! i. konu d ışı. savurgan. i. (özünü/suyunu) ç öz.. dışişleri. f. yüzeysel. i. abartı. harici. (bir kitap v. 5. 1. (para) s ızdırmak. önek dışında: extramarital hard! Çok i. fevkalade. fazlalık. para sızdıran. 2. 4. haraca kesme. (to) (suçluyu) (suç i şlediği ülkeye) iade etmek/ettirmek. 2. z. kökünden sökmek. s. çok fazla. extortioner. 2. abartılı. d ışadönüklük. yok etmek. söyletmek. ç ıkarmak. dış taraf. özet. s ınır. 1. f. s. müsrifçe. s. ders program ı dışında kalan. çok.. müsrif.. . savurganlık. 1. f. i. ç ıkarmak. olağanüstü bir örnek. sönmüş yanardağ. i. nesli tükenmiş.. 2. gür (bitkiler). s. 1. ruhb. 1. israf. bak. s. aşırı derecede. s. ifrata kaçan kimse. i. aşırı uçlar. (diş) çekme. aşırı. zorla alan kimse. (para) koparmak. canlılık ve neşelilik. s. yangın söndürme aleti. d ışadönük kimse. fazla: Do you have an extra pencil? Fazla kalemin var m ı? 2. 1. s. 1. olağanüstü. dış. f. extol. ıkarmak. mat. s. aşıt noktası. a şırı. fahiş (fiyat). i. bak. zahiri. ruh. kurtarmak. ekstrem nokta. 2. 1. çok çok. söküp atmak. 2. 1. haraçç ı. a şırı.. zorla alma.b. 2. fevkalade. dışarı sızan şey. para s ızdırma. the extremities eller ve ayaklar. kökünü kaz ımak. 2. imha etmek. 1. ruhb. itiraf ettirmek. f. fazla. 1. z.. z. dış açı. dış. 2.exterior exterior angle exterminate external external affairs externals extinct extinct volcano extinguish extinguisher extirpate extol extoll extort extortion extortionate extortioner extortionist extra extraextract extract extraction extracurricular extradite extradition extraneous extraordinarily extraordinary extrapolation extravagance extravagant extravagantly extreme extreme case extreme point extremely extremes extremist extremity extricate extroversion extrovert extrude exuberance exuberant exudation s. hariç. f. yabancı (madde/cisim). i. d ışdeğerbiçim. (haraç) almak. 3. harici. i. (bilgi) almak. i. f. 2. öz. f. mat. 2. f.

i. efsanevi. gözyuvar ı. f. üretmek. olağanüstü. uydurmak. harika. 2. feminine. i. süper. yüz yüze. surat. i. kolayla ştırmak. k ıs. alımlı. 2. i. çehre. sevinme. k. i. -i cesaretle kar şılamak. yalan. i. vaziyeti kurtaran. tahammül etmek. 2.. dili 1. Friday. yüz masaj ı. geom. süzmek. çok güzel. (saatte) mine. bez. s. F. argo kendisini ele ştirecek/cezalandıracak insanların önüne çıkmak. al ın. göz alıcı şey. i. f fable fabric fabricate fabrication fabricator fabulous fabulously face face face down face the issue face the music face to face face up to face value facedown face-saving facet facetious facial facile facilitate f. i. anat. i. Fahrenheit. i. inan ılmaz. z. folio. fa notası. 2. f.. 1. 1. 1. görme duyusu. following. s. uydurmacı. i. sızmak. 2. yüze ait. (bir duruma) dayanmak. 2. s. f. i. yüz. f. 5. i. göz banyosu.. göz çukuru. gözkapa ğı. süper. ön yüz. frequency. far. tic. 1. f. gözevi. (ta şın) yüzünü yontup (karşısındakini) sindirmek. göz far ı. 2. fluid. 4. müz. itibari değer. görgü tan ığı. yüzükoyun. 3. façeta. yalan söylemek. 3. kaş. astarlamak. göz kalemi. dokuma. enfes. France. s. kirpik.exude exult exultation eye eye eye shadow eyeball eyebrow eyebrow pencil eye-catching eyeful eyeglasses eyelash eyelid eyeliner eye-opener eyesight eyesocket eyestrain eyewash eyewitness F F f F. bir durumu oldu ğu gibi kabul edip ona göre davranmak. yüzüstü. doku. bünye. i. 1. imal etmek. s. kaplamak. ayna. şakacı. anat. i. fine. imal. February. fabl. mad. i. kuma ş. aydınlatıcı/şaşırtıcı olay/haber. görü ş. 3. i. sima. üretim. güzel kız. gözlük. kaş kalemi.. nominal de ğer. s. Fellow. 2. İngiliz alfabesinin altıncı harfi. kolay. yüz. karşısında olmak/durmak. göz yorgunlu ğu. 4. dili inan ılmaz derecede. 1. 2. (bir zaferden sonra) çok sevinmek. 5. kadran. i. cephe. z. gözalıcı. i. 1. imalatç ı. i. yap ım. uydurmasyon. k ıs. i. k. göz. gözyuvas ı. k ıs. yapı. faseta. karşılamak. masal. göz yuvarlağı. bakmak. yapmak. göz küresi. yalancı. i. . 1. i.

2. fiyasko. mat. s. s. i. 1. ihmal. s. açık tenlilik.. ön okulun) öğretmen maskeleyen üniversitenin) görünüş. i. belirsiz. 3. i. 1. kimse. TV kararmak. 1. z. 4. 2. f. s. fiyat ı. faks. i. gerçeklere dayanan. sahte. Merdivenlerden âdeta uçarak indi. i. argo homoseksüel erkek. 4.. temiz (kopya). yetenek. 2. 2. hizip. i. 1. İng. 3.. yapmayış. 3.. dili fena olmayan. fabrika. yer. bayılma. i. kuvveti kesilmek. i. güzellik. beceremeyiş. Gelmedi. sınıfta i. 3. (açıkta olan) fuar yeri. arıza: power s. i. peri gibi. k. yüreksiz. duyu... başarısızlık. TV aç ılmak. faktör. ımlılık. iflas. grup. İng. 2. birinin tur şusunu çıkarmak. rengi atmak. 2. baygınlık. 1. i. hizipçilik. etken. i.. fahrenhayt. out fagot Fahrenheit faience fail failing failing failing that failure faint fainthearted faintness fair fair fair and square fair game fair to middling fair wind fairground fairly fairness fairy i. (gerçeği kadrosu. kabiliyet. s. baygınlık. güçten dü şmek. fecal. feces. s.. sar ışınlık. sınıfta kalmak. 4. iflas etmek. 7. âdeta: He adaletlilik. fair-weather friend iyi gün dostu. çini. sarışın. başaramamak. 1. etmen. i. i. bak. 3. fuar. bayılmak. fuar alanı. donuk. aksi takdirde. oldukça iyi. çalı çırpı demeti. dürüstçe. s. al1. 4. TV kararma. (bir bir) dış i. s. 5.başarı gösteremeyenbayılma. 6. fena olmayan. fayans. uydurma. f. kurallara uygunluk. servis. mat. 3. sin. faktör i.5. 1. kolaylıkla eleştirilebilecek veya alay konusu olabilecek kimse/durum. tambölen. sin. 2. (özel bir) hizmet. i.o.facility facsimile fact fact-finding faction factional factionalism factious factitious factor factor cost factory factual faculty façade fad fade fade away fade in fade out fade-in fade-out faecal faeces fag fag s. geçici bir f. hizipler aras ı. hizipçi. bak. yavaş yavaş yok olmak. f. aç ıkşekilde. 1.. soldurmak. . (bir cephe. ibne. i. edat olmad ığı takdirde. 1. (bir ö ğretim kurumundaki) tüm (yap ılarda) ön yüz. mesleğinde/iş hayatında hiç baygın. kurallara uygun. s. kavgac ı. açık tenli. 2. adaletli/adil bir şekilde. yetenek. zayıf. perilere ait.fairly flew down the stairs. (özel bir hizmet için yap tıpkıbasım. oldukça: fairly big oldukça büyük. gerçek.ılmış) tesis. 1. i. s. kusur. moda/heves. solmak. --ging) birini çok yormak. 4. sin. adil. faksimile. çekingen. çarpan. 2. i. 1. kanıt toplayan. duyum.. He failed to come. dürüst bir ve güneşli (hava). 2. 1. peri. zaaf. 2. 2. f. yeti. becerememek. 2. güzel. uygun rüzgâr. kopya. sin. 1. tic. TV aç ılma. 2. i. adaletli. öğretim personeli. çarpanlara ayırmak. i. (--ged.. i. kolaylık..

f.s. yağış. (güvenilecek bir kimseye/yere) ba şvurmak. sadık. (çare olarak) -e ba şvurmak. üçkâğıtçı. düşme. i. This month the twentieth fell on a Friday. i. 1. düşüş. (kale) zaptolunmak. 2. 2. -e sald ırmak. âşık olmak. sahte bir şey.b. s. dolandırıcı. çökmek. sadık olmayan. 2. dü şmek. geri kalmak. sadakat. 1. dili -in pençesine dü şmek. s. -e kapılmak. 5. keriz. dili işi bırakmak. ask. atlatmak. uykuya dalmak. iman. yıkılmak. doğan. vefakâr. s ıraya girmek. 5. kavga etmek. Bu ayın yirmisiüstüne düşmek. bozu şmak. sadakatsiz. 1. sahtekâr. düşmek. 2. başkasının cezasını çeken kimse. din. tuzağa düşmek. dü şmek. bırakılmak. bayılmak. 3. bozulmak. inanç. 1. güre ş düşüş. i. 1. dizilmek. güven. 6. vefas ız. (fiyat. uydurma. hataya dü şmek. 4.´nde) düşüş. 3. ısı v. fall overboard fall prey to fall prostrate peri masalı. s. Âdem ve Havva´n ın işlediği günah ve sonuçları. gözden dü şmek. üçkâğıtçı. terkedilmek. umulan ra ğbeti hiç görmemek. talep. vefakârlık. itikat. sıyrılmak. ask. dökülmek.fairy tale fait accompli faith faithful faithful to his word faithfulness faithless fake faker falcon fall fall fall asleep fall asleep fall away fall back fall back on fall back upon fall behind fall by the wayside fall down fall down fall down in a fit fall flat fall for fall foul of fall guy fall ill fall in fall in battle fall in love fall into a trap fall into disfavor fall into disrepute fall into disuse fall into error fall into the clutches of fall of man/the Fall fall off fall on fall on one´s feet fall out fall over fall over o. çökme. dü şmek. geri çekilmek. azalmak. sahte. i. güz. emrivaki. 1. sava şırken ölmek. i. adı kötüye çıkmak. çok beğenmek. Hz. k. . 2. i. şahin. dört aya ğının cumaya rastladı. fall. sonbahar. (gemiden) denize dü şmek. 2. sözüne sad ık. olupbitti. f. işten vazgeçmek. kapanmak. -e hücum etmek. ile çatışmak. oldubitti. aldatıcı. yüzükoyun kapaklanmak. enayi. yağmak. uydurmak. fenalık geçirerek yere düşmek. 2. i. -in tutsağı olmak. dolandırılan kimse. 4. kendini çok istekli göstermek. sıradan çıkmak.en) 1. itimat. çekilmek. 2. yüzüstü dü şmek. k. aldatılmak. argo 1. 3. 3. kullanılmaz olmak. başarmak. hastalanmak. (fell. uykuya dalmak. gerilemek. düşmek. 6.

samimiyet. sendelemek. (of) yeterli olmamak. gerçekleşememek: The plan fell through. s. familya. -e âşık olmak. Benim payıma düştü.. akanyıldız. bot. 2. Suratı asıldı. s. k. . boş gurur. 2. İng. yanlış davranış. f. iyi tan ınan. i. familiarize. -e kurban gitmek. sahtelik. 1. 1. ün. i. 2. His eye fell upon me. k. eksik gelmek. safsata. iyi arkadaş. düşmüş kadın. s. s. me şhur. 2. umdu ğu gibi çıkmamak.s. 2. hataya düşebilir. falso. yetmemek. 2. aile adı. fahişe. çürük. yürümek. şecere. ekilmemiş. aileye ait.. 1. alageyik. devetüyü rengi. ailevi. 2. vefas ız. aile muhiti. 1. 3. 2. iyi bilinen. ıtmak. f. laubalilik. with family family circle family man family name family name family planning family tree famine famish famous famously (of) 1. i. yanılabilir. azalmak. bak. Plan suya düştü.. 4. 1. ünlü. (bir şeyi) herkese tanıtmak. soyadı. ğe/savaşa başlamak. teklifsiz. k ıtlık. yanlış düşünce/inanç. belge v. güvenilmez. soyağacı. yanlış fikirlere dayanan. yanıltmaca. aile babas ı. nadasa b ırakılmış. aile planlamas ı. aşina. akrabalar. 1. çoluk çocuk. yeme -e saldırmak. i. gücünü/hızını kaybetmek. s. tanıdık. i. dili suya dü şmek.b. s.fall short fall short fall sick fall through fall through fall to fall upon fall victim to fall/be in love with fallacious fallacy fallen fallen woman fallible falling star fallout fallow fallow fallow deer falls false false pride false step false teeth falsehood falseness falsify falter fame famed familial familiar familiarise familiarity familiarize familiarize o. takma dişler. His face fell. temelsiz. f.. aşinalık. man. tanınmış. gerçekleşmemek. çağlayan. zool. bak. teklifsizlik.. i. yalan söyleme. i. (bir şey) hakkında bilgi edinmek. (hesap. ünlü. fall. s.´nde) tahrifat yapmak. z. hastalanmak. s ığın. bildik. titrek bir sesle s. -e koyulmak. sahte. i. f. f. şelale. aile. mantık kurallarına ayk ırı sav. -e başlamak. yalan. devetüyü. s. samimi. kayıt. sendeleyereknam. Gözü bana ilişti. me şhur. It fell serpinti. i. radyoaktif to my lot. 3. soyadı. 2. f. (ses) titremek. ev bark sahibi. açlık. dü şmek. i. dili çok iyi. suya düşmek. (gerçekleri) çarptereddüt etmek. aile çevresi. 1. şöhret. 1.

veda. sınırsız hayal veya hayali. uzakta: He´s never journeyed far from Istanbul. tıb. 1. hipermetrop. 2. 2. çok kişi veya şeyi etkileyen. çiftlik ve içindeki binalar. hayal gücü. dü şünmek. çiftlik. süper. 2. tiy.. fantezi. dü şlem. Onun için kötüydü. --ning) yelpazelemek. sanmak. They didn´t go far. maskaralık. uzak. s. s. 4. 1. 1. 2. 1. Öbürlerinden katdili Ne münasebet. i. mak.. fantezi. k. uzaklara yayılmış.. s. i. Hayranlar ınızdandır. k ışkırtmak. 2. i. fantastik. s. pervane kanad ı. hayali. i. akıl almaz. baseball fan beysbol meraklkayışı. s. irmik. f. bilet ücreti. çok uzak. çiftçilik. mutaassıp. f. z. dalg ın (bakış). Uzağa konu dışında. s./Bilakis. i. 1. popo. gerçek payı çok az olan. dili hayran: She´s one of your fans. üstün kaliteli (g ıda maddeleri). s. hayal düşlemsel. i.fan fan fan fan belt fan blade fan the flames fanatic fanatical fanciful fancy fancy fancy dress ball fancy o. ırgat. gülünç. (birisi) için iyi gitmek..şlem. mutaassıp. 1. i. fars. hayallerinde kendini ( şöyle veya böyle) görmek. kaba osuruk. hayal etmek. taksi müşterisi. 1. 1. çiftlik binalar ı arasındaki meydan. s. (--ned. veda yeme ği. 4. 2. i. 3. 2. hayal. 1. kat daha iyi. i. körüklemek. yelpaze biçimindeki herhangi bir şey. pervane ısı. ünlem Elveda! i.s. f. s. 2. yol paras ı. dü gerçekdışı. mak. fantezi. k. yemekler. f.. 1. çiftlik evi. (yırtıcı hayvanlarda) köpekdişi. i. 2.. rençper. harika. (öbürlerinden) kat kat daha . ba ğnaz. müz. çiftçi. 3. İstanbul´dan uzağa hiç seyahat etmedi. 1.ıyafet balosu. 1. i. k. vantilatör. yelpaze. fanatik. hayalperest. 1.: He´s far and away the best. fang fanny fantastic fantasy far far afield far and away Far from it. s. uza ğa. (birisi) için kötü olmak: He fared badly.gücü. fanatik. . lüks. farthest. -den hoşlanmak. inan ılmayacak kadar büyük (miktar). yiyecekler. çok süslü. ba ğnaz. 3. f. i. çiftlik avlusu. i. saçmal ık. i. ileri görü şlü. yılanın zehirli dişi. k istemek. 2. öngörülü. s. enfes. çok me şhur. zannetmek./Tersine. 2. 3. s. dili k ıç. 3. far off faraway farce farcical fare fare fare badly fare well farewell farewell dinner far-famed farfetched far-flung farina farm farm farmer farmhand farmhouse farming farmost farmstead farmyard far-reaching farsighted fart i. s.. osurmak. -den uzak. 2. çiftçilik yapmak. bak. i. ak ıldışı. i. i.

i. en ötede. s. çengellemek. 3. f. tutturmak. 2. kader. yağ. sabitlik derecesi. İng. (kuma ş boyası için) sabitlik. moda. 1. ölümcüllük. yorgunluk. 2. şişman. ölümcül. i. anavatan. i. vahim. s. (otoyolda) sürat şeridi.. bağlayan şey. 2. uçarı. derin uykuya dalm ış. (birinin) ilgisini/merak ını çok çekmek. pizza gibi) hazır yiyecekler. 2. suçu birine yüklemek. sabit (renk).farther farthermost farthest farthing fascicle fascinate fascinating fascination fascism fascist fashion fashion designer fashion model fashion show fashionable fast fast fast asleep fast color fast food fast lane fastback fasten fasten on/upon fasten the blame on s. üstünde durmak. fastener fastidious fastness fat fat cat fatal fatalism fatalist fatalistic fatality fate fated fateful father Father Father Christmas father-in-law fatherland fatherless fathom fatigue fatten s. daha ilerdeki. fasikül. 2. i. 2. i. solmaz renk. s. s. s. oruç. moda olan. s. çok ilginç. yazg ı. seri. f. i. dolgun. -e tak ılmak. kalın. biçim. yapmak. titiz. yağlı. kaderde olan. hafifmeşrep. i. şişmanlatmak.o. en uzak. anlamak. kadercilik. 2. çeyrek peni (eski bir İngiliz parası). bağ. i. vahim. ücra --test) 1. şekil vermek. fatalist. en uzakta. kaderci. öldürücü. yazg ıcı. s. büyük merak. iskandil etmek. f. i. . zor be ğenen. korunak. öldürücülük. daha uzaktaki. s. i. 1. tarz. yazg ıcılık. peder. 2. s. solmaz. kulaç (uzunluk ölçü birimi). i. semirtmek. yormak. i. şekil. 1. suçu birinin üstüne atmak. f. baba. en ötedeki. on (gözü) (bir yere) dikmek. 1. faşist. çengelle bağlamak. kayınpeder. s. z. 1. semiz. f. 2. fatalite. manken. Peder (papazlara verilen unvan). revaçta olan. Noel Baba. i. hızlı yaşayan. 1. i. babas ız. (kaza sonucu olan) ölüm. i. i. semirmek. s. kavramak. -i kafasına takmak. fast-food restaurant hazır yiyecek satan lokanta. şık. i. s. fatalizm. 2. 3. 4. f. argo zengin adam. şişmanlamak. 2. faşizm. 1. i. en ilerde. f.yer. yazg ıcı. rağbette olan. 1. en uza ğa. mahfuz yer. (hamburger. çok enteresan. bağlamak. tutturulmak. hızlı. en uzak. mukadderat. kaderci. daha ötedeki. i. tez. (--ter. 3. çabuk. çıtçıt. bağlanmak. bitkinlik. oruç tutmak. arka kaportas ı yatık spor araba. modac ı. ötedeki. 1. 1. s. i. alınyazısı. z. anayurt. öteki. i. 2. 3. daha uzak. -e saplanmak. 1. fatalist. süratli. defile. cazibe. kopça.

2. 1. i. budalalık. yılmadan. f.. s. faks makinesi. kayırıcılık. sar ımsı kahverengi. s. s. 4. (cesaret veya bedensel i. favori. noksan. yortu. sa ğlam bir temele dayanmayan. f. z. tenis servis hatasız. tercih i. yanlışsız. faks. i. 2. özellik. yap ılabilirlik. kusursuz. gözü pek. s. i. 1. s. yılmaz. kabahat. f. 2. ziyafet vermek. korkusuzluk. pot. i. kazanacağına inanılan yarışçı. -de kusur bulmak. uygun. 1. Onu hiç etkilemedi. fizibilite raporu. yap ılabilir. hediye. fizibilite. doyas ıya yemek. yağlı. i. dili etkilemek: It didn´t faze him at all. tüy takmak. f. ziyafette yiyip içmek. 2. 2. 4. s. February. i. i. yağ asidi. 1. f. f. sevgili. tüy.fatty fatty acid fatuity fatuous faucet fault faultless faultlessness faulty fauna faux pas fava fava bean favor favorable favorite favoritism favour fawn fawn fax faze FBI fear fear fear the worst fearful fearless fearlessly fearlessness fearsome feasibility feasibility study feasible feast feat feather feather feather bed feather one´s nest featherbrained feathered featherweight feature Feb February fecal s. as ıl k ıs. 1. 5. korku veren. fay. (birinin karakterinde) kusur. iyilik. korkmak. k. 1. yüz. kırık. aşağ.. gözde. çehre. 1. s. 2. korkusuzca. s. bak. faksla gelen mesaj. s. favor.. 2. onay. 2. müsait. i. i. 1. 2. gözde. ço ğ. 1. ku ştüyü ile kaplamak. kayırma. --s (fô´nız)/--e (fô´ni) i. f. yaltaklanmak. tüylü. hebenneka. sempati. 3. i. beğenme. en çok sevilen. dışkıya ait. dalkavukluk etmek. bak. fakslamak. çoğ. İng. 4. film. f. korkunç. 1. i. k. i. 1. korkak.f. yanl ış. 2. lütuf. defolu. 2. bayram. geyik yavrusu. tarafını tutmak. the Federal Bureau of Investigation. jeol. dili küpünü doldurmak. en kötü ihtimalin gerçekle şmesinden korkmak. 2. 1. noksans ı. kendini ak ıllı sanan budala. yüzdeki organlardan biri. 3. iltimas. alageyik yavrusu. 1. sima. şişko. sevgi. yüz hatları. noksans ızlık. k ıs. falso. 2. dehşetli. f. kuş beyinli. direy. uygulanabilir. hebennekalık. çok sevilen kimse/ şey. korku. musluk. güç isteyen) ba şarı.. i. ziyafet. 2. kusurlu. korkunç. şubat. ho şa giden. -de önemli bir rolü olmak: This i. uzun makale. s. broad bean. s. mümkün. dobiş. faks. bak. s. favori. budalaca. 1. broad bean. çürük. (bir davete katılanlara verilen) ufak iyi. Hrist.. i. i. 2. i. korkusuz. 3.. 1. i. tüys ıklet. i. fauna. yanlışsızlık. s. 1. . kuştüyü yatak. kim.

dokunma. i. (devletleri) federasyon haline getirmek. zayıf. i... argo sarho ş olmak. 2. morali bozuk olmak. bak. k. İng. fötr şapka. 2. -e ac ımak. elinden i ş gelmeyen. yem. içine doğmak. kendini iyi hissetmemek. yad ırgamamak. gibi i. z. 3. k. . biberon. gyemek. kendini tur şu gibi hissetmek. 1. yedirmek... fiz. 2.feces feckless fed federal federalise federalism federalist federalize federate federation fedora fee feeble feeble-minded feebleness feebly feed feed feedback feedbag feeder feeding bottle feel feel feel an affinity for feel at ease feel at home feel bad feel for feel giddy feel in one´s bones feel keenly feel like a fish out of water feel like doing feel like o. (birini) çok çekici bulmak. i. f. duymak: I feel good. dili baya ğı sarhoş olmak. federalize. federasyon haline getirmek. s. kendini rahat hissetmek. vizite. k ıpır kıpır olmak.s.ı. -e çok üzgün olmak. 2. hissetmek. 1. anlamak. yerinde duramamak. giriş ücreti. 1. dışkı. geribesleme. yemek vermek.. kuvvetsizce. 3. (for) -den utanç duymak. keyfi olmamak. 1. i. obliged to feel one´s oats feel one´s oats feel one´s way feel pity for feel queasy feel rotten feel shame feel sick at/about i. beceriksiz. 2. federal. kuvvetle hissetmek. dili üzülmek. 2. cansız. feel low feel no pain feel no pain feel o. zayıf bir şekilde. el sürmek. 2. i. 1. federalizm. dokunmak. k. geri zekâlı. on ile beslemek. yem kab ı. ile beslenmek. i. f. zilzurna sarhoş olmak. f. f. 2. (hayvan) beslenmek. 2. (felt) 1. içi rahat etmek. hafifçe. i. 1. canı yapmak istemek. i. s. doktor ücreti. yemek. s. kendini (bir şeyi yapmaya) mecbur hissetmek. feed. kendini beğenmek. fötr. sudan/denizden ç ıkmış balığa dönmek. beslemek. yiyecek. bak.s. s. amirane tavırlar içinde olmak. çok ihtiyatlı davranmak. yem torbas geribildirim.. (fed) 1. (bir şeyin dokununca uyandırdığı) his. 4. on ıda. zayıf. fidbek. . pol. federalist. dili 1. el yordam ıyla ilerlemek. f. f. zayıflık. birinin bir şey hakkındaki düşündükleri/izlenimleri. federasyon. i.. coşmak. kendini iyi hissetmek. 4. 1. elleri ile yoklamak. midesi bulanmak. s. be fed up with argo -den b ıkmış olmak. ücret. yemlik. Kendimi iyi hissediyorum. 2. kuvvetsiz. illallah demek. başı dönmek. i. -in çektiklerini anlamak. kuvvetsizlik.

mayalanma. burs. eskrim yapmak. parmaklık. rezene. çit. çoğ. 2. kesip devirmek. fend off fender fennel fenugreek ferment utanmak. saadet. sersemlemek. i. 2. 2. çamurluk. i.s. 2. eskrim. female. i. 1. dişilik. arkada şlık. i. feel. 2. isabetli. i. midesi bulanmak.. 1. 2.. dişi. dilb. i. i. f. münasip. hem şeri. 2. s. 2. f. intihar etme arzusu duymak. suçlu. 3. s. 1. arkadaş.. f. dert orta ğı. mutluluk. fötr. 1. bot. 4.. i. raziyane. yanıltma hareketi yapmak. kad ına özgü. 1. k ıs. i. yan ıltma hareketi. üzülmek. dili kendini iyi hissetmek. kendini (belirli bir şeyi) yapacak kadar güçlü hissetmek.. çit veya parmakl ık malzemesi. grup. -i uzakla ştırmak. para kazanma tutkusu uyand ı. i. dü şürmek. 2. hemşehri. f. deli numaras ı yapmak. huk. 1. Birdenbire içinde i.. 1.feel small feel suicidal feel up to feel up to par feel woozy feel/be troubled feel/get/have an/the urge to feeler feeling feet feign feign madness feint feldspar felicitous felicity fell fell fellow fellow citizen/countryman fellow sufferer fellow townsman fellowship felon felony felt felt felt-tipped pen/felt pen fem female feminine femininity feminism feminist fen fence fence fence off fencer fencing fend fend for o. ba şının çaresine bakmak.. kadınsı. foot. 1. i. s. f. i. his dünyası.üyelik. numaras ı yapmak. i. -i kovmak. adam. keçeli kalem. bataklık. min. yerinde. dişil. cemaat. ask. 1. (bir bilim kurumunda) üye. mahcup olmak. i. i. feminist. kardeşlik. vatanda ş. i. s. yurttaş. bak. mutlu. fall. 2. çalıntı mal alıp satan kimse. maya. yere sermek. iç âlemi. mesut. i. çemen. i.. bak. . 1. kendini geçindirmek. keçe. (yapar) gibi görünmek. 1. f. his. (in) -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle çevirmek.. dokunaç. -i parmaklıkla/tahta perdeyle/çitle ayırmak. yanıltma. tahta perde. 2. feminine. (bir bilim kurumunda) i. i. i. başı dönmek.. (bir şey yapmayı) çok istemek: He suddenly got the urge to make money. ek şime. 2. duygu. huk. ço ğ. merak etmek. kadınlık. zool. k.. i. . feminizm.. uygun. feldispat. eskrimci. a ğır suç. kişi. bak.. 1. f.. şöminenin önüne konulan alçak parmaklık.

. f. bayrama ait. engel. arasında araba/insan bir ta şıtın işlediği yer. bağlamak. 2. i. feodalizm. gen. i. engellemek. hararetli. i. 1. 2. heyecanlı. i. 1. füjer. s. (çoğ. Büyük bir heyecanla ba ğırıyordu. bereketli. elini ayağını bağlamak. hararetlilik. bayram. i. al ımlı. 2. cenin. f. aşk merdiveni. 2. f.. i. neşeli. şen. gübrelemek.. ek şimek. s. dönme dolap. ayağına zincir vurmak. irinlenmek. Duygu yoğunluğu belirtir: He was shouting in a fever of excitement. getirmek. arayıp taramak. ate şlilik. iki k ıyı arasında araba/insan taşıyan gemi. bot. 1. iki k ıyı feribot. hâsılat getirmek. 1. şenlik. pis kokan. kan davası. f. hararetli. s. i. ateşli. ate şli. yırtıcı. --zes) fes. gelir sağlamak. alıp getirmek. vahşet. i. festival. i. mayalanma. iltihaplanmak. ate şli.. çok nadir. f. i. feodal. ihtilaflı olmak. kutlama: What kind of festivities will there be? Ne gibi kutlamalar olacak? i. feodalite. eril nişanlı. verimlilik. i. i. hararet. buka ğı. e ğreltiotu. azmak. ateşi çıkmış.b. 2. s. i.. az. 2. vapur. böyle taşıyan tekne. s. dili cazibeli. feston. verimli. f. s. i. 3. kavga etmek. hararetli olan. 3. vahşi. s. ateş. bak. kayık. 2. i. İng. fetişizm. döllemek. i.. çoğ. böyle bir taşıtla i. s. dişil nişanlı. fertilize. çekici. yortu. fetiş. 2. da ğgelinciği. i. telaşlı. ateşli. cenine ait. 1. az miktar. 1. hararet. humma. zool. i. fermantasyon. i. i. (birilerini) k ışkırtmak. ateşli. araba vapuru. 2. arayıp tarayıp bulmak. i. f. hararetli. uzun süren dü şmanlık. koku şmuş. mayalanmak. s. 1. 1. f.ferment ferment trouble among fermentation fern ferocious ferocity ferret ferret ferret out Ferris wheel ferroconcrete ferry ferryboat fertile fertilise fertility fertilize fertilizer fervent fervid fervor fester festival festive festivity festoon fetal fetch fetching fetid fetish fetishism fetter fettle fetus feud feudal feudalism feudality fever fevered feverish few few and far between fez fiancé fiancée f. gübre. k. betonarme. 2. i. i. s. vahşilik. . 1.. ateş. i. sal v. s. 1. s..

çayır. oyalanmak. (çifte) dürbün. ask. i. keman çalmak. İng. mevhume. 1. üstsubay. 2. saçma sapan sözler. on beş rakamı (15. 1. bak. kolaylık olsun diye gerçek gibi farzolunan şey. hayali. ask. şeytan. yortu. f.. k ıpır kıpır. şeytanca. i. fictionalize. ateşli. i. XV). 2. i. 3. gereksiz şey/kimse. s. coşturucu. s. sahra talimatnamesi. uydurmak. feldmareşal. i. s. 2. 2. dili keman. i. s. dönek. i. uydurma. f. zırva. s. k. (öğretimde) gezi. vefa. rahat durmayan. (--bed. f.. atmak. fırdöndü. karar. mera. topçu s ınıfı.. şeytani. on beş. vakit geçirmek.. fiber. sert. kızgın. tımar. küçük yalan. bak. 1. 3. hercai. çabuk öfkelenen.. galeyana festival. i. hercai. cam elyaf ı. oyalanmak. beşte bir. k. (aşkta) vefasız. ask. 2. 2. s. saha. değişken. emir. k ıta tatbikatı. üstsubay. 4. s. durmadan k ımıldamak. 2. vahşi. 1. 5. rahat oturamamak. ask. ask. 1. şehvet dolu.. İng.getiren. on beş. f. dili 1. ifrit. meraklı. 1. tiryaki: a tennis fiend tenis hastas ı. tarla. zebani. 1. 1. on be şinci. on beşte bir. otlak. f. f. i. yerinde duramamak. şiddetli. ateş gibi. alan. i. huk. ateşli. (zamanı) boş geçirmek. tarla faresi. 2.. s. 1. sadakat. lif. ünlem Hay Allah! i.. çim hokeyi. i. bayram. vakit geçirmek.fiasco fiat fib fiber fiberglass fibre fibrous fickle fiction fictionalise fictionalize fictitious fiddle fiddle around fiddle away Fiddle! fiddle-faddle fidelity fidget fidgety fief field field artillery field day field events field exercise field glasses field hockey field hospital field maneuver field manual field marshal field mouse field officer field officer field trip fieldpiece fieldwork fiend fiendish fierce fiery fiesta fifteen fifteenth fifth fifth wheel i. i. --bing) yalan söylemek. deli. kaypak. be şinci. an opium fiend afyonkeş. 2. fiyasko. i. i. alan yarışları. lifli. (bilgi toplamak için yap ılan) alan araştırması. hikâye/roman şekline sokmak. . zeamet. (bir spor takımını) sahaya çıkarmak. 1. barut gibi. dili düşkün. roman ve hikâye edebiyat ı. sahra spor bayram ı. sahra topu. 2. sahra hastanesi. 2. i. kara manevras ı. s. s. i. k. i. hasta.

1. doldurmak. (fought) 1. 1. yürütmek. i. s. işini görmek: This´ll fill the bill. a şırmak. boy bos. -i çözmek. 2. dosya (bir şeyle/kişiyle ilgili belgeler). dövüşmek. evlada yak ışır. dövüş horozu. s. fındık. elli. 2. 3. geçici olarak bir i şte çalışmak. Fijili. . dolgu yapmak. ellide bir. i. sayı. rakam. f. dövü ş. i. f. 1. eğe. -i hesaba katmak. -e güvenmek. mecazi. elek. 2. 1. i. i. dili sanmak.o. dolgu maddesi. 2. doyurmak. figür. dolmak.fiftieth fifty fifty-fifty fig fig fight fighter fighter plane fighter-bomber fighting fighting cock figment figurative figure figure figure of speech figure of speech figure on figure out figure skater figure skating figure up figurehead Fiji Fijian filament filbert filch file file file a complaint file clerk filet filet mignon filial filings fill fill a prescription fill a tooth fill dirt Fill her up! fill in fill in for Fill me in on the situation. i. huk. i. L). mücadele etmek. u ğraşmak. tel. sava şçı. ellinci. Fiji. k ıs. dolguyla meydana getirilmi ş yer. (bir hesab ı) toplamak. i. dosya. avc ı bombardıman uçağı. doldurmak. figure. ercik sap ı. yarı yarıya. dosya. 2. iplik. zannetmek. fileto. 2. dili 1. i. endam. 2. ihtiyac ını karşılamak. artistik patinajc ı. önemli bir rol oynamak. 3. f. 2. fill out fill s. Depoyu doldur! 1. incir a ğacı. çoğ. mücadele. eğelemek. i. i. törpülemek. 1. Fiji´ye özgü. elli rakam ı (50. figür pateni. Fiji Adalar ı´na özgü. avcı savaşmak. mecaz. i. numara. 1. f. (formu) doldurmak. dili birinin yerini doldurmak. i. oto. (birinin) yerine çalışmak. 2. evrak/dosya dolab ı. k. 1. k. i. kilo almak. i. 1. evrakları dosyalayan görevli. 3.. çalmak. artistik patinaj. 2.´s shoes fill the bill s. bilg. boksör. i. kavga etmek. mecaz. 3. s. k. f. dolgu. 1. s. yazılı olarak şikâyet etmek. evlada ait. incir. 2. uçağı. i. klasör. 1. i. toplamak. elli. filing cabinet evrak/dosya dolabı. 2. f. İşimizi görür bu. eğe talaşı. -i planlamak. filaman. törpü. 2. 2. i. dosyalamak. 4. 2. dosyaya koymak. Fijili. Fiji. figurative. kavga. s.. 1. 3. reçetedeki ilaçlar ı vermek. fileminyon. 3. -i anlamak. 1. dolgu toprak. bot. gemi aslan ı. dolgu. savaş. Durumu bana aç ıkla. 1. avcı uçağı. lif. 2.

-e kusur bulmak. filtre kâğıdı. filtreli (sigara). güzel (hava). ince. ığı. 1. i. mali yıl. ispinoz. finans: ministry of finance maliye bakanl ığı. güzel. doldurmak. iş bulmak. finalize.o. i. k. filtreden geçirmek. s. filtre. f. f. dili. 2. 6. İng. kesin. 2. sonuncu. 2. çok pis. O benim tuhafıma gidiyor. veya kurs sonu s ınavı. z. filme almak. (found) bulmak. i. i. zool. 3.. i. 2. âlâ. kendini (biriyle) ba ş başa bulmak. sonunda. mükemmel.t. hassas. 1. filtre kâğıdı. 2. dolma. 1. dolgu. 1. s. saf. bütçe yılı. 2. sin. kemiksiz et/balık. sigara filtresi. mali durum: His finances are in good shape. katk ı maddesi. foto. duygulu. ince tabaka. 1. f. yıl sonu. i. f. f. i. . 2. tête-à-tête with find out Find out if he came. finansman. spor final: final match final maç ı. Onun bir şey davranışları hoşuna gitmedi. 1. film çekmek. halis. üstün. ço ğ. Gelip gelmediğini öğren. spor final. i. 2. i.fill the bill fill up filler fillet filling filling station filly film film speed film star filter filter paper filter paper filter tip filter-tipped filth filthy filtrate fin final final heat finale finalise finalist finality finalize finally finance finances financial financial pressure financial year financier financing finch find find employment find fault find fault with find guilty find o. 5. sympathetic finding fine k. para: A lack of finances was the problem.t. finansç ı. s. bulunmu ş/keşfedilmiş şey. 1. i.. filtreli sigara. dili ihtiyac ı karşılamak. müz. final spor sömestr sonu i. saç band ı. finalist. i. 1. biri/bir şey (birinin) tuhafına gitmek: I find him strange.. film duyarl film yıldızı.. son şeklini vermek. finanse etmek. pislik. s. ince ruhlu. dolgu. 1. bitirmek. son. final ko şusu. yüzgeç. boyacılık filler. dolgu macunu. (with) kusur bulmak. i. aç ık. s. zar. filtrat. doldurma. i. (jürinin verdiği) karar. Problem paras ızlıktı. ince örtü. 1. maliye. 4.. i. fileto. benzin istasyonu. 2. 1. 2./s. ke şfetmek. Onun mali durumu iyi. 2. 2. i. i. i. kesinlik. find s. 2. yatırımcı. i. 2. mali. öğrenmek. 1. di şçi. kat ışıksız. huk. bak. f. nihayet. film. final. strange find s. ince. finansman. 1. süzüntü. filtreli sigaralar. zarif. suçlu ç ıkarmak. para s ıkıntısı.s. k ısrak. 1. birinin hoşuna gitmek: She didn´t find his ways sympathetic.

belirli bir el silah) atmak. çekimli fiil. O bilgisayarla mahdut. itfaiye. (toprak e şyayı) (fırında) pişirmek. ile işi bitmek: If you´ve finished with that computer. v. 1. sona ermek. i. i. i. İng. yangın alarmı. Finlandiyalı. s ınırlı. i şini bitirmek. hain. i.o. parmak. para cezas ı. i. kullanmak istiyorum. bak. ellemek. 1. (silah) ateş almak. go over the matter with a süslü giyim. kalorifer v. comb ince eleyip s ık dokumak. i. yangın merdiveni. yangın musluğu. Fin. titiz. para cezasına çarptırmak. (tüfek. f. yangın sigortası. i. f.´ni) ate şlemek. ispiyon. bitirmek. i. 2. itfaiye te şkilatı. fine-toothed i. köknar. 1. i. grev kırıcı. 2. s. güzel sanatlar. up fire station fire the first shot fire tower fire truck firearms fireboat i. i. sona erdirmek.b. bitmek. Fince.´ni) fayrap etmek. (birini) soru ya ğmuruna tutmak. 1. dilb. 1. bir el silah atmak. yangın merdiveni. up fire s. dili öldürmek. bitiş. i. k ılı kırk yaran. mat. güzel sanatlar. tırnak. itfaiye arabas ı. i. fine-toothed comb ince di şli tarak.fine fine arts fine arts finery finesse finger fingernail fingerprint fingertip finicky finish finish line finish off/up finish with finite finite verb fink Finland Finlander Finn Finnish fiord fir fire fire fire a salute fire a shot fire alarm fire brigade fire department fire engine fire escape fire escape fire extinguisher fire hose fire hydrant fire insurance fire questions at fire s. Finli. 3.b. . yangın. tamamlanmak.o. spor finiş. Fince. parmak izi. parmak ucu. ateş. (motoru) çal ıştırmak. incelik. top. (kurşun. ilk silah atan olmak. k. 2. yangın zili. (birini) gayrete getirmek. tamamlamak.. bitirmek. yangın hortumu. itfaiye arabas ı. top. i. i. ispiyoncu. f. dili işten top atışıyla selamlamak. f.. işin bittiyse onu sonlu. 1. ustalık. 1. parmakla dokunmak. fjord. s. (bir iş için) (birini) şevke getirmek. with enthusiasm for fire s. parmak tırnağı. yangın kulesi. gammaz. ateşli silahlar. k. ustalıkla durumu idare etmek. yangın söndürme gemisi. I´d like to use it. s. ile ilişkisini s. k.t. Finlandiya. Fin. 3. 4. (soba. el sürmek. f. 2. 2. 2. itfaiye. itfaiye binas ı. 2. yangın söndürme aleti. dili bitirmek. argo 1. 2. ihbarc ı. i.

gecenin ilk nöbeti. İlk geldiğimiz ilk yard ilk: tıb. top v. yanan odun parças ı.D. üste ğmen. 1. ilk çocuk. birinci mevkie ait. ask. dili ateş bir el ateşleme mekanizması.b. birinci s ınıf. ilk do ğan. 2. en büyük. kaymayan. donmu ş (jöle. çikolata v. 2. 1.b. i. 3. itfaiyeci. odun. ilk. sıkılık. i. ekstra. birinci mevki. dilb. ateşleme tertibatı. üstün. üstün. aç ılış gecesi. i. mükemmel. en başta.´de) cumhurba şkanının karısı. fire. A. poligon. When we first came here it was a village. mükemmel.´ne özgü) donmu şluk.b. silah) atma. 4. 4. z. 1. i. 2.´ni) ate şleme. ocak ba şı.B. i. ilkin. kestanefişeği. ilk izlenim. s. 4. 2. 3. s. kestanefişekleri. evvela. belirli hattı. çatapatlar v. ilk ad. ortalığı karıştıran delifişek. i. pişim. (İskoçya´da) haliç. ateşleme iğnesi. i.D. z. sağlamlık. birinci s ınıf. atış alanı. birinci mevkide. i. tahvil tic. top.men (fay´ırmîn) i. çoğ. 2. s. s. birinci. gala. ateş alma. evvela. yanmaz. i. ateşböceği. fiyatı değişiklik göstermeyen (hisse senedi. (tüfek. . 1. at ış. ateşleme pimi. havai fişekler. (taşıtta) birinci mevki. i. ekstra. birinci mevki. 2. önce. ilk yardım. yangın musluğu. i.firebrand firebrick firebug firecracker firefly fireman fireplace fireplug fireproof fireside firewood fireworks firing firing line firing mechanism firing pin firing range firing squad firing squad firm firm firm offer firmament firman firmness first first aid first aid first and foremost first class first class first floor first floor first impression first lady first lieutenant first lieutenant first name first night first person first person first watch firstborn first-class firstly first-rate firth i. i. birinci s ınıf. 1. ba ş. i. z. (jöle. kesin teklif. 1. birinci kat. 1. birinci kat. 3. gök kubbe. birinci.B. pelte. 1. s ıkı. ilkönce. k. s. i. dilb. idam mangas ı. firma. sallanmayan. yangın tuğlası. pelte. ilk. atış mangası. İng.b.ım. kundakç ı. 2. ateşlenme. üsteğmen. (A. ilkin. ocak. İng. ask.). birinci şahıs. zemin kat. i. (toprak eşyayı) pişirme. sağlam. s. (fiyatlarda) istikrar. 2. çikolata v. önce. zemin kat. ilkönce. i. birinci tekil veya ço ğul şahıs. i. ferman. şömine. (kurşun.

düzensiz.o. ya da bu diyardan gidersin! palavra.er. k. bölünebilir. -e göre olmak. 4. s. -i seçmek.´ni) kararla ştırmak. çoğ. fish. olta tak ımı. babalar ı tutmuş. k.s. 2. dili şike/rüşvet yoluyla ayarlanmış. 1. 2. man şon gibi) tesisat işlerinde kullanılan parça. balığı çok. (çoğ. uygun.´s wagon fixation fixed s. (kahvaltı/öğle bir yeri tamir etmek. sağlamak: This job fits you hiçbir işe yaramaz. balık tutmak. k. i. dövüşme. -e karar vermek. balık avlamak. s. s. terz. tamir etmek. befitings. i. dili çok öfkeli. dikkatini -e çevirmek. f. 3. k. s. de ğişmeyen. uygun olma. --ting) 1. s. i. yerleştirmek. misina. fiz. (bedenen) formda olan. i.b. 1. yumruk. olta çubu ğu. f. k. 1. 2. birinin hakk ından gelmek. i. 2. ş. bait! Ya i. beşli. (--ted. 3. i. Bu işte bir bityeniği var. . beş kat. 1. s. balık ağı. yar ılım. kendini süslemek. dili bir şeyi yapmak ya da ondan tamamıyla vazgeçmek: You must either fish or cut hikâye. k ılçık. i. aşırı düşkünlük. bu deveyi güdersin. z. değişik türler için fish. -e uygun olmak. i.es) balık. (bedenen) formda olma. fish. gözünü -e dikmek.. dolaylı bir şekilde istemek/aramak. i. 2. aşırı bağlılık. i. yumrukla şma. beş -in uymas ını tıpatıp uymak. k. -e yak ışmak. file çorap. mali yıl.o. süslenmek. tayin etmek. s. zıvanadan çıkmış. -i uydurmak. 1.men (fîş´ırmîn) i. k ısa aralıklarla bölünen. s. beş rakamı (5. yar ılabilir. up fix on fix one´s attention on fix one´s eyes on fix s. bölünüm. 3. dili birine (bir şey) ayarlamak/sağlamak. içinde balık tadı olan. mali. V). uygunluk. bulanık suda balık avlamak. 1.fiscal fiscal year fiscal year fish fish fish for fish in troubled waters fish or cut bait fish story fishbone fisherman fishing line fishing pole fishing rod fishing tackle fishnet fishnet stocking fishy fissile fission fissure fist fisticuffs fit fit fit fit for nothing fit like a glove fit s. spor yapmaya hazır olma. i. (tarih. 1. 2. olta ipi. up with fix s. out for fit to be tied fitful fitness fitter fitting five fivefold fix fix fix a place up fix o. (sabitle ştirecek bir şekilde) takmak. dili 1. (rakor. ince çatlak. birine (bir şey için) gerekli şeyleri sağlamak/tedarik etmek. kesintili. sabit. tesisatç ı. 2. küplere binmiş. balık kokan. olta. isk.. beş. uygun.para etmez. masal. i. nöbet. kriz: a fit of coughing öksürük nöbeti. olta kam ışı. 2. (bir) aksesuar.o. spor yapmaya haz ır. birini mahvetmek. balıkçı. mali yıl. borucu. f. dili şüphe uyandıran: There´s something fishy about this. prova. i. -i ayarlamak. balık kılçığı. beş misli. five-and-ten-cent store/tencent store/dime store/five-and-ten ucuz e şya satılan mağaza. 1. çoğ. miktar v.

k ıs.) kabarıp dökülmek. Flandra. alev alev yanmak. yan. karbonatlı (içecek). i. büyük ve yass ı kaldırım taşı. i. k. f. saman alevi gibi bir şey. çakmak. tabaka s. an için göstermek. aygıtı. i. in flagrante delicto. (kaskette) parlamak. alev makinesi. palavra. 2. kabiliyet. den. (--ged. flama. i. 2. 1. (--ged. fışırdamak. 2. s. ask. 1. 1. k. ask. İng. ani bir ızla geçmek. pazen. yalaz. i. yanıcı.. . (bayrak. 1. a şırı davranışlarından dolayı göze çarpan (kimse). 1. pazen. --s/--es) zool. yelken v. çırpıntı. i. bir şirket grubundaki en önemli şirket: The Chicago Hilton is the flagship of the Hilton chain of hotels..fixed asset fixed idea fixed price fixings fixture fizz fizzle fizzy fjord fl oz flabbergast flabby flaccid flag (down) a taxi flag flag flag flag flagpole flagrant flagrante delicto flagship flagstaff flagstone flair flake flambeau flamboyant flame flamethrower flamingo flammable Flanders flange flank flank attack flanking action flannel flannelette flap flare flash flash flash flood flash in the pan flash through one´s mind flashback sabit de ğer. f. f. --ging) bu taşlarla döşemek. yan sald ırısı. sabun bezi. cep feneri. 1. i. k. i. zambak. 3.. flanel. bak. (gazoz. spor müsabaka. cansız. saçma.3. fiyort.. 2. soda. (--ged.b. parlamak. 1. flaş i. ayd ınlatma cephanesi.(off/away) (boya tabakalar ı v. 2. s. 4. 2. z. gevşemiş.) fış fış/fışır fışır köpürdemek. elbezi. s. taksi çevirmek. bir vas ıtayı) şlamak. meşale. s. f. yan hareketi. güçsüz. 4. bayrak. 2. göze çarpan (renk). (şimşek) up parlamak.. içgüdü. (ışıkları) yakıp söndürmek. f.b. büyük ve yass ı kaldırım taşı. soda v. --ging) (down) bayrak/el sallayarak (birini. (işaret vermek için) ask. flamingo. gevşek (adale/doku). i. f. büyük bir hpar ıldama. s. 4. flaş. 1. 3. bak. sönük. iyi1. i. 1.. (köpüren gazoz. İng. öfkelenmek. kuvveti kesilmek. 4. bayrak dire ği. böğür. f. (zarfa ait) kapak. bir kısa fakat önemli bir haber. band ıra. 2. yandan kuşatmak. i. dili (bir et yemeğini tamamlayan) diğer yemekler. göze batan (kötülük/ahlaks ızlık).. (bir yap ıya/odaya ait) sabit eşya. 6. frapan. gönder. i. fışıldamak. saplantı.´nin çıkardığı) fışırtılı ses. sabunluk. gönder. amiral gemisi. şampanya v. süsen.) dalgalanma. 1. dili i. Şikago Hiltonu. i. aniden gelen sel. flanş.. 2. 1. Hilton i. i. 2. 2. geriye dönü ş. out k. kulakl ık. (uçağın f. ba şlayıp sonradan suya düşmek.etek. (çadıra ait) 3. i.b. bot. flaş. yan taarruzu yapmak. 5. i. fışırtı. f. küçük dilini yutturmak. yan taarruzu. fluid ounce(s). çırpış. 1. İng. i. 2. pervasız (suç işleyen kimse). birden aklından geçmek. f. i. 2. ışık saçmak. ince bir tabaka halindeki kar tanesi. flabby. sancak. sabit fiyat. i. çoğ. alev. yetenek. 4. ask. foto. i.b. 1. (kanat) ç ırpma. ince bir tabaka halinde olan parça.. 2. i. dili sevgili. ruhsuz. yan saldırısı yapmak. alevlenmek. 3. dili çok şaşırtmak. f. --ging) yorulmaya badurdurmak. ask. i. (çoğ. bayrak dire ği. i. (etekler) kabarmak. 1. 1.

çeşit: Their ice cream comes in twenty flavors. yemeğe tat veren şey. bemol. 2. 1. (derisini) yüzmek. i. müz. cep şişesi. göz önüne sermek. uzun tüylü yün kümelerine benzeyen. müz. Flaman. i. 2. Flaman. kim. 2. i. flütçü. ütü. yassıltmak. 2. Flamanca. 1. 2.y. yassılatmak. çabuk geçen. düzlük. kusur. k. s. leke. pohpohlama. Flamanca. düztaban. tatlandırıcı. 1. flavor. sarı. (bir koyunun üstünde biten) yünün tümü. geniş düz yer.. s. et. i. (duyum olarak) tat. ya ğmur sularına karşı konulan saç örtü. f. ha şlamak. s. f. bemol. pire. uzun tüylü yünle kapl ı. aç ık yük vagonu. daire. i. pohpohlamak. yavan. 2. kusurlu. samimi olmayan iltifatlarda bulunmak. bak. f. apartman dairesi. defosuz. 3. 1. bot. yass ılaştırmak. ezmek. 2. foto. lepiska. d. (kuma şta/giyside) defo. i. defolu.. i. s. flaş. balon (cam kap). dili (hile ile) soyup soğana s. patlak lastik. hızlı. f. i. firar etmek. i. f. 1. lezzet. sergilemek. alabros saç. i. s. i. donanma. i.. 1. filo. . etek. i. 2. müz. düz. fla ş lambası. nokta. koltuklamak. f. dili acemi çaylak.. f. çe şni. i.. 4. Onlar ın dondurmasının yirmi çeşidi var. (fled) kaçmak. göze çarpan. 4. i. 1. fena halde azarlamak. İng.. 2. (koyunu) k ırkmak. el feneri. s. i. s. i. (--ter. dili meteliksiz. s. i. kusursuz.. ketentohumu. zü ğürt. 3. 1. 1. s. i.. --test) 1. uçup giden. bir işe yeni başlayan kimse. foto. çok ufak parça. f. s. 2. i. 2. frapan. keten. i. i. (bir koyundan k ırkılan) yünün tümü. matara. i. pohpohçu. fani. lezzetli. flee.flashbulb flashgun flashing flashlight flashy flask flat flat flat flat broke flat on one´s back flat rate flat tire flatcar flat-footed flatiron flatten flatter flatterer flattery flattop flaunt flautist flavor flavorful flavoring flavour flaw flawed flawless flax flaxen flaxseed flay flea fleck fled fledgling flee fleece fleecy fleet fleet fleeting Fleming Flemish flesh i. bak.. fla ş ampulü. tek fiyat. k. tüyleri henüz bitmiş yavru kuş. i. yatalak. lezzetli bir tat. i. 1. tatsız. i. benek. gazı gitmiş (meşrubat/bira/şampanya). geçici. yass ı. k.

yüzer havuz. sel basmak. havai. uydurmasyon. vücudunun bir parças ını) geri veya bir yana çekmek. derme çatma. (motoru) ambale etmek. 1. balıklama dalmak. projektör. bent kapa ğı. i. f ırlatmak. s. f. kabarma. su bask ını. çabuk bir sallama hareketi: a flick of the fingers bir fiske. s. i. 1. (--ged. taş/tahta döşeme. fly. titreşim. (bir kattan ba şka bir kata giden) merdiven. taşkın. dili sayg ısız. -den h ızla geçmek. olta mantar ı. oradan rolü yapmayı 2. (kas ı) bükmek. hayal kurma. 2. denizde yüzen üstü düz buz kütlesi. saygısız. flotör. 1. i. hercai. taş/tahta döşemek. seven erkek. . met. çürük. esneklik. (gemiyi) yüzdürmek. şamandıra. (darbe yememek için) (vücudunu.. 2. f. ufacık bir belirti: He suddenly felt a flicker of hope. k. 3. 3. yer. k.s. (bir kattan merdiven sahanlığına kadar giden) merdiven bölümü. 1. firar. 1. diliatmak. (pencereyi/kap ıyı) hızla açmak. bak. f. kaçış. s. 3. uçuş. f. elastikiyet. 2. (--ped. 1.flesh color flew flex flexibility flexible flick flick one´s fingers flick one´s wrist flicker flier flight flight of fancy flight of stairs flighty flimsy flinch fling fling back open fling o. 2. çabuk ve kesik bir şekilde elini sallamak. zemin. tokyo. esnek. Birdenbire ufac ık ı. (deniz kaplumba ğalarında ve yüzen memelilerde) yüzgeç. 2. i. dili şaşırtmak. çıldırmak. over -e hayran olmak. sürü. küplere binmek. 2. 2. --ping) 1. f. (bir şeyin) su yüzünde yüzerek s. titreyen i. 1. küçük dilini ayaklı lamba. dayan ıksız. i. elastiki. su yüzünde/havada yüzen. a flick of the wrist çabuk ve kesik bir el sallama. dili ç ıldırmak. 1.. (ışık/gölge) oynamak. i. sürü halinde toplanmak. i. i. erkeklere cilve f. sel gibi akmak. k. mim. 2. 2. (yüzmek için kullan ılan) palet. döner sermaye. f. f. gelip geçici nüfus. 3. overı k. uydurma olduğu belli. (kadın) (erkeğe) cilve f. hızla atmak. into flint flip flip a coin flip one´s lid flip one´s lid flip-flop flippant flipper flirt flit float floating floating assets floating capital floating dock floating population flock floe flog flood flood plain flood tide floodgate floodlight floor floor lamp floor plan floor show ten rengi. f. vurup yere yıkmak. 2. 2. 1. tic. kad 1. tepesi atmak. 2. çok k ızmak. çakmakta şı. su yüzünde/havada yüzmek/gitmek. i. 1. abajur.ına) âşık gibi davranmak. (bir işe) dört elle sarılmak. uyduruk. 1. f. cari aktifler. i. 2. i. sel. dili 1. s. kaprisli. i. s. k.--ting) ınlara âşık oraya uçmak. kat plan ı. (binadaki) kat. 3. 1. i. eğlence programı. 1. i. oto. 3. argo ç ıldırmak. f. duba. küstah. f. hayal. fiske atmak. dili (sinema salonunda fiske atmak. pilot. uçma. i.taşkın yatağı. 2. titreme. 2. --ging) k ırbaçlamak. yaz tura -e hayran olmak. el ilanbir umut duydu. (flung) 1. (kollarını) savurmak. coğr. küstah. su basmak. 2. k. (with) (erkek) (kad yapmak. keçileri kaçırmak. (--ted. tic. keçileri kaçırmak. i.

süslü (yazı/sözler/üslup). k. f. tic. flora. akan. i. 2. çiçekçi k ız. hor görmek. 1. (dilde) ak ıcılık. dü şmek. k. 1. tüyleri kabar ık. inip ç ıkmak. i. 2. kırmızı (yüz/yanak). fling. i. dilbalığı. 2.. ilerlemek. sallamak. i. dili görevli. i. ç ırpınmak. into -e bir h ışımla girmek. büyük bir baca içindeki birkaç ayr ı duman yolunun her biri. ak ıcı bir şekilde. f. z. k. esnek disk. çiçeklere ait. ak ıcı. 1. (bir şeyi) birden sertçe bırakıvermek. dalgalanmak. i. nikâh töreninde çiçek taşıyan küçük kız. yurt. diş ipliği. s. bitey. --s (flor´ız)/--e (flor´i) i. kaldığı s. akışkan. i. 3. 1. bata çıka ilerlemek.57 cc. sıvı. berduşlarınfiyasko. A.. çiçe ği çok. disket. s. (--ped. kükürtçiçe ği. f. çiçek. i. k. f.. çiçekli. i. 29. bocalamak. 2. un. akış. gelişmek. f. 3... inip ç ıkma. tumturaklı (yazı). f. i. dili şatafatlı. 3. i. akmak. İng. 1. dili (motorlu taşıtın) gaz pedalına sonuna kadar basmak. i. tic. (elbise/kuma ş) (belirli bir şekilde) dökülmek. 2. bilg. çiçeklenmek.. yüzdürme. denizde yüzen veya k ıyıya vuran şeyler. f.B. yumuşak ve kenarları sarkık. saks ı. i. i. bak. --ping) 1. 1. i. büyümek. fahişe. değişmek. berduşların kalabileceği dili başarısızlık. itaat etmemek.D. 1. f. çiçek tarh ı. yükselip alçalmak. (senetleri) ihraç etme. i. şans eseri. döşeme tahtası. çiçekoturmak. f. i. 2. i. f. fırfır. i. i. ak ıcı (yazı/üslup). büyük ma ğazalarda işi idare eden ve müşterilere yardımcı olmak üzere dolaşan hayat kad ını. çoğ. akıcı bir şekilde konuşan (biri). 2. 2. (sokakta çiçek satan) çiçekçi. yükselip alçalma. f. 1. 1. gösterişli bir hareket. (saç) sarkmak. 2. i. fly. tic. döşemelik. debelenmek. durmak.. s. s. 2. f. 2. (bir) şans. (diş aralarını) iplikle temizlemek. 1. duman yolu. s. 2. reddetmek. i. k. 28. i. s. dili başaramamak. i. çiçek açmak. (halıdan/kumaştan dökülmüş) hav. s. 3.41 cc. alabildiğine gazlamak. bitki örtüsü. (tüylerini/saçını) kabartmak. fazla süslü. vermek. 1. . farbala. dalgalanma. 3. değişme. s. akışkan. grip.floorboard flooring floorwalker floozy flop flophouse floppy floppy disk flora floral florid florist floss flossy flotation flotsam flotsam and jetsam flounce flounce flounder flounder flour flourish flout flow flower flower bed flower girl flowerpot flowers of sulfur flower-seller flowery flowing flown flu fluctuate fluctuation flue fluency fluent fluently fluff fluffy fluid fluid ounce fluke flung i. bak. f. ak ıcı. otel. ç ırpınmak. çiçekçi. kesme çiçek sat ılan dükkânı işleten kimse. out bir hışımla çıkmak. yüzme.

dili zıvanadan çıkmak. s. s. müz. f. floresan ışık. i. güvenilmez. kör uçmak. 1. sifonu çekmek. 1. boks sineka ğırlık. yükselişi/inişi. 5. sineksıklet. tepesi atmak. birinin emirlerine ko şan. 2. (sınıfta) bırakmak. (sütundaki) yiv. uçan. down the toilet flush tank flush the toilet fluster flute fluted column fluting flutter flux fly fly fly a kite fly at fly at s. sinek. i. uçurtma uçurmak. havacılık. 2. (s ınavda) çakmak. 3... hiddetlenmek. k. tic. borsada ısa hizada olan. yivli sütun. kısa süren bir heyecan/telaş. f. tay do ğurmak. (sınıfta) kalmak. k. dili 1. birdenbire üstüne sald ırmak. 1. 2. (yüzü) kızarmak.o. flavta. dayanma uçan daire. i. f. dayanarak idare etmek. 1.. 1. sineklik. s ıvışmak. 2. heyecanlı ve şaşkın bir hal. -i hiçe saymak. birine birdenbire (sözlerle) sald ırmak. dili üzerinde bol para olan. 1. uçurma. köpürmek. (av kuşunu) ürkütüp uçurmak. 1. s. çaktırmak. dili (önemsiz/ilgisiz bir şeye takılarak) asıl konudan ayrılmak/uzaklaşmak. 3. (rüzgârda) titremek veya hafifçe i. köpük. flüorür. k ısa süren hafif bir kar yağışı. amaçtan sapmak. flown) bölüm: Your fly´s open. flüt. 2. (bayrak) dalgalanmak. k. düz.´s throat fly away fly blind fly by the seat of one´s pants fly in the face of fly into a rage fly into a tantrum fly into a temper fly low fly off fly off the handle fly off the handle fly swatter fly the coop fly/go off on a tangent fly-by-night flyer flying flying buttress flying saucer flypaper flyweight flywheel foal foam f. i. 1. düzenteker. köpürmek. 2. (yanaklarını) kızartmak. bir şeyi tuvalete atıp sifonu çekmek. i. bak. (zaman) ak ıp gitmek. floresan. k. 1. dalkavuk. i. i. f. ak ış. mim. çok çabuk gitmek. uçup gitmek. uçakla gitmek. (kanatlar ını) çırpmak. k. (tuvalete ait) rezervuar. uçurmak.kayn ısüren bir fiyat 2. başarısızlıktan dolayı okulu bırakmak zorunda kalmak. flier.o. k. 1. ç ırpınır gibi düşmek. küplere binmek. dalgalanmak. i. (tecrübesizlik veya birtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerinebirtak ım eksiklikler yüzünden) sadece içgüdülerine (tecrübesizlik veya dayanarak idare etmek. floresan lamba. dili hemen öfkelenmek.t. floresan. tüymek. f. (flew. 4. dili kaçmak. uçmak. erkek pantolonunun önündeki fermuar veya dü ğmelerle açılıp kapanan1.flunk flunk out flunky fluorescent fluorescent light fluoride flurry flush flush s. alçaktan uçmak. piyon. 3. i.. çabuk çabuk sallamak. uçu ş. çok k ızmak. sinek kâ ğıdı. (hiddetten) ba ğırıp çağırıp tepinmeye başlamak. (birini) heyecanland ırıp şaşırtmak. uçup gitmek. çırpınmak. 5. pilotluk.. 1. i. uçma. 2. tepesi atmak. i. mim. tay. mim. i. out flush s. mim. i. birini sakland ığı yerden çıkarmak. Pantolonunun önü açık. küplere binmek. 2. havacılıkla ilgili. 2. uşak. kemeri. volan. . i. pilotaj. kim. f. 2. s. 2. 2. i. (sütundaki) yiv/yivler. i. 4.

3. on yapmak. hasım. . follow through follow through follow up follower following 1. dosdo ğru gitmek. fetid. halk. bir şekilde takip etmek.ci (fo´say) i. kavramak. s. yeşillik. Deryaından gitmek. sonek kat. (alt ın. s. -i müteakip. (bir şeyi) tamamlamak. i. i. set çekmek. -den sonraki. 3. ağzı köpürmek. --es (fo´kısız)/fo. mihraki. s. 2. i. sisli. halk şarkısı. körüklü kapı. bro şür. armonik kapı. 1.´s advice follow suit follow the lead of s. 1. f. folyo. odaksal. i. taraftarlar. düşman. iflas etmek. katlanır iskemle. free on board tic. misil. spor (belirli bir beden hareketini) sonuna kadar (bir işin) sonunu getirmek. önlemek.o. Hiç fikrim yok. sünger. 1. topu atmak. ço ğ. beş kat. eskrim flöre. 2. 1. dosya. buğulandırmak.o.´s footsteps follow one´s nose follow s. in/into -e sokuşturmak. 4. sis düdü ğü. 2. f. anlamak. i. kalay v. fetus. yaprak. kimseler. --ing/--sing) odaklamak. s. 2. bir işi birinin başına yıkmak. sarmak. 1. i. (saman/ot gibi) hayvan yemi. 1. akordeon kapı.. madenleri döverek oluşturulan) varak. halk halk edebiyatı. edat -den sonra. 2. koyun sürüsü. 1. 3. zaaf. izlemek. i. Hülya followed suit. f. taraftar. ağıl. i. harekete geçerek düşmanı sıkı 1. i. be ş kakalamak. s. çevirmek. (--ged. dili (işyeri) temelli kapanmak. -e dikkatini i. takip etmek. kere: fivefold on -e misli. i. 2. odak. yanda şlar. 1. zayıf yön. 1. örümcek kafalı kimse. 2. katlanır kapı. bak. i.foam at the mouth foam rubber foamy fob focal focal point focus focus one´s attention on fodder foe foetal foetid foetus fog foggy foghorn fogy foible foil foil foil foist -fold fold fold fold one´s arms folder folding chair folding door foliage foliage plant folk folk dance folk literature folk song folklore follow follow in s. katlamak.o. al ınca Hülya da aynı şeyi yaptı. 2. bak. çoğ. yapraklarının güzelliği için yetiştirilen süs bitkisi. i. --ging) bu ğulanmak. 2. birinin ard kendine telefon 1.. (başka bir şey yaparak) i.. bir kimsenin izinde olmak. kıvrım. aynı şeyi yapmak: When Derya got herself a telephone. ask. fetal. s. f.o. aşağıdaki. odak noktas ı. sis. (bir işin) sonunu getirmek. yanda ş. 2. f. folklor. aile. k.. bitki yapraklar ı. (--ed/--sed. fiz. fob (gemide/trende teslim). s. ana baba. on -e zorla kabul ettirmek. i. i. k ıs.oyunu. bak. insanlar. alüminyum folyo. dili akrabalar. 2. I don´t have the foggiest idea. f.. köpürmek.b. birinin sözünü dinlemek. -in ba şına yıkmak: foist a job (off) on s. çok öfkeli olmak. k. köpüklü. jeol. çoğ. i. katlanmak. sezgileriyle/sezgilerine dayanarak hareket etmek. yava ş yavaş katmak. 2. kat. kollarını kavuşturmak..

dipnot. aptallık. sevgiyle. i. i. ayak basacak yer. dipnot koymak. düşkünlük. z. adım. s. i. İng. sevmek. vaftiz kurnas ı. s.. i. i. aldatmak. dili paras ını vermek. i. k. hayaller üzerine kurulmu ş mutluluk. patika. züppe. vaktini çalışacağına eğlenmekle geçirmek.. 2. kaldırım. i.4 cm. dili dünyay verseler onu yapmaz. -den dolayı. ba şıboş. 1. şaka yapmak. 1. 4. ahmakça. (dağ/tepe için) dip. g ıda maddesi. s. yemek. hesabı ödemek. vaktini bo şa geçirmek. g ıda. i. yürümekten ayaklar ı şişmiş/yaralanmış/ağrıyan. with ile oynamak. tiy. f.). sevgi dolu. 2. (karyolanın) ayakucu. 1. ayak. 3. 5. 2. ayak izi. s. i. kendini/diğerlerini boş yere tehlikeye atan. çoğ. bağ. i. enayi. ayak basacak yer.. 3. 2. fazla müsamaha. delilik. feet (fit) fut f. with bir hobi olarak (bir şey) ile pirit. 2. s. i. dili 1. f. i. k ışkırtmak. i. Amerikan futbolu. i.folly foment fomenter fond fond memories fondle fondly fondness fondue font font food foodstuff fool fool fool around fool´s gold fool´s paradise foolhardy foolish foolishness foolproof foot foot foot it foot the bill foot the bill football footboard footbridge footed foothills foothold footing footlights footlocker footloose footnote footpath footprint footsore footstep footway footwear fop for for (all) the world i. budala. yaya köprüsü. i. 1. aptalca ( şey). 3. i. çok sağlam. dört dörtlük. i. çünkü. İng. -e karşı. sıradağların veya bir dağın uzantısı olan tepeler. ramp ışıkları. budalalık. Ona hiç yaya gitmek. i. ayak sesi. sağlam ve kullanılması kolay. k ışkırtıcı. ahmaklık. ok şamak. serbest. yiyecek. budalalık. güzel hatıralar. tahrikçi. 2. 3. zira. teşvik etmek. I wouldn´t touch that with a ten-foot pole. 1. çoğ. aptal. ayakkab ılar. ahmak. (30. edat 1. şefkatle. i. i. budala. f. ı verseler: She wouldn´t do that for the world.. futbol. 1. küçük sand ık. i. mükemmel. 2. budalaca. aptal (kimse). ahmak. ayak izi. . 2. ayağa giyilen şeyler. i. şerefine. (karyolan ın) ayakucundaki tahta. yaya kaldırımı. f. k. 2. bilg. -e. besin. 1. için. fondü. s. font. s. Dünyayı k. i. u ğruna. 2. 4.. ayaklı: a four-footed animal dört ayaklı bir hayvan. i. fazla müsamahakâr. 1. matb. yiyecek. i.

bana kalırsa.. sonuna kadar. for s. dili gerçekten/hakikaten .. 1. her zaman için. beni hiç ilgilendirmez: He can do it for aught I care! Vars ın yapsın. 1. evvela.. Gitmek istemiyorum. resmen. ilelebet. örneğin. olsa. dili bedava. bildiğim kadarıyla: She´s still in Rome for aught I benim bana ne! know. Allah aşkına! kiralık. For one thing it´s too . 2. fazladan. hatırım için... bence. zevk için. . korkusuyla. bir kerelik. şakadan. k. 1. temelli olarak. sonsuza kadar. . uzun bir zaman. gösteriş için. kesinlikle. Var kuvvetiylerağmen. k. for sale For shame! for starters for sure Ne ayıp! k.for a change for a song for a variety of reasons for ages for all one is worth for all that for all the world like for appearances´ sake for aught I care for aught I know for better or for worse for certain for dear life for effect for ever for ever and a day for ever and ever for example for fear of for free for fun for good for good for good measure For goodness sake! for heaven´s sake For heaven´s sake! for hire for instance for keeps for life for luck For mercy´s sake! for months for my part for my part for my sake for nothing for once değişiklik olsun diye. kesinlikle. bana kalırsa. ebediyen. bana ne. T ıpkı büyükbabasına benziyor. sonsuza dek. kesin: That´s for sure! Oras ı kesin! . Evvela d ışarısı fazla Allah aşkına.. boşuna. örneğin. yok pahas ına. görünüşü kurtarmak için. and for another Sebepler s ıralanırken kullanılır: I don´t want to go. korkusundan. uğur getirsin diye. k. daima. bedava. dili ilkin. bu sefer. mesela. her şeye ko şuyordu. çok ucuza.. çoktan beri..o. paras ız. and for another I´m tired. for once For one thing . 2. boş yere. ek olarak. ebediyen. paras ız.. -den korkarak. dili var kuvvetiyle/gücüyle: She was running for all she was worth. for pity´s sake pratik davranmamak. iyi de Benim bildiğime göre hâlâ Roma´da. bir kere. kötü de olsa. to be impractical satılık. mesela. Aman!/Allah a şkına! aylarca. muhakkak. k. 2.. temelli olarak. ömür boyu. anca beraber kanca beraber. k.. gibi: He looks for all the world like his grandfather. kendi hesab ıma. bildiğime göre. dili ilelebet.: cold. senelerce. çeşitli nedenlerden dolayı. dili vargücüyle. Allah aşkına! Allah aşkına.

s.borne) 1. varsayalım ki. şimdilik. for whatever it´s worth. i. . . aramak.. cebri yürüyü ş. s. f. i. ne yaptıysam. baskın. önek ön. hatta. f. ha şin. tıb. tabancayla/tüfekle birini zorlamak. for. önceki. istersen: It´s yours for the asking. Teknemi pazartesileri kullanmak k.. toplamak. forbid. bak. (for. ön. İşinize yarar mı. hiç. çoğunlukla. . önceden haber vermek. önkol. i. yasaklanm ış.. --den. zorla. bak. cet. (merhametten/ şefkatten dolayı) (bir şeyi) yapmamak. i. ırmakta yürüyerek geçilen sığ yer. dalma. önceden. 2. hav. ak ın. 1. 2. at gunpoint force the door forced labor forced labor forced landing forced march forced sale forceful forceps forcible forcibly ford fore foreforearm forebear forebode 1. angarya. sığ yerden yürüyerek geçmek.. 2.. bilmiyorum: Here´s what I heard. k. satılık.. fors majör. anlaşılsın diye. 1. f. umumun refah ı için. zorla gülümsemek. f. ona gelince. 2. bak. f. hatırı için. kapıyı zorlamak.o. 2. güçlü. zora dayanan. s. i. 2. yasak etmek.bore. mecburi iniş. 1. 1.bade. Alabilirsin. sert. f. aşkına. mecbur etmek. i. zorla çalıştırma. girme. -mek amac ıyla. ama duyduğum bu. kuvvet. 2. 1. kolun dirsekle bilek aras ındaki bölümü. s. öndeki. kamu yararına. f. vallahi. f. (for. güçlü. haftalarca. 2. güç. zorlayıcı neden. angarya.. 1. Mondays. geçit. karıştırarak aramak. yasak.: If you want to use my boat on dili saçma.it´s yours for the asking. f. s. forseps. şimdilik. forbear. ürkütücü... for the most part for the most part for the present for the public weal for the purpose of for the sake of argument for the sake of clarity for the time being for weeks for what/whatever it´s worth for/on sale forage foray forbade forbear forbid forbidden forbidding forbore forborne force force force a smile force majeure force s. --ding) yasaklamak. (özellikle u ğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. zorlamak. (from) kendini (bir şey yapmaktan) alıkoymak.. ata. forbear. i. mecburi satış. z. genellikle. ask. etkili. dili işinize yarar mı.for that matter for the asking for the birds for the life of me for the life of me for the love of . anat. korku veren. zor.. farz edelim ki. kuvvetli. bilmiyorum.

münazara sanatı. haberci. i. i. jüri başkanı. sağ vuruşla yapılan. dış. i. (fore. çoğ. s. 2. orman mühendisliği. sonsuza kadar. s. i. tahmin. ustabaşı.cast/--ed) önceden tahmin etmek. basiret. kötü bir şeyin meydana geleceğini önceden hissetme. z. ileri görü ş. i. 2. s. peşrev. i. işçibaşı. i. ormanla ştırmak. adli tıp. işçibaşı kadın. yabanc ı. ön plan.. f. . 1. i. önceden dü şünme. (birinin/bir şeyin) habercisi olmak. f. orman mühendisi. öncel. 1. ön plan. önceden bilme. i. önceden belli olan sonuç. önceden uyarmak/ikaz etmek. ba ş kasarası. devlet ormanlar f. i. i. başta gelen. ebediyen. fore.saw. önsezi. huk. 1. s. 2. z. ön ayak. i.. önceden alınan tat. sağgörü. ön oyun. f.foreboding forecast forecastle foreclose forefather forefinger forefoot forefront foregone foregone conclusion foreground forehand forehead foreign Foreign Affairs foreign affairs foreign exchange foreign exchange foreign minister foreign parts foreign trade foreigner foreknowledge forelady foreleg foreman foremost forename forensic forensic medicine forensics foreplay forerunner foresee foreshadow foresight foreskin forest forest ranger forestall forester forestry foretaste foretell forethought forever forewarn i. (fore.. f. tenis sa ğ vuruş. önceden sezmek. den. --n) önceden görmek. parayı ödemediği için ipotekli malı sahibinin elinden almak. döviz. i. (fore. i.feet (for´fit) i. Dışişleri. mahkemeye ait. başta. hep. ecnebi. erken davran ıp önlemek. orman. çoğ. ecnebi. i. dışişleri bakanı. döviz.men (for´mîn) i. selef. alın. yabanc ı. cinsel ilişkiden önce oynaşma. durmadan. münazaraya ait. önden gelen. i. ata. kehanette bulunmak. (hayvanlarda) ön ayak. fore. dışişleri. en öndeki yer.ında görevli ormancı. ormanc ı. öngörü. hitabetle ilgili. s. huk. ağaçlandırmak. i. i. f. ilk isim. cet. sünnet derisi. anat. dış ticaret. f. işaret parmağı. en öndeki. i.told) önceden haber vermek. f. küçük isim. i.. 2. ormancılık. i. a ğaç dikip orman haline getirmek. i. 1. i. yabanc ı/dış ülkeler.

1. biçimlendiren. biçimsel. f. demirhane. 1. forgive. i. 1. biçim verme.. 2. biçim/şekil vermek. şekil vermek. çatallaşmak. kim. (for. sahtekâr. 3. veren. f. f. bak. unutmak. ceza. bak. s. İng. çatal. yapıp orijinal olduğunu ileri sürme.. form. işçibaşı. 1. for. unutmabeni. for. f. s. sıraya girmek. ceza olarak kaybetmek. eskiden. format etmek. 1. i. i. s. fikir edinmek. şekil düzen. forget. aşılması zor. hükümet kurmak.gone) vazgeçmek. zina etmek. --ing/--ting) bilg. oluşturmak. birbiri ardınca sıralanmak. biçim. sıra olmak. ba ğışlamak. s. bak. f. i. the birinci. yapmak.sak. biçim veren.. bel. f. çatal. Formoza´ya özgü. (okullarda) sınıf. işçibaşı kadın. i. .en (for´wîmîn) i. 2.. --n) affetmek.. unutkan. formalize. f.. demiri ocakta kızdırıp işlemek. bahç. i. formatl disket. oluşturma.. biçim. doldurulmak üzere hazırlanmış basılı belge. bağışlama. eski. for. bellemek. evlilik d ışı cinsel ilişkide bulunmak. 2. hızla ilerlemek. âdet edinmek. f. i. önceki. Formozalı. ıformatlamak. f. terketmek.gave. Formozalı. i. bilg. terkedilmiş ve harap. forgive. i. 2. formül. forklift. s. tek s ıra olmak. i. f. bak. 4. 1. 1.got. mü şkül. yüzüstü b ırakmak. 3. z. ümitsiz ve üzgün.en) 1. dövmek. 2. f. 1. sahtekârlık. resmile ştirmek. 2. 1. sahtesini yapmak. 2. (--ed/--ted. bir şeyin sahtesini kalpazanlık. yaln ız. 2. çatallı. 3. 2. i. f. öne geçmek. s. 1. bak. f. 1. 1.. f. resmi. bahç. i. 2. s. şekil verme. 1. 3. alışkanlık edinmek. forget.wom.. f. i. mat. bir şeyin sahtesini yapıp orijinal olduğunu ileri süren kimse. forgo. şekil. 2. f. --ting) s. unutkanlık. oluşma. reçete. i. önsöz. ask. 2. f.sook. İng. format. formalite. biçimlendirmek. 1. kalpazan. b ırakmak. i. resmiyet. ilk. 2. 2. f. Formoza. sahte şey. f. i.went. kesin ve aç ık olarak belirtmek. 1. yolun/nehrin çatalla şan yer veya kolu. bedel.got. (for. biçim vermek. 1. resmiyete dökmek. 3. --s (fôr´myılız)/--e (fôr´myıli) i. Formoza. 2. af. 1. biçimlemek. bak. güç. kadın jüri başkanı. fore. bot.ten. zor. ilk söylenen.. (for. (for. çoğ. teşkil. spor form. huk. vazgeçmek. 2. 2. demirci oca ğı.forewoman foreword forfeit forgave forge forge forge ahead forger forgery forget forgetful forgetfulness forget-me-not forgive forgiven forgivingness forgo forgone forgot forgotten fork forked forklift forlorn form form a government form a habit form a line form a single file form an opinion formal formalise formality formalize format formated diskette formation formative former formerly formidable Formosa Formosan formula formulate fornicate forsake çoğ. biçimlendirme.

k ısmet. temel. kalıba dökmek.. f. 2. sevketmek.. for. -de tahkimat yapmak. esas. 5. ileri. Allahtan. beslemek. i.. taşıllaştırmak. f. z. hemen. s. find. İng. 2. tövbe etmek. 1. ileri. z. spor faul. fight. yeni adrese göndermek. z. bereket versin. bak. 1.b. f.. i. fossilize. samimi. iğrenç. ışmak. i. kötü. şanslı. s. cinayet. f.ra (for´ı) i. i. i. f. on be ş gün..forsaken forsook forswear forswore forsworn fort forte forth forthcoming forthright forthwith fortieth fortification fortify fortitude fortnight fortress fortuitous fortunate fortunately fortune fortuneteller forty forty winks forum forward forward forward forwarding agent forwards forwent fossil fossilise fossilize foster foster child foster parents fought foul foul foul play foulmouthed found found found foundation founder f.. ilerletmek. s. 4. büyütmek. s. kurma. i. f. dışarıya doğru. hisar. z. f. fondöten. forward. iyi ki. 2. öndeki. z. çoğ. s. kale. zincirler pisletmek. birbirine karışmış (ipler. 2. 2. 3. derhal. kırkta bir. kurmak. --s (for´ımz)/fo. i. 1. 2. forgo. ileri. i. suikast. ile kar f. talihli. forsake. kirletmek. s. 1. f.. iki hafta.. f. küfürbaz. bak. tesadüfi.. forsake. i. s. ta şıl. 3. gelecek. -e moral vermek. i. k ırkıncı. 2. forum. f. kurum. ağzı bozuk. bak. 4.sworn) b ırakmak için yemin etmek. şımarık. bak. f. ön.swore. 1. 2. spor faul yapmak. (for. kırk rakamı (40. metanet. ileride olan. şans. 1. i. çok şükür. önümüzdeki. taşıllaşmak.. 1. falc ı.. 2. ileri do ğru. 3. büyük kale. d ışarı.). tiksindirici. talih. tesis etme. fosilleşmek. birinin en iyi yaptığı iş.. vak ıf.. bak. aç ıksözlü. şekerleme. v. pis. temel. i. . tahkimat. fosilleştirmek. f. kirli. ask. k ısa süren uyku. bak. kurucu. evlatlığa bakan ana baba. s. tahkimat yapma. fosil. 1. k ırk. 1. f. i. göndermek. 3. doğrudan. forswear. servet. rastlantı sonucu olan. kırk. içten.. bak. i. s. 1. nakliye acentesi. kader. bak. XL). bakmak. küstah. forswear. birinin asıl uzmanlık alanı. 2. büyük hisar. futbol forvet. f. fena. evlatlık. bak. i.

aldatmak. av tüfeği. the oy hakk ı. f. i. dolmakalem. 1. 2. dili. aksi. çerçevelemek.. ince ve güçsüz. a cheerful frame ofkamyon v. tilki kürkü. kaynak. yüksükotu. 2. k ırma. kolay k ırılan. 2.1. 2. kardeşlere özgü. i. tilki. i. i. i. 3. kuş. kümes hayvanı. 2. (zarf ın üstüne) posta damgasını veya posta ücretinin ödenmiş olduğunu gösteren bir işareti basmak. on dört. 1. kumpas kurma. (bir şeyden) küçük bir parça. zayıf (umut. kırılganlık. kurnaz. s. hafif ve kırılgan olma. s. i. açıkyürekli. 2. düşüncelerini/duygularını açıkça gösteren. 2.founder foundling foundry fount fountain fountain pen fountain pen fountainhead four four corners of the earth foursquare fourteen fourth fowl fowling piece fox foxglove foxy foyer fracas fraction fractious fracture fragile fragility fragment fragrance fragrant frail frailty frame frame frame of mind frame-up framework framing franc France franchise frank frank frank frankfurter frankly frankness frantic fraternal i. argo suçu ıya ında suçsuz olan birine) yıkmak. 2. (umut. asıl kaynak. 1. dört. (şirketin bayie tanıdığı) imtiyaz. dördüncü. açıksözlü. şans v. fuaye. Fransa. i. (çoğ. mind. irade zayıflığı. 2.b. s. 2. cesur. 2. i. kurnaz kimse. 1. hafif ve kırılgan. i. çerçeveletmek. ince ve güçsüz olma. mat. karkas. fowl/--s) 1. i. s.. kırık. karkas. çok acele ve telaşlı. telaro. i. (otomobil.b. 1. tasarlamak. i. i. s. 1. bir şeyin kırılan yeri. çeşme. 2. 3. on dört. mis kokulu. s. 3. s. 1. dört. s. s. k ırık parça. kesir. i. . açıkça. frankfurter. bot. durum: left him in yap ı. kırık. içten. tilki gibi. on dört rakam ı (14. pınar. karkas. 1. terkedilip sokakta veya ba şka bir yerde bulunan bebek.. i. naziklik. Belçika. etmek. bak. 4. açıkkalpli. samimi. dökümhane. i. dökümcü. İsviçre para birimi) frank. IV). s. i. i. 2. şansince ve zayıf nahif olma. tertipzaaf. buluntu. dörtte bir.´nde) şasi. fıskıye. ince ve zayıf nahif. 2. bir çeşit sosis. i. dökmeci. pınar başı.. 1. (posta pulunu) damgalamak. güzel kokulu.´nde) zayıflık. kumpas. (Fransa. i. stilo. (binaya ait) iskelet.). i. dört rakam ı (4. i.b. 1. kırılgan. 1. güvenilir ve inançl ı. arbede. i. XIV). çerçeve. (ruhi) hal. 1. çeşme. güzel koku. dala ş. kaynak. s. i. 2. çılgın. tilki. gürültülü kavga. 3. düzenlemek. kırılma. karde şçe. i. ç ılgına dönmüş. açıksözlülük. i. argo suçu (asl tuzak. z. s. tavuk/hindi/ördek eti. i. (vücudaI ait) bünye. f. dolmakalem. huysuz. i. dünyanın dört bucağı. i. 1. (binaya ait) iskelet. f. (binaya ait) iskelet. kolay k ırılma. (pencereye/kap(aslait) kasa. memba. v. Onu ne şeli bir halde bıraktım. ında suçsuz olan birine) yıkma. yapmak. k.

hileli muamele. karde şlik. fob. 1.men (frid´men) i. 3. paras ız giriş kartı. k. pedal çevirmeden gitmek. hileli iflas. -siz: free from error hatas ız. freed. mason. serbest çalışan (gazeteci/yazar/fotoğrafçı). serbest liman. hür teşebbüs. sahtekâr. hür. i. farmason. basın özgürlüğü. çok üşümek. mezhebi geniş. arkada şlık etmek: Officers are forbidden to fraternize with enlisted men. çilli. s. hile. 2.otlakç ılık etmek.. dili bedavac ı kimse. hürriyet. serbest ısız. (froze. azat etmek. 2. f.. azatlı. çılgına döndürmek. İng. serbestlik. huk. i. i. garabet. f. atışma. s. 2. i. buz ba ğlamak. bak. donmak: I´m freezing! Donuyorum! i. f. hilkat garibesi. desise. 1. dili otlamak. fels. otlakçı kimse. hileli iflas. k. bo ğuşma. donmak. sert olmayan. parasız.fraternise fraternity fraternize fraud fraudulent fraudulent bankruptcy fraudulent bankruptcy fraudulent transaction fraught fray fray frazzle freak freckle freckled free free free and easy free enterprise free from free kick free kick free of free of charge free on board free pass free port free will free will free zone freedman freedom freedom of the press freeholder free-lance freeload freeloader freely freemason freesia freestyle freestyle swimming freestyle wrestling freeway freewheel freeze freeze one´s blood f.. serbest. dolandırıcı. ekon. bot. dondurmak. fro. çil.arkadaşlık etmesi aldatma. hür irade. i. yıpranmak. rahat. fraternize. aç ık liman. donma. hür irade. s. çok toleranslı. f. çılgına i. i. meşgul olmayan. tic. serbest. paras ız. Subayların ırıcılık. argo hastas ı.zen) 1. z. etrafa ald ırmadan hareket etmek. frikik. serbest bölge. tapu sahibi. (kuma şı/ipi) yıpratmak. özgür. frezya. z. özgürlük. f. s. (gazeteci/yazar/fotoğrafçı) serbest çalışmak. -den muaf: free of tax vergiden muaf. serbest vuru ş.. tic. 1. kölelikten azat edilmiş kimse. free from pain ağrısız. otoyol. out argo 1. mülk sahibi. hafifme şrep (kadın). serbest yüzme. 1. dövüşme. hileli. çevre yolu. 1. serbest güre ş. 1. . doland eratla sahtekârlık. İng. fels. çok 2. yasak. erkek üniversite öğrencilerine ait birlik. i.. delisi: a soccer freak futbol hastas ı. kanını dondurmak. 4. serbestçe. teklifsiz. i. garip bir olay. hileci. laubali. özel girişim. s. 3. saygb ırakmak.. 3. i. çoğ. çok hoşgörülü. spor frikik. nakliyecinin arac ına ücretsiz teslim. boş. f. 2. çok korkutmak. f. huk. 2. i. saçaklanmak. serbest vuru ş. s. 2. bedava. bedava. 1. i. 2. bedava. savaşma. kurtarmak. buz tutmak. 2. 1. arka tekerle ği zincirden güç almadan serbest dönen bisikletle gitmek. f. münakaşa. arbede. (ile) dolu: a journey fraught with danger tehlike dolu bir seyahat.

1. zinde. yumurtaya batırılıp tavada kızartılmış ekmek. taşıma ücreti. Fransız. (-ted. yüzünü yıkayıp kendine bir çekidüzen vermek. s. sıklık. donma noktas ı. Fransızca. k ızarmış patates. (telli çalg ıların sapı üzerindeki) perde. frekans. tela şlı. taze (hava). i. c ıvık. taze hava. sürtüşme. yük vagonu. dili buzdolab ı. (kolejde/üniversitede) birinci sınıf öğrencisi.. 2. s ık sık tekrarlanma. s. endişeyehuysuz. elek. ihtilaf. kızmak. çılgınlık. çok so ğuk. 1. yağda pişirilmiş. s. navlun. Fransız. 1. camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. Fransız Guyanası. endişelendirmek. 2. k ıl testere. i. müz. fretleme i şi. i. fretler. teras veya bahçeye aç ılan) camlı ve çift kanatlı kapının kanatları. dipfriz. Frans ız kornosu. düşürmek. sapak. uyuşmazlık. 2. anlaşmazlık. 1. i.freeze over freeze-dry freezer freezing freezing compartment freezing point freight freight car freight train freighter French French doors French fried French fries French Guiana French horn French toast French windows Frenchman Frenchwoman frenetic frenzied frenzy frequency frequent frequent frequently fresco fresh fresh air freshen freshen up freshman freshwater fret fret fretful fretsaw fretwork Fri friar friction friction tape Friday fridge fried fried egg üstü buz tutmak. marşandiz. dondurucu.en (frenç´wîmîn) i. (küçük şeyler yüzünden) sinirlenmek. çılgın. f. k ıs. korno. ovma. fretaj. s. French. Friday. f. i. sürtünme. fresh. i. --ting) 1. Frans ızca. çoğ. müz. (küçük şeyler için) endişe etmek. t ıb. şilep. 3. ço daha çekici (freş´mîn) i. dondurarak kurutmak. i. k. ücretle taşınan mal. fresk. canlı.. tatlı suya ait. çok heyecanlı. mim. tatlı su.men (frenç´mîn) i. (erkeklere özgü baz ı dini tarikatlarda) frer. i. 1. yük treni. f. sık sık tekrarlanan. yeni. f. mim. s. sulu. izole bant. 3. yağda kızartılmış. çoğ. (rüzgâr) kuvvetlenmek. sapaklar. çılgın (bir olay). 2. sahanda yumurta. sürtünüm. . 1. 2. taze. s. f. 1. artmak. 5. 2. nakliye. fiz.wom. friksiyon. sinirli. ovuşturma. Hrist. (bir yeri) daha güzel ve ğ. dili fazla samimi davranan. patates tava. French. Fransız. --ting) mim.. 4. yeni yap ılmış. Fransız kadın. 1. (buzdolab ının içindeki) buzluk. (buzdolabının içindeki) buzluk. aksi. fret. 2. i. kızartılmış. (--ted. cuma. i. i. yeniden yapılan. rahip. k. s. navlun. s. sık sık. (bir yere) s ık sık gitmek. 2. z. Fransız erkek. ters. çılgın bir hal.menbir hale sokmak. i. s. i. 2. (balkon. fretlemek. i.

kurbağa adam. günden güne. s. i. dostça. f. 1. dili çok. zaman zaman. fırfır. arkada ş. frijit. eğlence. away azar azar çarçur etmek. kanı sıcak. 3. baştan itibaren. i. edat 1. 1. soğuk. dili ta ba şından beri. firkateyn. 2. bak. 2. i. eğlence. k. s.friend friendly friendship frier frieze frigate fright frighten frighten s. çok so ğuk.. k ıvırcık. 2. out of his/her wits/frighten the wits out of s. emeklilik sigortas ı gibi) işçiye ücreti dışında sağlanan herhangi bir şey. korkunç.. i. tepeden tırnağa (kadar). --king) 1. f. (mutlu bir şekilde) sıçrayıp oynamak. k. O Manisalı. bir uçtan bir uca. sıçrayıp oynamak. i. 1. (bir yer)den. 2. 2. i. soğuk. z. cana yak ın. birinin ödünü koparmak/patlatmak. farbala. s. 2. müthiş. f. 2. uzaktan. arkada şlık. arkadaşça. korkunç bir şekilde. saçak takmak. 2. (bir ba şlangıç noktasın)dan: He´s from Manisa. 3. den. fryer. . hoppa (kadc ızırdamak. ciddiyetten yoksun hareket/söz. s. dost. havai (kimse). korkutmak. gözlemeye benzer bir çe şit börek. frightening frightful frightfully frigid frigidaire frill fringe fringe benefit fringe benefits frisk frisky fritter fritter frivolity frivolous frizzle frizzly frizzy fro frock frock coat frog frogman frolic frolicsome from from a distance from afar from beginning to end from day to day from end to end from head to foot from mouth to mouth from pillar to post from the first From the sound of it things are pretty bad. i. dilden dile. (--ked. ahbaplık. püsküllü saçak. 1. 1.o. s. delişmenlik. sıcakkanlı. dostluk. tıb. i. a ğızdan ağıza. efriz. içten olmayan. (birinin) üstünü aramak. z. baştan aşağı. saçak. parça parça harcamak. havailik. cana yakın olmayan. buzdolab ı. frijider. k. gülüp geçmek. cızırdatarak kızartmak. s. friz. çoğ. şen. önemsiz. bir güçlükten diğer bir güçlüğe. Her ranking rose uzaktan. dili Anlad ığım kadarıyla durum vahim. i. korku. kıvır kıvır (saç). maaş dışında verilen haklar. s. frizzy. ciddi olmayan. i. f. perçem. rop. 1.men (frag´men) i. 2. s. baştan sona kadar. i. 3. frog. buz gibi. from the word go from time to time i. redingot. He jumped from the branch.. deh şet. kapı kapı (dolaşma). bak. neşeli. kenar. 1. kâkül. (sosyal sigorta. mim. kurbağa. korkutucu.. kadın elbisesi.o. ın). yerinde duramayan. i. arada s ırada. ahbap. 2. s. Daldan atladı. i. 1. f. f. oynak. saçma. 1. bo ş.

i. 1. kırağı düşmek. i. s. üstü köpükçüklerle kapl ı. alna ait. ön. i. Bu araba önden çeki şli. meyve vermek. ket vurmak.. hudut. 3. buzlucam. set çekmek. 1. s. 2. f. kaşlarını çatmak. hüsrana uğratmak.. bak. i. front-wheel drive oto. köpükçükler ç ıkmak/akmak. 1. 1. hışırtı. köpükçükler. i. 1. bak. f. i. sonuç. yeraltı don i. kösteklenmiş. 1. cepheye ait. moral bozucu: This gerçekleşmemiş. baştan aşağı. s. bak. 3. (keki) şekerli bir karışımla kaplamak. Şehri içten fethedece ğiz. içinden. f. sinir bozucu. 2. 3. küçük. 4. 1. (tüfekte) arpac ık. Bu çok sinir s. (evin iç dekorasyonunda) ufak f. öndeki. arsanın sokağa/denize/göle/nehre bakan tarafı. edat 1. cephe taarruzu. 1. 2. s. set çekilmiş. önden çekişli: This car´s got frontwheel drive. içten. bütünüyle. k ırağı. direkt. cephe hatt ıyı. ön cephe. s. (bir uzuv) so ğuktan yanma. 2. engellemek. öne ait.an (göl. cephe. 1. şekerli bir karışımla kaplı (kek). sade ve ucuz. tül veya aksesuarlardan olu şan) aşırı süs. 2. i. i. kitabın başındaki resimli/süslü sayfa.ş. taraf. set çekilme. ba ş sayfa.from top to bottom from top to toe from top to toe from within front front line front page front sight frontage frontal frontal attack frontier frontispiece frost frost line frostbite frostbitten frosted frosted glass frosting frosty froth frothy froufrou frown frown on froze frozen frozen food frozen prices frugal frugality fruit fruiterer fruitful fruitfulness fruition fruitless fruity frump frumpish frumpy frustrate frustrated frustrating frustration fry baştan başa. kırağılı. s. i. 2. (fırfır. (sava şta) içinde: They´ll be here cephe. f. hüsranı yansıtan. k ırağılı. köpükçük kümesi. s. meyvemsi. . 2. gerçekle şme. faydas ız. 3. s. i. seviyesi. ön (belirli2. ileri hat. on -e bakmak. kaş çatma. 3. cephe. freeze. -i uygun görmemek. verimli. i. İng. tepeden tırnağa. s. tutumluluk. hudut bölgesi. i. dondurulmu ş fiyatlar. soğuk (tavır. gösteri şsiz. (eteklerin ç ıkardığı) hışırtılı ses. meyve. 1. hüsran dolu. f. soğuktan donmuş.b.. soğuktan donma. dondurulmu ş yiyecek. (havaya ait) within 4. tutumlu. s. kösteklemek. manav.). nafile. s. tepeden tırnağa. i. 2. netice. verimlilik. 1. s. deniz v. frumpy.b. i. kenar. s. don. 2. 2. bir zaman) cephe.. ön. ön. i. gazet. s ınır. içeriden: We´ll take the city from within. ayaz. i. i. ask. soğuktan yanmış (uzuv). engellenmiş. ümitleri suya dü şmüş. binanın cephesi. baştan ayağa. istekleriwork is very frustrating. demode giyimli. 1. ket vurulmuş. kösteklenme. demode giyimli kadın. s. donmu ş. f. keklerin üzerine konulan şekerli karışım. cevap v. hüsran. 2.´ne ait) k ı. f. freeze. fazla na ğmeli (insan sesi). dona çekmiş (hava). bir i engellenme. k ılıksız kadın.

yapmak: fulfill an obligation bir görevi yerine getirmek.edici. tavada k ızartmak/kızarmak. kaçan. vakit geçirmek/öldürmek. --ing/--ling) 1. bir şeyin içine sıçmak. -den çalıştırmak.fry fryer frying pan ft fuchsia fuck fuck fuck about/around fuck all Fuck off! fuck s. yerine doİng.. şakalaşmak. piliç. rezil. müz. Bardak doluydu. 2. füg. kaçak. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. full to overflowing/full to the brim ağzına kadar dolu. dolunay. kafayı yemiş. ğan bak. düzüşme. Allah kahretsin! i. bak. içine etmek. İng. 1.. s. k.. is dolu. işi berbat etmek. berbat. bir şeyi berbat etmek. yakmak. tam: tam bilet. is renginde. The glass was full of water. fulfill. (insan) içindeki you find your work tatmin edecek bir şekilde ediyor mu?getirme. yumuşak ve çikolatalı şekerleme. ufak çapta bir yalan söylemek. f.o. i. kaba 1. içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan i. fulfillment. yerine getirmek. k ıs. f. tatmin 2. 1. kaba sikmek.t. Bardak suyla doluydu. nokta. i. over fuck s. tava. feet. f. mak. 2. firari. doyurucu: Dopotansiyelini kendinifulfilling? İşin seni tatmin s. bir şeyin işin içine etmek. nokta (noktalama işareti). s. 1. ufak bir hile yapmak. İng. birine çok a şağılık bir şey/bir kahpelik/bir puştluk yapmak. bot. biraz uydurmak. kaba sikişme. s. akaryak up yakıt almak. yak ıt pompası. 2. 1. tam sürat. i. kaba tam bir fiyasko. yozlaşmış. aşırı titiz ve örümcek kafalı. kaçak. İng.. düzmek. yak ıt deposu. yak ıt.memnuniyet. orgeneral.. i. 1. 2.. fuel-oil. İng. küpeçiçe ği.. s. koku şmuş. yanmasını almamak. i. kahrolası. is renkli. i.. firari. kaba herif. i. bayağı problemli/kompleksli. foot. a full hour çok resmi toplant ılarda giyilen 2... tam üyelik. kesin bir tav ır sağlamak. hiçbir şey. .. i. ya ğyakıt. i. up fuck up Fuck you!/Get fucked! Fuck! fucked-up fucker fucking Fucking hell! fuckup fud fuddy-duddy fudge fuel fuel gauge fuel oil fuel pump fuel tank fugitive fugue fulfil fulfill fulfilling fulfillment fulfilment fuliginous full full dress full fare full general full measure full membership full moon full speed full stop full stop f. Vurgulamak için kullan ılır: You´re a fucking idiot! Tam bir dangalaks ın! 2. isli. i. 3. ıt göstergesi. (--ed/--led. 2.. full member tam üye. f. (of) (ile) dolu: The glass was full. s. yapma. kaba 1. i. Siktir git! birini sikmek/düzmek. k. Siktir git! ünlem Allah kahretsin! s. dili a şırı titiz ve örümcek kafalı kimse. 2. dopdolu. tam ölçü. kafayı üşütmüş. 1. f..elbise..

fultaym. 2. f^ng´gay)/--es (f^ng´gısız) i. cenaze törenine yak ışan. s. i. (yelken/bayrak) sarmak. fun. işler durumda. tören. mefruşat. möbleli. asıl. döşemek. şiddetli. s. f. fonksiyon. ehliyetli.. s. tamgün bir çalışma gerektiren iş. (baz ı yumuşak tüylü hayvanlara ait) tüyler: the cat´s fur kedinin tüyleri. temel. zevk. para. (çaydanl ıkta/borularda oluşan) kireç. i. tam gelişmiş. i. yetişkin. işlemek. temelde. (demirhanede) ocak. f. i. 3. 1.. s. s. (bir iş/kimse için) para sağlamak. 1. i. uyandıran. garip. 1. eğlence. s. pis kokulu gazlar. futbol bek. 2. cenaze töreni. şüphe dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan anat. f. tamamen açm ış. 1. i. i. 1. komik. möble. esas. 2. öfkeli i. f. kürk. faal. yenile ştirmek. 1. kalorifer oca ğı. tam bir. kırışık. gerçek bir. i. . mobilyalı. i. acayip. kürklü giysi. 3. s. f. işlevsel. bot. görev. küplere binmi ş. 1. kürk. çoğ. i. 2. 2. dili şaka etmek. yer. şlev. 2. 1. i. i. cenaze mar şı. tuhaf. 3. 1. tamam ıyla büyümüş. tamam ıyla. kırıştırmak. güldürücü. tam. fonksiyon. e ğlendirici. z. (against) (-e) ate ş püskürmek. topu düşürme. ifonksiyonel. İng. mat. izin. şüpheli. gözü dönmüş. s. olmak. f. 3. yalan dolan. mantar veya mantar türünden bitki. i. (vapurda) baca. özünde. 2. (oyunda) topu düşürmek. safkan. 1. i. i. f. f.gi (f^n´cay. f. s. f. çoğ. 1. huni. 1. temel. s. s. 2. esaslı. 1. kasvetli. çalışmak. çok öfkeli. görevli.. mantar öldürücü ilaç. tamamen. tamgün. ço ğ. 1. 2. 2. tam boy (portre). gerçek. --ning) k. s. vazifeden izinle ayr ılma. f.fullback full-blooded full-blown full-fledged full-grown full-length full-time full-time job fully fulminate fumble fume fumes fumigate fun fun fair function functional functionary functioning fund fundamental fundamentally funeral funeral march funereal fungicide fungus funicular funnel funnies funny funny bone funny business funny paper fur furbish furious furl furlough furnace furnish furnished furnishings furniture furrier furrow i. sağlamak. çoğ. s. fon. mobilya. (--ned. 2. el yordam ıyla aramak. düzenbazl ık. buharla dezenfekte etmek. pis kokulu gazlar ı yaymak. sinirin geçtiği hilecilik. iş. fonlar. füniküler. z. vazife. büyük ocak. sert. çoğ. 2. yoklamak. memur. 2. with ile döşeli. 4.. saban ın açtığı iz. 2. lunapark. i. donatmak. i. parlatmak. saban izi yapmak. kürkçü. i. işlev. (gazetede) bant-karikatürlerin bulundu ğu sayfa. merasim.

ince tüyler. s. bina duvar ının beşikçatı ile birleştiği yerdeki üçgen bölüm. hav. rağbet kazanmak. sigorta. i. gauge. sol notası. f. hatları belirsiz. Gabon´a özgü. 3. erime. 1. art ış. 2. dili çene çalma. müz. s. f. küf kokan. ufak şeyler yüzünden telaşa düşmek. bundan ba şka. i. 2. 1. i. küflü. Gabon. müstakbel. 1.bon. Gabonlu. 4. gaf. kâr. ince tüylerle kaplı. -e sahip olmak. ayva tüyü. 1. (bir başkasından) daha kuvvetli olmak. bak. Ga. Gabon. (askerler) ilerlemek. büyümek. kıvırcık (saç). s. eski. abes olma. boş. argo bin dolar. i. 1.. eriyip birbiriyle kayna şmak. -i elde etmek. i. İrlandaca.. s. eriyip kayna şma. f. eritmek. 1. nafile. i. Gaelce. --bing) k. g gab gabardine gabble gaberdine gabfest gable gable roof Gabon Gabonese gad gadfly gadget Gaelic gaffe gag gag gag on gaga gage gaiety gain gain an advantage over gain ground gain ground gain momentum s. 3. G. s.). şaka. havlanmak. f. fiz. i. beşikçatı. f. şenlik. 2. i. İngiliz alfabesinin yedinci harfi. susturmak. gazap. dili budala. fitil. k. (--ged. 2. tüyleri kabar ık. f. çok havlı (kumaş). s. i.ese) Gabonlu. 1. küflenmi ş. gereksiz tela ş/heyecan/öfke. çabuk ve anlaşılmaz konuşma.. 1. gizli. s. (--bed. 1. f. İskoçça. çabuk ve anla şılamayacak bir şekilde konuşmak.. (top mermisine ait) tapa. i.. i. (--ded. i. on (takip eden kişi/şey) yaklaşmak. gabardin. 1. 1. elek. aradaki mesafeyi kapatmak. 2. farther ise mesafe için kullan ılır. i. ötedeki.b. i. yaygara. --ging) 1. küçük ayg ıt. 3. 2. . i. 2. i. çok tüylü (köpek v. daha öteye. kazanç. 4. h ızı artmak. şiddet. s. 2. s. en çok. (hastan ın durumu) iyiye gitmek. (çoğ. k ıvırcık saç. abes. neşe. demode. ufak meseleleri sorun yapmak. flu. i. 5. s. 1. eritme. en ötedeki. daha uzak. i. 2. --ding) about/around ba şıboş dolaşmak. ayrıca. (Further ço ğunlukla miktar ve derece. sinsi. i. uçak gövdesi. (haberin) yay i. 1. daha i. erimek. kazanç sağlamak. en uzak. f. 2. füzyon. susturmak için a ğıza sokulan tıkaç. 1. i. artma. istikbal. 2. gülüt. alet. gelecek. tüylü. k ılı kırk yaran. atsineği. k. 2. dili çene çalmak. 2. deli. gelecek. f. neşelilik. s. 2. boşuna olma. ağzını tıkamak. büyük öfke. cüppe. ilerlemesini sa ğlama. i. ilave olunan. uzaktaki. 3. 2. çene çalma. i. 1. (bir şey) boğazını tıkamak. i. i.furry further furtherance furthermore furthermost furthest furtive fury fuse fuse fuselage fusion fuss fussy fusty futile futility future fuze fuzz fuzzy G. i. s. i. argo polis. ılmasına engel olmak.) z. çok titiz. z.

sinir edici. i. kumar. sanat galerisi. . galon. şişmanlamak. 3. safra kesesi. i. (domuz budundan yapılmış) jambon. kahramanlık.gain the upper hand gain time gain weight gain weight/put on weight gainsay gait gaiter gal gal galaxy gale gall gall gallant gallantry gallbladder galleon gallery galley galling gallivant gallon gallop gallows gallstone galore galosh galvanise galvanize Gambia Gambian gamble gamble for high stakes gambler gambling gambling den gambol game game game game preserve gamekeeper gamma gamma rays gammon gammy gamut avantaj (birine) geçmek. yiğit. i. kadırga. yiğitlik. av hayvanlar ı için ayrılmış yer. s. oyun. anat. sakat (bacak). (of) her çe şit. Are you s.. i. meslek. getr. gemi mutfağı. büyük para için kumar oynamak. gidiş. Gambiya´ya özgü. i. s. game? Biz futbol oynayaca ğız. kumarbaz. 2. f. i. kumar. İng. i. Gambiya. safra ta şı. 4. kalyon. faaliyet. k.55 litre. i. sinirlendirmek. i. dili çok riskli i ş. gökada. e ğlence. İsteklilik belirtir: We´re going to play football. galeri.2.B. f. galaksi. 1. 3. i. gallon. i. f ırtına. 2.. i. i. f. vakit kazanmak. i. dili kad ın. av hayvanı. i. Gambiyalı. 1. sıçrayış. çok miktarda. i. i. balkon. f. tozluk. 2. dörtnala gidi ş. i. f. 1.. her tür. i. zıplama. galvanizlemek. Gambiya. gezip tozmak. i. efendi.geçilmiyor. (--ed/--led. f. Gambiyalı. i. 4. k.. i. avlak bekçisi. s. kuvvetli rüzgâr. kilo almak. kumar oynama. f. İng. kumarhane. karşılaşma. kaloş. İng. i. sakat (bacak). i. kilo almak. İng. Orada böğürtlenden lastik. s. i. gamma ışınları.. darağacı. i. safra. 3. galoş. (gain. oyun.said) inkâr etmek. 1. av. dili iş. centilmen. s. 2. hemen harekete geçirmek. bak. dörtnala gitmek. A. mad. sinir etmek. 1. spor.. bol: You can find blackberries galore there. 2. gökb. (saat) ileri gitmek. 2.D. cesur. galeri. kumar oynamak. k ıs.. avantaj (birinde) olmak. sinirlendirici. 1. bora. i. 1. Sen de var mısın? s. k.78 litre.. yürüyüş. (bazı oyunlarda) parti. f. galvanize. --ing/--ling) s ıçrayıp oynamak.

gardenya.. 1. lafazan. bak. benzin deposunu doldurmak. 1. jailer. garnizon. gardenparti. pis ve de ğersiz şey. i. f. nohut.. (birkaç kişi) toplanıp (birine) karşı saldırmaya ırığı gibi. i.. i. elbise. gazla zehirlemek. 1. çöp. jail. f. ask.. f. i. fasulye s hazırlanmak.. güruh. i. A. f. 4.. ağzı açık bir şekilde hayretle/şaşkınlıkla bakmak.. tak ım. benzin istasyonu.gander gang gang up on gangling gangplank gangrene gangrenous gangster gangway gantlet gaol gaoler gap gape garage garage sale garb garbage garbage can garbage man garbage truck garbanzo garble garden garden party gardener gardenia gargantuan gargle garish garland garlic garment garner garnet garnish garret garrison garrulous garter gas gas mask gas meter gas meter gas station gas station gas up i. i. çiçeklerle uğraşmak. doğalgaz. sarmısak. gaz maskesi. --es/--ses) 1. kıyafet. i. 2. çöp tenekesi. f. giysi. erkek kaz. tavanarasındaki oda. sürme iskele. çenebaz. 2. geveze.B. 2. çöpçü. iskele. i. gedik. dili çene çalmak. s. 2. s. . gargara. 2. cırlak. 2.. garajda b ırakmak. (çoğ. 3. 1. İng. gaz. parlak (renk). f.D. garaj.. havagazı. i. çöp kamyonu. i. k ış. i. ünlem Destur!/Yol ver! i. 1. 2. tıb. i. lal ta şı. i. eksiklik. gargara yapmak. (midede) gaz. f. i. boşluk. 1. iskele tahtas ı. bak. (birine) kar şı cephe oluşturmak. çelenk. k. kangrenli. grena. çete. f. garnitürle süslemek. tavanaras ı. 2. leylek gibi. çok büyük. aralık. kocaman. (--sed. s. gauntlet. benzin istasyonu. bak. i. benzin. gaz sayac ı. evde istenilmeyen e şyayı satmak amacıyla garajda/bahçede düzenlenen satılık. gaz saati. süprüntü. havagazı/doğalgaz sayacı. çiğ. cafcaflı. garnitür. i. bot. i. f. bostan. i. İng. s. s. bahçe. bahç ıvan. --sing) 1. i. jartiyer. dili bak ış. 1. giysiler. cart. toplamak. kangren. 2. i. k. i. açılmak. gangster.. çöp arabas ı. i. i. i. sarımsak. bahçede çal ışmak. yanlış bir şekilde anlatmak/nakletmek. i.

s. tıb. canlı. ölçmek.gaseous gash gasket gaslight gasoline gasp gastric gastritis gastronome gastronomic gastronomy gasworks gate gatecrasher gatepost gateway gather gather speed gathering GATT gauche gaudy gauge gaunt gauntlet gauntlet gauze gave gavel gawk gawky gawp gay gaze gazebo gazelle gazette gazetteer GB gear gear down gear up gear wheel gearbox gearshift gearshift lever gee s. bacakları uzun. konser. benzin. kapı. i. i. 1. gastronomi. 1. aval aval bakmak. i. 2. düzen. toplamak. parlak ve güzel (renk). şanzıman. vites. i. k. homoseksüel. s. 3. dişli çark. nefes. 3. aval aval bakmak. toplamak. dik bak i. -i kesmek.. ray açıklığı. ölçümlemek. i. gazhane. 1. i. f. s. toplantı. 4. midevi. i.. f.. (at) gözünü dikip bakmak.b. 1. 2. 4. seyretmek. s. 1. 3. 1. i. ahu. parlak ve güzel renkli. i. soluma. (maç. 2. kapı dikmesi. i. (irin) hız kazanmak. i. 1. s. bir yapının üzerindeki teras/pavyon. iş eldiveni. give. f. belveder. gişe hâsılatı. gazlı. d. tıb. vitesi yükseltmek. i. sıska. i. büzmek. gastrit. neşeli. i. şanjman. f. nefesi kesilmek. f. güzel manzaral ı kameriye. bak. biçimsiz ve hantal. kapı aralığı. 1. münasebetsiz. 2. ış. şen. bön bön bakmak. k ıs. ölçme aleti.y. i. 1. s. f. 2. çiğ renkli. bön bön bakmak. (at) ağzı açık bir şekilde seyretmek. 3. vites kutusu. i. mideye söylemek. soluk solu ğaait. sonuç çıkarmak. 1. aygıt. 2. ünlem (At/öküz sürerken “Sa ğa git!” veya “İleri git!” anlamında kullanılır. kalınlık. 2. iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat ı. pavyon. kanal kapağı. vites kolu. i. General Agreement on Tariffs and Trade. i. bir araya getirmek. i. uygunsuz. devşirmek. s. kapı sövesi. gaz bezi. pot k ıran. bir araya gelmek. i. i. 2. toplanmak. 2. conta.. -de derin yara açmak. 1. i. gazlı bez. 2. 3. gaf yapan. kapı (kapı aralığını kapayan kanat). ölçü. soluk solu ğa kalmak. tertibat. i. vitesi çark. gaz gibi. nefesi daralmak. çok zayıf ve kuru. resmi gazete. gastronom. i. (atlasta) yer adları dizini. gaz ışığı. vites. k ıs. homoseksüel. dişli azaltmak. i. çap. sirk v. i.´nde bilet sat ışındangiren kimse. çardak. gazal.) Deh!/Haydi! . aşırı ve zevksiz bir şekilde süslü. 3. çiğ (renk). 5. dili paras ız/davetiyesiz sağlanan) hâsılat. giriş. kolları. (toplantıda oturumun açıldığını ilan etmek için başkanın masaya vurduğu) tokmak. yer adlar ı sözlüğü. Great Britain. eşcinsel. solumak. derin yara. ceylan. anlamak. 2. (belirli bir iş için kullanılan) eşya/takım/giysi. i. gastronomik. f. f. eşcinsel.

s. jandarma. 2. 2. Birinin veya bir şeyin beğenildiğini gösterir: Gee you´re bak. i. -in halindeki. 2. çoğ. s. dili cinsiyet. k.. i. pratisyen. astrol. yontulmam ış değerli taş. tıb. soyağacı. cins. değerli nesne. deha. biyol. s.. jeneratör. dilb. i. gen... rütbesi orgeneralden yüksek bir general. 2. i. tıb. pratisyen doktor. çoğ. arkadaşça davranan. 2. genelleme içeren söz. çoğ.ses (cen´ısiz) i. cana yak ın.. değerli kişi. başlangıç. general. ambalaj ında üreticinin adı/markası bulunmayan (gıda maddesi). s. gen.swell! goose. z.. kuşak.. i. ask. i. i. özellik. üretmek. İkizler burcu. . cinsel organlar. Allah Allah! 2. biyol. pratisyen hekimlik. generalization. meydana getirmek. ço ğunluk. i. dilb. iğdiş etmek.. i.. pratisyen hekim.. generalize. i. genetik. genelle ştirme. f. değerli taş. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anla şması. 4. --es) 1. i. genel seçim. i. s. cömert. kuşak farkı. i. genel. pratisyen. jelatin. i. tıb. 1. ask. i. biyol. şecere. 3. istidat. 2. enemek. genellik. f. cevher. genel grev. f. genelleme. genellikle. iğdiş edilmiş at. 1. geyşa. Gayger sayac ı. i. İng. 1. f. 1. yetenek.gee geese Geiger Geiger counter geisha gel gelatin gelatine geld gelding gem Gemini gemstone gendarme gender gene genealogy general General Agreement on Tariffs and Trade general election general of the army general practice general practitioner general practitioner general staff general strike generalisation generalise generality generalization generalize generally generate generation generation gap generator generic generosity generous genesis genetic genetics genial genital genitals genitive genius ünlem 1. kurmay s ınıfı. cömertlik. eli aç ık. (çoğ.. kuşaklar arasındaki fark. harikas ın! i. s.. pelte. mücevher. genelleme içeren söz. dâhi. yumuşak (iklim). bak. -e yol açmak. 3. i.e. tıb. 2. İng. İng. jel. i. genelleme. i. i. genetik. i. bak. iyi huylu. güleryüzlü. üretim. Sen bir i... meydana getirme.. i. dinamo. i.. bak. s. i. üreme organlarına ait. üreme organları. gelatin. nesil.. 1. genelle ştirmek. -in halindeki sözcük. 1.

i.. gen.ra (cen´ırı) i. i. içten. s. uzambilgisi. gerçek. i. yavaşça (yükselen yoku ğ. 2. 1. i.men (cen´tılmîn) i. jeofizik. Musevi olmayan kimse. jeriyatrik. hakiki. i. geodeziyle ilgili. i. 1. geometrik.ilgili. bot. i. bot.. s. i. 2. geodezi. i. bot. i. Musevi olmayan. mikrop öldürücü. f. dalakotu.tle. jenosit. i. jeopolitik. jorjet. (to) şesi. geographical. 3. kantaron. jeodezik. geometri. yerbilimsel. (birkaç türden meydana gelen) cins. yerme şesi. centilmene yak ışan. centiyana. geriatri. 3. tür. biyol. soyk ırım. meyli çok az (yokuş). i. geological. jeriyatri.. i. tohum. centiyan. çoğ. 2. gen. geometrik. yerbilim. nevi.. efendice. k. yerme (ile) s. 1.. s. efendilik/kibarlık taslayan. tarz. Almanya. i. centilmen.sosyal statüsü iyi olanlar. 1. jeolojik. 2. s. samimi. tohumun özü. i. efendi. i. s. s. jeolog. 3. mikrop. 1. kurtluca. i. çoğ. bot. s. Gürcüce. i. ba şlangıç. adam.genocide genome genre gent genteel gentian gentile gentle gentleman gentlemanly gentleness gently gentry genuflect genuflection genuine genus geodesic geodesic dome geodesy geographer geographic geographical geography geologic geological geologist geology geometric geometry geophysics geopolitics georgette Georgia Georgian geranium Gerber Gerber daisy geriatric geriatrics germ German German measles germander germane Germany germicide i. 1. Almanca. . s.. 1. bak. 2. i. i. 2. i. geriatrik. 3. k ızamıkçık. yumu şak ve nazik bir şekilde.. genom.. 2.. s. (özellikle ibadet ederken) diz çökme. i. i. uzambilgisel: geometric figure geometrik şekil. nezaket. coğrafi. yumu şak ve nazik. Gürcistan. s.. yerpalamudu. geodezik. i. i. antiseptik. jeoloji. s.. geodezik kubbe. 1. 2. hafif (rüzgâr/yağmur). coğrafya uzmanı. bak.. Hrist. e şçarpanlı: geometric series geometrik seri. coğrafyacı. Alman. coğrafya. dili erkek. hafifçe (esen).e. gentleman´s/gentlemen´s agreement centilmenlik anla şması. içten gelen. biyol. s. i. jeodezi. çoş). i. yerpalamudu. sardunya. centilmence. z. s. s. gerbera. yumuşaklık. (ibadette) diz çökmek. Gürcü.

2. Yaptığı yanına kâr kaldı. fiilden i. yakalamak. i. f. kötülük etmek.bitmek. -den bir nefes çekmek. elde etmek. başlamak. get across get after get ahead get ahead get along in/on in/up in years get along with get along/on get an erection get around get around to get at get away get away with f. edinmek.o. (tohum) çimlenmek. 1. 2. vakit -den (bir şeyi) yapmak: When will you get around to answering my letter? Ne zaman vakit ayırıp mektubuma cevap yazacaksın? (bir şeyle) 1. dili acele etmek. jest şayın! (Hapşıran bir kimseye söylenir. şımarmak. gebelik süresi. sertle şmek. 3. el/kol/ba ş hareketleri yapmak. dili ya ile geçinmek. zarar vermek.) into hot water get a bang on get a bang out of get a fright get a good press get a grasp on o. gitmek. ima etmek. 2.s. (tohumu) çimlendirmek. 2. -e ula şmak.germinate germination gerrymander gerund gestalt gestation gesticulate gesticulation gesture Gesundheit get get (s. dili kendini bir şey zannetmek. ayr ılıp gitmek. geçinmek. almak. jest. argo -e göz atmak. 2. ge ştalt. gitmek: I´m getting along just fine. (a part of one´s body) k. dili bir kad ını hamile bırakmak. Ne demek istediğini anlatamadı. dili 1. kendine hâkim olmak. kendini bir şey sanmak. 4. (üzüntüden) -in bir şeyi) dinlemek. f. 3. 1. 4. I won´t let him get away with this. ç ıkmak. dili darbe yemek: She got a bang on her head. k. Her penisi 4. k. şgul olmak. dili acele etmek. hareket etmek. aç ıklamak: He couldn´t get his point across. bo ğazı düğümlenmek. başı dönmek. 2. yürümek.o.. şekilde) olmak. gezmek. jestler yapma. k. (haber) yay ılmak. get a sniff of get a swelled head get a whipping get a woman into trouble get about get above o. kazanmak. (tohumu) çimlendirme. 1. çabuk olmak.). bir yol bulup ayırıpkurtulmak. Badili -ebir darbe yedi. get a hard-on get a hustle on get a kick out of get a load of get a load of get a lump in one´s throat get a lump in one´s throat get a move on get a move on get a rise out of s. ünlem Çok yayapmak. -in kuşu kalkmak/uyanmak. ile anla şmak. (belirli bir 1. 3. kendine gelmek. idare etmek.o. 1.ten/got. ele geçirmek: He got it with difficulty. 2. 1. k. iş hayatında ilerlemek. 1. şına bayılmak. ruhb. kastetmek. 1. dili dalga geçerek birini k ızdırmak. paylamak. (zaman/yaş) ilerlemek. 1.. (got. k. get a rise out of s.t. basında/medyada iyi bir şekilde yansıtılmak. şlanmak. 2. gebelik. anlatmak. i. dilb. k. i. 2. What he said obviously didn´t get across to them. 3. got. para biriktirmek. (bir hastalıktan sonra yeniden) çıkıp dolaşmak. tasarruf etmek.s. çok gezmek. satın almak. -e erişmek. dili çok duygulanmak. k.) k. 1. jestler yapmak. k. güzel davranış. (çok ilginç/güzel/tuhafbo ğazı düğümlenmek. dili (yap ılan iş) yanına kâr kalmak: He´s gotten away with it. başarılı olmak. k. i. k. 2. f. türetilen isim. 2. el/kol/ba ş hareketi. (çok ilginç/güzel/tuhaf birine veya bir şeye) bakmak. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin ç ıkarlarına uygun düşecek şekilde ayarlamak. -in penisi beton olmak/dikelmek. çıkışmak. 3. (haber/söylenti) yayılmak. el/kol/ba ş hareketi. seyahat etmek. jest. demek istemek. f. bir yol bulup (birini) atlatmak. dayak yemek. (s. dili birinin bamteline dokunup a ğzını açtırmak. 1. Zorla elde (birinin) ba şını belaya sokmak. el/kol/baş hareketi yapmak. of (rakibi) geçmek. i. 2. acele etmek. (tohum) çimlenme. jest. -e korkmak. (maddi aç ıdan) daha iyi bir duruma girmek. --ting) 1. mekaçmak. -den zevk almak. Bunu yanına .

paçayı kurtarmak. k. (gayretle) ba şlamak. dili -e musallat olmak. belaya çatmak. in a fix get off k. ba şı belaya girmek. He got no credit for what he had done. 3. 2. dili (birinin) arkada şlığını kazanmak. 2. hava kararmak. k. Ateşten yatağa düşmüş. olduğunu kavramak. (bir işin) gerisinde kalmak: He´s gotten behind in his payments. dili 1.s. a ğır -i kafas ına koymak. dili zılgıt yemek. dili çok endişeli/heyecanlı/sinirli bir hale girmek. İng. from (i şten) izin almak. 2. k. dili kibiri b ırakmak.. ısınmak.o. kibirli davranmaktan vazgeçmek. k. for s. dili 1. dili bir işe başlangıçta katılmak.o. asıl meseleye gelmek. dili (birinin) gözüne girmek. ne yapmak istedi ğine karar verip ona göre yaşamak. k. iyileşmek. k. inmek. dili as ıl işe gelmek/bakmak. dili (bir işe) bakmak/başlamak. -in i şlerini aksatmak. (arabaya) binmek. gereksiz yere tela şlanmak/heyecanlanmak. 1. k. k. k. 1. put in one´s two cents worth. dili bir işin havasına girmek. dili 1. (bir işte) gecikmek. k. k. couthed up get o. 1. k. dili -e torpille girmek.get away with murder get back at s. ciddi olarak işe koyulmak. . 2. hayatın ne gevşemek. (birinin) gözüne girmek. dili -den öç almak. başlatmak. They´ve gotten behind in their work. dili. 3. k. bak. dili birine bir şeyi ödetmek. zor duruma dü şmek. -i eline geçirmek. k. kendini zor bir duruma sokmak. k. (bir şeyi) durumu kurtaracak şlamak. dili işlere alışmak. get behind in get better get bogged down in get by get cracking get dark get down off one´s high horse get down to get down to brass tacks get down to brass tacks get down to brass tacks/get down to business get down to work get even with get even with get going get hold of get hot get in get in a state get in a stew get in a tizzy get in good with get in on the ground floor get in one´s hair get in one´s two cents worth get in one´s way get in s. ile atlatmak. k. -den intikam almak. kızmak. dili as ıl konuya geçmek. birinden bir şeyin öcünü almak. 2. k. 1. (bir yere) girmek/gelmek/gitmek. fırçayı yemek. k. dili tela şa/endişeye düşmek. öfkelenmek.t. eteği ayağına dolaşmak. kaçmak. k. k. k. 1. get it together get loose get lost get no credit for get o. Onun o i şteki rolü hiç dikkate alınmadı. 2. dili -e engel olmak.´s hair get in through/by the back door get in with get into a predicament get into a scrape get into mischief get into one´s stride/hit one´s stride get into the swing of things get into trouble get it get it in the neck get it into one´s head that . kızdırmak: Don´t get him going! Onu ba şlatma! (birini) bulmak. k. dili (gayretle) ba kadar yapmak: I can get by this year with these ak şam olmak. k. dili bir kötülü ğün cezasını çekmemek.. alabandayı yemek. ile idare etmek.. ile geçirmek.s. k. 2. asıl işi ele almak. gününü görmek: We´re going to get it now! Şimdi çattık belaya!bir darbe yemek. (birini) cezadan kurtarmak: How can we get him off? Onu cezadan nas ıl kurtarabiliriz? 4. 2. dili süslenip püslenmek. (bir yerde) saplan ıp kalmak. dili meselenin esaslar ını ele almak. geçmek. yaramazlık etmek. sıkıya gelmek. Ödemelerinde gecikti. 1. –– with a fever He is down with a fever. eli ayağı dolaşmak. k. 2. ba şından ayrılmayarak -i rahatsız etmek. dili 1. yolunu kaybetmek. with -in arkadaşlığını kazanmak. birini rahats ız etmek.

3. borçtan kurtulmak. ucuz kurtulmak.o. dili sinirlendirmek. 1.o. couthed up get s. -i eline geçirmek. dili birinin moralini bozmak. get off the ground get off easy get off the ground get on get on one´s nerves get on one´s nerves get on s. dokunmak. dili birini istediği gibi idare etmek/kullanmak.o. dili ba şarılı bir şekilde başlamak. (bir i ş) başlamak. Dikkat et!/Akl ını başına topla!/Kendine gel!/Uyan! 2. etkisiz hale getirmek. geçinmek: They get on well.k. . Birbiriyle iyi geçiniyorlar. birini kenara çekmek./s. birinin gözüne girmek. kazanmak. İng. yakayı kurtarmak. -i ba şından savmak/atmak. out of the way get s. get one´s second wind get one´s back up get one´s ducks in a row get one´s feet wet get one´s goat get one´s hands on get one´s knickers in a twist get one´s knickers in a twist get one´s money´s worth get one´s number get one´s way get one´s wind up get one´s wits about one get onto get oriented get out get out of a scrape get out of debt get out of hand Get out! get over get ready for get rid of get rid of get s. Defol! 1. dili birçok kişinin yaptığı bir şeye katılmak. 2. 1. korkmak. (bir hastal ık) geçmek: Have you gotten over your cold? Nezlen geçti mi? 3. (koşucu v. çıkarmak. dili dikkat etmek. dili birini (zor bir durumdan) kurtarmak. -e sahip olmak. k. k. (bir işi) ele almak. over a barrel get s. 2. wrong k. ç ıkmak.o. sinirlenmek.o. 2. üstünden geçmek. dikkatli olmak. dili ba şlamak. 2. off the hook get s. dili eski formunu k. Çabuk ol! k. k. birinin sinirine -i sinir etmek. dili toparlan ıp yeniden gayrete k. dili birinin ne menem biri oldu ğunu anlamak.´s back vazgeçmek. bertaraf savdın? k. -i defetmek/kovmak: How did you get rid-i ortadan Onlar ı nasıl-ibaşından etmek.o.. 1. (bir işle) meşgul olmak. 2. yayımlamak. 1. birini devred ışı etmek. -den kurtulmak.o. k. istediğini yaptırmak: She always gets her way.) (ilk kez yorulup soluğu kesildikten sonra) soluklanıp tekrar öfkelenmek.´s good side get on the ball get on the bandwagon Get on the stick! get on the wrong side of s. dili 1. ( şaşırtıcı bir olaya) için/-e hazırlanmak. 2. k. k.o. in shape get s. 2. dili 1. idare edilememek. dili ba şlangıçta birini kızdırmak. of them? kald ırmak. 4. dili 1. k. k. (taşıta) binmek.o. dili heyecanlanmak. korkuya kap ılmak. k. into trouble get s. down get s. İng. dili hafif bir cezayla veya cezas ız olarak kurtulmak. birini azarlamaktan/eleştirmekten get off s. birini/bir şeyi yanlış anlamak.o. (biriyle) temasa bir yere/çevreye alışmak/intibak etmek. k. k.t. k./s. aklını başına toplamak. birinin ba şını belaya sokmak. under one´s thumb get s.o. (for) birini/bir şeyi hazırlamak. azarlamak.o. Hep onun istediği olur. (bir konuya) girmek. 2.b.t. k.rahat b ırakmak. dili birini rahat b ırakmak. k. beladan kurtulmak. O dükkânda ödedi ğin paranın karşılığında iyi mal k. (bir konudan) bahsetmeye ba şlamak. dili ödenen paran ın karşılığında iyi mal almak: You get your money´s worth in that store. -i yakalamak. k. -i yok etmek. k.o. 2. dili birini süsleyip püslemek. get off on the wrong foot with s. (uçak) havalanmak..o. (bir işe) bakmak. denemek. dili birini get off s.´s tail 1. dili birini k ızdırmak. 3. 1. k. çığırından çıkmak. (bir üzüntüyü) unutmak. k ızdırmak. dili endişeye/telaşa kapılmak. k. dili birini kö şeye sıkıştırmak. uyan ık olmak. dili hazırlıklarını yapmak.

get s. argo kaçamak cevap almak. k. dili ba şlamak.t. -in havas ına girmek. soğuk bir karşılık almak.get s. dili so ğuk bir davranışla karşılaşmak: I got the cold shoulder. argo 1. by heart get s. dili birini sinir etmek/k ızdırmak. dili derdini dökmek. k.t. bir şeyi bitirmek. k.´s goat get s. head? Kafan niçin bunu alm şeyi birinin kafasına sokmak: He can´t get bir şeyi birine anlatmak. k. 2. dili efkârlanmak. bir şeyi kenara çekmek. dili biri hakk ında elinde kuvvetli deliller olmak: We´ve got the goods on him.t. -i kavramak. üstün olmak.o. k. sepetlenmek. k.t.t. argo anlamak. so ğuk bir davranışla/sözle kovulmak. dili işten atılmak. right get s. You´ve got itthis straight now? Şimdi bunu 1. (birinin) vücudu bir şeyi atmak: You´ll get this poison out of your system in twenty-four hours. k. straight get s. through one´s head get s. 2. -i alt etmek. 1. k. -i alt etmek. Bana so ğuk davrandı. 1. dili işten kovulmak. k. get the hang of get the hang of get the jitters get the jump on get the jump on s. bir ıyor? this through her head. dili işten/okuldan atılmak. -e alışmak. titreme nöbetine tutulmak. dili sepetlenmek/işten atılmak.o. dili -den önce davranmak.. dili birinden önce davranarak avantajl ı duruma girmek. dili -den kurtulmak.o. over get s. dili (from) görmek: Iişi tersinden yapmak. 2.t. sepetlenmek. argo sepetlenmek. -in usulünü ö ğrenmek.t. -i anlamak. Bana karğuk bir şekilde karşılanmak. (biralmak: Why can´t you get this through your bir şeyi anlamak/kafası yeri) bir düzene/düzenli bir hale sokmak. k. dili içini dökmek. Bunu onun kafas ına sokamıyor. k. off one´s chest get s. across to s. . sinirlenmek. out of one´s system get s. bir şeyi doğru anlamak: Have you got right this time! Bu kez doğru anladın mı? 2. bir şeyi bitirmek. over with get s. dili titremeye ba şlamak. -in s ırtını yere getirmek. dili -den kurtulmak. k.t. argo (birinin) can ı yanmak. işleri başlatmak. k. çakmak. bir şeyi yapıp bitirmek. bir şeyi tam istenilen şekilde yapmak: I can´t get this right. seçilmek. k. her. -den kazançlı çıkmak. içini dökmek/bo şaltmak. k. 1. k. dili (bir şeye) kızmak.t. dili bir şeyi birine anlatabilmek. so şı soğuktu. get the message/get the picture get the nod get the push get the red carpet treatment get the runaround get the sack get the sack get the shaft get the shakes k. k.t.t. galip gelmek. Bunu tam istediğim gibi yapamıyorum. bir şeyi ezberlemek.´s head get set get shot of get showered on get shut of get snakebit get steamed up about get the ax get the ball rolling get the best of get the better of get the better of/get the best of get the blues get the boot get the brush off get the cart before the horse get the cold shoulder get the cold shoulder get the feel of get the feel of get the goods on s. through s. izin almak.t. kıçına tekmeyi yemek. -i yenmek. bir şeyi bitirmek. out of the way get s. k. dili bir got the brush off from k. soğuk bir karşılık k. işten çıkarılmak. sepetlenmek. yılan sokmak. dili ya ğmura yakalanmak. kap ı dışarı edilmek. Yirmi dört saat içinde vücudun bu zehri atar. -in esasını kavramak. k. hazırlanmak. Onun hakk ında elimizde kuvvetli deliller var. -i yenmek. off one´s chest get s.o. -e alışmak. sinirli olmak. dili şatafatlı bir şekilde karşılanıp ağırlanmak. korku duymak.o. İng.

yenilmek. get/win the nomination i. -i duymak.o. kötü pay bana dü ştü.): 1. kararsızlığa kapılmak. kılık. k. get the upper hand 1. She got herself up as a mouse. dili (belirli bir k ıyafete) sokmak: k. get the show on the road galip gelmek. işe başlamak: Get to work! Haydi.). korkunç. 3. İng. -i ö ğrenmek. kornişon. k. (birinin) ne yaptığını çakmak. layığını bulmak: She got what was coming to her! Müstahaktır! k. 1. s ırtı yere getirilmek. hortlak. dili en az be ğenilen şey birine düşmek: I got the short end of the stick. get/put s. i. -i sinir etmek. get the short end of the stick/of it k. (bir şey yapmak için) cesaretini toplamak. lazım olmak. 2. 2. Nihayet anladı They got to talking. üstün ç ıkmak. aya ğa kalkmak. k. getup geyser Ghana Ghanaian ghastly ghazi gherkin ghetto ghost i. i. dili -den haber almak. -den haberdar olmak. Gana. dili ba şlamak (Mastarla to him.t. 2. otobüs şey anlatamam. k. gerekmek. k. 2. Ganalı. (meselenin) özünü ö ğrenmek: How can we get to the bottom of this? Bu meselenin özünü nas ıl öğrenebiliriz? kökenine inmek. Ganalı. 2. get the upper hand dizginleri ele geçirmek. beti benzi atm ış. iş başına! 1. sadede gelmek. Gana´ya özgü. Bugün kar yüzünden buraya hiçbir Ona bir varamad ı. 2. kaynaç. dili berbat. şart -i tanımak. yataktan kalkmak. 1. 1. ğini yaptırmak. şüpheler duymaya başlamak. (birini) nutuk çekmeye ba şlamak.k. (to) k. hayalet. hak ettiği cezayı yemek. 3. işleri başlatmak. 2. cezasını bulmak. (işin) finale kalmak -in özüne inmek. durumun) ne oldu ğunun farkına varmak. gazi. 1.´s number 1. toplamak. -den kazançlı çıkmamak. -e varmak/gelmek. --s/--es) getto. kafas ına girmek: I think it´s finally gotten throughbirlikte kullanılır. biriktirmek. alt edilmek. dili (birinin) ne yapt ığının farkına varmak. -in esas anlam ını kavramak. 2. bir araya gelmek. 3. mutabık kalmak. kendi istedi birinin ne mal oldu ğunu öğrenmek/anlamak. Gana. i. kendine gelmek (Mecazen söylenir. -e ula şmak: Owing to the snow no buses have gotten through today. k. dili birinin sinirine dokunmak. çok kötü. (to) -e varmak. 1. En dili ba şlamak. müstahakk ını bulmak. hazırlamak. -i duymak. (birdili uyanmak. 3. (bir şeyin) asıl sebebini bulmak. out of one´s mind birini/bir şeyi aklından çıkarmak/unutmak. uyumak. Konu şmaya başladılar. 2.o.o. . (havagazıyla/doğalgazla çalışan) şofben. i. get the worst of get the short end of the stick get through get through to get to get to know get to the bottom of get to the bottom of get to the finals/make it to the finals get to the heart of get to the point get to work get together get under one´s skin get under s. (bir durumun) ne olduğunu daha kötü olmak.´s skin get up get up on one´s soapbox get up on the wrong side of the bed get up the nerve to get what´s coming to one get what´s coming to one get wind of get wind of get wise get wise to get with it get worse get/catch a whiff of get/go to sleep get/have cold feet get/have one´s way get/have s. dili tereddüde dü şmek. -in kokusunu duymak. bulu şmak. k ıyafet. adaylık seçimlerini kazanmak. k. s. dili (-in) fark ına varmak. k. öne geçmek. i. i. (on) (üzerinde) anla şmaya varmak. dili payına pek az bir şey düşmek. dili ters taraf ından kalkmak. -e bir şey anlatmak: I can´t get through to her. gayzer. -i k ızdırmak./s. düzenlemek. 4. s. (çoğ.

i. with girder girdle ölü kent. dev. gulyabani. potrel. birine (bir şeyi) vermek/bahşetmek. cin (içki). dev gibi. pekmezli kek.s. General Headquarters 1.. i. i. s. for gird o. i. i. i. bir diğerinin hesabına ve onun ismi altında kitap yazan kimse.. i. terkedilmiş yerleşim yeri. (--ed/gilt) yald ızlamak. s. putrel. i. -i takmak. i. kolları sıvamak. terelelli. s. bak. Cebelitarık. yetenekli. s. s. numara. çizgili/damalı pamuklu kumaş.s. i. f. solungaç. havai. (on) (kılıç v. kocaman.. konuşmaya benzeyen anlamsız sesler. -i kuşanmak. gild. -i tak ınmak. ask. Cebelitarıklı. i. çevrelemek. i. dili Amerikan askeri/eri. i. i. i.. baş dönmesi. s. i. kemer. i. 1. 2. yaldız. büyük bir dikkatle. s. ginko. başkumandanlık karargâhı. idare merkezi. i. i. 2. kıkırdama.. dokunaklı/incitici söz söylemek. 2. hediye. trük. zencefilli. k ızıl (saç). 2. bak. f. z..ghost town ghostwriter ghoul GHQ GI giant giaour gibber gibberish gibbet gibe giblets Gibraltar Gibraltarian giddiness giddy gift gifted gigantic giggle gigolo gild gild gilding gill gilt gimmick gin gin ginger ginger ale gingerbread gingerly gingham ginkgo ginseng Gipsy gipsy giraffe gird gird o. f. yald ızlı. guild. --ning) (pamuğu) çırçırdan geçirmek. i. i. Cebelitar ıklı. kocaman. zürafa. 2. ku şak. hoppa. bak. arma ğan. i. i. 1. hoppalık. ku şatmak. baş döndürücü (yükseklik veya dönme hareketi). çırçır (makine). 2. kendini -e iyice hazırlamak. yetenek. s. alay etmek. i. darağacı.b. 1. k ızsaçı. pekmezli kurabiye. Gypsy. ginseng. with gird one´s loins gird one´s loins gird s. istidat. f. kıkır kıkır gülmek. 2. . konuşmaya benzeyen anlamsız sesler çıkarmak. k. havailik. f. alet. Allah vergisi. i. gypsy.o. 1. Amerikan erlerine özgü. (kümes hayvanlarından elde edilen) sakatat. yaldız. gâvur.´ni) kuşanmak. jigolo. paçaları sıvamak. Cebelitar ık. 2. 1. 2. 1. 1. i. merkez. k ıs. i. korse. f. zencefilli. istidatlı. i. çoğ. terelellilik. dev gibi. bak. zencefil. (zor bir işe) hazırlanmak. (--ed/girt) 1. (--ned. i. i. Cebelitarık´a özgü. zencefilli gazoz. k ıkırdamak. dokunaklı/incitici söz. i. f. i.

i. şeytana uymak. bir piyes oynamak. Bugün iyi sava ştı. 1. meydana getirmek. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. giv. 2. 1. in order of priorities önem sırasına göre. doğurmak. -i k ızdırmak.´ni) yaymak.girl girl friend girl guide girl scout girl scout girlhood girlish girth gismo gist give give give a good account of o. sinirlendirmek. razı olmak. (av köpe ği) avın kokusunu alıp peşine düşmek. hediye olarak vermek. elinden geleni yapmak.. k. k ız arkadaş. çok yorulmak. 2. airs give o. -i gıcıklamak. bel ölçüsü. gücendirmek. esneklik. -i gücendirmek. k ız izci. -i doğurmak. ç ıkarmak: Plants give off oxygen. vermek. 2. bak. give in give in to temptation/yield to temptation give it one´s best shot give no leg to stand on give notice give o. burnu havada olmak. gizmo.s.s.´ni) artırmak. -i bilemek. Bitkiler havaya oksijen verir. ele vermek. . buhar v. k ız gibi. Onu şoke etti. give an edge to give away give back give back give birth to give birth to give chase give credence to give ear to Give her my love! Give her my regards. ba şlıca fikirler. çevre: The tree´s girth was ninety centimeters. bitmek. bir gözünü patlatmak. incitmek. -in dizginini salıvermek. k ız. (gave. Ona sevgilerimi söyle! Ona benden selam söyle. -i dinlemek. İng. 1. 1.b. i. dili s ıvışarak birinin elinden kurtulmak. f. kendisi hakk ında hesap vermek. k ızlık çağı. dili kız arkadaş. -den kaç ınmaya dikkat etmek. give a play give a roundup of the news give a slip give a wide berth to give affront to give an account of o.b. i. -e yol açmak. bel. i. 2. çalım satmak. 2. önemli haberleri özet halinde vermek. kabul etmek. dar ıltmak. ana fikir.en) 1. teslim olmak. -e kulak vermek. esas anlam. Kendine dü şen işi iyi yapmak anlamına gelir: He gave a good account of himself on the battlefield today. Köpevermek. -e öncelik tan ımak. 2. 1. hediye etmek: She gave her dog away. çevre ölçüsü.s. kız izci.s. 3. Varlığı ona mutluluk veriyor. iade etmek. kızlara özgü. It gave him a shock. geri ğini birine hediye etti. (keyif. gücendirmek. (semere ait) kolan. 2. (iştahı) açmak. (koku. k ız izci. A ğacın çevresi doksan santimetreydi. geri vermek. tutunacak bir dal b ırakmamak. -i başıboş bırakmak. airs give off give offense give offense give one a black eye give one a tickle in one´s throat give out give preference to give priority to give rein to give rise to i. 1. öfke v. s. (çocuk/yavru) do ğurmak. i. 1. k. -e sebebiyet vermek. -i tercih etmek. bildirmek. kovalamaya ba inanmak. -e şlamak. -e gıcık vermek. kızlık. 2.

birini yıkamak. a warm welcome give s. a hand give s. saksofon çalmak. dili birine sapartayı çekmek/vermek. -i meydana getirmek.o. birini âdeta kapı dışarı etmek. a start in life give s.o.o. pause give s. k. argo birini sepetlemek. birini irkiltmek. rope give s. birini (at/bisiklet/araba ile) götürmek: Will you give me a ride to Bursa? Beni Bursa´ya etmek. a blowjob give s.o. k. k. dili İşleri birine telefon kadar birini alk ışlamak. birine (birinin) vesayetini vermek.. a spanking give s. a shampoo give s. 2. k.o.o. credit for give s. k. a start give s.o. a bath give s. shelter give s.o. (birinin) arabas ının motorunu çalıştırmak. birini çok u ğraştırmak. money under the table give s. -e neden olmak. birine verip veriştirmek. credit for give s.o. birini soğuk karşılamak. 2.o.o. birine zevk/haz/keyif vermek. a piece of one´s mind give s. a blessing out give s. birini kendi haline bırakmak. the bum´s rush give s. . 2. birine geniş yetki vermek.o.o. a free hand give s.o. birini korkutmak.o. (alay/tenkit etmek için) biriyle u ğraşmak. birine adamakıllı bir zılgıt vermek. dili birine rü şvet vermek. the benefit of the doubt give s. dili 1. supet/süpet yapmak. a tickle give s. birini düşündürmek. a sporting chance give s. pol. the boot give s.o.o. 1.o. his due give s.o.o. birine haks ızlık etmemek. birinin penisini a ğızla uyarmak. dili birinin ba şını döndürmek.o. birinin ağzının payını vermek. birine hastalığını bulaştırmak/geçirmek: Don´t give me your cold! Nezleni bana bula ştırma! birine söz vermek. birini kap ı dışarı etmek. birinin düşünmesine yol açmak. a cold welcome give s. a swelled head give s. asylum give s.götürür müsünüz? He is riding high. k. birini pişman ettirmek. one´s word give s. dili birine kazanma imkân ı tanımak. birine bir f ırsat vermek/bir şans tanımak. k. a break give s. pleasure give s.o. birini korumak. birine adaletli/dürüst bir şekilde davranmak. k. a piece of one´s mind give s. birine yard ım etmek.o. dili birini yaka paça etmek/götürmek.o. birini alkışlamak. birini işten çıkarmak. birini serbest b ırakmak.o. a ring give s. one´s illness give s. 1. a hard time give s. a round of applause give s. dili birinin kötü/olumsuz bir şey yapmadığını farzetmek.o. 2. 1. birini nezaket ve içtenlikle kar şılamak. a fright give s. the bum´s rush -e yol açmak.o.o.give rise to give s. no quarter give s. birine aman vermemek. dili birine a ğzına geleni söylemek. birinin hayata atılmasını sağlamak.o.o.o. birinin saç ını şampuanla yıkamak. dili el işaretiyle birine ´´Siktir!´´ demek.o.o. birinin k ıçına şaplak atmak. birini arabas ına almak. a fair shake give s. hell give s.o. birini gıdıklamak.o.o. (bir şeyden dolayı) birini takdir etmek.o. birinin kıçına tekmeyi atmak. birini korkutmak.o. birini şımartmak.o.o. birine haks ızlık etmek. k. dili birini yaka paça çıkarmak.o. k. dili birine yumruk indirmek. birine çullanmak. a lift give s. dili birini fena halde ha şlamak. custody of give s. birine s ığınma hakkı tanımak. the bird give s. birine verip veriştirmek.o. k. a raw deal give s.o. a belt on give s. İng. -in hakk ını vermek.o. k.o. k. a ride give s.o. a scare give s.

the cold shoulder give s. give s. (bir işin yapılması için) çok az zaman vermek. birini sepetlemek. dili birini sepetlemek/i şten atmak. a lick and a promise give s.t. the shaft give s. birinin tüylerini ürpertmek.o. -i gücendirmek. k. bir şeyi iyice düşünmek. İng. dili 1. tit for tat give s.o.o.o. one´s consideration give s. a press give s.o. the glad hand give s.o. the willies give s. dili birine so ğuk davranmak. 1. bak. the once-over give short notice give solace to give thanks give the alarm give the land a wide berth give the lie to give the start signal give umbrage to give up give up the ghost give up the ghost give up thought of give vent to give voice to give witness çok cömert olmak. 2. birine ayn ı biçimde karşılık vermek. the third degree give s. -e teselli vermek. son nefesini vermek. karadan çok uzakta bulunmak.. vazgeçmek.o. birine zılgıt vermek. bear witness. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek.o. etrafı şöyle bir düzeltmek. k. -i anlatmak. son nefesini vermek.t.t. 1. 2.o. bir şeyi ön plana çıkarmak. birinin sinirine dokunmak. the push give s. dili s ıvışarak birinden kaçmak/kurtulmak.o.o.o. bir şeyi yalapşap/yalap şalap yapmak. bir şeyi gözden geçirmek.o. İng. dili bir şeyin kötü/olumsuz bir sonuç vermediğini farzetmek.o. a swirl give s. the shirt off one´s back give s. birinin tüylerini diken diken etmek. the once-over give s. the shivers give s. ölmek.o. give s.give s. 2. (makine/motor) bozulmak. birine so ğuk davranmak. give s. k. bir şeyi çabucak/şöyle bir ütülemek. birinin tepesini att ırmak. -i belli etmek. dili birine misilleme yapmak. pes etmek. the glad eye give s. 2. a trial give s. argo birini çok sinirlendirmek. 2. tehlike işareti vermek. . the cold shoulder give s.o. ölmek. -i ifade etmek. 1. birine pas vermek. -i dile getirmek.t.t.o. the come-on give s. birine dayak atmak. -i aklından çıkarmak. birinin tüylerini ürpertmek.o.t. the red carpet treatment k.t. some thought give s. k. dili bir şeyi denemek: Give it a whirl! Onu bir dene! bir şey üzerinde düşünmek. the slip give s. -in yalan/yanlış olduğunu göstermek. birine davetkâr bir bak ış yöneltmek. 2. birini/bir şeyi denemek.t.o. 1. k.o. k. -i teselli etmek. birine bir şeyi ima etmek. spor start vermek. 1. the benefit of the doubt give s. birini ha şlamak. the creeps give s. birini sıkı bir sorguya çekmek. birini konu şturmak için işkence yapmak. -e pas vermek. prominence give s. birinin canını sıkmak. give s. a stir give s.o.t. k. birini tepeden tırnağa süzmek. (makine/motor) bozulmak.o. dili birini şatafatlı bir şekilde karşılayıp ağırlamak. what for give s. the pip k. -i göstermek./s. the jumps give s. dili birini işten atmak. the sack argo birinin can ını yakmak.t. bir şeyi karıştırmak: Give that stew a stir! O güveci bir karıştır! bir şeyi çalkalayarak döndürmek. 2.t.t. 1. şükretmek. birinin tüylerini ürpertmek/diken diken etmek. to understand s. a whirl give s.

glamor. alet.. şaka mide.. çoğ. k. sahte bir s ıcaklıkla el sıkmak/selam vermek. beze. bak. veri. çoğ. -i camla kapatmak. çok so ğuk. gladyatör. i. 1.b. romantik bir çekicilik. f. k. i. f. İng. İng. 4. çekiciliği olan. at -e ters ters bakmak. muayyen. çok göze çarpan. (--der. memnun: He was glad to see us. s. i. bardak: a glass of water bir bardak su. 1. f. I´m glad to meet you. I´ll be en iyito do it. bak. f. glamorize. Bizi gördü ğüne sevindi. aygıt. i. i.. 1. s.. f. i. bir konu şma yapmak... buzullara ait: glacial lake buzul gölü. ta şlık. 2.. cam takmak. katı. 2. bak. a helping hand give/make a speech give-and-take given given name gizmo gizzard glacial glacier glad glad glad rags glad rags glad to meet you gladden glade glad-hand gladiator gladiolus gladly gladness glamor glamorise glamorize glamorous glamour glamourise glamourize glamourous glance glance off gland glare glaring glass glass glass cutter glass in glass wool glassblower glasses glasses frames glassful glasshouse glassware glassworks glassy birine yard ım elini uzatmak. i.. at -e göz atmak. 1. a water glass su i.. i. İng. anat. 2. kuzgunkılıcı. İng. s. Tan ıştığımıza memnun oldum. i.o. bak. sera. i. zücaciye. f. s. i. camlamak. 2. glayöl. buz gibi.. biyol. üfleyerek cam ve şişe yapan kimse. i. küçük isim. . i. çok parlak. 2.. bak ış. elmas. glad giysiler. i. memnuniyet. f.li (glädiyo´lay) i. romantik ve çekici bir hava vermek. romantik bir i. donuk (bakış). dili süslü giysiler. ters bakış.. 3. İng. bot. göz kama ştıracak bir şekilde parlamak. dili kar şılıklı özveri.). cam fabrikas ı. gudde. göz kama ştırıcı. bak.o. s. romantik ve çekici bir şekilde tarif etmek. give. 2. i. durgun ve par ıldayan (deniz. orman içindeki aç ık alan. 1. -i sıyırıp geçmek. bakan.. glad. gözlük. göz kamaştırıcı parıltı. elmastıraş. bayramlıklar. 1. cam gibi. bardak dolusu. f.. f. 2. --dest) mutlu. cam yünü. bez. buzul. memnuniyetle. ters s..give/lend s. ters cam. İng.i. 1. karşılıklı fedakârlık. i. glamorous. i. gladiolus. f. gözlük çerçevesi. s. bak.. z. dili. glamorize. i. i. belirli. göl v. 2. 2. Onu memnuniyetle yapar ım. 1. bak. 3. bardağı. sevindirmek.çiğ (renk). k. 1. cam fabrikas ı. glamorize.

. neşeli. 1. kor gibi parlamak: The cat´s eyes glowed in the dark. global. i. 1. i. i. f. f. sık sık simgeleyen model.. bir gösteri 2. 2. --mest) 1. f. 1. hafifçe p ırıldamak. 2. anlık bakış. yuvar. pırıltı. parıldamak. loş. (--ted. cerbezeli. yerküre. s. loşluk. 2. s. i. zamk. ıkta kor gibi parlıyordu. --ting) basa yediler. i. demek. damla. i. kısa bakış. i. i. eldiven. dere. s. yuvarlak. 1. fevkalade güzel. medarı iftihar. miktarda mala) boğmak: He glutted the market with piyasayı (aşırı bananas. koro. açıklayıcı yanlışı. f. f. 2. over (bir yazı eklemek. 2. pırıldamak. (yüzü/yanakları) i. sessizce ve kay ıyormuş gibi gitmek. 2. i. 1. i. 1. muhteşem. f. over -den şeytanca bir zevk duymak. 2. zamklamak. yeryuvarı. i. parlak. süzülmek. 2. pırıltı. neşe dolu. parıldamak. 1. 4. i. f. Onun nezaketi sadece açıklamak. f. hüzün. i. Piyasa şalgama botıka basa yemek: They glutted themselves on pears. in 1. i.. f. yüceltilmeye değer. i. harikulade. (kor) parlamak. çok şerefli. tüm dünyayı kapsayan/ilgilendiren. yeryuvarla ğı. küre. 2. 2. 2. karanlık. (seramik nesneleri) s ırlamak. “Oh olsun!” s. hamdederek (Allah ı) yüceltmek. süzülme. as ık suratlı. (birinin başarısızlığını) zevkle seyretmek. parlamak. süzülerek gitme. f. 2. tutkala benzer. ihtişam. (bakış) donuklaşmak. 1. i.glaucoma glaze glazier gleam glean glee glee club gleeful glen glib glide glider gliding glimmer glimpse glint glisten glitter gloat glob global globe globe-trotter gloom gloomy glorification glorify glorious glory gloss gloss glossary glossy glove glove compartment glow glower glowworm gloxinia glucose glue glum glut glut o. küçük vadi. ters ters bakmak. f. yorum. f. (seramikte) sır. yerküreyidünyayı dolaşan kimse. pırıldamak. hamdederek (Allah ı) yüceltme. f. hafif pırıltı. kitab ın sonundaki sözlük bölümü. pırıldamak. i. görkem. i. yüceltme. (birini/bir şeyi) bir an için görmek. şan ve şeref. (lamba için) karpuz. i. yüceltmek. 2. f. pırıldamak. obur. glokom. s. hasattan sonra (tarladaki) ekinleri toplamak. 2. parıldamak. 1. kasvet veren. parıldamak. 3. karanlık. (pencereye) cam takmak. i. 1. --best) 1. glikoz. süzülerek gitmek. 2. kolaya kaçan ve içtenliksiz (cevap/söz). 1. f. i. planörcülük. s. (--mer. ile çok övünmek. i. -e çok sevinmek. Piyasay yap ış yapış. hasattan sonra ekin toplamak. bot. 2. azar azar (bilgi) toplamak. camc ı. s. with/on glut the market with glutinous glutton i. f. tıb. ı muza boğdu. 2. (--ber. parıltı. küre. neşe.şti. i. i. 1. hüzünlü. i. 3. Armutları tıka -i ğuldu. kasvetli. 1. f. planör. sahte bir dış görünüm: Her politeness was merely a gloss. 1. doğru i. gloksinya.s. pırıltı. Kedinin gözleri karanl ters bak ış. topak. i. 2. f. torpido gözü. parlaklık. kasvet. i. 1. 1. aşırı miktar: There´s a glut of turnips on the market. s. somurtuk. karasu. aç ıklama. lügatçe. ateşböceği. 3.

kovalamak. hiçbir şeyi atlamadan yapmak. . titrersinek. s. sigaran ı iç! 1. 2. (birinin) tabiatına karaya oturmak. 2. yapt ığını affettirmeye bayağı binmek. 3. sürüden ayrılmak. k ıs. 1. bak. dönmek. (with) -e devam etmek. 2. k. yanlış yapmak. i. sevişmek: They´ve gone all the way. bir işe başlamak. Devam et! 2. (hayvan) sürüden ç ıkıp kendi başına gitmek. oburluk. -e karşı olmak. (sonuç) -in aleyhinde olmak. (bir şeyin) yeri i.o. git! Hadi git. esaslı bir şekilde yapmak. f. gliserin. -e raz ı olmak. (yakalamak/almak için) pe şinden gitmek. -e sald kötü yola sapmak. They´ve gone for aSıra sende. -e aykırı olmak. bir işi ele almak. with ile arkada ş olmak. 2. 2.. gross national product. Bu. (birinin) tüm isteklerini yerine getirmek. (bir işi) tam yapmak. dili elinden geleni yapmak. (hastal ç ıkmak. tamam ıyla hemfikir olmak. Greenwich Mean Time. Alışverişe çıktı. 1. herkese yetmek. karaya ık) çok kişiye bulaşmak. boğum boğum. tiramola etmek. 3. sözünden dönmek. dışarı gitmek. (went. (of) -den önce gitmek. -e ç ıkmak: She´s gone shopping. sözünden dönmek.gluttonous gluttony glycerin glycerine GMT gnarled gnash gnat gnaw gnome GNP go (the) whole hog go (the) whole hog go go go a long way towards go aboard go about go about a task go abroad go after go against go against the grain go aground go ahead go ahead Go ahead and smoke! Go ahead! Go ahead! go all out go all the way go all the way go along with Go along! Go along.. i. i. 3. 1. 2. Onlar (bir şey) çok katkıda bulunmak. . hata gitmek. ile birlikte olmak. -i kabul etmek. 2. dili -e bayılmak. Buyur. do ğru yoldan sapmak. k ıs. İng. 3. glycerin. i. çok yararlı olmak: This´ll go a long way towards making up for what you did. sıra: It´s your go. her naneyi yemek. aykırı olmak. ters gitmek. obur. son haddine varmak. 1. Haydi. of -den önce gitmek. 1. walk. yurtdışına gitmek. ayr ılmak. birine ihanet etmek. sözünden dönmek. cinsel ilişkide bulunmak. için deli olmak. yürüyüşe çıktı. 1. (insan) ırmak. s. (diş) gıcırdatmak. devam etmek. 1. 1. ile beraber gitmek. 2. kemirmek. 2. gone) 1. i. den. go ape over go around go ashore go astray go at go away go awry go back go back on one´s promise/word go back on one´s word go back on one´s word go back on s. f... f. gitmek. (with) 1. -e kar şı gelmek. tatarc ık. Buyur! Devam et! k. (peri masallar ında) cüce. 3. 2. (bir işi) tamamıyla yapmak.

uymak. k. geçip gitmek. topu atmak. harekete geçmek. çok başarılı olmak. on go into go into a decline go into a skid go into action go into detail go into details go into effect (yiyecek) bozulmak. delirmek. dili payla şmak. dili ç ıldırmak. bırakılmak. girmek. 3. (fırsat) kaçırılmak. dili (bir e ğlentide) masrafı Alman usulü bölüşmek. dili 1. 4. iflas etmek. geçmek: Several hours went by. (f house. k. batmak. -i elde etmeye çalışmak. üleşmek. 5. (bir şeyin) meraklısı olmak. (iş. kötüye gitmek. Don´t let that chance go by! O (iyi şeyler) yok olmak. s ıfırı tüketmek. (bir mesle ğe) girmek. 2. Yallah! boşa gitmek. dili topu atmak. 3. (şiş/sular) inmek. 2. batmak. (güne ş/ay) bulutla örtülmek. I´ve never gone by yourırsat) kaçmak. sap ıtmak. 2. çılgınca davranmak.) suya düşmek. k. k. (lastik) sönmek. yürüyüşe çıkmak. (başarı. 3.b. çıldırarak etrafı kırıp geçirmek. -in ötesine geçmek. k. 1. ayrıntılara girmek. dili benzi atmak. baş aşağı gitmek. vazgeçilmek. kötüyken daha kötü olmak. ayrıntılara girmek. (bir şey için) deli olmak. . istenilmemek.b. sağlık v.o. için geçerli olmak: I´m fed çok ucuza satılmak. 2. kar şılanmak: The proposal went down well. 1. -e kefil olmak. 1. -i tercih etmek. k. -i seçmek. girmek. bozulmak. Evinin önünden hiç geçmedim. yürürlüğe girmek. boşa gitmek. gitmek. Birkaç saat geçti. gezmeye gitmek.go bad go bad go bail for go bananas go bankrupt go begging go belly-up go berserk go beyond go beyond reason go bust go by go by go by the board go by the board go down go down in history go down the drain go down the drain go downhill go Dutch go far go far Go fly a kite! go for go for a song go for a walk go for a walk/take a walk Go for it! go for nothing go from bad to worse go from bad to worse go gaga over go green around the gills go halves go haywire go hog wild go in go in for go in with s. dili iflas etmek. makul s ınırların dışına çıkmak. (seviye/kalite) dü şmek. 2. -den ho şlanmak. heder olmak. (bir iş) için (belirli bir süre) harcanmak: Five years of work şmek. dili ç ılgınlaşmak. 1. (bir şeyde) biriyle ortak olmak. çok başarılı olmak. bozulmak. k. bozulmak. tasarı v. gone into the preparation of this project. iflas etmek. iyice azmak. k. k. gittikçe/giderek kötüle şmek. (bir şeyi) yapmaktan hoşlanmak. dili (para) bo şuna harcanmak. ziyan olmak. Teklif iyi tarihe geçmek. Çek araban ı! 1. -e sald ırmak. ra ğbet görmemek. 1. 2. -in üstüne varmak.) düşüş göstermek. yürüyüşe çıkmak. 4. Bu projeyi kuvvetten dü have (araba) kaymaya ba şlamak. boşa gitmek.

dili amaçlanan s ınırı aşmak: We went over the bir by seventy million liras. k. k. boyunca devam etti. 5. bildi ğini okumak. (through) (-i) yak ıp yıkmak. dili sadece (belirli biriyle) ç ıkmak/flört etmek.b. -i incelemek. v. çok kızmak. 2. 1. (tiyatro toplulu ğu) turneye çıkmak. -i tekrar anlatmak. k. köpürmek. paylaşmak: I´ll go shares with you in this. birini geçmek. çalışmamak. 1. 4. -i tekrar açıklamak. dili 1. olmak. 2. 1. Amaçlad ığımızdan yetmiş milyon lira fazla elde ettik. (evlilik) bozulmak. doğru yoldan ayrılmamak. bozulmak. İng. bak. gözden kaybolmak. çarşıya çıkmak. -i kontrol etmek. 1. işlemez olmak. radyo. bal k. kudurmak. dili aklını 1. Koş! 2. dili aklını oynatmak. 2. dili (işler) çok iyi/tıkırında gitmek. 3. kaçırmak/oynatmak. greve gitmek. k.o. (bir aygıt) durmak. başarılı olmak.kadar ekmek var. ba şlamak. dili Onlara yetecek oynatmak. (reçel. TV yayına son vermek. kendi ba şına hareket etmek/yaşamak. düz/do ğru gitmek. tiyatro oyuncusu olmak.) şekerlenmek. k. k. mesleğinde ilerlemek. go out of sight go over go over the top go overboard for/about go places go places go round go s. go around.aklını oynatmak.go into one´s shell go into operation go it alone Go it! go native go off go off at half cock go off one´s chump go off the air go off the deep end go off the deep end go off the rails go on go on a diet go on strike go on strike go on the rampage go on the road go on the rocks go on the stage go on the stage go on tour Go on! go one´s way go out go out of one´s way to do s. k. yürürlüğe girmek. çıkmak. ( ışıklar/kalorifer) yanmaya perhize Parti gece grev yapmak.t. 2. ek şimek. (bir hazırlıksız iş görmek. Aman sen de!/Haydi can ım sen de! kendi yoluna gitmek. 2. 2.çkendini kaybetmek. k. 3. oynatmak. 1. ahlaklı bir şekilde yaşamak. kafayı üşütmek. alışverişe çıkmak. with ancak (belirli biriyle) çıkmak/gezmek. (ışıklar/kalorifer) sönmek. Haydi gayret! yerliler gibi davranmaya/dü şünmeye/giymeye başlamak. dili 1. 2. kendini bir i şe fazlasıyla kaptırmak. 2. (with) ile flört etmek. dili (bir erkek) (bir e ğlenceye/partiye) damsız gitmek. ile ç ıkmak: Tarık´s started to go out with Derya. turneye ç ıkmak. patlamak. dili kendini fazlas ıyla kaptırmak. çalmaya ba şlamak. (-i) kasıp kavurmak. k. ile üleşmek.. . eğlenmek için dışarı çıkıp insanlarla buluşmak. ile payla şmak. tiyatrocu olmak. dili -e fazla tutkun olmak. devam etmek: What´s going on? Ne oluyor? The party went on all night. oyuncu olmak.bir çaba sarfederek bir şeyi yapmak. (of) (birine) yeterli miktarda (bir şey) olmamak: They won´t go short of bread. raydan ıkmak. dili özel ile gezmek. -i tekrar gözden geçirmek. devamlı olarak tek bir kişi ile flört etmek. Bunu seninle paylaşırım. (yemek) bozulmak. iflas etmek. (i şyeri) topu atmak. ba şka kimseyle çıkmamak/flört etmemek. k. one better go shares go shares with go shopping go short go soft in the head go sour go stag go steady go steady go steady with go straight go sugary go swimmingly kabuğuna çekilmek. 1. 1. 4. (belirli top şekilde) k. k. 2. kötüye gitmek. dili birbirinden k. birinin yaptığından daha iyisini yapmak. dili ba şarıya ulaşmak. susup insanlarla konuşmamak.

Onu elde etmek için her şeye başvurur. 4. başını döndürmek. büyük masrafa girmek. ile sevişmek. 1. dili Cehennem ol! ifrata kaçmak. (içki) başına vurmak. k. dili (film seyretmek için) sinemaya gitmek. -i incelemek. çok masrafa girmek. Orada neler bulabilirim diye bir bakmaya gittim. (parayı) harcamak. parçalanmak. çok başarılı olmak. 2. dili hız ve gayretle çalışmak. fele ğin çemberinden 3. k. başını döndürmek. 1. k. 3. 2. küplere binmek. 2. heder olmak. birbirine uymak. bal v. dili iflas etmek. her çareyi kullanmak. etmek. (gece uykusuna yatmak üzere) yatmak. büyük bir gayretle çalışmak.go the round go through go through go through the mill go through the roof go through with go to all lengths/go to any length/go to great lengths go to any extent go to bed go to bed go to bed with Go to blazes! go to extremes go to great expense go to great expense go to hell Go to hell! go to one´s glory go to one´s head go to one´s head go to pieces go to pieces go to pot go to pot go to press go to press go to rack and ruin go to school go to sea go to sea go to see go to seed go to seed go to sugar go to the dogs go to the dogs go to the flicks go to the movies go to the wall go to town go to town go to waste go to wrack and ruin go together go too far go under go under ağızdan ağıza dolaşmak. dili çok başarılı olmak. 2. (tasar ı. (planlanm ış bir şeyi) gerçekten yapmak. -i gözden geçirmek.) onaylanmak. (gazete v. k.) bask ıya girmek. k. -i kontrol(bir taşıt) 1. -i 1. batmak. 3.b. ileri gitmek. çok olmak. denizci olmak.b. okula gitmek. (durulmaszorluklar atlatmak. gerçekleştirmek. 2. dili tuttu ğu da şeyi ifşa berbat olmak. . dili çok k ızmak. 1.) (meclisten) geçmek. okula/üniversiteye devam etmek. fenalıklar geçirmeye veya o zamana kadar gizli(kendini)her ğıtmak. 2. geçmek. (hastalık. 1. batmak. (reçel. şehre gitmek. mahvolmak.b. 2. her şeye başvurmak: He´ll go to any extent to get it. k. (bir şeyi yapmak için) çok masraf etmek. iflas etmek. iflas etmek. bask ıya girmek. 1.b. fazla olmak. dili 1. sıkıntı v. her çareye ba şvurmak. Cehennem ol! ölmek.olmak. 2. denizci olmak. rezil olmak. büyük ı gereken bir yerden) durmadan geçmek. 1.) şekerlenmek. iflas ın eşiğinde olmak. tohuma kaçmak. cehennemin dibine gitmek. 2.b. k. batmak. 1. harabeye dönmek. kendini bir şey zannetmesine sebep olmak. hızlı çalışmak. ile cinsel ilişkide bulunmak. -in ziyaretine çaptan dü şmek. ziyan bak ımsızlıktan harabeye dönüşmek. (belirli bir amaç için) (bir yere) gitmek: I went to see what I could find there.´ni) geçirmek. yatmak. k. k. harap olmak. 2. deniz yolculu ğuna çıkmak. 1. dili 1. dili bozulmak. (bir olay kar şısında) kendini tutamayıp ağlamaya. onaylanmak. etmeye başlamak. ahlaken çökmek. tahsil/e ğitim görmek. bo şa gitmek. f. (bir kanun tasarısı v. teklif v. k. 1. 2. batmak. sinemaya gitmek. 2. bozulmak. 2. mahvolmak.

beti benzi atmak. ç ıkmak. baba hindi. 1. -den mahrum kalmak: He´s gone without food for three days. f. i.go under the name of go underground go up go up in flames/smoke go up in smoke go white as a sheet go wild go with go with the crowd go without go without saying go wrong go/be on the dole go/get off scot-free go/run counter to go/stand bail for go/work on the assumption that goad go-ahead goal goal kick goal line goal posts goalie goalkeeper goat goatee gob gobble gobble gobbler go-between goblet goblin god God bless you! God forbid! God help us! God only knows! God willing godchild goddamn goddess godfather God-fearing godforsaken godhead adıyla tanınmak. çok.. the izin. bozulmak. (perde) kalkmak. hindi sesi. acele yemek. -e yak ışmak. kale vuru şu. ilahe. -siz that you must be punctual. . k. k.gaye. keçisakalı. Allah senden razı olsun! Allah korusun! Allah yard ımcımız olsun! Allah bilir! inşallah. i. 2. 2. tiy. -e uygun olmak. i. s. artmak. i. -siz yaşayabilmek. 1. çok tenha. dili 1. dindar. i. tanrı. (sanığa) kefil olmak. kahrolas ı. grubun iste ğine uymak. 1. ço ğ. spor kale direkleri. dini bütün. keçi. aksamak: After gerekli oldu ğunu söylemeye lüzum yok. Üç gün yemekten mahrumolmamak: It goes without saying yapabilmek: She söylemeye lüzum kald ı. amaç. maksat. tamam ıyla yanmak. ile flört etmek. kaleci. teke. dili kaleci. müsaade. hindi gibi sesler ç ıkarmak. vaftiz çocu ğu. 2. (bir şeyin olacağını) zannederek harekete geçmek/harekete geçmiş olmak. sonra her şey aksamaya başladı. 2. yanıp kül olmak. 1. 2. 2. spor gol. 2. aut atışı. 1. -e zıt gitmek. 2. uluhiyet. arabulucu. enerji ve girişim. dürtmek. enerji ve inisiyatif. ünlem Kahrolsun! s. k ışkırtmak. üvendire. i. yok olmak.. i. 2. itmek. at ıştırmak. tanrılık. mütedeyyin. Sigara içilmez. i. enerjik ve inisiyatifini kullanan. s. arac ı. sporyeni yöntem veya i. i. i. cin (göze görünmeyen efsanevi yarat ık). 2. i. 1. gol çizgisi. No smoking. -e uymak. (sanığın) kefaletini yatırmak. cinlerin cirit oynad ığı (yer). dili (san ık) hiçbir ceza yemeden serbest bırakılmak. büyük miktar. i. What went wrong? Aksayan neydi? 2. s. 3. üvendire ile dürtmek. 1. i. enerjik ve girişken. 3. kale. tanrıça. hedef. benzi atmak/uçmak. i. f. faaliyetlerini gizli olarak sürdürmeye ba şlamak. sefil. 2. i. 2. çıldırmak. parça. yükselmek. i. -e uymamak. 1. kadeh. vaftiz babas ı. erek. f. i. -e ayk ırı düşmek. ilah. dili sapsar ı/bembeyaz kesilmek. Ondan 1. Vaktinde gelmenizinthat everything began to go wrong. k. işsizlik yardımı almak. 1. 1. k. yeraltına kaymak. 1.

1.. Aman yarabbi! Allah Allah! Allah Allah! Aman yarabbi! . f. baya ğı: She was good İyi günler! İyi akşamlar! İyi akşamlar. tıb. 3. iyilik.. Allah yard ımcın olsun! 2. zool. goiter. altından yapılmış. sa ğlam. menfaat. i.ter. s... i. s. beklenmedik nimet.. şimdiki fiyat. kendi işini ba1. itimat. golf. su. s. i. şkalarına bırakmak. iyi. Allahs ız. bak.and mad. i. gonk. gondol. i. dindar. i. niyetin ciddiliği. iyilik. saka. f. golf oynamak. i. çoğ. i. i.. good faith Good for you! Good Friday Good God! Good gracious! Good grief! Good heavens! s.. best) 1. i. 1. olup bitenler. argo erkeklerden para s ızdırmaya çalışan kadın. yarar. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. golf kulübü. bak. golf oyuncusu. This book´s heavy going. guatr.. ünlem 1. 2. gidiş. 2. k ırmızıbalık. altın renginde. i. (birine kar şı beslenen) güven. kaytarmak. i. i. gözleri toz. s. tıb. taze. dili iyice.. belsoğukluğu. altın. galosh. tıb. 1. i. işini üstünkörü yapmak. Bu kitab ı kâr eden ticari kurulu ş. altından yapılmış. k. H ızır gibi yetişen devlet kuşu.. kar veya rüzgârdan koruyan gözlük. Paskalya yortusundan önceki cuma. sakaku şu. çürümüş olmayan. yapışkan madde. havuzbalığı. Carassius auratus. zool. hayır. i. odacı. s. altın. go. vaftiz anas ı. 2. ünlem Hay Allah! i. golf sopas ı. ayrılış. hizmetli.. iyi. işten kaçmak. Tanrısız. 2. 2. i. golf alanı. bak.godless godlike godly godmother godsend Godspeed gofer go-getter goggles going going concern going price going to be goings-on goiter goitre gold gold digger goldbrick golden goldfinch goldfish goldsmith golf golf club golf course/links golfer golly golosh gondola gone gong gonorrhea goo goober good good and Good day! Good evening! Good evening. Yolun o bölümünden geçmek zor. golfçü. gayretli ve tuttu ğunu koparan kimse. (bet. i. Aferin! Hrist. k. dili yerf ıstığı. f. altın. çoğ. ilerleme hızı: That part of the road is hard going. altın kuyumcusu.. İyi yolculuklar! i. i. Tanrısal. Bayağı kızmıştı. i.. 1. İng. 2. iyi. What are you going to be when you grow up? Büyüyünce ne olacaks ın? i.

yak ışıklı. goril. mallar. . kargo. iki dağ arasındaki geçit/boğaz. i. goril. kaz.. good -bye. Günaydın! 1. k. 2. 2. dili aptalca bir hata yapmak. (up) k. k. İyi ki gitti!/İyi ki gittiler! Hele şükür kurtulduk!/Oh olsun! ak ıllılık. f. işi yavaşlatma. menkuller ve gayrimenkuller. s. i. dili haylazl her şeyi bozmak. bak. çoğ. güzel. dili aptal. çoğ. k. istenilen bir şey. f. 2. ünlem Allaha ısmarladık. kan. zool. taşınırlar. 1. (ticari) itibar. dili yap ışkan madde. yapışkan. iyi niyet. s. güzel. 1. güzel şey. s.. ünlem. i. çok ho ş.. i. k. İyi geceler! 2.s. harika... işi yavaşlatma grevi. yük. 1. İng. tüyleri diken diken olmu ş deri. (bir yemekteki) besleyici de ğer veya lezzet. vıcık vıcık. kaz palazı. çok güzel. boynuzla yaralamak. f. 2. aylaklık etmek. epey büyük (bir miktar). iyilik. Allah Allah! arabuluculuk. k. hayır işleri. i. i. i. dili 1. f.bilir! Allah i.. k. kanlı. k. i. İng. s. yük katarı. midesini (bir şey) ile tıka basa doldurmak. kumaş. argo goril. fedai. 2. 1. k. hiçbir işe yaramayan/yaramaz. i. on gorgeous gorilla gory gosh gosling go-slow Aman yarabbi!/Allah Allah! yak ışıklılık. kaz yavrusu.. ünlem Hay Allah! i. s. Aferin! şaka kaldırabilen kimse. 1. Amerikan yersincab ı. erdemlilik. eşya. 2. s. i. odac ı. 2. dili poposuna parmak atmak.marşandiz. menkuller. i. bektaşiüzümü. güzellik. İng. yumu şak başlı. dili aptalca bir hata. faziletlilik. lezzetli (özellikle tatl ı) bir yiyecek. k ıs. 1. yapış yapış. s. iyi huylu. argo (işyerinde) ayak işlerini yapan kimse. i. 3. s. koruyucu. s. dili çamur gibi yap ışkan bir karışım. dili adam. aptalca bir hata yaparak ık etmek. İng. geese (gis) i. i. i. ahmak. 3... iyi huylu. 4.Good Heavens! good looks Good morning! Good night! good offices Good riddance! Good riddance! good sense Good show! good sport good works good-by good-bye good-for-nothing good-looking goodly good-natured goodness Goodness knows! goods goods train good-tempered goodwill goody gooey goof goof off goofy gook goon goop goose gooseberry gooseflesh GOP gopher gore gore gorge gorge gorge o. hizmetli. the Grand Old Party (the Republican Party).

2. elde etme. i. damla hastalığı. f. mısır v. i. about -in i. idare etmek. s. hükümete ait. 1. 1. s. kapmak. iskarpelayla oymak. hafif. 2. a şama. (doku) nakletmek. geçiş. grammar.. (--bed. tanesi. bir tondan diğer bir tona geçme. 1. rü şvet. idari. yönetme. (yemekten önce/sonra söylenen) şükran duası. yolsuzlukla elde edilen para. kibar. 1. 1. i. greyder. i. yönetmek.) tane: three grains of wheat üç buğday i. f. 1. gravity. inayet. uzun etekli kad ın elbisesi. makam v. bahç. rütbe. gross. incecik. kaba. yönetim. 2. i. (elle) tutmak. (ilköğretimde) sınıf: He´s six years old and in the first grade. bir inanç sisteminin temel ilkeleri. k ıs. 2. siyah Amerikal as ıl gerçek. zarif. Hrist. görgüsüz. cins. gittikçe. mezuniyet töreni. idareci. yavaş yavaş. s. i. 3. 4. kalite. 3. bahç. 2. asıl gerçek. 2. 1. mezun olma. 2. 1. mürebbiye. a şı. i. mak. letafet. tıb. vali. mim. 1. şılanmak. bu v. s. 1. sabahlık (giysi). derece derece olan. devlet yönetimi. idare. 1. get. graffiti. dedikodu yapmak. at -i (elle) tutmaya (Allaha özgü) i. gecelik.b. i. eğim. (bir ağaç parçasının içindeki) . 2.. İsa´nın öğrettikleri. zarafetten yoksun. 2. i. nakledilen doku. Gotik. i. i. 4. gut. regülatör. zerre. a 1. s. Hz. iskarpela. 1. idare. mezun kimse. i.. 2. 2. --bing) 1. giderek. k ıs. f. hububat. z. 3. çal ışmak. great. i. s ınıf. incelik. bak. 3. lisansüstü ö ğrencisi. f.b. ünlem Hay Allah!/Allah Allah! i. yavaş. s. grain(s). derece. tah ıl. 2. gram(s). sukaba ğı. 2. 2. dedikodusunu yapmak. from -den mezun olmak. 1. 1. çabucak ve zorla elinden almak. dedikoducu kimse. (öğretmenin hemzemin geçit. 1. yönetici. f. 3. derece derece. meyil. 3. havada uçan ince örümcek a ğı. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. gross weight. ho ş. dört İncil´den biri. yönetim. 2. 2. para. iktidarda bulunmak. çok ince bir tür bürümcük. 2. 2. -i mezun etmek. cüppe. 4. ince. Alt ı yaşında ve birinci sınıfta. get. dili mezun. i. bak. group. (arpa. latif. f. f. 3.b. i.ılara özgü dini müzik türü. doku nakli.. zarafet. i. ilköğretim okulu. Hrist. aşılamak. grade. (bir üniversiteye ait) lisansüstü e ğitim birimi. f. i. 1. (sukabağından yapılmış) su kabı. derece. İncil. oyma kalemi. 1. mezun. grafiti. k. çirkin. 2. 3. duvardaki yazılar. valilik. i.. mezuniyet töreni. yava ş yavaş olan. ill-gotten gains haks ız kazanç. tıb. Hristiyanlığın esasları. i.´ni yolsuzlukla (doku) nakledilmek. tıb. hükümet. i. 3.Gospel gospel gospel music gospel truth gossamer gossip got Gothic gotten gouge gourd gout govern governance governess government governmental governor governorship gown gr gr wt grab grace graceful graceless gracious grad gradation grade grade crossing grade school grader gradient gradual gradually graduate graduate graduate school graduate school graduate student graduation graduation ceremony graffiti graft graft grain i.. dedikodu. i. ertelenme süresi: I´ll give you a s. makam ğday.

babaanne. fonograf... büyükanne. anneanne. fazlas ıyla büyük ve görkemli. ayaklı duvar saati. i. cafcaflı. dede. k. i. k. tozşeker. büyük. ıRicas ını yerine getirdi. granddaddy. kabul etmek. k ız torun. gram. i. dili. görkem.. plak. büyükbaba. büyükbaba. k. sadrazam. büyükbaba. çoğ.. bak. s. azamet. 1. I bir ricay kabul etmek. dili dede. gramer kurallar ına uygun. 3... sandıklı saat. i. granulated granulated sugar granulated sugar i. i. s.. dili 1. gram. i. s.. dilbilgisi kitabı.. i. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise.o.dren (gränd´çîldrın) i. ihtişam. tozşeker. pikap. kuyruklu piyano. görkemli. dili. (öğrencileri üniversiteye hazırlayan) lise. i. dili nine. Granting the truth of what you´re saying. 3. r ıza göstermek. s. sadrazam. 2. f. gramofon. 2.. dili kuyruklu piyano. heybet. k. i. i. huk. grandük. spor kapalı tribün. nine. k. (cevaben) Evet. i. tumturaklı. gramer. büyükbaba.. gramer kitabı. k. İng.. en eski. dolaplı saat. büyükanne. 2. grand. grandüşes. i. granit.chil. dede. en büyük. 2. bak. ilkö 1. i. i. şatafatlı. i.. tahıl ambarı. gramere ait. büyükbaba. i. büyükbaba. i. i. ihtişamlı. İng. i. k. 2. k. büyükanne... gramatikal. 1. bak.. dilbilgisi.gram grammar grammar school grammar school grammatical gramme gramme gramophone gramophone record gramps gran granary grand grand duchess grand duke grand jury grand piano grand total grand vizier Grand Vizier grandad grandaddy grandbaby grandchild granddad granddaddy granddaughter grandeur grandfather grandfather clock grandiloquent grandiose grandma grandmother grandpa grandparent grandson grandstand granite granny grant grant a request grant s. İng. soru şturma kurulu. birini kefaletle/kefaleten tahliye etmek. ilkokul. 2. gram. dili dede. 1. muhte şem. İng. i. tahkikat heyeti. yerine getirmek: She granted his request. mühim. s. dilbilgisel. büyükanne. harika. dili nine. 1. 2. dili (bebek) torun. erkek torun. granddad. 1. i. i. argo bin dolar. bail Granted. torun. k. i. 1. büyük jüri. 2. dili dede. k. k. (genel) toplam. . bak. İng. i. dili çok güzel. büyüklük. 1. büyükanne. dili nine. k. ğretim okulu. gramer aç ısından ifade.

sıradan insanlara yönelik. i. i. s. s. 1. f. f. minnetle. 1. yerçekimi. 2. s. i. tatmin etmek. i. dişlerini gıcırdatmak. vahim. s. grafit. yerçekimiyle ilgili. ızgara. 3. çimlemek. dili uçan ku ştan medet ummak. grafik. dili s ıradan insanlar.. kareli kâ ğıt. bir boşanmış ş olankarısından ayrı yaşayan adam. alt ıntop. fiz. i. i. graphic graphic design. sinirine dokunmak. yerçekimiyle hareket etme. i. çim. 1. i. 2. 2. grafiker. çak ıl. paras ız. greyfurt. greyfrut. ağırbaşlı. mezar ta şı. 2. i. 1. s. vahamet. haz. z. z. çimen. haris. tanecik. karısı geçici olarak 1. i. bahşiş. s. üzüm. mezarlık. i. çarpıcı. rendelemek. demir parmaklık. a ğırbaşlılık. 2. f. 2. yazılmış/çizilmiş/kazılmış. i. s ıradan insanlardan kaynaklanan. pençe. yerçekimiyle hareket etmek. ask. f. f. sokaktaki kişiler. memnuniyet. --ing/--ling) çakıl döşemek. 4. i. i. 3. 2. bedava. canlı ve açık seçik bir şekilde yazan. ciddiyet. zor bir probleme çözüm yolu bulmak. 3. yönelme. i... tamahkâr. s ıkı tutmak. 1. memnun etmek. i. yerçekimi. with ile bo ğuşmak. greypfrut. anlayış. bedava. yere gitmi veya kadın. çökmek. k. i. çökelmek. 3. (towards/to) -e yönelmek. paras ız. 1. kocası geçici olarak 1. 1. f. zevk veren şey. yakalamak.granule grape grapefruit grapeshot grapevine graph graph paper. mezar. tüm ayrıntıları gösteren. ot. 2. k. çimenlik. 4. kavrayış. grafik grafik dizayn.. kavramak. graphite grapple grasp grasp at straws grasp the nettle grasping grass grass widow grass widower grasshopper grassroots grassy grate grate grate on grate on one´s nerves grate one´s teeth grateful gratefully grater gratification gratify grating gratis gratitude gratuitous gratuity grave grave gravedigger gravel gravestone graveyard gravitate gravitation gravitational gravity i. graphic designer. çekirge. asma. a ğır. 2. boşanmış veya kocasından ayrı kaplamak. anlamak. . 1. -e sürtünerek/çarparak ses ç ıkarmak. bir yere gitmiş olan adam. ortadirek. 2. ızgara. çimenli. i. i. 2. i. mezarc ı. 2. minnettarlık. çökelme. 2. s. 1. 1. (--ed/--led. zevk. (bomba/ şarapnel içindeki) misket. açgözlü. at kapmaya çalışmak. ho şnut etmek. gereksiz. çimenle yaşayan kadın. canl ı ve net. kavramak. argo (sigara halinde içilen) hintkenevirinin kurutulmu ş yaprakları. i. 1. 2. f. kızmemesi. s. 2. grafikle ilgili. rende. çökme. minnettar. 1. demir parmaklık. 3. i. s. 1. i. ciddi. 5. çizge.

2. 1. i. i. tebrik kartı. 1. Rumca. k. Rum. sıyrılmak. Grönlandca. Rumca. (trafik lambas ında) yeşil ışık. f. i. selam. 2. büyük. yeşil soğan.chil. s. makineyağı. fevkalade. i. 1. gresyağı. Yeşiller Partisineşil fasulye.. toy. i. taze fasulye. yeşillik. s. çoğ. sürü halinde yaşamayı seven. dili birine birine rü şvet vermek. 1. ye ait. Yeşiller Partisi 1. i. k. Grönland´a özgü.o. dolmalık biber. i. açgözlü. Yunanlı. dili (yapraklar ı çiğ/haşlanmış olarak yenilen) yeşil yapraklı sebzeler. s. yeşil biber (olgunlaşmamış biber). selam vermek. otlatmak. 2. s. kar şılamak. 2. sıyırmak.. izin. 2. Grönlandlı. sıyrık. dili beyin. yiğit. 3. sürücül.gravy gray gray matter graze graze grease grease s. torun çocuğu. i.o. Yunanca. gri. yağ sürmek. bezelye. i. yağlamak. yeşil renk. çok. dili müsaade. 3. dili acemi. ser. büyüklük. 1. 2. dili mükemmel. taze soğan. 1. fazlas ıyla. s. f. sera. 4. otlamak. . yeşil. s. 1.dren (greyt´gränd´çîldrın) i. dili papel. rü şvet vermek. selamlamak. yağlı. 1. sıyırıp geçmek. 1. dolar. çimenlik. 3. 2. s. Yunan. gres. et yağı. ham (meyve).. Grönland. henüz olgunlaşmamış. çok. 1. Rum.´s palm greasy great Great Britain Great Dane great-grandchild great-grandfather great-grandmother great-hearted greatly greatness Greece greed greedy Greek green green bean green light green onion green onion green pea green pepper green pepper greenback greenery greengrocer greenhorn greenhouse Greenland Greenlander Greenlandic greens Greenwich Greenwich Mean Time Greenwich Mean Time greet greeting greeting card gregarious gremlin i. Yunanca. k. yağlanmış. Greenwich ortalama zaman ı. Grönlandlı. k. f. i. büyük nine. başkalarıyla beraber olmayı seven. 2. muazzam. yağ. Grönlandca. k. Yunanlı. i. büyük (derece/miktar). Greenwich. k.´s palm grease s. ye şil. 3. büyük dede. i. ak ıl. 2. i. sos. 3. i.. hırs. manav. yeşil. içyağı. önemli. Danua cinsi köpek. Büyük Britanya. (makineleri bozdu ğuna inanılan) cin. dolmalık biber. pek çok. 1. i. h ırslı. cömert. s. 2. f. z. 2. Yunanistan. cesur. harika. İng. yeşil ışık. açgözlülük. i. s. i. et suyu. girgin. great-grand. 2. limonluk. selamlaşmak. i. k. i. tamahkâr. Greenwich ortalama zaman ı. Grönland. acemi çaylak. i. acemi kimse. tamah. i. i. yeşil biber (olgunlaşmamış biber).

dili sorguya çekmek. bileyici. tımar etmek. korkunç.. zool. sırıtma. kumlu. i. (de ğirmen. mahmur. s. 1. --ting) k. i. 1. k. şikâyet. i. i. yiv. 2. i. i. bakkal. gray.. el bombas ı. i. anat. 1.´s imagination gripe grisly grist gristle grit grit one´s teeth grits gritty grizzly grizzly bear groan grocer groceries grocery grocery store groggy groin groom groove grope grope for words i. (midede) verici. stop etmek. f. ızgara (alet). dayan ıklı. f. kas ık. büyük üzüntü. çoğ.b. inlemek. bakkal dükkân ı. yakınma. --ping) 1. s. dili metin olmak. 2. grizzly bear. (alçak kenarlı. 1. inilti.stop etmek. s ıkı tutmak. (mücadele). bak. idare: Get a grip on yourself! Kendine -i alıp götürmek. bileği çarkı. s. (birinin) dikkatini çekmek. bak. f. 2. i. bakkal. bakkal dükkân ı. i. ac ı. yüz buru şturma/çarpıtma. 1. i. (Kuzey Amerika´ya özgü) korkunçay ı. 2. deh şetsancı. ö ğütücü bile 4. boz. havan. ufak lokanta. uyku sersemi. yüzünü buruşturmak/çarpıtmak. öğütülecek/öğütülmüş tahıl. 1. aman bilmez. 2. el yordam ıyla aramak/ilerlemek. (aletle/makineyle bir şeyi) öğüten/çeken/döven kimse.. (--mer. f. i. (mide) sancımak. 2. tazı. tutma/kavrama şekli. i. 1.´nde) öğütmek/çekmek/dövmek. i. s. i. (kıyma makinesinde) (et) çekmek. 1. 2. --ning) s ırıtmak. i. s. ağır (masraf). -e büyük üzüntü vermek. bakkaliye. k ıkırdak. Gülümseyip sineye çek! f. i. 1. kum tanesi. öğütücü (alet/makine). (--ned. s. kumlu gibi. f. metin. kum tanesi gibi ta ş parçacığı. şikâyet. kabuksuz mısır tanelerini kaba bir şekilde öğüterek yapılan ezme. çok büyük (yanlış/zarar/kayıp/acı). 1. (alçak kenarlı. 3. 2. yakınmak. -e ac ı vermek. gıcırdayarak yavaş yavaş 2. f. dili Amerikan futbol sahası. rutin. k. güvey. i. i. durmak.. kontrol. 2. şikâyete yol açan durum. (çark ile döndürülen) diş. zihni kar ışık. dibek v. f. --mest) 1. kur şuni. 1. bakkaliye. s. demir) tava. i. yakınma. f. 2. (about/at) k. bakkal. kir. 2. büyük bir üzüntü içinde olan. i. metanet. çoğ. s. f. grid. 1. (--ped. ızgarada pişirmek. kelimeleri zor bulmak. Ursus horribilis. 1. amansız s. gri. f. i. büyük bir üzüntü içinde olmak. 2. 2. zool. i. dili şikâyet etmek. dilitüyler ürpertici.. ızgara. içki sersemi. i. sert. kirlilik. değirmentaşı.. keder. i. (mutfak i. i. 2.o. bak. yiv açmak. bak. (--ted. kat ı. bakkaldan alınan gıda maddeleri.grenade grew grewsome grey greyhound grid griddle gridiron grief grief-stricken grievance grieve grievous grill grim grimace grime grimy grin Grin and bear it! grind grind to a halt grinder grindstone grip grip s. k. kavramak. kirli. ğitaşı. 1. 2.. (elle) sarkıntılık etmek.. (ground) 1. sersem. demir) tava. di şini sıkmak.. grow. gruesome. f. 3. i. korkunç. ızgara. 2. . 3. s. f.

2. zool. s. kendini alçaltmak. pop müzik toplulu ğu üyelerinin peşinde koşan kız. 1. . bak. (bitki/sebze/meyve) f. i. toprak teli. yerde sürünmek. ihtiyarlamak. (havaalan ında) yer mürettebatı. --ing/--ling) 1. ile ilişkileri yetişmek. brüt ağırlık. ğersiz. eskimek.. gruplaşmak.azalmak. sinirli. 1. gülünç. f. (grew. on iki düzine. brüt gelir. pasaklı. asılsız. 1. Çirkinleşti. olmak: She´s 1. zamanla büyüyüp (bir giysinin) ölçülerine uymak. k. çığır açan (olay v. grup sigortas ı. gayri safi (miktar/a ğırlık). vuku bulmak. f. 2. k. yer (yerin yüzü): He fell to the ground. Yere dü ştü. 4. in ground wire groundbreaking groundbreaking ceremony groundhog groundless groundnut groundwork group group insurance group therapy groupie grouse grouse grove grovel grow grow away from grow into grow old grow on s. büyümek. grind. i. 2. üretici. 2. kabuğunu beğenmemek. zamanla birinin ho şuna gitmeye başlamak. s.. (bir binaya/kuruluşa (hava ko şullarından dolayı) uçamamak. yetiştirici. koru. temel kural. gayrisafi milli hâs ıla.. (--ed/--led. i. İng. artmak.. (birini) (ceza olarak) (ev. göze batan veya tahammül edilmez (kusur. . elek. grup.. 3.ıkıp-den kaynaklanmak. k. kara kuvvetleri. ço ğ. grosa. k ıyma.. ekon. 2. 2. 1. i. okul. dek. kıtıpiyos. f. 2. pis. 5. hata v. zemin katı. şikâyetçi..b. büyüdü ğü için (bir giysiyi) giyememek. ön hazırlıklar. dili her zaman şikâyetçi olan kimse. 3.o. brüt kâr. 1. s. grupland ırmak. i. dili 1. toprak. i. i. 3.. (uçak)ait) arazi/bahçeler. geli şmek. fon. İng.gross gross gross income gross national product gross profit gross weight grotesque grotty grouch grouchy ground ground ground ground beef ground crew ground floor ground floor ground forces ground glass ground meat ground rule ground s. çok garip. s. 3. f. dırdırcı.grown ugly. f. zool. da ğsıçanı. s. elek. küme sa ğaltımı. -den uzaklaşmak. 1. i.b. büyümek./Çirkin oldu. sığır kıyması. i. karaya oturtmak.. kırtıpil. walnut grove cevizlik. grow out of grow too big for one´s boots grow up Grow up! grower i.. s. dırdırcı. zemin kat. grup terapisi. güldürecek kadar acayip. Çocuklu ğu bırak! i. yaltaklanmak. 3. --n) yetiştirmek. meydana gelmek.. kaba. 2. görgüsüz. çok şişman. alışmak. 1. dili şikâyet etmek. 2. olmak. karaya oturmak. kırtıpil. k. dili yumurtadan ç 3. kıtıpiyoz. toprak. 6. yerfıstığı. brüt.). zemin. ormantavu ğu. dili 1. 1. (meyve a ğaçlarından oluşan) bahçe: orange grove portakal bahçesi. i. buzlucam. 2. temel atma töreni.o. kirli. s. 4. f. (uçağı) uçurtmamak. büyüyüp/olgunlaşıp (kötü bir şeyden) vazgeçmek. brüt para toplamı. birine (bir konunun) temel ilkelerini ö ğretmek. i. 2. temelsiz. (bir işe)yaşlanmak.). 2.

i. guards. 1. dili ( şovlarda dansçıların giydiği) minicik tanga. i.b. i. marşandizin arkasına takılan ve demiryolu görevlilerini taşıyan cumbalı vagon.growl grown grown-up growth grub grub grubby grudge grudgingly gruel grueling gruelling gruesome gruff grumble grumpy grunt G-string guarantee guarantor guaranty guard guard guard a secret guard against guard of honor guard one´s tongue guard´s van guarded guardian guardian angel guardianship guardrail guardsman Guatemala Guatemalan gubernatorial guerilla guerrilla guerrilla warfare guess guesswork guest guest artist guest of honor guest room guesthouse f. dilini tutmak.. z. i. garanti etmek. bak. vesayet. tahmine dayanan sonuç/sonuçlar.. aksiliği tutmuş. guerrilla. s. şeref kıtası. yiyecek. gerilla. kazmak. 2. ağzını sıkı tutmak. İng. k. kefil. Guatemalalı. ihtiyatlı (söz. kirli. zannetmek. zorlu. gerilla sava şı. ask. i. i. gözetim(trende) biletçi. katı. i. sert. f. (yol kenar ındaki) bariyer. şikâyet etmek. f. domuz gibi ses ç ıkarmak. larva.. muhafız. boks gard.. alt ında tutmak. davetli. homurtu. korkuluk. pansiyon. garanti. büyüme. grueling. (bir şeyi) (birine) çok görmek. İng. vasi. s. 1. çoğ. k. Guatemala´ya özgü.. s. sanmak. Guatemala. korumak. i. f. s. istemeyerek. s.savunma duru şu.men (gardz´mîn) i. şeref konuğu/misafiri. i. 4. kıskanmak: Do you grudge me this? Bunu bana çok mu görüyorsun? i. i. 1. h ınç. 1. 2. i. hırlamak. sır tutmak. tümör. misafir odas ı. i. kin. hırçınlığı üstünde. huk. i. otel/pansiyon mü şterisi. i. 2. bir bitkiden süren dallar/sürgünler/yapraklar. (--bed. i. i. garaz..). 1. basketbol gard. 1. garanti. up kazarak/belleyerek -i ç ıkarmak/sökmek. tahmini iş. gerillac ı. s. konuk sanatç ı. 3. -e karşı önlem almak.. koruyucu. huk. grow. cevap. 2. s. 2. sulu yulaf v. 1. misafir. i. dili3. şikâyet. 1. (bir yerdeki) kökleri kazarak sökmek. Guatemala. gelişme. f. f. (bir tutukluyu) 5. i. koruma görevlisi. valiye/valiliğe ait. lapas ı. f. 2. 2. çeteci. s. f. korkunç. muhafızlar. i. ur. muhaf ız. tahminde bulunmak. kurtçuk. 3. yeti şkin. bak. 2.b. i. homurdanmak. koruyucu melek. .1. rapor v. yetişkin. bak. tahmin etmek. nöbetçi. s. artma. pis. s. i. bellemek. 2. hırlama. konuk. i. tahmin. Guatemalalı. deh şet verici. --bing) 1. İng. çok zor. i. f. sevimsiz. vasilik. 2. s.

1. Guyana i. rehber. s. gen. --ming) zamk sürmek. i. (çam reçinesinden ba şka herhangi bir) reçine. suçlu. 1. suçsuz. 1. 1. yol göstermek. 1. bamyalı yahni. i. Gine-Bisav. rehber k ılavuz. (--med. martı. Guyana bölgesi halkından biri. i. s. beçtavuğu. Gine´ye özgü. saflık.. i. yutuvermek. çok derin kanyon. küçük kanyon. f.. Gine. down gum gum gum gum mastic gum tree gumbo i. Gine-Bisav. i. nahoş bir kahkaha. palavra. gırtlak. s. Fransız Guyanası. kolay aldatılabilir. Guyana bölgesi. aç ıkgöz. 2. s. gözleri görmeyen birine rehberlik eden köpek. giyotin. Gine-Bisav´a özgü. Gui.a. kolay aldatılma. körfez. i. Guyanalı. i. ask. i. i. rehber. s. i. beçtavu ğu. esnaf birliği. gitarist. rehberlik etmek. rehber kitab ı. Gine-Bisavlı. i. . açıkgözlük. i. 2. vicdan azab ı. (bir projedeki) ana hatlar. i. (çamdan başka herhangi bir) reçineli ağaç. lonca. yol gösterme. 2. 1. kurnaz. okaliptüs. yutuverme. Gineli. art niyetsiz. rehberlik. 2. i. 1. Gineli. i. Frans ız Guyanası. i. 1. 2. i. i. 2. f. yirmi bir şilin değerindeki eski İngiliz altını. (çoğ. s. gitar. i. s. rehber kitabı. i.. k ılık. 1. Frans ız Guyanalı. bir şeyi yutuvermek. Guyana. i. f. 2. Guyana. i. i. i.nese) Fransız Guyanası´na özgü.köpek. Guianan. 1. Gine-Bisavlı. saf. 2. suçluluk. s. 1. s. bak. martaval. i. sel yata ğı. boğaz. 2.t. yönetmek. 1. f. 2. i. idare etmek. kurnazlık. sak ız. 2. i. nahoş kahkaha atmak. zamklamak. giyotin ile idam etmek. k. Gine. güdüm. i. 1. dili bo ş laf. çiklet. s ıtmaağacı. kobay. rehber ö ğretmen. 2. 2. rehber. beçtavu ğu. f. güdümlü mermi. dış görünüş. ço ğ. i.guff guffaw Guiana Guianan Guianese guidance guidance counselor guide guide dog guidebook guided missile guideline guild guile guileful guileless guillotine guilt guiltless guilty guilty conscience Guinea guinea guinea fowl guinea fowl guinea pig Guinea-Bissau Guinea-Bissauan Guinean guise guitar guitarist gulch gulf gull gullet gullibility gullible gully gulp gulp s. dişeti.

çuval. (çoğ. k. (about) hayranlığını abartılı bir şekilde anlatmak. topçuluk. i. i. i.. f. zevk. 2. tabanca. erim. agu. i. 1. yağlayıp ballamak. f. jimnastik salonu. i. s. atım. eski İngiliz Guyanası halkından biri. jimnastikçi. f ışkırmak. spor salonu. i.. dili -i süslemek. i. rüzgârın ani ve sert esmesi. Guyana. i. k. Guyana bölgesi. Bayağı cesur o. jimnastik salonu. rehber. guru. Guyana bölgesi halkından biri. 1. i. dili vıcık vıcık şey. silah kaçakç ılığı.. (bebek) agulamak. Guyana. up gust gustatory gusto gut gutless guts gutsy gutter guttural guy Guyana Guyanese guzzle gym gymnasium gymnast gymnastic i. s. tüfek ve tabanca yapan veya tamir eden kimse. (içki) çokça içmek. f. (--ned. i. fışkırtı. bak. (arabayı) birdenbire tam gaz sürmek. dili yüreksiz. i. çoğ. Guyanalı.s. k. lastik çizme. s. 2. kuş. çağıldamak. k. i. süslenip püslenmek. gunk. i.. (ateşli silaha ait) menzil. s. 2. i. tüfek. i. up k. (belirli bir yeri) elde etmek için bütün gayretiyle çal ışmak. zamklı. i. eski İngiliz f. 2. topçu. jimnastiğe ait. i. s. 2. 1. dili fazlas ıyla istekli. dünden hazır.o. ateş. k. ateşli silah taşıyan kimse. 1. i. Guy. yürek: He´s got guts. (okullarda) beden e ğitimi. 1. gırtlaksı (ses). i. mür şit.gumboot gumdrop gummed gumption gun gun for gun rack gun s. tat alma duyusuyla ilgili.a. 2. i. i. (kaldırım kenarındaki) oluk. Guyanalı. tüfeklik. . i. i. (iki kişi arasındaki) silahlı çatışma. atış ilmi.kumaş parçası. 2. 1.. çoğ.. Guyana. i. bağırsak. silah kaçakç ısı. spor salonu. k. barut. ateşli silah.men (g^n´mîn) i. i. k. i. İng. 1.. jelatinli şekerleme. (birinin) çan ına ot tıkamak için fırsat kollamak.. s. kanivo. 2. i. down gunboat gunfight gunfire gunge gung-ho gunk gunman gunner gunnery gunnysack gunpoint gunpowder gunrunner gunrunning gunshot gunsmith gurgle guru gush gusset gussy gussy o. i. çağıltı. s. ateş etme. dili cesaret. eski İngiliz Guyanası. f. i. yürekli. gambot.. 2. dili cesur. fışkırış. 1. i. dili adam. dili inisiyatif ve cesaret. top. --ning) (motoru) birdenbire tam gazla çalıştırmak. (çatı/dam kenarındaki) oluk. silah atışı. i. bağırsaklar. 1. birini (ate şli silahla) vurmak. gun. i. 2. silahlı kimse. verev takılan fışkırma. İng. tüfekçi. 1. s.nese) 1.

habitat. i. 2. i. dönmek. --ping) aldatmak. 1. tuhafiye. k ıl. ça ğırmak. çekişe çekişe pazarlık etmek. i. dili üçkâ ğıtçı. basmakalıp. bak. mutat. had not. . İng. jinekoloji. . 1. tuhafiyeci. alışılmış. dolu tanesi. i.. 2. z. i. (--ped. have..gymnastics gynaecologist gynaecology gynecologist gynecology gyp gyp joint gypsum Gypsy gypsy gyrate gyration gyropilot gyroscope H. i. 1.. herkesle çabuk ahbap olan kimse. tuhafiye dükkânı. i. 2. s. niteliksiz (iş). automatic pilot. 2. bilgisayar korsan ı. 2. bak. i. din görevlilerine özgü kıyafet. mezgit. argo becermek. herb gibi bazı kelimelerin ba şında ve herhangi bir kelime veya hecenin sonunda telaffuz i. dolu. i. seslenmek... i... yorgunluk ve açlıktan bitkin. s. dolu halinde ya ğmak. k. jiroskop. ünlem kah-kah. 2. dönme. f. çitlembik. 1. araba. bak. i. jips. kiralık atlı i. sahtekâr. âdet üzere. i. 1. jimnastik. hac. Roman gibi ya şayan kimse. (hayvan dövüşmeye hazırlanınca dikleşen/kabaran) tüyler. f. k ıymak. argın. 1. 3. melengiç. 1. kazıkçı. alışıldığı şekilde. 2. f.. yaşlı kuru öksürük. at. hour. alç ıtaşı. Roman. nisaiye. erkek giyimi satan ma ğaza. f. kazık bir yer. bayat. jinekolog.. i. 2. h haberdasher haberdashery habit habitat habit-forming habitual habitually hack hack hack hack stand hackberry hacker hackle hackneyed had had best do haddock hadj hadji hadn`t hag haggard haggle ha-ha hail hail hail fellow well met hail from hailstone hailstorm hair i. bak. İng. i. yapmalı. f. niteliksiz yazar. selamlamak. yaşlı çirkin kadın. i. yarmak..ışkanlık meydana getiren. İng. i. İng. âdet. kuru kuru öksürmek. i. kocakarı. büyücü kadın. hileci. 2. hayvan veya bitkinin yeti ştiği doğal ortam. i. f. yapsa daha iyi olur. i. sıkı pazarlık etmek. alışkanlık. çentmek. i. saç. hav. gynecologist. i. 3.. 2. kiralık binek atı. 1. cayroskop. 2. i. daimi. İng. i. gynecology. kih-kih (gülme sesi). şapka dükkânı. i. dili taksi. itiyat. i. çentik. 1. 1. H. hacı. yontmak. bitkin. s. liman ından kalkmak. Hrist. k. İngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor. --s çoğ. bir şeyin doğal yeri. 3. i. 1. dolu fırtınası. den. i. dönerek sallanma. taksi dura ğı. vasat. al s. dönerek sallanmak. klişe. s. tüy. i. kazık atmak. Çingene. k ıs. f. çoğ. ısmarlama yazı yazan yazar. yak ın arkadaş.

. melez. i. 2. 2. (çoğ. salon. yetersiz. saç spreyi. i. i. . i. k ılı kırk yarma. i. yar ım gün: She works there half time. üvey erkek karde ş. 1. vücudun yukarı kısmını gösteren resim. üvey k ızkardeş. hol. s. 2. 1. z. 1. 3. yarım pençe. argo tehlikeli. k ıllı. ara. 1. keskin viraj. koridor. yeterli olmayan tedbirler. Orada yarım gün çalışıyor. yar ılanma süresi. s. 2. spor hafbek. f. saç şekli. 2. 5. İki yarım bir bütün eder. erkek berberi. Haitili. s. 2. 2. s. tüysüz. i. 1. kadın kuaförü. 2. çoğ. 2. yarım boy. i. U şeklinde kıvrılan. hortlakların ortalığa çıktığı gece (31 Ekim). f. saçın kesilme biçimi. yarım ağızla. yetersiz olarak. 1. i. gönülsüz. s. korkunç. sapasa ğlam. s. 2. üvey k ızkardeş.hair curler hair dryer hair net hair spray hairbrush haircut hairdo hairdresser hairless hairpin hairpin turn hair-raising hairsplitter hairsplitting hairy Haiti Haitian hale hale and hearty half half a dozen half brother half fare half glasses half measures half sister half sister half sole half the battle half time halfback half-baked half-breed halfhearted halfheartedly half-length half-life half-mast half-moon half-sole half-time halfway half-witted Halicarnassus hall hallow Halloween bigudi. argo çok zor. spor haftaym. saç tıraşı. i. i. s. i. i. yar ı yolda. yarım düzine. (eski bir inan ışa göre) cadıların. k ılsız. ahmak. işin çoğu. yarımay. yarım. 2. yarı yolda bulunan (yer). s. isteksiz. saç filesi. (ayakkab ıya) yarım pençe vurmak. Halikarnas. --s) saç tuvaleti. hayaletlerin. malikâne. ortada. yarı pişmiş. s. 1. 3. s. tüylü. yarım günlük (iş/çalışma). k ılı kırk yaran kimse. i. i. yar ım ağız.. saç fırçası. half an apple yar ım elma. çiftlikteki kö şk. gönülsüzce. iyi düşünülmemiş. s. saç kurutma makinesi. i. kutsamak. işin yarısı. saçsız. yarı: Two halves make a whole. 1. i. bayrağın yarıya indirilmesi. s. 1. İng. turp gibi. isteksizce. Haiti. işin en zor tarafı. s. yarım gözlük. yarım bilet. 1. fiz. i. budala. i.. saç tokas ı. okul/üniversite binas ı. istemeye istemeye. Bodrum. kadın berberi. z. firkete. kılı kırk yaran. kutsalla ştırmak. Haitili. s. saç kurutucusu. Haiti´ye özgü. 1. Haiti. tüyler ürpertici. 4. halves (hävz) i. Half the students have come.

i. devretmek. 2. 5. 1. i. z. çekiçle vurmak. 4. i. m ısınız? kuşağa devretmek. elverişli bir şekilde. ufak köy. hamak. hammer out spor çekiç atma. spor handikap. eltopu. s. i. laterna. f. den. k. i. i. çoğ. isk. f. i.hallucinate hallucination hallway halo halogen halt halter halve halves ham hamburger hamlet hammer hammer f. kelepçe. 2.. halojen. (--ped. 2. s ığır kıyması.o. hol. tayfa. dağıtmak. ruhb. i. tabanca. (çoğ. dizardı kirişi. 2. ele avuca sığmaz çocuk. i. f. (ham. argo abartarak oynayan oyuncu. hammer throw hammock hamper hamper hamster hamstring hamstrung hand hand hand down hand grenade hand in hand in hand hand labor hand on hand organ hand out hand over handbag handball handbill handbrake handcuff handful handgun handicap handicapped handicraft handily handiness i. abartarak oynamak. teslim etmek. çekiçle çakmak. özürlü. hammer away -e şekil vermek. bir fikri şlemek. babadan o ğula geçirmek. işçi. bak. sanr ı. el ele. ayla. çekiç. yarıya bölmek. f. half. hamstring. 1. f. yarıya indirmek. jambon. 1. 2. i. mola. 1. 3. sakat. 6. 1. 1. tayfadan biri. 1. i. çamaşır sepeti. engel. 1. kösteklemek. el ile yap ılan iş. durmak. 3. O kitab ı bana uzatır f. kapaklı büyük sepet. durma. f. i. el. i. dili amatör radyo operatörü. --s/--es) hale. 2. kolayca. ırgat. 2. duru ş.´s head çekiçle ibirinin kafas ına sokmak. 1. beceriklilik. spor hentbol. f. el yazısı. bak. i. az miktar.. f. i. . mezra. tokmak. elle vermek. dili idare edilmesi zor biri. ağıl. i. vermek. handikap. i. dizardı kirişini koparmak/kesmek. 1. 2. k. 2. çekiçlemek. 4. c ırlaksıçan. hamburger. avuç dolusu. çekiçle dövmek. i. i. el freni.. i. teslim etmek. yular. el sanatı. 2. i.. hammer an idea into s. el ilanı.. özür. engel olmak. kelepçelemek. uzatmak: Pleaseel. i. i. kuşaktan el bombas ı. (--med. 3. güçle ştirmek. sanrılamak. -ping) engel olmak.strung) 1. durdurmak. rençper. sakatl ık. engellemek. 2. --ming) argo i. el çantas ı. koridor. (saatte) akrep/yelkovan. başkasına vermek. vermek. f. 3. durmadan çalışmak. kelepçe vurmak. i. hamster. hand me that book.

sarkma. parma ğını kıpırdatmadan. be için yanıp tutuşmak. el s ıkma. sarkmak. cömert. telefonu kapamak. kullanılış tarzı. asma. f. şüphesiz. s. gelmek. asılış. dili birinin her dediğini can kulağıyla dinlemek. talihsiz. kangal. s. 1. 2. dili (tıp doktoru) özel muayenehanesini açmak. as ılmak. hang. (to) (-e) s ıkı tutunmak. u ğramak. elişi. elverişli. i. 2. hang out/up one´s shingle hang up hangar hangdog hanger hanger-on hanging hangman hangnail hangover hangup hank hanker haphazard hapless happen happen across/on/upon happen by i. Onun en iyi oldu ğu apaçıktı. 2. -e kafas ını takmak. dokunmak. 2. eli işe yatkın. idam. (hung) 3. 1.ırılgan/sinirlii.birine) son derece tutamaç. elişi. s. with kid gloves handlebar handling handmade hand-me-down handrail hands down Hands off! Hands up! handshake handsome handwork handwriting handy handyman hang hang hang hang around hang back hang fire hang in the balance hang in the balance hang on hang on s. kolaylıkla. f. hand. kaplamak. (başını) döküm. el yazısı. 3. -e rastlamak. idam edilmek. tırabzan. kulp.3. 3. elinden her iş gelen işçi. salland ırmak. 1. i.´s every word Hang on. tereddüt etmek. 3. asmak. takmak. şanssız. merdiven parmaklığı. 2. (after/for) arzulamak. el altında.o. 1. gelişigüzel. k. (avukat) kendi yazıhanesini açmak. i. (çok k 5. i. i. 2.1. 2. askı kancası. tak ınak. -e bayılmak. meydana gelmek. geçmek. bahtsız. apaçık: He was hands down the best. (bisiklette/motosiklette) gidon. i. sallanmak. asma. i. ipe çekme. satmak. i. kullanılmış elbise/eşya. kabza. çile. iş. s. i. yün/ipek çilesi. asılı olmak. ele almak. s. 1. becerikli. 1. nazik bir durumda olmak.o. 2. hung up on 1. geri kalmak. kullan ılmış. hazır. -e tesadüf etmek. tehlikede olmak. habis. 1. ürkek. anlam.handiwork handkerchief handle handle s. büyük. sap. elişi. yapıştırmak. çekinmek. çoğ. k. dayanmak. -e tutulmak. ask ı. i. korkak. mendil. k. el yapımı. 2. elle dokunma. bol. muallakta olmak. sarkan. f. asılmak. i. hangar. usta. Bekle. yakın. 1.ers-on) beleşçi kimse.men (häng´mîn) i. as ılı. şans. (--ed) ipe çekmek. 4. elden düşme. cellat.men (hän´dimen) i. i. el sürmek. -i çok beğenmek. dikkatli davranmak. f. kullanmak. marifetli. i..y. alçak. 3. 2. idam etmek. sinsi adam. güçlük. f. i. duru ş. z. şeytantırnağı. dili ba şıboş gezerek beklemek. i şleme tarzı. Dokunma!/Elini sürme! Eller yukar ı! i. çok. rastlantı. 4. içki sersemliği. katlanmak. çoğ. hang. 2./Bir dakika. 1. i. s. eğmek. yak ışıklı. i. i. 1. 2. idare etmek. s. engel. 1. ellemek. çengel. . olmak. 2. asmak. rasgele. kullanışlı. (çoğ. s. i. 1. 2. özlemini çekmek.

yarık dudak. s. ağır iş cezası. taciz etmek.happen in happen to happen to meet happening happily happiness happy happy-go-lucky harangue harass harbor harbour hard hard hard cash hard currency hard disk hard drink hard hat hard labor hard labor hard luck hard row to hoe hard-boiled hard-core harden hardheaded hardhearted hard-line hardly hardly to have time to breathe hardness hard-nosed hard-on hardship hardware hardware store hardwood hardy hare harebrained harelip harem haricot haricot bean hark hark back to uğramak. dili kül yutmaz. i. i. s. huk. . lop. Çok çal ıştılar. şiddetle. bizar etmek. z. 2. dili (birinin) hiçbir şey kalmamıştı. 1. 3. 6. ünlem Dinle!/Dur!/Sus! (geçmişe. uzun ve tumturaklı konuşma. zor iş. cinsel organları ve sevi sertle ştirmek. sertlik. 2. uzun ve tumturaklı bir şekilde konuşmak. yolundan şaşmaz.. 2. kask. 1. harbor.. acımasız. liman. hemen hemen: Hardly anything was left. i. i. s. çok şükür. Hemen hemennefes alacak zaman ı bile olmamak. kuvvetlendirmek. i. güçlükle. kuvvetlenmek. rahats ız etmek. 1. rahat vermemek. ackendi ç ıkarını düşünen. sert içki. katı. 1. i. şiddetli. i. tirat. -e tesadüf etmek. (geçmişten. s. inatçı. 2. girmek. hırdavat. bilg. neşeli. mutlu. sert. i. katı. delisi: girl-happy kız delisi. dinlemek. sevinçle. çok soğuk (mevsim/hava). şanssızlık. yabani tavşan. . ağır iş cezası. katı yürekli. kafasız. mutlulukla. sertlik.. I hardly knew her. s. zor. pekiştirmek. kuru fasulye. 1. kararlı. barındırmak. Tanışıklığımız i. ask. çıkarcı. çetin. çok. Try hard! z. s. kuvvetle: The wind´s blowing hard. 1. i. neşeli. 5. dayanıklı. güçlük. güçlük. şiddetli. donanım. çok meşgul olmak. kuş beyinli. f. 3. 2. kalpsiz. silah. katı. tirat söylemek. beslemek. sıkıntı. katılaşmak. olay. sağlam döviz/para. güçbela. i. misafir etmek. pek. bilg. s. 1. i. şme hareketlerini yakından gösteren.. 3. 1. Allahtan. uzlaşmaz. miğfer. mutluluk. 2. katılaştırmak. makul dü şünen. 1. s. sığınak. yerinde. k. dirençli. f. Rüzgâr nakit para. katılık. f. -e rastlamak. ımasızlık. kaygısız. tavşandudağı. sertleşmek. k. z. ağır. katı (yumurta). mesut. 1. 2. haricot. bir şeye aldırmaz. i. f. nalbur dükkân ı. 2. i. harem. 2. 3. şen. 1. kerestesi sert a ğaç. vaka. İng. (fiziksel olarak) kat ılık. 1. bak. güç. aralıksız saldırılarla taciz etmek. 3. önceki konuya) dönmek. 4. olmak. acı. 2. iyi. s. 1. madeni e şya. 2. darlık. sabit disk. boyun eğmez. (çimento) donmak. 1. acımasız. 3. 2. ba şına gelmek. s. kurt. 3. eski olaylardan) söz etmek. Çok gayret et! 2. zorla. tedirgin etmek. bar ınak. s.. sert kereste.bak. sert. çetin ceviz. pekişmek. sert.büyük bir gayretle: They worked hard. kuvvetli. zorluk. sert (söz). 2. f. bereket versin ki. f.

üzücü. s. 3. has not. f. (rüzgâr/gemi) yön değiştirmek.. 1. müz. bak. den. s. kuşbaşı doğranarak yeniden pişirilen et yemeği. 4. orospu. klavsen. 1. i. dili birini dönmek. nefret. k ızıl geyiğin erkeği. arkada kap ısı olan küçük araba. armonize etmek. dü şüncesiz. (plan) yapmak. 1. i. tez. kibirlilik. kaba. den. (ayn ı şeyleri) tekrarlayıp durmak. f. 2. k. f. f. i. nefret dolu. nefret edilen. hasat. bak. kin. 1. ta şımak. haşin. have. i. hashish. 2. lombar ağzı. şapka. i. 2. i. uyumlu. 3. 2. bozulmu ş şey. zarars ız. 3. huysuz. 2. i. 2. i. 2. hasat zaman ı. karmakarışık şey. i. 2. çekme. acele ettirmek. ziyan.. 1. müz. dili tartışmak. armonika. kuşbaşı doğramak. acele etmek. aceleyle. (kumpas) kurmak. s. 1. i..ha şlamak/azarlamak. i. 3. kesek k ırma makinesi. 3. çekiş. 2. f. hasar. 1. zıpkınlamak. orak mevsimi. nefret etmek. i. i. sonuç. acele. tapanlamak. i. 2. (öküzleri) (sabana) ko şmak.. harmonize. m ızıka. 1. i. biçmek. çabuk. 2. over the coals i. i. güçlük. 2. ahenkli. 3. z.. ters. ambar a ğzı. i. f. 1. 1. i. bir ağda çıkarılan balıklar.. ivedilik. nefret. s. semere. f. s. 4. s. tırmık çekmek. kötülük etmek.o. zararlı. tartışma. çekmek.. 1. 2. asma kilit köprüsü.harlot harm harmful harmless harmonic harmonica harmonious harmonise harmonize harmony harness harp harp on harpoon harpsichord harrow harrowing harsh hart harvest has hash hash over hasheesh hashish hasn`t hasp hassle haste Haste makes waste. bak. uymak. koşum takımı. ambar a ğzı. zıpkın.. (ata) koşum takmak. altüst k. s. 1. ac ı. armoniye ait. hasat etmek. 1. asap bozucu. küçük balta. Acele işe şeytan karışır. uyum. 1. argo haşiş. bozmak. telaşçı. f. i. (doğal bir gücü dizginleyerek) i. 3. uyumlu. yumurtadan çıkmak. İng. zarar. 2. i. mağrur. f. sert. harp çalmak. acele. erkek geyik. to (atı) (arabaya) koşmak. 2. 4. 2. s. zorluk. f. 1. tapan çekmek. aceleci. kendini be ğenmişlik. ahenk. kibirli. rekolte. i. tapan. kötülük. f. ambar kapağı. vira etmek. haşiş. zarar vermek. i. 1. kendini be ğenmiş. kesek kırmak. i. armonik. şapka kalıbı. . uyum sa ğlamak. f. hasten hastily hasty hat hat press hatch hatch hatchback hatchet hatchway hate hateful hatred haughtiness haughty haul haul s. -in üzerinde çok durmak. mahsul. arp. i. hintkenevirinden çıkarılan esrar. ahenkli. 2. harp. müz. müz. f. 2. armoni. s. 3. hasat. fahişe. dü şmanlık. k ıs. oto. 1. den. civciv ç ıkarmak. f. ürün. 1.

i. 2. akıldan çıkmamak. 1. usandırmak.. dadanmak. s. 5. 2.ing) kurald ışı çekimleri: şimdiki zaman I. deli olmak. tekin olmayan. s. she it e ğlenmek. 3. k. dili (birinin) şansı rast gitmemek. f. popo. you. aklı başında biri olmak. halledilecek davası olmak. geçmiş zaman had 1. bayram etmek. k. 2. hav. 1. Hemen a good press. -si olmak. ucuz kurtulmak. İnsaf be! İng. insaflı davranmak. 2. but. dili bir fikri kafas ına takmış olmak. k. kalça. We had a puncture. k. i. -e iyice vâk ıf olmak. Akl ın fikrin hep onda. neredeyse zil takıp oynamak. argo çok yüzsüz olmak. 2. f. babalar ı tutmak. ak ıldan çıkmayan. i. he. with -i makaraya almak. 3. k. (öfkeden) deli olmak. have a feeling for have a field day have a finger in the pie have a fit have a fling have a fling at have a gander at have a go have a good grasp of have a good head on one´s shoulders head on one´s have a good shoulders have a good mind to have a good press have a green thumb have a hand in have a heart Have a heart! have a kip have a line on have a losing streak have a lot of brass have a lucky/winning streak have a mind to have a mind to have a narrow escape have a one-track mind have a penchant for have a puncture birini azarlamak/ha şlamak. fikir veya davran ışlarını değiştirmek. -i etkilemek. dili çok e ğlenmek. 1. zıvanadan çıkmak. bir konuyu tutturmak: You´ve got a one-track mind.dili çokhas. zor unutulan. k. -in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. almak. -esi gelmek: I´ve a good mind to tell him off right now.. dili her zaman kavgaya haz ır olmak. bitkilerden iyi anlayan biri olmak. sık gitmek. have a bowel movement/have a BM have a change of heart have a chip on one´s shoulder have a chip on one´s shoulder have a crush on s. küplere binmek. -e eğilimi/meyli olmak: He has a penchant for fixing things. Oraya hemen gidesim geliyor. sağduyu sahibi olmak. k. dili birine fena halde tutulmak. sahip olmak. çok (bir şey yapmayı) denemek. (bir işte) parmağı olmak. ile ilgisi olmak. dili uyumak. 1. -eceği gelmek. çok alıngan olmak. ile payla şılacak kozu olmak.dökmek. büyük aptes bozmak.o. -esi gelmek: I have a mind to go there this instant. hakk ında bilgi almak/bilgisi olmak. -eceği gelmek. Lasti ğimiz patladı. sürekli yanında bulunmak. (hortlaklar/ruhlar) s ık sık uğramak. dili biriyle payla şacak kozu olmak. they have. Eşyaları tamir etmeye meraklı. -e bakmak. -i sarakaya almak. kurtlarını mest olmak. kibir. bak.haul s. .. dili (birinin) şansı rast gitmek. (at) denemek: Have a go! Bir dene! -i iyi kavramak. kıç. k. dili bitkileri iyi yetiştirebilen biri olmak. dili . gurur. getgidip terbiyesini verece ğim geliyor. 4. -e niyeti olmak. (had. k.o. ço ğ. k. sık perili. Hayvanlar ın dilinden anlar. çok önde olmak. k. over the coals haunch haunt haunted haunting hauteur have have a ball have a bearing on have a bee in one´s bonnet have a big lead have a blast have a bone to pick with have a bone to pick with s.o. çorbada tuzu bulunmak. sağrı. we.

k. k. artık yetmek: He´s been cheating me . zor/sıkıntılı bir dönemden geçmek. bak.o. bo ğazı yanmak. olmak. k. dili 2. a rough time right now. k. çabuk unutmak. have a run-in with s. gerçekçi ve pratik bir şekilde düşünmek. başkasına göre avantajlı bir durumda olmak. (kendisiyle evli olmayan biriyle) bir a şk ilişkisinde bulunmak. have a working knowledge of have a wreck have a yearning to/for have a yen to have an abortion have an accident have an ace up one´s sleeve/have an ace in the hole have an advantage over s. kaza geçirmek. -i hiç sevmemek. İng. zor bir hayat benden birer bardak içki. boğazı ağrımak/yanmak. kürtaj olmak. işi tamamlamak. dili yumu şak kalpli olmak. argo 1. k. have bats in the belfry have been around have both one´s feet on the ground have designs on have done with have green fingers have had it zor/sıkıntılı bir dönem geçirmek. k. para toplamak. dili çok e ğlenmek. boynu tutulmak. dili görmü ş geçirmiş olmak. (bir şeyi) iyi kötü kullanabilecek kadar bilmek: They have a working knowledge of geçirmek. k.o. b ıkmak: I´ve had it. anjin olmak. dili bir şeyden anlamak. -de payı olmak. -de gözü olmak. gıcık duymak.. I am going to divorce my husband. dili çok e ğlenmek. (birinin) midesi kolaylıkla bulanmamak/bozulmamak. elinde kozu olmak. haf ızası zayıf olmak. dili bir tahtas ı eksik olmak. dili 1. have a screw loose have a screw loose have a share in have a shit have a short memory have a soft heart have a soft spot for have a soft spot for have a sore throat have a sore throat have a stiff neck have a stomachache have a strong stomach have a sweet tooth have a temper have a thing about have a tickle in one´s throat have a voice in have a way with s. aklından zoru olmak.have a rough time Have a round of drinks on me. 2. dili (bir şey yapmayı) arzu etmek. -de sözü geçmek. midesi sağlam olmak. -den nefret etmek. para hırsı olmak.o. dili biriyle kolaylıkla arkadaş olabilmek/iletişim kurabilmek. have an affair with have an aptitude for have an in have an itching palm have an option on s. (birinin) midesi a ğrımak. (birinin) bo ğazı gıcıklanmak. -i arzu etmek. 1.o. have a whale of a time have a whale of a time have a whip-round have a word with s. dili (birine) zaaf ı olmak. kafadan kontak olmak. bitirmek. dili bir tahtas ı eksik olmak. biriyle konu şmak. k. çocuk ald ırmak. k. (bir yerde) torpili olmak. sıçmak. kazaya u ğramak. -e yetene ği olmak. 2. -de söz sahibi olmak. have a way with s. Şimdi zor bir Herkese geçirmek: They´re having biriyle atışmak. deli olmak. aklı başında olmak.tatlıkorkunç görüntülere kar şısevmek. -i çok sevmek. Artık bıktım. anjin olmak. k. kocamdan boşanacağım.t. tatlı yiyecekleri dayanıklı k. dili çabuk öfkelenen biri olmak: He´s got a temper. k. sevmek. bir şeyi belirli bir süre içinde alma/reddetme hakkı olmak. Çabuk öfkelenir. have a green thumb. k. k.Bir Rusla iyi kötü anla şabilecek kadar Rusça trafik kazas ı Russian.t. müşfik olmak. dili (birine/bir şeye) (birinin) zaafı olmak.

tetikte olmak. -e başvurmak. hatırında tutmak. bir davayı kavga ederek/tartışarak sonuçlandırmak. Have it your way! have kittens have many irons in the fire have no business doing s. şaka etmek. elinde ne yok. fazla me şgul olmak. -e göz koymak. 2. 2. (birinin) bir şey yapmaya hakkı olmamak: You have no business interfering in bir şey için)Benim i şlerime burnunuolmamak. dili (belirli my affairs. k. giyinmek. Siz bilirsiniz. boş olmak. (right/the right way) akl ı başında biri olmak. k. Bunun seninle hiçbir ilgisiyaptığını gösterecek hiçbir şey olmamak. k. meşgul olmamak. k.o. ısmarlamak. -den nefret etmek/tiksinmek.s. Sevda. on a string have s..şlanmamak. dili -den hiç ho Ö ğretmen olmak hiç aklından geçmemişti.have half a mind to have half a mind to have hard feelings about have in mind have it coming have it in for have it in for have it in one have it made have it out Have it your own way. 2. 2. Nasıl istersen öyle yap! argo içini kurt kemirmek. get . işi başından aşkın olmak.o. to thank for have s. -e başvurmak. k./Nas ıl isterseniz öyle olsun. dili k ırk tarakta bezi olmak. 2. (bir şeyin) suçlusu olmak: If he didn´t succeed. dili kafadan kontak olmak. hiç hakkın yok. k. (birinin) (biri/bir şey) için vakti olmamak. dokuz do ğurmak. bak. -i gereksememek.t. -den hoşlanmamak. Bunun için (bir şey için) (birine) oynatıyor. s. -i hiç sevmemek. 2. k. gözü -in üzerinde olmak. tercih hakk ına sahip olmak. bir taraftan -ece ği/-esi gelmek: I´ve half a mind to shoot him. he´s only got himself to thank for it! Ba şarılı olamadıysa suçlu olan sadece kendisi! 1. yeteneği olmak. dili (birinin) önünde zor bir i ş olmak. have no stomach for have no thought of have no time for have no use for have no use for have none of have nothing to do with have nothing to do with have nothing to show for it have o. ile hiçbir ilgisi olmamak: This has nothing to do with you. -e hiç niyeti olmamak: He´d had no thought of becoming a teacher. (birinin) -e 1. -esi gelmek. -den illallah demek. Bir yandan onu vuraca ğım geliyor. (birinde) hiç istek/arzu sokmaya . -i hak etmek. -e izin vermemek. (birine) kin beslemek. 1. to thank for have on have one foot in the grave have one´s back to the wall have one´s eyes on have one´s fill of have one´s guard down have one´s guard up have one´s hands free have one´s hands full have one´s hands full have one´s head screwed on have one´s wits about one have one´s wits about one have one´s work cut out for one have other fish to fry have preference have recourse to have resort to have rocks in one´s head have s. işleri tıkırında olmak. dili. k. çok meşgul olmak. bak. 1. hiç aklından geçmemek. harcayacak vakti olmamak. dili -e kin beslemek.. dili -e gücenmiş olmak. -e ihtiyac ı olmamak. under one´s thumb -eceği gelmek. dili -den b ıkmak. under one´s thumb. kafas ı yerinde olmak. Kâzım´ı parmağında borçlu olmak: We´ve her to thank for this. dili birini parma ğında oynatmak: Sevda has Kâzım on a string. dili çaresiz kalmak. ile hiçbir ilişkisi olmamak. k.o. elleri bo ş olmak. tetikte olmamak. k. doğru dürüst düşünebilmek. ona borçluyuz. k. argo işi iş olmak. başka bir işi olmak.o. aklında olmak. 1. -i kabul etmemek. 1. bir ayağı çukurda olmak.

k.o. galip gelmek. zarar ziyan. dili (belirli bir şeyi) yapacak kadar küstah olmak. birine isteri krizi geçirtmek. in (bir konuda) nihai good -de (belirli bir şey olma) potansiyeli olmak: He has the makings of a lawyer. (about) (daha önce verilen bir karar hakk ında) tereddüt etmeye başlamak.t. had better -se iyi olur: I had better -meli. tahribat. 2. (bir tartışmanın/ağız kavgasının sonunda) son söz birinin olmak: He always has the last word. 1. Gitmeliyim. (bir yere) rahatça girip ç ıkabilmek. dili içi sürmek. 2. dili birini çok güldürmek.t. dili efkârlı olmak.t.t. atın sırtından düşmek. S ınıfının birincisi olmak için gerekli niteliklere kavga one in her class. ihtiyat olarak saklamak. eğlenceli vakit geçirmek. kısa bir uyku çekmek. dili ortalığı toz pembe görmek. have not. birini gülmekten öldürmek. elinde suçlayıcı delil bulunmak. yarış alanının en iç kısmına yakın olmak. 2. (birinin) halini anlamak. on s. 1. ilgisi olmak. -de söz sahibi olmak. k.t. (bir mülkün) tapusunun sahibi olmak. dili ishal olmak. dili gereken niteliklere sahip olmak: She´s got what it takes to be numberetmek. dibi tutmamak. k. dili çok e ğlenmek. -malı: go. k. Onda iyi bir avukat olma potansiyeli var. as Plato has it Eflatun´un deyi şiyle. 1. içi gitmek. Son söz hep onun. içi sürmek/gitmek: He´s got the runs. Onunla ortak hiçbir şeyim yok. on one´s mind have s. k. yıkanmak. in common with s. 2. have second thoughts have sex have shadows around one´s eyes have some say in have stars in one´s eyes have sympathy for have the best of it have the blues have the courage of one´s convictions have the face to do s. have s. biri/bir şey kafasını meşgul etmek. kestirmek. 2. in mind have s. daha elverişli durumda olmak. hasar. k ıs. k. . i. aklı birine/bir şeye takılmak. bir şey yapmaya yüzü olmak/cüret etmek. ishal olmak. I have to go. bir şeyi çok iyi bilmek. ba şarmak. i. çoğ.have s. dili bir şeyi kafasına takmak. mecliste söz söyleme hakk ı olmak. bir şey elinin altında bulunmak. 1.t. k. dili şekerleme yapmak. biri/bir şey aklında olmak. ishal olmak. (istem dışı) düşük banyo yapmak. dili ishal olmak. 1. i. sevişmek. (bir yeri) serbestçe kullanabilmek. on the brain have scruples about doing s./s. k. k. have the floor have the gall to have the inside track have the last laugh have the last word have the makings of have the run of have the runs have the shits have the squirts have the time of one´s life have the time of one´s life have the trots have title to have to have to do with have what it takes have words have/feel qualms about have/hold/keep in reserve have/put s.o. have s. ile Gitsem iyi olur.t. yapmak.. s ığınak. (bir yerde) (birinin) mülkiyet hakk ı olmak. liman. (bir şeyden) dolayı vicdanı rahatsız olmak/sızlamak. gözleri mor halkalarla çevrili olmak./s. 2.o. at ışmak.o. in hysterics have/suffer a miscarriage have/take a bath have/take a crap have/take a spill have/take a zizz haven haven`t haves havoc birini/bir şeyi düşünmek. 2. 1. üstün olmak. sonunda 1. inandığı şeyi yapma/söyleme cesaretini göstermek. seks yapmak.o. çok güzel bir vakit geçirmek. çok sevinçli olmak. k. argo s ıçmak. k. biriyle bir şeyi paylaşmak: I have nothing in common with him. vicdani nedenle bir şeyi yapmaktan çekinmek. İshal olmuş.t. çocuk düşürmek. at one´s fingertips have s. (görü şü/fikri) anlayıp paylaşmak/desteklemek.

otluk. Beni iyice inceledi. Boş bulunup ağzından kaçırdı. kuru ot yığını. 1. a thousand dollars. Onun kafas ı çalışıyor. 1. He doesn´t give a damn. Yapmazsa daha iyi eder. 1.. Artık buraya gelmiyor. dumanlı. Ödediğin para karşılığında sana iyi mal verir. Hiç vakit kaybetmedi. s. tınaz. He walks home to save carfare. He has a good head on his shoulders. He little knows . belirsiz. bulanık./İplemez./Kötü şöhreti var. 2. alıç. He tilted back in his chair. Belasını arıyor. dili Viskiyi buzlu içer. şans. 2. i./Aklı başında biri. Bilmiyor ki . i.. i. kuru ot. He had better not. ince duman. 1. s. pus. He no longer comes here. He treated me to a beer. anlaşılmaz.. (kurutmak için) ot biçmek. He did what little he could. Kendinde de ğil. saman nezlesi. tehlike. i. samanlık. Adı kötüye çıkmış.haw hawk hawk hawker hawthorn hay hay fever hay rack hayloft hayrick haystack haywire hazard hazard a guess hazardous haze hazel hazelnut hazy he He can´t see the woods for the trees. doğan. Yol paras ından tasarruf etmek için eve yürüyerek gider. tınaz. kafadan atmak. He is welcome to come and go at his pleasure. f. i. k. He numbers eighty years. i. i. 1. otluk. rizikolu. .. i. He just missed being run over. kestane rengi. otluk. işportacılık yapmak. Ayrıntılara takılıp kaldığı için durumu bir bütün olarak göremiyor. atmaca. kuru ot konulan parmakl ıklı raf/tekne. Ümitsiz durumda. fındık. i. He was the life of the party. He is past hope. Ölümü korkunçtu. tahmin s. çaylak. 2.. O işi yapmayacak kadar aklı olmalıydı.. Bana bir bira ısmarladı. eril o. Diyelim ki bin dolar ı vardı. He has turned seventy. etmek. saman. zam. İstediği zaman gelip gidebilir. i. say. Yaşı yetmişi geçti. alıç. ela (göz). -e cesaret etmek. erkek: he-goat teke. 3./Umurunda değil. 2. He gives you good value for your money. Kayk ılarak sandalyesini arkaya doğru yatırdı. He suffered a violent death. hafif sis. He had./Beni süzdü. fındık ağacı. f. kuru ot yığını. tehlikeye atmak. işportacı. 2. s. tehlikeli. Elinden geleni yapt ı. He said it in an unguarded moment. f. He has a bad name. s. He didn´t let any grass grow under his feet. puslu. Ona vız gelir. otu biçip kurutmak. i. şansa bırakmak. otluk. Toplantıyı canlandıran o idi. He takes his whisky on the rocks. riziko./Yetmiş yaşına bastı. He is not himself. He is riding for a fall.. He looked me through and through. Seksen ya şında. sisli. şahin. have known better He should than to do it. Ezilmekten zor kurtuldu. i.

pervas ızca. özel okul müdürü. 1. bir şeyi engellemek. z. başı önde. i. 2. kelle. bak. He will come to no good. kumanda merkezi. i. Kibrinden geçilmiyor. birinin yolunu kesmek. kafa. He´s always thinking about sex. baş. burun buruna (çarpışma). 1. manşet. başlık. i. oto. coğr. i. He´s an object of scorn. şef. 2. bir şeyin yolunu kesmek. birinin ilerlemesini engellemek.. he is. (biryer.. he has. . 2. dili Ne hali varsa görsün! k ıs. apar topar. 1. k. k ıs.o. i. baş. Gitmeyi tercih ederdim.t. He´s a man of few words. z. burun. Ondan ba şkası yok mu bu dünyada? i. 2. sayfa ba şlığı. sakınmadan. tura mı? s. he would. Onun sonu iyi olmaz. He´s/She´s not the only fish in the sea! head head head honcho head over heels head over heels head over heels in love head s. baş şeyin) taraf. he had. bir şeyin ilerlemesini engellemek. i. başta olan. He´s puffed up with pride. 2. Aklı fikri sekste. özel okul müdiresi. He will have it that . he will. 2. şef garson. 1.. karargâh. I had him there. head. i. başkan. inatç ı. -i iddia ediyor.. baş ağrısı. dik başlı. 1. Onun imlas ı iyi. 1. k ıs. i. merkezde çalışanlar. pruva rüzgâr ı. sırılsıklam âşık. i. Prensip sahibi bir adam. 1. 1. başlık. He´s a man of principle. i. this outfit? Buran ın başkanı kim? 2. birini kösteklemek. (yazıda) başlık. balıklama (dalma). saç band ı. O noktada onu mat ettim. s. baştan (çarpma). i. z. i. 1.He will amount to something. off head s. He/She can stew in his/her own juice! he`d he`ll he`s He´s a good speller. dili ba şkanlık etmek. 2. şlığı. k. 2. karyolan ın başucundaki tahta. “Yok” sözünden anlamaz. off head start head up head wind headache headband headboard headdress header headfirst headgear heading headland headlight headline headlong headmaster headmistress head-on headphone headquarters headrest Heads or tails? headstrong headwaiter Başarılı bir adam olacak. baş belası. merkez büro. 4. i. başkan: the head of the math department matematik bölümü başa ait. başbaşkanlığını yapmak/başkanı s. 3. i. 3. baş. balıklama. i. spor avantaj. f. dert. ba şkanı. başlık.. koltuk ba Yazı mı. Az konu şan biri o.. kafa kafaya. far. -in birincisi olmak: tepetaklak perende atma. Herkes onu hor görüyor. i. baş: Go to the olmak: Who heads argo şef. He will not take nay. ön taraf. I had rather go. bildiğini okuyan. bant. telefon/radyo kulaklığı.

silah sesi işitmek. 6. kuvvetli. 2. hear. 5. cesaret. sağlık memuru. büyük ac ı veren. aile ocağı. 1. sert. k. 2. 1. kafa tutan. 3. kalp. yığın. kalp atışı. i. üzüntü. ısı iletimi. kasap. başkalarından işitilerek öne sürülen delil. s. i. i. 1. s. yürekten. merkez. f. 2. i. sağlığa yararlı.. yüreklendirmek. f. kalp nakli. f. yürek.işitmek. dedikodu. kızışma. 2. ilerleme. dili kalabalık. doğal besin. işitme. i. huk. çoğ. dinlemek. kulaklık. 3. candan. yığmak. isilik.´nde) göbek. s. i. candan. enginar v. spor eleme. 1. sağlam. yürek parçalayıcı. çok acıklı. sağlık sigortası. f. 3. f. yol alma. 2. 4. i. s ıcaklık. i. küme. yürek vuruşu. gönül. büyük ac ı/keder. ırmağı besleyen kaynaklar. kalp yetmezliği. tav. ısıtmak. keder. 2. bak.. içten. (heard) 1. 4. s.. iyileşmek. çoğ. şömine. s. duruşma. işitme cihazı. 5. s. sağlığa yararlı. iyileştirmek. insanları iyileştirdiğini öne süren kişi. içten. s. cenaze arabas ı. acı.. kalp hastalığı. çarp ıcı (esans/içki). yurt. inatçı. kümelemek. işitim. öfke. oturum. . i. sağlık belgesi. cesaretlendirmek. 2. üfürükçü. 1. sa ğlam. ifadesini almak. i. yürek. tıb. 1. samimi. katkısız. kuvvetli. Hear! Hear! İng. 1. sağlık. yürekler acısı. dili çok miktar. aç ık. kulak vermek. s. ısınmak. 3. i. s. merhametsiz. 2. (hediye/hakaret) ya ğdırmak. sonuna kadar dinlemek. 2. söylenti. can. sağlık sigortası. 2. mektup almak. haber almak. isilik. enerji. 1. mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi. -i duymak. ocak. kalp krizi. 1. 4. büyük acı veren kimse/şey. i. sağlıklı. kuvvet. ac ımasız. 8. ısı. sağlığa yararlı. celse. kalp ağrısı. kösnü. k. huk. eleme koşusu/yarışı. (marul. sağlıklı. -den haberi olmak. i. 2.b. yürekten. 1. kalpsiz. 2. f. sağlıklı.headwaters headway heady heal healer health health certificate health food health insurance health insurance health officer healthful healthy heap hear hear a shot hear of/about hear out heard hearing hearing aid hearsay hearsay evidence hearse heart heart attack heart disease heart failure heart transplant heartache heartbeat heartbreak heartbreaking heartburn hearten heartfelt hearth heartless heart-rending heartstrings heart-to-heart hearty heat heat heat conduction heat rash heat rash i. can damar ı. sorguya çekmek. duymak. öz. hiddet. i. i. 1. 7. orta.

i. üzgün. ısıtıcı. funda. ağırlık. sık ağaçlardan/çalılardan oluşan çit. doruk. s. 4. etrafına çalı dikmek. yeğinlik. elek. dikkat. sarmak. çevirmek. 6. soba. İbranice. kuşatmak. i. s. f. s. oldukça a ğır. süpürge çalısı. ısıtıcı. 3. i. öfkeli. dili 1. 4. do ğurmamış genç inek. beceriksiz. 1. 2. kâfir. ökçe. f. 2. dinlemek. kederli. çoğalmak. Tanrısal. göksel. i. kızışık. 3. bol. fırlatma. yukarı kaldırmak. ökçe takmak. yükseltmek. kalın (kar tabakas ı). fundalık. argo alçak herif. s. 1. 2. çoğaltmak. s. 1. 5. süpürgeotu. eli ağır. den. yükseltmek. 1. cennet gibi. 2. (borsada) çok miktarda (alım ağır silahlar. i. 2. pervas ız. ağır bir şekilde. (çoğ. ağır iş için elverişli. önemseme. sakar. kâfirler. sıkıştırmak. 3. 2. ağır su. kâfirlere özgü. kuvvetli (yağmur/rüzgâr/fırtına). ağırsıklet. yükselti. f. soru yağmuruna tutmak. kaldırmak. 2. f. 2. 1. yükseklik. rezistans. 1. İbrani. 2. önemsemek. en yüksek nokta. 2. s. (konuşmacının) sözünü kesmek. i. sıcak dalgası. 2. gökcismi. (--d/hove) 1. f. 4. s. çekmek. f. s. 2.. k. 3. 3. rüzgârı başa alıp gemiyi durdurmak. ağır sanayi. Yisa!/Vira salpa! 1. 1. 1. i. argo Kahrolas ı. 3. ağır. 2. i. 1. 4. i. ısıtma.. yükselmek. ünlem. i. topuk. boy. içini çekmek. i. eşek anırması. kabartmak. s. i. kim. şiddet. 2. anırma. z. 2. ah çekmek.heat stroke heat wave heat wave heated heater heath heathen heather heating heating coil heave heave heave a sigh Heave ho! heave to heaven heavenly heavenly body heavily heaviness heavy heavy guns heavy industry heavy industry heavy metals heavy water heavy-duty heavy-handed heavy-hearted heavyweight Hebrew heck heckle hectare hectic hedge hedgehog hedgerow heed heedless heehaw heel heel hefty heifer height heighten sıcak çarpması. kaçamak cevap i. dayanıklı. ağır sanayi. sıcak dalgası. küffar. iriyarı. çok miktarda (oy kullanımı). kâfir. 5. i. s. gökle ilgili. i. s. hararetli (tartışma). şiddetle. cennet. faça edip durmak. 1. ağır metaller. artmak. dikkat etmek. ilahi. 1. s. kirpi. i. hea. fırın. çalı ile i. telaşlı. kefere. 1. heyecanlı. ekilmiş çalılardan/ağaçlardan oluşan çit. i. i. art ırmak. (deniz) kabarmak. 1. çalı çit. dikkatsiz. . s.then/--s) 1. k ızışmış. ocak. 2. büyük bir güçle atmak/f ırlatmak. çok güzel. kald ırma. kuvvetli. çevirmek. şiddetli.. hektar. 3. gö ğe ilişkin. düve. 2. süpürgeotuna benzer bir çal ı.

i. bu nedenle. 1. z. tolga. i. karaciğer iltihabı. hemofili. 2. Kekten bir dilim ald ı. tela şla. antika. i. âcizlik. porsiyon. 1. i. ajur.heinous heir heiress heirloom held helicopter heliotrope helium hell hellebore hellish hello helm helmet helmsman help help o. --ming) kıvırıp kenarını bastırmak. başının etini yemek. Sana nas ıl yardım edeyim bilemiyorum. i. ünlem 1. bambulotu. dümenci. kalıtçı. olmuyorsun.men (helmz´mîn) i. i. bundan sonra. 2. yarıküre. muavin. to help out help s.. fayda etmek. vâris. i.. helyum. s. (belirli bir zaman) sonra. i. henceforth. 2. i. çırak. kötü. s. kötü. 1. savunmas ız. bak. Yard ımcı katkıda bulunma. ahçı. f. dolayısıyla. helms. s. faydası olmak. kadın mirasçı. yardımcı: You´re not being helpful.. buradan. s ıçandişi. i. (kendi kendine servis yaparak) (yiyeceklerden) almak: He helped himself to a piece of the cake. i. korkunç. s. yard ım etmek. ünlem İmdat! i. hepatit.. i. kuşaktan kuşağa geçen değerli şey. 1. 2. f. s. ağıotu. 1. çirkin. helikopter. basur. tıb. âciz. yardımcı. 2. savunmas ızlık. i. kenevir. böyle. i. 2. bot. tıb. z. hold. 3. elbise kenar ı. 2. den. i. aciz. karmakarışık. i. f. hemofil. içine almak. tiksindirici. i. kask. cehennem. i. kendir. birine yard ım etmek: Can you help her out with her French? Fransızcasına yardım edebilir misin? Eleman aran ıyor. emoroit. i. faydalı. ünlem Kahrolsun! i. yard ım etme. tavuk. yardımsever. i. k ılıbık. etek boyu.. çoğ.. baldıran. çöpleme. out Help wanted. berbat. dümen. miğfer. z. terz. tıb. dişi kuş. 1. tıb. etek. i. iğrenç. elbise veya paltonun etek kenar ı.s. i. 1. kümes.. Merhaba. gelişigüzel. i. kullanışlı. Alo. i. apar topar. yararlı. hemoglobin.o. vır vır etmek... . katkıda bulunmak: I don´t see how I can help you. kanama. mirasç ı. (--med. i. kuşatmak. yardımda bulunmak.. f. s. bundan z. alelacele. bundan dolayı.. dümen yekesi. bot. çevirmek. Help! helper helpful helping helpless helplessness helter-skelter hem hem in/about hemisphere hemline hemlock hemoglobin hemophilia hemophiliac hemorrhage hemorrhoid hemp hemstitch hen hence henceforth henceforward hencoop henpeck henpecked hepatitis s. baskı. 2. bak. dır dır etmek.

O onun. He looked at her. eroin. 1. That´s hers. baş karakter. kahraman. z. 1. f. kendi. s. herbisit. i. çavşır. edeb. Onun o kör olas ı keçisi i.men (hırdz´mîn) i. f. otçul hayvan.. ona. 1. müjdeci. 2. miras yoluyla geçen. ından çok büyük (heykel/resim). gütmek. İşte! z. Ondan nefret ettiler. hayvan sürüsü. duraksayarak. yemeklere tat vermek için kullan ılan bitki. ot. 1. kalıtım. i. kal ıtsal. tereddütlü. münzevi. kabul olunmu ş doktrinlere karşı olan. 2. That dişil goat of hers is eating zam. bunun üzerine. z. i. çoğ. s. Buyur. Başlıyoruz!/Haydi bakalım! 1. tereddüt etmek. şimdiye kadar. (çoğ. hertz. kabul olunmu ş doktrinlereşı gelen düşünce.. bitkisel. It pleased her. haberci. 3. i. i. i. orada burada. s. sürü halinde gitmek. fıtık. i. buraya. yaln ız başına yaşayan kimse. s. i. irsiyet. 2. Ha. çavşırotu. z. muazzam. 1. . --es) 1. bizzat. i. s. 1. 2. dişil onunki. 2. güz. buras ı. dalalet. çekinmek. zool. duruksun. z. my roses.. ondan. 3. They hated her. Ona bakt ı. 2. bundan önce.damnkendisi. yiğit. protokol görevlisi. topluluktan kaçan. 2. Vicdanı kendisini rahatsız etti. Herkül. onun: He loves her. sürü içgüdüsü. kahramanca. ayaktak ımı.. duraksamak. balıkçıl. avam. s. irsi. kalıtımsal. tereddütle. i. i. i. bunda. soyaçekim. dince kabul olunmu ş inançlara aykırı düşünce. 2. i. kahramanlarla ilgili. kalıt. z. 2. bununla. bu vesile ile. çoban. te şrifatçı. z. hâkim olan felsefi/siyasi doktrinlere kar karşı olan kimse. zam. (çoğ. buralarda. cesur. yabanc ı ot öldürücü. bak.. gerçek boyutlarheroic. i. i. şurada burada. dişil onu. kahraman.her Her conscience pricked her. hereabouts hereafter hereby hereditary heredity herein heresy heretic heretical heretofore hereupon herewith heritage hermit hernia hero heroic heroical heroin heroine heroism heron herring hers herself hertz hesitant hesitantly hesitate zam. kahraman. geldin mi? 3. bunun içinde. i. sürü. haber vermek. ilan etmek. kahramanlık. san. i. ikircimli. miras. onun: Take hers. burada. İşte başlıyorum. otçul. herald herb herbal herbicide herbivore herbivorous Hercules Hercules´ allheal herd herd instinct herdsman here here and there Here goes! Here goes! Here you are. otlara ait. edeb. karars ız. ilişikte. ikircikli. kavlıç. bundan sonra. ileride. s. Onu seviyor. f. herds. Onunkini al. z. otlardan yap ılan. 1. şifalı bitki. kadın kahraman. 2. 1. al. i. ringa. hertz/--es) fiz. z.

cümbüş. i. bak. dili ta şralı. i. korkunç. gizlenmek. f. gizli. i. karya. hewn) 1. s. s. f. s.. deri. zengin fakir. hew. çok çirkin. tiz. i. s. yüksek atlama. i. His/Her Highness. 7. gizlenecek yer. karşı cinse ilgi duyan.tus) aralık. açıklık. 1. His Holiness. f. saklanmak. (hid. hid. eski kafalı. altıgen. kesmek. tamasalak. bak. 2. zula. i. k ış uykusuna yatmak. bak. ünlem 1. --es/hi. ünlem 1. yüksek atlama. Hey!/Baksana! 2. hödük. i. heteroseksüel.. altın çağ. i. 1. bak. heterojen. ikircim. Haydi! 3. post. 1. 1. sesi çok do ğal bir şekilde verme. hiyeroglif.. yüksek. yüce. i. hayvan derisi. iğrenç. hıçkırmak. (polisten) saklanmak. f. herkes. s. 1. 5. yontmak. i. bilg. gizlemek. yüksek frekans. 3. k ıs. şamata. yüksek yo ğunluk. hideaway. s. en h ızlı vites. f. 2. in hiding sakl ı. geom. kokmuş (et). yarmak. dar görü şlü.. fasıla. . hide 2. i. saklambaç.den) saklamak. f. sesi çok doğal bir şekilde veren (radyo/pikap/hoparlör). kutuplara yakın. ara. 2. bak. boş yer. 2. hiyerarşik. her yerde. İng. en parlak dönem. çingülü. saklanacak yer. 1. saklamak. 3. duraksama. tereddüt. Hey! i. 6. yatak.. high fidelity. (--ed.. saklanmak. hiyerarşi. yüksek perdeden... k..a.hesitation heterogeneous heterophyte heterosexual hew hew down hew out hewn hexagon hey heyday HH hi hiatus hibernate hibernation hibiscus hiccough hiccup hick hickory hid hidden hide hide hide away hide out hide-and-seek hideaway hidebound hideous hide-out hiding-place hierarchical hierarchy hieroglyph hi-fi high high and low high density high fidelity high frequency high gear high jinks high jump high jump high latitudes i. i. bot. coğr.. i. lüks (ya şantı). 4. f. (ağacı) kesip devirmek. s. hide 2. (polisten) saklanacak yer. i. i. balta ile kesmek. 2. kıro. hıçkırık.. zahmetle meydana getirmek. k ış uykusu. kendini be ğenmiş. kapal ı. (çoğ. Merhaba! 2. hiccup. 2. 8. kibirli. ikircik. bak. oto. A! i. s. f. kutuplara yak ın yerler. müz. yontarak şekil vermek. 2. i. hanzo.

çoğ. dili kaliteli. i. uçak korsan ı. i. birinci s ınıf. f.b. (kamyon. 1. s. dağlık yer.. 1. 2. i.high living high octane gasoline high places high point high price high relief high school high school high seas high tech high tide high tide highbrow highchair high-class high-density higher higher education high-grade highlands highlight highly high-minded highness high-pitched high-pressure high-rise highroad high-speed high-speed train high-strung high-tech high-water high-water mark highway highwayman hijack hijacker hike hiker hilarious hilarity hill hillside hilltop hilly hilt lüks hayat. büyük h ızla giden. artış. 1. gürültülü ve ne şeli. eşkıya. i. 1. foto. denizin kabarması. met zaman ı... i. bilg. 3. met. 2.´ni durdurarak soyan) soyguncu. i. s. yokuş. i. yüksek mertebeler. çoğ. -in iyi. dili ileri teknoloji. zorla yapılan (satış). s. 1. anayol. parlak nokta. 2.. met hareketi. -i vurgulamak. tren v. 1. 2. (eteğini) toplamak. i. san. i.´ni) soymak. met hali. yüce gönüllü. kaliteli. 1. (kamyon.way.. s. ta şkın. s. yamaç. k ılıç kabzası. zorlayıcı. i. dili ileri teknolojinin ürünleriyle donat ılmış/yapılmış. yüksekö ğrenim. (uçak/gemi) kaç ırmak. entelektüel. uzun ve çetin yürüyüş. pek f. haydut. doruk. 1. yücelik. çok olumlu dikkati çekmek. doruk. çok. uzun yürüyü ş yapmak. i. s. s. 1. en önemli/heyecanlı nokta. s. daha yüksek. i. enginler. son derece. yüksek yo ğunluklu. -ebir şekilde. sinirleri gergin. neşe. k.men (hay´weymîn) i. i. s. ilgi çekici olay. yüksek fiyat. uzun yürüyü ş yapan kimse. 3. kabza. i. azami kabarma. ekstra. 1. tepelik. s. 2. 1. 2. 1. i. k. aç ık deniz. lise. . z. üstün nitelikli. s.b. (resimde) ışıklı bölüm. tepe. f. bayır.çok. s. i. 2. yükselme. high. tren v. güz. kahkaha. s. suyun azami kabarma noktas ı. yüksek bas ınç. lise. 2. yüksek (bina/apartman). kabarma. çokalt ını çizmek. yüksek oktanlı benzin. 2. artırmak. 2. s. çok tiz. (fiyatı) yükseltmek. (yüksek) mama iskemlesi. yüksek kabartma. 2. k.. en üstün başarı düzeyi. en önemli bölüm. i. sinirli. anayol. hızlı tren. i. 2.

saçlı sakallı. onun: I don´t want his. üstü kapalıdayanmak. 2. 2. ıslıklamak. off the stage hist histoid histology historian historic historic moment İyi niyetlidir. i. i. Hinduizme özgü. s. --es (hîpıpat´ımısız)/hip. history. k. ıslık. k. Patrik his. engel. birini ıslıklayarak sahneden kovmak. eril onu.s. kalça kemiği. i. hippi. tarihi an. kalça. eril onunki.. 2. menteşe takmak. 1.). -i dokundurmak. dokusal. k ıs. Papa Cenaplar ı. engellemek. en sondaki. önemli. s. anat. s. dokubilim. . tıslama. i. s. Tüyleri ürperdi. Hintçe. engelleme. Onunkini istemiyorum.. geride olan.o. historian. 2. i. s. s. etmek. zam. His face became purple. art. i. reze. dönüm noktas ı.. eril kendisi. f. 2. tarihçi. 1. k. His head is spinning.. dayanak noktası. ima -i hissettirmek. His heart is in the right place. s.pot. -i ima etmek. Hindu. ücretle tutmak. That dog´s Cenaplar ı (Ekümenik Patrik outside. ona. Öfkeden mosmor kesildi. His blood is up. 2.most) arkadaki. onun kuvvetli taraf ı. iç bölge. His face was wreathed in smiles. -i üstü kapal ı söylemek. f. i. dini Hinduizm olan kimse. i. en arkadaki. çıtlatmak. s. dili Baya ğı kızdı. kira. tarihi. i. Gözleri ona dikildi. 1. suaygırı. ücret. hindmost. -i kiraya vermek. tüylü. tıslamak. Take his için kullanılır.. bizzat. bak. bağlı olmak. histoloji.him himself hind hind hind legs hind quarter hinder hindermost Hindi hindmost hindrance Hindu hinge hint hint at hinterland hip hipbone hippie hippo hippopotamus hire hire o. i. historical. out hire out hirsute his His All Holiness His bark is worse than his bite. i. dili suayg ırı. karşı tarafta aynı yeri işgal eden kimse. dili Ne varsa dilindedir. en gerideki. i. mente şe.. i. zam. k ıllı.a. O köpek onun. f. ıslık çalarak yuhalamak. 2. tarihsel. hinterlant. dişi geyik. 1.mi (hîpıpat´ımay) i. 2. Ekselanslar ı. 1. çoğ. Hindu. kendi. but (et). zam. f.po. ücretle çalışmak. kiralamak. dini Hinduizm olan. 1. --most/--er. i. kira ile tutmak.. on/upon e ima. 1. s. (--er. f. i. His Holiness his opposite number his strong point His/Your Highness hiss hiss s. Yüzünde büyük bir tebessüm vard ı. arka ayaklar. 1. -e söz. Başı dönüyor. His hair stood on end. His eyes rested on it. Onunkini d ışarıya çıkar.

k. 1. tarihi roman. dili yola koyulmak. beriki. 2. z. argo yatmak. oraya buraya. topallamak. otostop yapmak. k. i. i.. 2. 1. tarihle ilgili. His/Her Majesty´s Service. büyük bir başarı kazanmak. dili en yüksek h ıza/dereceye ulaşmak. 4. boğukluk. yataktan kalkmak. etmek. ak. etmek. isabet ettirmek. vuruş. k. k. şimdiye kadar. s. söz. çarpmak. istiflemek. k. tahmini do ğru olmak. tam bilmek.şağı usulsüz olarak vurmak. 3. i. biriktirip saklayan kimse. adi -e bağlamak. 1. dili (bir şeyi arayan biri) aradığını bulmak/kendisini çok umutlandıran bir şeydili ineklemek. engel. s. 2. boğuk. dili (yiyecek/içecek) çok makbule geçmek. umulmad k. tam isabet kaydetmek. vurma. isabet. (hit. dili yatmak. horehound. f. i. f. stok etmek. 1. boks kemerden a 2. turnayı gözünden vurmak. 1. biriktirilmiş şey. i. dili 1. bulmak. boğuk seslilik. 3. His/Her Majesty´s Ship. otostopçu. boğuk sesle. tarihsel. --ting) 1. k ıs. bak. k ırağı. çarpıp kaçan (şoför). i. 2. f. 2. beri yandaki. hedefi vurmak. bir ileri bir geri. başarı. kalleşlik etmek. yukarı çekmek. 2. tarihe göre. k. i. 1. taşı gediğine koymak. biriktirmek. i. dili kiralık katil. vurmak. 3. ba ğlantı parçası. ancak en önemli noktalara de ğinmek. bağ. argo tepesi atmak. i. ancak en önemli şeyleri görmek. takmak. 2. tepesi atmak. dili küplere binmek. istifçilik. i. s. 2. istifçi. iki/bir seksen uzanmak. 1. tarihi. f. ar ı kovanı. aksama. şimdiye dek. k. k. k. dili turnayı gözünden vurmak. 2. to (atı) -e koşmak. i. çekelemek. z. şuraya buraya. kurdeşen. argo 1. z. 4. 2.. uyuşmak. 3. (birine) kahpelik 1. istif. k ır. haksızlık anlaşmak. 2. iliştirmek. s. darbe. yerinde mec. buraya. ağarmış. kovan. 1. . i. tarih. boğuk sesli. ürtiker. volta. ık bir anda başarı kazanmak. bağlamak. rasgele bulmak. isabet etmek.historical historical novel historically history hit hit below the belt hit below the belt hit it off hit man hit one´s stride hit pay dirt hit the books hit the bottle hit the ceiling hit the deck hit the high spots hit the jackpot hit the jackpot hit the mark hit the nail on the head hit the roof hit the sack hit the sack/sack out hit the spot hit the trail hit upon hit-and-run hitch hitch on to hitch up hitchhike hitchhiker hither hither and thither/yon hitherto hive hives HMS hoard hoarder hoarding hoarfrost hoarhound hoarse hoarsely hoarseness hoary s. z. 2. 1. ip ile ba ğlamak. tıb. argo şişeyi devirmek.

f. dert. 1. hokey. dili i. aldatmak. hile. i. rehine koymak. (telefonda)-e tutunmak. 1. önermek. i. k. 1. 2. konu şmamak. 1.. 2. rehin olarak tutmak. yetmek. i. topal etmek. gezici rençper. 1. bir şey söylememek. hor görmek. ileri sürmek. (başarısız bir durumu) ameliyat masasına yatırmak. 3. saplant ı. 1. 1. i. tutmak. 2. kösteklemek. özel zevk. 2. arada mesafe b ırakmak. yersiz korku. 1. 4. gulyabani. 2. aksayarak yürümek. 2. 1. işletmek. uzakta tutmak. başkalarıyla görüşmesine izin vermemek. çapalamak. 2. latife. birinden gizlemek. susmak. dili dilini tutmak. geçerli olmak. ertelemek. buka ğı vurmak. 2. uzak durmak. konu şmamak. back i. ertelemek.o. much wateriç tarafı. 1. aksama. zaptetmek. yakla şmamak. 2. (bayrak) çekmek. eski durumunu korumak. geçerli olmak. yaklaştırmamak. topallama. 2. k. saymak. 2. baskı altında tutmak. 4. -in savunucusu olmamak. tutmak: Hold my hand. yukarı çekmek. kimseyle görü ştürmemek. kalabalığı zaptetmek. Elimi tut. 3. i. oyun etmek. f. yularını elden bırakmamak. hold against hold aloof hold at bay hold by hold down hold forth hold good hold good hold in hold in contempt hold in esteem hold in leash hold in pledge hold incommunicado hold no brief for hold off hold on hold on to Hold on! hold one´s ground hold one´s own hold one´s own hold one´s peace hold one´s peace/tongue hold one´s tongue hold out hold out on one hold over hold s. i. yük asansörü. k. aylak. 3. 1. 2.hoax hobble hobby hobgoblin hobo hock hockey hodgepodge hoe hog hog wild hoist hold hold hold a child back a year hold a crowd back hold a postmortem hold a thing over s. -i tutmak. b ırakmamak. k. 3. 2. karmakar ışık şey. dayanmak. zaptetmek. (çoğ. ilişki kurmamak. ifrit. içinegemi ambar ı. direnmek. yüzüne vurmak. köstek. geminin will this çocuğa (okulda) aynı sınıfı tekrarlatmak. i. (held) 1. dilini tutmak. 1. topallamak. hakir görmek. almak: How 2. türlü yemeği. ayak diremek. buka ğı. beklemek. boş gezenin boş kalfası. devam etmek. -in taraftar ı olmamak. i. f. rehin. süregelmek. glass hold? Bu bardak ne kadar su i. 4. yakla ştırmamak. öne sürmek. . serseri. dü şkü. sayg ı göstermek. f. oyun. 1. ayak i. tutmak. büyük domuz. 2. şaka. dili Dur!/Bekle! durumunu korumak. birini bir şey ile durmadan tehdit etmek. nutuk söylemek. yerini korumak. uzun uzad ıya konuşmak.o. birinin ilerlemesini durdurmak/engellemek. f. k. inanmak. dili tutmak. çapa. --es/--s) 1. f. hobi. dayanmak. 3. argo ç ılgın. (suçu) -e yüklemek. dili (bir işi) yürütmek. yukar ı kaldırmak.

1. ile aynı fikirde olmak. çirkin. . Kitabı Mukaddes. kutsallık. İng. (birinin/bir kurulu şun sahip olduğu) i. İçişleri Bakanı. 2. 1. Paskalyadan önceki hafta. s. k. bir şeye yaramayan zafer. telefonu kapatmamak. kutsal. dili ba ğırmak. kasanın anahtarı (birinde) olmak. k. s. 5. i. from k. yankı yapan. İng.´ne gösterilen) sayg ı. f. yuva. yalan. ev ekonomisi. 3. i. (ifade) tutarlı olmak. in high regard hold still hold sway hold the field hold the line hold the pass hold the purse strings of hold together hold up hold water hold with Hold your horses! holder holding holding company holdover holdup hole hole up holiday holidaymaker holiness Holland holler hollow hollow victory holly hollyhock holocaust holster holy Holy Scripture Holy Week homage home home base home economics Home Office home office home port Home Secretary homebody homeland homeless homelike homely birini kuca ğında tutmak. haykırmak. imha. hisseler/emlak/mülk/mallar. delmek. anayurt. delik. basit. büyük yang ın. 2. sade. i. bot. 2. i. çobanpüskülü. 1. içi bo ş. evde oturmayı tercih eden kimse. 2. 1. 2. (şirketin) idare merkezi. İng. merkez.o. gösterişsiz. kira ile tutulmu ş arazi. 2. vatan. s. i. çukur. 3. İng. oyuk. egemen olmak. ayr ılmamak. s. dili geçerli olmak. tatil. cigarette holder sigara ağızlığı. anavatan.. tutma. candle holder şamdan. mukaddes.b. dinlenmek için çaltatile çıkmış kimse. 2. i. i. gülhatmi. çukur. ev gibi. 2. i.hold s./s. çökük. 4. k. tutmak. kaldırmak. i. memleket. bir arada tutmak. yurt. saklanmak. dili Dur!/Bekle! i. birine/bir şeye saygı duymak. aile oca ğı. İçişleri Bakanlığı. s. geçidi tutmak. 1. içine bir şey konulan nesne/kap. i. k. değişikliğe karşı olmak. evsiz. ev. s.t. içişlerine ait. ev ile ilgili. soygun. rahat. üs. 4. demirleme liman ı. i. f. ışmadan geçirilen süre. boş başarı. rahat.o. 2. 3. geciktirmek. 1. yolunu kesip soymak. 3. bayram günü. sahte. oyuk. holding. 1. para (birinin) elinde olmak. bot. çukur. dili -den kalma bir şey/kimse. 3. hürmet. i. (hükümdara v. kulp. göstermek.. içinde bir şey saklanabilen nesne/kap: 2. gecikme. İng. 4. i. 1. 1. Hollanda. dili berbat yer. f. cana yakın. i. 3. bağırış. haykırış. tatil günü. bo şluk. derin. 2.. makul olmak. yardımda bulunmak. yortu günü. i. kutsiyet. delik açmak. 1. arzetmek. korumak. in one´s arms hold s. 2. evsiz barks ız. 1. k ıpırdamamak. i. boşluktan gelen (ses). tabanca k ılıfı. tatil. 2. İng. out oymak. 1. engellemek. i. üstünlüğünü korumak. 1. eve özgü. 3..

namuslu. klakson çalmak. dürüstlük. i.. f. i. pavyon.. homojenize: homogenized milk homojenize süt. i. hilesizce. ev ödevi. homojenlik. gurbet çeken. gerçekten. Honduras´a özgü. mansiyon. e şadlı. homojenle ştirici. s. adam öldürme. i. s. k ıs. şerefli. homoseksüel. f. türdeşlik. türdeş. honey in the comb honeybee honeycomb honeymoon honeysuckle honk honky-tonk honor honor a debt honor roll honorable honorable mention honorable mention honorarium honorary i. ba ğdaşıklık. onur. borcunu ödemek. Honduraslı.. e şeref vermek. çiftlik ve eklentileri. bot. şöhret. 1. z. i. ücretsiz yap ılan. k. Honesty.. Honduras. çoğ. vatan/ev hasreti çeken. s. 2. bal. i. klakson sesi. s. honey petek balı. 1. sahiden. sade. honorably. evine/vatan ına dönmekte olan. f. 2. k ıs. basit. balarısı. 2. Honorable. homogenize. şılığında verilen para. in him. memleket yolunda. 1. i. i. (okulda) esas dershane. f. eve do ğru. . ücret. can ım.a (anırer´iyı)/--s (anırer´iyımz) i.homemade homemaker homeroom homesick homesickness homespun homestead homeward homeward bound homeward bound homework homicide homogeneity homogeneous homogenise homogenize homogenized homogenizer homologous homonym homosexual Hon hon Honduran Honduras hone honest honestly honesty s. f. bak. nam. Honduras. dili sevgilim. han ımeli. f.. was not Şeref şöyle dursun. ödev.o. z. 2. balayına çıkmak. i. 1. bağdaşık hale getirmek. 1. Dürüstlük en iyi yoldur. şeref. let alone honor. 1. i. 2. 3. İng. gurbet çekme. (bono/çek) kabul edip karşılığını ödemek. 1. adi bar. ev ve eklentileri. evde dokunmu ş. 1. namus. i. fahri. Honduraslı. homojenle ştirmek. s.i. homojen. serbest meslek sahibine hizmet kar2. iffet. s. onursal. hilesiz. i. ün. 1. 2. 2. kaz sesi çıkarmak.rar. i. (ballı/balsız) petek. evde yap ılmış. dürüst. 1. Honesty is the best policy. dili i. homolog. dilb. yabankazı sesi. dürüstçe. 1. s. bilemek. i. s. k.. ev kad ını. katil. i. onda dürüstlük namına bir şey yoktu. -i şereflendirmek. s ıla hasreti. balayı. hon. i. i. i. 2. 2. mansiyon. dövüp kıvamına getirmek. 2. s. namus. e şcinsel. cinayet. 1. ba ğdaşık. s. honorary. 2. iftihar listesi. i. f.

ufuk. z. k. s. korna. çekmek. seksek oyunu. çoğ. motor kapağı. 1. i. kukuleta. dili uçuş. zool. i. dili serseri.. f. i. k. dili çok öfkeli. i. aldatmak. 2. yatay düzlem/çizgi.. hayırlısı demek. s. ümitle. i. klakson. dans etmek. kabadayı. taban tepmek.. dünyasından biri. dili in şallah.. hurrah. çevren. köpürmüş. çengel şekline sokmak. 1. i. çalmak.. yatay. boynuz. kabadayı. sekme. f. 3.. i. s. i. hoof. f. i. köpekotu. i. 1. k. orak. Masalımı i. k. boru. çemberlemek. 1. i. çoğ. göz boyamak. sarp ın. kah kah gülmek. bak. 4. toynak. k. 2. line and sinker hooka hookah hooked hooked nose hooker hooky hooligan hoop hoopoe hoopoo hooray hoot hoot of laughter hoot s. İng. k. s.. müz. dili orospu. ümit etmek.2. hormon. 1. uçak seferi. i. down hoover hooves hop hop hope hope against hope hope for the best hopeful hopefully hopeless hopper hopping mad hopping mad hopscotch horde horehound horizon horizontal hormone horn i. Upupa epops. patırtı. yaya gitmek. ünlem.. ümitsiz.. tutmak. dili 1. dili şamata. 2. 1. elektrikli süpürge ile temizlemek. hookah. f. kabadayı. umutsuz. 1. kalabal ık.. ile ilişki kurmak. i. dili çok k ızmış. 1.. 1.. İng. ummak. olta ile (balık) tutmak. çember. f. kanca. kasnak. 2. ümit vermeyen. f. çengelli. 3. şerbetçiotu.. İng. horda. bak. . korna. 1. 2. i. kancayla ba ğlamak. ile evlenmek. bak. i. bak. i... i. k. 3. elektrikli süpürge. dili tamamen. i. gaga burun. zool. bak. oto. 2. olduğu gibi yuttu.. bak. 2. 2. k. kahkaha. 2. f. 2. ümit verici. i. honor. 1. ümitli. her şeye rağmen ümitli olmak. birleştirmek. line and sinker. vapur/tren/sis düdüğü) ötmek. silo. başi kopça. sıçrama. nargile. i. argo 1. i. 2. vapur/tren/sis düdüğü için) ötüş. kaput. çengel şeklindeki. hoopoe. 2. çavu şkuşu. 1. (bayku ş. ümit. (bayku ş) ötmek. --ping) sekmek. çengel ile yakalamak.honour honourable hood hoodlum hoodwink hoof hoof it hoo-ha hook hook and eye hook up hook up with hook. i. ba şlık. bot. kara ısırgan. i.. oldu ğu gibi: He swallowed my story hook. 2. i. k. yeraltı dünyasından biri. yeraltı f. f. s. umut. (korna. kopça. İng. çengel. 3.. birini yuhalayarak susturmak. köpekayası. 2. i. s ıçramak. --s (hûfs)/hooves (huvz) i. (--ped. 1. hüthüt. çengelsi. İng. honorable. erkek ve di ğlamak.o. f. ibibik. fahi şe..

. i. nal ile oynanılan oyun. 1. gürgen. spor atlama beygiri. Hrist. 1. zayiçe. korkunç. i. a şırı bir şekilde. i. i. k. 2. dili korkunç.. i. dili çok kötü. Fr. i. çok kötü. iğrenç. hoyratlık. 2. i. İng. a kalabalık. (--ped.. sunuculuk yapmak. korkunç/dehşetli bir şekilde. horse. 3. istavrit. i. s. dili çok kötü. ev sahipli ği yapmak. 1. bot. 2. dili çok kötü. 2. k. hose) çorap. atkestanesi. 2. 2. s. nasihat dolu. horticulture. beygirgücü. 1. (ekmek ve şarap ayinindeki) ekmek. at. davet vermek. 3. konuk etmek. 1. boynuzlu.. çok fena. dehşet. birinin seçilmesi gereken iki güç seçenek. bakla. genç turistler için ucuz otel. abazan. bak. s. rehine. gayret verici. k. ikramc ılık. f.. s. (çoğ. kamç ı. 1. 2. ve k ırıcı. çoraplar. büyük e şekarısı. s. 1. özellikle rahipler/rahibeler taraf ından idare edilen misafirhane/yurt. çok kaba kötü. ırlı. at k ılı. çokluk. i. i. hortative. korku. teşvik edici. İng. at s ırtı. k. çok s. s. berbat. binici. at kılından dokunmuş kumaş. bakımevi. süvari. i. at nalı. hastane. f. 2. çok kaba ve k ırıcı dili şekilde. çok kaba ve k ırıcı bir şekilde.. 1. ğırlamak. ev sahibi. çoğ. i. mensucat. i. i. bak. öğüt veren. f. i. mak. çok kaba ve kırıcı. yılgı. i. 2. . 2. ikramc ı. 1. İng. mensucat fabrikası. konukseverlik. k ıs. korkunç. i. çok fena. --ping) kamçılamak. 1. misafirperverlik. çoğ. abaza. i. 4. f. 2. misafirperver. sunucu. meze. eşek şakası. hospitalize.. i. nasyıldız falı. ordövr. beygir.. çorap fabrikas ı. davet veren kimse. (çoğ. ölümcül hastalar ın ölene kadar bakıldığı s. --s) hortum. korkunç. fena ğrenç. 3. k. hastaneye yatırmak.horn of plenty hornbeam hornet horns of a dilemma horny horoscope horrendous horrible horribly horrid horridly horrific horrify horror hors d'oeuvre horse horse chestnut horse mackerel horseback horsebean horsehair horseman horsemanship horseplay horsepower horseradish horseshoe horsewhip hort hortative hortatory horticulture hose hose hosier hosiery hospice hospitable hospital hospitalise hospitality hospitalize Host host host hostage hostel bereket boynuzu. i. i. korkutmak. 2. f. i. 3. i. yüreklendirici. ihalde. tutak. çok fena. çok fena. z. z.. 3. k. i. çok kötü. çorapçı. kırbaç. konuksever. i. nal şeklinde şey. beygir. 2. dehşete düşüren. bahçecilik. dehşetli. i. bir 1. korkunç. çiçekçilik. 1. çerez. 1. bayırturpu. öğrenci yurdu. i. 1.men (hôrs´mîn) i.. deh şet verici. binicilik. argo seks yapma arzusuyla yan ıp tutuşan. bahç ıvanlık. 2. dili berbat.

i. silahlı çatışmalar. 3. 3. -de bulunmak: That ev köpe ği. kaplıca. (h^z´îf). alçak herif. her zaman cevap veren imdat telefonu. i. i. i. 2. --test) 1. saldırgan. heave. 1. yeni bir eve ta şınmanın kutlanışı. b.b. i. 2. hostes. yerleştirmek: The government housed the refugees in tents. i. sosisli sandviç. izlemek. ev hırsızı. 1. 6. 1. barındırma. s. acı (biber v. ev işi. 4. hükümet meclisi. konutlar. hodgepodge. 1. çoğ. çoğ. konsomatris. av köpeği.wives (h^z´îfs) İng. çoğ. barınacak yer. 2. i. karter: clutch housing debriyajkonutlar. garson kad ın. dikiş kutusu.men (haus´mîn) i. konut sitesi. i.b. 4. bu sosisle yapılan sandviç. nedeniyle) evde hapis olan. çatı. s. ev halk ı.). aile. 3. tazı ile ava gitmek. şiddetli. 4. Hükümet s ığınmacıları çadırlara yerleştirdi. 1. i. iskân. i. sosyal konutlar. gen. 3. i. s. 2. camekânda bulunan gübreli toprak. 2. düşman. hot-water bottle sıcak su torbası. saat. otel. aile reisi. 2. evk ırlangıcı.. 1. f. ev k ıyafeti. 2. ser. ev. argo bo ş laf. buyot. elektrikli ocak. 2. bak.h. i. ev halk ı. i. (--ter. i. 1. kum saati. öfkeli kimse. her gün kullan ılan kelime. İng. i. işleri yapan erkek) hizmetkâr. eve ait. k. z.hostess hostile hostility hot hot air hot chocolate hot dog hot line hot pepper hot plate hot spring hotbed hot-blooded hotchpot hotchpotch hotel hothead hothouse hound hour hour hand hourglass hourly house house house dog house martin house of cards housebound housebreaker housecoat housedress houseguest household household word householder housekeeper housekeeping houseman housetop housewarming housewife housework housing housing estate housing project hove i. 1.. bak. 6. çabuk parlayan (kimse). 1. ev sahibi. tazı. 1. i. dayanıksız iş. düşmanca. house. house. 2. saat ba şı. toplu karteri. 1. 5. 2.wives (haus´wayvz) ev hanımı. stajyer doktor.). bir çe şit sosis. s ıcak. (cinsel aç ıdan) ateşli. limonluk. zaman. acı biber. house. i. 2. kızgın. s.b. taze (haber v. hanedan. . f. f. gece yatısına gelen misafir. i. 2. 1. sert. dam. i. s. sera. düşmanlık. atmasyon. 4. ticarethane. elektrik oca ğı. derme çatma şey. k. 5. i. mak. İng. 1. tiyatro. i. bak. (evde temizlik v. (fesat/kötülük/huzursuzluk) kaynağı/yuvası. 2. aile. ev sahibesi. dili peşini bırakmamak. (hastalık v. hodgepodge. i.b.. sabahlık (giysi). vakit. martaval. sütlü kakao. (saatte) akrep. çabuk k ızan kimse. 2. ev. dili it. barındırmak. yeni. çoğ. yüksek gerilimli ak ım taşıyan (tel). i. saatte bir. direkt telefon hatt ı (özellikle devlet başkanları arasında). ev idaresi. pencerekırlangıcı. 1. kutu. i. kâhya kad ın. 2. radyoaktif.

birbirine sokulup sarılmak.b. 3. curcuna. Çok kötü. ne kadar. jant kapa ğı. budalaca yanl ışlık. k.. 2.. lenduha s. f ıstık. hurda gemi. ne kadar: No matter how much I try. 2. s. i. k ıs. k ızgınlık. 1. f.? How´s it going? howdy however howl howler HP HQ hr hrs HS ht hub hubble-bubble hubbub hubby hubcap huckleberry huckster huddle hue hue hue and cry huff hug huge huh hulk hulking hull i. dili koca. bak. aç ık ağıl. bağrış çağrış. yaln ız. horsepower. z. iriyar ı veşekilde doğrulmak. i. 1. İşler nasıl gidiyor? ünlem. Headquarters..). heat. nasıl. inleme. i. f.. tekerlek göbe ği. ancak. Home Secretary. hour.? How goes it?/How is it going? How good of you! how much How so? How´s about . k.. bağrışma. etrafında dolaşıp hovercraft. How about . z. f. 2. k ıs.? (1)..?: How ever did it come about? Nasıl oldu? Ne var ne yok?/Ne âlemdesiniz?/ İşler nasıl? Çok naziksiniz. poyra. ulumak. bezelye v. Çok ilginç.. bezelye v. Ne kadar uğraşırsam ıl olabilir? yine de yapamam.. tekne (geminin temel bölümü). ama. 1. değil mi? 4. bak. ünlem 1. nargile. i. e ş. (içini ç ıkarmak için) (ceviz. fıstık. (ceviz. fazla hareket etmeden üzerinde ve etraf ında uçmak. 3. hayhuy. dili Niye?/Nas ıl olur? Diğerlerine göre nasıldı o? Nasılsınız? Nasılsınız? Nasıl . 3. i. 3. seyyar 2. How much money do you Niçin?/Nas uğraşayım.. k ıs. iri ve hantal kimse/ şey. kamburüzüm.. i. 2. i. ne kadar: How long must Ne dersiniz? 1. renk. dili gülünç hata.b. f. i. 2. dili merhaba.. kucaklamak.. i. 1. bağrına basmak. nas ıl: How did it happen? Nasıl oldu? How will he do this? Bunu nasıl yapacak? How does it work? Nas ıl çalışıyor? 2.! (Küçümseme belirtir. 1. i. i. kucaklama. hoverkraft. araya ıkışmak. bununla birlikte. Çok güzel. oto. sımsıkı tutmak. başlıca amacı para kazanmak olan kimse.). tereddüt etmek. k ıs. (--ged.s3. Ne olacak. sat ıcı. height. 2. 2. f. den. çe şit. derme çatma ev. değil mi? 3. 1. 1. de ğil mi? Nasılsınız? k. dev gibi. i.´nin) kabuğunu . reklamc ı (Küçümseme belirtir. k ıs. 2. 2. (renk için) ton.´ne ait) kabuk. inlemek. de ğil mi? 2. up hantal bir hantal. bir tüccar. 1. Çok şaşırtıcı. f. kocaman. Ne? 2. 1. 1. 1. hours. I just can´t do it. high pressure. k. dili. (of) merkez. 1. sar ılmak. high school. i. öfke: She left the room in a huff. i..hovel hover Hovercraft hovercraft how How about it? How about that? How are you? How come? How did he measure up? How do you do? How do you do? How ever . şamata. durmak. çok büyük ve kaba gemi. muazzam. --ging) 1. benimsemek. k ıs. . k. 2.. tür. (tahta) baraka. Hışımla odayı terketti. i. uluma. i. 3. sar ılma. gibi. i.

kambur s ırt. s. tevazu. 2. i. 1. insan. i. sezinme. suyuna gitmek. insanlık. humus. güldürü. i. i. hile. kocaman.). küçük dü şürme. 3. s. 2. 1. i.). mütevaz ı. the z. 1. v ızıldamak. saçma. kibrini kırmak. alçakgönüllülükle özür dileme. i. human rights insan insan tabiatı. 1. i. i. sikmek.hullabaloo hum hum human human being human nature human rights humane humanely humanism humanist humanitarian humanity humankind humanly humble humble apology humble s. sinekku şu. insanlık. hakir. s.. i. nemlendirici. sahtekâr. f. ayak i. s. mırıldanmak. humidity. komiklik. alçakgönüllü. huy. şakacı. zırva. küçük dü şürmek. 2. kaprisine boyun e ğmek. f. faaliyette olmak: The office insan tabiatı. alçakgönüllülük. mizah. insan haklar ı. nüktedan. i. kambur. Hım! (Kuşku belirtir. 1.. 1. 2. H ıh! (Bir şeyin/birinin hiç beğenilmediğini belirtir. z. i. tabiat. i. (şarkı) mırıldamak. dilibeşeri. k. i. kambur durmak.. ğlu. human psychology gibi psikolojisi. 2. (Düşündürücü bir durumla karşılaşınca söylenir. mizahi. 2. kambur.. 3. alçakgönüllülük. içedoğma. insani. tevazu ile. yaş. nüktedanl ık. olağanüstü şey/kimse: That was one humdinger of a storm! O ne fırtınaydı öyle! s. -in üstüne abanmak. human beşer. üstünden/üzerinden geçmek. sezinti. âciz. resources insan kaynaklar ı. 2. insanlık. insan sevgisi. ünlem 1.. i. i. i. nemli. insanoğlu. insanoğlu. ./Hı . insan olarak. k. bahç.. (--med. s. çok utandırmak. yeknesak. f. 3. gürültü. keyif. insanca.. f. 2. nem. 4. kambur. Büroda herkes ar ıinsan s. rutubet. humor. f. gülünç. tümsek yer.. i. kambur kimse. insanlara yardım etmek isteyen kimse. insan kalabalığı. insanın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi.´s pride humbleness humbly humbug humdinger humdrum humid humidifier humidify humidity humidness humiliate humiliation humility hummingbird humongous humor humorist humorous humour hump humpback humpbacked humph humus hunch hunch one´s shoulders/back hunch over hunchback hunchbacked i.. insanlık. birinin kibrini k ırmak. bak. insana yak ışan bir şekilde. f. gülünçlük. 2. sahtekârl ık. ünlem H ım . insani.).. s. güldürü yazarı. 3. 1. 2. insanc ılık. hörgüç. rezil etmek. s. 5. sezinleyi ş. 1. tekdüze. f. 3. k.. kambur s ırt. bak. rutubetlendirici. rezil etme. argo çok büyük. hümanist. hümanizm. s. i. s. s ırtını kamburlaştırmak. rutubetli. tepe. 1. alçakgönüllülükle. velvele. komik. İng.. insanlığa yakışan. binmek. insanlara yard ım etmek isteyen. içedoğuş.o. argo sikişmek. 4. s ıradan. i. pat ırtı. monoton. İng. i. insanca. nemlendirmek. kambur kimse. 3. dili sezinleme. yalan dolan. taşımak. tevazu. z. i. 6. dolap. burnunu k ırmak. kapris. hayhuy. --ming) 1. 2. insani: human nature was humming. insano insaniyet. vuruşmak. utandırma. yavan. f.

. avc ılık. 1. s. mania. güçlü kuvvetli. büyük bir arzuyla. yağdırmak.. s. i. laterna. ünlem. -i çokık grevi. s. açlıkla. eskimoköpe ği. f. acele. i. (yarışlarda) engel. 2. yüz. Macarca. kuvvetle/h ızla fırlatmak/atmak/uçurmak. bulmak. Macar. yüz kat. s. f. 2. hurrah. i. susmalık. f. 2. Macaristan. yaralayıcı. aceleyle yap ılan. yüz misli. arayıcı. low hurdles 1. 2.hundred hundredfold hundredth hung hung jury Hungarian Hungary hunger hunger strike hungrily hungry hunk hunt hunt down hunt out of season hunt up/out hunter hunting hunting season hurdle hurdle race hurdler hurdy-gurdy hurl hurrah hurray hurricane hurricane lamp hurried hurry Hurry up! hurt hurt one´s feelings hurt s. yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. i.o. yüzde bir. k. dili iriyarı. f. boylu boslu.´s feelings hurt s. maniacı. for -e duyulan büyük özlem/hasret. 3. f. i. birinin onuruna/haysiyetine dokunmak. 2. 2. susmak. “Yaşa!” diye bağırmak. for -i çok özlemek. 1. acele içinde olan. 1. dili çok gizli. koca. z. alçak engel. 1.. acı veren. engelli yarış: high hurdles 1. açl arzu etmek. 1. Acele et!/Çabuk ol!/Haydi! f. 1. k. 1.. asılı. rüzgâr feneri. engelli. karn ı aç. urağan. i. k ırıcı. bo ğuk. sus payı. i. idareli kullanmak. 2. yüz rakam ı (100. i. f.. ünlem Yaşa! f. s. av atı/köpeği.´s pride hurtful hurtle husband husbandry hush hush money hush up Hush! hush-hush husk husky husky s. hang 2. av mevsimi. yüzüncü. 3. s. acele ettirmek. savurmak. kasırga. 2. ünlem Susun! s. aramak. kabuklu. 2. çiftçilik. (tehdit. 1. 1. büyük gizlilik. yüksek engel. 1. z. çabuklaştırmak. s. idareli kullanma. avlamak. hızlandırmak. 1. yüksek engelli 110 engelli/manialı koşu. 2. 3. -e susamak. acıkmış. güçlü kuvvetli kimse. birini k ırmak/yaralamak. f. dili 1. i. i. aç. kararında oybirliğine varamayan jüri. k. f. 2. kapatmak. bak. as ılmış. i. i. çoğ. 1. av: hunting dog av köpeği. avc ı. .b. 3. son sürat gitmek. (gelecek zamana kalmas ı için) kullanmamak. açlık..´ni) savurmak. for -i aramak. idarecilik. 2. i. örtbas etmek. 2. f. i. hat ırını kırmak. 2. hızla düşmek/yuvarlanmak. i. kapç ık. 1. m ısır başağının dış yaprakları. i. hunting knife av bıçağı. 1. derin sessizlik. 3. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek: Are you hurt? Sana bir şey oldu mu? Is gücendirmek. uçmak. 2. i.o. iri parça. (bir uzva) zarar vermek. kısık (ses). birinin gururunu k ırmak. i. avlanmak. engelci. 2. f ırlatmak. C). yüz. (bazı tohum ve meyvelerde) (dış) kabuk. s. 3. bir şeyin işe yaramayan dış kısmı. (hurt) 1. av mevsimi d ışında avlanmak. i. yak ışıklı adam. f. aceleyle götürmek/getirmek. bak. acele etmek. küfür v. 2. i. gemici feneri. metrelik ko şu. susturmak. engelli ko şuya katılan yarışmacı. (mısır başağının) s.

hidrosefal. hidrat. suküre. ortanca. 1. out of hustler hut hutch hyacinth hyaena hybrid hybridisation hybridise hybridization hybridize hydrangea hydrant hydrate hydraulic hydraulics hydrohydrobiology hydrocarbon hydrocephalic hydrocephalus hydrocephaly hydrochloric hydrochloric acid hydrodynamic hydrodynamics hydroelectric hydrofoil hydrogen hydrogen bomb hydrogen peroxide hydrologist hydrology hydrolysis hydromechanics hydrometer hydrophobia hydroplane hydroponics hydrosphere hydrotherapy hyena i. tıb. f. hibrit. 3. bak. i. tıb. baraka. dili gözünü dört aç ıp çok çalışmak. hidro-. argo fahişe. oksijenli su. hidromekanik. hidrojen peroksit. subilim. birini apar topar (bir yerden) ç ıkarmak. 1. off to hustle s. . i. hidrolog. hyena. hibrit. s. hidrolik.. i. s. 2. hidrodinamik. önek suya ait. klorhidrik. ahlaksız kadın. subilimci. hidrojen bombas ı. ko şuşturma. i. hydrocephalus. fındıkçı. acele ettirmek. hybridization.. 1. s. hidrobiyoloji. dümenci. İng. i. çabuk olmak. i. i. i.o. tavşan kafesi. hidrokarbon. hidrofobi. hidrosfer. sümbül. numaracı. i. i. su korkusu. hidrometre. melezle şmek. hareketlilik... i. birini apar topar (bir yere) sokmak. çok çalışan kimse. melez. i. suyuvar ı.o.. f. hidroliz. i. bot. i. i.. i. suya inebilen uçak. şırfıntı. i. i. ko şuşturma. kim. yangın musluğu. hybridize. i. s. birini apar topar (bir yere) götürmek. into hustle s. s. f. hidroklorik asit.hussy hustle hustle and bustle hustle s. melezlemek. i. bak. deniz otobüsü. hibritleşme. su tedavisi. İng. i. i.o. tıb. hileci. su ile kar ıştırarak bileşik meydana getirmek. melez hayvan/bitki.. 2. hidrosefali. acele etmek. hidroterapi. hidrodinamik. k. suölçer. s. hidrojen. hareketlilik. i. civelek kız. sırtlan. su içinde bitki yetiştirme. i. hidroelektrik. bak. i. dili gözünü dört aç ıp i. i.. i. i. iki ayağını bir pabuca sokmak. f... deniz uça ğı. i. k. melezleşme. bak.. i. argo üçkâ ğıtçı.. kulübe. 2. hidroloji. hidrolik. i.

bak. zufaotu. s. higroskop. hyperbolic 2. hiperbolik. anat. aşırı duyarlı. hiperboloidal.. s. faraziye. i. tıb. varsayımlı. aşı iğnesi. s. iğne. sa ğlık bilgisi. . çördükotu. bak. i. ikiyüzlü. s. s.poth. i. enjeksiyon iğnesi. mübala ğa. i. i.. i. hipertrofi. i. enjektör şırıngası. varsayım. tıb. hipnoz. ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek... i.. hipotenüs. i. irileşmek. İng. hiperboloit. tire ile birle ştirmek/ayırmak. 1. geom. hypnotize. 1. i. i. tıb. hastalık hastası.. s.. i... enjektör iğnesi. i. hy. --e (haypır´bıli)/--s (haypır´bılız) i. s. f. iğne. hiperbol. bak. histeri. ipnoz. hijyen. tire. hipotetik. hipodermik. f. f. çoğ. i. tireli. s. bot. hipotansiyon.e. i.. hipotez. alerjik. abartma.. 2. i. geom. hiper-. abartmalı. i. i. ilahi kitab ı. s. hipertansiyon.. i. himen.. s. geom. 2. k ızlık zarı. ipnotizma. irileşim. enjektör. 1. i. 2.. ilahi. yüksek. uyutucu. hiperboloit. varsayımlı olarak. farazi. k ısa çizgi. irileşme. varsayımsal. hijyenik..ses (haypath´ısiz) i. ikiyüzlülük.. ikiyüzlü kimse. s. geom. s. çoğ. yüksek tansiyon. aşırı derecede eleştiren. uyu şturucu. geom. i. geom. f. ipnotizmac ı. hyperbolic 1. i. ilahi okumak. i. tıb. higrometre. 1.. 2. önek aşırı.hygiene hygienic hygrometer hygroscope hymen hymn hymnal hyperhyperbola hyperbole hyperbolic hyperbolic hyperbolical hyperbolical hyperboloid hyperboloidal hypercritical hypersensitive hypertension hyperthermia hypertrophy hyphen hyphenate hyphenated hypnosis hypnotic hypnotise hypnotism hypnotist hypnotize hypochondria hypochondriac hypocrisy hypocrite hypocritical hypodermic hypodermic needle hypodermic needle hypodermic syringe hypoglycemia hypotension hypotenuse hypothesis hypothetical hypothetically hyssop hysteria i. s. enjektör. isteri. f. ipnotize etmek. hipertermi. sa ğlıksal. hipoglisemi. i. hipnotizma. hastalık hastalığı. z. tıb.

I can´t make head or tail of it. Yemin ederim!/Vallahi do ğru! 2. isterik bir şekilde. I haven´t a penny to my name. k.. I feel refreshed. Bana vız gelir. k.. I heard it on the grapevine... I feel like resting.! İng. Hiçbir şey anlayamıyorum. Bunu biraz da bekliyordum... 1. pek sanm ıyorum. İtirazım yok. ben. İng. ç k.. I should like .. I should have liked . I say! s.. Ondan hiçbir şey anlayamıyorum... k. İyi değilim. bak. Hayret! ... s.. belki. Benim için farketmez. I beg your pardon... istiyorum. I for one I had better go. İzi tozu yok. have thought hershouldolder. I promise you! Bu plan İng.... 2. k. i. have liked youthought . I hope so.: I should I should have to have known Daha yaşlı olduğunu zannederdim. dili çok komik. I am proud to know him. dili Bence bir tahtas ı eksik. I don´t mind. İnşallah. I promise you! I say . dili Kula ğıma geldi.nas ıl! Hem de I should say so! . dili çok komik: a hysterical joke çok komik bir şaka. Çok minnettar ım.. z. I doubt whether . Roman almak tell you I´m sorry. ılgınca.. I don´t doubt that I don´t feel like myself. k. Haydi yap bakalım... isterik. I kind of expected it. I couldn´t help smiling. Hiçbir fikrim yok.. I seem to hear .. I can´t make heads or tails of it. I paid through the nose for it... bana kalırsa. dili Bana iyi bir şey gibi gelmiyor.. Ben bile ku şkulanıyorum. hysterical. Orası kesin! 3.: I to be like to Senden özür dilemek istiyorum. benden söylemesi/sana söyleyeyim: This plan .. .. Zannetmiyorum./. 1. işitir gibi oluyorum./İşin içinden çıkamıyorum. san ırım. 1. Gitsem iyi olacak. I don´t give a darn. dili Bana ne!/Bana v ız gelir! k. zannedersem. Burama kadar geldi... 2. Bu sorunu çözebilece ğimi sanmıyorum. Kendime geldim.!/Baksana won´t work.. Hiç ku şkum yok ki ../Umarım öyle olur. I don´t give a toot! I don´t like the sound of it. diyebilirim ki. . zam.. Hiç param yok. I have no idea. Canım dinlenmek istiyor. I myself am doubtful.!/Bak . Fevkalade!/Harika! 2. I have had enough of him. . deli gibi..: I should Onu tan ımış olmanızı isterdim. Affedersiniz. Kendi hesab ıma ben inanmıyorum. Onu tan ımakla iftihar ediyorum. pek sanmam.. dili 1. k. I haven´t seen hide or hair of him. histerik. I can´t seem to solve this problem. kriz.hysteric hysterical hysterically hysterically funny hysterics I I I shouldn´t think so. çoğ./Keyfim yok. Kendimi gülümsemekten alamad ım. 2. dili Dinle . I´d like to buy a novel. isteri krizi. I don´t think he´s all there.. I dare say I dare say I dare you. Bana çok pahalıya mal oldu. Romen rakamlar ı dizisinde 1 sayısı. I am much obliged. I for one do not believe it.. 1.

I have.... O geldiğinde ben gitmek üzereydim. Bu vesileyle hepinize te şekkür etmek istiyorum. I think so.. If it´s just the same to you. I´m pleased to meet you.... k ıs. I thought as much. Hay Allah. Korkarım haklısın. yukarı tükürsem bıyığım. Kabul etmem.. it. Keşke bilseydim! Siz olmasayd ınız . like it you can lump If you don´t k.. I´ll have his head/hide! I´ll thank you to keep out of this! I´m buggered! I´m on the horns of a dilemma... i. İş teklifimizi kabul etmek üzere. Tanıştığımıza memnun oldum. k ıs.. beğenmesen de. . with them. s. İşin ayrıntılarına girmeyeceğim. I should think so.. I´ll go along now. I had. argo Pestilim çıktı!/Bittim! Aşağı tükürsem sakalım. kimlik. Öyle zannediyorum. I will/shall./Bilmiyorum. 3. 2. Saçımı kestirmek istiyorum./Bana öyle geliyordu ki . I will not labor the point. argo Hay Allah! Olur şey değil!/Allah Allah! k. I´ll go Senin için farketmezse onlarla giderim. Aşkolsun! I´ve a sinking feeling you´re right. İzlandaca. dili Be ğensen de bir.. İzlandalı. If you don´t mind. 2. If it weren´t for you . .. I want a haircut./ İzin verirseniz .. I would not know! I wouldn´t know./Herhalde. Öyle zannediyordum ki .. I am. k ıs.. I´ll do my level best. İngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi. İzlandalı. İzlanda. I won´t hear of it. I was under the impression that . Öyle zannediyorum. I would/should. never saw the likes of it. yine ayn ı şeyi yaptı. Gidiyorum artık. i I`d I`ll I`m I`ve I´d just as soon stay here. dili Üçkâğıda igeldim. dili Bu şe burnunu sokmazsan iyi olur! İng. k.. Burada kalmayı tercih ederim.. 1. k.. I´ve half a notion to give you a Sana dayak atas ım geliyor! hiding! I´ve never seen the like of it. Paraya k ıyıp kendime yeni bir elbise aldım. Ne bileyim ben! Hiçbir bilgim yok. I./Herhalde. i. Iceland Icelander Icelandic ID card If he hasn´t done it again! If I only knew! i. k. 2. dili Kellesini uçuraca ğım!/Derisini yüzeceğim! I´ve been had. Yaptığına şaşırıyorum... Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: I swear I didn´t do it! Vallahi yapmadım! Öyle zannediyorum.I should say so. I treated myself to a new dress.. I´d sooner die! I´ll be buggered! I´ll be damned! I´ll be jiggered! I´ll come in a minute or two.. I´m surprised at you. I was on the verge of leaving when he arrived. Ölmeyi tercih ederim! İng. İ. İzlanda´ya özgü. i. k ıs./Hiç şaşırmadım./I Benzerini hiç görmedim... Bu kadar ı yeter.. Elimden geleni yapar ım. 1... İzlandaca. dili Vay anas ına! Bir iki dakikaya kadar gelece ğim. Müsaade ederseniz . kimlik kartı./Sözü uzatma. I would like to take this occasion to thank you all. She is on the verge of accepting our job offer. İzlanda. 1. I swear . I want no more of it./İzninizle . Zaten bunu bekliyordum.

İnterpol. 1. s. çoğ. (çoğ. İrlandalı. I. mısır. f. f. pastırma yazı./Göze güzel görünüyor. hintsarısı. s. İng. İrlandalı. 1. İrlandaca. hintpirinci. I. i.chi. i.. 2. Irak. İslamiyet. İrlanda. . İslami. s. hintkeneviri. s.B. Kızılderili. i. mıısır unu. Hint. bak. 2. Aynı kapıya çıkar. 2. 2. İrlandalı. In. Endonezya. Çinhintli. İrlanda´ya özgü. International Labor Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü).nese) Çinhintli. Çinhindi´ne özgü. İsrailli. Irak´a özgü. i. i. İsrail. 1. 2. İslamlaştırmak. Hintli. İng. Hindistan. i. İsrail´e özgü. s. İslam. i.men (ay´rîşmîn) i. çini mürekkebi.D. İrlandalı erkek. Çinhindi. Endonezya´ya özgü. i. Çinhindi. i. 1. İrlanda kahvesi. Irak.en (ay´rîşwîmîn) i. k ıs. Iraklı. İrlandaca. s. Ba ğımsızlık Günü (4 Temmuz). I owe you size olan borcum. s. i. 2. İsrail. 4.ILO IMF Indeed! Independence Day India India ink Indian Indian corn Indian file Indian hemp Indian lotus Indian meal Indian rice Indian summer Indian yellow Indochina Indochinese Indo-European Indo-European languages Indonesia Indonesian Inner Mongolia International Standard Book Number Internet Interpol IOU Iran Iranian Iraq Iraqi Ireland Irish Irish coffee Irish Gaelic Irishman Irishwoman Iron Curtain Is he the man for the job? ISBN Islam Islamic Islamise Islamize Israel Israeli It appeals to the eye. tar. 2.rish. İran´a özgü. K ızılderili. Iraklı. s. İng. İrlandaca. İran. i. 1. the International Monetary Fund (Uluslararası Para Fonu).do. k ıs. s. İranlı. Hindistan´a özgü. hintfulü. 3. 2. tek s ıra (yürüyüş). i. Öyle mi? A. Hint-Avrupa dilleri. Kızılderililere özgü. i.wom. İndonezya. İslamize. İslam. O bu işin adamı mı? k ıs. Göze hoş geliyor. Hintli. i. Endonezyalı. i. Endonezya. üstüne krem şantiyi konulan viskili ve şekerli kahve. i. 1. Müslümanlık. Müslüman. çoğ. borç senedi. uluslararas ı standart kitap numarası. k ıs. 1. i. Hint-Avrupa dil ailesine ait. 3. İrlandalı kadın. 1. It comes to the same thing. İran. İrlanda. Demirperde. İslamlaşmak. İç Moğolistan. İranlı. International Standard Book Number (Uluslararası Standart Kitap Numaras ı).rish. Kızılderili. Endonezyalı.. Hindistan. İsrailli.

... It never rains but it pours. -e will..../Bana bir şey hatırlatıyor. Bana zevk veriyor.. k. It isn´t done.../Her şey iyi güzel de . It would seem that . .. Sanki . Ne yapalım? Kısmet! Böyleydi. It has seen better days.. Çok yazık! k. dili Yüzde yüz olacak bir şey!/Sağlam bir iş bu! Onun hayatta kalmas ı bir mucize.. Farketmez. Ona makul bir maa ş vermedikçe k.. Böyle yapmak âdettir.. Beni etkilemiyor. It looks like rain. neden gelmesin?” salary. It requires qualification.././Galiba .. dili Çok kolay bir şey!/İşten bile değil! It´s a cinch! Yazıklar olsun! It´s a crying shame! It´s a deal! It´s a pleasure..It dawned on me. Yağmur yağacağa benziyor. Allah verince ya ğdırır. It is more than probable that .. 2. Büyük bir olas ılıkla .. Artık onsuz olmaz. It´s about time! It´s all very well but . Burada (gazete. k. Nihayet! (Sitem belirtir. Her işte bir hayır vardır. Söylentiye göre . Önemi yok. Sadece bir zaman meselesi. It was like this. Onun önemi yok. It seems as if/as though ... Müstahaktır!/Oh olsun! Müstahaktır!/Oh olsun!/Ettiğini buldu! (that) .. gibi görünüyor.: Unless you pay him a decent it stands to reason he won´t work hard.. dili Tan ıdık gibi geliyor. k. It makes my flesh creep../Bana v ız gelir. It doesn´t matter. It´s a change for the better. It is only a question of time.. It´s become indispensable. It isn´t worth a farthing..). It is beyond my power.. Tüylerimi ürpertiyor...” tabii ki .. dili Benden bunu istemen biraz fazla. It´s a bit thick of you to ask me to İng.. Mantık diyor ki .. It leaves me cold.../Farketmez.. It is an ill wind that blows nobody good.. Eskisi kadar işe yaramaz.. It gives me a kick. Artık eskidi.. It was just one of those things. It is half past one.). It´s a real pity! It´s a sure thing! It´s a wonder she´s still alive.. değil mi? do this../Mesele onda de ğil.. It´s anybody´s guess. It was nothing of the kind! Kafama dank etti... Elimde de ğil. imi ş gibi...´nde) diyor ki .. Anlaştık! Benim için bir zevktir.. It serves him right! It serves him right! It stands to reason It stands to reason that . Aksilikler hep üst üste gelir.. It is neither here nor there.b./Ho şuma gidiyor. It is usual to do so. (with me). It still hasn´t penetrated. Beş para etmez.../Rumor has it that . 1. Kısmen doğru.. Yak ışık almaz. isn´t it? İyi ettiniz! (Cevaben söylenir.. kitap v... Kuvvetle tahmin edilen bir şey için kullanılır: “Will she come?” “It stands to reason she göre “Gelecek mi?” “Tabii./Hiç hoş bir şey değil. dili Jeton hâlâ dü şmedi. It is rumored that . Saat bir buçuk.. Hiç de öyle de ğildi! . It rings a bell It says here that . -diği söyleniyor. Hepsi iyi ho ş ama . It is reported that .. It has seen better days. It makes no difference... Kesin olarak kimse bilmiyor.

It´s not within reach. s. 1. It´s high time. buz torbas ı. It´s not humanly possible. buzk ıran. k. It´s the rage these days! It´s time for school. It´s your turn. 5. dili Bundan sonras ı kolay. so ğutmak. 2. etraf ı buzlarla çevrili (gemi). üzerine krema sürmek. f. It´s not my cup of tea./Ha Ali Hoca. Hiç anlayam ıyorum. dondurmak. Aslında şehrin sınırları dışında. buz gibi. k. 2. İtalya. isfilt. buzlarla kaplı. s./Şakaya gelmez. k. 1. ice-cream cone 1. Fildişi Kıyısı. buzul. İtalyan. . üzerine krema sürülmü ş (pasta/kek). i. k ıs. Pek bir özelliği yok. 3. dili İnsanoğlu bunu yapamaz. 2. i. It´s no joke. Kapasitesi ona yetmez.: It´s no go. It´s time for Sıra sende. Fildişi Kıyısı´na özgü. dili buzdolab ı. dili O bana göre de ğil. i. karar ından vazgeçmiyor. the other. buz tutmuş (liman). It´s no go. It´s plain sailing from here on. El altında değil. k. i. It´s just the thing! It´s my treat. aysberg. üstüne soda dökülmü ş dondurma. İtalyanca. buz k ıracağı. i. s. It´s nothing special. (over/up) buzlanmak. k. haşimdi çok moda! O Hoca Ali. buz. k. Okul zaman ı geldi. buzlu: iced tea buzlu çay. s. Fildişi Kıyılı. 2. 2. O kadar pahalı ki kimse alamaz. Olmuyor./Şakası yok. Tam vakti. i. dili Bana ne! Kendini içkiye vermesi şaşılacak bir şey değil. buz hokeyi. 4. intrauterine device.It´s Greek to me. 2. It´s prohibitively expensive. 1. i. 2. Italian Italy IUD Ivorian Ivory ice ice cream ice cube ice field ice hockey ice hockey ice pack ice pick ice rink iceberg icebound icebox icebreaker icecap ice-cold ice-cream soda iced iced-tea iced-tea spoon i. s./Yanına yaklaşılmaz. It´s no laughing matter. donmak. dondurmayla dolu dondurma. 1. 1.. i. buz hokeyi. Külah içinde dondurma küçük buz kalıbı. dili Aralar ında hiç fark yok aslında./İkisi aynı kapıya çıkar./Ahım şahım bir şey değil. It´s one o'clock. It´s no joke. Saat bir. Fildişi Kıyılı. buzlu şerbetten yapılan tatlı. buzda dondurma külah ı./Şakaya gelmez. İşin şakası yok. dili Tam arad ığımız şey! Ben ısmarlıyorum. It´s not within her capacity. s. uzun saplı tatlı kaşığı. It´s six of one and half a dozen of k. Şakaya gelmez. It´s outside the city proper. 1. buzda ğı. buz pateni alan ı. külah: She was eating an ice-cream cone. Olmuyor./Zaman ı geldi de geçti bile.. he won´t change his mind. Kolay iş değil. It´s no skin off my nose! It´s no wonder he took to drink.

h. s. avara dişlisi. ikonoklast. İng. gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran. 1. buz i. 5. boşta. 2. buz saça ğı. i. z. ideal. ikon k ırıcılık. 2. 2.t. 1. idealizm. ask. tembel. idealize. fikir. ikon k ırıcı.. i. yerleikonoklazm. i. i. b. mükemmel. with identity identity card identity crisis identity disk ideological ideologist ideology idiom idiomatic idiomatically idiosyncracy idiot idiotic idle idle away time idle hours idler idol idolater idolatry idolise idolize idyl idyll idyllic i. tabir. boş (vakit). f. 2. s. idolize. kar dişi. ideal. tar.. 2. kapl ı. 1. aylak. ideolog. yerle şmiş inanç. f. i.. özde şlik. put. sabit fikir. şmiş inanç. b. s. saplantı. çok sevilen kimse/ şey. i.. 2.. tapınmak. dü şünce. tuhaf özellik. 2. i. i. z. ikona. -in kim/ne/kimin oldu ğunu tespit etmek/saptamak/söylemek. işlemeyen (makine). ülküsel. (with/to) (ile) ayn ı. işsiz. f. ruhb. putlaştırmak. ikon k ırıcı. i.. with kendini (biriyle) . 2. saçak buzu. f. s. 1. aynen. eksantriklik. ülkücülük. deyim. ikonoklast. ikon. fels. mat. b. 1. f. i. boş vakit. geri zekâlı. 1. .gelenek veya kurumlara karşı çıkan/saldıran kimse. tuhaflık. 1. 3. idealist. idilik. s. i. (biriyle) özdeşleşmek. yerle şmiş inanç.o. boş gezen kimse. i. 1. hüviyet. bak. i. özdeş. avara kasnağı. 4. i. ülkü. z. kimlik bunalımı. buz. i.h. a ğız. idil. zaman öldürmek. ile şleştirmek. 2. tar. künye. 2. idealist. ayrıksılık. s. ideoloji. (bir dilin) ifade tarzına uygun olarak. 1. 1.. putperestlik. ayn ı şekilde. s. idyll.. mak. tar. birinin/bir şeyin özde ilgili olduğunu düşünmek. i. 1. ideal olarak. 2. (pasta ve kek üzerine sürülen) krema v. İng. mat. i.. i. ülkücü. buz gibi. sanki bir idilden al ınmış. bak. 2. s. s. (bir gruba özgü) dil. asılsız (söz/vaat/tehdit). ülkücü. dangalak. ask. (kolye zincirine tak ılı) künye.. idefiks. buzlu.. s. gelenek veya kurumlara karşı çıkma/saldırma. fels. putperest. özdeş ikizler./s. ideolojik. f. mak. boş.b. buz salkımı. dangalak.. fels. 2. 1. idealle ştirmek. 1. sanem. kimlik cüzdanı. pastoral.h. (motor) rölantide/avarada çalışmak. i. geri zekâlı. (bir dilin) ifade tarzına uygun. kimlik. 3.. bak.icicle icing icon iconoclasm iconoclast iconoclastic icy idea ideal idealise idealism idealist idealistic idealize ideally idée fixe identical identical twins identically identification tag identify identify s. ideal. kimlik kartı.

terbiye görmemiş. s. mantığa aykırı. kötü. pırnar.e. kontak. eğer. en kötü ihtimal gerçekle şecek olursa/gerçekleşirse: If worst comes to worst. i. tutu şma. f. püskürük (kütle). s. tutuşturma. i. hintkertenkelesi.a (îl´iyı) i. şayet. ateşleme tertibatı. uğursuz. bilgisiz. mantıksız. f. çobanpüskülü. boş vermek. şart. s. alçakça. kaba. i. s. okumam ış. id est yani. ateşleme.. soysuz. i. 1. okunaks ız. i. serke ş. bahts ız. 1. dar görü şlü. şayet.. 1. ters. hastalık. kontak anahtar ı. aksi takdirde. s. gerekirse. bilgisizlik. gayrime şru. oto. 2. olmazsa. k. okunaks ızlık. 2. oto. s. yeşilmeşe. çoğ. evlilikdışı. 2. s. yasad ışı. 2. rahatsızlık. kıvrımbağırsak. p ırnal. 1. 1. pek bilgisi olmayan. uygun olmayan. uymayan.. içi rahat olmayan. yanlış. cimri. s. 2. terbiyesiz. cahillik. yasad ışı. s. şerefsiz. kötülük. worst) 1. Keşke bilseydim. s. lütfen. i. (worse. s. s. dili şüpheli. s. s. talihsiz. a şağılık. 2. şayet. i. yasadışı. 1. rezalet. cehalet. fena. bağ. s. oto. hasta. zarar. 2. yolsuz. bilmezlikten gelmek. iguana. yanlış düşünülmüş/tasarlanmış. can always 2. 1. alçaklık. zool. husumet. kara cahil. 1. s. s. 2. yanmak.. kötü huylu. 3. tutuşmak. illegal. de ğilse. fenalık. demek ki. yakmak. alçak. yüz k ızartıcı.ie if if ever if need be if not if only if perchance if push comes to shove/if it comes to the push if worst comes to worst if you please iffy igneous ignite ignition ignition key ignition switch ignoble ignominious ignominy ignoramus ignorance ignorant ignore iguana ileum ilex ill ill at ease ill will ill will ill-adapted ill-advised ill-bred ill-disposed illegal illegibility illegible illegitimate ill-fated illiberal illicit illiterate ill-judged ill-mannered ill-natured illness illogical k ıs. s. s. düzensiz. we rica ederim. i. ateşlemek. Iguana iguana. ateş almak. ise. tutuşturmak. 2. 2. 2. huysuz. 1. kültürsüz. 1. ate şleme düzeninin açılıp kapanmasını sağlayan aygıt. k. caiz olmayan. dili çok gerekirse. namussuzca. sakıncalı. belirsiz. okuma yazma bilmeyen. eğer. bot. cahil. yanlış. yolsuz. kötü niyet. bayağı. huzursuz. 3. i. En kötü ihtimal gerçekle şecek 1. liveisterseniz. cahil. ald ırmamak. keşke: If only I had known. i. rahats ız. 1. haram. . 2. bilgisizlikten ileri gelen. s. il. anat. s. ters. in the cave. bilgisiz.

hayal etmek. 2. with (fikir) a şılamak. 1. 2. özümsemek. aldatıcı. geri zekâlı. z. 2. 3. imgelemek. f. hayal gücü kuvvetli. resim. illüzyon. vakitsiz. resimlemek. 2. 1. derhal. iyi planlanmış.. s. mevsimsiz. toyluk. il. 1. önemsiz. toy. tertemiz bir şekilde. f. illüstratör. 2. 3. pek çok. içmek. zamans ız. i. 1. aydınlatmak. illüstrasyon. imgesel. uçsuz bucaks ız. çizer. i. 2. hemen. çok büyük olma. 4. 1. s. kapmak. kocaman. haml ık. aydınlatıcı. s. hayal ürünü. 1. ham. uğursuz. i. asılsız. (birini/bir konuyu) ayd ınlatmak. taklit. gelişmemiş. f. örnekleyen. içkin. gayet. tertemiz. do ğrudan doğruya. s.. yakın. so ğurmak. örnek. put. zannetmek. f. s. i. s. uçsuz bucaks ız olma. (bir şeye) doğrudan yol açan neden. ışıklandırmak. i. i. 2. 1. 3. görüntü.a (îlu´viyı)/--s (îlu´viyımz) i. 2. s. i. 1. f. lekesiz olarak. hayal. çoğ. s. z. imge. s. aptallık. imaj. maddi olmayan. 2. yanılsama. emmek. i. ünlü. 1. hayal gücü. 2. me şhur. aldatıcı. z. s. 3. dengesizlik. tezhip. aydınlatma. ölçülemez. şerefli. 2. s. içkinlik. 1. 1. 1.. i. s. 3. 2. i. 3. betimleme. s. hayali. 1. göz önüne getirilebilir. i. f. s. sanmak. kuruntu. 1. taklit etmek. fels. (kitabı/yazıyı) tezhip etmek. konu d ışı. 1.vi. aptal. 2. hayal edilebilir. geri zekâlılık. 3. hayal. talihsiz. i. 2. şimdiki. taklidini yapmak. kötü davranmak. imgelem. i. çok büyük. taklit etme. asılsız. örneklemek. i. acil. jeol. ilüvyon. 1. 3. (birini) örnek almak. yarat ıcı. s. 2. tahmin edilemeyecek boyutlarda. sonsuz. imgecilik. i. 1. olgunla şmamış.ill-omened ill-starred ill-timed ill-treat illuminate illuminating illumination illusion illusive illusory illustrate illustration illustrative illustrator illustrious illuvium image imagery imaginable imaginary imagination imaginative imaginatively imagine imagism imagist imbalance imbecile imbecility imbibe imbue imitate imitation immaculate immaculately immanence immanent immaterial immature immaturity immeasurable immediate immediate cause immediately immense immensely immensity s. s. . hayal gücüne dayanarak. ölçülemeyecek kadar büyük/çok.. öğrenmek. 4. 2. s. bahtı kara. 2. 2. fels. kusursuz. 2. lekesiz.lu. olmamış. tasar ımlamak. z. s. 1. s. hayal. f. 1. şanlı. olgun olmama. i.. imgeci.

i. i. ölümsüzlük. 2. yansız. 2. f. suçlamak. 1. sabit. utanmaz. huk. k ımıldayamaz duruma getirmek. İng. (to) (-e) bildirmek. kazıklamak. s. yakın. sonsuz. geçit vermez. i. 2. bak. 1. ölümsüz. sabırsızlıkla. kusursuz. f. çileden çıkarmak. dalma. f. ateşli. k ımıldamaz. ebedi. f. batırma. ölümsüzle ştirmek. kördüğüm. s. bozmak. tarafs ız. dişçi. haddini bilmez.. yak ında olmasından korkulan. afacan çocuk. çene kemiğine kaynamış diş. 1. f.. paras ız. elektrikli su ısıtıcısı. 1. f. ars ız. kazığa vurmak. ölümsüz varl ık. s. i. göç etmek. açmaz. yerinden oynamaz. tez canlı. tespit etmek. i. değişmez. 1. edepsiz. 1.. s. değişmez. f. dili elektrikli su ısıtıcısı. göçmen. k. hareketsiz. i. 4. s. to -e kar şı bağışık. (devlet memurunu) mahkeme önünde suçland ırmak. i. 2. coşkulu. suya batırmak. s. sabit. s. k ımıldatılamaz. 3. f. s. etki. s. heyecanlı. i.. bak. engellemek.. s. İng. aşırı. kazığa oturtmak. geçilmez. İng. duygularını açığa vurmayan. coşturmak. s.immerse immersed in thought immersion immersion heater immigrant immigrate immigration imminent immobile immobilise immobility immobilize immoderate immodest immoral immorality immortal immortalise immortality immortalize immovable immune immunise immunity immunize immutable imp impact impact impacted tooth impair impale impart impartial impartiality impassable impasse impassion impassioned impassive impatience impatient impatiently impeach impeccable impecunious impede f. immunize. 1. kolay etkilenmez. s. heyecanland ırmak. 2. s. 2. ta şınmaz. 3. zayıflatmak. bağışıklık. söylemek.. vuru ş. daldırmak. s. çıkmaz. f. sabırsızlık. kızdırmak. i. küçük şeytan. ahlaka aykırı. i. derin düşüncelere dalmış. 2. 1. İng. 2. z. hırslandırmak. bak. sıkıştırmak. . s. dald ırma. 3. f. yansızlık. dalgın. 2. şeytanın art ayağı. 1. ahlaks ızlık. hareketsizlik. İng. muhacir. batma. 2. i. huk. f. a şılmaz. 1. gayrimenkul. çarpışma. pekiştirmek. f. immortalize. immobilize. sabırsız. s. açık saçık. i. ölçüsüz. ebedileştirmek. dokunulmazlık. from/to -den muaf. ahlaks ız. to -e vermek. tarafs ızlık. i.. (against) (-e kar şı) bağışık kılmak. f. f. göç etme.

zorunluk. temsil etmek. çürümez. (bir şeyin içinde) saklı olan anlam. 2. amansız (düşman). yayılımcı. belli belirsiz. f. eleştiri v. 1. yayılımcı. alet. güdü.´ni) yürürlü ğe koymak.farkedilmez. i. i.´ni) geçirmez. i. f. uygulamak. 2. uyarı. yok olmaz. f. s. küstahlık. 3. s. güç. dilb.. küstah. şahane. on/upon -i etkilemek. kusur. f. i. engel. s. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırma. 3. i. to (su. 1. s. to (korku. seçilmez.). imparatora özgü. emperyalizm.b.b. 1. dikmek. -e işaret etmek. defolu. ifade anlaşılan. implantasyon yoluyla aşılamak/dikmek. f. 2. --ling) sürmek. z.´ni) dinlemez. çabuk. . tıb. ima etmek. münasebetsiz. i. tıb. (dolaylı olarak) göstermek. sugeçirmez. 3. zorunlu. 2. itmek. s. s. emperyalist. 1. çözülemeyen (sav. olmas ı yakın. 2. 1. --ing/--ling) tehlikeye atmak. imparatorluk sistemi. i. pişmanlık duymama. s. 3. sert. (öğüt. keçisakalı.b. 1.edilmeden anla şılan. f. sevketmek. s. 2. karar v. olmama.. yatıştırılmaz (öfke. (yasa. nüfuz edilemeyen. i. i. kişisel olmayan. 1. beraberinde getirmek: z. eksiklik. emperyalist. soğukkanlı.). 1. 1.´ne) kulak asmaz. 1. dürtü. 2. Allaha kar şı saygısızlık. 2. i. yürütme. 2. ağırbaşlı. s. saklı. 1. s. emir belirten. hissedilmez.b. özür. i. 2. s. f. geçici. 4. dü şünmeden yapılan. buyurgan. bitmemi ş bir eylemi gösteren (zaman/fiil). zorunlu şey. terbiyesiz. emreden.´ni) yerine getirmek. i. 1. yürürlü ğe koyma. delinmez. 1. aşılamak. f. münasebetsizlik. aplikasyon. 2. impertinence. 1.b. s. s. 2. 2. canland ırma. plan v. şiddet. sır v. i. emretmeyi seven. (taahhüt. pişman olmayan. içinden geçilmez (orman). s. bozulmaz. araç. kişilikdışı. yay ılımcılık. emir. 5. 2. s. noksan. Duman ate şi içerir. terbiyesizce. s. kusurlu. kaba bir şekilde. tıb. s. 3. 4. terbiyesiz. i. 2. (--led. 2. to (ö ğüt. taklit etme. söz. 1. 1. 1. engel. geçirimsiz (toprak). dolaylı olarak s. pişmanlık duymayan. mecburi. ima edilen. 2. dolaylı tam. 2. to (ya ğmur/hava) geçirmez. hava v. 3. mim. (--ed/--led. dilb. s. Allaha kar şı saygısız. implantasyon. 1. s. yalvarmak. 2. 2. i. temkinli. hava geçirmez. 2. tamamıyla. i. taklit etmek. s. imparatorlu ğa ait. 1.olarak.b. 3. eksik. implantasyon. şiddetli. içermek: Smoke implies fire. girilmesi imkâns ız (kale). eleştiri v. kaba. amirane. bak.zorunluluk. kalıcı olmayan. f. 1. canland ırmak. pişman 4. (birini) (olumsuz bir şeye) karıştırmak. aceleci. zor. yerine getirme. akl ına sokmak.impediment impel impending impenetrable impenitence impenitent imperative imperceptible imperfect imperfection imperial imperialism imperialist imperialistic imperil imperious imperishable impermanent impermeable impersonal impersonate impersonation impertinence impertinency impertinent imperturbable impervious impetuous impetus impiety impinge impious implacable implant implant implantation implement implement implementation implicate implication implicit implicitly implore imply impolite impolitely i. i. görülmez. istifini bozmayan. kesin: implicit trust tam güven. 3. 3. 1. hızlı. nefret v. 2.b. mâni. 1.

çok ısrarlı. (damga/mühür) basmak. izlenim. 2. 3. s. nüfuz.. 2. (kitapta) yayınevinin adı. izlenim. empresyonizm. 5. kazan ılamaz. titiz olmayan. i. ithal etmek. (vergi) koyma. geçilmez. 2. 4. 2. zorla kabul ettirmek. iktidarsız (erkek). f. terbiyesizlik. f. bak. ısrarla istemek. 1. 1. önem. i. kuvvetini kesmek. empoze etmek. pratik olmayan. 1. s. imkânsızlık. 2. 2. i. permi. fakirleştirmek. 2. zahmet vermek. elverişsiz. i. s. 3. döllemek. zorla kabul ettirme. ağırlığı olmayan. etkili. 2. doland ırıcı. i. gebe b ırakmak. (zihnine) sokmak. kullanışsız. s. izlenimci. etki. vergi. on/upon akl ına sokmak. 1. 1. f. kanunen el koymak. (zorla) yüklemek. 2. 1. s. damga. heybetli. -e (vergi) koymak. f. . f. 6. nüfuzlu. hapsetme. imkânsız. 4. i. 2. 2. isteğinde çok ısrar eden. i. i. f. haczetmek. empresyonist. 2. izlenimci. zahmet. resim. z. pratik olmayan. hile. anlam. (ceza) vermek. emprenye etmek. hassas.(yol). elverişsiz. i. çetin uygulanamaz. f. 3. impotence. 4. i. ithalat. bask ı. 3. zaptedilemez. kim. 2. 1. ölçülemeyen. s. hapis. önceden kestirilemeyen etken. i. bask ı. özensiz. a ğıla kapamak. sahtekâr. 4. i. iz. 6. 3. ithalat kotas ı. âciz. s. rahats ız etmek. yük. duyguları etkileyen. uygunsuz. 2. kesin olmayan. 1. s. aşırı duyarlı. damga. güçsüz. 2. önemli. etkileyici. s. güçsüzlük. 4. 1. 2. ithal malı. itibar. s. i. 3. mantıksız. isabetsiz. 5. d ışalım. uygulanamaz. imkâns ız bir şekilde. beceriksiz. ithal izni. (on) 1. yap ılamaz. mim. olanaks ızlık.. önem. şaşırtıcı derecede. etkileyici bir şekilde. etki. itibarl ı. görkemli. 5. olanaks ız. ithalatç ı. on/upon 1. s. 6. yap ılamaz. s. dikkatsiz. 3. f. i. z. i. 1. kolayca etkilenen. 3. 2. s. üzengita şı. 1. etki. (fikir) a şılamak. 1. with etkilemek. ithalat ve ihracat. haks ız talep.impoliteness impolitic imponderable import import import duty import license/permit import permit import quota importance important importation importer imports and exports importunate importune impose imposing imposition impossibility impossible impossibly impost impost impostor impotence impotency impotent impound impoverish impracticable impractical imprecise impregnable impregnate impress impression impressionable impressionism impressionist impressionistic impressive impressively imprint imprint imprison imprisonment i. (damga) basmak. 1. kabalık. 2. ithalat izni. empresyonist. 3. iktidars ızlık. i. i. nak şetmek. 4. 1. 1. harç. 2. f. tartıya gelmez. 2. 1. zayıf. emdirmek. 1. ithalat vergisi. hapsetmek. s. yoksulla ştırmak. 1. 7. ceza. izlenimcilik.

2. -a: içeriye. düşüncesizce davranan. k. tepi. tedbirsiz. ilerletmek. bir anlamda. gelişme. -de.gözde. in the envelope zarf ın içinde. i. 3. çok moda olan. görev ba şında. 1. küstah.improbable impromptu improper impropriety improve improvement improvise imprudence imprudent imprudent impudence impudent impugn impulse impulsive impulsively impunity impure impurity impute in acknowledgment of in in in in in a bad way in a big way in a breeze in a coon´s age in a daze in a ferment in a flash in a good light in a hurry in a jiffy in a lather in a lump sum in a manner of speaking in a monotone in a nutshell in a roundabout way in a sense in a slapdash manner in a small way in a small way in a state of undress in a trice s. (bir şeyi) iyimser olarak (görmek). dolambaçlı yoldan. evde. geliştirmek. ihtimal d ışı. 3. içinde. dili 1. uygunsuzluk. -e. çirkin. karınca kararınca. s. murdarl ık. dili bir anda. azıcık.pocket. -da: olarak. -in karşılığı olarak: in acknowledgment of his years of service yıllarca verdiği hizmetin karşılığıin the box kutuda. z. dili heyecanlı. dolaylı olarak. epeydir. atfetmek. 3. yüzsüz. yani. s. düzeltme. içine. 3. hazırlıksız. iffetsiz. üstüne yıkmak. 2. dolaylı yoldan. Put it in içine. tepisel. s. 1. dili karga şalık içinde. doğaçtan/irticalen yapılan. 2. 3. k. -da. moda. tedbirsiz. 1. k. ars ız. monoton bir şekilde. i. i. k. tehlikede. yabancı madde. 2. yalanc ı çıkarmak. i. ruhb. sesini alçaltıp yükseltmeden. bir ç ırpıda. s. saflığı bozan şey. çıplak. geli ştirme. kolaylıkla. katışıklık. f. yoluna koymak. 1. hazırlıksız. az ve öz olarak. 1. yetkili kişi. aceleyle. elinde. küstahlık. gelişmek. birdenbire. dili küçük çapta. uygunsuz. i. yüzsüzlük. hemen. 5. 3. 2. Parasının hepsini peşinen ödeyebilirim. k. Cebine koy.içeride. pis. peşin ve taksitsiz olarak: I can pay for it in a lump sum. i. ilerleme. vermek. mevsimi gelmiş. uydurup yapmak. düzelme. i. yıldırım hızıyla. s. 1. 5. düşünmeden. 2. çabucak. kötü bir durumda. doğaçtan. 2. 2. dili çoktand ır. 1. edat 1. k. 3. (hazırlık yapılmadan) o anda yapılan. . 3. 4. tedbirsizlik. 2. piston. çok hasta. 2. düzeltmek. 2. 1. içeri do ğru yönelen. 1. ihtiyats ız. pislik. 2. 2. -de. katışık. baştan savma. dili torpil. f. kirli. murdar. irticalen. k. cezadan muaf olma. 1. kar ışık. itki. Özhan´ ın sağlığı düzeliyor. f. hazırlıksız olarak. yüklemek. 1. gelişigüzel. ihtiyats ız. f. dili büyük çapta. bir anlamda. 2. doğaçtan çalmak. s. düzelmek. arsızlık. yola girmek: Özhan´s health is improving. 3. s. kirlilik. katışkı. iktidardaki. ani bir istek. your 2. çabuk çabuk. yak ışıksız. iç. 1. ihtiyats ızlık. anında uydurmak. 1. 4. z. içinde. itici güç. k. z. sersem sepelek. s. olmayacak. i.

ileride. güpegündüz. 2. kötü durumda. k ısaca. meşgul. I can work late. 2. her halde: In any case you be there. göre mi? -e ilaveten. fazla olarak. -e göre. 1. -e yardım için. ne olursa orada 1. çok düzenli bir şekilde.in a twitter/all in a twitter in a way in a word in a/one body in absolute privacy in abundance in accord with in accordance with in actuality in addition to in advance in aid of in all in all in all probability in alphabetical order in an advisory capacity in and out in anticipation of in any case in any case in any event in any shape or form in apple-pie order in bad/ill repair in between in black and white in bloom in brief in broad daylight in broad daylight in bulk in camera in case in case of in case of emergency in cipher in cold blood in cold blood in command in commission in company with in comparison with in compliance with in concert in conclusion in conference k. açık. ol. (bir şeyin gerçekleşebileceği) düşüncesiyle. önde. . 1. danışman olarak. i. işe hazır. özetle. Gerekti ği takdirde geç vakte kadarcase of fire press this button. şifreli. -e uygun olarak. Çok miktarda armut vardı. in case of emergency acil durumda. 2. gerçekten. tamam ı. çiçekte. hep birlikte/beraber. uyarı niteliğinde bülten/duyuru. kâh içeride. ambalajsız. toplam. Her halükârda Billur´un yeme ğinde görüşürüz. basın. 2. -e ek olarak.I acted in accordance with your instructions. ile beraber. tamamen aralar ında kalmak üzere. büyük bir ihtimalle/olas ılıkla. Ne olursa olsun sen olsun. acil bir durumda. -e göre. her halükârda. sözü geçen. -e nazaran. toplantıda. mucibince. gizli celsede. amir. alfabetik sıraya göre. k ılını kıpırdatmadan. 1. bir bak ıma. soğukkanlılıkla. 1. ne olursa olsun. sözün k ısası. çiçek açm ış. -e uyarak. ayr ıca. her halde: In any event I´ll see you at Billur´sşekilde. uyum içinde. sefere hazır (gemi). menfaatine. -e uygun olarak: Is this in accordance with your wishes? Bu isteklerinize hakikaten. 2. bol/çok miktarda: There were pears in abundance. toptan. aralarında: two houses with a yard in between aralarında bir bahçe olan iki ev. toplam olarak. dili heyecan içinde. birlik içinde. 1. her halükârda. zaten: In hiçbir dinner. huk. k. dili yazılı olarak. kâh d ışarıda. birlikte. pe şin olarak. takdirde: In case it´s necessary. zaten: In any case you couldn´t have herhalde. güpegündüz. ne olursa olsun. Yang ın anında bu düğmeye halinde: In çalışabilirim. son olarak. alfabetik olarak dizilmi ş. yararına. 2. hepsi.

hali vakti yerinde. zamanı/vakti gelince. alevler içinde. gerçekten.in conjunction with in connection with in consequence of in danger in days of yore in deep water in deep water in default of in defiance of in despite of in detail in diameter in disrepair in doubt in due course in due course in duplicate in earnest in easy circumstances/on easy street in effect in excess of in fact in fact in favor of in fine fettle in flagrante delicto in flames in focus in front in front of in full retreat in full view in fun in future in general in good company in good faith in good repair in good season in good spirits in good time in good trim in great demand in great request in hand in harness in haste ile beraber. -den yana. formda. dili ba şı dertte. 1. -in lehine. -e ayk ırı olarak. durumda/vaziyette. 1. ile birlikte. sonucunda. tam zaman ında. sadece birinin sözüne güvenerek. 2. dili iyi çok revaçta. ayrıntılarıyla. ciddi. iyi durumda. zamanı gelince. -i hiçe sayarak. vaktinde. ile ilgili olarak. iş başında. -in lehinde. ayrıntılı olarak. çok aranan. keyfi yerinde. tamire muhtaç. 2. genel olarak. biraz erken. k. harap. ciddi olarak. -den fazla. gerçekte. tam çekilme durumunda. kuşkulu. önde. iyi odaklanm ış. tehlikede. 1. 1. tutulan. 2. çok eskiden. baya ğı. 1. yürürlükte. çap olarak. doğrusu. 2. genellikle. z. iki suret halinde. bundan böyle. süresi gelince. -e meydan okuyarak. aslında. 2. 3. çok ra ğbette. -i geçen. suçüstü. zor durumda. bundan sonra. k. büyük ra ğbet gören. 1. yokluğunda. şaşkınlık içinde. -e karşın. çok aranan. elde. -e rağmen. aslında. hazırlanmakta. -in taraftar ı. varl ıklı. tam göz önünde. önceden belirlenen zamanda. 2. aceleyle. iyi arkada şlarla. başı dertte. cürmü me şhut halinde. . nedeniyle. şakadan. şüpheli. zamanla. çok. önünde: in front of the building binan ın önünde. tela şla. 3. henüz belli olmayan. aslında. kontrol altında. yokluğundan dolayı. ile bir arada. keyfi yerinde.

avucunun içinde. part özellikle. bir anlamda. kendisi. hayalinde. şansı açık. -e bedel olarak. Kendi ba şına bir problem cezas ı tehlikesiyle karşı karşıya. parça parça. diye. order to keep up appearances ele güne kar şı rezil olmamak için. sözde. bir seferde: He drank all the beer in one go. şahsen. yapraklanm ış. demek. k. -in hatırasına. boş vaktinde: Do it in your spare time! Onu boş vaktinde yap! yürürlükte. talihli. ufak çapta. bence. in particular in parts in passing in patches in pawn in perpetuity in person . 1. ismen. bana göre. nüfuzu altında. minyatür. hiç. sapa. -e aday. Biran ın tümünü bir dikişte içti. tesadüfen. için: in order to see görmek için. hemen. other words aram ızda. rehinde. bir kerede. eli kelepçeli. bana kalırsa. zincire vurulmu ş. yer yer. ebediyen. our midst k ısmen. idam de ğil. dili çok çabuk. bana göre. rehinde.bir taraftan. derhal. geçerken. kesinlikle: He was in no way responsible. -i taklit ederek. bana göre. hayatı tehlikede. hareket halinde. şerefine. -sin diye: in order that he may see görsün diye. al ışılmışın dışında. birbirine girmiş. kan ımca. 2. daima. 2.in his/her own backyard in hock in honor of in imitation of in irons in itself/in and of itself in jeopardy of his life in jest in leaf in less than no time/in no time/in no time at all in lieu of in line for in luck in memory of in mesh in miniature in motion in my book in my judgment in my opinion in my opinion in name in no time in no uncertain terms in no way in no way. k ısım kısım. kanımca. -in anısına. bizzat. özünde. k ısmen. çabucac ık. bana kalırsa. out of the way in nothing flat in one go in one sense in one´s mind´s eye in one´s pocket in one´s spare time in operation in order that in order that in order to in in in in kendi çevresinde. 2. O hiçbir şekilde sorumlu değildi. şaka olarak. fikrimce. -in yerine. yol üstü olmayan. 1. ta ki. 1. çabucak. kafas ında. her zaman için. bizatihi: In itself it´s not a problem. sert bir şekilde/açıkça (söylemek). çok çabuk. yani. için s ırada.

koordinasyon içinde. baş başa. yapılmakta. -e oranla. 1. 1. sözün k ısası. k ıyıya yakın. 1. mevcut. hakk ında: She said nothing in relation to that matter. ile ilgili olarak. art arda dizilmiş bir şekilde. ortakla şa. kendini korumak için. -e karşılık olarak. beraber. O mesele hakk ında hiçbir şey söylemedi.in place in place of in plain English in plain English in play in point of in point of fact in position in practice in press in private in process of construction in proportion to in protest against in public in pursuance of in regard to in relation to in reply to in respect of in respect to in response to in retrospect in return for in revenge for in s. çarçabuk. -e rağmen. tek s ıra halinde. tam yerinde. -den öç almak için. İdeallerinin peşinde bak.. alenen. pe şinde koşarken. in pursuance of his ideals. geçmişe bakarak. birinin yerine. -e göre. uygulamada. -ce/-çe: In terms of money she´s well fixed.. gerçekte. Onun yerine Çetin gidebilir. k. 2. ba şkaları yokken. kısaca. gizli olarak. çok mutlu. bir dereceye kadar. aramakta. -e karşılık olarak. gizlice. sözün kısası. -e protesto olarak. 2. aramaya. basılmakta. -e gelince. açıkçası. 1. 1. . k ısaca. açıkçası. bazı bakımlardan. art arda. 2. inşa halinde. -diği kadar/derecede. birbirine bağlı olarak. k ısaca.´s stead in search of in self-defense in sequence in seventh heaven in shore in short in short course in short order in short order in sight in single file in so far as in so many words in some ways in some measure in spite of in stock in sum in tandem in ten seconds flat in terms of yerinde. açıkça. -in yerine. şaka olarak. k ısmen. 2. bask ıda. herkesin önünde. yerine getirirken. -e karşın: He´s carrying on in spite of the difficulties. with his wealth . s ırayla. pe şinde. ğmen devam ediyor. dili -e gelince. ile ilgili olarak. -e karşılık. 2. aç ıkça.. pratikte. -in karşılığında. 1. ile ilgili. bak ımından.o. birlikte. gerçekleştirmeye çalışırken: He sacrificed regard to. 2.. birinin nam ına: Çetin can go in his stead. 1. . aç ıkça. Zorluklara ra tic. aslında. tam on saniyede. görünürde. aç ıdan: Don´t look at the situation in those terms! Duruma o açıdan bakma! 2. açık seçik bir şekilde. çabuk. -e cevap olarak.

eninde sonunda. karşısında. (birinin) önünde/yan ında/huzurunda: in the presence of a large company büyük bir topluluk geçtikçe. dili paças ı sıkışınca. o/bu arada.): Reinforcements arrived in the nick of time. -in gözünde. mademki. garantili. 1. eninde sonunda. madem. hayatta. o takdirde. Don´t say that in her presence! Onun yan ında zamanla. Takviyeler tam zaman ında çıplak olarak. sırasında. under the circumstances. çoğu. sağ. olas ı. açmak. kavram olarak beğeniyor. habersiz. Bize yol gösterecek bir şeyler olmadığı için ancak bunu yapabildik. başı için. pomp and circumtance tantana. para kaybetmi ş durumda. hakkı için.in that in that case in the absence of in the abstract in the aggregate in the background in the bag in the cards in the circumstances in the clouds in the course of in the course of in the course of time in the crunch in the dark in the end in the event of in the extreme in the eyes of in the face of in the family way in the flesh in the hole in the interest of in the interim in the land of the living in the large in the light of the facts in the long run in the long run in the long term in the lump in the main in the matter of in the meantime in the midst of in the morning in the name of in the nature of things in the neighborhood of in the nick of time in the nick of time in the nude in the offing in the open in the presence of in the process of time -diğinden. adına. pek uzak olmayan (olay). aç ığa vurmak. esnasında. tam zaman ında. tabiatıyla. -diğine göre. dili borçlu. uzun vadede. çünkü. kavram olarak: He approves of it in the abstract. 1. yak ında. konusunda. bütünüyle. son derece. bak. bütün kapsam ı ile. aşkına. 2. çoğunlukla.. çantada keklik. Onu uygulamada de ğil. halinde. 3. zamanla. dili muhtemel. esnasında. 4. açılmak. ikinci planda. 2. k.. zaman önünde. -in arasında. . sermek. sabahleyin. sonunda. dili emin. . olayların ışığı altında. zamanla. yaklaşık olarak. yerine. k. tam zaman ında (Gecikmeye hiç yer olmayan durumlar için kullanılır. -in yoklu ğunda: In the absence of any guidelines this is what we came up with. dalg ın. .. k. bizzat. -diğinden dolayı. başlatmak.. takdirde. eninde sonunda. doğal olarak. f. debdebe. için. uzun vadede. -in ortas ında. aradaki zamanda. açık havada. civarında. 1. hayal âleminde. bütün olarak. toplam olarak. k.. dili gebe.. başlamak. namına. karanlıkta. . but not in practice. olayların gelişmesine göre. 2. o/bu süre içinde. çıplak. k. yarar ına. sırasında. yaymak. hamile.

güçsüzlük. kas ıtsız. 2. is hususta. hatalı. hareketsizlik. iyi ifade edilmemiş. Taksim civarında ında. 1. k. 2. kusurlu. tamam ıyla. ikiye (kesmek/bölmek/ayırmak). 1. 1. cans ız. s. 2. münasebetsiz. k. . yetersiz. eksik. beraber (yapmak). Hücuma kalkan her grup onlar ın öldürücü ateşiyle helak (of a lamb´s tail) k. can´t get there in time. hareketsizlik. yanlış.. s. aptal. durgun. s. boşuna. dili beraberinde: He had his girl friend in tow as well. i. dili aşağı yukarı.. i. aptalca. akortlu. . -in ardından. 2. dili Allah a şkına.. sönük. yeti ştirebilir misiniz? We k. s. 3. ayn ı zamanda. 2. s. 1. satılamaz. 1. (kişinin) elinden alınamayacak (hak). yüzünden. kaba taslak durumda. 2. yeteneksizlik. 2. iki k deadly fire. birlikte. bir ç ırpıda. gerçekten. 3. civarında: She lives in the vicinity of Taksim. gereğinde. 1. uygunsuz. etkisiz. bak. budalaca. k ısa vadede. s. i şlenmemiş durumda.His salary is in 1. devrolunamaz.in the raw in the rough in the same breath in the second place in the short haul/term in the short run in the short term in the thick of the battle in the vicinity of in the wake of in the world in this connection in three months in time in total in tow in triplicate in truth in tune in turn in two in two shakes in unison in vain in view in view of in/at a pinch inability inaccessible inaccurate inaction inactive inactivity inadequate inadmissible inadvertent inalienable inane inanimate inappropriate inapt inarticulate inasmuch inasmuch as inattention inattentive inattentiveness 1. Beraberinde k ız arkadaşı da vardı. s. Allahı/Allahını seversen (Soru zamirleriyle kullanılır. s. ondan sonra. 2. gerektiğinde. toplam olarak. 1. 4. hep bir a ğızdan. ortada. z. inept. yersiz. erişilmez. k ısa vadede. -den sonra. doğal halde. dolaylar ında. tic. 1. 2. s. 1. beceriksizlik.. 1. kim. üç aya kadar. 2. ikinci olarak. uygun görülmez. hep beraber. sıkışınca. 2. -den dolayı. 3. bir solukta. -diğine göre. anla şılmaz. mademki. s. i. . Allah ını seversen? How in the world did bu münasebetle. dili çıplak. i. sırasıyla. kabul olunmaz. etkisizlik. ölü.): What in the world buthat? O ne. hareketsiz. i. yetersizlik. s. dilsiz. ehliyetsizlik. 1. dikkatsizlik. 1. noksan. k. k ısa vadede. 2. işlenmemiş. üç kopya olarak.. zaman ında (yetişmek/yetiştirmek): Can you finish this in time? Bunu vaktindebütünüyle. 2. bir lahzada. s. dikkatsiz. vaktinde. elde olmayan. boş. yaklaşık olarak: sonucunda. hakikaten. durgunluk. budala. -in peşinde. s ıra ile. dili hemen. kendini iyi ifade edemeyen. nöbetleşe: Each charge was mowed down in turn by their ısma. yanına varılmaz. 2. ruhsuz. -i göz önünde tutarak. anlamsız. 1. donuk. 1. dikkatsizlik. görünürde. kim. -in ard oturuyor. boş yere. s. tic. muharebenin en şiddetli yerinde. -diği derecede/kadar.

1. s. uzun zaman boyunca s. kalıtsal. yeni başlayan. 2. i. akkorluk. kundakçı. de şme. başlangıç. f. güçsüz. i. açılış-in başlangıcı i. ampul. to -e ait olan. yavaş yavaş ilerlemek. resmen işe başlatmak. (birinin) tabiat ında olan. s. hadise. sert. limana/havaalan ına giren (gemi/uçak). (bir şeyi) yapamama. devamlı. 1. özendirici şey. s. aç ılışşe başlama. 1. kabiliyetsiz. nezaketsizlik. 2. k ızdırmak. inç. 1. yak ıp kül etmek. 1. dü şüncesiz. kaba davranış. güçsüz duruma getirmek. f. teşvik primi. kaz ımak. 2. doğuştan gelen.inaugural inaugurate inauguration inauspicious inborn inbound inbred incalculable incandescence incandescent incandescent lamp incandescent lamp incapable incapacitate incapacity incapacity for incarcerate incarnate incase incautious incendiary incendiary bomb incense incense incentive incentive pay inception incessant incessantly incest inch inch along incidence incident incidental incidentally incinerate incinerator incipient incise incision incisive incisor incite incitement incivility inclement s. elektrik ampulü. s. ile beraber z. 1. ensizyon. s. hakketmek. tedbirsiz. 1. başlatmak. hapsetmek. tıb. dikkatsiz. güdü. sürekli. uğursuz. f. tesadüfi. kışkırtıcı. 1. meşum. tahrik. töreni. dürtü. parmak. törenle açmak. 3. s. i. 2. 1. . irsi. i. yangın bombası. i. zeki. i. 2. -e özgü. oymak. f.b. 2. 2. i. f ırtınalı (hava). s. hesaplanamayan. hesap edilemez. i. s. 2. f. fırın. açılış. ile beraber gelen. buhur.). s. cisimlenmiş. açılış töreni ile ilgili. ensest. kabalık. isteklendiren ödül. i. şehir merkezine doğru giden (tren. z. öfkelendirmek. tahrik etmek. s. s. resmen i töreniyle başlatmak. teşvik etmek. 2. Kolera vakalar ı azalmakta. i. s. insan şekline girmiş. çöp fırını. otobüs v. yarma. başlamak. ard ı arkası kesilmeden.gelen. yeteneksizlik. s. 1. 3.. yavaş yavaş hareket ettirmek. tesadüfengelmişken. kasten yang ın çıkaran. 2. vaka. güçsüzlük. 2.edinilegelmi ş. s. ardı arkası kesilmeyen. ikinci derecede olan/sayılan: incidental expenses yan masraflar.54 cm. sürekli olarak. günlük. i ş yapamaz duruma getirmek. to -e ait olan. 1. k ışkırtma. i. encase. keskin. f. s. âciz. i. henüz ba şlamakta olan. 2. 2. f. 3. yeteneksiz. k ışkırtmak. i. (birini) törenle bir göreve getirmek. i. bak. i. başlama. göreve başlama töreni. haddi hesab ı olmayan. karışıklık çıkaran. aklıma meydana f. tütsü. olay. of (bir şeyin) meydana gelmesi: The incidence of cholera has been declining. teşvik. kesicidiş. akkor. 1. -e özgü. yak ın akraba ile cinsel ilişki kurma.

bağdaşmaz. ketum. meyil. s. ile kıyaslanamaz. başını eğmek. 1. 2. istek. 1. beceriksizlik. zahmet. gelir vergisi. rabıtasız. 1. ele geçen. 2. s. 1. içlemci. eksik. uyuşmaz. 1. dahil. huk. eğri yüzey. yersiz.. kendini tutamayan. 2. 1. anla şılmayan. kapsamak. with/to ile karşılaştırılamaz. eğilim. 1. içine almak. katmak. enclosure. s. f. f. katma. avutulamaz. anlaşılmaz. içindeleme. eğim. orans ız. yersiz. 3. f. s. 1. güçlük. kazanç. tutars ız. 2. idrar ını tutamayan. s. 1. gereken yetenekte olmayan.. milyon lira tuttu. 2. farkedilmeyen. 2. 1.. 2. dahil etme. takmaHesap. s. meyil. önemsiz. 2. s. 1. rahats ızlık. bitmemi ş. konu dışı. i. dahil olma. bak. of -i kapsayan. tutars ızlık. 2. 1. bağdaşmaz. bak. inkâr edilemez. s. s. s. 1. 1. yetersizlik. 2. anlaşılmaz (sözler/sesler). yads ınamayacak şekilde. yads ınamaz. z. 3. yersizlik. bak. 2. kavrayamama. ılık değiştirerek. sonuçsuz. değişken. incompetence. i. tartışılmaz. anlaşılmaz. s. -e sebep olmak: It inclined him to support us. giren. uygunsuz. uyu şmaz. düşüncesiz. tutarsız. i. emsalsiz. noksan. itiraz edilemez. kulak kabartmak. s. tesellisi olmayan. içermek. heves. to e ğiliminde olmak: His thought inclines to the i. kavran ılmaz. uyuşmazlık. s. i. 2. 1. 1. 2. i. teselli edilemez. yetersiz. gelir.. s. -e yöneltmek. s. uygunsuzluk. i. i. . bak. göze çarpmayan. s. her zaman aynı seviyeyi tutmayan (iş). i. saygısız. bağdaşmazlık. yeni (hükümet/y ıl). inand ırıcı olmayan. s. zahmet vermek. karars ız. s. önemsiz. incoherence. 2. s. su götürmez. kusurlu. kat ılma. anlayışsızlık. s. dahil etmek. z. tesellisiz. bildiğini başkalarına söylemeyen. s. k servis dahil otuz z. bir sonuca varmayan. 1. yaptıkları birbirini tutmayan (kimse). s. yetersiz. 2. Onu bizi desteklemeye yöneltti. eğiklik.inclination incline incline incline one´s ear incline one´s head inclined plane inclose inclosure include included inclusion inclusive incognito incoherence incoherency incoherent income income tax incoming incommensurate incommunicado incommunicative incomparable incompatibility incompatible incompetence incompetency incompetent incomplete incomprehensible incomprehension inconceivable inconclusive incongruity incongruous inconsequent inconsequential inconsiderate inconsistent inconsolable inconspicuous inconstant incontestable incontinent incontrovertible incontrovertibly inconvenience i. enclose. 3. vefasız. 2. ehliyetsiz. katılan şey. s. i. birbirine uymayan. 2. bağlantısız (sözler/fikirler). uyuşmazlık. tutars ız. bağdaşmazlık. i. mantıksız. 3. 1. beceriksiz. f. dahil: The charge is thirty million liras inclusive of service. 1. etkisiz. adla. 2. e ğim. eşsiz. 2. rahatsız etmek. akıl almaz. i. s. uyuşmayan k ısım/şey. birbirine z ıt.

1. 2. yorulmaz. i. gerçeği söylemek gerekirse. 1. 3. anlatılması imkânsız. 1. bozulmaz. gerçekten. sabit (boya/mürekkep). s. belgisiz. belgisiz s ıfat: bir (İngilizcede a. s. art olmak. hücum. kafasında (plan) kurmak. 1. f. 1. 2. belli olmayan. 1. s. 2. 3. meraks ız. birleştirmek. 4. uygunsuz. . bak. minnettar. akıl almaz. kuşkulanan. uyandırmak. 1. 2. s. amans ız. i. hâsılat. 2.inconvenient incorporate incorporated incorrect incorrigible incorruptible increase increase increasingly incredible incredulity incredulous incredulousness increment incriminate incrust incubate incubation incubator inculcate incumbency incumbent incur incur a debt incurable incurious incursion indebted indecent indecipherable indecision indecisive indecorous indecorum indeed indefatigable indefensible indefinable indefinite indefinite article indefinite pronoun indefinite pronoun indelible indelible ink indelible pencil indelicacy indelicate s. belirsiz. 2. 1. 2. sabit mürekkep. z. toplum töresine aykırı. kuluçka dönemi. 1. büyümek. civciv ç ıkarmak. kuşku. inan ılmaz. --ring) 1. belirsizlik zamiri. 2. ak ın. doğrusu istenirse. 1. silinmez. 3. 2. encrust. 2. artma. görev süresi. kokuartmak. i. s. i. i.. kabal ık. elverişsiz. s. 1. anlatılması zor. 2. 1. cisimlendirmek. yola getirilemez. birleşmek. şmaz. onulmaz. uygunsuzluk. yakışık almayan. ço ğalmak. düzeltilmemiş. hakikaten. 3. uygunsuz olma. ku şkulu. kesin olmayan. 2. çözülmez. uygunsuz. kaba. saldırı. uygunsuzluk. i. rüşvet kabul etmez. silinmez. 3. 2. an). yak ışıksız. şifasız. 1. adam olmaz. borca girmek. anonim şirket haline getirmek. ilgisiz. okunmaz. 3. 5. i. kuluçka makinesi. s. do ğrusu. k. bilmez. incredulity. 2. s. 1. vazife. 2. 1. 1. 2. nezaketsiz. aşılamak. uygun olmayan. gelişmek. 1. öğretmek. dili harika. mü şkül. 1. inanmazlık. s. 2. i. ç ıkmaz. u ğramak. s. yanlış. s. kapsamak. dilb. kuvöz. kalıcı (izlenim/etki/duygu). i. belirsiz. yorulmak s. f. maruz kalmak. i. sökülmez. anonim. z. s. kayıtsız.. 1. uygunsuz davran ış/söz. çoğalma. te şekkür borçlu. 2. 1. f. düzelmez (kimse). verimli ış. f. (--red. into/in -e dahil etmek. nazik olmayan. büyütmek. s. 2. 2. huk. savunulamaz. yak ışıksız. 2. f. 3. çoğalma. zahmetli. f. ştirmek. münasebetsiz. 1. artma. bak. edepsiz. 2. karars ız. karars ızlık. biçimsiz. artış. çoğaltmak. -e katmak. belgisiz zamir. borçlu. uygunsuzluk. içermek. 1. s. girmek. s. s. görev. gittikçe artarak: become increasingly difficult gittikçe zorla şmak. ahlakı bozulmaz. giderilmez (leke/iz). 1. dilb. çürümez. kuluçkaya yatmak. kaba. s. dilb. i. borçlanmak. tekrarlayarak kafasına sokmak. 3. tanımlanması zor. 4. 2. s. inanmayan. artırmak. 2. üstüne çekmek. kâr.geliürün. f. kopya kalemi. s. suçlamak.

vazgeçilmez. çivit rengi. ald ırmazlık. (haks ızlıktan dolayı) kızgın. seçilemez. 1. s. çivitotu. i. pol. yok edilemez. 1. çivit mavisi. zarar görmeyeceğine dair peşinen kefil olmak. 2. --es (în´deksîz)/in. çivit rengi. kefalet. ile geçinebilen. birbirini etkilemeden. belirsiz. 2. 1. ayırt edilemez. kuşkulu. (kitap) için dizin haz ırlamak. imlemek. 2. s. sindirim güçlü ğü. 3. gösterme. düşüncesiz bir davranış. rasgele. 1. s. bağımsız. sipariş. yıkılmaz. çividi. 1. çoğ. 2. to (bir yere) özgü. i şaret. çivit mavisi. dilb. 1. for ile suçlamak. fakir. zaruri. i. boşboğaz. vasat. gösterge. (sat ır için) içerlek olma. etmek. bağımsızlık. dava açma. f. Indigofera tinctoria. ba ğımsız. (kitabın) indeksini fiş. dilb. s. bot. boşboğazlık. s. başına buyruk. s. 2. içerlek yazmak. 2. i. s. -e halindeki isim. z. teminat. talep. hazımsızlık. 1. belirti. 2. öfkeli. i. 2. i. ayırt edilmemiş. katalog. İng. çivit mavisi. düşünmeden davranma. k ısımlara bölünmemiş. 1. çivitotu. güvence. 2. i. 1. s ınırsız. i. sıradan. 1. 2. tazminat. hazmedilemez. gösterge. s. içerlek yazma. indigo. indigo. i. işaretparmağı. küçük dü şürücü hareket. (for) İng. i. f.ces (în´dısiz) i. dolaylı vergi. f. dolaylı masraf. gelişigüzel. . bağımsız. s. çivit rengi.. sözleşme. onur kırıcı durum. çentmek. tanımlanamaz. 2. f. anlatılmaz.di. indeks. öfke. 4. toplu halde. iddianame. düşüncesizce söylenen söz. dolaylı ışıklandırma. 1. Indigofera tinctoria. 2. i. s. s. 1.indemnify indemnity indent indent indentation indenture independence independent independently indescribable indestructible indeterminate index index card index finger indicate indication indicative indicator indict indictment indifference indifferent indigenous indigent indigestible indigestion indignant indignation indignity indigo indigo plant indigo blue indigo-blue indirect indirect cost indirect lighting indirect object indirect object indirect tax indirectly indiscernible indiscreet indiscrete indiscretion indiscriminate indispensable f. hakaret. pol. 3. (haks ızlıktan dolayı) kızgınlık. çividi. zarar ını ödemek. sipariş vermek. s. (ekonomik açıdan) bağımsız. dolaylı olarak. umursamayan. dizin. i. ilgisiz. çivit rengi. i. 2. kendi geliri bağımsız olarak. paragraf ba şı yapmak. karışık. farkedilemeyecek. s. (bir yerde) do ğal olarak bulunan/yetişen. i. (for) İng. delil. 3. s. ibre. kontratla/senetle bağlamak. s. 1. fihrist. z. 3. düşünmeden davranan. bildirme. mide fesadı. yerli. ilgisizlik. göstermek. dolambaçlı. 2. i. gösterge. 1. düşüncesizce yapılan. dolaylı. anlatma. 4. ödence. 1.. dolaylı tümleç. 2. bot. savca. işaret etmek. -i talep etmek. s. ald ırmaz. -i sipariş 1. dolaylı tümleç. talepte i. çivit mavisi. 2. 2. bellisiz. suçlama. s. yoksul. f. s. 1. 1. dolaşık.

makine v. indüksiyon yapan. indüksiyon. grev. 1.b. birini resmen -in üyesi yapmak. s. sözü edilmez. yılmaz. 1. man. hevesini k ırmak. 2. bak. tart ışılmaz. İng. içeri. birine (bir fikri) a şılamak/telkin etmek. işleyimsel. 2. etkisiz (çare. içeriye: Stay ılar. 1. 2. 2. göreve getirme. birini askere almak.(bir kendine bir şey yapma izni s. İng. 2. istenilen etkiyi uyand ırmayan. into induct s. 2. i. seçilemez. ilaç v. gayret. etkisiz. üşengeç. rahats ız. 2. endüstriyel. s.indispose indisposed indisposition indisputable indistinct indistinguishable individual individualism individualist individuality individually indivisible indoctrinate indoctrinate s. s. s.o. kand ırıp yaptırmak. boyun eğmez.. kesin. vesile. i şleyim. iç mekânlarda kullan ılan: indoor shoes iç mekânlarda giyilen ayakkab indoors! İçeride kal! tennis court kapalı tenis z.b. ağrısız. 2. te şvik.b. etkisiz (çare. 2. industrialize.. 1. her . müphem. keyifsizlik. tek tek. 2. s. bireycilik. sarhoş etmek. a ğza alınmaz (kutsal). çalışkanlık. f. 2.o. gayretli. soğutmak. kapalı: indoor She went indoors. elek. 1.b. s. s. endüstri mühendisi. s. işi yavaşlatma. neden. tembel. 1. beceriksiz (yönetici. f. endorse. sanayi. s. müsamahakâr. 2. ayırt edilmesi olanaksız. elek. s. sanayici. endüstri meslek lisesi.b.). i. z. sanayile ştirmek. i. işçi v. yenmez..candy. f. 1.)..). ayr ı ayrı. f.). s. 1. tıb. indükleme. hasta. kendi . Bu konuda her i. tümevarımlı usavurma. -in beynini yıkamak. 2.: This decision will be up to the individual agencies.o. 1. s. isteksiz. endüstri. organize sanayi bölgesi. bölünmez. i. neden olmak. bireysellik. zaman ve enerjiyi ekonomik bir şekilde kullanmayan. iyice görülmeyen. acente kendi karar ını verecek. 1. ilaç v. rahatsız etmek. The individual tiles are each a i. i. ikna etmek. anlatılmaz. belirsiz. mest etmek. iç mekânlara uygun.. s. i şçi v. ikna. 2. f. into the army induction inductive inductive reasoning indulge indulgence indulgent industrial industrial action industrial arts industrial engineer industrial estate industrial school industrialise industrialist industrialize industrious industry inebriate inedible ineffable ineffective ineffectual inefficient f. 1. indükleyen. f. sonuç çıkarma. 1. İng. Şekermüsamaha. yeme arzusuna kendine in şey yapma) izni verme. 1. i. bir dü şünce sisteminin esaslarını öğretmek. tümevar ım. isteksizlik. 1. randımansız (iş yöntemi. 4. f. s. 2. ü şengen. bak. s. in yenildi. verimsiz. çalışkan. . 3. s. içeride. su götürmez. keyifsiz. 1. tarifsiz. endüstriyel sanatlar. 1. rahats ızlık. 1. s ınai. with indolent indomitable indoor indoors indorse induce inducement induct induct s. tümevar ımsal. 2. beceriksiz (yönetici. s. (sak ınılması gereken bir şeye) teslim olmak: She indulged her desire for yüz verme.. İçeri gitti.. f.). s. 2. man. ba şarısız. 1. bireyci. yüz veren.

çaresiz. tembellik. s. uyu şukluk. 2. farklılık. s. ufak bir çocuk gibi. i. beceriksizlik. yetersiz. insafsızlık. inert. çocukça. hesapsız. rezalet. piyade s ınıfına ait askerler. muammalı. paha biçilmez.b. çoğ. deneyimsizlik. s. s. s. 2.felci. f. yava ş işleyen. içinden ç ıkılamayacak şekilde. acemi. tam do ğru olmayan.try. küçüklük. bebeksilik. ruhb. yanılmazlık. bağışlanamaz. iş v. 3.´nin) başlangıç a bebek. değiştirilemez. tecrübesizlik. z. acımasız. 1. alçaklık. 2. 2. i. affedilmeyecek şekilde. gereksiz. 1.tembel. 2. 3. s. atıl. uygunsuz. çocu ğa özgü. 1. z. acemi. s. aklını çelmek. z. ucuza. i. piyade. kim. bitmez tükenmez. s. yavaş harekete geçen. hata yapmaz. küçük. i. beceriksiz. s. s. s. tecrübesiz. tecrübesiz. kaç ınılmaz. deneyimsiz. çocuk i. ayıp. şaşmaz. bir anlam/dü şünce ifade etmeyen. bebek gibi. uygunsuzluk. hareket edemeyecek durumda olan. yersiz. değişebilirlik. 3. hünersiz. esrarengiz. yanılmadan. çok çirkin.. yanlış. 1. 1. 1.inelegant ineligible ineluctable inept ineptitude inequality inequitable inequity inert inertia inescapable inessential inestimable inevitable inevitably inexact inexcusable inexcusably inexhaustible inexorable inexpedient inexpensive inexpensively inexperience inexperienced inexpert inexplicable inexplicably inexpressible inexpressibly inexpressive inextricable inextricably infallibility infallible infallibly infamous infamy infancy infant infantile infantile paralysis infantilism infantry infantryman infatuate infatuation s. 3. 1. hareketsiz. hatalı. emekleme dönemi. deneyimsiz. s. çocukluk. girift. 4. 2. s. s. amaca uygun dü şmeyen. 1. (with) (-e) hayranlık. fiz.men (în´fıntrimîn) i.. acemilik. insafsız.fan. zarif olmayan. pot. affedilmez. çok değerli. 2. 3. eşitsizlik. kaç ınılmaz. fiz. s. atalet. 2. anlatılamayacak derecede. i. delicesine âşık olma. kaç ınılmaz şekilde. 2. küçük çocuk. masrafı az. i. pahalı olmayan. adı kötüye çıkmış. z. yanılmaz. insafsız. ifade edilemez. bebeksi. 1. 1. beceriksiz. çocuksu. z. ucuz. nedeni anla şılmaz. kaç ınılmaz. (kötü bir şeyden dolayı) meşhur. 2. 2. yorulmaz. (tasar ı.süreduran. çözülmez. piyade sınıfı. . 3. s. s. ayrılmaz. rezil. anlatılmaz. 2. tıb. hesaba s ığmaz. 1. 2. değişkenlik. 1. yak ışıksız. 1. s. piyade. i. i. 1. tükenmez. uyuşuk. içinden ç ıkılmaz. haks ız. s. i. s.. in. incelikten yoksun. haks ızlık. s. s. gaf. kesin olmayan. z. kim. açıklanamaz. aç ıklanamayacak şekilde. piyade askeri. s. usta i şi olmayan. s. süredurum. bebeklik. i. 1. şaması. 2. i. s. piyadeler. elverişsiz. z. 3. 2. amans ız. çıldırtmak.

i. sonsuzluk.. verimsizlik. 1. i. dilb. s. s. dikkat v. tükenmez. para çıkarmak. kurulu ş v. sözünü geçirmek. 1. eğilmez. i. çok. (to) (-den) a şağı. 3. cehennem. f. 2. hastalık. 1. (on) (birini) kötü bir şeye uğratmak: inflict pain acı çektirmek. 2. bükülmez. kuvvetsiz.infect infection infectious infelicitous infelicity infer inference inferior inferiority inferiority complex inferiority complex infernal inferno infertile infertility infest infestation infested infidel infidelity infiltrate infiltrate s. daha aşağı bir nitelikte olan. s ınırsızlık. aşağılık duygusu/kompleksi. İng. halsiz. hiç esnek davranmayan. hoş olmayan/nahoş (söz/davranış). etraf ı sarma. s. cehennem gibi yer. sert. z.´ne) sızma/gerçek kimliğini gizleyerek girme. sonsuz gayret. iltihap.. i. enflasyon. parlayıcı. s. (bit/kurt/fare) istila etme. man. i. bot. içeriye ak ış. 2.. kalitesizlik. bak. mat. s. 2. 4. 1. 3. para şişkinliği. f. 2. hoş olmayan/nahoş söz/davranış. kışkırtmak. 1. tutuşmak. kurulu ş v. kalitesiz. son derece. 2. 1. alevlendirmek. 2. s. 2.o. zayıflık. (okulda/fabrikada) revir.b. tıb. bulaştırma. küfür. iltihap. tahrik etmek. 2. (örgüt. s. i. 1. 1. hastane. sesin yükselip alçalmas ı. öfkelendirmek. iltihaplanma. çok büyük bir (sabır. çıkarım. ç ıkarmak. 1.´ne) sızmak/gerçek kimliğini gizleyerek girmek. ses tonunu de ğiştirmek. 2.. çekim. 1. f. i. ölçülemeyecek kadar küçük. muazzam bir. k ısırlık. 1. nüfuz. 3. 1. 2. t ıb. sadakatsizlik. sonsuzküçük. 2. s. i. kolay kızdırılır. katı.b. 2. -e ceza vermek/verdirmek. dilb. kolay tutu şan. cehenneme ait. (hava ile) şişirmek. i. piyasaya çok miktarda kâ ğıt i. 3. i. i. 1. dilb. (--red. f. aşağılık kompleksi. k ısır. s. bulaştırmak. 2. --ring) (from) (-den) 1. f. şişirmek. (fiyatları) suni olarak yükseltmek. 1. etraf ı sarmak. kızarma. (örgüt. daha a şağı bir nitelikte olma. into infiltration infinite infinite pains infinitely infinitesimal infinitive infinity infirm infirmary infirmity inflame inflammable inflammation inflammatory inflate inflation inflect inflection inflexible inflexion inflict inflict punishment on inflorescence inflow influence f. geçirmek. i. 1. 1. f. k ışkırtıcı. (bit/kurt/fare) istila etmek. 1. i ğrenç. s..b. zina. 3. 1. zayıf. imans ızlık. bula şıcı. çorak. sakatlık f. 2. alevlenmek. kâfir. anlamak. i. i. . i. etki.). tahrik edici. i. 2. çekmek. klinik. i. başkalarına kolay geçen (gülme/neşe). mastar. 2. iltihaplandırmak. s ınırsız. sonuç ç ıkarma. 3. 2. 1. 2. 2. birini -e s ızdırmak. bitmez. s. i. f. etkilemek. 2. tutu şturmak. sonsuz. inflection. tesir etmek. s. bula şma. 2. tesir. 1. infinitezimal. 1. i. 3. 1. çiçek durumu. verimsiz. yangı. enfeksiyon. i. 2. sonuç çıkarmak.

inherence. f. (bir yerde) oturan kimse. f. demleme. danışma. i. 1. i. i. içine dökülme. 1. ustalıkla. (sigara duman ı v. f. mahir. 1. i. usta i şi. 1. masum. oturmaya elveri şli. in (bir şeye/birine) özgü/has. (sigara duman ı v. i. tanınmamış. içeriye akma. nankör kimse. enfrastrüktür. çileden ç ıkarmak. asıl. dan ışma. (of/about/that) -den haberdar etmek. hüner. teklifsizlik.s. -i bildirmek: I informed him that I would not come tomorrow. demlendirme. içine dökme/ak ıtma. enfraruj. s. sakin.influential influenza influx inform informal informality informally informant information information booth information desk informative informed informer infraction infrared infrastructure infrequent infringe infringement infuriate infuse infusion ingenious ingeniously ingenuity ingenuous inglorious ingoing ingot ingrate ingratiate ingratiate o. on/upon -e tecavüz etme.´ni) içine çekme.´ni) bozma. muhbir. with -i a şılamak. öz: inherent rights temel haklar.´ni) bozmak. nefes alma.´ni) içine çekmek. s. içitim. -e (-den) kalmak. ingratitude ingredient ingrowing inguinal inguinal gland inhabit inhabitable inhabitant inhalation inhale inherence inherency inherent inherit s. nankörlük.o. s. i. (bir şeye/birine) özgü olma. ustalık. hakk ında bilgi vermek. s. 2. ihbarc ı. gazaba getirmek. malzeme: What are the ingredients in this cake? Buiçe do ğru büyüyen. i. 1. aç ıkyürekli. iktidara yeni gelen (hükümet). (bir şeyin) f. -de oturmak. 2.ne? s. (anla şma. damara zerketme. altyapı. i. haberli. 1. f. haber. enflüanza. danışılan yer. 4. i. on/upon -e tecavüz etmek. kızılaltı. 2.b. s. s. gayri resmi olarak. 2. s. danışma yeri. with s. 2. ihlal. i. mahirane bir şekilde. into içine dökmek/akıtmak. 1. grip. ihlal etmek. candan. i. 3. 3. k ızılötesi. i. nüfuzlu. tıb. seyrek. antlaşma v. s. 1. resmi olmama. hünerli. i.. demlenmiş içecek (çay/ilaç). anat. -e (-den) miras kalmak. teklifsizce. 1. f. i. utand ırıcı. ak ın. sözü geçen. eğitici. resmi olmayan. (from) mirasçısı/vârisi olmak: She inherited it from her grandfather. birinin gözüne girmeye çal ışmak. samimi. 2. danışma. bilgilendirici. 2. kabaran (deniz). Ona yar ın s. (kurallar ı) bozma. birinin gözüne girmek. 3. 2. maharetli. jurnalci. ayd ınlatıcı. f. i. 2. Ona . 1. tıb. 2. 1. f.b. yüz kızartıcı. kasığa ait. z. mahirane. i. antlaşma v. öğretici. i. saf. bak. kas ık bezi. (anla şma. 1. içinde oturulur.b.b. esas. 2. s. nefes almak. i. bilgili. bilgi veren kimse. kas ıksal. (karışımdaki) madde. külçe. kekin malzemesi s. 1. 1. 2. z. çok becerikli. maharet. (çay) demlemek. demlendirmek. teklifsiz.. s. bilgi. into -e aşılamak. müracaat. i. 2. şerefsiz.

f. into -i törenle üyeliğe kabul ğe yeni i. 3. şman. s. mürekkeplenmiş. 1. inisiyatif. O köy yabancılara dü1. üyeliğe kabul töreni. 1. 1. 2. 1. s. kakma. hapishanede/ak ıl hastanesinde bulunan kimse. birinci. yurt uzakta. kakma yapmak. 2. veraset vergisi. yara. aklını kullanmayan. vermek. mahkemece verilen) uzva) f. i. iğne. 2. soyaçekim. kötülük. haks ızlık. 1. konukseverlik göstermeyen. 1. zifiri. 1. haks ızlık. s. merhametsiz. kakmalı. 2. -ing/--ling) parafe etmek. 3. -i göstermek. -e zararlı: His plan is inimical to our s. huk. birlikte oturan kimse.. 2. başkası ile aynıotel. dili evlilik dolayısıyla yakın akraba olan kimse. z. i. i. 2. 2. s. katmak. (bir uzvu) yaralamak/incitmek/zedelemek. iç k edilen vergi. başlatan kimse. koy. içdeniz. i. seziş.laid) içine kakmak. i. s. başlatma. ak ılsızca. miras kalan. düşen. duygularını pek dışa vuramayan. i. z. zarar. acımasız. 3. taklit2. 2. eza. 2. enjeksiyon yapmak. kırıcı. 1. giri ş. i. 4. 4. 1. to -e dü şman: That village is inimical to strangers. üyelietmek. zarar vermek. zalim. i. kabul edilmiş kimse. irsi. f. s. ziyan. s. oturan kimse. zararlı. kakma i şi. f. s. i. i. (--ed/--led. 1. kalıt. i. girişim. iç. ilkin. vâris. sakin. i. yaralı. kalıtım. denizden uzak. into -e alıştırmak. 1. i. giriş yeri. önce. günah. s. s. to -e ters2. ket vurma/vurulma. 2. ipucu. (in. 1. i. içdeniz. 2. çok soğuk.-e karşıt. ülkenin iç k ısmı. haks ızlık. mürekkep hokkas ı. teşebbüs. i. ba şta. 3. iç kısımlara doğru. dolgu. aşağılayıcı. ıstampa. edilemez. kapalı deniz. -e ket vurmak. zarar/ziyan vermek: It could injure your reputation. şırınga etmek. kalıtsal. 2. başlatmak. işlemeli. k. enjeksiyon. başlangıçta. adaletsizlik. denizdeniçinde tahsil ısımlarda. i. dokunur. mürekkep. ilk. f. 2. 1. insaniyetsizlik. insanlıktan çıkmış. 2. yerici. i. i. f. dişçi.inheritance inheritance tax inherited inheritor inhibit inhibit s. 1. mürekkepli. inhibisyon. inhibe etme. baştaki. mirasç ı. 1. i. i. üzgü. miras. evde . han. (bir karar. i. zarar. s. ruhb. zalimane. 2. 2. iç sular. işaret. 1. İng. birinin adı veya soyadının baş harfi.. 3. 2. s. ülkenin denizden uzak yerleri. i. adaletsizlik. 1. from inhibited inhibition inhospitable inhuman inhumane inhumanity inimical inimitable iniquity initial initially initiate initiate initiation initiative initiator inject injection injudicious injunction injure injured injurious injury injustice ink inkling inkpad inkwell inky inlaid inland inland revenue inland sea inland sea inland waters in-law inlay inlet inmate inn i. ya şanması zor olan (yer/iklim). Ad ına halel getirebilir. birinin (bir şey yapmasına) ket vurmak. s. küçük körfez. robot gibi. 2. biyol. (birinin bir şey yapmasını/yapmamasını emreden. insana göre yap ılmamış/olmayan.o. e şsiz. 1. 1.

çoğ.b. soruşturma. en içerideki. sayısız. sa ğlığa zararlı. safl ık. aşırı. bilg... sakl ı (anlam v. ekon. kriket bir tak ımdaki on oyuncunun oyun dışı edilinceye kadar vuruş sıraları. (birinden gelen) dü şünceler/sözler. 1. araştırma.. birini sormak. pek çok. bilg. 3. hijyenik olmayan. 2. giriş verileri. bilg. suçsuzluk. anlamsız. 3. en içteki. aşılama. i. s. 2.. açgözlülük. otelci. s. 1. ameliyat edilemez. hanc ı. beysbol her iki tak ımdaki oyuncuların birer vuruş sırası. incitmeyen. s. gen. değişiklik. (of) (birinin hal ve hatırını sormak. meraklı. inquiring inquiry inquisition inquisitive inroad insane insane person insanitary insanity insatiability i. hakk ında bilgi almak istemek. masumluk. 2. sorguya çekme. verme. girdi ayg ıtı. soru sorar gibi (bak ış/yüz ifadesi). i. iç. giriş-çıkış. inorganik. 1. şehrin merkezinde yoksulların oturduğu mahalle. s. 1. 3. . k. iç lastik. baskın. 1. fels. (nedeni bilinmeyen ölüm hakkında adli) soruşturma. girdi. safdil. değişiklik yapmak. hesapsız. katma. 2. zamans ız. manevi kuvvet. 1. 4. yeni şey. 2. i. 2. deli. Yeni vergi yasas ı hakkında epey soru soran oldu. into hakkında soruşturma/tahkikat yapmak. inorganik kimya. irsi. yenilik yapan kimse. delice. (bir şeyin) temelinde/özünde olan. i. nöbet. 1. 2. olumsuz bir şey ima eden söz. 1. elek. s. ço ğ. aptal kimse. 2. iç. iç organlar. zarars ız. about -i sormak. I received a lot of inquiries about the new tax law. yenilik ç ıkarmak. gizli. işlemeyen. 2. doğuştan olan. cinnet.. 1. i. s. s. 2. 1. aşılamak. s. zarars ız. 1. 2. s. sıra. 2. (birinin) tabiatında/özünde olan. dili iç kısımlar. s. masum kimse/çocuk. . i. sırasız. i. bilg. kinaye. i. 1. 2. delilik. i. (resmi) soru şturma. yenilik. 1. hastanede yatan hasta. incitmeyen. s. 1. i. yenilik getirme. zarars ız. öğrenmeye hevesli. girdi-ç ıktı. doymazlık. değişiklik yapma. 3. 1. dahili.. i. girdi. aşı.innards innate inner inner city inner resources inner significance inner tube innermost inning innings innkeeper innocence innocent innocent amusement innocuous innovate innovation innovator innuendo innumerable inoculate inoculation inoffensive inoperable inoperative inopportune inordinate inorganic inorganic chemistry inpatient input input data input device input-output inquest inquire inquire after s. i. f. s. çal ıştırılamaz. 2. make i. s. i. mevsimsiz. 2. ruhsal.). çalışmayan. 4. saf. i. taş. tahkikat. düzensiz. giriş.. 3. s. soruşturma yaparak -i araştırmak. 3.. derin/gizli anlam. yeni metot/alet. s. f. akın. ak ıl hastası. girdi. masum.o. uygulanamaz. suçsuz. uygunsuz. zarars ız eğlence. i. s. deli. kalıtsal. başkaları hakkında bilgi edinmeyi seven. f. i. s.

3. çözülmez. ayrılmaz. i. alametler. sönük. hilekâr. dili ba ğırsaklar. i. -i tutturmak: i. bir şeyin iç yüzünü kavrama. z. s. 1. anlayış. 1. f. bayg ın. anlams ız. lezzetsiz. iç taraf: the inside of the box kutunun içi. (yaz ıt) yazmak. She insisted on buying the red dress. i. to/for (bir yapıtı imzalayarak) -e ithaf etmek. i. s. 1. 1. ekleme. sinsi. f. böcekçil. 2. değersiz. . s. eklenen şey. kendine i. 2. 1. s. s.). 2. s. ithaf. samimiyetsizlik. i. a şılamak. üstü kapalı she´s a liar? O yalancı mı i. kendine güveni olmayan. z. aciz hali. 2. iç. bak. i. 3. doymaz. samimiyetsiz. bir saate kadar. erimez. (kötü bir şeyi) üstü kapalı söylemek: Are söz. z. 2. düşüncesiz. pek az. açgözlü. iç. Burada kendini emniyette hissetmiyor. böcek ilac ı. dergi/gazete arasına konulan ek. (on/upon) (-de) ısrar etmek. olmama. 1. içeriden biri. hakketmek. emniyetsizlik. f. i. 1. içeriden s ızan haberler. çözünmez.. kitabe. ikiyüzlü. doymak bilmez. 4. içtenliksiz. 3. K ırmızı s. 2. sa ğlamruhb. 1. içinde. 2. s. iç yüzünü bilen kimse.insatiable insatiableness inscribe inscription inscrutable insect insecticide insectivorous insecure insecurity inseminate insemination insensible insensitive inseparable inseparables insert insert insertion inshore inside inside inside inside inside information inside of an hour inside out insider insides insidious insight insignia insignificant insincere insincerity insinuate insinuation insipid insist insistence insistent insofar insofar as insolence insolent insoluble insolvency s. iç kısımlar. i. 2. ısrar edici. kıyıya doğru.. f. ayak direme. 2. bir ilanın gazeteye bir kez konması. hissedilemeyecek kadar ufak. i. aras ına koymak. (in) (-e) sokmak. içtensizlik. yavan. içerisine. madalya veya para üzerindeki yazı. s. k ıyıya yakın. güveni olmama. ayrılmaz dostlar. küstah. edat içine. telkin etmek. 2. 3. i. obur. başkalarını düşünmeyen. ne anlama geldiği belli olmayan. 1. üstü kapalı (kötü)you insinuating that söyleme. emniyetsiz. (into) (-e) koymak. sa ğlam olmayan: He feels insecure here. döllemek. 1. 1. 3. (-de) ayak diremek. 1. yazmak. 1. (için) diretmek. kitap ortasına eklenen sayfalar. araya eklenen şey. 1. (rütbeyi/makamı simgeleyen) işaretler. içeriye. s.. direngen. i. yazıt. tats ız. ısrar. k. (kötü bir şey) demek istemek. kaydetmek. insatiability. 3. dölleme. çoğ. önemsiz. i. ars ız. s. i. s. f. i. hain. içteki. 1. s.b. 1. kanmaz. demeye getirmek. huk. 2. halledilmez (problem v. s. ruhb. değmez. 2. küstahlık. gizlice f ırsat kollayan. ne dü şündüğü belli olmayan. 5. içeride. (-de) direnmek. Fare o piyanonun içinde saklan ıyor. i. yazı. ufak. i. ısrarlı. tehlikede olma.. böcek. 2. terbiyesiz. içerisinde: The mouse is hiding inside that piano. tersyüz. 1. 2. s. 2. 2. tehlikede olan. 2. iç organlar. -diği derecede/kadar.

2. 1. (öfke. İng. talimat f. 1. 1. ayağın üst kısmı. i. elektrik v. 4. k ışkırtmak. kurulu şa/kuruma ait. taksit usulü. kontrolör. i. taksit. belge. ilham etmek.. (kalorifer. tahrik etmek. içgüdüsel. uyuyamazlık. müflis kimse. z. 2. ders. 2. i. okul. denetlemek. ğretmek. derhal. 3. aç ıklama. 3. enstantane. 1. pano. kere. okutman. su katılarak hemen hazırlanan (yiyecek/içecek). kurum haline getirmek. solumak. 1. 1. direktif. (yeni seçilmiş/atanmış birini) -e oturmak.. 1. öğretici. batkın. 1. 2. (bir ayg ıtı) (bir yere) takmak. iflas etmiş. 2. k ışkırtma. şimdiki. i. ak ıl okutmak.b. s. bak. tesisyerle şmiş gelenek. telkin. f. çalg ı. bak. bilgi. denetleyici. in/into -e yava ş yavaş aşılamak/telkin etmek. İng. avukat tutmak. 1. eğitmek. şi/şirket. 3. acil. hemen. s. ask. kurumsal.b. instill. kurulu ş. yoklamak. örnek.) tesisatı döşemek. uykusuzluk çeken kimse. kurulu ş. sistemi) kurmak. s. 2. hastanesi. with -i yavaş yavaş aşılamak/telkin etmek. f. 2. kurumla ştırmak. ivedi. tesis. i. (kalorifer. bilimsel kurum. -diğine göre.b./Başkasının yerine kendisi buraya geldi. i. i. defa. teftiş. 1. uyku i. institution. i. 5. -ece ğine: He came here instead. 1. bak. s. kurum. kontrol.. müessese. teftiş etmek. f. institutionalize. hemen olan. i. İng. z. müfettiş. derhal olan. i.) tesisatı döşeme. ağım. esinlemek. z. (bir ayg ıtı) (bir yere) takma. tic. istikrars ızlık. i. dakika: at this instant bu anda. i. batkın. f. kontrol etmek. 3. i. 2. huk. teşvik etmek. ödeme aczine düşmüş ki uykusuzluk. installment. İng. 1. i. 2. denetleme. denetimci. sevgi v. k ısım. 1. -ecek yerde. f. asistan. 4. eğitim. vermek. öğretmen. öğretme. kontrol paneli. i. 2. 1. k ıs. f. kurmak. 2. âdet haline getirmek. elektrik v. atamak. of -in yerine.b. (bilgisayar v. i. in/on installation installment installment plan instalment instance instant instantaneous instantly instead instep instigate instigation instigator instil instill instillation instinct instinctive instinctively institute institution institutional institutionalise institutionalize instruct instruct a solicitor instruction instructions instructive instructor instrument instrument panel s.b.. i. i. f. i. araç.öıslahevi v. i. bölüm. esin. 1. 2. -diği derecede/kadar. . enstrüman.insolvent insomnia insomniac insomuch insomuch as insomuch that inspect inspection inspector inspiration inspire inst instability install install o. institute. belgit. sistemi) kurma. ani. v. o kadar ki. öğrenim.s. f. içgüdü. 1. z. yoklama. s. enstitü. a şılama.b.. tayin etmek. f. 2. durum.´ni) uyand ırmak.. 1. fikir aşılama. ödeme aczine dü şmüş. 2. eğitici. hemen/an ında meydana gelen. müessese. 2. alet. 2. (bilgisayar 2. ani. denetçi. eğitmen. 3.´ne yerleştirmek. k ışkırtıcı. senet. mademki. Oraya gideceğine buraya geldi.. instant. içgüdüsel olarak. yitimi. etmek. i. 3. an. 2. i. 1. ilham. 3. yol göstermek. yönerge.

intransitive. 3. hafif. istihbarat te şkilatı. zihin. dokunulmamış. sağlam. bütünlük. istihbarat bürosu.. aracı olan. i. onur k ırma. (yemek) yeme. s. entelektüel. anlıkçılık. i. 2. çalgı çalan müzisyen. ba şa çıkılmaz. i. yetersiz. istihbarat.. yalıtım. 2. dokunulamaz. sigorta poliçesi. insulating tape elek. emin olmak. zeki. 2. entelektüalizm. k ıs. hayali. müz. mat. fiziksel varlığı olmayan. 2. yalıtım maddesi. 3. eksiksiz. emme supab ı/valfı. intelligence. i. intelekt. 2. ayrı. sigorta primi. yalıtkan. kafa Itutan. adaya ait. mat. s. 1. izole etmek. entegrasyon. etkili. entelektüel. 1. idrak. oto. 1. interest. İng. 1. sağlamak. dar görüşlü. enstrümantal. kavranamaz. (bir kuruluşa/camiaya) yeni girenler. ak ıl. international. zayıf. integral integral denklemi. katlan ılmaz. 2. ba ş kaldıran. i. internal. mat. 2. i. parçalardan oluşan. el sürülmemiş. 1. i. interjection. i. f. ekon. anlık. 1. against -e kar şı sigorta etmek. ak ıl. 1. f. yüksek zekâ sahibi. 2. itaatsiz. hor görmek. f. 3. integrasyon. izole bant. f. doğruluk. enstrümantal müzik. sigorta. sigorta olmak. 1. baş kaldırma. 3. entelekt. s. akıl sahibi. asi. ayaklanma. yardımcı. ayr ılmış. adaya özgü. 2.. . zihinsel. zekâ testi. 2. tamamlamak. ayd ın. i. anlayış. 1. s. ak ıllı. isyan. i. i.instrumental instrumental music instrumentalist insubordinate insubordination insubstantial insufferable insufficient insufficiently insular insulate insulation insulator insulin insult insult insuperable insurance insurance broker insurance company insurance policy insurance premium insure insurgent insurmountable insurrection int intact intake intake valve intangible integer integral integral calculus integral equation integrate integration integrity intellect intellectual intellectualism intelligence intelligence bureau intelligence quotient intelligence service intelligence test intelligent s. into -e katmak: He bütünle şme. dürüstlük. i. s. s.. 1. interior. 1. i. zekâ. integral. başa çıkılmaz. i. bozulmam ış. tamsayı. yalıtmak. ba ş kaldıran. i. to insure that I had a s. intelektüalizm. interval. üstesinden gelinemez. ayd ın. 3. ensülin. i. hakaret. fels. temelsiz. hakaret etmek. s. 1.Mektuplar ı kitabına kattı. yetersiz derecede. yalıtım sargısı. eksik. zekâ sahibi. sigorta simsar ı. zekâ bölümü. entelektüel. 1. yararlı. aşağısama. s. i. 2. 2. 2. letters into his book. anlayışlı. geçilemez. i.hesab ı/kalkülüsü. 2. 4. z. elle tutulamaz. haber. s. geçilemez. a şağısamak. integrasyon. kafa tutan. yenilemez.integrated thebirleşme. 2. asi. s. with ile birle ştirmek. s. akla ait. bilgi. 1. 1. izolasyon. yenilmez. çekilmez. s. sigorta şirketi. as ılsız. temin etmek: called isyancı. izolatör. bütünlemek. bir bütünün ayr ılmaz bir parçası olan.the hotel asi.

2. s. pay. f. fasıla. hisse. faiz. birbiriyle de ğiştirilebilir. f. dahili. dahil. ilgilendirmek. 5. yolunu kesip yakalamak. 1. 3. iç. elek. arabulucu. f. birbirine ba ğlı olan. 1. birbirine bağlanmak. in -e ilgi. birbirine 3. 4. kastetmek. birbirine kenetlemek. 1. tıb. i. olan (kimse). 2. i. s. şiddetlendirmek. amaç. iç yerler. 2. arayüzey. 1. şiddetli. tıb. 4. 1. başkasının . mahsus. f. 2. etkileşim. i. arac ılık. f. maksat: His intention is to help you.. s. defnetmek. s. 1. ciddikararlı olmak: I s. 2. araya girme. geçici. Demek istedikuvvetli. değiştirmek. şiddetle. 3. yoğun. çatışma. şiddetli. --ring) gömmek. değiş tokuş etmek. f. yoğunlaşmak: The storm is intensifying. i. şiddetlenmek. içerideki. amaç. maksat. i. araya girmek. i. isteyerek. birbirine ba ğlamak. bilg. ç ıkar. no intention of bile yapılan. aralık. They intensified their search for i. s. s. bozuk (hava). demek istemek: That´s not what she intended to say. iç k ısım. arada söyleme. yoğun bir şekilde. 2. birbirine geçmek. s. Gelmek niyetinde de s. radyo parazit. f. içmimar. birbirini etkilemek. menetmek. yoğun bakım servisi. -e müdahale etmek. i. niyetinde olmak. kasten. hararetli. 1. interkoneksiyon. 1. ilginç. 3. yasak. aşırı. kâr. anlaşılır. birbirine geçirmek. gergin. ünlem. He has maksatlı. 1. 2. i. s. 1. enteresan. f.ğil. karşılıklı dayanışma. sert.with -i engellemek. 1. keskin. interaksiyon. fırtınalı. birbirine aç ılan odalar. kazanç. şiddetli (söz). 1. z. 1. keskinlik. cinsel ilişki. ara. ba ğlamak. i. 2. 1. 2. 1. 2. ği o değil. niyetlenmek. 2. in -e kar ışmak. isteyerek yapılan.intelligible intemperate intend intense intensely intensify intensity intensive intensive care intensive care unit intent intention intentional intentionally inter interact interaction intercede intercellular intercept intercession intercessor interchange interchangeable interconnect interconnecting rooms interconnection intercontinental intercourse interdependence interdependent interdict interdict interest interesting interface interfere interference interim interior interior decoration interior decorator interject interjection interlace interlock interlope s. yolunu kesip durdurmak. yoğunlaştırmak. arada (söz) söylemek. i. 1. merak. görü şme. F ırtına şiddetleniyor. 2. karışma. i. niyet. -e burnunu sokmak. değiştirme. 2. i. gözelerarası. 2. anlam.işine karışmak. f. içmimarlık. f. arabirim. s. sert. 2. (--red. i.. k ıtalararası. merak ını uyandırmak. fiz. 2. müdahale. z. değiş tokuş etme. 1. i. f. birbirine f. bile bile. biyol. konuşma. arac ı. 3. f. niyet. with ile çatışmak. iç. yasaklamak. kim. taşkın. yoğun bakım. bile coming. f. hücreleraras ı. kasti. f. 3. birbirine dolamak. ilişki. 2. 2. şiddet. 1. i. i. kas ıtlı. arac ılık etmek. yoğunluk. birbirine ba ğlı olma. with -e yer yer serpi ştirmek: He interlaced his writings with kenetlenmek. etkile şim. s. birbirine dolanmak. engel. Amac ı size yardım etmek. birbirini etkileme.

gözalt ına almak. voleybol. i.interloper interlude intermarriage intermediary intermediate interment intermezzo interminable intermission intermittent intermittent current intermittent fever intermittently intern intern internal internal affairs internal combustion engine internal inflection internal medicine internal migration internal organs internal revenue internal structure international international law international law internationalism internationalist interpenetrate interplay interpolate interpolation interpose interpret interpret s. 2. 4. intermezzo. dilb. futbol ara. aracı.. i. iç yak ımlı motor. 3. yorum. f. 1. birbirinin içine geçmek. i. soru ifade eden. i. bitmez tükenmez. i. basketbol ara. 1.. 1. 1. 3. s. aradaki. eklenti. sorgu yarg ıcı. i. nüfuz etmek. 2. 2. araya girmek. 1. iki şey arasyazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirme. aç ıklama. 2. uluslararas ı. soru zamiri. soru sözcü ğü. strictly interpretation interpreter interracial interrelated interrelation interrogate interrogation interrogative interrogative pronoun interrogator interrupt i. (ölüyü) gömme. enternasyonalizm. yakın akrabalar arasında evlenme. soru sorma. i. f. f. tercüman. enterne etmek. dahili. iki şeyin arasına koymak. soru soran kimse. uluslararas ıcılık. enternasyonalist.. s. çeşitli aileler/milletler arasında evlenme. uluslararas ı hukuk. birbiriyle ilgili. uluslararas ı hukuk. başka bir anlam yüklemeye kalkmamak. 3. 2. 1. tıb. içten. içgöç. konser ara. mat. sonsuz. 1. 2. enternasyonal. karşılıklı etkileme. 1.. bir şeyi tam yazıldığı/söylendiği gibi yorumlamak. aralıklı. mola. belirli aralıklarla gelen ateş. 1. müz. iç bünye. araya bir şey sokma. i. uluslararas ıcı. 2. yorumlamak. z. sin. iç organlar. s. 2. 2. kesikli ak ım. 1. ortadaki. metne i. arada s. hayal gücünü kullanarak (bir şeye) i. engellemek. içilir (ilaç). (birinin) sözünü kesmek. arac ılık eden. staj yapan kimse. çevirmenlik yapmak. 2. orta. tıb. 2. intern. 1. aralıklı olarak. 2. 1. ara dönem. yazıya sözcük/cümle ekleyerek asıl metni değiştirmek. sorguya çekmek. s. 3. ına başka bir şey sokmak. sin. (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek. 2. f.t. i. iç yap ı. tiy. iç. soru zamiri. i. 2. defnetme. sorguya çekme. i. devlet geliri. ırklararası. i. soru sormak. eklenmiş sözcük/cümle. elek. s. 1. haftaym. konser ara. kesik kesik. ara oyunu. yorumcu. 1. f. 3. f. çevirmek.bulunan. staj yapan t ıp öğrencisi. 2. tiy. milletlerarası. s. antrakt. içişleri. arabulucu. s. sorulu. 2. i.. 3. 1. başkasının işine burnunu sokan kimse. yarıda kesmek. s. çevirmen. karşılıklı ilişki. kesik kesik. i. i. . tamamen içine geçmek. dahiliye. 1. tercüme etmek. f. içbükün. tiy. antrakt.

eyaletler arasından geçen otoyol. f. entonasyon. çok yakın. çok yak ından: He´s a distant relative. 1. samimiyetle. girişik. asıl. ilgisini çekmek. f. birbirine sar ılmak. 2. in. 2. aralık. 1. iki ses arasındaki perde farkı. arac ılık. aras ına serpmek. ile görüşme/mülakat yapmak. çekilmez. s. karışık. i. 1. damariçi. s. sarhoş edici. f. tıb. 1. yıldırma. intrinsic. 1. Onu annesiyle tanıştırdı. zehirlemek. sarho ş etmek. i. 1. f. in -e kar ışmak. tonlanma.wove. i. müz. kavşak. gözdağı vermek. üniversiteleraras ı. yıldırmak. içtenlikle. uzlaşması olanaksız. A. 2. hoşgörüsüzlük. 2. 1. dalavere çevirmek. ile röportaj yapmak. gizlice sevi şmek. 1.wo. müz. ba ğırsak. 2. tonötüm. 2. s. O uzak bir akraba. with -e sarmak.. i. 1. 2. f. s. 3. i. anat. 3. inatç ı. 1. 2. f. s. uzlaşmazlık. dilb. 1. 2. birbirine geçmek.ter. içeri. 1. sarhoş eden madde.D. gizli a şk macerası. mest olma. çapraşık. kendine özgü. çıtlatmak. s. ima. I don´t know him intimately. gözdağı verme. kesilme. 3. ara. mülakat. imlemek. kesmek. ima etmek. titremleme. üstü kapalı söyleme. 1. birbirine kar ıştırmak. yola getirilemeyen. spiral. hile. sindirme. 1. i. s. f. mest etmek. 2.D. i. entrika. röportaj. i. ses tonunun yükselip alçalma şekli. samimiyet. girift. 1. esas. f. beraber dokumak. kasiçi. of -e kar şı hoşgörüsüz. korkusuz. 3. kesinti. i. eyaletleraras ı. f. karışma. i. f. nesnesiz (fiil). bak. 2. to -i tanıtmak: This book introduces preschool children to . samimilik. s. -e. i. tıb. geçişsiz fiil. to ile tan ıştırmak: She introduced him to her mother.ven) 1. s. i. i. sarho şluk. uzlaşmaz. görü şme.. 1. kendisini yak ından i. s. kesişme. kesişmek. 2. s. sıkı: There is an intimate relationship ı söylemek. 2. 2. 2. süre. gözünü korkutma. çok yak ın (arkadaş). sindirmek.. edat içine. -e dolamak. geom. s.B. enterval. özünde. i. aslında. zehirlenme. araya girmek. samimi. f. bağırsaklara ait. s. 2. 1. s.. entrika çevirmek. 2. 2. gözünü korkutmak. i. şaşırtmak. yılmaz. ara. caba. ikiye bölmek. kolay kontrol edilemeyen. arakesit. serpiştirme. s. katetmek.B. tıb. geçişsiz. s. A. dayan ılmaz.interruption intersect intersection intersperse interspersion interstate intertwine interuniversity interval intervene intervention interview interweave intestinal intestine intimacy intimate intimate intimately intimation intimidate intimidation into into the bargain intolerable intolerance intolerant intonation intoxicant intoxicate intoxication intractable intramuscular intransigence intransigent intransitive intransitive verb intrauterine device intravenous intrepid intricate intrigue intrigue intrinsic intrinsical intrinsically introduce i. z.ter. cesur. merak ını uyandırmak. serkeş. üstü kapalbetween love and hate. -ye. üstelik. 3. A şk ve nefret arasında çok yakın bir z. (in. karıştırmak..

. 1. i. 1. içedönük kimse. zorla giren. fels. deftere kayıtlı eşya. i. değişmez. against -i şiddetle eleştirmek. değişmeyen. 1. takdim. Dedektif cinayet hakk ında tahkikat yapıyordu. 2. çok de ğerli. içebak ışçı. istila etmek. 2. mat. aksi. sezgiyle anla şılan/öğrenilen. inceleme. 1. z. icat. i. 2. i. s. ters. 1. s. 3. buluş. tersyüz s. fels. hükümsüz kılmak. i. s. tırnak işaretleri.introduction introductory introspection introspectionism introspectionist introspectionistic introspective introvert intrude intruder intrusion intrusive intuition intuitionism intuitionist intuitionistic intuitive intuitive knowledge intuitively inundate invade invader invalid invalid invalidate invaluable invariable invariably invasion invective inveigh invent invention inventive inventor inventory inverse inversion invert invertebrate inverted inverted commas inverted commas invest investigate investigation investigator i. omurgas ız. demirbaş. 2. izinsiz ve davetsiz girme. ara ştırıcı. 1. 1. zorla girmek. içebak ışçılık. 2. ters dönme. 2. enversiyon.etmek. f.. 2.. i. tersyüz edilmiş. izinsiz ve davetsiz giren. sırası değiştirilmiş. 1.. s.. 1. 2. s. omurgasız hayvan. giriş. 1. i. değişmeyerek. su basmak. zorla girme. 1. 1. i. . 1. hücum etmek. zorla içeriye sokmak. sezi.. altüst olma. i. tersine dönmü ş şey. the murder. icat eden. s. sald ırı. hasta. f. davetsiz misafir. dilb.. 2. with (sorumluluk. f. f. z. garketmek. in -e (para) yat ırmak. 1. geçersizle ştirmek. s. yetki investigating soru şturma. hükümsüz. sezgiyle edinilen bilgi. sezgiyle. sabit kalan. müz. yarat ıcı. f. yatalak. tersine çevrilmiş. tersine çevirmek. f. i. sezgicilik. s. tırnak işaretleri. i. tahkikat. 4. i. içebak ış. istila. tersine çalış. i. paha biçilmez.. tanıtım. akın. s. müz. s. ters çevirme. küfür. 1. yaratıcı. uydurmak. f. İng. sezgisel. aynı şekilde. sel basmak. s ırasını değiştirmek. envanter. sezgici. 2. i. içgözlem. f. 4. başlangıç. içebak ışçı. başlangıç ile ilgili. 2. 1. sezgici. 1. s. tırnaklar. i. i. 2. 2. fels. dilb. 3. i. -i paylamak. zorlagirmek. istilac ı. ağır hakaret. i. 2. içe do ğma. i. s. 3. 3. tahkikat/soruşturma yapmak: The detective was f. s. yaratmak. sald ırmak. sezgi. tanıtıcı. 1. sövüp sayma. istenilmeyen bir yere izinsiz ve davetsiz giren kimse. tanıştırma. önsöz. 2. in (bir proje için) (para/emek/zaman) harcamak. s. icat etmek. 2. içgözlemsel. 2. sakat. ters sonuç. müz. İng. 2. 3. araştırma. geçersiz. s. 1. i. her zaman. 2. dedektif. hakk ında with (bir makama) getirmek.

´ni) istemek. Ustal ık pratik ister. iyonik. usandırıcı. canland ırmak. ça ğrı. tiksindirici. 2. faturas ını çıkarmak. çabuk yok. 3. f. bıktırıcı. s. can s ıkıcı. iyon. 2. iç k ısım. s. zerre. . k ızgınlık. s. gerektirmek. çi ğnenemez. 2. istençsiz. öfke. bulaşma.´ni) verme. davet etmek. manevi. z. İng. 1. çekici. ilgi.. anat. içe doğru. istemeyerek yap ılan. 2.. s. fikir veya ruhun derinliğine doğru. f. 1. 1. bak. yatırım. k ızgın. iyonlanma. ho ş. 1. yetki v. iodize. çabuk kestirilemez. s. sinirli.. iyotlanm ış. f. 2.1. iyotlamak. birini içeriye davet etmek. i. mal. s. i. gayriihtiyari. fatura. hiddetli. (yard ım. fethedilemez. 1. f. s.investment investor inveterate invidious invigorate invincible inviolable inviolate invisibility invisible invisibleness invitation invite invite s. k. 1. i. f.kar ıştırmak.. 3. 2. başvurmak: He invoked his diplomatic immunity.. ionize. i. ruhsal. bıktırmak. içeriye do ğru.. (ruh) çağırmak. gözle seçilemez. 3. rica etmek: birini buyur etmek. envestisman. sinirlendirmek. i. huysuz. içeride bulunan. -e sokmak: ilişkisi.. nebze: There´s not an iota of truth in it. süsen. inward 2. dokunulmaz. 3. görülmez. 1. i. gayet sa ğlam: His z. koruma v. position in the s. i. (Allaha) yakarmak. usandırmak. 1. yanardöner. i. İng. çiğnenmemiş. 2. İng. iç. 2. f. i. f. 1. cazip. düşkün. 2. görünmez. 1. s. iyotlu. istemek: Expertise involves practice. 3. i. f. iodization. zarar görmekten veya yaralanmaktan tamamen korunmu ş. ionization. s. f. ruhb. bot. bak. i. s. yalvarmak. iyonlaşmak. kökle şmiş. canını sıkmak. s. iyotlu. iradedışı. bozulamaz. görünmezlik. yatırımcı. 1. Onda zerre kadar gerçeklik öfkelenen. İng. İng.o. k ıskandırıcı. 2. f. s. 1. hiddet. iris. davetiye. s. iodized. iyonyuvarı. 4.. tiryaki. iyotlama. 2. bak. istemsiz. bak. Iris. in inviting invoice invoke involuntary involve involvement invulnerable inward inward inwards iodic iodine iodisation iodise iodised iodization iodize iodized ion ionic ionisation ionise ionization ionize ionosphere iota irascible irate ire iridescent iris irk irksome i. 1. güçlendirmek. i... 2. 1. (sorumluluk. 2. Sergiye sadece en yak ın arkadaşlarını davet etti. iyot. davet. bak. davetkâr. 1.. yerleşmiş. invisibility. 2. iyonlaştırmak. i.b. müzmin. bak. gayriiradi. haksız. -e bulaştırmak. i.. öfkeli. i. resmi hesaplarda gözükmeyen. bak. s. yenilmez. in -e ilişki. bozulmam ış. s. ça ğırmak: He invited only his close friends to the exhibit. dili aşk Don´t involve me in your i. iris. 2. 2. iyonlaşma.b. ele geçirilmez (yer). s. s. karışma. i.

akıldışı. s. ironic. f. frenlenemeyen. s. istihza. 1. 1. 2. çaresiz. (bir şeye ait) demir kısımlar. (pürüz. f. uzlaştırılamaz. düzeltilemez. su götürmez. tahri ş etmek. nalbur. 1. 1. i. i. i. ütülenecek çama şırlar: She´s got a lot of ironing to do. 2. çaresiz. geri alınamaz. s. de ğiştirilemez. of -e bakmaks ızın. s. karars ız. değişmez. (topra ğı) sulamak. 4. bedeli ödenerek kurtar ılamaz. öfke. aksi iddia edilemez. demirhane. i.b. karşı konulmaz. i. ütü. i. tahri ş edici. s. 2. irrasyonel. s. geri alınamaz. ak ılsız. 2. z. telafi edilemez. bak. 3. 1. düz olmayan. insana alay gibi gelen bir tesadüf. 2. 3. s. tıb. 1.. s. çaresiz. gemlenmez. dökümhane. çarpık. s. mütereddit. demirhane. s. 2. kusursuz. i. demir gibi. 1. s. kim. s. 1. f.. alayl ı. 2. s. önüne geçilemeyen. i. 1. demirler. i. to ile ilgisi olmayan. usd ışıcılık. şıbozuk (asker).´ni) gidermek. sinirlendirici. mantıksızca. aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. i. s. 1. geri al ınamaz. onulmaz. 3. dayanılmaz. yolsuz. 1. düzensiz. 2. çözülemez. s. lavaj yapmak. ütüleyerek (buru şuklukları) gidermek. be. s. i. uyuşmayan fikirler. onarılamaz. 1. tahri ş edici. sinirli. s. k ızgınlık. inceden inceye alay eden. 1. ironik. maden uçlu golf sopas ı. Çok ütü işi var. ütü tahtas ı/masası. 2. tedavisi olanaks ız. 1. bir daha ele geçmez. s. s. tahriş. yeri doldurulamaz. ütülemek. sinirlendirici. 2. çabuk k ızan. usulsüz. ütüleme: Have you done the ironing? Çama şırları ütüledin mi? 2. çürütülemez. çoğ. kaşındırma.iron iron foundry iron gray iron out ironic ironical ironing ironing board ironmonger ironwork ironworks irony irony of fate irrational irrationalism irrationally irreconcilable irrecoverable irredeemable irrefutable irregular irrelevant irremediable irreparable irreplaceable irrepressible irreproachable irresistible irresolute irresolvable irrespective irresponsibility irresponsible irretrievable irreverence irreverent irreversible irrevocable irrigate irrigation irritable irritant irritate irritating irritation is island i. paraya çevrilemez. s. bak. fels. kusur bulunamaz. 1. 1. (topra ğı) sulama. İng. tersinmez. barıştırılamaz. demir. bakonu d ışı. demirk ırı. 2.. saygısız. 1. 2. irrasyonalizm. 1. kurals ız. i. 5. dilb. çok çekici. tahriş edici şey. ada. 3. kurtulamaz. lavaj. demir. 1. . 2. kaderin cilvesi. 2. uzlaşmaz kimse. s. 1. sorun v. s. 2. 2. kuraldışı. zaptolunmaz. s. değiştirilemez. demirden yapılmış. ikircimli. i. 2. ironi. 3. tamir olunamaz. fiz. 2. sinirlendirmek. ters çevrilemez. mantıksız. 1. 4. usdışı. s. sorumsuzluk. 2. yıkamak. s. saygısızlık. bastırılamayan. s. sorumsuz. sinirlendirici şey.. tıb. yıkama. s. 2.

zam. s. duvarsarma şığı. çabukdili iğne. istek. fildişi rengi. 1. coğr. seyahat program ı. parça. kim. izomorf. fildişi. 1. köylü. 4. 4. f. 2.. bot. gazet. f. (--bed. seyyar. 3. gezgin. 2. i. 4.konu şmak. 2. i.. i. 2. yolcu rehberi. yalnız bırakma. zam. gezginci. yaln ız bırakmak. itmek. i. 2. ada. kaşıntı. 1. boşalma. --bing) 1. kim. yerde ş. yola ait. 1. yol. 1. s. . izomerik. kim. oğlan. hisse 5. 1. oto. gen. k ıs. zam. (bazı oyunlarda) top. 2. kriko. mahsur bırakmak. sorun. madde. s. izomer. 7. J. adam. i. e şbiçimli. ayırma. tenha. cholera tek tük kolera vakalar ı. ahmak adam. it would. s. 2. f. i. i. hesapta tek rakam. 1. ayrıntılarıyla yazmak. i. dolaşan. yaln ız. f. i. sarmaşık. insan ı kaşındıran. 2. i. i. 3. dürtme. o. İng. erkek e şek. mahsur kalan. adac ık. say ihrac ı. bak. f. it had. kaşınmak. e şbasınç. i. argo para. mesele. elek. isk. dağıtım. 1. f ıkra.. tecrit etmek.bacak. it will. fildişi kule. 9. italik harflerle basmak. 2. i. e şbiçimlilik. 8. it has. eşek herif. 1. marsıvan eşeği. 2. i. netice. 4. 2. ayırmak. yolculukla ilgili. f.. basım. italik. 2. 3. seyyar kimse. izoterm. çabuk iğne yoluyla anlaşılmayacak şekilde konuşmak. 3. f. s. İng. italicize. 1. s. konu. ona. dürtmek. it is. uyuzböceği. 2. onun (it´in iyelik hali). 4. yalnızlık. ikizkenar. i. çıkış. nüsha. İng. etme. haber. kaşıntısı olan. (oyunlarda) ebe.. tek tük: isolated instances of1. 9. i. j jab jabber jack jackal jackass i. 2. bak. kaşınan. k ıs. arzu. i. kaşıma isteği duymak. saplama. yayımlama. gemici. kaşınma.tenhalık. e şbiçim. izomorfik. kıstak. k ıs.islander isle islet isn`t isobar isolate isolated isolation isomer isomeric isomerism isomorph isomorphic isomorphism isosceles isosceles triangle isotherm isotope issue issue of shares isthmus it it`d it`ll it`s italic italicise italicize itch itch mite itchy item itemise itemize itinerant itinerary its itself ivory ivory tower ivy J.1. adalı. 3.. tek başına kalmış. saplamak. 1. izole etmek. 1. 5. ağaçsarmaşığı. f. k. 7. kalem. boşalma yeri. i. zool. k ıs. geom. izotop.. 6. izole etme. tek. kendisi. izobar. teni dalayan (kumaş/giysi). itemize. 3. 4. 6. i. 8. İngiliz alfabesinin onuncu harfi. 1. adet. izomerizm. izomorfizm. 3. s. vale. 2. i. i.senedi ı.. 1. ikizkenar üçgen. italik. tecrit i. hedera. sonuç. i.verilen ilaç. ayırmak. ço ğ.. yayım. onu. 2. bocurgat. berzah. Canis aureus. priz. kendi.. 2. kald ırıcı. f. çakal. i. e şsıcak. is not. ayırma. 3. s.

hafifme şrep kadın. 1. s. Cryptomeria japonica. 3. (ile) çatışmak. Japonya. kapı veya pencerenin dik yanı veya kenar pervazı. ceket. mahkûm. maltaeriği. dişli. s. çok yorgun. japonayvas ı. Chaenomeles lagenaria. pot. i. ocak ayı. 2. Prunus salicina. viraj. dayanan. bak. odacı. Acer palmatum. kaba kuvvet kullanan kimse. f. i. 2. Jamaika. Jamaika. 4. çoğ.jackboot jackdaw jacket jackknife jack-of-all-trades jackpot jade jade jaded Jaffa Jaffa orange jag jagged jaguar jail jailbird jailbreak jailer jailhouse jaloppy jalopy jam jam jam on the brakes jam session jam session Jamaica Jamaican jamb jamboree jam-packed Jan jangle janissary janitor janizary January Jap Japan Japanese Japanese cedar Japanese maple Japanese persimmon Japanese plum Japanese quince japonica jar i. tıkmak: They are going to jam all of us into that small room. keskin dönü ş. 1. Japonca. f.. (--red. reçel. isk. 2. yenidünya. firar. jagar.. ahenksiz ses. zorba. yaşlı ve işe yaramaz at. japonakçaa ğacı. kavga etmek. zangırdatmak. on/upon . 2. 1. sivri uçlu. i. yeniçeri. gardiyan. i. janissary. bot. 1. i. --ging) diş diş etmek. bot. marmelat. mahpus. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. kaba kuvvet. i. 2. Japanese. ortada biriken para. tıklım tıklım. f. dili 1. silindir ceketi. 1. kapıcı. f. bot. jalopy. çentikli.. i. 2.. 2. çekişmek. mak. bak. 2. yafa portakalı. hapishane. Japan. cazcıların bir araya gelip doğaçtan çaldığı caz müziği. japonayvas ı. bot. hapse atmak.knives (cäk´nayvz) i. eğlenti.. küçükkarga. Chaenomeles lagenaria. i. i. diş. hapsetmek. bitkin. hapishaneden kaçma. 2. s. i. s. zool. ahenksiz ses ç ıkarmak. Jamaikalı. yafa. düldül. (çoğ. Diospyros kaki. frene kuvvetle bas ıvermek.a. yafa. i. trabzonhurmas ı.. cücekarga. Japonca. argo cümbü ş. 2. i. January. Corvus monedula. i. bot. i. (--med. isteksiz. i. şömiz. f. Jap. gırgır. (with) (-e) ters düşmek. i. 1. argo külüstür otomobil. i. elinden her iş gelen kimse. 2. kulak t ırmalayıcı bir ses çıkarmak. düldül. çok yormak. sivri uç. k ıs. f. s. sıkıştırmak. hıncahınç doldurmak. i. 2. kaba kuvvetle başkasını boyun eğmeye zorlamak. i. --ring) 1. i. i. jaguar. çentmek. (vaktiyle hapis yatm ış) sabıkalı. i. mahpushane. Japon. k. kaba kuvvete i. f. argo. mahpushane. Jamaika´ya özgü. 1. s.. i. i. Jamaikalı. k ıs. t ıkmak. i.nese) Japon. zangırdamak. 1. on parmağında on marifet olan kimse. b ıkkın. i. bot. --ming) 1. (--ged. büyük çakı. gürültü. yafa portakalı. i. jack. kriptomerya. dopdolu. h ıncahınç dolu. yeşim.. hapishane. 1. 2. 1. 3. Hepimizi o küçük i.

argo 1. . şık. hoşnutsuz. bak. 1.. medüz. ılık olmuş. k ıskanç.. fütursuzca. çene. bot. 2. denizanas ı. kavanoz. burkulma. 1. önyargı. hareketlendirmek. 3. pelteleştirmek. çene çalmak. İng. şiddetli ve ani çekiş. spazmodik.nese) Cavalı. z. (yaya) trafik kurallar ına uymadan karşıdan kimse. Kudüs. i. sar önyargılı. 1. i. argo çene çalma. argo aptal.. İng. çölsıçanı. i. belirginleşmek. tıb. gezinti. k. --s i. f. büzülme. 1. jarse. Cava´ya özgü. cin.jar jargon jasmine jaundice jaundiced jaunt jauntily jaunty Java Javan Javanese javelin javelin throw jaw jawbone jawbreaker jay jaywalk jaywalker jazz jazz band jazz up jealous jealously jealousy jean jeep jeer jell jello jelly jellybean jellyfish jeopardise jeopardize jeopardy jerboa jerk jerk jerk off jerk out jerkily jerky jerry jerry-built jersey Jerusalem i. dili 1. alakarga. 3. i. i. 1. neşeli. pulover... İng. anla şılmaz dil. dili lazımlık. anat. 2. jello. tehlikeye sokmak. d ırlanmak. sarsarak. silkme. cip. f. i. k. (reçel veya marmelada benzeyen) jöle. 2. 2. kaygısız. kesik kesik ve h ızlı söylemek. ço ğ. 3. İng. 2.. i. salak. 1. içi jöleli fasulye biçiminde bir şeker. f. cirit atma. Cavaca. 2. sarsıla sarsıla gitmek. silkip atmak. cirit... zool. i. peltele şmek. bak. i.. 1. 1. k. (at) ba ğırarak/kahkahalar atarak (ile) alay etmek. s. kötü malzemeyle yap ılmış. çok sert akide şekeri. 2. Cava. i.. dili (yaya) yaya geçidi olmayan bir yerde kar şıdan karşıya geçmek. z. s. cirit. oturak. 2. şen. pelteye benzeyen) jöle. Cava. 1. kıskançlık. 3. silkinme. jeopardize. tehlike.. i. 2. ağız. huk. i. argo canland ırmak. i. kazak. 2. laflamak. f. karamsarlık. nazik durum. caz. cazbant. yasemin. gezmek. dili pis/aşağılık herif. süveter. 1. i. kaygısızca. donmak. c ırboğa. i. 1. Jasminum. sars ıntılı. s. pelteleşmek. k. (meyve tad ında. sarılık. 4. çölfaresi. f. f. bak. i. z. laflama. 2. s. meslek argosu. 3. alaylı bağırış/kahkaha.. Javanese. fırlatmak. Garrulus glandarius. s. 2. i. f. 2. Jav. abaza çekmek. i. i.. cin kuma ş. s. argo otuz bir çekmek. çenekemiği. (çoğ. 2. 1. i. tehlikeye atmak. k. birdenbire ve şiddetle çekmek. i. k ıskançlıkla. karamsar. Cavalı. f. 3. söylenişi zor sözcük. Cavalı. blucin. mastürbasyon yapmak. yarg ılanan sanığın cezaya çarpılma olasılığı. f. 1.a. Cavaca. 4. 1. hoşnutsuzluk. s. argo tehditle baskı yapmak. dili biçimlenmek. zool. özel dil. k. f. k ıskançlık. gösterişli. 2. i. dili kararsız kimse. cin pantolon. i.. i. i. i. 1. s. düşmanlık. i. caddeyi trafik kurallar ına uymadan geçenkarşıya geçmek.. 2. kestanekargas ı. 2. sars ıntılarla. i. kıskançlık dolu. Dipus. düşmanca.

s. f. dili -e uymak. k. (--ted. i. 2. yorgunluk v. (--bed. İng. mücevher. şaka etmek. motorlu kesilmiş parçaları birleştirerek oynanan resim-bilmece. ğundan sonra) zaman farkından doğan uyku (uzun bir uçak yolculu düzensizliği. tepkili çalıştırma.. şaka söylemek. s. i. i. jetle yolculuk yapmak.. --ting) 1. cevher. with k. s. flok yelkeni. mendirek. s. 1.. değerli taşla/taşlarla süslü. f. hareketli. bumba ile seren veya yelkeni (bir şey hakkında) tereddüde etmek. f. 1. maskara. jeweled. i. 1. f. değerli kimse/şey. 2. simsiyah. f. şıngırdatmak. i.. bak. ırgalanmak. uğursuzluk getirmek. oyma testeresi.. i. Musevi. tekerlemeli şarkı. 2.. 1. oyun. dili katakulli. şıngırtı.. İng. k. i. 2. enerjik. İng. i. jet uçağı. i. jewelry. jet sosyeteden bir kimse. jeton. kuyumcu. soytarı. (tekerleme gibi) kısa şiir. latife etmek.. tatula. İsa. itiraz etmek. i. kâgir iskele. jetli sürüş. Hz. sevgilisini terkeden k ız. f. 2. lahza. dili çok sinirli. den. jet gibi h ızlı. fışkırmak.. i. rüzgâr yönünde giderken kavanço f. k. i. 3. i. 3. 1. i. s. jiffy. dalgak ıran. bak. simsiyah. salınmak. fıskıye. çıngırtı. f ışkırtmak. kuyumcu dükkân ı. i. dingildemek. 2. i. dili the a şırı sinirlilik.. uğursuzluk. s. ünlem Allah Allah! s. (--ed/--led. bot. . argo u ğursuz şey/kimse. cin. (bir şeyi yapmaktan) çekinmek. i. hile. i. değerli taş. jet. --ing/--ling) değerli taşlarla süslemek. mücevher. i. (at) (-e) karşı gelmek. jeweler. kapkara.. jet. latife.. i. i.. yerelmas ı.. şeytanelması. jasmine. f. Yahudi. şaka. mücevherci. tepkili uçak. şıkırdatmak.Jerusalem artichoke Jerusalem artichoke jessamine jest jester Jesus Jesus! jet jet jet lag jet plane jet propulsion jet setter jet-black jet-propelled jettison jetton jetty Jew jewel jeweled jeweler jewelled jeweller jewellery jewelry jewelry store Jewish jib jibe jiff jiffy jiggered jiggery-pokery jiggle jigsaw jigsaw puzzle jihad jilt jimmy jimsonweed jingle jinks jinni jinx jitters jittery yerelmas ı. 3.b.. çıngırdatmak. f. --bing) İng.. 2. tepkili (uçak). s. ile uyu şmak. i. şıkırtı. k. mücevherat. 1. cihat. i. 1. (tehlike an ında gemiyi hafifletmek için) (yükü) denize atmak. Musevi. dili an. 3.. i. bak. bak. f. s. i. i. den. alay. fışkırma. cep saatinin içindeki taş. bak. f. 2. i. titreme. sallamak. (hırsızların kullandığı) ufak levye ile açmak. İng. (hırsızların kullandığı) ufak levye. i. hafif sallantı. Yahudi. (sevgilisini) terketmek.

jogging yapmak. --ging) 1. 2. savaşa girişmek. müteselsil alacaklılar. 2. k. marangoz. i. 3. f. iışan işçi. 1. along jolly s. in -de yer almak.o. neşeli. şaka etmek. Narcissus jonquilla. z. götürü iş. sarsmak. şakacı kimse. toptan dağıtımcı. 1. mülkiyette/tasarrufta ortak.o. 6. bot. i. k. joker. birleşmek. Yapmaktan başka çaresi yok. Bu bayağı iyi! Jolly good! Çok birini tatlı sözlerle teşvik etmek. yavaş koşma. sarsma. Ürdün. bak. hatırlatmak içinyava ş koşma.başlamak. şaka. i. f. birçok yere üye olma meraklısı. bağlamak. (bir yarışta) daha avantajlı bir yere geçmeye çalışmak. ipucu vererek) i. geçme ile tutturmak. 1. şaka olarak. i. bir yeri ne şelendirmek. 2. 1. dili bitişmek. toptan mal satan tüccar. tatlı sözlerle birini (bir şeye) ikna etmek. şok. ortakla şa. birçok derne ğe/gruba üye olan kimse. 5. sarsıntı. ek. marangozluk. cokey. 4. 1. i. güzel. müşterek. z. argo afyon s. dili bayağı.jiujitsu job job work jobber jobless jockey jockey jockey for position jockstrap jocular jocularity jocularly jog jog s. neşe verici. parça başına çalşsiz. 1. joint-stock company tic. 1.. şakacılık. z. mafsallı. bot.´s memory jogging joggle join join battle join battle join hands join up joiner joinery joint joint joint account joint account joint creditors joint debtors joint heir joint owner joint surety jointed jointly joist joke joker jokingly jolly jolly a place up jolly s. . hafifçe sarsmak. 2. s. i.o. 1. (kulüp. müşterek hesap. şen. 2. kiriş. mafsal.´ne) birden dürtme. (bir şeyi i. jogging. tic. şakalı. 2. şaka yapmak. İng. i. Bir sözü pekiştirmek için kullanılır: He´ll jolly well have to. 3. büyük et parças ı. 4.. dalavere ile kand ırmak. 3. İng. birinin belleğini canlandırmak. k. dili hoş. bitişmiş. nükte. görev. putrel. el ele tutu şmak. 3. şaka ederek. boğum. 6. i. bir jolly good! İng. -e çarpışmaya bağlanmak. zerrin. (--ged. 1. kasap. dili 1. 2. sars ılmak. i. bar. jujitsu. memuriyet. sallama. s. tatlı sözlerle birini (bir şeyden) vazgeçirmek. 1. anonim şirket. eklemli. düğüm. argo gece kulübü. f. latife. üye yazılmak. geçme. sars ıntı. 1.. şakacı. itmek. şakayla. s. İng. ek yeri. toptanc ı.o. ortak. 2. buluşmak. iş. yava şça sallamak. şoke etmek. müteselsil kefil. parti v. f. lokanta.. 2. anat. birlikte. 2. vazife. şaşkına çevirmek.. 1. 1. z. i. şaka yollu.b. müteselsil borçlular. mirasta ortak. i. out of jolly well jolt jonquil Jordan i. 2. i. 2. kat ılmak. payda ş. f. birle şmiş. 5. isk. fulya. asker yazılmak. dürtme. hafifçe sarsılmak/sallanmak. i. eklem. müşterek hesap. dürtmek. gerçekten: This is yere sevimli bir hava vermek. İng. 2. 2. i. f. yava ş koşmak. doğramacı. k.. into jolly s. 7. 2. doğramacılık. s. suspansuvar. sarsmak. i. birleştirmek.

i. adliye. s. gezi. neşe. yolculuk. hilekâr kimse. 1. den. bilg.. judgment. 2. 3. Yugoslavian. k. Cercis siliquastrum. 2. hâkim.. i. ne şeli. 3. yarg ı. sağgörülü. f. günlük. i. bak. Ürdünlü. hile. i. 1. hile yapmak. kodes. neşeyle dolu. i.. Ürdün´e özgü. bak. i. 1. alt çene. s. s. 2. çal ıntı araba ile gezme. el çabukluğu ile marifet yapmak. mantıklı. 3. Junior. 1. f. joviality. Justice of the Peace. otomobil gezintisi. Yahudi İspanyolcası. itip kakmak. s.ney. 3.. s. f. 2. 4. sevinç. tic. hakemlik etmek. tedbirli. gazetecilik. i. hukuki. i. (kulplu) sürahi. sevindirici. it! Bir noktas ını bile değiştirmem! Don´t you miss a jot or a tittle! En i. aldatmak için hesap i. adli. i. i. testi. yevmiye defteri. itip kakma. i. İng. sevinçli. Yugoslav.. k ıyamet günü. hokkabaz. dergi. fiz. hüküm. yolculuk etmek. erguvan. dürtüklemek. 1. herhangi bir olayın ellinci yıldönümü. i. 2. s. 3. zerre. 1. hüküm vermek. i. s. .. sevinçli. i. Musevi dini. ne şe. bak. bak. bot. yargılamak. hükmetmek. hokkabazl ık. 1. sevinçli. Ürdün. i. not etmek. s. Musevi olma. jour. (--ted. keyif. i. argo hapishane.. coşku. hukuki.. s. ak ıllıca. z. i. Musevilik. jübile. yargıçlar. Musevilik. Yugoslavia. hakem. coşkulu sevinç. co şkun. bak. 2. 4.. bak. 1. 3. tahmin etmek. keyifli. 1. jonglör. çene kemiği. nebze: I won´t change a jot of jul. i. hokkabazlık yapmak. gazeteci. şen. ne şeli. karar. gazete. neşeyle. 4. i. yarg ıç. i. Ürdünlü. çoğ. Yiddish. Musevi âlemi. 2. evlilikte altın yıl. i. 3. 2. i. şenlik. yol.. günlük defter. --ting) down yazmak. erguvana ğacı. f. şaka etmek.Jordanian josh jostle jot joule journal journalism journalist journey journeyman jovial joviality jovialness jowl joy joyful joyfully joyous joyride joystick JP Jr jubilant jubilation jubilee Judaism Judas Judas tree Judeo-German Judeo-Spanish judge judge by externals judgement judgment Judgment Day judicial judiciary judicious judo judoist jug juggle juggle the books juggler Jugoslav Jugoslavia Jugoslavian i. 1. günce. seyir defteri. sefer.defterlerini kar ıştırıp hazırlamak. uçakta manevra kolu. s. 2. 1. bilirkişi. i. i. seyahat. alay etmek. k ıs. görünüşe dayanarak hükme varmak. f. itelemek. s. 1. yarg ılama ile ilgili. i. kumanda kolu. 2. adli. i.. haz.. judocu. i. i. i. k ıs. ustabaşı. 2. neşeli. türel. aldatmak. s. dili tak ılmak. 2. judo. f.men (cır´nimîn) i.

s. atlamak. pulover. 2. 3. üzerinden atlamak. . trene atlamak. 2. (fiyat) f ırlamak. k. bak. birine sapartayı vermek. 1. f.´s throat jump down s. 3. (fırsattan) hemen faydalanmaya bakmak. dili 1. 3. hakkı yokken sırada bekleyenlerin önüne geçmek. July. sebze/meyve/et suyu. k. sinirleri gergin. çok büyük. i. dili birini ha şlamak/azarlamak. bot. straponten. 1. f. argo cereyan. 2. i. aküsü bitmiş motorun aküsünden başka bir motorun aküsüne tel basinirli. kefalet altındayken duruşmaya gelmemek. fırlatmak. geçici olarak kullan ılan bağlantı teli. oto. düzensiz kar ışım. atlatmak. dili herkesin merak etti ği (ayrıntılar). spor jiujitsu. i. birine ç ıkışmak. ödü kopmak. özlü. 2. i. süveter. 1. temmuz. dili hayretle yerinden s ıçramak. fırlama. hünnap. ğlayarak (aküsü bitmiş olanın motorunu) çalıştırmak.Jugoslavic jugular jugular vein juice juiceless juicy jujitsu jujube jukebox Jul July jumble jumble sale jumbo jump jump jump a train jump around jump at jump at a conclusion jump down s. dili (kefaletle tahliye edilen san ık) hazır bulunması gereken duruşmaya gelmemek. İng.´s throat jump for joy jump on s. hoplayıp zıplamak. birini haşlamak. düzensizlik. (yarışta) hatalı çıkış yapmak. (tren) raydan ç ıkmak. 2. i şaret verilmeden başlamak. özü/suyu olmayan. s. her şeyi bilmeden/yeterince düşünmeden hemen bir sonuca/karara varmak. diken üstünde. 2. karmakarışık şey. başlanması gereken zamandan önce başlamak. yüreği ağzınaya ğmurdan kaçıp jumped tutulmak. İng. herkesin merak ettiği ayrıntılarla dolu. k. 2. çok sevinmek. 1. 3. kuru. ödü patlamak.o. 4. s. şkalarının yaptığı bir eyleme katılmak. k. acele k. argo benzin. i. (teklifi/daveti) hemen kabul etmek. jump one´s bail jump out of jump out of one´s skin jump out of the frying pan into the fire jump over jump rope jump seat jump ship jump the gun jump the gun jump the queue jump the track jump the track jump to conclusions jump to one´s feet jump up and down jump/get on the bandwagon jump/skip bail jumper jumper jump-start jumpy Jun s. s. enerji. i. boyuna ait. 5. hoplayıp zıplamak. k ıs. sulu.o. (kadın için) kazak. atlayan kimse. başlama noktasbabaşlangıç yeri/noktası. (bir yerden) (d ışarı) atlamak. vaktinden evvel davranmak. i. 1. göbek atmak. s ıçrama. tulum. sıçratmak.. s. i. özsu.. 2. argo kuvvet. dili gelmek: I nearly doluya out of my -in üstünden atlamak. dünyanın öbür ucu. elek. -den atlamak. zıplamak. 3. 1. karışıklık. 1. çiğde. k ıs. birini terslemek. jumping-off place 1. dili birini sert bir şekilde azarlamak. (tayfa) gemiyi haber vermeden terketmek. delgi. 2. ip atlamak. atlama. İng. skin! Ödüm koptu!/Yüreğim k.. Yugoslavic. k. s ıçramak. dili ı. Junior. June. bluz/kazak üzerine giyilen kolsuz elbise. elektrik. dini/hayırsever bir kurum yararına yapılan kullanılmış eşya satışı. i. dini/hayırsever bir kurum yararına satılmak üzere biriktirilen kullanılmış İng.hüküm vermek. şahdamarı. ayağa fırlamak. (parayla ilgili bir miktarda) ani yükselme. k. para ile plak çalan otomatik pikap. çocuklara giydirilen pantolonlu ceket.o. (tren) hattan ç ıkmak. zıplatmak. kocaman.

yine de: She described the apartment´s condition. hurdacı. Tam ç ıkmak üzereydim. tadı güzel. yerindelik. i. sulh hâkimi. i. justice justice of the peace justice of the peace sulh hâkimi. Just what the fuck do you mean? Ne demek istiyorsun be? i. üniversitenin birinci ve ikinci s ınıf kimsenin adına eklenir. buna ra ğmen. Amelanchier canadensis.. hurdalık. doğruluk. yarg ı hakkı. 2. 1. 1. s. hakl ılık. She´s That´s just like Behzat. Dairenin durumu hakk ında bilgi tam orada. cengel. argo uyuşturucu maddeler. Onlara inat bunu yap ıyor. spor senelik ile lise aras ındaki 7. i. 2. i. makas. yetki. birleşme. Jüpiter. i. but just the o s ırada. i. ve 9. haziran. just in time tam vaktinde.. reklam olarak gelen posta. zool. tıpkı: Fehmi looks just like finished. küçük (Babas ıyla aynı adı taşıyan öğretim programını uygulayan iki genç. kıdemce aşağı. besin değeri mal. elek. dikiş yeri. That´s just what I´ve been looking for. 3. 2. hükümetin nüfuz dairesi. çok düzenli muntazam tutuyor. 2. birleşme yeri. 4. hukuk ilmi.men (c^ngk´mîn) i. aynı. 5. ardıç. 1. 2. 1. hukukçu. gökb. d. önemli an. i. seçiciler kurulu. 2. 1. jüri üyesi. 1. uyuşturucu. zaman. ucu ucuna. 3. 2. yarg ıcılar kurulu.junction junction box juncture June June bug Juneberry jungle junior junior college junior high school juniper junk junk junk food junk heap junk mail junkie junkman junkyard junta Jupiter jurisdiction jurisprudence jurist juror jury just just Just a sec! just about just like just my luck just now just so just so just the same just the same just then just there Just think! just to spite Just try and catch me! just under the wire i. Erendiz.Hemen tıpkı babasına benziyor. 1. adaletli. hurdalar: That car´s a piece of junk. i. atılacak eşyalar. 8. tamsame I would like to see it for myself. O arabanın hurdası çıkmış. -mek üzere: I was just about to leave. 1. şimdi. adalet. yaşça küçük. adil. gene de. s. bot. taponaz olan yiyecek. kayaarmudu. hukuk ilmi uzman ı. Fehmi hemen bitirdik. hak. cunta.). eskici. 2. 2. i. i.. hemen hemen: We´re just abouthis father. bağlantı. ilkokul okul. biraz önce: They were here just now. eroinman. ast. -e inat: He´s doing this just Tibet´de olacağız! k. haziranböce ği. 1. 2. sınıfları kapsayan ortaokul. Çin yelkenlisi. i.h. seçici kurul. 2.y. Bir düşün!/Düşünsene!: Just think! This time tomorrow we´ll be in Tibet! Düşünsene! Yarın bu saatteto spite them. yerinde. dili son anda. argo hurdas ı çıkmış araba. 3. 2. oynak yeri. yine de.. Phyllopertha. iki kişiden küçük olanı. 3. Biraz önce buradaydılar. jüri. çok dikkatli bir şekilde: When you´re with them you belirli bir şekilde/bir sisteme göre düzenlenmiş. cang ıl. . Evini çok 1. k. argo ke ş. i. b. hakl ı. yargılama hakkı. tam o anda. bitişme. i. bir halde: She keeps her house just so. uyuşturucu bağımlısı. i.hukuk. junk. kutu. 1. aralık. i. değil mi? tam benim şansıma. just at that spot tam o noktada. kavşak. çoğ. i. z. huk. dili Bir saniye! 1. 1. bitişme. yakala bakal ım! k. dili Haydi. 3. 1. buat. doğru. 4. tıpatıp aynı. isn´t it? O tam Behzat´ça bir şey. 5. hükümet. tam: just across from us tam kar şımızda. jüri. hurda deposu.

i. bak. geçim. 1. şiddetle. Karelyaca. Kâbe. kaleydoskop. muhliye. Günlük tutuyor. 2. i. i. i. alabora olmak. şevkle. s. göze batmamaya çalışmak. i. s. Karelyaca. k. gözü aç ık. -i your head! Terbiyeni tak ın! keep a close watch on keep a journal keep a low profile keep a low profile keep a secret günlük tutmak. 3.. Karelyalı. i. z. 3. Kazakh. 4. keskin. olgunlaşmamış. gençliğe özgü. sivri..justification justify justly jut jute juvenile juvenile court juvenile delinquency juvenile delinquent juvenile delinquent juxtapose juxtaposition k K. adaletle. ayar. f.. i. Kampuçya. ac ı. i. (--ted. 2. zekâ. s. Seni s ıcak tutar. k. bak. Kazakistan. Kamboçya. i. Keşmirli. 1. i.. dili çok hevesli. 1. Kampuçça. 3. 1. 2. argo mahvolmu ş. i. 1. Kazak. gerekçe.. çıkık olmak. K. merak. biyol. Kamboçça.. düşkünlük. Kamboçlu. k Kaaba kale kaleidoscope Kampuchea Kampuchean kangaroo kaput karat karate Karelia Karelian karyokinesis Kashmir Kashmir´i Kashmir´ian Kazak Kazakh Kazakhstan Kazakstan keel keel over keelage keen keenly keenness keep keep i. birbirine yak ın koymak. sivri olmamaya çalışmak. 2. 2. bilg. çocuk mahkemesi. mitoz. çocuk suçlu. s. 7. s. 2.. Ke şmir. haklı çıkarma/çıkma. çocuğun suç işlemesi. karate. metnin sağ doğrulamak. s. tutmak. Kampuçyalı. kilogram. keskin. dili göze çarpmamaya çal ışmak. z. gemi omurgas ı.. keskin (göz/zekâ). jüt. Keşmir´e özgü. çocuksu. birden devrilip dü şmek. 6. 3. i. Kampuçça. tutmak:. 3. zool. yanyana koyma. i. 3. şiddetli. 2. 2. i. 1. 1. matb. Kamboç. çocuk. kuvvetli. zeki. 2. --ting) 1. i. s. sır saklamak. sert.. 2. himaye. 2. He içkale. s. 1. f. the books. 2. Kampuçya´ya özgü. bilg. 2. Karelya´ya özgü. karina. 2. i. Keşmir. 1. haklı olarak. Kamboçyalı. yanyana bulunma/bulundurulma.It´ll keep you warm. elek. s. alabora etmek. keskinlik. Ke şmirli. i. genç. (kept) 1. akıllılık. i. yanyana koymak. 2. Kazakça. Karelya. 8. adil bir şekilde. İngiliz alfabesinin on birinci harfi. Kazakhstan. 1. dili dikkati çekmemeye çal ışmak. yoğun. i. çıkarmak. f. kanguru. i. karalahana. i. uzanmak. i. Kampuçya. birbirine yakın bulunma/bulundurma.. genç. k. . She keeps a diary. out ç ıkıntı yapmak. Karelyalı. kenarını hizalama. 2. matb. İng. i. çıkmak. 1. 1. 2. haklı neden. metnin sağ kenarını hizalamak. capacity. keeps keep a civil tongue in one´s head k. Keşmirli. birbirine yak ın koyma. suçlu çocuk. i. 4. f. 3. temize çıkarmak.. suçsuzluğunu kanıtlamak. k ıs. haklı f. 2. Karelya. 5. karyokinez. 1. Kampuçyal ı. çiçek dürbünü. dili terbiyeli bir şekilde konuşmak: I´ll thank you to keep a civil tongue in sıkı bir gözetim altında tutmak. karat. Macropodidae. şiddet. i. 1. Defter tutuyor. liman resmi. 1. i. 1. altın ayarı.

vücut hatlar ını korumak. ak ılda tutmak. içeride kalmak. devam etmek. dengesini kaybetmemek. telaşa kapılmamak. gözünü dört açmak. 2. ile atba şı (beraber) gitmek. dili 1. (son gelişmelerden) haberdar olmak. 1. 2. -den uzak kalmak. eve erken dönmek. istifini bozmamak. ile dost kalmak. 2. içeride al ıkoymak. dili durmadan çalışmak. gözden kaybetmemek. -i uzak tutmak. tetikte olmak.s. sürdürmek. günde pek az saat çalışmak. parlamentodaki yerini korumak. fikirlerini kendine saklamak. çenesini tutmak. kulağı kirişte olmak. Kol idare etmek. s ır vermemek. formunu korumak. k. patlamamak. kendine hâkim olmak. sözünü tutmak. -in kayd ını tutmak. kendine dü şen görevi yerine getirmek. -i kaydetmek. sab ırsızlanmamak. 3. gözden uzak tutmamak. 2. (bir şey için) göz kulak olmak. 1. 3. sır saklamak. saklamak. kendine düşen payı ödemek. erken yatmak. 2. ciddiyetini korumak. ile aras ına mesafe koymak. kendine hâkim olmak. 2. ev saatim zaman 1. (of) -in sayısını tutmak. aloof from keep off keep on keep one´s balance keep one´s balance keep one´s counsel keep one´s distance from keep one´s end up keep one´s eyes open/peeled/skinned keep one´s eyes peeled keep one´s figure keep one´s head keep one´s mouth shut keep one´s nose to the grindstone keep one´s nose to the grindstone keep one´s own counsel keep one´s promise keep one´s promise/word keep one´s seat keep one´s shirt on sır saklamak. -i aklında tutmak. 2. . Uzak dur! k. kulağı tetikte olmak. saklamak. uzak durmak. kendini -den uzak tutmak. dili ağzını sıkı tutmak. gizlemek. 1. k. saklamak. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek: My watch keeps good time. k. ilerlemek. k. tetikte olmak. devam ettirmek. devam etmek. 1. dili 1.keep a secret keep a stiff upper lip keep a stiff upper lip keep a straight face keep abreast of keep account of keep an account of keep an ear to the ground keep an eye on keep an eye out for keep away keep back Keep back! keep bankers´ hours keep company with keep count keep dark keep early hours keep fit keep going keep good time keep house keep in keep in mind keep in view keep in with keep it up keep o. oturdu ğu yerden kalkmamak. unutmamak. gözü -in üstünde olmak. -i not etmek. 2. cesaretini kaybetmemek. sözünden dönmemek. -e göz kulak olmak. sözünü yerine getirmek. devam etmek. -i yakla ştırmamak. 1. durup dinlenmeden çalışmak. gözünü açmak. metin olmak. ile arkada şlık etmek. dili hiç gülmemek. ı hep doğru gösterir. k. göz önünde tutmak. sürdürmek. sinirlenmemek. metanet göstermek. günde pek az saat aç ık olmak. (son gelişmeler hakkında) bilgi sahibi olmak. -den uzak durmak. sözünü tutmak. dengesini korumak. dili şikâyet etmeden soğukkanlılıkla karşılamak.

(bir şeye) dikkat etmek. guessing keep s. away keep s. advised of keep s. -i takip etmek. devam etmek.. -e ayak uydurmak. keep s. huk.t. birini bekletmek. in sight keep s.o. 2. 2. k. dili bir şeyi gizli tutmak.o. (çağa/zamana) ayak uydurmak.o. 1. How about . engaged keep s. birini doğru dürüst haberdar etmemek.b. -e ayak uydurmak. dili do ğru yoldan ayrılmamak. k.o. sulhu bozmamak. under wraps keep s. yüksek tutmak. yaramazlıktan kaçınmak.o.o. sessiz kalmak. (puan) saymak.. (biriyle samimi olmamak için) ona çok mesafeli davranmak. 4. birini meşgul etmek. 3. (bir şeyi) aklında tutmak. hiç gözükmemek. birine so ğuk davranmak.? keep one´s word keep order keep out keep out of mischief keep out of sight Keep out! keep pace with keep s. maç v. birini bekletmek. bir şeyi bir bütünsellik içinde ele almak. under surveillance keep s. -i izlemek. bir şeye bir bütün olarak bakmak. birinin samimi olmasına izin vermemek. 1. bir şeyi birinden saklamak. waiting keep s. birinden bir haberi saklamak/gizlemek.t. from doing s. keep s.o. 2. öfkesini yenmek.o. (saat) her zaman zaman ı doğru göstermek. birini (bir konuda) bilgilendirmek. birini pek yakla ştırmamak. -e ne dersin/dersiniz?: How about a game of tennis? Tenis oynamaya ne dersin? 2. hiç görünmemek. k.´nde) zaman tutmak. tempo tutmak.o. 1. 2. (birinin) izini kaybetmemek: You ought to keep track of what´s 1. 2. at a distance keep s.o.t. well-advised s.o. 3. 1. iyi bir işi sürdürmek. k. company keep s. tedbirli. -den ne haber? How about Çetin? What´s he doing? sözünü tutmak. ile ayn ı hızda/tempoda gitmek. Girilmez. spor (bir yar ış.o. -i gizlemek. hesap tutmak. -i izleyerek bilgi sahibi olmak. ile a şık . 1. dili çenesini tutmak.t. susmak. ahlaklı bir şekilde yaşamak. (izlerken) gözünü/gözlerini birinden/bir şeyden ayırmamak. 2.o. under one´s hat keep score keep silent keep step with keep tabs on/keep a tab on keep the accounts keep the ball rolling keep the lid on keep the peace keep time keep time keep to keep to the straight and narrow keep touch with keep track of keep track of keep up keep up with öfkeye kap ılmamak. dışarıda bırakmak. k. birine refakat etmek. keep s. defter tutmak. -i takip etmek. birini sürekli olarak gizlice izlemek. (bir şeyi) takip etmek. -i gözetlemek./s. waiting keep s.o. ile ilişkiyi sürdürmek. birini -den haberdar etmek. (ç ığırından çıkmaması için) -i denetim altında tutmak.t. birini yaln ız bırakmamak. under one´s hat keep s. -i gizli tutmak. gagas ını kısmak. ak ıllı. dili 1.t. tempo tutmak.o. dışında kalmak. 1. 2. at arm´s length keep s. birinin ilerlemesine mâni olmak/ket vurmak.keep one´s temper keep one´s trap shut keep one´s wits about one. -e bağlı kalmak. -i takip etmek. birini uzak tutmak. down keep s. at arm´s length keep s. in perspective keep s. dili bir şeyi gizli tutmak. -i izlemek. bir şeyi gizli tutmak. a secret from s. birini bir şey yapmaktan alıkoymak. from s. disiplini korumak.o. Yakla şma! -e ayak uydurmak.t.t. itidalini muhafaza etmek.

tekme. k.. şı gelme. başörtüsü. uyum. i. temel taşı. kilit taşı. hatıra. 4. anahtar. andaç.. Celt. bordür taşları.. ilke. 6. 3. sertlik. i. toplantıyı açış konuşması. 2. geçimini sa ğlama. argo 4. heyecanland ırmak. yadigâr. s. 2. cevher. i. çağa ayak uydurmak. i. i.o. f. yetkili etmek. kendini göstermemek. k ırmızmeşesi.. 2. esmer suyosunu.. çaydanlık. s. müz. birini/bir hayvan ı korkutarak yaklaşıp zarar vermesini önlemek. k. ana nota. (--ned. i. mendil. getirmek. boyun atkısı.. anahtar deliği. tekme atmak. gardiyan. köpek yetiştirilen yer. qibla. timbal. i. nöbet tutmak/beklemek. seğirdim yapmak. görüş açısı. k ıs. 1. 2. dayanak. (koyu) bej. iç. köpek kulübesi. (koyu) bej üniforma.kardili karşı durmak. 1. görüş alanı. anlamak.keep up with the times keep watch keep/hold s. 3. i. 3. varil. anahtar. himaye. Kenyalı. bilmek. bordür taşı. İng. dili şamata. i. s. i.. -e uygun duruma 7. çekirdek içi. to -e göre ayarlamak. telaş. 2. i. Kenya´ya özgü. i. İng. cevap anahtarı. i. bak. (sözlükte/ansiklopedide) madde. (uyuşturucu maddenin) kamçılama etkisi: This drink´s got a kick to it. 2. 2. i. gazyağı. 5. i. 1. i. esas. 1. anahtar halkas ı. varek. 4. müz. perdesini yükseltmek. f. anmal ık. çifte atmak. önemli yer. (yol kenarındaki) bordür. f. akortmevki. (silah) geri tepmek. k ırmız. güğüm. i. anahtar ta şı. 3. Kenyalı. coşturmak. müz. koruma.. i. Kenya. çoğ. 1. i. i. arka planda kalmak. 1. 3. küçük f ıçı.. gürültü patırtı.. i. tutma. gaz. i. 1. klavye. İng. 1. kurgu. qibla.. --s i. tahıl tanesi. kilitlemek. i. tanımak. 4. 3. gaz lambas ı. i. i. i. birini/bir hayvanı sindirmek. temel dü şünce. 2. eşarp. 1. i. köpek yeti ştirilen yer. temel. 2. i. 1. Bu . 2.. şifre cetveli. 2. Celtic. müz. keg(s). keep. 3. 2. bak. (klavyede) tuş. (koyu) bej pantolon. madenk ırmız. Kenya. s. zemberek kurgusu. ana ilke. kilogram(s). i. 2. bekçi. ruh. 2./an animal at bay keep/stay in the background keeper keeping keepsake keg kelp Kelt Keltic ken kennel Kenya Kenyan kept kerb kerbstone kerchief kerfuffle kermes kermes mineral kermes oak kernel kerosene kerosene lamp kettle kettledrum key key key position key ring key up key word keyboard keyhole keynote keynote address keystone kg khaki khakis Khyber kibla kiblah kick kick çağın gerisinde kalmamak. --ning) İskoç. tekmelemek. geçim.. 1. 2. 1. bak. bilgi alanı. i. 2. öz. 1. -e uydurmak. i. 1. çözüm yolu. Hayber. (içkide) kuvvet. dili k. bak ıcı. ses perdesi. tekmeleyerek kovmak. madde ba şı sözcük. bak. 1. bekçilik etmek. bak. 3. 1. f. kırmız madeni.

3. kilo. i.. diyar diyar dola şmak. 1. dili ufak k ız kardeş. mortoyu çekmek. öldüren şey/kimse. k. k. argo nallar ı dikmek. s. dili 1. mahvetmek. 1.. dili çok komik. argo çok güldürmek. 1. k ılıçtan geçirmek. kötüye kullanmak. 1. bak. gülmekten öldürmek. k. 2. fazla nazik. 4. dili kavga ç ıkarmak. hır çıkarmak.. fiz. yakınan kimse. 2. k ıyameti koparmak. i. fırın. vuran şey/kimse. 2. fiz. ocağı. egg zaman öldürmek. argo rü şvet vermek. fiz. kilosikl. k. i. f. killer killing kiln kiln-dry kilo kilocalory kilocycle kilogram kilogram-force kilogramme kilogram-meter kilohertz kilojoule i. dili birini kap ı dışarı etmek. ocakta kurutmak. kill two birds with one stone i. oğlak. bak. y ıpratıcı. k. i. nokta.. 2. İng. --ping/--ing) (fidye için) (birini) kaç ırmak. k. düdili baztaşınmak. argo çok çekici kimse. dili vurgun. katil. erkek karde ş. kilohertz. argo nalları dikmek. 2. ölmek. i. kilogrammetre. s. f. 1.. barbunya. 1. s. --ding) 1. k. kiddy. 3. diyaliz makinesi. öldürmek. i. f. yorucu. 2. iki işi birden görmek.. öldürücü. ihmal etmek. futbol oyuna ba şlama vuruşu. k. 1. . f. böbrek.. birini işten çıkarmak. kilo. (zaman ı) hepsini öldürmek. dili uyu şturucu bağımlılığından/sigara tiryakiliğinden kurtulmak. kilogramkuvvet. i. dili tak ılmak. 3. ölmek. böbrek makinesi. kendini zevke vermek. 2. 4. keçi yavrusu. dili çocuk. kid-glove. büyük kazanç. kilogram. etkisiz hale getirmek. i. i. kilokalori. (--ded. i. 1. kilogram. i. 1. k. i. dili büyük bir kar şılama töreni hazırlamak. şünüp ılarına dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek.kick a goal kick around kick ass kick at kick back kick off kick over the traces kick s. dili. 2. çıngar çıkarmak. i. k. k. tuğla/kireç k. futbol oyuna ba şlamak. argo konuyu/tartışmayı etkileyecek gizli 2. dili ufakişletmek. i. 2.o.. kilogram.. fiz. argo rü şvet. eğlenmek. oğlak doğurmak. k. out kick the bucket kick the habit kick up a row/fuss kick up a row/make a row kick up one´s heels kick up one´s heels kickback kicker kickoff kid kid brother kid sister kiddie kiddy kid-glove kid-gloved kidnap kidney kidney bean kidney machine kill kill off topa vurup gol atmak. mortoyu çekmek. dalga geçmek. dili başlama. i. tekme vurmak. kill the fatted calf kill the goose that lays the golden k.. öldürme. kilojul. k. yok etmek. k. 3. (--ped/--ed.dizginleri koparmak. e ğlenceye dalmak. dili çocuk. vurgun (av). dili şikâyetçi. 2. 3. (tüfek) geri tepmek. i. bir tür barbunya fasulyesi. dili altın yumurtlayan kazı kesmek. kill time bir taşla iki kuş vurmak. katletmek. k. i. hoşça vakit geçirmek. komisyon. 5. bak.

1. İng. bar temas. şekerleme. (balığı) tuzlayıp tütsülemek/kurutmak. 2. hafifçe dokunmak. iyi. mağlup olmak. isk. akrabalar. iyilikçilik. ba şta olan kimse.. karışık. s. şeker. 1. i. (çoğ. k. h ızbilim. 2. 1. dili (down) (on) (bir yere) yatıp uyumak.kiloliter kilolitre kilometer kilometre kilowatt kilt kin kind kind kindergarten kindhearted kindle kindly kindness kindred kinetic kinetic art kinetic energy kinetics king king orange kingdom kingfisher kingpin king-size king-sized kink kinky kinship kiosk kip kipper Kirghiz Kirghizia Kirghizistan Kirgiz Kirgizia Kirgizistan kiss kiss and be friends kiss away the hurt kiss the dust kit kitchen kitchen cabinet kitchen garden kitchen sink i. öpmek. i. bak.. iyi. 2. i. Kırgızca. kilolitre. iyilik. kapris. (belirli bir iş için kullanılan) malzeme/alet takımı: first-aid kit ilkyardım çantas ı. bak. iyi niyetli. buse. K ırgızistan. i. bak. f. 5. i. hafifışmak. k. 1. kindling (wood) ç ıra. 2. i. kilometre. 2.. iyi kalpli. İng. 1. bak. âlem. 2. uyanmak. tutuşmak. akraba olan. 1. kiloliter. fistan. satranç king. kral. İng. k ıvırcık (saç). 2. k. tür. iyiliksever. nevi. yalıçapkını. şah. en önemli kişi. anaokulu. öpüş. 2. mutfak. (parkta bulunan ve büyük bir kameriyeye benzeyen) i. s. i. 2. i. i.ghiz) Kırgız. merhametli. kinetik. i. çiroz. iyi. . tutu şturmak.. i. i. kilit noktasında bulunan kimse. bula şık teknesi. papaz. öpü şmek. dili en nüfuzlu ki şi. 1. 1. merhametlilik. halat. iyilikten kaynaklanan. 3. king-size. 1. 3. k. 2. aynı türden.. kim. i. 2.. i. kilometer. bir konuda en usta kimse. dolaşık. kink. kulübe: newspaper kiosk gazete kulübesi. 1. tar. s. Kirghizistan. s. Kir.. (bir i. boyun e ğmek. (birinin yattığı) yatak. ğilimleri/fikirleri olan. yanmak. dili 1. i.. 2. 1. dili seksle ilgili garip e 1. akrabalık. bak. kilovat. i.. İng. s. (--ped. iyilikseverlik. 1.. 3. sebze bahçesi. s. mü şfik/merhametli bir şekilde. sevecen. 4. s. 1. f. garip fikir. sevecen. 2. (çoğ. 2. birbirine benzerlik. k. kinetik enerji. cins. k. lütfen: Will you i. bak. eviye. f. akrabal ık. tel veya ipin dola şması. Kırgız. --ping) İng. 1. öpücük. sevecenlik. çok büyük. f. akraba. ı soydan.. i. kin) akraba.. bak. birbirine benzer. mutfak dolab ı. i. 2. ayn s. 2. iyilikçi. İng. i. uyku. telephone kiosk telefon kulübesi.. ateş almak. 3. i. i. lütuf. soy.. vurulup ölmek. kinetik sanat. iyilik.. Kirghiz. yakınlık. 1. s. İskoç erkeklerinin giydiği eteklik. (birinin kaldığı) yer/ev/oda.. uyandırmak. kinetik. i.. Kırgızca. i.. fiz. iskelekuşu. dili ola ğandan daha büyük. yakmak. i. çeşit. ağrıyı öpücükle geçirmek. i. monte edilmemiş takım. iyiliksever. s. krallık. i.. z. biyol. Kyrgyzstan. 1. merhametli. 2. dili. 2. Kirghizia.

örgü şişi. bir ters örmek. i. i. 2. i. kleptoman. s.. tav şan yavrusu. i. tepecik. örgü makinesi.. masaj yapmak. 1. s. enik. i. İng. know. 1. f. 1. 4. İng. çok yorgun. i. (kaşları) çatmak:şya. 2. f. 1. bak. ufak mutfak. knit his brows. İng. süs e şyası. düşünmeden yapılan. çaylak. o ğlan. 1. diz. yavru kedi. 2. s ıkı sıkıya bağlamak. örme. i. 3. bıçak bileyici. yumrulu. i. purl one knitted knitting knitting machine knitting needle knitting needle knitting work knitwear knives knob knobby eviye. i. (knelt/--ed) 1. 3. tokmak. 3. knives) bıçak. 4. argo saloz. i. ustalık. f. topuz. f. knife. dangalak. şiş. f. bak. bacak. birleştirmek. 2. argo arkadan vurmak. i. satranç at. f. i. k. ölüm haberi. encik. 3. çakı. 1. yoğurmak. . örme. ufak parça: a knob yumru yumru. ı. hoşaf gibi. golf pantolonu. golf pantolonu. 2. yumru. 1. 1. diz büküp selamlamak. top. dili çok k ısa boylu. kitty. zool. diz çökmek. zool. kilometer(s). f. bak. örgü şişi. 2. bıçak bileyici alet. i. örmek. 2. matem çan olacağı kneel. çoğ. kedi. haberi. 1. hüner. 1. 1. kivi. i. i. k. s.. kara haber.. örgü. pisipisi. kivi (meyve). pisi. bir düz. bıçakla kesmek. şövalye. i. ustalıklı iş. bıçaklamak. i. örgü işi. i.kitchen sink kitchenette kite kitten kitty kittycat kiwi kiwifruit kleptomania kleptomaniac klutz km knack knackered knapsack knave knead knee knee joint knee-deep knee-high knee-high to a grasshopper knee-jerk kneel knell knelt knew knickerbockers knickers knickknack knife knife grinder knife sharpener knight knit knit goods knit one. 2. vale. Ka şlarını çattı. 1. s. 2. (kemik) kaynamak: The örme e He triko eşya. i. i. dize kadar yükselen.. (--ted/knit) 1. örme e şya/giysiler. k ıs. --bing) s. biblo. 2. 1. (çoğ. hilekâr kimse.. 2. tepke olarak yapılan. 2. 2.. diz altından büzgülü bol pantolon. diz boyunda. 2. i. s. bak. çoğ.. i. yuvarlak tepe. kivi. i. kadın külotu. 3.. sırt çantası. bot. bileği. herhangi bir şeyin yok i. 2. isk. diz boyu derinliğinde. diz eklemi. kleptomani. (--bed. örülmü ş. of butter bir parça tereya gibi. diz üstü oturmak. marifet. dili bitkin. uçurtma. tokmak ğı.

b. 3. tartaklamak. bak. 2. boğum boğum. tan ımak. i. 5.. 2. 2. çok bilmi ş. 1. k. 4.. 2. k. bilgi. dili kıran kırana dövüş.. boyun e ğmek. i. mezatta çekici vurup mal ı son fiyatı verenin üzerine b ırakmak.. -in usulünü bilmek: Do you know how to swim? Yüzmeyi biliyor musun? kendi fikrini bilmek. k. f. bilerek. k.t. s. k. tepecik. i. uyandırmak. dili bilgi.´ni) kesmek. düğüm düğüm. şeytan. birini (bir darbeyle) yere yıkmak/nakavt etmek. 1. argo öldürmek. çaresini bilmek. paydos etmek. yetenek. sersemletici. bacaklı. bir şeyleri bildiğini ima eden (bakış). z. 1. malumat.knock knock about knock at the door knock down knock off knock off work knock on the door knock out knock over knock s. 2. 3. budaklı. çabucak hazırlamak. bilgisi olan. İng. dili (geçici olarak) i şi bırakmak. 1. dili bir yerin girdisini ç ıktısını bilmek. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek. şıpınişi yapıvermek. s. bilgi. --ting) 1. birbirine çarpmak..o. argo soymak. dili işin bütün yönlerini bilmek. argo birini hamile b ırakmak. 1. -i bilmek. bilgi ve tecrübeden do ğan güç. boks nakavt. 2. 2. düğümlü. tokmak. devirmek. 2. dili ne yap ılması gerektiğini iyi bilmek. dili birini dili birini çok yormak. seçmek. dili oradan orayaknock on the door. toku şmak. up knock s. deniz mili: twenty knots saatte yirmi mil. s. by sight only know s. s. 1. karışık. 2.o. usulünü bilmek. çarpık çan. bir şeyi eksiksiz bir şekilde bilmek. bilinen. haberi f. at/on -i çalmak. (fiyatı) indirmek. 4. yumrukla yere devirmek. oto. dili yapıvermek.tekrar vurmak. boğum. dola şmak.t. s. dili k ıran kırana (dövüş). (knew. s. birini sadece yüzünden tan ımak. 3. 4. dü şmana çok zarar veren (saldırı). işe koyulmak. 3. tatil etmek. kararlı olmak. (--ted. farketmek. dili dünyada olup bitenleri bilmek. şiddetle sarsmak. olmak. fiyatta indirim yapmak. ne istedi ğini bilmek. dili gerçek ç ıkarının nerede olduğunu bilmek. k. kurnaz. dili birini hayran etmek/mest etmek. dili demir mu şta. i. 3. i. dünyada olup bitenleri bilmek. f. düğüm. . boğum. kasten. 2. far. 6. 2. 1. 2. 1. çıngırak. cold know the ropes know the ropes know the score know what´s what know which side one´s bread is buttered on know-how knowing knowingly knowledge knowledgeable known knuckle knuckle down knuckle under knuckledusters kohlrabi f. güçlük. meme. haberdar k. kapı tokmağı. know. 1. dili çok güzel. den. 6. argo (kadında) göğüs. 1. --es) alabaş. out knock s. i. k. kapıyı çalmak. vurmak. k. İng. mola vermek. yürürken dizleri birbirine çarpan. (çoğ. k. dolaşık. i. uyanık olmak. bak. parmağın oynak yeri. çarpmak. 2. k.. 4. telefon hattını v. k. dili işi bırakmak. 3. zeki. mak. i. k. haber. k. 3. 1. i.o. rabıta. bile bile. i. küme. İng. muhteşem. off the price knock together knock up knock-down-drag-out knocker knock-kneed knockout knoll knot knotty know know know all the wrinkles know how to know one´s own mind know one´s own mind know one´s stuff know one´s way around a place know s. k. ampul.. k. 3. i.. açıkgöz. budak. k. against/into -e çarpmak. 3. 4. 5. s. ask. bilmek.. --n) 1. 1. k. tekrar vuruntu/detonasyon yapmak.. dili (elektriği. emin olmak. zorluk. 3. k. birinin pestilini/can ını çıkarmak. teslim olmak. paydos etmek. dili (ilaç) birini uyutmak. olmak. 4. i. malumat. k. bağ. -e vurmak. bilgili.

Kürt. . 2. i. 1. 2. s. laboratory. Kuveytli. çalışmak. 1. ka şer. left. league. i.. ırtınada geminin fiş anlaşmazlığı.. --ing/-