Somuncu Baba

Esselâm ey yâr-i ðârý bâ-safâ Esselâm ey cümle varý bâ-vefâ Esselâm ey cân-u gönlüm kýblesi, Esselâm ey cümle derdime devâ
Dîvân-ý Hulûsi-i Darendevî

ES-SEYYÝD OSMAN HULÛSÝ EFENDÝ VAKFI

KÜLTÜR-EDEBÝYAT ve ARAÞTIRMA DERGÝSÝ
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfý’nýn Yayýn Organýdýr Ýki Ayda Bir Yayýnlanýr

Somuncu Baba
ISSN:1302-0803

YIL:6 SAYI:25 MART - NÝSAN 2000
ES-SEYYÝD OSMAN HULÛSÝ EFENDÝ VAKFI ADINA

ÝMTÝYAZ SAHÝBÝ

Baþyazý........................................ 2 Hutbeler........................................ 3 i Somuncu Baba ve Neseb-i Âlisi.............................................. 4

Araþtýrma

A.Þemsettin ATEÞ

GENEL YAYIN YÖNETMENÝ A.Tacettin ATEÞ YAZI ÝÞLERÝNDEN MESUL MÜDÜR Av. Haki DEMÝR REKLAM ve HALKLA ÝLÝÞKÝLER Hamza CIBIL Yusuf MUTLU - Mehmet ÞEN Ali GENCAL - Yemliha GÖNCÜ Ali AYDOÐAN KAPAK ??????????? FOTOÐRAFLAR Bekir SARI TEKNÝK YAPIM AJANS B / Darende Tel:615 17 55 GRAFÝK - TASARIM Aslan TEKTAÞ YAZIÞMA ADRESÝ Zaviye Mah. Hacý Hulûsi Efendi Cad. No:71 44700 Darende / MALATYA e.mail: somuncubaba@somuncubaba.org. BASIM - YAYIM - DAÐITIM - PAZARLAMA Somuncu Baba Basýn-Yayýn Tic.San.Ltd.Þti. RENK AYRIM - FÝLM ÇIKIÞ Bizim Repro (312) 231 26 72 BASKI Poyraz Ofset (312) 384 19 42
Dergide Yayýnlanan Yazýlardan Yazarlarý Mesuldür Kaynak Gösterilerek Ýktibas Edilebilir.

Kapak
Anadoluda Ýki Þehir Darende-Divriði................... 6 D

Edebiyat
Fürkat-nâme........................................................ 12 n

Kültür
Buhara’da Ziyaretler.............................................................. 15

Basýndan
Basýndan Belgelerle Es-Seyyid O. Hulûsi Efendi.................. 20 S

Altun Silsile
Hâce Âli Râmiteni................................................................ 22

Kültür
Hatýralarla Güzel Koku..................................... 30

Tarih
Darende’nin Tarihçesi - 2....................................................... 34

Þiir
Bahar Muþtusu ...................................................................... 37

Ekonomi
Ticaret, Tasarruf ve Cömertlik............................................... 38

Bir Kitap
BÝlinmeyen Dsmanlý.............................................................. 40

Hadis
Hadisler Iþýðýnda Tasavvuf ................................................. 42

Gençlik
Almanyadaki Türk Çocuklarý................................................. 43

TEMSÝLCÝLÝKLER
ADANA (322) 457 66 54 AMASYA (358) 218 20 28 ANKARA (312) 311 12 12 ALANYA (242) 512 85 83 BURSA (224) 254 53 26 ÇAYCUMA (372) 643 62 72 G.ANTEP (342) 232 45 53 GÖLCÜK (262) 414 28 82 GEREDE (374) 311 37 92 ÝSTANBUL (216) 317 88 35 ÝZMÝR (232) 431 06 48 ÝSKENDERUN (326) 615 73 56 KAYSERÝ (352) 222 38 83 K.MARAÞ (344) 214 55 37 ELBÝSTAN (344) 415 02 00 KARABÜK (370) 712 13 85 KARAMAN (338) 214 57 04 KONYA (332) 233 40 63 KARAPINAR(332) 755 21 11 ILGIN (332) 882 73 61 MALATYA (422) 324 34 36 MERSÝN (324) 231 30 95 OSMANÝYE(322) 812 78 21 SAKARYA (264) 281 00 26 SAMSUN (362) 431 40 99 SÝNOP (368) 681 55 19 SÝVAS (346) 224 21 31 TOKAT (356) 212 24 63 TURHAL (356) 272 41 82 ZONGULDAK (378) 251 48 31

Tomurcuklar
Hanýmlara Özel
Hak ve Özgürlük Adýna........................................... 46

Baharla Gelir Mutluluk ........................... 44

Çanakkale
Çanakkale Geçilmez................................................. 48

Haberler
................................................ 53

Hatýra
Hatýra Fotoðraflarý ile Es-Seyyid O. Hulûsi Efendi.................................... 50 S

Yerenlik
Kurban ve Kurban Bayramý.................................... 51

Baþyazý Bahar ve Yeniden Diriliþ

Somuncu Baba

Bahar bir baþlangýçtýr, yeniden doðuþtur. Bütün mahlukatýn canlandýðý saðnak saðnak rahmet bulutlarýnýn altýn damlalar döktüðü mevsimdir. Kýþýn bereketli ve ak yüzlü kar tanelerinin öbek öbek kapattýðý, toprak ýsýsýný vererek kar tanelerini eritip sellere dönüþtürdüðü coþkunluk zamanýdýr bahar... Büyüleyici güzellik ve manzaralarýn gökkubbeyi tuttuðu, yeryüzünün bereketle dolduðu filiz filiz, yaprak yaprak yeþilliðin fýþkýrdýðý bir kutlu fasýldýr. Toprak ana olanca sýcaklýðýyla baðrýnda sakladýðý tohumlarý güneþe doðru uzatýr baharla... Güneþe ulaþacak gibi yücelere boy verir yeþillikler baþaklar. Türlü türlü çiçekler açar bahçelerde güller tomurcuktan yapraða dönüþürken bülbüller seher vaktinde ahu figan ile semâyý inletir. Her þey bir koþuþturma bir akýþ içerisindedir. Dereler deryalara, rüyâlar hülyalara, niyazlar dualara kavuþarak çaðýldar. Ses gelir daðlardaki aðaçlardaki kuþlardan yeni bir uyanýþla kýþýn soðuðunu üzerinden atan her canlý hareketlenerek didinmeye baþlar. Yeniden diriliþtir bahar... Ýlk bahar intibâha, irkilmeye, silkinmeye, inkardan kurtulmaða vesile bir mevsimdir. Ýlkbahar kovandan fýrlayan arýlarýn sistemli çalýþmasýný, karýncalarýn akýllara durgunluk veren azim ve gayretlerini gözler önüne sererek insanýnda bütün bu hadisâttan ibretler aldýðý bir zaman dilimidir. Bahar kutlu doðum zamanýdýr, alemlere rahmet olarak gönderilen kâinatýn efendisi Hz. Muhammed (S.A.V) bir nisan sabahýnda dünyayý þereflendirmiþtir. Onun için bahar daima kutlu doðumlara gebedir. Bu mevsimin güzelliði insanlýðýn ahlâkýnda fikriyâtýnda, Allah'a teslimiyyetinde, birlik ve beraberliðimizin tesisinde yön veren mevsimdir. Bahar neþe ve sevinç zamanýdýr, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Dîvânýnda, büyük mutasavvýf Ýhrâmcýzâde Ýsmail Hakký Efendi'ye hitaben, belki de derin bir mâna ve düþünceyle Hz. Peygamber (S.A.V)'i kastederek yazmýþ olduðu bir beyitinde; Bâhâr-ý ömrümün neþ'eli çaðý Dîdemin kan yaþý, sînemin daðý Gülistân-ý hüsnün cânýmýn bâðý Mürüvvet kânýsýn câným efendim. mýsralarýnda sevgiliye vuslatýn en mesrur ve en mesut zamanlarýný yani gençlik dönemini bahar mevsimine benzeterek, çaðlayanlar misali gözünden akan yaþlarý ve volkan gibi sinesinden fýþkýran muhabbeti ile bahar mevsiminde açýlan gül bahçesi kadar güzel olan sevgilinin “can baðý” olduðunu belirterek insani hasletlerin güzelliklerin kaynaðýnýn onda olduðunu manzum olarak dile getirmiþtir. Rengârenk çiçeklerin nakýþ nakýþ iþlediði tabiat güzellikleriyle buram buram ýtýr râyihalý ve cennet misali bahar mevsiminin gönüllerimizin uyanýþýna ve ümitlerimizin zuhuruna vesile olmasý temennisiyle... Yayýn Heyeti 2
Mart - Nisan 2000

Þeyh Hamid-i Veli Camii Mimberinden
Muhterem Cema'at-ý Müslimin! ý

Hutbeler

Bugün aziz vatanýmýzda saðlýk, selâmet ve huzur içinde dini bayramlarýmýzdan biri olan Kurban Bayramýný idrak etmiþ bulunuyoruz. Yalnýz bizler deðil Ýslam âlemindeki müslümanlar ýrk, dil, renk farký gözetmeden bir tek Allah'a inanmanýn, sevgili Peygamberimiz (S.A.V)’in hidayet yolunda bulunmanýn sevinci içinde bu büyük günü kutluyorlar. Þu anda bütün Ýslam ülkelerinden gelen yüzbinlerce müslüman Allahý vecd ve ihlâsýyla kýblegâhýmýz Kâbe-i i ý Muazzama etrafýnda tavaf etmekte Cenab-ý Hakk’a hamdü senalarla hac farizasýný yerine getirmektedirler. Ýslamýn beþ rüknünü yerine getirdikten bu büyük þerefe erdikten sonra kurban keserek bayram yapan oradaki kardeþlerimize bizlerde keseceðimiz kurbanlarla iþtirak ediyor ve bayram yapýyoruz. Bayram sevinç ve neþ'e günü demektir. Öteden beri her milletin bir takým milli günleri, tarihi hatýralarýný can landýran bayramlarý bulunmaktadýr. Ayný þekilde bir dine baðlý kimselerinde dini günleri, bayramlarý vardýr. Bayramlar inananlar üzerine çok büyük tesirler yapar, dini þuur ve duygularýný kuvvetlendirir. Yeni bir heyecan ve kuvvet þevki kazandýrýr. Peygamberimiz Efendimiz Medine'ye þeref verdikleri zaman Medine halkýnýn da bayramlarý vardý. Cahiliye devrinin bütün fena adetleri ile birlikte peygamberimiz bu bayramlarý da kaldýrmýþ buna mukabil müslüman larýn iki dini bayramlarý olduðunu bildirmiþtir. Bayramlarýn bizlere yeni bir gayret, dini ve dünyevi çalýþmalarýmýza yeni hýz, inançlarýmýza ve iman nurumuza yeni bir parlaklýk kazandýrmasý bakýmýndan önemi büyüktür. Þu muhteþem man zaraya bakýnýz; Allaha inanan ayný gayeye yönelen müminlerin bir anda ayný yerde toplanmalarýnýn manasý ne kadar büyüktür. (Kitabýnýn yolundan ayrýlmayacaðýmýza söz veriyoruz) Muhterem kardeþlerim. Hak Te'âlâ “Ýyilik ve takvada yardýmlaþýnýz, günahta ve düþmanlýkta yardým laþmayýnýz” buyuruyor. Bu yardýmlaþmalar neticesinde fakir, zengin bütün müslümanlarýn dini baðlarý kuvvet bulur. Fakir ile zengini birbirine düþman etmek suretiyle vatanýmýzý anarþiye götürmek isteyen l (Komünizm) gibi þer kuvvetli kötü niyetli kimseler emellerinde muvaffak olamaz-lar. Hülâsa: Bayram günlerinde kin ve intikam hislerini býrakarak birbirimizle kaynaþmalý, yardýmlaþýp dayanýþmalý hali vakti yerinde olan zenginler fakir ve muhtaçlara her zamankinden daha fazla yardým etmeli yek diðerine karþý samimi hislerle müthiþ olarak tenasüd-ü islamiyeyi takviyeye çalýþmalýdýr. ü Aziz Müslümanlar! Hutbemi kurbana ait bazý hükümleri kýsaca beyanla bitireceðim. Bilindiði gibi dinen zengin sayýlan mukim müslümanlara kurban kesmek vaciptir. Nitekim Peygamber Efendimiz “iktidarý olupta kurban kesmeyen kimse camimize yaklaþmasýn” buyurmuþtur. Kurban, bayramýnýn birinci gününden itibaren üçüncü gününün akþamýna kadar kesilebilir. Daha önce kesmek ve dini olarak tasadduk etmekle kurban borcu üzerimizden sakýt olmaz. Kurban ancak Allah rýzasý için ve Allah adý ile kesilir. Kurban; deve, sýðýr, manda, koyun ve keçiden olur. Devenin beþ, sýðýr ve mandanýn iki, koyun ve keçinin de asgârî bir yaþýný bitirmiþ olmasý gerekir. Þu kadar var ki altý ayýný geçmiþ kurban kesilecek hayvanýn ayýpsýz ve besili olmasý lazýmdýr. Mendup olan kurban etini üç kýsýma ayýrmaktýr. Bir kýsmýný fakirlere tasadduk etmeli, bir kýsmýný eþe dosta hediye etmeli ve bir kýsmýný da ev halkýna yedirmelidir. Kurban kesildikten sonra tamamý bir hayýr müessese sine verilebilir. Aziz Müslümanlar! Netice itibariyle buraya kadar izahýna çalýþtýðýmýz bayram ve kurbana ait hükümler mealini vereceðimiz þu sureden mülhemdir. “Habibim biz sana hakikaten kevseri verdik o halde Rabbin için namaz kýl, kurban kes. Seni ayýplayan (ebter diyen yok mu?) iþte asýl zürriyetsiz olan þüphe yok ki odur.”(Kevser Suresi)

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (K.S) S

Araþtýrma

Somuncu Baba

Prof.Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ

Geçen Sayýdan Devam

SOMUNCU BABA KÝTABI ÝLE ALAKALI BAZI ÝTÝRAZLARA CEVAPLAR
"Arþiv Belgeleri lþýðýnda Somuncu Baba Ve Neseb-i Alisi" adlý i eserimizin birinci baskýsý tükendi. Konuyla ilgilenen herkes, eserin ikinci baskýsýnýn yapýlmasýný ve eserin bu konuda önemli bir boþluðu doldurduðunu sözlü ve yazýlý olarak ifade ettiler. Birinci baskýnýn çok acele hazýrlanmasý ve basýlmasý, bazý imla hatalarýný da beraberinde getirdi. Ancak eserin arþiv belgeleri ýþýðýnda ortaya çýkardýðý hakikatler, bu küçük hatalarý okuyucuya göstermiyordu. Eser, ister Somuncu Baba'ya manevi bað ile baðlanan ve isterse neseb baðý ile baðlanan kimseler arasýnda raðbet gördüðü gibi, konuyla alakalý arþiv belgelerini bugüne kadar bekleyen ilim çevresini de memnun etti. Ancak her eserde olduðu gibi, bunda da ilk olmasý hasebiyle bazý noksanlarýn bulunmasý tabii karþýlanmalýydý ve öyle de oldu. Bazý baský hatalarýný bu ikinci baskýda düzeltmek imkanýný bulduk. Gelen takdir ve teþekkürlerin yanýnda yapýcý manada biri iki tenkit de geldi. Bu yapýcý tenkitlerden saydýðým grubun baþýnda, eserlerinden her zaman istifade ettiðim Prof. Dr. Ýsmail Erünsal Bey'in, bazý tenkitleri ihtiva eden bir makalesi bulunmaktadýr. Hocamýz, bazý yapýcý tenkitlerinin yanýnda bir kýsým meselelerde yanlýþ yorumlara gittiðinden, yaptýðý tenkidin tarafýmýzdan tahlili zaruri hale geldi. Kitabýn ikinci baskýsý yapýlýrken, bu tenkitleri tahlil etmemin ilmi bir zaruret olduðuna inandýk. Evvela, Þunu ifade etmeliyim ki, "Fenn-i Âdâb ve Ýlm-i i i Munâzara'nýn alimleri arasýndaki hakperestlik ve insaf düsturu olan þu: "Eðer bir mes'elenin münâzarasýnda kendi sözünün haklý çýktýðýna taraftar olup ve kendi haklý çýktýðýna sevinse ve hasmýnýn (Sayýn Hocam bilinen manada Hasmýmýz deðildir ve zaten burada hasýmdan kasýt da farklý görüþü ileri süren taraf demektir) haksýz ve yanlýþ olduðuna memnun olsa, insafsýzdýr. Hem zarar eder. Çünkü haklý çýktýðý vakit, o münâzarada bilmediði bir þeyi öðrenmiyor. Belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eðer hak hasmýnýn elinde çýksa, zararsýz, bilmediði bir mes'eleyi öðrenip menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflý hakperest, hakkýn hatýrý için nefsin hatýrýný kýrýyor. Hasmýnýn elinde hakký görse, yine rýza ile kabul edip taraftar çýkar, memnun olur."1 Yukarýda zikrettiðimiz düstur bizim de ilmi araþtýrmalarda esas aldýðýmýz düsturdur ve Sayýn Hocamýzýn ilimde bayrak yarýþý olarak ifade ettiði de bu mananýn deðiþik bir tarzý olsa gerektir. Ýlimde esas olan hakkýn ortaya çýkmasýna gayret göstermesidir. Sâniyen, önemle ifade edelim ki, bahsi geçen kitabýmýz, ilim aleminde çok yankýlar meydana getirdi ve en azýndan konuyla ilgili çalýþmalarýn, bu zamana kadar ihmal ettiði arþiv vesikalarýný ilk defa ciddi manada deðerlendirmiþ oldu. Zaten bu hususu hocamýz da ifade etmektedir. Bu çalýþmaya kadar olan araþtýrmalar, elbette ki bizim de temel kaynaðýmýz olmuþtur ve onlarý yapanlara þükran borçluyuz; ancak sadece teracim-i ahval kitaplarýndaki bilgileri i tekrar mahiyetinde kalmýþtýr. Þunu de ehemmiyetle belirtelim ki, Prof. Dr. Ýsmail Erünsal Hocamýzýn Ekrem Hakký Ayverdi Hâtýra Kitabý, sh. 298-314'de yer 3 alan "Yeni Bir Kaynaðýn lþýðýnda Somuncu Baba" adlý makalesi, doðru ve bizim de istifademize vesile olan yeni ve haklý bilgilerin yanýnda, bazý yanlýþ ve aþýrý tenkit manasýný taþýyan bilgileri de ihtiva etmektedir. Her iki yönünü de ele almak insaf düsturunun gereðidir. I) Haklý Olan Hususlar: Hocamýzýn makalesinde haklý olan noktalar ve hatta bilmediðimiz konularla ilgili yeni kaynakta yer alan çok önemli hususlar mevcuttur. 1) Somuncu Baba'nýn Kâbe'ye ne zaman gittiði, Bursa'dan ne zaman ayrýldýðý, Kâbe dönüþü nereye geldiði ve benzeri konularla ilgili gerçekten orijinal ve yeni bilgiler mevcuttur. Bunlarý Hocamýzýn Makalesinden istifade ederek Kitabýmýzýn yeni baskýsýna almýþ bulunuyoruz. Kendisine de teþekkür ediyoruz. 2) Hocamýzýn "....% 90 ve % 95 ihtimalle durum þudur veya budur..." tarzýnda sosyal bilimlerde kesin hükümlere varmayý tenkit etmesi yerindedir. Bu sebeple bu tip ifadeleri kuvvetli bir ihtimalle, zann-ý gâlible ve büyük bir ihtimalle þeklindeki ibarelerle deðiþtirmiþ ý bulunuyoruz ve Hocamýza teþekkür ediyoruz. II) Yerinde Olmayan Tespitler: Hocamýzýn bazý tespitleri ise, yapýlan çalýþmanýn ehemmiyetine gölge düþürecek mahiyettedir. Bunlarý da kýsaca özetleyeceðiz 1) Hocamýzýn bazý kelime hatalarýný teker teker bulup çýkarmasýna teþekkür etmekle ve haklý bulmakla birlikte, hemen þunu ifade ediyoruz ki, yanlýþ gibi görülen bu ifadeler, evvela kitabýn üç ay gibi kýsa bir zamanda telif edilmesinden ve arkasýndan da 15-20 2 gün gibi kýsa bir müddet içinde Sempozyum'a yetiþmek üzere acele basýlmasýndan kaynaklanmaktadýr. Bu hususu önsözünde ifade etmiþ bulunuyoruz: "Dizgi ve baský iþlemlerinin hýzlý neticelendirilmesi hasebiyle vâki bir kýsým hatalarýmýzý, okuyucunun anlayýþla karþýlayacaðýný beklediðimizi ifade etmek istiyorum.". Bunu Hocamýz da makalesinde ifade etmektedir. Eðer hocamýz daha sonra ilave olarak çýkardýðýmýz hata-savab cetvelini görseydi, "iniler"i s "ikiler", "belânun"u "belâ anun" okuduðumuzu iddia etmezdi ve þiir okumada acemi olduðumuzu da her halde belirtmezdi. Zira bizi tenkit etmek üzere hazýrladýðý ve iki sayfalýk yazma metnin okunmasýndan ve tahlilinden ibaret olan kendi makalesinde öylesine hatalar yapýlmýþtýr ki, nüshada böyle yazýlý demek dahi insaný mazur kýlmaz. Mesela aslýnda ism-i mekan olan "mevlid (doðum i yeri)" kelimesini, tamamen yanlýþ olarak ve manayý deðiþtirerek ismi mef`ul tarzýnda "mevlûd (doðan çocuk)" diye okumasýný, biz Hocamýzýn okuma za`fýna deðil baský hatasýna hamletmiþ bulunuyoruz (sh. 304). Ayrýca "izhâr taleb"in "izhâr-ý taleb" olduðunu (sh. ý 300) ve hele hele "`allemnâ min ledünnâ (ledun ilmini biz öðrettik)"nýn "ullimnâ min ledünnâ (Bize ledün ilmi öðretildi)" (302) þeklinde olmasýný Arabça kâidelerin icabettiðini Hocamýza hatýrlatmaya bile gerek görmüyoruz. Zira bunlarýn da imla hatalarý olabileceðini düþünüyoruz. Hocamýza, bahsedilen imla hatalarýmýzý, ikinci baskýda tashih ettiðimizi de hatýrlatmak istiyoruz. "Eydür"ü daima "eder" okumamýz ise, Osmanlý Kanunnameleri ve diðer eserlerimizde de bilerek ýsrar ettiðimiz okuma tarzý olduðunu ifade etmek isteriz. Ayrýca Baba Yusuf Hakiki'nin Divan'ý elimizde bulunmasýndan dolayý "Ne çalkanur idi berr ü bahr kahr-i Hak cünbüþ" þeklindeki i okuyuþun da doðru olduðu ve aksine okuyuþun doðru olmadýðý kanaatini taþýdýðýmýzý tekrar belirtmek isteriz.2 2) Konunun uzmaný olmamamýza raðmen bu konuya eðilmemin sebebini ise, bu zamana kadar konunun uzman saylan ilim adamlarýmýzýn hem terâcim-i ahvâl ve hem de arþiv vesikalarýný i deðerlendirerek böyle bir çalýþma yapmayýþlarýdýr. Bu zamana kadar

4

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Araþtýrma

yapýlan araþtýrmalarda sadece Teracim-i Ahval Kitaplarýndaki bili giler tekrarlanmýþ; hem Darende ve hem de Aksaray kolunun elindeki belgeler deðerlendirilememiþ; Osmanlý Arþivindeki vesikalar araþtýrýlamamýþ; hatta hem Somuncu Baba'nýn ve hem de oðlu Baba Yusuf Hakiki'nin eserleri ciddi manada kaynak olarak kullanýlamamýþtýr. Her ne kadar Hocamýz, bizim kitabýmýzý Somuncu Baba'nýn Darende'de olduðunu isbat için kaleme aldýðýmýzý iddia etse de eseri inceleyenler bunun böyle olmadýðýný çok açýk bir þekilde göreceklerdir. Zira Darende'ye gidip oradaki Þeyh Hamid-i Veli i Kütüphanesini ve bilinen tarihi mekanlarý gezdiðimiz ve incelediðimiz kadar, Aksaray'da bulunan kabirleri, kitabeleri ve Aksaray kolunun son temsilcilerinden olan Muhterem Sadi Somuncuoðlu'nun elindeki belgeleri de inceledik ve deðerlendirdik. Bize Aksaray kolunun verdiði bilgilerde, onlarýn iki üç dede sonra neseblerini bilmediklerini ve sadece rivayet yoluyla Somuncu Baba'nýn torunu olduklarýný bildiklerini ifade ettiler. Ancak araþtýrmalarýmýz sonucu, hem Darende kolunun ve hem de Aksaray Kolunun bütün nesebleri ortaya çýkmýþ oldu ve arþiv vesikalarý ile isbat edilmiþ oldu. Bu durum, her iki tarafý da sevindirdi ve Kitabýn özetinin teblið olarak sunulduðu Sempozyum'da Somuncu Baba'nýn her iki kolunun son temsilcileri buluþtular ve tanýþtýlar. Yani Kitabýmýz, iki kol arasýnda muhasemeti deðil muhabbeti celbetti. 3) Somuncu Baba'nýn vefat ettiði yer ve kabrinin bulunduðu belde hakkýnda þu sonuçlara ulaþtýðýmýzý tekrar özetlemek istiyorum: A) Arþiv belgeleri ile ispatlanmýþtýr ki, Somuncu Baba denilen maneviyat erinin, maddi açýdan yüce nesebini devam ettiren torunlarý, her ikisi de günümüze kadar gelmek þartýyla, hem Darende'de ve hem de Aksaray'da bulunmaktadýr. Ne Aksaray'dakilerin Darende'dekileri ve ne de Darende'dekilerin Aksaray'dakileri inkar etmelerine, vesikalar ve Osmanlý Devleti'nin her iki kolu da vergiden mu`af tutarak ehemmiyet vermesinden doðan arþiv belgeleri musa`ade etmemektedir. Önemli olan da o mübarek zatýn neslinden gelmedir. B) Somuncu Baba da denilen Þeyh Hamid veya Seyh Hamiduddin adlý zatýn Halil Baba adý verilen oðlu ve bunun torunlarý, Darende'de mevcuttur. Bu mevcutluk, ta Memluklu Sultaný Kansu Gavri'ye kadar uzanan bir belgeler zinciriyle isbat olunmuþtur.

C) Somuncu Baba, Bursa seyahatinden önce ve sonra Darende'ye gelmiþ ve buradaki Halvethanesi ve Zaviyesi, kendisinin bir hatýrasý olarak asýrlarca devam etmiþtir. Osmanlý Devleti Padiþahlarý, bu zaviyede kalan Halveti derviþlerine ve Somuncu Baba'nýn evlatlarýna, bunlara ait bütün vakýflarý avarýz-ý divâniyye ý denilen örfi vergilerden mu`af tutarak ve son zamanlarda ise, bu vakýflarý müstesna evkafdan ilan ederek gereken ehemmiyeti vermiþ bulunmaktadýr. D) Kabrinin nerede olduðu ise tartýþmalýdýr. a) Bir kýsým araþtýrmacýlara ve tabakat kitaplarýnýn ekseriyetine göre, Somuncu Baba, Hacý Bayram Veli ile birlikte Aksaray'a gelmiþ ve burada vefat etmiþtir. Þu anda kabri Aksaray'dadýr. Gerçekten tabakat kitaplarýnýn en erken tarihlisi olan kitaplardan Molla Cami'nin Nefehat3 adlý eseri Taþköprüzade'nin Eþ-Þakaýk'un-Nu`maniyye adlý eseri 4 ve Mecdi Efendi'nin Þ N Tercümesi5; bunlardan iktibasda bulunan Katip Çelebi6; son dönem tabakat kitaplarýndan Sefine-i Evliya7 ve mu`asir araþtýrmacýlarýn bir i kýsmý8, Somuncu Baba'nýn Aksaray'da ömrünün sonuna kadar ikamet ettiðini ve burada defn olunduðunu iddia etmektedirler. Hatta bir kýsým kaynaklar, Aksaray Kasabasýnda bulunduðu için bu sebeble Aksaray dendiðini ve Aksaray'ýn Baðdad gibi burc-ý evliya ý olduðunu ifade etmektedirler9. Halbuki, Aksaray isminin Somuncu Baba ile alakasý olmadýðýný tarih kaynaklarý kaydetmektedirler10. Önemli ifade edelim ki, bu kaynaklarýn yani tabakat ve tarih kitaplarýnýn bir kýsmý susarak bu kanaate katýlmamaktadýrlar. Mesela Ali, "Bu riyaset, bana mekr u siyasetdür" deyü terk edüb Kasaba-i i Aksaray'a gitti."11 demekle iktifa ederken, büyük muhakkik Bursalý Ismail Hakký'nýn "Þeyh Hamid ol gece, merkebine suvar olub Aksaray tarafýna gitmiþ ve orada ihtifa etmiþdir ve Bursa'da kendine muzaf bir mescid i Þerifi vardýr'12 diyerek, meseleyi fevkalade bir neticeye baðlamaktadýr. Bizim kanaatimize göre, Ýsmail Hakký, en doðru sonuca gitmiþtir ve Somuncu Baba'nýn Aksaray'a gittikten sonra gözden kaybolduðunu ve gizlendiðini ifade etmiþtir.

D E V A M

E D E C E K

DÝPNOTLAR
1- Bediuzzaman Said Nursi, Lem`alar, Ýstanbul, sh. 152 2- Krþ. Karabulut, Ali Rýza, Mevlana'nýn Hocasý Seyyid Burhaneddin Hz.leri Ve Kayseri Ýlmiye Tarihinde Meþhur Mutasavvýflar, Kayseri Tarihsiz, sh. 123 3- Lâmi`i, Nefehât'ül-Üns Tercümesi, 683. 4- Þakaik, sh. 35 5- Hadâik, I, 74-76 6- Süllem'ül-Vusûl Ýlâ Tabakâtil-FuhûI,Vrk. 73/a 7- Hüseyin Vazssâf, Sefine-i Evliya, II, sh. 255 8- Konyal, Aksaray Tarihi, II, 2408 vd.; Yurd, Ali Ýhsan, Akþemseddin, sh. 82-84; Müjgan Cumbur, Þeyh Hamiduddin, Türk Ansiklopedisi ve diðer Türkçe kaynaklarýn bir kýsmý 9- Hüseyin Vassaf, Sefine-i Evliya, II, 255 10- Bkz. Þemseddin Sami, Kamus'ül-A`lam, Aksaray Maddesi, c. I; Ýslam Ansiklopedisi, Aksaray Maddesi 11- Ali, Künh'ül-Ahbar, c. I, sh. 112 12- Ýsmail Hakký, Silsile-i Tarik-i Celveti, Vrk. 56/b; Burada þunu kaydetmeliyiz ki, Cengiz/Adýgüzel/Gülseren üçlüsünün kaleme aldýðý Somuncu Baba adlý eser, gerçekten önemli hatalarla doludur. Bundan istifade eden ve bu sefer kendisi de ifrata giden Ali ihsan Yurd Aðabeyimiz, haklý olarak bu üç yazarýn Silsile'den yaptýklarý iktibasý hatalý ve kasýtlý bulmuþtur. Zira Silsile'deki bilgiler bizim naklettiðimiz, þekildedir ve orada Darende'ye gittiðine dair bir kayýt yoktur. Biraz sonra belirteceðimiz gibi, arþiv belgeleri ile sabit bir hakikati, olmayan kayýtlarla müdafaa etmeye lüzum yoktur (Bkz. Cengiz/Adýgüzel/Gülseren, Somuncu Baba, 44-45; Yurd, Akþemseddin, 83). Yani her iki taraf da deðerlendirmelerinde hatalar yapmýþlardýr.

Somuncu Baba’nýn Anadolu’daki hayat safahatý Darende’de son bulmuþtur.

Mart - Nisan 2000

5

Kapak

Somuncu Baba

DD A A R R E E N N DD E E - - DD Ý Ý VV RR Ý Ý ÐÐ Ý Ý

Anadolu’da Ýki Þehir

Darende’den Genel Görünüm

*Resul KESENCELÝ
lkelerin fethedilmesinde þüphesiz kýlýcýn inkar edilemez bir payý vardýr. Fakat milletler birbirleriyle her zaman kýlýç ile savaþmazlar. Milletler arsýndaki asýl büyük mücadeleler kültür ve medeniyet meydanlarýnda yapýlýr. Bir millet düþmanlarýyla yaptýðý savaþlarýn çoðunu kazansa bile bir kýsmýný kaybedebilir. Bu bakýmdan bir milletin büyüklüðünü kazandýðý askeri zaferlerden ziyade inançlarýndaki samimiyet, ahlakýndaki üstünlük ve ulvi bir gayeye baðlýlýk zeminlerinde aramak gerekir. Fazileti amaç edinmiþ ve ahlaki kemali gaye edinmiþ bir hayat yaþayan atalarýmýz her hizmeti i’lay-ý kelimetullah için yapýp Allah'ýn rýzasýný gözetmiþlerdir. Kültür ve medeniyetimizin mimarlarý olan Kýlýçarslanlar, Osman Gaziler, Þeyh Edebaliler, Fatihler, Akþemseddinler, Orhan Gaziler, Geyikli Babalar, Alparslanlar, Hacý Bayram Veliler, Yýldýrým

Ü

Bayezýtlar, Þeyh Hamid-i Veliler hep bu gayelere matuf hareket etmiþlerdir. Devlet idaresinden hasta ziyaretine, maiþet için çalýþmaktan serhatte nöbet tutmaya kadar tüm hizmetleri ibadet neþesi içinde yapýp, yalnýzca Allahýn rýzasý gaye edinilmiþtir. Elde edilen baþarýlarýn en önemli sýrrý bu gayenin altýnda gizlidir. Atalarýmýzýn üç kýtaya hakim olup þehirler ve beldeler oluþturmasýndaki sýrrýn kaynaðý; Kuranýn sýrrý içerisindeki gizli manevi deðerlerdir. Bu deðerlerin meydana getirdiði milli kültür ve bu kültürle elde edilen baþarýlar ve insanýmýzýn oluþturduðu yapý apaçýk ortadadýr. Ýþte ancak bu oluþturulan kültür ve medeniyete sahip çýkýldýkça gerçek fetihler yapýlabilir. A)ANADOLU ÞEHÝRLERÝNÝN TÜRKLEÞMESÝ VE ÝSLAMLAÞMASI Anadoluya yönelen Türk akýnlarý birkaç asýr devam etmekle birlikte iki büyük devreye ayrýlýr. Selçuklu fetihleriyle
*KSÜ Fen -Edebiyat Fak. Tarih Böl. Öðretim Görevlisi.

6

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Kapak

baþlayan birinci devrede Türkler bütün Anadoluya daðýlýrlar fakat nüfus kesafeti bakýmýndan yerli halka nazaran çoðunluðu teþkil etmezler. Yalnýzca orta Anadolu bundan müstesnadýr. Türkleþme ve Ýslamlaþmanýn ceryan ettiði yer orta Anadoludur. Moðol istilasýyla ikinci devre baþlar. Selçuklu Türklerinin yönlendirmesiyle göçebe kitleler Anadolunun garb, cenub ve þimal sahillerine gelirler. Bu hareketler sayesinde fetih ve iskanda baþarýlar saðlanýr. Böylece hýzlý bir þekilde Anadolunun Ýslamlaþmasý ve Türkleþmesi baþlamýþ olur.1 Anadolu þehirlerinin Türkleþmesi ve Ýslamlaþmasýnýn üç cephesi vardýr. Eski þehirlerin geliþmesi ve yeni bir þehir fizyonomisinin oluþmasý yeni þehirlerin kurulmasý veya meydana geliþi, göçebelerin þehirli oluþu.2 Yeni fethedilen þehirlere emir veya komutan yollanýyor, birkaç idari, adamý gidiyor surlar yeniden tamir ediliyor, dini ve sosyal tesisler yapýlýyor, askerlere iktalar daðýtýlýyor böylece þehirler hayata açýk hale getiriliyordu. 1)ASKERÝ HAREKET ÖNCESÝ TARÝKATLAR YOLUYLA ÞEHÝRLERÝN ÝSLAMLAÞMASI Tarikat mensuplarý arkalarýna aldýklarý halk kütlelerini sosyal nizamlarý için yalnýzca düzenli ve sistemli ordularla hareket edilmediði bunun yanýnda Derviþlerin baþarýlý faaliyetleri, sistemli çalýþtýklarý bir hakikatdir. Derviþler yapmýþ olduklarý baþarýlý propaganda ve faaliyetler neticesinde sosyal ve siyasi alanda büyük yenilikler yapmak için müsait kaynaþmayý oluþturma, fütuhat ve hakimiyet iþlerini kolaylaþtýrmada çok etkili olduklarý muhakkaktýr. Hrýstiyan (Rum) alanlarýnýn Ýslamlaþmasýnda derviþlerin almýþ olduklarý rol büyüktür. Hatta dahada ileri giderek þunlarý söyleyebiliriz; Orta zaman hristiyan hukukiyatýna karþý yeni bir sosyal nizam ve adalet telakkisi taþýyan esrarengiz bir din propagandasý þekline bürünen Türk Derviþlerinin telkinat ve faaliyetleri ordularla birlikte hatta onlardan evvel futuhata çýkmýþ, hrýstiyan alanlarý daha önce manen fethetmiþ bulunmaktadýr.3 Bu þekilde gönüllerin fethinden sonra baþarýlý ordularla Coðrafi alanlarýn üzerine gidilmesi bölgelerin alýnmasýný çok kolaylaþtýrdýðý gibi kýsa süre içerisinde Coðrafi sahalarýn islamlaþmasýný saðlamýþtýr. Anadolunun deðiþik bölgelerine bir çok Þeyhler gelerek faaliyetler göstermiþlerdir. Derviþlerin bir kýsmý Gazilerle birlikte fütuhat yapmakla meþgul olurken bir kýsmýda civar yer ve köylerde tamamen boþ ve tenha yerlere yerleþmiþler oralarda müridleriyle birlikte ziraatle ve hayvan yetiþtirmekle meþgul olmuþlardýr. Anadolunun hemen hemen her yerine

daðýlmýþlardýr. Onlarýn özellikle boþ topraklar üzerine kurduklarý zaviyeleri kültür, imar ve din merkezleri haline gelmiþtir.4 Þeyhler ve derviþler hem topraklarý iþlemekte hem sosyal tesisler vücuda getirerek coðrafi sahalarý hayta açmakta hemde ordularýn fetih hareketlerini kolaylaþmaktadýr. Bu sayede coðrafi alanlar kýsa sürede islamlaþmakda , hristiyan halk üzerindeki tesirleri görülmektedir. Anadolu Türk þehirlerinin inkiþafýnda Þeyh ve Derviþlerin çok önemli rolleri vardýr. Bir þehre gelen Þeyh tarafýndan kurulan zaviyenin etrafýnda daha sonra kendi adýyla zikredilecek müslüman Türk mahallesi teþekkül etmekteydi, ayrýca bu zaviyeler önemli yekun tutan vakýflar ile yaþatýlmaktaydý. Bu tür faaliyet ve mahallelerin sayýsýz örnekleri arþiv belgelerinde bulunmaktadýr. Hatta Þeyh ve Derviþlerin adýný taþýyan mahalleler günümüze kadar gelmiþtir.5 Buna bir örnek verecek olursak Þeyh Ýbrahim Taceddin-i Veli (K.S)'nin H.720/M1320 tarihli Vakfiyesinden anlaþýldýðýna göre; Darende bir zaviye kurmuþ bölgenin islamlaþmasý ve Türkleþmesinde önemli faaliyetler yapmýþtýr. Darende'de günümüzde Zaviye önü adlý mahallenin olduðu ve bu mahallenin adýnýn Taceddin-i Veli hazretlerinin zaviyesine nispet ettiði anlaþýlmaktadýr.6
Divriði Ulu Cami ve Genel Görünüm

Þeyhler ve Derviþler coðrafi sahalara, beldelere bir kýsým sosyal tesisler inþa etmiþlerdir. Bu sosyal tesislerle hem halkýn daha rahat yaþamasýný hem eðitimini hemde o beldelerin kýsa sürede islamlaþmasýný saðlamýþlardýr. Yapýlan bu sosyal tesislerin en önemlileri; Vakýflar, Camiler ve Zaviyelerdir. Þimdi kýsaca bu sosyal tesisler hakkýnda bilgiler verelim. a) VAKIFLAR: Fethedilen memleketleri hayata açmak, iskan ve imar için idari-mali birer müessese mahiyetinde vakýflar tesis edilmiþtir.
Mart - Nisan 2000

7

Kapak

Somuncu Baba

zamanýnda Ýslam topraklarýna katýlmýþtýr.(702) Bundan bir Vakýf sistemi yoluyla hýrsýz yataðý, ýssýz ve bataklýk yerler birer mamure yapýlmýþ, araziler gerek yolcular ve gerekse o müddet sonra tekrar Bizans hakimiyetine girmiþ Halife I.Velid civara gelip yerleþecek olanlar için güvenli hale getirilmiþtir. zamanýnda yeniden alýnmýþtýr.(711) Bizansýn baskýsýndan Ýnþa edilen vakýf hanlar civarýnda daima muhafaza edilen bir çekinen Emeviler bir müddet sonra Darende deki müslüman insan kalabalýðý görülmektedir. Bu sayede hem yolcularýn tüm halký Malatya'ya iskan etmiþlerdir. Darende bir ara merkezleri ihtiyaçlarý karþýlanýp hizmet verilmiþ7 hemde bölgenin güvenliði Divriði olan Pavlikanlarýn dinine geçmiþ ise de Bizans tekrar bu tesis edilip devletin eriþemediði yerlerde etkili olunmuþtur. bölgede etkili olmuþtur.14 Darende'ye bir kýsým Türk akýnlarý Tüm yol ve köprü baþlarýna bu gibi tesisler yapýlmak yapýlmýþsa da bölge üzerindeki tam manasý ile hakimiyet suretiyle o civarýn emniyet ve asayiþi temin edilirken o arazilere Malazgirt zaferinden sonra olmuþtur. Selçuklu hükümdarlarýnýn insanlar iskan edilerek amme hizmetleri yapýlarak yeni Anadolu'nun Türkleþmesi ve Ýslamlaþmasý için faaliyetleri fethedilen yerler hayata, yaþamaya açýlmýþtýr. Bu þekilde bölolurken Anadolu'da ilk Türk beylikleri ortaya çýkmýþtýr. geler islamlaþmýþ ve Türkleþmiþtir. Bunlardan Daniþmentliler Sivas. Tokat ve Amasya'yý fethetb) CAMÝLER: Cami yeni kurulacak bir þehrin yeni semmiþler, Daniþment Melik Gazi Malatya'yý alýrken Darende'yi de tinin çekirdeðini temsil eden bir sosyal tesisdir. Bu yapýnýn almýþ.(1101)15 Bu coðrafi saha böylece Türk iskanýna açýlmýþtýr. etrafýna mektep, medrese, imaret gibi yapýlar yapýlýyor.8 Darende II.Kýlýçarslan döneminde Anadolu Selçuklu böylece bölgeye iskan edilmiþ olan halka yeni sosyal tesisler devletinin hakimiyetine girmiþtir.16 II.Gýyaseddin Keyhüsrev sunularak rahat bir hayat yaþamasý saðlanýyordu. Bunu bir zamanýnda moðollarýn misalle kuvvetlendirecek Anadoluya istilasýyla (1243) olursak Divriði Ulu Cami'ne birlikte bölgede karýþýklýklar bitiþik darü'þ-þifa (hastabaþlamýþ ve baðýmsýz ikinci hane), medrese ve türbe Türk beylikleri kurulmuþtur. 9 vardýr ki o belde halkýna Bu beyliklerden Eratnalýlar hizmetler sunmuþtur. Yani Darende'ye haki olmuþlarsa bu sosyal tesisler iskan da Coðrafi ve siyasi açýdan edilen halka ve yerli halka önemli bir sahada olduðun(hrýstiyan halka) hizmetler dan dolayý burasý Memluklü, vermiþ bu sayede bölgenin Osmanlý, Dulkadirli ve islamlaþmasý hýz kazanarak Eratnalýlar arasýnda tamamlanmýþtýr. mücadele sebebi olmuþ, sýkc) ZAVÝYELER: sýk el deðiþtirmiþtir. Zaviyelerin çoðu yeni Yýldýrým Bayezit fethedilen yerlerde kurul1399'da Darende'yi Elbistan maktadýr. Zira yeni açýlan Malatya ve Divriði veya boþ bulunan topraklar Divriði Ulu Camii Kapý giriþlerindeki taþ iþçiliðinden bir detay þehirleriyle birlikte Osmanlýya üzerinde zaviyelerin tesisi katmýþ fakat Timur tehlikesi sonrasý burasý memlüklülere oralarý þenlendirmek imar ve iskan etmektir. Ýskan edilmesi zor býrakýlmýþtýr. Bundan sonra þehir Memlük, Dulkadir, çatýþmasýýssýz ve tenha yerler seçilerek zaviyeler kuruluyor bu ise devlet na sahne olmuþtur. Yavuz Selim'in 1516 Mercidabýk tarafýndan teþvik ediliyor ve destekleniyordu.10 Böylece hem zaferinden önce Darende tam olarak Osmanlý hakimiyetine bölgelerin güvenliði saðlanýyor hemde baþarýlý bir iskan ve girmiþtir.17 islamlaþma siyaseti izleniyordu. Eski Darende bu günkü Darende'nin hemen yakýnýnda Kurulan zaviyelerdeki Þeyhler ve onlarýn müridleri bulunan Zengibar kalesi içindeydi. 1070 den sonra kalenin çevrelerindeki topraklarý ekip ziraatle uðraþýyorlar evler, meseteðindeki düzlükte yerleþim baþlamýþtýr. Eski Darende tarihi cidler, ahýrlar inþa ederek sosyal yapýlanmayýda saðlýyorlardý.11 eserler bakýmýndan zengindir. Þeyh Hamid-i Veli zaviyesi Yaþanamayacak þekilde olan kuytu ve ýssýz yerler yeni hayat (Somuncu Baba) ile Ulu Cami önemli eserlerindendir. sahalarý þekline geliyordu. Hatta Türk devleti bu þekildeki Buradaki tarihi eserlerin ise bir kýsmý yýkýlmýþ yalnýzca yapýlanmayý resmi olarakda destekliyor, bu sayede bölge minareleri ayakta kalmýþtýr.18 Günümüzde ise bu yýpranmýþ tarhalkýnýn refah ve zenginliði süratle artýyor.12 Yeni yerleþim ihi eserler Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi vakfý tarafýndan sahalarý açýlýyordu. Bu sistemle bölgelerin kolanizasyon restore edilmekte bakýmý yapýlmakta bu tarihi deðerler koruma saðlanýp islamlaþmasý tamamlanýrken coðrafi sahalarýn güvenaltýna alýnmaktadýr. likleri de temin edilmiþ oluyor bu ise Anadolu Türk devletlerinin inkiþafýna zemin hazýrlýyordu. Tabi ki tarihi süreç içerisinde Darende'ye Türk nüfusuB) ANADOLUDA ÝKÝ ÞEHÝR nun iskaný ve bölgenin islamlaþmasý Selçuklular, Memluklüler DARENDE , DÝVRÝÐÝ ve Osmanlýlar tarafýndan yapýlmýþtýr. Darende'de kurulan 1) DARENDENÝN FETHÝ, zaviyelerin aldýklarý tarihi rol, mürþid ve derviþlerin faaliyetleri YAPISI VE ÝSLAMLAÞMASI sayesinde bölge daha kolay islamlaþma ve Türkleþme sürecini Darende kazasý Sivas vilayetinin münteha-i cenubunda tamamlamýþtýr. (en güney ucunda) olup þimal ve garp yönleriyle Gürün kazaDarende'nin Türkleþme ve islamlaþma sürecini tamamlasýyla, cenuben Maraþ þarken Malatya sancaklarýyla çevrilidir.13 masýnda Mürþid ve derviþlerin aldýklarý rollerle ilgili olarak þu Darende Emeviler döneminde Halife Abdulmelik bin Mervan örnekleri verebiliriz.

8

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Kapak

a) Þeyh Ýbrahim Taceddin-i Veli hazretlerinin H.720/m.1320 tarihli vakfiyesinde kayýtlý olduðu üzere burada bir Zaviyenin bulunmasý ve faaliyet göstermesi.19 b) Memluklü hükümdarý Kansu Gavrinin Þeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba) ye bir kýsým gelirler vakfettiði ve desteklediðinin görülmesi. Vakfýn gelirinin ise toplam senelik 700 akçe olmasý.20 c) H 876/M.1492 tarihli olan ve Darende emirlerinden Balaban beyin arþivlerinde bulunan Balaban bey zaviyesi vakfý ve Gerimter köyünde Abdurrahmaný Erzincan-i vakfýnýn bulunmasý ve faaliyet göstermesi. d) H. 897/M.1492 tarihli olan ve Dulkadir beyi Alauddevle beyin Gürün'de Abdurrahmaný Erzincan'ý vakfýnýn bulunmasý.21 2)DÝVRÝÐÝNÝN FETHÝ, YAPISI VE ÝSLAMLAÞMASI Divriði, Sivas vilayetinin hudud-u þarkiyesinde 126 km þark-ý cenubunda bulunur. Etrafý daðlarla çevrili geniþ bir vadinin içindedir.22 Divriði için Sasanilerle-Bizans ve Bizansla Pavlicanlarýn mücadelesi ve muharebesi olmuþ, bölgede Bizans üstünlüðü görülmüþtür. Divriði'ye yönelen islam akýnlarýnýda Bizans engellemeye çalýþmýþ Türklerle mücadeleler yapmýþlardýr. Bölgeye ilk ciddi Türk akýný 1066 da Büyük Selçuklu emiri Gümüþtegin tarafýndan yapýlmýþtýr.23 Divriðinin Türk'ler tarafýndan ele geçirilmesi ise 1071 Malazgirt zaferinden sonra olmuþtur. Yukarý Fýrat ve Çaltý nehirleri vadilerinin fethine Mengücek Ahmet Gazi memur edilmiþ bu coðrafi sahada onun tarafýndan fethedilmiþtir. Ahmet Gazi Divriði, Kemah, ve Erzincan'ý almýþ böylece buralarda
Divriði Ulu Camii Genel Görünümü

Mengucek hakimiyeti kurulmuþtur. Mengücek Beyliðinin Türkiye Selçuklu sultanlarýyla da iliþkisi düþünülürse bölge iskaný ve nüfus hareketinin 1080 lerde olduðu anlaþýlýr.24 Bu þekilde bu coðrafi sahaya Türk kütleleri iskan edildiði gibi bu bölgenin Ýslamlaþma ve Türkleþme süreci de baþlamýþtýr. Divriði'de kurulan Mengücikler siyasi tarih sahasýnda deðil daha çok payitahtlarý Divriði'de býraktýklarý cami, medrese, hastahane, türbe gibi yüksek medeniyet ve sanat abideleri ile ün kazanmýþtýr.25 Divriði'de 13 cami-i þerif, 10 mescid, 3 medrese, 1 kütüphane, Mekteb-i Rüþtiye, 9 Ýslam Sýbyan Okulu, 1 Hýristiyan Sýbyan Okulu, 13 han, 3 hamam bulunmaktadýr.26 Divriði'de yapýlan bu mimari eserler düþünülürse, bölgenin Ýslamlaþma süreci kýsa süre içinde tamamlanmýþtýr. Müslüman - Türk nüfus için hayat sahasý oluþturulmuþtur. Uçlara gelen kolanizatör Türk derviþlerinde baþarýlý çalýþmalarý sayesinde hýristiyan halkta Ýslamlaþtýrýlmýþtýr. Divriði tarih süreci içersinde Mengücekler, Eratnaoðullarý, Dulkadirliler, Memlüklüler ve Osmanlýlarýn hakimiyeti altýna girmiþtir. Yýldýrým Bayezid 1398 - 1399'da Sivas, Malatya, Besni, Darende ve Divriði almýþ ancak 1401 Timur tehdidi sonucu Memlüklülere býrakýlmýþtýr. 1516 Mercidabýk zaferinden sonra Yavuz Selim zamanýnda kesin olarak Osmanlý hakimiyetine girmiþtir.27 Divriðin Ýslamlaþma ve Türkleþmesindeki iskaný ile þehrin mamur hale gelmesinde büyük rolü olan Mengüceklerdir. Mengücekler Siyasi faaliyetlerinden çok kültür, sanat ve medeniyete önem vermiþlerdir. Türk-Ýslam Kültürünün geliþmesinde önemli rol almýþlardýr. Yapýlan sanat

Mart - Nisan 2000

9

Kapak

Somuncu Baba

eserleri arasýnda en meþhurlarý Divriði Ulu Cami, þehrin kalesi, Daru'þ-Þifa, Medrese ile sitti Melek, Kamareddin ve Kemankeþ türbeleridir. 28 Bu yapýlan eserlerin içerisinde ise Divriði Ulu Caminin ayrý bir yeri ve önemi bulunmaktadýr. Bir sanat þahaseri olan bu camii hakkýnda biraz geniþ bilgi verelim. a) DÝVRÝÐÝ ULU CAMÝÝ: Divriði Ulu camii bu dönemdeki Anadoluda yapýlan en önemli þaheserlerden biridir. Anadoluda en ziyade dikkati çeken bir yapýttýr. 1228'de inþa olunan bu eser Süleymanþah oðlu Ahmetþah'a ait olup kitabesinde Anadolu Selçuklu Hükümdarý I. Alaâddin Keykubat'ýn ismi geçmektedir. Eserin mimarý ise Ahlatlý Hürremþahtýr. Günümüze kadar gelen Ulu Cami'ye ait 1243 tarihli bir vakfiye bulunmaktadýr. Vakfiyede caminin akarlarýndan bahsedilmiþ böylece cami ve çevresi mamur edilirken deðiþik sosyal tesisler yapýlmýþtýr. Caminin çevresinde medrese, Darüþ'-Þifa ve türbeler vardýr ki Mengüceklere ait pek çok mezar buradadýr.29 Caminin etrafýna yapýlan bu sosyal tesislerle Müslüman ve gayri müslim halkýn ihtiyaçlarý karþýlanmýþ bu matutla bölgenin Ýslamlaþmasý tamamlanmýþtýr. Güzel bir kireç taþý ile inþa edilmiþ olan caminin güney tarafýnda Turan Melik Darü'þ-Þifa'sý bulunmaktadýr. Ulu Cami birkaç defa tamir gör-

kapýdan doðrucu hünkar mahfiline geçilir. Batý cephesindeki taç kapý üçüncü giriþtir. Burada da diðer kapýlar gibi mükemmel süslemeler bulunmaktadýr. Mihrabýn solunda bulunan hünkar mahfili ahþaptýr. Günümüze yalnýz ahþap dikme kiriþleri gelebilmiþtir. Mihrabýn sað yanýnda bulunan minberde maun aðacýndan yapýlma zengin desen iþlemeleriyle devrin ahþap iþçiliðinin en güzel örneklerindendir.31 Divriði Ulu Cami TürkÝslam Sanatýnýn en þayaný dikkat eserlerinden biridir. Evliya Çelebi, harikulade zarif bir þekilde yapýlmýþ, asýrlarca ziyaretçileri hayran býrakmýþ bu þaheser hakkýnda þöyle der; "Ne Ayasluk (Selçuk)taki Sultan Yakup (Ýsa Bey), ne Bursa'daki Ulu Cami, ne Sinop'taki Minberi Munakkaþ, ne Atina'daki Ebu'l-Feth (Fatih) Cami, ne Budun Serhaddindeki Estergon Kalesi Cami buna hemta (benzer, deng, taydaþ) olamazlar. Elhasýl methine diller kasýrdýr. (anlatmaya gücü yetmez)"32 diye mukayese yaparken Divriði Ulu Cami'nin muhteþemliði, mükemmelliði, zarifliði ve Türk-Ýslam Sanatýnýn ulvî, mümtaz eserlerinden birisi olduðunu ve diðer eserlerle kýyasýnýn da mümkün olmadýðýný bu þaheserin kendine has güzelliklerle dolu olduðunu yazmaktadýr. Bu eserin mükemmelliði ve muhteþemliði bölgenin Ýslamlaþmasýný yapýp tamamlayan sultanlarýn, beylerin, mürþidlerin, derviþlerin ve gazilerinde mükemmelliðini tüm dünyaya ispatlamaktýr. c) DARENDE Divriði Ulu Camii Kapýsý DÝVRÝÐÝ Taþ iþlemelerinden detaylar BAÐLANTISI Yýldýrým Bayezit 1398 - 1399'da Darende, Divriði, Besni, müþ yýkýlan kemerler yerSivas ve Malatya'yý almýþ Timur Tehdidi üzerine bu topraklar ine künbedler yapýlmýþ, Memlüklülere býrakýlmýþtýr.33 Yavuz Selim'in 1516 Mercidabýk istinad duvarlarý çekilmiþ Seferinden önce Darende tam olarak Osmanlý hakimiyetine böylece günümüze kadar girmiþ34 Divriði ise Yavuz Selim'in 1516 Mercidabýk Zaferinden gelmiþtir.30 sonra tam olarak Osmanlý hakimiyetine girmiþtir.35 Bu tarihi Caminin ana giriþi geliþmelerden de anlaþýldýðý üzere Darende ve Divriði'nin siyasi kuzey cephesinin orta kýskaderleri ayný olmuþ, bir coðrafi bölge (Darende) hangi mýndaki taç kapýdýr. devletin denetimine girdiyse diðer coðrafi bölge (Divriði) ayný Bütün yüzü oyma, yüksek devletin hakimiyetine girmiþtir. Bu ise bize fetih, yapý, özellik, ve alçak kabartma jeopolitik ve stratejik olarak ayný konumda olduklarýný gösteknikleri ile yapýlmýþtýr. terirken sanki iki il tarih ve kader birliði yapmýþtýr. Yüksek kabartma tekniði XVI. yüzyýlda Osmanlý devletinin fetihleri sonrasýnda ile yapýlan ve ýþýk-gölge Divriði sancaðýnýn Divriði ve Darende adlý iki kazasý ve oniki etkisiyle birbiri içine girmiþ nahiyesi bulunmaktadýr.36 Bu ise bize Darende ve Divriðin desenler taç kapýya siyasi açýdan ayný coðrafi sahayý eþdeðer þekilde paylaþtýklarýný müthiþ bir güzellik verispatlamaktadýr. miþtir. Camiye açýlan ikinÞimdide arþiv belgeleri ýþýðýnda Darende ile Divriði ci taç kapý doðudadýr. Bu

10

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Kapak

baðlantýsý nasýldýr? Bunu izaha çalýþalým. Darende ile alakalý Baþbakanlýk Osmanlý Arþivi Tapu Tahrir Defteri 156 nolu Defterde Þeyh Abdurrahmani Erzincani'nin kabri ile ilgili þu kayýtlar vardýr. Abdurrahmani Erzincani'nin Darende'de bulunan mezarý ile ilgili vakfýn dökümünü yazmakta, Ovacýk nahiyesine baðlý Uluviran Köyü ile Kýzýlkoyu Mezrasýnýn buraya ait vakýf olduðu belirtilmekte, bu vakfýn Þeyhin oðlu Muhammed tarafýndan yapýldýðý ifade edilmekte, vakfýn geçirliliðini ise Yavuz Selim Han'ýn tasdik ettiðini yazmakta, üstelik memleketin ileri gelenlerinin þahitlikleriyle deftere kaydolduðu belirtilmektedir. Ayný þekilde yukarýdaki tabirler 1530 tarihinde Kanunî Sultan Süleyman Devrinde de deftere kaydedilmiþtir. Yukarýda vermiþ olduðumuz bilgilerin aynýsýnýn 1566 tarihinde hazýrlanan Ankara Tapu Kadastro Kuyûd-i Kadime arþivinde bulunan 153 nolu Divriði Defterinde bulunmaktadýr.37 Ayrýca hazýrlanan Ankara Tapu Kadastro Kuyûd-i Kadime arþivinde ki 153 nolu Divriði Defterinde Þeyh Abdurrahman-i Erzincani'nin Darende'de sakin olduðu ve kesin olarak Seyyidler zümresinden olduðu ibaresi bulunmaktadýr.38 Y u k a r ý d a yazdýðýmýz arþiv belgelerinde de anlaþýldýðý üzere Abdurrahman-i Erzincani'nin Vakfýna ait hükümlerin aynýsý hem Darende Defterinde hem de Divriði Defterinde bulunmaktadýr. Bu ise Darende ve Divriði illerinin siyasi, coðrafi ve sosyal olarak iç içe, birlikte olduðunu bize gösterir. Üstelik Darende'de sakin olan Þeyh Abdurrahmani Erzincani ile ilgili belgelerin ve bilgilerin Tapu Kadastro Kuyûd-i Kadime arþivindeki 153 nolu Divriði Defterinde bulunmasý Darende ile Divriði'nin birbirlerini tamamlar özellikte

olduðunu bir þehirle ilgili bilgilerin diðer þehir defterinde bulunduðunu bu ise Divriði ile Darende'nin bir bütünlük arzettiðini ispatlar. Bu açýdan da Darende ile Divriði siyasi, sosyal, stratejik, jeopolitik, coðrafi açýdan da tarihden günümüze kader birliði yapmýþ iki ilimizdir. Nasýl ki Darende'nin iskanýnda, Ýslamlaþmasýnda ve Türkleþmesinde kolanizatör Türk Derviþleri ve mürþidlleri görev, rol almýþlarsa ayný ve özellik ve yapý Divriði içinde geçerlidir. Yani bu iki þehir maddi ve manevi açýdan ayný deðerleri paylaþmýþlar ayný özelliðe sahip olmuþlardýr.

D E V A M DÝPNOTLAR

E D E C E K

(1) Osman Turan Türkler Anadoluda, Ýstanbul 1973. Sayfa:50 51 (2) Doðan Kuban "Anadolu-Türk Þehri Tarihi Geliþmesi, Sosyal ve Fiziki özellikleri üzerine bazý geliþmeler, VD, C.7 ( Ankara 1968) Sayfa: 53-73 (3) Ö. Lütfi Barkan, "Osmanlý Ýmparatorluðunda Bir Ýskan ve Kolanizasyon Metodu olarak Vakýflar ve Temlikler I- Ýstila Devirlerinin Kolan,izatör Türk Derviþleri ve Zaviyeler."VD, C. II, (ANKARA1942) SAYFA: 279-365. (4) Barkan, a.g.e SAYFA 290 (5) H. Basri Karadeniz. "Seydiþehirin Kurucusu Seyyid Harunun Evlatlarý" BELLETEN, C.L 8, SAYFA: 23 (ANKARA 1998) SAYFA. 31-39 (6) Resul Kesenceli, "Darendede Medfun Büyük Zatlar, Þeyh Ýbrahim Taceddin-i Veli Hazretleri", Somuncu Baba, sayfa:12, (Ýstanbul 1997) sayfa: 30-32. (7) Ö. Lütfi Barkan, "Osmanlý Ýmparatorluðunda Bir Ýskan ve Kolanizasyon Metodu olarak Vakýflar ve Temlikler II-Vakýflarýn Bir Ýska ve Kolanizasyon Metodu olarak kullanýlmasýnda Diðer Þekiller."VD, C.II, (ANKARA 1942) SAYFA: 345-365 (8) Kuban, a.s.e., sayfa:71 (9) Osman Turan, Doðu Anadolu Türk Devletleri Tarihi.(ÝSTANBUL 1980) SAYFA:68 (10) Barkan, "Ýstila Devirlerinde Kolanizatör Türk Derviþleri ve Zaviyeler" (11) Kuban a.s.m. sayfa: 61. (12) Barkan "Ýstila Devirlerinde Kolanizatör Türk Derviþleri ve Zaviyeler"s:301-302 (13) Þemseddin Sami, Kamusul-Alam, C.3 ANKARA 1996,(Týpký Basým) s:2087 (14) E. Haningman, "MALATYA"Ý.A, C7, S:233 (15) Osman Turan, Selçuklular Zamanýnda Türkiye , Ýstanbul 1974,s:141-142 (16) Osman Turan, Selçuklular Zamanýnda Türkiye s:203 (17) Ersin Gülsoy, "16. Asýrda Darende Þehri" Somuncu Baba, s:22, Ýstanbul 1999 s:32 (18) Anna Britannica, c. 6, s:610 (19) Bkz geniþ bilgi için; "Darende'de medfun büyük zatlar þeyh Ýbrahim Taceddin-i veli hazretleri" Somuncu Baba , s: 12 (20) Ahmet Akgündüz arþiv belgeleri ýþýðýnda Somuncu Baba ve nesebi alisi Ýstanbul 1995 s: 87-88 (21) Yaþar Baþ "915/1549 tarihli evkaf tahrir defterine göre Darende'de bulunan resmi görevliler " Somuncu Baba, s: 10 Ýstanbul 1996, s: 33-34 (22) Þemseddin Sami, a.g.e. s. 2220 (23) Türkiye Diyanet Vakfý Ýslam Ansiklopedisi, c.9, s: 452 (24) Osman Turan, Doðu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, Ýstanbul 1980, s. 55 (25) Turan, Doðu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 66 (26) Þemseddin Sami, a.g.e, s. 2220 (27) Turan, Doðu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 68; Türk Diyanet Vakfý Ýslâm Ansiklopedisi, s. 452, 453 (28) Turan, Doðu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 69 (29) Ýslâm Ansiklopedisi (MEB), C. 3, s. 598, 599.; Turan, Doðu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 69. (30) Ýslâm Ansiklopedisi, s. 599. (31) Ana Britannica, s. 327, 328.; Ýslam Ansiklopedisi (MEB), s. 599. (32) Turan, Doðu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, s. 70, 71. (33) Türk Diyanet Vakfý Ýslam Ansiklopedisi, s. 452 (34) Ersin Gülsoy, a.g.m, s. 32. (35) Türk Diyanet Vakfý Ýslam Ansiklopedisi, s. 453 (36) Türk Diyanet Vakfý Ýslam Ansiklopedisi, s. 454 (37) Akgündüz, a.g.e., s. 30. (38) Akgündüz, a.g.e., s. 33. (Geniþ bilgi için bkz. Arþiv Belgeleri Iþýðýnda Somuncu Baba ve Neseb-i Âlisi adlý eser.)

Mart - Nisan 2000

11

Edebiyat

Somuncu Baba

Fürkat-n âme n
Yrd. Doç. Dr. Cemil GÜLSEREN*

15.YÜZYIL ÞAÝRÝ HALÝLÎ VE ORÝJÝNAL BÝR MESNEVÝ:

Aslen Diyarbakýrlý olan Halilî, Fatih Sultan Mehmet devri þairlerindendir. 1407-1485 yýllarýnda yaþadýðý tahmin edilmektedir.1 Ünlü mesnevisi Fürkatnâme'de de açýkça belirttiði gibi tahsilini Acem diyarýnda tamamladýktan sonra tasavvuf yolunu seçerek bilgisini artýrmak için arkadaþýnýn ýsrarý üzerine Anadolu'ya geldiðini görürüz. Mesnevisinde Acem mülkünden Ýznik'e ve oradan da Ýstanbul'a gittiðini söylemekle yetinmiþtir.2 'acem mülkinde idüm 'ilme meþgûl okurdum gâh fýkh ü gâh ma'kûl yirüm gâh medrese gâh cami' idi dilümde nûr-ý kudret lami' idi dün ü gün 'ilm okumak piþem idi 'amel kýlmak müdâm endîþem idi (3.a / 53-57) Ýran'dan devrin önemli bir ilim merkezi olan Ýznik'e geliþini de Halilî þöyle ifade ediyor; Der sefer kerden u residen be Ýznik benüm varýdý bir yar-ý enîsüm ol idi künc-i halvetde celîsüm anu?la bile okurdum 'ulûmý ki gâh ma'kul gâh 'ilm-i nücûmý gelüp vakt-i seherde ol vefâdâr didi tahsil olunmaz bunda iy yâr tur imdi ta sefer azmin kýlalum varalum rûma ve meþgûl olalum eger kim þehrümüzde kalavuz biz 'acep ger 'ilm zevkýn alavuz biz

bize gitmekdürür gâyet münâsib husûsa olavuz yâr-ý musâhib (3.a / 64-4.a / 69) Ýznik de Bursa gibi o devrin ilmi ve edebi merkezlerinden sayýlmaktadýr. Hayatýnýn geri kalan kýsmýný, Ýstanbul'da bulunduðu bir yýl hariç, Ýznik'te kurduðu tekkenin þeyhi olarak geçirmiþ ve (890) 1485'de burada vefat etmiþtir. Devrinin Ahmed Paþa, Þeyhi, Necati gibi önde gelen bir þairi olmamakla beraber, çaðdaþlarý arasýnda þöhreti yayýlmýþ þairlerindendir. Latifi, Halili'nin sanatlý kafiye kullanmakta yetenekli bir þair olduðunu söyler. (Tezkire s.147) Ölümünden sonra tertib olunan þiir mecmualarýnda bir çok þiirine yer verilmesi þöhretinin ne kadar yaygýn olduðunu gösterir.3 Her þair için kaçýnýlmaz olan, kendisinden öncekilerin az çok tesiri Halilî'de de görülebilmektedir. Yetiþtiði çevre bakýmýndan eserlerinde Azerî Türkçesi'nin dil özelliklerine de Özellikle Seyyîd rastlamaktayýz.4 Nesîmî'nin tesirinde kalmýþ olduðu görülür. Buna karþýlýk o da bazý þairler üzerinde etkili olmuþtur. Azerî þairi Habibî buna örnek gösterilebilir. Belki bir tesadüf, belki de bir tesir sonucu Halilî ve Fuzûlî'de bazý ortak mýsralara rastlanmaktadýr.5 F ÜRK Â T - N Â M E ' N Ý N ÖZ E L L Ý K L E R Ý Kýnalý-zâde Hasan Çelebi'den baþka, bütün tezkireciler bu mesnevinin adýný "Firak-nâme" diye kaydetmiþlerdir.6 Ancak bu tamamen bir yanýlmadýr. (46.b-1221); (46.b-1223)'de; tamam it nazm-ý Fürkat-nâmeyi sen çü bî-harf eyleye ehl-i tevârih kitab ismin bulur gendüye târih mýsra ve beyitlerine dayanarak eser

adýnýn "Fürkat-nâme" þeklinde zikri, bu kelimenin, ebced hesabý ile, eserin tamamlandýðý 876 (1471-2) yýlýný karþýladýðýný görmekteyiz. Konu, Þekil ve Vezin Özellikleri Halilî'nin hayatýnýn Ýznik devresini anlatan eser, yarý mistik, yarý romantik bir üsluba sahiptir. Eserin tasavvufî veya dünyevî aþkýn ifade ettiði konusunda görüþler vardýr. Ancak hikâyenin bitiþ þekli mesnevide anlatýlmak istenen aþkýn, tasavvufi bir aþk olduðunu düþündürmektedir7 yani "mahbubçuluk"tan farklý bir aþk. Eseri görmeden hüküm verenlerin sadece bir aþk mesnevisi sanmasý hem haksýzlýk hem de yanlýþlýk olur. Görünüþte "mecazî" olan bu aþk gerçekte "vahdet-i vücûd" felsefesine dayanan ilahî bir aþktýr. Yanlýþ zan, biraz da XVI. Yüzyýl þairlerinden olup, gönül maceralarý ile tanýnmýþ olan ve sonunda bu yüz kýzartýcý hareketleri sebebiyle memleketini terke mecbur kalan Halilî-i Zer (Sarý Halilî) ile karýþtýrýlmaktan kaynaklanýyor diyebiliriz. Þeklin ve veznin verdiði monotonluðu önlemek için araya yeri geldikçe çeþitli vezinlerde 18 gazel, 10 þiir ve 3 münacaat da ilave edilen hikâye, mesnevi nazým biçimiyle ve aruzun; (mefâîlün / mefâîlün / fa'ûlün) vezniyle yazýlmýþtýr. XV. Yüzyýlýn son çeyreðine ait bu eserin Eski Anadolu Türkçesi ile Klasik Osmanlý Türkçesi'ne geçiþ devresi arasýnda bir köprü eser durumunda olacaðýný düþünebiliriz. Orijinal bir mesnevi olmasý yanýsýra eserin bir önemli özelliði de þairin baþýndan geçenleri kendi aðzýndan anlatmasý ve hikâyede baþtan aþaðý birinci þahýs kullanmasýdýr. Bu þekil divan þiirinde ilk örneklerdendir. Herþeyden önemlisi de ifadenin canlý, sade ve tabii oluþu,

* Afyon Kocatepe Üniversitesi, Uþak Eðitim Fakültesi.

12

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Edebiyat

süslemeden uzak, mýsralar samimi, içten duygularla yüklü olmasýdýr. Derinlik bakýmýndan üstün bir þiir deðeri görülmemekle beraber devrin klasikliðinden sýyrýlýp "özel buluþ"a yöneliþin bir iþareti kabul edilebilir. FÜRKATNAME'NÝN NÜSHALARI 1- Ýstanbul Millet Ktp., Ali Emirî Efendi, Manzum Eserler Bölümü, nr.10638 : 912/1506-7 zilkâde'de istinsah edilen bu nüsha talikle yazýlmýþtýr. Her yapraðýn bir yüzünde 15 beyt vardýr. 46 yapraktan ibaret olan mesnevinin baþtan iki, yapraðý eksiktir. Toplam 43 beyit olan eksiklerin biri kaside, diðeri mesnevi þeklinde iki tevhidden ibaret olduðunu Günay Kut tesbit etmiþtir.9 Baþlýklar kýrmýzý mürekkeple yazýlmýþ olup Farsça'dýr. Bu nüsha yine aradan iki sayfa kadar eksiktir, fakat sonradan bu kýsýmlar yazýlarak eklenmiþtir.(4.a-5.b) Bu eksikliklerin muhtemelen Ali Emirî Efendi tarafýndan tamamlandýðýný zannediyoruz. Kitap ufak boylu, meþin kaplý ve kenarlarýnda kýrmýzý çizgiler vardýr. Kapakta; (Gurbetnâme-yi Halilî Diyarbekri) (Fürkatnâme-yi Halilî Amidî) yazýlýdýr. 2- Ýst. Ünv. Ktp., T.Y, nr.3770 : Yazarýn adý yanlýþlýkla Celilî olarak yazýlmýþ. Bir manzume mecmuasý içinde, 15.-28. varaklar arasýnda 19x12 cm. ebadýnda, her sahifede 19 beyit var. Harekesiz, divanî hatla yazýlmýþ. Tamamý yok. Seçme yapýlmýþ. 3-Ank. Milli Ktp. Nüshasý (Yz.F.B.334) : 10 Eylül 1976'da Fahri Bilge varislerinden intikal. "Divan-ý Halilî" baþlýklý, 32 yaprak, 176x105130x88 mm. ebadýnda, 17 satýr (beyit), talik, harekesiz. Cetveller kýrmýzý, kýrmýzý pandizot cilt. Ali Emirî Nüshasý, bu nüshanýn 33. satýrýndan baþlar. Ancak bu nüsha da Ali Emirî Nüshasý'na göre hayli eksik. Nedense bu nüshadan söz eden bir kaynaða rastlayamadýk. 4- Günay Kut (Alpay)'ýn Özel Nüshasý : Bu nüsha ile ilgili bilgileri kendi makalesinden öðreniyoruz. Yýpranmýþ, ciltsiz, 20x140 mm. boyutunda 45 yapraklýk bu yazma, divanî kýrmasý ile yazýlmýþtýr. Her yaprakta 14 beyit vardýr. Eser sondan 106 beyit kadar eksiktir. Okunaklý olmadýðý da belirtilmiþ.

Fürkat-nâme’nin el yazmasý nüshasýndan bir sayfa

5- Ank. TDK Yazmalarý, nr.263 : Kapakta "Fürkat-nâme-Diyarbekirli Halilî" yazýlý. Tek sýra 16 satýr, 76 sahife. Ancak bu bir yazma deðil. 9 Eylül 1947Dehri Dilçin el yazýsýyla ve imzasýyla. Muhtemelen Dehri Dilçin'in özel kitaplýðýndan veya Anadolu kitaplýklarýnda bulunan bir yazmanýn yakýn zamanda kopya edilmiþ hali. 6- Paris, Bibliotheque Nationale Nüshasý : A.F. 286 : Bu nüshanýn da baþýndan dört yaprak eksik olduðunu Günay Kut makalesinde belirtiyor. Yazý Ýran Nestaliði olup 64 yapraktýr. 7- Berlin Umumi Ktp. Nüshasý : W.Pertsch, Handschriften, Verzeichnisse der Türkischen, Königlichen Bibliothek zu Berlin, VI, s.370, nr.377 : Eserin tamamý 197 yaprak. Boyutlarý; 17x9,5 cm. Çok güzel harekeli nesih ile yazýlmýþ, her sahifede 9 satýr bulunuyor. Müstensihi Derviþ Hamza Ýbn Hakký Murat'týr. Eser Þaban ayýnda 890(1485)'de tamamlanmýþ. Bu tarih Halilî'nin de vefat ettiði tarihdir. 8-Manisa-Muradiye Ktp. nr.3201/2, 9-Ankara-DTCF Ktp.,nr.18464 FÜRKAT-NÂME'DE TASVÎR Halilî ve mesnevisi Fürkat-nâme'yi tanýtan yazýmýzýn son bölümünde þairin

üslubunu, içtenliðini ve gözlemlerini yansýtmak amacýyla "Fürkat-nâme'de Tasvir" konusunu ele almayý uygun gördük. Çünkü 15. Yüzyýldaki Ýznik ve Ýstanbul þehirlerini dile getiren beyitler, oldukça ilginç. Üstelik Fürkat-nâme, tek baþýna bir "þehrengiz" deðilse de, birçok Türk þairinin yaptýðý gibi bu tanýnmýþ mesnevide de Halilî, "þehrengiz" türüne yakýn þiirlere yer vermiþtir. 15. Yüzyýlýn son çeyreðinde yazýlmýþ Fürkat-nâme'den sýralayacaðýmýz kýsýmlar, genellikle edebiyatýmýzda XVI. Yüzyýldan itibaren görülmeye baþlanan müstakil þehrengiz türüne geçiþin daha da önceden baþladýðýnýn iþareti kabul edilebilir. 15.Yüzyýlda Ýznik ve Ýstanbul (Memleketinden ilim için ayrýlýp Ýznik'e gidiþi) Der sefer kerden u residen be Ýznik
- - +/-+-+/ +- -+/ - +Mef 'û lü / fâ 'i lâ tü / me fâ 'î lü / fâ 'i lün

nice þehr ol ki râhat-gâh-i cândur kenârý sebze-zâr ü bustândur nola medh itsem ol þîrin makâmý a dâr'üs-selam ider selâmý müzeyyen her tarafta merg-zârý kýlur her merg-zârý merg-zârý
Mart - Nisan 2000

13

Edebiyat

Somuncu Baba

husûsa ol leb-i deryâsý ânu? ferah-bahþidürür rûh-ý revânu? içi toptoludur mahbûblardan melek-sîmâ peri-veþ hûblardan velîkin her birisidür cefâkâr kýlurlar yârý düþmen düþmeni yâr gönül çok sevdi ol nazik diyârý eline virdi anu? ihtiyârý adýn iznik dirler ol makâmu? sanasýn 'aynýdur dâr'üs-selâmu? dutunduk ol diyâr-ý hoþda mesken kim olur 'andelîbü? yiri gülþen hemân-dem baþladum tahsile eyyâm ne bilürdüm nolur âhir serencâm velîkin ben garib-i zâr ü giryân cefâ odýna yanmýþ sîne büryân gurûr itdikçe gurbet odý cânda bulýnurdum kenâr-ý bûsitânda gehi deryâ kenârýn seyr iderdüm ten-i tenhâ olup bî-gayr iderdüm gönül deryâsý itdikçe temevvüc varup bâzâra iderdüm teferrüc (4.a /74 -5.a /87) Ýznik'te gezerken bedestende gördüðü bir güzele aþýk olmasý üzerine sýkýntýlý bir duruma düþtüðünü anlatan þair, bundan kurtulmak için Ýstanbul'a gider; Sýfat-ý râh ve residen be Ýstanbul + - - - / + - - - /+ - Me fâ 'î lün / Me fâ 'î lün / fa 'û lün Giderdüm yola düþüp yane yane Gözümden yaþlar akup dâne dâne ........... eyledüm 'azm-i sefer ey þâhhûbân elvedâ uþ beni ayýrdý senden çarh-ý devrân .......... gitdi þehrümden Halîlî haste iy nâmihrüban

dil pür-ez hun dîde pür-hem zâr-ý giryan elveda bir iki gün ki çekdüm mihnet-i râh 'inâyet irdi çün râh old(ý) kütâh leb-i deryâya irdüm ben kemîne irüp bâd-ý sabâ-veþ bir sefîne kazâya çünki vermiþdüm rýzâyý görüp deryâya yâd itdüm hüdâyý çü keþti-bân gözetdi bâd-bâný revâne oldý bu keþti revânî iki gün dahi deryâ seyrin itdüm üçünci günde Ýstanbul'a yitdüm temâþâ eyledüm ol þehr içini didüm kim rûma gelmiþ þehr-i çînî içi toptoludur bâg u gülistân leb-i deryâsý râhat-bahþ-ý cânân husûsâ ol binâ(lar) kim yapýlmýþ anu? lutfýna cân u dil kapýlmýþ kamu sokagý divârý müzehheb dükeli þehri mermerden müretteb neye baksan görürsün nakþ-ý çînî ki her fen yazmaz nakkâþ-i çînî egerçi cümle bâg u gülþen idi çü yâr anda degüldi külhan idi be-nâ-çâr anda idündüm makâmý kakýldum hecrle bir yýl temâmý dil-i miskîne gerçi cebr iderdüm yanup hicrân odýna sabr iderdüm (18.a /443-18.b / 464)

DÝPNOTLAR 1-Günay KUT (ALPAY), "Fürkat-name", Türk Dili Araþtýrmalarý Yýllýðý (Belleten 1977), Ank., 1978, s. 334. 2-Þevket BEYSANOÐLU, Diyarbakýrlý Fikir ve Sanat Adamlarý, C.II, Diyarbakýr'ý Tanýtma Derneði Neþriyatý No:6/2, Ýst., 1959, s.33'de; "Halil, 870 (M.1465)de Ýstanbul'a geçmiþ ve bir yýl kaldýktan sonra tekrar Ýstanbul'a dönmüþ. be nâçar anda idündüm makamý / kakýldum hecrle bir yýl temamý (18.b-463). 3-BEYSANOÐLU, a.g.e., s.34'de bu mecmualarý dipnotta göstermiþ; "Cam'ül-Meani (Nuruosmaniye Ktp., nr. 4904, yazma) Hacý Kemal, Câmi-ün-Nezâir (yegane yazma Bayezid Umumi Ktp., nr. 5782); Edirneli Nazmi, Macma'ün-Nezâir (yegane yazma Topkapý Sarayý, Baðdat Köþkü Ktp., nr.406); Peþteli Hisâli, Metâliü'n-Nezâir (yegane yazma, Nuruosmaniye Ktp., 4252/4253); Câmiü"n-Nezâir (Ünv. Ktp., Rýza Paþa Yazmalarý, nr. 1547). 4-Fikir vermesi bakýmýndan birkaç örnek; meni, ýrag, ýssý, assý, komazam, gözetmezsen, bilürem, bilürsen, -(y)Up gerundium ekinin öðrenilen geçmiþ zaman fonksiyonunda kullanýlmasý: alupdur 'aklumý mecnun idüpdür, turupdur 'ýþkuñuñ yolýnda kaim; -dUKdA gerundiumu: kiþi buldukda..., velikin ellerin öpdükde yaruñ; Azeri Türkçesi'nde daha sýk rastlanan bazý kelimeler: bigi, toy, yaþýl, özümi, özüñi vb. 5-BEYSANOÐLU, a.g.e., s.34'de dipnot olarak; Halili; ol benem kim kalmazam canan yolýnda câna ben can nedür kim aný kurban kýlmayam cânâna ben Fuzuli; cânýmý cânân eger isterse minnet cânýma can nedür kim aný kurban itmeyem cânânuma 6-Kýnalý-Zâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'þ-Þu'arâ, C.I, TTK Yay., Ank., 1978, s.345. 7-Agah Sýrrý LEVEND, Türk Edebiyatý Tarihi, C.I., 3.B., TTK Yay., Ank., 1968, s.142. 8-Bu nüsha üzerinde tarafýmýzdan, 1990 yýlýnda Yüksek Lisans çalýþmasý yapýlmýþtýr; Cemil GÜLSEREN, HalilîFürkat-Nâme, XV. Yüzyýl, Dil Özellikleri-Transkripsiyonlu Metin-Seçmeli Sözlük, Basýlmamýþ Yüksek Lisans Tezi, Ýnönü Ünv. Sos. Bil. Enst. Malatya, 1990. 9-KUT, a.g.e., s.336. 10-"lar",Günay KUT nüshasý 21.a'dan tamamlanmýþtýr. KAYNAKÇA 1-Ali Emiri, Tezkire-i Þuarâ-yý Amid, Ýst., 1328, 1, 277-29. 2-Banarlý, N.Sami, Resimli Türk Edebiyatý Tarihi, M.E.B., Ýst., 1971. 3-Beysanoðlu, Þevket, Diyarbakýrlý Fikir ve San'at Adamlarý, C.II, Diyarbakýrý Tanýtma Derneði Neþriyatý, No. 6/2, Ýst., 1959, s.33-50. 4-Bursalý Mehmed Tahir, Osmanlý Müellifleri, C.II, Meral Yay., Ýst., 1972, s.159-160. 5-Dilçin, Cem, Türk Þiir Bilgisi, TDK Yay., Ank., 1983. 6-Ergin, Muharrem, Azeri Türkçesi, Ýst. Ünv. Edb. Fak. Yay., No. 1633, Ýst., 1972. 7-Ergin, Muharrem, Camiü'l-meâni'deki Türkçe Þiirler, TDED, III / 3-4, 1949. 8-Gülseren, Cemil, Halilî, Fürkat-Nâme (Dil ÖzellikleriTranskripsiyonlu Metin-Seçmeli Sözlük), Basýlmamýþ Yüksek Lisans Tezi, Ýnönü Üniv. Sos. Bil. Enst., Malatya, 1990. 9-Kýnalýzâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'þ-Þuarâ, C.I, TTK Yay., Ank., 1978, s.345. 10-Kocatürk, Vasfi Mahir, Türk Edebiyatý Tarihi, Edebiyat Yay., Ank., 1964, s.229-232. 11-Köprülü, M.Fuad, Türk Edebiyatý Tarihi, 2. B., Ötüken Neþriyat, Ýst., 1980, s.369. 12-Kut (Alpay), Günay, "Fürkat-nâme", TDAY-Belleten1977, Ank., 1978, s. 333-349. 13-Levend, Agah Sýrrý, Türk Edebiyatý Tarihi, C.I, 3.B., TTK Yay., Ank., 1968, s.141. 14-Levend, Agah Sýrrý, Divan Edebiyatý, Enderun Kitabevi, 4.B., Ýst., 1984. 15-Özkan, Mustafa-Ýsen, Mustafa, "Halilî", TDV ÝA, C.XV, Ýst., 1997, s. 329-330. 16-Tansel, Fevziye Abdullah, "Halîlî", ÝA, C.V, MEB., Ýst., 1977, s.162-164. 17-Türk Dili ve Edebiyatý Ansiklopedisi, "Fürkat-nâme", C.III, Dergâh Yay., Ýst., 1979, s.240-241. 18-Türk Dili ve Edebiyatý Ansiklopedisi, "Halîlî",C.IV, Dergâh Yay., Ýst., 1981, s.48.

14

Ocak - Þubat 2000

Somuncu Baba

Altun Silsile

Hâce Ali Râmîtenî
(Hâce Âzizan K.S.)

B B

Mevlüt SARIOÐLU Necmettin SARIOÐLU
sonra gelen batýn erlerinin tamamý tarafýndan tasdik edilmiþtir. Culhacýlýkla (dokumacýlýk) meþgûl olmuþ; Þeyh Rükneddin-i Sananî, Bedreddin-i Hemedanî gibi ulularla çaðdaþ olup, sayýsýz manzum eserleri de Ýslam alemine kazandýrmýþtýr. Tarikat sahasýnda vermiþ olduðu hizmetler dille tarif edilemez. Bu hususa en büyük örnek; Harzem þehrine hicretlerinde; amale pazarýndan ýrgatlar kýralayarak onlarý sohbetleriyle yoðurmuþ, birer kemâl ehli olarak yetiþtirmiþtir. Giderek o cemaat, Harzem þehrinin yüzde seksenini istila etmiþtir. Hatta bu husustan korkan bazý þahýslar Harzem þahýna giderek, Azizani hz.lerinin nûfuzunun Þahýn nûfuzu üzerine çýkacaðýný söylemiþler ve bu duruMart - Nisan 2000

ütün azalarý birbirine uygun, eþsiz bir güzelliðe sahip, hacegan silsilesinin ulu çýnarlarýndan olan bu zat; 591 senesinde Buhara'ya on kilometre mesafedeki Ramitan kasabasýnda doðmuþtur. "Azizan" veya "Havace Nesâc" diyede anýlan bu merd-ü meydan; Havace Mahmud Encir Fagnevi hz.lerinin yetiþtirdiði bulunmaz bir batýn eridir. Ýlerde bütün tarikatlara irþad ve tasarrufta bulunacak meþayýh zümresinin yetiþmesine vesile olacak dört Muhammed'i yetiþtirmiþ, yüksek maneviyatý ve ûlvi þahsiyetiyle, batýn alemine damgasýný vurmuþtur. Ömürleri boyunca helal kazancý ihtiyar etmiþ olup ve maiþetin temininde de elden gelecek hiç bir þeyden çekinmemiþtir. Kutupluðu; kendinden

15

Altun Silsile

Somuncu Baba

mun tehlikeli olacaðýný izah etmiþlerdir. Buna raðmen ezelden nasibi olan o þah: Ali Ramitani hz.lerine intisab ederek, onun müridi olmuþlardýr. Yine Bedreddin-i Hemedani hz.lerinin : - "Vezkurullahe zikran kesira" (Allah'ý çok çok zikredin) ayetinin açýk zikir mi veya gizli zikir mi olduðunu sormasý üzerine; - Müptediler için açýk, müntehiler için gizlidir. Cevabýný vermiþtir. Kerametleri saymakla bitmeyecek kadar çok olan bu zatýn bir kaç olaðanüstü halini bahsetmeden geçemeyeceðiz. Çaðdaþlarýndan Seyyid Ata samimiyet sýnýrýný aþmýþ, ulu þeyhe edep dýþý bir harekette bulunmuþtu. Çok kýsa bir zaman sonra asyadan gelen bir takým çapulcular Seyyid Ata'nýn oðlunu kaçýrmýþlar, Seyyid Ata ise bu olayýn sebebini Azizan hz.lerine yapmýþ olduðu hataya baðlamýþtýr. Hatta büyük bir ziyafet esnasýnda Azizan hz.lerinden özür dilemiþ, oðlunun esir olduðunu beyanla himmetlerini tabep etmiþtir. O anda murakabenin ve münacaatýn derin deryasýna dalan Azizan hz.leri, elini sofraya uzatarak: - Seyyid Ata'nýn oðlu gelmedikçe bu yemek bize haramdýr, buyurmuþ ve istiðrak haline geçmiþtir. Çok kýsa bir zaman sonra kapý açýlmýþ, bahsedilen esir can hýraþane bir sayhayla içeri girmiþtir. Meseleyi anlatmýþ ve bütün davetliler Hz.Þeyhin ayaklarýna kapanmýþlardýr. Baþka bir gün ise, hanelerine gelen iki aziz misafire ikram edecek bir þey bulamamýþ, bundan dolayý üzülmüþtür. Kendilerine aþýk olan bir genç ise, piþirmiþ olduðu paça yemeðini bir toprak kaba koyarak Azizan hz.lerine misafirlerine ikram etmek üzere takdim etmiþlerdir. Daha sonra kabýný almaya gelmesini gence tenbih etmiþ ve misafirleri gittikten sonra kendisine o hizmeti yapan civanmerdi beklemeye koyulmuþtur. Çok geçmeden o hizmet eri kapýyý çalmýþ ve Hz.Þeyhin huzuruna çýkmýþtýr. Yapýlan hiz metten memnuniyetini izhar ederek, o gence himmetini hangi biçimde edeceðini sormuþ, o bahtlý genç ise sizin gibi olmakisterim diyerek ilticada bulunmuþtur. Azizan hz.leri bunun çok zor bir mesele ve taþýnmasý zor bir yük olduðunu izah ettiyse de genç talebinde ýsrar etmiþ ve Hz.Þeyh onu bir nazarla maneviyetýn doruðuna çýkarmýþ, ulvi

hasletlerle ve eriþilmez hal ve kemâlatla tamam noktasýna getirmiþtir. Ne gariptir ki; kendinden geçen ve bir anda maneviyatýn sekrine uðrayan o yiðit, kýrk gün sonra taþýdýðý yüke dayanamayarak vefat etmiþtir. Kendileri tövbe hakkýnda; sure-i Tahrim'in 8. ayetini þöyle açýkladýlar : "Ey iman edenler! Yüce Allah'a nasuh tövbesi ile tövbe ediniz." "Bu ayet-i kerimede hem iþaret, hem de müjde vardýr. "Tövbeden dönsenizde, tövbe ediniz" demesi iþarettir. Müjde ise, "tövbenin kabulü"dür. Zira Cenab-ý Hakk kabul etmeyeceði tövbeyi emretmez. Hüccet sayýlabilecek þu nasihatlarýndan bahsetmeden geçemeyeceðiz. Buyurdular ki : "Allah-ü Teala katýnda sevgili bir kul olmanýn on þartý vardýr : 1. Temizlik : Bu husus zahiri temizlik ve batýný temizlik olmak üzere, iki þýkta incelenir. Zahiri temizlik; dýþ görünüþle alakalý yiyecek, giyecek ve kullanýlan bütün eþyalarýn temizliði hakkýndadýr. Batýni temizliði ise; kalbin hassetten, su-i zandan ve masivadan temizlenmesidir. Haram lokma yiyenin duasý nasýl kabul olmazsa, kalbini ve gönlünü sayýlan olumsuzluktan temizlemeyenlerin de ibadetleri tatsýz ve feyizsiz olur. Onlar marifetullah'a eremezler. 2. Dilin Temizliði : Bu husus, dilin münasebetsiz ve uygunsuz sözlerden temizlenmesidir. Kur'an-ý Kerim, emr-i bil maruf ve nehyi anil münker ile meþgul edilmesi halidir. 3. Mümkün olduðu kadar insanlardan uzak durmak; Bu sebeple göz, haram þeylere bakmamýþ olur. Zira kalp göze tabidir. Her harama bakýþta kalp aynasý kararýr. Nitekim hadis-i þerifte : "Yabancý kadýnlarýn yüzlerine þehvet ile bakanlarýn, gözlerine kýyamet günü erimiþ kýzgýn kurþun dökülecektir." 4. Oruç tutmak : Ýnsan oruç tutmakla nefsini kahreder ve meleklere benzer. Zira Cenab-ý Hakk : "Oruç bana aittir. Ecrini ben veririm" buyurmuþtur. Hadis-i þerifte ise:

Hace Azizan Hz’nin Kabir Kitabesinin Manzum Türkçesidir Bismillahirrahmanirrahim Bakilik yalnýzca Allah’a mahsustur Allah’ýn veli kullarýna korku ve hüzün yoktur Bu mukaddes kabir dolu nur Eþþeyh Havace Âli Ramiteni El-maðfur Kaddesallah’u Meþayýh-ý Tarikat-ý Hacegândan Hazreti Þeyh Mahmud Encir Fagnevi’den Ýrþadý Havace Ali Kuddise sýrrahu aldý Yediyüzyirmibir sene-i Hicri’de Vefaat etti vuslatý buldu Ve iki aziz evladý ile Burada medfundur Allah ruhlarýný mukaddes kýlsýn Mekanlarý cennet olsun Amin 1999

16

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Altun Silsile

Alel ulâ makam buldu anýn sohbeti yümnünde Çû nân-ý himmetle ki oldu Havace Ali Râmiteni
"Oruç cehennemin kalkanýdýr" buyurulmuþtur. 5. Allah-ü Teala'yý çok hatýrlamak ve anmak : En faziletli zikir tevhiddir. Ýhlaslý kimseler; "Ýlahi benim maksudum sensin" demelidir. Zira sure-i Azhab'ýn 41.ayet-i kerimesinde : "Ey iman edenler, Allah'ý çok zikrediniz" buyurulmuþtur. 6. Havatýr; yani kalbe gelen düþünceler : Ýnsanýn kalbine dört yerden düþünce gelmektedir. Bunlar rahmâni, melekâni, þeytâni, nefsânidir. Rahmâni; gafletten uyandýrýp, doðru istikamete çýkarandýr. Melekâni; ibadete, taata raðbet ettirendir. Þeytânî ise, günahý süsleyendir. Nefsânî de; dünyayý talep ettirendir. 7. Allah'ýn hükmüne rýza gösterip, ümitle korku arasýnda yaþamaktýr. 8. Salihlerle sohbeti seçmek : Çünkü salihlerin sohbeti günahlara perde çeker. 9. Allah-ü Teala'nýn ahlâkýyla ahlâklanmaktýr. 10. Helal ve temiz lokma yemektir. Ey talib! Bilmelisin ki; yarasa özrü kendi gözünde deðil, güneþte arar. Recm edilmiþ þeytan ise birinci merhalede Allah (c.c)'a yaklaþan velayet sahiplerinin peþine düþer. Ve onlara inananlarý, kurmuþ olduðu desiselerle imandan çýkarmaya gayret eder. O þeytani desiselerin baþýnda ise, müridin mürþide olan imanýný yýkmak için kurulmuþ tuzaklar gelir. Her türlü dalalete ve sapýklýða doymayan nefis ise; habis ve çirkin emellerine ulaþmak için en evvel Allah (c.c)'a giden yolu, mürþidin tasarrufunda arayan derviþler taifesini istila eder. Bilmelisin ki; Ýsa (a.s)'nýn diriltici nefesi, Musa (a.s)'nýn arzý nura boðan beyaz eli, O ulu Enbiya (s.a.v)'da mucize olarak nasýl teceli ettirdiyse; bizim gibi "esfel-i safilin"e düþmüþ, hatta günahýn Gayya çukurunda gýdasýný pisliklerden alan sefilleri, bulunduðu çukurdan "ekmel" diyarýna çýkaracak nazarý da : O Allah-ü Azimüþþan (c.c) veli kullarýnda tecelli ettirmiþtir. Mertler defterine girmek istersen, mürþidine; kendini kulaðý küpeli köleler gibi, hiç bir þeye malik olmaksýzýn teslim etmelisin. Bu yolda muînin Cenab-ý Hakk'týr. Þimdi bile, havatýr def'ine çare olarak asýrlar evvel yaþamýþ bu mübarek zatýn sohbeti gösterilmektedir. O Azizan ki; bir Muhammed'e olan imanýndan ve muhabbetinden dört Muhammed'i tevellüd ettirmiþtir. Bunlardan Hace Muhammed Külahruz'u Harzem'e, Hace Muhammed Salah'ý Belh'e ve yine Hace Muhammed Barudi'yi Harzem'e ve Hace Muhammed Baba Semmasi'yi erler diyarý Buhara'ya ikram ederek 721 senesinde mâbuduna kavuþmuþtur. Ihvan-ý kiramýn birbirine olan temiz aðýzla duasýný, o telkin etmiþtir. Hizmetin cana minnet olduðunu o söylemiþtir. Allah-ü Azimüþþan (c.c); O ve onlara hizmetten bizi alýkoymasýn. Amin 1

KAYNAKLAR:
1- Ýslam Alimleri Ansiklopedisi C: 10, S7-12

Mart - Nisan 2000

17

Basýndan

Somuncu Baba

18

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Basýndan

Mart - Nisan 2000

19

Kültür
Kültürümüzde

Somuncu Baba

Bayrak ve Tuð
Ýsmail PALAKOÐLU Ýlahiyatçý-Araþtýrmacý

B

veya bez, bazen de at perçemi asmýþlardý. ayrak ve tuð bir ruhtur. Binlerce yýldan beri elde Bayrak: Divaný Lûgati't Türk'te, batrak þeklinde yazýlan taþýnmýþ, eve asýlmýþ, mezara dikilmiþtir. Avda bayrak kelimesi "Savaþlarda kullanýlan ve ucuna bir ipek parçasý ve savaþta, yardýmýn timsali olup, uðurlu takýlan mýzrak" tarzýnda açýklanmaktadýr ve ifadelerden bunun sayýlmýþ. O, kötülüklere karþý koruyan, bir muskadýr, týlsýmý ferdi mücadelelerde ün kazanmýþ kahramanlara (alp, bahadýr) ondadýr, koruyucu bir vasýtadýr. Atalarýn ruhlarý bizi onun içinverilen bir alamet olduðu anlaþýlmaktadýr. den gözler: sözleri ise dalgalanmalarýyla uçuþan, kutlu seslerdir. Sancak eski Türklerde bayrak, mýzrak ve süngü gibi Prof. Dr. Abdulkadir Ýnan'ýn dediði gibi: Tuð, kutlu ve batýrýlacak, saplanacak bir silahýn adý savaþlarda bunun ucuna mübarek bir kiþi gibidir. Bir insan gibi kýzar, sevinir, kýrýlýr. Baþý onu kullanan kahramanýn veya mensup olduðu kabilenin göklerdedir. Baþý aya ve güneþe deðer. Onun için camilerde, türalameti konuluyordu ve Kaþgarlý Mahmut devrinde (XI. yy.) bu belerde hep hilal konmuþ veya güneþi temsilen, at kýllarý tutamý alâmet kýrmýzý ipek kumaþtan yapýlýyordu. üzerine yuvarlak tepecik yapýlmýþtýr. Moðollar XII. - XIII. yüzyýlGece ve gündüz tuðun ve larda itibaren çalýþ kelimesi de bayraðýn yanýnda durulup, nöbet bayrak, sancak ve tuðun eþ anlamtutulmuþtur. Böylece hem saygýlanlýsý kullanýlmýþtýr. Divaný Lugati't mýþ ve hem de korunmuþtur. Büyük Türk ve Ýbni Mûhennâ Lugatý'nda Türk devletlerinde tuðlar, "din tuð kelimesi Arapça alem, yani savaþ - tuð" gibi, üçlü düþünce ve bayrak karþýlýðý olarak gösterilmekinanýþ potasý içinde, erimiþ ve birtedir. Baþkurtlar tuð kelimesini hâlâ leþmiþlerdir. Bu üçünü birbirinden bizdeki bayrak manasýnda kullanayýrarak, ayrý düþünebilmek maktadýrlar. mümkün deðildir. "Savaþ ilaný" tuð Hz. Peygamber (S.A.V.) ilk merasimi ile baþlýyordu. Tuða kurdefa hicret sýrasýnda Medine'ye girban sunma, savaþ andý yapýlmýþ erken bayrak kullandýðý bilinmektesayýlýyordu. Tuðun baþý at kýllarý ile dir. Hz. Peygamber zamanýnda kulsüslenmiþ ve büyük sýrýklar ile gönlanýlan bayraklarýn beyaz, sarý, dere takýlmýþtýr. Savaþ tuðlarýnýn siyah, kýrmýzý vb. renklerde olduðu gönder veya sýrýklarý çok uzundur. kaydedilmektedir. Emeviler ve Çok uzaklardan bile görülebilirdi. Abbasiler zamanýnda çeþitli renkler Týpký þimdi Orta Asya'da evliya ve þekillerde bayraklar kulmezarlarýnda olduðu gibi. Türk lanýlmýþtýr. Dini ayinlerde bayrak devletlerinde tuðlar, rütbelere göre kullanýlmasý, tekke ve türbelere komutanlara verilir ve onlarla hususi bayraklar asýlmasý da adet beraber bulunurdu. Savaþta baþ olmuþtur.1 komutan, uzaktan orduyu tuðlarýn Tuð, kelimesi Türkçe'dir. At yardýmý ile, sevk ve idare edip, konkuyruðu baðlanmýþ, ucuna da altýn trol edebilirdi. Tuðlar pratikteki yaldýzlý top geçirilmiþ, mýzrak yarar ve manalarýný, bu önemli rolnev'inden alamet adýdýr. Eski lerinden dolayý alýyordu. Böylece din Türklerde, Hint ve Çinlilerde mevve devlet sembolü olarak da, sancakTuð, Bayrak ve Geyik Boynuzu ve el iþareti cut olup, hanlýk ve beylik alametlarýn önüne geçiyorlardý. Fotoðraf Buhara kalesi Müzesinden lerindendi. Tuð; ilkin Çinliler ve At kültürü ile tuðlar, birbirine Türklerce mukaddes sayýlan "Yak öküzü" kuyruðundan yakýndan baðlý idiler. Türk devletlerinde, en önemli devlet semyapýlýrken, sonradan Türklerce at kuyruðundan yapýlmaya bolü, at perçemleriyle donatýlmýþ ve süslenmiþ gönderlerdi. baþlanýlmýþ ve Osmanlýlar zamanýnda böyle devam etmiþtir.2 Askerler savaþtan önce, atlarýnýn kuyruklarýndan kestikleri En eski devirlerden itibaren Türklerde muayyen gruplarýn perçemleri, mýzraklarýnýn ucuna asýyorlardý. Ölenlerinde bu belirli iþaretleri olduðunu görmekteyiz. Çin tarihleri Türk beyperçemler bir sýrýða baðlanarak, Mezarlarýna dikiliyordu. lerine Çinliler tarafýndan davul ve bayrak gönderildiðini Mezar tuðlarý, Türklerde çok yaygýn bir gelenek müteaddit defalar yazmaktadýrlar. Mahmut Kaþgari'de halindedir. Bu gelenek Anadolu'da görülmüþtür. Özellikle Türklerin bayraklardan bahsetmekte ise de bize anlaþýlýr malûevliyalarýn ve büyük kiþilerin mezarlarýnda,mezarlara bayrak

20

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Kültür

Bir Mutasavvýfýn Kabri Baþýnda ÜçTuð, /Özbekistan mat vermektedir. Burada bayraðýn adýný tuð diye bulmaktayýz. Kaþgarlý Mahmut, tuð adýný hem bayrak, hem de kös diye tercüme etmektedir. Bu çalýnan tuð muayyen zamanlarda çalýnýrdý, yani nevbet çalýndýðý gibi harplerde de tuðlar vurulurdu. Bayrak olan tuð ise at veya baþka bir hayvanýn kuyruðundan yapýlmakta idi. Ancak, bu tuðun bir kumaþtan yapýldýðý açýkca söylemektedir.3 Tuð, âlem de demektir. "Tokuz tuðlu han" denir ki, dokuz sancak sahibi hükümdar demektir. Hükmettiði yerler ve vilayetler daha fazla olsa dokuz sancaktan fazla yapýlmaz, çünkü dokuz rakamý ile sonuçlandýrýldý. Sancaðýn kumaþý ipekten, rengi ise turuncu idi. Tuð, Ýslâmiyet'ten sonrada Türk devletlerinde de kullanýlmýþtýr. Riko, bir sýrýðýn baþ tarafýna at kýllarýndan tertip edilip takýlmýþ olan tuð bir rivayete göre; Büyük Ýskender de miðferine at kýllarý takmýþ. Hammer'in kaydýna göre de Hektör'de baþýna at kýlý takarmýþ. Bu kýsa malumat ve rivayetlere göre at kýlý takmak veya at kýlýný beylik ve hükümdarlýk alameti olarak kullanmak çok eskidir. Çinlilerle eski Türk Devletlerinden sonra Cengiz ÝmparaAnadolu Selçuklularýnda, Memlüklerde, torluðunda Timurilerde, Akkoyunlularda da bunu görmekteyiz. Osmanlýlarda tuð, hükümdarlýk, valilik, beylerbeyilik, sancak beyliði ve daha genel tabirle askeri vazife ve memuriyet alameti idi; vazifenin derecesine ve ehemmiyetine göre adedi çok veya az olurdu. Osmanlýlarýn tuðlarý onaltýncý asýrda baþ tarafýnda bir yaldýzlý top ile Anadolu Selçuklularý'ndaki gibi 4 üzerinde gümüþ hilâl bulunan bir sýrýða ve topun alt kýsmýna takýlmýþ uzun ve boyalý at kýllarýndan müteþekkildi; top Güneþ'i, Hilal Ay'ý, at kýllarý da Güneþ'in þualarýný temsil ediyormuþ; at kýllarýnýn sýrýðýn tepesine doðru gelen kýsmý beyaz ve siyah renkteki kýllarla örülür ve kýrmýzýya boyanan alt kýsmý daðýnýk bir halde býrakýlýrdý; bundan dolayý bazý eserlerde "Tuð-ý periþan perçem" ý tabiri geçmektedir.5 Osmanlý ordusunda, en ziyade þerefli ve þanlý olan tuðlar, at kuyruðundan olarak sanatkârane yapýlmakta ve birçok kýllardan mürekkep olarak kýrmýzý renge boyandýktan sonra tepesine ince kýllardan yapýlmýþ ve baþlýk saçaklý olarak konulmakta ve renkleri beyaz ve siyah ile karýþmaktadýr. Bütün bunlarýn üzerinde büyük bir yuvarlak (top) bulunmaktadýr; bunu esasen Türkler Tatarlardan almýþlardýr ki kumandanlýk alameti ve niþanesi olarak kullanýlýr....."6 Osmanlý padiþahlarýnýn tuðlarýnýn XVI. asýrda7 olduðunu görmekteyiz. Kanuni Sultan Süleymanýn, Avusturya Seferine ait malumat veren Sinan Çavuþtan naklen padiþahýn (950 H.) 1543 seferinde altun çubuklu yedi bayraðý ile yedi tuðundan bahsetmektedir. Kara Çele zadenin Süleymaniye'sinde de tuðlarýn adedinin yedi olduðu görülüyor. Hareket esnasýnda padiþah önündeki tuðun dört olmasý, hakikatte altý veya yedi olan tuðlarýn ikisinin veya üçünün bir gün evvel ileri gönderilip konak mahalline kurulan padiþah otaðýnýn önüne dikilmesinden dolayýdýr: yani seferlerde tuðlarýn ikisi bir gün ileri gider ve konak mahalline dikilir, padiþah oraya gelince tuðcular hemen ileriye hareket ile bir menzil daha ileriye giderlerdi. Bundan dolayý padiþahla daim dört tuð giderdi. 7 Onyedinci asrýn sonlarý ile onsekizinci asýrda tuðlarýn 16 olduðu görülür.8 Bir muharebe zuhurunda kapýkulu ocaklarýnýn Ýstanbul'dan hareketlerinden bir buçuk, iki ay evvel, padiþah tuðlarýndan ikisi merasimle çýkarýlarak cebehane önüne ve daha sonralarý da orta kapý ve bâb-üs-saâde denilen ak aðalar kapýsýnýn önüne dikü s ilmek kanundu padiþah tuðunun çýkmasýný müteakip vezir-i i azam ve sefer memuru olanlardan tuð sahibi olanlarýn kendi konaklarýnýn önlerine tuðlarýný dikmeleri usüldendi.9 Padiþahýn tuðlarýnýda ikisinin çýkarýlýp bâb-üs-saâde ü s u i önüne dikilmesi için keyfiyyet vezir-i azamla þeyh-ul-islam, i kazaskerler, niþancý, defterdar, yeniçeri aðasý, Mir'i alem ve diðer rikap aðalarýna bildirilir ve hepsi de merasim elbiseleri ve merasim kavuklarýyla muayyen zamanlarda sarayýn orta ý kapýsýnda beklerlerdi. Bu sýrada enderundan, tuð-ý hümayun hazýrlandýðýna dair haber gelmesi üzerine, önde veziri azam olmak üzere heyet içerisine girip bâb-üs-saâde de ak aðalarýn ü s oturduklarý aralýktaki sedirlere oturup beklerler: bu sýrada hassa müezzinleri "sure-i Fetih" okumaya baþlar, davetli þeyh efendili erden birisinin duasýna müteakip Fatiha okununca aðalar içinden tuð-ý hümayundan ikisini çýkarýrlar; hemen devlet erkaný ý kalkýp tuðlarý aðalarýn ellerinden alýrlar ve derhal birini sadr-ý ý azam ile Þeyh-ül-islam ve diðerini de vezirlerle kazaskerler alýp ü i diðer diðer davetliler dahi tutup bâb-üs-saâde önündeki ü s u i muayyen yerlerine dikerler; bu esnada Þeyh-ul-islam veya Nakib-ül-eþraf tarafýndan dua edilir, tuðlar yerine yerleþtirildikü e ü e ten sonra merasime nihayet verilirdi.10 Nakib-ül-eþrafýn sarýðý, sâdât sarýðý olup yeþil renkli tülbenttendi. Bundan sonra Otað-ý hümayun denilen padiþahýn kýrmýzý ý renkteki çadýrýnýn, ordunun ilk menzili olan mahalle kurulmasý münasebetiyle tuðlarýn oraya naklide yine merasimle olurdu. Ordu Ýstanbul'dan Rumeli tarafýna hareket edecek ise Otað-ý ý hümayun Davutpaþa sahrasýna, Anadolu tarafýna gidecek ise
Mart - Nisan 2000

21

Kültür

Somuncu Baba

Üsküdar'da ki Doðancýlar Meydanýna kurulurdu. Sadr-ý âzam ve devlet erkaný bâb-üs-saâde ý ü s ý önündeki iki tuðu merasimle alarak otað-ý hümayun önüne dikerler ve konakçý ve tuðculara ve alemdarlara hil'at giydirilirdi. 11 Sefer esnasýnda padiþah tuðlarý adet olduðu üzere; düþman hududuna kadar önde gider ve hududa gelince ileri gitmesi tabii mümkün olmadýðýndan ordu ile beraber bulunurdu; yalnýz IV. Murat Baðdat seferi esnasýnda kaptan paþanýn tavsiyesi üzerine tuðlarý ordunun önünde serketmiþtir.12 Mamafih bu müstesna olup serhadde gelince tuðlarýn ileri gönderilmemesi kanundu.13 Padiþahlarýn 18. Asýrdan itibaren sefere gitmemeleri sebebiyle tuðlar yalnýz saraya dikilirdi. Padiþahtan baþka vezirin, beylerbeyi ve sancak beylerinin Þeyh-ül-Ýslam ve kazaskerü Ý lerin, yeniçeri aðasý, Sekban baþý ve kapý kulu süvarilerinden altý bölüðün, cebecilerin, Erdal kralýnýn, Eflak ve Boðdan Voyvodalarýnýn da tuðlarý vardý. Tuð ile sancak, rütbe ve memuriyet alameti olduðundan kendisine tuð verilen þahýs tuðlarýnýn miktarýna ve memuriyetlerinin gelirine göre tuð câizesi olarak hazineye para verirdi. 14 Vazifeden azledilmek tuð ve sancaðýn elinden alýnmasýný icabettirmez, Fakat üzerinden rütbesini aldýracak kadar cürmü olanlarýn tuð ve sancaklarý elinden alýnarak bütün haklarýný kaybederlerdi. Onyedinci asrýn sonlarýndan itibaren padiþah bizzat seferlere gitmediðinden ve ordu ile memleket dahilinde muayyen bir ý mahalle kadar hareket etmediði zamanlar, sadr-ý azam yalnýz kendi tuðlarýyla hareketederdi. Bir sefer vukuunda Vezi-i azai mýn üç tuðundan yalnýz birisi paþa kapýsýnýn önüne ve binek taþýna dikilirdi;bu münasebetle merasim yapýlýp hafýzlara Kur'an okutulur ve davet edilen þehy efendilerin zikir ve tehlilleri ý arasýnda sadr-ý azamýn tuðu mahalline konurdu.15 Veziri azamýn tuðu Davutpaþaya çýktýktan sonra sadaret kaymakamý tayin edilen vezir, divan aktiyle ikinci derecedeki iþlere bakardý; ý asýl mühim iþlerin halli orduda sadr-ý âzama aitti. Münif paþanýn Köse Raif Paþanýn vezirliði için söylediði kýt'a: Üç tuðlu vezir olurdu evvel Üç tüylüsü oldu þimdi payýda Mazi ile hali bir kýyas eyle Devlet ne idi ne oldu halâ MEZAR ÜZERÝNDE "AT KUYRUÐU TUÐLAR": Alparslan'ýn savaþtan önce atýnýn kuyruðunu kesmesi Prof. Dr. Abdülkadir Ýnan'a göre; Türklerde yas alameti olarak atýn kuyruðunu kesme adetine "dullamak" derler. Atý savaþa hazýrlamak, "Kesilen atýn kuyruðu, yiðidin mýzraðýnýn ucunda, bir tuðda olurdu" Yak öküzü kuyruðu, Çin ve Eski Türk kültür çevrelerinde geliþmiþ bir devlet sembolü idi ise... Atlý bir kavim olarak Türklerde ise, at ile insan, yanyana bölünmez bir birlik meydana getiriyorlardý. Türklerde at kuyruðunun sembol olmasý bunun sonucudur. Fuad Köprülüye göre; "Ölen hükümdarýn çetri ile sancaklarý, bir hürmet alameti olarak, Selçuklularda türbelerine

konuluyordu". Tanrý daðlarý Kýrgýzlarý ölen kiþilerin atlarýnýn kuyruklarýný kesiyorlar ve sahiplerinin mezarlarý üzerine dikiyorlardý. Katanaf'da, üzerlerine at kuyruðu veya kumaþtan bayraklar sallanan, birçok bayraklý mezarlar görmüþtü. Bunlarýn hepsine tuð adý verilir. Anadolu'da yatýrlara bez baðlama adeti vardýr. Bu âdet, Anadalu'dan Sibirya'ya kadar Türk kültür çevrelerinde bilinen ve yapýlan bir þeydir. TÜRKLERÝN MEZARLARINA ASTIKLARI ÇEÞÝTLÝ BAYRAKLAR 1. Mezar ve Düðün Bayraðý: Bir mezar veya türbe ölen kiþinin hatýrlanmasý ve unutulmamasýný saðlamak için yapýlýr. Düðün evlerine bayrak asýlýr. 2. Ünlü Kiþi Mezarlarýndaki Bayraklar: Türkler, ünlü kiþilerin mezarlarýna her çaðda, büyük bir önem vermiþlerdir. Her alanda ünlü kiþilerin mezarlarýna at kuyruðu veya beyaz bir bayrak asmak, bütün Orta Asya Türklerinde yaygýn bir gelenektir. Evliye mezarlarýndaki tuð, biraz daha deðiþik manadadýr. "Çökem" sözü, evliya üzerindeki bayrak veya tuð anlamýna gelmektedir. Daðlarýn doruklarýnda bazý yerlerde veya aðaçlara da, tuð adý verilen kumaþ veya bez parçalarýnýn asýldýklarý görülür. (Dörtler, 619) Özellikle tepelerdeki tek aðaçlar veya bunun yerine dikilen uzun aðaç direkler ayrý bir ilgi görürler. Özbekistan'da gördüðümüz kadarýyla çoðu böyle ýssýz, sakin yerlerde bulunan evliya türbelerinin hemen hemen hepsinde uzun aðaç direklere baðlanmýþ tuð olduðunu müþahede ettik. Ayný âdet devam ediyor. Genellikle üç uzun direkte üç tuð dikilmiþ. Tuðlarýn üçünde de at kýlý baðlanmýþ, üzerleri tepecikli, direðin tam ortasýnda el iþareti var. El iþaretini iki türlü yorumluyorlar. Birincisi Ýslam'ýn beþ þartý, ikincisi bütün malý, mülkü, evlatlarý dünyada kaldý, eli boþ gitti manasýnda ibretle anlatýlýyor. Yiðitliðin, þehitliðin sembolü at kuyruðu kýlý ile Ýslamýn inanç bütünlüðünü birleþtikleri üç tuðu yine Ýslamýn Uðurlu bir sayýsý ile bütünleþtirmiþler. Tuð'u ruhun bir sembolü haline getirmiþlerdir.

DÝPNOTLAR

(1) O.rhan F. Köprülü, Ýslam Ansiklopedisi TDV C. 5, "Bayrak" maddesi. s.247 vd (2) M. Zeki Pakalýn, Osmanlý Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüðü Cilt 3, s. 522. (3) Hüseyin Namýk Orkun. Yeni Türk s. 52 (4) Ýsmail Hakký Uzunçarþýlý, Osmanlý Devletinin Saray Teþkilatý. (5) Osmanlý Devleti Teþkilatýnda Medhal s. 80 (Mahçe-i tuð) (6) Bahattin Ögel, Türk Kültür Tarihine giriþ C.6 (7) Ýsmail Hakký Uzunçarþýlý, Osmanlý Devletinin Saray Teþkilatý s. 264 (8) Abdurrahman Paþa Kan. (Mill T.M.) S. 2. S. 531 (9) Silahtar Tarihi C. 1, s. 102. (10) Ýsmail Hakký Uzunçarþýlý, Osmanlý Devletinin Saray Teþkilatý s. 266 (11) A.g.e. s. 266, 277. (12) Hammer c. 9, s. 250, Ata Bey Tercümesi (13) Silahtar Tarihi, C. 1, s. 334. (14) Paþit Tarihi C. 2, s. 11 (15) Vekayi-i Tarihiyye s. 150.

22

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Güncel
* Mustafa ÖNDER

*Ý.Ü. Darende Ýlahiyat Fak. Arþ. Gör.
Mart - Nisan 2000

23

Güncel

Somuncu Baba

24

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Kültür

Buhara’da Ziyaretler
Geçen Sayýdan Devam

Cemalettin AKGÜL

T

ürkistan ve Özbekistan Seyyid Emir uzaktan kendisine yöresinin en eski ve en hitaben: “Ýþte biz güreþi senin gibibüyük yerleþme kültür leri çamurdan çekip kurtarmak için merkezlerinden biri olan tutuyoruz!" diye buyurmuþ. Buhara’ya; Buhara kalesindeki Hazretin bu menkýbesini de sizlere mihmanlarýn anlattýðý þekliyle naklettikten sonra türbenin ziyare“Buhara-ý Þerif” denmiþ. Türktine geçmek istiyorum. Türbesine Ýslam dünyasýnda þerif ünvanýný giden yolda hemen solda mescidi alan nadir þehirlerden...Mehmet bulunuyor. Büyükçe bir bahçeden Akif Ersoy’da Safahat’ýnda geçip kendilerini ziyaret ediyoruz. Buhara’dan bahsederken “O Buradan çýkýþta ilginç bir Buhara, o mübarek, o muazzam olaya þahit oluyoruz. Türbeyi toprak” diye bahsetmektedir. ziyarete gelen iki yaþlý Özbek biz Buhara, müstesna, mübarek, þerif türbeye giriþte merdivenlerin bir þehir... Halihazýrda nüfusu dibinde Kur'an okuyarak huzurdan ikimilyona yakýn, sekizinci asýrdan ayrýlýyorlarmýþ. Biz ziyaretten çýktýkberi müslümanlarýn elinde olan tan sonra halâ bahçede ilerliyorþehir... Þah-ý Nakþibend, Ebu Ali, lardý. Türbeden en dýþ kapýya kadar Ýbni Sina, Farabi, Ýmam-ý Buhari, (500m'den fazla) yüzleri türbeye Emir Külal, Abdülhâlýk dönük yani hiç arkalarýný dönGucdüvani, Ali Ramitani gibi meden ve Kur'an okuyarak huzuralimler Buhara’ya aydýnlýk dan ayrýlmalarý, bizleri çok etkilemiþ getirdiler. Onikinci asýrda ve büyüklerin huzuruna gelip Cengizhan þehri yakýp-yýkmýþsa giderken ne kadar dikkatli olup da ondördüncü asýrda Timur edebe riayet etmemiz gerektiðini bir Seyyid Emir Külâl Hz’lerinin Kabri imparatorluðu sýrasýnda Buhara kez daha hatýrlatýr mahiyette idi. Ýþte önemli þehirlerdendi. Buhara 1868 yýlýna kadar baðýmsýz yaþamýþ o an bir kez daha düþündük" Acaba biz kimleri ziyaret ettiðimizi bu tarihten 1918 yýlýna kadar Rus çarlýðýna baðlý bir hanlýk biliyor muyuz? Ve hissedebiliyor muyuz?" Hepsi yaþadýklarý olmuþsa da 1920 yýlýnda Ruslar tarafýndan iþgal edilmiþtir. Bu devrin Kutbu…! Caminin imamýna Silsile ve esans hediye ettikiþgal 1991 yýlýna kadar devam etmiþtir. Tam 71 yýl... Özbetkler ten sonra oradan doðru Buhara þehrinin merkezine gittik. büyük küçük, bu rakamý çok tekrar eder. Sýk sýk “Yetmiþ yýl iþgal Buhara'ya kadar gelip de buhara pilavý yemeden gitmek altýnda kaldýk” sözünü tekrarlarlar. Buhara ziyaretimizi daha önce olmazdý tabi ki, bizde Buhara'nýn merkezindeki meþhur iki cumhurbaþkanýmýzýnda yaptýðý ziyaret üzere Þah-ý pilavcýlarýn bulunduðu meydana gittik. Pilavla birlikte Buhara Nakþibend’den baþlayarak daha sonra Buhara aydýnlýk getiren böreði ve yöreye has kebaplar sunuldu. Grubumuzdan Osman þahýslarý ziyaret ile ve Buhara merkezindeki kültür ve sanatý Parlak rahatsýzlaþýnca hemen grup doktorumuzun tedavisiyle çok görmek üzere geziyi planladýk. þükür o gün akþamý hemen aramýza katýldý. Yemekten hemen Þah-ý Nakþibendi Hazretlerinin kabrinin bulunduðu Kasr-ý sonra hareket ederek Abdulhalik Gucdevani hazretlerinin ziyareArifan’a beþ km. uzaklýkta olan Pehlivan Pîrimiz Seyyid Emir tini de o gün içerisinde tamamlamak arzusundaydýk. Abdulhalik Külâl Hz'lerinin ziyaretine geçiyoruz. Hace Mehmed Baba Gucdevani Hazretleri, Yusuf Hemedânî'nin dördüncü halifesi ve Semmâsî hazretlerinin en üst halifesi ve altun silsilenin kol "Hâcegân" silsilesinin baþý, halkanýn merkezi. Doðduklarý ve medbaþlarýndan Þah-ý Nakþibend Efendimiz Kasr-ý Arifan'da doðup fun bulunduklarý yer Buhara'nýn Gucdevan köyü. Abdülhalik ve orada medfun olduklarý gibi Emir Külâl Hz.'leri de ayný þekilde Gucdevânî Hz.'lerinin babasý, Malatya (kuþdoðan köyü) Suhari köyünde doðup yine burada topraða verilmiþler. Seyyid taraflarýnda otururken Maverâün-nehr'e hicret etmiþ, Buhara Emir hz'lerinin sanatlarý çömlekçilik olduðu için bu manâya gelen yakýnlarýnda Gucdevân köyüne yerleþmiþ. Nitekim güneþ batKülâl ismi ile anýlmýþlardýr. Seyyid Emîr Külâl Hz.'leri delikanmadan ikindi namazlarýmýzý orada kýlmak nasip oldu. Heybetli ve lýlýðýnda güreþe meraklýymýþ. Kendisinin güreþini seyretmek için geniþ bir giriþten sonra minaresi beliriyor mescidin, diðerlerinden de çok kiþi toplanýr ve mücadeleyi merakla takip edermiþ. Bir gün deðiþik olarak zatýn türbesi ön bahçede. Büyük medreselerin seyircilerden biri, kendisini þeriattan yana sayarak þöyle bir adeta küçültülmüþ modeli ve tarif edilmez bir huzur karþýlýyor bizdüþünceye dalmýþ: “Peygamber neslinden gelen bir seyyid nasýl leri. Namazý mütakiben Abdulhâlîk Hazretlerinin kabirlerini olup da güreþ tutuyor ve bidat sayýlabilecek ciddiyetsiz bir iþe ziyaret ederek medresesinin içlerini gezdik Mescidin içinde kendi kapýlabiliyor?" O anda bu fikrin sahibini uyku basmýþ. Adam gibi küçük bir soba var doðalgazla ýsýnýyor. Bu devletin herhalde rüyasýnda görmüþ ki, kýyamet kopmakta ve kendisi de bir çamuyaptýðý en iyi iþ. Her yere doðalgaz veri-yor hem de ücretsiz. run içinde çýrpýnmakta. Bir de bakmýþ, Emir Külâl Hazretleri Mescidin taþtan minberi merdiveni andýrýyor, üzeri yok. Hemen karþýsýnda. Keskin adaleli kollarýný uzatýyor ve bir çekiþte kendisiyanýnda duvarda meþhur aðaç oymalý asalarý asýlý. Bu aradada ni çamurdan tuttuðu gibi çýkarýyor. Adam uyanmýþ ve sürmekte akþam namazýnýn vakti girmiþti, Ezan-ý Muhammedîyi grubumuzolan güreþten Seyyid Emir Külâl'in kendisine baktýðýný görmüþ. dan bir arkadaþ okudu. Diðer yerlerde olduðu gibi oranýn imamý
Mart - Nisan 2000

25

Kültür

Somuncu Baba

da Hamidettin Efendiye hürmeten danýþýlarak yapýlan iþlerde muhakkak ki imameti teklif ettiler, hep beraber bir hikmet ve güzellik mevcut, her þey en namazýmýzý kýldýk. Her yerde bir hikmeti olmasý gerektiði gibi aslýnda.. ilahi ile karþýlaþýyoruz dedim ya; burada Sevinçli bir geliþmeyle günümüze da namaz bitince Hamidettin Efendi bize baþlamýþtýk. Öðleden önce silsilemizdeki duvardaki lambanýn demirine tünemiþ dört pîranýmýzýn ziyaretini tamamlamak kumruyu iþaret ettiler. Küçük sayýlabileistiyorduk. Ýlk olarak Abdulhalik cek bir mescide otuz civarýnda insan Gucdevani Hazretlerinin dördüncü halgiriyor ve namaz kýlýyor fakat bir metre ifesi olan pîrimiz Hâce Ârîf-î Rivgerî üzerlerindeki mahlukat, deðil uçup kaçHazretlerinin ziyaretleri için doðduðu ve mak tüm bu olanlardan ürkmüyordu bile medfun bulunduðu Riveger köyüne hemen arkadaþlar fotoðrafýný çekerek belhareket ediyoruz. Gittiðimiz her yerde gelediler. Namazý mütakiben imam dikkatimizi çeken bir þeyde mübarek zatHamidettin Efendi ile görüþtüler kendilarýn kendilerine yaþamak için seçtikleri sine silsile ve esans hediye edildi. yerlerin mütevazý ve tenha yerlerden Oradaki insanlar bile bizlere bakýp oluþmasýydý. Bu bize hemen Somuncu gülümsüyor ve adeta memnuniyetlerini Baba Hz.'lerinin Darende'yi, buranýnda ifade etmeye çalýþýyorlardý.Bu gözlerdeki Zaviye mahallesini, hatta çile hane tarif edilemeyen gülümseme ve hoþgörü olarak da Balýklý kuyularýn en son nokortamý Allahü Teâla'nýn Müslüman Grubumuz toplu halde Gucdüvani Külliyesi önünde tasýný tercih ettiðini hatýrlatýyor. kullarýna verdiði güzel bir özellik olsa Düþünürsek hikmetleri o kadar çok ki…. gerek. Buradan da ayrýlýp doðruca "Buhara Oteline" gidiyoruz. Hâce Ârîf-i Rivgeri Hz.'lerinin türbesinde de giriþte hemen solda Ertesi gün sabah namazýný mütakiben kahvaltýmýzý yöreye muntazam bir mescitleri ve hemen karþýsýndaki tepenin duldasýait peyniri, reçeli bardakta sunduklarý katý fakat bir o kadar leziz na gizlenmiþçesine az ileride saðda türbeleri mevcut. Türbenin yoðurtlarý ve tabiiki yeþil bir ottan kaynatarak yaptýklarý çaylarý (ki içinde tadilat çalýþmalarý var. Ýçeri girdiðimiz an yine o büyülü bu çayýn özelliði þekersiz içilmesi ve söylendiðine göre birçok huzur ortamý karþýlýyor bizleri adeta. Ayný aðacýn meyvalarý gibi, hastalýða þifa olmasý) ile tamamladýktan hemen sonra bizleri gittiðimiz hiç bir yerde yabancýlýk çekmiyoruz, hemen ýsýnýp kaybekleyen güzelliklerle dolu bir güne baþlamak üzere hepimiz otonaþýyoruz. Ziyaretimizi tamamlayýp otobüsümüze binince bir sonbüsteki yerlerimizi aldýk. Arkadaþlar o günkü programýmýzý sorraki gideceðimiz yeri sorunca yine o ilk olarak yardýma gelen zat dular; program Buharadaki ziyaretlerimizi tamamlayýp hemen tarif etmeye baþladý. Biz tamam teþekkür ederiz dedik Semerkanta geçmek ve burada bazý ziyaretlerde bulunup tekrar ama içi rahat etmeyince, müsaade edersek Buhara þehrine dönmekti. Hamidettin Efendi “-Buhara bizimle gelmek istediðini söyledi. Bizde ona Semarkant arasý iki, üç saatlik yol ayný gün gidip gelmek altý saadaha evvelce buraya gelen bir arkadaþýmýzýn timizi alýr. Ayrýca döneceðimiz Taþkent þehri Buharaya dokuz, bulunduðunu ve bizim için meþgul olmaSemerkanta ise altý saat. Arkadaþlarý yormamak için eþyalarýnýzý masýný her ne kadar söylesek de ýsrarlarýna alýnýz akþam Semerkant þehrinde kalýrýz” dedi. Bu geliþmenin karþýlýk Hamidettin Efendinin yanýna oturdu üzerine hemen arkadaþlar eþyalarýný aldýlar bizde otel yönetimiyle Özbek zat. Bu adamla yolda konuþmaya görüþtük. Ayný otel Semerkant’ta þehrin isminde bir oteli mevcutbaþlayýnca her þeyin hikmeti ortaya çýktý. Bu muþ hemen rezervasyonlarý oraya naklettiler. Yani beþ dakika zat Hâce Ârifî Rivgerî Hz.'lerinin mescidinin içerisinde programýmýz son þekliyle bize o gün için altý saat ve üç imamý imiþ. Yolda Özbek derviþle sohbet yüz kilometre yol kazandýrdý, yorgunluðu da cabasý. Büyüklere ilerledikçe adamýn garip hali dikkatimizi çekiyor ve o insan gözyaþlarýný tutamayarak bir önceki gece gördüðü rüyayý anlatmaya baþladý. “Bana dün gece muazzam bir deryanýn üzerinde yürüyen nurani bir cemaatý gösterdiler ve bu cemaatýn baþýnda nuru aþikar bir zat vardý. O zat-ý muhterem ve cemaatý o kadar nurani ve edepli idiler ki imrendim. Rüyamda gördüðüm cemaat sizlersiniz, size ne kadar hizmet etsem azdýr” diyerek gözyaþlarý içinde duygularýný bizimle paylaþtýlar. Ona yürüme mesafesinde yakýn olan bizlerin idrakine varamadýðýmýz deðerleri bir Özbekli haliyle yaþatýyor bizlere adeta. Buradan Ali Ramiteni Hz’lerinin ziyaretgâhýna geçiyoruz. Bu pirimiz 591 senesinde Buhara'ya on kilometre mesafedeki Ramitan kasabasýnda doðmuþtur. "Azizan" veya "Havace Nesâc" diyede anýlan bu merd-ü meydan; Havace Mahmud Encir Fagnevi hz.lerinin yetiþtirdiði bulunmaz bir batýn eridir. Ýlerde bütün tarikatlara irþad ve tasarrufta bulunacak meþayýh zümresinin yetiþmesine vesile olacak dört Muhammed'i yetiþtirmiþ, yüksek maneviyatý ve ûlvi þahsiyetiyle, batýn alemine damgasýný vurmuþtur.

26

Mart - Nisan 2000

Abdulhâlýk Gücdevan-i Hz.’lerinin Kabri

Somuncu Baba

Kültür

Bir tepenin baþýnda kendi kabirleri ve ailesinin kabri mevcut. Baþlarýnda tüm pîranda olduðu gibi "Tuð" dikili. Daha önceki yerlerden farklý olarak burasý tamamiyle kabirlerle kaplý. Tepenin etrafýnda çeþitli boy ve þekillerde mezarlar var. Ayný zamanda devlet tarafýndan onarýlýyor.Yöre insaný nerede olura olsun böyle mübarek yerlere saygýda ve ziyarette kusur etmiyor. Hem seviyorHace Ali Râmiteni lar , hem onarýyorlar hem de yalnýz býrakmýyorlar. Bizi götüren Ýmam oralarý da gezdirdikten sonra yolda gördüðü arkadaþlarýný hemen çaðýrýp onlarýn grubumuzdaki herkesle görüþtürüyordu. Hemen oradan yine Özbek kardeþimizin eþliðinde Hace Mahmud Engir Faðnevî Hazretlerinin ziyaretine geçtik. Doðduklarý yer Buhara'nýn Faðne köyü. Ali Ramitani Hz.'leri anlatýyor: -Bir derviþ Hoca Mahmud zamanýnda Hýzýr aleyhisselamý görür ve ona sorar; “Bu zamanda eteðine yapýþýlacak doðruluk caddesi üzerinde sabit mürþid kimdir?" Hýzýr aleyhisselam cevap verir : " Hoca Mahmud Engir Faðnevî'dir. Yani bu bilgilerden de anlýyoruz ki hepsi zamanýnýn kutbu insanlar. Ziyaret esnasýnda gördük ki bir köydeki bir ev gibi sýradan aralara gizlemiþler kendilerini ancak nasipleri olanlar o inci tanelerini aralardan seçerek bulabiliyorlar. Ne mutlu bizlere ve sizlere böyle yüce zatlara muhabbet besleyip onlarý sevmeye çalýþýyoruz.Keþke tam manâsý ile sevebilsek çünkü;"Kiþi sevdiði ile beraberdir."(Hadis-i Þerif)Ýnþaallah Allah-u Teala da bizleri de iki cihanda sevdiklerimizle beraber olma þerefine nail kýlar. Hâce Mahmud Engir Faðnevi Hz.'lerinin türbedarý bizleri o her yerde görmeye alýþtýðýmýz güler yüzle karþýlýyor. Biz ziyaretimizi yapana kadar hemen evinden kýþ için kurutmaya koyduðu üzümlerden iki tabak dolusu yetiþtiriyor bizlere. Öyle bir rayihaki anlatýlmaz. Öðleden önce son olarak da Muhammed Baba Semmasi Hazretlerine gidiyoruz. Kendileri Mehmed Baba'nýn oðlu ve halifesi. Yol üzerinde pirinç tarlalarý geçiyoruz, daha sonra üzüm baðlarý gözüküyor derken arabamýz gelip büyük bir kayýsý bahçesinin baþýnda duruyor. Her tarafta Allah (C.C.)'ýn nimetlerini ziyadesiyle görmek mümkün. Oralarýn ayrý bir bereketi var muhakkak. Kaysý aðaçlarýnýn yanýndan yürüyerek türbenin kenarýna geliyoruz. Muhammed Baba Semmasi hazretlerini ziyaretimizi tamamlarken orada da gördük ki büyük insanlar hep garib doðmuþ, garib yaþamýþ ve garib olarak da Rablerine kavuþmuþlar. Buradan doðruca Buhara'nýn merkezine ünlü Mir Arab Medresesinin bulunduðu meydana geçtik. Mir Arap medresesi þehrin tam merkezinde yer alýyor,. Mir Arap medresesinin yanýnda “Klan Cami”nin büyük minaresi hemen göze çarpýyor geniþ avlulu 380 kubbeli Mescid-i Klan, ayný zamanda Mescid-i Cuma olarak da adlandýrýlýyor. Türkistan’ýn en büyük camilerinden biri. Yeniden onarýlýyor burada da havuz, dut aðacý, su kuyusu, tipik öðelerden... Minare tuðladan yapýlmýþ büyük avlu dýþýnda, çapý on metre yüksekliði 47 metre. 12 ayrý süsleme sanatý olduðunu söylediler. Uzaktan bakýldýðýnda Anadolu kilimlerini hatýrlatýyor. Bu minarenin ezansýz kalmasý insana ayrý bir hüzün veriyor. Bir zamanlar 180-200 medresesi olan Buhara’da þimdi ayakta kalan bir kaç medrese turistik amaçlarla onarýlýyor. Öðlen namazýný Mir Arap medresesi içerisindeki mescidde kýldýk. Buradaki gezimize ilk olarak medrese giriþindeki kalpakçýdan birer tane kalpak alarak

baþladýk. Bu bizlerin çevredeki tarihi ve otantik ortama karþý hissettiðimiz yabancýlýðý üzerimizden adeta atarak birer Özbek gibi gezimize devam etmemizi saðladý. Kýþý aðýr geçen bir memleket olduðu için gerek hayvan derisinden gerekse yünden yapýlmýþ kalpaklar soðuðun en þiddetli zamanlarýnda bile yöre insanýný rahatça koruyor. Grubumuzdaki herkes birbirilerine gördükleri eserleri göstermHz.’lerinin Kabri eye çalýþýyor ve her an yeni bir eserle karþýlaþma heyecaný ile ilerliyorlardý. Hemen yaný baþýnda indiðimiz Mir Arap medresesi otuz metreyi aþkýn kapý yüksekliði ve üzerindeki turkuaz renkli çinileriyle insaný büyülüyordu. Heybetli kapýdan içeri girildiðinde tavaný iþlemeli bir hol, saðlý-sollu iki tarafa doðru giriþ. Tavan iþlemesine ustasý bir motif yapmýþ; kubbenin içerisini altý eþit parçaya bölmüþ ve hepsinin içerisini bir baþka motifle bezemiþ lâkin uzaktan bakýnca motifler ayný gibi. Ýlerliyoruz ve üç katlý olduðunu öðrendiðimiz medresenin minare merdiveni gibi dar basamaklarýndan týrmanmaya baþlýyoruz. Hemen medresedeki kapýlarýn normalinden daha kýsa olduðunu fark edip, özel bir sebebi olup olmadýðýný soruyoruz medresede bizimle ilgilenen talebeye. “Elbette diyor talebeler boþ bulunup hocalarýnýn huzuruna eðilmeden girip terki edep yapmasýnlar diye kýsa." diyor. Bizlerinde örf ve ananelerimizde var olan; büyüklerin olduðu bir topluma girerken ve huzurda otururken edebe riayet etmenin var olduðu aklýmýza geliyor. Þimdiki aile hayatýmýzda ise bu gibi güzel hasletlerimizin giderek kaybolduðunu hem toplum olarak hissediyoruz hem de ne kadar gerekli olduklarýný anlýyoruz. Bize yardýmcý olan talebe ilk önce Mir Arap'ýn türbesine götürüyor bizleri burayý ziyaret edip üst katlarý geziyoruz. Medresedeki bakýmsýzlýk bizleri üzüyor. Sýralar kýrýlmýþ bazý derslikler tamamen kilitli. Soruyoruz ki resmi olarak talebe alýnmýyormuþ bir kaç senedir. Düþünün bir zamanýn ilim merkezi üniversite düzeyindeki okullar bom boþ talebesiz. Ýnsanýn içi sýzlý-yor.Yapýlardaki mahzunluðu þimdi daha iyi anlýyoruz. Buradan teras katýna çýkýyoruz... Sanki Buhara þehri gözlerimizin önünde. Hatta fotoðraf çekenler kendilerini riske atýp kapýnýn tersten üzerine kadar özel yapýlan merdiveni sayesinde çýkýyor ve deklanþörlerine sizler için basýyorlar. Mir Arabýn hemen karþýsýnda sanki onun simetrisi durumunda bir medrese daha mevcut. Bu da o zamanlar insanlarýn ilim y o l u n d a k i yarýþlarýný ve bunlarý yaptýran devlet reislerinin de okul yaptýrmadaki belki tatlý bir rekabetleri diye düþündürüyor bizleri. Ne güzel bir altýn çað yaþadýklarýný hayal edebiliyor insan. Maveraünnehr dediðimiz Orta Asya topraklarýnda;
Mart - Nisan 2000

Muhammed Baba Semmâsi Hz.’lerinin Kabri

27

Buhara Emiri’nin Yazlýk Sarayý - Buhara / ÖZBEKÝSTAN

Kültür

Somuncu Baba

Ýmamý Buhari (Hadis imamlarýnýn baþý), Þah-ý Nakþibend (Nakþibendi tarikatýnýn kurucusu), Ýbni Sina (Tabiplerin baþý.), Ahmed Yesevi (Pîr-i Türkistan), olmak üzere ve birçok büyük zatýnda buralarda yeþerip, dünyanýn dört bir yanýna ýþýk saçarak gittikleri yerlerde örnek teþkil ettikleri tarihimizce malumumuzdur. Ýþte böyle altýn bir çað yaþatmýþ bu medreseler. Medreselerdeki yerleþimde hemen hemen ayný; büyükçe bir kapýdan giriliyor karþýnýza geniþ bir avlu çýkýyor.Ýçerisinde bir tek aðaç var genelde bu dut aðacý ki hikmeti de hem Hz.Eyüp (A.S.)'ýn yaralarýný iyileþtirmiþ olmasý hem de meyvesi olan faydalý bir aðaç. Avlunun bir Meþhur Balýk aðýzlý Semaver köþesinde su ihtiyacýnýn karþýlanmasý için kuyu konulmuþ. Sýk ve dar aralýklý kemerlerden oluþan yapý hem saðlam hem de estetik. Giriþ kapýsýnýn tam karþýsýnda ayný yükseklikte bir sûtun daha mevcut simetrisi gibi, iþte burasý da en uç kýsýma yerleþtirilmiþ Mescid-i Cuma’nýn mihrabý. Medresenin bahçesine yönelik göz göz odacýk þeklinde yapýlan yerler. Talebelerin kaldýklarý kýsýmlar, ön tarafa cepheli daha büyükçe olan kýsýmlar ise derslerin iþlendiði dersliklerden ibaret. Abdest alma yerleri ve tuvaletler ise arka kýsýmda ayrý bir kapýdan geçilmek suretiyle gidilebiliyor. Bu büyük medreselerin yanýnda küçük kalan kubbeli çarþýlara geçiyoruz. Çarþý bizi sýcak selmala kucaklýyor bizim kapalý çarþýlarýmýzdan, bedestenlerimizden geçiyor gibi geziyoruz. Buradaki mimariyi, süsleme sanatýný görmeden, AnadoluSelçuklu mimarisinin ruhunu ve aydýnlýk kaynaðýný bilmek zor... 10-20 dükkandan müteþekkil çarþýlarý gezince Medreselerin ne denli büyük olduklarýný daha iyi anlayabiliyoruz. Çarþýlarla medrese arasýnda küçük taþtan bir yapý dikkatimizi çekiyor.Vitrinindeki kukla ve minyatürleri görünce Özbek sanatýný yansýtan bir kukla müzesi olduðunu anlýyoruz. Buradan çýkýþta kulaðýmýza gittikçe yaklaþan örs ve çekiç sesleri gelmeye baþlýyor. Yolun ilerisinde artýk Anadolu'muzda da sayýlarý gittikçe azalan bir demirci dükkaný karþýlýyor bizleri.Küçük dükkanýn içinde bir ocak, bir çekiç ve iki usta.Görünüþte basit ama yaptýklarýný görünce;" Bunlarý burada mý yapýyorsunuz?" diye sorasý geliyor insanýn bizi karþýlayarak ilgileniyorlar. Biz çevredeki; kýlýçlara, kamalara, semaverlere baltalara ve deðiþik olarak leylek aðýzlý makaslara baka kalýyoruz. Bizim kamalarla ilgilendiðimizi gören usta kamayý tuttuðu gibi kýnýndan çýkarýyor ve diðer eline aldýðý demir boruya olaðan gücüyle vuruyor. Bizim beklemediðimiz bir gösteri olunca þaþýrýyoruz ama küçük kamanýn

demir boruyu peynir dilimi gibi kestiðine þahit oluyoruz. Çeliðin kalitesinden olsa gerek kamanýn ucunda en ufak bir hasar yok. Tabi birer çift alýyoruz hem de ekmek býçaðý fiyatýna üstelik kendi eliyle yaptýðý deri kýlýflarý ile birlikte. Adam bizimle ilgilenip havaalanýnda bir sorun çýkmamasý için özel bir belge hazýrlayýp kaþeliyor. O da memnun oluyor bizde hatta kartýný veriyor Ýstanbul'dan bir þey isterseniz yapýp göndeririz diyor. Ýnþaallah diyor ve ayrýlýyoruz demirciden. Çarþýlarda kendi içinde bir ürüne aðýrlýk vermiþler. Bazýlarýnda rengarenk ipek halýlar mevcut, bazýlarý kitap taký ve antika eþya satýyorlar, bazýlarýnda ise giyecek ve kürkler var. Vakit ilerleyince Son Buhara Emiri Alim Han iyice acýktýðýmýzýn farkýna varýyoruz. Hemen medreselerin yanýnda çok güzel bir bahçe keþfediyorlar arkadaþlar. Bahçe sahibi aile bizi bir misafir edasýnda kabul ediyor ve yemek yememize izin veriyorlar. Bizde o gün bir deðiþiklik yaparak; uzun yapýlý ve sulu olan Buhara üzümlerinden (Ayný Medine'nin üzümüne benziyor.) pazardan aldýðýmýz beyaz peynir, zeytin. domates, biber, kavun, muz, hurma … vs ile birlikte çeþit çeþit Özbek pidelerinden oluþan güzel bir sahra yapýyoruz adeta. Bahçe sahibi bize yemekte ünlü yeþil çaydan ikram etse bile biz bununla yetinmeyip yemekten sonra Seylan çayýmýzý demliyoruz. Buhara Ark Kalesine yöneli-yoruz, Buhara Ark Kalesi þehir kadar eski tarihe sahip olup Ýslam coðrafyacýlarýna göre þehirde en eski ayakta kalan mimari yapý olduðu söylenir. Kale yapýlacak uygun bir tepe olmadýðý için buhara ovasýna tuðladan örme olarakbina edilmiþtir. Biri doðu-sunda, biri de batýsýnda iki kapýsý vardýr. Kalenin çevresi 1600 metre oturum alaný 9 hektardýr. Ark Kalesi 25 metre yüksekliðinde tuðladan örülü. Tarihte tam 6 defa yapýlýp yýkýlmýþ. Þehrin emirleri üçbin muhafýzýyla burada yaþamýþlar kalenin büyük kanatlý kapýsýna tatlý bir yokuþla týrmanýlýyor. Bu kapýdan yalnýz “Emir” atla girip çýkmýþlar, giriþ kapýsýnýn hemen az ilerisi solunda bir zindan mevcut zindana temsili olarak mumyalanmýþ üç mahkum koymuþlar. Az ilerdeki cami 1919 yýlýndan beri kilitli olduðu söyleniyor, bahçede emirin kabul alaný ve tören mekaný olarak kullanýlan yerde aslan heykeli konmuþ. Ayný heykelin benzerini emir’in yazlýk sarayýnda gördük. Emir yurt dýþýnda tahsil gördüðünden sarayda ve kalede heykel yaptýrmakta bir behis görmemiþ. 1920 yýlýndaki Rus iþgali sýrasýnda buhara Emiri’nin kalede bulunduðu düþüncesiyle çok þiddetli top ateþine maruz býrakýlmýþ ve kale dört gün boyunca yanmýþ. bu esnada Buhara Emiri Alim Han yazlýk sarayýnda bulunuyormuþ. Ancak kalede bulunan üçbin kiþi büyük zarar görmüþ, kamle muhasarasý sýrasýnda iþten hainlik eden 4 kiþi için Ruslar tarafýndan kaleden mermer bir anýt yapýlmýþ, kitabede isimlerinden ve kahramanlýklarýndan bahsederek þükranlarýný belirtiyorlar. Üzeri bir bezle örtülü “-bu anýtý niçin yýkmýyorsunuz?” sorduðumuzda rehber “-ibret olsun,. hainleri bu millet unutmasýn diye muhafaza ediyoruz dedi.” Kale... yýllardýr hep

30

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Kültür

içten fethedilmiþ... Ne bilen en güzel þehirleracý... Dikkatimizi çeken den olabilmesidir. bir hususta; mihmanKale ayný zamandarýn çok derin bir tarih da kralýn kýþlýk sarayý ve dini bilgilere sahip vazifesinde. Kale olmasý. Yerli turizm çýkýþýnda ki Bala Havuz rehberlerine hiç benCamii’nde ikindi zemiyor, tarihi bilgilere, namazýný kýldýk. Büyük Ýslâmi eseslara vâkýf, bir havuz kenarýndaki herþeyi geniþ bilgi hazicamii’nin çatýsý 20 Buhara Kalesinden Görünümler nesi içinde kendi tarihi ahþap sütun üzerinde muvazenesinde sunuyyükseliyor. Sütunlarýn zerafeti ve iþlemeor. ... Bu arada mihmandarýn yanýna ciliði görülecek güzellikte. Camiinin gölgelen esnaftan bir kaç kiþi Türkiye’li gesi büyük havuzun durgun sularýna olduðumuzu anlayýnca Hamidettin düþüyor... Mavi, yeþil, kahverengi çinilerEfendi’den dua etme ricasýnda bulundule süslü Mescid-i Klan minaresinin bir lar. Hamidettin Efendi’de bunlarýn bu küçüðü görünümündeki minaresi ayrý bir arzularýný reddetmeyerek kale burçlarýnýn güzellikte. kenarýnda, Buhara’ya doðru dua etti. Buradan yolumuz üzeri olan kralýn Kafiledekiler ve Özbekler hep birden amin kýþlýk sarayýný da geziyoruz. Burada her dediler, çok duygulandýlar ve memniniyetþey kristal, ayna, altýn kaplama belki ama lerini belirttiler. koskoca sarayda ruh yok. Zaten insanlar Halen müze olarak kullanýlan kýsýmbu gibi zevkâni yaþantýya dalýnca larý geziyoruz. Burada; 200 litrelik devletler hep çökmüyormuydu. Buradaki Semaverin binlerce kilometre uzaktan büyük havuz ve merdivenli köþk ilginç getiriliþi. Ýki kiþinin ancak kucaklayabileSarayda tavus kuþlarý bile besleniyordu. ceði tombul karýnlý endamlý semaverin Halen beslenen tavus kuþlarýnýn o günmusluðu ayrý bir sanat ve düþünce den kalma kuþlar olduðunu söylediler. harikasý. Semaver müslüman olmayan bir Ayrýca Ruslar döneminde burada iþkence kral tarafýndan Emir’e hediye edilmiþ. yerlerinin ve zindanlarýnda olduðunu Müslümanlar bu semaverden çay içmezler temsili odalardaki sergilerden gördük. düþüncesiyle, musluktan akan suyun Yolda arýcýlara rastladýk. Doðruca saflýðýný ve temizliðini sað lamak üzere; saf Semerkanta gitmek için yola düþtük ama ve temiz’in sembolü balýk þeklinde musluk ne var ki yine acýkmýþtýk. Yol yapýlmýþtýr. Kabe örtüsünden üzerinde bir lokantaya çekip Kale’deki Zindan yapýlan Cübbe. Bu cübbenin karnýmýzý doyuralým istedik. Öyle özelliði diz kýsmýna kadar Kabe lokanta deyince buradakiler gibi örtüsünden dikilmiþ olup alt aklýnýza gelmesin. Bir aile kýsmý normal kumaþtan dikdüþünün yol kenarýnda bahçeli ilmiþtir. Edeben oturunca Kabe bir evi var. Gelen insanlara mutörtüsünün dizler altýnda kalmafaðýnda yaptýðý balýk veya eti masý için böyle yapýlmýþtýr, bahçeye koyduðu bir kaç masaHacca gidemeyen fakirler eskida sunuyor. Böyle bir yer bulduk den bu cübbeyi ziyaret eder veya giyerlermiþ, hatta hasta ev sahibinin misafirperverliði tam olanlarýn ve sýkýntýsý olanlarýn bir Anadolu insaný tipi bütün þifa niyetiyle cübbeyi giydiklerini çocuklarýný getirdi. Dua istedi... de öðreniyoruz. Ben içki içtim, sizin yanýnýza Sadece büyük zatlarýn gelmekten hicap duyuyorum kabirlerine dikilen tuð, ve demirdiyerek fazla yanaþmadý. Çocukden yapýlmýþ beþ parmaklý elin larýna ve ailesine dua ettirdi. ne manaya geldiði (O kiþinin her Özbekðin bu davranýþý hepimizi parmaðýn simgelediði duygulandýrdý. Ýslamiyet'in 5 þartý üzere Buradan doðruca yaþadýðý ve dünyadan eli boþ Semerkanta gittik. Bir dahaki gittiði….)ni öðreniyoruz. O sayýda SEMERKANT……… zamanlar Buhara-ý Þerif denilmesi Ýslamiyet'i temsil ede-

DEVAM EDECEK
Mart - Nisan 2000

Kâbe örtüsünden yapýlmýþ Cübbe

31

Kültür

Somuncu Baba

Geçen Sayýdan Devam

Musa TEKTAÞ
Güzel kokuyu daima tavsiye eder Peygamberimiz Sadi'den nakille þöyle buyurmaktadýrlar. (S.A.V), bir hadis-i þeriflerinde; "Bir gün güzel kokulu bir çamur bir mahbubun "Bana (dünyanýzdan) koku ve kadýn sevdirildi. elinden elime eriþti. Eydim; misk misin yahut amber mi? Gözümün nuru ise namaz kýlýndý"1 buyurmuþlardýr. Herkesi meftun eden bu kokundan sarhoþ oldum. Kokunun ve kadýnýn sevdirilmesi, kullara rahmet gayesiyledir. Eydi; ben bir hakir çamurum, bir müddet gül ile Çünkü kokunun güzellik numunelerinden bir unsur olmasý müsâhebetimden kemâli bana tesir eyledi. Yoksa ben insanlarýn birbiriyle olan münasebetlerinde de faydalý olmaknâçiz bir topraðým"5 demiþ. Bu satýrlarý okuyan muhatap kadar bizlerde gerekli hisseyi alýrken yaratýlýþý ve etvarý güzel tadýr. Bazý muhaddisler kokunun melâike denen ruhani varlýkolan her þeyin etrafýna muhakkak güzellik kattýðýný, insanlarýnda larýn dünyadaki nasibi olmasýyla izah etmiþlerdir. Yine bazý bu güzelliklerden nasip almalarýný gayet edebi bir biçimde dile hadislerde meleklerin güzel kokuyu sevip haz duyduklarý belirgetirmiþlerdir. tilmiþtir. Yine kokuya olan sevgi muhakkak ki, mizaçtaki itiKutadgu Bilig'de ; "Misk ve bilgi birbirine benzer; insan dalden ileri gelmektedir. Yaratýlýþ itibariyle Peygamberimizin en bunlarý yanýnda gizli tutamaz. Miski gizlersen kokusundan belli kamil mertebeyi tuttuðu herkesin malumu olduðuna göre, güzel olur; bilgiyi saklarsan, dili ayarlamasýndan belli olur" denmiþtir. koku hakkýndaki bu sözleri de onun ahlaký hamîdesinin bir Mevlâna Celaleddin-i Rumi'nin eseri Mesnevi'nin tergereðidir. Ayný hadiste kadýnýn zikredilmesi ise; þeriatýn mühim cümesinde güzel kokuyla ilgili þu hikaye her yönüyle dikkat bir kýsmýnýn kadýnlar tarafýndan nakledilmiþ olmasý, ümmetin celbedici ve nasihat vericidir. sayýca çoðalmasýna kadýnlarýn vasýta olmasý ve yine Debbaðýn birisi güzel koku satanlarýn çarþýsýna varýnca Peygamberimizin kadýnlarýn dünyanýn en hayýrlý varlýklarý kendinden geçti, yere düþtü bayýldý. Ýyi huylu güzel kokular olmasý hususundaki hadislerinde belirttiði þekliyle açýklanabilir. satanlardan gelen ýtýr kokusu , adamýn baþýný döndürdü, olduðu Peygamberimiz bir baþka hadislerinde ise, "Kime tîb yere düþüp kaldý. Tam yarým gün yol geçidinde hiçbir þeyden ikram edelerse onu reddetmesin. Çünkü o, güzel kokuhaberi olmaksýzýn bir leþ gibi yattý kaldý. O zaman halk onun lar verir ve taþýmasý kolaydýr."2 buyurmaktadýrlar. Tîb her çeþit güzel kokunun adýdýr. Hatta bu kelam ile bütün güzel baþýna toplandý, derdine dermân olmaya baþladý. Birisi elini kokular kastedilmiþtir. Hatta Peygamberimize sunulan güzel onun kalbine götürüyor, atýp atmadýðýný anlamak istiyordu. kokularý hiç reddettiði vaki olmamýþtýr. Bu hadis kaynak gösterÖbürü yüzüne gül suyu serpiyordu. Gül suyu serpen bilmiyorilerek; Cuma ve Bayram günlerinde, ilim ve zikir meclislerinde, du ki, onun baþýna ne geldi ise gül suyundan geldi. Biri ellerini, cemaate çýkýldýðý zamanlarda koku sürünmek müstehab baþýný ovalamada idi. Öteki ateþi düþsün diye ýslanmýþ saman sayýlmýþtýr.3 getirip göðsüne sürüyordu. Birisi öd aðacý ile þeker karýþtýrýp tütGüzel bir þey için misal verileceði zaman ilk akla gelen ve sülüyordu. Bir baþkasý elbisesini soyup onu hafifletiyordu. en çok kullanýlan misal güzel koku olmuþtur. Es-seyyid Osman Þarap mý içmiþ, esrar mý çekmiþ, afyon mu yutmuþ anlamak Hulûsi Efendi Mektûbat-ý istiyorlardý. Hulûsi-i Darendevi adlý Derken; "Falan eserinde oðlu Kemal kiþi misk yaðcýlar Efendi'ye yazdýðý mekçarþýsýnda baygýn tupta; düþtü yatýyor" "Her zaman iyidiye yakýnlarýna lerle mukarin ol, haber yolladýlar. kötülerden ictinap et. Neden kendinden Kiþinin mi'yarý geçti, ne oldu da mukarýn olduðu rezil ve periþan kimsedir. Mezbeleden oldu, kimse daima fenâ koku, bilmiyordu. attar dükkanýndan ise O düþüp iyi koku intiþâr eder."4 bayýlan debbaðýn tavsiyesinde bulunurken gürbüz, anlayýþlý güzelliði temsilen attar bir erkek kardeþi dükkanýný örnek vervardý. Hemen miþtir. Mektubat'ýnýn 14. koþa koþa geldi. Sayfasýndaki bir baþka Bir þey içine sarýlý mektubun güzellik ve olarak yanýnda iyilik tavsiyesiyle devam biraz da kötü eden satýrlarýnda Þeyh kokular saçan Hulûsi Ateþ, Þeyhzâdeoðlu Özel Kütüphanesinden esanslýklar

32

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Kültür

biraz köpek pisliði getirmiþti. Hafifçe kulaðýna bir þey söyleyecekmiþ gibi eðilerek, pisliði kardeþine koklatýnca, daima kötü kokular içerisinde çalýþan debbaðýn ayýlarak kendine geldiði görüldü. Misk çarþýsýndaki güzel kokuya alýþkýn olmadýðýndan bir anda çarpýlan bu þahsý Mevlana aslýnda mayasý bozuk kiþilerin iyilikten ve güzellikten anlamayacaðýný ve kýymetini bilemeyeceðini ifade için misal vermektedir.6 Darende ve civar kasaba halkýnýn eskiden beri icra ettiði sanat dallarýndan ve geçim kaynaklarýndan biri de "Seyyar Esansçýlýktýr." Bunun bir tarihi geçmiþi olup-olmadýðýný araþtýrmak maksadýyla Darende halkýndan ve özellikle yýllardýr bu iþle uðraþan A. Ulupýnar kasabasý halkýndan bir çok kimseyle röpörtajlar yaptýk. Anlamlý ve güzel hatýralara geçmeden önce Esansçýlýk hakkýnda elde edebildiðimiz genel bilgileri özetleyecek olursak; Darende'de eskiden "Attariye" dükkanlarýnýn bulunduðunu hatta, bu esnafýn esans imalatý da yaptýðýný öðreniyoruz. En son temsilcisi olarak hatýrlanan kiþi "Attar Musa" dýr. Ömrü boyunca halk hekimliði usulü bitkilerden yaptýðý ilaçlar satan ve kullanan bu þahýs ayný zamanda dükkanýnda koku imalatý da yapmýþtýr. Balabanlý Koçerler' in Erzurum'da, M.Ali Türkyýlmaz'ýn Kars'ta, Yenice'li Mehmet Canpolat'ýn yýllarca Elbistan'da "Attariye Dükkaný" iþlettiðini biliyoruz. Yaþlý insanlara sorduðumuz zaman aldýðýmýz cevaplardan biri de, esans, þeb, ispirto ve su karýþýmlý terkible yýllardýr Darende'de kolonya imal edilip satýldýðýný öðreniyoruz. Ülke piyasasýnda söz sahibi kolonya firmalarýndan Akçay Kolonyalarý ve Çamdað Kolonyalarý firmalarýný sahiplerinin Darendeli olmasý tesadüf deðil, geçmiþteki bir geleneðin günümüzdeki devamýdýr. Eskiden yöre halký yoksul olduðu için muhakkak gurbete gider alýþ-veriþ yapardý. Darende'lilerin ticaretteki baþarýsý ve zekasý herkesçe malum. Seyyar satýcýlardan bir grup da kitapçýlýk ve esansçýlýk iþini birlikte yapardý. Bunun beraber yürümesindeki kolaylýk, dini kitap alan halk veya camii cemaatinin ayný zamanda esans meraklýsý kiþiler olmasýdýr. Ropörtaj yaptýðýmýz ve bilgisine baþvurduðumuz kiþilerden Bedrettin Ateþ7(70 yaþýnda, Emekli müezzin, Zaviye Mahallesinde oturur) Kitapçýlýk ve esansçýlýðýn bir yapýlmasý hususunu bir menkýbeye dayandýrýyor; "Yaþlý mahalle sakinlerinden dinlemiþtim. Þeyh Hamid-i Veli medresesi müderrislerinden Darendeli âlim, Hacý Mahmud Efendi icazet verdiði öðrencilere dermiþ ki; Rasulullah Efendimizin bir hadisinde þöyle buyurmuþ; "Bana (dünyanýzdan) koku ve kadýn sevdirildi. Gözümün nuru ise namaz kýlýndý"8 Bu hadisi þerifi ve benden öðrendiðiniz ilimleri üç evi olan en ücra köyler, mezralar bile olsa oralara kadar götürüp her Müslümana anlatacaksýnýz. Yoksa hakkýmý helal etmem" dermiþ. Ýþte icazetini alan her talebe heybenin iki gözünden birine güzel kokular, diðerini de dini kitaplara doldurup, hocalarýnýn emrini yerine getirmek için köy, köy kasaba, kasaba ilim yayarlarmýþ. Derken bu iþ bir nevi ticaret halini almýþ. Çünkü eskiden geçim sýkýntýsý vardý, insanlar iaþe temini için gurbet yollarýnda dolaþýr dururdu" diye anlatan Bedrettin Ateþ'in naklettiði menkýbenin bu iþin ezeliyetini teþkil ettiðine kanaat getiriyoruz. Setrekli seyyar fotoðrafçýlýk ve ayný zamanda esansçýlýk da yapan Mehmet Yusuf Usta'nýn çömezi olan Darende'nin en eski fotoðrafçýsý Mevlüt Zontul'dan9 (90 yaþýnda, H. Derviþ mahallesinde oturur) da bir hatýra resmi temin ettik. Türkiye

genelinde Darende'lilerden baþka "Seyyar Esansçýlýk" yapan satýcýlar bir de Konya'nýn Hadým Ýlçesinden çýkar. Ancak Hâdim'lý satýcýlarýn insaf derecesini aþan bazý alýþ-veriþ yaptýklarý söylenenler arasýnda. Esans satýcýlarýnýn eskiden Tren yolculuðu esnasýnda çok güzel iþ yaptýklarýný öðreniyoruz. Bunun sebebi ise, eskiden genellikle yolculuklar Tren ile yapýlýrmýþ. Türkiye'de karayollarýnýn geliþmesi ve karayolu taþýmacýlýðýnýn yaygýnlaþmasý yakýn tarihlere tekabül ediyor. Tabii ki gurbete giden, gurbetten dönen insanlarýn evlerine, eþlerine, dostlarýna götürebilecekleri en kýymetli hediyelerden biri de esanstýr. Birde meslek Seyyar Fotoðrafçý ve Esansçý sýrrý olduðu için çok açýlSetrekli Mehmet Yusuf Usta madýðý halde bizim Kadirli Askerlik Þubesi Önünde anladýðýmýz kadarýyla müþteri bir daha o satýcýyý göremeyeceði için biraz da esnaflýk gereði trenler ve tren yolcularý seçilirmiþ. Þimdi Trenlerin yerini Otogar'lar almýþ durumda. Elbette ki her Otogar' da bir yada birkaç Darendeli veya Hâdim'li esans satýcýsýyla karþýlaþmak mümkün. Hatýralarýný dinleyip, bilgi aldýðýmýz þahýslardan biri de A. Ulupýnar Kasabasýndan "Sürmeli" adýyla bilinen Duran Bak10.....Yaklaþýk kýrk yýl Esansçýlýk yapan bu aðabeyimiz, 70 yaþýnda..... Þimdilerde güzel kokularýn zevkli bir kullanýcýsý olan Duran Bak halen kasabada oturuyor, kayýsýcýlýk yapýyor..... Henüz yedi yaþýndayken seyyar esansçýlýk yapan, ustasýnýn yanýnda çömez (çýrak) olarak, memleket memleket dolaþtýðýn anlatýrken, 1939 Erzincan depreminde Erzincan'da olduklarýný, bu felakette arkadaþlarýndan ikisinin enkaz altýnda kalarak vefat ettiðini gözleri nemli olarak anlatýyor.... Çok güzel sesi ve gazel okumasýyla da bilinen Duran Bak, yukarýda bahsettiðimiz gibi herkesin tren yolculuðuna mecbur olduðu yýllarda askere giderken, Malatyalý Türkücü Fahri Kayahan'la karþýlaþtýðýný, onun türkülerini kendisine okurken Kayahan'ýn gýpta ile kendisini dinlediðini, bu görüþmede kendisine birde esans hediye ettiðini anlatmayý da ihmal etmiyor.......Hatta 1950'li yýllarda TRT radyosunda Muzaffer Sarýsözen'in programýnda Darende Türküleri bile söylemiþ........ Esansçýlarýn çok güzel konuþma kabiliyetli, nezaket kurallarýný bilen, hatta elinde taþýdýðý cevizden yapýlmýþ özel Camekân'ýna (Esans tüplerini ve þiþelerini koymak için kullanýlan ahþap, üstü kapaklý, etrafý camlý küçük sandýk) çok ihtimam gösteren þahýslar olduðunu daha açýk bir ifade ile genellikle zevkli insanlarýn bu iþi seçtiðini dinliyoruz.... Cemekânlarýný, kristal þiþelerle donattýklarýný ve kendi özel zevklerine göre bezediklerini anlatarak sözlerine devam ediyor; esanslarýn eskiden Ýsviçre, Fransa ve Hollanda'dan geldiðini,
Mart - Nisan 2000

33

Kültür

Somuncu Baba

Es-seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin gazel ve koþma türündeki ilahilerini çeþitli sohbet meclislerinde okurdum. Bir defa Sivas'a Ýhramcýzâde Ýsmail Hakký Efendi'nin(K.S) ziyaretine gitmiþtim. Hulusi Efendi'nin ilahilerini okutturdu, çok memnun oldu. Ne iþ yaptýðýmý sordular. Yanýmdaki arkadaþlar da seyyar esans satýcýlýðý yaptýðýmý söylediler. Ýhramcý zâde Ýsmail Efendi; "Oðlum , bazý insanlarýn rýzkýný Allah ayaðýna getirir. Sen Hulusi Efendi oðlumuzun ilahilerini güzel okuyorsun. Uzak yerlere gitme, buralarda esansýný sat, Allah bereketini verir, akþamlarý da bizim sohbetlerimizde ilahi okursun" buyurdular. Bundan sonra ekseriyetle Sivas-Erzincan Tren hattýnda gidip gelirdim. Bu sýrada esansýmý satardým. Akþamlarý da genellikle Ýhramcýzâde Efendimizin sohbetlerine katýlýrdým. Bazen Ankara'da aðabeyim Mehmet Bak ve Köylümüz Mekseline Korkut'un ortak esans ve kitap satýþ deposu olduðundan Ankara'ya mal almaya giderdim. Bu esnada da hem giderken yol boyunca trende, hem de birkaç gün kalýrsam Ankara'da yine esans satardým. Bir defasýnda Ankara'da Hacý Bayram-ý Veli Hazretlerinin camii bahçesinde elimde cevizden Sürmeli'yi dinyapýlmýþ cemakâným lemeye devam ediyile satýþ yapýyordum. oruz; Yanýma bir Albay rütEsans konubeli asker yaklaþtý. Bir sunda benim en þiþe esans aldý ve; tecrübeli, meraklý "Allah'ýný seversen hatta diyebilirim ki; doðru söyle, Sende dünyanýn en zevkli Sivas'lý Ýhramcýzâde kullanýcýsý ve esans Ýsmail Hakký kolleksiyoncusu Efendi'nin alâmetini olarak tanýdýðým görüyorum, o büyük örnek þahsiyet Eszatý tanýyor musun, Seyyid Osman hislerimde yanýlmýyHulusi Efendi' orum deðil mi?" (K.S)dir. Bir çok kez dedi. Önce biraz þahsi kütüphanesinde çekindim, cevap verbulunan esanslarý ve medim. Israr edince; kristal þiþeleri bizlere "Büyükler kabul de gösterirdi. Þimdiki ederse kapýlarýnýn esanslarýn kokusu bendesiyiz" dedim. çabuk gidiyor. Ama Albay çok memnun eskiden çok kalýcý oldu bana sarýldý ve; Türkiye Býyýk þampiyonu ve meþhur esansçýlardan Gürünlü Pala Mahmut esanslar vardý. "Allah'a yemin ederZannediyorum bunun im, bin kiþinin içerisinde bile olsa, Ýhramcýzâdeye münsebebi, eskiden Avrupa menþe'li olan esanslar kozmetik sanayitesip olan kiþileri yüzlerinden tanýrým" dedi. Ben de çok inde bu kadar tüketilmediði için birkaç yýl bekleyebiliyordu. memnun oldum. Huzurunda bulunduðumuz yüce zatýn kýymetiEsansýn birkaç yýl beklemesi damýtýlmasý ve kokusunun devamni anlayanlarýn onu nasýl sevip, muhabbet beslediklerine þahid lýlýðý açýsýndan mühimdir. oldum; "Bu yüce zatlarý bize tanýttýrdýðý için Mevla'ya yüzbinlerce þükürler olsun, yolumuzu türkücülerin, Bir defasýnda Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi bana radyo evlerinin semtinden gönül zaviyesine çevirdin ARPEJ marka bir esans sordu. Bende Sivas'ta attariye dükkaný Allah'ým." dedim.11 olan arkadaþýma söyledim. O arkadaþým; "Yýllardýr vitrinde Hatýralarýný dinlediðimiz ikinci þahýs Mecit Kurt... 1940 duran bir esansým var, onu þimdiye kadar çok isteyen oldu ama doðumlu olan Mecit Kurt da uzun yýllar esansçýlýk yapmýþ.... kimseye vermedim. Ancak bunu arzu eden Hulusi Efendi ise, Ramazan ayýnýn esansçýlar için bir fýrsat olduðunu belirterek deðil esanslar, dükkaným bile fedâ olsun" diyerek, o esans anlattýðý hatýralarýnýn baþýnda, Ýstanbul Fatih'de Hýrka-ý Þerif' tüpünü güzel bir ambalaja sararak benim vasýtam ile Efendi ziyaretgahýnýn önünde yýllarca esans sattýðýný iftiharla söylühazretlerine gönderdi. Esansý Hulusi Efendi'ye takdim ettim çok yor.... memnun oldular, kütüphaneye koydular.

bunlarýn içerisinde de Kampana, marka ile Hollanda Gülü’nün çok meþhur ve deðerli olduðunu anlatýyor..... O dönemde kozmetik sanayiinin bu günkü kadar geliþmiþ olmamasýndan dolayý tüketimin esans olarak yapýldýðýný, parfüm gibi sun'i ve gayet zararlý mamüllerin o zaman bulunmadýðýný belirtiyor.... Ayrýca alýcýlarýn bu günkü müþterilere göre çok ve seçici olduðunu, belirtirken güzel esansý anlamanýn o günkü uygulamasýnýn; bir ayna üzerine bir damla esans damlatýldýðýnda daðýlmýyorsa müþteri tarafýndan tercih edildiðini de sözlerine ekliyor... Setrek'in en eski esansçýlarýndan olan Hacý Mahmut Aða'nýn bir zevkli esans kullanýcýsýnýn 5 gram "Karakedi" esansýna mukabil, parmaðýndaki yüzüðünü çýkararak Setrek'li satýcýya kimin parmaðýnda takýlý olursa kendini mutlu ve sultan gibi hissettiði yeþil zümrüt yüzüðünü verdiðini. Alýcýnýn bu yüzüðün esas kýymetinden haberdar olmayarak, akþam olunca gece karanlýðýnda ýþýk saçan bir yüzük olduðunu anlayýnca normal bir fiyata sattýðýný, bu yüzüðün sonra usta bir sarrafýn eline geçince 40 krat kýymetinde yeþil zümrüt bir yüzük olduðunun anlaþýldýðýný anlatýrken; bu arada eski kullanýcýlarýn esansa çok deðer verdiðine bir misal olarak zikrediyor.....

34

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Kültür

Mecit Kurt'ta çoðu Setrik'liler(A. Ulupýnar) gibi küçük yaþta iken, bu mesleðe baþlamýþ. 9 yaþýnda iken, Sivas'ta esansçýlýk yapan amcasýnýn yanýnda çömez (çýrak) olarak ilk gurbete çýkmýþ. Þimdi Türkiye'nin en büyük Holdinglerinden olan "Kayserili Cýngýllýoðlullarýnýn" Kayseri'deki esans, attariye toptan dükkanlarýndan birkaç kez amcasýna mal getirdiðini de kendinden dinledik. Mecit aðabeyimizin bir hatýrasý þöyle; Her Ramazan ayýnda Hýrka-i Þerif'in önünde esans satmak için Ýstanbul'a giderdim. Bir defasýnda evimi yeni yaptýrmýþtým, biraz da borcum vardý. Çoðu Darende'lilerin yaptýðý gibi, gurbete giderken, candan sevdiðimiz büyüðümüz EsSeyyid Osman Hulusi Efendi' yi ziyarete gittim. Hulusi Efendi bana Necip derdi. Þöyle buyurdular ; "Oðul Necip, ev yaptýrmýþsýn, sana biraz yardým etmek istiyoruz. Sana 50 lira vereceðiz, ihtiyacýnýn bir kýsmýný karþýlarsýn" dedi. Bende; "Aman efendim, ben sizin dua ve himmetinize muhtacým. Himmet ederseniz, esans satmaya gidiyorum, duanýzla bereketli bir kazanç elde ederim." dedim. Bunun üzerine âdetleri veçhiyle 10 lira bereket parasý verdiler. Þeyh Hamid-i Veli hazretlerinin türbesini ziyaret ettim ve Darende'den ayrýlarak, o gün Ýstanbul'a hareket ettim. Ertesi günü Hýrka-i Þerifin ziyarete açýldýðý gündü. Ziyaretimi yaptýktan sonra "Bismillah" deyip, cemâkanýmý açtým ve satýþa baþladým. Sanki insanlarý öðütlemiþçesine orada birkaç tane esans satýcýsý olduðu halde bütün müþteriler benim baþýma yýðýldý. Hatta esans almak üzere sýraya girdiler. Akþama kadar böyle devam etti. Akþam hesabý topladýðýmda gördüm ki, 550 liralýk satýþ yapmýþým. Bu benim bir ay boyunca çalýþsam kazanamayacaðým bir miktardý. Ve himmetin Hulusi Efendi'nin duasý hürmetine olduðunu hemen anladým. Sýrasý gelmiþken þunu da açýkça söyleyebilirim ki; "Darendelilerin zekasý ve ticari baþarýsýnýn arkasýnda Þeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin(K.S) ve Hulusi Efendi Hazretleri gibi büyük zatlarýn duasý ve manevi desteði vardýr. Benim baþýmdan geçen bu hatýra bunun canlý bir örneðidir." Bayram akþamý, Darende'ye dönerken, Hulûsi Efendi'nin çok sevdiðini bildiðimden; bir tüp "Harem" esansý ve birkaç kristal þiþeyle birlikte bir paket yaparak acizâne Efendi hazretlerine hediye ettim. Memnun oldu, kütüphaneye koydular.12 Esansçýlýk konusunda kendisiyle görüþtüðümüz bir diðer hemþehrimiz ise; A. Ulupýnar kasabasýndan Emir Yiðit. (60 yaþýnda, Belediye Muhasipliðinden emekli, halen kasabada oturur, kayýsýcýlýk yapar) Esansçýlar için Hac mevsiminin bir büyük fýrsat olduðunu söyleyerek sözlerine baþlayan Emir Abi, önceden karayolu ile hacca gidilip-gelindiði zaman gerek kutsal topraklarda, gerekse sýnýr kapýlarýnda esans satýþ piyasasýný genellikle Darende'lilerin elinde olduðunu söylüyor. Esansýn bir diðer adý da "Hacý Yaðý"dýr. Kutsal topraklara ziyarete giden hacýlar memleketlerine hediye olarak götürdükleri þeylerin baþýnda esans geliyor. Eskiden karayolu ile Hacca gidip hem ticaret hem de ziyaret yapan esans satýcýlarý, þimdilerde uçakla gidip-gelmektedirler. Bu piyasa halen hemþehrilerimin elindedir. Uçakla gidip-gelindikten sonra yeteri derecede kâr býrakýyor ki halen bu satýþ sitili geçerliliðini koruyor. Esans yükte hafif pahada aðýr olduðu gibi kalite kalitedir. Bazý insafsýz satýcýlar yüksek kâr yapmak için esansýn kalitesizini de satýyorlar. Veya en ucuz bir esansý en pahalýya satanlarda çýkabiliyor....... Emir Abi bu sýnýr kapýsý ile alakalý bir hatýrasýný þöyle naklediyor;

"Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi esans satýcýlýðý yapan arkadaþlarýmýzla ziyaretine gittiðimiz de sýk sýk Peygamberimizin; "Aldatan bizden deðildir" hadisi þerifini hatýrlatarak doðruluk üzere ticaret yapýlmasýný tavsiye ederlerdi. Bir defasýnda bana dönerek; "Oðul Emir, sende esansçýlýk yaparken kötü esansý iyi diye sattýn mý" buyurdular. Bende; "Efendim hiçbir zaman kötü malý iyi diyerek satmadým, ancak bir kez mevcut sattýðým esanslarýn kalitesi biraz düþüktü o zaman eziklik hissettim. Müsaade ederseniz arz edeyim." dedim. Ýþaret buyurdular sözlerime devam ettim; 1963 yýlýnda zat-ý âlinizi Cilvegözü sýnýr kapýsýnda karþýladýðýmýz sene malumunuz olduðu üzere esans satýyordum. O sene Samsun'da kalmýþtým ve hacýlarý oradan uðurlamýþtýk. Ulusoy firmasýna ait bir otobüs geldi. Otobüse bindim esans satmak maksadýyla; "Hacý babalar Allah haccýnýzý kabul etsin. Gidenlere tekrar gitmeyenlere de nasip etsin. Eþe dosta hediye edilecek esanslarýmýz var" dedim. Bu arada ön koltukta oturan bir Hacý Amca "oðlum, bir saniye bu firma hakkýnda ne biliyorsun" dedi. Bende Hacý Amca Samsun'da Saathane meydanýndan bundan bir ay önce sizleri uðurladýk" dedim . O zaman firma sahiplerini tanýyýp-tanýmadýðýmý sordu. Bende yazýhanedeki iþletmecilerden Nusret Bey, ve kardeþlerini tanýdýðýmý söyledim. O anda Hacý Amca Karadeniz þivesiyle; "Ýþte pen o uþaklarun papasuyum, ha bu hatunda anasýdur" bize kötü esans verirsen Nusret Abin seni Samsun'a koymaz dedi. Çantamda ve camekânýmda bulunan bütün esanslarý o otobüs yolcularýna sattým. Ama o an ve ondan sonra daima, "Keþke esanslarým daha kaliteli olsaydý da bu insanlara karþý ileride mahcup olmasaydým" diye düþündüm. O seneden sonra, Samsun'a gidip-geldim ama Ulusoy'lardan da bir þikayet gelmedi. Zaten esansýn kalitelisini anlamak herkesçe mümkün deðildir. Ancak esansýnda insanlarýn da kalitesini sizler bilirsiniz" dedim. Es-seyyid Osman Hulusi Efendi Hazretleri de; "Oðul eðer piþmanlýðýn ve büyük zatlarýn hürmetine bu kusurun affedilirse bilmem. Yoksa hesabýný sorarlar" buyurdular.13 Kýymetli okuyucularýmýz, güzel koku Hz. Peygamber Efendimizin bir sünnetidir. Güzel koku kullanmak da güzel bir haslettir. Güler yüzlü insanlar gül kokulu büyüklerimiz ve güzele meyyal gönüllerimiz ile çirkinliklere ve kötülüklere fýrsat vermeyelim. Güzelin de güzel kokunun da kýymetini iyi bilelim. Vesselam...

DÝPNOTLAR
1- Nesai,Ýþretün-Nisa,1,(7,61) 2- Müslim Elfaz 20, (2253);Ebu Davud, Tereccül 6.(4172) 3- Bkz: Ýbrahim Canan, Kütüb-i Sitte, C.7, s.516 vd. Akçað, Ank. 1988 4- Es-Seyyid Osman Hulûsi Ateþ, Mektûbat-ý Hulûsi-i Darendevi, s.3-4 Ankara 1997 5- Ateþ, a.g.e, s.14 6- Bkz, Þefik Can, Mesnevi Tercemesi s.397-398, Ötüken Yay, 1997 Ýstanbul 7- Bedrettin Ateþ ile yapýlan röpörtajdan 8- Nesai,Ýþretün-Nisa,1,(7,61) 9- Mevlüt Zontul ile yapýlan röpörtajdan (Mevlüt Zontul, Darende’nin en eski fotoðrafçýlarýndandýr, halen hayattadýr.) 10- Duran Bak ile yapýlan röpörtajdan 11- Duran Bak ile yapýlan röpörtajdan (Es-Seyyi Osman Hulûsi Efendi Vakfý Sesli Yayýnlarý arasýnda ilahi kaseti yayýnlanmýþtýr) 12- Mecit Kurt ile yapýlan röpörtajdan 13- Emir Yiðit ile yapýlan röpörtajdan

-

b i t t i

35

Mart - Nisan 2000

Tarih

Somuncu Baba

DARENDE'NÝN TARÝHÇESÝ-2
Ýlbey ÖZER Geçen Sayýdan Devam
mahallesinde bulunaný, büyük bir ihtimalle eski Sadrazamlardan Darendeli Mehmet Paþa tarafýndan yaptýrýlmýþtýr. (1783-1785) tarihleri arasýndaki sadaretleri zamanýnda, Darende de cami, han, hamam, medrese, köprü, çeþme, yaptýrdýðý ve bazý yollarý tamir ettirdiði bilinmektedir. Bugün caminin yerinde minare ve Mehmed Paþa' nýn mezarýndan baþka bir þey yoktur. Mehmed Paþa I. Abdulhamid'in sadrazamlarýndandýr. Cami yanýna bir medrese ve kütüphane yaptýrarak camiye külliye þekli verilmiþtir. Minaresi zarif ve þerefesi çok güzel bir þekilde dizayn edilmiþtir.26 Bugün hala ayakta duran Darende'nin en eski camisi " Þeyh Hamid (Somuncu Baba) Camisidir. Þeyh Hamidüddin isimli bir zattan ve bu zâtýn zaviyesinden, 1531 tarihli defterde bahsedilmekte ise de camiden Darende’de yapýlan bir düðünden görünüm bahsedilmez. Caminin bulunduðu bugünkü Zaviye mahallesinin kuzeyinde, Tohma suyunun yanýnda sarp kayalýklar içerisinde, þeyhin birde çile hanesi bulunmaktadýr. Bu Þeyh hakkýnda bir çok menkýbeler anlatýlýr. Velilik izafe edildiði için, cami yakýn þehirlerden Darende'ye gelenler ve yerli halk tarafýndan ziyaret edilir. Bu camilerin dýþýnda "Hacý Müþerref (Müþrif)" cami-i bugünkü Hacý Müþrif deresi mevkiindeki minarenin bu camiye ait olduðu sanýlýyor. Yine eski þehir harabelerinde bulunan minare-lerden biride "Yeni Cami" ye ait olduðu sanýlýyor. Son olarak "Çarþý Cami" sinin bu bugünkü Çarþý camisi olduðu kestirilemiyor.27 b) MESCÝTLER 1531 ve 1538 tarihli tapu defterlerine göre tespitini yapabildiðimiz mescitlerin isimlerini vermekle yetineceðiz."Þeyh Ýbrahim Mescidi", "Alau'd-devle Bey Mescidi" "Ahmed Fakih Mescidi", “Mescid Bey'', "Hacý Ali Mescidi", “Hacý Seydi Mescidi" "Çaðlu Mescidi", "Ali Fakih Mescidi'', “Mennan Mescid", "Halife Mescidi", "Mescid-i Zeyni". Bu mescit isimlerinin birçoðu mahallelere isim olarak verildiðini 19. Yüzyýl Temettü kayýtlarýndaki mahalle isimlerinden a) CAMÝLER anlýyoruz. Kamus-ul âlâm'da 19. Yüzyýlýn sonlarýnda Darende'de Tapu Tahrir Defterlerinden öðrendiðimize göre ilk raston cami ve sekiz mescidin var olduðu belirtilmiþtir. Buna mukabil lanan cami "Tahir-oðlu Cami" dir. Yeri tam olarak tespit edile20. Yüzyýl baþlarýnda Darende ve köylerinde 66 cami ve mescidin memiþtir. Þehrin Osmanlýlar tarafýndan fethinden önce yapýldýðý olduðu kaydedilmiþtir.28 24 c) ZAVÝYELER sanýlmaktadýr. 1548 tarihli bir defterde ise "Þeyh Cuma Cami" ve "Cami-i Kebir" in adlarýný görmekteyiz. Bulunduklarý mahallTarikat mensuplarýnýn ibadet yaptýklarý yere tekke adý vereye isim veren bu Camileri bugün görmek mümkün deðildir.25 ilir. Bu tekkelerin daha küçüklerine Zaviye denilmektedir. Fakat bugün, harap durumda bulunan eski Darende Þehrinin Zaviyeler þehirden uzak ve tenha yerlerde olur, tarikat þeyhinin yerinde beþ minare ve bir eski caminin bulunmasý camilerin yalde küçük bir odasý bulunurdu. Zamanla þeyhin hücresinin etrafýnnýzca yukarýda yazýlanlardan ibaret olmadýðýný gösterir. Bu da insanlar yerleþmeye baþlar ve bu þekilde bazý mahalle ve minarelerin bazýlarý bahsettiðimiz camiler veya farklý mescitler olâköylerde oluþmuþtur. Örnek olarak Þeyh Hamidüddin zaviyesini bilir. Bu minarelerin hiç birinde ne bir tarih, ne bir kitabe mevcut gösterebiliriz. Çünkü bugün o mahalde zaviye adý ile bir mahalle deðildir. Yaþlýlarýn ifadesine göre eski þehir harabelerinin mevcuttur. Yine 1531 tarihli tapu defterlerine göre bilgi merkezinde bulunan üç minareden ortada olan "Ulu camidir." edindiðimiz zaviyelerin burada yalnýzca isimlerinden bahsedeKalýntýlardaki minarelerden, en güneyde, bugünkü Heyiketeði ceðiz. "Þeyh Yalýncak Zaviyesi", "Coþak (Hoþak) Dede Zaviyesi",

D

2. ESKÝ ESERLER arende kazasý devamlý ayný yerde kurulu kalmamýþ, sýk sýk yer deðiþtirmenin yanýnda tabi afet ve yangýnlara maruz kaldýðýndan dolayý bir çok eser ya tamamen yok olmuþ yada büyük ölçüde niteliðini kaybedecek derecede tahrip olmuþtur. Þu anda kendisi olmayan bir çok eserin varlýðýný ancak kayýtlardan öðreniyoruz. Bugünkü Darende de eski denilecek eser hiç yok gibidir. Bununla beraber eski þehir harabelerinde, harap ve bugün hiç kullanýlmayan, kale, hamam, bedesten, ve bazý camilerin varlýðýný gösterir minareler bulunmaktadýr. ki bunlar þehrin yer deðiþtirmesi dolayýsýyla harap olmuþtur.

36

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Tarih

"Þeyh Hamidüddin Zaviyesi". "Þeyh Murad Zaviyesi", "Balaban bir hamamdan bahsedilmektedir. Bu kayýttan anlýyoruz ki eski Bey Zaviyesi" gibi.29 hamamlarýn bazýsý kullanýlamaz hale gelmiþtir. d) MEKTEP VE MEDRESELER f ) DÝÐER ESERLER 19. yüzyýlýn sonlarýnda Darende'de 20 Ýslam, 4 Hýristiyan Þüphesiz Darende'de bulunan eski eserler yukarýda mektebinin varlýðýný görüyoruz.30 sonraki bir kayýtta ise 27 ilkokul, yazýlanlardan ibaret deðildir. Eldeki belgelerin yetersiz oluþu, 3 gayri müslim mektebi ve bir tanede rüþtiye mektebinin var diðer eserler hakkýnda yazý yazmayý zorlaþtýrmaktadýr. Bütün bunolduðunu görmekteyiz. 31 larýn yanýnda hala mevcut olan köprü, kale, kütüphane v.s. gibi Yukarýdaki mekteplerin yanýnda medreselerin varlýðýný eserlerden bahsetmeden geçemeyeceðiz. 1531 tarihli defterden öðreniyoruz. Bu medreselerin yalnýzca fa )ZENGÝBAR KALESÝ isimlerini vermekle yetineceðiz. "Alaü'd-Devle Bey Medresesi", Kale hakkýndaki ilk kayýt Anadolu Selçuklu Sultaný Ýzzettin "Mehmed Paþa Medresesi", "Þeyh Hamidüddin Medresesi", Keykavus devrine aittir. Bundan sonraki kayýtlar, Osmanlýlarýn "Nadir Medresesi", bunlara ek olarak 1531 tarihli defterde ismi Darende Kadýsýna ve Dizdarýna gönderdiði hükümlerdir. Bu verilmeyen bir medreseden bahsedilmesi o medresenin de vardevirde kalenin, bir dizdarý ve içinde muhafýzlarýndan lýðýna bir iþaret sayýlabilir. Son bir kayýtta ise Darende'de bulunan bahsedilmektedir.35 Fakat 17. Yüzyýl'da Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde aynen þu bilgi kayýtlýdýr. "Kal'asý taþlýk bir medreselerin isimleri verilmiþtir. "Abidin Paþa", "Hatuniye", yerde, ala bir peþte üzerine olup, Hz. Ömer evladýndan, Malatya "Cami-i Kebir", "Hacý Hüseyin Paþa", "Kale", "Yeni Cami" ve fatihi bina etmiþtir. Murur-i eyyam cabeca münhedim olduðun"Yusuf Paþa" medreseleridir. Bu kayýtta bütün bunlarýn harap dan dizdar ve neferatý yoktur." denilmektedir.36 Bugün eski olduðunu, yalnýzca Þeyh Hamid Veli Cami ve Medresesi ile Darende harabesi ile, Tohma suyu arasýndaki sarp bir kaya Mehmed Paþa Cami ve medresesinin mevcut olduðu yazýlýdýr.32 e) HAN HAMAM VE DÝÐER ESERLER Darende’de yapýlan bir törenden görünüm ea) HANLAR Darende'nin çok eski zamanlardan beri Anadolu'nun Karadeniz kýyýlarýný, Suriye ve Mezopotamya'ya baðlýyan bir mühim ticaret yolu üzerinde bulunmaktadýr. Fakat buna raðmen ilk dönemlerde Darende'de han olduðuna dair bir kayýt bulunmamaktadýr. Yalnýzca Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde Darende'de "Yedi Mihraplý Han" olduðundan bahsedilmektedir. Ýkinci bir kayýtta ise 18. Yüzyýlda Sadrazam Mehmed Paþanýn memleketine bir han yaptýrdýðý bilinnýektedir.33 Son kayýtta ise, 20. Yüzyýl baþlarýnda Darende'de üç hanýn varlýðýndan bahsedilir.34 Eski Darende'nin yýkýlýp yeni yerine taþýnmasý ile, bu hanlar yýkýlmýþtýr. eb)HAMAMLAR: Bugün eski Darende þehrinin üzerinde kalenin kalýntýlarýna rastlanýr. Kalenin kapýsý mevcudkalýntýlarý arasýnda bir hamam bulunmaktadýr. Yapý tarzýndan iyetini koruyabilmiþtir. Tohma suyu tarafýnda, Tohmaya inmeye anlaþýldýðýna göre Selçuklulardan kaldýðý söylenebilir. Kendisi yarayan ve kaleye su getirmek için kullanýldýðý anlaþýlan ve taþlarhenüz ayakta duran bu hamamdan ayrý olarak bazý kayýtlarda dan oyularak yapýlmýþ olan merdivenlerde bulunmaktadýr. baþka hamamlardan bahsedilmektedir. Bunlardan ilki; 1531 tarKaleye halk arasýnda Zengibar denilmektedir. Zaten eski haraihli defterde "Hamam-ý Ulya" diye kayýtlý "Yukarý Hamam"dýr. belerin de adý Zengibar olarak geçmektedir.37 Memluklu veya Dulkadir Beyliði zamanýndan kaldýðý sanýlmakfb ) MEHMED PAÞA KÜTÜPHANESÝ tadýr. Hamamýn yeri bilinmemekle birlikte bugünkü zaviye Kütüphane inþa edildikten sonra, gerek Mehmed Paþa ve mahallesi yakýnlarýnda bulunmasý ihtimali vardýr. Ýkincisi; yine gerekse sair alim ve vezirler tarafýndan 6000 cilt kitap vakfedilmiþ 1531 tarihli defterde "Hamam-ý Sufla" olarak adlandýrýlan "Aþaðý ise de sonradan bu sayý 1700'e kadar düþmüþtür.38 Bugün bu Hamam"dýr. Yeri tahmin dahi edilememektedir. Evliya Çelebi rakam artmýþtýr. Fakat kütüphane Mehmed Paþa tarafýndan yapSeyahatnamesinde sayý belirtmeden hamamlardan bahsetmiþtir. týrýlan orijinal kütüphane deðildir. O cami ve külliyesi ile birlikte Daha sonra Sadrazam Darendeli Mehmed Paþanýn Darende'ye harap olmuþtur. birde hamam yaptýrdýðý bilinmektedir. Fakat yeri tahmin edilefc ) NADÝR KÖPRÜSÜ memektedir. 18. Yüzyýlýn ikinci yarýsýna kadar olan devirde üç Beþir Paþa tarafýndan yaptýrýlmýþtýr. Bu paþanýn Darendeli hamamýn mevcudiyetini gördük. l903 tarihli salnamede ise, tek

Mart - Nisan 2000

37

Tarih

Somuncu Baba

Fotoðrafçý Mevlüt Zontul Gençlik Yýllarýnda (Yýl:1939 )
paþalardan olduðu muhtemeldir. Bütün bunlardan baþka, çeþme, türbe v.s. gibi bir çok eserin varlýðýna iþaret eden kayýtlar vardýr. Ancak bu eserlerden günümüze ulaþaný yoktur. 3. NUFUS Nüfusla ilgili ilk kayýtlara 16. Yüzyýlda tahrir defterlerinde rastlýyoruz. Burada mahalle ve cemaat isimleri kayýtlýdýr. Bu sayede bölgenin nüfusu hakkýnda bilgi ediniyoruz. Ýlk kaydýn bulunduðu defter Kanuni dönemine ait olduðu anlaþýlýyor. Bu defterde biri Ermeni olmak üzere 11 mahallenin adý geçmektedir.39 Bundan ayrý olarak 1.548 (954) tarihli tapu defterinde de mahalle sayýsý iki tane artarak on üçe yükselmiþtir.40 Bu kayýtlarda bulunan mahalleler: (“Mescid-i Ahmed Fakih diðer adý Musa Bey, Mescid-i Beð, Mescid-i Hacý Ali, Þeyh Cuma, Mescid-i Ali Fakih, Mescid-i Çaðlu, Mescid-i Mennan, Mescid-i Halife, Ýlyas Fakih, Mescid-i Zeyni , ve Ermeni Mahallesi") dir. Bunlara ek olarak 1548 (954) tarihli defterde ise iki mahallenin daha adýný görmekteyiz. ("Mescid-i Hacý Seydi", "Cami-i Kebir Mahallesi") dir. Kanuni devrine ait olan bu defterlerde þehrin mahallelerinde toplam olarak þunlar kayýtlýdýr. 200 hane (evli), 103 bekar, 20 Pir-i fani, fakir ve kayýp, 9 sipahi, 10 imam, 4 berat ehli,3 müezzin, 3 muhassýl, her birinden bir tane olmak üzere 3 tane de muabbir (tabirci) muaf ve Merd-i hisar olmak üzere yekün 694 haneden ibarettir. Bunlardan 170 kadarýný tek kabul edip, geriye kalan 520 haneyi beþ ile çarpýp tek olarak kabul ettiðimiz 170'i eklersek Darende'nin 16. Yüzyýlýn ilk yarýsýnda nüfusunun 2770 olduðu tahmin edilebilir. Bundan ayrý olarak 1548 tarihli defterde ise: 566 hane, 94 mücerred (Bekar), 13 imam, 6 Piri fani olmak üzere 679 hane kayýtlýdýr. Bunlardan Pir-i fani ve bekarlarýn haricinde olan 579 haneyi beþle çarpýp, buna bekar ve Pir-i fani (ihtiyar) toplamý olan 100'ü ilave edersek 2995 sayýsýný buluyoruz ki bu Darende'nin adý geçen tarihteki

nüfusuna tekabül eder. Darende'nin 17. Yüzyýlda ki nüfusunu ise Evliya Çelebiden öðrenebiliriz. Evliya Çelebiye göre Darende halký Türkmen ve Ermenilerden oluþan bin haneden müteþekkil bir þehir olduðunu yazar.41 Tezimizin asýl kýsmýný oluþturan 19. Yüzyýl ortalarýndaki Temettu kayýtlarýnda ise Darende merkezinde 20 mahalle mevcuttur. Bunlar ise: "Nefs-i Hacý Müþerref (Müþrif", "Hacý Mehmed Mahallesi", "Minare Mahallesi", "Harmir Mahallesi", "Cami-i Kebir Mahallesi", "Hacýkara Mahallesi", "Vaki Zaviye Mahallesi" ``Beð Mahallesi", "Ali Faki Mahallesi", "Mahalle-i Cedid", "Çaðlý Mahallesi", "Tahtalý Mahallesi", "Kala Mahallesi", "Hacý Seydi Mahallesi", "Baytar Mahallesi", "Yazýlý Mahallesi", "Hacý Hasan Mahallesi","Musa Bey Mahallesi", "Hýdýrlýk Mahallesi", "Halife Mahallesi" dir.42 Bu mahallelerde kayýtlara göre Ermeniler ve Müslümanlar birlikte yaþamaktadýrlar. Kayýtlara göre altý mahallede 71 hane Ermeni yaþamaktadýr. Beþle çarptýðýmýzda 355 kiþi olduðunu söyleyebiliriz. Müslümanlar ise 20 mahallede 1291 hane olarak yaþamaktadýr. 5 ile çarptýðýmýzda 6455 kiþidir. Toplaný olarak 1844 (1260) tarihinde Darende merkez nüfusunun 6810 olduðunu kabul edebiliriz, Burada gayri Müslim nüfusu hakkýnda bir çeliþki görmekteyiz. 1253 cizye defterlerinde Darende'de Aþudu Karyesi ile birlikte 191 Ermeni hanesinin olduðu yazmaktadýr.43 Tahmini nüfus hesaplamasýna göre beþ ile çarptýðýmýzda 955 rakamý karþýmýza çýkmaktadýr ki, bu durumda iki kayýttan birinde bir eksiklik olduðu anlaþýlmaktadýr. 13187,13189,13192,13193,13195,13196,13198,13201,1 3203,13204,13208,13209,13210,13211, 13212,132 14, 13215, 13218,13221,13222. 1288 tarihli Salname kayýtlarýnda Müslüman nüfus 8212, Gayri Müslim nüfus 1179, dükkan sayýsý 4469 olarak gösterilmiþtir.44 Ayný kayýtta biri Ermeni Olmak üzere 29 mektep, 26 cami, 10 mescit, 6 medrese-i ulumiyye, 10 hatip, 36 imam, 6 müderris kaydedilmiþtir.45 1306 tarihli Salnamede ise: Müslüman nüfus 8109, Gayri Müslim nüfus l097, 312 dükkan, 3 han, 2 hamam, 5 fýrýn, 1 Hükümet Konaðý, 1 Rüþtiye Mektebi, 1 telgrafhane, 8 medrese, 1 kütüphane (420 cilt kitap), 15 cami, 8 mescit, 4 kilise, 20 bab'ý Müslim 4 bab'ý Hýristiyan olmak üzere 24 mektep ve 5 çeþmenin kaydedildiðini görmekteyiz.46 1325 tarihli Salname kayýtlarýnda ise: niifus köylerle birlikte 14746 sý erkek 13883'ü kadýn olmak üzere 28629 olarak geçmektedir. Bu nüfusun 13246 sý erkek 12561 i kadýn olmak üzere Müslüman. 1471'i erkek, 1291'i kadýn olmak üzere Ermeni. 4'ü erkek, 1'i kadýn olmak üzere Katolik. 25'i erkek, 30'u kadýn olmak üzere protestan zümreden oluþmaktadýr.47 Yukarýdaki verilerden Darende'nin sosyal ve demografýk yapýsý hakkýnda geniþ bilgi öðrenmekteyiz. Fakat günümüzde Darende de gayri Müslim halk yaþamamaktadýr. 4. ÝKTÝSADÝ YAPI: Karasal iklimin hakim olduðu Darende de tarým ve hayvancýlýðýn ana geçim kaynaðý olduðu bilinmektedir. Þehirde sanatla ilgili bütün iþlerin Ermenilerin elinde olduðu, Müslümanlarýn daha ziyade tarým sahasýnda çalýþtýklarýný eldeki belgelerden öðreniyoruz. Evliya çelebi Seyahatnamesinde " kýrk elli dirhem aðýrlýkta, abdar, zerdalisi olur ki Arab ve Aceme hediye götürürler" diye yazýlýdýr. Böylece daha 17. Yüzyýlda, Darende'nin bahçe mahsullerinin, bilhassa kayýsýnýn çevrede þöhret yaptýðý görülmektedir. "Katýrcý" denilen nakliyeciler üretilen ürünleri çevre illere ulaþtýrarak ekonomik seviyelerini yükseltmiþlerdir. Darende halkýnýn bir kýsýmý da hayvancýlýkla uðraþmaktadýr. 19. Yüzyýla ait bir kayýt ta ise; "Meralarý sonsuz olup, koyun, keçi,

38

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Tarih

sýðýr, v.s. hayvanat-ý ehliyesi vardýr" diyerek hayvancýlýðýn önem arz ettiði ve ihtiyaçtan fazlasýný satarak diðer eksikliklerini gidermektedirler.48 Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Darende de bir tabaðhanenin bulunduðu ve burada ehil hayvanlarýn derisi yanýnda vaþak ve kaplan gibi hayvanlarýnda derisinin iþlendiðini yazmaktadýr. Bunlardan ayrý olarak Boyahane ve Deðirmenlerinde Darende ekonomisine önemli bir katký saðladýðýný Tahrir ve Temettuat defterlerinden öðreniyoruz. Darende'nin ticari hayatýný geniþ bir þekilde tezimiz içinde ele alacaðýz. Eskiden Sivas'a baðlý olan Darende 1934 yýlýnda beri Malatya'ya baðlýdýr. Ýdari bakýmdan kaymakamlýktýr. Kazada 16 mahalle bulunmaktadýr. Nüfus onbinin üzerindedir. Halkýn tamamýna yakýný Türktür. Büyük þehirlere büyük oranda göç vermiþtir. Eðitime önem veren bir halka sahiptir. Günümüzde Kayseri Malatya karayolu üzerinde olmasý þehrin iktisadi yönü ve halkýn yaþayýþý üzerinde büyük tesirleri görülmektedir. 1288 tarihli Salname kayýtlarýnda Müslüman nüfus 8212, Gayri Müslim nüfus 1179, dükkan sayýsý 4469 olarak gösterilmiþtir. Ayný kayýtta biri Ermeni Olmak üzere 29 mektep, 26 cami, 10 mescit, 6 medrese-i ulumiye, 10 hatip, 36 imam, 6 müderris kaydedilmiþtir. 1306 tarihli Salnamede ise: Müslüman nüfus 8109, Gayri Müslim nüfus l097, 312 dükkan, 3 han, 2 hamam, 5 fýrýn, 1 Hükümet Konaðý, 1 Rüþtiye Mektebi, 1 telgrafhane, 8 medrese, 1 kütüphane (420 cilt kitap), 15 cami, 8 mescit, 4 kilise, 20 bab'ý Müslim 4 bab'ý Hýristiyan olmak üzere 24 mektep ve 5 çeþmenin kaydedildiðini görmekteyiz. 1325 tarihli Salname kayýtlarýnda ise: nüfus köylerle birlikte 14746 sý erkek 13883'ü kadýn olmak üzere 28629 olarak geçmektedir. Bu nüfusun 13246 sý erkek 12561 i kadýn olmak üzere Müslüman. 1471'i erkek, 1291'i kadýn olmak üzere Ermeni. 4'ü erkek, 1'i kadýn olmak üzere Katolik. 25'i erkek, 30'u kadýn olmak üzere protestan zümreden oluþmaktadýr.48 Yukarýdaki verilerden Darende'nin sosyal ve demografýk yapýsý hakkýnda geniþ bilgi öðrenmekteyiz. Fakat günümüzde Darende de gayri Müslim halk yaþamamaktadýr.

Somuncu Baba Dergisi Tarihe Iþýk Tutuyor
Dergimizin 23. ve 24. sayýlarýnda fotoðrafçý Mevlüt Zontul’un körüklü makinasýyla çekilmiþ Darendeli bir zât resim bilgisiyle yayýnlanan tarihi resimler okuyucuDarende Eþrafýndan Zalloðlu Ahmet Aða larýmýzýn çok dikkatini çekmiþti. Bu þahýslarýn kimler olduðunu araþtýrdýk; Darende’de hayatýný sürdüren en yaþlý insanlara ve fotoðrafçý Mevlüt Zontul’a sorarak kimler olduðunu öðrendik. Darende Kazasý Tarihçesi Yazarý Ulaþtýðýmýz Alim ve Emekli Müftü Hanifi Hoca sonuç Darende tarihi açýsýndan gayet önemli belge niteliði taþýyan önemli þahsiyetlere ait olan bu resimleri þimdi kýsa bilgileriyle siz kýymetli okuyucularýmýza arz ediyoruz. Darende Eþrafýndan Damaksýz Hüseyin Aða
Mart - Nisan 2000

DÝPNOTLAR
23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 Sýtký Yazýcý Oðlu, Darende Tarihi, 1988, s. 40-43. B.O.A, Tapu -Tahrir, Nr; 156. s. 236. B.O.A, Tapu -Tahrir, Nr: 252. s. 134.137. Ahmed Cevdet Paþa, Tarih-i Cevdet, Cilt III, Ýstanbul 1309, s. 110. Ýsmail Fehmi Öztürk, Darende Tarihi, Düzce, 1962, s32 Sivas Salnamesi, 1321, s.243-244. B.O.A, Tapu -Tahrir, Nr; 156, s.239-240. Þemseddin Sami, A.g.e, Cilt III, s. 2087. Sivas Salnamesi, 1325, s. 254-255. Ýsmail Fehmi Öztürk, a.g.e., s.32. Ahmed Cevdet Paþa, a.g.e., Cilt III, s,l 10. Sivas Salnamesi, 1321, s. 243-244. B.O.A, Mühimme Defteri, Nr; 15. Hük. Nu; 112,378. Evliya Çelebi, a.g.e., Cilt III. s. 196. Darende Maddesi, Türk Ansiklopedisi, Cilt XII, s. 307. Ýsmail Fehmi Öztürk, a.g.e., s. 25. B.O.A, Tapu -Tahrir Defteri, Nr; 408, s. 696, 706. B.O.A, Tapu -Tahrir Defteri, Nr; 252, s. 132, 140. Mustafa Temel, a.g.t., s. 25. B.O.A,Temettuat Defterleri, Nr; B,O.A, Bab-ý Defter-i Ceride Odasý Defteri , No; 40687 s. 32 Sivas Salnamesi, 1288, s. 56. Sivas Salnamesi, 1288, s. 98-99. Sivas Salnamesi, 1306, s. 218-219 Sivas Salnamesi, 1325, s. 254-255 Þemseddin Sami, a.g.e., Cilt III, s. 2087

39

Þiir
BAHAR MUÞTUSU
Kar hep bolluk kar ak günler demektir Memleket bereket dolsun bu bahar Ýnsanda alný ak olmak gerektir Zahir batýn kiri silsin bu bahar Gönül gülþeninde açýlsýn güller Yaylalarda laleler, mor sümbüller Yýrtsýn topraklarý o kardelenler Aðlayan vecheler gülsün bu bahar Yeþile bürünüp dallar aðaçlar Çýksýn yamaçlara koyunlar koçlar Baþlasýn yaylaya, otaða göçler Kuzular meleþip yelsin bu bahar Keklikler ötüþsün, þahinler uçsun Kuþlar hürriyete kanadýn açsýn Hainler korkudan zehirler içsin Zalimi ok gibi delsin bu bahar Zulüm dursun hak hakikat yayýlsýn Gaflette olanlar artýk ayýlsýn Çeçenyadan Balkanlara duyulsun Zaferlere gebe olsun bu bahar Ýmanlý gönülle eriþip vecde Bil cümle mahlûkat ederler secde Söylensin kulaða bir kutlu müjde Gaibden muþtular gelsin bu bahar Birlik Hakk’ýn emri Ýslam onuru Kardeþlik muhabbet gönüller nuru Ýlahi rýzayla kalbin süruru Bayram gibi bayram olsun bu bahar Türküm, müslümaným Anadolu’da Þahlansýn aktaylar yine Bolu’da Mevla daim etsin Hakk’ýn yolunda Düþmanlar saçýný yolsun bu bahar Dualar niyazlar o yüce kata Titresin ünümden yine üç kýta Tektaþ'da lutfile ersin vuslata Talipler muradýn alsýn bu bahar Hamid TEKTAÞ
40
Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Somuncu Baba

Ekonomi

TÝCARET, TASARRUF VE CÖMERTLÝK
Kâbusnâme' yi hiç okudunuz mu? Klasiklerimizi okumayý her nasýlsa terk ediverdik. Sadece dil engelini bahane ederek kendimizi mazur gösteremeyiz. Onlardan ne alacaðýmýzý bilemez durumdayýz artýk. Daha doðrusu "iþe yarayacaklarýný" aklýmýz almýyor artýk. Ýlyasoðlu Mercimek Ahmet tarafýndan Türkçeleþtirilen Kâbusnâme' yi Keykavus b. Ýskender yazmýþ. (11. Y.Y). Kitabýn 32. Babý "Bezirgânlýk yolu ve alýp satma töresi." Wiber ile Sombardt bu satýrlarý okusalardý, kapitalizmin tabiatýna dair eserlerinin birinci derecede ki kaynaklarý arasýna sokar, prekapitalist dünyaya dair genellemelerinde daha ihtiyatlý davranýrlardý. Bayram þekeri yerine özetleyelim; Gerçi bezirgânlýk sanat diyebileceðin bir iþ deðildir ama, hakikat gözüyle bakarsan onun töresi sanatkarlýðýn töresi gibidir. O da zor iþlerdendir, nitekim akýllý kiþiler demiþlerdir ki, bezirgânlýk yemiþli bir aðaca benzer, o aðacýn kökü bilgisizliðe, dallarý akla ulaþýr. Yani menfaatini gözlemesi akla uymasýdýr, zarar, cana baþa bakmamasý ise tam bir cehalettir. Ancak, bu cehalet olmasa, akýllýlar bezirgânlardan hiç fayda görmezdi. Bezirgânlýk iki kýsýmdýr, ikisi de tehlikesiz deðildir. Bir kýsmý, gezgin olup kazanç için ilden ile gezmektir; bir kýsmý da bir yere oturup iþ görmektir. Þöyle ki bir yerde oturur, deðeri düþmüþ malý saklar, deðeri artýnca fazla fiyata satayým diye. Bu da tehlikedir, ama tehlike maladýr. Gezgin bezirgânýn hem malý, hem de caný tehlikededir. Tacir ki mal ve baþ ele ala revan ola Korkaklýk etse kazancý cümle ziyan ola Korkak ne kâr ne ziyan ede dediler Hâþâ sözünde onlarýn kim yalan ola.

Mustafa ÖZEL Ekonomist-Yazar

Bezirgân gerektir ki gayet dindar ve doðru olsun, yalancý olmasýn, kendi kazancý için baþkasýnýn zararýný istemesin. Yakýn dostuyla alýþ ve satýþ yapmasýn. Fazla fiyata tamah edip veresiye satmasýn. Ey oðul, sakýn telef kâr olma yani boþ yere akçeyi çürütme. Çünkü bezirgânlarýn zevali telef karlýktandýr. Sebatý ise tasarruftandýr. Tasarruf budur ki kazancýnýn birazýný harcasýn, birazýný sermayeye katsýn, böyle olursa bezirgânlýðý sabit olur. Ne zaman kazanç ve sermaye birlikte harcanýrsa, mal tez günde güme gider, zevale düþer. Öyleyse telef kârlýk iyi deðildir , doðrusu "Allah müsrifleri sevmez." (En-am 142). Muamele de utanma, menfaat bulmaya çalýþ; akýllý kiþiler demiþlerdir ki, utanmak rýzký engeller. Bezirgânlýðýn aslý hem tasarruftur hem cömertlik. Önce tasarruf et ki zengin olursun, sora cömertlik et , böylece iyi adlý olursun. Tasarruf malýn bekçisidir, cömertlikte ululuðun. Hikâye ; Bezirgânýn biri diðerinden kumaþ satýn almýþ. Aralarýnda bir kýrat altýn için ayrýlýk çýkmýþ. Kýrat dedikleri bir çekirdek aðýrlýðýdýr. Akþama kadar çekiþmiþler. Satýcý bezmiþ altýný vermiþ. Alýcý giderken, satýcýnýn hizmetkârý arkasýndan seðirtmiþ ve bahþiþ istemiþ. O da altýný hizmetçiye vermiþ. Satýcý çok þaþýrmýþ. Arkasýndan koþmuþ: - Ey Hace sende acayip bir þey gördüm. Bunca halkýn içinde akþama kadar bir kýrat için çekiþtin,almadýkça býrakmadýn; sonra aldýn, altýný benim çýraða geri verdin. Onda ki cimriliðin ve bunda ki cömertliliðinin hikmeti nedir? Tacir dedi ki : Bunda þaþacak ne var? Madem ki ben bezirgâným, bezirgânlýðýn þartýný korumam gerek. Bezirgânlýðýn þartý odur ki, alýþveriþte bir akçasý boþa

Mart - Nisan 2000

41

Ekonomi

Somuncu Baba

giderse ömrünün yarýsýný gitti bilsin. Cömertlik zamaný ise madem ki yerine düþmez, týpký aç kiþiye su vermiþ gibi, iþte münasip nesneyi esirgerse, asýlsýzlýðýna þahitlik etmiþ olur. onun gibisine müsrif derler." 3 . Cömert zengin, ne yapBen de böyle yapmakla hem ömrümü korudum hem týðýný bilen, gösteriþ için savurganlýk yapmayandýr. adýmý.1 Yazara göre, iþ hayatýnda civanmertlik (cömertlik) CÖMERT ÝÞADAMI doðru sözlü olmak, böbürlenmemek ve hünerinde pintilikCömertlik ten sakýnmaktýr. (sahavet) gönül "kibir ehli olma, geniþliðidir. Ýnfak, sanatýný eksik ikram ve ihsandýr. bilenler senden Mutlak cömert. öðrenmek isteseler Hazret-i Allah'týr. cimrilik etme, öðret. Sonsuz lütuf ve Senden hünerli kerem sahibidir. olanlardan da, P e y g a m b e r büyüklenme öðren. Efendimizin Bütün buncömertliðine dair lara dudak büküp de çok sayýda geçmeli miyiz? rivayet bulunmakAsla! Geriye doðru tadýr. Ýnsanlarýn en saðlam bir damar cömerdi, kendisine bulamayanlar, köklerine tutunamayanlar, modern dünyabaþ vuran hiçbir ihtiyacý geri çevirmemiþti. Cahiliyye da rüzgâra kapýlan yapraklar gibi savruluverirler. devrinde de bir çok cömert insan vardý. Bazýlarýnýn lakabý Müslüman iþadamý, cömert olmanýn hikmetine akýl erdi"kuþlarý doyuran" ,"esen yeli besleyen", "yolcunun azýðý remedikçe ve erdirdikten sonra da cömert olmayý göze alaidi."ancak, bu cömertliðin temeli ahlâk deðil, tefahür duygusuy du. Ýnsanlar þeref kazanmak için cömertlik yarýþýna madýkça, saðlýklý bir kazanç iklimine ulaþamaz. O zaman girerlerdi. 2 Ýslam toplumlarýnda Cömertliðin aslý severek yardýmda bulunmak ve Zýpçýktý zenginler karþýlýk beklememektir. En köþe dönme sevdalýsý sarýn muhacire karþý tuturantçýlar, aç göz vurguncumu gibi. Evlerini ve mallar zuhur eder ama hakiki larýný göçmen kardeþleriyle bir zenginleþme ortamý paylaþmak için adeta meydana gelmez. Nitekim, yarýþmýþlardý. günümüz Ýslam dünyasýnKâbusname yazarýna da çok sayýda zengin insan göre, civanmerdin sýfatý üç bulunmasýna raðmen, 1.5 tür: Akýl ve bilgi, doðruluk, milyar müslümanýn yýllýk erlik. Civanmertliðin aslý üç toplam geliri, 80 milyon nesnedir: biri odur ki yapaAlmanya’nýn toplam bileceðin iþe sýva kolunu, gelirinin yarýsý ve 120 milyyani bir söz ki söylesin, yeron Japon'un gelirinin dörtte ine getirmelisin. Ýkincisi biri kadardýr. hakikatten baþka söz söyleZenginlik ferdi bir meyesin. Üçüncüsü her iþte baþarýdan çok. Sosyal bir sabrý adet edinesin. Sakýn süreçtir. Kolektif çabanýn müsriflerden olmayasýn, Mektûbât-ý Hulûsi-i Dârendevî s.3 eseridir. çün ki malýný , sözünü ve filini tutumsuz harcayanlar iki bölüktür: Birisi yerine 1-Kabusname, Ýstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser, ts, 2. Cilt, s.30-31-32 harcar , eli açýk olur; birisi yerine harcamaz adý müsrif 2.Mustafa Çaðrýcý " Cömertlik " TDV Ýslam Ansiklopedisi, Cilt 8, s. 72 olur. Þöyle ki eðer civan mert bir akçe verirse; madem ki 3.Keykavus b. Ýskender; Kabusname, Ýstanbul, ts, Cilt 2 , S. 144. * Mustafa Özel, Müslüman ve Ekonomi Ýz Yay 1997 Ýstanbul yerine verir cömerttir derler. Müsrif bin akçe verse,

“Cömert ol ! Çünkü cömertlik bir civan-mertlik þiârýdýr. Onun vasýtasýyla âlâ-ý illiyyine irtikâ etmeðe yol bulasýn. Sâhi (cömert) Allah’ýn sevdiði, mümsik (cimri) ise Hakk’ýn düþmanýdýr.”

42

Ocak - Þubat 2000

Somuncu Baba

Bir Kitap

"BÝLÝNMEYEN OSMANLI"
Ý. Hakký POLAT
Bilindiði gibi, 1999 yýlý, 600 küsur sene Müslüman Türk Devleti olarak üç kýtada hakimiyetini sürdüren Osmanlý Devletinin 700. kuruluþ yýldönümü yýlý idi. . Osmanlý Devletinin kuruluþ yýldönümü münasebetiyle, þu anda 35 küsur devletin eski mirasý olan Osmanlý Devleti ile alâkalý lehte ve aleyhte çeþitli etkinliklerin düzenlenmesi kaçýnýlmazdýr. Sn Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ 'ün Amerika Birleþik Devletlerinde misafir Profesör olarak bulunduðu 1997-1998 ders yýlýnda, baþta Princeton Universitesi olmak üzere, Amerikan bilim kuruluþlarýnýn da bu kutlamalara etkin olarak katýlmayý düþündüklerini müþahede etmiþtir. Ve bundan sonra da yaptýðý çalýþmayý ve eserin hazýrlanýþýndaki safahatý "Bilinmeyen Osmanlý" kitabýnýn önsözünde þöyle beyan etmiþtir; "Osmanlý Devletinin kuruluþunun 700. yýldönümü münasebetiyle, ülkemizin iç ve dýþ düþmanlarýnýn da, baþta Ermeniler olmak üzere, bu vesileyle tarihi iftiralarýný tekrarlamak üzere çeþitli platformlar oluþturacaðý da, kulaðýmýza gelen duyumlar arasýndadýr. Bir çeþit Osmanlý ile Cumhuriyetin buluþmasý yani milli buluþma olmasý gereken bu yýldönümünde, vatanýný, milletini, devletini ve milli tarihini seven herkesin, bu kutlamalarýn milli buluþma haline gelmesi için elinden gelen gayreti göstermesi gerektiði kanaatindeyiz. Saðý ile solu ile her kesim kabul etmektedir ki, millet olarak bizim üç büyük düþmanýmýz vardýr: cehalet, ihtilaf ve fakirlik. Ýþte Osmanlý ile Cumhuriyetin buluþmasýný engelleyen en büyük maniin milli düþmanýmýz olan cehalet yani doðru tarihi bilmemek olduðu kanaatindeyiz. Her gittiðimiz toplantý ve uðradýðýmýz meclis de, bakkalýndan da ilim adamýndan da bize yöneltilen sorulardan ve bizim de verdiðimiz cevaplar faslýndan sonra, mutlaka ortaya çýkan bir rica ve istek var: Acaba Osmanlý Devleti ile alâkalý çokça sorulan ve Türk vatandaþýyým diyen herkesin mutlaka bilmesi gereken sorularýn cevaplarýný ihtiva eden bir el kitabý hazýrlayamaz mýsýnýz? Maalesef toplumumuz az okuyan bir toplum. Mevcut eserler, ya toplumun çoðu kesimlerinin anlayamayacaðý kadar bilimsel ve aðýr ya da sorulara cevap veremeyecek kadar doðrulardan mahrum. Bu, bir milli görevdir. Ýþte bu arzuyu dile getiren toplumun fertlerinden biri de, iyisi ile kötüsü ile ahirete intikal eden rahmetli Adnan Kahveci'dir. Maliye Bakaný olduðu ilk günlerde beni Ankara'ya çaðýrmýþ ve tespitleri bir istirham mahiyetinde yapmýþtý: 'Muhterem Hocam? Eðitim hayatýmda Osmanlý Devleti ile ilgili doðru bilgileri öðrenememiþ ve aleyhde öðrendiðim bilgilerin yanlýþlýðýný ve tarihimizi toptan inkarýn zararlarýný ancak Amerika'daki tahsil hayatýmda anlamýþtým. Bizim Osmanlý'yý batýran kurum diye gördüðümüz 'iltizam' usulünü Amerika'nýn vergi toplamada kullanmak istediði modern bir iktisat teorisi olarak master derslerimde görünce þaþýrdým ve tekrar Osmanlý'yý incelemeye baþladýn. Ýlk iþim sizin Osmanlý Kanunnameleri adlý eserin 1. Cildini okumak oldu. Ancak bu tür eserleri herkesin okumasý mümkün deðil. Keþke Osmanlý devleti ile ilgili önemli sorularý, bu eserlerinizin özeti olmak üzere 500 sayfa halinde özetleseniz ve adýný da 'BÝLÝNMEYEN OSMANLI' koysanýz,ben de en az 500.000 adet basýlýp bütün meraklý insanlara daðýtsam.' Sonradan karþýlaþtýðým çok insanlar da bu isteði tekrarlayýnca, 700. YIL MÜNASEBETÝYLE 700 SORUDA BÝLÝNMEYEN OSMANLI Kitabýný hazýrlamanýn ve en azýndan 100.000 adet basarak bütün muhtaç ellere ulaþtýrmanýn milli bir görev olduðunu düþündük. Ancak dostlarýn ikazýyla bunun da fazla kabarýk olacaðýný, ayrýca bu da yayýnlansa dahi, bunlardan 300 kadar sorunun hassasiyetle seçilerek 'Bilinmeyen Osmanlý' el kitabýnýn mutlaka neþredilmesi gerektiði kanaatine vardýk. Osmanlý Araþtýrmalarý Vakfý olarak bu eseri 20 Haziran 1999 tarihinden itibaren okuyucularýn istifadesine sunmuþ bulunuyoruz. Bu kitapta yer alan sorulardan bazýlarý þöylece sýralanabilir: 1- Osmanlý Devletinin 400 kiþilik bir orduyla koskoca Bizans'ý ve kendinden güçlü olan beylikleri
Mart - Nisan 2000

43

Bir Kitap

Somuncu Baba

bertaraf ederek Dünya devleti olmasýný nasýl açýklýyorsunuz? 2- Ermeni katliamý iddialarýyla alâkalý kýsaca neler söyleyebiliriz? 3- Kardeþ katlini, Osmanlý Devletinin Ýslami kimliði ile açýklayabilir misiniz? 4- Fatih'in þahsiyeti, kimliði ve annesi ile alakalý iddialar hakkýnda ne dersiniz? 5- Osmanlý Devleti bir hukuk devleti midir? 6- Osmanlý Develeti'nin bir bütçesi var mýdýr? 7- Osmanlý Vergi sistemi nasýldý? & Osmanlý Devletinde idari yargý teþkilatý ne zaman kuruldu? 9- Osmanlý Devletinde gayr-i müslimler bakan olabilir miydi? 10- Osmanlý Devletini hukuk mevzuatý kanunnameler midir? Yoksa lslamýn hükümlerini de uygulamýþlar mýdýr? 11- IV. Murad gibi bazý padiþahlarýn içkici ve sarhoþ olduklarý iddiasý nasýl açýklanabilir? 12- Osmanlý Devletinin idari yapýsý nasýldýr? 13- Osmanlý Padiþahlarýnýn yasama, yürütme ve yargý konusundaki yetkileri sýnýrsýz mýdýr? 14- Osmanlý Devletinin kaç eyaleti ve kaç vilayeti vardýr? 15- Osmanlý Devleti müslüman Arap topraklarýný iþgal ve ilhak mý etmiþtir? 16- Osmanlý Devleti Türklüðü ikinci plana mý itmiþtir? 17- Tanzimat Hareketi ne demektir? 18- Osmanlý devletinde insan haklarý ve hürriyetleri var mýdýr? 19- Osmanlý Devletinde mahkemeler var mýdýr ve baðýmsýz mýdýr? 20- Osmanlý Padiþahlarý neden hacca gitmemiþlerdir? 21- Osmanlý devletine matbaa neden bir asýr sonra gelmiþtir? 22- Osmanlý Devletinin eðitim sistemi nasýldýr? 23- Osmanlý'dan Cumhuriyete geçiþ nasýl olmuþtur? Ýþte bu ve benzeri yüzlerce sorularý özetleyecek ve mutlaka cevabýn sonunda güvenilir kaynaklarý gösterecek böyle bir el kitabýna millet olarak muhtaç olduðumuz ortadadýr. Böyle bir eserin Osmanlý Araþtýrmalarý Vakfý tarafýndan en az 100.000 adet daðýtýlabilmesi için, bütün halkýmýzý bu kitabýn tanýtýmý ve okunmasý hususnda gayrete davet ediyoruz" demektedir. Bu kýymetli kitaptan okuyucularýmýzýn istifadesi için sadece bir soru ve cevabýný aynen aktarýyoruz; Sultan Abdülhamid'e neden Kýzýl Sultan denmektedir? Bu çirkin lakabý Abdülhamid için kullanan kimdir? Bilindiði gibi, 1878 tarihli Berlin Antlaþmasýnýn 61. Maddesine göre, Vilâyât-ý Sitte denilen Erzurum, Diyarbekir, Sivas, Harput=EI-Aziz, Van ve Bitlis'de bulunan Ermeniler

lehine Osmanlý Devleti bazý ýslahat yapmak mecburiyetindeydi. Büyük devletler de bunu takip edeceklerdi. Maalesef Osmanlý Devleti'nin her yerinde olduðu gibi, buralarda da Ermeniler tahrik ediliyordu. Tahrik edilen Ermeniler Müslümanlarý katliama tabi tutmaya baþladýlar. 1886'da Ýsviçre'de, Anadolu'da binlerce Müslümanýn kanýna giren Ermeni Hýnçak Cemiyeti kuruldu. Rusya ve Ýngiltere'de bir Müslüman memur bile yapýlmazken, Ermeniler Osmanlý ülkesinde bakan da olabiliyorlardý. Buna raðmen, hak ve hürriyet diyerek terör estirmeye baþladýlar. Yüzlerce Müslüman köyünü basarak çoluk çocuðun kanýný döker oldular. Ýþte bu terör ve dehþet üzerine, II. Sultan Abdülhamid, merkezi Erzincan'da bulunan IV. Ordu Komutaný Müþir Zeki Paþa'yý Ermeni terörünü durdurmak üzere görevlendirdi. Teröristlere aman vermeyen Paþa'nýn bu hareketi, Avrupa basýnýnýn Abdulhamid aleyhine kampanya baþlatmalarýna sebep oldu. Fransa Akademisi üyesi tarihçi Kont Albert Vandal, ilk defa Abdülhamid hakkýnda "Le Sultân Rouge" lakabýný kullandý ve maalesef, Ýttihâdcýlar bu tabiri "Kýzýl Sultan" diye tercüme ederek, Ermenilerle birlikte Sultan Abdülhamid'i kötülemeye baþladýlar. Ýttihâdcýlarýn, Ermeni katili diye Sultan Abdülhamid'i itham etmeleri ve onu Kýzýl Sultan diye karalamalarý, maalesef, Cumhuriyet devrinin ders kitaplarýna kadar yansýdý. Burada iki hususun bilinmesi gerekmektedir: Birincisi, Abdülhamid'i Ermeni Katili ve Kýzýl Sultan diye karalayan Ýttihâdcýlar, daha sonra 1915'deki Ermeni tehciri sebebiyle ayný sýfatlarla karalanmýþlar ve ilahi adalet yerine gelmiþtir. Zaten iktidara geldikten sonra, Ermeni komitelerine serbestlik vermeleri, Doðudaki olaylarýn da baþlýca sebebidir. Ýkincisi, Sultan Abdülhamid, saltanatý boyunca, bazý tarihçilerin iddialarýnýn aksine, Çýraðan Baskýný gibi fiili olan durumlar hariç, muhaliflerine asla idam cezasý vermemiþtir. 31 Mart Olayýnda, 1. Orduya Rumeli'den gelen çapulcularý durdurmak üzere, kardeþ kaný akar korkusuyla talimat dahi vermemiþtir. Osmanlý Araþtýrmalarý Vakfý yayýný olan "Bilinmeyen Osmanlý" kitabý, Prof Dr. Ahmet Akgündüz ve Doç. Dr. Sait Öztürk tarafýndan hazýrlanmýþtýr. 1. Hamur kaðýda basýlý olup 527 sayfadan ibarettir. Kartop kapaklý ve selefonludur. Somuncu Baba Dergisi okuyucularý için toplu sipariþlerde iskonto uygulanacaktýr. Üzeri fiyatý 6.500.000 Tl'dir Kitap Ýsteme Adresi: Osmanlý Araþtýrmalarý Vakfý. Zeynep Sultan Camii sokak, No:29 34410- Eminönü ÝSTANBUL Tel: 0 212- 513 40 33 Faks. 511 34 78 E-mail:osav1a ihlas.net. tr

Somuncu Baba

Hadis

Talha SARGIN
Hadis diye meþhur olan "Bilinmek istedim. Bunun Ebu Eyyub el-Ensari' den (r.a) : için mahlukatý yarattým." 4 sözüne göre alemin yaratýlýþ "Sizin Allah'ýn affedeceði hiçbir günahýnýz sebebi bilinme isteðidir. Bu da diðer sýfatlar gibi Allah olmazsa, Allah günahlarý olan bir kavim getirir ve Teala' nýn bir sýfatýnýn gereðidir. Sevgi (hub) ve aþk bironlarýn günahlarýný affederdi." 1 üslim'de Ebu Hureyre tarikiyle bunun benzeri olan birinin müteradifidirler. bir rivayette, Allah'ýn sonradan getireceði kavim Ayný þekilde Allah'ýn "müntakim" (suçlularý cezaiçin : landýran) sýfatýnýn zuhuru için dünyada, küfrün var olmasý "Onlar Allah'a istiðfar ederler"ifadesi vardýr.2 gerekir. Þuna da dikkat edilmelidir ki iktizadan murad , bir Rezin'de ise þu ilave vardýr : Resulullah (s.a.v) þöyle þeyin olmasýný murad etmenin zaruri bir gereði deðildir. buyuruyor : Çünkü Allah Teala bundan çok yücedir. Bu tür þeylere ve "Nefsim kudretinde olan Allah'a yemin olsun intikam almaya muhtaç deðildir. O günah iþlenmesini murat ki þayet günah iþlemeseydiniz bunun daha büyüðü etmez. Zira günahý istemek naslarla çeliþir. Aksine bir hikolan ucbun (kendini beðenmenin) baþýnýza gelmesinmeti beyan ederek günahlarýmýzdan tevbe etmemizi ve den korkarým." 3 masiyetlerden uzaklaþmamýzý ve kalbi tasfiye etmemizi istemektedir. Ancak her halükârda Allah Teâlâ' nýn sahip olduðu Hadisten alýnacak ders: Dünyada bazý günahlarýn sýfatlar tecelli edecektir. iþlenmesi. Hadisten alýnacak diðer bir ders: Kabz halinin Hadisten çýkan diðer bir netice : Allah'ýn isimlerinin zuhur etmesinin gerekliliði. bazý yönlerden hikmeti. Bu iki husus Müslim ve Tirmizi' nin rivayetiyle Bu durum Rezîn rivayetiyle sabittir. Þeyhler sabit olmaktadýr. Alimler birinci hakkýnda açýklama bunu kendi müridlerine þöyle açýklarlar : Kabz yaparken þöyle dediler: halinin bir çeþidi, masiyetinin ardýndan meyBu alemde þer'i olarak sadece iman ve dana gelir. Bazen masiyetin oluþmasýndan itaat istenmiþtir. Fakat alemin ve insanlýðýn sonra salih insan o kadar piþman ve rahat“Nefsim yaratýlýþý itibariyle küfür ve masiyetin de sýz olur ki, eðer birisi ona yardým olmasý icap eder ki bunun varlýðý da kudretinde etmezse o kendisini helak edebilir veya murad edilmiþtir. Çünkü nihayetinde ümitsiz þekilde her þeyi býrakýp zikir ve olan Allah'a tevbe beklenmektedir. taattan uzaklaþabilir. Bu gibi durumÝkinci husus ise, birincinin hikyemin olsun ki larda ona þunu tavsiye etmek gerekir: meti seviyesindedir. Bunun açýklamasý eðer masiyet sâdýr olmuþsa tevbe et. þayet günah iþlemeþöyledir:Allah'ýn bütün isimleri Tevbeden sonra artýk periþan ve seydiniz bunun daha güzeldir. Cemil (güzel) sýfatý olmasýnümitsiz olma. Çünkü masiyeti iþleyip dan dolayý bu ismiyle zuhur etmesi tevbe etmek de þöyle bir hikmet büyüðü olan ucbun gerekir. Her bir isim ve sýfatýn zuhuru vardýr. Belki günah iþlemeyip kendi(kendini beðenözel bazý hadiselerin gerçekleþmesine ni beðenmeye düþecektin. Allah baðlýdýr. Hadisin delaleti, birinci husus böylece seni tedavi etti. Bu sebeple menin) baþýnýza hakkýnda açýktýr. Böylece günahlarýn tevbe edip azmederek Allah'a itaatla gelmesinden ortaya çýkma zaruretinin hangi amaca yeniden yönel. Zaten vazifemiz budur. yönelik olduðu anlaþýlmýþtýr. korkarým.” Ýkinci hususun delili "günahlarýný affederdi" ifadesi düþünüldüðünde anlaþýlýr. Çünkü zikredilen affetme zaruretinin hikmeti Allah'ýn günahlarý baðýþlamasýdýr. Yani Allah'ýn isimlerinden biriside "gaffar (daima affeden)"dýr. DÝPNOTLAR Günah ortaya çýkacaktýr ki bu sýfat da tezahür etsin. 1- Müslim, Tevbe, 9,10,11; Tirmizi, Daa’vât, 98 (h.no:3539) Günahýn peþinden Allah'ýn affý olunca bu sýfat dünyada 2- Müslim, Tevbe, 11 zuhur etmiþ olur. Günah iþleyen kimseler ise sýfatý "gaffar" 3- Ýbnu’l-Esir, Câmiu’l-usûl, VIII, 39 (h.no: 5875) olan zata yalvarýrlar. 4- Aclûni, Keþfu’l-Hafa, II, 132

M

Mart - Nisan 2000

45

Tomurcuklar

Somuncu Baba

Zeliha YILDIZ Pedagog - Yazar

Ne mutlu ÝLÝM yolunda tükenen ömürlere..! Ne mutlu TOMURCUK için çýrpýnan yüreklere...

BÝR HADÝS
"Kiþinin öldükten sonra geride býraktýðý þeylerin en hayýrlýsý, kendisine dua eden sâlih bir evlât, sevabý kendisine ulaþan sadaka-ý câriye, kendisinden sonra halkýn amel ettiði ilimdir."
Prof. Dr. Ýbrahim Canan - Kütüb-i Sitte Shf: 381

BÝR ÞÝÝR
Elimizde kalem var Dilimizde kelâm var Gönlümüzde selâm var Kýr çiçekleriyiz biz... Nefretin uzaðýnda Sevgiler kucaðýnda Bereket ocaðýnda Kýr çiçekleriyiz biz... El açarýz Allah'a Düþmeyiz hiçbir aha Eriþiriz felaha Kýr çiçekleriyiz biz...

- - O KADAR - Hanýmýn biri hizmetçisini çaðýrdý ve “-Oya kýzým görüyormusun? Bu sehpanýn üzerindeki toza adýmý yazabiliyorum.” dedi Hizmetçi içini çekti: “-Ah hanýmcýðým okur-yazar olmak ne güzel þey” dedi.

Sevgi varsa açarýz Pür neþeler saçarýz Kuþlar gibi uçarýz Kýr çiçekleriyiz biz... Kötülüðü eleriz Ýyiliði dileriz Gülü kâlbe beleriz Kýr çiçekleriyiz biz... Biz dünyanýn nesiyiz Çok boyutlu süsüyüz Kavgalarýn küsüyüz Kýr çiçekleriyiz biz... Celalettin Kurt Gönlünüz Çiçek tarlasý

BÝLMECELER
2. Uzun uzun uzanýr Yýlda bir kez bezenir
46
Mart - Nisan 2000

Zengin ayýlar

Aðaç

Gül
3. Armudun iyisini kimler yer?

1- Kat kattýr, katmer deðil, Kýrmýzýdýr, biber deðil.

Somuncu Baba

Tomurcuklar

BAHARLA GELÝR MUTLULUK

B

Sevgili Çocuklar!

ahar geçti, güz geçti. Leylekler sýcak ülkelere uçtu. Kuþlar yuvalarýný boþalttý. Çeþitli hayvanlar kýþ uykusuna yattý. Çiçekler kurudu, aðaçlar yapraklarýný döktü. Yaðmurlar yaðmaya, soðuk rüzgarlar esmeye baþladý. Fakat o da ne? Bir sabah camdan baktýðýmýzda etrafý bembeyaz gördük. Sanki Yaradan tabiata giydirmiþ olduðu elbiseyi deðiþtirmiþti. Yeþil renkten sarýya, sarý renkten beyaza dönüþmüþtü. Lapa lapa yaðan karý seyretmenin verdiði mutluluða diyecek yoktu. Bu arada siz çocuklar kartopu oynayarak, kýzak kayarak, kardan adam yaparak kýþýn tadýný çýkardýnýz. Tabii üstünüz baþýnýz ulanmýþ; elleriniz, yüzünüz, ayaklarýnýz soðuktan þiþmiþ v kýzarmýþ bir vaziyette eve geldiðinizde annelerinizden yediðiniz fýrçayý hesaba katmazsak. "Keþke soðuk biraz daha az olsaydý." Dedik, deðil mi sevgili çocuklar? Eee! "Kýþ kýþlýðýný, yaz da yazlýðýný yapar." diye boþuna söylememiþler. Tabiattaki sessizliði, derin uykuyu bozacak bir güç (ýþýk) görünüyor ufukta. Parlýyor, parlýyor; tabiata, çocuklara göz kýr pýyor, adeta "uyan artýk" diyor doðaya. Horozlar güzel sesleriyle ötüyor, insanlar da uyansýn diye. Uzun zamandýr "Ha geldi, ha gelecek." Dediðimiz bahar artýk karþýmýzda sayýlýr. Kim bilir? Belki de þu anda bir çiçeði açtýrmakla meþguldür. Çiçekleri de bahara çok görmeyelim hani. Bahar dey ince aklýmýza çiçekler, kuþlar, kelebekler ve cývýl cývýl çocuklar gelmez mi? Laf aramýzda baharda onlara bayýlýr. Onlarsýz olamaz. Baharla birlikte kuþlar, kelebekler gökyüzünün mavi derinlik lerinde süzülmeye, arýlar výzýldayarak, çiçekleri yoklayýp, bal toplamaya baþlar lar. Güneþ gülücükler saçar, gökyüzü þenlenir sanki. Sizce de sisli havalardaki kapalý ve bomboþ bir gökyüzü öksüz kalmýþ gibi mahzun görünmüyor mu? Baharla birlikte kuzular çayýrlarda meleyip - zýplamaya baþlar. "Bizleri de unutmayýn" derler. Biraz ileride çocuklarý görürüz. Uçurtma uçuranlar... Þarký söy leyip, oyunlar oynayanlar... Ýçimizden uçmak, uçmak, uçmak gelir. Bütün çocuklarýn hayali; neþ'eden, mutluluktan kuþlar gibi uçmaktýr. "Belki" der çocuklar. Kanat çýrparak gökyüzünde oynamak isterler. Fakat bir þey deðiþmez. Olsun, baharda yeryüzünde oynamakta sýkýcý olmaz. Hele bakýn! Bir bahçe ki tomurcuklarla dolu. Bazý güller açmýþ mis gibi kokulu. Gül bülbülsüz olur mu? Bülbüller tatlý sesleriyle naðmeler söyler. (Allah'ý zikreder) Güllerde hafiften hafiften sallanarak onlara eþlik ederler.

Çiçeksiz, yapraksýz aðaçlar hiç de hoþ görünmüyordu. Bir ressam gelip, sihirli boyalarýyla adeta tabiatý boyadý. Aðaçlar yapraklarla, rengârenk çiçeklerle donandý. Her birisi ayrý bir meyve için hazýrlanýyor. ç Her zorluða katlanarak, kuru otlarý ve çalý-çýrpýyý taþýyan kuþ belliki aðaçlardan birinin dallarý arasýna yuva yapacak. Yapraklarda yuvanýn saklanmasýna yardýmcý olacak. Öyle bir gün ki; çimler yeþermiþ, çiçekler açmýþ, güneþ diðer günlerden daha sevimli bakýyor yeryüzüne. Kýþ havasýn dan dünyanýn üzerine sýcak ve aydýnlýk ýþýnlarýný gönderiyor. Böyle bir günde, en fazla derdinin olduðuna inanan insan bile dýþarýya çýkýp biraz dolaþtýðýnda sýkýntýlarýnýn hafiflediðini ve içindeki burukluðun bir an yok olduðunu hissediyor. Odasýnda büyük bir coþkuyla oynayan çocuk, dýþarýya çýktýðýnda coþkun luðu daha da artýyor. Yaþamdan ve hayatýn sýkýntýlarýndan yorulmuþ ihtiyar bir insan penceresinden dýþarý baktýðýnda buruþmuþ yüzünde hayat dolu bir tebessüm beliriyor. Sanki baharýn canlýlýðý senelerin yorgunluðunu unutturuyor. Çünkü; bu mevsim ilk bahar. Bütün güzelliklerin birleþtiði mevsim. Kýþ mevsiminde baðlar, bahçeler, tarlalar da boþ boþ yatýp dinlendi. Artýk onlar da sürülmeye, ekilmeye mahkum. Ali, Veli dayýlar; Ayþe, Fatma teyzeler bakýn nasýlda yarýþa çalýþýyorlar? Arý mis ali... Karýnca misali... Buharla birlikte toprak canlanacak. Topraðýn canlan masýyla herþey yeþerecek. Güneþin ýsýsýný artýrmasýyla kuruyan topraklar, susayan yeþillikler nisan yaðmurlarýyla ferahlayacak. Herþey birbirine baðlý. Fakat sonuçta herþey birþeye baðlý. Çiçek topraða, toprak yaðmura, yaðmur buluta muhtaç. Peki bulut kime muhtaç?... Kýþ gider, bahar gelir. Baharla bir likte neler gelmizki? 23 Nisan gelir. 23 Nisanla daha da güzelleþir bahar. 23 Nisan'da tüm çocuklarýn ayný duygularý paylaþtýðý, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramýný kutlarýz. Okullarda, meydanlarda þenlikler düzenlenir. Oyunlar oynanýr, þarkýlar söylenir. Þiirler okunur. Her yer bayrak larla, balonlarla, renkli kaðýtlarla süslenir. O gün bütün çocuklar en güzel elbiseleri ni giyinirler. Hepside cývýl/cývýl ve neþe doludur. Çocuk Bayramýna baþka ülkelerin çocuklarý da katýlýrlar. Kendi oyunlarýndan oynayýp, kendi dillerinde þarký söylerler. Türk çocuklarýyla arkadaþ olurlar. Tüm Dünya Çocuklarýnýn, her gününün baharlar kadar canlý, 23 Nisan'lar gibi neþeli ve coþkulu geçmesi dileklerimizle!...
Mart - Nisan 2000

47

Hanýmlara Özel

Somuncu Baba

Hülya Akgül Canpolat Ev Ekonomisi Uzmaný

HAK VE ÖZGÜRLÜK ADINA
doðrudur. "Haným" olmak; "gül" olmaktýr, "zambak" olmaktýr, "Lale" olmaktýr; "haným" olmak; "kaktüs", "deve dikeni" olmamaktýr. Çünkü "Haným" güzellik, zarafet, temizlik timsalidir. Kadýnýn en güzel vasýflarýndan birisi de edep ve iffet sahibi olmasýdýr. Müslüman hanýmlar; Resulullah efendimiz (s.a.v.)'in eþleri ile baþlayan; bir ucu asr-ý saadette, bir ucu günümüzdeki gönül sultanlarýnýn altýn halkalarýndadýr. Örnek kadýnlarýn kökü, menþe-i iþte o pak, temiz, iffet abidesi hanýmlardýr. Edep, insan için mutlak bir fazilet kaynaðýdýr. Mevlana: "Eðer ademoðlunun edepten nasibi yoksa insan deðildir. Ýnsanla, hayvan arasýnda ki fark edeptir." buyurmuþlardýr. Devamlý deðiþmekte olan sahte güzelliði tayin için yarýþmalar düzenleniyor. Geçici güzellik ölçülerine uyanlara dünyevi vaatlerde bulunuluyor. Ýslami aile hayatýndan ve maneviyattan yoksun (henüz büluða ermiþ) genç kýzlarýmýz sýraya diziliyor. Ar, haya, utanma duygularý yok ediliyor. Sokaða dökülmek, orta malý yapýlmak, genç kýzlarýmýzýn "hakký ve özgürlüðü" olduðu için mi, yoksa bazýlarýnýn yüzü gülsün, cebi dolsun diye mi? Ne kadar yerinde söylemiþ Mehmet Akif: "Haya sýyrýlmýþ inmiþ... Öyle yüzsüzlük ki her yerde, Ne çirkin yüzler örtermiþ, meðer bir incecik perde!..." 2 Ýnsanda yaratana ve yaratýlanlara karþý bir haya ve saygý hissi olmalý. Eðer bu hisler bir defa yok olursa iðrençliklerin önüne geçilemez. Edep insaný nasýl yükseltip, faziletin zirvesine çýkartýyorsa; bunlardan mahrumiyetten kiþiyi rezalet ve felaketin bataklýklarýna yuvarlar. Edepsiz kiþi yalnýz kendini rezil ve periþan etmekle kalmaz, ailesini, toplumu, cümle alemi fesada verir, sefalet ateþini yakar. Peygamberimiz (S.A.V): "Haya imandadýr, imanda cennettedir." Ayrýca: "Haya Mehmed Akif Ersoy güzeldir, kadýnda olursa

ünümüzde "Dünya Kadýnlar Günü", "Kadýn Haklarý", "Eþitlik" gibi meseleler kamuoyunda, basýnda, televizyonda güncelliðini koruyor. Kadýn haklarý bazý gruplarýn yegane problemi haline gelmiþ. Bu konuda paneller, sempozyumlar, açýkoturumlar düzenleniyor. Daha da olmuyor pankartlar açýlýyor. Kadýnlarýmýz meydanlarda kaybolan haklarýný arýyor. Mutlaka kendilerince eksik kalan, verilmeyen bazý þeyler var ki, bu eksikliklerden doðan kýpýrdanmalar, hoþnutsuzluklar oluyor. Ve bunlar zaman eylem haline dönüþebiliyor. Ne gariptir ki bazýlarýnýn "hak" namýna talep ettikleri þeyler kendilerine ve topluma ters düþen aðýr faturalara mal oluyor. Çünkü "hak" ve "özgürlükleri" kadýnlarýmýzý, kýzlarýmýzý aktrist olmaya þarkýcý olmaya, güzellik yarýþmalarýna katýlmaya, ailesinden ve evinden kaçmaya özendiriyor. Bunlarýn sonucunda genç kýz bataklýða, tehlikeye düþtüðünde kurtarma operasyonlarý düzenleniyor. "Benim hakkým" diyerek koþtuðu hayattan kurtarýldýðýnda , (sözüm ona) kurtarýcýlarý "Aman! Dikkat et!..." öðütlerinde bulunuyor. Kadýnlarýmýzýn büyük bir çoðunluðu "hakkýmý" arayayým derken hakkýnýn ne olduðunu dahi bilmiyor. Sokaklarda özgürlük, saygýnlýk arýyor kadýnlarýmýz! Halbuki müslüman kadýn saygýnlýðýný asýrlarca evvel Resulullah (S.A.V)'in dilinden tasdiklenmiþ olarak kazanmýþtýr. "Bana dünyada üç þey sevdirildi. Güzel koku, kadýn ve gözümün nuru namaz.""buyurmuþtur. Ayrýca: Hz. Cabir (r.a.) anlatýyor: "Rasullullah (aleyhissalatü vesselam) buyurdular ki: Bir mü'min erkek, bir mü'min kadýna buðzetmesin. Çünkü onun bir huyunu beðenmezse baþka bir huyun beðenir."1 Kadýnlarý anlatýrken "Kadýn çiçektir" derler. Fakat çiçek bir cinse verilen isimdir. Çiçek cinsinin içerisinde "gül" vardýr, temizlik, güzellik timsali; "zambak" vardýr, "lale" vardýr, zarafet, nezaket timsali. Ayný çiçek cinsinin içersinde "Kaktüs" vardýr, "deve dikeni" vardýr. Bunlarýn mesajlarý da farklýdýr. Kadýn cinsinin çiçeðe benzetilmesi

G

"Haya sýyrýlmýþ inmiþ...

Öyle yüzsüzlük ki her yerde,

Ne çirkin yüzler örtermiþ,

Meðer bir incecik perde!..."

48

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Hanýmlara Özel

daha güzeldir." buyurmuþlardýr. Kadýnýn, "analýk" ve erkeðine "kadýnlýk gibi asýl vazifesini unutarak serbest hayata atýlmasýndan maksat nedir? Sadece tabii hakký olan "hürriyetini" yaþamak ve yaþatmak mý? Kadýnýn her türlü kayýtlardan (ulvi müeyyidelerden) sýyrýlmasýný müdafaa eden yazarlar ve bunlarýn tarafýný gayretle tutan gençler... Acaba bunlar davalarýnda samimi midirler? Hakikaten kadýnýn geri kalmasý ve hürriyetten mahrum býrakýlmasý bunlarý üzüntüye sevk etmiþ mi? Yeryüzünde çaresizlik içinde kývranan kadýnlara acýyarak kalpleri erimiþ ve gözyaþlarý dolup taþmýþ mýdýr? Gerçekte bunlar, kadýnýn þahsiyet þuuruna eriþmesini ve varlýðýný gerçekleþtirmesini arzu ediyorlar mý? 3 Açýk ve samimi olalým... Bütün bu didinmeler kadýný ele geçirmek içindir, yoksa hürriyete kavuþturmak için deðil. Genç kýzlarý gazetesinde çalýþtýran patron... Kadýnýn özgür olduðunu ve onun her sahada çalýþmasýnýn "hakký" olduðunu söyler. Gazetecilik mesleðinde kadýnýn daha randýmanlý olduðunu söyler. .. Acaba bu patron hakikaten kadýný hürriyete kavuþturmaya ve onun baþarýsýný ispata mý çalýþýyor? Yoksa yürüttüðü gazetecilik iþinde onu bir tuzak olarak mý kullanýyor? Mankenlik uðruna üç kuruþa ve þatafatlý hayatla gözü boyanan genç kýzlarýmýz. Mesleðimiz dedikleri yolda bugün el üstünde tutulup, yarýn unutulmaya mahkumlar. Çünkü Allah'ýn (cc) verdiði beden et ve kemikten. Ne yaparsanýz yapýn ondaki tazeliði bir ömür koruyamazsýnýz. Zamanla yýpranacak. Halbuki hakiki güzellik, manevi güzellik zamanla olgunlaþarak doruða ulaþacak. Çiçek cinsinin içerisinde olan kýzlarýmýzý gerçekte solduranlarýn yaptýklarý, kadýna verilen "hak ve özgürlük" adýna mý? Yoksa ürünlerini sergileyebilmek, firmalarýný zenginleþtirmek uðruna mý? Batý medeniyetine özeniliyor, batý hürriyeti yaþanmak isteniyor. "Batýda kadýn çarþýya, sokaða düþtü; fabrikalara, barlara gitti, rýzkýný arýyor. Bununla ibtizale uðradý. Kadýn ticaret için istismar edildi. O þimdi hür bir köledir, ihtiyaç ve fakirlik kamçýlarý altýnda cambazlar pazarýna sevk edilmekte. Eski devirlerde olduðu gibi evlerde hizmet için deðil, ticarethanelerde çalýþtýrýlmak için satýlmaktadýr. Orada açlýðýný gidererek bir lokmayý ele geçirme pahasýna -bir diþi olarak- en kýymetli var-

"Haya güzeldir, kadýnda olursa daha güzeldir."

lýðýný eþya gibi diðer eþyanýn yanýnda arz etmektedir."4 Kadýnlarýmýzýn bir kýsmý iffetli-iffetsiz; namuslunamussuz diye ayýrýmdan rahatsýz oluyorlar ve bu tepkilerini yine sokaklara dökülerek protesto ediyorlar. Bu ayýrýmýn olmamasý için bütün kadýnlarýn ayný özellikleri taþýmasý gerekirdi. Böyle olmadýðýna göre ölçü ne olacak? Bütün H.Þerif madenler ayný olsaydý, altýnla teneke arasýnda fark olmazdý. Bu ayýrýmý kendilerine hakaret sayan kadýnlara üç-beþ kuruþluk taþtan yapýlmýþ gerdanlýk "pýrlantadýr" diye verilse ve onlarda yüklü para ödeseler; bu sahteliðin farkýna vardýklarýnda ise "Eh caným! Hepsi taþ deðil mi?" dense acaba ne dereceye kadar kabul ederler? Kadýnlarýmýz eðer islamýn kendilerine verdiði deðeri bilselerdi, ona tam anlamýyla sarýlýrlardý. Peygamberimiz (S.A.V)'ýn hanýmlara þefkatle muamele ettiðini, ümmetine de hanýmlara ayný þekilde davranmalarýný emrettiðini biliriz. Bir hadisi þeriflerinde: "Mü'minlerin iman yönünden en kamili, ahlaký en güzel ve ailesine karþý en lutufkar davrana-nýnýzdýr." 5 Bugün kýzlarýmýza "hak ve özgürlük" tuzaklarý kuruluyorsa ya bilgi eksikliði var veya yanlýþ bilgilendirme. Kadýnlarýmýzýn gerçekleri bilmesine mani olan güçlerin gösterdikleri çabalarýn yerine ulaþmasý sayesinde, Müslüman - Türk kadýný günbegün kimliðini kaybetmekte. Ýslam dini kadýn ve erkeðe eþit haklar vermiþtir. Hatta ibadetlerinde kadýnlara kolaylýk saðlamýþtýr. Ýslam ahlakýna uygun bir toplumda kadýnýn (asli vazifelerini yerine getirmesi þartýyla) tabiatýna ve yaratýlýþýna uygun iþlerde çalýþmasýna müsaade edilmiþtir. "Mekkeli müslümanlardan olan ve Hz. Peygambere bi'at eden ilk muhacirlirden Kureyþli Þifa Hatun, Asr-ý saadet kadýnlarýnýn ileri gelenlerinden di . Hafsa Validemize okuma-yazmayý öðretmiþti. Halife Hz. Ömer Þifa Hatun’un fikrine önem verir, hatýrýný sorar, deðerini takdir eder ve çok defa çarþý ve pazarlarýn kontrolünü uhdesine tevdi ederdi.6 Kendimizi bulma, kendi öz deðerlerimize yönelme, onlarý benimseme, yaþayýþýmýza uygulama zamaný hâla gelmedimi?

DÝPNOTLAR
1 Kütüb-i Sitte, c. 9, s. 314 2 Mehmet Akif, Safahat, Gölgeler 3 Topaloðlu Bekir, Ýslamda Kadýn, s. 253 4 Topaloðlu Bekir, Ýslamda Kadýn, s.252 5- Ýhya’u Ulumid-din C.2, s.115 6- Topaloðlu A.g.e s.260 Mart - Nisan 2000

49

Hatýra

Somuncu Baba

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi ve Arkadaþlarý Hacc’da

50

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Kurban ve

Kurban ve Kurban b a n B a y r a m ý K u r Bayramý
Ekrem GÜLSEREN
Zemzem Kuyusu' nun suyu çekilmeden o þeyleri elde eder sem: Kâbe'yi Mükerreme de Allah için oðlumun birini kur ban edeceðim." dedi. Allahu Teala Abdulmuttalib'e on erkek evladý verdi. Alnýnda emaneten taþýdýðý Nur-u Muhammedu i de Abdullah'ýn alnýna geçti. Abdullah Abdulmuttalib7in en küçük oðlu idi. Onun için onu daha çok severdi. Kâbe'ye ilk kapýyý yapan kimse: Abdulmüttalip'tir. Çocuklarý dünyaya gelip, güç kazanýnca zemzem kuyusunu açtýrarak, oradaki altýn emtialarý çýkardýlar. Polat kýlýçlarý bozdurup Kâbe-i Mükerreme' ye i kapý yaptý. Altýndan geyikleri bozdurup o kapýnýn üzerine altýnladýlar. Bu iþleri bitirdikten sonra, Abdulmuttalib' e kalan: Allah' ü Teala' ya yaptýðý adak gereðince, oðullarýndan birini kurban etmekti. Çocuklarý arasýnda üç defa kur' a attý: üçünde de Abdullah' a çýktý. Ebu Talib' in ana tarafý, Beni M a h z u n Kabilesi'ndendi. Bu, hemen gidip dayýlarýna Abdulmuttalib' in yapacaðý kurban iþinden haber verdi. Bunlar hemen gelip Abdulmuttalib' in baþýna toplandýlar. Abdullah'ý Abdulmuttalib' in elinden aldýlar; þöyle dediler: Sen Kureyþ' in büyüðüsün. Eðer bunu yaparsan, senden sonra âdet olup kalýr. Böyle bir iþ yapma. Onlarýn bu sözüne karþýlýk, Abdulmuttalib þöyle dedi: Peki bunun çaresi nedir? Ne yapalým? Onlardan þu cevabý aldý: Hayber' de kahin var. Adýna Seccac derler. Ona gide lim;bu müþkül iþin çözüm yolunu ona soralým. Belki buna bir çare bulunur. Bunun üzerine, Abdulmuttalib o kâhine gitti ; bu müþkül iþini arz etti. Kâhin þöyle dedi: Abdullah'a karþýlýk, on deve kuraya koy. Þayet kura Abdullah' a çýkarsa... on deve daha artýr. Taa, kuralar deve tarafýna düþünceye kadar; deve adedini onar onar artýr. Kura develere çýktýðý zaman, bilesin ki : Abdullah'ýn karþýlýðý o deve adedidir; onun fidyesidir. o develeri kurban edersin.
Mart - Nisan 2000

Yerenlik

K

urban, Allah'a yakýnlaþmak maksadýyla fedâ etmek, vazgeçmek demektir. Kendisi için her þeyin feda edilebileceði Yüce varlýk hatýrýna, en çok deðer ifade edilen þeyleri terk etmektir. Hakiki kurban, Peygamberimizin atasý, Kâbe'nin mimarý Ýsmail(as) kurbanlýðýnýn muazzez babasý Ýbrahim(as)'in kurbanýdýr. En deðerli varlýðýndan vazgeçmeyi göze alabilenlerin kurbanýdýr. Bizde Allah yolunda en çok sevdiðimiz þeylerden vazgeçmeyi baþarabildiðimiz ölçüde "kurban kesmiþ" oluruz. Kurban keserken yalnýzca malýmýzýn bir kýsmýný Allah için sarf ederken , esasýnda bu dünya malýnýn bizlere ne kazandýrýp, neler kaybettirdiðini de muhasebe imkaný yakalamýþ oluyoruz. Allah yolunda onun rýzasý için feday-ý can edenlerin yüceliði ý ni kavramaya fýrsat bulmuþ oluyoruz. Kurban bayramýnda hak rýzasý için kesilen kurbana"udhiye" bunu kesmeðe de "tazhiye" denir. Kurban hicretin ikinci senesinde meþru buyurulmuþ olup, Kurban bayramýn da "kurbet" niyyetiyle kurban kesmek; hür, mukim,akýl ve büluð, zengin olan kimse için bir vecibedir. Kurbanla ilgili olarak Hz. Peygamber Efendimizin muhterem ceddinin baþýndan geçen tarihi bir kýssa þöyledir; Peygamber Efendimizin dedesi Abdulmuttalip Efendimiz bir rüya gördü. Abdulmuttalib'e rüya aleminde þu tembih edil di : "Ýsmail'in çocuklarýndan biri Zemzem kuyusuna, kýzýl altýndan yapýlmýþ iki geyik heykeli, yüz adet Süleyman'a ait kýlýç, yüz adette Davut' a ait zýrh býraktý. Onlarý çýkarýp al.".dendi. Abdulmuttalib bu emri aldýktan sonra, o þeyleri oradan çýkarmaya teþebbüs etti. Ancak Kureyþ, onun bu iþi yapmasýna razý olmadýlar, engellediler. Abdulmuttalib'in o zamanda Haris' ten baþka oðlu yoktu. Bunun için onlara mukavemet edemedi. Bunun üzerine Beyti Mükerreme' ye geldi. Hak Teala' ya tazarru ve niyaz etti. Alnýnda bulunan Nuru Muhammedi'yi þefaat'çý bulup duada, niyaz da bulundu. Sonra... þöyle bir adakta bulundu: "Eðer on tane oðlum olursa . Onu da erkeklik çaðýna gelip bana yardýmcý olurlarsa. Kureyþ' in Zemzem Kuyusu'nu açmama engel olmalarýný def ederler se..

51

Yerenlik

Somuncu Baba

Kahinin bu sözü Abdulmuttalib' i sevindirdi. Evine geldi Abdullah'a karþýlýk, on deve koydu; kura Abdullah'a çýktý. Develeri onar onar artýrdý, hep Abdullah'a çýktý. Ancak deve yüz adedi bulunca kura develere çýktý; yüz deve kurban edince Abdullah kurtuldu. Bu mâna icabýdýr ki: Resulullah S.A.V. Efendimizin þeriatýnda katl iþin de diyet; yüz devedir. Yine yukarýda anlatýlan mana icabýdýr ki. Resulullah S.A.V. Efendimiz þöyle buyurdu; " Ben iki kurbanýn oðluyum" Burada anlatýlan kurbandan murad: biri Ýsmail (a.s) peygamber olup diðeri de Resulullah S.A.V. Efendimizin babasý: Hz. Abdullah'týr. (A. Kadir Akçiçek, Delail-ii Hayrat Þerhi,
Kara Davut s-s.145-149, Merve yay. ) s 1

Bütün vaktimizi ibadete vereceðiz!" Hz. Peygamber; "Hayýr siz, bu gün o günden daha hayýrlýsýnýz . Eðer benim bildiðim gibi dünyayý bilmiþ olsaydýnýz, dünya hususunda bu kadar S 8 üzülmezdiniz." dedi. (Kandehlevi, Hayatü's-Sahabe, Ankara, Akçað, 1995, s.327-8) Büyüklerin hayatlarýnda yaþadýklar her olay etrafýndaki insanlar için bir ibret ve misaldir. Büyük mutasavvýf Esseyyid Osman Hulusi Efendi bir bayram arefesinde çarþýya çýkar ve muhterem hanýmýna basmadan bir entarilik alýr. Çarþýda karþýlaþtýðý ihtiyaçlý bir haným, Hulusi efendi'ye bir bayramda giyeceði bir elbisesinin olmadýðýn arzederek, bir entarilik kumaþa ihtiyacý olduðunu söyler. Hatta Kendinin fakir olduðunu baþka kimseden de isteyemeyeceðini arz eder. Bunun üzerine elinde bulunan kumaþý Hulusi efendi o ihtiyaçlý hanýma verir. Bu arada o haným; "Allah sana haclar nasip etsin....Kâbe'yi çoç çok ziyaret edesin" diye dua eder. Hulusi efendi eli boþ olarak eve döner ve hanýmýna kumaþý alamadýðýný söyler. Aradan bir zaman geçip ertesi sene hacca giden efendi hazretleri arkadaþlarýna; "Bizim hacca gelecek kudretimiz yoktu ancak bir ihtiyaçlý kimsenin duasýný aldýk, Allah'da bizlere hac nasib etti" diyerek geçen hadiseyi anlatýr.

Dünyaya deðer vermeyerek ahirete azýk hazýrlama hususunda Hz. Ali (r.a) Efendimizin þu hatýrasý da bizlere ibret için yeter. Hz. Ali anlatýyor; Bir kýþ sabahý evimden çýktým. Açtým ve üþüyordum. Neredeyse soðuktan donacaktým. Evde tabaklanmýþ bir deri vardý. Parçalayýp kaþkol gibi boynuma sardým. Bir ucunu da göðsümün üzerine koydum, onunla ýsýnmak istiyor dum. Andolsun evimde yiyecek bir Bir baþka þey yoktu. bayram arefesinde ise Camii imamý Resulullah'ýn evin o l ar ak g ö r e v y ap de de bir þey yoktu. Medine'nin týðý için Müftülük etrafýný dolaþmaya 'ten o ay ki baþladým. Bahçede maaþýný alýp eve çalýþan dönen Hulusi bir Efendi' ye evinin Yahudi'yi gördüm. önünde yanýnda Yahudi bana; "Ey Darende’de bir bayram coþkusu göçebe! Kovasý bir bir çocuk bulunan hurmaya kuyudan bir haným; su çeker misin?" dedi. Evet, dedim. Her çektiðim kova için "Efendim evimizde yiyeceðimiz yok, bize yardým ediniz" demesi üzerine, Hulusi Efendi, o anda cebinde bulunan bana bir hurma verdi, böylece avuçlarým hurma doldu. "Artýk yeter" dedim. Ýþi býraktým hurmalarý yedim. Üzerine maaþýn tamamýný (içinden bir lira bile almadan) o ihtiyaçlý biraz su içtim ve sonra Resullah'a vardým. insanlara verir. Mescidde onun yanýnda sahabilerden bir grup vardý. Yukarýda arzettiðimiz kýssalar ve hatýralarda geçen hadiseleri þöyle bir akýl zaviyemizden geçirdikten sonra. Bu esnada Mus'ab b. Umeyr çýkageldi. Sýrtýnda yamalý bir a ba v a r d ý . H z . P e y g a m b e r o n u g ö r d ü ð ü n d e d a h a ö n c e Büyüklerin dünyaya hiç deðer vermediklerini daha iyi anlarýz. Mekke'de iken içinde yüzdüðü nimetleri hatýrladý. O zaman Bizler, dünyanýn geçiçi, ancak Allah'ýn ve onun rýzaki halini hatýrlayýnca da Resulllah'ýn gözlerinden yaþlar akmaya baþladý. Sonra; "Allah size öyle bir geniþlik verecek sýnýn kalýcý olduðuna inanarak, ibadetlerimizi yapar, imkan ki, siz sabahleyin bir kürk, akaþam da bir baþka kürk giye lar nisbetinde bayram günleri baþta olmak üzere etrafýmýz ceksiniz; sabahleyin bir baþka sofra akþamleyin bir sofra daki insanlara ikramda bulunur, onlarýn gönüllerini hoþnut gelecektir ve evleriniz de Kâbe'nin örtüsü gibi örtü ve perdel edersek o zaman hakiki saadeti bulmuþ oluruz. Bütün okuyucularýmýzýn Kurban Bayramýný en içten erle kaplanacaktýr."buyurdu. Dedik ki; "Ya Rasulallah! O gün daha hayýrlý olacaðýz. Çünkü nafaka derdimiz olmaz. dileklerimle kutlarým...

52

Mart - Nisan 2000

Somuncu Baba

Haberler
Aslan TEKTAÞ

ANKARA GEZÝ Notlarý

Bayýndýrlýk Bakanlýðýnda sabah saat 10 gibi bir araya geldik, Bayýndýrlýk bakanlýðý müsteþarý, Hemþehrimiz, Sayýn Ali HELVACI Beyin odasýnda Darende ile ilgili konularýn görüþülmeye baþladýðý müsteþar beyin odasýndayýz. memleketine olan baðlýlýðýný, hizmetler konusunda gösteren vatan sevgisinin imandan olduðunu bilen bir Darendeli; vakit ilerliyor bu arada en önemli arzularýmýzdan biride, senelerce hayal edilen ve bir türlü gerçekleþmeyen, Darende'nin önemli saðlýk problemlerinden biri olan, Merhum Hulûsi Efendinin yýllardýr üzerinde önemle durduðu 200 yataklý tam teþekküllü Hastane Projesi, Darendelilerin Ali Aðabeyi, heyetin getirmiþ olduðu teklifleri dinliyor daha önce telefon görüþmesi yapýlan ve Saðlýk Bakanlýðý ile görüþmemizin saðlanmasý istenilen Hastane konusunu Darende Kaymakamý mevzu ediyor. Müsteþar Ali Aðabey, konunun Darende için ne kadar çok önemli olduðunu bildiði için konuya ayrý bir hassasiyet gösteriyor. Öðleye kadar olan görüþmelerini iptal ettirip derhal konunun üzerinde duruyor. Bu arada konunun Saðlýk Bakanlýðýnda görüþülüp karara baðlanmasý için, bakan bey in özel kalem müdüründen randevu talep ediliyor, Bakan beyin aþý kampanyasýna katýldýðýný öðreniyoruz. Bu arada, Saðlýk Bakanlýðý Müsteþarý ile konuþuluyor o gün saat: 15:00' e Darende Heyeti Bayýndýrlýk Bakanlýðý Müsteþarý Ali Helvacý ile birlikte randevu alýnýyor. Konuþma esnasýnda, Gökpýnar projesinin bu seneki ödeneði hakkýnda bilgi istiyoruz. Ali bey, bu konuyu DSÝ. Ýlgili birimlerinden öðreniyor ve 2000 yýlý için ayrýlan ödeneðin iki buçuk milyarýn enerjiye, üçyüz milyonunda sulamaya ayrýldýðýný söylüyor.Zaman geçiyor bizler için zaman önemli , memleket meselelerini birkaç yere ilete bilmek için sabýrsýzlanýyoruz. bizlerin talebi üzerine Somuncu Baba Hazretlerinin Aksaray kolu torunlarýndan Sayýn, Devlet Bakaný Sadi SOMUNCUOÐLU ile görüþmek istediðimizi bildiriyoruz. Ali Bey Bakanýn Özel Kalem Müdürünü arayarak Darende'den heyet geldiðini özellikle Vakýf Baþkaný H.Hamidettin ATEÞ Hocanýn burada olduðunu, Sadi Beyle görüþmek istediðini dile getiriyor. Bakanýn Özel Kalem Müdüründen saat: 14:00' e randevu alýnýyor. Saatler bir hayli ilerlemiþ Ali bey, Darende ile ilgili diðer konulara, bir bir çözüm buluyor Buradan ayrýlarak yemeðe gidiliyor. Müsteþar bey'in yoðun misafirleri olduðu için yemeðe bizimle katýlamýyor. Yemekten sonra Sn. Devlet Bakaný Sadi SOMUNCUOÐLU' nu ziyaret etmek maksadý ile hareket ediyoruz. Ankara sokaklarýnda ilerliyoruz. Burada Aksaray'dan gelen heyetler varmýþ bakan beyle görüþme yapýyorlarmýþ bizde bir müddet dinlendikten sonra, Bakanýn huzuruna kabul ediliyoruz. Bakan bey Hamidettin Efendiyi görünce iki akrabanýn samimi olarak birbirlerini kucaklamalarý bizleri taa eski sempozyum günlerini hatýrlatýyor týpký oradaki samimi hava burada aynen tekrar ediyor. Bu arada Sadi Bey, Darende'deki Devlet Bakaný Sn. Sadi Somuncuoðlu ve H. Hamidettin Ateþ Birarada çalýþmalarý soruyor. Sempozyumda Darende'ye geldiðini ve merhum Hulûsi Efendi ile Ankara Kurtuluþ Camiinde görüþtüklerini söylüyor. H.Hamidettin Efendi Sadi Bey'e Ecdadýnýz Yusuf Hakiki'nin Divaný Hakkýnda bilgiler soruyor. Divan'ýn basýlýp basýlmadýðýný soruyor. Sadi Bey'de Divanla ilgili çalýþmanýn uzun sürdüðünü bu konuda Afyon Kocatepe Üniversitesi Öðretim
Mart - Nisan 2000

53

Haberler

Somuncu Baba

Darende Heyeti Saðlýk Bakanlýðý Müsteþarý Doç. Dr. Haluk Tokuçoðlu ile

Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Erdoðan BOZ'un bu konuda çalýþma yaptýðýný ve çalýþmanýn henüz bitmediðini söylüyor. H.Hamidettin Efendi'de Darende'den getirdiði Divan-ý Hulûsi-i Darendevi adlý muhteþem eseri Bakana takdim ediyor. Bakan eseri dikkatlice inceliyor ve memnuniyetini ifade ediyor. Burada ayrýca Somuncu Baba Dergisini de Bakana takdim ediyor, güzel ve samimi bir havadan sonra, huzuru fazla meþgul etmemek üzere müsaade istiyoruz. Saðlýk Bakanlýðýnda saat:15:00' de olmamýz gerektiðinden hemen oraya hareket ediyoruz. Buraya geldiðimizde, bizden önce gelen Sayýn Ali HELVACI bey ve Saðlýk Bakanlýðý Müsteþarý Doç.Dr. Haluk TOKUÇOÐLU bizleri içeriye davet ediyorlar. Kaymakam Bey Darende'ye Vakfýmýz tarafýndan yaptýrýlacak olan 200 yataklý hastane konusunda müsteþar bey'e bilgi veriyor, Hastane keþif bedelinin 2000 yýlý için 1Trilyon 200 Milyar TL olduðunu söylüyor. Bu arada müsteþar ellerinde 200 yataklý hastaneler için tip projelerin olduðunu ve bu konuda ve daha sonraki aþamalarda Bakanlýk olarak ellerinden gelen her türlü desteði vereceklerini söylüyor. Projeyi hazýrlayan Vakýf inþaat Mühendisi Veysel AYDOÐAN elimizde hazýrlanmýþ projenin olduðunu ve bu konuda Türkiye'nin önemli saðlýk merkezlerini gezerek araþtýrma yaptýðýný söylüyor. Müsteþar bey 200 yataklý hastanenin normal þartlarda 18 ay gibi bir süre zarfýnda tamamlanabileceðini binalarýn bir an önce bitirilmesi halinde içinin teçhizat, demirbaþlarýný ve uzman ve kadrolarýn temin edileceðini yapýlacak bir protokol ile konunun,gerçekleþe bileceðini söylüyor. Vakýf Baþkaný H.Hamidettin ATEÞ'te bu hastanenin baðýþlar ve merhum Hulûsi Efendinin Divanýnýn gelirleriyle yapýlacaðýný bu vesile ile 18 ayda deðil de 3-4 yýl gibi bir zaman diliminde gerçekleþebileceðini ayrýca yapýlacak 200 yataklý Hastanenin, þuanda hizmet veren Darende Devlet Hastanesi gibi uzmansýz kuru bir bina olarak kalmamasý için, bu konuda müsteþar Bey den, güvence istediðini, Buranýn fiziki yapýsýný vakýf olarak bizler gerçekleþtireceðiz kullanma ve iþletmesini, Saðlýk Bakanlýðýna devredeceðiz dedi. Müsteþar beyde bu konuda Bakanlýk olarak üzerimize düþeni yapacaðýz dedi, Ali HELVACI beyde Darende ye yapýlacak Hastane için, bizlerin üzerine düþen ne görev varsa yapmaya hazýrýz , Bu konuda gerekirse hocamla birlikte Yurt dýþýna dahi gideriz, dedi. Darende heyeti olarak buradan vedalaþarak ayrýldýk .

200 YATAKLI DARENDE HULÛSÝ EFENDÝ HASTANESÝ

54

Mart - Nisan 2000

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful