I

T.C. ERC YES ÜN VERS TES SOSYAL B L MLER ENST TÜSÜ

BUD ZM’DE N RVANA ANLAYIŞI

Tezi Hazırlayan Fatih ŞAH N

Tez Danışmanı Prof. Dr Harun GÜNGÖR

Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Dinler Tarihi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi

Eylül-2005 KAYSER

II

III

T.C. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Budizm’de Nirvana Anlayışı Tezi Hazırlayan Fatih ŞAH N Tez Danışmanı Prof. Dr Harun GÜNGÖR

Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Dinler Tarihi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi

Eylül-2005 KAYSER

IV

I

ÖNSÖZ Uzak Doğu dinlerinden birisi olan Budizm, Dinler Tarihi’ne Hint kaynaklı bir inanç sistemi olarak geçmiştir. Budizm MÖ VI. yüzyılda Buddha tarafından kurulmuş ve zaman içerisinde evrensel nitelik kazanmış bir inanç sistemidir. Hindistan’da doğmuş olmakla birlikte, belirli bir zaman diliminden sonra Hindistan’da tutunamamış, ancak dünyanın bir çok ülkesine yayılmış ve evrensel bir din hüviyetine bürünmüştür. Şu an itibariyle dünya üzerinde 350- 400 milyon civarında Budist’in var olduğu kayıtlarda yer alsa da, bu sayının çeşitli amaçlara hizmet etmek için aşırı şekilde abartıldığını savunanlar olduğu gibi, bu sayının gerçek Budist sayısından daha az olduğunu düşünenlerde mevcuttur. çinde bulunduğumuz modern çağda Budizm; Hindistan, Çin, Mançurya, Moğolistan, Seylan, Japonya, Tayland, Tibet, Kore, Birmanya, Bhutan, Laos, Kamboçya, Vietnam, Singapur, Malezya, Doğu Bengal ile bir çok Uzak Doğu ve Güney Asya ülkelerinde, hatta Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerine kadar yayılmayı başarmıştır. Budizm’in bir din kurucusu, kutsal kitabı, öğretileri ve bir cemaati mevcut olmasına rağmen müşahhas bir Tanrı, ruh ve ahiret anlayışı mevcut değildir. Bu dini, ilginç kılan hususların başında da işte bu özellik gelmektedir. Bu sebeple Budizm’in bir din, tarikat, mezhep yada ahlaki bir ekol olup olmadığı yıllardır tartışılagelmiştir. Budizm’i Buddha’nın yaşam öyküsü çerçevesinde dine dönüştürülmüş bir yaşam felsefesi olarak tanımlayanlar mevcut olduğu gibi onu bir ahlak ve felsefe sistemi olarak tanımlayanlar da mevcuttur. Ancak dinin tek bir tanımı mevcut olmadığı için Budizm: Budist’lere göre din, Brahmanizm mensuplarına göre Hinduizm’in bir mezhebi, bir başkasına göre de bir ahlak sistemi olarak kabul edilebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: nanan kimse,inandığı şeyin din olduğunu iddia ediyorsa, başkalarının bu iddianın tersini savunması, inanan kimsenin inanmış olduğu değerlerinde bir farklılık meydana getirmez. Budizm’in kurucusu olan Buddha, vedalar kanunlarının otoritesine karşı çıkmış, kast ve rahiplik doktrinlerini ortadan kaldırmıştır. Buddha, saray hayatı ve çile gibi iki aşırılık

II

arasındaki orta yolu telkin etmiş, bu iki aşırılığı ızdıraplı bulurken, orta yolda bilgi, kurtuluş ve mutluluk bulmuştur. Öyle anlaşılıyor ki bu orta yol kişiyi bu dünyadan, bir daha dönmemek üzere kurtarır ve Nirvana’ya ulaştırır. Kişi, ızdırap ve onun giderilmesi hakkındaki gerçekleri öğrenir, iyi bir Budist olarak yaşarsa Nirvana’ya ulaşır. Bir Budist’in Nirvana’ya erişebilmesi için, arzu ve ihtirası yok edip hikmet olgunluğuna kavuşması gerekmektedir. Zaten kişi, tenasühten ancak Nirvana’ya erişerek kurtulabilir. Budizm’de temel hedef Nirvana’ya ulaşmaktır. Buddha’nın kendisi, yaşarken Nirvana’ya ulaşmış ve talebelerine de Nirvana’ya ulaşmayı temel hedef olarak koymuştur. şte Budizm için temel hedef olacak kadar önemli olan Nirvana anlayışını, araştırmama tez konusu olarak seçmekle, Budizm’in daha iyi anlaşılmasına bir nebze olsun katkı sağlayacağım kanaatindeyim. Bu gün pek çok kimse, Nirvana kavramının hangi dinle ilgili bir kavram olduğunu bilmeden, hatta Nirvana’nın tam manasıyla ne anlama geldiğini dahi anlamadan günlük hayatlarında pek çok kez kullanmaktadır. Bazı kimseler Nirvana’yı ölümden sonraki hayat, bazıları dünya hayatından kurtuluş, bazıları ise ebedi mutluluğa erişme anlamında kullanmaktadır. şte bu yanlış ve farklı kullanımları ortadan kaldırmak ve Nirvana’nın gerçek anlamını ortaya koymak arzusu, beni bu tezi hazırlamaya teşvik etmiştir. Bu çalışmamın amacı, Budizm’de Nirvana’ya giden yolu ve tekniklerini ortaya koymak, Nirvana’dan kastedilenin ne olduğunu, derinlemesine bir inceleme yaparak gözler önüne sermektir. Ancak unutulmamalıdır ki, Nirvana öldükten sonra değil, burada ve şu anda, yaşarken gerçekleştirilebilen ruhsal bir durumdur. Bu nedenle Nirvana’nın gerçekleştirilebileceği belirli bir yer de yoktur: Ne doğuda ne batıda, ne kuzeyde ne güneyde. Kişi yaşamını doğru bir çizgi üzerine oturtabilirse ister Çin’de olsun ister Türkiye’de, Nirvana’ya erişebilir. Araştırma konumuz olan “Budizm’de Nirvana Anlayışı”nı ortaya koymak için öncelikle ilk kaynak olan Budistlerin kutsal yazılarından hareket etmemiz gerekmektedir. Zira, Buddha düşüncesini anlamanın en iyi yolu, Budist kitaplarını dikkatlice incelemektir. Ancak, Budist kutsal kitapları olan Tripitaka’nın yani üç sepetin dili Palice’dir. Pali dili ise ölü bir dildir. şte araştırmamızdaki en önemli sınırlılıkta buradan kaynaklanmaktadır. Budistlerin kutsal metinlerine doğrudan ulaşamamamız ve Pali dilini bilmiyor olmamız, yine de bu çalışmayı yapmamıza engel teşkil etmemiştir. Bu

III

çalışmamızın neticesinde, Budizm’de Tanrı anlayışı ile Nirvana anlayışı arasında bir ilişki olup olmadığı, Buddha’nın Nirvana anlayışı ile ölüme çare bulup bulmadığı, Nirvana’nın diğer dinlerdeki ahiret anlayışıyla ne derece ilgili olduğu gibi pek çok husus da belirli bir dereceye kadar anlaşılma imkanı bulacaktır. Bu çalışma boyunca yardımlarını esirgemeyen Prof. Dr. Harun GÜNGÖR’e, Doç. Dr. Mustafa ÜNAL’a, Yrd. Doç. Dr. Huzeyfe SAYIM’a teşekkürü bir borç biliyorum. Bu çalışmamızla bir takım eksik bilgileri tamamlamış isek veya yanlış bilgileri düzeltmiş isek ne mutlu bize.

IV

BUD ZM’DE N RVANA ANLAYIŞI Budizm, Hindistan’da Buddha tarafından kurulmuş bir dindir. Bu din, kendisine temel hedef olarak da Nirvana anlayışını seçmiştir. Budizm’de son derece önemli olan Nirvana anlayışını araştırmama tez konusu yaparken amacım, Nirvana kavramı ile ilgili gerçekleri göz önüne sererek Budizm’in daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve bu kavramın tam olarak neyi ifade ettiğini ortaya koymaktır. Araştırma konumuz olan Budizm’de Nirvana Anlayışı’nı dört bölüm altında incelemeyi uygun bulduk. Birinci ve ikinci bölümü Buddha ve onun öğretilerine ayırırken, üçüncü ve dördüncü bölümü ise asıl konumuz olan Nirvana ve onun içeriğine ayırdık. Birinci bölümde Budizm’in kurucusu olarak kabul edilen Buddha’nın hayatını ele aldıktan sonra ikinci bölümde Buddha’nın öğretileri başlığı altında Budizm’in inanç, ibadet ve ahlak esasları ile Budist mezhepleri ve Budizm’in yayılışını konu edindik. Üçüncü bölümde asıl tez konumuz olan Nirvana’nın lügat ve terim anlamını ele aldıktan sonra Nirvana’nın içeriğine değinip dördüncü bölümde ise Budizm’deki doğum ölüm dengesi, karma ve tenasüh inancı ile bu inançların Nirvana ile olan ilişkisine değinip tezimizi bitirmeyi uygun bulduk. Bu çalışma sırasında Budizm’in asıl metinleri olarak kabul edilen Tripitaka’ya ve tercümelerden hareket ederek bu çalışmamızı

doğrudan ulaşamamamız

hazırlamamız, tezimizdeki bilgilerin kesinliğine gölge düşürse de elimizden geldiği kadar titizlikle sağlam kaynaklardan bilgi edinmeye çalıştık. Yine Budizm’in asıl metinlerinin Buddha’nın ölümünden uzun bir süre sonra yazıya geçirilmiş olması ve efsanelerin zaman zaman bu metinlere karışması elimizdeki bilgilerin kesinliğine darbe vuran bir başka husustur. Bu çalışmamız yukarıda belirttiğim gerçekler göz ardı edilmeden okunmalı ve buna göre yorumlanmalıdır. Netice itibariyle bu çalışma sonucunda Nirvana’nın bu dünyadan sonra değil, yaşarken şu anda erişilebilecek bir mevki olduğu kanaatine vardık. Eğer bir Budist sekiz dilimli yolu takip ederse mutlaka Nirvana’ya erer ve neticesinde tenasühe (reenkarnasyona) son vererek ruhunu da rahatlatmış olur. Böylece Budist Nirvana’ya ererek hem ruhunu doğum-ölüm silsilesinden kurtaracak hem de ebedi mutluluğa ermiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: 1. Buddha 2. Nirvana 3. Karma 4. Tenasüh 5. Mutluluk

V

THE NIRVANA CONCEPT IN BUDHISM

Budhism is a religion founded by Buddha in India. This religion has chosen the Nirvana concept as the main objective. The purpose that we have decided to work on this concept in this work is to make Budhism to be comprehended better revealing the truth about Nirvana. We have examined the subject “Nirvana Concept in Budhism” throughout four chapters. The first and second chapters are related to Buddha and his doctrines while the last two chapters are concerned about the main subject Nirvana and its content. We have mentioned about the life of Buddha, who is known as the founder of Budhism in the first chapter. In the second chapter, the concern is the principles of belief, pray and morality of Budhism, and the sects of Budhism along with its spread. We have handled the literal and terminological meaning of Nirvana and mentioned about its content in the third chapter. The fourth chapter is about the balance between birth and death in Budhism, the belief of ‘karma’ and rebirth, and the relation of these beliefs to Nirvana. During the research, although we could not reach Tripataka, which is accepted as the major scriptures of Budhism directly, and we tried hard to use reliable resources as much as we could. Becaues the major scriptures of Budhism was inscribed long after the death of Buddha and sometimes legends were entered in the texts, we had difficulties during our research. Our work should be read and interpreted without ignoring the truths mentianed above. Consequently, we have come to the decision that Nirvana is a state that can be achieved while surviving, but not after death. If a Budhist follows the eight-step way, he can achieve Nirvana and, as a result, can release his sool calling off rebirth. By achieving Nirvana, the Budhist can both save his sool from rebirth, and can obtain eternal happiness.

Key words:

1. Buddha

2. Nirvana

3. Karma

4. Rebirth

5. Happiness

VI

Ç NDEK LER ÖNSÖZ ....................................................................................................................... I ÖZET.......................................................................................................................... IV ABSTRACT................................................................................................................ V Ç NDEK LER .......................................................................................................... VI I. BÖLÜM BUDDHA’NIN YAŞAM ÖYKÜSÜ I-BUDDHA’NIN K ML Ğ ....................................................................................... 2 II-BUDDHA’NIN DOĞUMU, GENÇL Ğ VEAYDINLANMAYA ER ŞMES .... 6 III-BUDDHA’NIN SON GÜNLER VE ÖLÜMÜ .................................................. 11

II. BÖLÜM GENEL HATLARIYLA BUD ZM I-BUDDHA’NIN ÖĞRET LER .............................................................................. 14 II- LK BUD STLER VE BUD ST KONS LLER ................................................... 19 III-BUD ZM’ N HAYAT ANLAYIŞI ..................................................................... 21 A) NANÇ ESASLARI............................................................................................. 22 B) BADET ESASLARI ........................................................................................... 26 C) AHLAK ESASLARI............................................................................................. 30 IV- BUD ZM’DE SEK Z D L ML YOL................................................................. 33 V- BUD ST MEZHEPLER ...................................................................................... 37 A) H NAYANA MEZHEB ...................................................................................... 38 B) MAHAYANA MEZHEB .................................................................................... 40 VI- BUD ZM’ N YAYILIŞI...................................................................................... 42 VII- H ND STAN DIŞINDA BUD ZM…………………………………………….44

VII

A) Ç N BUD ZM .................................................................................................... 45 B) JAPON BUD ZM ................................................................................................ 46 C) SEYLAN BUD ZM ............................................................................................. 47 D) BURMA BUD ZM .............................................................................................. 48 E) TAYLAND BUD ZM .......................................................................................... 49

III. BÖLÜM A) N RVANA KAVRAMI I- N RVANA’NIN TER M VE LÜGAT ANLAMI.................................................. 51 II- H NAYANA MEZHEB N N N RVANA ANLAYIŞI ........................................ 61 III-MAHAYANA MEZHEB N N N RVANA ANLAYIŞI ..................................... 63 B) N RVANA’NIN ÇER Ğ I- N RVANA’YA G RMEK Ç N YAPILMASI GEREKENLER…………………69 II- N RVANA’YA ER ŞEN K MSEN N DURUMU............................................... 75 III-N RVANA’YI AMAÇLAYAN K MSEDE BULUNMASI GEREKEN ÖZELL KLER……………………………………………………………………….78 IV- N RVANA VE ÖLÜMDEN SONRAK HAYATIN B L NMEZL Ğ ……...…82

IV. BÖLÜM BUD ZM’DE DOĞUM ÖLÜM DENGES ÇER S NDE N RVANA’NIN YER I-BUD ZM’DE KARMA VE TENASÜH L ŞK S ................................................. 87 II-N RVANA’NIN KARMA VE TENASÜHLE L ŞK S .................................... 100

SONUÇ .................................................................................................................... 104 B BL YOĞRAFYA ................................................................................................. 105 ÖZGEÇM Ş ............................................................................................................. 111

1

I. BÖLÜM

BUDDHA’NIN YAŞAM ÖYKÜSÜ

2

I- BUDDHA’NIN K ML Ğ Buddha, Budizm’in kurucusuna verilen isimdir.1 “Beden isteklerini yenerek Tanrısal bilgiye ulaşan ermiş”2 anlamına gelen Buddha ismi, “uyanmak, bilincinde olmak, bilmek anlamına gelen BUDH kökünden türemiş bir kelimedir.”3 Buddha sözcüğünün Sanskritçe’de “aydınlanmış” anlamına geldiği de kitaplarda sık sık geçmektedir.4 Buddha, tahminen M.Ö. 563/483 yılları arasında yaşamış bir Hint düşünürüdür. Buddha’nın asıl ismi Siddharttha (amacını gerçekleştiren)dir.5 O’na ailesinin ve kabilesinin verdiği isim ise Gautama’dır. Gautama, Hindistan’da Kapilavastu’da şimdiki Nepal’de Lumbini Koruluğu’nda dünyaya gelmiştir. Yaşamış olduğu yer ‘Tarai’ adındaki ormanlık ve bataklıkla kaplı, havası nemli bir bölgedir. Bu konudaki ilk tarihi belge, 1896 yılında ele geçirilmiş olan Kral Aşoka’nın M.Ö. 250 yılında diktirdiği bir abidedir. Üzerinde “Burada ulu zat doğdu” yazısı vardır. Yine aynı bölgede, 1898 yılında “Piprava” denen yerde ki bir mezarlıkta bulunan kaplardan birinde eski dil ile “Bu kap Sakya kabilesinden Ulu Buddha’nın kutsal eşyasıdır” ibaresi bulunmuştur. Bu belgeler bize, Buddha’nın doğup büyüdüğü bölgeye işaret etmektedir.6 Buddha’nın hayatını anlatmaya geçmeden önce şunu açıkça ifade etmeliyiz ki, Gautama’nın hayatı sadece onun takipçilerinin şifahi sözleri ve gelenekleriyle bilinmektedir. Bu gelenekler ise Buddha’nın ölümünden sonra, yaklaşık yedi asır sonra yazıya geçirilmiştir.7

1-A.S.Geden, Buddha, Encylopedia Of Religion And Ethics, Tandu 1909, V.II,P.881885;Ö.Rıza Doğrul, Yeryüzünde Dinler Tarihi, stanbul 1947,s.117 2-Orhan Hançerlioğlu, Dünya nançları Sözlüğü, stanbul 1993,s. 90 3-Juan Mascora, Dhammapada Gerçeğe Giden Yol, Çeviren:M. Ali Işım, stanbul 1992,s.78 4-M. Kemal Atik,Budizm, slami Kavramlar, Ankara 1997,s.136-137 5-Paul Carus, Buddha’nın Öğretisi (Çeviren:Teoman Uçkun), stanbul 1984,s. 15 6-Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta 2000,s. 180 7-Hayrettin Şahin, Japon Budizmi, Y. Lisans Tezi,Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 1990,s. 22

3

Buddha’ya Buddha olduktan sonra verilen lakaplardan birisi de ‘Tathagata’dır.8 Buddha’nın babası Suddhadhana, Sakya kabilesinin zengin bir prensi olup, kşatriya sınıfına dahildir.9 Annesinin ismi ise Maya, diğer adıyla Mahamaya’dır. Rivayete göre annesi Maya, Buddha’nın doğumundan önce bir rüya görmüş ve bu rüyada da ona doğacak çocuğunun ileride bir mürşit, evrensel bir imparator ve üstat olacağı bildirilmiştir. Buddha kşatriya sınıfından bir babadan dünyaya geldiği için kşatriya (savaşçılar,asiller) kastına mensup bir kimsedir.10 Buddha’nın hayatına bakıldığında Buddha bir din kurmak, bir lider olmak vs gibi bir amaç gütmemiştir. Buddha’nın vaazları dahi Upanişadların öğretisinin bir uzantısı niteliğindedir. Belki de, “Buddha’nın öğretilerinin yani Budizm’in, Brahmanizm’den ayrı bir din, ayrı bir akım olarak gelişmesinin nedeni, felsefi içeriğinin farklılığından ziyade, kurulu düzenin kurumlarını onaylamamasında aramak gerekmektedir.”11 Buddha’yı çalışan, uğraşan, vaaz eden ve devamlı olarak Nirvana’ya ulaşmaya çalışan bir insan olarak nitelemek mümkündür. O, sadece ilkeleri doğrultusunda çalışmış ve buna uygun olarak yaşamıştır. Neticede de kendi yolunu kendisi çizmiş ve aradığı hakikate ulaşmıştır. Bazen de Buddha, tamamen mucizelere sahip, sihirli ve olağanüstü yetenekleri bulunan birisi olarak tanımlanmıştır.12 A.Mithat Efendi ise Buddha’nın hayatının MÖ 622/542 tarihleri arasında geçtiğini savunmuştur.13 Buddha’nın hayatının hangi tarihlerde geçtiğinin önemi şuradan anlaşılmaktadır: “Buddha’nın böyle bir hayatı seçmesinde onun içinde doğup büyüdüğü ailesinin, ailece mensubu bulundukları mezhebin, onun karakterinin teşekkülünde büyük rolü olan hayat mücadelelerinin ve bu mücadeleler sırasında karşılaştığı çeşitli karışık problemlerin çok büyük tesiri olmuştur.”14

8-Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi,Ankara 1997,s. 159 9-Ali Şeriati, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 160 10-Mehmet Aydın, Din Fenomeni, Konya 1995, s. 344; Mehmet Taplamacıoğlu, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ankara 1966, s. 201 11- lhan Güngören, Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı, stanbul 1995, s. 81 12-A.Ö. Hilmi Budda, Dinler Tarihi, stanbul 1935, s. 236 13-Ahmet Mithat Efendi, Tarihi Edyan, stanbul 1329, s. 318 14-Abidin til, “Buda Tanrı’yı Reddetmiyor mu?”, AÜ FD,11.sayı,1963, s. 11-15

4

Buddha, hayatının hiçbir safhasında kendisinin uluhiyetini iddia etmemiştir. Kendisindeki “Buddha’lığın en büyük mabut tarafından verilmiş bir feyz olduğunu söylerken, sonraları kendi taraftarları onu uluhiyete kadar çıkartmış ve onun dini telkinlerinde bir takım değişiklikler meydana getirmişlerdir.”15 Başlangıçta Buddha ‘Gerçek Tanrı’yı değil, onun yaşadığı devirlerde, Brahmanların vasıflandırdıkları bir Tanrı tipini inkar etmişti.”16 Buddha’nın aklının almadığı nokta; kulları tarafından zarar görebilecek, birinci defasında yapmış olduğu şeyden ikinci defasında pişmanlık duyabilecek, alelade bir yeryüzü kralı gibi bir takım hediyelerden hoşlanabilecek, aldatılabilecek, bir takım zaafları ve düşkünlükleri bulunabilecek bir Tanrı karakteriydi. Ancak Buddha’nın ölümüyle birlikte, Buddha’nın öğrencileri onu bir Tanrı olarak vasıflandırmışlar ve onun heykellerini yapıp tapınaklara koyarak, ibadet maksadıyla o heykellere hediyeler sunmaya başlamışlar ve bunu dini bir zorunluluk haline dönüştürmüşlerdir. Belki de Budizm’de ki en büyük bozulma ve değişim burada baş göstermiştir. Buddha ve öğrencileri, kendi rahiplerinin topladıkları sadakalarla ve aldıkları hediyelerle geçinmeye çalışmışlardır. Oysa Buddha fakir bir kimse değildi. Fakat onun için önemli olan; inandığı şey uğruna, her türlü zevkten ve sefaletten uzak orta bir yol takip etmekti. Bunun için o, davet edildiği her eve gider ve vaazlarda bulunarak, kendi öğretilerini yaymaya çalışırdı. Ona göre her insan birbirine eşit mesafedeydi. Bir kralla esirin onun gözünde farkı yoktu. Sonuç itibariyle Budizm’i çok sayıda başka dinlerle karşılaştırdığımız zaman onun özgün yanı şudur; “bazı kırılma noktalarında toplumsal çevrenin geleneklerine karşıt olan bu din, kurucusu tarafından kendi yaşam deneyiminin içinden çekilip çıkartılmıştır.”17 Bu sebeple Nirvana’yı anlatmaya geçmeden önce Buddha’nın yaşamını tanımanın önemi büyüktür. Bazıları, Buddha’yı Hindistan’ın en büyük toplum reformcusu olarak kabul

15-Abidin til, “Buddha Tanrı’yı Reddetmiyor mu?”, A.Ü. .F.D.,11.sayı, 1963, s. 11-15 16-Felicien Challeaye, Dinler Tarihi (Çeviren:Semih Tiryakioğlu), stanbul 2002, s. 66 17-Charles Sammuel, Buddhism, The Worlds Religions,New York1954, s. 119-120

5

etmektedir. Oysa Buddha’nın, hiçbir zaman

Hindistan’ın toplumsal yapısında bir

değişiklik yapmak, insanların yaşam şartlarını düzeltmek gibi bir amacı olmamıştı. Buddha, sadece insanların yaşamlarındaki yanılgılarının farkına varıp mutluluğa erişmeleri için bir yol göstermiştir. Aslında Buddha’nın bu davranışı, tutumu Hint kültüründen kaynaklanıyordu. Batı kültüründen kaynaklanan ve sa’dan beri sürdürülen eğitimde kişinin, yalnız kendisini değil başkalarını da düşünmesi gerektiği, kişisel isteklerinin, amaçlarının toplumun düzenine uyması gerektiği düşüncesidir. Halbuki Hint kültüründe temel olan çocuğun başkalarının etkisi altında kalmaması düşüncesidir. Bu düşüncenin en ileri boyutunu yoga öğretisinde görürüz. Hint kültüründeki bu düşüncenin kökeni çok eskilere dayanan pasif ve kötümser bir düşüncedir. Bu düşünce biçiminin bir başka kalıtçısı da Buddha olmuştur. “Çileci Buddhacı keşişlerin de tek amacı kendilerini diğer insanlardan soyutlanarak, diğer insanlara karşı pasif kalarak, istekleri , tutkuları yok edip kurtuluşa erişmekti.” 18

18-Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm, Hazırlayan: Lütfü Bozkurt, stanbul 1995, s. 123-124

6

II- BUDDHA’NIN DOĞUMU-GENÇL Ğ VE AYDINLANMAYA ER ŞMES Buddha’nın hayatını anlatmaya geçmeden önce, Siddhartha Gautama’nın hayatının sadece onun takipçilerinin şifahi sözleri ve gelenekleriyle bu günlere geldiğini belirtmek uygun olur. Bu şifahi sözler ve gelenekler ise Buddha’nın ölümünden asırlarca sonra (yaklaşık 6-7 asır sonra) yazıya geçirilme imkanı bulmuştur. şte bu süreç neticesinde Buddha’nın doğumu ve yaşamı öylesine efsaneleştirilmiş ve öylesine olağan dışı simgesel motiflerle süslenmiştir ki, çoğu zaman gerçeği hayalden ayırmak olanağı ortadan kalkmıştır. Buddha’nın babası Suddhadhana, kşatriya sınıfına dahildir ve Sakya kabilesinin zengin bir prensidir. Bir başka ifadeyle “Buddha’nın babası, Himalaya eteklerinde şimdiki Nepal’in bulunduğu Mahamaya’dır. Buddha, Kuzey Hindistan’da Himalaya eteklerinde
2

bölgede başkenti Kapilavastu olan bölgede küçük bir

hükümdarlığın kralıdır.”1 Buddha’nın annesi ise Maya veya bir başka ifadeyle

Lumbini Koruluğu’nda annesine

hiçbir ağrı ve sızı vermeden dünyaya gelmiştir.3 Sakya kabilesine mensup bir birey olarak doğduğu için daha sonraları ona Sakyamuni, yani “Sakya Kabilesi’nin Bilgesi, Sakyalıların Sessiz Zahidi” denilmiştir. Rivayete göre Maya, Buddha’nın doğumundan önce bir rüya görmüş ve bu rüyada ona, doğacak olan erkek çocuğun ileride meşhur bir mürşit, evrensel bir imparator ve üstat olacağı bildirilmiştir. Hatta Maya Buddha’nın, kendi karnına beyaz bir fil şeklinde girdiğini de görmüştür ve bu sebeple fil, bütün Budistler için kutsal sayılmıştır. Doğum yapma zamanı gelince Maya, kendi ailesini ziyarete giderken yolda, Lumbini Koruluğu’nda, kutsal bir incir ağacının dalından tutunarak, sağ tarafından hiçbir ağrı ve sızı hissetmeden Buddha’yı dünyaya getirmiştir.4 Buddha’nın doğduğu gün olan 8 Aralık gecesi de, Budizm’in kutsal gecesi olmuştur.5
1-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 160 2-Jhoseph Gaer, How The Great Religions Began, New York 1956, s. 181 3-Walter Ruben, Budizm Tarihi ( Çeviren:Abidin til), Ankara 1947, s.52 4-Felicien Challeaye, Dinler Tarihi (Çeviren:Semih Tiryakioğlu), stanbul 2002, s. 66 5-Ömer Rıza Doğrul, Yeryüzünde Dinler Tarihi, stanbul 1942, s. 113

7

Konunun başlangıcında Buddha’nın hayatının simgesel motiflerle süslendiğini ifade etmiştim. Buna örnek olarak şu hadiseleri gösterebiliriz: “Buddha doğarken bir zelzele olmuş, otuz iki mucize vuku bulmuş, körlerin gözleri açılmış, aksaklıklar düzelmiş ve cehennemlerin ateşi sönmüştür.”6 Buddha doğduğunda Tanrılar onu beyaz bir çamaşır içinde bulmuş ve ona banyo yaptırmışlardır. Sonra da ona, arzusuna kavuşan anlamına gelen Siddhartha adını vermişlerdir. Buddha doğduktan yedi gün sonra, annesinin vefat ettiği de rivayetler arasındadır. Buddha, teyzesi ve üvey annesi tarafından büyütülmüştür. Buddha’nın babası, falcılara baş vurarak oğlunun geleceği hakkında bilgi almak istemiş ve falcılardan oğlunun ileride bir Buddha olacağını öğrenmiştir. Bunun üzerine Suddhadhana, oğlunun bir Buddha olmasını engellemek için Buddha’yı saray hayatı içine hapsetmiş, refah ve zevk içinde iyi bir hayat ve iyi bir eğitim imkanı sağlamıştır. Buddha yaklaşık yirmi yaşına kadar bu saray hayatını devam ettirmiştir. Efsaneye göre Buddha’nın doğumundan önce onun doğumuyla ilgili haberler verildiği gibi, onun evrensel bir hükümdar olacağı, evini ve ailesini terk edip bir rahip kaftanı giyeceği, Buddha ( insanlığın kurtuluşu için bir aydınlatıcı) olacağı önceden kahinler tarafından haber verilmiştir.
7

“O, tamamen mucizelere sahip, sihirli ve insan üstü

yetenekleri olan bir kişi olarak gösterilmiştir.” 8 Babası Suddhadhana, Siddharta’nın kendisine varis olacağını belirterek, oğlunu kendisine vasi tayin etmiştir. Buddha on altı yaşına kadar saraydan dışarı çıkmamış, zevk ve eğlence içinde yaşamış, hiçbir yoksulluk ve sıkıntı çekmemiştir. On altı yaşına geldiğinde ise kuzeni Yasadhara ile evlenmiş ve yirmi yaşına kadar, sarayın dışındaki hayattan, halkın çektiklerinden habersiz, bolluk ve refah içinde yaşamını sürdürmüştür. Buddha, yirmi bir yaşında iken, babasının bütün gayret ve çabalarına rağmen, kendi yolunu kendisi çizmeye karar vermiştir. Bir gün babasının yasağına uymayarak saraydan dışarı çıkmış ve gerçek hayatın saray hayatından çok farklı olduğunun farkına

6-E.A.Burrt, The Teaching Of The Compassionate Buddhism,160, London 1955, s. 160 7-A.S.Geden, Buddha, Encylopedia Religion and Ethics ,New York 1909, V.2,P.881 8-Walter A. Clark, Buddha, Encylopedia Amerikana, New York 1954, V.4,P.675

8

varmıştır. Çünkü Buddha, sarayın

dışına çıktığında önce bir ihtiyar görür, ertesi gün

hasta birisine, bir sonraki gün bir cenazeye, daha sonraki gün de dilenci bir kişiye rastlar. Bunun üzerine oldukça sarsılan Buddha, yıllardır yaşadığı zevk ve refah hayatından, dünya nimetlerinden vazgeçip gerçeği aramaya, ızdırap bilmecesini çözmeye karar verir. Bu arada Buddha’nın kuzeni Yasadhara’dan bir erkek çocuğu dünyaya gelir ve adını da Rahula koyarlar. Buddha yirmi dokuz yaşına gelince bir gece yarısı eşini ve oğlunu terk ederek ormana gider, üzerindeki mücevherleri uşağına verir ve at ile uşağını geri gönderir. Daha sonra saçlarını köklerinden kesip suya atarak, üzerindeki elbiselerini de gezginci bir rahiple değiştirir. Bunu takiben aydınlanma için çalışmalarına başlar. Buddha artık, dünyanın acı ve ızdıraplarını çözmek için harekete geçmiştir. Buddha zihni gelişmeyi sağlayan yoga metotlarını öğrenerek manevi sükun ve huzura ulaşmada ehliyet kazanmak istemiştir. Buddha, Gautama ismini kullanarak altı yıl bir deri bir kemik kalıncaya kadar sert bir züht hayatı yaşamıştır. “Nerede ise ölmeye yakın olmuştur.”9 Gautama bir süre sonra bu hayatın kendisine sükunet, huzur ve ilham vermediğini anlayarak bu hayattan vazgeçer, tekrar yiyip içmeye başlar. Onun bu tutarsızlıklarına olanak vermeyen beş zahit arkadaşı da onu terk eder. Buddha, böylece önce zevk ve sefa hayatını sonra da zahitlik hayatını tadar. Gautama bu ikisi arasında bir orta yol bulmaya karar verir. Bunun neticesinde “Uruvela yakınındaki Neranjera Nehri kıyısındaki yabani bir incir (Boddhi) ağacının altında” oturup tefekküre dalar. Gautama otuz beş yaşlarında bir Temmuz
10

dolunayında

gayesine ulaşmış 11 ve zihni aydınlanarak “Buddha” olmuştur. Bu aydınlanma yeri, Budistler için kutsal bir mekan haline gelmiştir. Buddha, bulmuş olduğu hakikati yaymaya karar verir ve ilk vaazını Benares’deki Sarnath Geyik Parkı’nda kendisinden ayrılan beş zahide yapar
12

ve bu vaaz “Kanunun Tekerleğini Döndürmek” diye

isimlendirilir. şte bu sebeple sekiz dilimli tekerlek Budizm’in sembolü olmuştur.

