I

KUR’AN’I KERİM

SEBE-İ NÜZULÜ
AÇIKLAMALI
VE
KELİME MEALİ

Salih ÖZBEY

KUR’AN’I KERİM

SEBEB-İ NÜZULÜ
AÇIKLAMALI
VE
KELİME MEALİ

Hazırlayan

Salih ÖZBEY

BASKIYA HAZIR KİTAPLAR
1.KUR’AN’IN RUHU-KUR’AN-I KERİM (Sebeb-i Nüzulü Açıklamalı ve Kelime Meali)
Bütün kitaplar tek bir kitabı anlamak içindir,
Bütün bilgiler tek bir bilgiye ulaşmak içindir,
Bütün hakikatler tek bir hakikat içindir,
Bütün dinler tek bir dine kavuşmak içindir,
Bütün güzellikler tek bir güzeli görmek içindir,
Bütün ilahlar tek bir Allah'a erişmek içindir,
Bütün yollar tek bir yolu yürümek içindir,
Bütün şeyler tek bir şeyi anlamak içindir,
Aslında herşey tek bir şey ve aynı şeydir.
2. KIRK AYET –KIRK HADİS (Kırk Hadis)
Sebeb-i Nüzulüne göre kırk ayet ve Sebeb-i Vüruduna göre kırk hadis.
Resûlullah (a.s): "Kim ümmetime, sünnetimden kırk tanesini koruyup ulaştırırsa ben kıyamet günü onun imânına
şâhid ve şefaatçi olurum" (Abdullah İbnu'l-Mubârek el-Hanzalî (181/797). Beyhakî, Şuabu'l-İmân, 2/270)
Sünneti anlamak için Peygamberi tanımak, Peygamberi tanımak için KUR’AN-I KERİM’e bakmak,
bunun için de KUR’AN-I KERİM’in dilini bilmek şarttır.
3. EVRENİN RUH HARİTASI (Akaid Kitabı)
Kaybetmişiz Pusulamızı
Ebrehelerin Hüküm Sürdüğü Kaldırımlarda
Ölüler Abid
Taşlar Mabud
Ağaçlar Mabed Olmuş.
4. İNSANLIĞIN RUH HARİTASI (Ahlak Kitabı II Cilt)
Ahlak, ruhun derinliklerinde dışa yansıyan iyiliğin, kıvılcımıdır.
Gülün güzelliği rengidir.
Bülbülün ki, sesidir.
Göğün ki, yıldızlardır.
Yerlerin ki, bitkilerdir.
Dilberin ki, cemalidir.
Yiğidin ki, bileğidir.
Arifin ki, bilgidir.
Abidin ki, zikridir.
İnsanlığın ki ise, AHLAKIDIR.

5. RUHLARIN ŞİFASI (Esma’ül Husna)
“En güzel isimler (el-esmâü'l-hüsnâ) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri
yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.” (7:180)
Ebû Hüreyre (r.a) den nakil: Resûlüllah (a.s) buyurdular ki:
"Şüphesiz ki, Allahü Teâlâ'ya mahsus doksan dokuz isim vardır. Her kimbu (güzel) isimleri ihsâ eder (sayar, ezberler
vedilinin tesbihi haline getirirse) Cennete girer.”(Tirmizi, ibn Hibban ve Hakim)
Esma-ül Husna’nın bilinmesi üç şey için çok önemlidir:
1-İlahi Rububiyyet; yüce Allah’ın Rabbaniyyetine dalalet eden; varlığına ve biriliğine ve nasıl yaratıcı, nasıl
yarattığı varlıkların rızıklarını verici ve nasıl terbiye edici olduğunu öğrenmek.
2-İlahi Uluhiyyet; yüce Allah’ın Azametine dalalet eden ne kadar güçlü, ne kadar büyük, nerde ve ne
yaptığını öğrenmek.
3-İlahi Ubudiyyet; yüce Allah’ın lutfuna dalalet eden; niye ibadet edilir, nasıl dua edilir, kimi sever, kime
rahmet eder, kimi ne için cehenneme koyar ve kimi niçin cennetine koyar gibi özellikleri öğrenmek.
6. YAŞAMIN RUH HARİTASI (Fıkıh Kitabı IICilt)
Anlamak (fıkh etmek), insanın ruh portresidir.
Anlayış sahibi insanlar, halkların gülü ve çiçekleridir.
Anlayış sahipleri, halklar tarafından her zaman koklanmaya çalışılır.
Bazen göklere çıkartılıp yükseltilirler.
Bazen yerlere atılıp ezilirler.
7. İNSANLIĞIN RUH MİMARLARI PEYGAMBERLER (Peygamberlerin Hayatı IICilt)
Evrenin en büyük sanatçısı Allah’tır.
Yüce Allah’ın en büyük sanat eseri insandır.
İnsanın en büyük sanatı ruhtur.
Ruhun mimarları aziz Peygamberlerdir.
8. PEYGAMBERLERİN ÇİZDİĞİ RUH HARİTASI (Hz. Peygamber(a.s)'in Hayatı II Cilt)
Kaybolmuşuz Peygamberlerin çizdiği haritanın üzerinde.
Yön tayin etmede zorlanıyoruz.
Neresi doğu.
Neresi batı.
Neresi kıble.
9. ÇOCUKLARIN RUH DÜNYASI (Doğumundan Ölümüne Kadar Çocuk Terbiyesi)
“Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar.”
Hiç bir çocuk, anne ve babasının meşru veya gayri meşru yaptıklarıyla sorumlu değildir.
Her çocuk kendi kişisel menkıbesinin sorumlusudur.
Çocuklar, ailenin balı ve dalı,
Toplumun gülü ve bülbülü,
Kainatın çiçeği ve eşrefidirler.
10. DERSLERİN RUHU (Tefsir Dersine Giriş 1)
Bütün kitaplar, bir kitabı anlamak içindir, oda KUR’ANI KERİM’dir.
Bütün ilimler, tek bir ilimden onay alır, oda KUR’ANI KERİM’dir.
Bütün ilimlerin merkezi, tefsir ilmidir, oda KUR’ANI KERİM’dir.
11. DERSLERİN RUHU (Tefsir İlmine Giriş 2)
Usûl, Arapça asl'ın çoğuludur.
Asl sözlükte temel, kök, soyluluk ve orijinal anlamlarına gelir.
Tefsir usûlü ya da İlmu Usûli't Tefsir,
Kur'ân-ı Kerim'in insanlar tarafından anlaşmasına yardımcı olmak üzere onu, insanların zihinlerine,
akıllarına yaklaştırma çalışmaları diyebileceğimiz tefsirin ve müfessirlerin prensiplerini, şartlarını ve
çerçevesini belirleyen, tarihini tespit eden ilim veya ilimlerin hepsine birden verilen isimdir.
12. ÇAĞIN ALTIN RUHLULARI (Sahabe-i Kiramın Hayatı II Cilt)
Rasulullah (a.s)’ın da üzere yaratılmış olduğu “ALLAH AHLÂKI”?…
“VERMEK”!
Karşılıksız vermek!
Çıkar düşünmeksizin vermek! EBU BEKİR gibi.
Zâhirde ve bâtında her an ve her koşul altında adil olmak! ÖMER gibi.
Ar, haya, sevgi vermek!.. Karşılık beklemeksizin! OSMAN gibi.

İlim, cesaret vermek!… Karşılık beklemeksizin! ALİ (r.a) gibi...
13. ADEMİN HİKMETİ
Adem dedikleri;
el,
ayak,
baş değil,
manaya derler.
Kaş,
göz değil,
ruha derler.
14. ALEMİN HİKMETİ
Her insan bir ademdir.
Her adem bir alemdir.
Her alem bir sırdır.
Her sır bir yitiktir.
Her yitik bir hikmettir.
Her hikmet bir hazinedir.
Her hazine bir saadeti dareyndir.
15. EĞİTİMİN HİKMETİ
Her Müminin dinini öğrenmesi ve bildiklerini öğretmesi dini bir ihtiyaçtır.
Zira inandıklarını uygulayabilmesi öğrenmeye bağlıdır. Öğrenim, eğitimin bir parçasıdır.
Eğitim, hedeflenen davranışların programlı ve planlı faaliyetlerle insana kazandırılmasıdır.
Öğretim ise, öğretme faaliyetlerinin belirlenen hedefler doğrultusunda, planlı ve kontrollü olarak
düzenlenmesi ve uygulanmasıdır.
16. DÜŞÜNMENİN HİKMETİ
Felsefe;
“seviyorum, peşinden koşuyorum ve arıyorum”;
anlamına gelen ve
“bilgi, bilgelik”
anlamına gelen sözcüklerinden türeyen terimin
işaret ettiği entelektüel faaliyet ve disiplindir.
Buna göre felsefe
“bilgelik sevgisi”
yada;
“bilginin peşinden koşma”
anlamına gelir.
17. DÜŞLERİN HİKMETİ
Rüya konusunda;
Batı bilginleri genelde rüyanın insanın günlük yaşantısı sonucu gördüğü şey olarak yorumlarken,
Doğu bilginleri bu görüşe katılmakla birlikte Allah'tan gelen ilahi bir mesaj olarak da görmüşlerdir.
18. HAYALİN HİKMETİ
Fertte çağrışım yapan hayaller neticesinde meydana gelen kolektif alt şuuru psişik hayatın esaslı
faktörüdür.
19. MEDENİYETİN HİKMETİ
Allah'ın indirdiklerini kendisine hayat nizamı olarak kabul eden toplumlarda medeniyet, kavramın
içerdiği gerçek anlamıyla ortaya çıkmıştır. İslâm medeniyeti, iman, amel, ahlâk, sosyal ilişkiler, toplum
hayatını insanların iyiliği doğrultusunda yöneten idarî prensiplerin bir tezâhürüdür.
20. ACILARIN HİKMETİ (Şiir)
Şair, Şiir yazarken,
çocuk dünyaya getiren
bir annenin sancısını çekmiyorsa
yazdıklarının hepsi yalandır.
21. ŞEREFİN HİKMETİ (Müslüman Kadın)

İslâm'a göre şeref, müttakî olandır; Allah'tan korkup haramlardan her zaman sakınan, Allah'ın emirlerini
yerine getirendir.
22. AKLIN HİKMETİ
Akıl, eşyanın güzellik, çirkinlik, kemâl ve noksanıyla ilgili sıfatını idrak eden özelliktir. İki hayırdan daha
hayırlı; iki şerden daha az şerli olanını idrak etmekten ibarettir. Akıl insanoğluna verilmiş manevi bir
kuvvettir. İnsan bu güç ile gerekli ve nazarı bilgileri elde eder. Bilgiyi elde eden güç İslâm'da insanı
mükellef kılan akıl gücüdür. Bu güç insanda ana rahminde cenin iken oluşan özelliktir. Bu erginlik çağına
gelince gelişir ve gittikçe olgunlaşır. Bu da, zarûriyyâtı anlayan güçtür. Bu güç ile elde edilen 'bilgi'ye
gelince yerine göre kullanılmadığında akılsızlık özelliğini taşır.
23. NAMAZIN HİKMETLERİ
Namaz, tekbir ile başlayıp selâm ile son bulan, belli fiil ve sözleri içine alan bir ibadettir. Allah'a karşı
tesbîh, ta'zîm ve şükrün ifadesidir.
Sabah namazının iki rekat olmasının hikmeti nedir? Öğle namazı niçin dört rekattır? Bazı namazların iki
ve üç veya dört rekat olmasının sebebi hikmeti nedir? İşte bütün bunların hikmeti bu kitabın içinde
geçer.
24. DİN NASİHATTIR (İbretli Sözler) *Çıktı*
Nasihat, İslâm'ın pratik hayata aktarılması, ahlâkî prensiplerin yaşanması, insanî erdemliliklerin, görgü
kurallarının öğretilmesi amacıyla bilenlerin bilmeyenlere öğretmesi ve hatırlatmada bulunması amacıyla
yapılan öğütlerdir. Bu öğütler yapılırken asla bir ard niyet güdülmez, dünyevî çıkarlar düşünülmez.
25.NAMAZIN DİLİ
Namaza başlarken ve namaz kılarken, söylediklerimizin anlamı nedir? Neden “Allah’u Ekber” diyoruz?
Neden Ku’ran ile değil de “Sübhaneke” ile namaza giriş yapıyoruz? Neden “Ruku” ediyoruz? Niçin
“Secde”ye kapanıyoruz? Bütün bunlar ne anlama geliyor? Ve biz bunları yaparken ne demek istiyoruz?
Bunların anlamı ve dili nedir?
Hazırlayan:
SALİH ÖZBEY

1
2

Tirmizl, Tefsir 15.
Buhâri, İman, 15; Müslim, Salât, 38, 41; Ebû Dâvûd, Salât, 132; Tirmizî, Salât, 1 10, 1 16; Nesâi, İftitah, 1 23, 7; İbn Mâce, İkâme, 11, 72.

II

TAKDİM
GİRİŞ
Kalplerimizi Kitabına mahzen (hazine odası) kılan, Peygamberinin Sünnetlerine kulaklarımızı
açan, Kur'ân'ı ve Sünneti öğrenmek ve her ikisinin de anlamını, anlaşılmayan lafızlarını araştırmak
için gayrete getiren ve bütün bunlarla alemlerin Rabbi olan Allah'ın rızasına talip olmaya ve din
bilgisini elde edebilmek için basamak basamak yürüten Allah'ımıza hamdederiz.
Şefkati sonsuz ve merhameti nihayetsiz olan Allah, hidayet yolunu gösterenlerin en faziletlisi,
en alimi ve en mükemmelinin pak ve temiz ruhuna selâm olsun ki, hanif dini olan İslâm’ı tesis etmek
sûretiyle alemin cehaletini ilme ve zulmetini nura çevirdiler. Güneş ve Ay’ın doğup batması adedince
Allah Telâla’nın salat ve selamı O Cenab’ın mukaddes ruhuna olsun. Yine O’nun faziletli soyu ve
seçkin ashabı bir göz açıp kapayacak zaman aralığı kadar bile ilahî rahmetten uzak kalmasınlar.
İslam dinine bağlı olup öğrenmesi vacip olan hükümlere boyun eğip itaat edenler için her
şeyden önce mühim ve gerekli olan şey, Kur’an-ı Kerim’in yüce manalarını anlayıp ondan hasıl olacak
faydalardan yararlanmak gayemizdir.
Çünkü, en üstün ahlakı emreden, vahşet ve cehaletten nehyeden Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı
Kerim’in esas temeli, İslam dini olması dolayısıyla erkek ve kadın her Müslüman için onda bulunan
hükümleri, insani sıfatlardan en yüksek mertebeye ulaşmak için O’nun apaçık ayetlerinin içinde perde
altında kalan nükte ve remizleri tahsil etmek lazımdır.
Kur’an-ı Kerim’i kendisine rehber edinen, O’nun nuru ile hidayete eren kimselerden hiç bir
vakit insaf ve mürüvvetin dışında bir şey meydana gelmemiştir.
Kur’an-Kerim’in hüküm ve nüktelerini anlamak, Arapça olması sebebiyle Arapça bilmeyen
diğer milletlere mensup insanların bunu anlaması mümkün değildir. Madem ki Kur’an-ı Kerim’in
manalarının kadri yücedir; öyle ise her milletin kendi dilinde tefsir ve tercümesi bulunmaz ise O’ndan
öğrenmesi gereken hayır ve şerleri kolayca öğrenemezler. Fars, Türk, Hindu, Berberi ve diğer dillere
sahip olan insanlardan Arap dilini bilen toplumlar mevcuttur. Aynı zamanda bu kimseler Kur’an-ı
Kerim’in hükümlerini halka da anlatırlar. Fakat bu hükümleri bir alimden dinlemek yerine kişinin
kendisi bizzat kendi dilinde bir tefsiri okuyup Kur’an’ın nükte ve hükümlerine bakıp görmesi arasında
olağanüstü bir fark mevcuttur.
Büyüklüğü herkes tarafından bilinen şahısların İslam milletlerini, kendi milletlerinin nazarında
zalim, insafsız ve müfsit gösterip hatta “İslam’ın yapısı zulüm ve fesada dayanır” deyip neticede İslam
milletine düşmanları hor baktırmak yakışmaz. Hâşa... sümme hâşa... İslâm’ın asıl ve esasında hiçbir
kusur yoktur. Kusur İslam’ın yapısında değil bilakis ona yarı buçuk iman edenlerdedir.
Ana dilleri Türkçe olan İslam Milletlerine Kur’an-ı Kerim’in hüküm, nasihat ve ibretlik
olaylarını mümkün olduğu kadar kendi dillerinde tahsil etmek farz-ı ayındır. Açık ve gizli İslam
alemine yapılacak hizmetlerden en büyüğü, sade ve basit olacak şekilde bir meal yazmak olacaktır. Bu
takdirde, kolayca Kur’an’ın manaları anlaşılıp, yüce gayesinden lezzet duyulup, “gaye insan” olma
fırsatı kazanılmış olacaktır.
A) AÇIKLAMALAR
Önceki semavi kitapların kaybolup ortadan kalkmasından veya insan kaynaklı ve özlerine ters
bilgilerle karışmasından sonra ilâhî hikmetin varlık âleminde kendisinden başka ilâhî vahyin sabit bir
eserinin kalmamasını uygun gördüğü Kur'an-ı Mecid; hidayetin nuru, teşriin anayasası, hayatın
Rabbânî kurumlarının kanunu, helâl ve haramı bilmenin yolu, hikmetin, hak ve adaletin pınarı, insanın
gidişini doğrultmak, yaşantısını düzenlemek için gerekli olan ahlâk ve edep kaynağı bir kitaptır.

III

Allah'ın Kitabı'nı bilen kimseler, o kitabın nehiylerine riayet etmeye, o kitapta kendilerine
yapılan açıklamalar gereğince öğüt almaya, korkarak ve onun gözetimi altında olduklarını bilerek
Allah'dan gerektiği gibi haya etmeye ne kadar da layıktırlar? Çünkü böylelerine peygamberlerin yükü
verilmiş ve Kıyamet gününde İslâm'a, Kur'ân'a aykırı hareket eden diğer din ve inanç sahiplerine karşı
şehadet edecek konuma yükselmişlerdir.
O zaman Kur’an-ı ezberlemek için değil, hayata aktarmak ve Kur’ân ahlakıyla ahlaklanmak
için okumalıyız. Maalesef bugün pekçok Kur’ân hafızımız o kıymetli kitabımızı ezbere bilmekte fakat
bu tip kimselere Abdullah ibn Mes’ûd’un şu sözünü hatırlatmak istiyoruz: “Kur’ân hafızının Kur’ân’ın
hükümlerini bilmesi gerekir. Böylece Allah’ın ne istediğini ve kendisine neyi emrettiğini anlar ve
okuduğundan yararlanmış olur. Ve onlarla amel edip pratik hayatına o ayetleri aktarır. Kur’ân
hafızının Kur’ân’ın emir ve hükümlerini ezbere okuyup neyi okuduğunu anlamaması ne çirkindir.
Anlamadığı şeylerle nasıl amel edebilir. Onları pratik hayatına nasıl aktarabilir? Okuduklarından ne
kasdedildiği kendisine sorulduğunda, cevap verememesi ne çirkindir. Böyle biri kitap yüklenmiş
merkepten farksızdır.”
Nakledilir ki, Basra valisi Ebu Mûsâ el-Eş’arî halife olan Hz. Ömer’e Basra’da bir çok kişinin
Kur’ân’ı ezberlediğini bunlara Beytü’l-Mâl’den yardım edilmesini ister. Ertesi yıl Kur’ân’ı
ezberleyenlerin kat kat çoğaldığını yine bunlara yardım yapılmasını isteyince; halife Hz. Ömer (r.a) şu
karşılığı verir: “Onları kendi hallerine başbaşa bırak. Korkarım ki insanlar Kur’ân ezberlemekle
uğraşır ve O’nu anlayıp, kavramayı ve pratik hayatlarına aktarmayı terk ederler.”
Kur’ân’ı okuyan bir elçi, tebliğci, görevli olmak, Allah’ın kitabını okuyan, namazı ikame eden
yani devamlı namazı kılıp kötülüklere bulaşmayan Allah için gizli açık infak eden, hiç zarara
uğramayan bir kazancı elde etmek; Allah’ın ayetlerini okuyan ve bizi ahiretteki azaptan uyaran bir
elçiye uymak ve böyle bir elçinin yolundan gitmek, Rabbimizden gelen kitabımızı gereği biçimde
okumuş olmak, Bel’am gibi (yani bilip amel etmeyen türde kişiler) olmamak yani okuduğu bildiği
vahyî gerçeklerden ayetlerden sıyrılıp çıkıp şeytana uymamak ve dosdoğru yolda olmak, Rabbimizden
bize gönderilen, vahyolan şeyleri öğrenmek için okuyup, okutmamız lazım!
Hz. Nuh, Hz.İbrahim ve diğer örnek şahsiyetleri, öğrenip onlar gibi olmak, onlar gibi yaşamak
ve örneğimiz onlar olsun diye, okuduğumuz Kur’ân’la imanımız artsın ve güveni sadece Allah’la ve
Allah’ın yolunda bulalım, başka yerlerde ve kimselerde güveni aramayalım. Allah’ın huzurunda secde
etmek, başka sebebler için değil, Allah’ın azabından korkarak cennetini ümit ederek, ağlayarak
secdeye kapanan kimseler gibi olmak, apaçık ayetler okununca, yüzlerinde hoşnutsuzluk beliren
kafirler gibi olmamak, okuyunca memnun olmak, hayatımızı Kur’ân’a göre değiştirmek ve hayırlı
amellere koşmak ve kötü sonuçlardan korunmak, bize kadar ulaşan, milyonlarca basılan, çoğaltılan,
ezberlenen Kur’ân ayetlerine arkamızı dönmeyelim diye ve ayetlere karşı saçma sapan konuşmuş
olmamak, Allah’ın ayetlerini yalanlamış olmamak, yalanlayanlardan olmamak ve tüm okuduğumuz
ayetleri kabul etmek, tasdik etmek, musiki dinler gibi dinlememek, kulaklarında ağırlık olupda
büyüklük taslayanlar gibi olmamak, Kur’ân’a arkasını dönenler gibi olmamak ve kıyamet günü azapla
müjdelenenlerden olmamak için Kur’ân’ı okumalıyız.
Kur’ân’ın okunan ayetler karşısındaki tavrımız, kafirler gibi olmasın, ahiret inancımız sağlam
olsun ve ona göre amel edelim, işittik ve isyan ettik diyen Yahudiler gibi olmayalım, işittik ve itaat
ettik diyen müslümanlardan olalım, kendilerine gelen Kur’ân gerçeğine ve Allah’ın vahyine karşı; “Bu
Kur’ân bizim içinde bulunduğumuz hayatı değiştirecek, gerçekten büyüleyici bir kitaptır” diyen kafir
ve müşrik insanlar gibi olmamak ve içinde bulunduğumuz bozuk hayatı Kur’ân’a göre değiştirmek ve
düzeltmek için Kur’ân’ı okumalıyız!
Geçmişlerin masallarıdır diyenler gibi olmamak, hayatımızı tanzim edecek olan esasları
belirleyen kitabımız olduğundan, bilgi sahibi olmak gerçek bilgiyi elde etmek ve sadece Allah’ın
huzurunda eğilmek, secdeye varmak, başka yaratıklara kul olmamak, kula kulluktan kurtulup yaratana
kul olmak için diğer tüm kulluk ve köleliklerden kurtulup Allah’a kul ve köle olmak, okunan Kur’ân

IV

karşısında bunlar Allah’tan gelen doğru ve gerçeklerdir deyip iman etmek, önceden de iman ettiğimizi
itiraf etmek için Kur’ân-ı her zaman okumalıyız
Rahmet ve öğütlerinden nasip almak, bize kafi gelen tek kitap Kur’ân’dır diyebilmek kadın ve
erkekler olarak evlerimizde okunan başka kitaplar olmasın, sadece ve sadece okunan ve hafızalarda
tutulan tek kitap Kur’ân olsun, elimizden düşmeyecek olan kitap Kur’ân olsun için başucu ve
müracaat kitabımız Kur’ân olsun diye devamlı gündemimizi Kur’ân meşgul etsin. Kelime-i Şahadet ve
Kelime-i Tevhidle Allah’ın dışında ilah, itaat edilecek kimse kabul etmeyeceğimizi beyan etmiş olmak
ve inancımızda devamlı olduğumuzu beyan için Kur’ân-ı okuyup, okutmalıyız!
B) ÖZEL AMAÇLAR
Allah'ın Kitabı, dinin bütün ilimlerini ihtiva eden, farzı ve sünneti, bağımsız olarak beyan
eden, semanın güvenilir şahsiyeti Cebrail (a.s) aracılığıyla yeryüzünün güvenilir şahsiyeti Hz.
Peygamber (a.s)’a indirilen Kitap olduğundan dolayı, hayatta kaldığım sürece onunla uğraşmayı,
bütün gücümü bu yolda harcamayı uygun gördüm. Bunun için Kur'ân'a dair nüzul ve kelime meali
olarak Türkçe özlü bir çalışma yapmak istedim.
Kur'ân-ı Kerim'in faziletine dair mü'minin ilk bilmesi gereken husus, bunun alemlerin Rabbi
olan Allah'ın sözü, eşi ve benzeri bulunmayanın kelamı, dengi ve benzeri olmayanın sıfatı olduğunu
bilmesidir. Kur'ân, Aziz ve Celil olan Allah'ın zatının nurundandır.
Bir dilde yazılmış eser, bir başka dile aktarmanın zorluğunu az çok herkes bilir. Fakat bu
zorluğu ciddî tercümeler yapmaya uğraşanlar kadar kimse bilemez. Çoğu zaman iyice anladığınız bir
şeyi istediğiniz gibi ifade edememenin, bazı mana ve inceliklerin kaybolduğunu görüp bir şey
yapamamanın ızdırabını, ancak aynı tecrübeyi yaşayanlar bilir.
Kur’an-ı Kerim’in inci gibi parıldayan mucize ve hikmetleri, halkın hatırından çıkıp ve reisleri
dahi bu mucize ve hakikatleri Müslümanlara anlatmaktan çekinmeleri ve hatta halk tabakayı bu
hakikatleri okumaktan şiddet ve korku yolları ile men etmeleri, bu gerçeklerin onlara ulaşmasına mani
olmuştur. Hatta günümüzde bazı din adamları Kur’an konularından bahsetmenin mahzurlu
olacağından ve bu türlü konulardan bahsetmenin haram olduğu kanaatine halkı teşvik ediyorlar.
İnsan yeryüzünün en büyük şeref ve övünç sahibi olması onun ilimle donanmış olmasına
bağlıdır. İslam dinine göre cahil ve bilgisiz kimselerden ancak insan azmanı canavarlar topluluğu
oluşur. Onları Müslüman adıyla anmak büyük hatadır. Peygamberimiz (a.s)’e göre Müslüman
“İnsanların elinden ve dilinden selamet bulduğu kimsedir”(Müslim, İman 66.) İnsanlardan meydana
gelen hataların kaynağı ekseriyetle cehalettir. Herhangi bir çağda keşfedilen ilim ve teknik eğer bütün
toplumların kabul ettiği bir hal alırsa, o ilim ve tekniği tahsil etmek lazımdır. Her hangi bir dilde
olması bu görüşümüzü değiştirmez. Bundan dolayı Hz. Peygamber (a.s): “İlim Çin’de bile olsa onu
talep ediniz” (Kenzu’l-Ummal, Beyrut, 10,138; Münavî, Feyzu’l-Kadir,1,542-543) buyurmuşlardır. İslam dininde
erkek ve kadın üzerine dini hükümlerle mükellef olduklarına göre, ilmi de tahsil etmeleri farz yönüyle
aynıdır. Bunun için hadiste “Erkek ve kadın her Müslüman’a ilim tahsil etmek farzdır.” (Münavî,
Feyzu’l-Kadir, I,542-543) buyurulmuştur. Böylece ilim sadece erkeklere münhasır kalmamıştır.
İslam alimleri tarafından bu gün ferî (ayrıntı) hükümlerden başka hiçbir ilim tahsil edilmiyor.
Belki ilk önce dini ilimleri tahsil etmek lazımdır. Sonra da beşerin hayatını ilgilendiren ilimlerin
öğretilmesi gereklidir. Mesela: Tarih, geometri, coğrafya, ve astronomi bunlardan bir kaçını teşkil
eder. Bunların hepsini öğrenmenin gerekli olduğuna dair Kur’an’da ayetler mevcuttur. Fıkıhta miras
hukukundan bahsederken hep matematiğe bağlı olarak işlem yapılır. Yine namaz vakitlerini tayin
ederken astronomiden faydalanılarak bir hükme varılır. Fakat günümüzde ilahiyat tahsili yapan
öğrenci ve öğretmenler kıbleyi tayin ederken Dünya’nın enlem ve boylamlarını birbirine karıştırıp her
iki kavramı da bir manaya hamlederek yerin genişliği olarak değerlendirirler.
Geçmiş asırlardaki İslam ilim adamlarını araştırıp inceleyen kişiler, onların bu konuda bir çok
kitap yazdıklarına ve bu konulara hakim olduklarına şahit olurlar.

V

Kur’an-ı Kerim’in üstün hakikatleri zulmet perdeleri altında kalması sebebiyle, cehalet, İslam
milletleri arasında yaygınlaşıp neticede Müslümanlar nefislerinin arzularına uyarak; herkes kendi
kafasına göre bir yol ve metoda takılıp kalmıştır. Sonunda söz konusu Müslümanlar arasında adalet ve
insaf gibi faziletler, yerlerini zulme terk etmişlerdir.
Kur’an ayetleri bir bir incelenirse görülür ki Kur’an, ilmi ve ilmi okuyanı fevkalade medih ve
sena etmektedir. Allah’ı bilmek, mükemmel bir marifete ulaşmak ilim vasıtasıyla mümkündür. Allah’ı
inkâr etmenin kaynağı ise hep cehalettir.
Ecdadın gittiği nurlu yolu tutanlar, zulmet ve cehalet vadilerinden kurtulup marifet aleminin
yüksek tepelerinin zirvelerine yükseldiler. Faziletli ve soylu kimseler ilimden yoksun kalınca kimliksiz
insanlar güruhuna katılıp dalalet vadisinde şaşkın ve sersem oldular.
SONUÇ:
Bu meali hazırlarken her surenin girişine kaç ayet, kaç kelime, kaç harf olduğunu ve fasılasını,
nüzul sebebini ve ismini nerden aldığına dikkat ettim. Arapça, Osmanlıca kelimelerin yerine mümkün
mertebe sade ve Türk Dil Kurumu’nun en son Türkçeleşen kelimeleri kullanmaya çalıştım. Yine de
anlaşılmayan kelimelerin ve özel isimlerin veya konu bütünlüğü bir önceki veya bir sonraki ayetle
anlaşılacak ayetleri (*) işaretiyle veya 1-2-3 bazen de “siyah”laştırarak izah etmeye çalıştım. Ayetlerin
nüzulü ile ilgili kaynak tefsirlerden yararlanarak dipnotla kaynakçada göstermeye çalıştım .
Arapça kelimelere anlam verirken “ellezi” “vav” gibi bağlaçların Türkçede anlam
bozukluğuna yol açtığından dolayı “,” virgül kullandım. Arapça kelimelerin yalın olan karşılığı bir
altta meal metniyle sadeleştirmeye çalışırken yetersiz olan kelimeleri parantez içinde açıklığa
kavuşturmaya gayret ettim.
Meali hazırlamamda emeği geçen bütün yakınlarıma, özellikle Arapça tetkikleri için
S.Üzümcü, R.Kurtoğlu, B.Üzüm, A.Mercan, Türkçe ibareler için M.Yalçınkaya, M.Bozoğlu ve
basımı için uğraş veren M.Demir, B.Çelik, M.Kalkan, M. Sertdemir, Z.Kılıç’a, son olarak gözden
geçiren İlahiyatçı H. Akın, Edebiyatçı M. Şimşek beye, bilgisayar hizmeti için M.Kaymaz ve diğer
Kardeşlerime teşekkürü bir borç bilirim.
Yüce Allah, cümlemizi yaptıklarımızla hayra ulaştırdığı kullarından eylesin.

Kitaba Başlama Tarihi: 2005
Kitabın Bitiş Tarihi:
2006
ADIYAMAN\BESNİ
SALİH ÖZBEY

VI

Kur’ân’daki Diziliş ve Nüzûl Sırasına Göre Sûreler ve Sahifeleri
Sûre
No

1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57

Nüzûl
Sırası

5
87
89
92
112
55
39
88
113
51
52
53
96
72
54
70
50
69
44
45
73
103
74
102
42
47
48
49
85
84
57
75
90
58
43
41
56
38
59
60
61
62
63
64
65
66
95
111
106
34
67
76
23
37
97
46
94

Sûre Adı

Fatiha
Bakara
Âl-i İmrân
Nisâ
Mâide
En’âm
A’râf
Enfâl
Tevbe (Berâe)
Yûnus
Hûd
Yûsuf
Ra’d
İbrahim
Hicr
Nahl
İsra
Kehf
Meryem
Tâhâ
Enbiyâ
Hacc
Mü’minûn
Nûr
Furkân
Şuarâ
Neml
Kasas
Ankebût
Rûm
Lokman
Secde
Ahzâb
Sebe’
Fâtır (Melâike)
Yâsîn
Sâffât
Sâd
Zümer
Ğâfir (Mü’min)
Fussılet (Secde)
Şûrâ
Zuhruf
Duhân
Câsiye
Ahkâf
Muhammed (Kıtâl)
Feth
Hucurât
Kâf
Zâriyât
Tûr
Necm
Kamer
Rahmân
Vâkıa
Hadîd

Ayet
Sayısı

7
286
200
176
120
165
206
75
129
109
123
111
43
52
99
128
111
110
98
135
112
78
118
64
77
227
93
88
69
60
34
30
73
54
45
83
182
88
75
85
54
53
89
59
37
35
38
29
18
45
60
49
62
55
78
96
29

Sahife
No

1
49
76
105
127
150
176
186
207
220
234
248
254
261
266
281
292
304
311
321
331
341
349
358
366
376
384
395
403
410
414
417
427
433
439
445
452
457
466
476
482
488
495
498
501
506
510
514
517
519
522
525
527
530
533
536

Sûre
No

58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114

Nüzûl
Sırası

105
101
91
109
110
104
108
99
107
77
2
78
79
71
40
3
4
31
98
33
80
81
24
7
82
86
83
27
36
8
68
10
35
26
9
11
12
28
1
25
100
93
14
30
16
13
32
19
29
17
15
18
114
6
22
20
21

Sûre Adı

Mücâdele
Haşr
Mümtahine
Saff
Cum’a
Münafikûn
Teğâbün
Talak
Tahrîm
Mülk (Tebâreke)
Nûn (Kalem)
Hâkka
Meâriç
Nûh
Cinn
Müzzemmil
Müddessir
Kıyâme
İnsan (Dehr)
Mürselât
Nebe’ (Amme)
Nâziât
Abese
Tekvîr
İnfitâr
Mutaffifîn
İnşikâk
Bürûc
Târık
A’lâ
Ğâşiye
Fecr
Beled
Şems
Leyl
Duhâ
İnşirah (Şerh)
Tîn
Alak (İkra’)
Kadr
Beyine
ZilZâl (Zelzele)
Âdiyât
Karia
Tekâsür
Asr
Hümeze
Fîl
Kureyş
Mâûn
Kevser
Kâfirûn
Nasr
Tebbet (Mesed)
İhlas
Felak
Nâs

Ayet
Sayısı

22
24
13
14
11
11
18
12
12
30
52
52
44
28
28
20
56
40
31
50
40
46
42
29
19
36
25
22
17
19
26
30
20
15
21
11
8
8
19
5
8
8
11
11
8
3
9
5
4
7
3
6
3
5
4
5
6

Sahife
No

541
544
548
550
552
553
555
557
559
561
563
565
567
569
571
573
574
576
577
579
581
582
584
585
586
587
588
589
590
591
591
592
593
594
595
595
596
596
597
598
598
599
599
600
600
601
601
601
602
602
602
603
603
603
604
604
604

VII

Kur’ân’daki Sûrelerin Alfabetik Fihristi
Sûre
No

Sahife
No

Sûre Adı

A
80
100
46
33
87
96
3
29
7
103

Abese
Âdiyât
Ahkâf
Ahzâb
A’lâ
Alak
Âl-i İmrân
Ankebût
A’râf
Asr
B

2
90
93
85

Bakara
Beled
Beyyine
Bürûc
C

45
72
62

Câsiye
Cinn
Cum’a
D

93
44

Duhâ
Duhân
E

6
21
8

En’âm
Enbiyâ
Enfâl
F

1
35
89
113
48
105
25
41

Fatiha
Fâtır
Fecr
Felak
Fetih
Fîl
Furkân
Fussılet
Ğ

88

Ğâşiye
H

22
57
69
59
15
49

Hacc
Hadîd
Hâkka
Haşr
Hıcr
Hucurât

Sûre
No

11
584 104
599
501 14
417 112
591 82
597 76
49 84
395 94
150 17
601
101
1 97
593 50
598 109
589 68
54
498 28
571 18
522 108
75
595 106
495
92
127 31
321
5
176
107
- 70
433 19
592 47
604 83
510 58
601 74
358 67
476 40
23
591 60
63
331 77
536 73
565
544 16
261 114
514 110

Sahife
No

Sûre
No

Hûd
Hümeze

220
601

İbrahim
İhlas
İnfitâr
İnsan (Dehr)
İnşikâk
İnşirah
İsra
K
Karia
Kadr
Kâf
Kâfirûn
Kalem
Kamer
Kasas
Kehf
Kevser
Kıyâme
Kureyş
L
Leyl
Lokmân
M
Mâide
Mâûn
Meâriç
Meryem
Muhammed (Kıtâl)
Mutaffifîn
Mücâdele
Müddessir
Mülk
Mü’min (Ğâfir)
Mü’minûn
Mümtahine
Münafıkûn
Mürselât
Müzzemmil
N
Nahl
Nâs
Nasr

254
604
586
577
588
596
281

79
78
53
27
4
71
24

Sûre Adı

İ

600
598
517
603
563
527
384
292
602
576
602
595
410
105
602
567
304
506
587
541
574
561
466
341
548
553
579
573
266
604
603

13
55
30
38
61
37
34
32
91
26
42
20
66
65
86
111
64
102
81
9
95
52
56
36
10
12
51
99
43
39

Sûre Adı

Nâziât
Nebe’ (Amme)
Necm
Neml
Nisâ
Nûh
Nûr
R
Ra’d
Rahmân
Rûm
S
Sâd
Saff
Sâffât
Sebe’
Secde
Ş
Şems
Şuarâ
Şûrâ
T
Tâhâ
Tahrîm
Talak
Târık
Tebbet (Mesed)
Teğâbün
Tekâsür
Tekvîr
Tevbe
Tîn
Tûr
V
Vâkıa
Y
Yâsîn
Yûnus
Yûsuf
Z
Zâriyât
Zilzâl (Zelzele)
Zuhruf
Zümer

Sahife
No

582
581
525
376
76
569
349
248
530
403
452
550
445
427
414
594
366
482
311
559
557
590
603
555
600
585
186
596
596
533
439
207
234
519
599
488
457

VIII

Mekke ve Medine’de İnen Sûre ve Ayetlerin Sayısı
Ayet
SÛRE
İSİMLERİ
Sayısı Sayısı
1
26
449 Alak, Kalem, Müzzemmil, Müddessir, Fatiha, Tebbet (Mesed), Tekvîr, A’lâ, Leyl, Fecr, Duhâ, İnşirah,
Asr, Âdiyât, Kevser, Tekâsür, Mâûn, Kâfirûn, Fîl, Felak, Nâs, İhlas, Necm, Abese, Kadr, Şems.
Bürûç, Tîn, Kureyş, Kâria, Kıyame, Hümeze, Mürselât, Kâf, Beled, Tâ-rık, Kamer, Sa’d, A’râf.
2
13
575
Cin, Yâsîn, Furkân, Melâike (Fâtır), Meryem, Tâhâ, Vakıa, Şuarâ.
3
8
717
Neml, Kasas, İsrâ, Yûnus, Hûd, Yûsuf, Hıcr.
4
7
734
En’am, Saffât, Lokman, Sebe’.
5
4
435
Zümer, Mü’min (Ğâfir), Fussılet, Şûrâ.
6
4
267
Zuhruf, Duhân, Câsiye, Ahkâf, Zâriyât.
7
5
280
Ğâşiye, Kehf, Nahl, Nûh.
8
4
292
İbrahim, Enbiyâ, Mü’minûn.
9
3
282
Secde, Tûr, Mülk.
10
3
109
Hâkka, Meâriç, Nebe’, Nâziât.
11
4
182
İnfitâr, İnşikâk, Rûm.
12
5
104
Ankebût, Mutaffifîn.
13
4
105
90 4531
Bakara, Enfâl, Âl-i İmrân, Ahzâb, Cum’a.
14
4
645
Mümtahıne, Zilzâl, Hadîd.
15
3
50
Muhammed (Kıtâl), Ra’d.
16
2
81
Rahmân, Dehr (İnsan).
17
2
109
Talak, Beyyine.
18
2
20
Haşr, Nisâ, Nûr.
19
2
264
Hacc, Münafıkûn, Mücâdele.
20
3
111
Hucurât,Tahrîm, Feth.
21
2
59
Teğâbün, Saff, Mâide.
22
2
152
Tevbe, Nasr.
23
2
132

Yıl
Mekke’de İnenler
(Hicretten Önce)
(Hicretten
Sonra)

Medine’de
İnenler

Sûre

24

1623

2

2
4

12.İnsan, cin ve
şeytan

13.Ahkam
2

0,1

11.Cihad

1

7,5

10

2

3

0,2

2

8

13

18

8

15

15

5

2

3

0,3

3

3,5

8.Mekke müşrikleri
ve durumları

0,5

7,5

7.Geçmiş ümmetler
ve durumları

28

7

20

10.İslâm ümmeti

16

6.Cennet ve
cehennem

10

25

9

2,5

18

5.Kıyametin
gerçekleşmesi

38

9

9.Önceki peygamberleri takip edenler

34

1-2

4.Kıyamet ve ahiret

3
9,5

4

10,5

5

3.Ahiret ve
durumlarının izahı

6
2

3

0,4

4,5

8

17

14

3,5

18

9,5

11

7

10

2

3

0,5

5

5,5

8

18

12

2,5

15

10

12,5

8

7

3

3

1,5

6

5,5

8,5

22

10

2

12

10,5

13,5

9

3

3

3

3

6,5

5,5

9

37

8,5

1,5

10

11

14

10

1,5

3

3

3

7,5

6

16

26

7,5

1,5

8,5

11,5

17

11

2.Peygamberlerin
vasıfları

2

3

4,5

8

6,5

13

18

7

1

8

13

40

12
3

3

6,5

9

7

11

13

6

0,5

6,5

13

20

21

4

3

8,5

10,5

8

8

8,5

5

0,5

5,5

15

7,5

22

13-1

23

6

4

12

11

10,5

6,5

4

4,5

0,5

4,5

16,5

4,5

20

2

23

7

5

15

12

15

5,5

3,5

4

0,5

4,5

18

4

20

3

24

5

8

13

13,5

20

5

3

3,5

0,5

3,5

22

3

21

4

22

10

5

12

17

37

5

2,5

3

1

3

18

2,5

21

5

20

11

3

11

22

25

5

2

2,5

2,5

15

2,5

21

6

21

17

2,5

9,5

46

30

4

2

2

2

13

2,5

21

7

20

26

2,5

9,5

30

17

3,5

2

1,5

1,5

13

2

17

8

17

43

2,5

8

15

15

3

1

1

1

11

1

12

9

17

MEDİNE DÖNEMİ

32

5

8

12

4

0,5

0,5

0,5

8

0,5

11

10-11

19

MEKKE DÖNEMİ

%9

%3

%5

%7

%8

%7

%8

%8

%2

%9

%10

%5

%19

% Ortalama

1.Tevhid ve
peygamberlik

Konularına
Göre Ayet
Gurupları

Peygamberlik Yılları, Mekke ve Medine Dönemi

23 Yıllık peygamberlik döneminin her bir yılına takrîbî olarak tesadüf eden ayetler gurubu ve konularına göre dağılım yüzdeleri

IX

X

19
20
21
22
23
24
25
26
27
28

96
Alak (a)
74 Müddessir(a)
103
Asr (a)
51
Zâriyât (a)
102
Tekâsür (a)
52
Tûr (a)
112
İhlas
88
Ğâşiye (a)
86
Târık
82
İnfitâr
91
Şems (a)
108
Kevser
87
A’lâ
85
Bürûç (a)
81
Tekvîr
94
İnşirah
93
Dûhâ
114 Felak ve Nâs
115
79
Nâziât (a)
74 Müddessir (a)
92
Leyl
107
Mâûn
70
Meâriç (a)
91
Şems (b)
77
Mürselât
78
Nebe’ (a)
74 Müddessir (c)
106
Kureyş

Kur’ânî
Sıra No

Necm (a)
Fecr (a)
İnşikak
Abese
Hümeze
Kâfirûn
Alak (b)
Ğâşiye (b)

Tertip
Sıra No

29 53
30 89
31 84
32 80
33 104
34 109
35 96
36 88

Sûre İsmi

37
38
39
40
41

75
95
75
56
55

Kıyâme (a)
Tîn
Kıyâme (b)
Vakıa
Rahmân (a)

42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54

87
1
100
69
79
111
90
102
105
68
89
99
86

A’lâ
Fâtiha
Âdiyât
Hâkka (a)
Nâziât
Mesed
Beled
Tekâsür (b)
Fîl
Kalem (a)
Fecr (b)
Zilzâl
Târık

Ayet No
1-5
1-7
1-2
1-6
1-2
1-8
1-4
1-5, 8-16
11-17
1-5
1-10
1-3
1-9
1-7, 12-22
1-29 Tümü
1-8 Tümü
1-11 Tümü
1-11 Tümü
1-26
8-10
1-21 Tümü
1-7
1-18
11-16
1-50 Tümü
1-36
11-30, 34-55
1-4 Tümü
1-25
1-13, 28-30
1-25 Tümü
1-42 Tümü
1-9 Tümü
1-6 Tümü
6-19
17-26

Ayet No
7-13, 20-40
1-8 Tümü
1-6, 14-19
1-96 Tümü
1-6, 9-29,
46-77
1-19 Tümü
1-7 Tümü
1-11 Tümü
38-52
27-46
1-5 Tümü
1-20 Tümü
3-8
1-5 Tümü
1-16
14-27
1-8 Tümü
1-10

Ayet
Sayısı

Sûre İsmi

Konular

5
7
2
6
2
8
4
14
7
5
10
3
9
17
29
8
11
11

Vahyin başlangıcı, okuma, yazma, kalem, bilgi.
Peygamberlik görevine başlama emri.
Bütün insanların zarar içinde oluşları belirtilir.
Kıyametin ilanıyla korkutma.
İnsanın değişik bir yönden tahlili.
Kıyametin ilanı ve mutlaka gerçekleşeceği.
Çok kısa ve özlü Allah’ın tanımı.
Kıyamet, ahiret, cennet, ve cehennem manzaraları.
Vahy, peygamberlik ve kafirleri tehdid.
Kıyamet mutlaka gerçekleşecek.
Bazı şeylere yeminle insanın değişik bir açıdan tahlili.
Peygamberi teselli, düşmanlarını tehdid.
Bazı hatırlatmalar ve peygambere tavsiye.
Müslümanlara işkence edenlere uyarı ve korkutma
Kıyamet, cennet, cehennem, vahiy haktır, elçi deli değildir.
Elçiyi takviye, zorlukların kolaylıklarla oluşu müjdesi.
Elçiyi çok yönlü takviye sonun baştan iyi olacağı müjdesi.
Sihir ve tüm zararlı şeylerden Allah’a sığınma yolunun öğretilmesi.

25
17
25
42
9
6
14
9

Musa, Firavun örneğiyle ahiretten ve azaptan korkutma.
Kafirlere zor olan kıyamet günüyle korkutma.
Mü’min ve kafirin bazı halleri ve kafirleri ateşle uyarma.
Dini ve ahireti yalanlayanlarda görülen ahlaki bozukluklar.
Kıyametin mutlaka gerçekleşeceğiyle uyarma.
Semud kavmi kıssasıyla kafirleri uyarı
Kıyamet gerçekleşecek önceki helak edilenlerin halleri.
Büyük kıyamet haberi ve dehşeti.
Kafirlerden örnek birini eleştiri ve korkutma
Rabbini hatırlatıp başka ibadet ede-geldiklerinden
yüzçevirmelerini hatırlatma
Vahyin ilanı ve tüm putların reddedilmesi.
Kafirleri korkutup uyarma, mü’minlere müjdeler.
Kıyamet, inananlar ve inanmayanların sonuçları
Vahyi isteyene ulaştır, insan ve yeryüzünün yaratılışı.
İnanmayanlardaki ahlaki bozukluklar ve ateşe atılmaları.
Kafirle asla koalisyon kurulmayacağı esasları.
İnsanın azgınlığı, müslümanlara zulmedenin dehşetli sonucu.
Kevnî ayetlerle tevhidin ortaya konarak korkutulması ve ateş.

26
3
21
7
18
6
50
36
45
5 Kafirlere

Kâbe’nin

Ayet
Sayısı

1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18

Kur’ânî
Sıra No

Tertip
Sıra No

Nüzul Zamanına Göre Yaklaşık Olarak Tespit Edilen 5550 Ayetin
194 Devre İtibariyle Sıralanışı, Ayet Sayısı ve İçerdiği Konular (*)

Konular

28
8
12
96
57

Kıyametin gerçekleşmesi, insanın dünyaya dalarak gaflet etmesi.
Mukaddes bölgelere yeminle insanın iki kutup arasındaki hali.
Kıyametin gerçekleşmesi ve insanın olup biteni anlaması.
Kıyametin gerçekleşmesi ve üç guruba ayrılan insanlar.
Vahyin gerçekliği, kevnî ayetler, cennet manzaraları.

19
7
11
15
20
5
20
6
5
16
14
8
10

Kevnî ayetler, insanın değişik yönlerden tahlili, gerçeklerin tüm kitaplarda da oluşu.
Allah’ın özlü olarak tanıtımı, kulun ne yapması gerektiği.
Savaşlar, baskınlar ve insanın değişik açıdan tahlili.
Vahiy ve peygamberlik gerçektir, şair ve kahin sözü değildir.
Kevnî ayetler ve insanın değişik yönden tahlili.
Peygamber düşmanlarının dünyadaki sonları ve ahiret azabı.
Zalimler ve akibetleri, insanın değişik yönden tahlili.
Dünyada çoklukların kurbanı olanların sonuçları
Kırk yıl öncesi bir olayla kafirleri tehdid, mü’minlere müjdeler.
Müşriklerin iddialarına reddiye ve ahlaki bozukluklarından örnekler.
İnsanın değişik bir yönden tahlili ve cehennem azabı.
Kıyamet manzaraları ve yaşayışa göre sonuçların görülmesi.
İnsanın değişik yönden tahlili ve kevnî ayetler.

XI

82
69
70
83
44
23

64
65
66
67
68
69
70
71

26
38
15
69
98
51
54
68

İnfitâr
Hâkka (b)
Meâriç (b)
Mutaffifîn
Duhân (a)
Mü’minûn
(a)
Şuarâ (a)
Sâd (a)
Hıcr (a)
Hâkka (c)
Kadir
Zâriyât (b)
Kamer
Kalem (b)

Sûre İsmi

72
73
74
75
76
77

44
70
52
43
71
55

41
43
43
33

95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107

21
78
72
85
19
98
31
30
25
20
67
14
16
Kur’ânî
Sıra No

108
109
110

146-227
67-88
1-5, 49-99
4-12
1-5 Tümü
7-60
1-55 Tümü
17-52

Ayet No

82
22
55
9
5
54
55
36

Peygamber kıssaları devamı ve inanmayanların sonuçları.
İlk yaratılış, kıyamet.
Uyarıcı geçmiş kıssalar, peygamberlik.
Geçmiş toplumlar ve durumları.
Vahyin kutsal gecede inişi ve gecenin bin aydan hayırlı oluşu.
Peygambere iftira, mü’minler, kafirler, kevnî ayetler.
Geçmiş toplumlar ve Kur’ân’ın kolay olup yaşanabilirliği.
Bahçe sahiplerinin dünyadaki azapları, ahiret azabının dehşeti.

Konular

Vahiy gerçeği ve dünyadaki görülen azaplar.
Duhan (b)
1-13 13
Kıyametin gerçekliği ve kafirlerin mutlaka yakalanacakları.
Meâriç (c)
1-4, 36-44 12
Kıyamet, cehennem, cennet ve nimetlere kavuşanlar.
Tûr
9-20, 22-28 19
Kıyamet, cennet ve cehennem.
Zuhruf (a)
66-80 15
Nuh kavminin akıbeti, peygamberin duası ve neticesi.
Nûh
1-28 Tümü 28
Rahmân (b) 7-8, 30-45, 77- 21 Kevnî ayetler, insan, cin, kıyamet, büyük olan Allah’ın nimetleri karşısında insanların
nankörlüğü.
78
Vahiy gerçeğini anlat, kafirlere zaman tanı, biz hepsini yakalarız.
Müzzemmil
1-19 19
Musa, Firavun ve kevnî ayetler, uyarılar.
Tâhâ (a)
1-54 54
Kıyamet, tevhid, kafirlere azap, Kur’ân uyarı için en kolay kitaptır.
Meryem (a)
76-98 22
Ahiret hayatı, cennet nimetleri, peygamberlik, zalimlerin sonucu.
Tûr
21, 29-49 22
Tevhid, risalet, vahiy, kevnî ayetler, İblis kıssası.
Hıcr (b)
1-86 86
Kafirlerin zenginliklerine aldanma, vahyi aktar, Allah’a kulluk et.
Hıcr (c)
88-99 11
Vahiy, risalet, mucize, Musa Firavun kıssası.
Şuarâ (b)
1-51 51
İnsanın değişik yönden tahlili, ahirette mü’min ve kafirlerin durumları.
Dehr (İnsan)
1-31 Tümü 31
Peygamberlere karşı gelenlerin akıbetleriyle uyarı.
Sâd
1-24 24
Ölümden sonraki diriliş gerçektir, kevnî ayetler, geçmiş toplumlar.
Kâf
1-45 Tümü 45
Kur’ân ve peygamber gerçeğiyle insanları uyarı.
Yâsîn
1-83 Tümü 83
Kurtuluşun tek çaresinin; iman, amel, hakkı ve sabrı tavsiyeden ibaret oluşu.
Asr (b)
3
1
Yaratılış, ölümden sonra diriliş, kevnî ayetler, elçiye inanmayanların akibetleri.
Mü’minûn
12-118 106
(b)
Peygambere inancın gereği vurgulanıyor.
Fussılet (a)
1-7
7
Vahiy, geçmiş toplumlar, kevnî ayetler, İbrahim ve toplumu.
Zuhruf (b)
1-43 43
Musa ve İsa’ya karşı gelenlerde aslında Allah’ı bilirler.
Zuhruf (c) 44-53, 55-89 44
Peygambere talimat, Allah’a yönelme, kıyamet ve ateş.
Ahzâb (a)
1, 2, 3, 7, 8, 17
41-47, 63-68
Kıyametin yaklaşması, peygambere itiraz edenlerin sonuçları.
Enbiyâ 1-112 Tümü 112
Kıyametle korkutma.
Nebe’ (b)
37-40
5
Cinlerin azapla tehdit edilişi, iman edenlerin kurtuluşu.
Cinn
1-28 Tümü 28
Kafirlere azap, inananlara cennet müjdesi.
Bürûç (b)
8-11
4
Yahya, İsa, Meryem’in doğumları, Firavun ve Musa kıssası.
Meryem (b)
1-41, 42-75 74
Vahiy gerçeği ortaya konmadan değişim olmaz.
Beyyine
1-8 Tümü
8
Kur’ân, insan ve durumu, kevnî ayetler.
Lokman
1-10 10
İnananların galibiyeti ve kevnî ayetler.
Rûm (a)
1-26 26
Her eçinin bir düşmanı oluşu, Kur’ân ve geçmiş toplumlar.
Furkân
31-77 46
İnsanın ilk yaratılışı, Firavun ve Musa kıssası ve Adem’in yaratılışı.
Tâhâ (b)
55-135 80
Saltanat Allah’ındır, dünya imtihan yeridir, cehennem, kevnî ayetler.
Mülk
1-30 Tümü 30
Kıyamet, azap ve ahiret manzaraları.
İbrahim (a)
43-52 10
Kıyamet, yaratılış, kevnî ayetler, tevhid, ölüm ve sonrası.
Nahl (a)
1-34, 43-66, 73
100-107

Sûre İsmi

18
Kehf (a)
32
Secde
74 Müddessir(d)

Ayet No
1-7, 55-102
1-30 Tümü
31-33

Ayet
Sayısı

91
92
93
94

Tertip
Sıra No

78 73
79 20
80 19
81 52
82 15
83 15
84 26
85 76
86 38
87 50
88 36
89 103
90 23

İnsanın tahlili, tevhid inancı ve kafirleri uyarı.
34-62 29
Kıyamet ve yaşantıya göre sonuçları.
1-11 Tümü 11
1-182 Tümü 182 Kevnî ayetler, ölümden sonra dirilme, peygamberlik, cennet ve cehnnem, eski
toplumlar.
Kıyameti hatırlatma ve değişik uyarılar.
1-19 Tümü 19
Kıyametin gerçekleşeceği gerçeğini vurgulama.
1-3
3
İnsanın değişik yönden tahlili ve cennetliklerin durumu.
19-35 17
İnanmayanların ahlaki bozuklukları, kıyamet, cennet, mükafat.
1-36 36
Peygambere isyan, cennet ve cehennem.
14-59 45
Mü’minler ve yaşantıları sonucu gidecekleri cennetler.
1-11 11

Ayet
Sayısı

58
59
60
61
62
63

Kur’ânî
Sıra No

Necm (b)
Kâria
Saffât

Tertip
Sıra No

55 53
56 101
57 37

Konular

57
30
4

Kitap ve inanmayanların durumu, elçilere zulmedenler, Musa ve Hızır kıssası.
Vahiy gerçeği, yaratılış, hidayet, ölüm, mü’minlerin vasıfları.
Cehennem görevlileriyle korkutma.

XII
71

Kur’ân, azap, ahiret, terbiye, geçmiş toplumlar, kevnî ayetler.

14
37

Allah’ın dostluğu, Kur’ân hidayeti gösterir, kevnî ayetler.
İnsan ve değişik yönlerden tahlili ve Adem, şeytan mücadelesi.

27
39
45
64
11

Neml
93
Zümer (a)
22
Câsiye
37
Teğâbün
18
Hûd 1-11, 13-16,18- 120

Kur’ân, mü’minlerin vasıfları, Süleyman saltanatı ve kıssası.
Ölüm, kıyamet, iman edenler, tevhid, vahye uyun, Allah’a kul olun.
Vahiy gerçeği, kevnî ayetler, israiloğulları, ahiret gerçeği.
Herkes ve herşey Allah’ı birler, ahiret ve ceza gerçeği.
Tek olan Allah’a kul olun, dünya geçici ve imtihan yeridir.

119
120
121
122

41
30
17
7

İnananlar ve durumları, kevnî ayetler, ahiret manzaraları.
Yaratan ve yarattıkları, ölüm, ölümden sonraki hayat, kevnî ayetler.
Mirac’a çıkış dönüş, ruhun mahiyeti, Kur’ân benzersizdir.
Peygamberler ve tevhid mücadeleleri, ayetleri yalanlayanların sonuçları.

123
124
125

24
22
6

126
127
128
129
130
131

29
34
10
38
12
28

132
133
134
135
136
137
138

73
40
53
18
31
14
42

Fussılet (b)
8-36 28
Rûm (b)
27-60 33
İsra (b)
1-8, 84-102 27
A’râf (a) 59-154, 176- 124
205
Nûr (a)
46-56 11
Hacc (a) 18-30, 43-68 39
En’am 1-30, 74-82, 52
105-117
Ankebût
1-69 Tümü 69
Sebe’
10-54 45
Yûnus
92-109 18
Sâd (c)
25-28
3
Yûsuf
1-111 111
Kasas (a)
1-46, 47-75, 99
85-88
Müzzemmil
20
1
Mü’min
7-53, 63-85 68
Necm (c)
23, 26-33
9
Kehf (b)
28-58 30
Lokman
12-34 23
İbrahim (b)
1-28, 30-42 40
Şûrâ
1-53 Tümü 49

111

17

İsra (a)

112
113

40
2

Mü’min
Bakara (a)

114
115
116
117
118

Kur’ânî
Sıra No

139

2

Bakara (b)

140
141
142
143
144
145
146
147
148

35
39
47
8
61
41
17
46
16

Fâtır
Zümer (b)
Muhammed
Enfâl
Saff
Fussılet (c)
İsra (c)
Ahkâf
Nahl (b)

149

5

Mâide (a)

150
151
152
153

62
Cum’a
3 Âl-i İmrân (a)
63
Münâfıkûn
22
Hacc (b)

154

3 Âl-i İmrân
(b)
7
A’râf (b)
59
Haşr
39
Zümer (c)
34
Sebe’ (b)
9
Tevbe
10
Yûnus
57
Hadîd
16
Nahl (c)
24
Nûr (b)
2
Bakara

Ayet No

Ayet
Sayısı

Tertip
Sıra No

113,115-123

Sûre İsmi

155
156
157
158
159
160
161
162
163
164

9-54, 63-64,
73-83,103-111
1-6, 54-62
Değişik
ayetler.
1-93 Tümü
30-38, 54-66
1-37 Tümü
1-18 Tümü

Değişik 15
ayetler
1-10 10
1-29, 39-52 43
1-38 Tümü 38
1-75 Tümü 75
1-14 Tümü 14
39-54 15
55-62, 65-72 13
1-13, 26-27 15
35-42, 67-91, 46
118-120
10-14, 23-29, 20
39-44
1-11 Tümü 11
60-176 116
1-11 Tümü 11
1-17, 32-42, 39
69-78
1-29, 177-200 52
1-56,155-175 79
1-34 Tümü 34
67-75
9
1-9
9
38-71 33
1-71 71
1-29 Tümü 29
91-99 10
1-33 33
38-147 111

Vahiy gerçeği, inananlar, inanmayanlar, elçiye itaat gereği.
Tevhid, uyarı, müşriklerle savaş, İbrahim, haccın ilanı.
Tevhid, İbrahim’in gözlemleri, vahye uyma gereği.
Dünya imtihan yeridir, tevhide çağrı, kevnî ayetler.
Davut, Süleyman saltanatlarının çöküşü, peygamberler, kevnî ayetler.
Firavun ve akibeti, Allah’a ve elçisine dönme mecburiyeti.
Davut ve kevnî ayetler.
Kur’ân ve kıssaların en güzeli Yusuf kıssası, Allah’ın proğramı.
Musa kıssası, Medyen, Medyen dönüşü, eski toplumlar.
Gece namazının hafifletilmesi.
Firavun sarayında iman eden kişi ve yaptıkları uyarılar.

Müşriklerin tanımı, meleklerin ilahlaştırılması, uyarılar.
İnananlar ve bahçe sahiplerinin durumu, Adem ve İblis.
Hikmet, nasihat ve irşad, ahiret azabı ve uyarılar.
Risalet, tevhid, uyarılar, İbrahim’in duası.
Vahiyle uyarı, tevhide çağrı, kevnî ayetler, dünya imtihan yeridir.

Konular
Adem’in yaratılışı, oruç, gayri meşru kazançlar, uyarılar.
Vahiy getiren melekler ve durumları, tevhide çağrı.
Vahiy, tevhid, yaratılış, kevnî ayetler, yalanlayanların akıbeti.
Kötülerin tüm yaptıkları boşa gitmiş, iyilerse kazanmışlar.
Savaşta elde edilen gelirler Allah ve Rasûlüne aittir.
Acı azaptan kurtaracak tek ticaret yolu Allah yolunda savaş.
Kevnî ayetler, Kur’ân’ın üstünlüğü, insanın değişik yönden tahlili.
Elçi göndermek bize aittir, şeytan gerçek kulları saptı-ramaz.
Kur’ân, tevhide çağrı, geçmiş toplumların üstünlükleri.
Şirkin tahlili, ölümden sonraki hayat, Kur’ân ve vahiy gerçeği.
İnanmayanların sonu, israiloğulları, hristiyan inancına reddiye.
Kitaba inanıp yaşamayanların durumu, cumanın fazileti.
İbrahim ne yahudi ne de hristiyandı, sadece müslümandı.
Münafıkların mü’minlere yaptıkları ve deşifre edilmeleri.
Kıyametin dehşeti, haccın farziyeti, müşrikler ve sonuçları.
İnsanın yaratılışı, kitabın indirilmesi, kafirler mağlup o-lacaklar.
Adem, şeytan, cennet, cehennem, araf, yaratılış
Yahudilerin sürülmeleri, ganimetler, münafıklar.
Allah, ahiret, cennet,cehennem, arş ve melekler
Tevhid ve peygamberlik, ölümden sonraki hayat
Savaş, Allah’ın elçisine yardımı, münafıklar.
Peygamber, kevnî ayetler, insanın değişik açıdan tahlili.
Allah, yaratılış, peygamber, Allah için harcama.
Antlaşmalara riayet, yeminlere sadakat, şeytan hakimiyeti.
Zina, lian, ifk hadisesi, zina yollarının kapatılması.
Cennetten dünyaya iniş, israiloğulları inek kıssası.

33

166
167

4
6

168
169
170

13
9
48

Ra’d
Tevbe
Feth

Kur’ânî
Sıra No

Sûre İsmi

171
172
173
174
175

65
5
49
28
4

176 18
177
9
178 46
179 110
180 14
181 58
182
5
183
2
184
185
186
187
188
189

60
35
66
6
65
4

190
191
192

24
5
2

193
194

33
5

Ahzâb (b) 4-6, 9-40, 4852, 56-63
Nisâ 47-60,130-174
En’âm 31-73,83-104,
118-135,155165

1-43 Tümü
72-130
1-29 Tümü

Ayet No

13

İddet, boşama hükümleri ve kadının dış kıyafetinin tesbiti.

57
94

Şirk, lanetlenenler, tüm kitaplara iman edilmeli.
Allah’ı kabul etmeyenler, kevnî ayetler, elçiye itaat.

43
59
29

Kur’ân, kevnî ayetler, cennete girecekler, cehennemlikler.
Cihad, münafıklara sert muamele, mü’minler cennete.
Hudeybiye, feth gerçeği, Allah herşeyi bilir, siz bilmez-siniz.

Ayet
Sayısı

165

Tertip
Sıra No

XIII

Konular

Talak
8-12
5
Mâide (b)
56-88 36
Hucurât
1-18 Tümü 18
Kasas (b)
76-84
9
Nisâ 1-46, 76-125, 110
144-152
Kehf (c)
8-27 20
Tevbe
1-37 37
Ahkâf 15-25, 28-35 19
Nasr
1-3 Tümü
3
İbrahim
4-6
2
Mücadele
1-22 Tümü 22
Mâide (c) 30-36,89-120 40
Bakara
Değişik 106
ayetler
Mümtahine
1-13 Tümü 13
Fâtır (b)
1-3, 9-13
6
Tahrîm
1-12 Tümü 12
En’âm
135-154 19
Talak
1-7
7
Nisâ 46-75,
126- 34
129
Nûr (b) 35-44, 57-64 19
Mâide (d) 15-22, 45-56 18
Bakara
Değişik 19
ayetler
Ahzâb (c)
53-55
3
Mâide
1-9
9

(*) Bu çizelgeler hazırlanırken; Osman Keskioğlu, Kur’ân Tarihi, 1953 ile
M. Bâzergân’ın Kur’ân’ın nüzul süreci isimli eserlerinden yararlanılmıştır.

Elçilere uymayanların sonuçları ve sünnetullah.
Ehli kitapla ilişkiler, Allah’ı dost tutanlar kazanır.
Bazı görgü kuralları ve peygambere saygı modeli.
Musa döneminin en büyük zengini Karun ve helak edilişi.
Miras hukuku, savaş hukuku, münafıklar ve tutumları.
Ashab-ı Kehf kıssası ve düşündürdükleri.
İslâm düşmanlarına ihtarname, antlaşmalara sadakat.
Ana baba hakkı, geçmiş toplumlar ve akıbetleri.
İslâm’ın zaferi karşısında müslümanın ne yapacağı.
Peygamberler kendi toplumları içinden gönderilir.
Zıhar ve hükmü, peygamberle özel konuşma kuralları.
İsrailoğulları ve yemin keffareti, haram kılınanlar
İsrailoğulları, insanın değişik yönden tahlili.
Allah dostlarını düşman edinmeyin, savaş esirlerini imtihan edin.
Kevnî ayetler, ilahların durumları, Allah’a yönelmeye davet.
Haramlar, Nuh ve Lût’un hanımları ve sonuçları.
Müşriklerin koydukları kanunları iptal ve haram kılınanlar.
Talak, iddet, nafaka hükümleri.
Peygamberi hakem kabul etme zorunluluğu.
Allah’ın Rasûlü vasıtasıyla gelenlere mutlak itaat
Ehli kitabın yaptıkları ve küfre düşmeleri.
İsrailoğulları ve peygambere isyan edenlerin sonuçları.
Peygambere saygısızlık etmemek, evlatlık hükmü.
Haram kılınanlar ve abdestin farziyeti.

XIV

Konu ve Kavram İndeksi
A
Abdest: 5/6.
Âd kavmi: 7/65, 74; 11/50, 59, 60; 25/38, 39; 29/38; 41/13,
15; 51/41, 42; 54/18, 21; 89/1, 7.
Adak: 2/270; 3/35; 19/26; 22/29; 76/7.
Adalet: 2/282, 3/8, 18, 21; 4/3, 58, 127, 129; 5/8, 42; 6/152;
7/29, 159, 181; 12/4, 47, 54; 16/9, 76, 90; 20/2; 21/47; 26/15;
33/5; 57/25; 60/8.
Adam öldürmek: 2/178; 4/29, 92, 93; 5/32; 6/151; 17/33;
25/68.
Âdem: 2/30, 34, 35; 3/33, 34; 7/2, 19; 19/58; 20/116, 117,
120, 121.
Adet görme: 2/222.
Af dileme: Bkz. İstiğfar.
Affetmek: 2/173, 182, 185, 267; 3/28; 4/16, 22; 5/3, 89, 93;
6/54, 55, 119, 145; 16/119; 24/4, 33; 26/25, 30, 34, 40; 58/2,
73, 20.
Ahiret Günü: 1/3; 2/4, 8, 46, 48, 85, 94, 102, 123, 130, 200,
217, 220; 3/22, 30, 45, 56, 95, 106, 107; 4/74, 77, 134; 5/5,
41; 6/32, 92, 160; 8/67; 9/19, 38, 69; 10/26, 27, 64; 11/16, 19,
22, 103; 12/37, 57, 101, 109; 13/26, 34, 36; 17/7, 10, 19, 21,
45; 19/75, 85; 20/70, 74, 97, 111, 127; 22/2, 11, 15; 23/33,
34, 100, 105; 26/87, 89; 27/ 68, 91, 92; 28/70, 83, 84; 34/21;
37/20, 59; 39/9, 26, 45, 48, 70, 75; 41/7, 27, 28, 31; 42/20;
44/16, 40, 75; 45/9, 10, 28, 35; 50/21, 35, 41, 44; 51/6; 55/41,
77; 56/7, 86, 94; 57/12, 51; 64/9, 10; 67/6, 12, 27; 68/42, 43;
69/18, 32; 70/1, 3, 8, 18; 74/38, 53; 76/7, 22; 77/7, 15, 29, 45;
79/33, 39; 80/32, 41; 81/8, 14; 82/5, 9, 13, 19; 83/15, 36;
84/7, 10, 33; 88/1, 16; 89/22, 29; 90/17, 20; 92/13, 17; 95/7;
96/15, 18; 98/7, 9; 99/6, 9; 107/1.
Ahireti dünyaya tercih etmek gerekir: 3/14, 15, 185; 4/77;
6/32; 10/23, 24; 13/26; 18/7, 8, 45, 46; 28/60, 61, 77, 79, 80;
29/64; 31/33; 40/39; 42/36; 43/32, 35; 47/36; 57/20; 62/11;
75/20, 21; 76/28; 79/37, 41; 87/16, 17; 89/20; 102/1, 18.
Ahirette pişmanlık fayda vermez: 14/44; 40/52.
Ahirette tüm sırlar açığa çıkar: 86/9.
Ahlak: 2/129, 151, 172, 232; 3/77, 164; 4/49; 8/53; 9/103;
18/19, 74; 19/19; 20/76; 24/21, 28, 30; 26/137; 35/18; 62/2;
68/4; 79/12; 80/3, 7; 87/14; 91/9; 92/18; 96/6, 7.
Ahmed (as) (Muhammed): 61/6.
Aile: 2/215; 4/36; 6/151; 8/41, 72, 75; 13/38; 16/90; 17/23,
24, 26; 25/54; 29/8, 32, 33; 31/14; 33/4, 6; 40/8; 42/23; 46/15,
18; 52/21; 57/2; 64/14, 15; 75/33; 84/9, 13.
Akıl: 2/44, 73, 75, 76, 164, 170, 171, 179, 242, 269; 3/65,
100, 118; 5/58, 103; 6/32, 151; 7/169; 8/22; 10/16, 92, 100;
11/51; 12/109, 111; 13/4, 19; 14/52; 16/12, 67; 20/53, 128;
21/10, 67; 22/46; 23/80; 24/58, 59, 61; 25/44; 26/28; 28/60;
29/35, 43, 63; 38/29, 43; 39/9, 18, 43; 40/54, 67; 57/17;
65/10; 67/10; 89/5.
Aklı kullanabilmek: 2/44, 73, 75, 76, 164, 170, 171, 242;
3/65, 118; 5/58, 100; 6/32, 126, 151; 7/169; 8/22; 10/16, 42,
100; 11/51; 12/2, 109; 13/4; 16/12, 67; 21/10, 67; 22/46;
23/80; 24/61; 25/44; 26/28; 28/60; 29/35, 43, 63; 30/24, 28;
36/62, 68; 37/138; 39/43; 40/67; 43/3; 45/5; 49/4; 57/17;
59/14; 67/10.

Aklı kullanma ve düşünme: Bkz. düşünme ve aklı kullanma.
Akraba: 2/27, 83, 177, 180, 215; 4/7, 8, 11, 33, 36, 135;
5/106; 6/152; 8/41; 9/113; 13/25; 16/90; 17/26; 24/22; 26/214;
30/38; 33/6; 35/18; 42/23; 47/22; 59/7; 60/3; 69/35; 90/15.
Alay etmek: 49/11; 104/1.
Aldanmak: 6/32; 29/64; 35/5; 47/36; 57/20.
Aldatmak: 83/1, 3.
Allah açık, gizli, gizlinin gizlisi herşeyi bilir: 2/77; 16/19,
23; 20/7; 21/110; 33/54; 40/19; 60/1; 64/4; 67/13.
Allah arşın Rabbi ve sahibidir: 9/129; 21/22; 23/86, 116;
27/26; 40/15; 43/82; 85/15.
Allah bağışlayanların en hayırlısıdır: 7/155; 13/6; 41/43.
Allah bütün işlerin hesabını son görendir: 2/28, 46, 156,
210, 254, 281; 3/55, 83, 109; 5/48, 105; 6/36, 60, 108, 164;
8/44; 10/4, 23, 46, 56; 11/4, 34, 123; 19/40; 21/93; 22/41, 76;
23/60; 24/64; 28/70, 88; 29/8, 17, 57; 30/11; 31/15, 23; 32/4,
5, 11; 35/4; 36/83; 39/7, 44; 41/21; 43/85; 45/15; 53/42; 57/5;
85/13; 96/8.
Allah çok kapsamlı rahmet sahibidir: 6/147.
Allah dereceleri yükseltip ikram edicidir: 40/15; 55/27.
Allah gaybı tek bilendir: 5/109, 116; 9/78; 34/3, 48; 35/38;
72/26.
Allah gökleri ve yeri benzersiz biçimde yaratan-dır: 2/117;
6/101.
Allah gökleri ve yeri yoktan varedendir: 6/14; 12/101;
14/10; 35/1; 39/46; 42/11.
Allah göklerin ve yeryüzünün nûrudur: 24/35.
Allah görülüp görülmeyen herşeyi bilendir: 6/73; 9/94,
105; 13/9; 23/92; 32/6; 39/46; 59/22; 62/8; 64/18.
Allah günahları bağışlayıp tevbeleri kabul eden-dir: 40/3;
41/43; 53/32; 74/56.
Allah her türlü davaları karara bağlayandır: 6/57.
Allah her türlü emir ve komutada tekdir: 2/113, 210; 3/109,
128, 154; 6/57, 62; 8/44; 11/123; 13/33; 16/92, 124; 19/64;
21/23; 22/17, 69, 76; 27/78; 28/68, 70, 88; 30/4; 32/25; 34/26;
35/4; 39/46; 42/10; 82/19.
Allah her türlü güç ve kuvvetin de sahibidir: 37/180;
51/58.
Allah her türlü hububat ve çekirdeği yarıp büyü-tendir:
6/95.
Allah her türlü ortaklıktan uzaktır: 2/116; 4/171; 5/79; 6/14,
101, 150, 189, 195; 10/68; 12/39, 40, 108, 109; 13/16, 17, 18,
36; 16/71, 76; 17/40, 42, 43, 56, 57, 111; 18/26; 19/35, 88,
94; 21/21, 28, 43; 22/12, 13, 62, 71, 73; 23/92, 93, 117; 25/2,
3, 55; 29/17, 41; 30/28, 40; 31/11, 30; 34/22, 27; 35/13, 40;
36/22, 24, 71, 73, 74, 75; 37/150, 152, 158, 159; 39/4, 29, 38,
43; 40/20; 43/45, 81, 82; 46/4, 6; 52/43; 72/1, 3, 20; 112/3.
Allah herşeye gücü yetendir: 2/20, 106, 109, 148, 259, 284;
3/26, 29, 165, 189; 4/133, 149; 5/17, 19, 40, 120; 6/17; 8/41;
9/39; 11/4; 16/70, 77; 22/6, 39; 24/45; 25/54; 29/20; 30/50,
54; 33/27; 35/1, 44; 41/39; 42/9, 29, 50; 46/33; 48/21; 57/2;
59/6; 60/7; 64/1; 65/12; 66/8; 67/1.

XV

Allah herşeye hayat veren ve öldürendir: 2/28, 73, 258,
260; 3/28, 156; 6/95; 7/158; 9/116; 10/31, 56; 22/6, 66; 23/80;
30/19, 40, 50; 36/79; 40/68; 42/9; 44/8; 45/26; 46/33; 57/2,
17; 75/40.
Allah herşeyi en iyi bilendir: 3/36, 167; 4/25, 45; 5/61; 6/53,
58, 117, 119, 124; 10/40; 11/31; 12/77; 16/101, 125; 17/25,
47, 54, 55, 84; 18/19, 21, 22, 26; 19/70; 20/104; 22/68; 23/96;
26/188; 28/37, 56, 85; 29/10, 32; 39/70; 46/8; 50/45; 53/30,
32; 60/1, 10; 68/7; 84/23.
Allah hesabı çabucak görendir: 2/202; 3/19, 199; 5/4;
13/41; 14/51; 24/39; 40/17.
Allah hesap gününün (ahiretin de) hükümdarı-dır: 1/4.
Allah hiç kimseye zulmetmez: 2/272, 281, 286; 3/25, 108,
117, 161, 181; 4/40, 49, 124; 6/131, 152, 160; 8/60; 9/70;
10/44, 47, 54; 11/101, 117; 16/33, 111, 118; 17/71; 18/49;
19/60; 20/112; 21/47; 22/10; 23/62; 26/209; 28/59; 29/40;
30/9; 36/54; 40/17; 41/46; 43/76; 45/22; 46/19; 50/29; 65/7.
Allah hiçkimseye muhtaç değildir herkes ve her-şey O’na
muhtaçtır: 2/267, 284; 3/97, 109, 129, 180, 181; 14/8; 16/96;
29/6; 35/15; 39/7; 51/57; 55/29.
Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır: 7/87, 89; 10/109;
11/45; 12/80; 95/8.
Allah iman etmeye çağırır: 2/177, 186, 256, 285; 3/84, 110,
179, 193; 4/135, 162; 9/30; 27/3; 29/46; 34/21; 57/7, 8, 19,
28; 61/10, 11, 20; 64/ 8, 11; 67/26; 72/13; 75/31.
Allah insanları azap ve intikamıyla korkutur: Bkz. insanları
Allah azap ve intikamıyla korkutur.
Allah intikam alıcıdır: 3/4; 5/95; 14/47; 39/37.
Allah kafirleri korkutup tehdit eder: Bkz. kâfirleri Allah
korkutup tehdit eder.
Allah katında bir gün ne kadardır: Bkz. gün Allah katında
ne kadardır.
Allah kitaplar gönderir: Bkz. kitapları gönderen Allah’tır.
Allah korkusu: 2/74, 150, 194, 212; 3/102, 200; 5/93; 6/72;
7/35; 8/2, 29; 10/31; 15/45; 16/30, 51, 52; 22/34; 23/1, 2, 70;
39/61; 59/56; 64/16; 65/5; 67/12; 74/56.
Allah merhametlilerin en merhametlisidir: 7/151; 12/64,
92; 21/83; 23/109, 118.
Allah öğülmeye layık olan,
tüm eksiksizlikler O’-na
mahsustur: 1/1; 3/191; 5/116; 6/1, 45; 7/54, 143; 8/40; 10/10,
18; 12/108; 15/98; 16/1; 17/1, 43, 44, 111; 18/1; 20/114, 130;
22/37, 78; 23/14, 116; 25/1, 10, 58, 61; 27/68, 70; 29/63;
30/17, 18, 40; 31/25; 33/42; 34/1; 35/1; 36/36, 83; 37/180,
182; 39/4, 67, 74, 75; 40/55, 64, 65; 43/82, 85; 45/36, 37;
48/9; 50/39, 40; 52/48, 49; 55/27, 78; 56/74, 96; 57/1; 59/1,
24; 62/1; 64/1; 67/1; 68/28, 29; 69/52; 74/3; 76/26; 87/1;
110/3.
Allah Rabtır (yarattıklarının tümünün hayatını düzene
koyandır): 2/21, 258; 3/51; 4/1; 5/72, 117; 6/54, 71, 80, 83,
102, 106, 133, 147, 162, 164; 7/44, 54, 121, 122, 171, 172;
9/129; 10/3, 32, 40; 11/23, 56, 57, 61, 90, 107; 12/6, 39, 53,
100; 13/6, 16, 30; 14/39; 15/25, 86; 16/7, 47, 125; 17/23, 25,
30, 54, 55, 65, 66, 84, 108; 18/14, 48, 58, 109, 110; 19/36,
65; 20/70; 21/4, 22, 56, 92; 23/52, 86, 116;

25/31, 45, 54; 26/9, 24, 26, 28, 47, 48, 68, 104, 122, 140,
159, 175, 191; 27/26, 73, 74, 78, 91, 93; 28/30, 37, 68, 69,
85; 29/34; 30/40, 48; 32/25; 34/21; 35/13; 37/5, 126, 180;
38/66; 39/6, 69; 40/62, 64, 66; 41/9, 43, 46, 53; 42/10; 43/64,
82; 44/7, 8; 45/17, 36; 53/30, 32, 42; 55/17, 18, 37, 78; 68/7;
70/40; 73/9; 74/3; 75/12, 30; 78/37; 85/12; 89/14; 96/3, 8;
108/2.
Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır: 5/114; 11/62; 22/58;
23/72; 34/39.
Allah sabahı meydana getirendir: 6/96.
Allah sevgisi: 2/165, 177, 186; 3/31, 32, 81; 21/90; 24/31;
58/7.
Allah tektir, ortağı yoktur: 2/255; 3/2, 26; 6/18, 56, 161,
163, 164, 165; 10/32, 104, 105; 16/51; 20/14; 27/26; 30/30;
37/4; 43/82, 84; 64/13; 109/1, 6; 112/1, 4.
Allah tüm işleri düzenleyendir ve tüm işler so-nunda
Allah’a varır: 2/83, 113, 210; 3/109, 128, 154; 6/57, 62, 151,
153; 7/33; 8/44; 11/123; 12/67; 13/31; 16/92, 124; 19/64;
21/22; 22/17, 30, 69, 76; 23/96; 27/78; 28/68, 70, 88; 30/4;
31/14; 32/25; 34/26; 39/46; 41/34; 42/10, 38, 43; 49/9, 12;
58/9; 74/3, 7; 82/19.
Allah tüm mülkün gerçek sahibidir: 3/26.
Allah tüm tuzakları boşa çıkarandır: 3/54; 8/30.
Allah tüm yarattıklarına karşı şefkatlidir: 2/143, 207; 3/30;
9/117, 128; 16/7, 47; 22/65; 24/20; 57/9; 59/10.
Allah tüm yarattıklarını kudretiyle her an kuşa-tandır:
2/19; 3/120; 4/108, 126; 8/47; 11/92; 41/54; 85/20.
Allah tüm yarattıklarının her durumlarını gören-dir: 2/96,
110, 233, 237, 265; 3/15, 20, 156, 163; 4/58, 134; 5/71; 8/39,
72; 11/112; 17/1, 17, 30, 96; 20/35; 22/61, 75; 25/20; 31/28;
33/9; 34/11; 35/31, 45; 40/20, 44, 56; 41/40; 42/11, 27; 48/24;
49/18; 57/4; 58/1; 60/3; 64/2; 67/19; 76/2; 84/15.
Allah yarattıklarına bol bol ikram edendir: 2/105; 3/74;
8/29; 57/21, 29; 62/4.
Allah yardımcıların en hayırlısıdır: 3/150.
Allah yedi kat göklerin de Rabbidir: 13/16; 17/102; 18/14;
19/65; 21/56; 23/86; 26/24; 37/5; 38/66; 43/82; 44/7; 45/36;
51/23; 78/37.
Allah’a ortak koşmanın yasak oluşu: 2/22, 165; 3/64; 4/36,
48, 155; 5/75, 76; 6/14, 19, 40, 41, 56, 71, 82, 88, 106, 151,
163, 164; 7/3, 30, 33; 10/66, 105, 106; 12/38, 106, 108; 14/30
16/27, 51; 17/22, 23, 39; 18/4, 52, 110; 19/81, 88; 21/29, 98,
99; 22/30, 31; 26/213; 28/87; 29/8; 30/31, 33; 31/13, 15;
37/38, 39, 161, 162; 38/9, 11; 39/3, 8, 17, 64; 40/66; 46/27,
28; 51/51; 60/12; 72/18.
Allah’a teslimiyet: 2/155, 156; 3/26; 6/162, 163; 13/22;
18/23, 24.
Allah’a tevekkül edip dayanmak: Bkz. Tevekkül.
Allah’a tevekkül: 26/217, 220; 33/3; 64/13; 65/3.
Allah’ın birliği: 2/116, 117, 163, 165, 255; 3/2, 5, 6, 18; 4/48,
49, 116; 5/17, 72, 77; 6/21, 24, 56, 80, 81, 94, 100, 103, 106,
148; 9/28; 10/18, 28, 36, 66, 68, 69, 70; 13/33, 34; 16/35, 36,
57, 62, 72, 73; 17/22, 39, 40, 42, 43, 44, 111; 19/35, 88, 91;
21/18, 29; 22/31, 34, 71; 23/91, 92; 25/1, 2; 27/59, 65; 28/62,
75, 88; 30/40; 34/27; 37/4, 5, 149, 163; 39/4,

XVI

14, 15, 27, 29, 32, 36, 38, 43, 46, 64, 67; 40/3, 12, 15,20, 66;
41/6, 7, 9, 37, 38, 43, 81, 87, 88; 44/8, 9; 46/56; 51/51; 59/1,
22, 24; 72/3; 112/1, 4.
Allah’ın bize yakın oluşu: 56/85.
Allah’ın cezalandırmada acele etmemesi: 10/11; 16/61;
18/58; 35/45; 43/5; 89/14.
Allah’ın cezalandırması çok şiddetlidir: 2/165, 196, 211;
3/11; 5/2, 98; 8/13, 25, 48, 52; 13/6, 13; 40/3, 22; 41/43; 59/4,
7.
Allah’ın dilemesi ve istemesi: 2/90, 105, 117, 142, 185,
203, 212, 213, 220, 247, 251, 253, 255, 261, 269, 282, 284;
3/6, 13, 26, 37, 40, 47, 73, 74, 129, 179; 4/25, 27, 48, 49,
116, 133; 5/7, 17, 18, 20, 40, 48, 52, 54, 64; 6/39, 41, 73,
107, 111, 125, 133, 147, 149; 7/89, 175, 176, 188; 8/7, 67;
9/55, 85; 10/25, 49, 99, 100, 107; 11/34, 107, 118; 13/27, 31,
39; 16/40, 93; 17/16, 54, 86; 22/14, 16, 18; 28/5, 56, 68, 82;
29/21; 30/54; 32/13; 33/17, 33; 34/9; 35/1, 8, 16, 22; 36/43,
44, 46, 67, 82; 42/8, 13, 27, 29, 49, 50, 51, 60; 47/4, 30;
48/11, 14; 54/50; 57/21, 29; 62/4; 74/31, 56; 76/28, 30, 31;
81/29; 87/6, 7.
Allah’ın emirleri: 2/83; 6/151, 153; 7/33; 22/30; 23/86; 31/14;
41/34; 42/36, 43; 49/9, 12; 58/9; 74/3, 7.
Allah’ın gazabı: 2/61; 3/112, 162; 4/93; 5/60, 80; 7/152; 8/16;
16/106; 40/10; 48/6; 58/14.
Allah’ın huzurunda toplanma (mahşer): 2/203, 281; 3/158;
4/87; 5/48, 105, 109; 6/12, 22, 36, 60, 62, 72, 108, 128, 164;
7/29, 57; 8/24; 9/94, 105; 10/23, 28, 30, 34, 45, 46, 56, 70;
11/4; 14/21, 48; 15/25; 16/38; 17/52, 71, 97; 18/47, 99; 19/40,
85, 86, 95; 20/108, 111, 124; 21/35, 93, 104; 22/7; 23/16, 60,
100; 24/64; 25/17; 26/87; 27/83, 87; 28/70, 85, 88; 29/8, 17,
19, 20, 57; 30/11, 25, 56; 31/23; 32/11; 34/26, 40; 35/18;
36/22, 32, 51, 53, 83; 37/19, 22, 24; 39/7, 31, 68; 40/16;
41/19; 42/15, 29; 43/14, 85; 45/15; 50/44; 56/49, 50; 58/6;
62/8; 64/9; 67/24; 70/43; 71/18; 75/3; 77/38; 83/4, 6; 84/6;
86/8; 88/25; 96/8; 99/6; 100/9.
Allah’ın ilmi (bilgisi) çok kapsamlıdır: 2/30, 77, 197, 216,
255; 3/29, 119; 4/45, 70, 108; 5/7, 99, 104, 116, 117; 6/3, 53,
59, 60, 117, 119, 124; 7/7, 52, 89; 10/36, 61; 11/5, 6; 13/9,
11, 37, 43; 15/24; 16/19, 23, 28, 125; 17/25, 47, 54; 19/84,
94, 95; 20/7, 98, 110; 21/4, 28, 81, 110; 22/70, 76; 23/56, 96;
24/64; 25/6; 26/218, 220; 27/25, 74, 75; 28/69, 85; 29/10, 11,
42, 45, 52, 62; 31/16, 23; 33/54; 34/2, 3; 35/11, 38; 36/12, 76,
79; 39/7, 70; 40/16, 19; 41/40, 47, 50, 54; 42/24, 25, 50;
43/80; 47/19, 30; 49/16, 18; 50/4, 16, 45; 53/32; 57/4, 6, 22;
58/7; 60/1; 64/4; 65/12; 66/3; 67/13, 14; 72/28; 74/31; 75/13;
85/20; 87/7; 100/11.
Allah’ın ilmi yazmakla bitmez: 18/109.
Allah’ın kanununda değişiklik görülmez: 17/77; 33/38, 39;
35/43, 48/23.
Allah’ın kudreti: 2/22, 74, 115, 117, 164, 255, 259, 260, 284;
3/5, 6, 83, 97, 189; 5/48; 6/1, 3, 12, 18, 59, 65, 95, 99, 103;
9/116; 10/4, 6, 18, 61; 11/6, 56; 13/8, 20, 32, 34; 14/19, 20,
32, 34; 16/1, 22, 40, 48, 52, 60, 61, 74, 77, 79, 81; 15/16, 25;
17/25; 18/109; 19/65; 20/6, 8; 22/61, 66, 74, 76; 24/35, 41,
50, 53; 27/59, 65; 29/21, 22, 52; 30/19, 28, 46, 48; 31/10,

11, 16, 25, 30, 34; 34/24; 35/3, 14, 15; 36/12, 36, 41, 42;
39/5, 6, 21, 62, 63; 40/19, 61, 69; 41/39, 47, 48; 42/4, 5, 9,
11, 12, 19, 29; 43/9, 13, 85; 46/33; 48/14; 50/6, 11, 16; 51/20,
23, 47, 50, 56, 60; 53/42, 55; 54/54; 55/1, 30; 57/1, 6, 17;
67/1, 17; 80/23, 32; 85/13, 16; 105/1, 5.
Allah’ın lutfu: 2/5, 105, 213, 245, 253, 255, 269, 272; 3/73,
74, 129; 4/83, 175; 6/25, 83, 88, 111, 112, 125, 149; 7/30,
178, 186; 9/28; 10/25, 49, 97, 100, 101, 107; 11/9, 118, 119;
12/110; 13/26, 31, 33; 14/4; 16/9, 108, 109; 17/18, 19, 20, 30,
43, 46, 86, 87; 18/57; 19/76; 21/9; 22/16, 17; 24/21, 38, 46;
28/56; 29/62; 30/36, 37; 34/39; 35/8; 36/43, 44; 39/23; 42/13,
27; 45/23; 49/7, 8; 58/21, 28, 29; 59/19, 20; 62/4; 64/11;
76/27, 31.
Allah’ın mü’minler için hazırladıkları: 2/25, 82, 112, 217,
277; 3/57, 107, 179; 4/57, 122, 146, 152, 162, 173, 175; 5/9;
7/42, 44; 8/2, 4; 9/71, 72, 100; 10/2, 4, 9, 103; 11/23, 109;
13/19, 24, 27, 29; 14/23, 27; 17/9; 18/2, 3, 30, 31, 107; 19/60,
96; 20/75, 76, 112; 21/94, 101, 103; 22/14, 23, 24, 50, 56;
23/1, 11, 57, 61; 24/38, 52; 25/24, 63, 76; 27/2; 28/67; 29/7,
58; 30/15, 44, 45; 31/8; 32/15, 19; 33/23, 24, 35, 44, 47; 34/4,
37; 35/7, 32, 35; 36/11; 37/40, 49; 39/17, 18; 40/7, 9; 41/8;
42/22, 23, 26, 36, 40; 43/68, 73; 45/30; 46/13, 14; 47/2, 12;
48/4, 5, 29; 49/7; 52/21, 28; 53/31, 32; 55/46, 74; 56/10, 40,
88, 91; 57/12, 21; 58/22; 64/9; 65/10, 11; 66/8; 69/19,24;
70/22, 35; 74/40; 75/22, 23; 76/5; 80/34, 39; 83/34, 35; 84/7,
9, 25; 85/11; 87/14, 15; 88/8, 16; 90/17, 18; 91/9; 92/5, 7;
95/6; 98/7, 8; 101/6, 7; 103/2, 3.
Allah’ın nûru: 24/35, 36; 61/8.
Allah’ın rızası: 2/207, 265; 4/114; 5/119; 9/62, 96, 100;
20/84, 109; 39/7; 48/18; 58/22; 98/8.
Allah’ın sıfatları: 1/1, 3; 2/77, 107, 143, 160, 163, 182, 199,
218, 226, 235, 251, 255; 3/4, 8, 31, 89, 129, 146, 155, 173,
174; 4/22, 23, 25, 34, 43, 64, 70, 95, 96, 99, 100, 106, 110,
129, 149; 6/45, 147, 151; 7/54, 99, 180, 181, 183; 8/30;
9/115, 117, 118; 10/21, 60; 11/6, 102, 121, 122; 13/6, 31, 33,
41; 14/7, 27, 47, 51; 16/37, 47, 81; 17/25; 21/110; 22/60, 65,
70; 25/58, 60, 63; 27/57, 73; 29/60; 33/24, 43, 54; 32/6; 34/1,
2, 26; 35/2, 15, 34, 38; 37/171, 180, 182; 39/37, 53; 40/3, 10;
41/46; 42/23, 26, 44, 51; 43/41, 42, 79; 44/16; 52/28; 53/32;
57/11; 58/2; 67/3, 10, 20, 23, 26, 28, 29; 85/12, 14; 96/4.
Allah’ın varlığı: 6/73, 78; 13/2, 4; 22/18; 29/61, 63; 64/1, 4;
67/19, 30; 87/1, 5.
Allah’ın velî kulları: 4/146; 10/62, 64; 72/26, 27.
Allah’ın yarattıklarındaki hikmetler: 2/28, 29, 164; 3/18,
190, 191; 6/73, 80; 7/185; 10/6; 11/7; 13/2, 4; 16/48, 81;
17/12; 20/54, 128; 21/33; 22/18; 24/45; 25/54, 59; 27/59, 65;
29/44, 61, 63; 30/20, 27, 46; 31/11, 25, 31; 36/33, 44; 39/38;
40/13; 41/37, 38, 39, 40, 53; 42/29, 32; 43/9, 82; 45/3, 5;
50/6, 11; 64/2, 4; 67/3, 19, 30; 71/15; 87/2, 5.
Allah’ındır en güzel isimler: 7/180; 17/110; 20/8; 59/24.
Allah’tan başka ilahlar olabilir mi? 27/59, 64; 28/71, 72;
34/24, 27; 67/16, 22, 28, 30.
Amel defteri: 4/13, 14; 17/13; 21/47; 38/16; 39/69;

XVII

45/28; 56/8; 74/52; 78/29, 40; 81/10; 83/7, 9; 84/7, 15.
Amel terazisi: 7/8, 9; 21/47; 23/102, 103; 101/6, 9.
Amellere karşılık verilmesi: 6/160, 164; 20/74, 76; 22/50,
51; 40/60; 90/18, 19; 91/1, 10.
Amelsiz ilim: 62/5.
Ana babaya itaat: 17/23, 25; 29/8; 31/14, 15; 46/15.
Ana babaya ne zaman itaat edilmez: 29/8; 31/15.
Arabuluculuk: 49/9, 10.
Arafat: 2/198, 199; 7/46, 48, 49.
Araplar: 2/143; 3/103, 104, 110; 9/90, 97, 99, 101, 110, 120;
13/36; 16/82, 83; 19/97, 98; 22/78; 34/15, 19; 43/5, 29, 32;
48/11, 12, 15, 16; 49/14, 17.
Arş: 7/46, 49; 9/129; 10/3; 11/7; 13/2; 20/5; 21/22; 23/86,
116; 25/59; 27/26; 32/4; 39/75; 40/7, 15; 43/82; 57/4; 69/17;
85/15.
Ashab-ı kehf: 16/9, 26.
At ve at beslemek: 8/60; 100/1, 6.
Âzer: 6/74.

B
Bâbil: 2/102.
Bakara (inek) kıssası: 2/67, 73.
Barış: 2/208, 224, 228; 4/35, 90, 91, 114, 128; 8/1, 12, 47,
61; 16/28, 87; 39/29; 47/35; 49/10.
Baş örtüsü: 24/31; 33/59.
Başa kakmak: 2/262, 264; 12/92; 26/22; 41/8; 49/17; 68/3;
74/6; 84/25; 95/6.
Bedir savaşı: 3/13, 121, 127, 173, 174; 7/12, 19, 42, 44, 67,
71; 38/11.
Bildiğini öğretmenin gerekliliği: 2/29, 151, 159, 174; 9/122;
80/1, 4.
Bilmeden bilgisizce hüküm vermek: 3/66; 6/119, 144;
17/36; 22/8; 31/20; 40/83.
Birden fazla kadınla evlenme: 4/3; 33/50.
Birlik ve beraberlik: 3/103; 8/46; 9/107; 30/32, 105, 152;
42/13, 46.
Böbürlenmek: 4/36; 11/10; 31/18; 57/23; 102/1, 5.
Böcekler ve hayvanlar: Bkz. hayvanlar ve böcek-ler.
Boş söz: 74/45.
Boş vakit geçirme: 94/7.
Boşama ve usulü: 2/227, 231, 237, 241; 4/20, 21, 35, 180;
33/28, 29, 52; 60/10, 11; 65/1, 2, 7; 66/5.
Bulut: 2/164; 7/57; 13/12; 24/40, 43; 27/88; 30/48; 35/9;
52/44; 56/68, 69.
Buzağıya tapınma: 2/51, 52, 54, 92, 93; 4/153; 7/148, 152,
155; 20/88, 91.
Bühtan (iftira): 4/112; 24/4, 5, 18, 20, 23, 25; 49/6; 68/10,
16; 104/1.
Büyü (sihir): 2/102; 7/10, 126; 10/2, 7, 76, 81; 5/110; 6/7;
11/7; 15/15; 17/47, 101; 20/57, 58, 63, 66, 69, 73; 21/3; 25/8;
26/34, 41, 46, 49, 153, 185; 27/13; 28/36; 34/43; 37/15;
38/40; 40/24, 89; 42/31, 52; 43/30, 49; 46/7; 51/39, 52; 52/15;
54/2; 61/6; 74/24.
Büyüklük taslama (kibir): 2/34, 87; 4/36, 172, 173; 5/82;
6/93; 7/13, 36, 40, 48, 75, 76, 88, 133, 146, 206; 9/25; 10/75;
14/21; 16/22, 23, 29, 46; 21/19; 23/46, 67; 24/11; 25/21;
28/39; 31/7, 18; 32/15; 34/31, 32, 33; 35/43; 37/35; 38/74, 75;
39/56, 60, 62; 40/27, 35, 47, 48, 57, 60, 76; 41/15, 38; 45/8,

31; 46/10, 20; 57/23; 63/5; 71/7; 74/23.

C
Cahillerden uzak durmak: 2/67; 5/50; 6/35; 7/199; 11/46.
Câlût: 2/249.
Cami ve mescidler Allah’ındır: 72/18.
Cehalet: 2/67, 273; 3/154; 4/17; 5/50; 6/35, 54, 111; 7/138,
199; 11/29, 46; 12/33, 89; 16/119; 23/54, 63; 25/63; 27/55;
28/55; 33/33, 72; 39/64; 46/23; 48/26; 49/6; 51/11; 58/22;
66/12; 70/4; 78/38; 81/19, 21; 97/4.
Cehennem: 2/23, 24; 3/12, 106; 4/56; 7/36, 38, 41; 8/36, 37;
9/34, 35; 14/16, 17; 15/43, 44; 20/127; 21/98, 100; 22/19, 22;
25/11, 14; 32/20; 35/36, 37; 37/60, 70; 39/24, 25, 47, 48;
40/70, 76; 44/43, 50; 52/11, 16; 55/37, 39, 41, 43, 44; 56/41,
56; 66/6, 7; 67/8, 11; 76/4; 78/21, 30; 74/26, 37; 88/1, 7;
104/1, 9.
Cehennem ateşinin özellikleri: 2/24; 3/106, 131; 4/56; 7/38,
41; 9/35, 81; 14/16, 17; 15/43, 44; 17/60, 97; 18/29; 20/48;
22/19, 22; 25/11, 14; 32/20; 37/62, 70; 38/55, 64; 39/16, 60,
71, 72; 40/49, 50, 70, 76; 42/44, 45; 43/77; 47/15; 50/30;
52/11, 16; 56/41, 56; 66/6, 7; 67/7; 69/30, 31; 70/15, 18;
73/12, 13; 74/26, 37; 76/4; 77/29, 33; 78/21, 30; 88/4, 7;
89/23; 92/14, 17; 101/11; 102/6, 7; 104/1, 9.
Cehennem ebedîdir: 2/39, 81, 162, 217, 257, 275; 3/88, 116;
4/14, 93, 169; 5/80; 6/128; 7/36; 9/17, 63, 68; 10/27, 52;
11/107; 13/5; 16/29; 20/101; 23/103; 25/69; 32/14; 33/65;
39/72; 40/76; 41/28; 43/74; 47/15; 50/34; 56/17; 58/17; 59/17;
64/10; 72/23; 76/19; 98/6.
Cennet: 2/25; 3/15; 5/85; 7/42, 53; 8/4, 14, 23; 9/72; 10/9, 10;
13/20, 25; 15/45, 50; 16/30, 32; 18/31; 19/63, 65; 21/101,
103; 22/14, 23, 24; 23/8, 11; 25/15, 16, 24; 29/58; 30/15;
31/8, 9; 35/33, 35; 36/55, 58; 37/40, 61; 38/49, 55; 39/20, 73,
75; 41/30, 32; 43/69, 73; 44/51, 57; 47/14, 16; 50/31, 35;
52/17, 28; 54/54, 55; 55/46, 78; 56/1, 40; 76/5, 22; 78/31, 38;
83/23, 36; 85/11; 88/2, 8, 16.
Cennet ebedîdir: 2/25, 82; 3/15, 107, 136, 198; 4/13, 57,
122; 5/85, 119; 7/42; 9/22, 72, 89, 100; 10/26; 11/23, 108;
14/23; 18/108; 20/76; 23/11; 25/15, 76; 29/58; 31/9; 39/73;
46/14; 48/5; 57/12; 58/22; 64/9; 65/11; 98/8.
Cennetin bir özelliği: 13/35.
Cennetin kısımları (Adn, Firdevs, Me’vâ, Naîm): 9/72;
13/23; 16/31; 17/31; 19/62; 20/76; 35/33; 38/50; 40/8; 61/12;
98/8. - 18/107; 23/11. – 32/19; 53/13, 15. – 37/40, 44; 56/12;
82/13.
Cihad: 2/190, 194, 216, 218, 246; 3/146, 148, 157, 195, 200;
4/71, 74, 77, 84, 89, 95, 101, 104; 8/15, 16, 39, 42, 45, 60,
67; 9/12, 14, 16, 19, 20, 24, 29, 38, 42, 46, 47, 53, 73, 82, 86,
88, 91, 123; 22/39, 40, 78; 25/52; 29/69; 47/4, 7, 20, 35;
48/16, 17, 22, 25; 49/9; 60/8, 11; 61/2, 3, 4, 11; 66/9; 73/20.
Cihada çağrı: 2/190, 195, 216, 217, 244, 246, 252, 261;
3/139, 142, 146, 154, 158, 200; 4/71, 77, 84, 94, 102; 5/35,
54; 8/15, 16, 20, 26, 39, 40, 46, 48, 57, 66; 9/7, 16, 20, 22,
24, 29, 38, 41, 73, 111, 120, 123; 16/110; 22/39, 40, 58, 78;
29/67; 33/16, 17,

XVIII

21, 22, 25; 47/4, 7, 20, 24, 31, 35; 48/4, 7, 18, 27; 57/10, 25;
59/2, 5, 11, 14; 60/1; 61/4, 10, 13.
Cimrilik: 3/180; 4/37, 128; 9/34, 35; 17/29, 100; 25/67; 35/32,
41; 47/36, 37, 38; 57/23, 24; 59/9; 64/16; 68/17, 33; 69/34;
70/15, 18; 81/24; 89/18; 91/10; 92/8, 11; 104/4; 107/3.
Cinler: 6/100, 128; 7/38; 11/119; 15/27; 27/17, 39; 34/12, 14;
37/158, 166; 38/37, 38; 41/25; 46/18, 29, 30; 51/56; 55/15,
33, 35, 39, 41; 72/1, 17; 114/1, 6.
Cinsel sapıklar: 26/165, 175; 27/54, 55; 29/29, 34.
Cömertlik: 17/29; 92/5, 17, 18.
Cuma namazı: 62/9, 11.
Cumartesi: 2/65; 4/47; 7/163; 16/124.

Ç
Çalışmak: 53/34, 40, 41.
Çekiştirme: 49/12; 68/11; 104/1.
Çocuğun emzirilmesi: 2/223.

D
Dâbbetü’l-arz: 27/82.
Dâvûd (as): 2/249, 251; 4/163; 5/78, 79; 6/84; 17/55; 21/78,
80, 105; 38/17, 26.
Demir: 57/25.
Deniz: 2/50, 164; 5/96; 6/59, 63, 97; 7/138, 163; 10/22, 90;
14/32; 16/14; 17/66, 67, 70; 18/61, 63, 79, 109; 20/77; 22/65;
24/40; 25/53; 26/63; 27/61, 63; 30/41; 31/27, 31; 35/12;
42/32, 34; 44/24; 45/12; 52/6; 55/19, 20, 24; 81/6; 82/3, 15.
Deniz avı: 5/96.
Denizcilik: 10/22; 17/66; 31/31; 43/12, 13.
Devlet idaresi: 2/30; 4/59, 83; 6/165; 10/14; 20/29; 24/55, 62;
27/32, 34, 37, 62; 28/34; 35/39; 38/26; 39/75; 40/26, 28;
42/38; 59/7; 60/12; 64/16.
Din Allah’ındır: 2/112, 213; 3/19, 83, 85, 102; 4/125; 5/3;
6/14, 70, 125, 161, 162; 27/91; 33/35; 39/11, 12, 22; 40/66;
41/33; 42/13; 45/18, 19; 61/9; 72/14; 98/4, 5; 110/1, 2.
Din ilimlerinin yayılması gerekliliği ve gizleme-nin iyi
olmadığı: 2/146, 159, 174; 3/187; 4/37, 44; 7/169.
Dinde samimi olmak: 10/22, 105; 29/65; 31/32; 39/2, 3, 11;
40/14, 65; 98/5.
Dine girmede zorlama yoktur: 2/256; 10/99; 18/29; 22/78;
42/8.
Dini alaya alanlar dost edinilmez: 5/57.
Doğruluk: 1/6; 2/142, 213; 3/51, 101; 4/67, 175; 5/16; 6/39,
78, 126, 153, 161; 7/16; 9/7; 10/25, 89; 11/56; 12/112; 15/41;
16/76, 121; 17/35; 19/36; 22/54, 67; 23/73; 24/46; 26/182;
33/70; 36/4; 37/118; 38/16; 41/30, 32; 42/15, 52; 43/43, 61,
64; 46/13, 30; 48/2, 20; 67/22; 72/16; 81/28; 92/12.
Dost edinmek: Bkz. velî edinmek.
Dost ve dostluk: 2/254; 3/28, 118; 4/25, 125, 139, 140, 144;
5/5, 51, 57, 82; 9/16; 14/31; 16/100; 17/73; 25/28, 29; 26/101;
40/18; 41/34, 35 ,36; 43/67; 60/1, 7, 9, 13; 69/55; 70/10.
Dualar (seçme): 1/5, 7; 2/127, 128, 201, 250, 286; 3/8, 9, 16,
26, 38, 53, 147, 173, 191, 194; 4/32, 75; 7/33, 47, 89, 126,
151, 155; 10/85, 86; 12/101; 14/40, 41; 17/24, 80; 18/10;
20/25, 26, 114; 21/83, 87, 89; 23/29, 98, 109, 118; 25/65, 74;
26/83, 85,

87, 89; 27/19; 28/16; 40/7, 9, 44; 44/12; 46/15; 59/10; 60/4, 5;
66/8, 11; 71/28; 113/1, 5; 114/1, 6.
Duanın yapılış şekli: 7/55, 205; 17/110.
Duaya teşvik: 2/186; 4/32; 5/35; 6/40, 43, 52, 63; 7/29, 55,
56, 180; 17/110; 25/77; 27/62; 32/16; 40/14, 60, 65; 52/28.
Dünya hayatı: 2/212; 3/14; 4/77; 6/62, 70; 10/7, 24; 11/16;
13/26; 14/3; 16/107; 18/28, 45, 46; 20/129, 131; 26/60, 61;
28/60; 29/64; 30/7; 35/6; 40/39; 42/20, 34; 43/32; 46/20;
47/36; 57/20; 64/15.
Dünya malının fitne (imtihan sebebi) oluşu: Bkz. malın
fitne oluşu.
Düşünme ve aklı kullanma: 2/44, 73, 171, 242, 269; 3/7,
190; 5/58, 103; 8/22; 12/111; 13/4, 19, 24; 14/52; 15/75;
20/128; 22/46; 30/24; 38/29, 43; 39/9, 18; 45/5; 59/14.

E
Ebedîlik cehennemdedir: Bkz. Cehennemde ebedî
kalınacaktır.
Ecel: 3/145; 6/2, 60; 7/34, 135; 10/49; 11/3, 104; 14/10, 44;
15/5; 16/61; 20/129; 29/53; 30/8; 35/45; 39/42; 40/67; 42/14;
71/4; 63/11.
Ehl-i Kitap: 2/105, 109; 3/64, 65, 69, 70, 71, 72, 75, 98, 99,
110, 113, 199; 4/123, 153, 159, 171; 5/15, 19, 47, 59, 65, 68,
77; 28/12; 29/46; 33/26; 57/29; 59/2, 11; 98/1, 6.
Elbise ve örtünme: 7/26, 31, 32; 16/5, 81; 24/31, 60; 33/33,
59.
Elçi melekler: 6/61; 7/37; 10/21; 11/69, 71, 81; 17/95; 19/9;
29/31, 33; 35/1; 77/1; 81/19.
Elyesa’: 6/86; 38/48.
Emanete riayet: 2/283; 3/75; 4/58; 23/8; 70/32, 35.
Emzirmek: 2/233; 4/23; 22/2; 28/7, 12; 65/6.
En güzel isimler Allah’ındır: Bkz. Allah’ındır en güzel
isimler.
Ensar: 9/100, 117; 59/9; 63/7.
Evlat edinme: 33/4, 5, 37.
Evlenilmesi helal ve haram olanlar: 4/22, 24; 5/5.
Evlenmek: 2/129, 221, 230, 232, 235, 237; 4/3, 6, 19, 22, 25,
34, 35, 127, 129; 5/5; 24/3, 32, 33, 60; 28/27; 33/30, 37, 49,
50, 52, 53; 60/10.
Eykeliler: 26/176; 38/3; 50/14.
Eyyûb (as): 6/84; 21/83; 38/41, 44.
Ezan: 5/58; 7/44; 9/3; 62/9.

F
Faiz: 2/275, 276, 278, 279; 3/130; 4/161; 30/39.
Fal okları: 5/3, 90.
Feraiz (miras taksimi): 2/180, 182, 233, 240; 4/7, 12, 19, 33,
176; 5/106, 108; 8/72, 75.
Firavun: 2/49, 50; 3/11; 6/6; 7/103, 137; 8/52, 54; 10/75, 92;
11/96, 99; 17/101, 103; 20/24, 40, 43, 72; 23/45; 26/10, 11,
18, 31, 34, 42, 49, 53, 58; 27/12; 28/3, 6, 8, 9, 32, 38, 39, 40;
29/39; 38/12; 40/23, 46; 43/46, 55; 44/17, 31; 50/12; 51/39,
40; 54/54, 55; 69/9; 73/15, 16; 79/17, 25; 85/18; 89/10.
Fitne: 2/102, 191, 193, 217; 3/7; 4/91, 101; 5/41, 49, 71;
6/25, 53; 7/27, 155; 8/25, 28, 39, 73; 9/47, 48, 49, 126; 10/85;
11/83, 90, 131; 21/35, 111; 22/11, 57; 23/97, 98; 24/63;
25/20; 27/47; 29/2, 3, 10; 33/14; 38/24, 34, 63, 162; 39/49;
44/17; 51/13,

XIX

14; 54/27; 57/14; 60/5; 64/15; 68/6; 71/31; 72/17; 85/10.

G
Ganimet: 8/1, 6, 10, 41; 60/11.
Gayb bilgisi: 2/3, 33; 3/44, 179; 4/34; 6/50, 59, 73; 7/188;
9/94; 10/20; 11/31, 123; 12/52, 81, 102; 13/9; 16/77; 18/26;
19/61, 78; 21/49; 23/92; 27/65; 32/6; 34/3, 53; 35/18, 38;
36/11; 39/46; 49/18; 50/33; 52/41; 53/35; 57/25; 59/22; 62/8;
64/18; 67/12; 68/47; 72/26; 81/24.
Gece namazı: 17/78, 79; 50/40; 51/17, 18; 52/49; 73/1, 6, 20;
76/26.
Geçimsizlik (ailede): 2/227; 4/35, 128, 130; 39/29.
Geçmiş toplumlar ve sonuçları: 3/13, 137, 191; 6/6, 11, 42,
45; 7/4, 5, 94, 102; 8/52, 54; 9/69, 70; 10/13, 23, 101; 11/100,
102; 12/109; 15/10, 11; 16/26, 36, 48, 63; 17/17; 18/32, 43,
60; 19/74, 98; 20/128; 21/11, 15, 30, 95; 22/45, 46, 48; 23/42,
44; 24/34; 25/38, 40; 28/58; 29/38, 40; 30/8, 10, 21, 42;
32/26, 27; 34/45; 35/44; 36/13, 21; 37/71, 73; 38/3; 39/25, 26,
42; 40/5, 21, 22, 82, 84; 41/13; 43/6, 7; 44/37; 46/27, 28;
47/10, 13; 50/36, 37; 53/50, 54; 54/4, 5, 51; 64/5; 65/8, 9;
67/18; 68/17, 33; 69/4, 12.
Geçmiş toplumlardan ibret alınmalı: 6/6; 9/70; 10/13, 14,
20; 14/9, 17; 20/28; 22/45, 48; 27/51; 29/40; 30/9; 32/26;
35/43, 44; 37/136; 47/13; 51/59; 64/5, 6.
Gıda ve yiyecekler: Bkz. Yiyecekler ve gıdalar.
Gıybet: 4/148; 49/12; 104/1.
Göz kaş işaretiyle ayıplamak: 49/11; 104/1, 2.
Gusül abdesti: 4/43; 5/6.
Gün Allah katında ne kadardır: 22/47; 32/5; 70/4.

H
Haccın farz oluşu ve adabı: 2/158, 189, 196, 200, 203; 3/96,
97; 5/1, 2, 94, 97; 9/19; 22/25, 37.
Hakka davet usulü: 2/139, 258; 3/20, 61, 66; 4/107, 109;
6/2, 25; 7/103, 171; 8/34, 37; 17/53; 21/51, 73; 22/3, 8, 9;
26/69, 89; 29/46; 31/20; 40/35; 58/1.
Hâmân (Firavun’un veziri): 28/6, 38; 29/39; 40/23, 24, 36.
Haniflik (tek Allah inancı): 2/135; 3/67, 95; 4/125; 6/79, 161;
10/105; 16/120, 123; 30/30; 98/5.
Haram aylar: 2/194, 217; 5/2, 97; 9/1, 5, 36, 38.
Harp esirleri: 8/67, 68, 70, 71.
Harpte bozgunculuk yapmak: 4/72, 73, 88, 91; 9/38, 57, 81,
84, 86, 89, 91, 96, 111; 33/9, 21.
Harpte namaz: 4/101, 103.
Hârûn (as): 4/163; 6/85; 7/121, 142, 150; 10/75; 19/53;
20/25, 35, 64, 70, 90; 21/48; 23/45; 25/35; 26/14, 47; 37/113,
119.
Hârût ve Mârût: 2/102.
Hayat (dünya): 2/86, 96, 179, 204, 212; 3/14, 117, 175; 4/74,
94, 109; 6/32, 70, 130; 7/32, 51, 152; 9/38, 55; 10/7, 23, 24,
64, 88, 98; 11/15; 13/26, 34; 14/3, 27; 16/97, 107; 17/75;
18/28, 45, 46, 104; 20/72, 97, 131; 23/33; 24/33; 25/3; 28/60,
61, 79; 29/25, 64; 30/7; 31/33; 33/28; 35/5; 39/26; 40/39, 51;
41/16, 31; 42/36; 43/32, 35; 45/35; 47/36;

53/29; 57/20.
Hayvanlar ve böcekler: 4/119; 5/3; 6/38, 95, 142; 16/5, 8,
68, 69, 79, 80; 21/30; 22/28, 73; 23/21, 22; 24/45; 27/16, 19;
29/41; 36/71, 73; 40/79, 80; 43/12, 13; 67/19; 88/17.
Helal rızık: 2/168; 5/88; 8/69; 16/114, 116.
Hendek savaşı: 33/9, 25; 85/4, 8.
Hevâ ve heves (istek ve arzular): 2/78, 120, 145; 4/135;
5/48, 49, 70, 77; 6/66, 71, 119, 150; 7/176; 13/37; 14/37, 43;
18/28; 20/16; 23/71; 25/43; 28/50; 30/29; 38/26; 42/15; 45/18,
23; 47/14, 16; 53/3, 23, 53; 54/3; 79/40.
Hıristiyanlar: 2/62, 111, 113, 116, 120, 135, 140; 3/55, 61,
67, 69, 73, 75; 5/14, 15, 17, 18, 47, 51, 69, 72, 73, 82, 85;
9/30, 31, 34; 10/69; 19/37; 43/65; 57/27.
Hırsızlık: 5/38; 12/73, 77.
Hicr halkı: 15/80.
Hicret (Peygamberimizin): 47/13.
Hicretin gerekliliği ve hicret edenin sevabı: 2/218; 3/195;
4/89, 97, 99; 8/72, 75; 9/20, 22, 100, 117; 16/41, 42, 110;
22/58, 60; 29/56; 39/10; 59/8, 10.
Hoş görülü olmak: 2/109; 4/4; 5/13; 15/85; 24/22; 43/5, 89;
64/14.
Hûd (as): 7/65, 72; 11/50, 60, 89; 26/123, 140; 46/21, 25.
Hudeybiye barışı: 48/1, 30; 60/12.
Huneyn savaşı: 3/25, 26.
Hüdhüd kuşu: 27/20, 29.

İ
İbrahim (as) ve ailesi: 2/124, 127, 130, 132, 133, 135, 136,
140, 258, 260; 3/33, 65, 67, 68, 84, 95, 97; 4/54, 125, 163;
6/74, 75, 83, 161; 9/70, 114; 11/69, 74, 76; 12/6, 38; 14/35;
15/51; 16/120, 123; 19/41, 46, 58; 21/51, 60, 62, 69; 22/26,
43, 78; 26/69; 29/16, 30; 33/7; 37/83, 104, 109; 38/45; 42/13;
43/26; 51/24; 53/37; 57/26; 60/4; 87/19.
İbret için geçmiş toplumların haline bakmak: Bkz. geçmiş
toplumlar ve akıbetleri.
İddet beklemek: 2/228, 231, 234, 240; 65/1, 7.
İdris (as): 19/56, 57; 21/85, 86.
İffetli olmak: 4/25; 5/5; 23/1, 5; 24/30; 70/29, 35.
İftira: 4/112; 24/4, 5, 18, 20, 23, 25; 49/6, 11, 16; 68/10, 16;
104/1.
İhsan (güzel davranma): 2/36, 114; 3/15, 17, 134; 5/32;
16/90; 33/58; 49/1, 12; 70/24, 25; 74/44; 89/16, 20; 90/12, 17;
92/17, 21; 107/1, 3; 108/3.
İkiyüzlülük: Bkz.münafıklık.
İlim araştırma ve bilgi: 2/129, 151, 159, 174, 269; 4/113;
5/110; 6/119; 9/122; 16/43; 21/7; 33/34; 35/19, 22; 39/9, 10;
80/2, 4; 96/4.
İlyas (as): 6/85; 37/123, 129.
İman – amel ilişkisi: 2/25, 62, 82, 277; 3/57; 4/57, 122, 173;
5/9, 69, 93; 7/42; 10/4, 9; 11/11, 23; 13/29; 14/23; 18/30, 88,
107; 19/60, 96; 20/75, 82, 112; 21/94; 22/14, 23, 50, 56;
24/55; 25/70, 71; 26/227; 28/67, 80; 29/7, 9, 58; 30/15, 45;
31/8; 32/19; 34/4, 37; 35/7; 38/24, 28; 40/40, 58; 41/8; 42/22,
23, 26; 45/21, 30; 47/2, 12; 48/29; 64/9; 65/11; 84/25; 85/11;
95/6; 98/7; 103/3.
İmanın gerçeği (hakikati): 2/2, 20, 82, 108, 136,

XX

153; 3/193; 4/57, 136, 173, 175; 5/8; 6/158, 159; 10/63, 65,
105, 106; 11/23, 24; 13/28, 29; 14/23; 16/97; 18/30, 44, 103,
108; 19/60, 96; 20/112; 21/94; 30/15, 43, 45; 32/15, 16, 19;
33/70; 34/37; 35/7; 39/10, 17, 18; 40/84, 85; 41/8; 47/1, 3;
49/15, 17; 62/1, 4; 64/8; 98/1, 7.
İmanın nura benzetilmesi: 2/257; 5/15, 16; 13/16; 24/40;
33/43; 39/22; 42/52; 57/9, 28; 61/8; 65/11.
İncil: 3/3, 48, 65; 5/46, 47, 66, 68, 110; 7/157; 9/111; 19/30;
48/29; 57/27.
İnfak etmek: 2/3, 177, 195, 210, 215, 219, 254, 261, 262,
264, 265, 267, 270, 272, 273, 274; 3/17, 92, 117, 134; 4/34,
38, 39, 95; 5/64; 8/3, 26, 36, 60, 72; 9/20, 34, 44, 53, 54, 87,
91, 92, 98, 99, 121; 10/57; 13/22; 14/31; 16/75; 17/100;
22/35; 24/33; 25/67; 26/88, 89; 28/54; 29/15; 32/16; 34/39;
35/29; 36/47; 42/38; 47/38; 51/19; 57/7, 10; 59/8; 60/10, 11;
63/7, 10; 64/16; 65/6, 7; 70/24.
İnsan ibadet için yaratılmıştır: 15/99; 51/56, 57; 67/2;
72/16, 17.
İnsan ve yaratılışı: 4/1; 6/2, 98; 7/12; 22/5; 23/12, 14; 30/20,
21, 54; 32/7, 9; 35/11; 39/6; 40/57; 41/21; 42/11; 53/45;
71/14; 75/36, 39; 76/2; 77/20, 23; 80/18, 19; 82/7, 8; 86/5, 7;
95/4, 5; 96/2.
İnsan yaratılışının özellikleri: 4/28; 14/34; 17/11, 13, 83,
100; 18/54; 21/37; 22/66; 36/77; 41/49, 51; 42/48; 43/15;
70/19; 75/5, 6, 14, 36; 76/1; 80/17, 24; 90/4; 96/6, 7; 100/6, 8;
103/2.
İnsanın çektiği kendi yaptığındandır: 30/41; 42/30, 34.
İnsanın yaratılışında ibretler vardır: 41/53; 45/4; 51/21;
86/5, 7.
İnsanlar kulluklarına göre derecelendirilirler: 6/132; 46/19;
76/1, 2; 92/4.
İnsanları Allah azap ve intikam alacağı gerçeğiy-le
korkutur: 2/114, 206; 3/25; 4/14, 41, 45, 52, 62, 63, 115,
116, 119; 5/5; 6/30, 65; 7/97, 99; 8/50, 54; 9/24, 52, 55;
10/54; 11/121, 122; 12/107; 14/44; 15/90, 93; 16/45, 47, 106;
17/68, 69, 72; 19/39; 21/29; 23/95, 100; 25/23; 27/90; 28/50;
34/9, 42, 49; 37/177; 38/15; 39/47, 48; 42/44; 43/41, 42;
44/10, 14, 59; 46/22, 23, 32; 47/1; 52/45; 53/56, 57; 54/45;
59/4; 67/16, 17; 70/42; 73/18; 77/16, 18; 86/17; 92/11, 12.
İnsanları bağışlamak: 2/263; 3/133, 134; 4/149; 16/126;
24/22; 42/36, 37, 40, 43; 64/14.
İnsanları İslâm’a davet etmek: 2/211, 285; 5/3; 6/70; 21/92;
23/52; 28/61; 32/18; 39/11, 12, 13, 14; 57/16; 87/14; 98/5.
İnsanların çoğunluğunun durumu: 2/243; 6/116; 7/187;
10/55, 60; 11/17; 12/21, 103, 106; 13/1; 16/38; 26/18, 67,
103, 121, 139, 158, 174, 190; 27/73; 28/13; 30/6, 30; 34/28;
40/57, 61; 45/26.
İnsanların istek arzu ve inanış biçimleri: 2/9, 13, 165, 200,
207; 6/25, 30; 9/49, 50, 58, 61, 75, 77, 98, 102, 106, 124,
127; 10/40, 43; 22/2, 3, 4, 8, 10, 11, 13; 29/10, 11; 31/6, 7;
42/48; 47/16, 18.
İntihar: 2/195; 4/29, 30.
İsa (as): 2/84; 3/45, 60; 4/156, 159, 171, 172; 5/17, 46, 72,
75, 109, 120; 9/30, 31, 111; 19/16, 34; 23/50; 43/57, 58, 65;
57/26, 27; 61/6.
İshak (as): 2/133, 136; 3/84; 4/163; 11/71; 12/6, 38; 14/39;
19/40; 21/72; 29/22; 37/112.

İslâm gerçeği: 1/6, 7; 2/112, 131, 132, 135, 142, 208; 3/19,
20, 51, 67, 85, 101; 4/125; 5/16; 6/136, 153, 161; 7/29; 9/33;
10/25; 11/56; 12/40; 16/76; 19/36; 21/92; 22/54, 78; 23/52,
73; 24/46; 30/30, 43; 31/22; 36/4, 61; 39/54; 41/33; 42/13, 53;
43/43, 61, 63; 48/2, 20, 28; 61/9; 67/22; 72/13; 98/5.
İslâm’a davet her müslümana gereklidir: 3/21, 104, 110,
114; 4/114; 5/63, 78, 79; 6/70; 7/157, 165, 199; 9/67, 71, 112;
11/116; 16/90; 19/55; 22/41, 77; 24/21; 31/17; 51/55; 87/9.
İsmail (as): 6/86, 87; 19/54, 55; 38/48.
İsraf: 4/6; 5/32; 6/141; 7/31; 17/27; 20/121; 25/67; 39/53;
40/28, 34.
İstiğfar (af dileme): 3/17, 135; 4/64, 106, 110; 5/74; 9/80,
114; 11/52, 90, 114; 22/50; 40/55; 42/5; 47/19; 51/18; 60/4;
63/5, 6; 71/10; 73/20; 110/3.
İstişare: 2/233; 3/159; 42/36, 38.
İş ve ticaret ahlakı: 4/29, 31; 7/81; 17/35; 26/181, 182;
55/89; 83/1, 6.
İşlerde orta yolu tutmak: 17/29, 110; 25/67; 31/32; 35/32.
İşlere mutlaka bir karşılık vardır: 4/114; 5/33; 6/120, 146,
160; 7/170, 180; 8/50, 51; 9/22; 12/22; 20/15; 24/37; 35/30;
39/34, 35; 41/8, 27; 42/20, 23, 26; 53/31.
İtaat kime yapılmalı: 3/32, 132; 4/59, 64, 68, 69, 80; 5/94;
8/1, 20, 46; 9/71; 24/52, 54, 56; 33/36, 71; 47/33; 48/17;
49/14; 59/7; 60/12; 64/12, 16.
İyiliği emredip kötülükten yasaklamak: 3/104, 110, 114;
5/79; 7/157, 199; 9/71, 127; 22/41; 31/17.

K
Kâbe: 2/125; 3/96, 97; 5/95, 97; 22/26.
Kadına değer vermeyen müşrikler: 6/139; 16/58, 59; 43/17;
52/39; 53/21, 22.
Kadınlar: 2/49, 187, 222, 232, 235, 236; 3/14, 61; 4/1, 3, 4, 7,
11, 15, 19, 22, 24, 32, 34, 43, 75, 98, 127, 129, 176; 5/6;
7/81, 127, 141; 12/30; 14/6; 24/31, 60; 27/55; 28/4; 33/30, 32,
52, 55, 59; 40/25; 48/25; 49/11; 58/2, 3; 65/1, 4.
Kadınları boşama: 65/1, 3.
Kadınların giyimi ve örtünmesi: 24/31; 33/33, 59.
Kadınların mahremleri: 33/55.
Kafir ve münafıklar dost edinilmez ve onlara ita-at
edilmez: 4/89; 25/52; 33/1, 48; 59/11.
Kafire yaptığı işlerin kıyamette faydası olmaz: 3/117; 8/36;
9/54, 55; 14/18; 18/103, 106; 24/39, 40; 25/23; 47/1, 8, 9, 28,
32.
Kafirle mü’min karşılaştırması: 3/162; 22/19, 24; 30/14, 16;
32/18, 21; 35/8; 38/28; 39/9, 22, 24; 40/58; 41/40; 45/21;
47/14; 59/20; 67/22; 68/35.
Kafirler daima pişmandırlar: 6/27, 30; 7/37, 39, 53; 10/54;
20/103, 104; 21/46, 97, 98; 23/99, 100, 106, 114; 25/27, 29;
26/96, 102, 203; 28/64; 32/12; 33/66, 68; 35/37; 37/20; 39/56,
59; 40/10, 49, 50; 41/29; 42/44, 46; 57/13, 15; 66/7; 67/8, 11;
74/42, 47; 78/40; 89/24.
Kafirler dost tutulamaz: 3/28, 118, 120, 149; 4/138, 139,
143; 5/55, 56, 80, 81; 9/16, 23; 58/14, 19, 22; 60/1, 9, 13.
Kafirler insanları Allah yolundan saptırırlar: 2/217; 3/99;
7/86; 8/34, 47; 9/34; 11/18, 22; 14/3; 22/25; 31/6; 47/32, 34.

XXI

Kafirleri Allah korkutup tehdit eder: 2/24, 25, 159, 162,
174, 176; 3/10, 56, 57, 77, 90, 91, 177, 178; 4/10, 36, 37, 56,
97, 114, 115, 137, 139, 150, 151, 159, 163, 168, 173, 175;
5/98; 6/133, 134, 147; 7/94, 95, 179; 8/23, 25, 39, 59; 9/17,
82, 88, 89, 98, 100, 124, 125; 10/8, 26, 27; 11/107, 108;
13/18; 15/43, 44, 50; 16/22, 23, 38, 41, 106, 110; 17/60, 97,
98; 18/29, 88, 102; 19/68, 80; 21/1, 4, 10, 16, 39, 40; 22/17,
19, 25, 50, 51, 56, 57; 23/82, 83, 93, 95; 24/39, 40, 64;
26/198, 209; 27/4, 5; 28/67; 29/65, 66; 30/14, 16, 33, 34, 45;
32/12, 14, 28, 30; 33/8, 58, 73; 34/4, 5, 29, 30, 35, 38, 51, 54;
35/7, 32, 33, 36, 37, 42, 43; 36/53, 64; 38/26; 40/3, 10, 12,
56; 41/40, 42; 42/16; 43/74, 75; 45/30, 31; 47/32, 34; 52/1,
16; 53/27, 30; 55/31, 58, 60, 62, 64, 66, 68, 72, 74, 76; 56/8,
57, 83, 96; 57/5, 20, 21; 69/18, 37, 48, 51; 70/41; 74/32, 56;
76/4; 77/1, 15; 79/1, 14; 85/1, 12; 86/1, 17; 89/1, 14; 91/1, 15;
92/1, 21; 95/1, 5; 98/6.
Kafirlerin değişik sıfatları: 2/6, 7, 26, 39, 98, 104, 105, 114,
121, 126, 161, 162, 171, 210, 217, 257; 3/4, 10, 12, 19, 21,
22, 32, 56, 86, 91, 105, 106, 111, 112, 116, 120, 149, 151,
176, 178, 181, 183, 196, 197; 4/18, 36, 39, 42, 56, 76, 102,
137, 150, 151, 167, 170, 173; 5/10, 36, 37, 41, 44, 45, 57, 58,
60, 63, 67, 73, 78, 80, 104; 6/1, 4, 7, 8, 25, 26, 31, 33, 37, 70,
129, 130; 7/50; 8/13, 14, 18, 30, 39, 50, 59, 73; 9/73, 87;
10/2, 4, 27, 54; 11/106, 107; 13/18, 31, 35, 42, 43; 14/2, 3,
27, 30; 15/2, 3, 90, 93; 16/27, 29, 33, 36, 83, 85, 87, 107,
109, 112, 113; 17/10, 45, 48, 97, 98; 18/29, 52, 53, 100, 106;
19/37, 39, 72, 75, 83, 87; 20/74, 124, 127, 134, 135; 21/97,
100; 22/19, 22, 38, 51, 55, 57, 71, 72; 23/53, 56, 63, 77, 93,
96; 24/57; 25/34, 40, 43, 44, 55; 26/227; 29/23, 41, 43, 52,
55; 30/16, 44, 45; 31/23; 32/10, 21; 33/8, 64, 68; 34/5, 38;
35/7, 10, 36, 37, 39; 36/59, 65; 37/22; 38/1, 2, 55, 58; 39/47,
48, 63, 71, 72; 40/4, 6, 10, 12; 41/19, 28; 42/26; 43/9, 16, 43,
49; 45/7, 11, 31, 35; 46/20, 34, 35; 47/1, 3, 4, 8, 9, 11, 12, 18,
29, 30, 32, 34; 48/13; 50/24, 26; 51/52, 53, 59, 60; 52/45, 47;
53/28; 54/6, 8, 43, 48; 55/41; 56/41; 57/19; 59/14, 17; 64/10;
66/9; 67/6, 10, 20, 22, 27, 28; 68/35, 47, 51; 69/25, 37; 70/36,
44; 72/23; 74/8, 26, 31, 40, 53; 75/24, 33; 76/4, 27; 77/29;
79/37, 39; 80/40, 42; 82/14, 16; 83/8, 17, 29, 36; 84/24;
85/10, 19; 86/15, 17; 87/11, 13; 88/2, 7, 23, 24; 89/24, 26;
90/19, 20; 91/10; 92/8, 11; 98/1, 4, 6; 101/8, 11; 109/1, 6.
Kafirlerin Muhammed (as)’a söyledikleri: Bkz. Muhammde
(as)’a kafirlerin söyledikleri.
Kafirlerin ölü ve sağırlara benzetilmesi: 2/7, 18; 6/36, 39,
50, 104, 122; 7/179; 8/22, 33, 55; 10/42, 43; 11/24; 13/16, 19;
17/72; 18/57; 21/45; 22/46; 25/44, 73; 27/80, 81; 30/52, 53;
31/7; 35/19, 22; 36/9; 40/58; 41/44; 43/40; 47/23, 24.
Kafirlerin yaptıkları işlerin sonuçları: 3/117; 8/35; 9/54, 55;
14/18; 18/104, 106; 24/39, 40; 25/23; 47/1, 8, 9, 28, 32.
Kâinâtın yaratılışı: 2/29; 6/101, 107; 30/19; 32/7; 36/36;
39/63; 40/62; 42/49; 43/12; 51/49; 52/52; 54/49, 50; 57/1;
61/1; 62/1; 64/1; 81/15, 18; 86/1, 3; 87/2; 91/1, 8; 92/3; 95/1,
3.
Kalem: 68/1; 96/4.

Kalp: 7/43; 10/57; 13/27, 28; 23/78; 32/9; 33/4.
Kardeşlik: 2/83; 3/103; 4/25; 49/10, 13; 5/32.
Karşılık her iş için vardır: Bkz. yapılan her işe bir karşılık
vardır.
Kârûn ve akıbeti: 28/76, 83; 29/39, 40; 40/24.
Kaza ve kader: 3/145, 154; 6/2, 35, 57, 96; 7/34; 9/51; 10/3,
49, 99, 100; 11/6; 13/39; 15/4, 5, 21; 17/58; 23/43; 25/2;
27/74, 75; 34/3; 35/11; 44/4; 54/51, 53; 57/22; 59/3; 64/11;
65/3, 12; 71/4; 72/25, 27.
Kendini beğenmek: 4/36; 31/18.
Kıble: 2/115, 142, 145, 148, 150; 10/87.
Kınamak: 5/54; 12/32; 14/22; 17/29, 39; 23/6; 37/142; 51/50,
54; 68/30; 70/30; 75/2.
Kısas: 2/178, 179, 199; 5/44, 45; 16/126.
Kıyamette organlar şahitlik yapacak: Bkz. organ-lar
kıyamette şahitlik yapacak.
Kıyametten dehşetli sahneler: 2/48, 123, 254; 3/106; 4/42;
5/115; 6/15; 7/53; 10/54; 11/3, 104, 106; 14/31, 42, 44, 48;
19/37; 22/1, 2, 55; 24/37; 25/25; 26/88, 135; 30/43, 57; 31/33;
34/42; 40/18, 32, 51, 52; 43/67; 44/16, 40, 42; 45/26, 28;
50/30; 56/3; 60/3; 68/42; 70/10, 14; 73/17; 74/9, 10; 75/10,
13; 76/8, 10, 27; 77/13, 15, 35, 38; 78/38, 40; 79/8, 34, 36;
80/33, 37; 82/17, 19; 83/5; 86/9, 10; 89/22, 26; 101/4, 5.
Kız çocuğu: 16/57, 59; 43/17; 81/8, 9.
Kibirlenmek: 4/36, 172, 173; 16/23, 29; 17/38; 32/15; 39/60,
72; 40/76, 35.
Kimse kimsenin günahından sorumlu tutulmaz: 6/164;
10/41; 24/54; 31/33; 34/25; 36/54; 37/39; 42/15; 53/39.
Kin: 3/118; 4/22; 5/14, 64, 91; 35/39; 40/10, 35; 60/4; 61/3;
93/3; 108/3.
Kitapları gönderen Allah’tır: 2/53, 87, 113, 146, 174, 176;
3/23, 48, 78, 79, 81, 184; 4/54, 136, 140; 5/15, 43, 48, 110;
6/20, 91, 114, 154; 10/94; 11/17, 110; 15/4; 17/2, 4; 19/12,
30; 22/8; 23/49; 25/35; 28/43; 29/27; 31/20; 32/23; 37/117;
40/53; 41/45; 45/16; 46/12; 57/16, 26; 62/2.
Korkaklık: 3/156, 158; 4/72, 73; 8/15, 46; 9/44, 49, 56, 57.
Korku namazı: 4/101, 102.
Kölelik: 2/221; 4/24, 25, 36; 5/89; 9/60; 16/71; 23/1, 6; 24/33;
33/50; 47/4; 58/3, 4; 70/30, 35.
Kumar: 2/219, 220; 5/90, 91.
Kur’ân mutlaka okunmalıdır: 2/121; 3/101, 113; 7/204; 8/2,
31; 16/98; 17/45, 46, 107; 19/58, 73; 22/72; 25/73; 27/92;
29/45; 31/7; 35/29; 37/3, 73; 45/20; 84/21; 96/1, 3.
Kur’ân niçin arapça indirildi: 42/7; 41/44.
Kur’ân niçin parça parça indirildi: 25/31, 32.
Kur’ân’a kimse rekabet edemez: 2/23, 24; 10/38; 11/13;
17/88.
Kur’ân’da secde ayetleri: 7/206; 13/15; 16/50; 17/107;
19/58; 22/18; 25/60; 27/25; 32/15; 38/24; 41/37; 53/63; 84/21;
96/19.
Kur’ân’da şifa ayetleri: 9/14; 10/57; 17/82; 26/80; 41/44.
Kur’ân’ı kıyamete kadar koruyan Allah’tır: 15/9.
Kur’ân’ın isimleri (söz, kitap, nûr, rûh, zikir): 56/81 – 2/2,
159, 177; 3/3, 7; 4/105, 113, 123, 127, 130, 140; 5/15; 6/114,
155; 7/2, 196; 10/1; 11/1;

XXII

12/1; 13/1; 14/1; 15/1; 16/64, 89; 18/1; 26/2; 27/1; 28/2, 86;
29/47, 51; 31/2; 32/2; 38/29; 39/1, 2; 41/3, 41; 43/2; 44/2;
46/2, 12; 52/2; 56/78 – 64/8 – 42/52 – 15/6, 9; 16/44; 21/50;
36/69; 38/87.
Kur’ân’ın özellikleri ve O’na imanın gereği: 2/3, 99, 121,
136, 174, 176, 213; 4/47, 82, 105, 113, 116, 174; 5/15, 16,
48, 49, 67, 68; 6/19, 50, 66, 155, 157; 7/2, 3, 52, 170, 203,
204; 10/108; 11/17; 12/102, 104; 13/1, 30, 31, 37; 14/52;
15/9; 16/43, 44, 64, 89; 17/9; 20/99, 100; 21/50; 25/1, 33;
26/2, 192, 210; 27/1, 92, 93; 28/51, 53, 85; 29/45; 30/58;
31/2; 34/6; 38/29; 39/55; 40/2, 41, 42, 44, 52; 42/3, 7, 17, 52;
43/3, 4, 43; 44/3, 58; 45/2; 46/2, 12, 29, 31; 47/2, 24; 54/17,
22, 32, 40; 56/77, 80; 59/21; 64/8; 65/10, 11; 68/52; 69/40,
43, 48, 50, 51; 72/1, 2; 73/4, 20; 74/54, 55; 75/16, 19; 76/23;
80/11, 16; 81/19, 25, 27; 85/21, 22; 96/1; 98/2, 3.
Kurban: 2/195; 3/183; 5/2, 27, 95, 97; 22/28, 32, 33, 34, 36,
37; 108/1, 2.
Küçümsemek: 43/54.
Küfür karanlık demektir: 2/257; 5/16; 13/16; 57/9, 28; 61/8;
65/11.

L
Laf atıp isim takmak: 4/4, 6, 23, 112; 49/11.
Lanet: 2/88, 89, 159, 161; 3/61, 87; 4/38, 44, 46, 47, 52, 93,
218; 5/13, 60, 64; 9/68; 11/18, 60, 99; 13/25; 15/35; 24/7;
28/42; 33/57, 61, 64; 40/52; 47/23; 48/16; 29/25.
Lât: 53/19, 20.
Levh-i mahfûz: 8/68; 10/19; 11/40, 110; 13/39; 20/129;
21/101; 23/27; 36/7; 37/171; 41/45; 42/14; 43/4; 50/4; 56/78;
57/22; 78/38; 80/13, 16; 85/22; 92/10.
Lokman (as): 31/12, 13, 16, 17.
Lût (as): 6/86; 7/80, 84; 11/77, 83; 15/57, 77; 21/74, 75;
22/42, 44; 26/160, 175; 27/54, 58; 29/26, 28, 35; 37/133, 138;
50/13, 14; 54/33, 39.
Lût milleti: 11/70, 74, 83; 26/160; 38/13.

M
Mahrem olanlar: 4/23, 24.
Mahşer (Allah’ın huzurunda toplanma): Bkz. Allah’ın
huzurunda toplanma.
Mal hırsına kapılanların sonu: 104/2, 9.
Mal kazanmak (ticaret): 2/198, 275; 4/29; 9/111; 24/37;
35/29; 61/10, 11; 62/10, 11.
Mal, mülk, saltanat kimindir: 2/29, 107, 251, 258; 3/26, 189;
5/17, 18, 40, 120; 6/73; 7/158; 8/1, 41; 9/111, 116; 10/55, 66;
17/111; 24/29, 42; 25/2, 26; 40/16, 29; 42/49; 43/85; 45/27;
48/14; 57/2, 5; 64/1; 67/1; 85/9.
Malın fitne (imtihan) sebebi oluşu: 8/28; 17/83; 28/76, 82;
42/27; 57/20; 64/15; 71/21; 92/8, 11; 96/6, 7; 102/1, 8; 104/1,
4.
Mallar: 2/155, 188, 279; 3/186; 4/24; 8/28; 9/24, 41, 69, 103,
111; 10/88; 11/29, 87; 17/6, 64; 18/34, 39, 46; 23/55; 34/35,
37; 47/36; 48/11; 57/20; 61/11; 63/9; 64/15; 69/28; 71/12, 21;
89/20; 90/6; 92/18.
Mallar ve evlatlar imtihan içindir: 2/155, 156, 214; 3/186;
8/28; 47/31; 64/13, 15.
Mallarını gösteriş için sarfedenler: 4/38.

Medine: 33/60.
Medyen halkı: 11/84, 95; 20/40; 22/44; 28/45.
Mekke: 2/126; 3/96; 6/92; 8/35; 22/25, 27; 27/91; 28/57, 59;
29/67; 42/7; 48/24; 90/1; 95/3.
Melekler: 2/30, 34, 98, 102, 161, 176, 177, 210, 248, 285;
3/18, 42, 45, 80, 87, 99, 123, 125; 4/97, 166, 172; 6/8, 9, 50,
92, 111, 158; 7/11, 20; 8/9, 12, 50; 11/12, 31; 12/31; 13/13,
23; 15/7, 8, 28, 30, 43; 16/2, 28, 32; 17/40, 61, 65; 21/26, 28;
25/7; 32/11; 33/43; 35/1; 38/1, 4, 71, 85, 149, 157; 41/30, 32;
42/5; 43/16, 22, 60, 77; 47/27; 50/17, 19; 53/26; 69/17; 70/1,
4; 74/31; 78/38; 89/22, 23; 97/4.
Melekler insanları korurlar: 13/11; 16/61; 82/10; 86/4.
Melekler insanların amellerini kaydederler: 10/21; 43/80;
50/17, 18, 21; 72/27; 82/11.
Merve: 2/158.
Meryem: 3/33, 37, 42, 47; 4/156; 19/16, 34; 21/91; 66/12.
Mescid ve camiler Allah’ındır: Bkz. Cami ve mescidler
Allah’ındır.
Mescid-i Aksâ: 17/81.
Mescid-i Haram: 2/14, 125, 149, 158, 191, 196; 5/2, 96, 97;
8/34, 35; 9/7, 18, 19; 17/1; 22/25, 26, 29, 33; 105/1.
Mesuliyet (sorumluluk): 2/123, 281; 3/182; 4/111, 112, 123;
6/160; 9/115; 17/15, 34, 36, 84; 18/29, 57; 22/10, 76; 25/16;
28/47; 30/41, 44; 31/33; 33/15; 35/18; 37/24; 39/7; 42/15, 30;
45/15, 22; 46/19; 52/16, 21; 53/31; 62/7; 66/7; 74/38; 99/7, 8.
Mikâil: 2/98.
Mina: 2/203.
Miras hükümleri: 4/2, 12, 176.
Misafir namazı: 4/101.
Muhacirler: 2/217; 3/95; 4/97, 99; 8/26, 71, 74, 75; 9/100,
117, 118; 16/41, 110; 22/58; 24/22; 29/57, 60; 59/8.
Muhammed (as) ne ile ve niçin gönderildi: 2/119, 252;
3/79, 144, 159; 4/105; 5/67, 99; 6/14, 19, 48; 7/158; 11/2;
13/7; 16/64, 89; 17/54; 18/110; 21/107; 22/49; 25/56; 27/81,
91, 92; 33/40, 45, 47; 34/28; 35/24; 38/65, 70; 42/6; 46/9;
48/8, 9; 94/1, 8.
Muhammed (as) ve şahsiyeti: 3/159; 7/157, 188; 9/128;
29/48; 41/6; 42/15; 48/29; 62/2; 72/19; 88/21, 22.
Muhammed (as)’a Allah’ın hitab ettiği ayetler: 3/31, 32;
4/65, 80, 113; 5/41, 49, 67; 6/33, 35, 107; 7/2, 188; 9/43;
10/65; 11/12; 12/103, 104; 13/30, 32, 40; 15/3, 6, 7, 88, 94,
95, 97; 16/37, 125, 128; 17/55, 73, 76, 86, 87; 18/6, 28; 20/1,
2, 114, 130, 131; 21/36, 41, 46, 107; 22/42; 23/93, 98; 24/54;
25/10, 31, 33, 43, 44, 52; 26/1, 3, 213, 215, 216, 219; 27/6,
70; 28/44, 47, 56, 86, 88; 29/48; 32/30; 33/1, 3, 45, 48; 34/28,
48; 35/4, 23, 25; 36/1, 6, 76; 37/35, 39, 174, 179; 38/17, 76;
39/14; 40/77; 41/6, 43; 42/52; 43/83, 88, 89; 46/9, 35; 51/54;
52/31, 48; 54/6; 60/12; 68/1, 7, 48, 51; 93/1, 11; 94/1, 8.
Muhammed (as)’a kafirlerin söyledikleri sözler: 9/61; 10/2;
11/5, 7, 12; 13/5, 7; 15/6, 15; 16/101, 103; 17/46, 49, 76, 90,
94; 20/133; 21/3, 5, 38; 23/69, 72; 24/11, 63; 25/4, 9, 41, 42;
26/203; 28/48, 49, 57; 34/7, 8, 43; 37/15, 36; 38/4, 7; 41/5;
44/12, 14; 46/7, 8; 52/29, 33; 108/3.

XXIII

Muhammed (as)’a vahyin Allah’tan gelmesi: 2/118; 3/44;
4/163, 165; 6/7, 9, 19, 50, 91, 93; 10/15, 20, 109; 11/49;
12/102, 109; 13/30; 16/123; 17/39; 21/45, 108; 29/45; 33/2;
35/31; 38/70; 39/55; 41/6; 42/3, 51, 52; 53/4, 10; 72/1.
Muhammed (as)’ı Allah’ın kınadığı yerler: 8/67, 68; 9/43,
113, 114; 33/37; 66/1; 80/1, 11.
Muhammed (as)’ın ahlakı ve O’na verdiği husu-siyetler:
3/159; 4/113; 6/50; 7/157, 158, 184; 8/33; 9/61, 128; 10/15;
11/2; 12/103; 18/6, 110; 21/107; 22/67; 25/1, 56; 26/218, 219;
27/79; 33/6, 28, 30, 40, 45, 48, 50, 53; 34/46; 38/86; 42/52;
43/29, 41, 43; 46/9; 48/1, 2, 8, 29; 50/45; 52/29, 48; 53/2, 3,
56; 62/2; 66/1, 5; 68/2, 6; 69/40, 42; 72/23; 73/1, 15; 74/1;
81/24; 87/6, 8; 90/1, 2; 93/3, 8; 94/1, 4; 108/1, 3.
Muhammed (as)’ın Allah tarafından teselli ve takviyesi:
3/176; 5/41, 48; 6/10, 33, 35; 10/65; 11/12, 120; 12/110;
13/19, 32; 15/88, 97, 99; 16/127, 128; 18/6; 20/130; 21/21,
109; 22/42, 44; 25/31; 26/3; 27/70; 28/85; 30/60; 31/23;
34/43, 30; 35/4, 8, 25; 36/7, 11, 76; 37/171, 175, 178, 179;
38/17; 39/36; 40/55, 77; 41/43; 43/6, 43, 45, 83; 44/59; 46/35;
51/52, 55; 52/48; 68/48; 70/5; 73/10, 19.
Muhammed (as)’ın peygamber olarak gönderil-mesi:
2/119, 129, 151, 152, 252; 3/61, 79, 81, 144; 4/105, 170, 174;
5/67, 99; 6/14, 19; 7/158; 9/33; 23/68, 69; 27/91, 92, 93;
35/24, 42; 36/13; 48/28; 61/6; 62/2, 4; 94/1, 8; 98/1, 4.
Muhammed
(as)’ın
peygamberliğini
destekleyen
hususlar: 2/119, 120, 151, 252; 3/61, 62, 81, 108, 164, 183,
184; 4/79, 80, 113, 166, 170; 5/15, 19; 6/8, 11, 26, 35, 51, 66,
67, 92; 7/158, 184, 188, 203; 9/33, 128, 129; 10/15, 41, 43,
104, 108; 11/2, 12, 14, 35, 101, 120; 12/108; 13/7, 27, 30, 36,
38, 40, 43; 14/1; 15/89, 94; 16/2, 43, 44, 64, 82, 89, 103;
17/46, 47, 105; 18/110; 19/97; 21/3, 5, 7, 107; 22/49; 23/70,
73; 25/1, 7, 10, 56, 57; 26/193, 194; 28/44, 46, 85, 87; 29/18;
30/52, 53; 33/40, 45, 46, 48; 34/28, 46, 47, 150; 35/22, 26,
31; 36/3, 6; 38/65, 70, 86; 40/78; 42/7, 51; 43/43, 88, 89;
45/18; 46/9; 47/2; 48/8, 28, 29; 51/50; 52/29, 31; 53/1, 18;
57/9; 61/6, 9; 62/3; 63/1; 65/10, 11; 67/26; 68/47, 52; 73/15;
74/1, 2; 79/45; 96/1, 5; 98/2, 3.
Mukaddes kitaplar: 2/78, 113, 121; 3/73, 113, 114; 13/38;
29/46.
Musa (as): 2/51, 53, 55, 60, 61, 67, 87, 92, 108, 136, 246,
248; 3/84; 4/153, 164; 5/20, 22, 24; 6/84, 91, 154; 7/103, 104,
115, 117, 122, 127, 128, 131, 134, 138, 142, 143, 144, 148,
150, 154, 155, 159, 160; 10/75, 77, 80, 81, 83, 87, 88; 11/17,
96, 110; 14/5, 6, 8; 17/2, 101; 18/60, 66; 19/51; 20/9, 11, 17,
19, 36, 40, 49, 57, 61, 65, 67, 70, 77, 83, 86, 88, 91; 21/48;
22/44; 23/45, 49; 25/35; 26/10, 43, 45, 48, 52, 61, 63, 65;
27/7, 9, 10; 28/3, 7, 10, 15, 19, 20; 28/30, 31, 36, 37, 38, 43,
44, 48, 76; 29/39; 32/23; 33/7, 69; 37/114, 120; 40/23, 26, 27,
37, 53; 41/45; 42/13; 43/47; 46/12, 30; 51/38; 53/36; 61/5;
79/15; 87/19.
Müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm’a ısındırılmak istenenler):
9/60.
Mülk edinme: 2/29; 8/1, 41; 9/111; 10/55, 56;

24/29.
Mü’min kafir karşılaştırması: 3/162; 22/19, 24; 28/61; 30/14,
16; 32/18, 21; 35/8; 38/28; 39/9, 22, 24; 40/58; 41/40; 45/21;
47/14; 59/20; 67/22; 68/35.
Mü’minlerin özellikleri: 2/285; 6/122; 8/74; 9/44, 71, 88;
11/17; 23/1, 9; 24/62; 25/63, 68; 27/3; 48/29; 49/15; 52/18;
57/12, 16, 19; 58/2; 87/14, 15; 98/7, 8.
Münafıklar: 2/8, 13, 20, 77; 3/167, 168, 177; 4/72, 74, 81, 83,
88, 89, 138, 146; 5/41, 52, 58; 7/175; 8/49; 9/43, 58, 61, 69,
73, 77, 80, 87, 94, 98, 101, 107, 110, 124, 127; 24/47, 50, 53;
33/1, 12, 20, 24, 48, 60, 61; 47/16, 20, 24, 29, 130; 48/6;
57/13, 15; 58/14, 18; 59/11, 17; 63/1, 8; 74/31.
Münafıkların cenaze namazı kılınmaz: 9/84.
Mürdetler (dinden çıkanlar): 2/217; 3/77, 86, 91, 106, 177;
4/89, 90, 115, 137; 5/3, 52, 54; 8/13, 14; 16/106, 107, 112;
47/25, 28, 31, 32; 60/11.
Müslümanlık ve müslümanlar: 2/132, 136; 3/52, 64, 84,
102; 5/11; 6/163; 10/72; 16/89, 102; 21/108; 22/78; 23/52;
27/81, 91; 29/46; 30/53; 33/35; 39/12; 41/33; 43/69; 46/15;
48/29.
Müşrikler (puta tapanlar): 2/217; 4/50, 52, 117; 5/60; 6/71,
136, 139; 7/189; 9/1, 5, 113, 114; 10/17; 12/106, 108; 14/28,
29, 30; 16/75, 76, 86, 88; 17/56, 57; 18/102; 19/81, 82; 22/12,
13, 73; 25/3; 29/25, 68; 34/21; 35/13, 14, 40; 36/74, 75;
53/19, 25.
Müzdelife: 2/198.

N
Namaz nasıl kılınmalıdır: 29/45.
Namaz vakitleri: 17/78, 79; 20/130; 30/17, 18.
Namaz ve namaza teşvik: 2/3, 37, 43, 45, 46, 83, 110, 115,
142, 143, 145, 148, 153, 177, 186, 238, 239, 255, 277, 286;
4/43, 45, 77, 101, 102, 103, 162; 5/6, 12, 55, 58, 91, 106;
6/72, 92; 7/170, 205; 8/2, 4; 9/5, 11, 18, 54, 71; 10/87;
11/114; 13/22; 14/31, 37, 40; 17/78, 79, 110; 19/31, 55, 59;
20/14, 130, 132; 21/73; 22/35, 41, 77, 78; 23/1, 2, 9; 27/3;
29/45; 30/17, 18, 31; 31/4, 5, 17; 32/33, 41, 42; 35/18, 29, 30;
42/38; 50/39, 40; 51/15, 18; 52/48, 49; 58/13; 62/9, 10; 70/22,
23, 34; 73/20; 74/43; 75/31; 76/26; 87/15; 96/9, 10; 98/5;
107/46; 108/2.
Namazı kısaltmak: 4/101, 102.
Nikah (evlenme): 2/102, 221, 228, 230, 232, 235; 4/3, 5, 19,
22, 26; 7/189, 190; 24/3, 32, 33; 30/21; 33/37; 60/10, 12.
Nuh (as): 3/33; 4/163; 6/84; 7/59, 64; 10/71, 73; 11/25, 34,
36, 49; 21/76, 77; 23/23, 31; 25/37; 26/105, 122; 29/14, 15,
37, 71, 83; 40/5, 6; 54/9, 16; 71/1, 28.
Nuh (as)’ın yaşı: 29/14.
Nuh milleti: 9/70; 11/89; 13/9; 25/37; 50/12; 51/46; 53/52, 53;
54/90.

O
Oğulluk (evlatlık): 4/23; 33/4, 5.
Organlar kıyamette şahitlik yapacaklar: 24/24; 36/65;
41/20, 23.
Orta yolu tutmak: Bkz. işlerde orta yolu tutmak.
Oruç: 2/183, 185, 187.

XXIV

Ö
Ödünç vermek: 2/24, 282; 5/12; 57/11, 18; 64/13.
Öfke: 3/119, 134; 9/15, 120; 22/15; 48/29.
Ölçüyü tartıyı tam tutmak: 6/152; 7/85; 11/84, 85; 26/182;
55/8, 9.
Ölüm: 3/143; 4/78; 21/34, 35; 62/8; 67/2; 69/8.
Ölümden sonra tekrar dirilme: 2/28, 56, 243, 259, 260;
6/36; 7/14, 57, 167; 11/7; 13/5; 15/36; 16/21, 38; 17/49, 51,
98; 19/15, 33, 66; 20/55; 22/5, 7; 23/16, 37, 82, 100; 26/87;
30/56; 31/28; 35/9; 36/32, 79, 83; 37/16, 144; 41/39; 42/9, 29;
50/15; 56/48, 50; 58/6, 18; 64/7; 72/7; 75/3, 4, 36, 40; 83/4.
Örtünme: 24/30, 31, 60; 33/32, 33, 53, 55, 59.

P
Peygamberimizin bazı özellikleri: 5/11; 8/1, 5, 8, 30, 41;
9/40, 61; 15/87, 99; 17/1, 90, 96; 22/15, 52, 53; 24/11, 16, 63;
25/52; 27/79, 81; 33/6, 28, 34, 38, 39, 50, 53, 56, 60, 62;
40/77, 78; 48/28, 29; 49/1, 5; 59/6, 7; 66/1, 5; 73/1, 9, 20.
Peygamberimizin peygamberliği: 2/119, 252; 6/14, 19, 48;
3/62, 79, 144, 159; 4/105, 106; 5/67, 99; 7/158; 11/2; 13/7;
16/64, 89; 17/54; 18/110; 21/107; 22/49; 25/56; 27/91, 93;
33/40, 45, 47; 34/28; 35/24; 36/2, 6, 69, 70; 38/65, 70; 42/6;
46/9; 48/8, 9; 94/1, 8.
Peygamberimizin şahsiyeti: 2/146; 3/31, 32, 132, 152; 4/41,
59, 64, 65, 69, 80, 81, 113; 5/49, 50; 6/104, 105, 107; 7/157,
188; 8/20, 46; 9/58, 59, 61, 62, 63, 128; 10/94, 95; 15/6, 8;
17/47, 48, 73, 77; 18/6, 28; 21/36, 41, 43, 45, 46; 22/42, 43;
24/51, 56, 63; 25/41, 44, 77; 26/215, 216; 28/44, 47; 29/48;
32/3; 33/6, 33, 36, 57, 69, 71; 37/35, 39; 41/6; 42/15; 46/35;
47/33; 48/10, 17; 52/31, 48; 57/28; 58/5, 8, 9, 20, 21; 59/7;
60/12; 62/2; 64/12; 68/1, 7, 51; 72/18, 24; 88/21, 22; 111/1, 5.
Peygamberler: 2/87, 98, 253, 285; 3/144, 179, 183, 184,
194; 4/136, 150, 152, 164, 165, 171; 5/12, 19, 32, 75, 109;
6/10, 34, 61, 124, 130; 7/35, 37, 43, 53, 101; 9/70; 10/13, 21,
74, 103; 11/59, 69, 77, 81, 120; 12/110; 13/32, 38; 14/9, 11,
13, 44, 47; 16/35; 17/77; 18/106; 21/41; 22/75; 23/44, 51;
25/37; 29/31, 33; 30/9, 47; 34/45; 35/1, 4, 25; 38/14; 39/71;
40/22, 50, 51, 70, 78, 83; 41/14; 43/43, 45, 80; 46/9, 35;
50/14; 57/19, 21, 25, 27; 58/21; 59/6; 65/8; 77/11.
Peygamberler gaybı bilmez: 6/50; 7/188; 10/20; 11/31, 133.
Peygamberler ücret istemezler: 10/72; 11/29, 51; 12/104;
25/57; 26/109, 127, 145, 164, 180; 34/47; 42/23.
Peygamberlik davasında olanlar: 6/93.
Putlara tapanlar: 4/50, 52, 117; 5/60; 6/71, 136, 139; 7/37,
189, 190, 191, 198; 9/1, 5; 10/17; 12/106, 108; 14/28, 30;
16/56, 75, 76, 86, 88; 17/56, 57; 18/102; 19/81, 82; 22/12, 13,
73; 25/3; 29/25, 68; 34/21; 35/13, 14, 40; 36/74, 75; 53/19,
25.

R
Ramazan ayı: 2/185.

Rehin: 2/283, 284.
Ress ashabı: 25/38; 50/14.
Riba: 2/275, 279; 3/130; 4/161.
Riya: 2/246, 264; 4/38; 8/84.
Ruh: 3/145, 185; 6/70; 7/28; 17/85; 21/35; 29/57; 31/34; 32/9;
69/8, 25, 27; 82/1, 5; 91/1, 10.
Ruhbanlık: 5/82; 9/31, 34; 24/36, 38; 57/27.
Ruhbanlık ve ona uymayan hıristiyanlar: 57/27.
Rum: 30/2, 3, 4.
Rüya: 12/5, 43, 100; 17/60; 37/105; 48/27.
Rüzgar: 2/164, 266; 3/117; 7/57; 10/22; 14/18; 15/22; 17/168;
18/45; 21/81; 22/31; 24/43; 25/48; 27/63; 30/46, 51; 32/27;
33/9; 34/12; 35/9; 42/33; 45/5; 46/24, 25; 51/41, 42; 54/19,
20; 69/6, 7.

S
Sabâ melikesi: 27/29, 34, 42, 43.
Sabiîler: 2/62; 5/69; 22/17.
Sadakalar ve zekat: Bkz. zekat ve sadakalar.
Safâ: 2/158.
Salih (as): 7/73, 79; 11/61, 68; 26/141, 159; 27/45, 53; 54/23,
31; 91/11, 15.
Samirî: 20/87, 88, 95, 96.
Savaş: 2/156, 158, 168, 191, 193, 200, 216; 4/71, 76, 77, 84,
90, 91; 8/49, 65, 66; 9/20, 24, 29, 38, 42; 39/10; 41/34, 35.
Savaş esirleri: 8/67, 71.
Savaş yöntem ve taktikleri: 4/71, 94, 104; 8/15, 18, 58, 61,
64, 67, 68; 5/33, 34; 16/92, 94.
Savaşta Allah’ın yardımı: 2/124, 125, 249; 3/13, 110, 111,
121, 128, 160; 8/9, 10, 13, 19, 42, 43, 45, 62; 9/25, 26;
10/103; 30/4, 5, 47; 33/9, 25, 26, 27, 47, 57.
Savaşta bozguncular: 4/72, 73, 88, 91; 9/38, 57, 81, 84, 86,
89, 91, 96, 111; 33/9, 21.
Savaşta namaz: 4/101, 103.
Savaştan kaçmak: 8/15, 16.
Savaştan sorumlu tutulmayanlar: 24/61; 48/17.
Sayha (korkunç ses ve sarsıntı): 23/41; 29/37, 40; 30/25;
36/28, 29, 49, 53; 50/41, 42; 54/31.
Selam: 6/127; 8/61; 10/9, 10; 13/24; 19/62; 21/102; 25/63;
33/44; 39/73; 56/26.
Semûd kavmi: 69/1, 7; 51/43, 46.
Semûd milleti: 7/73; 9/70; 11/61, 68, 95; 13/9; 17/59; 22/44;
25/38; 27/45; 29/38; 40/30, 31; 50/14; 53/50, 51; 69/4, 5;
91/11.
Sidre-i Müntehâ: 53/14, 16.
Sihir: Bkz. Büyü.
Sorumluluk: 2/134, 139, 141, 281; 3/25, 30, 115, 195; 4/84,
110, 123; 6/132, 164; 9/105; 10/30, 41, 52; 11/112; 16/111;
17/13; 21/94; 24/54; 30/44; 36/54; 37/39; 39/70; 40/17, 40;
41/46; 42/15; 45/14, 21, 28; 46/19; 52/16, 21; 53/31, 39; 66/7;
74/38; 99/7, 8; 101/6, 9.
Sûr: 6/73; 20/102; 27/15, 16, 19, 27, 38; 36/51; 39/68, 79, 81.
Süleyman (as): 2/102; 4/163; 6/84; 21/81, 82; 27/15, 44;
34/12, 14, 15, 21; 38/30, 40.
Süt anneler: 2/233.

Ş
Şahitler: 2/154, 181, 282, 283; 3/169, 170, 171;

XXV

4/69, 135; 5/8; 9/52; 22/58; 25/72; 33/23; 47/4; 70/33, 35.
Şahsi sorumluluk: 5/105; 6/31, 104, 164; 10/108; 16/25;
17/15; 27/74, 75; 34/25, 50, 52; 35/18; 39/7; 48/4, 5; 53/38;
81/14.
Şarap: 2/215, 219; 5/90, 91; 47/15.
Şefaat etmek: 2/255; 4/85; 10/3; 19/85, 87; 20/109; 21/28;
34/23; 40/18; 43/86; 82/19.
Şehitler: 2/154; 3/169; 4/69.
Şehitler ve Allah’ın onlara hazırladıkları: 2/154; 3/157, 158,
169, 171, 174, 195; 4/69, 74; 9/111; 22/58, 59; 47/4, 6.
Şeytan ve insan: 4/118, 119; 7/27, 30, 200, 202; 14/22;
16/99, 100; 17/61, 65; 24/21; 29/38; 34/20, 21; 35/5, 6; 38/71,
85; 41/6; 43/36, 37, 38; 38/62; 47/25; 58/19; 59/16, 17.
Şeytanın ademoğluna düşman oluşu: 2/168, 169, 268;
4/119, 121; 5/91; 7/27; 14/22; 43/36.
Şeytanın gayb haberlerini çalmaya çalışması: 15/17; 37/7,
11; 67/5; 72/8, 10.
Şeytanın kovulması: 2/34; 7/11, 12, 18; 15/28, 36, 40, 42;
38/71, 85; 41/117, 119.
Şeytanlar: 2/102; 4/118, 119, 120; 7/12, 18; 15/16, 18; 16/98,
100; 17/27, 53; 18/50, 51; 19/68, 72; 25/29; 35/6; 36/60, 62;
37/6, 10; 41/25; 43/37, 39; 58/10; 59/15, 16; 67/5.
Şiir ve şairler: 26/221, 227; 36/69; 37/35, 36.
Şuayb (as): 7/85, 93; 11/84, 95; 26/176, 191; 29/36, 37.
Şükür: 2/52, 56, 152, 158, 172, 185, 243; 3/123, 144, 145;
4/147; 5/6, 89; 6/53; 7/10, 17, 58, 144, 189; 8/26; 10/22, 60;
12/38; 14/5, 7, 37; 16/14, 78, 114, 121; 17/3, 19; 21/80;
22/36; 23/78; 25/62; 27/19, 40, 73; 29/17; 30/46; 31/12, 14,
31; 32/9; 34/13, 15, 19; 35/12, 30, 34; 36/35, 73; 38/73; 39/7,
66; 40/61; 45/12; 46/15; 54/35; 56/70; 64/17; 67/23.

T
Tâğût (azgın ve sapkınlar): 2/256, 257; 4/51, 60, 76; 5/60;
16/36; 39/17.
Taklitçilik: 5/104; 7/28, 38; 9/30, 65; 10/78; 21/53; 31/21;
42/74; 43/22, 23.
Talak (boşama): 2/225, 228, 233, 236, 237, 241, 242; 4/19,
21; 33/49; 58/3, 4; 65/1, 2, 4, 7.
Tâlût: 2/247.
Tebük seferi: 9/38, 39, 81, 83, 90, 96, 102, 117, 118; 57/7.
Teheccüd namazı: Bkz. gece namazı.
Temizlik ve temizlenmek: 2/222; 3/42; 5/6; 8/11; 56/79;
74/4.
Terazi ve ölçeği doğru tutmak: 6/152; 7/85; 11/83; 17/35;
26/181, 182; 55/9.
Tesettür: 24/30, 31, 60; 33/32, 33, 53, 55, 59.
Tevbe: 2/160; 3/86, 90, 135, 136; 4/17, 18, 26, 110; 5/39, 40;
7/135; 9/104, 112; 11/3, 5; 17/25; 19/60; 25/70, 71; 39/54, 59;
43/25; 66/8; 85/10.
Tevekkül: 3/159; 4/81; 5/11; 8/61; 9/51, 129; 10/85; 11/56;
25/58, 75; 26/216, 217; 27/79; 33/3, 48; 39/36, 38; 58/110;
64/13; 65/3; 73/9.
Tevrat: 3/3; 4/48, 65, 93; 5/43, 44, 46, 110; 6/157; 9/111;
21/105; 40/54; 46/12; 61/6; 62/5.
Teyemmüm: 4/43; 5/6.
Tûr: 2/63, 93; 4/154; 19/52; 20/80; 23/20; 28/44,
46; 52/1; 95/2.
Tübba’ milleti: 44/37; 50/14.

U
Uhud savaşı: 3/120, 122, 140, 144, 155, 157, 162, 165, 166,
168, 172.
Umre: 2/158, 195.
Uzeyr (as): 9/30.
Uzza: 53/19, 20.

Ü
Ümit ve ümitsizlik: 12/87; 15/55, 56; 30/36, 37; 39/53.
Ümmetler: 2/158, 213; 7/34; 10/19, 47, 49.
Üstünlük: 4/95, 96; 6/123, 129, 165; 16/75, 76; 17/21; 21/72,
73; 33/66, 68; 34/31, 33.

V
Vahiy: 2/2, 4, 87, 118, 213; 4/163, 165; 6/7, 9, 91, 93; 10/47;
12/109; 13/7, 38; 17/95; 21/2; 31/27; 40/70; 42/51; 92/14, 16.
Vasiyyet: 2/180, 182; 4/9, 11, 12; 5/106, 107.
Velî edinmek: 3/118; 4/33, 144; 5/51, 55, 58; 9/71; 33/6;
60/1, 7, 9.

Y
Yağmur: 7/57; 13/17; 16/10; 21/30; 22/63; 23/18; 25/53;
27/58; 31/34; 35/12; 39/21; 42/28; 43/11; 50/9; 55/19; 57/20.
Yahudiler: 2/62, 75, 80, 89, 91, 93, 96, 100, 104, 111, 113,
116, 118, 120, 135, 140, 146, 159, 174; 3/21, 23, 24, 52, 54,
67, 77, 78, 112, 181, 184, 199; 4/46, 51, 55, 60, 105, 107,
109, 151, 153, 157, 159, 161, 163; 5/18, 41, 45, 51, 62, 64,
68, 69, 82; 6/90, 114, 146; 7/156, 159, 169; 9/30, 31, 34;
16/118; 19/37; 58/26.
Yahya (as): 3/38, 41; 19/2, 15; 21/89, 90.
Yakub (as): 2/132, 133, 136, 140; 3/84, 93; 4/163; 6/84;
11/71; 19/6, 49, 58.
Ye’cûc ve me’cûc: 18/94, 21/96.
Yeğûs: 71/23.
Yemin: 2/224, 225; 5/89; 16/92, 94; 48/10; 66/2; 68/10.
Yemin keffareti: 5/89.
Yiyecekler ve gıdalar: 2/168, 172, 173; 3/93, 94; 4/160; 5/1,
3, 4, 5, 87, 88, 93, 96, 118, 119, 121, 140, 142, 146, 150;
10/59; 16/66, 67, 114, 115; 22/28, 30.
Yolcu namazı: Bkz. misafir namazı.
Yolculuk: 8/41; 9/60; 17/26; 2/177.
Yûnus (as): 6/86, 87; 10/98; 37/139, 148; 21/87, 88.
Yûsuf (as): 12/3, 104; 40/34.

Z
Zafer: 3/13, 110, 111, 121, 128; 8/19, 42, 45; 33/26, 27.
Zakkum ağacı: 37/62, 66; 44/43; 56/53.
Zan: 6/116; 10/36; 49/12.
Zebaniler: 44/47, 50; 66/6; 74/31; 78/21; 96/18.
Zebûr: 3/184; 4/163; 16/44; 17/55; 21/105; 26/96; 35/25;
54/43, 52.
Zekat ve sadakalar: 2/43, 83, 110, 177, 215, 254, 263, 265,
267, 270, 274, 277; 3/92, 134; 4/38, 77, 162; 5/12, 55; 6/141;
7/156; 8/3; 9/5, 11, 18, 58, 60, 67, 71, 75, 79, 99, 103, 104;
13/22, 23; 14/31; 17/26; 19/31, 55; 21/73; 22/35, 41, 78; 23/4;
24/37, 56; 25/67; 27/3; 30/39; 31/4; 32/16; 33/33; 34/39;
35/29; 36/47; 41/7; 51/19; 57/7, 18; 58/13; 63/10, 11; 64/16,
18; 69/30, 34; 70/24, 25; 73/20, 24; 93/10, 11; 98/5; 107/7.
Zekatın verileceği yerler: 9/60.
Zekeriyya (as): 3/18, 19, 25, 41, 57; 6/85; 19/2, 10; 21/89.
Zenginliğiyle şımaranın sonu: 18/32, 44; 28/76, 82.
Zeyd ve Zeyneb: 33/5; 37/69.
Zıhâr: 33/4; 58/2, 4.
Zina: 4/15, 25; 17/32; 24/2, 10; 25/68, 69; 33/30; 65/1.
Ziraat: 6/141; 13/4; 16/10, 11; 32/27, 42; 20/56, 63, 66.
Zulüm: 4/148; 42/40; 51/59.
Zühd: 2/207; 4/66, 68; 22/34; 61/10, 13.
Zülkarneyn: 18/83, 98.
Zülkifl (as): 38/48.
Zünnûn (Yûnus as): 21/87.

XXVI

Cüz 1 – Sure 1

Fatiha Suresi

Sayfa …

1 FATİHA SURESİ
Kur'an-ı Kerîm'in ilk suresi. Müddesir sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 7 âyettir. 27 kelime, 140
harftir. Kur'an'ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına "Fâtiha" denilmiştir.
Fâtiha, "açılacak şeylerin başı, ilk açılacak yer" demektir. Mukabili "hâtime"dir. Bu sûreye, Allah kelâmının başında bulunduğu
yahut namazda ilk okunan sûre veya tümüyle ilk inen sûre olarak Fâtiha sûresi denilmiştir. Resulullah (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Allah Tevrat'ta da İncil'de de Ümmu'l-Kur'ân (Kur'ân'ın anası olan Fatiha sûresi) gibisini indirmemiştir. es-Seb'ul-Mesani odur.
Yüce Allah da buyuruyor ki o, benim ile kulum arasında ikiye pay edilmiştir. Kuluma da istediği verilecektir."1

Kovulmuş ‫ﺭﺠِﻴ ِﻡ‬ ‫ ﺍﻟ‬şeytandan ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴﻁﹶﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻥ ﺍﻟ ﱠ‬
 ‫ ِﻤ‬Allah’a ‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬sığınırım ‫ﻭ ﹸﺫ‬‫َﺃﻋ‬
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.

Rahim olan ‫ﺭﺤِﻴﻡ‬ ‫ ﺍﻟ‬Rahman ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Adıyla ‫ﺴ ِﻡ‬
 ‫ِﺒ‬
1) Rahman (esirgeyen), Rahim (bağışlayan) Allah’ın adıyla…

alemlerin ‫ﲔ‬
 ‫ﺎﹶﻟ ِﻤ‬‫ ﺍﹾﻟﻌ‬Rabbi ‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ Allah içindir ‫ ِﻟﻠﱠ ِﻪ‬Hamd ‫ﺪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬
2) Hamd, alemlerin Rabbi Allah içindir.

Rahim’dir ‫ﺭﺤِﻴ ِﻡ‬ ‫ ﺍﻟ‬Rahman’dır ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺍﻟ‬
3) Rahman’dır, Rahim’dir.

Din ‫ﻴﻥ‬‫ ﺍﻟﺩ‬gününün ‫ﻭ ِﻡ‬ ‫ﻴ‬ malikidir ‫ﻙ‬
ِ ‫ﺎِﻟ‬‫ﻤ‬
4) Din gününün malikidir.

yardım dileriz ‫ﻥ‬
 ‫ﺴ ﹶﺘﻌِﻴ‬
 ‫ ﹶﻨ‬ve yalnız senden ‫ﻙ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻭِﺇﻴ‬ ibadet eder ‫ﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ﹶﻨ‬Yalnız sana ‫ﻙ‬
 ‫ﺎ‬‫ِﺇﻴ‬
5) Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.

doğru ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹶﺘﻘِﻴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬yola ‫ﻁ‬
‫ﺍ ﹶ‬‫ﺼﺭ‬
 ‫ ﺍﻟ‬Bizi ilet ‫ﻫ ِﺩﻨﹶﺎ‬ ‫ﺍ‬
6) Bizi doğru yola ilet!

gazaba ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻤ ﹾﻐﻀ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬değil ِ‫ﻴﺭ‬ ‫ﻏ‬
‫ ﹶ‬Kendilerine

‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 nimet verdiklerinin ‫ﺕ‬
‫ﻤ ﹶ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻥ َﺃ ﹾﻨ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬yoluna ‫ﻁ‬
‫ﺍ ﹶ‬‫ﺼﺭ‬
ِ
ve sapanlarınkine ‫ﻥ‬
 ‫ﺎﻟﱢﻴ‬‫ﻭﻟﹶﺎﺍﻟﻀ‬ uğrayanların

7) Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanların ve sapanlarınkine değil…
Amin: “Allah’ım kabul et” anlamındadır. “Fatiha’yı okumayanın namazı yoktur;”2 bu nedenle her müslümanın, hangi ırktan olursa
olsun fatihayı öğrenmek için bütün gücünü kullanması gerekir.

Cüz 1 – Sure 1

Bakara Suresi

Sa yfa 1

2 BAKARA SÛRESİ
Kur'an-ı Kerîm'in 2. ve en uzun suresi ve Medine'de ilk nazil olan suredir. 286. ayeti oldu ğu için tamamlanması onbir
yıl sürmüştür. Ayet sayısı 286, kelimeleri 6120, harfleri 25500’dır. Ayrıca bu sûre -müfessîrlerden bir kısmına görebine yakın haber, sekizyüzden fazla emir, dokuzyüze yakın yasak kapsamaktadır. Ona “Bakara” denilmesinin sebebi,
Mûsâ (a.s)’ın, bir sığır kurban edilmesi için verdiği emrin, İsrailoğulları tarafından savsaklanması ve yerine
getirilmemesiyle ilgili kıssanın bu sûrede anlatılmış olmasıdır. Çünkü “Bakara” kelimesi, erkek olsun dişi olsun, çift
süren, su dolaplarını döndüren, araba çeken ve benzeri işlerde kullanılan sığıra verilmiş bir isimdir.
Rahim‫ﺭﺤِﻴﻡ‬ ‫ ﺍﻟ‬Rahman‫ﻥ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟ‬Allah’ın‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬adıyla‫ﺴ ِﻡ‬
 ‫ِﺒ‬
Rahman (esirgeyen), Rahim (bağışlayan) Allah’ın adıyla…

Mim ‫ ﻡ‬Lam‫ل‬Elif‫ﺍ‬
1) Elif, Lam, Mim.1
Elif Lam Mim. Kur'ân-ı Kerîm'in yüzondört sûresinden yirmi dokuzu bu tür harflerle başlar. Bu harflere "Hurufu Mukattaa" denir. Yirmi dokuz
sûrenin başında gelen bu harfler 14 tanedir. Hurufu mukattaa denilen bu harflerin gerçek manasını ancak Allah (c.c.) bilir. 2

muttakiler için ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﱠﺘﻘِﻴ‬ ‫ ِﻟ ﹾﻠ‬hidayettir ‫ﻯ‬‫ﻫﺩ‬ Kendisinde ‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬hiçbir şüphe ‫ﺏ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ olmayan ‫ ﻟﹶﺎ‬kitap ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬bu ‫ﹶﺫﻟِﻙ‬
2) Kendisinde hiçbir şüphe olmayan bu kitap (Kur’an), muttakiler için hidayettir.

‫ﺯ ﹾﻗﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬ şeylerden de‫ﺎ‬‫ ِﻤﻤ‬Ve‫ﻭ‬ namazı ‫ﺼﻠﹶﺎ ﹶﺓ‬
 ‫ ﺍﻟ‬dosdoğru kılarlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴﻘِﻴﻤ‬‫ﻭ‬ gayba ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ ﹶﻐ‬iman ederler ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭ‬ O kimseler ki ‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
infak ederler ‫ﻥ‬
 ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻭ‬‫ ﻴ‬kendilerini ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ rızıklandırdığımız
3) O kimseler ki (muttekiler) gayba iman ederler, namazı3 dosdoğru kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden
de infak ederler.

senden önce ‫ﺒﻠِﻙ‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ ِﻤ‬indirilenlere ‫ل‬
َ ِ‫ﺎ ُﺃ ﹾﻨﺯ‬‫ﻤ‬ve‫ﻭ‬ sana ‫ﻴﻙ‬ ‫ ﺇِﹶﻟ‬indirilene ‫ل‬
َ ِ‫ﺎ ُﺃ ﹾﻨﺯ‬‫ ِﺒﻤ‬iman ederler ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭ‬ onlar ki ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ve‫ﻭ‬
kesin olarak inanırlar‫ﻥ‬
 ‫ﻭ ِﻗﻨﹸﻭ‬‫ ﻴ‬onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ahirete de ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ﻭﺒِﺎﻟﹾﺂ‬
4) Ve onlar ki sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler, onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.

kurtuluşa erenlerdir ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻤ ﹾﻔِﻠﺤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬onlar‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ işte ‫ﻭﺃُﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ Rablerinden ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬bir hidayet ‫ﻯ‬‫ﻫﺩ‬ üzeredirler‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 İşte onlar ‫ﺃُﻭﹶﻟﺌِﻙ‬
5) İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
İbn Cerir'in Mücahid'den rivayetle tahric ettiklerine göre Bakara Sûresinin ilk beş âyeti mü'minler, onları takip eden iki âyeti kâfirler, ondan sonraki
13 âyet de münafıklar hakkında nazil olmuştur.4

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻨ ِﺬ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻡ ﹶﻟ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺗ‬‫ﺭ‬ ‫ﻧ ﹶﺬ‬‫ﻢ َﺀ ﹶﺍ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ٌ‫ﺁﺀ‬‫ﺳﻮ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬

‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻤ ِﻌ ِﻬ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻗﻠﹸﻮِﺑ ِﻬ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﺘ‬‫ﺧ‬ (6) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﻳ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ (7) ‫ﻋﻈِﻴﻢ‬ ‫ﻋﺬﹶﺍﺏ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻭﹶﻟﻬ‬ ‫ﻭﺓﹲ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ِﻏﺸ‬ ‫ﺎ ِﺭ ِﻫ‬‫ﺑﺼ‬‫ﹶﺍ‬

‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺎ ِﺩﻋ‬‫ﺨ‬‫( ﻳ‬8) ‫ﲔ‬
 ‫ﺆ ِﻣِﻨ‬ ‫ﻢ ِﺑﻤ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻮ ِﻡ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ ِﺮ‬ ‫ﻴ‬‫ﻭﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﺎ ﺑِﺎ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻳﻘﹸﻮ ﹸﻝ ﹶﺍ‬

Sayfa 2

hastalık vardır ‫ﺽ‬‫ﻤﺭ‬ Onların kalplerinin ‫ﻡ‬ ‫ ﹸﻗﻠﹸﻭ ِﺒ ِﻬ‬içinde‫ﻓِﻲ‬
hastalıklarını ‫ﺎ‬‫ﺭﻀ‬ ‫ﻤ‬ Allah da ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬onların artırmıştır ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺍ‬‫ﹶﻓﺯ‬
‫ﺎ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬‫ ِﺒﻤ‬çok acıklı ‫ﻡ‬ ‫ َﺃﻟِﻴ‬Bir azap vardır ‫ﺏ‬
 ‫ﻋﺫﹶﺍ‬
 onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬
Yalanlamalarından ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻜ ِﺫﺒ‬ ötürü
10) Onların kalplerinin içinde hastalık vardır. Allah da
onların hastalıklarını artırmıştır. Yalanlamalarından ötürü
onlar için çok acıklı bir azap vardır.

(9) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺴﻬ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻮ ﹶﻥ ِﺍ ﱠﻻ ﹶﺍ‬‫ﺪﻋ‬ ‫ﺨ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﷲ ﻭ‬
َ‫ﺍ‬

fesat ‫ﻭﺍ‬‫ﺴﺩ‬
ِ ‫ ﻟﹶﺎ ﹸﺘ ﹾﻔ‬onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬denildiği ‫ل‬
َ ‫ ﻗِﻴ‬zaman‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬Ve‫ﻭ‬
ancak ‫ﺎ‬‫ ِﺇ ﱠﻨﻤ‬derler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬yeryüzünde ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬çıkarmayın
ıslah edicileriz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺼِﻠﺤ‬
 ‫ﻤ‬ Biz ‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﹶﻨ‬

‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﰱ ﹾﺍ ﹶﻻ‬
ِ ‫ﻭﺍ‬‫ﺴﺪ‬
ِ ‫ ﹾﻔ‬‫ﻢ ﹶﻻ ﺗ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ ﻗِﻴ ﹶﻞ ﹶﻟ‬ (10) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻳ ﹾﻜ ِﺬﺑ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻛﹶﺎﻧ‬

11) Ve onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın!" denildiği
zaman: “Biz ancak ıslah edicileriz" derler.

‫ﺎ‬‫ ِﺑﻤ‬‫ ﹶﺍﻟِﻴﻢ‬‫ﻋﺬﹶﺍﺏ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻭﹶﻟﻬ‬ ‫ﺎ‬‫ﺮﺿ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻢ‬‫ﺩﻫ‬ ‫ﺍ‬‫ ﹶﻓﺰ‬‫ﺮﺽ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻓِﻰ ﹸﻗﻠﹸﻮِﺑ ِﻬ‬

‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺴﺪ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻔ‬ ‫ﻢ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧ‬‫( ﺍﹶﻵ ِﺍ‬11) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺼ ِﻠﺤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻤ‬‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ ِﺍ‬
‫ﺱ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻮﺍ ﹶﻛﻤ‬‫ﻢ ﹶﺍ ِﻣﻨ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ ﻗِﻴ ﹶﻞ ﹶﻟ‬ (12) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻦ ﹶﻻ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬

‫ﻦ ﹶﻻ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﺂ ُﺀ‬‫ﺴ ﹶﻔﻬ‬
 ‫ﻢ ﺍﻟ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧ‬‫ﺂ ُﺀ ﺍﹶﻵ ِﺍ‬‫ﺴ ﹶﻔﻬ‬
 ‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ ﹶﻛﻤ‬‫ﺆ ِﻣﻦ‬ ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ ﹶﺍﻧ‬

‫ﺍ ِﺍﻟﹶﻰ‬‫ﺧ ﹶﻠﻮ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻮﺍ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ ﹶﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ ﹶﻟﻘﹸﻮﺍ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ (13) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬

ُ‫( ﹶﺍﷲ‬14) ‫ ﹶﻥ‬‫ﻬ ِﺰﺅ‬ ‫ﺘ‬‫ﺴ‬
 ‫ ﻣ‬‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻤ‬‫ﻢ ِﺍ‬ ‫ﻌﻜﹸ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ ِﺍﻧ‬ ‫ﺎﻃِﻴِﻨ ِﻬ‬‫ﺷﻴ‬

‫ﻚ‬
 ‫( ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬15) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻤﻬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎِﻧ ِﻬ‬‫ﻐﻴ‬ ‫ﻢ ﻓِﻰ ﹸﻃ‬ ‫ﺪﻫ‬ ‫ﻳﻤ‬‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ ِﺑ ِﻬ‬‫ﻬ ِﺰﺉ‬ ‫ﺘ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻳ‬
‫ﻮﺍ‬‫ﺎ ﻛﹶﺎﻧ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬‫ﺭﺗ‬ ‫ﺖ ﺗِﺠﹶﺎ‬
 ‫ﺤ‬
 ‫ﺭِﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪﻯ ﹶﻓﻤ‬‫ﻼﹶﻟ ﹶﺔ ﺑِﺎﹾﻟﻬ‬
‫ﻀﹶ‬
 ‫ﺍ ﺍﻟ‬‫ﺮﻭ‬ ‫ﺘ‬‫ﺷ‬ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
(16) ‫ﻦ‬ ‫ﺘﺪِﻳ‬‫ﻬ‬ ‫ﻣ‬

birdir ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﺴﻭ‬
 kafir olan ‫ﻭﺍ‬‫ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬kimseleri‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Muhakkak ki ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
uyarmasan ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻡ ﺘﹸﻨ ِﺫ‬ ‫ﻡ ﹶﻟ‬ ‫ َﺃ‬uyarsan da ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺭ ﹶﺘ‬ ‫ َﺃﺃَﻨ ﹶﺫ‬kendileri için ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬

iman etmezler ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬da
6) Muhakkak ki kafir olan kimseleri uyarsan da uyarmasan
da kendileri için birdir; iman etmezler.

onların ‫ﻡ‬ ‫ ﹸﻗﻠﹸﻭ ِﺒ ِﻬ‬üzerini‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬mühürlemiştir ‫ﺨ ﹶﺘﻡ‬
‫ﹶ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 ve‫ﻭ‬ kulaklarını ‫ﻡ‬ ‫ﻤ ِﻌ ِﻬ‬ ‫ﺴ‬
 üzerini‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 Ve‫ﻭ‬ kalplerinin
Ve‫ﻭ‬ perde vardır ‫ﻭ ﹲﺓ‬ ‫ﻏﺸﹶﺎ‬
ِ Gözlerinin ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺭ ِﻫ‬‫ﺒﺼ‬ ‫ َﺃ‬üzerinde de
çok büyük ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻅِﻴ‬
 bir azap ‫ﺏ‬
 ‫ﻋﺫﹶﺍ‬
 onlar için vardır ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻟ‬
7) Allah onların kalplerinin üzerini ve kulaklarını
mühürlemiştir; ve gözlerinin üzerinde de perde vardır. Ve
onlar için çok büyük bir azap vardır.
İbn Abbâs Bakara 6 âyetinin Hz. Peygamber zamanında Medine
civarında bulunan Yahudiler hakkında inmiş olduğunu söylemektedir.
Onlar, Hz. Muhammed'in, Allah'ın onlara ve bütün insanlara gönderdiği
son elçi olduğunu herkesten daha iyi bildikleri halde onu (herkesten önce
tasdik edip ona iman etmeleri gerekirken tam tersine) onu yalanladıkları
için onları azarlamak ve suçlamak üzere Allah Tealâ bu âyeti
indirmiştir.180

öyleleri de vardır ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ insanlardan ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻥ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
 ‫ ِﻤ‬Ve ‫ﻭ‬
gününe ‫ﻭ ِﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺒِﺎ ﹾﻟ‬Ve‫ﻭ‬ Allah’a ‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬biz iman ettik ‫ﻤﻨﱠﺎ‬ ‫ ﺁ‬Derler ‫ل‬
ُ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬
onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ halbuki değillerdir ‫ﺎ‬‫ﻤ‬
ve‫ﻭ‬ ahiret ‫ﺨ ِﺭ‬
ِ ‫ﺍﻟﹾﺂ‬
mü’min ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨِﻴ‬ ‫ِﺒ‬
8) Ve insanlardan öyleleri de vardır ki: “Biz Allah'a ve
ahiret gününe iman ettik" derler ve halbuki onlar mü'min
değillerdir.
Müfessirler, bu âyet-i kerimenin münafıklardan bir topluluk hakkında
indiğinde ve bu âyette zikredilen sıfatların münafıkların sıfatı olduğunda
ittifak etmişlerdir.181

Ve ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ ﻭ‬Allah’ı ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Aldatmaya çalışıyorlar ‫ﻭﻥ‬‫ﻴﺨﹶﺎ ِﺩﻋ‬
başkasını ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬oysa aldatmıyorlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ iman edenleri
da farkında değiller ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Kendilerinden ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺃَﻨ ﹸﻔ‬
9) Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışıyorlar; oysa
kendilerinden başkasını aldatmıyorlar da farkında
değiller...

fesatçıdırlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴﺩ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻔ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬onlar‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ Doğrusu ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﺇ ﱠﻨ‬Dikkat edin ‫َﺃﻟﹶﺎ‬
farkında değiller ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬ne var ki ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻟ ِﻜ‬ve‫ﻭ‬
12) Dikkat edin! Doğrusu onlar fesatçıdırlar; ve ne var ki
farkında değiller.
“Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiğinde, Biz ancak ıslah
edicileriz, derler." Âyetinde her ne kadar kıyamete kadar gelecek
münafıklar kastedilmekte ise de Hz. Peygamber zamanında yaşamış
münafıklar hakkında inmiştir.5

İman edin ‫ ﺁ ِﻤﻨﹸﻭﺍ‬onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬Denildiği ‫ل‬
َ ‫ ﻗِﻴ‬zaman‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬Ve‫ﻭ‬
Biz ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃﻨﹸ ْﺅ ِﻤ‬Derler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬İnsanların ‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬İman ettiği ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺁ‬gibi ‫ﺎ‬‫ﹶﻜﻤ‬
O ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺴ ﹶﻔﻬ‬
 ‫ ﺍﻟ‬İman ettiği ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺁ‬gibi ‫ﺎ‬‫ ﹶﻜﻤ‬iman eder miyiz
‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺴ ﹶﻔﻬ‬
 ‫ﻡ ﺍﻟ‬ ‫ﻫ‬ Doğrusu onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﺇﱠﻨ‬Dikkat edin ‫ َﺃﻟﹶﺎ‬akılsızların
‫ﻟﹶﺎ‬
ve ne var ki ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬akılsızların ta kendileridir
Bilmiyorlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬
13) Ve onlara: “İnsanların iman ettiği gibi iman edin"
denildiği zaman: “Biz o akılsızların iman ettiği gibi iman
eder miyiz?" derler. Dikkat edin! Doğrusu onlar akılsızların
ta kendileridir; ve ne var ki bilmiyorlar.

İman ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺁ‬edenlerle‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬karşılaştıkları ‫ ﹶﻟﻘﹸﻭﺍ‬zaman‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬Ve ‫ﻭ‬
Başbaşa kaldıklarında ‫ﺍ‬‫ﺨﹶﻠﻭ‬
‫ ِﺇﺫﹶﺍ ﹶ‬ise‫ﻭ‬ İman ettik ‫ﻤﻨﱠﺎ‬ ‫ ﺁ‬Derler ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
Şüphesiz biz ‫ ِﺇﻨﱠﺎ‬derler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬şeytanları ile ‫ﻡ‬ ِ‫ﺎﻁِﻴﻨِﻬ‬‫ﺸﻴ‬
‫ ﹶ‬ile‫ِﺇﻟﹶﻰ‬
alay ‫ﻥ‬
 ‫ﻬ ِﺯﺌُﻭ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ﻤ‬ Biz ‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﹶﻨ‬Sadece ‫ﺎ‬‫ ِﺇ ﱠﻨﻤ‬Sizinle beraberiz ‫ﻡ‬ ‫ﻌ ﹸﻜ‬ ‫ﻤ‬
edicileriz
14) Ve iman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik”
derler, şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: “Şüphesiz
biz sizinle beraberiz; biz sadece alay edicileriz" derler.
Bu ayet-i kerimenin Abdullah b. Übeyy ile münafık arkadaşları hakkında
nazil olduğunu kaydederler. Bu münafık önce Ebû Bekir, Ömer ve Ali'yi
(r.anhum) yüzlerine karşı övmüştü. Daha önce de onlar hakkında kendi
arkadaşlarına: "Bu kıt akıllıları sizler nasıl savıp gönderdiğime dikkat
edin!" demişti. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu.6

mühlet verir‫ﻤﺩ‬ ‫ﻴ‬ Ve‫ﻭ‬ onlarla ‫ﻡ‬ ‫ ِﺒ ِﻬ‬alay eder ‫ﺉ‬
ُ ‫ﻬ ِﺯ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ﻴ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
azgınlıkları ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﻨ ِﻬ‬‫ﻁ ﹾﻐﻴ‬
‫ﹸ‬
içerisinde ‫ﻓِﻲ‬
kendilerine ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬
bocalar bir halde ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻤﻬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ‬
15) Allah onlarla alay eder ve azgınlıkları içerisinde bocalar
bir halde kendilerine mühlet verir.

satın alan kimselerdir ‫ﺍ‬‫ﺭﻭ‬ ‫ﺸ ﹶﺘ‬
‫ﻥ ﺍﹾ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬İşte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬
kar getirmedi ‫ﺕ‬
‫ﺤ ﹾ‬
 ‫ﺭ ِﺒ‬ ‫ﺎ‬‫ ﹶﻓﻤ‬hidayete karşı ‫ﻯ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬sapıklığı ‫ﻀﻠﹶﺎﹶﻟ ﹶﺔ‬
 ‫ﺍﻟ‬
Doğru ‫ﻥ‬
 ‫ﻬ ﹶﺘﺩِﻴ‬ ‫ﻤ‬ Ve olmadılar ‫ﺎ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬‫ﻭﻤ‬ Alış verişleri ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺭ ﹸﺘ‬ ‫ﺎ‬‫ِﺘﺠ‬
yolu bulanlardan
16) İşte onlar, hidayete karşı sapıklığı satın alan kimselerdir.
Alış verişleri kâr getirmedi ve doğru yolu bulanlardan
olmadılar.
(*)İman karşılığında küfrü, hidayet, Kur'an, nur dosdoğru yol karşılığında
da sapıklığı, batılı, karanlığı ve çıkmaz yolu alan her kimse için ceza ve
ikab söz konusudur. Çünkü böyle yapanlar sermayelerini kaybetmiş
olurlar. Onların sermayeleri ise sahip oldukları selim fıtrat ve gerçekleri
idrak etmek için akli yetenektir. Bilindiği gibi insanlar bütün sermayesini
yitiren ve her hangi bir ticarette yaptığı zararı telafi edemeyen, zarar eden
taciri ahmak ve anlayışı kıt olmakla nitelendirir. İşte münafıkın durumu da
aynen böyledir.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

kimsenin ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴﺕ‬durumu gibidir kiِ‫ ﹶﺜل‬‫ ﹶﻜﻤ‬Onların durumu ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻤ ﹶﺜﹸﻠ‬
‫ﺎ‬‫ ﻤ‬aydınlatınca ‫ﺕ‬
‫ﺀ ﹾ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ َﺃﻀ‬‫ ﹶﻓﹶﻠﻤ‬bir ateş ‫ﺍ‬‫ ﻨﹶﺎﺭ‬yakan ‫ﻭ ﹶﻗﺩ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ‬
‫ﺍ‬
Onların nurunu ‫ﻡ‬ ‫ ِﺒﻨﹸﻭ ِﺭ ِﻫ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬giderdi ‫ﺏ‬‫ ﹶﺫﻫ‬etrafını ‫ﻪ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺤ‬

‫ ﻟﹶﺎ‬karanlıklar ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﻅﹸﻠﻤ‬
‫ ﹸ‬içerisinde‫ ﻓِﻲ‬onları bıraktı ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻜ‬‫ ﹶﺘﺭ‬Ve‫ﻭ‬
Görmez bir halde ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺼﺭ‬
ِ ‫ﺒ‬ ‫ﻴ‬
17) Onların durumu, bir ateş yakan kimsenin durumu
gibidir ki, etrafını aydınlatınca Allah onların nurunu giderdi
ve onları karanlıklar içerisinde görmez bir halde bıraktı.

artık onlarْ ‫ﻡ‬‫ ﹶﻓﻬ‬kördürler ‫ﻲ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻋ‬
 dilsizdirler ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹾﻜ‬ Sağırdırlar ‫ﻡ‬ ‫ﺼ‬

dönmezler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺠﻌ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻟﹶﺎ‬
18) Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; artık onlar dönmezler.

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬boşalan şiddetli yağmur gibidir ki ٍ‫ﻴﺏ‬‫ ﹶﻜﺼ‬Ya da ‫ﻭ‬ ‫َﺃ‬
gök ‫ﺩ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ karanlıklar ‫ﺕ‬
‫ﺎ ﹲ‬‫ﻅﹸﻠﻤ‬
‫ ﹸ‬içinde vardır ‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬gökten ‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺍﻟ‬
tıkarlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻌﻠﹸﻭ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻴ‬
Ve şimşek ‫ﻕ‬
‫ﺭ ﹲ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻭ‬
gürültüsü
‫ﻥ‬
 ‫ِﻤ‬
kulaklarına ‫ﻡ‬ ‫ﺁﺫﹶﺍ ِﻨ ِﻬ‬
‫ﻓِﻲ‬
Parmaklarını ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ِﺒ‬‫َﺃﺼ‬
ölmek ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬korkusuyla ‫ ﹶﺫﺭ‬‫ ﺤ‬yıldırımlardan ‫ﻕ‬
ِ‫ﻋ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺼﻭ‬
 ‫ﺍﻟ‬
çepeçevre kuşatandır
‫ﻁ‬
‫ﻤﺤِﻴ ﹲ‬ Şüphesiz Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ﻭ‬
kafirleri ‫ﺒِﺎ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬
19) Ya da gökten boşalan şiddetli yağmur gibidir ki, içinde
karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek vardır. Yıldırımlardan
ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar.
Şüphesiz Allah kafirleri çepeçevre kuşatandır.
Saîd ibni Cubeyr'den. O demiş ki: Bu âyet Yahudiler hakkında nazil
olmuştur. Allah'ın Resûlü (a.s)'nün çıkışını bekliyor ve onunla Araplara
karşı zafer kazanacakları, Araplara galebe çalacakları umudunu izhar
ediyorlardı ama çıkınca onu inkâr ettiler. İşte Hz. Peygamber'in çıkışını
beklemeleri (aydınlanmak üzere) ateş yakmalarına, çıkışından sonra inkâr
etmeleri de yaktıkları ateşin aydınlığının zevaline benzetilmiştir.182

kapıverecek ‫ﻑ‬
‫ﻁ ﹸ‬
‫ﺨﹶ‬
‫ﻴ ﹾ‬ Şimşek ‫ﻕ‬
‫ﺭ ﹸ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬neredeyse ‫ﺩ‬ ‫ﻴﻜﹶﺎ‬
Onları ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬aydınlattığı ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ َﺃﻀ‬zaman‫ﺎ‬‫ ﹸﻜﱠﻠﻤ‬gözlerini ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺒﺼ‬ ‫َﺃ‬
karardığı ‫ﻅﹶﻠﻡ‬
‫ َﺃ ﹾ‬zaman‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬Ve‫ﻭ‬ Onda ‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬yürürler ‫ﺍ‬‫ﺸﻭ‬
‫ﻤ ﹶ‬
dileseydi ‫ﺀ‬ ‫ﻭ ﺸﹶﺎ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ dikiliverirler ‫ﻭﺍ‬‫ ﻗﹶﺎﻤ‬Onlar üzerine ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬

Onların işitmelerini ‫ﻡ‬ ‫ﻤ ِﻌ ِﻬ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ِﺒ‬elbette giderirdi ‫ﺏ‬‫ ﹶﻟ ﹶﺫﻫ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬görmelerini ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺭ ِﻫ‬‫ﺒﺼ‬ ‫ َﺃ‬ve‫ﻭ‬ de
 ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬her‫ ﹸﻜلﱢ‬üzerine
Kadirdir ‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻗﺩِﻴ‬şeyin ٍ‫ﻲﺀ‬
20) Şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek. Onları
aydınlattığı zaman onda yürürler. Ve onlar üzerine
karardığı zaman dikiliverirler. Allah dileseydi elbette
onların işitmelerini de görmelerini de giderirdi. Şüphesiz
Allah her şeyin üzerine kadirdir.

Rabbinize ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ İbadet edin ‫ﻭﺍ‬‫ﺒﺩ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ ﺍ‬İnsanlar ‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬Ey ‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
sizden öncekileri ‫ﻡ‬ ‫ﺒِﻠ ﹸﻜ‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ﻥ ِﻤ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ve‫ﻭ‬ Sizi yaratan ‫ﻡ‬ ‫ﺨﹶﻠ ﹶﻘ ﹸﻜ‬
‫ﺍﱠﻟﺫِﻱ ﹶ‬
Ki korunasınız ‫ﻥ‬
 ‫ﻡ ﹶﺘ ﱠﺘﻘﹸﻭ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ﹶﻟ‬
21) Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize
ibadet edin ki korunasınız.
(*)Yüce Allah bu ayet-i kerimelerde durumlarını açıklamak, onların kötü
işlerini, kötü fiillerini beyan etmek, onları ibretli bir şekilde
cezalandırmak, gizlediklerini açığa çıkartıp rüsvay etmek üzere
münafıkların durumuna dair iki misal vermektedir. Çünkü münafıklar
insanlık için bir fitnedir, ümmet içerisin­de bir hastalıktır. Misaller
vermek ise birtakım hususları açıklamak, gizli ve ancak düşünülerek
anlaşılan şeyleri açık ve hissedilir olarak açığa çıkartmak için Kur'an'ın
izlediği bir yöntemdir. Bu iki misal münafıkların huzursuz, şaşkın ve
tutarsız durumlarını, işlerinin içyüzlerinin çabucak açığa çıkışını
tablolaştırdı.

bir ‫ﺍﺸﹰﺎ‬‫ ِﻓﺭ‬yeryüzünü ‫ﺽ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬kıldı ‫ل‬
َ ‫ﺠﻌ‬
 O ki ‫ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬
İndirip ‫ل‬
َ ‫ َﺃ ﹾﻨﺯ‬Ve‫ﻭ‬ Bir bina ‫ﺀ‬ ‫ ِﺒﻨﹶﺎ‬göğü de ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ ﺍﻟ‬ve‫ﻭ‬ döşek
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Onunla ‫ ِﺒ ِﻪ‬çıkarttı ‫ﺝ‬‫ﺨﺭ‬
‫ ﹶﻓَﺄ ﹾ‬su ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬gökten ‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻥ ﺍﻟ‬
 ‫ِﻤ‬
Artık ‫ﻌﻠﹸﻭﺍ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ‬sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬rızık olan ‫ﺯﻗﹰﺎ‬ ‫ ِﺭ‬ürünler ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ﺍﻟﱠﺜ‬
siz de bildiğiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ eşler ‫ﺍ‬‫ﺍﺩ‬‫ ﺃَﻨﺩ‬Allah’a ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬koşmayın
halde

Sayfa 3

‫ﺐ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ ﹶﺫ‬‫ﻮﹶﻟﻪ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺕ ﻣ‬
 ‫ﺎ َﺀ‬‫ﺂ ﹶﺍﺿ‬‫ﺍ ﹶﻓ ﹶﻠﻤ‬‫ﺎﺭ‬‫ﺪ ﻧ‬ ‫ﻮ ﹶﻗ‬ ‫ﺘ‬‫ﺳ‬ ‫ﻤﹶﺜ ِﻞ ﺍﱠﻟﺬِﻯ ﺍ‬ ‫ﻢ ﹶﻛ‬ ‫ﻣﹶﺜﻠﹸﻬ‬

‫ﺑﻜﹾـﻢ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺻ‬
 (17) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺼﺮ‬
ِ ‫ﺒ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺕ ﹶﻻ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﰱ ﹸﻇ ﹸﻠﻤ‬
ِ ‫ﻢ‬ ‫ﺮ ﹶﻛﻬ‬ ‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻮ ِﺭ ِﻫ‬‫ﷲ ِﺑﻨ‬
ُ‫ﺍ‬

‫ﺂ ِﺀ ﻓِﻴـ ِﻪ‬‫ـﻤ‬‫ﻦ ﺍﻟﺴ‬ ‫ﺐ ِﻣ‬
ٍ ‫ﻴ‬‫ﺼ‬
 ‫ﻭ ﹶﻛ‬ ‫( ﹶﺍ‬18) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺮ ِﺟﻌ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻓ‬‫ﻤﻰ‬ ‫ﻋ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻢ ﻣِـ‬ ‫ﰱ ﺁﺫﹶﺍِﻧﻬِـ‬
ِ ‫ﻢ‬ ‫ﻌﻬ‬ ‫ـﺎِﺑ‬‫ﻌﻠﹸـﻮ ﹶﻥ ﹶﺍﺻ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﺮﻕ‬ ‫ﺑ‬‫ﻭ‬ ‫ﻋﺪ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎﺕ‬‫ﹸﻇ ﹸﻠﻤ‬
‫ﻳﻜﹶـﺎﺩ‬ (19) ‫ﻦ‬ ‫ﻣﺤِﻴﻂﹲ ﺑِﺎﹾﻟﻜﹶـﺎ ِﻓﺮِﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺕ ﻭ‬
ِ ‫ﻮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺭ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺣ ﹶﺬ‬ ‫ﺍ ِﻋ ِﻖ‬‫ﺼﻮ‬
 ‫ﺍﻟ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺁ ﹶﺍ ﹾﻇ ﹶﻠ‬ ‫ﺍ ﻓِﻴ ِﻪ‬‫ﺸﻮ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎ َﺀ ﹶﻟ‬‫ﺂ ﹶﺍﺿ‬‫ﻢ ﹸﻛ ﱠﻠﻤ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺑﺼ‬‫ ﹶﺍ‬‫ﺨ ﹶﻄﻒ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻕ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺒ‬‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﷲ‬
َ ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ـﺎ ِﺭ ِﻫ‬‫ﺑﺼ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻤ ِﻌ ِﻬ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺐ ِﺑ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ﷲ ﹶﻟ ﹶﺬ‬
ُ ‫ﺂ َﺀ ﺍ‬‫ﻮ ﺷ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻢ ﻗﹶﺎﻣ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

‫ ﺍﻟﱠـﺬِﻯ‬‫ﺑﻜﹸﻢ‬‫ﺭ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﺒﺪ‬‫ﻋ‬ ‫ﺱ ﺍ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺍﻟﻨ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺂﹶﺍ‬‫( ﻳ‬20) ‫ﻰ ٍﺀ ﹶﻗﺪِﻳﺮ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻛ ﱢﻞ‬

‫ـ ﹶﻞ‬‫ﺟﻌ‬ ‫( ﹶﺍﻟﱠـﺬِﻯ‬21) ‫ﺘﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﻢ ﹶﻟ‬ ‫ﺒ ِﻠ ﹸﻜ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﺧ ﹶﻠ ﹶﻘﻜﹸ‬

‫ـﺂ ًﺀ‬‫ﺂ ِﺀ ﻣ‬‫ـﻤ‬‫ﻦ ﺍﻟﺴ‬ ‫ﺰ ﹶﻝ ﻣِـ‬ ‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺂ ًﺀ‬‫ﺂ َﺀ ِﺑﻨ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺍﺷ‬‫ﺽ ِﻓﺮ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﹾﺍ ﹶﻻ‬‫ﹶﻟﻜﹸﻢ‬

 ‫ﺗ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻢ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﻗﹰﺎ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﺕ ِﺭﺯ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﺮ‬ ‫ﻦ ﺍﻟﱠﺜ‬ ‫ﺝ ِﺑ ِﻪ ِﻣ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﹶﻓﹶﺎ‬
‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺍ‬‫ﺍﺩ‬‫ﻧﺪ‬‫ﻌﻠﹸﻮﺍ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﹶﺍ‬ ‫ﺠ‬

‫ﻮﺍ‬‫ﺎ ﻓﹶـ ﹾﺎﺗ‬‫ﺒ ِﺪﻧ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﺎ‬‫ﺰﹾﻟﻨ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﺎ‬‫ﺐ ِﻣﻤ‬
ٍ ‫ﻳ‬‫ﺭ‬ ‫ﰱ‬
ِ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬ (22) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ـ‬‫ﷲ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛﻨ‬
ِ ‫ﻭ ِﻥ ﺍ‬‫ﻦ ﺩ‬ ‫ﻢ ﻣِـ‬ ‫ﺁ َﺀ ﹸﻛ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ﺍ‬‫ﻦ ِﻣ ﹾﺜ ِﻠ ِﻪ ﻭ‬ ‫ﺭ ٍﺓ ِﻣ‬ ‫ﻮ‬‫ِﺑﺴ‬
‫ﺭ ﺍﱠﻟﺘِـﻰ‬ ‫ﺎ‬‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍﻟﻨ‬‫ﻌﻠﹸﻮﺍ ﻓﹶﺎ‬ ‫ﺗ ﹾﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻌﻠﹸﻮﺍ‬ ‫ﺗ ﹾﻔ‬ ‫ﻢ‬ ‫( ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ ﹶﻟ‬23) ‫ﲔ‬
 ‫ﺎ ِﺩ ِﻗ‬‫ﺻ‬

(24) ‫ﻦ‬ ‫ﺕ ِﻟ ﹾﻠﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬
 ‫ﺪ‬ ‫ﺭ ﹸﺓ ﹸﺍ ِﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﺤﺠ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺱ ﻭ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺍﻟﻨ‬‫ﺩﻫ‬ ‫ﻭﻗﹸﻮ‬

22) O ki; yeryüzünü sizin için bir döşek ve göğü de bir bina
kıldı. Ve gökten su indirip onunla sizin için rızık olan
ürünler çıkarttı. Artık siz de bildiğiniz halde Allah'a eşler
koşmayın.

şeyden‫ﺎ‬‫ ِﻤﻤ‬Şüphe ‫ﺏ‬
ٍ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ içindeyseniz ‫ﻡ ﻓِﻲ‬ ‫ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬eğer‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Ve‫ﻭ‬
Siz de ‫ ﹶﻓ ْﺄﺘﹸﻭﺍ‬Kulumuz ‫ﺒ ِﺩﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋ‬
 üzerine‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 İndirdiğimiz ‫ﺯ ﹾﻟﻨﹶﺎ‬ ‫ﹶﻨ‬
Onun benzerinden ‫ﻥ ِﻤ ﹾﺜِﻠ ِﻪ‬
 ‫ ِﻤ‬Bir sure ‫ﺭ ٍﺓ‬ ‫ﻭ‬‫ ِﺒﺴ‬getirin
başka‫ﻥ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻥ ﺩ‬
 ‫ ِﻤ‬Şahitlerinizi de ‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹸﻜ‬ ‫ﺍ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹸ‬Çağırın ‫ﻭﺍ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬
Doğru kimseler ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺩﻗِﻴ‬‫ ﺼ‬iseniz ‫ﻡ‬ ‫ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Allah’tan ‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
23) Ve eğer kulumuz üzerine indirdiğimiz şeyden
şüphe içindeyseniz, siz de onun benzerinden bir sure
getirin! Allah’tan başka şahidlerinizi de çağırın; eğer
doğru kimselerseniz.
Müşrikler Kur'ân'ı işittikleri zaman: "Bu, Allah'ın sözüne benzemiyor. Biz
doğrusu onun Allah kelâmı olduğundan şüpheliyiz." demişlerdi de âyet
bunun üzerine nazil oldu.
Elbetteki bu müşriklerin ilk örnekleri asr-ı saadette Kur'ân'ın ilk
muhatabları olan Mekke müşrikleri olmakla birlikte Kur'ân'ın bu meydan
okuması kıyamete kadar bütün inkarcılar hakkında geçerlidir.7

ki asla ‫ﻌﻠﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﹶﺘ ﹾﻔ‬
 ‫ﻭﹶﻟ‬ yapamazsanız ‫ﻌﻠﹸﻭﺍ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ ﹾﻔ‬ ‫ ﹶﻟ‬Şayet ‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
‫ ﺍﱠﻟﺘِﻲ‬o ateşten ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬o halde sakının ‫ ﻓﹶﺎ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬yapamayacaksınız
taşlar ‫ﺭ ﹸﺓ‬ ‫ﺎ‬‫ﺤﺠ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟ‬Ve‫ﻭ‬ insanlar ‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬yakıtı ‫ﺎ‬‫ﺩﻫ‬ ‫ﻗﹸﻭ‬ve‫ﻭ‬ olan
kafirler için ‫ ﻟِ ﹾﻠﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬hazırlanmış ‫ﺕ‬
‫ﺩ ﹾ‬ ‫ﻋ‬
ِ ‫ُﺃ‬
24)Şayet yapamazsanız, -ki asla yapamayacaksınız-, o halde
kafirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar ve taşlar olan o
ateşten sakının.
(*)Arap dilini bilen ve kelamın çeşitli kalıplara göre aldığı manayı anlayan
kimseler, Kur'an'ın tamamının son derece açık olduğunu görürler.
Mademki Kur'an'ın bir benzerini getiremeyeceksiniz, o halde Allah'ın
azabından korkunuz ve O'nun inkarcılar için hazırlamış olduğu
Cehennem ateşinden sakınınız. Yani, tutuşturma maddesi olarak kâfirlerin
ve onların, Allah'ı bırakarak tapmış oldukları putların kullanıldığı
cehennem ateşinden sakınınız.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﺠﺮِﻯ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺕ ﹶﺍ ﱠﻥ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎِﻟﺤ‬‫ﻋ ِﻤﻠﹸﻮﺍ ﺍﻟﺼ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺸ ِﺮ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫ﺑ‬‫ﻭ‬

‫ﻫﺬﹶﺍ‬ ‫ﻗﹰﺎ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ‬‫ﺮ ٍﺓ ِﺭﺯ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﹶﺛ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ ِﺯﻗﹸﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺎ ﺭ‬‫ﺭ ﹸﻛ ﱠﻠﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻬ‬‫ﺎ ﹾﺍ ﹶﻻ‬‫ﺤِﺘﻬ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬
‫ﺮﺓﹲ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻄ‬‫ ﻣ‬‫ﺍﺝ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﻭﹶﻟﻬ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎِﺑﻬ‬‫ﺘﺸ‬‫ﻮﺍ ِﺑ ِﻪ ﻣ‬‫ﻭﺍﹸﺗ‬ ‫ﺒﻞﹸ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﺭ ِﺯ ﹾﻗﻨ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻯ‬

‫ﻼ‬
‫ﻣﹶﺜ ﹰ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﻀ ِﺮ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﺤﻴِﻰ ﹶﺍ ﹾﻥ‬
 ‫ﺘ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﷲ ﹶﻻ‬
َ ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬25) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎِﻟﺪ‬‫ﺎ ﺧ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻖ ِﻣ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻧﻪ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬‫ﻮﺍ ﹶﻓ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟ ِﺬﻳ‬‫ﺎ ﹶﻓﹶﺎﻣ‬‫ﻮ ﹶﻗﻬ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ﺿ ﹰﺔ ﹶﻓﻤ‬
 ‫ﻮ‬‫ﺑﻌ‬ ‫ﺎ‬‫ﻣ‬
‫ﻀ ﱡﻞ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻣﹶﺜ ﹰ‬ ‫ﻬﺬﹶﺍ‬ ‫ﷲ ِﺑ‬
ُ ‫ﺩ ﺍ‬ ‫ﺍ‬‫ﺎﺫﹶﺁ ﹶﺍﺭ‬‫ﻴﻘﹸﻮﻟﹸﻮ ﹶﻥ ﻣ‬‫ﻭﺍ ﹶﻓ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻭﹶﺍﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬

(26) ‫ﲔ‬
 ‫ﻀ ﱡﻞ ِﺑ ِﻪ ِﺍ ﱠﻻ ﺍﹾﻟﻔﹶﺎ ِﺳ ِﻘ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺍ‬‫ﻬﺪِﻯ ِﺑ ِﻪ ﹶﻛِﺜﲑ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺍ‬‫ِﺑ ِﻪ ﹶﻛِﺜﲑ‬

‫ﷲ ِﺑ ِﻪ‬
ُ ‫ﺮ ﺍ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﻣ‬‫ﻳ ﹾﻘ ﹶﻄﻌ‬‫ﻭ‬ ‫ﻌ ِﺪ ﻣِﻴﺜﹶﺎ ِﻗ ِﻪ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﷲ ِﻣ‬
ِ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻨ ﹸﻘﻀ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﹶﺍﱠﻟﺬِﻳ‬

(27) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎ ِﺳﺮ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟﺨ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺽ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﰱ ﹾﺍ ﹶﻻ‬
ِ ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺴﺪ‬
ِ ‫ﻳ ﹾﻔ‬‫ﻭ‬ ‫ﺻ ﹶﻞ‬
 ‫ﻮ‬‫ﹶﺍ ﹾﻥ ﻳ‬

ِ ‫ﻭ ﹶﻥ ﺑِﺎ‬‫ﺗ ﹾﻜ ﹸﻔﺮ‬ ‫ﻒ‬
‫ﻢ‬ ‫ﺘ ﹸﻜ‬‫ﻳﻤِﻴ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﹸﺛ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﺣﻴ‬ ‫ﺎ ﹶﻓﹶﺎ‬‫ﺍﺗ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻭ ﹸﻛ‬ ‫ﷲ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﹶﻛ‬

‫ﺎ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﻖ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﺧ ﹶﻠ‬ ‫ﻮ ﺍﱠﻟﺬِﻯ‬ ‫( ﻫ‬28) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺟﻌ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻢ ِﺍﹶﻟ‬ ‫ﻢ ﹸﺛ‬ ‫ﺤﻴِﻴ ﹸﻜ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﹸﺛ‬

‫ﻊ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺍ‬‫ﺴﻮ‬
 ‫ﺂ ِﺀ ﹶﻓ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻯ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﻟ‬‫ﺘﻮ‬‫ﺳ‬ ‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﺎ ﹸﺛ‬‫ﺟﻤِﻴﻌ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﰱ ﹾﺍ ﹶﻻ‬
ِ
(29) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﻰ ٍﺀ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻮ ِﺑ ﹸﻜ ﱢﻞ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﻤﻮ‬ ‫ﺳ‬

‫ﻋ ِﻤﻠﹸﻭﺍ‬
 ve‫ﻭ‬ iman edip ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺁ‬kimseleri ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬müjdele ‫ﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺒ ﱢ‬ Ve‫ﻭ‬
onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬Muhakkak ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬salih ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎِﻟﺤ‬‫ ﺍﻟﺼ‬amel işleyen
Altından ‫ﺎ‬‫ﺤ ِﺘﻬ‬
 ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ ِﻤ‬Akan ‫ﺠﺭِﻱ‬
 ‫ ﹶﺘ‬cennetler vardır ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺠﻨﱠﺎ‬

rızıklandırıldıklarında ‫ﺭ ِﺯﻗﹸﻭﺍ‬ Her ‫ﺎ‬‫ ﹸﻜﱠﻠﻤ‬Nehirler ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻨﻬ‬
Derler ‫ ﹶﻗﺎﻟﹸﻭﺍ‬rızık olan ‫ﺯﻗﹰﺎ‬ ‫ ِﺭ‬ürünlerden ٍ‫ﺓ‬‫ﺭ‬‫ﻥ ﹶﺜﻤ‬
 ‫ ِﻤ‬Orada ‫ﺎ‬‫ِﻤ ﹾﻨﻬ‬
daha önce ‫ل‬
ُ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ ِﻤ‬rızıklandırıldığımızdır ‫ﺭ ِﺯ ﹾﻗﻨﹶﺎ‬ ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬Bu ‫ﻫﺫﹶﺍ‬
birbirinin benzeri olarak ‫ﺎ‬‫ﻤ ﹶﺘﺸﹶﺎ ِﺒﻬ‬ Onlara ‫ ِﺒ ِﻪ‬verilecektir ‫ﻭُﺃﺘﹸﻭﺍ‬
eşler de ‫ﺝ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ َﺃ‬Orada vardır ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬Onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬Ve‫ﻭ‬
sürekli ‫ﻭﻥ‬‫ ﺨﹶﺎِﻟﺩ‬Orada ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ tertemiz kılınmış ‫ﺭ ﹲﺓ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻤ ﹶ‬
kalıcıdırlar
25) Ve iman edip ve salih amel işleyen kimseleri müjdele!
Muhakkak onlar için altından nehirler akan cennetler
vardır.
Orada
rızık
olan
ürünlerden
her
rızıklandırıldıklarında:
"Bu,
daha
önce
rızıklandırıldığımızdır” derler. Onlara birbirinin benzeri
olarak verilecektir. Orada onlar için tertemiz kılınmış eşler
de vardır. Ve Onlar orada sürekli kalıcıdırlar.
(*)Müfessirler şöyle der: Cennet ehline rızık olarak cennet meyveleri
verilir. O rızkıonlara melekler getirir. Onlara ikinci defa sunulduğunda:
"Bu, daha önce bize getirdiğiniz şeydir" derler. Melekler: "Ey Allah'ın
kulu, ye. Rengi aynı olmakla beraber tadı farklıdır." derler

‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬çekinmez ‫ﺤﻴِﻲ‬
 ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Doğrusu ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
‫ﺎ‬‫ ﹶﻓﻤ‬bir sivrisineği ‫ﻀ ﹰﺔ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺒﻌ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬misal ‫ﻤ ﹶﺜﻠﹰﺎ‬ vermekten ‫ﺏ‬
 ‫ﻀ ِﺭ‬
 ‫ﻴ‬
ondan daha üstün olan ‫ﺎ‬‫ﻭ ﹶﻗﻬ‬ ‫ ﹶﻓ‬herhangi bir şeyi
bilirler ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻓ‬iman ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺁ‬edenler‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Gerçekten‫ﺎ‬‫ﹶﻓَﺄﻤ‬
‫ﺎ‬‫ َﺃﻤ‬Ve‫ﻭ‬ Rablerinden ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬bir haktır ‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬O kesinlikle ‫ﻪ‬ ‫َﺃﻨﱠ‬
derler ‫ﻘﹸﻭﻟﹸﻭﻥ‬‫ ﹶﻓﻴ‬Kafir olanlar ise ‫ﻭﺍ‬‫ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬olan kimseler‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
misal ile ‫ﻤ ﹶﺜﻠﹰﺎ‬ Bu‫ﻬﺫﹶﺍ‬ ‫ ِﺒ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Kastetmiştir ‫ﺩ‬ ‫ﺍ‬‫ َﺃﺭ‬Neyi ‫ﺎﺫﹶﺍ‬‫ﻤ‬
ِ ‫ﻴ‬
hidayete ‫ﻬﺩِﻱ‬ ‫ﻴ‬ Ve‫ﻭ‬ pek çoğunu ‫ﺍ‬‫ ﹶﻜﺜِﻴﺭ‬Onunla ‫ ِﺒ ِﻪ‬saptırır ‫ﻀلﱡ‬
‫ﺎ‬‫ﻤ‬
Ve‫ﻭ‬ Bir çoğunu da ‫ﺍ‬‫ ﹶﻜﺜِﻴﺭ‬Onunla ‫ ِﺒ ِﻪ‬erdirir
Fasıklardan‫ﺴﻘِﻴﻥ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟﻔﹶﺎ‬başkasını‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬Onunla ‫ ِﺒ ِﻪ‬Saptırmaz ‫ﻀلﱡ‬
ِ ‫ﻴ‬

Sayfa 4

26) Doğrusu Allah bir sivrisineği veya ondan daha üstün
olan herhangi bir şeyi misal vermekten çekinmez.
Gerçekten iman edenler bilirler ki, o kesinlikle Rablerinden
bir haktır. Ve Kafir olanlar kimseler ise: “Allah bu misal ile
neyi kastetmiştir?” derler. Onunla pek çoğunu saptırır. Ve
bir çoğunu da onunla hidayete erdirir. Ve onunla
fasıklardan başkasını saptırmaz.
Allah Tealâ, Kur’ân'da sinek ve örümceği zikredince müşrikler: "Acaba
sinek ve örümceğin nesi var da (Kur'ân'da) anılıyorlar?" dediler de Allah
Tealâ bunun üzerine bu âyeti indirdi.8

‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ahdini‫ﺩ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻋ‬
 bozarlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻨ ﹸﻘﻀ‬‫ ﻴ‬Onlar ki ‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
şeyi‫ﺎ‬‫ ﻤ‬Keserler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻁﻌ‬
‫ﻴ ﹾﻘ ﹶ‬ ‫ﻭ‬ Pekiştirilmiş sözünden ‫ ﻤِﻴﺜﹶﺎ ِﻗ ِﻪ‬sonra
‫ﻥ‬
 ‫َﺃ‬
kendisiyle ‫ِﺒ ِﻪ‬
Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
Emrettiği ‫ﺭ‬‫َﺃﻤ‬
‫ﻓِﻲ‬
fesat çıkarırlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴﺩ‬
ِ ‫ﻴ ﹾﻔ‬ Ve‫ﻭ‬ birleştirilmesini ‫ل‬
َ ‫ﻭﺼ‬‫ﻴ‬
hüsrana ‫ﻭﻥ‬‫ﺴﺭ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟﺨﹶﺎ‬onlar‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ İşte ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ُﺃ‬Yeryüzünde ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
uğrayanlardır.
27) Onlar ki, Allah'ın ahdini pekiştirilmiş sözünden sonra
bozarlar, Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi
keserler ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar hüsrana
uğrayanların ta kendileridirler.
Ashâb-ı Kiram arasından bir gruptan şunu rivayet etmektedir: Şanı yüce
Allah münafıklara: "Onların misali bir ateş yakanın hali gibidir" (ayet 17)
ile: "yahut boşanan yağmur gibidir" (ayet 19) buyruklarında münafıklara
ait bu iki misali verince münafıklar, Allah böyle misaller vermekten daha
yüce ve daha üstündür, dediler. Bunun üzerine yüce Allah’ta; "Gerçekten
Allah bir sivrisineği... misal vermekten çekinmez... İşte onlar hüsrana
uğrayanların ta kendileridir" buyruklarını indirdi.9

Allah’a karşı ‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬inkarcı oluyorsunuz ‫ﻥ‬
 ‫ﺭﻭ‬ ‫ ﹶﺘ ﹾﻜﻔﹸ‬nasıl ‫ﻑ‬
‫ﻴ ﹶ‬ ‫ﹶﻜ‬
sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬Sizi diriltti ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﹸﻜ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ ﹶﻓَﺄ‬ölüler ‫ﺍﺘﹰﺎ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ َﺃ‬siz idiniz de ‫ﻡ‬ ‫ﻭﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
Sizi diriltecektir ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻴِﻴ ﹸﻜ‬
 ‫ﻴ‬ sonra da ‫ ﹸﺜﻡ‬Sizi öldürecek ‫ﻡ‬ ‫ﻴﻤِﻴﹸﺘ ﹸﻜ‬
döndürüleceksiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺠﻌ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﹸﺘ‬yalnız O’na ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ ﺇِﹶﻟ‬sonra ‫ﹸﺜﻡ‬
28) Allah’a karşı nasıl inkarcı oluyorsunuz? Siz ölüler idiniz
de sizi diriltti; sonra sizi öldürecek, sonra da sizi
diriltecektir. Sonra yalnız O'na döndürüleceksiniz.
(*)“Yaratan Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz?" Halbuki siz babalarınızın
sulbünde ve annelerinizin rahimlerinde, yokluk aleminde bir nutfe idiniz
de, sizi yaratıp dünya yüzüne çıkarttı Sonra eceliniz geldiğinde sizi
öldürecek" Daha sonra sizi kabirlerinizden yeniden diriltecek "Sonra da,
kıyamet gününde hesap ve ceza için O'na döndürüleceksiniz."Daha sonra
Yüce Allah, öldükten sonra dirilmenin mümkün olduğunu gösteren
delili zikretti.

‫ ﻓِﻲ‬ne varsa ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬yaratan ‫ﻕ‬
‫ﺨﹶﻠ ﹶ‬
‫ ﹶ‬O’dur ‫ﻭ ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬ ‫ﻫ‬
istiva edip ‫ﻯ‬‫ﺴ ﹶﺘﻭ‬
 ‫ ﺍ‬sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬hepsini ‫ﺎ‬‫ﺠﻤِﻴﻌ‬
 yeryüzünde ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
yedi ‫ﻊ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
 Onları düzenleyen ‫ﻫﻥ‬ ‫ﺍ‬‫ﺴﻭ‬
 ‫ ﹶﻓ‬göğe ‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟ‬
hakkıyla ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 şeyi ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬her ‫ ِﺒ ﹸﻜلﱢ‬O ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ gök halinde ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬

bilendir
29) Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra
göğe istiva edip yedi gök halinde onları düzenleyen O'dur.
O, her şeyi hakkıyla bilendir.
(*)İnsan, kendi yaratılışı üzerinde durup düşündüğü kadar, içinde yaşadığı
şu âleme de göz çevirip bakmalıdır. Nitekim yukarıdaki iki âyet,
düşünebilen akıllara, önce insanın, sonra da yeryüzüyte gökyüzünün
yaratılışına işaretle bu yolu göstermiş ve ancak bu yolun, Allah'ın varlığı ve
birliği inancına götüren en emin bir yol olduğunu ortaya koymuştur. Bu
bakımdan insanın, önce kendine, sonra da dış âleme yönelip bakması ve
gördüğü şeylerin nasıl vücûd bulduğunu düşünmesi gerekir: Yeryüzünün
ve yeryüzünde bulunan her şeyin, sonra gökyüzünün ve gökyüzünde
bulunan her şeyin, bir yaratıcı olmadan, kendi kendine vücûd bulması
mümkün müdür? Bütün bunların bir yaratıcısı olması gerekirken, insanın
halâ Allah'ı inkâr etmesi düşünülebilir mi?

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

Rabbin ‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ buyurmuştu da ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬hani ‫ِﺇ ﹾﺫ‬
Ve‫ﻭ‬
‫ ﻓِﻲ‬yaratacağım ‫ل‬
ٌ‫ﻋ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺠ‬Muhakkak ben ‫ ِﺇﻨﱢﻲ‬Meleklere ِ‫ﻤﻠﹶﺎﺌِ ﹶﻜﺔ‬ ‫ِﻟ ﹾﻠ‬
onlar demişlerdi ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬bir halife ‫ﺨﻠِﻴ ﹶﻔﺔﹰ‬
‫ ﹶ‬yeryüzünde ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
Fesat ‫ﺩ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﻴ ﹾﻔ‬ bir kimse ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Orada ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬mi yaratacaksın ‫ل‬
ُ ‫ﺠﻌ‬
 ‫َﺃ ﹶﺘ‬
kanlar ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺩﻤ‬ ‫ ﺍﻟ‬dökecek ‫ﻙ‬
 ‫ﺴ ِﻔ‬
 ‫ﻴ‬ Ve‫ﻭ‬ Orada ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬çıkaracak
seni hamd ile ‫ﻙ‬
 ‫ﻤ ِﺩ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ِﺒ‬tesbih etmekteyiz ‫ﺢ‬
 ‫ﺴﺒ‬
 ‫ ﹸﻨ‬Oysa biz ‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻭ ﹶﻨ‬
buyurmuştu ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Seni ‫ ﹶﻟﻙ‬takdis etmekteyiz ‫ﺱ‬
 ‫ ﹸﻨ ﹶﻘﺩ‬Ve‫ﻭ‬
 ‫ َﺃ‬Şüphesiz ben ‫ِﺇﻨﱢﻲ‬
Sizin ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬şeyleri ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬Bilirim ‫ﻡ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
bilmediğiniz
meleklere183:

30) Ve hani Rabbin
“Muhakkak ben
yeryüzünde bir halife yaratacağım” buyurmuştu da onlar:
“Orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek bir kimse mi
yaratacaksın? Oysa biz seni hamd ile tesbih ve takdis
etmekteyiz” demişlerdi. “Şüphesiz ben sizin bilmediğiniz
şeyleri bilirim” buyurmuştu.

Sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬bütün ‫ﺎ‬‫ ﹸﻜﱠﻠﻬ‬isimleri ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬Adem’e ‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﺁ‬öğretti ‫ﻡ‬ ‫ﻋﱠﻠ‬
 ‫ﻭ‬
Meleklere ِ‫ﻤﻠﹶﺎﺌِ ﹶﻜﺔ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟ‬
 Onları
göstererek ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻋ‬

isimleriyle ‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ ِﺒَﺄ‬bana haber verin ‫ َﺃ ﹾﻨ ِﺒﺌُﻭﻨِﻲ‬buyurdu ‫ل‬
َ ‫ﹶﻓﻘﹶﺎ‬
doğru kimseler ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺩﻗِﻴ‬‫ ﺼ‬iseniz ‫ﻡ‬ ‫ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬bunları ‫ﻫ ُﺅﻟﹶﺎﺀ‬
31) Adem’e184 bütün isimleri öğretti. Sonra onları
meleklere göstererek: "Eğer doğru kimseler iseniz
bunları isimleriyle bana haber verin" buyurdu.
‫ﻡ‬ ‫ﻋ ﹾﻠ‬
ِ yoktur ‫ ﻟﹶﺎ‬seni tesbih ederiz ‫ﺎ ﹶﻨﻙ‬‫ﺒﺤ‬ ‫ﺴ‬
 dediler ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
Senin bize öğrettiğinden ‫ﻤ ﹶﺘﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋﱠﻠ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬başka‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬İlmimiz ‫ﹶﻟﻨﹶﺎ‬
Ve ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬alim ‫ﻡ‬ ‫ﻌﻠِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬yalnız sen ‫ﺕ‬
‫ َﺃ ﹾﻨ ﹶ‬Şüphesiz sensin ‫ﻙ‬
 ‫ِﺇ ﱠﻨ‬
hakim olan
32) “Seni tesbih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka
ilmimiz yoktur. Şüphesiz Alim (her şeyi bilen) ve Hakim
(her şeye güç yetirici) olan sensin, yalnız sen” dediler.

onlara bildir ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ َﺃ ﹾﻨﺒِ ْﺌ‬Adem ‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﺁ‬Ey ‫ﺎ‬‫ ﻴ‬buyurdu ki ‫ل‬
َ ‫ﻗﹶﺎ‬
Onlara bildirince ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺒَﺄ‬ ‫ﺎ َﺃ ﹾﻨ‬‫ ﹶﻓﹶﻠﻤ‬bunları isimleriyle ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺌ ِﻬ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ِﺒَﺄ‬
demedim mi ki ‫ل‬
ْ ‫ﻡ َﺃ ﹸﻗ‬ ‫ َﺃﹶﻟ‬buyurdu ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Onları isimleriyle ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺌ ِﻬ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ِﺒَﺄ‬
gaybını ‫ﻴﺏ‬ ‫ﻏ‬
‫ ﹶ‬bilirim ‫ﻡ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ َﺃ‬Şüphesiz ben ‫ ِﺇﻨﱢﻲ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﹶﻟ ﹸﻜ‬
‫ﺎ‬‫ ﻤ‬bilirim ‫ﻡ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫َﺃ‬‫ﻭ‬
yerin ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬Ve‫ﻭ‬ göklerin ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺍﻟ‬
Ve gizlediklerinizi de ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻡ ﹶﺘ ﹾﻜﹸﺘﻤ‬ ‫ﺎ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬‫ﻭﻤ‬ açıkladıklarınızı ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺒﺩ‬ ‫ﹸﺘ‬
33) "Ey Adem! Bunları isimleriyle onlara bildir" dedi.
Onları isimleriyle onlara bildirince de: “Size demedim mi
ki, şüphesiz ben göklerin ve yerin gaybını bilirim;
açıkladıklarınızı ve gizlediklerinizi de bilirim” buyurdu.

Meleklere ِ‫ﻤﻠﹶﺎﺌِ ﹶﻜﺔ‬ ‫ ِﻟ ﹾﻠ‬Biz demiştik de ‫ ﹸﻗ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬hani ‫ ِﺇ ﹾﺫ‬Ve ‫ﻭ‬
hemen secde ettiler ‫ﻭﺍ‬‫ﺩ‬‫ﺠ‬‫ ﹶﻓﺴ‬Adem’e ‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﻟِﺂ‬secde edin ‫ﻭﺍ‬‫ﺠﺩ‬
‫ﺴ‬
‫ﺍ‬
kibirlendi ‫ﺭ‬‫ﺴ ﹶﺘ ﹾﻜﺒ‬
 ‫ ﺍ‬ve‫ﻭ‬ Kaçındı ‫ﻰ‬‫ َﺃﺒ‬İblis ‫ﺱ‬
 ‫ﺒﻠِﻴ‬ ‫ ِﺇ‬müstesna ‫ِﺇﻟﱠﺎ‬
kafirlerden ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬oldu ‫ﻥ‬
 ‫ﻜﹶﺎ‬Ve‫ﻭ‬
34) Ve hani biz meleklere: "Adem'e secde edin” demiştik
de hemen secde ettiler. İblis185 müstesna. Kaçındı ve
kibirlendi ve kafirlerden oldu.
(*)Yüce Allah ile melekler arasındaki bu kıssa veya karşılıklı konuşma,
anlaşılır olmayı sağlamak için akıl ile kavranılan birtakım anlamlan
hissedilir tablolarla açığa çıkarmak suretiyle bir çeşit temsili ifadedir. Bu
kıssada şanı Yüce Allah, Âdem (a.s.)'ı Allah adına yeryüzünde halifesi
seçmesi ile insanı ne derece şereflendirdiğini göstermektedir. Ayrıca
meleklerin bilemediği dili ona öğretmesi, insanlara bu yüce yaratıcıya
iman etmeyi vâcib kılan hususlardan­dır. Küfür ve inat hiç bir kimseye
yakışmaz. Bu şekilde bu buyruklar kafirlerin azarlanışını devam
ettirmekte, Allah'ın onlar üzerindeki nimetlerin hatırlatılması sürmektedir.

Sayfa

5

‫ﺧﻠِﻴ ﹶﻔ ﹰﺔ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﰱ ﹾﺍ ﹶﻻ‬
ِ ‫ﺎ ِﻋﻞﹲ‬‫ﻰ ﺟ‬‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜ ِﺔ ِﺍﻧ‬ ‫ﻚ ِﻟ ﹾﻠ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬

‫ﺒﺢ‬‫ﺴ‬
 ‫ ﻧ‬‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻭ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺪﻣ‬ ‫ ﺍﻟ‬‫ﺴ ِﻔﻚ‬
 ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬‫ﺴﺪ‬
ِ ‫ ﹾﻔ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌﻞﹸ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﺗ‬‫ﹶﺍ‬
‫ﻢ‬ ‫ﻋ ﱠﻠ‬ ‫ﻭ‬ (30) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ ﹶﻻ‬‫ ﻣ‬‫ﻋ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻰ ﹶﺍ‬‫ﻚ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺍﻧ‬
 ‫ ﹶﻟ‬‫ﺪﺱ‬ ‫ ﹶﻘ‬‫ﻭﻧ‬ ‫ﻙ‬ ‫ﻤ ِﺪ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ِﺑ‬

‫ﺆﻧِﻰ‬ ‫ﻧِﺒ‬‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜ ِﺔ ﹶﻓﻘﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺍ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺿﻬ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﹸﺛ‬‫ﺂ َﺀ ﹸﻛ ﱠﻠﻬ‬‫ﺳﻤ‬ ‫ﻡ ﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﹶﺍ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻚ ﹶﻻ ِﻋ ﹾﻠ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺎ‬‫ﺒﺤ‬ ‫ﺳ‬ ‫( ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ‬31) ‫ﲔ‬
 ‫ﺎ ِﺩ ِﻗ‬‫ﻢ ﺻ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻵﺀ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬‫ﻫﺆ‬ ‫ﺂ ِﺀ‬‫ﺳﻤ‬ ‫ِﺑﹶﺎ‬

‫ﺩﻡ‬ ‫( ﹶﻗﺎ ﹶﻝ ﻳﺂﹶﺍ‬32) ‫ﻢ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 ‫ﻢ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻌﻠِﻴ‬ ‫ﺖ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻚ ﹶﺍ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺎ ِﺍ‬‫ﺘﻨ‬‫ﻤ‬ ‫ﻋ ﱠﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﺂ ِﺍ ﱠﻻ ﻣ‬‫ﹶﻟﻨ‬

‫ﻰ‬‫ﻢ ِﺍﻧ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ ﹸﻗ ﹾﻞ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﻢ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺍﹶﻟ‬ ‫ﺎِﺋ ِﻬ‬‫ﺳﻤ‬ ‫ﻢ ِﺑﹶﺎ‬ ‫ﺒﹶﺎﻫ‬‫ﻧ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻢ ﹶﻓ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺂِﺋ ِﻬ‬‫ﺳﻤ‬ ‫ﻢ ِﺑﹶﺎ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧِﺒ ﹾﺌ‬‫ﹶﺍ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺒﺪ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻣ‬‫ﻋ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﻮ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺐ ﺍﻟ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻏ‬‫ﻋ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﹶﺍ‬
‫ﻭﺁ‬‫ﺠﺪ‬
‫ﺴ‬
 ‫ﻡ ﹶﻓ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻭﺍ ِ ﹶﻻ‬‫ﺠﺪ‬
 ‫ﺳ‬ ‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜ ِﺔ ﺍ‬ ‫ﺎ ِﻟ ﹾﻠ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹸﻗ ﹾﻠﻨ‬ (33) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺘﻤ‬‫ﺗ ﹾﻜ‬

‫ﺩﻡ‬ ‫ﺂﹶﺍ‬‫ﺎ ﻳ‬‫ﻭ ﹸﻗ ﹾﻠﻨ‬ (34) ‫ﻦ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬ ‫ﻭﻛﹶﺎ ﹶﻥ ِﻣ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺒ‬‫ﺘ ﹾﻜ‬‫ﺳ‬ ‫ﺍ‬‫ﻰ ﻭ‬‫ﺲ ﹶﺍﺑ‬
 ‫ﺑﻠِﻴ‬‫ِﺍ ﱠﻻ ِﺍ‬
‫ﺎ‬‫ﺘﻤ‬‫ﻴﺚﹸ ِﺷ ﹾﺌ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺍ‬‫ﺭ ﹶﻏﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻼ ِﻣ‬
‫ﻭﻛﹸ ﹶ‬ ‫ﻨ ﹶﺔ‬‫ﺠ‬
 ‫ﻚ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻭﺟ‬ ‫ﺯ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺳ ﹸﻜ‬ ‫ﺍ‬

‫ﺎ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﺯﱠﻟ‬ ‫( ﹶﻓﹶﺎ‬35) ‫ﲔ‬
 ‫ﻦ ﺍﻟﻈﱠﺎِﻟ ِﻤ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﺘﻜﹸﻮﻧ‬‫ﺮ ﹶﺓ ﹶﻓ‬ ‫ﺠ‬
‫ﺸ‬
 ‫ﻫ ِﺬ ِﻩ ﺍﻟ‬ ‫ﺎ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﺗ ﹾﻘ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﻌﻀ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻫِﺒﻄﹸﻮﺍ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻭ ﹸﻗ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﺎ ﻓِﻴ ِﻪ‬‫ﺎ ﻛﹶﺎﻧ‬‫ﺎ ِﻣﻤ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﺎ ﹶﻓﹶﺎ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻴﻄﹶﺎ ﹸﻥ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺍﻟ‬

(36) ‫ﲔ‬
ٍ ‫ ِﺍﻟﹶﻰ ِﺣ‬‫ﺎﻉ‬‫ﻣﺘ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺘ ﹶﻘ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺽ ﻣ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﰱ ﹾﺍ ﹶﻻ‬
ِ ‫ﻢ‬ ‫ﻭﹶﻟﻜﹸ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺾ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬‫ِﻟ‬
‫ﻢ‬ ‫ﺮﺣِﻴ‬ ‫ﺏ ﺍﻟ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺘﻮ‬‫ﻮ ﺍﻟ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻧﻪ‬‫ﻴ ِﻪ ِﺍ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺕ ﹶﻓﺘ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺑ ِﻪ ﹶﻛ ِﻠﻤ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺩﻡ‬ ‫ﺘ ﹶﻠﻘﱠﻰ ﹶﺍ‬‫ﹶﻓ‬
(37)

Sen ‫ﺕ‬
‫ َﺃ ﹾﻨ ﹶ‬yerleşin ‫ﻥ‬
 ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ ﺍ‬Adem ‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﺁ‬Ey ‫ﺎ‬‫ ﻴ‬dedik ki ‫ ﹸﻗ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬Ve‫ﻭ‬
Orada ‫ﺎ‬‫ ِﻤ ﹾﻨﻬ‬yiyin ‫ﻭ ﹸﻜﻠﹶﺎ‬ bu cennette ‫ ﱠﻨ ﹶﺔ‬‫ ﺍ ﹾﻟﺠ‬eşin ‫ﻙ‬
‫ﺠ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﺯ‬ Ve‫ﻭ‬
fakat ‫ﺎ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ ﹾﻘ‬ dilediğiniz yerde ‫ﺎ‬‫ﺸ ْﺌ ﹸﺘﻤ‬
ِ ‫ﺙ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 bol bol ‫ﺍ‬‫ﻏﺩ‬
‫ﺭ ﹶ‬
yoksa ikiniz de ‫ ﹶﻓ ﹶﺘﻜﹸﻭﻨﹶﺎ‬Ağaca ‫ ﹶﺓ‬‫ﺭ‬‫ﺸﺠ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬Şu ‫ﻫ ِﺫ ِﻩ‬ yaklaşmayın
zalimlerden ‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ﺍﻟﻅﱠﺎِﻟﻤِﻴ‬
 ‫ ِﻤ‬olursunuz
35) Ve dedik ki: "Ey Adem! Sen ve eşin bu cennette yerleşin
ve orada dilediğiniz yerde bol bol yiyin; fakat şu ağaca
yaklaşmayın; yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz."

Şeytan ‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻁﹶﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬Bunun üzerine o ikisini kaydırdı ‫ﺎ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﺯﱠﻟ‬ ‫ﹶﻓَﺄ‬
‫ﺎ ﻜﹶﺎﻨﹶﺎ‬‫ ِﻤﻤ‬ve onları çıkarttı ‫ﺎ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶﻓَﺄ ﹾ‬oradan ‫ﺎ‬‫ﻋ ﹾﻨﻬ‬

‫ﻡ‬ ‫ﻀ ﹸﻜ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ inin ‫ﻫ ِﺒﻁﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺍ‬Dedik ki ‫ﻭ ﹸﻗ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬ bulundukları yerden ‫ﻓِﻴ ِﻪ‬
sizin için ‫ﻡ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹸﻜ‬ Düşman olarak ‫ﻭ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ‬
 kiminiz kiminize ‫ﺽ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ِﻟ‬
Ve ‫ﻉ‬
 ‫ﻤﺘﹶﺎ‬ ‫ﻭ‬ yerleşim yeri ‫ﺭ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ ﹶﻘ‬
 ‫ﻤ‬ Yeryüzünde ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬vardır
belli bir vakte kadar ‫ﻥ‬
ٍ ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺤِﻴ‬geçimlik
36) Bunun üzerine, şeytan o ikisini oradan kaydırdı ve
onları bulundukları yerden çıkarttı. Dedik ki: “Kiminiz
kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde sizin için belli bir
vakte kadar yerleşim yeri ve geçimlik vardır.”

Rabbinden ‫ﺒ ِﻪ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Adem ‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﺁ‬Derken aldı ‫ﹶﻓ ﹶﺘﹶﻠﻘﱠﻰ‬
Çünkü ‫ﻪ‬ ‫ ِﺇﻨﱠ‬tevbesini kabul etti ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ﺏ ﻋ‬
 ‫ ﹶﻓﺘﹶﺎ‬kelimeler ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﹶﻜِﻠﻤ‬
Ve Rahim olan ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬Tevvab ‫ﺏ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﺍﻟ ﱠﺘﻭ‬yalnız O ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ O’dur
37) Derken Adem Rabbinden kelimeler aldı. Tevbesini
kabul etti. Çünkü Tevvab (tevbe edilen) ve Rahim
(bağışlayıcı) olan O’dur, yalnız O.
(*)Yüce Allah'ın insanın hangi cihetlerden şanını ve şerefini yücelttiğini
açıklamaya devam etmektedir. Burada sözkonusu edilen husus ise
insanların yaratılışının başlangıç dönemlerinde cennetteki durumudur. Şu
kadar var ki, hikmet-i ilâhi, onun yeryüzünde kalmasını ve kâinatı imar
etmek olan bir misyon ile görevlendirilmesini şeytana, şeytanın hilelerine
karşı yapılacak mücadelede insanın meziyetinin ortaya çıkartılmasını
gerekli görmüştür.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻯ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﻊ‬ ‫ﺗِﺒ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻯ ﹶﻓ‬
 ‫ﺪ‬‫ﻨ ِﻰ ﻫ‬‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻨﻜﹸ‬‫ﻴ‬‫ﻳ ﹾﺎِﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﹶﻓِﺎﻣ‬‫ﺟﻤِﻴﻌ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻫِﺒﻄﹸﻮﺍ ِﻣ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﹸﻗ ﹾﻠﻨ‬

‫ﻭﺍ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫( ﻭ‬38) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺰﻧ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻮﻑ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻼ‬
‫ﹶﻓ ﹶ‬

(39) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎِﻟﺪ‬‫ﺎ ﺧ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺏ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺻﺤ‬
 ‫ﻚ ﹶﺍ‬
 ‫ﺂ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬‫ﺎِﺗﻨ‬‫ﻮﺍ ِﺑﹶﺎﻳ‬‫ﻭ ﹶﻛ ﱠﺬﺑ‬

‫ﻭﻓﹸﻮﺍ‬ ‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻧ‬‫ﻰ ﺍﱠﻟﺘِﻰ ﹶﺍ‬ ‫ﻤِﺘ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻭﺍ ِﻧ‬‫ﺁﺋِﻴ ﹶﻞ ﺍ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬‫ﺳﺮ‬ ‫ﺑﻨِﻰ ِﺍ‬‫ﺎ‬‫ﻳ‬
‫ﺎ‬‫ﻮﺁ ِﺑﻤ‬‫ﻭﹶﺍ ِﻣﻨ‬ (40) ‫ﻮ ِﻥ‬‫ﻫﺒ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻯ ﻓﹶﺎ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻭِﺍﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ ِﺪﻛﹸ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻑ ِﺑ‬
ِ ‫ﻬﺪِﻯ ﺍﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ِﺑ‬

Sayfa

6

tasdik edici ‫ﺩﻗﹰﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻤ‬ indirdiğime ‫ﺕ‬
‫ﺯ ﹾﻟ ﹸ‬ ‫ﺎ ﺃَﻨ‬‫ ِﺒﻤ‬iman edin ‫ﺁ ِﻤﻨﹸﻭﺍ‬‫ﻭ‬
ve olmayın ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘﻜﹸﻭﻨﹸﻭﺍ‬ Beraberinizdekini ‫ﻡ‬ ‫ﻌ ﹸﻜ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻟﻤ‬olarak
değişmeyin ‫ﻭﺍ‬‫ﺸ ﹶﺘﺭ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ ﹾ‬ Onu ‫ ِﺒ ِﻪ‬inkar edenlerin ‫ ﻜﹶﺎ ِﻓ ٍﺭ‬İlki ‫ل‬
َ ‫ﻭ‬ ‫َﺃ‬
Ve yalnız ‫ﻱ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻭِﺇﻴ‬ az bir pahaya ‫ﻤﻨﹰﺎ ﹶﻗﻠِﻴﻠﹰﺎ‬ ‫ ﹶﺜ‬Ayetlerimi de ‫ﺎﺘِﻲ‬‫ﺒِﺂﻴ‬
benden sakının‫ ﻓﹶﺎ ﱠﺘﻘﹸﻭﻨِﻲ‬benden
41) Beraberinizdekini tasdik edici olarak indirdiğime iman
edin ve onu inkar edenlerin ilki olmayın! Ayetlerimi de az
bir pahaya değişmeyin ve benden yalnız benden sakının.

 ‫ﻣ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﺰﹾﻟ‬ ‫ﻧ‬‫ﹶﺍ‬
‫ﻭﺍ‬‫ﺘﺮ‬‫ﺸ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻭ ﹶﻝ ﻛﹶﺎ ِﻓ ٍﺮ ِﺑ ِﻪ‬ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ‬‫ﺗﻜﹸﻮﻧ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌﻜﹸ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪﻗﹰﺎ ِﻟﻤ‬ ‫ﺼ‬

Bu âyet-i kerime her ne kadar İsrailoğullarına mahsus ise de bu konuda
onlar gibi davranan herkes bu âyetin hükmüne girer. Yani bir hakkı
değiştirmek veya iptal etmek için rüşvet alan veya öğretmesi vacip olan bir
şeyi bir ücret almaksızın Öğretmekten veya kendisinden bir başkasının
edâ edemiyeceği bir ilmi yine ücret almaksızın edâ etmekten kaçınan
kimseler bu âyetin hüküm ve tehdidi altına girer.10

‫ﻮ ﹶﺓ‬ ‫ﻠ‬‫ﻮﺍ ﺍﻟﺼ‬‫ﻭﹶﺍ ِﻗﻴﻤ‬ (42) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻮﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﻤ‬‫ﺗ ﹾﻜﺘ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ ِﻃ ِﻞ‬‫ﺑِﺎﹾﻟﺒ‬

batılla ‫ل‬
ِ‫ﻁ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺒِﺎ ﹾﻟﺒ‬Hakkı ‫ﻕ‬
‫ﺤﱠ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬karıştırmayın ‫ﻭﺍ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ ﹾﻠﺒِﺴ‬
bildiğiniz halde ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ Hakkı ‫ﻕ‬
‫ﺤﱠ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬gizlemeyin ‫ﻭﺍ‬‫ﻭ ﹶﺘ ﹾﻜ ﹸﺘﻤ‬

‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻮﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﺗ ﹾﻠِﺒﺴ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ (41) ‫ﺗﻘﹸﻮ ِﻥ‬‫ﻯ ﻓﹶﺎ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻭِﺍﻳ‬ ‫ﻼ‬
‫ﺎ ﹶﻗﻠِﻴ ﹰ‬‫ﻤﻨ‬ ‫ﺎﺗِﻰ ﹶﺛ‬‫ِﺑﹶﺎﻳ‬
‫ﺱ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻭ ﹶﻥ ﺍﻟﻨ‬‫ﻣﺮ‬ ‫ﺗ ﹾﺄ‬‫( ﹶﺍ‬43) ‫ﲔ‬
 ‫ﺍ ِﻛ ِﻌ‬‫ﻊ ﺍﻟﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺭ ﹶﻛﻌ‬ ‫ﺍ‬‫ﺰﻛﹶﻮ ﹶﺓ ﻭ‬ ‫ﻮﺍ ﺍﻟ‬‫ﺁﺗ‬‫ﻭ‬

‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻼ‬
‫ﺏ ﹶﺍ ﹶﻓ ﹶ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺘﻠﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺑِﺎﹾﻟِﺒ‬

42) Hakkı batılla karıştırmayın ve bildiğiniz halde hakkı
gizlemeyin.

‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﲑﺓﹲ ِﺍ ﱠﻻ‬
 ‫ﺎ ﹶﻟ ﹶﻜِﺒ‬‫ﻧﻬ‬‫ﻭِﺍ‬ ‫ﻮ ِﺓ‬ ‫ﻠ‬‫ﺍﻟﺼ‬‫ﺒ ِﺮ ﻭ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻮﺍ ﺑِﺎﻟ‬‫ﺘﻌِﻴﻨ‬‫ﺳ‬ ‫ﺍ‬‫( ﻭ‬44)
‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻢ ِﺍﹶﻟ‬ ‫ﻧﻬ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬ ‫ﻼﻗﹸﻮ‬
‫ﻣ ﹶ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬‫ﻳ ﹸﻈﻨ‬ ‫ﻦ‬ ‫( ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬45) ‫ﲔ‬
 ‫ﺎ ِﺷ ِﻌ‬‫ﺍﹾﻟﺨ‬

Yahudiler: "Muhammed peygamber olarak gönderilmiştir ama bizden
başkalarına." demişlerdi. İşte onların "Muhammed peygamber olarak
gönderilmiştir." sözleri hak, "bizden başkalarına gönderilmiştir." sözleri
ise bâtıldır..

‫ﺖ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻧ‬‫ﻰ ﺍﱠﻟﺘِﻰ ﹶﺍ‬ ‫ﻤِﺘ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻭﺍ ِﻧ‬‫ﺁﺋِﻴ ﹶﻞ ﺍ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬‫ﺳﺮ‬ ‫ﺑﻨِﻰ ِﺍ‬‫ﺎ‬‫( ﻳ‬46) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺭﹶﺍ ِﺟﻌ‬

‫ﺯﻜﹶﺎ ﹶﺓ‬ ‫ ﺍﻟ‬verin ‫ﺁﺘﹸﻭﺍ‬‫ ﻭ‬namazı ‫ﺼﻠﹶﺎ ﹶﺓ‬
 ‫ ﺍﻟ‬Bir de dosdoğru kılın ‫ﻭﺍ‬‫ﻭَﺃﻗِﻴﻤ‬
rüku edenlerle ‫ﻥ‬
 ‫ﺍ ِﻜﻌِﻴ‬‫ﻊ ﺍﻟﺭ‬ ‫ﻤ‬ Ve siz de rüku edin ‫ﻭﺍ‬‫ﺭ ﹶﻜﻌ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬zekatı
birlikte

‫ﻣﹰﺎ ﹶﻻ‬‫ﻳﻮ‬ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ‬‫ﺍ‬‫( ﻭ‬47) ‫ﲔ‬
 ‫ﺎﹶﻟ ِﻤ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻌ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﻀ ﹾﻠﺘ‬
 ‫ﻰ ﹶﻓ‬‫ﻭﹶﺍﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

43) Bir de namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku
edenlerle birlikte siz de rüku edin.

‫ﺧﺬﹸ‬ ‫ﺆ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ ﻳ‬ ‫ﻋﺔﹲ‬ ‫ﺷﻔﹶﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﺒﻞﹸ ِﻣ‬‫ ﹾﻘ‬‫ﻭ ﹶﻻ ﻳ‬ ‫ﻴﺌﹰﺎ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﺲ‬
ٍ ‫ﻧ ﹾﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻧ ﹾﻔﺲ‬ ‫ﺠﺰِﻯ‬
 ‫ﺗ‬
(48) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺼﺮ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺪﻝﹲ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ِﻣ‬

iyiliği ‫ﺭ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ ِﺒ‬İnsanlara ‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬emredersiniz de ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻤﺭ‬ ‫َﺃ ﹶﺘ ْﺄ‬
Oysa siz ‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ kendinizi ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ ﺃَﻨ ﹸﻔ‬unutur musunuz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻭﺘﹶﻨ‬
hala akletmez ‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻭ‬ ‫ َﺃ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ‬o kitabı ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬okuyorsunuz ‫ﻥ‬
 ‫ﹶﺘ ﹾﺘﻠﹸﻭ‬
misiniz

‫ﺎ‬‫ ﹶﻓِﺈﻤ‬Hepiniz ‫ﺎ‬‫ﺠﻤِﻴﻌ‬
 oradan ‫ﺎ‬‫ ِﻤ ﹾﻨﻬ‬inin ‫ﻫ ِﺒﻁﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺍ‬Dedik ki ‫ﹸﻗ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬
kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬bir hidayet ‫ﻯ‬‫ﻫﺩ‬ benden ‫ ِﻤﻨﱢﻲ‬size gelir de ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﱠﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻴ ْﺄ ِﺘ‬
korku yoktur ‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶ‬benim hidayetime ‫ﻱ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻫﺩ‬ uyarsa ‫ﹶﺘﺒِﻊ‬
üzülecek ‫ﻥ‬
 ‫ﺯﻨﹸﻭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ‬ onlar‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ değillerdir‫ﻟﹶﺎ‬Ve‫ﻭ‬ Onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬

de

44) İnsanlara iyiliği emredersiniz de kendinizi unutur
musunuz? Oysa siz o kitabı okuyorsunuz. Hala akletmez
misiniz?

38) Dedik ki: "Hepiniz oradan inin, benden size bir hidayet
gelir de kim benim hidayetime uyarsa, onlar için korku
yoktur ve onlar üzülecek de değillerdir.”

Ve namaz ‫ﺼﻠﹶﺎ ِﺓ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ ﻭ‬Sabır ile ‫ﺒ ِﺭ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ ﺒِﺎﻟ‬yardım isteyin ‫ﺴ ﹶﺘﻌِﻴﻨﹸﻭﺍ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻭ‬
huşu ‫ﺸﻌِﻴﻥ‬
ِ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟﺨﹶﺎ‬
 ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬ağır gelir ‫ﺭ ﹲﺓ‬ ‫ ﹶﻟ ﹶﻜﺒِﻴ‬Bu, şüphesiz ‫ﺎ‬‫ﻭِﺇ ﱠﻨﻬ‬
duyanlardan başkasına

yalanlayanlar var ya ‫ﻭﺍ‬‫ﻭ ﹶﻜ ﱠﺫﺒ‬ inkar edip ‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ve‫ﻭ‬
ateş ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬halkıdırlar ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺼﺤ‬
 ‫ َﺃ‬işte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ُﺃ‬ayetlerimizi ‫ﺎ ِﺘﻨﹶﺎ‬‫ﺒِﺂﻴ‬
sürekli kalıcıdırlar ‫ﻭﻥ‬‫ ﺨﹶﺎِﻟﺩ‬Orada ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬
39) Ve inkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte
onlar ateş halkıdırlar; onlar orada sürekli kalıcıdırlar.

nimetimi ‫ﻤﺘِﻲ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ِﻨ‬hatırlayın ‫ﻭﺍ‬‫ ﺍ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬Ey İsrailoğulları ‫ل‬
َ ‫ﺍﺌِﻴ‬‫ﺴﺭ‬
 ِ‫ﺒﻨِﻲ ﺇ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴ‬
Ve yerine getirin ki ‫ﻭﻓﹸﻭﺍ‬ ‫ﻭَﺃ‬ Size verdiğim ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﺕ‬
‫ﻤ ﹸ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺍﱠﻟﺘِﻲ َﺃ ﹾﻨ‬
ahdinizi ‫ﻡ‬ ‫ﻬ ِﺩ ﹸﻜ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ِﺒ‬Ben de yerine getireyim ‫ﻑ‬
ِ ‫ ﺃُﻭ‬Ahdimi ‫ﻬﺩِﻱ‬ ‫ﻌ‬ ‫ِﺒ‬
benden korkun ‫ﻭﻨِﻲ‬‫ﻫﺒ‬ ‫ﺭ‬ ‫ ﻓﹶﺎ‬Ve yalnız benden ‫ﻱ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻭِﺇﻴ‬
40) Ey İsrailoğulları!186 Size verdiğim nimetimi hatırlayın ve
ahdimi yerine getirin ki ben de ahdinizi yerine getireyim ve
benden, yalnız benden korkun.
(*)Kâinatı yaratan, bütün varlık alemini terbiye eden Allah, tevhidi
(Hakk'ı bir bilme), nübüvvet (peygamberlik)i ve maad (dönülecek ikinci
hayat)ı dosdoğru inananların gönüllerine zerkedip doyurucu mâhiyette
deliller sergiledikten sonra bütün insanları kapsayan nîmetlerini, onlara
bahşettiği üstün kerametleri bir inci dizisi halinde sıraladı. Bunu müteakip
tavsiye, nisyan, pişmanlık, tevbe, hidâyet ve mağfiret tâbirlerini içine alan
geçmiş hâdiselerden bahsederek örnekler verdi.

İsrailoğulları Allah'a itaat etmeyi, ondan korkup takvâlı olmayı, iyilik
yapmayı emrediyor, kendileri ise bunlara uymuyorlardı. Yüce Allah da
bundan dolayı onları kınadı.11

45) Sabır ve namaz ile yardım isteyin. Bu, şüphesiz huşu
duyanlardan başkasına ağır gelir.

Onlar şüphesiz ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ َﺃ ﱠﻨ‬kesin olarak bilirler ‫ﻥ‬
 ‫ﻅﻨﱡﻭ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
Ve yine şüphesiz ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭَﺃ ﱠﻨ‬ Rablerine ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬ ‫ﺭ‬ kavuşacaklarını‫ﻤﻠﹶﺎﻗﹸﻭ‬
döneceklerini ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺠﻌ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﺭ‬yalnız O’na ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﺇِﹶﻟ‬
46) Onlar, şüphesiz Rablerine kavuşacaklarını ve yine
şüphesiz yalnız O'na döneceklerini kesin olarak bilirler.

nimetimi ‫ﻤﺘِﻲ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ِﻨ‬hatırlayın ‫ﻭﺍ‬‫ ﺍ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬Ey İsrailoğulları ‫ل‬
َ ‫ﺍﺌِﻴ‬‫ﺴﺭ‬
 ِ‫ﺒﻨِﻲ ﺇ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴ‬
sizi ‫ﻡ‬ ‫ ﹾﻠﹸﺘ ﹸﻜ‬‫ ﹶﻓﻀ‬Ve gerçekten ‫ﻭَﺃﻨﱢﻲ‬ size verdiğim ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﺕ‬
‫ﻤ ﹸ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺍﱠﻟﺘِﻲ َﺃ ﹾﻨ‬
alemler üzerine ‫ﻥ‬
 ‫ﺎﹶﻟﻤِﻴ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟﻌ‬
 üstün kıldığımı
47) Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetimi ve sizi alemler
üzerine gerçekten üstün kıldığımı hatırlayın.

ödeyemeyeceği ‫ﺠﺯِﻱ‬
 ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬günden de ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ ‫ﻴ‬ sakının ki ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ﻭ‬
kabul ُ‫ﺒل‬ ‫ﻴ ﹾﻘ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ bir şey ‫ﻴﺌًﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬kimse için ٍ‫ﻥ ﹶﻨ ﹾﻔﺱ‬
‫ﻋ‬
 Kimsenin ‫ﺱ‬
 ‫ﹶﻨ ﹾﻔ‬
Ve alınmaz ‫ﺨﺫﹸ‬
‫ﻴ ْﺅ ﹶ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ hiç bir şefaat ‫ﻋ ﹲﺔ‬
 ‫ﺸﻔﹶﺎ‬
‫ ﹶ‬ondan ‫ﺎ‬‫ ِﻤ ﹾﻨﻬ‬edilmez
Kendilerine yardım ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺼﺭ‬
 ‫ﻨ‬‫ﻡ ﻴ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Fidye de ‫ل‬
ٌ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ‬
 Ondan ‫ﺎ‬‫ِﻤ ﹾﻨﻬ‬
da edilmez
48) Kimsenin kimse için hiç bir şey ödeyemeyeceği günden
de sakının ki, ondan bir şefaat kabul edilmez ve ondan fidye
de alınmaz. Kendilerine yardım da edilmez.
Bu âyetin nüzul sebebi şudur: İsrail oğulları: ''Bizler Allah'ın oğulları,
dostları ve peygamberlerinin çocuklarıyız ve babalarımız bize şefaatçi
olacaklardır." diyorlardı. Allah Tealâ da onlara, kıyamet günü onlardan
fidyenin de şefaatlerin de kabul edilmeyeceğini bildirdi.12

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

hanedanından ‫ل‬
ِ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ِﻤ‬sizi kurtarmıştık ki ‫ﻡ‬ ‫ﻴﻨﹶﺎ ﹸﻜ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ ﹶﻨ‬hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬Ve ‫ﻭ‬
en kötüsünü‫ﺀ‬ ‫ﻭ‬‫ ﺴ‬size tattırıyorlardı ‫ﻡ‬ ‫ﻭ ﹶﻨ ﹸﻜ‬‫ﻭﻤ‬‫ﻴﺴ‬ Firavun ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ِﻓ‬
oğullarınızı ‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹸﻜ‬ ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ َﺃ‬boğazlıyorlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺒﺤ‬ ‫ﻴ ﹶﺫ‬ azabın ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
‫ﻭﻓِﻲ‬ kadınlarınızı da ‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻨﺴ‬sağ bırakıyorlardı ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Bir imtihan ‫ﺀ‬ ‫ﺒﻠﹶﺎ‬ bunda sizin için vardı ‫ﻡ‬ ‫ﹶﺫِﻟ ﹸﻜ‬
 Rabbinizden ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬
çok büyük ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻅِﻴ‬
49)Ve hani sizi Firavun187 hanedanından kurtarmıştık ki,
oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı ise sağ bırakarak size
azabın en kötüsünü tattırıyorlardı. Bunda sizin için
Rabbinizden çok büyük bir imtihan vardı.

Sayfa

7

‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺑﺤ‬‫ﻳ ﹶﺬ‬ ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ﻮ َﺀ ﺍﹾﻟ‬‫ﻢ ﺳ‬ ‫ﻧﻜﹸ‬‫ﻮ‬‫ﻮﻣ‬‫ﻳﺴ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻦ ﺁ ِﻝ ِﻓ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻧ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻶﺀٌ ِﻣ‬‫ﻢ ﺑ‬ ‫ﻭﻓِﻰ ﹶﺫِﻟﻜﹸ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺂ َﺀ ﹸﻛ‬‫ﻮ ﹶﻥ ِﻧﺴ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﺘ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺂ َﺀ ﹸﻛ‬‫ﺑﻨ‬‫ﹶﺍ‬

‫ﺂ ﹶﺍ ﹶﻝ‬‫ﺮ ﹾﻗﻨ‬ ‫ﻭﹶﺍ ﹾﻏ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺮ ﹶﻓﹶﺎ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺒ‬‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﺎ ِﺑﻜﹸﻢ‬‫ﺮ ﹾﻗﻨ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹶﻓ‬ (49) ‫ﻋﻈِﻴﻢ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹶﻠ ﹰﺔ ﹸﺛ‬ ‫ﲔ ﹶﻟ‬
 ‫ﺑ ِﻌ‬‫ﺭ‬ ‫ﻰ ﹶﺍ‬‫ﻮﺳ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﺪﻧ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﻭ‬ (50) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻨ ﹸﻈﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺮ‬ ‫ِﻓ‬
‫ﻢ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮﻧ‬ ‫ﻋ ﹶﻔ‬ ‫ﻢ‬ ‫( ﹸﺛ‬51) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻢ ﻇﹶﺎِﻟﻤ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻌ ِﺪ ِﻩ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺠ ﹶﻞ ِﻣ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ ِﻌ‬‫ﻢ‬‫ﺨ ﹾﺬﺗ‬
 ‫ﺗ‬‫ﺍ‬

‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻰ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻮﺳ‬‫ﻨﹶﺎ ﻣ‬‫ﺗﻴ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﺁ‬ (52) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺸ ﹸﻜﺮ‬
 ‫ﻌ ِﺪ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﻚ ﹶﻟ‬

denizi ‫ﺭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ِﺒ ﹸﻜ‬Hani yarmış ‫ﺭ ﹾﻗﻨﹶﺎ‬ ‫ ﹶﻓ‬hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬ve‫ﻭ‬
da boğmuştuk ‫ﺭ ﹾﻗﻨﹶﺎ‬ ‫ﻏ‬
‫ﻭَﺃ ﹾ‬ Ve sizi kurtarmıştık
‫ﻡ‬ ‫ﻴﻨﹶﺎ ﹸﻜ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﹶﻓَﺄ ﹾﻨ‬
ki siz
‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬
Firavun ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ِﻓ‬hanedanını ‫ل‬
َ‫ﺁ‬
görüyordunuz ‫ﻭﻥ‬‫ﻅﺭ‬
‫ﺘﹶﻨ ﹸ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺎ ِﺭِﺋﻜﹸ‬‫ﻮﺁ ِﺍﻟﹶﻰ ﺑ‬‫ﻮﺑ‬‫ﺠ ﹶﻞ ﹶﻓﺘ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ ِﻌ‬‫ﺎ ِﺫﻛﹸﻢ‬‫ﺗﺨ‬‫ﻢ ﺑِﺎ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﺘ‬‫ﻤ‬ ‫ﻢ ﹶﻇ ﹶﻠ‬ ‫ﻧ ﹸﻜ‬‫ِﺍ‬

50)Ve hani sizin için denizi yarmış ve sizi kurtarmıştık.
Firavun hanedanını da boğmuştuk, ki siz görüyordunuz.

‫ﻧﻪ‬‫ﻢ ِﺍ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻢ ﹶﻓﺘ‬ ‫ﺎ ِﺭِﺋﻜﹸ‬‫ﺪ ﺑ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﻋ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﹶﺫِﻟﻜﹸ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﺘﻠﹸﻮﺁ ﹶﺍ‬‫ﻓﹶﺎ ﹾﻗ‬

Kırk ‫ﻥ‬
 ‫ﺒﻌِﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ َﺃ‬Musa’ya ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ ﻤ‬biz vaadetmiştik ‫ﺩﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬ve‫ﻭ‬
o buzağıyı ‫ل‬
َ‫ﺠ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻌ‬Siz (ilah) edindiniz ‫ﻡ‬ ‫ﺨ ﹾﺫ ﹸﺘ‬
‫ ﺍ ﱠﺘ ﹶ‬sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬gece ‫ﻴﹶﻠﺔﹰ‬ ‫ﹶﻟ‬
Zalimler olarak ‫ﻭﻥ‬‫ﻡ ﻅﹶﺎِﻟﻤ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ onun ardından ‫ﻌ ِﺩ ِﻩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ِﻤ‬
51) Ve hani biz Musa’ya188 kırk gece vaadetmiştik; sonra siz
onun ardından zalimler olarak o buzağıyı (ilah) edindiniz.
Kırk gece. Bu bahis Ahd-i Atıyk'ın Huruc bölümünde geçer (24, 32).
Yalnız Ahd-i Atıyk'te buzağıyı yapan, Hârûn'dur, Kur’ân'sa 20. sûrenin
94. âyetinde Hârûn'un bunu yapmadığını, hattâ bu hususta
İsrailoğullarına öğütler verdiğini, fakat Samîri'nin onları kandırarak bu işi
yaptığı anlatılır.

ardından ‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Sizi ‫ﻡ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ ﹸﻜ‬
 affetmiştik ‫ﻭﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋ ﹶﻔ‬
 Sonra ‫ﹸﺜﻡ‬
şükredersiniz diye ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺸ ﹸﻜﺭ‬
‫ ﹶﺘ ﹾ‬belki ‫ﻡ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬bunun ‫ﹶﺫﻟِﻙ‬
52) Sonra bunun ardından belki şükredersiniz diye sizi
affetmiştik.

kitabı ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬Musa’ya ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ ﻤ‬vermiştik ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ ﺁ ﹶﺘ‬hani ‫ِﺇ ﹾﺫ‬Ve‫ﻭ‬
hidayete erersiniz diye ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻬ ﹶﺘﺩ‬ ‫ ﹶﺘ‬belki ‫ﻡ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬ve furkan’ı ‫ﻥ‬
 ‫ﺭﻗﹶﺎ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ ﹸﻔ‬‫ﻭ‬
53) Ve hani belki hidayete erersiniz diye Musa'ya kitabı ve
furkanı vermiştik.
Furkan: Hakkı batıldan ayıran demektir. Allah’ın bütün kitapları hakkı
batıldan ayırmak için gelmişlerdir. Ayetlere, mucizelere, hadislere ve
gerçeğe dayalı ilimlerin hepsine de bu manada furkan denilir.
Kendisi uğrunda kaza ve kaderine karşı sabreden bir kimseye Allah, onun
uğradığı musibetlere bedel olarak kendisinin gerçek dostları ile arkadaşlık
nimetini verir. İşte İsrailoğulları Firavun ve kavminin belâlarının
sıkıntılarına sabrettiler, Allah da onlardan peygamberler ve hükümdarlar
çıkardı, hiç bir kimseye vermediği şeyleri onlara verdi.

Ey ِ‫ﻭﻡ‬ ‫ﺎ ﹶﻗ‬‫ ﻴ‬kavmine ِ‫ﻭﻤِﻪ‬ ‫ ﻟِ ﹶﻘ‬Musa ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ ﻤ‬demişti ki ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬hani ‫ِﺇ ﹾﺫ‬ve‫ﻭ‬
zulmettiniz ‫ﻡ‬ ‫ﻤ ﹸﺘ‬ ‫ﻅﹶﻠ‬
‫ﹶ‬
gerçekten siz ‫ﻡ‬ ‫ ِﺇ ﱠﻨ ﹸﻜ‬Kavmim
o buzağıyı ‫ل‬
َ‫ﺠ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻌ‬edinmekle ‫ﻡ‬ ‫ ﺒِﺎ ﱢﺘﺨﹶﺎ ِﺫ ﹸﻜ‬kendinize ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ﺃَﻨ ﹸﻔ‬
yaratanınıza ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺭ ِﺌ ﹸﻜ‬‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺒ‬hemen tevbe edin de ‫ﻭﺍ‬‫ﹶﻓﺘﹸﻭﺒ‬
Daha hayırlıdır ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬Bu ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﺫِﻟ ﹸﻜ‬nefislerinizi ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ ﺃَﻨ ﹸﻔ‬öldürün ‫ﻓﹶﺎ ﹾﻗ ﹸﺘﻠﹸﻭﺍ‬
bunun ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﺏ‬
 ‫ ﹶﻓﺘﹶﺎ‬yaratanınız ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺭ ِﺌ ﹸﻜ‬‫ ﺒ‬katında ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ﹶﻟ ﹸﻜ‬
‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ Şüphesiz ki O ‫ﻪ‬ ‫ ِﺇﻨﱠ‬üzerine tevbenizi kabul etti
 ‫ﺍ‬‫ﺍﻟ ﱠﺘﻭ‬
Rahim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬Tevvab’dır ‫ﺏ‬
54) Ve hani Musa kavmine demişti ki: "Ey kavmim!
Gerçekten siz o buzağıyı (ilah) edinmekle kendinize
zulmettiniz; hemen yaratanınıza tevbe edin de nefislerinizi
öldürün. Bu yaratanınız katında sizin için daha hayırlıdır.”
Bunun üzerine tevbenizi kabul etti. Şüphesiz ki O, Tevvab
(tevbe edilen)’dır, Rahim (bağışlayan)’dir.

‫ﻮ ِﻡ‬ ‫ﺎ ﹶﻗ‬‫ﻮ ِﻣ ِﻪ ﻳ‬ ‫ﻰ ِﻟ ﹶﻘ‬‫ﻮﺳ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﻣ‬ (53) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻬ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﺮﻗﹶﺎ ﹶﻥ ﹶﻟ‬ ‫ﺍﹾﻟ ﹸﻔ‬‫ﻭ‬

‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻦ ﹶﻟ‬ ‫ﺆ ِﻣ‬ ‫ﻦ ﻧ‬ ‫ﻰ ﹶﻟ‬‫ﻮﺳ‬‫ﺎﻣ‬‫ﻢ ﻳ‬ ‫ﺘ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹸﻗ ﹾﻠ‬ (54) ‫ﻢ‬ ‫ﺮﺣِﻴ‬ ‫ﺏ ﺍﻟ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺘﻮ‬‫ﻮ ﺍﻟ‬ ‫ﻫ‬

‫ﻢ‬ ‫( ﹸﺛ‬55) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻨ ﹸﻈﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺎ ِﻋ ﹶﻘﺔﹸ‬‫ ﺍﻟﺼ‬‫ﺗﻜﹸﻢ‬‫ﺧ ﹶﺬ‬ ‫ﺮ ﹰﺓ ﹶﻓﹶﺎ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻯ ﺍ‬‫ﻧﺮ‬
‫ﻴﻜﹸﻢ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭ ﹶﻇ ﱠﻠ ﹾﻠﻨ‬ (56) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺸ ﹸﻜﺮ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﻢ ﹶﻟ‬ ‫ﻮِﺗ ﹸﻜ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻌ ِﺪ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻌ ﹾﺜﻨ‬ ‫ﺑ‬
‫ﺎ‬‫ﺕ ﻣ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﺒ‬‫ﻦ ﹶﻃ‬ ‫ﻯ ﹸﻛﻠﹸﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺴ ﹾﻠﻮ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ﻦ ﻭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻴﻜﹸﻢ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﺰﹾﻟﻨ‬ ‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﺎ‬‫ﻐﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬
(57) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻳ ﹾﻈ ِﻠﻤ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺴﻬ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻮﺁ ﹶﺍ‬‫ﻦ ﻛﹶﺎﻧ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮﻧ‬‫ﺎ ﹶﻇ ﹶﻠﻤ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﺯ ﹾﻗﻨ‬ ‫ﺭ‬

asla ‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ﹸﻨ ْﺅ ِﻤ‬
 ‫ ﹶﻟ‬Ey Musa ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ﺎﻤ‬‫ ﻴ‬siz demiştiniz de ‫ﻡ‬ ‫ ﹸﻗ ﹾﻠ ﹸﺘ‬hani ‫ِﺇ ﹾﺫ‬ve‫ﻭ‬
Allah’ı ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬görünceye ‫ﻯ‬‫ ﹶﻨﺭ‬kadar ‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 sana ‫ ﹶﻟﻙ‬inanmayız
‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ bir saika ‫ﻋ ﹶﻘ ﹸﺔ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺍﻟﺼ‬hemen çarpmıştı ‫ﻡ‬ ‫ﺨ ﹶﺫ ﹾﺘ ﹸﻜ‬
‫ ﹶﻓَﺄ ﹶ‬Apaçık ‫ﺭ ﹰﺓ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺠ‬

ki siz görüyordunuz ‫ﻭﻥ‬‫ﻅﺭ‬
‫ﺘﹶﻨ ﹸ‬
55) Ve hani siz; “Ey Musa! Allah’ı apaçık görünceye kadar
sana asla inanmayız" demiştiniz de sizi hemen bir saika
(yıldırım) çarpmıştı, ki siz görüyordunuz.
Saika: İnsanın gördüğü veya yakalandığı, dehşetinden dolayı aklının gittiği
veya bazı duyu organlarını kaybettiği, yahut ondan dolayı helak olduğu
şeylere denir. Bu şey ses, ateş, deprem, sarsıntı v.s. olabilir.

ardından ‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬sizi dirilttik ‫ﻡ‬ ‫ﻌ ﹾﺜﻨﹶﺎ ﹸﻜ‬ ‫ﺒ‬ Sonra ‫ﹸﺜﻡ‬
şükredersiniz diye ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺸ ﹸﻜﺭ‬
‫ ﹶﺘ ﹾ‬belki ‫ﻡ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬ölümünüzün ‫ﻡ‬ ‫ﻭ ِﺘ ﹸﻜ‬ ‫ﻤ‬
56) Sonra ölümünüzün ardından belki şükredersiniz diye
sizi dirilttik.

bulutu da ‫ﻡ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻐﻤ‬üzerinize ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 gölge yaptık ‫ﻅﱠﻠ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬
‫ ﹶ‬ve‫ﻭ‬
Ve ‫ﻯ‬‫ﺴ ﹾﻠﻭ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ ﻭ‬kudret helvası ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 indirdik ‫ﺯ ﹾﻟﻨﹶﺎ‬ ‫ﻭﺃَﻨ‬
Rızık ‫ﻡ‬ ‫ﺯ ﹾﻗﻨﹶﺎ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬Güzel şeylerden ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﺒ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬yiyin ‫ ﹸﻜﻠﹸﻭﺍ‬bıldırcın
Onlar bize zulmetmediler ‫ﻭﻨﹶﺎ‬‫ﻅﹶﻠﻤ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ﻭﻤ‬ olarak verdiğimiz
kendi nefislerine ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ﺃَﻨ ﹸﻔ‬idiler ‫ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬Fakat ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ﻭ‬
zulmetmekte ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻅِﻠﻤ‬
‫ﻴ ﹾ‬
57)Ve bulutu da üzerinize gölge yaptık. Size kudret helvası
ve bıldırcın indirdik. “Rızık olarak verdiğimiz güzel
şeylerden yiyin” Onlar bize zulmetmediler; fakat kendi
nefislerine zulmetmekteydiler.
(*)Atalarınızın Mısır'dan çıkıp denizi aşmalarından sonra Şam ile Mısır
arasında bulunan Tîh vadisinde şaşkın ve ne yapacaklarını bilmez halde
kaldıkları kırk yıl süre boyunca güneşin ışığından beyaz ve ince bulutla
sizleri gölgelendirdik. Sonra balı andıran ve suya karıştırıp içtikleri men
gibi, tadı lezzetli bıldırcını andıran bir kuş olan selva gibi türlü yiyecek ve
içeceklerle size nimetler ihsan ettik. Men üzerlerine tan yerinin ağardığı
andan güneşin doğduğu vakte kadar sisi andırır bir şekilde inerdi. Bıldırcın
da onlara gelir, herkes ertesi gününe kadar kendisine yetecek kadarını
alırdı.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﺍ‬‫ﺭ ﹶﻏﺪ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻴﺚﹸ ِﺷ ﹾﺌ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻳ ﹶﺔ ﹶﻓﻜﹸﻠﹸﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺮ‬ ‫ﻫ ِﺬ ِﻩ ﺍﹾﻟ ﹶﻘ‬ ‫ﺧﻠﹸﻮﺍ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹸﻗ ﹾﻠﻨ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺎﻛﹸ‬‫ﺧﻄﹶﺎﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﻐ ِﻔ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻭﻗﹸﻮﻟﹸﻮﺍ ِﺣ ﱠﻄﺔﹲ‬ ‫ﺍ‬‫ﺠﺪ‬
 ‫ﺳ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺧﻠﹸﻮﺍ ﺍﹾﻟﺒ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬

‫ﺮ ﺍﱠﻟﺬِﻯ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻮ ﹰﻻ ﹶﻏ‬ ‫ﻮﺍ ﹶﻗ‬‫ﻦ ﹶﻇ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺪ ﹶﻝ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﺒ‬‫( ﹶﻓ‬58) ‫ﲔ‬
 ‫ﺴِﻨ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ﺪ ﺍﹾﻟﻤ‬ ‫ﻨﺰِﻳ‬‫ﺳ‬ ‫ﻭ‬
‫ﻮﺍ‬‫ﺎ ﻛﹶﺎﻧ‬‫ﺎ ِﺀ ِﺑﻤ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﺍ ِﻣ‬‫ﺟﺰ‬ ‫ﻮﺍ ِﺭ‬‫ﻦ ﹶﻇ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﺰﹾﻟﻨ‬ ‫ﻧ‬‫ﻢ ﹶﻓﹶﺎ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻗِﻴ ﹶﻞ ﹶﻟ‬

‫ﺏ‬
 ‫ﺿ ِﺮ‬
 ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻮ ِﻣ ِﻪ ﹶﻓ ﹸﻘ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﻰ ِﻟ ﹶﻘ‬‫ﻮﺳ‬‫ﺴﻘﹶﻰ ﻣ‬
 ‫ﺘ‬‫ﺳ‬ ‫ﻭِﺍﺫِﺍ‬ (59) ‫ﺴﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬
 ‫ﻳ ﹾﻔ‬

 ‫ﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﺘ‬‫ ﺍﹾﺛ‬‫ﻨﻪ‬ ‫ﺕ ِﻣ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻧ ﹶﻔ‬‫ﺮ ﻓﹶﺎ‬ ‫ﺠ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻙ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌﺼ‬ ‫ِﺑ‬
‫ﻢ ﹸﻛ ﱡﻞ‬ ‫ﻋ ِﻠ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﺎ ﹶﻗ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺮ ﹶﺓ‬ ‫ﺸ‬

‫ﺍ ﻓِﻰ‬‫ﻌﹶﺜﻮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﷲ‬
ِ‫ﻕ ﺍ‬
ِ ‫ﺯ‬ ‫ﻦ ِﺭ‬ ‫ﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﹸﻛﻠﹸﻮﺍ ﻭ‬ ‫ﺑﻬ‬‫ﺮ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﺱ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﹸﺍﻧ‬

‫ﺎ ٍﻡ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﹶﻃﻌ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺼِﺒ‬
 ‫ﻧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻰ ﹶﻟ‬‫ﻮﺳ‬‫ﺎﻣ‬‫ﻢ ﻳ‬ ‫ﺘ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹸﻗ ﹾﻠ‬ (60) ‫ﻦ‬ ‫ﺴﺪِﻳ‬
ِ ‫ﻣ ﹾﻔ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﹾﺍ ﹶﻻ‬

‫ﺎ‬‫ﺑ ﹾﻘ ِﻠﻬ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺽ ِﻣ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﹾﺍ ﹶﻻ‬‫ﻨِﺒﺖ‬ ‫ﺎ ﺗ‬‫ﺎ ِﻣﻤ‬‫ﺝ ﹶﻟﻨ‬
 ‫ﺨ ِﺮ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻉ ﹶﻟﻨ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ﺍ ِﺣ ٍﺪ ﻓﹶﺎ‬‫ﻭ‬

‫ﻮ‬ ‫ﺒ ِﺪﻟﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻯ ﻫ‬ ‫ﺘ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺗ‬‫ﺎ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺍ‬‫ﺼ ِﻠﻬ‬
 ‫ﺑ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪ ِﺳﻬ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻓﹸﻮ ِﻣﻬ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭ ِﻗﺜﱠﺂِﺋﻬ‬

 ‫ﻫِﺒﻄﹸﻮﺍ ِﻣ‬ ‫ ِﺍ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻰ ﺑِﺎﱠﻟﺬِﻯ ﻫ‬‫ﺩﻧ‬ ‫ﹶﺍ‬
‫ﺖ‬
 ‫ﺑ‬‫ ِﺮ‬‫ﻭﺿ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﺳﹶﺎﹾﻟ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﺍ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﺼﺮ‬
‫ﻮﺍ‬‫ﻢ ﻛﹶﺎﻧ‬ ‫ﻧﻬ‬‫ﻚ ِﺑﹶﺎ‬
 ‫ﷲ ﹶﺫِﻟ‬
ِ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﺐ ِﻣ‬
ٍ ‫ﻀ‬
 ‫ﻐ‬ ‫ﺍ ِﺑ‬‫ﺂﺅ‬‫ﻭﺑ‬ ‫ﻨﺔﹸ‬‫ﺴ ﹶﻜ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ ﺍﻟ ﱢﺬﱠﻟ ﹸﺔ ﻭ‬‫ﻴ ِﻬﻢ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

‫ﺍ‬‫ﺼﻮ‬
 ‫ﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﻚ ِﺑﻤ‬
 ‫ﻖ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ ِﺮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﻦ ِﺑ‬ ‫ﻴ‬‫ﻨِﺒ‬‫ﺘﻠﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﻟ‬‫ﻳ ﹾﻘ‬‫ﻭ‬ ‫ﷲ‬
ِ‫ﺕﺍ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻭ ﹶﻥ ِﺑﹶﺎﻳ‬‫ﻳ ﹾﻜ ﹸﻔﺮ‬
(61) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻌ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻭﻛﹶﺎﻧ‬

kasabaya ‫ ﹶﺔ‬‫ﺭﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘ‬Şu ‫ﻫ ِﺫ ِﻩ‬ girin ‫ﺨﻠﹸﻭﺍ‬
‫ﺩ ﹸ‬ ‫ ﺍ‬demiştik ‫ ﹸﻗ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬ve‫ﻭ‬
bol bol ‫ﺍ‬‫ﻏﺩ‬
‫ﺭ ﹶ‬ dilediğiniz yerde ‫ﻡ‬ ‫ﺸ ْﺌ ﹸﺘ‬
ِ ‫ﺙ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 Orada ‫ﺎ‬‫ ِﻤ ﹾﻨﻬ‬yiyin ‫ﹶﻓ ﹸﻜﻠﹸﻭﺍ‬
Secde ederek ‫ﺍ‬‫ﺠﺩ‬
‫ﺴ‬
 O kapıdan ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟﺒ‬Girin ‫ﺨﻠﹸﻭﺍ‬
‫ﺩ ﹸ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬
Sizin ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬bağışlayalım ‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻨ ﹾﻐ ِﻔ‬bizi affet ‫ﻁ ﹲﺔ‬
‫ﺤﱠ‬
ِ deyin ki ‫ﻭﻗﹸﻭﻟﹸﻭﺍ‬
daha da artıracağız ‫ﺩ‬ ‫ﺴ ﹶﻨﺯِﻴ‬
 ‫ﻭ‬ hatalarınızı
‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﹸﻜ‬‫ﺨﻁﹶﺎﻴ‬
‫ﹶ‬
muhsinlere ‫ﻥ‬
 ‫ﺴﻨِﻴ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
58) Ve hani: “Şu kasabaya girin ve orada dilediğiniz yerde
bol bol yiyin, o kapıdan secde ederek girin ve bizi affet
deyin ki sizin hatalarınızı bağışlayalım; muhsinlere daha da
artıracağız” demiştik.

Bir ‫ﻭﻟﹰﺎ‬ ‫ ﹶﻗ‬zulüm edenler ‫ﻭﺍ‬‫ﻅﹶﻠﻤ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Derken değiştirdiler ‫ل‬
َ ‫ﺩ‬ ‫ﹶﻓﺒ‬
Biz ‫ﺯ ﹾﻟﻨﹶﺎ‬ ‫ ﹶﻓﺄَﻨ‬kendilerine söyleneni ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ل ﹶﻟ‬
َ ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ ﻗِﻴ‬Başka ‫ﻴﺭ‬ ‫ﻏ‬
‫ ﹶ‬sözle
O zulmedenlerin üzerine ‫ﻭﺍ‬‫ﻅﹶﻠﻤ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬üzerine ‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 de indirdik
‫ﺎ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬‫ ِﺒﻤ‬gökten ‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻥ ﺍﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬iğrenç bir azap ‫ﺍ‬‫ﺠﺯ‬
 ‫ِﺭ‬
fasıklık ettikleri için ‫ﻥ‬
 ‫ﺴﻘﹸﻭ‬
 ‫ﻴ ﹾﻔ‬
59) Derken zulüm edenler kendilerine söyleneni başka bir
sözle değiştirdiler. Biz de fasıklık ettikleri için o
zulmedenlerin üzerine gökten iğrenç bir azap indirdik.
(*)İsrailoğullarına kudret helvası ile bıldırcın ihsan edildikten sonra
susuzluk baş gösterdi. Hz. Mûsâ'nın duası bereketiyle Allah'ın onlara
olan dokuzuncu nîmeti tecelli etti. Bu nîmet hem dünyevî, hem de dini
idi. Asâ taşa vuruldu, taş yarıldı, on iki pınar fışkırmaya başladı. Hz.
Yâkub oğullarının oniki soyundan her birine, su alınacak bir pınar tahsis
edildi. Hayat iksiri olan suyun bir mu'cize ile taştan kaynaması, Allah'ın
varlığına, birliğine, öncesiz ve sonsuz olduğuna büyük bir delil idi.
Görenler ve duyanların artık yeryüzünde ilâhi sınırı aşıp fesat
çıkarmamaları gerekirdi. Fakat bu hârikayı gözleriyle gören İsrâîloğulları
yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan geri kalmadılar.

kavmi için ِ‫ﻭﻤِﻪ‬ ‫ ﻟِ ﹶﻘ‬Musa ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ ﻤ‬su istemişti de ‫ﺴﻘﹶﻰ‬
 ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ ﺍ‬hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬ve‫ﻭ‬
Taşa ‫ﺭ‬ ‫ﺠ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬asanla ‫ﻙ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻌﺼ‬ ‫ ِﺒ‬vur
‫ﺏ‬
 ‫ﻀ ِﺭ‬
 ‫ ﺍ‬dedik ‫ﹶﻓ ﹸﻘ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬
On iki ‫ ﹶﺓ‬‫ﺸﺭ‬
‫ ﹾ‬‫ ﺍ ﹾﺜ ﹶﻨﺘﹶﺎ ﻋ‬Ondan ‫ﻪ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬Hemen fışkırdı ‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﺭ‬‫ﻓﹶﺎﻨ ﹶﻔﺠ‬
İnsanların ‫ﺱ‬
ٍ ‫ ُﺃﻨﹶﺎ‬Hepsi ‫ ﹸﻜلﱡ‬bildi ‫ﻡ‬ ‫ﻋِﻠ‬
 kesin olarak ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻗ‬pınar ‫ﻴﻨﹰﺎ‬ ‫ﻋ‬

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬İçin ‫ﻭﺍ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺍ ﹾ‬‫ ﻭ‬Yiyin ‫ ﹸﻜﻠﹸﻭﺍ‬içecekleri yeri ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻤ ﹾ‬
fakat taşkınlık yapmayın ‫ﺍ‬‫ﻌ ﹶﺜﻭ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬ Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Rızkından ‫ﻕ‬
ِ ‫ﺯ‬ ‫ِﺭ‬
fesat çıkarıcılar olarak ‫ﻥ‬
 ‫ﺴﺩِﻴ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻔ‬ yeryüzünde ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬

Sayfa

8

60) Ve hani Musa kavmi için su istemişti de: “Asanla taşa
vur” dedik. Hemen ondan on iki pınar fışkırdı; böylece
insanların hepsi içecekleri yeri kesin olarak bildi. “Allah’ın
rızkından yiyin, için; fakat yeryüzünde fesat çıkarıcılar
olarak taşkınlık yapmayın.”
(*)Allah'ın buyruğuna uyarak Kızıldeniz'i ikiye bölen ve kendilerine yol
açan mucizeli asasını bir kayaya vurunca kayanın on iki ayrı yerinden on
iki kaynak halinde sular fışkırmaya başladı. İsrâiloğulları, Hz. Yakub'un on
iki oğlundan gelen on iki oymağa ayrılmışa. Muhtemelen, su yüzünden
aralarında bir çatışma çıkmasın diye yüce Allah her oymak için ayrı bir su
kaynağı halketmiş olup, âyete göre, ihtilâf ve karışıklığa mahal kalmayacak
şekilde her oymağa kendi pınarının hangisi olduğu bildirilmişti.

‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻟ‬Musa ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ﻤ‬Ey‫ﺎ‬‫ ﻴ‬Hani siz demiştiniz ki ‫ﻡ‬ ‫ ﹸﻗ ﹾﻠ ﹸﺘ‬hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬ve‫ﻭ‬
yemek üzerinde ‫ﺎ ٍﻡ‬‫ﻁﻌ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ ﹶ‬
 asla sabır gösteremeyiz ‫ﺼﺒِﺭ‬
 ‫ﹶﻨ‬
Rabbine ‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ Bizim için ‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬dua et de ‫ﻉ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ ﻓﹶﺎ‬Bir ‫ﺤ ٍﺩ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬
bitirdiği ‫ﺕ‬
‫ ﹸﺘ ﹾﻨ ِﺒ ﹸ‬şeylerden ‫ﺎ‬‫ ِﻤﻤ‬Bize ‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬çıkarsın ‫ﺝ‬
 ‫ﺨ ِﺭ‬
‫ﻴ ﹾ‬
acuru ‫ﺎ‬‫ﻭ ِﻗﺜﱠﺎ ِﺌﻬ‬
Baklasından ‫ﺎ‬‫ﺒ ﹾﻘِﻠﻬ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Yerin ‫ﺽ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
dedi ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬soğanı ‫ﺎ‬‫ﺼِﻠﻬ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﻭ‬ mercimeği ile ‫ﺎ‬‫ﺴﻬ‬
ِ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﻭ‬ sarmısağı ‫ﺎ‬‫ﻭﻓﹸﻭ ِﻤﻬ‬
 ‫ﺒ ِﺩﻟﹸﻭ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ َﺃ ﹶﺘ‬ki
daha ‫ﺩﻨﹶﻰ‬ ‫ﻭ َﺃ‬ ‫ﻫ‬ ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬değiştirmek mi istiyorsunuz ‫ﻥ‬
O daha hayırlı olan ile ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻭ ﹶ‬ ‫ﻫ‬ ‫ ﺒِﺎﱠﻟﺫِﻱ‬aşağı olan o şeyi
O taktirde sizin olacaktır ‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﹶﻟ ﹸﻜ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬bir şehre ‫ﺍ‬‫ﺼﺭ‬
 ‫ ِﻤ‬İnin ‫ﻫ ِﺒﻁﹸﻭﺍ‬ ‫ﺍ‬
Böylece vuruldu ‫ﺕ‬
‫ﺒ ﹾ‬ ‫ﻀ ِﺭ‬
 ‫ﻭ‬ İstediğiniz şeyler ‫ﻡ‬ ‫ﺴَﺄ ﹾﻟ ﹸﺘ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻤ‬
Ve yoksulluk ‫ﺴ ﹶﻜ ﹶﻨ ﹸﺔ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟﻤ‬‫ ﻭ‬Alçaklık ‫ ﺍﻟ ﱢﺫﱠﻟ ﹸﺔ‬Üzerlerine ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬

İşte bu ‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬Allah’tan ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 ‫ ِﻤ‬Bir gazaba ٍ‫ﺏ‬‫ ﺒِ ﹶﻐﻀ‬uğradılar ‫ﻭﺍ‬‫ﺎﺀ‬‫ﻭﺒ‬
Bilinçli olarak inkar etmeleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﻔﺭ‬ sebebiyledir ‫ﻡ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ِﺒَﺄ ﱠﻨ‬
‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺒِﺂﻴ‬
öldürmeleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ﹾﻘ ﹸﺘﻠﹸﻭ‬ ‫ﻭ‬ Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Ayetlerini
İşte bu ‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬haksız yere ‫ﻕ‬
‫ﺤﱢ‬
 ‫ﻴﺭِ ﺍ ﹾﻟ‬ ‫ ﺒِ ﹶﻐ‬nebilerini ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬‫ﺍﻟﱠﻨ ِﺒﻴ‬
Ve haddi ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌ ﹶﺘﺩ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬ isyan etmeleri ‫ﺍ‬‫ﺼﻭ‬
 ‫ﻋ‬
 sebebiyledir ‫ﺎ‬‫ِﺒﻤ‬
aşmaları
61) Ve hani siz demiştiniz ki: “Ey Musa! Bir yemek
üzerinde asla sabır gösteremeyiz. Bizim için Rabbine dua et
de bize yerin bitirdiği şeylerden; baklası, acuru, sarmısağı,
mercimeği ile soğanından çıkarsın." Dedi ki: "Daha aşağı
olan o şeyi o daha hayırlı olan ile değiştirmek mi
istiyorsunuz? Bir şehre inin; o taktirde istediğiniz şeyler
sizin olacaktır.” Böylece üzerlerine alçaklık ve yoksulluk
vuruldu. Allah’tan bir gazaba uğradılar; işte bu, Allah’ın
ayetlerini bilinçli olarak inkar etmeleri ve haksız yere
nebilerini öldürmeleri sebebiyledir. İşte bu, isyan etmeleri
ve haddi aşmaları sebebiyledir.
(*)Âyette İsrâiloğullarının alçaklık ve acizlikle damgalanmalarına ve
Allah'ın gazabına uğramalarına sebep olarak gösterilen suçlardan bir
kısmını onlar, Hz. Mûsâ'nın döneminden birkaç kuşak sonra işlemişlerdir.
Ancak, çöldeki yiyeceklere katlanmak istememeleri olayı gibi Allah'ın
âyetlerini inkâr etmeleri, geçmişte, haksız olduklarını bile bile
peygamberlere karşı hasmane duygular besleyip içlerinden bazılarını
öldürmeleri, isyankârlık yapmaları ve Allah'ın koyduğu sınırı aşmaları da
konumuz olan âyetin inzalinden önceki dönemlerde olup bittiği için,
burada yeri gelmişken, çölde bayağı isteklerde bulunmaları yanında, daha
sonra işledikleri suçlara da işaret edilerek, hem müslümanlara hem de Hz.
Peygamber dönemindeki yahudilere bir hatırlatmada bulunulmakta; bir
bakıma onların, atalarının işlediği bu eski suçtan tekrar etmemeleri, basit
dünya menfaatleri uğruna Hz. Muhammed (a.s)'e karşı düşmanlık
duyguları besleyip ona gönderilen âyetleri inkâr etmekten sakınmalan
istenmektedir.
Nebi: Nebî (çoğulu enbiyâ) Allah ile kullan arasında elçilik görevi yapan,
O'nun buyruk ve yasaklannı kullarına haber veren seçkin kullar için
kullanılan dinî bir terimdir. Türkçe'de nebî ve resul kelimeleri genellikle,
"haber alan, haber getiren ve götüren" anlamına gelen Farsça peygamber
kelimesiyle ifade edilir.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

Yahudiler ‫ﻭﺍ‬‫ﺎﺩ‬‫ﻥ ﻫ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ ﻭ‬iman edenler ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Muhakkak ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Sabiilerden ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺒﺌِﻴ‬‫ﺍﻟﺼ‬‫ ﻭ‬Hıristiyanlar ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﺍﻟ ﱠﻨﺼ‬‫ﻭ‬
Ve ahiret gününe ‫ﺨ ِﺭ‬
ِ ‫ﻭ ِﻡ ﺍﻟﹾﺂ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Allah’a ‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬İman edip ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺁ‬
Onların vardır ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻓﹶﻠ‬salih amel ‫ﺎ‬‫ﺎِﻟﺤ‬‫ ﺼ‬işlerse ‫ل‬
َ ِ‫ﻤ‬‫ﻋ‬‫ﻭ‬
korku ‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶ‬ Rableri ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬‫ﺭ‬ katında ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ ecirleri ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺠ‬
 ‫َﺃ‬
ve onlar üzülecek ‫ﻥ‬
 ‫ﺯﻨﹸﻭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 yoktur
de değillerdir
62) Muhakkak iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve
Sabiilerden her kim Allah'a ve ahiret gününe iman edip
salih amel işlerse, onların Rabbleri katında ecirleri vardır.
Onlar için korku yoktur ve onlar üzülecek de değillerdir.
Yahudi: Yakub’un büyük oğlu Yahuda’nın soyundan gelen kimselerdir.
Yahudi kelimesi; Allah’a döndü, tevbe etti anlamına gelmektedir.
Buzağıya tapmaktan tevbe ettikleri için İsrailoğullarına yahudi ismi
verilmiştir. (*)Hıristiyan: İsmini İsa’nın yaşadığı Filistin’deki Nasıra
kasabasından almıştır. İsa’ya bağlı olup ona yardım edenler veya
birbirlerine yardım edenler anlamındadır. (*)Sabii: Birşeyden çıkıp, başka
bir şeye giren anlamındadır. Hristiyanlık ve yahudilikten çıkıp meleklere
tapanlara sabii denir. Ehli kitaptan bir topluluk oldukları da söylenmiştir.
Bir başka görüşe göre bunlar yahudi, hristiyan ve müşrik olmayan
muvahhidlerdir ya da Nuh veya İbrahim’in dini üzere olanlardır.189

sizin kesin sözünüzü ‫ﻡ‬ ‫ ﻤِﻴﺜﹶﺎ ﹶﻗ ﹸﻜ‬hani almış ‫ﺨ ﹾﺫﻨﹶﺎ‬
‫ِﺇ ﹾﺫ َﺃ ﹶ‬Ve‫ﻭ‬
Tur’u da ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟﻁﱡﻭ‬üzerinize
‫ﻡ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻓ‬kaldırmıştık ‫ﻌﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ ﹶﻓ‬ ‫ﻭ‬
kuvvetle ‫ﻭ ٍﺓ‬ ‫ ِﺒ ﹸﻘ‬size verdiğimize ‫ﻡ‬ ‫ﻴﻨﹶﺎ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ ﺁ ﹶﺘ‬‫ ﻤ‬sarılın ‫ﺨﺫﹸﻭﺍ‬
‫ﹸ‬
korunasınız ‫ﻥ‬
 ‫ﻡ ﹶﺘﱠﺘﻘﹸﻭ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬içindekileri ‫ﺎ ﻓِﻴ ِﻪ‬‫ ﻤ‬Hatırlayın ki ‫ﻭﺍ‬‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬‫ﻭ‬
63)Ve hani sizin kesin sözünüzü almış, Tur’u da üzerinize
kaldırmıştık. "Size verdiğimize kuvvetle sarılın, içindekileri
hatırlayın ki korunasınız.”

bunun ‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬ardından ‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬siz yüz çevirdiniz ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﺘ‬ ‫ﻭﱠﻟ‬ ‫ ﹶﺘ‬Sonra ‫ﹸﺜﻡ‬
üzerinizde ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬lütfu ‫ل‬
ُ‫ﻀ‬
 ‫ ﹶﻓ‬eğer olmasaydı ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﹶﻓﹶﻠ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬elbette olurdunuz
‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬Ve rahmeti ‫ﻪ‬ ‫ﻤ ﹸﺘ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬
Hüsrana uğrayanlardan ‫ﺴﺭِﻴﻥ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟﺨﹶﺎ‬
64) Sonra siz bunun ardından yüz çevirdiniz; eğer
üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, elbette
hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

haddi ‫ﺍ‬‫ﺩﻭ‬ ‫ﻋ ﹶﺘ‬
‫ﻥ ﺍ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬bildiniz ‫ﻡ‬ ‫ﻤ ﹸﺘ‬ ‫ﻋِﻠ‬
 Andolsun ki elbette ‫ﺩ‬ ‫ﹶﻟ ﹶﻘ‬‫ﻭ‬
biz de ‫ ﹶﻓ ﹸﻘ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬cumartesi günü ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬içinizden ‫ﻡ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬aşanları
maymunlar
‫ﺩ ﹰﺓ‬ ‫ﺭ‬ ‫ ِﻗ‬Olun ‫ ﻜﹸﻭﻨﹸﻭﺍ‬Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬dedik
aşağılık ‫ﻥ‬
 ‫ﺴﺌِﻴ‬
ِ ‫ﺨﹶﺎ‬
65) Andolsun ki içinizden cumartesi günü haddi aşanları
elbette bildiniz. Biz de onlara: "aşağılık maymunlar olun”
dedik.

‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻟﻤ‬ibret verici bir ceza ‫ ﹶﻨﻜﹶﺎﻟﹰﺎ‬Onu kıldık ‫ﺎ‬‫ ﹾﻠﻨﹶﺎﻫ‬‫ﻌ‬‫ﹶﻓﺠ‬
bir öğüt ‫ﻅﺔﹰ‬
‫ﻭﻋِ ﹶ‬ ‫ﻤ‬‫ ﻭ‬Ve sonrakileri için ‫ﺎ‬‫ﺨ ﹾﻠ ﹶﻔﻬ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ﻭﻤ‬ öncekileri ‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻴ‬
muttakiler için ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ﱠﺘﻘِﻴ‬ ‫ ِﻟ ﹾﻠ‬kıldık
66) Onu öncekileri ve sonrakileri için ibret verici bir ceza,
muttakiler için de bir öğüt kıldık.
(*)İsrâîloğulları hislerine mağlûp, nefsânî arzularına boyun eğmiş bir
halde tarihin sahifelerine nakşedilmek üzere acı ve tatlı hatıralar bırakıyor
ve eski inançlarıyla yeni i'tikatları arasında bocalayıp duruyorlardı. Şa'şâlı
devirlerinden biri sayılan Hz. Dâvud zamanında cumartesi gününün
hürmetini ihlâl ettikleri ve bir zaman Tevrat ile amel etmedikleri için
insanlık şerefini, imân faziletini yitirdiler ve bu yüzden kötü iştahlı
maymunlar seviyesine düştüler. Yukarıdaki âyetlerle onların bu acıklı
hâline temas edildi.

kavmine ِ‫ﻭﻤِﻪ‬ ‫ ﻟِ ﹶﻘ‬Musa ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ ﻤ‬Hani demişti de ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬ve‫ﻭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬size emrediyor ‫ﻡ‬ ‫ﺭﻜﹸ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻴ ْﺄ‬ Allah
‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Doğrusu ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
‫ﺨ ﹸﺫﻨﹶﺎ‬
ِ ‫ َﺃ ﹶﺘ ﱠﺘ‬dediler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬bir sığır ‫ﺓﹰ‬‫ ﹶﻘﺭ‬‫ ﺒ‬boğazlamanızı ‫ﻭﺍ‬‫ﺒﺤ‬ ‫ﹶﺘ ﹾﺫ‬
sığınırım ‫ﻭ ﹸﺫ‬‫ َﺃﻋ‬dedi ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Bizimle alay mı ediyorsun ‫ﺍ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ﻫ‬
cahillerden ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﻫﻠِﻴ‬‫ﻥ ﺍ ﹾﻟﺠ‬
 ‫ ِﻤ‬olmaktan ‫ﻥ‬
 ‫ﻥ َﺃﻜﹸﻭ‬
 ‫ َﺃ‬Allah’a ‫ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬

Sayfa 9

‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﲔ‬
 ‫ﺎِﺑِﺌ‬‫ﺍﻟﺼ‬‫ﻯ ﻭ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻨﺼ‬‫ﺍﻟ‬‫ﻭﺍ ﻭ‬‫ﺎﺩ‬‫ﻦ ﻫ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻮﺍ ﻭ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﻋ‬ ‫ﻫ‬‫ﺟﺮ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ ﹶﻠ‬‫ﺎِﻟﺤ‬‫ﻋ ِﻤ ﹶﻞ ﺻ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮ ِﻡ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ ِﺮ‬ ‫ﻴ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﺑِﺎ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﻣِﻴﺜﹶﺎ ﹶﻗ ﹸﻜ‬‫ﺧ ﹾﺬﻧ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹶﺍ‬ (62) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺰﻧ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻮﻑ‬ ‫ﺧ‬

‫ﺎ ﻓِﻴ ِﻪ‬‫ﻭﺍ ﻣ‬‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬‫ﻮ ٍﺓ ﻭ‬ ‫ﻢ ِﺑﻘﹸ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺗ‬‫ﺎ ﺁ‬‫ﺧﺬﹸﻭﺍ ﻣ‬ ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟﻄﱡﻮ‬‫ﻮ ﹶﻗﻜﹸﻢ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ﻌﻨ‬ ‫ﺭ ﹶﻓ‬ ‫ﻭ‬

‫ﷲ‬
ِ ‫ﻀﻞﹸ ﺍ‬
 ‫ﻮ ﹶﻻ ﹶﻓ‬ ‫ﻚ ﹶﻓ ﹶﻠ‬
 ‫ﻌ ِﺪ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﻴ‬ ‫ﻮﱠﻟ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫( ﹸﺛ‬63) ‫ﺘﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﹶﻟ‬
‫ﻢ‬‫ﻤﺘ‬ ‫ﻋ ِﻠ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹶﻘ‬ (64) ‫ﻦ‬ ‫ﺎ ِﺳﺮِﻳ‬‫ﻦ ﺍﹾﻟﺨ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻪ‬‫ﻤﺘ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

‫ﲔ‬
 ‫ﺎ ِﺳِﺌ‬‫ﺩ ﹰﺓ ﺧ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻮﺍ ِﻗ‬‫ﻢ ﻛﹸﻮﻧ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﺖ ﹶﻓ ﹸﻘ ﹾﻠﻨ‬
ِ ‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻢ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﺍ ِﻣ‬‫ﺪﻭ‬ ‫ﺘ‬‫ﻋ‬ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬

‫ﻮ ِﻋ ﹶﻈ ﹰﺔ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺧ ﹾﻠ ﹶﻔﻬ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻬﺎ‬ ‫ﻳ‬‫ﺪ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻜﹶﺎ ﹰﻻ ِﻟﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎﻫ‬‫ﻌ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﺠ‬
 ‫( ﹶﻓ‬65)

‫ﻢ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﻛﹸ‬‫ﺮ‬‫ﻳ ﹾﺄﻣ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻮ ِﻣ ِﻪ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﻰ ِﻟ ﹶﻘ‬‫ﻮﺳ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﻣ‬ (66) ‫ﲔ‬
 ‫ﺘ ِﻘ‬‫ِﻟ ﹾﻠﻤ‬

‫ﻦ‬ ‫ﷲ ﹶﺍ ﹾﻥ ﹶﺍﻛﹸﻮ ﹶﻥ ِﻣ‬
ِ ‫ﻮ ﹸﺫ ﺑِﺎ‬‫ﺍ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺍﻋ‬‫ﺰﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﺨ ﹸﺬﻧ‬
ِ ‫ﺘ‬‫ﺗ‬‫ﺮ ﹰﺓ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ ﹶﺍ‬ ‫ﺑ ﹶﻘ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺑﺤ‬‫ﺗ ﹾﺬ‬
‫ﻧﻪ‬‫ﻰ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺍ‬ ‫ﺎ ِﻫ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﻦ ﹶﻟﻨ‬ ‫ﻴ‬‫ﺒ‬‫ﻳ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺩ‬ ‫( ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﺍ‬67) ‫ﲔ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻉ ﹶﻟﻨ‬
 ‫ﺎ ِﻫ ِﻠ‬‫ﺍﹾﻟﺠ‬

‫ﺎ‬‫ﻌﻠﹸﻮﺍ ﻣ‬ ‫ﻚ ﻓﹶﺎ ﹾﻓ‬
 ‫ﻦ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺍﻥﹲ‬‫ﻋﻮ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ ِﺑ ﹾﻜﺮ‬ ‫ﺮﺓﹲ ﹶﻻ ﻓﹶﺎ ِﺭﺽ‬ ‫ﺑ ﹶﻘ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻬ‬‫ﻳﻘﹸﻮ ﹸﻝ ِﺍ‬

‫ﻧﻪ‬‫ﺎ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺍ‬‫ﻧﻬ‬‫ﻮ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﻦ ﹶﻟﻨ‬ ‫ﻴ‬‫ﺒ‬‫ﻳ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻉ ﹶﻟﻨ‬
 ‫ﺩ‬ ‫( ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﺍ‬68) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻣﺮ‬ ‫ﺆ‬ ‫ﺗ‬
(69) ‫ﻦ‬ ‫ﺎ ِﻇﺮِﻳ‬‫ﺮ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻬ‬‫ﻮ‬ ‫ ﹶﻟ‬‫ﺁ ُﺀ ﻓﹶﺎ ِﻗﻊ‬‫ﺻ ﹾﻔﺮ‬
 ‫ﺮﺓﹲ‬ ‫ﺑ ﹶﻘ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻬ‬‫ﻳﻘﹸﻮ ﹸﻝ ِﺍ‬

67)Ve hani Musa kavmine: "Doğrusu Allah size bir sığır
boğazlamanızı emrediyor" demişti de: “Bizimle alay mı
ediyorsun?" dediler. "Cahillerden olmaktan Allah'a
sığınırım" dedi.

Rabbine ‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ Bizim için ‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬dua et de ‫ﻉ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ ﺍ‬Dediler ki ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
Onun ‫ﻲ‬
 ‫ ِﻫ‬nasıl olduğunu ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬Bize ‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬iyice açıklasın ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻴ‬
buyuruyor ki
‫ل‬
ُ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬ Muhakkak O ‫ﻪ‬ ‫ ِﺇﻨﱠ‬Dedi ki ‫ل‬
َ ‫ﻗﹶﺎ‬
ne ‫ﺭ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ِﺒ ﹾﻜ‬ Ne yaşlı ‫ﺽ‬
 ‫ ﻟﹶﺎ ﻓﹶﺎ ِﺭ‬Bir sığırdır ‫ ﹲﺓ‬‫ ﹶﻘﺭ‬‫ ﺒ‬Gerçekten o ‫ﺎ‬‫ِﺇ ﱠﻨﻬ‬
Bunların arasında ‫ﻥ ﹶﺫﻟِﻙ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ orta yaşta ‫ﻥ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻋﻭ‬
 de genç
emrolunduğunuz şeyi ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ﺎ ﹸﺘ ْﺅ‬‫ ﻤ‬artık yapın ‫ﻌﻠﹸﻭﺍ‬ ‫ﻓﹶﺎ ﹾﻓ‬
68) Dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et de bize onun
nasıl olduğunu iyice açıklasın." Dedi ki: "Muhakkak O
buyuruyor ki: ‘Gerçekten o, ne yaşlı, ne de genç, bunların
arasında orta yaşta bir sığırdır.’ Artık emrolunduğunuz şeyi
yapın.”

Rabbine ‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ Bizim için ‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬dua et de ‫ﻉ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ ﺍ‬Dediler ki ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
Onun renginin ne ‫ﺎ‬‫ﻭ ﹸﻨﻬ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ ﻤ‬Bize ‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬iyice açıklasın ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻴ‬
buyuruyor ki ‫ل‬
ُ ‫ﻴ ﹸﻘﻭ‬ Muhakkak O ‫ﻪ‬ ‫ ِﺇﻨﱠ‬Dedi ki ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬olduğunu
Onun ‫ﺎ‬‫ﻭ ﹸﻨﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬sapsarı ‫ﻊ‬ ‫ﺀ ﻓﹶﺎ ِﻗ‬ ‫ﺍ‬‫ﺼ ﹾﻔﺭ‬
 bir sığırdır ‫ ﹲﺓ‬‫ ﹶﻘﺭ‬‫ ﺒ‬Doğrusu o ‫ﺎ‬‫ِﺇ ﱠﻨﻬ‬
bakanlara ‫ﻥ‬
 ‫ﻅﺭِﻴ‬
ِ ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬ferahlık verir ‫ﺴﺭ‬
 ‫ ﹶﺘ‬rengi
69) Dediler ki: "Bizim için Rabbine dua et de bize onun
renginin ne olduğunu iyice açıklasın.” Dedi ki: "Muhakkak
O buyuruyor ki; Doğrusu o sapsarı bir sığırdır, onun rengi
bakanlara ferahlık verir.”
(*)Yukarıda geçen âyetler, taştan su fışkırtmak gibi nâdir bir mucizeden
ve bu mu'cizenin Peygamber Musa'nın eli üzerinde vuku' bulduğundan
bahsedilmiş ve onunla Allah'ın geniş rahmetine, kullarına olan sonsuz
atıfetine işaret edilmişti.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﺂ ِﺍ ﹾﻥ‬‫ﻭِﺍﻧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺑ‬‫ﺎ‬‫ﺗﺸ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺒ ﹶﻘ‬‫ﻰ ِﺍ ﱠﻥ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺎ ِﻫ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﻦ ﹶﻟﻨ‬ ‫ﻴ‬‫ﺒ‬‫ﻳ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻉ ﹶﻟﻨ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﺍ‬

‫ِﺜﲑ‬‫ﺮﺓﹲ ﹶﻻ ﹶﺫﻟﹸﻮﻝﹲ ﺗ‬ ‫ﺑ ﹶﻘ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻬ‬‫ﻳﻘﹸﻮ ﹸﻝ ِﺍ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻧ‬‫( ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺍ‬70) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻬ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﷲ ﹶﻟ‬
ُ ‫ﺂ َﺀ ﺍ‬‫ﺷ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺎ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﺍﹾﻟﹶﺌ‬‫ﻴ ﹶﺔ ﻓِﻴﻬ‬‫ﻤﺔﹲ ﹶﻻ ِﺷ‬ ‫ﺴ ﱠﻠ‬
 ‫ﺙ ﻣ‬
‫ﺮ ﹶ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺴﻘِﻰ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺽ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﹾﺍ ﹶﻻ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﺘ ﹾﻠ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹶﻗ‬ (71) ‫ﻌﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻳ ﹾﻔ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﺎ ﻛﹶﺎﺩ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮﻫ‬‫ﺑﺤ‬‫ﻖ ﹶﻓ ﹶﺬ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺖ ﺑِﺎﹾﻟ‬
 ‫ِﺟ ﹾﺌ‬

(72) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺘﻤ‬‫ﺗ ﹾﻜ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ ﻣ‬‫ﺨ ِﺮﺝ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺭ ْﺀ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺎ ﻓﹶﺎ‬‫ﻧ ﹾﻔﺴ‬

‫ﺎِﺗ ِﻪ‬‫ﻢ ﹶﺍﻳ‬ ‫ﻳﺮِﻳ ﹸﻜ‬‫ﻭ‬ ‫ﻰ‬‫ﻮﺗ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﷲ ﺍﹾﻟ‬
ُ ‫ﺤ ِﻲ ﺍ‬
 ‫ﻚ ﻳ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬‫ﻀﻬ‬
ِ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬‫ﻩ ِﺑ‬ ‫ﻮ‬‫ﺿ ِﺮﺑ‬
 ‫ﺎ ﺍ‬‫ﹶﻓ ﹸﻘ ﹾﻠﻨ‬

‫ﻰ‬ ‫ﻚ ﹶﻓ ِﻬ‬
 ‫ﻌ ِﺪ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺖ ﹸﻗﻠﹸﻮ‬
 ‫ﺴ‬
 ‫ﻢ ﹶﻗ‬ ‫( ﹸﺛ‬73) ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﹶﻟ‬
‫ﻨﻪ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺠﺮ‬
 ‫ﺘ ﹶﻔ‬‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﺭ ِﺓ ﹶﻟﻤ‬ ‫ﺠﺎ‬
‫ﺤ‬
ِ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻭِﺍ ﱠﻥ ِﻣ‬ ‫ﻮ ﹰﺓ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺪ ﹶﻗ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻭ ﹶﺍ‬ ‫ﺭ ِﺓ ﹶﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﺤﺠ‬
ِ ‫ﻛﹶﺎﹾﻟ‬

‫ﺎ‬‫ﺎ ﹶﻟﻤ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻭِﺍ ﱠﻥ ِﻣ‬ ‫ﺎ ُﺀ‬‫ ﺍﹾﻟﻤ‬‫ﻨﻪ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺝ‬‫ﺨﺮ‬
 ‫ﻴ‬‫ﻖ ﹶﻓ‬ ‫ﺸ ﱠﻘ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﹶﻟﻤ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻭِﺍ ﱠﻥ ِﻣ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻬ‬‫ﹾﺍ ﹶﻻ‬

(74) ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﺎ ِﻓ ٍﻞ‬‫ﷲ ِﺑﻐ‬
ِ ‫ﻴ ِﺔ ﺍ‬‫ﺸ‬
 ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻬِﺒﻂﹸ ِﻣ‬ ‫ﻳ‬
ُ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﷲ‬

‫ﻡ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﻛ ﹶ‬‫ﻤﻌ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺪ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ﹶﻓﺮِﻳﻖ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻮﺍ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ ﹾﻥ ﻳ‬‫ﻤﻌ‬ ‫ﺘ ﹾﻄ‬‫ﹶﺍ ﹶﻓ‬
‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ‬ (75) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻩ‬ ‫ﻋ ﹶﻘﻠﹸﻮ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﻧﻪ‬‫ﺮﻓﹸﻮ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﷲ ﹸﺛ‬
ِ‫ﺍ‬

‫ﺾ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ ِﺍﻟﹶﻰ‬ ‫ﻬ‬‫ﻌﻀ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻼ‬
‫ﺧ ﹶ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻮﺍ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ ﹶﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﹶﻟﻘﹸﻮﺍ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
‫ﻼ‬
‫ﻢ ﹶﺍ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﺑ ِﻪ ِﻋ‬ ‫ﻮﻛﹸ‬‫ﺂﺟ‬‫ﺤ‬‫ﻢ ِﻟﻴ‬ ‫ﻴﻜﹸ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﷲ‬
ُ‫ﺢﺍ‬
 ‫ﺘ‬‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ﻢ ِﺑﻤ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧ‬‫ﺪﺛﹸﻮ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺗ‬‫ﹶﺍ‬

(76) ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﺗ‬

Rabbine ‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ Bizim için ‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬dua et de ‫ﻉ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ ﺍ‬Dediler ki ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
Onun nasıl olduğunu ‫ﻲ‬
 ‫ﺎ ِﻫ‬‫ ﻤ‬Bize ‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬iyice açıklasın ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻴ‬
bize ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 birbirine benziyor ‫ﻪ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﹶﺘﺸﹶﺎ‬sığır(lar) ‫ ﹶﻘﺭ‬‫ ﺍ ﹾﻟﺒ‬çünkü ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬dilerse ‫ﺀ‬ ‫ﻥ ﺸﹶﺎ‬
 ‫ ِﺇ‬Muhakkak biz ‫ﻭِﺇﻨﱠﺎ‬ göre
hidayeti buluruz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻬ ﹶﺘﺩ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﹶﻟ‬
70) Dediler ki: "Bizim için Rabbine dua et de bize onun
nasıl olduğunu iyice açıklasın; çünkü bize göre sığır(lar)
birbirine benziyor. Allah dilerse muhakkak biz hidayeti
buluruz.”

bir ‫ ﹲﺓ‬‫ ﹶﻘﺭ‬‫ ﺒ‬O ‫ﺎ‬‫ ِﺇ ﱠﻨﻬ‬buyuruyor ki ‫ل‬
ُ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬ Muhakkak o ‫ﻪ‬ ‫ ِﺇﻨﱠ‬Dedi ki ‫ل‬
َ ‫ﻗﹶﺎ‬
Sürmek suretiyle ‫ﺭ‬ ‫ ﹸﺘﺜِﻴ‬zelil olmayan ‫ل‬
ٌ ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺫﻟﹸﻭ‬sığırdır ki
Kusursuz ‫ﻤ ﹲﺔ‬ ‫ﺴﱠﻠ‬
 ‫ﻤ‬ ekin ‫ﺙ‬
‫ﺭ ﹶ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬sulamayan ‫ﺴﻘِﻲ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬ Arazi ‫ﺽ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
İşte şimdi ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﻟﹾﺂ‬Dediler ki ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬Onda ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬hiçbir alaca ‫ ﹶﺔ‬‫ﻟﹶﺎ ﺸِﻴ‬
Nihayet onu boğazladılar ‫ﺎ‬‫ﻭﻫ‬‫ﺤ‬‫ ﹶﻓ ﹶﺫﺒ‬hakkı ‫ﻕ‬
‫ﺤﱢ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬getirdin ‫ﺕ‬
‫ﺠِ ْﺌ ﹶ‬
ama neredeyse yapmayacaklardı ‫ﻥ‬
 ‫ﻌﻠﹸﻭ‬ ‫ﻴ ﹾﻔ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﺎ ﻜﹶﺎﺩ‬‫ﻭﻤ‬
71) Dedi ki: "Muhakkak O buyuruyor ki, o arazi sürmek
suretiyle zelil olmayan, ekin sulamayan, kusursuz bir
sığırdır ki onda hiçbir alaca yoktur.” Dediler ki: “İşte şimdi
hakkı getirdin.” Nihayet onu boğazladılar; ama neredeyse
yapmayacaklardı.

Bir kişiyi ‫ﺎ‬‫ ﹶﻨ ﹾﻔﺴ‬Hani siz öldürmüştünüz de ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻗ ﹶﺘ ﹾﻠ ﹸﺘ‬hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬Ve‫ﻭ‬
Onun hakkında ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬Birbirinizle çekişmiştiniz ‫ﻡ‬ ‫ﺭ ْﺃ ﹸﺘ‬ ‫ﺍ‬‫ﻓﹶﺎﺩ‬
Olduğunuz şeyi ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬‫ ﻤ‬Çıkarıcıdır ‫ﺝ‬
 ‫ﺨ ِﺭ‬
‫ﻤ ﹾ‬ Halbuki Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ﻭ‬
Gizlemekte ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﹶﺘ ﹾﻜ ﹸﺘﻤ‬
72)Ve hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz de onun hakkında
birbirinizle çekişmiştiniz. Halbuki Allah gizlemekte
olduğunuz şeyi çıkarıcıdır.
(*)Sığırın boğazlanmasının kati (adam öldürme) hadisesiyle alâkası varsa
da esas itibariyle taşıdığı hikmeti şöyle izah edebiliriz. Yukarıda geçen
âyetlerle taştan su fışkırtmak gibi nâdir bir mucizeden ve bu mu'cizenin
Peygamber Musa'nın eli üzerinde vuku' bulduğundan bahsedilmiş ve
onunla Allah'ın geniş rahmetine, kullarına olan sonsuz atıfetine işaret
edilmişti.

Sayfa

10

Bir parçasıyla ‫ﺎ‬‫ﻀﻬ‬
ِ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ِﺒ‬ona vurun ‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﻀ ِﺭﺒ‬
 ‫ ﺍ‬Bir de dedik ‫ﹶﻓ ﹸﻘ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬
Ve ‫ﻡ‬ ‫ﻴﺭِﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻭ‬ ölüleri ‫ﻭﺘﹶﻰ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬diriltir ‫ﻲ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ‬ İşte böyle ‫ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬
akledesiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻭ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬ayetlerini ‫ﺎ ِﺘ ِﻪ‬‫ ﺁﻴ‬gösterir ki
73) Bir de: “Bir parçasıyla ona vurun" dedik. Allah ölüleri
işte böyle diriltir ve ayetlerini size gösterir ki akledesiniz.

ardından ‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬kalpleriniz ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬‫ ﹸﻗﻠﹸﻭ‬katılaştı ‫ﺕ‬
‫ﺴ ﹾ‬
 ‫ ﹶﻗ‬Sonra ‫ﹸﺜﻡ‬
daha da ‫ﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ َﺃ ﹶ‬yahut ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬taşlar gibi ِ‫ﺓ‬‫ﺎﺭ‬‫ﺤﺠ‬
ِ ‫ ﻜﹶﺎ ﹾﻟ‬O ‫ ﹶﻓﻬِﻲ‬bunun ‫ﻙ‬
 ‫ﹶﺫِﻟ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Çünkü ‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ katılık bakımından ‫ﺓﹰ‬‫ﺴﻭ‬
 ‫ ﹶﻗ‬şiddetlidir
Ondan ‫ﻪ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬fışkırır ‫ﺭ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ ﹶﺘ ﹶﻔ‬‫ﺎ ﻴ‬‫ ﹶﻟﻤ‬taşlardan öylesi vardır ki ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺎ‬‫ﺤﺠ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
‫ﺎ‬‫ ﹶﻟﻤ‬elbette öylesi de vardır ki ‫ﺎ‬‫ﻥ ِﻤ ﹾﻨﻬ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ Nehirler ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻨﻬ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ ﹶﻓ‬yarılır da ‫ﻕ‬
‫ﺸ ﱠﻘ ﹸ‬
‫ﻴ ﱠ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ Su ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟﻤ‬kendisinden ‫ﻪ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬çıkar ‫ﺝ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬yuvarlanır ‫ﻁ‬
‫ﻬ ِﺒ ﹸ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺎ‬‫ ﹶﻟﻤ‬Muhakkak öylesi de vardır ki ‫ﺎ‬‫ِﻤ ﹾﻨﻬ‬
Gafil ‫ل‬
ٍ ‫ ِﺒﻐﹶﺎ ِﻓ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬değildir ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬korkusundan ِ‫ﺔ‬‫ﺸﻴ‬
‫ﺨﹾ‬
‫ﹶ‬
yaptıklarınızdan ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ﻋﻤ‬

74) Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı; artık o taşlar
gibi, yahut katılık bakımından daha da şiddetlidir. Çünkü
taşlardan öylesi vardır ki ondan nehirler fışkırır, elbette
öylesi vardır ki, yarılır da kendisinden su çıkar, muhakkak
öylesi de vardır ki, Allah korkusundan yuvarlanır. Allah
yaptıklarınızdan gafil değildir.

size ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬inanacaklarını ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬ümit eder misiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻤﻌ‬ ‫ﻁ‬
‫َﺃ ﹶﻓ ﹶﺘ ﹾ‬
onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬bir grup var ki ‫ﻕ‬
‫ﻥ ﹶﻓﺭِﻴ ﹲ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ‬Halbuki ‫ﺩ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬
Sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬kelamını ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻜﻠﹶﺎ‬işitirlerdi de ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻤﻌ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬
‫ﻩ‬ ‫ﻋ ﹶﻘﻠﹸﻭ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬ardından ‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Onu tahrif etmekteydiler ‫ﻪ‬ ‫ﺭﻓﹸﻭ ﹶﻨ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ‬
bildikleri halde ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ Onu akıl erdirmelerinin
75) Hala size inanacaklarını ümit eder misiniz? Halbuki
onlardan bir grup var ki, Allah'ın kelamını işitirlerdi de
sonra onu akıl erdirmelerinin ardından bildikleri halde onu
tahrif etmekteydiler.
Müfessirlerin çoğu, "Şimdi (ey mü'minler), onların size inanacaklarını mı
umuyor, bekliyorsunuz!? Oysa ki onlardan bir grup Allah'ın kelâmını işitir
de onu iyice anladıktan sonra bile bile onu tahrif ederlerdi." Âyet-i
kerîmesi Tevrat’taki recm âyeti ile Hz. Muhammed (a.s)'ın vasıflarını
değiştiren (Yahudi âlimleri) hakkında inmiştir.13

iman edenlerle ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬karşılaştıkları zaman ‫ ﹶﻟﻘﹸﻭﺍ‬hani‫ِﺇﺫﹶﺍ‬Ve‫ﻭ‬
Fakat ‫ﺽ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻡ ِﺇﻟﹶﻰ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺨﻠﹶﺎ‬
‫ﻭِﺇﺫﹶﺍ ﹶ‬ iman ettik ‫ﻤﻨﱠﺎ‬ ‫ ﺁ‬derler ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
mi onlara haber ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺩﺜﹸﻭ ﹶﻨ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ َﺃ ﹸﺘ‬Derler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬başbaşa kaldıklarında
Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬açtığı şeyleri ‫ﺎ ﹶﻓ ﹶﺘﺢ‬‫ ِﺒﻤ‬veriyorsunuz
Onunla size delil getirsinler diye ‫ﻡ ِﺒ ِﻪ‬ ‫ﻭ ﹸﻜ‬‫ﺎﺠ‬‫ﻴﺤ‬ ‫ ِﻟ‬karşı
hala akletmiyor ‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻭ‬ ‫ َﺃ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ‬Rabbinizin ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬ huzurunda ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ
musunuz
76)Ve hani iman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman
ettik" derler. Fakat başbaşa kaldıklarında: "Allah'ın size
açtığı şeyleri, Rabbinizin huzurunda size karşı onunla delil
getirsinler diye mi onlara haber veriyorsunuz? Hala
akletmiyor musunuz?" derler.
Bu ayet-i kerime önce iman eden, sonra münafıklığa sapan bir grup
Yahudi hakkında nazil olmuştur. Bunlar mümin Araplara gelir ve o
sözlerini söylerlerdi. Aralarından kimisi de: Bunu Rabbinizin huzurunda
aleyhinize delil göstersinler diye mi haber veriyorsunuz?" Ve bizler size
göre Allah tarafından daha çok seviliyoruz, Allah katında sizden daha çok
değerliyiz, desinler diye mi bunları anlatıyorsunuz?" dediler.14

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬muhakkak ki ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬Bilmiyorlar mı ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫َﺃ‬
açığa ‫ﻥ‬
 ‫ﻌِﻠﻨﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ gizledikleri şeyleri de ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴﺭ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬bilir ‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬
çıkardığı şeyleri de
77) Bilmiyorlar mı ki gizledikleri şeyleri de açığa çıkardığı
şeyleri de muhakkak ki Allah bilir.

‫ ﻟﹶﺎ‬ümmiler de vardır ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻤﻴ‬ ‫ ُﺃ‬Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭ ِﻤ ﹾﻨ‬
kuruntular ‫ﻲ‬
 ‫ﺎ ِﻨ‬‫ َﺃﻤ‬müstesna ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬O kitabı ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬bilmezler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬
zanda bulunurlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻅﻨﱡﻭ‬
‫ﻴ ﹸ‬ sadece ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬
78) Onlardan ümmiler de vardır ki o kitabı bilmezler;
kuruntular müstesna… Onlar sadece zanda bulunurlar.

Sayfa 11

‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ (77) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ِﻠﻨ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺴﺮ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻣ‬‫ﻌ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﹶﺍ‬
(78) ‫ﻨﻮ ﹶﻥ‬‫ﻳ ﹸﻈ‬ ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻻ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﺎِﻧ‬‫ﺏ ِﺍ ﱠﻻ ﹶﺍﻣ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﻻ‬‫ﻣﻴ‬ ‫ﹸﺍ‬

‫ﻨ ِﺪ‬ ‫ﻦ ِﻋ‬ ‫ﻫﺬﹶﺍ ِﻣ‬ ‫ﻳﻘﹸﻮﻟﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﹸﺛ‬ ‫ﻳﺪِﻳ ِﻬ‬‫ﺏ ِﺑﹶﺎ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﺘﺒ‬‫ﻳ ﹾﻜ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻳﻞﹲ ِﻟ ﱠﻠﺬِﻳ‬‫ﻮ‬ ‫ﹶﻓ‬

‫ﻳﻞﹲ‬‫ﻭ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻳﺪِﻳ ِﻬ‬‫ﺖ ﹶﺍ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺘ‬‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﻢ ِﻣﻤ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻳﻞﹲ ﹶﻟ‬‫ﻮ‬ ‫ﻼ ﹶﻓ‬
‫ﺎ ﹶﻗﻠِﻴ ﹰ‬‫ﻤﻨ‬ ‫ﻭﺍ ِﺑ ِﻪ ﹶﺛ‬‫ﺘﺮ‬‫ﺸ‬
 ‫ﻴ‬‫ﷲ ِﻟ‬
ِ‫ﺍ‬

‫ﺎ‬‫ﺎﻣ‬‫ﺭ ِﺍ ﱠﻻ ﹶﺍﻳ‬ ‫ﻨﺎ‬‫ﺎ ﺍﻟ‬‫ﺴﻨ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﹶﻟ‬ (79) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺴﺒ‬
ِ ‫ﻳ ﹾﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ِﻣﻤ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻟ‬

‫ﻡ‬ ‫ ﹶﺍ‬‫ﺪﻩ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﷲ‬
ُ‫ﻒﺍ‬
 ‫ﺨ ِﻠ‬
 ‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﺍ ﹶﻓ ﹶﻠ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﻋ‬ ‫ﺗ‬‫ﺨ ﹾﺬ‬
 ‫ﺗ‬‫ﺩ ﹰﺓ ﹸﻗ ﹾﻞ ﹶﺍ‬ ‫ﻭ‬‫ﻌﺪ‬ ‫ﻣ‬

kitabı ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬yazıp ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﺘﺒ‬ onlara ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻟﱠﻠﺫِﻴ‬Veyl ‫ل‬
ٌ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﹶﻓ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Bu ‫ﻫﺫﹶﺍ‬ derler ‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻘﹸﻭﻟﹸﻭ‬ Sonra
‫ ﹸﺜﻡ‬elleriyle ‫ﻡ‬ ‫ﻴﺩِﻴ ِﻬ‬ ‫ِﺒَﺄ‬
Onu ‫ ِﺒ ِﻪ‬satabilmek için ‫ﻭﺍ‬‫ﺸ ﹶﺘﺭ‬
‫ ﹾ‬‫ ﻟِﻴ‬Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬katındandır ‫ﻋ ﹾﻨ ِﺩ‬
ِ
‫ﺎ‬‫ ِﻤﻤ‬Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬Veyl ‫ل‬
ٌ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ ‫ ﹶﻓ‬az ‫ ﹶﻗﻠِﻴﻠﹰﺎ‬Bir pahaya ‫ﻤﻨﹰﺎ‬ ‫ﹶﺜ‬
Veyl ‫ل‬
ٌ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻭ‬ Elleriyle ‫ﻡ‬ ‫ﻴﺩِﻴ ِﻬ‬ ‫ َﺃ‬yazdıkları şeyler sebebiyle ‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﹶﻜ ﹶﺘﺒ‬
Kazandıkları şeyler sebebiyle ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴﺒ‬
ِ ‫ﻴ ﹾﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻤﻤ‬Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻟ‬

‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎِﻟﺪ‬‫ﻬﺎ ﺧ‬ ‫ﻢ ﻓِﻴ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺏ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺻﺤ‬
 ‫ﻚ ﹶﺍ‬
 ‫ ﹶﻓﺎﹸﻭﹶﻟِﺌ‬‫ﻪ‬‫ﺧﻄِﻴﹶﺌﺘ‬ ‫ﺖ ِﺑ ِﻪ‬
 ‫ﺎ ﹶﻃ‬‫ﻭﹶﺍﺣ‬

79) Veyl onlara ki, elleriyle kitabı yazıp sonra onu az bir
pahaya satabilmek için: “Bu Allah katındandır” derler.
Elleriyle yazdıkları şeyler sebebiyle veyl onlara.
Kazandıkları şeyler sebebiyle veyl onlara.

‫ﻣﻰ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﺘ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻰ ﻭ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﻭﺫِﻯ ﺍﹾﻟ ﹸﻘ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎﻧ‬‫ﺣﺴ‬ ‫ﻳ ِﻦ ِﺍ‬‫ﺪ‬ ‫ﺍِﻟ‬‫ﻭﺑِﺎﹾﻟﻮ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻭ ﹶﻥ ِﺍ ﱠﻻ ﺍ‬‫ﺒﺪ‬‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬

Veyl: Cehennem ehlinin kan ve irinlerinin aktığı, dünyanın bütün
dağlarını eritebilecek sıcaklıkta, içine düşen kafirin kırk senede dibine
ulaşabileceği derinlikte, cehennemde bir vadidir. Bu kelime aynı zamanda
helak olma, yok olma, rezillik, rüsvalık anlamlarına da gelir.

bize asla dokunmayacaktır ‫ﺴﻨﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ ﹶﻟ‬Bir de dediler ‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬Sayılı ‫ﺩ ﹰﺓ‬ ‫ﻭ‬‫ﻌﺩ‬ ‫ﻤ‬ günler ‫ﺎ‬‫ﺎﻤ‬‫ َﺃﻴ‬dışında ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬Ateş ‫ﺭ‬ ‫ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓﹶﻠ‬Bir söz ‫ﺍ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﻋ‬
 Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Katından ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ …mü aldınız ‫ﻡ‬ ‫ﺨ ﹾﺫ ﹸﺘ‬
‫ﺃَﺍ ﱠﺘ ﹶ‬
Yoksa ‫ﻡ‬ ‫ َﺃ‬ahdini ‫ﻩ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻋ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Öyleyse asla bozmaz ‫ﻑ‬
‫ﺨﻠِ ﹶ‬
‫ﻴ ﹾ‬
‫ﺎ ﻟﹶﺎ‬‫ ﻤ‬Allah hakkında ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 söylüyorsunuz ‫ﹶﺘﻘﹸﻭﻟﹸﻭﻥ‬
bilmediğiniz bir şey mi ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﹶﺘ‬
80) Bir de: "Sayılı günler dışında bize asla ateş
dokunmayacaktır" dediler. De ki: "Allah katından bir söz
mü aldınız?" Öyleyse Allah asla ahdini bozmaz; yoksa
Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?”
Taberî'nin İbni Abbas'tan rivayetine göre de Yahudiler: "Bizler
cehenneme ancak yemini bozmanın cezası dolayısıyla gireceğiz. Yani
buzağıya ibadet ettiğimiz süre olan kırk gün kadar gireceğiz. Bu süre
bitince azabımız da sona erecektir." Bunun üzerine bu ayet-i kerime
inmiştir.190

ve ‫ﺕ‬
‫ﻁ ﹾ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ﻭَﺃﺤ‬ bir kötülük ‫ﻴ َﺌﺔﹰ‬‫ ﺴ‬kazanır ‫ﺏ‬‫ ﹶﻜﺴ‬Kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Hayır ‫ﺒﻠﹶﻰ‬
İşte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ﹶﻓُﺄ‬günahı ‫ﻪ‬ ‫ﺨﻁِﻴ َﺌﹸﺘ‬
‫ ﹶ‬kendisini ‫ ِﺒ ِﻪ‬kuşatırsa
sürekli ‫ﻭﻥ‬‫ ﺨﹶﺎِﻟﺩ‬Orada ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ateş ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬halkıdır ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺼﺤ‬
 ‫َﺃ‬
kalıcıdırlar
81) Hayır! Kim bir kötülük kazanır ve günahı kendisini
kuşatırsa, işte onlar ateş halkıdır; onlar orada sürekli
kalıcıdırlar.

‫ﻴﹶﺌ ﹰﺔ‬‫ﺳ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﺴ‬
 ‫ﻦ ﹶﻛ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﻠ‬‫( ﺑ‬80) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ ﹶﻻ‬‫ﷲ ﻣ‬
ِ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ‬ ‫ﺗﻘﹸﻮﻟﹸﻮ ﹶﻥ‬

‫ﻨ ِﺔ‬‫ﺠ‬
 ‫ﺏ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺻﺤ‬
 ‫ﻚ ﹶﺍ‬
 ‫ﺕ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎِﻟﺤ‬‫ﻋ ِﻤﻠﹸﻮﺍ ﺍﻟﺼ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫( ﻭ‬81)

‫ﺁﺋِﻴ ﹶﻞ ﹶﻻ‬‫ﺳﺮ‬ ‫ﺑﻨِﻰ ِﺍ‬ ‫ﻕ‬
 ‫ﺎ ﻣِﻴﺜﹶﺎ‬‫ﺧ ﹾﺬﻧ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹶﺍ‬ (82) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎِﻟﺪ‬‫ﺎ ﺧ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﻫ‬

‫ﺰﻛﹶﻮ ﹶﺓ‬ ‫ﻮﺍ ﺍﻟ‬‫ﺁﺗ‬‫ﻮ ﹶﺓ ﻭ‬ ‫ﻠ‬‫ﻮﺍ ﺍﻟﺼ‬‫ﻭﹶﺍﻗِﻴﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ﺴﻨ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻭﻗﹸﻮﻟﹸﻮﺍ ﻟِﻠﻨ‬ ‫ﲔ‬
ِ ‫ﺎ ِﻛ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻭ‬

(83) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ِﺮﺿ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻼ ِﻣ‬
‫ﻢ ِﺍ ﱠﻻ ﹶﻗﻠِﻴ ﹰ‬ ‫ﺘ‬‫ﻴ‬ ‫ﻮﱠﻟ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﹸﺛ‬

salih amel işleyenler ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎِﻟﺤ‬‫ﻋ ِﻤﻠﹸﻭﺍ ﺍﻟﺼ‬
 ‫ﻭ‬ İman edip ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﻭ‬
Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ cennet ‫ﺠﱠﻨ ِﺔ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬halkıdır ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺼﺤ‬
 ‫ َﺃ‬işte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ُﺃ‬var ya
sürekli kalıcıdırlar ‫ﻭﻥ‬‫ ﺨﹶﺎِﻟﺩ‬orada ‫ﺎ‬‫ﻓِﻴﻬ‬
82) İman edip salih amel işleyenler var ya, işte onlar cennet
halkıdır; onlar orada sürekli kalıcıdırlar.

‫ﺒﻨِﻲ‬ kesin söz ‫ﻕ‬
‫ ﻤِﻴﺜﹶﺎ ﹶ‬Hani almıştık ‫ﺨ ﹾﺫﻨﹶﺎ‬
‫ﻭِﺇ ﹾﺫ َﺃ ﹶ‬
ibadet etmeyeceksiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺒﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬İsrailoğullarından ‫ل‬
َ ‫ﺍﺌِﻴ‬‫ﺴﺭ‬
 ِ‫ﺇ‬
İyilik ‫ﺎﻨﹰﺎ‬‫ﺤﺴ‬
 ‫ ِﺇ‬Ana-babaya ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺍِﻟ‬‫ﻭﺒِﺎ ﹾﻟﻭ‬ Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Başkasına ‫ِﺇﻟﱠﺎ‬
yetimlere ‫ﻰ‬‫ﻴﺘﹶﺎﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬akrabaya ‫ﻰ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ﻭﺫِﻱ ﺍ ﹾﻟ ﹸﻘ‬ yapacaksınız
İnsanlara ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬söyleyeceksiniz ‫ﻭﻗﹸﻭﻟﹸﻭﺍ‬ yoksullara ‫ﻥ‬
ِ ‫ﺎﻜِﻴ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ﻭ‬
namazı ‫ﺼﻠﹶﺎ ﹶﺓ‬
 ‫ ﺍﻟ‬Dosdoğru kılıp ‫ﻭﺍ‬‫ﻭَﺃﻗِﻴﻤ‬ En güzel sözü ‫ﺴﻨﹰﺎ‬
‫ﺤ‬

döndünüz ‫ﻡ‬ ‫ﻴﹸﺘ‬ ‫ﻭﱠﻟ‬ ‫ ﹶﺘ‬sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬zekatı ‫ﺯﻜﹶﺎ ﹶﺓ‬ ‫ ﺍﻟ‬Vereceksiniz ‫ﺁﺘﹸﻭﺍ‬‫ﻭ‬
ve siz hala ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌ ِﺭﻀ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ Sizden ‫ﻡ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬pek azınız ‫ ﹶﻗﻠِﻴﻠﹰﺎ‬Hariç ‫ِﺇﻟﱠﺎ‬
yüz çeviricisiniz
83) Hani İsrailoğullarından: “Allah’tan başkasına ibadet
etmeyeceksiniz,
ana-babaya,
akrabaya,
yetimlere,
yoksullara iyilik yapacaksınız, insanlara en güzel sözü
söyleyeceksiniz, namazı dosdoğru kılıp zekatı vereceksiniz”
diye kesin söz almıştık. Sonra sizden pek azınız hariç
döndünüz ve siz hala yüz çeviricisiniz.
(*)İsrâîloğulları'ndan alınan misak (söz ve ahit), Tevrat ahkâmına göre
dört esası ihtiva etmekteydi: Kendi milletlerinin birbirini öldürmemesi,
yurtlarından çıkarılmaması, kendi milleti aleyhine başkasına yardım ve
destek olunmaması, esirlerin fidyeleşme (kurtuluş akçesi ödemek)
suretiyle kurtarılması.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺨ ِﺮﺟ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺂ َﺀ ﹸﻛ‬‫ﺴ ِﻔﻜﹸﻮ ﹶﻥ ِﺩﻣ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﺎ ﻣِﻴﺜﹶﺎ ﹶﻗ ﹸﻜ‬‫ﺧ ﹾﺬﻧ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹶﺍ‬
‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫( ﹸﺛ‬84) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺗ‬‫ﺭ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ ﹾﻗ‬ ‫ﻢ ﹸﺛ‬ ‫ﺎ ِﺭ ﹸﻛ‬‫ﻦ ِﺩﻳ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﹶﺍ‬
‫ﻢ‬ ‫ﺎ ِﺭ ِﻫ‬‫ﻦ ِﺩﻳ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﻓﺮِﻳﻘﹰﺎ ِﻣ‬‫ﺨ ِﺮﺟ‬
 ‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﺘﻠﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬‫ﺗ ﹾﻘ‬ ‫ﻵ ِﺀ‬‫ﻫﺆ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﺗﻔﹶﺎﺩ‬ ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻢ ﹸﺍﺳ‬ ‫ﻮ ﹸﻛ‬‫ﻳ ﹾﺄﺗ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺍ ِﻥ‬‫ﺪﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻢ ِﺑ ﹾﺎ ِﻻﹾﺛ ِﻢ ﻭ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻫﺮ‬ ‫ﺗﻈﹶﺎ‬
‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺾ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬
ِ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬‫ﻮ ﹶﻥ ِﺑ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﺘ‬‫ﻢ ﹶﺍ ﹶﻓ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺍ‬‫ﺧﺮ‬ ‫ﻢ ِﺍ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺮﻡ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻭﻫ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬‫ﻭ ﹶﻥ ِﺑ‬‫ﺗ ﹾﻜ ﹸﻔﺮ‬‫ﻭ‬
‫ ﻓِﻰ‬‫ﺰﻯ‬ ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻻ ِﺧ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻚ ِﻣ‬
 ‫ﻌﻞﹸ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﻳ ﹾﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺁ ُﺀ‬‫ﺟﺰ‬ ‫ﺎ‬‫ﺾ ﹶﻓﻤ‬

‫ﷲ‬
ُ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ﺪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ ِﺍﻟﹶﻰ ﹶﺍ‬‫ﺮﺩ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﻴ‬‫ﻡ ﺍﹾﻟ ِﻘ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻮ ِﺓ ﺍﻟ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻮ ﹶﺓ ﺍﻟ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﺮﻭ‬ ‫ﺘ‬‫ﺷ‬ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﻚ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫( ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬85) ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﺎ ِﻓ ٍﻞ‬‫ِﺑﻐ‬
(86) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺼﺮ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻢ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺨ ﱠﻔﻒ‬
 ‫ﻼ ﻳ‬
‫ﺮ ِﺓ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ِﺑ ﹾﺎ ﹶﻻ ِﺧ‬
‫ﻰ‬‫ﺎ ﻋِﻴﺴ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺗ‬‫ﺍ‬‫ ِﻞ ﻭ‬‫ﺮﺳ‬ ‫ﻌ ِﺪ ِﻩ ﺑِﺎﻟ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ ﱠﻔ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻰ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻮﺳ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺗ‬‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹶﻘ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺂ َﺀ ﹸﻛ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﺱ ﹶﺍ ﹶﻓ ﹸﻜ ﱠﻠﻤ‬
ِ ‫ﺡ ﺍﹾﻟﻘﹸﺪ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻩ ِﺑﺮ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪﻧ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺒ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻳ‬‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺑ‬‫ﺍ‬

‫ﻭ ﹶﻓﺮِﻳﻘﹰﺎ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﺑ‬‫ﻢ ﹶﻓ ﹶﻔﺮِﻳﻘﹰﺎ ﹶﻛ ﱠﺬ‬ ‫ﺗ‬‫ﺮ‬ ‫ﺒ‬‫ﺘ ﹾﻜ‬‫ﺳ‬ ‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﻧﻔﹸﺴ‬‫ﻯ ﹶﺍ‬‫ﻬﻮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ ﹶﻻ‬‫ﻮﻝﹲ ِﺑﻤ‬‫ﺭﺳ‬

‫ﻢ‬ ‫ﷲ ِﺑﻜﹸ ﹾﻔ ِﺮ ِﻫ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻢ‬‫ﻨﻬ‬‫ﻌ‬ ‫ﺑ ﹾﻞ ﹶﻟ‬ ‫ﺎ ﹸﻏ ﹾﻠﻒ‬‫ﺑﻨ‬‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﹸﻗﻠﹸﻮ‬ (87) ‫ﺘﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﺗ ﹾﻘ‬
(88) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻼ ﻣ‬
‫ﹶﻓ ﹶﻘﻠِﻴ ﹰ‬

‫ ﻟﹶﺎ‬kesin sözünüzü ‫ﻡ‬ ‫ ﻤِﻴﺜﹶﺎ ﹶﻗ ﹸﻜ‬almıştık ‫ﺨ ﹾﺫﻨﹶﺎ‬
‫ َﺃ ﹶ‬Hani ‫ﻭِﺇ ﹾﺫ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ‬
Kanlarınızı
‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ِﺩﻤ‬
dökmeyeceksiniz
‫ﻥ‬
 ‫ﺴ ِﻔﻜﹸﻭ‬
 ‫ﹶﺘ‬
‫ﻥ‬
 ‫ِﻤ‬
birbirinizi
‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ﺃَﻨ ﹸﻔ‬
çıkarmayacaksınız
‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺨ ِﺭﺠ‬
‫ﹸﺘ ﹾ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ siz kabul ettiniz ‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹸﺘ‬ ‫ﺭ‬ ‫ َﺃ ﹾﻗ‬Sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬yurtlarınızdan ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺭ ﹸﻜ‬‫ِﺩﻴ‬
Hala da şahitlik ediyorsunuz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ﹶﺘ ﹾ‬
84) Hani: "Kanlarınızı dökmeyeceksiniz ve birbirinizi
yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye kesin sözünüzü
almıştık. Sonra siz kabul ettiniz. Hala da şahitlik
ediyorsunuz.
(*)Bu âyet, Allah'ın Yahudilere olan nimetlerinden başka bir çeşide
delâlet etmektedir. Bu da, Allahu Telâlâ'nın onları bu teklifle mükellef
kılması, onların da bu teklifin doğruluğunu kabul edip, sonra bu
husustaki ahidlerine muhalefet etmeleridir.

öldürüyor ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﺘ ﹾﻘ ﹸﺘﻠﹸﻭ‬öyle kimselersiniz ki ‫ﻫ ُﺅﻟﹶﺎﺀ‬ siz ‫ﻡ‬ ‫ َﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬Sonra ‫ﹸﺜﻡ‬
bir grubu ‫ ﹶﻓﺭِﻴﻘﹰﺎ‬çıkarıyor ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺨ ِﺭﺠ‬
‫ﻭ ﹸﺘ ﹾ‬ birbirinizi
‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ﺃَﻨ ﹸﻔ‬
yurtlarından
‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺭ ِﻫ‬‫ِﺩﻴ‬
‫ﻥ‬
 ‫ِﻤ‬
içinizden
‫ﻡ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬
Günah ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟِﺈ ﹾﺜ ِﻡ‬onlara karşı ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 yardımlaşıyorsunuz ‫ﻭﻥ‬‫ﻫﺭ‬ ‫ﹶﺘ ﹶﺘﻅﹶﺎ‬
esir ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ ُﺃﺴ‬Size gelirlerse ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ْﺄﺘﹸﻭ ﹸﻜ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ Ve düşmanlıkla ‫ﻥ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺩﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ﻭ‬
Onlarla
fidyeleşiyorsunuz ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ ﹸﺘﻔﹶﺎﺩ‬oldukları halde
onların ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺨﺭ‬
‫ ِﺇ ﹾ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 haram kılınmıştı ‫ﻡ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻤ‬ halbuki ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬
bir kısmına ‫ﺽ‬
ِ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ِﺒ‬Yoksa siz inanıp mı ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ ﹶﻓ ﹸﺘ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭ‬çıkarılması
bir kısmını ‫ﺽ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ِﺒ‬İnkar ediyorsunuz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻭ ﹶﺘ ﹾﻜ ﹸﻔﺭ‬ kitabın ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬
Bunu ‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬Yapan ‫ل‬
ُ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ ﹾﻔ‬ kimsenin ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Şu halde cezası ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﺠﺯ‬
 ‫ﺎ‬‫ﹶﻓﻤ‬
‫ ﻓِﻲ‬rezillikten başkası değildir ‫ﻱ‬
 ‫ﺯ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬İçinizden ‫ﻡ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬
kıyamet ‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻘﻴ‬gününde de ‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ dünya ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬hayatında ‫ﺎ ِﺓ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬
azabın ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬en şiddetlisine ‫ﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ ِﺇﻟﹶﻰ َﺃ ﹶ‬döndürülürler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺭﺩ‬ ‫ﻴ‬
yaptıklarınızdan ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ﻋﻤ‬
 Gafil ‫ل‬
ٍ ‫ ِﺒﻐﹶﺎ ِﻓ‬Allah değildir ‫ﻪ‬ ‫ﺎ ﺍﻟﻠﱠ‬‫ﻭﻤ‬

Sayfa 12

85) Sonra siz öyle kimselersiniz ki, birbirinizi öldürüyor,
içinizden bir grubu yurtlarından çıkarıyor, günah ve
düşmanlıkla onlara karşı yardımlaşıyorsunuz. Size esir
oldukları halde gelirlerse onlarla fidyeleşiyorsunuz; halbuki
onların çıkarılması size haram kılınmıştı. Yoksa siz kitabın
bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Şu
halde içinizden bunu yapan kimsenin cezası dünya
hayatında rezillikten başkası değildir, kıyamet gününde de
azabın en şiddetlisine döndürülürler. Allah yaptıklarınızdan
gafil değildir.

satın almış ‫ﺍ‬‫ﺭﻭ‬ ‫ﺸ ﹶﺘ‬
‫ ﺍ ﹾ‬kimselerdir ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬İşte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬
‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ‬Ahirete karşı ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ ﺒِﺎﻟﹾﺂ‬dünya ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬hayatını ‫ﺎ ﹶﺓ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ azap ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
 hafifletilmez ‫ﻑ‬
‫ﺨﻔﱠ ﹸ‬
‫ﻴ ﹶ‬
onlara yardım da edilmez ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺼﺭ‬
 ‫ﻨ‬‫ﻴ‬
86) İşte onlar, ahirete karşı dünya hayatını satın almış
kimselerdir; bundan dolayı onlardan azap hafifletilmez ve
onlara yardım da edilmez.

O kitabı ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬Musa’ya ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ ﻤ‬verdik ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ ﺁ ﹶﺘ‬Andolsun ‫ﺩ‬ ‫ﹶﻟ ﹶﻘ‬‫ﻭ‬
Ondan sonra da ‫ﻌ ِﺩ ِﻩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬birbiri ardınca gönderdik ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ ﱠﻔ‬
Oğlu ‫ﻥ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ‬İsa’ya
‫ﻰ‬‫ ﻋِﻴﺴ‬verdik ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﺁ ﹶﺘ‬‫ ﻭ‬Resuller ‫ل‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺒِﺎﻟ‬
Ve onu destekledik ‫ﻩ‬ ‫ﺩﻨﹶﺎ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭَﺃ‬ apaçık deliller ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Meryem ‫ﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬
ne zaman, öyle mi ‫ﺎ‬‫ َﺃ ﹶﻓ ﹸﻜﱠﻠﻤ‬Ruhu’l-Kudüs ile ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺩ‬ ‫ﺡ ﺍ ﹾﻟ ﹸﻘ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ِﺒﺭ‬
‫ﻯ‬‫ﻬﻭ‬ ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬Bir şeyle ‫ﺎ‬‫ ِﺒﻤ‬Bir Resul ‫ل‬
ٌ ‫ﻭ‬‫ﺭﺴ‬ Size gelse ‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ﺠ‬
büyüklük taslayarak ‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹸﺘ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ ﹾﻜ‬
 ‫ ﺍ‬hoşunuza gitmeyen ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ﺃَﻨ ﹸﻔ‬
bir kısmını da ‫ ﹶﻓﺭِﻴﻘﹰﺎ‬‫ ﻭ‬yalanlayacak ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﺘ‬ ‫ ﹶﻜ ﱠﺫ‬bir kısmını ‫ﹶﻓ ﹶﻔﺭِﻴﻘﹰﺎ‬
öldüreceksiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﹶﺘ ﹾﻘ ﹸﺘﻠﹸﻭ‬
87) Andolsun Musa’ya o kitabı verdik ve ondan sonra da
birbiri ardınca Resuller gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da
apaçık deliller verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs ile destekledik.
Size ne zaman bir Resul hoşunuza gitmeyen bir şeyle gelse,
büyüklük taslayarak bir kısmını yalanlayacak, bir kısmını
da öldüreceksiniz, öyle mi?
Resul: Kendisine bir şeriat ve tebliğle yükümlü olduğu bir emir
vahyedilen kimsedir.
Ruhu’l-kudüs: Temiz ruh, ilahi ilham demektir. Cibril, Allah’ın yarattığı
ruhlardan bir ruhtur. Ona bu ismin verilmesi, Allah’tan getirdiği vahyin
kalpleri canlandırıp hayat vermesidir.

Bilakis ‫ل‬
ْ ‫ﺒ‬ kılıflıdır ‫ﻑ‬
‫ﻏ ﹾﻠ ﹲ‬
‫ ﹸ‬Kalplerimiz ‫ﺒﻨﹶﺎ‬‫ ﹸﻗﻠﹸﻭ‬Bir de dediler ‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
küfürleri ‫ﻡ‬ ‫ ِﺒ ﹸﻜ ﹾﻔ ِﺭ ِﻫ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬onlara lanet etmiştir ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻨ‬‫ﹶﻟﻌ‬
iman ederler ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬Ne kadar da az ‫ ﹶﻓ ﹶﻘﻠِﻴﻠﹰﺎ‬sebebiyle
88) Bir de: “Kalplerimiz kılıflıdır" dediler. Bilakis Allah
küfürleri sebebiyle onlara lanet etmiştir. Ne kadar da az
iman ederler.
(*)Medine yahudileri, Hz. Peygamber'in davetine karşı, "Kalplerimiz
perdelidir" yani "Senin söylediklerinden bir şey anlamıyoruz, söylediklerin
aklımıza yatmıyor" veya "Kendi dinimize o kadar bağlıyız ki, bizi
inancımızdan uzaklaştıracak hiçbir sözü, üzerinde düşünmeye değer bile
görmeyiz, hemen reddederiz" diyerek olumsuz karşılık veriyorlardı. Yüce
Allah ise, onların bu duyarsızlığının asıl sebebinin, tabiatlarında böyle bir
kavrama ve anlama kıtlığı bulunması veya dinlerine bağlılıkları olmadığını;
tam tersine, öteden beri peygamberleri ve onlara indirilen ilâhî hakikatleri
inkâr etmeleri, böylece inkarcılığın kendilerinde âdeta bir alışkanlık ve huy
halini alması yüzünden Allah'ın rahmetinden mahrum kaldıkları için bu
şekilde Hz. Muhammed' in tebliğ ettiği ilâhî hakikatlere karşı kapalı hale
geldiklerini belirtmektedir.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

katından ‫ﻋ ﹾﻨ ِﺩ‬
ِ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬bir kitap ‫ﺏ‬
 ‫ ِﻜﺘﹶﺎ‬kendilerine gelince ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺠ‬‫ﻭﹶﻟﻤ‬
beraberlerinde bulunanı ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻟﻤ‬tasdik edici ‫ﻕ‬
‫ﺩ ﹲ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻤ‬ Allah ‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
Fetih istedikleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴ ﹶﺘ ﹾﻔ ِﺘﺤ‬
 ‫ﻴ‬ Daha önce ‫ل‬
ُ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ ِﻤ‬Halde ‫ﻭﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬
Kendilerine ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺠ‬‫ ﹶﻓﹶﻠﻤ‬Küfür edenlere karşı ‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬

Onu ‫ ِﺒ ِﻪ‬İnkar ettiler ‫ﻭﺍ‬‫ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬O tanıdıkları şey ‫ﺭﻓﹸﻭﺍ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬gelince
kafirlerin üzerine ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬
 Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Artık laneti ‫ﻌ ﹶﻨ ﹸﺔ‬ ‫ﹶﻓﹶﻠ‬
89) Allah katından kendilerine beraberlerinde bulunanı
tasdik edici bir kitap gelince -daha önce küfür edenlere
karşı (onunla) fetih istedikleri halde- o tanıdıkları şey
kendilerine gelince, onu inkar ettiler. Artık Allah’ın laneti191
o kafirlerin üzerinedir.
İbn Humeyd kanalıyla Asım ibn Ömer ibn Katâde'den, onun da
şeyhlerinden rivayetinde şöyle anlatmışlar: "Daha evvel kâfirler aleyhine
Allah'tan bir fetih istiyorlardı. İşte o tanıdıkları şey (Kur'ân veya Hz.
Muhammed) kendilerine gelince onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti
kâfirlerin tepesine." âyeti vallahi bizim ve onların hakkında yani Ensar ve
onların komşuları olan Yahudiler hakkında indi. Câhiliye devrinde bir
süre biz onlara galip gelmiştik, biz putperest, onlar ise kitab ehli idiler.
"Bir peygamber gönderilmesi zamanı geldi, gönderilmesinin gölgesi
üzerinize düştü. O peygamberle birlikte Ad ve İrem'in katledildiği gibi
sizi katledeceğiz, öldüreceğiz." derlerdi. Allah Tealâ Resûlü'nü Kureyş'ten
gönderip biz de ona iman edince o peygamberi inkâr ettiler.192

kendisine karşı ‫ ِﺒ ِﻪ‬sattıkları ‫ﺍ‬‫ﺭﻭ‬ ‫ﺸ ﹶﺘ‬
‫ ﺍ ﹾ‬ne kötüdür ‫ﺎ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ِﺒ ْﺌ‬
indirdiğini ‫ل‬
َ ‫ﺎ ﺃَﻨﺯ‬‫ ِﺒﻤ‬inkar etmekle ‫ﻭﺍ‬‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﻔﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬nefislerini ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺃَﻨ ﹸﻔ‬
Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬İndirmesini ‫ل‬
َ ‫ﺯ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬kıskanarak ‫ﺎ‬‫ﺒ ﹾﻐﻴ‬ Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬dilediği kimseye ‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 lütfundan ِ‫ﻀﻠِﻪ‬
 ‫ﻥ ﹶﻓ‬
 ‫ِﻤ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 Gazaba ٍ‫ﺏ‬‫ ﺒِ ﹶﻐﻀ‬Böylece uğradılar ‫ﻭﺍ‬‫ﺎﺀ‬‫ ﹶﻓﺒ‬kullarından ‫ﺎ ِﺩ ِﻩ‬‫ﻋﺒ‬
ِ
bir azap ‫ﺏ‬
 ‫ﻋﺫﹶﺍ‬
 Kafirler için ‫ﻟِ ﹾﻠﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬‫ ﻭ‬gazap üstüne ٍ‫ﺏ‬‫ﻏﻀ‬
‫ﹶ‬
alçaltıcı ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻬِﻴ‬ vardır
90) Allah’ın, kullarından dilediği kimseye lütfundan
indirmesini kıskanarak Allah'ın indirdiğini inkar etmekle
kendisine karşı nefislerini sattıkları şey ne kötüdür. Böylece
gazap üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir
azap vardır.

‫ﺎ‬‫ ِﺒﻤ‬iman edin ‫ ﺁ ِﻤﻨﹸﻭﺍ‬Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬denildiği zaman ‫ل‬
َ ‫ﻭِﺇﺫﹶﺍ ﻗِﻴ‬
‫ﺎ‬‫ ِﺒﻤ‬inanırız ‫ﻥ‬
 ‫ ﻨﹸ ْﺅ ِﻤ‬derler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬indirdiğine ‫ل‬
َ ‫ﺃَﻨﺯ‬
‫ﺎ‬‫ ِﺒﻤ‬inkar ederler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﻔﺭ‬ ‫ﻭ‬ Bize ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 indirilene ‫ل‬
َ ِ‫ﺃُﻨﺯ‬
haktır ‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Halbuki o ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ Ondan sonra geleni ise ‫ﻩ‬ ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭﺭ‬
De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬beraberlerindekini ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻟﻤ‬doğrulayıcıdır ‫ﺩﻗﹰﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻤ‬
Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬nebilerini ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ َﺃ ﹾﻨ ِﺒﻴ‬öldürüyordunuz ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﺘ ﹾﻘ ﹸﺘﻠﹸﻭ‬niçin ‫ﹶﻓﻠِﻡ‬
 ‫ ِﺇ‬daha önce ‫ل‬
ُ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ِﻤ‬
mü’minler ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨِﻴ‬ idiyseniz ‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
91) Onlara: “Allah’ın indirdiğine iman edin" denildiği
zaman: "Bize indirilene inanırız." derler. Ondan sonra
geleni
ise
inkar
ederler.
Halbuki
o
haktır,
beraberlerindekini doğrulayıcıdır. De ki: "Mü’minler
idiyseniz,
daha
önce
Allah'ın
nebilerini
niçin
öldürüyordunuz?"
(*)Yahudiler "Biz sadece bize indirilene inanırız" demekle, gerçeğin
peşinde olmadıklarını, İsrail ırkçılığını ilâhî vahyin de üstünde tuttuklarını
ortaya koymuşlar; Tevrat'tan sonra indirilen Kur'an da hak kitap olduğu
ve esasen asıl Tevrat'taki ezelî ebedî değişmez gerçekleri de onayladığı
halde, sözde kendi dinlerinde kararlı olduklarını ileri sürerek onu inkâr
etmişlerdir. Gerçekte daha önce atalarının kendi içlerinden gönderilmiş
bazı peygamberleri öldürmeleri, bu toplumun kendi dinlerine
bağlılıklarında da samimi olmadıklarını göstermektedir.

Sayfa 13

‫ﻦ‬ ‫ﻮﺍ ِﻣ‬‫ﻭﻛﹶﺎﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌﻬ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻟﻤ‬‫ﺪﻕ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻨ ِﺪ ﺍ‬ ‫ﻦ ِﻋ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺎﺏ‬‫ﻢ ِﻛﺘ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻭﹶﻟﻤ‬
‫ﺮﻓﹸﻮﺍ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻭﺍ ﹶﻓ ﹶﻠﻤ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺘ ﹾﻔِﺘﺤ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﺒﻞﹸ‬ ‫ﹶﻗ‬

‫ﺁ ِﺑ ِﻪ‬‫ﺮﻭ‬ ‫ﺘ‬‫ﺷ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫( ِﺑ ﹾﺌ‬89) ‫ﻦ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻨﺔﹸ ﺍ‬‫ﻌ‬ ‫ﻭﺍ ِﺑ ِﻪ ﹶﻓ ﹶﻠ‬‫ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬

‫ﻀ ِﻠ ِﻪ‬
 ‫ﻦ ﹶﻓ‬ ‫ﷲ ِﻣ‬
ُ ‫ﺰ ﹶﻝ ﺍ‬ ‫ﻨ‬‫ﺎ ﹶﺍ ﹾﻥ ﻳ‬‫ﻐﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺰ ﹶﻝ ﺍ‬ ‫ﻧ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻭﺍ ِﺑﻤ‬‫ﻳ ﹾﻜﻔﹸﺮ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺴﻬ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﹶﺍ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻭِﻟ ﹾﻠﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬ ‫ﺐ‬
ٍ ‫ﻀ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹶﻏ‬ ‫ﺐ‬
ٍ ‫ﻀ‬
 ‫ﻐ‬ ‫ﺍ ِﺑ‬‫ﺂﺅ‬‫ﺎ ِﺩ ِﻩ ﹶﻓﺒ‬‫ﻦ ِﻋﺒ‬ ‫ﺂ ُﺀ ِﻣ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﺰ ﹶﻝ ﺍ‬ ‫ﻧ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻮﺍ ِﺑﻤ‬‫ﻢ ﹶﺍ ِﻣﻨ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ ﻗِﻴ ﹶﻞ ﹶﻟ‬ (90) ‫ﻣ ِﻬﲔ‬ ‫ﻋﺬﹶﺍﺏ‬

‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﻩ‬ ‫ﺁ َﺀ‬‫ﻭﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭ ﹶﻥ ِﺑﻤ‬‫ﻳ ﹾﻜ ﹸﻔﺮ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻧ ِﺰ ﹶﻝ‬‫ﺂ ﺍﹸ‬‫ ِﺑﻤ‬‫ﺆ ِﻣﻦ‬ ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﻧ‬
‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﺒﻞﹸ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ﷲ ِﻣ‬
ِ ‫ﺂ َﺀ ﺍ‬‫ﻧِﺒﻴ‬‫ﺘﻠﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬‫ﺗ ﹾﻘ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﹸﻗ ﹾﻞ ﹶﻓ ِﻠ‬ ‫ﻌﻬ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪﻗﹰﺎ ِﻟﻤ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻣ‬

‫ﻢ‬‫ﺨ ﹾﺬﺗ‬
 ‫ﺗ‬‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﺕ ﹸﺛ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺒ‬‫ﻰ ﺑِﺎﹾﻟ‬‫ﻮﺳ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﺂ َﺀ ﹸﻛ‬‫ﺪ ﺟ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹶﻘ‬ (91) ‫ﲔ‬
 ‫ﺆ ِﻣِﻨ‬ ‫ﻣ‬

‫ﺎ‬‫ﺧ ﹾﺬﻧ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﹶﺍ‬ (92) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻢ ﻇﹶﺎِﻟﻤ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻌ ِﺪ ِﻩ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﺠ ﹶﻞ‬
 ‫ﺍﹾﻟ ِﻌ‬

‫ﻮ ٍﺓ‬ ‫ﻢ ِﺑﻘﹸ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺗ‬‫ﺂ ﺍ‬‫ﺧﺬﹸﻭﺍ ﻣ‬ ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟﻄﱡﻮ‬‫ﻮ ﹶﻗﻜﹸﻢ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ﻌﻨ‬ ‫ﺭ ﹶﻓ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻣِﻴﺜﹶﺎ ﹶﻗ ﹸﻜ‬
‫ﺠ ﹶﻞ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ ِﻌ‬‫ﻮﺍ ﻓِﻰ ﹸﻗﻠﹸﻮِﺑ ِﻬﻢ‬‫ﺷ ِﺮﺑ‬ ‫ﻭﺍﹸ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻋ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌﻨ‬ ‫ﺳ ِﻤ‬ ‫ﻮﺍ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ‬‫ﻤﻌ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬

(93) ‫ﲔ‬
 ‫ﺆ ِﻣِﻨ‬ ‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﻢ ِﺍ ﹾﻥ ﻛﹸﻨ‬ ‫ﻧ ﹸﻜ‬‫ﺎ‬‫ﻢ ِﺑ ِﻪ ِﺍﳝ‬ ‫ﻛﹸ‬‫ﺮ‬‫ﻳ ﹾﺎﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻢ ﹸﻗ ﹾﻞ ِﺑ ﹾﺌ‬ ‫ِﺑﻜﹸ ﹾﻔ ِﺮ ِﻫ‬

Musa ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ ﻤ‬size gelmişti de ‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺠ‬Andolsun ki ‫ﺩ‬ ‫ﹶﻟ ﹶﻘ‬‫ﻭ‬
(ilah) edindiniz ‫ﻡ‬ ‫ﺨ ﹾﺫ ﹸﺘ‬
‫ ﺍ ﱠﺘ ﹶ‬sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬apaçık delillerle ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺒِﺎ ﹾﻟ‬
zalimler ‫ﻭﻥ‬‫ﻡ ﻅﹶﺎِﻟﻤ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ onun ardından ‫ﻌ ِﺩ ِﻩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬O buzağıyı ‫ل‬
َ‫ﺠ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻌ‬
olarak
92) Andolsun ki, Musa size apaçık delillerle gelmişti de
sonra onun ardından zalimler olarak o buzağıyı (ilah)
edindiniz.

sizin kesin sözünüzü ‫ﻡ‬ ‫ ﻤِﻴﺜﹶﺎ ﹶﻗ ﹸﻜ‬Hani almış ‫ﺨ ﹾﺫﻨﹶﺎ‬
‫ َﺃ ﹶ‬hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬Ve ‫ﻭ‬
sarılın ‫ﺨﺫﹸﻭﺍ‬
‫ ﹸ‬Tur’u da ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟﻁﱡﻭ‬üzerinize ‫ﻡ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻓ‬kaldırmıştık ‫ﻌﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ ﹶﻓ‬ ‫ﻭ‬
Ve dinleyin ‫ﻭﺍ‬‫ﻤﻌ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬kuvvetle ‫ﻭ ٍﺓ‬ ‫ ِﺒ ﹸﻘ‬size verdiğimize ‫ﻡ‬ ‫ﻴﻨﹶﺎ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ ﺁ ﹶﺘ‬‫ﻤ‬
Ve isyan ettik ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻋ‬
 ‫ﻭ‬ İşittik ‫ﻌﻨﹶﺎ‬ ‫ﺴ ِﻤ‬
 dediler de ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
buzağı
‫ل‬
َ‫ﺠ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻌ‬kalplerine ‫ﻡ‬ ‫ ﻓِﻲ ﹸﻗﻠﹸﻭ ِﺒ ِﻬ‬İçirildi ‫ﻭﺍ‬‫ﺸ ِﺭﺒ‬
‫ﻭُﺃ ﹾ‬
‫ﻡ‬ ‫ﺭﻜﹸ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻴ ْﺄ‬ ne kötüdür‫ﺎ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ ِﺒ ْﺌ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬Küfürleri sebebiyle ‫ﻡ‬ ‫ِﺒ ﹸﻜ ﹾﻔ ِﺭ ِﻫ‬
Siz gerçekten ‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
 ‫ ِﺇ‬İmanınızın ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﹸﻨ ﹸﻜ‬‫ ﺇِﻴﻤ‬Size emrettiği şey ‫ِﺒ ِﻪ‬
mü’minler ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨِﻴ‬ iseniz
93)Ve hani sizin kesin sözünüzü almış, Tur'u da üzerinize
kaldırmıştık: "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve
dinleyin." "İşittik ve isyan ettik" dediler de küfürleri
sebebiyle buzağı (sevgisi) kalplerine içirildi. De ki: "Siz
gerçekten mü'minler iseniz imanınızın size emretttiği şey
ne kötüdür.”
(*)Yukarıda geçen âyetler, Yahudilerin samimi olmadığı, aslında hiç bir
peygambere -İsrâîioğulları'ndan olsun olmasın- inanmadıkları, sadece
Kur'ân-ı Kerîm ile değil, Tevrat ve İncil ile de amel etmedikleri
bildirilerek, onların ne kadar yalancı olduğu ve sınırsız bir hırs perdesi
altında kalb tıkanıklığına uğradıkları anlatılıyor. Bu âyetlerle de onların
devam edegelen samimiyetsizlikleri ortava konularak dîn ve imân babında
bütün iddiaları çürütülüyor.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

Sayfa 14

‫ﺍ‬‫ﺑﺪ‬‫ﻩ ﹶﺍ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻨ‬‫ﻤ‬ ‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ (94) ‫ﲔ‬
 ‫ﺎ ِﺩ ِﻗ‬‫ﻢ ﺻ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﺕ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬
 ‫ﻮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﻨﻮ‬‫ﻤ‬ ‫ﺘ‬‫ﺱ ﹶﻓ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺍﻟﻨ‬

Cibril’e ‫ل‬
َ ‫ﺒﺭِﻴ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ ِﻟ‬düşman ise ‫ﺍ‬‫ﺩﻭ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ‬Kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ De ki ‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
senin kalbine ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹶﻗ ﹾﻠﺒِﻙ‬
 Onu indiren ‫ﻪ‬ ‫ﺯﹶﻟ‬ ‫ ﹶﻨ‬gerçekten odur ‫ﻪ‬ ‫ﹶﻓِﺈﻨﱠ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻟﻤ‬doğrulayıcı
‫ﺩﻗﹰﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻤ‬ Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬izniyle ‫ﻥ‬
ِ ‫ِﺒِﺈ ﹾﺫ‬
ve müjde ‫ﻯ‬‫ﺸﺭ‬
‫ﺒ ﹾ‬ ‫ﻭ‬ hidayet ‫ﻯ‬‫ﻫﺩ‬ ‫ﻭ‬ kendisinden öncekileri ‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻴ‬
mü’minler için ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨِﻴ‬ ‫ ِﻟ ﹾﻠ‬olmak üzere

‫ﻮ‬ ‫ﻢ ﹶﻟ‬ ‫ﻫ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﺩ ﹶﺍ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺮﻛﹸﻮﺍ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻦ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ ‫ﻮ ٍﺓ‬‫ﺣﻴ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺹ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﹶﺍ‬

97) De ki: "Kim Cibril'e düşman ise, gerçekten onu Allah'ın
izniyle kendisinden öncekileri doğrulayıcı, mü’minler için
hidayet ve müjde olmak üzere senin kalbine indiren odur."

‫ﺰﹶﻟﻪ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻧﻪ‬‫ﺒﺮِﻳ ﹶﻞ ﹶﻓِﺎ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ﻭﹰﺍ ِﻟ‬ ‫ﻋﺪ‬ ‫ﻦ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ‬ ‫ﻣ‬ ‫( ﹸﻗ ﹾﻞ‬96) ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﺑﻤ‬‫ﺼﲑ‬
ِ ‫ﺑ‬

Allah’a ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬düşman ‫ﺍ‬‫ﺩﻭ‬ ‫ﻋ‬
 ise ‫ﻥ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ‬Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬
Cibril’e ‫ل‬
َ ‫ﺒﺭِﻴ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ﻭ‬ Resullerine ‫ﺴِﻠ ِﻪ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ Meleklerine ِ‫ﻤﻠﹶﺎﺌِ ﹶﻜﺘِﻪ‬ ‫ﻭ‬
düşmanıdır ‫ﻭ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ‬
 Allah da ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Ve Mikail’e ‫ل‬
َ ‫ﻤِﻴﻜﹶﺎ‬‫ﻭ‬
O kafirlerin ‫ﻟِ ﹾﻠﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬

‫ﺒﺮِﻳ ﹶﻞ‬ ‫ﻭ ِﺟ‬ ‫ ِﻠ ِﻪ‬‫ﺳ‬‫ﻭﺭ‬ ‫ﻣ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜِﺘ ِﻪ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻭﹰﺍ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﻋﺪ‬ ‫ﻦ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ‬ ‫ﻣ‬ (97) ‫ﲔ‬
 ‫ﺆ ِﻣِﻨ‬ ‫ِﻟ ﹾﻠﻤ‬

98) Her kim Allah'a, meleklerine, Resullerine, Cibril’e ve
Mikail'e düşman ise, şüphesiz Allah da o kafirlerin
düşmanıdır.

‫ﻭ ِﻥ‬‫ﻦ ﺩ‬ ‫ﺼ ﹰﺔ ِﻣ‬
 ‫ﺎِﻟ‬‫ﷲ ﺧ‬
ِ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺮﺓﹸ ِﻋ‬ ‫ﺭ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬ ‫ﺍ‬‫ ﺍﻟﺪ‬‫ﺖ ﹶﻟﻜﹸﻢ‬
 ‫ﻧ‬‫ﹸﻗ ﹾﻞ ِﺍ ﹾﻥ ﻛﹶﺎ‬
‫ﻢ‬ ‫ﻧﻬ‬‫ﺪ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ﺘ‬‫ﻭﹶﻟ‬ (95) ‫ﲔ‬
 ‫ ﺑِﺎﻟﻈﱠﺎِﻟ ِﻤ‬‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﻳﺪِﻳ ِﻬ‬‫ﺖ ﹶﺍ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﺎ ﹶﻗ‬‫ِﺑﻤ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺮ ﻭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺏ ﹶﺍ ﹾﻥ‬
ِ ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺣ ِﺰ ِﺣ ِﻪ ِﻣ‬ ‫ﺰ‬ ‫ﻮ ِﺑﻤ‬ ‫ﺎ ﻫ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻨ ٍﺔ‬‫ﺳ‬ ‫ﻒ‬
 ‫ ﹶﺍﹾﻟ‬‫ﻤﺮ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻳ‬

‫ﻯ‬‫ﺸﺮ‬
 ‫ﺑ‬‫ﻭ‬ ‫ﻯ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻳ ِﻪ‬‫ﺪ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪﻗﹰﺎ ِﻟﻤ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻚ ِﺑِﺎ ﹾﺫ ِﻥ ﺍ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹶﻗ ﹾﻠِﺒ‬
‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﻚ ﺍﻳ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺂ ِﺍﹶﻟ‬‫ﺰﹾﻟﻨ‬ ‫ﻧ‬‫ﺪ ﹶﺍ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹶﻘ‬ (98) ‫ﻦ‬ ‫ﻭ ِﻟ ﹾﻠﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻭﻣِﻴﻜﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﺍ‬

‫ﻭﺍ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﻋ‬‫ﻭ ﹸﻛ ﱠﻠﻤ‬ ‫( ﹶﺍ‬99) ‫ﺂ ِﺍ ﱠﻻ ﺍﹾﻟﻔﹶﺎ ِﺳﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ ِﺑﻬ‬‫ﻳ ﹾﻜﻔﹸﺮ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺑ‬

‫ﺂ َﺀ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻭﹶﻟﻤ‬ (100) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﻫ‬‫ﺑ ﹾﻞ ﹶﺍ ﹾﻛﹶﺜﺮ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ ِﻣ‬‫ ﹶﻓﺮِﻳﻖ‬‫ﺒ ﹶﺬﻩ‬‫ﻧ‬ ‫ﺍ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﻋ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻦ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺒ ﹶﺬ ﹶﻓﺮِﻳﻖ‬‫ﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌﻬ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻟﻤ‬‫ﺪﻕ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻨ ِﺪ ﺍ‬ ‫ﻦ ِﻋ‬ ‫ﻮﻝﹲ ِﻣ‬‫ﺭﺳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬

‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﻧﻬ‬‫ﻢ ﹶﻛﹶﺎ‬ ‫ﻮ ِﺭ ِﻫ‬‫ﺁ َﺀ ﹸﻇﻬ‬‫ﻭﺭ‬ ‫ﷲ‬
ِ‫ﺏ ﺍ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺏ ِﻛﺘ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻮﺍ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﺍﹸﻭﺗ‬
(101)
ahiret ‫ﺭ ﹸﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ ﺍﻟﹾﺂ‬yurdu ‫ﺭ‬ ‫ﺍ‬‫ ﺍﻟﺩ‬yalnız size ait ise ‫ﻡ‬ ‫ﺕ ﹶﻟ ﹸﻜ‬
‫ﻥ ﻜﹶﺎ ﹶﻨ ﹾ‬
 ‫ ِﺇ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
‫ﻥ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻥ ﺩ‬
 ‫ ِﻤ‬halis olarak ‫ﺼ ﹰﺔ‬
 ‫ ﺨﹶﺎِﻟ‬Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬katında ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ
Ölümü ‫ﺕ‬
‫ﻭ ﹶ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬o halde isteyin ‫ﺍ‬‫ﻤ ﱠﻨﻭ‬ ‫ ﹶﻓ ﹶﺘ‬insanlar arasından ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
doğru kimseler ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺩﻗِﻴ‬‫ ﺼ‬iseniz ‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
 ‫ِﺇ‬
94) De ki: "Allah katında ahiret yurdu insanlar arasından
halis olarak yalnız size ait ise, doğru kimseler iseniz, o
halde ölümü isteyin.”
Yahudiler: "Cennete Yahudi olanların dışında kimse giremeyecektir"
deyince Yüce Allah da: "De ki: Eğer Allah nezdinde…ölümü temenni
edin", buyruğunu indirdi.193

‫ﺎ‬‫ ِﺒﻤ‬ebediyyen ‫ﺍ‬‫ﺒﺩ‬ ‫ َﺃ‬onu asla arzu etmezler ‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻤﻨﱠ‬ ‫ﻴ ﹶﺘ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻟ‬Ve ‫ﻭ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬ellerinin ‫ﻡ‬ ‫ﻴﺩِﻴ ِﻬ‬ ‫ َﺃ‬sunduğu şeyler sebebiyle ‫ﺕ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﹶﻗ‬
zalimleri ‫ﻥ‬
 ‫ ﺒِﺎﻟﻅﱠﺎِﻟﻤِﻴ‬en iyi bilendir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 elbette
95) Ve ellerinin sunduğu şeylerden dolayı onu ebediyyen
asla arzu etmezler. Allah elbette zalimleri en iyi bilendir.

en ‫ﺹ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ َﺃ‬Muhakkak ki sen onları görürsün ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﱠﻨ‬‫ﹶﻟ ﹶﺘﺠِﺩ‬‫ﻭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 ‫ﻭ ِﻤ‬ hayata ‫ﺎ ٍﺓ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 insanların ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬düşkünü olarak
‫ﻭ‬ ‫ ﹶﻟ‬Onlardan her biri ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ َﺃ‬İster ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬ müşriklerden bile ‫ﺭﻜﹸﻭﺍ‬ ‫ﺸ‬
‫َﺃ ﹾ‬
Onları ‫ﺤ ِﻪ‬
ِ ‫ﺤ ِﺯ‬
 ‫ﺯ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻭ ِﺒ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ yıl ٍ‫ ﹶﻨﺔ‬‫ ﺴ‬Bin ‫ﻑ‬
‫ َﺃ ﹾﻟ ﹶ‬yaşamak ister ‫ﺭ‬ ‫ﻌﻤ‬ ‫ﻴ‬
halbuki uzun ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬azaptan ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬kurtaracak değildir
‫ﺎ‬‫ ِﺒﻤ‬hakkıyla görendir ‫ﺭ‬ ‫ﺒﺼِﻴ‬ Allah elbette ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬yaşamak
yaptıklarını ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ‬
96) Muhakkak ki, sen onları insanların hayata en düşkünü
olarak görürsün; müşriklerden bile… Onlardan her biri bin
yıl yaşamak ister; halbuki uzun yaşamak onları azaptan
kurtaracak değildir. Allah elbette yaptıklarını hakkıyla
görendir.
(*)Her bakımdan Tevrat ve İncil'i tashih eden ve Yahudîlerin yalan-yanlış
iddialarını çürüten Kur'ân-ı Kerim'in son derece açik ve haklı belgeleri
karşısında şaşıran Yahudiler, bu defa Hz. Muhammed'e vahiy getiren
melek Cibril'e dil uzatıp, onu Yahudi düşmanı olarak ilân ettiler. Mikâil'e
karşı da büyük sempatileri olduğunu söyliyerek açık bir tezat içinde
bocalamaya başladılar.

Yahudiler Resulullah (a.s)'a: "Meleklerden Rabbi katından risalet ve vahyi
getiren belli bir meleğin gelmediği hiçbir peygamber yoktur. Sana bunu
getiren arkadaşın kimdir? (Bize söyle) ki sana tabi olalım." demeleri
üzerine Resulullah (a.s) "Cebrail'dir" diye cevap verir. Bu sefer Yahudiler
söylediler: O, savaş ile ilgili emirleri indiren birisidir, o bizim
düşmanımızdır. Eğer sen yağmur ve rahmeti indiren Mikâil demiş
olsaydın, sana inanırdık. Bunun üzerine Yüce Allah: "... o kâfirlerin
düşmanıdır" buyruğunu indirdi.15

ayetler ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ ﺁﻴ‬sana ‫ﻴﻙ‬ ‫ ﺇِﹶﻟ‬indirdik ‫ﺯ ﹾﻟﻨﹶﺎ‬ ‫ ﺃَﻨ‬Andolsun ‫ﺩ‬ ‫ﹶﻟ ﹶﻘ‬‫ﻭ‬
başkası ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬Onları ‫ﺎ‬‫ ِﺒﻬ‬inkar etmez ‫ﺭ‬ ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﻔ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ apaçık ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﺒ‬
fasıklardan ‫ﺴﻘﹸﻭﻥ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟﻔﹶﺎ‬
99) Andolsun sana apaçık ayetler
fasıklardan başkası inkar etmez.

indirdik.

Onları

onu ‫ َﻧ َﺒ َﺬ ُﻩ‬bir ahidle ‫ﻋ ْﻬﺪًا‬
َ bağlandılarsa ‫ ﻋَﺎ َهﺪُوا‬Ne zaman‫َأ َو ُآﱠﻠﻤَﺎ‬
Zaten ‫ﻞ‬
ْ ‫ َﺑ‬içlerinden ‫ ِﻣ ْﻨ ُﻬ ْﻢ‬bir grup ‫ﻖ‬
ٌ ‫ َﻓﺮِﻳ‬bozuvermedi mi
iman etmezler ‫ن‬
َ ‫ ﻟَﺎ ُﻳ ْﺆ ِﻣﻨُﻮ‬Onların pek çoğu ‫َأ ْآ َﺜ ُﺮ ُه ْﻢ‬
100) Ne zaman bir ahidle bağlandılarsa, içlerinden bir grup
onu bozuvermedi mi? Zaten onların pek çoğu iman
etmezler.
İbn Abbâs'tan rivayet ediliyor ki "Onlar ne zaman bir ahid ile
bağlandılarsa onlardan bir grup onu bozup atıvermedi mi?..." âyetinde
kastedilen Mâlik ibn es-Sayf (İbnu's-Sayt da denilirmiş)'dır. "Allah'a yemin
olsun ki kitabımızda Muhammed'e iman edeceğimize dair bizden ne bir
ahid alınmıştır ne bir misak." demişti. Bunun üzerine bu âyet-i kerime
nazil oldu.16

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬bir Resul ‫ل‬
ٌ ‫ﻭ‬‫ﺭﺴ‬ Onlara geldiyse ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺠ‬Ne zaman ‫ﺎ‬‫ﻭﹶﻟﻤ‬
‫ﺎ‬‫ ِﻟﻤ‬tasdik eden ‫ﻕ‬
‫ﺩ ﹲ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻤ‬ Allah
‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬katından ‫ﻋ ﹾﻨ ِﺩ‬
ِ
‫ﻥ ﺃُﻭ ﹸﺘﻭﺍ‬
 ‫ﻥ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 ‫ ِﻤ‬bir grup ‫ﻕ‬
‫ ﹶﻓﺭِﻴ ﹲ‬attılar ‫ ﹶﺫ‬‫ ﹶﻨﺒ‬beraberlerindekini ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻤ‬
Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬kitabını ‫ﺏ‬
 ‫ ِﻜﺘﹶﺎ‬kitap ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬verilenlerden
‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻟﹶﺎ‬sanki gibi ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻜَﺄ ﱠﻨ‬sırtlarının ‫ﻡ‬ ‫ﻭ ِﺭ ِﻫ‬‫ﻅﻬ‬
‫ ﹸ‬arkasına ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭﺭ‬
bilmiyorlarmış
101) Ne zaman onlara Allah katından, beraberlerindekini
tasdik eden bir Resul geldiyse, kitap verilenlerden bir grup
–sanki bilmiyorlarmış gibi- Allah'ın kitabını sırtlarının
arkasına attılar.
(*)Son nebinin geleceğini bütün milletlerden daha iyi bilen ve hidâyet
nurundan yansıtacağı ışıkla cihanı aydınlatacağına dair ilâhî kaynak
(Tevrat)tan yeteri kadar
bilgi elde
eden
Yahudilerin,
Hz.
Muhammed (a.s)’ın zuhurundan sonraki tutumları, bu bilgilerine
uymamıştır. Tarih boyunca onların peygamberler hakkındaki davranış ve
düşünceleri yeknesaklığını muhafaza etmiştir. Nitekim son nebiye
inanacakları yerde onun halk içindeki itibarını düşürmek, prestijini
sarsmak için olmadık yalan, tezvir ve iftiralarda bulundular. Cenâb-ı Hak
onların karakterini bir daha meydana koyduktan sonra merhameti icâbı
onları yeniden ikaz ederek son peygambere ve Kitaba uymalarını,
peygamberlere yakışmayan isnatlardan kaçınmalarını tenbih ediyor.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

Şeytanların ‫ﻥ‬
 ‫ﺎﻁِﻴ‬‫ ﺍﻟﺸﱠﻴ‬uydurduklarına ‫ﺎ ﹶﺘ ﹾﺘﻠﹸﻭ‬‫ ﻤ‬uydular ‫ﻭﺍ‬‫ﺒﻌ‬ ‫ﺍ ﱠﺘ‬‫ﻭ‬
kafir ‫ﺎ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬‫ﻭﻤ‬ Süleyman’ın ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻴﻤ‬ ‫ﺴﹶﻠ‬
 mülkü hakkında ‫ﻙ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬

Şeytanlar ‫ﻥ‬
 ‫ﺎﻁِﻴ‬‫ﺸﻴ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬asıl ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬Süleyman ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻴﻤ‬ ‫ﺴﹶﻠ‬
 olmadı
insanlara ‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬öğreterek ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﱢﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬ küfre girdiler ‫ﻭﺍ‬‫ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
İki meleğe ِ‫ﻴﻥ‬ ‫ﹶﻠ ﹶﻜ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟﻤ‬
 indirilenleri ‫ل‬
َ ِ‫ﺎ ﺃُﻨﺯ‬‫ﻭﻤ‬ sihri ‫ﺭ‬ ‫ﺤ‬
‫ﺴ‬
 ‫ﺍﻟ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Ve Marut adlı ‫ﺕ‬
‫ﻭ ﹶ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻤ‬‫ ﻭ‬Harut ‫ﺕ‬
‫ﻭ ﹶ‬‫ﺎﺭ‬‫ ﻫ‬Babil’deki ‫ل‬
َ ِ‫ﺎﺒ‬‫ِﺒﺒ‬
‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 Hiç kimseye ٍ‫ﺩ‬‫ﻥ َﺃﺤ‬
 ‫ ِﻤ‬Oysa o ikisi öğretmezlerdi ‫ﻥ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻌﱢﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬
Biz (insanlar için) bir fitneyiz ‫ﻥ ِﻓ ﹾﺘ ﹶﻨ ﹲﺔ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺎ ﹶﻨ‬‫ ِﺇ ﱠﻨﻤ‬demedikçe ‫ﻴﻘﹸﻭﻟﹶﺎ‬
O ‫ﺎ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬öğreniyorlardı ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﱠﻠﻤ‬ ‫ﻴ ﹶﺘ‬ ‫ ﹶﻓ‬Sakın küfre girmeyin ‫ﺭ‬ ‫ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ ﹾﻜ ﹸﻔ‬
karı ile ‫ﺠ ِﻪ‬
ِ ‫ﻭ‬ ‫ﺯ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺭ ِﺀ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ Ayıracak şeyler ‫ﻥ ِﺒ ِﻪ‬
 ‫ﺭﻗﹸﻭ‬ ‫ﻴ ﹶﻔ‬ ‫ﻤﺎ‬ ikisinden
Oysa zarar veremezlerdi ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻡ ِﺒﻀ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ kocanın arasını
İzni ‫ﻥ‬
ِ ‫ ِﺒِﺈ ﹾﺫ‬Olmadıkça ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬hiç kimseye ٍ‫ﺩ‬‫ﻥ َﺃﺤ‬
 ‫ ِﻤ‬Onunla ‫ِﺒ ِﻪ‬
zarar verecek ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻀﺭ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬öğreniyorlardı ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﱠﻠﻤ‬ ‫ﻴ ﹶﺘ‬ ‫ﻭ‬ Allah’ın ‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻨ ﹶﻔ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﻴ‬ şeyleri
‫ﺩ‬ ‫ﹶﻟ ﹶﻘ‬‫ ﻭ‬kendilerine faydası olmayıp
bunu satın ‫ﻩ‬ ‫ﺍ‬‫ﺸ ﹶﺘﺭ‬
‫ﻥﺍﹾ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻟ‬Andolsun ki gayet iyi biliyorlardı ‫ﻭﺍ‬‫ﻋِﻠﻤ‬

bir nasibi ‫ﻕ‬
ٍ ‫ﺨﻠﹶﺎ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬Ahirette ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟﹾﺂ‬Olmadığını ‫ﻪ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ ﻤ‬alanın
karşılığında ‫ﺍ ِﺒ ِﻪ‬‫ﺭﻭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ ﻤ‬Ne kadar kötü olduğunu‫ﹶﻟﺒِ ْﺌﺱ‬‫ﻭ‬
‫ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬keşke ‫ﻭ‬ ‫ ﹶﻟ‬kendilerini ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ﺃَﻨ ﹸﻔ‬sattıkları şeyin
bilselerdi ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬
102)
Şeytanların
Süleyman’ın
mülkü
hakkında
uydurduklarına uydular. Süleyman kafir olmadı; asıl
şeytanlar sihri ve Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe
indirilenleri insanlara öğreterek küfre girdiler. Oysa o ikisi:
"Biz (insanlar için) bir fitneyiz; sakın küfre girmeyin"
demedikçe, hiç kimseye öğretmezlerdi. O ikisinden karı ile
kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı; oysa onunla,
Allah'ın izni olmadıkça, hiç kimseye zarar veremezlerdi.
Onlar, kendilerine faydası olmayıp, zarar verecek şeyleri
öğreniyorlardı. Andolsun ki, bunu satın alanın ahirette bir
nasibi olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Kendilerini
karşılığında sattıkları şeyin ne kadar kötü olduğunu keşke
bilselerdi.
Şeytanlar büyüyü ve gerçeği olmayan bir çeşit göz bağcılıkları ve tılsımları
Asâfa isnad ederek "İşte bu, hükümdar ve Allah'ın peygamberi
Süleyman'ın kâtibi Berhiya oğlu Âsâfa öğretilen şeylerdir." diye yazdıktan
sonra, bunları Hz. Süleyman'ın namaz kıldığı yerin altına gömdüler. Bu işi
de Yüce Allah'ın Hz. Süleyman'dan mülkünü geçici olarak elinden aldığı
sırada yaptılar. Hz. Süleyman bunun farkına varmamıştı. Hz. Süleyman
vefat ettikten sonra bu büyüleri onun namaz kıldığı yerin altından
çıkardılar, insanlara da şöyle dediler: Süleyman bunun sayesinde size
hüküm ederdi, bunu öğreniniz. İsrailoğulları'nın bilgin olanları bu
durumu haber alınca: "Bunun Süleyman'ın bilgisi olmasını kabul
etmekten Allah'a sığınırız." dediler. Seviyesiz, düşük kimseler ise: "Evet,
bu Süleyman'ın bilgisidir." diyerek bu işi öğrenmeye yöneldiler,
peygamberlerinin kitaplarını reddettiler. Böylelikle Hz. Süleyman'ı
kınamak yaygın bir hal almaya başladı. Yüce Allah Muhammed (a.s)'ı
peygamber olarak gönderip onun vasıtasıyla Hz. Süleyman'ın kendisine
yakıştırılan iftiralardan uzak olduğunu bildirip şöyle buyurdu: "Şeytanların
Süleyman'ın mülkü aleyhine uydurdukları şeylere uydular."194

Sayfa 15

‫ﻤﻦ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻠ‬‫ﺮ ﺳ‬ ‫ﺎ ﹶﻛ ﹶﻔ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻠ‬‫ﻚ ﺳ‬
ِ ‫ ﹾﻠ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﻣ‬ ‫ﺎ ِﻃﲔ‬‫ﺸﻴ‬
 ‫ﺍ ﺍﻟ‬‫ﻠﻮ‬‫ﺗﺘ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮﺍ ﻣ‬‫ﺒﻌ‬‫ﺗ‬‫ﺍ‬‫ﻭ‬
‫ﻋ ﹶﻠﻰ‬ ‫ﻧ ِﺰ ﹶﻝ‬‫ﺂ ﺍﹸ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺤ‬
‫ﺴ‬
 ‫ﺱ ﺍﻟ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﺍﻟﻨ‬‫ﻌ ﱢﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﲔ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬
 ‫ﺎ ِﻃ‬‫ﺸﻴ‬
 ‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬
‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﺣ ٍﺪ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺎ ِﻥ ِﻣ‬‫ﻌ ﱢﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺎﺭ‬‫ﺎِﺑ ﹶﻞ ﻫ‬‫ﻴ ِﻦ ِﺑﺒ‬ ‫ﻤ ﹶﻠ ﹶﻜ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﺮﻗﹸﻮ ﹶﻥ ِﺑ ِﻪ‬ ‫ﻳ ﹶﻔ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ِﻣ‬‫ﻌ ﱠﻠﻤ‬ ‫ﺘ‬‫ﻴ‬‫ﺮ ﹶﻓ‬ ‫ﺗ ﹾﻜ ﹸﻔ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻨﺔﹲ ﹶﻓ ﹶ‬‫ﺘ‬ ‫ ِﻓ‬‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻤ‬‫ﻳﻘﹸﻮﻵ ِﺍ‬

‫ﷲ‬
ِ ‫ﺣ ٍﺪ ِﺍ ﱠﻻ ِﺑِﺎ ﹾﺫ ِﻥ ﺍ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻦ ِﺑ ِﻪ ِﻣ‬ ‫ﻳ‬‫ﺂﺭ‬‫ﻢ ِﺑﻀ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻭ ِﺟ ِﻪ‬ ‫ﺯ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺮ ِﺀ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬
‫ﺎ ﹶﻟﻪ‬‫ﻪ ﻣ‬ ‫ﻳ‬‫ﺘﺮ‬‫ﺷ‬ ‫ﻤ ِﻦ ﺍ‬ ‫ﻮﺍ ﹶﻟ‬‫ﻋ ِﻠﻤ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹶﻘ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬‫ﻨ ﹶﻔﻌ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫ‬ ‫ﻳﻀ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﻣ‬‫ﻌ ﱠﻠﻤ‬ ‫ﺘ‬‫ﻳ‬‫ﻭ‬

‫ﻮﺍ‬‫ﻮ ﻛﹶﺎﻧ‬ ‫ﻢ ﹶﻟ‬ ‫ﺴﻬ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﺍ ِﺑ ِﻪ ﹶﺍ‬‫ﺮﻭ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﺎ‬‫ﺲ ﻣ‬
 ‫ﻭﹶﻟِﺒ ﹾﺌ‬ ‫ﻕ‬
ٍ‫ﻼ‬
‫ﺧ ﹶ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺮ ِﺓ ِﻣ‬ ‫ﻓِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬

‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻨ ِﺪ ﺍ‬ ‫ﻦ ِﻋ‬ ‫ﺑﺔﹲ ِﻣ‬‫ﻤﺜﹸﻮ‬ ‫ﺍ ﹶﻟ‬‫ﺗ ﹶﻘﻮ‬‫ﺍ‬‫ﻮﺍ ﻭ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧ‬‫ﻮ ﹶﺍ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ (102) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬

‫ﺎ‬‫ﺍ ِﻋﻨ‬‫ﺗﻘﹸﻮﻟﹸﻮﺍ ﺭ‬ ‫ﻮﺍ ﹶﻻ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺂﹶﺍ‬‫( ﻳ‬103) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻮ ﻛﹶﺎﻧ‬ ‫ﹶﻟ‬

‫ﺩ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫( ﻣ‬104) ‫ ﹶﺍﻟِﻴﻢ‬‫ﻋﺬﹶﺍﺏ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭِﻟ ﹾﻠﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻤﻌ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺮﻧ‬ ‫ﻧ ﹸﻈ‬‫ﻭﻗﹸﻮﻟﹸﻮﺍ ﺍ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺰ ﹶﻝ‬ ‫ﻨ‬‫ﲔ ﹶﺍ ﹾﻥ ﻳ‬
 ‫ﺸ ِﺮ ِﻛ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻫ ِﻞ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻭﺍ ِﻣ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬

‫ﷲ ﺫﹸﻭ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺂ ُﺀ ﻭ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻤِﺘ ِﻪ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺺ ِﺑ‬
 ‫ﺘ‬‫ﺨ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻴ ٍﺮ ِﻣ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬
(105) ‫ﻌﻈِﻴ ِﻢ‬ ‫ﻀ ِﻞ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺍﹾﻟ ﹶﻔ‬

sakınmış ‫ﺍ‬‫ﺍ ﱠﺘ ﹶﻘﻭ‬‫ ﻭ‬iman edip ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺁ‬Gerçekten onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭ َﺃ ﱠﻨ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬
daha ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬Allah katındaki ‫ﻋ ﹾﻨ ِﺩ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
ِ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬sevabı ‫ﺒ ﹲﺔ‬ ‫ﻤﺜﹸﻭ‬ ‫ ﹶﻟ‬olsalardı
bilselerdi ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬keşke ‫ﻭ‬ ‫ ﹶﻟ‬hayırlı olurdu
103) Gerçekten onlar iman edip sakınmış olsalardı, elbette
Allah katındaki sevabı daha hayırlı olurdu; keşke bilselerdi.

raina ‫ﻋﻨﹶﺎ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﺭ‬demeyin ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘﻘﹸﻭﻟﹸﻭﺍ‬iman edenler ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ey ‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
kafirler ‫ﻟِ ﹾﻠﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬‫ ﻭ‬dinleyin ‫ﻭﺍ‬‫ﻤﻌ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Unzurna ‫ﺭﻨﹶﺎ‬ ‫ﻅ‬
‫ ﺍﻨ ﹸ‬Deyin ‫ﻭﻗﹸﻭﻟﹸﻭﺍ‬
çok acıklı ‫ﻡ‬ ‫ َﺃﻟِﻴ‬azap vardır ‫ﺏ‬
 ‫ﻋﺫﹶﺍ‬
 için
104) Ey iman edenler, "râinâ" demeyin; "unzurna” deyin ve
dinleyin. Kafirler için çok acıklı bir azap vardır.
İbni Abbâs şöyle demiş: Araplar kendi aralarında "Bizi görüp gözetin."
anlamında olmak üzere "râinâ" derlerdi. Yahudiler, ashab-ı kiramın Hz.
Peygamber (a.s)'e de bu şekilde seslendiklerini duyunca bu çok hoşlarına
gitti. Çünkü "râinâ" Yahudi lisanında "İşit, işitmez olası!" manâsında
çirkin bir küfür idi. "Biz şimdiye kadar Muhammed'e gizlice sövüyorduk,
gelin artık açıkça sövelim. Bu küfür nasıl olsa onların sözü (ile aynı)"
dediler ve "Ey Muhammed râinâ" deyip gülmeye başladılar. Ensardan
Sa'd ibn Ubâde –başka bir rivayette Sa'd İbn Muâz- Yahudilerin dilini
biliyordu. Yahudilerin Efendimize böyle deyip güldüklerini görünce
durumu hemen kavradı ve: "Ey Allah'ın düşmanları, Allah'ın laneti size.
Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizden
herhangi birinin Efendimize böyle söylediğini duyarsam boynunu
koparırım." Dedi. Yahudiler: "İyi de bunu siz de söylemiyor musunuz?"
dediler de Allah Tealâ: "Ey iman edenler, râinâ demeyin..." âyetini
indirdi.17

ِ‫ﻫل‬ ‫ﻥ َﺃ‬
 ‫ ِﻤ‬küfre girenler ‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬arzu etmezler ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺎ‬‫ﻤ‬
‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬ve müşriklerden ‫ﻥ‬
 ‫ﺸ ِﺭﻜِﻴ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﺍ ﹾﻟ‬ Kitap ehlinden ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬hiç bir hayır ٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬üzerinize ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 indirilmesini ‫ل‬
َ ‫ﺯ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ‬
has kılar ‫ﺹ‬
 ‫ﺨ ﹶﺘ‬
‫ﻴ ﹾ‬ Oysa Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬Rabbinizden ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬
Şüphesiz ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ ﻭ‬dilediği kimseye ‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ rahmetini ‫ﻤ ِﺘ ِﻪ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ِﺒ‬
çok büyük ‫ﻌﻅِﻴ ِﻡ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬lütuf sahibidir ‫ل‬
ِ‫ﻀ‬
 ‫ ﺫﹸﻭ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻔ‬Allah
105) Kitap ehlinden ve müşriklerden küfre girenler,
Rabbinizden üzerinize hiç bir hayır indirilmesini arzu
etmezler; oysa Allah rahmetini dilediği kimseye has kılar.
Şüphesiz Allah çok büyük lütuf sahibidir.
Müfessirler derler ki: Müslümanlar, anlaşmalı oldukları yahudilere: "Gelin
Muhammed'e iman edin." dediklerinde yahudiler: "Şu bizi çağırdığınız din
bizim üzerinde olduğumuz dinden daha hayırlı değil. Aslında biz de onun
hayır olmasını isteriz ama..." demişlerdi. Bunun üzerine onları yalanlamak
için Allah Tealâ "Kitab ehlinden kâfirler ve müşrikler Rabbınızdan size bir
hayır indirilmesini istemezler." ayetini indirdi.18

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﹶﻠ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﹶﺍﹶﻟ‬‫ﻭ ِﻣ ﹾﺜ ِﻠﻬ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻴ ٍﺮ ِﻣ‬ ‫ﺨ‬
 ‫ﺕ ِﺑ‬
ِ ‫ﻧ ﹾﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ﺴﻬ‬
ِ ‫ﻨ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻳ ٍﺔ ﹶﺍ‬‫ﻦ ﺁ‬ ‫ﺦ ِﻣ‬
‫ﺴ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻣ‬
‫ﻚ‬
 ‫ﻣ ﹾﻠ‬ ‫ﷲ ﹶﻟﻪ‬
َ ‫ﻢ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﻌ ﹶﻠ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫( ﹶﺍﹶﻟ‬106) ‫ﻰ ٍﺀ ﹶﻗﺪِﻳﺮ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻛ ﱢﻞ ﺷ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬

‫ﲑ‬
ٍ‫ﺼ‬
ِ ‫ﻧ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﻭِﻟ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﷲ ِﻣ‬
ِ ‫ﻭ ِﻥ ﺍ‬‫ﻦ ﺩ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﻮ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺍﻟ‬
‫ﻦ‬ ‫ﻰ ِﻣ‬‫ﻮﺳ‬‫ِﺌ ﹶﻞ ﻣ‬‫ﺎ ﺳ‬‫ﻢ ﹶﻛﻤ‬ ‫ﻮﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﺭﺳ‬ ‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮﺍ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ ﹶﺍ ﹾﻥ‬‫ﺮِﻳﺪ‬‫ﻡ ﺗ‬ ‫( ﹶﺍ‬107)

(108) ‫ﺴﺒِﻴ ِﻞ‬
 ‫ﺁ َﺀ ﺍﻟ‬‫ﺳﻮ‬ ‫ﺿ ﱠﻞ‬
 ‫ﺪ‬ ‫ﺎ ِﻥ ﹶﻓ ﹶﻘ‬‫ﺮ ِﺑ ﹾﺎ ِﻻﳝ‬ ‫ﺪ ِﻝ ﺍﹾﻟ ﹸﻜ ﹾﻔ‬ ‫ﺒ‬‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺒﻞﹸ‬ ‫ﹶﻗ‬
‫ﺍ‬‫ﻢ ﹸﻛﻔﱠﺎﺭ‬ ‫ﺎِﻧ ﹸﻜ‬‫ﻌ ِﺪ ِﺍﳝ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻧ ﹸﻜ‬‫ﻭ‬‫ﺮﺩ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺏ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻫ ِﻞ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺩ ﹶﻛِﺜﲑ‬ ‫ﻭ‬

‫ﻋﻔﹸﻮﺍ‬ ‫ﻖ ﻓﹶﺎ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻢ‬‫ﻦ ﹶﻟﻬ‬ ‫ﻴ‬‫ﺒ‬‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻨ ِﺪ ﹶﺍ‬ ‫ﻦ ِﻋ‬ ‫ﺍ ِﻣ‬‫ﺴﺪ‬
 ‫ﺣ‬

‫ﻰ ٍﺀ ﹶﻗﺪِﻳﺮ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻛ ﱢﻞ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻣ ِﺮ ِﻩ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﷲ ِﺑﹶﺎ‬
ُ ‫ﻰ ﺍ‬ ‫ﻳ ﹾﺎِﺗ‬ ‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺻ ﹶﻔﺤ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻭ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻮﺍ ﹶﻻ‬‫ﺪﻣ‬ ‫ ﹶﻘ‬‫ﺎ ﺗ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺰﻛﹶﻮ ﹶﺓ‬ ‫ﻮﺍ ﺍﻟ‬‫ﻭﹶﺍﺗ‬ ‫ﻮ ﹶﺓ‬ ‫ﻠ‬‫ﻮﺍ ﺍﻟﺼ‬‫ﻭﹶﺍﻗِﻴﻤ‬ (109)
(110) ‫ﺼﲑ‬
ِ ‫ﺑ‬ ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﷲ ِﺑﻤ‬
َ ‫ﷲ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬
ِ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻩ ِﻋ‬ ‫ﻭ‬‫ﺠﺪ‬
ِ ‫ﺗ‬ ‫ﻴ ٍﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻯ ِﺗ ﹾﻠ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻧﺼ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺍ ﹶﺍ‬‫ﻮﺩ‬‫ﻦ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ﻫ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻨ ﹶﺔ ِﺍ ﱠﻻ‬‫ﺠ‬
 ‫ ﹶﻞ ﺍﹾﻟ‬‫ﺪﺧ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﹶﻟ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺑﻠﹶﻰ‬ (111) ‫ﲔ‬
 ‫ﺎ ِﺩ ِﻗ‬‫ﻢ ﺻ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬ ‫ﻧ ﹸﻜ‬‫ﺎ‬‫ﺮﻫ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺎﺗ‬‫ﻢ ﹸﻗ ﹾﻞ ﻫ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ‬‫ﺎِﻧ‬‫ﹶﺍﻣ‬
‫ﻮﻑ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺑ ِﻪ‬‫ﺭ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻨ‬ ‫ ِﻋ‬‫ﻩ‬‫ﺟﺮ‬ ‫ ﹶﺍ‬‫ ﹶﻓ ﹶﻠﻪ‬‫ﺴﻦ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬‫ﻬﻪ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺳ ﹶﻠ‬ ‫ﹶﺍ‬
(112) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺰﻧ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

veya onu ‫ﺎ‬‫ﺴﻬ‬
ِ ‫ﻭ ﻨﹸﻨ‬ ‫ َﺃ‬bir ayeti ‫ﻴ ٍﺔ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ِﻤ‬Biz nesheder ‫ﺦ‬
‫ﺴﹾ‬
 ‫ﺎ ﻨﹶﻨ‬‫ﻤ‬
ya ‫ﺎ‬‫ ِﻤ ﹾﻨﻬ‬daha hayırlısını ٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﺒِ ﹶ‬getiririz ِ‫ ﹶﻨ ْﺄﺕ‬unutturursak
Bilmez misin ‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ‬ ‫ َﺃﹶﻟ‬Onun benzerini ‫ﺎ‬‫ ِﻤ ﹾﺜِﻠﻬ‬Ya da ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬ondan
kadirdir ‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻗﺩِﻴ‬her şeye ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻜلﱢ ﹶ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬muhakkak ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬ki
106) Biz bir ayeti nesheder veya onu unutturursak ya ondan
daha hayırlısını ya da onun benzerini getiririz. Bilmez
misin ki muhakkak Allah her şeye kadirdir.
Bu âyetin nüzulüne kıblenin Beytu'l-Makdis'ten Ka'be'ye çevrilmesi
üzerine, yahudilerin, müslümanların namazlarında başka bir yöne
döndürülmelerini çekemiyerek, hased, kin ve düşmanlıklarından
"Muhammed bugün bir şey söylüyor, yarın ondan dönüyor, ashabına
dilediğini helâl kılıyor, dilediğini haram ediyor. Bu Kur'ân filân değil,
tamamen Muhammed'in sözü, onun için birbirini nakzediyor, çelişkili bir
söz" demelerinin sebep olduğu da rivayet edilmiştir..195
Nesh: Değiştirme, taşıma, silme, kaldırma demektir. Tahsis: Hükmü
genel olan bir nassın daha sonraki bir delil, işaret veya icma ile
hükmünün, lafzın kapsadığı bütün fertlere değil de, belirli fertlere has
olduğunun belirtilmesidir.

kendisine ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬Allah’tır ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬Bilmez misin ki ‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ‬ ‫َﺃﹶﻟ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Ve yerin ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ ﻭ‬göklerin ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ ﺍﻟ‬mülkü ‫ﻙ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ait olan
ne bir veli ‫ﻲ‬
 ‫ﻭِﻟ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Allah’tan başka ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻥ ﺩ‬
 ‫ ِﻤ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ﹶﻟ ﹸﻜ‬
ne de yardımcı ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﻨﺼِﻴ ٍﺭ‬ vardır
107) Bilmez misin ki, şüphesiz göklerin ve yerin mülkü
kendisine ait olan Allah'tır ve sizin için Allah’tan başka ne
bir veli vardır, ne de yardımcı.
Veli: İşleri çekip çevirecek, düzene koyacak, koruyucu kimse, dost
demektir. Gerçek veli Allah’tır.

siz de istemeyi mi ‫ﺴَﺄﹸﻟﻭﺍ‬
 ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ َﺃ‬arzu ediyorsunuz‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ ﹸﺘﺭِﻴﺩ‬Yoksa ‫ﻡ‬ ‫َﺃ‬
Musa’dan ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ ﻤ‬istendiği gibi ‫ل‬
َ ِ‫ﺴﺌ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﹶﻜﻤ‬Resulünüzden ‫ﻡ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﺭﺴ‬
Küfre ‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹸﻜ ﹾﻔ‬değişirse ‫ل‬
ْ ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﺘﺒ‬‫ ﻴ‬Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ daha önce ‫ل‬
ُ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ِﻤ‬
doğru ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﺴﻭ‬
 sapmıştır ‫ل‬
‫ﻀﱠ‬
 şüphesiz ki ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻓ ﹶﻘ‬İmanı ‫ﻥ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺒِﺎ ﹾﻟﺈِﻴﻤ‬
yoldan ‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ﺍﻟ‬

Sayfa 16

108) Yoksa daha önce Musa'dan istendiği gibi siz de
Resulünüzden istemeyi mi arzu ediyorsunuz? Her kim
imanı küfre değişirse şüphesiz ki doğru yoldan sapmıştır.

‫ﻭ‬ ‫ ﹶﻟ‬Kitap ehlinden ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻫلِ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬ ‫ﻥ َﺃ‬
 ‫ ِﻤ‬pek çoğu ‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻜﺜِﻴ‬isterler ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬
imanınızdan ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﻨ ﹸﻜ‬‫ﻌ ِﺩ ﺇِﻴﻤ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬sizi döndürmek isterler ‫ﻡ‬ ‫ﻭ ﹶﻨ ﹸﻜ‬‫ﺭﺩ‬ ‫ﻴ‬
‫ﻋ ﹾﻨ ِﺩ‬
ِ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬hasetten dolayı ‫ﺍ‬‫ﺴﺩ‬
‫ﺤ‬
 kafirler olarak ‫ﺍ‬‫ ﹸﻜﻔﱠﺎﺭ‬sonra
apaçık belli olduktan sonra ‫ﻴﻥ‬ ‫ﺎ ﹶﺘﺒ‬‫ﻌ ِﺩ ﻤ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬içlerindeki ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ﺃَﻨ ﹸﻔ‬
yüz çevirin ‫ﻭﺍ‬‫ﺼ ﹶﻔﺤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬affedin ‫ﻋﻔﹸﻭﺍ‬
 ‫ ﻓﹶﺎ‬Hak ‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬kendilerine ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻟ‬
Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬emrini ِ‫ﻤﺭِﻩ‬ ‫ ﺒَِﺄ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬getirinceye ‫ﻲ‬
 ‫ﻴ ْﺄ ِﺘ‬ kadar ‫ﺤﺘﱠﻰ‬

kadirdir ‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻗﺩِﻴ‬her şeye ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻜلﱢ ﹶ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
109) Kitap ehlinden pek çoğu, hak kendilerine apaçık belli
olduktan sonra, içlerindeki hasetten dolayı, sizi
imanınızdan sonra kafirler olarak döndürmek isterler. Allah
emrini getirinceye kadar affedin, yüz çevirin. Şüphesiz Allah
her şeye kadirdir.
Yahudiler Uhud gazvesinden sonra müslümanlara: "Başınıza gelenleri
görmediniz mi? Eğer hak din üzere olsaydınız bunlar başınıza gelmezdi.
Bizim dinimize dönün. Sizin için en hayırlı olan budur." Demişlerdi. İşte
bunun üzerine "Kitab ehli olanlardan çoğu sizi imanınızdan sonra
kâfirlere çevirmek istediler..." âyeti nazil oldu.19
Haset: Başkasının elindeki nimeti çekemeyerek, o nimetin ondan
gitmesini arzu etmek.

zekatı ‫ﺯﻜﹶﺎ ﹶﺓ‬ ‫ ﺍﻟ‬verin ‫ﺁﺘﹸﻭﺍ‬‫ ﻭ‬Namazı ‫ﺼﻠﹶﺎ ﹶﺓ‬
 ‫ ﺍﻟ‬dosdoğru kılın ‫ﻭﺍ‬‫ﻭَﺃﻗِﻴﻤ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Kendiniz için ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
ِ ‫ ِﻟﺄَﻨ ﹸﻔ‬ne gönderirseniz ‫ﻭﺍ‬‫ﺩﻤ‬ ‫ﺎ ﹸﺘ ﹶﻘ‬‫ﻭﻤ‬
Allah katında ‫ﺩ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ onu bulursunuz ‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺠﺩ‬
ِ ‫ ﹶﺘ‬hayırdan ٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﹶ‬
hakkıyla ‫ﺭ‬ ‫ﺒﺼِﻴ‬ yaptıklarınızı ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ ِﺒﻤ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
görendir
110) Namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin. Kendiniz için
hayırdan ne gönderirseniz, Allah katında onu bulursunuz.
Şüphesiz Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
(*)Yukarıda geçen âyetler, kin ve haset gibi iki manevî hastalığın
hakikatleri nasıl örttüğünü, bu yüzden beşeri münasebetlerde derin
uçurumların meydana geldiğini; hak ve adalet üzere olan mü'minlerin bu
uçurumu kapamak için af ve müsamaha ile hareket etmelerinin lüzumunu
beyan eden Cenâb-ı Hak (c.c.), buna ilâveten iki güzel vasfın tatbikatta
feyizli örneklerini vermeleri için mü'minlere namaz ve zekât ibadetlerini
yerine getirmelerini emretmiştir. Çünkü namaz ile zekât insanı hissi
davranışlarda bulunmaktan, madde ile mâna arasındaki dengeyi
bozmaktan alıkoyar. Beşeri münasebetlerde en sağlam köprünün
kurulmasını sağlar.

başkası ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬cennete ‫ ﱠﻨ ﹶﺔ‬‫ ﺍ ﹾﻟﺠ‬asla giremez ‫ل‬
َ‫ﺨ‬
‫ﺩ ﹸ‬ ‫ﻥ ﻴ‬
 ‫ ﹶﻟ‬dediler ‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
Hıristiyanlardan ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ ﹶﻨﺼ‬Veya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬Yahudilerden ‫ﺍ‬‫ﻭﺩ‬‫ﻥ ﻫ‬
 ‫ﻥ ﻜﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬
getirin ‫ﺎﺘﹸﻭﺍ‬‫ ﻫ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬Onların kuruntularıdır ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ‬‫ﺎ ِﻨ‬‫ َﺃﻤ‬bu ‫ﻙ‬
 ‫ِﺘ ﹾﻠ‬
Doğru ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺩﻗِﻴ‬‫ ﺼ‬kimseler iseniz‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
 ‫ ِﺇ‬delilinizi ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﹶﻨ ﹸﻜ‬‫ﺭﻫ‬ ‫ﺒ‬
111) (Yahudiler) “Yahudilerden” veya (Hıristiyanlar)
"Hıristiyanlardan başkası asla cennete giremez" dediler.
Bu onların kuruntularıdır. De ki: "Doğru kimseler iseniz
delilinizi getirin.”

yüzünü ‫ﻪ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻭ‬ teslim ederse ‫ﺴﹶﻠﻡ‬
 ‫ َﺃ‬her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Hayır ‫ﺒﻠﹶﻰ‬
onun vardır ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻓﹶﻠ‬ihsan edici olarak ‫ﻥ‬
‫ﺴ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ Allah’a ‫ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬
Korku ‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬yoktur ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Rabbi katında ‫ﺒ ِﻪ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ ecri ‫ﻩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺠ‬
 ‫َﺃ‬
üzülecek ‫ﻥ‬
 ‫ﺯﻨﹸﻭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ‬ Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ de değillerdir ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬

112) Hayır, her kim ihsan edici olarak yüzünü Allah’a teslim
ederse onun, Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku
yoktur ve onlar üzülecek de değillerdir.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

değildir
‫ﺕ‬
‫ﺴ ﹾ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﹶﻟ‬
Yahudiler
‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
dediler
‫ﺕ‬
‫ﻭﻗﹶﺎﹶﻟ ﹾ‬
dediler ‫ﺕ‬
‫ﻭﻗﹶﺎﹶﻟ ﹾ‬ bir şey üzere ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ ﹶ‬
 Hıristiyanlar ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﺍﻟ ﱠﻨﺼ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 Yahudiler ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬değildir ‫ﺕ‬
‫ﺴ ﹾ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻟ‬Hıristiyanlar da ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﺍﻟ ﱠﻨﺼ‬
okuyorlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ﹾﺘﻠﹸﻭ‬ Halbuki onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ bir şey üzere ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﹶ‬
‫ﻥ ﻟﹶﺎ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬söylediler ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬İşte böylece ‫ ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬kitabı ‫ﺏ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬
Onların sözlerinin ‫ﻡ‬ ِ‫ﻭﻟِﻬ‬ ‫ ﹶﻗ‬benzerini ‫ل‬
َ ‫ ﻤِ ﹾﺜ‬bilmeyenler de ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬
günü ‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬ aralarında ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ‬ ‫ﺒ‬ hüküm verecektir ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜﹸ‬
 ‫ﻴ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ﻓﹶﺎﻟﻠﱠ‬
ihtilafa düştükleri konuda ‫ﻥ‬
 ‫ﺨ ﹶﺘِﻠﻔﹸﻭ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ﺎ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ ﻓِﻴ ِﻪ‬‫ ﻓِﻴﻤ‬kıyamet ‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍ ﹾﻟ ِﻘﻴ‬
113) Bir de Yahudiler: “Hıristiyanlar bir şey üzere değildir”
dediler. Hıristiyanlar da: "Yahudiler bir şey üzere değildir”
dediler. Halbuki onlar kitabı okuyorlar. İşte böylece
bilmeyenler de onların sözlerinin benzerini söylediler. Allah
kıyamet günü, ihtilafa düştükleri konuda aralarında hüküm
verecektir.
111-112-113. ayet-i kerimeleri, Medine Yahudileri ile Necran Hristiyanları
hakkında inmiştir. Şöyle ki, Necran heyeti Resulullah (a.s.)'ın huzuruna
geldiğinde Yahudi alimleri de onların yanma geldi. Birbirleriyle tartıştılar:
Yahudiler: "Siz din hususunda söz edilmeye değer bir şeye sahip
değilsiniz" dediler. Hz. İsa'ya ve İncil'e karşı kâfir oldular. Hristiyanlar da
onlara: "Siz de din hususunda bir şeye sahip değilsiniz deyip Hz. Musa'ya
ve Tevrat'a karşı kâfir oldular. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayet-i
kerimeyi indirdi.196

Alıkoyan ‫ ﹶﻨﻊ‬‫ﻥ ﻤ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻤ‬daha zalim ‫ﻡ‬ ‫ﻅﹶﻠ‬
‫ َﺃ ﹾ‬kim olabilir‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Ve‫ﻭ‬
anılmasından ‫ﻴ ﹾﺫ ﹶﻜﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬mescitlerini ‫ﺩ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻤﺴ‬
‫ ﻓِﻲ‬ve çalışandan ‫ﻰ‬‫ﺴﻌ‬
 ‫ﻭ‬ Onun adının ‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ﺍ‬içlerinde ‫ﺎ‬‫ﻓِﻴﻬ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﻜﹶﺎ‬‫ ﻤ‬İşte onlar var ya ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ُﺃ‬Onların harap olmasına ‫ﺎ‬‫ﺍ ِﺒﻬ‬‫ﺨﺭ‬
‫ﹶ‬
Oralara ‫ﺎ‬‫ﺨﻠﹸﻭﻫ‬
‫ﺩ ﹸ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬Onlara başka bir şey yoktur ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻟ‬
Onlar için vardır ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬korka korka ‫ﻥ‬
 ‫ ﺨﹶﺎ ِﺌﻔِﻴ‬başka ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬girmekten
 ‫ﺯ‬ ‫ﺨ‬
ِ dünyada ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ﻓِﻲ ﺍﻟ‬
‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟﹾﺂ‬onlar için vardır ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ rezillik ‫ﻱ‬
çok büyük ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻅِﻴ‬
 bir azap ‫ﺏ‬
 ‫ﻋﺫﹶﺍ‬
 ahirette
114) Ve Allah’ın mescitlerini, içlerinde O'nun adının
anılmasından alıkoyan ve onların harap olmasına
çalışandan daha zalim kim olabilir? İşte onlar var ya, onlara
oralara korka korka girmekten başka bir şey yoktur. Onlar
için dünyada rezillik vardır. Onlar için ahirette de çok
büyük bir azap vardır.
Bu âyetin lafzı genel olduğu için her ne zaman ve şekilde, hangi
mescidden olursa olsun onlarda ibadeti engelleyip maddî ve manevî
harabiyetlerine sebep olanlar bu âyetin hükmü altına girerler..197

batı da ‫ﺏ‬
 ‫ﻤ ﹾﻐ ِﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Doğu da ‫ﻕ‬
‫ﺸ ِﺭ ﹸ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Allah’ındır ‫ﻭِﻟﱠﻠ ِﻪ‬
nereye yönelirseniz ‫ﻭﻟﱡﻭﺍ‬ ‫ ﹸﺘ‬bundan dolayı her ‫ﺎ‬‫ﻴ ﹶﻨﻤ‬ ‫ﹶﻓَﺄ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Vechi ‫ﻪ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻭ‬ Oradadır ‫ﻡ‬ ‫ﹶﻓ ﹶﺜ‬
Alim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Vasi’dir ‫ﻊ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬
115) Doğu da, batı da Allah'ındır. Bundan dolayı her nereye
yönelirseniz Allah'ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah Vasi'dir
(rahmeti geniştir), Alim'dir (heşeyi bilendir).
Amir ibn Rabîa'dan rivayet ediliyor ki o şöyle anlatmış: Karanlık bir
gecede bir seferde Allah'ın Resûlü (a.s) ile beraberdik. Kıblenin neresi
olduğunu bilemedik de herkes kendi hali üzere namaz kıldı. Sabah olunca
durumu Hz. Peygamber (a.s)'e haber verdik de "Allah'ındır doğu da batı
da. Nereye dönerseniz Allah'ın vechi orasıdir..." âyeti nazil oldu.198

O ‫ﻪ‬ ‫ﺎ ﹶﻨ‬‫ﺒﺤ‬ ‫ﺴ‬
 çocuk ‫ﺍ‬‫ﻭﹶﻟﺩ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬edindi ‫ﺨ ﹶﺫ‬
‫ ﺍ ﱠﺘ ﹶ‬Bir de dediler ‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
‫ ﻓِﻲ‬her ne varsa ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬O’nundur ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬Bilakis ‫ل‬
ْ ‫ﺒ‬ münezzehtir
O’na ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬hepsi de ‫ل‬
‫ ﹸﻜ ﱞ‬ve yerde ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ ﻭ‬göklerde ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺍﻟ‬
gönülden itaat edicidir ‫ﻥ‬
 ‫ﻗﹶﺎ ِﻨﺘﹸﻭ‬
116) Bir de: "Allah çocuk edindi." dediler. O münezzehtir.
Bilakis göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. Hepsi de
O'na gönülden itaat edicidir.
Bu âyet "Uzeyr Allah'ın oğludur." diyen Yahudiler; "Mesîh Allah'ın
oğludur." diyen Necran Hıristiyanları ve "Melekler Allah'ın kızlarıdır."
diyen Arap müşrikleri hakkında nazil olmuştur.199

Sayfa 17

‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻨﺼ‬‫ﺖ ﺍﻟ‬
ِ ‫ﻭﻗﹶﺎﹶﻟ‬ ‫ﻰ ٍﺀ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻨﺼ‬‫ﺖ ﺍﻟ‬
ِ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺩ ﹶﻟ‬ ‫ﻮ‬‫ﻴﻬ‬‫ﺖ ﺍﹾﻟ‬
ِ ‫ﻭﻗﹶﺎﹶﻟ‬
‫ﻦ‬ ‫ﻚ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫ﺏ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺘﻠﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻰ ٍﺀ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻮ‬‫ﻴﻬ‬‫ﺖ ﺍﹾﻟ‬
ِ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﹶﻟ‬

‫ﻮﺍ‬‫ﺎ ﻛﹶﺎﻧ‬‫ﻤ ِﺔ ﻓِﻴﻤ‬ ‫ﻴ‬‫ﻡ ﺍﹾﻟ ِﻘ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺤ ﹸﻜ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﻢ ﻓﹶﺎ‬ ‫ﻮِﻟ ِﻬ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ِﻣ ﹾﺜ ﹶﻞ ﹶﻗ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﹶﻻ‬

‫ﷲ ﹶﺍ ﹾﻥ‬
ِ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﺎ ِﺟ‬‫ﻣﺴ‬ ‫ﻊ‬ ‫ﻨ‬‫ﻣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﻦ ﹶﺍ ﹾﻇ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ (113) ‫ﺘ ِﻠﻔﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﺨ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻓِﻴ ِﻪ‬

‫ﻢ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ﹶﻟ‬‫ﻚ ﻣ‬
 ‫ﺎ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬‫ﺍِﺑﻬ‬‫ﺧﺮ‬ ‫ﻰ ﻓِﻰ‬‫ﺳﻌ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﺮ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ ﹾﺬ ﹶﻛ‬‫ﻳ‬

‫ﺮ ِﺓ‬ ‫ﻢ ﻓِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬ ‫ﻭﹶﻟﻬ‬ ‫ﺰﻯ‬ ‫ﺎ ِﺧ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻢ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﲔ ﹶﻟ‬
 ‫ﺎِﺋ ِﻔ‬‫ﺂ ِﺍ ﱠﻻ ﺧ‬‫ﺧﻠﹸﻮﻫ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻳ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻮﻟﱡﻮﺍ ﹶﻓﹶﺜ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﻤ‬‫ﻳ‬‫ ﹶﻓﹶﺎ‬‫ﻐ ِﺮﺏ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ ﻭ‬‫ﺸ ِﺮﻕ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭِﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﺍﹾﻟ‬ (114) ‫ﻋﻈِﻴﻢ‬ ‫ﻋﺬﹶﺍﺏ‬

‫ﺍ‬‫ﻭﹶﻟﺪ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺨ ﹶﺬ ﺍ‬
 ‫ﺗ‬‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﺍ‬ (115) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺍ ِﺳﻊ‬‫ﷲ ﻭ‬
َ ‫ﷲ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬
ِ ‫ ﺍ‬‫ﺟﻪ‬ ‫ﻭ‬
(116) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ ﻗﹶﺎِﻧﺘ‬‫ﺽ ﹸﻛ ﱞﻞ ﹶﻟﻪ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﻮ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬‫ ﻣ‬‫ﺑ ﹾﻞ ﹶﻟﻪ‬ ‫ﻧﻪ‬‫ﺎ‬‫ﺒﺤ‬ ‫ﺳ‬

ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﻮ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻊ ﺍﻟ‬ ‫ﺑﺪِﻳ‬
‫ﻦ‬ ‫ ﹸﻛ‬‫ﻳﻘﹸﻮ ﹸﻝ ﹶﻟﻪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻤ‬‫ﺍ ﹶﻓِﺎ‬‫ﻣﺮ‬ ‫ﻰ ﹶﺍ‬‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ ﹶﻗﻀ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺕ‬

‫ﻭ‬ ‫ﷲ ﹶﺍ‬
ُ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻤﻨ‬ ‫ﻳ ﹶﻜ ﱢﻠ‬ ‫ﻮ ﹶﻻ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﻟ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ ﹶﻻ‬ ‫ﻭﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ (117) ‫ﻴﻜﹸﻮ ﹸﻥ‬‫ﹶﻓ‬

‫ﺖ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﺑ‬‫ﺎ‬‫ﺗﺸ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻮِﻟ ِﻬ‬ ‫ﻢ ِﻣ ﹾﺜ ﹶﻞ ﹶﻗ‬ ‫ﺒ ِﻠ ِﻬ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﻚ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫ﻳﺔﹲ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﺗ ﹾﺄﺗِﻴﻨ‬
‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻙ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﺎ‬‫ﺳ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫( ِﺍﻧ‬118) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻮ ِﻗﻨ‬‫ﻮ ٍﻡ ﻳ‬ ‫ﺕ ِﻟ ﹶﻘ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﹾﺍ ﹶﻻﻳ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺑ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻢ ﹶﻗ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺑ‬‫ﹸﻗﻠﹸﻮ‬

(119) ‫ﺠﺤِﻴ ِﻢ‬
 ‫ﺏ ﺍﹾﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺻﺤ‬
 ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺴﹶﺌﻞﹸ‬
 ‫ﻭ ﹶﻻ ﺗ‬ ‫ﺍ‬‫ﻧﺬِﻳﺮ‬‫ﻭ‬ ‫ﺍ‬‫ﺸﲑ‬
ِ ‫ﺑ‬

‫ﻭِﺇﺫﹶﺍ‬ ve yeri ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ ﻭ‬Gökleri ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ ﺍﻟ‬örneksiz yaratandır ‫ﻊ‬ ‫ﺒﺩِﻴ‬
Ol ‫ﻥ‬
 ‫ ﹸﻜ‬Ona ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬Der ‫ل‬
ُ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ ﹶﻓِﺈ ﱠﻨﻤ‬Bir işe ‫ﺍ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ َﺃ‬hükmettiği zaman ‫ﻰ‬‫ﹶﻗﻀ‬
o da hemen oluverir ‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ ‫ﹶﻓ‬
117) Gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir emr (işe) kada
(hükmettiği) zaman ona "ol” der; o da hemen oluverir.

değil miydi ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ ﹶﻟ‬Bilmeyenler de ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻥ ﻟﹶﺎ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬dediler ‫ل‬
َ ‫ﻭﻗﹶﺎ‬
bize gelmeli ‫ ﹶﺘ ْﺄﺘِﻴﻨﹶﺎ‬Veya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬bizimle konuşmalı ‫ﻤﻨﹶﺎ‬ ‫ﻴ ﹶﻜﱢﻠ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ِﻤ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬söylemişlerdi ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬İşte böylece ‫ ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬bir ayet ‫ﻴ ﹲﺔ‬ ‫ﺁ‬
Onların sözlerinin ‫ﻡ‬ ِ‫ﻭﻟِﻬ‬ ‫ل ﹶﻗ‬
َ ‫ ﻤِ ﹾﺜ‬Onlardan öncekiler de ‫ﻡ‬ ِ‫ﺒﻠِﻬ‬ ‫ﹶﻗ‬
‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻗ‬Kalpleri ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﹸﻗﻠﹸﻭ‬birbirine benzedi ‫ﺕ‬
‫ﻬ ﹾ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﹶﺘﺸﹶﺎ‬benzerini
Bir ٍ‫ﻭﻡ‬ ‫ ﻟِ ﹶﻘ‬ayetleri ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺍﻟﹾﺂﻴ‬Oysa biz iyice açıklamışızdır ‫ﻴﻨﱠﺎ‬ ‫ﺒ‬
kesin olarak inanan ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ ِﻗﻨﹸﻭ‬‫ ﻴ‬topluluk için
118) Bilmeyenler de: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir
ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de
işte böylece onların sözlerinin benzerini söylemişlerdi.
Kalpleri birbirine benzedi. Oysa biz, kesin olarak inanan bir
topluluk için ayetleri iyice açıklamışızdır.
İbn Abbâs naklediliyor: Yahudi Rafı' ibn Huzeyme (veya Hureymile),
Resûlullah (a.s)'a: Eğer söylediğin gibi Allah katından gönderilmiş bir elçi
isen o seni gönderen Allah'a söyle gelip bizimle konuşsun, konuştuğunu
(kelâmını) duyalım." Demişti. Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti
indirdi.20

Hak ile ‫ﻕ‬
‫ﺤﱢ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬Seni gönderdik ‫ﻙ‬
 ‫ﺴ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ َﺃ‬Şüphesiz biz ‫ِﺇﻨﱠﺎ‬
Hem korkutucu olmak üzere ‫ﺍ‬‫ ﹶﻨﺫِﻴﺭ‬‫ ﻭ‬Hem müjdeleyici ‫ﺍ‬‫ﺒﺸِﻴﺭ‬
Halkından
‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺼﺤ‬
 ‫ﻥ َﺃ‬
‫ﻋ‬
 Sen sorulmazsın ‫ل‬
ُ ‫ﺴَﺄ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﺘ‬
Cehennem ‫ﺠﺤِﻴ ِﻡ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬
119) Şüphesiz biz seni hem müjdeleyici hem korkutucu
olmak üzere hak ile gönderdik. Sen cehennem halkından
sorulmazsın.
İbni Abbâs ve Muhammed ibn Ka'b el-Kurazî derler ki: Hz. Peygamber
(a.s) "Keşke bir bilebilsem, babam ve annem ne yaptılar (ne yapıyorlar)?"
dediği zaman kâfirlerin hallerini sormaktan "Muhakkak Biz seni hak
olarak, müjdeleyici…." âyeti ile men edildi. Taberî'deki rivayette
Efendimiz (a.s)'ın bu temennisini üç kere söylediği, ancak âyet ile bundan
men edilince bir daha ömrünün sonuna kadar ana-babasmı hiç
zikretmediği de kaydedilmiş.21

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻢ ﹸﻗ ﹾﻞ ِﺍ ﱠﻥ‬ ‫ﺘﻬ‬‫ﻊ ِﻣ ﱠﻠ‬ ‫ﺘِﺒ‬‫ﺗ‬ ‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻨﺼ‬‫ﻭ ﹶﻻ ﺍﻟ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻮ‬‫ﻴﻬ‬‫ﻚ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻰ‬‫ﺮﺿ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬
‫ﻙ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺪ ﺍﱠﻟﺬِﻯ ﺟ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺁ َﺀ‬‫ﻫﻮ‬ ‫ﺖ ﹶﺍ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬‫ﺗ‬‫ﻭﹶﻟِﺌ ِﻦ ﺍ‬ ‫ﻯ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﻮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﷲ ﻫ‬
ِ ‫ﻯ ﺍ‬‫ﻫﺪ‬

‫ﻦ‬ ‫( ﹶﺍﱠﻟﺬِﻳ‬120) ‫ﲑ‬
ٍ‫ﺼ‬
ِ ‫ﻧ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﻭِﻟ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﷲ ِﻣ‬
ِ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﻚ ِﻣ‬
 ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﻦ ﺍﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻢ ﻣ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﺮ‬ ‫ﻳ ﹾﻜ ﹸﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ِﺑ ِﻪ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻭِﺗ ِﻪ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻖ ِﺗ ﹶ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻧﻪ‬‫ﺘﻠﹸﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺗ‬‫ﹶﺍ‬

‫ﻭﺍ‬‫ﺁﺋِﻴ ﹶﻞ ﺍ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬‫ﺳﺮ‬ ‫ﺑﻨِﻰ ِﺍ‬‫ﺎ‬‫( ﻳ‬121) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎ ِﺳﺮ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟﺨ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ِﺑ ِﻪ ﹶﻓﺎﹸﻭﹶﻟِﺌ‬

‫ﲔ‬
 ‫ﺎﹶﻟ ِﻤ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻌ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﻀ ﹾﻠﺘ‬
 ‫ﻰ ﹶﻓ‬‫ﻭﹶﺍﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻧ‬‫ﻰ ﺍﱠﻟﺘِﻰ ﹶﺍ‬ ‫ﻤِﺘ‬ ‫ﻌ‬ ‫ِﻧ‬
‫ﺒﻞﹸ‬‫ ﹾﻘ‬‫ﻭ ﹶﻻ ﻳ‬ ‫ﻴﺌﹰﺎ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﺲ‬
ٍ ‫ﻧ ﹾﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻧ ﹾﻔﺲ‬ ‫ﺠﺰِﻯ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﺎ ﹶﻻ‬‫ﻮﻣ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ‬‫ﺍ‬‫( ﻭ‬122)

‫ﻭِﺍ ِﺫ‬ (123) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺼﺮ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻋﺔﹲ‬ ‫ﺷﻔﹶﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ﻨ ﹶﻔ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺪﻝﹲ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻚ ﻟِﻠﻨ‬
 ‫ﺎ ِﻋﻠﹸ‬‫ﻰ ﺟ‬‫ﻦ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺍﻧ‬ ‫ﻤﻬ‬ ‫ﺗ‬‫ﺕ ﹶﻓﹶﺎ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ ِﺑ ﹶﻜ ِﻠﻤ‬‫ﺑﻪ‬‫ﺭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﺘﻠﹶﻰ ِﺍ‬‫ﺑ‬‫ِﺍ‬
(124) ‫ﲔ‬
 ‫ﻬﺪِﻯ ﺍﻟﻈﱠﺎِﻟ ِﻤ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻨﺎ ﹸﻝ‬‫ﻳ‬ ‫ﻳﺘِﻰ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻻ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ ﹸﺫ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ ‫ﺎ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬‫ﺎﻣ‬‫ِﺍﻣ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﻣﻘﹶﺎ ِﻡ ِﺍ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺨﺬﹸﻭﺍ ِﻣ‬
ِ ‫ﺗ‬‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺑ ﹰﺔ ﻟِﻠﻨ‬‫ﻣﺜﹶﺎ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬‫ﺎ ﺍﹾﻟ‬‫ﻌ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ‬

‫ﲔ‬
 ‫ﻰ ﻟِﻠﻄﱠﺂِﺋ ِﻔ‬ ‫ﻴِﺘ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺍ‬‫ﻬﺮ‬ ‫ﻤﻌِﻴ ﹶﻞ ﹶﺍ ﹾﻥ ﹶﻃ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻭِﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﺂ ِﺍﻟﹶﻰ ِﺍ‬‫ﺪﻧ‬ ‫ﻋ ِﻬ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻰ‬‫ﺼﻠ‬
 ‫ﻣ‬

‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺍ‬ (125) ‫ﻮ ِﺩ‬‫ﺴﺠ‬
 ‫ﺮ ﱠﻛ ِﻊ ﺍﻟ‬ ‫ﺍﻟ‬‫ﲔ ﻭ‬
 ‫ﺎ ِﻛ ِﻔ‬‫ﺍﹾﻟﻌ‬‫ﻭ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﺮ‬ ‫ﻦ ﺍﻟﱠﺜ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﻫ ﹶﻠﻪ‬ ‫ﻕ ﹶﺍ‬
 ‫ﺯ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺍ ﹶﺍ ِﻣﻨ‬‫ﺑ ﹶﻠﺪ‬ ‫ﻫﺬﹶﺍ‬ ‫ﻌ ﹾﻞ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺍ‬

‫ ِﺍﻟﹶﻰ‬‫ﺮﻩ‬ ‫ﺿ ﹶﻄ‬
 ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﻼ ﹸﺛ‬
‫ ﹶﻗﻠِﻴ ﹰ‬‫ﻪ‬‫ﺘﻌ‬‫ﻣ‬ ‫ﺮ ﹶﻓﺎﹸ‬ ‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮ ِﻡ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ ِﺮ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬ ‫ﻴ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﺑِﺎ‬
(126) ‫ﲑ‬
‫ﺼ‬
 ‫ﻭِﺑ ﹾﺌ‬ ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺏ ﺍﻟﻨ‬
ِ ‫ﻋﺬﹶﺍ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﺲ ﺍﹾﻟ‬

‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Yahudiler ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬senden ‫ﻙ‬
 ‫ﻋ ﹾﻨ‬
 asla razı olmazlar ‫ﻰ‬‫ﺭﻀ‬ ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ﻭﹶﻟ‬
sen uyuncaya ‫ ﹶﺘ ﱠﺘﺒِﻊ‬Kadar ‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 Ve Hıristiyanlar ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﺍﻟ ﱠﻨﺼ‬
Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬hidayeti ‫ﻯ‬‫ﻫﺩ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬de ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬Onların milletine ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ِﻤﱠﻠ ﹶﺘ‬
uyacak olursan ‫ﺕ‬
‫ﻌ ﹶ‬ ‫ﻥ ﺍﱠﺘﺒ‬
 ِ‫ﹶﻟﺌ‬‫ ﻭ‬doğru yolun ta kendisidir ‫ﻯ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﻭ ﺍ ﹾﻟ‬ ‫ﻫ‬
sana gelen ‫ﻙ‬
 ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ ﺠ‬Sonra ‫ﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ Onların hevalarına ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻫﻭ‬ ‫َﺃ‬
ne ‫ﻲ‬
 ‫ﻭِﻟ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Allah’tan ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 ‫ ِﻤ‬senin için ‫ﺎ ﹶﻟﻙ‬‫ ﻤ‬ilimden ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻡ‬
 ‫ِﻤ‬
ne de bir yardımcı ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﻨﺼِﻴ ٍﺭ‬ bir veli vardır
120)Yahudiler ve Hıristiyanlar, sen onların milletine
uyuncaya kadar senden asla razı olmazlar. De ki:
"Şüphesiz ki Allah'ın hidayeti doğru yolun ta kendisidir.”
Andolsun sana gelen ilimden sonra onların hevalarına
uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir veli vardır ne de
bir yardımcı.
Bu âyetin nüzul sebebi şudur: Yahudiler ve Hıristiyanlar barış istiyorlar ve
Hz. Peygamber (a.s)'e, müslüman olacakları vaadinde bulunuyorlardı.
Allah Tealâ bu âyet-i kerime ile onların, kendi dinlerine tabî olunmadıkça
asla hoşnut olmıyacaklarını bildirip onlarla cihadı emretti.200
Millet: Allah’ın, Resulleri ve kitapları aracılığıyla kulları için koyduğu
şeriatın adıdır.
Din: Kulların Allah’ın emrine uygun olarak yaptıkları şeylerdir.

Onu ‫ﻪ‬ ‫ﻴ ﹾﺘﻠﹸﻭ ﹶﻨ‬ kitap ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬Kendilerine verdiklerimiz ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻥ ﺁ ﹶﺘ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
Ona ‫ﻥ ِﺒ ِﻪ‬
 ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭ‬ İşte onlardır ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ُﺃ‬hakkıyla ‫ﻭ ِﺘ ِﻪ‬ ‫ﻕ ِﺘﻠﹶﺎ‬
‫ﺤﱠ‬
 okurlar
Onu ‫ ِﺒ ِﻪ‬İnkar ederse ‫ﺭ‬ ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﻔ‬ her kim de ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ iman edenler
hüsrana ‫ﻭﻥ‬‫ﺴﺭ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟﺨﹶﺎ‬ta kendileridir ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ işte onlar da ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ﹶﻓُﺄ‬
uğrayanların
121) Kendilerine kitap verdiklerimiz onu hakkıyla okurlar;
Ona iman edenler işte onlardır. Her kim de onu inkar
ederse işte onlar da hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
İbn Abbâs der ki: "Kendilerine kitab verdiklerimiz onu hakkıyla
okurlar..." âyeti "ashab-ı sefîne" hakkında, yani Ca'fer ibn Ebî Tâlib ile
birlikte 32'si habeşli, 8'i de Şam rahiplerinden olmak üzere bir gemiye
binerek Habeşistan'dan gelen ve ashab-ı sefine olarak bilinen 40 kişi
hakkında nazil olmuştur.201

Sayfa 18

nimetimi ‫ﻤﺘِﻲ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ِﻨ‬hatırlayın ‫ﻭﺍ‬‫ ﺍ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬Ey İsrailoğulları ‫ل‬
َ ‫ﺍﺌِﻴ‬‫ﺴﺭ‬
 ِ‫ﺒﻨِﻲ ﺇ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴ‬
ve gerçekten ‫ﻭَﺃﻨﱢﻲ‬ Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 verdiğim nimetimi ‫ﺕ‬
‫ﻤ ﹸ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺍﱠﻟﺘِﻲ َﺃ ﹾﻨ‬
alemlere ‫ﻥ‬
 ‫ﺎﹶﻟﻤِﻴ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟﻌ‬
 Sizi üstün kıldığımı ‫ﻡ‬ ‫ ﹾﻠﹸﺘ ﹸﻜ‬‫ﹶﻓﻀ‬
122) Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi
gerçekten alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

faydalı olamayacağı ‫ﺠﺯِﻱ‬
 ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬günden ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ ‫ﻴ‬ sakının ki ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ﻭ‬
kabul ُ‫ﺒل‬ ‫ﻴ ﹾﻘ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ bir şeyle ‫ﻴﺌًﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬Kimsenin ٍ‫ﻥ ﹶﻨ ﹾﻔﺱ‬
‫ﻋ‬
 kimseye ‫ﺱ‬
 ‫ﹶﻨ ﹾﻔ‬
Ona fayda vermez ‫ﺎ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﺘﹶﻨ ﹶﻔ‬ fidye ‫ل‬
ٌ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ‬
 Ondan ‫ﺎ‬‫ ِﻤ ﹾﻨﻬ‬edilmez
yardım da ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺼﺭ‬
 ‫ﻨ‬‫ ﻴ‬Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ edilmez ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ şefaat ‫ﻋ ﹲﺔ‬
 ‫ﺸﻔﹶﺎ‬
‫ﹶ‬
123) Kimsenin kimseye bir şeyle faydalı olamayacağı bir
günden sakının ki, ondan fidye kabul edilmez ve ona şefaat
fayda vermez; onlara yardım da edilmez.
Şefaat: Bir kimsenin suçunu affettirmek için yapılan istirhamdır. Şefaat
yetkisi ancak Allah'a aittir. Allah izin vermedikçe kimse kimseye şefaat
edemez. Nebiler, Resuller, şehidler ve salih kimseler ancak Allah'ın izin
vermesiyle, Allah'ın razı olduğu mü’minlere şefaat edebilirler. Bu yüzden
Allah'tan başkasından şefaat istemek caiz değildir.

Rabbi ‫ﻪ‬ ‫ﺭﺒ‬ İbrahim’i ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬İmtihan etmiş ‫ﺒ ﹶﺘﻠﹶﻰ‬ ‫ ﺍ‬Hani ‫ﻭِﺇ ﹾﺫ‬
O da onları tamamlamıştı ‫ﻥ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓَﺄ ﹶﺘ‬kelimelerle ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ِﺒ ﹶﻜِﻠﻤ‬
seni kılacağım ‫ﻙ‬
 ‫ﻋﹸﻠ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺠ‬muhakkak ben ‫ ِﺇﻨﱢﻲ‬Buyurdu ki ‫ل‬
َ ‫ﻗﹶﺎ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻭ ِﻤ‬
deyince ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬İmam ‫ﺎ‬‫ﺎﻤ‬‫ ِﺇﻤ‬insanlara ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬
ulaşmaz ‫ل‬
ُ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Buyurdu ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Zürriyetimden de ‫ﻴﺘِﻲ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﹸﺫ‬
zalimlere ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﻟﻅﱠﺎِﻟﻤِﻴ‬ahdim ‫ﻬﺩِﻱ‬ ‫ﻋ‬

124) Hani Rabbi İbrahim'i kelimelerle imtihan etmiş o da
onları tamamlamıştı. Buyurdu ki: "Muhakkak ben seni
insanlara imam kılacağım." "Zürriyetimden de…” deyince
"Ahdim zalimlere ulaşmaz” buyurdu.

toplanma ‫ﺒ ﹰﺔ‬ ‫ﻤﺜﹶﺎ‬ beyti ‫ﺕ‬
‫ﻴ ﹶ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬biz kılmıştık ‫ﻌ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬ ‫ﺠ‬
 Hani ‫ﻭِﺇ ﹾﺫ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬edinin ‫ﺨﺫﹸﻭﺍ‬
ِ ‫ﺍ ﱠﺘ‬‫ ﻭ‬Ve güven yeri ‫ﻤﻨﹰﺎ‬ ‫ﻭَﺃ‬ insanlar için ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬
Bir namazgah ‫ﻰ‬‫ﺼﻠ‬
 ‫ﻤ‬ İbrahim’in ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬makamından ‫ﻤﻘﹶﺎ ِﻡ‬
Ve ‫ل‬
َ ‫ﺎﻋِﻴ‬‫ﺴﻤ‬
 ِ‫ﺇ‬‫ ﻭ‬İbrahim ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ِﺇ‬kuvvetle emretmiştik ‫ﺩﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋ ِﻬ‬
 ‫ﻭ‬
beytimi ‫ﻴﺘِﻲ‬ ‫ﺒ‬ İyice temizleyin ‫ﺍ‬‫ﻬﺭ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ َﺃ‬İsmail’e de
‫ﺭ ﱠﻜ ِﻊ‬ ‫ﺍﻟ‬‫ ﻭ‬itikafa çekilenler ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﻜﻔِﻴ‬‫ﺍ ﹾﻟﻌ‬‫ ﻭ‬tavaf edenler ‫ﻥ‬
 ‫ﻟِﻠﻁﱠﺎ ِﺌﻔِﻴ‬
rüku ve secde edenler için ‫ﻭ ِﺩ‬‫ﺴﺠ‬
 ‫ﺍﻟ‬
125) Hani biz beyti insanlar için bir toplanma ve güven yeri
kılmıştık. "İbrahim’in makamından bir namazgah edinin."
İbrahim ve İsmail'e de: "Beytimi tavaf edenler, itikafa
çekilenler, ruku ve secde edenler için iyice temizleyin" diye
kuvvetle emretmiştik.
Hz. Peygamber (a.s)'dan rivayet olunduğuna göre Efendimiz Hz. Ömer
(r.a)'ın elini tutmuş ve: "Bu (burası) İbrahim'in makamıdır" buyurmuştu.
Ömer (r.a): "Burayı namazgah edinmeyelim mi?" diye sordu. Efendimiz
(a.s): "Bununla emrolunmadım" buyurdu. Daha güneş batmadan "Biz
beyt'i insanlar için bir toplanma yeri ve güvenli bir yer kıldık. Siz de
İbrahim'in makamından bir namaz yeri (namazgah) edinin..." âyeti nazil
oldu.22

kıl ‫ل‬
ْ ‫ﻌ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ ﺍ‬Rabbim ‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ İbrahim ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬Demişti ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Hani ‫ﻭِﺇ ﹾﺫ‬
Rızıklandır ‫ﻕ‬
‫ﺯ ﹾ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Güvenli ‫ ﺁ ِﻤﻨﹰﺎ‬Bir şehir ‫ﺍ‬‫ﺒﹶﻠﺩ‬ Burayı ‫ﻫﺫﹶﺍ‬
İman ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻥ ِﻤ ﹾﻨ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﻤ‬ ürünlerle ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ﻥ ﺍﻟ ﱠﺜ‬
 ‫ ِﻤ‬Halkından ‫ﻪ‬ ‫ﻫﹶﻠ‬ ‫َﺃ‬
‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Ahiret ‫ﺨ ِﺭ‬
ِ ‫ ﺍﻟﹾﺂ‬Gününe ‫ﻭ ِﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Allah’a ‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬edenleri
faydalandırır ‫ﻪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻤﺘﱢ‬ ‫ ﹶﻓُﺄ‬kafir olanı dahi ‫ﻥ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ buyurmuştu
‫ ِﺇﻟﹶﻰ‬Onu mahkum ederim ‫ﻩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻀﹶ‬
 ‫ َﺃ‬sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬az bir süre ‫ﹶﻗﻠِﻴﻠﹰﺎ‬
bir dönüş yeri ‫ﺭ‬ ‫ﻤﺼِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬ne kötü ‫ﺱ‬
 ‫ﻭ ِﺒ ْﺌ‬ ateş ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬azabına ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻋﺫﹶﺍ‬

126) Hani İbrahim: "Rabbim! Burayı güvenli bir şehir kıl,
halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli
ürünlerle rızıklandır" demişti. Buyurdu ki: "Kafir olanı dahi
az bir süre faydalandırır, sonra onu ateş azabına mahkum
ederim. Ne kötü bir dönüş yeri."
(*)Ne Yahudi ne de Hıristiyan olan, bu iki dinden çok önce gelip Hanif
Dini'nin büyük tebliğatçısı bulunan İbrahim Peygamber (a.s.) sadece
Kâbe-i Muazzamayı temizlemekle ve orayı ibâdet edenlere hazır vaziyete
getirip şirkten ve nifaktan paklamakla kalmayıp, önce yapılan bu şerefli
hizmetin sırf ilâhî hoşnutluğa vesile olmasını dilemiş ve sonra da kendi
soyundan Hakk'a boyun eğen bir milletin meydana gelmesini istemiştir.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

İbrahim
‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ِﺇ‬
yükseltiyordu
‫ﻊ‬ ‫ﺭ ﹶﻓ‬ ‫ﻴ‬
Hani
‫ﻭِﺇ ﹾﺫ‬
İsmail ile ‫ل‬
ُ ‫ﺎﻋِﻴ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ beytin ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬Temellerini ‫ﺩ‬ ‫ﻋ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘﻭ‬
şüphesiz ‫ﻙ‬
 ‫ ِﺇﱠﻨ‬bizden ‫ ِﻤﻨﱠﺎ‬kabul buyur ‫ل‬
ْ ‫ﺒ‬ ‫ ﹶﺘ ﹶﻘ‬Rabbimiz ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬
Alim ‫ﻡ‬ ‫ﻌﻠِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Semi ‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 ‫ ﺍﻟ‬Yalnız sen ‫ﺕ‬
‫ َﺃ ﹾﻨ ﹶ‬sensin
127) Hani İbrahim İsmail ile beytin temellerini
yükseltiyordu. “Rabbimiz bizden kabul buyur, şüphesiz
Semi (duyan), Alim (bilen) sensin, yalnız sen."

teslim olmuş ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺴِﻠ‬
 ‫ﻤ‬ ikimizi de kıl ‫ﻌ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Rabbimiz ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬
bir ‫ﻤ ﹰﺔ‬ ‫ ُﺃ‬Ve soyumuzdan ‫ﻴ ِﺘﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ ﹸﺫ‬
 ‫ﻭ ِﻤ‬ Sana ‫ ﹶﻟﻙ‬kimselerden
bize göster ‫ﻭَﺃ ِﺭﻨﹶﺎ‬ sana ‫ ﹶﻟﻙ‬teslim olmuş ‫ﻤ ﹰﺔ‬ ‫ﺴِﻠ‬
 ‫ﻤ‬ ümmet çıkar
tevbemizi kabul buyur ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﺏ‬
 ‫ﻭ ﹸﺘ‬ İbadet yollarımızı ‫ﺴ ﹶﻜﻨﹶﺎ‬
ِ ‫ﻤﻨﹶﺎ‬
‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬Tevvab ‫ﺏ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﺍﻟ ﱠﺘﻭ‬Yalnız Sen ‫ﺕ‬
‫ َﺃ ﹾﻨ ﹶ‬Şüphesiz sensin ‫ﻙ‬
 ‫ِﺇ ﱠﻨ‬
Rahim olan
128) “Rabbimiz ikimizi de sana teslim olmuş kimselerden
kıl ve soyumuzdan yalnız sana teslim olmuş bir ümmet
çıkar, bize ibadet yollarımızı göster ve tevbemizi kabul
buyur. Şüphesiz Tevvab (tev edilen), Rahim (esirgeyen)
sensin, yalnız sen."
Müslüman ümmet: Hareketlerini, düşüncelerini, adetlerini, kanun,
değer yargısı ve ölçülerini yalnız İslam’dan alan fertlerden müteşekkil bir
topluluktur. Bu topluluğu teşkil eden fertlerin milliyeti, dili, ırkı, şekli,
rengi asla önemli değildir. Müslümanlık kişinin sırf babasının veya
dedesinin müslüman olmasıyla kazanılacak bir vasıf değildir.

bir Resul ‫ﻭﻟﹰﺎ‬‫ﺭﺴ‬ onlara ‫ﻡ‬ ‫ ﻓِﻴ ِﻬ‬Gönder ki ‫ﺙ‬
‫ﻌ ﹾ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Rabbimiz ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬
senin ‫ﻙ‬
 ‫ﺎ ِﺘ‬‫ ﺁﻴ‬onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 okusun ‫ﻴ ﹾﺘﻠﹸﻭ‬ kendilerinden ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ‬
kitap ile ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬onlara öğretsin ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌﻠﱢ‬ ‫ﻴ‬‫ﻭ‬ ayetlerini
Şüphesiz sensin ‫ﻙ‬
 ‫ ِﺇ ﱠﻨ‬onları arındırsın ‫ﻡ‬ ‫ﺯﻜﱢﻴ ِﻬ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ hikmeti ‫ ﹶﺔ‬‫ﺍ ﹾﻟﺤِ ﹾﻜﻤ‬‫ﻭ‬
Hakim olan ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Aziz ‫ﺯ‬ ‫ﻌﺯِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬yalnız sen ‫ﺕ‬
‫َﺃ ﹾﻨ ﹶ‬
129) “Rabbimiz onlara kendilerinden bir Resul gönder ki
onlara senin ayetlerini okusun, onlara kitap ile hikmeti
öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz Aziz, Hakim olan
sensin, yalnız sen."
Hikmet: Sünnet, bilgi, şeriatın sırları, her işte doğruyu bulma becerisi,
keskin ve ince kavrayış, ibret veren, olgunluğa çağıran, çirkinlikten
uzaklaştıran söz.

milletinden ‫ﻥ ِﻤﱠﻠ ِﺔ‬
‫ﻋ‬
 yüz çevirir ‫ﺏ‬
 ‫ﻏ‬
‫ﺭ ﹶ‬ ‫ﻴ‬ kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬
sefih kılandan ‫ﻪ‬ ‫ﺴ ِﻔ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ başka ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬İbrahim’in ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ِﺇ‬
‫ ﻓِﻲ‬Biz onu seçtik ‫ﻩ‬ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻁ ﹶﻔ‬
‫ﺼﹶ‬
 ‫ ﺍ‬Andolsun ‫ﺩ‬ ‫ﹶﻟ ﹶﻘ‬‫ ﻭ‬Kendini ‫ﻪ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﹶﻨ ﹾﻔ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻟ ِﻤ‬ahirette de ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟﹾﺂ‬Muhakkak o ‫ﻪ‬ ‫ﻭِﺇ ﱠﻨ‬ dünyada ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ﺍﻟ‬
salihlerdendir ‫ﻥ‬
 ‫ﺎِﻟﺤِﻴ‬‫ﺍﻟﺼ‬
130) Kendini sefih kılandan başka kim İbrahim’in
milletinden yüz çevirir? Andolsun biz dünyada onu seçtik.
Muhakkak o, ahirette de salihlerdendir.

Teslim ol diye ‫ﻡ‬ ‫ﺴِﻠ‬
 ‫ َﺃ‬Rabbi ‫ﻪ‬ ‫ﺭﺒ‬ Ona ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬buyurduğunda ‫ل‬
َ ‫ِﺇ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ‬
Rabbine ‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ِﻟ‬teslim oldum ‫ﺕ‬
‫ﻤ ﹸ‬ ‫ﺴﹶﻠ‬
 ‫ َﺃ‬Demişti ‫ل‬
َ ‫ﻗﹶﺎ‬
alemlerin ‫ﻥ‬
 ‫ﺎﹶﻟﻤِﻴ‬‫ﺍ ﹾﻟﻌ‬
131) Rabbi ona: "Teslim ol" diye buyurduğunda:
“Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
(*)Allah (c.c.) İbrahim’i (a.s.) Resul olarak seçince ona: “Hem kalbin hem
de hareketlerinle yalnızca Allah’a boyun eğip müslüman ol!” dedi.
İbrahim ise hiç beklemeksizin ve tereddüt etmeksizin Rabbinin
buyruğuna uyup: “Kalbim ve hareketlerimle Alemlerin Rabbine boyun
eğdim.” dedi.

Sayfa 19

‫ﺎ‬‫ﺒ ﹾﻞ ِﻣﻨ‬‫ﺗ ﹶﻘ‬ ‫ﺎ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﻤﻌِﻴ ﹸﻞ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻭِﺍ‬ ‫ﺖ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺪ ِﻣ‬ ‫ﺍ ِﻋ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟ ﹶﻘﻮ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ ِﺍ‬‫ﺮ ﹶﻓﻊ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ‬
‫ﻚ‬
 ‫ﻴ ِﻦ ﹶﻟ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺴ ِﻠ‬
 ‫ﺎ ﻣ‬‫ﻌ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ (127) ‫ﻢ‬ ‫ﻌﻠِﻴ‬ ‫ﻊ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 ‫ﺖ ﺍﻟ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻚ ﹶﺍ‬
 ‫ﻧ‬‫ِﺍ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺎ ِﺍ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ِﺳ ﹶﻜﻨ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﹶﺍ ِﺭﻧ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻤ ﹰﺔ ﹶﻟ‬ ‫ﺴ ِﻠ‬
 ‫ﻣ ﹰﺔ ﻣ‬ ‫ﺂ ﺍﹸ‬‫ﻳِﺘﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ ﹸﺫ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻮ ﹰﻻ ِﻣ‬‫ﺭﺳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺚ ﻓِﻴ ِﻬ‬
‫ﻌ ﹾ‬ ‫ﺑ‬‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ (128) ‫ﻢ‬ ‫ﺮﺣِﻴ‬ ‫ﺏ ﺍﻟ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺘﻮ‬‫ﺖ ﺍﻟ‬
 ‫ﻧ‬‫ﹶﺍ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻢ ِﺍ‬ ‫ﺰﻛﱢﻴ ِﻬ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﻤ ﹶﺔ‬ ‫ﺤ ﹾﻜ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺏ ﻭ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻢ‬‫ﻬ‬‫ﻌ ﱢﻠﻤ‬ ‫ﻭﻳ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺎِﺗ‬‫ﻢ ﹶﺍﻳ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺘﻠﹸﻮ‬ ‫ﻳ‬

‫ﻢ ِﺍ ﱠﻻ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﻦ ِﻣ ﱠﻠ ِﺔ ِﺍ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺮ ﹶﻏﺐ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ (129) ‫ﻢ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 ‫ﺰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻌﺰِﻳ‬ ‫ﺖ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻧ‬‫ﹶﺍ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺮ ِﺓ ﹶﻟ ِﻤ‬ ‫ﻪ ﻓِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬ ‫ﻧ‬‫ﻭِﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻩ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺻ ﹶﻄ ﹶﻔ‬
 ‫ﻭﹶﻟ ﹶﻘ ِﺪ ﺍ‬ ‫ﺴﻪ‬
 ‫ﻧ ﹾﻔ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺳ ِﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬

‫ﺏ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺖ ِﻟ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺳ ﹶﻠ‬ ‫ﻢ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺍ‬ ‫ﺳ ِﻠ‬ ‫ ﹶﺍ‬‫ﺑﻪ‬‫ﺭ‬ ‫( ِﺍ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻟﻪ‬130) ‫ﲔ‬
‫ﺤ‬
ِ ‫ﺎِﻟ‬‫ﺍﻟﺼ‬

‫ﷲ‬
َ ‫ﻰ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﺑِﻨ‬‫ﺎ‬‫ﺏ ﻳ‬
 ‫ﻌﻘﹸﻮ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺑﻨِﻴ ِﻪ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﺂ ِﺍ‬‫ﻰ ِﺑﻬ‬‫ﻭﺻ‬ ‫ﻭ‬ (131) ‫ﲔ‬
 ‫ﺎﹶﻟ ِﻤ‬‫ﺍﹾﻟﻌ‬

‫ﻡ‬ ‫( ﹶﺍ‬132) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺴ ِﻠﻤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻦ ِﺍ ﱠﻻ‬ ‫ﺗ‬‫ﻮ‬‫ﺗﻤ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻦ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﻳ‬‫ ﺍﻟﺪ‬‫ﺻ ﹶﻄﻔﹶﻰ ﹶﻟﻜﹸﻢ‬
 ‫ﺍ‬

 ‫ﻮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺏ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻌﻘﹸﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﺁ َﺀ ِﺍ ﹾﺫ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﹸﻛ‬
‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺒﺪ‬‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﺒﻨِﻴ ِﻪ ﻣ‬‫ﺕ ِﺍ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﻟ‬

‫ﻤﻌِﻴ ﹶﻞ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻭِﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﻚ ِﺍ‬
 ‫ﺂِﺋ‬‫ﻪ ﹶﺍﺑ‬ ‫ﻭِﺍﹶﻟ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ ِﺍﹶﻟ‬‫ﺪ‬‫ﻌﺒ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻌﺪِﻯ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬
‫ﺪ‬ ‫ﻣﺔﹲ ﹶﻗ‬ ‫ﻚ ﹸﺍ‬
 ‫( ِﺗ ﹾﻠ‬133) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺴ ِﻠﻤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ ﹶﻟﻪ‬‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻭ‬ ‫ﺍ‬‫ﺍ ِﺣﺪ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﻖ ِﺍﹶﻟﻬ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺳ‬ ‫ﻭِﺍ‬

‫ﻮﺍ‬‫ﺎ ﻛﹶﺎﻧ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﻭﹶﻟﻜﹸ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﺖ ﹶﻟﻬ‬
 ‫ﺧ ﹶﻠ‬

(134) ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻳ‬

oğullarına ‫ﺒﻨِﻴ ِﻪ‬ İbrahim ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬onu vasiyet etti ‫ﺎ‬‫ﻰ ِﺒﻬ‬‫ﻭﺼ‬ ‫ﻭ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬oğullarım ‫ﻲ‬
 ‫ﺒ ِﻨ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻴ‬Yakub da ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﻘﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬
can ‫ﻭﹸﺘﻥ‬‫ ﹶﺘﻤ‬öyleyse ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ‬Bu dini ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬‫ ﺍﻟﺩ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬Seçti ‫ﻁﻔﹶﻰ‬
‫ﺼﹶ‬
 ‫ﺍ‬
müslümanlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴِﻠﻤ‬
 ‫ﻤ‬ olarak ‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ ancak ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬verin
132) İbrahim onu oğullarına vasiyet etti, Yakub da.
"Oğullarım, şüphesiz Allah sizin için bu dini seçti; öyleyse,
siz de ancak müslümanlar olarak can verin."

gelip çattığı ‫ﺭ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﺤ‬
 ‫ ِﺇ ﹾﺫ‬siz şahitler miydiniz ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻡ ﹸ‬ ‫ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬Yoksa ‫ﻡ‬ ‫َﺃ‬
o demişti de ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Hani ‫ ِﺇ ﹾﺫ‬ölüm ‫ﺕ‬
‫ﻭ ﹸ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Yakub’a ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﻘﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬ zaman
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬neye ibadet edeceksiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺒﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ ﻤ‬oğullarına ‫ﺒﻨِﻴ ِﻪ‬ ‫ِﻟ‬
İbadet ‫ﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ﹶﻨ‬onlar demişlerdi ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬benim ardımdan ‫ﻌﺩِﻱ‬ ‫ﺒ‬
Ataların ‫ﻙ‬
 ‫ﺎ ِﺌ‬‫ ﺁﺒ‬İlahı olan ‫ﺇِﹶﻟﻪ‬‫ ﻭ‬senin ilahına ‫ﻙ‬‫ ﺇِﹶﻟﻬ‬edeceğiz
bir ‫ﺎ‬‫ ِﺇﹶﻟﻬ‬ve İshak’ın da ‫ﻕ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ﺴﺤ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ İsmail ‫ل‬
َ ‫ﺎﻋِﻴ‬‫ﺴﻤ‬
 ِ‫ﺇ‬‫ ﻭ‬İbrahim ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ِﺇ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬ilaha
teslim ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴِﻠﻤ‬
 ‫ﻤ‬ Yalnız O’na ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬Biz ‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻭ ﹶﻨ‬ tek ‫ﺍ‬‫ﺤﺩ‬
olanlarız
133) Yoksa siz ölüm Yakub'a gelip çattığı zaman şahitler
miydiniz? Hani o oğullarına: "Benim ardımdan neye ibadet
edeceksiniz?" demişti de onlar: "Senin ilahına, ataların
İbrahim, İsmail ve İshak'ın da ilahı olan tek bir ilaha ibadet
edeceğiz. Biz yalnız O'na teslim olanlarız" demişlerdi.
Mukâtil’den rivayet edildiğine göre bu âyet-i kerîme yahudilerin Hz.
Peygamber (a.s)'e: "Biliyor musunuz, Yakub (a.s), öldüğü gün oğullarına
yahudiliği vasıyyet etmişti." demeleri üzerine nazil olmuştur.23

geçti ‫ﺕ‬
‫ﺨﹶﻠ ﹾ‬
‫ ﹶ‬elbette ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻗ‬bir ümmetti ‫ﻤ ﹲﺔ‬ ‫ ُﺃ‬Onlar ‫ﻙ‬
 ‫ِﺘ ﹾﻠ‬
‫ﺎ‬‫ ﻤ‬sizindir ‫ﻡ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹸﻜ‬ Onların kazandıkları ‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﺒ‬‫ﺎ ﹶﻜﺴ‬‫ ﻤ‬kendilerinin ‫ﺎ‬‫ﹶﻟﻬ‬
ve siz sorulmazsınız ‫ﻥ‬
 ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﺘ‬ sizin kazandıklarınız da ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﺘ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﹶﻜ‬
onların yaptıklarından ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺎ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬‫ﻋﻤ‬

134) Onlar bir ümmetti, elbette geçti. Onların kazandıkları
kendilerinin, sizin kazandıklarınız da sizindir ve siz onların
yaptıklarından sorulmazsınız.

Cüz 1 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﺣﻨِﻴﻔﹰﺎ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﺑ ﹾﻞ ِﻣ ﱠﻠ ﹶﺔ ِﺍ‬ ‫ﻭﺍ ﹸﻗ ﹾﻞ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻬ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻧﺼ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺍ ﹶﺍ‬‫ﻮﺩ‬‫ﻮﺍ ﻫ‬‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﻛﹸﻮﻧ‬
‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﻧ ِﺰ ﹶﻝ ِﺍﹶﻟ‬‫ﺂ ﺍﹸ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﺎ ﺑِﺎ‬‫ﻣﻨ‬ ‫( ﻗﹸﻮﻟﹸﻮﺁ ﹶﺍ‬135) ‫ﲔ‬
 ‫ﺸ ِﺮ ِﻛ‬
 ‫ﻦ ﺍﹾﻟﻤ‬ ‫ﺎ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ِﻣ‬‫ﻭﻣ‬

‫ﻁ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺳﺒ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﻘﹸﻮ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺳ‬ ‫ﻭِﺍ‬ ‫ﻤﻌِﻴ ﹶﻞ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻭِﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﻧ ِﺰ ﹶﻝ ِﺍﻟﹶﻰ ِﺍ‬‫ﺂ ﺍﹸ‬‫ﻭﻣ‬

Sayfa 20

iman ettiğiniz ‫ﻡ‬ ‫ﻨ ﹸﺘ‬‫ﺎ ﺁﻤ‬‫ ﻤ‬gibi ‫ل‬
ِ ‫ ِﺒ ِﻤ ﹾﺜ‬iman ederlerse ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺁ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ doğru yolu bulmuş olurlar ‫ﻭﺍ‬‫ﻫ ﹶﺘﺩ‬ ‫ ﺍ‬Şüphesiz ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻓ ﹶﻘ‬Ona ‫ِﺒ ِﻪ‬
‫ ﻓِﻲ‬Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ doğrusu ancak ‫ﺎ‬‫ ﹶﻓِﺈ ﱠﻨﻤ‬yüz çevirirlerse ‫ﺍ‬‫ﻭﱠﻟﻭ‬ ‫ﹶﺘ‬
onlara karşı sana yeter ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ ﹾﻜﻔِﻴ ﹶﻜ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ﹶﻓ‬Ayrılık içindedirler ‫ﻕ‬
ٍ ‫ﺸﻘﹶﺎ‬
ِ
Alim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﻌﻠِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Semi’dir ‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 ‫ ﺍﻟ‬Şüphesiz O ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬

‫ﺮﻕ‬ ‫ ﹶﻔ‬‫ﻢ ﹶﻻ ﻧ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ِﻣ‬‫ﻨِﺒﻴ‬‫ﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﺂ ﺍﹸﻭِﺗ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻰ‬‫ﻭﻋِﻴﺴ‬ ‫ﻰ‬‫ﻮﺳ‬‫ﻰ ﻣ‬ ‫ﺂ ﺍﹸﻭِﺗ‬‫ﻭﻣ‬

137) Eğer sizin ona iman ettiğiniz gibi iman ederlerse,
şüphesiz doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse
doğrusu onlar ancak ayrılık içindedirler. Onlara karşı Allah
sana yeter. Şüphesiz O Semi'dir, Alim'dir.

‫ﻕ‬
ٍ ‫ﻢ ﻓِﻰ ِﺷﻘﹶﺎ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻤ‬‫ﺍ ﹶﻓِﺎ‬‫ﻮﱠﻟﻮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺍ‬‫ﺪﻭ‬ ‫ﺘ‬‫ﻫ‬ ‫ﻢ ِﺑ ِﻪ ﹶﻓ ﹶﻘ ِﺪ ﺍ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﹶﺍ‬

daha güzel ‫ﻥ‬
‫ﺴ‬
‫ﺤ‬
 ‫ َﺃ‬Kim vardır ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬boyasıdır ‫ﺒ ﹶﻐ ﹶﺔ‬ ِ‫ﺼ‬
yalnız O’na ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬Biz ‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻭ ﹶﻨ‬ boyası ‫ﺒ ﹶﻐﺔﹰ‬ ِ‫ ﺼ‬Allah’tan ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 ‫ِﻤ‬
ibadet edenleriz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺎ ِﺒﺩ‬‫ﻋ‬

‫ﺎ‬‫ﻧﻨ‬‫ﻮ‬‫ﺂﺟ‬‫ﺗﺤ‬‫( ﹸﻗ ﹾﻞ ﹶﺍ‬138) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎِﺑﺪ‬‫ ﻋ‬‫ ﹶﻟﻪ‬‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻭ‬ ‫ﻐ ﹰﺔ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺻ‬
ِ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺴﻦ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﹶﺍ‬

138) (İşte bu) Allah’ın boyasıdır. Allah'tan daha güzel
boyası olan kim vardır? “Biz yalnız O’na ibadet edenleriz.”

‫ﻮﺍ ِﺑ ِﻤ ﹾﺜ ِﻞ ﻣﺂ‬‫ﻣﻨ‬ ‫( ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ ﹶﺍ‬136) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺴ ِﻠﻤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ ﹶﻟﻪ‬‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺣ ٍﺪ ِﻣ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻐ ﹶﺔ ﺍ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺻ‬
ِ (137) ‫ﻢ‬ ‫ﻌﻠِﻴ‬ ‫ﻊ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 ‫ﻮ ﺍﻟ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻢ‬‫ﻴ ﹾﻜﻔِﻴ ﹶﻜﻬ‬‫ﺴ‬
 ‫ﹶﻓ‬

‫ ﹶﻟﻪ‬‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎﹸﻟ ﹸﻜ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﻭﹶﻟﻜﹸ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎﹸﻟﻨ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻭﹶﻟﻨ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑﻜﹸ‬‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻓِﻰ ﺍ‬
‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺳ‬ ‫ﻭِﺍ‬ ‫ﻤﻌِﻴ ﹶﻞ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻭِﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﺗﻘﹸﻮﻟﹸﻮ ﹶﻥ ِﺍ ﱠﻥ ِﺍ‬ ‫ﻡ‬ ‫( ﹶﺍ‬139) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺨ ِﻠﺼ‬
 ‫ﻣ‬

‫ ﹶﺍ ِﻡ‬‫ﻋ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻯ ﹸﻗ ﹾﻞ َﺀ ﹶﺍ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻧﺼ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺍ ﹶﺍ‬‫ﻮﺩ‬‫ﻮﺍ ﻫ‬‫ﻁ ﻛﹶﺎﻧ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ﺳﺒ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﻘﹸﻮ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬

‫ﺎ ِﻓ ٍﻞ‬‫ﷲ ِﺑﻐ‬
ُ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺪﻩ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺩ ﹰﺓ ِﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﺷﻬ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻦ ﹶﻛ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﻦ ﹶﺍ ﹾﻇ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﷲ‬
ُ‫ﺍ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻭﹶﻟﻜﹸ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﺖ ﹶﻟﻬ‬
 ‫ﺧ ﹶﻠ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻣﺔﹲ ﹶﻗ‬ ‫ﻚ ﹸﺍ‬
 ‫( ِﺗ ﹾﻠ‬140) ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻋﻤ‬

(141) ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺎ ﻛﹶﺎﻧ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﻣ‬

veya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬Yahudiler ‫ﺍ‬‫ﻭﺩ‬‫ ﻫ‬olun ki ‫ ﻜﹸﻭﻨﹸﻭﺍ‬dediler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬Ve ‫ﻭ‬
De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬doğru yolu bulasınız ‫ﻭﺍ‬‫ﻬ ﹶﺘﺩ‬ ‫ ﹶﺘ‬Hıristiyanlar ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﹶﻨﺼ‬
hanif olarak ‫ﺤﻨِﻴﻔﹰﺎ‬
 İbrahim’in ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬milletine ‫ ﻤِﱠﻠ ﹶﺔ‬Bilakis ‫ل‬
ْ ‫ﺒ‬
ki müşriklerden ‫ﻥ‬
 ‫ﺸ ِﺭﻜِﻴ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬idi ‫ﻥ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ‬değil‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬
135) Ve “Yahudiler” veya "Hıristiyanlar olun ki doğru yolu
bulasınız” dediler. De ki: "Bilakis hanif olarak İbrahim'in
milletine ki (o) müşriklerden değil idi."
Yâni Yahudiler sadece Yahudiliğe Hıristiyanlar da sadece Hıristiyanlığa
çağırırlardı. Yahudilerin kanaati, Hıristiyan da Yahudi olmadıkça
kurtulamaz şeklindedir. Hıristiyan da onlar için öyle düşünür. Zira
Kur'an, “Yahudiler, Hıristiyanlar hiç bir şey (Din) üzerinde değil.”
Hıristiyanlar, Yahudiler hiç bir şey üzerinde değiller. dediler. Hz.
İbrahim'in (a.s.) Milleti, Müslüman Milletidir. Ondan sonra gelen bütün
insanlar onun Milletine tâbi olmuşlardır.

indirilene ‫ل‬
َ ِ‫ﺎ ﺃُﻨﺯ‬‫ﻭﻤ‬ Allah’a ‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬iman ettik ‫ﻤﻨﱠﺎ‬ ‫ ﺁ‬Deyin ki ‫ﻗﹸﻭﻟﹸﻭﺍ‬
İbrahim ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ِﺇ‬indirilenlere ‫ل‬
َ ِ‫ﺎ ﺃُﻨﺯ‬‫ﻭﻤ‬ bize ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ِﺇﹶﻟ‬
Yakub ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﻘﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬
İshak ‫ﻕ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ﺴﺤ‬
 ‫ﻭِﺇ‬
İsmail ‫ل‬
َ ‫ﺎﻋِﻴ‬‫ﺴﻤ‬
 ِ‫ﺇ‬‫ﻭ‬
Musa’ya ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ ﻤ‬verilenlere ‫ﻲ‬
 ‫ﺎ ﺃُﻭ ِﺘ‬‫ﻭﻤ‬ torunlarına ‫ﻁ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺴﺒ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ﻭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬nebilere ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ ﺍﻟ ﱠﻨ ِﺒﻴ‬verilenlere ‫ﻲ‬
 ‫ﺎ ﺃُﻭ ِﺘ‬‫ﻭﻤ‬ ve İsa’ya ‫ﻰ‬‫ﻭﻋِﻴﺴ‬
arasını ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ayırmayız ‫ﻕ‬
‫ ﹸ‬‫ ﻟﹶﺎ ﹸﻨ ﹶﻔﺭ‬Rableri tarafından ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬ ‫ﺭ‬
ancak O'na ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬Biz ‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻭ ﹶﻨ‬ Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬hiçbirinin ٍ‫ﺩ‬‫َﺃﺤ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴِﻠﻤ‬
 ‫ﻤ‬
teslim olanlarız ‫ﻥ‬
136) Deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim,
İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilenlere, Musa'ya
ve İsa'ya verilenlere ve nebilere Rableri tarafından
verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbirinin arasını
ayırmayız. Biz ancak O'na teslim olanlarız.”
İbni Abbâs der ki: Bir grup yahudi Hz. Peygamber (a.s)'e gelip hangi
pey­gamberlere inandığını sormuşlardı. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.
Efendimiz (âyeti okurken) Hz. İsa'ya gelince: "Biz, İsa'ya da ona inanana
da iman etmeyiz." deyip geri döndüler, gittiler.202

İbn Abbâs der ki: Hıristiyanlar, bir çocuk olduğu zaman doğumunun
yedinci gününde onu "ma'mûdî" adını verdikleri bir suya sokarak çocuğu
vaftiz ederler, "Bu, sünnet etmenin yerine geçen temizlemedir' der, sonra
da: "Çocuk ancak bu suya sokulup vaftiz edildikten sonra gerçek
Hıristiyan olur" derlerdi. işte Allah Tealâ bunun üzerine "Allah'ın boyası...
Allah'tan daha güzel boyası olan kim?" âyetini indirdi.24

Allah ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬bizimle tartışıyor musunuz ‫ﻭ ﹶﻨﻨﹶﺎ‬‫ﺎﺠ‬‫ َﺃ ﹸﺘﺤ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
Bizim de Rabbimiz ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬ O olduğu halde ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ hakkında
Bizim yaptıklarımız ‫ﺎﹸﻟﻨﹶﺎ‬‫ﻋﻤ‬
 ‫ َﺃ‬Bizim ‫ﻭﹶﻟﻨﹶﺎ‬ Sizin de Rabbiniz ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬
O’na ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬Biz ‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻭ ﹶﻨ‬ sizin yaptıklarınız da ‫ﻡ‬ ‫ﺎﹸﻟ ﹸﻜ‬‫ﻋﻤ‬
 ‫ َﺃ‬Sizindir ‫ﻡ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹸﻜ‬
ihlaslı olanlarız ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺨِﻠﺼ‬
‫ﻤ ﹾ‬ karşı
139) De ki: "O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz
olduğu halde bizimle Allah hakkında tartışıyor musunuz?!
Bizim yaptıklarımız bizim, sizin yaptıklarınız da sizindir.
Biz O’na karşı ihlaslı olanlarız.”
İhlas: Bütün amelleri yalnızca Allah rızası için ve Allah’ın istediği şekilde
yapıp her türlü şirkten temizlenerek uzak kalmak, demektir.

İbrahim ‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬Mutlaka ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Söylüyorsunuz ‫ ﹶﺘﻘﹸﻭﻟﹸﻭﻥ‬Yoksa ‫ﻡ‬ ‫َﺃ‬
Ve ‫ﻁ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ﺴﺒ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ ﻭ‬Yakub ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﻘﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ İshak ‫ﻕ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ﺴﺤ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ İsmail ‫ل‬
َ ‫ﺎﻋِﻴ‬‫ﺴﻤ‬
 ِ‫ﺇ‬‫ﻭ‬
veya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬Yahudi ‫ﺍ‬‫ﻭﺩ‬‫ ﻫ‬olduklarını mı ‫ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬torunlarının
daha iyi bilen ‫ﻡ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ َﺃ‬siz misiniz ‫ﻡ‬ ‫ َﺃَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬Hıristiyan ‫ﻯ‬‫ﺎﺭ‬‫ﹶﻨﺼ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻤ‬daha zalim ‫ﻡ‬ ‫ﻅﹶﻠ‬
‫ َﺃ ﹾ‬Kim olabilir ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ Allah mı ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬yoksa ‫ﻡ‬ ‫َﺃ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬yanında bulunan ‫ﻩ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ bir şahitliği ‫ﺩ ﹰﺓ‬ ‫ﺎ‬‫ﺸﻬ‬
‫ ﹶ‬gizleyenden ‫ﹶﻜ ﹶﺘﻡ‬
gafil ‫ل‬
ٍ ‫ ِﺒﻐﹶﺎ ِﻓ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬değildir ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Allah tarafından olup da ‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
yaptıklarınızdan ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ﻋﻤ‬

140) Yoksa (siz Yahudiler) İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve
torunlarının mutlaka "Yahudi" veya (siz Hıristiyanlar da)
"Hıristiyan” olduklarını mı söylüyorsunuz?” De ki: "Daha
iyi bilen siz misiniz yoksa Allah mı?” Allah tarafından olup
da yanında bulunan bir şahitliği gizleyenden daha zalim
kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

geçti ‫ﺕ‬
‫ﺨﹶﻠ ﹾ‬
‫ ﹶ‬elbette ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻗ‬bir ümmetti ‫ﻤ ﹲﺔ‬ ‫ ُﺃ‬İşte onlar ‫ﻙ‬
 ‫ِﺘ ﹾﻠ‬
‫ﺎ‬‫ ﻤ‬Sizindir ‫ﻡ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹸﻜ‬ Onların kazandıkları ‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﺒ‬‫ﺎ ﹶﻜﺴ‬‫ ﻤ‬kendilerinin ‫ﺎ‬‫ﹶﻟﻬ‬
siz sorulmazsınız ‫ﻥ‬
 ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﺘ‬ Sizin kazandıklarınız da ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﺘ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﹶﻜ‬
onların yaptıklarından ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺎ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬‫ﻋﻤ‬

141) İşte onlar bir ümmetti, elbette geçti. Onların
kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız da sizindir
ve siz onların yaptıklarından sorulmazsınız.
(*)Yahudî ve Hıristiyanlar, varlık âlemine renk ve mâna veren ilâhî
boyayla boyanmaktan uzaklaşıp bütün peygamberlerin temelini atıp
geliştirdikleri tevhit ve teslimiyet burcundan kendilerini aşağı attılar. Tıpkı
toprak üzerine tuzakla birlikte serpilen donelere gözü kararmış bir şekilde
yukardan iniş yapan aç kuşlar gibi. Böylece onlar ayrı bir boyaya
boyanmak istediler: Yahudilerin aradığı boya, maddecilik idi.
Hıristiyanların ise teslis (üç tanrı fikri) ve vaftiz idi.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻥ‬
 ‫ ﻤِــ‬Bazı akılsızlar ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ــ ﹶﻔﻬ‬‫ ﺍﻟﺴ‬Yakında diyecekler ‫ل‬
ُ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬ ‫ــ‬‫ﺴ‬
‫ﻥ‬
 ‫ـ‬‫ ﻋ‬Onları çeviren ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﱠـﺎ‬ nedir ‫ـﺎ‬‫ ﻤ‬İnsanlardan ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍﻟﻨﱠـﺎ‬
üzerinde ‫ـﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬bulundukları‫ ﺍﱠﻟﺘِﻲ ﻜﹶـﺎﻨﹸﻭﺍ‬Kıblelerinden ‫ﻡ‬ ِ‫ﺒﹶﻠﺘِﻬ‬ ِ‫ﻗ‬
batı da ‫ﺏ‬
 ‫ﻤﻐﹾـ ِﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Doğu da ‫ﻕ‬
‫ﻤﺸﹾـ ِﺭ ﹸ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Allah’ındır ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
yola ‫ﻁ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ ِﺇﻟﹶــﻰ ﺼِــﺭ‬dilediğini ‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶــﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ــ‬‫ ﻤ‬O iletir ‫ــﺩِﻱ‬‫ﻴﻬ‬
dosdoğru ‫ﺴ ﹶﺘﻘِﻴ ٍﻡ‬
 ‫ﻤ‬
142) Yakında insanlardan bazı akılsızlar: "Onları üzerinde
bulundukları kıblelerinden çeviren nedir?” diyecekler. De
ki: "Doğu da Allah'ındır Batı da. O dilediğini dosdoğru
yola iletir."
İbn Abbâs şöyle anlatıyor: Neccâr oğullarından Es'ad ibn Zürâre, Ebu
Ümâme; Seleme oğullarından Berâ ibn Ma'rûr ve diğer bazı sahâbîler
Medine'de kıble'nin Beytu'l-Makdis olduğu zamanlarda vefat etmişler,
Hz. Peygamber (a.s) namazlarda (Beytu'l-Makdis'ten) Ka'be'ye yönelince
bu sahâbîlerin yakınları Efendimiz (a.s)'e gelerek: "Ey Allah'ın Elçisi,
kardeşlerimiz ilk kıbleye doğru namaz kılarken vefat ettiler. Şimdi ise
Allah seni İbrahim'in kıblesine çevirdi. O kardeşlerimizin durumu nasıl
olacak?" diye sormuşlardı. Bunun üzerine Allah Tealâ: "Allah sizin
imanınızı asla boşa giderecek değildir..." âyetini indirdi.203

vasat ‫ﺴﻁﹰﺎ‬
 ‫ﻭ‬ bir ümmet ‫ﻤ ﹰﺔ‬ ‫ ُﺃ‬sizi kıldık ‫ﻡ‬ ‫ﻌ ﹾﻠﻨﹶﺎ ﹸﻜ‬ ‫ﺠ‬
 Böylece ‫ ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬‫ﻭ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 şahitler ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹸ‬olmanız ‫( ِﻟ ﹶﺘﻜﹸﻭﻨﹸﻭﺍ‬seçkin, adaletli)
Resulün de ‫ل‬
ُ ‫ﻭ‬‫ﺭﺴ‬ ‫ ﺍﻟ‬olması için ‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ ‫ﻭ‬ İnsanlar üzerine ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
‫ ﺍﱠﻟﺘِﻲ‬kıble ‫ﺒﹶﻠ ﹶﺔ‬ ِ‫ ﺍ ﹾﻟﻘ‬yaptık ‫ﻌ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ şahit olması ‫ﺍ‬‫ﺸﻬِﻴﺩ‬
‫ ﹶ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬

sadece ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬senin üzerinde bulunduğunu da ‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﺕ‬
‫ﻜﹸﻨ ﹶ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻤ‬Resule ‫ل‬
َ ‫ﻭ‬‫ﺭﺴ‬ ‫ ﺍﻟ‬uyanları ‫ﻊ‬ ‫ﻴ ﱠﺘ ِﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ayırt etmek için ‫ﻌﹶﻠﻡ‬ ‫ﻟِ ﹶﻨ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 Dönecek olanlardan ‫ﺏ‬
 ‫ﻨ ﹶﻘِﻠ‬‫ﻴ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ İki ökçesi üzerinde ‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻋ ِﻘ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 başkasına ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬Ağır gelir ‫ﺭ ﹰﺓ‬ ‫ ﹶﻟ ﹶﻜﺒِﻴ‬Muhakkak ki bu ‫ﺕ‬
‫ﻜﹶﺎ ﹶﻨ ﹾ‬
elbette ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﻜﹶﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬hidayet ettiği kimselerden ‫ﻯ‬‫ﻫﺩ‬
imanınızı ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﹶﻨ ﹸﻜ‬‫ ﺇِﻴﻤ‬boşa çıkaracak ‫ﻊ‬ ‫ﻴﻀِﻴ‬ ‫ ِﻟ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬değildir
rauf’tur ‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬‫ﺭﺀ‬ ‫ ﹶﻟ‬insanlara karşı ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﺒِﺎﻟﻨﱠﺎ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
rahim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬
143) Böylece sizi, insanlar üzerine şahitler olmanız,
Resulün de size şahit olması için vasat bir ümmet kıldık.
Senin üzerinde bulunduğunu da sadece Resule uyanları, iki
ökçesi üzerinde dönecek olanlardan ayırt etmek için kıble
yaptık. Muhakkak ki bu, Allah'ın hidayet ettiği kimselerden
başkasına ağır gelir. Elbette Allah imanınızı boşa çıkaracak
değildir.
Şüphesiz
Allah
insanlara
karşı
Rauf
(esirgeyen)’tur, Rahim (bağışlayan)’dir.
İbn Abbâs şöyle anlatıyor: Neccâr oğullarından Es'ad ibn Zürâre, Ebu
Ümâme; Seleme oğullarından Berâ ibn Ma'rûr ve diğer bazı sahâbîler
Medine'de kıble'nin Beytu'l-Makdis olduğu zamanlarda vefat etmişler,
Hz. Peygamber (a.s) namazlarda (Beytu'l-Makdis'ten) Ka'be'ye yönelince
bu sahâbîlerin yakınları Efendimiz (a.s)'e gelerek: "Ey Allah'ın Elçisi,
kardeşlerimiz ilk kıbleye doğru namaz kılarken vefat ettiler. Şimdi ise
Allah seni İbrahim'in kıblesine çevirdi. O kardeşlerimizin durumu nasıl
olacak?" diye sormuşlardı. Bunun üzerine Allah Tealâ: "Allah sizin
imanınızı asla boşa giderecek değildir. " âyetini indirdi.204

çevrilip durduğunu ‫ﺏ‬
 ‫ ﹶﺘ ﹶﻘﻠﱡــ‬görüyoruz ‫ﻯ‬‫ ﻨﹶــﺭ‬elbette ‫ﺩ‬ ‫ﻗﹶــ‬
Gerçekten ‫ﻙ‬
 ‫ﻴﻨﱠـ‬ ‫ﻭﱢﻟ‬ ‫ ﹶﻓﹶﻠ ﹸﻨ‬göğe doğru ‫ﺎ ِﺀ‬‫ـﻤ‬‫ ﻓِـﻲ ﺍﻟﺴ‬yüzünün ‫ﻙ‬
 ‫ﺠ ِﻬ‬
 ‫ﻭ‬
Kendisinden ‫ﺎ‬‫ـﺎﻫ‬‫ﺭﻀ‬ ‫ ﹶﺘ‬Kıbleye ‫ﺒﻠﹶـ ﹰﺔ‬ ‫ ِﻗ‬şimdi seni çeviriyoruz
Tarafına ‫ﺭ‬ ‫ﻁ‬
‫ ﺸﹶـ ﹾ‬yüzünü ‫ﻙ‬
 ‫ـ‬‫ﺠﻬ‬
 ‫ﻭ‬ çevir ‫ل‬
‫ﻭ ﱢ‬ ‫ ﹶﻓ‬hoşnut olacağın
olursanız ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬‫ ﻤ‬nerede ‫ﺙ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻭ‬ Mescid-i Haram ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ﺠ ِﺩ ﺍ ﹾﻟ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
onun tarafına ‫ﻩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻁ‬
‫ـ ﹾ‬
‫ ﺸﹶـ‬yüzlerinizi ‫ﻡ‬ ‫ﻫ ﹸﻜ‬ ‫ـﻭ‬
‫ـ‬‫ﻭﺠ‬ çevirin ‫ـﻭﺍ‬
‫ﻭﻟﱡـ‬ ‫ﹶﻓ‬
elbette ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻟ‬Kitap ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬verilenler ‫ﻥ ﺃُﻭﺘﹸﻭﺍ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ﻤِــ‬bunun bir hak olduğunu ‫ﻕ‬
‫ــ ﱡ‬‫ﻪ ﺍ ﹾﻟﺤ‬ ‫ َﺃﻨﱠــ‬bilirler
‫ـﺎ‬‫ﻋﻤ‬
 Gafil ٍ‫ ﺒِﻐﹶﺎﻓِـل‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠـ‬değildir ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Rablerinden ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬ ‫ﺭ‬
Onların yaptıklarından ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ‬

Sayfa 21

‫ﻮﺍ‬‫ ﺍﱠﻟﺘِﻰ ﻛﹶﺎﻧ‬‫ﺒ ﹶﻠِﺘ ِﻬﻢ‬ ‫ﻦ ِﻗ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ‬‫ﻟ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺱ ﻣ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﺂ ُﺀ ِﻣ‬‫ﺴ ﹶﻔﻬ‬
 ‫ﻴﻘﹸﻮ ﹸﻝ ﺍﻟ‬‫ﺳ‬
‫ﻁ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺻﺮ‬
ِ ‫ﺂ ُﺀ ِﺍﻟﹶﻰ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻬﺪِﻯ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻐ ِﺮﺏ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ ﻭ‬‫ﺸ ِﺮﻕ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺎ ﹸﻗ ﹾﻞ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﺍﹾﻟ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

‫ﺁ َﺀ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺘﻜﹸﻮﻧ‬‫ﺳﻄﹰﺎ ِﻟ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻣ ﹰﺔ‬ ‫ﻢ ﺍﹸ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻌ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻭ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬ (142) ‫ﺘﻘِﻴ ٍﻢ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻣ‬

‫ﺒ ﹶﻠ ﹶﺔ‬ ‫ﺎ ﺍﹾﻟ ِﻘ‬‫ﻌ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺍ‬‫ﺷﻬِﻴﺪ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻮ ﹸﻝ‬‫ﺮﺳ‬ ‫ﻳﻜﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﻟ‬‫ﻭ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟﻨ‬

‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻨ ﹶﻘ ِﻠﺐ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻮ ﹶﻝ ِﻣ‬‫ﺮﺳ‬ ‫ ﺍﻟ‬‫ﺘِﺒﻊ‬‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﹶﻠ‬ ‫ﻨ‬‫ﺂ ِﺍ ﱠﻻ ِﻟ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﺍﱠﻟﺘِﻰ ﻛﹸ‬

ُ ‫ﻯ ﺍ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﲑ ﹰﺓ ِﺍ ﱠﻻ‬
 ‫ﺖ ﹶﻟ ﹶﻜِﺒ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻭِﺍ ﹾﻥ ﻛﹶﺎ‬ ‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﺒ‬‫ﻋ ِﻘ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﺎ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﷲ‬

‫ﻯ‬‫ﻧﺮ‬ ‫ﺪ‬ ‫( ﹶﻗ‬143) ‫ﺭﺣِﻴﻢ‬ ‫ﻑ‬‫ﺮﺅ‬ ‫ﺱ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﷲ ﺑِﺎﻟﻨ‬
َ ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﻧ ﹸﻜ‬‫ﺎ‬‫ﻊ ِﺍﳝ‬ ‫ﻴﻀِﻴ‬‫ِﻟ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮ ﱢﻝ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ﻴﻬ‬‫ﺮﺿ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺒ ﹶﻠ ﹰﺔ‬ ‫ﻚ ِﻗ‬
 ‫ﻨ‬‫ﻴ‬‫ﻮﱢﻟ‬ ‫ﺂ ِﺀ ﹶﻓ ﹶﻠﻨ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻚ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬
 ‫ﺟ ِﻬ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﺗ ﹶﻘ ﱡﻠ‬
‫ﺮﻩ‬ ‫ﺷ ﹾﻄ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ ﹸﻜ‬ ‫ﻮ‬‫ﻭﺟ‬ ‫ﻮﻟﱡﻮﺍ‬ ‫ﻢ ﹶﻓ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻴﺚﹸ ﻣ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﺠ ِﺪ ﺍﹾﻟ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺷ ﹾﻄ‬

‫ﷲ‬
ُ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻖ ِﻣ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻧﻪ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬‫ﺏ ﹶﻟ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻮﺍ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻦ ﺍﹸﻭﺗ‬ ‫ﻭِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬

‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺗﻮﺍ ﺍﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻦ ﺍﹸﻭ‬ ‫ﺖ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺗ‬‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻭﹶﻟِﺌ‬ (144) ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﺎ ِﻓ ٍﻞ‬‫ِﺑﻐ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬‫ﻌﻀ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘﻬ‬‫ﺒ ﹶﻠ‬ ‫ﺎِﺑ ٍﻊ ِﻗ‬‫ﺖ ِﺑﺘ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺘ‬‫ﺒ ﹶﻠ‬ ‫ﻮﺍ ِﻗ‬‫ﺗِﺒﻌ‬ ‫ﺎ‬‫ﻳ ٍﺔ ﻣ‬‫ِﺑ ﹸﻜ ﱢﻞ ﹶﺍ‬
‫ﻦ‬ ‫ﻙ ِﻣ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺁ َﺀ‬‫ﻫﻮ‬ ‫ﺖ ﹶﺍ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬‫ﺗ‬‫ﻭﹶﻟِﺌ ِﻦ ﺍ‬ ‫ﺾ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺒ ﹶﻠ ﹶﺔ‬ ‫ﺎِﺑ ٍﻊ ِﻗ‬‫ِﺑﺘ‬
(145) ‫ﲔ‬
 ‫ﻦ ﺍﻟﻈﱠﺎِﻟ ِﻤ‬ ‫ﻚ ِﺍﺫﹰﺍ ﹶﻟ ِﻤ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻢ ِﺍ‬

144) Senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu elbette
görüyoruz. Gerçekten şimdi seni kendisinden hoşnut
olacağın kıbleye çeviriyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram
tarafına çevir. Nerede olursanız yüzlerinizi onun tarafına
çevirin. Şüphesiz kitap verilenler bunun Rablerinden bir
hak olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından
gafil değildir.
Hz. Peygamber "Belki Cibril gelir ve çok istediği kıblenin Ka'be'ye
çevrilişi haberini getirir" umuduyla gözünü hep gökyüzünde dolaştırırdı.
İşte bunun üzerine Allah Tealâ "Biz azîmüşşan çoğu kere yüzünü göğe
çevirdiğini muhakkak görüyoruz..." âyetini indirdi.25

kitap ‫ ﺍﻟﻜِﺘﹶـﺎﺏ‬verilenlere‫ﻥ ﺃُﻭﺘﹸﻭﺍ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬sen götürsen de ‫ﺕ‬
‫ﻴ ﹶ‬ ‫ﻥ َﺃ ﹶﺘ‬
 ِ‫ﹶﻟﺌ‬‫ﻭ‬
senin kıblene ‫ﻙ‬
 ‫ﺒﹶﻠﺘﹶـ‬ ‫ ِﻗ‬Uymazlar ‫ﻭﺍ‬‫ﺎ ﹶﺘ ِﺒﻌ‬‫ ﻤ‬her türlü ayeti ‫ﻴ ٍﺔ‬ ‫ِﺒ ﹸﻜلﱢ ﺁ‬
‫ـﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Onların kıblelerine ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺒﻠﹶـ ﹶﺘ‬ ‫ ِﻗ‬uyacak değilsin ‫ﺕ ِﺒﺘﹶﺎ ِﺒ ٍﻊ‬
‫ﺎ َﺃ ﹾﻨ ﹶ‬‫ﻭﻤ‬
kıblesine de ‫ﺒﻠﹶـ ﹶﺔ‬ ‫ ِﻗ‬Onlardan bir kısmı uymaz ٍ‫ﻡ ﺒِﺘﹶـﺎﺒِﻊ‬ ‫ﻬ‬ ‫ـ‬‫ﻌﻀ‬ ‫ﺒ‬
Andolsun ki uyacak olursan ‫ﺕ‬
‫ـ ﹶ‬‫ﺒﻌ‬ ‫ﻥ ﺍ ﱠﺘ‬
 ‫ﻭﻟﹶـ ِﺌ‬ bir kısmının ‫ﺽ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬
sana gelen ‫ﻙ‬
 ‫ﺀ‬ ‫ـﺎ‬‫ﺎ ﺠ‬‫ ﻤ‬sonra ‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬onların hevalarına ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻫﻭ‬ ‫َﺃ‬
 ‫ ِﺇﻨﱠـ‬ilimden sonra ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻡ‬
 ‫ِﻤ‬
O takdirde ‫ ِﺇﺫﹰﺍ‬Muhakkak sen de ‫ﻙ‬
zalimlerden olursun ‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ﺍﻟﻅﱠﺎِﻟﻤِﻴ‬
 ‫ﹶﻟ ِﻤ‬
145) Andolsun ki sen, kitap verilenlere her türlü ayeti
götürsen de senin kıblene uymazlar; sen de onların
kıblelerine uyacak değilsin. Onlardan bir kısmı, bir
kısmının kıblesine de uymaz. Andolsun ki sana gelen
ilimden sonra onların hevalarına uyacak olursan muhakkak
o takdirde sen de zalimlerden olursun.
(*)Adaletten ayrılan, ifratla tefrit arasını bir türlü bulamayan, Allah'a
kullukta aynı kıble üzerinde diğer ümmetlerle birleşmeyen, bu yüzden
dinden asıl gayenin ne olduğunu bilemez hale gelen Yahudi ve
Hıristiyanların İbrahim (a.s.)ın Hanîf yolundan nasıl uzaklaştıkları ve aşırı
bir taassupla Muhammed'i (a.s.) nasıl reddettikleri beyân edildikten ve
Muhammed (a.s.)ın ümmetinin bu iki milletin tutumunun aksine adalet
örnekleri, hak şahitleri bulunduklarına dikkatler çekildikten sonra Allah'a
kullukta bütün insanların birleşmesi gerektiğinin lüzumu belirtiliyor; kıble
olarak ilk kurulan mabedin (Kabe), Allah'a dosdoğru imân eden
milletlerin müşterek kıblesi olduğu anlatılıyor.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻭِﺍ ﱠﻥ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺑﻨ‬‫ﻌ ِﺮﻓﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ ﹶﻛﻤ‬‫ﻧﻪ‬‫ﻌ ِﺮﻓﹸﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺗ‬‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﹶﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
‫ﻦ‬ ‫ﻖ ِﻣ‬ ‫ﺤ‬
 ‫( ﹶﺍﹾﻟ‬146) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻮ ﹶﻥ ﺍﹾﻟ‬‫ﺘﻤ‬‫ﻴ ﹾﻜ‬‫ﻢ ﹶﻟ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﹶﻓﺮِﻳﻘﹰﺎ ِﻣ‬

‫ﺎ‬‫ﻮﹼﻟِﻴﻬ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻬﺔﹲ ﻫ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻭِﻟﻜﹸ ﱟﻞ ِﻭ‬ (147) ‫ﻦ‬ ‫ﺘﺮِﻳ‬‫ﻤ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﻧ‬‫ﺗﻜﹸﻮ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻚ ﹶﻓ ﹶ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺭ‬

‫ﷲ‬
َ ‫ﺎ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﺟﻤِﻴﻌ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﺕ ِﺑﻜﹸﻢ‬
ِ ‫ﻳ ﹾﺄ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺗﻜﹸﻮﻧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﻣ‬ ‫ﻳ‬‫ﺕ ﹶﺍ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺨ‬
 ‫ﺘِﺒﻘﹸﻮﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﺳ‬ ‫ﻓﹶﺎ‬

‫ﻮ ﱢﻝ‬ ‫ﺖ ﹶﻓ‬
 ‫ﺟ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻴﺚﹸ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ (148) ‫ﻰ ٍﺀ ﹶﻗﺪِﻳﺮ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻛ ﱢﻞ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻖ ِﻣ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﹶﻟ ﹾﻠ‬‫ﻧﻪ‬‫ﻭِﺍ‬ ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﺠ ِﺪ ﺍﹾﻟ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺷ ﹾﻄ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻭ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮ ﱢﻝ‬ ‫ﺖ ﹶﻓ‬
 ‫ﺟ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻴﺚﹸ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ (149) ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﺎ ِﻓ ٍﻞ‬‫ِﺑﻐ‬
‫ﺮﻩ‬ ‫ﺷ ﹾﻄ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ ﹸﻜ‬ ‫ﻮ‬‫ﻭﺟ‬ ‫ﻮﻟﱡﻮﺍ‬ ‫ﻢ ﹶﻓ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻴﺚﹸ ﻣ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﺠ ِﺪ ﺍﹾﻟ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺷ ﹾﻄ‬

‫ﻼ‬
‫ﻢ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻮﺍ ِﻣ‬‫ﻦ ﹶﻇ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺠﺔﹲ ِﺍ ﱠﻻ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻳﻜﹸﻮ ﹶﻥ ﻟِﻠﻨ‬ ‫ﻼ‬
‫ِﻟﹶﺌ ﱠ‬

‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻬ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻤﺘِﻰ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻢ ِﻧ‬ ‫ﻭﻻﹸِﺗ‬ ‫ﻮﻧِﻰ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺧ‬ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺨ‬
 ‫ﺗ‬
‫ﺎ‬‫ﺎِﺗﻨ‬‫ﻢ ﹶﺍﻳ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺘﻠﹸﻮﺍ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻮ ﹰﻻ ِﻣ‬‫ﺭﺳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﻓِﻴ ﹸﻜ‬‫ﺳ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫( ﹶﻛﻤ‬150)

‫ﻮﺍ‬‫ﺗﻜﹸﻮﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﻌ ﱢﻠﻤ‬ ‫ﻭﻳ‬ ‫ﻤ ﹶﺔ‬ ‫ﺤ ﹾﻜ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺏ ﻭ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻜﹸﻢ‬‫ﻌ ﱢﻠﻤ‬ ‫ﻭﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺰﻛﱢﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻭﻳ‬

‫ﻭ ِﻥ‬‫ﺗ ﹾﻜ ﹸﻔﺮ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻭﺍ ﻟِﻰ‬‫ﺷ ﹸﻜﺮ‬ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﺮ ﹸﻛ‬ ‫ﻭﻧِﻰ ﹶﺍ ﹾﺫ ﹸﻛ‬‫( ﻓﹶﺎ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬151) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬

‫ﷲ‬
َ ‫ﻮ ِﺓ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﻠ‬‫ﺍﻟﺼ‬‫ﺒ ِﺮ ﻭ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻮﺍ ﺑِﺎﻟ‬‫ﺘﻌِﻴﻨ‬‫ﺳ‬ ‫ﻮﺍ ﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺂﹶﺍ‬‫( ﻳ‬152)
(153) ‫ﻦ‬ ‫ﺎِﺑﺮِﻳ‬‫ﻊ ﺍﻟﺼ‬ ‫ﻣ‬

kitap ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬Kendilerine verdiklerimiz ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻥ ﺁ ﹶﺘ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
öz ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺀ‬ ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ َﺃ‬tanıdıkları ‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ِﺭﻓﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬ gibi‫ﺎ‬‫ ﹶﻜﻤ‬Onu tanırlar ‫ﻪ‬ ‫ﻌ ِﺭﻓﹸﻭ ﹶﻨ‬ ‫ﻴ‬
bir grup ‫ ﹶﻓﺭِﻴﻘﹰﺎ‬Buna rağmen gerçekten ‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ oğullarını
‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬
hakkı ‫ﻕ‬
‫ﺤﱠ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬gizlerler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻜﹸﺘﻤ‬ ‫ ﹶﻟ‬onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ‬
bildikleri halde ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬
146) Kendilerine kitap verdiklerimiz onu öz oğullarını
tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup
gerçekten bildikleri halde hakkı gizlerler.

O halde sakın ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘﻜﹸﻭ ﹶﻨ‬Rabbindendir ‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬O hak ‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬
şüphe edenlerden ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ﹶﺘﺭِﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬olma
147) O hak Rabbindendir. O halde sakın şüphe
edenlerden olma.
ona ‫ﺎ‬‫ﻭﻟﱢﻴﻬ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ bir yön ‫ﻬ ﹲﺔ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ ِﻭ‬Herkes için vardır ki ‫ل‬
‫ﻭِﻟ ﹸﻜ ﱟ‬
hayırlara ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶ‬O halde koşun ‫ﺴ ﹶﺘ ِﺒﻘﹸﻭﺍ‬
 ‫ ﻓﹶﺎ‬döndürücüdür
biraraya getirir ‫ﻡ‬ ‫ﺕ ِﺒ ﹸﻜ‬
ِ ‫ﻴ ْﺄ‬ olsanız da ‫ﺎ ﹶﺘﻜﹸﻭﻨﹸﻭﺍ‬‫ ﻤ‬Her nerede ‫ﻴﻥ‬ ‫َﺃ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻜلﱢ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬hepinizi ‫ﺎ‬‫ﺠﻤِﻴﻌ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
kadirdir ‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻗﺩِﻴ‬her şeye ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﹶ‬
148) Herkes için bir yön vardır ki ona döndürücüdür. O
halde hayırlara koşun. Her nerede olsanız da Allah hepinizi
biraraya getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir.
(*)Ümmetlerden herbirinin, yüzlerini döndüreceği bir kıblesi vardır.
Ey Mü'minler! Hayır işlere koşmaya ve onlarda acele etmeye bakınız.
Siz nerede olursanız olun; ister yeryüzünün en derin yerlerinde, isterse
dağların tepelerinde bulunun, Allah sizin hepinizi hesap için toplayacak
ve doğru yolda gidenle yanlış yolda gideni birbirinden ayıracaktır.
Bedenleriniz ve cisimleriniz parçalanıp dağılsa da, şüphesiz Allah sizin bu
parçalarınızı yeryüzünden toplayıp biraraya getirmeye kadirdir.

Sayfa 22

yüzünü ‫ﻙ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻭ‬ Çevir ‫ل‬
‫ﻭ ﱢ‬ ‫ ﹶﻓ‬çıkarsan ‫ﺕ‬
‫ﺠ ﹶ‬
 ‫ﺨﺭ‬
‫ ﹶ‬Nereden ‫ﺙ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ ِﻤ‬
Muhakkak ki ‫ﻪ‬ ‫ﻭِﺇﱠﻨ‬ Mescid-i Haram ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ﺠ ِﺩ ﺍ ﹾﻟ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬tarafına ‫ﻁﺭ‬
‫ﺸ ﹾ‬
‫ﹶ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬değildir ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Rabbinden ‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬bir haktır ‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ ﹶﻟ ﹾﻠ‬o
yaptıklarınızdan ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ﻋﻤ‬
 gafil ‫ل‬
ٍ ‫ِﺒﻐﹶﺎ ِﻓ‬
149) Nereden çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram tarafına
çevir. Muhakkak ki o Rabbinden bir haktır. Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir.

çevir ‫ل‬
‫ﻭ ﱢ‬ ‫ ﹶﻓ‬çıksan da ‫ﺕ‬
‫ﺠ ﹶ‬
 ‫ﺨﺭ‬
‫ ﹶ‬Her nereden ‫ﺙ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ ِﻤ‬
Mescid-i Haram ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ﺠ ِﺩ ﺍ ﹾﻟ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬tarafına ‫ﻁﺭ‬
‫ﺸ ﹾ‬
‫ ﹶ‬yüzünü ‫ﻙ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻭ‬
çevirin ‫ﻭﻟﱡﻭﺍ‬ ‫ ﹶﻓ‬Olsanız da ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬‫ ﻤ‬her nerede ‫ﺙ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻭ‬
bulunmasın ‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ ‫ ِﻟ َﺌﻠﱠﺎ‬Onun tarafına ‫ﻩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻁ‬
‫ﺸ ﹾ‬
‫ ﹶ‬yüzlerinizi ‫ﻡ‬ ‫ﻫ ﹸﻜ‬ ‫ﻭ‬‫ﻭﺠ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇﻟﱠﺎ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬bir delil ‫ﺠ ﹲﺔ‬
‫ﺤ‬
 aleyhinize ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ki insanlar için ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬
O ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺨﹶ‬
‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ ﹾ‬Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬zulmedenler müstesna ‫ﻭﺍ‬‫ﻅﹶﻠﻤ‬
‫ﹶ‬
ki ‫ﻡ‬ ‫ﻭِﻟُﺄ ِﺘ‬ benden korkun ‫ﻭﻨِﻲ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺨﹶ‬
‫ﺍ ﹾ‬‫ ﻭ‬halde onlardan korkmayın
umulur ‫ﻡ‬ ‫ﱠﻠ ﹸﻜ‬‫ﹶﻟﻌ‬‫ ﻭ‬Size olan ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 nimetimi ‫ﻤﺘِﻲ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ِﻨ‬tamamlayayım
 ‫ﻭ‬‫ﻬ ﹶﺘﺩ‬ ‫ ﹶﺘ‬ki
hidayete erersiniz ‫ﻥ‬
150) Her nereden çıksan da yüzünü Mescid-i Haram
tarafına çevir. Her nerede olsanız da, yüzlerinizi onun
tarafına çevirin, ki insanlar için aleyhinize bir delil
bulunmasın; yalnız onlardan (delilsizce) zulmedenler
müstesna. O halde onlardan korkmayın, benden korkun ki
size olan nimetimi tamamlayayım; umulur ki hidayete
erersiniz.
Katâde'den rivayet ediliyor ki o şöyle demiş: Mekke müşriklerinin
"Muhammed nasıl kıblemize dönmüşse yakında dinimize de dönecektir."
demeleri üzerine bu ve devamındaki âyetler nazil oldu.26

ve içinizde bulunan ‫ﻡ‬ ‫ ﻓِﻴ ﹸﻜ‬gönderdiğimiz ‫ﺴ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ َﺃ‬gibi ‫ﺎ‬‫ﹶﻜﻤ‬
Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 okuyor ‫ﻴ ﹾﺘﻠﹸﻭ‬ sizden olan ‫ﻡ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬Rasulü ‫ﻭﻟﹰﺎ‬‫ﺭﺴ‬
size öğretiyor ‫ﻡ‬ ‫ﻤ ﹸﻜ‬ ‫ﻌﻠﱢ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ Sizi arındırıyor ‫ﻡ‬ ‫ﺯﻜﱢﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ ayetlerimizi ‫ﺎﺘِ ﹶﻨﺎ‬‫ﺁﻴ‬
‫ﻡ ﹶﺘﻜﹸﻭﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ ﻤ‬öğretiyor ‫ﻡ‬ ‫ﻤ ﹸﻜ‬ ‫ﻌﻠﱢ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ ile hikmeti ‫ ﹶﺔ‬‫ﺍ ﹾﻟﺤِ ﹾﻜﻤ‬‫ ﻭ‬kitap ‫ﺏ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬
bilmediğiniz şeyleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﹶﺘ‬
151) Sizden olan ve içinizde bulunan Rasulü gönderdiğimiz
gibi… Size ayetlerimizi okuyor, sizi arındırıyor, size kitap
ile hikmeti öğretiyor ve size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor.

ben de sizi anayım ‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹸﻜ‬ ‫ َﺃ ﹾﺫ ﹸﻜ‬O halde beni anın ki ‫ﻭﻨِﻲ‬‫ﻓﹶﺎ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬
bana küfür ‫ﻭﻨِﻲ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ ﹾﻜ ﹸﻔﺭ‬ ve bana şükredin ‫ﻭﺍ ﻟِﻲ‬‫ﺸ ﹸﻜﺭ‬
‫ﺍ ﹾ‬‫ﻭ‬
(nankörlük) etmeyin
152) O halde beni anın ki ben de sizi anayım ve bana
şükredin; bana küfür (nankörlük) etmeyin.

yardım isteyin ‫ﺴ ﹶﺘﻌِﻴﻨﹸﻭﺍ‬
 ‫ ﺍ‬iman ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺁ‬edenler‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ey‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Muhakkak ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬ve namaz ‫ﺼﻠﹶﺎ ِﺓ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ ﻭ‬sabır ile ‫ﺒ ِﺭ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﺒِﺎﻟ‬
sabredenlerle beraberdir ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺒﺭِﻴ‬‫ﻊ ﺍﻟﺼ‬ ‫ﻤ‬
153) Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile yardım isteyin.
Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.
Sabır: Nefsi, Allah’ın emrine zıt şeyler yapmaktan alıkoymaktır.
Namaz: Hem kalple hem de hareketle yapılan, insanı Allah’a en çok
yaklaştıran, ahireti hatırlatan, gerçek manada kılındığında insanı kötü
huylardan alıkoyan bir ameldir. Namaz kulun Allah’la buluşmasıdır.
Namaz ibadeti münafıklara ağır gelir. Resulullah (a.s) sıkıntı anında
rahatlamak için namaz kılardı.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

Allah ‫ل ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ‬öldürülenler için ُ‫ﻴ ﹾﻘ ﹶﺘل‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻟ‬demeyin ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘﻘﹸﻭﻟﹸﻭﺍ‬
onlar diridirler ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ َﺃ‬Bilakis ‫ل‬
ْ ‫ﺒ‬ ölüler ‫ﺕ‬
‫ﺍ ﹲ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ َﺃ‬yolunda
siz farkedemezsiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ ﹾ‬fakat ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ﻭ‬
154) Allah yolunda öldürülen (şehit)ler205 için "ölüler”
demeyin! Bilakis onlar diridirler; fakat siz farkedemezsiniz.
"Allah yolunda öldürülmüş olanlar için ölüler demeyin..." âyeti Bedr
gazvesinde öldürülmüş olan mü'minler hakkında inmiştir. Bunlar
muhacirlerden 6, ansardan da 8 olmak üzere 14 kişiydiler.
(Muhacirlerden: Ubeyde ibnu'l-Hâris, Sa'd ibn Ebi Vakkâs'ın kardeşi
Umeyr ibn Ebî Vakkâs, Zu'ş-Şimâleyn diye meşhur olmuş olan Umeyr
ibn Abdi Amr ibni'l-As, Sa'd ibn Leys oğullarından Akıl ibn Bukeyr Hz.
Ömer'in kölesi Mihca\ Haris ibn Fihr oğullarından Safvân ibn Beyzâ;
Ensar'dan: Sa'd ibn Hayseme, Mubeşşir ibn Abd ibni'l-Munzir, Yezîd
ibnu'l-Hâris ibn Kays, Umeyr ibnu'l-Humâm, Râfi' ibnu'l-Muallâ, Harise
ibn Surâka, Haris ibn Rifâa'nın iki oğlu Avf ve Muavviz (ki anneleri
Afrâ'ya nisbetle Afrâ'nın iki oğlu da denilir). İnsanlar böyle Allah yolunda
savaşta birisi öldürüldü mü "Filânca Öldü, dünya nimet ve lezzetleri de
onun için gitti, sona erdi." derlerdi. Bu söz üzerine Allah Tealâ bu âyeti
inzal buyurdu.206

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬biraz ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ ﺒِ ﹶ‬Andolsun ki sizi imtihan edeceğiz ‫ﻡ‬ ‫ﻭﻨﱠ ﹸﻜ‬ ‫ﺒﹸﻠ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹶﻨ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬ve eksiltmekle ٍ‫ ﹶﻨ ﹾﻘﺹ‬‫ ﻭ‬açlık ‫ﻉ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﺍ ﹾﻟﺠ‬‫ ﻭ‬korku ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﺍ ﹾﻟ ﹶ‬
ve ürünlerden ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﺜ‬‫ ﻭ‬canlardan ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟﺄَﻨ ﹸﻔ‬‫ ﻭ‬mallardan ‫ل‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
sabredenleri ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺒﺭِﻴ‬‫ ﺍﻟﺼ‬müjdele ‫ﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺒ ﱢ‬ ‫ﻭ‬
155) Andolsun ki sizi biraz korku, açlık ve mallardan,
canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz.
Sabredenleri müjdele.

Sayfa 23

‫ﻦ ﹶﻻ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ٌ‫ﺂﺀ‬‫ﺣﻴ‬ ‫ﺑ ﹾﻞ ﹶﺍ‬ ‫ﺍﺕ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﷲ ﹶﺍ‬
ِ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍ‬ ‫ﺘﻞﹸ ﻓِﻰ‬‫ ﹾﻘ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺗﻘﹸﻮﻟﹸﻮﺍ ِﻟ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬
‫ﻑ‬
ِ ‫ﻮ‬ ‫ﺨ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﻰ ٍﺀ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ِﺑ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻧﻜﹸ‬‫ﻮ‬ ‫ﺒﻠﹸ‬ ‫ﻨ‬‫ﻭﹶﻟ‬

(154)

‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺗ‬

‫ﺸ ِﺮ‬
 ‫ﺑ‬‫ﻭ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﺮ‬ ‫ﺍﻟﱠﺜ‬‫ﺲ ﻭ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺍ ِﻝ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﻦ ﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺺ ِﻣ‬
ٍ ‫ﻧ ﹾﻘ‬‫ﻭ‬ ‫ﻉ‬
ِ ‫ﻮ‬‫ﺍﹾﻟﺠ‬‫ﻭ‬

‫ﺂ‬‫ﻭِﺍﻧ‬ ‫ﺎ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬‫ﺒﺔﹲ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ ِﺍﻧ‬‫ﻣﺼِﻴ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺘ‬ ‫ﺑ‬‫ﺎ‬‫ﻦ ِﺍﺫﹶﺁ ﹶﺍﺻ‬ ‫( ﹶﺍﱠﻟﺬِﻳ‬155) ‫ﻦ‬ ‫ﺎِﺑﺮِﻳ‬‫ﺍﻟﺼ‬

‫ﻤﺔﹲ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺍﺕ‬‫ﺻ ﹶﻠﻮ‬
 ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻚ‬
 ‫( ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬156) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺍ ِﺟﻌ‬‫ﻴ ِﻪ ﺭ‬ ‫ِﺍﹶﻟ‬

 ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍﻟ‬157) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻬ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻢ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻚ‬
‫ﺂِﺋ ِﺮ‬‫ﺷﻌ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭ ﹶﺓ ِﻣ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺼﻔﹶﺎ ﻭ‬
 ‫ﻭﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬

‫ﻑ ِﺑﻬِﻤﹶﺎ‬
 ‫ﻮ‬ ‫ﻳ ﱠﻄ‬ ‫ﻴ ِﻪ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺡ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻼ‬
‫ﺮ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺘ‬‫ﻋ‬ ‫ﺖ ﹶﺍ ِﻭ ﺍ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬‫ﺞ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﷲ ﹶﻓ‬
ِ‫ﺍ‬

‫ﻦ‬ ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬158) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺎ ِﻛﺮ‬‫ﷲ ﺷ‬
َ ‫ﺍ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻉ‬
 ‫ﻮ‬ ‫ﺗ ﹶﻄ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬

‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻩ ِﻟﻠﻨ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻯ ِﻣ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺕ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺒ‬‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﺰﹾﻟﻨ‬ ‫ﻧ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﻣ‬‫ﺘﻤ‬‫ﻳ ﹾﻜ‬

‫( ِﺍ ﱠﻻ‬159) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻼ ِﻋﻨ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬‫ﻢ‬‫ﻬ‬‫ﻌﻨ‬ ‫ﻳ ﹾﻠ‬‫ﻭ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻢ‬‫ﻬ‬‫ﻌﻨ‬ ‫ﻳ ﹾﻠ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺏ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬
 ‫ﻮﺍ ﹶﻓﺎﹸﻭﹶﻟِﺌ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺑ‬‫ﻭ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺻ ﹶﻠﺤ‬
 ‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺎﺑ‬‫ﻦ ﺗ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
‫ﺏ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺘﻮ‬‫ﺎ ﺍﻟ‬‫ﻭﹶﺍﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﻮ‬‫ﻚ ﹶﺍﺗ‬
‫ﻚ‬
 ‫ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬‫ﻢ ﹸﻛﻔﱠﺎﺭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺎﺗ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬160) ‫ﻢ‬ ‫ﺮﺣِﻴ‬ ‫ﺍﻟ‬
‫ﺎ‬‫ﻦ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﺎِﻟﺪِﻳ‬‫( ﺧ‬161) ‫ﲔ‬
 ‫ﻤ ِﻌ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺱ ﹶﺍ‬
ِ ‫ﻨﹶﺎ‬‫ﺍﻟ‬‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜ ِﺔ ﻭ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﻨﺔﹸ ﺍ‬‫ﻌ‬ ‫ﻢ ﹶﻟ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

bir ‫ﺒ ﹲﺔ‬ ‫ﻤﺼِﻴ‬ kendilerine eriştiği zaman ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺒ ﹾﺘ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﺇﺫﹶﺍ َﺃﺼ‬Onlar ki ‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
ve ‫ﻭِﺇﻨﱠﺎ‬ Allah’a aidiz ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬Muhakkak ‫ ِﺇﻨﱠﺎ‬derler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬musibet
dönücüleriz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺠﻌ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﺭ‬ancak O’na ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ ﺇِﹶﻟ‬muhakkak

‫ﻢ ِﺍﹶﻟﻪ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﻭِﺍﹶﻟﻬ‬ (162) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻨ ﹶﻈﺮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻢ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺨ ﱠﻔﻒ‬
 ‫ﹶﻻ ﻳ‬

156) Onlar ki, kendilerine bir musibet eriştiği zaman
“Muhakkak biz Allah’a aidiz ve muhakkak ancak O’na
dönücüleriz” derler.

159) Doğrusu indirdiğimiz apaçık ayetleri ve hidayeti,
kitapta onu insanlara iyice açıklamamızdan sonra
gizleyenler; işte onlar var ya, onlara hem Allah lanet eder,
hem de lanet ediciler lanet ederler.

Musibet az olsun, çok olsun insanın canına, malına veya aile efradına
isabet eden zarar verici şeydir. Musibet anında yukarıdaki duayı okumaya
istirca’ denir.

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Salavat ‫ﺕ‬
‫ﺍ ﹲ‬‫ﺼﹶﻠﻭ‬
 onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 İşte onlar var ya ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬
işte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬‫ ﻭ‬ve rahmet vardır ‫ﻤ ﹲﺔ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ Rablerinden ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬ ‫ﺭ‬
hidayete erenlerin ta kendileridir ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻬ ﹶﺘﺩ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻡ ﺍ ﹾﻟ‬ ‫ﻫ‬
157) İşte onlar var ya, onlar için Rablerinden salavat ve
rahmet vardır, işte onlar hidayete erenlerin ta kendileridir.
Salavat: Salat kelimesinin çoğuludur ve rahmet, dua, övgü, tazim,
mağfiret, namaz gibi manalara gelir.

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬İle Merve ‫ ﹶﺓ‬‫ﺭﻭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟﻤ‬‫ ﻭ‬Safa ‫ﺼﻔﹶﺎ‬
 ‫ ﺍﻟ‬Doğrusu ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Alametlerindendir ‫ﺎ ِﺌ ِﺭ‬‫ﺸﻌ‬
‫ﹶ‬
umre yaparsa ‫ﺭ‬‫ﻋ ﹶﺘﻤ‬
 ‫ ﺍ‬veya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬Beyti ‫ﺕ‬
‫ﻴ ﹶ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Hacceder ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬

tavaf ‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹶ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻴ ﱠ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬kendisine ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬hiçbir günah ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 yoktur ‫ﹶﻓﻠﹶﺎ‬
Kendi isteğiyle ‫ﻭﻉ‬ ‫ﻁ‬
‫ ﹶﺘ ﹶ‬Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ bu ikisini ‫ﺎ‬‫ ِﺒ ِﻬﻤ‬etmesinde
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Muhakkak ki ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬bir hayır ‫ﺍ‬‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬yaparsa
Alim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 şakir’dir ‫ﺭ‬ ‫ﺸﹶﺎ ِﻜ‬
158) Doğrusu Safa ile Merve Allah'ın alametlerindendir.
Her kim beyti hacceder veya umre yaparsa bu ikisini tavaf
etmesinde kendisine hiçbir günah yoktur. Her kim kendi
isteğiyle bir hayır yaparsa, muhakkak ki Allah Şakir
(şürkedilen)'dir, Alim (bilen)'dir.
Ahmed ibn Muhammed kanalıyla Asım'dan rivayete göre o şöyle diyor:
Enes ibn Mâlik'e sordum: "Safa ile Merve arasında sa'yden hoşlanmaz
mıydınız?", "Evet, Allah Tealâ: "Safa ve Merve Allah'ın şeâirindendir.
Her kim hacceder veya umre yaparsa o ikisi arasında tavaf (sa'y)
etmesinde bir günah yoktur." âyetini indirinceye kadar o ikisi câhil iye
şeâirindendi" dedi.207

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬indirdiğimiz ‫ﺯ ﹾﻟﻨﹶﺎ‬ ‫ﺎ ﺃَﻨ‬‫ ﻤ‬gizleyenler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻜﹸﺘﻤ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Doğrusu ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
Onu ‫ﻩ‬ ‫ﻴﻨﱠﺎ‬‫ﺒ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌ ِﺩ ﻤ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬ve hidayeti ‫ﻯ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬apaçık ayetleri ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
kitapta ‫ﺏ‬
ِ ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬İnsanlara ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬iyice açıklamamızdan sonra
hem Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬onlara lanet eder ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌﹸﻨ‬ ‫ﻴ ﹾﻠ‬ işte onlar var ya ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬
hem de lanet ediciler ‫ﻥ‬
 ‫ﻋﻨﹸﻭ‬
ِ ‫ ﺍﻟﻠﱠﺎ‬lanet ederler ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌ ﹸﻨ‬ ‫ﻴ ﹾﻠ‬ ‫ﻭ‬

(163) ‫ﻢ‬ ‫ﺮﺣِﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬‫ﻤﻦ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻮ ﺍﻟ‬ ‫ﻪ ِﺍ ﱠﻻ ﻫ‬ ‫ ﻵ ِﺍﹶﻟ‬‫ﺍ ِﺣﺪ‬‫ﻭ‬

tevbe edip ‫ﻭﺍ‬‫ ﺘﹶﺎﺒ‬kimseler ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ancak müstesna‫ِﺇﻟﱠﺎ‬
işte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ﹶﻓُﺄ‬ve iyice açıklayan ‫ﻴﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻭ‬ düzelen ‫ﻭﺍ‬‫ﺼﹶﻠﺤ‬
 ‫َﺃ‬‫ﻭ‬
Şüphesiz ‫ﻭَﺃﻨﹶﺎ‬ onların ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 tevbelerini kabul ederim‫ﺏ‬
 ‫َﺃﺘﹸﻭ‬
Rahim’im ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬Tevvab’ım ‫ﺏ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﺍﻟ ﱠﺘﻭ‬ben
160) Ancak tevbe edip düzelen ve iyice açıklayan kimseler
müstesna, işte onlar; onların tevbelerini kabul ederim.
Şüphesiz Ben Tevvab (tevbeleri kabul eden)’ım, Rahim
(esirgeyiciyen)’im.

‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ölen kimseler ‫ﺎﺘﹸﻭﺍ‬‫ﻭﻤ‬ inkar edip de ‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Doğrusu ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
onların ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 işte onlar var ya ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ُﺃ‬kafir olarak ‫ﺭ‬ ‫ﹸﻜﻔﱠﺎ‬
meleklerin ِ‫ﻤﻠﹶﺎﺌِ ﹶﻜﺔ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬laneti ‫ﻌ ﹶﻨ ﹸﺔ‬ ‫ ﹶﻟ‬üzerinedir
tüm ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻌِﻴ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ َﺃ‬insanların ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍﻟﻨﱠﺎ‬‫ﻭ‬
161) Doğrusu inkar edip de kafir olarak ölen kimseler; işte
onlar var ya; Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti
onların üzerinedir.

‫ ﻟﹶﺎ‬Onun içinde ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬sürekli kalıcıdırlar ‫ﺨﹶﺎِﻟﺩِﻴﻥ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ azap ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
 hafifletilmez ‫ﻑ‬
‫ﺨﻔﱠ ﹸ‬
‫ﻴ ﹶ‬
ve onlar gözetilmezler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻅﺭ‬
‫ﻨ ﹶ‬‫ﻴ‬
162) Onun içinde sürekli kalıcıdırlar. Onlardan azap
hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.

(ibadete layık) ‫ ﺇِﹶﻟﻪ‬Yoktur ‫ ﻟﹶﺎ‬Tek ‫ﺩ‬ ‫ﺤ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬İlahtır ‫ﻪ‬ ‫ ِﺇﹶﻟ‬İlahınız ‫ﻡ‬ ‫ﻬ ﹸﻜ‬ ‫ﻭِﺇﹶﻟ‬
Rahman’dır ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺤﻤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟ‬O’ndan başka ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬ilah
Rahim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ ‫ﺍﻟ‬
163) İlahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur.
Rahman (esirgeyen)’dır, Rahim (bağışlayan)’dir.
İbn Abbâs anlatıyor: Kureyş kâfirleri Hz. Peygamber (a.s)'e: "Ey
Muhammed, bize Rabbını vasfet ve onun nesebini haber ver." dediler de
Allah Tealâ İhlâs Sûresini ve "İlâhınız bir tek ilâhtır. Yegâne ilâh O'dur..."
âyetini indirdi.27

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﺎ ِﺭ‬‫ﻨﻬ‬‫ﺍﻟ‬‫ﻴ ِﻞ ﻭ‬ ‫ﻑ ﺍﻟ ﱠﻠ‬
ِ ‫ﻼ‬
‫ﺧِﺘ ﹶ‬ ‫ﺍ‬‫ﺽ ﻭ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻮﺍ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺧ ﹾﻠ ِﻖ ﺍﻟ‬ ‫ِﺍ ﱠﻥ ﻓِﻰ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﺰ ﹶﻝ ﺍ‬ ‫ﻧ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺱ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺍﻟﻨ‬‫ﻨ ﹶﻔﻊ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﺤ ِﺮ ِﺑﻤ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺠﺮِﻯ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻚ ﺍﱠﻟﺘِﻰ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ ﹸﻔ ﹾﻠ‬‫ﻭ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﺚ ﻓِﻴﻬ‬
‫ﺑ ﱠ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮِﺗﻬ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺽ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺎ ِﺑ ِﻪ ﹾﺍ ﹶﻻ‬‫ﺣﻴ‬ ‫ﺂ ٍﺀ ﹶﻓﹶﺎ‬‫ﻦ ﻣ‬ ‫ﺂ ِﺀ ِﻣ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﺂ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺨ ِﺮ‬
‫ﺴ‬
 ‫ﺏ ﺍﹾﻟﻤ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺴﺤ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ﺡ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺮﻳ‬ ‫ﻒ ﺍﻟ‬
ِ ‫ﺼﺮِﻳ‬
 ‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﺑ ٍﺔ‬‫ﺍ‬‫ﹸﻛ ﱢﻞ ﺩ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺨﺬﹸ ِﻣ‬
ِ ‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ (164) ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻮ ٍﻡ‬ ‫ﺕ ِﻟ ﹶﻘ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺽ ﹶﻻﻳ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬

ِ‫ﺐﺍ‬
 ‫ﺤ‬
 ‫ﻢ ﹶﻛ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧ‬‫ﻮ‬‫ﺤﺒ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﺍ‬‫ﺍﺩ‬‫ﻧﺪ‬‫ﷲ ﹶﺍ‬
ِ ‫ﻭ ِﻥ ﺍ‬‫ﺩ‬
‫ﺎ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬‫ﺣﺒ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﷲ ﻭ‬
‫ﺎ‬‫ﺟﻤِﻴﻌ‬ ‫ﻮ ﹶﺓ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﺏ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍﹾﻟﻘﹸ‬
 ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻮﺁ ِﺍ ﹾﺫ‬‫ﻦ ﹶﻇ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻯ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﺮ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻦ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺗِﺒﻌ‬‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﺮﹶﺍ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﺒ‬‫ﺗ‬ ‫( ِﺍ ﹾﺫ‬165) ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ﺪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺷﺪِﻳ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻭﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬

‫ﻭﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬ (166) ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺳﺒ‬ ‫ ﹾﺍ ﹶﻻ‬‫ﺖ ِﺑ ِﻬﻢ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺗ ﹶﻘ ﱠﻄ‬‫ﻭ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﺭﹶﺍﻭ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺒﻌ‬‫ﺗ‬‫ﺍ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬‫ﺍ ِﻣﻨ‬‫ﺮﺅ‬ ‫ﺒ‬‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ﹶﻛﻤ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺮﹶﺍ ِﻣ‬ ‫ﺒ‬‫ﺘ‬‫ﻨ‬‫ﺮ ﹰﺓ ﹶﻓ‬ ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﻮ ﹶﺍ ﱠﻥ ﹶﻟﻨ‬ ‫ﻮﺍ ﹶﻟ‬‫ﺒﻌ‬‫ﺗ‬‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬

‫ﻨﹶﺎ ِﺭ‬‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﲔ ِﻣ‬
 ‫ﺎ ِﺭ ِﺟ‬‫ﻢ ِﺑﺨ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺴﺮ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎﹶﻟ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﷲ ﹶﺍ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻳﺮِﻳ ِﻬﻢ‬
‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﺒ‬‫ﻼ ﹰﻻ ﹶﻃ‬
‫ﺣ ﹶ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ ﻓِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ‬‫ﺱ ﹸﻛﻠﹸﻮﺍ ِﻣﻤ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺍﻟﻨ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺂﹶﺍ‬‫( ﻳ‬167)

(168) ‫ﻣِﺒﲔ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻢ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻧﻪ‬‫ﻴﻄﹶﺎ ِﻥ ِﺍ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺕ ﺍﻟ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺧ ﹸﻄﻮ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺘِﺒﻌ‬‫ﺗ‬

‫ﺎ ﹶﻻ‬‫ﷲ ﻣ‬
ِ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ‬ ‫ﺗﻘﹸﻮﻟﹸﻮﺍ‬ ‫ﻭﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺂ ِﺀ‬‫ﺤﺸ‬
 ‫ﺍﹾﻟ ﹶﻔ‬‫ﻮ ِﺀ ﻭ‬‫ﻢ ﺑِﺎﻟﺴ‬ ‫ﻛﹸ‬‫ﺮ‬‫ﻳ ﹾﺄﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻤ‬‫ِﺍ‬
(169) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬

ve ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ ﻭ‬göklerin ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ ﺍﻟ‬yaratılışında ِ‫ﺨ ﹾﻠﻕ‬
‫ ﻓِﻲ ﹶ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
gece ile ‫ل‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬ardınca gelişinde ‫ﻑ‬
ِ ‫ﺨ ِﺘﻠﹶﺎ‬
‫ﺍ ﹾ‬‫ ﻭ‬yerin
‫ ﻓِﻲ‬taşıyan ‫ﺠﺭِﻱ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺘِﻲ ﹶﺘ‬gemilerde ‫ﻙ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟ ﹸﻔ ﹾﻠ‬‫ ﻭ‬gündüzün ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺍﻟﱠﻨﻬ‬‫ﻭ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ İnsanlara ‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬faydalı şeyleri ‫ﻊ‬ ‫ﻨ ﹶﻔ‬‫ﺎ ﻴ‬‫ ِﺒﻤ‬denizde ‫ﺤ ِﺭ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
suda ‫ﺎ ٍﺀ‬‫ﻥ ﻤ‬
 ‫ ِﻤ‬gökten ‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻥ ﺍﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬indirip ‫ل‬
َ ‫ﺃَﻨﺯ‬
ölü olan ‫ﺎ‬‫ﻭ ِﺘﻬ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ Yeri ‫ﺽ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬Onunla ‫ ِﺒ ِﻪ‬dirilttiği ‫ﺎ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﹶﻓَﺄ‬
canlıyı ‫ﺒ ٍﺔ‬ ‫ﺍ‬‫ ﺩ‬her çeşit ‫ﻥ ﹸﻜلﱢ‬
 ‫ ِﻤ‬orada ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬yaymasında ‫ﺙ‬
‫ﺒ ﱠ‬ ‫ﻭ‬
Bulutlarda ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺴﺤ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ ﻭ‬rüzgarları ‫ﺡ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺭﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬idare etmesinde ‫ﻑ‬
ِ ‫ﺼﺭِﻴ‬
 ‫ﻭ ﹶﺘ‬
gök ile ‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ ﺍﻟ‬arasında ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ emre tabi kılınan ‫ﺨ ِﺭ‬
‫ﺴﱠ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
bir toplum için ٍ‫ﻭﻡ‬ ‫ ﻟِ ﹶﻘ‬ayetler vardır ٍ‫ﺎﺕ‬‫ ﻟﹶﺂﻴ‬yer ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ﻭ‬
aklını kullanan ‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬
164) Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında; gece ile
gündüzün ardınca gelişinde; insanlara faydalı şeyleri
denizde taşıyan gemilerde, Allah’ın gökten indirip onunla
ölü olan yeri dirilttiği suda ve orada her çeşit canlıyı
yaymasında; rüzgarları idare etmesinde ve gök ile yer
arasında olup emre tabi kılınan bulutlarda aklını kullanan
bir toplum için ayetler vardır.
Allah Tealâ Medine'de Hz. Peygamber (a.s)'e: "İlâhınız bir tek ilâhtır.
Yegâne ilâh O'dur…" âyetini indirince Mekke'de Kureyş kâfirleri: "Bir
tek ilâh bütün insanları nasıl kaplıyor,bütün insanların hakkından nasıl
geliyor?" dediler de bunun üzerine "Şüphesiz göklerin ve yerin
yaratılışında... " ayeti nazil oldu.208

‫ﻥ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻥ ﺩ‬
 ‫ ِﻤ‬edinirler ‫ﺨ ﹸﺫ‬
ِ ‫ﻴ ﱠﺘ‬ kimileri ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ İnsanlardan ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻥ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
 ‫ ِﻤ‬Ve ‫ﻭ‬
Onları severler ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭ ﹶﻨ‬‫ﺤﺒ‬
ِ ‫ﻴ‬ eşler ‫ﺍ‬‫ﺍﺩ‬‫ ﺃَﻨﺩ‬Allah’tan başka ‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
İman edenlerin ise ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ ﻭ‬Allah’ı ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬sever gibi ‫ﺤﺏ‬
 ‫ﹶﻜ‬
Bir ‫ﻯ‬‫ﻴﺭ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ Allah’ı ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬sevmeleri ‫ﺎ‬‫ﺤﺒ‬
 Daha güçlüdür ‫ﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫َﺃ ﹶ‬
gördükleri zaman ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ِﺇ ﹾﺫ‬zulmedenler ‫ﻭﺍ‬‫ﻅﹶﻠﻤ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬bilselerdi
Allah’ın ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬kuvvetin ‫ﻭ ﹶﺓ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹸﻘ‬gerçekten ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬azabı ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ﻭَﺃ‬ bütünüyle ‫ﺎ‬‫ﺠﻤِﻴﻌ‬

şiddetli ‫ﺩ‬ ‫ﺸﺩِﻴ‬
‫ ﹶ‬Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬ve gerçekten ‫ﻥ‬
azabının‫ﺏ‬
ِ ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬olduğunu

Sayfa 24

165)Ve insanlardan kimileri Allah'tan başka eşler edinirler
de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise
Allah’ı sevmeleri daha güçlüdür. Zulmedenler, azabı
gördükleri zaman gerçekten kuvvetin bütünüyle Allah'ın ve
Allah’ın azabının gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.
Sevgi Çeşitleri: 1- Farz Olan Sevgi: Allah’ı, Resulünü, mü’minleri ve
Allah’ın sevdiği her şeyi Allah için sevmektir. 2- Şirk Olan Sevgi:
Herhangi bir varlığı, Allah gibi veya O’ndan daha fazla sevmektir. 3Küfür Olan Sevgi: Allah’ın sevmediği, buğzettiği varlıkları ve kişileri
sevmek veya Allah’ın sevmeyi emrettiği varlık ve kişileri sevmemektir. 4Haram Olan Sevgi: Allah’ın haram kıldığı bir şeyi, helal görmemek
şartıyla sadece geçici lezzetinden dolayı sevmektir. 5- Fıtri Olan Sevgi:
Bazı renk ve şekilleri, çocuk, kadın, anne baba, akraba ve iyilik edenleri
sevmek gibi.

Kendilerine tabi ‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﺍ ﱡﺘ ِﺒﻌ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬uzaklaştıkları zaman ‫ﺭَﺃ‬ ‫ِﺇ ﹾﺫ ﹶﺘﺒ‬
kendilerine tabi olanlardan ‫ﻭﺍ‬‫ﺒﻌ‬ ‫ﻥ ﺍ ﱠﺘ‬
 ‫ﻥ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 ‫ ِﻤ‬olunanlar
kopmuştur ‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﻁﻌ‬
‫ ﹶﺘ ﹶﻘ ﱠ‬‫ ﻭ‬azabı ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬görmüşlerdir ‫ﺍ‬‫ﺭَﺃﻭ‬ ‫ﻭ‬
bağlar da ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺴﺒ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ِﺒ ِﻬ‬
166) Kendilerine tabi olunanlar tabi olanlardan
uzaklaştıkları zaman azabı görmüşlerdir, bağlar da
onlardan kopmuştur.
Bizim ‫ﻥ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬
 ‫ َﺃ‬Keşke ‫ﻭ‬ ‫ ﹶﻟ‬uyanlar da ‫ﻭﺍ‬‫ﺒﻌ‬ ‫ﻥ ﺍ ﱠﺘ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬diyeceklerdir ‫ل‬
َ ‫ﻭﻗﹶﺎ‬
uzaklaşsaydık ‫ﺭَﺃ‬ ‫ ﹶﻓ ﹶﻨ ﹶﺘﺒ‬Bir dönüş ‫ﺭﺓﹰ‬ ‫ ﹶﻜ‬için olsaydı da
Bizden ‫ ِﻤﻨﱠﺎ‬uzaklaştıkları ‫ﻭﺍ‬‫ﺭﺀ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﹶﺘ‬gibi ‫ﺎ‬‫ ﹶﻜﻤ‬Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬kendilerine gösterecektir ‫ﻡ‬ ‫ﻴﺭِﻴ ِﻬ‬ İşte böylece ‫ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬
onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ hasretler halinde ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺴﺭ‬
‫ﺤ‬
 yaptıklarını ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎﹶﻟ‬‫ﻋﻤ‬
 ‫َﺃ‬
ateşten ‫ﻥ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬
 ‫ ِﻤ‬çıkıcı ‫ ﺒِﺨﹶﺎ ِﺭﺠِﻴﻥ‬değillerdir
167) Uyanlar da: "Keşke bizim için bir dönüş olsaydı da,
bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık"
diyeceklerdir. İşte böylece Allah kendilerine yaptıklarını
hasretler halinde gösterecektir; onlar ateşten çıkıcı
değillerdir.
Hasret: Kaybedilen, elde edilemeyen bir şey için duyulan pişmanlığın en
ileri derecesidir.

‫ ﻓِﻲ‬şeylerden ‫ﺎ‬‫ ِﻤﻤ‬Yiyin ‫ ﹸﻜﻠﹸﻭﺍ‬Ey insanlar ‫ﺱ‬
 ‫ﺎ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ve temiz ‫ﺎ‬‫ﻴﺒ‬ ‫ﻁ‬
‫ ﹶ‬helal ‫ﺤﻠﹶﺎﻟﹰﺎ‬
 yeryüzündeki ِ‫ﺭﺽ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
Çünkü ‫ﻪ‬ ‫ ِﺇﻨﱠ‬şeytanın ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴﻁﹶﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬adımlarına ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻁﻭ‬
‫ﺨﹸ‬
‫ ﹸ‬uymayın ‫ﻭﺍ‬‫ﹶﺘ ﱠﺘ ِﺒﻌ‬
apaçık ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﺒِﻴ‬ bir düşmandır ‫ﻭ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ‬
 Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬o
168) Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz olan
şeylerden yiyin; şeytanın adımlarına uymayın! Çünkü o
sizin için apaçık bir düşmandır.
"Ey insanlar, yeryüzündeki helâl ve temiz olanlardan yeyin..." âyeti Sakîf,
Huzâa ve Müdlic oğulları'nın bazı hayvanları kendilerine haram kılmaları
üzerine nazil olmuştur. Ancak âyetin gerek lâfzı ve gerekse hükmü
geneldir.28

Kötülüğü ‫ﻭ ِﺀ‬‫ ﺒِﺎﻟﺴ‬Size emreder ‫ﻡ‬ ‫ﺭﻜﹸ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻴ ْﺄ‬ Ancak ‫ﺎ‬‫ِﺇ ﱠﻨﻤ‬
Allah’a ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 Söylemenizi ‫ﻥ ﹶﺘﻘﹸﻭﻟﹸﻭﺍ‬
 ‫ﻭَﺃ‬ Hayasızlığı ‫ﺤﺸﹶﺎ ِﺀ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ ﹶﻔ‬‫ﻭ‬
Bilmediğiniz şeyleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﺎ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬‫ ﻤ‬karşı
169) Size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah’a karşı
bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
Şeytanın vesveseleri: 1- Küfür, şirk, nifak 2- Bidat 3- Büyük günah 4Küçük günah 5- Mübahlarla fazla meşgul olmaya teşvik 6- İki hayırdan
daha az hayırlı olanı tercih etterme.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ــﺎ‬‫ ﻤ‬uyun ‫ــﻭﺍ‬‫ ﺍ ﱠﺘ ِﺒﻌ‬Onlara ‫ﻡ‬ ‫ــ‬‫ ﹶﻟﻬ‬denildiği ‫ل‬
َ ‫ ﻗِﻴــ‬zaman‫ﻭِﺇﺫﹶﺍ‬
biz ‫ﻊ‬ ‫ ﹶﻨ ﱠﺘﺒِـ‬Hayır ‫ل‬
ْ ‫ـ‬‫ ﺒ‬derler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬indirdiğine ‫ل‬
َ ‫ﺃَﻨﺯ‬
üzerinde ِ‫ــﻪ‬‫ﹶﻠﻴ‬‫ ﻋ‬Bulduğumuz şeye ‫ﻴﻨﹶــﺎ‬ ‫ــﺎ َﺃ ﹾﻟ ﹶﻔ‬‫ ﻤ‬uyarız
‫ ﻟﹶـﺎ‬ataları ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ـﺎ ُﺅ‬‫ ﺁﺒ‬Ya idiyseler ‫ﻭ ﻜﹶـﺎﻥ‬ ‫ﻭﻟﹶـ‬ ‫ َﺃ‬atalarımızı ‫ﺀﻨﹶـﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ﺁﺒ‬
ve doğru yolda ‫ﻭﻥ‬‫ﻬﺘﹶـﺩ‬ ‫ﻭﻟﹶـﺎ ﻴ‬ bir şey ‫ﻴﺌًﺎ‬ ‫ ﺸﹶـ‬akletmeyen ‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬
olmayanlar
170) Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman:
“Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız?”
derler. Ya ataları bir şey akletmeyen ve doğru yolda
olmayanlar idiyseler?

Sayfa 25

‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺂ ﹶﺍﹾﻟ ﹶﻔ‬‫ ﻣ‬‫ﺘِﺒﻊ‬‫ﻧ‬ ‫ﺑ ﹾﻞ‬ ‫ﷲ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ‬
ُ ‫ﺰ ﹶﻝ ﺍ‬ ‫ﻧ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻮﺍ ﻣ‬‫ﺗِﺒﻌ‬‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ ﻗِﻴ ﹶﻞ ﹶﻟ‬
(170) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻬ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻴﺌﹰﺎ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺅ‬ ‫ﺂ‬‫ﻮ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ﹶﺍﺑ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺎ ﹶﺍ‬‫ﺂ َﺀ ﻧ‬‫ﹶﺍﺑ‬

‫ﺂ ًﺀ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ ِﺍ ﱠﻻ‬‫ﻤﻊ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﺎ ﹶﻻ‬‫ ِﺑﻤ‬‫ﻨ ِﻌﻖ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻤﹶﺜ ِﻞ ﺍﱠﻟﺬِﻯ‬ ‫ﻭﺍ ﹶﻛ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ﻣﹶﺜﻞﹸ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻭ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺂﹶﺍ‬‫( ﻳ‬171) ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻓ‬‫ﻤﻰ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺑ ﹾﻜﻢ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺻ‬
 ‫ﺁ ًﺀ‬‫ﻭِﻧﺪ‬

‫ﻩ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ِﺍﻳ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻭﺍ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬‫ﺷ ﹸﻜﺮ‬ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﺯ ﹾﻗﻨ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺕ ﻣ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﺒ‬‫ﻦ ﹶﻃ‬ ‫ﻮﺍ ﹸﻛﻠﹸﻮﺍ ِﻣ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﹶﺍ‬

‫ﻨﺰِﻳ ِﺮ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ﻢ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﺍﻟ‬‫ﺘ ﹶﺔ ﻭ‬‫ﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻴﻜﹸﻢ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻤ‬‫( ِﺍ‬172) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺒﺪ‬‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬

İbni Abbâs'tan rivayete göre Peygamber Efendimiz ehl-i kitabdan
Yahudileri İslâm'a çağırmış, onları Hak yola teşvik ve müslüman
olmadıkları
takdirde başlarına gelecek Allah'ın azabı ve
cezalandırmasından sakındırmıştı. İçlerinden Rafı' ibn Hârice ile Mâlik
ibn Avf: "Senin davet ettiğinin aksine biz ancak babalarımızı üzerinde
bulduğumuz dine tâbi oluruz. Onlar senden daha bilgili ve senden daha
hayırlı idiler." dediler. İşte onların bu sözleri üzerine "Onlara: Allah'ın
indirdiğine uyun…" âyetini indirdi.209

‫ﻦ‬ ‫ﷲ ِﻣ‬
ُ ‫ﺰ ﹶﻝ ﺍ‬ ‫ﻧ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﻣ‬‫ﺘﻤ‬‫ﻳ ﹾﻜ‬ ‫ﻦ‬ ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬173) ‫ﺭﺣِﻴﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻏﻔﹸﻮﺭ‬
َ ‫ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬

haline benzer ‫ل‬
ِ ‫ﻤﺜﹶـ‬ ‫ ﹶﻜ‬İnkar edenlerin ‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬misali ،ُ‫ﻤ ﹶﺜل‬ ‫ﻭ‬
duymayanlara ‫ﻊ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬bir şey ‫ﺎ‬‫ ِﺒﻤ‬haykıran kimsenin ‫ﻕ‬
‫ﻴ ﹾﻨ ِﻌ ﹸ‬ ‫ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬
sağırdırlar ‫ﻡ‬ ‫ـ‬‫ ﺼ‬bağırış ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭﻨِـﺩ‬ çağırışdan ‫ﺀ‬ ‫ـﺎ‬‫ﺩﻋ‬ başka ‫ِﺇﻟﱠـﺎ‬
‫ ﻟﹶـﺎ‬bundan dolayı onlar ‫ﻡ‬ ‫ـ‬‫ ﹶﻓﻬ‬kördürler ‫ﻲ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻋ‬
 dilsizdirler ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹾﻜ‬
akletmezler ‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬

‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻯ ﻭ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﻼﹶﻟ ﹶﺔ ﺑِﺎﹾﻟ‬
‫ﻀﹶ‬
 ‫ﺍ ﺍﻟ‬‫ﺮﻭ‬ ‫ﺘ‬‫ﺷ‬ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﻚ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫( ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬174) ‫ﹶﺍﻟِﻴﻢ‬

171) İnkar edenlerin misali, bağırış çağırışdan başka bir şey
duymayanlara haykıran kimsenin haline benzer. Sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı onlar akletmezler.

temiz ِ‫ـﺎﺕ‬‫ﻴﺒ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ﻤِـ‬yiyin ‫ ﹸﻜﻠﹸﻭﺍ‬iman edenler ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ey‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
ve ‫ﻭﺍ‬‫ﺍﺸﹾـ ﹸﻜﺭ‬‫ ﻭ‬sizi rızıklandırdığımız ‫ﻡ‬ ‫ﺯ ﹾﻗﻨﹶـﺎ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬ ‫ـﺎ‬‫ ﻤ‬şeylerden
ibadet ‫ﻭﻥ‬‫ـﺩ‬‫ﻌﺒ‬ ‫ ﹶﺘ‬Yalnız O’na ‫ﻩ‬ ‫ﺎ‬‫ﻡ ِﺇﻴ‬ ‫ﻥ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
 ‫ ِﺇ‬Allah’a ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬şükredin
ediyorsanız
172) Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımız temiz
şeylerden yiyin ve Allah'a şükredin. Yalnız O'na ibadet
ediyorsanız.
Yemek Yemenin Hükümleri: 1- Nefsini ölümden kurtarmak için
yemek farzdır. 2- Zafiyet gibi zararları kendisinden gidermek için yemek
vaciptir. 3- Misafirin utanmaması için ona arkadaşlık yapıp yemek
menduptur. 4- Bu sayılanların haricinde yemek ise mubahtır.

Ölüyü ‫ﻴ ﹶﺘ ﹶﺔ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟﻤ‬size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 haram kıldı ‫ﻡ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺤ‬
 Şüphesiz ancak ‫ﺎ‬‫ِﺇ ﱠﻨﻤ‬
kesilenleri ‫ل‬
‫ـﺎ ُﺃﻫِـ ﱠ‬‫ﻭﻤ‬ domuz ‫ ﺍ ﹾﻟﺨِﻨﺯِﻴـ ِﺭ‬etini ‫ﺤﻡ‬
 ‫ﹶﻟ‬‫ ﻭ‬Kanı ‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺍﻟ‬‫ﻭ‬
her kim ‫ﻥ‬
 ‫ــ‬‫ ﹶﻓﻤ‬Allah’tan ‫ ﺍﻟﻠﱠــ ِﻪ‬başkası ‫ــ ِﺭ‬‫ ِﻟ ﹶﻐﻴ‬adına ‫ﺒِــ ِﻪ‬
ve aşırı ‫ـﺎ ٍﺩ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﻋ‬ zulmetmediği ‫ﻍ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ ﺒ‬‫ﻴﺭ‬ ‫ﻏ‬
‫ ﹶ‬mecbur kalırsa ‫ﻁﺭ‬
‫ﻀﹸ‬
 ‫ﺍ‬
Ona ‫ـ ِﻪ‬‫ﻋﹶﻠﻴ‬
 bir günah yoktur ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻓﻠﹶـﺎ ِﺇﺜﹾـ‬gitmediği taktirde
Rahim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ Ğafur’dur ‫ﺭ‬ ‫ﻏﻔﹸﻭ‬
‫ ﹶ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
173) Şüphesiz size ancak ölüyü, kanı, domuz etini,
Allah'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim
mecbur kalırsa, zulmetmediği ve aşırı gitmediği takdirde
ona bir günah yoktur. Şüphesiz Allah Ğafur (ayıpları
gizleyen)'dur, Rahim (bağışlayan)'dir.
Allah size ancak ölü (leş), kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına
kesilen hayvanlar gibi domuz pis şeyleri haram kıldı. "Burada Allah'tan
başkası, adına kesilenden maksat Alladın adı değil Lât ve Uzza gibi
putların adı zikredilerek kesilen hayvanlardır".

indirdiği ‫ل‬
َ ‫ ﺃَﻨﺯ‬bir şeyi ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬gizleyip ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﺘﻤ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Muhakkak ki ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
satın alanlar var ya ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺸ ﹶﺘﺭ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ﻭ‬ kitaptan ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬
 ‫ ِﻤ‬Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
‫ـﺎ‬‫ ﻤ‬işte onların ‫ﻙ‬
 ‫ﻭﹶﻟﺌِـ‬ ‫ ُﺃ‬Az ‫ ﹶﻗﻠِﻴﻠﹰـﺎ‬bir değer ‫ﻨﹰـﺎ‬‫ ﹶﺜﻤ‬ona karşı ‫ِﺒ ِﻪ‬
başka bir şey ‫ ِﺇﻟﱠـﺎ‬karınlarında ‫ﻡ‬ ‫ﺒﻁﹸـﻭ ِﻨ ِﻬ‬ ‫ ﻓِـﻲ‬yedikleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺄ ﹸﻜﻠﹸﻭ‬
onlarla konuşmayacak ‫ﻡ‬ ‫ـ‬‫ﻤﻬ‬ ‫ﻴ ﹶﻜﱢﻠ‬ ‫ﻭﻟﹶـﺎ‬ ateşten ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟﻨﱠـﺎ‬değildir
ve onları ‫ﻡ‬ ‫ﺯﻜﱢﻴ ِﻬ‬ ‫ـ‬‫ﻭﻟﹶـﺎ ﻴ‬ Kıyamet ‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻘﻴ‬gününde ‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
bir azap da ‫ﺏ‬
 ‫ـﺫﹶﺍ‬‫ ﻋ‬Onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ temize çıkarmayacaktır
acıklı ‫ﻡ‬ ‫ َﺃﻟِﻴ‬vardır

‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ٍﺩ ﻓﹶﻶ ِﺍﹾﺛ‬‫ﻭ ﹶﻻ ﻋ‬ ‫ﻍ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺮ ﺑ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺮ ﹶﻏ‬ ‫ﺿ ﹸﻄ‬
 ‫ﻤ ِﻦ ﺍ‬ ‫ﷲ ﹶﻓ‬
ِ ‫ﻴ ِﺮ ﺍ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺂ ﹸﺍ ِﻫ ﱠﻞ ِﺑ ِﻪ ِﻟ‬‫ﻭﻣ‬

‫ﺎ ﹶﻗﻠِﻴ ﹰ‬‫ﻤﻨ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ ِﺑ ِﻪ ﹶﺛ‬‫ﺘﺮ‬‫ﺸ‬
‫ﻢ‬ ‫ﺑﻄﹸﻮِﻧ ِﻬ‬ ‫ﻳ ﹾﺄ ﹸﻛﻠﹸﻮ ﹶﻥ ﻓِﻰ‬ ‫ﺎ‬‫ﻚ ﻣ‬
 ‫ﻼ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬
 ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬

‫ﻋﺬﹶﺍﺏ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻭﹶﻟﻬ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺰﻛﱢﻴ ِﻬ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﻴ‬‫ﻡ ﺍﹾﻟ ِﻘ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻢ‬‫ﻬ‬‫ ﹶﻜﱢﻠﻤ‬‫ﻭ ﹶﻻ ﻳ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ِﺍ ﱠﻻ ﺍﻟﻨ‬

‫ﺰ ﹶﻝ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻚ ِﺑﹶﺎ ﱠﻥ ﺍ‬
 ‫( ﹶﺫِﻟ‬175) ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫ‬ ‫ﺒ‬‫ﺻ‬
 ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﺮ ِﺓ ﹶﻓﻤ‬ ‫ﻐ ِﻔ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺑِﺎﹾﻟ‬
‫ﺑﻌِﻴ ٍﺪ‬ ‫ﻕ‬
ٍ ‫ﺏ ﹶﻟﻔِﻰ ِﺷﻘﹶﺎ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺘ ﹶﻠﻔﹸﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﺧ‬ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﻭِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺏ ﺑِﺎﹾﻟ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬
(176)

174) Muhakkak ki Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi
gizleyip, ona karşı az bir değer satın alanlar var ya; işte
onların yedikleri karınlarında ateşten başka bir şey değildir.
Kıyamet gününde Allah onlarla konuşmayacak ve onları
temize çıkarmayacaktır. Onlar için acıklı bir azap da vardır.
Ka'b ibnu'l-Eşref, Ka'b ibn Esed, Malik ibnu's-Sayf, Huyey ibn Ahtab,
Ebu Yâsir ibn Ahtab gibi yahudi reisleri ve âlimleri yahudilerin avamından
bir takım menfaatler elde eder, hediyeler alırlar, âhir zamanda
gönderilecek peygamberin de kendilerinden olacağını umarlardı. Bu
umutlarının tersine âhir zaman peygamberi onlar dışında araplardan
çıkınca başkanlıklarının ve menfaatlerinin sona ereceğinden korktular da
Tevrat'taki Hz. Muhammed (a.s)'ın vasıflarını değiştirdiler, sonra bu
değişik şekilde halka çıkardılar ve: "İşte âhir zamanda çıkacak
peygamberin vasıfları bunlar, Mekke'de çıkan peygamberin vasıflarına
benziyor mu?" dediler. Avam da Tevrat'ta âlimleri tarafından yazılan bu
vasıflan görüp Hz. Muhammed (a.s)'ın vasıflarından farklı bularak
Efendimiz (a.s)'e tabî olmadılar. İşte bunun üzerine Allah Tealâ: "Allah'ın
indirdiği kitabdan bir şeyi gizleyip…." âyeti­ni indirdi.29

sapıklığı ‫ـﻠﹶﺎﹶﻟ ﹶﺔ‬‫ ﺍﻟﻀ‬satın alanlardır ‫ﺍ‬‫ﺭﻭ‬ ‫ﺸ ﹶﺘ‬
‫ﻥﺍﹾ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬İşte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬
bağışlanmaya karşı ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﻤ ﹾﻐ ِﻔ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬azabı ‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬hidayete karşı ‫ﻯ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﺒِﺎ ﹾﻟ‬
ateşe ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬
 Onları bu kadar sabrettiren nedir ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬‫ﺼﺒ‬
 ‫ﺎ َﺃ‬‫ﹶﻓﻤ‬
karşı
175) İşte onlar; hidayete karşı sapıklığı, bağışlanmaya karşı
azabı satın alanlardır. Onları ateşe karşı bu kadar
sabrettiren nedir?

Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠـ‬İşte bunun sebebi muhakkak ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻙ ﺒِـَﺄ‬
 ‫ﹶﺫﻟِـ‬
Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ hak olarak ‫ﻕ‬
‫ﺤﱢ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬kitabı ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬indirmesidir ‫ل‬
َ ‫ﺯ‬ ‫ﹶﻨ‬
O kitap ِ‫ ﻓِـﻲ ﺍ ﹾﻟﻜِﺘﹶـﺎﺏ‬ihtilafa düşenler de ‫ﺨ ﹶﺘﹶﻠﻔﹸـﻭﺍ‬
‫ﻥﺍﹾ‬
 ‫ ﺍﻟﱠـﺫِﻴ‬ki
uzak ‫ﺒﻌِﻴ ٍﺩ‬ bir ayrılık ‫ﻕ‬
ٍ ‫ﺸﻘﹶﺎ‬
ِ içindedirler ‫ ﹶﻟﻔِﻲ‬hakkında
176) İşte bunun sebebi muhakkak ki Allah'ın, kitabı hak
olarak indirmesidir. O kitap hakkında ihtilafa düşenler de
şüphesiz ki uzak bir ayrılık içindedirler.
(*)Yahudi bilginleri, peygamberler zincirinin son halkası Hazreti
Muhammed (a.s.) ile ilgili Tevrat'taki belgeleri ve bu belgelerde anlamını
bulan sıfatlarını, dinî liderlik ellerinden çıkmasın diye gizlediler. Ayrıca
Yahudiler kendi milletlerinden bir peygamberin geleceğini bekliyorlardı.
Yahudi olmayan Mekke'nin Kureyş kabilesinin Haşim oğullarından bir
zatın peygamber olarak gönderildiğini duyunca, tavırlarını değiştirdiler.
Tevrat'ta karışık bir durum meydana getirdiler ve inkâra saptılar. Bile bile
hakka karşı gelip doğru yola girmediler.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻦ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻐ ِﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻕ ﻭ‬
ِ ‫ﺸ ِﺮ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺒ ﹶﻞ ﺍﹾﻟ‬‫ﻢ ِﻗ‬ ‫ﻫ ﹸﻜ‬ ‫ﻮ‬‫ﻭﺟ‬ ‫ﻮﻟﱡﻮﺍ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺮ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺲ ﺍﹾﻟِﺒ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﹶﻟ‬
‫ﲔ‬
 ‫ﻴ‬‫ﻨِﺒ‬‫ﺍﻟ‬‫ﺏ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜ ِﺔ ﻭ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻮ ِﻡ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ ِﺮ ﻭ‬ ‫ﻴ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﻦ ﺑِﺎ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺍﹾﻟِﺒ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺑ‬‫ﺍ‬‫ﲔ ﻭ‬
 ‫ﺎ ِﻛ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻰ ﻭ‬‫ﺎﻣ‬‫ﻴﺘ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻰ ﻭ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﺒ ِﻪ ﹶﺫﻭِﻯ ﺍﹾﻟ ﹸﻘ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺣ‬ ‫ﺎ ﹶﻝ‬‫ﻰ ﺍﹾﻟﻤ‬‫ﺁﺗ‬‫ﻭ‬

‫ﺰﻛﹶﻮ ﹶﺓ‬ ‫ﻰ ﺍﻟ‬‫ﺁﺗ‬‫ﻮ ﹶﺓ ﻭ‬ ‫ﻠ‬‫ﻡ ﺍﻟﺼ‬ ‫ﻭﹶﺍﻗﹶﺎ‬ ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺮﻗﹶﺎ‬ ‫ﻭﻓِﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﲔ‬
 ‫ﺂِﺋ ِﻠ‬‫ﺍﻟﺴ‬‫ﺴﺒِﻴ ِﻞ ﻭ‬
 ‫ﺍﻟ‬
‫ﺂ ِﺀ‬‫ﺒ ﹾﺎﺳ‬‫ﻦ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺎِﺑﺮِﻳ‬‫ﺍﻟﺼ‬‫ﻭﺍ ﻭ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ِﺍﺫﹶﺍ ﻋ‬ ‫ﻬ ِﺪ ِﻫ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻮﻓﹸﻮ ﹶﻥ ِﺑ‬‫ﺍﹾﻟﻤ‬‫ﻭ‬
‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻭﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬ ‫ﺪﻗﹸﻮﺍ‬ ‫ﺻ‬
 ‫ﻦ‬ ‫ﻚ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫ﺱ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬
ِ ‫ﺒ ﹾﺎ‬‫ﲔ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻭ ِﺣ‬ ‫ﺁ ِﺀ‬‫ﻀﺮ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ﻭ‬

‫ﺹ ﻓِﻰ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺍﹾﻟ ِﻘﺼ‬‫ﻴﻜﹸﻢ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﻮﺍ ﻛﹸِﺘ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺂﹶﺍ‬‫( ﻳ‬177) ‫ﺘﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﻰ ﹶﻟﻪ‬ ‫ ِﻔ‬‫ﻦ ﻋ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻧﺜﹶﻰ ﹶﻓ‬‫ﻧﺜﹶﻰ ِﺑ ﹾﺎ ﹸﻻ‬‫ﻭﹾﺍ ﹸﻻ‬ ‫ﺒ ِﺪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺪ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺮ ﻭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺮ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺘﻠﹶﻰ ﹶﺍﹾﻟ‬ ‫ﺍﹾﻟ ﹶﻘ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﺎ ٍﻥ ﹶﺫِﻟ‬‫ﺣﺴ‬ ‫ﻴ ِﻪ ِﺑِﺎ‬ ‫ﺁﺀٌ ِﺍﹶﻟ‬‫ﻭﹶﺍﺩ‬ ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺑِﺎﹾﻟ‬‫ﺎﻉ‬‫ﺗﺒ‬‫ﻰﺀٌ ﻓﹶﺎ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻦ ﹶﺍﺧِﻴ ِﻪ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﻋﺬﹶﺍﺏ‬ ‫ﻚ ﹶﻓ ﹶﻠﻪ‬
 ‫ﺪ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻯ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻋ‬ ‫ﻤ ِﻦ ﺍ‬ ‫ﻤﺔﹲ ﹶﻓ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺨﻔِﻴﻒ‬
 ‫ﺗ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﺏ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺂﺍﹸﻭﻟِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻﹾﻟﺒ‬‫ﻮﺓﹲ ﻳ‬‫ﺣﻴ‬ ‫ﺹ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻢ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ ِﻘﺼ‬ ‫ﻭﹶﻟﻜﹸ‬ (178) ‫ﹶﺍﻟِﻴﻢ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﻢ ِﺍﺫﹶﺍ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺐ‬
 ‫( ﻛﹸِﺘ‬179) ‫ﺘﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﺗ‬
‫ﺕ ِﺍ ﹾﻥ‬
 ‫ﻮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﺪﻛﹸﻢ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺮ ﹶﺍ‬ ‫ﻀ‬

‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﺎ‬‫ﺣﻘ‬ ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﲔ ﺑِﺎﹾﻟ‬
 ‫ﺮِﺑ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ ﹾﻗ‬ ‫ﻳ ِﻦ‬‫ﺪ‬ ‫ﺍِﻟ‬‫ﻴﺔﹸ ِﻟ ﹾﻠﻮ‬‫ﺻ‬
ِ ‫ﻮ‬ ‫ﺍ ﹶﺍﹾﻟ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻙ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺗ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻪ‬‫ﺂ ِﺍﹾﺛﻤ‬‫ﻧﻤ‬‫ ﹶﻓِﺎ‬‫ﻌﻪ‬ ‫ﺳ ِﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪﻣ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺪﹶﻟﻪ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫( ﹶﻓ‬180) ‫ﲔ‬
 ‫ﺘ ِﻘ‬‫ﺍﹾﻟﻤ‬

(181) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺳﻤِﻴﻊ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻧﻪ‬‫ﺪﻟﹸﻮ‬ ‫ﺒ‬‫ﻳ‬

yüzlerinizi ‫ﻡ‬ ‫ﻫ ﹸﻜ‬ ‫ﻭ‬‫ﻭﺠ‬ çevirmeniz ‫ﻭﻟﱡﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﹸﺘ‬
 ‫ َﺃ‬iyilik ‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﺒ‬değildir ‫ﻴﺱ‬ ‫ﹶﻟ‬
İyilik ‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﺒ‬fakat ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬ve batı ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻐ ِﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬doğu ‫ﻕ‬
ِ ‫ﺸ ِﺭ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬tarafına ‫ل‬
َ ‫ﻗِﺒ‬
gününe ‫ﻭ ِﻡ‬ ‫ـ‬‫ﺍ ﹾﻟﻴ‬‫ ﻭ‬Allah’a ‫ ﺒِﺎﻟﻠﱠـ ِﻪ‬iman etmesi ‫ﻥ‬
 ‫ـ‬‫ ﺁﻤ‬kişinin ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬
nebilere ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬‫ﺍﻟ ﱠﻨ ِﺒﻴ‬‫ ﻭ‬kitaba ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬‫ ﻭ‬meleklere ِ‫ﻤﻠﹶﺎﺌِ ﹶﻜﺔ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬ahiret ‫ﺨ ِﺭ‬
ِ ‫ﺍﻟﹾﺂ‬
Ona olan sevgisine rağmen ‫ﺒ ِﻪ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 malı ‫ل‬
َ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟﻤ‬vermesi ‫ﺁﺘﹶﻰ‬‫ﻭ‬
yoksullara ‫ﻥ‬
 ‫ﺎﻜِﻴ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬yetimlere ‫ﻰ‬‫ﻴﺘﹶﺎﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Akrabalara ‫ﻰ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ﹶﺫﻭِﻱ ﺍ ﹾﻟ ﹸﻘ‬
 ‫ـﺎ ِﺌﻠِﻴ‬‫ﺍﻟﺴ‬‫ ﻭ‬yolculara ‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ﻥ ﺍﻟ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬
ve ِ‫ﺭﻗﹶـﺎﺏ‬ ‫ﻭﻓِـﻲ ﺍﻟ‬ dilencilere ‫ﻥ‬
vermesi ‫ﺁﺘﹶﻰ‬‫ ﻭ‬namazı ‫ﺼﻠﹶﺎ ﹶﺓ‬
 ‫ ﺍﻟ‬dosdoğru kılması ‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃﻗﹶﺎ‬ kölelere
‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬ahidlerini‫ﻡ‬ ‫ـ ِﺩ ِﻫ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ ِﺒ‬yerine getirmesi ‫ﻥ‬
 ‫ﻭﻓﹸـﻭ‬‫ﺍ ﹾﻟﻤ‬‫ ﻭ‬zekatı ‫ﺯﻜﹶﺎ ﹶﺓ‬ ‫ﺍﻟ‬
‫ ﻓِــﻲ‬sabretmesidir ‫ﻥ‬
 ‫ــﺎ ِﺒﺭِﻴ‬‫ﺍﻟﺼ‬‫ ﻭ‬ahitleştiklerinde ‫ﻭﺍ‬‫ــﺩ‬‫ﺎﻫ‬‫ﻋ‬
ve savaşta ‫ﺱ‬
ِ ‫ـ ْﺄ‬‫ﻥ ﺍ ﹾﻟﺒ‬
 ‫ﻭﺤِـﻴ‬ hastalıkta ‫ﺍ ِﺀ‬‫ـﺭ‬‫ﺍﻟﻀ‬‫ ﻭ‬sıkıntıda ‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺒ ْﺄﺴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
İşte onlar var ‫ﻙ‬
 ‫ﻭﹶﻟﺌِـ‬ ‫ﻭُﺃ‬ sadıklardır ‫ﺩﻗﹸﻭﺍ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬İşte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬
muttakilerdir ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ﱠﺘﻘﹸﻭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ya
177) İyilik yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz
değildir, fakat iyilik, kişinin Allah’a, ahiret gününe,
meleklere, kitaba, nebilere iman etmesi; ona olan sevgisine
rağmen malı akrabalara, yetimlere, yoksullara, yolculara,
dilencilere ve kölelere vermesi; namazı dosdoğru kılması;
zekatı210 vermesi; ahitleştiklerinde ahidlerini yerine
getirmesi; sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabretmesidir.
İşte onlar sadıklardır; işte onlar var ya, onlar muttakilerdir.
Katâde der ki: Bize anlatıldığına göre bir adam Allah'ın Resûlü (a.s)'e:
"Birr nedir ey Allah'ın Resûlü?" diye sormuştu, Allah Tealâ bu âyeti
indirdi. Allah'ın Resûlü (a.s) o adamı çağırarak kendisine bu âyeti
okudu.211
Birr: İyilik, hayırda genişlik, güzel davranış. Birr, müslümanların gerek
kendi aralarında gerekse İslâm devletinin gayr-i müslim vatandaşlarına
karşı güzellik ve adaletle davranmaları anlamında kullanıldığı gibi,
Müslüman'ın Allah'a karşı olan görevlerini ifa ederken işlediği sâlih
amellerin bütünü anlamına da gelmektedir. Birr takvanın kendisidir.
Allah'ın emrine uyup, ilâhî mürakâbeyi yakînen kavramaktır. Tasavvuru,
şuuru, ameli ve Allah'a yönelişi birleştirmek demektir. Ferdin ve
toplumun vicdanına hükmeden tasavvur ile ferdin ve toplumun hayatını
düzenleyen amel, Allah'ın istediği ölçüler dahilinde birleşirse işte o zaman
birr gerçekleşir. Çünkü Kur'an genel olarak toplum hayatında hakkaniyet
ve sevgiyi özellikle vurgulamaktadır. Yani başkalarına karşı hakkı
gözetmek ve sevgi göstermek, Kur'an'ın insanlar için emridir. İşte bu, birr
ile açıklanabilen geniş, bol ve sürekli olan bir hayırdır.

Sayfa 26

Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﻠﹶـ‬
 yazıldı ‫ﺏ‬
 ‫ ﹸﻜﺘِـ‬Ey iman edenler ‫ﻤﻨﹸـﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﺎ ﺍﻟﱠـﺫِﻴ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
hür ‫ﺭ‬ ‫ـ‬‫ ﺍ ﹾﻟﺤ‬Öldürülenler ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘ ﹾﺘﻠﹶـﻰ‬hakkında ‫ ﻓِـﻲ‬kısas ‫ﺹ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺍ ﹾﻟ ِﻘﺼ‬
kadın ‫ﺍ ﹾﻟ ـﺄُﻨﺜﹶﻰ‬‫ ﻭ‬köle ile ‫ﺒ ـ ِﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬Köle ‫ﺩ‬ ‫ﺒ ـ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬hür ile ‫ﺤﺭ‬
 ‫ـﺎ ﹾﻟ‬
‫ِﺒـ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ﻤِـ‬affedilirse ‫ﻪ‬ ‫ﻲ ﻟﹶـ‬
 ‫ﻋﻔِـ‬
 Her kim de ‫ﻥ‬
 ‫ـ‬‫ ﹶﻓﻤ‬kadın ile ‫ﺒِﺎﻟﹾـﺄُﻨﺜﹶﻰ‬
artık uymalı ‫ﻉ‬
 ‫ـﺎ‬‫ ﻓﹶﺎ ﱢﺘﺒ‬bir şey ‫ﺀ‬ ‫ﻲ‬
 ‫ ﺸﹶـ‬kardeşi tarafından ِ‫َﺃﺨِﻴـﻪ‬
Güzellikle ‫ﻥ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺤﺴ‬
 ‫ ِﺒِﺈ‬Ona ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ ﺇِﹶﻟ‬ve ödemelidir ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭَﺃﺩ‬ Örfe ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺒِﺎ ﹾﻟ‬
Rabbinizden ‫ﻡ‬ ‫ﺒﻜﹸـ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ﻤِـ‬bir hafifletme ‫ﻑ‬
‫ﺨﻔِﻴـ ﹲ‬
‫ ﹶﺘ ﹾ‬İşte bu ‫ﹶﺫﻟِﻙ‬
Haddi aşarsa ‫ﻯ‬‫ﻋﺘﹶـﺩ‬
 ‫ ﺍ‬her kim de ‫ﻥ‬
 ‫ـ‬‫ ﹶﻓﻤ‬ve rahmettir ‫ـ ﹲﺔ‬‫ﺤﻤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬
bir azap ‫ﺏ‬
 ‫ـﺫﹶﺍ‬‫ ﻋ‬Onun için vardır ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻓﻠﹶـ‬bundan ‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬sonra ‫ﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬
çok acıklı ‫ﻡ‬ ‫َﺃﻟِﻴ‬
178) Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas
yazıldı. Hür ile hür, köle ile köle, kadın ile kadın… Her kim
de kardeşi tarafından bir şey affedilirse artık örfe uymalı ve
ona güzellikle ödemelidir. İşte bu, Rabbinizden bir
hafifletme ve rahmettir. Her kim de bundan sonra haddi
aşarsa onun için çok acıklı bir azap vardır…
Bu âyet-i kerime câhiliye devri insanlarında zulüm ve şeytana itaat hüküm
sürüyordu. Onlardan, güçlü olan bir kabilenin kölesini başka bir kabilenin
kölesi öldürdüğünde, "buna karşılık kesinlikle hür bir adamdan başkasını
öldürmeyi kabul etmeyiz" derlerdi. Diğer kabilelerden bir kadın bunlardan
bir kadını Öldürdüğünde de "bunun yerine bir erkekten başkasını
öldürmeyi kabul etmeyiz" derlerdi. Yüce Allah, bu haksızlığı ortadan
kaldırmak için "Hüre hür, köleye köle, kadına kadın öldürülür" mealindeki
âyeti indirdi30

‫ﻭﻟِﻲ‬ ‫ـﺎُﺃ‬‫ ﻴ‬hayat ‫ـﺎ ﹲﺓ‬‫ﺤﻴ‬
 Kısasta ‫ﺹ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ ِﻘﺼ‬sizin için vardır ‫ﻡ‬ ‫ﻭﹶﻟ ﹸﻜ‬
sakınırsınız ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﺘ ﱠﺘﻘﹸﻭ‬umulur ki ‫ﻡ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬Ey akıl sahipleri ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻟﺒ‬
179) Kısasta sizin için hayat vardır; Ey akıl sahipleri, umulur
ki sakınırsınız.

gelip çattığı zaman ‫ﺭ‬ ‫ــ‬‫ﺤﻀ‬
 ‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﻠﹶــ‬
 yazıldı ‫ﺏ‬
 ‫ﹸﻜﺘِــ‬
bırakacaksa ‫ﻙ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﺘﹶـ‬eğer ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬ölüm ‫ﺕ‬
‫ﻭ ﹸ‬ ‫ـ‬‫ ﺍ ﹾﻟﻤ‬Sizden birine ‫ﻡ‬ ‫ﺩ ﹸﻜ‬ ‫ـ‬‫َﺃﺤ‬
anaya, babaya ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺍﻟِـ‬‫ ِﻟ ﹾﻠﻭ‬vasiyet etmek ‫ ﹸﺔ‬‫ﻭﺼِـﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Bir hayır ‫ﺍ‬‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﹶ‬
Bir ‫ﺎ‬‫ﺤﻘ‬
 örfe uygun bir şekilde ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬ve akrabalara ‫ﻥ‬
 ‫ﺭﺒِﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻗ‬‫ﻭ‬
muttakiler üzerine ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ﱠﺘﻘِﻴ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟ‬
 hak olarak
180) Sizden birine ölüm gelip çattığı zaman, eğer bir hayır
bırakacaksa, anaya, babaya ve akrabalara örfe uygun bir
şekilde vasiyet etmek, muttakiler üzerine bir hak olarak size
yazıldı.
Bazı âlimler ana-babaya ve yakın akrabaya vasıyyetin mensuh olduğunu
söylemekteseler de bir kavle göre de bu âyet-i kerime küfürleri (kâfir
olmaları) sebebiyle vâris olamiyan ana-baba ve yakın akrabalar hakkında
nazil olmuştur. Zira özellikle İslâm'ın ilk yıllarında öyle oluyordu ki kişi
müslüman olurken anası babası veya yakın, kendisine vâris olabilecek bir
akrabası İslâm'a girmiyor, kâfir olarak kalıyordu. Din ayrılığı aralarındaki
verasete engel olurken âyet işte bunlara bir çeşit akrabalık hakkını
muhafaza etmek üzere vasiyette bulunulabileceğini bildirmektedir.31

bunu ‫ﻪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺴ ِﻤ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬sonra ‫ﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ onu değiştirirse ‫ﻪ‬ ‫ﹶﻟ‬‫ﺒﺩ‬ Her kim de ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﹶﻓ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻋﻠﹶـﻰ ﺍﻟﱠـﺫِﻴ‬
 Bunun günahı ‫ﻪ‬ ‫ـ‬‫ ِﺇ ﹾﺜﻤ‬elbette ki ‫ـﺎ‬‫ ﹶﻓﺈِ ﱠﻨﻤ‬işittikten
Şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬onu değiştirenlerin üzerinedir ‫ﻪ‬ ‫ﺩﻟﹸﻭﻨﹶــ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻴ‬
Alim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Semi’dir ‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
181) Her kim de bunu işittikten sonra onu değiştirirse
bunun günahı elbette ki onu değiştirenlerin üzerinedir.
Şüphesiz ki Allah Semi (işiten)’dir, Alim (bilen)’dir.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

vasiyet edenin ‫ﺹ‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ﻥ ﻤ‬
 ‫ ِﻤ‬korkup ‫ﻑ‬
‫ ﺨﹶﺎ ﹶ‬Her kim de ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﹶﻓ‬
günaha düşeceğinden ‫ﺎ‬‫ ِﺇ ﹾﺜﻤ‬veya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬yanılacağından ‫ﺠ ﹶﻨﻔﹰﺎ‬

hiç bir ‫ﻡ‬ ‫ ِﺇ ﹾﺜ‬yoktur ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ‬onların aralarını ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ‬ ‫ ﺒ‬düzeltirse ‫ﺼﹶﻠﺢ‬
 ‫ﹶﻓَﺄ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬kendisi için ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬günah
Rahim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ Ğafur’dur ‫ﺭ‬ ‫ﻏﻔﹸﻭ‬
‫ﹶ‬

Sayfa 27

‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﻓﹶﻶ ِﺍﹾﺛ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺢ‬
 ‫ﺻ ﹶﻠ‬
 ‫ﺎ ﹶﻓﹶﺎ‬‫ﻭ ِﺍﹾﺛﻤ‬ ‫ﻨﻔﹰﺎ ﹶﺍ‬‫ﺟ‬ ‫ﺹ‬
ٍ ‫ﻮ‬‫ﻦ ﻣ‬ ‫ﻑ ِﻣ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺧ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﹶﻓ‬
‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﻮﺍ ﻛﹸِﺘ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺂﹶﺍ‬‫( ﻳ‬182) ‫ﺭﺣِﻴﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻏﻔﹸﻮﺭ‬
َ ‫ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬

(183) ‫ﺘﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﻢ ﹶﻟ‬ ‫ﺒ ِﻠ ﹸﻜ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﺎ ﻛﹸِﺘ‬‫ﻡ ﹶﻛﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ﺼﻴ‬
 ‫ﺍﻟ‬

182) Her kim de vasiyet edenin yanılacağından veya
günaha düşeceğinden korkup onların aralarını düzeltirse,
kendisi için hiç bir günah yoktur. Şüphesiz ki Allah Ğafur
(ayıpları gizleyen)’dur, Rahim (bağışlayan)’dir.

‫ﻦ‬ ‫ﺪﺓﹲ ِﻣ‬ ‫ﺳ ﹶﻔ ٍﺮ ﹶﻓ ِﻌ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ ﹶﺍ‬‫ﻣﺮِﻳﻀ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻦ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ِﻣ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺕ ﹶﻓ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﻭﺩ‬‫ﻌﺪ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎﻣ‬‫ﹶﺍﻳ‬

size de ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﻠﹶـ‬
 yazıldı ‫ﺏ‬
 ‫ ﹸﻜﺘِـ‬Ey iman edenler ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
sizden ‫ﻡ‬ ‫ﺒِﻠ ﹸﻜ‬ ‫ﻥ ﻗﹶـ‬
 ‫ﻥ ِﻤ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 yazıldığı ‫ﺏ‬
 ‫ ﹸﻜ ِﺘ‬gibi ‫ﺎ‬‫ ﹶﻜﻤ‬oruç ‫ﻡ‬ ‫ﺎ‬‫ﺼﻴ‬
 ‫ﺍﻟ‬
sakınırsınız ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﺘ ﱠﺘﻘﹸﻭ‬umulur ki ‫ﻡ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬öncekilere

‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻮﻣ‬‫ﺗﺼ‬ ‫ﻭﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ ﹶﻟﻪ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺍ ﹶﻓﻬ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬

183) Ey iman edenler! Oruç212 sizden öncekilere yazıldığı
gibi size de yazıldı (farz kılındı); umulur ki sakınırsınız.

Olursa ‫ﻥ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ‬Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫( ﹶﻓ‬Oruç) Sayılı ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﻭﺩ‬‫ﻌﺩ‬ ‫ﻤ‬ günlerdir ‫ﺎ‬‫ﺎﻤ‬‫َﺃﻴ‬
yolculukta ٍ‫ـ ﹶﻔﺭ‬‫ﻋﻠﹶـﻰ ﺴ‬
 veya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬hasta ‫ـﺎ‬‫ﻤﺭِﻴﻀ‬ Sizden ‫ﻡ‬ ‫ﻤِـ ﹾﻨ ﹸﻜ‬
günlerde ٍ‫ـﺎﻡ‬‫ﻥ َﺃﻴ‬
 ‫ ﻤِـ‬sayılı olarak (oruç tutmak) vardır ‫ﺩ ﹲﺓ‬ ‫ﹶﻓﻌِـ‬
Ona güç yetiremiyenlere de ‫ﻪ‬ ‫ﻴﻁِﻴﻘﹸﻭﻨﹶـ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟﱠـﺫِﻴ‬
 ‫ﻭ‬ başka ‫ﺨﺭ‬
‫ُﺃ ﹶ‬
Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬bir fakir ‫ﻥ‬
ٍ ‫ﺴﻜِﻴ‬
 ‫ ِﻤ‬doyumu ‫ﻡ‬ ‫ﺎ‬‫ﻁﻌ‬
‫ ﹶ‬Fidye ‫ﻴ ﹲﺔ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ِﻓ‬vardır
işte bu ‫ﻭ‬ ‫ـ‬‫ ﹶﻓﻬ‬bir hayır ‫ﺍ‬‫ـﺭ‬‫ﺨﻴ‬
‫ ﹶ‬gönlünden yaparsa ‫ﻉ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ ﹶﺘﻁﹶـ‬de
‫ﹶ‬
oruç tutmanız ‫ﻭﺍ‬‫ﻭﻤ‬‫ﻥ ﹶﺘﺼ‬
 ‫ﻭَﺃ‬ kendisi için ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬daha hayırlıdır ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
Eğer ‫ـﻭﻥ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ‬ ‫ﻥ ﻜﹸﻨـ ﹸﺘ‬
 ‫ ِﺇ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟﻜﹸـ‬daha hayırlıdır ‫ﺭ‬ ‫ـ‬‫ﺨﻴ‬
‫ﹶ‬
bilirseniz
184) (Oruç) Sayılı günlerdir. Sizden her kim hasta veya
yolculukta olursa, sayılı olarak başka günlerde (oruç tutmak)
vardır. Ona güç yetiremeyenlere de bir fakir doyumu fidye
vardır. Her kim de gönlünden bir hayır yaparsa işte bu
kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz; oruç tutmanız
sizin için daha da hayırlıdır.
İbni Sa'd Tabakat'ında Mücahid'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Bu
ayet-i kerime yani: "Ona takati yetmeyenler de bir fakir doyumu fidye
versinler." ayeti benim efendim Kays b. es-Sâib hakkında nazil olmuştur.
Bunun üzerine o da oruç açtı ve her bir gün için bir yoksula yemek
yedirdi.213

Onda ‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬İndirilmiştir ‫ل‬
َ ِ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ ﺃُﻨﺯ‬Ramazan ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻤﻀ‬ ‫ﺭ‬ ayı ki ‫ﺭ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺸ‬
‫ﹶ‬
İnsanlar için ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﻟِﻠﻨﱠــﺎ‬hidayet olan ‫ﻯ‬‫ــﺩ‬‫ ﻫ‬Kur’an ‫ﻥ‬
 ‫ﺁ‬‫ﺍ ﹾﻟﻘﹸــﺭ‬
doğru yolu gösteren ‫ﻯ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬Apaçık deliller halinde ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻭ‬
Şahid olursa ‫ﺸﻬِﺩ‬
‫ ﹶ‬Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬ve hak ile batılı ayıran ‫ﻥ‬
ِ ‫ﺭﻗﹶﺎ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ ﹸﻔ‬‫ﻭ‬
kimse için ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ Oruç tutsun ‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻓ ﹾﻠ‬O aya ‫ﺭ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬Sizden ‫ﻡ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬
yolculukta bulunan ٍ‫ ﹶﻔﺭ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺴ‬
 Veya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬Hasta olan ‫ﺎ‬‫ﻤﺭِﻴﻀ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻜﹶﺎ‬
Diğer‫ﺨﺭ‬
‫ ُﺃ ﹶ‬günlerden (tutsun) ‫ﺎ ٍﻡ‬‫ﻥ َﺃﻴ‬
 ‫ ِﻤ‬sayılı olmak üzere ‫ﺩ ﹲﺓ‬ ‫ﹶﻓ ِﻌ‬
‫ﻭﻟﹶـﺎ‬ kolaylık ‫ﺭ‬ ‫ـ‬‫ﻴﺴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ِﺒﻜﹸـ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠـ‬İster ‫ﺩ‬ ‫ﻴﺭِﻴـ‬
böylece ‫ﻭِﻟ ﹸﺘ ﹾﻜ ِﻤﻠﹸـﻭﺍ‬ Zorluk
َ
‫ـﺭ‬‫ﻌﺴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ِﺒ ﹸﻜ‬İstemez ‫ﺩ‬ ‫ﻴﺭِﻴ‬
Allah’ı ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠـ‬yüceltesiniz ‫ﻭﺍ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ﻟِ ﹸﺘ ﹶﻜ‬‫ ﻭ‬sayıyı ‫ﺩ ﹶﺓ‬ ِ‫ ﺍ ﹾﻟﻌ‬tamamlayasınız
Sizi doğru yola ilettiğinden dolayı ‫ﻡ‬ ‫ﺍ ﹸﻜ‬‫ــﺩ‬‫ــﺎ ﻫ‬‫ﻋﻠﹶــﻰ ﻤ‬

şükredersiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺸ ﹸﻜﺭ‬
‫ ﹶﺘ ﹾ‬umulur ki ‫ﻡ‬ ‫ﱠﻠ ﹸﻜ‬‫ﹶﻟﻌ‬‫ﻭ‬

‫ﻉ‬
 ‫ﻮ‬ ‫ﺗ ﹶﻄ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﲔ ﹶﻓ‬
ٍ ‫ﺴ ِﻜ‬
 ‫ﻡ ِﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻳﺔﹲ ﹶﻃﻌ‬‫ﺪ‬ ‫ ِﻓ‬‫ﻧﻪ‬‫ﻄِﻴﻘﹸﻮ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﺎ ٍﻡ ﺍﹸ‬‫ﹶﺍﻳ‬
‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻯ ﻟِﻠﻨ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﺁ ﹸﻥ‬‫ﻧ ِﺰ ﹶﻝ ﻓِﻴ ِﻪ ﺍﹾﻟ ﹸﻘﺮ‬‫ﺎ ﹶﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻯ ﺍﹸ‬‫ﻣﻀ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻬﺮ‬ ‫ﺷ‬ (184)
‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻴ‬‫ﺮ ﹶﻓ ﹾﻠ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ ﺍﻟ‬‫ﻨﻜﹸﻢ‬ ‫ﺪ ِﻣ‬ ‫ﺷ ِﻬ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺮﻗﹶﺎ ِﻥ ﹶﻓ‬ ‫ﺍﹾﻟ ﹸﻔ‬‫ﻯ ﻭ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺕ ِﻣ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺑ‬‫ﻭ‬

‫ﷲ ِﺑﻜﹸﻢ‬
ُ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﻳﺮِﻳ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻳﹶﺎ ٍﻡ ﺍﹸ‬‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺪﺓﹲ ِﻣ‬ ‫ﺳ ﹶﻔ ٍﺮ ﹶﻓ ِﻌ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ ﹶﺍ‬‫ﻣﺮِﻳﻀ‬ ‫ﻦ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﺪ ِﺑﻜﹸﻢ‬ ‫ﻳﺮِﻳ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬‫ﺍﹾﻟ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻭﺍ ﺍ‬‫ﺒﺮ‬‫ ﹶﻜ‬‫ﻭِﻟﺘ‬ ‫ﺪ ﹶﺓ‬ ‫ ﹾﻜ ِﻤﻠﹸﻮﺍ ﺍﹾﻟ ِﻌ‬‫ﻭِﻟﺘ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺴ‬

‫ﻰ‬‫ﻋﻨ‬ ‫ﺎﺩِﻯ‬‫ﻚ ِﻋﺒ‬
 ‫ﺳﹶﺎﹶﻟ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ‬ (185) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺸ ﹸﻜﺮ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻳ ﹸﻜ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻣ‬

‫ﻮﺍ ﻟِﻰ‬‫ﺘﺠِﻴﺒ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬‫ﺎ ِﻥ ﹶﻓ ﹾﻠ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ﻉ ِﺍﺫﹶﺍ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻮ ﹶﺓ ﺍﻟﺪ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ ﹸﺍﺟِﻴ‬‫ﻰ ﹶﻗﺮِﻳﺐ‬‫ﹶﻓِﺎﻧ‬
(186) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺷﺪ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻬ‬ ‫ﻮﺍ ﺑِﻰ ﹶﻟ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﻭﹾﻟﻴ‬

185) Ramazan ayı ki, insanlar için hidayet olan Kur'an,
doğru yolu gösteren ve hak ile batılı ayıran apaçık deliller
halinde onda indirilmiştir. Sizden her kim o aya şahid
olursa oruç tutsun. Hasta olan veya yolculukta bulunan
kimse için, sayılı olmak üzere diğer günlerden (tutsun).
Allah, sizin için kolaylık ister, sizin için zorluk istemez;
böylece sayıyı tamamlayasınız ve sizi doğru yola
ilettiğinden dolayı Allah'ı yüceltesiniz; umulur ki
şükredersiniz.
(*)Yüce Allah daha sonra orucun vaktini açıklayarak şöyle buyurur: Ey
müminler! Orucu, size farz kıldığım o sayılı günler Ramazan ayından
ibarettir. İnsanlar için bir hidayet vesilesi olan Kur'an, bu ayda inmeye
başlamıştır. Onda hak ile batılı birbirinden ayıran açık âyetler vardır. O
insanları irşâd eder, karşı çıkanları da aciz bırakır. Sizden kim bu aya
ulaşırsa, oruç tutsun. Her kim hasta olur veya sefere çıkar da orucunu
bozarsa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutması gerekir.
"Sizden kim o aya ulaşırsa oruç tutsun" ifadesi umumi olması sebebiyle
hasta ve yolcularla ilgili önceki hükmü neshettiği zannını vermemesi için
âyetin bu bölümü tekrar edilmiştir. A1lan bu ruhsatı vermekle size
kolaylık murat eder, güçlük murat etmez. Allah, tutamadığınızı, kaza
ederek Ramazan günlerinin sayısını tamamlamanızı size dinin alâmetleri
olan doğru yolu gösterdiği için O'na tazim etmenizi, O'nun lütuf ve
ihsanına karşı şükretmenizi ister.

benden ‫ـﻲ‬
‫ﻋ ﱢﻨـ‬
 Kullarım ‫ـﺎﺩِﻱ‬
‫ﺒـ‬ ‫ﻋ‬
ِ sana sorarlarsa ‫ﺴ ـَﺄﹶﻟﻙ‬
 ‫ﻭِﺇﺫﹶﺍ‬
kabul ederim ‫ﺏ‬
 ‫ ﺃُﺠِﻴـ‬yakınım ‫ﺏ‬
 ‫ ﹶﻗﺭِﻴـ‬muhakkak ben ‫ﻓﹶـِﺈﻨﱢﻲ‬
bana dua ettiği ‫ـﺎﻨِﻲ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬dua edenin ‫ﺍﻋِﻲ‬‫ ﺍﻟـﺩ‬Duasını ‫ ﹶﺓ‬‫ﻋﻭ‬
 ‫ﺩ‬
ve iman ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻭ ﹾﻟ‬ bana ‫ ﻟِﻲ‬O halde uysunlar ‫ﻭﺍ‬‫ﺴ ﹶﺘﺠِﻴﺒ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻓ ﹾﻠ‬zaman
doğru yola iletilsinler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺸﺩ‬
‫ﺭ ﹸ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌﱠﻠ‬ ‫ ﹶﻟ‬Bana ‫ ﺒِﻲ‬etsinler ki
186) Kullarım sana benden sorarlarsa muhakkak ben
yakınım. Dua ettiği zaman, bana dua edenin duasını kabul
ederim. O halde bana uysunlar ve bana iman etsinler ki
doğru yola iletilsinler.
Medine halkından bazı Yahudiler Hz. Peygamber (a.s)'e: "Sen, bizimle
gök arasında beşyüz yıllık yol var, her bir semanın kalınlığı da bizim
semamızın kalınlığı gibidir, diyorsun. Öyleyse Rabbımız bizim dualarımızı
nasıl işitiyor?" dediler de bu âyet bunun üzerine nazil oldu denilmiştir.32

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻢ‬ ‫ ﹶﻟﻜﹸ‬‫ﺎﺱ‬‫ﻦ ِﻟﺒ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺂِﺋ ﹸﻜ‬‫ﺮ ﹶﻓﺚﹸ ِﺍﻟﹶﻰ ِﻧﺴ‬ ‫ﺎ ِﻡ ﺍﻟ‬‫ﺼﻴ‬
 ‫ﻴ ﹶﻠ ﹶﺔ ﺍﻟ‬ ‫ﻢ ﹶﻟ‬ ‫ﹸﺍ ِﺣ ﱠﻞ ﹶﻟ ﹸﻜ‬
‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻢ ﹶﻓﺘ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬‫ﺎﻧ‬‫ﺨﺘ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻢ ﹸﻛ‬ ‫ﻧ ﹸﻜ‬‫ﷲ ﹶﺍ‬
ُ ‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﻋ ِﻠ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬‫ﺎﺱ‬‫ﻢ ِﻟﺒ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬
‫ﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻟ ﹸﻜ‬
ُ‫ﺐﺍ‬
 ‫ﺘ‬‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﻮﺍ ﻣ‬‫ﺘﻐ‬‫ﺑ‬‫ﺍ‬‫ﻦ ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﺎ ِﺷﺮ‬‫ﻦ ﺑ‬ ‫ﻢ ﻓﹶﺎﹾﻟﹶﺌ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻋﻔﹶﺎ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

‫ﻂ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
 ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﻴﺾ‬‫ﺑ‬‫ﻂ ﹾﺍ ﹶﻻ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺨ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻦ ﹶﻟﻜﹸﻢ‬ ‫ﻴ‬‫ﺒ‬‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭﻛﹸﻠﹸﻮﺍ ﻭ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﺎ ِﺷﺮ‬‫ﺗﺒ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻴ ِﻞ‬ ‫ﻡ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﺼﻴ‬
 ‫ﻮﺍ ﺍﻟ‬‫ﻢ ﹶﺍِﺗﻤ‬ ‫ﺠ ِﺮ ﹸﺛ‬
 ‫ﻦ ﺍﹾﻟ ﹶﻔ‬ ‫ﻮ ِﺩ ِﻣ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﹾﺍ ﹶﻻ‬

‫ﺎ‬‫ﻮﻫ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﺗ ﹾﻘ‬ ‫ﻼ‬
‫ﷲ ﹶﻓ ﹶ‬
ِ ‫ﺩ ﺍ‬ ‫ﻭ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺎ ِﺟ ِﺪ ِﺗ ﹾﻠ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺎ ِﻛﻔﹸﻮ ﹶﻥ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ‬‫ﻢ ﻋ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬

‫ﺗ ﹾﺄﻛﹸﻠﹸﻮﺁ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ (187) ‫ﺘﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻬ‬ ‫ﺱ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎِﺗ ِﻪ ﻟِﻠﻨ‬‫ﷲ ﹶﺍﻳ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻴﻦ‬‫ﺒ‬‫ﻚ ﻳ‬
 ‫ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬

‫ﺘ ﹾﺎﻛﹸﻠﹸﻮﺍ ﹶﻓﺮِﻳﻘﹰﺎ‬‫ﺤﻜﱠﺎ ِﻡ ِﻟ‬
 ‫ﺂ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﹾﻟ‬‫ﺪﻟﹸﻮﺍ ِﺑﻬ‬ ‫ﻭﺗ‬ ‫ﺎ ِﻃ ِﻞ‬‫ﻢ ﺑِﺎﹾﻟﺒ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺍﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﹶﺍ‬

‫ﻋ ِﻦ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮ‬
 ‫ﻳ‬ (188) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺱ ِﺑ ﹾﺎ ِﻻﹾﺛ ِﻢ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺍ ِﻝ ﺍﻟﻨ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﻮﺍ‬‫ﺗ ﹾﺄﺗ‬ ‫ﺮ ِﺑﹶﺎ ﹾﻥ‬ ‫ﺲ ﺍﹾﻟِﺒ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺱ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﻟِﻠﻨ‬‫ﺍﻗِﻴﺖ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﹾﺍ ﹶﻻ ِﻫ ﱠﻠ ِﺔ ﹸﻗ ﹾﻞ ِﻫ‬

 ‫ﻮ‬‫ﺒﻴ‬‫ﺍﹾﻟ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺕ ِﻣ‬
 ‫ﻮ‬‫ﺒﻴ‬‫ﻮﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﻭﹾﺍﺗ‬ ‫ﺗﻘﹶﻰ‬‫ﻣ ِﻦ ﺍ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟِﺒ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮ ِﺭﻫ‬‫ﻦ ﹸﻇﻬ‬ ‫ﺕ ِﻣ‬

‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ‬ ‫ﻭﻗﹶﺎِﺗﻠﹸﻮﺍ ﻓِﻰ‬ (189) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺗ ﹾﻔ ِﻠﺤ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﷲ ﹶﻟ‬
َ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍ‬‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺍِﺑﻬ‬‫ﺑﻮ‬‫ﹶﺍ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺘﺪِﻳ‬‫ﻌ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺐ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺤ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ ﹶﻻ‬
َ ‫ﻭﺍ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻧﻜﹸ‬‫ﻘﹶﺎِﺗﻠﹸﻮ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﷲ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
ِ‫ﺍ‬
(190)
Oruç ‫ﺎ ِﻡ‬‫ﺼﻴ‬
 ‫ ﺍﻟ‬gecesi ‫ﻴﹶﻠ ﹶﺔ‬ ‫ ﹶﻟ‬size ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬helal kılındı ‫ﺤلﱠ‬
ِ ‫ُﺃ‬
Onlar ‫ﻫﻥ‬ kadınlarınıza ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺌ ﹸﻜ‬‫ ِﺇﻟﹶﻰ ِﻨﺴ‬yaklaşmak ‫ﺙ‬
‫ ﹶﻓ ﹸ‬‫ﺍﻟﺭ‬
örtüsünüz ‫ﺱ‬
 ‫ﺎ‬‫ ِﻟﺒ‬siz de ‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬örtüdür ‫ﺱ‬
 ‫ﺎ‬‫ِﻟﺒ‬
Gerçekten de ‫ﻡ‬ ‫ َﺃ ﱠﻨ ﹸﻜ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬biliyordu ‫ﻡ‬ ‫ﻋِﻠ‬
 Onlar için ‫ﻬﻥ‬ ‫ﹶﻟ‬
nefislerinize ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ ﺃَﻨ ﹸﻔ‬ihanet etmekte ‫ﺨﺘﹶﺎﻨﹸﻭﻥ‬
‫ ﹶﺘ ﹾ‬olduğunuzu ‫ﻡ‬ ‫ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
ve affetti ‫ﻋﻔﹶﺎ‬
 ‫ﻭ‬ ardından tevbenizi kabul etti ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﺏ‬
 ‫ﹶﻓﺘﹶﺎ‬
dileyin ‫ﺒ ﹶﺘﻐﹸﻭﺍ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Onlara yaklaşın ‫ﻥ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﺸﺭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺒ‬Artık ‫ ﻓﹶﺎﻵﻥ‬sizi ‫ﻡ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ ﹸﻜ‬

yiyin ‫ﻭ ﹸﻜﻠﹸﻭﺍ‬ sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬yazdığını ‫ﺎ ﹶﻜ ﹶﺘﺏ‬‫ﻤ‬
sizce ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ayırt edilinceye kadar ‫ﻴﻥ‬ ‫ ﹶﺘﺒ‬‫ﺤﺘﱠﻰ ﻴ‬
 için ‫ﻭﺍ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺍ ﹾ‬‫ﻭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬siyah ِ‫ﺩ‬‫ﺴﻭ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬ipliğinden ‫ﻁ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬beyaz ‫ﺽ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬ipliği ‫ﻁ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺨ‬
‫ﺍ ﹾﻟ ﹶ‬
‫ ِﺇﻟﹶﻰ‬Orucu ‫ﻡ‬ ‫ﺎ‬‫ﺼﻴ‬
 ‫ ﺍﻟ‬tamamlayın ‫ﻭﺍ‬‫ َﺃ ِﺘﻤ‬sonra da ‫ ﹸﺜﻡ‬Fecrin ‫ﺠ ِﺭ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ ﹶﻔ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ Onlara yaklaşmayın ‫ﻥ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﺸﺭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﺘﺒ‬ geceye kadar ‫ل‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
Mescitlerde ‫ﺠ ِﺩ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ‬itikafta bulunduğunuzda ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﻜﻔﹸﻭ‬‫ﻋ‬
 İşte bunlar ‫ﻙ‬
 ‫ِﺘ ﹾﻠ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻫ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ ﹾﻘ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬sınırlarıdır ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺤﺩ‬
iyice açıklıyor ‫ﻥ‬
 ‫ﺒﻴ‬ ‫ﻴ‬ işte böyle ‫ ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬Onlara yaklaşmayın
umulur ki ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌﱠﻠ‬ ‫ ﹶﻟ‬insanlar için ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬ayetlerini ‫ﺎ ِﺘ ِﻪ‬‫ ﺁﻴ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
sakınırlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ﱠﺘﻘﹸﻭ‬
187) Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı.
Onlar sizin için örtüdür, siz de onlar için örtüsünüz. Allah,
nefsinize gerçekten de ihanet etmekte olduğunuzu
biliyordu. Ardından tevbenizi kabul etti ve sizi affetti. Artık
onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığını dileyin.
Fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce ayırt edilinceye
kadar yiyin, için; sonra da geceye kadar orucu tamamlayın.
bulunduğunuzda
onlara
Mescidlerde
itikafta214
yaklaşmayın. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır; onlara
yaklaşmayın! Allah insanlar için ayetlerini işte böyle iyice
açıklıyor; umulur ki sakınırlar.
İbn Abbâs'tan gelen rivayete göre oruç ilk farz kılındığı sırada yatsı
namazından sonra yemek içmek ve kadınlara yaklaşmak bir sonraki
günün iftar vaktine kadar yasak idi. Ancak içlerinde Hz. Ömer ve Ka'b
ibnu Mâlik'in de bulunduğu bazı sahabiler bu yasağı ihlâl ettiler de Allah
Tealâ: "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl edildi..." âyetini
indirdi.215

Sayfa 28

batıl ‫ل‬
ِ‫ﻁ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺒِﺎ ﹾﻟﺒ‬aranızda ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﺒ‬ Mallarınızı ‫ﻡ‬ ‫ﺍﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ َﺃ‬yemeyin ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ ْﺄ ﹸﻜﻠﹸﻭﺍ‬
hakimlere ‫ﺤﻜﱠﺎ ِﻡ‬
 ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍ ﹾﻟ‬aktarmayın ‫ﺎ‬‫ﺩﻟﹸﻭﺍ ِﺒﻬ‬ ‫ﻭ ﹸﺘ‬ sebeplerle
mallarından ‫ل‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ﻥ َﺃ‬
 ‫ ِﻤ‬bir kısmını ‫ ﹶﻓﺭِﻴﻘﹰﺎ‬yemek için ‫ِﻟ ﹶﺘ ْﺄ ﹸﻜﻠﹸﻭﺍ‬
bildiğiniz halde ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ günah ile ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟِﺈ ﹾﺜ ِﻡ‬insanların ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
188) Mallarınızı aranızda batıl sebeplerle yemeyin ve
bildiğiniz halde insanların mallarından bir kısmını, günah
ile yemek için hakimlere aktarmayın.
Bu âyet İmruu'1-Kays ibn Abis el-Kindî (Kinde'den Efendimize gelen
hey'et içinde imiş, kinde'den olup da irtidad etmiyenlerden imiş) ve Abdan
ibnu'1-Eşva' el-Hadramî hakkında nâzil oldu. Bir arazi konusunda
anlaşmazlığa düşüp Abdan şikâyetçi, İmruu'1-Kays davalı olarak Hz.
Peygamber (a.s)'ın hakemliğine başvurdular Hadramî: "Ey Allah'ın elçisi,
bu adam babamdan bana intikal eden bir arazime el koydu.' dedi. Kindî:
"Orası benim elimdeki arazimdir, Ben orayı ekip biçiyorum ve onun
hiçbir hakkı yoktur." dedi. Allah'ın Resûlü (a.s): Hadramî'ye: Bu arazinin
sana ait olduğuna dair ya bir delil getirirsin ya da hasmına yemin teklif
edeceğim." buyurur. Hadramî: "Ey Allah'ın elçisi, yalan yere yemin eder
ve arazimi alır gider." deyince Efendimiz önce: "Madem delilin yok, senin
için onun yemininden başka yol yok." buyurdu, sonra da: "Her kim
mü'min kardeşinin malından bir kısmının üzerine oturmak için yalan yere
yemin ederse Allah'a, Allah ona öfkeli halde kavuşur." buyurdu. İmru'1Kays: "Ey Allah'ın elçisi, hak kendinin olduğunu bile bile hakkını
karşısındakine bırakana ne var?" diye sordu, Efendimiz: "Cennet."
buyurdular da İmru'1-Kays: "Seni şâhid tutuyorum ki ben o araziyi ona
bıraktım." diyerek davadan vazgeçti. Allah Tealâ da bu âyeti indirdi.33

O ‫ﻲ‬
 ‫ ِﻫ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬hilallerden ِ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟَﺄﻫِﱠﻠﺔ‬
‫ﻋ‬
 Sana sorarlar ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ ﹶﻨﻙ‬
 ‫ﻴ‬
ve ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬insanlar için ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬belirlenmiş vakitlerdir ‫ﺕ‬
‫ﺍﻗِﻴ ﹸ‬‫ﻤﻭ‬
evlere ‫ﺕ‬
‫ﻭ ﹶ‬‫ﺒﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬gelmeniz ‫ﻥ ﹶﺘ ْﺄﺘﹸﻭﺍ‬
 ‫ ِﺒَﺄ‬iyilik ‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﺒ‬değildir ‫ﻴﺱ‬ ‫ﹶﻟ‬‫ ﻭ‬hacc
kişinin ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ iyilik ‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﺒ‬Fakat ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬arkalarından ‫ﺎ‬‫ﻭ ِﺭﻫ‬‫ﻅﻬ‬
‫ﻥ ﹸ‬
 ‫ِﻤ‬
kapılarından ‫ﺎ‬‫ﺍ ِﺒﻬ‬‫ﺒﻭ‬ ‫ﻥ َﺃ‬
 ‫ ِﻤ‬evlere ‫ﺕ‬
‫ﻭ ﹶ‬‫ﺒﻴ‬‫ ﺍ ﹾﻟ‬girin ‫ﻭ ْﺃﺘﹸﻭﺍ‬ takvasıdır ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹶﻰ‬
ki kurtuluşa eresiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻡ ﹸﺘ ﹾﻔِﻠﺤ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬sakının ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ﻭ‬
189) Sana hilallerden sorarlar. De ki: “O, insanlar ve hacc34
için belirlenmiş vakitlerdir. Evlere arkalarından gelmeniz
iyilik değildir; fakat iyilik kişinin takvasıdır. Evlere
kapılarından girin ve Allah’tan sakının ki kurtuluşa
eresiniz.”
Cahiliye devrinde birisi bir işe niyyet edip de giriştiğinde isteğine ve
başarıya ulaşmasında bir zorlukla karşılaşırsa evine kapısından girmez,
arkadan girer ve tam bir sene bu halde kalırdı, bir sene böyle yapmaya
devam ederdi. Bu davranış, karşılaştığı zorluğun kaldırılmasında bir uğur
olarak kabul edilirdi. İşte bu âdeti kaldırmak üzere bu âyet-i kerime nazil
olmuştur.35

Sizinle ‫ﻡ‬ ‫ﻴﻘﹶﺎ ِﺘﻠﹸﻭ ﹶﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yolunda ‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ‬savaşın ‫ﻭﻗﹶﺎ ِﺘﻠﹸﻭﺍ‬
Şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬aşırı da gitmeyin ‫ﻭﺍ‬‫ﻌ ﹶﺘﺩ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬ savaşanlarla
aşırı gidenleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ﹶﺘﺩِﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬sevmez ‫ﺤﺏ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
190) Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Aşırı da
gitmeyin. Şüphesiz ki Allah aşırı gidenleri sevmez.
Mekke-i Mükerreme'de Hz. Peygamber'e savaş emredilmesi bir tarafa
Fussılet, 34; Mâide, 13; Müzzemmil, 10; Gâşiye, 22 ve benzeri âyetlerle
savaş ona yasaklanmıştı. Ama Medine-i Münevvere'ye hicret edince
savaşmakla emrolundu ve "Allah yolunda, sizinle savaşanlarla siz de
savaşın, ancak ileri gitmeyin..." âyeti nazil oldu.36

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

yakalarsanız ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ ﹶﺜ ِﻘ ﹾﻔ ﹸﺘﻤ‬nerede ‫ﺙ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 Onları öldürün ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺍ ﹾﻗﹸﺘﻠﹸﻭ‬‫ﻭ‬
yerden ‫ﺙ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬ve siz de onları çıkarın ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﺨ ِﺭﺠ‬
‫ﻭَﺃ ﹾ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬daha kötüdür ‫ﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ َﺃ ﹶ‬Fitne ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻔ ﹾﺘ ﹶﻨ ﹸﺔ‬‫ ﻭ‬Sizi çıkardıkları ‫ﻡ‬ ‫ﻭ ﹸﻜ‬‫ﺭﺠ‬ ‫ﺨ‬
‫َﺃ ﹾ‬
yanında ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ Onlarla savaşmayın ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﺘﻘﹶﺎ ِﺘﻠﹸﻭ‬ öldürmekten ‫ل‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘ ﹾﺘ‬
Onlar sizinle ‫ﻡ‬ ‫ﻴﻘﹶﺎ ِﺘﻠﹸﻭ ﹸﻜ‬ ‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 Haram ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Mescid-i ‫ﺠ ِﺩ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
Sizinle ‫ﻡ‬ ‫ ﻗﹶﺎ ﹶﺘﻠﹸﻭ ﹸﻜ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Orada ‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬savaşıncaya kadar
işte böyledir ‫ ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬Onları öldürün ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ ﻓﹶﺎ ﹾﻗ ﹸﺘﻠﹸﻭ‬savaşırlarsa
kafirlerin ‫ ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬cezası ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﺠﺯ‬

191) Onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları
yerden siz de onları çıkarın. Fitne öldürmekten daha
kötüdür. Onlar orada sizinle savaşıncaya kadar onlarla
Mescid-i Haram yanında savaşmayın. Eğer sizinle
savaşırlarsa onları öldürün. Kafirlerin cezası işte böyledir.
Fitne: Aslında imtihan (sınama) demek olan bu kelime, altın ve gümüşü
potada eritmekte ve iyiliği, kötülüğü belli olsun diye insana yapılan
muamelede kullanılır.

Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Artık vazgeçerlerse ‫ﺍ‬‫ﻬﻭ‬ ‫ﻥ ﺍﻨ ﹶﺘ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
Rahim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ Ğafur’dur ‫ﺭ‬ ‫ﻏﻔﹸﻭ‬
‫ﹶ‬
192) Artık vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah Ğafur (ayıpları
gizleyen)’dur, Rahim (bağışlayan)’dir.

kalmayıncaya ‫ﻥ‬
 ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘﻜﹸﻭ‬kadar ‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 Onlarla savaşın ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻗﹶﺎ ِﺘﻠﹸﻭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Allah için ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬Din de ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬‫ ﺍﻟﺩ‬ve oluncaya‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ ‫ﻭ‬ Fitne ‫ِﻓ ﹾﺘ ﹶﻨ ﹲﺔ‬
düşmanlık ‫ﻥ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺩﻭ‬ ‫ﻋ‬
 Artık yoktur ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ‬Eğer vazgeçerlerse ‫ﺍ‬‫ﻬﻭ‬ ‫ﺍﻨ ﹶﺘ‬
zalimlerden başkasına ‫ﻥ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟﻅﱠﺎِﻟﻤِﻴ‬
 ‫ِﺇﻟﱠﺎ‬
193) Fitne kalmayıncaya ve din de yalnız Allah için
oluncaya kadar, onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık
zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

haram ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬aya ‫ﻬ ِﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺒِﺎﻟ ﱠ‬Haram ‫ﻡ‬ ‫ﺍ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬ay ‫ﺭ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﻟﺸﱠ‬
O halde kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬karşılıklıdır ‫ﺹ‬
 ‫ﺎ‬‫ ِﻗﺼ‬hürmetler ‫ﺕ‬
‫ﺎ ﹸ‬‫ﺭﻤ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ﻭ‬
Ona ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬siz de saldırın ‫ﻭﺍ‬‫ﻋ ﹶﺘﺩ‬
 ‫ ﻓﹶﺎ‬size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 saldırırsa ‫ﻯ‬‫ﻋ ﹶﺘﺩ‬
‫ﺍ‬
sakının ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ ﻭ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 saldırdığı ‫ﻯ‬‫ﻋ ﹶﺘﺩ‬
 ‫ﺎ ﺍ‬‫ ﻤ‬gibi ‫ل‬
ِ ‫ِﺒ ِﻤ ﹾﺜ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬ve bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
muttakilerle ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ﱠﺘﻘِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬beraberdir ‫ﻊ‬ ‫ﻤ‬
194) Haram ay, haram aya (karşılıktır) ve hürmetler
karşılıklıdır. O halde kim size saldırırsa –size saldırdığı
gibi- siz de ona saldırın. Allah’tan sakının ve bilin ki,
şüphesiz Allah muttakilerle beraberdir.
Katâde der ki: Hz. Peygamber ve ashabı umre yapmak üzere Mekke'ye
doğru Zilkade ayında yola çıkmışlardı. Hudeybiye'ye gelince müşrikler
yollarını kestiler (ve Mekke'ye girmelerine, umre yapmalarına izin
vermediler. Hudeybiye antlaşması yapıldı ve Hz. Peygamber ile ashabı
geri Medine'ye döndüler). Bir sonraki sene Mekke'ye girdiler ve yine
Zikade ayında umre yaptılar, orada üç gece kaldılar. Müşrikler, Hudeybiye
senesi onları geri çevirdiklerinde bununla övünmüşlerdi. Allah Tealâ
onların bu yaptığının karşılığını bu şekilde verdi ve "Haram ay, haram aya
karşılıktır, hürmetler (haram oluş) karşılıklıdır..." âyetini indirdi. Ayet,
hicretin yedinci senesi Umretu'l-kazâ'da nazil olmuştur.216

‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yolunda ‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ ِﻓﻲ‬infak edin de ‫ﻭﺃَﻨ ِﻔﻘﹸﻭﺍ‬
tehlikeye ِ‫ﻬﹸﻠ ﹶﻜﺔ‬ ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟﱠﺘ‬kendi ellerinizle ‫ﻡ‬ ‫ﻴﺩِﻴ ﹸﻜ‬ ‫ ِﺒَﺄ‬atmayın ‫ﹸﺘ ﹾﻠﻘﹸﻭﺍ‬
sever ‫ﺤﺏ‬
ِ ‫ﻴ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬ihsan edin ‫ﺤﺴِﻨﹸﻭﺍ‬
 ‫َﺃ‬‫ﻭ‬
muhsinleri ‫ﻥ‬
 ‫ﺴﻨِﻴ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
195) Allah yolunda infak edin de kendi ellerinizle
(kendinizi) tehlikeye atmayın; ihsan edin. Şüphesiz Allah
muhsinleri sever.
Şa'bî'den rivayete göre bu âyet-i kerime Allah yolunda infakta bulunmıyan
ensar hakkında nazil olmuştur. İkrime'den ise daha genel bir ifade ile
"Allah yolunda infakta bulunma hakkında nazil olmuştur." rivayeti vardır.
Ebu Cubeyre ibnu'd-Dahhâk rivayeti bu iki rivayete biraz daha açıklık
getiriyor: Ensar ellerinden geldiği kadar sadaka dağıtır, Allah yolunda
fakirleri doyurur­lardı. Bir sene kıtlık oldu da bunu yapamaz oldular.
Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti indirdi.217

Sayfa 29

‫ﻢ‬ ‫ﻮ ﹸﻛ‬‫ﺮﺟ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻴﺚﹸ ﹶﺍ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﺧ ِﺮﺟ‬ ‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﺘﻤ‬‫ﻴﺚﹸ ﹶﺛ ِﻘ ﹾﻔ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺘﻠﹸﻮ‬‫ﺍ ﹾﻗ‬‫ﻭ‬
‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﺠ ِﺪ ﺍﹾﻟ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﻋ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺗﻘﹶﺎِﺗﻠﹸﻮ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺘ ِﻞ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ ﹶﻘ‬ ‫ﺪ ِﻣ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻨﺔﹸ ﹶﺍ‬‫ﺘ‬ ‫ﺍﹾﻟ ِﻔ‬‫ﻭ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺁ ُﺀ ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬‫ﺟﺰ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻢ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺘﻠﹸﻮ‬‫ﻢ ﻓﹶﺎ ﹾﻗ‬ ‫ﺗﻠﹸﻮ ﹸﻛ‬‫ﻢ ﻓِﻴ ِﻪ ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ ﻗﹶﺎ‬ ‫ﻘﹶﺎِﺗﻠﹸﻮﻛﹸ‬‫ﻳ‬
‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻭﻗﹶﺎِﺗﻠﹸﻮﻫ‬ (192) ‫ﺭﺣِﻴﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻏﻔﹸﻮﺭ‬
َ ‫ﺍ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻬﻮ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫( ﹶﻓِﺎ ِﻥ ﺍ‬191)
‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﺍ ﹶﻥ ِﺍ ﱠﻻ‬‫ﺪﻭ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻼ‬
‫ﺍ ﹶﻓ ﹶ‬‫ﻬﻮ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻦ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﹶﻓِﺎ ِﻥ ﺍ‬ ‫ﻳ‬‫ﻳﻜﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﻟﺪ‬‫ﻭ‬ ‫ﻨﺔﹲ‬‫ﺘ‬ ‫ﺗﻜﹸﻮ ﹶﻥ ِﻓ‬ ‫ﹶﻻ‬
 ‫ﻬ ِﺮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﻡ ﺑِﺎﻟ‬ ‫ﺍ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﺮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺸ‬
 ‫( ﺍﹶﻟ‬193) ‫ﲔ‬
‫ﺕ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺮﻣ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺍ ِﻡ ﻭ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﺍﻟﻈﱠﺎِﻟ ِﻤ‬

‫ﻯ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻋ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻴ ِﻪ ِﺑ ِﻤ ﹾﺜ ِﻞ ﻣ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻋ‬ ‫ﻢ ﻓﹶﺎ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻯ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻋ‬ ‫ﻤ ِﻦ ﺍ‬ ‫ ﹶﻓ‬‫ﺎﺹ‬‫ِﻗﺼ‬

‫ﻧ ِﻔﻘﹸﻮﺍ‬‫ﻭﹶﺍ‬ (194) ‫ﲔ‬
 ‫ﺘ ِﻘ‬‫ﻊ ﺍﹾﻟﻤ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
َ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍ‬‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

‫ﷲ‬
َ ‫ﻮﺍ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﺴﻨ‬
ِ ‫ﺣ‬ ‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻬﻠﹸ ﹶﻜ ِﺔ‬ ‫ﺘ‬‫ﻢ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﻳﺪِﻳ ﹸﻜ‬‫ﺗ ﹾﻠﻘﹸﻮﺍ ِﺑﹶﺎ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍ‬ ‫ﻓِﻰ‬

‫ﺮ ﹶﺓ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟﻌ‬‫ﺞ ﻭ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻮﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﻭﹶﺍِﺗﻤ‬ (195) ‫ﲔ‬
 ‫ﺴِﻨ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺐ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺤ‬
ِ ‫ﻳ‬
ِ ‫ﺣ‬ ‫ﹸﺍ‬
‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺳﻜﹸ‬ ‫ﺅ‬‫ﺤ ِﻠﻘﹸﻮﺍ ﺭ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻯ‬
ِ ‫ﺪ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺮ ِﻣ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺘ‬‫ﺳ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻢ ﹶﻓﻤ‬ ‫ﺗ‬‫ﺮ‬ ‫ﺼ‬
‫ﺭﹾﺍ ِﺳ ِﻪ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭ ِﺑ ِﻪ ﹶﺍﺫﹰﻯ ِﻣ‬ ‫ﺎ ﹶﺍ‬‫ﻣﺮِﻳﻀ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻦ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ِﻣ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬‫ﺤ ﱠﻠﻪ‬
ِ ‫ﻣ‬ ‫ﻯ‬
 ‫ﺪ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺒﻠﹸ ﹶﻎ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻳ‬
‫ﻊ‬ ‫ﺘ‬‫ﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻢ ﹶﻓ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻚ ﹶﻓِﺎﺫﹶﺁ ﹶﺍ ِﻣ‬
ٍ ‫ﺴ‬‫ﻭ ﻧ‬ ‫ﺪ ﹶﻗ ٍﺔ ﹶﺍ‬ ‫ﺻ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﻴﺎ ٍﻡ ﹶﺍ‬‫ﺻ‬
ِ ‫ﻦ‬ ‫ﻳﺔﹲ ِﻣ‬‫ﺪ‬ ‫ﹶﻓ ِﻔ‬

‫ﻡ‬ ‫ﺎ‬‫ﺼﻴ‬
ِ ‫ﺪ ﹶﻓ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻦ ﹶﻟ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻯ ﹶﻓ‬
ِ ‫ﺪ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺮ ِﻣ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺘ‬‫ﺳ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﺞ ﹶﻓﻤ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺮ ِﺓ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺑِﺎﹾﻟﻌ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﺮﺓﹲ ﻛﹶﺎ ِﻣ ﹶﻠﺔﹲ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﻋ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻢ ِﺗ ﹾﻠ‬ ‫ﺘ‬‫ﻌ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻌ ٍﺔ ِﺍﺫﹶﺍ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺎ ٍﻡ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ‬‫ﻼﹶﺛ ِﺔ ﹶﺍﻳ‬
‫ﹶﺛ ﹶ‬

 ‫ﺠ ِﺪ ﺍﹾﻟ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺿﺮِﻯ ﺍﹾﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺣ‬‫ﻫﻠﹸﻪ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻳ ﹸﻜ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻦ ﹶﻟ‬ ‫ﻤ‬ ‫ِﻟ‬
‫ﷲ‬
َ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍ‬‫ﺍ‬‫ﺍ ِﻡ ﻭ‬‫ﺤﺮ‬
(196) ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺪ ﺍﹾﻟ ِﻌﻘﹶﺎ‬ ‫ﺷﺪِﻳ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬

Allah ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬ve Umre’yi de ‫ﺭ ﹶﺓ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Haccı ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬tamamlayın ‫ﻭﺍ‬‫َﺃﺘِﻤ‬‫ﻭ‬
kolay olan ‫ﺭ‬‫ﻴﺴ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ﺎ ﺍ‬‫ ﹶﻓﻤ‬Eğer alıkonulursanız ‫ﻡ‬ ‫ﺭﹸﺘ‬ ‫ﺼ‬
ِ ‫ﺤ‬
 ‫ﻥ ُﺃ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬için
tıraş etmeyin (ihramdan ‫ﺤِﻠﻘﹸﻭﺍ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬ bir kurban ‫ﻱ‬
ِ ‫ﺩ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬vardır
ulaşıncaya kadar ‫ﺒﹸﻠ ﹶﻎ‬ ‫ﺤﺘﱠﻰ ﻴ‬
 başlarınızı ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺭﺀ‬ çıkmayın)
Sizden ‫ﻡ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬İse ‫ﻥ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ‬Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬yerine ‫ﻪ‬ ‫ﺤﱠﻠ‬
ِ ‫ﻤ‬ kurban ‫ﻱ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
bir rahatsızlık varsa ‫ َﺃﺫﹰﻯ‬kendisinde ‫ ِﺒ ِﻪ‬ya da ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬hasta ‫ﺎ‬‫ﻤﺭِﻴﻀ‬
ya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬ya oruç ‫ﺎ ٍﻡ‬‫ﺼﻴ‬
ِ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬fidyedir ‫ ﹲﺔ‬‫ﺩﻴ‬ ِ‫ ﹶﻓﻔ‬Başından ‫ﺴ ِﻪ‬
ِ ‫ﺭ ْﺃ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ِﻤ‬
güvenlikte ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻓِﺈﺫﹶﺍ َﺃﻤِﻨ ﹸﺘ‬Kurban ‫ﻙ‬
ٍ‫ﺴ‬
 ‫ ﹸﻨ‬Ya da ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬sadaka ٍ‫ ﹶﻗﺔ‬‫ﺩ‬‫ﺼ‬
faydalanmak isteyen için ‫ﱠﺘﻊ‬‫ﻥ ﹶﺘﻤ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬olduğunuz zaman
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬kolay olan ‫ﺭ‬‫ﻴﺴ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ﺎ ﺍ‬‫ ﹶﻓﻤ‬hacca kadar ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍ ﹾﻟ‬umreyle ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒِﺎ ﹾﻟ‬
bulamazsa ‫ﺩ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ‬Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬bir kurbandır ‫ﻱ‬
ِ ‫ﺩ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
Hac sırasında ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ‬Gün ‫ﺎ ٍﻡ‬‫ َﺃﻴ‬Üç ِ‫ ﹶﺜﻠﹶﺎ ﹶﺜﺔ‬Oruç tutmalıdır ‫ﻡ‬ ‫ﺎ‬‫ﺼﻴ‬
ِ ‫ﹶﻓ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬yedi gün ‫ﻌ ٍﺔ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻭ‬
on ‫ ﹲﺓ‬‫ﺸﺭ‬
‫ ﹶ‬‫ ﻋ‬İşte bu ‫ﻙ‬
 ‫ ِﺘ ﹾﻠ‬döndüğünüzde ‫ﻡ‬ ‫ﻌ ﹸﺘ‬ ‫ﺠ‬
Olmayanlar içindir ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﹶﻟ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻟ‬Bu ‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬Tam ‫ ﻜﹶﺎ ِﻤﹶﻠ ﹲﺔ‬eder
Haram’da ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Mescid-i ‫ﺠ ِﺩ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬hazır ‫ﻀﺭِﻱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺤ‬Ailesi ‫ﻪ‬ ‫ﻫﻠﹸ‬ ‫َﺃ‬
Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬ve bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬sakının ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ﻭ‬
cezası ‫ﺏ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻌﻘﹶﺎ‬şiddetli olandır ‫ﺩ‬ ‫ﺸﺩِﻴ‬
‫ ﹶ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
196) Haccı ve Umre’yi de Allah için tamamlayın. Eğer
alıkonulursanız kolay olan bir kurban vardır. Kurban yerine
ulaşıncaya kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her
kim hasta ise ya da kendisinde başından bir rahatsızlık
varsa ya oruç, ya sadaka, ya da kurban fidyedir. Güvenlikte
olduğunuz zaman, hacca kadar umreyle faydalanmak
isteyen için kolay olan bir kurbandır. Her kim bulamazsa
hac sırasında üç gün, döndüğünüzde de yedi gün oruç
tutmalıdır. İşte bu tam on eder. Bu, ailesi Mescid-i
Haram’da olmayanlar içindir. Allah'tan sakının ve bilin ki
şüphesiz Allah, cezası şiddetli olandır.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺚ‬
‫ﺭ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﻼ‬
‫ﺞ ﹶﻓ ﹶ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺽ ﻓِﻴ ِﻬ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﻦ ﹶﻓ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬‫ﺎﺕ‬‫ﻌﻠﹸﻮﻣ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻬﺮ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﺞ ﹶﺍ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﹶﺍﹾﻟ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﻪ ﺍ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌ ﹶﻠ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻴ ٍﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻌﻠﹸﻮﺍ ِﻣ‬ ‫ﺗ ﹾﻔ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺍ ﹶﻝ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ‬‫ﻭ ﹶﻻ ِﺟﺪ‬ ‫ﻕ‬
 ‫ﻮ‬‫ﹸﻓﺴ‬
‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺂﺍﹸﻭﻟِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻﹾﻟﺒ‬‫ﺗﻘﹸﻮ ِﻥ ﻳ‬‫ﺍ‬‫ﻯ ﻭ‬‫ﺘ ﹾﻘﻮ‬‫ﺍ ِﺩ ﺍﻟ‬‫ﺮ ﺍﻟﺰ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻭﺍ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ‬‫ﻭﺩ‬ ‫ﺰ‬ ‫ﺗ‬‫ﻭ‬

‫ﻢ ﹶﻓِﺎﺫﹶﺁ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻼ ِﻣ‬
‫ﻀﹰ‬
 ‫ﻮﺍ ﹶﻓ‬‫ﺘﻐ‬‫ﺒ‬ ‫ﺗ‬ ‫ ﹶﺍ ﹾﻥ‬‫ﺎﺡ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺲ‬
 ‫ﻴ‬ ‫( ﹶﻟ‬197)

‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬‫ﺍ ِﻡ ﻭ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﻌ ِﺮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﷲ ِﻋ‬
َ ‫ﻭﺍ ﺍ‬‫ﺕ ﻓﹶﺎ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬
ٍ ‫ﺮﻓﹶﺎ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﻀ‬
 ‫ﹶﺍ ﹶﻓ‬
‫ﻢ‬ ‫( ﹸﺛ‬198) ‫ﲔ‬
 ‫ﺂﱢﻟ‬‫ﻦ ﺍﻟﻀ‬ ‫ﺒ ِﻠ ِﻪ ﹶﻟ ِﻤ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻳ ﹸﻜ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﹶﻛﻤ‬

‫ﷲ ﹶﻏﻔﹸﻮﺭ‬
َ ‫ﷲ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬
َ ‫ﻭﺍ ﺍ‬‫ﻐ ِﻔﺮ‬ ‫ﺘ‬‫ﺳ‬ ‫ﺍ‬‫ﺱ ﻭ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺽ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﻴﺚﹸ ﹶﺍﻓﹶﺎ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻮﺍ ِﻣ‬‫ﹶﺍﻓِﻴﻀ‬

‫ﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻛ ِﺬ ﹾﻛ ِﺮﻛﹸ‬
َ ‫ﻭﺍ ﺍ‬‫ﻢ ﻓﹶﺎ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬ ‫ﺎ ِﺳ ﹶﻜﻜﹸ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻴ‬ ‫ﻀ‬
 ‫( ﹶﻓﺎِﺫﹶﺍ ﹶﻗ‬199) ‫ﺭﺣِﻴﻢ‬

‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬‫ﺂ ﹶﺍِﺗﻨ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﻳﻘﹸﻮ ﹸﻝ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﺍ ﹶﻓ ِﻤ‬‫ﺪ ِﺫ ﹾﻛﺮ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻭ ﹶﺍ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﺂ َﺀ ﹸﻛ‬‫ﹶﺍﺑ‬
‫ﺎ‬‫ﺂ ﹶﺍِﺗﻨ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﻳﻘﹸﻮ ﹸﻝ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ (200) ‫ﻕ‬
ٍ‫ﻼ‬
‫ﺧ ﹶ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺮ ِﺓ ِﻣ‬ ‫ ﻓِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬‫ﺎ ﹶﻟﻪ‬‫ﻭﻣ‬

(201) ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺏ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﻋﺬﹶﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭ ِﻗﻨ‬ ‫ﻨ ﹰﺔ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﺮ ِﺓ‬ ‫ﻭﻓِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬ ‫ﻨ ﹰﺔ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻓِﻰ ﺍﻟ‬

(202) ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺤﺴ‬
ِ ‫ﻊ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺳﺮِﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻮﺍ ﻭ‬‫ﺴﺒ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ ِﻣﻤ‬‫ﻧﺼِﻴﺐ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻚ ﹶﻟ‬
 ‫ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬

Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬bilinen ‫ﺕ‬
‫ﺎ ﹲ‬‫ﻌﻠﹸﻭﻤ‬ ‫ﻤ‬ aylardır ‫ﺭ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺸ‬
‫ َﺃ ﹾ‬Hacc ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬
kadına ‫ﺙ‬
‫ ﹶﻓ ﹶ‬‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﺭ‬Haccı ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬O aylarda ‫ﻥ‬
 ‫ ﻓِﻴ ِﻬ‬farz ederse ‫ﺽ‬‫ﹶﻓﺭ‬
ve kavga ‫ل‬
َ ‫ﺍ‬‫ﺠﺩ‬
ِ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ fasıklık yok ‫ﻕ‬
‫ﻭ ﹶ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﻓﺴ‬ yaklaşmak yok
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬yaparsanız ‫ﻌﻠﹸﻭﺍ‬ ‫ ﹶﺘ ﹾﻔ‬Ne ‫ﻤﺎ‬ ‫ﻭ‬ Hacda ‫ﺞ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ‬etmek yok
bir de azık ‫ﻭﺍ‬‫ﻭﺩ‬ ‫ ﹶﺘﺯ‬‫ ﻭ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Onu bilir ‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬ hayırdan ٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﹶ‬
azığın ‫ﺍ ِﺩ‬‫ ﺍﻟﺯ‬En hayırlısı ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬Şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬edinin
ey akıl ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻭﻟِﻲ ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻟﺒ‬ ‫ﺎُﺃ‬‫ ﻴ‬benden sakının ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﻨِﻲ‬‫ ﻭ‬takvadır ‫ﻯ‬‫ﺍﻟ ﱠﺘ ﹾﻘﻭ‬
sahipleri
197) Hacc bilinen aylardır. Her kim o aylarda haccı farz
ederse hacda kadına yaklaşmak yok, fasıklık yok ve kavga
etmek yok. Hayırdan ne yaparsanız Allah onu bilir. Bir de
azık edinin. Şüphesiz ki azığın en hayırlısı, takvadır; ey akıl
sahipleri, benden sakının.
İbn Abbâs'tan rivayet ediliyor: Yemenliler hacceder ve hacca gelirken
yanlarına azık almaz, "Biz mütevekkil insanlarız." derler, Mekke'ye gelince
de dilencilik yaparlardı. İşte bunun üzerine Allah Tealâ "Bir de azıklanın.
Muhakkak ki azığın en hayırlısı takvadır..." âyetini indirdi.218

aramanızda ‫ﺒ ﹶﺘﻐﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ َﺃ‬bir günah ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 yoktur ‫ﻴﺱ‬ ‫ﹶﻟ‬
hep ‫ﻡ‬ ‫ﻀ ﹸﺘ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈﺫﹶﺍ َﺃ ﹶﻓ‬Rabbinizden ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬herhangi bir lütfu‫ﻀﻠﹰﺎ‬
 ‫ﹶﻓ‬
Zikredin ‫ﻭﺍ‬‫ ﻓﹶﺎ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬Arafat’tan ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺭﻓﹶﺎ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬birlikte indiğinizde
Meş’ar-I Haram’ın ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ﻌ ِﺭ ﺍ ﹾﻟ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬yanında ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ Allah’ı ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ Size hidayet ettiği gibi ‫ﻡ‬ ‫ﺍ ﹸﻜ‬‫ﻫﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ ﹶﻜﻤ‬O’nu zikredin ‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬‫ﻭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻟ ِﻤ‬Ondan önce ِ‫ﺒﻠِﻪ‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ ِﻤ‬Muhakkak siz idiniz ‫ﻡ‬ ‫ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
sapıklardan ‫ﻥ‬
 ‫ﺎﻟﱢﻴ‬‫ﺍﻟﻀ‬
198) Rabbinizden herhangi bir lütfu aramanızda size bir
günah yoktur. Arafat’tan hep birlikte indiğinizde Meş’ar-ı
Haram’ın yanında Allah’ı zikredin. Size hidayet ettiği gibi
O’nu zikredin. Muhakkak siz ondan önce sapıklardan
idiniz.
Ebu Ümâme et-Temîmî anlatıyor: İbn Ömer sordum: Biz burada
(hayvanlarımızı) kiraya veriyoruz. Bazıları bizim haccımızın olmadığını
sanıyor, sen ne dersin." O: "Telbiye getirmediniz mi, Safa ile Merve
arasında sa'y etmediniz mi? Şunu yapmadınız mı, bunu yapmadınız mı
(Haccın menâsikini kastediyor)?" diye sordu, ben: "Evet, hepsini yaptık."
Dedim de şöyle dedi: "Senin bana sorduğunu birisi Hz. Peygamber (a.s)'e
sormuştu. Efendimiz ona cevap verme(yip beklediler, sonunda) "(Hacc
mevsiminde ticaret yaparak) Rabbınızdan rızık istemenizde bir günah
yoktur..." âyeti nazil oldu. Efendimiz (a.s) o adamı çağırdı, kendisine bu
âyeti tilâvet buyurdu ve "Sizler hacılarsınız, hacı oldunuz" buyurdular.219

Sayfa 30

akın ettiği ‫ﺽ‬
 ‫ﺙ َﺃﻓﹶﺎ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬siz de akın edin ‫ﻭﺍ‬‫ َﺃﻓِﻴﻀ‬Sonra ‫ﹸﺜﻡ‬
bağışlanma dileyin ‫ﻭﺍ‬‫ﺴ ﹶﺘ ﹾﻐ ِﻔﺭ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬insanların ‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬yerden
Ğafur’dur ‫ﺭ‬ ‫ﻏﻔﹸﻭ‬
‫ ﹶ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
Rahim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬
199) Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve
Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz ki Allah Ğafur
(ayıpları gizleyen)’dur, Rahim (bağışlayan)’dir.
Ebu Davud et-Tayâlisî'nin kendi senediyle Hz. Aişe'den rivayetinde o
şöyle anlatıyor. Kureyşli hacılar "Biz Beytullah'm sakinleriyiz. (Haremde
ikamet edenleriz). Dolayısıyla biz diğer insanların yaptığı gibi Arafat'tan
değil Mina'da (vakfe yaparak oradan) döneriz." derlerdi. Bunun üzerine
Allah Tealâ: "Sonra siz de insanların (vakfeden) döndüğü (sel gibi aktığı)
yerden dönün." âyetini indirdi.37

ibadetlerinizi ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹶﻜ ﹸﻜ‬
ِ ‫ﻤﻨﹶﺎ‬ yerine getirdiğinizde ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﺘ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﹶﻓِﺈﺫﹶﺍ ﹶﻗ‬
andığınız gibi ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻜ ِﺫ ﹾﻜ ِﺭ ﹸﻜ‬Allah’ı ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Artık zikredin ‫ﻭﺍ‬‫ﻓﹶﺎ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬
Bir anışla ‫ﺍ‬‫ ِﺫ ﹾﻜﺭ‬daha da kuvvetli ‫ﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ َﺃ ﹶ‬hatta ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬atalarınızı ‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ﺁﺒ‬
Der ‫ل‬
ُ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬ Öylesi de vardır ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ insanlardan ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻥ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
 ‫ﹶﻓ ِﻤ‬
yoktur ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ dünyada ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬Bize ver ‫ ﺁ ِﺘﻨﹶﺎ‬Rabbimiz ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬
hiç bir nasip ‫ﻕ‬
ٍ ‫ﺨﻠﹶﺎ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬ahirette ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ ﻓِﻲ ﺍﻵ‬Onun için ‫ﻪ‬ ‫ﹶﻟ‬
200) İbadetlerinizi yerine getirdiğinizde, artık atalarınızı
andığınız gibi –hatta daha da kuvvetli bir anışla- Allah’ı
zikredin. İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz bize
dünyada ver" der, onun için ahirette hiçbir nasip yoktur.
“İbadetlerinizi yerine getirdiğinizde, artık atalarınızı andığınız…" âyetin
nüzul sebebinde üç kavil vardır:
1.Câhiliye halkı hacc mevsiminde bir araya gelip toplandıklarında câhiliye
devrinde babalarının yaptıklarını, önemli gün ve olayları neseblerini anar
ve birbirlerine karşı bunlarla övünürlerdi ki bu âyet nazil oldu. Bu manâ
Hasen, Atâ ve Mucâhid'den rivayet ediliyor.
2.Araplar bir hadise naklettikleri veya bir söz konuştukları zaman:
"Babana yemin olsun ki şöyle şöyle yaptılar." Derlerdi, bunun üzerine bu
âyet nazil oldu. Bu kavil de Hasen'den rivayet edilmiştir.
3.Hacılar hac menâsikini bitirdikleri zaman Mina'da birisi kalkar ve: "Allah
şahid ki babam cömertti, çok malı vardı, bana şunları şunları verdi." Der,
Allah'ı zikretmez, sadece babasını anar, Allah'tan kendisine dünyalık
vermesini isterdi. İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu.38

Rabbimiz ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬ der ‫ل‬
ُ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬ öylesi de vardır ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭ ِﻤ ﹾﻨ‬
ahirette de ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ﻭﻓِﻲ ﺍﻟﹾﺂ‬ iyilik ‫ﺴ ﹶﻨﺔﹰ‬
‫ﺤ‬
 dünyada ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬Bize ver ‫ﺁ ِﺘﻨﹶﺎ‬
ateş ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬azabından ‫ﺏ‬
 ‫ﻋﺫﹶﺍ‬
 koru ‫ﻭ ِﻗﻨﹶﺎ‬ iyilik ver ‫ ﹶﻨﺔﹰ‬‫ﺴ‬‫ﺤ‬
201) Onlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz bize dünyada
iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru"
der.
Araplardan bir Kavim Mevkife (Arafata) gelirlerdi. “Ya Rab, bu senemizi
yağmurlu bir sene kıl. Bolluk senesi kıl. Güzel çocuklar senesi kıl” diye
dünya için dua eder, Ahiretten hiç bahsetmezlerdi. Onlann hakkında
Allah bu âyeti indirdi.39

bir nasip vardır ‫ﺏ‬
 ‫ ﹶﻨﺼِﻴ‬onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬İşte onlar var ya ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬
çok süratli ‫ﻊ‬ ‫ﺴﺭِﻴ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬kazandıklarından ‫ﻭﺍ‬‫ﺴﺒ‬
 ‫ﺎ ﹶﻜ‬‫ِﻤﻤ‬
hesabı ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺤﺴ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬olandır
202) İşte onlar var ya onlar için kazandıklarından bir nasip
vardır. Allah hesabı çok süratli olandır.
"İşte onların kazandıklarından nasibleri vardır..." âyetinin nüzul sebebi
hakkında İbn Abbâs'tan şöyle bir rivayet daha var: Birisi gelip Hz.
Peygamber (a.s)'e: "Ey Allah'ın elçisi, babam haccedemeden vefat etti.
Onun yerine haccedeyim mi?" diye sordu da Efendimiz: "Babanın bir
borcu olsa da ödeşen o borcu baban ödemiş olmaz mı?" şeklinde bir
soruyla cevap verdi. Adamın: "Elbette öyledir." Demesi üzerine de: "O
halde Allah'ın alacağı ödenmeye daha lâyıktır." Buyurdu. Adam: "Peki
bana bundan bir ecir var mı?" diye sorunca Allah Tealâ bu âyeti indirdi ki
hem haccedenin, hem de yerine haccedilenin bu hacdan ecri vardır, ikisi
bu haccin ecrinde ortaktırlar demektir40

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

Sayılı ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﻭﺩ‬‫ﻌﺩ‬ ‫ﻤ‬ günlerde ‫ﺎ ٍﻡ‬‫ ﻓِﻲ َﺃﻴ‬Allah’ı ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬zikredin ‫ﻭﺍ‬‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬‫ﻭ‬
‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ِﺇ ﹾﺜ‬iki gün içinde ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﻓِﻲ‬acele etmesinde ‫ل‬
َ‫ﺠ‬
 ‫ﻥ ﹶﺘﻌ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﹶﻓ‬
‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ِﺇ ﹾﺜ‬geri kalmasında da ‫ﺨﺭ‬
‫ﻥ ﹶﺘَﺄ ﱠ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ günah yoktur ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ﻋ‬
sakının ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ ﻭ‬sakının ‫ ﺍ ﱠﺘﻘﹶﻰ‬kimse için ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻟ‬Günah yoktur ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ﻋ‬
ancak ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ ﺇِﹶﻟ‬muhakkak siz ‫ﻡ‬ ‫ َﺃ ﱠﻨ ﹸﻜ‬ve bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
toplanacaksınız ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺸﺭ‬
‫ﺤﹶ‬
 ‫ ﹸﺘ‬O’na
203) Sayılı günlerde de Allah’ı zikredin. Sakınan kimse için,
iki gün içinde acele etmesinde günah yoktur, geri
kalmasında da günah yoktur. O halde Allah’tan sakının ve
bilin ki muhakkak siz ancak O’na toplanacaksınız.
Câhiliye halkı Minâ'dan dönme hususunda iki bölüktü: Bir kısmı acele
ederek ilk nefir günü hemen oradan Mekke'ye dönenleri kınar ve
günahkâr sayar; ikinci bir kısmı da ikinci nefir günü (yani bayramın
üçüncü günü) dönmek üzere dönmeyi geciktirenleri günahkâr görürlerdi.
Allah Tealâ câhiliye devrindeki her iki telâkkiyi de redddetmek üzere bu
âyeti indirdi.220

senin hoşuna ‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ‬ öylesi vardır ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ İnsanlardan ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻥ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
 ‫ﻭ ِﻤ‬
dünya ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬hayatındaki ‫ﺎ ِﺓ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ‬sözü ‫ﻪ‬ ‫ﻭﻟﹸ‬ ‫ ﹶﻗ‬gider de
kalbindekine ِ‫ﺎ ﻓِﻲ ﹶﻗ ﹾﻠﺒِﻪ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﻤ‬
 Allah’ı ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬şahit tutar ‫ﺩ‬ ‫ﺸ ِﻬ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ﻭ‬
bir düşmandır ‫ﺎ ِﻡ‬‫ﺨﺼ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬azılı ‫ﺩ‬ ‫ َﺃﹶﻟ‬Halbuki o ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬
204) İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatındaki sözü
senin hoşuna gider de kalbindekine Allah’ı şahit tutar.
Halbuki o, azılı bir düşmandır.

‫ ﻓِﻲ‬çalışır ‫ﻰ‬‫ﺴﻌ‬

Döndüğü zaman da ‫ﻭﻟﱠﻰ‬ ‫ﻭِﺇﺫﹶﺍ ﹶﺘ‬
yok ‫ﻙ‬
 ‫ﻬِﻠ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ fesat çıkarmak için ‫ﺎ‬‫ﺩ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﻴ ﹾﻔ‬ ‫ ِﻟ‬yeryüzünde ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
‫ ﻟﹶﺎ‬Allah ise ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬ve nesli ‫ل‬
َ‫ﺴ‬
 ‫ﺍﻟ ﱠﻨ‬‫ ﻭ‬ekini ‫ﺙ‬
‫ﺭ ﹶ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬etmek
fesadı ‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻔﺴ‬sevmez ‫ﺤﺏ‬
ِ ‫ﻴ‬
205) Döndüğü zaman da yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini
ve nesli yok etmek için çalışır. Allah ise fesadı sevmez.

Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬kork ‫ﻕ‬
ِ ‫ ﺍ ﱠﺘ‬Ona ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬denildiğinde de ‫ل‬
َ ‫ﻭِﺇﺫﹶﺍ ﻗِﻴ‬
Artık ‫ﻪ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﹶﻓ‬günaha ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟِﺈ ﹾﺜ ِﻡ‬gururu ‫ ﹸﺓ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻌﺯ‬kendisini sürükler ‫ﻪ‬ ‫ﺨ ﹶﺫ ﹾﺘ‬
‫َﺃ ﹶ‬
bir yatak ‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻤﻬ‬ne kötü ‫ﹶﻟﺒِ ْﺌﺱ‬‫ ﻭ‬cehennem ‫ﻡ‬ ‫ﻬ ﱠﻨ‬ ‫ﺠ‬
 ona yeter
206) Ona: “Allah’tan kork” denildiğinde de gururu
kendisini günaha sürükler. Artık ona cehennem yeter. Ne
kötü bir yatak.
Zuhre oğullan halîfi Ahnes ibn Şureyk hakkında nazil olmuştur. Hz.
Peygamber (a.s)'e gelmiş, müslüman olmuş görünmüş, müslüman olması
Hz. Peygamber (a.s)'ın hoşuna gitmişti. O, şöyle demişti: Ben, müslüman
olmayı dileyerek geldim ve Allah'a yemin ederim ki bu sözümde sâdığım."
Sonra Hz. Peygamber (a.s)'ın yanından çıkmış, yolda giderken
müslümanlara ait birtakım ekinleri yakmış, yolda rastladığı yine
müslümanlara ait merkebleri boğazlayıp öldürmüş telef etmişti. İşte
bunun üzerine Allah Tealâ bu âyetleri indirdi.221

satar ‫ﺸﺭِﻱ‬
‫ﻴ ﹾ‬ öylesi de vardır ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ İnsanlardan ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻥ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
 ‫ﻭ ِﻤ‬
Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬rızasını ‫ﺎ ِﺓ‬‫ﺭﻀ‬ ‫ﻤ‬ aramak için ‫ﺀ‬ ‫ﺒ ِﺘﻐﹶﺎ‬ ‫ ﺍ‬nefsini ‫ﻪ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﹶﻨ ﹾﻔ‬
kullarına karşı ‫ﺎ ِﺩ‬‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ ِﻌﺒ‬Rauf’tur ‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬‫ﺭﺀ‬ Allah da ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ﻭ‬
207) İnsanlardan öylesi de vardır ki nefsini Allah’ın rızasını
aramak için satar. Allah da kullarına karşı Rauf’tur
(merhamet sahibidir).
İkrime'den gelen bir rivayette ise âyetin, muhacirlerden Suheyb ibn Sinan
er-Rûmî ve Ebu Zerr el-Ğıfârî hakkında nazil olduğu belirtiliyor. Ebu
Zerr el-Gıfârî müslüman olduğu için ailesi tarafından yakalanıp
hapsedilmişti. Ellerinden kurtulup kaçmış ve Medine-i Münevvere'ye
kendisi gelmişti.222

Sayfa 31

‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻦ ﻓﹶﻶ ِﺍﹾﺛ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺠ ﹶﻞ ﻓِﻰ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺕ ﹶﻓ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﻭﺩ‬‫ﻌﺪ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ ٍﻡ‬‫ﷲ ﻓِﻰ ﹶﺍﻳ‬
َ ‫ﻭﺍ ﺍ‬‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬‫ﻭ‬
‫ﻮﺁ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
َ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍ‬‫ﺍ‬‫ﺗﻘﹶﻰ ﻭ‬‫ﻤ ِﻦ ﺍ‬ ‫ﻴ ِﻪ ِﻟ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮ ﻓﹶﻶ ِﺍﹾﺛ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﺗﹶﺎ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

‫ ﻓِﻰ‬‫ﻮﻟﹸﻪ‬ ‫ﻚ ﹶﻗ‬
 ‫ﺠﺒ‬
ِ ‫ﻌ‬ ‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ (203) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺸﺮ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻢ ِﺍﹶﻟ‬ ‫ﻧ ﹸﻜ‬‫ﹶﺍ‬

‫ﺎ ِﻡ‬‫ﺨﺼ‬
ِ ‫ﺪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻮ ﹶﺍﹶﻟ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﺎ ﻓِﻰ ﹶﻗ ﹾﻠِﺒ ِﻪ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﻣ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ ﺍ‬‫ﺸ ِﻬﺪ‬
 ‫ﻭﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻮ ِﺓ ﺍﻟ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻬ ِﻠ‬ ‫ﻭﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ ﹾﻔ‬‫ﺽ ِﻟﻴ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻰ ﻓِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ‬‫ﺳﻌ‬ ‫ﻮﱠﻟﻰ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ‬ (204)

‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ ﻗِﻴ ﹶﻞ ﹶﻟﻪ‬ (205) ‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ﺐ ﺍﹾﻟ ﹶﻔﺴ‬
 ‫ﺤ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ ﹶﻻ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺴ ﹶﻞ ﻭ‬
 ‫ﻨ‬‫ﺍﻟ‬‫ﺙ ﻭ‬
‫ﺮ ﹶ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ﺲ ﺍﹾﻟ ِﻤﻬ‬
 ‫ﻭﹶﻟِﺒ ﹾﺌ‬ ‫ﻨﻢ‬‫ﻬ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻪ‬‫ﺴﺒ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺰﺓﹸ ِﺑ ﹾﺎ ِﻻﹾﺛ ِﻢ ﹶﻓ‬ ‫ ﺍﹾﻟ ِﻌ‬‫ﺗﻪ‬‫ﺧ ﹶﺬ‬ ‫ﷲ ﹶﺍ‬
َ ‫ﺗ ِﻖ ﺍ‬‫ﺍ‬

‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ ِﺓ ﺍ‬‫ﺮﺿ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺑِﺘﻐ‬‫ ﺍ‬‫ﺴﻪ‬
 ‫ﻧ ﹾﻔ‬ ‫ﺸﺮِﻯ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ (206)

‫ﺴ ﹾﻠ ِﻢ‬
 ‫ﺧﻠﹸﻮﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻮﺍ ﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺂﹶﺍ‬‫( ﻳ‬207) ‫ﺎ ِﺩ‬‫ ﺑِﺎﹾﻟ ِﻌﺒ‬‫ﺅﻑ‬ ‫ﺭ‬
(208) ‫ﻣِﺒﲔ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻢ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻧﻪ‬‫ﻴﻄﹶﺎ ِﻥ ِﺍ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺕ ﺍﻟ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺧ ﹸﻄﻮ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺘِﺒﻌ‬‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻛﹶﺂ ﱠﻓ ﹰﺔ‬

‫ﻋﺰِﻳﺰ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺕ ﻓﹶﺎ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺒ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺗ ﹸﻜ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﺯﹶﻟ ﹾﻠ‬ ‫ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ‬

‫ﻦ‬ ‫ﷲ ﻓِﻰ ﻇﹸ ﹶﻠ ٍﻞ ِﻣ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻢ‬‫ﻴﻬ‬‫ﻳ ﹾﺎِﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ ِﺍ ﱠﻻ ﹶﺍ ﹾﻥ‬‫ﻨ ﹸﻈﺮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻫ ﹾﻞ‬ (209) ‫ﺣﻜِﻴﻢ‬
(210) ‫ﺭ‬ ‫ﻮ‬‫ ﹾﺍ ﹸﻻﻣ‬‫ﺟﻊ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﷲ ﺗ‬
ِ ‫ﻭِﺍﻟﹶﻰ ﺍ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﻀ‬
ِ ‫ﻭﻗﹸ‬ ‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜﺔﹸ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺎ ِﻡ ﻭ‬‫ﻐﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ ﻓِﻲ‬girin ‫ﺨﻠﹸﻭﺍ‬
‫ﺩ ﹸ‬ ‫ ﺍ‬Ey iman edenler ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
uymayın ‫ﻭﺍ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ ﱠﺘ ِﺒﻌ‬ hep beraber ‫ ﻜﹶﺎ ﱠﻓ ﹰﺔ‬teslimiyete ‫ﺴ ﹾﻠ ِﻡ‬
 ‫ﺍﻟ‬
sizin ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬Muhakkak o ‫ﻪ‬ ‫ ِﺇﻨﱠ‬şeytanın ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴﻁﹶﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬adımlarına ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻁﻭ‬
‫ﺨﹸ‬
‫ﹸ‬
apaçık ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﺒِﻴ‬ bir düşmandır ‫ﻭ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ‬
 için
208) Ey iman edenler, hep beraber teslimiyete girin ve
şeytanın adımlarına uymayın. Muhakkak o sizin için apaçık
bir düşmandır.
İkrime'den, onun da İbn Abbâs'tan rivayetine göre yahudilerden Sa'lebe,
Abdullah ibn Selâm, İbn Yâmîn, Ka'b'ın oğulları Esed ve Useyd, Şu'be
ibn Amr, Kay s ibn Zeyd haklarında nazil olmuştur. Bunlar Hz.
Peygamber (a.s)'e gelip: "Ey Allah'ın elçisi, bizler yahudi iken sebt gününe
ta'zimde bulunurduk, bizi bırak (bize müsaade et) sebt gününe ta'zimde
devam edelim. Tevrat Allah'ın kitabıdır, bize müsaade buyurun geceleri
Tevrat'la ihya edelim." dediler de Allah Tealâ "Ey iman edenler hep
beraber teslimiyete girin. " âyetini indirdi.41

size geldikten ‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹾﺘ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺠ‬‫ ﻤ‬sonra‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬kayarsanız ‫ﻡ‬ ‫ﺯﹶﻟ ﹾﻠ ﹸﺘ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
Muhakkak ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬artık bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ ﻓﹶﺎ‬apaçık deliller ‫ﺕ‬
‫ﻴﻨﹶﺎ ﹸ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
Hakim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 Aziz’dir ‫ﺯ‬ ‫ﻋﺯِﻴ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
209) Size apaçık deliller geldikten sonra kayarsanız artık
bilin ki, muhakkak Allah Aziz’dir, Hakim’dir.

kendilerine gelmesini ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻴ ْﺄ ِﺘ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇﻟﱠﺎ َﺃ‬gözlüyorlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻅﺭ‬
‫ﻨ ﹸ‬‫ ﻴ‬mi ‫ل‬
ْ ‫ﻫ‬
Buluttan ‫ﺎ ِﻡ‬‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻐﻤ‬
 ‫ ِﻤ‬gölgelikler ٍ‫ﻅﹶﻠل‬
‫ ﹸ‬içinde ‫ ﻓِﻲ‬Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
emrin ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬ve gerçekleşmesini ‫ﻲ‬
‫ﻀ‬
ِ ‫ﻭ ﹸﻗ‬ ve meleklerin ‫ﻤﻠﹶﺎ ِﺌ ﹶﻜ ﹸﺔ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ﻭ‬
bütün işler ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬‫ ﺍ ﹾﻟُﺄﻤ‬döndürülür ‫ﻊ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﺘﹸ‬Allah’a ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Oysa ki ‫ﻭ‬
210) Buluttan gölgelikler içinde Allah’ın ve meleklerin
kendilerine gelmesini ve emrin gerçekleşmesini mi
gözlüyorlar? Oysa ki bütün işler Allah’a döndürülür.
(*)Yukarıdaki âyetler, mü'minlerin hepsinin birden, sulha, selâmete ve tek
kelimeyle Tevhîd Dini'nin birleştirici, uzlaştırıcı, kaynaştırıcı lâhutî
havasına girmeleri emredildi. Ayrılıp bölünmenin, sürtüşüp çözülmenin,
gruplaşıp sosyal yapıyı sarsmanın; azılı din düşmanlarının işine
yarayacağına işaret edildi. Kurtuluşun, güçlü ve şerefli bir millet olarak
yaşamanın. Dinin sunduğu birlik potasında şekillenmekle mümkün
olacağına dikkatler çekildi.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﷲ‬
ِ ‫ﻤ ﹶﺔ ﺍ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺪ ﹾﻝ ِﻧ‬ ‫ﺒ‬‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻨ ٍﺔ‬‫ﻴ‬‫ﺑ‬ ‫ﻳ ٍﺔ‬‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺗ‬‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﺁﺋِﻴ ﹶﻞ ﹶﻛ‬‫ﺳﺮ‬ ‫ﺑﻨِﻰ ِﺍ‬ ‫ﺳ ﹾﻞ‬
‫ﻦ‬ ‫ﻦ ِﻟ ﱠﻠﺬِﻳ‬ ‫ﻳ‬‫( ﺯ‬211) ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺪ ﺍﹾﻟ ِﻌﻘﹶﺎ‬ ‫ﺷﺪِﻳ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻪ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬
‫ﺍ‬‫ﺗ ﹶﻘﻮ‬‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻮﺍ ﻭ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻦ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ ِﻣ‬‫ﺨﺮ‬
‫ﺴ‬
 ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻮ ﹸﺓ ﺍﻟ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﻭﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬
(212) ‫ﺏ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﻴ ِﺮ ِﺣﺴ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺂ ُﺀ ِﺑ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻕ‬‫ﺮﺯ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻤ ِﺔ ﻭ‬ ‫ﻴ‬‫ﻡ ﺍﹾﻟ ِﻘ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻮ ﹶﻗ‬ ‫ﹶﻓ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻨ ِﺬﺭِﻳ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺸﺮِﻳ‬
 ‫ﺒ‬‫ﻣ‬ ‫ﲔ‬
 ‫ﻴ‬‫ﻨِﺒ‬‫ﷲ ﺍﻟ‬
ُ‫ﺚ ﺍ‬
‫ﻌ ﹶ‬ ‫ﺒ‬‫ﺪ ﹰﺓ ﹶﻓ‬ ‫ﺍ ِﺣ‬‫ﻣ ﹰﺔ ﻭ‬ ‫ﺱ ﺍﹸ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ﺍﻟﻨ‬
‫ﺘ ﹶﻠﻔﹸﻮﺍ‬‫ﺧ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﺱ ﻓِﻴﻤ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺤﻜﹸ‬
 ‫ﻴ‬‫ﻖ ِﻟ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺏ ﺑِﺎﹾﻟ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻢ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺰ ﹶﻝ‬ ‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻩ ِﻣ‬ ‫ﻮ‬‫ﻦ ﺍﹸﻭﺗ‬ ‫ﻒ ﻓِﻴ ِﻪ ِﺍ ﱠﻻ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫ﺘ ﹶﻠ‬‫ﺧ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻓِﻴ ِﻪ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺘ ﹶﻠﻔﹸﻮﺍ ﻓِﻴ ِﻪ ِﻣ‬‫ﺧ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻮﺍ ِﻟﻤ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﷲ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
ُ ‫ﻯ ﺍ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﻢ ﹶﻓ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﻐﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺒ‬‫ﺍﹾﻟ‬

(213) ‫ﺘﻘِﻴ ٍﻢ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻁ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺻﺮ‬
ِ ‫ﺂ ُﺀ ِﺍﻟﹶﻰ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻬﺪِﻯ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻖ ِﺑِﺎ ﹾﺫِﻧ ِﻪ ﻭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬

 ‫ﻠﹸﻮﺍ ﺍﹾﻟ‬‫ﺪﺧ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺘ‬‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﺣ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﹶﺍ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺍ ِﻣ‬‫ﺧ ﹶﻠﻮ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣﹶﺜﻞﹸ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻳ ﹾﺄِﺗ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﹶﻟﻤ‬ ‫ﻨ ﹶﺔ‬‫ﺠ‬

‫ﻮ ﹸﻝ‬‫ﺮﺳ‬ ‫ﻳﻘﹸﻮ ﹶﻝ ﺍﻟ‬ ‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﹾﻟ ِﺰﻟﹸﻮﺍ‬‫ﻭﺯ‬ ‫ﺮﺁ ُﺀ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ﺂ ُﺀ ﻭ‬‫ﺒ ﹾﺄﺳ‬‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻢ‬‫ﺘﻬ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺒ ِﻠ ﹸﻜ‬ ‫ﹶﻗ‬
(214) ‫ﷲ ﹶﻗﺮِﻳﺐ‬
ِ ‫ﺮ ﺍ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻧ‬ ‫ﷲ ﺍﹶﻵ ِﺍ ﱠﻥ‬
ِ ‫ ﺍ‬‫ﺼﺮ‬
 ‫ﻧ‬ ‫ﻰ‬‫ﻣﺘ‬ ‫ﻌﻪ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻭ‬

‫ﻳ ِﻦ‬‫ﺪ‬ ‫ﺍِﻟ‬‫ﻴ ٍﺮ ﹶﻓ ِﻠ ﹾﻠﻮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ ﹶﻔ ﹾﻘ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮ ﹶﻥ ﹸﻗ ﹾﻞ ﻣ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎﺫﹶﺍ‬‫ﻚ ﻣ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮ‬
 ‫ﻳ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻌﻠﹸﻮﺍ ِﻣ‬ ‫ﺗ ﹾﻔ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺴﺒِﻴ ِﻞ‬
 ‫ﺑ ِﻦ ﺍﻟ‬‫ﺍ‬‫ﲔ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ ِﻛ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻰ ﻭ‬‫ﺎﻣ‬‫ﻴﺘ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ﲔ ﻭ‬
 ‫ﺮِﺑ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ ﹾﻗ‬

(215) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﷲ ِﺑ ِﻪ‬
َ ‫ﻴ ٍﺮ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﺧ‬

Ne kadar ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻜ‬İsrailoğullarına ‫ل‬
َ ‫ﺍﺌِﻴ‬‫ﺴﺭ‬
 ِ‫ﺒﻨِﻲ ﺇ‬ sor ‫ل‬
ْ‫ﺴ‬

apaçık ٍ‫ﻴ ﹶﻨﺔ‬ ‫ ﺒ‬ayet ‫ﻴ ٍﺔ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ِﻤ‬Kendilerine verdiğimizi ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﺁ ﹶﺘ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Nimetini ‫ ﹶﺔ‬‫ﻌﻤ‬ ‫ ِﻨ‬değiştirirse ‫ل‬
ْ ‫ﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻴ‬ Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Kendisine geldikten sonra ‫ﻪ‬ ‫ﺀ ﹾﺘ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺠ‬‫ﻌ ِﺩ ﻤ‬ ‫ﺒ‬
cezası ‫ﺏ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻌﻘﹶﺎ‬şiddetli olandır ‫ﺩ‬ ‫ﺸﺩِﻴ‬
‫ﹶ‬
211) Kendilerine ne kadar apaçık ayet verdiğimizi
İsrailoğullarına sor! Her kim, kendisine geldikten sonra
Allah’ın nimetini değiştirirse, şüphesiz Allah cezası şiddetli
olandır.

hayatı ‫ﺎ ﹸﺓ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬inkar edenlere ‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
 ‫ ِﻟﱠﻠﺫِﻴ‬süsletilmiştir de ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺯ‬
İman ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﻥ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 ‫ ِﻤ‬eğlenmektedirler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺨﺭ‬
‫ﺴﹶ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ Dünya ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ﺍﻟ‬
Onların ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬ ‫ ﹶﻓ‬Oysa takva sahipleri ‫ﺍ‬‫ﻥ ﺍ ﱠﺘ ﹶﻘﻭ‬
 ‫ﺍﱠﻟ ِﺫﻴ‬‫ ﻭ‬edenlerle
şüphesiz Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬kıyamet ‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻘﻴ‬günü ‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬ üstündedirler
hesapsız ‫ﺏ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺤﺴ‬
ِ ِ‫ﻴﺭ‬ ‫ ﺒِ ﹶﻐ‬dilediğini ‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ rızıklandırır ‫ﺯﻕﹸ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬
212) Dünya hayatı inkar edenlere, süsletilmiştir de iman
edenlerle eğlenmektedirler. Oysa takva sahipleri, kıyamet
günü onların üstündedirler; şüphesiz Allah dilediğini
hesapsız rızıklandırır.
İbn Abbâs'tan gelen bir rivayete göre bu âyet, fakir muhacirlerle alay eden
Kurayza, Nadîr ve Kaynukâ' oğullan Yahudilerinin büyükleri veya İbn
Ubeyy ibn Selûl hakkında nazil olduğu söylenmiştir.223

Sayfa 32

gönderdi ‫ﺙ‬
‫ ﹶ‬‫ﻌ‬‫ ﹶﻓﺒ‬tek ‫ﺩ ﹰﺓ‬ ‫ﺤ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬bir ümmet ‫ﻤ ﹰﺔ‬ ‫ ُﺃ‬İnsanlar ‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬idi ‫ﻥ‬
 ‫ﻜﹶﺎ‬
ve ‫ﻥ‬
 ‫ﻨ ِﺫﺭِﻴ‬‫ﻭﻤ‬ müjdeleyici ‫ﻥ‬
 ‫ﺸﺭِﻴ‬
‫ﺒ ﱢ‬ ‫ﻤ‬ nebileri ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬‫ ﺍﻟﱠﻨ ِﺒﻴ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
Onlarla beraber ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻤ‬ indirdi ‫ل‬
َ ‫ﻭﺃَﻨﺯ‬ uyarıcılar olarak
Arasında ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ Hükmetmek için ‫ﻡ‬ ‫ﺤ ﹸﻜ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ِﻟ‬hak ile ‫ﻕ‬
‫ﺤﱢ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬kitabı ‫ﺏ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬
İhtilaf ettikleri şeyler hakkında ‫ﺨ ﹶﺘﹶﻠﻔﹸﻭﺍ ﻓِﻴ ِﻪ‬
‫ﺎ ﺍ ﹾ‬‫ ﻓِﻴﻤ‬İnsanlar ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇﻟﱠﺎ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Onun hakkında ihtilafa düştüler ‫ﻑ ﻓِﻴ ِﻪ‬
‫ﺨ ﹶﺘﹶﻠ ﹶ‬
‫ﺎ ﺍ ﹾ‬‫ﻭﻤ‬
‫ﺎ‬‫ﻌ ِﺩ ﻤ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Buna rağmen ancak onun verildiği kimseler ‫ﻩ‬ ‫ﺃُﻭﺘﹸﻭ‬
apaçık deliller ‫ﺕ‬
‫ﻴﻨﹶﺎ ﹸ‬‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬kendilerine geldikten sonra ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺀ ﹾﺘ‬ ‫ﺎ‬‫ﺠ‬
nihayet iletti ‫ﻯ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ ﹶﻓ‬Aralarındaki ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ‬ ‫ﺒ‬ Taşkınlık sebebiyle ‫ﺎ‬‫ﺒ ﹾﻐﻴ‬
ihtilaf ettikleri ‫ﺨ ﹶﺘﹶﻠﻔﹸﻭﺍ‬
‫ﺎ ﺍ ﹾ‬‫ ِﻟﻤ‬iman edenleri ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
Kendi izniyle ‫ ِﺒِﺈ ﹾﺫ ِﻨ ِﻪ‬Hakka ‫ﻕ‬
‫ﺤﱢ‬
 ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬kendisinde ‫ﻓِﻴ ِﻪ‬
‫ ِﺇﻟﹶﻰ‬dilediğini ‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ İletir ‫ﻬﺩِﻱ‬ ‫ﻴ‬ Şüphesiz Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ﻭ‬
dosdoğru ‫ﺴ ﹶﺘﻘِﻴ ٍﻡ‬
 ‫ﻤ‬ yola ‫ﻁ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺼﺭ‬
ِ
213) İnsanlar tek bir ümmetti. Allah da müjdeleyici ve
uyarıcılar olarak nebileri gönderdi, onlarla beraber
kendisinde –ihtilaf ettikleri şeyler hakkında insanlar
arasında hükmetmek için- kitabı hak ile indirdi. Buna
rağmen ancak onun verildiği kimseler aralarındaki taşkınlık
sebebiyle kendilerine apaçık deliller geldikten sonra onun
hakkında ihtilafa düştüler. Nihayet Allah kendi izniyle iman
edenleri, kendisinde ihtilaf ettikleri hakka iletti. Şüphesiz
Allah dilediğini dosdoğru yola iletir.

cennete ‫ﱠﻨ ﹶﺔ‬‫ ﺍ ﹾﻟﺠ‬gireceğinizi mi ‫ﺨﻠﹸﻭﺍ‬
‫ﺩ ﹸ‬ ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ َﺃ‬sandınız ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﺘ‬ ‫ﺴ‬
ِ‫ﺤ‬
 Yoksa ‫ﻡ‬ ‫َﺃ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬geçenlerin ‫ﺍ‬‫ﺨﹶﻠﻭ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬hali ‫ل‬
ُ ‫ﻤ ﹶﺜ‬ Size gelmeden ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ْﺄ ِﺘ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﹶﻟﻤ‬
öyle sıkıntılar ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺒ ْﺄﺴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Onlara dokundu ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺴ ﹾﺘ‬
 ‫ﻤ‬ Sizden önce ‫ﻡ‬ ‫ﺒِﻠ ﹸﻜ‬ ‫ﹶﻗ‬
hatta ‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 ve öyle sarsıldılar ki ‫ﺯ ﹾﻟ ِﺯﻟﹸﻭﺍ‬ ‫ﻭ‬ Ve zorluk ‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻀﺭ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ﻭ‬
ile mü’minler ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ ﻭ‬Resul ‫ل‬
ُ ‫ﻭ‬‫ﺭﺴ‬ ‫ ﺍﻟ‬Diyorlardı ‫ل‬
َ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬
Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yardımı ‫ﺭ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ ﹶﻨ‬ne zaman ‫ﻤﺘﹶﻰ‬ beraberindeki ‫ﻪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻤ‬
 ‫ ِﺇ‬dikkat edin ‫َﺃﻟﹶﺎ‬
Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yardımı ‫ﺼﺭ‬
 ‫ ﹶﻨ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
pek yakındır ‫ﺏ‬
 ‫ﹶﻗﺭِﻴ‬
214) Yoksa sizden önce geçenlerin hali size gelmeden
cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle sıkıntılar ve
zorluk dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta Resul ile
beraberindeki mü'minler: "Allah'ın yardımı ne zaman?”
diyorlardı. Dikkat edin, şüphesiz Allah'ın yardımı pek
yakındır.
Bu âyet-i kerime Hz. Peygamber ve ashabı ağır bir imtihan ve müşriklerin
kuşatması altında oldukları ve (Ahzâb, 10 âyetinde belirtildiği üzere)
"Kalblerin gırtlaklarına ulaşıp boğazlarında düğümlendiği" bir sırada,
ahzâb (Hendek savaşı) günü nazil olmuştur.42

infak edeceklerini ‫ﻥ‬
 ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻭ‬‫ ﻴ‬neyi ‫ﺎﺫﹶﺍ‬‫ ﻤ‬Sana soruyorlar ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ ﹶﻨﻙ‬
 ‫ﻴ‬
Hayırdan ٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬infak edeceğiniz şey ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﺃَﻨ ﹶﻔ ﹾﻘ ﹸﺘ‬‫ ﻤ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
yetimlere ‫ﻰ‬‫ﻴﺘﹶﺎﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬akrabaya ‫ﻥ‬
 ‫ﺭﺒِﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻗ‬‫ ﻭ‬ana babaya ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺍِﻟ‬‫ﹶﻓِﻠ ﹾﻠﻭ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ ve yolda kalanlaradır ‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ﻥ ﺍﻟ‬
ِ ‫ﺒ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬ve yoksullara ‫ﻥ‬
ِ ‫ﺎﻜِﻴ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ﻭ‬
Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Hayır olarak ٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬Ne yaparsanız ‫ﻌﻠﹸﻭﺍ‬ ‫ﹶﺘ ﹾﻔ‬
hakkıyla bilendir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Onu ‫ ِﺒ ِﻪ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
215) Sana, neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki:
“Hayırdan infak edeceğiniz şey; ana babaya, akrabaya,
yetimlere, yoksullara ve yolda kalanadır. Hayır olarak ne
yaparsanız şüphesiz Allah onu hakkıyla bilendir.”
İbn Abbâs'tan rivayet ediliyor: Ensardan Amr ibnu'l-Camûh çok zengin
bir ihtiyardı. "Ey Allah'ın elçisi, neyi tasadduk edelim ve kime infakta
bulunalım?" diye sordu da bu âyet-i kerime nazil oldu. 43

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

halbuki o ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ savaş ‫ل‬
ُ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻘﺘﹶﺎ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 yazıldı ‫ﺏ‬
 ‫ﹸﻜ ِﺘ‬
‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬Olabilir ki ‫ﺴﻰ‬‫ﻭﻋ‬ Sizin ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬hoşunuza gitmez ‫ﻩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﹸﻜ‬
bir ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬Oysa o ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ bir şeyi ‫ﻴﺌًﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬siz hoş görmezsiniz ‫ﻭﺍ‬‫ﺭﻫ‬ ‫ﹶﺘ ﹾﻜ‬
Siz ‫ﻭﺍ‬‫ﺤﺒ‬
ِ ‫ﻥ ﹸﺘ‬
 ‫ َﺃ‬yine olabilir ki ‫ﻰ‬‫ﻋﺴ‬
 ‫ﻭ‬ Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬hayırdır
Sizin ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬bir şerdir ‫ﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬Oysa o ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ Bir şeyi ‫ﻴﺌًﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬seversiniz
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬Siz ise ‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ Bilir ‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ ﻭ‬için
bilmezsiniz ‫ﻥ‬
216) Size savaş yazıldı; halbuki o sizin hoşunuza gitmez.
Olabilir ki siz bir şeyi hoş görmezsiniz; oysa o sizin için bir
hayırdır. Yine olabilir ki siz bir şeyi seversiniz; oysa o sizin
için bir şerdir. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.

haram ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬aydan ‫ﻬ ِﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻥ ﺍﻟ ﱠ‬
‫ﻋ‬
 Sana soruyorlar ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ ﹶﻨﻙ‬
 ‫ﻴ‬
Onda ‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬savaşmak ‫ل‬
ٌ ‫ ِﻗﺘﹶﺎ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬Onda ‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬savaşmayı ‫ل‬
ٍ ‫ِﻗﺘﹶﺎ‬
yolundan ‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ﻥ‬
‫ﻋ‬
 alıkoymak ‫ﺩ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻭ‬ Büyük bir iştir‫ﺭ‬ ‫ﹶﻜﺒِﻴ‬
Mescid-i ‫ﺠ ِﺩ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Onu ‫ ِﺒ ِﻪ‬İnkar etmek ‫ﺭ‬ ‫ﻭ ﹸﻜ ﹾﻔ‬ Allah ‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
halkını ِ‫ﻫﻠِﻪ‬ ‫ َﺃ‬ve çıkarmak ‫ﺝ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺨﺭ‬
‫ﻭِﺇ ﹾ‬ Haram’dan ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬
Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬katında ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ
büyük bir iştir‫ﺭ‬ ‫ﺒ‬ ‫ َﺃ ﹾﻜ‬Oradan ‫ﻪ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ‬ öldürmekten‫ل‬
ِ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘ ﹾﺘ‬
 ‫ ِﻤ‬daha büyüktür‫ﺭ‬ ‫ﺒ‬ ‫ َﺃ ﹾﻜ‬Fitne ise ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻔ ﹾﺘ ﹶﻨ ﹸﺔ‬‫ﻭ‬
‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 Sizinle savaşmaktan ‫ﻡ‬ ‫ﻴﻘﹶﺎ ِﺘﻠﹸﻭ ﹶﻨ ﹸﻜ‬ Vazgeçmezler ‫ﻥ‬
 ‫ﺍﻟﹸﻭ‬‫ﻴﺯ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Dininizden ‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﺩِﻴ ِﻨ ﹸﻜ‬
‫ﻋ‬
 Sizi döndürünceye kadar ‫ﻡ‬ ‫ﻭ ﹸﻜ‬‫ﺭﺩ‬ ‫ﻴ‬
Döner ‫ﺩ‬ ‫ﺭ ﹶﺘ ِﺩ‬ ‫ﻴ‬ Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ Eğer güçleri yetse ‫ﻭﺍ‬‫ﺴ ﹶﺘﻁﹶﺎﻋ‬
‫ﺍ‬
Kafir ‫ﺭ‬ ‫ﻭ ﻜﹶﺎ ِﻓ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ Ve ölürse ‫ﺕ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻓ‬Dininden ‫ﻥ ﺩِﻴ ِﻨ ِﻪ‬
‫ﻋ‬
 Sizden ‫ﻡ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬
boşa gidenlerdir ‫ﺕ‬
‫ﻁ ﹾ‬
‫ﺒِ ﹶ‬‫ ﺤ‬İşte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ﹶﻓُﺄ‬olarak
ahirette de ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ﺍﻟﹾﺂ‬‫ ﻭ‬Dünyada da ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬Amelleri ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎﹸﻟ‬‫ﻋﻤ‬
 ‫َﺃ‬
ve onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ Ateş ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬halkıdır ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺼﺤ‬
 ‫ َﺃ‬İşte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬‫ﻭ‬
sürekli kalıcıdırlar ‫ﻭﻥ‬‫ ﺨﹶﺎِﻟﺩ‬Orada ‫ﺎ‬‫ﻓِﻴﻬ‬
217) Sana haram aydan, onda savaşmayı soruyorlar. De ki:
“Onda savaşmak çok büyük bir iştir. Fakat Allah yolundan
alıkoymak ve O’nu inkar etmek; Mescid-i Haram’dan
alıkoymak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında ondan
daha büyük bir iştir. Fitne ise öldürmekten daha
büyüktür.” Eğer güçleri yetse –sizi dininizden
döndürünceye kadar- sizinle savaşmaktan vazgeçmezler.
Sizden her kim dininden döner ve kafir olarak ölürse işte
onlar dünyada da, ahirette de amelleri boşa gidenlerdir. İşte
onlar ateş halkıdır ve onlar orada sürekli kalıcıdırlar.
Bu âyet-i kerimenin İbnu’l-Hadramî'nin Abdullah ibn Cahş
komutasındaki seriyye tarafından öldürülmesi ve onu öldüren hakkında
nazil olduğunda müfessirler ittifak halindedirler.224

Sayfa 33

‫ﻴﺌﹰﺎ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺮﻫ‬ ‫ﺗ ﹾﻜ‬ ‫ﻰ ﹶﺍ ﹾﻥ‬‫ﻋﺴ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﺮﻩ‬ ‫ﻮ ﹸﻛ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﺎ ﹸﻝ‬‫ ﺍﹾﻟ ِﻘﺘ‬‫ﻴﻜﹸﻢ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﻛﹸِﺘ‬
‫ﻌ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﺮ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﻴﺌﹰﺎ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺤﺒ‬
ِ ‫ﺗ‬ ‫ﻰ ﹶﺍ ﹾﻥ‬‫ﻋﺴ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻭﻫ‬

‫ﺎ ٍﻝ ﻓِﻴ ِﻪ‬‫ﺍ ِﻡ ِﻗﺘ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﻬ ِﺮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﻋ ِﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮ‬
 ‫ﻳ‬ (216) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬

‫ﺠ ِﺪ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ ِﺑ ِﻪ ﻭ‬‫ﻭ ﹸﻛ ﹾﻔﺮ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﺻ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﺎﻝﹲ ﻓِﻴ ِﻪ ﹶﻛِﺒﲑ‬‫ﹸﻗ ﹾﻞ ِﻗﺘ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺧﺮ‬ ‫ﻭِﺍ‬ ‫ﺍ ِﻡ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬
‫ﺘ ِﻞ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ ﹶﻘ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺒﺮ‬‫ﻨﺔﹸ ﹶﺍ ﹾﻛ‬‫ﺘ‬ ‫ﺍﹾﻟ ِﻔ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﻨ‬ ‫ ِﻋ‬‫ﺒﺮ‬‫ ﹶﺍ ﹾﻛ‬‫ﻨﻪ‬ ‫ﻫ ِﻠ ِﻪ ِﻣ‬ ‫ﺝ ﹶﺍ‬

‫ﻮﺍ‬‫ﺘﻄﹶﺎﻋ‬‫ﺳ‬ ‫ﻢ ِﺍ ِﻥ ﺍ‬ ‫ﻦ ﺩِﻳِﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻭ ﹸﻛ‬‫ﺮﺩ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻧﻜﹸ‬‫ﻳﻘﹶﺎِﺗﻠﹸﻮ‬ ‫ﺍﻟﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﻳﺰ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬

‫ﺖ‬
 ‫ﺣِﺒ ﹶﻄ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ ﹶﻓﺎﹸﻭﹶﻟِﺌ‬‫ﻮ ﻛﹶﺎ ِﻓﺮ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻴﻤ‬‫ﻦ ﺩِﻳِﻨ ِﻪ ﹶﻓ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﺩ ِﻣ‬ ‫ﺗ ِﺪ‬‫ﺮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬

‫ﺎ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺏ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺻﺤ‬
 ‫ﻚ ﹶﺍ‬
 ‫ﻭﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬ ‫ﺮ ِﺓ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻢ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎﹸﻟ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﹶﺍ‬

‫ﻭﺍ ﻓِﻰ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﺟ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﺟﺮ‬ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﻫ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻮﺍ ﻭ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬217) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎِﻟﺪ‬‫ﺧ‬

(218) ‫ﺭﺣِﻴﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻏﻔﹸﻮﺭ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﻤ ﹶﺔ ﺍ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺮﺟ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﷲ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬
ِ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍ‬

‫ﺎ ِﻓﻊ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻭ‬ ‫ ﹶﻛِﺒﲑ‬‫ﺎ ِﺍﹾﺛﻢ‬‫ﺴ ِﺮ ﹸﻗ ﹾﻞ ﻓِﻴ ِﻬﻤ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻤ ِﺮ ﻭ‬ ‫ﺨ‬
 ‫ﻋ ِﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮ‬
 ‫ﻳ‬

‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮ ﹶﻥ ﻗﹸ ِﻞ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎﺫﹶﺍ‬‫ﻚ ﻣ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮ‬
 ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧ ﹾﻔ ِﻌ ِﻬﻤ‬ ‫ﻦ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺒﺮ‬‫ﺂ ﹶﺍ ﹾﻛ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻭِﺍﹾﺛ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻟِﻠﻨ‬
(219) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘ ﹶﻔ ﱠﻜﺮ‬‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﺕ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﹾﺍ ﹶﻻﻳ‬‫ﷲ ﹶﻟﻜﹸﻢ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻴﻦ‬‫ﺒ‬‫ﻚ ﻳ‬
 ‫ﻮ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬ ‫ﻌ ﹾﻔ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

hicret eden ‫ﻭﺍ‬‫ﺠﺭ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻥ ﻫ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ ﻭ‬iman eden ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Muhakkak ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
işte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ُﺃ‬Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yolunda ‫ل‬
ِ ‫ﺴ ِﺒﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ‬cihad eden ‫ﻭﺍ‬‫ﻫﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﺠ‬
Şüphesiz ki ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Rahmetini ‫ ﹶﺔ‬‫ﺤﻤ‬
 ‫ ﺭ‬umarlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺭﺠ‬ ‫ﻴ‬
Rahim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ Ğafur’dur ‫ﺭ‬ ‫ﻏﻔﹸﻭ‬
‫ ﹶ‬Allah
218) Muhakkak iman eden, hicret eden ve Allah yolunda
cihad eden kimseler, işte onlar Allah’ın rahmetini umarlar.
Şüphesiz ki Allah Ğafur (ayıpları gizleyen)’dur, Rahim
(bağışlayan)’dir.
Cundeb ibn Abdullah'tan rivayet ediliyor: Abdullah ibn Cahş ve
arkadaşlarının İbnu'l-Hadrami'yi öldürmeleri ile gelişen olaylar üzerine
bazı müslümanlar: "Bu seferlerinden bir ecir kazanmadılarsa da bir
günaha da girmediler." Demişti. Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil
oldu.44

ve kumar ‫ﺴ ِﺭ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬içki ‫ﻤ ِﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶ‬dan ‫ﻥ‬
‫ﻋ‬
 Sana soruyorlar ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ ﹶﻨﻙ‬
 ‫ﻴ‬
Hem büyük ‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻜﺒِﻴ‬Bir günah ‫ﻡ‬ ‫ ِﺇ ﹾﺜ‬ikisinde de ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴ ِﻬﻤ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
İnsanlar için ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬hem de menfaatler vardır ‫ﻊ‬ ‫ﻤﻨﹶﺎ ِﻓ‬ ‫ﻭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Daha büyüktür ‫ﺭ‬ ‫ﺒ‬ ‫ َﺃ ﹾﻜ‬Fakat günahları ‫ﺎ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻭِﺇ ﹾﺜ‬
Neyi ‫ﺎﺫﹶﺍ‬‫ ﻤ‬Ayrıca sana soruyorlar ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ ﹶﻨﻙ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ faydalarından ‫ﺎ‬‫ﹶﻨ ﹾﻔ ِﻌ ِﻬﻤ‬
ihtiyaçtan fazlasını ‫ﻭ‬ ‫ﻌ ﹾﻔ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬İnfak edeceklerini ‫ﻥ‬
 ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻭ‬‫ﻴ‬
Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬İyice açıklıyor ‫ﻥ‬
 ‫ﺒﻴ‬ ‫ﻴ‬ İşte böyle ‫ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬
düşünürsünüz ‫ﻭﻥ‬‫ ﹶﺘ ﹶﺘ ﹶﻔ ﱠﻜﺭ‬umulur ki ‫ﻡ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬ayetleri ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺍﻟﹾﺂﻴ‬
219) Sana içki ve kumardan soruyorlar. De ki: “İkisinde de
insanlar için hem büyük bir günah hem de menfaatler
vardır. Fakat günahları faydalarından daha büyüktür.”
Ayrıca sana, neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki:
“İhtiyaçtan fazlasını.” Allah sizin için ayetleri işte böyle
iyice açıklar; umulur ki düşünürsünüz.
Hz. Ömer ibnu'l-Hattâb, Muâz ibn Cebel ve bir grup ensar hakkında nazil
oldu. Onlar Resûlullâh (a.s)'a geldiler ve: "Ey Allah'ın Resûlü (a.s), bize
içki ve kumar hakkında bir fetva ver; birisi aklı gideriyor, diğeri malı zayi
ediyor." demişlerdi. İşte bunun üzerine "Sana içki ve kumarı sorarlar..."
âyeti nazil oldu.45

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬‫ﻼﺡ‬
‫ﺻﹶ‬
 ‫ﻰ ﹸﻗ ﹾﻞ ِﺍ‬‫ﺎﻣ‬‫ﻴﺘ‬‫ﻋ ِﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮ‬
 ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺮ ِﺓ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻓِﻰ ﺍﻟ‬
‫ﺢ‬
ِ ‫ﺼ ِﻠ‬
 ‫ﻦ ﺍﹾﻟﻤ‬ ‫ﺪ ِﻣ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ ﹾﻔ‬‫ ﺍﹾﻟﻤ‬‫ﻌ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﻧ ﹸﻜ‬‫ﺍ‬‫ﺧﻮ‬ ‫ﻢ ﹶﻓِﺎ‬ ‫ﺎِﻟﻄﹸﻮﻫ‬‫ﺨ‬‫ﻭِﺍ ﹾﻥ ﺗ‬ ‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬

‫ﻮﺍ‬‫ﻨ ِﻜﺤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ (220) ‫ﺣﻜِﻴﻢ‬ ‫ﻋﺰِﻳﺰ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﺘﻜﹸ‬‫ﻨ‬‫ﻋ‬ ‫ﷲ ﹶﻻ‬
ُ ‫ﺂ َﺀ ﺍ‬‫ﻮ ﺷ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬
‫ﻮ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺸ ِﺮ ﹶﻛ ٍﺔ‬
 ‫ﻦ ﻣ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻨﺔﹲ‬‫ﺆ ِﻣ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻣﺔﹲ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺆ ِﻣ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺸ ِﺮﻛﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﺆ ِﻣﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺒﺪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﻰ ﻳ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﲔ‬
 ‫ﺸ ِﺮ ِﻛ‬
 ‫ﻮﺍ ﺍﹾﻟﻤ‬‫ﻨ ِﻜﺤ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ ﹸﻜ‬ ‫ﺒ‬‫ﺠ‬
 ‫ﻋ‬ ‫ﹶﺍ‬

 ‫ﻢ ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬ ‫ﺒﻜﹸ‬‫ﺠ‬
 ‫ﻋ‬ ‫ﻮ ﹶﺍ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺸ ِﺮ ٍﻙ‬
 ‫ﻦ ﻣ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺎ ِﺭ ﻭ‬‫ﻮ ﹶﻥ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﻟﻨ‬‫ﺪﻋ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻚ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻬ‬ ‫ﺱ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎِﺗ ِﻪ ﻟِﻠﻨ‬‫ ﹶﺍﻳ‬‫ﻴﻦ‬‫ﺒ‬‫ﻭﻳ‬ ‫ﺮ ِﺓ ِﺑِﺎ ﹾﺫِﻧ ِﻪ‬ ‫ﻐ ِﻔ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻨ ِﺔ ﻭ‬‫ﺠ‬
 ‫ﻮﺁ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﹾﻟ‬‫ﺪﻋ‬ ‫ﻳ‬
‫ﻮ ﹶﺍﺫﹰﻯ‬ ‫ﺾ ﹸﻗ ﹾﻞ ﻫ‬
ِ ‫ﻤﺤِﻴ‬ ‫ﻋ ِﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺴﹶﺌﻠﹸﻮ‬
 ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ (221) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘ ﹶﺬ ﱠﻛﺮ‬‫ﻳ‬
‫ﺮ ﹶﻥ ﹶﻓِﺎﺫﹶﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻳ ﹾﻄ‬ ‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﺗ ﹾﻘ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺾ‬
ِ ‫ﻤﺤِﻴ‬ ‫ﺂ َﺀ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ‬‫ﻨﺴ‬‫ﺘ ِﺰﻟﹸﻮﺍ ﺍﻟ‬‫ﻋ‬ ‫ﻓﹶﺎ‬

‫ﲔ‬
 ‫ﺍِﺑ‬‫ﺘﻮ‬‫ﺐ ﺍﻟ‬
 ‫ﺤ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﷲ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﺮﻛﹸﻢ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻴﺚﹸ ﹶﺍ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﺮ ﹶﻥ ﹶﻓ ﹾﺎﺗ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺗ ﹶﻄ‬
‫ﻢ‬ ‫ﺮﹶﺛ ﹸﻜ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻢ ﹶﻓ ﹾﺎﺗ‬ ‫ﺮﺙﹲ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺅ ﹸﻛ‬ ‫ﺂ‬‫( ِﻧﺴ‬222) ‫ﻦ‬ ‫ﻬﺮِﻳ‬ ‫ﺘ ﹶﻄ‬‫ﻤ‬ ‫ﺐ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺤ‬
ِ ‫ﻭﻳ‬

‫ﻩ‬ ‫ﻼﻗﹸﻮ‬
‫ﻣ ﹶ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻧ ﹸﻜ‬‫ﻮﺁ ﹶﺍ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
َ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍ‬‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻮﺍ ﹶﻻ‬‫ﺪﻣ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻰ ِﺷ ﹾﺌ‬‫ﹶﺍﻧ‬
‫ﻢ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺎِﻧ ﹸﻜ‬‫ﻳﻤ‬‫ﺿ ﹰﺔ ﹶﻻ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﷲ ﻋ‬
َ ‫ﻌﻠﹸﻮﺍ ﺍ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ (223) ‫ﲔ‬
 ‫ﺆ ِﻣِﻨ‬ ‫ﺸ ِﺮ ﺍﹾﻟﻤ‬
 ‫ﺑ‬‫ﻭ‬

(224) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺳﻤِﻴﻊ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺱ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺼ ِﻠﺤ‬
 ‫ﻭﺗ‬ ‫ﺘﻘﹸﻮﺍ‬‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﺒﺮ‬‫ﺗ‬

Sana ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ ﹶﻨﻙ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ ve ahiret ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ﺍﻟﹾﺂ‬‫ ﻭ‬Dünya ‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬hakkında ‫ﻓِﻲ‬
Islah ‫ﺡ‬
 ‫ﺼﻠﹶﺎ‬
 ‫ ِﺇ‬De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬yetimlerden de ‫ﻰ‬‫ﻴﺘﹶﺎﻤ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
‫ﻋ‬
 soruyorlar
Eğer ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻥ ﹸﺘﺨﹶﺎِﻟﻁﹸﻭ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ Daha hayırlıdır ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬Onlar için ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬etmek
Artık onlar sizin ‫ﻡ‬ ‫ﺍ ﹸﻨ ﹸﻜ‬‫ﺨﻭ‬
‫ ﹶﻓِﺈ ﹾ‬onlarla bir arada bulunursanız
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬fesat yapanı ‫ﺩ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻔ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Ayırır ‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬kardeşlerinizdir
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬dileseydi ‫ﺀ‬ ‫ ﺸﹶﺎ‬Eğer ‫ﻭ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ıslah edenden ‫ﺢ‬
ِ ‫ﺼِﻠ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Elbette sizi zora sokardı ‫ﻡ‬ ‫ﻋ ﹶﻨ ﹶﺘ ﹸﻜ‬
 ‫ﹶﻟَﺄ‬
Hakim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 Aziz’dir ‫ﺯ‬ ‫ﻋﺯِﻴ‬

220) Dünya ve ahiret hakkında (umulur ki, düşünürsünüz)
Sana yetimlerden de soruyorlar. De ki: “Onlar için ıslah
etmek daha hayırlıdır. Eğer onlarla bir arada olursanız artık
onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah fesat yapanı ıslah
edenden ayırır. Eğer Allah dileseydi elbette sizi zora
sokardı. Şüphesiz Allah Aziz (izzet sahibi)’dir, Hakim
(hakimler hakimi)’dir.”
Araplar yetim konusunda çok titiz davranır, onunla birlikte bir kaptan
yemek yemez, onun bir devesine binmez, onun bir hizmetçisini
kullanmazlarmış. Hz. Peygamber (a.s)'e gelmişler ve bu durumu
sormuşlar da Allah Tealâ bu âyeti indirmiş.225

Kadar ‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 Müşrik kadınları ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺸ ِﺭﻜﹶﺎ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬nikahlamayın ‫ﻭﺍ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﺘﹶﻨ ِﻜﺤ‬
Mü’min ‫ﻤ ْﺅ ِﻤ ﹶﻨ ﹲﺔ‬ Bir cariye ‫ ﹲﺔ‬‫ﹶﻟَﺄﻤ‬‫ ﻭ‬İman edinceye ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻥ‬
‫ﻭ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ Müşrik bir kadından ٍ‫ﺸﺭِ ﹶﻜﺔ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Daha hayırlıdır ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ﹶ‬
Nikahlamayın ‫ﻭﺍ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﺘﹸﻨ ِﻜﺤ‬ Hoşunuza gitse bile ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹾﺘ ﹸﻜ‬ ‫ﺠ‬
‫ﻋ‬
 ‫َﺃ‬
İman edinceye ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭﺍ‬ kadar ‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 Müşrik erkekleri de ‫ﻥ‬
 ‫ﺸ ِﺭﻜِﻴ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬daha hayırlıdır ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬Mü’min ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤ‬ bir köle ‫ﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﹶﻟﻌ‬‫ﻭ‬
hoşunuza gitse bile ‫ﻡ‬ ‫ ﹸﻜ‬‫ﺒ‬‫ﻋﺠ‬
 ‫ﻭ َﺃ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ Müşrik bir erkekten ‫ﻙ‬
ٍ ‫ﺸ ِﺭ‬
‫ﻤ ﹾ‬
Allah ise ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬ateşe ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬çağırırlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ﻴ‬ İşte onlar ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬
Ve mağfirete ‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﻤ ﹾﻐ ِﻔ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬cennete ‫ﺠ ﱠﻨ ِﺔ‬
 ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍ ﹾﻟ‬çağırır ‫ﻭ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ﻴ‬
ayetlerini ‫ﺎ ِﺘ ِﻪ‬‫ ﺁﻴ‬ve iyice iyice açıklar ‫ﻥ‬
 ‫ﺒﻴ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ kendi izniyle ‫ِﺒِﺈ ﹾﺫ ِﻨ ِﻪ‬
düşünürler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹶﺘ ﹶﺫ ﱠﻜﺭ‬ umulur ki ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌﱠﻠ‬ ‫ ﹶﻟ‬İnsanlar için ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬

Sayfa 34

221) Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikahlamayın.
Mü’min bir cariye –hoşunuza gitse bile- müşrik bir
kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman
edinceye kadar nikahlamayın. Mü’min bir köle –hoşunuza
gitse bile- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. İşte onlar
ateşe çağırırlar; Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete
çağırır ve insanlar için ayetlerini iyice açıklar; umulur ki
düşünürler.
Mekke-i Mükerreme'deki bazı müslüman esirleri kurtarıp Medine-i
Münevvere'ye getirmesi için Hz. Peygamber (a.s) Mersed ibn Ebî Mersed
Kennâz el-Ganevî'yi Mekke'ye göndermişti. Mersed'in Mekke'ye geldiğini
Anâk adında câhiliyye devrinde onun dostu olan bir kadın da işitmiş.
Mersed müslüman olunca Anâk'ı bırakmış imiş. Anâk bu sefer Mersed'e
gelerek onunla tekrar beraber olmak istemiş. Mersed: "İslâm benimle
senin aranda bir engeldir. Ama eğer istiyorsan seninle evlenirim;
Medine'ye varınca Allah'ın Resûlü'ne sorar, seninle evlenmek için ondan
izin isterim.' demiş. Kadın: "Ne o yoksa benden usandın mı?" diyerek
yüksek sesle bağırıp çağırarak Mersed'e karşı imdat istemiş de Mersed
çevreden yetişenlerden güzel bir dayak yemiş. Mekke'deki işini bitirip
dönünce de Hz. Peygamber (a.s)'e gelerek Anâk'tan çok hoşlandığını ve
onunla evlenip evlenemiyeceğini sormuş. Bunun üzerine "Allah'a şirk
koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin" ayeti nazil
olmuş.46

O ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ De ki ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻗ‬hayızdan da ‫ﺽ‬
ِ ‫ﻤﺤِﻴ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
‫ﻋ‬
 Sana sorarlar ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ ﹶﻨﻙ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬
Onun için uzak durun ‫ﻋ ﹶﺘﺯِﻟﹸﻭﺍ‬
 ‫ ﻓﹶﺎ‬bir ezadır ‫َﺃﺫﹰﻯ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Hayız halinde ‫ﺽ‬
ِ ‫ﻤﺤِﻴ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ‬kadınlardan ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍﻟﱢﻨﺴ‬
temizleninceye ‫ﻥ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻴ ﹾ‬ kadar‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 Onlara yaklaşmayın ‫ﻫﻥ‬ ‫ﻭ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ﹶﺘ ﹾﻘ‬
Onlara varın ‫ﻫﻥ‬ ‫ ﹶﻓ ْﺄﺘﹸﻭ‬İyice temizlendikleri zaman ‫ﺭﻥ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻁ‬
‫ﹶﻓِﺈﺫﹶﺍ ﹶﺘ ﹶ‬
Doğrusu ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Size emrettiği ‫ﻡ‬ ‫ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬‫ َﺃﻤ‬Yerden ‫ﺙ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ِﻤ‬
çokça tevbe edenleri de ‫ﻥ‬
 ‫ﺍﺒِﻴ‬‫ ﺍﻟ ﱠﺘﻭ‬sever ‫ﺤﺏ‬
ِ ‫ﻴ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
çokça temizlenenleri de ‫ﻥ‬
 ‫ﻬﺭِﻴ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻤ ﹶﺘ ﹶ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬sever ‫ﺏ‬
 ‫ﺤ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬
222) Sana (kadınların) hayızdan da sorarlar. De ki: "O bir
ezadır; onun için hayız halinde kadınlardan uzak durun ve
temizleninceye
kadar
onlara
yaklaşmayın.
İyice
temizlendikleri zaman, Allah’ın size emrettiği yerden onlara
varın. Doğrusu Allah çokça tevbe edenleri de sever, çokça
temizlenenleri de sever.”
Araplar, kadınlar hayızlı olduğu zamanlarda onlarla mutad yoldan cinsel
ilişkide bulunmaz, arka yoldan cinsel ilişkide bulunurla idi. Hz. Peygamber
(a.s)'e bunu sordular da Allah Tealâ "Sana kadınların hayız halini sorarlar.
De ki: O bir ezadır…. " âyetini indirdi.

O ‫ ﹶﻓ ْﺄﺘﹸﻭﺍ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬bir tarladır ‫ﺙ‬
‫ﺭ ﹲ‬ ‫ﺤ‬
 Kadınlarınız ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ُﺅ ﹸﻜ‬‫ِﻨﺴ‬
Dilediğiniz gibi ‫ﻡ‬ ‫ﺸ ْﺌ ﹸﺘ‬
ِ ‫ َﺃﻨﱠﻰ‬tarlanıza ‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹶﺜ ﹸﻜ‬ ‫ﺤ‬
 halde yaklaşın
Bir de sakının ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ ﻭ‬Kendiniz için ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
ِ ‫ ِﻟﺄَﻨ ﹸﻔ‬takdim edin ‫ﻭﺍ‬‫ﺩﻤ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬
O’na ‫ﻩ‬ ‫ﻤﻠﹶﺎﻗﹸﻭ‬ siz muhakkak ‫ﻡ‬ ‫ َﺃﻨﱠ ﹸﻜ‬ve bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
mü’minleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Müjdele ‫ﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺒ ﱢ‬ ‫ﻭ‬ kavuşucusunuz
223) Kadınlarınız sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza
dilediğiniz gibi yaklaşın. Kendiniz için takdim edin. Bir de
Allah'tan sakının ve bilin ki siz muhakkak O'na
kavuşucusunuz. Mü’minleri müjdele.

engel ‫ﻀ ﹰﺔ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻋ‬

Allah’ı ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
kılmayın ‫ﻌﻠﹸﻭﺍ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﹶﺘ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ‬
iyilik yapmanıza ‫ﻭﺍ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ َﺃ‬yeminleriniz sebebiyle ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﻨ ﹸﻜ‬‫ﻴﻤ‬ ‫ِﻟَﺄ‬
arasını ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ve düzeltmenize ‫ﻭﺍ‬‫ﺼِﻠﺤ‬
 ‫ﻭ ﹸﺘ‬ Sakınmanıza ‫ﻭ ﹶﺘ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬
Semi’dir ‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 Şüphesiz ki Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬insanların ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
Alim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬

224) Allah’ı yeminleriniz sebebiyle iyilik yapmanıza,
sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel
kılmayın. Şüphesiz ki Allah Semi (işiten)’dir, Alim
(bilen)’dir.
Abdullah ibn Revâha'nın damadı Beşîr İbnu'n-Nu'mân karısını boşamış,
sonra da iddeti içinde müracaatla tekrar almak istemişti. Bunun üzerine
Abdullah ibn Revaha "Beşîr ibnu'n-Nu'mân'm evine asla gitmeyeceğine,
onunla konuşmayacağına, karısıyla arasını düzeltmeye çalışmayacağına"
yemin etmişti. İşte âyet bunun üzerine nazil oldu.47

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

lağv sebebiyle ‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ﹾﻐ ِﻭ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬sizi sorumlu tutmaz ‫ﻡ‬ ‫ﺨ ﹸﺫ ﹸﻜ‬
ِ ‫ﻴﺅَﺍ‬ ‫ﻟﹶﺎ‬
sorumlu tutar ‫ﻡ‬ ‫ﺨ ﹸﺫ ﹸﻜ‬
ِ ‫ﻴﺅَﺍ‬ fakat ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬yeminlerinizdeki ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﻨ ﹸﻜ‬‫ﻴﻤ‬ ‫ﻓِﻲ َﺃ‬
Şüphesiz ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬kalplerinizin ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬‫ ﹸﻗﻠﹸﻭ‬kazandığınızdan ‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﺒ‬‫ﺎ ﹶﻜﺴ‬‫ِﺒﻤ‬
Halim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻠِﻴ‬
 Ğafur’dur ‫ﺭ‬ ‫ﻏﻔﹸﻭ‬
‫ ﹶ‬Allah
225) Allah sizi yeminlerinizdeki lağv (kasıtsızlık ve hata)
sebebiyle
sorumlu
tutmaz;
fakat
kalplerinizin
kazandığından sorumlu tutar. Şüphesiz Allah Ğafur
(ayıpları gizleyen)’dur, Halim (yumuşak sahibi)’dir.
Hz. Aişe (r.ahna)'den rivayetine göre bu âyet-i kerime konuşma sırasında
"Allah'a yemin olsun hayır, Allah'a yemin olsun evet.." diyen yani yemin
kastı olmaksızın ağzından yemin lafzı çıkanlar hakkında nazil olmuştur.226

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬yaklaşmamaya yemin edenler için ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺅﻟﹸﻭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ِﻟﱠﻠﺫِﻴ‬
ay ٍ‫ﻬﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ َﺃ ﹾ‬dört ِ‫ﺔ‬‫ﻌ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ َﺃ‬beklemek vardır ‫ﺹ‬
 ‫ﺭﺒ‬ ‫ ﹶﺘ‬Kadınlarına ‫ﻡ‬ ‫ﺴﺎ ِﺌ ِﻬ‬
 ‫ِﻨ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬dönerlerse ‫ﻭﺍ‬‫ ﻓﹶﺎﺀ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
Rahim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ Ğafur’dur ‫ﺭ‬ ‫ﻏﻔﹸﻭ‬
‫ﹶ‬
226) Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay
beklemek vardır. Eğer dönerlerse şüphesiz ki Allah Ğafur
(ayıpları gizleyen)’dur, Rahim’dir.
Câhiliye devrinde ilâ bir sene, iki sene, hattâ daha çok süreli olurdu. Bir
erkek, karısından bir şey ister de o vermezse veya gecikirse de kocası ona
kızarsa "Sana bir sene yaklaşmıyacağım." veya "Sana iki sene
yaklaşmıyacağım." diye yemin ederdi. Allah ilâ'nın süresini dört ay olarak
bildirdi. Her kimin ki ilâ'sı dört aydan daha kısadır, onun yaptığı ilâ
olmaz. Allah "Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler." ayetini
indirdi.227

boşanmaya ‫ﻕ‬
‫ﻁﻠﹶﺎ ﹶ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬karar verirlerse ‫ﻭﺍ‬‫ﺯﻤ‬ ‫ﻋ‬
 Şayet ‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬
Alim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Semi’dir ‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
227) Şayet boşanmaya karar verirlerse. Şüphesiz Allah Semi
(işiten)'dir Alim (bilen)'dir.

bekletirler
‫ﺼﻥ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ ﹶﺘﺭ‬‫ﻴ‬
Boşanan
kadınlar
‫ﺕ‬
‫ﻁﱠﻠﻘﹶﺎ ﹸ‬
‫ﻤ ﹶ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ﻭ‬
Kur’ (hayız veya ‫ﻭ ٍﺀ‬‫ ﹸﻗﺭ‬Üç kur’ ‫ ﹶﺜﻠﹶﺎ ﹶﺜ ﹶﺔ‬kendilerini ‫ﻥ‬
 ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ِﺒﺄَﻨ ﹸﻔ‬
‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬kendilerine ‫ﻬﻥ‬ ‫ ﹶﻟ‬Helal değildir ‫ل‬
‫ﺤﱡ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ temizlenme)
‫ ﻓِﻲ‬Allah’ın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Yarattığını ‫ﻕ‬
‫ﺨﹶﻠ ﹶ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ ﻤ‬Gizlemeleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﺘ‬
İman ‫ﻴ ْﺅ ِﻤﻥ‬ ‫ ﹸﻜﻥ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Onların rahimlerinde ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﻤ ِﻬ‬‫ﺭﺤ‬ ‫َﺃ‬
Ahiret ‫ﺨ ِﺭ‬
ِ ‫ ﺍﻟﹾﺂ‬Ve gününe ‫ﻭ ِﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Allah’a ‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬ediyorlarsa
Onları ‫ﻥ‬
 ‫ﺩ ِﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ ِﺒ‬daha çok hak sahibidir ‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ َﺃ‬Kocaları ‫ﻬﻥ‬ ‫ﻭﹶﻟﹸﺘ‬‫ﺒﻌ‬ ‫ﻭ‬
 ‫ ِﺇ‬Bunda
‫ ﻓِﻲ ﹶﺫﻟِﻙ‬almaya
İsterlerse ‫ﻭﺍ‬‫ﺍﺩ‬‫ َﺃﺭ‬Eğer ‫ﻥ‬
Onların da (erkekler üzerinde) vardır ‫ﻬﻥ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ barışmak ‫ﺎ‬‫ﺼﻠﹶﺎﺤ‬
 ‫ِﺇ‬
(Erkeklerin) Onlar üzerinde (hakları) ‫ﻥ‬
 ِ‫ﻴﻬ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ ﻋ‬Gibi ‫ل‬
ُ ‫ِﻤ ﹾﺜ‬
(Ancak) ‫ل‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺭﺠ‬ ‫ﻭﻟِﻠ‬ örfe uygun (hakları) ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬olduğu
bir derece ‫ﺠ ﹲﺔ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺩ‬ Onlar üzerine vardır ‫ﻥ‬
 ِ‫ﻴﻬ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬Erkekler için
Hakim’dir ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 Aziz’dir ‫ﺯ‬ ‫ﻋﺯِﻴ‬
 Şüphesiz ki Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ﻭ‬
228) Boşanan kadınlar, kendilerini üç kur' bekletirler. Eğer
Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorlarsa, Allah'ın onların
rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helal
değildir. Eğer barışmak isterlerse bunda kocaları onları
almaya daha çok hak sahibidir. (Erkeklerin) Onlar
üzerinde (hakları) olduğu gibi onların da (erkekler üzerinde)
örfe uygun (hakları) vardır. (Ancak) Erkekler için onlar
üzerine bir derece daha vardır. Şüphesiz ki Allah Aziz
(üstün olan)'dir, Hakim (hüküm veren)’dir.

artık ya tutmalı ‫ﻙ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ ﻓﹶﺈ‬iki defadır ‫ﻥ‬
ِ ‫ﺭﺘﹶﺎ‬ ‫ﻤ‬ Boşanma ‫ﻕ‬
‫ﻁﻠﹶﺎ ﹸ‬
‫ﺍﻟ ﱠ‬
salıvermelidir ‫ﺢ‬
 ‫ﺴﺭِﻴ‬
 ‫ ﹶﺘ‬Ya da ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬güzellikle ‫ﻑ‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ِﺒ‬
geri ‫ﺨﺫﹸﻭﺍ‬
‫ﻥ ﹶﺘ ْﺄ ﹸ‬
 ‫ َﺃ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬helal değildir ‫ل‬
‫ﺤﱡ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ İyilikle ‫ﻥ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺤﺴ‬
 ‫ِﺒِﺈ‬
Bir şeyi ‫ﻴﺌًﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬Onlara verdiğiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹸﺘﻤ‬ ‫ﺎ ﺁ ﹶﺘ‬‫ ِﻤﻤ‬almanız
koruyamamaktan ‫ﺎ‬‫ﻴﻘِﻴﻤ‬ ‫ َﺃﻟﱠﺎ‬korkmaları ‫ﻴﺨﹶﺎﻓﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬müstesna ‫ِﺇﻟﱠﺎ‬
‫ َﺃﻟﱠﺎ‬Fakat korkmaları ‫ﻡ‬ ‫ﺨ ﹾﻔ ﹸﺘ‬
ِ ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬sınırlarını ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺤﺩ‬

Yoktur ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬sınırlarını ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺤﺩ‬
 koruyamamaktan ‫ﺎ‬‫ﻴﻘِﻴﻤ‬
kadının bir ‫ﺕ ِﺒ ِﻪ‬
‫ﺩ ﹾ‬ ‫ﺎ ﺍ ﹾﻓ ﹶﺘ‬‫ ﻓِﻴﻤ‬her ikisine de ‫ﺎ‬‫ﻴ ِﻬﻤ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 Günah ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬

Sınırlarıdır ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺤﺩ‬
 İşte bunlar ‫ﻙ‬
 ‫ ِﺘ ﹾﻠ‬şeyleri fidye vermesinde
aşarsa ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﺘﻌ‬‫ ﻴ‬Her kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ Onu aşmayın ‫ﺎ‬‫ﻭﻫ‬‫ﻌ ﹶﺘﺩ‬ ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ‬Allah’ın ‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
İşte onlar var ya ‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ﹶﻓُﺄ‬Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬sınırlarını ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺤﺩ‬

zalimlerin ta kendileridir ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ ﺍﻟﻅﱠﺎِﻟﻤ‬Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬

Sayfa 35

‫ﺎ‬‫ﻢ ِﺑﻤ‬ ‫ﺍ ِﺧﺬﹸﻛﹸ‬‫ﻳﺆ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎِﻧ ﹸﻜ‬‫ﻳﻤ‬‫ﻐ ِﻮ ﻓِﻰ ﹶﺍ‬ ‫ﷲ ﺑِﺎﻟ ﱠﻠ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﺍ ِﺧﺬﹸﻛﹸﻢ‬‫ﻳﺆ‬ ‫ﹶﻻ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺆﻟﹸﻮ ﹶﻥ ِﻣ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫( ِﻟ ﱠﻠﺬِﻳ‬225) ‫ﺣﻠِﻴﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻏﻔﹸﻮﺭ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺖ ﹸﻗﻠﹸﻮ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺴ‬
 ‫ﹶﻛ‬

‫ﺭﺣِﻴﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻏﻔﹸﻮﺭ‬
َ ‫ﺍ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﺍ‬‫ ٍﺮ ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ ﻓﹶﺂﺅ‬‫ﺷﻬ‬ ‫ﻌ ِﺔ ﹶﺍ‬ ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ ﹶﺍ‬‫ﺑﺺ‬‫ﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺂِﺋ ِﻬ‬‫ِﻧﺴ‬
(227) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺳﻤِﻴﻊ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻕ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﺍ‬
‫ﻼ‬
‫ﻮﺍ ﺍﻟ ﱠﻄ ﹶ‬‫ﺰﻣ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﻥ‬ (226)

‫ﻦ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺤ ﱡﻞ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻭ ٍﺀ‬‫ﻼﹶﺛ ﹶﺔ ﹸﻗﺮ‬
‫ﻦ ﹶﺛ ﹶ‬ ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻦ ِﺑﹶﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺮ‬ ‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﻤ ﹶﻄ ﱠﻠﻘﹶﺎ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻭ‬

‫ﻮ ِﻡ‬ ‫ﻴ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﻦ ﺑِﺎ‬ ‫ﺆ ِﻣ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻦ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬ ‫ﺎ ِﻣ ِﻬ‬‫ﺭﺣ‬ ‫ﷲ ﻓِﻰ ﹶﺍ‬
ُ ‫ﻖ ﺍ‬ ‫ﺧ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﻣ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺘ‬‫ﻳ ﹾﻜ‬
‫ﺎ‬‫ﻼﺣ‬
‫ﺻﹶ‬
 ‫ﻭﺁ ِﺍ‬‫ﺍﺩ‬‫ﻚ ِﺍ ﹾﻥ ﹶﺍﺭ‬
 ‫ﻦ ﻓِﻰ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﺩ ِﻫ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻖ ِﺑ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻬ‬‫ﻮﹶﻟﺘ‬‫ﺑﻌ‬‫ﻭ‬ ‫ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ ِﺮ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺟﺔﹲ ﻭ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ ِﻝ‬‫ﺮﺟ‬ ‫ﻭﻟِﻠ‬ ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻦ ِﻣ ﹾﺜﻞﹸ ﺍﱠﻟﺬِﻯ‬ ‫ﻭﹶﻟﻬ‬

‫ﻭ‬ ‫ﻑ ﹶﺍ‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ِﺑ‬‫ﺎﻙ‬‫ﻣﺴ‬ ‫ﺎ ِﻥ ﹶﻓِﺎ‬‫ﺮﺗ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻼﻕ‬
‫( ﺍﹶﻟ ﱠﻄ ﹶ‬228) ‫ﺣﻜِﻴﻢ‬ ‫ﻋﺰِﻳﺰ‬

‫ﻴﺌﹰﺎ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﺘﻤ‬‫ﻴ‬ ‫ﺗ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﺬﹸﻭﺍ ِﻣﻤ‬‫ﺗ ﹾﺄﺧ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺤ ﱡﻞ ﹶﻟ ﹸﻜ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺎ ٍﻥ‬‫ﺣﺴ‬ ‫ ِﺑِﺎ‬‫ﺴﺮِﻳﺢ‬
 ‫ﺗ‬

‫ﷲ‬
ِ ‫ﺩ ﺍ‬ ‫ﻭ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻳﻘِﻴﻤ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ ﱠﻻ‬ ‫ﺘ‬‫ﷲ ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ ِﺧ ﹾﻔ‬
ِ ‫ﺩ ﺍ‬ ‫ﻭ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻳﻘِﻴﻤ‬ ‫ﺎﻓﹶﺂ ﹶﺍ ﱠﻻ‬‫ﻳﺨ‬ ‫ِﺍ ﱠﻻ ﹶﺍ ﹾﻥ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻫ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻼ‬
‫ﷲ ﹶﻓ ﹶ‬
ِ ‫ﺩ ﺍ‬ ‫ﻭ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺕ ِﺑ ِﻪ ِﺗ ﹾﻠ‬
 ‫ﺪ‬ ‫ﺘ‬‫ﺎ ﺍ ﹾﻓ‬‫ﺎ ِﻓﻴﻤ‬‫ﻴ ِﻬﻤ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺡ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻼ‬
‫ﹶﻓ ﹶ‬

‫( ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ‬229) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻢ ﺍﻟﻈﱠﺎِﻟﻤ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﷲ ﹶﻓﺎﹸﻭﹶﻟِﺌ‬
ِ ‫ﺩ ﺍ‬ ‫ﻭ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬
‫ﺎ‬‫ ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ ﹶﻃ ﱠﻠ ﹶﻘﻬ‬‫ﺮﻩ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺎ ﹶﻏ‬‫ﻭﺟ‬ ‫ﺯ‬ ‫ﺢ‬
 ‫ﻨ ِﻜ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﻌﺪ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺤ ﱡﻞ ﹶﻟﻪ‬
ِ ‫ﺗ‬ ‫ﻼ‬
‫ﺎ ﹶﻓ ﹶ‬‫ﹶﻃ ﱠﻠ ﹶﻘﻬ‬

‫ﷲ‬
ِ ‫ﺩ ﺍ‬ ‫ﻭ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻳﻘِﻴﻤ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ ﹾﻥ‬‫ﺂ ِﺍ ﹾﻥ ﹶﻇﻨ‬‫ﺟﻌ‬ ‫ﺍ‬‫ﺘﺮ‬‫ﻳ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ ﹾﻥ‬‫ﻴ ِﻬﻤ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺡ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻼ‬
‫ﹶﻓ ﹶ‬

(230) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻮ ٍﻡ‬ ‫ﺎ ِﻟ ﹶﻘ‬‫ﻨﻬ‬‫ﻴ‬‫ﺒ‬‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﺩ ﺍ‬ ‫ﻭ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻭِﺗ ﹾﻠ‬

229) Boşanma iki defadır; artık ya güzellikle tutmalı ya da
iyilike salıvermelidir. -Allah'ın sınırlarını koruyamamaktan
korkmaları müstesna- onlara verdiğiniz bir şeyi geri
almanız size helal değildir. Fakat Allah'ın sınırlarını
koruyamamaktan korkmaları müstesna kadının bir şeyleri
fidye vermesinde her ikisine de bir günah yoktur. İşte
bunlar Allah’ın sınırlarıdır, onu aşmayın. Her kim Allah’ın
sınırlarını aşarsa işte onlar var ya, onlar zalimlerin ta
kendileridir.
Cahiliyyede, kişi karısını dilediği kadar boşar, iddetinin bitimine yakın onu
tekrar almak ister ve müracaatta bulunursa bin kere boşamiş olsa da kadın
yine onun karısı olurdu. Kadını boşama ve ona müracaatla tekrar alma
konusunda herhangi bir sınır yoktu. Ensardan birisi karısına kızıp "Seni
ne kendime tam hanım olarak tutacağım, ne de benden tamamen boş
olup bir başkasıyla evlenmene imkân vereceğim." Dedi. Kadın: "Bunu
nasıl yapacaksın?" diye sordu. O: "Seni boşayacağım, tam iddetin biterken
müracaat edeceğim, hemen peşinden tekrar boşıyacağım; böyle devam
edip gideceğim." Dedi. Bunun üzerine kadın Hz. Peygamber (a.s)'e
gelerek şikâyette bulundu da Allah Tealâ "Boşama iki defadır.." ayetini
indirip erkeğin ric'î talâkla kadını boşama hakkını iki talâk ile
sınırlandırdı.48

Artık helal ‫ل‬
‫ﺤﱡ‬
ِ ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ‬Onu (bir daha) boşarsa ‫ﺎ‬‫ﻁﱠﻠ ﹶﻘﻬ‬
‫ ﹶ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
Nikahlanmadıkça ‫ﺢ‬
 ‫ﺤﺘﱠﻰ ﺘﹶﻨ ِﻜ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬kendisine ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬olmaz
(Bundan sonraki ‫ﺎ‬‫ﻁﱠﻠ ﹶﻘﻬ‬
‫ ﹶ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬başka ‫ﻩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻏ‬
‫ ﹶ‬bir kocayla ‫ﺎ‬‫ﻭﺠ‬ ‫ﺯ‬
Onlara ‫ﺎ‬‫ﻴ ِﻬﻤ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 bir günah ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 yoktur ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ‬kocası) onu boşarsa
‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬İnanırlarsa ‫ﻅﻨﱠﺎ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﺇ‬birbirlerine dönmelerinde ‫ﺎ‬‫ﺠﻌ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﹶﺘﺭ‬‫ﻥ ﻴ‬
 ‫َﺃ‬
İşte ‫ﻙ‬
 ‫ﻭ ِﺘ ﹾﻠ‬ Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬sınırlarını ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺤﺩ‬
 Koruyacaklarına ‫ﺎ‬‫ﻴﻘِﻴﻤ‬
iyice açıkladığı ‫ﺎ‬‫ﻴ ﹸﻨﻬ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻴ‬ Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬sınırlarıdır ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺤﺩ‬
 bunlar
bilen ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﻴ‬ bir topluluk için ٍ‫ﻭﻡ‬ ‫ﻟِ ﹶﻘ‬
230) Eğer onu (bir daha) boşarsa, artık başka bir kocayla
nikahlanmadıkça kendisine helal olmaz. Eğer (bundan
sonraki kocası) onu boşarsa -Allah’ın sınırlarını
koruyacaklarına inanırlarsa- birbirlerine dönmelerinde
onlara bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın -bilen bir
topluluk için- iyice açıkladığı sınırlarıdır.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻭ‬ ‫ﻑ ﹶﺍ‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ِﺑ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺴﻜﹸﻮ‬
ِ ‫ﻣ‬ ‫ﻦ ﹶﻓﹶﺎ‬ ‫ﺟ ﹶﻠﻬ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺒ ﹶﻠ‬‫ﺂ َﺀ ﹶﻓ‬‫ﻨﺴ‬‫ ﺍﻟ‬‫ﻢ‬‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ ﹶﻃ ﱠﻠ ﹾﻘﺘ‬
‫ﻌ ﹾﻞ‬ ‫ﻳ ﹾﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﺘﺪ‬‫ﻌ‬ ‫ﺘ‬‫ﺭﺍ ِﻟ‬ ‫ﺍ‬‫ﺿﺮ‬
ِ ‫ﻦ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺴﻜﹸﻮ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻑ‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ِﺑ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﺮﺣ‬ ‫ﺳ‬

‫ﻭﺍ‬‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬‫ﺍ ﻭ‬‫ﺰﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﷲ‬
ِ‫ﺕﺍ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺨﺬﹸﻭﺁ ﹶﺍﻳ‬
ِ ‫ﺘ‬‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺴﻪ‬
 ‫ﻧ ﹾﻔ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺪ ﹶﻇ ﹶﻠ‬ ‫ﻚ ﹶﻓ ﹶﻘ‬
 ‫ﹶﺫِﻟ‬

‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﺤ ﹾﻜ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺏ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺰ ﹶﻝ‬ ‫ﻧ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻤ ﹶﺔ ﺍ‬ ‫ﻌ‬ ‫ِﻧ‬

(231) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﻰ ٍﺀ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﷲ ِﺑ ﹸﻜ ﱢﻞ‬
َ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
َ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍ‬‫ﺍ‬‫ﻢ ِﺑ ِﻪ ﻭ‬ ‫ﻳ ِﻌﻈﹸﻜﹸ‬

‫ﻦ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﺟ ﹶﻠﻬ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺒ ﹶﻠ‬‫ﺂ َﺀ ﹶﻓ‬‫ﻨﺴ‬‫ ﺍﻟ‬‫ﻢ‬‫ﻭِﺍﺫﹶﺍ ﹶﻃ ﱠﻠ ﹾﻘﺘ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻨ ِﻜ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻀﻠﹸﻮ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻼ‬

‫ﻦ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻋﻆﹸ ِﺑ ِﻪ‬ ‫ﻮ‬‫ﻚ ﻳ‬
 ‫ﻑ ﹶﺫِﻟ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻢ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺍ‬‫ﺿﻮ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺗﺮ‬ ‫ﻦ ِﺍﺫﹶﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺍ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ﹶﺍ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬‫ﻬﺮ‬ ‫ﻭﹶﺍ ﹾﻃ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺯﻛﹶﻰ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﻮ ِﻡ ﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ ِﺮ ﹶﺫِﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﻴ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ ﺑِﺎ‬‫ﺆ ِﻣﻦ‬ ‫ﻢ ﻳ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺩﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺿ‬
ِ ‫ﺮ‬ ‫ﺕ ﻳ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺍِﻟﺪ‬‫ﺍﹾﻟﻮ‬‫( ﻭ‬232) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻌ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻳ‬
‫ﻮﻟﹸﻮ ِﺩ ﹶﻟﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻋ ﹶﺔ‬ ‫ﺎ‬‫ﺮﺿ‬ ‫ﻢ ﺍﻟ‬ ‫ﻳِﺘ‬ ‫ﺩ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺍ‬‫ﻦ ﹶﺍﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻴ ِﻦ ِﻟ‬ ‫ﻴ ِﻦ ﻛﹶﺎ ِﻣ ﹶﻠ‬ ‫ﻮﹶﻟ‬ ‫ﺣ‬

ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﻬ‬‫ﻮﺗ‬ ‫ﺴ‬
‫ﺎ ﹶﻻ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻭ‬ ‫ ِﺍ ﱠﻻ‬‫ﻧ ﹾﻔﺲ‬ ‫ ﹶﻜ ﱠﻠﻒ‬‫ﻑ ﹶﻻ ﺗ‬
 ‫ﻭ ِﻛ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺯﻗﹸﻬ‬ ‫ِﺭ‬

‫ﺙ ِﻣ ﹾﺜﻞﹸ‬
ِ ‫ﺍ ِﺭ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻮ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮﹶﻟ ِﺪ ِﻩ‬ ‫ ِﺑ‬‫ ﹶﻟﻪ‬‫ﻮﻟﹸﻮﺩ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮﹶﻟ ِﺪﻫ‬ ‫ﺪﺓﹲ ِﺑ‬ ‫ﺍِﻟ‬‫ﺭ ﻭ‬ ‫ﺂ‬‫ﺗﻀ‬

‫ﺡ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻼ‬
‫ ٍﺭ ﹶﻓ ﹶ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺗﺸ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺽ ِﻣ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺗﺮ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺎ ﹰﻻ‬‫ﺍ ِﻓﺼ‬‫ﺍﺩ‬‫ﻚ ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ ﹶﺍﺭ‬
 ‫ﹶﺫِﻟ‬
‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺡ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻢ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﺩﻛﹸ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ‬‫ﺿﻌ‬
ِ ‫ﺮ‬ ‫ﺘ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺗ‬‫ﺩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﻥ ﹶﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴ ِﻬﻤ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

‫ﺎ‬‫ﷲ ِﺑﻤ‬
َ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
َ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍ‬‫ﺍ‬‫ﻑ ﻭ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻢ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﺘ‬‫ﻴ‬ ‫ﺗ‬‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﻤ‬ ‫ﺳ ﱠﻠ‬ ‫ِﺍﺫﹶﺍ‬
(233) ‫ﺼﲑ‬
ِ ‫ﺑ‬ ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬

Kadınları ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍﻟﱢﻨﺴ‬
boşadığınız zaman ‫ﻡ‬ ‫ﻁﱠﻠ ﹾﻘ ﹸﺘ‬
‫ﹶ‬
‫ﻭِﺇﺫﹶﺍ‬
iddetlerinin
sonuna
‫ﻬﻥ‬ ‫ﺠﹶﻠ‬
 ‫َﺃ‬
ulaştıklarında
‫ﹶﻠ ﹾﻐﻥ‬‫ﹶﻓﺒ‬
ya da ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬ya güzellikle ‫ﻑ‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ِﺒ‬Onları tutun ‫ﻥ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ﺴﻜﹸﻭ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﹶﻓَﺄ‬
Bir de onları ‫ﻫﻥ‬ ‫ﺴﻜﹸﻭ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﺘ‬ İyilikle ‫ﻑ‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ِﺒ‬Bırakın ‫ﻫﻥ‬ ‫ﻭ‬‫ﺭﺤ‬ ‫ﺴ‬

Haksızlıkla ‫ﻭﺍ‬‫ﻌ ﹶﺘﺩ‬ ‫ ﻟِ ﹶﺘ‬Ve zarar vermek için ‫ﺍ‬‫ﺍﺭ‬‫ﻀﺭ‬
ِ tutmayın
Muhakkak ki ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻓ ﹶﻘ‬Bunu ‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬Yaparsa ‫ل‬
ْ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ ﹾﻔ‬ Kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬
edinmeyin ‫ﺨﺫﹸﻭﺍ‬
ِ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ ﱠﺘ‬ kendisine ‫ﻪ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ﹶﻨ ﹾﻔ‬zulmetmiş olur ‫ﻅﹶﻠﻡ‬
‫ﹶ‬
Düşünün ‫ﻭﺍ‬‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬‫ ﻭ‬Eğlence ‫ﺍ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ﻫ‬ Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ayetlerini ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺁﻴ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ üzerinizdeki ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 Allah’ın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬nimetini ‫ ﹶﺔ‬‫ﻌﻤ‬ ِ‫ﻨ‬
İle hikmeti ‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﺤ ﹾﻜ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Kitap ‫ﺏ‬
ِ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬
 ‫ ِﻤ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 indirdiği ‫ل‬
َ ‫ﺃَﻨﺯ‬
Sakının ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ ﻭ‬kendisiyle ‫ ِﺒ ِﻪ‬öğüt vermek üzere ‫ﻡ‬ ‫ﻅ ﹸﻜ‬
‫ﻴ ِﻌ ﹸ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Muhakkak ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬ve bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
hakkıyla bilendir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 şeyi ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬her ‫ِﺒ ﹸﻜلﱢ‬
231) Kadınları boşadığınız zaman iddetlerinin sonuna
ulaştıklarında, onları ya güzellikle tutun, ya da iyilikle
bırakın. Bir de haksızlıkla ve zarar vermek için onları
tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak ki kendine
zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlence edinmeyin!
Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size kendisiyle öğüt
vermek üzere indirdiği kitap ile hikmeti düşünün. Allah’tan
sakının ve bilin ki muhakkak Allah her şeyi hakkıyla
bilendir.
Hasen'den rivayet ediliyor ki Hz. Peygamber (a.s) zamanında bazı
kimseler karısını boşar veya kölesini azat eder, sonra da "Hayır, ben öyle
bir şey yapmadım, ben eğleniyordum." derlerdi. Hz. Peygamber (a.s)'e
soruldu da Efendimiz: "Her kim eğlence olsun diye karısını boşar veya
kölesini azat ederse bu onun aleyhine olmak üzere geçerli olur." buyurdu
ve bunun gibileri hakkında "Allah'ın âyetlerini oyuncak (eğlence) yerine
koymayın." âyeti nazil oldu.228

Sayfa 36

ulaştıklarında ‫ﹶﻠ ﹾﻐﻥ‬‫ ﹶﻓﺒ‬Kadınları ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍﻟ ﱢﻨﺴ‬boşadığınızda ‫ﻡ‬ ‫ﻁﱠﻠ ﹾﻘ ﹸﺘ‬
‫ﻭِﺇﺫﹶﺍ ﹶ‬
artık onları ‫ﻫﻥ‬ ‫ﻀﻠﹸﻭ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ‬iddetlerinin sonuna ‫ﻥ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻠ‬‫َﺃﺠ‬
Kocalarıyla ‫ﻬﻥ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ َﺃ‬nikahlanmaktan ‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻨ ِﻜ‬‫ﻥ ﻴ‬
 ‫ َﺃ‬alıkoymayın
Örfe ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬Aralarında ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ‬ ‫ﺒ‬ anlaştıkları takdirde ‫ﺍ‬‫ﻀﻭ‬
 ‫ﺍ‬‫ِﺇﺫﹶﺍ ﹶﺘﺭ‬
verilen bir öğüttür ‫ﻅ‬
‫ﻋﹸ‬
 ‫ﻭ‬‫ ﻴ‬İşte bu ‫ﻙ‬
 ‫ ﹶﺫِﻟ‬uygun olarak
İman edenlere ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺅ ِﻤ‬ İçinizden ‫ﻡ‬ ‫ﻥ ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬
 ‫ﻥ ﻜﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬ kendisiyle ‫ِﺒ ِﻪ‬
İşte bu ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﺫِﻟ ﹸﻜ‬ahiret ‫ﺨ ِﺭ‬
ِ ‫ ﺍﻟﹾﺂ‬ve gününe ‫ﻭ ِﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Allah’a ‫ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬
ve daha temizleyicidir ‫ﺭ‬ ‫ﻁﻬ‬
‫َﺃ ﹾ‬‫ ﻭ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬Daha faydalı ‫ﺯﻜﹶﻰ‬ ‫َﺃ‬
‫ ﻟﹶﺎ‬Fakat siz ‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ bilir ‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬ Şüphesiz Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ﻭ‬
bilmezsiniz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﹶﺘ‬
232) Kadınları boşadığınızda iddetlerinin sonuna
ulaştıklarında -aralarında örfe uygun olarak anlaştıkları
takdirde- artık onları kocalarıyla nikahlanmaktan
alıkoymayın! İşte bu içinizden Allah'a ve ahiret gününe
iman edenlere kendisiyle verilen bir öğüttür. İşte bu, sizin
için daha faydalı ve daha temizleyicidir. Şüphesiz Allah
bilir, fakat siz bilmezsiniz.
Suddi’den gelen bir rivayette bu âyet-i kerime Câbir ibn Abdillâh
hakkında nazil olmuştur. Şöyle ki: Câbir ibn Abdillâh el-Ensârî'nin bir
amca kızı varmış. Kocası onu bir talâk ile boşamış. İddeti bittikten sonra
kocası tekrar onunla evlenmek üzere müracaat etmiş de Câbir kabul
etmiyerek: Amca kızını boşadın, sonra da nikahlamak istiyorsun, hayır
olmaz." demiş. Meğer kadın, eski kocasını istiyormuş, onunla evlenmeye
razı olmuş imiş. İşte bunun üzerine bu âyet nazil olmuş.49

çocuklarını ‫ﻫﻥ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ َﺃ‬Emzirirler ‫ﻥ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﻀ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ anneler ‫ﺕ‬
‫ﺍ ﹸ‬‫ﺍِﻟﺩ‬‫ﺍ ﹾﻟﻭ‬‫ﻭ‬
‫ﻴ ِﺘﻡ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬isteyenler için ‫ﺩ‬ ‫ﺍ‬‫ﻥ َﺃﺭ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻟ‬tam ِ‫ﻴﻥ‬ ‫ ﻜﹶﺎﻤِﹶﻠ‬iki yıl ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺤ‬

üzerinedir
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 ‫ﻭ‬ Emzirmeyi ‫ﻋ ﹶﺔ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺭﻀ‬ ‫ﺍﻟ‬tamamlamak
kendisi için ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬Çocuğun doğrulduğu (baba) ‫ﻭﻟﹸﻭ ِﺩ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
Örfe ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬ve giyeceklerini ‫ﻥ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﻭﹸﺘ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻭ ِﻜ‬ Yiyeceklerini ‫ﻬﻥ‬ ‫ﺯ ﹸﻗ‬ ‫ِﺭ‬
Sorumlu tutulmaz ‫ﻑ‬
‫ ﻟﹶﺎ ﹸﺘ ﹶﻜﻠﱠ ﹸ‬uygun bir şekilde sağlamak
‫ ﻟﹶﺎ‬Gücünün yettiğinden ‫ﺎ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻭ‬ başkasıyla ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬Hiç kimse ‫ﺱ‬
 ‫ﹶﻨ ﹾﻔ‬
Çocuğu sebebiyle ‫ﺎ‬‫ﻭﹶﻟ ِﺩﻫ‬ ‫ ِﺒ‬Anne ‫ﺩ ﹲﺓ‬ ‫ﺍِﻟ‬‫ ﻭ‬Zarara uğratılmasın ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﹸﺘﻀ‬
çocuğu ِ‫ﹶﻟﺩِﻩ‬‫ ﺒِﻭ‬Kendisi için ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬Doğrulduğu (baba) ‫ﺩ‬ ‫ﻭﻟﹸﻭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬
Gibidir ‫ل‬
ُ ‫ ِﻤ ﹾﺜ‬Mirasçıya düşen de ‫ﺙ‬
ِ ‫ﺍ ِﺭ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟﻭ‬
 ‫ﻭ‬ sebebiyle
‫ﻥ‬
‫ﻋ‬
 (sütten) kesmek ‫ﺎﻟﹰﺎ‬‫ ِﻓﺼ‬İsterlerse ‫ﺍ‬‫ﺍﺩ‬‫ َﺃﺭ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Bunun ‫ﹶﺫﻟِﻙ‬
Ve birbirlerine danışarak ‫ﻭ ٍﺭ‬ ‫ﻭ ﹶﺘﺸﹶﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬kendi rızaları ile ‫ﺽ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﹶﺘﺭ‬
Ayrıca ‫ﻡ‬ ‫ﺩ ﹸﺘ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ َﺃ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ İkisine de ‫ﺎ‬‫ﻴ ِﻬﻤ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 Bir günah ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 Yoktur ‫ﹶﻓﻠﹶﺎ‬
Çocuklarınızı ‫ﻡ‬ ‫ﺩ ﹸﻜ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ َﺃ‬Emzirtmek ‫ﻭﺍ‬‫ﻀﻌ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ َﺃ‬isterseniz
‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬Üzerinize ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 hiçbir günah yoktur ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 Artık yoktur ‫ﹶﻓﻠﹶﺎ‬
örfe ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬vereceğinizi ‫ﻡ‬ ‫ﻴﹸﺘ‬ ‫ﺎ ﺁ ﹶﺘ‬‫ ﻤ‬Ödediğiniz taktirde ‫ﻡ‬ ‫ﻤ ﹸﺘ‬ ‫ﺴﱠﻠ‬

ve bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Allah’tan ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬sakının ‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ ﻭ‬uygun olarak
hakkıyla ‫ﺭ‬ ‫ﺒﺼِﻴ‬ yaptıklarınızı ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ ِﺒﻤ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫َﺃ‬
görendir
233) Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için, anneler
çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Onların yiyeceklerini ve
giyeceklerini örfe uygun bir şekilde sağlamak, çocuğun
kendisi için doğrulduğu (baba) üzerinedir. Hiç kimse
gücünün yettiğinden başkasıyla sorumlu tutulmaz. Çocuğu
sebebiyle anne ve çocuğu sebebiyle kendisi için doğrulduğu
(baba) zarara uğratılmasın. Mirasçıya düşen de bunun
gibidir. Eğer kendi rızaları ile ve birbirlerine danışarak
(sütten) kesmek isterlerse ikisine de bir günah yoktur. Ayrıca
çocuklarınızı emzirtmek isterseniz –vereceğinizi örfe uygun
olarak ödediğiniz taktirde- artık üzerinize hiçbir günah
yoktur. Allah'tan sakının ve bilin ki şüphesiz Allah
yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

bıraktığı ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹶﺫﺭ‬ ‫ﻭ‬ İçinizden ‫ﻡ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬ölenlerin ‫ﻭﻥ‬ ‫ ﱠﻓ‬‫ﻴ ﹶﺘﻭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﻭ‬
Kendilerini ‫ﻥ‬
 ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ ِﺒﺄَﻨ ﹸﻔ‬bekletirler ‫ﺼﻥ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ ﹶﺘﺭ‬‫ ﻴ‬Hanımlar ‫ﺎ‬‫ﺍﺠ‬‫ﺯﻭ‬ ‫َﺃ‬
Sonuna ‫ﹶﻠ ﹾﻐﻥ‬‫ ﹶﻓِﺈﺫﹶﺍ ﺒ‬On (gün) ‫ﺍ‬‫ﺸﺭ‬
‫ﻋﹾ‬
 ‫ﻭ‬ Ay ٍ‫ﻬﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ َﺃ ﹾ‬Dört ‫ ﹶﺔ‬‫ﻌ‬‫ﺭﺒ‬ ‫َﺃ‬
Hiçbir ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 Yoktur ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ‬İddetlerinin ‫ﻥ‬
 ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ َﺃﺠ‬ulaştıklarında
‫ ﻓِﻲ‬yaptıkları hususunda ‫ ﹾﻠﻥ‬‫ﺎ ﹶﻓﻌ‬‫ ﻓِﻴﻤ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 günah
örfe uygun şekilde ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬kendileri hakkında ‫ﻥ‬
 ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ﺃَﻨ ﹸﻔ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ ِﺒﻤ‬Şüphesiz Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ﻭ‬
hakkıyla ‫ﺭ‬ ‫ﺨﺒِﻴ‬
‫ ﹶ‬yaptıklarınızdan ‫ﻥ‬
haberdardır
234) İçinizden ölenlerin, bıraktığı hanımlar kendilerini dört
ay on (gün) bekletirler. İddetlerinin sonuna ulaştıklarında,
onların kendileri hakkında örfe uygun şekilde yaptıkları
hususunda size hiçbir günah yoktur. Şüphesiz Allah
yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

ima ‫ﻡ ِﺒ ِﻪ‬ ‫ﻀ ﹸﺘ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻤ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 hiçbir günah ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 yoktur ‫ﻭﻟﹶﺎ‬
Kadınlara ‫ﺎ ِﺀ‬‫ ﺍﻟ ﱢﻨﺴ‬nikahlamak istediğinizi ‫ﺒ ِﺔ‬ ‫ﻁ‬
‫ﺨ ﹾ‬
ِ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬etmenizde
gönüllerinizde ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
ِ ‫ ﻓِﻲ ﺃَﻨ ﹸﻔ‬Saklamanızda ‫ﻡ‬ ‫ َﺃ ﹾﻜﻨﹶﻨ ﹸﺘ‬Veya ‫ﻭ‬ ‫َﺃ‬
Yakında ‫ﻬﻥ‬ ‫ﻭ ﹶﻨ‬‫ﺴ ﹶﺘ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬
 Kesinlikle ‫ﻡ‬ ‫ َﺃﱠﻨ ﹸﻜ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Bilmektedir ‫ﻡ‬ ‫ﻋِﻠ‬

Onlarla ‫ﻫﻥ‬ ‫ﻭ‬‫ﻋﺩ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﻟﹶﺎ ﹸﺘﻭ‬Fakat ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬onları anacağınızı
Söylemeniz ‫ﻥ ﹶﺘﻘﹸﻭﻟﹸﻭﺍ‬
 ‫ َﺃ‬Dışında ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬Gizlice ‫ﺍ‬‫ﺴﺭ‬
ِ sözleşmeyin
Akdine ‫ ﹶﺓ‬‫ﻋ ﹾﻘﺩ‬
 Kalkışmayın ‫ﻭﺍ‬‫ﻌ ِﺯﻤ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬ meşru ‫ﻭﻓﹰﺎ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ bir söz ‫ﻭﻟﹰﺎ‬ ‫ﹶﻗ‬
Yazılanın ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬ulaşıncaya ‫ﺒﹸﻠ ﹶﻎ‬ ‫ ﻴ‬kadar ‫ﺤﺘﱠﻰ‬
 Nikah ‫ﺡ‬
ِ ‫ﺍﻟﱢﻨﻜﹶﺎ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬Ve bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Sonuna ‫ﻪ‬ ‫ﹶﻠ‬‫( َﺃﺠ‬iddet)
Artık Ondan ‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺤ ﹶﺫﺭ‬
 ‫ ﻓﹶﺎ‬İçinizde olanı ‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
ِ ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺃَﻨ ﹸﻔ‬‫ ﻤ‬bilir ‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬ve yine bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬sakının
Halîmdir ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻠِﻴ‬
 Ğafûrdur‫ﺭ‬ ‫ﻏﻔﹸﻭ‬
‫ﹶ‬
235) Kadınlara nikahlamak istediğinizi ima etmenizde veya
gönüllerinizde saklamanızda size hiçbir günah yoktur.
Allah, yakında kesinlikle onları anacağınızı bilmektedir.
Fakat meşru bir söz söylemeniz dışında, onlarla gizlice
sözleşmeyin; yazılanın (iddet) sonuna ulaşıncaya kadar
nikah akdine kalkışmayın ve bilin ki şüphesiz Allah
içinizde olanı bilir. Artık O'ndan sakının ve yine bilin ki
şüphesiz Allah Ğafur (ayıpları gizleyen)’dur, Halim
(yumuşak)’dir.
(*)İslâm'dan önce ve İslâm'ın ilk yıllarında erkek ölüp geriye karısını
bıraktığında kadın bir yıl evde bekler ve bu süre içinde ölen kocasının
malıyla geçimini sağlar, gereksinmelerini karşılardı. Bir yıl geçmeden
evlenemez, şahsî hürriyetini kullanamazdı. Bu durum, hem kadın için,
hem ölenin diğer vârisleri için yararlı bir sonuç vermiyor, birtakım
huzursuzluklar doğuruyor ve kırıcı ölçüde sürtüşmelere yolaçıyordu.
Yukarıdaki âyet her iki tarafın haklarını ve kişisel hürriyetlerini
kullanmaları için bu, süreyi dört ay on güne indirmiş oldu.

Boşarsanız ‫ﻡ‬ ‫ﻁﱠﻠ ﹾﻘ ﹸﺘ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﺇ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 bir günah ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 yoktur ‫ﻟﹶﺎ‬
kendileriyle temas etmediğiniz ‫ﻫﻥ‬ ‫ﻭ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ ﻤ‬Kadınları ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍﻟﱢﻨﺴ‬
Kendilerine tespit etmediğiniz ‫ﻬﻥ‬ ‫ﻭﺍ ﹶﻟ‬‫ ﹶﺘ ﹾﻔ ِﺭﻀ‬ve ‫ﻭ‬ ‫َﺃ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 Onları faydalandırsın َ ‫ﻥ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﻤ ﱢﺘﻌ‬ ‫ﻭ‬ Mehir ‫ﻀ ﹰﺔ‬
 ‫ﹶﻓﺭِﻴ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 ‫ﻭ‬ kendi gücü nispetinde ‫ﻩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻗ‬Zengin olan ‫ﺴ ِﻊ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﺍ ﹾﻟﻤ‬
bir ‫ﺎ‬‫ﻤﺘﹶﺎﻋ‬ kendi gücü nispetinde ‫ﻩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻗ‬fakir olan da ‫ﻤ ﹾﻘ ِﺘ ِﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 bu bir haktır ‫ﺎ‬‫ﺤﻘ‬
 örfe uygun ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬geçimlikle
ihsan edenler üzerine ‫ﻥ‬
 ‫ﺴﻨِﻴ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬

Sayfa 37

‫ﻌ ﹶﺔ‬ ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻦ ِﺑﹶﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺮ‬ ‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍﺟ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ ﹶﺍ‬‫ﻳ ﹶﺬﺭ‬‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ِﻣ‬ ‫ﻮ ﱠﻓ‬ ‫ﺘ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻭ‬
‫ﻦ ﻓِﻰ‬ ‫ﻌ ﹾﻠ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻤ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺡ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻦ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﺟ ﹶﻠﻬ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺑ ﹶﻠ‬ ‫ﺍ ﹶﻓِﺎﺫﹶﺍ‬‫ﺸﺮ‬
 ‫ﻋ‬ ‫ﻭ‬ ‫ ٍﺮ‬‫ﺷﻬ‬ ‫ﹶﺍ‬

‫ﺡ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ (234) ‫ﺧِﺒﲑ‬ ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﷲ ِﺑﻤ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻑ ﻭ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﹶﺍ‬
‫ﻢ ﻓِﻰ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻨ‬‫ﻭ ﹶﺍ ﹾﻛ‬ ‫ﺂ ِﺀ ﹶﺍ‬‫ﻨﺴ‬‫ﺒ ِﺔ ﺍﻟ‬‫ﻦ ِﺧ ﹾﻄ‬ ‫ﻢ ِﺑ ِﻪ ِﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﺿ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻤ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬

‫ﺍ‬‫ﻦ ِﺳﺮ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﺍ ِﻋﺪ‬‫ﺗﻮ‬ ‫ﻦ ﹶﻻ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧ‬‫ﻭ‬‫ﺘ ﹾﺬ ﹸﻛﺮ‬‫ﺳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻧﻜﹸ‬‫ﷲ ﹶﺍ‬
ُ ‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﻋ ِﻠ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﹶﺍ‬

ِ ‫ﻨﻜﹶﺎ‬‫ﺪ ﹶﺓ ﺍﻟ‬ ‫ ﹾﻘ‬‫ﻮﺍ ﻋ‬‫ﻌ ِﺰﻣ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻭﻓﹰﺎ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮ ﹰﻻ‬ ‫ﺗﻘﹸﻮﻟﹸﻮﺍ ﹶﻗ‬ ‫ِﺍ ﱠﻻ ﹶﺍ ﹾﻥ‬
‫ﺒﻠﹸ ﹶﻎ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻰ‬‫ﺣﺘ‬ ‫ﺡ‬
‫ﻭﻩ‬‫ﺣ ﹶﺬﺭ‬ ‫ﻢ ﻓﹶﺎ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﺎ ﻓِﻰ ﹶﺍ‬‫ ﻣ‬‫ﻌ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬‫ﺟ ﹶﻠﻪ‬ ‫ﺏ ﹶﺍ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬

‫ﻢ ِﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺡ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫( ﹶﻻ‬235) ‫ﺣﻠِﻴﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻏﻔﹸﻮﺭ‬
َ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﺘﻌ‬‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻀ ﹰﺔ‬
 ‫ﻦ ﹶﻓﺮِﻳ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻮﺍ ﹶﻟ‬‫ﺗ ﹾﻔ ِﺮﺿ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﺂ َﺀ ﻣ‬‫ﻨﺴ‬‫ ﺍﻟ‬‫ﻢ‬‫ﹶﻃ ﱠﻠ ﹾﻘﺘ‬
‫ﺎ‬‫ﺣﻘ‬ ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺎ ﺑِﺎﹾﻟ‬‫ﺎﻋ‬‫ﻣﺘ‬ ‫ﻩ‬‫ﺪﺭ‬ ‫ ﹾﻘِﺘ ِﺮ ﹶﻗ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻤ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻩ‬‫ﺪﺭ‬ ‫ﻮ ِﺳ ِﻊ ﹶﻗ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻤ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺒ ِﻞ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﺘﻤ‬‫ﻭِﺍ ﹾﻥ ﹶﻃ ﱠﻠ ﹾﻘ‬ (236) ‫ﲔ‬
 ‫ﺴِﻨ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟ‬

‫ﻭ‬ ‫ﻌﻔﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻻ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺘ‬‫ﺿ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ ﻣ‬‫ﺼﻒ‬
 ‫ﻀ ﹰﺔ ﹶﻓِﻨ‬
 ‫ﻦ ﹶﻓﺮِﻳ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻢ ﹶﻟ‬ ‫ﺘ‬‫ﺿ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺪ ﹶﻓ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬

‫ﻭ ﹶﻻ‬ ‫ﻯ‬‫ﺘ ﹾﻘﻮ‬‫ ﻟِﻠ‬‫ﺮﺏ‬ ‫ﻌﻔﹸﻮﺁ ﹶﺍ ﹾﻗ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺡ‬
ِ ‫ﻨﻜﹶﺎ‬‫ﺪﺓﹸ ﺍﻟ‬ ‫ ﹾﻘ‬‫ﻴ ِﺪ ِﻩ ﻋ‬‫ﻮ ﺍﱠﻟﺬِﻯ ِﺑ‬ ‫ﻌﻔﹸ‬ ‫ﻳ‬
(237) ‫ﺼﲑ‬
ِ ‫ﺑ‬ ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﷲ ِﺑﻤ‬
َ ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻀ ﹶﻞ‬
 ‫ﺍ ﺍﹾﻟ ﹶﻔ‬‫ﺴﻮ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﺗ‬

236) Kendileriyle temas etmediğiniz ve kendilerine mehir
tespit etmediğiniz kadınları boşarsanız size bir günah
yoktur. Zengin olan kendi gücü nispetinde; fakir olan da
kendi gücü nispetinde, onları örfe uygun bir geçimlikle
faydalandırsın. Bu, ihsan edenler üzerine bir haktır.
Bu ayet-i kerime Ensar'dan birisi hakkında nazil oldu. O, Hanîfe
oğullarından bir kadınla evlenmiş, ona mehir kesmemiş, sonra da zifafa
girmeden onu boşamıştı. Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu da
Efendimiz "Başındaki şapkanla olsun onu faydalandır." buyurmuşlar.50

‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬etmeden önceِ‫ﺒل‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ ِﻤ‬Eğer onları boşarsanız ‫ﻫﻥ‬ ‫ﻭ‬‫ﻁﱠﻠ ﹾﻘﹸﺘﻤ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ﻭِﺇ‬
Mehir tesbit ettiğiniz ‫ﻡ‬ ‫ﻀ ﹸﺘ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺩ ﹶﻓ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬ kendilerine temas ‫ﻫﻥ‬ ‫ﻭ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﹶﺘ‬
‫ﺎ‬‫ ﻤ‬yarısı onlarındır ‫ﻑ‬
‫ﺼ ﹸ‬
 ‫ﻀ ﹰﺔ ﹶﻓ ِﻨ‬
 ‫ ﹶﻓﺭِﻴ‬Onlara ‫ﻬﻥ‬ ‫ ﹶﻟ‬halde
Kendilerinin ‫ﻥ‬
 ‫ﻌﻔﹸﻭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬dışında ‫ِﺇﻟﱠﺎ‬Tespit ettiğinizin ‫ﻡ‬ ‫ﻀ ﹸﺘ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﹶﻓ‬
elinde olan kimsenin ‫ﻴ ِﺩ ِﻩ‬ ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ ِﺒ‬Bağışlaması ‫ﻭ‬ ‫ﻌ ﹸﻔ‬ ‫ﻴ‬ Veya ‫ﻭ‬ ‫َﺃ‬
daha ‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ َﺃ ﹾﻗ‬Bağışlamanız ise ‫ﻌﻔﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ﻭَﺃ‬ Nikah ‫ﺡ‬
ِ ‫ ﺍﻟ ﱢﻨﻜﹶﺎ‬Akdi ‫ﺩﺓﹸ‬ ‫ﻋ ﹾﻘ‬

fazlı da ‫ل‬
َ‫ﻀ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻔ‬Unutmayın ‫ﺍ‬‫ﺴﻭ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﺘﹶﻨ‬ takvaya ‫ﻯ‬‫ ﻟِﻠ ﱠﺘ ﹾﻘﻭ‬yakındır
yaptıklarınızı ‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ ِﺒﻤ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬aranızdaki ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﺒ‬
hakkıyla görendir ‫ﺭ‬ ‫ﺒﺼِﻴ‬
237) Eğer onlara mehir tespit ettiğiniz halde kendilerine
temas etmeden önce onları boşarsanız -kendilerinin veya
nikah akdi elinde olan kimsenin bağışlaması dışındaonlara tespit ettiğinizin yarısı onlarındır. Bağışlamanız ise
takvaya daha yakındır ve aranızdaki fazlı da unutmayın.
Şüphesiz Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
(*)Bundan önceki âyetler, aile hukukundan bir bölüme yer verildi; kadın
haklan açıklandı; ona ne zaman ve nasıl davranılmasına dokunuldu.
Kur'ân'ın yüce hikmet ve metodlarından biri de ahkâmla ilgili her
bölümden sonra ibâdetten, Allah korkusundan, âhiretteki hesaptan;
cennet ve cehennemden sözetmek ve bununla ilâhî hükmün amaç ve
maksadını belirleyip hukukî meseleleri iyi ahlâk ve faziletle birleştirip
bütünleştirmektir.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﲔ‬
 ‫ﻮﺍ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﻗﹶﺎِﻧِﺘ‬‫ﻭﻗﹸﻮﻣ‬ ‫ﺳﻄﹶﻰ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻮ ِﺓ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻠ‬‫ﺍﻟﺼ‬‫ﺕ ﻭ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺼ ﹶﻠﻮ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﺎ ِﻓﻈﹸﻮﺍ‬‫ﺣ‬
‫ﷲ‬
َ ‫ﻭﺍ ﺍ‬‫ﻢ ﻓﹶﺎ ﹾﺫ ﹸﻛﺮ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﺎ ﹶﻓِﺎﺫﹶﺁ ﹶﺍ ِﻣ‬‫ﺎﻧ‬‫ﺭ ﹾﻛﺒ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ ﹰﻻ ﹶﺍ‬‫ﻢ ﹶﻓ ِﺮﺟ‬ ‫ﺘ‬‫( ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ ِﺧ ﹾﻔ‬238)

‫ﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻮ ﱠﻓ‬ ‫ﺘ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫( ﻭ‬239) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺗﻜﹸﻮﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﻤﻜﹸ‬ ‫ﻋ ﱠﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﹶﻛﻤ‬

‫ﺮ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻮ ِﻝ ﹶﻏ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺎ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﹾﻟ‬‫ﺎﻋ‬‫ﻣﺘ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺍ ِﺟ ِﻬ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ﻴ ﹰﺔ ﹶﻻ‬‫ﺻ‬
ِ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍﺟ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ ﹶﺍ‬‫ﻳ ﹶﺬﺭ‬‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻦ ﻓِﻰ ﹶﺍ‬ ‫ﻌ ﹾﻠ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ﻢ ﻓِﻰ ﻣ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺡ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻦ ﹶﻓ ﹶ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﺝ ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺧﺮ‬ ‫ِﺍ‬
‫ﺎﻉ‬‫ﻣﺘ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻤ ﹶﻄ ﱠﻠﻘﹶﺎ‬ ‫ﻭِﻟ ﹾﻠ‬ (240) ‫ﺣﻜِﻴﻢ‬ ‫ﻋﺰِﻳﺰ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻑ ﻭ‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻟ ﹸﻜ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻴﻦ‬‫ﺒ‬‫ﻚ ﻳ‬
 ‫( ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬241) ‫ﲔ‬
 ‫ﺘ ِﻘ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ﺣﻘ‬ ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺑِﺎﹾﻟ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺮﺟ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺮ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫( ﹶﺍﹶﻟ‬242) ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﺎِﺗ ِﻪ ﹶﻟ‬‫ﹶﺍﻳ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻮﺍ ﹸﺛ‬‫ﻮﺗ‬‫ﷲ ﻣ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻢ‬‫ﺕ ﹶﻓﻘﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻟﻬ‬
ِ ‫ﻮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺭ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺣ ﹶﺬ‬ ‫ﻢ ﹸﺍﻟﹸﻮﻑ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ِﺭ ِﻫ‬‫ِﺩﻳ‬

‫ﺱ ﹶﻻ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺮ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ ﹾﻛﹶﺜ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻀ ٍﻞ‬
 ‫ﷲ ﹶﻟﺬﹸﻭ ﹶﻓ‬
َ ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﺣﻴ‬ ‫ﹶﺍ‬

‫ﷲ‬
َ ‫ﻮﺁ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍ‬ ‫ﻭﻗﹶﺎِﺗﻠﹸﻮﺍ ﻓِﻰ‬ (243) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺸ ﹸﻜﺮ‬
 ‫ﻳ‬
‫ﺎ‬‫ﺴﻨ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺮﺿ‬ ‫ﷲ ﹶﻗ‬
َ ‫ ﺍ‬‫ ﹾﻘ ِﺮﺽ‬‫ﻦ ﺫﹶﺍ ﺍﱠﻟﺬِﻯ ﻳ‬ ‫ﻣ‬ (244) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺳﻤِﻴﻊ‬

‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺟﻌ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻭِﺍﹶﻟ‬ ‫ﻂﹸ‬‫ﺒﺴ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﻳ ﹾﻘِﺒﺾ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﲑ ﹰﺓ ﻭ‬
 ‫ﺎﻓﹰﺎ ﹶﻛِﺜ‬‫ﺿﻌ‬
 ‫ ﹶﺍ‬‫ ﹶﻟﻪ‬‫ﺎ ِﻋ ﹶﻔﻪ‬‫ﻴﻀ‬‫ﹶﻓ‬
(245)
namazı da ‫ﺼﻠﹶﺎ ِﺓ‬
 ‫ﺍﻟ‬‫ ﻭ‬namazları ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺼﹶﻠﻭ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟ‬
 koruyun ‫ﺎ ِﻓﻅﹸﻭﺍ‬‫ﺤ‬
Allah için ‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬kaimler olun ‫ﻭﺍ‬‫ﻭﻗﹸﻭﻤ‬ orta ‫ﺴﻁﹶﻰ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
Gönülden itaat ederek ‫ﻥ‬
 ‫ﻗﹶﺎ ِﻨﺘِﻴ‬
238) Namazları koruyun, orta namazını da. Gönülden itaat
ederek Allah için kaimler olun.
İbn Mes'ûd ve Zeyd ibn Erkam'dan rivayete göre ise şöyle demişlerdir:
Biz, aynen kitab ehlinin yaptığı gibi namazda iken konuşur, selâm verir,
selâm alır, kaç rek'at kıldınız diye sorardık. Allah Tealâ "Allah'ın divanına
tam bir huşu ve tâatle durun." âyetini indirdi de susmakla emrolunduk,
konuşmamız yasaklandı.229

veya ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬yaya olarak ‫ﺎﻟﹰﺎ‬‫ ﹶﻓﺭِﺠ‬korkarsanız ‫ﻡ‬ ‫ﺨ ﹾﻔ ﹸﺘ‬
ِ Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
güvene kavuştuğunuz zaman ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻓِﺈﺫﹶﺍ َﺃﻤِﻨ ﹸﺘ‬binek üzerinde ‫ﺎﻨﹰﺎ‬‫ﺭ ﹾﻜﺒ‬
‫ﻡ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ ﻤ‬Size öğrettiği ‫ﻡ‬ ‫ﻤ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﱠﻠ‬
 gibi ‫ﺎ‬‫ ﹶﻜﻤ‬Allahı ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Anın ‫ﻭﺍ‬‫ﻓﹶﺎ ﹾﺫ ﹸﻜﺭ‬
bilmediğiniz şeyleri ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﹶﺘﻜﹸﻭﻨﹸﻭﺍ ﹶﺘ‬
239) Eğer korkarsanız, yaya olarak veya binek üzerinde,
güvene kavuştuğunuz zaman size bilmediğiniz şeyleri
öğrettiği gibi Allah'ı anın.
Düşmanla karşı karşıya bulunulduğu, fiilen savaşılmaya mâni bir hücum
tehlikesinin bulunduğu zamanlarda (bu mânada korku halinde) cemaatle
nasıl namaz kılınacağı öğretilmişti. Konumuz olan 239. âyette ise savaşı
da içine alan daha geniş çerçeveli tehlike hallerinde fertlerin kendi
başlarına namazı nasıl kılacakları anlatılmıştır. Çıkan sonuç namazın
önemi, terkedilemez oluşu, her hal ve şartta kılınması gerektiği ve şartlar
namazın bir kısım farzlarını ve vaciplerini yerine getirmeye müsait değilse
mümkün olan şekilde (bazı farz ve vacipler eksik de olsa) kılınacağıdır.

İçinizden ‫ﻡ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ ﹸﻜ‬ölmek üzere olup da ‫ﻭﻥ‬ ‫ ﱠﻓ‬‫ﻴ ﹶﺘﻭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﻭ‬
vasiyet Etsinler ‫ﻴ ﹰﺔ‬ ‫ﺼ‬
ِ ‫ﻭ‬ Eşler ‫ﺎ‬‫ﺍﺠ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ َﺃ‬geriye bırakanlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹶﺫﺭ‬ ‫ﻭ‬
bir yıla ‫ل‬
ِ ‫ﻭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍ ﹾﻟ‬faydalanmalarını ‫ﺎ‬‫ﻤﺘﹶﺎﻋ‬ eşleri için ‫ﻡ‬ ‫ﺠ ِﻬ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ِﻟَﺄ‬
çıkarlarsa ‫ﻥ‬
‫ﺠ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬Eğer ‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬çıkarılmadan ‫ﺝ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺨﺭ‬
‫ ِﺇ ﹾ‬‫ﻴﺭ‬ ‫ﻏ‬
‫ ﹶ‬kadar
‫ﺎ‬‫ ﻓِﻲ ﻤ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 Hiçbir günah ‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 yoktur ‫ﹶﻓﻠﹶﺎ‬
‫ﻥ‬
 ‫َ ِﻤ‬kendileri hakkında ‫ﻥ‬
 ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ ﻓِﻲ ﺃَﻨ ﹸﻔ‬yaptıklarından dolayı ‫ ﹾﻠﻥ‬‫ﹶﻓﻌ‬
 Şüphesiz Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ ﻭ‬örfe uygun olarak ‫ﻑ‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬
Azîzdir ‫ﺯ‬ ‫ﻋﺯِﻴ‬
Hakîmdir ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬

240) İçinizden ölmek üzere olup da geriye eşler bırakanlar,
eşleri için (evlerinden) çıkarılmadan bir yıla kadar
faydalanmalarını vasiyet etsinler. Eğer çıkarlarsa, kendileri
hakkında örfe uygun olarak yaptıklarından dolayı size
hiçbir günah yoktur. Şüphesiz Allah Aziz (yüce)'dir, Hakim
(hükmeden)’dir.

Sayfa 38

bir geçimlik ‫ﻉ‬
 ‫ﻤﺘﹶﺎ‬ Boşananlar için vardır ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻁﱠﻠﻘﹶﺎ‬
‫ﻤ ﹶ‬ ‫ﻭِﻟ ﹾﻠ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 Bu bir haktır‫ﺎ‬‫ﺤﻘ‬
 örfe uygun bir şekilde ‫ﻑ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺒِﺎ ﹾﻟ‬
muttakîler üzerine ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ﱠﺘﻘِﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
241) Boşananlar için örfe uygun şekilde bir geçimlik vardır.
Bu muttakiler üzerine bir haktır.
"Kendileriyle temas etmediğiniz…" (Bakara, 2/236) âyeti nazil olunca
birileri: "Eğer ihsanda bulunmak istersem yaparım, boşadığım hanımına
infakta bulunurum, yok bunu istemezsem yapmam." çünkü Allah bu âyeti kerime ile ona infakta bulunmayı benim istememe bıraktı dediler de
bunun üzerine Allah Tealâ "Boşanan kadınların da meşru şekilde
faydalanmaları haklarıdır." âyetini indirdi.51

sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬iyice açıklıyor ‫ﻥ‬
 ‫ﺒﻴ‬ ‫ﻴ‬ işte böyle ‫ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬
ki akledesiniz‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻭ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ ﹶﻟ‬ayetlerini ‫ﺎ ِﺘ ِﻪ‬‫ﺁﻴ‬
242) Allah ayetlerini sizin için işte böyle iyice açıklıyor ki
akledesiniz.

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬çıkanları ‫ﻭﺍ‬‫ﺭﺠ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬görmedin mi? ‫ﻡ ﹶﺘﺭ‬ ‫َﺃﹶﻟ‬
Binlerce kişi oldukları halde ‫ﻑ‬
‫ﻡ ُﺃﻟﹸﻭ ﹲ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ yurtlarından ‫ﻡ‬ ‫ﺎ ِﺭ ِﻫ‬‫ِﺩﻴ‬
Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬Dedi ‫ل‬
َ ‫ ﹶﻓﻘﹶﺎ‬Ölüm korkusuyla ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﹶﺫﺭ‬‫ﺤ‬
Şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Onları diriltti ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ َﺃ‬Sonra ‫ ﹸﺜﻡ‬Ölün ‫ﻭﺘﹸﻭﺍ‬‫ﻤ‬
insanlara ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
 büyük lütuf sahibidir ٍ‫ﻀل‬
 ‫ ﹶﻟﺫﹸﻭ ﹶﻓ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
‫ ﻟﹶﺎ‬insanların ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬çoğu ‫ َﺃ ﹾﻜ ﹶﺜﺭ‬Fakat ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬karşı
Şükretmezler... ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺸ ﹸﻜﺭ‬
‫ﻴ ﹾ‬
243) Binlerce kişi oldukları halde ölüm korkusuyla
yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara: "Ölün!"
dedi, sonra onları diriltti. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı
büyük lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.
(*)Sûrenin ana konularından biri de indiği dönemin şartlarına uygun
olarak müslümanlan, varlıklarını ve değerlerini korumak için savaşa
hazırlamak ve teşvik etmektir. Bu âyette değinilen bir kıssa veya temsilden
sonra müteakip âyette yine "Allah yolunda savaşın" emrinin gelmesi, daha
sonra İsrâiloğulları'nın savaş karşısındaki tutumlarının anlatılması da bunu
göstermektedir.

ve bilin ki ‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yolunda ‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ‬savaşın ‫ﻭﻗﹶﺎ ِﺘﻠﹸﻭﺍ‬
Alîmdir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Semîdir ‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫َﺃ‬
244) Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah
Semi'(iştici)dir, Alim(bilici)'dir.

bir ‫ﺎ‬‫ﺭﻀ‬ ‫ ﹶﻗ‬Allaha ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬verecek olan ‫ﺽ‬
 ‫ﻴ ﹾﻘ ِﺭ‬ ‫ ﺫﹶﺍ ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬kimdir ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬
Kendisi için ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬onu artıracağı ‫ﻪ‬ ‫ﻋ ﹶﻔ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﻀ‬ ‫ ﹶﻓ‬Güzel ‫ﺴﻨﹰﺎ‬
‫ﺤ‬
 ödünç
Daraltır‫ﺽ‬
 ‫ﻴ ﹾﻘ ِﺒ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬da ‫ﻭ‬ kat kat ‫ﺭ ﹰﺓ‬ ‫ﺎﻓﹰﺎ ﹶﻜﺜِﻴ‬‫ﻀﻌ‬
 ‫َﺃ‬
Siz ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺠﻌ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﹸﺘ‬yalnız Ona ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﺇِﹶﻟ‬‫ ﻭ‬genişletir de ‫ﻁ‬
‫ﺴﹸ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬
döndürüleceksiniz
245) Allah’a -onu kendisi için kat kat artıracağı- güzel bir
ödünç verecek olan kimdir? Allah daraltır da genişletir de.
Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz.
Bu âyet Ebu'd-Dahdâh hakkında nazil olmuştur. Ebu'd-Dahdâh demişti
ki: "Ey Allah'ın elçisi, benim iki bahçem var. Birini tasadduk etsem onun
bir benzeri bana cennette var mı? Cennette bana bir benzeri verilecek
mi?" Hz. Peygamber (a.s): "Evet." buyurdular. O: "Ümmü'd-Dahdâh da
benimle beraber olacak mı?" diye sordu, Efendimiz: "Evet." buyurdular.
Onun: "Çocuğumuz da benimle beraber olacak mı?" sorusuna Efendimiz
(a.s)'ın: "Evet." cevabı vermesi üzerine "Hanîne" adındaki en güzel
bahçesini tasadduk etti. Ebu'd-Dahdâh, tasadduk ettiği bahçede olan
ailesine varıp bahçenin kapısında durdu ve hanımına yaptığını haber verdi.
Hanımı: "Yaptığın alış verişi Allah mübarek kılsın." dedi ve bahçeden çıktı
da bahçeyi Allah'ın Resûlü (a.s)'ne teslim ettiler.52

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﺒﻨِﻲ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬ileri gelenlerini ِ‫ﹶﻠﺈ‬‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍ ﹾﻟﻤ‬görmedin mi? ‫ﻡ ﹶﺘﺭ‬ ‫َﺃﹶﻟ‬
‫ ِﺇ ﹾﺫ‬Musadan sonra ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ﻌ ِﺩ ﻤ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬İsrailoğullarının ‫ل‬
َ ‫ﺍﺌِﻴ‬‫ﺴﺭ‬
 ِ‫ﺇ‬
Tayin et ‫ﺙ‬
‫ﻌ ﹾ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ‬Onlar ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬Nebilerine ‫ﻲ‬
 ِ‫ ﻟِ ﹶﻨﺒ‬Hani demişlerdi ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
Yolunda ‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ‬Savaşalım ‫ل‬
ْ ‫ ﹸﻨﻘﹶﺎ ِﺘ‬Bir melik ‫ﻤِﻠﻜﹰﺎ‬ Bize ‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬de
Size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ya yazılır da ‫ﺏ‬
 ‫ﻥ ﹸﻜ ِﺘ‬
 ‫ﻡ ِﺇ‬ ‫ﻴ ﹸﺘ‬ ‫ﺴ‬
‫ﻋ‬
 ‫ل‬
ْ ‫ﻫ‬ Demişti ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Allah ‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
ُ ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻘﺘﹶﺎ‬
‫ﺎ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Demişlerdi ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬Savaşmazsanız ‫ َﺃﻟﱠﺎ ﹸﺘﻘﹶﺎ ِﺘﻠﹸﻭﺍ‬Savaş ‫ل‬
‫ﺩ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬ Allah ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬Yolunda ‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ‬niçin savaşmayalım? ‫ل‬
َ ِ‫َﺃﻟﱠﺎ ﹸﻨﻘﹶﺎﺘ‬
Ve ‫ﺒﻨﹶﺎ ِﺌﻨﹶﺎ‬ ‫ﻭَﺃ‬ Yurtlarımızdan ‫ﺎ ِﺭﻨﹶﺎ‬‫ﻥ ِﺩﻴ‬
 ‫ ِﻤ‬uzaklaştırıldık ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 ‫ﺨ ِﺭ‬
‫ُﺃ ﹾ‬
Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 yazıldığında ise ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ ﹸﻜ ِﺘ‬‫ ﹶﻓﹶﻠﻤ‬çocuklarımızdan
pek azı ‫ ﹶﻗﻠِﻴﻠﹰﺎ‬müstesna ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬yüz çevirdiler ‫ﺍ‬‫ﻭﱠﻟﻭ‬ ‫ ﹶﺘ‬Savaş ‫ل‬
ُ ‫ﺍ ﹾﻟ ِﻘﺘﹶﺎ‬
çok iyi bilendir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Şüphesiz ‫ﻭ‬ Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ‬
zalimleri ‫ﻥ‬
 ‫ﺒِﺎﻟﻅﱠﺎِﻟﻤِﻴ‬
246) Musa’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini
görmedin mi? Hani onlar nebilerine: “Bize bir melik tayin
et de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya savaş size
yazılır da savaşmazsanız?” demişti. Onlar: “Niçin Allah
yolunda savaşmayalım? Ayrıca yurtlarımızdan ve
çocuklarımızdan uzaklaştırıldık." Demişlerdi. Savaş onlara
yazıldığında ise -onlardan pek azı müstesna- yüz çevirdiler.
Şüphesiz Allah, zalimleri çok iyi bilendir.
(*)Olayın tarihi ve şahıslarının isimleri değil, kendisinin önemli olduğu;
ibret, olup bitende bulunduğu için "(Musa'dan sonra İsrâiloğullan'na
gönderilen) peygamberlerden biri" denilip isim verilmemiştir. Hz. Mûsâ
zamanında ayrıca hükümdarlar yoktu; tsrâiloğullan'nın siyasî lideri, devlet
başkanı Hz. Mûsâ idi. Ancak onun zamanında yaşayanlar, hükümdarpeygamberin manevî gücünden ve bereketinden yararlanacak, peşine
düşerek cihada katılacak yerde "Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada
oturacağız" demeyi tercih etmişlerdi.

Şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Nebileri ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ‬‫ ﹶﻨ ِﺒ‬Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬Dedi ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬de ‫ﻭ‬
Talutu ‫ﺕ‬
‫ ﻁﹶﺎﻟﹸﻭ ﹶ‬Size ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬göndermiştir ‫ﺙ‬
‫ ﹶ‬‫ﻌ‬‫ﺩ ﺒ‬ ‫ ﹶﻗ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬
Olur ki ‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ Nasıl ‫ َﺃﻨﱠﻰ‬Dediler ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬Melik olarak ‫ﻤِﻠﻜﹰﺎ‬
daha ‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ َﺃ‬Biz ‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻭ ﹶﻨ‬ Bizim üzerimize ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 Mülk ‫ﻙ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Onun ‫ﻪ‬ ‫ﹶﻟ‬
ve ona ‫ﺕ‬
‫ﻴ ْﺅ ﹶ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ Ondan ‫ﻪ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬Mülke ‫ﻙ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬layığız
Dedi ki ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Mal ‫ل‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻥ ﺍ ﹾﻟﻤ‬
 ‫ ِﻤ‬genişliği ‫ﻌ ﹰﺔ‬ ‫ﺴ‬
 verilmemiştir de
‫ﺼﹶ‬
 ‫ ﺍ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Muhakkak ki ‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
Sizin ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 Onu seçti de ‫ﻩ‬ ‫ﻁﻔﹶﺎ‬
ilimce ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻡ‬Gücünü ‫ﻁﺔﹰ‬
‫ﺴﹶ‬
 ‫ ﺒ‬Onun artırdı ‫ﻩ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭﺯ‬ üzerinize
Mülkünü ‫ﻪ‬ ‫ﻤ ﹾﻠ ﹶﻜ‬ Verir ‫ﻴ ْﺅﺘِﻲ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ ﻭ‬ve vücutça ‫ﺴ ِﻡ‬
‫ﺠ‬
ِ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ﻭ‬
Vasîdir ‫ﻊ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Şüphesiz ‫ﻭ‬ Dilediği ‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ kimseye ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬
Alîmdir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬

247) Nebileri de onlara: "Şüphesiz ki Allah size melik
olarak Talut'u göndermiştir." Dedi. "Bizim üzerimize
mülk nasıl onun olur ki biz mülke ondan daha layığız ve
ona mal genişliği de verilmemiştir" dediler. Dedi ki:
"Muhakkak ki Allah onu sizin üzerinize seçti de onun
ilimce ve vücutça gücünü artırdı." Allah mülkünü dilediği
kimseye verir, şüphesiz Allah Vasi'dir, Alim’dir.
(*)Peygamberleri onlara Tâlût'un (Saul) Allah tarafından hükümdar
olarak tayin edildiğini bildirince buna iki sebeple itiraz ettiler:
a) Tâlût uzun boylu, yiğit bir halk çocuğu idi, İsrâiloğullarının ileri
gelenlerinden, hükümdar çıkması beklenen ailelerinden değildi. Onların
anlayışına göre böyle aileler dururken bir halk çocuğu hükümdar
olamazdı; bu makama o değil topluluğun iteri gelenleri lâyık idiler.
b) Tâlût zengin değildi; onlara göre hükümdar olacak şahıs aynı zamanda
zengin olmalıydı.

Sayfa 39

‫ﻰ‬ ‫ﻨِﺒ‬‫ﻰ ِﺍ ﹾﺫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ِﻟ‬‫ﻮﺳ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺁﺋِﻴ ﹶﻞ ِﻣ‬‫ﺳﺮ‬ ‫ﺑِﻨﻰ ِﺍ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻸ ِﻣ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﺮ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﹶﺍﹶﻟ‬
‫ﻢ ِﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺘ‬‫ﻴ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻋ‬ ‫ﻫ ﹾﻞ‬ ‫ﷲ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬
ِ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍ‬ ‫ﻧﻘﹶﺎِﺗ ﹾﻞ ﻓِﻰ‬ ‫ﻣ ِﻠﻜﹰﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ﺚ ﹶﻟﻨ‬
‫ﻌ ﹾ‬ ‫ﺑ‬‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻟ‬
‫ﻧﻘﹶﺎِﺗ ﹶﻞ ﻓِﻰ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ ﱠﻻ‬‫ﺎ ﹶﻟﻨ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺗﻘﹶﺎِﺗﻠﹸﻮﺍ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ‬ ‫ﺎ ﹸﻝ ﹶﺍ ﱠﻻ‬‫ ﺍﹾﻟ ِﻘﺘ‬‫ﻴﻜﹸﻢ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﻛﹸِﺘ‬

‫ﻴ ِﻬﻢ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﺎ ﻛﹸِﺘ‬‫ﺎ ﹶﻓ ﹶﻠﻤ‬‫ﺂِﺋﻨ‬‫ﺑﻨ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ِﺭﻧ‬‫ﻦ ِﺩﻳ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﺧ ِﺮ‬ ‫ﺪ ﹸﺍ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍ‬
‫ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬‫( ﻭ‬246) ‫ﲔ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻼ ِﻣ‬
‫ﺍ ِﺍ ﱠﻻ ﹶﻗﻠِﻴ ﹰ‬‫ﻮﱠﻟﻮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ ﹸﻝ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻘﺘ‬
 ‫ ﺑِﺎﻟﻈﱠﺎِﻟ ِﻤ‬‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﷲ‬

‫ﻳﻜﹸﻮ ﹸﻥ‬ ‫ﻰ‬‫ﻣ ِﻠﻜﹰﺎ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺁ ﹶﺍﻧ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﻢ ﻃﹶﺎﻟﹸﻮ‬ ‫ﺚ ﹶﻟ ﹸﻜ‬
‫ﻌ ﹶ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﷲ ﹶﻗ‬
َ ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬ ‫ﻴﻬ‬‫ﻧِﺒ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻟ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻌ ﹰﺔ ِﻣ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﺆ‬ ‫ﻢ ﻳ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻨﻪ‬ ‫ﻚ ِﻣ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ﻖ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﺣ‬ ‫ ﹶﺍ‬‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﹶﻟﻪ‬
‫ﺴ ﹶﻄ ﹰﺔ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻢ‬
 ‫ﺑ‬ ‫ﻩ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭﺯ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺻ ﹶﻄﻔﹶﻴ‬
 ‫ﷲ ﺍ‬
َ ‫ﺎ ِﻝ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﺍﹾﻟﻤ‬
(247) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺍ ِﺳﻊ‬‫ﷲ ﻭ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺂ ُﺀ ﻭ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ ﹾﻠ ﹶﻜﻪ‬‫ﺆﺗِﻰ ﻣ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺴ ِﻢ ﻭ‬
‫ﺠ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻭ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻨﺔﹲ ِﻣ‬‫ﺳﻜِﻴ‬ ‫ﺕ ﻓِﻴ ِﻪ‬
 ‫ﻮ‬‫ﺎﺑ‬‫ ﺍﻟﺘ‬‫ﻴﻜﹸﻢ‬‫ﻳ ﹾﺄِﺗ‬ ‫ ﹾﻠ ِﻜ ِﻪ ﹶﺍ ﹾﻥ‬‫ﻳ ﹶﺔ ﻣ‬‫ﻢ ِﺍ ﱠﻥ ﹶﺍ‬ ‫ﻴﻬ‬‫ﻧِﺒ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻭﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻟﻬ‬

‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜﺔﹸ ِﺍ ﱠﻥ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﺤ ِﻤﻠﹸﻪ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻭﹶﺍﻝﹸ ﻫ‬ ‫ﻰ‬‫ﻮﺳ‬‫ﻙ ﹶﺍﻝﹸ ﻣ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﺔﹲ ِﻣﻤ‬‫ﺑ ِﻘ‬‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬

(248) ‫ﲔ‬
 ‫ﺆ ِﻣِﻨ‬ ‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬ ‫ﻳ ﹰﺔ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻚ ﹶﻻ‬
 ‫ﻓِﻰ ﹶﺫِﻟ‬

Muhakkak ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Nebileri ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻨ ِﺒ‬Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬Dedi ki ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Ayrıca ‫ﻭ‬
Size gelmesidir ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻴ ْﺄ ِﺘ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬Onun mülkünün ‫ﻤ ﹾﻠ ِﻜ ِﻪ‬ Alameti ‫ ﹶﺔ‬‫ ﺁﻴ‬ki
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Bir sekinet ‫ﺴﻜِﻴ ﹶﻨ ﹲﺔ‬
 ki onda vardır ‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬tabutun ‫ﺕ‬
‫ﻭ ﹸ‬‫ﺍﻟﺘﱠﺎﺒ‬
‫ل‬
ُ ‫ ﺁ‬bıraktıklarından ‫ﻙ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ ِﻤﻤ‬kalıntılar ‫ﻴ ﹲﺔ‬ ‫ﺒ ِﻘ‬ ‫ﻭ‬ Rabbinizden ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬
Onu taşır ‫ﻪ‬ ‫ﺤ ِﻤﻠﹸ‬
 ‫ ﹶﺘ‬Harun ailesinin‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺎﺭ‬‫ل ﻫ‬
ُ ‫ﺁ‬‫ ﻭ‬Musa ile ‫ﻰ‬‫ﻭﺴ‬‫ﻤ‬
bunda vardır ‫ ﻓِﻲ ﹶﺫﻟِﻙ‬Şüphesiz ki ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Melekler ‫ﻤﻠﹶﺎ ِﺌ ﹶﻜ ﹸﺔ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﺇ‬Sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬elbette bir ayet ‫ﻴ ﹰﺔ‬ ‫ﻟﹶﺂ‬
kimselerseniz ‫ﻡ‬ ‫ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬Eğer ‫ﻥ‬
mü’min ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨِﻴ‬
248) Ayrıca nebileri onlara dedi ki: "Muhakkak ki onun
mülkünün alameti size tabutun gelmesidir -ki onda
Rabbinizden bir sekinet ve Musa ile Harun ailesinin
bıraktıklarından kalıntılar vardır. Onu melekler taşır. Eğer
mümin kimselerseniz, şüphesiz ki bunda sizin için elbette
bir ayet vardır.
Tâbut: Hz. Musa'nın emri üzerine bir marangoz tarafından ahşaptan
yapılmış, içi ve dışı altın levha ile kaplanmış sandıktır. Yahudi
literatüründe bu sandığa ahid sandığı denilmektedir. 2,5x1,5 arşın
ebadında (1 arşın=68 cm), yüksekliği de bir arşın kadar olan ahid
sandığının dört tarafında dört altın halka ve taşımak için bunlara geçirilmiş
iki sopa vardı. Tabutun içinde Tevrat'ın sayfalan yazılı malzeme, Hz.
Mûsâ ile kardeşi Harun'dan kalan elbise, baston (asâ), sancak gibi bir
kısım eşya (bakiye) bulunuyordu.
Sekînet:: İslâmî kaynaklarda, "sükûnet, gönül huzuru, yüksek moral"
mânalarında kullanılan Arapça bir kelime olarak düşünülmüştür. Buna
göre ahid sandığının yanlarında bulunması İsrâiloğullarına moral veriyor,
bunu uğur sayıyorlar, savaşta cesaretleri ve zafer ümitleri artıyor, ahid
sandığı yanlarında oldukça kendilerini güven içinde hissediyorlardı. Ancak
İbrânice'de -Arapça'daki sekine gibi-yine sözlükte "oturma, rahatlama"
anlamına gelen- "shekhînâ" kelimesi yahudi literatüründe dinî bir terim
olarak kullanılmaktadır. Bu bilgiler ışığında, âyette geçen sekînet
kelimesini yahudi kültüründeki shekhînâ teriminin özellikle yukarıda işaret
edilen ilk anlamıyla ilişkilendirmek mümkündür. Buna göre İsrâiloğullan
ahid sandığının bir tür ilâhî zuhur ve tecelliyi yansıttığına inanıyorlar; bu
inanç onlara güven veriyor, morallerini yükseltiyordu.

Cüz 2 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻬ ٍﺮ ﹶﻓ‬ ‫ﻨ‬‫ﻢ ِﺑ‬ ‫ﺘﻠِﻴ ﹸﻜ‬‫ﺒ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻮ ِﺩ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺇ ﱠﻥ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺠﻨ‬
 ‫ ﺑِﺎﹾﻟ‬‫ﺼ ﹶﻞ ﻃﹶﺎﻟﹸﻮﺕ‬
 ‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ﹶﻓ ﹶﻠﻤ‬

Sayfa 40

‫ﻑ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺘ‬‫ﻦ ﺍ ﹾﻏ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻲ ِﺇﻟﱠﺎ‬‫ ِﻣﻨ‬‫ﻧﻪ‬‫ﻪ ﹶﻓِﺈ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻳ ﹾﻄ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻦ ﹶﻟ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻲ‬‫ﺲ ِﻣﻨ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻓ ﹶﻠ‬‫ﻨﻪ‬ ‫ﺏ ِﻣ‬
 ‫ﺷ ِﺮ‬

ve ordusuyla ‫ﺠﻨﹸﻭ ِﺩ ِﻩ‬
 ‫ﻭ‬ Calut ‫ﺕ‬
‫ﺎﻟﹸﻭ ﹶ‬‫ ﻟِﺠ‬karşılaştıklarında ‫ﻭﺍ‬‫ﺭﺯ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﹶﻟﻤ‬
üzerimize ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 yağdır ‫ﻍ‬
‫َﺃ ﹾﻓ ِﺭ ﹾ‬Rabbimiz ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬ dediler ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬
Bize ‫ﺭﻨﹶﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﺍ ﹾﻨ‬‫ ﻭ‬ayaklarımıza ‫ﻤﻨﹶﺎ‬ ‫ﺍ‬‫ َﺃ ﹾﻗﺩ‬Sebat ver ‫ﺕ‬
‫ﺒ ﹾ‬ ‫ﻭ ﹶﺜ‬ sabır ‫ﺍ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ﺼ‬

kâfirler ‫ ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬topluluğuna ‫ﻭ ِﻡ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘ‬karşı ‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 yardım et

‫ﻦ‬ ‫ﻮ ِﺩ ِﻩ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﺎﻟﹸﻮ‬‫ﻡ ِﺑﺠ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻴ‬‫ﺎ ﺍﹾﻟ‬‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﻟﹶﺎ ﻃﹶﺎ ﹶﻗ ﹶﺔ ﹶﻟﻨ‬‫ﻌﻪ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﺁ‬

250) Calut ve ordusuyla karşılaştıklarında: "Rabbimiz,
üzerimize sabır yağdır, ayaklarımıza sebat ver ve kafirler
topluluğuna karşı bize yardım et" dediler.

‫ﻦ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻮ ﻭ‬ ‫ ﻫ‬‫ﺯﻩ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻢ ﹶﻓ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ ِﺇﻟﱠﺎ ﹶﻗﻠِﻴﻠﹰﺎ ِﻣ‬‫ﻨﻪ‬ ‫ﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺸ ِﺮﺑ‬
 ‫ﻴ ِﺪ ِﻩ ﹶﻓ‬‫ﺮ ﹶﻓ ﹰﺔ ِﺑ‬ ‫ﻏﹸ‬

 ‫ﺒ‬‫ﻦ ِﻓﹶﺌ ٍﺔ ﹶﻗﻠِﻴ ﹶﻠ ٍﺔ ﹶﻏ ﹶﻠ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻣﻠﹶﺎﻗﹸﻮ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﹶﻛ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﹶﺃ‬‫ﻳ ﹸﻈﻨ‬
‫ﲑ ﹰﺓ ِﺑِﺈ ﹾﺫ ِﻥ‬
 ‫ﺖ ِﻓﹶﺌ ﹰﺔ ﹶﻛِﺜ‬
‫ﻮ ِﺩ ِﻩ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﺎﻟﹸﻮ‬‫ﻭﺍ ِﻟﺠ‬‫ﺮﺯ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﹶﻟﻤ‬ (249) ‫ﻦ‬ ‫ﺎِﺑﺮِﻳ‬‫ﻊ ﺍﻟﺼ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﻭ‬

‫ﻮ ِﻡ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟ ﹶﻘ‬ ‫ﺎ‬‫ﺮﻧ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﺍ‬‫ﺖ ﹶﺃ ﹾﻗﺪ‬
 ‫ﺒ‬‫ﻭﹶﺛ‬ ‫ﺍ‬‫ﺒﺮ‬ ‫ﺻ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻍ‬
‫ﺎ ﹶﺃ ﹾﻓ ِﺮ ﹾ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ‬

‫ﺕ‬
 ‫ﺎﻟﹸﻮ‬‫ ﺟ‬‫ﻭﺩ‬‫ﺍﻭ‬‫ﺘ ﹶﻞ ﺩ‬‫ﻭ ﹶﻗ‬ ‫ﻢ ِﺑِﺈ ﹾﺫ ِﻥ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻮ‬‫ﺰﻣ‬ ‫ﻬ‬ ‫( ﹶﻓ‬250) ‫ﻦ‬ ‫ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬

‫ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬‫ﺩ ﹾﻓﻊ‬ ‫ﻮﻟﹶﺎ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺎ ُﺀ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻣﻤ‬‫ﻤﻪ‬ ‫ﻋ ﱠﻠ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻤ ﹶﺔ‬ ‫ﺤ ﹾﻜ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻚ ﻭ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ﻪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺎﻩ‬‫ﺁﺗ‬‫ﻭ‬

 ‫ﺭ‬ ‫ﺕ ﺍﹾﻟﹶﺄ‬
 ‫ﺪ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺾ ﹶﻟ ﹶﻔ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬‫ﻢ ِﺑ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺱ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺍﻟﻨ‬
‫ﻀ ٍﻞ‬
 ‫ﻪ ﺫﹸﻭ ﹶﻓ‬ ‫ﻦ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﺽ‬

‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻚ ﺑِﺎﹾﻟ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﺘﻠﹸﻮﻫ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﺕ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻚ ﺁﻳ‬
 ‫( ِﺗ ﹾﻠ‬251) ‫ﲔ‬
 ‫ﺎﹶﻟ ِﻤ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻌ‬
(252) ‫ﲔ‬
 ‫ﺳ ِﻠ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟﻤ‬ ‫ﻚ ﹶﻟ ِﻤ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻭِﺇ‬

Dedi ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬ordularla ‫ﺠﻨﹸﻭ ِﺩ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬Talut ‫ﺕ‬
‫ ﻁﹶﺎﻟﹸﻭ ﹸ‬ayrıldığında ‫ل‬
َ ‫ﺎ ﹶﻓﺼ‬‫ﹶﻓﹶﻠﻤ‬
Sizi imtihan edecektir ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹶﺘﻠِﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻤ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz ‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬ki:
Ondan ‫ﻪ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬İçerse ‫ﺸﺭِﺏ‬
‫ ﹶ‬Kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬Bir nehirle ٍ‫ﺭ‬‫ﺒِ ﹶﻨﻬ‬
Onu ‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ‬Kim de ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ Benden ‫ ِﻤﻨﱢﻲ‬değildir ‫ﻴﺱ‬ ‫ﹶﻓﹶﻠ‬
Kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ dışında ‫ِﺇﻟﱠﺎ‬bendendir ‫ ِﻤﻨﱢﻲ‬Şüphesiz o ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻓِﺈﻨﱠ‬tatmazsa
İçtiler ‫ﻭﺍ‬‫ﺸ ِﺭﺒ‬
‫ ﹶﻓ ﹶ‬eliyle ‫ﻴ ِﺩ ِﻩ‬ ‫ ِﺒ‬Bir avuç ‫ﺭ ﹶﻓﺔﹰ‬ ‫ﻏ‬
‫َ ﹸ‬Aldığı ‫ﻑ‬‫ﻏ ﹶﺘﺭ‬
‫ ﺍ ﹾ‬de
‫ﺎ‬‫ ﹶﻓﹶﻠﻤ‬İçlerinden ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬pek azı ‫ ﹶﻗﻠِﻴﻠﹰﺎ‬müstesna ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬Ondan ‫ﻪ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ‬
Ve iman ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ ﻭ‬O ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ Nihayet onu geçince ‫ﻩ‬ ‫ﺯ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺠ‬
‫ ﻁﹶﺎ ﹶﻗ ﹶﺔ‬yoktur ‫ ﻟﹶﺎ‬Dediler ki ‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬beraberindeki ‫ﻪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻤ‬ edenler
Ve ordularına ‫ﺠﻨﹸﻭ ِﺩ ِﻩ‬
 ‫ﻭ‬ Calut ‫ﺕ‬
‫ﺠﺎﻟﹸﻭ ﹶ‬
 ‫ ِﺒ‬bugün ‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬gücümüz ‫ﹶﻟﻨﹶﺎ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ َﺃ ﱠﻨ‬Kesin olarak inananlar ise ‫ﻥ‬
 ‫ﻅﻨﱡﻭ‬
‫ﻴ ﹸ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Dediler ‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬karşı
Topluluk ٍ‫ﻥ ﻓِ َﺌﺔ‬
 ‫ ِﻤ‬Nice ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻜ‬Allaha ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬kavuşacaklarına ‫ﻤﻠﹶﺎﻗﹸﻭ‬
çok olan ‫ﺭ ﹰﺓ‬ ‫ ﹶﻜﺜِﻴ‬topluluğu ‫ ﻓِ َﺌﺔﹰ‬yenmiştir ‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﻏﹶﻠﺒ‬
‫ ﹶ‬Az olan ٍ‫ﹶﻗﻠِﻴﹶﻠﺔ‬
ِ ‫ِﺒِﺈ ﹾﺫ‬
beraberdir ‫ﻊ‬ ‫ﻤ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬çünkü ‫ﻭ‬ Allahın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬izni ile ‫ﻥ‬
sabredenlerle ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺒﺭِﻴ‬‫ﺍﻟﺼ‬
249) Talut ordularla ayrıldığında dedi ki: "Şüphesiz Allah
sizi bir nehirle imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden
değildir; kim de -eliyle bir avuç aldığı dışında- onu tatmazsa
şüphesiz o bendendir." -İçlerinden pek azı müstesna- ondan
içtiler. Nihayet o ve beraberindeki iman edenler onu
geçince dediler ki: "Bugün Calut ve ordularına karşı
gücümüz yoktur." Allah'a kavuşacaklarına kesin olarak
inananlar ise: "Nice az olan topluluk Allah’ın izniyle çok
olan topluluğu yenmiştir; çünkü Allah sabredenlerle
beraberdir..” dediler.
Allah'a dosdoğru inanan bir lider ya da kumandan, bütün çarelere
başvurup savaş düzenine kendini hazırlayınca artık büyük bir ümit ve
güvenle, sarsılmayan bir inançla hedefine doğru ilerler. Kuvvet ve
kudretin, başarı ve zaferin Allah'a ait olduğunu bilir. Bütün önlemleri
aldıktan sonra el kaldırıp ordusuyla birlikte duâ eder, yardım ister. Bu
arada samimi olan, hakk'a gönülden inanan askerlerini iyice tanımak için
onları günün şartlarına göre bazı denemelerden geçirir. Böylece asıl
kuvvetini belirlemiş olur. Bu ölçü, ya da vasıfta olan bir sultan,
peygamber vârisi sayılır. Tarihte bu metotla yola çıkan sultanlar vardır,
hepsi de zaferden zafere koşmuş, hem İslâm'ın, hem milletinin yüzünü
güldürmüştür. Tarık b. Ziyadlar, Alpaslanlar, Selahattinler, Fatihler,
Yavuzlar ve Kanuniler bunlardan bir kaçıdır. Allah, yeryüzünün düzeni
bozulmasın ve bozgunculuk çıkarmak isteyenler başıboş bırakılmasın diye
insanların şer ve fitnesini yine insanlarla savmaktadır. Bu, milletler
hakkında sürüp giden ilâhî sünnetlerden biridir.

(*)Filistiler güçlü bir düşmandı, başlarında da Câlût (Golyat) isimli çok iri
ve güçlü bir savaşçı kumandanları vardı. İsrâiloğulları ordusu düşmana
yaklaşınca her zaman olduğu gibi korku ve gevşeme alâmetleri ortaya
çıktı. Aralarında sayılan az da olsa imanları ve cesaretleri güçlü mücahidler
de vardı. Bunlar iki tedbire başvurarak ordunun moralini yükseltmeye
çalıştılar: a) Savaş tarihinden yararlandılar; zaferin her zaman sayıca üstün
olanlara değil, maddî ve manevî şartlarına haiz olanlara ait olduğunu
hatırlattılar, b) Allah yolunda savaşanların O'nun yardımına mazhar
olacaklannı ummaları gerektiğini hatırlattılar. Ayrıca sabır ve sebat
vermesi için Allah'a niyazda bulundular. Bu dua aynı zamanda direnme ve
sebat gösterme konusunda bir telkin mahiyetinde idi.

İzniyle ‫ﻥ‬
ِ ‫ ِﺒِﺈ ﹾﺫ‬Nihayet onları bozguna uğrattılar ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬‫ﺯﻤ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻓ‬
Calutu ‫ﺕ‬
‫ﺎﻟﹸﻭ ﹶ‬‫ ﺠ‬Davud da ‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺍﻭ‬‫ ﺩ‬Öldürdü ‫ل‬
َ ‫ ﹶﻗ ﹶﺘ‬‫ ﻭ‬Allahın ‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
ve hikmet ‫ ﹶﺔ‬‫ﺍ ﹾﻟﺤِ ﹾﻜﻤ‬‫ ﻭ‬Mülk ‫ﻙ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬da ona verdi ‫ﻩ‬ ‫ﺁﺘﹶﺎ‬‫ﻭ‬
Eğer ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ dilediği şeyleri ‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻤﻤ‬Ayrıca ona öğretti ‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻋﱠﻠ‬
 ‫ﻭ‬
İnsanların ‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬Allahın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬def etmesi ‫ﻊ‬ ‫ﺩ ﹾﻓ‬ olmasaydı
fesada uğrardı ‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﺩ‬‫ ﹶﻟ ﹶﻔﺴ‬Bir kısmıyla ‫ﺽ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ِﺒ‬bir kısmını ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
lütuf ٍ‫ﻀل‬
 ‫ ﹶﻓ‬sahibidir ‫ ﺫﹸﻭ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Fakat ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬yeryüzü ‫ﺽ‬
alemlere karşı ‫ﻥ‬
 ‫ﺎﹶﻟﻤِﻴ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟﻌ‬

251) Nihayet Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar.
Davud da Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet
verdi. Ayrıca ona dilediği şeyleri öğretti. Eğer Allah'ın,
insanların bir kısmını bir kısmıyla def etmesi olmasaydı
yeryüzü fesada uğrardı. Fakat Allah alemlere karşı lütuf
sahibidir.
(*)Allah da onların bu dualarını kabul etti ve O'nun yardım ve desteğiyle
Câlût'un ordusunu hezimete uğrattılar. Düşmanlar çok kalabalık
olmalarına rağmen mağlup oldu. Tâlût'la beraber mü'minler ordusu içinde
bulunan Dâvud, küfrün başı Câlût'u öldürdü ve ordusu dağıldı. Allah,
Dâvud (a.s.)'a hükümdarlık ve peygamberlik verdi ve dilediği faydalı
ilimleri ona öğretti. Tâlût, Câlût'u öldürdüğü takdirde Dâvud (a.s.)'a kızını
vereceğini, malını onunla bölüşeceğini ve hükümdarlık işinde onu yanma
yardımcı alacağını vadetmişti. Tâlût bu sözünü tuttu. Daha sonra, Allah'ın
kendisine ihsan ettiği peygamberlik nimeti ile birlikte hüküm­darlık
Dâvud (a.s.)'a geçti. Eğer yüce olan Allah, kötülerin kötülüklerini iyilerin
yaptığı cihad ile defetmeseydi, hayat fesada uğrardı. Zira şer galip gelse,
her taraf harap ve helak olurdu. Lâkin Allah, bütün insanlığa lütuf ve
keremi ile muamele eder. Şerre asla üstünlük ve galebe imkanı veremz.

Onları ‫ﺎ‬‫ ﹶﻨ ﹾﺘﻠﹸﻭﻫ‬Allahın ‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ayetleridir ‫ﺕ‬
‫ﺎ ﹸ‬‫ ﺁﻴ‬İşte bunlar ‫ﻙ‬
 ‫ِﺘ ﹾﻠ‬
Muhakkak sen ‫ﻙ‬
 ‫ﻭِﺇ ﱠﻨ‬ hak ile ‫ﻕ‬
‫ﺤﱢ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬sana ‫ﻴﻙ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬okuyoruz
gönderilenlerdensin ‫ﻥ‬
 ‫ﺴﻠِﻴ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ﹶﻟ ِﻤ‬
252) İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Onları sana hak ile
okuyoruz. Muhakkak sen gönderilenlerdensin.
(*)Ya Muhammed! İsraîloğullarının başına gelen, sana anlattığımız bu
hayret verici iş ve kıssalar, Allah'ın Cebrail vasıtasıyle sana hak olarak
vahyettiği mucize ve gayb haberleridir. Ya Muhammed! Sen Allah'ın
davetini tebliğ için gönder­diği peygamberlerdensin

Cüz 3 – Sure 2

Bakara Suresi

bir ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ üstün kıldık ‫ﻀ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬
 ‫ ﹶﻓ‬Resuller ki ‫ل‬
ُ‫ﺴ‬
 ‫ ﺍﻟﺭ‬İşte o ‫ﻙ‬
 ‫ِﺘ ﹾﻠ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬bir kısmına ‫ﺽ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 kısmını
yükseltmiştir ‫ ﹶﻓﻊ‬‫ﺭ‬‫ ﻭ‬Allahın ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬Kendisiyle konuştuğu ‫ﹶﻜﱠﻠﻡ‬
İsaya ‫ﻰ‬‫ ﻋِﻴﺴ‬verdik ‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﺁ ﹶﺘ‬‫ ﻭ‬derecelerle ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺭﺠ‬ ‫ﺩ‬ bazısını da ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬
Ve ‫ﻩ‬ ‫ﺩﻨﹶﺎ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭَﺃ‬ apaçık deliller ‫ﺕ‬
ِ ‫ﻴﻨﹶﺎ‬‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Meryeme‫ﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ oğlu ‫ﻥ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ‬da
ِ ‫ﺩ‬ ‫ﺡ ﺍ ﹾﻟ ﹸﻘ‬
‫ﻭ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ Ruhul-Kudüs ile ‫ﺱ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ ِﺒﺭ‬onu destekledik
‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ِﻤ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Öldürmezlerdi ‫ل‬
َ ‫ﺎ ﺍ ﹾﻗ ﹶﺘ ﹶﺘ‬‫ ﻤ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬dileseydi ‫ﺀ‬ ‫ﺸﹶﺎ‬
Kendilerine ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺀ ﹾﺘ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺠ‬‫ﻌ ِﺩ ﻤ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Onlardan sonrakiler ‫ﻡ‬ ‫ﻌ ِﺩ ِﻫ‬ ‫ﺒ‬
Ancak ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬apaçık deliller ‫ﺕ‬
‫ﻴﻨﹶﺎ ﹸ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬geldikten sonra
kimi ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Böylece onlardan ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻓ ِﻤ ﹾﻨ‬İhtilafa düştüler ‫ﺨ ﹶﺘﹶﻠﻔﹸﻭﺍ‬
‫ﺍﹾ‬
‫ﻭ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ küfre girdi ‫ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬Kimi de ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭ ِﻤ ﹾﻨ‬ İman etti ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺁ‬
birbirlerini öldürmezlerdi ‫ﺎ ﺍ ﹾﻗ ﹶﺘ ﹶﺘﻠﹸﻭﺍ‬‫ ﻤ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬dileseydi ‫ﺀ‬ ‫ﺸﹶﺎ‬
dilediğini ‫ﺩ‬ ‫ﻴﺭِﻴ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬yapar ‫ل‬
ُ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ ﹾﻔ‬ Allah ‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Fakat ‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ﻭ‬
253) İşte o Resuller ki biz bir kısmını bir kısmına üstün
kıldık. Onlardan, Allah'ın kendisiyle konuştuğu vardır.
Bazısını da derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya
da apaçık deliller verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs ile
destekledik. Allah dileseydi onlardan sonrakiler kendilerine
apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi.
Ancak ihtilafa düştüler; böylece onlardan kimi iman etti,
kimi de küfre girdi. Allah dileseydi birbirlerini
öldürmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yapar.

‫ﺎ‬‫ ِﻤﻤ‬İnfak edin ‫ ﺃَﻨ ِﻔﻘﹸﻭﺍ‬iman edenler ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ey ‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﺒلِ َﺃ‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ ِﻤ‬Size rızık olarak verdiklerimizden ‫ﻡ‬ ‫ﺯ ﹾﻗﻨﹶﺎ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬
hiçbir alışverişin ‫ﻊ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ olmadığı ‫ ﻟﹶﺎ‬Gün ‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬ gelmeden önce ‫ﻲ‬
 ‫ﻴ ْﺄ ِﺘ‬
ve hiçbir ‫ﻋ ﹲﺔ‬
 ‫ﺸﻔﹶﺎ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶ‬ hiçbir dostluğun ‫ﺨﱠﻠ ﹲﺔ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸ‬ içinde ‫ﻓِﻴ ِﻪ‬
ta kendileridir ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬
Kâfirler ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭ‬‫ ﻭ‬şefaatin
zalimlerin ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺍﻟﻅﱠﺎِﻟﻤ‬
254) Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun
ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmeden önce size rızık
olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler, zalimlerin ta
kendileridir.
(*)Ey mü'minler! Allah'ın size lütfetmiş olduğu maldan O'nun yolunda
harcayın. Zekatı verin. Hayır, iyilik ve salih amel işleyerek malınızı
harcayın. O korkunç gün gelmeden bütün bunları yapın. Zira o gün,
alışveriş yapıyormuş gibi hiçbir malı kendiniz için bir fidye olarak
veremiyeceksiniz.

kendisinden ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ başka ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬İlah ‫ ﺇِﹶﻟﻪ‬Olmayandır ‫ ﻟﹶﺎ‬Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
bir ‫ﺴ ﹶﻨ ﹲﺔ‬
ِ Onu tutar ‫ﻩ‬ ‫ﺨ ﹸﺫ‬
‫ ﹶﺘ ْﺄ ﹸ‬ne ‫ ﻟﹶﺎ‬Kayyumdur ‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘﻴ‬Hayydır ‫ﻲ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬
‫ﺎ ﻓِﻲ‬‫ ﻤ‬Onundur ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬uyku ‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ ﹶﻨ‬ne de ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ uyuklama
‫ ﺫﹶﺍ‬Kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ve yerde ne varsa ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ﻭﻤ‬ göklerde ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺍﻟ‬
İzni ‫ ِﺇﻟﱠﺎ ِﺒِﺈ ﹾﺫ ِﻨ ِﻪ‬Onun katında ‫ﻩ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ şefaat edebilir?‫ﻊ‬ ‫ﺸ ﹶﻔ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Onların önlerinde ‫ﻡ‬ ‫ﻴﺩِﻴ ِﻬ‬ ‫ﻥ َﺃ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬bilir ‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬ olmaksızın
kavrayamazlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻴﺤِﻴﻁﹸﻭ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ve arkalarında olanı ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺨ ﹾﻠ ﹶﻔ‬
‫ﹶ‬
‫ﺎ‬‫ ِﺇﻟﱠﺎ ِﺒﻤ‬Onun ilminden ‫ﻋ ﹾﻠ ِﻤ ِﻪ‬
ِ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Hiçbir şeyi ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﺒِ ﹶ‬
Onun kürsisi ‫ﻪ‬ ‫ﺴﻴ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ ﹸﻜ‬kuşatmıştır ‫ﻊ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﻭ‬ dilediğinden başka ‫ﺀ‬ ‫ﺸﹶﺎ‬
ve Ona ağır gelmez ‫ﻩ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻴﺌُﻭ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ve yeri ‫ﺽ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ ﻭ‬gökleri ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺍﻟ‬
Aliyydir ‫ﻲ‬
 ‫ﻌِﻠ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬O ‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ Şüphesiz ‫ﻭ‬ Onların muhafazası ‫ﺎ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﻅ‬
‫ﺤ ﹾﻔ ﹸ‬
ِ
Azimdir ‫ﻡ‬ ‫ﻌﻅِﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬

Sayfa 41

‫ﻊ‬ ‫ﺭ ﹶﻓ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻢ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻦ ﹶﻛ ﱠﻠ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺾ ِﻣ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﻀ ﹾﻠﻨ‬
 ‫ﺳ ﹸﻞ ﹶﻓ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻚ ﺍﻟ‬
 ‫ِﺗ ﹾﻠ‬
‫ﺡ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻩ ِﺑﺮ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪﻧ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭﹶﺃ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺒ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻳ‬‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺑ‬‫ﻰ ﺍ‬‫ﺎ ﻋِﻴﺴ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﺗ‬‫ﺁ‬‫ﺕ ﻭ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺭﺟ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬
‫ﺎ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻌ ِﺪ ِﻫ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﺘ ﹶﻞ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﺘ‬‫ﺎ ﺍ ﹾﻗ‬‫ﻪ ﻣ‬ ‫ﺎ َﺀ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻮ ﺷ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟﻘﹸﺪ‬
‫ﺮ‬ ‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻦ ﺁ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺘ ﹶﻠﻔﹸﻮﺍ ﹶﻓ ِﻤ‬‫ﺧ‬ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻴﻨ‬‫ﺒ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺗ‬‫ﺎ َﺀ‬‫ﺟ‬

‫ﺎ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺎﹶﺃ‬‫( ﻳ‬253) ‫ﺪ‬ ‫ﻳﺮِﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌﻞﹸ ﻣ‬ ‫ﻳ ﹾﻔ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻦ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﺘﻠﹸﻮﺍ‬‫ﺘ‬‫ﺎ ﺍ ﹾﻗ‬‫ﻪ ﻣ‬ ‫ﺎ َﺀ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻮ ﺷ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬

‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬‫ﻴﻊ‬ ‫ﺑ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬‫ﻮﻡ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻲ‬ ‫ﻳ ﹾﺄِﺗ‬ ‫ﺒ ِﻞ ﹶﺃ ﹾﻥ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﺯ ﹾﻗﻨ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮﺍ ﺃﹶﻧ ِﻔﻘﹸﻮﺍ ِﻣﻤ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﺁ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬

‫ﻪ‬ ‫ﻪ ﻟﹶﺎ ِﺇﹶﻟ‬ ‫( ﺍﻟ ﱠﻠ‬254) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻢ ﺍﻟﻈﱠﺎِﻟﻤ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺮ‬‫ﻋﺔﹲ ﻭ‬ ‫ﺷﻔﹶﺎ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﺧ ﱠﻠﺔﹲ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬

‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬‫ ﻣ‬‫ ﹶﻟﻪ‬‫ﻮﻡ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻨﺔﹲ‬‫ ِﺳ‬‫ﺬﹸﻩ‬‫ﺗ ﹾﺄﺧ‬ ‫ﻡ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﻮ‬‫ﻲ ﺍﹾﻟ ﹶﻘﻴ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ِﺇﻟﱠﺎ ﻫ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺍﹾﻟﹶﺄ‬‫ﻭﻣ‬
‫ﻦ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻣ‬‫ﻌ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻳ‬ ‫ ِﺇﻟﱠﺎ ِﺑِﺈ ﹾﺫِﻧ ِﻪ‬‫ﺪﻩ‬ ‫ﻨ‬ ‫ ِﻋ‬‫ﺸ ﹶﻔﻊ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻦ ﺫﹶﺍ ﺍﱠﻟﺬِﻱ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺽ‬

‫ﺎ َﺀ‬‫ﺎ ﺷ‬‫ﻦ ِﻋ ﹾﻠ ِﻤ ِﻪ ِﺇﻟﱠﺎ ِﺑﻤ‬ ‫ﻲ ٍﺀ ِﻣ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺤِﻴﻄﹸﻮ ﹶﻥ ِﺑ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺧ ﹾﻠ ﹶﻔ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻳﺪِﻳ ِﻬ‬‫ﹶﺃ‬

‫ﻮ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻬﻤ‬ ‫ﻩ ِﺣ ﹾﻔ ﹸﻈ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻳﺌﹸﻮ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﺽ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺍﹾﻟﹶﺄ‬‫ﺕ ﻭ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻪ ﺍﻟ‬ ‫ﻴ‬‫ﺮ ِﺳ‬ ‫ﻊ ﻛﹸ‬ ‫ﻭ ِﺳ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺪ ِﻣ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﻴ‬‫ﺒ‬‫ﺗ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻳ ِﻦ ﹶﻗ‬‫ﻩ ﻓِﻲ ﺍﻟﺪ‬ ‫ﺍ‬‫( ﻟﹶﺎ ِﺇ ﹾﻛﺮ‬255) ‫ﻢ‬ ‫ﻌﻈِﻴ‬ ‫ﻲ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻌ ِﻠ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﻭ ِﺓ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻚ ﺑِﺎﹾﻟﻌ‬
 ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺘ‬‫ﺳ‬ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﻦ ﺑِﺎﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﹶﻓ ﹶﻘ‬ ‫ﺆ ِﻣ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺮ ﺑِﺎﻟﻄﱠﺎﻏﹸﻮ‬ ‫ﻳ ﹾﻜ ﹸﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻲ ﹶﻓ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺍﻟ‬
(256) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺳﻤِﻴﻊ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﻡ ﹶﻟﻬ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮﹾﺛﻘﹶﻰ ﻟﹶﺎ ﺍﻧ ِﻔﺼ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

255) Allah kendisinden başka ilah olmayandır. Hayy
(diri)’dır, Kayyum (ayakta)’dur. O’nu ne bir uyuklama tutar
ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. İzni
olmaksızın O’nun katında kim şefaat edebilir? Onların
önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O'nun ilminden
dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun
kürsüsü, gökleri ve yeri kuşatmıştır ve onların muhafazası
O'na ağır gelmez. Şüphesiz O Aliyy (ulu)'dir, Azim
(büyük)’dir.

İyice ‫ﻴﻥ‬ ‫ ﹶﺘﺒ‬Şüphesiz ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻗ‬dinde ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬‫ ﻓِﻲ ﺍﻟﺩ‬zorlama ‫ﻩ‬ ‫ﺍ‬‫ ِﺇ ﹾﻜﺭ‬yoktur ‫ﻟﹶﺎ‬
Artık kim ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬sapıklıktan ‫ﻲ‬
 ‫ﻥ ﺍﻟ ﹶﻐ‬
 ‫ ِﻤ‬doğruluk ‫ﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹾ‬‫ ﺍﻟﺭ‬ayrılmıştır
iman ederse ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺅ ِﻤ‬ ‫ﻭ‬ Tağutu ‫ﺕ‬
ِ ‫ ﺒِﺎﻟﻁﱠﺎﻏﹸﻭ‬tekfir edip ‫ﺭ‬ ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﻔ‬
bir kulba ‫ﻭ ِﺓ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬yapışmıştır ‫ﻙ‬‫ﻤﺴ‬ ‫ﺴ ﹶﺘ‬
 ‫ ﺍ‬Muhakkak ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻓ ﹶﻘ‬Allaha ‫ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬
Şüphesiz ‫ﻭ‬ kopması olmayan ‫ﺎ‬‫ﻡ ﹶﻟﻬ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻟﹶﺎ ﺍﻨ ِﻔﺼ‬sapasağlam ‫ﻭ ﹾﺜﻘﹶﻰ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
 Semidir ‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
Alimdir ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
256) Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz doğruluk sapıklıktan
apaçık iyice ayrılmıştır. Artık kim tağutu53 tekfir edip
Allah'a iman ederse muhakkak kopması olmayan
sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Şüphesiz Allah Semi
(işitici)'dir, Alim (bilici)’dir.
Yüce Allah'ın, "Dinde zorlama yoktur." buyruğu Ensar'dan Salim
oğullarına mensup el-Husayn adında bir kişi hakkında nazil olmuştur.
Bunun Hıristiyan olmuş iki oğlu vardı. Kendisi de Müslümandı.
Resulullah (a.s)'a, "Ben bunları İslâm'a girmek üzere zorlayayım mı?
Çünkü bunlar Hıristiyanlıktan başka bir dine bağlanmayı kabul
etmiyorlar" demişti. Yüce Allah da bunun üzerine bu ayet-i kerimeyi
indirdi. Bir diğer rivayete göre bunları İslâm'a girmeye zorlamış,
Resulullah (a.s)'ın huzuruna gelip davalaşmışlardı. Babaları, "Ey Allah'ın
Resulü, benim bir parçam olan (çocuklarını) ben göre göre cehenneme mi
girsin?" demiş ve bu ayet-i kerime nazil olunca onları serbest bırakmıştır.

Cüz 3 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻦ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻮ ِﺭ ﻭ‬‫ﺕ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟﻨ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟ ﱡﻈ ﹸﻠﻤ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻬ‬‫ﺨ ِﺮﺟ‬
 ‫ﻮﺍ ﻳ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﺁ‬ ‫ﻲ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻭِﻟ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬
‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻨﻮ ِﺭ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟ ﱡﻈ ﹸﻠﻤ‬‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻧ‬‫ﻮ‬‫ﺨ ِﺮﺟ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﺕ‬
 ‫ﻢ ﺍﻟﻄﱠﺎﻏﹸﻮ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺅ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭِﻟﻴ‬ ‫ﻭﺍ ﹶﺃ‬‫ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬

‫ﺮ ِﺇﻟﹶﻰ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫( ﹶﺃﹶﻟ‬257) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎِﻟﺪ‬‫ﺎ ﺧ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺏ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺻﺤ‬
 ‫ﻚ ﹶﺃ‬
 ‫ﻭﹶﻟِﺌ‬ ‫ﺃﹸ‬

‫ﺍﻫِﻴﻢ‬‫ﺑﺮ‬‫ﻚ ِﺇ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺇ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ﻪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻩ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﺑ ِﻪ ﹶﺃ ﹾﻥ ﺁﺗ‬‫ﺭ‬ ‫ﻢ ﻓِﻲ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺑﺮ‬‫ﺝ ِﺇ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺍﱠﻟﺬِﻱ ﺣ‬

‫ ﹶﻓِﺈ ﱠﻥ‬‫ﺍﻫِﻴﻢ‬‫ﺑﺮ‬‫ﺖ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺇ‬
 ‫ﻭﹸﺃﻣِﻴ‬ ‫ﺣﻴِﻲ‬ ‫ﺎ ﹸﺃ‬‫ﺖ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺃﻧ‬
 ‫ﻳﻤِﻴ‬‫ﻭ‬ ‫ﺤﻴِﻲ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻲ ﺍﱠﻟﺬِﻱ‬‫ﺭﺑ‬

‫ﺖ‬
 ‫ ِﻬ‬‫ﺏ ﹶﻓﺒ‬
ِ ‫ﻐ ِﺮ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﺕ ِﺑﻬ‬
ِ ‫ﻕ ﹶﻓ ﹾﺄ‬
ِ ‫ﺸ ِﺮ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺲ ِﻣ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﻳ ﹾﺄﺗِﻲ ﺑِﺎﻟ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬
‫ﻭ ﻛﹶﺎﱠﻟﺬِﻱ‬ ‫( ﹶﺃ‬258) ‫ﲔ‬
 ‫ﻡ ﺍﻟﻈﱠﺎِﻟ ِﻤ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻬﺪِﻱ ﺍﹾﻟ ﹶﻘ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻪ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺮ ﻭ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻱ ﹶﻛ ﹶﻔ‬

‫ﻫ ِﺬ ِﻩ‬ ‫ﺤﻴِﻲ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻰ‬‫ﺎ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺃﻧ‬‫ﻭ ِﺷﻬ‬‫ﻋﺮ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻳﺔﹲ‬‫ﺎ ِﻭ‬‫ﻲ ﺧ‬ ‫ﻭ ِﻫ‬ ‫ﻳ ٍﺔ‬‫ﺮ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹶﻗ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬

‫ﺖ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬
 ‫ﻢ ﹶﻟِﺒ ﹾﺜ‬ ‫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻛ‬‫ﻌﹶﺜﻪ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ٍﻡ ﹸﺛ‬‫ﻪ ﻣِﺎﹶﺋ ﹶﺔ ﻋ‬ ‫ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺗﻪ‬‫ﺎ‬‫ﺎ ﹶﻓﹶﺄﻣ‬‫ﻮِﺗﻬ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬

 ‫ﺑ ﹾﻞ ﹶﻟِﺒ ﹾﺜ‬ ‫ﻮ ٍﻡ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺾ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ ﹶﺃ‬‫ﻮﻣ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﹶﻟِﺒ ﹾﺜﺖ‬
‫ﺮ ِﺇﻟﹶﻰ‬ ‫ﺎ ٍﻡ ﻓﹶﺎﻧ ﹸﻈ‬‫ﺖ ﻣِﺎﹶﺋ ﹶﺔ ﻋ‬
‫ﻳ ﹰﺔ‬‫ﻚ ﺁ‬
 ‫ﻌ ﹶﻠ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻨ‬‫ﻭِﻟ‬ ‫ﻙ‬ ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺮ ِﺇﻟﹶﻰ ِﺣﻤ‬ ‫ﺍﻧ ﹸﻈ‬‫ﻪ ﻭ‬ ‫ﻨ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻚ ﹶﻟ‬
 ‫ﺍِﺑ‬‫ﺷﺮ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﹶﻃﻌ‬

‫ﺎ‬‫ﺎ ﹶﻓ ﹶﻠﻤ‬‫ﺤﻤ‬
 ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﻮﻫ‬‫ﻧ ﹾﻜﺴ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ ﹸﺛ‬‫ﺰﻫ‬ ‫ﺸ‬
ِ ‫ﻨ‬‫ﻒ ﻧ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺮ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﹾﻟ ِﻌﻈﹶﺎ ِﻡ ﹶﻛ‬ ‫ﺍﻧ ﹸﻈ‬‫ﺱ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻟِﻠﻨ‬

(259) ‫ﻲ ٍﺀ ﹶﻗﺪِﻳﺮ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻛ ﱢﻞ‬ ‫ﻪ‬ ‫ ﹶﺃ ﱠﻥ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻋ ﹶﻠﻢ‬ ‫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺃ‬‫ﻦ ﹶﻟﻪ‬ ‫ﻴ‬‫ﺒ‬‫ﺗ‬

‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﺨ ِﺭ‬
‫ﻴ ﹾ‬ İman edenlerin‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬velisi‫ﻲ‬
 ‫ﻭِﻟ‬ Allah'tır‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ ﻭ‬nura‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟﻨﱡﻭ ِﺭ‬karanlıklardan‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻅﹸﻠﻤ‬
‫ﻥ ﺍﻟ ﱡ‬
 ‫ ِﻤ‬onları çıkarır
tağuttur‫ﺕ‬
‫ﺍﻟﻁﱠﺎﻏﹸﻭ ﹸ‬
velileri ise‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ ُﺅ‬‫ﻭِﻟﻴ‬ ‫َﺃ‬
Kafirlerin‫ﻭﺍ‬‫ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻅﹸﻠﻤ‬
‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟ ﱡ‬nurdan‫ﻥ ﺍﻟﻨﱡﻭ ِﺭ‬
 ‫ ِﻤ‬onları çıkarırlar ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭ ﹶﻨ‬‫ﺨ ِﺭﺠ‬
‫ﻴ ﹾ‬
‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬onlar‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ateş‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬halkıdır‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺼﺤ‬
 ‫ َﺃ‬İşte‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ ُﺃ‬karanlıklara
sürekli kalıcıdırlar‫ﻭﻥ‬‫ ﺨﹶﺎِﻟﺩ‬Orada
257) İman edenlerin velisi Allah'tır; onları karanlıklardan
nura çıkarır. Kafirlerin velileri ise tağuttur; onları nurdan
karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateş halkıdır. Orada
sürekli kalıcıdırlar.

İbrahim ile‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬tartışanı‫ﺝ‬
 ‫ﺎ‬‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﱠﻟﺫِﻱ ﺤ‬görmedin mi?‫ﻡ ﹶﺘﺭ‬ ‫َﺃﹶﻟ‬
‫ﻙ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Allah’ın‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬vermesi ile‫ﻩ‬ ‫ﻥ ﺁﺘﹶﺎ‬
 ‫ َﺃ‬Rabbi hakkında‫ﺒ ِﻪ‬‫ﺭ‬ ‫ﻓِﻲ‬
‫ﻲ‬‫ﺭﺒ‬ İbrahim‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬Dediği zaman‫ل‬
َ ‫ ِﺇ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ‬kendisine mülk
demişti‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬öldürendir‫ﺕ‬
‫ﻴﻤِﻴ ﹸ‬ ve‫ﻭ‬ dirilten‫ﺤﻴِﻲ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬Rabbim
dedi de‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬öldürürüm!?‫ﺕ‬
‫ ُﺃﻤِﻴ ﹸ‬ve‫ﻭ‬ diriltir‫ﺤﻴِﻲ‬
 ‫ ُﺃ‬ben de‫َﺃﻨﹶﺎ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬İbrahim‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ِﺇ‬
‫ﺱ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺒِﺎﻟ ﱠ‬getiriyor‫ﻴ ْﺄﺘِﻲ‬ Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Muhakkak‫ﻥ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬sen de onu getirsene!‫ﺎ‬‫ ﹶﻓ ْﺄﺕِ ِﺒﻬ‬doğudan‫ﻕ‬
ِ ‫ﺸ ِﺭ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬güneşi
‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬o kafir‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬şaşırıp kaldı‫ﺕ‬
‫ﺒﻬِ ﹶ‬ ‫ ﹶﻓ‬batıdan‫ﺏ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻐ ِﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
topluluğunu‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘ‬hidayete erdirmez‫ﻬﺩِﻱ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Doğrusu Allah
zalimler‫ﻥ‬
 ‫ﺍﻟﻅﱠﺎِﻟﻤِﻴ‬
258) Allah’ın kendisine mülk vermesi ile Rabbi hakkında
İbrahim ile tartışanı görmedin mi? İbrahim: “Rabbim
dirilten ve öldürendir." Dediği zaman: “Ben de diriltir ve
öldürürüm” demişti. İbrahim: “Muhakkak Allah güneşi
doğudan getiriyor sen de onu batıdan getirsene" dedi de o
kafir şaşırıp kaldı. Doğrusu Allah zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez.
(*)Hz. İbrahim ile tartışan kimse Numruz b. Kûş b. Ken'an b. Sam b.
Nuh'tur. Zamanının hükümdarı, Hz. İbrahim'i atmak üzere ateş yakan ve
sivrisinek ile ölümü gerçekleşen kimsedir. Bu, İbn Abbas, Katade,
Mücahid, er-Rabi', es-Süddî, İbn İshak, Zeyd b. Eşlem ve başkalarının da
görüşüdür.230

Sayfa 42

bir kasabayaٍ‫ﺔ‬‫ﺭﻴ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹶﻗ‬
 uğradı da‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ gibisini ki‫ ﻜﹶﺎﱠﻟﺫِﻱ‬Ya da‫ﻭ‬ ‫َﺃ‬
çatıları üstüne ‫ﺎ‬‫ﺸﻬ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻋﺭ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 duvarları‫ﻴ ﹲﺔ‬ ‫ ﺨﹶﺎ ِﻭ‬o kimse‫ﻲ‬
 ‫ﻭ ِﻫ‬
‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬burayı‫ﻫ ِﺫ ِﻩ‬ diriltecek?‫ﺤﻴِﻲ‬
 ‫ﻴ‬ nasıl‫ َﺃﻨﱠﻰ‬dedi‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬çökmüş
‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬onu ölü bıraktı‫ﻪ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ ﹶﻓَﺄﻤ‬ölümünden‫ﺎ‬‫ﻭ ِﺘﻬ‬ ‫ﻤ‬ sonra‫ﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ Allah
Ne ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻜ‬dedi‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬dirilterek‫ﻪ‬ ‫ ﹶﺜ‬‫ﻌ‬‫ ﺒ‬Sonra‫ ﹸﺜﻡ‬yıl‫ﺎ ٍﻡ‬‫ ﻋ‬yüz‫ ﻤِﺎ َﺌ ﹶﺔ‬Allah
‫ ﹶﻟ ِﺒ ﹾﺜ ﹸ‬Dedi‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬kaldın?‫ﺕ‬
‫ ﹶﻟﺒِ ﹾﺜ ﹶ‬kadar
veya‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬Bir gün‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ ‫ﻴ‬ kaldım‫ﺕ‬
‫ﺕ‬
‫ ﹶﻟﺒِ ﹾﺜ ﹶ‬Hayır!‫ل‬
ْ ‫ﺒ‬ Buyurdu ki‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬günün‫ﻭ ٍﻡ‬ ‫ﻴ‬ bir kısmı‫ﺽ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬
yiyeceğine‫ﻙ‬
 ‫ﺎ ِﻤ‬‫ﻁﻌ‬
‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﹶ‬bak!‫ﺭ‬ ‫ﻅ‬
‫ ﻓﹶﺎﻨ ﹸ‬sene‫ﺎ ٍﻡ‬‫ ﻋ‬Yüz‫ ﻤِﺎ َﺌ ﹶﺔ‬kaldın
‫ ِﺇﻟﹶﻰ‬bak‫ﺭ‬ ‫ﻅ‬
‫ﺍﻨ ﹸ‬‫ ﻭ‬Hiç bozulmamış‫ﻪ‬ ‫ ﱠﻨ‬‫ ﹶﺘﺴ‬‫ﻡ ﻴ‬ ‫ ﹶﻟ‬ve içeceğine‫ﻙ‬
 ‫ﺍ ِﺒ‬‫ﺸﺭ‬
‫ﻭ ﹶ‬
ayet ‫ﻴ ﹰﺔ‬ ‫ ﺁ‬Seni kılmamız için‫ﹶﻠﻙ‬‫ﺠﻌ‬
 ‫ﻟِ ﹶﻨ‬‫ ﻭ‬Bir de eşeğine‫ﻙ‬
 ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺤﻤ‬
ِ
‫ﻑ‬
‫ﻴ ﹶ‬ ‫ ﹶﻜ‬Kemiklere‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍ ﹾﻟ ِﻌﻅﹶﺎ ِﻡ‬bak!‫ﺭ‬ ‫ﻅ‬
‫ﺍﻨ ﹸ‬‫ ﻭ‬insanlara‫ﺱ‬
ِ ‫( ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬delil)
ona ‫ﺎ‬‫ﻭﻫ‬‫ ﹶﻨ ﹾﻜﺴ‬sonra da‫ ﹸﺜﻡ‬Onları kaldırıyor‫ﺎ‬‫ﺯﻫ‬ ‫ﺸ‬
ِ ‫ ﻨﹸﻨ‬nasıl
‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬apaçık belli olunca‫ﻴﻥ‬ ‫ ﹶﺘﺒ‬Artık‫ﺎ‬‫ ﹶﻓﹶﻠﻤ‬et‫ﺎ‬‫ﺤﻤ‬
 ‫ ﹶﻟ‬giydiriyoruz!
şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ َﺃ‬Biliyorum ki‫ﻡ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ َﺃ‬dedi‫ل‬
َ ‫ ﹶﻗﺎ‬kendisine
kadirdir!‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻗﺩِﻴ‬şeyeٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬her‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻜلﱢ‬

259) Ya da o kimse gibisini ki duvarları, çatıları üstüne
çökmüş bir kasabaya uğradı da: “Allah burayı ölümünden
sonra nasıl diriltecek?” dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz
yıl ölü bıraktı. Sonra dirilterek: “Ne kadar kaldın?"
buyurdu. O: "Bir gün veya günün bir kısmı kaldım" dedi.
Buyurdu ki: "Hayır. Yüz sene kaldın; buna rağmen
yiyeceğine ve içeceğine bak hiç bozulmamış. Bir de eşeğine
bak! Seni insanlara ayet (delil) kılmamız için (böyle yaptık)
kemiklere bak, onları nasıl kaldırıyor, sonra da ona et
giydiriyoruz” Artık kendisine apaçık belli olunca:
"Biliyorum ki, şüphesiz Allah her şeye kadirdir” dedi.
Bu, ikinci kıssa olup, Allah onu, hidâyetini murat ettiği kimseler için bir
darb-ı mesel olarak getirmiştir. "Yahut evlerinin duvarları tavanları
üzerine çökerek alt üst olmuş bir kasabaya uğrayan kimsenin halini
bilmiyor musun? Burası, Buhtunnasr'ın yıkmış olduğu Beyt-i Makdis
kasabasıdır. O salih adam şöyle dedi: Bu şehir, harap olup yıkıldıktan
sonra, acaba Allah burayı nasıl diriltecek? Bu adam meşhur görüşe göre
Uzeyr (a.s.) idi. O, bu sözleri, Allah'ın kudretini ve yıkılıp harap olmuş bu
şehrin durumu karşısındaki şaşkınlığını ifâde etmek için söylemişti.
Kendisi bu şehirden geçerken eşeğine binmişti. Allah bu soruyu soran zâtı
öldürdü ve yüz sene ölü olarak kaldı. Sonra Allah kudretinin kemalini
göstermek için onu diriltti, Rabbi melek vasıtasıyla ona: "Bu durumda ne
kadar kaldın" diye sordu. O da: "Birgün" diye cevap verdi. Sonra
çevresine baktı. Güneşin batmadığını görünce: Veya bir günden de az
kaldım" dedi.54

Cüz 3 – Sure 2

Bakara Suresi

bana ‫ َﺃ ِﺭﻨِﻲ‬Rabbim‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ İbrahim‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬demişti‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Hani‫ﻭِﺇ ﹾﺫ‬
buyurunca‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬ölüleri‫ﻭﺘﹶﻰ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬dirilttiğini‫ﻲ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ ﹸﺘ‬nasıl‫ﻑ‬
‫ﻴ ﹶ‬ ‫ ﹶﻜ‬göster
‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬Hayır‫ﺒﻠﹶﻰ‬ Demişti‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Yoksa inanmadın mı?‫ﻥ‬
 ‫ﻡ ﹸﺘ ْﺅ ِﻤ‬ ‫ﹶﻟ‬‫َﺃﻭ‬
‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬kalbimin‫ ﹶﻗ ﹾﻠﺒِﻲ‬mutmain olması için‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ِﺌ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ ِﻟ‬fakat
onları ‫ﻫﻥ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ ﹶﻓ‬kuş‫ﻴ ِﺭ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻥ ﺍﻟ ﱠ‬
 ‫ ِﻤ‬dört‫ﺔﹰ‬‫ﻌ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ َﺃ‬tut‫ﺨ ﹾﺫ‬
‫ ﹶﻓ ﹸ‬buyurmuştu
her‫ ﹸﻜلﱢ‬üzerine‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 koy‫ل‬
ْ ‫ﻌ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ ﺍ‬sonra‫ ﹸﺜﻡ‬kendine‫ﻴﻙ‬ ‫ ﺇِﹶﻟ‬alıştır
‫ﻬﻥ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ ﺍ‬Ardından‫ ﹸﺜﻡ‬bir parça‫ﺍ‬‫ﺯﺀ‬ ‫ﺠ‬
 onlardan‫ﻬﻥ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬dağın‫ل‬
ٍ ‫ﺒ‬ ‫ﺠ‬

Bil ki‫ﻡ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬uçarak‫ﺎ‬‫ﻌﻴ‬ ‫ﺴ‬
 sana geleceklerdir‫ﻙ‬
 ‫ﻴ ْﺄﺘِﻴ ﹶﻨ‬ onları çağır
Hakim’dir‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 Aziz’dir,‫ﺯ‬ ‫ﻋﺯِﻴ‬
 şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫َﺃ‬
260) Hani İbrahim: "Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana
göster" demişti. "Yoksa inanmadın mı? “ buyurunca:
“Hayır (inandım), fakat kalbimin mutmain olması için"
demişti. "Dört kuş tut, onları kendine alıştır; sonra her
dağın üzerine onlardan bir parça koy. Ardından onları
çağır; (hızlı bir şekilde) uçarak sana geleceklerdir. Bil ki
şüphesiz Allah Aziz (şerefli)’dir, Hakim (hükmeden)’dir”
buyurmuştu.

‫ ﻓِﻲ‬Mallarını‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹶﻟ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ َﺃ‬infak edenlerin‫ﻥ‬
 ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻭ‬‫ﻥ ﻴ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬durumu‫ل‬
ُ ‫ﻤ ﹶﺜ‬
bitiren‫ﺕ‬
‫ﺒ ﹶﺘ ﹾ‬ ‫ َﺃ ﹾﻨ‬tohuma‫ﺒ ٍﺔ‬ ‫ﺤ‬
 benzerِ‫ ﹶﺜل‬‫ ﹶﻜﻤ‬Allah‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yolunda‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬

‫ﺒ ٍﺔ‬ ‫ﺤ‬
 yüz‫ ﻤِﺎ َﺌ ﹸﺔ‬başakta‫ﺒﹶﻠ ٍﺔ‬‫ﺴ ﹾﻨ‬
 her‫ ﻓِﻲ ﹸﻜلﱢ‬başak‫ل‬
َ ِ‫ﺴﻨﹶﺎﺒ‬
 yedi‫ﻊ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬

‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻟ‬kat kat artırır‫ﻑ‬
‫ﻋ ﹸ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﻀ‬ Böylece Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬tohum
Alim'dir‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Vasi'dir‫ﻊ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬dilediğine
261) Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu her
başakta yüz tohum olmak üzere yedi başak bitiren bir
tohuma benzer. Böylece Allah dilediğine kat kat arttırır.
Şüphesiz Allah Vasi (Bağışlaması bol olan)'dir, Alim
(bilici)'dir.
Bu âyet-i kerime Osman ibn Affân ve Abdurrahman ibn Avf hakkında
nazil olmuştur. Hz. Peygamber (a.s) Tebük gazvesi hazırlıkları sürerken
ashab-ı kiramı Allah yolunda infakta bulunmaya çağırmıştı. Abdurrahman
ibn Avf Hz. Peygamber (a.s)'e dört bin dirhem getirdi ve: "Ey Allah'ın
elçisi, sekiz bin dirhemim vardı. Dört bin dirhemi kendim ve ailem için
bıraktım, dört bin dirhemi de Rabbıma borç olarak verdim." dedi. Hz.
Peygamber (a.s): "Allah bıraktığını da verdiğini de bereketli kılsın." diye
dua buyurdu. Osman'a gelince; o da: "Tebuk gazvesine katılmak isteyip
de cihazı (yol hazırlığı ve cihad için gerekli olan levazımatı) olmıyanlarm
cihazı benden." dedi. Ebu Saîd el-Hudrî der ki: Hz. Peygamber (a.s)'ın
ellerini kaldırmış Osman için şöyle dua ettiğini gördüm: "Ey Rabbım,
Ben Osman'dan hoşnudum, Sen de ondan hoşnut ol." Gördüm ki şafak
sökünceye kadar böyle ellerini kaldırmış dua etmeye devam ettiler de
Allah Tealâ: "Mallarını Allah yolunda harcıyanlarm misali bir dâne gibidir
ki..." âyetini indirdi.231

‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yolunda‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ‬Mallarını‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹶﻟ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ َﺃ‬infak edip‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻨ ِﻔﻘﹸﻭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
infak ettiklerini‫ﺎ ﺃَﻨ ﹶﻔﻘﹸﻭﺍ‬‫ ﻤ‬kılmayanlar ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﺘ ِﺒﻌ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬sonra‫ ﹸﺜﻡ‬Allah
Onlar için ecirler vardır‫ﺭ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻡ َﺃ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬eziyet‫ ﻟﹶﺎ َﺃﺫﹰﻯ‬ve‫ﻭ‬ minnet‫ﺎ‬‫ﻤﻨ‬
korku yoktur‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶ‬ Rableri‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬ ‫ﺭ‬ katında‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ Onlara ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬
üzülecek değillerdir‫ﻥ‬
 ‫ﺯﻨﹸﻭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ‬ ve onlar‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬

262) Mallarını Allah yolunda infak edip sonra infaklarını
minnet ve eziyet kılmayanlar... Onlar için Rableri katında
ecirler vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülecek
değillerdir.
Medine-i Münevvere'deki en kıymetli sulardan birisi olan Rûme
kuyusunu satın alarak umumun istifadesine arzedilmek üzere vakfetmesi
ve Tebuk gazilerini teçhiz etmesi üzerine Hz. Osman ve malının yarısı
olan dört bin dirhemi yine aynı gazveye hazırlık sırasında infak eden
Abdurrahman ibn Avf hakkında nazil olmuştur.232

Sayfa 43

‫ﻦ‬ ‫ﺆ ِﻣ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻰ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺃ‬‫ﻮﺗ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺤ ِﻲ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻒ ﺗ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺏ ﹶﺃ ِﺭﻧِﻲ ﹶﻛ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺍﻫِﻴﻢ‬‫ﺑﺮ‬‫ﻭِﺇ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ِﺇ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺮﻫ‬ ‫ﻴ ِﺮ ﹶﻓﺼ‬ ‫ﻦ ﺍﻟ ﱠﻄ‬ ‫ﻌ ﹰﺔ ِﻣ‬ ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﺨ ﹾﺬ ﹶﺃ‬
 ‫ﻦ ﹶﻗ ﹾﻠﺒِﻲ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻓ‬ ‫ﻤِﺌ‬ ‫ﻴ ﹾﻄ‬‫ﻦ ِﻟ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ ‫ﺑﻠﹶﻰ‬ ‫ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻨ‬‫ﻳ ﹾﺄﺗِﻴ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﺰﺀًﺍ ﹸﺛ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺒ ٍﻞ ِﻣ‬‫ﺟ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻛ ﱢﻞ‬ ‫ﻌ ﹾﻞ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﻚ ﹸﺛ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ِﺇﹶﻟ‬

‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﻣﹶﺜﻞﹸ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ (260) ‫ﺣﻜِﻴﻢ‬ ‫ﻋﺰِﻳﺰ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻢ ﹶﺃ ﱠﻥ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﻌﻴ‬ ‫ﺳ‬

 ‫ﺘ‬‫ﺒ‬‫ﻧ‬‫ﺒ ٍﺔ ﹶﺃ‬‫ﺣ‬ ‫ﻤﹶﺜ ِﻞ‬ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﹶﻛ‬ ‫ﻢ ﻓِﻲ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹶﻟ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﹶﺃ‬
‫ﺎِﺑ ﹶﻞ ﻓِﻲ ﹸﻛ ﱢﻞ‬‫ﺳﻨ‬ ‫ﻊ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﺖ‬
‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺍ ِﺳﻊ‬‫ﻪ ﻭ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺎ ُﺀ ﻭ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻒ ِﻟ‬
 ‫ﺎ ِﻋ‬‫ﻳﻀ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺒ ٍﺔ ﻭ‬‫ﺣ‬ ‫ ﹶﻠ ٍﺔ ﻣِﺎﹶﺋﺔﹸ‬‫ﻨﺒ‬ ‫ﺳ‬

‫ﺎ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﻣ‬‫ﺘِﺒﻌ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﹸﺛ‬ ‫ﻢ ﻓِﻲ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹶﻟ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﺃ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫( ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬261)

‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻮﻑ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﻋ‬ ‫ﻫ‬‫ﺟﺮ‬ ‫ﻢ ﹶﺃ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺃﺫﹰﻯ ﹶﻟ‬ ‫ﺎ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﺃﹶﻧ ﹶﻔﻘﹸﻮﺍ‬

‫ﺪ ﹶﻗ ٍﺔ‬ ‫ﺻ‬
 ‫ﻦ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﺮﺓﹲ‬ ‫ﻐ ِﻔ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻭﻑ‬‫ﻌﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮﻝﹲ‬ ‫( ﹶﻗ‬262) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺰﻧ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬

‫ﻮﺍ ﻟﹶﺎ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﺁ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺎﹶﺃ‬‫( ﻳ‬263) ‫ﺣﻠِﻴﻢ‬ ‫ﻲ‬ ‫ﻪ ﹶﻏِﻨ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺎ ﹶﺃﺫﹰﻯ ﻭ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ﺒ‬‫ﺘ‬ ‫ﻳ‬

‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ِﺭﺋﹶﺎ َﺀ ﺍﻟﻨ‬‫ﺎﹶﻟﻪ‬‫ ﻣ‬‫ﻨ ِﻔﻖ‬‫ﺍﹾﻟﹶﺄﺫﹶﻯ ﻛﹶﺎﱠﻟﺬِﻱ ﻳ‬‫ﻦ ﻭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻢ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﺪﻗﹶﺎِﺗ ﹸﻜ‬ ‫ﺻ‬
 ‫ﺒ ِﻄﻠﹸﻮﺍ‬ ‫ﺗ‬
‫ﺍﺏ‬‫ﺗﺮ‬ ‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺍ ٍﻥ‬‫ﺻ ﹾﻔﻮ‬
 ‫ﻤﹶﺜ ِﻞ‬ ‫ ﹶﻛ‬‫ﻤﹶﺜﻠﹸﻪ‬ ‫ﻮ ِﻡ ﺍﻟﹾﺂ ِﺧ ِﺮ ﹶﻓ‬ ‫ﻴ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ ﺑِﺎﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﻭ‬‫ﺆ ِﻣﻦ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﻳ‬
‫ﻮﺍ‬‫ﺴﺒ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﻲ ٍﺀ ِﻣﻤ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﻳ ﹾﻘ ِﺪﺭ‬ ‫ﺍ ﻟﹶﺎ‬‫ﺻ ﹾﻠﺪ‬
 ‫ﺮ ﹶﻛﻪ‬ ‫ﺘ‬‫ﺍِﺑﻞﹲ ﹶﻓ‬‫ﻪ ﻭ‬ ‫ﺑ‬‫ﺎ‬‫ﹶﻓﹶﺄﺻ‬

(264) ‫ﻦ‬ ‫ﻡ ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻬﺪِﻱ ﺍﹾﻟ ﹶﻘ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻪ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻭ‬

daha ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬ve bağışlama‫ﺭ ﹲﺓ‬ ‫ﻤ ﹾﻐ ِﻔ‬ ‫ﻭ‬ Güzel‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬‫ﻌﺭ‬ ‫ﻤ‬ bir söz‫ل‬
ٌ ‫ﻭ‬ ‫ﹶﻗ‬
eziyetle ‫ َﺃﺫﹰﻯ‬ardından‫ﺎ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻴ ﹾﺘ‬ bir sadakadanٍ‫ ﹶﻗﺔ‬‫ﺩ‬‫ﻥ ﺼ‬
 ‫ ِﻤ‬hayırlıdır
Halim'dir‫ﻡ‬ ‫ﺤﻠِﻴ‬
 Ğaniyy'dir‫ﻲ‬
 ‫ﻏ ِﻨ‬
‫ ﹶ‬Şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬gelen
263) Güzel bir söz ve bağışlama, ardından eziyetle gelen bir
sadakadan daha hayırlıdır. Şüphesiz Allah Ğaniyy
(zengin)'dir, Halim (yumuşak)'dir.

boşa çıkarmayın‫ﻁﻠﹸﻭﺍ‬
ِ ‫ﺒ‬ ‫ ﻟﹶﺎ ﹸﺘ‬iman edenler!‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ey‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
eziyet ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄﺫﹶﻯ‬ve‫ﻭ‬ başa kakmak‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬sadakalarınızı‫ﻡ‬ ‫ﺩﻗﹶﺎ ِﺘ ﹸﻜ‬ ‫ﺼ‬

Malını‫ﻪ‬ ‫ﺎﹶﻟ‬‫ ﻤ‬infak eden‫ﻕ‬
‫ﻨ ِﻔ ﹸ‬‫ ﻴ‬kimse gibi‫ ﻜﹶﺎﱠﻟﺫِﻱ‬etmek suretiyle
‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬iman etmeyen‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺅ ِﻤ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ insanlara‫ﺱ‬
ِ ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬gösteriş için‫ﺀ‬ ‫ِﺭﺌَﺎ‬
Onun durumu‫ﻪ‬ ‫ ﹶﺜﹸﻠ‬‫ ﹶﻓﻤ‬ahiret gününe de‫ﺨ ِﺭ‬
ِ ‫ﻭ ِﻡ ﺍﻟﹾﺂ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Allah'a da
ِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬kaypak bir kayanın‫ﻥ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺼ ﹾﻔﻭ‬

durumu gibidirِ‫ ﹶﺜل‬‫ﹶﻜﻤ‬
ona isabet etmesiyle‫ﻪ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺎ‬‫ ﹶﻓَﺄﺼ‬toprak bulunan‫ﺏ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﹸﺘﺭ‬üzerinde
onu bıraktığı‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻜ‬‫ ﹶﻓ ﹶﺘﺭ‬bir yağmurun‫ل‬
ٌ ‫ﺍ ِﺒ‬‫ﻭ‬
‫ ﻟﹶﺎ‬dümdüz ‫ﺍ‬‫ﺼ ﹾﻠﺩ‬

‫ﻭﺍ‬‫ﺴﺒ‬
 ‫ﺎ ﹶﻜ‬‫ ِﻤﻤ‬hiçbir şeyٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ ﹶ‬

elde edemezler.‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻘ ِﺩﺭ‬
hidayete ‫ﻬﺩِﻱ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Doğrusu Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬Kazandıklarından
kafirler‫ ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬topluluğunu‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘ‬erdirmez
264) Ey iman edenler! Malını insanlara gösteriş için infak
eden ve Allah'a da ahiret gününe de iman etmeyen kimse
gibi sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle
boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan
ve şiddetli bir yağmurun ona isabet etmesiyle onu dümdüz
bıraktığı
kaypak
bir
kayanın
durumu
gibidir.
Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Doğrusu Allah
kafirler topluluğunu hidayete erdirmez.
(*)Nefs terbiyesinden uzak, ruhunu ihmâl etmiş ve kendini çevresine
beğendirme hevesine kapılmış, bu yüzden gösteriş hastalığına tutulmuş
kişilerden söz edildi. Bu gibilerde sağlam bir imân, kâmil bir irfan kökleş
mediği için hayatları boyunca iki büyük günah ve gizli şirkin havasında
dönüp dolaştıklarına dikkatler çekildi. Onlar yaptığı iyiliği başa kakar,
gönül incitir; ortaya koyduğu harcama ile halkın övgüsünü kazanmağa
çalışırlar.

Cüz 3 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻦ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﺗ ﹾﺜﺒِﻴﺘ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ ِﺓ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬‫ﺮﺿ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ َﺀ‬‫ﺑِﺘﻐ‬‫ﻢ ﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹶﻟ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﺃ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﻣﹶﺜﻞﹸ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻭ‬
‫ﻴ ِﻦ‬ ‫ﻌ ﹶﻔ‬ ‫ﺿ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺖ ﹸﺃ ﹸﻛ ﹶﻠﻬ‬
 ‫ﺗ‬‫ﺍِﺑﻞﹲ ﻓﹶﺂ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺑﻬ‬‫ﺎ‬‫ﻮ ٍﺓ ﹶﺃﺻ‬ ‫ﺑ‬‫ﺮ‬ ‫ﻨ ٍﺔ ِﺑ‬‫ﺟ‬ ‫ﻤﹶﺜ ِﻞ‬ ‫ﻢ ﹶﻛ‬ ‫ﺴ ِﻬ‬
ِ ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﹶﺃ‬

‫ﺩ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬‫( ﹶﺃ‬265) ‫ﺼﲑ‬
ِ ‫ﺑ‬ ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻪ ِﺑﻤ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺍِﺑﻞﹲ ﹶﻓ ﹶﻄ ﱞﻞ ﻭ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺒﻬ‬ ‫ﺼ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﹶﻓِﺈ ﹾﻥ ﹶﻟ‬

‫ﺎ‬‫ﺤِﺘﻬ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺠﺮِﻱ ِﻣ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﺏ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﻋﻨ‬ ‫ﻭﹶﺃ‬ ‫ﻧﺨِﻴ ٍﻞ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻨﺔﹲ ِﻣ‬‫ﺟ‬ ‫ﺗﻜﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﻟﻪ‬ ‫ﻢ ﹶﺃ ﹾﻥ‬ ‫ﻛﹸ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﹶﺃ‬
‫ﻳﺔﹲ‬‫ﺭ‬ ‫ ﹸﺫ‬‫ﻭﹶﻟﻪ‬ ‫ﺒﺮ‬‫ ﺍﹾﻟ ِﻜ‬‫ﺑﻪ‬‫ﺎ‬‫ﻭﹶﺃﺻ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﺮ‬ ‫ﻦ ﹸﻛ ﱢﻞ ﺍﻟﱠﺜ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬‫ﺭ ﹶﻟﻪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻬ‬‫ﺍﹾﻟﹶﺄ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻪ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻴﻦ‬‫ﺒ‬‫ﻚ ﻳ‬
 ‫ﺖ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬
 ‫ﺮ ﹶﻗ‬ ‫ﺘ‬‫ﺣ‬ ‫ ﻓﹶﺎ‬‫ﺎﺭ‬‫ ﻓِﻴ ِﻪ ﻧ‬‫ﺎﺭ‬‫ﻋﺼ‬ ‫ﺎ ِﺇ‬‫ﺑﻬ‬‫ﺎ‬‫ﻌﻔﹶﺎ ُﺀ ﹶﻓﹶﺄﺻ‬ ‫ﺿ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻮﺍ ﺃﹶﻧ ِﻔﻘﹸﻮﺍ ِﻣ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﺁ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺎﹶﺃ‬‫( ﻳ‬266) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘ ﹶﻔ ﱠﻜﺮ‬‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻌ ﱠﻠﻜﹸ‬ ‫ﺕ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺍﻟﹾﺂﻳ‬

‫ﻮﺍ‬‫ﻤﻤ‬ ‫ﻴ‬‫ﺗ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟﹶﺄ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﺎ ﹶﺃ‬‫ﻭ ِﻣﻤ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﺕ ﻣ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﺒ‬‫ﹶﻃ‬

‫ﻮﺍ ﻓِﻴ ِﻪ‬‫ﻐ ِﻤﻀ‬ ‫ﻢ ﺑِﺂ ِﺧﺬِﻳ ِﻪ ِﺇﻟﱠﺎ ﹶﺃ ﹾﻥ ﺗ‬ ‫ﺘ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ ﺗ‬‫ﻨﻪ‬ ‫ﺚ ِﻣ‬
‫ﺨﺒِﻴ ﹶ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﺮ‬ ‫ﻢ ﺍﹾﻟ ﹶﻔ ﹾﻘ‬ ‫ﻛﹸ‬‫ﻳ ِﻌﺪ‬ ‫ﻴﻄﹶﺎ ﹸﻥ‬ ‫ﺸ‬
 ‫( ﺍﻟ‬267) ‫ﺣﻤِﻴﺪ‬ ‫ﻲ‬ ‫ﻪ ﹶﻏِﻨ‬ ‫ﻮﺍ ﹶﺃ ﱠﻥ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻋ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬

‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻀﻠﹰﺎ ﻭ‬
 ‫ﻭ ﹶﻓ‬ ‫ﻨﻪ‬ ‫ﺮ ﹰﺓ ِﻣ‬ ‫ﻐ ِﻔ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻛﹸ‬‫ﻳ ِﻌﺪ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺎ ِﺀ ﻭ‬‫ﺤﺸ‬
 ‫ﻢ ﺑِﺎﹾﻟ ﹶﻔ‬ ‫ﻛﹸ‬‫ﺮ‬‫ﻳ ﹾﺄﻣ‬‫ﻭ‬

‫ﺕ‬
 ‫ﺆ‬ ‫ﻦ ﻳ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ ُﺀ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻤ ﹶﺔ‬ ‫ﺤ ﹾﻜ‬
ِ ‫ﺆﺗِﻲ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻳ‬ (268) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺍ ِﺳﻊ‬‫ﻭ‬
‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻭﻟﹸﻮﺍ ﺍﹾﻟﹶﺄﹾﻟﺒ‬ ‫ﺮ ِﺇﻟﱠﺎ ﹸﺃ‬ ‫ﻳ ﱠﺬ ﱠﻛ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺍ‬‫ﺍ ﹶﻛِﺜﲑ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻲ‬ ‫ﺪ ﺃﹸﻭِﺗ‬ ‫ﻤ ﹶﺔ ﹶﻓ ﹶﻘ‬ ‫ﺤ ﹾﻜ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ‬

(269)

Mallarını‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹶﻟ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ َﺃ‬infak edenlerin‫ﻥ‬
 ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻭ‬‫ﻥ ﻴ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬durumu‫ل‬
ُ ‫ ﹶﺜ‬‫ﻤ‬‫ﻭ‬
‫ﻭ ﹶﺘ ﹾﺜﺒِﻴﺘﹰﺎ‬
Allah’ın‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
rızasını‫ﺎ ِﺓ‬‫ﺭﻀ‬ ‫ﻤ‬
kazanmak‫ﺀ‬ ‫ﺒ ِﺘﻐﹶﺎ‬ ‫ﺍ‬
ِ‫ ﹶﺜل‬‫ ﹶﻜﻤ‬kendilerinde olan‫ﻡ‬ ِ‫ﻥ َﺃ ﹾﻨ ﹸﻔﺴِﻬ‬
 ‫ ِﻤ‬sağlamlaştırmak için
yüksek bir yerde‫ﻭ ٍﺓ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ ‫ ِﺒ‬bir bahçenin‫ﺠ ﱠﻨ ٍﺔ‬
 durumu gibidir
meyvelerini‫ﺎ‬‫ ُﺃ ﹸﻜﹶﻠﻬ‬veren‫ﺕ‬
‫ ﻓﹶﺂ ﹶﺘ ﹾ‬bol yağmur‫ل‬
ٌ ‫ﺍ ِﺒ‬‫ ﻭ‬düşünce‫ﺎ‬‫ﺒﻬ‬ ‫ﺎ‬‫َﺃﺼ‬
‫ل‬
‫ﻁﱞ‬
‫ ﹶﻓ ﹶ‬bol yağmur‫ل‬
ٌ ‫ﺍ ِﺒ‬‫ ﻭ‬olmasa da‫ﺎ‬‫ﺒﻬ‬ ‫ﺼ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﹶﻟ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬iki kat‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻌ ﹶﻔ‬ ‫ﻀ‬
ِ
‫ﺎ‬‫ ِﺒﻤ‬Şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬bir (yağmur) çisenti isabet eder
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﹶﺘ‬
hakkıyla görendir‫ﺭ‬ ‫ﺒﺼِﻴ‬ yaptıklarınızı‫ﻥ‬
265) Mallarını, Allah’ın rızasını kazanmak ve kendilerinde
olan (iman)ı sağlamlaştırmak için infak edenlerin durumu,
yüksek bir yerde bulunan ve bol yağmur düşünce
meyvelerini iki kat veren bir bahçenin durumu gibidir. Ona
bol yağmur olmasa da bir (yağmur) çisenti isabet eder.
Şüphesiz Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
(*)Allah'ın hoşnutluğunu kazanmanın gerçek yolunu gösteriyor; bol
yağmur alan ve kat kat ürün veren güzel bir bahçeyi misal olarak sunuyor.

‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬olsun da‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ﹶﺘﻜﹸﻭ‬
 ‫ َﺃ‬Sizden biri‫ﻡ‬ ‫ﺩ ﹸﻜ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ َﺃ‬ister mi ki‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬‫َﺃﻴ‬
‫ﺏ‬
ٍ ‫ﻋﻨﹶﺎ‬
 ‫ َﺃ‬ve‫ﻭ‬ hurmalar‫ل‬
ٍ ‫ﻥ ﹶﻨﺨِﻴ‬
 ‫ ِﻤ‬bir bahçesi‫ﺠ ﱠﻨ ﹲﺔ‬
 kendisinin
‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻨﻬ‬altından‫ﺎ‬‫ﺤ ِﺘﻬ‬
 ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ ِﻤ‬akan‫ﺠﺭِﻱ‬
 ‫ ﹶﺘ‬üzümlerden oluşan
meyvelerin‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ ﺍﻟﱠﺜ‬bütün‫ﻥ ﹸﻜلﱢ‬
 ‫ ِﻤ‬orada ayrıca‫ﺎ‬‫ﻪ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬nehirler
‫ﻴ ﹲﺔ‬‫ﺭ‬ ‫ﻪ ﹸﺫ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ihtiyarlık çökmüşken‫ﺭ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜ‬isabet etsin de‫ﻪ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭَﺃﺼ‬
bir ‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻋﺼ‬
 ‫ ِﺇ‬isabet etsin ‫ﺎ‬‫ﺒﻬ‬ ‫ﺎ‬‫ ﹶﻓَﺄﺼ‬zayıf‫ﺀ‬ ‫ﻌﻔﹶﺎ‬ ‫ﻀ‬
 çocukları olduğu
işte ‫ ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬yanıversin? ‫ﺕ‬
‫ ﹶﻗ ﹾ‬‫ﺤ ﹶﺘﺭ‬
 ‫ ﻓﹶﺎ‬ateşli‫ﺭ‬ ‫ ﻨﹶﺎ‬onlara‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬kasırga
ayetlerini‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺍﻟﹾﺂﻴ‬size‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬iyice açıklıyor ki‫ﻥ‬
 ‫ﺒﻴ‬ ‫ﻴ‬ böyle
düşünesiniz‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ ﹶﺘ ﹶﺘ ﹶﻔ ﱠﻜﺭ‬ta ki‫ﻡ‬ ‫ﻌﱠﻠ ﹸﻜ‬ ‫ﹶﻟ‬

Sayfa 44

266) Sizden biri ister mi ki kendisinin, altından nehirler
akan hurmalar ve üzümlerden oluşan, ayrıca kendisi için
orada bütün meyvelerin bulunduğu bir bahçesi olsun da,
zayıf çocukları olduğu halde kendisine ihtiyarlık
çökmüşken onlara ateşli bir kasırga isabet etsin de (o
bahçe) yanıversin! Allah size ayetlerini işte böyle iyice
açıklıyor ta ki düşünesiniz.

‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﺒ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬infak edin‫ ﺃَﻨ ِﻔﻘﹸﻭﺍ‬iman edenler!‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ey‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﺎ َﺃ ﹾ‬‫ ِﻤﻤ‬ve‫ﻭ‬ Kazandıklarınızın‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﺘ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﹶﻜ‬‫ ﻤ‬iyilerinden
‫ﻭﺍ‬‫ﻤﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬ yerden‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬
 ‫ ِﻤ‬sizin için‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬çıkardıklarımızın
infak ‫ﻥ‬
 ‫ ﺘﹸﻨ ِﻔﻘﹸﻭ‬ondan‫ﻪ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬Kötüsünü‫ﺙ‬
‫ﺨﺒِﻴ ﹶ‬
‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶ‬kast etmeyin ki
göz ‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﹸﺘ ﹾﻐ ِﻤﻀ‬
 ‫ ِﺇﻟﱠﺎ َﺃ‬almazsınız‫ﺨﺫِﻴ ِﻪ‬
ِ ‫ﻡ ﺒِﺂ‬ ‫ﺴ ﹸﺘ‬
 ‫ﻭﹶﻟ‬ edecek olsanız da
 ‫ َﺃ‬Bilin ki‫ﻭﺍ‬‫ﻋﹶﻠﻤ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬onu‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬yummadan
muhakkak Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
Hamid’dir‫ﺩ‬ ‫ﺤﻤِﻴ‬
 Ğaniyy’dir,‫ﻲ‬
 ‫ﻏ ِﻨ‬
‫ﹶ‬
267) Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden
çıkardıklarımızın iyilerinden infak edin. Kötüsünü
(vermeyi) kast etmeyin ki siz ondan infak edecek olsanız da
onu göz yummadan almazsınız. Bilin ki, muhakkak Allah
Ğaniyy (zengin)’dir, Hamid (hamdedilen)’dir.
Bu ayet Ensar hakkında nazil oldu. Ensar hurma kesimi mevsiminde
herkes kestiği hurmalardan bir şeyler Mescid-i nebeviye getirir ve mescid-i
nebevide iki direk arasına bağlanmış bir ipe asarlar, fakir muhacirler de
onlardan yerlerdi. Bazıları, oraya konan hurma hevenklerinin çokluğuna
bakarak bir beis yoktur diye düşüncesiyle iyi hurma hevenkleri arasına
kötü hurmaları da katıp buraya koydular da Allah Tealâ bunlar hakkında
"Ey iman edenler, kazandıklarınızın en güzelinden ve sizin için yerden
çıkardıklarımızdan infak edin. Kendinizin de gözünüzü yummadan alıcısı
olmadığınız bayağı şeyleri infak etmeye, vermeye kalkmayın." âyetini
indirdi.55

‫ﻡ‬ ‫ﺭﻜﹸ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻴ ْﺄ‬ ve‫ﻭ‬ fakirliği‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻔ ﹾﻘ‬size vaad eder‫ﻡ‬ ‫ﺩ ﹸﻜ‬ ‫ﻴ ِﻌ‬ Şeytan‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻁﹶﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺍﻟ ﱠ‬
vaad ediyor‫ﻡ‬ ‫ﺩ ﹸﻜ‬ ‫ﻴ ِﻌ‬ Allah ise‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬fahşayı‫ﺤﺸﹶﺎ ِﺀ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ ﹶﻔ‬size emreder
Şüphesiz ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬ve lütuf‫ﻀﻠﹰﺎ‬
 ‫ﻭ ﹶﻓ‬ kendisinden‫ﻪ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬mağfiret‫ﺭ ﹰﺓ‬ ‫ﻤ ﹾﻐ ِﻔ‬
Alim'dir‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Vasi'dir‫ﻊ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Allah
268) Şeytan size fakirliği vaad eder ve size fahşayı (çirkin
şeyleri, cimriliği) emreder. Allah ise kendisinden bir
mağfiret ve lütuf vaad ediyor. Şüphesiz
Allah
Vasi(kuşatıcı)'dir, Alim(bilici)'dir.
(*)İnsana dışarıdan gelen ve onu yönlendiren düşünce ve duyguların iki
önemli kaynağı ya Allah'tır veya şeytandır. Allah'tan güzel duygular ve
düşünceler gelir. Bunlarla O, kuluna, doğru yolu bulması, iyiyi ve güzeli
hayatında gerçekleştirmesi için yardım eder. İnsan ve cin şeytanları ise
insanoğlunu, Allah yolundan ve azasından uzaklaştırmak için gayret eder.
Onun aklına olmadık düşünceler, kalbine de olumsuz duygular sokarlar.

verilen ‫ﺕ‬
‫ﻴ ْﺅ ﹶ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ dilediğine‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ Hikmeti‫ ﹶﺔ‬‫ ﺍ ﹾﻟﺤِ ﹾﻜﻤ‬verir‫ﻴ ْﺅﺘِﻲ‬
‫ﺍ‬‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬verilmiştir‫ﻲ‬
 ‫ ﺃُﻭ ِﺘ‬kuşkusuz‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻓ ﹶﻘ‬Hikmet‫ ﹶﺔ‬‫ ﺍ ﹾﻟﺤِ ﹾﻜﻤ‬kimseye de
‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻭﻟﹸﻭﺍ ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻟﺒ‬ ‫ ُﺃ‬başkası‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬düşünmez‫ﺭ‬ ‫ﻴﺫﱠﻜﱠ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ pek çok‫ﺍ‬‫ ﹶﻜﺜِﻴﺭ‬hayır
Akıl sahiplerinden
269) Hikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye de
kuşkusuz pek çok hayır verilmiştir. Akıl sahiplerinden
başkası düşünmez.

Cüz 3 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬Nafaka olarakٍ‫ﻥ ﹶﻨ ﹶﻔ ﹶﻘﺔ‬
 ‫ ِﻤ‬infak ederseniz‫ﻡ‬ ‫ ﺃَﻨ ﹶﻔ ﹾﻘ ﹸﺘ‬her ne‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬
‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬her ne adarsanızٍ‫ﻥ ﹶﻨ ﹾﺫﺭ‬
 ‫ ِﻤ‬adak olarak‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹸﺘ‬ ‫ ﹶﻨ ﹶﺫ‬veya
Doğrusu ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﻟِﻠﻅﱠﺎِﻟﻤِﻴ‬‫ﻭﻤ‬ onu bilir.‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬ muhakkak ki Allah
yardımcıları yoktur‫ﺎ ٍﺭ‬‫ﻥ ﺃَﻨﺼ‬
 ‫ ِﻤ‬zalimlerin
270) Nafaka olarak her ne infak ederseniz veya adak olarak
her ne adarsanız muhakkak ki Allah onu bilir. Doğrusu
zalimlerin yardımcıları yoktur.

bu ne ‫ﺎ‬‫ ﹶﻓ ِﻨ ِﻌﻤ‬Sadakaları‫ﺕ‬
ِ ‫ﺩﻗﹶﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ ﺍﻟ‬açıktan verirseniz‫ﻭﺍ‬‫ﺒﺩ‬ ‫ﻥ ﹸﺘ‬
 ‫ِﺇ‬
verirseniz‫ﺎ‬‫ﻭ ﹸﺘ ْﺅﺘﹸﻭﻫ‬ gizleyerek‫ﺎ‬‫ﺨﻔﹸﻭﻫ‬
‫ﻥ ﹸﺘ ﹾ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ Onları‫ﻲ‬
 ‫ ِﻫ‬güzeldir
sizin için daha hayırlıdır‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬bu ‫ﻬﻭ‬ ‫ ﹶﻓ‬fakirlere‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﺍ ﹾﻟ ﹸﻔ ﹶﻘﺭ‬
günahlarınızdan‫ﻡ‬ ‫ﻴﺌَﺎ ِﺘ ﹸﻜ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Böylece sizin‫ﻡ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ ﹸﻜ‬
 örter‫ﺭ‬ ‫ﻴ ﹶﻜﻔﱢ‬ ‫ﻭ‬
‫ﺭ‬ ‫ﺨﺒِﻴ‬
‫ ﹶ‬yaptıklarınızdan‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ ِﺒﻤ‬Şüphesiz ki Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ﻭ‬
hakkıyla haberdardır!
271) Sadakaları açıktan verirseniz bu ne güzeldir. Onları
gizleyerek fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Böylece sizin günahlarınızdan örter. Şüphesiz ki Allah
yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
İbnu's-Sâib der ki: "Nafakadan ne harcadınız…" (Bakara, 2/270) âyet-i
kerimesi nazil olunca ashab-ı kiram: "Ey Allah'ın elçisi, hangisi daha
faziletli; gizli verilen sadaka mı, yoksa açıktan verilen mi?" diye sordular
da bu âyet-i kerime nazil oldu.233

‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ hidayete erdirmek‫ﺍ‬‫ﻫﺩ‬ senin üzerinde‫ﻴﻙ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬değildir‫ﻴﺱ‬ ‫ﹶﻟ‬
‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ hidayete erdirir.‫ﻬﺩِﻱ‬ ‫ﻴ‬ Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬fakat‫ﻥ‬
 ِ‫ﹶﻟﻜ‬‫ ﻭ‬Onları
Hayırdanٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬her ne infak ederseniz‫ﺎ ﺘﹸﻨ ِﻔﻘﹸﻭﺍ‬‫ﻭﻤ‬ dilediğini
Ayrıca ‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬infak edersiniz‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﺘﹸﻨ ِﻔﻘﹸﻭ‬‫ﻭﻤ‬ kendiniz içindir‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
ِ ‫ﹶﻓِﻠﺄَﻨ ﹸﻔ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ Allah'ın‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬rızasını‫ﺠ ِﻪ‬
 ‫ﻭ‬ istediğiniz için‫ﺀ‬ ‫ﺒ ِﺘﻐﹶﺎ‬ ‫ ﺍ‬siz ancak
size ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻭﻑﱠ ِﺇﹶﻟ‬ ‫ﻴ‬ Hayırdanٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬her ne infak ederseniz‫ﺘﹸﻨ ِﻔﻘﹸﻭﺍ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻅﹶﻠﻤ‬
‫ ﻟﹶﺎ ﹸﺘ ﹾ‬ve siz‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ tamamen ödenir
zulme uğratılmazsınız‫ﻥ‬
272) Onları hidayete erdirmek senin üzerinde değildir;
fakat Allah dilediğini hidayete erdirir. Hayırdan her ne
infak ederseniz kendiniz içindir. Ayrıca siz ancak Allah'ın
vechini (rızasını) istediğiniz için infak edersiniz. Hayırdan
her ne infak ederseniz size tamamen ödenir ve siz zulme
uğratılmazsınız.
Hz. Ebu Bekr'in kızı Esma'ya bir gün annesi Netîle ve nenesi gelip
ondan, yardım olarak kendilerine bir şeyler vermesini istemişlerdi. İkisi de
müşrik idiler. Bu yüzden Esma, onlara bir şey vermeyip: "Allah'ın
Resûlü'ne sormadan size bir şey vermeyeceğim. Çünkü siz benim dinim
üzere değilsiniz." dedi. Gelip Hz. Peygamber (a.s)'e, onlara yardım olarak
bir şey verip veremeyeceğini sordu da Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi
indirdi ve Hz. Peygamber (a.s) Esma'ya, onlara tasaddukta bulunmasını
emretti.234

Sayfa 45

‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻪ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻧ ﹾﺬ ٍﺭ ﹶﻓِﺈ ﱠﻥ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺗ‬‫ﺭ‬ ‫ﻧ ﹶﺬ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻧ ﹶﻔ ﹶﻘ ٍﺔ ﹶﺃ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﺎ ﺃﹶﻧ ﹶﻔ ﹾﻘ‬‫ﻭﻣ‬
‫ﻭِﺇ ﹾﻥ‬ ‫ﻲ‬ ‫ﺎ ِﻫ‬‫ﺕ ﹶﻓِﻨ ِﻌﻤ‬
ِ ‫ﺪﻗﹶﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻭﺍ ﺍﻟ‬‫ﺒﺪ‬ ‫ﺗ‬ ‫( ِﺇ ﹾﻥ‬270) ‫ﺎ ٍﺭ‬‫ﻦ ﺃﹶﻧﺼ‬ ‫ﲔ ِﻣ‬
 ‫ﻟِﻠﻈﱠﺎِﻟ ِﻤ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ‬ ‫ ﹶﻜ ﱢﻔﺮ‬‫ﻭﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺍ َﺀ ﹶﻓﻬ‬‫ﺎ ﺍﹾﻟ ﹸﻔ ﹶﻘﺮ‬‫ﻮﻫ‬‫ﺆﺗ‬ ‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺨﻔﹸﻮﻫ‬
 ‫ﺗ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺍ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺲ‬
 ‫ﻴ‬ ‫( ﹶﻟ‬271) ‫ﺧِﺒﲑ‬ ‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻪ ِﺑﻤ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﻴﺌﹶﺎِﺗ ﹸﻜ‬‫ﺳ‬

‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
ِ ‫ﻴ ٍﺮ ﹶﻓ ِﻠﺄﹶﻧﻔﹸ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺎ ﺗ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺎ ُﺀ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻬﺪِﻱ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻦ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻑ ِﺇﹶﻟ‬
 ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻴ ٍﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺎ ﺗ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺟ ِﻪ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ َﺀ‬‫ﺑِﺘﻐ‬‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮ ﹶﻥ ِﺇﻟﱠﺎ ﺍ‬‫ﺗ‬
‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﻭﺍ ﻓِﻲ‬‫ﺼﺮ‬
ِ ‫ﺣ‬ ‫ﻦ ﺃﹸ‬ ‫ﺍ ِﺀ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫( ﻟِﻠ ﹸﻔ ﹶﻘﺮ‬272) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺗ ﹾﻈ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻢ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﺘ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺃ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺎ َﺀ ِﻣ‬‫ﺎ ِﻫﻞﹸ ﹶﺃ ﹾﻏِﻨﻴ‬‫ﻢ ﺍﹾﻟﺠ‬ ‫ﻬ‬‫ﺴﺒ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺍﹾﻟﹶﺄ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﺿ‬
 ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺘﻄِﻴﻌ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻟﹶﺎ‬

‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮﺍ‬‫ﻣﺎ ﺗ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎﻓﹰﺎ‬‫ﺱ ِﺇﹾﻟﺤ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺴﹶﺄﻟﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻢ ِﺑﺴِﻴﻤ‬ ‫ﻌ ِﺮﻓﹸﻬ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻒ‬
ِ ‫ﻌ ﱡﻔ‬ ‫ﺘ‬‫ﺍﻟ‬

‫ﻴ ِﻞ‬ ‫ﻢ ﺑِﺎﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹶﻟ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﺃ‬‫ﻦ ﻳ‬ ‫( ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬273) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﻪ ِﺑ ِﻪ‬ ‫ﻴ ٍﺮ ﹶﻓِﺈ ﱠﻥ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻮﻑ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﻋ‬ ‫ﻫ‬‫ﺟﺮ‬ ‫ﻢ ﹶﺃ‬ ‫ﻴ ﹰﺔ ﹶﻓ ﹶﻠﻬ‬‫ﻋﻠﹶﺎِﻧ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺍ‬‫ﺎ ِﺭ ِﺳﺮ‬‫ﻨﻬ‬‫ﺍﻟ‬‫ﻭ‬

(274) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺰﻧ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬

‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ‬bağlanmış‫ﻭﺍ‬‫ﺼﺭ‬
ِ ‫ﺤ‬
 ‫ ُﺃ‬fakirler içindir ki‫ﻥ‬
 ‫ﺍ ِﺀ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﻟِﻠ ﹸﻔ ﹶﻘﺭ‬
‫ﺎ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ﻀ‬

güç yetiremezler‫ﻭﻥ‬‫ﺴ ﹶﺘﻁِﻴﻌ‬
 ‫ ﻟﹶﺎ ﻴ‬Allah‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yoluna
‫ل‬
ُ ‫ﺎ ِﻫ‬‫ ﺍ ﹾﻟﺠ‬onları sanır‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻴ‬ yeryüzünde‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬dolaşmaya
iffetlerinden dolayı‫ﻑ‬
ِ ‫ﻌ ﱡﻔ‬ ‫ﻥ ﺍﻟ ﱠﺘ‬
 ‫ ِﻤ‬zengin‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﻏ ِﻨﻴ‬
‫ َﺃ ﹾ‬Bilmeyenler
‫ﻥ‬
 ‫ﺴَﺄﻟﹸﻭ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻟﹶﺎ‬
Onları simalarından‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ِﺒﺴِﻴﻤ‬
tanırsın‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻌ ِﺭ ﹸﻓ‬ ‫ﹶﺘ‬
her ne ‫ﺎ ﺘﹸﻨ ِﻔﻘﹸﻭﺍ‬‫ﻭﻤ‬ ısrarla‫ﺎﻓﹰﺎ‬‫ ِﺇ ﹾﻟﺤ‬insanlardan‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬istemezler
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Hayırdanٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬infak ederseniz
muhakkak ki Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
hakkıyla bilir‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 onu‫ِﺒ ِﻪ‬
273) (Sadakalar) Allah yoluna bağlanmış fakirler içindir ki,
(ticaret için) yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler.
Bilmeyenler onları iffetlerinden dolayı zengin sanır. Onları
simalarından tanırsın, ısrarla insanlardan istemezler.
Hayırdan her ne infak ederseniz, muhakkak ki Allah onu
hakkıyla bilir.

gece‫ل‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ‬mallarını‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹶﻟ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ َﺃ‬infak ederler‫ﻥ‬
 ‫ﻨ ِﻔﻘﹸﻭ‬‫ ﻴ‬Onlar ki‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ َﺃ‬Onlar için‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻓﹶﻠ‬ve açık‫ﻴ ﹰﺔ‬ ‫ﻋﻠﹶﺎ ِﻨ‬
 ‫ﻭ‬ gizli‫ﺍ‬‫ﺴﺭ‬
ِ gündüz‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺍﻟﱠﻨﻬ‬‫ﻭ‬
ve ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶ‬ Rableri‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬ ‫ﺭ‬ katında‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ ecirler vardır
ve onlar üzülecek ‫ﻥ‬
 ‫ﺯﻨﹸﻭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ onlara üzerine korku yoktur
değillerdir
274) Onlar ki, mallarını gece, gündüz, gizli ve açık infak
ederler. Onlar için Rableri katında ecirler vardır ve onlara
üzerine korku yoktur ve onlar üzülecek değillerdir.
Abdurrezzâk, İbn Abbâs'tan rivayet ediyor: Bu âyet-i kerime Ali ibn Ebî
Tâlib hakkında nazil olmuştur. Dört dirhemi varmış da bunun birini gece,
birini gündüz, birisini gizli ve birisini de açıktan infak etmiş. İbn Cureyc
ise isim vermeden böyle yapan yani elindeki dört dirhemi gece, gündüz,
gizlide ve açıktan olmak üzere birer birer sadaka olarak dağıtan birisi
hakkında nazil olduğunu söylemiştir.56

Cüz 3 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﺒﻄﹸﻪ‬‫ﺨ‬
 ‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﻡ ﺍﱠﻟﺬِﻱ‬ ‫ﻳﻘﹸﻮ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮ ﹶﻥ ِﺇﻟﱠﺎ ﹶﻛﻤ‬‫ﻳﻘﹸﻮﻣ‬ ‫ﺎ ﻟﹶﺎ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﻳ ﹾﺄ ﹸﻛﻠﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﻟ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
‫ﺎ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﻊ ِﻣ ﹾﺜﻞﹸ ﺍﻟ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬‫ﺎ ﺍﹾﻟ‬‫ﻧﻤ‬‫ﻢ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ِﺇ‬ ‫ﻧﻬ‬‫ﻚ ِﺑﹶﺄ‬
 ‫ﺲ ﹶﺫِﻟ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻴﻄﹶﺎ ﹸﻥ ِﻣ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺍﻟ‬

‫ﻰ‬‫ﺘﻬ‬‫ﺑ ِﻪ ﻓﹶﺎﻧ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻮ ِﻋ ﹶﻈﺔﹲ ِﻣ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ َﺀﻩ‬‫ﻦ ﺟ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﻡ ﺍﻟ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻊ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬‫ﻪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺣ ﱠﻞ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻭﹶﺃ‬

Sayfa 46

amel işleyen‫ﻋ ِﻤﻠﹸﻭﺍ‬
 ‫ﻭ‬
iman edip‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺁ‬Doğrusu‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 ‫ِﺇ‬
‫ﺍ‬‫ ﺁ ﹶﺘﻭ‬ve‫ﻭ‬ namazı‫ﺼﻠﹶﺎ ﹶﺓ‬
 ‫ ﺍﻟ‬dosdoğru kılan‫ﻭﺍ‬‫ﻭَﺃﻗﹶﺎﻤ‬ salih‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺼﺎِﻟﺤ‬
 ‫ﺍﻟ‬
‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ ecirleri vardır‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ َﺃ‬onlar için‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻟ‬zekatı‫ﺯﻜﹶﺎ ﹶﺓ‬ ‫ ﺍﻟ‬veren
‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Onlara korku yoktur‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶ‬ Rableri‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬‫ﺭ‬ katında
ve onlar üzülecek değillerdir‫ﻥ‬
 ‫ﺯﻨﹸﻭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬

‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺏ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺻﺤ‬
 ‫ﻚ ﹶﺃ‬
 ‫ﻭﹶﻟِﺌ‬ ‫ﺩ ﹶﻓﺄﹸ‬ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﻋ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬‫ﻩ‬‫ﻣﺮ‬ ‫ﻭﹶﺃ‬ ‫ﻒ‬
 ‫ﺳ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻣ‬‫ﹶﻓ ﹶﻠﻪ‬

277) Doğrusu iman edip salih amel işleyen, namazı
dosdoğru kılan ve zekatı veren kimseler var ya, onlar için
Rableri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar
üzülecek değillerdir.

‫ﻋ ِﻤﻠﹸﻮﺍ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﺁ‬ ‫( ِﺇ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬276) ‫ﺐ ﹸﻛ ﱠﻞ ﹶﻛﻔﱠﺎ ٍﺭ ﹶﺃﺛِﻴ ٍﻢ‬
 ‫ﺤ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﻪ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻭ‬

Allah’tan‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬sakının!‫ ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬iman edenler‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Ey‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
iseniz‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
 ‫ ِﺇ‬ribadan‫ﺎ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ﻥ ﺍﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬kalanı‫ﻲ‬
 ‫ﺒ ِﻘ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬bırakın!‫ﻭﺍ‬‫ﻭ ﹶﺫﺭ‬
Mü'minler‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨِﻴ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺎﹶﺃ‬‫( ﻳ‬277) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺰﻧ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻮﻑ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬

278) Ey iman edenler, Allah’tan sakının! Mü'minler iseniz
ribadan kalanı bırakın.

 ‫ﻤ‬ ‫ﻳ‬ (275) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺎِﻟﺪ‬‫ﺎ ﺧ‬‫ﻢ ِﻓﻴﻬ‬ ‫ﻫ‬
‫ﺕ‬
ِ ‫ﺪﻗﹶﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﺮﺑِﻲ ﺍﻟ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﻪ ﺍﻟ‬ ‫ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺤﻖ‬

‫ﺪ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻢ ِﻋ‬ ‫ﻫ‬‫ﺟﺮ‬ ‫ﻢ ﹶﺃ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺰﻛﹶﺎ ﹶﺓ ﹶﻟ‬ ‫ﺍ ﺍﻟ‬‫ﺗﻮ‬‫ﺁ‬‫ﺼﻠﹶﺎ ﹶﺓ ﻭ‬
 ‫ﻮﺍ ﺍﻟ‬‫ﻭﹶﺃﻗﹶﺎﻣ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎِﻟﺤ‬‫ﺍﻟﺼ‬

‫ﲔ‬
 ‫ﺆ ِﻣِﻨ‬ ‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﺘ‬‫ﺎ ِﺇ ﹾﻥ ﻛﹸﻨ‬‫ﺮﺑ‬ ‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﻲ ِﻣ‬ ‫ﺑ ِﻘ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﺍ ﻣ‬‫ﻭ ﹶﺫﺭ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻮﺍ ﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﺁ‬

ٍ ‫ﺮ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻮﺍ ِﺑ‬‫ﻌﻠﹸﻮﺍ ﹶﻓ ﹾﺄ ﹶﺫﻧ‬ ‫ﺗ ﹾﻔ‬ ‫ﻢ‬ ‫( ﹶﻓِﺈ ﹾﻥ ﹶﻟ‬278)
‫ﻭِﺇ ﹾﻥ‬ ‫ﻮِﻟ ِﻪ‬‫ﺭﺳ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻦ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﺏ ِﻣ‬

‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺗ ﹾﻈ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺗ ﹾﻈ ِﻠﻤ‬ ‫ﻢ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﺍِﻟ ﹸﻜ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﺱ ﹶﺃ‬
 ‫ﺭﺀُﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﹶﻓ ﹶﻠﻜﹸ‬ ‫ﺘ‬‫ﺒ‬ ‫ﺗ‬
‫ﺪﻗﹸﻮﺍ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭﹶﺃ ﹾﻥ‬ ‫ﺮ ٍﺓ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺮﺓﹲ ِﺇﻟﹶﻰ‬ ‫ﻨ ِﻈ‬‫ﺮ ٍﺓ ﹶﻓ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻭِﺇ ﹾﻥ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ﺫﹸﻭ ﻋ‬ (279)

‫ﻮ ﹶﻥ ﻓِﻴ ِﻪ‬‫ﺟﻌ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮﻣ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ‬‫ﺍ‬‫( ﻭ‬280) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻢ ِﺇ ﹾﻥ ﻛﹸﻨ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬

(281) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻳ ﹾﻈ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻢ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻣﺎ ﹶﻛ‬ ‫ﺲ‬
ٍ ‫ﻧ ﹾﻔ‬ ‫ﻮﻓﱠﻰ ﹸﻛ ﱡﻞ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﹸﺛ‬

kimsenin ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴﻘﹸﻭﻤ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Riba‫ﺎ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ ﺍﻟ‬yiyen‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ْﺄ ﹸﻜﻠﹸﻭ‬ kimseler‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
‫ﻪ‬ ‫ﻁ‬
‫ﺒ ﹸ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶﺘ ﹶ‬‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ ﻴ‬gibi kalkarlar.‫ﻡ‬ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ ﹶﻜﻤ‬ancak‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬kalkamadığı
Bu ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﺒَﺄ ﱠﻨ‬‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬delilikten‫ﺱ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬şeytanın‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻁﹶﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬çarptığı
‫ﻊ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬ancak‫ﺎ‬‫ ِﺇ ﱠﻨﻤ‬Demelerinden dolayıdır.‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬onların
Oysa Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬helal‫ل‬
‫ ﱠ‬‫َﺃﺤ‬‫ ﻭ‬riba‫ﺎ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ ﺍﻟ‬gibidir‫ل‬
ُ ‫ ِﻤ ﹾﺜ‬Alışveriş de
 ‫ﻭ‬ alış-verişi‫ﻊ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
Artık ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﹶﻓ‬ribayı ise‫ﺎ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ ﺍﻟ‬haram kılmıştır‫ﻡ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺤ‬
Rabbinden‫ﺒ ِﻪ‬‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬bir öğüt‫ﻅ ﹲﺔ‬
‫ﻭﻋِ ﹶ‬ ‫ ﻤ‬gelir de‫ﻩ‬ ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺠ‬her kim
‫ﻩ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻭَﺃ‬ geçmişteki‫ﻑ‬
‫ﹶﻠ ﹶ‬‫ﺎ ﺴ‬‫ ﻤ‬kendisinindir‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻓﹶﻠ‬vazgeçerse‫ﻰ‬‫ﻓﹶﺎﻨ ﹶﺘﻬ‬
dönerse‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻋ‬Her kim de‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ Allah'a aittir‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ve işi
onlar orada‫ﺎ‬‫ﻡ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﻫ‬ ateş‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬halkıdır‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺼﺤ‬
 ‫ َﺃ‬işte onlar‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ﹶﻓُﺄ‬
sürekli kalıcıdırlar.‫ﻭﻥ‬‫ﺨﹶﺎِﻟﺩ‬
275) Riba (faiz) yiyen kimseler delilikten şeytanın ancak
çarptığı kimsenin kalkamadığı gibi kalkarlar. Bu onların;
"Alışveriş de ancak riba (faiz) gibidir." Demelerinden
dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal, ribayı ise haram
kılmıştır. Artık her kim kendisine Rabbinden bir öğüt gelir
de vazgeçerse geçmişteki kendisinindir ve işi Allah'a aittir.
Her kim de dönerse; işte onlar ateş halkıdır; orada sürekli
kalıcıdırlar.
Ribâ (Fâiz):Artma, çoğalma, şişme, gelişme ve yetişme, mübadeleli
akitlerde taraflardan birinin hakkı kabul edilen ve akit sırasında şart
koşulan karşılıksız fazlalık anlamında bir İslâm hukuku terimi. "Ribâ"
kelimesi arapça mastar olup, sözcüğün kökeninde "mutlak çoğalma"
anlamı vardır.

‫ﺕ‬
ِ ‫ﺩﻗﹶﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ ﺍﻟ‬artırır‫ﺭﺒِﻲ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ ribayı‫ﺎ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ ﺍﻟ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬yok eder‫ﻕ‬
‫ﺤﹸ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻴ‬
çok nankör ‫ ﹸﻜلﱠ ﹶﻜﻔﱠﺎ ٍﺭ‬sevmez‫ﺤﺏ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ ﻭ‬sadakaları ise
günahkar‫ َﺃﺜِﻴ ٍﻡ‬kimseleri
276) Allah ribayı yok eder, sadakaları ise artırır. Allah çok
nankör ve günahkar kimseleri sevmez.

Ayetlerin nüzul sebebi ile ilgili olarak Ebu Yala Müsned'inde ve İbni
Mende İbni Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedirler: Bize bu ayet-i
kerimenin Sakiflilerden Amr b. Avf oğulları ile Mahzumoğullarmdan
Muğîreoğullan hakkında nazil olduğu haberi ulaşmıştır. Muğîreoğullan
Sakiflilere faiz veriyorlardı. Allah, Resulüne Mekke'yi fethetmeyi nasip
edince o gün bütün faizi kaldırdı. Bu sefer Amroğulları ile Muğireoğulları
Attâb b. Esid'e geldi. Esid, o sırada Mekke valisi idi. Muğireoğulları "Biz
insanlar arasında faiz nedeniyle en fakir olduk"; Amroğulları ise Takat biz
faizimizi alacağız diye anlaşmış idik" dediler. Bunun üzerine Attab bu
hususta Resulullah (a.s.)'a mektup yazdı. Bu sebepten dolayı bu ayet ve
ondan sonraki ayet nazil oldu.57

‫ﺏ‬
ٍ ‫ﺭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ِﺒ‬kesinlikle bilin!‫ ﹶﻓ ْﺄ ﹶﺫﻨﹸﻭﺍ‬yapmazsanız‫ﻌﻠﹸﻭﺍ‬ ‫ﻡ ﹶﺘ ﹾﻔ‬ ‫ ﹶﻟ‬Şayet‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
ve ‫ﻭِﻟ ِﻪ‬‫ﺭﺴ‬ ‫ﻭ‬ artık Allah‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 ‫ ِﻤ‬size savaş açmış olduğunu
‫ﺱ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺭﺀ‬ size aittir‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻓﹶﻠ ﹸﻜ‬Tevbe ederseniz‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﺘ‬ ‫ﻥ ﹸﺘ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ Resulü'nun
ne de ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻅﹶﻠﻤ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﺘ ﹾ‬ Ne zulmediniz‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻅِﻠﻤ‬
‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ ﹾ‬ana‫ﻡ‬ ‫ﺍِﻟ ﹸﻜ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ َﺃ‬paranız
zulme uğrayınız
279) Şayet yapmazsanız artık Allah ve Rasulü'nun size savaş
açmış olduğunu kesinlikle bilin! Tevbe ederseniz ana
paranız size aittir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız.

mühlet vermelidir.‫ ﹲﺓ‬‫ ﹶﻓ ﹶﻨﻅِﺭ‬sıkıntıda ise‫ﺭ ٍﺓ‬ ‫ﺴ‬
‫ﻋ‬
 ‫ﻥ ﺫﹸﻭ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ‬Eğer‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬
Sadaka olarak ‫ﺩﻗﹸﻭﺍ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ﻭَﺃ‬
kolaylığa kadar‫ﺭ ٍﺓ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺇِﹶﻟﻰ‬
sizin için‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬
 ‫ ِﺇ‬daha hayırlıdır‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬bırakmanız ise
bilirseniz‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ﹶﺘ‬
280) Eğer (borçlu) sıkıntıda ise kolaylığa kadar mühlet
vermelidir. Sadaka olarak bırakmanız ise bilirseniz sizin
için daha hayırlıdır.

döndürüleceksiniz‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺠﻌ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﹸﺘ‬O günden‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ ‫ﻴ‬ sakının ki‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ﻭ‬
‫ ﹸﻜلﱡ‬tamamen verilecek‫ﻭﻓﱠﻰ‬ ‫ ﹸﺘ‬sonra‫ ﹸﺜﻡ‬Allah’a‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬onda‫ﻓِﻴ ِﻪ‬
zulme ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻅﹶﻠﻤ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬ve onlar‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ kazandığı‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﺒ‬‫ﺎ ﹶﻜﺴ‬‫ ﻤ‬herkeseٍ‫ﹶﻨ ﹾﻔﺱ‬
uğratılmayacaklar
281) O günden sakının ki onda Allah’a döndürüleceksiniz,
sonra herkese kazandığı tamamen verilecek ve onlar zulme
uğratılmayacaklar.
(*)Yukarıdaki âyetler, Allah yolunda harcamanın, sadaka vermenin önem
ve yararı, toplum yapısında meydana getireceği dayanışma ve yaklaşmaya
dikkatler çekilerek belirtildikten sonra, cemiyet bünyesindeki manevi
değer ölçülerini tahrîb eden ve her şeyi maddî karşılıkla değerlendiren; alın
teriyle çalışma, insanlıktan yana yardım elini uzatma, İslâm kardeşliğinin
derin anlamı gibi sosyal bağları koparan faizciliğin zararı anlatılıyor.

Cüz 3 – Sure 2

Bakara Suresi

borçlandığınız ‫ﻡ‬ ‫ﻨ ﹸﺘ‬‫ﺍﻴ‬‫ ِﺇﺫﹶﺍ ﹶﺘﺩ‬Ey iman edenler! ‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ﻥ ﺁ‬
 ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
bir süreye kadarٍ‫ل‬‫ َﺃﺠ‬bir borçla birbirinize‫ﻥ ِﺇﻟﹶﻰ‬
ٍ ‫ﻴ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ِﺒ‬zaman
‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﺒ‬ yazsın‫ﺏ‬
 ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﺘ‬ ‫ﻭ ﹾﻟ‬ onu yazın‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ ﻓﹶﺎ ﹾﻜ ﹸﺘﺒ‬Belirlenmiş ‫ﻰ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻤ‬
‫ﺏ‬
 ‫ﻴ ْﺄ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬
adaletle‫ل‬
ِ ‫ﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒِﺎ ﹾﻟ‬
Bir yazıcı da‫ﺏ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ ِﺘ‬aranızda
‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻋﱠﻠ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﹶﻜﻤ‬yazmaktan‫ﺏ‬
 ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﺘ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬Hiçbir yazıcı‫ﺏ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ ِﺘ‬çekinmesin
 ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﺘ‬ ‫ ﹶﻓ ﹾﻠ‬Allah’ın kendisine‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬öğrettiği gibi
‫ل‬
ْ ‫ﻤِﻠ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ ﹾﻟ‬ yazdırsın‫ﺏ‬
‫ﻪ‬ ‫ﻕ ﺍﻟﱠﻠ‬
ِ ‫ﻴ ﱠﺘ‬ ‫ ﹾﻟ‬ve‫ﻭ‬ Üzerinde hak olan‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ﻴﻪِ ﺍ ﹾﻟ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬kimse de onu‫ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬
ondan ‫ﻴﺌًﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻪ ﹶ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬eksik bırakmasın.‫ﺱ‬
 ‫ﺨ‬
‫ﺒ ﹶ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Rabbi olan‫ﻪ‬ ‫ﺭﺒ‬
hak olan‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Üzerindeِ‫ﻴﻪ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬biriyse‫ﻥ ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬
 ‫ﻥ ﻜﹶﺎ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬hiçbir şeyi
gücü ‫ﻊ‬ ‫ﺴ ﹶﺘﻁِﻴ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬ya da‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬veya zayıf‫ﻀﻌِﻴﻔﹰﺎ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬aklı ermeyen‫ﺎ‬‫ﺴﻔِﻴﻬ‬

‫ﻪ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭِﻟ‬ yazdırsın‫ل‬
ْ ‫ﻤِﻠ‬ ‫ﻴ‬‫ﻭ ﹶﻓ ﹾﻠ‬ ‫ﻫ‬ bizzat yazdırmaya‫ﻴ ِﻤلﱠ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬yetmeyen
‫ﺴ ﹶﺘ ﹾ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬adaletle‫ل‬
ِ ‫ﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬velisi
iki ‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺸﻬِﻴ‬
‫ ﹶ‬şahit bulundurun‫ﻭﺍ‬‫ﺸ ِﻬﺩ‬
İki ِ‫ﻴﻥ‬ ‫ﺠﹶﻠ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭﻨﹶﺎ ﺭ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﹶﻟ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Erkeklerinizden de‫ﻡ‬ ‫ﺎِﻟ ﹸﻜ‬‫ﻥ ِﺭﺠ‬
 ‫ ِﻤ‬şahit
iki kadın ‫ﻥ‬
ِ ‫ﺭَﺃﺘﹶﺎ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬bir erkek ile‫ل‬
ٌ‫ﺠ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻓ‬erkek bulamazsanız
‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬şahidlerden‫ﺍ ِﺀ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻥ ﺍﻟ ﱡ‬
 ‫ ِﻤ‬razı olduğunuz‫ﻭﻥ‬ ‫ﺭﻀ‬ ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻤ‬olsun
‫ ﹶﻓ ﹸﺘ ﹶﺫ ﱢﻜﺭ‬biri‫ﺎ‬‫ﻫﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﺤﺩ‬
 ‫ ِﺇ‬şaşırırsa‫ل‬
‫ﻀﱠ‬
ِ ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ َﺃ‬biri‫ﺎ‬‫ﻫﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﺤﺩ‬
 ‫ ِﺇ‬şaşırırsa‫ل‬
‫ﻀﱠ‬
ِ ‫ﹶﺘ‬
‫ﺏ‬
 ‫ﻴ ْﺄ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬
diğerinin‫ﻯ‬‫ﺨﺭ‬
‫ ﺍ ﹾﻟُﺄ ﹾ‬biri‫ﺎ‬‫ﻫﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﺤﺩ‬
 ‫ ِﺇ‬hatırlatması için
çağrıldıkları zaman‫ﻭﺍ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﺇﺫﹶﺍ ﻤ‬Şahitler‫ﺀ‬ ‫ﺍ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺍﻟ ﱡ‬kaçınmasınlar
‫ﻭ‬ ‫ َﺃ‬Küçük‫ﺍ‬‫ﺼﻐِﻴﺭ‬
 onu yazmaya‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﻥ ﹶﺘ ﹾﻜﹸﺘﺒ‬
 ‫ َﺃ‬üşenmeyin‫ﻭﺍ‬‫ﺴَﺄﻤ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬
Çünkü bu‫ﻡ‬ ‫ ﹶﺫِﻟ ﹸﻜ‬vadesineِ‫ﻠِﻪ‬‫ ِﺇﻟﹶﻰ َﺃﺠ‬ya da büyük olsa da‫ﺍ‬‫ﹶﻜﺒِﻴﺭ‬
daha sağlam‫ﻡ‬ ‫َﺃ ﹾﻗﻭ‬‫ ﻭ‬Allah katında‫ﺩ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ daha adaletli‫ﻁ‬
‫ﺴﹸ‬
 ‫َﺃ ﹾﻗ‬
şüphe ‫ﻭﺍ‬‫ﺭﺘﹶﺎﺒ‬ ‫ َﺃﻟﱠﺎ ﹶﺘ‬daha yakındır.‫ﺩﻨﹶﻰ‬ ‫ﻭَﺃ‬ şahitlik için‫ﺩ ِﺓ‬ ‫ﺎ‬‫ﺸﻬ‬
‫ﻟِﻠ ﱠ‬
 ‫ﻥ ﹶﺘﻜﹸﻭ‬
 ‫ َﺃ‬Ancak‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬etmemenize
‫ﺭ ﹰﺓ‬ ‫ﻀ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺤ‬bir ticaret ise‫ﺭ ﹰﺓ‬ ‫ﺎ‬‫ﻥ ِﺘﺠ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 yoktur. ‫ﻴﺱ‬ ‫ ﹶﻓﹶﻠ‬aranızda‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﺒ‬ devrettiğiniz‫ﺎ‬‫ﻭ ﹶﻨﻬ‬‫ ﹸﺘﺩِﻴﺭ‬peşin
onu yazmamanızda‫ﺎ‬‫ﻭﻫ‬‫ َﺃﻟﱠﺎ ﹶﺘ ﹾﻜ ﹸﺘﺒ‬hiçbir günah‫ﺡ‬
 ‫ﺠﻨﹶﺎ‬
 sizin için
Alış-veriş yaptığınız zaman da‫ﻡ‬ ‫ﻌ ﹸﺘ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﺇﺫﹶﺍ ﹶﺘﺒ‬şahit tutun‫ﻭﺍ‬‫ﺸﻬِﺩ‬
‫َﺃ ﹾ‬‫ﻭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ ve şahide‫ﺩ‬ ‫ﺸﻬِﻴ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶ‬ Yazıcı‫ﺏ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ ِﺘ‬zarar verilmesin‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻀ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬
‫ﻡ‬ ‫ ِﺒ ﹸﻜ‬bir fısk‫ﻕ‬
‫ﻭ ﹲ‬‫ ﹸﻓﺴ‬şüphesiz ki o‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻓِﺈﻨﱠ‬Şayet yaparsanız‫ﻌﻠﹸﻭﺍ‬ ‫ﹶﺘ ﹾﻔ‬
size öğretiyor‫ﻡ‬ ‫ﻤ ﹸﻜ‬ ‫ﻌﻠﱢ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ Allah’tan‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬sakının!‫ﺍ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬‫ ﻭ‬sizin için
hakkıyla ‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 her şeyiٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ ِﺒ ﹸﻜلﱢ ﹶ‬Şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
bilendir.

Sayfa 47

‫ﻩ‬ ‫ﻮ‬‫ﺘﺒ‬‫ﻰ ﻓﹶﺎ ﹾﻛ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﺟ ٍﻞ‬ ‫ﻳ ٍﻦ ِﺇﻟﹶﻰ ﹶﺃ‬‫ﺪ‬ ‫ﻢ ِﺑ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬‫ﺍﻳ‬‫ﺗﺪ‬ ‫ﻮﺍ ِﺇﺫﹶﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﺁ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳﻬ‬‫ﺎﹶﺃ‬‫ﻳ‬
‫ﺎ‬‫ﺐ ﹶﻛﻤ‬
 ‫ﻳ ﹾﻜﺘ‬ ‫ ﹶﺃ ﹾﻥ‬‫ﺏ ﻛﹶﺎِﺗﺐ‬
 ‫ﻳ ﹾﺄ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﺪ ِﻝ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ﺑِﺎﹾﻟ‬‫ﻢ ﻛﹶﺎِﺗﺐ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﺘ‬‫ﻴ ﹾﻜ‬‫ﻭﹾﻟ‬

‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﺑﻪ‬‫ﺭ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺘ ِﻖ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻴ‬‫ﻭﹾﻟ‬ ‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ ِﻪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻤ ِﻠ ﹾﻞ ﺍﱠﻟﺬِﻱ‬ ‫ﻴ‬‫ﻭﹾﻟ‬ ‫ﺐ‬
 ‫ﺘ‬‫ﻴ ﹾﻜ‬‫ﻪ ﹶﻓ ﹾﻠ‬ ‫ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻤﻪ‬ ‫ﻋ ﱠﻠ‬

‫ﻭ‬ ‫ﺿﻌِﻴﻔﹰﺎ ﹶﺃ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﺎ ﹶﺃ‬‫ﺳﻔِﻴﻬ‬ ‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻴ ِﻪ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻴﺌﹰﺎ ﹶﻓِﺈ ﹾﻥ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻱ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻨﻪ‬ ‫ﺲ ِﻣ‬
 ‫ﺨ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﻳ‬

‫ﻭﺍ‬‫ﺸ ِﻬﺪ‬
 ‫ﺘ‬‫ﺳ‬ ‫ﺍ‬‫ﺪ ِﻝ ﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻪ ﺑِﺎﹾﻟ‬ ‫ﻴ‬‫ﻭِﻟ‬ ‫ﻤ ِﻠ ﹾﻞ‬ ‫ﻴ‬‫ﻮ ﹶﻓ ﹾﻠ‬ ‫ﻳ ِﻤ ﱠﻞ ﻫ‬ ‫ﻊ ﹶﺃ ﹾﻥ‬ ‫ﺘﻄِﻴ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻟﹶﺎ‬

‫ﺎ ِﻥ‬‫ﺮﹶﺃﺗ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺍ‬‫ﻞﹲ ﻭ‬‫ﺮﺟ‬ ‫ﻴ ِﻦ ﹶﻓ‬ ‫ ﹶﻠ‬‫ﺭﺟ‬ ‫ﺎ‬‫ﻳﻜﹸﻮﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﹶﻓِﺈ ﹾﻥ ﹶﻟ‬ ‫ﺎِﻟ ﹸﻜ‬‫ﻦ ِﺭﺟ‬ ‫ﻳ ِﻦ ِﻣ‬‫ﺪ‬ ‫ﺷﻬِﻴ‬

‫ﺎ‬‫ﻫﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﻀ ﱠﻞ ِﺇ‬
ِ ‫ﺗ‬ ‫ﺎﹶﺃ ﹾﻥ‬‫ﻫﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﻀ ﱠﻞ ِﺇ‬
ِ ‫ﺗ‬ ‫ﺍ ِﺀ ﹶﺃ ﹾﻥ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ِﻣ‬ ‫ﺿ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ِﻣ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍ ُﺀ ِﺇﺫﹶﺍ ﻣ‬‫ﻬﺪ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺏ ﺍﻟ‬
 ‫ﻳ ﹾﺄ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻯ‬‫ﺧﺮ‬ ‫ﺎ ﺍﹾﻟﹸﺄ‬‫ﻫﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ﺣﺪ‬ ‫ﺮ ِﺇ‬ ‫ ﹶﺬ ﱢﻛ‬‫ﹶﻓﺘ‬

‫ﺪ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺴﻂﹸ ِﻋ‬
 ‫ﻢ ﹶﺃ ﹾﻗ‬ ‫ﺟ ِﻠ ِﻪ ﹶﺫِﻟﻜﹸ‬ ‫ﺍ ِﺇﻟﹶﻰ ﹶﺃ‬‫ﻭ ﹶﻛِﺒﲑ‬ ‫ﺍ ﹶﺃ‬‫ﺻ ِﻐﲑ‬
 ‫ﻩ‬ ‫ﻮ‬‫ﺘﺒ‬‫ﺗ ﹾﻜ‬ ‫ﻮﺍ ﹶﺃ ﹾﻥ‬‫ﺴﹶﺄﻣ‬
 ‫ﺗ‬
‫ﺭ ﹰﺓ‬ ‫ﺎ‬‫ﺗﻜﹸﻮ ﹶﻥ ِﺗﺠ‬ ‫ﻮﺍ ِﺇﻟﱠﺎ ﹶﺃ ﹾﻥ‬‫ﺎﺑ‬‫ﺮﺗ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻰ ﹶﺃﻟﱠﺎ‬‫ﺩﻧ‬ ‫ﻭﹶﺃ‬ ‫ﺩ ِﺓ‬ ‫ﺎ‬‫ﺸﻬ‬
 ‫ ﻟِﻠ‬‫ﻮﻡ‬ ‫ﻭﹶﺃ ﹾﻗ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬
‫ﺎ‬‫ﻮﻫ‬‫ﺘﺒ‬‫ﺗ ﹾﻜ‬ ‫ ﹶﺃﻟﱠﺎ‬‫ﺎﺡ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺲ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻢ ﹶﻓ ﹶﻠ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻬ‬‫ﻭ‬‫ﺗﺪِﻳﺮ‬ ‫ﺮ ﹰﺓ‬ ‫ﺿ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺣ‬
‫ﻌﻠﹸﻮﺍ‬ ‫ﺗ ﹾﻔ‬ ‫ﻭِﺇ ﹾﻥ‬ ‫ﺷﻬِﻴﺪ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﺭ ﻛﹶﺎِﺗﺐ‬ ‫ﺎ‬‫ﻳﻀ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻌ‬ ‫ﻳ‬‫ﺎ‬‫ﺗﺒ‬ ‫ﻭﺍ ِﺇﺫﹶﺍ‬‫ﺷ ِﻬﺪ‬ ‫ﻭﹶﺃ‬

‫ﻲ ٍﺀ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻪ ِﺑ ﹸﻜ ﱢﻞ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻪ ﻭ‬ ‫ﻢ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﻌ ﱢﻠﻤ‬ ‫ﻭﻳ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ ِﺑ ﹸﻜ‬‫ﻮﻕ‬‫ ﹸﻓﺴ‬‫ﻧﻪ‬‫ﹶﻓِﺈ‬

(282) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬

282) Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süreye kadar olan bir
borçla birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Bir
yazıcı da aranızda adaletle yazsın. Hiçbir yazıcı Allah’ın
kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin; yazsın!
Üzerinde hak olan (borçlu) kimse de onu yazdırsın ve
Rabbi olan Allah'tan sakınsın da ondan hiçbir şeyi eksik
bırakmasın. Üzerinde hak olan kimse aklı ermeyen veya
zayıf ya da bizzat yazdırmaya gücü yetmeyen biriyse, velisi
adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahit bulundurun.
İki erkek bulamazsanız, razı olduğunuz şahidlerden, bir
erkek ile -biri şaşırırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki
kadın olsun. Şahitler çağrıldıkları zaman kaçınmasınlar.
Küçük yada büyük olsa da onu vadesine kadar yazmaya
üşenmeyin. Çünkü bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik
için daha sağlam, şüphe etmemenize daha yakındır. Ancak
aranızda devrettiğiniz peşin bir ticaret ise onu
yazmamanızda sizin için hiçbir günah Alışveriş yaptığınız
zaman da şahit tutun. Yazıcı ve şahide zarar verilmesin.
Şayet yaparsanız şüphesiz ki o sizin için bir fısk (yoldan
çıkmak)tır, Allah’tan sakının! Allah size öğretiyor. Şüphesiz
Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Said b. el-Müseyyeb şöyle demektedir: Bana ulaştığına göre Kur'an-ı
Kerim'in Arşta en yeni (son nazil olan) âyeti borçlanma âyetidir. İbn
Abbas da der ki: Bu âyet-i kerime özel olarak selem hakkında nazil
olmuştur. Yani Medine halkının yaptığı selem alışverişi âyetin nazil
olmasına sebep olmuştur. Diğer taraftan bu âyet-i kerimenin bütün
borçlanmaları kapsadığı -icma ile- kabul edilmiştir.58

Cüz 3 – Sure 2

Bakara Suresi

‫ﻦ‬ ‫ﺿﺔﹲ ﹶﻓِﺈ ﹾﻥ ﹶﺃ ِﻣ‬
 ‫ﻮ‬‫ﻣ ﹾﻘﺒ‬ ‫ﺎﻥﹲ‬‫ﺎ ﹶﻓ ِﺮﻫ‬‫ﻭﺍ ﻛﹶﺎِﺗﺒ‬‫ﻢ ِﲡﺪ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺳ ﹶﻔ ٍﺮ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻭِﺇ ﹾﻥ ﻛﹸﻨ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﺑﻪ‬‫ﺭ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺘ ِﻖ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻴ‬‫ﻭﹾﻟ‬ ‫ﺘﻪ‬‫ﻧ‬‫ﺎ‬‫ﻦ ﹶﺃﻣ‬ ‫ ِﻤ‬‫ﺅﺗ‬ ‫ﺩ ﺍﱠﻟﺬِﻱ ﺍ‬ ‫ﺆ‬ ‫ﺎ ﹶﻓ ﹾﻠﻴ‬‫ﻌﻀ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﻌﻀ‬ ‫ﺑ‬

‫ﻤﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻪ ِﺑﻤ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ ﻭ‬‫ﻪ‬‫ ﹶﻗ ﹾﻠﺒ‬‫ ﺁِﺛﻢ‬‫ﻧﻪ‬‫ﺎ ﹶﻓِﺈ‬‫ﻤﻬ‬ ‫ﺘ‬‫ﻳ ﹾﻜ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺩ ﹶﺓ‬ ‫ﺎ‬‫ﺸﻬ‬
 ‫ﻮﺍ ﺍﻟ‬‫ﻤ‬‫ﺗ ﹾﻜﺘ‬
‫ﻭﺍ‬‫ﺒﺪ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭِﺇ ﹾﻥ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺍﹾﻟﹶﺄ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬‫( ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﻣ‬283) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬

ِ ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺃﹶﻧﻔﹸ‬‫ﻣ‬
‫ﺎ ُﺀ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ِﻟ‬‫ﻐ ِﻔﺮ‬ ‫ﻴ‬‫ﻪ ﹶﻓ‬ ‫ﻢ ِﺑ ِﻪ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ ِﺳ‬‫ﻳﺤ‬ ‫ﻩ‬ ‫ﺨﻔﹸﻮ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ ﹶﺃ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫( ﺁ‬284) ‫ﻲ ٍﺀ ﹶﻗﺪِﻳﺮ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻛ ﱢﻞ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻭﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﺎ ُﺀ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻌ ﱢﺬﺏ‬ ‫ﻭﻳ‬

‫ﻦ ﺑِﺎﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ﹸﻛ ﱞﻞ ﺁ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺑ ِﻪ ﻭ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻴ ِﻪ ِﻣ‬ ‫ﺎ ﺃﹸﻧ ِﺰ ﹶﻝ ِﺇﹶﻟ‬‫ﻮ ﹸﻝ ِﺑﻤ‬‫ﺮﺳ‬ ‫ﺍﻟ‬
‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ‬ ‫ ِﻠ ِﻪ‬‫ﺳ‬‫ﻦ ﺭ‬ ‫ﺣ ٍﺪ ِﻣ‬ ‫ﻦ ﹶﺃ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺮﻕ‬ ‫ ﹶﻔ‬‫ ِﻠ ِﻪ ﻟﹶﺎ ﻧ‬‫ﺳ‬‫ﻭﺭ‬ ‫ِﺒ ِﻪ‬‫ﻭﻛﹸﺘ‬ ‫ﻣﻠﹶﺎِﺋ ﹶﻜِﺘ ِﻪ‬ ‫ﻭ‬

‫ ﹶﻜ ﱢﻠﻒ‬‫( ﻟﹶﺎ ﻳ‬285) ‫ﺼﲑ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﻚ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭِﺇﹶﻟ‬ ‫ﺎ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺍ‬‫ﺎ ﹸﻏ ﹾﻔﺮ‬‫ﻌﻨ‬ ‫ﻭﹶﺃ ﹶﻃ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌﻨ‬ ‫ﺳ ِﻤ‬

 ‫ﺒ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﺎ ﹶﻟﻬ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺎ ِﺇﻟﱠﺎ‬‫ﻧ ﹾﻔﺴ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬
‫ﺎ ﻟﹶﺎ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺘ‬‫ﺎ ﺍ ﹾﻛ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺖ‬

‫ﺎ‬‫ﺍ ﹶﻛﻤ‬‫ﺻﺮ‬
 ‫ﺎ ِﺇ‬‫ﻴﻨ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺤ ِﻤ ﹾﻞ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺧ ﹶﻄ ﹾﺄﻧ‬ ‫ﻭ ﹶﺃ‬ ‫ﺎ ﹶﺃ‬‫ﻧﺴِﻴﻨ‬ ‫ﺎ ِﺇ ﹾﻥ‬‫ﺍ ِﺧ ﹾﺬﻧ‬‫ﺗﺆ‬

‫ﺎ ِﺑ ِﻪ‬‫ﺎ ﻟﹶﺎ ﻃﹶﺎ ﹶﻗ ﹶﺔ ﹶﻟﻨ‬‫ﺎ ﻣ‬‫ﻤ ﹾﻠﻨ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺒ ِﻠﻨ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﺘﻪ‬‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ﺣ‬

‫ﻮ ِﻡ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟ ﹶﻘ‬ ‫ﺎ‬‫ﺮﻧ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﺎ ﻓﹶﺎﻧ‬‫ﻮﻟﹶﺎﻧ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺎﹶﺃ‬‫ﻤﻨ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﺮ ﹶﻟﻨ‬ ‫ﺍ ﹾﻏ ِﻔ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﻋﻨ‬ ‫ﻒ‬
 ‫ﻋ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬
(286) ‫ﺖ‬
 ‫ﺒ‬‫ﻦ ﹶﻟ‬ ‫ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬

‫ﻭﺍ‬‫ﺠﺩ‬
ِ ‫ﻡ ﺘ‬ ‫ﹶﻟ‬‫ ﻭ‬yolculuktaٍ‫ ﹶﻔﺭ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺴ‬
 siz‫ﻡ‬ ‫ ﻜﹸﻨ ﹸﺘ‬Eğer olur da ‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬
rehinler vardır‫ﻥ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﹶﻓ ِﺭﻫ‬yazacak kimse‫ﺎ‬‫ ﻜﹶﺎ ِﺘﺒ‬bulamazsanız
‫ﺎ‬‫ﻌﻀ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻀ ﹸﻜ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬
güveniyorsanız‫ﻥ َﺃﻤِﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
alınmış‫ﻀ ﹲﺔ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻤ ﹾﻘﺒ‬
‫ﻪ‬ ‫ﺎ ﹶﻨ ﹶﺘ‬‫ َﺃﻤ‬güvenilen kimse‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ ﺍ ْﺅ ﹸﺘ ِﻤ‬ödesin‫ﺩ‬ ‫ﻴ َﺅ‬ ‫ ﹶﻓ ﹾﻠ‬Birbirinize
‫ﻭﻟﹶﺎ‬ Rabbi olan‫ﻪ‬ ‫ﺭﺒ‬ Allah'tan‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬sakınsın‫ﻕ‬
ِ ‫ﻴ ﱠﺘ‬ ‫ ﹾﻟ‬ve ‫ﻭ‬ emanetini
‫ﺎ‬‫ﻤﻬ‬ ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﺘ‬ Her kim‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ şahitliği‫ ﹶﺓ‬‫ﺎﺩ‬‫ﺸﻬ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬Ayrıca gizlemeyin‫ﻭﺍ‬‫ﹶﺘ ﹾﻜ ﹸﺘﻤ‬
‫ﻪ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﹶﻗ ﹾﻠ‬günahkar olandır.‫ﻡ‬ ‫ ﺁ ِﺜ‬muhakkak ki o‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻓِﺈﻨﱠ‬onu gizlerse
‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 yaptıklarınızı‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻠﹸﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺎ ﹶﺘ‬‫ ِﺒﻤ‬Şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬kalbi
hakkıyla bilendir
283) Eğer siz yolculukta olur da yazacak kimse
bulamazsanız alınmış rehinler vardır. Birbirinize
güveniyorsanız, güvenilen kimse emanetini ödesin ve
Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Ayrıca şahitliği gizlemeyin.
Her kim onu gizlerse muhakkak ki o kalbi günahkar
olandır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.

‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ ﻤ‬ve ‫ﻭ‬ Göklerde‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬‫ ﻤ‬Allah'ındır‫ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬
‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
ِ ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺃَﻨ ﹸﻔ‬‫ ﻤ‬açıklasanız da‫ﻭﺍ‬‫ﺒﺩ‬ ‫ﻥ ﹸﺘ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ yerde ne varsa
hesaba ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺴ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻴﺤ‬ gizleseniz de‫ﻩ‬ ‫ﺨ ﹸﻔﻭ‬
‫ﻭ ﹸﺘ ﹾ‬ ‫ َﺃ‬Nefislerinizdekini
‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻟ‬bağışlar‫ﺭ‬ ِ‫ ﹾﻐﻔ‬‫ ﹶﻓﻴ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬sizi onunla‫ ِﺒ ِﻪ‬çeker
‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬dilediğini‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ azaba uğratır‫ﺏ‬
 ‫ﻌﺫﱢ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ dilediğini
 ‫ﺸ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻜلﱢ ﹶ‬
 Şüphesiz Allah
kadirdir‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻗﺩِﻴ‬her şeyeٍ‫ﻲﺀ‬
284) Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır.
Nefislerinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi
onunla hesaba çeker; dilediğini bağışlar, dilediğini azaba
uğratır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

Sayfa 48

kendisineِ‫ﻴﻪ‬ ‫ ﺇِﹶﻟ‬indirilene‫ل‬
َ ِ‫ﺎ ﺃُﻨﺯ‬‫ ِﺒﻤ‬Resul‫ل‬
ُ ‫ﻭ‬‫ﺭﺴ‬ ‫ ﺍﻟ‬iman etti,‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺁ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺁ‬Hepsi‫ل‬
‫ ﹸﻜ ﱞ‬mü'minler de‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Rabbinden‫ﺒ ِﻪ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ِﻤ‬
kitaplarına‫ﻭ ﹸﻜ ﹸﺘ ِﺒ ِﻪ‬ meleklerineِ‫ﻤﻠﹶﺎﺌِ ﹶﻜﺘِﻪ‬ ‫ﻭ‬ Allah’a‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬iman ettiler
ٍ‫ﺩ‬‫ َﺃﺤ‬arasını‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ayırmayız‫ﻕ‬
‫ ﹸ‬‫ ﻟﹶﺎ ﹸﻨ ﹶﻔﺭ‬Resullerine‫ﺴِﻠ ِﻪ‬
 ‫ﺭ‬ ve‫ﻭ‬
işittik‫ﻌﻨﹶﺎ‬ ‫ﺴ ِﻤ‬
 Dediler‫ﻭﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬ Resullerinden‫ﺴِﻠ ِﻪ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬hiçbirinin
‫ﻴﻙ‬ ‫ﺇِﹶﻟ‬‫ ﻭ‬Rabbimiz‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬ bağışlamandır‫ﺍ ﹶﻨﻙ‬‫ﻏ ﹾﻔﺭ‬
‫ ﹸ‬itaat ettik,‫ﻌﻨﹶﺎ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻭَﺃ ﹶ‬
dönüş‫ﺭ‬ ‫ﻤﺼِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬yalnız sanadır.
285) Resul, Rabbinden kendisine indirilene iman etti,
mü'minler de… Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve
Resullerine iman ettiler. "Resullerinden hiçbirinin arasını
ayırmayız; işittik ve itaat ettik, (dileğimiz) bağışlamandır,
Rabbimiz dönüş yalnız sanadır” dediler.

başkasını‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬hiç kimseye‫ﺎ‬‫ ﹶﻨ ﹾﻔﺴ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬yüklemez‫ﻑ‬
‫ﻴ ﹶﻜﻠﱢ ﹸ‬ ‫ﻟﹶﺎ‬
Kazandığı‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﺒ‬‫ﺎ ﹶﻜﺴ‬‫ ﻤ‬kendine‫ﺎ‬‫ ﹶﻟﻬ‬gücünün yettiğinden‫ﺎ‬‫ﻌﻬ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻭ‬
‫ ﻟﹶﺎ‬Rabbimiz‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬ işlediği de‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﺒ‬‫ﺎ ﺍ ﹾﻜ ﹶﺘﺴ‬‫ ﻤ‬aleyhinedir.‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ﻭ‬
veya ‫ﻁ ْﺄﻨﹶﺎ‬
‫ﺨﹶ‬
‫ﻭ َﺃ ﹾ‬ ‫ َﺃ‬unutur‫ﻥ ﹶﻨﺴِﻴﻨﹶﺎ‬
 ‫ ِﺇ‬bizi sorumlu tutuma!‫ﹸﺘﺅَﺍﺨِ ﹾﺫ ﹶﻨﺎ‬
‫ﻴﻨﹶﺎ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬

yük yükleme!‫ل‬
ْ ‫ﺤ ِﻤ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬
Rabbimiz‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬ yanılırsak
‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ِﻤ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 yüklediğin gibi‫ﻪ‬ ‫ ﹾﻠ ﹶﺘ‬‫ﻤ‬‫ﺎ ﺤ‬‫ ﹶﻜﻤ‬ağır‫ﺍ‬‫ﺼﺭ‬
 ‫ ِﺇ‬üzerimize
bize ‫ﻤ ﹾﻠﻨﹶﺎ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﺘ‬ Rabbimiz‫ﺒ ﹶﻨﺎ‬‫ ﺭ‬bizden öncekilerin üzerine ‫ﺒِﻠﻨﹶﺎ‬ ‫ﹶﻗ‬
‫ﻑ‬
‫ﻋ ﹸ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬gücümüzün yetmeyeceği şeyi‫ﺎ ﻟﹶﺎ ﻁﹶﺎ ﹶﻗ ﹶﺔ ﹶﻟﻨﹶﺎ ِﺒ ِﻪ‬‫ ﻤ‬taşıtma!
bize merhamet ‫ﻤﻨﹶﺎ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬bizi bağışla‫ﺭ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬ ‫ﻏ ِﻔ‬
‫ﺍ ﹾ‬‫ ﻭ‬Bizi affet‫ﻋﻨﱠﺎ‬

bize yardım ‫ﺭﻨﹶﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ ﻓﹶﺎﻨ‬Sen bizim mevlamızsın‫ﻭﻟﹶﺎﻨﹶﺎ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺕ‬
‫َﺃ ﹾﻨ ﹶ‬et!
kafirler‫ ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬topluluğuna karşı‫ﻭ ِﻡ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘ‬
 et!..”
286) Allah, hiç kimseye gücünün yettiğinden başkasını
yüklemez. (Herkesin) Kazandığı kendine, işlediği de
aleyhinedir. “Rabbimiz, unutur veya yanılırsak bizi sorumlu
tutuma. Rabbimiz bizden öncekilerin üzerine yüklediğin
gibi bizim de üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz,
gücümüzün yetmeyeceği şeyi bize taşıtma. Bizi affet, bizi
bağışla, bize merhamet et. Sen bizim mevlamızsın, kafirler
topluluğuna karşı bize yardım et.”
Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi, ondan önce yer alan: "Göklerde ne var
yerde ne varsa (hepsi) Allah'ındır.... " âyet-i kerimesidir. Bu buyruk,
Peygamber (a.s)'a indirilince durum Resûlullah (a.s)'ın ashabına çok ağır
geldi. Resûlullah (a.s)'ın yanına gelip dizleri üstüne çöktüler ve: Ey Allah'ın
Resûlü dediler. Namaz, oruç, cihad, sadaka gibi gücümüzün yettiği
amellerle mükellef tutulduk. Allah bize bu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu.
Biz bunun altından kalkamıyoruz. Bunun üzerine Resûlullah (a.s) şöyle
buyurdu: "Sizler de sizden önceki iki kitap ehli gibi dinledik ve isyan ettik,
mi demek istiyorsunuz? Bunun yerine: Dinledik itaat ettik. Rabbimiz,
Senden mağfiret dileriz. Ve dönüş ancak Sanadır" deyiniz. Onlar da:
Dinledik, itaat ettik, Rabbimiz senden mağfiret dileriz ve dönüş ancak
sanadır" dediler. Bu buyrukları okumaya başlayınca dilleri buna alıştı.
(İtaate boyun eğdi). Bunun akabinde de yüce Allah: "O peygamber
kendisine Rabbinden indirilene iman etti. Mü'minler de. Her biri Allah'a,
O'nun meleklerine, kitaplarına,
peygamberlerine iman
etti.
Peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırmayız. Dinledik itaat ettik.
Rabbimiz Senden mağfiret dileriz ve dönüş ancak Sanadır, dediler"
buyruğunu indirdi. Onlar bunu yapınca yüce Allah (az önce sözü geçen) o
âyeti neshederek şu buyruğu inzal buyurdu: "Allah hiçbir kimseye
gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez. Kazandığı kendisine yaptığı da
onun aleyhinedir. Rabbimiz, unuttuk ya da yanıldıysak bizi sorguya
çekme." Yüce Allah: "Evet, (öyle yapacağım)" diye buyurdu. "Rabbimiz,
bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme!" Yüce
Allah: "Evet (öyle yapacağım)" diye buyurdu. "Rabbimiz, güç
yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme" Yüce Allah: "Evet (öyle
yapacağım)" diye buyurdu. "Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize
merhamet eyle. Sensin bizim mevlamız, kâfirler topluluğuna karşı da bize
yardım et." Yüce Allah: "Evet (yapacağım)" diye buyurdu.59

Cüz 3 – Sure 3

Al-i İmran Suresi

3 ÂL-İ İMRAN SURESİ
Kur’an-ı Kerim’in 3. suresi olup Medine'de nâzil olmuştur.
200 âyet 3480 kelime ve 13025 harftir. 34-37. âyetlerde
Hz. Meryem'in babasının mensup olduğu İmrân ailesinden
söz edildiği için sûre bu adı almıştır. Taberî, İbni İshâk ve
İbnül-Münzir'in naklettiklerine göre bu ayet-i kerimeler,
seksen küsuruncu ayete kadar, Necranlı Hıristiyanlar adına
gelen heyet hakkında nazil olmuştur.235
Rahim‫ﺭﺤِﻴﻡ‬ ‫ ﺍﻟ‬Rahman‫ﻥ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟ‬Allah’ın‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬adıyla‫ﺴ ِﻡ‬
 ‫ِﺒ‬
Rahman, Rahim Allah’ın adıyla…

Mim‫ ﻡ‬Lam‫ ل‬Elif‫ﺍ‬
1) Elif, Lam, Mim.
Hurufu mukattaa denilen bu harflerin gerçek manasını ancak Allah (c.c.)
bilir.236

‫ﻲ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Kendisinden‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ başka‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬ilah‫ ﺇِﹶﻟﻪ‬olmayan‫ ﻟﹶﺎ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬
Kayyum’dur‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘﻴ‬Hayy'dır
2) Kendisinden başka (ibadete layık) ilah olmayan Allah;
Hayy'dır, Kayyum’dur.

‫ﺩﻗﹰﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻤ‬ hak ile‫ﻕ‬
‫ﺤﱢ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬Kitab'ı‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬sana ‫ﻴﻙ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬indirdi‫ل‬
َ ‫ﺯ‬ ‫ﹶﻨ‬
‫ل‬
َ ‫َﺃ ﹾﻨﺯ‬‫ ﻭ‬kendisinden öncekileri‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﻟﻤ‬doğrulayıcı
ve İncil’i‫ل‬
َ ‫ﺍ ﹾﻟِﺈ ﹾﻨﺠِﻴ‬‫ ﻭ‬Tevrat‫ﺍ ﹶﺓ‬‫ﻭﺭ‬ ‫ ﺍﻟ ﱠﺘ‬indirmişti

Sayfa 49

(3) ‫ﺳﻮﺭﺓ ﺁﻝ ﻋﻤﺮﺍﻥ‬
‫ﺮﺣِﻴﻢ‬ ‫ﻤ ِﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺴ ِﻢ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﺍﻟ‬
 ‫ِﺑ‬
‫ﻚ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺰ ﹶﻝ‬ ‫ﻧ‬ (2) ‫ﻡ‬ ‫ﻮ‬‫ﻰ ﺍﹾﻟ ﹶﻘﻴ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻪ ِﺍ ﱠﻻ ﻫ‬ ‫( ﹶﺍﷲُ ﻵ ِﺍﹶﻟ‬1) ‫ﺁﱂ‬
‫ﻧﺠِﻴ ﹶﻞ‬‫ﻭﹾﺍ ِﻻ‬ ‫ﻳ ﹶﺔ‬‫ﻮﺭ‬ ‫ﺘ‬‫ﺰ ﹶﻝ ﺍﻟ‬ ‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﻳ ِﻪ‬‫ﺪ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪﻗﹰﺎ ِﻟﻤ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺏ ﺑِﺎﹾﻟ‬
 ‫ﺎ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬

‫ﻭﺍ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ﺮﻗﹶﺎ ﹶﻥ ِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﺰ ﹶﻝ ﺍﹾﻟ ﹸﻔ‬ ‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻯ ﻟِﻠﻨ‬‫ﻫﺪ‬ ‫ﺒﻞﹸ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫( ِﻣ‬3)

‫ﷲ ﹶﻻ‬
َ ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬4) ‫ﻧِﺘﻘﹶﺎ ٍﻡ‬‫ ﺫﹸﻭﺍ‬‫ﻋﺰِﻳﺰ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬‫ﺷﺪِﻳﺪ‬ ‫ﻋﺬﹶﺍﺏ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﷲ ﹶﻟ‬
ِ ‫ﺕﺍ‬
ِ ‫ِﺑﺎﹶﻳﹶﺎ‬

‫ﻮ ﺍﱠﻟﺬِﻯ‬ ‫( ﻫ‬5) ‫ﺂ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻳ‬
 ‫ﻭ ﹶﻻ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻰﺀٌ ﻓِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻴ ِﻪ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺨﻔﹶﻰ‬

‫ﺤﻜِﻴﻢ‬
 ‫ﺰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻌﺰِﻳ‬ ‫ﻮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻪ ِﺍ ﱠﻻ ﻫ‬ ‫ﺂ ُﺀ ﻵ ِﺍﹶﻟ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻒ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺎ ِﻡ ﹶﻛ‬‫ﺭﺣ‬ ‫ﻢ ﻓِﻰ ﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﻛﹸ‬‫ﻮﺭ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻳ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻦ ﹸﺍ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎﺕ‬‫ﺤ ﹶﻜﻤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ ﺍﹶﻳﹶﺎﺕ‬‫ﻨﻪ‬ ‫ﺏ ِﻣ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻚ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺰ ﹶﻝ‬ ‫ﻧ‬‫ﻮ ﺍﱠﻟﺬِﻯ ﹶﺍ‬ ‫( ﻫ‬6)

‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺘِﺒﻌ‬‫ﻴ‬‫ﻳﻎﹲ ﹶﻓ‬‫ﺯ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻦ ﻓِﻰ ﹸﻗﻠﹸﻮِﺑ ِﻬ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ ﹶﻓﹶﺎﻣ‬‫ﺎﺕ‬‫ﺎِﺑﻬ‬‫ﺘﺸ‬‫ ﻣ‬‫ﺧﺮ‬ ‫ﻭﺍﹸ‬ ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬

‫ﷲ‬
ُ ‫ ِﺍ ﱠﻻ ﺍ‬‫ﺗ ﹾﺄﻭِﻳ ﹶﻠﻪ‬ ‫ﻌ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺗ ﹾﺄﻭِﻳ ِﻠ ِﻪ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺑِﺘﻐ‬‫ﺍ‬‫ﻨ ِﺔ ﻭ‬‫ﺘ‬ ‫ﺂ َﺀ ﺍﹾﻟ ِﻔ‬‫ﺑِﺘﻐ‬‫ ﺍ‬‫ﻨﻪ‬ ‫ﻪ ِﻣ‬ ‫ﺑ‬‫ﺎ‬‫ﺗﺸ‬ ‫ﺎ‬‫ﻣ‬
‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻨﹶﺎ‬‫ﺭﺑ‬ ‫ﻨ ِﺪ‬ ‫ﻦ ِﻋ‬ ‫ﺎ ِﺑ ِﻪ ﹸﻛ ﱞﻞ ِﻣ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻳﻘﹸﻮﻟﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻢ‬‫ﺍ ِﺳﺨ‬‫ﺍﻟﺮ‬‫ﻭ‬

3) O, sana Kitab'ı kendisinden öncekileri doğrulayıcı hak
ile indirdi. Tevrat ve İncil’i indirmişti.

‫ﺎ‬‫ﺘﻨ‬‫ﻳ‬‫ﺪ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺪ ِﺍ ﹾﺫ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﺑﻨ‬‫ﻍ ﹸﻗﻠﹸﻮ‬
‫ﺗ ِﺰ ﹾ‬ ‫ﻨﹶﺎ ﹶﻻ‬‫ﺭﺑ‬ (7) ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺮ ِﺍ ﱠﻻ ﺍﹸﻭﻟﹸﻮﺍ ﹾﺍ ﹶﻻﹾﻟﺒ‬ ‫ﻳ ﱠﺬ ﱠﻛ‬

insanlar ‫ﺱ‬
ِ ‫ ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬bir hidayet idiler‫ﻯ‬‫ﻫﺩ‬ Bundan önce‫ل‬
ُ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ ﹶﻗ‬
 ‫ِﻤ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Doğrusu‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬Furkan'ı da‫ﻥ‬
 ‫ﺭﻗﹶﺎ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹸﻔ‬indirdi‫ل‬
َ ‫َﺃ ﹾﻨﺯ‬‫ ﻭ‬için
Allah'ın‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ayetlerini‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺒِﺂﻴ‬inkar eden‫ﻭﺍ‬‫ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬kimseler var ya
‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬çok şiddetli‫ﺩ‬ ‫ﺸﺩِﻴ‬
‫ ﹶ‬bir azap vardır.‫ﺏ‬
 ‫ﻋﺫﹶﺍ‬
 onlar için‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﹶﻟ‬
intikam sahibidir‫ ﺫﹸﻭ ﺍ ﹾﻨ ِﺘﻘﹶﺎ ٍﻡ‬Aziz’dir‫ﺯ‬ ‫ﻋﺯِﻴ‬
 Şüphesiz Allah

(9) ‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍﹾﻟﻤِﻴﻌ‬‫ﺨ ِﻠﻒ‬
 ‫ﷲ ﹶﻻ ﻳ‬
َ ‫ﺐ ﻓِﻴ ِﻪ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬
 ‫ﻳ‬‫ﺭ‬ ‫ﻮ ٍﻡ ﹶﻻ‬ ‫ﻴ‬‫ﺱ ِﻟ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺍﻟﻨ‬‫ﺎ ِﻣﻊ‬‫ﺟ‬

4) Bundan önce insanlar için bir hidayet idiler. (Doğruyu
yanlıştan ayıran) Furkan'ı da indirdi. Doğrusu Allah'ın
ayetlerini inkar eden kimseler var ya, onlar için çok şiddetli
bir azap vardır. Şüphesiz Allah Aziz’dir, intikam sahibidir.

hiçbir ‫ﺀ‬ ‫ﻲ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﻴﻪِ ﹶ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬gizli kalmaz!‫ﺨﻔﹶﻰ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Allah’a‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Doğrusu‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
ve gökteki‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬ yerdeki‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬şey
5) Doğrusu yerdeki ve gökteki hiçbir şey Allah’a gizli
kalmaz.

rahimlerde‫ﺎ ِﻡ‬‫ﺭﺤ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬sizi şekillendirir‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹸﻜ‬ ‫ﺼﻭ‬
 ‫ﻴ‬ O ki‫ﻭ ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬ ‫ﻫ‬
‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ olandan başka‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬ilah‫ ﺇِﹶﻟﻪ‬yoktur‫ ﻟﹶﺎ‬dilediği ‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ gibi ‫ﻑ‬
‫ﻴ ﹶ‬ ‫ﹶﻜ‬
Hakim‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Aziz‫ﺯ‬ ‫ﻌﺯِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬O
6) O ki sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendirir. O Aziz,
Hakim olandan başka ilah yoktur.

‫ﻪ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬sana kitab'ı‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬‫ﻴﻙ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬indirendir‫ل‬
َ ‫ َﺃ ﹾﻨﺯ‬O ki‫ﻭ ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬ ‫ﻫ‬
‫ﻫﻥ‬ bir kısmı muhkemdir ki‫ﺕ‬
‫ﺎ ﹲ‬‫ﺤ ﹶﻜﻤ‬
 ‫ﻤ‬ ayetlerin‫ﺕ‬
‫ﺎ ﹲ‬‫ ﺁﻴ‬Ondaki
‫ﺕ‬
‫ﺎ ﹲ‬‫ﻤ ﹶﺘﺸﹶﺎ ِﺒﻬ‬ Diğerleri de‫ﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻭﺃُ ﹶ‬ kitabın‫ﺏ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬anasıdır‫ ُﺃﻡ‬onlar
Kalplerinde‫ﻡ‬ ‫ ﻓِﻲ ﹸﻗﻠﹸﻭ ِﺒ ِﻬ‬bulunanlar‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ ﹶﻓَﺄﻤ‬müteşabihtirler
müteşabih olanlarına‫ﻪ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺎ ﹶﺘﺸﹶﺎ‬‫ ﻤ‬tabi olurlar‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﱠﺘ ِﺒﻌ‬ ‫ ﹶﻓ‬eğrilik‫ﻴ ﹲﻎ‬ ‫ﺯ‬
‫ ﹶﺘ ْﺄﻭِﻴِﻠ ِﻪ‬aramak için‫ﺀ‬ ‫ﺒ ِﺘﻐﹶﺎ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬fitne ِ‫ ﺍ ﹾﻟﻔِ ﹾﺘ ﹶﻨﺔ‬çıkarmak ‫ﺀ‬ ‫ﺒ ِﺘﻐﹶﺎ‬ ‫ ﺍ‬onun‫ﻪ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ‬
‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬Onun tevilini‫ﻪ‬ ‫ ﹶﺘ ْﺄﻭِﻴﹶﻠ‬kimse bilmez‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ onun te’vilini
‫ ﻓِﻲ‬derinleşmiş olanlar da‫ﻥ‬
 ‫ﺴﺨﹸﻭ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ ﺍﻟﺭ‬Ve ‫ﻭ‬ Allah'tan‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬başka
‫ل‬
‫ ﹸﻜ ﱞ‬ona‫ ِﺒ ِﻪ‬Biz iman ettik‫ﻤﻨﱠﺎ‬ ‫ ﺁ‬derler ki‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻘﹸﻭﻟﹸﻭ‬ ilimde‫ﺍ ﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻡ‬
‫ﺭ‬ ‫ﻴﺫﱠﻜﱠ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬
Rabbimizin‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬
katındandır‫ﻋ ﹾﻨ ِﺩ‬
ِ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬hepsi
Akıl sahiplerinden‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻭﻟﹸﻭﺍ ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻟﺒ‬ ‫ ُﺃ‬başkası‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬düşünmez

‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺎ ِﺍ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ (8) ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻮﻫ‬ ‫ﺖ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻚ ﹶﺍ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻤ ﹰﺔ ِﺍ‬ ‫ﺣ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻦ ﹶﻟﺪ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﺐ ﹶﻟﻨ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬

7) O ki, sana kitab'ı indirendir. Ondaki ayetlerin bir kısmı
muhkemdir ki onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de
müteşabihtirler. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne
çıkarmak ve onun te’vilini aramak için müteşabih olanlarına
tabi olurlar. Onun tevilini Allah'tan başka kimse bilmez. Ve
ilimde derinleşmiş olanlar da derler ki: "Biz, ona iman ettik;
hepsi Rabbimizin katındandır. Akıl sahiplerinden başkası
düşünmez."
1. Muhkem: Yorumu bilinip anlaşılan, mânası açık olup bilinen âyetler.
Müteşabih: İlâhî bilgiye bağlı olup kullarından hiç kimsenin mânasını
bilmediği âyetler. 2.Muhkem: Kitab'ın aslıdır; fer'î meseleler bu asıllara
götürülerek hükme bağlanır. Müteşabih: Aslb irca edilen fer'î
meselelerdir, veya Muhkem âyetlerin ışığı altında yorumu yapılabilen
âyetlerdir. 3.Muhkem: En'âm sûresinde Allah'ın haram kıldığı üç
nesneyle İlgili hükümlerle İsrâiloğulları hakkında hükmedilen ve İsrâ
Sûresi 23. âyette yer alan hükümlerdir. 4.Muhkem: Kur'ân'daki nâsih
âyetlerle, Onun haram saydığı ve farz kıldığı şeylerdir. Müteşabih:
Kur'ân'da mensûh sayılan âyetlerdir. 5.Muhkem: Rabbin hücceti,
kullarının ismeti ve bâtılın reddi ile ilgili âyetlerdir. Bunlarda tasarruf ve
yorum yapılamaz. Müteşabih: Yoruma müsait, tasarrufa elverişli
âyetlerdir.60

‫ ِﺇ ﹾﺫ‬sonra‫ﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ kalplerimizi‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ ﹸﻗﻠﹸﻭ‬eğriltme!‫ﻍ‬
‫ ﻟﹶﺎ ﹸﺘ ِﺯ ﹾ‬Rabbimiz‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬
‫ﺩ ﹾﻨﻙ‬ ‫ﻥ ﹶﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬Bize‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬bahşet‫ﺏ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ bizi doğru yola ilettikten ‫ﻴ ﹶﺘﻨﹶﺎ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻫ‬
yalnız sen‫ﺕ‬
‫ َﺃ ﹾﻨ ﹶ‬şüphesiz sensin‫ﻙ‬
 ‫ ِﺇ ﱠﻨ‬bir rahmet‫ﻤ ﹰﺔ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺭ‬ katından
Vehhab olan‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻭﻫ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
8) “Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi
eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet; şüphesiz Vehhab
sensin yalnız sen.”

toplayacak olansın‫ﻊ‬ ‫ﺎ ِﻤ‬‫ ﺠ‬Muhakkak ki sen‫ﻙ‬
 ‫ ِﺇ ﱠﻨ‬Rabbimiz!‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬
‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬şüphe olmayan‫ﺏ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬bir günde‫ﻭ ٍﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ِﻟ‬insanları‫ﺱ‬
ِ ‫ﺍﻟﻨﱠﺎ‬
‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟﻤِﻴﻌ‬dönmez!‫ﺨِﻠﻑﹸ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Doğrusu Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ ِﺇ‬kendisinde
vaadinden
9) “Rabbimiz! Muhakkak ki sen, kendisinde hiçbir şüphe
olmayan bir günde insanları toplayacak olansın. Doğrusu
Allah, vaadinden dönmez."

Cüz 3 – Sure 3

Al-i İmran Suresi

‫ﷲ‬
ِ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻵ‬‫ﻭ ﹶﻻ ﹶﺍﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹸﻟ‬‫ﻣﻮ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﻐِﻨ‬ ‫ﻦ ﺗ‬ ‫ﻭﺍ ﹶﻟ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻮ ﹶﻥ ﻭ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺏ ﹶﺍ ِﻝ ِﻓ‬
ِ ‫ﺪﹾﺃ‬ ‫( ﹶﻛ‬10) ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺩ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻭﻗﹸﻮ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻭﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬ ‫ﻴﺌﹰﺎ‬ ‫ﺷ‬

‫ﺪ‬ ‫ﺷﺪِﻳ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﻮِﺑ ِﻬ‬‫ﷲ ِﺑ ﹸﺬﻧ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻢ‬‫ﺧ ﹶﺬﻫ‬ ‫ﺎ ﹶﻓﹶﺎ‬‫ﺎِﺗﻨ‬‫ﻮﺍ ِﺑﹶﺎﻳ‬‫ﻢ ﹶﻛ ﱠﺬﺑ‬ ‫ﺒ ِﻠ ِﻬ‬ ‫ﻦ ﹶﻗ‬ ‫ِﻣ‬

‫ﻭ ﹶﻥ ِﺍﻟﹶﻰ‬‫ﺸﺮ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻐ ﹶﻠﺒ‬ ‫ﺘ‬‫ﺳ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫( ﹸﻗ ﹾﻞ ِﻟ ﱠﻠﺬِﻳ‬11) ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ ِﻌﻘﹶﺎ‬

‫ﺎ‬‫ﺘ ﹶﻘﺘ‬‫ﻴ ِﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺘ‬‫ﻳﺔﹲ ﻓِﻰ ِﻓﹶﺌ‬‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﺪ ﻛﹶﺎ ﹶﻥ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫( ﹶﻗ‬12) ‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ﺲ ﺍﹾﻟ ِﻤﻬ‬
 ‫ﻭِﺑ ﹾﺌ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻨ‬‫ﻬ‬ ‫ﺟ‬

‫ﻯ‬
 ‫ﺭﹾﺍ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﻢ ِﻣ ﹾﺜ ﹶﻠ‬ ‫ﻧﻬ‬‫ﻭ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﺮﺓﹲ‬ ‫ﻯ ﻛﹶﺎ ِﻓ‬‫ﺧﺮ‬ ‫ﻭﹸﺍ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﺳﺒِﻴ ِﻞ ﺍ‬ ‫ﺗﻘﹶﺎِﺗﻞﹸ ﻓِﻰ‬ ‫ِﻓﹶﺌﺔﹲ‬
‫ﺮ ﹰﺓ ﻻﹸﻭﻟِﻰ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻚ ﹶﻟ ِﻌ‬
 ‫ﺂ ُﺀ ِﺍ ﱠﻥ ﻓِﻰ ﹶﺫِﻟ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺼ ِﺮ ِﻩ‬
 ‫ﻨ‬‫ ِﺑ‬‫ﻳﺪ‬‫ﺆ‬ ‫ﷲ ﻳ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻴ ِﻦ ﻭ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬
‫ﲔ‬
 ‫ﺒِﻨ‬‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺂ ِﺀ ﻭ‬‫ﻨﺴ‬‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﺕ ِﻣ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻬﻮ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺐ ﺍﻟ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﺱ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﻟِﻠﻨ‬ ‫ﻳ‬‫( ﺯ‬13) ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺑﺼ‬‫ﹾﺍ ﹶﻻ‬

‫ﻣ ِﺔ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻴ ِﻞ ﺍﹾﻟﻤ‬ ‫ﺨ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻀ ِﺔ ﻭ‬
 ‫ﺍﹾﻟ ِﻔ‬‫ﺐ ﻭ‬
ِ ‫ﻫ‬ ‫ﻦ ﺍﻟ ﱠﺬ‬ ‫ﺮ ِﺓ ِﻣ‬ ‫ﻨ ﹶﻄ‬ ‫ ﹶﻘ‬‫ﲑ ﺍﹾﻟﻤ‬
ِ ‫ﺎ ِﻃ‬‫ﺍﹾﻟ ﹶﻘﻨ‬‫ﻭ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﺪﻩ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﷲ ِﻋ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺎ ﻭ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻮ ِﺓ ﺍﻟ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﻉ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻣﺘ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺙ ﹶﺫِﻟ‬
ِ ‫ﺮ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺎ ِﻡ ﻭ‬‫ﻧﻌ‬‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬

 ‫ﻢ ِﺑ‬ ‫ﺒﺌﹸﻜﹸ‬‫ﻧ‬‫( ﹸﻗ ﹾﻞ ﹶﺍﺅ‬14) ‫ﺏ‬
‫ﺪ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺍ ِﻋ‬‫ﺗ ﹶﻘﻮ‬‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﻢ ِﻟ ﱠﻠﺬِﻳ‬ ‫ﻦ ﹶﺫِﻟﻜﹸ‬ ‫ﻴ ٍﺮ ِﻣ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ﻤﹶﺎ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﺍﺝ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﻓِﻴﻬ‬ ‫ﺎِﻟﺪِﻳ‬‫ﺭ ﺧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻬ‬‫ﺎ ﹾﺍ ﹶﻻ‬‫ﺤِﺘﻬ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺠﺮِﻯ ِﻣ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﺎﺕ‬‫ﺟﻨ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺑ ِﻬ‬‫ﺭ‬
(15) ‫ﺎ ِﺩ‬‫ ﺑِﺎﹾﻟ ِﻌﺒ‬‫ﺼﲑ‬
ِ ‫ﺑ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﺍﻥﹲ ِﻣ‬‫ﺿﻮ‬
 ‫ﻭ ِﺭ‬ ‫ﺮﺓﹲ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ﹶﻄ‬‫ﻣ‬

‫ﻲ‬
 ‫ﻥ ﹸﺘ ﹾﻐ ِﻨ‬
 ‫ ﹶﻟ‬küfre girenler‫ﻭﺍ‬‫ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬Doğrusu var ya‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 ‫ِﺇ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ‬ ‫ﻭﻟﹶﺎ َﺃ‬ malları da‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺍﹸﻟ‬‫ﻤﻭ‬ ‫ َﺃ‬onların‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
 uzaklaştıramazlar!
‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ İşte‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬‫ ﻭ‬hiçbir şeyi‫ﻴﺌًﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﹶ‬Allah'tan‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 ‫ ِﻤ‬çocukları da
ateşin‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬yakıtıdırlar‫ﺩ‬ ‫ﻭﻗﹸﻭ‬ onlar
10) Doğrusu küfre girenler var ya; onların malları da
çocukları da Allah'tan olan hiçbir şeyi kendilerinden asla
uzaklaştıramazlar. İşte onlar, ateşin yakıtıdırlar.

‫ﻥ‬
 ‫ﻥ ِﻤ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ ﻭ‬Tıpkı Firavun‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ِﻓ‬hanedanı‫ل‬
ِ ‫ ﺁ‬adeti gibiِ‫ ْﺃﺏ‬‫ﹶﻜﺩ‬
bizim ‫ﺎ ِﺘﻨﹶﺎ‬‫ ﺒِﺂﻴ‬yalanladılar‫ﻭﺍ‬‫ ﹶﻜ ﱠﺫﺒ‬ve onlardan öncekilerin‫ﻡ‬ ِ‫ﺒﻠِﻬ‬ ‫ﹶﻗ‬
‫ﻡ‬ ‫ ِﺒ ﹸﺫﻨﹸﻭ ِﺒ ِﻬ‬Allah da‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬onları yakalayıverdi‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺨ ﹶﺫ‬
‫ ﹶﻓَﺄ ﹶ‬ayetlerimizi
şiddetli ‫ﺩ‬ ‫ﺸﺩِﻴ‬
‫ﹶ‬
Doğrusu Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬günahları sebebiyle
azabı‫ﺏ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻌﻘﹶﺎ‬olandır
11) Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin adeti
gibi, bizim ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları
günahları sebebiyle yakalayıverdi. Doğrusu Allah, azabı
şiddetli olandır.
(*)Geçen âyetlerle, küfredenlerin ne mallan, ne evlâdı onları Allah
katında hiçbir şeyden doygun kılıp kurtaramıyacaktir, denilerek, küfür ve
tuğyanın hayat kanunlarına ters düştüğü hatırlatıldı ve bu kanunlara
uymayanlara Allah'ın saadet sunan kudret elinin uzanmıyaeağına işaret
edilerek geçmiş milletlerden örnekler verildi.

Yakında ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴ ﹸﺘ ﹾﻐﹶﻠﺒ‬
 İnkar‫ﺭﻭﺍ‬ ‫ ﹶﻜ ﹶﻔ‬edenlere‫ﻥ‬
 ‫ِﻟﱠﻠﺫِﻴ‬
de ki‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻬ ﱠﻨ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ ِﺇﻟﹶﻰ‬toplanacaksınız‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺸﺭ‬
‫ﺤﹶ‬
 ‫ ﹸﺘ‬ve‫ﻭ‬ yenileceksiniz
bir döşek!‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻤﻬ‬Ne kötü‫ﺱ‬
 ‫ﻭ ِﺒ ْﺌ‬ cehenneme
12) İnkar edenlere de ki: "Yakında yenileceksiniz ve
cehenneme toplanacaksınız. Ne kötü bir döşek."

Sayfa 50

ِ‫ﻴﻥ‬ ‫ ﻓِﻲ ﻓِ َﺌ ﹶﺘ‬bir ayet vardır‫ﻴ ﹲﺔ‬ ‫ ﺁ‬sizin için‫ﻡ‬ ‫ﻥ ﹶﻟ ﹸﻜ‬
 ‫ ﻜﹶﺎ‬Muhakkak ki‫ﺩ‬ ‫ﹶﻗ‬
‫ل‬
ُ ‫ﹸﺘﻘﹶﺎ ِﺘ‬
Bir topluluk‫ِﻓ َﺌ ﹲﺔ‬
karşılaşan‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﺘ ﹶﻘﺘﹶﺎ‬iki toplulukta
Diğeri ise‫ﻯ‬‫ﺨﺭ‬
‫ﻭُﺃ ﹾ‬ Allah‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yolunda‫ل‬
ِ ‫ﺴﺒِﻴ‬
 ‫ ﻓِﻲ‬savaşıyordu
iki katı olarak‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ ِﻤ ﹾﺜﹶﻠ‬Onları görüyorlardı‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭ ﹶﻨ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ kafirdi‫ﺭ ﹲﺓ‬ ‫ﻜﹶﺎ ِﻓ‬
destekler‫ﺩ‬ ‫ﻴ َﺅﻴ‬ Doğrusu Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬göz görüşüyle‫ﻥ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﻱ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ﺭ ْﺃ‬
‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬Şüphesiz‫ﻥ ﻓِﻲ‬
 ‫ ِﺇ‬dilediğini‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ yardımıylaِ‫ﺼﺭِﻩ‬
 ‫ﺒِ ﹶﻨ‬
‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺒﺼ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬sahipleri için‫ﻭﻟِﻲ‬ ‫ ِﻟُﺄ‬ibret bir vardır‫ﺓﹰ‬‫ﺒﺭ‬ ِ‫ ﹶﻟﻌ‬bunda
basiret
13) Muhakkak ki (Bedir'de) karşılaşan iki toplulukta sizin
için bir ayet vardır. Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu.
Diğeri ise kafirdi. Onları göz görüşüyle kendilerinin iki katı
olarak görüyorlardı. Doğrusu Allah dilediğini yardımıyla
destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret
vardır…
Beyhakî'nin Delâil'inde İbni Âbbas'tan rivayet ettiklerine göre Resulullah
(a.s.) Bedir savaşında müşriklere yapacağını yaptıktan ve Medine'ye
döndükten sonra Kaynuka oğulları çarşısında Yahudileri toplayıp şöyle
dedi: "Ey Yahudiler topluluğu! Kureyş'in başına geleni Allah sizin de
başınıza getirmeden önce İslâm'a giriniz."61

‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻬﻭ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬sevgisi‫ﺤﺏ‬
 insanlara‫ﺱ‬
ِ ‫ ﻟِﻠﻨﱠﺎ‬süslü kılınmıştır‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺯ‬
ِ‫ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘﻨﹶﺎﻁِﻴﺭ‬‫ ﻭ‬oğullar‫ﻥ‬
 ‫ﺒﻨِﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬Kadınlar‫ﺎ ِﺀ‬‫ﻥ ﺍﻟ ﱢﻨﺴ‬
 ‫ ِﻤ‬şehvetlerin
‫ﻀ ِﺔ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻔ‬ve‫ﻭ‬ altın‫ﺏ‬
ِ ‫ﻫ‬ ‫ﻥ ﺍﻟ ﱠﺫ‬
 ‫ ِﻤ‬yığın yığınِ‫ﺓ‬‫ﻁﺭ‬
‫ﻤ ﹶﻘ ﹾﻨ ﹶ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬biriktirilmiş
hayvanlar‫ﺎ ِﻡ‬‫ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻨﻌ‬‫ ﻭ‬sağmal‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬salma atlar‫ل‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ﺍ ﹾﻟ ﹶ‬‫ ﻭ‬gümüşten
metaıdır‫ﻉ‬
 ‫ﻤﺘﹶﺎ‬ İşte bunlar‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬ekinlere duyulan‫ﺙ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬ve‫ﻭ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬
‫ﻥ‬
‫ﺴ‬
‫ﺤ‬
 katındadır‫ﻩ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬dünya‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬hayatının‫ﺎ ِﺓ‬‫ﺤﻴ‬
varılacak yer‫ﺏ‬
ِ ‫ﺂ‬‫ ﺍ ﹾﻟﻤ‬güzel
14) Kadınlar, oğullar, altın ve gümüşten yığın yığın
biriktirilmiş, salma atlar, sağmal hayvanlar ve ekinlere
duyulan şehvetlerin sevgisi insanlara süslü kılınmıştır. İşte
bunlar dünya hayatının metaıdır; varılacak güzel yer ise
Allah katındadır.
(*)Âyette insanlar için cazip kılınan dünyevî haz ve nimetlerin belli
başlıları her biri geniş kapsama sahip olan şu altı maddede özetlenmiştir:
1. Karşı cinse duyulan ilgi, 2. Soyunun devam etmesi arzusu, 3. Sermaye
sahibi olma isteği, 4. Kendi dışındaki varlıklara hükmetme, beğeni
kazanma (makam, mevki ve şöhret sahibi olma) ve hoşça vakit
geçirmenin verdiği zevk, 5. Hayvanı besinler ve hayvanlardan elde edilen
ürünler, 6. Bitkisel besinler ve bitkilerden elde edilen ürünler.

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬daha hayırlısınıٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﺒِ ﹶ‬haber vereyim mi‫ﻡ‬ ‫ ُﺌ ﹸﻜ‬‫ َﺃ ُﺅ ﹶﻨﺒ‬De ki‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ Takva sahibi‫ﺍ‬‫ ﺍ ﱠﺘ ﹶﻘﻭ‬olanlar için‫ﻥ‬
 ‫ ِﻟﱠﻠﺫِﻴ‬bunlardan‫ﻡ‬ ‫ﹶﺫِﻟ ﹸﻜ‬
‫ﺎ‬‫ﺤ ِﺘﻬ‬
 ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ ِﻤ‬akar‫ﺠﺭِﻱ‬
 ‫ ﹶﺘ‬cennetler‫ﺕ‬
‫ﺠﻨﱠﺎ ﹲ‬
 Rableri‫ﻡ‬ ‫ﺒ ِﻬ‬ ‫ﺭ‬ katında
‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻬ‬sürekli kalıcı oldukları‫ ﺨﹶﺎِﻟﺩِﻴﻥ‬nehirler‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻨﻬ‬altından
‫ﻥ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻀﻭ‬
 ‫ ِﺭ‬ve ‫ﻭ‬ tertemiz kılınmış‫ﺭ ﹲﺓ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻤ ﹶ‬ eşler‫ﺝ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺯﻭ‬ ‫ﻭَﺃ‬ içlerinde
‫ﺭ‬ ‫ﺒﺼِﻴ‬ Doğrusu Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬Allah’tan‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 ‫ ِﻤ‬rıza vardır
kullarını‫ﺎ ِﺩ‬‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ ِﻌﺒ‬hakkıyla görendir!
15) De ki: "Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim
mi? Takva sahibi olanlar için Rableri katında, altından
nehirler akar, içlerinde sürekli kalıcı oldukları cennetler,
tertemiz kılınmış eşler ve Allah’tan rıza vardır. Doğrusu
Allah kullarını hakkıyla görendir.”
"Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma güzel
atlara, hayvanlara, ekinlere olan sevgi insanlar için bezenip süslenmiştir..."
(Al-i İmrân, 3/14) âyet-i kerimesi nazil olunca Hz. Ömer: "Ey Rabbım,
şimdi, bunları bize neden süsiedin!?" dedi de "De ki: Size bunlardan daha
hayırlısını haber vereyim mi?..." âyet-i kerimesi nazil oldu.62

Cüz 3 – Sure 3

Al-i İmran Suresi

Şüphesiz biz‫ ِﺇ ﱠﻨﻨﹶﺎ‬Rabbimiz!‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬ derler‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻘﹸﻭﻟﹸﻭ‬ Onlar ki‫ﻥ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
‫ﻭ‬ günahlarımızı‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ ﹸﺫﻨﹸﻭ‬bizim‫ ﹶﻟﻨﹶﺎ‬bağışla‫ﺭ‬ ‫ﻏ ِﻔ‬
‫ ﻓﹶﺎ ﹾ‬iman ettik‫ﻤﻨﱠﺎ‬ ‫ﺁ‬
ateş‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ ِﺭ‬azabından‫ﺏ‬
 ‫ﻋﺫﹶﺍ‬
 koru!‫ ِﻗﻨﹶﺎ‬ve
16) Onlar ki: "Rabbimiz! Şüphesiz biz iman ettik, bizim
günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru" derler.
gönülden itaat ‫ﻥ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟﻘﹶﺎ ِﻨﺘِﻴ‬‫ ﻭ‬sadık olanlar‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺩﻗِﻴ‬‫ﺍﻟﺼ‬‫ ﻭ‬Sabredenler‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﺒﺭِﻴ‬‫ﺍﻟﺼ‬
bağışlanma ‫ﻥ‬
 ‫ﺴ ﹶﺘ ﹾﻐ ِﻔﺭِﻴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬ve‫ﻭ‬ infak edenler‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ﹾﻨ ِﻔﻘِﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬edici olanlar
seherlerde‫ﺤﺎﺭ‬
‫ﺴ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟَﺄ‬dileyenlerdir
17) Sabredenler, sadık olanlar, gönülden itaat edici olanlar,
infak edenler ve seherlerde bağışlanma dileyenlerdir.

‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬gerçek ilâh‫ ﺇِﹶﻟﻪ‬olmadığına‫ ﻟﹶﺎ‬O‫ﻪ‬ ‫ َﺃﻨﱠ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬şahittir‫ﺸﻬِﺩ‬
‫ﹶ‬
ilim sahipleri‫ﻭﻟﹸﻭﺍ ﺍ ﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻡ‬ ‫ﻭُﺃ‬ melekler‫ﻤﻠﹶﺎﺌِ ﹶﻜ ﹸﺔ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬‫ ﻭ‬O’ndan‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ başka
başka‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬gerçek ilâh‫ ﺇِﹶﻟﻪ‬yoktur‫ ﻟﹶﺎ‬adaleti ‫ﻁ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ ِﻘ‬gözeten‫ﺎ‬‫ﻗﹶﺎ ِﺌﻤ‬
Hakim ‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Aziz ‫ﺯ‬ ‫ﻌﺯِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬O’ndan‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬
18) Allah, melekler, hak ve adaleti gözeten ilim sahipleri,
O’ndan başka gerçek ilâh olmadığına şahittir. O’ndan
başka gerçek ilâh yoktur. Aziz (güçlü), Hakim (hükmeden)
O’dur.
Kelbî anlatıyor: Hz. Peygamber Medine-i Münevvere'de peygamber
olarak ortaya çıktığında Şam papazlarından ikisi Medine-i Münevvere'ye
geldiler. Medine şehrini görünce birisi arkadaşına: "Bu şehir, âhir
zamanda çıkacak peygamberin şehrine ne kadar benziyor" dedi. Hz.
Peygamber (a.s)'ın yanına girince daha önceden bildikleri vasıflarıyla
tanıdılar ve: "Sen Muhammed misin?" dediler. Efendimiz (a.s): "Evet."
buyurdu. "Sen Ahmed misin?" diye sordular, Efendimiz (a.s): "Evet."
buyurdular. Onlar: "Saha bir şehadeti soracağız. Eğer o şehadeti bize
haber verirsen sana iman edip seni tasdik edeceğiz." dediler. Hz.
Peygamber (a.s):" Sorunuz." buyurdular da onlar: "Allah'ın kitabındaki en
büyük şehadeti bize haber ver." dediler de Allah Tealâ, peygamberine:
"Allah, kendinden başka hiçbir ilâh olmadığına, adaleti ayakta tutarak
şehadet eyledi. Melekler ve ilim sahipleri de." âyetini indirdi. O iki papaz
müslüman olup Hz. Peygamber (a.s)’ı tasdik ettiler.237

İslam'dır‫ﻡ‬ ‫ﺴﻠﹶﺎ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟِﺈ‬Allah‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬katında‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ din‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬‫ ﺍﻟﺩ‬Doğrusu‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
Kitap‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬verilenler‫ﻥ ﺃُﻭﺘﹸﻭﺍ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬ihtilafa düştüler‫ﻑ‬
‫ﺨ ﹶﺘﹶﻠ ﹶ‬
‫ﺎ ﺍ ﹾ‬‫ﻭﻤ‬
‫ﻡ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ‬geldikten‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺠ‬‫ ﻤ‬sonra‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬ancak kendilerine‫ِﺇﻟﱠﺎ‬
‫ﺭ‬ ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﻔ‬ Kim‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ aralarındaki‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ‬ ‫ﺒ‬ sebebiyle haset‫ﺎ‬‫ﺒ ﹾﻐﻴ‬ ilim
‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬şüphesiz‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Allah'ın‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ayetlerini‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺒِﺂﻴ‬inkar ederse
hesabı‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺤﺴ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬çabuk görendir!‫ﻊ‬ ‫ﺴﺭِﻴ‬
 Allah
19) Doğrusu Allah katında din İslam'dır. Kitap verilenler
ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki haset
sebebiyle ihtilafa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar
ederse, şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.
Ebu Süleyman ed-Dimaşki der ki: Yahudiler yahudilikten daha üstün bir
din olmadığını, Hristiyanlar da hristiyanlıktan daha üstün bir din
olmadığını iddia edince bu âyet-i kerime nazil oldu.238

Ben teslim ‫ﺕ‬
‫ﻤ ﹸ‬ ‫ﺴﹶﻠ‬
 ‫ َﺃ‬de ki‫ل‬
ْ ‫ ﹶﻓ ﹸﻘ‬seninle tartışırlarsa‫ﻙ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺎﺠ‬‫ﻥ ﺤ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
bana uyanlar da‫ﻌﻨِﻲ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ ﺍ ﱠﺘ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ Allah’ın‫ ِﻟﱠﻠ ِﻪ‬rızasına‫ﺠﻬِﻲ‬
 ‫ﻭ‬ oldum
ve ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬‫ﻤﻴ‬ ‫ﺍ ﹾﻟُﺄ‬‫ ﻭ‬Kitap ‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬verilen‫ ﺃُﻭﺘﹸﻭﺍ‬kimselere‫ﻥ‬
 ‫ ِﻟﱠﻠﺫِﻴ‬de ki‫ل‬
ْ ‫ﻭ ﹸﻗ‬
teslim ‫ﻭﺍ‬‫ﺴﹶﻠﻤ‬
 ‫ َﺃ‬Şayet‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Teslim oldunuz mu‫ﻡ‬ ‫ﻤ ﹸﺘ‬ ‫ﺴﹶﻠ‬
 ‫ َﺃَﺃ‬ümmilere
‫ﻥ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ hidayete ermiş olurlar‫ﻭﺍ‬‫ﻫ ﹶﺘﺩ‬ ‫ ﺍ‬muhakkak‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻓ ﹶﻘ‬olurlarsa
‫ﻍ‬
‫ﺒﻠﹶﺎ ﹸ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬sana düşen‫ﻴﻙ‬ ‫ﹶﻠ‬‫ ﻋ‬artık‫ﺎ‬‫ ﹶﻓﺈِ ﱠﻨﻤ‬yüz çevirirlerse‫ﺍ‬‫ﻭﱠﻟﻭ‬ ‫ ﹶﺘ‬Eğer
hakkıyla ‫ﺭ‬ ‫ﺒﺼِﻴ‬ Şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬yalnızca tebliğdir
kullarını‫ﺎ ِﺩ‬‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ ِﻌﺒ‬görendir
20) Artık seninle tartışırlarsa de ki: "Ben Allah’ın rızasına
teslim oldum; bana uyanlar da…” Kitap verilen kimselere
ve ümmilere de ki: "Teslim oldunuz mu?" Şayet teslim
olurlarsa muhakkak hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz
çevirirlerse artık sana düşen yalnızca tebliğdir. Şüphesiz
Allah kullarını hakkıyla görendir.

Sayfa 51

‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺏ ﺍﻟﻨ‬
 ‫ﻋﺬﹶﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭ ِﻗﻨ‬ ‫ﺎ‬‫ﺑﻨ‬‫ﻮ‬‫ﺎ ﹸﺫﻧ‬‫ﺮ ﹶﻟﻨ‬ ‫ﺎ ﻓﹶﺎ ﹾﻏ ِﻔ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫ﻧﻨ‬‫ﺂ ِﺍ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬ ‫ﻳﻘﹸﻮﻟﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﹶﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
‫ﻦ‬ ‫ﻐ ِﻔﺮِﻳ‬ ‫ﺘ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﲔ ﻭ‬
 ‫ﻨ ِﻔ ِﻘ‬ ‫ﺍﹾﻟﻤ‬‫ﲔ ﻭ‬
 ‫ﺍﹾﻟﻘﹶﺎِﻧِﺘ‬‫ﲔ ﻭ‬
 ‫ﺎ ِﺩ ِﻗ‬‫ﺍﻟﺼ‬‫ﻦ ﻭ‬ ‫ﺎِﺑﺮِﻳ‬‫( ﺍﹶﻟﺼ‬16)

‫ﻭﺍﹸﻭﻟﹸﻮﺍ‬ ‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜﺔﹸ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﻮ ﻭ‬ ‫ﻪ ِﺍ ﱠﻻ ﻫ‬ ‫ ﻵ ِﺍﹶﻟ‬‫ﻧﻪ‬‫ﷲ ﹶﺍ‬
ُ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﺷ ِﻬ‬ (17) ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺳﺤ‬ ‫ِﺑ ﹾﺎ ﹶﻻ‬

‫( ِﺍ ﱠﻥ‬18) ‫ﻢ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 ‫ﺰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻌ ِﺰﻳ‬ ‫ﻮ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻪ ِﺍ ﱠﻻ ﻫ‬ ‫ﻂ ﻵ ِﺍﹶﻟ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﺑِﺎﹾﻟ ِﻘ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻢ ﻗﹶﺂِﺋﻤ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺏ ِﺍ ﱠﻻ ِﻣ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻮﺍ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻦ ﺍﹸﻭﺗ‬ ‫ﻒ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫ﺘ ﹶﻠ‬‫ﺧ‬ ‫ﺎ ﺍ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻼﻡ‬
‫ﺳ ﹶ‬ ‫ﷲ ﹾﺍ ِﻻ‬
ِ ‫ﺪ ﺍ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻦ ِﻋ‬ ‫ﻳ‬‫ﺍﻟﺪ‬

‫ﷲ‬
َ ‫ﷲ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﺍ‬
ِ‫ﺕﺍ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺮ ِﺑﹶﺎﻳ‬ ‫ﻳ ﹾﻜ ﹸﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﻐﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﺍﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺂ َﺀ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬

‫ﻰ ِﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬ ‫ﺟ ِﻬ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺳ ﹶﻠ‬ ‫ﻙ ﹶﻓ ﹸﻘ ﹾﻞ ﹶﺍ‬ ‫ﻮ‬‫ﺂﺟ‬‫( ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ ﺣ‬19) ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺤﺴ‬
ِ ‫ﻊ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺳﺮِﻳ‬
‫ﻢ ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ‬ ‫ﺘ‬‫ﻤ‬ ‫ﺳ ﹶﻠ‬ ‫ﲔ َﺀﹶﺍ‬
 ‫ﻴ‬‫ﻣ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹸﻻ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻮﺍ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻦ ﺍﹸﻭﺗ‬ ‫ﻭ ﹸﻗ ﹾﻞ ِﻟ ﱠﻠﺬِﻳ‬ ‫ﻌ ِﻦ‬ ‫ﺒ‬‫ﺗ‬‫ﻣ ِﻦ ﺍ‬ ‫ﻭ‬

‫ﺼﲑ‬
ِ ‫ﺑ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻼﻍﹸ ﻭ‬
‫ﺒ ﹶ‬‫ﻚ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻤ‬‫ﺍ ﹶﻓِﺎ‬‫ﻮﱠﻟﻮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭِﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺍ‬‫ﺪﻭ‬ ‫ﺘ‬‫ﻫ‬ ‫ﻮﺍ ﹶﻓ ﹶﻘ ِﺪ ﺍ‬‫ﺳ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﹶﺍ‬

‫ﻴ ِﺮ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﲔ ِﺑ‬
 ‫ﻴ‬‫ﻨِﺒ‬‫ﺘﻠﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﻟ‬‫ﻳ ﹾﻘ‬‫ﻭ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﺕﺍ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻭ ﹶﻥ ِﺑﹶﺎﻳ‬‫ﻳ ﹾﻜ ﹸﻔﺮ‬ ‫ﻦ‬ ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬20) ‫ﺎ ِﺩ‬‫ﺑِﺎﹾﻟ ِﻌﺒ‬

‫ﺏ‬
ٍ ‫ﻌﺬﹶﺍ‬ ‫ﻢ ِﺑ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺱ ﹶﻓ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﻨ‬ ‫ﻂ ِﻣ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ﻭ ﹶﻥ ﺑِﺎﹾﻟ ِﻘ‬‫ﻣﺮ‬ ‫ﻳ ﹾﺄ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺘﻠﹸﻮ ﹶﻥ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻳ ﹾﻘ‬‫ﻭ‬ ‫ﻖ‬ ‫ﺣ‬

‫ﺮ ِﺓ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﻢ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎﹸﻟ‬‫ﻋﻤ‬ ‫ﺖ ﹶﺍ‬
 ‫ﺣِﺒ ﹶﻄ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻚ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫( ﺍﹸﻭﹶﻟِﺌ‬21) ‫ﹶﺍﻟِﻴ ٍﻢ‬
(22) ‫ﻦ‬ ‫ﺻﺮِﻳ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﻧ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻣﹶﺎ ﹶﻟ‬‫ﻭ‬

Resulullah (a.s.) Medine'ye geldikten sonra durumu açığa çıkıp etrafa
yayılınca Şam (Suriye) halkı hahamlarından iki haham huzuruna geldiler.
Medine'yi gördüklerinde biri ötekine, "Bu şehir son zamanda çıkacak
peygamber şehrinin niteliklerine ne kadar da benziyor" dedi. Resulullah
(a.s.)'ın huzuruna girdiklerinde sıfat ve özellikleriyle onu tanıdılar. İkisi de
Hz. Peygambere, Sen Muhammed misin?" dediler. O, evet dedi. Sonra
"Sen Ahmed misin? dediler. O evet dedi. Bunun üzerine, "Biz sana bir
şahitliği soracağız. Eğer sen olduğu gibi onu haber verirsen sana iman
eder, seni tasdik ederiz" dediler. Resulullah (a.s.) onlara, "Sorunuz"
deyince şöyle dediler: "Allah'ın kitabındaki en büyük şahitliğin hangisi
olduğunu bize haber ver." Bunun üzerine Yüce Allah, "Allah kendisinden
başka hiçbir ilâh olmadığını adaleti ayakta tutarak açıkladı (şahitlik etti),
melekler de ilim sahipleri de." buyruğunu indirdi. Her ikisi de bunun
üzerine Müslüman oldular ve Resulullah (a.s.)'ı tasdik ettiler.63

‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ayetlerini‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ ﺒِﺂﻴ‬inkar edenler‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﻔﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬Doğrusu‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
haksız yere‫ﻕ‬
‫ﺤﱟ‬
 ِ‫ﻴﺭ‬ ‫ ﺒِ ﹶﻐ‬nebileri‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬‫ ﺍﻟﱠﻨ ِﺒﻴ‬öldürenler‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ﹾﻘ ﹸﺘﻠﹸﻭ‬ ‫ﻭ‬ Allah'ın
‫ﻁ‬
ِ‫ﺴ‬
 ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ ِﻘ‬emreden‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ﻴ ْﺄ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬öldürenler var ya‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ﹾﻘﹸﺘﻠﹸﻭ‬ ve‫ﻭ‬
‫ َﺃﻟِﻴ ٍﻡ‬bir azap ile‫ﺏ‬
ٍ ‫ﻌﺫﹶﺍ‬ ‫ ِﺒ‬onları‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ müjdele!‫ﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺒ ﱢ‬ ‫ﺱ ﹶﻓ‬
ِ ‫ﻥ ﺍﻟ ﱠﻨﺎ‬
 ‫ ِﻤ‬adaletle
çok acıklı
21) Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler, nebileri
haksız yere öldürenler ve adaletle emreden insanları
öldürenler var ya; onları çok acıklı bir azap ile müjdele.

amelleri‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎﹸﻟ‬‫ﻋﻤ‬
 ‫ َﺃ‬boşa gidenlerdir‫ﺕ‬
‫ﻁ ﹾ‬
‫ﺒِ ﹶ‬‫ ﺤ‬İşte onlar‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﻭﹶﻟﺌِﻙ‬ ‫ُﺃ‬
Onların ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﻭﻤ‬ ahirette de‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ﺍﻟﹾﺂ‬‫ ﻭ‬dünyada da‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ﻓِﻲ ﺍﻟ‬
yardımcıları‫ﺼﺭِﻴﻥ‬
ِ ‫ﻥ ﻨﹶﺎ‬
 ‫ ِﻤ‬yoktur!
22) İşte onlar dünyada da ahirette de amelleri boşa
gidenlerdir. Onların yardımcıları yoktur.
Ebu Ubeyde b. el-Cerrah'ın da rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) şöyle
buyurmuştur: "İsrailoğulları sabahın bir saatinde kırk üç peygamber
öldürdüler. İçlerinde abit olanlardan yüz on iki kişi kalkıp onlara marufu
emrettiler, münkerden alıkoymak istediler. Ancak hepsi de aynı günün
akşamı öldürüldüler." İşte bu ayet-i kerimede Yüce Allah'ın söz konusu
ettiği bunlardır. Bunu el-Medenî ve başkaları zikretmiştir. Bu ayet-i kerime
buna göre Peygamber (a.s.)'ın döneminde yaşayan Yahudilere bir tehdit
olmak üzere gelmiştir.64

Cüz 3 – Sure 3

Al-i İmran Suresi

‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻮ ﹶﻥ ِﺍﻟﹶﻰ ِﻛﺘ‬ ‫ﻋ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﺏ ﻳ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﻧﺼِﻴﺒ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻦ ﺍﹸﻭﺗ‬ ‫ﺮ ِﺍﻟﹶﻰ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﹶﺍﹶﻟ‬

(23) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻌ ِﺮﺿ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﻮﻟﱠﻰ ﹶﻓﺮِﻳﻖ‬ ‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﹸﺛ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺤﻜﹸ‬
 ‫ﻴ‬‫ﷲ ِﻟ‬
ِ‫ﺍ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫ‬ ‫ﻭ ﹶﻏ‬ ‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﻭﺩ‬‫ﻌﺪ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎﻣ‬‫ﺭ ِﺍ ﱠﻻ ﹶﺍﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺍﻟﻨ‬‫ﺴﻨ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻢ ﻗﹶﺎﻟﹸﻮﺍ ﹶﻟ‬ ‫ﻧﻬ‬‫ﻚ ِﺑﹶﺎ‬
 ‫ﹶﺫِﻟ‬

‫ﻮ ٍﻡ ﹶﻻ‬ ‫ﻴ‬‫ﻢ ِﻟ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺎ‬‫ﻌﻨ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻒ ِﺍﺫﹶﺍ‬
 ‫ﻴ‬ ‫( ﹶﻓ ﹶﻜ‬24) ‫ﻭ ﹶﻥ‬‫ﺘﺮ‬‫ﻳ ﹾﻔ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﺎ ﻛﹶﺎﻧ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﻓِﻰ ﺩِﻳِﻨ ِﻬ‬
(25) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﻳ ﹾﻈ ﹶﻠﻤ‬ ‫ﻢ ﹶﻻ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻴ‬‫ ﱢﻓ‬‫ﻭﻭ‬ ‫ﺐ ﻓِﻴ ِﻪ‬
 ‫ﻳ‬‫ﺭ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﹶﻛ‬‫ﺲ ﻣ‬
ٍ ‫ﻧ ﹾﻔ‬ ‫ﺖ ﹸﻛ ﱡﻞ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻨ ِﺰﻉ‬ ‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﺂ ُﺀ‬‫ﺗﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ﺆﺗِﻰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻚ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ﻚ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺎِﻟ‬‫ﻢ ﻣ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻗﹸ ِﻞ ﺍﻟ ﱠﻠ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ﺮ ِﺍ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
 ‫ﻙ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻴ ِﺪ‬‫ﺎ ُﺀ ِﺑ‬‫ﺗﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ ِﺬ ﱡﻝ‬‫ﻭﺗ‬ ‫ﺎ ُﺀ‬‫ﺗﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺰ‬ ‫ ِﻌ‬‫ﻭﺗ‬ ‫ﺂ ُﺀ‬‫ﺗﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫ِﻣ‬
‫ﻮِﻟﺞ‬‫ﻭﺗ‬ ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﻨﻬ‬‫ﻴ ﹶﻞ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬ ‫ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻮِﻟﺞ‬‫( ﺗ‬26) ‫ﻰ ٍﺀ ﹶﻗﺪِﻳﺮ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻛ ﱢﻞ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺖ ِﻣ‬
 ‫ﻴ‬‫ﻤ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﺨ ِﺮﺝ‬
 ‫ﻭﺗ‬ ‫ﺖ‬
ِ ‫ﻴ‬‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻰ ِﻣ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﺨ ِﺮﺝ‬
 ‫ﻭﺗ‬ ‫ﻴ ِﻞ‬ ‫ﺭ ﻓِﻰ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻬﹶﺎ‬‫ﺍﻟﻨ‬

‫ﺨ ِﺬ‬
ِ ‫ﺘ‬‫ﻳ‬ ‫( ﹶﻻ‬27) ‫ﺏ‬
 ‫ﺍﹾﻟ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﻴ ِﺮ ِﺣﺴ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺂ ُﺀ ِﺑ‬‫ﺗﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻕ‬‫ﺮﺯ‬ ‫ﺗ‬‫ﻭ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﺤ‬

‫ﻚ‬
 ‫ﻌ ﹾﻞ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﻳ ﹾﻔ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﲔ‬
 ‫ﺆ ِﻣِﻨ‬ ‫ﻭ ِﻥ ﺍﹾﻟﻤ‬‫ﻦ ﺩ‬ ‫ﺂ َﺀ ِﻣ‬‫ﻭِﻟﻴ‬ ‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬‫ﺆ ِﻣﻨ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﷲ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻛﹸﻢ‬‫ﺤ ﱢﺬﺭ‬
 ‫ﻭﻳ‬ ‫ﺗﻘﹶﻴ ﹰﺔ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﺘﻘﹸﻮﺍ ِﻣ‬‫ﺗ‬ ‫ﻰ ٍﺀ ِﺍ ﱠﻻ ﹶﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﷲ ﻓِﻰ‬
ِ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﺲ ِﻣ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﹶﻓ ﹶﻠ‬

‫ﻣﺎ ﻓِﻰ‬ ‫ﺨﻔﹸﻮﺍ‬
 ‫ﺗ‬ ‫( ﹸﻗ ﹾﻞ ِﺍ ﹾﻥ‬28) ‫ﺼﲑ‬
ِ ‫ﻤ‬ ‫ﷲ ﺍﹾﻟ‬
ِ ‫ﻭِﺍﻟﹶﻰ ﺍ‬ ‫ﺴﻪ‬
 ‫ﻧ ﹾﻔ‬

‫ﺎ ﻓِﻰ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﻤﻮ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬‫ ﻣ‬‫ﻌ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﻪ ﺍ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌ ﹶﻠ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺒﺪ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﻭ ِﺭ ﹸﻛ‬‫ﺻﺪ‬

(29) ‫ﻰ ٍﺀ ﹶﻗﺪِﻳﺮ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻛ ﱢﻞ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺽ ﻭ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﹾﺍ ﹶﻻ‬

‫ﺎ‬‫ ﹶﻨﺼِﻴﺒ‬verilen‫ ﺃُﻭﺘﹸﻭﺍ‬kimseleri‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬görmedin mi?‫ﻯ‬‫ﻡ ﹶﺘﺭ‬ ‫َﺃﹶﻟ‬
‫ﺏ‬
ِ ‫ ِﺇﻟﹶﻰ ِﻜﺘﹶﺎ‬çağırılıyorlar da‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﻋ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ﻴ‬ Kitaptan‫ﺏ‬
ِ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬
 ‫ ِﻤ‬bir nasip
Aralarında‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ‬ ‫ﺒ‬ hükmetmesi için‫ﻡ‬ ‫ﺤ ﹸﻜ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ِﻟ‬Allah’ın‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬kitabına
‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ onlardan‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬bir grup‫ﻕ‬
‫ ﹶﻓﺭِﻴ ﹲ‬dönüyor‫ﻭﻟﱠﻰ‬ ‫ﻴ ﹶﺘ‬ sonra‫ﹸﺜﻡ‬
yüz çeviricidirler‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌ ِﺭﻀ‬ ‫ﻤ‬ onlar
23) Kitaptan bir nasip verilen kimseleri görmedin mi?
Aralarında hükmetmesi için Allah’ın kitabına çağırılıyorlar
da, sonra onlardan bir grup dönüyor; onlar yüz
çeviricidirler.
Hz. Peygamber (a.s) Yahudileri İslâm'a çağırmıştı. Nu'mân ibn Evfâ:
"Gel, papazlara gidelim hakkımızda onlar hüküm versin." dedi.
Efendimiz (a.s): "Hayır, aksine gel Allah'ın kitabının hükmüne gidelim"
buyurdu. O fikrinde ısrar ederek: "Hayır, illâ papazların hükmüne
müracaat edelim." dedi de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.239

Bize ‫ﺴﻨﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻥ ﹶﺘ‬
 ‫ ﹶﻟ‬demeleri sebebiyledir‫ ﻗﹶﺎﻟﹸﻭﺍ‬onların‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﺒَﺄ ﱠﻨ‬Bu‫ﹶﺫﻟِﻙ‬
günlerden‫ﺎ‬‫ﺎﻤ‬‫ َﺃﻴ‬başka‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬asla ateş‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬dokunmayacaktır
‫ﻡ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺩِﻴ ِﻨ ِﻬ‬Doğrusu onları aldatmıştır‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻏ‬
‫ﻭ ﹶ‬ sayılı‫ﺕ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﻭﺩ‬‫ﻌﺩ‬ ‫ﻤ‬
uydurdukları şeyler‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻴ ﹾﻔ ﹶﺘﺭ‬ ‫ﺎ ﻜﹶﺎﻨﹸﻭﺍ‬‫ ﻤ‬onları dinleri hakkında
24) Bu onların: “Bize sayılı günlerden başka asla ateş
dokunmayacaktır,” demeleri sebebiyledir. Doğrusu
uydurdukları şeyler onları dinleri hakkında aldatmıştır.
Ayetlerin nüzul sebebiyle ilgili olarak İbni Ebi Hatim, İbnül-Münzir, İbni
İshak, İbni Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedirler: Resulullah
(a.s..) Yahudilerin Tevrat'ı okuyup öğrettikleri yer olan Beytülmidras'ında
bir grup Yahudi'nin yanına girdi. .Onları Allah'a yoluna davet etti. Nuaym
b. Amr ile el-Haris b. Zeyd ona, "Ya Muhammed, sen hangi din
üzeresin?" diye sordu. O da onlara, "İbrahim'in milleti (şeriatı) ve dini
üzereyim" diye cevap verdi. Onlar, "İbrahim Yahudi idi" dediler. Şöyle
cevap verdi: "O halde haydi Tevrat'ı getirin. O bizimle sizin aranızda
hüküm versin." Ancak Resulullah (a.s.)'ın bu isteğini kabul etmediler.
Bunun üzerine Yüce Allah, "Kitaptan kendilerine bir pay verileni görmez
misin... Onların yaptıkları iftiraları da dinleri hususunda kendilerini
aldatmıştır" buyruklarını indirdi.240

Sayfa 52

Onları‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ topladığımız ‫ﻌﻨﹶﺎ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺠ‬
 zaman‫ ِﺇﺫﹶﺍ‬nasıl olacak?‫ﻑ‬
‫ﻴ ﹶ‬ ‫ﹶﻓ ﹶﻜ‬
kendisinde‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬hiçbir şüphe olmayan‫ﺏ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬bir gün için‫ﻭ ٍﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ِﻟ‬
ve ‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ kazandığı‫ﺕ‬
‫ ﹾ‬‫ﺒ‬‫ﺎ ﹶﻜﺴ‬‫ ﻤ‬Herkeseٍ‫ ﹸﻜلﱡ ﹶﻨ ﹾﻔﺱ‬verilecek‫ﺕ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ﻭ ﱢﻓ‬ ‫ﻭ‬
zulme uğratılmayacaklar‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻅﹶﻠﻤ‬
‫ﻴ ﹾ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬onlar
25) Onları kendisinde hiçbir şüphe olmayan bir gün için
topladığımız zaman nasıl olacak? Herkese kazandığı
tastamam verilecek ve onlar zulme uğratılmayacaklar.

‫ ﹸﺘ ْﺅﺘِﻲ‬mülkün‫ﻙ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬sahibi olan‫ﻙ‬
 ‫ﺎِﻟ‬‫ ﻤ‬Allah'ım‫ﻬﻡ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬De ki‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
‫ﻙ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬alırsın‫ﻉ‬
 ِ‫ ﹶﺘ ﹾﻨﺯ‬‫ ﻭ‬dilediğine‫ﺀ‬ ‫ﻥ ﹶﺘﺸﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬ Mülkü‫ﻙ‬
 ‫ﻤ ﹾﻠ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬verirsin
‫ﺀ‬ ‫ﻥ ﹶﺘﺸﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬ aziz edersin‫ﺯ‬ ‫ﻭ ﹸﺘ ِﻌ‬ dilediğinden de‫ﺀ‬ ‫ﻥ ﹶﺘﺸﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ ِﻤ‬mülkü
senin ‫ﻙ‬
 ‫ﻴ ِﺩ‬ ‫ ِﺒ‬dilediğini de‫ﺀ‬ ‫ﻥ ﹶﺘﺸﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬ zelil kılarsın‫ل‬
‫ﻭ ﹸﺘ ِﺫ ﱡ‬ Dilediğini
ٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻜلﱢ ﹶ‬
 Şüphesiz sen‫ﻙ‬
 ‫ ِﺇ ﱠﻨ‬Hayır ancak‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶ‬elindedir
kadirsin‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻗﺩِﻴ‬her şeye
26) De ki: "Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine
verirsin; dilediğinden de mülkü alırsın. Dilediğini aziz
edersin; dilediğini de zelil kılarsın. Hayır ancak senin
elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin.
İbn Abbâs ve Enes ibn Mâlik derler ki: Allah Tealâ Resûlü (a.s)'ne
Mekke'nin fethini nasib edip de Hz. Peygamber (a.s) ümmetine Rum ve
Fürs hükümranlıklarını vaadedince münafıklar ve Yahudiler: "Heyhat,
heyhat! İran ve Rum'ların hükümranlığı nerede Muhammed nerede! Onlar
Muhammed'in hükümranlığı altına girmeyecek kadar güçlü ve sağlam.
Mekke ve Medine Muhammed'e yetmemiş mi ki Rum ve İran mülküne
tamah ediyor?" dediler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirdi.65

eklersin‫ﺞ‬
 ‫ﻭﺘﹸﻭِﻟ‬ gündüze‫ﺎ ِﺭ‬‫ ﻓِﻲ ﺍﻟ ﱠﻨﻬ‬Geceyi‫ل‬
َ ‫ﻴ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬eklersin‫ﺞ‬
 ‫ﺘﹸﻭِﻟ‬
diriyi‫ﻲ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬çıkarırsın‫ﺝ‬
 ‫ﺨ ِﺭ‬
‫ﻭ ﹸﺘ ﹾ‬ geceye‫ل‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟﱠﻠ‬gündüzü de‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍﻟﱠﻨﻬ‬
‫ﻲ‬
‫ﺤ‬
 ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬ölüyü‫ﺕ‬
‫ﻴ ﹶ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟﻤ‬çıkarırsın‫ﺝ‬
 ‫ﺨ ِﺭ‬
‫ﻭ ﹸﺘ ﹾ‬ Ölüden‫ﺕ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ِﻤ‬
ِ‫ﻴﺭ‬ ‫ ﺒِ ﹶﻐ‬dilediğini de‫ﺀ‬ ‫ﻥ ﹶﺘﺸﹶﺎ‬
 ‫ﻤ‬ rızıklandırırsın‫ﺯﻕﹸ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻭ ﹶﺘ‬ diriden de
hesapsız ‫ﺏ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺤﺴ‬
ِ
27) Geceyi gündüze eklersin, gündüzü de geceye eklersin.
Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden de ölüyü çıkarırsın,
dilediğini de hesapsız rızıklandırırsın.
İbni Abbas ve Enes b. Malik de der ki: Resulullah (a.s) Mekke'yi fethedip
ümmetine İran ve Bizans mülkünü vaad edince münafıklarla Yahudiler
şöyle dediler: "Heyhat! Heyhat! Muhammed, İran ve Bizans mülkünü
nasıl eline geçirebilecektir. Onlar çok güçlüdürler ve kendilerini buna karşı
koruyabilirler. Muhammed'e Mekke ve Medine yetmiyor mu ki İran ve
Bizans mülküne göz dikiyor." Bunun üzerine Yüce Allah bu ayet-i
kerimeyi indirdi. 66

kafirleri‫ ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬Mü’minler‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨﹸﻭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬edinmesinler!‫ﺨ ﹾﺫ‬
ِ ‫ﻴ ﱠﺘ‬ ‫ﻟﹶﺎ‬
Her ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬ mü’minleri‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅ ِﻤﻨِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬bırakıp da‫ﻥ‬
ِ ‫ﻭ‬‫ﻥ ﺩ‬
 ‫ ِﻤ‬veliler‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭِﻟﻴ‬ ‫َﺃ‬
‫ ﻓِﻲ‬Allah'tan‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 ‫ ِﻤ‬değildir‫ﻴﺱ‬ ‫ ﹶﻓﹶﻠ‬bunu‫ ﹶﺫﻟِﻙ‬yaparsa‫ل‬
ْ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ ﹾﻔ‬ kim
‫ﻥ ﹶﺘ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬
 ‫ َﺃ‬Ancak müstesna‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬hiçbir şey üzerindeٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﹶ‬
bir şeyden sakınmanız‫ ﹸﺘﻘﹶﺎ ﹰﺓ‬onlardan‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬sakınılabilecek
‫ﻭِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬ kendisinden‫ﻪ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ﹶﻨ ﹾﻔ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬sizi sakındırıyor‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹸﻜ‬ ‫ﺤﺫﱢ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬
dönüş ‫ﺭ‬ ‫ﻤﺼِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Muhakkak ki Allah'adır
28) Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri veliler
edinmesinler! Her kim bunu yaparsa Allah'tan hiçbir şey
üzerinde değildir. Ancak onlardan sakınılabilecek bir
şeyden sakınmanız müstesna. Allah sizi kendisinden
sakındırıyor. Muhakkak ki dönüş Allah'adır.
Mukâtil ibn Süleyman ve Mukâtil ibn Hayyân'a göre ise bu âyet Mekke
kâfirlerine dostluk ve sevgi gösteren Hâtıb ibn Beltea ve başkaları
hakkında nazil olmuştur.67

Sinelerinizde ‫ﻡ‬ ‫ﻭ ِﺭ ﹸﻜ‬‫ﺼﺩ‬
 ‫ﺎ ﻓِﻲ‬‫ ﻤ‬gizleseniz de‫ﺨﻔﹸﻭﺍ‬
‫ﻥ ﹸﺘ ﹾ‬
 ‫ ِﺇ‬De ki‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬‫ ﻭ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬onu bilir‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬ açıklasanız da‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺒﺩ‬ ‫ﻭ ﹸﺘ‬ ‫ َﺃ‬olanı
‫ﺽ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ‬her ne varsa‫ﺎ ﻓِﻲ‬‫ ﻤ‬ve ‫ﻭ‬ Göklerde‫ﺕ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺎﻭ‬‫ﺴﻤ‬
 ‫ﺎ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬‫ ﻤ‬bilir
kadirdir‫ﺭ‬ ‫ ﹶﻗﺩِﻴ‬her şeyeٍ‫ﻲﺀ‬
 ‫ﺸ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ ﹸﻜلﱢ ﹶ‬
 Şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬yerde
29) De ki: "Sinelerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da
Allah onu bilir. Göklerde ve yerde her ne varsa bilir.
Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”

Cüz 3 – Sure 3

Al-i İmran Suresi

‫ﺕ‬
‫ﻤِﹶﻠ ﹾ‬‫ﺎ ﻋ‬‫ ﻤ‬Her bir nefisٍ‫ ﹸﻜلﱡ ﹶﻨ ﹾﻔﺱ‬bulacağı‫ﺩ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ ﹶﺘ‬gün‫ﻡ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻴ‬
her ‫ﺕ‬
‫ﻤِﹶﻠ ﹾ‬‫ﺎ ﻋ‬‫ﻭﻤ‬ hazır‫ﺍ‬‫ﻀﺭ‬
 ‫ﺤ‬
 ‫ﻤ‬ hayır olarakٍ‫ﻴﺭ‬ ‫ﺨ‬
‫ﻥ ﹶ‬
 ‫ ِﻤ‬yaptıklarını
onunla ‫ﺎ‬‫ﻴ ﹶﻨﻬ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻭ َﺃ‬ ‫ ﹶﻟ‬isteyecek‫ﺩ‬ ‫ﻭ‬ ‫ ﹶﺘ‬kötülük‫ﻭ ٍﺀ‬‫ﻥ ﺴ‬
 ‫ ِﻤ‬ne işlediyse
sizi ‫ﻡ‬ ‫ﺭ ﹸﻜ‬ ‫ﺤ ﱢﺫ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬ uzak‫ﺍ‬‫ﺒﻌِﻴﺩ‬ ebedi‫ﺍ‬‫ﻤﺩ‬ ‫ َﺃ‬arasında‫ﻪ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ‬ ‫ﺒ‬‫ ﻭ‬kendisi
Böylece Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬kendisinden‫ﻪ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ﹶﻨ ﹾﻔ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬sakındırıyor
kullarına karşı‫ﺎ ِﺩ‬‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ ِﻌﺒ‬Rauf’tur‫ﻑ‬
‫ﻭ ﹲ‬‫ﺭﺀ‬
30) Her bir nefis hayır olarak yaptıklarını hazır bulacağı
gün her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında ebedi
uzak bir mesafe olmasını isteyecek. Allah sizi kendisinden
sakındırıyor. Böylece Allah kullarına karşı Rauf
(şefkatli)’tur.”

Allah’ı‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬seviyorsanız‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺤﺒ‬
ِ ‫ ﹸﺘ‬siz‫ﻡ‬ ‫ ﹸﻜ ﹾﻨ ﹸﺘ‬Eğer‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬De ki‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
‫ﺭ‬ ‫ﻴ ﹾﻐ ِﻔ‬ ve‫ﻭ‬ Allah da‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬sizi sevsin‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺤ ِﺒ‬
 ‫ﻴ‬ bana uyun ki‫ﻭﻨِﻲ‬‫ﻓﹶﺎ ﱠﺘ ِﺒﻌ‬
Muhakkak ki Allah ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬günahlarınızı‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ ﹸﺫﻨﹸﻭ‬bağışlasın‫ﻡ‬ ‫ﹶﻟ ﹸﻜ‬
Rahim’dir‫ﻡ‬ ‫ﺭﺤِﻴ‬ Ğafur’dur‫ﺭ‬ ‫ﻏﻔﹸﻭ‬
‫ﹶ‬
31) De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah
da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Muhakkak ki
Allah
Ğafur
(ayıpları
gizleyen)’dur,
Rahim
(bağışlayan)’dir.”
Hz. Peygamber (a.s) zamanında bir kavim: "Biz Allah'ı çok seviyoruz."
demişler de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi indirmiş. Taberî, Hasen
rivayetinde adı geçen kavim'in Necran hey'eti olduğunu söyler.241

Resul’e de‫ل‬
َ ‫ﻭ‬‫ﺭﺴ‬ ‫ﺍﻟ‬‫ ﻭ‬Allah’a da‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬itaat edin!‫ﻭﺍ‬‫ َﺃﻁِﻴﻌ‬De ki‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
‫ﺤﺏ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬elbette ki Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬yüz çevirirlerse‫ﺍ‬‫ﻭﱠﻟﻭ‬ ‫ ﹶﺘ‬Eğer‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
kafirleri‫ ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺭِﻴﻥ‬sevmez
32) De ki: “Allah’a da Resul’e de itaat edin. Eğer yüz
çevirirlerse elbette ki Allah, kafirleri sevmez.”
İbn Abbâs'tan rivayet ediliyor: "De ki; eğer Allah'ı seviyor idiyseniz..."
âyet-î kerimesi nazil olunca Abdullah ibn Ubeyy: "Muhammed kendine
itaati Allah'a itaat gibi kıldı. Bize, Hristiyanların İsa'yı sevdiği gibi
kendisini sevmemizi emrediyor." dedi de bu âyet-i kerime nazil oldu.242

Nuh’u‫ﺎ‬‫ﻭﻨﹸﻭﺤ‬ Adem’i‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﺁ‬seçti‫ﻁﻔﹶﻰ‬
‫ﺼﹶ‬
 ‫ ﺍ‬Doğrusu Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ِﺇ‬
‫ﻋﻠﹶﻰ‬
 İmran ailesini‫ﻥ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ﻋ‬
ِ ‫ل‬
َ ‫ ﺁ‬ve‫ﻭ‬ İbrahim‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬ailesini‫ل‬
َ ‫ﺁ‬‫ﻭ‬
alemler üzerine‫ﻥ‬
 ‫ﺎﹶﻟﻤِﻴ‬‫ﺍ ﹾﻟﻌ‬
33) Doğrusu Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve
İmran ailesini alemler üzerine seçti.
İbn Abbâs'tan rivayete göre Yahudiler: "Biz, İbrahim'in, İshak'ın,
Yakub'un çocuklarıyız ve onların dini üzereyiz." demişlerdi de bu âyet-i
kerime nazil oldu.243

bazısından‫ﺽ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Bazısı‫ﺎ‬‫ﻀﻬ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ olan bir zürriyettir‫ﻴ ﹰﺔ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﹸﺫ‬
Alîm’dir‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Semi’dir‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 Şüphesiz ki Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ﻭ‬
34) Bazısı bazısından olan bir zürriyettir. Şüphesiz ki Allah
Semi (işiten)’dir, Alîm (bilen)’dir.

‫ ِﺇﻨﱢﻲ‬Rabbim‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ İmran’ın‫ﻥ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ﻋ‬
ِ karısı‫ﺭَﺃ ﹸﺓ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ‬demişti ki‫ﺕ‬
‫ِﺇ ﹾﺫ ﻗﹶﺎﹶﻟ ﹾ‬
karnımdakini‫ﻁﻨِﻲ‬
‫ﺒ ﹾ‬ ‫ﺎ ﻓِﻲ‬‫ ﻤ‬sana adadım‫ﺕ ﹶﻟﻙ‬
‫ﺭ ﹸ‬ ‫ ﹶﻨ ﹶﺫ‬doğrusu ben
‫ﻙ‬
 ‫ ِﺇ ﱠﻨ‬benden‫ ِﻤﻨﱢﻲ‬kabul et!‫ل‬
ْ ‫ﺒ‬‫ ﹶﻓ ﹶﺘ ﹶﻘ‬azad edilmiş olarak‫ﺍ‬‫ﺭﺭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻤ‬
Alîm‫ﻡ‬ ‫ﻌﻠِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Semi’‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 ‫ ﺍﻟ‬yalnız sen!‫ﺕ‬
‫ َﺃ ﹾﻨ ﹶ‬Şüphesiz sensin
35) İmran’ın karısı demişti ki: “Rabbim, doğrusu ben
karnımdakini azad edilmiş olarak sana adadım; benden
kabul et. Şüphesiz Semi’ (işitici), Alîm olan sensin, yalnız
sen.”

‫ ِﺇﻨﱢﻲ‬Rabbim‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ dedi ki‫ﺕ‬
‫ ﻗﹶﺎﹶﻟ ﹾ‬Onu doğurduğunda‫ﺎ‬‫ﻌ ﹾﺘﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﹶﻓﹶﻠﻤ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 ‫ َﺃ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﻠﱠ‬‫ ﻭ‬kız‫ ُﺃ ﹾﻨﺜﹶﻰ‬onu doğurdum‫ﺎ‬‫ﻌ ﹸﺘﻬ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻭ‬ elbette ben
‫ﻴﺱ‬ ‫ﹶﻟ‬‫ ﻭ‬doğurduğunu‫ﺕ‬
‫ﻌ ﹾ‬ ‫ﻀ‬
 ‫ﻭ‬ onun ne‫ﺎ‬‫ ِﺒﻤ‬en iyi bilendir
ona adını ‫ﺎ‬‫ﻴﹸﺘﻬ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺴ‬
 Ben‫ﻭِﺇﻨﱢﻲ‬ kız gibi‫ ﻜﹶﺎ ﹾﻟُﺄ ﹾﻨﺜﹶﻰ‬Erkek‫ﺭ‬ ‫ ﺍﻟﺫﱠ ﹶﻜ‬değildir
sığındırırım!‫ﺎ‬‫ ُﺃﻋِﻴ ﹸﺫﻫ‬Doğrusu ben‫ﻭِﺇﻨﱢﻲ‬ Meryem‫ﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ verdim
ِ ‫ﻴﻁﹶﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ﻥ ﺍﻟ ﱠ‬
 ‫ ِﻤ‬onu da soyunu da‫ﺎ‬‫ﻴ ﹶﺘﻬ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻭ ﹸﺫ‬ sana‫ﻙ‬
 ‫ِﺒ‬
şeytandan‫ﻥ‬
kovulmuş‫ﺭﺠِﻴ ِﻡ‬ ‫ﺍﻟ‬

Sayfa 53

‫ﻦ‬ ‫ﺖ ِﻣ‬
 ‫ﻋ ِﻤ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺍ‬‫ﻀﺮ‬
 ‫ﺤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻴ ٍﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺖ ِﻣ‬
 ‫ﻋ ِﻤ ﹶﻠ‬ ‫ﺎ‬‫ﺲ ﻣ‬
ٍ ‫ﻧ ﹾﻔ‬ ‫ ﹸﻛ ﱡﻞ‬‫ﺠﺪ‬
ِ ‫ﺗ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﻳ‬
‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬‫ﺴﻪ‬
 ‫ﻧ ﹾﻔ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ ﺍ‬‫ﻛﹸﻢ‬‫ﺤ ﱢﺬﺭ‬
 ‫ﻭﻳ‬ ‫ﺍ‬‫ﺑﻌِﻴﺪ‬ ‫ﺍ‬‫ﻣﺪ‬ ‫ ﹶﺍ‬‫ﻨﻪ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﻬ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻮ ﹶﺍ ﱠﻥ‬ ‫ﺩ ﹶﻟ‬ ‫ﻮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻮ ٍﺀ‬‫ﺳ‬

‫ﺒﻜﹸﻢ‬ ‫ﺤِﺒ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻮﻧِﻰ‬‫ﺗِﺒﻌ‬‫ﷲ ﻓﹶﺎ‬
َ ‫ﻮ ﹶﻥ ﺍ‬‫ﺤﺒ‬
ِ ‫ﺗ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫( ﹸﻗ ﹾﻞ ِﺍ ﹾﻥ ﹸﻛ‬30) ‫ﺎ ِﺩ‬‫ ﺑِﺎﹾﻟ ِﻌﺒ‬‫ﺅﻑ‬ ‫ﺭ‬

‫ﷲ‬
َ ‫ﻮﺍ ﺍ‬‫( ﹸﻗ ﹾﻞ ﹶﺍﻃِﻴﻌ‬31) ‫ﺭﺣِﻴﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﻏﻔﹸﻮﺭ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﻮ‬‫ﻢ ﹸﺫﻧ‬ ‫ﺮ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﻐ ِﻔ‬ ‫ﻳ‬‫ﻭ‬ ‫ﷲ‬
ُ‫ﺍ‬
‫ﷲ‬
َ ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬32) ‫ﻦ‬ ‫ﺐ ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﻓﺮِﻳ‬
 ‫ﺤ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ ﹶﻻ‬
َ ‫ﺍ ﹶﻓِﺎ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻮﱠﻟﻮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﻮ ﹶﻝ ﹶﻓِﺎ ﹾﻥ‬‫ﺮﺳ‬ ‫ﺍﻟ‬‫ﻭ‬

‫ﲔ‬
 ‫ﺎﹶﻟ ِﻤ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻌ‬ ‫ﺍ ﹶﻥ‬‫ﻤﺮ‬ ‫ﻭﹶﺍ ﹶﻝ ِﻋ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺮﻫِﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﻭﹶﺍ ﹶﻝ ِﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﻮﺣ‬‫ﻭﻧ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺻ ﹶﻄﻔﹶﻰ ﹶﺍ‬
 ‫ﺍ‬

‫( ِﺍ ﹾﺫ‬34) ‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﺳﻤِﻴﻊ‬ ‫ﷲ‬
ُ ‫ﺍ‬‫ﺾ ﻭ‬
ٍ ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﻀﻬ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻳ ﹰﺔ‬‫ﺭ‬ ‫( ﹸﺫ‬33)
‫ﺍ‬‫ﺮﺭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﺑ ﹾﻄﻨِﻰ‬ ‫ﺎ ﻓِﻰ‬‫ﻚ ﻣ‬
 ‫ ﹶﻟ‬‫ﺭﺕ‬ ‫ﻧ ﹶﺬ‬ ‫ﻰ‬‫ﺏ ِﺍﻧ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹶﻥ‬‫ﻤﺮ‬ ‫ﺮﹶﺍﺓﹸ ِﻋ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺖ ﺍ‬
ِ ‫ﻗﹶﺎﹶﻟ‬

‫ﺖ‬
 ‫ﺎ ﻗﹶﺎﹶﻟ‬‫ﺘﻬ‬ ‫ﻌ‬ ‫ﺿ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫( ﹶﻓ ﹶﻠﻤ‬35) ‫ﻢ‬ ‫ﻌﻠِﻴ‬ ‫ﻊ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 ‫ﺖ ﺍﻟ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻚ ﹶﺍ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻰ ِﺍ‬‫ﺒ ﹾﻞ ِﻣﻨ‬‫ﺘ ﹶﻘ‬‫ﹶﻓ‬

ُ ‫ﺍ‬‫ﻧﺜﹶﻰ ﻭ‬‫ﺂ ﹸﺍ‬‫ﺘﻬ‬‫ﻌ‬ ‫ﺿ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﻰ‬‫ﺏ ِﺍﻧ‬
 ‫ﺭ‬
‫ﺲ ﺍﻟ ﱠﺬ ﹶﻛﺮ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﺖ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺿ‬
 ‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ ِﺑﻤ‬‫ﻋ ﹶﻠﻢ‬ ‫ﷲ ﹶﺍ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﺘﻬ‬‫ﻳ‬‫ﺭ‬ ‫ﻭ ﹸﺫ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺎ ِﺑ‬‫ﻰ ﹸﺍﻋِﻴ ﹸﺬﻫ‬‫ﻭِﺍﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻳ‬‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺘﻬ‬‫ﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺳ‬ ‫ﻰ‬‫ﻭِﺍﻧ‬ ‫ﻧﺜﹶﻰ‬‫ﹶﻛ ﹾﺎ ﹸﻻ‬
‫ﺎﺗﹰﺎ‬‫ﻧﺒ‬ ‫ﻬﺎ‬ ‫ﺘ‬‫ﺒ‬‫ﻧ‬‫ﻭﹶﺍ‬ ‫ﺴ ٍﻦ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﻮ ٍﻝ‬‫ﺎ ِﺑ ﹶﻘﺒ‬‫ﺑﻬ‬‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺒ ﹶﻠﻬ‬‫ﺘ ﹶﻘ‬‫( ﹶﻓ‬36) ‫ﺮﺟِﻴ ِﻢ‬ ‫ﻴﻄﹶﺎ ِﻥ ﺍﻟ‬ ‫ﺸ‬
 ‫ﺍﻟ‬

‫ﺪ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﺎ ﺍﹾﻟ ِﻤ‬‫ﺯ ﹶﻛ ِﺮﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﺧ ﹶﻞ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﹸﻛ ﱠﻠﻤ‬‫ﺯ ﹶﻛ ِﺮﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭ ﹶﻛ ﱠﻔ ﹶﻠﻬ‬ ‫ﺎ‬‫ﺴﻨ‬
 ‫ﺣ‬

‫ﷲ ِﺍ ﱠﻥ‬
ِ ‫ﻨ ِﺪ ﺍ‬ ‫ﻦ ِﻋ‬ ‫ﻮ ِﻣ‬ ‫ﺖ ﻫ‬
 ‫ﻫﺬﹶﺍ ﻗﹶﺎﹶﻟ‬ ‫ﻚ‬
ِ ‫ﻰ ﹶﻟ‬ ‫ﻧ‬‫ ﹶﺍ‬‫ﻳﻢ‬‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺯﻗﹰﺎ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﻳ‬ ‫ﺎ ِﺭ‬‫ﺪﻫ‬ ‫ﻨ‬ ‫ِﻋ‬

(37) ‫ﺏ‬
َ‫ﺍ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﻴ ِﺮ ِﺣﺴ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺎ ُﺀ ِﺑ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻕ‬‫ﺮﺯ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﷲ‬

36) Onu doğurduğunda –Allah onun ne doğurduğunu en iyi
bilendir- dedi ki: “Rabbim, elbette ben onu kız doğurdum.”
Erkek kız gibi değildir. “Ben ona Meryem adını verdim.
Doğrusu ben onu da soyunu da kovulmuş şeytandan sana
sığındırırım.”

güzel bir‫ﻥ‬
ٍ‫ﺴ‬
‫ﺤ‬
 kabul ile‫ل‬
ٍ ‫ﻭ‬‫ ِﺒ ﹶﻘﺒ‬Rabbi‫ﺎ‬‫ﺒﻬ‬ ‫ﺭ‬ onu kabul etti‫ﺎ‬‫ﺒﹶﻠﻬ‬‫ﹶﻓ ﹶﺘ ﹶﻘ‬
‫ﺎ‬‫ﻭ ﹶﻜ ﱠﻔﹶﻠﻬ‬ güzel bir‫ﺴﻨﹰﺎ‬
‫ﺤ‬
 bitki gibi‫ﺎﺘﹰﺎ‬‫ ﹶﻨﺒ‬onu yetiştirdi‫ﺎ‬‫ﺒ ﹶﺘﻬ‬ ‫ َﺃ ﹾﻨ‬ve‫ﻭ‬
her girdiğinde‫ل‬
َ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬‫ﺎ ﺩ‬‫ ﹸﻜﱠﻠﻤ‬Zekeriyya’yı da‫ﺎ‬‫ﺯ ﹶﻜ ِﺭﻴ‬ ona kefil kıldı
‫ﺩ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻭ‬ mihraba‫ﺏ‬
 ‫ﺍ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻤ‬Zekeriyya‫ﺎ‬‫ﺯ ﹶﻜ ِﺭﻴ‬ onun yanına‫ﺎ‬‫ﻴﻬ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬

Dedi ki‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬bir rızık‫ﺯﻗﹰﺎ‬ ‫ ِﺭ‬onun yanında‫ﺎ‬‫ﺩﻫ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ buluyordu
Dedi ki‫ﺕ‬
‫ ﻗﹶﺎﹶﻟ ﹾ‬Bu‫ﻫﺫﹶﺍ‬ sanaِ‫ ﹶﻟﻙ‬nereden?‫ َﺃﻨﱠﻰ‬Ey Meryem!‫ﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴ‬
ِ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬O‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬
Şüphesiz ki Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ ِﺇ‬Allah‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬katındandır‫ﻋ ﹾﻨ ِﺩ‬
hesapsız‫ﺏ‬
ٍ ‫ﺎ‬‫ﺤﺴ‬
ِ ِ‫ﻴﺭ‬ ‫ ﺒِ ﹶﻐ‬dilediğini‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ rızıklandırır!‫ﺯﻕﹸ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬
37) Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti ve onu güzel bir
bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı da ona kefil kıldı.
Zekeriyya onun yanına, mihraba her girdiğinde onun
yanında bir rızık buluyordu. Dedi ki: “Ey Meryem! Bu sana
nereden?” Dedi ki: “O Allah katındandır. Şüphesiz ki Allah
dilediğini hesapsız rızıklandırır.”
(*)Kur'ân-ı Kerîm'in çeşitli sûrelerinde Hz. Meryem'e ve oğlu Hz. İsa'ya
yer verilirken bir sûrenin ismine de özel olarak Meryem Sûresi denilmiştir.
Yalnız Meryem ismi 36 yerde geçmektedir. Bu, önce peygamberlerin bağlı
bulunduğu İmrân ailesinin İlâhî sınırlar içinde nasıl bir feyiz, kaynağı
olduğuna dikkatleriçekmekte ve bu aileden doğan çocukların Allah'a
tertemiz birer kul olma potasında şekillendirildiklerini göstermektedir.
Devam edegelen bu eğitimin son halkalarını Meryem oğlu İsâ Peygamber;
Zekeriyya Peygamber ve onun oğlu Yahya Peygamber oluşturmakta,
böylece İmrân ailesinin insanlıktan yana büyük hizmetleri dile
getirilmektedir. Şüphesiz ki Hz. Meryem kadar anası da Allah'a bağlı
bulunuyordu.

Cüz 3 – Sure 3

Al-i İmran Suresi

‫ﺒ ﹰﺔ‬‫ﻴ‬‫ﻳ ﹰﺔ ﹶﻃ‬‫ﺭ‬ ‫ﻚ ﹸﺫ‬
 ‫ﻧ‬‫ﻦ ﹶﻟﺪ‬ ‫ﺐ ﻟِﻰ ِﻣ‬
 ‫ﻫ‬ ‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬‫ﺑﻪ‬‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ﺯ ﹶﻛ ِﺮﻳ‬ ‫ﺎ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﺎِﻟ‬‫ﻫﻨ‬

‫ﺼﻠﱢﻰ ﻓِﻰ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻮ ﻗﹶﺂِﺋﻢ‬ ‫ﻭﻫ‬ ‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜﺔﹸ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﺗﻪ‬‫ﺩ‬ ‫ﺎ‬‫( ﹶﻓﻨ‬38) ‫ﺂ ِﺀ‬‫ﺪﻋ‬ ‫ﻊ ﺍﻟ‬ ‫ﺳﻤِﻴ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻧ‬‫ِﺍ‬
‫ﺍ‬‫ﻴﺪ‬‫ﺳ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﻤ ٍﺔ ِﻣ‬ ‫ﺪﻗﹰﺎ ِﺑ ﹶﻜ ِﻠ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻰ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﻴ‬‫ﻙ ِﺑ‬ ‫ﺸﺮ‬
 ‫ﺒ‬‫ﷲ ﻳ‬
َ ‫ﺏ ﹶﺍ ﱠﻥ ﺍ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺤﺮ‬
 ‫ﺍﹾﻟ ِﻤ‬

‫ﻳﻜﹸﻮ ﹸﻥ ﻟِﻰ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﻧ‬‫ﺏ ﹶﺍ‬
 ‫ﺭ‬ ‫( ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬39) ‫ﲔ‬
‫ﺤ‬
ِ ‫ﺎِﻟ‬‫ﻦ ﺍﻟﺼ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﻧِﺒﻴ‬‫ﻭ‬ ‫ﺍ‬‫ﻮﺭ‬‫ﺣﺼ‬ ‫ﻭ‬

Sayfa 54

bir alamet‫ﻴ ﹰﺔ‬ ‫ ﺁ‬bana ver!‫ل ﻟِﻲ‬
ْ ‫ﻌ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ ﺍ‬Rabbim‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ dedi‫ل‬
َ ‫ﻗﹶﺎ‬
‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬konuşmamandır‫ َﺃﻟﱠﺎ ﹸﺘ ﹶﻜﱢﻠﻡ‬Senin alametin‫ﻙ‬
 ‫ﻴ ﹸﺘ‬ ‫ ﺁ‬buyurdu‫ل‬
َ ‫ﻗﹶﺎ‬
‫ﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻜ‬‫ ﻭ‬işaretleşmen‫ﺍ‬‫ﻤﺯ‬ ‫ﺭ‬ dışında‫ ِﺇﱠﻟﺎ‬gün‫ﺎ ٍﻡ‬‫ َﺃﻴ‬üç‫ ﹶﺜﻠﹶﺎ ﹶﺜ ﹶﺔ‬insanlarla
‫ﻲ‬
‫ﺸ‬
ِ ‫ﻌ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬tesbih et!‫ﺢ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺴ‬
 ve‫ﻭ‬ çokça‫ﺍ‬‫ ﹶﻜﺜِﻴﺭ‬Rabbini‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ zikret
sabah‫ﺒﻜﹶﺎ ِﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟِﺈ‬‫ ﻭ‬akşam

‫ﺎ‬‫ﻌﻞﹸ ﻣ‬ ‫ﻳ ﹾﻔ‬ ‫ﷲ‬
ُ‫ﻚﺍ‬
 ‫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬‫ﺎ ِﻗﺮ‬‫ﺮﹶﺍﺗِﻰ ﻋ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬‫ﺒﺮ‬‫ﻰ ﺍﹾﻟ ِﻜ‬ ‫ﻐِﻨ‬ ‫ﺑ ﹶﻠ‬ ‫ﺪ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬ ‫ﻼﻡ‬
‫ﹸﻏ ﹶ‬

41) “Rabbim bana bir alamet ver” dedi. “Senin alametin
insanlarla işaretleşmen dışında üç gün konuşmamandır.
Rabbini çokça zikret ve sabah akşam tesbih et” buyurdu.

‫ﺑﻜﹶﺎ ِﺭ‬‫ﻭﹾﺍ ِﻻ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﺸ‬
ِ ‫ﻌ‬ ‫ﺢ ﺑِﺎﹾﻟ‬
 ‫ﺒ‬‫ﺳ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﺍ‬‫ﻚ ﹶﻛِﺜﲑ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺍ ﹾﺫ ﹸﻛ‬‫ﺍ ﻭ‬‫ﻣﺰ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺎ ٍﻡ ِﺍ ﱠﻻ‬‫ﻼﹶﺛ ﹶﺔ ﹶﺍﻳ‬
‫ﹶﺛ ﹶ‬

Ey ‫ﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻴ‬Melekler‫ﻤﻠﹶﺎ ِﺌ ﹶﻜ ﹸﺔ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬Hani demişlerdi ki‫ﺕ‬
‫ﻭِﺇ ﹾﺫ ﻗﹶﺎﹶﻟ ﹾ‬
ِ ‫ﻬﺭ‬ ‫ﻁ‬
‫ﻙ‬
‫ ﹶ‬‫ ﻭ‬seni seçti‫ﻙ‬
ِ ‫ﻁﻔﹶﺎ‬
‫ﺼﹶ‬
 ‫ ﺍ‬Şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ ِﺇ‬Meryem!
‫ﺎ ِﺀ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ِﻨﺴ‬
 Sen üstün kıldı i‫ﻙ‬
ِ ‫ﻁﻔﹶﺎ‬
‫ﺼﹶ‬
 ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬seni tertemiz kıldı
alemlerin‫ﻥ‬
 ‫ﺎﹶﻟﻤِﻴ‬‫ ﺍ ﹾﻟﻌ‬kadınlarına üstün

‫ﻚ‬
ِ ‫ﺑ‬‫ﺮ‬ ‫ﻨﺘِﻰ ِﻟ‬‫ ﺍ ﹾﻗ‬‫ﻳﻢ‬‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫( ﻳ‬42) ‫ﲔ‬
 ‫ﺎﹶﻟ ِﻤ‬‫ﺂ ِﺀ ﺍﹾﻟﻌ‬‫ﻋﻠﹶﻰ ِﻧﺴ‬ ‫ﺻ ﹶﻄﻔﹶﺎ ِﻙ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻭ‬

42) Hani Melekler demişlerdi ki: “Ey Meryem! Şüphesiz
Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı. Seni alemlerin
kadınlarına üstün kıldı.”

‫ﺱ‬
 ‫ﺎ‬‫ﻢ ﺍﻟﻨ‬ ‫ ﹶﻜ ﱢﻠ‬‫ﻚ ﹶﺍ ﱠﻻ ﺗ‬
 ‫ﻳﺘ‬‫ﻳ ﹰﺔ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﺍ‬‫ﻌ ﹾﻞ ﻟِﻰ ﹶﺍ‬ ‫ﺟ‬ ‫ﺏ ﺍ‬
 ‫ﺭ‬ ‫( ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬40) ‫ﺂ ُﺀ‬‫ﻳﺸ‬
‫ﺮ ِﻙ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻭ ﹶﻃ‬ ‫ﺻ ﹶﻄﻔﹶﺎ ِﻙ‬
 ‫ﷲﺍ‬
َ ‫ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻳﻢ‬‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜﺔﹸ ﻳ‬ ‫ﺖ ﺍﹾﻟ‬
ِ ‫ﻭِﺍ ﹾﺫ ﻗﹶﺎﹶﻟ‬ (41)
 ‫( ﹶﺫِﻟ‬43) ‫ﲔ‬
‫ﺐ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ﻐ‬ ‫ﺂ ِﺀ ﺍﹾﻟ‬‫ﻧﺒ‬‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻚ ِﻣ‬
 ‫ﺍ ِﻛ ِﻌ‬‫ﻊ ﺍﻟﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺭ ﹶﻛﻌِﻰ‬ ‫ﺍ‬‫ﺠﺪِﻯ ﻭ‬
 ‫ﺳ‬ ‫ﺍ‬‫ﻭ‬

‫ﻳ ﹾﻜﻔﹸﻞﹸ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻳ‬‫ﻢ ﹶﺍ‬ ‫ﻣﻬ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻳ ﹾﻠﻘﹸﻮ ﹶﻥ ﹶﺍ ﹾﻗ ﹶ‬ ‫ﻢ ِﺍ ﹾﺫ‬ ‫ﻳ ِﻬ‬‫ﺪ‬ ‫ﺖ ﹶﻟ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﺎ ﻛﹸ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻮﺣِﻴ ِﻪ ِﺍﹶﻟ‬‫ﻧ‬
‫ﻤ ﹶﻠِﺌ ﹶﻜﺔﹸ‬ ‫ﺖ ﺍﹾﻟ‬
ِ ‫( ِﺍ ﹾﺫ ﻗﹶﺎﹶﻟ‬44), ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺼﻤ‬
ِ ‫ﺘ‬‫ﺨ‬
 ‫ﻳ‬ ‫ﻢ ِﺍ ﹾﺫ‬ ‫ﻳ ِﻬ‬‫ﺪ‬ ‫ﺖ ﹶﻟ‬
 ‫ﻨ‬ ‫ﺎ ﻛﹸ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻳ‬‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬

‫ﻦ‬ ‫ﺑ‬‫ﻰ ﺍ‬‫ﺢ ﻋِﻴﺴ‬
 ‫ﻤﺴِﻴ‬ ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﻪ‬‫ﺳﻤ‬ ‫ ِﺍ‬‫ﻨﻪ‬ ‫ﻤ ٍﺔ ِﻣ‬ ‫ ِﻙ ِﺑ ﹶﻜ ِﻠ‬‫ﺸﺮ‬
 ‫ﺒ‬‫ﷲ ﻳ‬
َ ‫ ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬‫ﻳﻢ‬‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﻳ‬
(45) ‫ﲔ‬
 ‫ﺮِﺑ‬ ‫ ﹶﻘ‬‫ﻦ ﺍﹾﻟﻤ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ ‫ﺮ ِﺓ‬ ‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ ِﺧ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟ‬‫ﻭﺟِﻴﻬ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻳ‬‫ﺮ‬ ‫ﻣ‬

‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Rabbine‫ﻪ‬ ‫ﺭﺒ‬ Zekeriyya‫ﺎ‬‫ﺯ ﹶﻜ ِﺭﻴ‬ dua etti‫ﺎ‬‫ﺩﻋ‬ işte orada‫ﻙ‬
 ‫ﻫﻨﹶﺎِﻟ‬
katından‫ﺩ ﹾﻨﻙ‬ ‫ﻥ ﹶﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬bana bağışla!‫ﺏ ﻟِﻲ‬
 ‫ﻫ‬ Rabbim‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ Dedi ki
‫ﻊ‬ ‫ﺴﻤِﻴ‬
 Muhakkak ki sen‫ﻙ‬
 ‫ ِﺇ ﱠﻨ‬tertemiz‫ﺔﹰ‬‫ﻴﺒ‬ ‫ﻁ‬
‫ ﹶ‬bir zürriyet‫ﻴ ﹰﺔ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﹸﺫ‬
duayı‫ﺎ ِﺀ‬‫ﺩﻋ‬ ‫ ﺍﻟ‬işitensin
38) Zekeriyya işte orada Rabbine dua etti. Dedi ki:
“Rabbim, bana katından tertemiz bir zürriyet bağışla.
Muhakkak ki sen duayı hakkıyla işitensin.”

‫ﺼﻠﱢﻲ‬
 ‫ﻴ‬ ayakta‫ﻡ‬ ‫ ﻗﹶﺎ ِﺌ‬O‫ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﻭ‬ melekler‫ﻤﻠﹶﺎ ِﺌ ﹶﻜ ﹸﺔ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬ona seslendi‫ﻪ‬ ‫ﺩ ﹾﺘ‬ ‫ﹶﻓﻨﹶﺎ‬
Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Şüphesiz‫ﻥ‬
 ‫ َﺃ‬mihrapta‫ﺏ‬
ِ ‫ﺍ‬‫ﺤﺭ‬
 ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ ِﻤ‬namaz kılarken
tasdik edici‫ﺩﻗﹰﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻤ‬ Yahya ile‫ﻰ‬‫ﺤﻴ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ ِﺒ‬seni müjdeliyor!‫ﻙ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺒ ﱢ‬ ‫ﻴ‬
‫ﺍ‬‫ﻭﺭ‬‫ﺤﺼ‬
 ‫ﻭ‬ efendi‫ﺍ‬‫ﻴﺩ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻭ‬ Allah’tan olan‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
 ‫ ِﻤ‬bir kelimeyiٍ‫ﺔ‬‫ﺒِ ﹶﻜﻠِﻤ‬
salihlerden‫ﻥ‬
 ‫ﺎِﻟﺤِﻴ‬‫ﻥ ﺍﻟﺼ‬
 ‫ ِﻤ‬bir nebi olan‫ﺎ‬‫ ﹶﻨ ِﺒﻴ‬ve‫ﻭ‬ nefsine hakim
39) O, mihrapta ayakta durup namaz kılarken melekler ona
seslendi: “Şüphesiz Allah sana Allah’tan olan bir kelimeyi
tasdik edici, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir nebi
olan Yahya ile seni müjdeliyor.”

‫ﻡ‬ ‫ﻏﻠﹶﺎ‬
‫ ﹸ‬nasıl olabilir?‫ﻥ ﻟِﻲ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ bana‫ َﺃﻨﱠﻰ‬Rabbim‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ Dedi ki‫ل‬
َ ‫ﻗﹶﺎ‬
‫ﺭَﺃﺘِﻲ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬ihtiyarlık‫ﺭ‬ ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜ‬gelip bana çatmışken‫ﺒﹶﻠ ﹶﻐﻨِﻲ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻭ ﹶﻗ‬ oğlum
‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬İşte böyledir‫ ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬Buyurdu ki‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬kısırken‫ﺭ‬ ‫ﺎ ِﻗ‬‫ ﻋ‬eşim de
dilediğini‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬yapar!‫ل‬
ُ ‫ﻌ‬ ‫ﻴ ﹾﻔ‬ Allah
40) Dedi ki: “Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmışken eşim
de kısırken benim nasıl oğlum olabilir?” Buyurdu ki: “İşte
böyledir, Allah dilediğini yapar.”
(*)Yukarıdaki âyetler, inanmış bütün kadınlara örnek olma düzeyinde
bulunan Meryem'den, O'nun Hakk'a teslimiyetinden, Zekeriyya
Peygamberin gıptasını çekecek olgunluk ve takvasından söz edildi.

Rabbine‫ﻙ‬
ِ ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ ‫ ِﻟ‬gönülden itaat et!‫ ﺍ ﹾﻗ ﹸﻨﺘِﻲ‬Ey Meryem‫ﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ﻴ‬
beraber‫ﻊ‬ ‫ﻤ‬ ve rüku edenlerle‫ﺭ ﹶﻜﻌِﻲ‬ ‫ﺍ‬‫ ﻭ‬Secde et‫ﺠﺩِﻱ‬
‫ﺴ‬
 ‫ﺍ‬‫ﻭ‬
beraber rüku et‫ﻥ‬
 ‫ﺍ ِﻜﻌِﻴ‬‫ﺍﻟﺭ‬
43) “Ey Meryem Rabbine gönülden itaat et! Secde et ve
rüku edenlerle beraber rüku et.”

‫ ﻨﹸﻭﺤِﻴ ِﻪ‬gayb‫ﺏ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻐ‬haberlerindendir ki‫ﺎ ِﺀ‬‫ﻥ ﺃ ﹾﻨﺒ‬
 ‫ ِﻤ‬İşte bunlar‫ﹶﺫﻟِﻙ‬
sen ‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻟ‬değildin‫ﺕ‬
‫ﺎ ﹸﻜ ﹾﻨ ﹶ‬‫ﻭﻤ‬ sana‫ﻴﻙ‬ ‫ ﺇِﹶﻟ‬biz onu vahyediyoruz
hangisi‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻴ‬ ‫ َﺃ‬kalemlerini‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﻤ‬ ‫ َﺃ ﹾﻗﻠﹶﺎ‬atarlarken‫ﻥ‬
 ‫ﻴ ﹾﻠﻘﹸﻭ‬ ‫ ِﺇ ﹾﺫ‬yanlarında
sen değildin‫ﺕ‬
‫ﺎ ﹸﻜ ﹾﻨ ﹶ‬‫ﻭﻤ‬ Meryem’e‫ﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ kefil olacak diye‫ل‬
ُ ‫ﻴ ﹾﻜ ﹸﻔ‬
çekişirlerken de‫ﻥ‬
 ‫ﻤﻭ‬ ِ‫ﺨ ﹶﺘﺼ‬
‫ ﹾ‬‫ ِﺇ ﹾﺫ ﻴ‬yanlarında‫ﻡ‬ ‫ﻴ ِﻬ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﹶﻟ‬
44) İşte bunlar gayb haberlerindendir ki biz onu sana
vahyediyoruz. Meryem’e hangisi kefil olacak diye
kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken
de sen yanlarında değildin.

Ey Meryem!‫ﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻴ‬melekler‫ﻤﻠﹶﺎ ِﺌ ﹶﻜ ﹸﺔ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬demişlerdi ki‫ﺕ‬
‫ ﻗﹶﺎﹶﻟ ﹾ‬Hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬
kelime ileٍ‫ﺔ‬‫ ﺒِ ﹶﻜﻠِﻤ‬seni müjdeliyor‫ﻙ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺒ ﱢ‬ ‫ﻴ‬ Kuşkusuz Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ِﺇ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ ﺍ‬İsa‫ﻰ‬‫ ﻋِﻴﺴ‬Mesih’tir‫ﺢ‬
 ‫ﻤﺴِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬İsmi‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺴ‬
 ‫ ﺍ‬kendinden bir‫ﻪ‬ ‫ِﻤ ﹾﻨ‬
‫ﻭ‬ dünyada da‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﺍﻟ‬şanı yücedir‫ﺎ ﻓِﻲ‬‫ﻭﺠِﻴﻬ‬ Meryem oğlu‫ﻡ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬
yakın kılınanlardandır‫ﻥ‬
 ‫ﺭﺒِﻴ‬ ‫ﻤ ﹶﻘ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ﻭ ِﻤ‬ ahirette de‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ ﺍﻟﹾﺂ‬ve
45) Hani melekler demişlerdi ki: “Ey Meryem! Kuşkusuz
Allah seni kendinden bir kelime ile müjdeliyor. İsmi
Meryem oğlu İsa Mesih’tir,68 dünyada da ahirette de şanı
yücedir ve yakın kılınanlardandır.”
(*)Geçen âyetler, geçmiş peygamberlerin örnek alınacak durumlarından,
ibretli safhalarından ve sonra İmrân ailesinin Allah'a olan teslimiyetinden,
Allah katında seçkin bir kadın olan Hz. Meryem'den önemli parçalar
naklettikten sonra, bu bilgilerin belirtilen mana ve muhtevada başka bir
yerde yazılı bulunmadığına dikkatler çekiliyor. Son Peygamber Hz.
Muhammed (a.s)'ın bunları bilmesine imkân olmadığı, ama kendisine
gelen vahiy ile haberdar edildiği hatırlatılıyor ve böylece bu ve benzeri
kıssalar da Peygamberin Allah tarafından gönderilen hak nebi olduğuna
belge gösteriliyor.

Cüz 3 – Sure 3

Al-i İmran Suresi

Beşikteyken de‫ﻬ ِﺩ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍ ﹾﻟ‬insanlarla‫ﺱ‬
 ‫ ﺍﻟﻨﱠﺎ‬konuşacaktır‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹶﻜﻠﱢ‬ ‫ﻭ‬
salihlerdendir‫ﻥ‬
 ‫ﺎِﻟﺤِﻴ‬‫ﻥ ﺍﻟﺼ‬
 ‫ﻭ ِﻤ‬ yetişkinken de‫ﻬﻠﹰﺎ‬ ‫ﻭ ﹶﻜ‬
46)“Beşikteyken de yetişkinken de insanlarla konuşacaktır;
salihlerdendir.”

benim nasıl olabilir?l‫ﻥ ﻟِﻲ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ ‫ َﺃﻨﱠﻰ‬Rabbim‫ﺏ‬
 ‫ﺭ‬ Dedi ki‫ﺕ‬
‫ﻗﹶﺎﹶﻟ ﹾ‬
bir ‫ﺭ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺒ ﹶ‬ bana dokunmamışken‫ﺴﻨِﻲ‬
‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ çocuğum‫ﺩ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬
‫ﻕ‬
‫ﺨﹸﻠ ﹸ‬
‫ﻴ ﹾ‬ Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬İşte böyledirِ‫ ﹶﻜ ﹶﺫﻟِﻙ‬Buyurdu ki‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬beşer
Bir ‫ﺍ‬‫ﻤﺭ‬ ‫ َﺃ‬hükmettiği zaman‫ﻰ‬‫ ِﺇﺫﹶﺍ ﹶﻗﻀ‬dilediğini‫ﺀ‬ ‫ﻴﺸﹶﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻤ‬yaratır
o da hemen ‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ ‫ ﹶﻓ‬Ol‫ﻥ‬
 ‫ ﹸﻜ‬ona‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬der‫ل‬
ُ ‫ﻴﻘﹸﻭ‬ sadece‫ﺎ‬‫ ﹶﻓِﺈ ﱠﻨﻤ‬işe
oluverir
47) Dedi ki: “Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken nasıl
benim çocuğum olabilir?” Buyurdu ki: “İşte böyledir. Allah
dilediğini yaratır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece
“Ol” der; o da hemen oluverir.”

hikmeti‫ ﹶﺔ‬‫ﺍ ﹾﻟﺤِ ﹾﻜﻤ‬‫ﻭ‬

kitap ile‫ﺏ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬Ona öğretecektir‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻌﻠﱢ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻭ‬
ve İncil’i‫ل‬
َ ‫ﺍ ﹾﻟﺈِﻨﺠِﻴ‬‫ ﻭ‬Tevrat’ı‫ﺍ ﹶﺓ‬‫ﻭﺭ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﺘ‬‫ﻭ‬

48) Ona kitap ile hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecektir.

İsrailoğullarına‫ل‬
َ ‫ﺍﺌِﻴ‬‫ﺴﺭ‬
 ِ‫ﺒﻨِﻲ ﺇ‬ ‫ ِﺇﻟﹶﻰ‬bir Resul olmak üzere‫ﻭﻟﹰﺎ‬‫ﺭﺴ‬ ‫ﻭ‬
‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬bir ayet ile‫ﻴ ٍﺔ‬ ‫ ﺒِﺂ‬geldim‫ﻡ‬ ‫ﺠ ْﺌ ﹸﺘ ﹸﻜ‬
ِ Doğrusu‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻗ‬ben‫َﺃﻨﱢﻲ‬
size bir şey yapıp‫ﻡ‬ ‫ﻕ ﹶﻟ ﹸﻜ‬
‫ﺨﹸﻠ ﹸ‬
‫ َﺃ ﹾ‬Muhakkak ben‫ َﺃﻨﱢﻲ‬Rabbinizden
ona üflerim‫ﺦ‬
‫ ﹶﻓﺄَﻨ ﹸﻔ ﹸ‬kuş‫ﻴ ِﺭ‬ ‫ﻁ‬
‫ ﺍﻟ ﱠ‬şeklindeِ‫ﻴ َﺌﺔ‬ ‫ ﹶﻜﻬ‬çamurdan‫ﻥ‬
ِ ‫ﻥ ﺍﻟﻁﱢﻴ‬
 ‫ِﻤ‬
‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬izni ile‫ﻥ‬
ِ ‫ ِﺒِﺈ ﹾﺫ‬hemen bir kuş‫ﺍ‬‫ﻴﺭ‬ ‫ﻁ‬
‫ ﹶ‬oluverir‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ ‫ ﹶﻓ‬o da‫ﻓِﻴ ِﻪ‬
‫ﺹ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ﺍ ﹾﻟَﺄ‬‫ ﻭ‬doğuştan kör olanı‫ﻪ‬‫ ﺍ ﹾﻟَﺄ ﹾﻜﻤ‬iyileştirir ‫ﺉ‬
ُ ‫ﺒ ِﺭ‬ ‫ﻭُﺃ‬ Allah’ın
Allah’ın ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
ِ ‫ ِﺒِﺈ ﹾﺫ‬ölüleri‫ﻭﺘﹶﻰ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬diriltirim‫ﻲ‬
ِ‫ﺤ‬
 ‫ ُﺃ‬ve‫ﻭ‬ alacalıyı
‫ﺎ‬‫ﻭﻤ‬ yediğiniz‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﹶﺘ ْﺄ ﹸﻜﻠﹸﻭ‬‫ ِﺒﻤ‬size haber veririm‫ﻡ‬ ‫ ُﺌ ﹸﻜ‬‫ﻭُﺃ ﹶﻨﺒ‬ izniyle
‫ﻥ ﻓِﻲ‬
 ‫ ِﺇ‬evlerinizde‫ﻡ‬ ‫ﻭ ِﺘ ﹸﻜ‬‫ﺒﻴ‬ ‫ ﻓِﻲ‬ve biriktirdiğiniz şeyleri‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺨﺭ‬
ِ ‫ﺩ‬ ‫ﹶﺘ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ِﺇ‬sizin için ‫ﻡ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬bir ayet vardır‫ﻴ ﹰﺔ‬ ‫ ﻟﹶﺂ‬muhakkak bunda‫ﹶﺫﻟِﻙ‬
mü’min‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ْﺅﻤِﻨﻴ‬ kimselerseniz‫ﻡ‬ ‫ ﹸﻜ ﹾﻨ ﹸﺘ‬Eğer
49) “Doğrusu ben İsrailoğullarına bir Resul olmak üzere
Rabbinizden bir ayet ile geldim. Muhakkak ben size
çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıp ona üflerim, o da
Allah’ın izni ile hemen bir kuş oluverir. Allah’ın izniyle
doğuştan kör olanı, alacalıyı iyileştirir ve ölüleri diriltirim.
Ayrıca evlerinizde yediğiniz ve biriktirdiğiniz şeyleri size
haber veririm. Eğer mü’min kimselerseniz muhakkak
bunda sizin için bir ayet vardır.”
(*)Hz. İsâ tarafından gösterileceği bildirilen mucizelerin Hz. İsa'nın
muhatapları açısından önem taşımasının yanı sıra, daha sonra
Hıristiyanlıkta bunlara bağlanan sonuçlar bu dinin mensuplarını çok
tehlikeli bir mecraya sevketmiş olduğun­dan gerek burada gerekse Mâide
sûresinin 110. âyetinde, bunların yüce Allah'ın iznine bağlı olduğuna sık
sık dikkat çekilmiştir.

Sayfa 55

‫ﺖ‬
 ‫( ﻗﹶﺎﹶﻟ‬46) ‫ﲔ‬
‫ﺤ‬
ِ ‫ﺎِﻟ‬‫ﻦ ﺍﻟﺼ‬ ‫ﻭ ِﻣ‬ ‫ﻼ‬
‫ﻬ ﹰ‬ ‫ﻭ ﹶﻛ‬ ‫ﻬ ِﺪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺱ ﻓِﻰ ﺍﹾﻟ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺍﻟﻨ‬‫ ﹶﻜ ﱢﻠﻢ‬‫ﻭﻳ‬

‫ﷲ‬
ُ‫ﻚﺍ‬
ِ ‫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻛ ﹶﺬِﻟ‬‫ﺸﺮ‬
 ‫ﺑ‬ ‫ﺴﻨِﻰ‬
‫ﺴ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻭﹶﻟ‬ ‫ﻭﹶﻟﺪ‬ ‫ﻳﻜﹸﻮ ﹸﻥ ﻟِﻰ‬ ‫ﻰ‬ ‫ﻧ‬‫ﺏ ﹶﺍ‬
 ‫ﺭ‬

‫ﻴﻜﹸﻮ ﹸﻥ‬‫ﻦ ﹶﻓ‬ ‫ ﹸﻛ‬‫ﻳﻘﹸﻮ ﹸﻝ ﹶﻟﻪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﻤ‬‫ﺍ ﹶﻓِﺎ‬‫ﻣﺮ‬ ‫ﻰ ﹶﺍ‬‫ﺂ ُﺀ ِﺍﺫﹶﺍ ﹶﻗﻀ‬‫ﻳﺸ‬ ‫ﺎ‬‫ ﻣ‬‫ﺨﻠﹸﻖ‬
 ‫ﻳ‬
(48) ‫ﻧﺠِﻴ ﹶﻞ‬‫ﻭﹾﺍ ِﻻ‬ ‫ﻳ ﹶﺔ‬‫ﻮﺭ‬ ‫ﺘ‬‫ﺍﻟ‬‫ﻤ ﹶﺔ ﻭ‬ ‫ﺤ ﹾﻜ‬
ِ ‫ﺍﹾﻟ‬‫ﺏ ﻭ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬‫ﻪ‬‫ﻌ ﱢﻠﻤ‬ ‫ﻭﻳ‬ (47)
‫ﻰ‬‫ﻢ ﹶﺍﻧ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻳ ٍﺔ ِﻣ‬‫ﻢ ِﺑﹶﺎ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﺪ ِﺟ ﹾﺌﺘ‬ ‫ﻰ ﹶﻗ‬‫ﺁﺋِﻴ ﹶﻞ ﹶﺍﻧ‬‫ﺳﺮ‬ ‫ﺑﻨِﻰ ِﺍ‬ ‫ﻮ ﹰﻻ ِﺍﻟﹶﻰ‬‫ﺭﺳ‬ ‫ﻭ‬

‫ﺍ ِﺑِﺎ ﹾﺫ ِﻥ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﻴﻜﹸﻮ ﹸﻥ ﹶﻃ‬‫ ﻓِﻴ ِﻪ ﹶﻓ‬‫ﻧﻔﹸﺦ‬‫ﻴ ِﺮ ﹶﻓﹶﺎ‬ ‫ﻴﹶﺌ ِﺔ ﺍﻟ ﱠﻄ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﲔ ﹶﻛ‬
ِ ‫ﻦ ﺍﻟ ﱢﻄ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻖ ﹶﻟ ﹸﻜ‬ ‫ﺧ ﹸﻠ‬ ‫ﹶﺍ‬

‫ﻢ‬ ‫ﺒﺌﹸﻜﹸ‬‫ﻧ‬‫ﻭﺍﹸ‬ ‫ﷲ‬
ِ ‫ﻰ ِﺑِﺎ ﹾﺫ ِﻥ ﺍ‬‫ﻮﺗ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﲕ ﺍﹾﻟ‬
ِ ‫ﺣ‬ ‫ﻭﺍﹸ‬ ‫ﺹ‬
 ‫ﺮ‬ ‫ﺑ‬‫ﻭﹾﺍ ﹶﻻ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻤ‬ ‫ ﹾﺍ ﹶﻻ ﹾﻛ‬‫ﺑ ِﺮﺉ‬‫ﻭﺍﹸ‬ ‫ﷲ‬
ِ‫ﺍ‬

‫ﻢ ِﺍ ﹾﻥ‬ ‫ﻳ ﹰﺔ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ﻚ ﹶﻻ‬
 ‫ﻢ ِﺍ ﱠﻥ ﻓِﻰ ﹶﺫِﻟ‬ ‫ﻮِﺗ ﹸﻜ‬‫ﺑﻴ‬ ‫ﻭ ﹶﻥ ﻓِﻰ‬‫ﺪ ِﺧﺮ‬ ‫ﺗ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺗ ﹾﺄ ﹸﻛﻠﹸﻮ ﹶﻥ‬ ‫ﺎ‬‫ِﺑﻤ‬
‫ﻭﻻﹸ ِﺣ ﱠﻞ‬ ‫ﻳ ِﺔ‬‫ﻮﺭ‬ ‫ﺘ‬‫ﻦ ﺍﻟ‬ ‫ﻯ ِﻣ‬
 ‫ﺪ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺎ‬‫ﺪﻗﹰﺎ ِﻟﻤ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻣ‬ ‫ﻭ‬ (49) ‫ﲔ‬
 ‫ﺆﻣِﻨ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﹸﻛ‬

 ‫ﻌ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﹶﻟ ﹸﻜ‬
‫ﷲ‬
َ ‫ﺗﻘﹸﻮﺍ ﺍ‬‫ﻢ ﻓﹶﺎ‬ ‫ﺑ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻳ ٍﺔ ِﻣ‬‫ﻢ ِﺑﹶﺎ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﻭ ِﺟ ﹾﺌﺘ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋ ﹶﻠ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﺮ‬ ‫ﺾ ﺍﱠﻟﺬِﻯ ﺣ‬
‫ﺍﻁﹲ‬‫ﺻﺮ‬
ِ ‫ﻫﺬﹶﺍ‬ ‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺒﺪ‬‫ﻋ‬ ‫ﻢ ﻓﹶﺎ‬ ‫ﺑﻜﹸ‬‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻰ‬‫ﺭﺑ‬ ‫ﷲ‬
َ ‫( ِﺍ ﱠﻥ ﺍ‬50) ‫ﻮ ِﻥ‬‫ﻭﹶﺍﻃِﻴﻌ‬

‫ﺎﺭِﻯ‬‫ﻧﺼ‬‫ﻦ ﹶﺍ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺮ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬ ‫ ﺍﹾﻟ ﹸﻜ ﹾﻔ‬‫ﻢ‬‫ﻨﻬ‬ ‫ﻰ ِﻣ‬‫ﺲ ﻋِﻴﺴ‬
 ‫ﺣ‬ ‫ﺂ ﹶﺍ‬‫( ﹶﻓ ﹶﻠﻤ‬51) ‫ﺘﻘِﻴﻢ‬‫ﺴ‬
 ‫ﻣ‬

‫ﺎ‬‫ﺪ ِﺑﹶﺎﻧ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺷ‬ ‫ﺍ‬‫ﷲ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ ﺑِﺎ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﷲ ﹶﺍ‬
ِ ‫ﺭ ﺍ‬ ‫ﺎ‬‫ﻧﺼ‬‫ ﹶﺍ‬‫ﺤﻦ‬
 ‫ﻧ‬ ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺍ ِﺭﻳ‬‫ﺤﻮ‬
 ‫ﷲ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﺍﹾﻟ‬
ِ ‫ِﺍﻟﹶﻰ ﺍ‬
(52) ‫ﻮ ﹶﻥ‬‫ﺴ ِﻠﻤ‬
 ‫ﻣ‬

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Benden önceki‫ﻱ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻤﺎ‬ ‫ ِﻟ‬doğrulayıcı olarak‫ﺩﻗﹰﺎ‬ ‫ﺼ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﻭ‬
bazı ‫ﺽ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ helal ve size kılmak için‫ﻡ‬ ‫ل ﹶﻟ ﹸﻜ‬
‫ﺤﱠ‬
ِ ‫ﻭِﻟُﺄ‬ Tevrat’ı‫ﺍ ِﺓ‬‫ﻭﺭ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﺘ‬
Siz getirdim ‫ﻡ‬ ‫ﺠ ْﺌ ﹸﺘ ﹸﻜ‬
ِ ‫ﻭ‬ size‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹸﻜ‬ ‫ﻋﹶﻠ‬
 haram kılınan‫ﻡ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻱ‬şeyleri
‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬Artık sakının ‫ ﻓﹶﺎ ﱠﺘﻘﹸﻭﺍ‬Rabbinizden‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬bir ayet‫ﻴ ٍﺔ‬ ‫ ﺒِﺂ‬e
ve bana itaat edin‫ﻭﻨِﻲ‬‫ﻭَﺃﻁِﻴﻌ‬ Allah’tan
50) “Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size
haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için... Size
Rabbinizden bir ayet getirdim. Artık Allah’tan sakının ve
bana itaat edin.”

sizin de ‫ﻡ‬ ‫ﺒ ﹸﻜ‬‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬ Rabbim‫ﻲ‬‫ﺭﺒ‬ Muhakkak ki Allah‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ِﺇ‬
işte budur!‫ﻫﺫﹶﺍ‬ O halde O’na ibadet edin‫ﻩ‬ ‫ﻭ‬‫ﺒﺩ‬‫ﻋ‬
 ‫ ﻓﹶﺎ‬Rabbinizdir
Dosdoğru‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹶﺘﻘِﻴ‬
 ‫ﻤ‬ yol‫ﻁ‬
‫ﺍ ﹲ‬‫ﺼﺭ‬
ِ
51) “Muhakkak ki Allah benim de Rabbim, sizin de
Rabbinizdir. O halde O’na ibadet edin. Dosdoğru yol işte
budur.”

dedi‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬küfrü‫ﺭ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹸﻜ ﹾﻔ‬onlardan‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ ِﻤ ﹾﻨ‬İsa‫ﻰ‬‫ ﻋِﻴﺴ‬sezince‫ﺱ‬
 ‫ﺤ‬
 ‫ﺎ َﺃ‬‫ﹶﻓﹶﻠﻤ‬
‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Allah’a‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬yardımcılarım‫ﺎﺭِﻱ‬‫ َﺃ ﹾﻨﺼ‬kimlerdir?‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬
yardımcıları‫ﺭ‬ ‫ﺎ‬‫ َﺃ ﹾﻨﺼ‬biziz‫ﻥ‬
‫ﺤ‬
 ‫ ﹶﻨ‬Havariler‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺍ ِﺭﻴ‬‫ﺤﻭ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬dediler ki
‫ ِﺒَﺄﻨﱠﺎ‬şahit ol ki‫ﺩ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺸ‬
‫ﺍ ﹾ‬‫ ﻭ‬Allah’a‫ ﺒِﺎﻟﱠﻠ ِﻪ‬iman ettik‫ﻤﻨﱠﺎ‬ ‫ ﺁ‬Allah’ın‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
müslümanlarız‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴِﻠﻤ‬
 ‫ﻤ‬ şüphesiz biz
52) İsa, onlardan küfrü sezince: “Allah’a yardımcılarım
kimlerdir?” dedi. Havariler dediler ki: “Allah’ın yardımcıları
biziz. Allah’a iman ettik. Şahit ol ki şüphesiz biz
müslümanlarız.”
(*)Geçen âyetler, Hz. İsâ Peygamberin İsrailoğullarına gönderilen bir
Resul olduğu ve birkaç mu'cizeyle ortaya çıktığı; esasen dünyaya
gelmesinin bile olağanüstü bir durum arzettiği, buna rağmen dünya
saltanatının cazibesine takılan Yahudiler üzerinde o gün fazla etkili
olmadığı anlatıldı.

Cüz 3 – Sure 3

Al-i İmran Suresi

‫ﻦ‬ ‫ﺎ ِﻫﺪِﻳ‬‫ﻊ ﺍﻟﺸ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﺎ‬‫ﺒﻨ‬ ‫ﺘ‬‫ﻮ ﹶﻝ ﻓﹶﺎ ﹾﻛ‬‫ﺮﺳ‬ ‫ﺎ ﺍﻟ‬‫ﻌﻨ‬ ‫ﺒ‬‫ﺗ‬‫ﺍ‬‫ﺖ ﻭ‬
 ‫ﺰﹾﻟ‬ ‫ﻧ‬‫ﺎ ﹶﺃ‬‫ﺎ ِﺑﻤ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﺎ ﺁ‬‫ﺑﻨ‬‫ﺭ‬

‫( ِﺇ ﹾﺫ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ‬54) ‫ﻦ‬ ‫ﺎ ِﻛﺮِﻳ‬‫ ﺍﹾﻟﻤ‬‫ﻴﺮ‬ ‫ﺧ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻪ ﻭ‬ ‫ﺮ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻣ ﹶﻜ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﻣ ﹶﻜﺮ‬ ‫ﻭ‬ (53)
‫ﻦ‬ ‫ﻦ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬ ‫ﻙ ِﻣ‬ ‫ﻬﺮ‬ ‫ ﹶﻄ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻲ‬ ‫ﻚ ِﺇﹶﻟ‬
 ‫ﺍ ِﻓﻌ‬‫ﻭﺭ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﻮﻓﱢﻴ‬ ‫ﺘ‬‫ﻣ‬ ‫ﻲ‬‫ﻰ ِﺇﻧ‬‫ﺎﻋِﻴﺴ‬‫ﻪ ﻳ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬

‫ﻮ ِﻡ‬ ‫ﻳ‬ ‫ﻭﺍ ِﺇﻟﹶﻰ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ﻕ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬
 ‫ﻮ‬ ‫ﻙ ﹶﻓ‬ ‫ﻮ‬‫ﺒﻌ‬‫ﺗ‬‫ﻦ ﺍ‬ ‫ﺎ ِﻋ ﹸﻞ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻭﺟ‬ ‫ﻭﺍ‬‫ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬

‫ﺘ ِﻠﻔﹸﻮ ﹶﻥ‬‫ﺨ‬
 ‫ﺗ‬ ‫ﻢ ﻓِﻴ ِﻪ‬ ‫ﺘ‬‫ﻨ‬ ‫ﺎ ﹸﻛ‬‫ﻢ ﻓِﻴﻤ‬ ‫ﻨ ﹸﻜ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺣﻜﹸﻢ‬ ‫ﻢ ﹶﻓﹶﺄ‬ ‫ﻜﹸ‬‫ﺮ ِﺟﻌ‬ ‫ﻣ‬ ‫ﻲ‬ ‫ﻢ ِﺇﹶﻟ‬ ‫ﻣ ِﺔ ﹸﺛ‬ ‫ﺎ‬‫ﺍﹾﻟ ِﻘﻴ‬

Sayfa 56

azap ‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻋﺫﱢ‬
 ‫ ﹶﻓُﺄ‬İnkar eden‫ﻭﺍ‬‫ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬kimseler var ya‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﹶﻓَﺄﻤ‬
‫ﺎ‬‫ﺩ ﹾﻨﻴ‬ ‫ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬çok şiddetli bir azap ile‫ﺍ‬‫ﺸﺩِﻴﺩ‬
‫ﺎ ﹶ‬‫ﻋﺫﹶﺍﺒ‬
 edeceğim
‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Doğrusu onların‫ﻡ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﻭﻤ‬ ahirette de‫ﺭ ِﺓ‬ ‫ﺨ‬
ِ ‫ﺍﻟﹾﺂ‬‫ ﻭ‬dünyada da
hiç bir yardımcıları yoktur‫ﻥ‬
 ‫ﺼﺭِﻴ‬
ِ ‫ﻨﹶﺎ‬
56) İnkar eden kimseler var ya, onlara dünyada da ahirette
de çok şiddetli bir azap ile azap edeceğim. Doğrusu onların
hiçbir yardımcıları yoktur.

‫ﺎ‬‫ﻧﻴ‬‫ﺪ‬ ‫ﺍ ﻓِﻲ ﺍﻟ‬‫ﺷﺪِﻳﺪ‬ ‫ﺎ‬‫ﻋﺬﹶﺍﺑ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻬ‬‫ﻋ ﱢﺬﺑ‬ ‫ﻭﺍ ﹶﻓﺄﹸ‬‫ﻦ ﹶﻛ ﹶﻔﺮ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫( ﹶﻓﹶﺄﻣ‬55)

ameller ‫ﻋ ِﻤﻠﹸﻭﺍ‬
 ‫ﻭ‬ İman edip de‫ﻤﻨﹸﻭﺍ‬ ‫ ﺁ‬kimselere gelince‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬‫ﻭَﺃﻤ‬
‫ﻡ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻭ‬‫ ُﺃﺠ‬tastamam verecektir‫ﻡ‬ ‫ﻭﻓﱢﻴ ِﻬ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ﹶﻓ‬salih‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎِﻟﺤ‬‫ ﺍﻟﺼ‬işleyenlere
sevmez‫ﺤﺏ‬
ِ ‫ﻴ‬ ‫ ﻟﹶﺎ‬Şüphesiz ki Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ ﻭ‬onlara ecirlerini
zalimleri‫ﻥ‬
 ‫ﺍﻟﻅﱠﺎِﻟﻤِﻴ‬

(57) ‫ﲔ‬
 ‫ﺐ ﺍﻟﻈﱠﺎِﻟ ِﻤ‬
 ‫ﺤ‬
ِ ‫ﻳ‬ ‫ﻪ ﻟﹶﺎ‬ ‫ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻢ ﻭ‬ ‫ﻫ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻮ‬‫ﻢ ﹸﺃﺟ‬ ‫ﻮﻓﱢﻴ ِﻬ‬ ‫ﺕ ﹶﻓﻴ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﺎِﻟﺤ‬‫ﺍﻟﺼ‬

57) İman edip de salih ameller işleyenlere kimselere
gelince, onlara ecirlerini tastamam verecektir. Şüphesiz ki
Allah, zalimleri sevmez.

‫ﻋ ِﻤﻠﹸﻮﺍ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻮﺍ‬‫ﻣﻨ‬ ‫ﻦ ﺁ‬ ‫ﺎ ﺍﱠﻟﺬِﻳ‬‫ﻭﹶﺃﻣ‬ (56) ‫ﻦ‬ ‫ﺻﺮِﻳ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﻧ‬ ‫ﻢ ِﻣ‬ ‫ﻬ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﺮ ِﺓ‬ ‫ﺍﻟﹾﺂ ِﺧ‬‫ﻭ‬

‫ﻣﹶﺜ ﹶﻞ‬ ‫( ِﺇ ﱠﻥ‬58) ‫ﺤﻜِﻴ ِﻢ‬
 ‫ﺍﻟ ﱢﺬ ﹾﻛ ِﺮ ﺍﹾﻟ‬‫ﺕ ﻭ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻦ ﺍﻟﹾﺂﻳ‬ ‫ﻚ ِﻣ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻠ‬‫ﻩ ﻋ‬ ‫ﺘﻠﹸﻮ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻚ‬
 ‫ﹶﺫِﻟ‬
‫ﻦ‬ ‫ ﹸﻛ‬‫ﻢ ﻗﹶﺎ ﹶﻝ ﹶﻟﻪ‬ ‫ﺏ ﹸﺛ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﺗﺮ‬ ‫ﻦ‬ ‫ ِﻣ‬‫ﺧ ﹶﻠ ﹶﻘﻪ‬ ‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ﻤﹶﺜ ِﻞ ﺁ‬ ‫ﺪ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ ﹶﻛ‬ ‫ﻨ‬ ‫ﻰ ِﻋ‬‫ﻋِﻴﺴ‬

‫ﻦ‬ ‫ﻤ‬ ‫( ﹶﻓ‬60) ‫ﻦ‬ ‫ﺘﺮِﻳ‬‫ﻤ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻦ ِﻣ‬ ‫ﺗ ﹸﻜ‬ ‫ﻚ ﹶﻓﻠﹶﺎ‬
 ‫ﺑ‬‫ﺭ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻖ ِﻣ‬ ‫ﺤ‬
 ‫( ﺍﹾﻟ‬59) ‫ﻴﻜﹸﻮ ﹸﻥ‬‫ﹶﻓ‬

‫ﺕ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻥ ﺍﻟﹾﺂﻴ‬
 ‫ِﻤ‬

sana‫ﻙ‬
 ‫ﻴ‬ ‫ﻠ‬‫ﻋ‬
okuduğumuz‫ﻩ‬ ‫ﹶﻨ ﹾﺘﻠﹸﻭ‬
İşte bu‫ﹶﺫﻟِﻙ‬
hikmetli‫ﺤﻜِﻴ ِﻡ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬zikirden‫ ﺍﻟ ﱢﺫ ﹾﻜ ِﺭ‬ve‫ﻭ‬ ayetlerdendir

58) İşte bu sana okuduğumuz hikmetli zikirden ve
ayetlerdendir.

‫ﺎ‬‫ﺎ َﺀﻧ‬‫ﺑﻨ‬‫ ﹶﺃ‬‫ﺪﻉ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﺍ‬‫ﺎﹶﻟﻮ‬‫ﺗﻌ‬ ‫ﻦ ﺍﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻢ ﹶﻓ ﹸﻘ ﹾﻞ‬ ‫ﻙ ِﻣ‬ ‫ﺎ َﺀ‬‫ﺎ ﺟ‬‫ﻌ ِﺪ ﻣ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﻦ‬ ‫ﻚ ﻓِﻴ ِﻪ ِﻣ‬
 ‫ﺟ‬ ‫ﺎ‬‫ﺣ‬

Allah‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬katında‫ﺩ‬ ‫ﻋ ﹾﻨ‬
ِ İsa’nın‫ﻰ‬‫ ﻋِﻴﺴ‬durumu‫ل‬
َ ‫ ﹶﺜ‬‫ ﻤ‬Şüphesiz‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
‫ﺏ‬
ٍ ‫ﺍ‬‫ﻥ ﹸﺘﺭ‬
 ‫ ِﻤ‬Onu yarattı‫ﻪ‬ ‫ﺨﹶﻠ ﹶﻘ‬
‫ ﹶ‬Adem’in‫ﻡ‬ ‫ﺩ‬ ‫ ﺁ‬durumu gibidirِ‫ ﹶﺜل‬‫ﹶﻜﻤ‬
o da hemen ‫ﻥ‬
 ‫ﻴﻜﹸﻭ‬ ‫ ﹶﻓ‬Ol‫ﻥ‬
 ‫ ﹸﻜ‬ona‫ﻪ‬ ‫ ﹶﻟ‬dedi‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬sonra‫ ﹸﺜﻡ‬topraktan
oluverdi

(61) ‫ﲔ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍﹾﻟﻜﹶﺎ ِﺫِﺑ‬ ‫ﻨ ﹶﺔ ﺍﻟ ﱠﻠ ِﻪ‬‫ﻌ‬ ‫ﻌ ﹾﻞ ﹶﻟ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﻨ‬‫ﹶﻓ‬

59) Şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu Adem’in
durumu gibidir. Onu topraktan yarattı; sonra ona “Ol!”
dedi, o da hemen oluverdi.

‫ﺘ ِﻬ ﹾﻞ‬‫ﺒ‬ ‫ﻧ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﻢ ﹸﺛ‬ ‫ﺴﻜﹸ‬
 ‫ﻧﻔﹸ‬‫ﻭﹶﺃ‬ ‫ﺎ‬‫ﺴﻨ‬
 ‫ﻧ ﹸﻔ‬‫ﻭﹶﺃ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ َﺀ ﹸﻛ‬‫ﻭِﻧﺴ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ َﺀﻧ‬‫ﻭِﻧﺴ‬ ‫ﻢ‬ ‫ﺎ َﺀ ﹸﻛ‬‫ﺑﻨ‬‫ﻭﹶﺃ‬

tabi ‫ﻌﻨﹶﺎ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﺍ ﱠﺘ‬‫ ﻭ‬indirdiğine‫ﺕ‬
‫ﺯ ﹾﻟ ﹶ‬ ‫ﺎ َﺃ ﹾﻨ‬‫ ِﺒﻤ‬iman ettik‫ﻤﻨﱠﺎ‬ ‫ ﺁ‬Rabbimiz‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﺭ‬
‫ﻥ‬
 ‫ ﺍﻟﺸﱠﺎ ِﻫﺩِﻴ‬beraber‫ﻊ‬ ‫ﻤ‬ artık bizi yaz‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ ﻓﹶﺎ ﹾﻜ ﹸﺘ‬Resul’e‫ل‬
َ ‫ﻭ‬‫ﺭﺴ‬ ‫ ﺍﻟ‬olduk
şahit olanlarla
53) “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Resul’e tabi
olduk, artık bizi şahit olanlarla beraber yaz.”

Allah da‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬bir düzen kurdu‫ ﹶﻜﺭ‬‫ﻤ‬‫ ﻭ‬Düzen kurdular‫ﻭﺍ‬‫ ﹶﻜﺭ‬‫ﻤ‬‫ﻭ‬
düzen ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ِﻜﺭِﻴ‬‫ ﺍ ﹾﻟﻤ‬en hayırlısıdır‫ﺭ‬ ‫ﻴ‬ ‫ﺨ‬
‫ ﹶ‬Şüphesiz Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ﻭ‬
kuranların
54) Düzen kurdular, Allah da bir düzen kurdu. Şüphesiz
Allah düzen kuranların en hayırlısıdır.

‫ ِﺇﻨﱢﻲ‬Ey İsa!‫ﻰ‬‫ﺎﻋِﻴﺴ‬‫ ﻴ‬Allah‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬şöyle buyurmuştu‫ل‬
َ ‫ ﻗﹶﺎ‬Hani‫ِﺇ ﹾﺫ‬
‫ﻙ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺍ ِﻓ‬‫ ﺭ‬ve‫ﻭ‬ seni vefat ettireceğim‫ﻙ‬
 ‫ﻭﻓﱢﻴ‬ ‫ﻤ ﹶﺘ‬ Muhakkak ki ben
seni ‫ﻙ‬
 ‫ﺭ‬ ‫ﻁﻬ‬
‫ﻤ ﹶ‬ ‫ﻭ‬ ‫ﻲ‬
 ‫ ِﺇﹶﻟ‬Seni kendime yükselteceğim
tutacağım‫ل‬
ُ‫ﻋ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻭﺠ‬ kafirlerden‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
 ‫ﻥ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
 ‫ ِﻤ‬temizleyeceğim
‫ﻭﺍ‬‫ﻥ ﹶﻜ ﹶﻔﺭ‬
 ‫ ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬üstünde‫ﻕ‬
‫ﻭ ﹶ‬ ‫ ﹶﻓ‬Sana tabi olanları da‫ﻙ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺒﻌ‬ ‫ﻥ ﺍﱠﺘ‬
 ‫ﺍﱠﻟﺫِﻴ‬
‫ﻲ‬
 ‫ ِﺇﹶﻟ‬Sonra‫ ﹸﺜﻡ‬kıyamet gününe kadar‫ﻤ ِﺔ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭ ِﻡ ﺍ ﹾﻟ ِﻘﻴ‬ ‫ﻴ‬ ‫ ِﺇﻟﹶﻰ‬kafirlerin
‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﺒ‬ hükmedeceğim‫ﻡ‬ ‫ﺤ ﹸﻜ‬
 ‫ ﹶﻓَﺄ‬dönüşünüz ancak banadır‫ﻡ‬ ‫ﻌ ﹸﻜ‬ ‫ﺠ‬
ِ ‫ﺭ‬ ‫ﻤ‬
ihtilafa ‫ﻥ‬
 ‫ﺨ ﹶﺘِﻠﻔﹸﻭ‬
‫ ﹶﺘ ﹾ‬o ‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬işte sizin‫ﻡ‬ ‫ ﹸﻜ ﹾﻨ ﹸﺘ‬şeylerde‫ﺎ‬‫ ﻓِﻴﻤ‬aranızda
düştüğünüz
55) Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Muhakkak ki
ben seni vefat ettireceğim. Seni kendime yükselteceğim ve
seni kafirlerden temizleyeceğim. Sana tabi olanları da
kıyamet gününe kadar kafirlerin üstünde tutacağım. Sonra
dönüşünüz ancak banadır. İşte o sizin, ihtilafa düştüğünüz
şeylerde aranızda hükmedeceğim.”

İbni Abbâs'tan rivayet olunuyor: Necran Hritiyanlarından bir hey'et
gelmişti. Seyyid ve Akıb da içlerindeydi. Hz. Peygamber (a.s)'e: Ey
Muhammed, dostumuzu (Hz. İsa'yı kastediyorlar) zikrediyormuşsun"
dediler. Hz. Peygamber (a.s): "Nasıl zikrediyomuşum?" diye sordu.
"Onun Allah'ın kulu olduğunu iddia ediyormuşsun." dediler. Efendimiz
(a.s): "Evet, O Allah'ın kuludur." buyurdu. "Hiç İsa gibisini gördün veya
haber aldın mı?" dediler, sonra yanından çıktılar. Onların arkasından
Cibril Allah'ın emrini getirdi: "Sana geldiklerinde onlara de ki: Allah
katında İsa'nın misali aynen Adem'in misali gibidir… " 69

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬O halde olma!‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓﻠﹶﺎ ﹶﺘ ﹸﻜ‬Rabbindendir‫ﻙ‬
 ‫ﺒ‬ ‫ﺭ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬Hak‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ﺍ ﹾﻟ‬
kuşkuya kapılanlardan‫ﻥ‬
 ‫ﻤ ﹶﺘﺭِﻴ‬ ‫ﻤ‬ ‫ﺍ ﹾﻟ‬
60) Hak Rabbindendir. O halde kuşkuya kapılanlardan
olma.

‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬onun hakkında‫ ﻓِﻴ ِﻪ‬seninle tartışırsa‫ﻙ‬
 ‫ﺠ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺤ‬Artık kim‫ﻥ‬
 ‫ﻤ‬ ‫ﹶﻓ‬
‫ﺍ‬‫ﺎﹶﻟﻭ‬‫ ﹶﺘﻌ‬de ki‫ل‬
ْ ‫ ﹶﻓ ﹸﻘ‬ilimden‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ ِﻌ ﹾﻠ ِﻡ‬
 ‫ ِﻤ‬sana gelen‫ﻙ‬
 ‫ﺀ‬ ‫ﺎ‬‫ﺎ ﺠ‬‫ ﻤ‬sonra‫ﻌ ِﺩ‬ ‫ﺒ‬
ve ‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹸﻜ‬ ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ﻭَﺃ‬
oğullarımızı‫ﺀﻨﹶﺎ‬ ‫ﺒﻨﹶﺎ‬ ‫ َﺃ‬çağıralım ‫ﻉ‬
 ‫ﺩ‬ ‫ ﹶﻨ‬Gelin
ve kadınlarınızı‫ﻡ‬ ‫ﺀ ﹸﻜ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭ ِﻨﺴ‬ kadınlarımızı‫ﺀﻨﹶﺎ‬ ‫ﺎ‬‫ﻭ ِﻨﺴ‬ oğullarınızı
dua edelim de‫ل‬
ْ ‫ﺒ ﹶﺘ ِﻬ‬ ‫ ﹶﻨ‬sonra‫ ﹸﺜﻡ‬ve sizleri‫ﻡ‬ ‫ﺴ ﹸﻜ‬
 ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﻔ‬ bizleri‫ﺴﻨﹶﺎ‬
 ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﻔ‬
‫ﻥ‬
 ‫ﻋﻠﹶﻰ ﺍ ﹾﻟﻜﹶﺎ ِﺫﺒِﻴ‬

Allah’ın‫ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬
lanetini‫ﻌ ﹶﻨ ﹶﺔ‬ ‫ﹶﻟ‬
kılalım!‫ل‬
ْ ‫ﻌ‬ ‫ﺠ‬
 ‫ﹶﻓ ﹶﻨ‬
yalancıların üzerine
61) Artık sana gelen ilimden sonra kim seninle onun
hakkında tartışırsa de ki: “Gelin çağıralım oğullarımızı ve
oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı; bizleri ve sizleri
sonra dua edelim de Allah’ın lanetini yalancıların üzerine
kılalım.”
Bu hadise İslâm tarihinde Yemen Necranı Hristiyanları heyetinin Medinei Münevvere'ye gelmesi ve bu hey'et ile Hz. Peygamber arasında yapılan
tartışmalarda kendilerine getirilen bütün delillere karşı küfür ve inatlarında
ısrar edip İslama gelmemeleri üzerine Hz. Peygamber tarafından Allah'ın
emriyle karşılıklı lânetleşmeye çağrılmaları (Mübâhele) ve onların da
bundan çekinerek cizye vermeyi kabul edip kabilelerine dönmeleri
hadisesi olarak meşhurdur ve hicretin dokuzuncu senesinde meydana
gelmiştir.70

Cüz 3 – Sure 3

Al-i İmran Suresi

‫ﻤﺎ‬ ‫ﻭ‬ hak olarak‫ﻕ‬
‫ﺤﱡ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬anlatılandır‫ﺹ‬
 ‫ﺼ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ ﹶﻘ‬o‫ﻬﻭ‬ ‫ ﹶﻟ‬bu‫ﻫﺫﹶﺍ‬ İşte‫ﻥ‬
 ‫ِﺇ‬
Muhakkak ‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ﻭِﺇ‬ Allah’tan‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﻠﱠ‬başka‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬ilahٍ‫ﻥ ﺇِﹶﻟﻪ‬
 ‫ ِﻤ‬yoktur
Hakim’dir‫ﻡ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 ‫ ﺍ ﹾﻟ‬O Aziz’dir‫ﺯ‬ ‫ﻌﺯِﻴ‬ ‫ ﺍ ﹾﻟ‬elbette‫ﻬﻭ‬ ‫ ﹶﻟ‬ki Allah
62) İşte bu, o hak olarak anlatılandır. Allah’tan başka ilah
yoktur. Muhakkak ki Allah, elbette O Aziz’dir, Hakim’dir.

‫ﻡ‬ ‫ﻋﻠِﻴ‬
 Allah elbette‫ﻪ‬ ‫ﻥ ﺍﻟﱠﻠ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬yüz çevirirlerse‫ﺍ‬‫ﻭﱠﻟﻭ‬ ‫ ﹶﺘ‬Artık‫ﻥ‬
 ‫ﹶﻓِﺈ‬
o fesatçıları‫ﻥ‬
 ‫ﺴﺩِﻴ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻔ‬ ‫ ﺒِﺎ ﹾﻟ‬hakkıyla bilendir
63) Artık yüz çevirirlerse Allah elbette o fesatçıları hakkıyla
bilendir.
Necranlıların heyeti Resulullah (a.s.)'a "Sen ne diye bizim saygı
gösterdiğimiz kişiye sövüyorsun?" dediler. Hz. Peygamber onlara, "Ne
diyormuşum?" diye sorunca onlar, "Sen onun kul olduğunu söylüyorsun"
dediler. Hz. Peygamber "Evet, o Allah'ın kulu ve Resulüdür. Tertemiz,
iffetli ve bakire Meryem'e bıraktığı kelimesidir." dedi. Bu cevaba kızıp,
"Sen babasız bir insan hiç gördün mü" dediler. Eğer gerçekten doğru
sözlü isen bize onun gibisini göster. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayet-i
kerimeyi indirdi.244

bir ٍ‫ﺔ‬‫ ِﺇﻟﹶﻰ ﹶﻜﻠِﻤ‬gelin!‫ﺍ‬‫ﺎﹶﻟﻭ‬‫ ﹶﺘﻌ‬kitap ‫ﺏ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬ehli!‫ل‬
َ ‫ﻫ‬ ‫ َﺃ‬Ey‫ﺎ‬‫ ﻴ‬De ki‫ل‬
ْ ‫ﹸﻗ‬
‫ َﺃﻟﱠﺎ‬Bizimle‫ﻡ‬ ‫ﻴ ﹶﻨ ﹸﻜ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻭ‬ sizin aranızda‫ﻴ ﹶﻨﻨﹶﺎ‬ ‫ﺒ‬ ortak‫ﺍ ٍﺀ‬‫ﺴﻭ‬
 kelimeye
‫ﻙ‬
 ‫ﺸ ِﺭ‬
‫ﻭﻟﹶﺎ ﹸﻨ ﹾ‬ Allah’tan‫ﻪ‬ ‫ ﺍﻟﱠﻠ‬başkasına‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬ibadet‫ﺒﺩ‬ ‫ﻌ‬ ‫ ﹶﻨ‬etme-yelim
‫ ﱠﺘﺨِ ﹶﺫ‬‫ﻭﻟﹶﺎ ﻴ‬
hiç bir şeyi‫ﻴﺌًﺎ‬ ‫ﺸ‬
‫ﹶ‬
O’na ortak koşmayalım‫ِﺒ ِﻪ‬
‫ﺎ‬‫ﺎﺒ‬‫ﺭﺒ‬ ‫ َﺃ‬bir kısmınızı‫ﺎ‬‫ﻌﻀ‬ ‫ﺒ‬ bir kısmımız‫ﻀﻨﹶﺎ‬
 ‫ﻌ‬ ‫ﺒ‬ edinmesin!
ِ ‫ﻭ‬‫ﻥ ﺩ‬
 ‫ ِﻤ‬rabler
yüz ‫ﺍ‬‫ﻭﱠﻟﻭ‬ ‫ ﹶﺘ‬Eğer‫ﻥ‬
 ‫ ﹶﻓِﺈ‬Allah’tan‫ ﺍﻟﱠﻠ ِﻪ‬başka‫ﻥ‬
şüphesiz biz‫ ِﺒَﺄﻨﱠﺎ‬Şahit olun ki‫ﻭﺍ‬‫ﻬﺩ‬ ‫ﺸ‬
‫ ﺍ ﹾ‬deyin‫ ﹶﻓﻘﹸﻭﻟﹸﻭﺍ‬çevirirlerse
müslümanlarız‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺴِﻠﻤ‬
 ‫ﻤ‬
64) De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir
kelimeye gelin. Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim,
hiçbir şeyi O’na ortak koşmayalım, bir kısmımız bir
kısmınızı Allah’tan başka rabler edinmesin! Eğer yüz
çevirirlerse: ‘Şahit olun ki şüphesiz biz müslümanlarız’
deyin.”
İbni Abbâs der ki: Bu âyet-i kerime rahipler ve papazlar hakkında nazil
olmuştur. Hz. Peygamber bu âyet-i kerimeyi Habeşistan'daki Ca'fer ibn
Ebî Tâlib'e göndermiş; o da Necâşi'nin de hazır bulunduğu bir mecliste
Habeşistan'ın ileri gelenlerine bu âyet-i kerimeyi okumuştur.245

‫ ﻓِﻲ‬Niçin tartışıyorsunuz?‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺎﺠ‬‫ﻡ ﹸﺘﺤ‬ ‫ ِﻟ‬kitap!‫ﺏ‬
ِ ‫ ﺍ ﹾﻟ ِﻜﺘﹶﺎ‬Ey ehli‫ل‬
َ ‫ﻫ‬ ‫ﺎَﺃ‬‫ﻴ‬
‫ﺍ ﹸﺓ‬‫ﻭﺭ‬ ‫ ﺍﻟ ﱠﺘ‬Oysa indirilmiştir‫ﺕ‬
‫ﺎ ُﺃ ﹾﻨ ِﺯﹶﻟ ﹾ‬‫ﻭﻤ‬ İbrahim hakkında‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ِﺇ‬
‫ َﺃ ﹶﻓﻠﹶﺎ‬ondan sonra‫ﻌ ِﺩ ِﻩ‬ ‫ﺒ‬ ‫ﻥ‬
 ‫ ِﻤ‬ancak‫ ِﺇﻟﱠﺎ‬İncil de‫ل‬
ُ ‫ﺍ ﹾﻟﺈِﻨﺠِﻴ‬‫ ﻭ‬Tevrat da
hala akletmiyor musunuz?‫ﻥ‬
 ‫ﻌ ِﻘﻠﹸﻭ‬ ‫ﹶﺘ‬
65) Ey kitap ehli! Niçin İbrahim hakkında tartışıyorsunuz?
Oysa Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir;
hala akletmiyor musunuz?

‫ﻡ ِﺒ ِﻪ‬ ‫ﺎ ﹶﻟ ﹸﻜ‬‫ ﻓِﻴﻤ‬tartıştınız‫ﻡ‬ ‫ﺠ ﹸﺘ‬
‫ﺠ‬
 ‫ﺎ‬‫ ﺤ‬böylesiniz!‫ﻫ ُﺅﻟﹶﺎ ِﺀ‬ İşte siz‫ﻡ‬ ‫ﺎَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬‫ﻫ‬
niçin tartışıyorsunuz?‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﺎﺠ‬‫ ﹸﺘﺤ‬‫ ﹶﻓﻠِﻡ‬bildiğiniz‫ﻡ‬ ‫ﻋ ﹾﻠ‬
ِ Hadi konuda
bilginiz‫ﻡ‬ ‫ﻋ ﹾﻠ‬
ِ hiçbir bir şey ‫ﻡ ِﺒ ِﻪ‬ ‫ ﹶﻟ ﹸﻜ‬olmayan‫ﻴﺱ‬ ‫ ﹶﻟ‬hakkında‫ﺎ‬‫ﻓِﻴﻤ‬
bilmezsiniz‫ﻥ‬
 ‫ﻭ‬‫ﻌﹶﻠﻤ‬ ‫ ﻟﹶﺎ ﹶﺘ‬siz ise‫ﻡ‬ ‫ﻭَﺃ ﹾﻨ ﹸﺘ‬ bilir‫ﻡ‬ ‫ﻌﹶﻠ‬ ‫ﻴ‬ Oysa Allah‫ﻪ‬ ‫ﺍﻟﱠﻠ‬‫ﻭ‬
66) İşte siz böylesiniz! Hadi bildiğiniz konuda tartıştınız;
hiçbir bilginiz olmayan bir şey hakkında niçin
tartışıyorsunuz? Oysa Allah bilir; siz ise bilmezsiniz...

‫ﺎ‬‫ﺍ ِﻨﻴ‬‫ﺼﺭ‬
 ‫ﻭﻟﹶﺎ ﹶﻨ‬ Yahudi‫ﺎ‬‫ﻭ ِﺩﻴ‬‫ﻴﻬ‬ İbrahim‫ﻡ‬ ‫ﺍﻫِﻴ‬‫ﺒﺭ‬ ‫ ِﺇ‬değildi ‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﻜﹶﺎ‬‫ﻤ‬
bir ‫ﺎ‬‫ﺴِﻠﻤ‬
 ‫ﻤ‬
hanif‫ﺤﻨِﻴﻔﹰﺎ‬
 ‫ﻥ‬
 ‫ﻜﹶﺎ‬
Fakat‫ﻥ‬
 ‫ﻭﹶﻟ ِﻜ‬ Hıristiyan da
müşriklerden‫ﻥ‬
 ‫ﺸ ِﺭﻜِﻴ‬
‫ﻤ ﹾ‬ ‫ﻥ ﺍ ﹾﻟ‬
 ‫ ِﻤ‬değildi!‫ﻥ‬
 ‫ﺎ ﻜﹶﺎ‬‫ﻭﻤ‬ müslümandı

Sayfa 57

‫ﻮ‬ ‫ﻪ ﹶﻟﻬ‬ ‫ﻭِﺇ ﱠﻥ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﻦ ِﺇﹶﻟ ٍﻪ ِﺇﻟﱠﺎ ﺍﻟ ﱠﻠ‬ ‫ﺎ ِﻣ‬‫ﻭﻣ‬ ‫ﻖ‬ ‫ﺤ‬
 ‫ ﺍﹾﻟ‬‫ﺼﺺ‬
 ‫ﻮ ﺍﹾﻟ ﹶﻘ‬ ‫ﻫﺬﹶﺍ ﹶﻟﻬ‬ ‫ِﺇ ﱠﻥ‬
‫ﻦ‬ ‫ﺴﺪِﻳ‬
ِ ‫ﻤ ﹾﻔ‬ ‫ ﺑِﺎﹾﻟ‬‫ﻋﻠِﻴﻢ‬ ‫ﻪ‬ ‫ﺍ ﹶﻓِﺈ ﱠﻥ ﺍﻟ ﱠﻠ‬‫ﻮﱠﻟﻮ‬ ‫ﺗ‬ ‫( ﹶﻓِﺈ ﹾﻥ‬62) ‫ﻢ‬ ‫ﺤﻜِﻴ‬
 ‫ﺰ ﺍﹾﻟ‬ ‫ﻌﺰِﻳ‬ ‫ﺍﹾﻟ‬

‫ﻢ ﹶﺃﻟﱠﺎ‬ ‫ﻨﻜﹸ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬‫ﻭ‬ ‫ﺎ‬‫ﻨﻨ‬‫ﻴ‬ ‫ﺑ‬ ‫ﺍ ٍﺀ‬‫ﺳﻮ‬ ‫ﻤ ٍﺔ‬ ‫ﺍ ِﺇﻟﹶﻰ ﹶﻛ ِﻠ‬‫ﺎﹶﻟﻮ‬‫ﺗﻌ‬ ‫ﺏ‬
ِ ‫ﺎ‬‫ﻫ ﹶﻞ ﺍﹾﻟ ِﻜﺘ‬ ‫ﺎﹶﺃ‬