You are on page 1of 24

KITA P

Aydınlık

.

BU SAYIDA

32
KİTAP TANITILIYOR
Toplam: 1355

7 Aralık 2012 Cuma / Yıl: 1 / Sayı: 41

Aydınlık Gazetesi’nin ücretsiz ekidir

Uçmak ömre bedeldir*

Araştırmacı-yazar Özlem Kumrular ile

‘İslam korkusu’nun temelleri üzerine

Talat ve Fitnat’ın Aşkı…

Pier Paolo Pasolini Üstüne Bir Kronoloji Denemesi

Mutluluğu Arayan Adam: Spinoza

“Üç Kulak Osman”ın serüveni

8 s. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: 0212 251 21 14 / 251 21 15 / 251 55 04 Faks: 0212 252 51 22 Aydınlık Gazetesi’nin ücretsiz ekidir Editör: Pınar Akkoç Yazıişleri Müdürü: Damla Yazıcı Yazıişleri: İrem Halıç. 16 s. 20 s. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel: 0212 655 44 34 . 5 s.AydinlikGazete. KITA P Aydınlık Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. 6 s.com Saynur Okuroğlu Baskı: Toros Yay. Şti. Tur. Oruçreis Cad. 10 s. Ltd. 17 s. San. 18-19 s. 12 s. çocuk aynı çocuk Sahaf: Basiretsiz bir komutanın düştüğü hal! Alıntı Test-Bulmaca s. 15 s. A.Aydınlık KİTAP İÇİNDEKİLER Haftanın Portresi: Oğuz Atay Uçmak ömre bedeldir* Talat ve Fitnat’ın aşkı… Pier Paolo Pasolini Üstüne Bir Kronoloji Denemesi Rekabetten arındırılmış dünya Kent girdabında ilişkileri kalıplara hapseden erkek ve kadınlar Mutluluğu arayan adam: Spinoza “Üç Kulak Osman”ın serüveni Kapak: Özlem Kumrular’la son kitabı “İslam Korkusu” üzerine röportaj Ölüme götüren yazılar antolojisi “Yazın hayatım Atatürk devrimlerini budayanlara karşı mücadeleyle geçti” Yolun yarısındaki veda: Ali Rıza Ertan Tanpınar: “Hakiki realizm. Deniz Antepoğlu. adına sahibi: Mehmet Sabuncu Genel Yayın Yönetmeni: Serhan Bolluk Sorumlu Müdür: Mehmet Bozkurt Genel Müdür Yardımcısı (Reklam): Yönetim Yeri İstiklal Cad. 14 s. 22 7 ARALIK 2012 CUMA 3 SUNU Ayayayayayaayaya yayayayaayayayay aaa . teferruat saymak değildir” Yeni Çıkanlar Çocuk-Genç: Mektup “mail” oldu. 11 s. Cenk Özdağ Sayfa Sekreteri: Alev Özgenç www. 4 s. Org. Mat. Remzi Özkaya Sok.Ş. 9 s. ve Tic. 21 s. Tic. 7 s.com kitap@aydinlikgazete.

13 ARALIK 1977) Eserlerinde “küçük burjuva” insan n seçer. romanı “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak nitelendirilmiştir. Mustafa İnan’ın hayatını anlatan “Bir Bilim Adamının Romanı”nı 1975 yılında yayımlamıştır. bizden biri. 260 s. aksine hayatla da ölüm aracılığıyla derdi olan bir yazarla karşı karşıya olduğunuzu belirtmek istiyorum. Zengin ve mafyatik iş adamları. Hammett ve yarattığı dedektif tiplemesi “Sam Spade” ise akımın kuşkusuz önde gelen ismi. yazarın bakış açısının olması. Zira önemli olan. Ancak Atay. Everest Yayınları. Hem de oldukça erken bir dönemde. Gerçek mutluluğun iyi bir aileye veya paraya sahip olma ile özdeş olmasının kendisine dayatıldığını. polisiyelerin o bilinen yoğun temposunu ve sürükleyiciliğini kitaptan beklerken anında o havaya giremiyorsunuz. Daha evvel Raymond Chandler’ın “Göldeki Kadın” isimli polisiye romanını tanıtmıştım ve yazımda “Kara Roman” akımından da bahsetmişti.com Dashiell Hammett Everest Yayınları. Yaşamında kitapları ikinci baskısını dahi yapmamışken vefatının ardından kitapları büyük ilgi görmüş ve defalarca basılmıştır.4 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP HAFTANIN PORTRES Oğuz Atay (12 EKİM 1934 . beyninde çıkan tümör nedeniyle büyük projesi “Türkiye’nin Ruhu”nu yazamadan 13 Aralık 1977’de. Roman. esasında hayatın her an tehlikelerle dolu olduğunu anlar ve hayatını sorgular. Sonras nda Chandler’da da görece imiz gibi içkici. Serinin son kitabı. edebiyat çevresinde büyük bir tartışmayı da beraberinde getirdi. (Malta Şahini. Daha evvel Raymond Chandler serisini yeniden kazandıran yayınevi Kara Roman akımının ustası Dashiell Hammett ile klasikleri kazandırmaya devam ediyor. Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır. İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Romana geçersek. 1934 yılında Kastamonu’da doğdu. 1911-1967 yılları arasında yaşamış Prof. zaman zaman yoldan çıkıyormuş hissi verse de daima adalete sadık. Karısı adamın yaşadığına dair duyumlar alıp dedektifimizi tutar. insan n kendine ve hayata yabanc la mas n irdeler. bizden biri. Bu kısacık olayda bir insanın ölümle burun buruna gelmesi nedeniyle hayatının tamamen değişmesini ve özgürlük ile mutluluk kavramlarını tekrar düşünmesini anlatıyor. yanına hiç para almaksızın kaybolur. düşündüğü birtakım şeylerin olması ve polisiyeye bu anlamda katkı sağlaması. öldürür veya kaybettirir. yarattığı olaylar da yaşadıkları ve ölüme yakınlığıyla harmanlanınca daha gerçekçi ve keyifli romanlar çıkıyor. Moran’a göre “Tutunamayanlar”daki edebi yetkinlik. Önceden görmüştür. Neticede kendisi de eski dedektif olan bir yazarın. 1957’de İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. Ancak Atay. uyanık. sadece maceralar yaratma derdine olmadığını anlamanızı sağlıyor. Vefatının ardından. yaşamıştır ve yazmıştır. Güzel.) Edebiyatımızda eserleriyle çığır açan Oğuz Atay. Çünkü 1980’li yıllarla beraber gelen apolitikleşme ve yalnızlaşma Atay’ın eserlerinde çoktan hissedilmeye başlanmıştır.latımda kopukluklar yapmadan şaşırtabiltörlüğünde çıkardığı polisiye kitaplara Dashiell Hammett serisiyle devam ediyor. 1987’de “Günlük”. Sonuç olarak klasik olmasının yanı sıra nitelikli bir polisiye olması sebebiyle okumanızı tavsiye ederim. İlk romanı “Tutunamayanlar”ı 1970 yılında tamamladı ve aynı yıl TRT Roman Ödülü’nü kazandı. Çev: Sinan Fişek. Kitabın konusu ise kıymetli bir heykelin kaybolması ile ilgili. “Tutunamayanlar”. öldürür veya kaybettirir. ilk romanını yayınlayana kadar çeşitli dergi ve gazetelerde makaleleri ve söyleşileri yayımlandı. Dashiell Hammett. Ama yazarın getirmeye çalıştığı yeniliği anlamak ve sadece maceralar üretme derdinde olmadığını. “Malta Şahini” kitabından yola çıkacak olursak dedektif kanlı canlı. Ve dedektif. adamın yürürken hemen yanına inşaat iskelesi düşmesi üzerine ölümden döndüğünü ve hayatının değiştiğini öğrenir. Zira Hammett’ın yarattığı bu dedektif tiplemesi Chandler’a da ilham olacak ve polisiyenin değişimi sağlamlaşacaktır. kumarbazlar ve dolandırıcılarla dolu bir roman “Malta Şahini”. en meşhur romanı “Malta Şahini”. 1998’de ise “Eylembilim” adlı kitapları yayımlanmıştır. para peşinde. Yazarın fikrine katılıp katılmamak önemli değil bence burada. zaman zaman yoldan ç k yormu hissi verse de daima adalete sad k DENİZ ANTEPOĞLU denizantepoglu@hotmail. Bu akım ABD için İngiliz polisiyelerinden kopmak anlamına geliyordu ve dedektiflerin değişimini simgeliyordu. Olaya göre her şeye ve iyi bir aileye sahip emlak zengini bir adam aniden. yani konu tamamen para. Eleştirmen Berna Moran. Sonrasında Chandler’da da göreceğimiz gibi içkici. Polisiyeyi yeryüzüne indirdi. Karakterlerini intihar ettirir. Ancak dedektifimiz de pek “iyi” bir adam olmasa da her şeye rağmen adaletin peşinde. ilk postmodern roman sayıldı ve edebiyata farklı tarzıyla büyük yenilikler getirdi. esasen mutlu olmadığını fark eder. ancak zamanla açıldığı kanısındayım. 1975 yılında doçent olan Atay. kaybolmuşları anlatırken ve onları yok ederken bu duruma esasen isyan etmektedir. insanın kendine ve hayata yabancılaşmasını irdeler. Romanı bitirdikten sonra ise dağınıklığın sebebinin olayları gizemli bırakıp okuyucuyu düşünmeye sevk ederken arada kopukluklar olmasına bağladım. Ancak Chandler ayaklarının daha da sağlam basmasını sağladı kanımca. kaybolmu lar anlat rken ve onlar yok ederken bu duruma esasen isyan etmektedir Şahinin peşinde Hammett’ n yaratt bu dedektif tiplemesi kanl canl . Eserlerinde “küçük burjuva” insanını seçer. Ancak kitapta ana karakter Spade’in anlattığı bir olay yazarın sadece polisiyeyle ilgilenen biri olmadığını. Ardından 1973’te yayımladığı ikinci romanı “Tehlikeli Oyunlar” ile getirdiği yenilikçi çizgiyi korumuş ve edebiyattaki yerini sağlamlaştırmıştır. Kitap esasında sürükleyici. birkaç yıl sonra başka biriyle evlenir. Öykülerini “Korkuyu Beklerken” isimli kitabında toplamıştır. Hammett’ın filme de çekilmiş. Hatta Chandler’ın kitabının bu romana kıyasla çok daha düzgün ilerlediğini ve okuyucuyu andiğini fark ettim. uyan k. Adam. Ankara Koleji’ni bitirdikten sonra. . 1973 yılında yayımla- nan “Oyunlarla Yaşayanlar” adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir. Kitabın belki de önemsiz bir kısmından bahsediyorum. gerek ana karakter gerekse yan karakterler olarak. Ahmet Ümit edi. ihtiraslı kadınlar romanın tamamında var. Atay. Karakterlerini intihar ettirir. Önceleri dağınık anlatımla karşı karşıya olduğunuzu hissederken konu ilerleyip olaylar ve karakterler iç içe geçtikçe dağınıklık kayboluyor ve beklediğiniz sürükleyicilik geliyor. Ailesine kendilerine yetecek kadar para bıraktığını düşünerek gider. Hammett yeni bir yol açtı kuşkusuz.

anlatım tekniğinde de görülüyor. sorgulanıyor. Roman Berlin’in en büyük mezarlıklarının birinde başlıyor. Can Yayınları tarafından dilimize çevrilen “Yarıgölge”de bizi 1930’ların Almanyasına I. onun gölgesinde kaybolabilecek kadar güvensiz/kafası karışık bir toplum haline gelen Almanya’ya götürüyor. o bütünüyle yabancı olan şey yüzünden. Kendisini keşfedeceği. Kızıl Orduculara diyor makinist. Nitekim bu romanda yine bu mezarlıkta yatmakta olan Almanya’nın ilk kadın pilotlarından Marga von Etzdorf dile geliyor ve hikâyesini anlatıyor. tehlikede ve zarurette. Uwe Timm.. “Birinci olmayı istiyordu. 1848 devriminin kahramanları. Nazi üst düzey yöneticileri. Dante’nin “İlahi Komedya”sındaki rehberi Virgil’i anımsatan Gri ismini taktığı hırpani Prusya kıyafetleriyle mezarlıkta gezen anlatıcıya yol gösteriyor. Nasyonel Sosyalizm misyonuna bir şekilde hizmet etmeyi mi. ufak bayraklarıyla hepsi. I.” Etzdorf’un kendi özel uçağını bir kazada kaybetmesinden sonra Nasyonel Sosyalist Almanya için yaptığı Suriye uçuşunda inişte yaşadığı kazadan sonra kendi elleriyle hayatına yirmi beş yaşında son vermesinin üstündeki gizem perdesi aralanıyor. dorf’un Japonya’daki ilk gecesinde Japon gölge sanatına atfedercesine bütün gece hayallerini bir perdenin arkasından Dahlem’in gölgesine anlatmasında da. Yepyeni bir şey. hiç olmadığı kadar kendini bulabileceği. İyi böyle. Marga’nın evrak üstünde kalmış yaşantısını hayal gücüyle beziyor ve Japonya’da karşısına Christian von Dahlem isminde bir subayı çıkarıyor. Bu kadında diyor Gri. herşey tuzla buz olmuş. toprak kahverengisi üniformalar. diye. kimi zaman onların hikayelerini birbirine bağlıyor. Dahlem’in kendi odasını bir perde ile bölerek paylaşma teklifiyle başlayan bir aşkın etrafında gelişen romanda ışık ve gölge oyunları salt dönem itibariyle “ya- K TAPTAN “Kızılordu. Can Yayınları. İnsanın kendisiyle ilgili bir başka tecrübede bulunabileceği o yeni şey. Heil diye haykır. Çev: Melike Öztürk. Friedrich tarafından askeri personel için kurulmuş. kimi zaman ölülere tercüman oluyor. tezahürat yapanların tümü. herşey yerin dibini boylamalı. Orijinal adıyla İnvalidefriedhof. Nihayet diye düşündüm. savaş borçlarından. onlara doğru yürümeye başladım. Askerler. yüzlerce kez üzerine yazılıp çizilmemiş bir şey. her okur kendi sebebinin anlatıcısı olacak nihayetinde. Etzönde gelen temsilcilerinden Uwe Timm. hazır ola geç.” . gelirken onları herkes görsün. kendisi hiçbir hikâyeye taraf olmadan. *Marga Von Etzdorfun mezar taşında yazılı kendi sözü (Yarıgölge. karşı yürüdüm. o dehşet yüzünden tam. En baştakileri gördüğümde. un ufak olmalı. başüstüne diyenler. Yerin dibine geçmeli. 232 s. Druşba diye haykırdım. Bir şeylerin keşfedileceği. Etzdorf’un Japonya’daki ilk gecesinde Japon gölge sanat na atfedercesine hayallerini bir perdenin arkas ndan Dahlem’in gölgesine anlatmas nda da görülüyor 68 kuşağı yazarlarından ve bu kuşağın rıgölge”ye girmiş Almanya için değil.com Uwe Timm Romanda k ve gölge oyunlar salt dönem itibariyle “yar gölge”ye girmi Almanya için de il.) JAPONYA’DA HAYAL A K Marga Von Etzdorf Berlin’den Japonya’ya Sibirya üzerinden uçarak geçmiş ilk kadın pilot. Kurtuluş tamam ama asla mağlubiyetten dem vurma. Dünya Savaşı’ndan çıkmış.Aydınlık KİTAP 5 Uçmak ömre bedeldir* DİLAN ÖZTÜRK dilanozturk@gmail. halihazırda dinleyici bulmuşken hikâyesini anlatmak isteyen diğer ölülerden fırsat buldukça. yoksa “biz izobarlarız” dediği Dahlem’in onunla eş hava basıncına sahip olmamasını mı? Buna okuru karar verecek. Dünya Savaşı’nın kırmızı baronu Manfred von Richthofen. ancak böyle yeni bir şey gelebilir. yıllar içinde Almanya’nın savaşlarına ve devrimlerine ilişkin bir anıt haline gelmiş. Ve haykırdım da yoldaşlar. Yazar. savaş tutsakları. istikrarsız politikalardan ve muhtemel savaş tehditleri ile henüz gölgeye tam girmese de tüm bu sıkıntıların sorumlusunun Yahudilik ve demokrasi olduğunu ilan eden aşırı bir lideri makul bulabilecek. pek çok Yahudi ve sivilin de yattığı bu mezarlıkta ölüler dile gelse anlatırlardı trajik Alman tarihini. takdir ettiğim şey bu işte. Zaferdi. 1748 yılında Prusya Kralı II. Öyle ki roman anlatıcısının kimliği belirsiz. Etzdorf üçüncü kez kaza yapmış olmayı mı kaldıramadı. Hiç kimsenin olmadığı bir yerde olmak istiyordu.

roman türünde üst üste eserler verilmeye başlanmıştı. edebiyat alanında da önemli değişimler baş göstermiş ve bunların neticesinde Türk edebiyatındaki ilk roman olarak kabul edilen “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”la başlayarak.Talat ve Fitnat” kad n n toplumsal hayattaki yerini ve en az ndan e ini kendi seçebilme hakk n n bulunmay n alttan alta ele tiriyor DAĞHAN DÖNMEZ Daghan_donmez@mynet. gerçeğin bu olmadığını gösteren delillerden biridir. “200 Yıldır Neden Bocalıyoruz?” adlı eserinde yer verdiği şu görüşleri belki yolumuza fener tutabilir: “Aslında Babıali’nin bir amacı. Namık Kemal’in “İntibah”ı ve Nabizade Nazım’ın “Zehra”sıdır. doğal olarak gerçek bir olaydan hareketle kaleme alınmıştır. Zaten hiç kimse sokak ayakkabısıyla içeriye giremezdi. Puşkin Konuşması. yanımdan eski İstanbul insanlarının geçtiğini hayal ederim. nerede ise İstanbul’a dayanmak üzere olan Mehmet Ali’ye karşı İngiltere’den askeri yardım sağlamaktı. Gelenekten Geleceğe. ( Kaynak eser. Yegane hakkı nefes almak olan. efendiler ise feslerinin altında dalgın! İşte bu gezintilerin birinde. Kapı Yayınları’ndan. Batıcılarla Slavcıları. Peki. Kapı Yayınları. Timaş Yayınları) Günümüzde de devam eden çatışmanın odağına “din olgusu” konsa dahi. Kitabın bu özelliğinin yanı sıra.Mahmud ) İngiltere askeri yardım fikrinden vazgeçti. Dönemin kültürel atmosferine paralel olarak. Tanzimat’la başlayıp devam eden köklü bir toplumsal değişiminin fotoğrafını çekmemize olanak sağlıyor. Şemsettin Sami. sanki cilalanmış gibi parlatırlardı. iki yüzyıl sonra fesin yerine şapka getirilişini protesto ettiğini yine bu köşede yazmamış mıydık? İslamiyet namına Arap yaşam tarzının. bugün dahi okurun fazla zorlanmadan okuyabileceği sade bir dille yazılmıştır. rengeyikleriyle. İçlerinde kadınlar tek tüktür. öykünmeyi ayırt edemeyişimiz…Tanzimat’la birlikte. kayıklarla gelirler. Evlerdeki bir başka gelenek. Bu yekpare geniş anın. sürtüşmenin temeline neyi koymak gerekir? Niyazi Berkes’in.Hamdi Tanpınar “… Ekmek verdiğimiz evlerin hepsinde de bu hasırları çok temiz tutarlar. Pekala Hristiyan Rusya’nın ve Budist Asya’nın da aynı şiddetle bu problemi yaşadığını görüyoruz. “kadını” mihenk alarak açtığımız bahiste. Bizim toplumumuzda da diyorum. bunun yerine bir Ticaret Antlaşması teklif etti. Kendi kocası dışında.com Ne içindeyim zamanın. ortaklaşmacı. “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”… Bir başka deyişle. çatışmanın temelinde yatan asıl neden İslamlık-Hristiyanlık ayrılığı da değildir. birbirini seven iki gencin sonu ölümle biten acıklı hikâyesi. göçebe genetiğine sahip olması nedeniyle. mumu tutuşturan… (Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat. Her kadın haremdi ve namahrem kurallarına tabiydi. özellikle Türk toplumu gibi. ünlü “Puşkin Konuşması”nda da aynı dertten muzdarip olarak. akrabası olmayan erkeklerle görüşemez. onlara görünemezdi. İlber Ortaylı’nın o tespiti kafamda çınladı: “Doğu-Batı kültürü kutuplaşması bizim toplumumuzda da modernleşme ile başladı. A. sarığın yerine fes getirilişini sokaklara dökülerek protesto eden güya dindarların. sevgili okur! Okuyucuya Not: Saygıdeğer okur. Dostoyevski. kadın ve erkeği farklı görmeyen bir algıya dayanıyordu. 153 s. 1 Talat ve Fitnat’ın aşkı “Taa uk. Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası”. Ortaylı’nın tespiti… Zira Dostoyevski. (Cumhuriyet Yayınları. Kapı Yayınları’ndan basılan kitapta. günün içtimai hayatına. yerleşik kültürün derhal etkisi altına giren ve her daim geçiş toplumu olma özelliği göstermiş bir kitlede daha da derin ayrışmalara yer açmaktadır. 1875 yılında kitap olarak basılmıştır.lar üzerine bina edişimiz… Devrimle. Osmanlı İmparatorluğu’nu yüzyıldan beri yeni Avrupa ekonomisine karşı çepeçevre koruyan birçok geri usullerin kaldırılmasını istiyordu. “Ölümsüz Klasikler” başlığı ile çıkartılan dörtlemenin diğer kitapları.) Roman bir aşk romanı olmakla birlikte. Türk ordusunun İngiliz subaylarının emrine verilmesini isteyen Palmerston’un teklifini Mahmut reddedince ( 2. Ne de büsbütün dışında. Karaköy’ün ıslak genzine bırakırken. iki haftada bir tanıtacağım her kitap. Geçtiğimiz günlerde. Mintzuri’nin İstanbul’u… Zaman zaman. Tanzimat’ın etkilerinin görülmeye başlandığı toplumsal hayatta. İstanbul’da ve Londra’da Türk devlet adamlarının etrafını saran dış yardım ve Türkiye uzmanları “Türkiye bu muahedeyi uygulamakla Batı uygarlığına girecek” diyorlardı.6 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KARANLIĞA MEKTUPLAR. namahrem kuralıydı. terlik ya da çorapla içeriye girmek bir Doğu ve Asya geleneğidir. kadının toplumsal hayattaki yerini ve en azından eşini kendi seçebilme hakkının bulunmayışını alttan alta eleştirmesi de bir diğer unsur olarak karşımıza çıkıyor. modernleşmenin getirdiği bu gibi sorunlarla karşılaşan tek ülke olmadığı gibi. hiyerarşisiz bir toplumu yüzyıllardır sürdürüyorlar. Beyoğlu’nun o büyülü taş binaları arasında dolaşırken veya kendimi Galata’nın gri yokuşundan. Çev: Tektaş Ağaoğlu. çok değil bundan 100-150 yıl önceki halini yansıtır. Roman tekniği ve hikâye örgüsü açısından bir hayli zayıf olan eser. Ayakkabıyı çıkartıp. ilericilik namına Batı hayatının tesiri altında kalmak. bilhassa kadın ve erkek ilişkilerine ayna tutması bakımından oldukça önem taşır. sy:33) Sebep buydu belki de… Şifahi toplum oluşumuz… Sosyal hayatımızı tamamen –zan. “erk” in erkekler elinde toplandığı bir düzende yaşayan kadının. bir Osmanlı Ermenisi olan Hagop Mintzuri’ye ait… Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından “İstanbul Anıları 1897-1940” adıyla yayımlanan kitap. geniş bir ânın Parçalanmaz akışında. sy:15. haremlerin kafesli pencerelerinin ardında ne yaparlardı?” Dönemin gündelik hayatının esintilerini taşıyan bu satırlar. yerleşik kültürün hegemonyasına boyun eğme eğilimi gösteren göçebe kültürün bir sonucu muydu? Oysa aynı göçebe kültür. parçalanmaz akışına tanıklık etmek isteyenlere tavsiye olunur. Talat ve Fitnat’ın aşkı… 1872 yılında Hadika gazetesinde tefrika edilmeye başlayan roman. Dukha Türkleri için şunları yazacaktı: “Dukhalarda kadınlar ve erkekler oldukça eşitlikçi ilkelere sahip. karanlığa gönderilmiş bir mektup olacak…Çünkü kelimedir. Fransız Edebiyatının gerçekçilik modasının etkisindeki Şemsettin Sami’nin kitabı. çünkü Türkiye. bugün dahi okurun fazla zorlanmadan okuyabileceği sade bir dille yazılmıştır . İletişim Yayınları ) Modernizmin girdiği her toplumda yaşanan bu kutuplaşma. Acaba. Türk edebiyatı ve Türk sosyal hayatı açısından bir belgesel olarak kabul edilebilir. Rusya’yla Avrupa’yı uzlaştırmaya çalışır. birbirini seven iki gencin sonu ölümle biten acıklı hikâyesi. sosyal hayattan soyutlanmış. Kapı Yayınları’ndan basılan kitapta. Yekpâre. bilhassa kadın ve erkek ilişkilerine ayna tutması bakımından oldukça önem taşır. kağıdın kulağına üç defa üfledim ve Karanlığa Mektuplar dedim köşenin adına… Bundan böyle. Atlas dergisinde yayımlanan “Kayıp Türkler” belgeselinde yazar. halka aydınları.” (İlber Ortaylı. Zihnimin sığ kıyılarından.” Tıpkı Anadolu kültürü gibi… Böyle bir sürüncemenin en alevli yerinde yazılmıştı. günün içtimai hayatına. Roman bir aşk romanı olmakla emsettin Sami birlikte. Bu antlaşma ile İngiltere. Bir şefleri yok.

ama şairliği hakkında bu kadar etraflıca bilgiye sahip değildik açıkçası. kişisel hayatında yer etmiş dostlarıyla ilişkilerini. yani simgesel dil sistemlerinin egemenliğine karşı direnen. Gramsci ve Karl Marx gibi isimlerin düşün dünyasını nasıl etkilediğini. simgesel sistemin öncesine “geridönüşçü”. Agora Kitaplığı’ndan çıkan “Pier Paolo Pasolini”yi. Agora Kitaplığı’nın yönetmenler dizisine kattığı. filmlerine karşı yapılan eleştiriler ve çeşitli gazetelere verdiği demeçlerle desteklenmek suretiyle kapsamlı bir şekilde sunulmuş okuyucuya. dine karşı takındığı tavrı. Enzo Siciliano ve N. sonuçta da böylesi “ciddi ve derinlikli bir çalışma” meydana gelmiş. İşte Selahattin Yıldırım. Kısaca. “Pasolini estetiği” dediğimiz şeyi bir bir öğelerine ayırmış Selahattin Yıldırım. uzun süredir bir başka büyük İtalyan eylemci ve düşünür Antonio Gramsci hakkında çalışmalar yapıyormuş. yönetmenin ölümünden sonra yaptığı araştırmalar sırasında özel evrakları arasında “Who is me? Poeta delle ceneri” adlı bir uzun düzyazı şiiri bulmuş. anlamı önceleyen. Aslında Yıldırım. “davaların şairi”nin şiirleri daha önce dilimize çevrilmişti. tıpkı Yıldırım gibi büyük bir “Gramsci düşkünü” olması. ikili arasında bir duygudaşlık yaratmış anlaşılan.) . Biyografi yazarı Enzo Siciliano. Pasolini’nin kendi kaleme aldığı “Pasolini’nin Hayatı ve Eseri Üstüne Kısa Bir Kronoloji Denemesi”ni. Susan Sontag’ın da dediği gibi İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana İtalyan sanat ve edebiyat dünyasında ortaya çıkmış (bu) önemli figürü. “Salo ya da Sodom’un 120 Günü”nü ya da kısaca “Salo”yu (“Salò o le 120 giornate di Sodoma”. anlatımının nesnelliğini. “ air Pasolini”ye ayr lm . Büyük İtalyan şiir antolojisine göre yirminci yüzyılı başlatan İtalyan şair Pasolini’nin şairliği enine boyuna incelenmiş. Roma başta olmak üzere şehirlerin eserlerine sızışlarını.com Pier Paolo Pasolini Pier Paolo Pasolini. epik akışını ve elite (seçkinlere yönelik) olmayan karakterlerini bununla açıklamış zaten. PASOLINI S NEMASI Pasolini’nin fragmenter düşünse yapısına uygun olarak hazırlandığı hissedilen çalışmanın en büyük kısmı sinemacı kimliğine ayrılmış tabii olarak. “Ben Kimim? Küllerin Şairi” ve “Gramsci’nin Külleri” adlı şiirlerinden çeviri parçalara yer verilmiş. Bununla da yetinilmemiş. Selahattin Yıldırım. kitaptan öğrendiğimize göre. Naldini imzalı Pasolini biyografilerini baz alarak hazırlamış. “anlatım düzeni”ne. Kronolojik olarak ilerleyen kitabın ilk bölümleri Pasolini’nin pek bilinmeyen ama aslında çok önemli bir kimliğine. kılı kırk yaran bir özenle tasniflemiş elimizdeki çalışmada. yazdığı Pasolini biyografisinde de büyük ölçüde bu şiirden yararlanmıştı. Agora Kitaplığı. bu özelliği ile tam manasıyla “halkçı” bir perspektife sahiptir. Büyük talyan iir antolojisine göre yirminci yüzy l ba latan talyan air Pasolini’nin airli i enine boyuna incelenmi ERCAN DALKILIÇ ercandalkilic111@gmail. ilk anlama geri götüren bir sinema olarak tanımlanan Pasolini sineması. Kendi deyişiyle “direnişçi şair”. “şair Pasolini”ye ayrılmış. Pasolini’nin kendisi de. Ve yönetmenliğinin yanında tiyatrocu. Deleuze tarafından. ressam ve romancı gibi kimlikleriyle de dikkat çekiyordu. İlk şiirini yedi yaşında yazan. Denemelerinde “şiir sineması”yaptığını ifade eden yönetmenin filmografisi.Aydınlık KİTAP 7 Pier Paolo Pasolini üstüne bir kronoloji denemesi Kronolojik olarak ilerleyen kitab n ilk bölümleri Pasolini’nin pek bilinmeyen ama asl nda çok önemli bir kimli ine. Fellini ve diğer sinemacı arkadaşlarıyla. Selahattin Yıldırım’ın elinden çıkma “Pier Paolo Pasolini”. 1975) çektiği yıl. sinemasını Gramsciyen etkinin altında nazional-popolare (ulusal-halksal) olarak nitelemiş. sevgilisi olduğu iddia edilen on yedi yaşındaki genç bir erkek tarafından dövülerek öldürüldüğünde henüz ellili yaşlarının başındaydı. İtalyan Marksist düşün insanı Pasolini’yi tanımak için çok iyi bir fırsat. “özgürleştirici”. 256 s. eleştirmen. Fakat Pasolini’nin de. (Pier Paolo Pasolini. “sivil şair”.

Mektupları yazanların isimlerini de. birikimini. “Mustafa Bey” diye hitap eden de var. Onlara göre iyi yaşama bir yaşam kalitesidir ve sahip olunan malların çokluğu ya da azlığıyla ilgisi yoktur. CANDAN. askerde mektup almak umutlandırır. yaşama sevinci katar insana. gençlerden gelenleri. aydınlardan biri olarak. dostlukları. öfkesini. adaletsizliğe. Bu mektuplara. “ Y YA AMA S YASET ” Maddi refahın kültürel ve manevi bir refahı getirmediği açıkça ortada olduğuna göre ne yapmalıyız? İlerleyen bölümlerde Hessel ve Morin. O halde yoksullukla mücadele edilecek bir siyaset izlenmeli. “Mustafa Amca yanaklarından öperim” diyen çocuklar… Mektuplar candan. kaygılı.E. köy. uygarl m z n getirdi i ve yayg nla t rd sorunlar n ve olumsuzluklar n çok fazla olmas . heyecanla okunurlar. Ben öyle hissettim. Buralarda her şeyi öğrendim. Çünkü Balbay aynı zamanda ülkemizin namuslu ailelerinin bir evladı. üretken ve çok yönlü bir yazar ve çiçeği burnunda bir milletvekili olarak görülmediğini. “Özgürlüğümden utanıyorum” diye yakınıyor kimileri. en önemli kazanımlarımızın üstündeki tehlikelerin giderek artması ve Direniş hareketinin getirdiği değerlerin önemsenmemesi. Morin. “Can kardeşim” diye selamlayan da… Sık sık. ahlak yüceltilmeli. Balbay. Bunu “Zaten bu mektuplar hepimize ait” diye açıklıyor. tarım. yaşadığım sürece devamı gelecek” diye söz verenleri. özlem vardır. “Mustafa Ağabey” diye başlayan da var.8 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Rekabetten Mustafa Balbay’a arındırılmış dünya mektuplar “Umut Yolu”.) Gurbette mektup almak. İyi yaşamın refahla karıştırılmamasını. Hessel. “Saygıdeğer vekilim” diye satır başı yapan da var. en önemli kazan mlar m z n üstündeki tehlikelerin giderek artmas ve Direni hareketinin getirdi i de erlerin önemsenmemesi. kent. Kitap sadece Fransa’da iki milyon sattı. Dünyanın gidişatına bakılırsa acilen alternatif yaşam biçimleri üzerinde düşünmemiz. O mektuplarda samimiyet. Genç gazeteci adaylarının hocası. S. gurbetten yazan da. özgürlüğe kanat çırpar. derlemiş onları. umutsuzluğa yol açmaktadır. BÜTÜN MEKTUPTA LARA BULUTLAR DOLUSU SELAM Balbay’ın seçtiği. büyümektir. Biraz daha büyümüş olanların abisi. sevindirir insanı. “iyi yaşama siyaseti” olarak tanımladıkları çözüm önerilerini sıralıyorlar. “Hocam” diye söze girişen de. canlılıktır. İfadeler öfkeli. Bazıları. (Umut Yolu. yüzyıl manifestosu sayılabilecek bu otuz sayfalık kitapçıkta Hessel. milyonlarca kopyası dağıtıldı. Sadece yakın dostlardan. heyecandır. İletişim öğrencileri de var. mesleğini de ihmal etmemiş. Bir çeşit 21. Say Yayınları. nadiren görüşüp. “Bütün çocuklar seni seviyor” diyerek selam yolluyor. Hemen hemen bütün dünya dillerine çevrildi. Köy Enstitüsü mezunu Cumhuriyet gençleri de. seyrek yazan da. tüm siyasal sorunları pazar sorununa indirgeyen ve hiçbir önemli amaç açıklamayan iktisatçı bir budalalığa teslim olmuş kör bir siyasal düşüncenin bunalımı. hüznünü yansıtmış kendisine yazılanlar üzerinden. kavgaya tutuştum. hatta yönetimler tarafından ayaklar altına alınması gibi tespitlerden hareketle yola çıkıyor. 36 yıl verdiler… Nişanlım terk etti. “Keşke avukat olsaydım. Güç verir. KAYGILI… 4 yılda 30 bini aşkın mektup alan Balbay’a yazılanlar. bugünün uygarlıklarında refah kavramının yalnızca maddi anlamına indirgendiğini. yani hepimize verdiği yanıt ise kitabının sonunda yer alıyor. bilgiler arasında kopukluk yaratan ve dolayısıyla bi- . Küçüklerin Mustafa amcası. yanına kendisi gibi ihtiyar delikanlı bir arkadaşını. Kıyamamış onlara ve biriktirmiş. Cumhuriyet Kitapları. Çev: İsmail Yerguz. eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için sosyal bir konsey oluşturulmalı gibi pek çok somut öneriyi sıralıyorlar. niceliğin niteliğe egemen olması. Böylesi ortamlarda yazılan her mektup. öteki cezaevlerinden gelenleri. seçkin gazetecilerinden olan ve bu vasıflarına. Günümüzde uygulanan politikalar günlük yaşamımızı baskı altına almakta ve mutsuzluğa. “Bu ilk mektubum. coşku. Her doğum da tazelenmektir. arkadaşlıkları. kucaklaşmak üzere… Bütün mektuptaşlarıma bulutlar dolusu selam”. O’nun yolundan gideceğine söz veriyor gençler. vatan nöbetini tutarken. küçük ve orta ölçekli üreticilerin. akıl almaz boyutlara ulaşan eşitsizliğe. Hessel ve Morin’e kulak vermeliyiz. ara sıra. Silivri’yi Türkiye’ye anlatan kitaplarından sonra bu kez Türkiye’yi anlatmış Silivri’den. şiddet ve ölümlere yol açan anlayışa karşı öfkelenmeye çağırıyordu. “Yalnız değilsin” diyorlar hepsi Balbay’a. Yurt içinden yazan da var. donanımını. heyecanlandırır. sürekli. yoksulluk. tüketicilerin. rekabetin azgınlaşması. onun sadece bir gazeteci. Silivri’yi. daha az tanışıp. üretim ve tüketim politikaları yeniden tanımlanmalıdır. Üstünde “Görülmüştür” damgası yazanlar bile. 362 s. Özenle açılır. faşizmin mağduru bir yurtsever. daha önce başka gözler tarafından okunanlar bile sıcaktır. Nedir bu sorunlar? Kâr ve çıkar hırsının artması. ruhsal ve ahlaksal bakımdan iyi olmayı kapsar. bir tek bana burada ailem sahip çıktı”. Türkiye’nin umudunu. Hasdal’ı birer üniversiteye. başka özelliklerinin de olduğunu kanıtlıyor. sıraladığı ve kitaplaştırdığı mektuplarda her şey var. “Fişlenmekten korkmuyorum” diye meydan okuyor öğrenciler. gelir seni savunurdum”. seçkin bir Cumhuriyet aydını. II. isyankâr ve korkusuz. Geçtiğimiz günlerde Say Yayınları tarafından yayımlanan ve İsmail Yerguz gibi yetkin bir çevirmen tarafından dilimize kazandırılan yeni manifesto “Umut Yolu” adını taşıyor. sıcacıktır. ÇTEN. “Dostum” diye seslenen de. yurtseverlerden. ailenin gurbetteki büyük oğlu sanki. endüstriyel tarım ve besicilik alanından gelen gıda maddelerinin bozulması. kütüphaneye çeviren kahramanlardan. UMUTLU. İşte aynı Hessel. O mektuplar birer güvercin gibidir adeta. oysa iyi yaşamın bunlarla ilgisi olmadığını belirtiyorlar. hapiste mektup almak. devamlı yazan da var. (O Mektubu Yazan Bendim. çok samimi olmadığımız insanlardan gelen mektuplar da önemlidir. Ne arayıp ne de soruyorlar. mahpusla toplum arasında bir kılcal damarın doğmasıdır. kimi esir olmaktan bahtiyar” diyenler takip ediyor. çok yönlü bir ekonomi uygulanmalı. Edgar Morin’i alarak bir kez daha sesleniyor insanlığa. Öncelikle duygusal.) D REN N DE ERLER N UNUTMAK “Umut Yolu”. koşullanmış ve bölünüp yalnızlaşmış vatandaşların çaresizliği. iyi bir gençlik siyaseti izlenmeli. Hakan çok ceza aldı bir daha çıkamaz dediler abi. baskısı ve yozlaşması. tıbbiye talebeleri de. somut dayanışmanın azalması. direnç aşılar. “Dayan yiğidim” diye yazan büyükler de var. zaman geçirmeden uygulamaya koymamız şart gibi görünüyor. Mustafa Balbay. uygarlığımızın getirdiği ve yaygınlaştırdığı sorunların ve olumsuzlukların çok fazla olması. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın işgaline kahramanca karşı koyan direnişçilerin sahip olduğu değerleri hatırlatıyor ve yeniden benimsenmesini istiyordu. örneğin rekabetten arınmış bir çalışma dünyası yaratılmalı. hatta yönetimler taraf ndan ayaklar alt na al nmas gibi tespitlerden hareketle yola ç k yor reylerin ve yurttaşların yaşamlarındaki temel ve bütüncül sorunları kucaklama olasılığını engelleyen bir eğitim sisteminin yetersizliğinin git gide açık seçik hale gelmesi. şartların da zorlamasıyla siyasetçi kimliğini de ekleyen Mustafa Balbay da böyle bakmış kendisine yazılan mektuplara. İnsanları. Ortaokul öğrencisi gençler de var. sahte ürünlerin alınmasını teşvik eden tüketim zehirlenmesi. düzenli. Bir kader mahkûmu şöyle sesleniyor mesela: “Nişanlıma laf attılar. Nitekim mektuplar da bu yönlerini yansıtıyor onun. “Kimi zincirler içinde hürdür. Beni bu ölçüde etkileyen mektuplardan bir seçki yapıp toplumla paylaşmak görev ve sorumluluktu. sanatçılardan gelenleri ayrı ayrı bölümlerde toplamış. BARIŞ DOSTER IRAZ MAYA 2011 yılında Stephane Hessel tarafından yazılan küçücük bir risale olan “Öfkelenin” yayınlandığında yer yerinden oynadı. akrabalardan değil. Kitapta yer verdiğim mektupların en karamsar olanı bile içinde umut barındırıyordu. kendisine saklamış. tasnif ettiği. Ülkemizin yüz akı aydınlarından. içten. Dayanışmanın canlandırılması amacıyla “arkadaşlık evleri” adı verilebilecek sosyal merkezler açılmalı. 88 s. umutlu. Anlatımlar yürekli ve mert. Vurduğum kişi öldü. Şöyle diyor teşekkür mektubunda: “Bu mektupların her biri karanlığa ve korkuya karşı yakılan birer ışıktı. “Gerekirse yanına gelirim” diye kafa tutuyor. Her mektup için teşekkür ediyorum… Özgürlükte görüşmek. kamusal alanda ve özel sektörde bürokrasinin aşırı artması. sımsıcaktır. “O Mektubu Yazan Bendim” adıyla da kitaplaştırmış. tek tük.

belli bir refah düzeyinde. değil mi? Evet. Kadınlar bir adım önde bu değişimde ve kadınların erkekler üzerindeki gücü kadınların zannettiğinden fazla. Can Papuççuoğlu. Çıkış noktanız böyleyken neden “yatak odası”nı hem imgesel olarak hem de kapakta merkez haline getirdiniz? İnsanlar bir şeyin dış görünüşüne bakarak “Aaaa seksten bahsediyor.” diyen erkekler. kendinize göre “iyi bir ya am” sürüyorsunuz. 264 s.. Mutlu olmak için belki kendi inançlarını veya kendi ideallerini çöpe atabilen bir adam. Yapı itibariyle bakmıyorlar. “Biz bu adamın değişimini kitapta gördük ve kendi hayatımızdaki değişimlere ciddi anlamda örnekler çıkardık. kadını ve erkeğiyle modern insanı yazar Papuççuoğlu'yla konuştuk. Ya tamamen bırakacaksınız o işleri ya da daha uzun bir süreçte günün sonunda “Evet. Bunu bir erkek olarak kabul ettiğiniz zaman. 2008’de gündeme gelen “Kriz teğet geçti.com Reklam ve medya dünyasından gelen genç bir yazar Can Papuççuoğlu. Evlendikten 2 yıl sonra da ayrılıyorlar. Biricik Komşu'nun Komşunuz Mehmet'e yaptıkları. ister istemez ona mutsuzluk veriyor. Ayrı ayrı öyküler. Türkiye'de belki daha yeni yeni oturuyor. Bu anlamda cesur. yine hata yapacak. Ahmet’i ya da Mehmet'i nasıl etkilediğini anlattım. iyi profesyonelim. Okurun “Kalıplara göre yaşıyoruz ve olayın biraz da içine bakmak gerek. “Kariyerimi çocuğumla beraber yaparım” diyen kadınlar. Onun “Biricik Komşusu” da öyle. Niye? Çünkü bilinçli olarak yaptığınızı sandığınız seçimi gerçekte siz yapmadınız ama sonuçlarını siz çekiyorsunuz. “Kadını tavlamanın 68 yolu” gibi şablonlar var. Belli bir refah düzeyine erişmiş ve kültürlü kent insanının kalıplarla yaşamasını.. Bunun iyi bir çözüm olduğunu düşünüyorlar. aslında Komşunuz Mehmet tarafından halihazırda gerçek hayatta yapılmış şeyler. Ayrıca X şehrindeki insana da İstanbul pompalanıyor. KENT ERKE K LEMLER VE KADINININ Kadınlar bu değişimi yeterince hazmetti mi size göre? Kadınlar şu anda bu hediyeyi almış ama o hediyenin değerini bilmiyor. Bu kez bocalama başlıyor. ortam. problemlerinizin %50’si çözülüyor. “çok iyi oynarım” dediği o oyunun kural koyucusu filan değil. Ellerindeki özgürlüğü ya çok abartıyor ya da nasıl kullanacaklarının farkında değiller. Önce kendi beklentilerimizin karşı cinse göre farklı olduğunu kabullenip sonra toplumun yarattığı kalıplardan kendimizi ayırmalıyız. Ama “Mutsuzum” mu diyorsunuz? Peki seçimlerinizi gerçekten kendinizin yapt ndan emin misiniz? Yazar Can Papuççuo lu’nun Destek Yay nlar ’ndan Temmuz ay nda ç kan roman “Kom unuz Mehmet Yatak Odas ndan Bildiriyor” modern insan n ili kilerine dair bir sorgulama ya atabilir SEZA ÖZDEMİR sezaozdemir@gmail. Kurtuluş o kadar kolay değil mi? Kolay değil. Sonradan anlıyor ki. İstanbul’da belli bir refah düzeyinde yaşayan. Bu sırada diğer insanlara bakıyor.. Sonra onu ikili ilişkiler hakkında bir karaktere dönüştürdüm. Siyah be- Seza Özdemir Can Papuççuo lu ile birlikte. seks kötü. Sonra yaşamaktan korkmayacak. Komşunuz Mehmet. Erkek yaptığı zaman "Oooo ne güzel!". bir diğer komşuyla bütünlenerek insanları eğlendiren ama aynı zamanda 30’lu yaşlarda İstanbul'da yaşayan insanları mizahi bir dille eleştiren bir kitap haline geldi. ben de dedim ki “Alsınlar ama ondan sonra bunun böyle olmadığını görsünler. Dolayısıyla onlar da bir bocalama döneminde.” mesajını almasını istedim. Eğer İstanbul'da yaşıyor ve “Hem daha iyi bir hayat için çabalayım diğer yandan reklamcılığa devam edeyim. dayanamıyor özeniyor. Dolayısıyla Komşunuz Mehmet’in yaşadığı ikilem. sosyal şeylerden de mahrum kalmayayım” derseniz öyle bir kurtuluşunuz söz konusu değil.” lafına çok sinirlenerek bir yazı yazdım.) . hala bunalımda çünkü evlenerek kurtulduğunu zannediyor (gülüyor). Fakat orada da kalıplara bağlı olduğu için gene bir bocalama yaşıyor. kuralları bir şekilde koyulmuş bir oyunda oynayan bir tip. erkekler de buna seve seve ayak uydurmak zorunda. Destek Yayınları.Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 9 Kent girdabında ilişkileri kalıplara hapseden erkek ve kadınlar Metropolde ya yorsunuz. Ama bu bir şablon ve hayat hiç öyle değil. Peki erkek yeterince hazmetti mi bu de- ğişimi? Erkek kadından daha beter. Öbür türlü hayatlarındaki “ideal kadın” zaten ortadan kalkmış durumda ve aslında öyle bir kadın yok. Birbirleriyle empatiye girmemeleri ise en büyük sıkıntı. Kadınlar doğru bildikleri yolda ilerlemeye devam ederlerse. kadın yaptığı zaman "Tu kaka!". Pek çok Aydınlık Kitap okurunun sayfamızda gördüğünde garipseyebileceği bu kitabı yazarıyla konuşmadan edemedik. 70'lerdeki cinsel devrim. Fakat “Komşunuz Mehmet” fikri hoşuma gitti. Türkiye. İstanbul ya da X şehrinde yaşıyorum görünürde ama günün sonunda mutluyum” diyebileceğiniz bir safhaya geleceksiniz. Kendilerine göre bir sürü yanlış seçim yapıyor ve daha mutsuz oluyorlar.” Bu tamamen bunun içindi. (Komşunuz Mehmet Yatak Odasından Bildiriyor. Ne yapıyor peki şu an Komşumuz Mehmet? Şu anda girdiği bunalımdan kurtulmaya çalışıyor. Ancak kitabın “meraklı okurlara” hitabı. yaz olması gerekirken mecburiyetten dolayı fiiliyatta griyi yaşıyoruz. Bu. Seçimlerinizi gerçekten siz mi yapıyorsunuz? Komşunuz Mehmet karakteri. hayır. Aslında kendi seçimlerini ya- şayabilecek bu insanlarla ilgili bir dönüt aldınız mı okurdan? Enterasandır. kurtuluş nasıl olacak? Bir kere işin kolayına kaçmayı bırakmalı. “Komşunuz Mehmet Yatak Odasından Bildiriyor” adlı bu ilk kitabının kapak tasarımında ve adındaki şekliyle ele alınmasından dem vurup muhalif bir yayında derdine derman bulmak istediğini belirttiğinde şaşırdığımızı itiraf edelim. kültürlü genç bir erkek. Kent insanının durumu o kadar siyah beyaz mı gerçekten? Yoksa sadece İstanbul gibi metropoller için mi geçerli? Aslında benim bahsettiğim gri çünkü bu işin siyah beyazı olsa her işi bırakıp sadece mutluluğunuza konsantre olabilirsiniz. bilinçli olarak yaptığımız seçimlerin o kadar da bilinçli olmadığı. Sonra baktım ki hakim olduğu bir alan değil. Peki bu konuda kadın ve erkek arasında bir fark var mı size göre? Bireysel olarak baktığımızda yok ama tabii ki toplumsal olarak çok farklı. Böyle bir kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? Başlangıçta “Komşunuz Mehmet” olarak hiç tasarlamamıştım.Yapabiliyor musunuz pratikte? Hayır. Çözüm ya siyah ya beyazda mı? Yazarına soralım madem.5 milyon insan belli bir refahla ama reklamlarda görüp özendirildiğimiz gibi yaşıyor. evet aldım. metropol erkeğinin birebir yaşadığı bir ikilem. Kadınların bu özgürlüğü hazmetmesindeki en büyük kolaylık da. ekonomi bilmem ben. bunda metropolün etkisini.. Ayrıca o Amerikanvari “Erkeğinizi elde tutmanın 10 yolu”. Yalapşap kültüre de bulaşırım. tabii ki erkeklerin onlara nasıl davrandığı. “Ben iyi para kazanacağım. Komşunuz Mehmet çok kritik bir denge buluyor sanki. Bu kez "Aaa demek ki çözüm evlilikteymiş" deyip başlangıca dönüyorlar. yaşayacak. imreniyor. Krizin komşunuz olan sıradan adamı. kötü. Bunda ilişkilere dair beklentilerin payı var mı? Kadın ve erkek ilişkilere aynı şekilde bakamıyor. aslında bir okur olarak “önyargılı” olduğumuzu yüzümüze çarpmadı desek yalan olur. çünkü o da anlıyor ki. Bu kitabın en büyük tezlerinden biri. Çok satar” diye düşünüyorlar. aslında bu mutsuzluğun temeli kendi. İstanbul’da 20 milyonda 1. İstanbul pompalandıkça.” diyenler oldu ama bu 100 kişiden 2’sidir. Öyle bir dünyanın olmadığını insanların artık anlaması lazım. istiyor. iş. Ama kendi kazdığım kuyuya düştüm.

öğrettikleri başka. insanların eylemlerini neden yaptığını ve kendi varlıklarını sürdürmeleri için (sebat etme ilkesi gereği. J. Freud ya da Einstein gibi adların birlikte anılması biraz talihsiz olmuş. doğru-yanlış yoktur. Spinoza’da da bilişsel terapinin benimsediği düşünce kipinin bir benzerini görüyoruz. Bu eseri okuyucuyla buluşturduğu için Kabalcı Yayınevi’ne teşekkür ederiz. Spinoza’nın etkilerini ele aldığı son bölümde. 250). Öğrettikleri gibi yaşamaları – en azından bunu istemeleri – beklenir. kendisinin de kullandığı “içkin yasa”.10 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Mutluluğu arayan adam: Spinoza “Genelde filozoflar ‘felsefe yapmaya’ iten güdü Bilgi aray iken. Çünkü doğam hakkında elde edeceğim bilgi. Sürekli olarak. ne de günah olarak görülmediği ve bir kuramının kaleme alındığı tek felsefedir. Yazar. Bu tutum. bunların dışında bir yol tutan Moris Fransez adlı yurttaşımız “Spinoza’nın Tao’su Akıllı İnançtan İnançlı Akla” başlıklı çalışmasıyla 2012’nin Eylül ayında felsefe okurlarının önüne çıktı. ölü bir fikir olmayacak. 113) B L SEL TERAP VE SP NOZA Bilişsel terapi. Zahmete katlanıp. özündeki saflığa ulaşmasını sağlamak. Felsefe. yaptığı ayrımı şöyle özetlemektedir: “1. yüzyıl siyaset felsefecilerinin kullandığı anlamda belirtik bir insan doğası değildir. mevcut durumunu değiştirmek için kendini anlaması ve kendini anlayarak değiştirmesi bilgiye ulaşma süreciyle bir ve aynı süreçtir. “yasalılık”.” CENK ÖZDAĞ ozdagcenk@hotmail. İnsanlar eylemlerinin nedenlerini bilmediklerinden eylemlerini kendi istençlerinin özgürce belirlediğine inanırlar. bu konuda ilginç bir yorumda bulunuyor: .) DO RU VE YANLI Bilgilenme sürecinde yanlış fikrin yeri ve bu fikrin nasıl ele alınacağı doğru fikre. bunun yerine. Spinoza’nın temel eseri olarak görülen “Etik”in Spinoza’nın diğer eserlerinden de faydalanarak yorumlanması izlemektedir. felsefe mesleğinin profesyonel – bazen de amatör – erbabıdır. DE M. 183). Einstein ve Hegel gibi diğer düşünürlerle arasındaki ilişkiye yer vermektedir. Kabalcı Yayınevi. “Spinozacılık. Bu izi sürmeye sadık kalmaya çalışan yazar. değişik açılardan. Spinoza’nın bu konuda görüşlerini. ikisinin arasındaki ilişkinin ne türden bir ilişki olduğu sorusunu gündeme getirebilir. onu değiştirmek anlamına da gelir. Spinoza felsefesinde yanlışın kendisi de bilginin konusudur.Spinoza rın sonucu olarak eylemde bulunurlar. Ancak.100) Tarikatçı ve mistik düşüncelerin kol gezdiği bir ortamda. 97) İyi ya da kötü olan üzerine genel geçer yargılar bildirmektense. her türlü felsefi akımı öğrenirler. Tarihe ve gerçekliğe katı bir nedensellikle bakan Spinoza’nın kendisi de bu nedenselliğe tabidir. öğretirler. bu hamlesini temelsiz bırakmıyor.” (s. yani doğamı iyileştirmek anlamına gelecektir. Marx. bir yerde. Genelde filozofları “felsefe yapmaya” iten güdü Bilgi arayışı iken. tutkularına tutsak olması zorunludur ama kaderi değildir. Fransez bu olgudan hareketle Spinoza’yı hazırlayan koşulları. hem bireysel hem de toplum içindeki yaşamı daha iyi yaşamanın yolunu bulmaya ve sırası gelince de. kendi yaşadıkları başkadır. eserinde. MUTLULUK VE B LG Spinoza’nın özgürlükle zorunluluk arasında kurduğu ilişki çerçevesinde yukarıda sözü edilen mutluluk arayışı birleştirildiğinde bilginin oturduğu konum daha kolay anlaşılacaktır. İyilik ve kötülük görelidir ve bir ve aynı şeye. İnsan doğasından kasıt insanın bedeni ve zihni arasında Spinoza’nın olduğunu düşündüğü ilişki ve insanın sebat etme ilkesidir (conatus’tur). ele almış. MUTLULUK ARAYI I OLARAK FELSEFE Yazar bu ayrıma göre Spinoza’yı ve kendisini ikinci gruba dahil etmektedir. (Spinoza’nın Tao’su. bir anlamda eylemdir de. yanlışın ne eksik. Ama. Oysa bu bir yanılsamadır.com ğiştiren bir fikir olacaktır. Filozoflar: Bunların ilgi odağı ise felsefe değil yaşam’dır. filozofun Freud. Bu alıntıda. “zorunluluktan kurtulmak” değil. Spinoza’nın söyleminde belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Spinoza’ya göre insanlar özgür istençleri olduklarını düşünürler. 79) Alıntıda görülen mutluluk ile bilgi arayışları arasındaki ayrım. Benzer şekilde doğru ve yanlış da belirli ölçütler altında olgu ve olayların değerlendirilmesi sonucu bu olgu ve olaylara yüklenen sıfatlardır. SP NOZA’NIN NEDENLER VE ETK S Dolayısıyla. Spinoza’ya göre işin aslı. Mill’in ortaya koyduğu bir “haz” ilkesi değildir söz konusu olan. 2. Bu kısa yazıda eserinin birçok bölümüne değinemediğimizden bizi affetsin. özellikle de Spinoza gibi çetin ceviz bir filozofu anlamak ve yaşamını bilgelikle donatıp değiştirmek isteyen okuyucunun muhakkak okuması gereken bu kitaba ilişkin eleştirimizi sunmayı yazarına bir borç biliyoruz. iyikötü. Fransez de. Bir bakıma haklıdır da. Burada kullanılan “insan doğası”. Türkiye’de benzer bir şöhrete kavuşamamış Spinoza’nın etkisini görmek Türk okur için şaşırtıcı olacaktır. Yazar bu konuda şunları söylemektedir: “Spinoza’ya göre bir şeye ancak belli bir açıdan iyi ya da kötü denebilir. Mutluluktan kasıt insanın sebat etme ilkesine (conatus) uygun bir yaşama erişmesidir. yanlış. Felsefeciler: Bunlar. özellikle son bölümde dindarlıkla (ya da yazarın deyişiyle “ilahi takdir”le) Marx. Zaten. Bilgi.” (s. şu sözlerle özetlemektedir: “İnsanın. Bilgi. .. hayatın anlamının ve bilgece yaşamın izlerini sürmüştür. zihinde oluşan imgelerin ve düşünce kalıplarından hareketle onları değiştirmek şeklinde iş gören bir terapi yöntemidir. insanın eylemlerinin ardındaki nedenlerin anlaşılması ve bu sayede insanın kendi doğasına uygun hareket edebilmesi için gerekli koşulların yaratılması sürecinde önem kazanır.. K TAP ÜZER NE SON NOT Felsefe bilgisini geliştirmek. bir şey hakkında yargıda bulunan kişilerin bakış açısından doğmaktadır. “zorunluluk kullanılarak” istenen değişimin elde edilmesi anlamına gelir. S. Spinoza’yı güdenin Mutluluk arayışı olduğu söylenebilir. esas mesele. “anlamak” başlığı altında şunları söylüyor: “Aslında doğamı tanımak. bilgiye ulaşmak açısından çok önemlidir. bilindiği gibi. 18. Spinoza’nın yukarıda sözü edilen sahte özgürlüğe karşı ne tür bir özgürlüğü savunduğu açıktır. onu bu tutsaklıktan özgür kılacak olanaklar da mevcuttur. Spinoza’nın etkileri özlü bir biçimde ele alınmaktadır. Esasında. Benzer bir şekilde. Fransez. 368 s. Spinoza’y güdenin Mutluluk aray oldu u söylenebilir. hem iyi hem de kötü denilebilir. doğamın. Zaten dünyada gerçekleşen her şey zorunluluk altında gerçekleşir ve özgürlük.. Belirli koşullarda özgürlüğe kavuşması da aynı zorunlulukla gerçekleşecektir. bu konumuyla. Bunca ünlü kişinin arasında. insanın kendi doğasına (conatus ‘a) uymasıdır. FELSEFEC LER VE F LOZOFLAR Eserin belki de en önemli yanı felsefeci ve filozof arasında yaptığı ayrımdır. benim için. Dolayısı ile doğamın özünü tanımak.” (s. beni de- insanların dışsal koşullar sonucu oluşturdukları imgelerle ve bu koşulla. başkalarına göstermeye çalışırlar. mutlu yaşamanın. tutkulara düşmesini zorunlu kılan özellikleri bulunduğu gibi. Spinozacı düşüncede. yazar. İnsanların eylemleri ve tutumları zihinlerinde yerleşmiş düşüncelerin ve dışsal koşulların baskısı altında (ya da bunların etkin olması sonucu) vuku bulur. Bu ayrımda ikinci konuma düşmeyi yeğleyen yazar. fikirlerimin ta kendisidir. İyi ve kötü. SP NOZA’DA ÖZGÜRLÜK VE ZORUNLULUK L K S Spinoza iyi ve kötü üzerine geliştirdiği düşüncesinde bunların tek başına bir anlamının bulunmadığını düşünmektedir.” (s. Zihinde yerleşmiş düşünce ve imgelerin yol açtığı eylemlerin ortadan kaldırılması ve/veya değiştirilmesi için bu düşünce ve imgelerin değiştirilmesi gerektiği düşünülür. Bu öğretilerin kendi yaşamlarının bir parçası olması gerekmez ve genelde.” (s. Ona göre özgürlük. İnsanın doğasında. conatus gereği) neler yapabileceklerini anlamaktır. Bu açıdan mutluluğu aramak ve mutluluk için gerekli koşulları bilmeye çalışmak bir ve aynı sürecin farklı görünümleridir.” (s. Kişinin koşullarını değiştirmesi. doğrunun tersi değildir. doğru bilgi ile sonuçlanan süreçten değişik bir süreçle üretildiği için. Moris Fransez.Zihnim fikirlerimin bir kabı değildir. “ussallık” gibi terimleri kullanmakla yetinmiş olsa yazarın başvurduğu alıntılara getirdiği yoruma itiraz edilmesi çok daha zorlaşırdı. özellikle Sokrates döneminde. Kitabın ilk bölümünü oluşturan bu tarihsel arkaplanı. Son bölümde de. yazar. ilginç anekdotlarla birlikte. bir filozof olarak Spinoza’nın amacını şu sözlerle dile getiriyor: “. Bu açıdan bakıldığında. yanlıştan doğruya ilerleyişi diyalektik bir biçimde serimleyen “Tinin Görüngübilim”inin yazarı Hegel’de de kolaylıkla görülebilir. benim dışımda. Mutluluk.. İnsanın şu veya bu özellikleri insan doğası altında düşünülmez.

ilk olarak “Blues”la başlıyor ve okuyucuyu 1950’ler New York’unda bir caz kulübüne götürüyor. kıvrak anlatımıyla “Gırnatacı” insanı bir yandan 19. Sonunda da dedesiyle ilgili bağları yakalayacaktır. 1893’te Chicago Jackson Park’ta açılan bir sergiye gönderilen musiki heyeti içerisinde yer alır. bir yandan da 1950’lerin caz kulüplerine götürüyor… (Gırnatacı. günlerden bir gün eski eşyaların içerisinde 1890’lara ait bir fotoğrafa rastlar. bu senin bundan böyle…” Sadece kulağı için değil. duyduğu sesleri hafızasında iyi sakladığı için adına “Üç Kulak Osman” da denen gırnatacı Osman’ın 1890’larda başlayan ve 1950’lilerin ortalarına dek süren. hayallerimizde saklı olduğunu bilmiyorlar. yoğurt çorbasının.Aydınlık KİTAP 11 “Üç Kulak Osman”ın serüveni Ercüment Cengiz. babasının kadim dostlarından biri. üzüm hoşafının buruk lezzetiyle bir köşede olanları anlamaya çalışırken. O sıralar henüz on yedi yaşındadır. yüzy l sonlar stanbul’una.) KÜPLÜ MEYHANE’DEN AMER KA’YA “Gırnatacı” alışılmışın ötesinde bir temaya sahip. hayatın sırrının aslında yaşadıklarımızda değil. Meline’ye aşıktır. hayatın bizatihi kendisinden daha gerçekçi ve samimi olabilirler. Barkev’in dedesinin de yer aldığı fotoğraf karesindeki iki gençten birisidir “Gırnatacı Osman”. ben de ülkeleri. dinlerken sanki sahnedeki yaşlı gırnatacının mu- K TAPTAN “(…) Belki de bu yüzden. Kitab n en çok dikkat çeken yan kurgusu. memleketini de unutur. İlginç mekânları. Aradan hayli bir zaman geçmiş ve Osman Lincoln’s Garden’ın devamlı müzisyenlerinden biri olmuştur. lginç mekânlar . Dedesinin de içerisinde yer aldığı bu fotoğrafta. patlıcanlı pilavın. Beni hayalperest bulanlar. Barkev ise sorunlu bir iş yaşamı olan. beklenmedik sonu. biliyor musunuz? İşte. sikisi kulaklarınızda çalınıyor. Scott Joplin’in keşfedeceği Osman. yüzyıl sonları İstanbuluna. bu ilk roman nda bamba ka bir temay i lemi . beklenmedik sonu. dünyayı dolaşıp. Amerika’da kalmaya karar verir. Sonra da. bu ilk romanında bambaşka bir temayı işlemiş. siyah kaplamalı. hasılı tam da hayatın peşinden koşuyorum. Everest Yayınları.com “Defin töreninden sonra komşuların getirdiği. Ermeni bir kıza. uzun tahta bir kutudan şimdiye kadar gördüklerine hiç benzemeyen. sanat eserleri. Amerika’da yeni aşklara yelken açar ve aşkı Meline’yi unutur. onu bir kenara çekip bir süre teselli etmişti. k vrak anlat m yla “G rnatac ” insan bir yandan 19. Bütününe bakıldığında ise kendi biyografisinin de romana dâhil olduğunu gördüğümüz yazarın. heykellerin. hayatın gerçeğinin laboratuvarlarında. şehirleri. İstanbul’da oldukça ünlüdür. B R MEKTUPLA DE EN HAYAT Ve günün birinde Saray’dan gelen bir mektupla hayatı değişir. Barkev. Everest Yayınları’nın bu yıl yedincisini düzenlediği “İlk Roman Ödülü”nü kazanan Ercüment Cengiz’in romanı. doktorluğunun yanı sıra müziğe. Unuttuğu sadece aşkı değildir. Natalie adındaki genç bir kadının hayat hikâyesini dinlemeye başlıyorsunuz ilkin. politikayla ilgili bir Ermeni milliyetçisidir. Kitapta yer alan kısa biyografisine baktığımızda Cengiz’in bir tıp doktoru olduğunu okuyoruz. Her anına müziğin eşlik ettiği ve yirmi beş bölümden oluşan roman. kocaman bir klarnet çıkarıp uzatmıştı: ‘Al bakalım. bense dünyanın her köşesinde arıyorum bir bakıma…” . görmediğim tabloların. Bir gün Gırnatacı Osman ile Barkev tesadüfen rastlaşırlar. Natalie. 335 s. artık caz grupları arasında yer almaya başlar. Ercüment Cengiz. bir yandan da 1950’lerin caz kulüplerine götürüyor ŞENOL ÇARIK senolcarik@gmail. Kitabın en çok dikkat çeken yanı kurgusu. İstanbul’dan Chicago’ya uzanan serüvenini anlatıyor “Gırnatacı”. Galata’da Küplü Meyhane’de gırnata çalan “Üç Kulak Osman”ın Abdülhamit’in emriyle 1893’te Chicago Jackson Park’ta açılan bir sergiye gönderilen musiki heyeti içerisinde yer alması ve sonrasında değişen hayatı anlatılıyor. Osman sahneden inip Natalie ve kocası Berklev’in yanına gider. kocası Barkev’in ilgisizliğinden yakınmaktadır. tarih içerisinde bir seyahatte 1893 yılındayızdır ve artık anlatılan Osman’ın hikâyesidir. özellikle de caza ilgisi dikkatlerden kaçmıyor. şivesi bozuk bir amca. İşte bu kare bizi günümüzden Osmanlı’ya doğru yolculuğa çıkarır. Eşi benzeri bulunmaz İstanbul şehrinde. Bu andan Barkev Osman’la sohbete başlayacak ve zaman tünelinde bir yolculuğa çıkacaktır. Ercüment Cengiz. Bugünden Osmanlı’ya yolculuk yaptırıyor. Simyacılar. iki kişi daha yer almaktadır.

“Şer ekseni” gibi kavramlar. hatta son yirmi yılı konu alıyor. O kadar imdiye kadar çok belge ve eser buldu en umulkimse var ki bu konuda.. siyasi.” Memleketimizd e muhafazakâr bir tarih anlayışı söz konusu. keye gidince onca teİslam korkusunu bülaş arasında uğradığım yük akımlar üzerinden değil de. ekonomik ve dini olarak karşıtlıkların isimleri haline geliyor.com Yıllardır süregelen Doğu ve Batı arasındaki bilinmeyen ve tanımlanamayan şeyler korku ve “önyargı” oluşumuna da neden oldu. 8 ayrı dildeki kaynaklardan yararlanılarak. türküler. Sadece Osmanlı arşivine kapanarak tarih yazamazsınız Özlem Kumrular DAMLA YAZICI damla. Böyle bir konuda eser vermedeki amacınız neydi? Avrupa’da uzun süredir İslam korkusundan bahsediliyor.12 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK ÖZLEM KUMRULAR’LA SON KİTABI “İSLAM KORKUSU” ÜZERİNE.dört yer oluyor: kitapçı.dilde yeni çıkanları takip etmeye çayorsunuz. İslam gerçekten korkulacak bir kavram mı yoksa düşmanlıkların devam ettirilmesi için bu kavrama karşı bir “önyargı” mı kurulmalıydı Batıda? Bunu geniş bir araştırma mecrasına yayarak.tüphane ve arşiv. lakin hakkında neredeyse ciddi anlamda hiç araştırma yapılmamış durumda.yazici@msn. ağıtlarda karşılığının mutlaka olacağından yola çıkarak güçlü bir araştırma örneği sunan Özlem Kumrular'la son kitabı “İslam KorkusuKökenleri ve Türklerin Rolü” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. “Büyük bir kısmı beni de şaşların hikâyeleriyle bu tarihi yeniden kına çeviren sürpriz bilgileri hep yazmayı tercih ettim. Ben olaylara celenmesi çok sıradan olurdu. tarihsel önyargıların toplumsal deyişlerde. Bu tercihin sebebi nedir? lışıyorum ve az çok nerede ne araBen tarihi sıradan insanların yacağımı biliyorum. sürtüşme sosyal farklılıklardan çık“İslam Korkusu” nu hazırlartığı için öncelikle “isimsiz” insan. şarkılar. İslam korkusu gibi bir zamazsınız. hiç kimsenin ğince negatif bir 2008’de çıkan yapmad bir eyi şekilde ölüm“Türk Korkusu” yapmak ve konuyu süzleştirilmişkitabım bittiğintarihsel süreç içinde hiç tir Avrupa’da. dışarıdan gelen her türlü belgenin “güvenilmez” olduğunu düşünüyorlar .“sizin” tarihiniz olur.romanlar.000 sayfa belge getirzım eserde Müslümiştim.dört farklı yönden bakmaya çalışırupa’da çok yazılıp çizildi.ken. in. sahaf. madık yerlerde. görmemi şimdiye kadar kimse Bir şehre. ağıtlar. Aynı şekilde Türkiye’de sıkça adı geçen bir konu bu. Bu eserde de Ben manlar olabildiişime yaradılar. Bütün yorum. Sadece Oshayatları üzerinden çözümlemeyi manlı arşivine kapanarak tarih yaseviyorum. mine ait farklı arşivlerden toplam türlü türlü nesir ve na50. Din ise bu karşıtlıkların en hareketli elemanlarından. Tarih alanında her biyat öğelerini kullanarak anlatı. mişti. ülkemizde ve dünyada değerli tarihçilerin de katkılarından beslenerek oluşturduğunuz çalışmanız. Romanslar. Özellikle Osmanlı tarihçileri sadece Osmanlıca belgelerle bir Osmanlı tarihi yazılabileceğini. Ben hiç kimsenin yapmadığı bir şeyi yapmak ve konuyu tarihsel süreç içinde hiç kullanılmayan kaynaklarla incelemek istedim.. operalar. Av. Yazsanız da o sadece konunun siyasi tarih üzerinden in. Bu kitapO kadar çok belge ve daha ziyade la da bitmedi eser var ki bu konuda. tek buldum. de söyleyecek kullan lmayan kaynaklarla sözüm bitmeBunları tek incelemek istedim. şövalye romansları. İslam'ın terörle ilişkilendirildiği günümüzde bu odaklanmanın tarihsel de bir altyapısının olduğu konusu ise gerçeklik arayışında önem kazanıyor. bir ülgörmemiş. Yapılan çalışmalar da son yüzyılı. onlar beni galiba. Yıllar önce doktora için İspanya’ya gittiğimde Kanuni döne. İlişkilerin önyargılar ve korkular etkisinde kurulduğunun çeşitli yansımalarını günümüzde görüyoruz. dünyanın öbür ucunda buldum. edebiyatta. küsanların hayatları ve ara ara ede. “İslam Korkusu” kitabınız “Türk Korkusu”adlı ilgi gören kitabınızın ardından aynı titizlikle.

lılıklarından rahatsız olan Avrupa’da her Cezayir asıllı yazar Avrupa’nın dert yantürlü negatif Yassir Benmiloud’un ması olarak çıkıyor dü üncenin kar l “İslam insanın Tanrı karşımıza. mesidir. Özellikle Osmanlı tarihçileri sadece Osmanlıca belgelerle bir Osmanlı tarihi yazılabileceğini.Kaide tarafından bazilika bombalanma tehdidi altında kalıyor. Tanrı ve kul arasında yaşanır. Müslüman toplumlar dışarıdan nasıl görünüyorlar. İslamcılığın iki türünü modern bir ülke için çok tehlikeli görüyorum: Siyasi olanını ve toplum tarafından sokağa taşınanını. değil bu. Bu da dolayısıyla toplu bellekte yüzyıllarca saklanıyor ve Romanslar. Balkanlar’da da böyle. Bu da yüzyıllardır yerleşmiş olan olumsuz imgeyi cilalamış oldu.. En yakından tanıdığım İspanya’da Franco’nun ölümüne kadar kiliseye gitmek zorunluydu. Türkiye’deki esas sorun bu değil bence. Sadece İslam için geçerli. hoşgörü.KAPAK Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 13 diyorsunuz. “İslamcılık” konusuna halkını rahatsız eden sizin bakışınız nedir? Almanya. Kadının diyebiliriz. operalar. Batı toplumlarının bir İslam fobisinden bahsetmek mümkün mü? Bu fobinin ne kadarı çeşitli siyasi ve ekonomik çıkar çevrelerinin bir manivelası olarak kurgulanmaktadır? Terörle birlikte tüm Müslümanlar saldırgan insanlar damgası yediler. Devletin dini bu çeşit platformlarda zorunlu hale getirmesi sonradan toplumlarda ciddi patlamalara yol açıyor. dışarıdan gelen her türlü belgenin “güvenilmez” olduğunu düşünüyorlar. işine geldiği gibi yazma tarihte her dönemde. Tarihimizin en güvenilir kaynaklarının büyük bir kısmı dışarıda. “İslam” ve Müslüman n ve Türkün adetleri ve Avrupa oldu u Fransa. Hatta iki terörist kilisede yakalanıyor. iyilik gibi savunuları olan İslam’ın süreç içerisinde olumsuz pek çok kavramla yan yana anılmasının nedenleri nelerdir? Bütün dinler bu kavramlar üzerine kurulmuştur zaten. Çarpıtmak. sokağa taşan tam tersi. Kardeşlik. Temelinde kardeşlik. Özellikle Hac mevsiminde kalabalık kafilelerin seferi olDamla Yaz c Özlem Kumrular dukları halde toplu olarak dış mekânlarda namaz kılmaları Avrupalıları rahatsız ediyor. Salamanca Üniversitesi İslam tarih profesörü Felipe Maillo Salgado’nun aktardığı vaka gerçekten bunu gösteriyor: 2010 Nisanında bir grup Müslüman eskiden cami olan Córdoba Katedrali’nde paskalyanın göbeğinde toplu olarak dini bir ayin yapmaya kalkışmıştır. . Din sadece iki kişi içindir. Kadınsanız ve pek çok dilde tarihe farklı kaynaklar getiriyorsanız Türkiye’de imkânsızın peşindesinizdir demek. Almanya’da.. İslamcılık da Müslümanlar n çok say da kıyafet. hayatı hezeyan halinde yaşı- yorlar. İspanyol arşivlerinden bulduğum belgeleri sorguluyor. parmakla sayılacak kadar az olduğu Kuzey Akdeniz ülkelerinde de.incelemelerinizden edindiğiniz sonuç ne oldu? İslam modern dünyada nasıl algılanıyor? İslam Avrupa’da her türlü negatif düşüncenin karşılığı diyebiliriz. Ortaçağ’dan bu yana Müslümanların ikonografik olarak hep elinde silahla gösterilmesinin esas sebebi bu. Bu da Medeniyetler İttifakı’nın aslında hiçbir yere gitmeyen bir el sıkışma olduğunu gösteriyor. bir kitap: “Allah Süperstar”. sofra çıkarak. Daha birkaç gün önce Afganistan’da dans ettiği için Taliban tarafından öldürülen 17 sivilin haberi yayıldı. her siyasi gücün yaptığı bir şey. yüzyılda yapılan bir freski 600 yüzyıl sonra yok etmeye yeltenmek neden? Bologna’da halkla yapılan röportajları izledim. kılıçla dinini yayan Muhammed’i koyarak bundan bir söylem çıkarmış ve bunu kullanmıştır. Balkanlar’da pek çok unsur var. türküler. Kada böyle Bu kitap bence Türkpalı duvarlar ardında ibaçeye de çevrilmesi gereken detlerini yapan Hıristiyanlar. Bu da toplumlar arasında çatlak yaratıyor. Kitabın önsözünde kullandığım. Bu Müslümanların çok sayıda olmadığı Kuzey Avrupa ülkelerinde de. Avrupa dayak yediği zaman diğer yanağını gösteren İsa’nın karşısına. Yarım milenyum önce kiliseye çevrilen bir caminin hıncını almaya çalışmak neden? Müslümanlar İslam’la ilgili en küçük bir meselede çok çabuk provoke oluyor ve hemen karşılık verme ihtiyacı duyuyorlar. Koskoca kitapta bu ibareyi sadece benim için kullanmış. Cezayir başta olmak üzere pek çok Arap ülkesinden gelen Müslümanın ve Türkün olduğu Fransa’da. Oysa bugün bu daha agresifliğin eşanlamlısı oluyor ziyade sosyal yaşamın farkslam Avrupalının zihninde. romanlar. Bu söz de kendisine ait. iyilik olmayan din yoktur. ark lar. Şiddet devam ediyor. Müslümanların bunu alenen yapmasından rahatsız oluyor. a tlar. Klasik dönem tarihçilerimizden biri birkaç makalemi kullanmış ve dipnotların hepsine “İhtiyatla bakılmalıdır. Üçüncü kişi işin içine girince bence o din olmaktan çıkar ve siyasi bir arenaya dönüşür bu aslında iki kişilik ritüel. Bu da kısır döngüyü besliyor. Bugün İspanyollar yıllar yılı bastırılmış olmanın acısını çıkarıp. Avrupa’nın ilk üniversitesinin bulunduğu bu “akademik” ve dini gelenekten kısmen uzak şehirde bile halkın kilisesi söz konusu olduğunda zaman din çevresinde toplandığı gördüm. Yüzyıllar sonra alınmaya çalışan bir intikama bir örnek daha: Bologna’da San Petronio Bazilikası’nın bir şapelini süsleyen Maometto all’inferno (Muhammed Cehennem’de) adlı fresk 11 Eylül’den sonra sorun oluyor ve El. ile birlikte. Memleketimizde muhafazakâr bir tarih anlayışı söz konusu. Toplumlar işin içinde kendilerine dokunan yanlar varsa tarihi çarpıtabiliyorlar mı? Gerçeğe ulaşmak için dünyanın öbür uçlarına ihtiyaç duymamızın nedeni nedir? Toplumlar ve herkesten önce tarihçiler bunu yapıyor. övalye romanslar . erkek egemen ülkelerinde de böyle. keskin söylemden yola bir toplum. hoşgörü. Cezayir asıllı bir Fransız’ın Fransa’da yaşadıklarını tatlı-sert bir getto diliyle anlatıyor. Bunu reddetmek saçma.” sözündeki olmad Kuzey Avrupa ibadet.” yazmış. Geçmişte bunu her şeyden önce bir askeri istila ile açıklayabiliriz. Batı’da İslamiyet’in savaş ve terörler anıldığı şu günlerde insanlık bir kültürler savaşına doğru mu gidiyor? -Kesinlikle evet. İslam’ın ve İslamcılığın birbirinden uzak olduğu kesin. Bu tarafından sömürültoplum içindeki yeri. 15. Bu medeniyet dışı görüntüyü kullanan güçler kendilerine saldırı hakkı yaratıyorlar. İslam’ın başta daha ziyade cihat yoluyla yayılmış olması da bu korkunun temelini oluşturuyor tabii. türlü türlü nesir ve naz m eserde Müslümanlar olabildi ince negatif bir ekilde ölümsüzle tirilmi tir Avrupa’da.

deyim yerindeyse yaz lar ve kitaplar üzerinde otopsi yap yor EMEL TELCİ Günlük yaşıyor. Ahmet Taner Kışlalı. Toplumsal hafızamız adeta alzheimera yakalanmış gibi. Daha sonra ateist bir anlayışa yöneldi. Milliyet gazetesinin Genel Yayın Müdürü ve başyazarıydı. Yakın geçmişte yaşananlar bile çok çabuk unutuluyor. Kürt milliyetçileriyle istihbarat ajanları arasındaki bağa ışık tutacak belgeler açıklayacağını belirtmişti. Hrant Dink. Turan Dursun. Kamil Başaran. Ülke sorunlarına sağduyuyla yaklaşıyor. Abdi İpekçi. Sabahattin Ali. Turan Dursun. bizi hiç unutmamamız gereken olaylarla. Komünizmin Türkiye için büyük tehlike olduğunu savunuyordu. Atatürkçü ve laik çizgide sert yazılar kaleme alıyordu. Hrant Dink cinayetlerine büyütecini tutan Nuri Kay . fotoğrafının üstüne çarpı işareti atılmıştı. İşte böyle bir ortamda eski RTÜK Başkanı Nuri Kayış’ın Tanyeri Yayınları arasında çıkan “Ölüme Götüren Yazılar” kitabı büyük önem taşıyor. zabıta denetimiyle ilgili bir haberde adı geçen bir restoran sahibinin tabancasından çıkan kurşunlarla yaşama veda etti. Cinayetin ardında “derin” güçler vardı. Yine aynı gazetenin yazarı Kamil Ba- şaran. Ahmet Taner Kışlalı da Atatürkçü ve laik kimliğiyle tanınıyor. yazıları ve kitaplarının yanı sıra verdiği dersler ve konferanslarla da geniş kitlelere ulaşıyordu. radikal dinci örgütlerin faaliyetleri gibi konulara eğiliyordu. Musa Anter. Sami Ba aran. Sami Başaran. (Nuri Kayış. Uğur Mumcu. Sabahattin Ali. siyasi liderlerin anarşi ve ekonomik sorunlar karşısında uzlaşmasını öneriyordu. ÖLÜM GEL RKEN Kitapta yeralan bilgilere göre. Kürt milliyetçiliğinin fikir babalarından biri olarak kabul ediliyordu. İlhan Darendelioğlu. lhan Darendelio lu. Turan Dursun. Ermeni kökenliydi. Kamil Ba aran. Yazılarında Kürt sorununu çeşitli boyutlarıyla inceliyor. Çetin Emeç. “Gazete” isimli gazetenin muhabiri Sami Başaran. kitapları ve gazete yazılarıyla ülkücü diye tanımlanan sağ görüşlü gençleri derinden etkilemişti. Uğur Mumcu. Tanyeri Yayınları. yolsuzlukların üstüne korkusuzca gidiyor. Kürt kökenli bir gazeteci-yazardı. Abdi İpekçi. adı geçen gazeteci-yazarların hangi yazıları ve kitapları nedeniyle hedef seçildiğini belirlemeye çalışıyor. silah ve uyuşturucu kaçakçılığının terörle bağlantısı. ad geçen gazeteci-yazarlar n hangi yaz lar ve kitaplar nedeniyle hedef seçildi ini belirlemeye çal yor. devletin Kürt politikasını sert bir üslupla eleştiriyordu. suikastlerle yüzleştiriyor. Musa Anter. Çetin Emeç. 12 Eylül askeri darbesi öncesinde faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Ermeni cemaatine hitap eden Agos gazetesinin yönetici ve yazarlarından biriydi. Hrant Dink cinayetlerine büyütecini tutan Nuri Kayış. Markopaşa ve Malumpaşa gibi mizah gazetelerine yazdığı yazıların iktidarı rahatsız etmesi yüzünden hedef seçildi.) . Kitabı “Ölüme Götüren Yazılar Antolojisi” diye nitelendirmek de mümkün. siyasi aktörlerin ortaya attığı eften püften konuları ciddi ülke sorunlarıymış gibi günlerce tartışıyoruz. Son yazılarından birinde. Abdi pekçi. Çetin Emeç. 272 s. dini eğitim aldı. Ölüme Götüren Yazılar. İlhan Darendelioğlu.14 Aydınlık KİTAP Ölüme götüren yazılar antolojisi Sabahattin Ali. Türbanla ilgili bir yazısının ardından radikal dinci bir gazetede eleştirilmiş. Musa Anter. yine aynı gazetede yayımlanan yazı dizisinde geçen bir cümlenin yanlış anlaşılması yüzünden bazı çevrelerce hedef seçildi ve gazetesinin önünde vuruldu. yıllarca müftü ve müftü yardımcısı olarak çalıştı. deyim yerindeyse yazılar ve kitaplar üzerinde otopsi yapıyor. Agos’ta yer alan “Sabiha Hatun’un Sırrı” haberi ile. Cinayete kurban gitmesi Tahran Radyosu’nca “Türkiye’nin Salman Rüşdi’si öldürüldü” diye duyuruldu. Ahmet Taner K lal . U ur Mumcu. hakkında yayımlanan magazin haberlerine kızan bir aşiret reisinin hedefi oldu. Öldürülmesinde bu kimliğinin yanı sıra ülkeyi karıştırmak isteyen “derin” güçlerin arzuları rol oynadı. dini inançları sorgulayan yazılar kaleme aldı. bu arada.

“ATATÜRK’ÜN PART S ATATÜRK LKELER NE SAH P ÇIKMALI!” Yazın hayatınızda birçok siyasi olaylara tanıklık ettiniz. Suçsuzduk. bizleri de onların suç ortağı yapmışlardı. Peki. Normalde yazıları yazar faksla gönderirdim. gözaltına alındım ama asla geri adım atmadım. Aydınlık gazetesi benim için hayat okulu gibiydi. Cağaloğlu’nda işin ehli bir tanıdık bana “İhaleleri takip edeceksin anca böyle ayakta kalırsın” dedi. Atatürk’ün ba latt “Ayd nlanma Devrimi”ni budayan ve Türkiye’yi yeniden emperyalist güçlere teslim etmeye yeltenen yerli i birlikçilere kar ele tirilerime ay rd m. Adı “Cennette Yaşamak” olacak. Birkaç kez de gazete binasına gittim. Tabi mesele can ve mal korkusu değil. Sonra İstanbul’a geldim. Günümüz gençliği bizim beceremediğimizi becerip ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacaklar ve bizi utandıracaklardır. Tabi bu duruşun bir bedeli oldu ve yazılarımdan dolayı birçok sorgulama. Son bir örnek verecek olursam. ülkenin özetini çıkardım. tehditler aldınız. Hakkımda devam eden soruşturmalar İstanbul’a kadar dayanmış. Romanda Gülen’in bir sözünü aynen yazdım. Cağaloğlu’nda tanıdığım bir matbaa yedek parçası satıcısı vardı. Bu nefsini köreltmektir. Gelecek sene için de yeni bir kitap projem var. her zaman dik dursun!” diyerek bana bir kalemi ödül olarak verdiler.Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 15 “Yazın hayatım Atatürk devrimlerini budayanlara karşı mücadeleyle geçti” “Elli y l içinde yay mlanan yaz lar m . kitabı geçmiş makalelerimden derleyerek oluştururken bir ölçütüm vardı. Bu duruşumdan sonra benim hayat okulu öğretmenlerim: “Kalemin hiç eğilip bükülmesin. gel bir görüş” dedi ve ben de hemen yanına gittim. zarlık hayatımı sunmadım. Hüseyin’i Kerbela’da şehit eden Yezid’e lanet okumuştum. Ben de bundan çok etkilendim. “Kaleli burada iki Ermeni ortak sahip olduğu matbaayı satılığa çıkarttı. Ölüm tehditleri aldım. Bu süreçte Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenlerle tanıştım ve onlardan çok şey öğrendim. Diyarbakır sıkıyönetim tarafından serbest bırakıldım ama hakkımda soruşturmalar devam ediyordu. Neyse ki o dönemin valisi beni korumaya aldı ve istenmeyen bir durum yaşanmadı. Tacirleri” adlı romanımda da Fethullah Gülen’i eleştirdim diye yargılanmıştım. “Geçmişte bunlar olmuştu ama şimdi benzerleri de oluyor” diyebilmek için. İtiraz ettik ve Ankara 4. 293 s. Bu basit görünen ama çok büyük olan davranışı gittiğim her yerde uyguluyorum. Siz Atatürk’ün kurduğu bir partide Atatürk ilkeleriyle alakası olmayan kişileri oy için partiye çekmeye çalışırsanız her şeyden önce ilkenizi kaybedersiniz. Sonrasında suçsuz olduğum anlaşılınca serbest bırakıldım. Yazarlık hayatınızda ellinci yılınız ve bu aynı zamanda yeni kitabınızın da adı. günümüzün siyasi ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüz siyasi koşulları. Aldığım bu ilk ödülle büyük onur ve gurur duydum. Bana. Ben Sivas katliamında Aziz Nesin’i kurtaran yazar olarak tarihteki yere geçtim. Ana muhalefetin durumu bu. bunların büyük bölümünü Atatürk’ün başlattığı “Aydınlanma Devrimi”ni budayan ve Türkiye’yi yeniden emperyalist güçlere teslim etmeye yeltenen yerli işbirlikçilere karşı eleştirilerime ayırmışım. Buna tüm yüreğimle inanıyorum.) “SADECE YAZARLIK HAYATIMI SUNMADIM. İdari Mahkemesi’nin oy birliğiyle vermiş olduğu kararla aklandık ve radyo yayınını sürdürdü. Roman türünde ve ağalık-şeyhliğin yanı sıra onlara oy almak için yanaşan siyasetçilerin kişiliklerini de yansıtan bir kitap olacak. Bir nevi cezalandırmaydı yani. çünkü devrimci gençler İstanbul’da İsrail Başkonsolosu Elmor’u kaçırıp öldürmüşler. “Ben de sizde biriyim. Bu vesileyle Aydınlık’ta yazdım ve yazılarım her hafta yayımlandı. Yazıda Hz. Yazarlıkta 50. İstanbul bilmediğim bir şehir. Gazete binasında Doğu Perinçek ile tanıştım. Kitabınızdaki yazılarda da bunların birçok örneğine rastlıyoruz. ya iktidarın durumu? O da “Muaviye siyaseti” yapıyor. Ben de çok düşük kârla girdiğim ihaleleri kazanıp ayakta kalabildim. Aynı durum Dersim olayında da Şeyh Sait isyanında da geçerli… Atatürk’ün kurduğu parti Atatürk’e karşı saldırıları bertaraf edemiyor çünkü ilkeli davranmıyor. Biz Hz. fakat kitapta hepsine yer vermediniz. Kitap için derlediğiniz makaleleri neye göre eleyip bu kitabı oluşturdunuz? Malatya’dayken siyasi yazılar yazıyordum. O zamanlar Aziz Nesin Aydınlık’ta başyazardı ve bana da “Aydınlık’ta yazar mısın?” dedi. Sonra ortamın geriliminin soğumuş olduğunu düşünerek “ev hapsinden” çıktım. Muhammed’in sevgili torunu Hz. (Lütfi Kaleli. Önde onca genç muhabir varken Perinçek’e öncelik tanınmadı. Hatta bir gün unutmam öğle yemeğinde Doğu Perinçek. bana ders olan bir olay var. Her zaman “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” dedik ve boyun eğip sinmedik. Elli yıl içinde yayınlanan yazılarımı gözden geçirince gördüm ki. Sonrasında çarşaflı kadın rozeti kaldırdı attı. Son olarak Türkiye’nin aydın genç beyinlere. geçmişe ve günümüze dair olayları konuştuk. Bunlar sadece birkaç örnek. Bu kitapla sadece 50 yıllık ya- Pir Sultan Abdal gibi zalime boyun eğenlerden olmadık. üstüme düşen görevleri yaptım. Paranın bir kısmını peşin bir kısmını taksite bağlayıp aldım ve böylece matbaacılık işlerim başlamış oldu. Sözü söyleyene bir şey yok ama kullanınca bölücü oluyorsun. Aç kalan. Kitaba dönecek olursak. orduyu susturmak. Aziz Nesin gibi tepsisini aldı sıraya girdi. Aynısını İstanbul’da da yapmışlardı. ben de emekçiyim. Ülkenin bu hale gelmesini önleyemedim. Şu an Alevilerce kutsal sayılan Muharrem ayını geride bıraktık. soruşturma yaşadım. basını susturmak. 28 Şubat 2002 günü Avukat Cemal Yücel’in yönettiği Anadolu’nun Sesi Radyosu’ndaki “Hukuka Bakış” programında yaptığım konuşmamda. Bu durum çok hoşuma gitti. farkımız yok” demektir.com Malatya’da çıkardığı Sebat adlı gazeteyle yazarlık hayatına “merhaba” diyen ve yazarlıkta ellinci yılı geride bırakan Lütfi Kaleli’nin bugüne dek Aydınlık ve Cumhuriyet başta olmak üzere birçok yerde yayınlanmış makaleleri “Yazarlıkta 50. fakat bir yazar olarak hep yazdım. devlet içindeki kadroların elvermesiyle üniversiteleri ele geçirmek… Çok ilginçtir ki CHP en son İzmir’de çarşaflı bir kadına rozet takıp “toplumu kucaklıyoruz” diye gövde gösterisi yaptı. “AYDINLIK BEN M Ç N HAYAT OKULU G B YD ” Öte yandan toplumun belleğine Sivas katliamında Aziz Nesin’i kurtaran yazar olarak geçtiniz. Hemen akabinde “Allahsız Lüto” diye bir bildiri yayınlandı. ÜLKEN N ÖZET N ÇIKARDIM” Beş bin dolayında makaleniz yayımladı. cahil bırakılan insanların dini duygularının nasıl sömürüldüğünü anlatacak. Hüseyin gibi. Lütfi Kaleli “ZAL ME BOYUN E ENLERDEN OLMADIK” Yazdığınız siyasi yazılardan dolayı baskı gördünüz. İstanbul’a gelince öykü. Tekrar tutuklanmamak için İstanbul’daki yeğenimin yanına geldim. roman ve araştırma kitapları yazmaya başladım. Mayıs 1971 sabahı gözaltına alınıp Diyarbakır Sıkıyönetim emrine gönderildim. Ben tüm gençlerden özür diliyorum. “Din . 8 yıldır sahibi olduğum sarı basın kartımı Malatya’da değilim diye elimden almıştılar. Yıl. 5 bin dolayında makalem ve 35 kitabım yayınlandı. 1960’lı yıllarda Muharrem ayına ilişkin bir yazı yazmıştım. Biraz da buna değinir misiniz? Evet.” DENİZ TOPRAK deniztoprak20@gmail. Hatta hiç unutmam Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) 4 günlük iş bırakma eylemi düzenlemiş ben de onlara yazılarımla destek olmuştum. Son olarak neler söylemek istersiniz? Kitabı oluşturup geriye yaslanmak yok tabi. Yıl” adıyla ve Berfin Yayınları etiketiyle kitaplaştırıldı. Aleviliğin resmen tanınmasını istememden dolayı RTÜK “Bölücülük yaptığım gerekçesiyle hakkımda dava açtı ve radyoya 180 gün kapatma cezası verdi. Kitaptaki yazılarımda daha ne durumlar yaşadığımı göreceksiniz. her dönemden birkaç makaleyi alıp dün ile bugünü iyi mukayese etmek. Berfin Yayınları. 2 Temmuz 1993’de Madımak Oteli’nin yakılması sırasında Aziz Nesin’i itfaiye merdiveninden indirerek kurtaran yazar olarak da bilinen Lütfi Kaleli’yle başta yazın hayatı olmak üzere. Alışılagelmiş bir soruyla sohbetimize başlayacak olursak bu elli yıllık süreci bize biraz anlatabilir misiniz? 1961 yılında Malatya’da Sebat adlı küçük bir matbaa açtım ve 9 Nisan 1962 tarihinde Sebat adlı günlük gazete çıkararak yazmaya başladım. yüreklere ihtiyacı var. yaşam koşulları ev kirası geçim derdi… Satın aldığım matbaa kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdi.

göğü konuş Parklarda dolaşma. Belki de ender kuşkusuz hâllerimizdendir bu. ileri gidişlerin. Türkiye’nin gerçek siyasal manzarasını gözlerimiz önüne seriyor .” “Kuşku Girdi Aramıza” eserinin adı benim için güncel bir metafora denk düşüyor. Bavullar geceden hazırlanır. Bütün tetkikleri iyiyken iki günün sonunda grafikler hayattan yana sonuçlar iletmekte çekinir hâle geliyor. sabırlı ol Sakalların uzasın varsın Kavgada yerin var senin. titizlikle yazmanın damıtılmışlıklarıdır ondan bize kalanlar. kır çiçekleri Unutma sözünü. ulusal güçlerle karşı güçler. Mantık silsilesi de yerli yerine oturuyor. Eluard zannettiği bir dönem için demiyorum. yönelişlerin ve çabanın ve samimiyetin sonuçlarını ise 1976 yılında alıyoruz. ağız kuruluğu. Hayatın adil olmadığını biliyoruz. genel eğilimin dışında kendi kozasını örme çabası içinde olduğunu anlıyoruz sözlerinden. imgecitoplumcu durakta. birikimi ve içtenliğiyle artık “halk denizi”ndedir. Belirlemelerimize “Ayrılık Zamanı” adlı şiiri güzel bir örnek teşkil etmektedir: “Birkaç gün önceden Çöker içimize acısı. onlarla güçlü bir sevgi ilişkisi yaşadıktan sonra şiirine dâhil ettiğini ilk şiirinden son şiirine dek kesintisiz süren özenli ve ölçülü anlatımından çıkarabiliyoruz. sözcüklerin dizim sırasını bozarak. Fakat talihsizlik de mi buna dâhildir? “KU KU G RD ARAMIZA” “Halsizlik. devrimcilerle karşıdevrimcileri ifade ediyor. Bu nedenle olmalı az yazmıştır ve 1979 yılında otuz beş yaşında öldüğünde basılmış dört kitabı bulunmaktadır. birikimi ve içtenli iyle art k “halk denizi”ndedir. Hedefini belirlemiş bir şairdir o ve ulaşmak istediği şiir durağı da bellidir. imge adına üretilmiş marjinalliklere yaslanması bakımından toplumcu şiir felsefesinden hayli uzaktır. Halk denizinde olmak her şair gibi onu da kendine getirmiştir. Sesi gerçekten yükseltilmesi gereken yerden yükselen bir sestir ve aynı zamanda tam yerindedir. Art k i leyen bir vicdan ve bu vicdan n olmazsa olmaz sorumluluklar vard r CAFER YILDIRIM cfryildirim@hotmail. 1978 yılında yayımlanmış yapıtında “Kuşku Girdi Aramıza” diyor. Konuştuğumuz Türkçeyi onda bulmaya başlıyoruz. Kendi şiirini çözümleme cesaretini göstermiş şairlerdendir o. Bu metafor işçi sınıfı ile burjuvaziyi. Artık işleyen bir vicdanı ve bu vicdanın olmazsa olmaz sorumlulukları vardır. Oysa o. hoşnut ol Üzüntün boşuna dememiş miydiler sana Gezginci dostların. ününü topla Sesin var senin kavgada. Yollukları hiç sevmem Ali Rıza Ertan’ın bu yapıtının hem içerik kurgusu hem biçimsel düzenleme açısından toplumcu gerçekçi şiir birikimine çok önemli bir katkı olduğuna ben daima inanmışımdır. Bizim anladığımız dilde bu “gıda zehirlenmesi “ anlamına geliyor. ev yapımı bir konservenin kurbanı oluyor. Az yazmanın getirdiği az yayımlama. Sadece iki gün içinde. Kimi buruk bir tebessüm asar iki dudağına Albümlere de sığmayan bir anı dır Ayrılık Zamanı. Herkesin kendisini Nazım. baş dönmesi. Hastamız fenalaşıyor ve solunum güçlüğü sonucu ölüm gerçekleşiyor. Sözcükleri iyice içine sindirdikten. Sesini. bütün dönemler için de onun kendi şiirine yaklaşımı ve çözümlemeleri estetik bir uyarı niteliğine sahiptir. Ayrıca “yayımlama yolunun kısıtlılığına” işaret etmesi bugünün bütün şairlerimizin yegâne meselesi değil midir ? MARJ NALL KTEN TOPLUMSALCILI A Yüksek sesli şiirlerin söylendiği 1970’li yılların uğultulu atmosferinde. En önemli gelişme ise mantık düzlemindeki asl’a dönüştür. yutma güçlüğü” şikâyetiyle hastaneye yatıyor Ali Rıza Ertan. Olabildiğince de güzeldir: “Acıyı karşıla. aykırı söyleyişlerin yoğunluğu. Doktorlar “botilismus” teşhisi koyuyor. Sonuç olarak az yazmanın. Anlam alanındaki belirginleşmenin de altını çizebiliriz. Tam da burada bir ayraç açmak isterim: Şairimiz büyük bir içtenlikle ilk şiirlerini değerlendirme lütfunda bulunmuştur: “ ‘Tadı’ adlı ilk betiğimde deformasyon. İmgeci ama kapalı-çağrışımcı değil. dikeni kov Ve direncin kardeşi ol Konuş dikili ağaç üstüne Kavgada yerin var senin. bunun kendisi de farkındadır. Bu metafor işçi sınıfı ile burjuvaziyi. yayımlama yolunun kısıtlı olmasıyla da kitleyle bağ kurma güçlüklerini taşır şiirim. Bu özenli anlatım. bir başka şiirin peşine düştüğünü. “Şiirimizin bir gün varacağı durakta bulurum kendimi. Böylesi bir anımsanmanın tabii ki her şaire nasip olmasını isterim. aykırı bağdaştırmalara başvurarak şiir yazma anlayışını geride bırakmış görünüyor. en azından sunma çabasını sürdüreceğine de aynı içtenlikle inanıyorum. Bir örnek: “bay mandan hoş geldiniz viskiyle mi yıkadınız ellerinizi şimdi bir şapka giyin varsın ılısın telefon bu ne şam ne paspas ne filistin oturun oturduğuz yerde tütünleri eskitin tanrı zeus’u kızdırmayın taş olursunuz biraz kireç sıktı beni bu noktalar virgüller hepsi everest tepesinde siyatikten hiç anlamam parde süyse akşam gazetesine” (Çarliston) İkinci Yeni’nin oldukça basmakalıp ve o oranda uç örneklerini anımsatan bu tarz şiirlerin çokça bulunduğu “Tadı”dan sonra “EskiYeni (1972)”de Ali Rıza Ertan’ın dilinin gündelik dile daha bir yaklaştığını görüyoruz.16 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Yolun yarısındaki veda: “Gülle Büyüyordu Ad ” kitab nda airimiz bütün ruhu ve bedeniyle. Şairimiz.” Tam da burada şunu söylemek isterim: Ben Ali Rıza’da kara mizaha hiç rastlamadım. toplumcu ama şematik-slogancı değil. Bu yapıttaki şiirlerinin yorumunu tabii ki okurlarına bırakıyorum. Genel anlamda toplumsal bir yönelişle çerçevelenmiş olsa da “Tadı”. Ayrıca onun otuz beşini aşan bir şair olabilseydi eğer bize yepyeni zenginlikler sunacağına. Şairimiz bu belirlemeyi ya kendisini yüceltmek için yapıyor ya da gelebilecek olası eleştirileri baştan göğüslemek istiyor ve tabii ki bunlar değilse şiirinin öyle olmasını istediği için şiirine böylesi bir vasıf yüklüyor. bir kıyıda. Kimi gözyaşı döker. minik ironilerle. Ama eserin adı benim için güncel bir metafora denk düşüyor.com Ali Rıza Ertan Yola gitmeyi ansıtırlar diye Oysa daha hora geçer Hareketten birkaç dakika önce verilen Bir hediye.” 1976 yılında söyledikleriyle şiirimizin imge yoğunluklu bugünkü yapısını öngörebildiğini söyleyebiliriz Ali Rıza Ertan’ın. ironi ve kara mizaha yaslanık yarı toplumcu yarı bireyci şiirler verdiğimi sanıyorum. Ali Rıza Ertan. Türkiye’nin gerçek siyasal manzarasını gözlerimiz önüne seriyor. Kitleyle bağ kurma güçlükleri çeken bir şiirden yana olmasını sanat derecesi yüksek bir şiir kurma isteği olarak anlıyorum. Halk denizinde olmak her air gibi onu da kendine getirmi tir. İmgelerin okur tarafından da karşılığı kavranabilir bir algı üzerinden üretilmiş olması Ali Rıza Ertan’ın toplumcu gerçekçi şiirin değişmez değerlerine yaklaşması bakımından çok önemli ve kat edilmiş bir mesafedir. mizahi kıpırdanışlarla nefeslendirilip renklendiriliyor.” “Eski Yeni”de görüldüğü gibi Ali Rıza Ertan’ın dilinin gündelik dile daha bir yaklaştığı aşikârdır. ulusal güçlerle karşı güçler. oradan doğru yükseltir. devrimcilerle karşıdevrimcileri ifade ediyor. Ali Rıza Ertan’ın 1971’de yayımlanan “Tadı”nın bir arayış ürünü olduğunu biliyoruz. 1976 yılında yayımlanan ve adı “Gülle Büyüyordu Adı” olan kitabında şairimiz bütün ruhu ve bedeniyle. “HALK DEN Z ”NE VARAN A R Bütün bu atılımların. Ölümüyle ilgili bir kuşkumuz yok. mantıksal çelişkilerin hoyratça sunulması. hoşnut ol Gülü hazırla. Neruda.

gerek şiirleri ve romanları. Ulus’taki bir başka yazısını ise Osman Erbil’in Ankara’dan göndereceği haberini paylaşırım. ‘Osmanlıca-Türkçe Sözlük’te (http://www. Cumhuriyet saflarındaki konumunu kuşkuya yer bırakmayacak bir kesinlikle pekiştirmiştir. siyasal girişimlere sıkışıyor.osmanlicaturkce.. . Tanpınar’ın özellikle.. çağımızın gerçeğini en başarılı biçimde ifade eden artistik biçimi aramak ve bulmakla yükümlüdür. Ve yabancı kültürlerden aldığını kendi ulusal özünde eritir. İnsanoğlunun en kudretli ve gerçekten yaratıcı olduğu tarafıyla en zayıf noktası- nı. geçmişin değerlerini ulusallık adına benimsemek. belki en mânalısıdır. 382 / Varlık. Nitekim Oktay. onun çok açık biçimde 27 Mayıs Devrimi’ne yandaş bir tavır izlemesi. .” ( Ayrıca. Çevresinde kimi arkadaşları karşı ve mutazarrır olduğu halde. Askerleri bir arazide düşmana karşı tam tedbir ve nizam üzere yerleştirme. . onlar ne derlerse desinler. doğadaki en güçsüz şey.” O sıralar. Kaldı ki ülkemizde Batı’nın yüzyıllardır süregelen yok edici baskısını köklü biçimde duyan sol. Bir kere zor bir yazardı Tanpınar. insanın evrendeki konumu üstüne Pascal’ın buradaki düşüncesini tartışırken bu “saz” benzetmesini atlar. Batı’nın karşısına çıkarılacak güçte sanatsal ve düşünsel yapıt yaratılamadığı gerçeğini keyifli bir acıyla günlüklerinde öne sürüşüne bu yazıda zemin hazırlamıştır. bizi bu benzetmeye gönderir: “Pascal’ın insan hakkında verdiği ‘düşünen saz’ tarifi. İnsan bir saz gibidir. “İnsan ve Cemiyet” başlıklı yazısında (Ülkü. Tanpınar’ın başka düşünürler ve eğilimlerle girdiği ilişkilerin genel bağlamında bile olsa.” Buradaki “kader”i tarihsel zorunluluk olarak da okuyabilirsiniz. Lenin ve Mao’ya göndermelerle belirlemeye çalışıyordu: “Bir edebiyat geçmişin değerlerine dönmek. Tanpınar’ı. varoluş kavgasını hep ivedi yönelişlerle sürdürmek zorunda kalıyor. Tümcenin başındaki ‘ricat’ (gerileme) sözcüğüne bakıldığında bu karşılıklardan birincisinin daha uygun olduğu sonucuna varılabilir. uyarısının yerinde olduğunu gördüm. “insan bir tezatlar mecmuasıdır” cümlesinin ardından. S: 78. son derece özlü bir denemeydi –bildiri dense yeri! BÜTÜNSEL B R OLU UMUN E NDE 50’li yıllarda ve yaşlarda (d. derinlikli ve ku at c birikim olu turmaya giri emeden siyasal giri imlere s k yor seyyitnezir@yahoo. Muharebe toplarının yeri. yığınakta yanlış yapmadan. Ulusal devrimci kültür.. 3.. 1968) ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Edebiyat Üzerine Makaleler” (MEB Y. Doğu . söze.. Oysa yıllarca önce Tanpınar. Tanpınar’la ilişkisini içselleştirecek güç ve zamanı enine boyuna yaratamıyordu. Muvaffakiyet için kullanılan vâsıtalar. Kars’a teşekkürü borç biliyorum. Üstelik eşyanın tabiatına ve tarihe dair. sanatsal ve düşünsel genişleme atılımını politik belirginlikle ta- mamlayarak ideolojik sıçramanın eşiğine geldiği bir aşamada yitirdik. 2. karanlık.. görmek istediğimiz dışındaki şey elimizin altında bile olsa göremiyoruz (mu ne?). derin / Bir dille konuşur. büyük köklerin / Toprakla ezelden karışmış dili!” Ne ki Tanpınar’ı yadsımasa da benimsemesi. bir yandan da bu temel üzerinde yükselen edebiyatın ve “geçmişin değerleri”nin –deyim yerindeyse– alüvyonlarında ulusal devrimci kültürün ortaya çıkma koşullarını Marx. köşeli parantez içinde “doğallık terimi” olarak açıklanmış. 132 . Pascal’ın “Düşünceler” (1670) adlı yapıtındaki şu düşünceden esinlenerek koymuştu: “Düşünen saz.Batı çatışması temelinde Osmanlı’yı ve Cumhuriyet’i köklü biçimde yeniden tartışan Kemal Tahir. ideolojik ve sanatsal ölçütlerinde yeni bir evre başlatır. 16 Mart 1944)... Mayıs 1968) kitabını pirinç ayıklamacasına didikliyorduk. NSAN: DÜ ÜNEN SAZ Sovyetlerin çöktüğü günlerde. “Şark ile Garp Arasında Görülen Esaslı Farklar” (s. 340. Dahası. kader karşısındaki aczini birleştirir. –daha sonra hangi kitabında yer aldığını şu an bilemediğim– “Cumhuriyet Dönemi Üzerine Bir Deneme” yazısını (Yeni Dergi. Bu son derece sağlam ve cesur değerlendirmelerle yüklü yazısında yazar. sömürünün iktisadi içeriğine olduğu kadar felsefi ve artistik içeriğine de kesinlikle karşıdır. bugün de önemini koruyan ve 3-4 formalık kitap oylumundaki bu incelemesinde bir yandan Osmanlı’dan günümüze “edebiyatı biçimlendiren temel”i sergiliyor. Yazılar. aynı zamanda yabancı kültürlerde sağlam ve devrimci olandan yararlanır.” Nurullah Ataç. “Düşünen Sazlık” (Metis Y. Yazılarınızın Tanpınar’ı tartışmaya yer bırakmayacak biçimde gerçek yerine. politik olduğu kadar. Batı düşüncesinin evrensel yapısına dalgalarını ve ses tonlarını belirgin biçimde akıtmış olan bu iki düşünürün dünyayı algılama biçimine bulaştığını burada apaçık görüyoruz. Selahattin Hilav’ın çabalarına karşın.. Ben değerimi mekânda değil. De Y. arkadaşlarının çaba ve desteğiyle Fransa’ya gitme olanağı bulan Tanpınar’ın ikinci gidişi. bir denemesinde.. . Nitekim dönüş sonrası tüm günlük ve yazılarında onu düşüncesindeki aydınlanmacı ve yurtsever çizgilerin daha da koyulaştığı bir yazar kimliğiyle buluyoruz.. Kuruçeşme’de verdiği konferans sonrasında okurlarının sorularını yanıtlamış. bkz: Mihri Belli. ayrıca “1917’den günümüze Sovyet devleti ve entelektüeller” konulu bu yapıtı imzalamıştı. ve Payel’in estetik üstüne kitaplarının yanı sıra Nâzım’ın “Kemal Tahir’e Mahpusaneden Mektuplar”ını (Bilgi Y.. TÜYAP’ta yazar arkadaşlar arasında konu açıldığında. Bu kültür. onları diriltmekle ulusal olmaz. Haziran 1970) Fatih Eğitim Entitüsü’nde (Trabzon) siyasal eylemlerden fırsat buldukça bu konuları birçok arkadaşımızla ama en çok da –öykü ve eleştiri kitaplarıyla tanınan– Fahrettin Demir’le tartışırken. ondan yaptığınız alıntılar kendisi hakkında ne büyük bir yanılgı yaşandığını / yaşadığımı göstermesi nedeniyle özellikle övgüye değer. ulusallık da ancak sınıfsal açıdan ortaya konabilir. düşüncelerimin düzeninde aramalıyım. o günlerdeki felsefi ve politik yönelimleri çözümlemeye de ışık tutan. Sol Y. Ömrünün bu son yıllarında üstünde çok çalıştığı “Eşik” şiiri de sanki kendindeki bütünsel yeniden oluşmayı ima eder: “Hakikat çok uzak. Ama asıl üstünde durulmak gereken nokta. ama düşünen bir saz. Tanpınar. varolu kavgas n hep ivedi yöneli lerle sürdürmek zorunda kal yor. acele etmeden.com) ‘tabiye’ sözcüğünün karşılıkları ise şöyle: 1. mistisizmle materyalizmin arakesitindeki bıçak sırtı konuları işliyordu. MDD (Millî – ulusal– Demokratik Devrim) çizgisinin kurucu önderi Mihri Belli’ye bırakıyordu: “Ulusal devrimci kültür. onun kişiliğinde. teferruat saymak değil. Yazar..com Ahmet Oktay Yahya Kemal Ahmet Oktay. Bu kültür. istihkâm parçası. uyarıp düzeltmesi (Övgülerdense düzeltmeler elbette çok daha yapıcı): “Bu vesileyle 30 Kasım tarihli yazınızdaki bir anlam kaymasına dikkatinizi çekmek istiyorum. . Bu arada Tanpınar’ın Dergâh’taki kitaplarına alınmayan ve Cumhuriyet’te çıkan bir yazısını 68’liler Birliği Başkanı Sönmez Targan’ın. Yıllardır masamın üstünden kaldırmayıp sık sık başvurduğum “1908 Devriminin Halk Dinamiği” (Kaynak Y. handiyse Yahya Kemal’le birlikte ördüğü kendi geçmişini de tartışmaya açmış. ulusal ve devrimci ne varsa onun mirasçısıdır.” Sonra sözü. 6 Eylül 1960) yazısı. muhalif Kagarlitski.” Ferit Devellioğlu’nun sözlüğüne yeniden baktığımda.) kitabının yazarı H. Tekin Sönmez’in 5 yıldır süren küskünlüğümüze aldırmayarak.. yere göğe koyamadığı Osmanlı düşünüş ve sanatından. Mart 1971). verileri toparla. derinlikli ve kuşatıcı birikim oluşturmaya girişemeden pratik çözümler deniyor. “Diyalektik.” Ama daha anlamlı olanı. e lascia dir le genti / Yolundan şaşma. Süleymaniye ve Itri ile Dede Efendi dışında. bize doğru bir tutum gibi gelmiyor. s. 15 Temmuz 1961) Hegel ve Marx’ı belki de hiç okumamış olmakla birlikte. aynı zamanda. Son yazılarınızda Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında verdiğiniz bilgiler.” (s. kitabının adını. tarihsel ve toplumsal yönden son derece derin saptamalar getirmesi. “Tanpınar için büyük bir kurtarma savaşı başlattın. “ulusal devrimci kültür” tartışmalarına da ivme katmıştı. Zafer Kars’ın mektubu da öyle: “Aydınlık Kitap’taki yazılarınızı zevkle okuyorum. . sol için hep müşküllerle dolu bir edim olarak kaldı. hayatın bütününü görmek ve üzerinde düşünmektir. yanındayız” demesi elbette cesaret verici.ARAKABLO Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 17 SEYY T NEZ R Tanpınar: “Hakiki realizm. Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün safına oturtan bir kitapla sonuçlanmasını dilerim. ‘Tabiye ıstılahı’. [bu] değerler de. Mart 1991) kitabının tanıtımı için İstanbul’a gelmiş. gerekse deneme ve edebiyat tarihi yazıları Doğu ve Batı kültürü üstüne birikimli okur istiyordu. teferruat saymak değildir” Ülkemizde Bat ’n n yüzy llard r süregelen yok edici bask s n köklü biçimde duyan sol.. Israrla sürdür. şiirin diliyle söylendiği için bu cinsten tecritlerin en güzeli.. Marx’ın “Dante’den andığı” şu sözlerle bitiriyordu: “Segui il tuo corso. Gerçekten de. insanı tarife çalıştı” diye girdikten sonra. ülkeye ve kendisine yeni bir tarihsel görüngeden yaklaşmanın ilkelerini sağlamıştır. Tanpınar’ın 50 yıl önce bu benzetmenin çağdaş diyalektik derinliğini kavramış olduğunu fark etmek için bizim Kagarlitski’yi beklemek zorunda kalışımızdır.135 / Cumhuriyet.. 1901). Türkiye toplumunun geçmişinde sağlam ne varsa. 40 yıldır her şeyiyle yüklendiği Yahya Kemal’i de sırtından indirivermiştir: “Hakiki realizm. ağırlıklarından kurtulurken.

. Sıradışı ve unutulmaz bir eser.. aslında insanı yurttaş ve birey olarak ikiye bölen kapitalizmle uzlaşmak ve siyasal iktidarı mutlaklaştırmak olduğunu sergiliyorlar.. bilim de uzmanlaşarak bütünselliğini yitiriyor. Do an.. felsefi estetik çerçevesinde. hareketliliğin en hızlı olduğu 19. Buradaki “Son Bakış”. Osmanlı döneminde Arap dil. dahası siyasal özgürlüğün bu şekilde kutsanmasının. felsefi estetiğin sonda gelen. Yap Kredi Yay nlar . Yazar. 422 s. gürültünün yerini. 260 s. 320 s. heyecandan tıkanmaman. Onu karşımda görünce içimdeki sevgi öylesine büyüdü ki. 112 s. Hayao Miyazaki’nin Neil Gaiman’ın Coraline’nini filme çektiğini hayal edin. doğanın dinginliği alabilir. Yaşamımız. okuru da çok hareketli. Hani bazen yüreğinize çok sevgi dolarsa içinize sığmayıp taşar ya. Küçük bir çocuk gözüyle dahi olsa onları yakından tanımak ve yaşantılarını görme fırsatım olmuştu. Ruth Rendell. Logos Yay nlar . kitabın adına “Son Bakışta Sanat” demiş.. Çev: Bülent O. soğuk havada ağzından çıkan dumanların arasında kaybolmaman. işte öyle. son derece yalın bir dille. Doğadan kopan insana akıl şekil vermeye başladıkça duyular köreliyor. Ömer shako lu. Aşk inanmaktır. Bir asker kızı olarak uzun yıllardır devam eden Türkiyedeki terör olayları. Akıl her şeyi belirler olduğunda bilgi. eksantrik bir “çarşı”nın içine çekiyor.. asla görmezden gelinmeyecek güzelliklerle dolu. “Goto’nun çılgın ve karanlık dünyasında bir yolculuğa çıkmaya hazır olun. leti im Yay nevi. nefes alıp verişlerini kontrol etmen. Taylan Altuğ. özgürleşmeyle aynı şey olmadığını. birine inanman. Böylece Melanie annesini kurtarmak üzere Yarım Dünya’ya doğru zorlu ve karanlık bir yolculuğa çıkar. 88 s. Söylemiştim. demokrasinin yöneten-yönetilen ayrımına ya da tahakküm ilişkilerine karşı çıkmakla. 168 s. Can Yay nlar . Her yerde. muhalefet kadar iktidarlar da eylemlerini kendinden menkul bir “demokrasi ilkesi” ile açıklıyorlar. bir sanat galerisi sahibi.. Biliyordum zaten eninde sonunda yolumuza çıkacağını.” Onur Caymaz. Işıkların gözlerini artık ne kadar ağrıttığını. Fakat bir gün okuldan eve dönüp annesinin ortadan kaybolduğunu fark etmesiyle tüm hayatı değişir: Bay Tutkal adlı pespaye bir yaratık onu Yarım Dünya’ya götürmüştür. Polisiye-gerilim edebiyatının usta ismi Ruth Rendell’dan. 216 s. edebi ve kültürel hayata tesir eden amiller.” . görülecek. yüzyıldaki edebi ve kültürel hayatını inceleyen bu çalışmada. Batılı oryantalistlerin etkisiyle kimi Arap ülkelerinde dillendirilen. thaki Yay nlar . Sel Yay nc l k. konuşurken boğuluyormuş gibi davranmaman. “Deniz Kokusu”. Onur Caymaz. Sevgi dolu ama ihmalkâr bir annenin tek kızı olan Melanie Tamaki çevrede pek rağbet görmeyen bir çocuktur. Gilles Dauve. aynı bedendeki eller tarafından taranmışı hakir göreceğine. denize aktı. “Gökyüzü Sineması”ndaki iki uzun öyküsünde birbirine değen. “O gün denizin ruhuyla buluştuk gibi gelmişti bana. sahaflar ve bitpazarlarıyla ünlü sokağı Portobello’yu mekân tutan roman.. Çev: Lale Akal n.. kültür ve edebiyatının durakladığı ve hiçbir aşama kaydetmediği fikrinin arka planı araştırılarak objektif bir şekilde tahlil edilmiştir. bir başkası tarafından okşanmış saçın. dostluğun değerini fısıldıyor. Portobello Soka Suriye Tarihi Yar m Dünya Kürtler Arkada md Ruth Rendell. akıllardan hiç çıkmayacak bir ses tonuyla sevginin. çarpıcı bir roman. Goto’nun çılgın ve karanlık dünyasında bir yolculuğa çıkmaya hazır olun. Orada kaldığımız süre içerisinde Kürtlerle olan arkadaşlığım bende unutulmaz anılar bıraktı. karakterlerini her türlü sınıfsal ilişki ve çelişki içinde resmederken. Ta ki 1947’de bir tatbikat sonrası babamın vefatına kadar.. tuhaf bir “bağımlılık” şekli ve aşk üzerine de dikkat çekici vurgularda bulunan. 243 s. Kabalc Yay nevi. duyulacak ve içine çekilecek öyküler bunlar. Batı Londra’nın antika dükkânları. birinci sınıf bir Ruth Rendell romanı. toplumu mevcut haliyle kabullenen solun demokrasi kavramına dört elle sarılmasının ve “demokrat” kimliğinin açmazlarını ortaya koyuyorlar. nasıl bakacağımızı bilelim.. bir umut arayışının. bunun yanı sıra ülkemizde ve dünyada son on yıldır daha da hızlanarak artan siyaset ve sosyal hayattaki kirlenme. ayrıca İstanbul’daki edebi ve kültürel hayatın Suriye’ye yansımaları ele alınmış ve o dönemin karanlıkta kalan bazı yanlış anlamalarına ışık tutulması amaçlanmıştır. edebi ve kültürel yayınlar ile bu yayınlarda Osmanlılara ve Türklere bakış.. çarpışan hayatları ve hayattan vazgeçmemek için direnen insanları anlatıyor. Do an Kitap. sanatla olan zorunlu bağına. kendi ifadesiyle ilk elde. Caymaz’dan tek biletle iki novella. Ödüllü yazar Hiromi Goto’dan macera dolu.” Taylan Altu .. sanatın bir şeyi ifade ederken aynı zamanda onu gizleyen özelliğinin peşine düşüyor. Uzmanlaşan insan da bütünsel bakış geliştirmekten uzaklaşıyor. Çocukluk ve genç kızlık dönemime ait anılarımla harmanladığım 1962’ye kadar geçen süreç içerisinde kâh iyi. sonradan gelen bir son-görü olarak. felsefi estetiğin sanata ve sanat eserlerine bakışını ima ediyor. insan ruhunun karanlık köşelerine dair bir başyapıt. ben daha yedi yaşındayken şark hizmetini yapmak üzere Ağrı Diyadine gönderilmişti. Batılılaşma sancısının bu coğrafyada nasıl yaşandığı. barışın. çok iyi bildiği ve mükemmel tasvir ettiği bir atmosferde. “Portobello Sokağı”. “Çarşıdan geçerken her yerde yalnız olduğunu düşündün.” -Neil Gaiman- Edip Kamran Kuranel Gökkaya. hayrı ve şerri bütünüyle siyasetten bilmenin. Hiromi Goto. Eşyanın fikrine inanman gerekir.. Böylece. kavganın. taşıyamadım. kişisel çıkarların.18 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP YENİ ÇIKANLAR Deniz Kokusu Son Bak ta Sanat Gökyüzü Sinemas Demokrasinin Ötesinde Can Göknil. o kırık gözlüğü yaptırman gerektiğini. Dolayısıyla çoğumuz için biçim içerikten daha önemli bir hale geliyor. etkileşimine ve karşılıklı bağımlılığına bir telmihte bulunuyor. adıyla bile bu yalın erdemin adresini açıklayan bir öykü kitabı. “Demokratikleşme” ya da “totaliterleşme” tek siyasal gündem olunca. düşündüğüm gibi de oldu. Can Göknil. kâh sancılı kısa hikâyemi bulacaksınız bu kitapta. bir şizofren ve bir hırsızın öyküleri etrafında şekilleniyor. “Babam. Gilles Dauvé ve Karl Nesic ise. eğitim kurumları. Çev: hya Kahraman. Yeter ki nereye bakacağımızı.. küçük bir sürprizin ve günlük yaşamdaki sıradışı bir davranışın nasıl gerilimli bir hâl alabileceğini gösteren. Kuşkusuz yalnızca okunacak değil. beni bir süredir içten içe çok rahatsız ediyordu.. Osmanlı hâkimiyeti altında dört asır (1516-1918) kalan Suriye’nin.

Psikanalist ve tarihçi Elisabeth Roudinesco temelsiz iddiaları çürütmek ve bu önemli şahsiyeti gerek insan olarak gerek düşünceleriyle daha iyi tanımamızı sağlamak için söz alıyor. . edebiyat tarihinin akışından bahsetmek olduğunu belirtmektedir. Ayr nt Yay nlar . Hep aradığı o umudu hiç de bulamayacağını bilen.” Y lmaz Onay. “Devrimin Kızları”. ufuk çizgisinin yerini iyi seçme.YENİ ÇIKANLAR Aydınlık KİTAP Gerçekçilik. Yeniden! 7 ARALIK 2012 CUMA 19 Yakamoz Av na Ç kmak Devrimin K zlar Devrimci Hukuk Necati Tosuner. daha çok ‘neden hep ben?’ sorusunun cevabını aramaktı. 1968 senesi. 391 s. 360 s. Kemalizm’in ve Türk Hukuk Devrimi’nin geniş kitlelere daha iyi anlatılabilmesi ve benimsetilmesiyle mümkündür. güncelliğini korumaya ve tartışılmaya devam ediyor. Say Yay nlar . Tekin. G. parlak. öykü türünün sınırlarını genişleten başarılı bir biçim çalışmasını da gerçekleştiriyor.. mimaride düşeyleri kontrol etme. Yalnızca kendine özgürlükçü bir azınlığın demagoji ve yalanlarla yönettiği günümüz dünyasında “gerçekçilik”. aklı başında olan vatandaşlarımızca giderek daha iyi anlaşılan emperyalizm güdümlü “Karşı Devrim”e dur diyebilmek. Ay e Siret Akduman. fotoğraf çekerken dikkat edilmesi gereken temel prensiplere kadar birçok konu irdelenmiştir.. siyah. yine de umutlanmayı. ters ışık ile etki yaratma ve renk armonisini düzenleme bulunmaktadır. şahsı hakkında da olumlu ve olumsuz birçok mit ortaya atılıyor. Baudrillard.” Böbrek yetmezliği nedeniyle yorgun düşen yazara kardeşi yeniden can veriyor. Yordam Kitap. Pospelov. Bo aziçi Yay nlar . Hukuk konusundaki tartışılmaz bilgi ve bilgeliği. Yine dönemleri ve edebiyatın temeli olmuş eserleri de “terimler” içinde değerlendirilmiştir. J. Cape Wilde kasabasındaki bir erkekler okuluna. Bu kitap. dünya tarihinde eşine bir daha rastlanamayacak şekilde çağdaşlaşma ve demokratikleşmenin önünü Türk Hukuk Devrimi açmıştır. Arslan Tekin. bir adam. Yazar Ayşe Siret Akduman “İnancın Mucizesi” adlı kitabını böbreğini bağışlayarak onu hayata bağlayan kardeşine hitaben yazmış. bu dar kavrama zengin bir içerik kazandırıyor. 480 s. Foto raf n Temel Prensipleri Her eye ve Herkese Kar Lacan Edebiyat m zda Terimler nanc n Mucizesi Özer Kanburo lu. yatay ya da dikey kadrajın kararını verme. flaşı etkili kullanma. objektiflerin perspektife olan etkisini kullanma. Pinter. Kitabın geliri Çocuk Böbrek Vakfı’na bağışlanacaktır. A. terimler. 128 s. Yirminci yüzyılın en etkili düşünürlerinden olan psikanalist Jacques Lacan. Yazarın. Düşüncelerinin özgürlükçülerden ziyade baskıcıların amaçlarına hizmet ettiğini iddia edenler olduğu gibi. Azgelişmiş ve yarı sömürge durumuna getirilmiş bir İslam ülkesinde. ‘Hah. “Edebiyatımızda İsimler” adlı kitabı da bu eserin tamamlayıcısı niteliğindedir. “Yakamoz Avına Çıkmak”. yeniden umutlanmayı kendine hiç yasaklamamış olan. bir bu eksikti’ dedim kendi kendime. Tekke Edebiyatı. altın oranı kontrol etme. araştırma konusunda sınır tanımaz sabrı ile tanınan Onursal C. Bir mucize sonucu bir böbreği diğerinden küçük olduğu tespit edilen kardeş. Brecht. uygun olan böbreğini ablasına armağan ediyor. yeniden.. Millî Mücadele Dönemi Edebiyatı. Dr. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin çökmesi ve paramparça olmasıyla sonuçlanacağı. kontrastı vurgulama. 192 s. yüzyıla ait sanatsal bir “biçim” olarak görülmesine itiraz eden Onay. radikal bir toplumsal değişimin zirvesindeki seçkin bir New England kasabasındaki paternalist iktidarın yarattığı erozyon hakkında son derece zeki ve duygulara hitap eden bir roman yazmış. babası olmayan kızların yaşadığı dipsiz çaresizlik. “Gerçekçilik”in. “Ve bunca yıl sonra. Bir kez daha yeni bir hastalıkla uğraşmak zorunda kalacağım gerçeğiyle karşılaşmıştım. Lacan’ın psikanalizi ve felsefesi hakkında yayımlanacak bir dizi kitabın ilki olan Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan. bunu çoktan öğrenmek zorunda kalmış olan bir adam gelecekti bu kıyıya. 304 s. Seghers. fotoğrafa başlarken en önemli konu olan doğru fotoğraf malzemesi seçiminden. Zaten hayatım boyunca hep sınanmıştım. alan derinliğini kontrol etme. tarihin önemli anlarını simgeleyen karakterlerle kurulmuş başarılı olay örgüsüyle dramatik bir toplumsal roman. Metis Yay nlar . Necati Tosuner’in yaşamın sanki düşleri andıran ve üstünden zaman geçtikten sonra düş gibi hatırlanan anlarını anlattığı öykülerden oluşuyor. Bu kitapta. müdürünün bütün itirazlarına rağmen bir kayıt hatası nedeniyle ilk kez bir kız öğrenci kabul edilir: Carol Faust on beş yaşında. Bu konular arasında.. Elisabeth Roudinesco. kavramlar tek tek anlatılmıştır. konuya göre doğru örtücü hızı seçme. “terimler”in burada genel bir ifade olduğunu. İslâmî Türk Edebiyatı. ezilen kitlelerin elinde güçlü bir silah olarak beliriyor. bu amaca katkıda bulunmak için yazılmıştır.N. B. fotoğraf makinesinin temel ayarlarını doğru yapma. Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı ve bu edebiyatlar içinde yer alan akımlar. “Brechtyen estetik”in ülkemizdeki ilk ve en önemli temsilcilerinden Yılmaz Onay’ın kapsamlı bir incelemesi ve manifestosu. Kendimi yorgun hissediyordum. Divan Edebiyatı. tanımak isteyenler için olduğu kadar tanıdığını düşünenler için de iyi bir kaynak: Canlı bir portre ve buna paralel bir analiz. makro çekimler yapma. 140 s. sanatla yaşamı birleştiren bir üst-kavram. Özdemir İnce ve Nâzım Hikmet gibi yazar ve kuramcılardan geniş alıntılarla destekleniyor Carolyn Cooke. genç kızların ve kadınların yaşamları. ritmi yakalama. Peki erkekler okulunda ilk kız olmak nasıl bir şeydir? Carolyn Cooke. dik başlı bir kızdır. umutlara kolayca kapılma yaşını da iyice geride bırakmış olan. Bankas Kültür Yay nlar . dönemlerden ve eserlerden bahsetmenin. bir sanatsal “akım” ya da 19. 96 s. Başsavcısı Savaş’ın son kitabı. Vural Sava . netliği doğru yere yapma. Kitabın güçlü tezleri. Millî Edebiyat. “Gerçekçilik” tartışmalarına yeni bir boyut ve canlılık kazandıracak olan bu kitap. Servet-i Fünûn Edebiyatı. H.. Yazar umudu ve umutsuzluğu anılarla düşler arasındaki gelgite yerleştirirken. kinci Adam Yay nlar . Bilgi Yay nevi. “Angina Pectoris bu hasta kalbime konan teşhisti. Bu bir isyan değil. Çeviri : Nami Ba er. Çev: Gizem akar. oysa. Tanzimat Dönemi Edebiyatı. Umutlanmanın boşa umutlanmakla sonuçlanacağını bilen. “Edebiyatımızda Terimler”in beşinci baskısında. İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı. konu fon ilişkisi oluşturma.

Bugün şiddet kültürünün içinde yaşıyoruz. Bu bahaneyle önce Aziz Nesin’in kitabını aldım ve bilmem kaçıncı kez yeniden okudum. öğrencilere okumayı sevdirmek..20 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ÇOCUK . Doğan başka şehre taşınınca birbirlerinden kopmamak için düzenli olarak elektronik posta yoluyla haberleşme kararı alıyorlar. yeni romanında çocukların dikkatini hayvan haklarına çekiyor. hiç eskimeyecek.. kitapla çocuk arasında farklı bağlar kurmak ve kurulan bağları kitap okuma eyleminden sonrasına taşımak amacıyla oluşturduğu “Yaratıcı Okuma” dizisinin kitaplarından biriymiş. Güdük. iki samimi arkadaşlar. Evden atıldığını bir türlü kabul edemeyen Güdük'le. Anlık heveslerle eve alınıp. ne değişmedi? Bu soru beni ‘Şimdiki Çocuklar Hâlâ Harika’ adlı mail romanı yazmaya yönlendirdi. ilkokulda okuduğumda katıla katıla güldüğümü hatırlıyorum. Ahmet’le Zeynep’in haftalık mektuplarından farklı olarak günübirlik. Bu da karanl k bir dönemde tek umut. Anna Teyze diye biri beliriveriyor. “La Fontaine’den Masallar”. bütün dünyaca ünlenmiştir. yaşam biçimlerinin..) Bir Anne Dile! Her gün şikâyet ettiğiniz anneniz. kendi anneleri ortadan kayboluyor. Bir Sabine Ludwig. Zehra İprişoğlu kendi resmi sitesinde kitabı üzerine yazdığı yazıda şöyle diyor: “Aziz Nesin’in altmışlı yıllarda yazdığı ‘Şimdiki Çocuklar Harika’dan bu yana ne değişti. Çocuklar zaman zaman geleneksel aile yapısıyla modern aile yapısının çekişmelerinin içinde buluyorlar kendilerini. Ve macera başlıyor!. Sonra ne mi oluyor? Bir259 s. sorunları da farklı olan üç hayvanın arkadaşlığını işleyen kitap.halic@hotmail. en korkunç annesi yarışmasını görünce. Aziz Nesin’in 1967 yılında yazdığı “Şimdiki Çocuklar Harika”. fino cinsi bir köpek olan Güdük ve yavru kedi Bıdık ile tanışır. Sonuçta çocuklar da sözü edilen ailelerin bir parçası. ‘Şimdiki Çocuklar Hâlâ Harika’nın çocukları gözlemleyici ve sorgulayıcı gizilgüçleriyle Aziz Nesin’in çocukları. olayların tam içindeler. unutulmaz bir dayanışma örneği! “Hızlı Tosbi”. yaşadıkları ortama kuşbakışı bakmıyorlar. tek k belki de. Ama annesi onun dünyanın en büyük piyanisti olacağına inanmış. Rap Rap Rap! Sokak hayvanlarının hayatta kalma mücadelesi. Elbette her okuduğumda aynı coşkuyu yaşamıyorum. Bu hafta elime Zehra İprişoğlu’nun. Akdeniz’in sevimli kenti Fethiye’de yaşayan Doğan’ın ailesi kasaba insanının tipik özelliklerini taşıyor. “Muhteşem İkili” ve “Şaşkın Cengâver” gibi sevilen çocuk kitaplarının yanı sıra eski Anadolu uygarlıklarını canlandırdığı benzersiz romanlarıyla da tanınan İsmet Bertan. çocuklar ne istiyorsa. bu yaÇev: Tuvana Gülcan. sokağın çetin koşullarında pati patiye veren üçlünün peşine Kara Köpek Çetesi düşmüştür. Birçok tehlikeyle dolu sokaklarda başıboş dolaşırken. Can Yayınları. Nesin Vakfı’nı karalama olayı bunun en son örneği. edebiyatla resim sanatını birleştirmek. Tıpkı Aziz Nesin’in Zeynep ile Ahmet’i gibi. Annelerin yerine geçen Anna Teyzelerin her ne kadar tuhaf davranışları olsa da.” İREM HALIÇ irem. ülkemizde endişe uyandıran yasa tasarısının gündeme taşıdığı hayvan haklarının görmezden gelinmesi konusunu ustaca ele alırken. Kitap. çocukların gözünden ebeveynlerin ve öğretmenlerin hatalarına parmak bastığı için süregelen kurguların dışına çıkmış. Yavru bir köpekken bir ailenin yanına taşınan Hödük'ün ev hayatı uzun sürmez. Yarışmaya katılan başka çocukların anneleriyle birlikte. ezildiğini bilmediği annesini arayıp duran Bıdık. belgeselci gözlem gücü ve sinematografik diliyle insanları. kaç gün sonra kapı çalıyor ve her birinin kapısında. bu üç çocuk okudukları dergide dünyanın leti im Yay nevi. Bir De B d k. Ancak. yüzyılın en tanınmış Fransız şairi La Fontaine’in bazı insan karakterlerini hicvetmek amacıyla. basıldığı dönemde tüm dikkatleri üzerine çekmiş. Bertan. Adam Yayınları'ndan çıkan kitabın kapak resmine hala bakar dururum. dönemin aksayan eğitim sisteminin adeta kaynakçası olduğu için sakıncalı bulunmuş. çocuğa pek söz hakkı tanımayan baskıcı okul sistemi ya da ataerkil aile yapılanması ya da kız erkek ayrımcılığı gibi. T pk Nesin Vakf ’nda yeti en onca çocu un saçt k gibi. rünüşleri gibi karakterleri de. çocukluğumu. FARKLI ÇOCUKLAR AYNI SORUNLAR Can Yayınları tarafından yeniden çocuk ve gençlerle buluşturulan bu kitabın çocuk kahramanları Deniz ve Doğan. evrensel bir kitap. gün. rışmaya başvuruyorlar.. Aziz Nesin’in unutulmaz romanı “Şimdiki Çocuklar Harika”dan esinlenerek yazdığı “Şimdiki Çocuklar Hâlâ Harika” adlı kitabı geçti. Ama annesinin işi başından aşkın ve gözü de kardeşi Niklas’tan başkasını görmüyor. (Şimdiki Çocuklar Hâlâ Harika. bir gün aniden her istediğinizi tam istediğiniz gibi yapan birisine dönüşebilir mi? Bruno boks yapmak istiyor. . 120 s. ilkokul arkadaşlarımı. çocuk aynı çocuk “ imdiki Çocuklar Hala Harika’n n çocuklar gözlemleyici ve sorgulay c gizilgüçleriyle Aziz Nesin’in çocuklar . okuyucunun kabahati. Zehra İprişoğlu’nun kitabı ise aslında 2006 yılında Toroslu Yayınları tarafından basılmış ilk olarak. eskimiş bir süs eşyası gibi sokağa atılan hayvanların yaşam mücadelesini onların gözünden aktaran roman. Gün vanlarının zor koşullarına tanık ediyor. özel bir okulda buluyorlar kendilerini. Zehra İprişoğlu. Tersine otoriter sistem giderek çığırından çıktı. farklılıkların ve farklı sorunların ipuçlarını veriyor. edebiyatı masalla başlatan dünya şairi Nazım Hikmet’in cezaevinNaz m Hikmet Ran. onun arkasını toplamak yerine biraz kendi çocukluğunu yaşamak istiyor. di ifadesiyle “Okunduğunda hece vezniyle yazıl200 s. Mavisel Yener’in “Şiir Saldım Gökyüzüne” ve Nazan İprişoğlu’nun “Resimlerle Konuşalım” isimli kitapları. öğretmenlerimi anımsamak ve her okuduğumda yeni bir ayrıntıyı fark etmek hoşuma gidiyor. Teknolojik alanda çok şey değişti ama beyinler değişmedi. Çocuklarımız da bundan paylarını alıyor. GöKitapl . Hödük'ün dostluğuna sığınırlar. Adeta programlanmış birer robot gibi! Peki annelere ne oluyor? Onlar bir adada. samimiyeti hissetmek.) hece veznine stilize edilmiş serbest vezinle” yaptığı çevirinin söyleyiş biçimindeki yalınlık ve Türkçe lezzetiyle okundukça renklenen. Seza Kutlar Aksoy’un “Şişko Patates”. Artık o kadar güldürmese de -ki bu kitabın değil. okurunu sokak haysmet Bertan. Ve aynı gün. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin. dığı intibaı uyandıracak (. onu en mükemmel şekilde yapıyorlar. Aradan geçen neredeyse yarım yüzyıllık süre içinde bazı şeyler sürekliğini koruyor. sevgi ve dayanışma üzerine etkileyici bir öykü anlatıyor. Çocukları yetişkinlerden üstün tutup. tek ışık belki de. Elbette e-postadaki düzen. Emily ise annesinin bitmez tükenmez sakarlıklarından yorulmuş. Anadolu ve Avrupa’ya yayılmış. Dola- yısıyla bu yazışmalar aslında mekanların. gözden uzak bir yerde. 152 s. Dizideki diğer kitaplar Sevim Ak’ın “Gökte Biri Var”. kahramanları hayvanlar aracılığıyla kurgulayıp manzum olarak kaleme aldığı mesel fabl’lar Hindistan'dan İran.. Ama şu da var ki.aynı sıcaklığı. Sofia biraz dikkat çekmek istiyor.com in Nes ziz A Hödük. İstanbul’un batı yakasında yaşayan Deniz ise kalabalığın ve gürültünün tam ortasında. Deniz ve Doğan’ın yazışmaları aslında İstanbul ve Fethiye sakinlerinin topluca yazışmaları. sokaktaki hayvanların gerçek dünyasına götürüyor. Bu da karanlık bir dönemde tek umut.GENÇ Mektup “mail” oldu. Sahiplerinin hevesinin kaçmasıyla kendini sokakta bulur. onları edebiyatın değişik türleriyle tanıştırmak. deyken Ahmet Oğuz Saruhan takma adıyla ve kenYap Kredi Yay nlar . Tıpkı Nesin Vakfı’nda yetişen onca çocuğun saçtığı ışık gibi. üstelik kimi roman yarışmalarında öğretmenleri küçük düşüren ifadeler barındırdığı gerekçesiyle çok önemli yazarlardan oluşan jüriler tarafından elenmiş ya da yasaklanmış.” İyi okumalar diliyoruz. La Fontaine’den Masallar 17.

olay yerinde olması nedeniyle tutuklanır. hatta pek çoğumuzun ezberinde mutlaka bir şiirinin bulunduğu bir ustadır Attila İlhan… Attilâ İlhan “Askıda Yaşamak” diyor kendisi gibi yaşayanlara ve bunu bir röportajında “Benim kitaplarımdan bir bölümünün adı ‘Askıda Yaşamak’tır. Bunu da şöyle açıklar: “Beni azletmek değil. “Ayrılık Sevdaya Dahil” gibi bir çok kitaba imza atan. İddiasına göre askeri sakinleştirmiş. Yaşar. dönemin ünlü valilerinden Ali Kemâli Paşa’dır... Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra.” sözüyle Kaptan’a olan vefasını da göstermiştir. 2004 yılında Arma Yayınları tarafından yayımlandı. Mütareke döneminde Harbiye Nazırı olan Süleyman Şefik Paşa. Yaşar’ın 12 Mayıs 2005 tarihinde çıkan beşinci albümü “Hatırla”da. 31 Mart bir irtica ayaklanması değildi. bir Attilâ İlhan şiiri olan “Ağustos Çıkmazı”. “Beni Koyup Gitme” adıyla şarkı olarak yer almaktadır. Ahmet Kaya besteyi “Kaptan”a dinletmeye gider ve “Kaptan”dan şiirin yazılış hikayesini dinler: “12 Mart sonrasının kahır günleriydi. 1948’de “Duvar” adlı şiir kitabıyla edebiyat serüvenine ilk adımını atan.) Mustafa Kemal’in birşey yapamayacağına kani idim.. Ahmet Kaya herhalde şairin şiirlerini en çok besteleyen sanatçıdır. alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın. 31 Mart Vak’ası” ismini taşıyan kitap. Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Deniz’lere kıymışlardı. Suçsuzluğu anlaşılmasına rağmen Halep’e sürgün edilir. şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız o mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız o mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız Attilâ lhan Ahmet Kaya gibi pek çok eseri Attilâ İlhan şiirinden bestelemiştir. İsyan sırasında Üsküdar bölgesi komutanı olan ve Selimiye Kışlası’ndaki isyanı da yöneten Süleyman Şefik Paşa’nın hatıraları derslerle dolu.. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm. “Yağmur Kaçağı”. 14 gün süren isyan sırasında Hareket Ordusu ile kendi kışlasında bulunan altı bin askerler arasında çatışma çıkmasını önlemiş. “adelet istiyoruz” manasındaymış. Mustafa Kemal şansı yahut benden daha iyi istikbali görüşü muvaffakiyeti temin etti. Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek ses- bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı gittiler akşam olmadan ortalık karardı bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara simsiyah bir teselli olur belki kalanlara geceler uzar hazırlık sonbahara Bununların dışında Attillâ İlhan’ın muhteşem şiiri “Ayrılık da Sevdaya Dair”.. İstanbul’da ise çeşitli sınıflardan otuz bine yakın muallim asker vardı. “Müjganla ben ağlaşırız” dizesindeki “müjgan”ın hep bir kadın olduğu düşünülür. Tarihi gelişi- mi anlayamayınca. Cumhuriyet döneminde yü- zellilikler listesinde yer aldı ve uzun yıllar yurt dışında sürgün hayatı yaşadı.. Babası. Meşruti Devrimle yurda döner. Askıda yaşamak işte budur. “Kaptan” olarak hafızalarımızda yerini koruyan Attilâ İlhan şarkılarda da bizlerle birlikte. İttihat hükümetini lağveder. devrimci olmayan ve gelişmeleri anlayamayan bir komutanın düştüğü acı durum! Bunu da en hafifiyle “basiretsizlik” olarak değerlendirmek gerekir. ardından “Sisler Bulvarı”. Üç yıl kalır. “Belâ Çiçeği”. Öyle ki sözde onları sakinleştirme adına makamında çay kahve ikram etmek zorunda kalır! Bu basiretsizliğinin de bedelini görevden alınmayla öder.. . “Yasak Sevişmek”. TAR H N DI INDA KALINCA “Hatıratım. “Jilet Yiyen Kız” le tekrarladım. Ahmet Kaya’nın gene bir Attilâ İlhan şiirini bestelemesi sonucu ortaya çıkan “Mahur Beste”nin hikayesi ise Can Dündar’ın yazısında bizlere ulaşıyor. SYANCILARIN EL NDE OYUNCAK OLMAK “31 Mart” 13 Nisan 1909 İsyanı sırasında Üsküdar Ciheti Komutanı iken yaşadıkları ayrı bir değerde. “Ben Sana Mecburum”. (. isyancıların “şeriat istiyoruz” naraları.. Kararlılık yerini basiretsizlik alınca. “Böyle Bir Sevmek”. Onlara eğlence bile düzenlemiş. olaylara karşı tutumu da yanlış olur. bir dakika sonranın ne olacağı belli değildir” diye açıklıyor. Attilâ İlhan yoktur artık. Ancak bir süre sonra onlardan ayrılır ve yurda döner. “Yangın Gecesi”. Ve şu saptamayı yapıyor: “O tarihte İstanbul’da benim ile Nazım Paşa elinde idi.SÖZ “Kaptan”ın şarkılardaki esintisi DAMLA YAZICI “… görünmez bir mezarlıktır zaman şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek kim duysa / korkudan ölür -tahrip gücü yükseksaatli bir bombadır patlar an gelir Attilâ İlhan ölür …” Ve an gelir. tatiften daha büyük vazifeye tayin etmesi lazımdı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim. “Elde Var Hüzün”..” Bunun üzerine Ahmet Kaya ve eşi Gülten Kaya’nın gözleri yaşarır. 235 sayfalık kitap ilk kez yayımlanmış. (. ancak daha sonra amansız da İttihatçı karşıtı olur. simsiyah. İsyanı ise Ankaralı Hamdi Çavuş başlatmış! Hareket Ordusu şehre girince onu yakalamış ve asmış. “Böyle Bir Sevmek”. İsyan sırasında kararlı ve basiretli olsa Selimiye Kışlası’nda belki de isyan anında bastırılacak. “Cinayet Saati”.202) MUSTAFA KEMAL B R EY YAPAMAZ Süleyman Şefik Paşa’ya göre. bu şarkıya çektiği klibin sonunda “Dünya biraz daha yalnız Attilâ İlhan’sız. eserleri. “Tutuklunun Günlüğü”. En önemli ders ise. Babasının ölümünden sonra Paris’e kaçmış ve burada Jöntürklerle birlikte olmuştur. Yeni yazıya ise Hümeyra Zerdeci aktarmış...” (s. emrindeki erlere “aman yavuralarım yapmayın” tarzı davranarak onların peşinden sürüklenir. memlekete hakim olurduk. “Korkunun Krallığı”.” SES . fikirleri ile zenginliğimiz olan Attilâ İlhan’ın büyük edebiyatçı kimliğidir geriye kalan. “Lili Marlen Türküsü”. Şiirleri.) İstanbul’a giren Hareket Ordusu’na birşey yapılamaz idi. Yazar 60 yıllık yazı hayatında. Ahmet Kaya’nın 1986 tarihinde piyasaya çıkardığı “An Gelir” albümü hem adını bir Attilâ İlhan şiirinden alır. hem de içerisinde üç tane Attila İlhan şiirinden bestelediği şarkıyı barındırır: “An Gelir”. Etkileyici sözleri ve bir beste gibi akan şiirleri müzisyenlerin bu güç üzerinden şarkılar yazmasına da sebep oldu.SAHAF Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 21 Basiretsiz bir komutanın düştüğü hal! ERCAN DOLAPÇI Yazarımız Özdemir İnce’nin Taksim projesi vesilesiyle gündeme getirdiği “31 Mart İsyanı” konusuna katkısı olması amacıyla bir kitabı gündeme getirmek istiyorum.. Vedat Sakman tarafından bestelenip Zuhal Olcay’ın “İhanet” albümünde yer almıştır. edebiyatın her türünde eser verdi. Abdülhamit’e yapılan suikast sırasında. Başıma Gelenler ve Gördüklerim. Eğer bizim kötü niyetimiz olsa idi Hareket Ordusu’nu perişan eder. Deniz bulanıktı. “Sen İnsansın”. oysa eski dilde “kirpik” anlamına gelen bu sözcük Deniz Gezmiş’lerin idamına ithaf edilerek yazılan bu şiirde anlamına kavuşmuştur. çalkantılı.

Baya . tün gezgin havvakızlarının ve onların tüm gezgin çocuklarının birliğini gösteren Bokononcu vizyon belirdi gözümün önünde. Ba lang çta yer alan . Çin’in para birimi .. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın.Bir atadan gelen kimselerin olu turdu u topluluk. Keşfi Bey'in öyle haykırması. Tenis oynanan alan . Bazıları zayıftır..22 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ALINTI-TEST Okuyaca n z bölümler hangi yazar n hangi kitab ndan al nt lanm t r? 1 Bulunduğumuz oda sanki altüst olmuş ve duvarları. zamanın içinde her yöne uzanan tüneller.Fas’ta bir rmak . baz nesne ve figür boyutlar n n.Yerle im alanlar d nda kalan yerler . İşte o anda geçmişten bugüne zamanın her saniyesinde.San Marino’nun plakas . sülale 3.Biricik. Ate . Sinir . tavanı.K l. Güler” (foto rafç ) . Gezegenimizin uydusu .ridyum’un simgesi 11. hanımların öyle gülüşmesi. ni an 12. Okur . s radan 8.Di i geyik . 3 Bihruz Bey bu dakikada pek mutsuzdu.Beynin parçalar . Resimdeki yazar .Bir binek hayvan .Ah ap.Buzulta . Beyaz .Bir renk 14.Bir seslenme sözü 12.H rvatistan'da bir liman kenti 9. büro . perspektifin etkisiyle k salmas . üye 7.Çok s k dokulu ve sert bir seramik hamuru türü .Galyum’un simgesi . Favori .Cet 8.Resimdeki yazar n bir eseri 2.Bir nota GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMÜ 1-(a) 2-(d) 3-(d) .. bazıları ise güçlü.E ek sesi . merhem .Daha çok radyo için haz rlanm .Lantan’ n simgesi .Stronsiyum’un simgesi .Milattan önce (k sa) 3. gülüt 2.Geni 13. zemini bir anda sayısız tünelin ağzına dönüşmüştü. sedir . Bazıları oyunun başında işe yarar. Gerçekle tirilmesi zamana ba l istek .Bir soru sözü . öhret . tüm gezgin ademoğullarının..Bir yüzölçümü birimi .Jüpiter’in bir uydusu . Aktinyum’un simgesi . nihayet sarışın hanımın arabadan bakıp da bir adiyö'cük bile demeksizin çıkıp gitmesi zavallı beyi pek etkilemişti.Yönetmek için at n a z na tak lan demir alet .Arapça’da “ben” .yeri. sorusunun cevapsız kalması.Fas’ n plakas 9.Peru’nun plakas 6.Rütbesiz asker .Lityum’un simgesi . kanal . Bir nesnenin özelliklerinden veya özellikleri aras ndaki ili kilerden herhangi birini tek ba na ele alan zihni i lem “Yücel” ( air) 13.Berilyum’un simgesi . Ye il ya da hareli sedefle bezeli her tür ah ap kakma e ya .Sahip . tüy . Aynen hayatta olduğu gibi. Güney Kafkasyal bir halk . Bir resim desen ya da alçak kabartmada.Japonya’da buda rahibesi . ç organlar n iç yüzeyini örten ince tabaka .Organ. Satürn gezegeninin be inci uydusu .” demişti babası. evrenin birli ini sa layan düzen ilkesi 10.Plutonyum’un simgesi .Ak l 15. Obur .Lavrensiyum’un simgesi .Kuzu sesi 11.Alamet.Ba ka yere dikmek için haz rlanm olan sebze veya körpe çiçek 7.M s r’ n plakas .Bir filme. On parçanı kaybedip.Kuyruk sokumu kemi i . S rça .Bir ngiliz biras 5.Bir nota .Resimdeki yazar n bir eseri YUKARIDAN A A IYA 1. satrançta da skor tutulmaz.“. Küçük tekne kaptan . genellikle güldürü niteli inde k sa oyun 4. hanımları alıp gitmekteki aceleciliği. laç.Su yolu. Bilerek yap lan i ve fiil . Her parçanın kendi işlevi vardır. bir gösteriye eklenen beklenmedik güldürücü ayr nt . mermer ya da ta levhalar kafes biçiminde oyarak bezeme 15.“. a) Kurt Vonnegut – Kedi Beşiği b) Oya Baydar – Kedi Mektupları c) Edgar Allan Poe – Kara Kedi d) Deniz Kavukçuoğlu – Kedi Gülüşü e) Jeffrey Archer – Dokuz Kuyruklu Kedi a) Luke Rhinehart – Zar Adam b) John Verdon – Gözlerini Sımsıkı Kapat c) Heather McElhatton – Şahane Hatalar d) Adam Fawer – Olasılıksız e) Debbie Macomber – Küçük Mucizeler Dükkanı a) Namık Kemal – İntibah b) Nabizade Nazım – Zehra c) Samipaşazade Sezai – Sergüzeşt d) Recaizade Mahmut Ekrem – Araba Sevdası e) Ahmet Mithat Efendi – Felatun Bey ve Rakım Efendi Bu haftan n do ru yan tlar : BULMACA SOLDAN SA A 1. bazılarıysa sonunda.Bir nota .Karabasan 10.Bir tür cila .Köy evlerinin odalar ndaki duvara biti ik peyke. saydam k rm z renkte de erli bir ta .Bir nota . Ya l ve verimsiz kimse . bölümleri 5.S k gözlü bir bal k a türü 6. Bir tür yumu ak peynir . e i olmayan . Klasik Yunan’da bir sitenin halk meydan . 2 “Satranç hayat gibidir David.Eski Çin felsefesinde.Parlak. Ayhan” ( air) 14. Resimdeki yazar n bir eseri . o teresin de landonun açmakta. Nikel'in simgesi . Motor güç birimi .Lübnan’ n plakas .U ur 4. arabacının. yine de kazanabilirsin oyunu.