9-Annamaria Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, stanbul 1999, s. 126 10-L.Ligeti, Bilinmeyen ç Asya (Çeviren: Sadrettin Karatay), Ankara 1986, s. 237 11-Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, stanbul 1983, s. 155 12-Ekrem Sarıkçıoğlu, age , s.158

9

Buddha, aydınlanmaya eriştikten sonra bir çok havari ve öğrenci toplamaya başlamış ve cemaatini oluşturma yolunda ilk adımını atmıştır. Bu cemaat Sangha diye bilinen ilk rahipler topluluğudur. Buddha, uzun zaman kadınların Sangha’ya alınmasını reddettiyse de halası ve karısının ısrarıyla kadınlarda bu teşkilata girmeyi başarmışlardır. Buddha’nın oğlu Rahula’nın da bu teşkilata girdiği bilinmektedir. 13 Buddha bulduğu hakikati tüm insanlığa yaymak için harekete geçmiş ve kırk rahibini misyoner olarak görevlendirmiş ve onlara dünyanın dört bir tarafına dağılarak inançlarını insanlara yaymalarını emretmiştir. Buddha’nın yapmak istediği şey, insanların hayatlarını kendi kendine kontrol, sadelik ve iffetle düzenlemelerini sağlamaktı. Onun ilk mühtedileri ise Sariputta ve Moggallana idi.14 lk Budist konsillerine göre de Gautama toplumun kurucusu olarak kabul edilmiş, Buddha ismi ise daha sonra verilmiştir.15 Buddha, bundan sonra kırk beş yıl daha yaşayarak Mogadha Krallığı, Ragagriha civarındaki ülkeleri, Sravasti, Kuzeybatı Hindistan ve Pencap’ta uzun süre dolaşarak ilke ve doktrinlerini yaymaya çalışmıştır. Öğrettiği doktrinler ise genelde kabul gördü ve hızla dünyanın bir çok yerine yayıldı.16 Buddha, bütün bu çalışmaları yaparken hiçbir zaman kendisinin uluhiyetini iddia etmemiştir.17 Buddha’lığın kendisine verilmiş fazilet olduğunu savunurken, aynı zamanda müşahhas bir Tanrı fikrini de ortaya çıkarmamıştır. Sadece o günün şartlarında Tanrı olarak kabul edilen varlıkların varlığını inkar etmiştir. Ancak Buddha’nın ölümünden hemen sonra, Budistler onu uluhiyete kadar çıkartmışlar ve onun koymuş olduğu dini telkinleri değiştirmişlerdir.18

13-A.Ö. Hilmi Budda, Dinler Tarihi, stanbul 1935, s. 241 14-Ekrem Sarıkçıoğlu, age, s. 260-261 15-Frank E. Roynalds, Charles Hollisey, Buddhism, The Encylopedia Of Religion, London 1987, V.II,P.334-351 16-A.S. Geden, Buddha, Encylopedia Religion and Ethics, New York 1909 ,V.2, P.883 17-Walter A. Clark, Buddha, Encylopedia Amerikane, New York 1954,V.IV, P.675 18-A. Mithat Efendi, Tarihi Edyan, stanbul 1329, s. 260-261

10

Buddha ve öğrencileri kendi rahiplerinin topladıkları sadakalarla ve aldıkları hediyelerle geçinirlerdi. Çoğu kere prensesler ve zenginler, hakikati yayardı. Buddha’nın rahipleri sarı Buddha ile birlikte ileri gelen elbiseler giyerler ve saçlarını talebelerini de yemeklere davet ederlerdi. Buddha da yemeklerde vaaz ederek, inandığı kazıtırlardı. Ancak bu dinde sınıf farkı yoktu. Her insan birbirine eşit mesafede idi.

11

III- BUDDHA’NIN SON GÜNLER VE ÖLÜMÜ Siddharta Gautama Buddha’nın hayatının son günlerine geçmeden önce, onun yaşam hikayesini kısaca özetlememiz gerekirse şunları söyleyebiliriz: Buddha Himalaya eteklerinde Sakya kabilesinin hükümdarının oğlu olarak şimdiki Nepal’de Lumbuni Koruluğu’nda dünyaya gelmiş, yirmi bir yaşına kadar saray hayatı yaşayıp, bu yaştan sonra evini ve ailesini terk edip altı sene çile hayatı çekmiş ve sonunda iki hayattan da (zevk hayatı ve çile hayatı) tat almayıp, otuz beş yaşlarında Neranjera Nehri kıyılarında kendince gerçeği bulup, aydınlanmaya ulaşmış bir şahsiyettir. Buddha ölene kadar da bu bulduğu hakikati insanlara yaymak için çaba sarf etmiştir. Buddha, Kusinagara’daki (Patna’nın kuzeybatısına 160 km mesafede küçük bir şehir) Uttar Prateşt’te seksen yaşında ölünceye kadar, hayatının son kırk elli yılını
2

Hindistan’ın kuzeyinde ve ortasında vaazlarla geçirmiştir. devam ettirmeleri için de birçok öğrenci yetiştirmiştir.3

Bu vaazlarında inandığı

hakikati anlatmış ve taraftar toplamaya çalışmıştır. Kendisinden sonra bu doktrini

Geleneğe göre seksen yaşını geçtiğinde artık öleceğini, böylece şakirtlerini ve görevini bırakacağını anlayan “Buddha, beraberinde Ananda ile Uttar-Pradesth’te Malla’lıların ülkesinde bulunan Kushinagara’ya gitmiştir.”4 Bu yolculuktan önce ilk sancıları başlayan Buddha, bütün rahiplerin üç ay içinde Kushinagara’daki toplantı yerinde toplanmalarını istemiştir. Hatta Kushinagara’ya giderken yolda durumu ağırlaşmıştır. Toplantı yerinde Buddha, bir sedir hazırlatılıp başı kuzeye gelecek şekilde sağ yanı üzerine yatırıldıktan sonra Ananda ve keşişlere son öğüdünü vermiş ve son sözlerini söylemiştir. Bunun neticesinde Buddha’nın ruhu bilginin en yüksek dört mertebesinden geçerek sükunete ermiştir.5 Buddha ölmeden önce toplantı yerinde kurallarında anlamadıkları beş yüz şakirdine, telkininde ve Sangha olmadığını sormuş, soruyu üç kez

bir şey olup

1-Korhan Kaya, Budistlerin Kutsal Kitapları, Ankara 1999, s. 14 2-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 162 3-Walter Ruben, “Budizm’in Menşei ve Özü”, An.Ü.D.T.C.F.D, I cilt, sayı 5,Ankara, 1943 4-Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 166 5-Ö. Hilmi Budda, Dinler Tarihi, stanbul 1935, s. 226

12

tekrarlamasına rağmen, hayır cevabını almıştır. Buddha ise bu cevaptan sonra, orada bulunan beş yüz kişinin nihai kurtuluşunun garanti olduğunu açıklamış ve onlara şöyle hitap etmiştir: “Kardeşlerim, şimdi sizden ayrılacağım. Her şey geçicidir. Kurtuluşunuza gayret edin”. Buddha bu sözlerinin ardından Nirvana’ya ulaşmıştır. Buddha ölmeden önce muritlerine veda ederken, kendi yakınlarından en sevdiği şahıs olan Ananda’nın ağlamak için saklandığını öğrenir ve sevgi dolu bir sesle onu yanına çağırarak şunları söyler:”Ey Ananda, böyle ağlayıp sızlama, umutsuzluğa kaptırma kendini. Sana daha önce de demedim mi? nsanın sevdiği her şeyden, hayran olduğu her şeyden, bunların hepsinden ayrılması, yoksun kalması, sıyrılması gerekir. Doğan, yaratılan, elle yapılan, dolayısıyla geçici olan her şeyin yok olmaması mümkün müdür ey Ananda? Olur şey değildir bu. Fakat sen ey Ananda, sen uzun zaman Mükemmel’e karşı sevecenlikle, iyilikle dolu bir saygı gösterdin: bunu yapmacığa sapmadan sevinçle,sınırsız biçimde, düşüncenle olduğu kadar sözlerin ve eylemlerinle de yaptın. Sen iyilik yaptın, ey Ananda;tuttuğun yolda direnirsen, çok geçmeden tüm günahlarından arınacaksın.”6 Müritlerine son olarak: “Yılmadan savaşınız” dedikten sonra da ölür. O, yalnızca kendi fikirleri doğrultusunda çalışmış ve hayatını bu fikirlerin mücadelesini vermekle geçirmiş olan 7 bir Hintli düşünürdür.8 Netice de, seksen yaşında iken, öğretmeye ve vaaz etmeye adadığı ömrü sona eren Buddha, öğrencilerinden ve rahiplerinden ayrılmış, sonsuz olan Nirvana’ya ulaşmıştır. Buddha’nın ölümü, aynen doğumu gibi semadan gelen haberciler ve işaretlerle önceden bildirilmiştir. Cenazesi şehir dışına taşınarak, güzel kokulu bir ormana kaldırılmış, cesedi törenle yakılmış alınmıştır.10
9

ve mukaddes kalıntıları Kushinagara’da muhafaza altına

6-Felicien Challeaye, Dinler Tarihi, Çeviren: Semih Tiryakioğlu, stanbul 2002, s. 69 7-Walter A. Clark, Buddha,Encylopedia Amerikane, New York 1954, V.IV, P.675 8-S. Radha Krishan, Buddha And His Religion, ndian Religions, New Delhi 1979, s. 159-172 9- lhan Güngören, Buda ve Öğretisi, stanbul 1994, s. 67 10-A.S. Geden, Encylopedia Of Religion And Ethics, Tandu 1909, VII, P.881-883

13

II. BÖLÜM

GENEL HATLARIYLA BUD ZM

14

I-BUDDHA’NIN ÖĞRET LER Budizm, MÖ VI. Yüzyılda Buddha tarafından kurulmuş ve evrensel nitelik kazanmış bir dindir.1 Uzak Doğu dinleri arasında yer alan Budizm, Hint kaynaklı bir inanç sistemidir. Budizm, Hindistan’da doğmuş olmasına rağmen, daha sonra dünyanın birçok ülkesine yayılmayı başarmıştır. Dünya üzerinde 350-400 milyon
2

civarında Budist olduğu

kitaplarda yer alsa da, bu sayısının çok aşırı şekilde abartılı olduğunu savunanlar olduğu gibi, bu sayıyı çok az bulanlar da mevcuttur. Bu din, Hindistan’daki kısa bir kabul görme sürecinden sonra, zamanla birçok mensup toplamaya ve dünyanın çok değişik yerlerindeki insanlar tarafından benimsenmeye başlanmıştır. Hatta günümüzde de birçok kimseyi cazibesi içine almaya devam ettiğini söyleyebiliriz. Oysa bazı düşünürler, Budistlerin sayısını aşırı şekilde abartıldığını, bunun sebebinin de Batı’nın kendi dininde tutamadığı insanların müslüman olmasını engellemek olduğunu savunmaktadırlar.3 Günümüzde Budist mensupları; Hindistan, Çin, Mançurya, Moğolistan, Seylan, Japonya, Tayland, Tibet, Kore, Birmanya, Bhutan, Laos, Kamboçya, Vietnam, Singapur, Malezya, Doğu Bengal, Güney Asya ve Uzak Doğu ülkeleri
4

ile Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

5

Ayrıca Türk’ler arasında da bu dini kabul eden boylar olduğu bilinmektedir. 6 Budizm dini, adını kurucusu Buda’dan almıştır. Asya ülkelerinde bu din, Buddha disiplini anlamında “Buda-Sasana” diye bilinmektedir. Budizm’in bir din kurucusu, kutsal kitabı ve bir cemaati mevcut olmasına rağmen tanrı, ruh ve ahiret anlayışı söz konusu değildir. Bu sebeple Budizm’in bir din, tarikat, mezhep yada felsefi bir ekol olup olmadığı tartışmalara neden olmuştur. Budizm’i “Buddha’nın öğretisi ve yaşam öyküsü çevresinde dine dönüştürülmüş bir yaşam felsefesi”
7

olarak tanımlayanlar

olduğu gibi, bir ahlak ve felsefe sistemi 8 olarak da tanımlayan mevcuttur. Ancak dinin

1-Frank E. Roynalds, Charles Hollisey,, Buddhism, The Encylopedia Of Religion, London 1987, V.II, P. 334-351 2-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara, 1997, s. 159 3-Osman Cilacı, Günümüz Dünya Dinleri, Ankara, 1995, s. 132 4-Günay Tümer ,Abdurrahman Küçük, age, s. 159 5-Ahmet Güç, “Budizm”, Şamil slam Ansiklopedisi, I. cilt, stanbul 1990, s. 212-253 6- .Kafesoğlu, Türk Tarihi, TDEK, I. cilt, Ankara, 1992, s.11-229 7- lhan Güngören, Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı, stanbul 1995, s. 79 8-Hüseyin G. Yurtaydın, Mehmet Dağ, Dinler Tarihi, Ankara 1978, s. 122

15

tek bir tanımı mevcut olmadığı için hangisinin din, hangisinin felsefi ekol, hangisinin ahlak sistemi olduğunu kesin çizgilerle birbirinden ayırma imkanı pek mümkün görünmemektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur; inanan kimse, inandığı şeyi din olduğu iddia ediyorsa, başkalarının tersini iddia etmesi bu hususu değiştirmez. Bazı Müslüman araştırmacılar, Budizm’in Hz. Muhammed zamanındaki büyük dinlerden birisi olduğu iddia etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim doğrudan doğruya Buddha’dan bahsetmemesine rağmen, bazı araştırmacılar Kur’an’daki “Zül-Kifl” kelimesini, Buddha’nın doğum yeri Kapilavastu ile mukayese ederler ve “Zül Kifl” kelimesindeki besteleyici ve gıda manalarından hareketle Buddha’nın babasının ismi Suddhadana (saf, temiz olan gıda) ile bağlantı kurmaya çalışırlar. Yine Kur’an’ın Tin Suresi’ndeki incir ağıcının, Buddha’nın altında ilhama kavuştuğu Boddhi ağacını ifade ettiği de ileri sürülmüştür.9 Ancak yapılan bu yorumlar bir zorlamadan öteye geçemeyecek kadar dayanaksız görünmektedir. Şahsi kanaatim; Kur’an’ı Kerim ayetlerinde geçen bir kelimeye zoraki bir anlam yüklemenin, bazı çevrelere veya şahıslara fayda sağlamaya çalışmak amacından öteye geçemeyeceğidir. “Budizm, Hindistan’daki Brahman şekilciliğine ve kast taassubuna karşı, protesto

hareketi olarak ortaya çıkmış bir dindir.”10 “Buddha, Veda’ların otoritesini, Vedik kurban sistemini, kişinin kendisine yoga vb. yollarla eziyet vermesini, ferdi ruhu ve manastır düzeninde kast ayrımını reddederek”
11

kendi yolunu çizmiştir. Buddha’nın

doktrinine Budizm’de “Dhamma” adı verilmektedir. Buddha Dhamma’yı ilk vaazı “Kanunun Tekerleğini Döndürmek” şeklinde açıklamıştır ve bu sebeple sekiz dilimli tekerlek Budizm’in sembolü olmuştur. Budizm’in kaynağı, Brahmanizm gibi Upanişatlara dayanmaktadır. Fakat Budizm, Brahmanist doktrinleri reddeder. Buddha, vedalar kanunlarının otoritesine karşı çıkmış, kast ve rahiplik doktrinlerini tamamen ortadan kaldırmıştır. Budizm’e göre aklın kontrolü altındaki dini hayat zaruridir. Budizm, aşırı sert bir münzevilik hayatı ve 9-Muhammed Hamidullah, slam Peygamberi (Çeviren: Salih Tuğ), I. cilt, stanbul 1980, s.
700-701 10-Charles Sammuel, Buddhism, The Worlds Religions, New York 1954, P.119-154 11-Günay Tümer, “Budizm”, Türkiye Diyanet Vakfı slam Ansiklopedisi,VI. cilt, 1992, s. 353 stanbul

16

bu hayattan zevk arama anlayışı (ifrat ve tefrit) arasında orta bir yol takip etmiştir. Neticede tabiat üstü otoritelere, insan üstü olaylara ilgi duymayan Budizm, zihni ve duygusal nitelikleri reddeden, vedaların şekilciliğine karşı çıkan, ahlaki bir protesto hareketi niteliği kazanmıştır. “Budizm, dünya dini olması ve misyoner faaliyetlerinden ötürü Hristiyanlık’a benzer”.
12

Çünkü Budizm’de milliyetçilik ve sosyal hayatın belirli şekillerinden ayrı kalma gibi

prensipler yoktur. Budizm, manastır hayatına önem vermekle birlikte aktif dünya hayatından çekilen rahiplere ve Nirvana‘yı hedefleyen mü’minlere sahiptir. Budizm’in ana özellikleri ise şunlardır: - Pratik ahlaki telkin eder, sakinliğe ve aklın huzuruna sebep olur. - Budizm, düşünce ve şahsi tecrübeler üzerine kurulmuş olup, teolojik doktrinlere karşıdır. - Hayatın tamamı öteki dünya gayesine (Nirvana’ya) doğru yönlendirilmiştir. Amaç, karma ve tenasühten kurtulup, Nirvana’ya ulaşmaktır. Bu din, mitolojiyi, gelenekçiliği, ayin ve ibadetleri, büyücülük ve reddeder. nsanın akli bilgisini sınırlayan agnostik bir davranış vardır. sihirbazlığı

Bütün bu özelliklerden sonra, Buddha’nın etrafındaki insanlara verdiği dersler neticesinde doğan bu din,13 “başlangıçta bir ahlak sistemi görünümündeyken, gelişerek tam bir din haline dönüşmüştür.”14 Buddha, saray hayatı ve çile gibi iki aşırılık arasındaki orta yolu telkin etmiştir. ki aşırılık ızdıraplı iken orta yolda bilgi, mutluluk ve kurtuluş vardır. Bu orta ızdıraplarla dolu bu dünyadan insanı kurtararak, Nirvana’ya ulaşmasını sağlar. Nirvana’ya ulaşmak ise, Budizm’de ki temel hedeftir. Buddha’nın kendisi yaşarken Nirvana’ya ulaşmış ve talebelerine de Nirvana’ya ulaşmayı temel hedef olarak göstermiştir.
12-Hayrettin Şahin, Japon Budizmi, Y. Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 1990, s. 88 13-“Budizm”, Türk Ansiklopedisi, VIII. cilt, Ankara 1956, s. 299 14-A. Abdullah Masdusi, Yaşayan Dünya Dinleri (Çeviren: Mesut Sadık), stanbul, 1981, s. 125

17

Budizm üzerine yapmış olduğum bu araştırmadan sonra kesin olarak şunu söyleyebilirim: Budizm, yerel bir din olarak ortaya çıkıp daha sonra evrensel nitelik kazanan ve bu kadar fazla mensup toplayabilmiş ender öğretilerden biridir. Budizm Hindistan’da doğmuş, ancak Hindistan’da tutunamayıp diğer ülkelerde varlığını devam ettirmiş ve evrensel bir din haline dönüşmüştür. Budizm bu özelliğini kazanırken asla savaşmamış, devamlı nefislerin terbiye edilmesi gayesine hizmet etmiştir. Bunun neticesinde miskinlik ve tembellik bu dinin en açık alameti haline gelmiştir. Nitekim Türklerin Budizm’le tanışmasına rağmen, bu dinin Türkler arasında genel bir kabul görmemesinin sebebi de bu husustur.15 Evrensel dinler arasında kendini kabul ettirmek ve yayılmak için savaşmamış olan tek din olan Budizm’de insanın kurtuluşu kendisine aittir, Tanrısına değil. Çünkü Budizm’de karma doktrini itikadın temeli sayılır. Bunun neticesinde de kurtuluş,mutlu sona erme, insanın kendi amellerine bağlı olmaktadır. Budizm’de Tanrının bu düzene bir müdahalesi söz konusu değildir ve insan bu dünyada ne ekerse onu biçer. Budizm’de karma ve tenasüh anlayışı,insanların hayatını düzenleyen iki düzenektir. Bu karma ve tenasühten kurtuluş yolu ise Nirvana’ya ulaşmaktır. Çünkü Budistler için Nirvana, ebedi saadet ve mutluluk,acı ve ihtiraslardan kurtulmak demektir. Kişi ancak Nirvana’ya ulaşarak tenasüh denilen doğum-ölüm silsilesinden kurtulabilir. Budizm’in kurucusu Buddha, öğretilerini yayma hususunda her ne kadar savaşmamış olsa da kendisi kşatriya (savaşçılar) sınıfına dahildir. Onunla ilgili anlatılan bir çok hadise öylesine efsaneleşmiştir ki, onun hakkında söylenilenlerin hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğu bilinemeyecek kadar karmaşık hale dönüşmüştür. Aslında Buddha’nın doğum öncesi ve doğum anındakine ait olarak anlatılan bir çok olay, Hz sa’nın durumu ve Hz Muhammed’in doğumu anında cereyan eden hadiselerle benzerlik taşımaktadır. Örneğin, Hz sa gibi Buddha da Tanrı olmadığını söylediği halde daha sonraki taraftarları, onları Tanrı ilan etmiştir. Yine Buddha’nın doğumu esnasında vuku bulduğu iddia edilen bir çok hadise, Hz Muhammed’in doğumu esnasında meydana geldiği rivayet edilen olaylarla hayli benzerlik taşımaktadır.
15-Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, age, s. 159; .Kafesoğlu, Türk Tarihi, TDEK, I. cilt,Ankara 1992, s. 11-229

18

Budizm’e göre bütün insanlar eşittir. Aradaki tek fark bilgi ve şehvetle galip gelmekle mümkün olabilir. Bütün bunlarla birlikte Budizm’de, başlangıçta müşahhas bir Tanrı fikri ve ruh kavramı yer almazken, Buddha’nın ölümünden sonra Budizm’de gözle görülür değişiklikler yaşanmaya başlanmıştır. Örneğin Buddha’nın ölümünün ardından Budistler onu ilah ilan etmişler ve onun heykellerini tapınaklara koyup, heykellerine tapmaya, çiçek ve tütsüler sunmaya başlamışlardır. Aydınlanmaya erdiği yeri, hac yeri ilan etmişler ve Budizm’de olmayan birçok hususu dinin içine sokmuştur. Aslında Budizm’in ortaya çıkışı bir protesto hareketi niteliğindedir. Hinduizm’deki kast sistemine, Brahmanların otoritesine, savaşmaya ve bunun gibi pek çok hususa karşı çıkan ve bunları protesto eden Budizm, daha sonra kendi doktrini ortaya koymuştur. Ancak bu yeni doktrini ortaya koyarken Hinduizm’deki bir çok inanç ve gelenekten yararlanmayı da ihmal etmemiştir. Budizm’in kuzey mezhebi Çin, Japonya,Tibet, Nepal ve Sumatara’da yayılma imkanı bulurken,16 güney mezhebi ise Burma, Seylan ve Siyam’da yayılmıştır. Budizm bu ülkelere yayılırken aynı zamanda bir çok değişikliğe de uğramıştır. Yayıldığı bölgelerdeki kültür, coğrafya ve yaşam biçimi Budizm’i etkilemiş, neticede Budizm bu bölgelerdeki yaşam standartlarına uygun hale getirilmiştir. Netice itibariyle bu öğreti her şeyden önce kişinin her konuyu özgürce incelemesi, özgürce denemesi esasına dayanmaktadır. şte bu noktadan hareketle de diğer tüm dinsel öğretilerden ayrılmaktadır. Biz bu yargıya ise Buddha’nın şu sözlerinden hareketle varmış bulunmaktayız: “Bir şeye sırf kulaktan duydunuz diye inanmayın, birkaç kuşaktan beri değer veriliyor diye, geleneklerin de doğru olduğuna inanmayın. Sırf hocalarınızın otoritesine dayanıyor diye de hiçbir şeye inanmayın. Ancak kendi hissettiğiniz, denediğiniz ve doğru olarak kabul ettiğiniz, kendinizin ve başkalarının iyiliğine olan şeylere inanın ve tutumunuzu onlara duyurun”. 17 Bugün itibariyle, Buddha’nın ölümünden 2400 yıl sonra, onun öğretileri milyonlarca insan tarafından yaşatılmaktadır.18
16-Nakamura Hajima, Mahayana Buddhism, The Encylopedia Of Religion, London 1987, V. II, P. 457-472 17-Felicien Challeaye, Dinler Tarihi (Çeviren: Semih Tiryakioğlu), stanbul 2002, s. 771 18-By Joseph Gaer, How The Great Religions Began, New York 1956, s. 41

19

II- LK BUD STLER VE LK BUD ST KONS LLER Buddha’nın ilk şakirtleri, beraber zühd hayatına girip, onun zühd hayatını terketmesiyle ondan ayrılan, daha sonra kendilerine bulduğu gerçeği ilk vaaz ettiği, böylece Sangha’ya aldığı beş zahit ve incir ağacı altında ona yiyecek getirip onun doktrinini kabul eden iki tacirdir.1 Daha sonra başta toprak sahipleri,ticaret ehli, esnaf olmak üzere yığınla insan Budist olmuştur. Bunlardan bazıları Sangha’ya keşiş olarak kabul edilmiştir. Buddha Sangha’ya dahil olan keşişlerine, Budist doktrinlerini yaymalarını emretmiştir.2 Onlar, bu görevi her yerde dolaşıp insanlara kendilerini tutma, basit ve sade bir yaşayış, alçakgönüllülük öğreterek yerine getireceklerdi. Bu kişiler arasında Buddha’nın iki önemli öğrencisi Sariputta ve Maggalana da vardı. Ancak Buddha’nın gözde şakirdi Ananda idi. Ananda sağlığında Buddha’ya ihtimamla hizmet etmiş, kadınların da Sangha’ya alınması konusunda üstadı ikna etmiş bir şahsiyetti. Buddha, Magadha Krallığı sınırları içinde Rejagaha ve Sravasti etrafında, geleneksel olarak Kuzeybatı Hindistan’a, Pencap’a kadar uzandığı söylenen alanda kırk seneden fazla dolaşmış, herhangi bir yere bağlanıp kalmamıştır. Devamlı olarak doktrinini anlatmak için seyahat etmiş ve hayatının sonuna kadar vaaz etmiştir. Geleneğe göre seksen yaşını geçtiğinde öleceğini anladı ve keşişlerini bir araya toplayıp, onlara son vaazını verdikten sonra Kushinagara’da öldü. Bu son vaazında Buddha telkininde ve Sangha kurallarında anlaşılmayan bir şey olup olmadığını sordu ve hayır cevabını aldı. Buddha’nın cesedi yakıldı, kemikleri ve kalıntılar muhafaza edilip on parçaya ayrıldı. Buddha’nın ölümünden hemen sonraki devrede Rajagaha’da bir konsil toplandı ve konsile Kosyapa başkanlık etti. Konsile beş yüz rahip katıldı. Bunun arkasından yaklaşık bir yüzyıl sonra, keşişler arasında fikir ayrılığı nedeniyle yedi yüz rahibin katıldığı Vesali’de ikinci bir konsil toplandı. Bu konsilde Sutta ve Vinaya’nın yeni düzenlemesi yapıldı. MÖ III. Yüzyılda doktrinde çıkan bir ihtilaf üzerine kendisi de

1-Ömer Hilmi Budda, Dinler Tarihi, stanbul 1935, s. 226 2-Ahmet Mithat Efendi, Tarihi Edyan, I. cilt, stanbul 1329, s. 253

20

bir Budist olan mparator Aşoka zamanında üçüncü konsil toplandı.3 Yaklaşık bin rahibin katıldığı konsilde Aşoka, daha ikinci konsil öncesi başlamış olan doktrindeki fikir ayrılığının yeniden alevlenmesi üzerine, tebaası arasındaki ahengi sağlamak ve mezhep kavgasını önlemek için böyle bir konsile destek vermiştir. Konsil sonrası Budizm, o günün Hindistan’ındaki dört krallıktan birisi olan Magahha’dan Hindintan’a yayılmıştır. “Aşoka zamanında Magadha, tabi kaynakları, madenleri, tarım ve milletler arası ticaretiyle bir imparatorluk haline gelmiştir.”4 Aşoka Budist olmadan önce topraklarını genişletmek için giriştiği savaşlarda kanlı katliamlardan iğrenmeye ve canlılara acımaya başlamış, bunun üzerine eşlerinden birinin telkiniyle Budist olmuştur. Düşmanla savaşmayı bırakan Aşoka, bundan sonra nefsiyle savaşmıştır. Budizm,Aşoka ile birlikte büyün Hindistan’a yayılmış ve kuvvetlenmiştir. Hatta Hindistan’ın çeşitli yerlerinde taş ve kitabelere, Budist düşüncelerini yazdırtmıştır.

3-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 160 4-Kemal Çaşdaş, “Reformcu Yönleriyle Buddha ve Aşoka”, Ank.Ün.D.oğu Dilleri Dergisi, Ankara 1970

21

III- BUD ZM’ N HAYAT ANLAYIŞI Budizm’de “Buddha’nın doktrinine Pali dilinde “Dhamma” adı verilmektedir.”1 Buddha, ulaştığı hayat kanununu ilan ettiğinde saray hayatı ve çile gibi iki aşırılık arasındaki orta yolu telkin etmiştir. ki aşırılığı ızdıraplı bulurken orta yolda mutluluk ve kurtuluş olduğunu savunmuştur. Kişi, bu gerçekle kendisine yön tayin eder ve iyi bir Budist olarak yaşarsa Nirvana’ya ulaşır. Bunun neticesinde de tenasüh ve karmadan kurtulur.2 Buddha!nın doktrininin felsefi yönü, kötümser olarak addedilir. Çünkü Buddha, hayatın tabii olaylarını (doğum, ölüm, ihtiyarlık, çocukluk vb. gibi) bir ızdırap olarak görmüş ve bundan kurtuluşu bütün arzu ve ihtiraslardan uzaklaşmaya bağlamıştır. “Budizm’in hedefi, kişinin kendini bilmesi, yenilemesi ve geliştirmesidir.”3 Temel amaç, sonrasız bir hayat değil, Nirvana’ya yani değişmez mutluluğa ulaşmaktır. Neticede Budizm ilke olarak bilgisizlik ve şiddetli isteklerden doğan varoluşun kötülüğünü öğretir. Bu sebeple Tanrı’nın varlığını bile dikkate almaz. Budizm, bir hikmet (akıl) dinidir. Buddha,nın öğretileri başlangıçtan sonuna kadar hikmet üzerine kurulmuştur. Buddha,nın tüm amacı ve gayesi, kurtuluş ve serbestliği tamamen hikmet, ilim ve irfanla gerçekleştirmektir. Bütün vehim ve aldanmalar ilim yoluyla ortadan kalkar bütün şehvet ve hırslar bilgiyle yenilir iman ise fazileti kaynağıdır. Budizm’e göre tam serbestlik ve hürriyetin yolu Nirvana’dır. Her şey bu noktadan başlar. Bu nedenle herhangi bir kararsızlığa gerek yoktur. Zaten “herhangi bir kararsızlığa düşmeden fikir ve yaşantıda birliği sağlamak, Hint felsefesi ve dinlerinin en belirgin özelliğidir”.4

1-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 163 2- lhan Güngören, Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı, stanbul 1995, s. 74-75 3-Bozkurt Güvenç, Japon Kültürü, Ankara 1980, s. 107 4-Y.Hikmet Bayur, Hint Dinleri, stanbul 1935, s. 212

22

A)

NANÇ ESASLARI

Aslında Budizm, bir tapma ve ibadetten farklı bir öğretidir. Buddha, hakikatin sahibi, nizamın idarecisi ve hayatın aydınlatıcısından başka bir şey değildir. Bununla birlikte bu din, “Buddha’nın kişiliği ve şahsiyeti üzerine bina olunmuştur.”5

Budizm’in tembelliği Triratna’da toplanmıştır. Buna üç kısım cevher denilir. Bunlar: Buddha, Dharma ve Sangha’dır. Dharma Buddha’nın bulup geliştirdiği doktrin ve akidedir ki, Budizm’in hayat merkezini teşkil etmektedir. “ slamiyet’te Kur’an-ı Kerim’in, Hristiyanlık’ta ise Hz .isa’nın tuttuğu yeri Budizm’de Dharma tutmaktadır.”
6

Yani Budizm’deki en önemli kural ve kaide Dharma’ dır. Sangha ise, başlangıçta Akide bu üç temeli şu şekilde ifade etmektedir:

erkek rahipler cemaati iken, daha sonraları içerisine kadınlarında dahil edildiği Budist rahip ve rahibeler cemaatidir.
7

“Buddha’ya sığınıyorum, Dharma’ya sığınıyorum, Sangha’ya sığınıyorum.” Buddha’nın Tanrı, ruh ve ölüm sonrasıyla ilgili sorulara verdiği cevaplara gelince, aslında Buddha’nın bu durumda uyguladığı metot, Sokrates’in diyalektik metotunun bir benzeridir. Bu tür sorular karşısında Buddha, sadece itirazlarını belirtir ve bu konularda ilgili makul olan başka şeyler gösterirdi. Sorulara tam cevap vermeyip, kendi görüşünü ortaya koymaya çalışırdı. Budizm’de inanç bazında dört önemli soru vardır. -Kainatın yaratılıp yaratılmadığı, -Kainatın sonlu olup olmadığı, -Hayatın bedenle aynı olup olmadığı, -Ölümden sonra bir insanın varolup olamayacağı.

5-Ömer Budda, Hint Dinleri, stanbul 1935, s. 141 6-Mehmet Taplamacıoğlu, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ankara 1960, s. 121 7-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 189-190

23

Kainatın yaratılıp yaratılmadığı ve sonlu olup olmadığı soruları, Tanrı fikrini konunun merkezine taşımaktadır. Budizm’de özellikle Tanrı’yı ve ruhu anmak, yani zikretmek yoktur. “Budizm, başlangıçta dünyanın hakimi ve yaratıcısı olan zati bir Tanrıyı reddeder.”8 Bu Tanrıları insanlardan daha çok kudretli ve daha yüksek bir varlık olarak görmez. Budizm, ilk ortaya çıktığında Hinduizm’e karşı bir tepki hareketi niteliği taşıyan, ateist karakterli, ibadet fikrine sahip olmayan bir dindir. Ancak buradaki “ateist karakterden maksat, Tanrıyı inkar değil, şahsi kurtuluşu Nirvana’da bulmaktır.”9 Zamanla şekil değiştiren Budizm’de Buddha’nın bizzat kendisi tanrısallaştırılmış ve heykelleri yapılarak tapınılmaya başlanmıştır. Zamanla bazı Budist mezhepleri ruhun varlığını ve tenasühü, bazıları da Tanrı ve ibadet şekillerini geliştirerek ve yeni bir boyut katarak inanmaya başlamışlardır. Oysa başlangıçta Budizm’de müşahhas bir Tanrı fikri yoktur. Mevcut olan ilahlara ve meleklere benzeyen ruhani varlıklar doğumların silsilesine bağlı olarak görülmektedir. Yaratıcı bir tanrının varlığı ise, Buddha tarafından açıkça münakaşa edilmez. Buddha gerçek Tanrıyı değil, onun yaşadığı devirlerle de Brahmanların vasıflandırdığı tanrıları reddetmiştir.10 Aslında Budistler de Buddha gibi kainatı kimin yarattığı konusunda ilgisizdirler. Tanrıyı reddetmezler ama onunla ilgilenmezler de. Dünya Tanrı’nın dünyası değildir. Dünya insanların hırs ve arzularından ortaya çıkmıştır. Bu nedenle dünyevi her şeyi reddederler. Budizm politeizme karşı çok müsamahalıdır. Bu sebeple Budizm’de pek çok koruyucu ve yardım edici uluhiyetlere dua edilir. Tanrılara dua edilmesine de itiraz edilmez. Çünkü Budist ilahiyatçılar bu Tanrıları halkın ihtiyacı olarak görürler. Ayrıca, genel itibariyle “Budizm’de monoteizm tasavvuru da yoktur.”11

8-Abidin til, “Buddha Tanrıyı Reddetmiyor mu” A.Ü. .F.D, 11. sayı, Ankara 1963, s. 11-15 9-Günay, Tümer,Abdurrahman Küçük, age., s. 114 10-Abidin til, age, s. 11-15 11-Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta 2000, s. 160-161

24

Budistlerin temel kaynakları olan kutsal kitaplarına gelince, onlara Tiripitaka (Kanunun üç sepeti) adı verilir. Bu üç sepet Budist öğretilerinin ilk kaynağıdırlar. Tripitaka’ların sözlü şekli kral Aşoka dönemine (M.Ö 242) kadar devam etmiş ve yazıya Buddha’nın üç öğrencisi tarafından geçirilmiştir. Buddha, inandığı hakikatleri insanlara yaymak için bir ömür harcamış, ancak kendisi geriye hiçbir kitap bırakmamıştır. Budistler Buddha’nın vaazlarını Pali-kanan adlı bir kitapta toplandığı, bu vaazların orijinal şeliyle 400 yıl kadar sözlü olarak rivayet edildiğini ve nihayet yazılarla tesbit edildiğini kabul ederler. Pali- kanan büyük sayıda kitaplar teşekkül eder ve içinde pek çok tekrarlar ihtiva eder. Budizm’in kutsal kitabı olan Tripitaka, MÖ I. ve II. Yüzyıllarda yazıya geçirilmiştir.12 Bu üç sepet şunlardır: “1-Viyana pitaka ( Disiplin sepeti ) : Bu sepet, Sangha yani rahiplik teşkilata ile ilgili usul ve kaidelerin, bunların nasıl ve ne şekilde yerine getirileceği gibi konuları ihtiva eder. Bu bölümde rahip olmayanlarla ilgili hususular yer alır. Rahip ve rahibelerin oyması gereken kural ve kaideler, ayin usulleri, beslenme, giyinme ve vaazla ilgili hususlar bu bölümün içeriğini oluşturur.

2-Sutta Pitaka ( Vaazlar ve Öğretiler sepeti ) : Bu bölüm Tripitaka’nın en önemli bölümüdür. Buddha’nın fikirlerini açıkladığı çoğu konuşma bu bölümde yer alır. Bu sebeple bu bölüme Doktrin “Dharma” sepeti de denir.

3- Abdidihamma Pitaka ( Genişletilmiş Doktrin, felsefi ve psikolojik yorumlar sepeti): Buddha’nın vaazlarının yorumunu ihtiva eder. Yedi eserden meydana gelmiştir. Budizm’in felsefesi ve psikolojik yanı bu bölümde yer alır.” 13

12-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s.187 13-Budizm, Türk Ansiklopedisi,VIII.cilt, Ankara 1956, s. 301

25

Budizm’de

inançla

ilgili

bir

başka

hususta,

Hristiyanlık’taki

Paraklit

(Faraklit) gibi gelecekte varolacak ve ortaya çıkacak olan bir şahsiyete Budizmde de inanılmasıdır. Budistlere göre Buddha, dinini tamamlayamadığını, kendisinden sonra Maitreya yani “herkese, alemlere rahmet” bir kimsenin gelip, bu dini tamamlayacağını ifade etmiştir. Bu inanç, slamiyet’teki Mehdi ve Hristiyanlık’taki Mesih inancının bir benzeridir. Hristiyanlık’ta Hz sa’nın beklenen bir kurtarıcı olduğu, slamiyet’te ise Mehdi’nin yeryüzüne inerek tüm insanlığı ıslah edeceği fikri vardır. şte Budizm’de de Maitreya denilen ve Budizm’i tamamlayıp, tüm insanları kurtaracak bir şahsiyetin varlığından söz edilmektedir. Budizm bu inanç anlayışıyla, sami dinlerle benzerlik göstermekte ve belki de sami dinlerden alıntı yapmaktadır. Her ne kadar Budizm, hem Hristiyanlık hem de slamiyet’ten önceye dayanıyorsa da bir çok inanç esasında olduğu gibi, Maitreya inancında da sonradan bir teşekküle gitmiş olabilir.

26

B) BADET ESASLARI Başlangıçta ibadet fikri yer almayan Budizm’de, daha sonraları bir takım ibadetler ihdas edilmiştir. Budizm’de ibadet sayılabilecek tek husus, oruç günü merasimidir. Budist rahipleri ay başında ve ayın on dördünde olmak üzere her ay iki defa toplanırlar ve bu toplantılarda Budizm’in ilkelerinin tam olarak uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilir. Budizm’de Buddha’nın doğduğu, yüksek ilhama kavuştuğu, şeriat tekerleğini döndürdüğü ve Nirvana’ya kavuştuğu yerler mukaddes kabul edilir ve buralara ziyaretler yapılır. Her dinde olduğu gibi Budizm’de de her Budist’in uymak zorunda olduğu kurallar vardır ve bunlar ibadet sayılır: - Tıraş olmak, -Sarı elbise giymek, - ki ayda bir defa oruç tutmak, -Oruçlu iken günahları itiraf etmek, - badeti tefekkürle yapmak.14 Budizm’de yüce varlığa karşı yapılması gereken bir dua ve ibadet söz konusu değildir. Ancak Buddha, ölümünden sonra Tanrılaştırıldığı için ona karşı bir takım ibadetler yapılmaya başlanmıştır.Önce Buddha’nın heykelleri yapılmış sonra yapılan bu heykeller Pagadolara yerleştirilip onlara tapınılmaya başlanmıştır. Bununla birlikte Budistlerin önem verdiği üç şey vardır: Buddha’nın heykelleri, Buddha’nın hatıraları ve Buddha’nın altında ilhama kavuştuğu Bodhi ağacı. Budist’lerce kutsal kabul edilen ve ziyaret edilen dört büyük yer vardır. Bunlar: -Buddha’nın doğum yeri olan Nepal’deki Lumbuni Koruluğu -Buddha’nın ilk vaazını verdiği Benares’deki Sarnatha Geyik Parkı -Buddha’nın öldüğü yer olan Uttar-Pradeş şehri -Buddha’nın aydınlanma yeri olan Bihar’daki Bodhi Gaya

14-Mehmet Aydın, Osman Cilacı,Dinler Tarihi, Konya 1995, s.145

27

Buddha, insanların sayısız putlara taptıklarını görmüş ve bunun doğru olmadığını savunmuştur. Bu nedenle başlangıçta Budizm’de put ve heykel yok iken Buddha’nın ölümüyle birlikte onun taraftarları tarafından Buddha heykelleri yapılmaya başlanmıştır. Budizm’de yalnız Buddha’ya değil, önemli şahsiyetlerin mezarına’da çiçek konur ve mum yakılır. Budist cemaatine girmek ise herkese serbesttir. Bütün kötülüklerin kaynağı ise cinsi tatmin olarak görülmektedir.15 slam dinindeki tavaf gibi, Budizm’de de mabetlerin etrafında bir veya en fazla iki defa dönerek tavaf yapmak ibadet sayılmaktadır.16 Budistler arasındaki en büyük ayrılık ise, rahiplerle normal halk arasındadır. Rahiplik, Budizm’in çekirdeğini teşkil ederken, Budizm’de yüksek hedefe yönelik şartlara da ancak rahipler riayet edebilir. Budizm’in bütün kural ve kaidelerine uyan rahiplerin bazıları münzevi olarak yaşıyorken, bazıları da toplum içinde yaşarlar. Rahipler aynı zamanda Sangha‘yı teşkil ederler ve hakiki Budistler olarak kabul edilirler. Rahiplik hayatının üç temel esası ise: fakirlik, bekarlık ve sükunettir. Rahiplerin dünya ile ilgili hiçbir mal ve mülkü yoktur. Bir Budist Rahip olduğu andan itibaren sadece şunları bulundurabilir; bir sadaka tası, bir iğne, bir tesbih, iki hafta da bir saçını tıraş edebilmesi için bir ustura ve geniş ve uzun yünden yapılmış bir entari. Rahipler, evsiz ve yurtsuz yaşamak zorundadırlar. Yiyeceklerini ise aldıkları sadakalarla temin ederler. Para sahibi olmaları (zengin olmaları ) yasaktır. Bekarlık, Rahiplik hayatının temelini teşkil eder. “Bekaret en yüksek ideal, cinsi hayat ise küfür sayılır.”17 Budizm’de rahiplik teşkilatına Sangha adı verilir. Sangha Buddha tarafından oluşturulmuştur ve dünyanın en eski bekar rahipler topluluğudur. 18 Sangha’da rahipler olduğu gibi rahibelerde mevcuttur. Ancak rahibeler bu teşkilata daha sonradan dahil edilmişlerdir. Sangha’daki rahiplere “Bhiksu” ismi verilirken, rahibeler ise “Bhiksuni” diye isimlendirilir.

15- Günay Tümer, Abdurrahman küçük, age, s. 100 16- Mehmet Aydın, Osman cilacı, age, s. 31-32 17- Ekrem Sarıkçıoğlu, age, s. 165-168 18- Ahmet Mithat Efendi, Tarihi Edyan, stanbul, 1329, s. 320-321

28

Rahip olmak için belirli yeteneklere sahip, on beş yaşını bitirmiş, anne babasının iznini almış kimseler, teşkilatın ilk basamağına kabul edilir. Teşkilata giren kimse önce saç ve sakalını keser, sarı elbiseler giyer, bir imtihandan geçer ve başarılı olursa Sangha’ya katılır. Sangha’ya dahil olan kimse erkek veya kadın hiç fark etmez. Bu teşkilattan ayrılamadıkları sürece evlenemezler. Ancak eğer teşkilattan ayrılırsa isterse evlenebilirler ve normal hayatlarına devam edebilirler. Rahiplerin saç ve sakallarını ustura ile kazıma, dinlenme, öğle yemeğinden sonra ertesi gün öğle yemeğine kadar ağızlarını bir şey koymama, hiçbir eğlenceye katılmama, mecburi birkaç eşya dışında bir mala sahip olmama gibi kurallara uyması da bir zorunluluktur.19 Sangha üyesi rahipler Japonya’da siyah, Burma’da portakal rengi, Seylan, Kamboçya ve Tayland’da ise sarı renkli elbiseler giymişlerdir. Manastırlarda yaşayan rahip ve rahibeler, her Budist’in yapması gerektiği sarhoş eden içki ve esrar gibi uyuşturuculardan uzak durmalıdırlar. Sabah ve öğle arasında katı yemek yemeleri yasak olan rahipler aynı zamanda hal ve hareketlerinde de her zaman iffetli olmak zorundadırlar. Rahipler on Budist emrini öğrenip yerine getirmekle mükelleftirler.20 Bu on emir şunlardır: “Öldürmeyeceksin, Zina etmeyeceksin, çki içmeyeceksin, Kimseyi aldatmayacaksın, Az yemek yiyeceksin, Şarkı söyleyenleri dinlemeyecek, dans edenleri izlemeyeceksin, Süslü elbiseler giymeyecek, süs eşyaları ve kokular kullanmayacaksın, Rahat ve konforlu yerlerde yatmayacaksın,

19- Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 102 20- Gerald L. Berry, Religions Of The World, New York 1956, P.47

29

Sana verilmeyenleri almayacaksın, Altın ve gümüş kullanmayacaksın.”21 Budizm, başlangıçta özellikle alçakgönüllü ve sade, münzevi şahsiyetler tarafından yayılmıştır. Buddha’nın yaptığı gibi onlarda, kendilerinin peşlerinden inançlarını yayacak ve devam ettirecek öğrenciler bırakmamışlardır. Az önce sıraladığımız on emir, her Budist için bir yol gösterici rehber olmuştur ve Budist’ler hayatlarını bu emirlere göre yönlendirmişlerdir. Bunun neticesinde, her ne kadar başlangıçta mevcut olmasa dahi, her mezhep belirli bir tapınak ve mabedi merkez tayin etmiştir. Buralar kutsal sayılmış ve buralara ihtimam gösterilmiştir. Hatta her mabedin bir ismi vardır. Ancak “Budist mabetlerine isim vermek için özel ve geleneksel bir sistem oluşturulmuştur. Mabetlere çift isim verilir. San-Zen (Yama), Ji-var- in ( Tera), Koyasan- Kongöbuji gibi.”22 Budist tapınakları,dünyanın bir çok ülkesinde eğitim faaliyetlerine de karışmaktadır. Kolejlerden ortaokullara hatta anaokullarına kadar yayılmış bir eğitim sistemi vardır. Bu okullarda rahiplik hakkında bilgiler verilmektedir. Bu eğitime katılan öğrencilere ise burs vb. gibi maddi yardımlarda bulunulmaktadır. Budist mabetleri, bulundukları ülkelere göre farklı modeller ihtiva ederler. Bunlardan en önemlilerinden birisi ve Japonya’da kullanılanı ”Garan” modelidir. “Bu modelin özelliklerine göre yapılan bir Budist mabedi, üstü çatılı, bir balkonlu, kare veya dikdörtgen şeklinde olur. Mabetlere bir giriş kapısından girilir ve bu giriş kapısı güneye doğru olur. Mabette bir konferans salonu ve pagoda (Budistlerin mabetlerine verilen genel isim, ayin ve rahiplerin toplantı yeri) bulunur. Salon ise taş kaide üzerine yükselip, köşeler bitişik ve çatı altı üç kenarlı duvarla yapılır.” 23

21-Hayrettin Şahin, Japon Budizm’i, Y. Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 1990, s. 114 22- lhan Güngören, Buda ve öğretisi, stanbul 1994, s. 118 23-Sanat Tarihi Ansiklopedisi, stanbul 1998, s. 42

30

C) AHLAK ESASLARI Budizm, teoride ve pratikte merhameti ve müsamahayı esas alan bir dindir. Buddha’nın merhameti sınırsız olduğu için Budistlerde onun yolunu takip eder. Budizm, aslında bir eşitlik ve kurtuluş dinidir. Bu dinin ideal olan davranışları da müsamaha ve merhamettir. Suç işlemek ahlaksızlık, saadet ise fazilettir. Sıkıntıya tahammül etmek, doğru söylemek, güzel olanı sevmek ve itaat ahlaki kuralların başında gelir. Budizm’in ahlak anlayışına göre insan öldürmek,hırsızlık yapmak, gasbetmek, yalancılık, iftira, dedikodu, kin, tamahkarlık ve çekememezlik gibi kötü huylar yasaktır. Sarhoş olmak, esrar kullanmak, çok yemek yemek, şarkı türkü vb. gibi müzik dinlemek, yüksek ve rahat yataklarda yatmak, altın gümüş gibi ziynet eşyası takmak, bunları almak ve satmak ise hoş karşılanmaz. 24 Budizm’in bu yasaklara karşı dört temel emri vardır: -Sabır ve tahammül -Sebat ve metanet -Akıl ve hikmet -Ataya iyi davranmak Bunlara ilave olarak işlerinde düzenli olmak ve verilen sözü tutmakta sayılabilir. Buddha’ya göre ahlak; dünyadaki bütün arzu ve isteklerden kurtulmaktır. Aslında bu husus, Budizm’in temel hedefidir. Ahlak için ise şunlar gereklidir: -“Canlı varlıkları öldürmemek, -Başkalarının malını almamak, -Cinsel arzulardan vazgeçmek, -Yalan söylememek, -Sarhoş edici içecekler içmemek.”25

24-Ahmet Mithat Efendi,age, s. 260-261 25-Ömer Hilmi Budda, Dinler Tarihi, stanbul 1935, s. 303; Gerald L. Berry, age, P.47

31

Bu dinde canlıları öldürmeme fikri olduğu için, Budistler et yemez,kasaplık yapmazlar. çki yasak olduğu için meyhanecilik yapmazlar. Ayrıca silah,zehir ve uyuşturucu imal etmez, bunları satmaz ve satın almazlar. yi bir Budist ava çıkmaz, balık tutmaz, ateş etmez ve kanlı sporlara girişmez. yi bir Budist, aynı zamanda cömert ve eli açık olmalıdır. Zira cömertlik, Budizm’in maddi şeylere bağlanmama tavsiyesinden hareketle bir zorunluluk teşkil etmektedir. Yeni bir Pagoda (Budist manastırı) yaptırmak, yardımda bulunmak,rahip adaylarına kefil olmak,manastıra su sağlamak, rahiplere yiyecek yardımında bulunmak ve misafirperverlik ise en büyük faziletler arasındadır. 26 Budizm’de iyi bir Budist olmak için bir takım gerekmektedir. Bunlar: özelliklerin ihtiva edilmesi

“Birincisi dört düşüncedir. Bunlar, vücudun düşüncesi, aklın düşüncesi, fikirlerin düşüncesi ve mantığın düşüncesidir. kincisi dört kat büyük ihtiva sarf eder. Sıkıntı doğuran şeyleri önlemek için gayret etmek, yanlış fikir doğuran şeyleri saklamak için gayret etmek, evvelce yaşayanlara iyilik etmek için gayret etmek ve varolan insanlara iyilik yapmak için gayret sarf etmek. Üçüncüsü Iddhi’dır ki,dört kat sepet demektir. Iddhı’yı elde etmek, Iddhı’yı elde etmek için çaba sarf etmek, Iddhı’nın araştırılması ve kalbin doğru olması. Dördüncüsü ve beşincisi beş bölümden ibarettir. Uygulama, inancın zevki, gayret, düşünce-tefekkür ve akıllılık. Altıncısı aklın yedi çeşidinden ibarettir. Bunlar: gayret, anlayış, düşünce,

araştırma, sevinç, rahatlık ve sükunet.”27 Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki, Budizm’de insanın kurtuluşu ne olduğuna değil, ne yaptığına bağlıdır. 26-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 101-102 27-Ali hsan Yitik,Hint kökenli Dinlerde Karma nancının Tenasüh nancıyla lişkisi, stanbul 1996, s. 128

32

Budizm’e göre atalara saygı, anne ve babaya itaat esastır. Bununla birlikte mahalli örf ve adetlere saygı gösterilmesi iyi bir Budist’te aranan şartlar arasındadır. Örneğin bir çocuğun ailesine karşı görevleri şunlardır: -Ailesinin işlerine bakmak, -Ailesinin arzu,istek ve ihtiyaçlarını karşılamak, -Kendi şahsi arzu ve isteklerinden vazgeçmek, -Yaptığı her şeyi onlara itiraf etmek. yi bir ailenin çocuklarına karşı görevlerine gelince: -Küçük bir çocukken ona sevgi ve ilgi göstermek, -Onun yiyeceğini temin etmek, -Onu borç içinde kalmaktan kurtarmak, -Çocuğuna güzel bir evlilik sağlamak, -Bütün mal ve mülkünü çocuğuna bırakmak. Bunları karşılıklı olarak gerçekleştiren çocuk ve aile, büyük bir mutluluk,maddi bir refah ve karmayı temin eder. slamiyet’te olduğu gibi Budizm’de de, bir kimse annesini sol omzunda, babasını da sağ omzunda taşısa bile onlara olan borcunu ödeyemez. Budizm’de anne ve babaya saygının ödülü, bir sonraki hayatta başarılı olmaktır. Anne ve babasına saygı gösteren çocuk, gelecek hayatını garanti altına almış demektir. Bir anne çocuğunu dokuz ay karnında taşır, doğduğu zaman beslenme ve büyümesini sağlar. Bu nedenle bütün dinlerde anneye olan borç, ancak anneye karşı tam bir itaatle ödenir. annesine sırtını dönen çocuk üç büyük kötülüğe maruz kalır. Bunlar: cehennem,aç bir hortlak ve hayvan olmak. Budizm’de karma inancı hakim olduğu için, bir önceki hayatta kişinin yapmış olduğu işler bir sonraki hayatının şeklini belirlemiş olur. Budizm’de aile, yaşayanlarla sınırlandırılamaz. Yedi ile dokuz nesil önceki atalar dahi aileye dahildir. Ölen aile fertleri yaşıyormuş gibi nezaket ve saygı isterler. Onlara yapılan saygısızlık canlı bir varlığa yapılan saygısızlık gibi kabul edilir. Herva Ressau Budizm’in bütün bu ahlak esaslarından yola çıkarak “Budizm’i, varlığın esrarını çözmeye çalışan, hayatın ızdırap ve zevklerinden vazgeçerek kamil ve olgun insan olma yollarını araştıran bir ahlak felsefesi” 28 olarak nitelendiriyor. Bütün dinlerde anneye olan borç, ancak anneye karşı tam bir itaatle ödenir. Annesine sırtını dönen çocuk üç büyük kötülüğe maruz kalır.
28- Herva Ressau, Dinler, stanbul 1970, s. 168

33

IV- BUD ZM’DE SEK Z D L ML YOL Buddha’nın ortaya koymuş olduğu bu din her ne kadar Buddha’nın ölümünden sonra değişiklik kazansa ve değişik coğrafyalarda farklı şekiller almış olsa da, Budizm’in kendine has bir iç bütünlüğü söz konusudur. Budizm’in yapı taşı olarak kabul edilen ve yine arzu ve ihtirasların giderilmesinde başvurulan temel yöntem Sekiz Dilimli Yol’dur. Budizm doktrininin felsefi yönü kötümserdi. Çünkü “Buddha hayatın tabii olaylarını bir ızdırap olarak görüyor ve bundan kurtuluşu, bütün arzu ve ihtiraslardan uzaklaşmaya bağlıyordu.”1 Aslında bu, Upanişatlarda rastlanan hayat görüşünün geliştirilmiş bir şekliydi. Bazı araştırmacılar ise bu durumu, bir kötümserlik olarak değerlendirmemişlerdir.2 Budizm’in ana telkini, inanç ile hakikat arasında hayatın ızdıraplarla dolu olmasıdır. Dört kutsal temel gerçek ise Buddha’nın kurtuluş telkininin özünü oluşturmuştur. Birincisi: Izdırap nedir? nsan varlığının mahiyeti ızdırap, acı, kötülük ve tatminsizliktir. Dünya hayatındaki doğum, hastalık,yaşlılık, ölüm vb. gibi bir çok hadise ızdıraptır. Bu sebeple dünya hayatına dalıp, dünyaya sarılma, hayatın gerçeklerinden uzak kalma acı ve ızdıraptır. kincisi: Izdırabın sebebi nedir? Izdırabın sebebi arzu ve ihtirastır. Budizm’e göre insanın dünya ile ilgili arzu ve ihtirasları, acı ve ızdıraba sebep olur. nsanların arzu ve ihtirasları iki grupta toplanabilir. Birinci grup, nefis ve hazlarına düşkünlükten gelen tutkular... Mala, mülke, paraya, nefis üne,

hazza düşkünlük,yenmek başarmak, kazanmak gibi hırslar, aşırı cinsel tutkular gibi şeyler... kinci grup tutkularsa manevi olanlardır. “Ruhun ölmezliğine tutunmaya çalışmak, öldükten sonra da varlığını sürdürmeye çalışmak, genedoğumda bu yaşamdakinden daha iyi bir durum elde etmek gibi dinsel tutkulardır.”3

1-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 114 2-Mircea Eliade, Dinler Tarihi Sözlüğü, stanbul 1997, s. 5 3- lhan Güngören, Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı, stanbul 1995, s. 94

34

Üçüncüsü:

Izdırap durdurulmadığı sürece dünyadaki, fani ve süreksiz işler devam

edip gidecektir. Bu fanilikten ve devam edip giden olaylar zincirinden kurtulmanın yolu ise Nirvana’ya ulaşmaktır. Nirvana’ya ulaşmak acı ve ızdırabı yok etmektir. Budizm’de genellikle Nirvana’ya ulaşmak denince Buddha’lığa ulaşmak amaçlanmaktadır. Zaten Budizm’deki temel hedef Nirvana’ya ulaşmaktır. “Nirvana maya yanılgısının, doğum-ölüm döngüsünün tam karşıtıdır. Yani karmanın etkisini yitirdiği bir alandır.”4 Bu konu ile ilgili ileride daha ayrıntılı bilgi verilecektir.

Dördüncüsü : Dördüncü yüce gerçek, acıyı ızdırabı yenip Nirvana’ya ulaşmak için Buddha’nın gösterdiği yol, yöntemdir. Buddha’nın önermiş olduğu yöntem ne aşırı çile, perhiz yoludur, ne de aşırı nefse, nefis hazlarına düşkünlük yoludur. Bu yol ikisinin ortasındaki orta yoldur. Yani sekiz basamaklı yüce yoldur. Uyanmak, aydınlanmak, Nirvana’ya ulaşmak, Buddha olmak ancak bu sekiz dilimli yol ile mümkündür. “Bu sekiz madde, Maha Parinibbara Sutta’da geçen üç ana maddenin sonradan

genişletilmiş şeklidir.” 5 Bu yüce yolun ilk iki basamağı düşünceyle sonra gelen dördü davranışla, en sonda gelen ikisi de uyanmayla, aydınlanmayla ilgilidir. Üç ana madde halinde toplayabileceğimiz sekiz basamak şunlardır: Sila, Samadhi, ve Panna’dır. “Sekiz dilimli yolun basamakları şunlardır: 1- Doğru görüş 2- Doğru anlayış 3- Doğru sözlülük 4- Doğru davranış 5- Doğru yaşam biçimi 6- Doğru çaba, doğru uygulama 7- Doğru bilinçlilik

4- lhan Güngören, age, s. 95 5-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s.114

35

8-Tam uyanıklık.”6 Sila’ya sekiz dilimli yoldan üç madde girer. Doğru söz, doğru davranış ve doğru geçim. “Doğru söz ve davranışa her Budist’in uymak zorunda olduğu beş emir açıklık getirir. Bunlar: öldürmemek, zarar vermemek, çalmamak, duyularını yanlış yola yöneltmemek, yalan yanlış konuşmamak, içki ve uyuşturucu kullanmamak.”7 Aslında bu beş emir, bütün dinlerde uyulması gereken temel emir ve yasaklar arasındadır. doğru geçim ise beş yasağı içerir: kasaplık, meyhanecilik, esrarcılık, silah ve zehir imalatçılığı yapmamak. yi bir Budist avlanmaz, balık tutmaz, sigara içmez, zina etmez vs. “Samadhi, bir hedefe zihnini yöneltmek, konsantre olmak anlamında meditasyona delalet eder. Samadhi’ye sekiz dilimli yoldan doğru muhakeme ve doğru murakebe girer. Doğru muhakeme, Budist’in söylediği, yaptığı, düşündüğü, işlerde gösterdiği zihin keskinliğine delalet eder. Doğru murakabe ise, akla gelen düşüncelerin tahlili, nefsin kontrolü, zihnin bir konuya yönelmesi ve kin, hırs, hile vb. şeylerin neden kaynaklandığının belirlenmesini ihtiva eder.”8 “Samadhi, derinlemesine bir iç suskunluk, bir iç barış, gücünü bütünü birden kavrayan uyanıklıktan olan bir coşku halidir.”9 Bir kere Samadhi ye ulaşıldımı,Samadhi etkisini her durumda sürdürür. Yürürken, gezerken, otururken yatarken, samadhinin vermiş olduğu iç suskunluğu, iç barışı beraberimizde hissederiz.

Budizm’in samadhiye ulaşmak için önerdiği yol dhyanadır. Yani Batı dillerine meditasyon olarak çevrilen uygulama. Çince’ye Ch’an diye geçmiş olan bu sözcük yazı özellikleri nedeniyle Japonca’ya da Zen olarak geçmiş ve uygulama Zazen adını almıştır. Dhyana hem zihni tam uyanık tutmak, hem de samadhi anlamlarını içerecek bir genişlikte kullanılır. Dhyana denince Buddha heykellerinde görülen bağdaş kurup kımıldamadan oturmak akla gelir. Aslında bu tür oturma pek çok kimsenin sandığı gibi bir tutum değil, Budist’e göre oturmanın doğal biçimidir. Yapacak başka bir şeyi olmayınca öylece oturup zihnini de kendi haline bırakmak Budist’e çok olumlu, çok uygun bir davranış olarak görünmektedir.
6- lhan Güngören, Buda ve öğretisi, stanbul 1994, s. 126-127 7-Annamaria Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, stanbul 1999, s. 128 8-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 463 9- lhan Güngören, age, s. 9

36

Panna ise

Budist’in en yüksek seviyesine delalet eder. Pannaya sekiz dilimli yoldan

doğru anlayış, doğru düşünce ve doğru niyet girer. Doğru anlayış; alemi ve insan varlığını doğru yorumlamak, doğru düşünce, zihnin duygusal arzu, kötülük,zulüm gibi tutumlarından arındırılması,doğru niyet ise,sonunda pişman olunacak veya başarısızlığa düşülecek yollara gitmeyip ihlasla zihinde iyi duygular beslemeyi ifade eder. Bütün bu prensiplerden sonra Buddha geride bir kitap bırakmayıp, yerine geçecek kimseyi de belirlememiş, sadece bu sekiz dilimli yolun takip edilmesini istemiştir.10 Buddha’nın amacı, dünyayı olduğundan iyi veya kötü göstermek değil, onu olduğu gibi bütünlüğü içinde görmemizi sağlamıştır. Netice itibariyle “sekiz basamaklı yüce yol, ağırlığını meditasyon (dhayana) üzerine koymuş bir tür yoga öğretisidir.”11 Buddha’nın yogasını uygulayan kimse, kişiliğinin, benliğinin dar kabuğunu kırar, sınırsız sonsuzla bütünleşir, böylece en temel, en yüce gerçekle kendini özdeşleştirmiş olur. Sekiz basamaklı yüce yol, aydınlanmayla, Nirvana ile aramızdaki engelleri birer birer, basamak aşmamıza yardımcı olmak amacını güdüyor. Her basamak bizi biraz daha ızdırabı yatıştırıp zihni sakinleştirmeye, yaşamı, var oluşu, gerçekliği, varlığımızı kendimizle, çevremizle bütünleştirmeye yaklaştırıyor. şte bu sekiz dilimli yolu başarıyla aşan kimse için artık sonsuz, sınırsız bir mutluluk vardır. O mutlulukta Nirvana’ya ulaşmaktır.

10-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 463 11-Maurice A. Conney, Buddhism, Encylopedia Of Religion, Delhi 1976, V.II, P.80-81

37

V- BUD ST MEZHEPLER Sirddhartha Gautama Buddha, hayatı boyunca kendi öğretilerini ve telkinlerini takip edecek birçok öğrenci bulmuştur. Ölümünden yaklaşık bir asır sonra Buddha’nın takipçileri, onun prensiplerini farklı açılardan değişik şekillerde yorumlayarak, farklı mezhepler meydana getirmişlerdir. Budizm’de Buddha’dan sonra iki büyük mezhep ortaya çıkmıştır. Bunlardan birisi Mahayana Mezhebi (Büyük Araba ), diğeri Hinayana Mezhebi ise (Küçük Araba)dır. Hinayana Mezhebi’nin diğer adı ise Threvada

Budizmi’dir. Hinayana Mezhebi daha çok Seylan, Burma, Tayland, Laos ve Komboçya’da yayılma imkanı bulurken, Mahayana Mezhebi ise Çin ,Tibet, Kore ve Japonya’da yayılmıştır. Bütün Budist inançlarında Buddha’nın yolunu takip etmek esastır. Bu nedenle Budist mezhepleri, Buddha’nın şahsiyetine büyük saygı gösterirler. Aslında Budizm’in hemen hemen bütün şekilleri manastıra ait emirleri, yani inziva hayatını ihtiva eder. Fakat Budizm’in çeşitli kolları, inançlarında ve uygulamalarında büyük farklılıklar gösterirler. Şimdi, bu farklı uygulama ve inanç esaslarına sahip, Budizm’in iki büyük mezhebini ayrıntılı bir şekilde incelemeye çalışalım.

38

A) H NAYANA ( THREVADA ) MEZHEB Budizm, Hindistan’daki kısa bir kabul görme sürecinden sonra, Hindistan’ın dışına yayılmaya başlayınca Buddha’nın öğretileri, çeşitli ırklardan farklı kültüre, geleneğe, töre ve alışkanlıklara sahip insanlarla karşılaştı. Değişik coğrafi şartlar altında, farklı iklimlerde yaşayan insanlarla karşılaşan Budist farklılıklar meydana gelmiştir. Hinayana Budizm’i Buddha’nın en iyi öğrencilerinden olan Sariputta tarafından kurulmuştur.1 Bu mezhep, daha çok güneydeki ülkelere yayıldığını için Güney Mezhebi diye de bilinmektedir. Seylan, Burma, Tayland, Laos ve Kamboçya Threvada Budizmi’in yayıldığı ülkeler arasındadır. Aslında bu mezhep, Budizm’in en eski biçimini, ortadoks biçimini, görünüşünü sürdürmekten başka bir şey yapmamıştır. “Bu mezhep, Budizm’in temel üçlü (Buddha,Dharma, Sangha ) fikir üzerinde kurulmuş, Tanrılara ve ruhlara pek önem vermeyen, olayların geçiciliğine, hayatın ve yeniden doğmanın acı verdiğine, insanın ancak Nirvana’ya erişerek kurtulacağına inanan bir Budist topluluğudur.”2 Bu mezhep, Buddha’yı üstün ve mucizevi bir şahsiyet olarak görürken, Buddha’yı asla Tanrılaştırma cihetine gitmemiştir. “Hinayanistler, Budizm’in tarihi öğretilerine saygı gösterirken, insan hayatının ızdıraplardan kurtulması için yardım etmeyi kurtuluşu gerçekleştirmeyi, aklın sükuna kavuşması için yardım etmeyi amaçlar.”3 Bu mezhep, Buddha’nın tavsiye ettiği doğru davranışları uygular ve günahlarından kaçınır. Hülasa Hinayana Mezhebi’nde sessizlik ve sükunet hakimdir. Hinayana Mezhebine göre “Buddha bir Tanrı değil, bir öğretmen, örnek ve rehber niteliğinde bir kimsedir.”4 Zaten Hinayanistler, Tanrı fikrine fazla önem vermeyen, bir başka ifadeyle o günün şartlarındaki Tanrı anlayışını kabul etmeyen Buddha’nın Tanrı fikrini aynen kabul eden kimselerdir. Buna mukabil olarak Hinayana Mezhebi Dharma’yı Buddha’nın öğrettiği hakikat, Sangha’yı da Buddha’nın öğrencilerinin sınıfı ve kardeşliği olarak kabul eder. 1-Abdülkadir Şeybe, Yaşayan Dünya Dinleri ve Mezhepleri, stanbul 1995, s. 154
2-Annamaria Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, stanbul 1999, s.131; “Budizm”, Dinler Tarihi Ansiklopedisi, stanbul, Tarihsiz,VIII.cilt, s. 689 3- lhan Güngören, Buda ve Öğretisi, stanbul 1994, s. 165 4- lhan Güngören, age, s. 165

öğretilerinde de elbette ki belirli

39

Hinayanist manastırlarındaki rahipler insanlarla diyalog kurmaktan men edilemezler. Her köyde bir manastır vardır ve manastırlarda da Buddha’ya karşı ayinler düzenlenir. Manastırlar genellikle dini ayin ve törenlere uygun olarak döşenmiştir. Hinayanistler ibadet maksadıyla bu manastırlara giderek, Buddha’nın bu tapınaklarda yer alan ziyaret ederler. Hinayana Mezhebi’nde temel amaç; insanın kendi kurtuluşu ile uğraşıp, ne kadar çabuk olursa olsun Nirvanaýa erişmeye çalışmaktır. Ona bu yolda yardım eden kurtarıcı bir ilah da yoktur. Bu sayede de bu fırka, asli Budizm’in adet ve tasavvurlarına sadık kalmıştır.5

5-Annamaria Schimmel, ege, s. 131

40

B) MAHAYANA MEZHEB Ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmeyen (tahminen MÖ I. yüzyıl –MS I. yüzyıl arası) Mahayana Budizm’i, Büyük Araba Mezhebi diye de bilinir. “Bu mezhebin ülküsü, ilhama kavuşup Nirvana’ya varmış Buddha değil, mahlukatın saadetini kendi kurtuluşuna tercih eden Buddha’dır”.1 Bu mezhebe dahil olan insan, bir tehlike anında yalnız kendisi değil hem cinslerini de kurtarmaya çalışmalıdır. nsanın Buddha’ya inanması, ona teslim olması, onun ezeli akdine güvenmesi bu mezhebin temel özelliğidir. Bu mezhebin ortaya çıkmasıyla birlikte, o zamana kadar dinin merkezini teşkil eden Dhamma’nın yerini Buddha’nın şahsiyeti almıştır. Mahayanacılar, Hinayana Mezhebi mensuplarının belirli ama sınırlı bir alandaki

kimselere kurtuluş yolu gösterdiklerini, kendilerinin ise Hinayanacılar kadar akıl,hikmet ve irfana yer vermekle birlikte onlardan daha fazla sevgi,şefkat üzerinde durduklarını açıklarlar.2 Bu mezhebin bir diğer özelliği de “Bodhisattava” (Buddha adayı) kavramına getirdikleri önem ve genişliklerdir. Onlara göre bütün inananlar hatta nefse sahip bütün varlıklar dahi Buddha olabilir, aydınlanmaya erişebilir. nsan hayatının en büyük gayesi ve ideali bu olmalıydı. Mahayana Mezhebine göre fert yalnızca kendiliğinden Nirvana’ya ulaşmak zorunda değildir. Fakat Buddha olmak zorundadır.3 Hinayanistler Buddha’yı tanrılaştırmazken, bunun aksine Mahayanistler Buddha’yı her ne kadar bir Tanrı olarak ilan etmişlerse de onu Tanrının bütün sıfatlarına malik olan, sonsuz ve her şeyi kapsayan,hikmet ve bilgiyi temsil eden bir şahsiyet olarak kabul etmişlerdir. Bu mezhep, kimi Budistlerin Hinayana öğretilerini şekilde eksik, uygulama da yetersiz görmelerinin neticesinde eski Hinayana yazı ve metinlerini derinden incelemeleri neticesinde ortaya çıkmıştır. “Mahayana, Hinayana Mezhebi’ne göre daha az ferdiyetçi

1-Annamaria Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, stanbul 1999, s. 131 2-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi,Ankara 1997, s. 169 3-Mehmet Taplamacıoğlu, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ankara, 1966, s. 156

41

ve daha çok toplumcudur.”4 Daha öncede belirtmiş olduğumuz gibi bu mezhepte her Budist Buddha olmak zorundadır, ancak fert olarak kendiliğinden Nirvana’ya ulaşmak zorunda değildir. Budizm’de Dharma denilen doktrinler, Budizm’in dünyanın farklı bölgelerine yayılmaya başlamasıyla birlikte zorunlu olarak dinsel ve esrarlı bir karakter faaliyet ve değişikliklerden etkilenerek insanlar arasında almaya başlamıştır. Bu nedenle de entelektüel yapısını kaybetmiştir. Çok fazla zıt kültürel yayılan Mahayana kalanları Mezhebi’nin temel hedefi de sadece kendi yasası için kutsal olmayı başarmış bir ermiş değil, Nirvana’nın eşiğine kadar ulaşıp Nirvana’ya geçemeyen, arkada kurtarmak için arkasına dönen kişidir.5 Öğreti ve doktrin alanında yeni bir biçimde insanların karşısına çıkan Mahayana Budizm’i, Çin, Kore ve Japonya’da daha fazla yayılma imkanı bulmuştur. Mahayana Mezhebi’nin, yan mezhepleri ise Husso, Sanron, Kegon, Tendai, Shingon ve Nichiren’dir. “Ne zaman doğduğu tam olarak bilinemeyen bu mezhebin, geniş edebiyatına gelince, hayalle dolu hikaye ve lejondlarda, Buddha’nın hayatından bahsederek kerametlerini anlatmaktadır; hemen hemen bütün din kurucularında olduğu gibi Buddha’nın da bir kız tarafından doğrulduğu, doğuşunun en harikulade olaylarla vuku bulduğu anlatılmaktadır.”6 Mahayana Mezhebi’nde büyük miktarda mevcut olan Buddha ve Bodisattava’lar, çoğunlukla Tanrı haline getirmişlerdir. Gautama Siddhartha yirmi beşinci Buddha sayılmaktadır ve tarih boyunca bu dünyada tecelli eden her Buddha’nı birer ruhani Buddha’sı ve onun Bodisattava’sı vardır.

4-Hayrettin Şahin, Japon Budizmi, Y.Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 1990, s. 56 5-Mehmet Taplamacıoğlu, age, s. 156 6-Annamaria Schimmel,age, s. 131

42

VI- BUD ZM’ N YAYILIŞI Buddha’nın telkinleriyle bir inanç sistemi haline gelen Budizm, yayılmak ve gelişmek için kendisine has bir yol tutmuştur. Budist bir kimse, sekiz dilimli yoldan yürürse huzura erer ve Nirvana’ya ulaşır prensibini ortaya koyan Buddha, adeta bir ihtilal yapmıştır. Buddha ilahlara, kahinlere, dua ve ibadetlere yer vermeyerek Brahmanizm’i tamamen reddediyor onun ilke ve inançlarını kabul etmiyordu. Bunun neticesinde hayatın emniyetsizliğinden kurtulmak için yeni bir inanç sistemi getirmiştir. Temel amaçlarından birisi de Brahmanizm’in getirdiği kast sistemini ortadan kaldırmaktı. Çünkü Buddha’ya göre insanlar arasında ayrım olmayıp yüksek ve alçak insan yoktu. nsanlar hareketlerine ve davranışlarına göre tavsiye etmiştir.1 Buddha “Putperestlik ve kötülüğe karşı mücadele eden, cazibesini halka karşı mukayese edilmeliydi. Bu sebeple Buddha, sosyal ahlaka değer vererek, ferdiyetçiliğe karşı çıkmış ve yardımlaşmayı

gösterdiği demokratik saygıdan alan bir şahsiyetti.”2 Onun ölümü Budizm için, çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Buddha sağlığında iken inandığı hakikatlerini kendisi yaymış, rahiplerine de kendisinden sonra yaymalarını emretmiştir.Buddha’nın ölümü üzerine, rahipleri onun öğretilerini yaymaya başlamıştır. Ancak bu saatten sonra Budizm’de köklü değişiklikler yaşanmaya başlamıştır. Bizzat Buddha’nın kendisi ilahlığa yükseltilmiştir. Mahayana ayrılmıştır. Mezhebi Mahayana ortaya çıkınca, artık ile Mezhebi
3

Buddha’nın kendisinin hiç ilah fikrini esas alan

önem vermediği ve üzerinde durmadığı ilahlık makamı farklı bir bünyeye bürünmüştür. Bu Budizm Buddha’nın yolundan

birlikte “Brahmanizm’de Buddha’yı

isyana sürükleyen ne varsa, onun adına izafe olunmuş ve Budizm’e karışmıştır.”4 Bunun akabinde Budizm, putlarla süslendikten ve çeşit çeşit hikayelerle renklendirildikten sonra yayılmasına hızla devam etmiştir. Burada şu hususu da belirtmeliyiz: Mahayana Mezhebi’nin Buddha’yı ilah ilan etmesine karşılık, Hinayana Mezhebi mensupları
1-Ö. Rıza Doğrul, Yeryüzünde Dinler Tarihi, stanbul 1947, s. 124-131 2- lhan Güngören, Zen Budizm Bir yaşama sanatı, stanbul 1995, s. 14 3-Abdullah Masdusi, Yaşayan Dünya Dinleri, Ankara 1995, s. 138 4- lhan Güngören, Buda ve öğretisi, stanbul 1994, s. 174

43

Buddha’yı normal bir insan, bir rehber olarak kabul etmişlerdir. MÖ 264’te Hindistan imparatoru olan Aşoka, kendisini Budizm’in yayılmasına adamıştır. Fethettiği bölgelere bizzat kendisi giderek, civar ülkelere de misyonerlerini göndererek Budizm’i büyük bir coğrafyaya hakim duruma getirmiştir. Aşoka taş sütunlar diktirip, üzerine Budizm’le ilgili metinler yazdırmak suretiyle bir takım bilgilerin bu günlere kadar gelmesini de sağlamıştır.5 Aşoka’dan sonra gelen Maurya kralları zamanında, Budist mparatorluğu önce duraklama sonra da küçük prensliklere bölünme sürecine girmiştir.6 Buddha bir ahlak sistemi kurmuş ve bu şekliyle inançlarını yaymıştır. Fakat onun öğrencileri ahlak öğretilerinin yerine ayinler ihdas ederek, bunlarla meşgul olmuşlardır. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki: Budizm her aşamada aklı kullanarak gelişmiştir.7 Buddha’nın öğrencilerine göre ilah Buddha’ya itaat etmek insanın kendisini kurtarması için yeterliydi. Nirvana’ya ulaşmak da putların ayaklarını öpmek kazanılıyordu. Velhasıl, Budizm yayıldıkça değişiyor esas özünden daha fazla ödün veriyordu. Yayılma esnasında Budizm büyük değişikliklere uğramış, başka inançlardan etkilenmiş ve mahalli kültürlerle uzaklaşarak amacına ulaşmış nihayetinde de “bir dinden ziyade, bir dinler ailesine dönüşmüştür.”9 Budilikleri arasında o “Seylan,Burma, Siyam, Moğolistan ve Japon kadar büyük fark vardır ki bunların her birini müstakil
8

sayesinde

ve farklı bölgelere yayıldıkça

addetmek derecesine kadar varmak mümkündür.”10 Budizm, Çin’de Taoizm’in Japonya’da Şintoizm’in, Hindistan’da ise Hinduizm’in etkisi altında kalarak, orjinalliğini belli bir süreçten sonra devam ettirememiştir.

5-Walter Ruben, Budizm Tarihi, Ankara 1947, s. 8; Kemal Çağdaş, “Reformcu Yönleriyle Buddha ve Aşoka”, Doğu Dilleri Dergisi, Ankara 1967 6-Walter Ruben, Eski Hint Tarihi( Çev: Ziya Şenbay ), I. cilt, Ankara 1947, s.192 7-Korhan Kaya, Budistlerin Kutsal Kitapları,Ankara 1999, s. 31 8-Ö. Rıza Doğrul, age, s.124-131 9-Abdullah Masdusi, Yaşayan Dünya Dinleri, stanbul 1981, s.129 10-Mehmet Aydın, Din Fenomeni, Konya 1995, s. 335

44

VII- H ND STAN DIŞINDA BUD ZM Budizm, Hindistan da ortaya çıkmış ancak Hindistan la sınırlı kalmayıp dünyanın bir çok ülkelere yayılarak evrensel bir niteliğe bürünmüştür. Budizm’in Hindistan dışında yayılması ise Budist mezheplerinin ortaya çıkmasından sonra meydana gelmiştir. “Mahayana Mezhebi, Çin’e Çen-Yen, Japonya’ya ise Shingon adlarıyla intikal etmiştir.”
11

O sıralarda Budizm , misyoner keşişleri sayesinde Hint yarım adasının

batısında ve Deken’de de yayılmaktadır. Budizm’in Seylan’a girişi ise Kral Aşoka zamanında gerçekleşmiştir. Tayland ve Burma’ya geçişi ise Mahayana şeklinde vuku bulurken daha sonraları Seylan’dan gelen Therava’da Budizm’i buralara hakim olmuştur. On üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda ise Therava’da Budizm’i Seylan ve

Tayland’dan Kamboçya ve Laos’a yayılırken Mahayana Budizm’i de Çin’den Vietnam’a geçmiştir. Bütün bu ülkelerde ve diğerlerinde “Budizm tarihi, coğrafi, milli ve mahalli şartlara göre şekillendiği gibi iki önemli Budist Mezhebi elemanlarının da yer yer kaynaştığını görmekteyiz.”12 Bu gün itibariyle Seylan’ın yüzde atmışı, Tayland, Burma, Laos ve Kamboçya’nın yüzde doksanı hala Budist’tir. Pali diline dayanan Budizm ile ilgili bilgiler XIX. hayatı ve doktrinine ilgi yüzyılda Avrupa ve Amerika’ya kadar yayılmıştır. Böylece başta ngiltere olmak üzere Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde, Buddha’nın hayli artmıştır. Bu gün bu ülkelerde doğudan gelme keşişlerle birlikte, keşiş olmayan Budist’lerin sayısı da hayli fazladır. Günümüzde Hindistan’da, aydınlar arasında Hinduizm’den memnuniyetsizlik sonucu bu eski mirasa dönenler olduğu gibi, kast dışı kimselerden Budizm’e girmiş ayrı bir topluluk da bulunmaktadır.13 Günümüzde ise Budist mensupları başta Hindistan olmak üzere Çin, Mançurya,

Moğolistan, Seylan,Tayland, Burma, Kamboçya, Laos, Doğu Bengal, Vietnam, Bhutan, Birmanya, Singapur, Malezya, Tibet, Kore ve Japonya olmak üzere bir çok ülkede yer almaktadırlar.Ancak Budizm, bu ülkelerde bir takım değişiklikler geçirmiş ve neredeyse
11-Mircea Eliade, Dinler Tarihi Sözlüğü, stanbul 1997, s. 60 12-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 172 13-P.T.Raju, Wing-tsit Chen, Joseph M. Kitagova, Asya Dinleri, Hazırlayan: smail R. Faruki, stanbul 2002, s. 353

45

başlangıçtaki Buddha’nın doktrinlerinden çok farklı bir anlayış içine girmiştir. Şimdi Budizm’in Hindistan dışındaki ülkelere nasıl girdiğini ve ne şekilde bir gelişme gösterdiğinin üzerinde duralım. A) Ç N BUD ZM Çin’de hakim olan üç dinden birisi de Budizm’dir. Budizm’in Çin’e ne zaman girdiği kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar Budizm’in Çin’e girişini Çin kaynaklarına dayanarak MÖ 69 yılına dayandırırken,14 bazı araştırmacılar ise Budizm’in Çin’deki geçmişini en azından MÖ iki bin yılına kadar geri götürmektedir.15 “Bu tarihten daha önce Çin’in Budizm’le ilgisi olmuşsa bile bu ilgiden geriye kalan belirgin bir iz yoktur.”16 “Budizm’in Çin’de resmi olarak tanınması ise imparator Mingati devrinde ve miladi atmış bir tarihinde vuku bulmuştur .”17 Çin, Tibet ve Japon Budizmi’nin her birinin kendisine mahsus özellikleri vardır. Bununla birlikte üçünün de en bariz özelliği Mahayanist olmalarıdır.18 Birinci yüzyıldan itibaren Budizm, Asya ipek Yolu boyunca Çin’e kadar uzanmıştır. Han Hanedanının yıkılması sonucu Kuzey Çini işgal eden Çinli olmayan halklara 300 senelik hakimiyetleri sırasında Mahayanacı keşişler siyasi ve askeri işlerde danışmanlık yapmışlar, sihirbazlıkla da büyük şöhret kazanmışlardır. Budist vaizler, özellikle Tuteng zamanında hemen hemen bütün kuzey çini Budist yapmayı başarmışlardır. Ancak şunu da unutmamak gerekir:Budizm Çin’e Orta Asya’dan girdiğinde Kuşan’dan gelen Yüe-ci Lokarakşa’yla birlikte başlamıştır.”20
19

iyice eskimiş,

kendi içinde bir takım değişikliklere uğramıştır. “Mahayana metinlerinin çevirisi ise,

14-C.P.Fitzgerald, A. Cosize, History Of East Asia, Penguin Books, 1974, P.64 15- Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 172 16-D.T. Suzuki, On ndian Mahayana Buddhism, New York 1968, P.33 17- M. Şemsettin Günaltay, Tarihi Edyan, Tarihsiz, s. 300-301 18-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 19 19-Bahattin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, III. cilt, Ankara 1991, s. 60 20-D.T.Suzuki, On ndian Mahayana Buddhism, New York 1968, P.33

46

“Budizm’in Çin’de geniş bir şekilde yayılması, Buddha’nın

doğrudan doğruya

uyanıklığı elde etmek için meditasyon özel tekniklerini öğreten Chan (Japonya’da Zen; Sanskitçe’de Dhyana, meditasyon ) ekolü tarafından gerçekleştirilmiştir.”21 Tien Tai ekolü, Çin’deki Tien Tai dağındaki manastırlarda ortaya çıkmış, IV. Yüzyılda Kore’nin güneyinde tutunmuş ve IX . yüzyılın ortalarında da japonya’da Tendai adıyla varlığını sürdürmüştür. Temiz ülke ekolü ise, muhtemelen bir Mahayana topluluğudur. Bu ekolün temel felsefesi, kişiye sonsuz inayet, güç, fazilet verebilecek olan Buddha ve Bodisadvalan döndürerek onların yardımını kazanmaktadır. Huan yan ekolüne gelince, bu ekol Cihanşumul tezahürlerin temeli olan sürekli bir zihni telkin eder. Son olarak şunu söyleyebiliriz ki, “Çin’deki Budist rahiplerin en aşağı sınıftan oldukları cihetle, cahil, son derece pis ve bayağı adamlar olmaları Çin’de Budizm’in yayılmasını etkilemiştir.”22 B) JAPON BUD ZM Günümüzde entelektüel olarak en yaratıcı Budizm, şüphesiz Japon Budizmi’dir. “Budizm, Japonya’ya VI. Yüzyılın ikinci yarısında girmiş ancak başlangıçta başarısız olmuştur.”23 Daha sonraları ise Budizm, getirmiş olduğu yeni manevi disiplin ve yetiştirme sistemleri ile teşkilatlı rahip teşekkülleriyle Japon halkının hayatında başlıca dini güç haline gelmiştir. Bu ekol, bir halk dini olarak dünyevi çıkarlar için büyüsel ve tabiat üstü yardım iddiasında bulunmuştur. Bunun için Doğu Asya Buddha’nın yoluna çok şey borçludur.”24 Budist Jodo ve Shingon mezhepleri Japonya’da doğmuştur. Bunlardan Jodo, Honen tarafından ortaya çıkarılmış, Shinram tarafından da geliştirilmiştir. Jodo, Çinlilerin temiz ülke ekolülün karşılığıdır ve bu ekole göre Buddha; ezeli nur hikmet ve sevgi sahibidir. Jodonun Japonya’da dört faklı kolu vardır. Bunlar: Sihinshu, Jodo, Yuzunembutsu ve ji’dir.

21-Mircea Eliade, age, s. 64 22-M.Şemsettin Günaltay, age, s.65 23-Eugene Herrigel, Zen Budizm Yolu( Çeviren: Sedat Ümran ), stanbul 1995, s. 9 24-Mircea Eliade, age, s. 65

47

Japonya’daki bir başka Budist mezhebi ise Tendaidir.Tendai’yi Japonya’da kuran Dengyo Daishi’dir. Tendai mezhebine göre bütün sırlar fazilettir ve bir kimse kendi şuurunda Buddha’lığı gerçekleştirebilir. Japonya da Tendai ile birlikte Shingon mezhebi de inanç ve felsefi düşüncenin itici gücü olmuştur. Shingon, Çin’e yolculuk yapan ve Keşmirli bir Hintliden eğitim alan Kukai tarafından sistematize edilmiştir. Shingon ikonografisi Japon dini sanatında çok önemli bir yere sahiptir. Sonunda Çin’de “Chan” diye bilinen, Japonya’da Zen adını alan Budizm’in bir ekolü, Budist ekoller içerisinde patladı ve sadece Japonya’da kalmayıp bütün dünyaya yayılmıştır. Zen Budizm, kutsal metinlere, söz ve kavramlara, omlara dayanan yorumlara değil, Budizm’in esas özünü ve ruhunu aksettirdiğini iddia ettiği kendi geliştirme telkinatına önem verir. Bu çok önemli ve etkili mezhep, bir iç tecrübeyi Japonya’daki kollarına gelince, bunlar Soto, Rinzai ve Obaku’dur. Japon Budizmi’ndeki inanç esasları, genel Budizm’deki inanç ve ibadet esasları ile benzerlik gösterir. Zira Japonya’da yayılan Budizm, temelde Budizm’in iki ana mezhebinden biri olan Mahayana Mezhebi’ne dayanır. Japon Budizmi’nin kendi mezhepleri ise temel konularda genel Budizm ile aynı iken, göstermektedir. C) SEYLAN BUD ZM Kral Aşoka zamanında, Seylan kralının Budizm’i kabul etmesiyle birlikte, Budizm Seylan’a girmiştir. Seylan’ın başkenti Anuradhapura’da bir “vihara” (manastır) açılmış ve böylece Budizm Seylan’a iyice yerleşmiştir. Seylan Theravada geleneğinin en önemli iki eseri, Buddhaghosa’nın Tripitaka üzerine yayılmış Sinhalese şerhlerini Pali dilinde yeniden kaleme aldığı eser ile yine Buddhaghosa’nın Budist telkinatının geniş bir özetini yaptığı eserdir. Seylan’da Budizm’in gelişinden 1815’teki ngiliz işgaline kadar olan devrede ülkeyi idare edeninde Budist olması irtenmiştir. Miladın ilk yüzyılında yaşamış bir Seylan kralının Mahavira’ya değilde, münferit keşişlere hediye vermesi ise Abhayagini mezhebini doğurmuştur. teferruatta farklılık

yoluyla hakikatin doğrudan ve mistik olarak kazanılmasına dayanır. Zen Budizm’in

48

Bu

mezhep

etkilerin

ocağı

olmuştur.

Mahavira’nın

keşişleri

ise

Thravada

gelenekçiliğinin koruyucu bekçileri olarak, Abhayagini doğmadan önce, Tripitaka’yı I. Yüzyılda yazılı hale getirmişlerdir. Bunun üzerine Abhayagini mensupları, hem Thravada hem de Mahayana telkinatını inceleyerek dışa açık bir yıl tutmuşlardır. Daha sonra bir üçüncü mezhep, Jetoana da bir önceki mezhebin yolunu tutmuştur. Sonraki yüzyıllarda bu üç mezhep Seylan’daki Sangha’nın temelini oluşturmuştur. Bu yüzyıllarda Güney Hindistan ve Hindu etkisi giderek artmış ve hatta Hindu Tanrıları Şiva ve Vişnu için tapınaklar yapılmıştır. Bununla birlikte XI. yüzyıldaki milli uyanış sonucu Budizm yeniden güç kazanmış ve Thravada gelenekçiliği altında mezhepler birleştirilmiştir.25 Seylan’da halk, keşişlerin yaşadığı viharaları kutsal ziyaret yeri olarak görürler. lk viharalar içinde bir yadigarın gömülü olduğu dagabalar (pagoda) ve bir de “Bo Ağacı”ndan oluşan bir büyündür. Anuradhapura’daki bu Bo Ağacı’nın Buddha’nın altında ilhama kavuştuğu Gaya’daki ağaçtan kesildiği ve Mahinda’nın kız kardeşi tarafından Seylan’a getirildiği iddia edilmektedir. IV. yüzyıldan bu yana, Buddha’nın heykelleri ve Bo Ağacı, viharaların değişmez aksesuarları arasındadır. Daha sonra XII. yüzyıldan itibaren “Devalaya” denilen Hint Tanrılarının putları da viharalarda yer almaya başlamıştır. Seylan’da Budizm’in gelişip, etkili olmaya başlamasıyla birlikte 1947’den bu yana milli bir kalkınma devam edip günümüze kadar gelmiştir. Hatta Seylan’da iki Budist üniversitesi dahi kurulmuştur. Seylan Budizmi hakkında bilinmesi gereken bir diğer husus ise, Seylan Budizmi’nin eski Budizm’in en önemli merkezlerinden biri olduğudur. D)BURMA BUD ZM Budizm Burma’ya III. yüzyıldan itibaren girmiştir. Burma’da önce Sarvastiva’da Sanskritçe’ye dayanan Budizm varken, daha sonra Pali Budizmi’de kendisini göstermeye başlamıştır. Çin’li seyyahların kayıtları, VII. yüzyıldan itibaren hem Thravada hem de Sarvastivada mensuplarının Burma’da bulunduğunun ortaya Budizm tantrik bir yapıya ulaşmış ve neticede Yukarı Burma’da XI. yüzyıllarda Budizm’in bozulmuş bir şekli hakim olmuştur.
25-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 177

49

VIII-IX. yüzyıllarda aşağı Burma’da Kuzeydoğu Hindistan’daki Bengal’den gelen Mahayana Budizmi’nin bulunduğu görülmektedir. Çok geçmeden bu Thravada Budizmi ile yerli, mahalli inançların zaman içinde karışımı ise Burma Budizmi’ni oluşturmuştur. Burma Budizmi, Güneydoğu Asya ve diğer bölgelerde olduğu gibi, manastır hayatına girenler ve girmeyenlerden oluşmuş iki veche arz eder. Burma’da Thravada dışında, az sayıda tecrit edilmiş Mahayana manastırı da mevcuttur. Mahayana mensupları, kuzeydeki dağlık bölge ve Doğu Burma Shen eyaletlerinde yaşayan mahalli Gurka ve Rangoon’daki Çin topluluğudur. Burma’da manastırlar halkın moral ve eğitim işlerinde yardımcı olmaktadır. Krallar tarafından yaptırılan pagodalar (tapınaklar) ise dikkat çeken ibadethaneler arasındadır. Bir çok şehir ve kasabalarda keşiş olmayanlarda manastırlara bağlıdırlar. Halk tarafından hibe edilmiş, altın yapraklarla kaplı Rangoon toplanır. E) TAYLAND BUDiZMi Tayland’da Budizm’in tarihçesi VI. yüzyıla dayanmaktadır. Tayland halkının yüzde doksan dördü Budist’tir. Tayland Budizmi, diğer Thravada mezhebine dahildir. Tayland’ın güneyinde, önceleri Hinayana Mezhebi hakimdi. VIII-XIII. yüzyıllar arasında etkin olan Hinayana Mezhebi, XI-XIV. yüzyıllarda Kimmerler’in ülkeyi ele geçirmesi sonucu Hindu geleneğine yenik düşmüştür. XIV. yüzyılda Tayland’ın milli tarihi başlamış ve bu yüzyılda Seylan’a giden Siyam’lı keşişler, dönüşlerinde Tayland’da kaldılar ve oradaki yeni Budist gelişmeleri yaydılar. Bundan sonra ise Tayland’da Thravada Budizmi hakim olmuştur. 1851’de tahta çıkıp on yedi yıl hüküm süren Mongkut, Sangha teşkilatı ile ilgili yenilikler yapmış ve modern Tayland’ın temellerini atmıştır. kinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Tayland’ın şehir bölgelerinde Batı etkisi kendisini göstermekteyse de şehir dışı bölgelerde Budizm kültür, inanç ve gelenekleri de ağırlığını hissettirmektedir. Güneydoğu Asya ülkeleri gibi Dagon Pagodası Mandalaydakiler gibi ziyaret yeri kabul edilir ve şenliklerde bütün Budistler tarafından

50

III.

BÖLÜM

A) N RVANA KAVRAMI

51

I- N RVANA’NIN LÜGAT VE TER M ANLAMI “Nirvana kelimesinin kökü olarak “nibbati” fiili kabul edilir. Bu fiil ise üfleyerek serinletmeyi ifade eder. lk Budist geleneğinde bu kelime “serinlemiş”, “arzu ve ihtirasların, kötülüklerin ateşinden kurtulmuş, sakinleşmiş ideal adam” olmayı dile getirmekteydi. Böyle bir insan, aydınlanmaya kavuşmuş, Nirvana’ya ermiş olarak nitelendiriliyordu.”1 Nirvana, sözlük anlamı olarak “yok olmak yada ateşin sönmesi” anlamına gelir.2 Buddha vaazında “Her şey yakıcı, yok edici bir ateştir. Peki bu yakıcı, yok edici ateş nereden geliyor? Kardeşlerim bunu size söyleyelim. Bu ateş, istek ve tutku ateşidir; bu ateş öfke ve nefret ateşidir; bu ateş görünümün yanıltıcı çekiciliğine kapılmaktan gelen ateştir” demiştir.3 Doğum, ölüm, hastalık, ızdırap, göz yaşı, tedirginlik, umutsuzluk, işte bunların hepsi bu ateşi beslemektedir. Şinasi Gündüz ise Nirvana’yı “Budizm’e göre aydınlanmış ruhun tekrar tekrar vücut bulma kısır döngüsünden kurtulması, buna son vermesi” olarak tanımlamıştır.4 Nirvana (Nibbana) Pali metinlerinde ise durgunluk, dinginlik, huzur, arınmışlık ve ölümsüzlük şeklinde nitelendirilmektedir. Bazı batılı bilginler Nirvana’yı yok olma şeklinde anlamışlarsa da bu doğru değildir.5 Buddha, insanın duygu ve arzularını bir ateşe benzetmiş, Nirvana’yı da bu ateşin sönmesi şeklinde açıklamıştır. Orhan Hançerlioğlu, Nirvana’nın Satskritçe’de acıdan kaçma anlamına geldiğini ifade eder.6 Bir başka açıdan ise Nirvana, “arzunun yok olması, doğru yoldan çıkışın yok olmasıdır.”7 Bu dört kutsal gerçeğin cahili olmanın artık sona ermesidir. Buna göre Nirvana bireysel arzunun yok oluşu, ayrılma parçası olan acının sönmesidir.8 Fakat bireysel varlığın yok olması acaba tüm varlığın yok olması, salt yokluk mu
1-Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1988, s. 194 2-Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm,Hazırlayan: Lütfü Bozkurt, stanbul 2000, s. 139 3- lhan Güngören, Buda ve Öğretisi, stanbul 1981, s. 117 4-Şinasi Gündüz, Din ve nançlar Sözlüğü, Konya 1995, s. 286 5-Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 194 6-Orhan Hançerlioğlu, Dünya nançları Sözlüğü, stanbul 1993, s. 367 7-Felicien Challeaye,Dinler Tarihi (Çeviren:Semih Tiryakioğlu), stanbul 2002, s. 73 8-Ananda Coomaraswamy, Hinduizm ve Budizm, stanbul 2000, s. 99

52

demektir? Yoksa, tersi olarak, bizim bireysel varlığından çok farklı olduğu için kendisinden ancak olumsuz terimler söz edebileceğimiz bir varlık; her bireyselliğin sınırlarını Mutlak’ın içinde silindikleri üstün bir varlık mı demektir. Bu önemli soru çeşitli Budist okullar ve Budizm’in çeşitli kuralcıları tarafından çeşitli tarzlarda çözülmüştür. Osman Cilacı ise Nirvana kelimesinin Sanskritçe, acıdan kaçma anlamına geldiğini ifade etmekle birlikte “Budizm’de ruhun bir bedenden diğerine geçmek suretiyle onu türlü yaratıklar halinde yaşamaktan kurtaran en yüksek mertebe olan Nirvana, yok olma değil, ruh göçüne son verme” anlamına gelir demektedir.9 Nirvana kavramı bundan yaklaşık 25 asır önce Kuzey Hindistan’da Siddhartha Gautama tarafından ortaya konulmuştur. “Sanskritçe bir kelime olan Nirvana, temel olarak Budist yaşam yolunun kutsal amacı olarak anlaşılmıştır. Bu kelime ngilizce “enlightenment” (aydınlanma) teriminin yerine kullanılmıştır.”10 Annamaria Schimmel ise Nirvana’nın kelimelerle ifade edilemeyeceğini, akıl ile erişilemeyeceğini, bunun için de aklın Nirvana’yı bir yokluk olarak algıladığını savunmaktadır.11 Budizm daimi bir gerçeklik olan Nirvana’nın varlığında ısrar eder. “Nirvana dini gayelere uygun, sürekli bir varlık gibi anlayış huzuru demektir. Nirvana, hiddet, öfke, hırs, istek ve arzu ateşinden uzak durmaktır.”12 “Gerçek saadette işte bu ızdıraplardan nihai kurtuluşla, yalnız Nirvana’ya ulaşmakla olur.”13 Nirvana ölümsüzlük, ölmezlik, kurtarma, serbestlik, saadet ve diğer taraftan istirahat ve sevgi kelimesiyle de eş anlamlıdır. Ayrıca “Nirvana terimi Vedalar ve Upanişadlar gibi eski dönemlere ait Hindu metinlerinde geçmemekle birlikte Bhagavad Gita ve Mahabharata gibi metinlerde yer alır. Buralarda Nirvana, Tanrısal alemle birlik içindeki kurtulmuş ruhların mekanı anlamına gelir.”14
9- Osman Cilacı, Dinler ve nançlar Terminolojisi, stanbul 2001, s. 268 10-Thomas P. Kasulus, Nirvana, The Encylopedia of Religion, London 1987, V.X, P.448 11-Annamaria Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, stanbul 1999, s. 129 12-Budizm, Türk Ansiklopedisi, Ankara 1956, VIII. cilt, s. 301; Juan Mascora, Dhammapada Gerçeğe giden Yol ( Çeviren: M. Ali Işım), stanbul 1992, s. 77 13-Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta 2000, s. 189 14- Şinasi Gündüz, age, s. 26

53

Bir başka açıdan bakıldığında “Nirvana’ya ulaşmak acı ve ızdırabın yok edilmesidir, bir mutluluk durumudur.”15 Nirvana mutluluğa, algılar ötesi, aşkın gerçeğe verilen ad olarak da tanımlanır. Yine alevin, duygusal birikimlerin yok olması anlamını da içerir.16 Ayrıca Nirvana’nın bağımsızlık ve iç özgürlük sözcükleriyle de eş anlamlı kullanıldığı yerlerde olmaktadır. Buddha’nın baş şakirdi Sariputta Upatissa ise Nirvana’yı “istek ve tutkuların, kin ve nefretin yok olması, yanılarak yolunu şaşırmışlıktan kurtulma” şeklinde tarif etmiştir.17 Kimilerine göre Nirvana, psikolojik bakımdan sevinçsiz ve ızdırapsız huzur, kozmoloji bakımından insanın doğum silsilesinden kurtulmuş olması, metafizik bakımdan ise en yüksek kıymet, yeni müsbet bir mahiyettir.18 “Erken Budist metinlerinde ise, Nirvana her şeyden önce, kederli insan problemlerinin varlığına dair uygulamalı (pratik) bir çözüm yoluna benzetilmiştir.”19 Buddha’ya göre Nirvana, görültülü bir ummana benzeyen dünyanın gidişinde sakin bir adadır. Ama onun sırrı, bütün mistikliğin arayıp bulduğu son hakikatın sırrı gibi kelimelerle ifade edilemez, akıl ile erişemez; bunun için, akıl onu yalnız yokluk olarak anlamaktadır. Nirvana ölümde değildir; bilakis, insan bu hayatta iken Nirvana’ya kavuşabilir; maddi sıfatlarını ölümünden sonra büyük Nirvana’ya gideceği zaman kaybeder. Fakat varlık arzusu kadar tehlikeli bir istek de ölüm arzusudur;ölüme susayan bir insan Nirvana’ya ulaşamaz.20 Nirvana’ya ancak aklın bir safhası olan zihni ve düşünce sistemi ile ulaşılabilir.21 Halka verilen vaazlarda ise “Nirvana altın göklü bir cennettir ki, içinde devimsi lötüs çiçekleri vardır; burada insan her türlü acıdan sıyrılır, hoş bir müzik kulakları okşar, tatlı bir ışık içinde güzel dansözler olan Apsaraları seyreden kimse, gözleriylede zevk duyar.22
15- lhan Güngören, Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı, stanbul 1995, s. 94 16-L.De La Vallee Poıssın, Nirvana,Encylopedia Religion and Ethics, London 1909, IX.cilt, s. 377 17- Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s.194; lhan Güngören, age, s. 117 18- Annamaria Schimmel, age, s. 126 19-Thomas P. Kasulus, age, s.448 20-Annamaria Schimmel, age, s.126-127 21-Gerald L. Berry, Religions Of The World, New York 1958, s. 44 22-Felicien Challeaye, age, s.78

54

Budizm’de Nirvana, henüz dünyada iken kavuşulan bir yerdir. Oysa diğer dinler insanlara öbür hayatta mesut ve bahtiyar geçirilen bir hayat vaad ederler.23 Bu nedenle Budizm’de insanın kurtuluşu, diğer dinlerden farklı olarak ortaya çıkar. Çünkü insanın kurtuluşu kendisine bağlıdır.24 “Nirvana’ya ulaşmak, murakebe ve kendini kontrol etmekle mümkündür. Bu murakebenin dört derecesi vardır. Bunlar: 1- nzivaya çekilmek 2-Dünyadan el etek çekmekten haz duymak 3-Bu hazdan sonra, sakin ve durgun bir zevk haline ermek 4-Ne sevinç ne de üzüntü duymadan, iyilik ve kötülükten uzaklaşmak;huzur ve sükun içinde yaşamak. Bunlardan dördüncü dereceye ulaşabilen kişi artık Nirvana’ya ulaşmıştır.”25 Nirvana, akıl için yokluk olduğundan dolayı, Buddha metafizik meselelerden hiç bahsetmemiştir. Nirvana’ya kavuşmuş olan orada var mı, yok mu? Bu dünya ezeli ve ebedi mi, muvakkat mı? diye soranlara cevap vermemiştir. Çünkü bu “meseleler, ne murakebeyi icra etmek ve doğru yoldan yürümek için gereklidir, ne de kurtuluşa yardımcı olur.”26 Buddha’nın mü’minleri, yalnız bu hayatın ötesinde, dünyanın sona erdiği yerde bu saadete kavuşmayı beklememişlerdir. Bu hayatta Nirvana’ya varmanın saadetinden istifade etmeyi ümit etmişlerdir. Pek çok metin, henüz yaşadığı esnada Nirvana’ya ulaşmış bir çok şahsiyetin varlığından bahsetmektedir: “Zevk ve arzuyu gidermiş, hikmet sahibi olan talebe, bu dünyadan itibaren ölümden kurtulmuş, sükunet, ezeli ikametgah olan Nirvana’ya kavuşmuştur”.27

23-Walter Ruben, Budizm Tarihi, Ankara 1947, s. 107 24-Challes S. Braden, Buddhism, The Worlds Religions, New York 1954, P.119/34; Abdulkadir Şeybe, Yaşayan Dünya Dinleri ve Mezhepleri (Çeviren:Osman Cilacı), stanbul 1995, s. 111 25-Şaban Kuzgun, Dinler Tarihi Ders Notları, Kayseri 1983, s. 61; Annamaria Schimmel, age, s. 129 26-Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 194 27-Ömer Budda, Dinler Tarihi, stanbul 1938, s. 299-300

55

Budist öğretisinin temelinde, ruhların çeşitli varlık şekillerinde yeniden vücut bulmaları yer alır. Kötü amellerde bulunanların ruhların, ölümden sonra kötü karmalarıyla uzun zaman cehennem azabı görürler ve daha sonra da yeryüzünde yeni bir vücutla doğarlar. yi amellerde bulunanlar ise, tanrılar aleminde ikamet etme mükafatını kazanırlar. Kemalatlarına göre, gök tabakalarından birine giderler,bir müddet orada yaşarlar. Bilge kişiler ise Tanrılar dünyasının zevkli hayatına da önem vermezler, çünkü semavi varlıklarında bir gün gelip dünyanın ızdıraplı hayatına geri döneceklerini bilirler.28 Tanrılarında saadet hayatları geçicidir. Gerçek saadet ise, ızdıraplardan nihai kurtuluşla, Nirvana’ya ulaşmakla elde edilebilir. Budizm’de insanın yönelmesi gereken amaç, arzunun yok edilmesidir. Bu inanç sisteminde hiç bir çıkar gütmeyen insan, kendini doğum ve ölüm dünyasından sıyırır, bencilliği ile birlikte bireyselliğini de yok eder ve o kimse artık Nirvana’ya erer. Zaten “Nirvana bencillik ve bireysellikten kurtulmuş bir kimsenin oturduğu yer olarak anlaşılmıştır.”29 Nirvana, “arzunun yok olması, hıncın yok olması, doğru yoldan çıkışın yok olması”dır.30 Budizm’deki dört kutsal gerçeğin cahili olmanın artık sona ermesidir. Bir başka ifadeyle Nirvana, bireysel varlığın yok oluşu ve bunun ayrılmaz parçası olan acının sönmesidir. Bir insan çıkar gütmediği için yüceldikçe, insanlığın çeşitli aşamalarında da daha çok yükselir ve Buddha’nın haline daha çok yaklaşır. Yaşamaya olan susamışlığı iyice alt ettiği zaman da kurtuluşa erer, Nirvana’ya ulaşır.31 Budizm’de sosyal düzeyi ne olursa olsun, her insan kurtuluşa kavuşabilir. Bununla birlikte daha kanaatkar bir yaşayışı yeğleyen erkekler keşiş, kadınlar da rahibe olabilirler. Keşişler bekar kalmak ve yoksul olmak zorundadırlar ama, sevince erişme arzusundan vazgeçmiş oldukları için, yine de sevinç içinde yaşarlar. Nitekim günün birinde tüm dünyalardaki bütün varlıklar ve en ufacık toz zerrecikleri bile Nirvana’ya ulaşacaktır.32
28-Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan günümüze Dinler Tarihi, Isparta 2000, s. 189 29-Ömer Budda, age, s. 298 30-Felicien Challeaye, age, s. 74; Ömer Hilmi Budda, age, s. 300 31- lhan Güngören, age, s.118; Felicien Challeaye, age, s. 76 32-Felicien Challeaye, age, s. 76

56

Budizm’in genel inancına göre ruh ölmez ve bedenden bedene geçer. Böylece gerçekleşen ruh göçü,sürüp giden bir yaşam acısını simgeler. Daha açık bir ifadeyle acı çeken ruh bedenden bedene geçmekle acıyı da sürdürmüş olmaktadır. Budizm’e göre bu acının son bulması ancak aydınlanma ve eğitimle mümkündür. Aydınlanan ruh Nirvana’ya geçebilir; eş deyişiyle artık ruh göçü son bulur, ruh da acı çekmekten kurtularak rahata kavuşur.33 Bu anlamda Nirvana ruh göçünün son bulması demektir. Orhan Hançerlioğlu Nirvana’nın Alman düşünür ve felsefenin kurucusu Schopenhaver tarafından “dünyadan vazgeçme” anlamında kullanıldığını bildirir. olma hali” olduğunu ifade eder.35 Buddha’nın öğretisinin tek amacı, Nirvana’ya götüren yolu bulmaktır.36 Kuşkusuz bu yolu izleyen kimsenin tüm çalışmasının hedefi de, Nirvana’ya doğru yol almaktan başka bir şey olamaz. Nirvana’ya ulaşmak isteyen insan, zevk ve sefadan kaçınmalıdır. Fakat nefsini zorlama ve çile zihniyetinden de kaçınmalıdır. Yani orta yolu takip etmek gereklidir. Budizm’e göre insan; “ölmek için doğar, doğmak için ölür.” Yeniden doğum ve ölüm Nirvana’ya kadar devam eder. Budizm’de Nirvana’ya ulaşanlar bütün sıkıntı ve felaketlerden kurtulur. Bir daha da hayata ve onun kötülükleriyle sıkıntı ve eziyetlerine dönmez. Nirvana’ya ulaşan, rahat bir hayata ve sükunete kavuşur. nsanlığın felaketinin sebebi cehalettir. htiyarlık, hastalık ve ölüm de bu sebeplerdendir. Cehaleti ve dolayısıyla insanlığın felaketini ortadan kaldıracak olan tek şey ilimdir. Bu ilim talimi ilim değil, nefsidir. Büyün ruh kuvvetleri bu ilim için hareket etmelidir. Bütün bunları gerçekleştiren Nirvana’ya ulaşmış olur.37 Nirvana denilen şey, kişinin kurtuluşa ermesi, bu dünyada değil, öbür dünyada beklediği bir mükafat olmayıp, bu hayatta iken ulaşılabilip kemalinden istifade edilebilen bir saadettir. Bu kemale erenlerde sönmesi lazım olan istek, ihtiras, kin, delalet, korkular ve ümitler sönmüştür.
33-Orhan Hançerlioğlu, age, s. 367 34-Orhan Hançerlioğlu, age, s. 367 35- De La La Vallee Poussın, The Religion and Ethics, London 1909, V.X, P.377 36- lhan Güngören, age, s. 115 37 -Ahmet Mithat Efendi, Tarihi Edyan, stanbul 1329, s. 329
34

De La La Vallee

Poussın ise Nirvana’yı “doktrinel bir ifade ile saf kurtuluş ve basit (anlaşılır) bir yok

57

Peki Nirvana hiçlik, yokluk demek midir? mi girmiş oluyor?

Dünyevi varlıktan kurtuluş varlığın

tamamıyla sonu demek midir? Kemale erişmiş olan kimse ölünce bu yokluğa, bu hiçliğe Bu soruların cevabının bizzat Nirvana (sönme veya söndürme) kelimesinin kendisinde verildiğini zannedenler mevcuttur. Hakikaten de Hint edebiyatında kurtuluşu yokluktan ibaret gösteren bir çok metin bulunmaktadır. Bu metinlerden bazıları insanı, ilmi bir surette başlayarak, onda devam eden bir şey olmadığını öğütlemişlerdir. Bir vaka olarak “insan” Prusha, yahut “varlık” Sattua, ruh yahut şahıs atta yoktur. Bu gibi tabirler, unsurların imtizacının basit adlarından başka bir şey değildir. Bunlar ölümle dağılırlar.38 Fakat Nirvana’yı yoklukla, hiçlikle birleştiren fikir, Budizm’in ilk ve asli doktrinlerinden biri değildir. Budizm’i “yokluk dini” diye tasvir ederek onu her şeyin künhü olarak olarak gösterilen bu vasıftan çıkarmaya çalışmak, Buddha ve ilk müminlerinin görüşlerinden en esaslı olan şey hakkında aldanmaktan başka bir netice vermez. Buddha böyle bir kurtuluş fikriyle hareket etmemiştir. Nirvana sözcüğü batı dünyasında, henüz Budist metinlerinin batı dillerine ters düşecek bir tarzda yorumlanmıştır. Batı, Nirvana’yı ölümden sonra gerçekleşecek ve sonsuza kadar sürecek aşkın bir mutluluk durumu mu olduğu, yoksa şu varlığımızla ilgili her şeyin ölümle yok olması anlamına mı geldiği konusunda çelişkili görüşler ortaya koymuştur.39 Oysa Buddha’nın öğretisinde Nirvana, ölümden sonra değil, yaşarken, burada ve şu anda gerçekleştirilebilecek bir ruhsal durumdur. gerçekleştirilebilen bir mutluluk durumudur.40 Buddha bilgelik ağıcı altında tam ve anlaşılmaz aydınlanmaya eriştiği zaman, aynı zamanda Nirvana’ya’da ulaşmıştı. Buddha eriştiği Nirvana’yı ise şöyle açıklamıştır: “Nirvana’ya erişince onun doğmamış, oluşmamış, eşsiz, bozulmamış, tüm bağımlılıktan arınmışlık olduğunu anladım. Bu eriştiğim durum gerçekten derin, sezilmesi anlaşılması güç, dingin, yetkin, mantığın sırlarından taşan, çok ince, ancak bilgelerce gerçekleştirilebilecek bir durum.”41
38-Ömer Budda,age, s. 101 39- lhan Güngören, age, 117 40-De La La Vallee Poussın, The Encylopedia Religion and Ethics,London, 1909,V.X,P.377 41-S. Spencer, Mysticism in World Religion,London, 1963,77

Nirvana şu anda

58

Buddha bunları söylerken bu yaşantısının gizemlerini ayrıntılı olarak açıklamaktan çok, bu hedefe nasıl varılacağını anlatmayı daha uygun gördüğü anlaşılmaktadır. Nirvana’nın bulunabileceği belirli bir yer yoktur.42 Nirvana ne doğuda, ne batıda, ne kuzeyde ne de güneyde, ne gökte nede yerdedir. Ama her kim ki, yaşamını doğru bir çizgiye oturtabilir, kendini yanılgının kışkırttığı isteklerden, tutkulardan kurtulabilirse,43 akılcı bir çabayla ister Yunanistan’da, ister Çin’de, ister skenderiye’de, isterse Türkiye’de otursa Nirvana’yı bulabilir. Bu ruhsal durumda insan kuşkusuz düşünce alanının da, dil olanaklarının da yetişemeyeceği bir düzeye yücelmiş oluyor. Ancak Nirvana hayatı, normal yaşantıyı da yok etmiyor. Nirvana’yı gerçekleştiren kimsenin bir yandan da günlük yaşantısını daha da büyük bir beceriyle, her şeyi daha bir kolay yanından tutarak yürütmesine de engel olmuyor. Nirvana’ya erişen kimsenin başkalarından tek farkı, özgür istencinin ürünü olan eylemlerinde beğenilmek yada beğenilmemek gibi bir güdü etkin olmuyor, yaptığı işlerde alkış beklemiyor, başarı yada kazanç onu fazla sevindirmediği gibi başarısızlık yada yitimde fazla üzmüyor.44 Acı da çekiyor, korkuda duyuyor ama bütün bunlara bilgece katlanmasını, olayların doğal akımına boyun eğmesini biliyor.45 Nirvana , bir bakıma bütünden kopuk, ayrı bir yaratık olarak sürdüğümüz yaşamın sonucudur. Bireysel varlığımızı bütün içinde eritip bütünle bütün olmak, benlikten soyunmak, değişip duran koşulların, nedensellik bağlarının ürünü olan beni değişmez, kalıcı bir şey sanmak yanılgısından kurtulmaktadır.46 Bir yoruma göre de Nirvana yalnızca yok olmak, sönmek anlamında değil, oluşum, değişim ardındaki, nedenselliği etkisinin olduğu dışında varoluş temel alanını gerçeğe erişmek Ya anlamındadır. Nedenselliğin egemen algılıyoruz.

nedenselliğin dışında olan nedir? sonsuzluk mu? yokluk mu? Bildiğimiz tek şey, orada nedenselliğin geçerli olmadığıdır.
42- lhan Güngören, age, s. 116; Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s.195 43-Ananda Coomaraswamy, Hinduizm ve Budizm, stanbul 2000, s.96 44- lhan Güngören, age, s.118 45-Walter Ruben, Buddhism Tarihi, Ankara 1947, s. 83 46- lhan Güngören, age, s. 118

59

lhan Güngören’in H. Oldenberg’in Le Bouddha isimli eserinden yaptığı alıntıda Buddha diyor ki “Doğmamış, oluşmamış, biçim almamış, bileşmemiş bir şey var. O şey olmasaydı doğmuş, oluşmuş, biçim almış, bileşmiş de olmayacaktı.”47 “(O zaman) doğmuş, oluşmuş, biçim almış, bileşmiş için bir kurtuluş yolu da olmayacaktı.”48 “Bir görüşe göre doğmuş olanda, doğmamış olanda içinde bir şeyler saklıyor. O halde Nirvana: görünümün, oluşumun, değişimin ardında görünmeden, oluşmadan, değişmeden kalan temel gerçeğe verilen isim midir? Ancak bu görüş tüm Budist

okullarının benimsediği bir görüş değildir. Çünkü böyle bir yorum yokluğu, hiçliği bir tözmüş gibi görme eğilimine yol açabilir. O zamanda Upanişatların Atman’ı yerine yokluk, hiçlik konmuş olur. Böylelikle de yokluk, hiçlik yaşantıyla doğrulanamayacak fizik ötesi bir insana dönüşebilir. Buddha’nın tözsüz evren öğretisiyle, tek gerçeğin oluşumun sürekliliği olduğu ilkesiyle bu görüşün çelişebileceği düşünülebilir.”49 Konuyu toparlayacak olursak “Nirvana kelimesi, nihai bir sonuçtur ve halen yanmakta olan kimselerin daha fazla üzerinde soru soramayacağı bir şeydir. Başka bir ifadeyle yol, bir yandan pratik diğer yandan müşahedeye dayalı iki disiplin içermektedir. Nirvana aynı zamanda ahlaki bir denge durumunu da içerir. Bu konuda Buddha “iyiye ve kötüye bağlanmanın ötesine geçen, saf olup kendisine hiçbir tozun karışmadığı, dingin olan kimseye ben gerçeke Brahman derim” ifadesini kullanmıştır.”50 The Encylopedia of Religion’da ise psikolojik ve ontolojik düşünceye göre Nirvana’nın doğasının hakikatleri kapsadığını ve bu sebeple Budist tarihi boyunca bu iki düşüncenin bir arada varolup birinin diğerini tamamlayarak, tek taraflı bir perspektifin ortaya çıkıp çarpıtılmasını engellediğinden bahsedilmiştir.51 Buddha şöyle der: “Her şey, her varlık yakıcı bir ateştir. Göz yakıcı bir ateştir. Gözün gördüğü her biçim, her nesne yakıcı bir ateştir. Görmekten doğan bir izlenimle, duygularda yakıcı bir ateştir. Acaba bu yakıcı ateş nereden çıkıyor, nereden alevleniyor? Bu ateş isteğin, hırsın, öfkenin, çekememezliğin ateşidir.”52
47- lhan Güngören,age, s. 120 48- lhan Güngören,age, s. 120 49- lhan Güngören,age, s. 120 50-Ananda Coomaraswamy, age, s. 101-103 51-Thomas P. Kasulus, age, s. 454 52-Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm, Hazırlayan:Lütfi Bozkurt, stanbul 1995, s.137

60

şte Buddha’nın konuşmalarında simge olarak sık sık kullandığı ateş kavramı Hint kültüründe hayli önemli bir yer tutmaktadır. Buddha bu ateşi ızdırabın simgesi olarak görmekte ve bu ızdıraba, bu ateşe bir çare bulma arayışına girerek neticede Nirvana’yı yani aydınlanmayı keşfetmiştir. Her Budiste düşen görev de imkan ve şartlar ne olursa olsun Nirvana’ya ulaşmak ve doğum ölüm silsilesinden kurtulmaktır. Nirvana’nın içeriği ile ilgili olan şu dörtlükle Nirvana’dan kasdedilenin daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim.

“Sağlık en büyük servettir. Halinden hoşnut olma ise en büyük hazine Kendine güven en büyük dosttur En büyük mutluluksa N RVANA.”53

53- Walter Ruben, age, s. 142-143

61

II- H NAYANA MEZHEB N N N RVANA ANLAYIŞI Hinayana ve Mahayana mezhepleri Budizm’in temel hedefi olan Nirvana’yı farklı şekillerde algılamışlardır. Hinayana Mezhebi’ne göre Nirvana acı ve ızdırapların durdurulması demektir.1 Kişi Nirvana’ya ulaştığı zaman arzu ve isteklerden kurtularak, onlardan vazgeçer. Bu nedenle rahipler arzu ve isteklerden mahrumdurlar. Onlar ölümsüzlüğü, barışı ve Nirvana’ya ulaşmayı gaye edinmişlerdir. Nirvana’da ise ölüm ve yaşlılık yoktur. Çünkü Nirvana süreklidir. Nirvana kusursuz ve tükenmez bir gayretle, özel bir idrakle ulaşılabilen bir mertebedir. Bir başka ifadeyle kelime anlamı sönmek, dinmek anlamına gelen Nirvana, henüz bu dünyada iken üç büyük yükten kin, hırs ve boş ümitlerden kurtulmayı ifade eder. Bunu gerçekleştiren kutsal kimse ölümüyle, varlığını teşekkül ettiren sebeplerin bütün çeşitlerini imha etmiş olur. Tekrar vücut bulma imkanlarını ortadan kaldırmış olur. Bu durumda “Nirvana bir yokluk demektir”.2 Fakat bu izafi bir yokluktur, mutlak değildir. Ona ulaşabilenler, ifadesi mümkün olmayan dünya üstü zevklere kavuşabilirler.3 Yine Hinayana mensuplarına göre Nirvana: varlık, ihtiyarlık, ölüm ve ızdıraplardan kurtulmadır. Ancak Nirvana yok olma değil, yüce gerçeğin gerçekleşmesi, ihtirasın yok olması, 4 acı ve ızdırapların durdurulmasıdır. 5 Hinayana Mezhebi’nde insan yalnız kendi kurtuluşu ile uğraşıp, ne kadar çabuk olursa olsun Nirvana’ya erişmeye çalışmalıdır. Ona bu yolda yardım edecek kurtarıcı bir ilah da yoktur.6 Bu düşüncesinden dolayı “Budizm’in bireysel mutluluğu gaye edinmesine Hinayana, sosyal saadeti gaye edinmesine ise Mahayana denir.”7
1-Hayrettin Şahin, Japon Budizmi, Y. Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 1990, s. 100 2-Şinasi Gündüz, Din ve nançlar Sözlüğü, Konya 1995, s. 268 3-Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta 2000, s. 189 4-Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 194 5-Buddha ve Buddhism, Colliers Encylopedia, Kanada 1974, V.IV, P.667 6-Annamaria Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, Ankara 1965, s.133;Mehmet Taplamacıoğlu, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ankara 1966, s.156 7-Osman Cilacı, Dinler ve nançlar Terminalojisi, stanbul 2001, s. 67

62

Hinayana Budizm’inde Buddha denince, yalnızca tarihsel Buddha, yani Gaotama Buddha’dan söz edildiği anlaşılır. Buddha’nın aydınlanma olayından önceki durumu konu edilince de Bodhisattva sözcüğü kullanılır. Buddha’nın önerdiği yolu izleyerek aydınlanmayı başarmış Nirvana’yı gerçekleştirmiş kimseleri tanımlamak için kullanılan sözcükse Arhat’tır. 8 “Hinayana Budacılığına bağlı okullara göre “kurtuluşu” tarif etmek, açıklamak, belirli kavramlarla yorumlamak imkansızdır. Hinayana Budacılara göre, mademki bütün yaşam ve acılar geçici ve bir diğerinin meydana gelmesine neden olan olguların sürekli yenilenmesinden oluşuyor, o halde kurtuluş da bu oluşumun durması demektir. Öyle ise kurtuluşu yalnızca yeniden beden bulma bitimi biçiminde açıklamak gerekir diyorlardı. Ancak Budacılığın bu ekolü kurtuluş için açık bir tanım bulamamış ve öğretisi olan yeniden beden bulmanın bitimini yeterince açıklayamamıştır.”9 Sonuç itibariyle Hinayana, Budizm’in ilk şekillerine verilen isimdir.10 Hinayana Mezhebi olayların geçiciliğine, hayatın ve yeniden doğmanın acı verdiğine, insanın ancak Nirvana’ya erişerek kurtuluşa erişeceğine inanır.11 Bu fikirleri neticesinde de Hinayana Mezhebi bazı farklarla Seylan, Kamboçya, Laos, Tayland ve Burma’da ağırlık kazanmıştır.12

8- lhan Güngören, Buda ve Öğretisi, stanbul,1994, s. 176 9-Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm, Hazırlayan: Lütfi Bozkurt, stanbul 2000, s. 144145 10-Andrea Bareau, “Hinayana Buddhism”, The Enyclopedia Of Religion, London 1987,V.II,P.444-457 11-“Buddizm”,Dinler Tarihi Ansiklopedisi, III. cilt, stanbul, Tarihsiz, s.689 12-Francois Houang, Buddhism, ntroduction To The Great Religion, ndia 1964, P.57-66

63

III- MAHAYANA MEZHEB N N N RVANA ANLAYIŞI Sanskritçe acıdan kaçma anlamına gelen Nirvana, ruh göçünün son bulması anlamına da gelmiştir.1 Budizm’de ruh göçü inancı gereği her Budist iyi veya kötü amellerinin neticesinde yeniden dünyaya gelmekte ve daha önceki davranışlarının ve hayat serüveninin karşılığını bir sonraki doğumunda almaktadır. yi amellerde bulunanlar Tanrılar aleminde ikamet etme mükafatını kazanırken, kötü amellerde bulunanların ruhları, ölümden sonra kötü karmalarıyla uzun zaman cehennem azabı görürler. Bütün bunlar gelip geçici şeylerdir. Gerçek saadet ise, ızdıraplardan kurtulmakla, yani Nirvana’ya erişmekle mümkün olmaktadır. Mahayana Mezhebi , Buddha’nın takip ettiği yolun yanında başka yollar bulmuş, başka din ve doktrinlerden faydalanmakta bir mahsur görmemiştir.2 Bu hususu da göz önünde bulundurmak şartıyla Mahayana Mezhebine göre Nirvana kurtuluş ve mükafattır, hiçlik ve yok etme değildir.3 Bir başka ifadeyle Nirvana, dünyevi sıkıntı ve acıların insanı etkileyemeyeceği bir ruh huzuru halidir.4 Nesne ile öznenin, benle evrenin yok olması, yani katışıksız yokluk demektir.5 Yine Mahayana’ya göre Nirvana yok olma değildir, fakat o bir barış, mükemmellik kazanma, hikmet kemaline ulaşma, sonsuz mutluluğa kavuşmadır.6 Mahayana Mezhebi Nirvana’yı bir lambanın sönüşüyle karşılaştırır ve Hinayana Mezhebi’nin görüşünü kalitesiz bir Nirvana olarak vasıflandırır. Önemli olan Bodhisattva’nın ulaştığı yüksek ve gerçek Nirvana’dır ki,bu hareketli bir durumdur. Bu duruma yükselmiş kutsal kişi cehaletten, ızdıraplardan ve karmadan kurtulmuş olur; bütün canlıların saadeti için çalışır.

1-Orhan Hançerlioğlu, Dünya nançları Sözlüğü, stanbul 1993, s. 367 2-Nakamura Hajima, Mahayana Buddhism, ntroduction The Great Religions, ndia 1964, P.5766 3-Buddha ve Buddhism, Colliers Encylopedia, Kanada 1994, V.5,P.667 4-Felicien Challeaye, Dinler Tarihi ( Çeviren:Semih Tiryakioğlu), stanbul 2002, s. 77 5-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s.194 6-Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta 2000, s.189

64

Mahayana Mezhebi’ne mensup bir Budist’in amacı, büyük bir arabası olduğu için tehlike anında bir çok arkadaşını da kurtarabilen bir insan nevinden, hemcinslerine de kurtuluşa giden yolu göstermektir. Bundan dolayı Mahayana Mezhebi’nin ülküsü; ilhama kavuşup, Nirvana’ya varmış Buddha değil, mahlukatın saadetini kendi kurtuluşuna tercih eden Bodisattva (yani Buddha namzedi), mümkün olduğu derecede insanlara kurtuluş yoluna kılavuzlukla uğraşıp bütün insanlara da sevgi, saadet ve bahtiyarlık verip Nirvana’nın mesut sükunetine erişmekten vazgeçendir.7 Bir başka ifadeyle Bodisattva, kalabalığı kurtarmak için ebedi huzurunu feda eden bir uludur.8 Mahayana’da dinin sırrı: eski Budizm’in ülküsünü teşkil eden “Buddha yolundan yürüyerek Nirvana’ya uğramak” prensibi değil, insanın Buddha’ya inanması, ona teslim olması, onun ezeli ahdine güvenmesidir. O zaman kader dinin merkezini teşkil eden Dhamma’nın yerine Buddha’nın şahsiyeti geçmiştir.9 Mahayana’nın asıl amacının sırf kurgusal, akla seslenen bir fizik ötesi, bir Tanrı bilim sistemi kurmaktan daha çok, Nirvana yolculuğunda karşılaşılacak ruhsal sorunlara çözüm getirmek, uygulama alanında yolu kolaylaştırıcı yöntemler bulmak olduğunu söylemek, sanıyorum ki Mahayana’nın konumunu daha iyi belirtmiş olacak. Mahayanacı’nın da temel ilgisinin tıpkı Nihayana’da olduğu gibi kurtuluş olduğu, fizik ötesi yada tanrı bilimsel konuların bu amaca yardımcı olmak için ve yardımcı olduğu oranda ele alındığı her durumuyla belli oluyor.10 Mahayana’da, Buddha sözünün anlamı, Hinayana dan farklıdır. Mahayanacı’lar aydınlanan, Nirvanayı gerçekleştiren herkese Buddha ününü vermekte cimrilik etmezler. Bu bakımdan yola giren, kendini bu amaca adayan herkes Mahayana’cının gözünde bir Buda adayı, bir Bodhisattva’dır. Bodhisattva Nirvana’yı çalışmayı, gerçekleştirebilecek bir aydınlanma aşamasına gelipte, dünyadan kaçma anlamındaki bir Nirvana’yı geri çeviren, tüm insanların, tüm canlıların iyiliği için örnek insandır.
7-Annamaria Shimmel, Dinler Tarihine Giriş, age, s. 132 8-Cemil Meriç, Bir Dünyanın Eşiğinde, stanbul 1979, s. 65 9-Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s.195 10- lhan Güngören, Buddha ve Öğretisi, stanbul 1994, s. 175

başkalarına yararlı olmayı bir tutku durumuna getiren bir yiğit, bir insanlık simgesi, bir

65

Mahayanacı’nın görüşüne göre Nirvana’yı sırf kendi yararları için isteyenler, yalnızca kendi ruhsal esenliklerin, ruhsal ve maddesel bağımsızlıkların peşinde koşan kimseler bencillikle suçlanmalıdır. Mahayanacı bu gibi kimseleri aşağılamak için dinleyici, seyirci (Srvaka, Pratyeka Buddha) gibi deyimler kullanmadan edemez. Boddhisattva’lara gelince, onlar yalnız seyretmekle kalmazlar, tüm dünyanın acısını, çilesini içlerinde taşırlar. Acıma duygusu,sevecenlik (karuna) onların seyirci kalmalarına izin vermez. Buddhisattva’lar cömertce, şimdiki yaşamlarını da, gelecek yaşamlarını da, tüm canlıların iyiliğine adamış kimselerdir. Boddhisattva olabilmek için Buddha’nın faziletlerini yapmak ve her bilgisini öğrenmek zorunluluğu vardır.11 Aşk, merhamet ve faziletle geçen bir ömür sonunda her insan Boddhisattva olabilir.12 Boddhisattva tutkuların yakıcı ateşiyle, zevk ve hazzın peşinde koşmaz ama arkasından koşmadığı, kendiliğinden önüne çıkan zevk ve hazzına hayır demez. Boddhisattva yaşamdan kaçmayan, korkusuzca yaşamı göğüsleyen, üstlenen bir yaşam ustasıdır. 13 Mahayana göre “her Boddhisttva zihnini öyle eğitmelidir ki şöyle düşüne bilsin: ne türden olursa olsun,tüm duyarlığı olan varlıklar benim çabamla Nirvana’nın sınırsız özgürlüğüne ulaşabilmelidir. Çünkü sayısız,sayılamayacak kadar çok varlık kurtuluşa ulaşmadıkça hiçbir varlık kurtuluşa ulaşmış olamaz. Niçin bu böyledir Subhuti? Çünkü hiçbir Boddhisattva, gerçekten bir Boddhisattva’ysa, bir benlik,bir kişilik büyünden kopuk, aylık bir bireylik savunda olamazda ondan”.14 Bu bakış açısı bizi Boddhisattva öğretisinin Buddha’nın Anatman öğretisinin doğal bir uzantısı olduğu sonucuna götürüyor. Boddhisattava, bir yanılgıdan köklenen ben’in bencil çıkarlarının önüne toplumsal yararı geçirmiş olmakla gene de kendi yararına hizmet etmiş olmuyor mu? Kendiside bütünün ayırtılmaz bir parçası olduğuna göre, toplumsal yarar kendi yararını vermemesi olanaksız. da içeriyor kuşkusuz. Topluma zarar veren bencil çıkarlarının kendide toplumun bir parçası olduğuna göre kendi kendisine de zarar

11-Ömer Budda, Dinler Tarihi, stanbul 1935, s. 311 12-Cemil Meriç, age, s. 65 13-D.T.Suzuki, On indian Mahayana Buddhism, s.79-85 14-Alan Watts, The Way of Zen, s. 81

66

Mahayana sutraları Bodhisattva’nın uyanıp aydınlanınca dünyayı bir başka, daha bir güzel, daha büyülü, daha coşku verici görmeye başlayacağından söz eder dururlar. Bunun böyle oluşu, Bodhisattva’nın böylesiliği ardında gizlenen dinginliği, uyumu, dengeyi algılamakta ve bundan mutluluk duymaktaki becerisine bağlanabilir belki. Bizim karşımızda da durup duruyor bunlar ama alıcı gözle bakmadığımızdan, baktığımız zaman da yanılgı ve bencillik gözlüğüyle baktığımız için, bizim gördüğümüz dünya Bodhisattva’nın dünyasından adam akıllı değişik yada dünyanın öteki kıyıdan görünüşü bir başka... Mahayana Tanrı bilimi ise, herkesin kolaylıkla anlayacağı basit bir önerme üzerine oturtulmuştu. “Herkeste, her canlıda, her varlıkta Buddha doğası vardır. Hepimiz Buddha’yla aynı yapıyı, aynı yaratılışı paylaşıyoruz. Kendi içine bak, Buddha olduğunu göreceksin. Eğer sen bir şey, Buddha’lık başka bir şey olursa, o zaman ikilik var demektir. Oysa her türlü ikilik yanılgıdır. Bunun için Buddha’lık sende zaten varolan bir şey olmalı.” şte Mahayana’nın bildirisi buydu ve Mahayana Tanrı bilimi bu bildiriyi kendine temel yapmıştı.15 Ayrıca “zaman zaman mitolojinin aşırı gelişmesi Mahayana Budizmi’nin şu kurtarıcılarında görüldüğü gibi tarihsel olan her şeyi yok eder: Avida ve Avalokiteşvera ve Manjusri, Maitra ve Vairo Cano. Bu kurtarıcılarda eski mistik şahsiyetlerle birlikte evvela kendisinden zuhur ettikleri tarihsel Gautama Buddha’yı çok az bir şekilde ayırt edebilmekteyiz.”16 “ Mahayana Budacılığına göre gerçek olan tek şey ancak diğer bir nedende beden bulmayan, oluşmayan şeydir. Bu ekolün düşüncesi Buddha’nın kurtuluşun Nirvana’nın hiçbir nedenden doğmadığı düşüncesine dayanmaktadır.”17 şte bu Tanrı ve Bodhisattva anlayışı, Mahayana Mezhebi’nin Nirvana anlayışının şekillenmesini sağlamıştır. Netice itibariyle Mahayana’ya göre kurtuluş ve hayat aynı şeylerdir. Kurtuluş, varolan ve mutluluk olan şeyin kendisidir. Bu da alemin kendisinden başka bir şey değildir.18 Velhasıl Mahayana Mezhebi Hinayana’ya göre

15-D.T. Suzuki, On Indian Mahayana Buddhism, s.63 16-Joachim Wach, Dinler Tarihi, stanbul 2004, s. 276 17-Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm,Hazırlayan: Lütfi Bozkurt, stanbul 2000, s.145 18-Walter Ruben, Budizm Tarihi, Ankara 1947, s. 109

67

daha az bireyci ve toplumcudur.19 Mahayana Mezhebi bu görüşleri doğrultusunda şu anda Nepal, Tibet, Çin, Vietnam, Kore, Japonya ve Kamboçya’ya kadar yayılmayı başarmış misyoner hüviyete sahip bir ekoldür.20

19-Mehmet Taplamacıoğlu, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ankara 1966, s. 156 20-Nakamura Hajima, Mahayana Buddhism, The Encylopedia Of Religion, London 1987,V.II,P.457-472

68

B)

N RVANA’NIN ÇER Ğ

69

I- N RVANA’YA G RMEK Ç N YAPILMASI GEREKENLER Nirvana’nın ne anlama geldiğini, bu kelimenin içeriğini, ne ifade ettiğinin anlaşıldığını düşünerek şimdide Nirvana’ya ulaşmak için yapılması gerekenlerin neler olduğunu kısaca özetlemeye çalışalım. Budist öğretisi dört yüce gerçek etrafında toplanmıştır. Bunlardan birincisi (dukkha) acı ve ızdıraptır. kincisi ise boş şeylere, boş kalıplara karşı duyulan istek ve duygulardır. 1 Bu aşırı istek ve duygular ise birinci gerçek olan acı ve ızdırabın asıl nedenidirler. Bu aşırı istek ve tutkular iki bölümde irdelenebilir. Birinci bölüm nefis ve nefis hazlarına duyulan düşkünlükten gelen tutkulardır. Bunlar mala, mülke, paraya, üne, hazza düşkünlük, yenmek, başarmak, kazanmak gibi hırslar ve aşırı cinsel tutkulardan oluşur. Bütün bu istek ve arzuların kökenine inildiği zaman, bunların hepsi gücünü cahillikten, yanılgıdan alır. kinci bölümdeki tutkular ise manevi olanlardır. Bunlar da ruhun ölmezliğine tutunmaya çalışmak, öldükten sonrada varlığını sürdürmek, gene doğumda bu yaşamdakinden daha iyi bir durum elde etmek isteği gibi dinsel istekler, tutkulardır. Bu tutkular da günah işleme kaygısı, dinsel vecibelerini yerine getirememekten kaynaklanan kaygı gibi binlerce nedenle acı ve ızdıraba neden olurlar. Birinci ve ikinci yüce gerçekler birbiriyle sıkı sıkıya ilişkilidir. Biri varoluşun bir hastalığıysa ikincisi de bu hastalığın sebebidir. Üçüncü ve dördüncü yüce gerçekler ise bu hastalığa nasıl çare bulunabileceğini ve bu hastalıktan kurtulmak için izlenecek yolu gösteriyorlar.2 Üçüncü yüce gerçek ise Nirvana’dır. Nirvana’ya ulaşmak bir bakıma acı ve ızdırabı yok etmektir. Genel anlamıyla alevin sönmesi,dalgaların yatışması, zihindeki duygusal birikimlerin yok olması gibi anlamlara gelen Nirvana’ya ulaşmadaki temel amaç, Buddha’lığa erişmektir. Dördüncü yüce gerçek ise acıyı, ızdırabı yenip Nirvana’ya ulaşmak için Buddha’nın gösterdiği yöntemdir. Bu yol, ne aşırı züht hayatı, çilekeşlik ve perhiz yolu ne de

1- lhan Güngören, Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı, stanbul 1995, s. 93 2-Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta 2000, s. 189

70

nefsani arzuları tatmin etme yoludur. Bu yol bu ikisinin arasındaki orta yoldur. Bu yol sekiz basamaklı yüce yoldur. Uyanmak, aydınlanmak, Nirvana’ya ve Buddhalığa ulaşmak ancak bu sekiz dilimli yol sayesinde gerçekleştirilebilir. 3 Bu yüce yolun ilk iki basamağı düşünceyle sonra gelen dördü davranışla, en sonda gelen ikisi de uyanma ve aydınlanma ile ilgilidir. Buddha’nın kendiside bu yoldan giderek aydınlanmış, Nirvana’yı gerçekleştirmiş, böylece başarılı sonuçlarını kendi üzerinde sınamış olduğu bu yöntemi tüm insanlar için bir kurtuluş yolu olarak önermiştir. Böylece Buddha’nın öğretisinin sekiz basamaklı yüce yolun son noktasına varılmakla gerçekleştirileceği ortaya çıkmaktadır. Sekiz basamaklı yüce yol, ağırlığını meditasyon üzerine kurmuş bir tür yoga öğretidir.4Bu öğretinin Brahmanların yogasıyla ve Cainaların yogasıyla benzer yanları olmakla birlikte, onların ikisinden de önemli bazı noktalarda ayrılıp farklılaşır. Buddha’nın öğretisinin Upanişadlardan farkı, Buddha’nın önerdiği bu yogada Tanrıyla yada Atman adı verilen evrensel tözle özdeşliğinin bilişine varma gibi bir amacının olmayışıdır. Buddha’nın yogasını uygulayan kimse kişiliğinin, benliğinin dar kabuğunu kırar, sınırsız dipsiz ve sonsuzla bütünleşir, böylelikle de en temel en yüce gerçekle kendini özdeşlemiş olur. Buddha'nın öğretisinin diğer öğretilerden bir başka farkı da, Buddha’nın kendi nefsine eziyet etmeye çileciliğe karşı çıkmış, nefse acı vermek eziyet etmekle aşırı nefis hazlarına düşkünlük arasındaki orta yolu seçmiş olmasıdır.5 Sekiz basamaklı yüce yolun temel amacı, aydınlanmayla (Nirvana’yla) aramızdaki engelleri birer birer, aşmamıza yardımcı olmaktır. Her basamak bizi biraz daha ızdırabı yatıştırıp zihni sakinleştirmeye, yaşamı varoluşu gerçekliği böyleciliğiyle kavramaya, ayrık bütünden kopuk varlığımızı kendimizle çevremizle Sekiz basamaklı yüce yolun her basamağının adına Samyag sözcüğü öncülük ediyor. Samyag, tam yada eksiksiz demektir ve genellikle eski çevirilerde doğru sözcüğüyle karşılıklandırılmıştır. Bu yüce yolun ilk iki basamağı daha çok zihinsel işlevlerle ilgilidir. 1-Tam görüş 2-Tam anlayış
3-Mehmet Aydın, Osman Cilacı, Dinler Tarihi, Konya Tarihsiz, s.118 4- lhan Güngören, Buda ve Öğretisi, stanbul1994, s. 124; Ananda Coomaraswamy, age, s.103 5-Annamaria Schimmel, age, s. 124-130; Şaban Kuzgun, age, s. 61-62

71

Bu basamaklar kendimizi de, dünyayı da olduğu gibi, bütün gerçekliğiyle, her şeyin oluşum ve değişim içinde olduğunu, sürekli bir tözün olmadığı anlayışını kazandırmayı amaçlıyor. Sekizinci basamak ise tam görüş, tam anlayışın en son, en kesin yetkinliğe ulaştırıldığı basamaktır. Tam görüş, tam anlayış sekiz basamaklı yolun hem başı hem de sonudur. Temel hedef, adım adım tam görüş ve tam anlayışın gerçekleştirilmesidir. Aradaki basamaklar ise bu amaca varmamızı kolaylaştıran yöntemler yada amaçla aramızdaki engelleri ortadan kaldıran uygulamalardır. Sonra gelen dört basamak ise davranışlarla, eylemlerle ilgilidir. 3-Doğru sözlülük 4-Doğru yaşam biçimi 5-Tam çaba, tam uygulama Doğru sözlülük adından anlaşıldığı gibi sözlerinde, konuşmalarında doğruluk, içtenlik, sevecenlikten ayrılmamak, yalan söylememektir. Tam davranış, bencil bir amaç gütmeden, önceden tasarlamadan, içtenlikle, içten geldiği için yapılan davranıştır. Doğru yaşam biçimi ekmeğini kazanmakla, yaşamını sağlamakta yetkinlikten, doğruluktan ayrılmamak, kendine yetecek olandan çoğunu elde etmeye çalışmamaktır. Tam çaba tam uygulama ise amacın yanılgıdan kurtulma, aydınlanma olduğunun bir an bile gözden uzak tutulmamasıdır. Sekiz basamaklı yüce yolda yol almak her Budistin yapabileceği bir iş değildir. Kendi kurtuluşumuzu kendimiz sağlamak için, kesinlikle sürekli bir çaba içinde olmak, tüm varlığımızı bir arada bir bütünlük içinde tutan istenci kurtuluşa, aydınlanmaya, Nirvana’ya doğru yönlendirmek gerekmektedir. Bu yüce yolun son iki basamağı ise meditasyonun uygulanmasıyla ilgilidir. Bu basamaklar: 7-Tam bilinçlilik 8-Tam uyanıklık Meditasyon, Sanskritçe dhyana sözcüğünün karşılığı olup, derin derin düşünmeyi değil, belki bunun tam tersini, düşüncenin anlaşılmasını; gidimli, çıkarımlı düşünceden arıtılmış bir zihinle, salt bilinçli olmayı, uyanık olmayı amaçlayan bir yöntemdir. Zihni

72

belirli bir şey, örneğin nefes alıp verme sürecinde yoğunlaştırıp, her yöne yönelik bir dikkat, bir uyanıklıkla gerçeğe bir içgörü kazanıp bilgeliğin filizlenip sürgün vermesini, gelişip büyümesini sağlayacak ortamı yaratmak için yapılan bir uygulamadır.6 Meditasyon hem tam bilinçliliği hem de tam uyanıklığı içine alan bir uygulamadır. Tam bilinçlilik gerçekleştirince, tam uyanıklık kendiliğinden gelir. Tam uyanıklık ise sekiz basamaklı yüce yolun sekizinci ve son basamağıdır. şte bu son basamağa kadar ilerleyen kimse için artık Nirvana ‘nın yolu açılmış demektir. Bundan sonra o kimse için üzüntü ve keder söz konusu olmayacaktır. Her şeye daha güzel bir yanından yaklaşacak hem bu dünya işleri hem de diğer taraftaki hayatı kolaylaşacaktır. Buddha ölmeden önce bütün yoga aşamalarını, basamaklarını geçip Nirvana’ya, aydınlanmaya erişmiştir. Buddhacı geleneklere göre Buddha bu seviyeye, bu dereceye bütün yoga basamaklarını, yani hayali gökteki tabakaları geçmiştir. Bu ise mükemmel bir ruh gezisi idi. Halbuki Buddha’nın aydınlanmaya, Nirvana’ya erişmeden önce incir ağacının dibinde yaptığı içe dalınç uygulamasının amacı başkaydı. Buddha’nın bu içe “anadan kör olarak doğan birini tasavvur ediniz. Bu adam na siyahi ne beyazı, ne maviyi ne de sarıyı birbirinden ayırt edebilecek ve görecek durumdadır. Onun için düz dalıncında (meditasyonunda) amacı her şey hakkında tam bir bilgeliğe sahip olmaktı.7 Nirvana’yı açıklamak üzere Buddha’nın vermiş olduğu bir misal ise şöyledir: Mesela olanla olmayanın hiçbir farkı yoktur. O ne semadaki güneşi ne ayı ne de yıldızları görmüştür. Bir gün ona birisi gelse ve beyaz, temiz ve lekesiz gömleğin çok hoş bir şey olduğunu ve giyince çok güzel göründüğünü ona söylese; kör insan böyle bir gömleği o zamana kadar beyaz, temiz ve lekesiz bir gömleği var zannıyla duyduğu muazzam sevinç nasıl birden bire kedere, utanca ve hiddete terk edecektir. O ana kadar sevgi ve minnettarlık hisleriyle bağlı bulunduğu kötü almak istediği zaman fena bir satıcı ona sokularak yağlı, isle kirletilmiş bir gömleği ona satsa kör bilmeden bu gömleği giyecek ve onu güzel bilerek ötede beride sevinçle dolaşacaktır. Bir zaman sonra körün gözü tedavi yoluyla iyileşirde kör görmeye başlarsa kötü kalpli satıcıya ne kadar da düşman

6- lhan Güngören, age, s. 130 7-Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm, Hazırlayan: Lütfi Bozkurt, stanbul, s.109-112

73

kesilecektir. Ama o, bu hileli ve kötü adamın şerrinden kurtulduğu için de büyük bir sevinç içerisindedir. Tadına doyulmaz bir sevinç, fırtınalardan kurtularak sahile ayak basabilmiş olanlardaki sevinç, işte Nirvana budur. Nirvana’yı ağır bir hastalık atlatmış bir kimsenin, eski hastalığını her hatırladığında duyacağı ferahlık ve saadet hissine benzetebiliriz.”8 Buddha’ya göre Nirvana, bir kaynağı olmayan, şekil değiştirmemiş olan, bir çok unsurlardan meydana gelmemiş olan bir durumdur. Yaşadığımız sürece bir takım işler yaparız. şlerimizin mahiyetine göre ya cezalarını çeker, ya da mükafatlarını toplarız. Bu cezalar ve mükafatlar neticesindedir ki, fert boyuna doğar ve tekrar ölür. şte bu yıpratıcı ve üzücü doğum-ölüm silsilesinden kurtulmak gerekmektedir. Bunun tek çaresi ise sekiz dilimli yolu takip ederek Nirvana’ya ulaşmaktır. Nirvana nihai bir sonuçtur ve halen yanmakta olan kimselerin daha fazla üzerinde soru soramayacağı bir şeydir.9 Nirvana, zincirleme devam eden arzular, nefret hisleri ve bilgisizce davranışlardan müteşekkil akıntı onu istediği yere sürükler. Akıntının kesilmesiyle ferdi varlıkta ortadan kalkar. Şiddetli arzular, nefret hisleri ve bilgisizce davranışlar, bir kandil alevini besleyen ve yaşatan yağa benzer: Yağını kestiğiniz de alevdeki ışık da söner gider. Görülüyor ki Buddha, Nirvana ile bir bitiş anını tesbit ediyor veya hastanın, nekahat devrinde, eski hastalığını her hatırladığındaki ruh alemini tasvire çalışıyor. Hiçbir sözünde O, Brahmanlar Tanrı’yı yanlış anladılar, gerçek Tanrı o değildir budur zamanda Buddha Tanrıları da Nirvana’ya muhtaç kabul eder ve Tanrılara Tanrılıktan sıyrılarak Arhatlığa yükselmelerini ve Buddha olmalarını tavsiye eder.10 demektedir. Onun ölçüsüne göre Tanrıların yaşamakta olduğu alemde de gerçek saadet yoktur. doğup ölmelerin, sebeplerleneticelerden ibaret olan bütün bir hayatın durması ve sönmesidir. Şiddetli bir hayat! Ferdin bu akışı üzerinde hiçbir etkisi yoktur; oda kendini bu akıntıya kaptırmış durumdadır. Bu

8-Abidin til, “Buddha Tanrı’yı Reddetmiyor mu?”, AÜ FD,Ankara, 1963,11.sayı,16 9-Ananda Coomaraswamy,age,101 10Abidin til, age, s.16

74

Tanrılarında gerçek saadete ihtiyaçları vardır. Binaenaleyh, Buddha’nın Nirvana’sı ile “gasıp bir Tanrı Beyaz Taht’tan indirilmiş ve gerçek olan Tanrı, layıkıyla ve hakkı bulunduğu mevkiye yeniden yükseltilmiş ve oturtulmuş” diyemeyeceğiz. Aynı Mahatma Gandi, “Budizm’de diyor “Nirvana’yı büsbütün yanarak ortadan kaybolmak anlamında almamak icabeder, Nirvana’da bizde mevcut olan düşük değerler, kötü taraflar ve günahlar yanar ve kül haline gelirler. Mesela Nirvana’yı, ateşle yakılmış bir kadavradan arta kalmış siyah kömürlere benzetmek doğru değildir. Nirvana geri kalan kısım; gerçekten benliğini bulmuş ve sonsuzluğun kalbine sığınabilmiş olan bir ruhun ölmez saadetidir.11 Nirvana’ya ulaşmalıdır. Nirvana’ya ulaşmak isteyen insan, zevk ve sefadan kaçınmalıdır. Fakat nefsini zorlama ve çile zihniyetinden de kaçınmalıdır. Yani orta yolu takip etmek gereklidir. Budizm’e göre insan ölmek için doğar, doğmak için de ölür. Hayat ve ölüm Nirvana’ya kadar devam eder. Nirvana’ya ulaşanlar bütün sıkıntı ve felaketlerden kurtulur. Bir daha da onun kötülükleriyle sıkıntı ve eziyetlerine dönmez. nsanlığın felaketinin sebebi cehalettir. htiyarlık, hastalık ve ölümde bu sebeplerdendir. Cehaleti ve dolayısıyla insanlığın felaketini ortadan kaldıracak tek şey ilimdir. Bu ilim, talimi ilim değil, nefsidir. Bu ilim için bütün ruh kuvvetleri hareket etmelidir. Bütün bunları yapan Nirvana’ya ulaşmış demektir.12 Nirvana’ya ulaşmak ise “Münzevinin Münzeviye doğru uçuşu”nu tamamlamasıdır.13 Netice itibariyle “her kasta mensup insan, gayret göstermek suretiyle kurtuluşa, yani Nirvana’ya ulaşabilir”.14 Zaten “Nirvana’ya giren kişi, kişiliğini yitirip evrensel barışın bir parçası olur. Nirvana’ya geçen ruh, tıpkı kırılan bir vazonun içindeki havanın uzaya karışması gibi sonsuzluk içinde erir.”15 şte bu sebeple herkes mutlaka bir gün arhatlığa yükselip

11- Abidin til, age, s. 16-17 12-Ahmet Mithat Efendi, Tarihi Edyan, stanbul 1329, s. 329 13-Ananda Coomaraswamy,age,s.112 14-OsmanCilacı,age,6 15-Orhan Hançerlioğlu, age, s. 367

75

II- N RVANA’YA ER ŞEN K MSEN N DURUMU Budizm’de temel hedef hiç şüphesiz Nirvana’ya ulaşmaktır. Her ne kadar Hinayana ve Mahayana mezhepleri Nirvana’yı farklı şekillerde algılamış olsalar da bu gerçek değişmemiştir. Zira Budizm’de Nirvana kavramı daima en büyük mutluluk ve ulaşılması gerekli olan temel hedef olarak kabul görmüştür.1 Nirvana’dan kast edilenin ne olduğunu uzun uzun anlattıktan sonra sıra, Nirvana’ya erişen insanın nasıl bir haleti ruhiye içinde bulunduğunu açıklama konusuna geldi. Buddha’nın bizzat kendisi Nirvana yaşantısını şöyle ifade etmiştir: “Nirvana’ya erince onun doğmamış, oluşmamış, eşsiz, bozulmamış, tüm bağımlılıklardan arınmış olduğunu anladım. Bu eriştiğim durum gerçekten derin, sezilmesi, anlaşılması güç, dingin, yetkin mantığın sınırların da taşan,çok ince ancak bilgelerce gerçekleştirilebilecek bir durum.”2 Buddha bu kadarını söylemekle yetiniyor,bu yaşantısının gizlerinin ayrıntılı olarak açıklamaktan çok,bu hedefe nasıl varılacağını anlatmayı daha uygun gördüğü anlaşılıyor. Hiç şüphesiz ki Nirvana ölümden sonra değil, yaşam sırasında gerçekleştirilebilecek bir ruhsal durumdur. Buna en iyi örneği Dhammapada’dan verebiliriz: “O kimse ki yanılgının çıkmazından, doğum ölüm döngüsünden (samsara) kendini kurtarmış, öteki kıyıya geçmiştir: tutkuları, istekleri bir yana bırakıp Nirvana’yı gerçekleştirmiştir, işte ben ona gerçek brahman derim.”3 Buddha’nın öğrencilerinden Sariputta Nirvana’yı “istek ve tutkuların yok olması: yanılgı içinde yolunu şaşırmışlıktan kurtulma” dünyanın neresinde olursa olsun
4

şeklinde tarif etmiştir. Her kim ki erişebilir. Çünkü Nirvana’yı

yaşamını dogru bir çizgiye oturtabilir, kendini yanılgının ateşinden kurtarabilirse Nirvanaya ulaşabileceğimiz bir yer yoktur. Ne doğuda ne batıda ne kuzeyde ne de güneyde. 5

1-Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm, Hazırlayan: Lütfi Bozkurt, stanbul 2000, s.139 2-S. Spenser, Mysticism in World Religion, London 1963, s. 77 3-Juan Mascora, Dhammapada Gerçeğe Giden Yol (Çeviren: M. Ali Işım), stanbul 1992, s. 414 4- lhan Güngören, Buda ve Öğretisi, stanbul 1994, s. 117 5-A.K. Coomaraswamy, Buddha and the Gospel of Buddhism, Harper and Row 1964, s. 117

76

“Buddha’nın görüşlerini tam anlamıyla anlayabilmek için şu iki nokta üzerinde durmak gerekir. Bunlardan birincisi Buddha’nın kurtuluştan, Nirvana’ya erişmekten ne anlatmak istediğidir. Buddha’ya göre kurtuluş kişinin yanılgılarını fark edip nedensellik yasasından, tutsaklığından kendisini kurtarmasıdır. Bu dünyada var olan her şey gelip geçici olgulardan oluştuğu ve bu olguların da on iki halkalı neden sonuç zincirine bağlı bulunduğuna göre kurtuluşa, Nirvana’ya erişmek bu zinciri kırmakla mümkün olacaktı. kinci nokta ise kurtuluşun bir yoga durumu olarak kabul edilmesidir. Bir yogi, yerli halkların dokuz gök tabakası şemasına uygun olarak içe dalınç (meditasyon) aşamaları geçirir. Aşama aşama yükselerek en üst tabakaya yani kurtuluş tabakasına erişir. Bu aynı zamanda simgesel kozmik tabakaları da geçmek demektir. Budacılıkta Nirvana’ya, kurtuluşa erişme aynı zamanda bu kozmik tabakalardan da kurtulma anlamına gelir.”6 Bu ruhsal durumda insan kuşkusuz düşünce alanın da, dil olanaklarının da yetişemeyeceği bir düzeye yücelmiş oluyor. Ama Nirvana yaşantısı deneysel yaşantıyı da yok etmiyor. Nirvana’yı gerçekleştiren kimsenin bir yandan da günlük yaşamını, hatta daha da büyük bir beceriyle, her şeyi daha bir kolay yanından tutarak yürütmesine de engel olmuyor. Eylemlerinin bir takım nedensel zorunluluklar (karma) yaratmaması da olanaksız elbette. Nirvana’ya erişen kimsenin başkalarından tek farkı, bu zorunlulukların dışında kalmayı başarabilmesi...Bir örnek vermek gerekirse özgür istencinin ürünü olan eylemlerin de beğenilmek ya da beğenilmemek gibi bir güdü etkin olmuyor, yaptığı işlerden alkış beklemiyor, başarı yada kazanç onu fazla sevindirmediği gibi başarısızlık yada yitimde fazla üzmüyor. Nirvana’ya erişen kimse kuşkusuz acı da çekiyor. Buddha’nın bile yaşamının son dönemlerinde ciddi bir hastalığa tutulduğunu ve acı çektiğini biliyoruz. Korku da duyuyor ama bütün bunlara bilgece katlanmasını, olayların doğal akımına boyun eğmesini biliyor. Çocuğunu yitiren acılı anaya Buddha’nın verebileceği ilaç, ölümün evrenselliğine vurgu yapmaktan fazla bir şey olmamıştı.

6-Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm, Hazırlayan: Lütfü Bozkurt, stanbul 1995, s.143

77

Nirvana bir bakıma bütünden kopuk ayrı bir yaratık olarak sürdürdüğümüz yaşamın sonudur. Bireysel varlığımızı bütün içinde eritip bütünle bütün olmak, benlikten soyulmak, değişip duran koşulların, nedensellik bağlarının ürünü olan ben’i değişmez, kalıcı bir şey sanmak yanılgısından kurtulmaktır. Bir yoruma göre de Nirvana yalnızca yok olmak, sönmek anlamında değil, oluşumun, değişimin ardındaki, nedenselliğin etkisinin dışındaki temel gerçeğe erişmek anlamındadır. Nesnelliğin egemen olduğu varoluş anını algılıyoruz. Ya nedenselliğin dışında olan nedir? Sonsuzluk mu? Yokluk mu? Bildiğimiz tek şey, orada nedenselliğin geçerli olmadığıdır. Bir kez Nirvana’ya erişen kimse artık ölene dek o durumda mı kalır? Kuşkusuz Nirvana’nın gelip geçici daha önemsiz, daha hafif biçimleri de vardır. Ama bunlara Nirvana demeye değmez. nsanın yanılgıyı fark edip zihninin gözünü açması, duygusal biçimlenmeleri yok etmeye yetmiyor. çgörünün bize kazandırdığı anlayışla duygularımızı, davranışlarımızı, eylemlerimizi tutarlı bir ayar, bir uyum içine girebilmemiz için güçlü bir istence de gerek var. Gözünü açmakla iş bitmiş olmuyor, içgörünün gösterdiği yeni yol, çok kez eski inanlarımızdan, davranışlarımızdan, durmuş oturmuş yeni düzenimizden vazgeçmemizi de zorluyor. Bunun için de yüreklilik pek gözlülük gerekli. Yaşadığımız sürece önümüze her an yeni yeni tuzaklar çıkması kaçınılmaz bir yazgı. Hatta Nirvana’ya erişme yada Nirvana’yı sürdürme isteği de böyle bir tuzak olabilir. Gene de Nirvana’yı sürdürebilmek için sürekli, bir çaba içinde olmaktan başka bir yol yok. Ama bir kez Nirvana’yı gerçekleştiren kimse, zaman zaman eriştiği yüceliklerden aşağı düşse bile Nirvana’yı gerçekleştirmeden önceki durumuna geri dönmesi de söz konusu değil. Yanılgının zincirlerinden kendini bir kez olsun kurtarmış olan artık dünyaya eski gözlükleriyle bakmayacağı kesin.

78

III- N RVANA’YI AMAÇLAYAN K MSEDE BULUNMASI GEREKEN ÖZELL KLER Hepimizin mutluluğu arayan ve acının üstesinden gelmeye çalışan tabii bir isteği vardır. Bu içgüdüsel bir şeydir. Mutluluk hepimizin başarmayı hedef edindiği temel bir amaç olduğuna göre, bu amacı gerçekleştirmek için neler yapılması gerektiği de başlı başlına özel bir konudur. Budizm’de mutluluğa ulaşmanın anlamı, bize acı veren her türlü istek ve tutkulardan kurtulmaktır. Peki bu nasıl sağlanabilir? Elbette ki Nirvana’ya ulaşarak. Bilindiği üzere Buddha öğretisini dört temel gerçek etrafında toplamıştır. Bunlardan ilki acı ve ızdırap, ikincisi acının ve ızdırabın asıl nedeni olan istek ve tutkular, üçüncüsü Nirvana, dördüncüsü ise acıyı ızdırabı yenip Nirvana’ya ulaşmak için izlenmesi gereken yoldur.1 Nirvana acı ve ızdırabın etkisiz kaldığı bir alan olarak tanımlanır ve Nirvana ulaşmak istemekle elde edilebilecek bir durum değildir. Her istek, her tutku gibi Nirvana’ya ulaşmak isteği de huzursuzluk, sabırsızlık, umut kırıklığı, ızdırap nedeni olabilir. O zaman Nirvana’ya ulaşmayı istemek de bizi Nirvana’dan uzaklaştıracaktır. O halde Nirvana istenmeden, çaba harcanmadan ulaşılacak bir durum olmalı. Nirvana’ya ulaşmaya çalışmak Nirvana’ya ulaşmayı olanaksızlaştırır. Bütün istekler, tutkular gibi Nirvana’ya ulaşmak tutkusu da bırakılmalıdır.2 Peki ızdıraptan kurtulup aydınlanmak, Nirvana’ya erişmek için neler yapılmalı? zlenecek yöntem nedir? Bunu belirleyen Buddha’nın sekiz dilimli yoludur. Nirvana’yı amaçlayan kimsenin de işte bu sekiz dilimli yolda ki her türlü görevi harfiyen yerine getirmesi gerekmektedir. Sekiz basamaklı yüce yol aydınlanmayla, Nirvana’yla aramızdaki engelleri birer birer, basamak basamak aşmamıza yardımcı olmak amacını güdüyor.3 Her basamak bizi biraz daha ızdırabı yatıştırıp zihni sakinleştirmeye, yaşamı, var oluşu, gerçekliği kavramaya, ayrık, bütünden kopuk varlığımızı kendimizle çevremizle bütünleştirmeye yaklaştırıyor.
1- zzet Karaağaç, Kutsal Dalai Lama Dört Yüce Gerçek, stanbul 2002, s. 37-38 2- lhan Güngören, Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı, stanbul 1995, s. 95 3- lhan Güngören, Buddha ve Öğretisi, stanbul 1994, s. 127

79

Nirvana’ya ulaşmayı amaçlayan kimsenin şu sekiz maddeye harfiyen uyması gereklidir. 1- Tam görüş 2- Tam anlayış 3- Doğru sözlülük 4- Tam davranış 5- Doğru yaşam biçimi 6- Tam çaba, tam uygulama 7- Tam bilinçlilik 8- Tam uyanıklık 4 Tam görüş, tam anlayış sekiz basamaklı yüce yolun hem başı hem de sonudur. Adım adım, basamak basamak hedef tam görüş, tam anlayışı gerçekleştirmektir. Aradaki basamaklar ya bu amaca varmamızı kolaylaştıran yöntemler ya da amaçla aramızdaki engelleri ortadan kaldıran uygulamalardır. Bu basamaklar kendimizi de dünyayı da olduğu gibi görmeyi, her şeyin oluşum değişim içinde olduğu, değişmeden kalan sürekli bir tözün olmadığı anlayışına ulaşmayı, böyle bir görüş ve anlayışı kazandırmayı amaçlıyor. Sonra gelen dört basamak davranışlarla eylemlerle ilgilidir. Doğru sözlülük adından da anlaşıldığı gibi sözlerinde, konuşmalarında doğruluk, içtenlik, sevecenlikten ayrılmamak, yalan söylememektir. Budizm’in ahlak yasası olarak bilinen beş kuraldan biri de yine yalan söylememektir.5 Tam davranış, bencil bir amaç gütmeden, önceden tasarlamadan, içtenlikle, içten geldiği için yapılan davranıştır. Eğer iyilik diye yaptığınız şeylerden bir ödül bekliyorsanız, beğenilmek, alkışlanmak yada onaylanmak istiyorsanız bu yaptığınız şeylerin size özgürlük getirebileceğini ummanız boşunadır. Tam davranış özgür istencinizin ürünü olan, içten geldiği için, hiçbir amaç gütmeden yapılan davranıştır. Örneğin yalnızca iyilik olsun diye yoldaki bir taşı kaldırıp kenara koymak gibi. Üstelik hiçbir çıkar gütmeden.

4- Annamaria Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, stanbul 1999, s. 124 5- Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 194

80

Doğru

yaşam biçimi,

ekmeğini kazanmakta, yaşamını sağlamakta yetkinlikten,

doğruluktan ayrılmamak, kendine yetecek olandan çoğunu elde etmeye çalışmamaktır. Tam çaba, tam uygulama amacın yanılgıdan kurtulma, aydınlanma olduğunun bir an bile gözden uzak tutulmasıdır. Her şeyin eksiksiz tam bir özenle yapılmasıdır. Bir Budist’in oturması, kalkması, yürümesi en önemli işleri bile bir dinsel törenin gereğiymişçesine büyük bir dikkatle, büyük bir özenle yapılmalıdır. Sekiz basamaklı yüce yolda yol almak öyle aylakların, gevşek kimselerin yapacağı bir iş değildir. Kendi kurtuluşumuzu kendimiz sağlamak için, kesinlikle sürekli bir çaba içinde olmak, bir tutkalmışçasına beş kümeden oluşan tüm varlığımızı bir arada bir birlik bütünlük içinde tutan istenci kurtuluşa, aydınlanmaya, Nirvana’ya doğru yönlendirmek gerekir. Sekiz basamaklı yüce yolun son iki basamağı meditasyon ile ilgilidir. Meditasyonun Budizm’deki önemini Dhammapada’dan aldığımız şu sözlerden de anlıyoruz: “Bilge olmayan meditasyon yapmaz, meditasyon yapmayan da bilge olmaz. Ama bilge olan, meditasyon yapan kimse Nirvana’ya çok yaklaşmış olur.”6 Budist meditasyonunun ilk aşaması, tam bilinçliliği gerçekleştirmektir. Tam bilinçliliğin belki en anlaşılır tanımı, tüm duyumların, duyguların, düşüncelerin, ruhsal durumların ardında olacak biçimde bir alıcılık, bir uyanıklık durumunun sürdürülmesi olarak yapılabilir. Algının kapıları öylesine açık tutulsun ki her algı hiçbir engelle karşılaşmadan bilince ulaşabilsin. Meditasyon hem tam bilinçliliği , hem de tam uyanıklığı içine alan bir uygulamadır. Tam bilinçlilik gerçekleştirilince, tam uyanıklıksa sekiz basamaklı yüce yol un sekizinci ve sonuncu basamağıdır. nsan bir kez tam uyanıklık, durumuna girince tüm ikilikler yok oluyor; düşünenin düşünceden, bilenin bilişinden, öznenin nesneden kopukluğu diye bir şey kalmıyor; zihinle yaşantı arasında bölüntü kalkıyor.

6- lhan Güngören, age, s.113

81

Bir yanda zihin bir yanda yaşantı diye iki ayrı şey kalmayınca gören görülen görme,bilen bilinen bilme bir yaşantı içinde bütünleşiyor. yalnızca görme ya da bilme yaşantısı kalıyor geriye. Ben’le, ben olmayan arasındaki çizgide yok oluyor.Ben aradan çekilince ben’in yok olmasıyla oluşan boşluk mutlak mutluluk bilinciyle oluyor. Artık Nirvana’nın kapıları açılmıştır.

82

IV- N RVANA VE ÖLÜMDEN SONRAK HAYATIN B L NMEZL Ğ Buddha’nın talebeleri tarafından sorulan soruların başında “Buddhalık seviyesinde erişmiş bir kimsenin öldükten sonra varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği” sorusu gelir. Buda bu sorulara yanıt vermekten her zaman kaçınmıştır. Buda izdeşçilerinin bu tür konularla uğraşmalarının kendilerine bir yarar sağlamayacağını söylüyordu. O bu tür konular üzerinde konuşulmasına bile taraftar değildi. Buda’nın ölümden sonra ne olacağının, Budalık seviyesine ulaşmış bir kimsenin öldükten sonra var olup olmayacağını konularının izdeşçileri tarafından konuşulmasının bir yararı olmayacağını söylemesine rağmen Buda’nın ölümünden sonra ortaya çıkan Budacı okullarda üzerinde en fazla tartılışan konuların başında bu gelmiştir. Bu okullarda ölümden sonraki yaşam üzerine değişik felsefi kuramlar ortaya atılmıştır.1 Budanın ölümüyle gerçekleştirdiği durumu dile getirmek için kullanılan sözcük parinirvana’dır (Pali: parinibbana) Pari sözcüğüyse nirvana’nın anlamını, yani yok olma, sönme durumunu şiddetlendirmek, vurgulamak için kullanılan bir öntakıdır. Parinirvana tam olarak sönmek, yok olma anlamındadır.2 Buda kendisinin öldükten sonra ne olacağı ya da nirvana’ya erişmiş bir kimsenin ölümünden sonrasıyla ilgili sorulara yanıt vermek istemediğini açıkça belirtmişti. Bu konuda kendisine soru soran Malunkyaputta’ya: “Nirvana’ya erişmiş olan kimse öldükten sonra varlığını sürdürür de demiyorum, sürdürmez de demiyorum, şimdi var, öldükten sonra yok da demiyorum, şimdide yok, öldükten sonra da yok da demiyorum. Hem niçin bunları açıklayayım? Bunları bilmekten elde edilecek hiçbir yarar yoktur. Bunları bilmek ne öğretinin temel ilkeleriyle ilgilidir, ne istenci etkiler, ne de isteklerin, tutkuların yok edilmesine, yüce bilgeligin, Nirvana’nın elde edilmesine yarar. Onun için açıklamaya gerek görmüyorum”3 diyordu. Bir yandan da, “Rüzgarın söndürdüğü alev nereye gidiyor? Sönüyor, gözden yitiyor. Bunun gibi doğum ölüm döngüsünden kendini kurtaran bilge de ad ve bedeninden sıyrılıyor, sönüp gözden yitiyor.”4

1-Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm, Hazırlayan: Lütfü Bozkurt, stanbul 1995, s. 143 2- lhan Güngören, Buda ve Öğretisi, stanbul 1994, s. 121 3-A.K. Coomaraswamy, Buddha and the Gospel of Buddhism, Harper and Row, s. 120-121 4- H. Oldenberg, Le Bouddha, s. 320

83

Ya da “Ocaktaki kızgın korlar birer birer sönünce ateşin nereye gittiğini kim bilebilir? Tam aydınlanmaya, özgürlüğe erişen kimse de öyledir. stek ve tutkular selini geçen kimse dingin, sakin denizin sularına varınca ondan hiçbir iz kalmaz.”5“Beş katışmaçtan (khanda,skr:skhanda) oluşan bütünlüğü dağılacağından bu katışmaçlarla sınırlanan kısıtlı kişiliğinden kurtulur. Onu tanımlamaya yarayacak hiçbir şey kalmaz ortada. Böyle bir durum içinse varolma yada varolmama gibi sözcüklerin bir anlamı olmaz. Artık o kimse her türlü bilişin dışındadır. Okyanus gibi dipsiz ve sınırsızdır.” diyordu. Öğrencileri direterek, “O yok mu olmuştur, yoksa gene doğumun zorunluluğundan mı kendini kurtarmıştır?” diye Buddha’yı sıkıştırdıkları zamansa: “Onun varlığını bilebilmek için elimizde hiçbir ölçek yok. Ancak olmadığını bilebiliriz. Bütün nitelikleri yok olunca ondan söz edebilmek olanağıda ortadan kalkar.”6 diye yanıt veriyordu. Buddha’nın kuşkusuz bu tutumuyla anlatmak istediği şey Nirvana’ya erişen kimsenin yalnız bu dünya ile ilgili istek ve tutkulardan değil, ölümden sonrasıyla ilgili bütün istek ve kaygılardan da vazgeçmesi gerekliliğiydi. Diyordu ki :“ şte bu ben, bu da dünya diyorsanız, ben öldükten sonra da sürekli, değişmeden kalacak bir benliğim olacak, diye düşünüyorsanız, böyle bir düşünce tam anlamıyla kendini beğenmişlikten gelen bir akılsızlık değil mi?”7 Bir başka açıdan da Buddha ölümden sonrasıyla ilgili istekleri, umutları olmanın kaygılara, ızdıraba yol açabileceğini, böyle bir durumunsa kurtuluşa engel olacağını düşünüyordu. Buddha’ya göre aydınlanabilmek, Nirvana’ya erişebilmek için anlaşılması kesinkes gerekli bir yanılgıydı. Nirvana’ya erişince insan bütünden ayrı kopuk, bölünmüş benliğinden sıyrılıyor, o zaman da geriye ölecek bir şey kalmıyor. Bundan 2500 yıl önce Hindistan’da kent kent, köy köy dolaşıp “ şitmedik demeyin! Ölüme çare bulundu,” diye herkesi Buddha’nın öğretisini benimsemeye çağıran dervişlerin anlatmak istediği şey herhalde bu olmalıydı. Eğer ben yoksa ben’in gerçek, değişmez, kalıcı bir birliği, bütünlüğü yoksa, o zaman ortada ölecek olan, ölümlü olan bir şey de yok demektir. Epikurus’un “Yaşadığımız sürece ölüm yok” sözleriyle bu görüş arasında bir benzerlik kurmadan edemiyor insan.
5-S. Spenser, Mysticism in World Religion, London 1963, s. 79 6- lhan Güngören, age, s. 122 7- H. Oldenberg, age, s. 310

84

Ama kanımca Buddha’nın

öğretisi en basit, en anlaşılır bir dille Ö IV. yüzyılda

yaşamış Taocu bilge Chuang-Tzu’nun şu sözleri özümlüyor: “Bir zamanların gerçek insanı, yaşama sarılmayı da, ölümden korkmayı da bilmezdi. Fazla keyiflenmeden gelir, sorun çıkarmadan da giderdi. Bir bakarsın gelmiş, bir bakarsın gitmiş. Hepsi bu kadar...Nerede başladığını unutmaz, nereye gideceğini öğrenmeye çalışmazdı. Kendisine verilenlerle yetinip, keyfini çıkarmayı, sonradan da uzatmadan geri vermeyi bilirdi.” 8 Buddha’nın kendisi, şu anda ve olduğu yerde kendisinin bilinemez olduğunu söyler. Ne tanrılar ne de insanlar onu görebilirler. Onu bir takım suretlerde gören veya onu bir takım kelimelerle düşünenler, onu kesinlikle görmezler. Buddha ben ne rahibim, ne şehzadeyim, ne çiftçiyim, ne de herhangi bir sınıftan biriyim; bilen birisi ve aynı zamanda hiç kimse olmayan insani niteliklerin hiç bulaşmadığı birisi olarak dünyayı dolaşıyorum, bana aile soyadımı sormak boşunadır diyordu. O kendisini tam olarak takip edilebileceği hiçbir iz bırakmaz. Şu anda ve burada olan Buddha, kavranamaz ve bu aşkın şahsiyetle ilgili olarak, bedensel ve psişik çözülmeden sonra bir oluşum geçirip geçirmediğini söyleyemeyiz. Bu her iki imkandan ne biri ne de ötekisi bu konuda kabul edilir veya reddedilir. Onunla ilgili söyleyebileceğimiz tek şey, onun var olduğudur; onun kim olduğunu veya nerede olduğunu sormak boş bir sorudur.9 Nirvana’ya bu ülküsel amaca, varlıklar ancak bir yaşam boyunca ilerleyerek ulaşırlar. Buna karşın, böyle ilerleyişin bir yaşamdan ötekine geçen aynı ruhun sürekliliği anlamına geleceği ve böylece de Brahman’ların öz ruhuna dönülmüş olacağı gibi bir karşı çıkış ileri sürülebilir. Budist düşünürleri buna da şöyle cevap veriyorlar. Yaşamlar dizisinde nöbetleşe yer alan varlıklar ne tıpatıp aynı, ne de birbirlerinden tümüyle başka varlıklardır: Tıpkı gece boyu yanan bir alevin hiç bir zaman tümüyle aynı,yada tümüyle başka olmayışı gibi. Herhalde şurasını bilmekte ahlaksal yarar vardır: Yaşamlar dizisinde kötü eylemler “akılsız kimsenin ayağına dolaşırlar,” ve “iyilik yapan kimse bu dünyadan ötekine geçtiğinde yaptığı iyilikler onu, tıpkı bir yolcuyu dönüşünde karşılayan hasımları ve dostları gibi karşılarlar.
8- lhan Güngören, age, s. 123 9-Ananda Coomaraswamy, Hinduizm ve Budizm, stanbul 2000, s. 108

85

Ali hsan Yitik’in Hint Kökenli Dinlerde Karma isimli eserinde çağdaş Budist What the Buddha Taught isimli eserinde

nancının tenasüh

nancıyla lişkisi

araştırmacılardan birisi olan W.Sri Rahula’nın ölümden sonraki hayat konusunun girdiğini belirttikten sonra

Budizm’de cevaplandırılamayan sorular kategorisine arahata ölümden

şöyle devam ettiğinden bahsediliyor: “Buddha bile bu konuda konuştuğunda, bir sonra ne olduğunu tasvir edecek bir kelimenin dilimizde Vaccha isimli müridinin bu konudaki bir sorusuna verdiği bulunmadığını belirtti.

cevapta Buddha, doğmak, doğmamak vb. sözlerin arahatın durumunu açıklamak için uygun kelimeler olmadığını; çünkü madde, duyum, algılama, zihni aktiviteler, bilinçlik gibi dünyevi varoluşla ilgili bütün özellikler, arahatlık derecesindeki bir kimse için tamamen tahrip edilmiş ve yok olmuş özelliklerdir. Bunlar arahatın ölümünden sonra artık hiçbir zaman yeniden ortaya çıkmayacaklardır”. Ali hsan Yitik aynı eserde bir başka Budist araştırmacı E. W. Hopkins’in ise, Buddha’nın öğrencilerini ve araştırmacıları, kişinin ölümünden sonraki kaderini araştırmaktan ve bu konuda soru sormaktan alıkoymak için her yolu deneyeceğini belirtmiş ve görüşlerini şöyle ifade etmiştir. Buddha Nirvana’ya ulaşmanın varlığın yok oluşuna yol açtığına inanmış ve hiçbir zaman ölümsüz bir varlık fikrini benimsememiştir. Onun ısrarla üzerinde durduğu konu herkesin karma ve yeniden doğuş doktrinlerini tam anlamıyla kabul ederek, mümkün olduğu kadar çabuk,, içinde bulunduğu bu sıkıntılı doğum- ölüm çemberinden bir an önce kurtulmaya gayret göstermiştir. “Rahula ve Hopkins’in ifadelerine dayanarak şunları söyleyebiliriz: Buddha’ya göre kişinin kendini içinde bulunduğu sıkıntılı doğum-ölüm çemberinden kurtaracak orta yolun gereklerini ifa etmek yerine, geçmiş ve gelecek durumunu araştırması, hatta şu andaki varlığının mahiyeti ile ilgili kafasında ürettiği problemlere çözümler önermesi hayal ortamında dolaşmak olarak kabul edildiğini; ve hakim kimselerin ise, böyle boş şeylerle uğraşmak yerine dört temel hakikat üzerinde düşünmelerinin önerildiğini söyleyebiliriz.”10
10-Ali hsan Yitik, Hint Kökenli Dinlerde Karma nancının Tenasüh nancıyla lişkisi, stanbul 1996, s. 129-130

86

IV.

BÖLÜM

BUD ZM’DE DOĞUM ÖLÜM DENGES ÇER S NDE

N RVANA’NIN YER

87

I- BUD ZM’DE KARMA VE TENASÜH L ŞK S Bütün Hint dinlerinde mevcut olan ortak inançlardan birisi de “Karma”ve “Tenasüh” inancıdır. Hint kaynaklı bütün dinler, kozmoloji ve ahiret anlayışlarını karma ve tenasüh inançları üzerine bina etmişlerdir. Ancak bu karma ve tenasüh inançlarının anlamı ve yorumu bütün Hint dinlerinde aynı anlamı karşılamamaktadır. Nitekim bizim üzerinde duracağımız Budizm ahiret anlayışı ve kozmolojisi de, karma ve tenasüh anlayışını Hinduizm’in karma ve tenasüh anlayışından farklı algılamış ve bu doğrultuda bir takım yorumlarda bulunmuştur. “Karma, zaman ve uzay içinde oluşan tüm olaylarda etkinliğini sürdüren nedensellik yasasının Doğu kültüründeki karşılığı”
1

olmakla birlikte; “iş davranış anlamına gelen,

fakat çoğu defa işleri yürüten, bu ve gelecek hayatta bir çok maddi etkileri bulunan kanunu da ifade eden bir terimdir.”2 “Bu terim Sanskritçe’de “yapmak, etmek”3 anlamındaki Kri kökünden türeyen ve “aksiyon, fiil, yapıp etme vb.” anlamları ifade eden bir isimdir.”4 Karma eski vedalar devrinde gözükmeyip, Upanişadlarla ortaya çıkmakla birlikte, bu ve gelecek hayattaki sosyal farklılıkların, iyi-kötü kaderin önceki hayatta yapılan iyi-kötü işler sonucu olarak oluştuğunu ifade eder. Budist kutsal literatürünün dili olmamakla birlikte günümüzde kullanılmayan bir dil olan Pali dilinde ise bu kavram “Karma” şeklindedir ve içerdiği anlam itibariyle aynı anlamı ifade etmektedir.5 Ancak bununla birlikte karmanın delalet ettiği anlam her halükarda dünyevi sevinç ve üzüntüleri mutlaka yaşayarak bir hayattan diğerine geçmeye mecbur edilmemiş ve karma, kendimizi ister istemez teslim etmek zorunda olduğumuz esrarengiz bir yaratanın bize zorla kabul ettirdiği kader olma anlayışından uzaklaştırılmıştır.6 Budizm’de karma, iş ve vazife demektir. Bu sebeple Budizm’de karma fikrinin etkisi ve hayatın tenasühü iki açıdan değerlendirilebilir. Biri ahlaki, diğeri duygusaldır. Ahlaki
1- lhan Güngören, Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı, stanbul 1995, s. 65 2-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 192 3-Orhan Hançerlioğlu, Dünya nançları Sözlüğü, stanbul 1993, s. 316 4-Ali hsan Yitik, Hint kökenli Dinlerde Karma nancının Tenasüh stanbul 1996, s. 132-135 5-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 192 6-Abdullah Masdusi, Yaşayan Dünya Dinleri, stanbul 1987, s. 127

nancıyla

lişkisi,

88

etki, ferdi varlığın bütün bölümlerindeki günah anlayışıdır.

Bu

ahlaki

duygular,

hayatın sefaletiyle karşılaşanlarda uysallık uyandırır. Karma fikri, insanın duygularını etkiler ve insan ilişkileriyle doğan duygularla desteklenen cemaat anlayışını geliştirir. Karma fikrinin diğer sonucu da hayır severlik duygusunu ve uygulamasını geliştirmede görülmektedir. Ahlak ve duygu birleştirilerek,başkalarının faydası için niyet edilen hayırlı bir işe ithaf edilebilir.7 Budizm karma doktrini, “itikadın temeli” olarak kabul eder. Bu, yaşayan varlıkların dönen bir tekerleğidir. Fakat mutlak olan her şeyi reddeder görünür. “Kozmos, devamlı ve ebedi bir akım, benlik ise bir hayaldir.”8 Ayrıca denir.” “Karma, acımasızca işleyen bir ahlak kuralı”9 olarak da kabul edilebilir. Bu kural hiç aksamadan sürüp gider. Ta ki Nirvana’ya erene kadar. “Normal

“Budizm’de canlıların ruhu devamlı olarak dünyaya gelir ve bu işleyen kurala karma
10

yaşamda kast değiştirmenin yasak olduğu Hint düşüncesinde kast değiştirmenin tek yolu gibi düşünülmektedir.”11 Budizm’de alt mertebeden bir üst mertebeye geçmenin tek yolu da denebilir. Karma terimi Budizm’de, Hinduizm’de ifade ettiği anlama nazaran daha sınırlıdır. Zira karma veya kamma terimi, Budist düşünce sistemi içerisinde, sadece belirli bir arzu sonucu iradi olarak icra edilen ve ahlaki öneme sahip fiziki ve zihni fiilleri ifade eder. Karma; mükafat beklemeksizin hareket etme, kişinin davranışının, içinde yaşadığı kast sisteminden değil, insanın kendi iradesinden geldiğini ifade eder.12 Ayrıca bazen bu terimin, “fiillerin meydana getirdiği tesir veya fiil ile sonucu arasındaki doğru orantıyı düzenleyen prensip”13 anlamında kullanıldığı da görülmektedir. Yani karma, bir anlamda irade etmedir. radenin dışında gerçekleşen tırnakların veya saçın, sakalın uzaması, yenilen içilen yiyeceklerin midede hazmedilmesi vb. gibi şeyler karma olarak nitelendirilemezler.
7-Hayrettin Şahin, Japon Budizmi,Y. Lisans Tezi,Sosyal Bilimler Enstitüsü,Kayseri 1990,s. 102 8-Herwe Ressau, Dinler, stanbul 1970, s. 96 9-Şinasi Gündüz, Din ve nançlar Sözlüğü, Konya 1998, s. 213 10-Osman Cilacı, Dinler ve nançlar Terminolojisi, stanbul 2001, s. 67 11-Şinasi Gündüz, age, s. 213 12-Hayrettin Şahin, age, s. 101 13-Ali hsan Yitik,age, s.133

89

Karma,kişinin içinde bulunduğu kast dilimine göre değişmeyen görevi, bir nevi mecburi kader anlayışıdır. Buddha burada iradi davranışa işaret etmiştir. Dolayısıyla karma, kişinin iradesiyle yaptığı şeyi ve bunun neticesini kapsar. Kişinin yapmış olduğu şeyler, kişi için kaçılamayacak bir sonuç doğurur. Bütün insanlar böyle bir karmayı miras alır ve bunu diğer bir karma takip eder. Bu devam edip giden süreç bir determinizmi çağrıştırsa da aslında öyle değildir. Çünkü kendi karması içinde her birey iyi veya kötü iş yapmakta hürdür. Kişinin kendi karması, bir işi yapması için kişiyi asla zorlamamaktadır. “Budist görüşe göre yeni karma için önemli olan, davranış değil iradedir.”14 Zira karmanın semerelerini fail, ya bu hayatta yani doğumda veya daha sonraki doğumda görecektir. yilik yapıp ahlaki davranışlarda bulunan kimsenin karması iyi; kötülük yapıp, hırs, kin ve hilenin esiri olan kimsenin karması ise kötü olacaktır. Bunun başka izah edilir bir tarafı da yoktur. Dolayısıyla karma, bir sebep sonuç kanunudur. Kim ne yapmışsa, onun semeresini mutlaka olacaktır. Her davranış kişiye geribildirim olarak dönecek ve meyvesini iyi veya kötü verecektir. yiliğin karşılığı iyilik, kötülüğün karşılığı da kötülük olarak alınacaktır. Bunda hiç şüphe yoktur. slam dinindeki “Kim zerre kadar iyilik işlemişse mükafatını, kim de zerre kadar kötülük işlemişse karşılığını alır”15 ayetinde olduğu gibi. “Karma; fiziki alemde olduğu gibi, ahlaki ve zihni alemde de insanın takip etmesi gerekli bir kanun bulunduğunu ifade eder.”16 Bu karma kanuna göre, bu hayatta işlenen her türlü amel, canlının kaderine tesir eder ve onun tekrar vücut bulmasına neden olur. Bunun neticesi olarak bütün canlılar, kendi kanunlarını kendi amelleriyle belirlerler.17Bütün insanlar ne ekerlerse onu biçerler. Bundan kaçış söz konusu değildir Karma doktrini, Budizm’den öncede varolmasına rağmen, Buddha ve Sangha cemaatı tarafından bir hayli genişletilmiştir. Neticesinde “Budist karma kanununa göre insan, her halükarda dünyevi sevinç ve üzüntüleri mutlaka yaşayarak bir hayattan ötekine geçmeye mecbur edilmemiş ve karma, kendimizi ister istemez teslim etmek zorunda

14-Günay, Tümer , Abdurrahman Küçük, age, s. 193 15-Kuran-ı Kerim, Zilzal Suresi, 7.8. ayetler 16-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 194 17- lhan Güngören, age, s. 66

90

olduğumuz esrarengiz bir yaratanın bize zorla kabul ettirdiği kader olma anlayışından uzaklaştırılmıştır.”18 Netice itibariyle Budizm’de bir ferdin önceki hayatında yapmış olduğu iyi veya kötü hareketler onu bu hayattaki, şu andaki mevcut konumuna getirmiştir. Yapılmış olan iyi hareketlerin mükafatı, kötü hareketlerin de cezası kişinin kaderini belirlemiştir. Karma kanunu bir nevi, monoteist dinlerin tanrısını andıran bir rol oynamaktadır. Ferdin yaptığı ve başına gelen her şey kendisine aittir. Bir fert, iyilik yaparak gelecek hayattaki durumunu ıslah edebilir, hatta yükselerek tanrılar seviyesine gelebilir.19 Budizm’de karma, klasik Hint sisteminde olduğu gibi başlıca üç kısımdan oluşur. Bu üç kısım bazı araştırmacılar tarafından karmanın temel unsurları olarak kabul edilir. a)“Cetana: Bir kişiyi eyleme iten, içindeki gizli güç, arzu-istek veya faili o fiili icra etmeye sevk eden sebep demektir. Başka bir ifadeyle cetana, herhangi bir eylemin ortaya çıkmasından önceki hazırlık dönemi ve bu devrede kişiyi eyleme yönelten arzu ve istek anlamına gelir. Budizm’de kişiyi eyleme yönelten sebepler başlıca beş gruba ayrılır. Bunlar; Avidya (cehalet), asmita ( egoizm), raga (muhabbet), duesha (nefret) ve abhinevasa (inatçılık)tır. Bu tür huylar tamamen yok edilmeden kişinin karma ve onun ortaya çıkaracağı sonuçlardan kurtulması mümkün değildir. b)Samudacara veya vijnapti karma: Eylemin bilfiil ortaya çıktığı andır. Yani karmanın başkaları tarafından gözlemlenebildiği yegane safhadır. c) Vasana veya samskara: Bir eylemin bundan sonra sadır olacak fiili sonucunda ortaya çıkan ve failinden kudretindeki etkidir. Bir

belirleyebilme

kimsenin ömrünün son anında icra ettiği bir fiilin ortaya çıkardığı vasana, onun yeniden doğuş formunu ve statüsünü belirler. Bireylerin son andaki karmaları farklı olduğu için bireyler arasındaki sosyal ve ekonomik farklılıklar ortaya çıkmaktadır.”20 Nitekim Ali hsan Yitik’in The Questions of Milinda adlı eserden aldığı pasajda Nagasena, Kral Milinda’nın bu konudaki bir sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Nasıl ki, değişik meyvelerin

18-Abdullah Masdusi, age, s.127 19-Budizm, Türk Ansiklopedisi, VIII: cilt, Ankara 1956, s. 300 20-Ali hsan Yitik,age, s. 133

91

tatlarının birbirinden farklı oluşu, onların tohumlarının farklılığından kaynaklanıyorsa, insanlar arasındaki sosyal statü farklarının ve eşitsizliklerin nedenleri de, meyveler gibi onların tohumlardan meydana gelmeleri, yani bu insanların karmalarının farklı oluşu nedeniyledir. Çünkü Buddha’nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ey Brahminler! Şunu bilin ki, herkes kendi karmasına sahiptir ve herkes kendi karmasının mirasçısıdır. şte insanları aşağı ve yukarı tabakalara ayıran da bu karmadır.”21 Budizm’de karmanın bir çok tasnifi yapılmıştır. Bu tasnifleri kısaca tanıtmaya çalışalım. A- Budizm’de en yaygın tasnif, karmanın ahlaki niteliği göz önüne alınarak yapılan tasniftir. Buna göre fiiller akusala, kusala ve avyakrita olmak üzere üç temel gruba ayrılır. Akusala olarak nitelendirilen ve sonucunda kötülük olan on fiil şunlardır: 1- Her hangi bir canlı varlığı incitmek veya öldürmek 2- Hırsızlık yapmak 3- Zina etmek 4- Yalan söylemek 5- Gıybet etmek ve dedikodu yapmak 6- Küfretmek 7- Boş veya lüzumsuz konuşmak 8- Açgözlülük 9- Başkası hakkında kötü zan beslemek 10- Yanlış ve hatalı görüş sahibi olmak Kasula denilen davranışlar ise bu on fiilin olumsuzlarıdır ve iyi sonuç, fazilet ortaya çıkaran davranışlardır. Avyakrita fiiller ise, Nirvana’ya kavuşmuş Buddha’ların, Nirvana’ya ulaşma anından Parinirvana olarak kabul edilen ölümlerine kadar geçen zaman dilimi içerisinde icra etmiş oldukları fiillere verilen isimdir

21-Ali hsan Yitik age, s. 133

92

B-

kinci bir karma tasnifi, fiilin kaynağına göredir. Buna göre fiiller, kaya karma (bedeni fiil), vaci karma ( sözel fiil) ve mana karma ( zihni fiil) olmak üzere üç gruba ayrılır.

C- Üçüncü bir tasnif, ortaya çıkardıkları sonuçların kayıtlayıcı nitelikte olup olmamasına göredir. Buna göre fiiller sasrava ve anasvara karmalar olmak üzere ikiye ayrılır. Sasvara karma adı verilen fiiller dünyevi bir arzu istek sonucu icra edildikleri için ortaya çıkardıkları sonuç iyi gözükse de, faili doğum-ölüm çarkına bağlayıcı nitelikte olmasından ötürü nihai noktadan kötüdür. Anasvara karmalar ise, düzenli meditasyon sonucunda aydınlanmaya kavuşan kimselerin, aydınlanmadan ölümlerine kadar geçen süre zarfında yaptıkları fiillerdir. D- Bir başka tasnif ise fiillerin ortaya çıkardığı sonuçların ahlaki niteliğine göre yapılan tasniftir. Bu tasnifin birinci tasniften farkı, bu tasnifteki ahlaki niteliğin yani sıra fiillerin ortaya çıkardıkları sonucun bilfiil ortaya çıkma süresi de göz önüne alınmıştır. Buna göre fiiller şu kategorilere ayrılır. a)Semeresini anında veren en kötü beş fiil şunlardır: Anne katli, baba katli, bir Arahat’ın öldürülmesi veya yaralanması ve Sangha teşkilatının içinde hizipçilik yapılmasıdır. b)Neticeleri mutlak anlamda kötü olan fiiller c)Neticeleri mutlak anlamda iyi olan fiiller d)Hem iyi hem de köyü netice veren fiiller: Böyle fiillere örnek olarak, bir kimsenin ailesinin geçimini sağlamak için çiftçilik yapması gösterilebilir. Böyle bir davranış, kişinin ailesine karşı olan sorumluluğunu yerine getirmesi açısından iyi, gözle görülmeyen pek çok canlının yok edilmesine neden olduğu için de kötüdür. e) yi veya kötü sonuç vermeyen fiiller: Azizlerin yapmış olduğu eylemler bu tür fiillere örnek olarak gösterilebilir.

93

E- Beşinci bir tasnif ise karmaların semerelerini verdikleri zaman dilimi açısındandır. Buna göre fiiller; 1-Semeresi şu andaki varoluş sürecinde ortaya çıkan fiiller 2-Bir sonraki varoluş aşamasında semeresini verecek olan fiiller 3-Bundan sonraki ikinci varoluş aşamasında semeresini verecek fiiller 4-Semeresini ne zaman vereceği belli olmayan fiiller F- Son karma tasnifi ise, fiilin ve onun ortaya çıkaracağı sonucun etkili olduğu alana göredir. Buna göre fiiller ferdi ve kollektif olmak üzere ikiye ayrılır. Hülasa karma yasası aslında kolay anlaşılır bir yasadır: “Ne ekersen onu biçersin.” O halde düşünce ekersen davranış, davranış ekersen alışkanlık, alışkanlık ekersen huy, huy ekersen yazgı biçersin 22 dediğimiz zaman karma yasasını özetlemiş oluyoruz. Her düşünce, her davranış, her söz, her eylem hem kendi zihnimizde hem de dışımızda bir takım tepkiler yaratıyor. Ancak unutmamalıyız ki, her düşüncemiz, her davranışımız bizim geçmişimizin, önceki düşünce ve davranışlarımızın toplamından başka bir şey değildir. Böyle düşündüğümüz, böyle söylediğimiz zaman daha önceki düşüncelerimiz, sözlerimiz, davranışlarımız bizi böyle düşünmeye, davranmaya zorladığı için böyle düşünüp, davranıyoruz.

22- lhan Güngören, age, s. 68

94

Tenasüh ise, bir ruhun bir bedenden diğerine geçmesini ifade eder.23 Tenasüh yeniden doğuş, tekrar tekrar gelme anlamına gelen Samsara’yı ifade eder. Tenasühten yani yeniden doğuştan kaçınmak ise mümkün değildir.
24

Tenasühten kurtulmanın tek yolu

var. Oda Nirvana’ya ulaşmaktır.25 Tenasüh inancı gereği ölen her insanın ruhu yeni bir bedene girmek suretiyle yeniden doğar. “Ruh sahibinin geçirmiş olduğu ömrün iyi veya kötü olmasıyla, ruh da iyi veya kötü bir sonuca ulaşır.”26 “Batı dillerindeki karşılığı Reenkarnasyon olan tenasüh, tekrar doğma bedenlenme, yeniden doğuş olarak da tarif edilmektedir.27 Istılah da ise tenasüh, ölümünden sonra bir ruhun yeniden insan bedenine girerek dünyaya tekrar gelmesi inancıdır.”28 Tenasüh inancı daha ziyade Hint menşeli olmakla birlikte ran, eski Mısır ve Yunanistan’da da bu inanca rastlanılmaktadır. Yorum ve anlayış farklılıkları bir tarafa bırakılacak olursa bu inancı, Hindistan’da bulanık bir mistisizm, Mısır’da mucizevi bir natüralizm, ran’da ise tabiatüstü antropomorfizm şeklinde görülmektedir. Budizm’de tenasüh adı verilen ruh göçü, yani ruhun bir bedenden başka bir bedene geçme fikri çok önemli bir yer tutar.29 Budizm’e göre her insan yapmış olduğu amellerin neticesini bu tenasüh anlayışı sayesinde elde eder. yilik yapmışsa sonraki hayatında mutlu yaşar,kötülük işlemişse sonraki hayatında kötü bir hayat sürer. “Tenasüh,bitmek bilmeyen bir yeniden doğuş silsilesidir ve içinde bir eziyet ve çile yumağı taşır.”30 Tenasüh, sadece insan şeklinde değil, en küçük sinekten insana kadar olan bütün canlı kategorilerini içine alan, bir yeniden hayata dönüştür. Bu yeniden doğuşa bir son vermenin çaresi ise, Nirvana’ya ulaşmak ve orada mutluluğun doruğuna çıkmaktır “Bu nazariyeye göre, günah işleyen kimse, cehenneme gidip günahkar olan kimse ancak öldükten sonra cezalandırılmaz; üç şekilde doğarak cezalandırılır.

23-Ahmet Mithat Efendi, Tarihi Edyan,I. cilt, stanbul 1329, s. 329 24-Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 193 25-Abidin til, “Buda Tanrı’yı Reddetmiyor mu?”, AÜ FD,11. Sayı, 1963, s. 114-115 26-Walter Ruben, Budizm Tarihi, Ankara 1947, s. 10 27-Orhan Hançerlioğlu, age, s. 874 28-Mehmet Taplamacıoğlu, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ankara 1960,s. 156 29-Ahmet Mithat Efendi, age, s. 329 30-Ali hsan Yitik, age, s. 145-150

95

Birincide şeytan olarak doğar, ikincide cehennemde doğar, üçüncüsünde ise bir domuz, bir köpek veya bunlara benzer bir hayvan olarak doğar.”31 nsan iyi davranış ve hareketler yaparsa yeniden dünyaya gelişte daha yüksek mertebe elde etmiş olur.32 Tenasüh zihniyet olarak, Hindistan’ın bütün din, felsefe ve moral sistemlerinin esasını teşkil eder.33 Tenasüh inancı, “ölümsüz olan ruhun ya sürekli olarak ya da günahlarından arınıncaya kadar bir bedenden diğerine tekrar doğması” 34 veya bir başka yorumla “ölümsüzlük ve ebedilik anlamında ruhun bir bedenden diğerine insandan hayvana veya hayvandan insana geçmesi”
35

anlamına da gelir. Kişi öleceği zaman

parlak bir ışık görür ve ölümü anında zihni karışır ve şaşırır. Her şeyi rüya gibi görecek aklı karışan kişi, baba ve annesinin gelecekteki durumunu sevgi içinde görür ve onlara bakar. Bu anda bir düşünce aklını karıştırır ve kendi içinde isyankarlık zuhur eder. Şayet yeniden bir erkek olarak dünyaya gelecekse, kişi kendisini annesiyle birlikte mutlu olarak görür. Bu durumda babası ile çelişkili duruma gelir. şte bu anda hayat ve şuur ortaya çıkar, ölüm ortadan kalkarak geniş bir hayat başlar.36 Buda ancak Nirvana’ya erişmekle mümkündür. “Buddha’dan önce Hindistan’da tenasüh ve karma inanışı var mıydı? Buddha bu iki kavramı insandan sürekli bir nefs, ruh bulunmadığını ifade eden “anatta” doktrini ile nasıl uzlaştırdı? sorusu Budistler için önemli bir sorunu ortaya çıkarır. Zira bu, Hindistan’da tamamen Budistlere has bir doktrindir. Budistler, ayrı bir ruh yerine, ruhsal tezahürleri bedenle bir bütün olarak almak yoluyla insan kavramına giderler. Yani insan, bedenle zihni özelliklerin bir bütünüdür. Bunlar güzel bir anda, doğumda bir araya gelmiştir; acı bir anda, ölümle ayrılacaklardır.” 37 Netice itibariyle Budizm, ortaya çıkmış olduğu bölgelerin diğer felsefe ve dini sistemleri gibi tenasüh anlayışını benimsemiş ve samsara çarkındaki her canlının, en yüksek gaye olarak kabul edilen Nirvana’ya ulaşıncaya kadar, işlediği fiillerin ahlaki niteliğine bağlı olarak, değişik varlık kategorilerinde varlığını
31-Walter Ruben, age, s. 34 32-“Budizm”, Türk Tarihi, VIII. cilt, Ankara 1956, s. 299-303 33-Şaban Kuzgun, Dinler Tarihi Ders Notları, Kayseri 1983, s. 62 34-Şinasi Gündüz, age, s. 365 35-Osman Cilacı, age, s. 354 36-Buddhism, Colliers Encylopedia, Kanada 1974,V.4,P.676 37-Günay, Tümer, Abdurrahman Küçük, age, s. 193

devam ettirdiğine

96

inanmıştır. 38 Yani Budizm’de karma - tenasüh prensibinin bütün aleme hakim olan ve buradaki ahengi düzenleyen bir prensip olduğuna kesin bir inancın mevcudiyeti aşikardır. Daha öncede belirtildiği gibi Budizm’de ruh anlayışının olmayışı, ruh göçü dediğimiz tenasüh anlayışında bazı sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Ancak Budist mantığının özünde şu gerçeğin yattığı da yadsınmamalıdır. “Budizm’de sürekli ve değişmez bir cevherin varlığını kabul etmek, tekamül veya sürekli gelişim fikriyle uzlaşmaz.”39 Budist anlayışında sabit ve sürekli bir cevherin kabul edilmesi, bazı araştırmacıları, Budizm’de yeniden varoluş olayını ifade etmek için transmigrasyon (ruh göçü) teriminin yerine, reenkarnosyon (yeniden bedenlenme) terimini kullanmaya sevk ettiğini görüyoruz.40 Ayrıca Budist sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilen ruh göçü anlayışının, hiçbir şekilde Buddha tarafından öğretilmiş olamayacağını ve onun bu düşünce sistemine intikalinin Buddha’nın ölümünden çok sonralara rastladığını savunan düşünürler de mevcuttur.41 Karma inancı, ister Buddha hayatta iken ister ölümünden daha sonra olsun Budizm’e girmesinden sonra, Budist insanların eylemlerinin sonucuna doğrudan etki eder bir vazifeye bürünmüştür. Bu sebeple bu noktada karma-sonuç ilişkisinden bahsetmek zorunluluk almıştır. Budizm’de karma-sonuç ilişkisi söz konusu olduğunda, insan fiillerini başlıca iki kategoride ele alabiliriz. Bunlar : a) Önceden yapılan bir davranışın zorunlu sonucu olarak ortaya çıkan fiiller b) Belirli bir arzu, istek sonucu, iradi olarak icra edilen fiiller Önceden yapılan bir eylemin zorunlu sonucu olarak ortaya çıkan fiiller otomatik olarak yapıldıkları ve ferdin herhangi bir müdahalesi bulunmadığı için ahlaki bakımdan bir önem arz etmezler.42
38-Ali hsan Yitik, age, s.144 39-T.R.V. Murti, The Central Philosophy of Buddizm, London 1980, s.31-32 40-A.L. Herman, The Problem of Evil and Indian Thought, New York 1994, s.159-164 41-T.W. Rhys Davids, Indian Budizm, s.91-92 42-Ali hsan Yitik, age, s.140

97

Çünkü bu tür davranışlarda iradenin rolü yok denecek kadar azdır. Belirli bir istek neticesinde iradi olarak icra edilen fiiller ise, failini olumlu ya da olumsuz yönde mutlaka etkileyecekleri için ahlaki açıdan önem arz ederler. Nitekim Budist ahlaki doktrinlerinin kaynağı olan Dhammapada’da kişilerin şu anda içinde yaşadıkları sosyal çevre ve sahip oldukları sosyal statünün geçmişteki amellere göre belirlendiği ifade edilerek, insanların bir daha benzer acı ve sıkıntılı durumlara düşmemeleri için, geleceklerini olumsuz yönde etkileyebilecek kötü amellerden şiddetle kaçınılması öğütlenmektedir.43 Budist düşünce sisteminde irade ön plana çıkarılarak yapılan her türlü eylemin iyi veya kötü mutlaka bir semere vereceği kesin olarak kabul görmekle birlikte, yapılan eylemin neticesinde ortaya çıkacak olan etkinin ne zaman, nasıl olacağı tam anlamıyla belirlenebilmiş değildir. Ancak anne veya baba katli, bir arahatın öldürülmesi ve Budist cemaati arasında hizipçilik yapılması gibi en kötü kabul edilen dört fiilin yapılması neticesinde yapılan bu davranışın semeresini hemen, anında vereceği kesin kabul görmüştür. Çünkü bu fiillerin işlenmesi neticesinde, kişinim kefaret veya tövbe ile bu fiillerin semeresinden kurtulması mümkün değildir. Oysa Budizm’de bazı kötü davranışların neticesinde kişi, yapılacak tövbe veya kefaret töreni, günahkarın oğlu veya kızının rahip veya rahibe olması ve kişinin ölümünden sonra yapılması lazım gelen cenaze törenlerinin tam anlamıyla icra edilmesi gibi fiillerle cezadan kurtulabilmektedir. Yine Budizm’de ölmek üzere olan Budist’in görüştür.44 Yine Budizm’de önemli bir nokta da her fiilin belirli bir tek bir sonucu olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü Budizm’de benzer fiillerin, failin önceki veya o fiilden sonraki karmik birikimlerine bağlı olarak değişik şahıslar için farklı sonuçlar ortaya çıkabileceği kabul edilir. son anındaki durumu da, kişinin karmik birikimleri üzerinde olumlu veya olumsuz etki yapabileceği kabul görmüş bir

43-Juan Mascora, Dhammapada Gerçeğe Giden Yol (Çeviren: M. Ali Işım), stanbul 1992, s. 40 44-L. Ligeti, Bilinmeyen ç Asya (Çeviren: Sadrettin Karatay), Ankara 1986, s.

98

“Diğer yandan karma tenasüh ilişkisiyle ilgili Budizm’deki en önemli sorun ruh, ego ve atma gibi herhangi sürekli bir cevherin varlığını kabul etmeksizin t1 anında yapılan bir F fiilinin ortaya çıkaracağı karmik birikimin t2 anına nasıl taşındığıdır.”45 Ayrıca her şey sürekli bir değişim içerisinde ise, fail ile fiilin semeresini gören kimse arasındaki özdeşlik nasıl kurulabilir? Halbuki böyle bir özdeşlik kurulamadığı sürece karma tenasüh inancının hemen hemen bütün Budist düşünürler ve araştırmacıların iddia ettiği gibi evrensel bir ahlak yasası olduğunu söylemek mümkün olamayacaktır. Bu konuda Kral Milinda’nın karma inancı ile anatma inancının birbiriyle nasıl uzlaştırılabileceğine dair sorusuna Magasena’nın verdiği cevap şu iki misalle açıklanabilir. “Ey Kral! Düşünün ki, bir mango bahçesinden mango çaldığı için bahçe sahibi tarafından yakalanarak, hakim huzuruna getirilen bir hırsız ona şöyle diyor: “Efendim, benim aldığım mangolar, bu adamın toprağa koyduğu mangolardan farklıdır. Onun için ben cezayı hak etmedim.” Öyleyse bu hırsız suçlu değil midir? Kesinlikle efendim. O cezaya layıktır. Peki, o niçin suçludur? - Çünkü o ne derse desin, onun almış olduğu mango, bahçevanın ektiği mangoların bir sonucu olduğu için o suçludur.

-

şte böyle Aziz Kralım. Hırsızın çaldığı meyve, bahçe sahibinin toprağa ektiği mangonun bir meyvesi olmasından dolayı, bu olayda bahçevanın haklı olması gibi, insanların bu isim ve formla yaptığı fiiller, başka yeni bir isim ve formun ortaya çıkmasına neden olur. Dolayısıyla bu yeni isim ve formun önceki fiillerinin sonuçlarından kurtulabilmesi mümkün değildir. 46

45-Ali hsan Yitik, age, s.142 46-Ali hsan Yitik, age, s.142-143

99

-

“... Veya soğuk bir mevsimde, ısınmak isteyen bir kimsenin kendi tarlasında ateş yaktığını düşünelim. Bu kimse bir süre yaktığı ateşle ısındıktan sonra ocağı söndürmeden bırakır gider. Yanar halde bırakılan ateş komşunun arazisine sıçrar ve oradaki mahsülün yanmasına neden olur. Şimdi mahsülü yanan kimse, ateşi yakan “Efendimiz! Ben bu adamın mahsülünü yakmadım. Benim yanar halde bıraktığım ateş, bu adamın tarlasını yakan ateşten farklıydı. Ben suçlu değilim.” kimseyi, suçlu olduğunu ileri sürerek yakalayıp, kral önüne getiriyor. Komşusunun mahsülünü yakmakla itham edilen bu kimse, kendini şu şekilde savunuyor.

-

Aziz Kral, size göre bu adamın savunması doğru mudur? Kesinlikle değil efendim. Peki niçin? Çünkü, o ne derse desin, adamın tarlasına sıçrayan ateş, onun yaktığı ateşin bir sonucu olması dolayısıyla itham edilen kimse suçludur.

-

şte aynen böyle Ulu Kral... Bu isim ve form (varoluş) tarafından icra edilen iyi veya kötü ameller yeni bir isim ve form ortaya çıkarır. Söz konusu bu ikinci isim ve form, birincinin sonucu olmasından ötürü, onun karmik birikimlerinin etkisinden azade kalması söz konusu değildir.47

Sonuç itibariyle bütün bu örneklerdeki ortak nokta, olaylar arasında doğrudan, gözle görülebilir bir ilişki söz konusu değilse bile, mutlaka bir sebep sonuç ilişkisinin mevcut oluşudur. Karma tenasüh ilişkisinde de böyle bir sebep sonuç münasebeti vardır. Bu nedenle fail ile semeresini gören arasında bir ayniyet olmasa dahi, söz gelişi A’nın işlediği bir suç sebebiyle B’nin ceza alması veya mükafat görmesi Budizm’e göre normal kabul edilmiştir.48

47-Ali hsan Yitik, age, s. 143, 48-Ali hsan Yitik,age, s. 144

100

II-N RVANA’NIN KARMA VE TENASÜHLE L ŞK S Budizm’de Nirvana karma ve tenasüh ilişkisine geçmeden önce Budist kozmoloji ve ahiret anlayışı hakkında kısaca bilgi vermenin bu konunun anlaşılmasını daha da kolaylaştıracağı kanaatindeyim. Her şeyden önce Budizm’de üzerinde yaşadığımız dünyayı yaratan, onu koruyup gözeten ve varlığını sürdürmesini temin eden şahsi bir Tanrı fikri mevcut değildir.1 Bu sebeple Budizm, bir çok araştırmacı tarafından ateist, yani Tanrı tanımaz bir din, bir ekol olarak kabul edilmiştir. Ancak ateist teriminin “sadece Tanrının değil, bunun yanı sıra ruh, ahiret gibi ruhani ve manevi hakikatler varlığını topyekün inkar eden kimseler” 2 için kullanıldığı göz önüne alınacak olursa, ateist teriminin bir din olarak Budizm için kullanılması uygun değildir.3 “Budizm’de her ne kadar müşahhas bir Tanrı fikri mevcut olmasa da, Budist kutsal literatürünü oluşturan Sutta’larda Sakka ve Brahma gibi Tanrıların beşeriyetin ve tanrıların üstadıBuddha’nın tarafına geçtikleri için övgüyle zikredilmeleri, bize Budizm’de semitik kökenli dinlerdeki gibi yaratıcı, koruyucu vb. sıfatlara sahip bir Tanrı anlayışı olmasa dahi, Tanrı fikrinin Budizm’de en azından bir varoluş kategorisi olarak kabul edildiğini düşündürmektedir.” 4 Budizm’le ilgili hatırdan çıkarılmaması gereken bir diğer hususta şudur: Buddha’nın kurmuş olduğu sistemin mantığı onu, bu dünyada mutlu olmamış kimselerin mutlu olabileceği başka bir alemin varlığını kesin inkara götürmüştür. O sadece öteki dünyayı inkar eden görüşünde ısrar etmekle kalmamış; bunun ötesinde öğrencilerini ve araştırmacıları, kişinin ölümden sonraki kaderini araştırmaktan ve bu konuda soru sormaktan alıkoymak için her yolu denemiştir.Ali hsan Yitik’in E. W. Hopkins’in The Religions of ndia isimli eserinden yaptığı alıntıda “Buddha Nirvana’ya ulaşmanın varlığın yok oluşuna yol açtığına inanmış ve hiçbir zaman ölümsüz bir varlık fikrini benimsememiştir.”5 Onun ısrarla üzerinde durduğu husus, herkesin karma ve yeniden doğuş doktrinlerini tam anlamıyla kabul ederek, mümkün olduğu kadar çabuk, içinde
1-Abidin til, “Buddha Tanrı’yı Reddetmiyor mu?”, An.Ü FD, Ankara 1998, s.11-16 2-S.H. Bolay, Felsefi Doktrinler Sözlüğü, Ankara 1990, s. 40 3-Juan Mascora, Dhammapada Gerçeğe Giden Yol (Çeviren:M. Ali Işım), stanbul1992 4-Ali hsan Yitik, Hint Kökenli Dinlerde Karma nancının Tenasüh nancıyla lişkisi, stanbul 1996, s. 124 5-Ali hsan Yitik, age, s.148-152

101

bulunduğu

bu sıkıntılı doğum-ölüm çemberinden bir an önce kurtulmaya gayret

göstermesidir. Bunun için de uyanık, aydın ve iyi bir mü’min olmak başarının temel şartıdır. Budizm’deki temel hedef, en yüksek iyi veya mutlak kurtuluşu ifade edern Nirvana’ya erişmektedir. Bir Budist için en yüksek gaye, içinde bulunduğu sıkıntılı varoluş çemberinden kurtulacak, bir an önce mutlak kurtuluş düzeyini ifade eden Nirvana’ya yükselmektedir. Onun bu hedefe ulaşabilmesi için sekiz dilimli yolu izlemesi ve onu katetmesi gerekir. 6 Buddha’nın talebelerine önerdiği yöntem (dharma) ne aşırı çile, perhiz yoludur, ne de aşırı nefse ve nefsin arzularına düşkünlük yoludur. Bu yol ikisinin ortasındaki orta yoldur. Bu yol sekiz basamaklı yüce yoldur. Bu yüce yoldan giderek uyanmak, aydınlanmak, Nirvana’ya, Buddha’lığa ulaşmak gerçekleştirilebilir.7 Bu yüce yolun ilk iki basamağı düşünceyle sonra gelen dördü davranışla, en sonda gelen ikisi de uyanma, aydınlanma ile ilgilidir. Bu sekiz dilimli yolu halis iman, halis irade, doğru konuşma, doğru hareket, doğru çalışma, doğru fikir ve doğru düşünme olarak ta özetleyebiliriz.8 Görüldüğü gibi, ferdin doğum-ölüm çemberinden kurtulabilmesi için tavsiye edilen bu yolun en azından doğru konuşma,doğru hareket,doğru yaşama-ve doğru çalışma basamakları zaten doğrudan doğruya karma teriminin muhtevası içerisine girmektedir. Buradan hareketle Budizm’de karma inancının nihai gayeye (Nirvana’ya) ulaşmada önemli bir faktör olduğunu kabul etmek bir zorunluluk haline gelmektedir. Zaten “Budist kutsal literatürünü oluşturan metinlerde de ısrarla, her türlü dünyevi mutluluğun yanı sıra, en yüksek gaye kabul edilen Nirvana’nın da ancak faziletli ameller neticesinde elde edileceği vurgulanır. Örneğin Khuddakapatha’nın Nidhikanda Sutta’sında, Nirvana’ya ulaşmada faziletli fiillerin rolünün ifade edildiği bölüm, ihtiyaç duyduğu anda kullanmak üzere, sahip olduğu hazineyi toprağa gömen bir kimsenin tasviriyle başlamaktadır. Daha sonra bu şekilde toprağa gömülen hazinenin unutulması
6-E. A. Burrt, The Teachings of The Compassinate Buddha, New York 1955, s.28-30 7- lhan Güngören, Zen Budizm bir Yaşama sanatı, stanbul 1995, s.96 8-Ali hsan Yitik, age, s.149

102

veya çalınması imkanlarının mevcut olduğu hatırlatılarak, onu arzu edildiği zaman kullanabilme ihtimalinin çok az olduğu ifade edilir. Buna karşılık, faziletli amellerle elde edilecek manevi hazinenin ise sahibine sağlayacağı yararlar şöyle dile getiriliyor: Her erkek veya kadının sahip olduğu öyle bir hazine vardır ki, o, hürriyet, fazilet, ölçülülük, ve soğuk kanlılık içerisinde çok iyi muhafaza edilir. O, muhteşem bir binada, Sangha’da, fertte, yabancılar arasında anne-babada ve ilk doğan çocuklarda saklıdır. şte bu çok iyi muhafaza edilen ve korunması zor hazine, ölümle birlikte her şeyin onu terk ettiği bir anda sahibine arkadaşlık eder. O hiçbir hırsızın çalamayacağı, başkalarıyla paylaşılamayacak bir hazinedir. Öyleyse bütün hakimler iyi ameller işlesinler. Çünkü ölümden sonra sahibini yalnız bırakmayacak gazine işte budur. O tanrılar ve insanlara haz ve mutluluk veren bir hazinedir. Onlar, arzu ettikleri her şeyi onun sayesinde elde edebilecektir. Beşeri olgunluk ve semavi dünyalardaki her türlü hazzı yakalama, Nirvana’ya ulaşma da bu hazineyle mümkündür. Hakimane bir tavırla bilgi, kurtuluş ve üstünlüğü kendisine arkadaş edinmek isteyen kimse de bütün bu isteklerini söz konusu hazine sayesinde elde edebilir. Ayrıca kılı kırk yaran feraset, her türlü kurtuluş, muridin kemale ermesi, zahidane aydınlanma ve Buddha’lığın temelleri yine bu hazine sayesinde elde edilebilir. şe faziletli, iyi fiiller ve bunların ortaya çıkardığı karmik birikim, böyle büyük bir potansiyel oluşturur. Bu nedenle iyi ameller icra etmek hakim ve aydın kişilerce takdir edilir.”9 Yapılan bu uzunca açıklamalar göstermektedir ki, ahlaken iyi karmalar hem dünyevi varoluş ve bu esnada tecrübe edilen hazlar, hem de mutlak kurtuluş ve aydınlanmanın elde edilmesinde tek sebep olarak kabul edilmektedir. Ali hsan Yitik’in The Questions Of Milinda’dan yaptığı alıntıda “Milindapanha’da ise, iyi fiillerin ortaya çıkardıkları sonuçlar Pazar analojisiyle anlatılmıştır. Burada ilk olarak kişinin ihtiyaç duyduğu her şeyi rahatlıkla bulup, satın alabileceği bir Pazar tasvir sayesinde bütün bunların satın alınabileceği vurgulandıktan sonra Nagasena’nın şu ifadelerine yer verilir:
9-Walter Ruben, “Budizma’nın Menşei ve Özü”, An.ÜDTCFD,I,sayı 5,Ankara 1943

103

Uzun ömür, sağlık, güzellik, semavi alemde yeniden doğuş, asilzade veya üst kastlardan birine mensup olarak tekrar doğma, Nirvana-ki bütün bunlar o pazarda satışa arz olunmuştur. Buddha’nın pazarındaki bütün bu eşyalar, az veya çok karma ile satın alınabilir. Ey kardeşler! manını ücret olarak göster ve hoşuna giden bu malları satın al.”10 Yukarıda almış olduğumuz iki alıntı göstermektedir ki, Budist inanç sisteminde karmaya yüklenen fonksiyon, Hinduizm’in yüklediği fonksiyondan hem farklı hem de daha zordur. Zira karma, geleneksel Hindu düşünce sistemlerine göre en yüksek gayenin elde edilmesinde zorunlu şart olarak kabul edilmekte, ancak yeterli şart olarak görülmemekteyken, Budizm’de karma Budist öğretisinin temel hedefi olan Nirvana’ya ulaşmanın hem zorunlu hem de yeterli sebebi olarak görülmektedir. Ancak şu ana kadar anlattığımız karma Nirvana ilişkisi, Budist inanç sistemi içerisinde yaygın biçimde benimsenen “Nirvana’ya ancak her türlü karmanın terk edilmesi ve yoga eksersizlerinin sıkıca uygulanmasıyla ulaşılabilir” anlayışıyla bir tezat içermektedir. Ancak böyle bir anlayışın Budizm’in orijinal anlayışı olmaktan ziyade, Hindu dini içerisinde bu sistemin savunucusu konumundaki Advaita Vedanta sisteminden ona geçmiş olması kuvvetli bir ihtimaldir. Çünkü Buddha kurtuluşa ulaşmanın, insanlardan uzaklaşıp inzivaya çekilmekle veya şan, şöhret ve lüks içinde geçirilen bir hayatla değil, ancak orta yolun takip edilmesi ve kendisinin gösterdiği sekiz dilimli yolun takip edilmesi neticesinde gerçekleşebileceğini de her vesilede vurgulamıştır. Buddha bizzat kendi hayatında, aşırı riyazet ve mücadelenin de, sadece zenginlik ve maddi servet gibi insanların rahatını ön plana çıkaran işlerinde mutluluğu yakalamakta yetersiz kaldığını idrak etmiş bir kimsedir. Bu nedenle böyle bir tecrübeden sonra onun, sadece yoga egzersizleriyle nihai mutluluk olarak da kabul edilen Nirvana’ya ulaşabileceğini söylediğini düşünmek pek sağlıklı ve tutarlı görünmemektedir. Budizm’deki bu konu ile ilgili temel görüş, her Budist’in yaptığı iyi veya kötü eylemlerin karma ve tenasüh anlayışı gereği bir karşılığının bulunduğu ve sekiz dilimli yolu takip eden her Budist’in Nirvana’ya erişeceğidir.

10-Ali hsan Yitik, age, s.150

104

SONUÇ Yapmış olduğumuz bu araştırma ile Budizm’deki Nirvana kavramının ne ifade ettiğini ve Nirvana kavramının Budizm’deki diğer inanç esasları ile olan ilişkilerini ortaya koymaya çalıştık ve şu sonuçları elde ettik: Her şeyden önce Nirvana’nın diğer dinlerde varolan cennet kavramından farklı bir içeriğe sahip olduğu, Nirvana’nın ölüm sonrasından ziyade bu dünyada iken ulaşılabilecek bir mertebe olduğu, dünyevi (nefsi) istek ve arzuların oluşturduğu her türlü isteğin son bulması anlamına geldiği, tenasüh denilen doğum-ölüm silsilesinden kurtulmanın tek yolunun Nirvana’ya erişmek olduğu kanaatine vardık. Budist inançlarına göre Nirvana normal yaşantıyı yok eden bir mertebe değildir. Nirvana’ya erişen insan bir yandan da günlük yaşantısını devam ettirir ve hatta işlerini daha kolay bir şekilde ve daha büyük bir beceriyle yapar. Aynı zamanda Nirvana’ya erişen bir Budist günlük işlerini yaparkaen beğenilme yada beğenilmeme gibi bir kaygı taşımaz. Nirvana’ya erişen insana kazanmak bir sevinç vermediği gibi, kaybetmek de üzüntü vermez. Nirvana’ya ulaşan kişi acıda çekiyor, korku da duyuyor fakat bunlara boyun eğmesini biliyor. Bu çalışma sonucunda Budizm’de sosyal statüsü ne olursa olsun, ister fakir olsun ister zengin sekiz dilimli yolu takip ederse her insan Nirvana’ya erişebilir. Bunu gerçekleştirmek Budistin kendi elindedir. Nitekim günün birinde bütün varıkların ve hatta ufacık toz taneciklerinin dahi Nirvana’ya ulaşacağına inanılmaktadır. Ayrıca Nirvana’nın bulunabileceği belirli bir yer de yoktur.Nirvana ne doğuda ne

batıda ne kuzeyde ne güneyde ne yerde ne de göktedir. nsan dünyanın neresinde olursa olsun Nirvana’ya erişebilir. Yeter ki insan yaşamını doğru bir çizgi üzerine oturtsun ve nefsinin istek ve arzularından tamamen kurtulabilsin.

105

- B BL YOĞRAFYA-

-

AYDIN, Mehmet, Din Fenomeni, Konya, 1965

- AYDIN,Mehmet, C LACI, Osman, Dinler Tarihi,Konya, Tarihsiz - AT K, Kemal, slami Kavramlar, Ankara, 1997 - BAYUR,Y. Hikmet, Hindistan Tarihi, Ankara, 1947 - BAYUR, Y.Hikmet, Hint Dinleri, stanbul, 1935 - BERRY, Gerald L,.Religions Of The World, New York, 1956 - BUDDA, Ömer, Hint Dinleri, stanbul, 1935 - BUDDA, Ömer, Dinler Tarihi, stanbul, 1938 - BURRT, E.A., The Teachings Of The Compassinate Buddha, New York, 1955 - BOLAY,S.H., Felsefi Doktrinler Sözlüğü, Ankara, 1990 - CARUS, Paul, Buda’nın Öğretisi, Çeviren: Teoman Uçkun, stanbul, 1984 - CHALLEAYE, Felicien, Dinler Tarihi,Çeviren: Semih Tiryakioğlu, stanbul,1972 - C LACI, Osman, Günümüz Dünya Dinleri, Ankara,1965 - C LACI, Osman, Dinler ve nançlar Terminolojisi, stanbul, 2001 - Colliers Encylopedia, Buddha ve Buddhism, Kanada, 1974,V.4, P.677

106

- CLARK; Walter, Buddhism Encylopedia Amerikane, New York, 1954,V.4, P.674 - ÇAĞDAŞ, Kemal, “Reformcu Yönleriyle Buddha ve Aşoka”, AÜDD Dergisi, Ankara, 1970 - DAĞ, Mehmet, YURTAYDIN, Hüseyin G., Dinler Tarihi, stanbul, 1942 - Dinler Tarihi Ansiklopedisi, Ankara, 1956 - DOĞRUL, Ömer Rıza, Yeryüzünde Dinler Tarihi, stanbul, 1942 - EFEND , Ahmet Mithat Efendi, Tarihi Edyan, stanbul, 1329 - EL ADE, Mircea, Dinler Tarihine Giriş, stanbul,2002 - EL ADE, Mircea, Dinler Tarihi Sözlüğü, stanbul,1997 Encylopedia Americane, New York, 1954 Encylopedia Of Religion and Ethics, London, 1909 F TZGERALD; C:P., History Of East Asia, Penguin Books, 1974 FROM, Erik, Psikanaliz ve Zen Budizm, Çev: . Güngören, stanbul,1981 GEAR, Jhoseph, How The Great Religions Began, New York, 1956 GÜNALTAY,M. Şemsettin, Tarihi Edyan, Tarihsiz

- GÜNDÜZ, Şinasi, Din ve nançlar Sözlüğü, Konya, 1995 Günümüz Din ve Fikir Hareketleri Sözlüğü, stanbul,1990

107

-

GÜNGÖREN, lhan, Buda ve Öğretisi, stanbul,1994 GÜNGÖREN, lhan, Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı, stanbul, 1995

- GÜNGÖREN; lhan, Meditasyon ve Zazen, stanbul, 1992 GÜVENÇ, Bozkurt, Japon Kültürü, Ankara, 1980 HAM DULLAH, Muhammed, slam Peygamberi, Çev: Salih Tuğ, stanbul,1980 HERMAN, A.L, The Promlem Of Evil and ndian Tought, New York, 1994

- HERR EGEL, Eugene, Zen Budizm’in Yolu, stanbul, 1995 HANÇERL OĞLU, Orhan, Dünya nançları Sözlüğü, stanbul, 1995 HOPK NS, E.W., Religions of ndia, ND AN REL G ONS, New Delhi, 1979 T L, Abidin, “Buddha Tanrı’yı Reddetmiyor mu?”, AÜ FD, Ankara, 1963 KAFESOĞLU, brahim, Türk Tarihi, TDEK, Ankara, 1998 KAYA, Korhan, Budistlerin Kutsal Kitapları, ANKARA, 1999 K TAGOVA; Josph, MRaju P.T., Chen Wing-tsit, Asya Dinleri, stranbul, 2002

- KUZGUN, Şaban, Dinler Tarihi Ders Notları, Kayseri, 1993 L GET , L., Bilinmeyen ç Asya, Çev: Sadrettin Karatay, Ankara, 1986 MASDUS , Abdullah, Yaşayan Dünya Dinleri, stanbul, 1983

108

-

MASCORA, Juan, Dhammapada Gerçeğe Giden Yol, Çev: M. Ali Işım, stanbul,

1992 MER Ç; Cemil, Bir Dünyanın Eşiğinde, stanbul, 1979 MURT , T.R.V, The Central Philosophy of Buddhism, London, 1980

- ÖGEL, Bahattin, Türk Kültür Tarihine Giriş, Ankara, 1991 RAHULA, Sri, Wat The Buddha Tought RESSAU, Herwe, Dinler, stanbul, 1970 RHYS, Davids,T.W. ndia Buddhism RUBEN, Walter, Eski Hint Tarihi, Çev: Ziya Şenbay, Ankara, 1947 RUBEN, Walter, “Budizm’in Menşei ve Özü”,An. ÜDTCF Dergisi, Ankara, 1993 RUBEN, Walter, Eski Metinlere Göre Budizm, stanbul, 2000 RUBEN, Walter, Budizm Tarihi, Çeviren: Abidin til, Ankara, 1947 ROYNALDS,Frenk E, Charles Hollisey, Buddhism The Encylopedia of Religion, London, 1987 ÖGEL, Bahattin, Türk Kültür Tarihine Giriş, Ankara, 1991

- Sanat Tarihi Ansiklopedisi, stsnbul, 1998 SAM , Şemsettin, Tarihi Edyan, stanbul, Tarihsiz

109

-

SARIKÇIOĞLU, Ekrem, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta, 2000 SAMMUEL, Charles, Buddhism, The Worlds Religions, New York, 1954 SCH MMEL, Annamaria, Dinler Tarihine Giriş, stanbul, 1999 SPENSER, S.,Mhyticism n World Religion, London, 1963

- SUZUK , D.T., On ndian Mahayana Buddhism, New York, 1968 ŞAH N, Hayrettin, Japon Budizmi, Y. Lisans Tezi, Kayseri, 1990 Şamil slam Ansiklopedisi, stanbul, 1990 ŞER AT , Ali, Dinler Tarihi, Ankara,1997 ŞEYBE, Abdulkadir, Yaşayan Dünya Dinleri ve Mezhepleri, stanbul, 1995

- TAPLAMACIOĞLU, Mehmet, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ankara, 1960 - The World Religions, New York, 1954 TÜMER, Günay, KÜÇÜK, Abdurrahman, Dinler Tarihi, Ankara, 1997 Türk Ansiklopedisi, Ankara, 1956 Türkiye Diyanet Vakfı slam Ansiklopedisi, Ankara, 1997

- USLU, Şükrü, slam Öncesi Türklerde Budizm, Y. Lisans Tezi, Kayseri, 1993 Y T K, Ali hsan, Hint Kökenli Dinlerde Karma nancının Tenasüh nancıyla

lişkisi, stanbul, 1996

110

- WALTER, A. Clark, Buddha, Encylopedia Amerikane, New York, 1956, WATT Alan, The Way Of Zen, Penguin Books, 1962

111

ÖZGEÇM Ş

27.08.1980 tarihinde Yozgat’a bağlı Sarıkaya ilçesinde dünyaya geldi. lkokulu Sarıkaya Yavuz Selim lkokulunda, orta öğrenimimi ve liseyi Sarıkaya mam Hatip Lisesi’nde tamamladı. Liseyi bitirdiği yıl Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi lahiyat Fakültesini kazandı. S.D.Ü. lahiyat Fakültesinde iki sene öğrenimimi devam etti. 1999 ÖSS sınavına girerek Erciyes Üniversitesi lahiyat Fakültesini ilk tercihten kazandı ve E:Ü lahiyat Fakültesi Yönetim Kurulu’nun vermiş olduğu karar doğrultusunda ikinci sınıftan öğrenimine devam etti. 05.07.2002 tarihinde E.Ü. lahiyat Fakültesini birincilikle bitirdi. Aynı yıl Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Anlayışı”nı seçti ve iki senedir bu konu üzerinde çalışmalarda bulundu. 29.09.2005 tarihinde Erzurum / Çat Çok Proğramlı Lise’ye Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak atandı. Halen bu görevi yürütmektedir. Battalgazi Mahallesi Özkonut Yapı Kooperatifi No:8 Sarıkaya / Yozgat Ev telefonu: 0354 772 42 58 Cep telefonu : 0537 381 69 50 / 0505 8152537 Dinler Tarihi Bilim Dalı’nda yüksek lisansa başladı. Tez konusu olarak “Budizm’de Nirvana

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful