ÜÇÜNCÜ İHTAR

Eüzübillahi mineşşeytani racim, bismillahirrahmanirrahim Ey ilim sahipleri ve ilmin temsilcileri, Muhterem kardeşlerim, Bu İHTAR çağımıza damgasını vuracak olan HİDAYET İHTARLARININ ilkidir. İman müessesesinin felâhı (kurtuluşu) oluşturan kesimi HİDAYET'tir. HİDAYET YOKSA İMAN YOKTUR. Kur'an HİDAYET'i Kur'anın omurgası, temeli ve tamamını kapsayan muhtevası ve ruhu olarak ele alır. Cennet ve dünya saadetine ulaştıran herşey HİDAYET'in bir parçasıdır. Küfürden kurtulmak, şirkten kurtulmak, hüsrandan kurtulmak, dalaletten kurtulmak, cehennemden kurtulmak, Tagut'un kulu olmaktan ve dostu olmaktan kurtulmak, mutsuzluktan kurtulmak, şâki olmaktan kurtulmak, Allah'ın ayetlerinden gafil olmaktan kurtulmak, fısktan kurtulmak ve isyandan kurtulmak sadece HİDAYET'te olmakla mümkündür. HİDAYET YOKSA DİN YAŞANMAZ. Mü'min olmak, tek fırkada olmak, cennet ehli olmak, kazanılan derecelerin kaybedilen derecelerden yüksek olduğu noktaya (felâha) ulaşmak, Allah'ın dostu (velisi) olmak, Allah'ın kulu olmak, şâkirlerden olmak, saidlerden olmak, Allah'a teslim olmak ve mutlu olmak sadece HİDAYETte olmakla ve HİDAYETe ermekle mümkündür. Allah'ın ayetlerine yakîn hasıl etmek (ilmel yakin, aynel yakîn, hakkûl yakîn), ruhu, vechi, nefsi Allah'a teslim etmek, hikmet sahibi olmak, iradeyi de Allah'a teslim ederek irşad makamına tayin edilmek, yani 7 safhada 4 teslimi gerçekleştirmek. İşte bu HİDAYET in bütünüdür. Bu ihtarda HİDAYET NEDİR sualininn cevabı sunulacaktır.

HİDAYET ALLAH'A ULAŞMAKTIR
Ruhu ölmeden evvel Allah'a ulaştırmak emri Kur'ân-ı Kerim'de HİDAYET kavramıyla anlatılıyor. Üç âyet-i kerime kesin bir şekilde HİDAYETİ anlatıyor bize. Diyor ki Allahû Tealâ Al-i İmran 73'de: " ...kul innel hudâ hudallâhi... " De ki, muhakkak ki HİDAYET Allah'ın (kendisine) ulaştırmasıdır.

Bakara 120 şöyle söylüyor: " ...kul inne hudâllâhi huvel hudâ... " De ki, Muhakkak ki Allah'ın (Kendisine) ulaştırması (var ya) işte o HİDAYETtir. Kehf 17'de ise ifadesi şöyle: "Men yehdillahu fe huvel muhted" Allah kimi (Kendisine) ulaştırmışsa (kimin ruhunu ölümden evvel Kendisine ulaştırmışsa) o kişi o zaman HİDAYETe erer.

Parantez içindeki ifadeler bizim ilâvelerimiz. Neden (kendisine) ilâvesini yaptık? Bu 3 ayette Allah'ın ulaştırması HİDAYETtir buyruluyor. Nereye ulaştırması? Ulaştıracağı yerin Allah'ın vechi, zatı, kendisi olduğu 2 ayette kesinlik kazanıyor. 42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır). 13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe). Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).” Öyleyse Ali İmran 73'de de, Bakara 120'de de, Kehf 17'de de Allah insanların hayatta iken ruhlarını kendisine ulaştırmasının HİDAYET'e ermek olduğunu kesinleştiriyor.. Ayet-i kerimelerden çıkardığımız sonuç o ki: HİDAYET açık ve kesin bir şekilde .Kur'ân-ı Kerim'imize göre "insan ruhunun o kişi ölmeden evvel Allah'a ulaşması"dır. Öyleyse burada açık bir hükümle karşı karşıyayız; 14 asırda HİDAYET kavramı değiştirilmiştir. Kavram, ölmeden evvel insan ruhunun Allah'a ulaştırılması olan esas manâsından saptırılmış ve doğru yol isimli bir şekle sokulmuştur. Doğru yol ise müphem bir kavramdır. Herkese göre ayrı bir doğru yol olabilir. Meselâ İslam ın 5 şartıyla amel etmek doğru yol olarak değerlendiriliyor. İslam ın 5 şartıyla hiç kimse cennete giremez. Ve böylece HİDAYET kavramı insanları cennet saadetine ulaştıracak olan temel kavram olmaktan çıkartılmıştır.

Ayet-i kerimeler açık bir şekilde gösteriyor ki, kim ruhunu ölmeden evvel Allah'a ulaştırmayı dilerse o kişinin gideceği yer mutlaka cennettir. Ruhunu Allah'a ulaştırırsa daha üst cennetlere gider. Ama HİDAYET kavramını ruhun ölmeden evvel Allah'a ulaşması değil de, doğru yol olarak aldığımız zaman herkesin kendisini doğru yolda görmesi kaçınılmaz bir sonuç olmaktadır. Bu suretle HİDAYET kavramının insanları Allah'a ulaştıran bir kavram olmaktan çıkartıldığını, yani insanları cennete ulaştıracak olan temel mefhum olmaktan çıkartıldığını görüyoruz. Böylece HİDAYET kavramı gizlenmiş ve insanların cennete ulaşması önlenmiştir. HİDAYET kavramını gizlemek Allahû Tealâ'ya göre büyük bir suçtur. Bakara Suresinin 159. âyet-i kerimesinde: 2/BAKARA-159: İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne). Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder. Allahû Tealâ Ahzab Suresinin 67 ve 68. âyet-i kerimelerinde buyuruyor ki: 33/AHZÂB-67: Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ). Ve cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi'nden) saptık. 33/AHZÂB-68: Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen kebîrâ(kebîren). Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle. Devrin küberası, büyükler. Devrin sadatları ise ileri gelenler. Hangi konuda ileri gelenler? Tabiatıyla dini bir vecibenin yerine getirilmesi söz konusu olduğuna göre din öğretiminde ileri gelenler. Bütün devirlerde insanlara Allah'ın dinini yanlış öğreten, birçok, dinde ileri gelen insan oluşmuş. Ülkemizdeki din öğreticilerinin hiçbirinin bu yanlış uygulamayı kasten yapmadıklarına eminiz. Muradımız asla onları suçlamak değildir. Bizim görevimiz yanlışları düzeltmek ve bundan sonra doğruların öğretilmesini sağlamak ve HİDAYET mefhumunun kaybolması, yok olması sebebiyle cehenneme gidecek olan 60 milyon insanın vebalinden, ülkemizdeki dîn öğreticilerini kurtarmaktır. Bu HİDAYET İHTAR'ları, içinde bulunduğumuz HİDAYET ÇAĞInda (ASRI HİDAYETte) uhdemize tevdi edilen bu mukaddes görevin en önemli parçaları ve kilometre taşlarıdır. Allahû Tealâ'nın söylediği şey son derece açık. HİDAYETi ketmedenler (gizleyenler) Allah'ın lanetine uğrarlar, gidecekleri yer cehennemdir. Şu anda Kur'ân-ı Kerim'in indirilişinden 14 asır sonra HİDAYET kavramının gizlendiğini kesin olarak tesbit etmiş bulunuyoruz. Ülkemizde mevcut 23 tane Kur'an-ı Kerim meallerinde HİDAYET kavramının, insan ruhunun ölmeden evvel Allah'a ulaşması olmaktan nasıl çıkarılıp, ne olduğu belirsiz bir doğru yol kavramına nasıl çevrildiğini görüyoruz. Doğru yolun herkese göre farklı bir manâsı olduğu cihetle insanlar İslam'ın beş tane şartını yerine getiriyorlar ve diyorlar ki: "biz doğru yoldayız." Onların bir kısmını yerine getiriyorlar, gene doğru yoldayız diyorlar. Oysa ki bir insanın HİDAYETe adım atması Allah a ulaşmayı dilemezse gerçekleşmez. Mürşidine ulaştığı gün, ruhunun vücudundan ayrılıp Allah'a doğru yola çıkması ise daha üst cennete

ulaştırır. Ne zaman bir insan mürşidine ulaşırsa, o gün ruhu vücudundan ayrılır ve Allah'a doğru yola çıkar. İşte bu Sırat-ı Müstakîm üzerinden yapılacak olan seyr-i sülûk isimli bir yolculuktur. Bu yolculuğu kişinin başlattığı nokta, ruhunun Allah'a doğru yola çıktığı noktadır. İşte Allahû Tealâ bunun ancak mürşide ulaşıldığı gün gerçekleştiğini söylüyor. Kur'ân-ı Kerim'imizde böyle bir ruh çıkışı yani Allah'a doğru ruhun yola revan olması HİDAYETin 2. basamağı olarak vasıflandırılıyor. Bu HİDAYETe adım atmanın, yedi tane gök katının aşılarak Allah'a ulaşılması ile noktalanması söz konusu. İnsan ruhu Sırat-ı Müstakîm üzerinde seyr-i sülûk adlı bir yolculukla yedi tane gök katını aşıyor. En son Sidretül Münteha'ya ulaşıyor. Onu aşıp yokluğa geçiyor ve yoklukta Allah'ın zatına ulaşıyor. Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesine göre: 78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben). İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. O kişinin, ruhunun Allah'ın Zatında ifna olması ve Allah'ın Zatında ifna olduğu noktada da Allah'a teslim olması gerçekleşiyor. Bu da HİDAYETe ermektir. Allah'a ulaşmayı dilemek, HİDAYETe adım atmak, ruhun Allah'a ulaşması ise HİDAYETe ermektir. Bunun gerçekleşmesi bir talebe bağlıdır; insanın Allah'a ulaşma talebi. Böyle bir talebi yoksa insanın, Allahû Tealâ o kişinin Allah'ın âyetlerinden gafil olduğunu ve cehenneme gideceğini söylüyor, Yunus Suresinin 7. ve 8. âyeti kerimelerinde: 10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. 10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir). buyruluyor. Görüyorsunuz ki Allahû Tealâ ruhunu ölmeden evvel Allah'a ulaştırmayı dilemeyenlerin, Allah'ın âyetlerinden gafil olduğunu söylüyor. Yetmez, bir sonraki âyet-i kerimede Allahû Tealâ bu insanların gideceği yerin ateş olduğunu yani cehennem olduğunu söylüyor. Öyleyse Allah'a ulaşmayı dilemek veya dilememek, son derece önemli bir konu. Dilemeyenler için Allah'ın kesin hükmü var, cehennem. Konu bu kadar önemli. Yani şu dünya üzerindeki hiçbir insan Allah'a ulaşmayı dilemedikçe kurtuluşa ulaşamaz, cennete giremez. Oysaki bugün İslâm dini insanları İslâm'ın beş tane şartına bağlamış: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, Hacca gitmek, kelime-i şehadet getirmek ve bunlardan hiçbirisi insanı Allah'a ulaşmayı dilemeye götürmüyor, böyle bir dileğin sahibi kılmıyor. Böyle bir dileğin sahibi olmayan bütün insanlarınsa cehenneme gideceği Kur'ân-ı Kerim'ce kesinleştirilmiş.

Öyleyse HİDAYETi dileyenler de mi var? Evet var. İşte Rad Suresinin 22. âyet-i kerimesi: 13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri). Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır. Onlar sabırla Rabblerinin vechini (Zatını, Zata ulaşmayı) dilerler. Allahû Tealâ bir takım insanların Allah'a ulaşmayı sabırla dilediklerini söylüyor. Öyleyse Allahû Tealâ'ya ulaşmayı dileyenler var Kur'ân-ı Kerim'imizde. Peki, Allah da bu insanları kendisine ulaştırmayı diler mi? Evet! Enam Suresinin 125. âyet-i kerimesi: 6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne). Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine azap verir. Allah kimi HİDAYETe erdirmeyi (ruhunu Allah'a ulaştırmayı) dilerse onun göğsünü yarar ve İslâm'a (teslime) açar. Öyleyse bir üçüncü etap daha olmalı. Allah kendisine ulaştırmayı dilediği insanları kendi Zatına ulaştırıyor olmalı. Gerçekten ulaştırmayı diledikleri bu insanları Allah kendisine ulaştırıyor mu? Evet. Allah'ın Kendisine ulaşmayı dileyen insanları kendisine ulaştırdığı kesin. Bu İHTAR'ın başlangıcında verdiğimiz Şura 13 ve Rad 27 bunun ispatıdır. Öyleyse, kim Allah'a ulaşmayı dilerse, Allah da onu kendisine ulaştırmayı diliyor ve o kişiyi mutlaka kendisine ulaştırıyor. Allah a ulaşmayı dileyen bütün insanları da mutlaka cennet saadetine ulaştırıyor. Şimdi hal böyleyse, Allahû Tealâ bütün insanların ruhunu ölmeden evvel Allah'a ulaştırmayı dilemelerini ve ulaştırmalarını tam 12 defa farz kılmışsa, Allah'a ulaşmayı dileyen herkesin, mutlaka cennete gideceğini söylüyorsa, hem takva sahibi olarak hem de ruhunu Allah'a ulaştırdığı cihetle mutlaka cennete ulaştıracağını söylüyorsa ve bütün sahabe ruhlarını Allah'a ulaştırmışsa ve cennete gidecekleri Kur'ân-ı Kerim'e göre kesinleşmişse ve de 14 asır sonra insan ruhunun Allah'a ulaşması demek olan HİDAYET Kur'ân-ı Kerim'de hemen hemen bütün HİDAYET ayetlerinde gizlenmişse, bu insanların omuzlarında vebal olduğu kesindir. HİDAYETin Kur'ân-ı Kerim'de açık ve kesin olarak yer almasına rağmen, 14 asırda Allah'ın HİDAYET mefhumu insanlar tarafından nasıl yok edilmiş HİDAYET İHTARLARINDA onu göreceksiniz.

HİDAYET konusundaki bu BİRİNCİ İHTAR ile sizlere sadece HİDAYET'in ne olduğu ilişikteki ayetlerle açıklanacaktır. HİDAYET konusunun ilk adımıdır bu. Önümüzdeki günlerde HİDAYET Mefhumunun Kur'anda yer alan bütün cepheleri birer birer ıttılaınıza arzedilecektir.

Dualarımızla. İskender ALİ M İ H R

EK: HİDAYET NEDİR?
1. Hidayet Allah'a ulaşmaktır.

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun). Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden). Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara)

De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

2. Amenu olanların Allah'a ulaşmasıdır.
2/BAKARA-213: Kânen nâsu ummeten vâhıdeten fe beasallâhun nebiyyîne mubeşşirîne ve munzirîne, ve enzele meahumul kitâbe bil hakkı li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîh(fîhi), ve mâhtelefe fîhi illellezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakkı bi iznih(iznihî), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin). İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler beas etti (gönderdi). Ve onlarla birlikte, insanların aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaçık) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralarındaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında ayrılığa düşenler, kendilerine (kitap) verilenlerden başkası değildir . Bu sebeple âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) o kimselerin, haktan yana ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları için Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Ve Allah, dilediği kimseyi Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 11/HÛD-29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne). Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

3. Hidayet Allah'a mülâki olmaktır.
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne). Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

11/HÛD-29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne). Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum. 29/ANKEBÛT-23: Vellezîne keferû bi âyâtillâhi ve likâihî ulâike yeisû min rahmetî ve ulâike lehum azâbun elîm(elîmun). Allah'ın âyetlerini ve O'na (Allah'a) mülâki olmayı (ruhlarını hayatta iken Allah'a ulaştırmayı) inkâr edenler; işte onlar, rahmetimden ümidi kestiler. Ve işte onlar ki; onlar için elîm azap vardır.

4. Hidayet Fizik vücudun tesliminden evvel ruhun Allah'a teslimidir.
3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi). Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

5. Hidayet Ruhun Allah'a hayatta iken geri dönmesidir (rucû etmesidir).
2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne). Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.

31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne). Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

6. Hidayet Allah'a ulaşmayı dileyenleri Allah'ın kendisine ulaştırmasıdır. 7. Hidayet Allah'ın emriyle ve Devrin İmamının ve mürşidlerin yardımıyla gerçekleştirilir.
32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne). Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

7/A'RÂF-181: Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne). Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk'a (Allah'a) ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler.

8. Hidayet amenu olmak, tâbi olarak tövbe etmek ve nefsi islah etmekle gerçekleşir.
20/TÂHÂ-82: Ve innî le gaffârun li men tâbe ve âmene ve amile sâlihan summehtedâ. Ve muhakkak ki Ben, (mürşidin önünde 12 ihsanla) tövbe edenler ve (ikinci defa) âmenû (kalbine îmân yazıldığı için îmânı artan mü'min) olanlar ve salih amel (zikir) yapanlar (nefsi ıslâh edici amel işleyenler) için mutlaka Gaffar'ım (onların günahlarını sevaba çevirenim). Sonra onlar, (Benim tarafımdan) hidayete erdirilir (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştırılır).

18/KEHF-110: Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden). De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”

20/TÂHÂ-75: Ve men ye’tihî mu’minen kad amiles sâlihâti fe ulâike lehumud derecâtul ulâ. Ve kim salih ameller (nefs tezkiyesi) yapmışsa ve O'na (Allah'a) mü'min olarak gelirse o zaman işte onlar, onlar için yüksek dereceler vardır.

25/FURKÂN-71: Ve men tâbe ve amile sâlihan fe innehu yetûbu ilallâhi metâbâ(metâben). Ve kim (mürşidi önünde) tövbe eder ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, o taktirde muhakkak ki o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah'a ulaşır (hayattayken ruhu Allah'a ulaşır).

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru). Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır).

9. Hakka (Allah'a) ulaştıran Allah'tır.
10/YÛNUS-35: Kul hel min şurekâikum men yehdî ilel hakk, kulillâhu yehdî lil hakk(hakkı), e fe men yehdî ilel hakkı ehakku en yuttebea em men lâ yehiddî illâ en yuhdâ, fe mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne). De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakk'a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse var mı?” De ki: “Allah, Hakk'a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk'a hidayet eden (ulaştıran) mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi?” Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

10. Hidayet Allah'ın davetine icabet edenleri Allah'a ulaştıran Sıratı Müstakîm'e ulaştırmasıyla gerçekleşir.
10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin). Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 10/YÛNUS-26: Lillezîne ahsenûl husnâ ve zîyâdeh(zîyâdetun), ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve lâ zilleh(zilletun), ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Onlar için Ahsenül hüsna (Allah'ın Zat'ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, Allah'ın cemalini görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme, hakirlik) yoktur. İşte onlar, cennet halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır.

6/EN'ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin). Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık). 6/EN'ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne). İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi). 4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve faldın, ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

11. Hidayet Allah'ın kendisine ulaştırmasıdır.
3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun). Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir). 13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe). Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin). Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu

hayatta iken Kendisine ulaştırır).

12. Hidayet Allah'ın kendisine ulaştırılmasını emrettiği ruhu Allah'a ulaştırmaktır.
13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi). Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

13. Hidayet sabırla Allah'ın zatını talep edenlerin ruhlarını Allah'a ulaştırmaları ve teslimlerini gerçekleştirmeleridir.
13/RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri). Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır. 13/RA'D-23: Cennâtu adnin yedhulûnehâ ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim vel melâiketu yedhulûne aleyhim min kulli bâb(bâbin). Adn cennetleri (vardır). Onların babalarından ve eşlerinden ve zürriyyetlerinden salâha ulaşan kimseler, ona (adn cennetlerine) girerler. Ve her kapıdan melekler, onların yanlarına girerler.

14. Hidayet Allah'a hicret etmektir (ruhun Allah'a kişi hayatta iken göç etmesidir).
10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin). Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır. 10/YÛNUS-26: Lillezîne ahsenûl husnâ ve zîyâdeh(zîyâdetun), ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve lâ zilleh(zilletun), ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Onlar için Ahsenül hüsna (Allah'ın Zat'ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, Allah'ın cemalini görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme, hakirlik) yoktur. İşte onlar, cennet halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır.

15. Hidayet Allah'a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olmak ve şirkten kurtulmaktır.
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

16. Hidayet Allah'a yönelmekten başlayarak bütün teslimleri içerir. (Ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah'a teslimi)
39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. 6/EN'ÂM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne). Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne). Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz. 40/MU'MİN-66: Kul innî nuhîtu en a’budellezîne ted’ûne min dûnillâhi lemmâ câeniyel beyyinâtu min rabbî ve umirtu en uslime li rabbil âlemîn(âlemîne). De ki: "Muhakkak ki ben sizin, Allah'tan başka taptıklarınıza kul olmaktan men edildim, bana Rabbimden beyyineler (deliller) geldiği için. Ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla (ruhumu, vechimi, nefsimi ve irademi Allah'a teslim etmekle) emrolundum."

Dualarımızla. İskender ALİ M İ H R

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful