kutuphaneci

ku
Kapak Düzeni Kapak Baskısı Dizgi ve Baskı

tu py ıld
: A. AR AD : Galeri Basımevi : Osmanbey Matbaası

ı ız

TURHAN GÜRKAN

ku
ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ
Atatürk'ün oniki yıl hizmetini gören Cemal (Çelebi) Granda'nın hâtıraları

tu

py
FER YAYINLARI

GiZLi DEFTERİ

İSTANBUL 1 9 7 1

ıld ı ız

ku
Bu kitaptaki hâtıralar 4 Mart 1959 dan 31 Mayıs 1959 a kadar Şehir Gazetesinde Turhan Gürkan imzasıyla yayınlanmıştır.

tu py ıld ı ız

CEMAL GRANDA'NIN EL YAZISI ku tu py ıld ı ız .

ku tu py ıld ı ız .

küçülecekler hatta unutulacaklar. madde plânında kalacakları için. yok olacaklardır. Madde. Büyük adam konusu. Büyük ku tu py ıld ÖNSÖZ ı ız . Madde ile mananın ayrıntısı bu görüntüdedir. onun mana planındaki gerçek değerini işaretlemektedir. Atatürk'ün ölümünden bu yana birbiri arkasına sıralanan yıllar gerisinde gittikçe büyümesi . madde ve mananın bu perspektifine dikkate değer bir örnek vermektedirler.Objenin. kendinden uzaklaştıkça küçüldüğünü. Büyük olarak tanımladığımız adamlar. Büyük adam için bizim yapacağımız tanımlama. büyüyemeyecekler. yaklaştıkça büyüdüğünü görürüz. ne Shopenhaur'ın büyüklük kompleksi çerçevesinde mütelâa etmek istiyoruz. mana. kendinden uzak-laşıldığı zaman küçüldüğü halde. Büyük adamı. «yakından herkes gibi. kendinden uzaklaşıldıkca büyümektedir. uzaktan kendi gibi» olan kişi şeklinde olacaktır. onlar hergün bir parça daha geriye iten zaman içinde. zamanımıza kadar düşünürlerin tartışmalarının sebebi olmuştur. ne filozof Nietche'nin büyük adam tarifi. Mana plânında bu yeri almış olmayanlar.

Sayın Cemal Granda'ya. onları dürbünün ters tarafı ile izleyen müşkülpesentler hep yanılacaklardır. Çünkü. sitemleri. fotoğraflardaki Atatürk'ü. bize Atatürk'ü böylesine yakından seyrettirme fırsatı verdiği için teşekkür ederiz. pek güzel canlandırmaktadır. davranışları. şimdi o bizden başkası değil. gündüz. büyüteçlerle bakan eleştirici-lerle. Atatürkte adının yanına. ama yaptıklarıyle uzaktan başkalarına benzemeyecek kadar dikkat çekici kişilerdir. merasimlerdeki A-tatürk'ü değil. bayramlardaki. «büyük» sıfatı konmasa yaptığı işler büyük olarak ortada kalacak nadir kişilerdendir. Büyük adamlara. onu insan sözlüğünün anlamı içinde. Lâkin büyük işler. Atatürk'e oniki yıl gece. daha çok bizden biridir. onun aramızdan biri olmasıdır. Vatandaş Mustafa Kemal'i görüyoruz. günün yirmi-dört saatında hizmet etmiş Cemal Granda'nın bu anıları. Bu kitapta. İç dünyasındaki büyük yalnızlığı. Gerçekte de Atatürk'ün büyüklüğünü süsleyen. Bununla anlıyoruzki.8 adam vardır veya yoktur. Onun hakkında yazılmış bütün anılardan bu kitabın değişik olması nedeni budur. Onları önce insanlığından soyarak küçültenlerle. taşkın duy-guları. Türkiye Cumhuriyeti nüfusuna kayıtlı. ku tu py ıld TURGUT FETHİ ı ız . hassasiyeti. büyük adamlar yakından herkes gibi olağan. insanüstü yaparak kutsileştirenler gerçekçi değildirler. neşesi ve üzüntüle-riyle. toplumu etkilemiş önemli fikirler vardır ve ortadadır. nutuk-lardaki Atatürk'ü. insanlık realitesinin herkes gibi onda da yansımasını bulmaktayız.

3000 kitap. 10. Atatürk'ü anlatmak için sanki yarışa girdiler. 510' unun da başka ülkelerde yayınlanmış olmasıdır. ihtilâlci. cukluğu da içinde olarak «asker.Atatürk için çok şey yazıldı. İşin ilginç yönü.000 lerce makale. En büyük yazarından. Bu sayılar. ölüm yıldönümünden sonra yayınlanan kitapların dışındadır ve UNES-CO'nun çıkardığı kitaplarla toplam daha da kabarmaktadır. dediler. bu yapıtların 493 gibi gibi önemli bir bölümünün Almanya'da. 25. en küçüğüne kadar yerli ve yabancı binlerce kalem. devlçt ada ku tu py BAŞLARKEN ıld ı ız . İstatistikçiler işi sayılara döktüler. bir o kadar da hâtırat yazıldı. 141'inin İngiltere'de. Hepsi ayrı bir yönden. 367'sinin Fransa'da.

arkadaşları. Fakat ne vazık ki. Atatürk'ü daha iyi tanıyabilmek. Geçen yıllar Atatürk'ün yaşantısını filme alacak olan yabancı filmciler. Ata'nın yakınları. ıslahatçı» Atatürk'ü anlattılar. ancak böyle bir bilgiyle senaryolarına gerçek bir hava verebileceklerini ve Büyük Kahraman'a yaraşık bir kordelâyı. Ama bunların çoğu eksik. Yalnız ölümü üzerine yazılanlar bile koskoca bir kitaplık doldurur. zaferi beraber kazandığı. özelliklerini de en ince noktalarına kadar bilmek gerekiyordu. seçtikleri yüzlerce kitap arasında O'nun özel yaşantısına ilişkin birşeyler aramışlar. yeni yetişen kuşaklara duyurabilmek için O'nun nasıl yaşadığını. belirli yol izlemeyen parça parça anılardan ileri gidemedi. ancak bu şekilde çevireceklerini söylemişlerdi. özel ku tu py ıld ı ız . Cumhuriyeti beraber kurduğu. onların ellerine verebileceğimiz istedikleri yeterlikte derli toplu bir yapıt yoktu. devrimci. Özel yaşantısını -derinliğine inebildikleri oranda. Ama O'nun özel yaşantısına pek az yer verildi denebilir.10 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ mı. anlıyabilmek için O'nu bütün yönleriyle öğrendikten başka.anlatmağa çalıştılar. Oysa yeni bir Türkiye yaratan bu büyük adamı anlatmak. birbirini bütünlemekten uzak. Devleti beraber yönettiği kimseler de zaman zaman O'na ilişkin anılarını yayınladılar.

ne zaman uyur. hangi içkiyi kullanırdı? Evlilik yılları çok kısa süren Atatürk'ün kadınlar karşısında tutumu neydi? Ata'nın hayatına girmiş kadınlar var mıydı? Cumhuriyetin ilk yıllarından ölümüne kadar Atatürk'ün değindiği insanlar. öfkesi. yatağa girişine dek bir gölge gibi peşinden gitmiş olmak gerektir. hangi arkadaşlarını üstün tutar.. Atatürk'ün gezileri. sakin ve sinirli zamanlarında ne yapar. nefreti nasıl olurdu? Hangi kitapları okur. hangi müziği dinler. ne içerdi? Nasıl çalışır. mevsimleri sever. sitemleri. Bunları eksiksiz. ne yer. sevgisi. kimlerle geziye çıkardı? Şakaları. Atatürk'e ilişkin bilinmiyen fıkralar ve bir çok saklı kalmış gerçekler. İşte Atatürk'ün tam oniki yıl emrinde çalışmış. Ata'yı ziyaret eden yabancı devlet adamları ve hükümdarlarla yapılan görüşmelerin kitaplara geçmemiş en gizli yönleri.. yataktan çıkışından. kuşkusu. o dönemin bütün gerçeklerini O'- ku tu py ıld ı ız . hizmetini görmüş. hiç bir etki altında kalmadan yazabilmek için gece ve gündüz her an Atatürk'ün yanında bulunmak. Atatürk'ün manevî evlâtları.11 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ yaşantısını da bilmek gerektir: Atatürk nasıl bir insandı? Her gelip geçici insan gibi 24 saatini nasıl doldurur. hangi renkleri.

. sofrasını kurup kaldırmış.12 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ nun sofrasında. O'nun ağzından dinlemiş. Bu kitapta merakla okuyacağınız anılar.. O'na ilişkin anıları not ederek saklamak.. Atatürk'ün görevine ilk girdiği ân. basit bir sofracının görüş açısından kaleme alınmıştır. yalnızlık anlarında derdine ortak olmuş. Ata'nın İstanbul'a geldiği 1927 yılından.. ileride Türk tarihi yazacak tarihçilerin eline bir belge vermek istediği halde. TURHAN GÜRKAN ku tu py ıld ı ız . ölümüne dek yanından ayrılmamış. bir adamın kelimesine kadar not edilen tarihe geçecek anıları. yüzde yüz doğru olup. Saraya şvester (hizmetçi) olarak alınan Alman kadını Havuzdame'nin tuttuğu notlar yüzünden kovulduğunu görünce aynı akıbete uğramamak için anılarını herkes uyuduktan sonra gizli metodu ile yazan Atatürk'ün en çok sevdiği ve kendisine en yakın tuttuğu adam. Şimdi sözü tam oniki yıl hizmetini görmüş Atatürk'ün «Çelebi» si Cemal Granda'ya bırakıyoruz.

henüz çocuk denecek yaşta.. Heyecanım bundan ileri geliyordu. Kimisi: Diye maneviyatımı bozuyor. sonra ku geçmeden SARAYA ÇAĞRILDIM 1927 YILININ güneşli bir Temmuz günüydü. kısa pantolonlu. tu armağanını py görmekte ıld ı ız gecikmedim. zayıf.. O zaman şimdiki Şehir Hatları İşletmesi 1927 YILININ güneşli bir Temmuz günüydü. başımı Seni Saraya göndereceğiz.. O zaman şimdiki Şehir Hatları İşletmesi olan O zamanlar çok çalışkandım. ince. dediler. çok müdiriyetten çağırıp: — Önce pek iyi anlıyamamıştım ama. yine istersen git. Kendimi işe verdim mi.. Bu idareye tam üç yıl önce... bir kaç dakika sonra Atatürk'ün hizmetine gireceğimi sezinlemiştim. İstendiğimi hemen arkadaşlarıma açtım. Bu hâl âmirlerimin de dikkatini çekmiş olacak ki.. tüysüz bir çırak olarak girmiştim. hazır ol.. beni caydırmağa çalışıyor.. içi hayat ateşiyle dolu bir gençtim. Çok sert adam.. Henüz on-yedi yaşında. Kimisi: — — da: — Sen bilirsin. Heyecandan az daha yüreğim ağzıma gelecekti.GİZLİ DEFTERİ l3 Seyrüsefain İdaresi'nde çalışıyordum... zor kaldırırdım. Gece hizmeti çok zor. Bir gün .

bunlar seni kıskandıkları için böyle konuşuyorlar. âleminden Atatürk'ün yanında geçireceğim gönlerin hayalini kuruyor. Ertesi günü sevinçten kabıma sığamıyordum. O-rada çok dikkatli olman lâzım.. diye düşünüyordum.. O gece uykum kaçtı. Can kulağı ile Muzaffer Beyi dinliyor görünmeme rağmen. Yine onun öğütleriyle irkilerek kurduğum hayal evreninden aşağı iniyordum. gördüğünü görmemezlikten. Fakat hiç birinde O'nunla ilk karşılaştığım ve bana ilk seslenişi anlarını unutamadım. Aptallık etme. — Orada her ne görürsen. Atatürk'ün hizmetinde tam oniki yıl çeşitli olgularla karşıkarşıya geldim... şimdi seni Saraya götürüyorum. Rıhtıma ayak bastığımız zaman heyecanım son haddini bulmuştu..14 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Diyorlardı. Gözlerimi hayal kapıyor. Talih kuşu insanın başına bir kere konarmış. böyle büyük bir adamın hizmetine çağrıldın. aklım çok daha başka yerlerde idi. daha sonra da Devlet Denizyolları Başmüfettişliğinde bulunan Muzaffer Beyle rıhtımda bekleyen birden Çankaya Muzaffer motoruna bindik.. O'nun karşısında ilk anda bir pot kırarsam. ku tu py ıld ı ız . Senin şansın varmış ki. Bu herkese nasip olmaz. Diyordum. Aynı zamanda içimi de heyecanla dolu büyük bir korku kaplamıştı.. duyarsan. Bana güzel bir smoking almışlardı. Muzaffer Bey: — Çocuğum. işittiğini işitmemezlikten geleceksin. diyordum.. Senin için çok iyi olur. Motorumuz Boğaz'ın mavi sularını yararak Dolmabahçe Sarayı'na yanaştı. Kendi kendime: — Haydi Cemal. Göster kendini. O zaman kamara âmirimiz olan. sonra Beyin sesiyle daldığım uyanıyordum. Fakat bu kıyafet içinde o kadar şıktım ki. Diyerek öğüt veriyordu. Bunaltıcı sıcağın etkisiyle smokingin içinde buram buram ter döküyordum. Hayatta çok şaşırtıcı olaylarla karşılaştım. O gün yeni görevime başlıyacaktım. Ne yapardım o zaman? Günlerden 5 Temmuzdu.

Ne tuhaf!.GİZLİ DEFTERİ 15 Seyrüsefain İdaresi'nden benimle birlikte Saraya Rüknettin ve Vus'at adında iki arkadaşı daha istemişlerdi. nereli. Böylece Saray'ın Harem kısmına. o zaman özel kalem müdürü olan Hasan Rıza Soyak'ın karşısına çıktık. hatta müze bile gezmemiş olan ben. başsofracı İbrahim (Güven) Efendiyi çağırdı. Muzaffer Bey önde. bundan önce nerelerde çalıştığımı öğreniyordu. Hayatımda hiç saray. Soyak adımı. Salihli'li olduğumu öğrendikten sonra zile bastı. Sarayda kaldılar. yaşımı sorup. Fakat onlar Atatürk'ün hizmetçisi olamadı. ku tu py ıld ı ız . doğma büyüme bir saraylı gibi etrafıma bakmadan çalımla dimdik yürüyordum. ben arkada. kim olduğumu. şimdiki adıyla Hususî Daireye geldik. Beni teslim alan başsofracı da koridorlarda yürürken aynı soruları soruyor.

meyva olarak ananas kompostosu bulunuyordu. çiçekli perdeler yerlere kadar iniyordu. İçkili olan akşam yemeklerinde ku tu «AÇINIZ PERDELERİ» CUMHURİYET devrinde İstanbul'a ilk defa gelen Atatürk'le ilk karşılaşmamız Atatürk'ün ağzından duyduğum ilk ses işte budur. Diye seslendi. ikinci yemek pü-reli tavuk. sonra bütün Sarayı dolaşmış. O gün büyük bir dikkatle Atatürk'ün nasıl yemek yediğine baktığım için yemek listesi olduğu gibi aklımdadır. Dimdik ayakta duran Atatürk: — Açınız perdeleri!. Yanında ma-nevî evlâtları Rükiye ve Zehra Hanımlarla kızkardeşi Makbule Hanım ve Umumî Kâtip Tevfik Bey vardı. İlk yemek güzel bir ordör. sonra Atatürk sofraya oturdu.16 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ burada oldu. Hereke kumaşından ağır. Salon aydınlandıktan py ıld ı ız . İlk gün Atatürk'ün bütün hareketlerini dikkatle izledim. üçüncü kuşkonmaz. Yemekten sonra önce Harem Dairesi'nin üstüne çıkmış. akşam üstü de Söğütlü yatıyla Boğaz'da gezinti yapmıştı. Hemen koştum ve perdeleri açtım. Gezintiden sonra sofra faslı başlıyor ve çok geç saatlere kadar sürüyordu. Vaktiyle Son Halife Abdülmecit Efendi nin yemek salonu olan bu daire gayet güzel döşenmişti.. Ortada çok güzel süslenmiş bir sofra vardı. Bütün mobilya lâke idi.

Sofrasına belirli mesleklerdeki eski dostları ve silâh arkadaşlarından başka. ne de nereden geldiğini henüz sormadı. İçimi ta-rifsiz bir üzüntü kaplamıştı. Önceleri önemsemediğim bu hal. daha doğrusu Atatürk'ün hizmetine gireli onbeş gün olduğu halde Atatürk. endüstri kişilerini topluca çağırdığı olurdu. bilim. buradaki belki hizmetim işimden beğeniluzaklaştırılırsam?» miyebilir. bir çok memleket meseleleri burada halledili-yordu. Kendi kendime: «Sabret Cemal. Seni tanımak bile istemiyor. ne adını. Ayrıca içimde bir korku da belirmişti: «Ya. kabine üyeleri de hazır bulunuyor. diyordum. ticaret. seni tanıyacak» diyordum. elbet bir gün konuşacak. yakın arkadaşları. konuşmadan Öyleya. fakat gayet tabii görünmeğe çalışarak: tu py ıld ı ız . Üzüntüm gittikçe artıyordu. Bu hal. hoşa gitmezdi. sanat. alaylı alaylı: — Cemal.. yavaş yavaş bana koymağa başlamıştı. Saraya.. kim olduğumu da sormak gereğini duymamıştı. 1938 yılı Haziranına kadar yani hastalığı kendisine değişik bir yaşayışı zorunlu kılıncaya kadar sürüp gitti..ku benimle bile oluyordu.. Diye takıldıkları Onlara ne cevap vereceğimi bilemiyor. Bu hal arkadaşlarımın da dikkatini çekmiş olacak ki. o güne kadar bir kere bile dönüp yüzüme bakmamış. Tam onbeş gün O'na bir «dilsiz» gibi hizmet etmiştim.

adam yerine korlar.18 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ku — Elbet bir gün olur. tu py ıld ı ız . Diyordum. sorarlar.

Evet. — Buyrun efendim. Döndüm..GİZLİ DEFTERİ 19 19 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ADIMI DEĞİŞTİRİYOR dar tanınmış konuk yemek yiyordu. Sonu yok mu bunun? Var.. ku BİR AKŞAM saat 20 sularında Sarayın Bunun üzerine Atatürk birden bana doğru ilerli-yerek: — Haaa. Ölünceye kadar sürdü.... Diye bana seslendi. Yemek devam ediyordu. O akşam ilk kez konuştuğum Atatürk'le aramızda şunlar olmaz. Hiç unutmam. Cumhuriyet rejiminin kurulmasına rağmen herkes Atatürk'e «Paşam» diye seslenirdi... fakat Cemalettin tu Marmara'ya bakan balkonunda yirmi ka- py ıld ı ız . Diye cevap verdim. Sevinçten kabıma sığamıyordum.. Ertesi gün benimle alay eden arkadaşlara anlatacağım şeyleri kafamda tasarlıyor... Sen yine Cemal kal! Dinin Cedular? Aradan yarım saat geçmişti. elimde kristal rakı sürahisi vardı. İsimler Kemalettin olur. Arkamda duran Atatürk: — Efendi. efendi. Atatürk en sonunda benimle konuşmuştu. Bir emriniz mi var Paşam?. geçti: — — — — Senin ismin nedir? Cemal!.. Beylik.. onlardan hınç çıkaracağımı düşünüyordum. Cemalettin. dedi. paşalık kalktığı halde bu «Paşa» lık Atatürk için kalkmadı. Hem de uzun uzun.

. Masanın üzerinde boşalmış Dimitropolo şişeleri duruyordu. O gece yemek sabahın beşine kadar devam etmiş-ti. Saat üçe doğru sofrayı bırakarak yatmağa gittim. — Ulan. ku tanımıyorum babasız tu py ıld ı ız . Belki daha fazla kızar da koğulurum. Ve biraz durduktan sonra ekledi: Ben de babamı tanımıyorum ya.. ne Deyince demek? yüzü Sen daha da mı Bunun üzerine: — Ben babamı — Babamı sertleşti: doğdun? Baban yok mu senin?. Dedi. — Öyle ise baban ne adammış senin. tanımıyorum. — Ben dokuz aylıkken babam ölmüş. Yemek istiyecek sa-nıyordum... birden sesini yumuşattı: — Ananı tanıyorsun ya yeter!. Ara sıra da Fava denilen zeytinyağlı. O devrin en ünlü rakısı olan Dimitripolo'dan Atatürk her gece yarım kilo içerdi. — Babam. Benim korktuğumu görünce daha fazla bağırıyordu.Fakat Atatürk. Mezesi de sadece tuzlu leblebiydi. En sevdiği yemekler arasın-da kuru fasulye ile pilâv gelirdi. bu Cemal adına tutulmuş olacak ki yeniden seslendi: — Bu Cemalettin ismini kim koydu sana? Artık adamakıllı korkmağa başlamıştım. Fakat O'nun aklı hep benim ismimde değil miymiş. meclisin horozlar öterken dağıldığı görülürdü. Saat onbirden sonra hava serinlediği için misafirler birer ikişer balkondan içeri girmeğe başladılar. diye cevap verdim. Ayakta duracak halim yoktu. diye gözünden uzaklaşmağa karar verdim. bu ismi sen mi koydun. limonlu bakla ezmesini istediği olurdu. Çokluk geceler böyle olur. Bu yüzden Atatürk te sabah saat beşten önce yatağına giremezdi. Çok korkmağa başlamıştım. Atatürk tekrar beni çağırdı. baban mı? Diye bar bar bağırmağa başladı. Diye sertçe çıkıştı. Artık elim ayağım titremeğe başlamıştı. Atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki.

Yattığım yerde dua ediyordum. Saat gece yarısını geçiyordu. dedi. arkasında Afet İnan. Dedi. Bu sözü. çok keyifli olduğu zamanlar sık sık duyduğumu hatırlıyorum. Her an yine o bahse döneceğinden ödüm kopuyordu. Saat yediye doğru Atatürk. Sofraya oturmadan önce Atatürk misafirlere Arapça: — Faddal!. Bu isim de başıma iş açıyordu galiba.. Umumî Kâtip Tevfik Bey olduğu halde. Efendi'yi.. — Cemal. diye cevap verdim.. Atatürk'ün geceki olayı unutmuş olmasıydı. Sofrada ilk söz bana idi: — Cemal. Dedi ve herkes masadaki yerlerini aldı. bana takmışlardı ? Ertesi gün de aynı korku ve heyecan içinde geçti.GİZLİ DEFTERİ 21 O gece sabaha dek gözümü uyku tutmadı. senin bu ismini değiştirelim olmaz mı? Sen kendine göre bir isim bul bakalım. Daha cevap vermeğe vakit kalmadan: — Ben sana buldum isim. Başyaver Rüsuhi Bey. Şaşırmıştım. Birden adımla bana seslendiğini duydum ve yanına koştum. Sen de büyük adam olacaksın. Zehra Ha.. Sonra tarihteki ünlüleri sıralamağa başladı: — Sen Cemal Paşa'yı tanır mısın ? Şehzade Ce-malettin Yemek sürüp gidiyordu. — Bu kadarı da yetişir.. Senin ismin Çelebi olsun.. Başyaver aşağı inerek öbür misafirleri de sofraya getirdi. Hava yumuşadığı halde bir gün önce tu py ıld ı ız . Kâbusla karışık korkulu rüyalar gördüm. Tek avuntum. seni dün akşam sert sözlerle çok hırpalamıştım. ku Akşam yemeğini hazırlamış bekliyordum. salona girdi. Yavaş yavaş geldiğime pişman bile olmağa başlamıştım. Konya Çelebisi Cemalettin'i tanır mısın? — İsimlerini işittim.. içimi kaplıyan korkuyu üzerimden atamamıştım. Adeta akşam olmasını istemiyordum.nım. Nereden bulmuşlardı bu «Cemal»i de. Fakat Cemaller daima büyük adamlar olur.

. ku tu py ıld ı ız . O anda bütün korkum bir bulut gibi dağılıver-mişti. Arkadaşlar da hâlâ böyle çağırırlar. üstelik O'nun sevdiği. hatta bağırmalarından kurtuluyor. Dedim. çağırırken zevk duyduğu bir isme de sahip oluyordum. O gün Saray'da kim varsa herkese ve bütün misafirlere beni yeni gelmiş önemli bir kişiymiş gibi tanıtıyor: — Bu zatı bilir misiniz. Bunun üzerine sofradaki konuklara dönerek: — Bu çocuğun ismi bundan sonra Çelebi'dir.. Böylece Atatürk'ün serzenişlerinden. Fakat bir kere de iznimi almadan edemedi: — Güzel mi? Diye sordu. Koltuklarım kabarmıştı. Böylece adım 20 Temmuz 1927 den itibaren «Çelebi» olarak kaldı. Diye herkese tanıttı.GİZLİ DEFTERİ 21 Atatürk'ün çok sonraları yine bir mecliste «Biz sevdiğimiz insanlara Çelebi deriz» dediğini duymu şumdur. Zaten kabul etmemek için hiç bir sebep te yoktu. Yüzümdeki memnunluğu görünce kabul ettiğimi anladı. O anda Atatürk'ün bu kadar önem verdiği bir adam olmanın gururu içindeydim. Çelebi'dir. — Çok güzel efendim. Diyordu.

Bazan da şezlonga uzanır. İkindi kah ku tu NE YER. hem de öğle yemeği yerine geçerdi.. hem kahvaltı. Banyodan çıktıktan sonra soğuk ayranla bir dilim francala yer. muhakkak her gün banyo yapar. Bu okuma bir buçuk saat kadar sürerdi. NE İÇERDİ Sonra banyosunu yapardı. Kışın pencereleri açtırır. Binde bir çağrılı bir misafir olacak ki. traşlı katiyen gezmezdi. onikiye doğru kalkar. Giyimine karşı titizlik gösterir. Yaz py ıld ı ız . çoklukla şafak sökerken yattığı için gündüz saat onbir. ayıp olmasın diye yemek yesin. divana bağdaş kurarak kahvesini içerdi. Gayet ince ketenden yapılmışı bir entariyle uyuduğu için. bazan ayranın yerine bir kâse yoğurt alırdı. her gün çamaşır değiştirirdi. Çok yakın arkadaşlarından ve Umumî Kâtipten başkası içeri giremezdi.. uyanınca da bir süre bu kıyafette kalır. Temizlik konusunda çok titizdi.GİZLİ DEFTERİ 23 ATATÜRK sabahları kalkmazdı. ve kış ayırmaz. Geceleri çok geç. zilebasardı. uzun uzun gazeteleri okurdu. Bazan sütlü kahveyle çay istediği de olurdu. Çok zaman bu. Hemen bir fincan kahveyle o günkü gazeteleri götürürdüm. soğuk havayı ciğerlerine doldururdu.

Bu işte yanıldığını hiç hatırlamıyorum. ancak kendi prensiplerine uyardı. Akşam yemeklerini ise kesinlikle arkadaşlariyle yemek alışkanlığındaydı. ku tu py ıld ı ız . Başkalarının yaptığı prensiplere değil. Memleket meselelerinin görüşüldüğü bu toplantılarda herkesin düşüncesini öğrenmek isterdi. geçmişten sözedilir. başkalarına ortaya atmasına meydan vermez. akşam sofraları olduğunu söyliyebilirim.24 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ valtısı yapmaz. arkadaşları ve dostları ile tartışma ve eğlence yerini birleştiren bir köprü görevi görüyordu. Akademik tartışmaların yerini saatler ilerleyince hâtıralar alır. Sofra konuşmalarında konuyu hep kendisi açar. Fakat yine de kendi bildiğinden şaşmazdı. onun yerine bir bardak ekmeksiz ayran içerdi. düşüncelerini öğrenir. Sofrası sanki. son sözü her zaman kendisi söylerdi. Doğruluğuna inandığı düşünceyi sonuna kadar savunurdu. bunu yakınlarıyla tartışmaktan zevk duyardı. Bazan herkesi şaşırtan bu konulardan alacağı olumlu cevaplar da. Hareketli ve heyecanlı yaşatısının tek zevkinin. Meclise bir istek mi getirecek. Bu gecelerin hiç birine doyum olmadığını ve her birinin içinde bir tarih yaprağının yaşadığım zamanla anladım. tarihsel olaylar sıralanır. olumsuz cevaplar da çok hoşuna giderdi. bazan da hoş hikâyeler anlatılırdı. Çankaya ve Dolmabahçe Sa-rayı'ndaki akşam yemeklerinde ondan aşağı düşmiyen bir davetli topluluğu her zaman hazır bulunurdu. sorduğu soruların konu karşılıklarını büyük bir dikkatle dinlerdi. Atatürk'ün sofrada yeni ve heyecanlı konular da ortaya attığı olurdu. Herkesi konuşturur.

şairler. dünyada pek az devlet adamına nasip olmuştur denilebilir. müzisiyenler. Eski arkadaşlarından Nuri Conker. Salih Bozok sık sık şaka yaparlar ve sofrayı şenlendirirlerdi. politikacılar. sofradakilerin ayrı ayrı gönüllerini alıp hatırlarını sormadan yapamazdı. Açık konuşanları sever ve yanında her şeyin konuşulmasını isterdi. Mahalle arkadaşları. Fakat burası hiç bir zaman bir içki ve cümbüş bayağılığına inmemiş.. So- ku tu py ıld ı ız . Atatürk'ün sofrasından kimler geçmemiştir ki. krallar.. Ama Atatürk her zaman neşeliydi. Sinirli zamanlarında bunlarm bir nüktesi ya da hikâyesi Atatürk'ün bir anda öfkesini dağıtmağa yeterdi. yabancı devlet başkanları. Hepsi ayrı düzeydeki bu insanlarla tartışırken san-ki yurdun sesini duyardı Güvendiklerinin ve sevdiklerinin eleştirilerine sabırla katlanmasını bilirdi. Sinirlendiği zamanlar çok azdır. İşten ve yurt gezilerinden artan bütün ömrü sofrada geçmiştir denilebilir. devrim arkadaşları. O zaman da arka arkaya sigara ve kahve içerdi. En güç anlarda bile soğukkanlılığını. Kendisi de ara sıra şakalar yapardı. edipler.GİZLİ DEFTERÎ 25 Sofrasında çağının her çeşit insanına yer veriyor-du. iş adamları.. Çok konukseverdi.. bir sohbet ve tartışma meclisi olarak kalmıştır. neşesini saklamasını bilir ya da öyle görünürdü. Politikanın. Danışmaya bazan o kadar büyük değer verirdi ki. bilim adamları. silâh arkadaşları. aktüalitenin de ziyafet sofrası! Resmî görüşmelerinde son derece titiz ve törenci olan Atatürk'ün özel hayatındaki samimiyeti. Şakayı çok severdi.. aklından geçen meseleler hakkında çok zaman hiç olmadık insanların fikrini bile aldığı görülürdü.. Eğlencenin yanı sıra en çetin devlet işlerinin karara bağlandığı bir meclis. Bu yüzden sık sık ileri geri konuşanlara da rastlanırdı.

. duymadım. bu çabalar ne kadar boşunadır.. Bu alışkanlığını hayatının sonuna kadar değiştirmedi. ayyaşlık ve zevke düşkünlükle kötülemek istiyen-ler oldu ama. Gizlenecek bir yönü yoktu ki.26 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ nunda yine kendi fikrini uygulıyacağını bildiği halde hiç kimsenin hor görülmesine katlanamazdı. Halkın sofrası idi. taşkınlıklar yaptığını görmedim. açık açık anlatırdı. ku tu py ıld ı ız . Bu yüzden hiç olmadık kimselerden bir şeyler öğrendiğini de saklamaz. Aksini iddia edenler varsa. Ölümünden sonra çekememezlik ve kıskançlıklarından Atatürk'ün sofrasını sarhoşluk. bunların yaptıkları düpedüz dedikodudan başka bir şey değildir. Onun yaşantısı bütün kusurlarıyla meydandaydı. Her gece içtiği halde Atatürk'ün bir kere bile içki yüzünden kendinden geçtiğini.

hepsi birer silâhşör kesilirlerdi. İçlerinde çok zekileri de vardı. Fakat bunlar Atatürk'ün hiç gözünden kaçmaz. en centilmen diplomattan daha centilmen kesiliyorlardı. Atatürk'e onlar kendileri bulmuş gibi götürüp verirlerdi. bunları çıkarırdık. Oysa bu işleri zavallı memurlarla uşaklar görür. Fakat kısa zamanda yaşadıkları ortama uymasını biliyor. Her zaman gezilere onlar gider. Elbisem her zaman ütülü. kitaplıktan biz gider. iskarpinlerim rugandı. kendilerine o işten pay çıkarırlardı. beyaz gömleğim kolalı. Davetlilerden bir çoğu şıklığımı kıskanır ve giyimimi benzetmeğe yeltenirlerdi. onları inceden inceye alaya alır. Örneğin Atatürk. hazıra onlar konar. Bunların bâzıları -okuma yazma bile bilmedikleri haldeevlerine çok büyük kitaplıklar yaptırmışlardı. bir atlas ya da kitap aradığı zaman. O zaman bir çok bakan ve Milletvekili bile kurulmuştu. benimsiyememişlerdi. bazan karşılık vere ku papyonlarını ÇEVRESİNDEKİ ASALAKLAR tu bana Bunlar py kıyafet ıld bağlatırlardı. Cumhuriyet yeni henüz devrimini ı ız . Atatürk herhangi bir emir verse. her yerde parsayı onlar toplardı.GİZLİ DEFTERİ 27 ATATÜRK'ÜN sofracısı olduğum için çok temiz giyiniyordum. onlar bunu istedikleri şekle sokar.

ku tu py ıld ı ız . yahut alaya alacağı kimseleri sık sık imtihana çekişine tanıklık etmişimdir. Atatürk'ün şaşırtıcı soruları ve mantık oyunları karşısında bunların dökülüşleri görülecek şeydi. Kimse altından kalkamazdı. yaptıklarının acısını onlardan çıkarmasını bilirdi. Bunlar bilimsel açıdan cevaplandırılacak sorulardan değildi. karşısında nasıl ecel terleri döktüklerini hazla seyrederdi. Dalkavuklara. Hepsi birer zekâ oyununa dayanıyordu. Çok geçmeden bir punduna getirerek. Zaten O'nun sorularına tam cevap verecek adam az bulunurdu. lâf ebeliği yapanlara çok kızardı. Hırpalayacağı.28 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ miyecekleri bir soru yağmuruna tutar.

kendilerine poz vermelerine çok tutulur. fakat özel yaşantısında sevdiklerinin nazını çekerdi. uzaktı. Hatta haşin olduğu dahi söylenebilir. Bir gün Çankaya'da eski köşkte Selânikli berber Mehmet ve berber Rıdvan'la antrede oturmuş konuşuyorduk. arkadaşlarına vefalıydı. Bağışlamıyacağı suç yok gibiydi. ne zaman affedeceğini de çok iyi bilirdi. Vazife başında lâubaliliğe yer vermez. Temiz kalpliydi. Hırsı çok çabuk geçerdi. Kimleri. Fakat bütün dikkatime rağmen aramızda yine de tartışmalar eksik olmazdı. ku tu SELANİK'TEN NE ÇIKAR py ıld ı ız . Zaten Atatürk'ün en büyük üstün hallerinden biri de kin ve garaz gibi insanî duyguların üzerine çıkabilmiş olmasıdır. görmemezlikten gelirdi. alçak gönüllüydü.GİZLİ DEFTERİ 29 ATATÜRK uysal bir insan değildi. Kin tutmaz. fakat yine de renk vermemeğe çalışırdım. yüksekten konuşurlardı. çok merhametli. çok hoşgörülü bir insandı. Böyle olduğu halde çok terbiyeli. Dostlarına. Berberlerin ikisi de Atatürk'ün hemşehrisi olduklarından kendilerini imtiyazlı sayarlar. Bir çok hataları gördüğü halde. Bu şekilde -şaka da olsaböbürlenerek dolaşmalarına. Gösterişten. çabuk affederdi. çok olgun.

Demesin mi? Bunun üzerine Atatürk. Selanik'lilere ihtiyacımız sırada merdivenleri yavaş yavaş inen Atatürk'ü Diyorlar.. Hem Selanik'ten çıksa çıksa Yahudi çıkar. bana şakadan takılıyor: — — Biz Selânikliler olmasaydık. o akşam sofrada bir Selânik'li olan Nuri Conker'e damdan düşer gibi sordu: — Nuri Bey. yüzünde alaylı bir gülümsemeyle daha önce kulağına çalınmış dedikoduların tümüne karşılık verdi: — Benim için de bâzı kimseler -Selanik'te doğduğumdanYahudi olduğumu söylemek istiyorlar. Fakat bu seferkinin şakaya gelir yanı yoktu.. ben de cevap olarak: yok. Diyordum.. Şunu ku O anda beynimin karıncalandığını duyar gibi oldum. sanki bütün konuştuklarımızı biliyormuş ta.. Elde ettiği aşırı imtiyazlar yüzünden ciddi ciddi «Sen çekil de. işi şakaya boğardı. Atatürk antrede Nuri Conker. Atatürk'ün nazını çektiği.. eski bir çocukluk arkadaşı olduğu için. Selanik'ten ne çıkar? sonunda başıma korktuğum konuştuklarımızın hepsini duymuştu. aklına eseni söylemekten çekinmeyen biriydi. biraz da biz Cumhurbaşkanlığı yapalım» diyecek kadar ileri gittiği zamanlarda bile Atatürk gülüp geçer. Biz kendi kendimizi kurtardık. siz kurtulamazdınız. beni korumak kararını vermişçesine: — Bol Yahudi çıkar Paşam. Nuri Conker. Demek gelmiş. kaprislerine katlandığı tu py ıld ı ız .30 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ O gün yine onlar zayıf tarafımı bulmuşlar. O görmemiştik Konuşmalarımıza istemiyerek kulak misafiri olmuş ki..

Ama Fransız olarak öldü ve tarihe Fransız olarak geçti. Belki de ömrüm boyunca benim için en büyük utançta bu olmuştur. İnsanların içinde bulundukları cemiyete çalışmaları lâzımdır. ku tu py ıld ı ız .GİZLİ DEFTERİ 31 unutmamak lâzımdır ki. Napoleon da Korsika'lı bir İtalyan'dı. O günkü kadar utandığımı ve Atatürk'ün karşısın-da küçüldüğümü oniki yıllık hizmetim süresince hiç hatırlamıyorum. O günden sonra Selanik kelimesini bir daha ağzıma almadım.

Sofrada on kadar misafir bulunuyordu. Dedim ve hemen bira getirdim. Önce bira içmek istemişti: — Bira var mı? Diye seslendi. Ne kadar içki içtiğini anlamak istiyordum. Benim içimde bir merak belirmişti. O sırada Büyükdere'ye gelmiş bulunuyorduk. ve gelmesi gecikmişti. bir daha derken üçüncü şişe bitti.. Sonunda İstanbul'a geldik. AYAĞIM DA YERİNDE yazın İstanbul'a önünde toplanmış: GİZLİ DEFTERİ ku — ATATÜRK uzun süre Ankara'da kalmış. Söğütlü yatıyla Boğaz'da bir gezinti yapmayı emretti. hatta halk arasında hasta olduğu..32 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ GÖZÜM GÖRÜYOR. gözlerinin görmediği. Biz yalıda sofrabaşı sefasında iken Atatürk'ün Büyükdere'ye geldiğini duyan ve yatı iskelede gören halk.. Var Paşam. bir daha. yalının 33 tu py ıld ı ız . 10 Ağustos 1929 gecesiydi. Doğruca milletvekili Erzurum Umum Müfettişi Tahsin Özer'in yalısına gittik. Bir. İçki faslı gece yarısına kadar devam etti. Yattaki sofranın ikinci yarısı hemen burada kuruldu. ayağının tutmadığı gibi söylentiler ortaya çık-mıştı. Hareket ettik. felç geldiği.. Bu gecikme bir çok dedikodulara yol açmış. Söğütlü yatında kurulan sofranın başından hiç ayrılmadım.

Size hitap ederken bütün millete sesimi işittireceğimi biliyorum.. Kalabalığa dedi ki: — değildir. sizin için yaşayacaktır. diye bağrışmağa Atatürk gürültüyü duyunca. gidip yatın. İşittiniz. behemahal. (ayağım balkon demirine vurarak) ayağım da yerinde.. ölmesi mümkündür. bu memleket dünyanın en makbul bir mev-cudiyeti olacaktır. — Paşam sizi balkonda görmek.. sıhhatim yerinde. Boğaz dönüşü Marmara'da ikinci bir gezinti daha yapıldı.. Bunun üzerine Atatürk yavaşça yerinden kalktı. Bunun üze-rine o bağrışan. Hepinizi yarın işiniz bekliyor. duygularımı anlıyorsanız ve Mahcup oluyorum. Bu millet. Beni görmek. Sevgili vatandaşlarım. Hepsini hesaplamıştım. ku — ayağı tutmuyor. Benim için zahmet ediyorsunuz. ömrünü vazifeye hasreden adam sahnededir.) Görüyorsunuz ya. Üç şişe bira ve yarım kilo Dimitrikopolo (üç kadeh te fazlası vardı). ev sahibi Tahsin-Özer'e sordu: — Nedir bu? Ne istiyorlar?..— Gazi'yi başlamıştı. Siz bu akşam karşımda milletin timsali. Diye bağırışıyordu. gözüm de görüyor. sizin için sağlığını. Hiç kimse merak etmesin.. diğer milletlerin fevkin-de görmeden ölmiyeceğim. Benim fikirlerimi. varol. (Bu sırada halk coşmuş «Kahrolsun düşmanlarımız» diye bağırışıyordu... Kapıda görününce çılgınca bir alkıştır başladı. 3 . Atatürk te balkondan içeri girdi. Sizin için çalışa-cak. Fakat halk evin önünden ayrılmak istemiyor: Yaşa. Bu milleti. size olan muhabbetim ve sizin bana olan muhabbetinizde. Balkona doğru yürüdü. diye bâzı sözler tu py ıld ı ız F. Sabaha kadar içildi. Diyerek halkın dağılmasını rica etti. alkışlamak istiyorlar. karşınızdayım.. çağrışan kalabalık kuzu gibi dağıldı. Benim için huzurunuzu bozmayın. isteriz. Gazi'yi isteriz. biz senin için yaşıyoruz.. evlerine gitti. Gece yarısından sonra sokaklara.. gölgesi-siniz. dökülen halkı görmek ve çılgınca alkışlanmak Atatürk'ü çok duygulandırmıştı. Arkadaşlar.. içinizde bâzı İstanbullular bana nüzul inmiş. Atatürk o gece çok neşeliydi. Elim de tutuyor. Bunun üzerine Atatürk: — eli çıkarmışlar. Benim kuvvetim. yüzümü görmek hissediyorsanız bu kâfidir.

Bu-nun adı Napoleon Kokteyli idi. Yalnız bir gece Kâzım Özalp'in evinde tam yirmisekiz kadeh kokteyl içtiğini hatırlarım.34 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ İşte bütün milletin ve benim de merak ettiğim içki miktarı bu kadardı. içki faslını farkında olmıyarak sabaha kadar sürdürmüştü. Büyükdere gezisi o ender gecelerden birine rastlamış ve halkın gösterisi karşısında coşan Atatürk. Bunların dışında alıştığı içkiyi değiştirmemiştir. bir miktar vermut. Atatürk içki olarak bira ve rakıdan başka şampanyayı da severdi. en koyu alışkanlar bile akşamın olmasını iple çekerdi. ku tu py ıld ı ız . Öbür içkileri ender içerdi. Sabaha kadar içki faslı pek enderdi. Bu yüzden kimse Atatürk'e gündüzleri içki içmek için israr etmez. yalnız çok sıcak günlerde bir iki bardaktan faz la olmamak üzere bira isterdi. Her gece içen Atatürk gündüzleri alkol kullan-maz. bir miktar da seribrandi likörü ile yapılmıştır. Bir miktar cin.

Bu gezilerde Sakarya. Topkapı Sarayı Müzesi'nin kurulması da Atatürk'ün isteğiyle olmuştur.GİZLİ DEFTERİ 35 MISIR'LI MUGANNİYE rabilmek için uzun bir süre başkentten ayrılamıyan Atatürk devrimleri yerleştirmeğe başladıktan sonra yaz mevsimlerini İstanbul'da geçirmeğe başlamıştı. Şehirdeki gezintilerinin yerlerini ömrünün son yıllarında deniz banyoları almağa başlamıştır. eski yapıtları inceledi. Üç dört ay sürekli olarak kalır. Ertuğrul yatını kullanırdık. kalabalık içinde yaşamak isteğinde olduğu için İstanbul'u bu işe daha elverişli bulur ve Ankara'dan çok İstanbul'u severdi. yatla Marmara ve Bo-ğaz'da geziler yapardı. kendi eseri olan Florya'da öğrendi ve halkın arasında yüzdü. Zaten halk arasında. Topkapı Sarayı'nda ne var. Millî Eği- ku tu O ZAMANLAR basit bir kasaba olan Anka-ranın sıkıcı havasına arkadaşlarını alıştı- py ıld ı ız . ne yok hepsini birer birer gözden geçirdi. Mecidiyeköşkü'nü gezerken. Selanik gibi bir kıyı şehrinde doğmuş olduğu halde. o zamanki softalık yüzünden Atatürk denize hiç girmemişti. Yüzmeyi. Çankaya ve İstanbul motorlarıyla. İstanbul'da bulunduğumuz bir yaz müzeleri dolaştı.

Her zaman milletin ferdi olmakla övünür. fakat ne hikmetse halkın gözünden saklanan Hükümdarların portrelerini görmüş ve bunların sergilenmesi emrini vermişti. tu Sarayburnu'na py ıld Rıhtıma Ağustos eğlence motoruyla ı ız yanaştığımız . Atatürk tam bir halk adamıydı. 1928 gecesi Cumhuriyet ve Atatürk'ü Halk de Sarayburnu Parkı'nın yeni açıldığı günlerdeydi. Atatürk. yıkılmamasını her zaman tekrarlardı. Atatürk ayrıca halkın içeri alınmasını da istemiş. Okuldayken O'nun en sevdiği dersin tarih olduğunu bir kaç defa ağzından işitmiştim. daha sonra Hırkai Saadet Dairesi'ni gezdi. gösteri yapıyordu. bozulup. tarih yapıtlarının iyi saklanmasını. Türkiye'nin en büyük servetinin tarihi olduğunu bir daha hatırlattı. Parkın bir köşesinde bir caz. Tarih yapıtlarına karşı büyük bir saygı duyduğu belliydi. Tarihe. Halkın içinden çıkmış ve halkın malı olmuştu. o sırada Gülhane Parkı'nda bulunan bir çok kimseler. Bu yüzden düşündüklerini hep halkın önünde söyler GİZLİ DEFTERİ 37 «Yanlışım varsa halk düzeltsin» derdi.36 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ tim Bakanlığı'nın emriyle Topkapı Sarayı'nda toplanan. Sonra tekrar bunların sandıklara yerleştirilmesine gözcülük etti. İçlerinde Emanat-ı Mukaddese'nin de bulunduğu seksen bin parçayı aşkın bu tarih ve sanat hazinesinin çok iyi saklanması ve en kısa zamanda halka açılması için emir verdi. 9 Partisi burada bir düzenlemiş çağırmıştı. Nisan 1931 de açılışı yapılan Türk Tarih Kurumu'nu bu amaçla kurdurmuştu. Mısırlı muganniye Cemalî'yi ilk kez ku Atatürk'ün geldiğini gören halk kadınlı erkekli coşmuş. «Yapılan şeylerin şerefi millete aittir. sahnede Arapça şar-kılar söyliyen Münîre-tül Mehdiye takımı vardı. Her biri birer hazine değerindeki eşyaları sandıklardan çıkartıp teker teker gözden geçirdi. gittik. özellikle Türk tarihine büyük değer verir. Gittiği her yere neşe götüren bir insan olduğu için hemen halkla haşır neşir oluverdi. çevresini kuşatmış olarak Saraya alınmıştı. her şeyi millet yaptı» derdi. İstanbul Dolmabahçe'den zaman gecenin karanlığı içinde bir kadın sesi çın çın ötüyordu.

Bu manzara onu çok içlendirmişti. Arap dünyasından ayrılıp Batıya yönelmiştik. beyler. Atatürk'ün bir halk adamı olduğunu.... Kadın da teşekkür ederek ayrıldı. Atatürk hiç konuşmadan büyük bir dikkatle din-ledi. batı müziğine inanmış... alaturka âşıklarına.. devrim yapan kuşakların yoksunluk ve fedakârlıklara katlanmak zorunda olduklarını hatırlatmıştı. dil konusunda olduğu gibi. bu sözleri Arap şarkıcısına niye söylediğini anlıyamadım. Batı müziğini de öğrenmesini öğütledikten sonra: — Bu sesle seni bütün dünya dinler. toplu olarak alenen içiyoruz. yoksa bunu düşünerek mi Mısır'lı hanendeye yol göstermek istemişti? Bunu daha sonraları anladım. Bağrışlarıyla kadehlerini kaldırıyor.. Acaba Atatürk. Atatürk Türk musikisini sevdiği halde. Bizse. Park Gazino-sunda görüyorduk.. Atatürk'e doğru sallıyorlardı. kafes arkasında gizil içerlerdi. Atatürk. batı uygarlığının (müziğinin gelecek kuşakların müziği olduğunu söyleyerek Devlet Konservatuvarı'nın temellerini attırmıştır. hanımlar.. müzik devrimimizin ancak batı müziğini benimsemek ve uygulamakla gerçekleşeceğine inanıyordu. Bunu vaktiyle Padişahlar. Allah seni başımızdan eksik etmesin. Özel hayatında alaturkalıktan kurtulamıyan ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ 38 Atatürk. o gece Saraybur-nu Parkı'ndaki konuşmasından belli değil miydi? kalkarak kadehini halka doğru kaldırıp: — Arkadaşlar.. bundan daha güzel hangi olay anlatır. hepimiz şurada.. Sağ ol Paşam. müzik alanında da kendi beğeni ve alışkanlıklarını çiğnemiş. Dedi.. O zaman işte şöhretini tam yaparsın. bir ara Radyoyu yalnız alafranga müziğe ayırtacak kadar ileri gitmiş ve kulağına kadar gelen yakınmalar üzerine de.. Biz her alanda büyük bir devrim yapmış. meşvere-gâhında.. Doğu dünyasının kültür ve sanat alanında bizi izlemesini mi hatırlatmak istemişti? Yoksa.. Allah için ses. — Hepinizin şerefine içiyorum!. Topluluk ayağa fırlamış: — Yaşa Paşam. Kadının sesi gerçekten güzeldi. O zaman Atatürk'ün. Der demez bütün gazino bir anda karıştı. Halkın içinden çıkan büyük adam halkla beraber kadeh kaldırıyordu. Evet. şampanyadır. Müzik kültürü çok kuvvetli olan ve bâzı geceler sevdiği şarkıları kaidesine uygun şekilde söyliyen Atatürk'ün müzik devrimini de halka zorla kabul ettirişi. ku Arap şarkıcı masadan ayrıldıktan sonra Şu tu py ıld ı ız gördüğünüz Atatürk ayağa içki .orada. Dedi. Alaturka müziği sevdiği ve sofrasından hiç eksik etmediği halde. Şarkı bitince kadını yanımıza çağırdı..

Tarihi baştan başa iftiharla dolu bir millettir. Hataları düzelteceğiz... Dedi. Atatürk. Olaylar O'nun haklı olduğunu bir kez daha gösterdi. «Bu iş ya üç ayda olur. En nihayet bir iki yıl içinde bütün Türk halkı yeni harfleri öğrenmelidir. Yine öyle olmuş. halkın eğlencesini seçen Atatürk'ün pı-rıl pırıl ışıkların altında fraklı smokingli erkeklerle. öğrenecektir. 1927 yılında ne pahasına olursa olsun yapmağa karar verdiği ve 1928 kış aylarını da hazır-lıklariyle geçirdiği lâtin harflerinin alınışını ilân edişi işte o geceye rastlar. coşan halka sayısız devrimlerinden birini daha müjdeliyordu. Anadolu Yat Kulübü'nün çağrılısı olduğu halde. yüzde seksen. O'nu kucaklamak. bir buçuk milyon cahil insan okuyup yazma öğrendi. Anadolu'yu boydan boya dolaştı. İleri bir milet olabilmemiz için yeni harflerin kullanılması gerektiğini halka anlatan Atatürk şöyle diyordu: — Bir milletin yüzde onu.O gece çok daha önemli bir şey oldu. Türk'ün seciyesini anlamıyarak. utanmak için yaratılmış bir millet değildir. Bunu duyan halk. Hata. Halk okulları açıldı. Bu millet utanmalıdır. Hem de halkın içinde ve tu py ıld ı ız . İftihar etmek için yaratılmış. kafasiyle olduğu gibi. Artık geçmişin bu hatalarını kökünden temizlemek zamanı gelmiştir. şerefli bir millettir. Ama Türk Milleti. Atatürk birden bire kararlar verirdi. Atatürk saat gecenin ikisi olup. bağrına basmak için birbirini çiğnemeğe başladı. Atatürk başöğretmen oldu. Gezilerinde halkı sınav yaptı ve dersler verdi. harf devrimi için beş yıllık bir plân hazırlayıp getirenlere çıkışmış. yüzde yirmisi okuma yazma bilir de. şanlı. Okuma yazma bilmiyenlerin çokluğu. ya hiç olmaz» demişti. Bu hususta bütün vatandaşların çalışmasını isterim. Milletin. ku — Sarayburnu'nda yaptığımızı burada yapamazdık. bütün gazino boşalıncaya kadar oradan ayrılmadı. doksanı bilmezse ayıptır. Görülmemiş coşkunluk sırasında ağlayanlar da vardı. Böylece lâtin harfleri kabul edildi. kafasını bir takım zincirlerle saranlardadır. onun hatası değildir. yazısiyle de medeniyet âleminin yanında olduğunu gösterecektir. Herkes çekildikten sonra Büyük-ada'ya yollandık. tuvaletli kadınları görünce suratı asıldı: onun oyu alınarak.

İşte o zaman şaşırıp kalmıştım. Hayatta en çok korktuğum py Hareket ettik. sonunda başıma gelmişti. kişilik kadar bir misafir topluluğu da çağrılı bulunuyordu. büyük bir işe girişeceği zamanlardaki dalgın hali çökmüştü.GİZLİ DEFTERİ 39 görünüyordu. Ufacık bir not kırmam. — Eski harflerle okur yazarım. imtihan. Söğütlü yatıyla Boğaz'da bir gezinti yapacaktık. ıld ı ız . — Yeni harfleri biliyor musun? — Biliyorum. O sırada ben hizmet görüyordum. Yat.. zaten son günlerde düşünceli gördüğüm Ata ku tu BENİ İMTİHAN EDİYOR YENİ harflerin alındığı günlerdeydi. Hem de nasıl ve kim tarafından?. — şey. Kuruçeşme önlerine geldiği zaman Atatürk. Üzerine.. Ata-türk çok düşünceli Bu gezide o zaman Başbakan olan İsmet İnönü de vardı.. fakat birleştiremiyorum. yine dalgın ve düşünceli haliyle oturduğu yerden ayağa kalktı. Parmağıyla «gel» şeklinde bir işaret yaparak: — Sen okumak yazmak bilir misin? Diye sordu. Sekiz Öyleyse seni imtihan edelim.

Bir anda ikimizin de korkusu dağılmıştı.. Öğrenememişsiniz. Ben de aynen. Tekrar salona girdiğimde bütün bakışları üzerimde duydum.. Sonra bana bir kâğıt alarak gelmemi emretti. Atatürk'ün bu sözlerden sonra artık bize bagrmıyaca-ğım anlamıştık. Hep o dalgın haliyle başı önüne eğik: — Yaz bakalım «Bira soğuktur» dedi. Başta Atatürk olarak bu kadar seçkin kişinin önünde imtihan vermek. — Sen öğrenememişsin!. O arkadaşın üstünde de aynı bendeki korkuya benzer bir korku vardı. Benim. Yalnız bir ara benim yazımı Şükrü Kaya'nın savunduğunu duydum: ku tu py ıld ı ız .. Diyerek öbür sofracı arkadaşlardan Selâhattin'i çağırdı. başka şeylere dalarlar» diye düşünüyordum. hakaretin dozu biraz fazla kaçınca. Benim nasıl yazdığımı.. Ona da aynı hakaret: — Sen de öyle. Her halde daha başka bir şey yazacaktı.. bağırma faslı da başlamadan biterdi. Fakat hiç te umduğum gibi olmadı. Her zaman böyle olur. Bir yandan salondan kamaraya koşuyor. o bir iki saniye içinde geçirdiğim korkuyu hiç farketmiyerek İsmet İnönü'ye döndü ve şöyle sordu: — Ne dersin Paşam? İsmet İnönü başıyla onaylıyarak: — Derhal imtihan edelim. şimdi olduğu gibi. Dedi. Ben «Souktur» diye yazmıştım.. bir yandan da «İnşallah ben dönünceye kadar imtihanı. Olur iş değil! Atatürk'ün başı hep aynı düşünceye saplanmış gi-biydi.. O gün bu konuda her hangi bir karara varamadı. nasıl yazılırsa okunduğu gibi yazdım.. yeni yazıyı falan unuturlar da. Şimdi ise aynı söylendiği gibi yazılıyor. başıma geleni de gördüğü İçin aynı hataya düşmiyeceğini sanıyordum... Nitekim «Soğuktur» yazdı. Bunun ne olduğunu biraz sonra çözebilecektim. Oysa eski harflerle «Soğuktur» diye yazılır.40 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ türk'ü bir anda kızdırmağa ve bağırtmağa yetebilirdi.

diyor.GİZLİ DEFTERİ 41 — Paşam. kaç gecesinin uykusuz geçtiğini çok iyi hatırlarım. Diye işi kapatıyordu. ku tu py ıld ı ız . Gezinti Küçüksu Sarayı'nda sona erdi. Atatürk te gözünü kırparak gayet memnun: — Biz biliriz. Atatürk'ün harf devrimi üzerinde çok kafa yorduğunu. Çelebi'nin yazdığı doğrudur...

Yanında her zaman gezilerinde bulunan Kılıç Ali. Tabii aşçıbaşı Bolulu Mehmet Usta beraberimizdeydi. Nuri Conker vardı. Beylerbeyi tu py ıld ı ız .. Gece saat yirmi ikiye kadar bekledim. Oniki yıl içinde bunlar gördüğüm kadınların en güzelleriydi. Başyaverin emrini bekler.44 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ GİZLİ DEFTERİ 43 HAVUZDAKİ ÇIPLAK KADINLAR ATATÜRK'ÜN İstanbul'daki gezileri için önceden hazırlanmış bir program yoktu. Gelenleri karşılamak üzere kapının önüne çıktığımda ne göreyim?. ku Sabaha karşı saat üçe doğru Söğütlü yatı göründü. Çok çabuk kararlar verir. akşam sofrasını hazırlardı. Meclis Başkanı Kâzım Özalp. Salih Bozok. Başka bir gün Beylerbeyi Sarayı'nda yine böyle bir toplantı oldu. Beylerbeyi Sarayı'nın yolunu tuttuk. Konukları merakla beklemeğe başladık. Derken bir telefon. Motorla Boğaz'a doğru hareket edildi. Sarayı'nın rıhtımına yanaştı. Ses ve saz sanatçıları. Recep Zühtü. Hep beraber içeriye girip. çok güzel iki hanımefendi. Hiç bir emir gelmedi. Millî Eğitim Bakanı Vasıf Çınar başta geliyorlardı. O akşam Büyükada Yat Kulübü'ne gi-deceklerini sanıyordum. Cevat Abbas. Atatürk'ün iki kolunda çok şık. Hazırlığımızı yaptık. hazırlanmış olan sofraya oturdular. müzisiyenler de konuklar arasındaydı. Gerçekten o güne kadar Atatürk'ün yanında güzel kadın görmediğimizi söylersem haksızlık etmemiş olurum. O gün ben Saray'da nöbetçi olarak kalmıştım. istediği yere giderdi. aklına estiği zaman. Her gün bir arkadaş nöbetçi kalır. Misafirler sabah saat beşe doğru motorlarla ayrıldılar. «Beylerbeyi Sarayı'na yirmi kişilik bir yemek sofrası gönderin» deniliyordu. Yemekler yendi. Konuşuldu. gülündü. Meclis oldukça kalabalıktı. içkiler içildi. Bir gün öğle yemeğinden sonra yine birden bire motor istedi. sofra kaç kişilik olacaksa ona göre düzenlerdi.

boyanmışlardı.Şişli sosyetesinden toplanmış on kadın toplantıya çeşit katıyordu... Yaz süresince her akşam bu toplantılar yapıldı. Bunlara da aynı şeyi yaptı. Bağdaşır mı. Sofrada misafirlerin sayısı ise yirmiden hiç aşağı düşmedi.. fakat hiç birini başaramazdı. Beylerbeyi Sarayı'nın beyaz mermerleri üzerinde yürüyerek salonun ortasındaki göz kamaştıran havuza girdiler. yıkanmalarını ister. bir yanda alaturka müzik. Kadınlar boyalarını sildikten sonra soyundular. Safiye Aylâ. Atatürk kadınların yürüyüşüne dikkatle bakıyordu. Sıcak bir Ağustos gecesiydi. GİZLİ DEFTERİ ATATÜRK'ÜN içki içmesine karşı olanla-rın başında Umumî Kâtip Hikmet Bayur geliyordu. kadınların tırnaklarının bile boyanmasını hoş kâr-şılamazdı. boyalarını sildirir.» derdi. Kadın konusunda biraz kıskanç olan Atatürk. bağdaşmaz mı. Bir yanda Cumhurbaşkanlığı Orkestrası.. Bayur -herhalde Atatürk'ü hepimizden çok sevdiğinden olacak. onu bilmem ama. Hemen her sabah tekrarlanan bu tartışmalardan Bayur'un yenilgiye uğradığını üzülerek görürdüm. Gerçi genç. Bu eğlence saatlerce sürdü. Bayur. «Olduğu gibi görünün. güzel denemez. Hafız Yaşar bulunuyordu.O'nu içkisinden caydırmak için türlü bahaneler bulur. Aralarında sık sık tartışmalara tanık olurdum. Selâhattin Pınar.. Çok pahalı ve şık giyinmişler. Nubar Tekyay. fakat olgun kadınlardı. Ata'nın yorgun halini gören Bayur dayanamaz: ku tu py İÇKİSİNE KARIŞANLAR 45 ıld ı ız . o gece aynı çatı altındaydılar. Boyalı kadın gördü mü. Her zaman gelen sazendeler arasında Deniz Kızı Eftelya.. o günkü ajans bültenlerini getirir ve kendisinden direktif alırdı. erken saatlerde Atatürk'e gelir.

hiç belli etmemeğe çalışarak: —A Hikmet Bey. Bu suretle Hikmet Bayur'un Kabil Büyükelçiliğine atanma emri verilmiş oluyordu. oraları gör. saygısını hiç eksik etmediği Büyük Adama «İçme Paşam» sözünü ilk söyleyebilmek cesaretini göstermiş. Diye karşılık verirdi. Kendinize acımıyorsanız bari bu millete acıyın. Nitekim Hikmet Bayur haklı çıkmış. yalansız olarak Atatürk'e içki içmemesi öğüdü ve içmesine engel olma hareketinden ileri geliyordu. Bugüne kadar da hiç. sevgisini.. ben rakıyı şimdi değil. seni Kabil'e sefir yapalım.. bu atanma. Bayur'un yurda hizmet kaygusu. Git. fakat bunu çok sevdiği Atatürk'ün yanından uzaklaştırılma cezasiyle ödemişti. Dedi. daha Harbiye talebesiyken içerdim. Fakat bir gün canına tak demiş olacak ki.. tetebbu et ve ilim getir. bugün belki zararını görmediğinizi sanırsınız. Atatürk te so-nunda içkinin fenalığını anlamış.. O Hikmet Bayur ki.. çok yorgun ve bitkinsiniz. fakat yarın göreceksiniz. fakat iş işten geçmişti. Bu karışmaya Atatürk'ün canı sıkılır ama. Bize bu yolda faydalı ol. Derdi. Siz bu memlekete lâzımsınız. GİZLİ DEFTERİ ku tu py ıld ı ız 47 . hatta icap ederse Hindistan'a kadar git Oralar hakkında bilgi edin.44 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ — Paşam yine renginiz yerinde değil. Atatürk bu sözleri hep gülümsiyerek karşılardı. Hikmet Bayur yine içkiyi kötüleyen konferansına başladığı sırada birden bire: — Hikmet Bey. Bayur birkaç gün sonra ayrılarak Kabil'e gitti. zararını görmedim.. Bana öyle geliyor ki. Şu içkiyi bu kadar çok içmeseniz daha iyi olur. Bayur bunun da altında kalmazdı: — Muhterem Paşam. Bu millet sizin varlığınızla kaim. Oku.

alışkanlıklarının ve beğenilerinin de üstünde tuttuğunun en güzel örneklerinden biridir. Cephede değildik. Bu da O'nun görev aşkını ve sorumluluğunu. Uykusuzluğu gerektirecek önemli bir olayla da karşı karşıya bulunmuyorduk. Böyle zamanlarda. Oysa ben. Adı «İzmir'in İşgali» idi. kâh oturarak. fakat O. çalışmanın. kâh ayakta çalışmalarını sürdürürdü. tu py ıld ı ız . o zaman kimbilir nasıl şaşırmışlardır. hiç içki içmediği gibi. savaş ta yoktu. Atatürk içerde çalışıyor. Atatürk'ün tam üç ay kendi isteğiyle içkiye boykotuna benimle birlikte bütün çevresindekiler de şaşıp kalmışlardı. yazdıklarını sofrada arkadaşlarına okutur. Akşamları yine sofra kuruluyor. ben kapıda oturmuş bekliyordum. Fakat O. Büyük Nutkunu hazırlarken. Öyle ki. bu kadar içki kullanan ve ondan ayrılamaz görünen adam. ağzına bir damla bile içki koymuyordu. üç ay hiç rakı içmeden de durabiliyor.. Evet. acaba bir gün gelip aldanacaklarını hiç düşünmüşler midir? O'na içkiyi bıraktırmak is-tiyenler. sonra yine eski köşkün çalışma odasına geçer. insan gücünün nasıl üstüne çıkışını gösterdiği için. Tarihle uğraştığı sıralardı. içiyor. kırksekiz saat hiç gözünü kırpmadan yazı dikte ettirişini de hatırlarım. Uykuyu dağıtmak için elime bir kitap almıştım. ku Büyük Nutkunu yazarken ben bunun tanığı oldum. binlerce belge arasından ayırdığı notlarıyla büyük eserini tamamlamak için uykusunu bile vermekten çekinmiyordu. içkiye alışkın insanların bir gün bile içmeden duramıyacaklarını sanırdım.. ayrı bir önem de taşımaktadır. Çok meraklı olan bu kitaba kendimi kaptırdığım halde. ama ciddi bir işe başladı mı onun sonunun geldiğini görmeden asla rahat edemezdi. fakat O. Saat sabahın begine geliyordu. Atatürk'ün hiç uyumadan üç gün durabildiğini de. bir işe. yazı yazmaktan yorulan değişiyor.UYKUSUZLUK REKORU A TATÜRK için «içkiyi bırakamaz» diyen-ler. Nutuk. herkes karşısında yiyor. görmüş ve inanamamıştım. Hattâ yemek yerken herkesin içişini gülümsemeyle seyredişi hâlâ gözümün önündedir.

Gayet sakin yüzüme bakarak: — Bana bir kahve getiriniz. kahveyi içmeden: — Senin Arkadaşların gelsin. üçüncü gecedirki. bende unutulmaz bir anı bıraktı. Orta şekerli bir kahve yapıp getirdim.... Zille uyandıramayınca.. Bu sırada Atatürk zile basmış. Bağıracak. Çelebi!. Bu. haydi git yat! Söyliyecek hiç bir şey kalmamıştı..bütün uğraşım boşa gitmiş. Bir de baktım ki. Misafirler gelerek yerlerini aldılar. parlıyacak diye ödüm kopuyordu. Saat sabahın beşine kadar uyuma da. Hemen Paşam. gittim. şafak sökerken dayanamamış. Dedi. Yüzü hafif süzülmüş gibi geldi bana. Kitap okurken içim geçmiş. Fakat geç saatlere kadar kaldığı vakitler de bütün dikkatimi kullanarak uykuyu aklıma bile getirmemeğe çalışmışımdır. Atatürk gözünü kırpmıyordu. onaltı kişilik bir sofraydı.. sabaha karşı uyumuş.. tu py ıld ı ız . Ellerimi önüme kavuşturmuş. Diyebildim. önüme baktım.. Canım çok sıkılmıştı. Dedi. Hizmeti devrettim ve yatmıya Akşam nöbet sırası yine bana gelmişti. İçimden kendi kendime nasıl da kızıyordum. bekliyordum. Dedi. Bu olay bana ders oldu. Atatürk'ün o tarihten sonra üç gün süren büyük bir uykusuzluk geçirdiğini hatırlamıyorum. Fakat nedense kızmadı. Sabahki uyku olayını unutmuştum bile. Birden koltuklarım kabardı. Diyebildim. Sadece keke-liyerek: . fakat ben koltukta derin bir uykuya daldığım için uyanamamışım. Büyük adama hizmetin zor olduğunu bir kez daha anlamış oldum. kendisi çağırmak zorunda kalmış.. Misafirler bana biraz da kıskançlıkla bakarken Atatürk: — Öyle ama.. Sofra kuruldu. ku Hemen koştum. ondan sonra uyu. kapıyı aralamış: — — Çelebi... Misafirler de hep birden gülmeğe başladıklarından utanç içinde kıvranıyordum. Gidip arkadaşları kaldırdım. yorgunluğun etkisiyle uyuya kalmışım.Paşam uyumadım. O bir kaç dakikalık Uyku. Daha tahammülün kalmamış. yerimden fırladım: Ama bendeki korkuyu varın siz hesap edin. Emriniz.. Diye sesleniyor. Tam içki faslı başladığı zaman misafirlere dönerek: — Bu çocuk dün gece sabaha kadar beni bekledi. Demez mi? Sonra «Senin uykusuzluğa tahammülün yok» diye alay etmeğe başladı.

ku tu py ıld ı ız F. 4 .

Bir kimseye ne kadar kızarsa kızsın bir zaman sonra onu affeder. İşte Dr. Reşit Galip te gözden düşüp. Gece yarısına kadar süren toplantı sonunda Reşit Galip'in ayağa kalktığını gördüm. O zamanın Millî Eğitim Bakanı Esat Hoca'yı kastederek: — Yaşlı insanlara vekillik yaptırmamalı. Bu yüzden çevresindekilerden bir çokları zaman zaman gözden düşer. Bilenlerden biri olarak üstadın bu makalesini tamamlamağa çalışacağım. Mevsimlerden yazdı. Misafirler birer ikişer geldiler. Dedi. Dolmabahçe Sarayı'nın Harem Kısmında (Hususî Daire) akşam sofrasını henüz kurmuştum. sonunu da bilenler tamamlasın demişti. Memlekete fayda yerine zarar getiriyor. Yemek süresince herkes. sonra itibara kavuşanlardandı. her konuda konuştu. olanları unuturdu. Bunun üzerine Atatürk: Memlekette Maarif Vekili yok mu? ku tu py ıld ı ız . eski yerlerini alırlardı. Atatürk asla kin tutmazdı.48 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ SOFRAYI TERKEDİYOR REŞİT Galip ile Atatürk arasında ge-çen oldukça ilginç bir tartışma vardır ki. Sofrada geçen bu tartışmayı Yakup Kadri Karaosmanoğlu da bir yazısında yazmış. bir çokları tarafından yanlış bilinmektedir. sonra yeniden affedilir.

dedi ve salondan tu py ıld ı ız . senin Allahını okutsa yine bu adam Maarif Vekili olamaz. Diye başlayınca Atatürk yavaşça yerinden kalktı. milletin sofrasıdır.. Her zaman olduğu gibi kapıları kilitledim.. Atatürk tarifsiz şekilde kızmıştı. Fakat duygularını belli etmeden. Deyince Reşit Galip hayır anlamında başını sallı— Çok iyi ama. Cum-huriyette serbesttir. Dedi. Gerçi biz saraydayız ama. Reşit Galip rakı kadehini hırsından dişlerinin arasına almış kemiriyor. Sinirleri henüz yatışmamıştı. çok ta ihtiyar. Fakat bu derece ileri gideceği. nasıl Maarif Vekili olamazmış.GİZLİ DEFTERİ 5l — yarak: Var ya. Bu Bunun üzerine Atatürk'le Reşit Galip arasında şu tartışma geçti: — Yahu nasıl olur? Bu adam beni okutmuştur. Ben de arkasından gir-dim. O devirde dalkavukların yanında böyle medenî ce-ııaret sahibi. Dedi. Hemen arkasından koştum. Cevap vermiyerek yavaşça kapıyı açıp dışarı çıktım. — Çelebi Efendi. Artık memleketin Maarif Vekili o adam değildir. bir Hükümet üyesi hakkında bu derece sert konuşacağı kimsenin aklından bile geçmezdi. Oradaki görevim bitmişti. Ata-türk soyunana kadar bir kelime konuşmadı. Esat Hoca mükemmeldir. Kucağındaki peçeteyi masaya bıraktıktan sonra: — çıkıp gitti. ondan geçmiştir.. Doğru Harem kısmın-daki yatak odasına girmişti. Yemek salonuna dönünce bir de ne göreyim. yılanı koynumuzda büyütüyormuşuz. — Değil seni okutmak.. Cumhurbaşkanı olduktan sonra belki de hiç kimse O'nunla böyle konuşmamıştı. değildir. desene ki. çok sakin şu emri verdi: — Lütfen sofrayı terkediniz! hocanız Hace-i Sultanî — Burası sizin değil. Baş ucunda da ku Öyleyse müsaade ederseniz ben terkedeyim. sözünü sakınmaz cinsten kimseler de vardı.

Diye acı acı söylendi. köşkte olsun. Çünkü Reşit Galip'i gerçekten çok seviyordum. Bir kaç keresinde meh-metçikleri kendisiyle güreşe de davet etmiş. Radyoyu kapattıktan sonra. Yemek salonuna gelen Atatürk bir ara bana: — Çelebi efendi. Ne yalan söyliyeyim. gözlerinde bir sevinç pırıltısı yanıp söndü: — Kendisini affettirdi. Hattâ cebinde on lirası bile olmadığı için tren parasını Umumî Kâtip Tevfik Beyden borç aldığını hatırlarım. Türkocağı salonunda Daha şaşkınlığım geçmeden koşup radyoyu aç-tım. Atatürk'e ve İstanbul'a küserek Ankara'nın yolunu tuttu. bu mehmet-çiklerle istemeseler bile. Reşit Galip'in Millî Eğitim Bakanı olduğunu haber veriyordu. diye bağırdı. Aralarının açılmasına gönlüm razı değildi. Fazla içip te daha kötü bir olaya meydan verilmemesini istemiş. bana bir kadeh rakı ver. Reşit Galip'in üzerinden sevinç akıyordu. fakat hiç biri «Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Hattâ yanında bulunan çok sevdiklerini. Diye atlatmağa çalıştım. Ertesi akşam Reşit Galip'i sofraya çağrılmış gördüm. Dedi. Demek bana verecek bir kadeh rakın bile kalmadı desene. onların hırpalanışını hazla seyrederdi. Reşit Galip başını kaldırıp beni görünce: — — — Çelebi. Reşit Galip'in verdiği konferansı sessizce dinledi. Ertesi gün Reşit Galip. onu dinliyelim. O gece sofra oldukça kalabalıktı. ku tu py ıld ı ız . Toplantının en kıvamlı anında Atatürk kapıda duran askerlerden ikisini çağırdı ve güreştirmeğe başladı.. biz mi getireceğiz» diye güreşe yanaşmamışlardı. Çoğunluk böyle yapar. gezilerinde olsun.. Türk gücünün nelere yettiğini gözleriyle görmek isterdi.Recep Zühtü ve Kılıç Ali duruyorlar. bu olaydan çok üzüldüm. yiğit mehmetçik-lerden bir kaçını yanına çağırarak güreştirir. şimdi Ankara'da Reşit Galip Bey bir konferans verecek.güreşe tutuşturur. Biz yine İstanbul'daydık. bu yüzden de rakı yok demiştim. Aradan bir ay geçmişti. Dedi. Onbeş gün kadar sonra da biz Ankara'ya gittik. Efendim. kilerci uyumuş. Rahmetliye bir kadeh rakıyı esirgeyişim içimde eziklik olarak kaldı. Bir kaç gün sonra da Anadolu Ajansı. Sanki aralarında hiç bir şey geçmemiş gibi hareket ediyorlardı.

hararetle bu görevin kendisine düşmesi gerektiği tezini savunuyor: — Bu işi ancak ben yapabilirim. Diyor da. Gerçi inkılâbı beraber yaptık. Daha şaşkınlığımız geçmeden o babayani iki asker. ya Afet Hanım. sonra İstanbul Üniversitesi'nde «İnkılâp Tarihi» için bir kürsü gerekmişti. yoksa bu maarif vekilinin işi değil. Fakat Atatürk'te dediğim dedikti: Reşit Galip buna da cevabı yetiştiriyor: ku Mecliste bulunanlarda heyecan son haddini bulmuştu. Dev gibi muhafızların birer çelik pençeyi andıran elleri arasında kıpırdamak ne mümkün. ne de altı okka ettirirdi. tekrar var hızlarıyla havaya sallıyorlardı. Olmazsa benim namıma kızım Afet yapar. önce bir iki çırpınmayı denedi. Birkaç kez tekrarlanan bu hoş oyundan sonra (biz çocukluğumuzda çok oynardık) Atatürk sofrada-kilere döndü.Güreş çok tatlıydı. Hepimiz büyük bir dikkat ve merakla sonunun nasıl geleceğini bekliyorduk.. adeta nefes bile almaktan korkuyorlardı. Atatürk. Atatürk ise soğukkanlı ve tabii görünüyordu... Atatürk. Diyordu. O gün sofrada. Sonunun ne Reşit Galip'in Millî Eğitim Bakanı oluşundan birkaç ay geçtikten tu py ıld ı ız . Tam yere vuracakları sırada Atatürk'ün bir işaretiyle vurmaktan vazgeçiyorlar. Dedi. olacağını merak ediyorlar. Atatürk askerlere işaret ederek yeni bakanı «altı okka» yapmalarını emretti. biz ne iş göreceğiz. bu oyunla. Reşit Galip'i sevmeseydi. Hepimiz şaşırmıştık. başka bir şey söylemiyordu. vaktiyle kendisine hakaret eden Reşit Galip'e centilmence bir ders mi vermek istemişti? Ama ben. Reşit Galip ise itirazı basıyor: — — Paşam. bunun şaka çerçevesini hiç bir zaman aşmadığını sanıyorum. Reşit Galip'in ise merakı son haddini bulduğu bir sıra. Askerler.. Reşit Galip'i iki üç sefer havaya kaldırdılar. Ya ben. Acaba Atatürk. fakat ne haddine. fakat bu kürsüyü ben işgal edebilirim. Diyordu. her şeyi siz yaparsanız. Bakan da öyle. Reşit Ga-lip'i karga tulumba kucaklayıverdiler. devrimlerimizin tarihçesini yapacak kişinin kim olabileceği görüşülüyordu. Gülerek: — Biz istersek böyle de hareket edebiliriz. o olaydan sonra onu ne bakan yapardı. Havaya kalkan bakan.

bizler de oğlu-nuzuz. Aramızda fark var mı ki. Afet Hanım kızınızsa. Biz de oğlunuz olarak bu ku tu py ıld ı ız .— Paşam. Bu işi Maarif Ve-küinin yapması lâzımdır.

diye düşünüyordu. şurdan burdan konuşuyorlardı. Hikmet Bayur. Bunun üzerine Reşit Galip te şu cevabı vermiş: Bizim Hitler her gün konuşur. İki ay kadar tedavi oldu. ku Bakanlıktan ayrılması Reşit Galip'e uğurlu gelmemişti. Ata'nın etrafını çevirmişler. aynı günler içinde bir başka olaya daha dokunmak isterim. dedi. Recep Zühtü. Tam o sırada Millî Eğitim Bakanlığından da affedildi. İnkılâp Kürsüsünde ilk konferansını verdiği gün. Atatürk bu lâfa kızmak şöyle dursun. Bir gün tu py ıld ı ız . Yeri- ne Hikmet Bayur geldi. Reşit Galip te hayata gözlerini yummuştu. Diye söyleniyordu.GİZLİ DEFTERÎ vazifenin kendimize verilmesini istiyoruz. 55 Bu iş sonuçlanmadan. Bir kaç gün sonra sofrada. Atatürk'ü uygun bir zamanda kandırabilir miyim. Bir ara Recep Zühtü. Kılıç Ali. kahkahalarla gülmüştü. Reşit Galip hâlâ İnkılâp Tarihi kürsüsü için çalışıyor. Garip rastlantı. Atatürk'e: — Paşam. Moda'da denize düşmüş. Aradan günler geçti. zatürrieye yakalanmış. Reşit Galip'e biri demiş ki: Hitler bugün konuşacak.

ucu zülfi yâre de dokunsa. madama halde kendisi ben de gezdiriyordu. Yaşlı. bize şaka-laşır. Kâzım Özalp ta vardı. Bir gün yurdumuza Fransa'dan konuk bir madam geldi. Bunların üzerlerinde bir takım reDolmabahçe üzerimde Sarayı'nı. smoking olduğu ku arkadaşça ayrı beni. Hizmetkâr olmamıza rağmen bizlerle. her açıkça sorular sorar. ilgilenir. ı ız yalancılığa ve . ölünceye kadar hizmetinde kalmak suretiyle gördüm. Atatürk Arkalarından. Kibirli değildi. Atatürk dalkavukluğa kaçmadığım için tutmuş olmalı. Adını hatırlıyamadığım bu madamı «Kontes» diye çağırıyorlardı. gururluydu. Bunun ödülünü de. temiz giyimli. sorduğu her şeye hiç çekinmeden. O'nun bu tu ayrı şeyi py konuşur. yürüyordum. asil görünüşlü bir kadındı. konuşma fırsatta ıld konuştuğum. cesaretle cevap vermeğe gayret ederdim. her KONTESİ ŞAŞKINA ÇEVİRDİM Diye sık sık benim fikrimi aldığını hatırlarım. ne dersin bu işe? huyunu bildiğim için. Saray'ın kabul salonunda Napoleon'a ilişkin üç tane masa vardır.56 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ATATÜRK doğru söze bayılır. — Çelebi. dobra dob-ra konuşanları severdi. Gezintide Fethi Okyar. neferleriyle dertlerimizle özgürlüğü tanırdı.

Bun-lar benim verdiğim emirleri yaparlar. sığamıyordum. Bunun üzerine Fethi Ok-yar'a dönerek: — Napoleon'un annesini. Hemen atıldım. Boş zamanlarımda sarayı gezmeğe çıkınca her zaman bu masalara bakar.. Kontes şaşırmıştı.. Ertesi günü bunu İbrahim'in ağzından duyduğum zaman kabıma ku — İzinli olduğum için o gece sofrada hizmet edememiştim. Hem Napoleon sülalesini bir hizmetkârın ezbere bilmesinden...GİZLİ DEFTERİ simler. Oraya gelince fırsatı kaçırmadım. Bizim Çelebi zeki çocuktur. Napoleon'un Damdonörleri. Bir gün sonra. hizmetkârının ortaya atılarak serbestçe konuşmasından.. Benden ne diye korksunlar?. Oysa bu adamlar. tu py ıld ı ız . Beni diktatör tanıyan insanlardan bir tanesi bu vaziyeti görmüş oldu.. hem de koskoca bir devlet başkanının karşısında.. kalpleri — kazanarak diktatör oldum. Napoleon'un aile kişilerinin adlarını sıralamağa başladım. Türklerin hizmetkârları bile Napoleon'un familyası ile alâkalı. ne de ben. Atatürk. izinli olduğumu söylemiş. korkmadan konuşabiliyorlar. Okuya okuya farkında ol-mıyarak ezberlemişim. Atatürk şu karşılığı verdi: Benim için diktatör diyorlar. Evet. Demiş. sizden hiç çekinmeden... ben diktatörüm ama. Onun için memnunum. üstündeki yazıları okumağa dalardım. 57 annesi ve kızkar-deşinin adları yazılıydı. kızkardeşini ne sen bilirsin. Kontes Atatürk'e dönerek: Sizin için diktatör diyorlar. şefimiz İbrahim'e beni sormuş.. Hele bugün çok hoşuma gitti.

Devlet bütçesindeki açık genişledikçe genişliyordu. Deyince Ben askerim. Diyordu. Fakat Hikmet Bayur'un dediği dedikti: — Dedi. Buna da siz çare bulacaksınız. vaziyet kütüdür.. — — Atatürk şu cevabı verdi: karışmam. Bunların arasından seçin bir tanesini. Atatürk bir iki saniye düşündükten sonra Nuri Conker'e dönerek: Paşam.. Onun için her şeyi siz yaparsınız. bizim hiç bir işe sizin kadar aklımız ermiyor. Genel bir ulusal ekonomi seferberliği olmadıkça bu hal düzelemezdi. Ürün fiatları düşüyor. İktisat Vekili yapın. Bu durumu gören bütün milletvekilleri.. memleket ı ız . Gerisine tu py ıld Böyle giderse.. Her gün bir yada birkaç tüccarın iflâs ettiği duyuluyordu.58 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ SERVETLERİNİZİ VERİNİZ 1930-1931 YILLARINDA yurdumuzda büyük bir ekonomik bunalım başgöstermişti. ku O gün sofrada bulunan Yunus Nadi ve Hikmet Bayur: Paşam. Atatürk'ten bu hastalığa bir çare bulmasını istediler. Hatta Nuri Conker: — Paşam. Vazifem olan şeyleri bilirim. mahvolur. bu işe ancak siz çare bulabilirsiniz. Bu memlekette Yüksek Ticaretten mezun dünya kadar genç yetişiyor. Huzur-suzluk son haddini bulmuştu.

Siz Selanik'ten Türkiye'ye gelirken Ankara'ya ne getirdiniz? Tabii hiç bir şey. Kütahya'da ikiyüzbin liralık bir kiremit fabrikanız. hem de İktisat Vekilliğini. bol bahşiş verirdi... yakınlık gösterirdi. Ben yalnız İş Bankasında kalmak istiyorum. Bir yıl kadar sonra 9 Eylül 1932 de İş Bankası Genel Müdürü olan Celâl Bayar Çankaya Köşküne çağırıldı. Sonra Yunus Nadi ile Hikmet Bayur'a dönerek: — Ne buyrulur? Diye sordu. Bayar bu isteğe uymak zorunda kaldı. bu dâva kendiliğinden halledilmiş olur. Hepiniz bütün mallarınızı millete verirseniz. Memleket artık kurtulmuştur. İşte sana kurtuluş yolu. Dedi. Bayar eli açık. Ne çare ki. ku tu py ıld ı ız . Benim kalmam bu millet için belki zararlı olur.. Atatürk Bayar'a: — — Seni İktisat Vekili yapıyoruz. bugüne Allahın inayeti. olmalıdır. Deyince Bayar: Paşam. Benim vazifem çekilip oturmak Reisicumhurluğu bile üzerime almamam lâzımdı.GİZLİ DEFTERİ — 59 Bu millet çok çabuk kurtulur ama. Dedi. beni af buyurun. Bunu duyunca çok sevindik. Şimdi neniz var? Yüzbin liralık bir apartman. Bu iş bile bana fazla geli-yor. İsterseniz sizi misâl alalım. bakımdan ileri geliyordu.. Diyerek üç sefer de yapılan isteği geri çevirince Atatürk: — Hem İş Bankası Müdürlüğünü yapacaksın. Daha onların vereceği cevabı beklemeden ekledi: — Ben askerdim. usulünü bilmek lâzım. milletin ve yardım millet ve çalışmasiyle bir yana ulaşabildik. hiç istemediğim halde bu vazife her yıl benim üzerimde kalıyor. Sevincimiz daha çok şu Hatırımızı sorar. Ben bir şey yapmadım ki.

58 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ÇALLI İBRAHİM'LE ARKADAŞI ATATÜRK Cumhurbaşkanı olduğu halde tam bir halk adamıydı. ıld Atatürk'ü hoşnut etmeğe ı ız . toparlanıp bizim masaya geldiler. Kendi âlemlerine dalmışlar. yanındaki de Hüsamettin adında bir arkadaşıydı. Bunlardan biri tanınmış ressam Çallı İbrahim. kalabalık içinde yaşamaktan. halkın gittiği yerlerde oturmaktan büyük bir haz duyardı. Halkın içinden çıkmış olan bu büyük insan. Halkın eğlendiğini görmekten hoşlanır. biraz sonra ikisine de şu soruyu sordu: — — Siz rakıyı niçin içersiniz? Bendeniz rakıyı herkes gibi midemi doldurÇallı İbrahim'in arkadaşı Hüsamettin: ku fırdolayı Atatürk'ün oturduğu masanın biraz ilerisinde iki arkadaş Masalarına gidip kendilerine emri bildirdim. Beyoğlu'nda Türkuvazın yanında Eden adında bir lokanta vardı. bana seslenerek: — Hemen git. Atatürk. Saat gecenin onbiri. halkın içinde dolaşmaktan. Garsonlar etrafımızda çalışıyorlardı. rakı içiyorlardı. beyleri çağır! Dedi. Bir gün de oraya gitmiştik. Onlar da derhal tu py dönüyorlar. o eğlencenin içine kendini de sokardı. bizim varlığımızdan habersiz görünüyorlardı. oturmuşlar. Atatürk.

Sa-natçının korunması ve sanatın gelişmesi için Devle-tin yardımcı olacağına söz verdi. hâtıra olarak lütfedip bir şey çizer mi. Avrupa'dan bir çok ressamlar. heykellerimi yapıyor. Gidip onu görün. Paşam. büstlerimi. Çallı İbrahim'e ilişkin bir anı daha: İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 62 gazeteciliğe başlayan Ordu'dan emekli İhsan Boran. Siz nerdesiniz? Çalılara mı gömüldünüz de. siniz? Diye sormuş. tu konuyla py bu kadar ilgileneceğini hiç aklıma ıld ı ız .. Onlarsa binlerce lirayı alıp memleketlerine gidiyorlar. Çallı İbrahim de kendine özgü konuşma diliyle: — Ne gibi bir şey? — Meselâ Atatürk'ü hayalinizden çizebilir misiniz? — Ben O'nu kalbime resmetmişim. O gece sabaha kadar sofrada sanat sohbetleri yapıldı.GİZLİ DEFTERİ mak için değil.. Atatürk bu cevaptan da çok memnun kalmıştı. Atatürk bundan da memnun oldu. Deyince Çallı İbrahim gülümsiyerek şu cevabı verdi: — Paşam. Sohbet sırasında Ataşemiliter.. Bunları dikkatle dinledi. Diye bu yabancı misafiri kutladı.. Diye cevap verdi.. Toplantı sona erdi ve saraya döndük. hiç görünmüyorsunuz? Bu kadar tanınmış bir ressam olmanıza rağmen sizin hiç sesiniz çıkmıyor.. Anlaşılan bunu duymamışsınız. heykeltraşlar geliyor. Atatürk bu hazır cevaplıktan çok hoşlanmıştı: — 61 Bravo.. Saat sabahın dördüne gelmişti. asıl odur. İkinci bir defa da: — Bravo!. kafamı öldürmek için içerim. Bükreş Ataşe ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ku Atatürk'ün bu militerliği sırasında bir sanatçılar topluluğuyla Bükreş'e gelen Çallı İbrahim'le bir görüşme yapmıştı. Daha sonra misafire olduğunu hangi partiden sormuş. Çallı İbrahim'den Türk resmi ve sanatı hakkında uzun boylu bilgi aldı.... getirmemiş-tim. benim resimlerimi. Hüsamettin de hiç çekinmeden Serbest Fır-ka'dan olduğunu söylemişti. Dedikten sonra Çallı'ya dönerek: — Çallı İbrahim. Çallı İbrahim'e: — Üstad. Çallı İbrahim. Fındıklı Sarayında (Akademi) benim yaptığım bir portreniz vardır.. Atatürk siz değilsiniz.

Ve sihirli kalem darbeleriyle. Bu resim şimdi İhsan Boranın eşi Adviye Boran'da bulunmaktadır. birkaç saniye içinde Atatürk'ün eşsiz bir portresini çizmiştir. ku tu py ıld ı ız .

Trenimiz Kayseri istasyonundan kalkmak üzereydi. Yine böyle ansızın çıkılmış yurt gezilerinden birinde bulunuyorduk. Adam da inatçı mı.. Başını uzatarak: — — — Çelebi. ne istiyor bu adam? Diye sordu. davetlere de gidişi ansızın olur. Aramızdaki tartışma gittikçe kızışıyordu. Yurt gezilerinde de çoğunlukla böyle olurdu. bunların telâşlarıyla inceden inceye alay ederdi. Paşam. çoban kıyafetli bir adam. Efendimizi görmek istiyor. Atatürk bizim konuşmalarımızı bulunduğu vagonun penceresinden duymuş. Vagonun kapısını araladım. Adam önüme düştü. Çok zaman gidilen yerin ilgilileri bizi yüzleri traşlı. beraberce vagondan içeri girdik. yahut düzgün olmıyan kıyafetlerle karşılamağa dara dar yetiştikleri için Atatürk. ben bırakmıyordum. Balolara. Bir de baktım. Beni kapıda gören çoban kıyafetli adam: — Bir olay geçtiğini anlamıştım. derslere katılırdı. Biz böyle çekişe duralım. Atatürk'ü görmek istiyorum. ben arkada. sabah olur olmaz da hareket edilirdi.GİZLİ DEFTERİ 63 KAYSERİ'DEKİ SÜRÜ SAHİBİ ATATÜRK sık sık halkı ve memleketi gör-medikçe rahat edemez. kalabalığı yararak bulundu-ğumuz vagona yaklaşmağa çalışıyor. 1931 yılındaydık.. cevap verdim. Adam ısrar ediyor. Bu yüzden birçok kimse gafil avlanır. Al gel efendiyi öyleyse. Diye tu py ıld ı ız . ku — Yaverlerden izin almadan Atatürkü göremez-siniz. Önceden hazırlanmış bir gezi programı yoktu.. okullara haber vermeden baskın yapar. ertesi gün falanca yere gidilmesi istenir.. Gece sofrada. nerededir? Dedi. inatçı. hazırlıksız olduklarından şaşkına dönerlerdi. bu yüzden ansızın gezilere çıkardı. eğlencelere. Dedim.

sayesinde feraha çıkarım. Bunun üzerine adamcağız hayvanlariyle eli böğründe kalmış. demiş. garba aklı eriyor da. — Davar sahibini büyük bir dikkatle dinliyen Ata-türk. Ne cevap vereceğini şaşırmıştı: tu py ıld ı ız . ondan müsaade etmedik. doktor haklıdır. Ne yapsın. Deyince Atatürk kızdığını belli ederek: — Demek bu sürü sahibi burada hayvanlariyle beraber ölsün. Siz de seyirci kalın. Hiç olmazsa buralardan bana bir yol versinler. Başladı Atatürk'e serencamını anlatmağa: Beşyüz koyunu ile davarı varmış.. İkisine birden dönerek: Şey efendim.. trenin baytarı çağırttı. birden Atatürk'ün Kayseri'ye geldiğini duymuş.. Vali ezile büzüle: — Efendim. İkisi de zaten istasyonda bulunuyorlardı. — Validen umudunu kesince. neylesin. anlaşıldı. «Kayseri'de hastalık var. derdini kime açsın.» baytara yalvarmağa başlmış: — Efendim. Dedi.62 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Benim çoban sandığım adam meğer davar sahi-biymiş.. hayvanları götüremezsin. Ata'ya derdimi ileteyim. Ama bir türlü bu hayvanlara yol verilmemiş. Belki O'nun Bu arkadaşın sürüsüne neden mâni oldunuz? Diye Baytar kekelemeğe başladı. Kayserinin her yerinde mi hastalık var? Her yerinde olmaz ya. sizin neye ermiyor a mübarek adamlar ? Dedi. Davar sahibi. Hayvanları otlağa bıraktığı gibi soluk soluğa istasyona yetişmiş. Bunları satmağa Ankara'ya götürürken baytar yolunu kesmiş. Demiş. Diye düşünmüş. Vali ile — sordu. Deyince bu defa da Valiye döndü: — Siz ne dersiniz Vali Bey? Diye sordu. Hastalık olmıyan bir yoldan geçireyim. hareketini geciktirdi. bu mıntakada hastalık var da. ku Varıp gideyim. Sizin maksadınız malûm. şarkı var. Bu adamın şarka. Sonra daha fazla öfkelenerek : — Şu köylü kadar da olamadınız. Bu şehrin garbı var.

Atatürk tekrar Valiye dönerek şu soruyu sordu: de böylece harcanır gider.. — Tabii sen farketmezsin. tu py ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ HASTA ÇOBANI ZİYARETİ ıld ı ız . Dedi. kitaplarına kadar geçen Sığırt-maç Mustafa ile Atatürk'ün karşılaşması çok enterasandır: 1930 yılında Atatürk. Çobanla aralarında şu konuşma geçer: ku — Nedir bu hal. Adam teşekkür edip. Çoban.. Eğer sana mâni olmak isterlerse. yoluna gidecek yerde atını durdurur. Atatürk. eliyle yolu gösterir. Bu saçma hali görmediniz mi? — Paşam farketmedik.. hiç çekinmeden bana telgraf çek.63 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Vali ile baytarda şafak atmıştı.. o farketmez. Şehrin tam göbeğinden Ankaranın yolunu tut. Memleketin serveti Vali ile baytarın önlerine bakarak öyle bir gidişleri vardı ki. Atatürk'ün ellerine sarıldıktan sonra yanımızdan ayrıldı. Hemen sürü sahibine dönerek: — Baba. Ben senin olduğun yere yetişirim. bir gün atla Yalova dağlarında gezintiye çıkar. Önlerine bakıyorlardı. 66 OKUMA. şimdi sürünü topla. Yolun üzerinde bir sığırtmaca rastlar: — Bu yol çıkar mı? Diye sorar.

— — Senin anan. Bakalım razı olur mu? ku — Sana daha fazla para versem..— — — — — — Adın ne senin? Mustafa. Üç liraya... benim çiftliği-me gelir tu py ıld ı ız — .... Peki sen kaç paraya çalışıyorsun?. Bu koyunlar kimin? Ağanın. misin? — Ağa razı olursa gelirim. Ağanın rızasını alın da ondan sonra. baban yok mu? Yalnız anam var..

. kendisine u-zattığı cevizleri alır. Çoban: — Bilmem.. parayı verir. daha ne olduğunu anlamağa vakit bulamadan Yalova Atatürk Köşküne getirilir. Çocuk artık köşke getiriliş nedenini öğrenmiş bulunuyordu. der. Çoban bunu da almaz. Çoban: — Alırım ama. Çoban. Dedi. Çoban daha Atatürk'ün kim olduğunu bilmemektedir. çobanın cebinden çıkarıp. Çoban onbir-oniki yaşlarındadır. tavrı değişti. Bunun üzerine çocuğa bulunduğumuz yeri anlatarak. İş bu kadarla kapansa iyi. Salonda bir çok misafir vardı.. Atatürk bu sırada cebinden bir sigara çıkarıp çobana uzatır. Sığırtmaç Mustafa'yı tepeden tırnağa süzdükten sonra suratı asıldı. başına geleceğinden habersiz ürkek bakışlarla çevresine bakınıyordu.. Misafirlere dönerek: — Çocuğa kim olduğumu söylemişler. Sen de benim vereceğim cevizleri alırsan paranı alırım. — — Sigara içmiyor musun? Daha sırlaşmadım (alışmadım).. O zaman ben de çalışır. elimden tu py ıld ı ız . ku Atatürk. geldiği kadar öğütte bulundum: — Dikkatli ol ve hiç çekinme. Bunun üzerine Atatürk cebinden bir 10 lira çıkarıp vermek ister. Diye karşılık verdi. — Konuştuğun adam kimdi? Diye sordum.. Seni okutur. orada tanımıştım. adam olursun. ilk kez o gün. Bu gördüğün Atatürk'tür. elinde sopası olduğu halde oturuyor. Dedim. Derken Atatürk salona girdi..GİZLİ DEFTERİ 67 — Onun da rızasını alırsanız razı olur. Bunu duyar duymaz benim söylediğim meydana çıkacak diye korkudan hemen oradan sıvıştım. tarafından apar topar. Sigarayı almaz. parayı alması için ısrar eder. Bu güzel hali gören Atatürk. bir şartla. Yüzünde memnunluk hali belirmişti... Ertesi gün Sığırtmaç Mustafa. ona bakarım. jandarma Sığırtmaç Mustafa'yı işte ben. Baksana nasıl konuşması..

. bu çocuğa boşuna emek vereceksin? — Niçin? — Efendim. gördüğünüz mevkie geldim. «Yatıyor!» dedik. Lehinde ya da aleyhinde. Çoban Mustafa'nın yanından ayrılmak istemiyordu. Kaldığımız süre içinde çocukların hiç biri uyumadı. bazı defa yemekte alıkonulurdu. Şimdi Yalova'da oturmaktadır. Hatırını sordu. Bütün çocuklar uykudan uyandılar.. Dedi. Atatürk'le görüşür ve mübayaa memuru yüzbaşı emeklisi Rıza Köse'den aylığını. Ertesi akşam sofrada konu. Onu da zaman gösterir. Çobanlar okumaz diye bir nazariye yoktur. Belki büyük bir adam büyük bir dikkatle dinliyen Atatürk: da olur. yani harçlığını alır. Dayımın çiftliğinde onun koyunlarını güttüm.. çoban hiç okur mu? Adam olur mu? Bu saçmaları — Yahu. Beni biraz zeki gören dayım: — Bu çocuğu okutmalı. Atatürk. Ben de okudum.Sığırtmaç Mustafanın köşke getirildikten sonra sıtmadan dolayı karnının davul gibi şiş olduğu görüldü ve Şişli Çocuk Hastanesine gönderilip tedavi altına alındı. Herkes onun için bir şey söylüyordu. Yıllar geçti ve zamanla bu çocuğun okuyup adam olduğunu gördük. Bundan sonra beni askerî mektebe yazdırdılar. Çoban Mustafa'yı sordu.. Çoban Mustafa binbaşılığa kadar yükselmiş ve emekli olmuştur. Dedi.. Saat gecenin ikisinden sonra kalkıp Şişli Çocuk Hastanesi'ne gittik. Sabaha karşı hastaneden ayrıldık. Onunla özel olarak konuştu. «Gidip görelim» dedi. ne uzağa gidiyorsunuz. Yalova'dan İstanbul'a dönmüştük. Ben de bir zamanlar tarlada kargaları bekledim. Atatürk. Gelişimiz bir âlemdi. Çoban Mustafa ile beraber.. yatan öbür çocukların da sıhhatini sordu. Bu çocuk ta okur. Bâzı misafirler: — Paşam. ku Çoban Mustafa Kuleli'de iken İstanbul'a her gelişimizde saraya gelir. yine bu Çoban Mustafa üzerindeydi. tu py ıld ı ız . Bir gece yarısı Atatürk'ün aklına geldi.

. siz ne iş yaparsınız? Kadın ezile büzüle. öpmek istedi.. Burada tabiatla başbaşa kalmaktan. Kadın birden kendini yere atıp.. Bir öğretmen. Yaz ayları kendine özgü bir tembellikle sıcak ve ağır geçip gitmede. büyük bir haz duyduğunu..GİZLİ DEFTERİ 71 ATATÜRK. ansızın köşkün kapısında bir kadın belirdi. Yine bir yaz. Atatürk'ün canı adamakıllı — sıkılmağa başlamış-tı. Fakat az sonra kızdığını anladım. köşkün merdivenlerinden inmekteydi. Yalova Kaplıcalarındayız. «Yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Günlerden bir gün. Sert bir şekilde: — Ne istiyorsun? Diye sordu. — Üç çocuğum var. her yaz dinlenmek için Yalo-va'ya gelir ve burada üç ay kadar kalırdı. mektebe vermek istiyorum. Atatürk'ün ayaklarına kapandı. Bu sırada Atatürk. — Peki... «Estağfurullah» diye geri geri çekildi. Diyebildi. Fakat Atatürk buna hemen engel oldu. Önce mahcup olmuş gibi bir tavır takınmıştı. ku AYAKLARINA KAPANAN KADIN tu py ıld ı ız . sessizliğine âşıktı adeta. adeta utanırcasına: Öğretmenim. Yalova'nın insana huzur veren havasına. ferahladığını her halinden belli ediyordu.

okutmaktı. nasıl teşekkür edeceğini bilemiyordu.. Çocukları hemen yatılı okula yolladılar. Yalnız şunu iyi bil ki. Ömrünün sonuna kadar da bunu savunmuştur. Ayrılırken gözleri yaşlarla dolu «Allah uzun ömürler versin» diyebildi. Kadıncağız o an ne yapacağını. sizin yetiştirdiğiniz talebeler ne yapar? Böyle bir hareket fani insanlara yapılır mı? Haydi istediğin neyse çabuk söyle. kim olursa olsun.. Yalova'da Atatürk'ün çok canını sıkmış ve neşesini kaybettirmiştir. Olur şey değil! — Siz böyle yaparsanız. onun ayaklarına kapansın. Batı kadını ile Türk kadını arasındaki farkı kaldırmak en büyük amacıydı. Türk kadını bütün aşağılık duygulardan kurtarılmalıydı. Atatürk emir verdi. iki çocuğunu yatılı okula vermek. her zaman istemiştir.68 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ yeni nesil sizin eseriniz olacak» dediği bir öğretmen gelsin. ku o kadına gün ayaklarına içinde kapanan öğretmen olayı tu toplum gereken önemin verilmesini py ıld ı ız . elini ayağını öpmek hiç te doğru değildir. O. Kadın öğretmenin isteği.

.... Kurban kestirmezdi.. okşıyalım.. Hayvanların getirilmesinin istendiği yer Çanka ya. Yaverler ve misafirler duraksadılar. emri veren de bir Cumhurbaşkanı idi. Köşke. At ve köpek en hayvanlar arasındaydı Çiftlik hayvanlarından ruam hastalığına yakalanan bir tayı öldüreceklerini duyduğu zaman çocuk gibi ağlamış ve ellerine lâstik eldiven giyerek birkaç kez okşamadan öldürmelerine izin vermemişti. hem de şeref salonuna hiç hayvan girer miydi? Fakat emir emirdi işte. Sofradakile-rin şaşkınlığı henüz geçmeden yine Atatürk'ün sesiy-le irkildik: — Sevelim. Yeni doğan tay ve annesi Yıldız. hemen Köşke getirildi.GİZLİ DEFTERİ 71 derece sevdiği Hayvanları çok severdi. Alıp onları py ıld ı ız . Son Zayıflara acır ve yardıma koşardı. CUMHURBAŞKANI SALONUNDAKİ ATLAR İki tu ÇOK kuvvetli bir iradeye sahip olan Atatürk'ün duygu yanı da çok zengindi. Ama hayvanlar ku merhametliydi. gün önce bizim atların biri doğurmuştu. görelim. yaverlerden birini çağırdı ve şu emri verdi: — buraya getiriniz. Bir gece sofrada otururlarken Atatürk.

bir türlü salonda kayıyordu. yürüyemiyorlar. ku tu py ıld ı ız . Tay ve annesinin geçeceği yere serdim. Aklıma bir çare gel-mişti. Hayvanlar rahatça salona girdiler. Fakat şunu da söyliyeyim ki. ayrı ayrı sevdi. Belki de bir atla yavrusunun Cumhurbaşkanı salonuna girişi. hayvanlar salona çok yakışıyorlardı. Atatürk bir süre salona alınan hayvanların yanında kaldı. Herkes memnundu. Yerlere serili seccadeleri topladım. yeryüzünde ilk kez olmuştur. okşadı. Eliyle ikisine de şeker yedirdi. cilâlı yerlerde ayakları Hemen yerimden fırladım. Bundan sonra hayvanlar salonu terket-tiler. Kimin aklına salona hayvan sokmak gelir.

GİZLİ DEFTERİ

71

74

ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ

KÖPEĞİ FOKS'UN ÖLDÜRÜLÜŞÜ

ATATÜRK'ün en sevdiği hayvanın at ol- duğunu biliyorum. Fakat köpeği de çok severdi. Bu vefakâr iki hayvana ayrı ayrı sevgi besler, onlara çok acırdı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Alp adında çok sevdiği iri bir

— Bir tencere pilâvı elimle verdim. Hem öyle bir pilâv ki, fukaranın evinde dört kişi doyar. Hiç sesini çıkarmadı önce... Çıkarmadı ama, aklına Foks gelmiş olacak ki, yemekten sonra sözü yine ona getirdi: — — Bu köpek çiftleşti mi? Diye sordu. Anlaşılan Foks'un Konya'da iki ay önce çiftleşmişti... Dedim: keyifsiz halini, bu kez de cinsel durumuna yoruyordu.

ku
— — —

köpeği varmış. Atatürk'ün kapısında nöbet bekler, hiç kimseyi içeriye bırakmazmış. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılardan alınmış beyaz -sarı karışık bir av köpeği vardı. Alber adındaki bu köpeği çok severdi. Ölümüne de uzun boylu üzülmüştü. Atatürk'ün bunlardan başka Foks adında bir köpeği daha vardı. Yalova'da Hasan Efendiden 50 liraya satın almıştı. O zaman da 50 lira oldukça önemli bir paraydı. Foks uzun süre köşkte kaldı. Bir Cumhurbaşkanı köpeği olarak hayatta kendi cinsle-rinin hiç birine kısmet olmayan rahat ve mutlu bir yaşantı sürdü. Atatürk, Foks'un yaşantısıyla yakından ilgilenirdi. Bir gün Ankara'da, Köşkün bahçesinde dolaşırken, köpeğinin hareketlerini dikkatle izliyordu. Foks'un tembelliği mi üzerindeydi, neydi? Bir köşeye çekilmiş, boş gözlerle sahibine bakıyordu. Atatürk hayvana uzun uzun baktıktan sonra, bana döndü: Bu hayvan aç... Dedi. Yemeğini az önce yedi. Diye karşılık verdim. Yese böyle olur mu?

tu

py

ıld

ı ız

— —

O orada kaldı. Ben burada bir şey oldu mu, diye Henüz olmadı Paşam...

soruyorum. O zaman Atatürk şöyle konuştu: — Hayvanlar muayyen zamanlarda çiftleşirler. Onların hiç değilse bir zamanı var. Onlar kadar olamıyoruz... Atatürk'ün bu sözlerine için için ne kadar gül-müşümdür.

Misafirlerden bir çoğunu ısırdıktan başka bir gün de Atatürk'ün elini ısırmış. Hem de oldukça derin bir yara açmış. O gün elini sarılı görünce hepimiz meraklanmıştık. Bunun üzerine köpeği Köşkten uzaklaştırdılar, çiftliğe götürdüler. Yakınlarından bir kaç kişi «Sahibini ısıran köpekten hayır gelmez» diye öldürülmesi için Atatürk'e ısrar ettiler. İzin verdi mi, vermedi mi bilmiyorum ama, Foks o günlerde öldürüldü. Baytarlar Atatürk'e yaranmak için özenle köpeğin derisini yüzmüşler. İçini samanla doldurup, göz

yerlerine cam göz takmışlar.

Bir camekân içine oturtmuşlar. Tabii bunlardan Atatürk'ün haberi yok. Bir gün gezinti sırasında çiftliğe de uğradığı zaman, camekânda Foks'u görünce duraklar. İçi acıyla burkulur. Üzgün bir halde: — onu. Der. Atatürk'ün, elini ısıran köpekten «sevdiğim» diye bahsetmesi, oradakileri şaşırtır. Bunu yüzlerinden okuyan Ata şunları söyler: — Her ısırana kızılmaz. Foks fenalık yapmak için ısırmamıştır. Ertesi gün Foks'un doldurulmuş derisi camekân -dan kaldırılmış ve bahçenin bir köşesine gömülmüştü. Attan ve köpekten başka Atatürk kuşları da çok severdi. Kuşçu Nuri Ustanın baktığı bir çok güvercinleri ve güvercinliği vardı. Onların uçuşlarını hazla gözlerdi. Bir gezisinde kendisine armağan edilen bü-dırcınları yememiş, bahçede kafeste Sevdiğim bir mahlûku böyle görmek istemem, kaldırın

ku

Bir kaç yıl Atatürkün yanında kalan Foks, hırçın bir köpekti.

tu

py

ıld

ı ız

GİZLİ DEFTERİ

73

saklanmasını istemişti. Fakat ne yazık ki, Atatürk'ün yemeğe kıyamadığı kuşlar, bir kaç gün sonra bir kedi tarafından yenmiş. Kafeste sadece tüyleri bulundu.

GİZLİ DEFTERİ

BİR gece sofrada otururken Atatürk yine birden bire bir gezi istedi. Bu da önceden kararlaştırılmamış, hazırlıksız, sürprizli gezilerden biriydi. Daha sofra faslı bitmeden misafirlere dönerek: — — Hazır mısınız? Seyahate çıkıyoruz... Deyince herkes Hazırız... Diye cevap verdiler. şaşırdı. Sonra: Otomobillere hazırlanma emri verildi. Ankara yakınlarında Çubukabad denilen çamlık, güzel bir yayla vardır. Tabiî manzarası çok güzel olan bu yaylanın yolu oldukça tehlikelidir. Daracık yolun altı, göz karartan uçurumlarla kaplıdır. Öyle bir yol ki, otomobil geçer ama, en küçük bir dikkatsizlikte hemen uçuruma uçabilir.

ku tu py
ÇUBUKABAD ÇAMLIĞINDA
77

ıld

ı ız

İçişleri Bakanı tarafından hemen haber gönderilip yollar temizletildi. Arabalar yola koyuldu. Uçu-rumlu araziye gelince sarsıla sarsıla ilerlemeğe başladık. Şoförler bütün dikkatlerini, önlerinde uzanan daracık bozuk şeride vermişlerdi. Titrek farların yetişemediği simsiyah, ölüm saçan bir uçurum bir yanımızda; öbür yanımızda sivri, granit tepeciklerle yükselen bir dağ parçası. Ben vaziyeti görünce yokuşun başında otomobilden indim. Daracık yoldan uçurumu seyretmeğe başladım. Bulunduğum arabada oturan Nuri Conker ile Hacı Mehmet Beye, yolun buradan ilerisinin daha tehlikeli olduğunu söyledim. Çünkü gündüz bir kaç kez bu tehlikeli yolu geçmiştim. Nuri Conker: — Yani ne yapalım Çelebi, ölümden mi korkuyorsun? Dedi. — Herkes başının çaresine baksın. Ben iniyorum, sonra yayladan dönüşte beni alırsınız. Diye karşılık verdim. Fakat milletvekilleri otomobilden inmediler. Benim aşağı indiğimi gören Kılıç Ali ve İsmail Hakkı Tekçe, kızarak şöyle

dediler:

mu? Atatürk'ün canı yok mu? —

Dimitrokopolo var. Bende ise hiç bir şey yok. Onun için ben inmede, siz inmemede haklıyız. Sabaha karşı saat dörde doğru Çubukabad'a vardık. Bir kaç çadır kurulmuştu. Hepimiz çadırlara girerek yorgunluktan ve uykusuzluktan battaniyelerin üstüne kıvrılıverdik. Ertesi gün Atatürk uyandıktan sonra hareket emrini verdi. Gece geçtiğimiz yoldan dönerken Atatürk'ün şaşkınlığını bir görmeliydiniz: — iyiden iyiye artıyordu. Önce bana kızanlar, gece geçtikleri sırat köprüsünü andıran yolu gözleriyle görünce hak verdiler. Yahu dün gece biz buradan mı geçtik? Diyor, şaşkınlığı

BEKİR Çavuş Atatürk'e çok hizmet etmiş bir askerdi. Cumhuriyet devrinde de u-zun süre Atatürk'ün yanında kaldı. Çok sevdiği hizmetkârlarından biriydi. Birinci Dünya Savaşında, Çanakkale'de yanında bulunmuş, Mütareke yılları içersinde o da her asker gibi

ku

— Niçin indin otomobilden, niye korktun? Bizim canımız yok Sizin de canınız var ama, hepinizin kafasında birer şişe

tu

py

BEKİR ÇAVUŞ'UN HİZMETİ

ıld

ı ız

yarın sabah yola çıkasın. Senin de orda olman lâzım... Derhal hazırlan ki. Bekir Çavuş bu işe pek istekli değildir. — Derhal anneciğim. Deyince annesi: Derhal gideceksin. Aradan uzun bir zaman geçtiği halde Bekir Çavuş annesinin yanından ayrılmaz. Orada asker topluyormuş. yoksunluk onu yıl-dırmıştır.terhis olmuş.. ordu kuracakmış.. Barut kokusu. anladın mı? Der. Dağ tepe demez. eşyalarını topla. — Anne.. ateş ve şarapnel yağmuru... Diyerek ertesi sabah Ankara'nın O zaman tren falan yok.. Senin kumandanın Ankara'ya gitti. baba ocağı Çankırı'ya dönmüş. tu py ıld ı ız . Annesinin bu sözünü emir sayan Bekir Çavuş: yolunu tutar. Çan- ku — Eğer gitmek istemezsen sütümü sana helâl etmem. Bir gün Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'ya geçtiğini duyan annesi hemen oğluna: — Haydi çocuğum. daha kaç gün oldu askerden geleli.

Kırık kemik plasterle tutturulduktan sonra biraz rahata kavuşan Atatürk. Atatürk. duğu Çankaya'daki o zamanki adıyla Papazın köşküne gelir. Der. Atatürk. Orduya sonuncu taarruz emrini verdiği gün Atatürk'ün kırık kaburgaları da iyi olmuştur. Bekir Çavuşu çok yakından tanımaktadır: gelmemişsindir. Bundan hayvan ürker ve Atatürk attan düşerek kaburga kemikleri kırılır. Ertesi tu py ıld ı ız . ku — Fakat bu sefer mağlubiyet yok ha. gün Eskişehir'e hareket ederler. eski askerini görünce: — sorar. nefes bile almakta güçlük çekmektedir. Aferin sana. Atatürk'ün otur. İlk tedavisi yapıldıktan sonra röntgeni alınsın diye Ankara'ya döner. Atatürk'ün hizmetinde bulunduğum ilk günlerde köşkte görevli bulunan Bekir Çavuş bu olayı hem anlatır. hem gözleri yaşarırdı. Atatürk'le İlgili bilmediğim birçok şeyleri Bekir Çavuştan öğrenmişimdir. Yunanlılar Eskişehir'e yaklaşmaktadırlar.. Bekir Çavuş. Yoksa sana kalsa zor gelirdin. — Sen kendiliğinden Fakat Atatürk. ciğerini zedelediği için Atatürk çok acı duymakta. Geldiğinden dolayı hem teşekkür eder.. Bu sırada ters bir rastlantı.. başlardı anlatmağa. Orada karargâh kurarlar...80 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ kırı-Ankara arasını yaya olarak alır. nasıl oldu da sen buraya geldin? Diye geldiğinizi duyunca hemen — Paşam. Çavuş ta dayanamaz. Bekir Çavuşun bu sözlerden gücendiğini anlayınca şöyle konuşmuş: — Çok iyi etmişsin de gelmişsin.. doktorların dinlenme öğüdünde bulunmasını hiçe sayarak hemen otomobiline atlar ve cepheye koşup Sakarya savaşını yönetir... sizin Ankara'ya heybemi omuzlayıp koştum. Ben de bu hikâyeleri ona tekrarlattırmaktan haz duyar. hem de Birinci Dünya Savaşı'nda olduğu gibi Çavuş olarak yanında kalmasını ister. yanındakilerden birisi Atatürk'ün sigarasını yakmak için kibrit çakar. Sakarya'da cepheyi teftiş ederken. Seni annen göndermiştir.. Bir zaman burada kalırlar. Atatürk bundan sonra Bekir Çavuşun gözlerinden öper.. Kırılan kaburga kemiklerinden birinin ucu. Ona göre. «Haydi anlat!» diye ısrar ederdim.

Şimdi ise Bekir Çavuş. nöbet beklerdim. beni çağırırdı. O zaman duş falan ne arar? Bir kova soğuk suyu başından aşağı dökerdim. önünde bir Sakarya haritası. Ankara'yı da bırakıp daha içerlere gitmek ve düşmanı etmekti.GİZLİ DEFTERİ 77 — Atatürk hasta olduğu zaman nasıl bakardın Çavuş? — Hiç unutmam Çelebi. Günlerce Atatürk'ü bu şekilde banyo yaptırdım.. Fakat bu banyoyu bildiklerimizden sanma. Oysa her sabah banyo yapmadan duramazdı. — Bekir Çavuş bir kez coştu mu. çok zaman gece sofradan misafirler ay-rıldıktan sonra Bekir Çavuş'u çağırır ve şu kahvaltıyı isterdi: — Peynirli sulu omlet. Hasta. olduğu halde bir şezlonga uzanır. Bu yüzden Ankara'yı sonuna kadar boşaltmadık. tu py ıld ı ız . Eskişehir'i tam yok düşüncesi.. gül reçeli ve beyaz peynir) Eski halini galiba unuttu. ağzını kapıyamaz-sın. bir dilim kavun ve gül reçeli. Derken Yunan kuvvetleri ağır basmağa başladılar. Çıngırağın altında oturur. Atatürk. Bir de keçinin boynundan çıkardığım bir çıngırağın ucuna ip bağlıyarak sofaya uzatmıştım. İşte banyo dediğim budur. on cevap al ondan. bu Atatürk'ün önceleri değiştirdi. — ince kahvaltı istiyor.çok iyi bağlardı. Fakat düşüncesini «Ankara'yı terke-dersem Türk milletinin maneviyatı bozulmaz mı?» diye düşünüyordu. (Kavun. Atatürk attan düştükten sonra çok hastalanmıştı.. Bir sor. Ama attan düşüp kaburgaları çatladığı için artık su dökünemiyordu. oldu mu O'nda? Diye sordum. Sabunlu su ve süngerle vücudunu ovardım. Bekir Çavuş'un ayrılışı da hayli ilginç olmuştur: ku Zaten Bütün Atatürk Cumhurbaşkanı olduktan sonra bir değişiklik Tabii!. papyonlarını -kaba olduğu halde. Eskiden kavhaltı zeytin peynirdi. salmıştı. Atatürk'ün istediği en iyi omleti yapmakla ün kendisi Lâtife Hanım tarafından o gayet iyi elbiselerini. Yatakta yatıyordu. Dedi. Bir şey istiyeceği zaman da ipi çeker. gömleklerini hazırlar. hep onunla uğraşır dururdu. Biz de bırakmak zorunda sonra kaldık.. yetiştirilmişti.

Deyince boksör bunu Avrupa'dan gelen futbolcu Bekir sanarak hemen elini sıkıyor ve yanaklarını öpüyor.Çavuş bir gün Tepebaşı Gazinosu'nda içkisini içmektedir. ku tu py ıld ı ız . Bundan sonra Bekir Çavuş polislikten komser olarak emekliye ayırtılıp. Çavuş bunları ayırmak istiyor. Atatürk'e bildirip şikâyette bulunuyorlar. Çavuş sonradan kemik veremine yakalanmış.. İlerdeki masada iki arkadaş kavgaya tutuşmuşlar. derler. Onbeş yıl kadar önce Çankırı'nın Dikenli köyünde öldüğünü öğrendik. Dinletemeyince de fors (!) koyuyor: — Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Bana Bekir!. yanına da bir miktar para verilerek köyüne gönderiliyor. Kavgacılardan biri Galatasaraylı boksörlerden. GİZLİ DEFTERİ 83 Bu olayı o devrin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ile Başyaver Rüsuhi Bey.

«Behçet Kemal Çağlar» dediler. Onların kollarına girdiğini. Çankayadaki eski köşkün hemen her akşam davetlileri arasındaydı-lar. çağının şair ve ediplerine çok değer verirdi. Falih Rıfkı Atay gibi ünlüler. tanınmış ya da tanınmamış bir çok yeni yüzü her zaman görebilirdik. Ona karşı uzaktan bir hayranlığım vardı. arkadaşça konuştuğunu. Bir de Yahya Kemal'in bir iki şiiri ezberimdeydi. Bu yirmi kişilik kadar bir sofraydı. Öbür misafirler ise her akşam değişirdi. Misafirler arasında çok genç birisi dikkatimi çekti.ŞAİR VE EDİPLER ARASINDA ATATÜRK. sanatçıyı sayar. Bu yüzden sofrasında. kendi düşüncelerini ortaya koyardı. sanatı sever. yurdun aydın takımıyla tanıştırmak için can atarlardı. O gece zamanın Bükreş Büyükelçisi Hamdullah Suphi Tanrıöver ile şair Yahya Kemal Beyatlı da davetliler arasındaydı. Her zaman onları sofrasına oturtur. yakınlarından hiç ayırt etmediğini çok kere görmü-şümdür. Ruşen Eşref Ünaydın. Çankaya'daki yemek salonundaki her zamanki sofrayı hazırlıyordum. Sordum. Atatürk devrimlerini yazıları ve yapıtlarıyla savunan Yakup Kadri Karaosmanoğlu. Bütün konukları tanıdığım halde Yahya Kemal ile Behçet Kemal'i tanımıyordum. Zaten Yahya ku tu py ıld ı ız . Edebi sohbetler sabaha dek sürerdi. Bazı edipler de Ata'yı. Yalnız adlarını işitmiştim. 1934 yılınn bir sonbahar akşamıydı. Bu iki şair de bizim sofraya ilk kez geliyorlardı. düşüncelerini öğrenmek ister.

yardımınızı esirgememenizi rica ederim.. Hamdullah Suphi ile Romanya'dan yeni gelmiş bulunuyordu. Dedi. tu py ıld ı ız . İlk soruyu Behçet Kemal'e sordu: — Yahya Kemal'i tanıyor musunuz? Halkevi) oynanan Faruk Nafiz Çamlıbel'in «Çoban» piyesinde rol aldığı için oradan görüp tanımış ve getirtmişti. Öbür konuklar. Behçet Kemal Çağlar'dan başka Yakup Kadri Karaosmanoğlu. Atatürk o zaman Yahya Kemal'i.. memleketimizin tanınmış şairlerindendir. — Emredersiniz Paşam. O akşam sofra şair ve ediplerle doluydu. Şimdi ilk defa görüyorum. her zaman bulunan Tevfik Rüştü Aras. Ruşen Eşref Ünaydın. Atatürk'ün sorusu onu biraz heyecanlandırmıştı : — Paşam. Sizin gibi gençlerin yükselmesine Yahya Kemal yardım etsin.80 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Kemal. eserlerini okudum. Yahya Kemal Beyatlı. Atatürk'ün keyifli gecelerinden biriydi. Dedikten sonra Yahya Kemal'e dönerek: — Nasıl Beyefendi.... Türkocağında (Ankara — Yahya Kemal. Şükrü Kaya gibi devlet adamlarıydı.. ku Genç şair henüz bir lise öğrencisiydi. Bunun üzerine Atatürk Behçet Kemal Çağlar'a dönerek: — Şu sofraya bak ve bir şiir yaz. Hamdullah Suphi Tanrıöver. Fazıl Ahmet Aykaç gibi edebiyat dünyasının kalburüstü kişileri de gelmiş bulunuyorlardı. Yemek başladı. Behçet Kemal'la tanıştırdı: Senin de bunun gibi yükselmeni istiyorum.

Oradan Ayasofya'ya gidiyor.. Behçet Kemal. İstanbul'un tu bu py öpüşü de bir anda şiirleştiriver-di. sofrası için şiir yazdırsın. Köprüye varınca bir de ne görsün? İngilizler. Si-nan'ın Süleymaniye Camiine doğru yürüyor. Çok hoşuna gitmişti.. ilk soruyu ona sorsun. Atatürk onu sofrasına çağırsın. işgali yıllarına ilişkin bir konuşması başladı.. Bir lise öğrencisi için bu ne erişilmez bir onurdu.Behçet Kemal derhal cebinden portföyünü ve kalemini çıkardı... ıld ı ız . Hamdullah Suphi. Amerikalılar. Hiç düşünmeden bu ısmarlama şiiri bir kaç dakika içinde bitirdi ve okudu. Behçet Kemal'i alnından öptü... Aklımda kaldığına göre şöyleydi : İstanbul'un. Fakat Bizans'a ait bu yapıt.. beğensin ve kalkıp alnından öpsün. Köprüüstünden Sultanahmet'e doğru ilerliyor. işgal edildiği gün. Fransızlar.» Atatürk bundan sonra çevresine dönerek: tanışsın ve iyi bir şair olarak memlekete dönsün. Kanlıçınar'a arkasını dayı-yarak çınarın yardım etmesini bekliyor. Orada İngiliz edipleriyle Bundan sonra Hamdullah Suphi Tanrıöver'in. Hatırımda kaldığına göre bu mısra şöyleydi: «Alnımdan öpen Atam... Bütün işgal devletlerinin askerleri. O — Bu genci İngiltere'ye gönderelim... yerinden doğruldu. kadar sevindi ki. Kanlıca'daki evinden Şirket-i Hayriye'nin Boğaziçi vapurlarından birine biniyor. Kubbesine sesleniyor: «Bizi halâs'a götürecek yol ve adamın nerede» olduğunu soruyor. ku Atatürk şiiri can kulağıyla dinledi. onun sesini duyar mı sanıyorsunuz? Daha ileriye doğru. Bu öpmeyi cehennemler silemez.

Bu konuşma Atatürk'ü çok hoşnut etmişti. Dağılırken bile herkes. hem ağlıyor.. ku tu py ıld ı ız . hem rakı sunuyordum. konuşmanın etkisi altında kalmış..G İZ L İ DEFTERİ 87 Kubbeden gelen ses: «Korkma. gözyaşı döküyordu. Hamdullah Suphi de kalp rahatlığı içinde evine dönüyor. sizi şarktan bir Türk yiğiti kurtaracak» diyor. Meclis. Bana gelince. o gece sabaha karşı saat beşe kadar sürdü.

Söz nişan. Bu kadarla kalsa yine iyi. don. Atatürk. konuklara dönerek: — Gördünüz ya Türk askeri böyle vurur.. Bereket yatak odasında ku o ATATÜRK eski ve tecrübeli bir askerdi O'-nun iyi bir nişancı bahçesinde yakınlarına nişan alma hakkında bilgi verdiğini olduğunu duymuştum..... hemen kapıdaki nöbetçiyi çağırttı: düşünmeden: Emret Paşam. py ıld ı ız YALNIZLIĞI . Şeklinde bir şey söyledi.GİZLİ DEFTERİ 83 NİŞANCILIĞI Davetlilerden Şükrü Kaya. Hatta bir gün Dolmabahçe Sarayı'nın Bir gece sofradan yeni kalkılmıştı. atış üzerineydi. Şu gördüğün ampulü vurabilir misin? Dedi. bir ara başıyla tavana doğru işaret ederek: — Elektrik ampullerine nişan almak zordur. Eski köşk ahşap olduğundan tavan delik deşik oldu. Dedikten sonra tabancasını çekerek tavandaki avizenin ampullerini başladı teker teker tam isabet vurmağa.. — — Atatürk. aplikteki üç ampulü teker teker tam isabetle vurdu. fanila varsa delik deşik olmuş. Yukardaki yatak odasının gardrobunda ne kadar gömlek. Asker hiç Diyerek hemen silâhını çekti ve duvarda asılı bulunan tu anda kimse yoktu. hatırlarım. Hedefe isabet olmaz.

. Böylece bahçedeki sofraya vardık. Bunun üzerine kızkardeşi ile Sabiha Gökçen. Meclisin en keyifli zamanıydı. — Sofra hazır Paşam. Zehra Hanımlar hep beraber izin isteyerek ayrıldılar. Deyince önce Atatürk ayağa kalktı. Sonra birer birer bütün misafirler kalktılar... Herkes yerle-rini aldılar. Misafirler ellerini öperek ayrıldılar. Hava adamakıllı serinlemişti. çalgı çalıp eğlendiler.84 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ BİR sonbahar gecesi. Dedi. Herkes başladı üşümeğe. oynadılar. Afet İnan. Onlar sofradayken. Ne-bile. Gramofonda Zeybek havası çalıyordu. Fakat Atatürk. gidelim. Afet Hanım: — Paşam.. Bu bulunmaz ahengi bozmamak için gramofonu kucakladığım gibi onların önüne düştüm. kucağımda taşıdığım gramofonun ahengine kendilerini kaptırmışlar. Çankaya Köşkü'nde akşam sofrasındalar. kendisinin pek sevdiği Zeybek oyunlarını oynarlardı.... En sevdiği müzik parçaları arasında Rumeli türkülerinden sonra Zeybek havaları gelirdi. Hava biraz sıcak olduğundan Atatürk sofrayı dışarı kurmamı emretti. Yerinden bile kıpırdamadı. içtiler. Yediler. Rukiye. Misafirler. ku tu py ıld ı ız . Sesler. çalgılar yavaş yavaş kesildi. soğuk başladı.. Güzel bir ay ışığı vardı. Zeybek oynadığı görülürdü. ikinci bir sofrayı da bahçeye hazırladım. Bütün gecelerini uykusuz geçiren Atatürk sıhhatine pek düşkün değildi. oynıyarak ilerliyorlardı.. Sabaha karşı herkese bir mahzunluk çöktü. Atatürk'ün sofrada uzun süre içtikten sonra hora tepip dans ettiği. bu insanı iliklerine dek ürperten serin havadan ayrılmak istemiyordu. Güldüler.. O'nu neşelendirmek için arkadaşları ve davetliler de.

eşi. ben hâlâ rakı veriyordum. ağır adımlarla köşke doğru ilerlediğini gördüm. Sabah olmuştu. Atatürk hâlâ çenesini. birer ikişer başlarını alıp çekilip gitmişlerdi. Atatürk belki yapayalnızdı ama. sabaha karşı yattığı için ben de ayni saatlerde yatmak zorundaydım. Fakat vazifem yüzünden orasını bırakamazdım. saygım. Bir gece ken-disini odasına çıkaracak bir adamı bile olmadığından acı acı yakınmış. milletinin sevgisiyle değişmişti. Koca köşkte yapayalnızdı. Atatürk üşüyecekti... Ben de arkasından ağır ağır yatak odasına kadar yürüdüm. babası.. Hepsinin evinde bir bekleyeni vardı. Bütün milletin de kalbinde yatıyordu. Artık yalnız gramofon dinliyor ve düşünüyordu. anası. yumruğuna dayamış. Çok üzülüyordum. ne kadar bedbaht olduğunu anlatmak istemişti.. Atatürk ise sadece düşünceleriyle başbaşaydı. Aile mutluluğunu.GİZLİ DEFTERİ 85 Orada benden başka kimse kalmadı. — Rakı istemez.. Yeter! Dedi. bütün benliği Türk milletiyle doluydu. ATATÜRK her gece çok geç. Çoluğu. Fakat Atatürk'e olan sonsuz bağım. sevgim. Sessizce odaya girdi. Bir an geldi: burasını neşeye boğan misafirler. Bir de yaverlerden Celâl Bey vardı. Bir anahtarın döndüğünü işittikten sonra geri döndüm. Yalnızlığı öylesine hüzün vericiydi ki. Saraydaki öbür sofracılardan benim bu zor mevkiimle yerini hemen değişecek olanlar çoktu. yiyip içmişler. olduğu yerdeydi. Bu hal bana çok dokundu. Biraz önce tu py CİĞERLERİMDEN HASTALANDIM ıld ı ız . çocuğu. Sofrayı topladıktan sonra yatmağa gittim. Yavaş yavaş doğrulduğunu. bu sıkıntılı hayata beni kuvvetli bağlarla bağlamıştı.. O'nun yanından ku Gramofonda güzel valsler çalıyor.

. hizmetini eksik etmezdim. Sende birşey yoktur. İstanbul'da kendini adamakıllı doktorlara göster. Ankara'nın sert havasından da kurtulmuştum. Bizim Sabiha ve Ruhiye de ayni şekildeydiler. Benimse işim gece sofraya hizmet etmektir. Hava değişiminden sonra yeniden Ankara'ya döndüm. Atatürk halimi görünce üzüldü. Başka yapacak çare yoktu. Birkaç yıl sonra bu sevginin mükâfatını (!) görmekte gecikmedim. hem elbiselerimi Ankara'dan göndertiyordu. Hastalığım geçmemişti. yine çalışmağa devam edecektim. aile ocağımdaydım. Ciğerlerimden hastaydım. Sanatoryuma yatmamı istediler. Doktorlar artık çalışamıyacağımı söylediler. Doktorlar onlara da ciğerleriniz hasta dediler. o güne kadar on yıl geceli gündüzlü hizmetini görmüştüm. Sonra teselli etmek istercesine: — Korkma Çelebi Efendi.. köşkte kalır. Deyince o hassas adam bir an durakladı. Doktorlar gece çalışmamı menettiler. Boğazıma bir hıçkırık takılıp kalmıştı. Hiçbir sıkıntım yoktu.. hem aylığımı. İcabederse seni isviçre'ye de göndeririz. Üstelik memleketimde. doktorlar benim çalışmamı menediyor-lar. Bu seferki büyük ayrılığa benziyordu. Çaresiz boynumu büküp. Konuşamıyordum. her şeye rağmen doktorları dinlemiyecek. ayrılmadan önce Atatürk'e veda etmek üzere yanına çıktım.86 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ayrılmamak için izinli günlerimi bile feda etmekten çekinmez. — Paşam. O sofraya hizmet edemedikten sonra neye yarar ki.. Deniz havası almam gerekiyormuş. Ayrılık gelip çatmıştı. Ayrılışımdan O'nun da üzüntülü olduğu belliydi. sofrasını hazırlar. hava değişimi yaptırdılar. Kendimi halsiz hissetmesem. hiçbir şey çıkmadı. Bu yüzden 1936'da hava değişimi için Ertuğrul yatına verildim Atatürk. Yalnız beni O'ndan ayrı kalmam üzüyordu. Ama. Öyle ya. Dertli zamanlarında. Dünya. yalnızlık ku tu py ıld ı ız . Gözlerimdeki yaşları zor tutuyordum. Rahattım.

Elini omuzuma vurarak: — Gene o sofraya hizmet edersin. ben bir hizmetkâr da olsak. Bir süre sonra Atatürk İstanbul'a gelmiş. yanından mamacasına yatakta yattım. — Hizmet ederim ama. bundan sonra yapacağım hizmet Söyleyecek başka bir şey kalmamıştı. böyle kalmaz.. alışmıştık. Tam iki ay kalk- tu zaman böyle olsun.GİZLİ DEFTERİ 87 anlarında beni karşısına alıp dertleşmiş... gittiği her yere beraberinde götürmüştü.. sığıntı gibi olur. O bir Cumhurbaşkanı. Ne çıkar bundan? py ıld ı ız . ben de biraz iyileştiğim için tekrar yanına dönmüştüm. geceleri çalışmama elverişli değildi. On yıl Atatürk'ün hizmetinde gece sabahlara dek çalışmamın sonucu işte böyle olmuştu. Atatürk'ün de sıhhatinin eskisi gibi olmadığını üzülerek gördüm. Fakat artık sağlık durumum. nihayet birbirimize ısınmış. Benim değil. GİZLİ DEFTERİ 93 ku — Birkaç ayrıldım.Elini öperek İstanbul'a geldim.

Hem de ne geliş. Yirmi günde yazılıp. Türk-İran dostluğunun geliş. ku Ankara'da bütün müzisiyenler seferber edildi. sırf bir mezhep savaşması yüzünden ayrıldıklarını belirleyen bir piyes yazılıp. Bunu... Türklerle İranlıların soy ve kültür bakımından kardeş olduğunu. İzmir'e gitmekte olan tu py ıld ı ız . Şahın geleceği kesinleştiği sıralarda. bunun opera olarak oynanmasını istedi. oynanması şartiyle...mesine büyük önem verirdi.ÖZSOY» OPERASI NASIL YAZILDI? ATATÜRK. bestekâr Ahmet Adnan Saygun trenden indirilip Ankara'ya getirildi. İran Şahı'nın Türkiye'ye yaptığı ziyaret sırasında daha iyi anladım. İşte «Özsoy» Operası böyle meydana geldi. bestelenip.

Bunu bizim İstiklâl Marşı izledi. Atatürk'ün 1919'da vatanı kurtarmak için Samsun'da ayak bastığı iskeleye döşenen ha. Kalabalığın arasından parmaklarımın ucuna basarak görmüştüm.. Resmî kabul yapıldı. sarı düğmeli. Ankara Palas oteline bıraktıktan sonra köşke döndük. Atatürk. yerlerini almışlardı. Şah trenden iner inmez öpüştüler. o zamanın modası olan fraklar.. Bu haber duyulur duyulmaz Şah şerefine hepimize yeşil fraklar yaptırdılar. Önce İran Millî Marşı çalındı. ku İRAN ŞAHI'YLA SOFRADA tu py ıld ı ız . Şahı istasyonda karşıladı.lılar üzerinde yürüyerek trene binip Ankara'ya gelmişti. Şah Ankara'ya gelmeden iki akşam önce Atatürk.. Kadife yakalı. önce Trabzon'a gelmiş. Akşam saat beş sularında Şah hazretleri köşke geldi. Yavuz zırhlısıyla Samsun'a geçmiş.. Tevfik Rüştü Aras'a sordu: Malûmatınız var mı? — Şah hazretleri içki vesaire kullanıyor mu acaba? — Zannedersem akşamları iki üç kadeh konyak içermiş.94 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ İRAN Şahı Türkiye'yi ziyaret edecek.. Şah. O sahneyi hiç fi unutamam. Musiki Muallim Mektebi talebeleri daha önce köşke gelip.. Şahı...

Şah. Yalnız sofrada hiç kadın misafir yoktu. Tepsiden bir kadeh konyak alıp. Derken «Şerefe» diye diye kadehleri yuvarladı. Sağında Şah vardı. Yemek çok samimî bir hava içinde geçmişti. Kahkahalarla güldü. bir. Ben de akşamki vaziyeti başından sonuna kadar anlattım. Şah'a doğru götürmeğe hazırlanırken. konyak tepsisi olduğu halde salondan içeri girdik. Ertesi sabah Prof.. av eti. güzel oldu mu? Diye sordu. Afet İnan: — Nasıl. Atatürk te. likör.. hayatında ilk kez olarak burada şarap ta içti. Ondan sonra nutkunu yazılı olarak okudu. kadehi aldı. — Üçüncü yemekten sonra paydos oldu. rahatsız olduğunu düşünerek Ankara Palas'a uğurladık. Tam yüzgeri etmeğe" hazırlanıyordum ki. Türkiye'de gördüğü büyük py ıld ı ız . Atatürk tam sofranın ortasın-daydı. Şah içtiği için memnun. misafirlerin içki içmediğini daha önce öğrenmiş olan Atatürk. sebze ve şaraptı. Serviste ilk yemek çorba. yoksa ilk içkinin rehavetinden mi nedir. Daha yemek sona ermeden Şah'ı... Arkasından bir kadeh. tu Şah. ku bakıyordu. hayretle Atatürk. Şah bu vaziyeti gördü ve eliyle beni çağırdı. ömründe hiç içki içmeyen Şah'ın kadehleri dikişine konukseverlikten mi. Saat ona doğru yemek salonuna inildi. gayet memnundu. bir daha... Yüzüme bakarak elini uzattı. Herkes sofradaki yerine oturdu. Deyince Afet Hanım: — Ne demek bu? Diye tekrar sordu. bana eliyle «Dur» işareti yaptı...GİZLİ DEFTERİ 90 Tören biter bitmez İbrahim'le ben Şah'a sunulmak üzere elimizde vermut. İbrahim tepsiyi tutuyordu. Dışarda talebeler «Yurdum tan yerini aştı ülkümün» marşını söylüyorlardı.

Bu yatak. Şah'ın gönlünü hoş etmek için Atatürk'ün yattığı oda verilmişti. Saray mensuplarını bir düşüncedir almıştı: Acaba iki devlet adamı da Dolma-bahçe'de mi oturacaklar. Görevim Sarayı hazırlamaktı. motor gürültüleri ve havaî fişekler. Atatürk te tu py ıld ı ız . Şah misafirdir. yere yayıldı. ku İKİ ASLAN BİR POSTA SIĞMAZ — Bunda düşünecek ne var? İki aslan bir posta sığmaz. Halk. Deyince: — Aferin Çelebi. Dediler. Fakat Şah'ı bir türlü uyku tutmuyordu. Fakat Şah. Uşak. Benim dediğimi yaptılar.. fakat bir çözüm yolu bulamıyorlardı. uyumasına engel oluyordu. Üzerine de bir cibinlik kondu.. karyolada yatmayı sevmediği için hizmetkârına kendi yer yatağını getirtti. Şah şerefine denizde donanma şenlikleri yapıyor.. yoksa Atatürk Beylerbeyi'ne mi gidecek? Selek başbaşa vermişler. İzmir ve Çanakkale'ye gittikten sonra İstanbul'a geldi. Misafirler beklene dursun.96 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ İRAN Şahı'nın gelişinin ertesi günü beni İstanbul'a gönderdiler. Dolmabahçe'de oturur. İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ ile Saraylar Müdürü Sezai görüşüyor. hallaca attırıldı. Atatürk Şah'la beraber Balıkesir. dedim.. Beylerbeyi'nde.

Ve gece saat yirmidörde kadar halk davulunu. Bu halkın eğlencesidir. İstanbul'da kaldığı günler. Yatak odasında yemeğini yedi. Hemen donanmaya bir motor gönderildi. akşamları saat dokuzda yatmak alışkanlığını değiştirmedi. Şah Hazretleri için yapılıyor. Pera Palas'tan büfe düzenlettirmiştik.. sev-gisidir. Bu ağır. Saraya Tokatlıyan'dan yemekler getirtip. Şah'ın bu sevgi gösterisine engel olmak istiyeceğini hiç sanmıyordum. demir alarak gitti. ku tu py ıld ı ız . Buna engel olamayız. Nitekim. Fakat Şah. Şah'ın yattığı odanın önünde stop eden bir araba vapurunun içinde halk davul. Ben. bunun hizmetkârının bir işgüzarlığı olduğunu anladım. özenli sofrada sadece yaverler ve misafirler ağırlandı.. Yaver Cevdet Bey'e telefon ederek durumu anlattım. Şah'ın hizmetkârı tekrar yanıma gelerek: — Bunları da durduramaz mısınız? Dediği zaman: — Biz bu eğlenceyi Atatürk'e bile yapmadık. Bütün elektrikler söndürüldü.. Şah. Fakat eğlencelerin ardı arkası kesileceğe benzemiyordu. zurna çalarak çılgınca eğleniyordu. geleneklere sadık bir insandı. Çılgınca eğlendi. zurnasını çaldı. ertesi gün. Şah'a göstermek için bir de film getirmişlerdi.. Şahın çamaşırlarının yıkanması için hizmetçi kadına verdik. Fakat bunu bile görmek istemedi. Sonunda da vapur. bunların hiçbirine ilgi göstermedi. Şah çok fazla yorgundu ve dinlenmeğe ihtiyacı vardı. Örneğin giydiği don uzun paçalıydı. Şah şerefine en kusursuz bir sofra hazırlamayı üzerime almıştım.GİZLİ DEFTERÎ 92 Şah'ın hizmetkârı Mahmut Han yanıma gelerek: — Bu sesin kesilmesi için ne yapalım Cemal Han? Diye sorunca.

çok yakınlık gösterdiler. buraya kadar gelmiş olan yurttaş-larının yüzlerine dönüp bakmadılar bile. Orada nargile içen leri gördüler: — Bu nedir? Diye sordular. Misafirler.dirmek görevi bana verilmişti. Çok kısa bul-dular.93 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ İRAN Şahı'nın maiyetini İstanbul'da gez.. Yanlarından çok samimî bir şekilde ayrıldık. zengin halıcıların yanına götürdüm. Fakat memleketlerinden kalkıp. baksana çaycılık yapıyor... Deyince bu defa da onları bu beğenmedikleri fakir çaycıların tu py ıld ı ız . Türk parasıyla değiştirdim. İranlı konuklar: yanından alıp.. Çay ikram ettim semaverle. Konuk İranlıları Tünel'e götürdüm. İstanbul'daki İranlıları görmek istediler. Taze çay demleyip üst üste konuklara sun-dular. Çaycılar. önce İran parası Riyal'ı. Onları aldığım gibi çaycıların yanına götürdüm. Müzeleri gezdikten sonra otomobille Emirgân'a gittik. ku BANA CEMAL HAN DEYİNİZ — Bizim buradaki halk çok fakir. Onlara bunun bir çeşit sigara olduğunu ve bizim memlekette tiryakilerinin çok bulunduğunu söyledim. Sonra mi-safirleri alıp dolaştırmağa başladım. Bunlar da özbeöz İranlıydı.

Acaba hepsini Atatürk bu sözlere kahkahalarla gülmüştü. ağızlarına bir katre içki değdirtemedim. Emri alır almaz Tevfik Rüştü Aras'la beraber motora binip. Beylerbeyinde sofracılara kızmış. ku Bunu hemen — Çelebi. yoksa yarısını mı içiyor. maiyetindekilerden. Ben de Şah'ın rahatının çok yerinde olduğunu söyledikten sonra: — Yalnız artık beni «Efendi» diye çağırmayın. Ne kadar uğraştımsa.» demiş. Şah'ın gelişinin ikinci günü Atatürk. Siz de öyle yapın. Sarayda Sabiha Gökçen: — Şah ne yapıyor? Diye sordu. Bütün İranlılar beni «Han» diye çağırıyor.. Şah hazretleri — Bir şişe şampanya fin konyak veriyorum. Yalnız Nuri Conker bir ara Atatürk'e. duyduğuma göre Han olmuşsun. Beni çağırt- py hizmetkârlar dolu ıld şişeleri ı ız hâtıra olarak ... Şampanya. Dediler.. tu Atatürk'e yetiştirmişler. Ben de: — Biz nargile içiyoruz. Ben «Han» oldum. Şah. tı: yine konyak içiyor mu? mi. hiçbiri perhizi bozmadılar. ağzından şu sözleri kaçırdı: — Efendim. «Çelebiyi getirtin. saklıyorlar. Dedim. Deyince saşırdılar. finkonyak içiyoruz.GİZLİ DEFTERİ 99 — Biz bunları içmeyiz. ilk içkiyi bizde içti ama. bilmiyorum. Tömbekisi de İsfahan'dan geliyor. Beylerbeyi Sarayı'na gittik.

Birkaç dakika sonra İsviçre ile telefon hattı bağlanmış ve Şah. mazur görülmesini Atatürk'ün gözünden kaçmamış olacak ki bir şeye üzülüp üzülmediğini sordu. Telefon konuşması sırasında yanında bulunuyor-dum. Sonunda Yaver Cevdet Bey emir verdi de. hayatının en güzel dakikalarını yaşadığını. bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordu. Oğlu Rıza Pehlevi ile yaptığı görüşme sırasında telefon santralındaki kızlar. ŞAH'IN İSVİÇRE'YLE KONUŞMASI tu py Şah'ın dalgınlığı ve düşünceli hali ıld ı ız . Seyahatinin iyi geçtiğini söyledi. santraldaki kızlar aradan çıktılar. Şah'ın sesini duyabilmek için araya girdiklerinden. Oğluyla görüşen masaya döndüğü zaman üze- ku istiyordu. fakat Şah bütün misafirlerin içtiği sofrada içki içmemekte direniyor. Bunun üzerine Atatürk yaverine işaret etti. derslerini. bir türlü konuşma yapılamıyordu. Şah ta hiçbir üzüntüsü olmadığını. Şah tâ oğluyla konuşabildi. yalnız İsviçre'de öğrenimini yapmakta olan ve çoktandır görüşemediği oğlu aklına geldiği için bir ara daldığını söyledi. Atatürk misafirlerini neşelendirmek için uğraşıyor. Atatürk'ün bu inceliğine hayran kalmıştı.95 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ DOLMABAHÇE Sarayı'nda yine bir akşam yemeği sırasındaydı. Şah'ın Oğluna okulunu.

96 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ GİZLİ DEFTERİ 101 rindeki dalgın halin kaybolduğunu ve neşelendiğini gördük. Pendik ve Yakacık'a kadar otomobille bir gezinti yaptırıldı. Yurdumuzdan ayrılmadan önce Şah'a. Atatürk: dedi. Atatürk'e buraların çok güzel olduğunu ve ayrılmak istemediğini söyledi.. Öyle sanıyorum ki. Şah'a unutulmaz bir gece yaşattılar. Şah. Şah. ku — Ufak ufak köyler. Önce içmek istemediği kadeh elindeydi ve şerefe kalkıyordu. tu py ıld ı ız . Güzel sesli hafızlar. Diye cevap verince Şah: — Bunun neresi köy. Marmara'ya bakan sayfiye semtlerine hayran kalmıştı.. Türkiye'de kaldığı süre içinde en çok Beylerbeyi Sarayı'ndaki eğlenceden memnun kalmıştır. Ertesi akşam Beylerbeyi Sarayı'nda çok ağır bir yemek verildi. hepsi birer büyük şehir haline gelmiş.

onların bile bilmiyeceği şeyleri öğrenir. Çok şaşaalı bir de tören yapılmıştı. misafirlerini şaşkına çevirir. otomobiline bindirerek Ankara Palas Oteline misafir etmişti. o zamanki Umumi Kâtip Hikmet Bayur'u da bu konuda bir etüt hazırlamakla görevlendirmişti. Kralı yine ayni yerde. hayran bırakırdı. eşi Süreyya'yı da yanına alarak tekrar yurdumuza gelmişti. Amanullah Han Krallıktan düşmüş. sosyal hayatı hakkında bilgi toplar. ku ATATÜRK siyasî dostluklara büyük önem tu verirdi. Aradan altı ay geçmiş.AFGAN KRALININ GELİŞİ yurdumuza gelen yabancı devlet büyüklerinin ağırlanması için hiçbir şeyden kaçınılmamasını isterdi. Ankara'ya gelişinde eşi görülmemiş bir gösteriyle karşılanmıştı. Gazi İstasyonu'nda karşılamış. Yabancı bir devlet adamı mı gelecek? Hemen o ülkenin tarihi. 1928 yılında eski Afganistan Kralı Amanullah Han'ın gelişinden önce de günlerce Afgan tarih ve coğrafyasını incelemiş. Bu yüzden py ıld ı ız . Öteden beri âdetiydi. Her taraf donanmış. yer yerinden oynuyor. coğrafyası. Pek az devlet adamına yapılan bu içten gelen sevgi gösterisi karşısında Amanullah Han çok duygulanmıştı. Amanullah Han. Fakat değerbilir Atatürk.

Afgan Kralı memleketine döndüğü zaman bir de bakıyor ki. Kral'a sordu: — Nasıl oldu sizin bu işiniz? Sizi düşürdüler ve memleketinizi terketmek zorunda kaldınız. kendisi Türkiye'deyken Peçe Saki adındaki amcazadesi.98 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ GİZLİ DEFTERİ 103 O gece Amanullah Han şerefine köşkte yirmidört kişilik bir yemek verildi. savaşmadan kaçınarak bir uçakla memleketinden ayrılıp İtalya'ya ku çıkmağa nazik olan tu py ıld ı ız . Hoş beşten sonra nihayet Atatürk. Onun Zaten çevresi çok Kral'ı tehditle Kral. Afganistan'dan gidiyor. amcazadesi iktidarı ele geçirmiş.. eski Çankaya Köşküydü. bir takım dedikodular çıkarmış. Amanullah Han'ın üzüntü içinde anlattığına göre. Köşk. zorluyor. Görüşmeler uzadıkça uzadı..

Çok zeki ve kurnaz olan Atatürk. hemen bir gezi ortaya attı.. Sofra ku tu AĞLAYAN KRALDAN NASIL KAÇTIK? AFGAN Kralı. Atatürk'ü razı edemiyece-ğini anladıktan sonra: — Her türlü sıkıntıya dayanırım. bu ağlamaklı durumu önlemek için olmalı.. hem ağlıyor. Dağlara ya eşek. Vaziyet çok nazikti. Bu yaslı havayı dağıtmak gerekti. Fakat bizim İç Anadolu'da yollarımız çok bozuktur. Zatıâliniz rahatsız olursunuz. hiç sorar mıydı?. Dedi.. Deyince. Fakat Atatürk: — Memnuniyetle. ya da katırlarla seyahat etmek mecburiyeti vardır Hayvan üstünde hasta olursunuz. Dedi. Ata-türk: — Bizim memlekette her yere tren yoktur. — Yarın biz yurtta bir inceleme seyahatine çıkıyoruz. Artık Kralda israr edecek hal kalmamıştı. Amanullah Han.. Birçok yerlerimize otomobil bile işlemez.. geziye katılmak ricasında bulundu. her şeye katlanmağa razı olduğunu söylüyordu.üzüntüsünü açığa vuruyordu. Kralın bu kadar gözü yaşlı olduğunu bilseydi. hem de Ata- türk'e bakarak py ıld ı ız . Fakat Kral israr ediyor. Dedi.

değil mi? Kısa bir duraklamadan sonra Atatürk. Atatürk'le öpüşerek vedalaştı. Her zaman seyahat olacağı belli olmazdı. Dün akşam sofrada Krala karşı aykırı bir hal oldu mu? Yanlış bir şey yapmadık ya? Dedi. binip Konya'nın yolunu tuttuk. Atatürk'e yemeğini verirken şöyle bir soruyla karşılaştım: — Çelebi Efendi. Bu konuşmadan sonra köşkten en son biz çıktık. Bu cümlenin anlamını çok sonra. Kral'ın ağlaması benim çok gücüme gitti ve çok — Krallar öyle olur. bir Afet Hanımdan başkası kalmamıştı.. Sonra nereden aklıma geldi bilmem. Kral. Fakat o zaman bu gereksiz soruyu neden sorduğuma sonradan pişman oldum ve üzüldüm.. Trene tu py ıld ı ız ... Orada birkaç gün kaldı. Ertesi sabah herkes eşyasını alıp istasyona gitmişti. Afgan Kralı A-manullah Han da ayni gün İstanbul'a hareket etti.. bu sözlere şöyle karşılık verdi: Bugün daha iyi anlıyorum ya. Bu soruyu bana niye sorduğunu bir türlü anlıya-madım. Ertesi günü gerçekten böyle bir gezi oldu. durduk yerde bir soru — Paşam. Fakat bizim o güne kadar haberimiz yoktu. Ama böyle gece yarısı seyahat kararını hatırlamıyorum. Köşkte bir ben. Saat üçe doğru Kral ve misafirler ayrılmak üzere kalktılar.. Dedim.. Büyük adamların düşmesi çok zor oluyor.. Benim neme gerekti.GİZLİ DEFTERİ 105 geç vakte kadar sürdü... Karşılık olarak: da ben O'na sordum: üzüldüm. ku — Çok güzeldi Paşam. düşüne düşüne anladım.

106 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ VENİZELOS'UN GELİŞİ Y UNANİSTAN Başbakanı Venizelos'un İs-tanbul'a gelişi oldukça enteresan oldu. Bu ziyaret dolayısiyle arkadaşlarıy-le herhangi bir fikir yürüttüğünü hatırlamıyorum. Bu yetmiyormuş gibi bir de Ankara'mızı almağa kalktı. ku Atatürk. Atatürk. Mehmet bir an — Paşam. Hattâ onun samimiyetinden memnun bile kaldı. Bütün bunlardan sonra siz onlarla dost gibi konuşacaksınız. yerimizi aldı. berberiyle sık sık şakalaşırdı. Fakat yenildikten sonra. Ben olsam yapamam. misafir olarak. ne de bizim Selânik'imizi (berber tu py Venizelos'un ıld ayağına gideceğiz. Buna ne dersin? düşündükten sonra: görüşürüm. ben sizin yerinizde olsam ne gider. acı duyarak. . Daha birkaç yıl önce Türkiye'yi almak. Yalnız sabah giyinirken berber Mehmet'e takıldı: — Mehmet. ı ız .. Çünkü o millet Selânik'liydi). Ankara'yı kendi ülkesine katmak isteyen bu adama. Ankara'ya gelmeyi nasip etmişti. berberinin safça sözlerini dinlerken hiç kızmadı. bugün Kendisiyle görüşeceğiz. Tanrı. Venizelos'un geldiği gün Atatürk kendisini eski köşkte kabul etti. toprağımızı. askerleri denize döküldükten sonra.

Hem bunu yapmazsak.GİZLİ DEFTERİ 107 — Bu memleket iyidir. Atina'dan gelirken bir sandık şarap hediye getirmişti. Yunan Başbakanı. Atatürk. Venizelos'la köşkteki görüşme iki saat kadar devam etti. bir süre sonra devrin Başbakanı İsmet İnönü. tarih bizi affetmez. Bu yüzden dost olmağa. ku tu py ıld ı ız . Yunanistan Başbakanı Venizelos'un ziyaretini. Atina'ya giderek geri çevirmiştir. işte ilk Türk-Yunan dostluğunun temellerini o gün atmıştı. Ertesi gün Gazi Orman Çiftliği'nde misafir şerefine otuz kişilik bir yemek verildi. dost görünmeğe mecburuz. Yemek çok samimî bir hava içinde geçti. Atatürk te misafir Ankara'dan ayrılırken bir kafes içinde beyaz renkli çok güzel bir Ankara kedisi hediye etti.

GİZLİ DEFTERİ 109 l933 yılında Yugoslav Kralı Aleksandr bir torpidoyla İstanbul'a gelmişti. Tokatlıyan Oteli'nden garsonlar ve yemekler gelmişti. O gece Sarayda kırk kişilik kadar bir ziyafet verildi. limonata ve Krala önce bir alaturka kahve sundum. Sarayın ünlü salonlarından biri olan Somaki salonunda Kralı kabul etti. İçerde Atatürk'e şampanya ikram ettiler. Herkesin yüzün ku YUGOSLAV KRALININ GELİŞİ Yarım saat sonra Atatürk. Tekrar motora binerek Saraya döndük. Kralın ziyaretine büyük önem verildiğinden midir nedir. Kral çok memnun kalmıştı. Biz de torpidoya beraber gitmiştik. Sakarya motoruyla torpidoya tu py ıld ı ız . Atatürk görüşmeden memnun olarak çıktı. Görüşmede o zaman Dışişleri Bakanı olan Tevfik Rüştü Aras'la Umumî Kâtip Hasan Rıza Soyak ta bulunuyordu. Yenildi. Onlar yarım saat kadar kamarada görüşürlerken. Bizlere de dışarda birer kadeh şampanya. biz de dışarda bekliyorduk. Hatırlarım çok hoş bir geceydi. torpidosuna döndü. içildi. bisküvi. Kral geldiği gün Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ü ziyaret etti. giderek Kralın ziyaretine karşılıkta bulundu. likörlü çikolata ve havyarlı kanapeler verdiler. Bilinen nutuklar çekildi. Biraz sonra da bisküvi getirdim. Atatürk. Teşekkür ederek ayrıldı.

Diye hoşnutluğunu gösterdi. çalışıyor.104 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ den neşe akıyordu. Makûl görüşlü. — Çok nazik.. Memleketi için çalışmış. ku tu py ıld ı ız . Saat ikiye doğru Kral bir motora binerek Saraydan ayrıldı. çok zeki bir adam. Kendisini çok beğendim. Yugoslav Kralı bir süre sonra Fransa'ya gittiği sırada Marsilya limanında suikastçılar tarafından öldürülmüştür.. Misafir gittikten sonra arkadaşları Atatürk'e: — Kral'ı nasıl buldunuz? Diye sordular.

Bunun korkulacak nesi var? Diye onları yatıştırmağa çalıştı.. Bu hal ne olacak? Atatürk gülerek: — Canım. O gün Dolmabahçe Sarayı'nda yapılacak buluşmada hazır ku telâşla geldiler: ayni heyecanla: — Fena olan nedir? KONYA'DA BİR OLAY — Aman Paşam. Bu arada. oradan Gaziantep'e uğradık. — Fena olan neymiş? Onlar yine — Gidiş çok fena.GİZLİ DEFTERİ 109 — Burada Komünizm almış. Eğitim de o yolda.. yürümüş. bir süre Türkiye'den ayrılan Amanullah Han.. tekrar İstanbul'a gelmiş ve Atatürk'ü ziyaret etmek istemişti. tu KONYA'da ilk akşamımız. Padişahlığı istemiyorlar ya..... Daha sonra da Yalova'ya geldik. Recep Zühtü. çok fena. Konya'da bir iki gün kalıp incelemelerde bulunduktan sonra Adana'ya. mebuslar py ıld ı ız .. çok berbat Paşam. Dediler. Bütün lise talebeleri ve başlarındaki öğretmenleri baştan başa komünist olmuş. İşin öteki tarafı düzelir.

hareket edip İstanbul'a geldik. Bu görüşme iki saat ku tu py ıld ı ız .106 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ bulunmak için torpidoyla Yalova'dan.

Tazminat vermek suretiyle zararlarını karşılayın. Bu Yalova'dan İstanbul'a gidiş geliş sırasında ilginç bir olay da oldu. ku tu py ıld ı ız . Bizim yüzümüzden zarara uğramasınlar. Onların ne kabahati var.GİZLİ DEFTERİ 107 kadar sürdü. kırk mil sürat yapıyorduk. Biz de tekrar Yalova'ya döndük. İstanbul'a gelirken. Misafir Amanullah Han. Bu süratin yaptığı dalgalarla Ada kıyılarında bulunan bazı sandallar parçalanmışlardı.. Derhal aratıp buldurun. Emrini verdi. kalması için ayrılan yere gitti. Bunu Atatürk'e duyurdular: — Biz randevuya yetişmek için süratli geldik..

112

ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ

BİR gün Reşit Galip yanına Muhsin Er-tuğrul'u alarak Çankaya'ya gelmişti. Sofrada henüz herhangi bir konuda konuşma açılmadan Atatürk, Muhsin Ertuğrul'a dönerek: — Faruk Nafiz Çamlıbel'in yazdığı «Akın» piyesini nasıl buldunuz? Diye sordu.

şiddetle ihtiyaç vardı. Devrimci yazarlar, edebiyatçılar kollarını

sıvamışlar,

devrimlerini destanlaştırma-ğa çalışıyorlardı. İşte Faruk Nafiz'in Türk tarihini konuşturan «Akın» piyesi de «Kahraman» piyesi gibi Atatürk'ün emriyle yazılmış, Ankara Türkocağı binasında, İbrahim Necmi Dilmen, Halil Vedat Fıratlı ve Münir Hayri Egeli'nin gözetiminde İsmetpaşa Kız Enstitüsü ve Gazi Eğitim Enstitüsü öğrencilerine oynattı-rılmıştı. Sahne eserleriyle ilgilenen Atatürk, ulusların kendi tarihlerine önemli yerler ayırmaları gerektiğini söyler ve çok köklü bir geçmişe sahip olan Türk tarihinin destanlaştırılmasını isterdi. Behçet Kemal Çağ-lar'ın «Çoban» piyesi de, bu amaçla yazılmıştır. İşte Millî Temsil Akademisi Kanunu'nun çıkarılışını ve Devlet Tiyatrosu'nun kuruluşu bu görüşün ürünüdür,

ku
gece

MUHSİN ERTUĞRUL'LA SOFRADA

O sıralarda devrimi yayacak ve yerleştirecek ulusal eserlere

tu
gündüz

py
uğraşıyor,

ıld
modern

ı ız

Türkiye'nin

GİZLİ DEFTERİ

109

Atatürk, Akın piyesinin Ankara'daki temsilini görmüş, ve pek beğenmişti. Muhsin Ertuğrul ise henüz gör-memişti. Kendisine senaryosu verildi. Atatürk Muhsin Ertuğrul'dan şunu istedi: — Biz bu piyesi sizin sahneye koymanızı ve sizin sahnenizde oynanmasını istiyoruz. — Eseri henüz tetkik etmedim, ama, baş sayfalarına şöyle bir göz gezdirdim. — Öyleyse hemen bu eserde yazılı olan mısralar-dan en güç konuşulanı, bize sahnedeymiş gibi lütfediniz... Muhsin Ertuğrul'un üzerinde bir sıkılganlık mı vardı, neydi: — Paşam, nasıl balıklar sudan çıkınca yaşıya-mazsa, biz de Diye karşılık verdi. Bu söze Reşit Galip de katılıyor, sözlerini onaylar gibi başını sallıyordu. Muhsin Ertuğrul, Reşit Galip'ten de kuvvet alınca: — Bendeniz hiç bir sosyetede konuşmuş insan değilim. Bütün konuşmalarım sahnededir. Evimden tiyatroya, tiyatrodan evime gidiyorum. Yemek boyunca sahnede en güç söylenen en zor kelime üzerinde duruldu. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Herkesin gözünden uyku akıyordu. Sonunda Muhsin Ertuğrul, sahnede en zor söylenen cümlenin gırtlaktan konuşmak olduğunu söyledi ve buna örnek olarak ta piyeste geçen «Alçaklar» kelimesini gösterdi. Bu kelime, boğuk bir sesle söylenmişti. Atatürk: — Oturunuz!... Dedi.

sahneden başka yerde ne konuşabilir, ne yaşıyabiliriz...

Giderlerken Atatürk, Muhsin Ertuğrul'a dö-nerek: — Sen bu eserde muvaffak olamıyacaksın... Dedi. Muhsin Ertuğrul gülümseyerek: — Muvaffak olmağa çalışırım Paşam... Diye ellerini öptü ve ayrıldılar. Misafirler gittikten sonra Atatürk, salondan yatak odasına çıkarken İbrahim'le bana döndü. Anlaşılan konuşulan konunun halâ etkisi altındaydı: — Bu eseri size versem daha iyi yaparsınız. Bu adam, bu işi yapamaz... Dedi.

ku

Muhsin Ertuğrul oturdu. Artık sofra paydos ol-muştu.

tu

py

ıld

ı ız

112

ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ

Paşam, bu adam bu işi yapar, diye cevap verdim. Hem

bu millet Muhsin Ertuğrul'u sever... Deyince bana kızarak sertçe: — Maskaralığını sever... Dedi ve daha fazla bir şey konuşmadan yatmağa çıktı. Atatürk yatmağa çıktıktan sonra arkadaşım İbrahim bana dönerek: — Cemal, işin mi yok, ister muvaffak olsun, ister olamasın, sana ne... Diye söylenmeğe başladı. Ama ben o düşüncede değildim ve çok geçmeden haklı olduğumu anladım.

ku

tu py ıld ı ız

GİZLİ DEFTERÎ

115

MUHSİN Ertuğrul olayının üzerinden üç ay geçmişti... Bir kış mevsimi Ankara'dan İstanbul'a gelmiştik. Şehir Tiyatrosu'nda Faruk Nafiz Çamlıbel'in «Akın» piyesi temsil ediliyordu. Tiyatronun şeref locasında Atatürk'ün arkasında idim. İstemi rolünde Muhsin Ertuğrul oynuyordu. «Kıtlık var şehirde, isyan başgöstermek üzere. Bütün halk Kurultay kuralım, Kralın huzurunda» diye konuşuyordu. Orada Kralın çok güzel bir seslenişi vardı: «Tanrı su vermezse, Hakan ne yapsın buna?» çok güzel bir temsildi.

Atatürk, temsilin başından sonuna kadar serapa his, büyük bir haz ve ulusal gururu ayağa kalkmış bir halde oyunu seyretti. Temsilden sonra Atatürk, Muhsin Ertuğrul ve üç arkadaşını locaya çağırtıp kutladı. Muhsin Ertuğrul'un yüzünü bir mutluluk halesinin çevirdiğini farkettim. Çok heyecanlıydı. Atatürk'ün «Muvaffak olamıyacak-sın» dediği bir piyesten yüzünün akıyla çıkmıştı. Nasıl sevinmesin ? Atatürk, Ertuğrul ve arkadaşlarını kutlarken bir an arkasına dönüp benim yüzüme baktı. Bu bakışlarda haklı çıktığımı doğrulayan bir davranış sezer gibi oldum.

ku

GÖZÜNDEN YAŞ GETİREN PİYES

Deyince Atatürk'ün gözlerinin yaşardığını gördüm. Gerçekten Heyecandan ürperdiğimi hatırlarım.

tu

py

ARTİSTLER ARASINDA

ıld

ı ız

Bu. Ne tesadüfle. piyes bittikten sonra Darülbedayi artistlerini Marmara Köşkü'ne davet etti. İşte aramızdaki fark bundan ibarettir. Türk Ocağı'nda ikinci temsili vermek için Co-medie Française artistleri Türk'ye'ye gelmişlerdi.. misafirlerin gös- ku tu py ıld ı ız . Türk Ocağı sahnesinde oynanacak ilk piyes için İstanbul'dan Darülbedayi (Şehir Tiyatrosu) getirtilmişti. Artistler kadınlı. Dedi. Büyük bir alkış topladılar. Atatürk.. ne de yıllarca dirsek çürütülerek sanatkâr olunamaz. başvekil hattâ reisicumhur olabilirsiniz. Allah'ın ender kullarına verdiği bir nimettir. Aynaroz Kadısı'nı temsil ettiler. müsteşar. erkekli büyük bir kalabalık halinde geldiler. Fakat ben bir artist olamam. Atatürk. vekil. Dâvanın gerçekleştiğini görmekle en büyük mutluluğu tadıyordu. Türk Ocakları dâvası uğruna herşeyini vermişti. Bunların arasında o devrin en büyük sanatçısı olan Marie Belle de bulunuyordu. Hamdullah Suphi Tanrıöver. O akşamki toplantıda Atatürk kadehini artistlere doğru kaldırarak: — Hepiniz günün birinde birer mebus. Çünkü bu Allah vergisidir.112 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ 1928 YILINDA Ankara'da Türk Ocağı binası açılıyordu.

Atatürk'ü görmek istediler. Ellerini sıktı.GİZLİ DEFTERİ 117 terilerini seyretti. bunlara kapıda yakınlık gösterdi. hatırlarını sordu. Piyes bittikten sonra tam kapıdan çıkacağı zaman artistlerin hepsi makyajlı halleriyle kapıya hücum edip. Düşüne düşüne ancak şu kanaata varabildim: Atatürk. Fakat bir ziyafete çağırmadı. Türk sanatçılarını temsilden sonra yemeğe davet ettiği halde. yabancı sanatçıları çağırmayışı uzun zaman bende bir soru olarak kaldı. Türk'ün her işte olduğu gibi sanat alanında daima en önde gitmesini isterdi. kutladı. ku tu py ıld ı ız . işte bu düşünceden ileri gelmiş olabilir. Türk sanatçısının çağdaşlarından kat kat üstün olduğuna inanan bir insandı. Bu ayırım da. Atatürk.

Diye cevaplandırdım. Bu zili çalarak beni çağırdı. sandığım gibi çok önemli bir devlet adamıydı. .. Misafir gelmeden önce Atatürk bana dönerek: py ıld ı ız . Büyük çapta bir misafir geldiği zaman beni çağırmak için çok zaman bu zili kullanırdı. Hizmetimiz de gelenlere göre değişmeliydi. Emredersiniz. Konuşmalar çok samimî bir hava içinde geçiyordu. ku tu — KURBAĞALI ZİL YİNE İstanbul'dayız.. içildi. Kahveleri getirdik. Çok sayılıp. Fransız Meclis Reisi gelecek. Fransız Meclis Başkanı M. Akşam saat onaltıya doğru M.Herriot. Oysa şimdiye kadar böyle bir şey söylememişti. dikkatli bulun. babayani tavırlı bir adam çıkagelmesin mi? M. smokingimi aynanın karşısında birkaç kere düzeltmiştim. ayağım tutmaz bir halde beklerken.. Saraydan içeri giriyordu. Misafirlere kahve emredildi. Diye tembihte bulundu. Herriot. yurdumuzu ziyaret etmektedir...118 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Çelebi.. Herriot. Atatürk'ün önünde kurbağa şeklinde bir zil vardı. Demek gelenler çok önemli kişilerdi... — Tabiî. Dolmabahçe Sara-yı'nda büyük hazırlıklar göze çarpıyor. Ben de çok şık bir mösyö gelecek diye kendime oldukça çeki düzen vermiş. Heyecandan elim. değer veriliyordu.

. Bu arada biz kö-şeciği «Önündeki kurbağa şeklindeki zili çalıyor. Döndüm.. Derhal Nutuk bulundu. ku — Sansürlü kahve.. Ve hemen şekerli tu py ıld ayırmayı ı ız unutmamış: . Derhal verilen emirleri harfi harfine yerine getiriyor» demiş. — Mersi. Atatürk'ün Nutkunu istediğini söyledim. — Emredersiniz.. Diye cevap verdim.GİZLİ DEFTERİ 119 Hemen koştum.. Hemen çok zeki bir hizmetkâr geliyor. Derken bir zil daha çalındı. Herriot benden Fransızca bir şekerli kahve daha istiyor: kahveyi yine özene bezene pişirerek misafire götürdüm. gidiyordum ki. Bu seferki kurbağalı zilin sesi değildi. O zaman Hususî Kalem Müdürü olan Hasan Rıza Soyak'a gidip.. Diye karşılıkta bulundu. — Zararı yok. tekrar zile basarak beni çağırdı. Nutuk var ya kâfi. Tekrardan teşekkür etti. Çantayı getirdim. Memleketine gidince duyduğumuza hizmetkârlara göre da Atatürk'ü bir ilgi çok övmüş.. Aşağıda çantasının olduğunu ve alıp gelmemi rica etti. Misafir devlet adamı Sarayda birbuçuk saat kadar kaldı. M. Dedi. Görüşmelerden çok memnun olarak ayrıldı. fakat dokümanları yoktu. Bunları Fransız Devlet Başkanına hediye edecekti. Sansürlü kahve diye her halde tek şekerli kahveyi kasdetmiş olacaktı.. Anlaşılan Türk kahvesinin tadı hoşuna gitmiş olacaktı. Atatürk'e durumu anlattım. Bu babayani kılıklı devlet adamı üzerimde çok hoş bir etki bırak- mıştı.. Kendisinin yazdığı Büyük Nutuk ve dokümanları istedi.. Diyordu.

Irak Kralı. Üç günlük resmî ziyaretten sonra Kral. Bakanlar hazır bulunuyorlardı. Kendi halinde görünüyordu. trenle İstanbul'a hareket etti. Atatürk tarafından ilgiyle karşılanmıştı. Gazi Orman Çiftliği'nde gezdirildi. Akşamları birkaç kadeh viski yada kokteyl içmeyi unutmuyordu. Kral şerefine Marmara Köşkünde bir ziyafet ve-rildi. Kral. Başbakan İsmet İnönü. Bu ziyafette Meclis Başkanı Kâzım Özalp. Üç py ıld ı ız . Boğazına düşkün değildi. Başyaver. Umumî Kâtip Tevfik Bey. Faysal'ın Ankara'ya gelişin-de yine hareketli günler geçirmiştik. Ziyafet çok samimi bir hava içinde geçti. Kibar tavırlıydı. Özel hayatı çok sakindi. Yemekten sonra.116 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ gün kadar yurdumuzda konuk kalan Kral. ku tu IRAK KRALI FAYSALIN GELİŞİ IRAK Kralı I. hiç te Iran Şahı'na benzemiyordu. Örneğin Afgan Kralı gibi pilâv merakı yoktu.

mülkî erkân istasyona gitmişlerdi. İstasyonda uğradıkları muameleyi aynen anlattı: — Paşam. Başyaver Rüsuhi Bey ve askerî. Diye hem kanaatini belirtti. Çankaya Köşkü'ne geldikleri zaman Atatürk. Çakmak'la Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın ellerini sıkmış. kibirli veliahdın koskoca ku Japon JAPON VELİAHDINA VERİLEN DERS tu Veliahdı trenden inince JAPON Veliahdı Ankara'ya geldiği gün kendisini garda karşılamak için Dışişleri py ıld yalnız ı ız Mareşal Fevzi . Başyaveri ve Tevfik Bey'i holde karşıladı. Tevfik Bey'e: — Japon Veliahdı'nı nasıl buldunuz? Diye sorunca Tevfik Bey birden boşandı.GİZLİ DEFTERİ 117 Bakanı Tevfik Rüştü Aras. Dedi. Nitekim aradan yıllar geçtikten sonra o gururlu. Cumhurbaşkanlığı Umumi Kâtibi Tevfik Bey. Veliahd bizi adam yerine koyup. hem de ileri görüşlülüğünün bir örneğini daha verdi. Gurur iyi bir şey değildir. Bu hal Tevfik ve Rüsuhi Beylerin çok canını sıkmış. ellerimizi bile sıkmadı. öbürlerine pek ilgi göstermemiş. Bunun üzerine Atatürk: — Çok mağrur olmasınlar.

Atatürk. dost bir memlekete gel de. Bu hali beni epeyce üzmüştü. Öyle ya. Japon tarihinden söz açmıştı. Yemek arasında Atatürk. Bu kabalığa incelikle cevap vermek ve onu utandırmak gerekti. Müttefikleri yok edeceği düşüncesiyle savaşa girmiş. ku hiçe sayarak ellerini bile sıkmak inceliğini tu py ıld ı ız . Veliahdın gelişinden bir saat sonra Marmara Köş-kü'nde bir öğle yemeği verildi. Veliahd'a çeşitli sorular soruyor. Veliahd'a Gazi Orman Çiftliği gezdirildi. Oysa Japonlar zeki olurlar derler. fakat sonunda büyük bir yenilgiye uğramıştı. Bu yüzden Atatürk. o memleketin devlet başkanının ağzından öğrenmişti. seni karşılıyanların elini sıkma. Bizim misafirin ağzı açık. tarihte ünlü Japon savaşlarını sıralıyor. bir Japon kadar Japonya'nın coğrafyasından örnekler veriyordu. kendisini karşılamağa giden ilgili devlet adamlarımızı göstermeyen bir insana. Atatürk. Veliahd'a çok nazik davranıyordu. ister Veliahd olsun bu iltifatlar niyeydi? Hâlâ bu nezakete bir anlam veremiyordum.118 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Japon İmparatorluğu. Atatürk. Atatürk'ün ezbere okuduğu Japon şairlerinin şiirlerini dinliyordu. Dünyanın öbür ucundan kalk.. Veliahd kendi memleketine ve milletine dair bir çok şeyleri.. o gece yabancı bir memlekette. Japon Veliahdının kabalığına iyiden iyiye içerlemişti. Öyle sanıyorum ki. daha onun cevap vermesine meydan bırakmadan sorusunun karşılığını yine kendisi vererek Veliahd'ı hayretten hayrete düşürüyordu. Japon mitolojisinden söz ediyor. Veliahd adamakıllı şaşırmıştı. Veliahd'a çok nâzik davranıyor. Öyle ya. iltifat ediyordu. Hattâ ziyafet sofrasının özenle hazırlanmasıyla kendi uğraşmıştı.

Japon Veliahdının gelişinden birkaç gün önce Japonya'ya ait bir hayli kitap karıştırmış. Veliahd'a bunları söylemeği düşünürken. ku tu py ıld ı ız .GİZLİ DEFTERİ 123 Japon Veliahdını şaşırtan olay şöyle olmuştu: Atatürk herkesi kendine hayran bırakmasını bilen insandı. Atatürk te Japon misafirimize yukarda anlattığımız şekilde ilgi gösterip memleketine ait birçok soru sormuş ve cevabını yine kendisi vererek. ona hakettiği dersi incelikle anlatmıştı. istasyondaki o can sıkıcı olay meydana gelmiş. bilgi edinmişti.

yaveri ile geldi. yurdumuzu ziyaret ediyordu. Haydarpaşa rıhtımında bekliyordu.... Deniliyordu. Emir Abdullah yata mihmandarı. sonra da Atatürk'le birlikte özel trenle İstanbul'a hareket etmişlerdi. Yat Ada önlerine gelmişti. caddeler Ürdün ve Türk ıld ı ız . Emir'in yatla yapılan bu Marmara gezisi çok hoşuna gitmişti. törenle karşılandı. Uzun zaman yatın denizde bıraktığı köpükten izlere daldı. bayraklarıyla donatılmıştı. Bu tür karşılamalarda alışılmış her şey yerine getirilmişti. Emir'i karşılamak için İstanbul'da büyük bir hazırlık göze çarpıyordu. Daha sonra da Florya Köşkü'ne gidildi. Yalova'ya doğru yola çıktık. Emir önce Ankara'ya gelmiş.. tu py kurulmuş. Diye emir verdi. Yatta gerekli hazırlıkları bitirdikten sonra Florya Köşkü'ne gittik. Dolmabahçe Sarayında özel dairede misafir edildi. O sırada Ertuğrul yatına bir emir geldi: — Florya köşküne gidiniz. Bana da: — Ada önüne gelince beni kaldırın. Emir'i uyandırmak üzere kamaraya inince bir de ne görelim? Emir hazretleri soyunmadan ku Taklar Emir Abdullah. Ertuğrul yatıyla Dolmabahçe rıhtımına çıktı. İki büyük devlet adamı Haydarpaşa Garında parlak bir Vali Muhittin Üstündağ karşılama hazırlıklarıyla kendisi uğraşmıştı. Yapayalnız yemeğini yedikten sonra biraz yatmak üzere kamaraya indi. Ertuğrul yatı hazırlanmış.120 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ EMİR ABDULLAH'IN YATLA GEZİSİ 1937 YILINDA Ürdün Emiri Abdullah.

Onu çıkarınca. Bütün Yalova Emir'i tu py ıld ı ız . Emir şerefine bir gün önce saz ve musiki heyeti olarak Florya Köşkü'ne gönderilen Münir Nu-rettin idaresindeki kemanî Reşat Erer. Uyandırıp uyan-dırmamak arasında kısa bir duraklama geçirdikten sonra emrini yerine getirdim. Burada Atatürk'ün kendisine ait köşkünde misa-fir edildi. saçsız başı cascavlak meydana çıkmış. Fakat onu güzel ve heybetli gösteren başındaki keyfiyesi imiş. Gece yarısından sonra müzik faslına son verildi. Cevdet Kozanoğlu ve iki hanende. Başta şehir bandosu olduğu halde ellerinde bayraklar sallıyan öğrenciler ve kalabalık bir halk topluluğu. Kırçıl sakallı Emir. ku koyduktan sonra Adaları Saat onaltı sıralarında Yalova'ya geldik. Namaz bittikten sonra eliyle işaret ederek beni çağırmış. Fakat Emir hazretlerinin sabah karanlığı kalktığını görünce şaşırdım. Herkes yatak odalarına çekildi. Ürdün'e döndükten sonra Atatürk'e yazdığı mektuplarda Türk musikisi hakkındaki beğenilerini bildirmeden yapamamıştır. Saz ve şarkılar gece yarısına kadar sürüp gitti. karşılamağa çıktı. Gerçekten eşsiz bir gece yaşadık. Meclis de dağıldı. Vecihe Daryal. müzik faslından o kadar memnun kalmıştı ki. Bir süre onu bu haliyle seyrettim. Yalova'nın zümrüt gibi göründüğü balkonda kılmıştı. Sabah namazını. Misafirler sabah geç kalkar diye düşünmüştüm. Türk müziğinin ahengine kendini kaptırarak huşu için-de müzik dinleyen Ürdün Emiri. Emir'in isteği üzerine Yalova'ya getirtilmişti. Emir şerefine Yalova'da verilen alaturka müzik ziyafeti çok güzel oldu. Alkışlar arasında otomobiline bindi ve banyoların bulunduğu yere hareket ettik. zevkin sabah namazında olduğunu söylemişti.GİZLİ DEFTERİ 125 yatmış. Refik ve Fahi-re Fersan. Emir. aslında çok güzel bir yüze sahipti. büyük şenliklerde bulundu. Ayağında reye pantolon. o gece Münir Nurettin Selçuk'a bir hayli iltifatta bulunmuştu. başında keyfiyesini çıkarmış. Emir keyfiyesini başına seyretmek üzere güverteye çıktı.

Emîr'in çok hoşuna gitmişti. O geceyi Dolmabahçe Sa-rayı'nda geçiren Emir. Yemekten sonra otomobile binerek Baltacı ve Millet çiftliklerini gezdi. Tekrar Ertuğrul Yatına binerek İstanbul'a döndük. bir gün sonra memleketimizden ayrılarak Ürdün'e döndü. Bu Yalova gezisi öyle sanıyorum ki. ku tu py ıld ı ız .122 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Emir hazretlerine güzel bir kahvaltı hazırladım.

Yolda halk tarafından görülmemiş gösteriler yapıldı. ayrı bir önem taşıyordu. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ta hazır bulunmuştu. Atatürk. Görüşme sırasında İngiliz Büyükelçisi.GİZLİ DEFTERÎ 123 İNGİLTERE KRALI 8. Ziyaret. Tepebaşı'ndaki İngiliz Sarayı'na kadar kendi oto-mob'liyle götürdü. getirip Kral. Atatürk'ün. Atatürk. Türkiye Cumhurbaşkanı ile Anafar-talarda dize getirdiği İngiliz devletinin alınyazısını elinde tutan hükümdarının yanyana otomobilde görünüşü. Kral. büyük misafiri saat onaltı sularında Dolmabahçe Sarayı'nın Somaki salonunda kabul etti. ayrı bir anlam. kendisini İngiltere'de sandığını bile ku tu İNGİLTERE KRALI NAHLİN YATINDA py ıld ı ız . konuk Kralı Tophane rıhtımında karşıladı. bir punduna söylemişti. Edward'ın yurdu-muza gelişi 1936 yılına rastlar. O akşam Dolmabahçe'de verilen akşam ziyafeti çok parlak olmuş. özel nitelikte olduğu için Windsor Dükü unvanını taşıyordu. Nah-lin yatıyla İstanbul'a gelmişti. Böyle olduğu halde kendisine çok büyük karşılama töreni yapılmıştır. Atatürk'ün zekâsına ve inceliğine hayran kalmıştı. öyle ki. Kralı sanki büyülemiş. İngiliz Sarayı'nda verilen ziyafetleri yakından bilen birisine hazırlattığı sofra.

Konuk Hükümdardan Moda'da düzenlenen bir deniz yarışını görmesi rica edilmiş. İsmet İnönü. Biz demir attıktan sonra uzaktan Kralın motoru göründü. Sofradakilerin utanç içinde önlerine baktıkları anda Atatürk. fakat uşaklığı öğretemedim» diye hem meseleyi kapattı. misafirler onuruna bir de deniz gezisi düzenlenmişti. Garsonlardan biri fazla heyecanlandığı için mi nedir. geldi. Edward ve Madam Sipmson çıktılar. elindeki büyük porselen tabakla yere yuvarlandı. yoksa nahoş demek mi lâzım kestiremiyeceğim bir olay geçti. Fethi Okyar bulunuyordu. sporsever İngilizler de bu isteği seve seve kabul etmişlerdi.124 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Yemek sırasında hoş mu. Yurdumuzda üç gün kalan İngiltere Kralı. Ertuğrul yatında o zamanın Başbakanı Celal Ba-yar. Az sonra Kral ve çevresi bizim yata gelecekleri için hepimiz heyecanlıydık. Motordan İngiliz Kralı 8. sanki hiçbir şey olmamış gibi Kral'a doğru eğilerek «Bu millete her şeyi öğrettim. ku Ertesi günü Kral ve maiyeti Nahlin yatıyla Moda yarış alanına tu py ıld ı ız . Arkalarından da İngiliz Büyükelçisi ile iki madam daha geliyordu. birçok gezintiler yapmış. hem de ortalığı neşeye boğdu. Biz de Atatürk'ün bulunduğu Er-tuğrul yatıyla ayni yere vardık.

GİZLİ DEFTERİ 125 MADAM SİMPSON'A SUNDUĞU KAHVE Türk kahvesi verildi.. Onu neşelendirmek ve kederini dağıtmak için Atatürk bütün zekâsını kullanıyordu denebilir. Korkarım ki. usulen misafirden değil. kadınlara karşı her zaman nazik ve saygılıydı. Servis. diye emir buyurdu. ev sahibinden başlıyordu.. Kral da madamla çok fazla ilgileniyordu. Pek keyifli olan Atatürk'ün neşesine iste-miyerek katılır gibi bir hali vardı. İkinci kahveyi de Atatürk'e götürdüm. Atatürk. fırsat buldukça savunurdu. Atatürk fısıltı halinde: — Kralın madama karşı zaafı olduğunu görüyorum. madamın arkasından gitti. ona göre hareket ederdim. Ayağa kalkarak Madam Simpson'a kendi eliyle sundu. bir ara elindeki dürbünle yerinden kalkınca. Kral da başıyla Atatürk'ten izin isteyerek yerinden kalkıp. Fakat nedense kahveyi içmedi. Atatürk hemen gözüyle Kralı işaret etti. Simpson» olduğunu o zaman öğrendim. Edward ve öbür misafirler Ertuğrul yatındayken kendilerine İşte Atatürk'ün eliyle kahve sunduğu kadının «Madam tu py ıld ı ız . Bu ayrılış biraz uzayınca. Fakat nedense çok düşünceliydi.. Böyle zamanlarda O'ndan mimikle emir almayı alışkanlık haline getirmiştim. Kahveyi misafire verdikten sonra da bana dönerek: — Bana da bir sade kahve getir. Başının değil. Toplum içinde kadının rolünün önemini. Götürüp kahveyi Krala sundum. tahtını bu kadın yüzünden kaybedecek. Bu yüzden önce iki kahve getirdim. gözünün en küçük bir hareketiyle de ne demek istediğini hemen anlar. Atatürk'ün yüzüne baktım. Madam Simpson. Dedi.. ku İNGİLTERE KRALI 8.

Kral da Atatürk'e iki sandık viski göndermişti. 1933 yılında... Edward'ın taht ve tacından çekilme-siyle mutlu bir sonuca erişecek. ilerde birkaç zaman kalmak için geleceğine söz vererek İstanbul'dan ayrıldı... tu py ıld ROMANYA KRALI KAROL'ÜN GELİŞİ ı ız . Oradan Florya'ya doğru hareket ettik. Windsor Dükü'nün eşi olacaktı. Moda'da yelken yarışları başlamıştı. Ayasofya üzerinde geçiyordu. Konuşulan konu da minare. içerken daima onu hatırlıyacağını söylüyordu. Atatürk ise: — Atatürk. Deniz köşküne ve plajın kumuna hayran kalan Kral. Marmara kıyıları boyunca İstanbul cami siluetlerinden Kral bir türlü gözlerini ayıramıyordu. Demiş.. İngiltere'ye gittikten sonra bunlardan bir miktar dahi göndermenizi rica edeceğim. Kral. ROMANYA Kralı Karol. çok sevdiği bu deniz sporunu zevkle seyretti. bu viskilerden çok hoşlandığını. İngiliz Kralı 8. Onları Florya'ya bırakıp döndük. O gün yattaki görüşme çok samimi bir hava içinde geçmiş. Edwardın İstanbul'a geldiği Nahlin yatıyla yurdumuza gelmişti.GİZLİ DEFTERİ 126 Nitekim zaman. İngiltere Kralı 8. Kral şerefine sonra Florya'da bir kokteyl parti verildi. Diye karşılıkta bulunmuştu. İngiltere tahtının akıbetini daha önceden gören Atatürk'ü haklı çıkaracak. Dillere destan olan bu macera. Yatı İngiltere' ku Emredersiniz. Atatürk'ün gönderdiği iki sandık sigara için teşekkür ederek: — İçimi çok güzel.. Kral. Alışmaktan korkuyorum. Madam Simpson. kısa bir süre sonra yirminci yüzyılın en büyük aşklarından biri ortaya çıkmış olacaktı.

sırasında yanlarında Dr. Neşet Ömer de bulunuyordu. hastalığı nedeniyle doktorun sürekli olarak kontrolü altında tutuluyor. İngiltere'ye yaptığı yarı resmi bir geziden dönerken uğruyordu. hastalığını Krala belli etmemek için bütün dikkatini kullanıyordu.GİZLİ DEFTERÎ 127 deki bir konttan kiralamıştı. Yat yine Dolmabahçe önlerinde demirlemişti. Yatak odasının yanındaki kabul salonuna kadar beraberce ve görüşerek geldiler. Atatürk. Atatürk te rahatsız olduğunu buyursunlar» demişti. Kral yurdumuzu resmen ziyaret etmiyor. Atatürk'ü ziyaret isteğinde bulunmuş «Kabul buyururlar mı?» d'ye haber göndermişti. Kralı sürekli olarak istirahatte bulunduğu Savarona Romen Kralının Savarona yatında Atatürk'le görüşmesi tu sürerek py «Mukabil ziyaretten af ederlerse ıld Savarona'nın İskelesinde ı ız . yatında kabul etti. karşılaştılar. yemeklerde perhiz ku ileri Atatürk. Kralla Cumhurbaşkanı. Kral. Rahatsız olduğu halde.

Fakat Kral içerken. kendi kadehinden ancak bir parmak içecekti. ev sahibinin içmemesi tuhaf kaçacaktı. sesinin tonu karşısında Kral. kuvvetiyle buna karşı koydu. Neşet Ömer'in ve hepimizin hayret dolu bakışları arasında: sordu. Doktor bunu bizlere de bildirdi. Romen Kralıyla görüşme iki saat kadar sürdü. dememiş miydin? Diye tu Hastalığı artmasın da varsın Romen py ıld ı ız . Atatürk'ün jestleri. içki içmesi kesin olarak yasak edilmişti. Misafire protokol gereği hiç değilse bir kadeh içki sunmak gerekiyordu.içki konmamış. Atatürk. Aralarında kısa süren pazarlık sonunda şuna karar verildi: Sofraya içki konacak. Fakat ne var ki. mimikleri. bir parmak içeceksin. dikine doğru tutarak bize doğru döndü.128 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ yapmasına elden gelen bütün dikkat gösteriliyordu. bu hal de onu halsiz düşürüyordu. çeşitli maden suları sıralanmıştı. büyülenmiş gibiydi. durumu daha önemliydi. konu Balkan Antandına geçtiği İçin hastalığını unutmuş. çabucak razı etti. hastalığına rağmen. Onu saymamak gibi bir şeydi. Tercümanın sözlerinden çok Atatürk'ün jestlerine ve sesinin ahengine daldığı belli oluyordu. doktor olanca Fakat Atatürk olağanüstü kandırma kuvvetiyle doktoru — Doktor. Protokol gereği bir devlet hükümdarına içki sunmamanın ne kadar ayıp kaçacağını Neşet Ömer çok iyi biliyordu. Kadehlere içkiyi koyarken Atatürk'ünkine bir parmaktan fazla kaçırmıyacaktık. yine zinde ku Atatürk. ondan çok hükümdarının hatırı kalsındı. Atatürk'ün kadehini doldurmağa hazırlanırken parmağını yanlamasına doğru değil de. Sofraya çeşitli içkiler gelmişti. Atatürk'ün Romen Kralı Karol'u ağırladığı sofraya bu yüzden -içer korkusuyla. konuştukça konuşuyor. Neşet Ömer'e açınca. Atatürk'ün sağlığı. fakat Atatürk. Sonunda görüşme bitti. Atatürk.

uğurladı. bizim için daha iki yıl yaşaması lâzım» demiş.GÎZLÎ DEFTERÎ 129 bir halde Kralı Savarona'nın iskelesine kadar getirip. Bu sırada Atatürk'ün gayret sarfettiğini gördüm. ku tu py ıld ı ız . hayatının son günlerini yaşayan bir büyük insan karşısında çok büyük üzüntüye kapılmış ve yatın merdivenlerini inerken: «Sizin için bilmem ama. Sonradan anlattıklarına göre Kral Karol.

onun daha çok hoşuna gitmişti. Hazırlık yapıldı. Halkın içinde yaşamaktan hoşlanıyor. görmüş ve hoşuna gitmişti. Diye cevap verdim. İsteseydi o filmi Köşke getirtir. Akşam dönüşte Atatürk'le karşılaştım.. Türk filmciliğinin yeni yeni parlamağa başladığı filmi Muhsin Ertuğrul'un «İstanbul Sokakları» oynuyordu. Ama Atatürk bir halk çocuğuydu. Saat yirmiüç sıralarında döndüğü zaman: — Çelebi Efendi.. oturduğu yerden seyredebilirdi. Sinemaya gittiğimi söyledim. Atatürk emir verdi. Sinemada halkla beraber film görmek. Sinemaya gidiş te sadece bir vesileden başka bir şey değildi. iyi vakit geçirdik. onun gittiği yerlere gitmek için vesileler arıyordu. — Güzel miydi? Sokakları» filmine gitti.130 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ İLK TÜRK FİLMİNİ NASIL GÖRDÜ? sinemaların afişlerinde kalırdı. günlerdi. İzinli bir günümde sinemaya gitmiştim. GİZLİ DEFTERİ 130 ku O ZAMANLAR yılda ancak birkaç tane Türk filmi çevrilir ve bunlar haftalarca — Fevkalâde. Ve o gece «İstanbul Atatürk ilk Türk filmini işte böyle benim tavsiyem üzerine tu py ıld ı ız . Dedi. — Nereye gittin? Diye sordu.

. Fenerbahçe'ye özel bir ilgi beslerdi.ra bağışta bulunmuştu.. Fenerbahçe'ye beşyüz lira teberruda bulundu.. Diye müjdeyi verdi O zamanın beşyüz lirasının bugünün beşbin lirasına karşılık olduğunu söylemeğe bilmem lüzum var mı? ku tu FENERBAHÇE Kulübü için Atatürk'ten uygun bir bağış istemişler. Çelebi.. O da beşyüz li- py FENERBAHÇE'YE BAĞIŞI SAMSUN'A NİÇİN ÇIKMIŞ? ıld ı ız . Atatürk. Gazi. Reşit Galip hemen haberini getirdi: — Çelebi.

ku — Menfaati icabı.. O'nu Afet İnan'ın tepesinden sanki kaynar su boşanmış.. O gece aramızda İki Moskova'lı misafir de bulunuyordu. Afet İnan da o gün tarih dersinde geçen olayı Atatürk'e anlattı. Voroşilof ve Budyni. Fakat çocuk inandığı düşünceden dönecek cinsten değil. bizi hürriyete kavuşturmak» gibi bir şeyler beklerken. Afet İnan o kadar sinirlenmiş ki. bir gün tarih der. azarlamakla kalmamış... Konu Millî Mücadele Tarihidir ve Atatürk'ün kurtuluş hareketine başlamak üzere Samsun'a ayak basışına ilişkin bölümdür. Biraz sonra Atatürk geldi. olsaydı. o zaman Rus Ordusunda generaldiler ve İsmet İnönü ile Recep Peker'in Moskova'ya yaptıkları geziye karşılık veriyorlardı... Sen ona sıfır değil.. — Haklı vermeliydin.. Eğer Samsun'a çıkmamış. Yanakları kızarmış. Yıl Sofra geçit ellidört törenini kişilikti. Atatürk gülümseyerek bütün söylenenleri dinledikten sonra: Dedi. izleyen Budyni. çocuk ne desin: öldüreceklerdi. Çocuğa soruyorlar: — Atatürk Samsun'a niye çıktı? Herkes «Vatanı kurtarmak.PROFESÖR Afet Hanım. konuklar.. bir de sıfır numara vermiş. Onu bu halde görünce bir olayın geçtiğini anladı ve sordu. sinde bir öğrenciyi derse kaldırıyor.. tarif edemem. Özür bile dilememiş. Bir ara Rusya'nın en yüksek mevkiinde «Sovyet Yüksek Şûrası Presidium Başkanı» olarak görev yapan Mareşal Voroşilof ve arkadaşı. Onuncu bulundular. Atatürk'ün o akşam hazır solunda. olduğunu göstermektedir. Anlatırken hırsından tırnaklarını koparıyordu. Hiddetle salonda dolaşır buldum. tam numara CUMHURİYETİN Onuncu Yıldönümü ge-cesiydi. çocuk. Çocuğu Bu da Atatürk'ün tenkitler karşısında ne kadar hoşgörü sahibi RUSLARLA BİR EĞLENCE GECESİ tu py ıld ı ız . Cumhurbaşkanlığı köşkünde verilen akşam yemeğinde Voroşilof sağında yer almışlardı.

..Voroşilof üniformalar ve vardı. her konuşmasının başında: Rusya'da her işi Fırka Umumî Kâtibi (Stalin) yaptığı için.. Recep Peker bilir. o zaman «Cumhuriyet Halk Fırkası Umumî Kâtibi» idi. Voroşilof. Budyni'nin Yemek üzerlerinde özenle ünlü dikilmiş odun askeri masası Viyanalı ustasına (Hosmaister) ısmarlanmıştı. Diye söze başlıyordu.. Recep Peker. bizde de Umumî Kâtibin ku — Recep Peker yapar. Yemek büyük bir neşe içinde sürüyordu. Masalar birbirine eklenince Gazi'nin baş harfi (G) harfi çıkıyordu. tu py ıld ı ız .

138 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ yaptığını sanıyor ve Recep Peker'e özel bir ilgi gösteriyordu.. Diye kestirip attı. gülümseyerek eliyle İsmet İnönü'yü gösterdi. toplandılar. Misafirler O'ndan Eğlencelerden sonra bütün generaller Atatürk'ün çevresinde bazı şeyler öğrenmek niyetindeydiler. Orduevi'ndeki eğlenceler sırasında bir ara konuklar arasında bulunan General İzzettin Çalışlar'ın gerdanının Recep Peker tarafından gıdıklandığı. Omuzlara alınan üç kişinin dolaşması. Ata'nın en sevdiği dans. Gelenler asker olduğuna göre askerce bir eğlence daha yakışık almıştı. Orduevinde bütün ordu zabitanı. Sovyet generalleri onuruna verilen o geceki ziyafette. Rus generalleri alkışlar arasında omuzlarda taşınıyorlardı.. Recep Peker bir ara salonda dolaşmış ve masasında oturan İzzettin ku Derken bizim zabitan coşarak Atatürk'ü de eller üzerinde tu py ıld ı ız . Saat üç sularında eğlencelerin en hararetli olduğu sıra Atatürk emretti. Ata'nın bir işareti üzerine yemek sona ermiş olan toplantı dağıtıldı. Kimse işin farkında değildi. Atatürk'ün gözünden kaçmadı. Fakat Atatürk. Siyasete aklımız ermez. Siyaseti siviller konuşsun. taşımak istedi. Müzik «Mavi Tuna» valsiydi. Hep beraber kalkılıp Halkevi balosuna gidildi. Bir süre ayakta sohbet edildi. bu amaca dayanıyordu. müzik bitene kadar sürdü. bu ustaca düzenlenmiş oyuna düşmedi. generaller de hazır bulunuyordu. Atatürk te misafirlere uyup dans etti. omuzlara alınarak havada gezdirilmeğe başlandı. dansa kalkıldı.. Atatürk hemen durumu anladı ve Stalin tarzı bir idarenin bizde de varmış duygusunu misafirlerin üzerinden kaldırmak için toplantıyı dağıtmak lüzumunu duydu. Bütün subaylar Voroşilof ve Budyni'yi elleri üzerine alıp salonda gezdirmeğe başladılar. Zaten gelişlerinin asıl nedeni de. Atatürk. Voroşilof a: — Biz asker insanlarız. Valsti.. Halkevinden Orduevi'ne gidildi. Şahane bir baloydu bu. Asıl eğlence buradaydı. Bir saniye içinde İnönü.

Dolmabahçe Sarayı'nda çok parlak bir düğün oluyor. Fırka Kâtibi Umumiliğinden alınarak Başbakanlığa bağlanmıştır. Prensesin bu aşırı süsü. Eşinin bu kadar ku Halk Partisi. Ne kadar mücevheri varsa hepsini takmıştı denebilir.138 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Çalışlar'ın gerdanını gıdıklamak istemişti. Recep Pekerin rütbesi ise yüzbaşıydı.. Kendi çirkinliğini kapamak için kuyumcu dükkânına benzemiş. YIL 1931. ı ız . bu hareketidir. Ayakta şu şekilde konuştu: — Lütfen etrafınıza bir bakın. Ne kadar güzel varsa hepsi tabii. generallerden birinin kızı evleniyordu. bu tarihten sonra SAMİ PAŞA'NIN EŞİNİN SÜSÜ tu py çekecek ıld kadar şık giyinmişlerdi. ertesi günü İsmet İnönü'yü çağırarak: — Recep Pekerin dün akşam yaptığını gördünüz mü? Bir yüzbaşı efendisi olan Recep Peker. Dans biter bitmez Kemalettin Sami Paşa'yı yanına çağırdı. Elçi ve eşi dikkati Kemalettin Sami Paşa'nın eşi Arap dünyasında tanınmış bir prensesti. Hemen Saray'dan ayrıldı. Bütün neşesi bir anda uçup gitmişti. Hiç bu kadar elmaslısına rastlıyor musunuz? Sizin hanımefendi bujular içinde. Her yanda şık elbiseli güzel hanımlar. Canının sıkıldığını anlamakta gecikmedim. Atatürk'ün bu duruma çok canı sıkılmış olacak ki. Türkiye'nin Berlin Büyükelçisi olan Kemalettin Sami Paşa ve eşi de konuklar arasındaydı. eşiyle beraber salonda daha çok kalamadı. yakışıklı erkekler göze çarpıyordu. Yürüdükçe pırıl pırıl yanıp sönen mücevherlerle herkesin bakışlarını üzerinde topluyordu. İşte Recep Pekerin istifasına Cumhuriyet sebep.. Kemalettin Sami Paşa. çok geçmeden Atatürk'ün de dikkatini çekti. genç kızlar. Sanki ışıklardan yapılı bir sütunu andırıyordu. nasıl olur da bir Paşa'nın yüzünü okşuyor. Yurdun bütün tanınmış kişileri düğüne çağrılıydılar. Diyerek İnönü'den bu işi önlemesini ve Recep Bey'in istifa etmesini emretti.

süsten. göründüğü gibi olmayı yeğ tutardı.138 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ süslenmesine ve hoş olmayan bu durumu yaratmasına o da çok üzülmüş ve pişman olmuştu. Tam bir salon adamı olduğu halde. tabiilikten hiç bir zaman ayrılmaz. Çok şık giyinen Atatürk. gösterişten tiksinir. böyle şeylerden uzak dururdu. ku tu py ıld ı ız .

siyah. İkimizin de gözünden uyku akıyordu. bir saniyenin onda biri kadar bir zaman için penceremize düşüp kayboluyordu. Atatürk. — verdim. Sakarya Köprüsünün üzerinden trenle geçerken. Başını salladı. Yunanlıların burasını işgal ettiğini bilmezsiniz. simsiyah bir gece boşlukta uzanıyor. ben ve trende çalışan Rıza adındaki arkadaşla Atatürk'ün yemek yemesini bekliyorduk. yaşlarımızı öğrenince: — Siz çocuksunuz. Sonra trende çalışan arkadaşa da yaşını sordu. Yirmi olduğunu söyledim.Diye kesti attı. — Peki. Diye karşılık tu py ıld ı ız .. Sakarya Köprüsünün üstünden. Trenin tekerleklerinin çıkardığı tik taklardan başka hiçbir ses duyulmuyordu. yaşımın kaç olduğunu sordu.. yemekten başını kaldırıp bize: — Nereden geçiyoruz? Diye sordu. ara sıra bir ağacın gölgesi. Aradan kısa bir süre geçince Atatürk.GİZLİ DEFTERİ 141 BİR gece saat iki sularındaydı. Yanılmamışım. Onun yaşı da yirmi değil miymiş? Atatürk. Uzakta.. ku SAKARYA KÖPRÜSÜNDE Paşam.... Konuşmanın daha uzayacağını sanıyordum.

. Yalnız bu toprağı tu py ıld ı ız .138 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Deyince ikimiz de bir ağızdan: — Paşam biliriz. Siz yaptınız. Ve şu olağanüstü karşılığı verdi: Siz kurtardınız. Fakat yaptığımız. ku — Ben hiç bir şeyi kurtarmış değilim. Biz gerçi içimizden geldiği gibi çok samimi bir şekilde konuşuyorduk. Fakat bizim samimiyetimize inandığı için sözlerimize kızmadı. Onun için onlar mağlûp oldular. dalkavukluktan başka bir şey değildi. Diye başladık Yunan kumandanlarından daha iyi tanıyordum. Atatürk'ün de dalkavukluğa ne kadar kızdığını çok yakından biliyorduk. Siz olmasaydınız Yunanlıları buradan kim çıkaracaktı? konuşmağa..

Şimdi hem zenginsiniz. Bir tanesini de Cevat Abbas'a attıktan sonra şunları söyledi: — Bir zamanlar genç bir subaydınız. Recep Zühtü. Tahsin Özer gibi yakın arkadaşları.. Sofrada Cevat tu YAKINLARINA VERDİĞİ DERS py ıld GİT MEKTUBU GETİR ı ız . Aklınızı başınıza alınız ve o kadınlara kötü muamele etmeyiniz. hem de mebussunuz. Kılıç Ali. sofrasının gedikli konukları bulunuyordu. O zaman güzel olan aileleriniz şimdi size çirkin ve kart geliyor. Bir tanesini kendi yaktı. İçinden iki sigara seçti. hanımı tarafından Atatürk'e şikâyet edilmiş olacak ki. O zaman fakirdiniz. ku ATATÜRK'ün her geceki sofralarından bi.ri. Cebinden sigara tabakasını çıkardı.GİZLİ DEFTERİ 143 Abbas. Sevişip evlendiniz.. Cevat Abbas. Recep Peker. bir süre onu süzdükten sonra sofra-dakilere şu dersi verdi. Hanımlarınız da genç kızlardı.

GİZLİ DEFTERİ 143 miştir. Bir süre geçince çocuk bana bir mektup göndermiş. biz de Ankara'ya gittik. Zarfı belli ku tu ATATÜRK'ün yanında çalıştığım oniki yıl içinde başımdan çok ilginç olaylar geç- py ıld ı ız . Hâlâ hatırladıkça bir ürperti geçiririm. teşekkür etti. Hasan Rıza Soyak mektubu doğruca Atatürk'e götürür. Ata'nın manevî evlâdı Nebile Hanımın Darüşşa-faka Lisesi orta kısmı altıncı sınıfında okuyan Muvaffak Reslan adında bir kardeşi vardı. Benim tabiî bunların hiç birinden haberim yok. Bir gün sonra çocuk okula. Ablasından gizli olarak birayı içti. Posta idaresi bu mektubu bana göndermeyip. Çocuk bir gün Saraya ablasını görmeğe geldi. Akşam yemeğini ablasının yanında beraberce yediler. Hususî Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak'a ulaştırmış. Yemekten sonra çocuk benden gizlice bir bira istedi. Mektubu Atatürk armalı bir kâğıda yazıp. Buzluktan birayı alarak getirdim. adıma gelen bir mektup nedeniyle tarafından sorguya çekilmem kadar beni heyecanlandırmamış. Fakat onlardan hiçbiri. korkutmamıştır. Atatürk armalı bir zarfa koymuş.

Sonra özenle kapatarak masanın üzerine koyar. O sırada odaya giren arkadaşım ku tu py ıld ı ız . için-dekileri Atatürk'e okur.GİZLİ DEFTERİ 143 etmeden açıp.

olmadığına inandıramıyordum. önem vermedim.. Diyebildim. ne yapsam karşımdakileri inandıramıya-cağımı anlamıştım. Deyince: — Efendim. Mektup. işe karıştılar: — Çocuğum. Ne söylesem. Önce olabilirdi. Bu mektup nerede? Deyince birden şaşırdım. bocaladığımı görünce: F. alt tarafı rüya idi.. üstümdeki elbiseyi yırttı. Diye tutturdu. Kafamı yordum. Bendeniz de sizi dün gece rüyada gördüm. Sonunda sofradaki konuklar. Dedim. Mektubu Atatürk te koymuş ki. benim adıma yazılmış mektubu görünce alır. Dedi. Nereden gelebilirdi Fakat Atatürk'ün söylediği. dün gece seni rüyamda gördüm. Bavuluna bakıver... — Yaa. yok böyle bir şey.. — Sizin elbisenizi bana giydiriyorlardı. Hasan Rıza So-yakın Sovyet Büyükelçiliğinde kordiplomatiğe verilen ziyafette olduğunu söylediler. saklar... 10 — Çağır bana Hasan Rıza Beyi. Heyecan ve üzüntüden bitkin bir hale gelmiştim. Sonra yeniden: Mektuptan haberim — Git mektubu getir. git odana.. — Nasıl gördün? Diye sordu. Atatürk. Deyince. Bir köpek gelip. Dedi. O akşam sofrada hiç bir şeyden haberim olmadığı halde mektubu benim aldığımı sanan Atatürk. fakat Atatürk armasını zarfın üstünde görünce vermez... Ben de giymedim. Hemen yaverliğe telefon edildi. konukların önünde bana dönerek: — Çelebi Efendi.. Ben de Ata'ya durumu anlattım. masanın üstünden yok olunca tabî herkes benim aldığımı sanır... ku — Bana mektup gelmemiştir efendim.GİZLİ DEFTERİ 142 sofracı Tahsin Efendi. Benim armamla sana bir mektup gelmiş.. Hem tuhaf değil mi? tu py ıld ı ız Atatürk'ü bir türlü .

Hemen arkasından koşup: — — Kuzum mektup kimden? Diye sordum. Anneanneye selâm. Beni ve sofracıları dışarı çıkardılar. Dedi. Ertesi günü sabahleyin Hasan Rıza Soyak'ın şoförü Necmi Efendi. Rukiye Hanıma selâm.. O gün öğle yemeğinde mektubu Atatürk'e verdim. Tahkikat yaptırsın. Diye ilk ifademde israr ettim. GİZLİ DEFTERİ 147 ku — Paşam.. Fakat yine de Atatürk: — Mektubu ver Hasan Rıza Beye. biliyorum. Fakat bana mektup falan tu py ıld ı ız . Dedi. Telefon edildi ve biraz sonra Hasan Rıza Soyak geldi. Birkaç dakika sonra da Hasan Rıza Soyak salondan ayrıldı. sizin rüyanız hakikat... Hemen gelsin..GİZLİ DEFTERİ 143 — Rus Sefaretine telefon edilsin. Ben de böylece temize çıktım . Salona girdiğim zaman Atatürk bana: — Çelebi Efendi. Misafirler içerde kaldı. Deyince rahatladım. Sertçe bir dille: Nebile Hanımın kardeşi Muvaffak Reslan'dan. Dedi. daha ben yataktayken mektubu getirdi. Afet Hanıma selâm. Sonra okulda çocuğu sorguya çektiklerini öğrendim. Ben de mektubu Hasan Rıza Soyak'a verdim. Mektupta selâmdan başka şey yok gibiydi. gelmedi. Sen namuslu bir çocuksun.

halimiz nice olurdu? Der dururdu. Şeyh te O'na ve beraber gelen öbür gençlere okulu bırakmamalarını. ku YÛŞA HAZRETLERİNİN DERGÂHI tu py ıld ı ız . Boğaz'dan her geçişimizde başını Beykoz'un üstündeki Dergâha doğru çevirerek eski anıları tazeler ve bize: — Eğer bize Şeyh Hazretleri okuma aşkı verme-seydi.148 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ATATÜRK Harbiye'de öğrenciyken hafta tatillerinde Beykoz'da Yûşa Efendi Dergâ-hı'nın Şeyhine konuk gider. okuyup büyük adam olmalarını öğütlermiş. Atatürk bunu hiç unutmamış.

Bir yaz günü akşam üstü yine Boğaz'a doğru bir gezi düzenlettirmişti.. hava fena.. Bir şeye karar verdi mi. Diyor.. Atatürk: — Hayır olmaz. Bu şartlar altında gidemeyiz. yorgunluğunu ancak bu şekilde çıkarırdı.. Diye Boğaz'dan çıkarak Zonguldak'a gidilmesi isteniyordu. Atatürk önemli bir şeye kızmış olacak ki.ATATÜRK İstanbul'da bulunduğu sıralar Boğaz'da ve Marmara'da yatla gezmeğe bayılır. O sırada Kavak'ların önüne gelmiştik. akla yatkın diretiyordu. Herkes: — Paşam. dönelim. Fakat bir huyu da vardı ki. ku tu ERTUĞRUL YATINI BATIRIRIM py ıld ı ız . dediği dedik bir adamdı. Bir an durakladım. yanına girdiğimde: — Ertuğrul yatını batırırım. Atatürk. onun üzerinde diretmek boştu. Tam o sırada yatın güvertesinde Seyrüsefain İdaresinin Müdürü Sadullah Bey'e rastladım: — Beyim. Diye sertçe konuşuyordu. Akıntının etkisiyle yat başladı beşik gibi sallanmağa... Boğaz'dan çıkalım. kızdı. Deyince bana güldü: — Biz Ata'ya söyledik. Dedi. Sen söyle. hava çok kötü.

. Ömrümde aldığım tek ödül de işte bu paradır. Onun için birden bire şaşırıp kaldım. Bir yandan da seviniyordum. Atatürk'e damdan düşer gibi: — Paşam. Dedi. Doğrusu bu kadar kolaylıkla Atatürk'ü razı edebileceğimi aklıma getirmemiştim bile. Hemen merdivenin dibinde heyecanla benden cevap bekleyen Sadullah Bey'in yanına koştum: — Paşa Hazretleri ilerki burundan dönmemizi emretti. ku tu py ıld ı ız . Cesaretimi toplayıp hemen salonun kapısı önüne geldim. O zaman almış olduğum aylık yirmiyedi liraydı. Deyince Sadullah Bey'in sevinçten gözleri yaşardı.148 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ GİZLİ DEFTERİ 149 dilekleri yerine getirmekten çekinmezdi... ilerki burundan dönelim mi ? Deyince: — Peki dönelim.. Bana ödül olarak bir maaş ikramiye verilmesi için kamara müdürü Muzaffer Bey'e emir verdi.

GİZLİ DEFTERİ

147

BİR gün Çankaya Köşkünden otomobile binip yola koyulduk. Gideceğimiz yer bilinmiyordu. Çoğunluk öyle olur, yola çıktıktan sonra karar verilirdi. Atatürk şoför Remzi Efendiye: — — gittik. Ankara Lisesi'ne... Diye seslendi.

Atatürk, çeşitli sınıflara girdi. Dersleri izledi. Sıralarda öğrencilerle yanyana oturdu. Öğretmenlerin ders anlatışlarını yakından gördü. Kitapları karıştırdı. Tahtaya kaldırılan öğrencilere başladı çeşitli sorular sormağa. Çocukların hepsi heyecan içindeydiler. Bir pot kırmamağa çalışıyorlardı. Öyle ya iki sınav birden vermek kolay değildi. Atatürk'ün sorularını cevaplandırmak ta başlıbaşına bir sınav gibiydi. Atatürk, çocukların kendi çaplarında verdikleri cevaplardan çok memnundu. Tam okuldan çıkacağımız sırada genç bir öğretmen: — — — Paşam, sizden bir ricam var... Diye yaklaştı. Atatürk: Peki anlatınız... Deyince şunları söyledi: Burada pek çok zengin ve vekil çocukları var. Öğle

zamanı bunları hususi otomobilleri gelip

ku tu

ANKARA LİSESİ'NDE

Başüstüne Paşam. Diye cevap verip Atatürk Lisesine

py

ıld

ı ız

148

ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ

alıyor, yemeğe götürüyor. Yahut ta sefertasları için-de gayet güzel çeşit çeşit yemekler geliyor. Bunları öbür çocukların yanında yiyorlar. Oysa öbür çocukların yiyecek ekmekleri bile yok. Bu durumdan biz hocalar pek çok üzülüyoruz. Ama elimizden hiçbir gey gelmiyor. Çok kritik bir konuydu bu. Atatürk'ün yüzü düşünceli bir hal aldı. Ne diyeceğini O da şaşırmıştı. Bir an düşündükten sonra: — Bunlar zamanla düzelir. Şimdi memleket fakirdir... Diye cevap verdi.

ku tu py ıld ı ız

GİZLİ DEFTERİ

149

ANKARA PALAS Oteli salonları sık sık

ve bunların bazılarında şeref konuğu olarak Atatürk te çağrılı bulunurdu. Bir gece yine böyle büyük balolardan biri veriliyordu. Kızılay eliyle düzenlenen baloda Atatürk dans ederken, elinde viski kadehiyle dolaşan uzun boylu bir adama yaklaştı. Duruşundan bir yabancı olduğu anlaşılıyordu. — — istedi. Atatürk, yanında bulunan Tevfik Rüştü Aras'a:

Fransızca olarak şu konuşma geçti: Önce konuk Amerikalıya: — Hangi ırktansınız? Diye sordu. — —

bulundu. Amerikalı — Kristof önce şaşırmıştı. elli Aralarında yıl evvel bir anlaşmazlık Ame-ka'yı olduğunu sanarak yine ilk sözünde diretince Atatürk: Kolomb'tan Türkler keşfetmişler. Diye başladı anlatmağa. Amerikalı can kulağiyle dinliyordu.

ku
Tanıştırıldılar.

AMERİKALI GAZETECİ

Bu mösyö kimdir? Diye sordu. Tevfik Rüştü Aras ta: Paşam, Amerikan gazetecisidir... Deyince tanıştırılmasını

Amerikalıyım... Cevabını alınca da: Hayır siz Amerikalı değil Türksünüz. Diye karşılıkta

tu

büyük balolara sahne olur

py
Atatürk'le

ıld
yabancı

ı ız
gazeteci

arasında

GİZLİ DEFTERÎ

150

Atatürk, buna örnek olarak müzelerimizde ceylan derisinden yapılmış haritaların bulunduğunu, Amerika'ya giderken rastlanan Kayık Adalarının Türkçe olduğunu, Türkçede kayığa sandal da dendiğini, Kanarya Adalarının adının (Kanari) olarak yazıldığını, Ka-nari'nin bizim Türkçede Kanarya olduğunu anlattıktan sonra Amerikalıya: — Siz Amerikalılar Orta Asya'dan hicret ettiniz. Olsanız olsanız Türk olabilirsiniz. Diye sözlerini bitirdi. Amerikalı Atatürk'ü gittikçe artan bir heyecan ve şaşkınlıkla dinliyordu. Bunca yıllık meslek hayatında ülkesi hakkında bu denli ilginç bilgileri olan kimseye hiç rastlamamıştı. Atatürk'ün çekiciliğinden kendini bir türlü kurtaramıyor, daha

konuşması için türlü bahaneler buluyordu. Görüşme saatlerce sürdü. Bir ara Amerikalı gazetecinin, çevresindekilere: — Hayatımda tanıdığım en harikulade adamla şimdi karşı karşıyayım... Dediğini hatırlıyorum. Amerikalı gazeteci Atatürk'ün ilgisini gördükten sonra birkaç günlüğüne geldiği Türkiye'deki kalışını uzattı. Günlerce müzelerimizde incelemeler yaptı, çalıştı, notlar aldı. Amerika'ya gidince de: — Biz Amerikalılar Türkten başka bir şey değiliz... Diye

yazılar yazmış. Bizim Türk gazeteleri de Amerikalının yazılarını çevirmişlerdi.

ku

çok

tu

py

ıld

ı ız

ı ız . Büyük Mil-let Meclisi'nden çıkan kanunu kendisine gösterip. «dakika tehiri mucibi idamdır» gerekçesiyle kendisine vermemişlerdi. o olayı sonradan bana anlatmıştı. Her hangi bir olayın çıkmaması için de Sirkeci'den trene bindirilmiyor. ku CUMHURİYET'İN tu py kuruluşundan sonra SON HALİFE'NİN GÖZYAŞLARI ıld Halifelik te kaldırılmış. bir odalığı. Ben burada yazılarla ilgisi bulunduğundan anlatmadan geçemiyeceğim: Abdülmecit Efendi.151 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ son Halife Abdülmecit bin-i Abdülaziz Efendi yurttan kovulmuştu. Yolda Abdülmecit Efendi şoförüne: — Mustafa. onun iki gün hazırlık yapmak için istediği izni bile. emri üzüntüyle dinledikten sonra «millî iradeye boyun eğerek dört karısı. Abdülmecit Efendi'yi Çorlu istasyonuna kadar otomobille götüren şoförü Mustafa. sen de benimle gelir misin? Diye soruyor. 1924 yılı Mart ayında Abdülmecit Efendi'yi bir gece birdenbire yurttan ayrılmağa zorlamışlar. çocukları Dürrüşvar ve Ömer Faruk'la perdeleri inik üç ayrı kapalı otomobile bindirilip Çorlu'ya götürülüyor.

birbirlerini bir daha hiç göremiyecekler. ku tu karşılaşmış. O anda Mecit Efendi'nin gözlerinden bir dizi yaşın süzüldüğünü görüyor. Ancak devlet başkanının özel izniyle İsviçre'ye girebilmiştir. çoluk çocuğum burada. Mecit Efendi bu sözlerden çok duygulanmıştır. ne olurdu.. Diye karşılık veriyor. Fakat onu kırmak ta istemiyor.156 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ GİZLİ DEFTERİ 155 Mustafa. Halife Türkiye'den ayrıldıktan sonra İsviçre sınırında büyük güçlüklerle kanunlarına göre içeri sokulmak istenmemiş. Ü-züntüsünü belli etmemeğe çalışıyor ama boş: — Ah.. efendisinin gidişinden çok üzüntülüdür. Dört karısı olduğu için oranın py ıld ı ız .. hiçbir zaman bu konuşmayı aklından çıkaramadığını söylemektedir. Bunlardan ayrılamam. Aradan çok zaman geçtiği halde şoför Mustafa. burada doğdum. beni de bu vatanın bir köşesin-de gözaltında bıraksalardı. — Gelmek çok isterdim ama. Öyle ya.. Diyebiliyor.

Derince'de Ertuğrul oradan otomobillerle Bursa'ya tu MASRAFINI CEBİNDEN ÖDERDİ 1930 YILINDAYDIK. çeşitli yurt meseleleri görüşülürdü. Gece saat 24'e doğru sofra dağıldı.bi bu yıl da tatili İstanbul ya da Bursa'da geçirecektik. Ben ayrı olarak Bilecik Karaköyünden otomobille Bursa'ya gidip. Konuklar birer ikişer gittiler. Başta Mareşal Fevzi Çakmak olduğu halde yüksek rütbeli bütün subaylar toplanmışlardı. Böyle gezilerde Çankaya Köşkünden çıkılmadan önce son akşamlar sofraya hep paşalar çağırılır. ku Programda önce Bursa yer almıştı. bu tarihi yeşil şehrin sayfiyesi olan Çekirge'de Bursalıların Atatürk'e armağan ettiği köşkün hazırlanması için çalışacaktım. yatıyla Mudanya'ya gidilecek. geçilecekti. Büyük Millet Meclisi yaz tatiline girmişti. Ertesi gün de yola çıktık. Bursa'ya hareketimizden önce de son gece yine paşalar çağrılıydı. Her yaz olduğu gi- py ıld ı ız .

hasırları temizletiyordum.156 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ GİZLİ DEFTERİ 157 Önce otomobiller kılavuz trene konmuş. gazinocunun etkisinde kalmamıştır. Burada sırası gelmişken şunu da söyliyeyim ki. daha sonra polis ve muhafız Ertuğrul kıtası bindirilmişti. her yerde masrafı cebinden ödemiştir.. Hiç bir otelcinin. yatıyla Mudanya'ya Tren Derin-ce'ye varınca gelen otomobiller Bursa'ya Atatürk'ü karşılayıp götürmek için harekete geçirildi. tu py ıld ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ OTOMOBİLLERİ ı ız .. Diyerek parasını öder ve başyavere — Gazinocu parasını aldı mı? Verildi cevabını almadan da gazinodan çıkmazdı. O sırada ben Bursa'da Vali ve Belediye Başkanıyla Köşkün yatak ve sofra takımlarını hazırlıyor. Atatürk hiçbir yerde Belediyelerin konuğu olmamış. Yalnız 1927 yılında İstanbul'a ilk gelişinde İstanbul Belediyesi'nin konuğu olarak kaldığını hatırlarım. Onlar her ne kadar para almak istemezlerse de Atatürk: sorardı. Öbür yıllar İstanbul'a gelişinde masrafı hep kendi ödemiştir. 158 ku — Bir daha gelmem sonra.

BURSA'da bir hafta kaldıktan sonra otomobillerle Yalova'ya gittik. Otomobiller deyince sanmayın yüzlerce otomobil vardı. Sadece sekiz tane. Biri açık yazlık, biri kapalı iki Lincoln, üç Buick, bir Benz Mercedes... İkinci Cumhurbaşkanı zamanında bu sayı onsekize çıkmıştır. Oysa İsmet İnönü, Rusya'ya yaptığı geziden döndüğü zaman, Sovyet yönetiminin etkisinde kalarak Bakanların altından arabalarını aldırmak istemişti. Tevfik Rüştü Aras'la Şükrü Kaya Köşke gelerek A-tatürk'e durumu anlattılar. Atatürk: — Benim otomobilleri de kaldırıyor mu? Deyince: — Hayır Paşam, sizinkilere dokunmuyor. Cevabını aldı. Yahu, böyle şey olur mu? Bir vekilin altından otomobil

Bunun üzerine: —

alınır mı? Bu ne biçim iş... Diye söylendi. Şükrü Kaya: — Biz de kabul etmeyiz... Dedi. O sıralar İsmet İnönü, bir yıl kadar resmi arabaya binmedi. Kendi hususi otomobiliyle Meclis'e ve Başbakanlığa gidip geldiydi

ku

tu

py ıld ı ız

GİZLİ DEFTERİ

159

«ELBİSELERİMİ YAKIN»
YALOVA'DA uzun süre kaldık. Akşamları A-tatürk'ün sofrası yine konuklarla dolup taşıyor, birçok yurt sorunları bu sofrada görüşülüyordu. Bir akşam yerli malı kullanılması üstüne bir konuşma oldu. Herkes düşüncesini söylüyor, yurtta yerli endüstrinin gelişmesi için büyük bir kampanya açılması, herkesin yerli malı yemesi, yerli malı giyinmesi isteniyordu. Yerli Malı Haftası'nın açıklanışı da bugünlere rastlar. Atatürk, herkesin öne sürdüğü düşünceleri, her zamanki dikkatiyle dinledikten sonra: — Bundan sonra önder olarak benim de yerli malı

kullanmam

önünde yakın...

sanki bir anda mezar sessizliğine bürünmüştü. Herkes birbirinin yüzüne bakıyordu. Sessizliği İlk önce konuklar arasında bulunan Ulus Gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay bozmağa cesaret edebildi: — Paşam, bu elbiseleri yakmayın, birer tanesini bizlere verin. Biz de hâtıra olarak saklayalım... Deyince Atatürk hafifçe, gülümsedi: — Peki, dedi. Orada hazır bulunan herkese birer kat elbise verildi. Bunların artık o elbiseleri hâtıra olarak mı sakladıklarını, yoksa giyerek mi eskittiklerini bilemem. Bir gün sonra Beyoğlu'nun tanınmış terzilerinden Arman Yalova'ya getirildi. Atatürk, Köşktekilerin gözleri önünde yerli kumaştan elbisesini kestirdi ve diktirdi. O olaydan sonra Atatürk, elbiselerini hep yerli kumaştan olarak Arman'a diktirmiştir. Bir daha da İsviçre'den kumaş gelmedi.

ku
lâzım.

Emrini verdi. Herkeste bir sessizlik.... O şen, gürültülü sofra

tu

py
Gardroptaki

elbiselerimi

getirin.

Köşkün

ıld

ı ız

HÂZIM'I NASIL GÜREŞTİRDİ?

160

ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ

HAZIM Atatürk'ün en sevdiği aktördü. Ankara'dan İstanbul'a geldiği zamanlar Hâzımı sofrasında görmek ister ve temsil sonrası otomobilini göndererek bu büyük sanatçıyı Saray'a getirtir, karşılıklı sanat sohbetleri yapardı. Neşe, espri havası içinde geçen toplantı sırasında çeşitli konular üzerinde görüşülür, tartışılırdı. Yine bir gece, geç saatlerde Hazım, Atatürk'ün sofrasındaydı. Konu spora gelmişti. Atatürk, sanatçıya şöyle sordu: güreşi sevdiğini ve Çoban — Hazım, hiç spor yaptın mı ömründe? Hazım, Atatürk'ün Mehmet'i de koruduğunu bildiğinden :

bir karşılık verdi.

arada Atatürk'ün, yaverinin kulağına eğilerek bir şeyler söylediği gözden kaçmadı. Yaver hemen uzaklaştı ve daha beş dakika bile geçmeden yanında Muhafız Alayından seçme yarı beline kadar çıplak leventendam on pehlivan erle beraber göründü. Herkes şaşkınlık içinde ne olacağını merakla bekliyordu. Az önce söylediklerini unutan Hazım, başına

ku
— Gençliğimde biraz güreş yaptım Paşam... Diye atmasiyon Aradan beş - altı saat geçmiş, spor konusu unutulmuştu. Bu

tu

py

ıld

ı ız

GİZLİ DEFTERİ

161

geleceklerden habersiz, gelenlere biraz da şaşkınlıkla bakıyordu. Atatürk keyifli keyifli : — Kuzum Hazım, şunlarla güreş te, marifetini görelim... Demez mi? Hâzım'da bir anda şafak atmıştı. Hemen kendini toparlayıp, işin içinden sıyrılmağa çalıştı: çoktan unuttum. Bunlar benim pestilimi çıkarırlar... Ama Atatürk Gülümseyerek : kararlıydı. İlle de Hâzım'ı güreş-tirecekti.

karşında dayanır mı? Deyince gözleri yaşaran Hazım, Atatürk'ü Kıramayacağını anlıyarak çaresiz ceketini çıkardı. Kollarını sıvayarak pehlivanların yanına sokulup yavaşça : — Bak, ben pehlivan falan değilim. Bizim şimdi vazifemiz Paşa'yı eğlendirmek... Siz kendinizi boş bırakın. Ben sizi tutacağım. Diye onların saflıklarından yararlanıp, masanın önüne kadar

getirdi.

yararlanarak, hemen el - ense yere düşürmeğe çalışınca Atatürk: kırılıyordu.

Kuyruk sokumuma kadar terledim... Diyordu.

ku
Başta duran

— Aman Paşam, ben gençliğimde güreştim... Güreşi falan

— Sen neşenle kalpleri, tuşa getirmiş adamsın. Bunlar senin

— Bravo!.. Yaşa Hazım.. Diye bağırdı. Salon kahkahadan Sabaha karşı sofra dağılırken Hazım çevresindekilere :.. — Meğer Paşa'nın önünde güreşmek ne kadar zormuş.

tu

py
pehlivanın bir

ıld
anlık

ADALI AYŞE HANIM

ı ız
F. 11

dalgınlığından

Ayşe Hanımın eşi Asaf Beyin bir ara elinde tabancayla ayağa kalkmak istediği görüldü. Danstan tabii bir şey var mıydı? Üstelik Adalı Ayşe Hanım ve eşi de sosyeteden gelmeydiler. Gülerek: — Yahu ne var bunda çekinecek. Ayşe Hanımı dansa kaldırdı. cam tabanca atmak istemiş. Diye cevap verdi.. Recep Zühtü. Dansını . Atatürk'ün bütün bunlardan bitirdikten sonra konukların yanına oturmuştu. Pistteki çiftler azaldığı bir sıra Atatürk. Saat gecenin ikisine yaklaşmıştı. Fakat daha ayağa kalkmadan yanında bulunan Sinop milletvekili Recep Zühtü'nün onu bir yumrukta yere sermesi bir oldu.. Batının bütün yeniliklerini benimsiyorduk. İstanbul sosyetesinin tanınmış kişilerinden Adalı Ayşe Hanım ve eşi Asaf bey de konuklar arasında bulunuyordu. Asaf Beyin tabancasının Atatürk'ü hedef tutacağını hiç sanmıyorum. ku tu py ıld haberi ı ız yoktu. Adamcağız keyfe gelmiş. Hatırımda kaldığına göre bir vals çalıyordu. Medenî Kanun çoktan alınmıştı. çağdaş uygarlık düzeyine yükselmek için dev adımlarla ilerliyordu.. Ben de sofra dağıldıktan sonra başya-ver Celal Beye götürdüm. Durumu ancak ertesi günü akşam sofrasında Atatürk'e anlattılar.. Asaf Beyin elindeki küçük tabanca yı bana verdi. Onun olsa olsa sarhoşluğun etkisiyle bu tabancayı çekmiş olduğu düşünülebilir. Kızacağını sanıyorduk. Türkiye.159 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ÇANKAYA Köşkünde yine bir akşam ziyafeti.

.. bâzı yardımlarda bulunmuştur. Bafra Ilıca'da ve Havza'da tedavi altına alınmıştır. Hemen cebinden bin lira çıkarıyor ve Atatürk'e : — Paşam. ku tu RİFAT HOCA'NIN BAĞIŞI MİLLİ Mücadele'ye katılmış Atatürk'ün kınlarından birinin ağzından dinlemiştim: KARABEKİR'E SİNİRLENİYOR py ya- ıld ı ız yakınlarında . Kusura bakma-yın. Bu sırada Ali Fuat Cebesoy. Böbreklerinden hasta olan Atatürk.GİZLİ DEFTERİ 163 19 Mayıs 1919. Sivas ve Erzurum Kongrelerinden sonra Ankara'ya dönüyor. Diye parayı uzatıyor. şimdi sizin paraya ihtiyacınız vardır.. Bugünlük bu kadar temin edebildim. Nereden para bulunacağı düşünülürken Diyanet İşleri Başkanı Rifat Hoca çıkageliyor. bir yandan da hastalıklarla uğraşmaktadır. Der ve Rifat Ho-ca'dan sırası geldikçe öğünerek sözederdi. Atatürk Kurtuluş Savaşı'na başlamak üzere Samsun'a ayak basmıştır.. Elde avuçta beş para kalmamıştı. Vahidettin'in kendisine vermiş olduğu yollukların da sonu gelmişti. Bir yandan iç ve dış düşmanlarla savaşırken. — Bu parayı hiç unutmam.

Biz böyle tartışmaya dalmış çekişe duralım. sonra kızışına kıs kıs gülerek bakıyordum. bense ona : düşüncelerine. Onlar kendi âlemlerinde.. bizi çağırdı. Bu doğru mu? Arkadaşım aksini ileri sürüyor. bense onun dalına basmak için adamakıllı sesimi yükseltiyor. Salonda Atatürk. py konuşuyorduk. Saatler ilerliyor.. Atatürk sesimizi duymuş. İçeri girdim: ku Saip'le — Sen Gazi'yi pilavıyla hoşafı için seviyorsun Bense kafasına. O'nun için her şeyi göze alabileceğini ileri sürüyor. Cevat Abbas'la derin bir konuşmaya dalmıştı. biz kendi âlemimizdeydik. Can sıkıntısından ıld ı ız . Kapı aralıktı. başardığı işlere hayranım. Diye takılıyor.164 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ BİR gün Ankara'da Gazi Orman Çiftliği'-ndeki Marmara Köşkünde sofracı konudan ko nuya atlıyorduk. Saip her fırsatta Atatürk'ü sevdiğini. zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyordu. tu oturmuş. zile bastı. sonra şöyle ekliyordum : Savaşta yararlık gösteren bir sürü paşayı sevmiyorsun da yalnız Ata'yı seviyorsun.

Dedi.Türk hiç yı lar mı.. ku Hemen yukarı koştum. Tunçtan bilekli . Nutkun sayfalarını çevirdi. Sonra tekrar sordu : — Kütüphanenin neresinde biliyor musun? — Biliyorum.. Nutku mahfazasından çıkardım. Aklıma geldikçe mırıldanmadan yapamazdım. Diye çıkıştı. İçimde ne yalan söyliyeyim.. Atatürk. Sonu ne olacak.. konuşmamızı duyup ta beni çağırdığı zaman hiç durmadan Karabekir Paşa'yı öğüyordum. çevirdi. Diye karşılık verdim.. çocukluğumda öğrendiğim bir şarkının etkisiyle bu askere kalben bağlanmıştım. Ruşen Eşref.. — Okumadım efendim. O akşam Çankaya Köşkü'ne döndüğümüzde Atatürk bana : — Sen benim Büyük Nutkumu okudun mu? Dedi. sürüp. Şarkının. a-şağıya indirdim. Türk hiç yılar mı?» Aradan yıllar geçtiği halde bu şarkı hiç aklımdan çıkmamıştı.. altından ne çıkacak diye merakla bekliyordum. O tekrar konuşmasına dalınca da sessizce dışarı süzüldüm. — Öyleyse al getir.. Hiç sesimi çıkarmadan başımı önüme eğip biraz bekledim. o günkü olayı konuştuklarını anlamıştım. bir korku vardı verdim. daha doğrusu marşın mısralarının tekrarı. Atatürk'ün yüzüne baktı. Ben yukarı gidince. Sonra bana baktı: — Sen de dinle. Kâzım Karabektr'e ilişkin bölüme gelince durdu.GİZLİ DEFTERİ 165 — İçerde kahvehane mi kurdunuz? Nedir bu gürültü. Kütüphaneye girerek etajerin camını O sırada sofrada bulunan Ruşen Eşref Ünaydın'a Nutku tu py ıld ı ız . Diye ekledi. Bilmem ama. bir pırlanta mahfaza içinde olacak. Atatürk. Ruşen Eşref Ünaydın'a dönerek : — Oku. aklımda kaldığına göre şöyleydi: «Çelik gibi kollu.

Can kulağıyla dinlediğim konuşma.. çağırılmıştı. — Peki bu işi nasıl yapabilirsiniz? — Ne yaparsanız yapın... Karadeniz'in azgın arasında yol alırken işgal kuvvetleri işi haber almış.. Şark vilâyetleri askerî müfettişi olarak yola çıkın. ku Atatürk. Samsun'a tu gördüğünüz düşman gemilerini buradan nasıl py ıld ı ız dalgaları . Konuşmanın burasına gelince Atatürk bana döndü. O da Saraydan ayrılıyor. son — Emredersiniz. Gözleri değişmeyen bir noktaya saplanmıştı. fakat bunları buradan kovun.. sanki o günleri yeniden yaşar gibi oluyordu. Okuma işi bittikten sonra bu konu üzerinde Atatürk'le Ruşen Eşref Ünaydın arasında bir konuşma başladı. Bandırma İngiliz teknesi Padişah Atatürk'ün elini sıkıyor. askeri elbiselerimi yırtıp.166 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Ruşen Eşref Ünaydın'ın okuduğu bölümleri büyük bir dikkatle dinliyordum. Allah yardımcınız olsun. Kabul sırasında Vahidettin ilk olarak ona şu soruyu sormuştu : — Şu çıkarabilirsiniz? hareket ediniz. Millî Mücadele'ye olan hizmetlerini de bu zaviyeden incelemek lâzımdır. Çürük kalmıştır. Atatürk te aynı ilgiyle dinliyor. üniformamı attıktan sonra Karabekir Paşa benim tayınımı kesmiştir. fakat çok geç zırhlıları Bandırma vapuruna yetişemeden Atatürk Samsun'a ayak basmıştır.. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'na başlayışının hikayesiydi. Padişah Vahidettin tarafından Saraya — O gördüğünüz zırhlılar karada yürümez. Anlaşılan o gün Karabekir hakkında Saip'le yaptığım konuşmayı unutmamıştı : — Onun yerine Samsun'a çıkıp. Ve kendisine şu görevi veriyor : — Yanınıza çalışabileceğiniz maiyetinizi alınız. Yarın Bandırma vapuru hareketinize hazırdır.

. birden şunları söyledi : göndermek lâzım. Oturup ağlamak lâzım! ku — Bu şekilde iddiada bulunan adamları akıl doktorlarına tu py ıld ı ız . Karabekir bu yazılarında yaptığı hizmetleri sıralıyor «Her şeyi ben yaptım.. Atatürk'e de az bir pay bırakıyordu. Eğer bu memleketi bir Karabekir'le bir Mustafa Kemal kurtardıysa çok ya-zık. Dolmabahçe Sarayınday-dık.. Atatürk. O sıralar biz İstanbul'da.» gibisinden sözler ediyordu. O sırada gazetelerde Karabekir Paşa'nın anıları yayınlanıyordu.166 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Aradan yıllar geçmişti.. Ben olmasaydım Türk milleti kurtulamazdı.. gazetelerdeki bu yazılara biraz sinirlenmiş olacak ki..

deniz aşıkıydı. O'na ulusun bir armağanı olarak Amerikalı milyoner bir kadından çok ucuza bulduğu Savarona yatını almıştı. Eski devirden kalma Ertuğrul yatı. Yatın İngiltere'den alınışı sırasında ben de bulunduğum için kısaca Savarona'nın hikâyesini buraya koymak yerinde olacaktır : 1938 Martında Londra'ya üç saat uzaklıkta Sav-santin limanına gittik. bütün bunları gözönünde bulunduran Hükümet. Geminin alınmasında Cumhurbaşkanlığı Umumi ku tu SAVARONA YATININ HİKAYESİ py ıld ı ız . Son zamanlarda sağlık durumu onun denizden uzaklaşmasının doğru olmadığını da ortaya koyduğundan. Atatürk denizi çok seviyordu. Burada Savarona'ya büyük bir törenle Türk bayrağı çekildi. Londra Büyükelçimiz Fethi Okyar ile elçilik ileri gelenleri hazır bulunmuştu. şehrin i-leri gelenlerinden birçok kimse vardı.168 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ATATÜRK sık sık deniz yoluyla da yurt gezilerine çıktığı için dört başı mamur bir yata ihtiyaç vardı. bir gün sert bir havada Karadeniz'de batma tehlikesi geçirdiği için kullanılması sakıncalı bulunuyordu. Bayrak çekme töreninde İngiliz bahriyesinden amiral ve komutanlar.

Yatın dış kısmı beyaza boyandı. Nakliyat Şefi Burhanettin. Bu sırada Katveller kocasını kaybetmiş ve hayatta yapayalnız kalmıştı. Atatürk'e kaygıyla ve dikkatle baktığımı gören Kılıç Ali : ku Yata ilk defa o zamanki Alman Başbakan Yardımcısı Von Papen tu py ıld ı ız . Yüzü solmuş. kadına bu yatı Atatürk'e satmak istediklerini söylediler. beş milyon dolar gümrük vergisi isteyince ters yüzü edip tekrar Avrupa'nın yolunu tuttu. Savarona yatını 1931 yılında Amerikalı bir kadın yaptırmıştı. Zaten yat Hamburg'ta Blonios tezgâhlarında yapıldığı için Almanlar değişiklik konusunda hiç zorluk çekmemişlerdi.GİZLİ DEFTERİ 169 Kâtibi Hasan Rıza Soyak. Atatürk'ü tam ikibuçuk ay görmemiştim. Bu suretle Hitler'in istediği yat ona kısmet olmadı. Amerikalıların Atatürk'e sevgileri fazla olduğundan yatı bir milyon ikiyüz bin dolara sattılar. istekli olmuştu. Limanda bir ay kadar kaldık. Yatla altmış üç gün Dünyayı dolaştıktan sonra Misis Katveller Amerika'ya vatanına döndü. Dolmabahçe Sarayı önlerine geldiğimiz sıra Atatürk bir motorla yata geldi. İçersinde yapılacak değişiklikler için İngilizler çok para istediklerinden İngiltere'den ayrılıp Hamburg limanına gittik. Yattan hevesini aldığı ve A-merika'ya da sokamıyacağını anladığı için satılığa çıkardı. Fakat daha ilk bakışta hasta olduğunu sezdim. Fakat Amerika Hükümeti. Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Sadullah Güney. Savarona'nın satış işlemi bittikten sonra 1 Haziranda İstanbul'a geldik. Misis Katveller. Hemen yanına koştum. mühendis Naci Ark ile komisyoner olarak Avrupa'da bulunan Zeki adlı bir kişi ve Bal Mahmut vardı. Fakat bizim komisyoncular açıkgöz davranıp. Alman tezgâhlarına tam beş milyon dolar saymıştı. incelmiş. Heyecanla ve özlemle merdivenleri çıkmasını bekliyordum. Florya önlerinde bizi polis ve gümrük motorları karşıladı. karnı şişmişti.

tu py ıld ı ız . Ama beni kandıramadı. Deniz havası yaramış. Fransa'daki müzelerden aslı gibi taklit olunarak yaptırılmıştı. Çünkü yatın sahibi. yatın mobilyasını. Yata hemen yerleşildi. Savarona'nın safasını süremi-yeceğini o da anlamış ve üzülerek «Bu tekne yoksa benim mezarım mı olacak?» diye hazin hazin sormuştu. Gerekli eşyalar taşındı. Amerikan zevkini çok beğenmişti. yüzü biraz düzelmeğe yüztutmuştu. Diye benim hayretimi yatıştırmak istedi. ne yazık ki. Atatürk onbeş gün kadar yatta kaldı. ince zevkliydi. A-tatürk. Yatın i-çindeki eşyaların bir kısmı.— Neden bu kadar dikkatli baktın Çelebi? Merak etme bir şey yok. Küçük gezintiler yaptı. ku Plânlarını gördüğü zaman yatı çok beğenen Atatürk. Birçok köşeleri tarihi eşyalarla bezenmişti. ona kavuştuğunda ölüme yaklaşmış ağır bir hastaydı.

daha dinledi. Hususi Kalem Müdürü Süreyya Beye : — Kimdir bu kadınlar? Diye sordu. tarihî yerleri dolagtık. fakat çok güzel iki kadın Atatürk'ün dik- py ıld ı ız . konuk gazetecilerle ilgilendi. sessiz sedasız oturuyorlardı.. müzeleri gezdik. Gezdikleri Tercümanlığı — yerleri sordu. sarışın bu kadınlar bir köşeye çekilmişler. ku Süreyya Bey. Kadınlar «memnuniyetle» diye hemen yerlerinden kalkıp Atatürk'ün yanma geldiler. Bunu duyan Atatürk : — Acaba masamıza davet etsek gelmezler mi? Dedi. Metrdotel Karabet Efendiye kadınların kim — İstanbul'u tu İKİ KADIN GAZETECİ 1933 YILINDA Park Otel'de orta yaşlı.GİZLİ DEFTERİ 168 katini çekti.. programlarını Atatürk. Mavi gözlü. olduklarını sordu ve Amerikan gazetecileri olduklarını öğrenerek Atatürk'e bildirdi. Bey çalışma yapıyordu. O gece geç vakte kadar Atatürk. Metrdotel Amerikalıların yanına giderek Atatürk'ün çağrısını bildirdi. sonra Süreyya konuklara şunu sordu : Siz Türkiye'de nereleri gördünüz? Gazeteciler şu karşılığı verdiler : gördük.

Efes. Belkıs yıkıntılarını dolaştıktan sonra Ankara'ya gidiyorlar. çok nazik ve centilmen bir devlet başkanı olduğunu söylemekte. böylece Türkiye'yi daha yakından tanımak fırsatını elde etmiş olursunuz. konukların bulunduğu sofraya smoking giyerek geldiğini yazıyorlardı. — Teşekkür ederiz. yüz altmış beş gazeteye birden gittikleri yerden yazı yazarlarmış. Birkaç gün yayınladılar. Konuklar gezdikleri yerleri anlattılar.172 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ — Türkiye yalnız İstanbul değildir. Kabul eder misiniz? ku görüşme yaptılar. Bunun üzerine Süreyya Bey konukçu olarak A- merikalı gazetecilerin yanına veriliyor. Memnuniyetle kabul ediyoruz. İzmir. manevra alanına bağlanan bir telefon hattıyla Amerikan Başkonsolosuyla da bir döndüler. Antalya. Bu iki kadın. bir manevraya götürüldüler. Birkaç gün de orada kaldıktan sonra İstanbul'a dönüyorlar. Oysa Atatürk'ün o gece düz bir lâcivert elbise vardı üzerinde. Dolmabahçe Sarayı'nın çiçekler içindeki güzelliğini A-tatürk'ün. Amerikalı gazeteciler İstanbul'a dönüşlerinde Dolmabahçe Sarayı'nda yeniden Atatürk tarafından kabul edilip. Sizi onbeş gün memleketimde misafir etmek istiyorum. Askerî manevraları hayranlıkla seyrettiler. Bir a-ra. Türkiye izlenimleri günlerce Amerikan basınında yer aldı. Bu zaman içinde istediğiniz yerleri görmekte serbestsiniz. Amerikalı öğmekteydiler. GİZLİ DEFTERİ 131 tu sonra py Amerikalı ıld gazeteciler ı ız memleketlerine . Bir gün sonra konuklar. Sofra gece saat yir-midörde kadar sürdü. yemeğe alıkondular. Bunları bizim gazetelerden de bazdan çevirip gazeteciler yazılarında Atatürk'ten hayranlıkla sözetmekte. Atatürk büyük bir dikkatle bunları dinledi. Eksik edindikleri bilgileri tamamladı.

dedi. O gece otuz . Bira fabrikası yapılsın. Birkaç gün sonra piyango çekildi. içki yapan yerli fabrikaların kurulması düşüncesi savunuluyordu... Kadehler havaya kalktıkça çeşitli ÇANKAYA Köşkü'nde ara sıra da poker partisi olur ve Atatürk oyun sonunda py ıld «SİZ SENYÖRSÜNÜZ» ı ız .görüşler ortaya atılıyor. Yalnız benim biletime amorti çıkmıştı. Sonunda hiç birini gözü tutmamış olacak ki.. güzel. Yaverler.. son umut olarak bir «Tayyare Piyangosu» bileti (!) alınmasına karar verildi. ku TAYYARE PİYANGOSU — Kimin şansına çıkarsa.Atatürk'ün aldığı da içinde . sermaye konusunda ileri sürülen istekleri gülümseyerek dinliyordu. Ama gerekli yatırımı nereden bulacağız ? Atatürk. Önce bir bira fabrikasının kurulması tartışılmağa başlandı.kırk kadar bilet alınmıştı. Bütün biletlerin parasını da Atatürk verdi: Dedi. Bu yarışta hepinizi geride tu BİR akşam sofrada içki üzerine konuşulu-yordu. Sonucu öğrendikten sonra da : — En bıraktı. Fakat . şanslı adam Çelebi'ymiş. Atatürk. sofracılar.biletlerin hiç birine bir şey çıkmadı. bununla bira fabrikası kuracağız. ahçılar onar liralık bilet aldılar. yine bir gece sofrada biletlerin ne olduğunu sordu.

Hepsi vekil. Ona da: Say!. Bir akşam yine Köşkte yeşil çuha masanın çevresinde on . Hemen saydım: kalmıştık. Ne aile geçindiriyorsunuz. Paraları bize verecek sanmıştım. Keşki senyör olmasaydık da. antrede çıkanlara kendi eliyle dağıttı. milletvekil-leri Atatürk'ün elini öpüyor. Atatürk yatmağa gittikten sonra İbrahim'e dönüp: — Meğer biz senyörmüşüz de haberimiz yokmuş. Onlar birer liraya aldılar. Meclis dağılırken. çıkıp gidiyorlardı.. bakanlar. Diye geri aldı. tu «REİSİCUMHURLUK YAPAMAZSIN» Conker.. O da ku NURİ — Oniki efendim. Atatürk elindeki paraları. şakalarına katlandığı bir çocukluk ar- py ıld ı ız . Gazi'nin sofrasında yeyip içiyorsunuz. Paraları çekip ondan da geri almasın mı?. Sonra bize Ben bu paraları size verebilirim. Ama para bitmemişti. Kalan demeti bana uzatarak: — Kalanları say.. Onun aşırı giden hareketlerine kızmaz. Derken para bitiyor. Atatürk'ün nazını çektiği. ne de masrafınız var. O sırada İbrahim sevinmiş. patavatsızca kırdığı potları hoşgörür. poker oynuyorlar... kadaşıydı. Diye emir verdi.. Diye takıldım. Orada İbrahimle ikimiz Ver. Sonra İbrahim'e uzattı. en koyu tenkitlerine bile katlanırdı.. Siz senyörsünüz. Dedi. mebus.. o paralar bizde kalsaydı. O zamanlar üzerlerinde kurt resmi olan yeşil bir liralıklar vardı. Nuri Conker Atatürk'e takılır. İhtiyaç içindeler. Fakat öyle yapmadı : — — — dönerek : — sizin paraları ona vereceğini sanmıştı. Dedi... ama vermem.onbeş kişi kadar toplanmışlar. kızdığı zaman damarına basar. Fakat durumunuz iyi onlardan. Paraları saydıktan sonra: Oniki efendim.. Dedi...171 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ çok zaman kazanırdı.

Ben böyle mi söylüyorum? Diye sordu.. Dedi.. Geç otur bakalım koltuğa.. Kendimi topladım. koltuğuna oturdu. Nuri Conker arada bir: — Paşam. Dur tu hiç py ıld ı ız .. Herkesin yüzünde bir gülümseme....... Söyle bakalım önce ne yapacaksın?. çekilsen de. o koltukta biraz biz o-tursak. hemen taşı gediğine yerleştirdim: — Aşağı yukarı böyle oluyor Paşam. Fırsat bu fırsat deyip. Dedi.172 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ punduna getirip. Hem senden daha iyi idare ederim. — Olurum. ku Öyleyse prova Conker Nuri edelim. Nuri Conker'e dönüp : ben yine yerime geleyim. Çevresini şöyle bir tepeden bakışla süzdükten sonra bana dönüp : — Hayvanlar. yemek getirin.. Bunun üzerine Atatürk.. — Hayır.. Diye cevap versem bu biraz da dalkavukluk olacaktı. bu çocukluk arkadaşına yapmadığını bırakmaz. Diye takılırdı....... Bir akşam yemeği sırasında sofranın en neşeli anında Atatürk. yine bu şekilde şa-kalaşan Nuri Conker'e dönüp: — Sen Reisicumhur olabilir misin? Diye sordu. Bana dönüp : — Çelebi Efendi. Sen Reisicumhurluk yapamıyacak-sın.. adeta onu deli ederdi. Şimdi istifini bozmadan keyifle Atatürk'ün — Anlaşıldı. Atatürk te gülüyor. — sen Reisicumhursun.

.. Bir sürü insan et-rafını çevirmiş. Halkın içinde şöyle bir koltuk meyhanesinde.. Ne rakıyı.. Resmî kişilerin arasında kendi aristokrat ağzından sofrasından duymuşumdur. halkın arasında tu sıkıldığını. girdiniz... Ata'nın bu içten yakınmalarını kendiniz başıyla ka-fese onayladıktan sonra şöyle karşılık verdi : — Paşam. dileğince içebilmek. halkın yaşadığı gibi yaşayamamaktan Şöyle Karaköy'deki meyhanelerde oturup.. törenli şekilde yaşamaktan.. Bıktım bu resmî hayattan. ne suyu rahat içebilir-sin.. Diye hür olma isteğini ortaya koyuyor ve şöyle ekliyordu : — Tokatlıyan'da oturuyorsun. onun için ne vazgeçilmez bir tutkuydu. Cumhurbaşkanı olduktan sonra hep böyle bir yaşamın özlemini çekmişti. halkın arasında onlar gibi yaşamaktı. herkese hürriyet verdiniz.176 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ATATÜRK'ÜN bütün isteği özgür olmak. ku Bir gün yine Atatürk. sonra aklına esince bastonunu a-lıp Avrupa'ya gitmek ne iyi olurdu. bâzı KAFESE GİRDİ py ıld kereler ı ız BENİ OY VERMEĞE YOLLUYOR . Salih Bozok. acı acı yakınıyor : — içmek..

. ku — Serbest Fırka'danım... Sofracı hiç çekinmeden: hoşuna gitmişti : soru : — Ya sen hangi fırkadansın? İbrahim.. Sofracı Ali Bebek'e : — Hangi fırkadansın? Diye sordu. Dedi.. 1930 yılı içindeydik.176 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ lamak için karşısına çıkan herkese hangi partiyi tuttuğunu soruyor. ne olur.. Dedi.çim öncesi Atatürk. 13 . ondan yanayım.. alacağı karşılığı değerlendirerek. Sonra baçsofracı İbra-him'e de ayni tu SERBEST Fırka'nın kurulduğu yıldı. ne olmaz diye politik bir kar-şılık vermeği uygun görmüş olacak ki: — Okkalığı kim büyük verirse. Hemen bana seslendi: — Sen Serbest Fırka'dansın. Atatürk ye-mekteydi. Se. halkın e-ğilimini anlıyordu. — Değilim... halkın nabzını yok- py ıld ı ız F. Bu karşılık Atatürk'ün çok — Pekâlâ. yurdun politik tansiyonunu ölçmeğe çalışıyor.. Derken o sırada içeri ben giriyordum.. Bravo!.

. Bunun cevabı şu oldu : — Hayvan anlamaz ki. — oyumu kullanmadım. Ama ertesi günü gidip te tu Cumhuriyet ÇANKAYA'DAKİ Köşkte bir akşam sofrasında Hukuk Fakültesi profesörü Sadri Maksudî bulunuyordu. O konu orada kapandı. Sadri Maksudî'ye dönüp : — Siz profesör değilsiniz. Bu kez : — — Halk Fırkası'ndan. Adının Denizcilik Bankası mı. Dedi.. Yarın git.178 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Atatürk bana üç defa «Serbest Fırka'dansın» demiş.. Belediye seçimlerinde Yalova sırtlarındaki evimin önüne elektrik getiren Halk Partili Belediye Başkanına gidip oy verdim. Ondan da değilim. Diye karşılık verdim. ben de üç defa «Değilim» karşılığını vermiştim. Ne işim vardı. profesörü de can evinden vurmuştu... bir oy verilmez mi hiç?. yoksa Deniz Bank mı olarak kalması tartışıldı.. yolundaki emrini tam kırkbeş yıl sonra yerine getirdim. de görüşüldükten sonra söz sırası Denizyollarına geldi. Çeşitli konular üzerinde py Halk Partisi'ne oy vermem «PROFESÖR DEĞİLSİNİZ» ıld ı ız . herkesi şaşırtmış. Hepimiz put gibi yerimizde dona kalmıştık. Yeniden beni çağırdığını duydum: — Sen Halk Fırkası'ndansın. Atatürk bir ara. bir şeye sinirlenmiş o-lacak ki.. Nur veriyor evimin yanına. reyini Halk Fırkası'na at!. Dedi.. Bu beklenmedik sesleniş. Türk Dil Kurumu'nun deyimleri üzerinde duruluyordu... Aradan bir iki saat kadar geçmişti.. Sadri Maksudi Deniz Bank'ın gramer kurallarına aykırı olduğunu savunuyor ve bu düşüncesinden bir adım bile geri gitmiyordu. konuk olarak Peki.. Ertesi gün seçim vardı. ku Atatürk'ün...

Şimdi ben kalkıp burada «Siz kumandan değilsiniz» dersem ne olur?.. Bir süre sonra da Sadri Maksudî'nin milletvekilliğinden ayrıldığını duyduk. ben profesörüm. Az sonra da sofra dağıldı. Hem de Türkiye'de değil. Olmazsa gider orada dersimi veririm... İsviçre'de de bana kürsü vermişler.178 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Bir an süren şaşkınlığından kurtulan Sadrî Mak-sudî'nin kendini toparlıyarak Atatürk'e şu karşılığı verdiği görüldü : — Hâşa... Sadri Maksudî'nin elinde şarap kadehiyle söylediği bu sözlere Atatürk karşılık vermedi... Kumandanlığınız elinizden alınır mı? Ama kumandanlara kürsü vermediler daha. ku tu py ıld ı ız .

müstahdem için ayrılmış yerler vardı.GİZLİ DEFTERİ 181 sofrada. takılmaların py ıld ı ız . yerinden memnun musun? Diye sordu. Pek rahat ta sayılmazdık. Diye karşılık verdim.. Biz de başsof-racı İbrahim. Üç dört kişi bir arada yatardı. uşak olduğumuza bakmadan yaptığı şakaların. Atatürk. Karşılığını alınca 1928 yılında İstanbul'dan Ankara'ya ilk gidişimde bir gün tu arasında «BİRBİRİMİZDEN AYRILMAYALIM» ATATÜRK. Böyle olduğu halde : — Çok memnunum Paşam. gibi konuşmasına şöyle devam etti : ku konukların — Sağolun Paşam. Köşkte şoförler. da düşünceli bir halde uzaklaşırdı. dışında yalnız gördüğü zamanlar da bir eksiğimiz. hiç bir eksiğimiz yok. isteğimiz olup olmadığı ısrarla sorardı.. yanında çalışan bizlerle sık sık ilgilenir. İki Ali'ler ve ben dördümüz ayni yerde kalıyorduk. Atatürk : — Çelebi efendi. bu sözlerimi duymamış.

. Ama O zaman gelecek..178 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ — Burada belki rahat değilsiniz. ku — Yarın yüz lira alırsın. Ben de rahat değilim. Belki beş lira alacaksın. O zaman da birbirimizi Bu sözler. — Elli lira. Reisicumhurluktan bırakmıyalım.. Ben yeniden: — Rahatım Paşam.. Atatürk'ün hizmetkârlarına bile ne kadar bağlı olduğunu ve onlardan ayrı kalmak istemediğini açık seçik gösteriyordu... alamıyacaksın..... Bunun üzerine A-tatürk : — Kaç para alıyorsun? Diye sordu. bu ben çekileceğim. Ama her şey zamanla düzelir. Dedim. zaman belki parayı tu py ıld ı ız .

Bir gece sofrada Peygamber üzerine bir konu açılmıştı.. KİMSE ONUN KADAR GÜZEL «ALLAH» DİYEMEZ DİN konusunda Atatürk'ün tam anlamiyle lâik olduğu söylenebilir. Ordu'ya katıldıktan sonra da cepheden cepheye koşmaktan namaz kılmağa vakit bulamamış. Peygamber'leri küçültmek isterseniz kendiniz küçülürsünüz. Paçavra falan öpmemiş. soldan geçmiş. gelenler onu öperlermiş. bu konuşmalardan sıkıldığını belli etti. Allah ve Peygamber yapılamazdı... Kimsenin inan- py A-tatürk'ün ıld yanında ı ız tartışma konusu . abdestsiz olarak toptan namaza giderlermiş. Atatürk Harbiye'de okurken. O'nun için dindar bir adam denemez. bir paçavra sallar. yobazlara. Atatürk. Anlattıklarına göre II. Bir selâm çakıp. Abdülhamit'e genç subaylar el öpmeğe gelirmiş. Padişah el vermez. Bir gün huzura genç bir subay çıkmış. O'na yaranmak için Peygamber'i küçültür şekilde konuşmalar yapıyorlardı. Elini masaya indirerek : — Bu bahsi kapatın. din kavramının sömürülmesine izin vermezdi. Dedi..GİZLİ DEFTERİ 181 cına karışmaz. ku tu konuları. softalara çok kızar. dindar kişilere saygı gösterir. Padişah : — Kim bu adam?» Diye sormuş. Atatürk'ün dindar olmadığını bilenler.

Hem de alayla. İnanışı samimiydi.. Lâikliği başarmıştı. ku tu py ıld ı ız . Benim.. Herkes çekilip yapayalnız kalınca gökyüzüne bakar. Miraç bölümünde «Göklere çıktı Mustafa» denince gözleri yaşarırdı. Öyle «Allah» derdi ki yalnız kalınca. Böyle güzel «Allah» diyen adam yoktur. Demişler. Oruç ta tutmadı. — Sürün bu adamı. Cumhuriyet'in ilânından birbirinden ayırınca rahat çevresindekilere de aşılamağı sonra din ve devlet işlerini bir nefes almıştı. Bence Allah'a i-nanıyordu.GİZLİ DEFTERÎ 183 — Mustafa Kemal. fakat Kadir gecesi ağzına katresini koymazdı. Sultan Hamid'in Yıldız Sarayına gidişi gibi. O zaman hemen kolonya götürürdük. kendi kendine «Allah» derdi. Saygısı büyüktü. Kadir geceleri sofra bile kurdurmazdı... Ramazanlarda içki içer. O'nun gibi kimse diyemez. yanında bulunduğum süre içinde hiç namaz kılmadı... Bazan Mevlût dinlediği de olurdu. Abdülhamid O'nu sürünce bir Cuma namaza gider.

Muhafız Alayının sahasında oynanıyor..... Millî Takım kalecisi Hüsamettin gelen şutleri geri çeviriyor. durmadan: — Neden yenildik? Diye soruyordu... — Anlattım. — — Yenildik. Rengim atmış. Olur iş değil.. futbol karşılaşmalarını gazetelerden izlerdi. Atatürk'le karşılaştım. önce 2—0 dık.. Dedi. Rus maçıyla da fazla ilgilenmiş. İstanbul'daki maçlarla da «Bak.. Can kulağıyla dinledi. Rus kalesine golleri sıralıyor. Diye karşılık verdim.184 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ANKARA'DA Türk-Rus millî maçı oyna-nıyor. te ondan. yakından ilgilenir. ne olduysa oldu. Ruslar iki gol atıp 2—2 oldular. Tam kazanmışken. Yıl 1928. Nasıl yenildik?. Sonra 2—1 olduk.. O zaman stadyom falan yok. maçta yine hâdise çıkmış» diye ilgisini belirttiğini hatırlarım.. Atatürk maça gitmez ama tu py YUNAN MAÇINDAN SONRA ıld ı ız . Yenilince çok üzüldüm. Köşke döndüm. son dakikada yenil. O da benim kadar üzüldü. Atatürk bir süre düşündükten sonra: — Galibiyetten mağlubiyete geçmek çok zoruma gitti.. Maçın bitimine on dakika kala. Santrfor Vahap. — Bizimkiler onların ayarına gelememiş. ku RUS MİLLÎ MAÇINDA Ne o Çelebi Efendi? Diye sordu.

Fenerbahçe maçı 1—O kazanıyor. Bizim çocuklar çok güzel oynadılar. Atatürk sesimizi duymuş. Ballandıra ballandıra anlattım. Bunun üzerine sahaya atlayan bir subay da kaleciyi dövüyor. maçı yüksek sesle tartışırken. tu py ıld ı ız . Olaylı maç iki gün sonra yenilendi. Sağ açık Fikret kaleye giren topu çıkarmak isterken. bu yenilişe içerleyen kaleci.186 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Fenerbahçe ile maçları var. O sı-rada Yunanlıların Apollo takımı gelmiş. Ankara'ya döndüğümde arkadaşlarla oturmuş. Yunanlıları 2-0 yendik. Daha stadyom yok. Baraka gibi eski Taksim Kışlası'nda oynanıyor. Yanımıza gelip bana: — Maç hâdiseli geçmiş. bir yumruk atıyor. Çok heyecanlı bir maçtı Allah için. Millî hislerim ayağa kalkmış subayın Yunan kalecisini nasıl dövdüğünü anlatıyordum. ku İZİNLİ olarak İstanbul'a gelmiştim. soldan Rebii ortalıyor. topu Yunan kalesine sokuyor. öyle mi? Diye sordu. Böylece maç 2 — 0 bitiyor. santrfor Necdet sol vurup. Sağaçığ Leblebi Mehmet topu ortalıyor. top Yunan ağlarında.

İnsan kendini böyle unutuyor bazan... Atatürk'ün yanında serbestçe konuştuğumuz ve O'nun da bizimle sık sık şakalaştığı için şımarmıştık. Dedi.. O'nun keyifli halini görünce herşeyi olduğu gibi söylerdik. — Hapsetmişler. kaç para eder senin Sakarya Harbin. ku tu py ıld ı ız . O gün de bir coşkunluğuma gelmiş olmalı ki: — Yunanlılar öyle perişan oldu ki. sonra söylediğime.. gerçi bir şey demedi ama. Dedim.. Atatürk. — Yerini değiştirmişlerdir. Diye karşılık verdim.GİZLİ DEFTERİ 183 — Subayı kimbilir ne yaptılar? Dedi. söyleyeceğime bin pişman oldum.. O da bundan hoşlanırdı.

Kılıç Ali'ye dönüp şöyle dedi: — Onlar gençtir. Abdülhak Hamid'i ayağa py ıld ı ız KAFA ÖLÇÜSÜ . Ankara'ya geldiğinde orada otururdu. Bir süre sonra Ankara'daki bir davette Atatürk yine Şair-i Âzam'la karşılaşmış ve Lüsyen Hanımı dansa kaldırmıştı. Lüsyen Hanımı dansa kaldırdı.. Atatürk. Sen bana An-tep'i nasıl kurtardın. bu hanımla bir süre dans edip konuştuktan sonra büfeye doğru gitti. onu anlat. Sonradan da milletvekili olmuştu. ku LÜSYEN HANIMI ÖPÜŞÜ Yalova'da Büyük Otel'de bir balo veriliyordu. Hâmid'in ölümünde de «Şair-i Âzam'ın askerî merasimle kaldırılması» için emir verdirmiş. Dans bitince yerine oturturken de yanağına bir öpücük kondurdu. gazetecilerinden İzzet Melih ve eşi de konuklar arasındaydı. kendisine özel bir ilgi gösterirdi. Marmara Köşkü'nde bir de yer vermişti.. büyük şairin cenazesi de top arabasıyla kaldırılmıştır. Onlar pistte dönerlerken Abdülhak Hamid. O çağın tu TARİH Kurumu ve Dil Kurumu toplantılarında Atatürk. bırak eğlensinler.186 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ kalkarak «Üstad» diye selâmlayıp yer verir. Abdülhak Hamid ve eşi Lüsyen Hanım da oradaydı.

Odadakiler sıraya girmişler. o zamanın Millî Eğitim Bakanı olan Dr. Dolikosefal mi... Brakisefal mi? Yani biz hizmetkârların konuşmalarına göre hayvan mı. O hayvan kafasıdır. bunu giyecek olanların kafa ölçüleri de ortaya çıkmıştı. herkes şapka giymeğe başlamıştı. Alındığımı anlayınca gülmeğe başladı. kafasına. O melon kafa-nın ku Öbürlerinden önce başım ölçüldü.185 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ŞAPKA Devriminden sonra fes bir kenara atılmış. Tekrar dalıma basarak: — Baksana Çelebi'nin benimkiyle ilgisi var mı? Dedi.. 1930 yılında Ankara'dayız. başlamıştım ki Atatürk: — Olmaz!. Atatürk Reşit Galip'e: — Çelebi'ninkini ölç..... Atatürk'ün başı ölçüldü ve 81 geldi. yoksa insan mı? Hatırımda kaldığına göre 77—79 gelen kafalar dolikosefal... Şapkayla beraber. 81 çıktı. Bir yanlışlık olmasın. Dedi. başlarının ölçülmesini bekliyorlar. 81 den ileri olanlar da Fordman Brakisefal. Dedi. Sevinmeğe tu py ıld ı ız . Nerdeyse ağlıyacaktım. elindeki bir makineyle herkesin kafatasını ölçüyor. Reşit Galip..

ku Halk. Büyük bir kalabalık çevremizi saryakından görebilmek için toplanmış.. Diye bağırmağa başladı. Atatürk halka dönüp: — Alaturka mı.. Hepsi doğrudur. çağırış gırla gidiyor. birbirinin üstüne çıkıyor. Ben açık içiyorum. Dedi.. Bağırış. O zaman Atatürk. karşısında coşan. Bana... BİR gün sofrada kadınlar üzerine görüş-meler yapılıyor.. Sizinkinden bir fazla değildir yaptıklarım. Ben bunların hepsini yaparım. Siz de benimle beraber içiyorsunuz.. şunu bunu yapar diyorlar. orada bulunan herkese dağıtt'm. Sakarya motorunu çağırdı: — Rakı... Vaktiyle padişahlar gizli içerlerdi. alafranga mı istersiniz? Diye sordu. Deniz kızı Eftalya gelene kadar müzik çalacaktı. şarap ne varsa hepsini halka dağıt. Herkes ayrı bir şey istedi. sevgi gösterisi yapan halka doğru kadehini kaldırarak şöyle konuştu: — Vatandaşlarım. mış. Buna rakı derler.GİZLİ DEFTERİ 186 «BEN DE SİZİN GİBİ İNSANIM» MODA koyundayız. Kalabalığın çemberi gittikçe daralıyordu. da bir şişe bırak. O sırada futbolcu Fazıl gelmişti.. Benim için rakı içer.. Atatürk'ü tu py «MARİFETMİŞ GİBİ EVLENMİŞİZ ıld ı ız .. kadın konusunda ortaya atılan düşünceleri Atatürk dikkatle dinliyordu. Kalanını da ona verdim. Ben de ne kadar içki varsa.. Yaşasın be. Çok sevindi: — Gazi bize rakı verdi. Yarım bardak kadar rakı kaldı. Karşılıklı içiyoruz. ben de sizin gibi insanım. Hepimiz eşitiz. Sıcak bir yaz akşamı. Neticede unutmayın ki.

ku tu py ıld gibi ı ız da evlenmiştik. karı koca ay-rılıverirdi. Bizim Lâtife Hanım Avrupa'da tahsil etmiştir. Hususî hayatıma nüfuz edemez. O'nun özel hayatıyla ilgili bölümdü. sosyetik misafirleri nasıl kabul edeceğini bilir.. aydın kadındır. yabancıyı görür görmez havlayarak üzerine saldırdı.. Lisan bilir. konuştuğunu hatırlarım: — Biz de bir zamanlar Daha sonraları evlenme konusu açıldığında Atatürk'ün şöyle marifetmiş Merasimlerle evlenmeyi bir marifet sanmıştık. Eskiden boşanma çok kolaydı. Okuduğu sayfa. Hayvanı tutmak istedimse de başaramadım. — Bu İngiliz benim evime giremez.. Biz de arkasından gidiyorduk. dedi mi.. kültürlü. 1926 Boş ol. Atatürk otomobilden inip. Atatürk'ün Lâtife Hanımdan ayrılışı. Ona bunları olsa olsa o yazdırmıştır. biraz yürümek istedi. İngiliz. hususî hayatımı bilir ama bir yere kadar bilir.. Medenî KÖYLÜNÜN EŞEĞİ . GÜZEL bir sonbahar günü Etimesut Çiftliğine gitmiştik. Şeklindeki öğücü sözleri çok kişinin kulağından gitmemiştir.GİZLİ DEFTERİ 187 Bir erkeğin beraber yaşadığı bir kadından ayrıldıktan sonra onun için yakışıksız sözler söylemesinin Atatürk aleyhindeydi ve israrla bu düşünceyi savunuyordu. Kitabı okuyunca kaşlarının çatıldığını gördüm. — Bizim Lâtife Hanım kraliçe gibidir. Bir gün Atatürk'e Armstrong'un kitabını getirdiler... sefir ağırlar. Atatürk'ün evliliği kısa sürmüş ve Lâtife Hanımdan ayrıldıktan sonra bile. Dedi. Kanunun çıkışına da yol açmıştır. yeri geldiği zaman ondan saygıyla söz etmeği alışkanlık haline getirmişti.. Atatürk'ün köpeği Foks. O sırada karşı patikadan eşeğiyle bir köylü belirdi.

Dedim.. Kimin biliyor musun ?. elin-deki sopayı olanca hızıyla Foks'a doğru salladı.. Şu sopa fırlattığın köpek yok mu?.. Gerçekten de öyle. söylediklerimi dikkatle dinledi.. bu da benim eşeğim. Sonra şu beklenmedik karşılığı verdi: köpek daha bulur ama.. Bereket sopa hayvana gelmedi. O Gazi'nin köpeğiyse. Köylü doğru söylemiş. uzaktan köylüyle tartıştığımızı duymuş: — — Ne oluyor orda? Diye seslendi.. O sırada.GİZLİ DEFTERİ 188 Bir anda ne olduğunu anlıyamayan köylü. tu py ıld ı ız . Diye çıkıştım.. Dedi. İstifini bile bozmadı.... Bunu duyunca köylünün korkudan oradan sıvışacağını sanmıştım. yürüyüş yapan Atatürk. geçenlerden habersiz. Gazi bir Eşeğin kendisine ait olduğunu söylüyor bu köylü.. Yanına gelince de olayı başından sonuna dek anlattım. Hemen köylünün yanına koştum: — Sen çıldırdın mı be adam?. Kızacağını sanmıştım. Atatürk. Başını sallıyarak: — daha nerden eşek bulacak?. ben bir eşek daha alamam..... Bir ku — — Köylü dikleşerek sordu: — Ne olmuş sanki? O köpek Gazi'nin köpeği...

Biri devrin Cumhurbaşkanı. süre sonra Çankaya Köşkü'nde gösterdiler. Bir de ne görelim? Koca sürünün ortasında iki silindir şapkalı adam. film başladı.. Işıklar söndü. Sürünün arasında silindir şapkalı..192 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ AMERİKAN Büyükelçisi. öbürü Amerikan Büyükelçisi. Fox Movitan. Çoban onları görünce film korkudan sürüsünü bırakmış. Emrini verdi. Atatürk'ün filmi çekilecek.. Biz de arka tarafta ne oynıyacak diye merakla bekliyorduk. SİLİNDİRLİ ÇOBAN RUM KADINIYLA KAVUNCU py ıld Atatürk'le.. Çiftlikte koyun.. eğriliyor.. Atatürk'le bera. Kimse görmesin.. keçi... Dedi ku tu çekiliyor. Amerikan filmi ortadan elçisinin kaybolmuş.ber çiftlikte. ceketataylı iki adam. Ben ne yapmışsam Sefir de aynini yapmış. Ataürk'ün ne diyeceğini merakla bekliyor... kuzu... doğruluyor. Öylesine garibime gitti ki.. Herkes.... ı ız Atatürk'e . Sürünün içinde şapkalı çobanlara benzemişiz. Biz burda gördük yeter. Böylece Bir sürünün arasındaki hareketleri filmde yer alıyor.. yürüyor.. Işıklar yandıktan sonra Atatürk: — Aman bu filmi göstermeyin..

motorlu araçlarla gezilmesi yasak. İçten gelen sevgi gösterileri yaptı... kalabalığı yaranlar eğilip elini öpüyorlardı. İskelede Atatürk'ü büyük tu py ıld ı ız . F.. Oysa Adalarda tekerlekli. Herkes yolda Atatürk'e çiçek atıyor. Fakat Atatürk.. Vapur iskelesine bir otomobil yanaştırmışlar. 13 ku BİR yaz akşamı Büyükada'ya gitmiştik. Sonra iki dizi halinde sıralanıp kendisine yol açan kalabalığın arasından yürüyerek otele geldi.. Ata'nın binmesi için. Bir servis masası üzerindeki rakıyla leblebiden alıp. Dedi. Atatürk. otomobili görünce şöyle sordu: — Adada otomobille dolaşmak yasak değil mi? Sorusunun karşılığını daha beklemeden: — Kaldırın bu otomobili. Splandit Oteli'ne gidilecekti. 1936 yılıydı.192 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ bir kalabalık karşıladı. elleri arkasında bir aşağı bir yukarı dolaşmağa başladı. Otelin alt kat terasında çok güzel bir sofra hazırlanmıştı. halkın coşkunluğunu görünce bu sofraya pek iltifat etmedi..

Atatürk merdivenlere doğru yürüyünce kalabalık arasında yeni bir kaynaşma oldu. Kadının yanında kocası. Sonra Rum kadınına.. Kadın çok güzel dans biliyor... Sonra Rum kadınıyla gelen erkeğe beraber dans etmelerini söyledi. babayani kılıklı. Çok güzel dans oldu. Uzun boylu. Pejmürde kıyafetli kavuncuysa hayatında hiç dans etmemişti. uzan boylu. birden gözüne çarpan sakallı kavuncuyu eliyle işaret ederek yanına çağırdı. bravo. Dans bittikten sonra Atatürk. başıyla «hayır» işareti yaptıktan sonra parmağıyla yeniden kavuncuyu işaret etti. ku tu py ıld ı ız . «Hayır» cevabını alınca onu dansa kaldırdı.194 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Balkonun önü çepeçevre insanla doluydu. kırçıl sakalı göbeğine kadar inen böyle bir kavuncu da sırtındaki küfeyle kalabalığın arasına sokulmuş. Yanındaki bir iki genç «Ben mi. bir Cumhurbaşkanı tarafından çağırılacağını aklının ucundan bile geçirmediği için yerinden kıpırdamadı. İçki içip içmediğini sordu. Yukarı sıçrayıp yeniden başladılar el öpmeğe. kavuncuyla dans etmesini söyledi.. toplanan halk alkış tutuyordu. O devirde sırtlarındaki küfelerle mahalle aralarında dolaşan seyyar kavuncular vardı. Orkestra hiç durmadan çalıyor. Atatürk'ü görmeğe çalışıyordu. kavuncunun sırtındaki kü-feyi çıkarttırdı.... Dedi. ellerini çırparak. O sırada yukarı salonda orkestra çalıyordu. Gözyaşartıcı bir manzaraydı bu. pistte döndükçe kıvrak hareketleriyle göz kamaştırıyordu. Kavuncu bir anda kendini pistin ortasında bulu-verdi. — Bravo. dolgun vücutlu çok güzel bir Rum kadını.. ya da yakını olduğunu sandığım bir erkek vardı. birbirleri-nin başları üzerinden bakmağa çalışıyorlardı. Atatürk. Atatürk. Atatürk kadını yanına çağırdı. Bu iki ayrı toplum katının insanının birbirine sarılarak dansedişleri görülecek şeydi. Kavuncu. Her çeşit insan Atalarını görmek için toplanmış. oradaki herkes gibi Atatürk'ün de dikkatini çekti. Bu kez onlar dansa başladılar. «Acaba kimi çağırıyor?» gibisinden sağına soluna bakındı. Rum kadınıyla dansını bitiren Atatürk. Kalabalığın arasında siyah dekolte bir elbise giymiş. ben mi?» diye ortaya fırladılar. Ne olduğunu anlıyamadan çevresine şaşkın şaşkın bakınıyordu.

bir küfeciyle de dans ettirmesini bilirim» demeğe mi getirmişti. Bunu bir türlü çözemedim. ku tu py ıld ı ız . sınıfsız bir kitle» olduğumuzu göstermeyi mi? Yoksa o zengin kadına «Ben istersem seni bir Cumhurbaşkanıyla da.GİZLİ DEFTERİ 195 Atatürk. Büyükada'daki o eğlence akşamında zengin bir Rum kadınıyla yoksul bir kavuncuyu dans ettirmekle acaba neyi anlatmak istemişti? «İmtiyazsız.

orada bulunan Millî Eğitim Bakanına: — Bağdat'a Türk Tiyatrosu'nu gönderelim. Yıllarca bir arada yaşamıştır. Devlet Tiyatrosu henüz kurulmamıştı.. Toplantının sonunda Atatürk. Diye sordu. ekonomik ve kültürel görüşmelerde bulunuyordu.. Bakan bir an ne diyeceğini şaşırdı. Gidip orada mahcup olmak vardı. Yavaş bir sesle : — Hangi tiyatroyu göndereceğiz Paşam?.... Behemahal münasebetlerimizi art-tıralım» diyordu. Yabancı bir ülkeye yollanacak bir sahne gücümüz yoktu.193 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ «TÜRK TİYATROSU İŞTE ODUR» BİR Irak heyeti yurdumuza gelmiş.. iki ülke arasındaki kültür ilişkilerinin geliştirilmesini istiyor «Irak'la Türkiye kardeş memleketlerdir.... Bu konuşmadan kısa bir süre sonra Raşit Rıza Topluluğu Bağdat'a gitmiş ve orada temsiller vermiştir. Orda bir temsil oynanıyor mu? Oynanıyor. — — — — — Ankara'da bir Halkevi var mı? Evet var. Diye emir verdi. Ankara'da yapılan toplantılarda Atatürk. tu py ıld ÇELENGİ NEREYE KOYARSANIZ KOYUN ı ız . GİZLİ DEFTERİ 197 ku İşte Türk Tiyatrosu odur. Bağdat'a onu gönderiniz.

zamanla bozulmuş. Çanakkale'de dövüşen ve onbinlerce kurban veren devletlerin temsilcileri de gelmişlerdi... bir Türk tu py VİYANA'DAN GELEN KOLTUK ıld ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ ı ız . abidesidir. Çelengi nereye isterseniz oraya koyun. Fransız ve İngiliz meçhul asker anıtlarına çe-lenkler konulmuş. Ortalık çelenkten geçilmiyordu. Atatürk'ün o zamanlar bu anıta çelenk koyarken çekilmiş bir fotoğrafı da Harbi Umumî Mecmuası'nın kapağında yayınlanmıştı. O günkü törende çelengi koyacak bir yer bulamayınca hemen Atatürk'e koştular: — Paşam. o Türk kanıyla sulanmış bu toprakların her köşesi. komutan ve beraberindekilere dönüp: — Dedi. farketmez. Törene. bizim çelengi nereye koyalım? Diye sordular. günleri yaşar gibi dalgın ufka bakan Anafartalar Kumandanı.18 MART Çanakkale Zaferinin yıldönümü nedeniyle Gelibolu Yarımadasındaki şehitliklerin bulunduğu yerde düzenlenen anma törenine Atatürk te çağrılı bulunuyordu. Çanakkale Savaşları sırasında düşmana atılan mermilerden meydana getirilmiş piramit şeklinde bir de Türk anıtı vardı ki. ulusal. kendisinden cevap bekleyen Vali. marşlar çalınmış. VİYANA'LI odun uzmanı Horsmayster'in yaptığı mobilyalar Viyana'dan Ankara'ya gelmiş. fakat henüz bir Türk anıtı olmadığından Mehmetçik çelenginin konacağı yer konusunda bir duraksama olmuştu. Çankaya'da yeni yapılan köşke ku Tarihin en korkunç müdafaa ve hücumunun geçtiği alanda. kalıntıları da kaybolmuştu.

Pembe Köşkte o kadar güzel duruyorlardı havası ki. Hepsi birbirinden güzel şeylerdi. Atatürk uyuyordu. Ne güzel. Ne vardı bunu uzak tu py ıld ı ız .konmuştu. Bizim eski koltuklar daha rahattı. Yüzünü ekşiterek: — Hiç rahat değil. — Paşam. Dedim. yeni koltuğunun geldiğini söyledim.. Bu büyük koltuğu kapıya koyduk. Bana rahat gibi geldi. biraz önce tecrübe etmek için oturmuştum. Gelip koltuğa oturdu. Masalar kulanılama-dı. Sanki kemiklerim dinlendi. yerlerden getirtecek. Dedi. Uyanınca ona sürpriz yapacaktık. geçme mobilyaların ek yerlerini açmış.. özenle yapıldığı belli olan bir de koltuk vardı. Ama oturmasıyla kalkması bir oldu. Testereyle pimlerini kestilerse de sonunda bir işe yaramadığı görüldü... Dedi. Viyana'-nın için gelen havasıyla mobilyalar Ankara'nın birbirine uymadığı bozulmuş. Ne yazık ki.. Kalkmak bile istemiyordum. ne rahat koltuktu öyle. Koltuğu kaldırdık.. ku — Viyana'dan gelen eşyalar arasında Atatürk'ün oturması için Atatürk'ün uyumasını fırsat bilip hemen koltuğa kuruldum... Atatürk uyanınca koşup. Kuru hava. Bir daha da oturmadı.

— Ben tanımadığım adamın evine gitmem. Kendisini Bir ben — Ne çıkar? Hem orda içki de var. içmiyorum. Selânikli olan Rıdvan'ı çok sever...196 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ BERBER Rıdvan.. — Senin evlenmen lâzım.. Paşa'ya da söylerim.. gitmem diye uzun uzun çekiştik.. Selâm sabahtan sonra: — Vasfiye'yi sana yapayım mı? Diye bir soru attı ortaya. Atatürk'ün kızı diye anılan Ülkü'nün annesiydi. Atatürk'ü her gün traş etmiş adamdır.. Hadi bu işe «he» de.. Rıdvan'la gidersin. sonunda da kalktık gittik. Evde Fahrettin İçki Paşa'nın faslı tanımıyorum. başladı. beraberce berber Hami'nin evine gideceğiz. o da Ata'yı neşelendirmek için türlü bahaneler bulur.. — Hadi kalk. Duldu ve Köşkte Atatürk'ün hikmetine bakıyordu. Şükrü Kaya böyle oynar diye taklit yapılıyor. Atatürk. Vasfiye. Atatürk şöyle. Bizim konuşmayı duyan berber Rıdvan: ku BERBER RIDVAN'I KOVUŞU — İçki de içmem. her zaman takılır. — Başkasını bulamadın mı yâni? Diye sordum.. şakalaşır.. «Bu da nerden çıktı» gibisinden.. Derken berber Mehmet geldi. Rıdvan geldi: Dedi. Ama yaveri de varmış. sarhoş.. Kahvede bilardo oynuyordum ki. tu py ıld Herkes ı ız . Yani o meclisin tek ayık adamıyım. sabunlu fırçayı ağzına sokarak şaklabanlık yapardı.. Bol bol içeriz. Gramofonda pilâk çalıyor.

kazancın artar.. içerken benim taklidimi yapmış. Orada daha çok para kazanırsın. O günkü konuşma. Çelebi geçirdi.. Kovuluşunun nedenini öğrenemeden Rıdvan eşyalarını topladı.. Kendisini istasyona kadar ben götürdüm.. Ben alırım. Kendisini trene bindirirken teselli ettim... Ağzı dili tutuldu.. ayni soruları bu kez bana da sormağa başladı: — — — Rıdvan gitti mi? Gitti efendim.. çok sinirli bir halde ayakkabılarını bağlayan Rıdvan'ın başına çekecekle vurarak: — Defol git buradan. Rıdvan ne olduğunu anlıyamadı. Bunu haketmişti.. derli toplu buluyormuş. Biz de taş gibi donup kaldık. Geçenlerde içki Çok üzgündü....GİZLİ DEFTERİ 197 — Bu babalığı bana yap. yemeğini kütüphanede tek tu orada istikbalin iyi olur. Bunu öğrendi ya. Berber Mehmet'in dediğine göre kadın beni paralı biliyor. Cezasını çeksin. Akşam trenine bindirdim: — — — İstanbul'da kimsen var mı? Diye sordum. Bir sabah Köşkten çıkmağa hazırlanan Atatürk. Akşam Çiftlikten Köşke dönünce Rüsuhi Beye sormuş: — — — — Rıdvan gitti mi? Gitti Paşam. Kim geçirdi? Samimî arkadaşıdır.. da bakarsın. dedim.. anana py ıld ı ız . Vasfiye'nin kulağına gitmiş.. Dedi. Rıdvan'ın kendisine talip olduğunu duyunca atlatmak için bir fırsatını bulup «Sizin taklidinizi yaptı» diye Atatürk'e söylüyor. tam yemeğini önüne koyuyordum ki... Annem var Cemal. başına yemişti.. ku İnşalah O gece Atatürk sofraya inmemiş. Dedim. Söylentiye göre Vasfiye. Dedi.

bulamadım. o yemekte ben de vardım. Dedi. hemen bana: — Paşa affetti. Birçok kimsenin taklidi yapıldı.... yine de Bir yıl önce söylediklerimi unutmamıştı.. Rıdvan sadece sizin gülüşünüzü benzetmeğe çalıştı. Rıdvan'ı yeniden işe alması için. Bir yıl sonra İstanbul'a geldiğimizde Salih Beye söylettik....198 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ — Paşam. Git Rıdvan'ı bul. Araba tutup Rıdvan'ı berber dükkânlarında aradım. başıyla Rıdvan'ı işaret ederek şöyle dedi: — bizi tercih etti. Üzüldüğü belliydi. Rıdvan dışarda çok kazanmış ama..... Bir şey değil... Hem bu olayın üzerinden altı ay geçti.. ku tu py ıld ı ız . Rıdvan Ankara'da olsa demek ki geri alacaktı... Ama sizinkini yapmak kimin haddine?. Çelebi Efendi. Rıdvan'ın baktığı bir de anacığı var... Atatürk.. Atatürk'ten bu konuda izin almış olacak ki. Rıdvan ölünceye kadar Atatürk'ün hizmetinde çalıştı. Şimdiye kadar neredeydi o adamlar?. Öyle deyince gözlerini kapadı... Saraya döndüğümde bir de baktım ki Rıdvan orada.

Hüseyin. Bütün tanıdıklarım gözümün önünden bir şerit gibi geçip gidiyordu.. Lekeli olarak gitti. Karacaoğlan Caddesinde Hüseyin'e rastladım. Soruşturma başladı. Efendi. çözmeğe uğraşıyordum. İki üç hafta kadar önce bizde çalışan Şamlı Hüseyin adlı bir çocuğun kılıçlara dikkatle baktığını görmüştüm. Şamlı Hüseyin sıkı bir şekilde sorguya çekildi. iki kılıç dururdu. Beni görünce seslendi: — Çelebi çıkarılmış. O gün izinli olduğumu öğrenince: — Bize gidelim. Diye sordu. — Ne oldu pırlantalar?.GİZLİ DEFTERİ 199 zaman kilitli tutulan büfenin içinde Padişahlara ait madalya ve nişanlar bulunuyordu... Şüphelerimi söyledim. üstelik kumara da düşkündü. inceden inceye bakıyor.. bu vitrin camının önünde durmuş. Her misafir salonunda Hayretle büfeye yaklaştım. Kumar oynar kazanırdı. Orda bizden başka Bir yandan da kafamı çalıştırıyor. Dedi. Bir süre sonra da Köşkten ayrıldı.. Bir sabah baktım ki Atatürk. Dedim.. elmasları kimin çaldığını tu py kılıçların üzerindeki pırlantalar ıld ı ız .. kabzaları. Bu Gerçekten de kılıçların üzerindeki pırlantalar alınmıştı. kimse yoktu.. Vitrin camının üzerinde çaprazlama asılı.. içim hiç te rahat değildi. ku ÇANKAYA'DA eski Köşkün camekânlı bir büfe vardı. Kim çalacak? Çalsa çalsa hiz-metkârlar çalardı.. Dedim ama. Birkaç ay sonraydı. Bir seferinde kumardan altın kordon getirmişti.. Atatürk'ün dedikleri doğruydu. pırlantalı. Yaverlerde ayni şeyi düşünmüşler. Ayaküstü konuştuk.... — Bilmiyorum efendim.

. bir kız vardı. Sıcak kanlı.. Bunun üzerine: üstündeki pırlantaları bizim kızlardan biri almış. Dedim. ku gidiyoruz.. Yemek Nasıl rastladığımı. konuş çekinme.. Atatürk'ün yanında çalışanlar. çocuklarsa keman ve gitar çalıyorlardı.. — Çekinmiyorum efendim.. Akşam ayrılıp köşke döndüm. Eski arkadaş. Hoş beş ettik. anlattım. Deyince şaşırdım: — Aman efendim. Bu arada evlenmiş. takip edildiğimizi EDVAR BİYANGO ORKESTRASI 1929 YILINDA Ankara'ya Arjantin'den bir müzik topluluğu gelmişti. — Konuş. Rahat bir nefes aldım.. cana yakın insanlardı. — Evet. Karısıyla tanıştırdı. Sen de onu Marmara Köşküne davet et.. Kılıçların tu kimlerle görüşüyoruz. Edvar Biyango py ıld ı ız .200 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ çıkardı. madem ki.. O sırada yanımızda bulunan Cevat Abbas: — Çelebi. O gün Hüseyin'lere gittiğim haberi verilmiş olacak ki. o seni evine çağırdı... Orkestrası adını taşıyan bu toplulukta iki erkek. Hüseyin'e verip sattırmış... Hem Hüseyin gelse bile elin nikâhlı karısı gelir mi? Dedim. Bir oyuna gelmiş.. Hüseyin'le görüşmende bir mahzur yok. sofrada Atatürk birden bire bana: — Sen Hüseyin'i görüyor musun? Diye sordu. Kalktık gittik. Hayır mı diyeceksin?. Çikolata rengi kız şarkı söylüyor. Evine gittim.. Altından ne çıkacak diye bekliyordum. evine nasıl gittiğimi başından sonuna dek — Onun bu işte kabahati yok... Burası benim evim değil ki. yani bizler dışarı çıktığımızda nereye biliyordum. ağırla..

Keman çalan genç. Birçok güzel melodiler çalındı. Hem ne çalış. sınıfları geziyordu. Dedi. ku Bir gece Edvar Biyango Orkestrası Marmara Köşkü'ne Bizim İstiklâl Marşı'mızı çalabilir misiniz? Diye sordu.. Arjantin Orkestrası vardı. müzisiyenlere: — — O sırada Vasıf Çınar. Kırklareli'ndeki bir ilkokula uğramış. Arjantin tangoları o zaman pek modaydı.. Öğrencilerden birinin tu py ıld biri İNSANLAR ŞAHTADIR ı ız bitiyor. Deneyelim. Karşımızda ise bir Tangoların başlıyordu. Gözüm Atatürk'teydi. Yeni baştan başladılar çalmağa. çok güzel... O'nun da çok hoşuna gittiğini uzaktan hareketlerinden seziyordum.. Lâtin Amerikalı başladı kemanıyla çalmağa... Ne de güzel oluyormuş.. çocuğun önünde durduktan sonra şöyle bir soru sordu: — — Bunlar nedir? Şaha kalkmış atlardır. Hemen koşup Atatürk'ün emrini ilettim.. Şimdi adı hatırımda kalmadı... Dediler.. önündeki kitapta şaka kalkmış at resimleri vardı. Atatürk'ün önünde bir konser veriyordu.GİZLİ DEFTERİ 201 gelmiş.. kemanın çıkardığı sihirli nağmeleri dinliyor.. öbürü .. Bir daha geri gelir mi hiç?. Coşkunluk son haddine varmıştı. ne eşsiz günlerdi onlar... İstiklâl Marşı'nı hiç te kemandan dinlememiştim. Çok ahenkli bir tangoyu dinleyen Atatürk: — Çok güzel. Atatürk. Ne gezer?. Bir daha çalsınlar söyle... üç kez dinledikten sonra İstiklâl Marşı'nı TRAKYA gezilerinden birinde Atatürk. Herkes dikkat kesilmiş.. Ne güzel..

Çok zaman sabaha karşı yattığı ve uykusunu tam olarak alamadığı halde. kimin çocuğu olduğunu sordu. Deyince Atatürk daha çok keyiflendi: — Tevekkeli meyhaneci çocuğu böyle zeki olur. kalkmaz. Masajı berber Mehmet ve Rıdvan.Aferin!. sabah banyosundan sonra çok tanınmış bir masör olan Arap Şahver masajını yapardı. Bakışları kendisini çok daha heybetli gösterirdi. py ıld ı ız MASAJ YAPTIRIYOR . Dedi.. insanlar da kalkar mı ? Gözü pek bir çocuktu bu. ATATÜRK. Çocuk: kilosu 76 dıydı. Sonra — Meyhanecinin.. Bâzı geceler baloya gitmesi gerektiği zaman akşamları da ikinci kez traş olduğu olurdu.202 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ hiç ürkmeden şu umulmadık karşılığı verdi: — Zaten insanlar şahtadır.. Boyu 1. peki güzel... Vasfiye ve Ülfet hanımlar yaparlardı. İstanbul'a geldiği zamanlar.. Her gün banyo alır ve sabahları masaj yaptırırdı. Hayatının son zamanlarında hastalığı nedeniyle otuz kilo zayıflamış ve kırkaltı kiloya kadar düşmüştü. Gülümseyerek: .. vücut yapısı olarak muntazam bir insandı. Dedikten sonra. Çocuğun bu zekice cevabı Atatürk'ün çok hoşuna gitmişti. Atatürk'ü şöyle bir süzdü.76. Her sabah sakal traşı olurdu.. Suya karşı düşkündü... zindeliğinden hiçbir şey yitirmezdi. ku tu — Atlar şaha kalkar.

GİZLİ DEFTERİ 203 sakallı görürse kızardı. Bu yüzden giyimimize dikkat eder. Her gün çamaşır elbise değiştirirdi. ku Çok temiz adamdı. her gün centilmenler gibi traş olurduk. Bizi tu py ıld ı ız .

.. Ruşen Eşref Ünaydın'a: çocukların hali ne olur? Diye bizi işaret ederek sormuş. bütün elbiseler o ölçüye göre dikilir ve yollanırdı. En çok lâcivert çizgili elbisesini severdi. çalış-mamın karşılığı. Gömleklerinin hepsi beyaz renkteydi. Ölçüsü bilindiği için İsviçre'de yapılır ve hazır gelirdi. Bugün Napoleon'un uşaklarının torunlarının bile Paris'te Seine nehri kıyısında villaları. se-kizyüz Yalova lirayla . sormuş. BİZİM VİLLAMIZ YOK türk'ün sofrasından hiç eksik olmazdı. Varlık hizmet içinde eden yüzüyorlar.204 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Cumhuriyetten sonra bıyıklarını kesmiş ve bir daha bıyık bırakmamıştı.. Atatürk'ün ölümünden sonra vasiyetnamesi açıklandığı zaman bir ikinci vasiyetnamenin daha bulunduğu.. Arkadaşlar araştırmışlar. köşkleri var. Bize değil villa. fakat sonradan bu vasiyetnamenin yok edildiği yolunda söylentiler çıkmıştı. uşakların torunlarının torunu oluşları. Bıyığı sevmediğini bâzı konuşmaları arasında duymuştum.. ıld Napo-leon'a memurluğundan ı ız vermediler. Ruşen Eşref te şöyle demiş: — Paşam biz varız ya?. Ata- Yahu... servet bundan ibaret. Allah muhafaza. Oysa Atatürk. su Kaplıcalarındaki emekliye ayrıldım. sanki bizim geleceğimizi okumuş gibi o soruyu bile tu mübayaa Bütün meziyetleri py de. bunda Ata'nın çok sevdiği hizmetkâr. Bir gün ölüm konusu açılmış. Gördüğüm. Atatürk. berber. fakat bu söylentileri doğrulayan bir ize rastlıyamamışlardı. bir gün bana bir şey olursa bu Atatürk. odacı gibi özel hayatında beraber olduğu kişilere ilişkin maddeler bulunduğu. ku — CUMHURBAŞKANLIĞI Umumi Kâtibi. bizlerle çeşitli zamanlarda yaptığı yolunda konuşmalarda sözler geleceğimizin Hepimizin garanti altına o alınacağı kayıp (!) etmişti. Fakat bıyık bırakan yakınlarına bir şey demezdi. kafasında vasiyetname hâlâ bir soru olarak kalmıştır. Elbiselerini İstanbul'a gelince Beyoğlu'ndaki terzi Arman'a diktirirdi. ördürüp yine giyiyordu. milletvekili Ruşen Eşref Ünaydın. Oda yıllarca verdiğim emeğin. Bu elbise eskidiği halde atmıyor. Prova sevmez ve yaptırmazdı. Bir kez ölçü alındı mı.

. Yine ikinci yaverlerden Naşit. Hasan Rıza Soyak. Arap (Kapıcıbaşı) Sofracı Recep'in oğlu küçük Recep. ku YANINDA ÇALIŞANLAR Kadın hizmetçiler: Famdöşambr Ülfet Hanım (İnce zayıf..) F. Nesip Efendi Başşoför Abdullah. Cemal Granda. Hüseyin. Berberler: Mehmet ve Rıdvan. Doktor Kemal. Niyazi. Yugovlav göçmeni Fatma Hanım (Ütü. Ankara'lı bir kadındı). Suat. ü-çüncü yaver Celal Üner. Ülkü'nün annesi Selânikli Vasfiye Hanım. Odacılar Ekrem. çamaşır işleri yapardı. Celal Tahsin. Kütüphane memuru Nuri. Başsofracı İbrahim Güven.GÎZLÎ DEFTERİ 205 de olacaktır: Başyaver Rüsuhi Bey. Nuri. iki Tahsin'ler. Özel Kalem Müdürü Sabit Bey. Şükrü. Ahmet. ikinci yaver Sami Bey. Mustafa. Umumî Kâtip Tevfik Bey. Hüseyin. Cevdet Beyler. nahif tu EMRİNDE çalışarak Atatürk'e hizmet edenleri şu şekilde sınıflandırmak yerin- RÜŞVET VERDİĞİMİ DUYUNCA py ıld ı ız .. Necmi. Baki Reis. iki Rem-zi'ler. 14. Öbür hizmetkârlar: Bekir Çavuş. Özel Kalem Müdür yardımcısı ve memurları.. şoförler Sait (öldü). Ali Bebek..

. İstanbul'a gelince tu py konuşma ıld sırasında ı ız . Demeğe. İnanmayan gözlerle bana baktı. ticarethanelerde çalıştığımı söylerdim. Trende. tinde olduğumu söyleseydim. sabah Atatürk'ün hizmealamazlardı ya. bâzı kereler çiftliğe giderdim. bunu traşında beş lira istediler. Trende kibar giyimli bir adam. Ankara'ya van'a mış. Mecbur oldum Gazi'nin hizmetkârıyım.. kimliğimi belli etme- Hayır. benimle serbestçe konuşmağa çekiniyorlar. Dedi. vapurda.. ortalıkta resmi bir hava esmeğe başlıyordu.. nereden nereye gittiğimi. Bir gün eniştemle Ankara'dan İstanbul'a izinli olarak Beşiktaş'ta bir ev almağa gidiyordum. Mecbur oldum vermeğe. Nakliye işi yaptığımı söyledim... gelince O bir da anlattım. her zaman O'nun arkasındasınız..GÎZLÎ DEFTERİ 206 meğe çalışırdım. kim olduğumu sordu. bunu RıdanlatAtatürk'e ku DIŞARDA Atatürk'ün yanında çalıştığımı çok zaman saklar. — — işini — Öyle ama ben sizi Gazi Çiftliğinde Atatürk'ün arkasında — Evet.. Çünkü Atatürk adını duyanlar... yârenlik edip te kim olduğumu soran çıkarsa. Sonra: gördüm.. sonunda: Beşiktaş'taki evle ilgili tapu yaptırmak için Tapu Dairesinde Oysa..

Hepsini bir bir anlattım.... Atatürk bu anısını anlattıktan sonra bana seslendi: — Çelebi Efendi. Atatürk'e soruyor: — Ne iş yaparsınız? — Gazeteciyim.... tu py ıld ı ız ... senin de sivil olmadığını anlamışlar.. Maliye Bakanına damdan düşer gibi şöyle sordu: — Çelebiden rüşvet almışlar. dedi. Kadın inan-mıyan — Sende sivil harekât yok. gözlerle süzüyor Ata'yı: — Neden? — Elbisenin altında pandufla. Atatürk durumu benden öğrenmek istedi. Bindiği vapurda yabancı bir kadınla karşılaşıyor. şu anısını anlattı: Bir gün İttihatçılar zamanında Selanik'ten Fransa'ya kaçıyor. Ne biçim iş?... Bunun üzerine Atatürk kadını kamaraya götürüyor. askersin. ku — Hangi gazetede çalışıyorsunuz. Trendeki konuşmayı da nakletmeyi unutmadım. Diye kapatmağa çalışmıştı. askersin... Bir gazete adı uyduruveriyor o anda. Nasıl Fransız kadın benim sivil olmadığımı anladığı gibi. Kadın. Bakan bir anda ne diyeceğini şaşırmış: — Bir yanlışlık olacak Paşam. Bu sivil adam işi değil. Bunun üzerine Atatürk. asker elbiselerini gösteriyor..GİZLİ DEFTERİ 207 Akşam sofrasında Atatürk.

Öylesine dalmıştı ki.. Vasıf Çınar'ın biraz canını sıkmış olacak ki.208 ATATÜRKÜN UŞAĞININ TÜRK ilgileniyor. çevresini görecek hali yoktu. Vasıf Çınar'ın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi: — Ben çocukken fakirdim. 19 Mayıs'ta kitap okuyarak mı Samsun'a çıktın? Atatürk... ku Tarih tu Kurumu'nun py KAFANI TARİHE YORMA «FELÂH YERİNDE KALSIN» ıld çalışmalarıyla Atatürk yakından ı ız . Boş zamanlarında Atatürk'ün elinde tarihle ilgili kitapların düşmediğini hatırlarım.. her fırsatta Türk Tarihi'nin en geniş şekilde yazılması için çevresine telkinde bulunuyordu. Eğer böyle olmasaydı. tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu.. Atatürk'e şöyle dediğini duydum: — Paşam!.. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Bir gün yine Atatürk. Bir sürü yurt meselesi dururken devlet başkanının kendini tarihe vermesi. Tarihle uğraşıp kafanı yorma. bu yaptıklarımın hiç birini yapamazdım.

«Haydi felâh»-ın nasıl değiştirileceği tartışılıyor. dinin kudsallığıyla da bağdaşmayacaktı. py ıld ı ız MADAM VERA . Ezan'daki bütün Arapça sözcükler atıldığı halde «Felâh»a bir karşılık bulunamamıştı. onların da düşünceleri alınmıştı. bir yandan devrimler birbirini kovalıyordu. Şapka devrimi... hafızlarla çeşitli görüşmeler yapılmış. harf devrimi derken..GİZLİ DEFTERİ 209 YEPYENİ bir Türkiye kurulmuştu. Bu konu-da ileri sürülen düşünceleri teker teker dinleyen Atatürk te «Felâh»a bir karşılık bulunmamış olacak ki: — Bu da Felah kalsın. Diye bu işi sonuca bağladı. Bir yandan savaşın yaraları sarılıyor. fakat kimse bunun karşılığını bulamıyordu. Artık müezzinler minarede «Allah-ü Ekber» yerine «Tanrı Uludur» diye sesleniyorlardı. Papazların toplantısı vardı. Son çare olarak Atatürk'e başvurdular. Bu devrim de başarılmıştı sonunda. Bu arada Ezan'ın da Türkçe okunması ü-zerinde duruluyordu. dilin sadeleştirilmesi ve yabancı sözcüklerin Türk dilinden arınması işine sıra gelmişti. «Haydi kurtuluş» dense. ku tu BEYOĞLU'NDAKİ Eden Lokantasına gitmiştik.. bu deyim çok garip kaçacak. Kurtuluş denince akla hemen İstanbul'da Rumların çoğunlukta bulunduğu eski Tatavla semti geliyordu. Ezanın Türkçe okunmasının kararlaştırılışı sıra-sında din adamlarıyla. Felah kurtuluş anlamına geliyordu.

Aslen Beyaz Rus'tu. Reşit Galip. Size yardımcı olabüir miyiz? Diye sordu. Bu olayın tanıklarından Dr.. ku Madam Vera. Diye sıkıntı içinde bulun-duklarını. baksınlar. Mal sahibi Madam Vera güzel bir kadındı. Rus karısına para veriliyor.. kredi işine çok içerlemişti: aldığımız — Biz bu kadar tarih yazıp çalışıyoruz. Dedikten sonra Başyaver Rüsuhi Be-ye bu konuda talimat verdi.... ummadığı anda başına konan bu devlet — İş tu Bankası'na py söyleyelim. Diye başladı söylenmeğe. Ertesi günü Eden Lokantası'nın durumu inceden inceye tetkik ettirildi.... Bunun üzerine Atatürk: — Ne kadar? Diye sordu. Çok titiz ve düzenli bir servisi vardı. ellerini oğuş-turarak: — Evet var Paşam... bir miktar krediye ihtiyaçları olduğunu söyledi.210 ATATÜRKÜN UŞAĞININ Yirmidört kişilik bir masada birbirlerine ziyafet çekiyorlardı. yemek sırasında Madam Vera'yı masaya ça-ğırttı: — Lokantanız çok güzel. Beş para bile yok. Diye övücü bir kaç söz ettikten sonra: Bir şeye ihtiyacınız var mı.. — 10 bin lira kadar. Bir süre oyaladılar. kuşundan son derece keyiflenmiş.. Baktılar ki borç içinde...... ıld Mümkünse ÜÇ DONDURMA YEDİ ı ız bir çaresine . Atatürk.. Oysa para falan verilmiş değildi.

Ata'nın hususî hayatında önemli bir yer tutar. Böylece halk tarafından Ülkü'ye «Atatürk'ün Kızı» adı takılıyor. Ülkü'nün annesi Selânikli Vasfiye Hanım Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım tarafından büyütülmüş. Tatillerinden bir çoğunda Ülkü'nün de yanında bulunmasını istiyor. Bir çok kimsenin Ata'ya korkudan söylemeğe cesaret edemediği şeyleri o. Atatürk'ün izniyle de Gazi Orman Çiftliği İstasyon Memuru ile evlenmiş. onun bütün söylediklerini büyük bir dikkatle dinlerdi. Çocuğu olmıyan Atatürk için Ülkü. hiç çekinmeden büyük bir samimiyetle söylemesini bilirdi. Ülkü. Bu evlilikten bir kız çocukları oluyor. Atatürk Albümünde Ülkü ile çekilmiş çeşitli resimlerine rastlanır. Atatürk bu çocuğun adının Ülkü konmasanı istiyor. başlıbaşına bir sevgi kaynağı olmuştur. Çocuk büyüdükçe Atatürk te onunla daha çok ilgilenmeğe başlıyor. Atatürk'e hayatta nazını en çok geçiren insanlardan biriydi. Ülkü'nün O'na «Atatürkçü-ğüm» diye incecik sesiyle seslenişi hiç gözümün önünden gitmez. Atatürk te Ülkü'ye kızmaz. ku tu py ıld ı ız . Ankara'ya gelmiş.GİZLİ DEFTERİ 211 «ATATÜRK'ün Kızı» adını alan Küçük Ül-kü.

Zaten perhiz olan Atatürk dondurmayı görünce canı çekti ve kamarot Rıza'ya hemen bir dondurma getirmesini emretti.. Onu da yedi. Bir içi yanıyordu. Sıcak bir geceydi. Fakat vaziyeti tehlikeli görüyordu. hararetini üçüncüsünü istedi. Büyük bir iştahla dondurmayı yiyen Atatürk: — Çok hoşuma gitti. Orada hazır bulunan Dr. Atatürk'ün söndürmeğe yetmemişti! Arkasından bir bardak da suğutulmuş su içti. ku tu py ıld ı ız .216 ATATÜRKÜN UŞAĞININ Atatürk'ün son yaz mevsimiydi. Derken gece yarısına doğru yatta ilk kriz geldi. Emrini verdi. Bir tane daha getir.. Dünya çapında bir adamın tedavisinde bu dakikadan sonra artık sorumluluk alamıyacağını söyledi ve Avrupa'dan hemen bir mütehassıs doktor çağırılma-sını istedi. İlk tedaviyi yaptı. Bir gece Savarona yatında Ülkü dondurma yiyordu. Neşet Ömer İrdelp derhal u-yandırıldı. İkinci dondurma da geldi. Neşet Ömer Ata'nın hususî doktoruydu. Kamarot Rıza hiç kimseye sormadan Atatürk'e gidip bir dondurma getirdi. Üç dondurma.

. Diye cevap Doktor gitti mi? Diye yavaş bir sesle Evet Paşam. Ne Hiç faydası yok. İlk konsültasyon yapıldıkton sonra Dr. şehre indi. Hemen buz kutularını duvarlardan çıkardım. Ertesi günü Şarköy'e vardık. Ata'nın canı yukarı çıkmak ku sordu. Paşam.. buraları kirletmesin.GİZLİ DEFTERİ 213 BUZ SANDIKLARINI ATTIRIYOR istedikten sonra dünyaca tanınmış Fransız doktoru Fsenjan çağırıldı. Ve daha buna benzer bir çok yasaklar koyduktan sonra Fransız doktoru Savarona'dan ayrıldı. Dışarıya çıkmak yasaktır.. Savarona Marmara'ya doğru yol aldı. O gider gitmez de Atatürk beni çağırdı: — Çelebi Efendi. Buz kutuları Öyleyse tu py ıld ı ız . ATATÜRK'ün hususî doktoru Neşet Ömer İrdelp Avrupadan doktor getirtilmesini Diye sordu. Sadece buz kutularını çıkartmakla kalmadı. Fakat onun yanında itiraz etmek istemediği anlaşılıyordu.. Kendini biraz serbest hissedince hemen yata hareket emrini verdirtti. A-tatürk'ün Fransız doktorunun yasaklarına içerlediği muhakkaktı. Merdiven inip binmiyecektir. bu sandıklardaki buzların faydası var mı? faydası olabilirdi ki: — — — — verdim. Fsenjan şu öğütlerde bulundu: — Yatak odasında dolaşabilir. Hava tertibatı kâfi gelmediği için duvarlara buz sandıkları konulacak. Buz sandıklarının yanına giderek baktım. şimdi motora bindi. Çok güzel bir yaz günüydü. hemen buz kutularını çıkarın.

O gün yatla Marmara'da dolaştık.GİZLİ DEFTERİ 214 istiyordu. Böyle olduğu halde. Fakat Atatürk'ün dışarı çıkmadığını görünce üzüldüler. O geceyi Şarköy'de geçirdik. — Çelebi Efendi. ister istemez emrini yerine getirdim. Koltuk başta Kılıç Ali. Açık hava onu fazlasıyle yormuştu. şezlongu güverteye çıkar. Şezlongta bir süre u-zandıktan sonra tekrar aşağıya indi. Millet Ata'sının hastalığını biliyordu. Atatürk güverteye çıktı. ku tu py ıld ı ız .. Ne çare ki. Bunu halka duyurmamak gerekti. Başyaver Celâl Üner. Böyle havada hürriyet a-şığı bir insan için kamarada kapalı kalmak ne demekti? Fakat doktorlar ona dışarı çıkmasını kesin olarak yasaklamışlardı. kâh yasak kararını dinlemiyerek güverteye çıktı. artarsa diye kaygı içindeydim. Polis memuru Faik Çelen. Tam 56 gün yatta istirahat ettikten sonra bir gece Atatürk'ü koltuğa oturttular. Emrini verdi. Bu gidiş Atatürk'ün son gidişi oldu. Fakat bu derece ağır bir hal aldığı saklanıyordu. Bir taraftan da üzülüyordum Ya hastalığı geçmezse. hastanın ayakta duracak hali yoktu. A-tatürk'ün şerefine gece halk sahilde bir fener alayı düzenlemişti. Ertesi günü Dolmabahçe önlerine demirledik. Bir daha Savaronaya dönmek kısmet olmadı. Muhafız Alay Kumandanı İsmail Hakkı Tekçe. İstanbul motoruna bindirilerek Dolmabahçe Sarayına götü-rüldü. Bu süre içinde Atatürk kâh kamarasında dinlendi.. bir de kapıdaki nöbetçi askerin elleri üzerinde Savarona yatından alınarak ağır ağır merdivenlerden indirildi.

ku tu daha Savarona yatında hastay- py ıld MAREŞAL ÇAKMAK'LA YATTA ı ız ken Ankara'dan o . Mareşalin bulunduğu ziyafetlerde masaya içki konmaz. Çankaya davetlerinde bile öyleydi. sofra en geç gece saat 11 de dağıtılır. Atatürk Mareşal Çakmak'ın ziyaretine çok önem verir ve hiç kimseye göstermediği saygıyı ona gösterirdi. sabahlara kadar devam eden şölenlere veda edilirdi. Atatürk de o gece yemekte içki perhizi yapar ya da bir iki kadeh içer. Savarona yatına geleceği zaman Atatürk hasta olduğu halde yatın iskelesine çıkar. bir iki saat süren toplantılardan sonra yine iskeleye kadar getirip motora bindirirdi. Mareşal Fevzi Çakmak.GİZLİ DEFTERİ 215 ATATÜRK zaman Başbakan bulunan Celâl Bayar ile Genelkurmay Başkanı olan Mareşal Fevzi Çakmak ta sık sık İstanbula gelir ve Atatürk'ü ziyaret ederlerdi.

Bir gün Başyaver Celâl Beye sordum: — — İsmet Paşa Atatürk'ü çok severdi. Fakat doktorlar su alma işlemini elden geldiği kadar geciktirmek kararında görünüyorlardı. Atatürk te durumun ciddiliğinin farkındaydı. dedik. Acaba aralarında bir dargınlık mı vardı? Sonunda dayanamadım.» diye cevap verdi. doktorların sakladıklarından da tehlikeli bir şeydi. Biz de İsmet İnönüye Atatürk'ün sözlerini aynen tekrarladık. bir kaç defa gelmek için telefon etti. acı verir mi? diye sormuştu. Artık bu karın şişmesi tehlikeli bir hal yarattığından su alma yoluna gitmekten başka çare göremi-yorlardı. Barsaklardan biri de delinebilirdi. Aslında bu. Aradan günler geçtikçe bu merak adamakıllı içimi kemirmeğe başladı. İsmet Paşa gelip sizi ziyaret etmek istiyor. ku tu py ıld ı ız . «Ankara'dan ayrılmasın. Fakat doktorlar onu kaygılandırmamak için çok basit olduğunu. Niçin gelip görmüyor? Cemal.. Hatta bir gün doktorlara: — Su almak ameliyesi tehlikeli midir. Bunun tepkisinin ne olduğunu bilmiyorum. asistanlarına yaptırdıklarını söylüyorlardı..216 ATATÜRKÜN UŞAĞININ Ata'nın hastalığı sırasında eski Başbakan ve Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı arkadaşı İsmet İnönü'nün geldiğini hiç görmedim. hatta bu işi kendileri değil. Atatürke haber verdik.

Karnının su toplaması yüzünden artık yatakta dik oturamaz hale gelmişti. Bu yüzden arkasına yastıklar koyuyorlardı. bulacağını umut ettiğini kırıklığına doktorlariyle uğradı. onu bitkin bir hale getirmişti. Atatürk çevresindekilere ne- py üzerine YAZDIRDI Doktor. Atatürk'ün suyun alınması için diretmesi. alınmamasını uygun görüyorlardı.. tam da Fransız doktorunun ikinci gelişine rastladı.GİZLİ DEFTERİ 217 şeli görünmek istediği halde acı içinde kıvrandığı belli oluyordu. Doktorlara: — Karnımdaki suyu bir an evvel alın. Fakat ıld Daha Atatürk'e gittikçe ı ız Diye bakan emir verdi. Bunun ku tu VASİYETNAMESİNİ EMİRLE HASTALIK gittikçe ilerliyor. bir süre suyun Atatürk'ü daha iyi gelir gelmez düş Türk .. karın şişiyordu. Yorgunluk ve halsizlik yüzünü inceltmiş. Artık acıya dayanamaz hale gelmişti. Sonunda Atatürk bütün dayanıklılığını kaybetmeğe başladı. söylemişti.. Fakat hiç birinde buna cesaret yoktu..

Vasiyetnamesinin hazırlanması için Umumî Kâtip Hasan Rıza Soyak'ın yardımını istediğini duymuştuk. Yoksa acısını hafifletecek başka hiç bir çare kalmamıştı ve bunu yapmağa zorunluydular. Umumî Kâtip bürosuna giderek kayıtlardan istediği listeyi çıkarıyor. Diyorsa. Hem daha fazla ısrar etmesi. Rükiye ve Nebile'ye de 100 er lira bırakıyordu. Umumî Kâtip buna hiç lüzum olmadığını.. Ayrıca Sabiha Gökçen'e bir ev alabilecek para verilecek. çok yakınlarına. Mal olarak nesi varsa bir listesini çıkarmasını istedi. Avrupa'lardan getirilen doktorların hastalığının karşısında elleri kolları bağlı kalması. Hastalığının «Siroz» olduğunu biliyordu.. Bir gün Soyak'ı çağırdı. sevdiklerine aylık bağlanıyordu. Makbule Atadan'ın da Çankaya'da oturduğu ev ölünceye ku hiç Atatürk. Şahsî servetinden. Emir emirdi. Yoksa hastalık daha kötüye doğru gitmeğe başlamıştı. Bu liste esas tutularak Kocaeli Milletvekili Selâhattin Yargı ile bir vasiyetname hazırlanıyor. bundan kaygılanacak dinletemiyordu.218 ATATÜRKÜN UŞAĞININ Fransız doktoru arasında uzun süren bir görüşme oldu ve Atatürk'ün karnından suyun alınmasına karar verildi. Ülkü'ye 200. Atatürk vasiyetnamesinde bütün mal ve mülkünü yine millete bırakmaktaydı. idrarının kesilmesi. üzebilirdi. karnından ilk kez su alınmasından bir süre önce — Bunu behemahal yapalım. Afet İnan'a 800.. zaten hasta olan Atatürk'ü tu bir şey py ıld bulunmadığını ı ız söylüyorsa da .. Vasiyetnamede yaşadıkları sürece kızkardeşi Makbule Atadan'a ayda 1000. tayyareci Sabiha Gökçen'e 600. Prof. Karnının gittikçe şişmesi. vasiyetnamesini hazırlamış ve kendi eliyle notere vermişti. O'na ölümün kaçınılmaz bir şey olduğunu anlatmıştı. Çünkü yavaş yavaş öleceğini artık O da anlamıştı. kendilerine yapılacak operasyonun basit ve tehlikesiz bir şey olduğunu.

Sonunda Umumî Kâtip'le Noter.GİZLİ DEFTERİ 219 kadar emrinde kalacaktı. ku tu py ıld ı ız . İcabettiği zaman açarsınız. Bunlardan başka İsmet İnönü'nün çocuklarına yüksek öğretimlerini bitirinceye kadar gereken yardımın yapılmasına ilişkin bir madde de vardı. Umumî Kâtip Hasa Rıza Soyak. Sigara ve kahveler içildikten sonra bir süre şundan bundan ko-nuşuluyor. fakat hastalığından hiç sözedilmiyor. Atatürk onları pijaması ve robdöşambrı sırtında. traş olmuş vaziyette karşılıyor. Hasan Rıza Soyak sonradan bunları anlatırken gözlerinin yaşlarla dolduğunu farket-miştim. Diyordu. masanın üzerinden aldığı kapalı bir zarfı Notere doğru uzatarak: — Bu benim vasiyetnamemdir. gitmek üzere ayağa kalkıp izin istedikleri zaman. Atatürk'ün emrettiği gün Altıncı Noter İsmail Kunter'i Ata'nın yatmakta olduğu üst kattaki denize bakan odaya götürüyor.

fakat beklenen iyi haber bir türlü gelmiyordu. fakat beklediği müjdeyi göremiyordu. py ARTIK DUA EDİYORDUK ıld ı ız . çok ku tu BÜTÜN memleket Atatürk'ün hastalığıyla ilgiliydi. Çok zaman yastığım gözyaşından sırsıklam ıslanıyordu. Yarabbi. Oysa biz işin içindeydik. hatta her dakika kulağımıza bir başka haber çalındığı için gece uykularımızda bile Atatürk'ten başka şey düşünemez olmuştuk. Avrupadan doktorlar gelmişti. Atatürk'ü eski sağlığına kavuşturacaklardı. elbette ki bu hastalığa da bir çare bulacaklar. Atatürk'ün karnından ilk olarak bir tenekeye yakın su alındıktan sonra O'nun birden çöktüğü. Günler geçiyor. Her gece O'nun yaşaması için Allaha dua ediyordum. Her saat değil. ne buhranlı günler geçiriyorduk. Milletten hastalığın gidişi saklandığı için henüz işin tehlikeli hali memlekete yayılmamıştı. Halk bu şekilde avutuluyordu.220 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Herkes sabah gazetesini açınca iyi bir haber alır umuduyla heyecanlanıyor.

ku Fakat O sıralar ben. Su alındıktan sonra Atatürk biraz sakinleşmiş diye duyduk. Böyle olduğu halde içi-mizde yine bir umut belirmişti. Sudan kurtuldu. Yattaki personel de gözleri yolda. fakat ağzımı açmadığımı görünce. Savarona yatıyla Bebek'e gittim. hemen tu py ıld ı ız F. Fakat gece inlemeleri kesilmedi denilince. yüreğim ağzıma gelir gibi oldu.GİZLİ DEFTERİ 221 zayıf düştüğü haberi geldi. bir değişiklik olmadığını anlıyarak susuyorlardı. akşam benim dönmemi sabırsızlıkla bekliyor. Yatı neden önlerinden kaldırıp her Bebek'e gün göndermişlerdi Saraya geliyor. beni güvertede karşılıyor. Dolmabahçe bilmiyordum. belki düzelir diye düşünüyor. arkadaşlarımdan Ata'nın sağlık durumu hakkında bir şeyler öğrenmeğe çalışıyordum. birbirimizle hastalık hakkında fikir yürütüyorduk. 15 .

Pek önemli bir görev için doktorların istediği bir şeyi götürmek üzere kapısına gidiyor. Atatürk'ün karnı günden güne şişiyordu..rek Savarona yatındayken. Ata'nın hastalığı hepimizin kolunu kanadını kırmış. Bizi artık pek yanına bırakmıyorlardı. Hem burada buz sandıkları gerekmiyordu. Saray derin bir ölüm sessizliğine bürünmüştü. ku tu ÇOK ACI ÇEKİYORDU py ıld ı ız SON BAYRAMI . çoğu zaman da içeri girmeden dönüyorduk..222 ATATÜRKÜN UŞAĞININ ATATÜRK hasta yattığı son günlerinde ge. Türk doktorlarına daha çok güvendiği her halinden belli oluyordu. Ancak kapının aralığından ne görebilirsek o kadar. Fransız doktorunu sevmeyişine karşı. hiç bir zaman başucundan ayrılmayan Doktor Şakir Ahmet ve Ziya Naki'ye karşı derin bir sevgi besliyordu. Çünkü yattaki cehen-nemi andırır sıcaktan burada eser yoktu. Bu yüzden nefes almakta güçlük çektiğini görüyorduk. gerekse Dol-mabahçe Sarayı'nda gecelik kıyafeti olan entariyle dolaşır ve uzanırdı. daha önce neden Saray'a gelmediğine üzülür bir hal takınmıştı. Koltukla Savarona'dan Dolmabahçe'ye taşındıktan sonra Atatürk. Saray'ın odaları daha serinceydi.

Beni derhal Ankara'ya götürün.. ku tu durumu py ağırlaşıyor ve ya- pılan iyileştirme ıld ı ız . Bütün günümüzü bu tür konuşmalar alıyordu.» diye emir verdiği söylentileri çıktı. Diye düşünüyorduk. Gider mi gider. Hepimizi bir heyecan dalgası kapladı. Giderse ne olur? Trenin sarsıntısından daha çok kuvvetten düşer mi.. Belki yararlı olur umuduyla Avusturya ve Almanya'dan birer tanınmış profesör getirtildi. Saraydan hiç bir yere çıkarılmayacak. Fakat sonuç değişmedi. Atatürk. Bir ara Atatürk'ün Ankara'ya gitmek için israr ettiği. «Orada yapacak çok mühim işlerim var. Hastalık ilerledikçe kaygılar da artmağa başladı. yoksa daha büyük bir felâket gelir mi? Gitmezse kurtulur mu? Diye aramızda tartışmalara başlamıştık.GİZLİ DEFTERİ 223 A TATÜRK'ÜN çalışmaları sonuçsuz kalıyordu. Bunlar da ayni hastalığı buldular ve ayni tedaviyi uygulamağa başladılar. Günden güne bir mum gibi eridiğini görüyorduk. gerektiği kadar Ankara yolculuğu konusunda oyalanacaktı. Sonunda doktorların elbirliğiyle verdikleri karar her şeye üstün oldu.

Yine taklar kuruldu. Halka tu py ıld ı ız . Gece sabaha kadar havayi fişeklerle şenlikler sürüp gitti. acı haberin korkusundan Saray'a gidemediğim zamanlar da telefonla Dolmahçe'-nin santralını bulup ürkek ürkek santral memuru Kemal Bey'e «Değişiklik var mı?» diye soruyordum.. İçimiz kan ağlıyordu. gece fener alayları düzenlendi. parlak bir geçit töreni yapıldı. Biz Cumhuriyet Bayramı'nın onbeşinci yıl şenliklerine candan katılamadık. Kimbilir O. ku Böylece 1938 yılının Cumhuriyet Bayramı gelip çattı. hemen yattaki arkadaşlarımın yanına koşup «Çok şükür daha yaşıyor» diyordum. Hatta Kuleli'liler Sarayın önüne vapurla gelip gösteri yaptılar. Ondan «Hayır» cevabını alınca içime su serpiliyor. Ondan sonra hep birden «İnşallah kurtulur» diye başlıyorduk duaya. Bazan korkudan. şenlikleri göremediği için ne kadar üzülmüştür. Hep Büyük Ata'yı düşünüyorduk. kötü. bir şey duyurmamak ve şehirde yas havası estirmemek için şenliklerin eskiden olduğu gibi yapılması uygun görüldü. Sevgili milletinin arasına katılamadığı için kendi kendini yemiştir.224 ATATÜRKÜN UŞAĞININ Bebek'le Dolmabahçe arasında nasıl gidip geldiğimi şimdi düşündükçe o günleri yaşar gibi oluyorum. Heyecandan bitkin bir hale gelmiştim o günler..

Bayağı umutlan-mıştık. Birinci komadan sonra artık doktorlar Atatürk'ün başından ayrılmaz olmuşlar diye duyduk. kırksekiz saat sürdü.. Atatürk. öbürleri de ikişer ikişer nöbetteymişler. Çektiği acı arttıkça arttı. Komadan sonra birkaç kelime konuştuğunu öğrendik. Tehlikeyi atlattı diye düşünüyorduk.GİZLİ DEFTERİ 225 CUMHURİYET Bayramı'nın ertesi günü Atatürk'ün ateşinin birden bire yükseldiğini duyduk. Yatakta oturamaz.. bir haber daha geldi: Atatürk komaya girdi. Neşet Ömer her zaman başucunda. İçimizi derin bir üzüntü kapladı. Birinci komadan kurtuluşun verdiği sevinç uzun sürmedi. iğne üstünde uykusuz tutan bu ilk koma. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Derken. deniyordu. Artık sakinleşti. Çevresindekilere: «Bana ne oldu?» diye sormuş ve «Derin bir uyku uyudunuz» karşılığına pek inanmamıştı. Dr. atlattığı tehlikenin farkındaydı. Fakat inanmadığını beli etmek istemiyor görünmüştü. Atatürk'ün karnındaki su yine çoğalmağa başladı. Fakat öylesine daya ku tu py SON DAKİKALARI ıld ı ız . Bütün Saray ileri gelenlerini. uzanamaz oldu. Hepimizi bir ferahlık kaplamıştı.

tutamıyorduk. Fakat bu operasyon. İkinci su da alındı. 9 Kasım'ı dalgın bir halde geçiren Atatürk. herkesi bu hali şaşkına çeviriyordu.226 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ nıklıydı ki. birden bire fenalaştığını ve kay tu Doktorlarda da py umut yoktu.. O geceyi uykusuz geçirdim. A-tatürk'ün başucuna koşmuşlar. Doktorlar önce buna karşı çık-tılarsa da. sonunda oybirliğiyle suyun alınması konusunda birleştiler. Ata'yı iyiden iyiye halsiz bırakmağa yetmişti. Artık hayat bize zindan gibi görünmeğe başlamıştı. Her sabah gazeteleri başından sonuna kadar okuması eski halini hatırlatıyordu. Sonunda 8 Kasım günü kay ettikten sonra ikinci komaya girdiğini duyduk. ku Atatürk'ün berberi Mehmet. etmeğe başladığını haber verince. dakikadan dakikaya sönmeğe başlamış. Gelen haberlere göre artık umut kalmamıştı. Atatürk artık nefes almakta da güçlük çekiyordu. Hasan Rıza Soyak. Yine de dua etmekten kendimi alamı- yordum. Kılıç Ali. Bu yüzden yeniden karnından su alınmasında israr etmeğe başladı. Atatürk onlara «Saat kaç?» diye sormuş. Gözyaşlarımızı ıld ı ız . Neşet Ömer ve Abravaya..

O mavi gözler bir daha par-lamamak üzere sönmüştü.. Demek ki. Hiç kimse gözyaşlarını tutamıyordu. taş gibi halim geçmiş. Neden sonra kendimi toparlayıp aşağıya koştum. Biraz sonra Saray'a gider.GİZLİ DEFTERİ 227 ATATÜRK'E oniki yıllık hizmetim bir film gibi gözlerimin önünden geçti. O anda yatta bir feryat figandır başladı. Arkadaşlarıma: «Ölmüş. vaziyeti öğrenirim diye düşünüyordum. Şafakla beraber biraz dalar gibi olmuştum. Bir süre içim ürperme dolu öyle durak-sadım. ne de bir ses çıkarabiliyordum. O anda Bir acı gerçeği anlamıştım. yanaklarımdan yaşlar süzülmeğe başlamıştı. Boğazıma bir şey tıkanmıştı. Bütün vücudum sanki karıncalanıyordu. sırsıklam terlemiştim. Kâbus içinde. Bir anda şiddetli bir ürperti sardı her yanımı. ağlıyabiliyor.» Diyebildim. Sabahı güç ettim.. Atatürk Ne yaşamıyordu artık. an duygusuz. ku tu SALİH BOZÜYÜK KENDİNİ VURUYOR py ıld ı ız .. Yatta işlerimi bitirirken Bebek Polis Karakolunun bayrağının yavaş yavaş yarıya doğru indiğini gördüm.. taş gibi kaskatı kaldım. Uykusuz gecenin sabahında vücudum ezilmiş gibi yatağımdan çıktım. Benim de o ilk duygusuz.

Hâlâ inanamıyor. Orası görülecek şeydi. Salih Bozüyük tu sanmıyorum. o anda ölmemiş.228 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Kendimi toparladıktan sonra rıhtıma çıktım. . Atatürk'e bu denli aşkla bağlı bir insanın daha olabileceğini hayatım boyunca gözümün önünden gitmiyecek kişilerdendir. inanmak istemiyordum. Hemen bir taksi çevirip Dolmabahçe'nin yolunu tuttum. Fakat bunlara karşı Atatürk'e bağlılığım hayatıyla ödeyen kimseler de vardı. Başka bir şey söylemedi. Boşalmıştı denebilir. Bu arada Atatürk'ün bâzı çok yakınlarının durumlarını sağlamlaştırmak için Ankara'ya koşuştuklarını öğrenince üzüntüm bir kat daha arttı. O'nun ölümüne dayanamayıp acıdan kendiıü tabancayla vuran Bilecik milletvekili Salih Bozüyük kanlar içinde bir köşede yatıyordu. ne var? Diye sordum. py Salih Bey ıld gösterdiği ı ız fedakârlıkla. Sesimi duyunca tanıdı. Saray'a nasıl vardım bilemem. Beynim zonk-luyordu. Hemen oradakilere: — Ne oldu. Sadece «Doğru» diyebildi. Aldığım cevap sessizlikten başka bir şey değildi. ama aldığı yaraların etkisiyle bir yıl sonra hayata gözlerini kapamıştı. Rüyadaymış gibi gidiyordum. Hiç kimse Bu manzarayı görünce biraz daha fenalaştım. Her yan derin bir sessizliğe kalmamıştı. ku bürünmüştü. Hemen telefona sarılarak Saray'ın santral memuru Kemal Beyi aradım.

ku tu YÜZÜNDEKİ TÜLBENTİ KALDIRIP BAKTIM py ıld ı ız . Dedim. İki genç subay ayak ucunda nöbet bekliyorlardı.GİZLİ DEFTERİ 229 ATATÜRK Dolmabahçe Sarayı'nda Ha-rem Kısmında. dünya durdukça yaşayacak ender insanlardan biriydi. Onunla beraber yavaşça odadan içeri süzülmüştük. Çenesi bağlanmış vaziyette hareketsiz duruyordu. Her gelip geçici insan gibi o da göçmüştü. fenalaşıyordum. her zaman yattığı odada yatıyordu. — Bir türlü öldüğüne inanamadım. İşte ölümüne bir türlü inanamadığım o büyük insan. Ankara'dan verilen emirle cenaze töreni için hazırlıklara geçirilmiş. Geniş bir yatakta. Hayattayken gülkurusu rengini severdi. Yine öyle bir renk içinde sonsuz uykusuna dalmıştı. o koskoca tarih biraz ilerde çenesi bağlanmış şekilde yatıyordu. Yaldızlı mobilyalar. üniformalı subaylar tarafından başucunda nöbet tutulmağa başlanmıştı. Aç bakalım yüzünü. üzeri yaldızla süslü mavi tavan bir ölüm rengine bürünmüştü. tek yastıkta yatıyordu. Saray'da Rıza adlı bir sofracı arkadaşım daha vardı. Atatürk öldükten bir saat kadar sonra İstanbul'daki Ordu Müfettişi. Fakat O. Artık bu odaya bakamıyor. Atatürk bu odada sonsuz uykusunu uyuyordu.

.. kefenlendi. — O Hakikaten şimdi inandım. Yıkandı. Kendime sahip değildim. Atatürk'ü ı ız . Onun: — Büyük adamları ölümünde atı ile yatı takip etmelidir. şimdi bekliyorsunuz. Akşam üstü sofracı İbrahim'le Selâmlık kısmında oturup dertleşirken İsmail Hakkı Tekçe (Paşa) geldi. Sözünü hiç unutmıyacağım. O anda yattaki görevi kim düşünür. Önce cenaze töreni programına biz alınmamıştık. diyerek üniformalarını giyip nöbete gitti. Sonra nöbet sırası geldi. İbrahim'le bana dönerek: — Son vazifemizi de yaptık. yatı protokole sokabilmek için Saray'a gitmiş ve çekişe çekişe istediğini yaptırmıştı. Gözyaşlarımı içime akıtarak yüzüne. İzmit'e doğru yol alırken.234 ATATÜRKÜN UŞAĞININ Yüzündeki tülbenti açtırdım. Abanoz ağacından bir tabut yapılmıştı. Paşalar. Dedi. bir daha sadece resimlerinde göreceğim yüzüne uzun uzun baktım.. morarmış gibiydi. Yıllarca onu iki cahil sofracının eline bıraktınız da şimdi mi geldiniz? Sarayburnu'ndan Zafer Torpidosu'yla Yavuz'a alınıp. tu py ıld hepiniz geldiniz. Dedim. Donanmayı Adalara kadar izledik.. Giderken arkasından şöyle dedim: — Beyler. Yüzü hafif siyahtı. Cenaze. Saray'da o güne kadar görülmemiş bambaşka bir çalışma vardı. günü nasıl geçirdiğimi bilmiyorum. Saraydan bir türlü ayrılamıyordum. Fakat Savarona'nın o dönemde süvarisi bulunan Sait Kaptan. Bunun içini kurşunluyorlardı. onu izleyen yabancı donanmanın gerisinde Savarona yatıyla biz de bulunuyorduk. ku Cenaze töreninin bütün ayrıntılarını biliyorsu-nuz.

GİZLİ DEFTERİ 231 ATATÜRK öldükten sonra Cumhurbaş-kanı olan İsmet İnönü. anlattık. Savarona yatını hiç görmemiş. Güvertede İsmet İnönü ile Refik Saydam başbaşa vermişler konuşuyorlardı.. O zamanın Başbakanı olan Refik Saydamla. İsmet İnönü motorla yata geldi. O zaman çok zor durumda bulunuyorduk. Kısa bir yolculuk yapıp inebolu'dan Zonguldak'a gittik. Aradan üç yıla yakın bir zaman geçmiştir. Gelibolu'ya doğru bir gezi yapıyorlardı.. Konu. Yıl 1941. Derken salondan güverteye Saraçoğlu çıktı. Orada öyle rıhtım falan yok. Buna rağmen çatarsa çatar. İsmet İnönü'yle beraber Savarona yatına binmişler. Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu İstanbul'a gelmişler. Her tarafını gezdi ve beğendi. Yatı İnebolu'ya çağırdılar. Haziran 22. harp yaparız. İnönü orada yattan inerek trenle Ankara'ya hareket etti. Kıyıdan uzakta demirledik... Yani Türkiye Cumhurbaşkanının hizmetkârı değildim. Artık eski imtiyazlı durumum kalmamıştı. ku tu ÖLDÜKTEN SONRA py ıld ı ız . Biz de Savarona ile İnebolu'ya gittik. Cumhurbaşkanıyla Başbakanı böyle başbaşa düşünür vaziyette görünce i — Yahu ne var bunda düşünecek? Tarafsız olduğumuzu ilân ettik. Çatmazsa zaten mesele yok. Atatürk'ün ölümünden sonra ben yine Demiryolları İşletmesi kadrosunda Savarona yatında görevliydim. Görmeği istemiş. İkinci Dünya Savaşı ve Türkiye'nin nazik durumuydu.

bizi Almanlar Anadolu'da başlarına belâ oluruz. harbin sonunu bekleriz. Beykoz önlerinde demirler. Bu İnönü'ye: görüşme sırasında yatta bulunan Fahrettin Paşa. anlatmağa: — Şimdi Almanlar saatte seksen kilometre ilerliyorlar. Almanlar. (O zaman nüfusumuz sadece onsekiz milyondu). ku Bunun üzerine İsmet İnönü «Yaaa» diyerek başladı kendi tu py ıld Trakya'da yenerler. Bu sırada yanında bulunan Amiral Şükrü Okan'a dönerek: — Rus donanması ne olur? Deyince: — Paşam. fakat ı ız .. Bu durum karşısında Ruslar bir buçuk ayda mağlûp olurlar. adeta gelecekteki Türkiye'yi yaşar gibi oluyordu.. Ayni zamanda Baku petrollerine de kavuşuruz. gözlerimizi. Refik Saydam ve Şükrü Saraçoğlu İstanbul'da kaldılar. Konukları en iyi şekilde ağırlamak istiyorduk. İnönü. Türkiye'nin nüfusu da otuz sekiz milyon olur. Biz de hizmeti düzenli yapmağa. Kabına sığamıyor. O zaman dört bir yanımız ateşle sarılmıştı. bulabileceğimiz bir güne açıyorduk. İkinci Dünya dayanmışlardı.. bir pot kırmamağa çalışıyorduk. Hepimizin sinirleri bozulmuştu. Güvertede yine memleketin durumu ve savaş gücü konuşuluyordu. Kafkasları alırız. Bu bizim için de büyük kazanç olur. Stalingrad ve Moskova kapılarına çalıyordu. İnönü herkesin düşüncelerini dinliyor ve not alıyordu. Cevabını aldı. Gelibolu'da bir çok general ve yüksek rütbeli genelkurmay subayı yata geldiler. İnönü sevinç içindeydi. Her sabah Her an başımızda kendimizi tehlike ateşin çanları içinde Savaşı bütün hızıyla sürüyordu.232 ATATÜRK'ÜN UŞAĞININ Bu görüşmeden sonra Çanakkale Boğazına doğru hareket ettik. genç bir kurmay subayına şöyle sordu: — Almanlarla harp edersek muvaffak olur muyuz? Subay düşünmeden şu cevabı verdi: — Paşam. Gemilerin kamalarını alır..

ne ol -maz... Dedim. Bu iş birbuçuk ayda olmaz. Baktım İsmet İnönü'nün yirmi yıllık hizmetkârı Osman Efendi. bize ne?. Farkında bile değildim.. ku — Cemal. kamaramın kapısını aralamış: yıkılacağını söyledi. Deyince ben de gayet safiyane: Bizim bu konuşmalarımızı meğer kamarot Faruk not eder dururmuş. tu py ıld ı ız .... ileride belki ağzımdan lâf kaçırırım diye korktum. Biraz sonra yine ayni arkadaş geldi: söyledi..GİZLİ DEFTERİ 233 — Paşam İran harbe girer mi? Diye bir soru sormuş ve şu karşılığı almıştı: — İran'a harp yok.. Bunları duyunca. Ne olur. şimdi Hitler Radyoda Rusların bir buçuk ayda — Göbels Radyoda Rusların birbuçuk ayda yıkılacağını — Ulan aptallığın âlemi yok... Fakat aksilikler korktukça üzerime geliyordu.. Deyince ben de: — Yıkılırsa yıkılsın. Daha fazla konuşulacakları duymamak için kamarama çekildim.

fakat değiştirin..234 ATATÜRKÜN UŞAĞININ larını almak için Bandırma'nın yolunu tuttu. — Peki değişti. yine benim Lazzari Fran-ko'dan yaptırdığım patiska çarşaflardı. bizim çarşaflardan olsun.. — Ne o Cemal. .. canın sıkılmış senin? Deyince kendimi toparladım: — Bir şey yok...... Deyip emir verdim ve çarşaflar ku — Hanımefendi. Bizim çarşaflar dediği. Kamarama geldiğim zaman Dr.. Fakat onlar israr ediyorlardı: emredersiniz. Diye tu YATAK ÇARŞAFLARI SAVARONA yatı ertesi günü eski Meclis Başkanı Abdülhalik Renda ile çocuk- py ıld ı ız çarşaflarını değiştirin. Diye cevap verdim. kamarasının yatak karşılık verdi.. Fazıl Beyle çarkçıbaşı Hüseyin ve ikinici çarkçı Muhittin Özege vardı. Bandırmaya gelmeden bir saat önce Bayan Mevhibe İnönü beni çağırdı: — Renda'nın Dedi. çarşafları pis mi buldunuz? Deyince: — Hayır.

Dediler. Deyince ben de: — Çarşafları beğenmediler. Beni götürmeleri için bir bahane lâzımdı.. Benim bu ikinci konuşmamı da ganimet bilmiş.. Üçüncü gün sorgular tekrar başladı.. Derken bizi yaka paça alıp. Vali. Allahtan beni bütün polis tanıyordu: — Sen bir kitap okuyormuşsun. Baktılar ki. Diye cevap verdim. Bu bahane de. daha da okumadım. dedim. Tam üç gün gayet nazik muamele gördüm. Onunla suçlandı-racaklardı. Güneş salonunun rafında duruyor. — Evet.. kamaramı aradılar. Yoksa halim yamandı. Sanki babalarının evinde böyle güzel çarşaf görmüşler gibi. okuduğum bir Rus eseri. Polisler hemen oraya koştular.GİZLİ DEFTERİ 235 — Evet canın sıkılmış senin.. Keten çarşaflar ne kadar da güzeldi görseniz. Emniyet Müdürlüğüne götürdüler. Hemen jurnal etmiş. o kitap nerede? Dediler. Kitap benim değil.. Ben de: — Tabii tek yataklıda diye karşılık verdim. Kamarot Faruk yine oradaymış. Bu idare adamlarıyla aramda şöyle bir konuşma geçti: ku tu py ıld ı ız . Birinci Şube'nin üst kattaki misafirhanesinde gayet güzel bir loca. Aradan onbeş gün geçtikten sonra İstanbul Polis Müdürü Selahattin Bey'le iki sivil polis memuru ve Denizyolları Umum Müdürü Kemal Baybora iki motorla gelip. Polisler bana: — Tek yataklıda mı yatmak istersin. Fakat bu kez soru sahipleri Emniyet Müdürü. Allah razı olsun o devrin polislerinden. Sıkıyönetim Komutam gibi önemli kişilerdi. yoksa çift yataklıda mı? Diye sordular. Bunun üzerine: — Aldırma geçer. nen var söyle?. Raftan kitabı indirdiler. İçişleri Bakam.. Allahtan ki yataklı. Bu konuşma sırasında ben farkında değilim. Maksim Gorki'nin «Ayaktakımı» adlı Şehir Tiyatrosu'nda oynanan piyesi.

Polis Müdürüne: serbest bıraktılar. Dedi. hangi kanunla serbest bıraktınız? Polis beni aradı.. ya da milletvekili. ku — — — Derken damdan düşercesine şu soruyu sordular: Senin Ruslardan tanıdığın filân var mı? Türklerden dahi yok. Yabancı milletten kimseleri tanımam. taradı. Salihli'de doğdum. Ben yapmıyorum. Hangi kanunla tevkif ettiniz.. Arkadaşlar işlerine alındı.. İçişleri Bakanı Faik Bu adamı niçin getirdiniz? Diye sordu. Bir gün İsmet İnönü'nün İstanbul'a geldiğini duyunca Umumî Kâtip Kemal Ge-deleç'e telefon ettim: — — — Bir adamın ifadesiyle sekiz-on aileyi nasıl süründürürsünüz? Diye sordum. Tanıdığım kimseler ya sofracı. kaldım. Sonra beni Benimle beraber gelen sekiz arkadaş ta serbest bırakıldı. Nerelisin? — İzmir'liyim. fakat öbür arkadaşlarım çoluk çocuk sahibidir. onların işlerini veririz. Dedim. — — Beni sorguya çekenlere: Öztrak. bakan gibi kimseler.. Bizler daima takipte olduğumuz için kendi arkadaşlarımdan başkasıyla ilgilenmedim. Dedi. Fakat hepsi Bakanlık emrine alınmıştı. ama Savarona'ya değil.. Hiç olmazsa onların işlerini veriniz. tu py ıld ı ız . Ben yılarca Atatürk'ün hizmetinde Serbest miyim? Diye sordum.236 ATATÜRKÜN UŞAĞININ — — — Senin tahsilin ne kadar? Altıncı sınıfa kadar. — Baban nereli? O da oralı. ne buldu? Benim ihtiyacım yoktur. — Pekâlâ. ya şoför. kanun yapıyor. Bu vaziyet tam kırk gün sürdü..

Yeniden gemilere kumanyacı olarak alındım. Çankaya'da Kemal Gödeleç'le görüştüm. Beşiktaş'taki evimi sattım. tam sekiz yıl polisin göz hapsinde kaldım. Bana gelince.GİZLİ DEFTERİ 237 başka gemilere. Baktım. Kalktım Ankara'ya gittim. Kendisinden bu vaziyetin düzeltilmesini ve tekrar Denizyollarına dönmemi istedim. Orada da göz hapsi devam etti. Neyse bu isteğim kabul edildi. İzmir'e gittim. ku tu py — S O N— ıld ı ız F 16 . Bu anlatmış olduğum notlar konuk olarak kaldığım Emniyet Müdürlüğü'ndeki dosyamda bulunmaktadır. olacak gibi değil.

.......... ............................................ ku ........................................................ ............................................................ ne içerdi .............................................................................................238 ATATÜRKÜN UŞAĞININ İÇİNDEKİLER Önsöz Başlarken .......................................................................... ayağım da yerinde ................ Çallı İbrahim'le arkadaşı ......... ...................................... ............... ıld ı ız 50 56 58 60 63 66 70 72 74 77 ................... Havuzdaki çıplak kadınlar İçkisine karışanlar Uykusuzluk rekoru Sofrayı terkediyor Servetlerinizi veriniz ................................... py .................................................................. ....................................................................................... Kayseri'deki sürü sahibi........................................................................................ ......................... Ne yer..... ............................. ....... ........................................................................................................................................ Hasta çobanı ziyareti .............. Çevresindeki asalaklar Selanik'ten ne çıkar Mısırlı Muganniye Gözüm görüyor........................ Saraya çağırıldım «Açınız Perdeleri Adımı değiştiriyor ....................................................... Ayaklarına kapanan kadın Köpeği Foks'un öldürülüşü Çubukabad çamlığında Cumhurbaşkanı salonundaki atlar . ........................ . ................................................ Kontes"i şaşkına çevirdim .......................................................... ........ Beni imtihan ediyor ............... ............................................................................. 7 9 13 16 18 23 27 29 32 35 40 43 45 47 tu .............................................................

...... ku ............ .......................................................................................................... İki arslan bir posta sığmaz Şah'ın İsviçre'yle konuşması Afgan Kralının gelişi Venizelos'un gelişi Konya'da bir olay Ağlayan Kraldan nasıl kaçtık Bana Cemal Han deyiniz ............................................................................................................................................................. 131 ı ız ............................................................. ....................................... 136 Ruslarla bir eğlence gecesi Sakarya köprüsünde Git mektubu getir ...... Kurbağalı zil .... 134 .. Madam Simpson'a sunduğu kahve Romanya Kralı Karol'un gelişi İlk Türk filmini nasıl gördü Fenerbahçe'ye bağışı Samsun'a niçin çıkmış .............................................................. Irak Kralı Faysal'ın gelişi ........................................................... Gözünden yaş getiren piyes ....... ................... Muhsin Ertuğrul'la sofrada .............. 79 84 88 89 91 93 94 98 98 100 102 104 106 108 110 112 115 116 118 120 121 124 127 Nişancılığı ..................... ........................................................................ Yûşa Hazretlerinin Dergâhı Ankara Lisesi'nde ...................................................................... ...... .......... İngiltere Kralı Nahlin yatında ............................................. 140 ..................................................................................... Ciğerlerimden hastalandım ... ........................................................................... «Özsoy» operası nasıl yazıldı .............. İran Şahı'yla sofrada ............................................................................................................................................................ .........Bekir çavuş'un hizmeti Şair ve edipler arasında .................................... .......... Yalnızlığı . Japon Veliahdına verilen ders Emir Abdullah'ın yatla gezisi ...................... 141 143 144 147 148 150 152 Yakınlarına verdiği ders . tu py —.......................................................... ...... 137 Sami Paşa'nın eşinin süsü .......... ................................... 129 .................................................................. 135 .............................................. ................. ............................ Ertuğrul yatını batırırım .................. Yugoslav Kralının gelişi ............................................................................................................................... Artistler arasında . ........................... ıld .. ........................................................................................................... ................................................ ..................239 — . ...................... Amerikalı gazeteci ........

Savarona Yatının hikâyesi ................. ............ «Birbirimizden ayrılmıyalım» .............................. .......................... Hâzım'ı nasıl güreştirdi ....................................................... tu ....................................................... ....................... ........................... ............................................................................ ..................... Tayyare piyangosu .... ..................... Yunan maçından sonra ................ ......................................... ................................................... Edvard Biyango Orkestrası ......... ............ Adalı Ayşe Hanım .... py — 240 — ıld ı ız 190 192 198 197 198 199 202 204 205 206 208 209 193 ............................................................................ ku .................................. Köylünün eşeği .. İnsanlar Şahtadır ........................................ ........................................ Silindirli çoban .............. Masrafını cebinden öderdi .......... .......................................... ...................................................................... «Ben de sizin gibi insanım» ............................................ .................................. «Çelengi nereye koyarsanız koyun» Berber Rıdvan'ı kovuşu Viyana'dan gelen koltuk ................................................................. «Marifetmiş gibi evlenmişiz» ........ .................................................................. Rus millî maçında ............. «Siz Senyörsünüz» «Reisicumhurluk yapamazsın» Beni oy vermeğe yolluyor «Profesör değilsiniz» 154 156 158 159 160 162 163 164 168 172 173 174 175 175 177 179 180 182 181 185 187 188 189 191 Kafese girdi ........................... ................................................................. Rifat Hoca'nın bağışı .............................................. ............................................. ...... Otomobilleri ................................ Masaj yaptırıyor Yanında çalışanlar ............................ ..................................... İki kadın gazeteci .............................. Lüsyen Hanım'ı öpüşü . ......................................... ... ............................................................. «Elbiselerimi yakın» ... Karabekir'e sinirleniyor ........ ..................... ........... ........Son Halife'nin gözyaşları .................................................................................................................... Rum kadınıyla kavuncu «Türk Tiyatrosu işte odur» ..... Kafa Ölçüsü .................. Çalınan Pırlantalar ............... ............................................................................. Kimse O'nun kadar güzel «Allah» diyemez ................. Bizim villamız yok ................................................................

....................................................................... Vasiyetnamesini emirle yazdırdı ................ .................................................................... .......... Artık dua ediyorduk ............................................. Buz sandıklarını attırıyor Mareşal Çakmakla yatta ............................................... 210 212 213 214 215 217 219 221 224 225 227 229 231 233 235 238 Kafanı tarihe yorma ..................... Son Bayramı Son dakikaları Salih Bozüyük kendini vuruyor Yüzündeki tülbenti kaldırıp baktım ................................................. .................................................... Çok acı çekiyordu ............ Öldükten sonra ................ .......................241 — ıld ı ız ........................................................ ....... ................................................................................................ ku ............... ................. .................................Rüşvet verdiğimi duyunca «Felah yerinde kalsın» Madam Vera Üç dondurma yedi .............. tu py —............ ................................ ........................................................... Yatak çarşafları ...............................................................

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful