You are on page 1of 151

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ:

153

D İ Z E L E R

Bu kitap Cumhuriyet Dünya Klasikleri Dizisi'nde Sn. Erdoğan Alkan'ın izniyle basılmıştır.

Yayma hazırlayan : Egemen Berköz Dizgi: Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. Baskı: Çağdaş Matbaacılık Yayıncılık Ltd. Şti. Mayıs 2001

A R T H U R R I M B A U D D İ Z E L E R Fransızcadan çeviren: Erdoğan Alkan .

diğer uluslann edebiyatlarını kendi dilinde. Zekâsının her yüzünü bu türlü yapıtların her türlüsüne döndürebilmiş ulus¬ larda düşüncenin en silinmez aracı olan yazı ve onun mima¬ risi demek olan edebiyatın. Özellikle Türk dilinin bu emeklerden elde edeceği büyük yararı düşünüp de şimdiden çeviri etkin¬ liğine yakın ilgi ve sevgi duymamak. Bu bakımdan çevi¬ ri etkinliğini sistemli ve dikkatli bir biçimde yönetmek. hiç değilse. bu anlatımın dü¬ şünce öğeleri en zengin olanıdır. Sanat dallan içinde edebiyat. zamanda ve mekânda bütün sınırları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemeyen Türk aydınlarına şükran duyuyo¬ rum. Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel 5 . devlet eliyle yüz ciltlik. Hangi ulusun ki¬ taplığı bu yönde zenginse o ulus. özel girişimlerin çabası ve yine devletin yar¬ dımıyla. daha doğrusu kendi düşüncesinde yinelemesi. canlandırması ve yeniden yarat¬ ması demektir. bütün kitlenin ruhuna kadar işle¬ yen ve sinen bir etkisi vardır. hiçbirTürk okurunun elin­ de değildir. onun genişlemesine. İşte çeviri etkinliğini. in­ san varlığının en somut anlatımı olan sanat yapıtlarının be­ nimsenmesidir. ilerlemesine hizmet etmektir. uygarlık dünyasında daha yüksek bir düşünce düzeyinde demektir. 23 Haziran 1941.Hümanizma ruhunu anlama ve duymada ilk aşama. Bu etkinin birey ve toplum üze¬ rinde aynı olması. Onların çabalarıyla beş yıl içinde. bu bakımdan önem¬ li ve uygarlık davamız için etkili saymaktayız. onun dört beş katı büyük olmak üzere zengin bir çe¬ viri kitaplığımız olacaktır. Bunun içindir ki bir ulusun. biz. zekâ ve anlama gücünü o yapıtlar oranında artırması.

Cumhuriyeti¬ mizin 7 5 . bu etkinliği y i n e l e y e r e k . kuşku¬ suz ö n e m l i payı vardır. C u m h u r i y e t gazetesi olarak. yılında.SUNUŞ Cumhuriyet'le başlayan Türk Aydınlanma D e v r i m i ' n d e . Milli Eğitim Aydın¬ kazandır¬ Bakanlığı'nca yayınlanan okurlarımıza ilgi gören bu etkinliği Bakanlığı'nca ğına kesinlikle de katarak yayınlanmamış -ancak l a n m a Devrimi y a n d a k a l m a s a y d ı yayınlanaca¬ inandığımız.dünya sürdürüyoruz. Milli Eğitim klasiklerini Büyük 1940'lı y ı l l a r d a n b a ş l a y a r a k dünya sunmaya başladık. d ü n y a k l a s i k l e r i n i n H a s a n Âli Yü­ cel ö n c ü l ü ğ ü n d e d i l i m i z e ç e v r i l m e s i n i n . T ü r k o k u r u n a bir " A y d ı n l a n m a K i t a p l ı ğ ı " mak istedik. Cumhuriyet 7 klasiklerini . Bu ç e r ç e v e d e .

Kadmcağız dört çocuğu ve geçim sorunlarıyla başbaşa didinip duruyor. Yüzbaşı ba­ ba eve para gönderiyor mu? Ne kadar gönderiyor? Bilemi¬ yoruz. bir çiftçi kızı olan. Vitalie 2. Bayan Vitalie babasmı kaybeder. Sır¬ tındaki geçim yükü gittikçe ağırlaşan anne Vitalie genel¬ likle işçilerin ve dar gelirlilerin oturduğu Bourbon Sokağı'ndaM ucuz bir eve taşınır. Arthur 6. Yüz¬ başı baba eve biraz daha sıkça geliyor ve ika insan arasm- 9 . Haziran 1858'de Vitalie ve Haziran 1860'daysa Isabelle adlı iki kız çocuk dünyaya gelir. Frederic 7. Bu evlilikten Kasım 1853'te Frederic.CHARLEVILLE VE D İ Z E L E R İ N Ö Y K Ü S Ü Komşu kent Meziere'deki 47'nci alayın subayların­ dan. Lyon kentine atanmış. Subay kocası da uzaklarda. 20 Ekim 1854'te Arthur adlı iki erkek çocuk. B o u r b o n Sokağı Bourbon Sokağı'nda 73 numaralı ev. otuz sekiz yaşındaki yüzbaşı Frederic Rimbaud. Roche'daki küçük çiftlik sınırlı bir gelir sağlıyor. Annenin yaşı 35. Isabelle 1 yaşında. yirmi yedi yaşındaki Vitalie Cuig ile Charleville'de evlenir.

Yabancı dillere karşı büyük eği¬ limi var. güzel sanatları. 10 . yeni yapıtları okuyor. K a n kocayı yakından tanıyalım: Bayan Vitalie ciddi. evine elinde ekmekle gelen bir tip değil. despot ve dikbaşlı. edebiyatı ve yazmayı seviyor. düzenli. Kızlar pek sorun değil. Kuran'ı Fransızcaya çevirmiş. çünkü ba¬ balan subay. Öte yandan aşın tutucu.daki derin yapı ayrımları da daha çok su yüzüne çıkıyor. sofu ve evlerinin kadını olsunlar yeter. Yeni yazarları. Ölçüsüz derecede gururlu ve dikbaşlı Bayan Vitalie kocasının bütün resimlerini. Ama oğullan kesinlikle iyi bir eğitim görmeli. tartışmalar. Çm çm öten tabak sesi. Çocuklara babalarını anımsatacak tek bir iz bırakmıyor. Yüzbaşı baba özgürlüğüne çok düşkün ve özgür dü¬ şünceli. kurulu düzene büyük önem veriyor. tutumlu. evden kalan eşyalarını yak¬ makla başlıyor işe. Anne gümüş tabağı öfkeyle yerden alıp babaya fırlatıyor. İki yapı arasındaki ayrımlar ve çelişkiler Bourbon Sokağı'ndaki evde iyice su yüzüne çıkıyor. Kocasını evden kaçıran anne Vitalie'nin artık tek endişesi Roche'daki çiftlik ve çocuklarının eğiti¬ mi. Yüzbaşı Frederic Rimbaud çe¬ kip gidiyor ve bir daha hiç dönmüyor evine. tutumlu. kavgalar büyüyor. Anne Vitalie ise aile sorumluluklanna. Bir tartışma. D o k u z yaşındaki Frederic ve sekiz yaşında¬ ki Arthur'u Rossat Okuluna veriyor. altı yaşındaki Arthufe babasından kalan son anı. Bildiğinden şaşmıyor. Cezayir garnizonunda görevliyken Arapça öğ¬ renmiş. Öf¬ keli baba hırsını eline geçen gümüş tabaktan alıyor. mesleğiyle ilgili ki¬ taplar yazmış. yere vuruyor. çalışkan. geleneklere. Baba serüvenci. Okuyup yazmayı öğrensinler. yalnız kendi d o ğ r u l a m a ina­ nıyor. liberal ve yazar.

oynamak. U z a n ı p eteğine yere batık duvarın. Kendine arkadaş arıyorsa abisi Frederic ne güne duruyor.kulağından tuttuğu gibi eve sokuyor. Derken düşler de 11 . hırıltısı duyuluyor yukardaki odadan. uyuz 'dalların uğultusunu dinliyor ve yan bahçede oynayan işçi çocukla¬ rını seyrediyor. elleri kalçasında do¬ laşırken. Gözbebekleri yanaklarına düşmüş. konuşmak istiyor onlarla. G e c e . yürüyüşü ve yapısı h ü z n ü n ü söylüyor. Loş odalar. Ama toprak sahibi. işçi mahallesine. Akşamlan pencereden. Dili sarkık. yenik. annenin buy¬ ruklarından uzak. partal giysili cılız çocuklar budalalara özgü bir tatlılıkla konuşu¬ yor. Seviyor onları küçük Arthur. esrik bir özgür¬ lüğün ışıldadığı çöller. resimli dergilere bakıp düş kurmaktan başka? Re¬ simlerdeki loş ormanlar. kokuya teslim olup rahatça düşler kura¬ biliyor. G e c e yatağa yattığı anda yeniden düşlerine dönüyor.Bourbon Sokağı'ndaki evi ve küçük Arthur'un bu ev­ deki yaşamını şairin "Yedi Yaş Ozanları"şiirinden öğreni­ yoruz. lam¬ banın kesik alevi yüzünde. Ne yapabilir küçük Arthur. güneş. Kışıü kar yağınca arkadaki bahçe daha bir aydın¬ lanıyor. konuşmasını istemiyor. karanlık sofalarda bütün gün kan ter içinde annesinin buyruklarına başeğiyor. İspanyollar kızarmış göz¬ lerinden akıp gidiyor. İtalyanlar. ırmaklar. resimli be¬ tiklere. yorgun ve alık. çünkü orda. oğullarının bu pasaklılarla oynaması¬ n ı . Ayakyoluna girince uzun süre çıkmıyor. Duvar kâğıtlarının küflü lekeleri arasın¬ da. Arkadaş olmak'istiyor. yüzbaşı karısı Bayan Vitalie. Afthufun bahçe duvarının ete¬ ğine uzanıp işçi çocuklarıyla konuştuğunu görünce kızıyor. onunla konuşsun. yoksullar araşma taşınmak zorunda kalsa da işçilere ve yoksullara karşı. Çocuklarının. kara tulumlany'la varoşlanna dönen işçileri seyrediyor. Yaz geldiğinde. onunla oynasın.

Din dersine de büyük ilgi gösteriyor." Bourbon Sokağından daha iyi bir mahalleye. arkadaşsız. ta­ rih ve coğrafya dersleriyle uğraşıyorum.. oyuncaksız. san yapraklarını okuyorlar. Okul defterinin bir sayfasına o zamanlar şunları yaz­ mış: "Serin rüzgâr. Özellikle Latincesi çok iyi. Okul. Ba­ şarılı bir öğrenci Rimbaud. Kilisenin pazar ayinlerini hiç kaçırmıyor sofu anne. edebiyat ödev­ lerinde öğretmenlerini şaşırtacak bir ustalık sergiliyor. Yeşil alınlarını eğmişti rüzgârın önüne eğreltiotları (. durgun ve sessiz Rimba­ ud Ernest Delahaye ile arkadaş olur.) Bense lanet Yunanca* Latince.bitiyor ve yalnızlık odanın her yerini doldurunca bozgun­ lar ve bunalımlar başlıyor. Okul dağıldığında birbirlerine şiirler okurlar. gü­ müş suların sesine benzer bir uğultuyla kıpırdatıyordu ağaçların yapraklarını. Sofu anne çocuklarını karma eğitimli. Babası gibi onun da güçlü bir belleği var. 12 . ayaklarımın dibinde akan ırmağın. "Sous les Allees"ye taşınır. Sekiz yaşındaki Rimbaud'nun ruhunda isyan başlı­ yor. dinsel eğitimle laik eğitimin birlikte yapıldığı Charleville Koleji'ne verir. yabancı bir dili çabuk öğreniyor. Rossafda öğretim laikti. On üç yaşındaki içedönük.. Yıl 1865. Latincede okul birincisi. ev ve kilisede geçen. Şair Delikanlı Başarılı bir öğrenci Rimbaud. oyunsuz. Frederic ve Rimbaud da maun ağacından yapılmış sıranın üstünde sessizce yerlerini alıp Tevrat'ın lahanaya benzeyen solgun.. Yazma yeteneği var. tekdüze bir çocukluk.

Başöğretmen Desdouest şaşkın. yeni tanıştığı." M$ Aldığı yanıt çok kısa: "Karnım aç. Süre altı saat. Çağdaş Parnasse dergisini okuyan. soruyor "Nedir bu hal? Üç saat geçti. Jose-Maria de Heredia. Saat dokuz. Böylece.Yabancı dillere.2 Haziran. Arthur kalemi eline bile ahnamış. Leon Dierx. Sabah altıda başlayıp öğlen on ikide bitecek. Labarrirere adlı öğrenciyle bahçede sık sık şiirden söz ediyorlar. dergide yazan çağdaş şa­ irlerin. Charleville ve çevre kentlerin güzel bir geleneği var. şiirlerini okuyor. bazen öteki yarışmacılarda gezini­ yor. Her yıl birkaç akademik yarışma düzenleniyor. Latince ve Yunancaya karşı eğilimi ve yeteneği Rimbaud'da şiire köprü oluyor. Ayrıca. 1869. Öğrencilerin "Ba­ ba Ariste" dedikleri öğretmen Ariste Lheritier de onu şi­ ire özendiriyor. tek umutlan olan Rimbaud hiçbir şey yazmıyor. kâğıdı yine bomboş. bana sandöviç getirin. Sa­ at sekiz. Okul kitaplığmdaki Latin ve Yunan şiirlerini okuyor. Konu Numidie (*) Kra­ lı Jugurtha. aldırdığı yok. kâğıdında tek sözcük' yok. 13 ." (*) Numidie: Cezayir'in eski adı. Yarışma­ lar Latince ve edebiyat ağırlıklı. Yarışmacılar kâğıtlarına eğilmiş sürekli ya­ zıyorlar.Buğulu mavi gözleri bazen dalıyor. Theodore de Banville. Ardenler Bölgesi'ndeki kentlerin tüm yetenekli öğrencileri yeni bir yarışma için Charleville'deler. Saat altı. kalemi henüz eli­ ne almadı. kâğıdı bomboş. Saat yedi. Theophile Gautier. François Coppee ve Paul Verlainelerin admı duyuyor. Yanına geliyor öğren­ cisinin.

sonuçlar açıklandığında Rimbaud dokuz dal­ da birden ödül kazanır. 14 . Desdouest'nin yüzüne tatlı bir gülücük yayılıyor. Yarışma bittiğinde Rimbaud'nun yazdık­ larına şöyle bir göz atan M. Meuse ırmağına bakıyor.men Charleville Koleji'ne atanır." Nitekim. Anne Bayan Vitalie. Rimbaud gerekli kısaltma­ yı yapar ve 2 ocak 1870'de şiiri yayınlanır. 22 yaşında. Tutucu ve yaşlı öğretmenlerin elindeki kolej gençleri Izambard. Madelaine Rıhtımı (*). 5 numa­ raya taşınır. sözbilim (ilmi belagat) ve uzanlatım bilimi (ilmi be­ yan) anlamına geliyor. Karnım bir güzel doyuruyor Rimbaud. liberal. Duprez ve (*) Madelaine Rıhtimı'nın günümüzdeki adı Rimbaud Rıhtımı. Az sonra okul hademesi içi sandöviç dolu bir sepetle giri­ yor içeri. Cumhuriyetçi. göreceksin yarışmayı bizim kolej ka­ zanacak. Yanındaki öğretmenin kulağına fısıldı­ yor: "Bu iş tamamdır. Sonra başlıyor yazmaya. 17 Ocak 1870 Rimbaud'nun şiir yaşamında önemli bir tarihtir.Arthur Rimbaud Öksüzlerin Yılbaşı Arma­ ğanları (Les Etrennes des Orphelins) adlı uzun bir şiir ya­ zıp Revue pour Tous dergisine gönderir. •(**) Devrimci. Paris gibi koca bir kentin dergisi şiirini bastı! Sevin­ ci sonsuz. Artık o bir şa­ irdir. Yeni yayınlan izliyor. (**) R6thorique. Dersi refhorique. Edebiyatçı ve şair. Özgür düşünceden yana. Yıl sonu. Gelen yanıt: Üç­ te birini çıkarırsanız yayınlarız. Yarışmaların tarihinde bir rekor.Yarışma sırasında sandöviç yenmez diye bir kural yok. Georges Izambard adlı genç bir öğret. Daire Olympe Tepesi denen ormanlık bir ala­ na.

Saint-Just ve Couthon gibi Fransız devrimcilerinin düşüncelerini yakından öğre­ nir. geri kafalı. Charles d'Orleans'dan On birinci Louis'ye Mektup konu­ lu bir kompozisyona daha iyi hazırlanması için öğretmeni Izambard Rimbaudya Victor Hugo'nun Nötre Dame de Pa­ ris adlı romanım verir. Lamartine.Lenel gibi ilerici öğretmenlerle biraz rahat soluk almaya başlıyor. paylar. düşü­ nür ve tarihçileri okur. Villon. . Saint-Simon. yeni şairlerden. yanakları kızarıyor. ba­ kışları alevleniyor. Robespierre. Öğrencisindeki bu şiir tutkusu Izambard'ın gözünden kaçmıyor. Izambard çalışkan ve yetenekli öğrencisi Rimba­ ud'nun evinde anlayışsız. Banville. oğluna acayip kitaplar okuttuğu için. Izambard'a bir mektup yazar ve onu. Oğlu ödüller kazanan iyi bir öğrenci olduğu halde an­ ne Vitalie. Lucrece. Thiers. Izambard yetenekli öğrencisi­ ne yeni dergilerden. Rabelais. Böylece Rimbaud da artık altm yaldızlı. Louis Blanc gibi yazar. Sefillerim yazan Victor Hugo'ya an­ ne Vitalie düşman. Bununla da yetinmez. onun her şeyine. Proudhomme. tarih öğretmeni rahip Wilhelm'i sorularıyla bunaltır. İzlenim ve Güneş ve Ten şiirleri bu dönemlerin ürünü. Baudelaire. şair. kolejin başöğretmenine Izambard'ı şikayet eder. ilerici yapıtlardan söz ediyor. Okuduğu yeni kitaplarla Arthur'un şiir dosyası da kabarmaya başlar.• Derste söz şiire gelince Rimbaud dikkat kesiliyor. Michelet. okuduğu kitaplara bile karışır. cafcaflı klasiklere veda edip Juvenal. Okul dağıl­ dığında birlikte yürüyorlar. tutucu bir ortam için­ de bulunduğunu bu olayla daha iyi anlar ve Rimbaud'yla daha yakından ilgilenir. Demirci. Rimbaud Gü­ neş ve Ten 'i Çağdaş Parnasse dergisinde yayınlanması için 15 . Ofelya.

bu arada Rimbaud bazı pahalı kitapları da yürütmek zorunda kalmış. şiirin yayınının ancak gelecek sayılar için düşünülebileceğini yazar. 19 Temmuz 1870. kralcıla­ rı ya da cumhuriyetçileri. yer kalmadığını. Doksan îki Ölü­ leri adlı şiiri yazıyor. Okul dağıldığında öğretmen ve öğrenci Meuse ırma­ ğı kıyılarında. Olympe tepesinin eteklerinde dolaşıp hep şiirden. Bazı gazeteler.. Yanşmayı kazanan yine Rim­ baud. roman. Fransa Prusya'ya savaş ilan ediyor. sayfa üstlerini kesmeden okuyor.. Akademik Yanşma. felsefe. konu: Sanço Pança'nmÖlü Eşeğine Söylevi. yazından söz ederler. yolculuk anılan. Verlaine'in karısı anılarında yalan söylemiyorsa. Haziran 1870. Paul de Cassagnac bir yazısında şöyle sesleniyor hal­ ka: "Sizler 70 yılının Fransızlan. Bonapartçılan. Rimbaud yatısız öğrenci. öykü." Rimbaud savaşa karşı. iyice bozuluyor. Arthur Müzik ve Kırtanrısı'nın Başı adlarım taşıyan yeni şiirlerini okur. Örneğin kendi beğendiği bir ki­ tabı satın alıyor. Prusya'yla Fransa arasındaki ilişkiler gerginleşiyor. yanlış almışım diye geri verip bir başka kitap alıyor. 1792'lerdeki babalarınızı anım­ sıyor musunuz?. 16 . Izambard dizelerle ilgili düşüncelerini söyler. Kolejin yatılı öğrencileri dı­ şarı çıkamadıkları için kitap siparişlerinde aracılığı Rim­ baud yapıyor. Banville dergiye konacak yazı ve şiir­ lerin saptandığını.Banville'e gönderir. bu arada Cassagnac kar­ deşlerin çıkardığı Ülke (Le Pays) savaş çığırtkanlığı yapı­ yor. toplumbilim. Böylece kitapçılara gelen yeni yayınları okuma olanağı buluyor. Aç kurt gibi okuyor: Şiir..

oynatıp kara. İlk Kaçış Şair Rimbaud'nun düşlerini hep Paris ve Paris'teki şa­ irler. otlan. kentlilerin sa­ vaş çığırtkanlıklanndan yalanır. on yedi yaşın ürünleridir. Kendisine ödül ola­ rak verilen kitapları satar. Büsbütün yalmz kalan Rimbaud zama­ nı Izambard'ın boş evinde. yazın ve sanat dünyası doldurur. 15 Ağustos. (*) Doğduğu kentin tekdüze yaşamından nefret eden Rimbaud yalnız kalınca büsbütün sıkılmaya başlar. Zaman zaman Delahaye ve Bretagne ile kahvelerde buluşur ama bu sohbetler onu doyurmaya yetmez. sokaklarda "Berlin'e. Sarrebrück utkusu. ağır ve körpe ot kollarını koşuyor. Anne.. Paris'te çıkan La Charge gazetesinde Rimbaud'nun Üç Öpücük şiiri yayınlanıyor. 17 . Altlarında tarih yoktur ama Asılmışların Balosu. Al­ tın ırmak. Ama hemen ardmdan Fransız ordusu Wissembourg'da bozguna uğruyor. Izambard'a yazdığı mektupta yalnızlıktan." diye haykınyorlar. 2 Ağustos 1870. Sudan Doğmuş Venüs ve Roman şiirleri bu dönemlerin. çiçekleri (*) Şairin "Üç Öpücüklü Güldürü" şiiri. Charleville hal­ kı coşkulu. kitaplarını okumakla geçiriyor. Tartufe'ün Yazgısı. Bayan Vitalie güneşliğini açmış. kentin sıkıcılığından. Ertesi gün aile kır gezisinde. Berlin'e!.Okul dinlence dönemine girdiği için 24 Temmuz'da Izambard dostu felsefe öğretmeni Deverriere ile birlikte Douai'ye. kendisini büyütüp okutan Gindre kız kardeşle­ rin yanma gidiyor.

Çocuk kayıp. tilki ini bı­ rakmaz. annesine. Meziere'in kapıla­ rına kadar gelip dayanmış. Givet'den Charleroi'ya yayan yürüyor. pembe ciltli. Bir yazıyla da anne Vitalie'ye durumu an18 . Izambard mektubu alır almaz Mazas Tutukevi'ne bir yazı yazar. Aramadık taş dibi. gelen giden yok. evden yenisini alaca­ ğım" diyor. Yanıtlıyor anne: "Peki. aktarmalı gide­ bilir. Gözü kapıda. Gece olur. Sabah yeniden. Eve döner. sokağa bakar. Kurtarılması için. öfkeli. öğretmeni Izambard'a.. En küçük bir gürül­ tü duysa pencereye koşar. meyhanelerde her gördüğüne Arthur'ü sorar. ama parası yetmediği için bileti SaintQuentin'e kadar.. endişeli. Akşam olur. Güvenlik güçleri Mazas Tutukevi'ne atar Rimbaud'yu. Yalnızca kediler ve köpekler. Ortalık­ ta savaş var. kahvelerde. Bu yüzden Rethel-Reims hattı kapalı. ama geç kalma! "Rim­ baud melekler gibi usul usul uzaklaşıp daha sonra hızla te­ peleri aşıyor. Paris'e ancak Charleroi üstünden. Rimbaud'nun bilet borcu olan 13 frankı gönde­ rir. Kırda oğlunu boşuna bekler anne. Çocuklar ağaçların altına uzan­ mış. 29 Ağustos'ta Givet'ye dek biletini alıyor. Telaşlanır. Arthur yak­ laşıyor annesine. yaldızlı kitaplar okuyorlar. Charleroi'da Brüksel-Paris ekspresine biniyor.ezerek dimdik duruyor. oğlan yine görünürde yok. Almanlar komşu kentin. kâğıt kalem ister. hatta İmparatorluk savcısma yazılar yollar. kulağı tokmak sesinde. birahanelerde. kefili olur. Sokaklara düşer. "kitabımı bitirdim. dişi bir kurt gibi Charleville yollarında. Bileti Saint-Quentin'e kadar olmasına karşın Paris'e gitmeye kalkan kaçak yolcu yakalamp Kuzey Gan'nda po­ lise teslim edilir. Charleville Emniyet Müdürlüğü'ne.

Rim­ baud bu mektuplara tepki olarak çocukluk günlerindeki acılarını. mutsuzluğunu anlatan Yedi Yaş Ozanları şiirini yazar ve annesinin mavi gözlerindeki şefkati yalancı bir sevgi olarak niteler: "mavi gözleri vardı onun.latır. Rimbaud Douai'de özgür. 19 . ama yaşı küçük olduğu için kabul edilmez. Prusyalılarla (Almanlarla) savaş bütün şiddetiyle sürü­ yor. Otuz sekiz yaşındaki abla Caroline ve öteki Gindre kız kardeşler işe banyoyu yakmakla başlar. Bayan Vitalie oğlunu tokatlar. dili hayli sert. Öğretmeni Izambard ile bol bol şi­ irden söz ediyor. Üstelik tutukevinde bitlen­ miş. Annesinden. Rimbaud serbest bırakılır.Düşman az ötedeki Meziere'i sürekli bombalıyor. Gindre kız kardeşlerin evine. yalan söy­ leyen". İlk kez. îzambard'a te­ şekkür edecek yerde hakaretler yağdırır. Kimi yorumculara göre Rimbaud'nun daha sonra yazacağı Bit Ayıklayan Ablalar şiiri bu günlerin ürünüdür. Izambard'm yanı­ na gelir. Charleville'e dönmemek için gönül­ lü asker olmaya bile kalkar. Donai'ye. Isambard Charlevilîe'deki kitaplarım bagaj yapıp kentten ayrılır. Kir ve pislik içinde. Gindre kız kardeş­ lerden şefkat görüyor. Les Glaneuses'üa (Başak Devşiren Kadınlar'ın) şairi Paul Demeny ile tanışır. kitap yayınlamış bir şairle. Deverriere ile birlikte Charleville'e götürürler Rimbaud'yu. Rimbaud'nun bir an önce gönderilmesini buyuran iki mektup gelir. Izambard Rimbaudyu yalnız gön­ deremez. Son olarak bit denetiminden geçer. Ortalıkta savaş var. Ama Charleville'e değil. Elinin altında hayli yeni yayın var. Delikanlı ve giysileri yıkanır. Zaman zaman Izambard'la Ulusal Koruyucula­ rın eğitimlerine kardır. sürek­ li okuyor. başıboş.

dönmeyi kabul etmezse polise tes­ lim etmesi. eğer Arthur'ü bulursa onu eve dönmeye ikna etmesi. Eğip boynunu Arthur'e "ensem kaşınıyor. Rimbaud her zamanki gibi parasız. orda bir arkadaşının çavuş akrabası var. '. 7 Ekim'de trene binmiş. Rahat* başıboş gidiyorlar. * . •. cepleri kitap dolu. fki arkadaş. Trende pembe bir kompartımandalar.. kışlada nöbet tutuyor.y. Kızın amacı Paris dolaylarında otu­ ran akrabalarını bulmak. Arthur küçük bir öpücük konduruyor kızın beyaz en­ sesine. Aşk Ormanı'ndaki ıhlamur ağaçları­ nın altmda şiirden söz ederler. Üçüncü durak Givet. geceyi evin­ de geçirebilir. O sıralarda zaten Izambard da Brüksel'deki bir dostunu ziyarete gidecek. Rimbaud yeniden kaçmış. Meziere'de oturan arkadaşı Ernest Delahaye'in yanma gider. Bayan Vitalie'nin ricası. • •y . Ya­ nında bir de kız var. İlk durak Fumay. Armağa­ nı dizlerine derman gelmesi için birkaç tablet çikolata. bombalara boş verip. baksana" di­ yor. İkinci durak Vireux ve bir başka arkadaş. Bir şeyler satıp elindeki paray­ la ancak Givet'ye dek bilet alabilmiş.:•>•. Okul arkadaşına uğruyor. Ne 20 . kapağı Paris'e atmak... Trenden iniyor Rimbaud. Izambard eve geldiğinde Bayan Vitalie'nin bıraktığı notu bulur.yayan yolculuk başlıyorbu kez. yoksa bir böcek mi var.Rimbaud sık sık. An­ nesi onun Brüksel'e gittiğini sanıyor. Rimbaud bir gün önce. İkinci Kaçış 8 Ekim 1870. Çavuş evde yok. Kızın en­ sesine küçük bir örümcek düşüyor.••.

gam? Kendi eviymiş gibi girip yatıyor Rimbaud. Sekiz gündür. delikanlı gelmiş. Akşam şair delikanlının perişan haline acır. " Brüksel'e gelir. Kuytuda Uyuyan Asker. para verir. Dolap.. sürekli baltalıyorlar gazetemizi. iki gün kalmış. Çaplan Kız. "Arthur. Aylaklı­ ğım. parayı almca da toz olmuş. istediği tatlı bir öpücük. Izam­ bard. "Kim?". Adam arkadaşının babası. teyzelerinin. yakınma: "Bütün siyasetçi­ ler satılmış adamlar. Izambard'ın dostu Bay Durand'ı bu­ lur. İş yerine öğüt alıyor ve bir yığın gevezelik. Vireux. Birkaç gün sonra Charleroi'da. Bay Durand çok iyi karşılar onu. Garson kız servis yaparken çapkın çaplan gülüyor. kaçak akşam güneşinde yaldız yaldız yanan. yırtık pabuç yollarda. Givet ve Charleroi'da boşuna arar onu. yol şiirlerini kâğıda geçiriyor: Gönlûmce Bir Kış. leş kargaları. işleri güçleri çalışana çel­ me takmak. yanında. sohbet ederler. İş istiyor. Brüksel'de dostu Durand'a uğrar." Arthur kılık kıyafeti düzmüş. Kaçak öğrencisini bulmak için hemen yollara düşen zaval­ lı Izambard Fumay. yazı masasına kurulmuş. Yeşil Meyhanede. cebinde arkadaşla­ rının verdiği biraz para var. mis gibi sarımsak kokan jambon. bol köpüklü. Yeşil boyalı küçük bir meyha­ neye kapağı atıyor. Çaroline teyze açar kapıyı ve "Ö burda" der. ekmek. Şimdi acısını çıkarıyor açlıkların. Ye­ mekten sonra Charleroi Gazetesi'nin yayın müdürünü bu­ luyor. Köylülerden dilendiği yavan ekmeklerle karnım şöyle böy­ le doyurmuş. Belli. İki gün kalır. Gindre kar­ deşlerin yanma döner. Karnı çok aç. koca bir bardak bira. Evet. Renkli bir tabakta tereyağı. Parayı alır almaz da Rimbaud kuş olup kanatlanır. 21 . öfkeli ve umutsuz Douai'ye.

Hayli güç durumda kalan öğretmen. Gözleri nemli ve üzgün eve dö­ nen Izambard yeşil boyalı kapının üstüne kurşun kalemle yazılmış bir şiirle karşılaşır. Nitekim bu onların yüz yü­ ze son görüşmeleri olacak. Gülüşürler. üzgün. Bahvil22 . Frederic sözcüklerin hece he­ ce üstüne basarakyaıiıtlar: "Çok-iğ-renç-sin Arthu-re". Rimba­ ud asker abisini alaya alıyor." Izambard çok sevdiği şair öğrencisini Douai Komiserliği'ne teslim etmek zorunda kalır. Ba­ yan Vitalie yanıtında kesin bir dille buyurur: "Onu derhal buraya gönderilmek üzere polise teslim edin. bağ evlerinde buluşup Çağdaş Pdrnasse dergisini okuyup Leconte de Lisle'in. Kent ve hemen yakı­ nındaki Meziere kuşatma altında. Kimi yorumculara göre Rimbaud'nun kapı üstüne yazdığı şiir Aylaklığım. Rimbaüd'dân bir yaş bü­ yük ağabeyi Frederic gönüllü asker. ama anlamalısın. öğrencisiyle konuşur: "Hepimiz seni seviyoruz. mektuplarında "Zalim Charlestown" diye söz ettiği Chafleville'de. Metz'de savaşıyor. anneye bir mektup ya­ zar." Izambard. Şiiri kâğıda hemen geçirmez. Metz işgal edilince düşmandan kurtulup eve gelir. • ' Savaş bütün şiddetiyle sürerken Delahâye ve Rimba­ ud bostan kulübelerinde.Rimbaud'nun her olumsuz davranışından Izambard'ı sorumlu tutmak Bayan Vitalie'nin değişmez alışkanlığı. Rimbaud yeniden. eve bir yük değilsin. anılarından öğrendiğimize göre söz konusu şiiri Izambard anımsayamıyor. Notlarından. seni burda tutmamız ya­ salara aykırı. Öğretmen ve öğrenci sevgi ve özlemle el sıkışırlar. Birkaç gün sonra da teyzeleri kapıyı yeniden boyatırlar. Rimbaud'nun Douai'de. yanında olduğunu bildirir.

Frederic yetenek­ siz. 89 numa­ ra. Çocukluk çağından. Prusya (Alman) askerleri Champs-Elysee'de gövde gösterisi yapıyor. hem evi. ne de kara bayraklar dikkatini çeker Rimbaud'nun. Paris. Üçüncü Kaçış Rimbaud büyüyor artık. ne hai­ lem sessiz protestosu. savaş öyküleri ve Paris'in işgaline de­ ğin am yazılan var. Dişe dokunur bir şey yok. Ne gam! Eviymiş gibi girip. Ama Rimbaud hep ödüller alan bir çocuk. Ne yapacağım bilmeden dolaşır bir süre. Mallarme'nin dizeleriyle ısınmaya çalışrrlar. Usuna L 'Eclipse'in kapak karikatürlerini yapan Andre Gill gelir. Ne Prusyalıların gövde gösterileri. 25 Şubat 1871'de Rimbaud gümüş saatini satıp Paris trenine biner. Kara bayraklar asılmış evlerin pencerelerine. Ad­ resini bulmuş bir yerlerden: Cehennem Sokağı. divana uza23 . yeni yayınlara bakı­ yor. Ardenneler savaşm yam sıra aralık ayının korkunç soğuklarım ya­ şamaktadır. O kitapçıların önünde. Andre Gill yok. Ama bunu bir türlü anlamıyor dikbaşlı anne. iyi bir öğ­ renim yapıp devlet dairesine kapağı atmalı ve şu Charlevilleliler de analar ne çocuk doğururmuş görmeli! Hem o çocuğun babası koskoca bir subay! Evdeki tartışmalar çekilmez hal alır. Kapı kilitli değil.le'in. ergen­ lik çağından çıkmış. Büyük oğlu Frederic'in eğitimi onun için sorun değil. Sanatçının hem atölyesi. Gazetelerin çoğunun başlıkları istila. Yaşamına kendisi yön vermek istiyor. gerek Ouartier Latin'deki kitapçıların vitrinlerinde yalnızca kah­ ramanlık romanları. Gerek Lemerre'de.

Rimbaud onu gör­ meye gittiğinde çocuklar uzun saçlı deliyi taşa tutarlar. Soğuk. Tutucu Charleville halkı bundan böyle sokaklarda saçları omuzlarına dek inen bir delikan­ lı görür ve hep onu çekiştirir. salt karnını doyurmak için gönüllü asker yazıl­ dığım. şimdi gerçekten Paris'te. Paris'in durumu­ nu arılatır. geldiği yere dönmesini önerir. Kimi traş ol diye para verir ve Rimbaud bu parayı tütüne yatırır. Gill. o hal­ de saçlarım kestirmemeli. şaşkın. Rimbaud'nun Paris'ten getirdiği tek izlenim Parnasseçılann uzun saçları. kimsesizlik. Direnişi kırılır. Kentine geldiğinde perişandır. Yol yorgunu Rimbaud. Charleville'den geldim. kömür motorlarında yatar. kimi küçük hanım di­ yerek alay eder. Rimbaud'ya biraz para verir ve hemen Charleville'e. 18 Mart 1871. direnir kalmak için. Umudunu yitirmez Rimbaud. Ciğerleri sökülecekmiş gi­ bi öksürüyor. Paris Komünü ayaklanması ve Komün 24 .nır. öyle tatlı bir rüya görüyordum ki!" Gill alaycı bir sesle yanıtlar: "O tatlı rüyaları kendi yatağında görsen da­ ha iyi değil mi?" Bir süre sonra soğukluk kalkar aradan. hastadır. So­ ğuklara aldırmadan kitabevlerinin önünde dolaşıp durur. ancak aldığı parayla yalnızca bir tas sıcak çorba içe­ bildiğim söyler. Anne Vitalie oğlunu bu halde görünce fazla üstüne gitmez. 10 martta. yayan. Kendisi de şair ve Parnasseçı. Charleville'e dönmek için yollara düşer. İki sanatçı konuşup sohbet ederler. Ne gam! Arkadaşı Delahaye evsiz barksız kaldığı için Theux köyünde oturuyor. tanımadığı delikanlı­ yı uyandırıyor: "Kimsin? Burada işin ne?". Geceleri nhtımlarda. açlık ve yalnızlık. tatlı bir rüya görürken ev sahibi. Gözlerini ovuş­ turur Rimbaud: "Ben şair Rimbaud'yum.

soyluluk ve kentsoyluluk düze­ ni süpürülüp atılacak. Ama gerçek olan bir şey var. Edgar Allan Poe'nun yapıtlarını okurlar. Rabelais'in. yazı­ lan dosyalamak. Romery yakınında eski bir taş ocağı ve az ötede bir kulübe var.. 25 . tek söz bilimin ve gelişimin olacak. arkadaşı Delahaye de ona yiyecek bir şey­ ler getirecek. ama rahatça okuyup yazabilsin.. kendinden baş­ ka bir uğraşla birlikte yürüyemeyeceğini anlayamaz kentsoyluluğa özenen anne. yeter ki acından ölme­ sin. Yazık ki 17 ni­ sanda işgal güçlerinin buyruğuyla gazete kapatılır ve Şom Ağız yemden konuşmaya başlar. Duvarlardaki bir duyuru yüzünden sevinci yarım ka­ lır. Tamam bu iş. Arkadaşı Delahaye ile gezerken çev­ reyi iyice tanımışlar. Buyurur anne: "Üç hafta sonra okuluna başlayacaksın!" Yanıtlar Rimbaud: "Görürüz!" Tartışmalar. Bu tasan gerçekleş­ ti mi? Kesin kanıt yok. İki ar­ kadaş sık sık ormanda buluşup Rousseau'nun. Kapalı olan okulu 12 nisanda yeniden açılacak. Rimbaud sevinçten bayram ediyor. Yavan ekmek de olur.yönetimi. Okula gitmektense bir dilim kuru ekmekle çilekeş yaşam sürdür­ meye hazır Rimbaud. Rimbaud Charleville'de çıkan Ardenler'in Gelişimi (Le Proges des Ardennes) gazetesinde yazmanlık yapmaya başlar. Rimbaud bu taş ocağında ve ku­ lübede kalacak. 1789 Devrimi sürüyor. kavgalar büyüdükçe büyür evde. İşi gelen zarflan açmak. amacıysa Şom Ağızlı (LaBouche d'ombre) anneyi bir süre için de olsa susturmak. Okumak istemeyen oğlunun karşısına bu kez başka bir öneriyle dikilir inatçı anne: "O halde iş bulup çalışacak­ sın! " Şiirin başlıbaşma bir uğraş olduğunu.

Annesi gururluysa o da gururlu. Gönüllülerle yurtsever ordu birlikleri kış­ lalarda iç içe ve düzensiz. ulusal koruyucular. geleceğin büyük şairi Arthur Rimba­ ud'yla. Düzen­ li bir ordu yok. büyük ressamı Forain'le birlikte olduklarım. Paris'e doğru.koca bir delik. ne yapacağım bilmiyor. düşmanın deste­ ğinde. Tıpkı masalların Parmak Çocuğu. Yeni yönetim deneyimsiz. Askerler. Zaman zaman at arabalanna raslar. Ve işte yine ozanlar kenti Pa­ ris'te. Evi terkedip bir kez daha. varsın olmasın. Yönetim Komün'ün elinde. Parası var. dağlar tepeler aşar. Pes etmiyor. Kralcılar. Ama bu kez Paris daha bir karmakanşık. düşer yollara. Bu kışlada da aym keşmekeş. biner. Almanların. Komün yönetimini yıkmak için saldınp duruyorlar. Prus­ yalılara sığınmış. sert bir şarap gibi alnında çiy damlalan. hani mavi gökyüzünün al­ tında Büyük Ayı yıldızlan. karacılar balık istifi gibi üst üste. Ödeyecek parası yok. Aralannda bir de ressam var: Rimbaud'yla aym yaştaki Forain. karikatürlerini yapıp arabacılan güldürerek öder. Babylon Kışlası Charleville'den gelen. Herkes ölümle yaşam arasında bir gidip bir geliyor. Bu keşmekeş içinde. "Gavroche" diyorlar ona. Babası Afrikalan dolaşmış. yırtık papuç. borcunu fıkralar anlatıp. ya­ yan. henüz tüyü bitmedik genç devrimciyi coşkuyla bağnna basar.Çalınmış Yürek Annesi dik başlıysa o da dikbaşlı. "rakipsiz ayaklan" var ya. Saray Versailles'a kaçıp düşmana. yiğitliklerin ya­ nı sıra erdemsiz davranışlar da kendine ortam bulabiliyor. denizciler. pantolo­ nunun kıçında. 26 . güç­ lü. Kent en çetin günlerini yaşıyor. Yolculuklardan da korkmuyor. Babylon kışlasındakiler ne bilsin. işçiler.

Mutsuzluğunu. elinde tebeşir. Yolunun üstüne bir rahip çıktığında tü­ kürür yere. Oğlu on sekiz ya27 . karamsarlığını dile geti­ ren Paris se repeuple şiiri bugünlerin ürünü. Iç savaşı kentsoylular kazanır. Nisan sonlan. derslerde kopya ve­ riyor diye gammazlayan papaz adayı hergelelerden? Ve onu hep dini bütün bir Hıristiyan olarak görmek isteyen şu "Karanlık ağızlı". Rimbaud'un dünyası büsbütün yıkılır. bir onbaşı büs­ bütün zıvanadan çıkıyor. içlerinden biri. Düşlerle dolu geldiği Paris kentinden bir kez daha düşkınklanyla aynlır. şom ağızlı anneden. salyalarını akıta akıta tütün çiğne­ yen sapıklar çetin anlar yaşatıyor düşler ve devrim aşkıy­ la dolu taşralı delikanlıya. "Tanrıya Ö l ü m ! " 8 Mayıs 1871.Ağızlarında sövgüler. Öfkeli ozan. parklardaki sıraların üstüne "Tannya Ölüm" sözcüklerini yazar. Az mı çekti onu kıskanan. Çocukluğundan beri süregelen dinsel eğitime tepki bu. Rimbaud'nun biyografisini yazan bazı araştırmacılara göre bu onbaşı aralarına yeni katılan toy delikanlıyı kendisiyle eşcinsel ilişkiye zorluyor ve Rim­ baud'nun eşcinselliği de böyle başlıyor. Yayan yollara düşer ve mayıs başlarında Charleville'e gelir. yapraklan san lahana yapraklanna benzeyen Tevrat'ı ve Incil'i koymadı mı? Her pazar saat on birde kilise törenine katılmak zorunda kalmadı mı? Kolejdeki öğretim karma öğretimdi. belki de rahibin yüzüne. Şair adını iki kez değiştirdiği Çalınmış Yürek şiirinde o günlerin iğrenç yan­ larını da anlatır. Evde annesi önüne hep. Paris Ko­ münü ve Komün yönetimi sona erer.

kaba bir dille. Birkaç bardak bira ya da şarap ısmarlasınlar diye Promenade Kahvesi'nde rasladığı aptal okul arkadaşları­ na saçmasapan öyküler anlatmak. Ruhunu araştmr. Ruhunu tanır tanımaz onu işle28 . acının. İki gün sonra. görülmezi görülen kılar ozan. çünkü o iki kuruş kilise­ deki pazar ayinlerinin iskemle ücreti. öyleyse şiirden başka hiçbir çalışma yapmayacağını yazar. kendini büsbütün yalnız duyumsar Charleville'de. şair Paul Demeny'ye yazdığı mek­ tupta şiir anlayışını daha geniş biçimde ortaya kor: Şiir öz­ nel değil nesnel olmalı. bazen Delahaye kar­ şılıyor. boşuna gevezelik yap­ mak ve onlara katlanmak zorunda kalıyor. şair yaratıldığı­ nı. Devlet kapısında çalışıyor diye öğretmenini çıkar­ cılık ve eyyamcılıkla suçlar.şında. görülmezi gören olmak gerekir. onu dikkatle gözetip denetler. öğrenir. bazen Bretagne. Öfkesini ondan çıkarır. yalvaç (voyant). Sevginin. Bozgun üstüne bozgun. hâlâ cep harçlığı olarak yalnızca haftada iki veriyor. Ama o. On sekiz yaşındaki delikanlının içtiği üç kuruşluk mtün parasını bile başkala­ rı. Tüm duyu­ lan uzun süre. sonsuzca ve bilinçle bozup değiştirerek ken­ dini kahin. Ozan olmak isteyen kişinin ilk incelemesikendini bütünüyle tanımasıdır. Bu arada şiir anlayışını da bir­ kaç tümceyle açıklar ve mektuba Çalınmış Yürek şiirini de iliştirir. Ateş Hırsızı Izambard'm mektubunu bu bozgun günlerinde yanıt­ lar. bazen Deverriere. Ben bir başkasıdır. Kahin olmak. yalvaç olmak. Bilerek yapıyor bunu. çılgınlıkların bütün biçimlerini bozup değiştirir.

ilk ro­ mantikler aynmına varmadan kahin (voyant) oldular. inatçı Vic­ tor Hugo son kitaplarında esaslı bir görme gücünü ortaya kor. yi­ nelemeden öteye gidemedi. ama eleştirmekten de geri durmaz. yeni biçimler gerektirir. Sefiller gerçek bir şiir.yip geliştirmesi gerekir. Şairin ve şiirin topluma karşı görevleri var. Şiir diline gelince. ama eski biçim içinde boğulup kalır. yol göstermeli. ses. elle tutulur kılmak. çok sanat­ çı bir ortam içinde yaşadığından eski biçimleri denemiş­ tir. Amacı bilinmeze varmaktır. koku. Kahinlik yönünden ikinci ro­ mantikler ilk romantiklerden daha ileri. görülmezi gören­ dir. biçimi yoksa o da biçimsizi verecektir. 29 . Yunan şiirinden ro­ mantizme kadar. Racine katkısızdır. güçlü­ dür. her söz zaten düşünce olduğundan. biçimiy­ le de yenilik sergilemeli. renk di­ ye ne varsa düşüncede hepsini özetleyecek. Örneğin Lamartine kimi kez görülmezi görendir. Oysa bilinmezlik. Yemlik de çok önemli. Şiir özüyle de. o da bir biçim sunacaktır. Leconte de Lisle. Bulgularını duyum­ satmak. Demeny'ye mektubunda beğendiği şairleri sayar. büyüktür ama uyaklar sayesinde ayakta durur. Her eski şiir. gerçek bir tanrıdır. ne var ki ölüp gitmiş şeylerin ruhunu yeniden ele almakta bir yarar yok. dinletmek zorundadır. sonunda Yunan şiirine gelip dayandı. Öteler­ den getirdiği şeyin biçimi varsa. ozanlar kralıdır. insanlıktan sorumludur. evrensel bir dil yarat­ mak gerekir. buluşlar. Baudelaire gerçek bir kahin. Ancak. Ozan ateş hırsızıdır. nlar yurttaş olduğuna göre şi­ ir eyleme tempo tutmakla yetinmemeli. gö­ rülmezi gördüler. Şairler yazmanlar gibi uyak­ larla uğraşıp durdu. Ruha ruh olacaktır bu dil. Theodore de Banville iyi şairler. Theophile Gautier. önde gitmeli.

din adamlarından yazdığı şiirlerle öcünü alır. Bir gün canı burnuna gelir. Bü­ yük incelik göstererek mektubumu yanıtlamıştınız. yüz el­ li dizeden oluşan Güneş ve Ten şiirimi göndenniştim. Belediye Kitaplığı'na bi­ le gidemez hale gelir. Bir türlü kurtulamadığı Charleville. Kitaplık isyan. Rimbaud'yu kolundan tutar. Şiiri kısa bir mektup eşliğinde Banville'e gönderir: "Beni anımsadınız mı. Paris'teki şair Banville'e de ağzının payını verir.Parnasse denen okulun da iki kahini. adam gibi şeyler oku. Şiirlerinde çiçek adlan sayıp duran Banville'i ve ona ben­ zer "otoburlan" Çiçeklerle İlgili Ozana Söylenenler1 de ala­ ya alır. dış kapı­ ya götürür ve hemen yandaki kolejin kitaplığını gösterir:" Senin yaşma uygun kitap yok bizim kitaplıkta. yaşlı bürokrat­ lardan. Geçen yıl on yedi yaşımdaydım. Hristiyan dinini acımasız­ ca eleştirir. sim­ yacılık üstüne yazılmış saçmasapan şeyler istiyor. Xenephon'u oku. Homeros'u. "zalim Charlestown" gittikçe çekilmez hal alır. sübyancı papazların küçük kızlara sulandığım söyler. yaşlı bürokrat Hubert Baba'yı ve onun gibileri bu şiir­ de yerin dibine sokar. Bu arada. eski öğretmen Hubert Baba bacaksız oğlandan usanmış. büyücülük. kolejin ki­ taplığına git. isa'nın insan enerjisini çalan bir hırsız olduğu­ nu. iki görülmezi göre­ ni var: Albert Merat ve gerçek bir ozan olan Paul Verlaine. Yaşma uygun kitaplan okumak varken ikide bir ısrarla. hadi. ilerlemiş miyim?". şimdi on sekizime girdim. yallah. Al30 . Horatius'u. büyü. bir daha gözüm görmesin seni!" Rimbaud Oturmuşlar şiirim yazarak öfkesini çıkanr. geçen yıl taşradan size yüz. Bu şi­ iri gönderen de yine o salak kişi. Kız kardeşi Isabelle'in Kudas töreninden sonra ilk Kudas Tö­ renleri şiirini yazarak Kiliseyi. Tüm tutuculardan.

Henri Perrin kapı­ cıyı uyarır: "Bunu almayın içeri!" Genç Rimbaud ektiğini biçemiyor bir türlü. Karın tokluğuna bir iş bulmalı. Meuse ırma­ ğının kıyısında. söğütlerin altma uzanıp saatlerce düşünür. yayınlanmaz. duyuramıyor dizelerini. güz dayandı kapıya. toy oğlanın yazdıkları kaba saba şeyler. Bir­ kaç kez uğrar Rimbaud şiirlerim sorar. Suların dibini tarayan altın arayıcısı­ nın kimse aynmında değil. okul açıldı açılacak. Bu arada yeni yem şiirlerle dosyası kabarmak­ ta. do­ laşır durur. salya anlamına gelen "bave" sözcüğünden türetti­ ği Alcide Bava imzasını atar. Ayrelles gölünün çevresinde. ya çalışmalı! Kendini sokağa atıyor. Çalışmaya karar verir. dalgın. Ne yapma­ lı? Yaz bitti. Adam parası­ nı istiyor. şiir yazabilecek vakit bulsun. Baş­ ka çıkar yol yok. An­ nesi diretiyor. Annesinin verdiği haftalık cep harçlığı iki günlük tütün parasına bile yetmez. Demiri bilmem hangi batağa atılmış devinimsiz bir kayık gibidir. Paris'te. Paul Demeny'ye mektup yazıp öğütlerini ister. Ilıman cumhu­ riyetçi için. Cumhuriyetçi Henri Perrin'in çıkardığı Kuzey-Doğu gazetesine iki şiirini götürür. Verlaine'in Daveti ve Paris Her şey ters gidiyor. yatılı okutacak. Peki ne­ reye gidecek? Cebinde para yok ki biraevinde ya da kah­ vede otursun. yeter ki tüm zamanım almasın. Böyle hafif bir iş bulmasma yardım edebilir mi? Kentte dertlerini açabildi31 .tına da. ama Charleville'de değil. 25 frangı bulmuş. Vivier-Guyon çayının kıyısın­ da. Evde sürekli annesinin dırdın: "Ya okumalı. Timsah adım taktığı ki­ tapçıya borçlar birikmiş. Okumazsa iş bulmalı.

beş on satır da ben ekleyeyim. Hatta Zühal Şiirlerim yazarken kullandı­ ğı mürekkep hokkasını anı olarak bana armağan etti. yatılı verecek beni. güvenebildiği birkaç kişi var ancak. Bretagne ile Ernest dumanlar ara­ sında biralarım yudumluyor. laf dinlemiyor. ablak yüzlü anarşist Bre­ tagne bozuyor. Geriye doğru kay­ kılmış haliyle ağza kurulmuş. Duterme Kahvesi. Tam senin kafanda bir şair. Sessizliği her zamanki gibi yine koca gövdeli. Çok iyi biri. Belki hafif bir iş bulup çalışmaları­ mı sürdürebilirim.ği. Güvendiğin 32 . koca gövdeli Bretagne ve bir de Rossat Okulunun felsefe öğret­ meni Deverriere. büyük şairlerle bir arada olmak. İri gözleri birden parlar: "Dinle Rimbe. Ver­ gi denetimine gitmiştim. sayfada bi­ raz yer ayır. Duheeler Verlaine'in dayıları. Bardağını Rimbaud'nun bardağıyla tokuş­ turup tüm gövdesini sarsan iri bir kahkaha parlatıyor: "Bu ne surat arkadaş. Bardaklar ve duman yel­ kenleri arasında bir sessizlik anıtı. Rimbaud'nun bu halle­ rine alışkınlar. güzel bir mektup döşen. Karadeniz'de gemilerin mi battı?" "Şom Ağız dırdırlanıyor. Fampoux'da Duheelerin bir şeker şir­ keti var. Şairimiz oturur. Sıkıntını anlat. Onlar da sohbeti kesiyorlar." Bir süre düşünür Bretagne. Tanış­ tık. İyisi çekip Paris'e gitmek. Paris'e gelmek istediğini. şiirin büyük havasını solumak istediğini yaz. Oku­ mak istemediğimi kaç kez söyledim. Paul Verlaine de oradaydı. Okul arkadaşı Ernest Delahaye. sanatsever. Rimbaud gelince masaya ye­ ni bir iskemle çekilir. Duymuşsundur. sapı eğri bir Gambier pipo­ sunu anımsatıyor. Konuşmuyor. ondan yaşça hayli büyük.

Yolculuk gider­ lerinin postayla gönderildiği de ayrıca bildiriliyor. yollarda sefillik çekmeyecek. Daha soma Bretagne mek­ tubun içeriği konusunda da bazı önerilerde bulunur." Öneri oybirliğiyle oylanır. Aradan bir hafta geçer.birkaç şiirini de iliştir. Umutla yanıt beklediği bugünlerde Rimbaud sık sık Meuse ırmağı ve Ayrelles gölü kıyılarına oturup Paris'in ünlü ozanlarına parmak ısırtacak büyük bir şiire başlar: Es­ rik Gemi. Bu yolu bir deneyelim. Çömelmeler ve Oturmuşlar adlı şiirler mektuba ekle­ nir. yanıt yok. Paris'te kışlalarda. Yayan değil. Ernest Delahaye'in elyazısıyla Şaşkın­ lar. seni çağırıyoruz ve seni bekliyoruz". "KüçükSevgililerim". Söz­ cükler Paul Verlaine'in esrik ve serüvenci yapısına uygun. Bir mektup daha yaz. Şi­ irleri Ernest temize çeksin. hem nazik. "İlkKudas Törenleri". Geçim giderlerin konusunda çevremle konuşmalıyım. Paris'te olmadığım için mektuplarım yeni aldım." Ve Verlaine'den coşkulu ikinci mektup: "Gel büyük ruh. Bu­ radaki şair arkadaşlar sizi tanımaktan büyük mutluluk du­ yacak. Bretagne ona cesaret verir: "Kendini hemen salma. So­ nucu hemen bildireceğim. Verlaine şu yanıtı veriyor: "Şiir savaşımına karşı çok iyi silahlanmışsın. 33 ." İkinci mektup yazılır ve başka şiirler eklenir: "Parisyeniden kalabalık". trenle. Rimbaud umutsuz. hem çarpıcı olmalı. zarfın üstüne adres kondurulur. Senin yazın pek okunaklı değil. İşte Rimbaud sonunda Paris'e gidecek. Bretagne alttaki kısmı beş on satırla doldurur. Beklenen mektup sonunda gelir. Rimbaud mektubu yazar.

Paul Verlaine'e gidiyor.. Ve okuyor şiiri­ ni. Paris'e gi­ diyor. "Bak. Bretagne omzuna vuruyor: "Uğurlar ola şair. incelikmiş. Eylül. Verlaine ve şair Charles Cros Rimbaud'yu karşılamak için istasyondalar. Valizi falan yok. Paris'te harcar­ sın". Nasıl davranacağımı bilemiyorum. umut yüklü. nasıl davranmalıyım orada. parklarda yatmayacak. ar­ mağan olarak bu şiiri götüreceğim onlara. göreceksin her şey yoluna girecek!" Kalkıyor tren. usul ve tatlı bir hava.kömür motorlarında. Gidiyor Rimbaud. her­ kesle rahatça boy ölçüşürüm. Izambard'a yazdığı mektu­ bunda "gerçek şair" dediği Parisli sanatçıya. Yolcular çıkıyor. Hep aşağıla­ dığı. Ya­ zıncılar. "al.. Göğüs geçirir Rimbaud: "Biliyorum. Hayran kalıyor Delahaye: "Yazın dünyası bu kadar güçlü bir şiirle ilk kez karşı­ laşacak". mutsuzluğunun tek sorumlusu olarak gördüğü Charleville'de son kez dolaşmak ister. ko­ nuşma yeteneğim yok. Pistonlar. Ducale Alanı'ndaki kahvelere. Deverrirere bir altın lira veriyor. Ilık. Eski Değirmen'e. pencereden bakıyor buğulu mavi gözlerle Meuse ırmağına.. Çapkın Törenler'in ve Dostlarım şairine. acemiyim. Gör­ gü kurallanymış. Aydınlık bir ışık. Okul arkadaşı Er­ nest Delahaye ile ormanın kıyısında oturuyorlar. üstelik tek kuruş bi­ le vermemiş ona.. dik çatılı evlere. İkisinin de gözleri inen34 . Rimbaud yazdığı son şiiri uzatır arkadaşına: Esrik Gemi. Yine de bir şeyler var beni ürküten. İş düşün ve düşünceye gelince.. salonlara yabancıyım. Bilemiyorum. bunlar bana pek uzak. buhar. Ama!. ne yap­ malıyım. Zühal Şiirlen'nin. Üstündeki giysi­ lerle. Anne yok uğurlayanlar arasında." Ve işte istasyonda. sanatçılar dünyasına. sıkılganlığım.

Hizmetçi kız bağırır: "Gastineau. köpekli bir ev. Ya treni kaçırdı. çorapları görünüyor. Ne sorsalar al­ dıkları yanıt ya az heceli tek sözcükten ya da baş işaretle- 35 . hizmetçili." Girer. Biri geçiyor önlerinden. acaba yanlış mı geldi? So­ rar: "Paul Verlaine'in evini arıyordum?".ler üstünde. Yine de onda değişik birşeyler var. Verlainelerin hizmetçisi ve kapıdan havlayarak çıkan bir köpek. hüzünlü bir bakış var. Pantalonu boyuna göre kısa. mavi pa­ muktan. Verlaine ve arkadaşı olabilirler mi? Olamaz. Kocaman tahta ayakkabılar. üstünde soluk bir giysi. Yüzü on üçünde bir çocuk yüzü. Ya o ayaklar! O boğum­ lu. Rimbaud ya da başka gün gelecek. sallana sallana gidiyor. Düpedüz bir köylü. Ayağında köylü işi tahta ayakkabılar. Yüzüne bakıldığında sanki on üç yaşların­ da. Ana kız yalandan tanımak ister Paul'ün öve öve bitiremediği şair çocuğu. Karşısmda Linotte. Kentsoy­ lu. Kılık­ sız çocuk da şöyle bir bakıyor çervesine. kırmızı ve kocaman eller. Onu Paul Verlaine karşılayacak. Yanıt: "Burası. şaire benzemiyorlar. saçları dağınık. Şaşırır Rim­ baud. Kapıyı çalar. Şurada iki kişi var. Elinde ne valiz. hırlayıp sal­ dırır köylüye. Açık mavi gözlerinde buğulu ve büyülü. Ama bekledikleri delikanlı yok. hamm hanımcık bunlar. şairler prensi. Bohem. ne bavul. belli annesi örmüş. beş ünlü kitabın yazarı. Rimbaud elinde adres. Verlaine'in karısı Matbilde ve kaynanası buyur eder­ ler konuğu ve şaşkın şaşkın süzerler. Nicolet Sokağı'ndaki. O gü­ zelim şiirleri yazan elbette bu kılıksız köy çocuğu olamaz. Boşuna çaba. bahçeli bir evin önünde. uzun bacaklar! Karşılarında­ ki şair değil de genç bir ırgat. Köpek böyle kılıksızlara alışkın değil. Gastineau dur!" Gastineau köylünün paçasını bırakır. giysileri havalı. 14 no'lu.

Ama çabalan boşuna. rengini yitirmiş boyalar markinin alnmda. Beklenen konuk gelmiş ve evi bulmuş. Verlaine Charles Cros'la birlik­ te içeri girer. Charleville'den gelen Rimbaud böylece ayyaş Verlaine'in çıldırtan yeşil tannsı "absinthe"le tanışıyor. Sürekli tahta ayakkabılarım kokluyor. bıçaklar. servis taba­ ğının yanma asker gibi dizilmişler. az hece­ li sözcükler. çatallar. Az soma yemek için yan salona geçilir. yüzünde lekelere dönüşmüş. Saint Michel ve Quartier Latin'in meyhane­ lerine. Şu dizedeki şu imgeden nereye varmak istedin? Şu dizen­ deki şu sözcük çok ilginç. Cros'dan ye­ ni sorular. Verlaine'in daha son­ raki anılarında yazacağı gibi "genç konuk yalnızca çorba­ yı şereflendirir". Köylü konuk yorgun olduğunu ve yatmak iste­ diğini söylüyor. Cüzamlı marki anında duvardan inip yokluğa kanşıyor. içkili kahvelerine. kalktığın nokta nedir? diyor. Gastineau köpek yeni konuğa.rindetı oluşuyor. kaşıklar. Fizikçi şair Charles Cros bilimde olduğu kadar şiirde de yeniliğin peşinde. Rimbaud'daki pırıltıyı görmüş. Susarlar. Onun da aldığı yanıtlar aym. Du­ vardaki Mautelerin pek övündüğü. Boyuna sorular soruyor taşralı genç delikanlıya. Odası üst katta. Götürüyor Verlaine. Rimbaud'nun önünde şatafatlı bir masa. Rimbaud resme bakıp Verlaine'ne "Lütfen bu cüzamlıyı odamdan çıkar" diyor. atalarından çıkmış tek markinin pastel resmi. Çok eski bir resim. Sabah soğanlı çorbadan sonra iki ozan dalıyorlar Saint-Germaine. Şiiri için inandığı kural "usun bilinçli bir biçimde bozulması" değil mi? Alkol niçin bu yöntemde yer almasın? 36 . köylüye hâlâ alışamamış. Pek az konuşan Rimbaud ev halkına köpeği gösteriyor: "Köpek­ ler liberal!" Salondakiler birbirlerine bakıyor.

Alkışlar. doklar. Paul Verlaine'in karısı Bayan Mathilde'in anılarında yazdıkları doğruysa garip şeyler olmaya başlar. meyhanelere dalarlar. koca elli ve koca ayaklı bir köylüyle giriyor içeri. Andre Gill. parklardaki sıralar. Yani.Verlaine'in arkadaşları. güz yapraklarını çiğneyerek başka içkili kahvele­ re. Leon Vallade. Parnasseçılar. kimi Fleurus Sokağı'ndan. Dolan ve boşalan kadeh­ ler. d'Hervilly. evin asıl reisi zen­ gin kayınpederin de dönme günleri yalandır. Normandiya'da avlanmakta olan. Atölyede bir süre kalan delikanlının canı sıkılır. kendilerine tak­ tıkları isimlerle "Hınzırlar" topluluğu Charleville'den ge­ len öke delikanlıyı tanımak için bekliyorlar. Yeni ko­ nuk eve yalnızca çamur değil. sabahçı kahveleri. iki şair. Paris'in ünlü sanatçıları. Verlaine şair ve yazar arkadaşlarını toplar. yağ­ mur ve kar düşmeyen her türden barınakta daha aylak bir yaşama kendini salar Rimbaud. kimi Madame Sokağı'ndan boy gösterip Bobino Kahvesi'ne gelirler. saçak altlan. Sully Prodhomme. Verlaine. ço­ cuk yüzlü ama iri görünümlü. Hayli şarap ve absintheden sonra topluluk dağılır. Meyha­ neler. oyuklar. Charles Cros. Kayıplara karışır. bit de taşır: Yatağa soyun­ madan girer. Ca­ mile Mendes. Ve Rimbaud Charleville'den Parisli şairler için getir­ diği armağanım sunuyor: Esrik Gemi. Karar alı37 . Bu toplantılar Bobino Kahvesinde sık sık yinelenir. inşa­ atların bekçi kulübeleri. Banville. Merat. Atalardan armağan fildişi İkona kayıplara karışır. Gittikçe ar­ tan huzursuzluğu önlemek için Verlaine Rimbaud'yu fizik­ çi şair Cros'nun atölyesine yerleştirir. fotoğrafçı Carjat.

parklarda uyuyup bitlenen Rimbaud tertemiz çarşafı. Parnasseçı sanatçılar zaman zaman yaptıkları toplan­ tılar için Sâint-Michel Bulvan'ndaki yabancılar otelinin alt katını kiralamışlar. bir de iskemle konur. pencereden sokağa haykırıyor. nevresimi görünce soyunup üstündeki tüm çamaşır­ ları pencereden sokağa atar. örenlerde. Kom­ şular şikâyetçi. Okul arkadaşı Ernest Delahaye Charleville'den Pa­ ris'e geldiğinde Rimbaud'yu duvarın dibindeki koltukta. Salonun köşesine bir divan konur. Theodore de Banville aracılığıyla şair delikan­ lıya Buci Sokağı'ndaki bir evin çatı katında bir oda kirala­ nır. Duyduğu ilk sözse: "Afyon yuttum. üs­ tünde paltosu uyurken bulur ve uyandırır. Ondan beklenen tek şey şiir yazması. Onulmaz delikanlıya yeni bir yer gerekmek­ tedir... ya­ tağı. Günlerce kuytularda. çocuk yüzündeki ten sanya çalıyor. Yazık ki Buci Sokağı'nm çatı katındaki mutluluk da uzun sürmez. "Bit Ayıklayan Ablalar" şiiri bu olayın ürünü. Giderlerini karşılaması için Rimbaud'ya her ay 15 frank verecekler. divit ve kâğıt. Charleville'den gelip büyük adamların arasına karışan on yedi yaşındaki genç şaire bo­ yunu çok aşan koca bir paltoyla içinde başmm kayboldu­ ğu koca bir şapka da vermişler.tur. Yal38 ." Gözleri şiş. Ve Banville'in iyi yürekli karısı güzel bir yatak koyup kar gibi bembeyaz bir çarşaf serer. Masada hok­ ka. Banville şikâyetler­ den usanır. saçak altlarında. kar gibi bembeyaz bir yorgan örter. Rimbaud artık orda yatacak. göz alt­ lan çürük mavi. mer­ divenleri türkü söyleyerek çıkıyor. Bazı yorumculara göre. başım çatlıyor. odasında sürekli dola­ şıyor. Bir masa. Delikanlı eve zilzurna sarhoş geliyor.

Taşralı çılgın şimdi Campagne-Premiere Sokağı. yeni bir dünya yara­ tacak. Kendi de işsiz. Biriktirdiği iki bin frankı da Rimbaud için tüket­ miş. Geçimim sağla­ yanlar parayı keserler. Ozanımıza bunlar yeter de artar bile. Gecelerini ya­ zarak geçiriyor. başı büyük. ekmeğini alı­ yor. rüzgâra kapılmış bir güz yap­ rağı gibi. Altta bir dükkân. Bu arada zaman zaman Verlaine'le Pamasse'çı şair ve sa­ natçıların içkili kahvelerdeki toplantılarına katılıyor. ne yapacağım bi­ lemez. soma bütün gün uyuyor. Ama. orda olay. kendini kapının dışında bu­ lur. Zayıf Verlaine. Otel müşterilerinin yalanması üzerine Ver­ laine Rimbaud'ya yeni bir yer bulur. Taşradan gelen dikbaşlı. Düzeni ve dünyayı o şiirleriyle değiştirecek. şarabını. yine de sarılacağı bir dal var: Şiir. aşkı yeniden yaratacak. Verlaine'in yayım­ cısı Lepelletier ile alay eder. düzensizliği bile bilinç- 39 . Verlaine şaşkın. iç dünyasına da karanlık çök­ müş. Ünlü fotoğrafçı Carjat'ya Verlaine'in şişli bastonunukapıp saldırır ve Carjat'yı yaralar. nerde Rimbaud. Ekmeği şaraba katık ediyor. Ernest'e Paris'te umduğunu bulamadığım söyler. Kc~ mün'ün bozgunuyla bütün Fransa bozguna uğramıştır onun için. Yenilgi devrimci delikanlının umutlarım da yıkmış­ tır.nız dış görünümüne değil. yaşı küçük. burnu hava­ da şair yalnız sanat çevresinde değil. evinde de huzursuz­ luk kaynağı. yalnızca şarap ve ekmek sa­ tıyor. Sonunda Paris'teki sanat çevresinde istenmez adam haline gelir. Ama hayır. 14 numaralı evin çatı katın­ daki odada. Ruhu çalkantılar içinde ve bu yüzden çevresini de hep rahatsız ediyor. Parnasse sanatçılarının soh­ bet toplantılarında sık sık kavga çıkarır. Sabah aşağı iniyor.

Oğlunu uçurumun kıyılarında gör­ mekten kahrolan anne gelinine gizlice haber gönderir. yalnızca. Verla­ ine de annesine sığınır. Paul Verla­ ine'in evindeki huzursuzluklar. dikbaşlı. gelenek ve göreneklere. kiliseye. yeter be! / Sömürgeler. Zü­ hal Şiirleri ve Dostlar'm şairi bir tartışma sırasında karı­ sını döver. ordular. bir taşra kentinin tekdüze­ liğinde yetişmiş. bütün Avrupa'ya. bakkallara. öğretmenlerine. Başkente geldi geleli. güçlü bir rüzgâr önünde sav­ rulup duruyor. canınıza ot tıkansın!" İki şair arasındaki eşcinsel ilişki de dilden dile. Yazılı basında bile yer alır. yönetici­ lere. gururlu. kadınla­ ra. yasalara. erkeklere. bir aylık çocuğunu fırlatıp atar. Rimbaud Paris'i terk etmeli!" 40 . Başkaldırısı korkunç. soylular. kavgalar arttıkça artar. kaymbabasını şişli bastonla kovalar. saylav­ lar. Paris'teki dergiler sayfalarını kötü şairlerin kötü şiirleriyle doldurup onunkileri çöp sepetine atıyorlar. bu kültür yüklü. bildiğinden şaşmayan bir annenin demir disiplini altında. on yedi yaşın­ daki şiir dehası büyük bir düş kırıklığına uğrar. bütün Batıya kar­ gışlar yağdırıp haykırıyor: "Sanayiciler. bütün me­ murlara. papazlara. geberin. annesine. / Cumhuriyetçiler. Her şeye kızıyor. halklar.li taşralı delikanlıya tutkun. manavlara. bütün yargıçlara ve kentsoylu tüzesine. aşağılık buldu­ ğu ülkesi Fransa'ya. Bireysel ve toplumsal başka nedenler de var asi davranışlarında: Ken­ disi gibi inatçı. Yeniden Doğuş dergisinde. dön­ mesi için yalvarır. kulak­ tan kulağa yayılır. krallar. Sonunda karısı evi terk eder. Rirnbaud'ya gelince. aslında onu pek faz­ la yansıtmayan Kargalar şiiri yayınlanmış. soyuna sopuna. Mathilde'in yanıtı: "Eve bir koşulla dö­ nerim.

Gecenin sessizliğinde şair kırlarda. Rimbaud yine lorlarda. ÎM dost düzenli mektuplaşrr. Oise ırmağının sularına. sevgili yatırların başlan sisle birlikte. bostan kıyılarında gezmiyor. yaşam biçimineyse çok kızdığı acıma­ sız Charleville'de. Ağaçlara. insanlarına. başkent görmüş oğlunu kentsoylu Charleville hanımlarının evlerindeki müzikli toplantılara götürür." Bir başka ilkyaz günü.. Aşk Ormam'nda dolaşarak hücrelerini alkol ve afyonun zehirinden temiz­ ler. suların dibindeki altın kum­ lara bakıyor. Fırtına. Verlaine mek­ tuplarım Bretagne'ın. nota­ larım gönderir. aylardan Mart. büinçaltında bir şiir. Rimba­ ud'nun usunda. Havada. İşte Rimbaud yeniden. Rimbaud yayımcı Lepelletier'nin ad­ resine gönderir. be­ zelye sözü biraz çiğ kaçıyor. kırlarda. Akşam oluyor. 1871 Eylül sonunda gittiği Paris'te de­ mek ki beş ay kalmış. ovaya ka41 . Sessizlik biçimleniyor. Anne Vitalie Paris'ten gelen. Çömelmiş.Rimbaud Yeniden Charleville'de Yıl 1872. geceyle yükselen yoğun bir sis. kır­ larım. Nisan. buha­ rın saydamlığmda Phoebe'ye doğru dalgalamyor. Gömütler. ırmaklarım. göle. eskilerin. Ölenle­ rin. Meuse ırmağı kıyılarında. Gözleri bir han tabelasının şaşı gözleri gibi dalmış.. Yazıp gönderiyor Verlaine'e. gelenek ve göreneklerine. Evleri ve değirmenleriyle kent uzakta kalmış. ormanlar­ da. Akasyalar ve yeşil bezel­ ye dallan. Dostundan bir öneri: "Bezel­ ye dalının yerine "ormandaki dalların" desen daha iyi. Rimbaud besteci Favart'la tanışır ve ona Verlaine'in Unutulmuş Arietta şiirini besteletir. ovalarım sevdiği.

Zaten. Kahveye. Eski anılar şim­ di dizeye dönüşüyordu. kitaplığın öfkeli memuru. pis sineklerin yaban uğultusunda. elinde şemsiye. Sonsuz kırlarda. Yanıtlıyor: Buluşma sasr yakın. Irmağın kıyısında. Gözyaşima dizeleri biçim­ leniyor. Bir başka şiirin. günnükle. Ama yaşam içki içip pipo rattürmei: değil ki! Bir mektup daha döşeniyor. Şu ağaçların altında Frederic ve kız kardeşleriyle oturmuş kitap okuyor­ lardı. Cassis Irmağimn görüntülerini topluyor ozan.ranlık iniyor. Okuyor Verlaıre dostunun sabırsızlığım anlıyor. 42 . yaşam biçiminden. şimdi en azmdan tütün. Annesi. Sıkıcı bulduğu. sana kalabileceğin rahat bir ortam sağlama çabası dayım. dolaşıp duruyordu Rimbaud. sonsuzlukta. Cebinde bir yuvarlak bronz bile yok. Yapabile­ ceği tek şey kırlarda başıboş dolaşmak. meyhaneye. doğada yitip gitmiş bir çayır gibi duyumsuyordu kendim. Eh. istediği kitapları vermiyor. emekli öğretmen Hubert Baba ona kızgın. biraevine gitse. Harçlık geliyor. Gün geçtikçe daha bir çekilmez oluyor Charleville. cebinde parası yok. Meuse ırmağimn sularına bakarak dolaşıyor. çığlık çığlığa. karamukla serpilip çiçeklenmiş. Irmağın üstünde yüzlerce karga. yeni yayınlar hiç yok. tekdüzeliğinden nefret ettiği acımasız Charle's town da ne yapabilir Rim­ baud? Belediye Kitaplığına uğruyor. Kirli. Para istiyor Verlaine'den. Nasıl kirişi kırıp Charleville'den kaçmıştı o gün ve ak­ şam trene binip Paris'in yolunu tutmuştu. ne yapacağmı bilmeden. bira ve şarap parası var. çiçekleri ezerek dolaşıyor­ du.

Yaşam telaşı başlamış. Oturduğu Victor-Cousin Sokağı Sorbonne Alam'na açılıyor. küçük ama güzel bir odası var. kareli pantalon. büyük ayaklayla. üç met­ re karelik. Saint-Michel Bulvan'na iniyor. Seine ırmağı boyun­ ca yürüyor. Haziran.: şiirler: Michel ve Christine. açık mavi gözleri buğulu.. yoksa Paris'te mi noktalandığı açık değil. Karşısında bir meyhane. Kuşlar koro halinde ölüyor. Aronde Sokağı. bir şey­ ler atıştırıyor. bu şiirlerin Charleville'de mi. Kafayı çekip eve dönüyor. On sekiz yaşında­ ki taşralı bir genç. Saat sabahm yedisi. Mayıs Sürgünleri ve Sabah Dileği de mayıs ürünü. Saç­ ları dağınık. Meyhane açık. bir bardak şarap daha. Altmda tarih olmayan Anı. uzun bacaklarıyla yürüyor. Yeniden taşmıyor. Bütün gece su içiyor. Cluny Oteli'nde. Saat sabahın be­ şi. Her şey gönlünce ama şu boğucu sıcaklar da olmasa! Yaz aylarım sevmiyor. ye-. Üstünde siyah bir ceket. Sesliler. Küçük ve dar pencerenin altmda kocaman ağaç­ lar.. Susuzluk Güldürüsü. 43 . Sabahın üçü. Usunda yeni dizeler.Paris'te Rimbaud Paris'te. Şair piposu­ nu mttürüp aşağıdaki çatılara tükürüyor. Gözyaşı. Sokağın öteki ucunda Soufflot Caddesi. Her meyhane bir bardak şarap demek. İnip ekmek alıyor. Utanç. geleceğin büyük ozanı. Ozanın Cassis Irmağı. Ancak. Caveau'ya giriyor. Sabahın ilk saatlerinde bir iki kadeh atıyor. Ev Saint-Louis Lisesi'nin bahçesine bakıyor. sokaklarda işçiler. Monsieur-le Prince Sokağı'ndaki bir evin çatı katmda. Rimbaud'nun yatma zamanı. Yüksek Kulenin Şarkısı gibi bazı şiirleri Mayıs 1872 tari­ hini taşır.

Komün Yönetimi sırasında Ver­ laine basın görevlisiydi. güneş altmda her şey boşmuş dedim / Bugün var. aşkım. horozibikleri arasında dolaşır. dedikoducu çevresinden. Sahra Çölü'nü. / Öteki acı. İki şair. Verlaine on sekiz yaşındaki karısı­ nı üstelik hasta olduğu bir sırada bıkanp Rimbaud'yla Brüksel'e kaçar. Rimbaud Regent Bulvan'nda. yaban gülüş çök­ meden / Çabuk uyan. tahta atlarda dönerler. Bir mektup yazarak kendini siyasal neden­ lerle kaçmış gibi gösterir. Saint-Gilles Fuarı'm gezerler. uyumak bana haram. ırmağın. eski dost­ lardan uzak Brüksel'in tadım çıkarırlar. Odası­ na girdiğinde kimi vakit uyur bulur Rimbaud'yu. Basma eğilip uzun uzun seyreder." Brüksel Rimbaud'nun dönüşüyle Verlainelerin evinde kavga gürültü yeniden başlar. yarın yok. uyurken böyle? / Ve düş­ lerde ağzıma gülen ağız. Ruh ölümsüz müdür? Söyle.Rimbaud'ya sık sık uğrayıp uzak geçen günlerin acı­ sını çıkarıyor Verlaine. yatağına eğildim / Seyrettim o tapdası bedenim Bak­ tım dua eden bir derviş gibi / Oy. gölün kıyısında. Juliette'i. sen. Coşkuyla haykırır Verlaine: "Dönün dö­ nün tahta atlar / Yüzlerce binlerce dönün / Dönün gündüz. ince gülüm! / Kapatacak mı gözlerimi­ zi ölüm / Tükenecek mi soluk. bir hazine yaşam / Can ki andırıyor yorgun bir çiçeği / Çıldırtan bir düşüncedir al­ dı beni / Sen uyu çocuk. masalların İrlandalı Kızını düşünür. . Paris'ten. göğüs geçirir: "Geldim bu ak­ şam. Bazen geceleri de kalıyor. / Ne zor se­ ni sevmek. serin yaprak­ ların altmda otururlar. Cambre Ormanı'na giderler.

Bu deniz yolculuğunun bir diğer ürünü de yine özgür dizelerden oluşan Devinim. Ama 1865lerde ölen Wiertz'i beğeniyor. Vermesch Hollandalı öğretmen bir hatun bulmuş. Fransa'dan kaçıp İngiltere'ye sığman Komün devrimcilerim bulurlar: Lissagaray. ressam ve desinatör. Howland Sokağı'nda oturu­ yor. tüm kıyıyı dolaşırlar. hedef sisli Londra. Verlaine'in Tahta Atlar şiirleri bu günlerin ürünüdür. şaklerimiz. Ve Esrik Ge­ minin şairi denizi ilk kez görür. Akşam sisinin puslandırdığı gaz lambaları altmda şapkalı kızlar. ama da45 . Dosyalara yeni şiir­ ler girer. Önce Anvers'e ge­ lirler. Ağustos sonu. yayvan ve kara Londra'dalar. Londra ve Uluminations 9 Eylül 1872. Ölçüyü. Ve sonunda Brüksel ar­ tık çekmez olur ilgilerini. Felix Regamey gibi. Verlaine'in deyimiyle. Flaman ressam Brughel'in tablolarına bakarlar. Kara yüzlü küçük evler. Jules Andieux.. Krallık Müzesi'ndeki. Bu yolculuktan Gemicilik şi­ iri doğar. Rimbaud her zaman olduğu gibi eski ressamlara karşı ka­ yıtsız. yer yer gotik ve Venedik mimarisine gö­ re yapılmış yüksek ve yuvarlak duvarlar. Camille Barrere tam bir İngiliz gibi yetişmiş. İki şair Wiert'in atölyesini ziyaret ederler. Soma bir posta gemisine binerler. Ostende'deki. evlenecek. Eugene Vermeesch.. Rimbaud'nun Brüksel ye Çengi midir. uyağı atarak serbest şiirin ilk temelleri­ ne de haremi koyar Rimbaud.gece dönün / Dönün çalsın obualar". solgun yüzlü işçiler. tah­ ta kurusu gibi basık. oza­ nın eski arkadaşı Felix Resimli Londra Haberlerinde ça­ lışıyor. Verlaine'le yaşıt. elleri is­ kelet ellerim andıran. Önce. seyrek sakallı.

Fransız kafeleri." 46 . doklar. Yorgun olduğu belli. Ve bütün meyha­ neler. Londra kazan Verlaine ve Rimbaud kepçe.. Kansından aldığı yamt: "Bu saçmalıklara son ver. içinde kaybolduğu bol giysi­ ler. Ulusal Galeri. Ver­ mesen evlenmek üzere. Dizeye veda edip şiirlerim tümce­ lerle yazar. sığın­ macı soydaşlarına yardıma çalışıyor." Eski günler anılıyor.. Üstünde. tki ozan ressam Felix Regamey'nin Longham Sokağı'ndaki atölyesindeler. onun oturduğu yere taşınabilirler.. Provence. Birer mektup yazıp annesini. Polisin gözü öteki sığınmacılara katılan bu "garip çift"in üstünde. biraevleri. Hyde-Park. City. silindir bir şapka. Kolayı var. Soruyor Felix: "Kim bu küçük. başı önüne düşüyor birden. Bayan Elisa hemen oğlunun yanma koşar. konferanslar. Paul?" "Bu mu? Büyük bir çocuk-şair. Bir süre soma Rimbaud ve Verlaine arasında kavga­ lar başlar ve bu kavgalar giderek çekilmez hal almca Ver­ laine Rimbaud'yu terk edip Brüksel'e gelir. Başında kocaman. tiyatrolar. Times kı­ yılan.. kansı Mafhilde'i çağırır. kenar mahalleler. Adı da İngilizce olan Uluminations Londra yol­ culuğunun ürünü. Londra'yla birlikte Rimbaud'nun şiir görüşünde de köklü bir değişim olur..marlannda Fransız karlının dolaştığını unutmuyor. Fransa'dan son haberleri veriyor Verlaine. sergiler. beni ancak rüyanda görürsün. Sablonniere. Sıra yerleşme sorununa geliyor. Liegeois Oteli'ne yerleşir. uyu­ yor. Rimbaud hemen bir tabureye ilişiyor.

Bastırdığı kitapla­ rı bile yayınevinden almaz. sanatçılara. şairlere. ülkesini de bırakıp Af­ rika'ya gider. nasıl gidilir. eleştirmenlere verir. Yazın dünyası sağır. Giderini ödeyerek Brük­ sel'deki Poot Yayınevinde. üç metre kadar ötede. Rimbaud ille de Paris'e dönmek isti­ yor. Bir ambara kapanıp Ce­ hennemde Bir Mevsim'i yazar. sana öğre­ teyim" deyip iki el ateş eder. Charleville'deyim "Kendimizi topluma adamak zorundayız derniştimz bana. 1995. Tartışmalar. Verlaine Belçika'da hapse atılır. Şiiri de. duyarsız. eski budala arkadaşlarımı bulup sıkılmadan onların sırtından geçiniyorum. Verlaine Brüksel'de kalmak. pis. Rim­ baud'nun tam karşısında oturur. Tartışma otelde de sürer: "Giderim!" "Gidemez­ sin!" Verlaine kapıyı kilitler. Soma tabancasını çıkarır: "Paris'e gitmek istiyorsun ha. dilsiz. kavgalar yeniden alevlenir. ikincisi isabet etmez. Ya­ nıt: Düşmanca bir sessizlik. Rimbaud Roche kö­ yündeki küçük çiftliklerine döner. Aptalca. îki ozan Grand Place'daki bir biraevinde kafayı iyice bulurlar. Siz bir öğretmen olarak alışılanı yapıyorsunuz. Bir kısmını alıp Paris'e gelir. şaklabanlıklar yapıyorum. An­ nemin durumuna gelince. dur. rezilce sözler söylüyor. çarmıha gerilmiş İsa karşısmda47 . On­ lar da bana bardak bardak bira ve şarap ısmarlıyorlar. Ben de kendi ilkelerimi izliyorum. Birinci kurşun Rimbaud'yu bileğinden yaralar.Verlaine'in 8 Haziran tarihli çağrısı üzerine Rimbaud da Londra'dan ayrılarak Brüksel yoluna tutar. Sessizliği sessizlikle yamtlar. kitabını bastırır.

tekdüzelik içinde ölüyor. Aslında hemen bugün çekip gitmeli­ yim. Neden mi? Ozan olmak istiyorum. Yine de. somadan parka ve koruya dö­ nüştürülmüş olan eski Gar Alaninm karşısındaki Paris Oteline iniyoruz. "acımasız Charle's town"a (*) kargışlar yağ­ dırıyordu. Sabahın erken saatleri. otele yerleşir yerleşmez kendimi dışarı attım. Öğretmeni Izambard'a yazdığı mektupta gelene­ ği. Karım.ki Meryem. Kaldım işte." On yedi yaşlarında. 48 . rezillik. Rimbaud'nun Müzik (A la Musique) şiirinde anlattığı. tatsız alanda / Her şey nizami. ağacından çiçeğine kadar / Perşembe akşamlan tık­ nefes kasabalılar / Gezdirir kıskanç aptallıklarını sıcakta" diyordu Müzik şiirinde Gar Alanı'nı anlatırken Rimbaud. yine kaldım. parça par­ ça oluyorum burada. Eski Gar Alanı'nda. Hava serin. öke bir şair delikanlının doğdu­ ğu. kızım ve damadım Patrick'le 1995 yılının Tem­ muz sonunda Charleville'deyiz. Dinlendirici gibi (*) Charle's town: Charleville sözcüğünün İngilizceye çevrilmiş hali. Uykusuzluk ve yorgunluktan dökülüyoruz. koruluktayım. göreneği ve yaşam biçimiyle gelişmesine zincir vuran Charleville'e. Tra­ fiğe yakalanmamak için Paris'ten kuşlukta yola çıkmıştık. Ben de kendimi toplum için feda ediyorum. yaşadığı taşra kentinden 124 yıl önceki yakınmalarıy­ dı bunlar. Eski G a r Alam "Çimenleri bile soluk. yavan." "Basitlik. kol saatimi satıp yaşasın özgürlük diyebilmeliyim.

gün­ lerden perşembe. Perşembe akşamlan konserler ve­ rirmiş askeri bando-mızıka takımı. bando-mızıkanm cırtlak ezgi­ leriyle mest olmuş. Rimbaud'nun büstü önündeyiz. Rimbaud'nun büstünden ve benden başka kimse yok. sırıtıyorlar.gelen ama öte yandan insanın üstüne çöken bir sessizlik. Anasının gözü kızlar ağaçlann altın­ da gülüşüp oğlanlan dikizliyor. Ağaçlardan. "Kaça mal olur?". Mavi gözleri birden mavi gözlü bir kızın üstünde duruyor. ağızlan kulaklannda. Kanm geldi. Oysa Rimbaud zamanında kentin gezi ve eğ­ lence yeriymiş burası. Gülümsüyor kıza. Fransızların "köşk" dedikleri altıgen sahnede askeri bando-mızıka ta­ kımı. koca göbekli işyarlar ve şişko kanlan. aylardan temmuz. En ön sıralara kodamanlar kurulmuş: Kafasında ver­ gi dalaveralanyla noter gözlüklerinin ardına gizlenmiş te­ feciler. Yağ tulumu bir burjuva kanepeye koca kalçalarını yaymış. Bütün 49 . Köy­ lü piyade erleri gülleri gübreliyor ve hanımları tavlamak için bebeklerini okşuyorlar. dumanını keyifle savurarak kaçak tütün içiyor. Müzik şiirinden yararlanalım. Bu boş parkta boş bir kameriyeye bakarak dalıp git­ mişim. Şairimizin babası yüz­ başı Frederic ilk burda görmüş kansı Vitalie Cuif i. Akşam kentin ileri gelenleri toplanmış. Konuştuklan hep aynı şeyler. Bir zamanlar cıvıl cıvıl insan seslerinin kaynaştığı yerde şimdi yalnızca soğuk bir sessizlik. "ortaklıklar" falan. bastonlanyla toprağı oyuyorlar. Kız yalnızca başını önüne eğmekle yetiniyor. Sağda solda ipsiz oğlanlar. 47'nci alayın subaylanndan yüzbaşı Frederic de alanda. Yeşil sırala­ ra bakkallar kurulmuş. Ortada büyükçe bir kameriyeyi andıran. Az ötede çocuklar toz toprak içinde yuvarlanıyor. Yıl 1852.

öyküsünü anlatıyorum: "ilk dikildiğinde böyle tunçtan de­ ğil, alçıdanımş. Rimbaud 1891 yılının Kasım aymda öldü. Dört yıl soma, 1895'te şairin eski arkadaşı Pierguin Gar Alanı'na Rimbaud'nun bir heykelinin dikilmesi için Char­ leville Belediyesi'ne başvurur. Maketi Rimbaud'nun kız kardeşi Isabelle'in kocası heykeltraş Paterne Berrichon ha­ zırlar. 1900'lerde bir liste düzenlenerek bağış toplanır. Şa­ irin arabacı kardeşi Frederic de, 21 temmuz tarihli bir mek­ tupla, 25 frank bağışta bulunmak ve şair abisi için düzen­ lenecek törene katılmak istediğini bildirir. Anne Bayan Vitalie'ye gelince; heykele de, törene de karşı, hatta heykeli yapan damadıyla da tartışır. Tören bittikten soma, akşam üzeri Ernest Delahaye Rimbaud'nun annesine raslar. Bayan Vitalie Cuif in tören­ de olduğunu, ama kendisinin göremediğini samyor. Bir art niyeti olmaksızın sorar: - Tören güzeldi, değil mi? Sizi göremedim! Yamt: - Orası benim yerim değildi. Şaşırır Delahaye: - Ne! Yoksa gelmediniz mi? Çok güzel geçti, vali de oradaydı, bando-mızıka konser verdi Arthur'un onuruna. Buğulu, mavi gözlerle bakar yaşlı anne ve usul bir ses­ le yanıtlar: - Siz Bay Delahaye, çok iyi bilirsiniz ki benim yerim orası değildi... Oğlunun edebiyat çalışmalarından hep nefret etmişti bu anne, onun şair olmasmı hiç istememişti. Şiir ve Rim­ baud onuruna düzenlenecek bir törene hangi yüzle katıla­ caktı? 50

Yine de, Gar Alanı'ndan geçen eski Charlevilleliler yaşlı bir kadının sık sık büstün eteğindeki çiçekleri sula­ dığını, yaban otlarını ayıkladığını gördüklerini söylermiş." Yürüyoruz karımla. Loş bir kuytuda taş bir anıt çıkı­ yor önümüze. Dallar alnına sarkıyor, işgalci Almanlara karşı gerilla savaşı yaparken ölen Fransız ve Belçikalı yurt­ severlerin anısına yapılmış. Hemen karşımızdaki otelimize dönüyoruz. Kızım ve damadım kenti biliyor. 1993'te yaymlanan Ateş Hırsızı Rimbaud adlı kitabıma fotoğraf ve belge sağlamak için 92'de gelmişlerdi. "Baba, Rimbaud Müzesi'ne gidelim" di­ yor kızım. Meuse ırmağı üstündeki, çocuk Rimbaud'nun arkadaşı Ernest Delahaye ve abisi Frederic'le girip oyna­ dıkları eski değamenRimbau d Müzesi olmuş. Delikanlı şa­ irin yıllar soma yazacağı bir şiirde değişik bir imgeyle yer alır aym değirmen: "Ey haçlı tepeler, çölün değirmen­ leri, adalar, değirmen taşlan." Zeminde ve üst katta Rimbaud'ya, ailesine, sanat çevresine, dostlarına değgin resim­ ler, fotoğraflar, desenler ve yazıh belgeler var. Hepsi de, yeniden üretim ve fotokopi. Asıllan özel koleksiyoncula­ rın ellerinde ya da Paris'teki daha büyük müzelerde. Üzü­ cü. Kent çoktan günah çıkarmış, genç şaire yaptığı haksız­ lığın kefaretini ödemeye çalışıyor. Dükkânların, mağaza­ ların içi, vitrinler tıklım tıklım Rimbaud anılanyla dolu. Sü­ rahilerin, bardakların, tabakların üstünde Rimbaud, çatal kaşıklarda Rimbaud, vazolarda, avizelerde, zarfların, kâ­ ğıtların, tişörtlerin, şapkaların üstünde Rimbaud. Bazı tat­ lılar ve yemekler bile şairinadmı taşıyor. Rimbaud kahve­ leri, Rimbaud kitabevleri var. Bir zamanlann küçük taşra kenti, "acımasız Charle's town" artık turistik olmuş, büyü-

51

yüp gelişmiş, bir zamanlar vermediğini şimdi vererek ke­ faretim gerçekten ödüyor. Müzede Rimbaud'ya değgin, eşya olarak yalnızca, canlı bir vitrinin içindeki, bütün yolculuklarında taşıdığı köhne tahta valizi, çatal, kaşık ve bıçağı, küçük su tası vç Afrika'dan getirdiği, ölürken de boynunda bulunan atkr var. Karım bunlara bakarken gözyaşlarını siliyor... Biz er­ keklerin sıradan saydığı bazı şeylere kadınlar niçin ağlar? Çıkarken, yanımda getirdiğim Ateş Hırsızı RimbaMöTyumüze memuresine gösteriyorum. Sayfalan çevirip il­ giyle resimlere bakıyor, birden durup hayretle soruyor ba­ na: "Bu resim müzemizde yok, nerden buldunuz?" Gös­ terdiği, Rimbaud'nun çizgileriyle annesinin deseniydi. Böyle bir soruya ben de şaşıp yanıtlıyorum: "Yine sizde, Fransa'da yayınlanan kitaplardan aldım." Kızım bilgi veriyor: "Rimbaud'nun gençlik yıllarında oturduğu, siklerinin çoğunu yazdığı ev hemen karşıda baba." Meuse ırmağı kıyısından, eski adıyla Madelaine, ye­ ni adıyla Rimbaud Rıhtımı boyunca yavaş yavaş yürüyo­ ruz. Merak ettiğim bir şeyi soruyorum kanma: "Rimbaud'nun bavuluna, çatal, kaşığına bakarken ni­ çin ağladın?" Yanıtlıyor: "On altı, on yedi yaş ne ki, o daha çocuk. Yaşıtlan, her­ cai, gülüp oynarken, ceplerinde harçlıklan, birahanelerde eğlenirken, kızlarla krnştmrken ya da analarının dizi di­ binde otururken; o, parasız pulsuz, köhne bir tahta bavul ve çatal kaşıkla yayan yollara düşüp dünyayı tanımaya ça­ lışmış. Paris'teki ozanlarla, yaymcüarla tanışmak, şiirleri52

halin­ den hoşnut annesi evin / Gidiyordu kapayıp sayfasını öde­ vin / Görmüyordu o mavi gözlerinde çocuğun / Yankısını çirkefe terk edilmiş bir ruhun. Kâğıt satın alacak parası olmadığı için şiirlerini bile minicik yazılarla küçük kâğıt parçaları­ na kaydetmek zorunda kalmış. karımın. babası çiftlik ağası diye burjuva olma 53 ." Kocası subay. dünyanın en büyük şairleri araşma giren Arthur Rimbaud.) Duvarlan küflenmiş ka­ ranlık sofalarda / Dili sarkık. üç beş kuruş kazansın diye Afrikalara gitmiş o köhne tahta bavulu ve çatal kaşığıyla. şefkatten yoksun." Bildiğinden şaşmayan. Ve annesini şu dizeyle betimler "Mavi gözle­ ri vardı. Yoksulluktan kurtulsun. sancılar. Babasız büyümüş. Bacağmı kes­ mişler.. konsolların kristal ve gümüş gözleriydim. mavi. Kocasım bile evden kaçırmış. Düzyazılmiş bir başka şiirinde Rimbaud yine annesini ve evde çektiği acılan şöyle dile getirir: "Tavanın silmelerine doğru hava­ lanan ve akşamın gölgesinde kanadım sürükleyen. kılı acıdan ağarmış iri bir ayı. alaca. yapısı.ni yaymlatmak istemiş. ağnlar. (. karabasanlar içinde genç yaş­ ta göçüp gitmiş. Anne sevgisin­ den. Ağlanmaz mı bu çocuğa?" Hakkında yüzlerce kitap yazılan. Artık parası ol­ muş ama bu kez sanlık yapışmış yakasına. elleri kalçasında geçerken / Kapalı gözlerinde noktalar uçuşurken / Hüznünü söylüyor­ du yürüyüşü. bir anne­ nin gözlerinde hâlâ çocuktu." Yedi yaşlanndaki günlerini böyle anlatır ozan. koca bir kuş buluyordum kendimi Hanım'ın evinde. Yata­ ğının eteğinde. Ya kendi annesi? Yedi Yaş Ozanlarinâaki dizeler geliyor usuma: "Pek çalımlı.. dikbaşlı bir anne. Bu nasıl yazgı. Değiştirmek istediği yaşamını topal olarak bile sür­ dürememiş. dişetleri mor. yalan söyleyen.

ağaçlarla Olympe Tepesi. böyle kirli yeşil değilmiş Meuse'un sulan." Rimbaud'nun yaşamını ve şiirlerini oldukça iyi tanı­ yan şair kızım Elif Su da bir katkıda bulunuyor: 54 . Gördüğün her yeşilliğin üstüne. kızım ve ben. çatal kaşığa bakıp.. tam piknik yapılacak yer. Fransız damadımın endişesine boşverip. salata­ lıklar. sağımızda değirmen. Meuse ırmağının kıyılan yemyeşil. Görünümde tek eksik Anı şiirinde geçen o de­ vinmişiz kayık.. bir ağacın altına kuruluyoruz. Ağız do­ lusu tatlı bir yemekten soma sigaralan tüttürürken bildik­ lerimi sergiliyorum. Yolda bir ağaç altı bulup doğanın tadım çı­ karırız diye yanımıza bir şeyler almıştık. yüz kırk yıl sonra gözyaşı döken bir başka anne. hemen karşımız­ daki ev özel mülk. Vakit öğlen. Do­ ğulu cesaretimizle her şeyi göze alıp. acı çeken bir çocuk için. belli. Ama Avrupa Tür­ kiye'ye benzemiyor. Önümüzde durgun Meuse. Mense Kıyısındaki Piknik Rirnbaud'nun delikanlılık yıllarını geçirdiği. salamlar ve mumban andıran Arap sucüklan doğanın yeşil halısı üstünde yerlerini alıyor. Önce karnımızı doyurup kendimizi topar­ lamalıyız. O zamanlar. yeşilliğin üstüne. karım. kar­ şımızda tek tük evler. Ev sahibi izin verecek mi? Bilemiyo­ ruz. domatesler. marullar. Haşlanmış yumurtalar. Yine de. "Rimbaud evden ilk kez ailenin bu ır­ mak kıyısındaki bir gezisi ve dinlencesi sırasında kaçtı.özentisine kapılan ve bu yüzden çocuğuna acı çektiren bir anne. şiirleri­ nin çoğunu yazdığı ya da olgunlaştırdığı. Ve kınk dökük tahta bir valize. her ağacm altma çöreklenip çöplenemezsin.

Sa­ bah." Kıyıya yanaşan bir motor ve içinden çıkıp bize kötü kötü bakan kılıksız üç serseri huzurumuzu bozdu. Sabineli kızlar boynuma atılıncaya dek" Elifin kocası Patrick de bir başka bilgi ekliyor: "En önemli şiirini. Dar ve loş bir aralık bizi dikdörtgen biçimindeki küçük 6ır av/uya göiftruyor. Bottom'da da bu kaçışı dile geti­ rir Rimbaud. Esrik Gemiyi unutuyorsunuz."Bir başka şiirinde. Ürkek adımlarla giriyoruz içeri.. ne başka derdim kaldı" der. Rimba­ ud zamanında bu kent gümrüktü. yakarışını du­ yuran. Elifle daha önce geldiğimizde öğrendik. ne de Felemenk unu / Ne tayfa patırtısı. şiirlerinin bir bölü­ münü yazdığı ünlü evin önündeyiz. belki de esrarkeştiler ya da bize öyle geldi. Kapı açık. Sigara sarıyorlardı. Çöplerimizi toplayıp kalktık. "Ne İn­ giliz pamuğu.Ben.Şairimizin. Es­ kiden ırmak gemileri bu ırmaktan Hollanda'ya buğday. şair sürekli gemicilerle sohbet edermiş." Ateş Hırsızı Rimbaudyu açıp şiiri okuyoruz: "Karanlığa ve kızgın bir akvaryuma dönüştü her şey. İn­ giltere'ye pamuk taşrrlarrmş. koştum kırlara. -kavgacı bir haziran şafağında. yüreğinin delidolu ve gelgeç ol­ duğu. o ilk gençlik yıllarım yaşadığı. Kızım bilgi vermek isterken arkadan bir ses geliyor: 55 . savurup duran eşek. duvar duvara. gümrük binası da Rimbaudlann evinin tam dibindeymiş. Kaçış Merdivenleri "On yedi yaşlarında gelgeç oluyor yürek / Yeşil ıhla­ murların altı dünyaya değer" diyordu Roman adlı şiirinde genç Rimbaud. ama özel mülk. gemiyi böyle konuşturur. Şiirde de söyler bunu.

usul usul yukan çıkıyoruz. Çekinmeyin."Gördüğünüz. Merdivenlerin kahverengi korkuluklarım tutarak. açan yok. çıkın. Elbette kaçacak akşamlan evden. kirişi kırdığı kaçış merdivenlerine bakıp gülüşüyoruz. kom­ şu kent Meziere'de. Daha hızlı. annesi duymadan. hercai. Ev sa­ hibi yaşlı bir hanım. O hal­ de nedir bu ağırlık? Bu ağırlık evin kendisinden geliyor. iç­ kiler. Genç Rimbaud'ya hak vermemek elde mi? Kapıyı hafifçe vurup bekliyoruz. el yordamıyla. yürek çılgın. Önünde masa. Yaşı on altı. Gizemli." Dönüp bakıyoruz. burası ERN Tiyatrosu'nun bürosudur." 56 . karşıdaki şu merdivenler var ya. kumral bir adam. on yedi. anne­ si görmesin diye. Sanırım şimdi evde. Rimba­ ud'nun oturduğu yer üst kat. Otuz beşini aşkın. Bilmediğim yaşlı bir kadının takı­ nabileceği tavırdan mı? Hayır. açan yok. Şa­ irin Roman şiiri geliyor usuma. Fanatik bir Rimbaud hayranı değilim. İniyoruz. Yaşlı hanım ya evde değil ya da konuk istemiyor. buralara ilerde yazmayı düşündüğüm bir Rimbaud romanının çevre araştırması için geldim. şuralar. akşamlan Rimbaud ordan sıvışıyordu. Biraz da­ ha hızlı vuruyoruz. Bir büyük şairin evini ilk kez görme heyecanından mı? Hayır. Açan yok. şu pencereler. Progres kahvesi ile "gelsin bira. "Kiracı mısınız?" "Evet.. çalışıyor. Bazen alışverişe çıkar. Rimbaud'nun.. İyi insandır. Ye­ niden giriyoruz avluya. ağır bir hava çöküyor üstüme. delido­ lu! Charleville'deki Promenade ve Duterme kafeleri. arkadaşı Delahaye ile buluşup şiirler okuduğu Aşk Ormanı.

Çıktık. hani Müzik şiirinde anlattığı. "Sapı eğri bir pipo gibi. Kendimi yatağa vurdum. Mermer bir levha kon­ muş yukarıya: "Arthur Rimbaud 20 Ekim 1854'te bu ev­ de doğdu. Girişte France Loisirs adlı bir turizm bürosu. koca kal­ çalarını yağ tulumu gibi sıralara. Büyük bir caddede yürüyoruz. Yanda. zemin. Uyku gözlerimden akıyor. sigara versin­ ler diye. Doğduğu evin önündeyiz. kafebarlar. Promenade Kafesi'ndeki budala okul arkadaşla­ rına saçma sapan öyküler anlatıp şaklabanlıklar yapmak zorunda kalıyordu. Bütün vitrinler tanı­ dık.. Oysa meteliksiz delikanlı. iki kat ve bir de çatı katından oluşuyor. Madam Rigaux Otele döndük. Ya­ ni. yine burjuvalar." 57 . ayakta sal­ lanıyorum.. Belli herkes kazanıyor yoksul Rimbaud'nun sırtından. Yapı. Karım soruyor: "Ne yapalım?" "Doğduğu eve gidelim" diyor Elif. sağında solunda restoranlar. bir bardak bira ya da şarap ısmarlasınlar diye. duman yelken­ lerinde" diyor. sarsarak uyandırdı: "Madam Rigaux bekliyor seni. Karım coşkulu. şairimizle dolu." Ziyarete kapalı. Sanki Charleville yalnızca Rimba­ ud satıyor. ağza kurulmuş / Ya da bir Melek gibi berberin ellerinde / Yaşayıp gidiyo­ rum işte öyle oturmuş / Bardaklar arasında. koltuklara yayıp kaçak tütün tüttüren burjuvalar.

" Gerçekten zor yaşanan şu an'ı beş on cümleye sığdır­ mak. bütün özdenliğini yitirir. sürekli ona değ­ gin araştırmalar yapıyorlar. yeleği. şarabı yudumlarken biz sormadan o anlatıyor: "Rimbaudlarm ev sahibi dedemdi.. Odaları resimlerle. Hatta ev­ de hiçbir değişiklik yapmamışlar. kabul etmedik. Bizim de bütün istediğimiz bu. Üstündeki kahverengi ete­ ği. hiçbir şey değişmedi. Rimbaud'yu çok seviyor." "Masadan kalkıp kalınca bir defter getirdi: "En büyük övüncümüz bu defterler. Lütfen. güleryüzlü. tatlı. kızım ede­ biyat öğretmeni. renk renk desenlerle bezenmiş giysisi ona faz­ la genç havası verse de gömleğini yaşma uygun düşürmüş. Resmi mü­ ze olduğunu düşünün.. Bir şişe de şampanya koydu masaya. Büyük şairin anı­ sına saygı gösterip babamlar da satmamış burayı.. Yine de bir şeyler karaladık. sem bekliyor" Apar topar giyiniyorum." Başka bir odaya geçtik: 58 . Şu gördüğünüz duvar kâ­ ğıtlarına kadar. Ak saçlı. sizler de yazın. "İyi ama burası özel mülkünüz. herkes rahatça ziya­ ret edebilir mi?" "Elbette. Oğlum. Bütün ziyaretçi­ ler anılarını yazar. elbette." "Resmi müze olması daha iyi değil mi. yaşlı bir hanım açıyor kapıyı."O da kim?" "Rimbaud'nun ev sahibi. Beyaz kolyesinden başka süsü yok. Zarif.. Sen uyurken biz gittik. Madam Rigaux evi gezdirdi: "Rimbaud'yla abisi Frederic bu odada birlikte yatarlarmış. ziyaretimizden hoşnut.. Tadı kaçar. desenlerle doldururlar. hamfendi?" "Belediye çok istedi bunu.

gideceği yerler üs­ tüne çarpı işaretleri koymuş. Roman ve Esrik Gemi. Londra. 59 . kimi yerlerde de oklar var. "Türküz" dedik. Duvardaki koskoca Avrupa haritasını gösteriyor Bayan Rigaux: "Rimbaud'nun haritası bu. isviçre. Kır Tanrısı'nın Başı. Artık Paul Verlaine Belçika'daki Mons Tutukevi'nde. îzlenim. Üç Öpücük.. yaşına ba­ şına baknmdân dünyayı dolaşmak istemiş. Güneş ve Ten. Londra ve yeniden Brüksel. Rimbaud yine yollarda. Ko­ nuşmayı seven bir hanım. Sudan Doğmuş Venüs. De­ mirci. Usumda "ba­ cakları rakipsiz" delikanlının o ünlü yaya yolculukları. Müzik. Çılgın çocuk. Üç kez Paris'e kaçışı. Tartufe'ün Yazgısı. Konu değişti böylece.. Kıskanç ve çılgın Verlaine'in attığı kurşun yollarını ayırır. Sonra Verlaine'li yaşam. Brüksel. Asılmışların Balosu." Masaya oturup birer bardak şampanya içiyoruz."Burada Rimbaud'nun annesi ve kız kardeşi isabetle yatıyormuş. Ofelya. Kentteki bakkal dükkânlarını Araplar ve Türklerin işlettiğini söyledi. Koridordaki haritanın önünde durdum. Rimbaud'nun bu evde yazdığı ilk şiirleri düşündüm: Öksüzlerin Yılbaşı Armağanları. italya. Balan. hangi milletten olduğumuzu sor­ du." Rimbaud'nun Haritası Hâlâ Davarda Koridordayız. Kimi yerleri yuvarlak içine almış. Masadakiler sohbet ederken ben izin alıp bir kez daha tek ba­ şıma odalarda dolaştım. Almanya.

işte tatlı bir gemi yolculuğu: Por­ tekiz kıyılan. cüzdanım ve paltosunu çalar. topu topu beş yıl hapis yatar­ sın. Firar ediyor. Amacı ordan Bulgaristan'a dek uzanmak. yolculuk güzel. Hiçbiri yok. pasaportunu ister. "ejder­ ha " yedi canlı. Nisanda Viyana'da. Hol­ landalı bir dostunun Londra'da söylediklerini anımsar: "Hollanda. 28 Ocak 1877'de. 1875'in 6 Ekiminde yine Charleville'de. Livorno'daki Fransız Konsolosluğu'nun yar­ dımıyla kapağı Marsilya'ya atar. 60 . Sınır dışı edilir. Yine yayan. Kızıl Deniz. Napoli. Java Sultarilığı'nda düzeni sağlamak için para­ lı asker alıyor. Neden olsun? Delikanlı dünya yurttaşı. arkadaşı Delahaye'in. ölüsünü toplarlar yoldan. çünkü hep yayan yürü­ yor.ispanya'ya geçmek istiyor. kimliğini. içinde bir iki giysi ve çatalı. Ba­ yılmış. Bu tatsız olaylardan yılacak değil ya. bu evde. 300 florini cebine atar. üstelik kaçma ola­ nağı da var. Ölecek mi? Hayır. kaşığı. 1876. aç ve bitkin. bıçağı. Böyle ufak tefek şeyler için yolundan dönecek biri mi? iş­ portacılık yapmaya. Le Havre ve Paris. Ardenelere döner. gazete satmaya başlar. polis çevirir. köhne tahta bavulunu ha­ zırlar. bu "sarışın dişi kedi". Cakarta ve Samarang. Ücret iyi. Ateş içinde. "mektep kaçağı". Bir süre hamallık yapar. Yakalansan bile. havalar dü­ zelir düzelmez yeniden bagajını. satmak için bütün as­ keri giysileri. tüfeği bile yanma almış. Bir Iskoçya gemi­ sine atıyor kapağı. O uyuklarken arabacı da boş durmaz." Aman ne güzel! Hollanda'ya gelip paralı asker yazı­ lır. Uzun bir yol: irlanda. Kızkardeşi Vitalie'nin ağır hasta olduğunu öğrenir. Var­ na Limanı'ndan vapurla Ortadoğu'ya geçmek. Rimbaud'yu ara da bul. Üç beş kuruş biriktirip yeniden yollara düşsün diye. Liverpool.

Kar­ şıda Olympe Tepesi ve çimenler üstünde yuvarlanan deli­ kanlı: "Tatlılık. Cork (İrlan­ da). hayır. Aden. "Annesiyle didişiyor: "O'nunla didiş­ tiğin sabah var . bayırın amacında. -tam yüzümüze karşı iniyor sepet gibi ve orda. Gözlerim raftaki kitaplara takıldı. Java (iki ay). Ümit Burnu." Yakanyor tanrısı sağduyuya: "Değiştir nasiplerimizi. Cebelitarık." Özgürlüğe özlem duyuyor: "Yayasıyım büyük yolun. kalan ne varsa on­ larla bezenmiş. aşağıda. yalnızca şair olarak değil. Penceredeyim.. Yine bu evde. Sainte-Helene. yıldızlarla. eceleri bek61 . Rimbaud bunları oku­ maz. altın arınmışlığına. kurtarıcı kızları. hoş kokularla doldurup maviliyor uçurumu. Le Helder." Asi Genç Rimbaud efsaneleşmiş. Rotterdam. Sumatra. Sü­ veyş. Queenstown. Azor Adaları. zamandan başlayarak.. Southampton. Yaklaşıp bakıyo­ rum. Le Havre. Önümde yeşil dallar. Meuse ırmağı ve Rimbaud'nun çocukluk günlerini anlatan dizeler: "Kar­ gışları içine atıyor kıyılar boyunca küçük çocuklar". yüzünü duvara dönüp uyumaya ça­ lışıyor. acılarımı­ zı ele". Napoli. Rimbaud'nun değiller. Charleville'e alan akın gelenlerden bir kıs­ mı da onun dikkafalı yanını seviyor. Ama umutsuz değil. Paris ve her zaman olduğu gibi sonunda Charlestown. Bakıp duruyorum batan güneşin üzgün.dostu Millot'ya yazdığı mektuptan^laha açık öğreniyoruz delikanlı şairin küçük (!) yolculuk seyrini: "Bizimki niha­ yet döndü!!! Küçük bir yolculuk yapmış: Brüksel. Ascension... "Asi Çocuk" olarak.Gücün. Liverpool. gökyüzüyle.

Bugün pazar. şar­ kı söylüyor gençler. "Rimbaud za­ manını artık yansıtmıyor" demişti. "iğne atsan yere düşmez" der­ ler ya. Pencereler­ den içeri bakıyoruz." Genç Rimbaud'nun sessiz çığlıklanyla dolu evden aynlırken Bayan Rigaux da bizden bir istekte bulunuyor: "Kızımın adı Sophie.. günümüzün bir okulu. Ducal Alanı Gece Ducal Alam'ndayız. Çoğunluk gençlerden oluşu­ yor. Verlaine'den bu dizeler: "Kente yağan yağ­ murlar / Yüreğimde ağlıyor / Bu nasıl hüzündür ki / Canevimi dağlıyor. siz­ leri görüyorum. Araplar şiş kebabmı bilmez. Zaten müzedeki bayan görevli de söylemiş. Ortada. bana istanbul'dan Ayasofya'nın bir resmini gönderirseniz çok sevmirim. kentin kurucusu Kral Charle'ın bronz heykeli. Okul kapalı.. iştah açıcı kızarmış et kokulan da yükseliyor havaya." Rimbaud'nun okuduğu okula gidiyoruz.liyor: "Hoş bir çini mürekkebin tadını uyandıran kara bir barut çizeliyor usulca geceme. Coşkulu ezgiler yükseliyor orkestradan. Orkestra'nın önündeki genç kızın söylediği şarkının sözleri çekiyor ilgimi. Hamburgerler. ecelerim. -Kısıp ışıklarını avizeninyatağa atıyorum kendimi ve karanlıktan yana dönünce. sebzeli şişler ve dondurmalar. Özelliği yok." Rimbaud'nun "Yağmur çiseliyor kente" di­ zesinden esinlenerek yazmıştı bu şiirini Verlaine. Dans ediyor. işte öyle bir kalabalık. Buraya Rimbaud'nun anısını yadetmek için gelmişler. Bahçede ço­ cuklar top oynuyor. Bayan Rigaux Charleville'de Türkler'in de olduğunu söylemişti. kızlarım. Dinle- 62 . krepler.

Hava yağmur­ lu veya değil..yenlerin bazıları da şarkıcı kıza eşlik ediyorlar.. Oraya nasıl gidebilece­ ğimi soruyorum. Bağırıyor bir ka­ dın: "Bakın. Zaten köy olmaktan da çıktı. kimi nara atıyor. Tek tip giyin­ mişler. eski değirmene gidiyoruz bir kez daha. öteki ellerinde şemsiyeler. el ele tutuş­ muşlar. pantolonlar koyu mavi.. Bilgi almak için Rimbaud Müzesi'ne. Yanıtlıyorlar: "Boşuna zahmet etmeyin. Yıl­ lar her şeyi değiştirmiş. 63 .. Arka sırada oğlanlar. Yakalar beyaz ve ko­ lalı. küçük . melon şapkalar. Şair Cehennemde bir Mevsim'i dedesi ve annesinin toprak kiralayarak çiftçilik yaptığı Roche köyünde yazmıştı... Ducal Alanı'nı terk edip kenti daha yakından tanımak için dolaşıyoruz. Kimi sızmış. birbirlerine şi­ şeler fırlatıyorlar. ya Meziere'deki Aşk Ormanı?" "O orman da yok.. bakın." "Peki. sarhoş­ lar. Vitalie ve İsabelle bunlar. Zaman tünelinde yolculuk edip geçmişe dönseydik ne görürdük acaba?. yine de. Rimbaud'dan dinleyelim: "Üstünde maun ağacından yapılmış sı­ ranın / Okurdu lahana yapraklarını Tevrat'ın". Rimbaud'nun özlediği evrensel kardeş­ lik bu mu? Pazartesi. yüzbaşının mangası!" Başlar merak ve alayla dönüyor. Önde iki küçük kız yan yana... soma düzgün adımlarla eve dönüp kiliseye gidecek. orda Rimbaud'ya ilişkin hiçbir şey korunmamış.. on­ lar da el ele. çoğu Arap. ceketler siyah. Adım başı meyhane. ağaçların yerini beton yapılar aldı. Tutumlu anne yıllar önce aynı kumaşlardan bir top almış. Manga Ducal Alanı'nda alışveriş yapacak. Frederic ve Arthur Rimbaud.basık. Rimba­ ud'nun zamanında kentin eğlence yeri Gar Alanıydı. Başla­ rında. serseriler.

Karımın ve çocukların. Rimbaud'nun yaşadı­ ğı yıllardaki balık. Sanırım. Yatakta dönüp durdum. Yeniden Ducal Alam'ndayız. Tam bir ti­ caret merkezi. Bir hayli kahve de var. Çepeçevre dükkânlarla kuşatılmış. Deniz ürünü yönünden çok zengin. Gün ışır ışımaz da soluğu eski adı Gar Alanı olan karşımızdaki Rimbaud Parkı'nda' aldım. iskemlelerle do­ lu. Her tür eşya satılıyor. Verlaine'in anılarından öğreniyoruz." Görmek istiyorum." "Ya Rimbaud'lann gittiği kilise?" "Duruyor. hatta ormanlardaki oduncu kulübe­ lerinde yaşadığı serseri günlerinde bitlenmiş ve bitlerini pa­ pazların üstüne atıyormuş. yazm çalışıp kışın kapatıyorlar.Ayrıca Meziere diye ayrı bir kent de yok şimdi. bir kez daha "Köşk'ün ve Rimbaud'nun büstünün önünde oturdum. Salı. yani. Dallardan yap­ raklar kopardım. ahırları soluyan bu sinekler" diyordu. Erken yolculuklarda uyuya­ mam. Kiliseye kapıdan şöyle bir bakıp döndük. ama içi çok değişik. Saatim yok. Şimdi gündüz gözüyle görüyoruz. Charlevil­ le ile birleşti. Sessizlik ve serinlik içinde. ev­ den kaçıp kahvelerde. En çok yenen yemek buğulama midye. O sırada 64 . Kaldırımların üstü masalarla. kentten ayrılacağız. tavuk ve sebze pazarının yerini şimdi mutfak eşyaları ve turistik anı eşyaları almış. Fransız ve Belçika karışımı bir mutfak. kızımla da­ madımın uyanmalarını bekliyorum. Eski adı Grande Vallee olan Ana Cadde'de dizi dizi lokantalar. Rimbaud Kudas Töreni adlı şi­ irinde "Papazın vızıltısı sofuluk ise eğer / Sinekler de kut­ sal mı? Güneşli tabanından/ Hanları.

zayıf ve çirkin. Kıbrıs'ta. Yaşamı değiştirmeye çalışmıştı şiirle­ riyle. Yoksulluk içinde kıvranmış. yağızlaştıracak tenimi yitik iklimler. gidiyo­ rum Avrupa'dan. yirmi altı yaşında. Siyasete burnumu soka­ cağım. Rimbaud'nun Mezarında Arabaya bindik. ıtır. Güney Yemen'de. fildişi. genç Rimbaud'ya bir kez da­ ha hak verdim. Döneceğim demir kollar ve demir bacaklarla. zamk ve dokuma. ne bir damla su". yanıtlamadan hızlı adımlarla uzaklaştı. Mısır'da. Kaşifliğe de merak sa65 . Kah­ ve. "Korkunç bir ka­ yalık. Aden'de. Her şeyi kapladı aşağılık soy. "Charleville'in görünüşü değişse bile Charlevilleliler hâlâ değişme­ miş" dedim kendi kendime. Tıpkı Rimbaud'nun sevimsiz annesine benziyor. ne tek ot. Saati sor­ dum. halkı. Avrupa'ya ve nankör yazın dünyasına kahredip en uzak ülkelere ka­ çıyor ve Kötü Kan şiirinde öfkesini haykırıyordu: "Aşağı­ lık bir soydandım ben hep. Ne satabilirse satıp yüzde alıyor. saçlarında tek tük aklarla. Olmuyor. Habe­ şistan'da. Harrar'da. ede­ biyat dünyasından da umduğunu bulamamıştı. İs­ kenderiye'de. usu. Yakacak ciğerlerimi deniz havası. Paris Komünü Devrimi'nin ba­ şarısızlıkla sonuçlanması ona parasız siyasamn da olama­ yacağını öğretmişti. uzun yüzlü. altın sahibi olmaya gidiyor. gidiyoruz. Orta yaşlı. ulusu ve bilimi kapladı. Son ziyaret yerimiz Rim­ baud'nun mezarı olacak. Çetin bir yaşam. Silah ve köle ticaretine bile karıştığı söylenir." Umutla yaşamıştı hep. Günüm doldu.bir kadm geçiyor. Donuk bir ten. Altınım olacak.

"sen yaşayacaksın ama bacım ben güneşi artık görmeyeceğim" diyor. Ona. dizkapağmdaki bir kanser uruyla döndü.. okul arkadaşla­ rı. Şaşırır rahip. Bu bir saat içinde nasıl öğrenecekler öldü­ ğünü. kendini iki ba­ caklı sanıp yataktan kalkarak yürümek isteyince yüzüko­ yun yere kapaklanıyordu. Charleville doğumlu. geceleri. nasıl gelebilirler? Soğuk ve kesin bir tonla yanıtlar Bayan Vitalie: "Boşuna ısrar etmeyin!" Rimbaud apar to­ par götürülür. Bir süre Roche'da ailesiyle. Ama "demir kollar ve demir bacaklarla" değil. Öldü. tüccar. Başında yine kız kardeşi İsabelle vardı. dostları var. Yeniden Marsilya'ya. günah çıkartmak isteyen hastane papazla66 . Tabutunun ardında yalnızca iki kişi.rar. Ana-kız. afyonla uyuşmuş. Rahip Gillet'den bir saatlik ve birinci sınıf bir gömme töreni isterler. annesi ve kız kardeşi İsabelle. Hastane kaydı: "Jean Nicolas. Rimbaud'nun öğretmenleri. ölüm nedeni ha­ bis kanser. Cenazenin geçişini görenler birbir­ lerine sorarlar: "Kim bu gariban?" Neden böyle ivedi dav­ randı yaşlı anne? Oğlu tanrıtanımaz olduğu için mi? Cançekişirken bile. Önce bacağı kesildi Marsilya'daki Conception Hastanesinde. Öldü­ ğünde şair olduğu bile bilinmiyordu. Coğrafya Enstitüsü'ne raporlar yollar.. an­ nesi ve kız kardeşi Isabelle ile kaldı. hıçkırıklarla ağlıyordu. Eski bir şiirinde san­ ki bu sonunu da söylemişti bilici: "Direnmezse acılarım / Bir gün altınım olursa / Kuzeye giderim ya da / Bağ kent­ lerini boylarım / Bir şey var yitip kaybolan / Dolaşıp da kö­ şe bucak / Döndüğümde açmayacak / Güleryüzle hiçbir za­ man / Kapısını o yeşil han. Concepti­ on Hastanesine döndü." Cenaze töreni pek garip. Altını oldu so­ nunda. Ağrılarını artık afyon da dindiremiyor." Ölümü acılı oldu.

Rimbaudya değgin ne varsa artık insanlığın malı. Dikkatle balan. Kızlar me­ zar taşını öpüyorlar. fark edersiniz. sık sık sil­ mek zorunda kalıyorum. Çukurları yaşlı kadın. Vi­ talie hanım. Ortada şairin ömür boyu didiştiği anne. Kızım okumamızı istemedi: "Ama baba o Rimbaudya yazılmış. sünnetli miydi? Mezarlık çok temiz. bakımlı. çukura inip sırtüstü uzanmış. buyuna uygun olup olmadı­ ğım bile ölçmüştü." "Kızım. İki yanda çocuklar. "Sevgili Rimbaud on yedi yaşımdayım.nnı yanına yaklaştırmamıştı. sağlığında kendisi kazdırmıştı. "Böyle çok mektup bırakıyorlar. kendiliğinden bazı bilgiler vermeye başladı." 67 ." Taşın ucundaki haçı göstererek ekliyor: "Bir ay önce başındaki haçı çaldılar. Rimbaudlann önünde­ yiz. Mezarlık bekçisi geldi." Mektubu on yedi yaşında bir Japon genci bırakmış. senin gibi ben de dünyayı tanımak istiyorum" diyor özetle. Ölürken on yılı aş­ kın çetin çalışmasının toplam ürünü 36. Şair Afri­ ka'dayken Abdullah adını kullamyordu. ruj lekeleriyle doluyor taş. atıyorum. Mermerin üstüne bırakılmış bir mektup var. Kuran'ı ilk kez Fransızca'ya Rimbaud'nun babası yüzbaşı Frederic çevirdi.000 altın gibi büyük bir bölümünün Afrika'daki uşağı Camiye verilmesini vasiyet etti. Mezarcıların faltaşı gibi açılmış gözleri önünde. Aldım. Yoksa Rimbaud Müslü­ man mı olmuştu. Belediye bunu yeni yaptırdı.000 altın frankın 10. açamazsın. annesiyle aynı adı taşıyan Vitalie kız ve Arthur.

.Fark gerçekten de belliydi. kimseye duvurmadık.. budala hayvan Mont-Rocheux kedisi gibi Kokutsa da tüm dünyayı Esirgemesinler Tanrım Ardından birkaç duayı. Hakkında en çok kitap yazılan." Arabamıza binip Belçika'ya doğru yol alıyoruz. büyük şa­ ir ve Asi Genc'e veda edip Ardennes ormanlarının yeşili­ ne dalıyoruz. Rimbaud'nun haçıysa kar gibi bembeyazdı. Bel­ leğimde yine şairimizden kendini anlatan dizeler: Bu çocuk. Erdoğan Alkan 68 . efsaneleşen. Soldaki. Vitalie'nin haçı­ na hava kirliliği damgasını vurmuştu. "Gazeteler yazdı mı?" "Hayır.

DİZELER 69 .

Ne bir söz. başıboş Doğada. Başaklan devşirip otlan ezeceğim. sonsuz. yalnız bitmeyen bir düş Ve yüreğimde sevgi. çingene gibi.ÖZLEM Mavi yaz akşamlarında. ne düşünce. -bir kadınla birlikte gibi mutlu. 20 Nisan 1870 71 . serin kırlar. Ayaklanrmn altmda nemli. büyük. özgür. Yıkayıp antacak çıplak başımı rüzgâr. Çekip gideceğim. gezeceğim. umutlu.

Vadide uzanınca insan görüp yaşıyor Gelinlik bir kız gibi toprak kanla taşıyor. Güneş.GÜNEŞ VE TEN Derin sevgilerin. 72 . O peri kızlarının öptüğü nilüferler. o besi sulan yok. ışıklar var içinde. Nice can hücreleri kaynaşıyor içinde! Ey Doğa'mn Anası . Pan'm damarlanna koca bir evren sunan Keçi ayaklarında toprağı canlandıran O yeşil ağaçların kırmızı kam nerde? Kuş sesleri. yaşamın ocağı. Köpürmüş besi suyu. bir zamanlar yüce bir insan vardı. kutsal ece. Bir elin kaldırdığı geniş göğüslerinden Akıyor tanrısal aşk. Orda mavi okyanus ve kuşlar cıvıldayan Dilsiz dallar. göklerin altında perde perde Dalların arasından seviyi şakıyordu. beşiğimizi sallayan Tann'yla kucaklaşan bütün hayvanlar orda! Nerde geçmiş zamanlar? Bereket Ana nerde? Derler ki. akıyor kadınsal ten. Ağaçlan kemirip duran yan tannlar! Irmağın dalgalan. toprak. Baygm toprağı kızgın bir aşkla öpen ateş. ey Tanrıça! Nerde eski çağların gençliği.Ey Venüs. Toprak içini diri Doğa'ya döküyordu.

Tann'drr. saflığım örtüyor. inandığım Tanrı. Emerdi Bereket'in memelerim insan Tanrıça ak sütünü cömertçe sunuyordu. yüreklerde aşk! Tek sensin. Tanrısal bedenim gizleyip kirletiyor. Mermer. kara Göklerin Tanrıçası Astarte buyuranca Şakırdı ağaçlarda bülbül. Ah! Kana kana içseydi o gözeden Tanrıların ninesi Kibele'nin memesinden. tanrılardan çok yüce. güçlü bir insan vardı. tek Mavi Afrodit! Şimdi yollar dikenli. Öbür Tanrı haçım boynumuza takalı. Çiçek. .Eskiden temiz. .Yine de tanrılardan. betiğine gelince Aşktır. dilsiz. O iri gözlü. başı haçlara eğik! Ki solgun kemikleri ölümden soma bile O ilk güzelliğine saygısız biçimiyle Yaşamak sevdasmda. Olimpos dağlarının kayaları gibi dik İnsan bir köle oldu. çalı.Yücelsin diye erkek. Giysiler sanıyorum Çıplaklığım değil. . însan kral. . sağır.İnsan üzgün ve çirkin. Yazık! Şimdi bir şeyler bildiğim sanıyor Oysa kör. Venüs sana inanıyorum! .Tunç arabalarıyla nice kentler aşardı. Kutsal Ana. Ten. tatlı. Ve ten çiçeklerinin kokusuyla arınmış Masmavi dalgaların aydınlığında yunmuş Köpüklerin yüzdüğü güipembe göbeğini Durgun sulara yayan ölümsüz Astarte'yi Terk etmeseydi keşke. sürekli aldamyor.

Güçlü insan. tüm korkulardan uzak Düşünce. Ve ölümsüz. özgür.Denizlerin bağrında. görkemli başmı kaldırdı. mutsuzları sevindir! . . çoktan unuttum" diyor. bak Çivisini çakacak göklerin her katma Son verecek Tann'mn göksel saltanatına. a l t o Bacım. Sonsuz bir gülücükte arımp yunacaksın. Koca bir çalgı gibi Dünyamız titreşecek Haz dolu bir öpüşle kendisinden geçecek. mayamız kadın saranp soldu.Ey tatlı. Düşünce. bak O ilk güzelliğimiz nasıl ışıldayacak! . yenilmez önderimiz. Bu kepazeliğe kargalar bile gülüyor. kucakla. yeniden dirilecek "Madem göklerden geldim. Düşünce Yer altodaki tanrı. neyim ben.Çünkü görevlerini bitirdi artık İnsan Yorgun düştü putları kırıp parçalamaktan! Tüm tanrılardan özgür. Toprağımız. yer yüzüne çılanca Tutsaklığın düşmam. gökler nerde" diyecek. .Yükselebilsin diye sonsuz seviye erkek. susuzluğunu dindir. benim tek Kurtarıcım. Zincirlere vurulup Tanrı'ya sunak oldu. "Kadın mıyım. (İnsan. n'olur bizi bağışla! Geçmiş çağlar yeniden gelebilse bir daha! .Dünya aşka susamış. diyeceksin. görkemli. Büyük Evrene büyük seviyi sunacaksın. zincirleri kumaya başlasm. yüce Venüs.

görmek istiyor. insan erken geldiyse? Bu bilmecenin gizi bilinir mi. Kalıtımlar. usanmadan. sunağında bedenin.Düşünce ki çağlardan beri gemlenen kısrak Şaha kalkıp Neden'in nedenim soracak. . sarmış kuşatmış bizi. hep yükselsek göklere. Tohumlar Kocaman bir potanın içinde bekliyorlar. niçin? Bilgisizlik. güllerde sevmek için?. sorar durur. Kara bir cüppe gibi. Sıvayıp kollarım hamarat Doğa Ana Niyetli mi inşam yemden yaratmaya Başaklarda büyütmek. gerçeği görebilir mi insan? Gördüm: İnanıyorum diyebilir mi İnsan? Ya düşler düşüncenin sesinden güçlü ise? Çok kısaysa bu yaşam. inceler.Dize gelecek tanrı. Ne nasd olmuş..Gökler neden dilsizdir. uzay içinde ne var? Ve neden kumlar gibi kaynaşıyor yıldızlar? Yükselsek. doruklarda Çoban'a raslar mıydık korkunç sonsuzluklarda insan yığınlarını sürüler gibi güden? Ezgileri bir sesin.. nerdedir? Belki batan bir gemi gibi Denizlerdedir: Hücre çekirdekleri. soldurmuş tenimizi! Ana rahminden düşen insan-maymunlanz biz 75 . kuruntu. çağlardır sürüp giden Sarsar mıydı boşluğun sardığı dünyaları? . Öğrenmeye çalışır. içinde yaşadığı bir zaman kesitinin Armağanıyla mutlu.Peki ama. insan insanca özgür düşünceyle kavuşur. . Hiçbir şey bilmiyoruz!. hüznüyle solgun insan Her şeyi bilmek.

Dizleriniz dibinde açılıp yeşerecek.. çatık kaşlı. Altın arabasında Licios. güneş altında. .. gök perdesi açılmış. geceler nasıl seni İncitti? Konuşma.. ayakta ve dimdik Duruyor însan şimdi. ergen kız. şarkı söylüyor orman Ezgiler yükseliyor ırmağın sularından..) Yeniden doğan ülkü. beyaz Kıyılara hüznünü hıçkıran avaz avaz. Oğullan sizlere baş eğecek! .Ey büyük Ariadne. ey yüceliği tenin! Ey kızıl taçlı şafak. Kösnülü kaplanlarla ve panterlerle kızıl. Küçük Eros. Bir mutlu şarkıdır bu. Kara kanatlarını üstümüze geriyor. güne gülen -Bu sevdadır! Sevdadır! Bu Kurtuluştur gelen!. Kaçan görünce Thesee'nin ak yelkenini. Kallipyge. ne de gizemler kalmış! İnsan şarkı söylüyor.Kuşkular "hayn " diyor.Saklamış sonsuzluğu bizden yorgun usumuz! Öğrenmek istiyoruz: . Artık ne bilinmeyen. Sen ey tatlı. donanıyor karlarla. ışığa. Frikya kırlannda geziyor usul usul. Kavuşturmuş kollarım. Tanrılar. sus! Kara üzüm nakışlı. Kadınlar ve çiçekler güzel ayaklarında.. Masmavi ırmakların kıyısında kayıyor .Kaçıyor uzaklara soluk soluğa ufuk!.. utkusu düşüncenin.

boynunda Europa çırılçıplak. çmlçıplak Ayakta. Bırakmış bedenim maviliğin koynuna. . mavi saçlarının. beşik gibi Çevirince yüzüne tanrısal gözlerini Kızın çiçek yanağı saranyor. "Ben bu durgun suların ecesiyim" der gibi. Aslan derisi ile kaplanmış kıllı teni Hayvan Eğiticisi. kemer gibi. . o uzun. Herakles gökyüzünde Hışımla ilerliyor bulutların izinde! Yan aydınlık yaz gecesinde. Sallıyor Zeus onu sularda.Kipris acayip güzel. hülyalı. tanrı bakışlı Kar gibi beyaz kamı kara köpük nakışlı. düşler kurarak. Boğa.Zakkum ağacı ile geveze lotüslerin Arasına kayıyor huryalı Kuğu. dalgın Köpüğün kızardığı alaca karanlıkta Bakıp duruyor Dryade. dalgalara salıyor İri göğüslerini. . Ağır dalgası. .Utku anıtı gibi dimdik. saman gibi solgun. Kipris. . Geçiyor usul usul. Zeus'un güçlü alnına yayılıyor. yuvarlak. soluyor Tül tül. Küçük bir çocuk gibi sarmış kollarını bak Tann'nın dalgalarda titreyen sert boynuna.Karanlık köpükleri kırmızıya böyuyor. serin _ Suların sevgilisi Leda'ya sanlıyor. sessiz ve sakin ufka. güçlü bedeni. Benek benek uçuk alnında. Kapanıyor gözleri kutsal öpücüklerle Çiçekliyor saçmı dalgalar köpüklerle.Zeus.

- Ürkek, beyaz Selene, tül örtüsünü atmış Yiğit Andimion'un nazla dizine yatmış, Solgun ay ışığında öpüşüp duruyorlar. - Uzakta, ah uzakta ağlayan bir Kaynak var, Pınarlar Tanrıçası Nemfin göz yaşıdır bu, Köpüklü bir vazoya dayamış ak kolunu Beyaz tenli güzel delikanlıyı düşünüyor, "Sularım, alm onu, bana getirin" diyor. - Gecenin saçlarında serin bir sevda yeli, Karanlık ormanlarda Doğa Ananın eli Ağaçlan, dallan yoklarken birer birer Duruyor ayakta dimdik, korkusuz Mermerler, Şakrak kuşunun ahunda yuvalandığı Tanrılar, - Dinliyor Dünyamızı ve İnsanı Tannlar! 29 Nisan 1870

78

OFELYA Yıldızların uyuduğu, sessiz, kara Dalgalarda Ofelya iri bir zambak, Yüzüyor duvaklı, uzanmış sulara... - Avcı borularının ezgisinde bak. Bin yıl geçti, Ofelya yine üzgün, Uzun sularda kefen gibi akıyor. Bin yıldır, gündüz gece, deli gönlünün Hüznünü meltem yellerine döküyor. Açıp sularda salman railerini Beyaz göğüslerini öpüyor rüzgâr, Söğütler eğmiş omzuna dallarını Ağlıyor. Uykulu alnında kamışlar. Yöresinde üzgün nilüferler bazan Dağıtıyor Ofelya kızılağacın uykusunu, Bir kanat vuruşuyla dallar yuvadan - Salıyor yıldızların altm sarkışım. Sen ey solgun Ofelya, kar gibi güzel! Sulara gelin oldun ergen çağlarda! - Çünkü Norveç doruklarından esen yel Acı özgürlüğün tadım öğretti sana: Savuran bir soluk gür perçemlerini Büyüyordu düşlerinin akışında; Dinliyordun Doğa'nın ezgilerini Ağacm, gecelerin yakmışında;

Çünkü boğuk sesi çılgın denizlerin O tatlı, çocuk göğsüne vuruyordu; Bir nisan sabahı, yorgun bir atlı senin Dizlerinde sessizce oturuyordu! Gök! Aşk! Özgürlük! Bu nasıl düş Deli Kız! Güneş vuran kar gibi eriyip gittin; Konuşma, sus! Seviyi bizlere düsiz O mavi gözlerinle çoktan öğrettin! - Ve diyor ki Ozan: Aydın gecelerde Ofelyam çiçekler devşiriyorsun; Hep böyle yüz, ak gelinliğinle suda Dalgalar beşiğini sallayıp dursun. 15 Mayıs 1870

80

dertsiz baş Takla atılabilir. dansediyorlar orda Selahattin'in iskeletleri. beyaz bir şapka örmüş. Şaklatıp alınlarında bir terlik altını. Oynatıyor. İblisin arık şövalyeleri. Dansediyor. Hurra! Şen oyuncular. gökyüzünde. Bir zamanlar aksoylu hanımların sardığı Göğüsleri iğrenç bir aşka dokunmadalar. kara. . sehpalar öyle uzun! Hop! bilinmesin artık. kara kuklaların Çekmiş sayın Belzebüt ipini. Kafataslanna kar. O arık çenesinde titriyor bir tutam et: Sanki dolaşıyorlar ölü karanlıklarda. artık ayıplan yok.ASILMIŞLARIN BALOSU Darağacı. işkembesiz. Yüzleri buruşuk küçük. balıkçıl kuşu. eski bir Noel ezgisinde! Kara orglar gibi ince uzun kollarını Doluyor bkbirine çarpışınca kuklalar. Bu çatlak kafalara sorguç olmuş bir karga. Sert topuklar! Ey sandal giyinmeyecek ayak! Hemen hepsi deri gömleklerini sıyırmış: Gizli saklı yanlan. bu dans mı ya da savaş Gıcırdarken kemanı kudurmuş Belzebuth'un. Çarpık karton zırhlara bunca kemikten yiğit.

bak. hop! sallayın beni de Kırık ellerinizle geçerken sinsi sinsi. Sıçrıyor çıldırmış bir iskelet gökyüzüne. balıkçıl kuşu. Coşkuyla sürüklenmiş. kara. Darağacı inliyor demirden bir org gibi. İblisin arık şövalyeleri Dansediyor. dansediyorlar orda Selahattin'in iskeletleri. Yaslı kabadayılar. Bir aşk tespihi solgun omuriliklerinde: Bura manastır değil. ölüler ülkesidir! Heey! İşte ortasında ölüler dansının. at gibi şahlanarak. Sanki katı ipi boynunda duyuyor yine. Ve bir soytarı gibi barınağına girip Sıçrıyor kemiklerin şarkılı balosunda. Darağacı. Çatlayan uyluğunda büzmüş on parmağım Dalgacı gülüşlere benzeyen çığlıklarla. 82 .Esiyor balosuna iskeletlerin poyraz. Koşuyor ormanlardan aç kurtlar avaz avaz: Gökyüzü andırıyor kızıl bir cehennemi.

ey unutulmuş erler! Kanlarıyla yıkayan kirli büyüklükleri. Bonapartçılar. Kralların önünde şimdi başımız eğik.DOKSAN İKİ ÖLÜLERİ . Sizler. Fleurus.. vb... İtalya ölüleri Ey milyonlarca İsa.Yetmişlerin Fransızlan. Ölüm sizi bozkırda topladı höyük höyük Yeni bir savaş için. Acı çekerken bile acılarından büyük Yırtık giysilerinde aşkla çarpan yürekler. tatlı gözlü. siz İnsanlığın ruhuna ve almna vurulmuş Boyunduruğu sizler kırıp parçaladınız.. Paul de Cassagnac (Ülke) Özgürlüğün o güçlü öpücüğüyle solmuş. Valmy. 92'lerdeki babalannızı anımsıyor musunuz. doksan üç yılında ölenler. cumhuriyetçiler. . Doksan iki.Yalnız Bay Cassagnac'lar söylüyor öykünüzü! 83 . Cumhuriyetle sizi uykulara terk ettik. karanlık.

başım alıp giderken.. saranp soldu. bağışına sığındı Tanrısının. döndü Adem Baba'ya! .TARTÜF'ÜN YAZGISI Sırtında kara cüppe. Ne sırtında cüppesi. bir gün. ne de tespihi kaldı. Şeytan işi!. Hayta son çapıtı alınca. şaşkın. Ermiş Tartüf. ellerinde eldiven. cısçıplak. Yakardı. Ermişin kıçı bağrı açıldı. mutlu mu mutlu. salyalı ağzında dualar. Ama ne çare. Sofu kulaklarından sıkıca yakalayıp Bütün kötü sözleri yüzüne sövüp sayıp Yırttı ıslak tenine alışkın giysisini. pek tatlı. "Tövbe" -Hayta'nın biri. Beti benzi kül gibi. Usul usul yürürken. Kutsal Tartüf. Dişsiz. Ve yüreği avuçlarında.

SUDAN DOĞMUŞ VENÜS Yeşil. çelik bir tabuttan çıkar gibi. güzelliği köpekçe. Tanımak isterseniz ayrıntılarla Yaklaşın. geniş Oynak. irkilip karnım gerince Kıçı yaralı Venüs. Yağlı.Pek yaman. Eski yunak teknesinden. büyüteçle bakmak gerekiyor Kalçasında iki sözcük: Clarâ Venüs. kırık dökük bir baş Çıkıyor kendini kanıtlar gibi. yavaş yavaş Siyah zülfü pomatlı. Feci kokuyor. . girip çıkan bücür sırtı fırlak. Yuvarlak kalçaları uçtu uçacak. gri bir boyun ve kaburgalar. Omurgalar kırmızı. Yağ katmanı tenin altma yayılmış. .

Dalkavuklar efendilerinin yamnda sinmiş Hepsinin üstünden akıyor bayağılıktan. Yağ tulumu burjuva. . Noterin kafasında vergi dalavereleri.En öndeki sıralara kodamanlar kurulur.Yasakmış. Ve soma tefeciler gözlüklerine gizlenmiş. Perşembe akşamlan tıknefes kasabalılar Gezdirir kıskanç aptallıklarım sıcakta.umurunda mı Kaçak tütün içiyor dumanını savurarak. Gar Alanı Çimenleri bile soluk.Askeri bandomızıka orta yerde durur.. yavan. . Dönüp dolaşıp aym söz: "Bize kaça mal olur?" Yaymış bir kanepeye kocaman kalçalarını. cırlak ezgiler ve sallabaş kelleleri. ağacından çiçeğine kadar.. Çatlak. . Göbekli koca işyarlarla şişko kanlan. .MÜZİK Charleville. kokusundan belliymiş . Yine bütün konuştuklan ortaklıklar falan. tatsız alanda Her şey nizami. Bastonlanyla kumlan sürekli oyan Emekli bakkallar yeşil sıralarda oturur. düğmeleri pek parlak.

.. sürekli bakıyorum.. Toyluğumun. Ve mest olmuş dinleyerek cırtlak ezgileri.Bense orda. Potmlerimi giyip uzaklaşıyorum.Yanıyorum onarırken onların bedenlerini Dudağım dudaklarının özlemini taşıyor.Sırıtıyor çimenler üstünde ipsiz oğlanlar. Çevirip başlarını gülüyorlar arsız arsız. sessiz. Gülleri gübreleyen köylü piyade erleri Hoş görünmek için bebekleri okşuyorlar. .. . Perçemli gerdanlarının akça tenlerine Tek söz söylemeden. Henüz omuzlarına dek bile gelmiyor boyum.. Giysilerinin örttüğü kutsal bedenlerine. Beni Garip buluyor kızlar. ardımdan Fısıldaşıyor. tıpkı bir öğrenci gibiyim. kılıksız. çekingen hallerimin ayrımında. Anasının gözü kızlar ağaçların altında.

. san. Afacan başım atıp arkaya. Biraz hoyrat.Çıplak. dedi: "Bitti mi işin?" . Dudaklarımın altmda çırpman Yalnız gözlerini öptüm usulca.Öpünce minik ayaklarım ben.İLK AKŞAM (ÜÇ ÖPÜCÜKLÜ GÜLDÜRÜ) . Çekti ayağım. Koca iskemleme geldi oturdu. Ve dudaklanndan. . üstünde tek geceliği var. 88 . çm çm titreşen Gül kristal bir gülücük döküldü.Kızdırdı mı sem bu hoş öpücük Ceza mıydı bana tatlı gülüşün!. biraz tatlıca güldü.Mum renginde. Yan çıplak gülüyordu çapkınca Sanki döşemede ürkek bir loımru. Küçük ayaklan ince mi ince. böylesi çok daha iyi!. . Dedi: "Oh. İnadına pencerenin camına Sokuluyor yapraklanyla dallar. kaçak bir ışık Kanat vuruyordu gülücüğünde Gül sineği gibi pembeye aşık Oynuyordu ak göğsünün üstünde. Nasıl da hemen yanma yanma. sevimli küçük Ayağmı..

.Söyleyecek bir çift sözüm var bayım. pek hoşnuttu..Çıplak.. Güldü. belli halinden. . Nasıl da hemen yanma yanma. üstünde tek geceliği var. O sözünü henüz söyleyemeden Bir öpücük ile ben noktaladım.. inadına pencerenin camına Sokuluyor yapraklanyla dallar.

Büzülmüşler o daracık Ana göğsü gibi sıcak Delik önünde. balan Çıkıyor işte. Ekmek. Fırıncının zevzek sesi Kulaklarında. iftar sofrasının Çörekleri gibi. Delikten yaşam tütüyor Böcekler ile ötüyor Kızaran ekmek 90 .GARİPLER Gece soğuk. Beş küçük çocuk Bakıyorlar somunlara. Somunların çıtırtısı. kar serpiyor Fırıncı ekmek yapıyor. Yazık değil mi bunlara Donları delik! Ve Fırıncının kolları Çeviriyor somunları Harlı finnda.

çiyler içinde Yoksul tsalar. . Kırağı. bu alaca Tan vaktinde. nasıl iştahla Yırtık giysiler altında Beş çocuk yürek. budalaca Dualar kime? Yırtık donları patlıyor Bağırmaktan. Ekmeklerde aç gözleri Ne söylüyorlar? Büzülmüşler. Toplanmış kuşluk vaktinde.Çarpıyor. Savruluyor Gömlekleri kış yelinde. Küçük delikte yüzleri.

ROMAN On yedi yaşlarında gelgeç oluyor yürek, Şimdilik hoşça kaim gürültülü kahveler! Böyle tatlı bir akşam bira neyine gerek - Yeşil ıhlamurlann altı dünyaya değer. Haziran akşamlan bu yollar sanki cennet! Yum gözlerini solu, hava mis gibi nasıl; Gürültüyle birlikte rüzgâr -uzak değil kentAsma ve bira kokusu taşır usul usul... - Ve çevrilmiş ince bir dalla gökyüzü, kara Mini mim tül gibi bir eşarbı andırır, Tatlı titreşimlerle, küçük, beyaz, maskara, Bir yıldız bu gergefe girip ışıklandrnr... Küçük bir hayvan gibi çırpınan bir öpücük Tadı dudaklarında, dolaşırsın başıboş, Bengisuyu şampanya, kanında köpük köpük. Ey haziran akşamı! Ey coşkun onyedi yaş! Solgun, kör ışığında bir sokak lambasının Bakıp yürüyen genç kız, cilveli, ağır ağır -Yamnda baston yutmuş acayip babasınınBilmez, Robenson yürek romanlarla aldanır.. Bir göz atmca anlar, toy oğlanın teki der, Hemen başını dönüp, küçük adırrüarrnı Sıklaştırarak hızla yoluna devam eder, Ölür delikanlının dudaklarında şarkı...

Aşıktır. Kıvançlıdır ağustos ayına dek. Şiirler yazıp yollar. Sevgilisi boşverir. Dostları çekip gider, günlerin anlamı yok. - Derken, bir akşam üstü o tatlı mektup gelir!... - Bu güzelim akşamı artık kutlamak gerek, - Girersin bir kahveye, gelsin bira, içkiler... - Onyedi yaşlarında gelgeç oluyor yürek Yeşil ıhlamurların altı dünyaya değer. 23 Eylül 1870

93

GÖNLÜMCE BİR KIŞ O kıza... Küçük, pembe mavi yastıkli kompartımanda Yola çıkacağız bu kış. Çılgın öpücükler yuvalanacak her yanda İkimiz rahat, başıboş... Akşamın gölgeleri sarkınca pencereden O kurtların yüzünü, Ve o kara şeytanları görmemek için, sen Yumacaksın gözünü. Yanağm kaşmacak. N'oldu, böcek mi sokmuş? Yoo.. çılgın bir örümcek gibi küçük bir öpüş Ensende gezmiyor.. Eğip boynunu bana: "Haydi ara" diyorsun, - Bu gezgin örümceği aramak, biliyorsun Tatlı zamanı yiyor. Kompartımanda 7 Ekim 1870

yaz yürüdüğü zaman. buyruklara başeğse de çizgiler. Özlem dolu gözlerle çouklara bakardı. Yenik. Gidiyordu kapayıp sayfasını ödevin. Büyümüş de küçülmüş gibi. bütün gün.sarkık. yürüyüşü. çocuğun ikiyüzlü. Uzanıp eteğine yere batık duvarın Dinlerdi uğultusunu uyuz dalların. Gece lambanm kesik bir alevi yüzünde. Ah o kara çizgiler. Görmüyordu o mavi gözlerinde çocuğun Yankısını çirkefe terk edilmiş bir ruhun.YEDİ YAŞ OZANLARI Pek çalımlı. halinden hoşnut Annesi evin. Hüznünü söylüyordu. Helaya bir girince çıkmak bilmezdi. Duvarları küflenmiş karanlık sofalarda Dili. cılız. Ve gün batıp açılınca akşamın kapısı. loş odaların karanlığında gizli Davranışım ele veriyordu balonca. İnsaf! onun akranı yalnız bu çocuklardı Düşmüş yanaklarına gözbebekleri. yapısı. orda Rahatça düşünürdü teslim olup kokuya. Gün'ün çatıdan sarkıp ağaran körfezinde Hırıltısı gelirdi yukardaki odadan. . yorgun ve alık. Ve kışın. kan ter İçinde. günün kokularından arınınca Aydınlanırdı evin arkasındaki bahçe. elleri kalçasında geçerken Kapalı gözlerinde noktalar uçuşurken. Küflü.

sessiz alıp yerini Üstünde maun ağacmdan yapılmış sıranın. cam çıktı. yoruldu. ah. düşler. Yumruklar yediyse de böğrüne. yapraklar devrilince Resimli güncelerde.Alınları çıplak. yalnız.Bu telaş neden? Mavi gözleri vardı onun. sallayıp kalçalarını Sıçramaz mı sırtına bir köşede aniden Altmda kaldı kızın. -Sekizindeydi. -yalan söyleyen! Yedi yaşma bastı. Çocuğun bakışlan. İtalyan. böyle yoksul. arık parmaklan Ot kokan partal giysilerin altında saklı. Esrik bir özgürlüğün ışıldadığı çöller. Okurdu lahana yapraklarını Tevrat'ın -Gece düşler kurardı yatağa yattığı an. 96 . ırmaklar. Loş ormanlar. Sorar gibiydi Annesine: . Çamura bulanmış. yaşam üstüne nice Düşler kurdu. Aralık ayının yavan pazar günlerini Hiç mi hiç sevmese de. Budalalara özgü tatlılıkla konuşan Garipleri izlerken yakaladığı zaman Ürküyordu annesi. İspanyollar. öcünü aldı hemen Dişleyip kabasmı. kafasına Teninin kokusunu götürdü odasına. Sonsuz sevgiyle dolu sonsuz yakanşlan.yandaki yoksul evin kızı Delidolu kızı. güney dallar Kızarmış gözlerinden akıp gidiyordular. kirli. -donu falan da yoktuBoğuştular bir süre. güneşler.

İnsaf! Orda. durgun!. eski. Aşı boyası gökler. Düşlediği romam kurardı bütün gece. -Düşlerini sevdalı çayırlar doldururdu. odada çarpan bir yürek vardı. Dallarda yıldız yıldız açan ten çiçekleri. Karanlık nesnelerdi tek dostu. pencereleri örtük. sessiz. Düşler bitip. -Yalnız. Soluk mavi boyalı. kaba çuhanın üzerine uzanmış Kendini kentin usul gürültüsüne salmış Dört duvar arasında soluyan derin derin. Altm rengi yapraklar.Sevmiyordu Tanrıyı. kızıla çalan Akşamlan tellallar davula üç kez vurup Sağır gürültülerle kulaklan doldurup Buyruktan duyurur. Düşünde çarşaf gibi yelkeni gemilerin. tek tük Eşyanın bulunduğu odaya çekilince. Akşam. Neler. sular gibi. sislere batmış orman. yorgun. 26 Mayıs 1871 97 . ama. bunalımlar başlardı. bozgunlar. kutsal. içinde. Çayırlar ki içinde ışıklı çalkantılar. yalnızlık odanın her yerini Doldurunca. ermiş kokular Kıpırdanıyordu. Duvarlan küf kokan. halkı eğlendirirken Kara tulumlanyla varoşlarına dönen İşçileri kendine daha yakın bulurdu. neler geçmezdi özlem dolu usundan.

yırtık pabuç yollar teptikten sonra.Tereyağ. saat beş. Gözleri fıldır fıldır. Ekim 1870 98 . Renkli bir tabakta tereyağı. ekmek. Sekiz gün. Yeşil Meyhane'deyim. Mutluydum. ben işlemesine bakarken halının. Bir kız. jambonu getirip koydu önüme. memeleri koskoca. Gel keyfim gel! Rahat kuruldum yeşil masaya. bol köpüklü Yaldız yaldız yanan. . Bir kız geldi yanıma. beyaz. pembe et. az kızarmış jambon istedim. Kızıl. kaçak akşam güneşinde. İşte Charleroi'da. mis gibi sarımsaklı Yanında koca bir bardak bira. Ekmeği.YEŞİL MEYHANEDE Akşam. uzattım ayaklarımı güzelce. Şeytan bakışlarının Ürkekliği bir öpücük yüzünden miydi? Yo! Gülümsedi.

mutfak açıldı. buyursun canı çeken. aldırmayıp yiyordum.ÇAPKIN K I Z Kahverengi bir salon. dokun anlarsın" dedi. sürmelenmiş Kilde kıyafetine ise biraz boş vermiş Yanaştı cilvelenip aşevi hizmetçisi. Yeter ki karnım doysun. İstediği tatlı bir öpücüktü sanırım Belçikalı kızları bakışından tanırım. Bir Belçika yemeği. sürünmüş. "Buramı üşütmüşüm. Derken. Charleroi Ekim 1870 99 . Rahattım -oh ne güzel çalar saatin sesi-. Dudak büktü gülerek çocuk bir yüzle bana: Bastınp parmağım şeftali yanağına. cila ve meyva kokan. Fazla çatal kaşıklan masadan topladı. Kurulmuş koca iskemleye tıkmıyordum.

Boynunu serin. Otlarda. Doğa onu sıcak kollarınla sar. solgun. başı çıplak.KUYTUDA UYUYAN ASKER Yeşil bir kuytudaki gümüş ot kümesine Takılmış deli gibi. mavi tereotuna salmış. Ellerini göğsüne kavuşturmuş. Ekim 1870 100 . şarkı söylüyor ırmak Şavkıyor. Işığın yağdığı yeşil yatağında. ışık köpüren koyağın sesine Vermiş kendim güneş. bulutun altmda uyuyup kalmış. şavkıyor dağlardan bak. deliksiz bir uyku bu Üşüyor. güneşte Uyuyor. dalgın. Sağ yanında iki kızıl delik var. Genç bir asker. Ayaklan otlarda. ağzı açık. Artık hoş kokulara bile yabancı işte. sayn bir çocuk gibi Uzanmış ve uyuyor.

yol kıyısına Çöküp kulak veriyordum yıldızların sesine Sert bir şarap gibi ahumda çiy damlalan. özgür. pantalonumun kıçında Koca bir delik. yırtık ceplerimde eller. sayıp heceleri tek tek. Kırlarda koşmalar söyleyen ozan sazıydım. düşler içinde. Ben kırların parmak çocuğu. neler! Han'ım Büyük Ayı.AYLAKLIĞIM (Fantezi) Esin Perim. O tatlı eylül akşamlan. başıboş yürürken böyle Sorma bana! neler geçmedi içimden. Çekiyordum ayakkabımın lastik bağım Sokulurken yüreğime doğru bir ayağım! . paltom o biçim haliyle. Yüdızlar altmda gezerek Dizeler yazıyordum. Üstümde gök. Ben kulun.

hangi yıllardan. tonton halini aldın. Surda küçük bir eşarp. perçemler: kimi san. kimi ak. içinde neler.DOLAP Koca dolap. Kadın başörtüleri. kokulu çamaşırlar. söyle Eski bir şarap gibi akan bu kokuların? Öncekilerden kalma.. Ekim 1870 102 . Resimler.. Yaşlıların sevimli. Madalyonlar.. kumtulmuş çiçekler yaprak yaprak Kanşmış kokulan meyve kokularına. Açınca kapağım. sararmış danteleler Surda ninelerimin boyun atkıları var. kimlerle köhneyip gittin böyle.Ey yaşlı dolap nice öykülere tanıksın.. . neler. Acep bildiklerini demek için mi bana Açınca gıcırdıyor o kara kapıların.

Sidiğini göklere. Kanıyor yüreğim altm sıvıyla birlikte. Ya da bir Melek gibi berberin ellerinde. duman yelkenlerinde. kırk bardak birayı. İndirince mideye otuz. yükseklere attıran Ben kulunuzu bağışlayın siğilotlan! . Tatlı yaralar açar içimde binlerce düş Sıcak dışkılar gibi boş bir güvercinlikte. Bir boşalma gereği sıkıştım o zaman. Bakarım ki yaramın kabuklan soyulmuş. Lübnan selvilerinin Tannsı gibi tatlı.AKŞAM DUASI Sapı eğri bir pipo gibi. Soma. ağza kurulmuş. Yaşayıp gidiyorum işte öyle oturmuş Bardaklar arasında. bütün düşleri yalayıp yuttuğum an.

Tütünün posası çıktı çıkacak Ey çalınmış yürek n'eyleyeceğim? Mayıs 1871 104 . bakın! Dümende de o biçim resimler var. yenmiş yutulmuşsa yüreğim.ÇALINMIŞ YÜREK Üzgün yüreğim akıyor gemiye. Tütünün posası çıktı çıkacak. Çorba artıkları yüzümde. Ya bu kaba saba sözler ne diye? Adamların bu zevzek gülüşleri? Üzgün yüreğim akıyor gemiye Bir gevişlik tütün salyası gibi. kalkmış cinsel organlar. Bir gevişlik mtün salyası gibi. . Hep belden aşağı edepsiz laflar Onu nasıl baştan çıkardı. Siz ey beni büyüleyen dalgalar. Alın kirli yüreğimi. Sevişmeler. niye? Üzgün yüreğim akıyor gemiye. balon! Tütünün posası çıktı çıkacak Ey çalınmış yürek n'yleyeceğim? Ayyaş hıçkırıkları başlayacak.. Ben ki. Midem boşalıp boşalıp dolacak.. arıtın Hep belden aşağı edepsiz laflar Onu nasıl baştan çıkardı.

geç vakte dek. Bin sekiz yüz otuz senesinde. nice. Sarsıldığı göklerde. Coşku tenkiyesi zambaklar. Zambak mavi pisliği. utansa da İçecek dinsel düzyazılarından! .Zambak. Yanında karanfil. yıkandığında Koltuk altlan ağarmış gömleğin Kabanyor üstünde yel vurdukça Pis unutmabeni çiçeklerinin! 105 . Kerdrel efendinin zambağı. Pek de sevimlisin. böylece.ÇİÇEKLERLE İ L G İ L İ OZANA SÖYLENENLER Bay Theodpre de Banville'e San yakut derrizirün. Görkemle sunulan şu Menestrel'e! Zambaklar! Zambaklar! Nerde zambaklar? Ak çiçekler değil. dizende senin Korkudan titreyen kol yenleri var Ürkek yürüyüşlü suçlu dilberin. horoz ibiği. Akşamının içinde işleyecek! Bitkiler Hintirmiği çağımızda Şöyle çalışmaya başladığı an.

Kerdrel efendinin zambağı. böylece. Bin sekiz yüz otuz senesinde. utansa da İçecek dinsel düzyazılarından! .Zambak. horoz ibiği. yıkandığında Koltuk altlan ağarmış gömleğin Kabanyor üstünde yel vurdukça Pis unutmabeni çiçeMerinin! 105 . Yanında karanfil. Sarsıldığı göklerde. dizende senin Korkudan titreyen kol yenleri var Ürkek yürüyüşlü suçlu dilberin. Pek de sevimlisin. Görkemle sunulan şu Menestrel'e! Zambaklar! Zambaklar! Nerde zambaklar? Ak çiçekler değil.ÇİÇEKLERLE İ L G İ L İ OZANA SÖYLENENLER Bay Theodore de Banville'e San yakut denizinin. Zambak mavi pisliği. geç vakte dek. nice. Akşamının içinde işleyecek! Bitkiler Hintirmiği çağımızda Şöyle çalışmaya başladığı an. Coşku tenkiyesi zambaklar.

şaşkın. karlar yağdırdığı an Sahte iyiliksever yazılarıyla Okurun gözünü morarttığı zaman Unutmayın nonoş fotoğrafçılar Ormanlarınızdan. defneler üstünde al Gülleriniz olursa şişirilmiş. sevi Yalnız leylakları.Sunuyor övgüne karşılık. Aranızda keyifle akşamlan. Fransızlar. hep aynı şeyler. Ey ozanlar. Korkunç resimleri Lotüslerin ve Ayçiçeklerinin. Binlerce dizeniz olursa.. Bitkisel Fransızlar.. çağlar çağı. Kara Nemflerin şurup tükrüğünü!. kutsal simgeler. 106 . Tazıların karnı gezinir durur.ey söz yığını! Ve uzatıyor mor menekşeleri. güleç. . Genç kızlara kudas törenlerinde Verilen kırmızı. güllerden kanla Dolu. hırçın. kırlarınızdan Hani. şapşal Sekizlikler ağma düşürülmüş! Banville efendimiz. sürahiyle kapağı kadar Bitkiler değişik yazdığınızdan. otobur.

boş duman kelebekler Papatyalara dışkılar saçıyor. Zambaklar. perdede uydurma çiçek. minicik böcekler ile Halıda. sultanlar.Eski şapkalarda pişmiş yumurta. leylaklar. Nasıl uzanıyor şekerli diller! .Yosma bentlerde. . Beyler. sarıp sarmaladığı Ve. her yanda çiçek! Yılan yok.. Büyük kentin. yaramaz yıldızlar rengindeki Sütleri ağızlarına sağdığı Bitkiler ağlıyor bebekler gibi. Asoka Destanı Apışını okurlara açıyor Kuru sıkı. güller!. Yediğimiz kurabiyeler bile Çiçek biçiminde. öttürdüğünüz zurnalardan.

Kararmış alınlan güneşe salsın diye Gürgen ağaçlarının gölgesinde.ve de dağ güllerinde yaşam var.İLK KUDAS TÖRENLERİ I Şu köy kiliseleri zırvanın zırvasıdır. Kara dutta. Yaşam var. dallardan sızan güneş uyanr Yaşlı renkleri. Oysa taşlar. çarpık camlardan uzanarak. anaç toprak kokar Toprak kokar. Yaşam yürür. ahırları soluyan bu sinekler? Çocuklar mı? tutsaktır sessizce evlerinde. özenlerin yuvası. Papazın vızıltısı soruluk ise eğer. Sinekler de kutsal mı? güneşli tabanından Hanları. 108 . Evler özentilerin. Direkleri kirleten on beş küçük yumurcak Ayaklarından gelen kokular gibi ağır Aptalca vaazları dinler hırıldayarak. Her yüzyıl saygınlaşır bu hangar kiliseler Mavi kireç şerbeti ve saygmlaşmış sütle. burcu burcu. görkemle titreyen yeşil kırda Kızıl dağ yollarının kıyısında başaklar Çakaleriklerinin göverdiği dallarda. al toprağa bürünmüş çakıllarda. İsa'mn parmaklan Kaynaşır karıncalar gibi derilerinde. bir çatı Sunulmuş saygı değer şu papaz efendiye. Çıkarlar kiliseden.

kırılıp dökülürler. Oğlanlara gelince. Pöti Tambur Altında." 109 .Ve soma gece gelir. kara korsanı yaldızlı ufukların. Kızlar kiliselerin demirbaşı gibidir Akşam duası ile. iki anı Böyle ham hayallerle çocuklar uğurlanır. iki kart. .İşte ilk kara giysi. en güzel pasta günü. görevler biter bitmez Gençlere cilve yapar. ürperir parmak uçlarına dek. Josefler ve Martalar dillerini Çıkarıp sırıtarak ayini bekler durur. Napolyon. Sonunda ne kalacak. II Şöyle bir baktı papaz bekleyen kurbanlara. sahile çıkan • Gece. yanlarına varılmaz Kahvelerde tamnmış evleri çekiştirir Ve acayip şarkılar Söylerler avaz avaz. Günah demez. Resimlerin dibinde. Ya papaz efendimiz? duası bittiği an Rüzgâr taşırken uzak ezgisini dansların Özlemiyle tutuşur kudas çocuklarının. Kimi işçi çocuğu. yoksul kızını buldu: "Tanrı bu kızı uygun gördü büyük gün için Rahmetim kar gibi yağdıracak alnına. sessiz. elbette bula bula Bir bekçinin zavallı. kimi zengin çocuğu Kaçın kurrası papaz.

" diyor..III Yarın büyük gün. "oy ölüyorum...ama çocuk soluyor. . Yerini. reçellerden de tatlı.. -ölü bir dilde kalmış. ... Tanrısal göğüslerin safkanına bulanmış Kırmızı alınları yıkıyor yeşil gökler. diyor. sayıyor melekleri Sayıp Erden Kızları.Yatak solgun sayılmaz . hırlıyor yatağında Sarsılıyor yüreği kanatlanmış bir tende.. bunca çabalar niçin? Bağışın zambaklardan. Ayinden daha garip. Gizemin kanadı da kopuverir bakarsın..Şimdi ve gelecekte hep erden kalmak için Dişleyip koparıyor rahmetin otlarım. kırık dökük görüntüleri alır Bakırlaşmış hüznüyle kocamış tahtaların. İV Hem sonra. Erden Meryem yalnız İncil'de vardır... bakın. Ellerini göğsüne koymuş mırıldanıyor: Sayıyor Isalan. Eski aptal kızlara aşkla uçuyor gibi. "Oy! Adonai!. Güneşlere büyük karlı çamaşırlar düşüyor. . birden fenalaşıyor. Söyle Sion ecesi.

îsa'nm çıplaklığını gizleyen abanın Yöresinde bastırıp düşü yıkmıyorlar. ve susamış yürek yanıyordu.... Tanrı katında. "Şefkatin ışıklan hiç eksilmesin" diyor Salyalar. pazar beyazlığını soyup çıkardı. Tatlı göklerin bakışı altındaki geceye Kanmamıştı. üstünde çatıların. artniyetli meraklar Mavilikler içinde göksel çamaşırların. Çaresi yok.pencere beyazdı. o kem gözler.. . soma. göğsünü Hava serinletsin diye bir el usulca Kaldrnyor yatağının mavi örtüsünü. Genç coşkulan gri sessizliğinde boğan Kızoğlankız Meryem de aynı ateşle yandı. . yıkıma uğramış ruh Hıçkırıklarla oyulmuş yataktaki alın. Hayal. Burnu kanıyor işte. Kendini bir o kadar yücelmiş sanıyordu. Mavi uykuya dalmış perdelerin önünde. Kanayan yüreğinin tanıksız ve çığlıksız İsyanını boşalttığı geceye susadı. istiyor.. ne kadar güçsüz kalsa bile. Kıvranıyor kızcağız..Hem. dönüyor sağa sola Ateş içinde yanan kalçasmı. V Uyandı -gece yansı.Ve karanlık. Kırmızı düş görmüştü.

VI Geçirdi kutsal gecesini ayakyolunda. İsterik arzuları yüreğine gömerek. kim dile getirecek Kinden doğan dertleri. onu böyle yaratan Yıldızı izliyordu: gömleğin. Yandaki yıkılmış avlunun az ötesinden Kızıl karaya çalan bir asma. Ve acılar içinde.Hem kurban hem zevceydi. bu kız ne söyleyecek Kızoğlankız Meryemler düşleyen aşığına: 112 . beyaz hava Akıyordu mumuna tavanın deliğinden. Kızın tenini cüzzam yiyip bitirdiği an? Ve bir aşk gecesinin hüzünlü sabahında. VII Varlıklanyla hâlâ dünyalan çarpıtan Ey kepaze deliler. Göğün camlan kızıl altınla kapladığı Avluda ışıktan bir yürekti küçük pencere Kanlı sular kokan kaldıranlar acılıydı Kara uykular yüklü duvarlann dibinde. iğrenç acımalan. beyaz tayfın Kuruduğu avluya indi elinde mumla Doğruldu kara hayaletleri çatıların.

üzgün Ruhuna oluk oluk kargışların yağacak. Hoşlanıyordum. Ey güçlerimizin sürekli hırsızı İsa! İki bin yıldır o solgun yüzüne adadın Utançla. teninin okşadığı tenimde Kaynaşıyor hâlâ İsa'nın kokmuş nefesi!" vın Bunları söyleyince kızın çürümüş."Öldürdüm biliyor musun. Ve şimdi sayrıyım. Ahret tutkularından kurtularak. çocuklar Irzına geçilmedik Kin'inde uzanacak. n'olur. neyin nesi Bilemedim. ağrılarla toprağa çivilenmiş Ve devrilmiş alnını hüzün kadınlarının. yatıranlar beni Gece sularının Ölüleri araşma! "Çok gençtim. "Bilinç nice iğrenç dehşetlerin tutsağıdır Erkekler! bilmezsiniz ki en sevdalı kadın En orospu ve en hüzünlü olan kadındır. . oh! umurumda değil artık.. ağzını. İsa oldu soluğumu kirleten Doldurdu tüm pislikleri gırtlağıma dek! Yünler kadar derin saçlanmı öpüyordun sen. Acısını çekiyor sizlere sığınmanın! "O Kudasla bana olan oldu yeterince Bu yüzden öpüşlerin yabancı. nen var nen yoksa. usul usul seni? Aldım yüreğini.

öfke ile çalkalanırken sular. Bitirdi yedekçiler ahret yolculuğunu. dümen. Suların süt gibi ak. uğradığım adalar Yıldılar şamatadan. Özlediğim yerlere yelkenlerim açıldı. yıldız kokusu sinen Şiirinde arındım o zamanlardan beri. 114 . gemide. Ölüler yolculuğu yolculuğumun adı İlk on gece ışıksız nice ülkeler aştım! Çocuklar nasıl hazla elmayı ısırırsa Öyle iştahla doldu çam tekneme yeşil su. Sabah. Kendimi özgür ırmaklara kapıp koyvermiş Gidiyorum sular alıp götürüyor beni. görkemli gürültüden. dalgalarla oynaştım. ne de Felemenk unu Ne tayfa patırtısı. sağır. ben Öyle koştum durdum ki. Üstüm başım.ESRİK GEMİ Çığırtkan Kızılderililer çarmıha germiş. Ne İngiliz pamuğu. Geçen kış. uyanışımı fırtınalar kutsadı. Çocuk beyinlerinden daha dilsiz. Unutamam bir ölü gibi aşağı inen Gökyüzünün denizle kucaklaştığı yeri. ne başka derdim kaldı. Mantardan daha hafif. kanca. ne varsa Baştan başa kusmuk ve mavi şarap tortusu. Çakmış kanlı direklere yedekçilerimi.

Akıntı ne. göz alan. sarmaş dolaş göklerle O renk renk ebem kuşaklamış ne diyelim?. . Uyanışını gördüm fosforların usulca Karlı geceler gördüm. coşkular ve güneşin Pırıltısı. Gizemli korkularla yüzünde benek benek Güneşi gördüm uzun buzlara ışık tutan. bir sönüp bir yanıyor Telli sazlardan büyük. Şafağın güvercinler gibi coştuğu anı. gökler nasıl çatırdar. hortum ne. ezgiler.Ki orda mavilikler. panter gözlü çiçeklerle Donanmış Florida'ya oturmaz mı gemim! Dizginlerini germiş. Takılıp Meryemlerin gümüş ayaklarına Tıknefes denizlere açılan yeşil suyu. İnsan derisinden.. Ben gerçekte yaşadım düşlerde yaşananı. alkolden daha etkin Aşkın acı kızıllıkları mayalanıyor! Bilirim nasıl döver kıyılan dalgalar. boncuk boncuk Nice besisulan gördüm düşümde. usta oyunculara denk Ürpertilerini çok uzaklara yansıtan. Ve dalgalar gördüm. nice Denizin gözlerine konan tatlı öpücük. Azgm boğalar gibi sığ kayalara binen Hırçın çalkantılan izledim aylar boyu.

. fildişi sular Karanlık bir körfezde gemim karaya vurdu. Bir liman bulmak için eteğinde rüzgârın. ve ben gözyaşlannda sallanırdım.Kaynayıp fokurdayan dev bataklıklar gördüm Çürümüştü içinde sazlarla Leviatan! Nice çökmüş limanlar. diz . Ben bir gemiyim yitik.. Çökmüş bir kadın gibi öyle kalakalırdım. Sundukça san dişli.. Yelkencisi Monitör Beylerin. Dışkı yağmurlanyla ada yakın diyordu. Boğulanlan suda uykuya bırakarak Yelkenleri şişirmiş. görsün.. nice yıkıklar gördüm Nice obur burgaçlar çağlayanları yutan! Gümüş güneş. Esrik su kemikleri aramak değil işim: 116 . gemim ilerliyordu!. Hans Beylerin. gökler. saçlarında koyların Fırtınalarla kuşsuz göklere atılmışım. Bu uzun yolculuğun yorgun kurbanı deniz Ağlardı. Ala gözlü. çocuklar altm pullu Gümüş balıklarını o mavi dalgalann Neler çektim anlatsm köpükler. cırlak kuşlar çığlıklar atarak. mor çiçeklerini. çiçek dilli. Tahtakurulannm kemirdiği yılanlar Siyah kokulanyla dallan anyordu! Görsün istedim. buzullar.

O eski Avrupa'yı ne aradım. özgür. bilseniz! Adalar gördüm. . Derim ki: Yarıklardan aksınlar ince ince.Gökyüzünün kızaran duvar gibi damını Bendim. sislerde tütün içerek oyan. bütün bir yaz Deniz aygrriarıyla mavi sularda koşan. güneşim acımasız: Buruk aşklar uğruna uyuşuk. Yüzümde ayça titreşimleri. adalar. Nasıl da titriyordum. N'olur bu gemi batsın! Beni de alsm deniz! Avrupa sularını bana sorsalar eğer. Tanınmış ozanlara güneşin cüzamım Gökyüzü sakağısı ve reçeller taşıyan: Bendim. sürgün edersin nice allın kuşları? Akşamlar ağlatıyor! Ağladım.Bu dipsiz gecelerde mi. ey Gelecek Zaman Uyur. çok ağladım! Ay ışığı insafsız. yüz elli mil öteden Şehvetli burgaçları fısıldayınca deniz Mavi durgunlukları ip gibi eğiren. yıldız yıldız yanan Sayıklayan gökleri açmış kapılarım: . diz çökmüş. hüzün dolu çocuklı Kâğıt geımlerinin yüzdüğünü görünce. ben. deniz ötesi gökleri kızgın temmuz Basma vura vura yıkıp çökerttiği an. esrik kaldım. Mutlu olsun.

Bu öfkeli sularda ne de yüzebilirim. Artık benim için ne bayrak. ne bandıra var.Hantallığınızla ben yunmuşum. . ey dalgalar! Pamuk tüccarlarına "hayır" diyor dümenim.

Bir ıslık. ve çocuğun dudaklanndan akan Salyalar. .. Yatağının yanında belirir iki abla Tırnakları gümüşten. Ağır gür saçlarında çiylerle tüten buğu. uzun. O tembellik şarabı yemden yükseliyor. serin Kral tırnaklarında küçük bit ölüleri. Çocukta. ablaların elleri işler çıtırtılarla. elektrikli. Ve o narin parmaklar. Beyaz düşler kovanında sayıklarken çocuk.BtT AYIKLAYAN ABLALAR Yanarken alev alev acı kızıl alnında. korkunç büyülü eller. Kokulu sessizlikte. kara kirpiklerinin Kıpırtısı duyulur. maviliğin anttığı çiçekler. Mavi gök. bitkisel ballar kokan Ürkek soluklarının başlar sonra şarkısı. Pencerenin önüne oturturlar çocuğu. okşayışlar yavaşladığı zaman Bir ağlama arzusu doğup doğup ölüyor. Gül rengindeki. Iç çekip sayıklayan armonika ezgisi. öpülme özlemi keser şarkiyi. parmaklan incecik.

O mavi. güzel dudakların. A. O. Ö beyaz. tükürülmüş kan ve gülüşleri Öfke ve esriklikler içinde. Ö saflığı buğuların. kırışıkların barış soluğu Simya bilge alınlara adını kazır senin. ak eceler. erguvanlar. nasıl doğdunuz onu da söylerim bir gün. pisliklerde vızıldayan kara sineklerin Parlak sineklerin siyah kadife korsesi Ve loş koylar. çadırların. Geçen sessizlik Dünyalar. menekşe ışığı Gözlerinin! 120 . î. î kırmızı. Sesliler. Ü yeşil. denizlerin kutsal titreşimleri Ü Otlakların. çiçek ürperişleri. Çevrimler. Melekler arasından: Ey Omega. garip çığlıklarla dolu yüce borazan. Buz kargıları.SESLİLER A siyah.

Deniz kızılı ördü memene ilmek ilmek. . Ve insan karayı kanadı anaç bağrına.DÖRTLÜK YILDIZ PEMBEYİ AĞLADI Yıldız pembeyi ağladı kulaklarına. Sonsuz beyazı sardı ensenden kalçana dek.

evinize! Kargalar. Yolcular düşünsün diye. Soğuk basınca kırları. Rüzgârlar esiyor. Çukurlarda. Kimler konup kimler göçmüş. bakın Nasıl saldırıyor size Yuvanıza. 122 . kutsal kargaları Duanın bittiği anlar İndir göklerden doğaya Kargalar çığlık çığlığa. Tanrım. haydi toplanın Gömütle dolu yollarda. sizler susun. oyuklarda. kutsal kargalar! Kış başladı.KARGALAR Akşamla susunca çanlar. Ölüp gidenler geçen kış Tarlalarda dinleniyor Kargalar gökte dönüyor. Sen ey hüzünlü kara kuş! Büyülü gecede yitik Gemi direği gibi dik Meşenin üstüne konan Kargalar.

Kırlarda kapalı kalan Ve ormanlarda kaybolan Onulmaz bozguna tutsak Yaralı yürekler için Mayıs bülbülü şakısın.

KIR TANRISININ BAŞI İçinde öpücükler uyuyan Görkemli çiçeklerle donanmış, Yapraklan nakış gibi oyan Mücevher kutusu, altm bir baş, Beyaz dişleriyle, Kır Tannsı Kırmızı çiçekleri otluyor Ağzmda şarap ve kan tortusu Bakıp bakıp gülmekten çatlıyor. Kaçtı arasından yaprakların, Yüreğinde korkunç kahkahanın Ürpertisi, düşünüyor, şaşkın Altm Öpücüğü Ormanın.

124

DERT Mİ BİZE YÜREĞİM? (BAŞ DÖNMESİ) Dert mi bize yüreğim, dalga dalga akan kan Ve ateş, ve ölüler, ve kudurmuş çığlıklar Cehennem hıçkırıklar düzeni yakıp yıkan Dert mi bize örenler üstünde esen Rüzgâr; Dert mi öç? - Dert olmaz mı, bakıyoruz gülerek, Sanayiciler, soylular, saylavlar, geberin! Canlan cehenneme; tarih, tüze ve erkin! Kan gerek bizim için. Altın alev! kan gerek! Fır dönelim korkunç saldrnlann içinde! Savaş, ve öç, ve dehşet dört bir yana kol salsın! Cumhuriyetler, krallar, ordular -yeter be!Sömürgeler, halklar, çanımza ot tıkansın! Kardeşimiz; öfkeli, alevli kasırgalar, Kim uyanr sizleri kardeş bildiklerimiz? Düşle beslenen dostlar aramıza geliniz, Çalışmadık, çalışmayız, ey ateş dalgalar! Avrupa, Asya, Amerika, yerin dibine Batın. Yürüyoruz öç dolu, yakıp yıkarak Köyleri ve kentleri! - Öleceğiz birlikte Lav kusacak volkanlar! Denizler tutuşacak!

125

benim yine. (Neyse.) 126 .Yüreğim: "Bizler kardeşiz" diyor: Uzak dostlar.Oy! dostlar! oy! . durmayalım burada Gidelim! Çabuk! Eyvah! Eski toprak eriyor. siyahlar. Beni yutup sizlere akıyor dalga dalga. geçti. eski ben.

. Evler. değirmenlerden Uzak kaldıkları yer.Sicilya ve Almanya Hazin olduğu kadar Sisli solgun havada. . Aşk şerbeti istiyor Bu sevgili Eskiler. Yalnızca yoğun bir sis Gece ile yükselen.. Saydamlığında buharın.SESSİZLİK Dinle şu nisan gecesi Yanında akasyaların Tutkulu özlemini Yeşil bezelye dalının! Phoebe'ye doğru. Ne ermişler tansığı Ne yıldızlar yüzünden. bak.. Dalgalanıyor başı Sevgili yatırların. Yine de bir şeyler var.

ovaya. Şaşı gözleri gibi bir han tabelasının Dalmışım. Bu körpe genç Oise'da ne içebilirdim ben. Çökmüş ne içiyordum bu çalının dibinde? Fmdık fidanlanyla nasıl da donanmış. kerevit avcısı mı! Neden doyası içip kanmamışım o suya! Mayıs 1872 128 . gök bulutlu. çiçek yok çimenlerde. sürülerden. ağaçlara. Ilık. göle.Dal sessiz. akşam oldu. Karanlık indi. Kulübemden uzakta. bu asma kabağından Ne içeceğim? Biraz terleten altın likör. Kayboldu ergen kumsalda suyu ağaçların Attı gök buz parçalarını batak kuytuya. gör. Altm mı arıyordum.GÖZYAŞI Uzak. kuşlardan. . patlak verdi fırtına. köylü kızlardan. İndi mavi bir gece üstüne sütunların. yeşil bir öğlen sonunun sislerinde.

Yuvarlanıyor her şey. Ey yel. cana can katan! Bu geçite sevgiyle bakan yolcu Daha nice yollar aşar. kuru Bir dal kırdı. duyulan Ölü tutkusudur gezgin şövalyelerin. Nice Kargalar onunla çığrışıp duruyor Meleksi sesleriyle: Rüzgârlar üstüne abamyor Çamların devinimiyle. yine kırar. gizemli. Tann'mn gönderdiği korucu Sevgili. Yüreğinden bahçelerin. tatlı kargalar Kovun bu kurnaz köylüyü.CASSIS IRMAĞI Bilmediği vadilerde yuvarlanıyor Cassis ırmağı. Mayıs 1872 129 . hırçın Eskiçağ kırlarından. Sizler. burçların Akıyorlar kıyılara.

Hesperus kızlarının güneşinde Çalışmaya başlamış bak.SABAH DİLEĞİ İlk yaz. usulca Tavan kaplaması hazırlıyorlar. sabahın dördü. Üzerlerinde sadece gömlek. Akıt dudaklarına bengisu. şu büyük yerde. Öğlen denizini özlüyorlar. Mayıs 1872 130 . bu büyülü işçiler Bırak biraz taçlı Aşıklarını Sevini bunlara da ver. Ey çobanların Ecesi! İçki sun. kutlu akşamın kokusu Koruda buğulamyor. Şenlensin diye kentin görkemi Yapay gökler altmda. sürüyor Yatakta aşkın derin uykusu Tanla. Venüs. Dülgerler surda. bak seni gözlüyorlar. Köpükten çöl içinde. Bir Babil kralının uyrukları Bunlar.

su kemerlerinin ve bodur çalılann Yüzlerce kuzulan. yamçısı savrulan çoban. eski saraylara serper. yorgun savaşçılar Çınlıyor nallann altında çakıl taşlan. Siz. çöller. fırtınalı ikindi Yeni göçler yatağı o eski Avrupa'ya! Ve işte ayışığı! şavkıyor fundalıklar Kara gökyüzü altmda tunç başlan. gök. . Düşman değil kahkaha çiçeklerine ama İşte binlerce yaban tohumlan. sanşm erler. Fırtına o iri ve geniş damlalarım Önce söğütlere. temiz. indi iniyor gölgeler. Tatlı sürü.'hadi kaçın. duru tufan! kaç. Durmayın. Koşan ve kanatlanan bulutlann altmda Raylar gibi uzanan Sologne'lar uçuyor. bora koptu kopacak. sen.MICHEL VE CHRISTINE Tüh! Terkediyor mu ne güneş bu kıyılan? Kaç. Geçiyor sürüp atlanm. Kendinizi kuytu bir yere atmaya bakın. Kaçın! ova. girdi bak fırtınanın Kırmızı bohçasına. kurtlan Sürüklüyor bu sofu. ruhum kanatlanıyor Kırmızıyla cilalanmış göklerin ardında. kükürtler akıyor yamaçlardan. kızıla kesti her yer! Kara köpek. Tanrım! Bana gelince.

Ey Galya! görür müyüm san ormanı bir gün Mavi gözlü zevceyi. ve izinde onlann Michel ve Chiristine'i -İsa'yı. kızıl tenli erkeği Beyaz kuzu Pascal'ı. 132 .sevileri.

SUSUZLUK GÜLDÜRÜSÜ I BÜYÜKLER Senin dedelerin. .. nineleriniz Çiftçileriz Sorgunların dibinde su: Islak şatonun yöresinde Kazılmış hendeklerdeki Akıntıyı bir seyreyle. nineleriniz.. Buyruğunda içecekler Buyruğunda tüm dolaplar. Yamandı sert şarabımız! Yalan dolansız güneşte Ne gerekir bize? içmek.-İnekler ile su içmek. İnelim mahzenlerimize Elma şarabı var. nineleriniz.Barbar ırmaklarda göçmek. süt var. BEN. Dedeleriniz. . yeşillikle. Dedelerin. Büyükleriniz! Soğuk terler tenimizi Örtmüş ay'la. BEN.

II TİN Su Perileri. . Yahudileri Norveç'in. ölümsüz.Paydos bu saf içeceklere Paydos su çiçeklerine. göğün bacısı. 134 . İncecik suyu bölünüz. Bana karlan söyleyin. koştur.Bak. Taşlamacı. Siz. kahveler var ibriklerde titriyorlar.-Tüm kovalan tüketmek. ne insanlar Kandınr susuzluğumu. siz Denizlerden söz ediniz. ikonalar.. Ne destanlar. Beni delirten susuzluk Obur bir kurtçuğa benzer Yüreğimi kemirip yer. Mezarlıktan yeni döndük. çiçekler. coştur Annmış dalgayı. BEN.Enfes çaylar. eski dost sürgünler. Venüs. BEN. vaftiz kızın.

Dostlar. Ağaçların gölgesinde. BEN.. yeşil direklerdeki Absinthe'e ulaşalım. sessiz.. bitsin bu manzara Bunca ayyaşlık yetmez mi? Bütün özlemim: erimek Korkunç kaymağın dibinde. IV GARİBİN DÜŞÜ Sabretmeyi bilirim ben: İçebileceğim.III DOSTLAR Gidiyor kumsala şarap Dalgalarla akın akın! Tepelerden yuvarlanan Şu vahşi Bitter'e bakın! Bilge gezginler. Gölün suyunda çürümek.. Ve öleceğim tasasız Bir Akşam vardır bekleyen Birinde eski kentlerin! .

. Geceye dek durmadan koşan avlar. ya da Bağ Kentlerini boylarım?.. o yeşil han. V SONUÇ " Dişi güvercinler. bu nemli menekşelerde? 136 .donanıp serin soluğu! Başıboş bulutun bittiği yerde. Köle hayvan.. ve suda yaşayanlar Ve ilk kelebekler. Tan vaktinin ormana doldurduğu Bu ıslak. ürkek. hepsi de susuz.Direnmezse acılarım. Bir şey var yitip kaybolan! Dolaşıp da köşe bucak. Döndüğümde açmayacak Kapışım.. Yok olmak . Güler yüzle hiçbir zaman. huzursuz.Tatsız düşlerden usandım. Bir gün altınım olursa Kuzeye giderim.

Burnu. ağzı. Bu çocuk. Monts-Rocheux kedisi gibi Kokutsa da tüm dünyayı. Esirgemesinler Tanrım Ardından birkaç duayı! . Kopanlmaz ise başı. ''Gırtlağına çakıl taşı. bu yağlı. budala hayvan. hain kalacak. ayaklarını Kendi kesebilse keşke!) Her neyse. akça Bohçaya benzer kelleyi. İşi gücü yalan dolan Sevimsiz. Satır kesip atmadıkça.UTANÇ Bu yeşil. kulağını Karnını. Alev dolmazsa karnına. Buğular tüten bu beyni. aldatacak. Aldatıyor. inanın bana. (Ki ah! Bir gün gelip aşka.

Eğlenen melekler mi? -Yoo. III Ötedefemeğin iplik iplik yağdığı yerde Çiçekleri ezerek dimdik duruyor Bayan. Aceleci bir öğlen. sevimli Küreyi kıskanıyor. ağır. yeşil kırda. yeri. Küçük kızların yeşil ve soluk giysileri Söğütlerdir dizginsiz koyların sıçradığı. II Nemli dördül yayıyor duru kıvnmlanm! Altm odalı suyun hazır yatağı.evliliğin! . yanıyor Su Nergisi .. körpe ot kollarım Cibinliği mavi Gök. Bir zamanlar savaşçı kızların savunduğu Surların eteğinde sancak olmuş zambaklar.daha temiz altından. Açmış güneşliğini. O. "perdeyi çekin" diyor. donuk aynasmdan Bakıp pembe. pek de keyifli o an Çocukları okşuyor çiçekli. gökyüzü gri. 138 . Gözkapağı gibi sıcak. altm su koşuyor Oynatıp kara.ANI I Çocuk gözyaşlarrmın tuzu gibi saydam su Tensel beyazlıklardan güneşe saldırı var. donuk bakışlarını Tepelere dikmiş.

ya da hüzün veren san "gel" dese Gelemem. Ey saçılan tohumlar kanat vuruşlanyla! Karmşlann gülleri. melekler gibi uzaklaşıyor. neye yarar Kavak yeli. biri. nisan gecesi kutsal yatağa vuran. Ağlıyor kemerlerin altmda. yaldızlı betikleriniz.Pembe ciltli. Kayboluyor yollarda. zincirleri çekilmiş Kıyışız su gözünde bilmem hangi batağa? . Çirkefleri üreten ağustosa küskünler. Terk edilmiş işlikler kıyılan dolduran. kaba kollan eski günler! Her şey. Donuk. dipleri tarayan bir ihtiyar. üzgün bakışlı sulann oyuncağı Ey devinimsiz kayık. devşiremem artık hiçbir çiçeği. tek soluğu ve tek esintisi. Boşa zahmet. yazık kollanm kısa! Dost mavi. tepeleri aşıyor. ne hoş! Derken. ardından ne kadar koşarsan koş IV Otların körpe. Ve bir kayık. Bir de sulann yansımasız. nicedir kemirilmiş! Yüzemiyor kayığım. gri örtüsü.

devşirip mutlu gülüşlerini. Anlaşıldı. barut alevi gibi Solgun. rüzgâr ayartmış onu. koyu ve donuk mavi göğe bakıyor. aşk melekleri sizler. sütanası. ışığın altında bekliyorlar Hani yeni evliler nerde. İçinde tıklım tıklım. Ama işte. Ey Beytlehem'in kutsal. hınzır. boş yere yapılan bu giderler! Bu dut tahtalarını. ama yapacak başka ne var. bir Afrika perisi. Gösterirken maskara bir fare dişlerini. Yetişti oh çok şükür! balayı. cinlerin ünlü dalaveresi. çekmeceler! Cinlerin çenesini attıran mor çiçekler Dışardaki duvardan salkım saçak akıyor. Bu saç filelerini getirmiş birer birer. tatlı gece. kötü cinleri sulann Girip dolduruyor yüklüğün kürelerini. Okşayın camlannın alaca mavisini! 27 Haziran 1872 . sandıklar. Bağlayacak. ortalıkta yok Hiç de hoş değil. hafif bir ışık aydmlatmazsa eğer. Koca ortalıkta yok. Sağdıcı. Düzensizlik. Akşam duadan sonra. kimler gelmiyor artık Dolaplarda. Geziyorlar yatağında yeni evlilerin... Bakır bantlarla göğün gözlerini gizlice.YENİ EVLİLER Oda.

141 .MAYIS SÜRGÜNLERİ (SABIR) Bir yaz günü Akça dallarında ıhlamurların Ölüyor av borusunun boğuk sesi. ey Doğa . Çıkıyorum sokağa. kendimi sana sunuyorum. hiçliğimi azaltıp Ölüyorum .. suya kandır. Gülsün artık damarlarımızda kan Bak bağlar bekliyor bağbozumunu Gökyüzü bir melek kadar güzel Lacivertle dalga kudas ayinindeler.Yalnızlığı. sıkıntı. Işık vurursa beni Bitkin. Umurumda değil hiçbir şey. Boş vereceğim İstediğim yalnızca: Bu acıklı yaz Koşsun beni hurda arabasına. yığılırım köpük üstüne. Beni toprağa mevsimler karmalı Doğa. Ve Firenk üzümleri arasmdan Göksel şarkılar yükseliyor..Çobanlar Şu yalan dünyada ölecek yerde. Açlığımla.ne gariptir! . Ve seninle daha da çok. susuzluğumla Lütfen doyur.. Bekleyiş.

Ha evde gülmüşüm. ha güneşte Hiçbir şeye gülmek istemiyorum: Bırakın. Mayıs 1872 142 . bu mutsuzluğum özgür olsun.

Kurtuluş sizdedir Atlas yüklü kor. Dayamşma.SONSUZLUK Bulundu yeniden Sonsuzluk birden. Denizdir giden Güneşle birlik. Boş ver bunları Haydi havalan. falan. Yok orda umut. Kurtuluş bir tek. Denizdir giden Güneşle birlik. Seçim meçimmiş. Bekle bilimi Ceza gelecek. Bomboş gecenin. . Bulundu yeniden Sonsuzluk birden. Koruyucu ruh. Bıkmak bilmeden Görev coşuyor. Şu yanan günün Sesine katıl.

Yetin bulduğun ile Büyük. Kim durduracak seni Auguste zaten emekli. karamukla 144 . kıvançlar umma. Sabrederek bekledim. kayıplara karış. deli gençlik Kula köleye dönen. Oldu kara bir yara Susuzluk damarımda. Ömür harcamp gitti Adam olalım derken. Göklere çekip gitti Korkular ve hüzünler. Kirli. Unutulmaz o günler. Oy! gelsin. o gün gelsin Yürekler sevdalansm! Dedim kendi kendime: Tut. pis sineklerin Yaban uğultusunda. Günnükle.EN YÜKSEK KULENİN ŞARKISI Başıboş.

deli gençlik. o gün gelsin. Oy! gelsin.Serpilip çiçeklenmiş Doğada yitip gitmiş Bir çayır gibi tıpkı. Sesime. Yürekler sevdalansın Mayıs 1872 145 . Ömür harcanıp gitti Adam olalım derken. Meryem Ana? Kula köleye dönen Başıboş. Oy! yalnız Notre-Dame'ı Gören zavallı ruhun Binlerce dullukları Terk edilmişlikleri! Kulak verir mi bana.

duvarların gevezeliği.Biliyorum sensin. Juliette'in loş ve basık balkonu. durgun! Köşkü. Ve dallan var gülağaçlanmn. aşkla çıldırmış deli kızın. iaio! Eski tutkular var.BRÜKSEL Regent Bulvarı Sevimli Jüpiter sarayma dek Horozibiği sahanlıkları . Dibinde binlerce mavi iblisin Dansettiği bir bahçe gibi tepenin Ortasındaki Henriette gelir akla. o tren istasyonu. Şunlar hangi Kuş sürüleridir! iaio. Güyanvari yemek salonu. Juliette denince. sarmaşık gibi. tek tek! Onların da oyun alanları var Gül. 146 . güneşin çamı. İrlandalı kızın cennet yelinde Gitar çalıp şakıdığı yeşil ova. Sahra mavini Getirip katan bu yerlere. Karşıdaki küçük dulun kafesi. evler var. soma Çocuklann.

Susmuş her tür acıklı gülünç oyun. Temmuz 1872 . ne tecim var bulvarda. Ne devinim. Sonsuz sahnelerde seni tanıyor Ve sessizce sana tapmıyorum. çok güzel! Susalım.Ve sen. guguk kuşunun penceresi Güneş altında uyuklayan şimşirin Ve salyangozların hantalığında çalan! Soma? Her şey güzel! çok.

ışığa gömülmüş kentin Soluduğu aydınlık. Böylesi gerek çünkü hâlâ inanıyorlar. Denizde gece törenleri var sanıyorlar! 148 . nedir?. tik mavisinde sabahın Düşer mi ölü çiçekler gibi darmadağın..ÇENGİ MİDİR? Çengi rnidir. görkemli düzlüklerin! Her şey güzel! çok güzel! güzel olması gerek. . Duruyor önünde...Balıkçı kız ve şarkısı için böylesi gerek.

özlemden uzak Ömrüm mutluluğa tutsak. İnceledim uzun uzun Büyüsünü mutluluğun. şatolar! . güçsüz koydu beni. sesi her an Duyulur Galya horozundan. Selam ona. Arzudan. şatolar Hatasız hangi ruh var? Ey mevsimler.EY MEVSİMLER. Bitmeli mi sözüm artık? Böyle istiyor mutluluk! Ey mevsimler. ŞATOLAR (MUTLULUK) Ey mevsimler. Bu büyü ruhu. bedeni Aldı. şatolar.

. yalın Sudur..b. bitkidir Ve de açlığın! Ve o ses. Kıvançlı. Şu dönüşe bak sen Kıvançlı.ALTIN ÇAĞ Seslerden bir ses Bir ses meleksi . Kıvançlı.Benden söz edip Sertçe diyor ki: Bir sorun var ya Dal budak salan. yalın Bir şarkı totturdu. Şu dönüşe bak sen. Ötesi yalan. yalın Sudur. çılgınlık. görünen. Ses konuşuyor . Esriklik.Melek mi melek Sert bir edayla Benden söz ediyor. Ben de katıldım. v. bitkidir Ve de açlığın!.. 150 .

.b.Şarkıya geçiyor Kardeşçe. sıcak. İstemem kimseyi Kuşatın beni Edepli utlu Görkemler ile. Yaşamın ne aydın Ey güzey şato! Hangi çağdan ki? Abimizin hali Tam prens gibi!. bacılarım! Bu da benim şarkım. Dünya bir çirkeftir Unutma bunu! Yansın ateşlere At mutluluğu.b... v.. v. Haziran 1872 151 . Sesler. Almancaya çalan Bir şiveyle bak.

Anne. kömür. dönün açlıklarım.Yine tuttu midemin ağnlan Kazmıyor. kardeşleri. Gri vadilere yatmış somunlar! Açhklanm. son uçundayız karanlığın Ufuk çanlarını çalıyor . 152 . Damağımdaki tek tat. yalnız toprak Lup! lup! lup! Yutalım hava Yiyelim demir. bunlar bir yoksulun kırdiğı çakıl taşlan. kaya. Dönün. (*) Fransızca kadın adı. bak Yalnızca taş. kahkaha çiçeklerinin Çekin kıvançlı zehrim. Anne (*) Senin eşeğinde kaçan. Yiyin.AÇLIK TÖRENLERİ Açlığım bu. Tufanların oğullan. "An" okunur. Eski kilise taşlan bunlar. Kemirin Ezgilerin çimenini! İçinize.

işte göründü yapraklar! Olgun meyvelere gidiyorum. Ağustos 1872 153 . sürüp saban izim Yemlikler. Anne. Gözüm yerde. menekşeler devşiriyorum. Anne! Senin eşeğinde kaçan. Açlığım bu.