T.C.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL YAPI-SOSYAL DEĞİŞME BİLİM DALI

POPÜLER KÜLTÜR, TÜKETİM, MEDYA VE BİLGİ TEKNOLOJİSİ KAVRAMLARININ POSTMODERN DÜŞÜNCEDE İNCELENMESİ

Şevket UYANIK

İstanbul 2009

POSTMODERNİZMİ ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Postmodernizm kavramı, içeriğinden çok tanımlamalarındaki bolluk ile karşımıza çıkmaktadır. Her düşünürün, sanatçının ve felsefecinin postmodernizm hakkındaki fikirleri, kavramın tanımında belirsizliklere ve çelişkilere yol açmaktadır. Postmodernizm bazılarına göre modernizm sonu, bazılarına göre ise modernizmin geliştirilmiş halidir. Kimine göre sadece bir kolaj yöntemi iken, kimi onu tarihin sonunu ilan eden akım olarak görmektedir.(Fukuyama, Baudrillard) Postmodernizm sözcüğünü felsefede ilk olarak Jean-François Lyotard, 1979 yılındaki La condition postmoderne (Postmodern durum) adlı kitabında kullanır. Lyotard postmodernliği, modernliğin geldiği en uç nokta olarak tanımlamaktadır. Lyotard’ın bu kitaptaki iddiası aslında ideolojilerin ve üst-söylemlerin sonuna gelindiği tezidir. Kısaca söylemek gerekirse; Aydınlanma ve Marksizm gibi insanlığın kurtuluşu üzerine kurulu söylemlerin kullanılabilirlik ve bununla birlikte meşruluk krizinden bahseden Lyotard, yeni bilgi toplumu ile birlikte hem sosyal durumun hem de teknoloji sayesinde üretim ilişkileri üzerine kurulu bir anlayışın sonuna gelindiğini söylemektedir. Habermas gibi düşünürler de postmodernizmin varlığını kabul etmemekle birlikte, modernliğin bitmediğini bir tamamlanmamış proje olduğunu ileri sürmektedir. Toplumsal-bilimsel ve sanatsal ütopyaların var olduğu 60’lı yıllardan sonra içe dönüşün ve politikaya sırt çevrilişin yaşandığı 70’li yıllar ve daha sonrasında bilgi işlem çağının getirdiği yenilikler ışığında tartışılan postmodernizm. 80’li yıllarda postmodern tartışma ortaya çıkar ve gündemi işgal eder.1

Postmodernizm denildiğinde akla gelen isimler; sanatta Schnabel, Warhol, Kieper, mimaride Senchs ve Ventur, edebiyatta Barthes, Pynchon, sinemada David Lynch ve felsefede Derrida, Lyotard, Baudrillard’dır. İleriki bölümlerde bu kişilerden bazılarının görüşlerine sıkça başvuracağız.

Postmodernizmi anlamak adına, içerisinde kullanılan bazı genel terimlerin açıklanması gerekmektedir. Öncelikle modernlik, Rönesans ile ortaya çıkar ve gelişmeler göstererek 18.yüzyıl’dan günümüze toplumsal, ekonomik ve siyasal
1

Ömer Naci Soykan, Türkiye’den Felsefe Manzaraları, İstanbul 1993, s. 116

sistemleri gösterir. Modernleşme ise, sanayideki gelişmeler ve bilimsel keşifler, nüfus hareketleri ve ulus-devletle beliren sosyo-ekonomik değişimlerin birliğidir. Bu bağlamda modernizm, sanatsal hareketlerle birlikte anılan özel bir kültürel biçimler silsilesi ile ilişkilidir. Modernizm, klasizme karşı bilinçli olarak gelişmiştir.2 Postmodernlik, sanayi sonrası toplumda gelişen bir harekettir ve belirsizliği de beraberinde getirmektedir. Politikada ise totaliter rejimlerden ziyade, açık ve çoğulcu bir demokrasi taraftarıdır. Postmodernizmin belirtileri çok sayıdadır. Birkaçını sıralayacak olursak; belirsizlik, parçalanma, kurallığın bozumu, ironi, “ben”in yitimi, melezleşme, katılma, karnavallaşma, metinsellik, geleceğe dönüş (Back to the future), her şey gider (anything goes).3 Bilim alanında ise görüşlerin birbirleriyle çatıştığı görülmektedir. Modernizm bilimi yüceltir ve usçuluk yaparken, postmodernizm ise bilimi bir ideoloji yapar ve onu falcılık, feminizm gibi her türlü ideolojik söylem ile bir saymaktadır. Hiçbir kuramsal tartışma ve temellendirmenin çatışan görüşleri uzlaştıramayacağını söyleyen Ömer Naci Soykan, bu durumun daha çok bir yaşama sorunu olduğunu ve bunu doğuran yaşam tarzının ortadan kalkması halinde durumun da ortadan kalkacağını savunmaktadır.

Kısaca,

modernizme

referansla

özelliklerini

tanımlamaya

çalıştığımız

postmodernizmi henüz gerçekleşmiş bir dönüşüm olarak görmek doğru olmaz, hatta böyle bir dönüşümün başladığını bile söylemek zordur. Bunu böyle bir geçişin olabilirliğinin farkında olmak diye yorumlamak daha doğru olacaktır.4

2 3 4

Hasan Yıldız, Postmodernizm nedir? , Dumlupınar Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü, 2006 Ö. N. Soykan, age, s.118 İlhan Tekeli, “Modernizm ve Postmodernizm Kavramları Üzerine”, Gösteri Dergisi Sayı 138, 1992

POPÜLER KÜLTÜR VE TÜKETİM
Popüler kültür, yaşadığımız günlük hayattır.5 Bizlere anlam katan gündelik ihtiyaçlarımızla örtüşür ve bunlarla birlikte var olur. Popüler kültür, 20. yüzyıldan sonra özellikle toplumsal modernleşme ile toplu kültür olarak yayılan ve kavram olarak kültürel gelişmeleri ve günlük uygulamaları kapsamaktadır. Popüler kültürün bir “halk kültürü” olarak adlandırılmasının ya da popüler kelimesinin her alanda yaygın olarak kullanılmasının sebebi, kapitalist üretim ilişkilerinin kültür alanındaki ana etmenleri derinden etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Bunun anlamı, kapitalizmin temel unsurunun yani üretilenleri metaya dönüştüren mekanizmaların kültür alanında da geçerli olmasıdır. Bu bağlamda kültürel üretimin ve kültür ürününün ekonomik gerçekliklerden arındırılmadan ona eklemlenmesini görmek mümkündür. Adorno, tüm estetik ifade alanının yüksek kültür (ve sanat) ile popüler kültür ikiye yarılmasından muzdarip olduğunu öne sürer ve bugüne dek uzanan tartışmaları başlatır. Ona göre, kültür endüstrisi ile popüler kültür identik kavramlardır. Popüler kültür egemen toplumsal ve ekonomik ilişkileri destekler, haklı çıkarır ve sürüp gitmesinde yardımcı olur. Ticarileşmiş eğlencenin teşvikçileri kendilerini, kitlelere istedikleri şeyi verdikleri gerçeğine atıfta bulunarak temize çıkarırlar. Kitlesel ayrım azaldıkça, kültürel metaların ayrım olmadan pazarlama imkânı da artar. Fakat yerleşik çıkarların bu ideolojisi bu kadar kolay göz ardı edilemez. Sırf kitleler “bu saçmalığı istiyor” diye kitlesel bilincin işleyen kurumlarca biçimlendirildiğini tamamen inkâr etmek mümkün değildir.6

Postmodernizm, yeni bir tarihsel mekân, yeni bir duyarlık ya da yeni bir kültür tarzı olarak görülsün, popüler kültürden, bu değişimlerin en kullanışlı biçimde bulunabileceği bir alan olarak bahsedilir. Modernizm ile postmodernizm arasındaki tartışmalar, popüler kültürün hangi kavramın kapsamı içine dahil olduğu düşüncesinde de çelişkiler yaratmaktadır. Andreas Huyssen’e göre, “Büyük oranda, kitle kültürü ve modernizm arasındaki bu ‘büyük bölünme’den uzaklaştığımız kadarıyla kendi kültürel postmodernitemizi ölçebiliriz”.
5 6

Enver Özkalp, Sosyolojiye Giriş, Eskişehir, 2000

Theodor Adorno, Toplumbilim müzik özel sayısı, Popüler Müzik Üzerine. Çev. Evren Çelik. İstanbul 1999, S.69

“Temas alanı, kitle üretimi kent kültürüydü: filmler, reklamlar, bilimkurgu, pop müzik. Çoğu entelektüel arasında ticari kültür standardına duyulan hoşnutsuzluğun hiç de farkına varmadık; ancak bunu bir olgu olarak kabul ettik, ayrıntılı biçimde tartıştık ve coşkulu bir şekilde tükettik. Tartışmalarımızın bir sonucu, pop kültürünü “gerçeklerden kaçış”, “saf eğlence”, “rahatlama” alanından çıkartmak ve onu sanat ciddiyetiyle ele almaktı.”7

Bu açıdan bakıldığında postmodernizmin doğuşunun, modernizmin toptan bir reddi şeklinde oluştuğunu söyleyebiliriz. Popüler kültür kavramı ile birlikte diğer kültür tanımları arasında mutlak bir ayrım olduğunu varsayarsak, bu gerileme ya da çöküş o dönemler sanatın pop müzik ile olan kaynaşmasına yansımıştır. Pop Art
8

akımının en önemli temsilcilerinden ve ortaya koyduğu radikal tepkilerle (eserler) kendisinden bir dönem oldukça söz ettiren Andy Warhol, Rolling Stones’un “Sticky Fingers” adlı çalışmasının albüm kapağını tasarlamıştır.

Postmodernizm, popüler kültür hakkındaki düşüncenin dayandığı teorik ve kültürel temeli kesinlikle değiştirmiştir. Aslında yüksek ve popüler kültür arasında ki ayrımda yaşanan çöküşü, nihayetinde popüler kültür terimini kullanıp, çoğu insan tarafından beğenilen kültürden başka bir şey kastetmemenin olanaklı olabileceğini gösterebilir.

“Postmodernizm tartışması, kısmen popüler kültürün, onun estetiğinin ve yakın olanaklarının, önceden ayrıcalıklı bir alana yıkıcı girişinin belirtisi olarak
7 8

John Storey, ed., Cultural Theory and Popular Culture: An Introduction, Harlow 1998 Pop art, 1950'lerde, özellikle ABD ve İngiltere'de soyut dışavurumculuğa tepki gösteren genç

sanatçıların 1960'larda bir akım haline getirdikleri sanat türüdür. İngiltere ve ABD'de değişik koşullarda ve birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır. Popüler kültür imgeleri kişisellikten arındırılmış bir şekilde sunulur; örnek alınan modellerin anonim kimliklerinden çok uzaklaşılmaz. Sinema alanından örnek vermek gerekirse Andy Warhol’un iki filmi bu bağlamda sunulabilir. Bu filmlerden Empire 8 saat sürüyordu ve yapımı, Empire State Building'in karşısına konulmuş bir kameranın 8 saat boyunca sabit bir noktada çalıştırılmasıyla gerçekleşmişti. Sleep'in konusu da buna benziyordu. Uyumakta olan birinin 6 saatlik uykusunu görüntülüyordu. Warhol, kendisiyle yapılan bir röportajda 'Birisinin yazdığı kitabı okumaktansa, kendine iç çamaşır alışını seyretmeyi tercih ederim' demişti.

anlaşılabilir. Teori ve akademik tartışmalar daha geniş, sistemleştirilmemiş, popüler kültür üretimi ve bilgi ağlarıyla yüzleştirilir. Entelektüelin bilgiyi açıklama ve yayma ayrıcalığı tehdit edilir.”9

Popüler kültürün yayılması, gelişen teknoloji ve yaygınlaşan kitle iletişim araçları kullanımı sayesinde oldukça hızlanmıştır. Popüler kültürün üretim ve popüler ürünlerin dağıtım ağlarının yaygınlaşması konusundaki etkinliğini ortaya koymak üzere John Fiske’nin sınıflamasına dayanarak popüler ürünlerin gündelik yaşamda üç düzlemde işlerlik kazandığını söylemek mümkündür.
10

Buna göre ilk düzlemi

özgün kültürel metalar yani popüler giyim eşyaları, filmler ya da pop yıldızları gibi birincil ürünler oluşturmaktadır. İkinci düzlemde ise bu ürünlerin doğrudan gönderme yaptığı reklamların, basın haberlerinin ve eleştirilerin oluşturduğu ikincil metinler yer almaktadır. Üçüncü düzlemde ise popüler kültürün tüketimine yani gündelik yaşamda popüler metinlerin sürekli olarak işlerlik kazanması ve çeşitli biçimlerde kabulü ya da uyarlanmasına işaret eden bir pop yıldızının taklit edilmesi, popüler bir filmin ya da aktör/aktrisin sohbet konusu yapılması şeklinde örneklenebilecek olan kalıplar bulunmaktadır. Bu üç düzlemden ilk ikisi popüler kültür ürünlerinin birer endüstri haline gelmiş üretimi ve dağıtımı ile bağlantılı iken üçüncü düzlem bu metinlerin tüketiciler –alımlayıcılar- tarafından okunması ve bu doğrultuda gündelik yaşam içinde deneyimlenmesi, tekrarlanması, dönüştürülmesi ya da uyarlanması ile yakından ilgilidir.

“Tüketim kültürü maddi bir fayda olarak değil, göstergelerin tüketilmesidir. Sıradan mallara giz, sır, egzotiklik, güzellik ilintilendirilir. Bu malların orijinal ve işlevsel kullanımı gözden kaybolur. Televizyon bunu oluşturan bizim gerçeklik duygumuzu tehdit eden bir imaj aşırılığı üretir. Tüketim kültürü postmodern bir kültürdür. Bu dünya, ilişki ve tecrübelerinde en son modanın peşinden koşan, maceradan hoşlanan, yaşayacağı tek bir hayatı olduğunun ve bu hayatta zevk almak için gayret edilmesi gerektiğinin bilincinde olan insanların dünyasıdır. Farklılaşma tüketim kültürünün en önemli silahıdır. Her tabaka için belirli tüketim kalıpları oluşmuştur.
9

Iain Chambers, Popular Culture: The Metropolitan Experience, Çev. Ali Utku-Mukadder Erkan, London: Methuen, 1986, s.73 10 John Fiske. Popüler Kültürü Anlamak, Ark-Bilim ve Sanat Yay. , Ankara 1999

Zenginler otomobil, müzayede, tenisten; yüksek kültürel sermayeye sahip olanlar galeri ziyaretlerinden, avangart festivallerden, Bach’dan; düşük seviyede olanlar ise futboldan, patatesten, kırmızı şaraptan hoşlanır.”11

Featherstone kitabının tüketim kültürü teorileri adlı bölümünde, tüketim kültürü üzerine geliştirilen üç bakış açısından bahsetmektedir. Bunlardan birincisi, tüketim mallarının kapitalist üretim artışına bağlı olduğu ve nüfusun daha iyi bir toplumsal ilişkiler seçeneğinden uzaklaştırılma kapasitesini artırdığıdır. Burada insanların düşündükleri boş zamanın tüketim faaliyetiyle bütünleşmesinden bahsetmektedir. İkincisi, ürünlerden elde edilen doyumun koşulları altında farklılıkların sergilenmesi ve korunmasına bağımlı olduğu ürünlere erişimin toplumsal olarak yapılanmış olmasıyla ilişkili olduğunu belirtir. Üçüncüsü ise, çeşitli şekillerde dolaysız bedensel tahrik ve arzular yaratan, tüketicinin hayalinde coşkuyla karşılanır hale gelmiş hazlar ve rüyalar sorununu ortaya koyar. Tüketimde reklam unsurunun öne çıktığını ve normal değeri olan ürünlere aşırı imgesel iltifatlar yöneltildiğini söyler. Günümüzde tüketim tarzları da değişmiş durumdadır ve artık ürünlerde ‘simgesellik’ hakimdir. Bunu bir örnekle açıklamaktadır; Porto şarabının itibarı vardır. Eşi az bulunur. Böyle bir şarap sembolik olarak (bakılarak, hayal edilerek) hatırı sayılır bir şekilde tüketilse de fiilen asla tüketilmez. Bu çifte simgesel boyuttur.

Yüksek kültür ürünlerinin (sanat, roman, opera, felsefe) tüketimi, sıradan kültür ürünleriyle (giyecek, içecek, boş zaman uğraşları) tüketilme tarzıyla ilişkilendirilir. Artık hayal, imaj ve hazlar tüketilmektedir. Metanın ardındaki bu unsurlar tüketimde malın önüne geçmektedir ve bu istekler sürekli değiştirilerek malların çeşitlenerek piyasada tüketilmesini sağlamaktadır. İnsanların bakış açılarında da ürünlere karşı çok farklı yaklaşımlar oluşmaya, olaylardan arta kalan yorumlarında da yüzeysellikler görülmeye başlanmıştır. Bir kültür değerinin tüketilmesi bağlamında, sinema seyircisi örneğini vermek gerekir. Sinema salonundan akın akın çıkan seyircilerin konuşmalarına kulak kabartıldığında, sinemaya gerçekten o film için mi gittiği yoksa başka sebepler için mi orada bulunduğu anlaşılmaktadır.

Mike Featherstone, Postmodernizm ve Tüketim Kültürü, Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1996

11

Kişi sinemaya popcorn aktivitesi için gitmiştir. Tıpkı filmden çıktıktan sonra filmin içeriğini değil de, filmdeki kostümleri ve fiziksel ortamı konuşması gibi.

Beden konusunda da aynı tüketim yaklaşımı oluşmuştur. Artık giyinme değil “doğru saatte doğru şeyin giyilmesi”, “giyilenin bedene tam uyması”, “bir tarz”, “birilerini hoşnut kılmak için giyinme” gibi unsurlar Paris’te üst sınıf bir kadının giyinmesini akla getirirken, Filistinli bir kadının giyinmesi, “dar görüşlü kısıtlamalardan özgürleşme”, “rahatlık duygusu vereni giyme”, “sokak hayatını sevme” gibi alt tüketim unsurlarını vurgulamaktadır. Bu bedene öznenin özerk ereksellikleri açısından değil, normatif bir haz ve hedonist verimlilik ilkesine, yönlendirilmiş bir üretim ve tüketim toplumunun kodu ve normlarına doğrudan endekslenmiş bir araçsallık zorlamasına göre sahip çıkılır. Başka bir şekilde söylenecek olursa, beden bir kültür varlığı gibi çekip çevrilir, düzenlenir, sayısız toplumsal statü göstergelerinden biri olarak güdümlenir.12

Popüler kültür ve tüketim kavramları, postmodern çağda tartışılmaya başlanmış ve bu tartışma toplumsal tabakalaşmayı derinden etkilemiştir. Bu derin etkinin tesirleri, günümüzde yoğun olarak hissedilmeye başlamıştır. Öncelikle toplumsal tabaklaşmayı, dünya yüzeyindeki jeolojik katmanlara benzetebilir ve günümüzde yeni bir katmanın olgunlaştığını söyleyebiliriz. Ve Featherstone’un dediği üzere, bu yeni toplumsal katmana göre tüketim kalıpları oluşturulmuştur. Bu yeni sınıf, elde tutulabilir değer üretmeyen ve olağan değerleri hazin bir şekilde tüketen bir kesimdir. Burada postmodern kültür kavramı da ortaya çıkmaktadır. Fredric Jameson; postmodern kültürün, üslupsal yeniliğin artık olanaklı olmadığı bir dünya, geriye kalan her şeyin ölü üslupları taklit etmek, maskelerle ve hayali müzedeki üslupların sesiyle konuşmak olduğu bir dünya olduğunu söylemiştir. Postmodern kültür, bozulmamış bir yaratıcılık kültüründen çok, bir alıntılar kültürüdür. Bu kültür, “yavanlık, derinsizlik, tamı tamına yeni bir tür yüzeysellik” kültürüdür. Jameson ve onun gibi düşünürlerin postmodern kültür olarak tanımladıkları, daima modern popüler kültürün bir özelliğidir.

12

Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu, Çev. Hazal Deliceçaylı-Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1997, s. 166

BİLGİ TEKNOLOJİSİ VE MEDYA
Bilginin toplanmasında, işlenmesinde, depolanmasında, ağlar aracılığıyla bir yerden bir yere iletilmesinde ve kullanıcıların hizmetine sunulmasında yararlanılan ve iletişim ve bilgisayar teknolojilerini de kapsayan bütün teknolojiler “bilgi teknolojisi” olarak adlandırılabilir. Günden güne hızla gelişen teknoloji, bizi bilgi toplumuna götürmüştür. Başka bir deyişle, bu toplumun başlangıç temelleri, saf “bilgi” ile teknolojik bilginin bütünleşmesinden kaynaklanmaktadır. Öte yandan bilgilerin bu şekilde hızla hareket etmeleri, internet teknolojisi sayesinde istediğimiz bilgiye anında ulaşabilmemiz ve bilgilerin güvenliği konuları, bilgi toplumunun akademik çevreleri tarafından tartışılmaktadır. Acaba bu bilgi toplumu, gelecek yıllarda “kendi” alanında uzman birini çıkarabilecek midir? Ya da bu karmaşıklık içinde kişi, kendi alanını nasıl bulacaktır? Çalıştığı alandaki bilgileri sadece internetten mi elde edecektir? Peki, bu “yüzeysellik” bir kişiyi “tam” bilgili bir hale getirebilir mi?

Tabi ki bilgi teknolojilerinin doğru kullanımı, insanlığın önündeki en büyük imkanlardan biridir. Fakat oluşturduğu bu bilgi toplumu kapsamında ki bireylerin problemli olanları incelendiğinde, sorunun kaynağının beklide yine bilgi teknolojisinin yanlış kullanımından doğan hatalar ve bunun sonucunda yitirilen hayatlar olduğu anlaşılacaktır.

Ülkemizde de son yıllarda bilgi teknolojisi konusuna önem verilmektedir ve internet kullanımının yaygınlaştığı görülmektedir. Türkiye'de 2010 yılında isteyen herkesin ulusal bilgi alt yapısına erişebilmesinin toplam maliyeti 35 milyar dolar olarak hesaplanmıştır. Bu miktarın 14 milyar dolarının alt yapı için, 21 milyar dolarının da bilgisayar, web TV gibi uç birimler için harcanması öngörülmektedir.13 DPT’nin hane halkının internet kullanım yerlerinin verilerine göz attığımızda; Hane halkı bireylerinin % 78.23’ü iletişim (mesaj gönderme/alma), % 43.58'i oyun oynamak ve resim/ müzik indirmek, % 55.77'si gazete dergi okumak ve haber
13

"Bilgi toplumunda Türkiye: Stratejik Ülke”, Basın Bildirisi, 1998, [Çevrimiçi]. Elektronik adres: http://www.tuena.tubitak.gov.tr/basin/basin-5-haziran.pdf. [05.02.2009]

indirmek, %39.97’si Kamu kurum ve kuruluşları ile iletişim amacıyla internet kullanmaktadır. İnternet kullanan bireylerin % 5.59’u internet üzerinden mal/hizmet siparişi vermektedir.

Gerekli bilgileri mümkün olan en kısa sürede üreten, bu bilgileri "bilim-teknolojiüretim" çevrimini daha hızlı döndürmek için kullanan toplumlar bilgi çağında "güçlü" olacaklardır. Ancak daha önceki yıllarda da görüldüğü gibi bilgiyi art niyetle kullanan veya kullanmayı düşünen yöneten kesim, her zaman olduğu gibi varlığını koruyacaktır. Güç kavramını farklı yönlere çekmek isteyen bu iktidarlara, bilgi toplumunun düşünen insanları karşı çıkmalı ve bu oluşuma engel olmalıdır.

Bilgi teknolojisinin "ağlaşmış" (networked) topluma giden yolu açtığını belirten İlya Prigogine, halihazırda insanlığın bilgi teknolojisinden dolayı bir "ayrışma" süreci geçirdiğine inandığını söylemektedir. Prigogine, ayrışmanın büyük ölçekli olması nedeniyle daha büyük çalkalanmalar ve kararsızlıklar beklenebileceğine dikkat çekmekte, ağlaşmış toplumun insanlığın birleşmesine yol açıp açmayacağının henüz kesin olmadığını vurgulamaktadır.14

Bilgi teknolojilerinin hızla gelişen ve yayılan bir kolu elbette ki kitle iletişim teknolojileridir. İletişim teknolojilerinin büyümesi beraberinde güçlü ve etkili bir medya sektörü yaratmıştır. Medya günümüzde toplumu modern dönemdekinden daha çok etkilemeye yatkındır. Çünkü işin içindeki görsellik kısmı, tıpkı sinematiyatro ayrımındaki gibi insanları büyülemekte ve tümüyle düşüncelerine nüfus etmektedir. Medya’nın toplumu dönüştürmede ki eskiye oranlı en büyük farkı, daha ucuz ve daha bireysel bir etkinlik olan internet kullanımıdır.

Yakın bir zamana kadar medyanın fikir empoze etmek için seçtiği hedef kitle daha çok tarafsız siyasi görüşteki, okuma alışkanlığı az olan ve nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan ortalama bireyler ve bunun biraz alt ve üst grubuna dahil kimselerdi. Daha az okuyan kitle için fotoğraf ağırlıklı az sayfalı, daha ucuz fiyatlı haber sürümleri hazırlanırdı. Şimdi ise değişik stratejilerle, başka kitleleri de
14

Yaşar Tonta, "Bilgi toplumu ve bilgi teknolojisi" Türk Kütüphaneciliği 13(4): 363-375, Aralık 1999.

etkileme dönemi başlamaktadır. Buradan ancak ne yaptığını ve hangi kaynaklara daha çok güvenilmesi gerektiğini bilen insanlar sıyrılabilmektedir. Ya da tüm haberler, farklı kaynaklar eşliğinde karşıt fikirler birlikteliği ile değerlendirilmelidir. İnsanların batıda üretilmiş medya içeriklerini tüketim süreleri arttıkça, bu programlarda gömülü olan değerler, bu insanlar tarafından içselleştirilmektedir. Yayılan bu mesajlar, doğrudan, insanların düşünce ve davranışlarını yönlendiremese de sürekli tekrarlanmaları halinde insanların bilişsel yapılarını oluşturmada ve değiştirmede önemli bir yere sahiptir.
15

Önceden

düşünülmüş, tasarlanmış, kimi nasıl etkileyeceği üstünde çalışılmıştır. Sunulan gerçekle var olan gerçeğin birbiri ile örtüşmemesi ve giderek gerçeğin çerçevelenmiş halinin var olan gerçeğin yerini alması ile artık medyatik gerçek bireyin bilincinde süreklilik kazanarak, değişmezliği sağlayan, aynı zamanda var olan gerçekten tamamen farklı bir yapıya bürünmüştür. Medyatik gerçek, yaşanan gerçeği etkiler ve giderek değiştirerek onunla yer değiştirir. Bu da kültürel yabancılaşmayı, aidiyet duygusun zayıflamasını, topluma yabancılaşmayı ve toplumsal çözülmeyi beraberinde getirir.16

Sosyolojik bir gözlem yapılacaksa, araştırma yöntemlerinin beklide en basit yöntemi ve en sade kitlesi ile yapmak en doğrusudur. Bu, kuşak farkının yoğun şekilde hissedildiği aile kurumudur. Aile büyüklerinin fikirlerinin, televizyonda çıkan güvendikleri bireylerle aynı olması, bilgi teknolojileri çağının beklide en büyük sorunsalıdır. Özellikle siyasi fikirler anlamında bu etkileşim yaşanmaktadır. Böylece her anne-baba televizyondaki “adam” kadar bilmektedir, bilgiyi yüzeysel bir şekilde alıp başkalarına da öyle aktarmaktadır. Modern dönemle şimdiki dönem arasındaki en büyük farklardan biri beklide bu düşünme ve fikir yürütme alışkanlıklarımızın üçüncü kişilere –televizyonun içindekilere- bağlanmasıdır. Modern öncesi ya da modern dönemde insanlar araştırmak için günlerini veriyorlar ve belli süre aynı konu üzerinde yoğunlaştırılmış bir şekilde düşünüyorlardı. Şimdi ki problem ise, bizim yerimize düşünen birtakım varlıkların türemesidir. Doğru düşünme sürecini tekrar yakalamak beklide eskinin yöntemleri ile gerçekleşebilir.
15 16

David Demers, Global Media Menace or Mesiah? NJ: Hampton Press Inc. 1999 H. Bülent Kahraman, “Postmodern Dönemde Gerçeğin Dönüşümü, Medya Ve Popüler Kültür”, Postmodernite İle Modernite Arasında Türkiye, İstanbul 2002, S. 191-192.

KAYNAKLAR
ADORNO, Theodor, Toplumbilim müzik özel sayısı, Popüler Müzik Üzerine. Çev. Evren Çelik. İstanbul 1999. BAUDRİLLARD, Jean, Tüketim Toplumu, Çev. Hazal Deliceçaylı-Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1997. "Bilgi toplumunda Türkiye: Stratejik Ülke”, Basın Bildirisi, 1998, Elektronik adres: http://www.tuena.tubitak.gov.tr/basin/basin-5-haziran pdf. CHAMBERS, Iain, Popular Culture: The Metropolitan Experience, Çev. Ali UtkuMukadder Erkan, London: Methuen, 1986 DEMERS, David, Global Media Menace or Mesiah? NJ: Hampton Press Inc. FEATHERSTONE, Mike, Postmodernizm ve Tüketim Kültürü, Çev. Mehmet Küçük, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1996. FİSKE, John, Popüler Kültürü Anlamak, Ark-Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara KAHRAMAN, Hasan Bülent, “Postmodern Dönemde Gerçeğin Dönüşümü, Medya Ve Popüler Kültür”, Postmodernite İle Modernite Arasında Türkiye, İstanbul 2002 ÖZKALP, Enver, Sosyolojiye Giriş, Eskişehir, 2000. SOYKAN, Ömer Naci, Türkiye’den Felsefe Manzaraları, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1993. STOREY, John, Cultural Theory and Popular Culture: An Introduction, Harlow, 1998.

TEKELİ, İlhan, “Modernizm ve Postmodernizm Kavramları Üzerine”, Gösteri Dergisi Sayı 138, 1992. TONTA, Yaşar, "Bilgi toplumu ve bilgi teknolojisi" Türk Kütüphaneciliği 13(4): 363-375, Aralık 1999. YILDIZ, Hasan, Postmodernizm nedir? , Dumlupınar Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü, 2006, http://sbe.dpu.edu.tr/13/153-166.pdf

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful