Filiz Bingölçe ile "Kadın Argosu

"
Argo ve kadın kavramlarının bu kadar iç içe olabileceği kimin aklına gelirdi ki? Gazeteci Filiz Bingölçe’nin ikinci cildini yayınladığı “Kadın Argosu Sözlüğü” gösteriyor ki, kadınlar da en az erkekler kadar argoya düşkün. Hatta bu konuda erkeklerden daha yaratıcı olduklarını bile söyleyebiliriz. Bir kadın olarak içeriden bir bakışla kadınların aralarında kullandığı özel dili kapsamlı ve yıllara dayanan bir araştırmayla derleyen ve dilimize kazandıran Filiz Bingölçe, dört yıl önce yayınladığı “Kadın Argosu Sözlüğü”nün müstehcen bulunması nedeniyle hakkında açılan davadan beraat etmişti. Aradan geçen süre içinde Kadın Argosu Sözlüğü’nün ikincisini de hazırlayan Bingölçe, daha erkek egemen bir alana yönelerek derlediği “Futbol Argosu Sözlüğü”nü de bununla aynı anda yayınladı. Son olarak “Asker Argosu Sözlüğü” ile erkeklerin en önemli argo üretim merkezlerini mercek altına almış olan Bingölçe, argo kültürünün ne olduğunu, nasıl oluştuğunu ve argonun dilimizdeki yerini anlattı. “Argo”nun tanımı nedir? Argo, Hulki Aktunç’un deyimiyle “dilin gizli örgütü, en mazlum olduğu anda en saldırgan olabilen bir imkânı”. Her dilin kendi argosu, teklifsiz dili, kaba söylemleri, küfürleri var. Argo, atasözleri ve destanlar kadar eski bir tür, bir dil damarı. Argoyu genel dilden ayıran en önemli unsurlar arasında bir dili konuşan küçük grupların gerek eğlence gerekse gizlilik sebebiyle ortak dildeki kelime ve kelime gruplarına yeni anlamlar yükleme, olmayan kimi sözcükleri yaratma, sadece kendilerinin anlayabilecekleri bir dil oluşturma istek ve iradesinin yattığını söyleyebiliriz. Argo sözlüklerinizi oluştururken okur katkılarını derlemek için nasıl bir çalışma yürüttünüz? Sözlüklerden ilkini derlerken çevremdeki kadınlarla iletişim kurdum ve aynı kapıya çıkan biriki sorunun içini doldurdum. Kendi aralarında konuşurken neye ne ad verdikleri, erkeklerin anlamayacağı biçimde söylemek istedikleri zaman neyi nasıl söyledikleri gibi sorular. Futbol Argosu Sözlüğü derlemesinde ise hem tarama hem de derleme çalışması yaptım. Bu alanda yazılmış kitapları, dergileri, taraftar sitelerini taradım. Futbol argosunun üretildiği mekânlar, tribünler olduğu için 50’den fazla maça gittim, taraftarın yanında durup ürettiği kimi argoları maçlarda kaydettim. Bir kısım argoyu ise bazı taraftarlarla teke tek, yüz yüze görüşmeler yoluyla toparladım. Kadın Argosu Sözlüğü’nde geçen argoları birkaç kız arkadaşıma sordum, ancak bunları ilk defa duyduklarını söylediler. Acaba bu argoyu neye göre genellediniz? Mesela bir argo için kaç mektup geldi? Üç beş kızın kendi arasında uydurduğu ve sonrasında size
1

ulaştırması sonucu sözlüğe girmiş olan argolar olabilir mi? Eğer böyleyse bu argolar dilimize zorla girmiş olmuyor mu? Argo genellenebilir bir dil oluşumu değil. Zaten öyle olduğu için genel dilden ayrılıyor. Kız arkadaşlarınızın kimi argoları bilip kimilerini ise bilmemesi çok doğal. Çünkü, örneğin regl hali için farklı yaş ve eğitim gruplarındaki kadınlar farklı argo sözcükleri tercih edebiliyor. İki kızın uydurup arasında kullanması o lafın yaygınlaşmasının ilk aşaması zaten. Argo kültürü nasıl oluşur? Kimler daha çok argo kullanır? Argoyu, sınıf ayrımına gitmeksizin tüm toplumsal sınıfların kullandığını görüyoruz. Argo kullanımında genç-yaşlı-çocuk, kadın-erkek, zengin-fakir gibi ayrımlar yapmak mümkün değil. Argo kültürü ise bence oyun oynamaya başladığınız andan itibaren edinilmeye başlıyor. Çünkü kendi argosu olmayan bir oyun yok bu yeryüzünde. Biz argo zengini bir toplum muyuz sizce? “Biz en zenginiz, oh canımıza değsin!” demek cümle aleme açık bir nispet vermek olur belki ama gerçek şu ki, Türkçe sözlü kültür malzemesi açısından en zengin dillerden biri. Müstehcen dil unsurlarının araştırılması önünde hâlâ var olan tabular nedeniyle yazıya geçmemiş çokça dil öğesi olduğu için “Türk argosunun, geçmişteki birikimlerinin gün ışığına çıkarılabildiğini” söylemek mümkün değil. Bir kere şunu bilmek gerekir, hiçbir dilin 1073’de yazılmış Divan-ı Lugati’t Türk gibi bir sözlüğü yok. Kaşgarlı Mahmud’un bu çok kıymetli sözlüğünde, o dönemde Türkçe’de kullanılan pek çok argo lafı görmek mümkün. Bu durum, Türkçe’nin ne denli köklü bir altyapısı olduğunu gösteriyor. Bence bizdeki argoyla bir tek belki New York argosu yarışabilir, onun da sıksan sıksan yüz yıllık bir tarihsel birikimi var. Bu, iyi bir şey midir, kötü bir şey midir bir toplum için? Halk kültürünün ürettiği tüm sözel ürünler iyi-kötü sınıflamasının çok üstünde dil değeridir. Her şeyi bırakın “anonim” oluşları o toplumun ruhu hakkında bilgi edinmek isteyenler için önemli bir hazine niteliğindedir. Örneğin Kadın Argosu Sözlüğü’nü yargılamak bana göre toplumun doğrudan doğruya kendi dilini yargılaması olmuştur. Bir sözlüğe dava açılmasını tabir edecek bir argo sözcük var mı? Sözlüğün müstehceni olmaz! Her bir sözlüğü ne kadar sürede hazırladınız? Kadın Argosu Sözlüğü’nün ilk cildini derlemem 12 yılımı aldı. Kadın Argosu Sözlüğü-2 için okuyuculardan gelen laflar beş yıl gibi bir sürede birikti. Bu arada futbol argosu da çalışıyordum ve biraz da asker argosu. Kadın argosuyla erkek argosu arasında ne tarz farklılıklar var? Kadın argosu diye bir sözlük oluşturdum ama erkek argosu diye bir tanımlama yapıp onun içini doldurmadığım için bir kıyaslama yapmam mümkün değil. Fakat galiba hayatta varoluş
2

biçimlerindeki ayrılıklardan kaynaklanan bazı “boyut farkları” olduğunu tahmin etmek güç değil. Erkek argosu için de bir sözlük hazırlamayı düşünüyor musunuz? Erkek argosunu, konuya meraklı bir başkasının çalışması gerekir. Benim “içerden” bir derleme yapabilmem zor. Çünkü nasıl kadınlar erkeklerin yanında başka, “kadın kadınayken” başka konuşuyorsa erkekler de öyle yapıyor genellikle. Siz argo sözlüklerini yazdığınız sıralarda dilinize dolanıp kullandıklarınız oldu mu? Olduysa hangileri? Ben argo seven ve kullanan bir kadınım. Ama argo bir özümseme işi, yeri ve zamanında kullanılınca, kişinin diline yakışınca iyi oluyor. Yeri gelince bildiğim bütün argoları, tıpkı öteki dil unsurlarını kullandığım gibi kullanıyorum. Tabii o anda aklıma gelir ve dilimden dökebilirsem. Cinsellikle argo arasındaki ilişki nedir? Argocu; yani argo söz, deyim ya da kalıp üreten kişi enteresan bir şahsiyet. Her konuya “çıplak” tarafından bir yorum getirmesi, pek çok iktidar odağını alaşağı etmesi, kendi çalıp kendi söylemesi en çarpıcı özellikleri. Argocu, “kuş” ve “hıyar” sözcüklerini çok sevdiği gibi, cinsellik ve cinsel organlardan dem vurmaya; hayatın her alanına ilişkin özgün yorumunu cinsellik aracılığıyla dile getirmeye ise bayılıyor. Bunun için onu suçlamak, ayıplamak, duymazdan gelmek mi gerekir? Bence hayır! Argo, nasıl yasaklananların, tabuların içinden geçiyorsa cinsellikle ilgili sözler de, kültürlerin özelliklerine göre en fazla yasaklananlar listesinde en üst sıralarda yer alır. O nedenle galiba argoyu cinsel imgelerden ayırmak en azından bizim kültürümüzde ve yaşadığımız tarihte mümkün gözükmüyor. Bir de tabii bedenin alt kesitine ilişkin imgeler nasıl asık suratlı, ciddi ve resmi dünya tarafından dışlanıyorsa, gülen dünya tarafından da o kadar sahipleniliyor. Erkekler takımlarını desteklerken cinsellik alanına giren terimleri neden özellikle tercih eder? Futbolla cinsellik neden bu kadar örtüşüyor? Bu sorunun yanıtını bir psikiyatrist vermeli, benim bilirkişilik yapmam olmaz. Bir kadın olarak futbol argosuna duyduğunuz ilgi nerden geliyor? Futbol Argosu Sözlüğü, Oyun Argosu Ansiklopedisi oluşturma hayalimi çalışırken ortaya çıktı. F maddesine gelince futbol, kelimenin tam anlamıyla “patladı”. Sonradan tribünleri sevdim, fakat takım tutacak kadar değil bu sevgi. Yine de zevkine maça giden, tribünde eğlenen kadınlardanım. Kadın Argosu’ndan... Alikız – Vücudu ve hareketleriyle erkeğe benzeyen kadın Aç gözlü ayşe molla - Her gördüğü yiyecekten isteyen kadın.
3

Agresif olmak - Kadınların aylık kanaması, regl Vites değiştirmek (Erkek için) – Pantolonun dışından cinsel organını düzeltmek Ballıtirit – Yakışıklı genç erkek Rutini kesmek – Çapkınlık yapmak Bitllibico sirkeli haco - Yediği içtiği ayrı gitmeyen arkadaş Bosna Hersek - Ayrı yaşayan evli çift Çişine lebboy, kakasına şebboy diyerek büyütmek - Çocuğunu el bebek gül bebek büyütmek Damdan indi tapadak, avrat oldu şapadak - Her lafa karışan kimse Erotik manda - Kendisini çekici sanan kaba saba erkek Amele mıknatısı – Mini etek Gece bülbülü - Geceleyin kocasına kaynanasını çekiştiren kadın Futbol Argosu’ndan... Akordeon olmak – Çok farklı yenilgi almak. Çokoprens almaya göndermek – Etkili bir çalımla rakibi geçmek Döner de var kuru da – Fanatik taraftarlar, kendilerinde taş ve bıçak gibi kesici aletler bulunduğu imasıyla söyler. Forttirik olmak – Dört sıfır yenilmek Hakeme hatırını sormak – Hakeme küfür etmek Acıdı mı – Galip gelen takımın taraftarlarınca başarıyı abartmak için kullanılır. Asker Argosu’ndan... Mağara – Eğitim düzeyi düşük, nerede nasıl davranacağını bilemeyen er Mehmet ağa – Bedelli asker Pırpır – Astsubay rütbe işareti Yeşil kundura – Asker botu Zorlu ikili – Asker karavanasında çıkan fasulye ile kapuska yemeği.
Yazan: Metin Under (İlk Yayın: Esquire), 16 Ağustos 2010 Kaynak: http://www.derki.com 4

KADIN ARGO SÖZLÜĞÜ DAVA DOSYASI
Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı 30 Kasım 2001’de 9. Asliye Mahkemesine başvurarak kitabı toplatma talebinde bulundu. Mahkeme bu talebi, kitabın iddia edildiği gibi “halkın ar ve haya duygularını incitmediği gibi, cinsel arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte bulunmadığı, genel ahlak kurallarına da aykırı olmadığı, yazarın bu eserle amacının, kadınların aralarında kullanıldığını iddia ettiği argo sözlerin anlamlarını okuyanlara açıklamak olduğu” gerekçesiyle reddetti. Ancak Savcılık 5680 sayılı kanunun 16/4, TCK'nun 416/1, 427 Son, 119/1 Mad. (Her sanık için ayrı ayrı tatbiki) uyarınca “müstehcen kitap yayınlamak” suçuyla yazar Filiz Bingölçe ve yayıncı Semih Sökmen aleyhine dava açtı. Mahkemenin bilirkişi olarak görüşüne başvurulan, popüler ismiyle Muzır Kurulu (TC Başbakanlığa Bağlı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu) kitabın aleyhinde rapor verdi. Yazar ve yayıncı “bilirkişinin ideolojik olarak tarafgir olduğunu, bu kurulun edebiyat ve dilbilimle hiçbir ilişkileri olmayan kişilerden oluştuğunu” belirterek bu kurulun bilirkişiliğine itiraz ettiler. Bunun üzerine mahkeme, bilirkişi olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne başvurdu. Bu rapor, “kitabın edebiyat eseri olmadığını, bir sözlük olduğunu, ve isnat edilen cinsel duyguları tahrik etme fiilinin” oluşamayacağını belirtiyor. Kadın Argosu Sözlüğü hakkında Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan dava, 16 Haziran günü yapılan duruşmada beraat kararıyla sonuçlandı. Aşağıda dava sürecinin temel dökümanlarını okuyabilirsiniz. Ama biz en çok, aynı ülkede hangi zihniyetteki kişilerle bir arada yaşadığınızı görmeniz için Muzır Kurulu raporunu tavsiye ederiz.

Toplatma Talebinin 9. Asliye Ceza Mahkemesi Tarafından Reddi, 04.12.2001
T.C. BEYOĞLU 9. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ SAYI: 2001/25 KİTAP TOPLATMA TALEBİNİN REDDİ ÜZERİNE, İTİRAZEN TOPLATMA TALEBİNE DAİR KARAR MÜTEFERRİK KARAR HAKİM: İSMAİL SASANÇAR – 20969 YZ. İŞL. MD.: YURDANUR SÖNMEZ İTİRAZ EDEN: C. SAVCISI MUSTAFA GÜLSOY – 20815 İTİRAZ OLUNAN KARAR: Beyoğlu 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.11.2001 tarih 2001/1438 sayılı toplatma talebinin reddine dair kararı. Beyoğlu C. Başsavcılığı Basın Bürosunun 3.12.2001 tarihli yazısı ile, yukarıda belirtilen Sulh Ceza Mahkemesinin "Toplatma talebinin reddine" ilişkin kararın, kitabın içeriği göz önüne alındığında, bütünüyle kitapta yer alan sözcük ve deyimlerin ve anlamların ar ve haya duygusunu incitir durumda bulunması göz önüne alınarak itirazın kabulü ile Metis Yayınları tarafından yayınlanan Filiz Bingölçe tarafından kaleme alınmış olan KADIN ARGOSU
5

SÖZLÜĞÜ KİTABININ TOPLATILMASINA karar verilmesi talep edilmiş olmakla; İtiraz yazısına ekli Sulh Ceza Mahkemesi kararı ve ekteki kitap incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ İncelenen "Kadın Argosu Sözlüğü" kitabının önsözler de dahil 212 sayfadan ibaret eser olduğu, Filiz Bingölçe tarafından kaleme alındığı, bu kitabın 2 ana bölümden oluştuğu, 7-164 sayfaları arasında kalan 1. bölümde alfabetik sıra ile kadınlar arasında kullanıldığı önsöz yazılarında açıklanan argo nitelikli kelimeler ve deyimler ile bunların açıklamalarını içerdiği, 165-212. sayfalar arasında yer alan 2. ana bölümde ise yine alfabetik sıra izlenerek 1. bölümde yer alan kelime ve deyimlerin kavramlarına ilişkin açıklama dizini bulunduğu, bu hali ile eserin sözlük niteliğini taşıdığı, kitap içinde yer alan bazı kelimeler, deyimler ve açıklamaların Türk toplumunun örf ve inançlarına uygun olmamakla birlikte kitabın tümünde yer alan kavram ve açıklamaları Türk toplumunun demokratik değerlerine ters düşmediği, sosyal normlarla çatışmadığı, halkın ar ve haya duygularını incitmediği gibi, cinsel arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte bulunmadığı, genel ahlak kurallarına da aykırı olmadığı, yazarın bu eserle amacının, kadınların aralarında kullanıldığını iddia ettiği argo sözlerin anlamlarını okuyanlara açıklamak olduğu, kaldı ki TCK'nun 426, 427 mad. göre yetkili ve görevli Ceza Mahkemesine iddianame ile açılacak dava üzerine yapılacak yargılama sonunda da kitabın içeriği itibariyle anılan maddelerde yer alan eylemi gerçekleştirdiğinin anlaşılması halinde verilecek mahkûmiyet kararı ile birlikte her zaman toplatılmasının mümkün olacağı hususları da göz önüne alındığında; Beyoğlu 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2001/1438 esas 30.11.2001 tarihli "Kitabın toplatılması talebinin reddine" ilişkin kararı usule, ilgili yasalara ve incelenen kitap içeriğine uygun düştüğünden İTİRAZIN REDDİNE, Karardan yeterince örneği ile birlikte kitap ekli hazırlık evrakının C. Başsavcılığına iadesine, İnceleme sonunda kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 04.12.2001

Cumhuriyet Savcılığının İddianamesi, 12.04.2002
T.C. BEYOĞLU C. BAŞSAVCILIĞI BASIN BÜROSU HAZIRLIK NO: 2001/44897 ESAS NO: 2002/5912 İD. NO: 2002/4285 İDDİANAME BEYOĞLU (2) ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE DAVACI: K. H.

6

SANIKLAR: 1. Hüseyin Semih SÖKMEN: Halil İbrahim ve Günel Oğlu 1959 doğ. C.73/12 S.57 KSN. 1434 İzmir Merkez Muratreis Nf. kayıtlı Metis Yayınları Yayınevi Sorumlusu. 2. Lütfiye Filiz BİNGÖLÇE: Lütfi ve Türkan kızı 1965 doğ. C.043/01 S.29 K.9 Tokat Merkez Hacımehmet Bey Nf. kayıtlı. KADIN ARGOSU SÖZLÜĞÜ isimli kitabın yazarı. SUÇ: Müstehcen Kitap Yayınlamak. SUÇ TARİHİ: Ekim 2001 SEVK MADDESİ: 5680 sayılı kanunun 16/4, TCK'nun 416/1, 427 Son, 119/1 Mad. (Her sanık için ayrı ayrı tatbiki) HAZIRLIK EVRAKI İNCELENDİ; Yönetim yeri İstiklal Cad. İpek Sk. No. 9 Beyoğlu olan Sanık Hüseyin Semih Sökmen'in yayınevi sorumlu olduğu Metis Yayıncılık tarafından yayınlanan, sanık Lütfiye Filiz Bingölçe'nin hazırladığı KADIN ARGOSU SÖZLÜĞÜ isimli kitabın tümünde yayınlanan yazıların genel ahlaka aykırı olduğu ilgili kitap ve ön ödeme tebligatlarından anlaşılmakla; Sanıkların 5680 sayılı yasa uyarınca yargılanmalarının Mahkemenizde açılıp yapılarak yukarıda yazılı sevk maddelerine göre cezalandırılmalarına karar verilmesi kamu adına iddia olunur. 12.4.2002 MUSTAFA GÜLSOY – 20815 CUMHURİYET SAVCISI

Filiz Bingölçe İfade, 01.08.2002
Filiz Bingölçe'nin İfadesi Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi Başkanlığı İSTANBUL Tarafımdan derlenen Kadın Argosu Sözlüğü'ne, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın atfettiği "müstehcen kitap yayınlamak" suçlamasını reddediyorum. Sözlüğün halkın ar ve haya duygularını incitme veya cinsi arzuları tahrik ve istismar etmek gibi bir amacı bulunmamaktadır. Sözlük kadınların kendi aralarında kullandıkları ve yazılı kültüre şimdiye dek geçmemiş ya da pek az geçmiş sözcük ve deyimlerin bir derlemesinden oluşuyor.

7

Sözlükler dili objektif olarak yansıtırlar ve yaşamda var olan dilin gerçekliğini nesnel bir bakışla yazıya geçirirler. Sözlük, bu haliyle bir dil gerçekliği ve yaşamda var olan bir olgunun bilimsel ve nesnel yöntemlerle saptanması girişimidir. Kaldı ki, 1072-73'te Kaşgarlı Mahmud tarafından kaleme alınan Divan-ı Lugat-it Türk'de de bugün "Kadın Argosu Sözlüğü"nde yer alan sözcüklerin pek çoğu ve tanımı yer almış ve Türk Dil Kurumu bu sözlüğün çevirisini yayınlamıştır. Ayrıca Hulki Aktunç tarafından kaleme alınan Büyük Argo Sözlüğü de benzer bir yöntemle oluşturulmuş ve argo gerçeğini tüm boyutlarıyla yazıya geçirmiş bir eserdir. Dahası 1990'dan bu yana dört baskısı yapılan Büyük Argo Sözlüğü mahkemelerde dahi tanık ve bilirkaynak olarak kullanılmış sözlükler içindedir. Daha önce 9. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile Kadın Argosu Sözlüğü, "Türk toplumunun demokratik değerlerine ters düşmediği, sosyal normlarla çatışmadığı, halkın ar ve haya duygularını incitmediği gibi cinsel arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte bulunmadığı ve genel ahlak kurallarına da aykırı olmadığı" gerekçesiyle toplatmaya gerek bulunmamıştır. Bu karara katılıyorum. Mahkemenizin, niyet, amaç ya da kastımın halkın ar ve haya duygularını incitmek veya cinsi arzuları tahrik ve istismar etmek olmadığını, burada anlatmaya çalıştığım saiklerle bir derleme yaptığım görüşünü benimsemesini, iddia edilen suçun oluşmadığına karar vermesini istirham ediyorum. Saygılarımla... Filiz Bingölçe Kadın Argosu Sözlüğü yazarı

Semih Sökmen İfade, 01.08.2002
Semih Sökmen'in İfadesi Beyoğlu Asliye 2. Ceza Mahkemesi Başkanlığına, İstanbul Mahkemeniz tarafından dava konusu yapılmış olan, Sayın Filiz Bingölçe’nin derleyip hazırladığı “Kadın Argosu Sözlüğü” adlı kitap, sorumlusu bulunduğum Metis Yayıncılık Limited Şirketi tarafından yayımlanmıştır. İddianamede suç “müstehcen kitap yayınlamak” olarak belirtilmiş, kitabın genel ahlaka aykırı olduğu iddia edilmiş. Bu suçlamayı reddediyorum. Kitabı, hem ortaya çıkmış olan ürünün nitelikleri açısından, hem de hazırlayanın yaklaşımı, kullandığı yöntem açısından “bilimsel
8

nitelikli” görüyoruz. Zaten bu yüzden yayınladık. Kısaca maddeler halinde bazı hususları belirtmek istiyorum: 1. Yayının niteliği: “Kadın Argosu Sözlüğü” bir alan-sözlüğüdür, bir tarama sözlüğüdür. Dünya dillerinin pek çoğunun benzer sözlükleri vardır. Bu sözlükler alan araştırması yöntemiyle, toplumdaki belirlenmiş, sınırlandırılmış, tarif edilmiş bir insan kümesinin sözlü olarak kullanmakta olduğu söz ve deyişleri yazıya dökmek, bu kümeye özgü dilin özelliklerini kaynak haline getirmek için hazırlanır. Peki neden gerek duyulur buna? Bu sözlü kültür, küme içidir, toplumdaki benzer başka kümelere ya kısmen, ya tamamen kapalı bir kültürdür. Yani diğer bir deyişle grup içidir. Yazılı kaynak bunu diğer grupların bilgisine sunma işlevini görür. Bir tür ön-sözlük diyebileceğimiz sözlüklerin sayısı arttıkça, o dilin ana, temel sözlüğü genişler, zenginleşir. Çünkü ana sözlükler sürekli bu tür ön-sözlüklerden yararlanarak revize edilir, zenginleştirilir. Dolayısıyla Filiz Bingölçe’nin yaptığı çalışmanın anlamı budur. Tek tek kelime toplamak. Sözlü olarak toplumun bir kesiminde yaşayan, canlı bir şeyi kaydetmek, toplamak, karşılaştırmak, ve maddeler halinde hazırlamak. Burada konu ve alan kadın, kadınlık durumu ve argodur. Olmayabilirdi. Liseli gençlerin diline ait bir sözlük söz konusu olabilirdi. Ya da örneğin cam imalatına özgü teknik terimler sözlüğü de söz konusu olabilirdi. 2. Yayının amacı: Bir yayıncı olarak bu vasıflarda bir kitap bizim için çok kıymetli. Çünkü ardındaki emeği ve niyeti görebiliyorum. Eğer başka konu ve alanlarda benzer titizlik ve özenle hazırlanmış bu tür sözlüklerle karşılaşsam hiç tereddütsüz yayınlarım. Bütün dünyada yayıncılık alanında en saygın görülen işlerden biridir bu. Her yayıncının altına imzasını atmak isteyeceği türden işlerdendir. Bu mesleki bir ilgi ve istektir. 3. İddianın niteliği: Bizim bağımsız, özerk bir yayıncı olarak, görevlerimiz arasında resmiyet dünyasının dilini konuşmak, sadece resmiyete uygun işleri yapmak diye bir görevimiz yok. Kitapları, böyle bir devlet ya da devlet kurumları resmiyetine uygun ya da uygunsuz diye değerlendirme, sansürleme görevimiz de yok. Problem, iddia makamının devlet ile kamuyu birbirine karıştırmasından kaynaklanıyor. İddia makamı devletin dışında kanlı canlı, yaşayan, farklı görüş ve eğilimler taşıyan, hiçbiri birbirine benzemeyen insanlardan oluşan, biyolojik, cinsel ihtiyaçları olan, ve evet, konuşurken argo kullanan bir toplum olduğunu sanki bilmiyor. Ya da daha doğrusu biliyor da, toplumu resmiyetin kalıbına dökmeye çalışıyor. Ama yayıncı olarak bizim işimiz olan şeyi örtmek, gizlemek değil, tam tersine deşifre etmek, ortaya çıkarmak, görünür bilinir hale getirmektir. 4. Müstehcenlik iddiası: Bir sözlüğün toplumun genel ahlakına karşı olabileceği iddiasını baştan reddediyorum. Müstehcenlik, buna maruz kalanların kışkırtılması, üstelik karşılanamayacak istek ve arzular için kışkırtılmasıyla oluşur. Yani diğer bir deyişle maruz kalanın aldatılması söz konusudur. Kişinin birşeyi bildiği için değil, tam tersine bilmediği için kandırılması, provake edilmesi söz konusudur. Yani müstehcenlik, kışkırtma, rencide etme gibi fiillerin muhtemel olumsuz etkileri, bilen, tanıyan, aşina olan ve dolayısıyla doğruyu yanlışı ayırma kabiliyetine sahip bireyleri değil, bilmeyeni hedef alır. Ama elimizdeki kitap zaten bir bilgi dökümüdür. Bir sözlük her şeyden önce biçimsel özellikleriyle, adı üstünde bir sözlüktür. Eğer bir şeyi kışkırttıyorsa o da bilme isteğidir, meraktır, tecessüstür. Eğer bir
9

sözlüğün argosuyla kışkırabilecek bir toplumda yaşıyorsak vay halimize… Bunu sınamak için yapılacak en basit deney, bu sözlüğün maddelerini okuyarak kişinin kendi kendine tahrik olup olmadığını denemesidir… Bu kitabı yayınlamamızda, iddia edildiği gibi cinsel temelli bir müstehcenlik yoluyla kışkırtmak, tahrik etmek vb. bir fiil ya da bu yolla ticari kazanç sağlamak düşünülmemiştir. Bu amaçtaki bir kişi ya da kişilerin aklına gelebilecek son şey herhalde sözlük yayınlamak olurdu. Başka argo sözlükleriyle birlikte bu sözlük Türk dilinin tamamlayıcı, yansözlüklerinden, alan-sözlüklerinden biri olarak literatürde yerini alacaktır, ve muhtemelen başka araştırmacılar bu sözlükten yararlanacak ve Filiz Bingölçe’nin bıraktığı yerden toplumun kullanmakta olduğu başka argo deyişleri toplamaya devam edeceklerdir. Bizler, yazar ve yayıncı, bu konuda suçlanmış olmaktan üzüntü içindeyiz. Sanki porno bir yayın söz konusuymuş muamelesiyle bizlerin ve kitabın değersizleştirilmesini kınıyoruz. Bu iddianın kendisi trajikomiktir, bizlerin ve mahkemenin 2002 yılında bununla meşgul edilmesini kınıyor, hakkımızdaki iddianın, dolayısıyla davanın düşmesini talep ediyoruz. H. Semih Sökmen Metis Yayıncılık Ltd. Şti. Yayın Yönetmeni

Birinci Bilirkişi Raporu (Muzır Kurulu), 23.12.2002
T.C. BAŞBAKANLIK KÜÇÜKLERİ MUZIR NEŞRİYATTAN KORUMA KURULU BİLİRKİŞİ RAPORU Dosya No: 34 Rapor No: 2002/233 Rapor Tarihi: 23.12.2002 1. İSTEK: Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.10.2002 tarih ve 2002/198 esas sayılı yazısına derkenar; aynı yer Cumhuriyet Başsavcılığının 1.11.2002 tarih ve 27644 Muhabere sayılı yazısı ekinde gönderilen "KADIN ARGOSU SÖZLÜĞÜ" isimli kitabın incelenerek, halkın ar ve haya duygularını incitir şekilde müstehcen olup olmadığı hususunda bilirkişi raporu ile birlikte iadesi istenmektedir. 2. İNCELEME: Metis Yayınları'ndan olan ve Filiz Bingölçe'nin yazdığı, 212 sahifeden ibaret, "Kadın Argosu Sözlüğü" adlıkitap bütünüyle incelendi.
10

Kitabın ilk sahifesinde Hulki Aktunç'un sunuşuna ve yazarı Filiz Bingölçe'nin önsözüne yer verildikten sonra, alfabetik sıraya uyularak kelime deyimlerin açıklamalarıyla birlikte sıralandığı gözlenmektedir. Kitapta; bir edebi ve bilimsel eser niteliğine uygun düşmeyecek tarzda kelime ve deyimlerden oluşan anlatımlar, alfabetik sıraya uyularak örnekleme yoluyla aşağıya alınmıştır; A "Acıdık am verdik adımız orospu kaldı." İnsanlara gereksiz yere acımanın zarar getireceği konusunda alay yollu söylenir. "Adam sandık eşeği götümüze girdi taşağı" (adam sanarsın yavşağı başında yarar taşağı). Beklenmedik kimseden beklenmedik kötülüğün geldiğini anlatmak için söylenir." ... (Burada kitaptan örnekler verilmektedir.) Z "Zengin götü gibi ötmek." İleri geri konuşmak, yüksekten atıp büyüklenmek. vb. ifadelere yer verilmektedir. 3. HUKUKİ DURUM: Türk Ceza Kanununun 3.2.1986 tarihli ve 3266 sayılı kanunla değişik 426, 427 ve 428'inci maddelerinde müstehcenlik suçu müeyyide altına alınmıştır. Müstehcenlik suçunda maddi unsurların teşekkülü için ön şart bu fiillerin halkın ar ve haya duygularını incitmesi veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı olmasıdır. Görüldüğü gibi ön şart iki hususu kapsamaktadır. Birincisi halkın ar ve haya duygularını inciten nitelikte olmasıdır. Bu nitelik başlı başına yeterlidir. İkinci husus ise, cinsi arzuları tahrik ve istisma eder nitelikte genel ahlaka aykırı nitelik taşımasıdır. Bu ikinci halde fiilin hem cinsi arzuları tahrik etmei ve hem de bunun istismar edilmesi birlikte aranacaktır. Buradaki istismardan maksat, insanlardaki cinsi tecessüsü genel ahlaka aykırı şekilde davet edip bundan bir menfaat amacı gütmektir. Halkın ar ve haya duygusunu, ortalama edep duygusu olarak anlamak ve bu halin takdirinde normal bir ahlak görüşünü esas almak gerekir. Müstehcen şeyin başta gelen vasfı, başkası üzerinde cinsi tahrik ve istismara yönelik olmasıdır. Türk Ceza Kanununun 427'inci maddesinin 2'inci fıkrasında; "426'ncı madde ile bu maddede yazılı evrak ve eşya müsadere ve imha olunur" hükmü yer almaktadır. 4. DEĞERLENDİRME:
11

Söz konusu kitaba; "Kadın Argosu Sözlüğü" isminin verilmesi nedeniyle içeriği hakkında bir değerlendirmede bulunulmadan önce argo ve sözlük kelimeleri üzerinde durmak istiyoruz. Türk Dil Kurumunun yayınlamış olduğu Türkçe Sözlük isimli iki ciltlik kitapta "argo" sözcüğünün anlamı; Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek veya topluluktaki insanların kullandığı özel dil veya söz dağarcığı, Mecazi anlamı ise; serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim olarak tarif edilmektedir. Sözlük; Bir dilin bütün veya belli bir çağda kullanılmış kelime ve deyimlerini alfabe sırasına göre alarak tanımlarını yapan, açıklayan veya başka dillerdeki karşılıklarını veren eser olarak tanımlanmaktadır. Yukarıdaki tanımlardan anlaşıldığı gibi argo kelimelerden sözlük olmayacağı, bir istisnai anlatım biçimi olan ve toplumumuzda da çok az kullanılan argonun; nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınlarımıza mal edilmesi de ayrıca yadırganacak bir olgudur. Bir toplumun sözlü ve yazılı bütün kültür değerleri dile aktarıldığı için dil sosyal yapının ve kültürün sadık bir aynasıdır. Yine dil bir milletin evreni kendisine göre seslendirmesi, kâinatı ve hayatı kendisine göre adlandırması ve ona kendi damgasını vurmasıdır. Dolayısıyla aynı zamanda topluma biçim veren bir sistemdir. Bu haliyle dil milli birliğin çimentosu görevini yüklenmiştir. Türk dili, ses ve şekil yapısı söz varlığı, deyimleri ve kavram incelikleri ile olduğu kadar üslubundaki güzellik ve zarafeti ile de milli ruha tercüman olmuştur. Türk kadını da, iffet ve şerefiyle inanç ve düşüncesiyle toplumumuzun saygın bir üyesidir. İnceleme bölümündeki alıntılardan da anlaşılacağı üzere; halkımız arasında çok istisnai ve belli gruplara has örtülü kullanım şekli olan argonun, kadınlarımız arasında yaygın kullanımı varmışçasına; "Kadın Argosu Sözlüğü" adlı kitapta toplanması Türk dilinin sadeliğine, kültürümüzün özüne ve ahlak timsali olan Türk kadınının saygınlığına gölge düşüreceği muhakkaktır. Kitapta yer alan; kadın erkek cinsel organlarını ifade eden kelime ve deyimlerde, hiçbir yabancılaşma ve başkalaşmaya gidilmeden tüm çıplaklığı ile ar ve haya duygularını rencide edecek şekilde alfabetik sıra halinde kitapta yer verilmesi, ahlaki açıdan da Türk kadınının imajını zedeleyecek ve uluslararası toplumda hak ettiği yeri almasını engelleyecek mahiyettedir. Kitabın bu haliyle bir sözlükten ziyade cinsel merakları gidermeye yönelik eser hüviyetini taşıdığı, Türk dilinin gelişimini engelleyici unsurlar içerdiği, kamusal hiçbir yararının mevcut olmadığı müşahede edilmektedir. Bu nedenle; kitaptaki yazıların normal sınırlar içinde kaldığını ve toplumun sosyal normlarıyla çatışmadığını iddia etmek mümkün değildir. Zira insanlar ilkel hayatlarından bugüne kadar dünyanın her yerinde ve her toplumunda cinsi uzuv bölgesini kapalı tutmayı ve cinsi münasebetin gizliliğini vazgeçilmez kural olarak uygulaya gelmişlerdir. Bu,
12

toplumumuzda da böyledir. Toplumumuzun ahlak anlayışı ve kuralları ile örf ve âdetleri cinsi münasebetin aşikârlığını kabul etmez. Toplumlar varlıklarını koruyabilmek ve toplum düzenini sağlayabilmek amacıyla sosyal normları oluşturmuşlardır. Basın-yayın, araç ve organları bizzat bu normlara uymak zorunda oldukları gibi, toplumu bu konuda yönlendirme, ikaz etme, hatırlatma görev ve sorumluluğu ile de yükümlüdürler. Bu görev ve sorumluluk toplumsal niteliktedir. Söz konusu kitapta yayınlanan yazıların bu toplumsal görev ve sorumluluk ile bağdaştırılması mümkün değildir. Söz konusu kitapta asıl ağırlığın müstehcenliğe yöneltilmiş olduğu, kitabın toplumun ahlak yapısıyla bağdaşmadığı ve halkın ar ve haya duygularını incittiği, cinsi arzuları istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı olduğu kanaatine varılmıştır. 5. MÜTALÂA ve SONUÇ: İncelenen ve değerlendirilen "KADIN ARGOSU SÖZLÜĞÜ" isimli kitapta yer alan yazıların; halkın ar ve haya duygularını incittiği, cinsi arzuları istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı olduğu, Türk Ceza Kanununun 426'ncı maddesini ihlal ettiği, dolayısıyla müstehcen bulunduğu oy birliği ile mütalâa edilmiştir. Başkan: Ali Çakı; Üyeler: Mustafa F. Ağaoğlu, Bülent Gökgöz, Rasim Baş, Nurettin Başer, Ahmet Sönmez, Dr. M. Rıfat Köse, Hüseyin Akbulut, Prof. Dr. Neriman Aral, Ahmet Arpa, Nazmi Bilgin

Basın Duyurusu, Filiz Bingölçe, Hulki Aktunç, Semih Sökmen, 07.04.2003 Kamuoyuna, Gazeteci ve araştırmacı Filiz Bingölçe’nin Kadın Argosu Sözlüğü Metis Yayınları tarafından Ekim 2001’de yayımlandı. Kitabın Sunuş bölümü, Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü’nün yazarı olan Hulki Aktunç’a ait. Kitap hakkında Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Gülsoy, yayının “müstehcen olduğu”, “genel ahlaka aykırı olduğu” iddiasıyla 5680 sayılı kanunun 16/4, Türk Ceza Kanunu’nun 426/1, 427 son, 119/1 maddelerinden dava açtı. Aslında mahkeme, iddia makamının davayı açmadan önce istediği toplatma kararını vermemiş, yayının iddia olunan suç unsurunu taşımadığı gerekçesiyle savcılığın talebini iki kez reddetmişti. Bizler, yazarlar ve yayıncı, savunmamızda, “kitabımızın adı üstünde bir sözlük olduğunu, bir sözlüğün pornografi ya da müstehcenlik kastı taşıyamayacağını, argonun da yaşayan kültürün ve dilin bir parçası olduğunu, bütün dünya dillerinde benzer argo sözlüklerinin bulunduğunu, zaten savcılıkça suçlu addedilen Türkçe kelimelerin büyük bir kısmının, Türk dilinin ilk sözlüğü olan Divanü Lûgat-it-Türk de dahil olmak üzere, birçok Türkçe sözlükte bulunduğunu,” dile getirdik. Davanın seyri içinde mahkeme bilirkişi olarak Başbakanlığa bağlı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’ndan görüş istedi. Yakın geçmişte, daha sonra mahkemelerde
13

beraat eden birçok edebiyat ürünü hakkında da müstehcenlik iddiasında bulunduğu için bilimsel güvenilirliği zaten tartışmalı hale gelmiş olan bu Kurul, verdiği raporla, nadide koleksiyonuna bir sözlüğü de dahil etmiş bulunuyor. Muzır Kurulu Raporu, “ortalama edep duygusu”, “normal ahlak görüşü”, “kültürümüzün özü”, “Türk kadını” gibi 1930’lardan kalma genel mülâhazalarla, ve bilimsel olarak asla tarif edilemeyecek genelleştirici kavramlarla akıl yürütmekte ve “argo kelimelerden sözlük olamayacağı” buluşunu (!) yapmaktadır. Yayın kataloglarında ya da Internette basit bir taramayla dünya literatüründeki argo sözlüklerinin yayın sayısının 300’ün üzerinde olduğu kolaylıkla görülebilir. Kitabımızın bu ideolojik tutuma ve bildik siyasal tercihlerle “uzmanlık” ve “bilirkişi” payesi verilmiş ve dilbilim konusunda herhangi bir bilgisi olmayanların değer yargılarına kurban gitmesini istemiyoruz. Kendi ahlak ve kültür anlayışlarını topluma dar bir elbise gibi giydirmeye çalışan, kültürü homojen bir şey gibi tarif ederek argo kullanan kadınları kültürün dışına atan, yazarlar ve yayıncı olarak bizlere de maddi menfaat peşindeki pornocular gibi bakan bu zihniyeti protesto ediyoruz. “Türk kadını” diyerek, kadınları ya mazbut, döpiyesli ya da çarşaflı zanneden, bunun dışında kalan yaşayan kanlı canlı insanları yok varsayan, ya da “norm-dışı”, “anormal” diye kriminalleştiren bakışın yeni bir örneğiyle karşı karşıyayız. Davanın bundan sonraki ilk duruşması 17 Nisan 2003 günü, Beyoğlu 2. Asliye Ceza mahkemesinde, saat 10’da yapılacaktır. Bizler kitabımızın suçlu addedilmesine asla izin vermeyeceğiz. Düşünce ve ifade özgürlüğünün kıymetini bilen, bunun için mücadele eden herkesi bize destek olmaya, söz konusu anayasal kişi hak ve özgürlüklerinin gerçekten kullanılabilmesine katkıda bulunmaya çağırıyoruz. KADIN ARGOSU SÖZLÜĞÜ DAVA DOSYASINDAN

Basın Duyurusu
Kamuoyuna, Gazeteci ve araştırmacı Filiz Bingölçe’nin Kadın Argosu Sözlüğü Metis Yayınları tarafından Ekim 2001’de yayımlandı. Kitabın Sunuş bölümü, Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü’nün yazarı olan Hulki Aktunç’a ait. Kitap hakkında Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Gülsoy, yayının “müstehcen olduğu”, “genel ahlaka aykırı olduğu” iddiasıyla 5680 sayılı kanunun 16/4, Türk Ceza Kanunu’nun 426/1, 427 son, 119/1 maddelerinden dava açtı. Aslında mahkeme, iddia makamının davayı açmadan önce istediği toplatma kararını vermemiş, yayının iddia olunan suç unsurunu taşımadığı gerekçesiyle savcılığın talebini iki kez reddetmişti. Bizler, yazarlar ve yayıncı, savunmamızda, “kitabımızın adı üstünde bir sözlük olduğunu, bir sözlüğün pornografi ya da müstehcenlik kastı taşıyamayacağını, argonun da yaşayan kültürün ve dilin bir parçası olduğunu, bütün dünya dillerinde benzer argo sözlüklerinin bulunduğunu, zaten savcılıkça suçlu addedilen Türkçe kelimelerin büyük bir kısmının, Türk dilinin ilk
14

sözlüğü olan Divanü Lûgat-it-Türk de dahil olmak üzere, birçok Türkçe sözlükte bulunduğunu,” dile getirdik. Davanın seyri içinde mahkeme bilirkişi olarak Başbakanlığa bağlı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’ndan görüş istedi. Yakın geçmişte, daha sonra mahkemelerde beraat eden birçok edebiyat ürünü hakkında da müstehcenlik iddiasında bulunduğu için bilimsel güvenilirliği zaten tartışmalı hale gelmiş olan bu Kurul, verdiği raporla, nadide koleksiyonuna bir sözlüğü de dahil etmiş bulunuyor. Muzır Kurulu Raporu, “ortalama edep duygusu”, “normal ahlak görüşü”, “kültürümüzün özü”, “Türk kadını” gibi 1930’lardan kalma genel mülâhazalarla, ve bilimsel olarak asla tarif edilemeyecek genelleştirici kavramlarla akıl yürütmekte ve “argo kelimelerden sözlük olamayacağı” buluşunu (!) yapmaktadır. Yayın kataloglarında ya da Internette basit bir taramayla dünya literatüründeki argo sözlüklerinin yayın sayısının 300’ün üzerinde olduğu kolaylıkla görülebilir. Kitabımızın bu ideolojik tutuma ve bildik siyasal tercihlerle “uzmanlık” ve “bilirkişi” payesi verilmiş ve dilbilim konusunda herhangi bir bilgisi olmayanların değer yargılarına kurban gitmesini istemiyoruz. Kendi ahlak ve kültür anlayışlarını topluma dar bir elbise gibi giydirmeye çalışan, kültürü homojen bir şey gibi tarif ederek argo kullanan kadınları kültürün dışına atan, yazarlar ve yayıncı olarak bizlere de maddi menfaat peşindeki pornocular gibi bakan bu zihniyeti protesto ediyoruz. “Türk kadını” diyerek, kadınları ya mazbut, döpiyesli ya da çarşaflı zanneden, bunun dışında kalan yaşayan kanlı canlı insanları yok varsayan, ya da “norm-dışı”, “anormal” diye kriminalleştiren bakışın yeni bir örneğiyle karşı karşıyayız. Davanın bundan sonraki ilk duruşması 17 Nisan 2003 günü, Beyoğlu 2. Asliye Ceza mahkemesinde, saat 10’da yapılacaktır. Bizler kitabımızın suçlu addedilmesine asla izin vermeyeceğiz. Düşünce ve ifade özgürlüğünün kıymetini bilen, bunun için mücadele eden herkesi bize destek olmaya, söz konusu anayasal kişi hak ve özgürlüklerinin gerçekten kullanılabilmesine katkıda bulunmaya çağırıyoruz. 7 Nisan 2003 Yazar Filiz Bingölçe Yazar Hulki Aktunç Metis Yayınları adına Semih Sökmen

Filiz Bingölçe Savunma, 16.04.2003
Filiz Bingölçe'nin Savunması Beyoğlu Asliye 2. Ceza Başkanlığına, İstanbul
15

Kadın Argosu Sözlüğü adı üstünde bir sözlüktür. Bu haliyle halkın cinsel duygularını kışkırtmak gibi bir amacı yoktur ve olamaz. Dünya literatürüne bakıldığında yayın kataloglarında 300’ün üzerinde Argo Sözlük kaydı bulunmaktadır. Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun “argo kelimelerden sözlük olmayacağı” yargısına katılmak bu nedenle mümkün değildir. Bundan önce argo sözlükler olmuştur. İnsanlar argo sözler üretip kullanmayı bırakmadıkları sürece de olacaktır. Kurul’un, Kadın Argosu Sözlüğü’nün “Türk kadınının imajını zedeleyecek ve uluslar arası toplumda hak ettiği yeri almasını engelleyecek mahiyette” olduğu iddiası ise tamamen gerçek dışıdır. Kadın argosu görmezden gelinebilecek bir olgu değildir ve kadınların kendi gerçekleridir. Bu nedenle kadınların kendi aralarında kullanılmakta olan sözcük, deyim ve söz birimlerinden oluşmaktadır. Böylesi bir olgunun yadsınması kadınların kendi kendilerini inkar anlamı taşıyacağından elbet benim ve benim gibi düşünenlerin tercihi olamaz. Dili kullanma becerisi insanların en üst, entellektüel becerileri arasındadır. Dünya dilleri sözlüklerindeki söz ve deyim sayısıyla övünürler. Bu çokluk da elbet o dili konuşan ya da yazanların vizyonları, yaratıcılıkları ve becerileri ile ilgilidir. Bu çerçevede sözlük Türk kadınlarının Türkçe ile ilgilenme bilgi ve becerilerini en üst düzeyde ortaya koyan bir anlam taşımaktadır. Belki de “kamusal alanda bir dili olmayan kadınların bir anlamda gizli bir dili” olduğunu görmek bu reddedişin asıl altında yatan neden olarak alınabilir. Kadınlar da erkekler gibi dilin kökeninde taşıdığı olanakları sezer ve üretirler. Bu nedenle genel argoya karşı çıkmayan bir zihniyetin kadın argosuna karşı çıkması bir ayrımcılıktır. Sözlüğün “cinsel merakları gidermeye yönelik bir eser hüvviyeti taşıdığı “ iddiası ise tamamen bu ayrımcılığın bir yansımasıdır. Çünkü cinsel organların adlarıyla üretilmiş deyim ya da kalıplar temelde cinselliği anlatmamakta, aslına bakılırsa hayatın içindeki çok temel insanlık durumlarını açıklamakta ve onlara yorum getirmektedir. Kaldı ki sözlükte sadece cinsel organlarla ilgili söz ve deyimler yer almamakta toplam 3500 maddelik bir derleme bulunmaktadır. Argo elbet eleştireldir, alaydır, yaratıcılıktır, dilin gizli örgütüdür.
16

Argo genel anlamıyla yabancılaşma ve yabancılaştırma gibi görünen yabancılaşmama çabasıdır. Bu nedenlerle de galiba ne kadar bastırılmaya çalışılırsa çalışılsın hep olmuştur ve olacaktır. Filiz Bingölçe

Semih Sökmen Savunma, 16.04.2003
Semih Sökmen'in İfadesi Beyoğlu Asliye 2. Ceza Mahkemesi Başkanlığına, İstanbul

Yayıncısı olduğum Kadın Argosu Sözlüğü başlıklı eser hakkında Muzır Kurulu tarafından verilen rapora itiraz ediyorum. Aşağıda maddeler halinde belirttiğim bu hususların, daha önce verdiğim Ağustos 2002 tarihli savunmamla birlikte değerlendirilmesini istiyorum. 1. Öncelikle bizler kimiz, kısaca bundan bahsetmek istiyorum. Çünkü Muzır Kurulu raporunu okuyunca, bizlerin bu konuda aslında bilirkişi diye görüşüne başvurduğumuz merciiden daha yetkin olduğumuzu, daha fazla şey bildiğimizi gördüm. Ben yayıncı Semih Sökmen, haliyle bir pornografi kralı değilim. 700 kitaba yakın koleksiyonu olan Türkiye’nin saygın yayınevlerinden birinin sorumlusuyum. Türkiye’nin son 10-15 yıllık kültür hayatında birçok kitabıyla etkili olmuş, ticari olarak da son derece başarılı bir yayınevinin yöneticisiyim. Yani benim –akla gelebilir diye söylüyorum– müstehcen kitap yayımlayarak para kazanmak diye bir meselem yok. İşlerim genelde gayet iyi. Pornografiye karşı ahlaki olarak hiç sempati duymadığım için zaten böyle bir şey yapmam; ticari nedenlerle de buna ihtiyacım yok. Filiz Bingölçe bir gazeteci. Başarılı olduğu bir işi var. Aç değil açıkta değil. Kendisini bu kitabıyla birlikte tanıdım. Bir insan olarak da, bir kadın olarak da hiç yadırgamadım. Bu sözlüğü yazma, bu deyimleri toplama işini büyük bir tecessüsle, keyif alarak, eğlenerek yaptığını, işine titizlendiğini, dilbilim konusunda isim yapmış başka kişilerle meselenin birçok veçhesini tartıştığını, fikir almak için onlara başvurduğunu biliyorum. Bu kişilerden biri ve önde geleni, zaten kitabımızın sunuşunu da yazmış olan Hulki Aktunç’tur. Hulki Aktunç, bir çok edebi eserin yanı sıra, “Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü”nün de yazarıdır. Ayrıca şu sıralar yayınlanmakta olan Andreas Tietze’nin “Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi” adlı 7 ciltlik sözlüğün de danışman sıfatıyla yayımlanma öncesinde son okumasını yapmaktadır. Bizler, mesleki olarak ne yaptığımızı ve ne yapmak istemediğimizi son derece iyi bilen insanlarız. Bu sözlüğü yayımlamakta hiçbir maddi kazanç sağlama kaygımız yoktur. Nitekim 3500 adet satmıştır. Yani genelde sözlüklerin tirajı gibidir. Yayıncılık ve okur camiasında da böyle tanınan insanlarız. Bu nokta önemli. Çünkü birazdan Muzır Kurulu’nun bu davayla ilgili görüş belirtmeye yetkin olmadığını, yanlış adres olduğunu ileri süreceğim.
17

2. Muzır Kurulu bu raporu, sanki mahkeme onlara kendi ahlaki değer yargılarını sormuşuz gibi ele alarak cevaplamıştır. Konumuz bu sözlükte maddelenen deyimleri duyduğumuzda fertler olarak ne hissettiğimiz değildir. Argodan hoşlanıp hoşlanmadığımız, ya da argoyu edepli bulup bulmadığımız değildir. Kuşkusuz argoyu yaygınlaştıralım mı, yoksa yasaklayalım mı diye de bir sorunumuz yok. Aynı toplumda yaşayan fertler olarak farklı ahlaki yargılara sahibiz. Bu da doğaldır. Ve bu hukuki yargı konusu olamaz. Bir örnek vereyim. 10 yaşında kız çocuğu sahibi iki baba düşünelim. Bu babalardan biri, kızının duyup anlamını sorduğu argo kelimeler üzerine kızını azarlasın, hatta cezalandırsın. Diğeri ise anlamını açıklasın. Bu kelimeleri öyle canının istediği gibi kullanamayacağını, kolaylıkla hata yapıp kınanabileceğini, vs. açıklasın. Ben şahsen bu ikinci babanın pozisyonunu daha sağlam bir ahlak olarak görüyorum. 3. Yine aynı şekilde, eğer ahlaktan söz ediyorsak, benim ahlakıma göre, varolan birşeyin varlığını inkar etmek, onu tanımamak, onu olduğundan başka bir şey olmaya zorlamak, ya da onu halının altına süpürmeye kalkıp gözlerden saklamaya çalışmak asıl ahlaksızlıktır. Aslında bu bana göre bir tür ikiyüzlülük, hatta adını koyalım, yalancılık egzersizidir. Çünkü argo varolan birşeydir. Yaşayan birşeydir. Bizim icat ettiğimiz, uydurduğumuz, ya da kurguladığımız bir şey değildir. Ama bu ikiyüzlülük egzersizi maalesef ülkemizde çok yaygındır. Çünkü uzun yıllardır topluma en yetkili ağızlardan bu öğretilmektedir. Ama olguların yerine, niyet ve temennilerimizin, kurgularımızın geçirilmesi, en iyi durumda Muzır Kurulu raporunda bir örneğini gördüğümüz gibi hamaset olarak kalacaktır. 4. Bilirkişi hiçbir şey bilmemektedir. Bilgisizlik nedeniyle kimseyi hor görmek istemem, kimsenin küçük düşmesini istemem. Ancak bilgisizlik eğer süslü, “bilimsel görünüşlü” lakırdıyla saklanıp, üstüne üstlük yüksekten konuşarak bilgiçlik taslanırsa, kimse beni bunu eleştirmekten alıkoyamaz. Muzır Kurulu raporu, iddiasını kanıtlamak için bir dizi kavram kullanıyor: “ortalama edep duygusu”, “normal ahlak görüşü”, “ahlak timsali olan Türk kadını”, “kültürümüzün özü”. Muzır Kurulu bu terimleri tarif edebilir mi? Bunların tümü, hernekadar sosyolojik tınlasa ya da okumuş insanların laflarını hatırlatan bir edayla söyleniyor olsa da aslında gayri-bilimseldir. Bunları ciddiye almamıza imkan yok. Edebin ya da edepsizliğin ortalamasını nasıl almalı? Normal ahlak varsa, normaldışı ahlak nedir? “Türk kadını” ne demek? Türkçe konuşan kadınlar mı demek? Yok değilse ne? Herşeyin başına Türk sıfatı getirmek milliyetçilik değildir. Sadece tembelliğin, bilgisizliğin, uyuşukluğun kılıfıdır. Hiçbir Muzır Kurulu üyesinin bu kavramların herhangi birini bilimsel olarak tanımlaması mümkün değildir. Muzır Kurulu, yanlış kavramlarla düşündüğü için yanlış sonuçlara varmaktadır: “Argo kelimelerden sözlük olamayacağı anlaşılmaktadır” sonucuna varıyor. Biliyoruz ki Türkçe’de de argo sözlükleri var, başka dillerde de… Ya da keza “kitabın bu haliyle bir sözlükten ziyade cinsel merakları gidermeye yönelik eser hüviyeti taşıdığı görülmektedir” diyor. Bu sözlükle cinsel meraklar nasıl giderilecek anlamak mümkün değil. Keşke bunu becerebilseydi. Ama o başka bir sözlük, ya da ansiklopedik sözlük olurdu. Adı da Cinsellik Sözlüğü olurdu. Ayrıca insanların cinsel meraklarını gidermek neden suç oluyor? Bunun yasalarımızda bir karşılığı var mı, diye soruyorum.

18

5. Muzır Kurulu, eserin bir sözlük olduğunu, maddeler halindeki deyimler ve anlamlarıyla, adı üstünde bir sözlük olduğunu unutmuş görünüyor. Yani ilgili yasa maddelerinde belirtilen suç için ortada açık ve net bir kışkırtma, yönlendirme, yani kast olması gerekir. Dünyanın hiçbir yerinde bu argo deyimlerle, insan bireylerinin cinsel olarak tahrik olması diye bir şey düşünülemez. Böyle bir iddia gülünçtür. Argo, küfür ya da hakaret değildir. Çünkü dilbilgisel olarak aynı atasözleri, deyimler, özdeyişlerin yaptığı gibi geniş zaman kipinde konuşur. Yani “ak akçe kara gün içindir.” derken olduğu gibi. Söyleyen ve söylenen vardır. Ama ifade ettiği hükmün nesnesi yoktur. Yani cümle birisine yönelmez, birisini hedef almaz. Bir genellemedir. Nesnesi olmayan suç olabilir mi? Argo, ancak belli bir bağlamda, belli bir olay içinde, belli bir şekilde kullanılarak hakaret halini alabilir, ve ancak o zaman o durumun özelliklerine göre suç oluşturacaktır. Ortada bir muhatap yoksa, hakaret niteliği oluşmamışsa, her argolu konuşan şahsı, “ortak edep duygusuna” uymuyor, ya da “genel ahlaka aykırı hareket ediyor” diye sokaktan yakalayıp mahkemeye getirmiyoruz. İsteseydik de bu imkansız olurdu. Ama bu tür mütalaalar, insana, birtakım diktatörlerin ya da anti-demokratik rejimlerin keyfi olarak koydukları kimi sokak yasalarını, sözümona medenileştirme yasalarını da hatırlatıyor doğrusu… Bir örneği bizde oldu. Sokaktan sakallı, sarıklı giyinenleri toplamak gibi. 6. Bu sözlüğe müstehcenlik iddiasını getiren asıl kelimeleri alt alta yazarsak, bunların toplam 20-25 adet olduğunu görürüz. Yani deyimlerin çoğu bu kelimelerle yapılmış deyimlerdir. Bu 20-25 kelimeye baktığımızda, bunların neredeyse tümünün erkek olsun kadın olsun, insan bedeninin bölümleriyle, özellikle de cinsel organlarımızla ilgili olduğunu görüyoruz. Bir örnek alalım: Ben kızımla konuşurken “popo”yu tercih edeceğimdir. Ama bir doktora elimle gösterip “arka tarafımda” ya da “kıçımda” da diyebilirim. Ama diyelim ki benim ağzıma “göt” kelimesi kolay kolay gelmez. Ama birçok Türk kadın ve erkeği bu kelimeyi tercih edecektir. Hatta “göt” diyenlerin büyük bir çoğunluğu “popo” kelimesini bilmeyecektir bile. Bu “Türk kültürü”nün hiç de Muzır Kurulu’nun sandığı gibi yekpare, farksız, tek bir bütün olmadığını gösterir. Bütün diğer sözcükler için de aynı şey geçerlidir. Hatta bunları kullanış, ya da kullanmayış biçimimiz kentli mi, taşralı mı, eski kuşak şehirli mi, yoksa yeni göçmen mi olduğumuz türünden kültürel farklılıklarımızın da işaretidir. Farkların olmadığını değil, tam tersine olduğunu kanıtlamaktadır. Üstelik beden parçalarını, cinsel uzuvları, bizden önceki kuşaklar adlandırmış ki bugün dilimizde bu kelimelere sahibiz. 7. Bu kelimelerin tümü, Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lügat-it Türk’ünde, Hulki Aktunç’un Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü’nde, yeni yayınlanmaya başlayan ve henüz 1. Cildi çıkmış olan Andreas Tietze’nin Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi adlı toplam 7 ciltlik yapıtında aynen, etimolojik yapısıyla, ve kullanımları için örnekler verilerek yer almaktadır. Hatta bu eserde klasik edebiyatta, divan şiirindeki bazı uç örneklerde, bugün bize amiyane gelebilecek bazı kullanımlar görülmektedir.. Ama ben başka bir kaynaktan örnek vereceğim: Dilbilimci Ömer Asım Aksoy’un “Atasözleri Sözlüğü”nden örnek vereceğim. “Ak don kara don hamamda belli olur”. Tabii Muzır Kurulunun ve sayın savcının müstehcen bulacağı deyim bu değil. Ömer Asım Aksoy parantez açarak aynı cümleyi, bir alternatif olarak “Ak göt kara göt geçit başında belli olur” diye vermektedir. Bu cümle bizim kitabımızda da bulunuyor. Bilineceği üzere Ömer Asım Aksoy’un sözlüğü okullarımızda da kullanılan bir kaynak kitaptır. Yani sayın savcının arzu edeceği şekilde, devlet tescillidir, resmidir. Ama biliyoruz
19

ki, anayasanın tanıdığı düşünce ve ifade özgürlüğü hakkımızı kullanma temelinde, bizler de, devlet tescilli olmasa da yayın yapma hakkına sahibiz. 8. Sözlük hazırlayıcıları, Filiz Bingölçe’ninki gibi özel alan-sözlüklerine, kültürel-grup sözlüklerine büyük önem verirler. Çünkü böyle spesifik sözlükler, sözlü dildeki kullanımları, yerel ve kısmi kullanımları deşifre ederek, dillerin ana sözlükleri için kaynak oluştururlar. Muzır Kurulu’nun arayıp bulamadığı kamu yararlarından biri işte budur. Muzır Kurulu bütün dünya dillerinin benzer sözlükleri olduğunu bilmemektedir. Genel sözlükler bir yana, bu tür sözlüklere uç bir örnek vereyim. İngilizce “Uyuşturucu Kullanıcılarının Argosu”. Böyle bir sözlük yayınlamakla uyuşturucu kullanımını teşvik mi etmiş olursunuz? Nitekim biz yayıncılar, çevirmenler, dilciler Türkçe dışı eserleri okurken ve çevirirken sıklıkla o dillerin ana sözlüklerinde bulamadığımız kelime, deyim ve söyleyişleri bu tür uzmanlık sözlüklerinde buluruz. Yani bizler için okuduğumuzu anlamakta temel başvuru kaynakları olarak iş görürler. 9. Benim ahlakım bilmeme, yok varsayma üzerine değil, bilme üzerine temelleniyor. Bu yüzden kitabımızın merak ve tecessüse cevap vermesini de şüphesiz, kamu yararı olarak görüyorum. Ayrıca elbette bir yayıncının ya da yazarın “kamu yararı gözetmek” diye bir tasası olamaz. Biz birisi bize ödev versin diye beklemiyoruz. 10. İşin aslına bakılırsa, Muzır Kurulu’na memur edilmiş insanların kafasında “muzır”, “müstehcen” ya da “pornografik” olanın ne olduğuna dair bir fikir de yoktur. Daha doğrusu, tümüyle yanlış bir düşünceye sahiptir. Raporun satır aralarında okunabilen bir cinsellik soğukluğu var. Cinselliği, bilemediğim ya da burada tartışamayacağım nedenlerle hor görüyor gibi bir dili var. Yani kendini frenlemese neredeyse cinsellik müstehcendir, cinsellik ayıptır, diyecek. Müstehcen olan insanların maddi-manevi anlamda somut cinsel ilişkileri değildir. Cinsellik hakkında konuşulması da değildir. Tam tersine pornografi, gerçek cinselliğin olmaması, cinselliğin yaşanmaması, baskı altına alınması durumunun bir sonucu olarak, sahte bir şekilde, sahte araçlarla bu tür bir açlığın giderilebileceği iddiasıdır. Bu iddiada bulunan, yani aldatan şeydir müstehcen olan. Ama tanımı itibarıyla bir sözlüğün bunu yapması imkansızdır, çünkü böyle bir vaatte bulunmamaktadır. Muzır Kurulu mevcut ideolojik ezberiyle ödevini çok kötü yapmaktadır. Bizzat bu Kurul tarafından müztehcenlikle dava edilmiş üç kitap son iki yıl içinde mahkemelerde beraat etmiştir. Ayrıca bu kurul Başbakanlığa, yani yürütmeye bağlıdır, siyasidir. Yani siyasi iktidarın ahlak, toplum yapısı, vb. telakkilerine göbekten bağımlıdır. 11. Bizim sözlüğümüz, ilk kez 2000 adet basıldı. Sonra 2. Baskı yaptı. Bu basımdan da 1500 adet olmak üzere 3500 adet satılmış oldu. Yarısı hesabıyla 35 milyon Türk kadınına argo öğrettiğimiz , ya da argo kullanımını teşvik ettiğimiz iddiası, iddia doğru olsaydı bile, bu 3500 tirajla imkansız olacaktı. Çünkü kitabın tirajını nüfusa oranlarsak 1/ 10 000 ediyor. Binde bir diyelim. Yüzde 1 bile değil. Bu durumda, yani argo kullanan kadınların elbette 3500’den fazla olduğunu hepimiz bildiğimize göre, bizzat Türk kadınlarının, benim, yayıncının ve yazar Filiz Bingölçe’nin, ve hatta sayın savcının, ve hatta Muzır Kurulu üyelerinin ahlakını bozduğunu ileri sürmemiz gerekecekti. Ama kuşkusuz akıl sınırları içinde bunu söylememiz imkansızdır.
20

12. Yasa karşısında eşitlik temeldir. Başka argo sözlükleri mevcut olduğuna göre, genel Türkçe sözlüklerde de, farklı kapsam ve yoğunlukta olsa da, argo kelimeler mevcut olduğuna göre, neden bu sözlük yargılanmaktadır? Yoksa argo, “kadın” ile birlikte olduğu için mi? Yani belli bir siyasi görüşün, belli bir zihniyetin telakkisi temelinde “kadınlık durumu” bu ülkede hassas konu olduğu için mi? Diğer sözlüklerin erkekler tarafından yazıldığını düşünürsek, o zaman kelimenin tam anlamıyla, “cinsiyet ayrımcılığı” ile karşı karşıyayız demektir. Bu da anayasaya aykırıdır. Anlaşılan bizim sözlüğümüz boyundan büyük bir iş yapmaktadır. Türkiye’de yanlızca, kutuplardan birinin, İslamcı-Türkçü-muhafazakar kutbun iddia ettiği gibi türbanlı, başı örtülü, çarşaflı kadın imajına, ya da tam karşı kutbun, Laikçilerin tasavvurundaki gibi “edepli”, tayyörlü, hizmet erbabı, düzgün, normal, cinselliğini mümkün olduğunca saklayan, meslek insanı kadın imajına hiç uymayan, argo kullansın ya da kullanmasın, farklı kadınların varolduğunu kanıtlamakta, bu yüzden hırslandırmakta, kızdırmaktadır. Eğer böyleyse, benim için bu iki zihniyetin önyargılarını kırmak da kamusal bir yarardır. Argo kullanmak, ya da kullanmamak kültürel farklardan yalnızca biridir. Ama bu iki zihniyetin de Türkiye’de kadınlara, onlara dar gelen giysiler giydirmeye heves ettiklerini, hatta aralarındaki çatışmalarda sürekli kadınlığı kullandıklarını biliyoruz. 13. Bizler ne kadar liberal, özgürlükçü isek, biliyorum ki iddia sahipleri de o kadar tutucu, baskıcı, insanlara güvenmiyorlar, korkuyorlar. Ama yine biliyoruz ki, bu dava ahlaki değer yargılarımızın tartışılma, karara bağlanma yeri değil. Eğer öyle olsaydı hukuk olmazdı, şeriat olurdu. Hukuk olmasını, toplumu oluşturan fertlerin farklı inanç ve değer yargıları karşında nötr, bitaraf kalmasına, hukuğa aykırı davranışları açık ve net, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek, kanıtlanabilir şekilde tarif edebilmesine borçludur. Bütün bunlara iddialar girdiği için girdim. Yoksa konuyla ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Nitekim iddia makamının kitabı toplatma isteğini mahkeme iki kez reddederek, ilgili maddelerin bu duruma uygulanamayacağı kanaatini göstermiştir. En doğrusu, bu dava hiç açılmamış olmalıydı. 14. Dolayısıyla bu tür mülahazalardan ayrı tutularak karar verilmesini istiyorum. Biz bu suçlamaları hak etmedik. Bir sözlüğün isnat edilen bu suçlamaları yerine getirmesi imkansızdır. Bir kez daha bu davanın düşmesini talep ediyorum. 17 / 04 / 2003 Semih Sökmen Metis Yayıncılık Ltd. Şti.

İkinci Bilirkişi Raporu (İ.Ü. Edebiyat Fakültesi), 25.02.2004
İkinci Bilirkişi Raporu (Prof. Dr. Mustafa Özkan, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı) 25.2.2004
21

Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimliğine, Filiz Bingölçe tarafından hazırlanan Kadın Argosu Sözlüğü (Metis Yayınları, İstanbul, 2001) adlı çalışmayı inceledim. Görüşlerimi aşağıda arz ediyorum. Kadın Argosu Sözlüğü adlı eser küçük boy 212 sayfadan ibaret olup, şu kısımlardan oluşmaktadır: "Bir Sözlük Üzerine Düşünceler" (s. 7-11), Hulki Aktunç tarafından yazılmış olan bu takdim yazısında, genel olarak sözlük hazırlamanın güç bir iş olduğundan bahsedilmekte, özel olarak da argo terimi üzerinde durularak Filiz Bingölçe'nin yaptığı çalışmanın önemine dokunulmakta ve bu tarz bir çalışmanın ilk kez yapıldığına işaret edilmektedir. "Giriş" (s. 17-19), burada yazar sözlüğünü hazırlarken yararlandığı kaynaklardan ve yöntemlerden bahsetmektedir. Buna göre sözlükte yer alan argo sözlerin %90'ının, 2500'ü aşkın kadınla konuşularak derlendiği, geriye kalan %10'luk kısmın ise yazılı kaynaklara başvurularak oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu haliyle sözlük, sözlü kültürün bir yansıması niteliğini taşımaktadır. "Sözlük" (s. 21-164), çalışmanın en önemli bölümüdür. Derlenen malzemenin alfabetik düzende verilerek açıklamalarının yapıldığı kısımdır. Bu bölümde madde başı olarak yaklaşık 3000 söz bulunmaktadır. Bunların bir kısmı isim, sıfat, ünlem, fiil (abuş, abone, alet, balon, cırlayık, çıtır, çilek, çillik, çük, ersek, fallik, gaz, moro, mütayit, tokuş, yakamoz, zembil, zilli, vb.) gibi tek kelimeden ibarettir. Ama çoğu, iki ya da daha fazla kelimeden oluşan söz öbeği biçimindedir. Bunların da pek çoğu deyim niteliği taşıyan gruplardır. Bu deyimlerin anlamları açıklanırken, bazılarının kullanılışlarına örnekler de verilmiştir. "Kavramlar Dizini" (s. 165-212), çalışmanın ikinci önemli bölümüdür. Burada da önceki bölümde birleşik şekillerle veya deyimlerle anlatılmaya çalışılan kavramlar alfabetik olarak verilmiştir. Bir dilde anlatımın iki yönü vardır: Yazılı ve sözlü anlatım. Yazılı ve sözlü anlatım her zaman birbiriyle örtüşmez; aralarında her zaman belirli farklar vardır. Yazılı anlatım daha düzgün ve dilin kurallarına daha çok uyularak gerçekleştirilen anlatımdır. Sözlü anlatım ise, yazılı anlatımda olduğu kadar, dilin kurallarına çok fazla dikkat edilmez. Bu yüzden sözlü anlatım, dilin pratik amaçla ve gelişigüzel kullanıldığı bir anlatım tarzıdır. O nedenle sözlü anlatımda, yazılı anlatıma yansımayan, ama halk arasında canlı olarak kullanılan pek çok konuşma türlerine rastlanır: Halk ağzı, kaba konuşma, küfür sözleri, argo gibi. Filiz Bingölçe'nin çalışması, bu kategorilerden argo niteliği taşıyan ve kadınlar arasında konuşulduğu iddia edilen sözlerin toplanmasından oluşmuş bir eserdir. Argo, belli bir zümrenin benimsediği özel terimleri bulunan dil katmanıdır, öğrenci argosu, esnaf argosu, külhanbeyi argosu, vb. gibi. Argo belli sınıflara mensup insanların kendi aralarında konuştukları bir dil olmakla birlikte, bazı argo kullanılışların zamanla genelleşerek
22

ortak dile yansıdığı da görülür: Mesela kodes (hapishane), araklamak (hırsızlamak, çalmak), çakmak (farkına varmak) gibi. Filiz Bingölçe'nin sözlüğünde yer alan sözlerin pek çoğu, argo niteliğini taşımakla birlikte, sözlükte argo niteliği taşımayan, ortak dile mensup deyimsel kullanışlar da vardır: arap çorap (karmakarışık ve çetrefil durum), asma dikmek (umursamamak, aldırış etmemek), cırtı bozuk (dönek), hışırı çıkmak (çok yorulmak, perişan olmak), sokak süpürgesi (çok gezen kimse), vites küçültmek (sabırlı davranmak) gibi. Esasen sözlükte yer alan argo nitelikli kullanılışların hemen hepsi deyim aktarması biçiminde birer somutlaştırma örneğidir. Somutlaştırma soyut kavramları, çeşitli durumları, davranışları, tutumları ve duyguları insan gözünde somut olarak canlandırma, daha canlı ve elle tutulur bir biçimde anlatma eğilimidir. Mesela farkında olmadan yersiz ve dokunacak söz söylemeyi ifade etmek için kullanılan "baltayı taşa vurmak", coşkulu bir durumu, duygularına engel olamamayı anlatmak için söylenen "kabına sığmamak", beğenilmeyen bir davranışı başkalarından önce kendinde denemek anlamında kullanılan "iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak", çok zor bir işi ifade etmek üzere kullanılan "iğneyle kuyu kazmak", her şeye kusur bulan bir kişinin tutumunu anlatmak için kullanılan "armudun sapı, üzümün çöpü var demek", geçersiz birtakım bahaneler ileri sürerek, istenilen işi yapmaktan kaçınmak için kullanılan "ipe un sermek" gibi dilimizde binlerce somutlaştırma örneği bulunmaktadır. İşte Filiz Bingölçe'nin sözlüğünde yer alan sözlerin pek çoğu birer somutlaştırma örneği olup, sosyal hayatta yaşanan bir durumu canlı olarak ifade etmektedir. Şu örneklere bir göz atalım: kıçı şapa oturmak "yenilmek", büzüğü bal mumuna dönmek "yaşlanmak", götüne yamanmak "yararlanmak", beton dökmek "uzun zamandır cinsel ilişki yaşamamak", aklı ermeden götü sakız çiğnemek "toy ve bilgisiz kimse boyundan büyük işe kalkışmak", siki nerde yediyse çocuğu orda doğurmak "sorumlu davranmak, sorumluluğu suç ortağı ile üstlenmek", başı göğe ermek, siki tavana değmek "çok sevinmek", yükü yıkmak "doğum yapmak", rahmi kırışmak "yaşlanmak, kartlaşmak", osuracak hali kalmamak "çok yorulmak", vb. Ancak anlam aktarması için kullanılan kelimeler edebi dilde kullanılan kelimeler olmayıp, argo niteliği taşıyan, cinsel organlarla ilgili kelimelerdir. Fakat bu kullanılışların hemen hiçbiri, bir cinsellik ya da müstehcenlik çağrıştırmamaktadır. Sözlükte kullanılan deyimlerde, kadınlar arasında söylenen argo sözlerin, genel dilde neyi ifade ettikleri anlatılmaya çalışılmıştır. Sözler argo olmakla birlikte, bunların anlamlarında böyle bir çağrışım söz konusu değildir. Bu sözlük bir edebî eser değildir. Yalnızca kadınlar arasında kullanılan argo sözleri toplayıp bir araya getiren bir çalışmadır. Çalışma edebî ve bilimsel açıdan müstehcen olarak nitelendirilemez. Eğer bu çalışma roman, hikâye, şiir, tiyatro, deneme vs. gibi herhangi bir edebî eser olarak kaleme alınmış olsaydı ve içerisinde de yoğun biçimde argo nitelikli sözler kullanılmış olsaydı, o zaman bu çalışma belki edep dışı olarak nitelendirilebilirdi. Çünkü edebî eserlerde amaç, güzellik duygusunu geliştirmek ve insanlarda estetik bir heyecan uyandırarak zevk almalarını sağlamaktır. Edebî eserlerde insanları utandıran iğrenç, adi, bayağı, argo ve küfür sözlerinin sıklıkla kullanılması güzellik duygusunu rencide edeceğinden
23

böyle eserler edebî olarak kabul edilmezler. Edebiyat terbiye dışına taştı mı güzel olma niteliğini kaybeder. Oysa Filiz Bingölçe'nin eseri edebî eser olmayıp bir argo sözlüğüdür. Bu tür sözlükler her dilde mevcuttur. Ayrıca bu çalışma, sözlü kültürümüzde var olan ve onu kullanan insanların hayattan ayrılmasıyla kaybolup gidecek olan dil malzemesinin yazıya geçirilerek kalıcılığının sağlanmasına da büyük katkı sağlamaktadır. Bu tür çalışmalar bir dilingörünen yönünün ötesinde, ne kadar canlı ve zengin anlatım olanaklarına sahip olduğunu göstermesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki, bir sözde müstehcenlik olması için, o söz söylenince insanlar üzerinde tahrik edici bir etkisinin olması gerekir. Sözlükte yer alan deyimlerin söylenişinde ve kullanılışlarında bir tahrik öğesi söz konusu değildir. Dikkatlerinize saygı ile arz ederim. Prof. Dr. Mustafa Özkan İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı

ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER
Hasan Bülent Kahraman, “Kadın argosu hazinesi”, Radikal, 3 Aralık 2001 Filiz Bingölçe, kadınların bir şeyi özel olarak nasıl söylediğini, bir şeyi nasıl erkeklerin anlamayacağı hale getirdiğini bu sözlükte yer alan sözcükleri, deyimleri derleyerek ortaya koymuş ama sözlüğün anlamı sadece bununla sınırlı değil. Bu kitap, "özel dil" denilen şeyin özel alanla, özel kimlikle ne kadar içli dışlı olduğunu, dilin, insanın bir alanda kendisini ifade etmek için nasıl öteki alanlardan ve oralardaki olgulardan yararlandığını, her şeyi nasıl bir senteze ulaştırdığını ortaya koyuyor. Argo, bir benzetme sonunda. Ama bunlar belki her argo sözlüğü için geçerli şeyler. İş, "kadın argosu"na gelince durum daha da değişiyor. Ortada öncelikle "tanımadığımız" (bunu karşı cinsten birisi olarak söylüyorum ama kadınların da onun farkında olduğunu sanmak çok güç) bir kadın var. Bu, benliği, bilinci, algılaması bütünüyle kendisine özgü bir varlık. Bu kadın, o "masum" kadından, o "salon kadını"ndan çok farklı, cinselliğin ve her şeyin en karanlık noktasında gezinen bir varlık. (Evet, kitabın ve argonun en önemli gerçeği bu; daima gizliliği, dolayısıyla da hayatın "karanlık" köşesini hatırlamak!) İkincisi, bu argo sonuna kadar cinsellikle yüklü. Bu çok ilginç, çok renkli dil, acaba kadının kamusal alandaki görünür ikincil konumundan, dolayısıyla sürekli kapanmasından fakat ona rağmen de kendini ifade etmek istemesinden mi kaynaklanıyor, bilmiyoruz. Bu durum sadece kadınlara mı özgü? Bu soruyu da elimizde ayrıca bir "erkek
24

argosu sözlüğü" olmadığı için yanıtlayamıyoruz. Nihayet üçüncüsü, bu dil herhalde daha çok kentsel alanın argosu. Doğal; çünkü, argo kentle ilgili bir şey. Kırsal alanda deyim vardır, deyiş vardır ve onları argo sanmak yanlış olur. "Geçiş Türkiyesi" olmasa bu dil bunca hareketli olur muydu bilemem. "Başka kadınlar"ın "başka dil"leri bu sözlük ve bir hazine...

Gönül Kıvılcım, “Ev kadınlarının argosu olur mu?”, Radikal 2, 2 Haziran 2002 Argo. Dilin cansuyu. Sabrın, iyiniyetin tükendiği, düz söylemin kısa geldiği anlardaki patlayış. Dilin ele avuca sığmayan yanları. Dipte kaynayan fokurtunun bir çağlayan gibi yüzeye çıkışı. Argo. Küfrün ötesi. Küfrün zeka pırıltılarıyla yıkanması, yunması. Ev kadınlarının, sokak kadınlarının, Romanların, travestilerin; sistemin ezdiklerinin gizli silahı. Taksi şoförlerinin, sokakta yaşayanların dili ters yüz eden söyleyişleri. Taksi şoförü için korna çalmak, taksimetreyi açmak, sinir bozucu sıklıkta vites değiştirmek nasıl yaşamın günlük hallerindense argo da öyledir. Müşterisi inip taksi durağına döndüğünde, bugün güzel bir ördek düşürdüm (durak olmayan noktalardan yolcu toplamak; hoş güzel kadın müşteri) diye selam çakar meslektaşına. Ya da demin güzel bir kaz (saf, zengin müşteri) yakaladım deyip hasetlendirir duraktakileri. Argo özgürleştiricidir. Bireyi lezzeti yerinde biryemekmişçesine terbiye etmeye kalkışan anlayışın, beklentileri atlatarak ve taşı gediğine koyarak soluğunu keser. Kadınlar da kendini ifade ederken argoya başvurur. Geçtiğimiz yıl ekim ayında okurla buluşan Kadın Argosu Sözlüğü'nün hatırlattığı bir gerçeklik... Dildeki masum kelimeleri silkeleyip şoke edici olanlarını bulur çıkarır kadınlar. Höt dedimi oturtan, bir bakışıyla hizaya sokan erkekleri dille vururlar: kocanın iyisi dokuz oturakta paralansın. Erkeğinin dangıl dungulluğunu kendi ezilmişliklerini bir parça mizahla servis ederler: "Kız kocayı bir bok sanır gittiği gece usanır". Bastırdıkları kösnüllüğü argonun yardımıyla çırılçıplak soyarlar: "Kışlık yorgan" (şişman kadın), "perhizi bozmak" (uzun aradan sonra biriyle beraber olmak), "donunun ağı kurumamak", "master yapmak" (mastürbasyon)... Uygarlığın kontrol altına almak için ter döktüğü, "uygun" yerlere kanalize etmeye uğraştığı cinselliğin her an yanıbaşımızda hazır ve nazır olduğunun teslimidir argo. Kibarca, bir ev kızı edasıyla söylenebilecek şeylerin abartılı bir anlatımla ifade edilişidir. "Haza hanfendi" sınıflamasına giremez belki bunları ağzına alma cüretini gösteren kadınlar. Ama hayat oradadır, onların dilinde. Haza hanfendiler kendilerini ifade edemedikleri için sıkıntıdan patlarken, onlar yaşamın saçmalığını tiye alır, inanılmaz görsel bir dille bu saçmalığı, yaşamın trajikomik durumlarını dışarı vurur, eğlenirler: "Dıgıdık muhabbet" (sevgililerin sürekli el ele gezmeleri), "raf ömrü bitmiş" (biten bir aşk için), "piknik tüp" (kısa boylu ve göbekli erkek)...

25

Anadolu'nun rengi vardır kadın argosunda. Onlar çocuklarını her şeyi adlı adınca söyleyerek severler. İrkilsek de böyledir. Ve Kadın Argosu Sözlüğü'ne köşesinde değinen Hasan Bülent Kahraman'ın cümleleriyle "Ortada öncelikle 'tanımadığımız' bir kadın var"dır. "Bu, benliği, bilinci, algılaması bütünüyle kendisine özgü bir varlık"tır. Aslında sıradan evlerde biraz vakit geçirsek, kulaklarımızı açsak, anlarız ki "ev kadınlarının çoğu" biçiminde genellenebilecek denli yaygındır argo. Sansür yasaları kendi kuyruklarını yakalayıp nafile turlar atarlar çünkü evlerde; geçerlilikleri yoktur. Yasak olanın ağza alınmasıdır argo ve rahatlatıcıdır. Uygarlığa bir başkaldırıdır bu dinamik dil. Ama "uygar" ülkelerde kabul görür ve sineye çekilirken "temiz toplum" yaratma ideallerinin kol gezdiği topraklarda sıkı sıkıya denetlenir. Toplumun ar ve haya duygularını incitmek diye bir kılıf hazırlanmıştır buralarda. Tartışılamaz! Yeter ki diliniz temiz olsun. Çocuğunuzun okul aidatını yatıramayacak, evinize ayda bir kere kıyma alamayacak kadar yoksullaşmış olun ama sakın siz siz olun dilin düz yollarından sapmayın. RTÜK, sansür ve denetleme kurulları görür ve uyarır! Uyarır; zira argo sarsıcıdır. Dört kapılı gıcır gıcır bir aile arabasında değil kamyonetin arkasında yolculuk etmeye benzer. Yolun sathı bozuksa sırtınızda hissederseniz. Rüzgara açıktır yolculuk; sersemletir. Arada bir sarsılmak hiç de fena değildir hani. Özellikle, karikatürlerini çok sevdiğim kadın arkadaşımın deyişiyle, hayatın içinden bir fotoğraf donukluğunda geçip giden kasıntı tipler için. Öyle kasmışlardır ki vücutlarını, dillerini; birazcık argo iyi gelecektir onlara. Gevşetecektir. Mısır koçanı yemiş gibi gezmeyeceklerdir ortalarda. Argo dilin gevşemesidir. Mantık zincirinin kopması! İsteri krizinin eşiğine gelen kadınlara da -Freud'dan beri inkârın anlamı yok nasılsa zincir koparmak önerilebilir. Mutfakta yere sıçrayan yağ damlacıklarında kayıp düşen kadınlar. Bırakın onlar düşsün sandalyelerinden. Sizinle hiç ilgilenmedikleri, dilinize ruhunuza bir adım bile yaklaşamadıkları, kadın diline ezelden beri kulaklarını tıkadıkları için afallasınlar. Afallasınlar ve anlasınlar: kudretsizlerin de dili vardır...

Celal Üster, “Kadın dilinin gizli örgütü”, Radikal Kitap Eki, 16 Kasım 2001 "Bir toplumda geçerli genel dilden ayrı, ama ondan türemiş olan, yalnızca belirli çevrelerce kullanılan, toplumun her kesimince anlaşılmayan, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel dil." AnaBritannica Genel Kültür Ansiklopedisi, argoyu böyle tanımlıyor. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi ise, "Kendi sosyal çevreleriyle sınırlı yaşayan ve toplumun geri kalan kesimlerinden ayrılmak ve / ya da korunmak isteyen bir grubun benimsediği özel sözcükler bütünü" diye tanımlamış argoyu. Ama lûgat paralamayı bir yana bırakır, Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü'nün yazarı Hulki Aktunç'un alabildiğine özgür belirlemelerine sardırırsak: Argo, dilin gizli örgütüdür; yaratıcılıktır, anadilin sözcüklerine yeni anlamlar
26

katar, kendi alanına girmeye çalışan sözcük ve deyimden ayakbastı parası alır ve onu bozuşturup dönüştürür... Biliyorum, "Şimdi bu argo muhabbeti de nereden çıktı?" diye soracaksınız. Aktunç'un Büyük Argo Sözlüğü yayımlanalı on yıldan fazla bir zaman geçtiğini de biliyorum. Ama bu kez yayımlanan, bambaşka bir argo sözlüğü. Filiz Bingölçe, bu alana apayrı bir boyut getiriyor; genellikle erkek-egemen bir dil alanı olarak görülen argonun kadın cephesini araştırıyor. Araştırmaktan öte, bir Kadın Argosu Sözlüğü çıkarıyor ortaya. Bingölçe'nin deyişiyle, bu sözlüğün öncelikli kaynakları, çevremizde gördüğümüz, karşılaştığımız, bildiğimiz; başta Ankara ve İstanbul olmak üzere büyük kent merkezlerinde ya da ilçelerinde yaşayan kadınlar. Onların anneleri, anneanneleri, babaanneleri de, "haminnemin meşhur lâfıydı" kaydıyla aktarılan yüzlerce söz ile bu sözlüğün "eski toprak" kaynakları olmuşlar. Sözlüğün içeriği derlenirken en basit yönteme başvurulmuş; yaklaşık yüzde doksanı canlı tanıklarla konuşularak oluşturulmuş. Bu canlı tanıkların çoğu "temiz aile" kadınları: Hemşireler, hastabakıcılar, doktorlar, ev kadınları, öğrenciler, işçiler, gazeteciler, memureler, kuaförler, ağdacılar... Buna karşılık, Bingölçe'nin verdiği bilgiye göre, hapishanelerdeki kadınlarla hiç ilişkiye geçilmemiş, genelevlerdeki kadınlarla da istenen ölçüde bağ kurulamamış; kırsal alanın yerel söyleyişlerine pek girilememiş. Ama tıpkı hayatın bağrında durmadan gelişen argonun kendisi gibi, sürekli zenginleşebilecek bir sözlük bu: "Argo dediğiniz, sınırsız bir anonim oluşumdur; katkılarla yaşar, gelişir. "Aktunç da, "Hiçbir argo sözlüğü, argoya yetişemez. Hiçbir yasanın yaşama yetişemediği gibi," demiyor mu zaten? Aslında, Bingölçe'nin, sözlüğün başındaki soru/yanıtları, Kadın Argosu Sözlüğü'nün özünü anlamamızı sağlıyor: Bir dil oyunu mu bu? Evet... Kadınlar arası tanışıklığı mı güçlendiriyor? Tabii... Erkeklere kapalı bir üstünlüğü mü kanıtlıyor? Galiba... Bir dil bağıyla kopmaz bir doku mu oluşturuyor? Şüphesiz... Şifrelerle anlaşma çabası mı? Yer yer... Hayatı kendi dünyasıyla karşılama gayreti mi? Sanırım... Büyük Argo Sözlüğü'nün ilk basımının yapıldığı İS 1990'dan bu yana Türkçenin "Argo azizi" sayılan Aktunç bir sunuş yazmış Bingölçe'nin çalışmasına: "Bingölçe, bize bir 'ilk iş' armağan ediyor. Bir 'ilk', çünkü büyük dillerin bellibaşlı sözlüklerinde yer alan 'kadın dili' kategorisi bizde hemen hemen hiç işlenmemiştir, incelenmemiştir... [Bingölçe'nin çalışmasında] yaşamın ve dilin içinde gizlenen büyük bir ada keşfediliyor. Çılgın, alaycı, dramatik, şen şakrak, melûl mahzun bir ada. Bir sürü aptal herifin ve kızın ve kadının derinliğine duyumsayamadığı ama yaşamakta olduğu bir ada..." Filiz Bingölçe'nin Kadın Argosu Sözlüğü, salt kadın açısını yansıtan sözcük ve deyimlerden oluşmuyor. "Ara açı" da örneklenmiş; her iki cinsin cümle kalıbı olarak ortaklaşa kullandığı, ancak kimi yerde sözcük seçiminde farklı davrandığı laflara da yer verilmiş. Ama kadınların, erkeklerle nasıl alay ettiklerini örnekleyen söz ve deyimler alabildiğine renkli ve bereketli.
27

Sözgelimi, daha ilk sayfada bir "özdeyiş"e rastlıyoruz: Acemi adamın elinde am ağaca çıkar. Hemen ardından, cinsel konularda heyecanlı ve acemi erkeklere bir başka gönderme: Acemi ördek ya başından ya kıçından dalar. Evden işe, işten eve yaşayan, cinsel açıdan iştahsız erkeklere, Akşam ahıra sabah çayıra, arada bir iki sokarca deniyor; cinselliğe sıra geldiğinde bütün erkeklerin aynı olduğunu anlatmak için ise, Alayının adı bir karanlıkta tadı bir. Her lafa karışan erkek için, Am biti taşak sirkesi karşılığı uygun görülmüş; cinselliğe düşkün erkeği aşağılamak için de, Am suyunda boğul inşallah! bedduasında bulunuluyor. Birine küfür edileceği zaman, erkeklerin o kişinin "ana"sını hedef seçmelerine karşılık, kadın argosunda -doğal olarak o kimsenin "baba"sına yöneliniyor. Sözgelimi, örtülü küfür etmek için, Babanı ninolay sözü kullanılıyor ya da Babasına selam sarkıtmak deyişine başvuruluyor! Birini şaka yollu aşağılarken, Babasını gıdıkladığımın çocuğu deniyor. Erkeklik organına, daha doğrusu erkeklik organının küçüğüne Bamya dendiğini biliyordum, ama Bamya katliamı lafıyla ilk kez bu sözlükte karşılaştım; meğer "toplu sünnet düğünü" anlamında kullanılıyormuş. Örneğin: "Şu siyasî partilerin bamya katliamları da amma seyirlik oluyor." Erkeklik organı karşılığı kullanılan bir başka söz ise, zambakgillerden, yemeklere tat vermek için yumrusu ve yeşil yaprakları kullanılan ıtırlı bitki ile sürüngenlerin en ünlüsünü bir araya getiriyor: Başı soğan ortası yılan! Burada, kuşkusuz, uyak da biçimsel benzetme kadar önemli. Ben, burada, yalnızca "a" ve "b" ile başlayanlardan birkaç örnek vermekle yetiniyorum. Türkiye kadınlar aleminin yeraltı dolambaçlarında şaşırtıcı bir gezintiye çıkacağınız Kadın Argosu Sözlüğü'ne, hiç kuşkum yok, siz de katkıda bulunmak, geliştirip zenginleştirmek isteyecek ve kadinargo@yahoo.com adresine başvuracaksınız.

Gül Altan, “Fiskos bitti, yaşasın ARGO”, Radikal Kitap Eki, 9 Kasım 2001 Keşke bu kitabı daha önce görseydim! Ona bir dizi yoğun bir o kadar da edebi hakareti içeren cümleyi söylemeden ya da telefonu suratına 'Sana fazla geldim ben!' diyerek kapamadan önce. O zaman ona kesinlikle 'Seni adam küsüratı seni! Nane çöpü, numunelik öküz, izotop seni! Naştır!' derdim. Nereden geldi bu çılgın fikirler aklıma? Masum masum masanın üzerinde duran mor bir kitap çarptı gözüme. Yanına yanaşınca, sıradışı ismi bana bu kitapta bir şeylerin farklı olduğunu anlattı Kadın Argosu Sözlüğü. Bu kitap Filiz Bingölçe'nin imzasını taşıyordu. Okurla Hulki Aktunç'un sunumuyla buluşuyordu kitap. "Kişinin tek başına bir sözlük yazması çılgınlıktır!" diyor Aktunç, ancak bu kitap baştan sona bir çılgınlık. Hem de 2500 kadının ağzından dökülen, kimi zaman insanın ağzını açık bırakıp, kimi zaman arsız arsız gülümseten, kimi zaman ise 'onu tanımlayacak kelimeleri bulmak ne zordu bazen, aa ama bak her sayfada bir tane çıkıyor karşıma' dedirten bir çılgınlık. Çin'in kimi bölgelerinde neredeyse bin yıldır kullanılan ve erkeklerin anlayamadığı özel bir kadın Çincesi varmış. Kadın Argosu Sözlüğü'nde de Filiz Bingölçe, kadınların kendilerine
28

özgü, gizli dillerinde kullandıkları kelime ve tanımlamaları bir araya getiriyor. İş dünyasının abiye kıyafetler içindeki kurnaz kadınlarının, gece yaşantısının zarif kadınlarının, evlerin güleryüzlü lezzetli yemekler yapan, hamarat kadınlarının ağzından dökülebileceğini belki de asla düşünemeyecekleriniz yazıyor bu kitapta. Kibar ve hatta kırılgan olması beklenen biz kadınların, inanılmaz hayalgücünün ve 'kaba' karşı koyuşlarının ifadeleri onlar. Kendi adıma konuşursam, bu kitaptan öğrendiğim çoğu sözcüğü gündelik yaşantımda kullanabileceğimi sanmıyorum. Belki de sadece hemcinslerimin ya da hemcinslerim kadar yakın olan karşıcinslerimin yanında gülerek dile getireceğim onları. Ama varsın olsun, yine de çok güzel binlerce kadının hayalgüçlerinin, zekalarının ve ince espri anlayışlarının biraraya getirilişine tanık olmak. Hem belli mi olur, belki günün birinde gerekir bu sözcükler... Bunları öğrenin! Alayının adı bir karanlıkta tadı bir Cinselliğe sıra geldiğinde bütün erkeklerin aynı olduğunu anlatmak için kullanılır. Abış Saf ve kılıbık erkek Beton dökmek Uzun süre cinsel ilişkide bulunmamak. Bey bana pırt dedi Yetkili ve etkili bir insanın kendisine ilgi duymadığını alay yoluyla anlatmak için kullanılır. Dantelacı Entelektüel ya da entelektüel gibi görünen kadın meraklıları için kullanılır. Hazır avrat Kadınların yaptığı kadar iyi ev işi yapan erkek İşgal bedeli Fahişelere ödenen ücret. İş kazası Beklenmedik zaman hamile kalmak. İşgilli büzük dingilder Evhamlı kimselerin sürekli tedirginlik içinde olduğun anlatmak için kullanılır. Lafın kubbesini yıkmak Çok etkileyici konuşmak Portatif mucize Vibratör, yapay erkeklik organı Minibüse binmek Menopoza girmek Nane çöpü Lüzumsuz işe yaramaz şey ya da kimse Nadasa bırakmak Bir kimseyi bilerek bekletmek, söz verdiği halde randevusuna gitmemek. Şentakar Kadınlarla cinsel ilişkiden başka bir şey düşünmeyen erkek. Bütün erkeklerin aynı olduğunu söylemek için kullanılır Vuruşkan Sık sık cinsel ilişkiye giren, cinsel iştahı yüksek kadın. Murat Çelikkan, “Sözlüğe porno muamelesi”, Radikal, 13 Temmuz 2002 Filiz Bingölçe, oldukça önemli bir çalışmaya imza attı. Erkek egemenliğinde olan bir alanda bir sözlük hazırladı, Kadın Argosu Sözlüğü. Metis Yayınları da kültür dünyamız için gerçek bir zenginlik sayılacak bu sözlüğü, Ekim 2001 tarihinde yayımladı, bilmem haberiniz var mıydı? Sizin olmadıysa da sözlüğü, müstehcen kabul eden Cumhuriyet Savcılığı'nın haberi var. Kitabın yazarı ve yayımcısına 1 milyar 800 milyon lira ceza kesti. "Sözlük, bu haliyle, bir dil gerçekliği ve yaşamda var olan bir olgunun bilimsel ve nesnel yöntemlerle saptanması girişimidir. 1072 yılında Kaşgarlı Mahmud'ca kaleme alınan Divanü Lügat it-Türk'te de
29

bugün Kadın Argosu Sözlüğü'nde yer alan sözcüklerin pek çoğu ve tanımı yer almış ve Türk Dil Kurumu bu sözlüğün çevirisini yayımlamıştır," diyen yazar, cezayı ödemeyi reddetti. Para cezasını ödemeyi reddettikleri için yazar ve yayımcı hakkında 'halkın ar ve hayâ duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı kitap yayımlamak,' iddiasıyla TCK 426/1. maddeden dava açıldı, duruşma ekimde. Bu madde porno yayınlar için kullanılıyor. Ancak mahkeme, sözlüğün toplatılması talebini reddeti....

Murat Çelikkan, “Barbarları beklerken”, Radikal, 16 Nisan 2003 Muzır Kurulu, Türkiye sansür hayatına Turgut Özal'ın hediyesi. Kurulduğu günlerde, günlük basına hızlı bir ceza kesme furyası yaşadıktan sonra, uygulamaları dergi ve kitaplarla sınırlı kaldı. Sansüre ve cezaya uğrayan yayınevlerinin gücü de gündelik basın kadar olmadığı için, yasal bir sansür kurumu olarak varlığını sürdürüyor. Son icraatlarından biri, Filiz Bingölçe’nin Kadın Argosu Sözlüğü konusunda bilirkişi raporu hazırlamak oldu. Türkçe sözlüklerde kadın dilinin hiç işlenmemiş olmasından hareketle hazırlanan sözlükte, farklı yaş ve çevrelerden kadınlarla yapılan görüşmeler yoluyla derlenen sözcüklere yer verilmişti. Kurul raporuna bakılınca, 'Türk kadını' ve 'Türk kadınının iffetininin' argoyla bağdaşmaması gerektiğini öğreniyorsunuz. Yani Argo Sözlüğü'nün başına kadın gelince, iş müstehcen oluyor ve resmi ideolojinin kadın tasavvuruna uymuyor. Müstehcenlik davası yarın İstanbul'da görülecek. Bu gün bir de önemli bir sivil itaatsizlik örneği olan Düşünceye Özgürlük 2001 kitabının davası var. Yayımcılar ve aydınların ceza almış ve yasaklanmış yayınları ortaklaşa basarak oluşturdukları kitap yargılanıyor. Türkiye gerçeği bu, kadınlar argo kullanmaz, insanlar düşünmez!...

Berat Günçıkan, “Kadının gizli diliyle tanışın...”, Cumhuriyet Dergi, 9 Aralık 2001 "... O kadar bezgin ki su, gene de ardında bıraktığı köpüklü salya parlıyor. İştahlı bir dil gibi, upuzun bir dil gibi. Çünkü yutmadan önce yalıyor... Çevresini saran dalgalar büyük; onlardan birinin içine kolayca sığıp kıvrılabilirim! İşte tümü burada... Güzeller ve lanetliler, geceleyin sevecenliği gelenler, çöplük turnaları, yüzü yaralılar, ciciği bereliler, şekli bozulmuşlar, rahmi alınmışlar... Bu dili ya ben koparırım, ya onlar." Gizliliğin esas olduğu bir dilin, yani argo sözlüğünün girişinde, derdini bu sözlerle anlatıyor Gazeteci Filiz Bingölçe. Kadın Argosu Sözlüğü kadınların, kendi ürettikleri ya da erkeklerle ortak kullandıkları argonun örneklerini veriyor. Kelime, Fransızca kökenli. Onu toplumlardaki geçerli dillerden ayıran; içe dönük yaşanması, toplumdan kendini ayırmak ya da toplumdan korunmak isteyenlerce kullanılması. Yolu küfürle de birleşiyor, çünkü aidiyet
30

alanlarının sınırlarını çizdiği gibi, alt kültürün derdini, öfkesini, alayını aktarıyor. İlk ortaya çıkışı, 16. yüzyıl. Bu yüzyıldan itibaren Avrupa ülkelerinde kullanılmış, ancak tanımını bir yüzyıl sonra, yani 17. yüzyılda Fransa'da "Hırsızlar Birliği" olarak almış. Argoda kelimeler ve deyimler, mevcut dille oynanarak, somutları soyuta çevrilerek (fırça yemek/ azar işitmek) de kuruluyor... Bingölçe'nin kitabı ise, bu dilin kadınlar arasındaki kullanımına dair. Hemşire, hasta bakıcı, işçi, öğrenci, gazeteci, memur, kuaför, ağdacı, yani yazarının anlatımıyla "temiz aile" kadınları... Çeşitli mesleklerden iki bin beş yüzü aşkın kadınla görüşen Bingölçe, argoyu, bir başka argo sözlüğü hazırlayıcısı Hulki Aktunç'un sözleriyle tanımlıyor: Argo en mazlum olduğu anda en saldırgan olabilendir. Yazarın eksik bıraktığını söylediği alanlar da var, örneğin hapishane ve genelevlerdeki kadınlarla temasa ya geçilmedi ya da yeterince görüşülmedi. Kırsal alanın söyleyişlerine ise hiç girilmedi. Biz de Kadın Argosu Sözlüğü'nden yola çıktık ve argo kullanan kadınlarla konuştuk: Müjde Ar (Sinema oyuncusu): Ben daha çok küfürbaz sınıfına giriyorum. Argo kullanmıyorum, o çok ayrı bir kültür. Küfrü ise bazen başım çok sıkıştığında, bazen de espri olarak kullanıyorum. Çoğu kez, kendi kendime de küfrederim. İzmir Fuarı'nda sahneye çıktığım zamanlarda gazeteciler de küfürlerimden payını almıştı. Çünkü "Türk parasına bastı, ayağında kıl vardı" gibi abuk sabuk şeyler yazarlardı. Küfür, kendimi bildim bileli dilimde var. Biz İtalyan ailesi gibiydik, teyzem gelir anneme "kahpe" diye bağırırdı, annem kızdığında bizlere "Piçler" derdi, "sizi Çocuk Esirgeme Kurumu'na vereceğim". Bense daha çok, "hödük" ve "hıyar"ı kullanıyorum, bazen de Almanca "scheisse" diyorum. Son zamanlarda siyasetçiler için kullandığım bir söz var; "Süpürgeye s...., etrafa saçtı". Abuk sabuk durumlar için "dallama"yı, hoşlanmadığım erkekler ve olumsuzluklar içinse "korku filmi"ni söylüyorum. Ancak son altı-yedi yıldır dilime çok özen gösteriyorum, çünkü Mehtap'ın oğlu ile yaşıyorum. Birkaç kez ağzımdan kaçırdım ve yeğenim bana ceza verdi, yani beni terbiye etti. Yıldız Tilbe (Şarkıcı): Argonun ille de bir kelime ya da cümle olması gerekmiyor, bir ifade de argo olabilir. Pek çok argo kelime de Türkçeye yerleşmiştir. "Yahu" bile argo bir kelimedir. Ben özgür büyüdüm, ailem herkes kadar argo konuşuyordu, ben de herkes kadar konuşuyorum. En sık kullandığım sözcük "Hadi ya..." Necef Uğurlu (Oyun yazarı): Kadınların argo kullanmadığı bir ortamda yetiştim. Bu yüzden de kendi argomu oluşturdum, kendim icatlar yaptım. Örneğin, kadınları gezdirenlere, onlar için para harcayanlara "seyis", o bu işle meşgulken o kadınla birlikte olanlara da jokey diyorum. Cinsellik dillerine vurmuş zamparaları "orta yaş fiyaskoları", genç, yakışıklı ve seksapeli önde gelen erkekleri, yani çıtırları "pipilati" diye isimlendiriyorum. Tarkan bu erkeklere bir örnektir. 60-70 yaşlarındaki erkekleri ikiye ayırıyorum; bir kısmına "bypass mafyası" diyorum ki, onlar pek iştahlıdırlar, öbürleri yani "prostat mafyası" daha sakin olurlar. Saçları boyalı erkekler -ki toplumda geniş bir yer tutarlar- için "ak yok bey", 50 yaşının üzerinde, toplumda saygın bir yeri olan gizli gay'lere "papyonlu hanımefendi", yine elli yaşın üzerinde, göğüs kıllarını boyayan erkeklere - bu erkekler boya tenlerine de geçtiği
31

için Kıbrıs haritası gibi görünen göğüsleriyle yazın meydana çıkarlar- "Kıbrıs Haritası Grubu" adını veriyorum. Meral Okay (Tiyatro oyuncusu): Kullanıyorum, herhalde. Küfreden bir insan değilim, derdimi anlatamadığım, gündelik dilimin tükendiği anlarda, öfkeliyken, bazen de gırgır durumlarda argoyu kullanıyorum. Aslında, hangisi argo, hangisi değil, birbirine karışıyor. Argo tek başına kullanabileceğiniz bir şey değil, iletişim kurabilmeniz için karşı tarafın da bu dili bilmesi gerekiyor. Dili maharetli kullanan bir kadın olduğumu sanıyorum. Daha çok erkeklerle konuşuyorum, argo kullanan kadın sayısının çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Çünkü argo sokakta, çatışmanın içinde üretilen bir dil, oysa kadın üretimin içinde değil. Argoyu biliyorsa da yanındaki erkekten duymuştur. Ben çok derli toplu bir ailede büyüdüm. Argoyu lisede, üniversitede, daha çok da sokakta öğrendim, bağımsız dilimi oluşturmaya başladım. Leyla Tavşanoğlu (Gazeteci): Argo kullanmayı severim. Çocukluğumdan bu yana da kullanıyorum. Babam, beni karşısına alıp küfür öğretirdi ama ben ona karşı kullanınca çok kızardı. Annem, ciddi bir burjuva ailesinden olduğu için küfretmemi onaylamazdı. Ben kendimi rahat ifade ederdim ve annem "Seni yanlış doğurmuşum" derdi, "sen oğlan olmalıymışsın". Ablamla aramızda ise kuş dili konuşurduk. Kendi ürettiğim bir argo pek yok, sevdiğim erkek arkadaşlarıma "horozun oğlu" derim. Tepki almadım, tarzımı sanırım herkes kabul etti, üstelik bana küfrettirmek için uğraşırlar, eğer beceremiyorlarsa hasta olduğumu düşünürler. Argoyu, gizli bir şey söylemek istediğim , sözcüklerin uçuşmasını istediğim zamanlarda kullanıyorum. Çok tepem attığı zamanlarda ise küfre kayıyorum, "dümbük", "geçmişi kınalı", "ölüsü kandilli" sıklıkla ağzımdan dökülen sözler. Kadın argosunun varlığının farkındayım, bir kadın tuvalete gideceği zaman "papatya toplamaya gidiyorum", ağda yaptıracağı zaman "çektireceğim", saç boyatacağı zaman da "boya-badanaya gidiyorum" der... Ben, işim çok ters gitmişse küfrederim. İş sırasında ağzımdan kaçtığı da oldu. Bir röportajda, teyp takılınca "içine s....." dedim, ama çok utandım. Özel yaşantımda da argoyu kullanıyorum, kocam da arkadaşlarım da buna alıştı. Ramize Erer (karikatürist): Günlük yaşamda çok fazla argo kullanmıyorum, belki herkesin kullandığı kadar... Karikatürlerimde yapmaya çalıştığım, dilimizde olanı çizgiye geçirmek. Gazetede daha dikkatli olmak, okuyucu tepkisini dikkate almak zorundasınız. Bazen espriler sert kaçabiliyor, sizden daha hanım hanımcık şeyler bekliyorlar. Orta yaşın üstündeki insanlar daha tutucu, hayata bakışları, karikatüre bakışlarına da yansıyor. Bazen kaçırdığımı hissediyorum, tepki almasam da bunu hissedip yakalayabiliyorum. Dergilerde ise hareket alanı daha geniş, daha çok küfür kullanabiliyorsunuz. Espri yaparken kadını aşağılayacak bir şey yapmak istemiyorum, buna özen gösteriyorum. Günlük dilimde kendimi rahat hissettiğim insanların yanında argo kullanabiliyorum, en sıklıkla "herif" diyorum. Kadınlar kendilerini çok rahat ifade ediyor, çok rahat argo kullanıyor, hiç sınırlandırmadan bir şeyleri anlatabiliyor, her şeyi isimleriyle söyleyebiliyorlar. Ben birkaç kadın arkadaşımın yanında rahatım, diğerlerinin yanında tutuklaşıyorum. Kaynak: http://www.metiskitap.com
32

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful