Pozitivist Metodoloji ve Etki Çalışmaları & Kültürel Çalışmalarda Kültür ve İzleyici Kavramları

Sermin Çakmak

ANKARA 2011

Pozitivist Metodoloji ve Medyada Etki Çalışmaları Pozitivist metodolojinin Amerika’da şekillenen erken dönem kitle iletişim araçlarını etkilediğini, hatta bu çalışmaların kitle iletişim araştırmalarında pozitivist metodolojinin kullanımı açısından dikkate değer birer örnek olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu çalışmaları anlayabilmek için pozitivist metodolojinin ne olduğunu tartışmamızın kaçınılmaz olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda yukarıdaki soruya anlamlı bir cevap verebilme kaygısı taşıyan bu yazıda öncelikli olarak pozitivist metodoloji ve bu metodolojinin güçlendiği bir dönem olan aydınlanma çağı tartışılmaya çalışılacaktır. Yazının ikinci bölümünde etki çalışmaları olarak adlandırılan çalışmalar kısaca anlatılacak ve önemli görülen örnekler üzerinden bu çalışmaların soru, yöntem ve sonuç açısından pozitivist metodolojiden etkilenişi –pozitivist düşünce dolayımında şekillenişiçalışılacaktır. Aydınlanma Çağı ve Pozitivist Metodoloji Alan Swingewood ve Levent Köker sosyolojik pozitivizmin Auguste Comte’un çalışmalarıyla başladığını belirtse de her iki yazar da bu düşüncenin kaynağı olarak aydınlanma çağını ve bu dönemde ortaya çıkan “rasyonel toplum” düzeni düşüncesini işaret eder (Köker, 2008:21 ve Swingewood, 2010: 31). Comte ile başlayan ve devrim sonrası Fransa’da şekillenen sosyolojik pozitivizm, aydınlanma pozitivizminden farklı bir kuramsal yapıya sahip olmakla, hatta aydınlanma düşüncesinin kurucu unsurlarından olan bireyciliğe karşı çıkmakla beraber büyük oranda kendisinden önceki bu düşünsel alandan etkilenmiştir (Swingewood, 2010: 31– 33). Pozitivist düşüncenin kökenleri daha eskilere dayansa da pozitivist-ampirist araştırma teknikleri ekseriyetle İkinci Dünya Savaşı sonrasında kullanılmıştır. Bu dönemde etkisini yoğun olarak hissettiren pozitivizmi ve Comte’un kuramsallaştırdığı sosyolojik pozitivizmi tartışmak, selefleri aydınlanma pozitivizmini anlamaya çalışmakla mümkün olabilir. Bu nedenle kısaca aydınlanma çağına ve bu dönemde gelişen rasyonel toplum düşüncesine bakmamız anlamlı olacaktır. tartışılmaya

2

ve doğayı yaratan “ilahi güç”ün yerini doğayı anlayan “bilen insan”ın almasının bir sonucu olarak yorumlanabilir.dönseydi parçalanacağını. çoktanrıcılık ve tektanrıcılık. Comte’a göre insanlığın düşünsel tarihi teolojik.fetişizm ve metafizik aşamalarda olduğu gibi. Comte’un üç hal yasasını özetler gibidir: “ Aydınlanma. pozitif bilimlerle uğraşan bilim insanlarının yaptığı bir dizi buluş ve keşif sonucunda tanrının evrenle olan ilişkisinin kesilmesinin. Comte. yüzyılın sonuna kadar Batı’da süren aydınlanma –akılcılık.bahsetmeden dünyanın tasvir edilebileceği kabulünden başlayan bir modeldir” (aktaran Bağlı: 2002).Aydınlanma Çağı Sosyolojik pozitivizmi kuramsallaştıran düşünür olarak addedilen Comte. Comte’un sıralamasını temel alarak insanlığın son aşaması olan bilimsel düşünme aşamasının 17. Aydınlanma çağını betimleyen Werner Heisenberg. Bu görüşten yola 3 . Heisenberg’in artık tanrıdan bahsetmeden doğayı anlayabileceğimizi umduğumuz dönem olarak adlandırdığı aydınlanma çağı. bütün hayatını cezaevinde geçirmesine sebep olsa da dünyanın döndüğünü iddia etmekten vazgeçmezken ve Johannes Kepler bu elips biçimindeki hareketi matematiksel bir formülle hesaplarken yalnızca Klaudyos Batlamyus’un dünyayı merkeze alan ve dönmediğini. 2010:45).iddia eden düşüncesini yanlışlamamış.çağı ile başladığını söyleyebiliriz. Galileo Galilei.kutsal kitap hatalı demekti ve eğer bu konularda hatalıysa acaba hangi konuda güvenilir olabilirdi ?” (Ronan. 2010: 45 ve Köker. metafizik ve bilimsel aşamalardan geçmiştir (Swingewood. İlerlemeci bir model sunan Comte. bir önceki düşünsel durumun ardından gelen aşamayı hazırladığını öne sürerek tektanrıcılığın soyut kavram düşüncesini geliştirdiğini. aynı zamanda Colin Ronan’ın dikkatimizi çektiği üzere İncil’in sorgulanmasına neden olmuştur. “özlerin ve ideal biçimlerin egemen olduğu” metafizik aşamayı oluşturduğunu belirtir (Swingewood. teolojik aşamayı benzer bir şekilde üç farklı durum üzerinden tanımlar: doğayı insan duyguları ve insana olan etkisi bağlamında tanımlamak yani fetişizm. 2005: 445).zayıflamasının. toplumsal gelişme çizgisini üç hal yasası olarak kavramsallaştırmıştır. yüzyılın sonundan 18. Kepler ve Galileo dünyanın dönmesini tanrının hikmeti olmaktan matematiksel bir formüle dönüştürdüğünde doğanın akılla anlaşılabilir olacağı fikri güçlenmiştir. 2008: 21). Yazarın sorduğu soru bu buluşların etkisini açıkça anlatmaktadır: “Neticede eğer Yer hareket ediyorsa –hareket ettiği aşikardı.veya kendimizden. Tanrıdan -tektanrıcılık ve çok tanrıcılık dönemlerinde olduğu gibi.

her olayın bir takım sebeplerin sonucu olarak ortaya çıktığını savunmuştur (Alatlı. Doğayı çözümleyebilme arzusunun sebebini insanın bitmek tükenmek bilmez iktidar kurma arzusunda bulan Rouse Joseph kuşkusuz haklıdır : “ölçülebilir doğa anlayışı aynı zamanda doğa üzerinde iktidar kurmayı beraberinde getirecektir” (aktaran Bağlı. Özetle aydınlanma çağında tanrı ile doğa arasındaki ilişkiyi zayıflatan bilimsel keşif ve icatlar bir yandan doğayı eskisinden farklı olarak akılla kavranır bir düzen haline getirirken. Fiziksel dünyanın olduğu gibi toplumsal dünyanın da sade. 2004).tanımının yapılması kaçınılmazdır. bilinebilir kılınan doğaya hükmetmeyi yani iktidarı da beraberinde getirecektir.dünyanın gözlemlenebilir ve çözümlenebilir çok sayıda veriden oluştuğunu. Newton’un çekim yasasını. Johephine Donovan’ın aktardığı üzere Newton’un bu paradigması dönemin belirleyici unsuru olmuştur. basit ve kesin kanunların” bütüne uygulanabileceğini ve –ilahi güç ortadan kalktığı için. insanların doğanın sırlarını çözümlemek için dinsel bir esin kaynağına ihtiyacı olmadığını öne sürmüştür (McNeil. Bu dönemde icat edilen diğer araçlara baktığımızda teleskop (1608) ve mikroskobun (1590) gözle görülemez olanı bilme arzusunun. Kepler ve Galileo’nin dünya ve güneş sisteminin hareketlerini keşfetmesi. 2004: 500). Dahası Newton 1687 basımı Principia adlı eserinde bilginin tanrıdan gelen vahiy yoluyla değil gözlem ve deney sonucunda elde edilebileceğini savunarak Tanrının “ilahi peder” değil bir “mimar” olarak düşünülmesine yol açmıştır (Ronan.çıkan ve ampirizme dayalı düşünce akımının öncüsü olarak kabul edilen Francis Bacon. Doğayı yaratan ve sürerliğini sağlayan ilahi bir tanrı veya metafizik güç olmadığı düşüncesiyle birlikte insan doğa karşısında iktidar kurabilecek yegane varlık olmuştur. Newton bu eserinde. bu etkinin ise ideolojilerin keskinleşmesi ve toplum mühendisliğinin ortaya çıkmasına yol açtığını belirtir (Alatlı. Bu araçlar insanlığın görme ve bilme arzunu tatmin edeceği gibi. Alatlı ise Newton’un görüşlerinin sadece fiziği değil sanatı. 2007: 17). 4 . Bu nedenle aydınlanma sürecinde yeni bir “insan” –birey. Bu bağlamda aydınlanma döneminde – daha öncesinde ve daha sonrasında.daha sonraki çalışmalarında destekleyeceği üzere. matematiksel formüllerle açıklayabilmesi yeni bir doğa anlayışını doğurmuştur.doğanın bilinmezliğini çözümleme arzusunu ve bu arzusunu “gerçekleştirme” şansı bulan insan öznelliğini anlamaya çalışmak bize aydınlanma döneminin nedenleri ve sonuçları arasındaki yolda gezinebilme şansı tanıyacaktır. basit ve kesin kurallar doğrultusunda anlaşılabileceği savunulmuştur (Donovan. termometre (1654) ve barometrenin (1643) doğayı ölçme arzusunun ürünleri olduğunu söyleyebiliriz. 2004). diğer yandan bunu yapabilme yetisini rasyonel insana verir. 2002). edebiyatı ve en nihayetinde sosyal bilimleri etkilediğini. 2005: 446). bu gözlemlerden akıl yoluyla elde edilecek “sade.

48).Aydınlanma felsefesi “bilimin kılavuzluğunda. Dahası bilgi edinmenin yolu olarak gözlemi işaret eden ve bu nedenle kimi zaman ampirizme kayan aydınlanma pozitivizmini eleştirirken teorinin önemini işaret etmiştir: “İlk başta teori tarafından yönlendirilmesi. eğitim.ihtiyacı üzerine kurulmuştu ve “pozitivizm bu geleneğin ayrılmaz bir parçasını oluşturuyordu” (Swingewood. her şey akılla anlaşılabilir ve elde edilen sade kanunlar bütünü açıklamakta kullanılabilir.için yeterli olduğunun düşünüldüğü bu dönemde “rasyonel insan” daha önce hiç olmadığı kadar önem kazanmış. 2007: 16). insan aklının doğayı anlamak -ve hükmetmek. Pozitivist düşünceye göre tıpkı Newton’un doğa bilimleri için önerdiği gibi her şeyin bir nedeni vardır. İnsanlar için vazgeçilmez –doğal. kamusal alana katılım ve bağımsızlık hakları yasayla sabitlenmiştir. toplumsal fenomenler için nedensel açıklamalar aranması” (Swingewood:2010:32) gibi anlamları karşıladığı göz önünde bulundurulduğunda aydınlanma çağı ile olan ilişkisi açıkça ortaya çıkmaktadır.kabul edilen haklara hükümetlerin karışamayacağı gerçeği Hem Amerikan Bağımsızlık Bildirisi (1776) hem de Fransa’nın İnsan Hakları Bildirisi’nin (1789) “en can alıcı noktalarıdır” (Donovan. Öncelikle Comte aydınlanma pozitivizminin sonucu olarak ortaya çıkan bireyci felsefeye karşı kolektifliğe önem atfeden toplumcu bir düşünce yapısını savunmuştur. toplum teorisinde istatistiki analizlerin kullanılması. Metafiziğin reddedildiği. 2010: 33). Sonuç olarak aydınlanma “olguların değerlerden ayrılması” ve “nesnellik” –rasyonellik. Pozitivist Metodoloji Felsefi ve sosyolojik bir hareket olan pozitivizmin “bilimin her türlü bilginin temeli olduğu. İlahi gücün ve metafiziğin reddi gibi devrimci bir duruşa sahip olan aydınlanma pozitivizmi her ne kadar Comte için temel teşkil etmiş olsa da Comte’un kuramsallaştırdığı sosyolojik pozitivizm içerisinde aydınlanma pozitivizminin eleştirisini de barındırmaktadır. hiçbir gerçek gözlem mümkün değildir” (aktaran Swingewood: 2010. 5 . 2010:33). sonunda da onun tarafından yorumlanması dışında. insan aklının ilkeleri temelinde toplumu yeniden kurabilecek olan özgür bireye dayanmaktadır” (Swingewood. Sabit ve kesin bir tanımının yapılması olanaklı olmayan pozitivist düşünce dolayımında Comte’dan bu yana süregelen tartışmaları ve bu pozitivist metodolojinin kullanıldığı çalışmalarda ortaklaşılan tutumları anlama çabası bu yazının amacına uygun olacaktır.

Pozitivizmin yalnızca bir yöntem değil aynı zamanda bir düşünce biçimi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu düşünce biçimini açıklamak adına yapılan her betimleme eksik ve kaba olma riski taşımaktadır.yok sayılmaktadır. Ozansoy. Pozitivist anlayışa göre toplum hakkında elde edilen bilginin bilimselliğini belirleyen ikinci unsur sınanabilirliğidir (Köker. yazarların izinden giderek pozitivist yöntemin bu özelliklerini anlamaya çalışabiliriz. Bu durumu Comte’dan daya iyi anlatamayacağımız ortadadır: “Toplumsal fizikte laboratuar anlamında bir deney mümkün değilse bile. 2008: 28-30. yani bir nevi toplumsal durumları formüle eder ve yeni varsayımları bu önerme 6 . toplumun dışsal bir veri alanı olarak algılanmasından ötürü gözlemcinin etkisi – yine Newton fiziğinde olduğu gibi. 1998).ikame edilmesi mümkündür” (aktaran Bağlı. Matematikte formüle edilen bilgi bir yandan açıklama işlevi görüp. bunun dolaylı deneyle –yani sonuçları gözlenebilir doğal deneyle. gözlem ve deney sonucu bulunanları genele uygulanabilir yasalara dönüştürmeyi hedefler yani “nomolojik açıklama” yöntemini tercih eder ve son olarak bütüncü (holistic) değildir ve tekçi bir bilim mantığı gütmektedir (Köker. 2010: 32) savunmaktadır. 2002). 2008: 22) diğer bir deyişle toplumun “dışsal bir veri alanı” oluşturduğunu (Swingewood. Öncelikli olarak pozitivist yöntem kaba bir ampirizmden ayrılmakla beraber yine de bu kurama dayanmaktadır. Örneğin bir üçgenin bir kenar uzunluğunun diğer iki kenarın toplamından büyük farkından küçük olamayacağı sonucu üçgen geometrisi hakkında bir bilgi niteliğinde olduğu gibi formüle edildikten sonra diğer çokgenlerin üçgen olup olmadığını sınayabilmemizi sağlar. Yine de Levent Köker ve Cüneyt Ozansoy’un metinlerinin yardımıyla bu düşünce biçiminin genel özelliklerini anlatmak kolaylık sağlayacaktır. Özetle pozitivist düşünce açısından bilginin bilimselliğini belirleyen ilk koşul nesnelerden gözlem ve “deney” yoluyla edinilebilmesidir. olaylar arasında nedensellik olduğu düşüncesini sağlarken diğer yandan benzer durumlara uygulanabilir ve bu durumları sınayabilir. Bu bağlamda tıpkı Newton fiziğinde olduğu gibi pozitivist düşüncede de bilginin kaynağı olarak gözlem -ve deney. Bu anlayışa göre “bilimsel bilgi nesnel gerçekliğin insan zihni tarafından kavranmasıdır” dahası pozitivizm “insan öznenin” dışında bir gerçeklik alanı olduğunu (Köker.önemsenirken. Ozansoy ve Köker pozitivizmi en belirgin üç özelliği üzerinden anlatırlar. Ozansoy’a göre pozitivist düşünce olaylar arasındaki nedensellik ilişkilerini kurarak yasa benzeri yeni önermelere ulaşmayı amaçlar. Pozitivist düşünce aydınlanma çağında başlayan nesnel gerçeklik arayışının devamını sağlamaktadır. 2008:23).

İlkay Sunar'ın ifadesiyle. Bilimsel bilginin sınanabilirlik dolayımında elde edilebileceğinin savunusu beraberinde bilgiyi nesnellikle özdeş tutmayı getirmektedir. 1998). Diğer bir deyişle pozitivist düşünce doğayı tıpkı matematiğin yaptığı gibi sistematik bir biçimde bilgilerine ulaşılabilecek olgulardan oluşan bir düzen olarak tanımlar. Köker’in verdiği örneğe uygun olarak pozitivist düşünce biçimi açısından masanın kırık olması anlamlı bir bilgidir. yasayı yeni durumları açıklamak için kullanır (Ozansoy. Bu açıdan kabaca pozitivist düşüncenin gözlemler sonucu toplumsal formüller elde etmeye ve bu formülleri “benzer” durumlarda uygulamaya çalıştığını söyleyebiliriz. Bu düzeni talep eden –varlığını onaylayan. Comte’un “öngörmek için bilgi. 2008: 28-29). 2008: 24). 2008: 29). deneysel ortamı ihmal eden klasik fiziği hatırlatmaktadır üstelik tekrar Alatlı’ya dönecek olursak bu durumun aydınlanma ideolojisinin bir ürünü olan toplum 7 . Her ne kadar bütüncü olmama ve tekçi olma durumları farklı göndermeler içerse de pozitivizmin bilimsel mantığı tanımlamaları açısından aynı başlık altında ele alınabilir.istenç ise olgular üzerinde denetim kurmayı sağlayan “tahmin edebilme” arzusudur (Ozansoy. Yani bu anlayışa göre teori “doğa ya da toplum denilen nesnel gerçekliğin tümünü kucaklamak” zorunda değildir. (Köker. "pozitivist denklik teorisi doğa ile toplum arasında hiçbir gerçeklik farkı gözetmediği için.1998) . çünkü gözlem yoluyla sınanabilir fakat masanın güzel olması bu düşünce çerçevesinde anlamlı olmadığı gibi bilgi de değildir çünkü bu tanım sınanabilirliğini sağlayan nesnellikten yoksundur (Köker. böyle olduğu zaman pozitivizmin ölçütü sınanabilirlikten yoksun olacaktır (Köker. nomolojik açıklama biçiminin toplumsal olaylara da uygulanabileceğini ısrarla vurgulamaktadır" (aktaran Ozansoy. Pozitivist düşüncede yer alan ve metodolojide ortaklaşılan tutumların bir diğeri ise bütüncülükten uzak ve tekçi bir bilim mantığının güdülmesidir. Nesnellikle ölçülen bilgi bir yandan bilgiyi elde eden özne insan ve bilginin kaynağı nesne doğa ikiliğini güçlendirirken diğer yandan nesnelliğin sonucu olarak sistematikleştirmeyi getirir. Pozitivizmin tekil durumlar için tekil ve sınanabilir teoriler sunması.temelinde tanıtıp sınayarak “yürüyen” bir tümevarım elde eder ve elde ettiği formülü. 1998). görmek için baktığı yeri keskinleştirme çabası belli bir kesit üzerine kurulu deneyin ideal şartlarda yapıldığını kabul eden. Pozitivist bilimsel bilgi anlayışı daha önce belirttiğimiz üzere nesnel doğanın sistematikleştirilmesi üzerine kuruludur fakat bu sistematikleştirme Köker’in dikkatimizi çektiği üzere bütüncülükten uzaktır. iktidar için öngörmek” sözlerini hatırlatan Köker’i izleyerek “Olgulardan oluşan” doğayı bilme arzusu temelinde hareket eden pozitivist düşüncenin aydınlanma felsefesinde olduğu gibi doğa üzerinde iktidar kurma amacında olduğunu söyleyebiliriz.

Sonuç olarak. Yani bahsi geçen çalışmaları ele almadan önce onları tarihselliklerine ve toplumsallıklarına yerleştirmek açısından çalışmaların yapıldığı dönemdeki siyasal. Bu yazının asıl amacının Amerika’da var olan ve çalışmaları etkileyen “normal sosyolojik dünya görüşünün”. toplumun tıpkı doğa gibi algılanabileceğini çünkü gerçek bilginin sınanabilir nesnellik içerdiğini ve bu yolla –tümevarımsal olarak. Erken Dönem Kitle İletişim Araştırmaları Todd Gitlin. Beşeri ve ampirik bilimler arasındaki yöntemsel dualizmin reddi Ozansoy’a göre temelde “tanınan gerçekliğin” nesnel olmasında aranmalıdır (Ozansoy.edinilen bilgilerin yasaları oluşturduğunu savunmaktadır. bilginin kaynağı olan toplum ve doğanın benzer bir şekilde sistematikleştirilebileceğine duyulan inançtan ötürü bilimsel bilgiye ulaşmak için herhangi metodolojik bir farkın olmaması gerektiği düşünülmektedir (Köker. teknolojik koşullar” kalmaktadır. kabaca özetleyecek olursak temeli aydınlanma çağı rasyonalitesine dayanan pozitivist düşünce. “Önceki kuramların doğası” ele alacağımız her bir kuram için farklılaşacağından bu kısmı şimdilik tartışmamız olanaklı değildir. teknolojik. 1998). Yani talep edilen gerçeklik sınanabilen bir nesnellik içerdiğine göre pozitivist anlayışa göre bu gerçekliğin toplumdan veya doğadan elde edilmesi sürecinde her hangi bir yöntemsel farka ihtiyaç yoktur.mühendisliğine imkan tanıdığını savunabiliriz.göz önünde bulundurarak tartışmak anlamlı olabilir. “normal” sosyolojik dünya görüşü ve dünyadaki gerçek toplumsal. siyasal. Daha önce tartıştığımız üzere pozitivist metodolojide. Bu yazının ilk kısmını oluşturan tartışmaların temelinde yazının bundan sonraki kısmında Amerika’da şekillenen erken dönem kitle iletişim araştırmalarının pozitivist metodolojiyi kullanma biçimlerini anlamaya çalışabiliriz. Son olarak pozitivist bilim anlayışının “bilimin tekliği”ni savunduğunu söyleyebiliriz. siyasal. teknolojik koşullar” (Gitlin.vb. durumlara kısaca göz atmamız anlamlı olacaktır. Yazarın izinden giderek ve bu üç koşulun birbirini paradoksal olarak etkilediğini unutmayarak Amerika’da şekillenen erken dönem kitle iletişim araştırmalarını bu üç etkiyi –koşulu. davranışçılığın ve bu yaklaşımın kullandığı yöntem olarak pozitivizmin etkisini deşifre etmek olduğu düşünülürse kısa bir giriş yapmamamız gereken kısım olarak elimizde “gerçek toplumsal. 2008).2008: 29). 8 . herhangi bir kuramsal perspektifi şekillendiren üç meta-teorik koşul olduğunu belirtir : “önceki kuramların doğası. sosyolojik –felsefi.

1995). hastanelere. Fakat insanların bu savaşa inanmasının “saflıkları” nedeniyle olmadığı ortadadır.faşizm gibi “insan zihnini zorlayan” bir politikayı –ideolojiyitopluma kabul ettirmiş olması başta Laswell olmak üzere iletişim alanında çalışanların itici gücü olmuş olabilir. Nazi Almanyası’nın – propaganda bakanı Gobbel’in şüphesiz etkisiyle. Dünya Savaşı sırasında yapılan propaganda çalışmalarının sosyal bilimcilerin -ve hükümetlerin. Amerika’da erken dönemde yapılan “etki” çalışmaları daha çok yayın. 1994) ve Özön’ün dikkatimizi çektiği gibi “her gün bir dünya savaşı ihtimalinden söz edilmektedir” (Özön. 1993) göz önünde bulundurduğumuzda bu dönem yapılan çalışmaların toplumun tüketim ve seçim temelinde “etkilenişini” konu edinmeleri şaşırtıcı değildir. kiliselere sığınması.ilgisini çekmesi olduğu yönünde bir fikir birliği vardır.insanları gerçekten “etkileyebileceği” sonucunu doğurmuştur. bahsi geçen dönem Eric Hobsbawm’ın “insanlığın en barbar dönemi” olarak adlandırdığı. dağlara. İnanların oy verme ve satın alma yönündeki tutum ve davranışlarının nasıl etkileneceğini öğrenmek bu kuruluşlara bu etkiyi sağlayabilme şansı tanımaktadır (McPhail’den aktaran Yaylagül. bu galibiyetin liberal çoğulcu burjuva ideolojisinin gelişerek süreceği anlamına geldiğini ve Amerika radyo politikasının kuruluşundan itibaren tecimsel olduğunu –ana öğesinin reklam olduğunu. sivil ve asker ayrımının kalktığı 1. Üstelik 1938’de Orson Welles’ın yazdığı. sanayicilerin. Dünyalar Savaşı’nın ve Nazi propagandasının kitle iletişiminin gücünü göstermiş olduğu ön kabulüyle bu gücün Amerika’da nasıl değerlendirdiğini tartışabiliriz. Bu kuruluşların amaçları doğrultusunda çalışmalarda “ne tip siyasi propagandaların ya da ikna tekniklerinin istenilen etkiyi ürettiğini” anlaşılmaya çalışılmıştır. Etki çalışmaları olarak adlandırılabilecek bu çalışmaların tek amacının üzerinde iktidar kurabilmek adına toplumun etkileniş biçimlerini anlamak olduğunu söylemek haksızlık olacaktır. Amerika’nın iletişim çalışmalarının sürdüğü dönemde her iki dünya savaşından da “galip” çıktığını.Erken dönem kitle iletişim araştırmalarının tarihi 1920’li yıllara kadar uzanmaktadır ve literatürde iletişim çalışmalarına olan bu yönelimin sebebinin 1. fakat büyük oranda sanayicilerin ve reklam kuruluşlarının maddi “yardımlarıyla” yürütülen bu çalışmalar ister istemez böyle bir yolda şekillenmiştir. 9 . Dünya Savaşı sonrasıdır (Hobsbawm. “The Mercury Theatre” topluluğu tarafından seslendirilen Dünyalar Savaşı oyunu sırasında insanların oyunda geçen Marslılar-Dünyalılar savaşına inanması ve çıkan kargaşa –insanların sokağa dökülmesi. 2010: 35). reklam ve siyasi kuruluşlar tarafından desteklenmiştir.( Serarslan. itfaiye istasyonlarına. 1995) kitle iletişim araçlarının –bu durumda radyonun.(Özön.

2010: 37). Aynı zamanda bu iğne-mermisihirlidir ve etki etmemesi gereken insanları geçerek etkilemesi gereken insanları bulur (Erdoğan ve Alemdar. Bu modelin ortaya çıkmasında ve uzun yıllar “geçerliliğini sürdürmesinde” en önemli etki 19.ile olan ilişkilerini tartışabiliriz. Bu modele göre insan davranışının anlaşılması dış uyarıcılara verdiği tepkilerin gözlemlenmesi sonucunda mümkün olabilir (Yaylagül. imge ve sözcüklerden yola çıkarak I. Şırınga modelinin kabaca propaganda çalışmaları sonucunda ortaya atıldığını düşünecek olursak 1927’de slogan. 2008).modelidir. Dünya savaşı sırasında yapılan propaganda çalışmalarını “Propaganda Technique in the World War” isimli doktora tezinde tartışan ve bu deneyimi siyaset teorisi içine yerleştirmeyi amaç edinen Lasswell’in (Çalık. Erdoğan ve Alemdar 2005:353). yüzyılın sonundan İkinci Dünya Savaşı’na kadar geçen dönemde faşizmin İtalya ve Almanya’da iktidara gelmesinde propagandanın güçlü bir etkisinin olduğunun düşünülmesidir (Yaylagül. Bu modelde tıptan ödünç alınarak yapılan metaforda hipodermik iğne belli bir ilaç olarak tasvir edilmekte ve bu ilacın toplumdaki hasta insanları bulup vuracağı düşünülmektedir. 2005: 44).kitle toplumudur ve “kitle iletişimi. iletişimin etkileri konusundaki çalışmaların 1920’li yıllara dayandığını belirten Yaylagül’e göre Laswell medya içeriklerinin izleyici üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğunu iddiasını Walter Lipman’ın 1921 yılında 10 . atomize. tutumlar ve davranışlara yönelik eğilimler enjekte eder” (Gitlin.Amerika’da şekillenen etki araştırmalarının ortaya çıktığı toplumsal ve tarihsel koşulları göz önünde bulundurarak ve bu çalışmaların genel bir fikir verebilecek örneklerine kısaca göz atarak çalışmaların bu yazı açısından en önemli olan son meta-teorik koşul davranışçılık –ve pozitivizm. Şırınga modelinde toplum –dönemin sosyolojik dünya görüşüne uygun olarak. pasif. Dahası. 2009) –kendisinin böyle bir iddiası olmasa dahi. bu eksiklik genel bir değerlendirme üzerine kurulu son bölümde giderilmeye çalışılacaktır. çaresiz bireylere düşünceler.bu modelden etkilenerek kendi iletişim modelini geliştirdiğini söyleyebiliriz.tepki modeli çerçevesinde geliştirilmiştir. şırınga. Uyarıcı-tepki yaklaşımıyla geliştirilen ilk model hipodermik iğne -sihirli mermi. Şüphesiz ki bahsi geçen dönemde bu yazının kısıtlılığı nedeniyle ayrıntılarıyla yer verilemeyen önemli çalışmalar yapılmıştır. Hipodermik İğne Modeli İletişim araştırmalarının ilk örnekleri davranışçı psikolojiden ödünç alınan uyarıcı. 1940’ların sonuna kadar kitle iletişiminde etkin olan bu model kısaca “bir uyarana o uyaranın yüklü olduğu amaç doğrultusunda karşılık vermek” anlamını taşımaktadır (Erdoğan ve Alemdar 2005: 59). 2010: 35.

erişmekte ve böylece alıcı üzerinde değişikliğe –etki. Laswell.Bryson’un editörlüğünü yaptığı The Communication of Ideas adlı eserinde iletişim eylemini tanımanın en uygun yolu olarak “kimin. medyanın “insanların zihinlerini ve düşünce haritalarını şekillendiren bir araç olduğu” görüşüne dayandırmaktadır (Yaylagül. Hipodermik iğne modelinin medyadan bireye doğrusal olarak yönelen etkisinin sınırlı olduğunun ortaya savunan Katz ve Lazarsfeld önderliğinde 1950’lerin ortalarına kadar Colombia Üniversitesinde yapılan çalışmalar. kime.alıcıya –kime. toplumu etkileme güçlerinin olduğu savunulmuştur. neyi. Çalık’ın aktardığı üzere Laswell’in iletişimin etkisini saptamak adına önerdiği bu formül aslında 1936’da siyaset biliminin temel sorusu olarak kavramsallaştırdığı “kim neyi ne zaman nasıl elde eder” paradigmasının iletişim bilimlerine uyarlanmış halidir (Çalık.yol açmaktadır. doğrusal ve tek yönlü bir süreçtir. 2009). yarattığı tartışmalar ve süregelen kalıcılığı nedeniyle iletişim araştırmaları içerisinde en etkili ve en önemli model olarak görülmektedir (Lazar.tarafından gönderilen ileti -ne. Paradigmalarına adını veren Personal Effect (Kişisel Etki. Bu modelle birlikte medyanın kişiler üzerinde doğrudan etkisinin sınırlı olduğu ve medya mesajlarının grup ve örgüt içi iletişimlerden geçerek.yoluyla edinildiğini öne sürmüşlerdir (Erdoğan.sonra bireylere ulaştırılması – ikinci aşama. Yaylagül. enformasyonun aktarılmasında ve bireylerin tutumlarının değişiminde kişiler arası ilişkilerden doğan etkinin daha güçlü olduğunu öne sürdüler (Erdoğan. 2008). Bu modelde tasvir edilen “kanaat önderi” kitle iletişim araçlarına açık olarak bu yolla gelen enformasyona fazlaca sahip bireyler olarak tanımlanmış ve toplumda güvenilir ve saygıdeğer kişiler olarak. Bu paradigma aslen bir önceki kuram olan “hipodermik iğne” modelinin eleştirisi üzerine – bu modeli yerinden etmek amacı doğrultusunda. 2010). 2010: 56).yazdığı Public Opinion isimli kitabında savunduğu. hangi kanaldan. 2010: 57). kanaat önderleri tarafından yorumlanarak ve yeniden 11 . 1948’de L. hangi etkiyle” söylediği sorularına cevap aramak olduğunu belirtmektedir. Sonuç olarak Lasswell’e göre iletişim.belirli bir kanal sayesinde –hangi kanal. gönderici –kim. 2001: 24. İki Aşamalı Akış Modeli İki aşamalı akış modeli -kişisel etki paradigması-. Yaylagül. 1955) isimli çalışmalarında Katz ve Lazarsfeld medyadan gelen enformasyonun iki aşamalı olarak yani önce “kanat önderleri” tarafından alımlanması –ilk aşama. 2010:53 ).2010.Elihu Katz ve Paul Lazarsfeld tarafından kuramsallaştırılmıştır (Gitlin.

2010: 78). büyük oranda karasız olan seçmenlerin gündemlerini ne yönde ve ne kuvvette etkilediğini bulmaya çalışmışlardır. 1994 ).Bernard C. Bu modele göre izleyiciler medyadan hem hangi konularla ilgilenmeleri gerektiğini hem de bu konuyla ne derece ilgilenecekleri öğrenirler (Yaylagül. Cohen’in ifadesiyle özetleyebiliriz : “ (gazeteler) insanlara ne düşünmeleri gerektiğini söylemek konusunda başarılı değillerdir. 2010: 58). 12 . McCombs ve Shaw’ın izinden giderek medyanın gündem belirleme gücünü –ve gündem belirleme modelini. bu çalışmalarında asli ve tali olarak ayırdıkları seçim kampanyaları haberlerinin. Sonuç olarak. ancak okuyuculara ne hakkında düşünmeleri gerektiğini söylemek konusunda oldukça başarılıdır” (Cohen’den aktaran McCombs ve Shaw. Gündem Belirleme Modeli Gündem belirleme modelinde medyanın etkisi bazı olaylara yer vererek bazı olayları ise görmezden gelerek toplumun gündemini ve kamuoyunu oluşturabilmesinde saklıdır.çalışmaların bu dönemlerde yapılmasına yol açmıştır. McCombs ve Shaw’un bulgularıyla paralellik gösteren bu çalışma benzer bir şekilde medyanın kişilerin gündemini belirleme gücüne sahip olduğunu öne sürmektedir (Yaylagül. 1994). Shaw’ın 1968’deki başkanlık seçimleri sırasında yaptığı çalışmaları işaret etse de (Yayalagül. Gündem belirleme modelini sınamak için yapılan diğer bir çalışma ise David Weaver tarafından 1976 yılındaki başkanlık seçimlerinin kampanyaları hakkında yürütülen çalışmadır. Yaylagül. gündem belirleme modelinin sınandığı ilk örnek olarak Maxwell McCombs ve Donald L. 2010: 78) “Kitle İletişim Araştırmalarının Gündem Oluşturma İşlevi” isimli makalelerinde McCombs ve Shaw medyanın gündemi belirlediği gerçeğini Trenamen ve McQuail’in 1959 genel seçimlerinde ortaya attığı “seçmen öğrenir” savında bulduklarını belirtmektedir (McCombs ve Shaw. Özellikle kampanya ve seçim dönemleri gibi sıradan olmayan zamanlarda insanlar enformasyonun büyük bölümünü kitle iletişim araçları sayesinde edinmektedir (Cohen’den aktaran McCombs ve Shaw. McCombs ve Shaw.biçimlendirilerek –bir nevi süzülerek. 1994). 2010: 79) .insanlara ulaştığı düşünülmeye başlanmıştır(Yaylagül. Bu durum gündem belirleme modelini uygulayan –araştıran.

Erdoğan’ın aktardığı üzere bu modele göre “televizyon uzun dönemli etkilere sahiptir. “kullanılan yöntem” ve “ulaşılan sonuçlar” bağlamında nasıl etkilediğini tartışmayı amaçlamaktadır. içerik analizi sonucunda televizyonda egemen olduğunu belirledikleri imajların izleyicilere olan etkisini saha çalışması yoluyla bulmaya çalışmışlardır. Bu çalışmaların pozitivist metodolojiyle uyum içerisinde bir tutumu olduğu açık ve literatür tarafından desteklenmiş olmakla beraber bu yazı öznel bir cevap vermeyi amaç edindiği “pozitivist metodoloji bu çalışmaları nasıl etkilemiştir” sorusunun içeriği ile benzer bir yol izleyerek pozitivist metodolojinin bu çalışmaları “ortaya atılan sorular”. fakat artan bir şekildedir. Bu kurama ve incelemenin sonucuna göre televizyon insanların hayatında uzun vadede etki göstermektedir ve bu etki davranışlardan çok tutumlarda aranmalıdır. Gerbner. bu etkiler küçüktür. 1998).Kültürel Göstergeler ve Ekme Kuramı Kültürel göstergeler ve ekme kuramı George Gerbner tarafından 1960’ların ortasında Pennsylvania Üniversitesi Annenberg İletişim Okulu’nda geliştirilmiştir Bu kuram televizyon izleme alışkanlığının uzun vadede izleyicilerin günlük yaşam hakkındaki düşüncelerini değiştirip değiştirmediğini sınamayı amaçlamaktadır (Yaylagül. Sonuç olarak. Erdoğan.1998). Amerika’da şekillenen erken dönem kitle iletişim araştırmalarında iletişimin izleyicileri değişen şekillerde ve güçlerde olsa dahi mutlaka etkilediği görüşü egemendir. Gerbner ve çalışma arkadaşları 1967’den itibaren televizyonun yoğun olarak seyredildiği ve gündüz programlarının yayınlandığı saatleri inceleyerek. Hemen hemen bütün çalışmalar bu etkinin ne oranda olduğunu ve nasıl ölçülebileceğini sınamak üzere yapılmıştır. 2010: 73. Televizyona uzun zaman ayıranlarla kısa zaman ayıranları karşılaştırdıklarında. 13 .1998). kültürel göstergeleri ise televizyon dünyasının –televizyon imajlarının.günlük yaşamdaki yansımaları üzerinden sınıflandırmışlardır. kültür ve ideoloji gibi “bir şeyi” izleyicinin bilinci gibi “bir yere” yerleştirme ve besleyip yetiştirmek amacındaki girişim anlamına gelmektedir (Erdoğan. üst üste birikir ve anlamlıdır” (Erdoğan.vermesini “ekme etkisi”nin sonucu olarak yorumlamışlardır (Erdoğan.2010: 74).1998 ). meslek cinsiyet eğitim gibi değişkenleri göz önünde bulundurmakla beraber izleyici değişkenliklerini çoğunlukla izleme yoğunluğu. Ekme kavramı psikoloji. Yaş. araştırmanın sonucunda medyanın bir kültürde var olan değer ve tutumları ektiğini dolayısıyla güçlü bir kültürel bağlantı aracı olduğunu savunmaktadır (Yaylagül. uzun zaman ayıranların sorulara günlük hayatta var olan değil televizyonda yaratılan gerçeklere ilişkin -“televizyon cevabı”. dolaylıdır.

nesnel. Yani Lassweel’in toplumu tek boyutlu iken Lazarsfeld ve Kats’ın toplumu iki boyutludur ama yine sınıflandırılabilir nesnelliğe sahiptir. Örneğin Kültürel Göstergeler ve Ekme kuramında Gerbner televizyon izleme süresinin etkilenmekle orantılı olduğu ön kabulüyle görüşmecilerin izleme alışkanlıkları ve etkilenme oranlarını ortaya çıkarabilecek. nesnel bir alan olarak algılanma durumunu sorgulamamışlardır. Öncelikle bu çalışmalarda medyanın insanları etkilediği ön kabulüyle bu etkinin ölçülmeye çalışılması etkinin ölçülebilir olduğu savını beraberinde getirmektedir. ve sinemaya gitme alışkanlığı ile ilgili soruları tüketim ve politikanın orantılanabilir olduğu varsaymaktadır (Gitlin. tüm sosyolojide ortaya atılan soruların ve dikkat alanının sonuçlar ortaya çıkmadan önce bile paradigmayı belirlediğini savunur (Gitlin. orantılı dolayısıyla pozitivist yöntem açısından bilimsel veriler sağlayabilecek sorular sormuştur. kim sorusuyla gönderme yaptığı medyayı ve kime sorusuyla anlamaya çalıştığı toplumu homojen birer alan olarak kurgular. bilimsel bilginin ampirik verilerle elde edilebileceğini savunan pozitivist metodolojiyle uyum içerisindedir. “Kişisel Etki” çalışmasında sorulan pazarlama.2008). Örneğin. Pozitivist metodolojiyle uyumlu bir şekilde “dışsal bir veri alanı” olan toplumdan gözlem ve “deney” yoluyla bilgi elde edebilmeyi uman bu çalışmalarda sorular bu amaç doğrultusunda kurulmuştur.Pozitivist Metodoloji Temelinde Sorulan Sorular Todd Gitlin. Ölçmek istedikleri etkiyi tutum ve davranış değişiklikleri üzerinden anlamaya çalışan bu araştırmalar pozitivist metodolojinin bütüncüllüğünden faydalanarak. moda. matematiksel. Dahası bu sorular orantılanabilir. benzer bir orantılama sorununu Lazarsfeld ve Katz’ın çalışmasında bulur. kamusal konular. Dahası bu çalışmalarda yapılan sınıflandırmalar nesnellik kaygısı taşıdığı için indirgemecidir. Gitlin. sordukları sorularla bu davranış değişikliklerinde medyanın etkisini ölçmeye çalışırken diğer bütün potansiyel etki alanlarını göz ardı etmişlerdir. Sorulan soruların cevabının “dışsal bir veri alanı olan” insanların tutum ve davranışlarındaki “görülebilir” değişimlerde aranması. Yazarın izinden giderek ABD’de yapılan erken dönem kitle iletişim araştırmalarında sorulan soruları ve dikkat edilen alanı anlamaya çalışarak bu çalışmaların pozitivist duruşunu tartışabiliriz. Lassweel’in toplumu homojenleştiren kuramına karşılık ikili akış teorisini ortaya atan Lazarsfeld ve Katz ise toplumu sadece ikiye ayırmış. etkinin uyarıcı-tepki modeli doğrultusunda savunulabileceğini ortaya atan Lassweel. Sonuç olarak pozitivist düşünce biçimi doğrultusunda nesnel. 2008). orantılanabilir cevaplar bulmayı amaç edinen bu çalışmalarda sorulan sorular tutum ve 14 . yani matematiksel olabilecek kadar nesnel cevaplar bulmayı amaç edinmiştir.

Bu dönemde yapılan çalışmalarda çoğunlukla seçenekli anket kullanıldığını ve saha çalışmalarında derinlemesine görüşmedense kısa. 15 . istatistiki yani pozitivist anlamda bilimsel bilgiler verebilecek yöntemler kullanılmıştır. 2004). Erken dönem kitle iletişim çalışmalarında uygulanan anket yöntem ise tabiri caizse “ya… ya da…” ilkesinin alametifarikasıdır. Newton fiziğinin ve temelinde gelişen aydınlanma düşüncesinin “ya… ya da…” ilkesine dayandığını belirtir (Alatlı. karar verme yetilerinin gelişmiş olduğunu yani aydınlanmacı düşünce anlamında rasyonel bireyler olduğunu ön kabul olarak almaktadır. çelişkiye. çünkü olgular kesin ve net olarak ayrıştırılabildiği sürece nesneldir.yürütülen kısa cevaplı görüşmeler ise soruların dayandığı nesnel temeli güçlendirmektedir. İzleyiciye. Anket çalışmalarının. Alev Alatlı. net cevaplar gerektiren soruların sorulduğunu düşünürsek tartışmamıza bu yöntemlerle başlamamız anlamlı olacaktır. Bahsi geçen dönemde anket çalışması ile birlikte –veya ayrı. “Ya… ya da…” ilkesine göre bir şey ya öyledir ya da böyledir. ya siyahtır ya da beyazdır yani aynı anda iki çelişik durumun var olması mümkün değildir. 2008). kesin. pekiştirme gibi ölçülemeyecek olan değişiklikler yok sayılmıştır (Gitlin. görüşmecilerin birbiriyle çelişmeyen seçenekli cevaplardan birini işaretlemesini gerektirdiğini düşünecek olursak bu yöntem nesnel ve kesin yani pozitivist anlamda bilimsel bilgi edinebilmek için çok uygundur. Ankete benzer bir şekilde belirsizliğe.yönelik çalışmalarda kesin sorulara kesin cevaplar arayan bu yöntemler görüşülen kişilerin dünya görüşlerinin net.davranış değişimini ortaya çıkarmayı hedefleyerek değişimin ölçülebilir olduğunu varsaymışlardır. Pozitivist Metodoloji Temelinde Kullanılan Yöntemler Erken dönem kitle iletişim araştırmalarında nesnel veriler elde edebilmek üzere kurulan soruların cevaplarını bulmak adına nesnel. kısa vadeli ve güçlü değişimleri ölçmeye yarayan anket çalışmalarının sonuçlarının kolayca sınıflandırılabilmesi ve istatistiki anlamda değerli olması pozitivist düşünce temelinde yapılan çalışmalar için bu yöntemi “bilimsel” kılmaktadır. Dolayısıyla Gitlin’in dikkatimizi çektiği üzere ifade edilemeyecek kadar yeni başlamış tutum değişikliği.tüketiciye. Dahası spesifik. tutarsızlığa yer vermeyen bu çalışmalar aynı oranda pozitivist anlamda bilimsel veriler elde edilmesi açısından uygundur. Bu tanıma nesnel ve ölçülebilir bir bilgi arayışında olan pozitivist metodolojinin de uyduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Shaw “Gündem Belirleme” çalışmalarında etkisini araştırdıkları medyayı homojen bir alan olarak almamış.tamamen nesnel ölçütlerle yapılmıştır. Erken dönem kitle iletişim araştırmaları her ne kadar izleyici üzerindeki etkiyi genelde izleyiciden alınan “nesnel” cevaplar doğrultusunda anlamaya çalışmışsa da bu etkiyi yaratan medyanın içerik analizinin yapıldığı örnekler de şüphesiz mevcuttur. “rasyonel” bireylerin verdiği “nesnel” cevapları kullanarak “bilimsel bilgi” edinmeyi amaçladığını öne sürebiliriz. ölçülebilir bilgiler olarak tanımladığını düşündüğümüzde erken dönem kitle iletişim çalışmalarında kullanılan anket ve kısa cevaplı görüşme yöntemlerinin verilen cevapları “nesnelere” dönüştürdüğünü. Bu ayrımın yapılması sınıflandırma çabasından ötürü hali hazırda pozitivist olmakla beraber ayrımın değeri –enformasyonun asli veya tali olması. yer ve kelime sayısı gibi nesnel olarak tanımlanabilecek parametreler üzerinden yapılan bu ayrımda öznel bir alan olan haberin içeriği incelenmemiştir. Yani özetle neyden nasıl etkilendiğini bildikleri insanları etkilemek eskisinden çok daha kolay olacaktır. 1994). Bu durumda çalışmalar sonucu bireylerin tüketim alışkanlıklarını ve etkilendikleri olguları saptayan şirketler bireyler üzerinde iktidar kurabilme yetisini kazanırlar. Asli konular televizyonda 45 saniye ve daha uzun süren. Örneğin Maxwell McCombs ve Donald L. Dolayısıyla her şeyden önce bu çalışmaların ulaştığı 16 . Zaman. gazetede ön sayfada başlık olarak görülen. Daha önce tartıştığımız üzere bu çalışmalar mali kaynaklarını sanayicilerden ve reklam şirketlerinden almaktadır ve araştırmalar bireylerin başta tüketim hakkında olmak üzere tercihlerini saptamaya yöneliktir.Toplumu “nevi dışsal bir veri alanı” olarak algılayan pozitivist düşüncenin bilimsel bilgiyi bu veri alanından edinilen gözlemlenebilir. Pozitivist Metodoloji Temelinde Ulaşılan Sonuçlar Pozitivist düşüncenin “toplum laboratuarında” yaptığı deneylerde. Bu çalışma izleyiciden nesnel veriler elde etmek üzere anket sorularını kullanan çalışmalar gibi içerik analizini nesnel çerçevelere yerleştirerek pozitivist bir duruş sergilemektedir. olgulardan oluşan doğayı bilme arzusunun temelinde doğa üzerinde iktidar kurma olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda erken dönem kitle iletişim araçlarının sadece pozitivist yöntemin kullanıldığı çalışmalar olmakla kalmayıp bu düşünceye çok iyi birer örnek teşkil ettiğini öne sürebiliriz. içerikleri majör ve minör olmak üzere ikiye ayırmıştır. dergilerde bir sütundan daha uzun olan haberler olarak tanımlanmıştır (McCombs ve Shaw.

belirli bir bölgede. bulunan sonuçlar “yasa”ya dönüştürülmüştür. istatistiki olarak anlamı olabilecek yöntemleri ve yasaya dönüşen sonuçları ile aydınlanma dönemi rasyonalitesine dayanan pozitivist yöntemin kullanıldığı birer çalışma olarak şekillenmiştir.parametreleri göz ardı ederek tarihsel kalıcılıktaki yasalar gibi sunmuştur. İletişim Çalışmalarında Kültür ve İzleyici Kavramları 17 . Kısaca. nesnelliği ve sınanabilirliği özelliklerini sağlamaktadır. sınıf cinsiyet gibi ayrımlar yapmış olsa da. Bu çalışmaların sonucunda görüşülen bireyler “insanlar”a. Shaw örnek olarak gösterdikleri 1959 genel seçimlerinde yapılan çalışmanın sonucunun “çalışmanın yapıldığı bölgedeki –görüşme yapılan – seçmenler öğrenmiştir” değil “seçmen öğrenir !” olması gibi bahsi geçen çalışmalar da sonuçlarını mekansal ve zamansal –ve diğer.sonuçlar iktidarı olanaklı kılarak pozitivist düşünce biçiminin belirleyici arzusunu tatmin ettiği için pozitivisttir. Sonuç olarak.pozitivist düşüncenin talep ettiği bilimin tekliği. erken dönem kitle iletişim araştırmaları bulgularını yasa gibi sunarak –yasaya dönüştürerek. yani tıpkı ampirik bilimlerde olduğu gibi nesnel bilgiler toplamından tümevarımsal olarak yasaları oluşturduğunu hatırlayacak olursak erken dönem kitle iletişim çalışmalarının sonuçları açısından neden pozitivist olduğunu anlayabiliriz. Amerika’da şekillenen erken dönem kitle iletişim araştırmaları nesnel bir veri sağlamayı taahhüt eden soruları. belirli bir zaman dilimi içerisinde yapılmış olmasına rağmen sonuçlar birer yasa niteliğinde sunulmuştur. kullanılan araçlar “medya”ya. Pozitivist metodolojinin bilimin tekliği özelliğini. Tıpkı McCombs ve Donald L. Bu çalışmalar–kimi yaş.

medyanın. Frankfurt Okulu ile başlayan kültür eleştirisini farklı bir bağlamda tartışmaya devam etmiştir. Dougles Kellner’ın aktardığı üzere bu çalışmalar “Frankfurt okulunun pasif izleyici nosyonunun 18 . Etki çalışmaları olarak adlandırılan bu çalışmaların nesnel bilgi arayışında olduğunu göz önünde bulundurulduğunda kültür gibi öznel yargılara ihtiyaç duyacak bir tartışma alanını görmezden gelmiş olmaları. Okul. İrfan Erdoğan’ın özetlediği üzere Frankfurt Okulu düşünürleri “akademik alanda. hatta tek bilimsel bilgi kaynağının nesnellik olmasından ötürü kültür öznelliğinden yürüyecek bir tartışmayı anlamlı -gerekli. kitle kültürünün çıkması ve popülerliğin ticarileşmesi – standartlaşması-. Kültürel Çalışmalar Geleneğinde Kültür Amerika’da başlayan erken dönem kitle iletişim araştırmalarında toplum medyanın etkisine açık bireylerden oluşan homojen bir kitle olarak ele alınmıştır. 1960’ların ilk yarısında İngiliz Kültür Araştırmaları.Bu kısa yazıda kültürel çalışmalar geleneği ile ilişkilendirilen çalışmalar temelinde kültür ve izleyici kavramları ayrı başlıklar halinde tartışılmaya çalışılacaktır. Kültür kavramının derinlemesine tartışıldığı ilk çalışmalar Frankfurt Okulu ile başlamaktadır.1960’lara kadar Frankfurt Okulu kapitalist kültür endüstrisinin en güçlü eleştiricisi olmuştur (Erdoğan. 1999). Bu çalışmaların bir kısmında “kitle toplumu” sınıf. Bu iki kavramın paradoksal olarak birbirini etkilediğini göz önünde bulundurduğumuzda böylesi bir ayrımın iki kavram arasındaki ilişkiselliği kıracağı ortadadır fakat bu satırların yazarının konu hakkındaki sınırlı ve yeni artmaya başlayan bilgisi nedeniyle bu ayrım tercihten ziyade zorunluluk sonucu ortaya çıkmaktadır. cinsiyet gibi ayrımlarla anlaşılmaya çalışılmış olsa da bu ayrımların sadece pozitivist bir bakışla sınıflandırma -kategorize etme.bulmadıklarını söyleyebiliriz. kitlelerin bilinç endüstrisine direnmediğini. ayrımlar arasındaki ilişkiselliğin tartışılmadığını öne sürebiliriz. yaş.amaçlı yapıldığını. moda ve reklamcılığın. Kısaca Frankfurt Okulu kültür endüstrilerinin ürünlerinin ideolojik içeriklerini derinlemesine eleştirmeyi amaç edinmiştir. kısaca bilinç endüstrilerinin toplumda egemenlik kurması” üzerinde durmuşlardır. Marksist geleneğe sahip çıkmakla birlikte Ortodoks Marksizm’e karşı çıkan Frankfurt Okulu düşünürleri. Marksizm’i kendi eleştirisini barındıran bir düşünce biçimi olarak görmüş ve çalışmalarını bu bağlamda sürdürmüştür. bu kültürün kitleler üzerinde köleleştirici etkisini olduğunu savunmaktadır.

2008: 29 ve Çalık. Marksist olmakla birlikte.göz atmak faydalı olabilir. Gramsci’ye göre hegemonya Ortodoks Marksizm’de kavramsallaştırıldığı üzere yönetici sınıfın tabi sınıfa uyguladığı bir zorlama değildir. kültür kavramsallaştırmasında Ortodoks Marksizm’in ekonomik indirgemeci tanımlandırmalarına karşı çıkan düşünürler –özellikle Raymond Williams ve Stuart Hall.sınırlarını. 2009 ).teoriler sunmuş olsalar da kültür tanımına getirdikleri anlamlandırmalar ve popüler kültüre atfettikleri değer bağlamında Frankfurt Okulu ve davranışçı görüş karşısında bir arada konumlanmaktadırlar. Williams kültür kavramını toplum ve ekonominin ilişkiselliği temelinde anlamlandırmaya çalışır ve bu iki kavramın sürekli etkileşim içinde olduklarını savunur. İngiliz Marksizm’i geleneğinde “en zengin kültürel eleştiri kaynaklarından biridir”. Bu gelenek içerisinde yer alan düşünürler eleştirel teorisyenler olarak birbirinden farklı –birbiriyle çatışan. İngiliz Kültür Araştırmaları genel anlamıyla 1964 yılında Richard Hoggart’ın kurduğu Birmingham Çağdaş Kültürel Araştırmalar Merkezi’nde gerçekleştirilen çalışmaları tanımlamak için kullanılır. Edebiyata dayalı bir geçmişi olan Williams İngiltere’de Marksist kültür ve edebiyat kuramının –ilişkiselliğiningelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur (Çalık. 2009). İngiliz Kültür Araştırmalarının.2004). Frankfurt Okulu tarafından “kültür endüstrisi” olarak anılan.2009).Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramından oldukça etkilenmiştir. Williams ve Hall Gramsci’nin hegemonya kuramını kültürlerin çoğullaşması ve popüler kültürün kitle kültürünün karşısında konumlandırılması tartışmalarında kullanmışlardır (Şakı Aydın. kendi anlamlarını ve popüleri yaratan aktif izleyici düşüncesiyle” aşmışlardır. yalnızca kapitalist kültüre ve ona maruz kalan işçi sınıfına olanak tanıyan tanımlamaya 19 . (Kellner. Kültür terimini yazılı eserleri incelediği -ilk önemli yapıtı olan. yüzyıldan başlayarak toplumsal değişimlerin paralellinde geçirdiği değişimleri ve kazandığı farklı anlamları tartışır ve bu terimin aynı anda hem içkin hem de eleştirel anlamları barındırdığı sonucuna varır (Stevenson. kültür konusundaki düşünsel çalışmalara en büyük katkısı popüler kültür terimini yeniden ve olumlu bir temelde tartışmasıdır. 2007).Culture and Society (Kültür ve Toplum) kitabında 18. Fakat bu geleneğin “yeniden ürettiği” popüler kültür kavramına geçmeden önce kültür konusundaki tartışmalara –tanımlamalara. hegemonya tabi sınıfları yönetmekle kalmayıp yönlendirdiği ve “bir bütün olarak toplumsal formasyon üzerinde total bir toplumsal otorite uyguladığı zaman vardır” (Arsan. İngiliz Kültürel Araştırmaları’nın en önemli isimlerinden biri olan Raymond Williams. kendi düşünceleri olan.

2001). Williams gibi Hall da kültürün belirlenmiş. 2009 ). işçi sınıfına ait popüler kültürü bu kültür temelinde üretilen ve tüketilen ürünleri eleştirel bir perspektiften anlamlandırmaya çalışmıştır (Kellner. herkesçe paylaşıldığını” savunur.karşı çıkan Williams. 2009). Williams. 2001). Popüler kültür kavramı Williams için burjuva ideolojisine ve burjuva kültürüne karşı direnç sağlayabilecek muhalif bir alandır. dinamik ve çatışmalı bir alan olarak kavramsallaştırdığı kültürün ne olduğunun asla tam olarak bilincine varılamayacağını söyler. Popüler kültür. 2004). kültürün “belli bir sınıfa ait olamayacağını. Kültür. İngiliz Kültür araştırmalarının başlangıcından beri yüksek kültür ve alçak kültür arasındaki ayrımı reddederek. değerlerin ve aktivitelerin paylaşıldığı bir şebekedir ve bilinçli olarak oluşturulmaz” (Williams’tan aktaran Çalık. direnmek anlamını taşır (aktaran Çalık. hakimiyet ve tahakküm ilişkilerinin sürekli olarak yeniden üretildiği. popüler kültür aynı anda hem direnişi hem içermeyi barındırmaktadır ve kültürel mücadele bu ikiliği kabul etmekle mümkün olabilir (Apaydın. iktidar ve direnişi örnek verdiği kot pantolonu giyme –tüketme. Hall’a göre kültür ne “ticari tanım”ın anlattığı gibi “kültürel avanakların” yanlış bilinç içinde olduğu bir alandır ne de “antropolojik tanım”ın anlattığı gibi idealize edilen yaşam biçimleri anlamlarını karşılar. Stevenson. Popüler kültür kavramına önem atfederek ve kitle kültürü karşısında direnişi sağlayacağını savunarak tartışmaya açan ilk düşünür Williams’dır fakat Hall kültür kavramını büyük oranda bu temelden okumuştur. Williams kültür kavramını derinlemesine tartıştığı Kültür ve Toplum kitabında “sınırlarına hiçbir zaman ulaşılamayacak” olan kültür için antropolojik ve sanatsal iki tanımın birleştirildiği yeni bir tanım önerir: “kültür bir yaşam tarzı ve eleştirel üst merci gibi işleyebilen insan mükemmelliği düşüncesidir” (aktaran. değişken ama aynı oranda direngen bir alandır (Hall’dan aktaran Apaydın.biçimi üzerinden tanımlar: sistemin ürettiği biçimde giymek iktidara teslim olmaktır ama yırtık giymek kendine “ait kılmak”. 2008: 29). Hall’a göre kültür sınıf aidiyeti temelinde sabit ve değişmez bir alan olarak anlamlandırılamaz. fakat daha “iyimser” bir şekilde tanımlanmaktadır. Kültürü tanımlar arası okumayı öneren diğer bir düşünür ise Williams’ın düşüncelerinden oldukça etkilenmiş olan ve Williams gibi kültürel çalışmalar geleneğinin önemli bir temsilcisi olan Stuart Hall’dur. Williams’a göre “kültür anlamların. işçi sınıfının kültürel kodlarının farkına varılması ve 20 . Fiske. kültürel çalışmalar geleneğinin başka bir temsilcisi olan John Fiske tarafından da Hall’un yaptığına benzer. sabit bir tanımını yapmaktan sakınır bunun yerine eski tanımlarını eleştirerek kültürü anlamlandırmaya çalışır.

yeni bir amaç yükleyerek tüketmektedir ve bu noktadan sonra o ürünler burjuva kültürü ürünleri değildir. medyadan pasif bir biçimde etkilenen. Elihu Katz tarafından başlatılan tartışmalarla şekillenen “Kullanımlar ve Doyumlar” yaklaşımına göre önemli olan “medyanın insana ne yaptığı” değil “insanların medya ile ne yaptığı”dır (Yaylagül.burjuva kültürüyle arasındaki hiyerarşik ilişkinin bozuma uğratılması mücadele için en gerekli temeldir. Üstelik izleyicileri hiçbir etki altında kalmayan. Her ne kadar izleyiciye “aktif” bir rol biçmiş olsa da bu yaklaşım Erol Mutlu’nun dikkatimizi çektiği gibi izleyici ve medya arasındaki etkileşimsel ilişkiyi terse çevirmekten öteye gidememiştir (Mutlu. Williams’ın popüler kültür burjuva kültürü ayrımı bir nevi siyaha karşı direnç gösteren beyazı tanımlarken. her iki kültür de birbirinin içine “sızmıştır” ve daima birbiriyle çatışır. izleyiciyi. John Fiske ise popüler kültür ve burjuva kültürün daha girift bir temelde buluştuğunu öne sürer. Popüler kültür bu yeni anlamlandırmalar dolayımında her an yeniden üretilir (Stevenson. değişen miktarlarda olmakla beraber izleyicinin daima etkilendiğini savunmaktadır. Metinlerin izleyici tarafından aktif bir biçimde tüketildiği eleştirisi yine bu dönemle birlikte anılan “Kullanımlar ve Doyumlar” yaklaşımında tartışılmıştır. Kültürel Çalışmalar Geleneğinde İzleyici Amerika’da 1920’li yıllardan itibaren şekillenen erken dönem kitle iletişim araştırmaları. 1999: 88-99). Bu dönemde yapılan çalışmaların temeli uyarıcı-tepki modeline dayanmaktadır ve bu çalışmalar değişen biçimlerde. Fiske’ye göre işçi sınıfı burjuva kültür ürünlerine yeni bir anlam. Fakat bu çalışmaların homojen bir alan olduğunu. Williams’ın çalışmalarının ardından popüler kültür kavramını tartışan Hall ise popüler kültürü kendi başına direnç sağlayabilecek bir alan olarak yorumsamaz. bu etkinin nesnel bir biçimde ölçülebilmesini “olanaklı” kılan bireyler olarak kurgulamıştır. 2008). tamamının izleyiciyi etki altındaki pasif bireyler olarak kodladığını söylemek yanlış olacaktır. 2010: 70). Fiske ise beyazın siyahı sürekli yeniden “boyadığı”. ihtiyaçlarını bilen ve aktif olarak kullanan “rasyonel” 21 . mücadele ise bu ikili çatışmanın zemininde verilmelidir. Hall için siyah ve beyazın birbirinin içine “sızdığı” gri sınırlar vardır ve direnç bu sınırlarda aranmalıdır. Hall’a göre popüler kültür ve burjuva kültürü arasında net ayrımlar olduğunu söylemek olanaklı değildir. Yaklaşımın isminden yola çıkarak izleyicileri medyadan sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını doğrultusunda istediği biçimde yararlanarak doyuma ulaşan bireyler olarak kurguladığını söyleyebiliriz. kendisine göre anlamlandırdığı gri bir alandan bahseder.

Kültürel çalışmalar geleneğinde izleyici araştırmaları açısından Hall’un makalesi büyük oranda temel kaynak haline gelmiş ve sonraki birçok çalışmanın kodaçımı sürecini alımlama yöntemiyle çalışılmasına yol açmıştır. 22 . Erken dönem kitle iletişim araçlarının aksine medya ve toplumun ilişkiselliğini doğrudan ve nesnel olarak ölçülebilir bir etki temelinde algılamamaları nedeniyle izleyici çalışmalarında. 2007). alımlama çalışmalarına katkılarının ise bir “metnin kodlanmış olduğunu ve birbirinden farklı kodaçımlarının mevcut olduğunu” önermeleri olduğunu belirtmektedir (Aktaran işte Şakı Aydın. 2007).Kodaçımı” makalesini -kavramsallaştırmasınıtartışmak ve sonrasında bu makaleyi sınayan alımlama çalışmalarını anlamayı denemek iyi bir yol olabilir. Dominique Pasquier.için Hall’un “Kodlama.bireyler olarak kurgulayarak etki modelinin düştüğü hataya düşmüştür (Oskay. kısa görüşme gibi ölçüm tekniklerinin yerini alımlama çalışmaları almıştır. Bu bağlamda kültürel çalışmalar geleneğinde izleyici konumlandırılışını anlamak –bu konumlandırılışın değişimini tartışabilmek. Bu nedenle kültürel çalışmalar geleneği açısından izleyici araştırmaları önemli bir yer tutmaktadır. “bilinmeyen izleyiciyi bilir kılma” yani uzun yıllar iletişim çalışmalarında tanımsız belirsiz bir “kitle” olarak algılanan insanların “izleyiciye” dönüştürülmesi çabası olarak tanımlar ve “izleyicinin sonsuz sayıda deneyim ve pratikten oluşan bir evren” olduğunu kabul etmenin önemini vurgular (Ang’den aktaran Şakı Aydın. 1960’lı yıllarda şekillenmeye başlayan kültürel çalışmalar geleneği ile tartışılmaya başlanmış ve izleyicinin konumu değişime uğramıştır. Len Ang bu yaklaşımı. incelenmesi gereken ve direnç noktaları barındırabilen bir kültür olarak algılamıştır. kültürel çalışmalar geleneğinin iletişim araştırmalarına yaptığı en önemli katkılardan birinin alımlama çalışmaları. Erken dönem kitle iletişim araştırmalarının en önemli paradigması olan “etki”. 1992: 155156). bu sınıfın direnç noktalarını ortaya çıkarma çabası almıştır. pozitivist metodolojinin ürünü olan anket. Kültürel çalışmalar geleneği burjuva kültürünün işçi sınıfına empoze edildiği düşüncesine karşı çıkarak kültürün bütün insanlar tarafından paylaşıldığını öne sürmüş ve işçi sınıfının kültürünü yani popüler kültürü değerli. Pasquier’in dikkatimizi çektiği metnin kodlanmış olması ve birden fazla kodaçımını barındırması tezi ilk defa Stuart Hall tarafından aynı adlı –“Kodlama Kodaçımı”makalesinde tartışılmıştır. Frankfurt Okulu tarafından savunulan “işçi sınıfının medyada dayatılan burjuva kültürüne maruz kaldığı” düşüncesinin yerini.

daima bir direnç sergilediğini savunan Hall. Hall’a göre medya metinlerinin algılanışı içerisinde kodlamayı –metinlerin tahakküm yapısını üretecek şekilde oluşturulması.ve kodaçımını. Öncelikle medya “seçerek temsil etmektedir”. İndirgemeci olma riskini göze alarak. hem görsel çerçeveyi hem de dilsel yapıyı bu seçme işini destekleyecek şekilde kurar böylelikle farklılığı. Hall. 23 . statükonun devamının sağlanmasıdır. medyanın bu ideolojik alan üretimini üç hamlede gerçekleştirdiğini öne sürer. 1999).savunur. bir araya getirmek”tir. çoğulluğu yansıttığı gibi bir izlenim vererek hakkaniyetli ve dengeli gibi görünür. Benzer bir duruşla medya metinlerinin ideolojik kodlanımı sürecine aktif olarak katılınamayacağı için mücadelenin. Hall’a göre medya. Popüler kültürün burjuva kültürüyle uylaşım içinde olmadığını. Hall asıl ideolojik alanı sınıflandırılan bilginin bir araya getirilmesinde bulur. dil ve görsel çerçeve temelinde “normatif ve değerlendirmeci” sınıflandırmalar yaparak meşruluğu ve sapkınlığı üretir. Hall. Medyanın kodlama sürecinde ortaya çıkan ikinci işlevini Hall “sınıflandırmak” olarak tanımlar. popüler kültürün burjuva kültürüne direndiği noktalarda aramamız gerektiğini savunur. burjuva kültürüne doğrudan bir müdahalenin imkansızlığı dolayısıyla mücadeleyi bu iki kültür arasındaki çatışmalarda. Uyuşmazlığın bir araya getirildiği bu alanda önemli olan uyuşmazlığa düşebilmeyi olanaklı kılan bir birlik olduğu fikridir (Hall. Hall’un kavramsallaştırdığı ideolojik medya kodlanımı için şu örneği verebiliriz: bir televizyon kanalı tarafsız olduğunu savunduğu bir siyaset programda tartışılacak konuyu ve konukları “seçerek”. Medyanın son işlevi ise “örgütlemek.Stuart Hall medya metinlerini ideolojik ve hegemonik bulmakla birlikte medyanın etkisini doğrudan ve sınırlandırıcı bir etki olarak algılamaz. dil ve görsel çerçeve yardımıyla -belirgin bir şekilde taraf tutmuyormuş gibi görünse de – “normal” ve “sapkın”ı “sınıflandırarak sunduğu için zaten ideolojik olacaktır fakat bu programı Hall’un kavramsallaştırdığı biçimde ideolojik kılan. Bu bağlamda Hall’un medya metinlerinin kodlanımından çok kodaçımı sürecini tartıştığını. Yani medya toplumsal bilgiyi seçmeci bir şekilde dolaşıma sokar. düzenlemek. bu ideolojik olarak kodlanmış metinleri açıma uğratan izleyicilerin direnç noktalarında aranmasını önerir. bu tartışmaya zemin sağlayan ulus-devletin gerekliliğinin altının çizilmesi.metinlerin farklı kültürel kodlarla yüklü bireyler tarafından farklı algılanmasıiçeren dinamik ve mücadeleci bir süreç sonunda gerçekleşmektedir. medyanın toplumun tahakküm yapısını yeniden üretmek amacında olduğu için hegemonik ve ideolojik olarak tanımlar ve medyanın en önemli amacının statükoyu devam ettirmek olduğunu –bu şekilde kodlandığını.

ürettiği enformasyon arttıkça bu enformasyona ilişkin farklı yorumlara daha az hakim olabilmesidir” (Stevenson. Fiske’nin egemen okuma nosyonunu eleştirmesini onun “zayıfın okuma süreçlerinin her daim doğrudan denetim stratejilerini bertaraf eder” saptamasıyla ilişkilendirir. Sonuç olarak Fiske. 24 . Bahsi geçen hazların ilki. tartışmalarını ve kuramlarını kültürel çalışmalar geleneği ile ilişkilendirebileceğimiz.2009) öne sürerek medyadan “metalaştırılarak” akratılan iletilerin her daim direnişle karşılaşacağını belirtir. iletinin verildiği biçimde algılandığı bir okuma biçiminin imkansızlığını vurgular.öne süren Hall. popüler kültürün direngenliğine Hall’dan daha fazla inanmakta. 2008: 77). Medya metinlerinin tek bir anlamı olmadığını –olamayacağını. 2008: 76). Fiske’ye -ve çalışmalarından etkilendiği De Certau’ya. iktidara muhalif anlam üretiminin verdiği haz ikincisi ise bizzat üretici olmanın verdiği hazdır (Stevenson. her bir izleyici için farklılaşan tamamen öznel okumaları kastetmemektedir. kodaçımı sürecini üç farklı okuma üzerinden tanımlamaktadır. önem atfetmektedir.sonrasında bu kavramsallaştırmayı sınayan çalışmaların da benzer bir yol izlediğini söyleyebiliriz.“göre modernitenin temel paradoksu. Bu bağlamda her ne kadar Hall’un kodlama-kodaçımı kavramsallaştırmasından etkilenmiş olsa da kodaçımı sürecinde Hall’la aynı fikirde değildir. Popüler kültürün içinde metalaştırlımış ürünlerin bile farklı kullanımlar yoluyla birer direniş sembolü haline dönüşebileceğini (Çalık. 2008: 156). Stevenson. 2008:155). medyadan aktarılan metinlerin izleyici tarafından her daim eleştirel –müzakereci veya muhalif. ya bütünsel çerçeveyi kabul etse de iletiyi çelişik anlamlandırmaktadır –“müzakereci okuma”. İzleyici kavramına ilişkin araştırmalarını.kodaçımı makalesinden etkilenen ve bu kuramsallaştırmayı tartışan John Fiske’dir. Fiske. verilmeye çalışılan düz anlamın yanı sıra metinlerin bir gösterge olan dil dolayımında aktarılmaları nedeniyle yan anlamlar içerdiğini savunur (Stevenson.ya da sunulan iletiye karşı çıkmaktadır –“muhalif okuma”-. Hall’a göre izleyiciler ya metinleri sunulan iletinin tercih ettiği anlam açısından okumaktadır – “egemen hegemonik okuma”-. Tek bir anlamı olmayan bu metinler farklı izleyiciler tarafından farklı çözümlenmektedir. Fakat Hall.okunduğunu savunur ve bu okumayı içerisinde iki tür hazzı barındıran “sosyalist bir haz teorisi” üzerinden tanımlar. diğer bir isim ise Hall’un kodlama. (Stevenson. Fiske. Hall’un “egemen hegemonik okuma” olarak tanımladığı.

Morley ve arkadaşları birbirinden kültürel olarak farklı iki gruba Nationwide programının iki bölümünü izletmiş ve sonrasında öznelerle gruplar halinde görüşmeler. Çalışmanın sonucunda Morley.kodlama sürecini anlamlandırmak güçleşmektedir (Stevenson. Kodlama. Hall’un “KodlamaKodaçımı” makalesinin popüler bir program olan Nationwide’a uygulanmasını içermektedir.gerçekleştirilmiştir. eleştirerek. Morley ve arkadaşları tarafından yürütülen Nationwide çalışması. birden fazla kapatılmış anlam içeren metinlerde –pembe dizi örneğinde olduğu gibi.Kültürel çalışmalar geleneği çerçevesinde izleyiciye yönelik alımlama araştırmaları büyük oranda Hall’un “Kodlama-Kodaçımı” kavramsallaştırması temelinde –bu kavramsallaştırmayı kullanarak. Bu bağlamda yapılan başlıca saha çalışmaları David Morley tarafından Örgütlenen Nationwide ve Family Television araştırmalarıdır. (John Storey’den aktaran Çalık). görece dikkatsiz izlemelerine rağmen kadınların bu konu hakkında konuşmaya daha hevesli olduklarını belirtmektedir.Kodaçımı kavramsallaştırmasının belli noktalarda eksik kaldığını öne sürmüştür. Morley’e göre egemen okuma tanımı beraberinde iletinin göndericisi tarafından tamamen bilinçli bir şekilde kodlandığı fikrini doğurmaktadır. Sonuç olarak Morley’e göre kodlama-kodaçımı süreci Hall’un kavramsallaştırdığı gibi anlamın taşındığı bir süreç değildir. oysa televizyonu seyrediyor olmak bütün dikkati bu aktiviteye verme anlamını taşımaz. aksine anlam her kültürel kimlik altında farklı bağlamlarda üretilmektedir İzleyici araştırmalarında tartışılması gereken anlam üretimiyle kültürel arka plan (yaş. Son olarak metnin yeğlenen bir anlam taşımasının mümkün olmadığı. çünkü izleme deneyiminde anlam sürekli yeniden üretilmektedir. Family Television çalışmasında görüşmecilerin evlerine giden Morley.alımlama çalışmalarıyapmışlardır (Stevenson. Dahası kodaçımı kavramı izleyicinin metni daima bilinçli ve dikkatli bir şekilde tükettiği düşüncesini uyandırmaktadır.2008:136). Morley’in diğer bir alan araştırması ise Nationwide’da karşılaştığı yapay ortam sorununu çözdüğü Family Television adlı çalışmasıdır. sınayarak. televizyon izleme etkinliğinde toplumsal cinsiyet ilişkilerinin sınıf ilişkilerinden daha belirgin bir etken olduğu sonucuna varmıştır. Morley’in çalışması kültürel çalışmalar geleneğinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini görmesi açısından önemli girişim olmakla beraber feminist teori açısından yeni bir şey 25 .2008: 139–142). televizyon izleyen erkeklerin bu işi “daha gönülden”. kadınların ise ev içi sorumlulukları nedeniyle “suçluluk” içinde yaptıklarını. Morley. oysa sabit bir anlamdan bahsetmek imkanlı değildir. sınıf cinsiyet) arasındaki ilişkiselliktir. 2008: 137). Sonuç olarak Morley ev içindeki eşitsiz cinsiyet ilişkilerinin kodaçımı üzerinde tartışmasız etkisi olduğunu savunmaktadır (Stevenson.

sahiplenilen. İzleyici eksenli çalışmaların mihenk taşı Stuart Hall tarafından kuramsallaştırılan kodlama-kodaçımı süreci olmuştur.görüşmeci arasındaki hiyerarşik ilişkiyi kırmaya çalışmıştır. değerli kılmaya çalıştığı için kıymetlidir. Ang. Fakat özelde Dallas’ı genelde pembe dizileri izleme hazzının önemsiz olduğu ön kabulü bu programların kadınlar izlediği için önemsiz görülebiliyor olma ihtimalini göz ardı eder. Kültürel çalışmalar geleneği ile ilişkilendirebileceğimiz son çalışma. “kadın hazları”nı tartışmaya. Kadınların yaşadığı –maruz bırakıldığı. Çalışmasında Hall.söylememektedir. ifade biçimlerinin ve davranışların önemsenmesini savunan kültürel feminizm geleneğiyle de paralel bir duruş sergilemektedir. 2008:174). Ang’ın çalışması kadınların medyada kurgulanan kadınlarla özdeşleşmesini incelemesinden çok. Morley ve Fiske’yle (Stevenson. direngen olduğundan emin olduğu popüler kültür tüketicilerine –üreticilerine. Morley’den çok daha ciddi ve eleştirel bir biçimde toplumsal cinsiyetin televizyon izleme etkinliği ile ilişkisini tartışan Ien Ang’ın Dallas dizisi üzerine yaptığı çalışmadır. Dallas dizisini takip eden kadın izleyicilerin bu diziyi izleme alışkanlıkları ve dizideki karakterlerle kurdukları özdeşleşmeleri anlamaya çalışır (Stevenson.burjuva 26 . 2008:173) olduğu kadar. 2008: 173). verdiği ilanda kendisinin bu diziyi izlemeyi sevdiğini belirterek araştırmacı. ev içi alanın kadının zaman ve mekan sınırlarını aşan “iş” alanı olduğu feminist literatürün 19. kadınlarla anılan. Ang çalışmasının sonucunda keşfettiği diğer bir ilişkilenme biçimi olan “ironi”yi ise metinle aralarında toplumsal bir mesafe olan kadınların metinden aldıkları hazzı korumak adına geliştirdikleri bir savunma biçimi olarak yorumlar (Stevenson. “Önemsiz” hazların yorumsanmasını ciddiye alan Ang. Dallas isimli çalışmasında Hollanda’da bir kadın dergisine verdiği ilan yoluyla ulaştığı. Sonuç olarak 1960 ve sonrasında iletişim çalışmalarında önemli tartışmaları ortaya atan kültürel çalışmalar geleneği yıllar boyu süren pasif izleyici nosyonunu eleştirerek. sahiplenilmekte tereddüt duyulan duyguların. kadınlara ait. Morley’in çalışmasının yalnızca izleklerini okuyan bir feministin bu çıkarımları tahmin etmesi hiç güç olmayacaktır. Ang çalışmasının sonucunda kadınların diziyi duygusal açıdan gerçekçi bulmasını yadırgamayarak –ki dizi en çok gerçekçi olmamakla eleştirilmektedir. Ang. yüzyılın sonlarından beri tartıştığı sorunlardır.en güçlü hissiyatın haz almaktan duyulan suçluluk olduğu. anlam üreten aktif izleyici önermesini geliştirmiştir.dizinin ataerkil ideolojiye uygun olarak cinsiyetlendirilmiş karakterlerinin bu gerçekçilik duygusunu yarattığını öne sürmüştür.

tutarsızlığa olanak tanıyan alan çalışmaları toplumsal pratiklerin şeyleşemeyecek denli karmaşık olduğunu ortaya çıkarmaktadır. kesin. Kültürel çalışmalar geleneğinin iletişim çalışmalarına katkısı aktif izleyici önermesi kadar –belki daha fazla.bu “aktifliği” kavramsallaştırabilmek için alımlama çalışmaları yapmasıdır. verilen anlamı olduğu gibi kabul etmek için alan bırakırken Fiske böyle bir alanın imkansızlığını vurgular ve her metnin mutlaka dirençle karşılaşacağını savunur. kararsızlığa.ideolojisine “yenilmek”. sabit ve rasyonel cevaplar aradığını ve bunun Ang’ın deyimiyle “fiili toplumsal pratikleri şeyleştirme” sonucunu doğurduğunu düşünürsek. 27 . Uzun yıllar pozitivist düşünceyle uyum içerisinde yapılan izleyici araştırmalarının “ya… ya da…” ikiliğine dayandığını. kültürel geleneğin “hem… hem…” birleşimine yani çelişkiye. Üstelik belki de direnç çelişkinin ta kendisindedir.

“Barbarlık: Bir Kullanma Kılavuzu”.2011 tarihinde edinilmiştir. internet adresinden Erdoğan.4. Ankara: Erk. Hobsbawm. Erdoğan.2.pdf 10.alevalatli. C.com/images/populer%20kultur%20ve%20iktidar%20sorunu.internet adresinden 09. Alev (2004). “Medya-Güç-İdeoloji Ekseninde Merve Kavakçı Haberlerinin İki Farklı Sunumu” http://www.scribd. Hall.daplatform. Ankara : De ki. 149-180. Bağlı.2011 tarihinde edinilmiştir. Sevilay Kırılmalar.com/menu. Dauglas (2004) “Kültürel Araştırmalar ve Sosyal Teori: Eleştirel Bir Müdahale” Çev: Ünsal Çığ Köker. S. 28 . Eric (1994).01.com/images/populer%20kultur%20ve%20iktidar%20sorunu. Esra(2009).3. İrfan (2010) “Lazarsfeld ve Columbia Okulu” http://www.daplatform. “Popüler Kültür: Kültür Alanında Egemenlik ve Mücadele” http://www.Siyaset Bilimi İlişkileri Açısından Pozitivizm ve Eleştirel Teori. İstanbul: İletişim Erdoğan.com/doc/19305055/-Medyagucideoloji. Konferansta Sunulan Bildiri. Stuart (1999).66. Çev: Bora. “Dünyayı Okumak”. 60-69. Ankara. Arsan. http://www. s. Der: Mehmet Küçük. Donovan. Ankara. Der: Çelenk. Alemdar. Kellner. “Medya Sosyolojisi: Egemen Paradigma” içinde İletişim Çalışmalarında Kırılmalar ve Uzlaşmalar. Çalık. Levent (2008).2011 tarihinde edinilmiştir.2001 tarihinde edinilmiştir.01. “Klasik Fizik İlkeleri Bağlamında Modern Bilincin ve İktidarın İmkanları: Özgürlük ve Yetkinlik”.pdf internet adresinden 10. Apaydın.com/makaleler4/lazarsfeld. İki Farklı Siyaset: Bilgi Teorisi. Feminist Teori. Ankara: Ark.01.irfanerdogan.asp?sayfa=makale&v=KONFERANSLAR&kat=36 internet adresinden 06. “Kültür Medya ve İdeolojik Etki”.pdf internet adresinden 08. Ankara: Dipnot. s. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. “Gerbner’in Ekme Tezi ve Anlattığı Öyküler Üzerine Bir Değerlendirme” Kültür ve İletişim C. Gazi Üniversitesi. Aksu. Öteki Kuram: Kitle İletişim Kuram ve Araştırmalarının Tarihsel ve Eleştirel Bir Değerlendirilmesi.2011 tarihinde edinilmiştir. Ağduk. Mazhar (2002).1. Meltem. Korkmaz (2005). İçinde Medya İktidar İdeoloji. İrfan. İrfan (1998).01. “İletişim Kuramlarında Hedef Kitle Konumlandırılmalarının Karşılaştırılması”. Birikim. “Popüler Kültür ve İktidar Sorunu”.33–57. Gitlin. Yüksek Lisans Tezi. S. İrfan (1999). S.Kaynakça Alatlı. Fevziye. s. Sayılan. Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. Mürvet (2009). Erdoğan. Gökçen Ertuğrul (2001). Todd (2008). Josephine (2007). Bilkent http://www.01.

Çev: Orhon. Dünya Tarihi. İstanbul: Der. 119–131. s. Barış Engin. Altun. Levent (2010). William (2004). Alan (2010). s. Ronan. Medya Kültürleri: Sosyal Teori ve Kitle İletişimi. “Alımlama Araştırmaları ve Kültürel Çalışmalar Geleneğinin Katkısı”. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi C. Özön. Alaeddin. Oskay.Televizyon ve Toplum.1. İletişim C.S. Ankara: Tübitak. Stevenson. Kitle Haberleşmesi Teorilerine Giriş. İstanbul: Agora.1.2. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. “Bilimde Değer Sorunu ve Pozitivizm İlişkisi Üzerine Bazı Gözlemler”. Yaylagül. Marmara Üniversitesi. Oya (2007). A. Meral (1993). McNeil. Erol (1999).47. Shaw(1994). Cüneyt (1998). Serarslan.259–270. İletişim Bilimi. Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi.11. Bilim Tarihi : Dünya Kültürlerinde Bilimin Tarihi ve Gelişmesi. Çev: Akınhay. Feza. Şakı Aydın. Göze. Ankara: Ütopya. C. s. Kitle İletişim Kuramları : Egemen ve Eleştirel Yaklaşımlar . Yüksek Lisans Tezi. Judith (2001). Ozansoy. Ankara: TRT. Ankara: Bilgi. Çev: İhsanoğlu. Nijat (1995). “Kitle İletişim Araçlarının Günden Oluşturma İşlevi” Çev. Ekmelettin ve Günergun. Ünsal (1992). S. 29 . Ankara: Vadi. Ankara: İmge Mutlu. Osman.6. Yuttaş Kane. Nick (2008). Swingewood. Ankara: Dipnot. Aksoy. McCombs.Lazar. Colin (2005). Çev: Şenel. İstanbul.37-48. Donald. “Radyo Televizyon Düzeninde Değişimler Arayışlar ve Türkiye”. S. Maxwell.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful