You are on page 1of 196

menkıbe

mevcut, menkul ve . müsterek komünizmde . ısrar beyanı

(üstünkörü okumalar, cehalet ve öfkeden doğmuş, neşeyle karışık bir serzeniş çiziktirmesi)

mevcut, menkul ve müşterek komünizmde ısrar beyanı

menkıbe
Şubat/Mart 2013

Bu broşürle ne haliniz varsa görün. Sanal veya gerçek ortamda herhangi bir ulaşım adresi yoktur, asla olmayacaktır, bunu kullananlar veya bunu ima edenler kendi kendilerine bir şeyler yapmış olur ama bu satırlarla fiili alakaları yoktur, olmayacaktır. İmla hataları, düşük cümleler ve kopukluklar affola.

.

dağ geçidi bkz. dar yol. delme. nakip nakip: önder. epos. geçitler. yol aşma. dağ geçidi aşma . delip geçme. bir kimsenin erdem ve kahramanlıklarını anlatan hikaye.menkıbe: yollar. lider.

.

. . halkların demokratları kimlerdir? 13 . ( hatunların asırlık ihtisamı . ICINDEKILER . 137 163 . proletarya: amele degil emel 74 .. . . .

.

” Augusto Calderón Sandino . örs üzerindeki çekiç vuruşlarımın yankısı uzak mesafelerden duyulur.“Ben basit bir zanaatkarım.

.

.

.

O faks makineleri ki. Chester Carlton fotokopi makinesinin ilkel halini icat etti ve sonradan Xerox ismini alacak olan Haloid Company. IBM’in yanı sıra kurumsal iş makineleri üretimi konusunda suyun başını tutan şirketlerden biriydi. Bir eylem tarzı olarak basın açıklamalarının artık seri üretime geçmesi herhalde biraz da ozalit pankartların marifetidir. Zaten matbaanın icadının nelere yol açtığını az buçuk biliyoruz. dere kenarlarına taciz ateşleri açana dek. ufak birlikler. Xerox. Tiananmen Meydanı’nda simgeleşecek kargaşaların örgütlenmesinde büyük bir rol oynayacaktı. İkinci Dünya Savaşı esnasında işçi hareketlerinin ABD’de durulmasıyla rahat hareket edebilen Xerox’un en büyük müşterisi ABD ordusu oldu. bu makineyi geliştirdi ve faks makinelerinin ilk tiplerini üretti.Halkların Demokratları Kimlerdir? Bilgi dolaşımının ‘demokratikleşmesi’ yakın tarihlere bakacak olursak matbaaya kadar uzanır aslında. 13 .

Bunu kısmen Jobs’tan önce ba14 menkıbe .harekete geçti. Bu ucuzluk yeni olanaklara mahal verdi. ancak iki şirket anlaşmadı. Gel gör ki. Piyasanın temel itkilerinden birini –düşük fiyat– arkasına alarak mikro-işlemci dünyasını ‘halka arz’ etti. kendince bir başarı elde etti. başlangıçta garajlarında elektronik aletlerle hobi icabı uğraşan bir kitleye göre düşünülmüş. tam da bu dönemlerde kendi garajında Apple I’i geliştirdi. bu arayışa benzer bir biçimde. Steve Wozniak. Commodore. Peddle’in ucuzlattığı mikro-işlemciyi kullanarak. Jobs gibi bilgisayarı daha kullanışlı hale getirmek istedi. Commodore.kendi şirketine karşı.Kişisel bilgisayarların ilkel hali olan devre setleri. Commodore şirketi için 650x mikro-işlemcilerini üretecek olan Chuck Peddle önce General Electric ve sonra da Motorola’da çalıştı. Jobs. Macintosh adlı bilgisayarı geliştirmek üzere bir grup mühendisle birlikte şirket binasının karşısındaki binada . yani MOS Technologies hesap makineleri üreten Commodore şirketi tarafından karambolle ‘yutuverildi’ ve bilgisayar üreticisine dönüşen Commodore ilkel bir ‘kişisel bilgisayar’ üretti. bu binaya da bir korsan bayrağı çekti. KIM-1’i ve PET serisini üreterek entegre bir ‘kişisel bilgisayara’ doğru bir adım attı. Motorola ile anlaşamayınca MOS Technologies şirketini kurarak mühendisliğini yapmış olduğu 6800 işlemcisini çok daha ucuza 650x serisi adı altında üretti. Bir mikro-işlemci üreticisi bu şirket. Apple. ancak Jobs’un şirketi yönetim tarzına dair ihtilaflar boy gösterdi. Steve Jobs ve Steve Wozniak daha sonra geliştirdikleri Apple II’yi Commodor’e satmak istedi. basit kasalara konulmuş ve programlanabilir mikro-işlemciler taşıyan birer ‘makine’ olarak ortaya çıkmıştı.

Apple ise gazetelere IBM’in büyüklüğü ile dalga geçen kinayeli bir ilan vererek. Pepsi’den Apple’a transfer etmiş. Seksenli yılların başlarındayız. Yaygın bir izle15 halkların demokratları kimlerdir? . Jobs. asıl sıçrama ATARI’den ayrılan bir grubun Amiga (kız arkadaş) adlı bilgisayarı geliştirmesi. Steve Jobs. gerçekten!” sözüyle meydan okudu..şardı ve görsel bir kullanım tarzına doğru adımlar attı. nitekim kullanımı ve kapasitesi bakımından en önemli ürünü Commodore 64 (C=64) olacaktı. bu projeyi geliştirenler dahil olmak üzere söz konusu aletin Commodore şirketi tarafından yutulması olacaktı. Ancak. Apple’ın “gurusu. Apple Computer Inc.” Jobs bu aralar Xerox’un PARC (Palo Alto Araştırma Merkezi) laboratuvarında grafik ara yüzlü bir işletim sistemini gördü ve yeni bilgisayarında böylesine bir sistem kullanmak istedi. “kişisel bilgisayarı” (daha önceki başka bilgisayarlara daha çok “ev bilgisayarı” denirdi) ürettikten sonra IBM de ufak çaplı bilgisayar pazarının parlak geleceğinin farkına varıp bu yönlü ciddi bir yönelime girmeye çalışmıştı. Riddley Scott’a Macintosh reklamını yaptırmıştı. “Hoş geldin IBM. yöneldiği pazarın da etkisiyle cüsseli bir şirket görünümüne sahipti. ‘büyük birader’ büyük bir ekrandan kafası traşlı ve trans halindeki insanlara seslenir. elde balyoz. sportif giyimli kadın balyozu ekrana fırlatır ve ekran patlar. kuruluşu 1900’lerin başlarına dayanır. Bu reklamda bir kadın. . ‘hayatın boyunca şekerli su mu satmak mı istiyorsun?’ sorusunu sorduğu John Sculley’i. . kolluk kuvvetlerinden kaçar. Uzun yıllar boyunca büyük işyerlerine makineler üreten IBM şirketi. tıpkı Xerox gibi. IBM’e karşı ‘direnişini’ 1984 yılında piyasaya süreceği Macintosh bilgisayarı tanıttığı 1983 yılındaki toplantıda da açık seçik dile getiriyordu.

youtube. Oysa. ertesi yıl Commodore da Amiga’yı. Commodore’u (Amiga’yı) tarihten silen.yici kitlesine sahip Amerikan SuperBowl müsabakaları esnasında yayınlahttp://www. oyun oynanabilen ve dönemin koşullarına göre ‘profesyonel’ işler (ses. adeta IBM ‘diktasını’ karşısına almış bir isyancı gibi konuşur. Apple bilgisayarlar dahil olmak üzere IBM’in ‘ciddiye almadığı’ icatların şeceresini sunar. bir bağlam içerisinde gerçekleşiyor olsa gerek. uzun bir süre boyunca –artık bu süreç neredeyse tamamına ermiş olsa dahi. Bu unutma eylemi. Amiga hem resim. Apple ve Microsoft’u öne çıkaran.com/ nan reklamın sowatch?v=lSiQA6KKyJo nunda dış ses “24 Ocak’ta Apple. bu sessizliği mümkün kılan şey 16 menkıbe . hem video hem de ses işleme konusunda 1980’lerde Apple’dan epey ileride sayılırdı. Macintosh’u piyasaya sürecek ve 1984’ün neden ‘1984’e benzemeyeceğini göreceksiniz. Peki. 1984’te! Macintosh’u piyasaya sürer. 1983 yılında Apple. üstelik Amiga grafik ara yüzlü bir işletim sistemine sahip (AmigaOS). ne oldu da bugün Commodore ve Amiga anılmıyor da Apple ve Microsoft anılıyor. Bu reklamın ve ilk Mac’in tanıtıldığı toplantıda Steve Jobs. adeta “IBM baskınını” gerçekleştirir. tarihi yaparak tarih yazar.” der. görüntü işlemek gibi) yapılabilen görece ucuz bir bilgisayardır.masa üstü yayıncılık ile anılan Apple son yıllarda video işleme vasfıyla da anıldı. Günümüzde.

Öte yandan ABD hegemonyası altında dünyada nüfuz sahibi olmaya çalışan emperyalizm. bilgisayar üretiyordu. çok-katlı ve garajlı hanelerin peşi sıra dizili olduğu ‘suburb’lere yerleşmeye teşvik etmesi. üstelik yer yer 1968’in etkileriyle ve o dönem revaçta olan Doğu Asya felsefeleriyle temas halindeydiler. gerilla birlikleri halinde kalkışmalar örgütlemeye yeltenen ulusal kurtuluş hareketleri filizlenecekti. hatta Commodore’dan çok daha öteye gittiler.. alan açacaktı. ‘bilgisayar çağı’na bir ilahiyat sundular! Bu anlamıyla Xerox ve IBM’den. Seksenli yıllardayız. Metropollerde bu “mesaj” çarpıp başka özlemlerin zincirlerinden boşanmasına mahal verecekti. Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası kendi gelir dağılımını düzenlemesi. yeni-sömürgeci bir dünya rejimini tesis etmeye çalışacak. piyasada rekabet ediyordu ve 1990’ların ortalarında şirketin kötü yönetilmesi sonucunda battı. elektronik aletler ve ‘bilgisayarlar’ icat etti.. . onun motor gücüne dönüştürmenin siyasetini güttüler. Gençler. kapitalist işleyişin asli bileşeni haline getirmenin. 1960’lı yılların 1970’lere devrildiği tarihsel kesitte iki mekân. orta sınıf karakteri kazanan çalışan nüfusun bir kesimini şehir merkezinden görece uzak. .. 17 halkların demokratları kimlerdir? .nedir? Commodore. günümüze kadar uzanan gündelik yaşamı ve siyasetin paradigmalarını ortaya koymuştur sanki: Dağlar ve garajlar! İkinci Dünya Savaşı sonrasında bu iki ‘mekan’ günümüz kapitalizminin siyasi hüviyet ve biçimini ‘devrimcileştirmiştir’. İnsanın özgürlük arayışını. 1960’lara gelindiğinde ciddi bir potansiyelin mayalanmasına mahal verdi. Apple ve Microsoft bu süreci imgeleriyle birlikte bir yönetim ve sunum politikasına kavuşturdu. garajlarda müzik grupları kurdu.

Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa’da modern (liberter) ideolojilerin başat taşıyıcılarının zanaatkârlar olması ve Steve Jobs’un da Amerikan Ermenisi bir çift tarafından evlat edinilmiş olması tarihin cilvesi olsa gerek... ün kazanan müzik grupları ve garajlarda yapılan ‘icatlar’ daha henüz bu iki olgunun bir zanaat olduğu bir döneme denk geliyor. çevre tarafından kuşatılmasına ramak kalmıştı. haylazlığı ve “rahat ol adamım” felsefesini kurumsal bir boyuta çıkartıp. çevre-merkez ilişkisinin tanımı değişecekti. Jobs. ABD’nin kent düzenlemesi içerisinde görece yalıtılmış bir mekan olan bu ‘suburb’lerdeki müstakil evlerin garajları birer zanaat mekanına dönüşüvermiş. Stanford konuşmasında hayatı üzerinden tüm serüveninin “kıssadan hissesi”ni aktarır. Hindistan’da dolaşır. bugün Google’ın “karargahlarında” gördüğümüz şen disipline giden “uzun yürüyüşü” başlattı. üniversiteyi bırakır. üreticiyle üretilen arasında dolaysız bir ilişki olarak dünya üzerinde bir var olma (eyleme/değiştirme) tarzıdır. Wozniak’ın mühendisliğini bütünlüklü bir tasarıma kavuşturur.) menkıbe Garajlarda ortaya çıkan. (Gerçi Google’ın Japonya’daki ayağı hala bu “şen” olma halini hazmedebilmiş değil.. Zanaat. Dünya üzerinde olmanın kodlarını değiştiren Steve Jobs’un ve Chet Carlston’un -fotokopi makinesi18 . çevre merkez olacaktı. Bu zanaatkarların kurduğu şirketler. tasarım derken sadece şekil şemal değil.Merkezin. Sonra bu boş zaman uğraşı kendisine bir piyasa buldu. ‘boş’ zamanı olan insanlar burada ‘iş’ hayatı dışında dünyanın üzerinde eyleme ve dünyada var olma arayışlarına girmişti.

şirketin hikayesini toplantılarda sürekli yeniden kurgulayıp. Apple’ın 1990’ların başlarında “Think Different/Farklı Düşün” reklamlarında Einstein. Jobs’un John youtube. . şirketin istihdam youtube. üstelik zanaatkarın kurumsal işletmeci olmaya başladığı anda isyanı hatırlatması daha da manidar! Benzer bir şey Amiga için de geçerli. biz onları dahi olarak görüyoruz.J. Beatles.com/ watch?v=4oAB83Z1ydE politikasını şöyle anlattı: “Biz. h t t p : / / w w w. malı. dünyada iz bırakmaya çalışan kişilere [bir halka] 19 halkların demokratları kimlerdir? . dünyada var olma ve eyleme ilahiyatına işaret ediyor. Mical.com/ Sculley’i Pepsi’den watch?v=0quHs9UPqBc Apple’a çağırırken ‘Hayatın boyunca şekerli su mu satmak istiyorsun. . yoksa benimle birlikte dünyayı değiştirmek mi istiyorsun?’ diye sorması. çünkü dünyayı değiştirmek isteyecek kadar çılgın olanlar gerçekten dünyayı değiştirenlerdir.ni icat ettikten sonra Zen/Buddizme sarmasına şaşmah t t p : / / w w w. Martin Luther King ve Gandhi gibi figürlerin görüntülerine eşlik eden dış sesin ‘Kimileri onlara çılgın diyor.’ demesi bir ilahiyata. Zanaat ve isyanın birlikteliğinin temsili böyle bir şey olsa gerek. İşletim sistemi AmigaOs’in en önemli mimarlarından biri olan R.

. iş ile boş zaman arasında radikal bir dönüşüm sağladı.com/ ma zanaatkarlık watch?v=9LAzSZKJ3o0 dayattı. sadece iş bakınan birine değil. fiziki olan ile sanal olan. kamusal ile özel.. Görünürde birbirinden çok ayrıymış gibi görünen dağlar ve garajlar günümüz kapitalizminin örgütlenme biçimi açısından adeta paradigmatik bir değişimi simgeler hale geldi: Küçük birlikler doğru yere vurup ‘halka’ seslenebilir ve böylece toplumsal bir ko20 menkıbe . gerçekten inanılmaz muazzam bir şey yapmak isteyen kişilere [bir halka] bakınıyorduk. youtube. Zanaat. Peh Peh peh peh peeeeh. çalışan kesimlerin büyük bir kısmına bir çakh t t p : / / w w w.. kurumsal düzeyde tekerrür etti. günümüze geldiğimizde bu teknolojilerin gelişimi ve işçilerin özerkleşme eğilimlerinin hazin sonu. demokratikleşti. tam da farklar düzlemini yeniden tanımladı: Neye nispet kime kısmet! Hayatım olmuş işler güçler dedirtti.bakınıyorduk. Üretim aracıyla üretici arasında fiziken dolaysız ama toplumsal ilişkiler düzleminde sonuna kadar bağımlı bir ilişki yarattı. halk zorladı. halka arz edildi. Nispi artı-değer.” Bir hafıza kurgulandı! İlahiyatın kılıf olduğu bir pragmatizme gark olundu! İşin ilginç yanı. özerkleşme özelleşme oldu. sadece bu endüstride değil genel olarak dünyada. Gerçekten bir beyanatta bulunmak isteyen.

Sonra Apple’a geri döner. halk için ‘radikal demokratik’. ‘başarının’ somut içeriği.num elde edebilir. Bugünkü anlatının aksine Apple’ın tarihine bakıldığında karşımızda her daim kitlere ‘oyuncaklar’ üreten bir şirket yoktur. . ‘yeni demokratik’ bir hamle. Bu kurguyu mümkün kılan bizzat Steve Jobs ve benzerlerinin yarattığı olanaklar. hatta sebep ile sonuç ilişkisi birkaç defa tersine çevrilebilir -zaten belki de sebep-sonuç ilişkisini tersine çevirirsek bu öyküden bir şeyler anlayabiliriz! Böylece Jobs’un Apple’dan atılması ve Sculley ile girdiği husumet. Garajlar ve dağlar birlikte okunduğunda. ‘bildiğini oku ve inatçı ol’ mesajını vermeye elverişlidir. mağlup olanı sonradan galip yapmaya. Öncü. bu ‘başarının’ bağlamı. kendi şirketinden Hamlet misali kovulur. yani simgeledikleri serüvenin hakikati olmuştur: Kapitalizmde doğru fırsatları iyi örgütlersen ‘başarılı’ olursun. . birçok etkinin rastlaştığı olumsal bir tarih ortaya çıkar: 1960’lı yıllardaki başkaldırı dalgası kapitalist işleyişin aldığı siyasi biçimleri belirledi. kontrollü (!) bir ‘kültür devrimi’ girişiminde bulunabilir. ancak kurgu olması ‘yalan’ olduğu anlamına gelmez. Ciddi finansal krizlerle boğu21 halkların demokratları kimlerdir? . Jobs. geriye dönük son derece politik bir kurgudur. yeni bir paradigma sundu! Günümüzde merhum Steve Jobs üzerine örülen anlatı. şimdi Mac’lerde kullanılan MacOS X’in mimarisinin temellerini atan NeXTSTEP adlı işletim sistemini ve birtakım bilgisayarlar üreteceği NeXT adlı şirketi ve Disney ile birlikte belki de ilk uzun metrajlı 3D animasyon filmleri yapacak olan PİXAR’ı kurar. Ancak. “i” harfi ile başlayan zımbırtları arz etmeye koyulur. biçimleri sonradan yeniden kurgulanabilir.

Jobs kadar tasarımı bu denli politik bir yatırıma dönüştürmemiştir. Apple’ın son ‘oyuncaklarına’ bakıldığında yeni bir teknoloji göremiyoruz. Ancak. Rosa Lüxem22 menkıbe .şan ve aslında ‘kişisel bilgisayar’ üretmekle profesyonel makineler üretmek arasında gel-gitler yaşayan kırılgan bir şirket karşımıza çıkıyor. Afili bir tasarım içerisinde organize edilmiş ve halihazırda mevcut olan teknolojilerin harmanlandığı. elektronik aletlerin ‘alet’ olma karakterine. ardından anlatılan onca hikaye. somutun peşine düşüyor. Jobs’un Apple’dan ayrıldığı dönemle yine şirkete döndüğü dönem arasındaki boşluk belki de Apple’ın gerçekten teknoloji ürettiği bir kesitti. bir üst-sürüme zemin hazırlamak için noksanlarla dolu ‘tatlımsı zımbırtılar’ görüyoruz. Kansere yenik düşmeden önce Stanford Üniversitesi’nde yaptığı konuşma. insanın varoluşuna dair temel sorunlara dokunan bir arayıştır. “Üst düzeyde bir tekrar” görüyoruz. kapitalizmin sadece basit bir ‘kar’ rasyonalitesine dayanmadığını. her daim onu aşan bir varoluş mesajı içerdiğini göstermeye yetiyor. belki de bize somut emeği soyut emeğe dönüştüren kapitalist işletmecinin bu soyutlama teşebbüsünün çok da canlı olduğunu gösteriyor. yani makine-insan ilişkisine bu denli derin bir sorgulama zemini açmamıştır: Teknik olarak yeniden üretiminin mümkün olduğu çağda sanat eseri yaratmıştır. anlamının bir bağlam içerisinde ötelenmesidir. kendi ‘oyuncaklarının’ sağlam olduğu imgesini yaratmak için belki kullanmıştır. Belki de hiç kimse. Jobs. Apple’a yıllar sonra geri döndüğünde Apple’ın ürettiği bilgisayarların ‘profesyonel’ olduğu imgesini. Bu mesaj sadece basit ve işlevsel bir ‘ideoloji’ değil. Bu. Ölü emek olarak makine. Sorunun belli bir şekilde sorulması. Dolayısıyla.

teknolojiyi tasarlamıştır. iPod. . iMac. ancak bir mucit değildir.. MacBook’u üreten şirket oluvermiştir. Jobs. Power Computing’e verilen lisans üzerinden diğer şirketlerin ürettiği Mac’ler. teknolojiyi bir üretim aracı olarak “halka” sunmuştur. organize etmiş ona bir biçim ve mesaj vermiştir. iTunes. bir kaşiftir. RISC mimarili PowerPC serileri (belki de buna Performa 5x00/6x00 ve serinin devamı dahil edilebilir). Jobs’un arkadaşı Wozniak bir garaj zanaatkârı olarak Apple’ı mümkün kılmışken.. hem başka şirketlerin hem de devasa bir bilişim camiasının kolektif çalışmalarını gasp etmiş olmalarından geliyor. Apple’ın öyküsü şirket içinde ‘asi’ olma ve ‘dünyayı değiştirme’ anlatılarıyla doludur. Apple. Jobs’un ölümü aslında Apple’ın tarih anlatısını taçlandırmıştır. insanı bir zanaatkar olmaya zorlayan MacPlus serisi. Jobs’un ‘dehasının’ ilk Mac ve son renkli oyuncakları üzerinden anılması. Performa serisi. Apple. Jobs’un elektronik aletlerin politik karakterini ne denli ciddiye aldığını göstermeye yetiyor. çok az oyun ama sağlam programlarla anılan. Hatta bugünkü büyük bilişim teknolojilerinin sırrı. MacOs için yazılım şirketlerini uygulama yazmaya ikna eden App23 halkların demokratları kimlerdir? . . Quadra serisi.burg ve yoldaşları için Berlin’deki anıtta yazdığı gibi “Ölüler bizi uyarıyor”! Bu bağlamda. Apple’ı efsane yapan Jobs olmuştur ve Mac uzun yıllar boyunca zanaatkârlara dünyayı değiştirmeyi telkin etmiş. ilk sağlam Lazer yazıcılar ve hatta çok ilkel bir dijital fotoğraf makinesi üreten şirket değildir artık – belki de tam da tüm bunların Steve Jobs’un Apple’dan ayrıldığı dönemlere denk geldiğinden dolayı. isyanın kurumsal düzleme çekilişinin mimarıdır. on yıl içerisinde iPhone.

kurumsal düzeyde yazılan bir tarih dahilinde var olmaz mevcut olur. mühendisleri aşağılar sonra bu fikirleri kendisine aitmiş gibi önerirmiş. Artık bilgisayar ve benzeri teknolojik zımbırtıların birer üretim mi yoksa tüketim aracı mı olup olmadığını söylemek zor. Jobs mühendislerinin her yeni fikrini önce reddeder. Birçok kullanıcı hazır programları kullanarak bir şeyler tükettiği ve ürettiği. bu ilahiyat ve inanç. Yani.” şirket içindeki “çeteye” korsan bayrağı çeken.le çalışanları kendilerine ‘Evangelist’ ismini boşuna takmıyordu (Max Weber’in ruhu şad olsun!). 24 menkıbe . İşte bundan dolayı. kapitalizmin 1960’larda sınırını zorlamaya ve genişletmeye başlamıştır. bu kapsamda kendisine sosyal bir imaj da devşirebildiği için (belki şık durur diye) biz bu iki kelimeyi birleştirelim bir türetim aracı diyelim. Günümüzün başat türetim aracı (cümle içinde nasıl durdu?) olan bilgisayarın kişiselleşmesi. Kızıl bir kitabı olmasa da kendi şirketine korsan bayrağı çekerek IBM’in “karargahlarını bombalayan. “uzun yürüyüşe” koyulan bir Başkan Jobs elzemdi. Gerilla savaşının girişkenliğiyle kapitalist işleyişin rotasını değiştiren bu ‘girişimcilik’ benzer bir varoluş ilahiyatını paylaşmaktadır. gerilla savaşının altında yatan volontarizm ve dünya üzerinde var olma/eyleme hali. sabık eyleme bir atıftır. artık eylem değil. Ancak bir şartla. tüm fiiller. yani bu kültür devrimi. bütün mühendislerin icatları Jobs’ta tecessüm edermiş: Önderlik böyle bir şey olsa gerek. temsildir. kurumsal bir başkan olmaya yazgılı bir lider gerektirirdi. türetim araçlarının demokratikleştirilmesi.

Linux kullanıcısı ise her daim bir ‘topluluğun’ parçasıdır ve bunun üzerinden ve bunun için makineyle ilişkilenir! Linux. Linux. Görsel arayüzlü işletim sistemleri. MacOs X ‘kernelimin orta yerinde bu nasıl bir cumhuriyet. anlamları bozan bir itkidir. Linux da bunu yapmamış mıydı? Linux’ta açık-kaynak kod yazılımlarla daha acayip bir süreç işlemiyor muydu? İşte burada kapitalizm ve demokrasi kavramına tosluyoruz! Linux. Linux. Apple istese de istemese de aslında Linux’u tekerrür ettiriyor. zaten bunu yapanlar var onlara havale etmek daha kolay. sen şeetmesen de olur” diyor. Unix’in pahalılığı karşısında ortaya çıkmış ve yazılımı özgürleştiren bir eylemdi.’ deyip ‘ben sana hazırladım her şeyi. farkla tekerrür. İsteyen ve bilen. iştirak ve müşterektir. MacOs X ise bilmeyen sıradan üreticiye seçeneklerin hazır ve bol olduğu bir alan sunuyor. MacOs X’in ve hatta yer yer Windows’un altında yatan fantezi. ancak bu zahmete girişmek zorunda değildir. Yalın bir ifadeyle. kullanıcıyı bilmeye ve değiştirmeye zorluyor. elbette MacOS X’e bir yere kadar müdahale edebilir. Peki. kendine has bir kullanıcı profili ya25 halkların demokratları kimlerdir? .Jobs ile aynı olanak evreninde Unix işletim sistemi vardı ama Darwin ve MacOs X ile birlikte insanların Unix ile ilişkilenişi bir tasarıma kavuştu. onu sürekli zorlayan. . MacOs X demokratik bir cumhuriyet projesidir. “bu aletin başına oturuyorsan bir zahmet kıçını kaldır da şu yazılımları birlikte geliştirelim” demesine gerek kalmadan Linux kullanıcısı “seve seve” diyor. ‘yetkin’ olmaya çağırıyor. komünizmdir! Mac’ler ve PC’ler bundan dolayı ‘kişisel’ bilgisayarlardır. Linux. . bir topluluğa ait olmanın bir tüketim edimi değil bir katılım bedeli olduğunu söylüyor.

hatta kısa yol tuşlarıyla köşe dönülebileceği gösterildi. ancak üretim ilişkileri perspektifinden bakıldığında! “Esnek” kapitalizm tam da bu bakış açısı değişikliğinin düzleminde oynar. Şirketler birbirilerinin teknolojilerini satın aldı. Apple’ın iPad’ler/iPhone’lar için geliştirdiği işletim sistemi iOS’unu silip süpürecek: Google. bize burada yerli yersiz “türetim” dedirterek. popülizm yaparak belki “kitleleri” bilgisayara yakınlaştırdı. hatta bu sistemi bilgisayarlara bile taşıyabilir. Amiga üzerindeki DeluxePaint unutuldu Photoshop aldı başını gitti: Darısı GIMP’in başına! 26 menkıbe . birbirlerini ilhak etti ve tarihi geriye dönük yeniden yazdı ama “halka” cebe sığacak birer “türetim aracı” sundu. bunların ezici çoğunluğu kendi kaderini tayin eden birer hobi yazılımcı değil artık. burada bir “üretici güçler” tartışmasını yapılmasını sağlayarak. Demoları çıkan her şey markalandı. Belki de artık Linux bir hamleye daha yol açıp. Tarih geriye dönük yeniden kodlandı. hobinin de para edebileceği..ratarak. tam da üretim kavramını yeniden anlamlandırarak ve muğlaklaştırarak. Üretici güçler böylece üretim aracına dönüşmüş olur. işin güzel bir yanı var: Bunu yapmak isteyenlere YouTube ve Google’ın başarı öyküleri sunularak. zira üretim kavramının kendisi meseleye nereden bakıldığına bağlıdır. Linux’a dayalı Android yazılımıyla Apple’ı tahtından indirebilir. Ancak. Üretici güçler sosyal birer ilişkidir. yani işleri kolaylaştırarak.. Fakat bu işin bir “ama”sı var: Bilgisayara yaklaşılırken onun işleyişinden ve onun işleyişine müdahil olmaktan epey uzaklaşmış bir “kullanıcı” yaratıldı. kapitalizm demos’a tüketici odaklı üretim araçları bahşetti. üretim aracı diye bir şey yoktur.

. Sonra. Comodore Amiga 2000 modeliyle çalışan ama onun birçok işlevinin arkasından dolanan Video Toaster adlı bir donanım/yazılım paketi geliştirdi. Artık ses. NewTek’in düşünü. masa üstü bilgisayarlarla da donanımına göre bayağı bayağı mümkün oldu. wa t c h ? v = ny m V N hy 4 dw 8 cloud uygulamaları. güncellemeler) 27 halkların demokratları kimlerdir? . servis sağlayıcıları ve sunucular. video. Yapılan reklamda avaz avaz şu haykırılıyordu: Bugüne kadar video işleme araçlarına çok büyük paralarla büyük televizyon kanalları sahipti. . artık bunun halkın eline geçmesinin zamanı gelmiştir. yıllar sonra önce multimedya işlevli masaüstü bilgisayarlar sonra iPhone’un simgelediği akıllı telefonlar gerçekleştirdi. üretim araçlarını “daha üst düzeyde” ve kurumsal bir şirkete göbekten bağlanarak http://www. yazı işlemek belli bir yere kadar akıllı telefonlar ve dizüstü bilgisayarlarla mümkün. müzik. demokrasinin kapitalizme içkin olduğunu göstermiş. Bilişim teknolojisi şirketleri adeta halka hürriyet demiş ve kapitalist rekabetin bir demokrasi meselesi olduğunu. NewTek bu konuda belli bir başarı elde ederken teknolojisini bina ettiği Amiga’yı artık hiçbir tanıtımında zikretmemeye başladı. tarihin cilvesi olsa gerek Video Toaster sanıldığı kadar ucuza satılamadı ve daha çok orta çaplı veya büyük şirketler onu edinebildi.com/ (teknik destek.youtube.1990 yılında NewTek şirketi. Ancak.

halk olarak kurumsal bir bünyeye massedildi. Özerkleşme eğilimleri. yani halk ezgilerinin yıldızı 80’lerden 90’lara sesleniyordu. yerini farklı düşünmek aldı. statü simgesi iPhone’lu günlere geldik.” demişti. “komünizm aşk değildir.youtube. siyahi direnişin beli kırıldıktan sonra beyazlara bürünmeye yüz tutmuş Michael Jackson sadece siyahi gençlerden oluşan reklam spotunda “You are the Pepsi generation” [“Siz Pepsi kuşağısınız”] demişti.com/ çünkü onların watch?v=po0jY4WvCIc direnişi. Geleceğe doğru kahve falında hayra yorulabilir ama bugünden geriye bakıldığında balıklarına kurban olunası Mao’ya şu denmeli: Halkın gırla aşk dizisi tutkunu olduğu çağdayız. Apple’ın reklamındaki balyoz gitti. halkın kurulumuna delalet olmasın! Michael Jackson’dan bakıldığında Kara Panterler’e artık gerek yoktu http://www. dünyanın kaynaşmasına. imgeler düzleminde Pepsi reklamı üzerinden “res28 menkıbe . Halk iktidarı kuruldu! Bir zamanların deyimiyle “yeni demokrasi” daha akademik süslü şekliye “radikal demokrasi” çağına hoş geldik. düşmanı ezmek için kullandığımız çekiçtir.gerçekten! Mao. Apple’a geçen Pepsi yöneticisi Sculley’i bir kere daha hatırlatırcasına ABD’deki istihbarat projesi COINTELPRO. Pop müziğin Sovyetlerin çöküşüne denk gelmesi. Popüler müziğin kralı. Kara Panterleri çökerttikten.tekrar ettirmiştir.

hürriyet! halkların demokratları kimlerdir? . . 80’lerden itibaren siyahi gençlerin Pepsi’si vardı. Kara Panterlerin partisi. Malcom X’in öfkesi. Martin Luther King’in bir rüyası. 29 . yaşasın başkan Obama! Halka.men” tanınmalarına yol açtı.

menkıbe 30 .

.” Söz konusu kişi ve kurumsal yapılanmayla bir polemiğe girişmek değil bu cümleyi çağımızın söylemediği ama ima ettiği. son 30 yılını ise aşikar bir biçimde kendi konjonktürüyle belirlemiş bir siyasetçi öznenin kurumsal projesine katılırken bu cümleyi zikrediyor. “sağ” ve “sol” ayrımını anlamsız bir sıfatlandırma olarak ilan etmişken şimdi çark etti ve Kürt hareketi do31 halkların demokratları kimlerdir? . aynı kurumsal bünyenin parçası olan bir televizyon kanalında konuyla ilgili bir belgeselin yayınlanacağını duyurmuştu. zira geçmişe dönük bir tarih yazımı olduğu için bugünden yapılan bir tarih okumasının dışavurumudur.6 Mayıs 2012 tarihinde ‘üç fidanı’ anmak üzere hazırlıklar yapılırken bu hattın devamcısı değil ama ‘geleneğin’ ardılı olarak kendisini sunan bir siyasi yapının yayını da bu konuya odaklanmış. bu kurgulama sadece görsel bir düzenleme olarak kalmıyor. Erdal’ın ise partisi. artık bunların çoğu genel olarak kullanılır oldu. Aydın Çubukçu bu mesajı tek bir cümleyle özetler: “Denizlerin projesi vardı. Öyle ki. İşçi havzalarına odaklanmışken. o cümlenin düşündüğü ve düşündürttüğü bir okumaya. .‘yeniden kurgulanacaktı’. Aslında bu belgeselde yeni görüntüler yayınlanmayacak sadece 90’lı yıllarda aynı kurumsal yapının hazırlamış olduğu bir belgeseldeki görüntüler –ki. bir devri okumamıza müsait bir örgü sunuyor. Elbette. (Söz konusu kurumsal yapıyı harcamaya teşne olanlar sevinmesin. asıl laf buna teşne olanlaradır. semptomatik bir okumaya tabi tutmak anlamlı olabilir.) Burada ilginç bir mesele var: Söz konusu kurumsal yapı Türkiye’nin 80 yılını alttan alta. bir tarih kurgulayarak bugün ne yapılması gerektiğine dair bir mesaj verecektir.

layımıyla imgesel ve söylemsel olarak “soLculaşmaya,” başladı. Aydın Çubukçu’nun diliyle ifadesini bulan sözler ise hem parçası olduğu kurumsal yapının hem de parçası oldukları daha geniş kurumsal projenin konjonktürüne dair bir şeyler ifade etmekle kalmıyor. Siyasal olanın ve bu bağlamda içinde yaşamış olduğumuz dönemin toplumsal şekillenişine dair bir takım şeyler ifşa ediyor. Aydın Çubukçu’nun söylediği laf gariptir, zira ‘beni yüzeysel ve bir solukta oku’ demektedir yoksa söz konusu kurumsal yapının söylemesinin pek muhtemel olmadığı bir mesaj içerir. Cümleyi bölecek olursak “Denizlerin bir projesi vardı” ve “Erdal’ın partisi vardı” anlamı çıkmakla birlikte cümlede geçen “ise” ifadesi bir karşı karşıya konumlandırmayı önerir. Madem bugünden bir tarih okuması yapıyoruz o zaman aradan geçen yıllar itibariyle bize daha yakın olanı başa koyup cümleyi ters çevirirsek şöyle olur: “Erdal’ın partisi vardı Denizlerin ise projesi.” Malum, bu iki cümle, vurguları itibariyle bambaşka anlamlar çağrıştırıyor, tam da “ise” ifadesinin sabit kalmasından ötürü. Peki bunu sabit bırakma meşruiyetini nereden alıyoruz? Cümlenin yapısal olarak bir karşı karşıya konumlandırma olarak formüle edilmiş olmasından bu meşruiyeti alıyoruz, zira başka her tür seçenek Türkçe dil kullanımı bakımından bize hata verecektir. Peki, buradaki “ise” üzerinden yapılan konumlandırma nasıl bir ilişkiyi ima eder? Bu konuda Aydın Çubukçu’yla yapılmış röportaja bir kulak verelim: menkıbe

32

halkların demokratları kimlerdir?
PARTİ’NİN KURULMASI ERDAL’I ÜST DÜZEY ÇELİKLEŞTİRMİŞTİ Bir konuşmanızda; “Denizlerin bir projesi vardı, Erdal’ın ise partisi” demiştiniz. Aslında gelişen bu süreç Türkiye Gençliğine izlemesi gereken yolu da gösteriyor.

.

.

‘Benzerlik,’ ‘lehte fark’ ve ‘üst düzeyde tekrar’: Demek ki, “ise” ifadesinin altında yatan karşı karşıya konumlandırma bir benzerliği içeriyor ama bu benzerlik bir farklılaşma süreci sayesinde üst düzey bir tekrara işaret ediyor. Buradaki karşı karşıya konumlandırış ve ayrım, “partinin” varlığı veya yokluğudur. İlginçtir. 33

Denizle Erdal arasında hem çok büyük benzerlikler ve Erdal lehine farklılıklar olduğunu düşünüyorum. Erdal aslında Denizlerin idam sehpası altındaki tavrını daha üst düzeyde tekrarlamıştır. Çünkü Erdal partili bir gençti. Denizler ise partinin mücadele sonunda kurulacağına inanıyorlardı. “Partisiz de olsa yola çıkabiliriz. Zaman içinde ordu partiye dönüşür” diye düşünüyorlardı. Önce silahlı mücadele sonra parti diyen bir anlayışa sahiptiler. Dolayısıyla kendilerini Komünist bir partinin üyesiymiş ve onun gereklerini yerine getiriyormuş gibi düşünemeyiz. Öyle iddiaları da yoktu zaten. Fakat Erdal eline böyle bir imkan verilmiş bir gençti. Yani iyi kötü eksik gedik haliyle büyük gençlik kitlelerini, işçileri köylüleri kasaba gençliğini kapsayan büyük hareketin partileşme sürecinde devrimci olmuştu ve onun partileştiğini de görmüştü. Partileşme sürecinde ne gibi mücadeleler yaşandığını, kitlelerin nasıl örgütlendiğini, partiye nasıl dahil edildiğini yaşamış bir gençti. O örgütlü çalışma onu bir üst düzeyde daha çelikleştirmişti diye düşünürüm hep. Ve bugün baktığınızda 17 yaşında bir genç ve o tavrı göstermiş. Dünyanın pek az bir örneğinde görülen yiğitlik örneğidir. Ama kişisel yiğitlikten ziyade bu örgütlü bir genç olmasından ötedir.

Partinin kuruluşunun ön koşulu, onun kurulu olduğu momente nazaran tarihsel anlamı itibariyle “lehte bir fark” olarak görülüyor, ama hani bir tekrardı? Burada “üst düzey” ifadesi tam da Denizler ile Erdal’ın eylemlerinin niteliği ve bu eylemleri mümkün kılan koşullara dair bir imada bulunmaktadır. Denizler ayaklarına kurşun sıkma pahasına yolu açmış, Erdal ucu sonu belli görünen (veya öyle gösterilen) bir yolda yürümüştür. İşte mesele tam da bu iki eylemin karşı karşıya konumlandırılmasındadır. Zira söz konusu olan sadece bir öznenin yaptıkları değil, özneleşme süreci, kendisini mümkün kılan koşullarla ilişkisidir. Ama bu ilişki oldukça muğlaktır. Söz konusu cümledeki karşı karşıya konumlandırış Deniz ile Erdal arasında mı yoksa “proje” ile “parti” arasında mıdır, yoksa bir yanda Denizler ve proje öte yandan Erdal ve parti özdeş midir? Bu cümlede Deniz ile proje ve Erdal ile parti arasında fiili bir mesele değil, bir sahiplik belirtilmiştir. Ancak bu sahiplik ilkinde bir eylemi varsayarken diğeri bu failliği illa varsaymaz. Proje sahibi olmak düşünmüş taşınmış olup bunun denemesini yapmaya koyulmayı ima ederken partiye sahip olmak bir kurumsal bünyeye mensubiyetten ve onun yaklaşımlarına riayetten ibaret kalabilir. Zaten söyleniyor: Erdal’a bu kurumsal bünye bahşedilmiştir! Burada birbirinden tamamen farklı iki ilişki söz konusudur. Denizlerin projesinin olması ile Erdal’ın partisinin olmasındaki sahiplikteki “olmalar” özdeş değildir. İlki olaydır diğeri tekerrürdür. Birinde yok olmak, oluşun ön koşuluyken diğerinde yok olmak ancak oluşturulmuş olanın dahilinde mümkündür. Fark üzerinden seyretmiş bir tekerrürdür. İlkinin ön koşulu, özneden 34

menkıbe

İlkinde kendi mümkünat alanını yaratan bir “olay” diğerinde ilkine atıfta bulunan bir icra vardır. Ama 6 Mayıs 2012’de hem söz konusu kurumsal yapının kortejinin bu kadar kalabalık olmasını sağlayan hem de Erdal’ı mümkün kılmış.ayrılamayan ilişkiyken. Zira Denizler. Belki de bu üstü kapalı göndermenin altında Niğde Cezaevi’nde (diğer kurumsal yapıların ezici çoğunluğu için başka cezaevlerinde) “küçük burjuva maceracılık” olarak “mahkum edilmiş” bir sürecin “daha üst düzeyde bir tekrarı” söz konusudur. kendisini kuran bir öznelliktir. . projenin konusu ve yazarı. Belki de bunu ancak Denizlerin projesinin ne olduğunu tanımlayarak yapabiliyor. failliğin mümkünat düzleminin mimarı değil icracısıdır. Erdal’ın “üst düzeydeki tekrarı” Denizlere nazaran Erdal’ın lehine ama partiye nazaran Erdal’ın aleyhinedir. . Bu bakış açısına göre. illa 1971 ile değil 1968 ile de özdeşleştirilebilir. 1968 ile aslında bir sorun yok. Bir yandan 1971’e kadar varan süreç olumlu bir ışık altında sunulur ama sanki şu denmektedir: 1971 öncesinde pek bir sıkıntı olmasa da 1971 sıkıntılı bir süreçtir. Denizlerin projesi ile parti arasındaki ilişki peki nedir? Bu bağlamda röportajın tümüne bakıldığında bir kopukluk söz konusu gibidir. Ama Denizler 1968 ile özdeşleştiril35 halkların demokratları kimlerdir? . sorun 1971’dedir. bizzat projelerinden azade düşünülmesi güç olanlar değil midir? Daha üst düzeyde olan kurumsal yapı her ne sebeptense kendi olmuş halinden değil bir türlü ilişkisinin ne olduğunu tanımlayamadığı bir bu “olmamış”a atıfta bulunarak bir “tarih” yazabiliyor. burada sıkıntılı bir durum var. Denizler bir fail olarak projeye içkin. ikincisinde Erdal aleyhine ve parti lehine karşılıklı bir atıf ilişkisi vardır. diğerinde Erdal. Ancak.

konvansiyonel teamül ve protokollerin sürdürülebilirliğinin her tür içeriğin önüne geçtiği kurumsallaşma döneminde soru şudur: Denizlerin projesi. zira röportajın devamında anti-emperyalizmi önemseyen “gençlere” dönük böyle bir hitabe vardır. 1971. eğer bir tekerrür olacaksa bu ancak Erdal’ın farkı olabilir. Aydın Çubukçu. söz konusu kurumsal yapını projenin gözden geçirilerek hayata geçirilmiş hali olduğu anlamına da gelebilir. Erdalların partisi vardı ise bugün ne var? Bu cümle sanki “siz Erdal ile çağdaşsınız” demektedir. bu hareketi de küçük bir grubun silahla başlatacakları bir mücadele olarak görmekte sorun var? Ama 1971 çıkışının bir paradoksu var: Son eylemleri öncekileri gölgede bırakıyor. Ancak. 1971’in bir hazin son mu. sadece 36 menkıbe . daima 1968’in okunduğu lens olacaktır. Denizler. Demek ki. Makul bir itaatkarlığın öznesi olan bireylere dayanan kurumsal bünyenin devamlılığının. Öyle değil mi.meye çalışılsa da bir türlü ona indirgenemiyor çünkü onları TİP’ten ayrıksı tutan şey projeleri olsa gerek. Yani. Parti lehinde ve Erdal nezdindeki farkı böyle okuyabiliriz: Artık parti vardır. tabi daha üst düzeyde olup olmayacağı açık olmak kaydıyla. sadece henüz partiyi kurmadan hareket içerisinde bunu inşa etmek. projeye gerek yok! Bu. bu lens ile sorunlu gibi görünüyor. Denizlere bakarken. 1968’in Deniz’inde sorun yok. projeye dair tarihsel bir değerlendirme ve pratik bir özeleştiri yapılacaksa bunun yegane tecessümü söz konusu kurumsal yapıdır. Bu çağdaşlığı kuran düzlem ise partinin mevcudiyetidir. yoksa 1968 olayının “üst düzeyde tekrarı” mı olduğu veya 1968’in söylemek istediğini avaz avaz bağırıp bağırmadığı bir meseledir.

. örgütlere rağmen onların bünyesini tahkim edecek taze kanları tedarik edendir. Biri “diyalektik ve tarihsel materyalizm” ile diğeri vakayinamelere yaraşır bir eda ile anlatılır. Bir yandan bugün “iyidir. toplumsal olay ve makro ölçekteki gelişmelerle. Nurhak’a çıkışla da lanetli bir kere. 1971 çıkışını silahlı mücadeleye indirgemek aslına hem bu çizgiden ayrılmış olanlar hem de onu savunduğunu iddia edenler açısından işlevsel bir mahiyete sahiptir. kişiler ve vukuatlar silsilesi üzerinden anlatılabilir mahiyettedir. 1971 açıklanamayandır. İkisi de bu “olay”a atıfla bir tarih anlatısı formunu alan kurumsal bir gerekçelendirme stratejisi izliyor. Semptom değil. hoştur ama işte bu güzel çocukların sonu ancak böyle olabilirdi” denilerek “hazin son” üzerinden eylemin niteliği ve tasavvuru mahkum edilmekte. . bünyelerini tahkim ediyor. öte yandan silah kullanımının söz konusu olduğu her eylem ancak 1971’in kurumsal düzeyde tekrarı olabilmektedir. 1968. Üstelik buradaki mesele sadece gerillacılıkta değil. 1971 bir vukuatlar silsilesine indirgenerek söz konusu tarihle anılan kopuştaki oluşun içi boşaltılır. onunla özdeş olarak anılan 1971 çıkışının kendisinde. sıkılan hiçbir kurşunun menzili Kızıldere’ye ulaşmak şöyle dursun yanından bile geçemeyecektir. marazdır. Kendi dışına doğru hareket ettirendir. Tam da bir kahramanlaştırma yapılmaktadır. İki tarafın da mutabık olduğu bir anlatı örgüsü var.1968’in “halka gidiş”i ile değil. Tüm bu anlatıları kuran ve parçası 37 halkların demokratları kimlerdir? . 1971. hazin öyküsüyle anılır ama o yola giden tasavvur bir daha tartışılmamak üzere rafa kalkmıştır. ya reddedilmiş ya da kurumsal bünye dahilinde kontrollü bir biçimde ve eylemli olarak anımsatılmaktadır. Birey.

ideolojik berraklaşmanın sonucunda sınıf intiharı mı gerçekleştirdiler? O zaman sınıf. üst düzeyde tekrar ediyor. bunun bir sınıfı vardı. Mesele şudur: 1971 bir hataydıysa bu “hata” niye oldu? O kadar yere göğe sığdırılamayan “tarihsel ve diyalektik materyalizm” burada neden arıza veriyor? Cevap basit: Mesele sadece bir maceracılık değildi. 1971. devrimcileşme sorusunu ortaya atar: Verili bir kişi veya topluluğun verili koşullar altında kurulu toplumsallıkla kopuşmalarının bir teorisi var mıdır? Daha da ileri gider. o da “küçük burjuvaziydi” ! Peki.olanların açıklayamadığı bir konu var: 1968. öykünün temel birimi birey ve onun kararı oluyor. bu “küçük burjuvaziyi” en çok diline pelesenk edenler acaba nereden gelmektedir? Sihirli bir değnekle. toplumsal hareketler açıklanabilirken. iş “devrimcileşme” meselesine. devrimci ile “kitleler” arasındaki ilki lehine olan ayrıcalığı dönüp ikincisine geri götürür. insanların neden bu yolda yürüdüklerine gelince ancak anılar olarak anlatabiliyor. Voluntarizm. Birileri devrimci olabiliyorsa başkaları da olabilir: Üstelik illa kurumsal yapıların biyo-politik mide-eksenli kampanyalarının hitap edip bir ihtimal 38 menkıbe . “Diyalektik ve tarihsel materyalizmin” idealizm ile amansız savaşı ne kadar da makul sonuçlar veriyor! 1971’in sorunlu olan yanı bugüne dair bir kısa devre olmasıdır. İşin ilginci toplumsal hareketler ve dinamiklere dair bin bir masalı olanlar. güzel güzel toplumsal dinamiklere ayrılarak anlatılabilirken. ideolojik bir kurgudur. “devrimci” bir var olma hali açıklanamıyor. Zira. atlanabilir ve intihara uğrayabilir. bugünkü solcu aktivist siyasetçilere “sen nasıl devrimci oldun” ve “bugün ne yapıyorsun” sorularını sordurtuyor.

Erdal’ın neresine dokundu ki sehpa bir kere daha tepildi? Sahi. sembolik düzlemde onu yek kılan mevcut egemenle sadece bir şiddet mübadelesine girmek zorunda olmayabilir (egemeni tahkim eden istisna hali olunmayabilir). halkın yeniden üretimini düzenleyen yasanın dışına çıkmayı ancak yasanın ötesinde halka referans vererek bu suçlu olma halini kendilerine izah edebilenlerdir. . Deniz. . Namlunun diğer ucundaki ülkücünün ve dincinin halkın aynı imkansızlığından doğduğunu. halka. halkın çocukları değil. daha doğrusu halkın bir iç savaş düzlemi olduğunu. süreksizdir. Kısa devre. mezhepsel ve bin bir türlü ayrışmalarla demos’un imkansızlığı üzerine kurulu olup da onu iç savaşı yöneterek. tam da bu yersiz-yurtsuzluğun bir semptomudur. müstakbel iktidar adına “uzun yürüyüşünü” yapması gerekmeyebilir. Onlar. 1971’in sordurttuğudur: Erdal. süreksizliğini bizzat kendi öznellikleriyle ispat ettikleri. Bu süreksizlik amillerinin “halk” ve “yurtseverlik”ten dem vurması.kendisine katacağı mikro ve müstakbel makro öznesinin adım adım bilinçlenerek (kaşarlaşarak) halk adına. toplumunun üretiminin faillerine bu sıfatla hitap edenlerin karşısına toplumun süreksizlik ihtimalini çıkaran bir kısa devredir. Peki neden? Hangi saikle? Che. bunu kendilerine dahi itiraf edemedikleri verimli bir imkansızlıktır. Etnik. Deniz’in neresine çarptı da bu titreşimi yarattı. Deniz’in haklı olduğunu ispatlayan mıdır? 1971. Halk. iç savaşın birer parçası olarak atlarlar. eksik yanı orası olduğu için oraya bakanlardır. Ancak. hepimiz neden bunları konuşuyoruz ki? Bunu tartış39 halkların demokratları kimlerdir? . onların bağımsızlığını mümkün kılan bir göstergedir. halk imkansızdır. evden kaçtığı için.

Ancak DP hükümeti. katakulliyle kabul edilen Cumhuriyet’in bir proje olarak ucunun açık olduğunu gösteriyordu. Kentleşme ve sanayinin tesisi ile göç bu esnada toplumsal bir yarılmaya gebeydi. bunun yol açtığı arayış projenin revizyonist taşıyıcılarındaki ağırlık merkezini kaydırdı: Emekçiler bir aktör oluverdi. Demokrat Parti iktidarının da elitlerde yarattığı çatlak ve özellikle Soğuk Savaş ile birlikte izlediği politikaların toplumdaki tansiyonu yükselten karakteri 27 Mayıs Darbesi’ne geçici bir başarı sağlamıştı. Serbest Cumhuriyet Fırkası nezdinde TC’nin kurucu bileşenlerinin kontrol etmekte zorluk çektiği bir hoşnutsuzluğa işaret etmişti. Kemalist Cumhuriyet projesinin taşıyıcı unsurları 27 Mayıs’tan AP’nin galip çıkması karşısında bu projenin açtığı mecrada başka arayışlara yeltendi. Kurumsal siyaset arenasında bu arayışlardan biri CKMP diğeri TİP olacaktı.mak için 1971’in anlamını ele almak gerekir. Kubilay’ın öldürülmesinde ifadesini bulan direnç. Kalkınmacı paradigmanın ve Kemalizm’in “yürüyelim arkadaşlar” dediği öğretmenler. tasavvuru nedir? Cumhuriyetin ilk yıllarında Kuzey Kürdistan’daki mücadeleler bir yana. başka aktörler CHP ile AP’de temerküz eden gerilimin içinde oluştu. Kemalizm’in vaatlerinin yerine getirilemediğini. Daha sonraları moderniteye karşı modern bir direnç olarak sağda MHP ve MSP çizgisi oluşacaktı. DP iktidarının sonu ve müteakip rejimin vaatlerini yerine getirememesiyle. Nedir 1971. bu çerçeveyi limitmenkıbe 40 . Türk-İş’in hem örgütlenmesindeki yükseliş hem de içeride mayalanan huzursuzluklar. Kemalist projenin sadece vaatlerini yerine getiremediğine işaret etmekle kalmadı. mühendisler ve idareciler.

. . Ancak. Sosyalist Devrimciler. Bu yüzden öğrenci hareketinin en önemli unsurlarının Hasanoğlan’dan. ithal ikameci ve kalkınmacı paradigmanın. Dünyanın dört bir yanında anti-emperyalizm adı altında birilerini destanlar 41 halkların demokratları kimlerdir? . müstakbel mühendis ve idarecilerden. 1968’in asli bileşenlerinin ordudan. barışçıl olmalıdır. ODTÜ’den ve Mülkiye’den çıkması bir tesadüfmüş gibi görünmüyor. öğretmenlerden. Ne gariptir ki SD’ci Türkiye İşçi Partisi kel alaka gibi görünen Kürt meselesinden kapatılacak. ülkenin içinde bulunduğu asıl sorunun emperyalizm ile bağımsızlık olduğuna hükmediyor. salık ve sebebiyet verdiği çağrışımların sadece bir çerçevesiydi. ulusun tadilatı ve yeni dünyayla eş güdümü sorunu. 1960’lı yıllarda Türkiye. belki bir daha eşi benzeri görülmeyecek denli kamusal bir tartışmanın içinde buldu kendisini: Sosyalist Devrim ile Milli Demokratik Devrim yaklaşımları karşı karşıya geldi. Kemalist bir geleneğin Maocu yeniden yorumlanışı. MDD bir pozisyondu. özellikle de askeriyeden çıkması şaşırtıcı olmasa gerek. Bu yüzden.lerine doğru zorladı. MDD’nin içeriği. Ülke bazında ve makro siyaset kapsamında okunduğunda MDD’nin bu denli rağbet görmesi geleneksel bir sosyalist bakış açısıyla kaygı verici olmalıydı. muğlak bir yorumlama aralığı bıraktı. Kemalist rejim ile daha uzlaşır gibi görünen MDDciler o devlete namlularını çevirecekti. Onlar. Soğuk Savaş dengelerindeki ulusal tadilatın öncüleri olacaktı. çok makul bir şey söylemekteydi: Devrim işçi sınıfının eseri olacaktır ve sosyalist bir mahiyet taşımalıdır. Halk ile milletin açı farkında bir öznellik doğdu. MDD ile kıyaslandığında çok daha radikal bir yaklaşım! SD bir yaklaşım olarak dururken. Ancak. tedrici bir geçiş amaçlanıyordu.

bir pozisyon belirleme yöntemidir. Bağımsızlık. 1971 ise bu çerçevenin kendisini tadil ettiği esnada. 1971’den bağımsızlığa bakıldığında ise işler değişir. bu reaksiyonun bir bileşenini kusarak başka bir bakış açısına itti. İbo dahil olmak üzere bütün paradigmaları ulus-devlet eksenliydi. Kalkınmacı paradigmanın nasıl yorumlanacağı42 menkıbe . bir ıraklık açısı deneyimi yaratmıştır. hakkı aşan bir biçimde kendi kaderini tayin için savaşmaktır veya savaş kendi kaderini tayinin ta kendisidir. yani ikiz kardeşlerin. eylemin zincirlerinden boşalttığı ve çerçevesini aşan bir düzlem yaratmıştır. Belki de bu yüzden sivil toplum meselesini üstü örtük olarak ele alan Rosa Lüksemburg partiye “kutup yıldızı” der. Liberallerle milliyetçilerin. Denizler sonuna kadar milliyetçiydi. SD’nin başlıca sloganı bağımsızlık değildi. Ancak. Denizler için bağımsızlık.yazdığı haberleri yayılıyor. belli bir gök cismine iki farklı pozisyondan bakılması ve dolayısıyla bir üçgen hesabı üzerinden mesafe ölçme yöntemidir. Bağımsızlıktan doğru 1968 kuşağına bakıldığında güdük bir siyasi çerçeve görülür. Kalkınmanın öznesinin devletten ziyade yeni bir toplumsal mutabakatla şekillenmesini isteyen TİP vasıtasıyla FKF’lilerin halka gidişleri bir perspektif değişikliği. abesle iştigal olduğu yer burasıdır: 1968 kuşağı Kemalist bir çerçeveden hareket etti. NATO’nun bunda önemli bir payı var. Evet. Che Guevara gibi figürler çeperlerden merkeze doğru bir yankı uyandırıyordu. özerkleşme eğilimine bir yön vermiştir. ufak veya büyük bir topluluk dahilinde kişinin özerklik arzusunu gerekçelendirme yönelimidir. buradaki mesele şudur: Neden bu hışımlı gençler SD gibi “radikal” bir teoriyi tercih etmedi? Çünkü. Iraklık açısı.

nın yarattığı muğlaklık, Kemalizm’in popülist bir yorumu, dünyada anti-emperyalist mücadelelerin yarattığı umutlar bir kararsızlık anı yaratmıştır: “Ben kimim?” Bunun cevabı, emperyalizm Türkiye’dedir, TİP babadır, ailedir, “Ben Dev-Genç’liyim” olmuştur. İşte burada Denizlerin eylemlerinin, düşünsel çerçeveleriyle ayrışmak üzere örtüştüğü bir kesişim kümesi var. Che Guevara’nın sunduğu ontolojide, seyir halinde karşıtlığı kurup deneyimleyerek, antagonizma koyup baş kahraman (protagonist) olmaya dair bir çerçeve vardı. Bu, Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında mekan ve zaman algısındaki sarsılmaların ve düzenlemelerin çatırdaya çatırdaya fırlatıp attığı öznelliklerdi. Che Guevara ile Beat Kuşağı bu anlamda çağdaştır. Yol, aynı zamansallıklarda yaşamayanların seyredilmesiyle bağlamdan kopmayı mümkün kılan bir boşluk, “ben kimim?” sorusunu katlanılmaz hale getiren, kendini yaratma ve toplumsalı yorumlama pratiğidir. Burası, kapitalizmin parçalayarak kurduğu öznelliğinin, bütünlüğü, yok oluşa meyil ederek bulduğu düzlemdir: Bütünleşmeye, rastlaşmaya, komünizme özlemdir! Bu yüzden zanaatkarlar son yüzyıllarda liberterdi. Eğer küçük burjuvazi, ufak ölçekte üretim araçlarına sahip olmak demekse tüm devrimciler küçük burjuvadır; zira kendilerini ve dünyalarını kurmanın araçlarını ele geçirerek özne olurlar; araç ile nesne, kamusal ile özel arasındaki kurgusal ama somut bir iş gören ayrımı kaldırırlar. Bu ayrımın olmadığı monist (yer yer düalist) dinlere sahip yerli toplulukların, devrimci hareketlerin baş aktörü olması sadece Avatar filminin bir fantezisi değil, Aleviliğin tarihsel bir kesitine şöyle bir bakan herkesin görebileceği bir şeydir. Bir kere eylemde bu43

halkların demokratları kimlerdir?

.

.

lunuldu mu onu aşmak gerek: Savaşçının ölmesi gerektiği için ölene dek mutsuz olduğunu biliriz. Bu çatışmalar, toplumun eskisi gibi olamayacağı ve toplumdakilerin eskisi gibi olmak istemedikleri bir düzlem açmış; “yeniden üretim”, akıbeti itibariyle kamusal bir müzakereye açılmıştır. 1960’ların ikinci yarısına gelindiğinde köyden/mahalleden gidiş, kente geliş, üniversiteye/fabrikaya giriş ve halka gidiş, bir pozisyon değişikliğini, bunun da kamusal olarak tartışılabileceği bir düzlem yaratmıştır. Bu tam da dünyada “dengelerin” yeniden kurulmakta olduğu, ülke içi ve sınır aşırı göçlerin birilerini işçileştirmeye, kentleştirmeye tabi tutmaya yeltendiği bir dönemdir. Halk, tüm bu alt-üst oluşların düzlemidir, farklı deneyimleri mümkün kılandır; işçileşmenin, üniversite öğrencisinin müesses nizamın öncüsü olmasının müzakereye açıldığı bir andır. Halk, bu anlamıyla bir özne değil bir deneyimi, bir perspektif değişikliğinin düzlemiydi. Bu açıdan bakıldığında, Denizler halka çok şey borçludur. Ancak, halka giderken toslanan bir mesele var burada: İthal ikameciliğin bir devlet politikası olarak benimsendiği bir kesitte kalkınmacı kavramlarla yaklaşılan ve açıklanmaya çalışılan bir coğrafyaya ayak basılır. Toplumun şekillenişi müzakereye açılmışken Kuzey Kürdistan coğrafyası ve çeperine toslanır; toplumun sürekliliği, yeniden üretimi, açık bir soru işaretiyken (tabu olan gayrı-müslimler hariç) TC’nin kurucu “ötekisi”ne, halkın bütünlüğünü yaran yapısal krizine rastlanır. Belki bu yüzden Türkiye’ye (Kuzey Kürdistan’a) gitmek için daha evrensel bir düzeyde halkı muhayyel olarak yeniden kurmak gerekir; Türkiye’ye varmak için Filistin’e gitmek gerekir. Ege’ye yüzünü 44

menkıbe

dönmüş Aydınlıkçılar ve Kemalizm ile kopuş, bundan dolayı İbo için Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK) kapsamında gerçekleşir, Mahirler’e çarpar. Tüm bunlar, TC’nin saldırılarının ve cinayetlerinin yarattığı etki altında düşünülmeli. Polis saldırıları, çatışmalar, ölümler, muğlaklık, Kürdistan, Kemalist cenahta ulusun tadilatına dair yorum farkları, kızışan “dünya devrimci hareketi,” yani perspektif değişikliği. İşte bu ıraklık açısı deneyimi, o çok elzem soruyu yeniden sordurur: Ben kimim? Bu soru, tüm bir belirsizlik düzleminin yeniden yapılandırılması, bir pozisyon bulmak için koordinat sistemi icat etmeyi gerektirir; bunun tek yolu en uzağı görebilmek, yokluk ihtimalinin mesafesini ölçebilmekten geçer. Soru çok çetrefillidir; Aydın Çubukçu’nun epey eski yoldaşları olan Aktancılar’a (TİKB’ye) mensup Aysel Zehir için yazılmış sözlerdeki gibi: “Bilinmez ki, ne söyler bağrındaki ezgiler...” Bu yüzden eski Grup Yorum ve benzer gruplar, en muğlak ve pastoral parçalarıyla, mensup oldukları örgütlerden çok daha fazla yürekte hücre örgütlenmesi yapmıştır! 1860 ila 1870’li yılların Rus Narodniklerine bakıldığında her birinin anlatısında kendilerini eyleme geçirme ve eyleme bağlamında edebiyatın çok önemli bir rol oynamış olduğu belirtilir. Türkiye’de de, 1968 ile anılan kuşaktan başlamak üzere 2000’li yılların başlarına kadar, bu romanlar, insanları eyleyişe ve örgütlenmeye iten başlıca ilham kaynağıydı. Burada, yazar hikaye anlatarak okura “kendi hayatının okuru olma, yazarı ol, ama bil ki bunu ancak kimi verili koşulların dinamiklerini zorlayarak yapabilirsin, bunu nasıl yapacağın sana kalmış ama al sana ahlaki bir çerçeve” der. Burada öznenin oluşum süreci, üze45

halkların demokratları kimlerdir?

.

.

eylem. Bu ayrışmaktan başka bir şey değildir. 1971 için ancak “biz kimiz” içerisinde cevaplanabilirdi. diğer etkinliklerden ayrı olarak insanı eşsiz kılan ve bu düzlemde eşit kılan insanlık durumudur. Bugünlerde liberallere esin vermesinden dolayı oldukça şüpheli yaklaşılması. Eyleyen. eylem ayrışmadır. Ancak. (sanki matah bir şeymiş gibi!) dünyadaki diğer varoluş biçimlerinden niteliksel olarak farklı kılar. Toplumsallığın bu aracısına dönük edim. insanı. Dolayısıyla eylemin ifşa edici bir karakteri vardır. gerekse Marksizme epey aşina bir düşünür. bireyin değil insan türünün biyolojik varoluşuna hizmet eden araçlar ve koşullardır. 1971’e doğru Dev-Genç. insanlar bir şeyler üzerinde bir şeyler yapmak için cem olur. doğuştur. kelam ve fiiller biçiminmenkıbe 46 . insanın bu sorusuna dair bir açılım getirir: Ona göre emek. bizi çevreleyen şeyler. dünyalılıktır. zira orada bir oluş ve oluşturma süreci var. yani. üstelik verili toplumsal koşulların verili olma halini sorgulayarak intihara gidiş söz konusudur.rinde eylediği toplumsallık ile dışsal bir ilişkiye sahip değildir. doğurgandır. Eylem. İş. eylenileni öncelemez. içli dışlı olduğumuz. şeylerin suni diyarı. yaratıcı olmak için bir ilkeye sahip olmalıdır. 1968’de Dev-Genç. “çıkışı” yapanlar için TİP olmaktaydı! “Biz kimiz?” sorusundaki “biz” aynı zamanda bir yalıtılmışlık içinden de konuşur. TİP karşısında ne olmaktaydıysa. zaruretin diyarıdır. hem kişiliği gösterir hem inşa eder. Denizlerin bir projeye sahip olduklarını söylemek makul. zira deneyim kolektif bir deneyimdi. Bu soru. bir eylem alanıyla bir eyleyeni varsaydığı için olgusal olan fiiliyata dönüştürülmelidir. bu nesneleştirme süreci. bu boşlukta cereyan etmez. Eylem.

zaman akışını değiştirir. eylemdir. mevcut toplumsal ilişkilerin aşılabileceğine işaret eder. maraz anında duygulanıma dönüşmesini sağlamaktır. hayatın bakış açısından bakar. ama tam da bu şekilde alınan ilham mevcut olanın da aşılabileceğini ima eder. ölümden doğru bir serüveni okur. Toplumsalın yarıldığı belirsizlik anlarında hayata bakanlar. “Kim?” sorusuna ancak ölüm cevap verebilir.de kişiliğin ifşasıdır. “Ben kimim?” sorusu doğuştan gelir ve tam da cevapsızlığıyla kurucudur. “Ben kimim?” sorusuna ancak ucu açık hayat hikayesinde cevap aranabilir. Ölüme dek cereyan eden eyleyiş süreci bir insanın kim olduğuna dair tanım. Erdal da Deniz’e baktığında. . öte yandan eyleyen. Deniz. sondan başa gitmektir. başkalarının ömrüne bakar. dolayısıyla bu soruyu cevaplayamaz. Ancak bu arayış boşlukta değil somut ilişkiler ve temsillerle cereyan eder. yer/yön bulmak için özlemin dile getiremediği halkların demokratları kimlerdir? 47 . Burada bir lens vardır: Okunan ömür şimdiki benin kısıtlılıklarından doğru baktığı için o ömürde ilke arar. Che’ye baktığında bunu görmüş olsa gerek. müzakere ve değişim sürecidir. . Deniz’in öyküsünün “kıssadan hissesi”. birey odaklı olduğu için bağlamı muğlaklaşır. Derin bir belirsizlik ve yersizlik. yani ömür görmek aslında ucu açık bir yaşantıyı homojenleştirmektir. yurtsuzluk anında yaşayanlarla ölüler diyarı birbiriyle konuşur. Bu serüvenin öyküsü. yaşam öyküsünü bilemez. bağlamı kopuk temsil. Bunu mümkün kılan tek şey o ömre bir eyleyiş ve bu eyleyişe de bir “kıssadan hisse” atfetmektir. deneyimdir. Erdal’ın çok somut bir toplumsal kopuş anındaki belirsizliğine çarpmış ve titreşim yaratmış olmalı. Ancak. bağlamı yarar ve kendisine ilham devşirir. Birisinin hayatına ölü noktadan bakmak.

verili bir kesitte potansiyel haline getirilen unsurların bir örgütlenme biçimidir. Ama burada basitçe “ilk onlar ateş açtı” demek. güzel çocuklar değildi. akamete uğradığı için evrenselleşmeye teşebbüs etmek zorundadır. Sermaye. masum veya kurban hiç değillerdi! Özerkliğin bedelini ödemediler. heterojen zamansallıktaki özdeş olamayan öznelliktir. hayatların ömürlere bakabildiği düzlemdir. devrim söylemleri 1971 eyleminin anlamını ötelediği boş gösterenlerdir. Sermaye. savaş açmadı. duygulanım oldu! Ölümler ve TİP içerisindeki ayak oyunları. Devlet. toplumun imkansızlığıdır. öteye işaret eden komünizmin hareketidir. evrenselleşmesinin imkansızlığıyla birikir. Bu yüzden devletin saldırısı. sistematik olarak bastırdı. yeniden üretimin imkansızlığa yazgılı evrenselleşme çabasının eşitsiz olduğu için birleşik gelişimde. Halk. 1971 savaş açtı! Ancak. yurtseverlik. onun kurucu bileşeni olan ölümle ilişkilendiler. seyyahlığa dair bir deneyim sundu. Çıkan her maraz.arzuya bir “kıssadan hisse” yankı verir. halka gidiş deneyimleri bir mekan-aşırılığa. özerkliğin “ayan beyan” edilmesini mümkün kılan söylemsel çerçevedir. yürek çağrılarının birbirine vurduğu düzlemlerdir. saldırmaya teşneydi. 1971’in verdiği cevabı açıklayamaz. TC’nin NATO kapsamında saldırgan bir tutum takınıp ölümlere yol açması eylem seviyesine dair bir sorun ortaya koyuyordu. teşebbüstür. maddiyata toslayarak. Kriz. demokrasi. “ölümler üzücüydü” demek meselenin bilinçli olarak tek bir açıdan okunmasıdır. tek bir perspektife sahip olunamayacağına. kimi somut deneyimler de yol açtı. Öte yandan bu gençler. bu noktaya sadece dünyadaki efsaneye bürünmüş anlatılar değil. Seyyahlık belirsiz ve rotasız menkıbe 48 .

Mahir ve Deniz tarafından alımlanışı ciddi bir dönüşüme işaret etti. Halkın kurulu anlamıyla çözülüş ihtimalini görmelerindendir. . Bugün 1971’in kurumsal olarak üretilen temsili. tam da aşikar olmayan bir mevcudiyeti menkul kılma cüretidir. kavramsallaştırma sürecindeki arayışa ket vurmak demektir. 1968’in bir kalkınma meselesi olarak ele aldığı uzama Deniz’in “Kürtler” demesi. bu ontolojiye bir söylemsel gerekçe bulmanın çerçevesi olarak iş görse de İbo. bir olasılık yoklamasıdır. bunalım dönemi ve emperyalizmin dışsal değil içsel bir olgu olduğuna dair tahlilleri tam da mevcut ama aşikar olmayanda kurucu bir an görmelerindendir. olanakları kapatan bir işlev görmektedir.bir alandı. . Kürdün kendisini aşikar kıldığı. söylemsel düzeyde formüle edilmesi güç bir arzunun. MDD. Mahir’in suni denge. İbo’nun Kemalizm’e işaret etmesi. Kemalizm’e rejim içi biçimsel tadilat yapılarak Kemal’e lanet okunduğu. “terör” üzerinden kendisini kurumsallaştıran devletler ve gösteri üzerinden olağandışılığın etkisine ket vuran bir çağda. 1971’de ortaya atılan fikirlere sahip çıkıp sürdürmek. Düne kadar Mihri Belli’yi yerden yere vurup TİP’e sahip çıkarak THKO’ya en fazla karşı çıkma potansiyeli taşıyan Hüseyin’in THKO’nun belki eli yüzü düzgün tek belgesi olan “Türkiye Devriminin Yolu” broşürünü yazmasını gelsin “diyalektik ve tarihsel materyalizm” bir açıklasın! Hayır. kişisel özerkleşmenin kendisini genişleterek yeniden üretmesini gerekli kıldı. 1971’deki halkların demokratları kimlerdir? 49 . zaman ve eylem deneyimi. buradaki tasavvur sadece ve sadece silahlı mücadele biçiminin kendisi değildir! Buradaki tasavvur bir kopuş yaratıp el yordamıyla arayışta bulunma girişimidir. Tam da bu çoklu yer.

” “Mahirlerin yolunda yürümek” “Önderimiz İbrahim” demek. ister hükümet. Söz konusu kişilerin bu konuda akamete uğramış olması eylemin altında yatan bu ilkeyi yok edememektedir. lafzi spot başlıklar dışında bir toplumsal tasavvur içermez! Birbirleriyle çatır çatır ülkenin koşullarını tartışan hatta bazen menkıbe 50 . bir alan açar.kavramları düşündürtmek. Bir daha Deniz olunamaz. bugün bir yaklaşım olarak iş görmelerine müsaade etmemek ortak mutabakatımızdır. dünyanın bir köşesinde öğrencili işçili bir olaylar olduğunda “yeni bir 1968 mi” demek aslında bu olguların altındaki ilkeyi boşa çıkarır. meçhul bir mahal verir. bir sevk ve idare meselesidir. İster şirket. semptomatik bir okumaya tabi tutmak. yapısal olarak tekrara müsait değildir! Bunlar kopuş ve kuruluş anlarıdır. bunlara genellikle CMS (Content Management System) denir. Bu yüzden bugün eğer Deniz olunacaksa Deniz’e sırt çevirmek gerekir! 1971’in temsilini üretenler onların söylemsel çerçevesini “ciddiye alır. 1968 tekrar edemez. Bu söylemsel çerçevenin anti-mülkiye yanını reel-politik bir düzlemde takip ederler.” bu yüzden demokrat. Tam da bu yüzden bugün “Deniz olunmalı. ister devlet. tasarım burada içeriğe duyarsızdır: ÖDP’nin “daha kalabalık” bir tekrarı olan HDK’yı mümkün kılan tam da bu projesiz partiler çağıdır. yurtsever ve “devrimcilerdir. zira eylemlerinin altında yatan ilke. hatta hiçbir politik rasyonaliteye sığmayacak ilişkilerin (dostluk/ Kızıldere) söylemsel çerçevesini başka bir bağlamda tekrar ettirirler. Günümüzde hızlıca internet siteleri kurmak için şablonlar kullanılır.” Kurulu düzene. ister silahlı veya pek de silahlı olmayan örgütler bir noktada buluşmaktadır: Siyaset.

. Tekrarı mümkün kılan. tekerrür düzeyindeki laflar dışında yoktur. profesyonel ruhla yapılan amatör bir “iştir.” Profesyoneldir. Amatördür. Kızıldere’deki “devrimci dayanışmadan” koltuk kapmacaya varan bir noktaya gelindi. . her okumasında olduğu gibi Laclau/Mouffe okuması pek bir ilginçtir). ÖDP’nin “daha üst düzeyde bir tekrarıdır. (Bu konuda “sol” yapılar değil. HDK. hem HDK/KCK/DTK deyip hem de “hegemonik siyasete karşıyım” diyen Abdullah Öcalan’ın bilinçli kavram kargaşasının da payı var. Bin bir mevcut kimliğin bir biçimde ahenkli yaşaması. toplumsal cinsiyet ve çevre konusunun da önemsenmesi gerektiği. kendi kendini baltalıyor. Kürt sorununun bir zahmet artık bir yerlere bağlanması temennisi. HDK.” “İştir. anlamın (anlamsızlığın) bu ötelenişidir. kurumsal müzakerelere ve prosedürleri sürdürülebilir kılmaya odaklı olup da sevk ve idare dayalı adı “iş yapmaktır. zira Lenin’den devralınan miras siyasetin meslek edinilmesi gerektiğini telkin etmiştir bir kere.” zira tüm tartışmalar bir “üst düzeyde” tartışılmak üzere ötelenir. beklenemez de! İşte demokrasi tam da bağlamsız ve sistemik bir açıklaması yapılmamış müstakil halkların demokratları kimlerdir? 51 . başka koşullarda verimli olan müphemlik burada bir müzakere ve iktidar koruma stratejisidir. zira düşünsel alt-yapısı olan hegemonya kuramını hayata geçiremeyecek denli kurumsal açıdan parçalıdır.” zira çaba sarf etmenin. işçiler grev yapıyorsa bir poşet çay götürme bahanesiyle halay çekmece dışında içinde yaşanılan mevcut duruma dair yapısal bir analiz.bunu karikatürize ve kısır bir hale getiren Lenin’in üslubunu taklit eden polemikçilerden artık içerik tartışılmayan ancak şerh ve itirazlar konan.

hakim evrensellik düzlemi dahilinde olanın tikel temsiller olmasını şart koşmaktır. buradan bakıldığında İboların. Mahirlerin ve Denizlerin devamcılarıdırlar. HDK da demokrasi konusunda mutabıktır. Evet. Bunun için egemenlik ve iktidar kuramlarına şöylesine bir göz gezdirmek yeterlidir. Bir açık oturumda bir Alevi ile Sünni tartışır. sosyal örgütlenmelerin kendilerinden ibaret kalarak birer temsile dönüşmesi teşebbüsü doğrultusunda tikelin tikel kalması kaydıyla tikelliği evrenselleştirmek. bin yıllar boyunca birlikte yaşamışız. Anarşizmden Marksizme değin komünist gelenek dahilinde kapitalizmin yapısal örgütlenmesi olan demokrasi meselesi çetrefillidir: Demokrasi. Sünni ile birlikte yaşamak ister. o zaman buradaki sorun şudur: Alevi neden Alevidir? Aleviliğin her yorumu Sünniliğin her yorumuyla bir arada yaşayabilir mi? Peki.öznelerin kendisini ifade etmesine olanak tanınması temennisidir. Alevi der ki “bizim kimseyle sorunumuz yok. Ancak. tam anlamıyla bir demokrattır. en nihayetinde bu meselelerin hepsi birer boş gösteren olan devlet ve kapitalizmle kesinlikle bağlantılıdır! Silahlı örgütler de. Alevi şunu deseydi ne olurdu: Biz sizinle menkıbe 52 . Alevi. başka bir evrensellik kurulumu olmaksızın sürdürülebilir kılmak. Demokrasi kavramı ve onun kurucu istisnası terör kavramsallaştırmasına ilişkin tutum. iç savaşı radikal bir kopuş. suya sabuna dokunmayıp. Elbette. Bu yüzden devrimci demokrat olunabilir ama komünist demokrat olmak mümkün değildir. komünizmi tanımlar mahiyettedir.” Sünni de pek haz etmeyerek sesini çıkarmaz. iç savaştan meşruiyetini alan bir iktidar silsilesi dahilinde her bir sosyal örgütlenmenin içeriğine karışılmaksızın bir eşdeğerlik düzlemini varsaymak.

sunucu biraz panikler. halkların demokratları kimlerdir? Kurumsal partiler üzerinden yürüyen radikal demokratlığa dair kısa bir not düşmek gerekirse: 1999 Depremi esnasında depremzedelere yardımda bulunmak. tam da gündelik hayatın bozulduğu noktada başka bir toplumsallık denemesi yapmak. İşin ilginç yanı. depreme milli güvenlik meselesi olarak yaklaşan devlet karşısında halkı kışkırtıp çekilmek. Bu konuda Hegel’in Hukuk Felsefesi’nin Eleştirisi ve Yahudi Sorunu’nu Türkçeye bir türlü tam kapsamıyla çevrilmemiş Alman İdeolojisi adlı eserlerin sayfalarını birazcık olsun çevirmek düşünsel bir açılım sağlayabilir. Alevi kibarca itiraz etmeye yeltenir. bu açık oturumda CHP’ye yakın bir antropolog çıkar ve Alevi’ye “Size katılmıyorum. Sünni pek bir şey demez. bunun sonuçlarını örgütlemeye çalışmak mümkün değil miydi? 53 . . . Marx. bunun altında yatan etiği kendi metinlerinizin içinden işletebilecekseniz o zaman biz Sünni olalım siz de Alevi olun! Demokrasi tam da toplumsallığa dair tahayyüllerden boşalmış ayinlerin ahenkli kimliklerini gerektirir. Komünizm ile demokrasi meselesi konusunda ikircikli olanlar varsa bir zahmet Marx’ın ilk yapıtlarında neyle hesaplaştığını ve kapitalizmi nasıl okuduğuna tekrar baksın. Temenninizi paylaşmakla birlikte topluluklar arasındaki ilişkiler tarihte çatışmalı olmuştur.ancak bir koşul atında yaşayabiliriz: Bizim inancımız sizden farklı bir toplumsal örgütlenmeyi önerir. dolayısıyla böylesine bir yan yana yaşamışlık meselesi doğru değil. sabık bir demokrat olarak demokrasiyle hesaplaşma girişimi dahilinde iç savaşın yapısını kapitalist işleyiş olarak okumaya çalışır.” der.

Çünkü Hrant Dink. güncel tutumları bir yana. 2001 krizi esnasında gözaltı kaydı olmayan bir kalabalık hiçbir siyasi simgeye sahip olmadan büyük bir alışveriş merkezini ve bankaları talan etmeye çalışsaydı (bizim kurumsal yapılardan bir tanesi tarafından sinsice örgütlenmiş olarak!) topluma nasıl bir mesaj verilmiş olur ve bunun sonuçları nasıl örgütlenmiş olabilirdi? PKK ateşkes ve müzakere halindeyken Hrant Dink öldürüldü. Dudukçu Matergiller önderliğindeki tırşıkçı beyaz Türklerin vicdanları altında ezilen cenaze töreni bu yüzden Ogün Samast nazarından elitisttir. Arjantinliler sağı solu yağmaladığında Türkiye’de de kriz vardı ve tüm medya ve siyasetçiler “bizim halkımız böyle şeyler yapmaz. peki.. bunun etkilerini örgütlemeye yeltenmiş olsalardı ne olurdu? Rakel Dink..” diyordu. Kürt hareketinin yarattığı atmosfer dolayımıyla 12 Eylül sonrası radikalize olmuş Türkiye’nin muhalif aktörleri. halk onları yanıltmadı. çözümlenmemiş ve üzerine hala düşünülmemiş bir cümle sarf etti: “Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamak. Sabiha Gökçen’e parmak basarak tam da bunu yapmış oldu.” Bunun anlamı şudur: Türkiye’yi çözümlemek istiyorsanız Ogün Samast’ı anlamak zorundasınız. Hrant’ın ölümünün ikinci yıldönümünde “Katil devlet hesap verecek” sloganını bastırmak için “duduk dinliyoruz arkadaşlar” diye menkıbe 54 .Tam da Argentinazo patlak verdiğinde. cenaze töreni esnasında kendilerini şapkalar ve pankartlarla kitleden ayırmıştı. kitlenin içinden meselenin bir infiale dönüşmesine dönük girişimlerde bulunmuş olsalardı ne olurdu. Yunan parlamentosunu kuşatan anarşistler karşısında barikat kuran “işçi sınıfının partisi” KKE’dir. Altın Şafak karşısındaki SRIYZA’dır.

Rantın Dostları Kimlerdir? Bunu yapmamak demokratlıktır. Elite haset faşizme karşı elitist demokrasiyi değil. demos’un sürekliliğine oynamaktır. birden komünist olmak için işçici oldular. halkların demokratları kimlerdir? 55 . komünizmi aramaktır. Belki de soru şudur: Hrant’ın Dostları Kimlerdir. dağılış ve komünist zeminde yeniden örgütlenme g-i-r-i-ş-i-m-i değildir! Türkiye’deki kimi kurumsal sol yapılar utangaç bir biçimde Kemal’in söylemiyle. homojen ve dışsal bir birimin mağduriyetine uğramış. yeniden üretimin vekili olmaktır. Ama popülistlerin halkına da. devrimci Kara Panterler ve faşist Altın Şafak’tan bir şeyler öğrenmemektir: Kadıköy ve Samatya’da Ermeniler’in öldürülmesi karşısında 24 saat ulaşılabilir sokak devriyeleri ve acil müdahale timleri oluşturmayı ve mümkün mertebe hedef alınan kesimlerden mücadele etmeye niyetli insanları bunlara katmayı düşünebilmektir. . kopuş. Ogün Samast’ı yaratan düzlemde onun bir komünar olabilme olasılıklarını yoklamaktır. HDK’de temerküz eden statükoyu yapısal bir tahlile konu edip çıkış aramaktır.bağıran Tayfun Mater’dir. Radikal gazetesine yakışır vicdancılığın ve BDP’lilerle birlikte gaz yemeyi (bir ihtimal tutuklanmak) betimleyen Kürtseverlikten öte Türkiye coğrafyasında devrimci ihtimalleri keşfe çıkmaktır. işçicilerin işçisine de aslında aynı gözlükle bakıldı. alenen Maoculukla içli ve dışlı olurken homojen bir halk tahayyülüne sahipti. . İkisi de. Ogün Samast’ı çözümlemek. PKK’ye methiyeler düzüp 12 Eylül karanlığına kurşun sıkan ASALA’ya hakkını vermektir. baktılar bu halk/devlet ayrımını ve dolayısıyla bir popülizmi üretiyor. soyut düzlemde çıkarları bir olması gereken bir “özne.” Ancak.

kadınlar. ulus devletin krizine meram arayıp kurulu düzen için bir çıkış arayışına cevap aramakmenkıbe 56 . Ama işçi sınıfı işlediği ve işlemek istediği. demek aynı epistemolojinin mantıksal devamıdır. sakatlar. Bunların bir düzlemde sayılabilmesini mümkün kılan nedir? İlk bakışta daha dinamik bir okumayı mümkün kılıyormuş gibi görünen “ezilenler” veya daha da uç bir biçimde “çokluk” aynı yapıya sahiptir. eşitsiz ve birleşik gelişmenin. çevre. yani bir komünizm vurgusu olmadan bir araya getirerek muhalif olmak hegemonya siyasetidir. Halklar. Bunların deneyimlerini ve öznelliğini bir özdeşlik veya eşdeğerlik düzleminde görmemiz mümkün mü? Bunlar çatışmasız unsurlar mıdır.her ikisinin de radikal demokrasi zemininde buluşmuş olması. ataması yapılamayan öğretmenler vs. sivil toplum siyasetidir. talep siyasetinin ötesinde bir mücadele anlayışına sahip olamayışları hem devletin “ben iç savaşın en üst mercii ve düzenleyicisiyim” yaklaşımını kabul etmeleri hem de toplumu yaran ve sürekliliğini inşa eden. heterojen bir zamansallığın yarattığı çatışmaları görememelerindendir. yan yana geliş şartı. Silahlı olmanın HDK’lı olmayı dışlamadığı. halk cephesi örmektir! Bu yaklaşım. yoksa bunların arasındaki çatışma dindirilerek devletin karşısına yeni bir egemen mi dikilmek istenmektedir? İşte talep birimlerine indirgenmiş unsurları. halk devletin sivil toplumu olduğu sürece bir antagonizma aramak nafiledir. bir etik. halkın devletin kurduğu ve kurucu unsuru olduğu fikrini kabul etmeyeceklerdir. HDK’nın Halk Cephesi olduğu nokta budur! İşçi sınıfının bu düzenin kurucu unsuru olduğu. (çeşni olsun diye adları anılan) LGBTT bireyler. radikal demokrasidir.

komünizmin o toplulukların içerisindeki ayrışmaları. bir rastlaşma ilkesi olarak komünist hipotezi toplumsal özerkleşme çabalarında tesadüf etmiştir. Abdullah Öcalan’ın da bunu anlayacak kapasitede olmayan T. Komünist hipotez. sonuçlarından hareket edecek olursak komünizmin olasılığına toslayıp yankı yaratmıştır. Geriye dönüp bakıldığında 1971 çıkışı.tır. verili olanı onun bozulma olasılığı üzerinden okur. toplulukların imhası ve temsil düzeyinde var olmasına dayanır.C. halka halklar demek hala yan yana gelişin ilkesini sorgulamaz. Demokratik konsensüsün aktörleri kurulu kimliklere seslenip onları egemen altında ahenkli olmaya çağırırken. eylemleri. . 1971. Hele hele Türkiye’de toplum ile devlet aynıdır. hatta örgütlenmesidir. potansiyelleri ve olasılıkları daha kapsamlı bir iç savaş içerisinde okumaya ve örgütlemeye çalışır. mevcut bireysel ve topluluksal özerkleşme eğilimlerini harekete geçirerek bir etik olarak örgütlenmediği sürece ancak “hoşgörü” veya “müsamaha” hakim olabilir. Dolayısıyla. 1971 muhalif olmakla kopuş girişihalkların demokratları kimlerdir? 57 . . 1971’in aktörlerinin siyasi söylemleri. Bunu çoğullaştırmak. Toplumun süreksizlikleri üzerinden toplumuma karşı koymaya yeltenir. devletine söylediği şeylerden biri işine geldiğinde budur: Gel seni kurtarayım! Sorun bakidir: 1971 çıkışının söylemsel düzleminde ulusu tadil etmek bulunsa da bu söylemin başka bir ucu da iç savaşın ön kabulü. HDK ve örneğimizdeki Alevi’ye çubuk bükerken. verilen örnekteki antropoloğun çıkış noktasına meyil eder. Bir örgütlenme ilkesi. 1971’den çıkarılacak bir sonuç varsa kurulu düzen ile onun kurulmuş muhalefetinin ötesine işaret etme girişimidir.

Aydın Çubukçu. Deniz’in partisine mensuptur. ses ve jargon vermiştir. Zaten. Erdal’ın mensup olduğu kurumsal yapıdan çok daha geniştir. Denizlerin efsanesinin müteakip kuşaklarda neden yankı bulduğunu anlayamayacaktır. Deniz’in partisi. parti. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulu düzeninin vekili olan aile kurumu. ona bir biçim. sosyal ve yaş dokusuna ve 1971’in bir söylem olarak nasıl dolaştığına bakılacak olursa bu sorunun cevabı aşikardır. Söz konusu kuşaklar sadece menkıbe 58 . bu eşitsiz ve birleşik gelişimi göremeyenler. Erdal. Peki. birileri kendi hayatlarını ele almış ve asilce ölmüştür. 1971’in komünizmi gerçek hayatın hareketi olarak bulmuş olduğunun kanıtıdır. Oysa ki. Ailesi gibi olmak. toplumsal bir çatışmanın tarafıdır. taşranın çözülüş dalgalarından biriyle birlikte zapt edemeyeceği dinamikler açığa çıkarmıştır. Toplumsal mücadeleleri karikatürize edilmiş ve kavramın içini boşaltan “sınıf” üzerinden okumak isteyenler bunu idrak etmekte tereddüt edebilir. 1971 ardıllarının cevap veremedikleri hatta ürktükleri bir soru bakidir. komünist parti derken kurumsal bir organizasyonu anlamaktadır. Ama hızlı bir kentleşme dinamiği ve yaygın medya araçlarının yayıldığı bir dönem ile taşra ailesinin geleneksel yapısının öznelerin yeniden üretimi bağlamında yarattığı gerilimi. bu iddiaları haklı çıkarabilecek somut gerekçe nedir? Erdal.midir! Mevcut iktidar örgüsü içerisindeki iç savaştan özerkleşme eğilimleri bulmuştur. Bir destan sıkışmış bir gündelik hayattaki özerkleşme eğilimine çarpmış. 12 Mart’tan sonra nasıl oldu da 1978 mümkün oldu? 1978 ile anılan kuşağın demografik. onlar gibi yaşamak istemeyen ama bu istememe halinin müphem olduğu bir kesitte.

Bu açıdan Denizlerin her daim bir partisi vardı. . İşte bu yüzden 1968’e dönük “küçük burjuva maceracılığı” suçlamaları da ona dair yapılan putlaştırmalar da hala bu meselenin yapısal bir analizini yapmış durumda değildir! Sizin jargonunuzla konuşmak gerekirse: Eğer kahramanlık veya küçük burjuva maceracılığı söz konusuysa hangi maddi zemin bu kısa devreye yol açmış ve onun çığ gibi büyümesini sağlamıştır? Bu bir romantizm değildir. toplumsala içkin olan çatışkılarda komünizme meyil ettirilebilecek antagonizmayı kurmaya çabalayan bir materyalizmdir. Deniz. örgütler suretinde ailelerinden ve kurulu düzenden kopuşlarının manifestosunu yazdı. Erdal’da Deniz’in profesyonellik sureti değildir. Erdal’da bu partiye mensuptu. Kimlikler meselesine indirgenmiş sorunların ötesinde. sonra gelen herkesin icracısı olduğu bir mecra açmışlardır. bu özneyi bütünlüğü içerisinde kavrayan. Deniz ile Erdal bu anlamda yoldaş. aynı yolun yolcusudur.siyasal bir mücadele yürütmedi. . okur olmaktan çıkıp eldeki malzemeyle yazar olmaya soyunmuşlarıdır. geleneksel ahlak anlayışlarını komünist hipoteze yaraşır bir etik olarak yeniden formüle etmeye çalıştı. bu anlamda Narodniklerdir. mevcut arkadaş çevrelerine başka bir form vererek aslında bir toplumsallık inşa etti. Erdal’ın ağabeyi değildir. Söz konusu örgütlerin sizler tarafından yönetilmiş olması örgütlerinize katılan insanların katılım saiklerini belirlemeye yetmez. Türkiye’nin batısında sadece iş yerindeki faaliyeti ve mağduriyeti üzerinden ilişkilenen veya ilişhalkların demokratları kimlerdir? 59 . iktidarınız olabilir ama kadriniz mutlak değil! 1971 çıkışını yapanlar aslında gerçek anlamda maceracıdır. onlar gibi romanın çağrısına kulak verip.

Ama merak etmeyin. entegrasyonu öyküsüdür. konjonktürle kopamayacaktır. Komünistlik. Mezhep ve etnik yarılma iç savaşta devleti bir fetiş referans noktası olarak daha da güçlendirmiştir. Ancak halk desteği alan 12 Eylül. Bu esnada neoliberal politikaların sonucu oluşan göç ve yoksullaşma alanlarını cemaat adı altındaki komünalist kırıntılar taşımakla otoriter servet bölüşümü alanı olmak arasında gel-gitler yaşayan İslam (ABD’nin de desteği ve kösteğiyle) doldurmuştur –bu yüzden AKP. kurumsal düzeyde. kendi örgütsel ekonomileriyle beslenerek siyasetçi olmaya devam edeceklerdir. cemaatlerin sivil toplumla kopuşu değil. kurulu düzenin dışından ona bakarak okumayı şart koşar. hem bir tutum hem de bir bakış açısıdır! Gündelik olanı ekonomik. gündelik hayatı ekonomikleştirerek siyasal olanı kurumsal düzeyde bir seçkinciliğe indirgeyen radikal demokratlar için elbette komünizm uzaktır. olsa olsa talep birimlerine ayıranlar. Halkevleri gibi insanları ekonomik talep birimleri oldukları takdirde siyasete şayan gören. Kuzey Kürdistan’daki kıvılcım radikal bir pozisyon tutmak isteyen herkesin sırtını yasladığı bir alan açmıştır. insanların çoğu hala size 1971’den dolayı akmakta ve hemen hemen tamamı bir biçimde bununla bağlantı kurmaktadır. iç savaşı okuma ve yorumlama biçimidir.kilenemeyeni “işçi” gören. 12 Eylül sonrasına dair bir not düşmek gerekirse: Burada 27 Mayıs’taki sorun yine açığa çıkmış. 1980’lerde Kemalizm mecrası muhalifliğini koruyarak SHP’nin kuruluşuna kadar varmıştır. 1980’lerden bugüne temel olarak Kürdistan’daki savaş menkıbe 60 . Bu yüzden “devrimcileri” belirleyen unsur. ANAP ile sorgulanır olmuş. siyasetçilere dönüşerek.

savaşın içerisinde onun ağırlık noktalarını ve eksenlerini belirleyecek bir hamlede bulunamamıştır. yani kurumsallaşma yönelimlerinin akamete uğraması darbeye karşı direniş eksikliğini açıklarken kullanılan bir laftır. Bu yüzden tekrar 1971’e dönelim. Devlet ise tam da bu konsantre halden dolayı “serbest radikalleri” havuzlar dahilinde istihbari ve yer yer fiili olarak denetleyebilmiş. Bu süreç. en azından şunu söylemek mümkün. Kimileri için kurulu aktörlerin asla dışına taşamayacak devlet ile örgütler arasında bir şiddet mübadelesi söz konusudur. Ancak. Ancak.ve onun yanında Alevilerin yaşadığı gerilim olmuştur. Kurumsallık ise devlet açısından örgütleri yönetilebilir ve denetlenebilir kılmaktadır. Burada ilginç ve bakılması gereken kesim ise tam da bu etnik ve mezhepsel gruplara mensup olmayan minik azınlığın bu mücadelede neler bulup neden katıldığıdır. Aslında 12 Eylül meselesinde de kurumsal sol yapıların zımni bir mutabakatı vardır. Bugünün kilit sorusu budur. 78 kuşağını yönetmekte sıkıntı çekmiş. kendiliğindencilik eleştirileriyle irade vurgulanmış. yönhalkların demokratları kimlerdir? 61 . . devrimciler bu iç savaşı olduğu gibi kabul etmiştir. Ama her halükarda devlet. bizzat şiddet uygulayarak mevcut kurumsal yapılara meşruiyet sağlamaktadır. toplumun yeniden düzenlenmesiyle kendi tabanlarını yönetilebilir kılmıştır. dağınık bir toplumsal direnişin hercailiğini bertaraf etme etkisini göstermiştir: Örgütler. . 12 Eylül öncesinin kitlesel hareketlerinin 1980’e ramak kala kadrolaşıp partileşme. 12 Eylül sonrası örgütlerin kurumsallaşması. artık “parti” olan örgütler bir anlamıyla da kitlesel bir kalkışmanın yokluğunda gayet etkin bir sevk ve idare yöntemine sahip olmuştur.

12 Eylül’ün ürünüdür. “Denizlerin projesi vardı Erdal’ın ise partisi” ifadesindeki “ise” kelimesi noktasında kurumsal sol yapıların en külahlısından en ılımanına kadar mutabık olduğu mesele budur: Bugün başka bir proje ortaya atmak mümkün değildir! Bir daha soralım. 12 Eylül bu kurumsal yapıların içsel bir meselesi olduğu için aslında bu yapılar aradan yaklaşık 30 yıl geçtikten sonra darbeyi yargılayamaz. mevcut kurumsal yapıların 1978’in hüsranı ve 12 Eylül sonrasından yapılan bir okumanın ürünü olduğu söylenebilir. argümanlar ise bu müzakerede sadece gelip geçici birer oyun taşı değil mi? Evet. iktidar öznesini yaratmıştır. Bu yüzden aslında 12 Eylül’e dönük direnişin yokluğuna dair sağlıklı bir toplumsal analizin yanı sıra yönetici düzeydeki kişilerin ve öbeklerin sorumluluklarının gün yüzüne çıkarılması mümkün değildir. Bu kurumsal yapılar. en külahlısından en ılımanına kadar yegane proje. içerik itibariyle neredeyse hiçbir farkı olmayan. Zira bir yargılama süreci aynı zamanda bir varoluş meselesine dönüşecektir. en külahlısından en ılımanına kadar mevcut kurumsal sol oluşumlar ve HDK ile Türkiye İşçi Partisi arasındaki bu dolambaç gerekli miydi? Öyle ki.lendirebilmiş en azından hareket edecekleri eksenleri belirleyebilmiştir. Toplumsal doku da böylesine bir hesaplaşmaya müsait görünmüyor. 12 Eylül sonrasında bir kurumsal düzlemde bir tasfiye değil bir tahkim söz konusudur. dahil olanı menkıbe 62 . bu içeriğin eyleme geçişi açısından da biçimsel farkların bulunduğu bir tür demokratlık hüküm sürmüyor mu? Demokratlık da kurumsal yapıların birbirleriyle nizami ve gayrı-nizami koltuk kapmaca ve HDK’nın mimarına yaranma yarışından ibaret. Dolayısıyla.

” Mevcut durumu bu kadar doğru ifade eden bir cümleye rastlamak zordur. Taksim meydanında 1 Mayıs “kutlanırken. Demokrasi. günbegün ve an an sürekliliği kuran teamüller. halktır. (belki motivasyonsuzluktan) dolayı Dersim’de teslim olan MKP/HKO gerillalarının bunu neden yapmış olabileceklerini anlamaya çalışmamaktır.” Yani proje yok kurumsal öbekleşmeler ve bünyeler var.” “yozlaşmanın” emaresi olarak görüp “cezalandırmasıdır. nerede.” Demokrasi. Express dergisinin belirttiği gibi burası “buluştuğumuz yerdir. Bu partiler ve “inisyatifler” demokrattır.katılması. siyasetçilerin doğruculuklarına yakışmayan “dil sürçmesidir. nasıl yapıldığı arasındaki ilişkiyi yeni bir pahalkların demokratları kimlerdir? 63 . Projelerinin mahiyeti ve müphemliği bir yana “Denizlerin projesi vardı” ve şu anda demokrat “partiler var.” halkın ne olduğuna ayna tutan “fahişeleri. “Siyaseten doğruculuk” üzerinden laf ile pratik tutum almak arasındaki sınır bu kadar incelmişken. mübadeleyi mümkün kılan soyutlama. etik değil ahlaktır. .” demokrasi. emektir. protokoller ve kriz yönetim stratejileridir.veya olmayanı açısından geçerli olan budur: Projesiz kurumsal yapıların radikal demokrasi projesine –kimileri için HDK dolayımıyla. Taksim Hill Otel’de “ezilenler” adına basın açıklaması yapılırken karşıdaki otobüs durağında birilerinin tiner çekmesidir. iktidar olan halktır. silahlı mücadele arzusuyla onun neden. bunun dert edinilmemesidir.” güzergahtaki tüm kârhane ve kerhanelerin vızır vızır işleyebilmesi. Demokrasi. karakol bombalayan Cephelilerin aynı karakollarda “peşkeş çekilen. “Halkın değerlerini” savunan. . bir miktar insanı muhayyel bir düzlem üzerinden bir arada tutan yapı.

radigma oluşturma cesaretine dönüştürememektir. kapitalist moderniteden dem vurup demos’un ötesinde bir evrensellik tanımamaktır. parti içi klik çatışmalarının ve önemli kaynaklara sahip sendikaların ganimetlerini paylaşmak için seferber edilmesidir. belediyecilik üzerinden anarşizm okuması yaparak reel politik dengeler gereği devlet ve kapitalizmle sorunsuzca yan yana yaşayabilme ütopyasına demokratça varmaktır. siyaseten doğrucu. (burjuva medyanın aktardığına göre ve ANF’nin aktarmadığına göre) Meclis’te bütçe hakkında konuşurken “şarapçı bile harcadığı yeri söyler” demesidir. uçkur-merkezli sosyal medya dedimenkıbe 64 . Avrupa’da banliyölerde ayaklanma çıkmışken Fırat Haber Ajansı’nın Türk ve Kürt esnafın dükkanlarını korumak üzere nasıl nöbet tuttuğunun yorumsuz haberini (!) yapmasıdır: Öyle ya. mücadeleyi. birkaç gün önce ANC yönetimi altında çatır çatır maden işçileri öldürülmüşken bu konuda geçiştirmek için de olsa doğru düzgün tek kelam etmeyip Kürt sorununa dikkat çekmek üzere konuşma yapmasıdır. Demokrasi. halklar kardeştir ve yurtseverlerin de sık sık söylediği üzere “yanlış hayat doğru yaşanmaz!”. Türkiye’nin kapitalist olup olmadığı tartışmasını halka/kamuoyuna havale etmektir. çığır açan toplumsal cinsiyet tartışmalarının karşılıklı kirli siyasi pazarlıkların söylemsel çerçevesi olarak işlevendirilmesidir. Demokrasi. halkların kardeşliğinden. Kürt hareketiyle devlet arasında ve Kürt hareketinin içinde dönen onlarca dolaptan dolayı yanlışlıkla (!) vakitsizce cereyan eden Demokratik Özerklik ilanı esnasında Malazgirt’e müspet bir gönderme yapılması. “kurucu unsur” olmaktan dem vurmaktır. Gültan Kışanak’ın Sosyalist Enternasyonal toplantısı için anayasası pek bir matah bulunan Güney Afrika’ya gidip.

meşruiyeti masumiyetten. Demokrasi. boktan biri olan Sevan Nişanyan’ı Esat Oktay Yıldıran ile eşitleyebilme gafletidir. birer hezeyan olarak birileri kalkıp okulları tararken (ki burada kapitalizmin çıldırtıcı ama bir o kadar da devrimci olabilecek bir öznellik krizi aşikar olur) “Wallstreet’i İşgal Et!” eyleminin tiril tiril insanlarının “biz %99’uz!” demesidir. masumiyeti mağduriyetten türetmektir. yani komünizme dair olanaklar görmeyip. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ile Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi’nin burunlarının önündeki mülteci kamplarında başka bir toplumsallaşmaya. tüm sıkıntıların çözümünü suya sabuna bulaşmadan Zapatistaların sırtına yüklemektir. yani “direniş” örgütü olmalarıdır. çıkışı ve çıkışsızlığı dışarda aramaktır. ayak direyerek bir yerde orta yolu bulmanın kurumsal bünyesi. Demokrasi. binlerce insan ABD’de kanalizasyon kanallarında yaşarken. anti-otoriterlik adına önünü görememektir! Demokrasi. ODTÜ’de Göktürk 2 vesilesiyle yaşanan olaylarda yapıldığı gibi “önce polis saldırdı” demektir. bunları mümkün 65 halkların demokratları kimlerdir? . . “İşgal et!” dedikleri yer ile “barış içerisinde yan yana” yaşamalarını sağlayan ön kabullerdir.koduculuğu kıvamında ele almaktır. hayran kalarak aynı yolun yolcusu olmamak. sömürgeci STK’lar ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile zımni mutabakat halinde tüm diğer direniş örgütleri gibi sürdürülebilir bir çatışma ve çürümeye tav olmasıdır. Demokrasi. sosyalizmin yapısal kısıtlılıklarını tahlil etmeden Sovyet Blok’unun çözülüşü ardından sorgusuz sualsiz EZLN hayranı olmaktır. ötelemektir. kopuşun değil. . “yoldaşını eleştirmeyerek liberal” olmaktır! Demokrasi. siyasi içeriklerden arındırılmış bir biçimde “tutuklu öğrencilerden” dem vurmak.

eleştirdiği medeniyet. en diri liberter unsurlar Ermeni Soykırımı’yla (daha sonralarında da nüfus mübadelesiyle) tasfiye edilmişken. onun kurucu ilkeleri ve ilişki protokolleriyle sorunlu değildir. Ancak. çünkü o toplumun süreksizliğinden de bakabilecek konumdadır. Abdullah Öcalan. kapitalizm ile (reel sosyalizmi eleştiren Abdullah Öcalan’ın işaretiyle) “barış içerisinde yan yana yaşama stratejisi” güdebilir. Onun için ihtimallerden biridir. ya bütünleşecek ya da ondan kopacaktır. Bir iç savaş toplumunu tadil etmek ister. muhaliflere içsel bir olgudur.kılan mecradır. Halkın yeniden üretimini. Bugünün muhalif reel siyaseti. birleşse. Bu siyaset. ulus-devlet henüz müzakereye açık bir ihtimalken “Türkiye” sıfatını kendisine yakıştıran “komünist partinin” isminin hakkını veren soLcular bir yana. bugün komünizm kelimesi pek revaçta değil. Sosyalist hareketle ittifak yapan Abdullah Öcalan’ın bu kelimeyi müphem bir biçimde komünalizm olarak kullanmasının da bir sebebi var. Daha henüz Osmanlı’nın çöküşünün ardından ne olacağı belli değilken. Bu anlamıyla muhalifler. eyleyiş düzlemleri aynıdır. sürekliliğini sağlayan emeğin iktidarıdır! En geç AKP’nin seçmenlerin takriben yüzde ellisinin oyunu aldığından beri bu dank etmiş olmalıdır. menkıbe 66 . bu pozisyonların dağılımını düzenleyen işlevdir. pozisyonu itibariyle açmazdadır. toplumu savunur. bu “ilkel milliyetçilik” olabilir. idealisttir. itirazları lafzidir. son 80 yılda TC dolayımıyla Kuzey Kürdistan’da tesis edilmiştir. halkın dostudur! Bundan dolayı artık komünist demek pek manidar değildir. Halkın kurucu ilkesi. ondaki krizi derinleştirerek bir olasılık alanı açmak değil. kopamaz. ancak meclisler üzerine kurulu bir meclisler sistemi. halka karşı değildir.

Emeği iktidar yapmış kapitalizmde emeğin iktidarını savunur! Komünizm. Sosyalistler bu topluma sürekliliğini tadil etmek. toplumcudur! Halkın dostlarıdır. onu. Kürtler TC’nin “kurucu ötekisi” olduğu için kurucu unsur olmak ister. devlet. müphem bir alanda reel politik olasılıkları zorlamakta. toplum içerisinde bir çatlak görmektense. gerçekten de zorlamaktadır. erkekliğin çöküşünü. etiğidir. . Kirli savaşın statükosunun bir parçası olan PKK’ye tapanlar orada sadece kirli savaşın gel-gitlerini görür. ancak “öteki” oldukları için içkin bir eleştiriyi yapısal olarak yapamaz. dünyada bir şeyler öğrenilebilecek örgütlerden biri olarak görmek ise eşit bir ilişkidir. Onunla sorgusuz sualsiz ilişkilenenler. Bu yüzden PKK. Başka bir hareket başlatmak üzere. Bunu en güzel haliyle kadın cinayetlerinde görürüz. onu yerin dibine batıranlarla aynı oryantalizmi paylaşır. Türkiye modernitesine karşı her cepheden tavır ister istemez “ilkel milliyetçiliğe” götürecektir. projesine dair bin bir sıfat icat etmekte. özerkliğin yegane düzlemi olan.Bu yüzden PKK bir terör örgütü değildir çünkü yeterince terörist değildir. Oysa burada belki de 67 halkların demokratları kimlerdir? . iktidara aşıklardır. . savaşı “silahsız” bir düzleme çekmek. çoğul sıfatlarla anılan bir demos’un tadili için yapar. Eleştirilerinin Batı’da varacağı yer Sivas’ın ötesine ve metropollerdeki kimi mekanları bir adım bile olsa geçemez. hukuk. yapısal açmazlarını tahlil edemeyenler. maruz kalınan şiddet üzerinden kadınların özerklik eğilimlerini. silah kullanıldığında da bunu toplumsal kaynaşma. iç savaşın yarattığı ve yaratılması olası toplulukların ilişki ilkesidir. bir toplumun dağılışını görmektense yargıya çağrıda bulunulur. Burada kapitalizm. Sosyalistler. bu beklenemez de.

devamlılığını yarandır. erkeğin eskisi kadar erkek olamadığı pozisyon değişikliği Denizlerin deneyiminden acaba ne kadar farklıdır? “Ben kimim sorusu” çerçevesinde ölümle yaşam arasındaki bir ıraklık açısı değil midir? Onlardaki gibi burada da “talep edilemeyen” vardır. bunalım dönemi ve emperyalizmin dışsal değil içsel bir olgu olması.“başat çelişkidir. bugün tüm bir “toplumsal formasyonun” içkin krizindeki bir öznelliktir. Deniz’in Kürdü.örgütlenebilecek. Feministlere ve “kadın meselesi de tabi önemli” diyenlere inat. gidecek yeri olmayan. Bir genç kadının gizlice günlüğüne yazdıkların68 menkıbe . komünizm ihtimal olarak vardır. komünist olan herkes için komünalist ve militan cevaplar bekleyen devrimci bir olasılıktır! Baki kalan oldurtulmasıdır. Özerkleşme arzusunu farklı medyatik kadınlık temsillerinden etkilenerek bir çerçeve bulan.” “Kadın sorunundan” başka her şeyle alakalıdır. İç savaşın devrimci düzlemde örgütlenme olasılığıdır. Kadının sorunu. hasret vardır. bin yıllık bir toplumsal cinsiyet kurgusu üzerinden tüm bir toplumsal ilişkiler ağını kopuşa ve yeniden kuruluşa sürükleyebilecek bir iç savaş örgütlemek mümkündür. meçhule özlem vardır. İbo’nun Kemalizm’i. kadının da bu toplumsal cinsiyet anlamını üstlenmek istemediği için şiddet gördüğü. Türkiye’de vatandaşlığın en ufak birimi olan hanenin eskisi gibi idare edilemediği. Verili konjonktürü bileştiren her şeyi kesen –Mao’nun deyimiyle. bir kadınlık sorunu olmadığını. Mahir’in suni dengesi. kadınların bir topluluk olarak örgütlenerek toplumun dağılışına mahal verme. alan açma ihtimalidir. bir toplumun organik yeniden üretimi dahil olmak üzere.

Devrimcileri devrimci yapan toplumsal süreçleri okuyarak bu özlemin materyalist düzlemini görmektir. kaşarlardır. Ak sakallı dedenin dediği gibi “var olan her şeyin acımasız eleştirisi”nden. Deniz’in arzusunu Erdal’a çok görenlerdir: Kendilerini “devrimci” olmaya iten sebepleri tahlil etmek istemeyen. köylülerin toprakla müşterek ilişkilerine bakarak komünizmi ger69 halkların demokratları kimlerdir? . özerkleşme eğilimlerinde görmektir! Devrimi. elitistlerdir. bu özlem ve özerkleşme eğilimlerinin “ateşini çalmaktır. bürgerliche Gesellschaft. proletaryayı formel bir sendika ve kurumsal bir parti imgesiyle eş görenlerden kopuştur. iradenin gerekçesini –eskilerin deyimiyle. Ak sakallının dediği gibi.daki özlemi görmeyenler. yani sivil toplumun.“kitlelere güvende. nereme dokundu ki ben bu oldum” sorusunun doğru düzgün bir cevabının başkalarını da “devrimcileştirebileceğini” görmek istemeyenlerdir. meslekten “devrimci. komünist hipotezi bir etik olarak formüle edip iç savaşı bu ilke etrafında örgütlemektir. Kurumsal “karar verenden. yani burjuva toplumun. “bu mesele bana ne. . . organik bir şey olarak kavramak.” mide eksenli biyopolitikadan devrimcilik (bu mesele bir veçhesi olsa dahi) çıkarmak suretiyle devrimciliği elit bir mertebeye yükseltenlerden. bu sıkıntılardan bir etik oluşturmaya çalışarak. proletaryayı.” devrimsiz siyasetçi solculardır. yani halkının “yadsıması” olarak okumaktır.” diyen.” iradeye kayış. özerkleşme eğilimlerinden bir “kıssadan hisse” çıkarmaktan. Kendi hayatlarını nasıl yaşamak istediklerini kendilerine sorduklarında “Nasıl Yapmalı. yani vatandaşlar toplumunun. Deniz’i ve Erdal’ı anlamak.” gerçek hayatın hareketi olan komünizmde. yürekleri örgütlenmeye açık devrimci birer hücre olarak görmektir.

solun geleneksel izlekleriyle ilişkide bulunmamış ama en basit anlamlıyla duyarlı olup da bir şeyler yapmak isteyen bir insanı. ya da Lenin de mi bu aralar Halkın Dostu oldu. belki de.çek hayatın hareketi olarak görmekle devlet karşıtı bir halkçılık şeklindeki bir devlet/halk ayrımı (liberalizm) arasında savrulmuş. tam da bu gerilimin açtığı düşünce zemininde bulunabilir. çıkış. yoksa zaten hep utangaçça Halkın Dostu muydu? Sahi. Lenin’in izinden yürüdüğünü söyleyenlerin akıbetinin Halkın Dostları gibi olmasına da tarihin cilvesi demek gerek. biyo-politika endeksli olmayan bir biçimde hangi örgütlenme kimlerin hayatına nüfuz edip değiştirmiştir? Hakikaten. el yordamıyla arayışta bulunmuş Narodnikler’in hakkını vermek gerek. komünist miyiz? menkıbe 70 . siyaset kaşarı olmaktan başka nereye örgütlerdiniz? Sahi. Zira. bu meselelerle uğraşmak hayata karşı gerçekten somut bir duruş ve algı halini sağlıyor mu? Son zamanlarda basın açıklaması ve çeşitli etkinliklere duyuru vasıtasıyla çağrı yapmanın ötesinde. geleneksel Kürt/Alevi mekanlarını aşarak.

. 71 .halkların demokratları kimlerdir? .

.

.

Proletarya: Amele Değil Emel İyice yatağa sokuldu. yanında hep resmini taşırdı. sahi neredeydi o resim. annesini andı. Ağırlaşmış başını yastığa koydu. 74 . o güzel kadının resmi? Sırtını yavaş yavaş yatağa yasladı.

o zamanlar babası at arabası şoförlüğü yapıyordu. On yedi yaşına geldiğinde çalışmaya dayalı bir ıslahevine yerleşmiş.” dedi. Aslında doğduğunda pek bir sıkıntı yoktu. İki kardeşi daha vardı ama biri ateşi çıkıp ölmüş diğeri sakat doğup epey sonra ölmüştü. örtüyü açtı. Dışarıda güneş vardı. gelip ge75 . On üç yaşındayken okulu bırakmış ama iş bulmakta zorlanmıştı. Burada dört yıl geçirdikten sonra Torr ile. Altmışlı yıllar olmalıydı. hemşireye “çıkıyorum. Orada.Annesi. her Allah’ın günü böyle bir şeye rastlanmaz ki. hani şu gösteriler düzenleyen bir adam var ya. o bilindik ağır ama uzman tavrıyla Londra Hastanesi’nin koridorlarını arşınladı. ışık loştu. *********** Hiç böyle bir şey görmedim. Treves’i yavaş yavaş onun yanına götürdü. al. Babası ve üvey annesi onu istememiş. bunun için de mi para isteyecekti. işte onunla bağlantı kurmuş. Şerefsiz herif. Öğrendiğim bunlardı. sonradan. Allah’ın belası. bana dönmeden ısınıyordu işte. Annesi de sağlamdı. aylardan ise Kasım. çocukken. Yolun karşı tarafına geçti. zaten onu bekliyordu. Bir bakalım belki camiaya sunulabilecek ilginç bulgulara rastlarız. işler sarpa sarmıştı. babasıyla evlenmeden önce hizmetçilik yapmıştı. Torr. *********** ******* Treves. Torr. soğuktu. bu işi de öyle bağlamış.

çenlerin sesleri duyuluyordu. Gösteriyi düzenleyen herif, köpek çağırırcasına “Ayağa kalk!” dedi, amirane bir tavırla. Ayağa kalkarken başını kaplayan örtü yere süzüldü. Üstü, anadan doğma üryandı. Üzerinde bir pantolon vardı, eskiden bir beyefendiye ait olmuş olsa gerek. Ne kadar da ufaktı, bunu beklememiştim. Daha gencecikti, yirmi bir yaşındaydı. Nedense bana Demir Maskeli Adam’ı anımsattı. Bu nasıl olur? Orada duruyor işte. Gözleri gözlerime değiyor. Bu nasıl bir bakış öyle. Dayanamıyorum. Cebimde bir mendil olmalıydı. Tanrım, ödüm patlıyor, lütfen onu korkutma, merhametli gözle, senin gözünle görsün beni. Sen yaradansın, o da bir can değil mi ki? Korkuyorum, bana nasıl bakıyor. Neler geçiyor aklından? Şimdi konuşabilsem, yok konuşmayayım daha fazla korkar. Ama konuşabilsem, desem ki: Hakikattir, suretim hilkat Ama beni suçlamaktır yaradanı ayıplamak Ah, yaratabilsem kendimi yeniden Amade olurdum keyfinize kederden Kutuptan kutba seyredebilsem Bir koşuda koca deryayı avuçlayabilsem Zihnin insana dair bildirdiği had ile Ruhumun kadrine olurdunuz nazire. *********** 76 ***********

menkıbe

Aslında bu şiirle bitiyordu özgeçmiş broşürü. Gerçi broşürde şiir biraz değişikti. Trevis, onu görmeden önce gösteride dağıtılan broşürü okumuştu. Şöyle diyordu:
(

proletarya: amele degil emel

.

Günün ilk ışığı vurunca gözüme tarihlerden 5 Ağustos 1860 idi, Leicester’in Wharf caddesindeki Lee sokağındaydı.... Diğer çocuklar gibi okula giderken, 11 veya 12 yaşındaydım, hayatımın en vahim talihsizliği başıma geldi: Annem öldü, nur içinde yatsın, bana çok iyi annelik yaptı; annemin vefatının ardından babam evi dağıtıp bir pansiyona taşındı; şansıma pansiyonun sahibesiyle evlendi; bundan böyle rahat nedir bilmez oldum; öyle ya, onun kendi çocukları vardı, ben de pek onlar gibi değildim, başıma dert olan meselem bir yana, üvey annem, bahtımın kararmasına epey hizmet etti; bu halimle iki üç kere evden gittim veya kaçtım; ama babamda bir zerre babalık kalmış olsa gerek ki eve geri gelmemi sağladı. O günlerde en iyi arkadaşım, bir zanaatkar, yani bir berber olan amcamdı, dükkanı Church Gate’deydi, yani Leicester’da. 13 yaşlarımdayken artık üvey anneme ne yapsam yaranamıyordum, ta ki dışarılarda bir yerlerde bir iş tutmamı sağlayana dek; Messrs Freeman’ın sigara işletmesinde iş buldum ve iki yıl gibi burada çalıştım; halim sigara sarmaya el vermez oldu, ayrılmak zorunda kaldım. İş bulup bulamayacağımı bir bakıp görmem için beni yolladılar ama bu halimle kimse beni işe almazdı; yemek yemek için eve geldiğimde üvey annem iş aramadığımı söyler dururdu. İğnelenmiş, hor görülmüştüm, 77

artık eve yemek yemeye gitmeyecektim; eve dönüp bir şeyler yemektense guruldayan bir mideyle sokaklara kendimi vuracaktım, önüme konulan her kıt kanaat öğünde bana “bu kazandığından fazlası,” denir, iğnelenirdim. İş bulamadığım için kasabayı arşınlamak üzere babam bana bir seyyar satıcı izni çıkartırdı ama bu halimle kimse kapılarını açıp mallarımı almazdı. Bedbahtlık buydu ya, sonuçta hayatım yine bir ıstırap olmuştu; evden yine kaçtım ve kendi yolumu tuttum ama öyle bir noktaya gelmiştim ki insanlar etrafıma toplaşmadan şuradan şuraya gidemez oldum; hal böyle olunca Leicester’daki revire gittim; burada iki-üç yıl geçirdim; “sana bir şeyler yapmamız lazım, böyle olmaz” dediler, ufak tefek bir şeyler de yaptılar. “Tamam,” dedim “bu işten ekmek yiyebilirim.” Leicester, Warf sokak, Gladstone Vaults’teki Bay Sam Torr’u tanıyordum, yeni bir şeylere bakınıyordu; ona yazdım, geldi, görüştük; Nottingham’deki Bee-hibe Inn’deki Bay Ellis’e beni tavsiye etti, o da bana epey nazik davranıp bayağı ilgi gösterdi. İnsanların karşısına ilk kez çıktıktan sonra, ki bana iyi davranmışlardır, şimdi eskiden huzursuz olduğum kadar huzurlu olduğumu söyleyebilirim. Şimdi okurlarımdan müsaade istiyorum. menkıbe Uzasaydı boyum kutba kadar, veyahut koca deryayı bir koşuda avuçlayabilecek kadar; Zihnin insana dair bildirdiği had ile Ruhumun kadrine olurdunuz nazire. *********** 78

Biliyorum. polis gösterinin zararlı olduğunu düşündüğü için onları kovuşturmuş.Tamam. Diremezdi. Özgeçmiş broşürü epey para getirmiş. adım Joseph. Brüksel katı bir yerdi Belçika’da da onlara yer yoktu. benim diyeceğim başka bir şey yok. Bu sefer farklı. Onu iki sene sonra bir daha gördüm. Bir hal çaresine bakılıp artık bir değeri olmayan. . Mile Ends civarlarında huzur bulacaklarını düşünmüşler ama burada da kamuoyu bu meselenin edep sınırlarını aştığını düşünmüş. Tanıştığımıza memnun oldum.. Orada sürtüp sürtmediklerini bilemem. Çaresizce Kıta’ya kaçmışlar. Külfetti. Dört bir yandan öyle dikizlenmek. Kendisine bir ev almak istiyordu. Ben de çok memnun oldum. Çok çekingen ve tedirgindi. *********** *********** ( proletarya: amele degil emel . Tamam. bunu biriktirmiş. Öyle flaşlar yüzümde tokat gibi patlıyor falan. Bu her zaman olduğu gibi değildi. Bunu artık yapamayacağım. . aslında “cehenneme kadar yolun var” demiş79 .Söylemek istediğin başka bir şey var mı John? Hoşuma gitmedi. Ona Londra’ya giden bir trene bilet alıp. bu arada. Embesilin tekiydi. kar getirmeyen bu eğlenceden kurtulmak gerekiyordu. Oradan oraya gitmişler.Anlaştık. Bu olmaz. Patronu o parayı da yürütmüş. hasta bir koyun kadar uysaldı. anlaştık o zaman. .

. Tanrım. Bu güruhu aşmak da 80 . Hayır. *********** *********** menkıbe Bana ulaştılar. Londra’da ne yapacaktı? Dünyada tek bir dostu yoktu. insan. takip etmeyin. hayır! Tamam işte oraya kaçabilirim. Liverpool Sokağa gidecekti. Millet onu rahat bırakmayacak. çok şükür o esnada hastanedeydim. üzerime gelmeyin. Bir köpek insanlara sevimli gelebilir hatta nezaket görebilirdi ama O asla. Neyse. kulağını çınlatan sesler arşınladığı yolların belasıydı. üzerinde kartvizitimi bulmuşlar. üstünü başını açmaya çalışacaktı. Tanrııım! Ben hayvan değilim. Ama hayal edilebileceği üzere. Tek istediği şey saklanmaktı. Bana haber saldılar. Cepte bir kaç şilinle yolda ne bir şey yiyebilir ne de içebilirdi. Yola koyuldum. insanım. Liverpool Sokağı’nda polis onu bir güruhtan kurtarmış. Trende veya geminin izbe bir köşesine saklanması gerekecekti ama ardından duyduğu seslerden asla azade olamayacaktı. zaten konuşsa dediklerinin Arapça olduğunu sanabilirlerdi. Kimse eve böyle dönmüş müydü acaba! Tanrım. Ben de sizdenim.ler. bana gelirken giydiği kıyafetle sokakta dolaşacaktı. Bu işleri kolaylaştırmıştı tabi. ama konuşamamış. Pekin’de kaç insan tanıyorduysa Londra’da da o kadar tanıyordu. hele pansiyonlar onu hiç mi hiç kabul etmezdi.. Ona çarpan gözler. yine dik dik bakıyorlar.

çaresizce bakınıyordu.” İşte. hastanenin yolunu tuttuk. İngiliz kamuoyu böyle bir şeydi: Birkaç günde –sanırım bir haftada. Gomm ile konuştum. birden deliren hastalar veya ucu sonu belirsiz bir biçimde ateşlenenler buraya yollanırdı. halden anladı. Kolu kanadı kırılmışçasına öylesine içe çekilmiş. alkol zehirlenmesinden dolayı çılgına dönenler. yemek verildi. Bundan eminim. İçi ferahlamıştı. Göz göze geldik. Polisler nazikçe bir taksiye binmemiz için bize yardım etti. Yatağa yerleştirildi. Hastanenin üst katlarında tek yataklı bir oda vardı. Kraliçe bile meseleyle ilgilendi. Aşağıda ona bir yer 81 *********** . oturur oturmaz uykuya daldı. Tek kelime etmedi ama memnun gibiydi.. dışarı salınmaması gerektiğini o da düşünüyordu. “.. Acil durumlar için kullanıyorduk. ufak ve bitkin bir tebessüm.bir meseleydi.Okurlardan biri bana kalabileceği uygun bir yer önerebilir mi? Böyle bir yer bulunduğunda hayırsever insanların çıkıp böyle bir yerde barınmasını sağlayacaktır. yönetim duysa çıngar çıkardı. Gazete: Yazar: *********** The Times Carr Gomm ( proletarya: amele degil emel . Yol yorgunu ve açtı. cana yakın bir adamdı.hastane bütçesini sarsmadan ömür boyu kalmasını sağlayacak denli cömerttir. Komitenin başkanıydı. Aslında hastane bunun yeri değildi.

babasına dair hiçbir şey bilmiyordu. oysa anne çok güzeldi. Sürekli tek bir kişi çalıştırılamazdı ama zaman zaman gelen gönüllüler eksik olmuyordu. başka da bir şey yoktu. Ömrünün yirmi üç yaşını bir kafeste geçirmiş olabilirdi. kitap kurdu oldu başımıza. 82 menkıbe . Dünyaya. Annesini hayal meyal hatırlıyordu. Aslında sadece en eski anıları ıslahevine dayanıyordu. İncil’i ve Dua Kitab’ını incik cincik biliyordu ama uzun süre sadece gazete veya eline geçtikçe küpürlerle yetinmiş olsa gerek. Leicester’da doğduğunu düşünüyordu. Nedense kardeşinin çok yakışıklı olduğunu söyler dururdu.” Geriye dönüp bakacağı bir geçmişi.ayarlandı. Bunları. Artık istediği olmuştu. Ama en çok aşk romanlarını sever oldu. Okumayı biliyordu. Aylardan Aralık’tı. Kısa sürede dediklerini anlar oldum. İncil kadar ciddiye alır. Kimseyle doğru düzgün konuşmamış olduğu için durmadan konuşuyordu. önünde görebileceği bir geleceği yoktu! Yol ve göseri. Haline bakıp bir keresinde bana şöyle dedi “Ne garip. Çok zeki bir çocuktu. Annesinden gururla bahsederdi. hatırlamak istiyordu. o da bundan epey keyif alıyordu. içinde fırtınalar kopan bir adamın duygularına sahip bir çocuk gibi bakardı. İlginçti. Her gün uğradım. Onu tanımalıydım. öyle biriydi işte. belki köşesine çekildiğinde tattığı tek huzur. kendisine ait bir evi vardı. kabus gibiydi. 1886’da hastaneden ayrıldı. gerçekte yaşanmışçasına bana anlatırdı. Sevdiği birisini hatırlıyordu. Geçmişten söz etmek istemezdi. O aralar zamanım boldu. Pazar günleri de biraz daha fazla vakit geçirdim.

Gezgindi. ne kendisini salmış ne de birine kötü laf ederdi. çünkü ömrü boyunca seyyah olmuştu. Kalabalığın gözleri. onlardan korktuğum kadar başka hiçbir şeyden korkmuyorum. şuna bir bakın. N’aber ucube. En iyisi yatmak. . bir kervandan diğerine. Çalışmaya dayalı ıslah evinden hastaneye. Lütfen. Anlayamıyordu. kasabadan kasabaya.. o kadar. Hiç şikayet ettiğini duymadım. neşeli bir kadın gibiydi. Aç lan kapıyı. Bu gürültü de ne böyle? Aaah. kalabalık gözler. götürüleceğim acaba? Yine gözler beni dikizleyecek mi? O gözler. nazik ve duygusal bir yaratıktı. *********** Şimdi nereye gideceğim. hayır lütfen. hastaneden çalışmaya dayalı ıslah evine. heyhat! Sahip olduğu hiçbir şey yoktu. Sevimli. Kara bahtlı çilesinden güneşi görmüştü. senin çükün de var mı ha? Hayır. paryaydı. Ateşten çıkıp. Hastane odalarının ömür boyu ona tahsis edilmiş olduğunu aklı almıyordu.. üzerindeki kıyafetler ve birkaç kitap. afaroz edilmişti. Ahire kadar ona bakılacağı söylenmiş olsa da kaldığı yerle ilgili bir şeyler kafasını kurcalıyordu.Aslında. dertleri onda bir duruş yaratmıştı. insan düşmanı veya salaklığa varana dek melankolik olması gerekirdi. Gel bakalım. *********** 83 ( proletarya: amele degil emel . Dürüstlüğünden dolayı çocuk gibi sade bir hatipti.. hayır. Başka nasıl yaşanır bilmezdi..

Bağırıp kaçtı kadıncağız. işlerini yaparlardı ama o kadar. *********** menkıbe Ne yapıp edip onu insan arasına sokmam lazım.Bir deniz fenerine veya körler evine gitmek istiyorum. Diğer hemşireler makine gibiydi zaten. Hayır. Bir şey yapmalı. Kadınlarla tanışmalı. haliyle epey ziya84 . Ay yok şimdi ama iğdeler ay kokuyordu o gece. O da bunun farkındaydı hatta aralarındaki ayrımın aşılmaz olduğunu ona hissettirmişlerdi. Ne yapacağım şimdi? En iyisi bir köşeye kaçmak. Onları romanlardan. *********** Geldi. Gazeteler onunla çok ilgilendi. Zaten kadınlara hayrandı. bu geceyi bunu düşünerek berbat etmeyeceğim. Neyse. buna alışkındı zaten. genç ve güzel bayana bir sorayım. Deryanın ortasındaki bu kaya. bir kadınla ilk tanışması pek hoş olmadı. elini uzattı. olmaz. Zaten meskeni geceydi. İlk defa bir kadın bana gülümsüyor. Uzaktan görülen yayla yıldızdı. bana gülümsedi. kadınlar erkeklerden daha önemli. Hayatında hiç deniz feneri görmedim ama fotoğrafını görmüştüm. geceleyin olduğu gibi olabiliyor. Adam oluyordu. Evet evet. kafasındaki şu lanetten kurtulabiliyordu. *********** Kadın işini zamanla böyle hallettik. Gerçi. dışarı çıkabiliyordu. bu gurbette bana sıla olabilir. annesinden tanırdı. O. En iyisi bizim şu dul. Hemşire epey bir korkmuştu.

Cemiyetten bir sürü hanımefendi akın etti. Ama en çok görmek istediği şey ‘gerçek bir evin’ içiydi. kontesler ve saygın bir sürü hanımefendiyle sıkı fıkı oldu. “Noel’de ne istersin. Öğrenmeye çok heveslenir oldu. Artık çekingen de değildi. Sordum.retçisi oldu.. değiştirmedim. el sıkıyordu. düzenlerdi. Wimpole sokağına. Kendisini aldatmasına yardımcı oluyordu. Onu evime götürdüm. Asla bir şey istemez.Saygılarımla. Onun için bir sürü para bırakılıyordu. tabi odasında ayna bulunmasına izin vermemin de bunda payı var. Prensese o da bir mektup yazdı.bile onu ziyaret etti. Belki de körler arasında olmak istemesi bundandı.” diye. Her gün takımı açar. Uykusuz kalırdı kitaplarına. Elini uzatıyor.. Giyinip kuşanıp sokakları arşınlamayı hayal etmeyi severdi. Artık. Kraliçe ona mektuplar gönderirdi. Aldım. Her gördüğü kadına aşık olurdu.” dedi bana. hala sıkıntılar vardı ama neyse. Ama bir hanımefendinin ona hediye etmiş olduğu yüzüğü bile takamıyordu. olduğu gibi yolladım: “Sevgili Prenses.. gümüşten bir takım istiyordu. Utangaçça bir dergide gördüğü bir şeyden bahsetti. o kadar da farklı olduğunu düşünmez oldu. Ama asla gülemiyordu. Buna rağmen biraz çocuk kaldı. Konuşmayı daha iyi söktü. Kraliçe Alexandra –Whales’in prensesi. kimseye o fotoğrafı kolay kolay dokundurtmazdı. en güzeli de getirdikleri kitaplardı. Her şeyi merak ediyordu.” Kısa süre sonra bir yığınla kadın ona fotoğrafını yolladı. Takımdaki hiçbir şeyi kullanamazdı ki. Hatta bir keresinde imzaladığı bir fotoğrafını bile yollamıştı. 85 ( proletarya: amele degil emel . “Günün her vakti mutluyum. Ona bir sürü hediye getiriyorlardı. Düşesler. talep etmezdi hep müteşekkirdi. onunla tanıştı. . Don Juan’ı okumuştu. Öyle ya..

yaş olmuş 27. ben de diğer insanlar gibi uyumak isterdim. Biliyor musunuz. Kıra gitmek istedi.Günün birinde bir pantomim gösterisi geldi şehre. Bana yazdığı mektuplarında bin bir yaban mahlukatla maceralarını anlatıyordu. Haftalarca gösteriden bahsetti. Zaten hususi bir yer tutmuştuk. Hastaneden iki üç çalışan kadını ayarladım. onlar önde oturacaktı. Meseleyi bir oyun olarak değil gerçek bir şey olarak konuşmak ister. yere serilip küçük düşürülmesinden hoşlanmıştı. nezaketine yaraşır bir biçimde her şeyi ayarladı. Hengame bitmişti. Evet. *********** *********** menkıbe Ayna yoktu. yanında hep 86 . Epey toparlanmıştı. Kırsal.” Bedstead Sokak’taydı. Gitmiş olduğu tiyatro salonu. Geçmiş yerini huzura bırakmıştı.. asil kandan olanların yeriydi. Diğer insanlar gibi. Kem gözler yoktu burada. Ama palyaçoyu sevmemişti ama polis memuruna şamar atılmasından. Kitaplarına kavuştu. annesini andı. En güzel zamanı burada geçti.. orman olduğu gibi olabileceği bir yerdi. İyice yatağa sokuldu. “Evde. Onu oraya götürmek zordu ama bayan Kendal. prenseslerin.. Ben sırtımı duvara yaslayarak uyuyorum ya. Döndü. “Acaba prens biz gittikten sonra ne yaptı” veya “Adam sizce hala zindanda mıdır?” derdi. Bin bir belanın ardından bir şekilde gitti ve oralarda kalabildi. kralların.

sahi neredeydi o resim. Kıta Avrupası’na gidişi böyledir. acayip bir kalabalık vardı. Ucube gösterilerini düzenleyen adamlardan biri. *********** *********** Bunun filmini çeken David Lynch hikayeye şöyle bir yorum ve kurgu getirir: Merrick’e odasında saldıranlar fabrikadan çıkan işçilerdir. çok korktu.. ben de işte böyle oldum. birlikte bir çıkış ara87 . Ona kaçması için yardım eden diğer “ucubeler” bir olmayı. bir ara Merrick’i odasından yine kaçırır. hepsi de hayvanları görmek istiyordu ve maalesef annem bir filin altında kaldı. Şimdi sergilediğim deformasyon. bir hayvan kafilesinin geçtiği bir sokakta dolaşıyordu. tabi o zamanlar hamile. *********** Joseph Merrick Nisan sabahlarından birinde. annem. odasında yaptığı bina maketlerinin yanı başında. o güzel kadının resmi? Sırtını yavaş yavaş yatağa yasladı. Merrick. buradan kaçmak ister.resmini taşırdı. Ucube gösterisi için hazırlanmış özgeçmişinde şöyle denmişti: ( proletarya: amele degil emel . Ağırlaşmış başını yastığa koydu. Fil Adam ölmüştü. annemin bir filden korkmasından dolayı var.. 1890 yılında yatağında ölü bulundu.

mayı önerir. Ama Merrick. Döner de. menkıbe 88 . tattığı o ilgi dolu hayata tek başına dönmek ister.

Burada sıkıntı yaratan mesele kapitalizm kavramının nasıl ele alınması gerektiği.Yüz elli yılı aşkın bir süre boyunca kapitalizm kavramı ciddi bir tartışma zemini sundu. . “üretim alanı” olmadığı düşünülen toplumsal düzlemlerle nasıl bir ilişkiye sahip olduğu ve en önemlisi kapitalist addedilmeyen “üretim tarzları” ile nasıl belli coğrafi sınırlar ama “aynı toplum” içerisinde var olduğuydu. Lenin ve Mao’da. yeni demokrasi vb. Bu sorun daha da ileri gidiyor. Son nokta aslında kapitalizmin nasıl oluştuğu meselesini. Marx’a yazdığı bir mektupta. sorun kapitalizmi yıkıma götürmesi gerektiği düşünülen öznenin siyasal alanı kuran ve yıkan yegane öznellik olmaması. elbette aklında serfliğin kaldırılmasından sonra köylülerin mir adlı kolektif toprak örgütlenmesi vardı. Rosa’da Sosyal Demokrat partiyi mümkün kılan politik 89 ( proletarya: amele degil emel . Rusya bağlamında kapitalizme geçiş olmaksızın doğrudan komünalist temelde örgütlenmiş bir topluma geçilip geçilemeyeceğini sorguluyordu. başka “sınıfların” varlığı ve onlarla nasıl ilişkileneceği meselesiydi. Marx için de Lenin için de kapitalist olmayan toplumlar ve köylülük meseleleri hem kuramsal hem de programatik düzeyde ciddi bir tartışma konusu oldu. İşçi-Köylü ittifakı. Mao. bir Narodnik olan Vera Zasuliç. Örneğin. ittifaklar politikası.” anti emperyalist halk savaşı. Hakeza Rosa Lüksemburg kapitalizmin kendisini yeniden üretebilmesi için kapitalist olmayan toplumlara gereksinim duyduğunu belirtmişti. kavramsallaştırmalara gitti. emperyalizm ve zayıf halka teorisi gibi yaklaşımlar bu tartışmanın meyveleri addedilebilir. Farklı tarih okumaları bu tartışmalara eşlik etti. yani “geçiş” sorunu da kapsamaktaydı. belki de bu kapsamda “başat çelişki” ve “tali çelişki.

tıpkı vatandaşlığın bugünkü açılımları gibi bu politika da demokrasi denilen kavrama bugünkü yapısını veren tarihteki “mücadelelerden” biri olarak görülmelidir. sadece sosyal demokrasiyi kurumsal düzlemde fersah fersah aşan bir 90 menkıbe . işin Fordizm altındaki örgütlenmesini. Gramsci. Sosyal Demokrat parti aslında bir “burjuva demokratik devrime” yol açmış ama mesele orada kalmıştı. kültürel. Bunların bir aradalık hali.alanın şekillenişine. yani ülfeti. Zira. Güney Sorunu’nu karmaşık bir bütün olarak okumaya yeltenir ve burada elbette tüm bu unsurları bir arada tutan ulus olma haline bakar. Gramsci’yi asıl düşündürtecek saik. Gramsci için sorun daha da ivedilik kazanır. yani telaffuzu. Sosyal demokrasinin bu zaferi ile Almanya’nın dünya savaşındaki yenilgisi çağdaştı. Güney İtalya’daki kırsal düzen. hegemonya kavramının gelişimine yol açar. eski yoldaşı Mussolini’nin faşist partisinin başarısı olacaktır. Faşizm karşısında tüm “komünist” hareket afallar. Bu sorun onu. ülkedeki (belki Troçki’nin meleye getirdiği boyutlar ile) “eşitsiz ve birleşik” gelişimi. Alman işçi sınıfı emperyalizmin ganimetlerinden nemalandırılarak massedilmiş. Bu. Önce sosyal demokrasiye karşı kesinkes karşıt bir tutum sonra “halk cephesi” olarak adlandırılacak politika gelişir. aristokratlaşmıştı. ülkedeki toplumsalın şekillenişini. ekonomik addedilmiş alanları bütünlüklü bir örgütlenme içerisinde görmeye götürür. müzakereye açık bütünlüğü. işçi aristokrasisinin oluşumuna dair bir sorun halini alıyordu. siyasal. Öyle ki. Sovyetler Birliği’nin kuruluşu ve Komintern’in kuruluşuna akan süreç. günümüze kadar süren bir yaklaşım olarak şu veya bu biçimde devam etmekte. bizzat İtalya’nın ulus olma süreci bir sorun arz eder.

Tiril tiril silahları olan komünist partinin direktifindeki “Halk Ordusu” karşısında ve onunla kesişirken. . bir olasılıklar düzlemidir. Birinci Enternasyonal’in İtalyanca konuşan. ne ulus devlet ne para ne de kapitalizmin varlığı garanti altındadır. Avrupa’nın en namlı sömürgecilerinden biri olan bu ülkenin içi. halk cephesi politikalarından farklı olarak. faşizmi kapitalizme hatta medeniyete içkin bir mesele olarak okumaya çalışmıştır. (Türkiye’nin 1978’inin taşra deneyimi merak ediliyorsa Aile ve Otorite iç açıcı olabilir). Buraya giden yolda belki hiçbir şey liberter komünist CNT/ FAI savaşçılarının ve kısmen de POUM’un İspanya’da “komünist parti” ve cumhuriyetçilerle olan girift ve çatışmaya varacak ilişkisi kadar öğretici değildir. Üstelik burada. yalnız “aşırı sol” kimi yapıların ortaya çıkmasına yol açmamış (Lenin’in “çocukluk hastalığı” dediği ergen tribi) aynı zamanda adım adım faşizme gidilirken Frankfurt Okulu’nu ortaya çıkarmıştır. 1968’in günümüzde içerilmiş anti-otoriterliğine ilham verir. bu analiz ve itirazlar analitik düzlemi asla aşamaz. CNT/FAI belki de bütünlüklü bir strateji geliştiremediğinden ötürü yenilgiye yazgılanmıştır. Faşizmin zaferi. Ancak. daha sonraları Avrupa Komünizmi formülasyonuna kadar varacak bir “hegemonya” kavramı ile “barış içerisinde yan yana yaşamaya” varacak “halk cephesi” politikalarına yol açar. Ancak. bir türlü işlerin yaver gitmediği. işçi köylü ittifakını bir “çıkar” değil proteler bir örgütlenme meselesi olarak ele almıştır. İspanyolca bilmeyen anarşist bir militanının işçilerle çat pat konuşmasıyla başlayıp devrimi ötelemeyen bir dinamiğe kavuşan CNT/FAI. “Aşırı entelektüel” bu akım.katılık değildir. militanların ellerinde patla91 ( proletarya: amele degil emel .

İşçiler lokal olarak gürültü patırtı kopartabilir ama nasıl olacak da “tarihsel görevlerini” sırtlayacaklar? Bunun için bir tarih kavramı gerekecektir. Şu anda Radikal gazetesi yazar ve okur şürekâsının “mız mız ağıtçılığı” ve işi gücü olmayıp saçma sapan şeyler yazmaktan sosyal veya ekonomik olarak geçinenlerin “ben hikaye anlatıcısıyım/toplayıcısıyım” demesinin ötesinde Benjamin ilginç bir açılım getirir: Belki de Frankfurt Okulu’nda Marcuse ile Lukacs’ın yanı sıra komünist bir praksise en fazla kapı aralayanlardandır. saik verirler. Lukacs’tan başlamak gerekirse. kötü nişancılar. Hem komünist parti ve cumhuriyetçilere hem de Franco’ya yenik düşmüştür. bilinç gerekecektir. Yenilgisi. Bu okulun diğer temsilcilerinden farklı olarak ilham vermekle kalmaz. kendi başlarında (an sich) olmaktan çıkıp kendileri için sınıf olmalıdır. el yapımı “panzerler” ile işçileşmeye direnen proleterin el emeği göz nurunu. Bu ancak bir tarih kavramına varmış entelektüellerin ona hem düşünsel düzlemde hem de deneyimler ışığında 92 menkıbe . yazılı hukuku ve anayasa kavramını sorgulamayan. profesyonel gerillaların başına! Darısı. bugünkü kurumsal. bu işlemin dinamiğini kendi içlerinden üretemezler. Yukarıda değinilmiş telaffuz sorunu tıpkı Lenin’deki gibi onda da mevcuttur. Ancak.” doğru düzgün çalışmayan silahlar. Darısı. İşçiler. Allah kurtarsın! Faşizmin zaferi karşısında afallayanlardan biri de Walter Benjamin olacaktı. amatörlüğünü sergilemiştir. Franco ile Cumhuriyetçileri (Komünist parti dahil olmak üzere) eşitleyen bir işlemdir.yan “FAI bombaları. nasıl anayasa yazarız diyen Nepal ve dünyanın dört bir yanındaki direnişçilere.

Ancak. Sosyal Demokrasi’yi Narodnizm’in gözüyle okur. ayrışma pahasına ve ayrışmak için. toplumun “eşitsiz ve birleşik gelişimi”nde. İçkinlikten dem vurmak bir tarih kavramına varmadan zordur. “anti-kapitalistlerin” ciddi bir kısmını sorunu da şimdiyi aşırı politize ederek politikayı ekonomize etmeleridir. “yeni tipte parti” kavramını geliştirmek suretiyle bu sıkıntıyı aşmaya yeltenir. Narodnikler. Zira mesele bir niyet meselesinin ötesinde bir sorundur. İki Taktik. orto93 ( proletarya: amele degil emel . Bu parti. Lenin. Arada “emperyalizmin” keşfi ve bir eylem gerekçesi olarak icadı vardır. Devlet ve Devrim’de sıkıntı olur. Nisan Tezleri’nde. profesyonel devrimciler örgütünü icat eder. Bugünkü. . teorinin bozulmak pahasına hayattan aldığı intikamdır. partinin kendisine dair bir sorgulama ve temellendirme ancak zaruretler düzleminde gerekçelendirilir. Ne Yapmalı.işaret etmeleri gereken bir kavramdır. Bugün. Lenin. tekil somut şimdilik deneyimi ile hedeflenen toplumsal örgütlenme arasındaki evrenselleştirici tarih anlatısı arasındaki bu açı farkından dolayı yıllarca birbirleriyle “ajitasyon mu propaganda mı” meselesini tartışmıştır. teoriyle pratiğin mütekabil olmadığı tarihin müstakbel olması uğruna kurulur. Bu tartışma onları hem demokratlığa hem de ekonomizme aynı düzlemde götürmüştür. otonomistler bu meselelere demokratça bakıp pek de ses çıkarmıyor. anti-otoriter tınılarla fiilen demokratlığı öğütleyen “dışarıdan bilinç” eleştirileri bu meseleyi hafife almaktadır. bu yüzden somut durumlarda anti-emperyalist ve anti-faşistler söylemsel düzlemde demokratlık yaparken eylemsel düzeyde otonomistliğin imkanlarını açabiliyor.

Ancak. toplumun süreksizliğine dair huzursuzluk. bilindiği üzere savaşı destekleyecektir. özellikle Spartaküs Ayaklanması’nın ardından bakidir. Bismarck’ın “sosyalistler yasası” çıkarırken sosyal güvenlik yasalarını getirmesindeki hesap. 1905’in arifesi ve hüsranın tefekkürüdür. 94 menkıbe . toplumsal ittifak. Belki de Mahir’in suni dengesine benzer bir biçimde algı meselesiyle cebelleşir. Gotha Erfurth Programı’na galip gelmiştir. Rosa Lüksemburg’un serzenişi de bu yüzdendir. işçi sınıfını şimdiliği ile bu tarih anlatısı arasındaki açı farkı ancak Hegelyan bir çerçeveden açıklanabilecektir. Aynı dönemde Sosyal Demokrasi. bu meseleyi Alman felsefesinin içinden felsefi olarak gerekçelendirmek ister. Sosyal demokrasi ile kilisenin sivil toplumu. ulus devlet inşasına eklemlenecek anti-emperyalizmde araması bundandır. korporatist denebilecek bir işçi aristokrasisi ve siyasetçiler yapısına dönüşür. eşi benzeri görülmedik bir örgütlenmeye yol açacaktır.” pastoral imgelemle doğaya dönüşü ve halkçılığı (Völkisch) tam da toplumun imkansızlığında. Almanya’da sivil toplumun en demokratik halini alacağı nokta. Lasalle. evrensel tarih bilincinin tecessümüdür. Batı Avrupa’da zaten kurumsallaşmış ve profesyonelleşmiş. bir oldurtma eylemidir.doksluktan kopuştur. Ancak. belki de beklenmedik bir biçimde tutmuş olur. Lenin’in devrimi kapitalizmin çeperinde. Lukacs. “kapitalizmi getiren Yahudi’ye. Onun için de parti. Kilise yanı sıra Almanya’da sivil toplum ve vatandaşlığı inşa edecektir. devrimin yenilgisinde tadil ederek modernizmi üst noktaya taşıyıp Vestfalya Konsensüs’ünün zemini açacak olan faşizme bırakacaktır. Sonunda bu parti. Sovyetler Birliği ve NSDAP demokrasinin timsali olacaktır.

Bugünkü “doğrusal tarih anlatısı” eleştirileri altında mutlak bir belirsizliği öğütleyenlere inat. demos’un kopuş ihtimalinden tadiline yol açacaktır. . tarih kavramı açısından ilginç olabilir. Buradaki yenilgi anını incelemek. Spartaküs ayaklanması. öznesinden beklenen sonucu vermemiştir. bölük pörçük tezler yazar. Prag Baharı ve RAF bunun marazı olacaktı. Spartakistler işçi örgütlemeye çalışmış. Sosyal demokrasi. toplumsal ittifakı. zira tarih. inandırıcılıklarını yitirmişlerdir.kaynaşmaya. yıpranmış. Alman statükosunun devamlılığına oynarken NSDAP kopuşa oynadı. Benjamin’in tarih kavra95 ( proletarya: amele degil emel . Burada artık Alman işçilerine değil. Sonrası. komünist parti. somut şimdiliğin ve kesin bir yarının ötesinde bir menkıbeye dönüşür. kopuş anında seferber olmasına yol açacaktır. metafizikleşir. hiçbir zaman olmadığı kadar kitleleri aktif birer aktör olarak seferber edecektir. Tarih kavramını. Elbette. Sosyal demokratların Alman devletinin tüm olanaklarını seferber etmesiyle boğulduktan sonra devrim yenilmiştir. Rosa’lar kendi örgütlerine “Spartaküs Birliği” demiştir. Komünizm. faşizmin arifesinde Lukacs’tan epey farklı bir biçimde ve faşistlere benzeyen pastoral örgüyü andırır bir çağrışımla Benjamin tarih kavramı üzerine düşünmeye başlar. Komintern’in aşırı zikzaklarıdır. ancak tarihte gafil avlanmışlardır. Sovyetler Birliği’nin uzantısı komünistler. halkın başka bir düzlemde yeniden kurulmasında. Yenilgi sonrası Sosyal Demokrasi. tarihsel bir başkaldırı simgesine referans verilir. Sosyal demokrasiyle kopuş anında bu ismin konması manidardır. bilinci Almanya’ya NSDAP getirecektir. Birinci Dünya Savaşı’ndaki Alman yenilgisi. Ancak.

Marx’ın sözde ilk birikim kavramı üzerine yürüttüğü tartışma. Sonunda “eeee şimdi ne yapalım” meselesine dair kelam etmek için (zira tüm bu tartışma ondandır) bir şeyler 96 . heba olmuş tüm başkaldırılara ağıttır. Fotoğraf estetiğinde olduğu gibi. kafa başka bir yere gövde başka bir yere bakmalıdır. sözde ilk birikim tartışmasına hiç girmemesi. bu seçici okuma veya okumama “anti-tekel ama sadece temenni düzeyinde anti-kapitalist” denebilecek önermeleri açısından manidardır. Benjamin’e göre tarih.) Buradan hareketle toplumsalın kuruluşuna varıp. (Bu noktada bir not düşmek gerek: Abdullah Öcalan’ın Rosa Lüksemburg’un mealen “kapitalist olmayan toplumlar kapitalizmin işleyişi için hayatidir” saptamasına gönderme yapıp. Eleştiriye konu olması bir yana Apo’nun pozisyonu itibariyle de okunmalıdır. trenin rayında ilerlemesi değil raydan çıkmasıdır. muhalif kültür endüstrisinin estetiğine tabi kılmamak için.mı hem kapitalist olan ile olmayanın telaffuzunu (bir “toplumsal formasyonda” birleşmelerini) hem de kapitalizme içkin bir itirazı formüle etmeye elverişlidir. ileri doğru bir tarihte gitmek ancak geriye bakılarak mümkündür. onlardaki olasılıktır. Marx’ı “doğrusal bir tarih anlatısına” sahip olmakla suçlayarak. Rosa Lüksemburg ve yoldaşlarının Berlin’deki anıtında yazdığı gibi “ölüler bizi uyarır!” menkıbe Benjamin’in bu yaklaşımını. tezler arasındaki bu kopuklukta bir keşif ve buradan hareketle bir icatta bulunmaya yeltenmeyi gerektirir. ıraklık noktası kavramı üzerinden şimdideki iç savaş deneyimine dayalı bilinç deyip kestirip atılacak şeye varabilir. tarih ve öznellik kavramını komünist bir okumaya tabi tutmamıza olanak sağlayabilir. Ona göre.

bunların oluşumunun önkoşullarını da kapsayan bir rastlaşma düzlemini yapılandırdığını vurgulayan Marx’ın sözde ilk birikim kavramına dair tartışması. Dolayısıyla. devrim ve örgüt meselelerini tartışabileceğimiz düzlemi açar. Bu tartışma açısından kapitalizmin farklı öznellikleri varsaydığı. bir çırpıda işçi. ezilenler ve çokluk gibi kavramlarla hesaplaşarak toplumsalı ele almamızı sağlar. bu meselenin burada dem vurulan demokrasi ve komünizm sorunuyla ne alakası var? Bu tartışma toplumsal alanın kurulumu. Özetlemek gerekirse. 97 . demokrasi. sürekliliği ve süreksizliğini ele alır. Peki. kapitalist olan ve olmayan “üretim tarzları” ile öznellik sorununu ele almamızı sağlayacaktır. Bu. spekülatif ama pratikte bir şeyler yapmaya dair bir öneride bulunmak icap edecektir. komünizm. kabaca kapitalist olan ve olmayan üretim tarzları tartışması olarak özetlenebilecek mevzu şu meseleleri kapsıyor: Kapitalizmin oluşumu ve kurulumu. ( proletarya: amele degil emel . bu bağlamda kapitalist olmayan bölgeler veya ülkelerle kapitalist “üretim tarzının” ilişkisi. kapitalizme geçiş. siyasal direniş ve içerilme süreçlerini tartışmaya açmasıyla egemen siyasi örgütlenmeyle devrimci öznelliğin yapısını tartışmamızı sağlar.çiziktirmek.

Bu da kapitalizmi tarih öncesine dair bir tartışma açar. servetin kendisini yeniden üretebilmesi için yatırım zaruridir. Bir yandan servet oluşturanlar sürekli sınırlarına toslar. ön koşullarını açıklamaz. klasik iktisattaki asli birikimin ilahiyattaki ilk günaha benzediğini. Marx’a göre klasik politik iktisat bunu ahlaki bir soruna indirger. başarı gelir. Buna göre kapitalizmin söz konusu olması için birilerinde kimi olanaklar birikmiş olmalı başkalarında ise bu ve benzeri olanaklar artık olmamalıdır. Nasıl olur da müstakbel sermayedar ve işçi oluşmuştur? Servetin bir yerde birikmiş ve bir yerlerde birilerinin emek güçlerinden başka satacak bir şeylere sahip olmamış olması icap eder. bu farkın buradan doğduğunu iddia eder. Ancak. Ancak. Bu yaklaşıma göre yeterince çabalayınca her şey olur. Zira bu varsayım bir biçimde tarihsel bir önkoşul halinde somutlaşmış olmalıdır. Kapital’in birinci cildinin sonlarında. burada bir sorun vardır. (müstakbel) bir sermayedar ve amelenin oluşması zaruridir. “sözde ilk birikim” (sogenannte ursprünglice Akkumulation) kavramını ele alır ve geliştirir. Bir benzetme yapar. Bu kavram üzerinden kapitalizmin oluşmasına dair on koşullar ile varsayımları ele alır. birilerinin ise çalışkan olduğunu. bu sadece belli bir örgütlenmeye 98 menkıbe .Marx. Mealen. bir zamanlar birilerinin tembel. elmanın ısırılmasıyla günaha girilmiş olduğunu kinayeyle eleştirir. Bu varsayım kapitalizm içinden açıklanamaz. Dolayısıyla kapitalist üretim tarzının varsayımının kendi kendine atıfta bulunan bir göndermeye dönüşmesi onu hafızasız kılar. evvelden bir birikim olmuş olması şarttır. Yani. servet birikiminin sermayeye dönüşmesi gerekir.

kelime anlamıyla etkili (etkin) olma hali demektir. işler kılınmış olması gerekir. rastlaşmalarının düzlemini birlikte işler hale gelerek yapılandırmışlardır. çalışmasını gerektirir. . Bu iki öznellik tek bir doğrusal düzlemde bir araya gelişmemiştir.giderek mümkündür. Türkçedeki “olmuş oldu” ifadesi bu süreci gayet iyi anlatır. Kuş gibi özgür dolaşan aylaklar işçi olmadı. Kapitalist üretim tarzını teşkil eden her bir unsur bir rastlaşmalar düzleminde işlerlik kazanır olmuş. Dolayısıyla. Ancak. Burada söz konusu olan aynı denklemin değişkenleri değildir. birbiriyle rastlaşmıştır. Ancak. bir sürü meselenin etkisi belli bir biçimde etkin olmuştur. Burada eşitsiz ve birleşik gelişimden bahsedilemez. zira eşitsizlik bir eşitlemenin yapılabileceği ortak bir denklemi gerektirir. birilerinin buna dahil olmasını. insanı. iktidar ilişkilerini yeniden tanımlayan bir düzlem ortaya çıkar. Almancada gerçeklik için kullanılan kelimenin Wirklichkeit olduğu düşünüldüğünde bu etki meselesi daha iyi anlaşılır. işçi olmuş oldu. Bu rastlaşmanın altında bir yandan servet sahibinin arayışları öte yandan çok somut karın doyurma. Buradan bakıldığında toplumsal cinsiyeti. bunların aynı tarihi paylaştıklarını. bu işlev ve anlamları kazanmışlar. Bu rastlaşmaların 99 ( proletarya: amele degil emel . bu yüzden birleşikliği zaten varsayar. çalışmayı. tek yönlü ve homojen bir sebep-sonuç ilişkisi içerisinde doğmuş olduğunu iddia etmek kapitalizmin kaçınılmazlığını ima eder. Belli şeylerin bir araya getirilip örgütlenmiş. bir yerlerden kovulma veya kaçma gibi zorunluluklar vardır. Bu tarihteki okuma sıralamamızı değiştirir. Rastlaşma olay olur. bu. özgürlüğü. Bu da ortalıkta kuşlar gibi özgür [Vogelfrei] dolanan ve disiplin altına alınarak çalıştırılabilecek başıboş birilerinin varlığını şart koşar.

bu etkilerin mücadelelerin sonucunda rastlaşmanın ağırlık noktasında. çitleme. Bu yüzden asli birikim. Bir diğer kelime ise birden çok şeyin birbirinde atıfta bulunarak ilişkide bulunmasını. affair veya reference. yani ilişki haricinde de düşünülmesini mümkün kılar: Almancada Beziehung/Bezug İngilizcede relationship. Kapitalizm işçi ile sermayedarı yeniden üretmek zorundadır. davranış kelimeleriyle ifade edilebilir. gibi hadise ve mücadelelerin etkileri rastlaşır ve bu rastlaşmanın sonucu belirsizdir. Türkçede ilişki. Ancak bu sonuçlar aslında birer etkidir. bu ilişki o ilişkide bulunan iki şeyin o ilişki haricinde –en azından oldukları gibiolmadıklarını ima eder. nispet. İçkindir. olay olduğu düzlemde yeniden yapılandırılıp işlerlik kazandırılmasıdır. İngilizcede relation olarak geçen bu kelime sosyalistlere yakışır bir düz okumayla “ilişki” anlamına gelir. sonuçlar doğurur. feodalizmin çözülüşündeki başka olasılıkların mağlubiyeti. köylü ve mezhep savaşları. salgın hastalıklar vb. Dolayısıyla. Yani birden çok şeyin varlığını birbirlerine bakarak ve birbirleriyle ölçülüp biçilerek açıklar. ilişki ilişkide bulunanın varlığıdır. nazire. deference olarak 100 menkıbe . kimi etkilerin rastlaşmasını varsayar. kentleşme. Türkçede “ilişki” diye geçiştirilen bir kelime kullanır: Verhältnis. Kapitalizm. İlişkiden öte o şey yoktur. Cadı avı ve sömürgecilik bu bakımdan önemlidir. Avrupa’da cadı avı.her biri iktidar ilişkilerinin ve mücadelelerin etkilerinin rastlaşmasıdır. onun bugünüdür. Marx. burjuvazinin olduğu kadar işçi sınıfının oluşumu. Kimi ilişkiler başka ilişkilerle içli dışlı olarak kısıtlılıklarına toslar ve yeniden yapılanır: Bu ihtilaflar ve mücadeleler yaratır. sadece kapitalizmin tarih öncesi değil. feodalizm üzerindeki zafer değil. Ancak.

Bundan dolayı işçi sınıfı mücadelesi diye bir şey olduysa da. . ama buraya öyle elini kollunu sallayarak girip çıkamazsın. bir karşılaşma alanını. anlamını ötelemesidir. bu pozisyon ise nazardır. Bu yapıyı ve ilişkiyi çözümleme edimi. Bu yüzden kapitalizm proletaryayı işçi yapar. mücadele etmek üzere bir okuma yapmaktır. karşıtlık yaratır. Ancak burada bir sorun var: Verhältnis’teki unsurlar birbirlerine bakışarak kuruluyorsa. Bu bakımdan ne kapitalist ne de işçi kapitalizmden önce vardır. bakışarak kurulum. çıngar çıkardı. bilinçlerini dışarıdan. çarpışarak olur. Nazar. bu konumların birbiri101 ( proletarya: amele degil emel . cümle olmuş olur. bir toplumsal formasyonun oluşumu için ayrı tarihlere sahip etkiler. kapitalist kurumsallaştı. bir Verhältnis’tir.” Diğeri de “lazımdı iyi oldu” dedi ama sağı solu belli olmadı. bir nispet. Bu rastlaşma bir Verhältnis’tir. yani aslında bu konumlar yaratan bir yapıysa. bir mukayese alanı.okunabilir. bu insanlar. bir rastlaşmaya mahal verir. düzgün çalışmadı. Yani birileri her nasılsa ortalıkta dolaşır oldu. bu mahal sebebiyet verir. Öyle bize “büyük işçi sınıfı devrimleri” veya “eylemleri” dedikleri olayların ekseriyeti aslında işçi olmaktan pek hoşlaşmayanların serüveniydi. Gel zaman git zaman bir sürü hır gür sonucunda orta yolu bulmuş oldular. Onların oluşumu kapitalizmdir. Dolayısıyla. Bu kelime ziehen yani çekmek fiiliyle akrabadır. proleter işçileşti. bir şeyin tanımsal kapsamda diğerini çağırmasıdır. bu bakışarak. ayrı tarihler tarihsel fark olur. birileri de dedi ki “aha şehir aha karnını doyurmak için iş. Rastlaşma bir karşı karşıya konumlanış olur. işçi oldukları konumdan işçi olmadıkları zamanlara dönüp bakarak almışlardır. Cem. nazire alanıdır.

Sermayenin ve ona tekabül eden üretim tarzının tarih öncesini [ön hikayesini] teşkil ettiği için asli görünür. hülasası. Ayrılma. Kapitalist üretim bir kere kendi ayakları üzerinde durdu mu sadece o ayrılışı korumayıp onu daima yükselen bir kademede yeniden üretir.” der. der das Kapitalverhältnis schafft. soyut olarak Kapitalverhältnis’in 102 menkıbe . üretim araçlarından ayrılmalıdır.lerini ve konumlanışlarını nasıl gördüklerini nereden bileceğiz? Karşı(t)laşanlar. Demek ki. Yani sözde ilk birikim üreticiyle üretim aracı arasındaki tarihsel ayrım sürecinden ibarettir. Bir kesim. işçi olması icap eden kesimin oluşumu için bir ayrılmadan bahseder. Marx. sözde ilk birikim kavramını ele alırken sermaye ilişkisini yaratan süreç. birbirlerini nasıl görür? Birbirlerine nasıl atıfta bulunurlar. Verhältnis’teki Beziehung’ları nasıl bir yapıya sahiptir? İşte bu soru ileride bizim için zurnanın kendince bir ses çıkaracağı nokta olacaktır. Kapitalverhältnis’i yaratan süreç işçinin çalışma/emek/iş [Arbeit] koşulları üzerindeki mülkiyetinden ayrılmasından başka bir şey olamaz. Marx. Ancak. bu. Şöyle der: “Kapitalverhältnis’ işçiyle işin/emeğin [Arbeit] gerçekleşme koşulları üzerindeki mülkiyetinin ayrılmasını varsayar. bir yandan toplumsal yaşam ve üretim araçlarını sermayeye diğer yandan dolaysız üreticileri ücretli işçilere dönüştüren bir süreçtir.” Marx. topraktan ve müştereklerden (özel mülkiyet olmadan ortak kullanılan şeylerden) ayrılmayı düşünürken iki düzlem ayırt edilmeli. Ama önce makarayı biraz geri sarmamız icap eder. burada insanları kitlesel bir biçimde topraklardan koparan süreçlerden bahseder yeri geldiğinde sömürgeciliğe işaret eder. “der Prozess.

çeteler. bu başıboşlar işçi olmaktan çok berduş. Asli birikim. Mahir’in deyimiyle içsel bir olgudur. bir şiddet eylemidir. Bu yasadışılık zaten TC’nin bir proje olarak başarısızlığından doğarak. vergi kaçakçılığı. cemaat vs.) etrafında şekillenen iktidar bölüşümü TC’nin yasalarını evrenselleştirmedeki içkin sıkıntısına (bir sorun olarak nüfus gruplarını yönetme sıkıntısı) dayanıp esnek bir biçimde hiyerarşik hatta illegal korporatist denebilecek bir düzlem sunuyor. gasp. evvelden bir konumlanıştır [Vorraussetzung]. Sürekliliği bozması. bir öznelliği yıkması bakımından bu kanlı bir eylemdir. ihaleler. bir yönetememe krizinin etkisi ve yapılanış sürecidir. mafya. Burada merkezi otoritenin koyduğu kuralları aşmak devlete giden yoldur. Bu yüzden Türkiye’de devlet ve hukuk ihlali (vergi koymak. Servetin sermayeye dönüşeceği başıboş ile varsılın rastlaşması böylesine bir kanlı düğün olacaktır. ona yapılan meydan 103 ( proletarya: amele degil emel . Zira.varsayımıdır. . Somut olarak başıboşların çalıştırılması ve bunun sürdürülebilir olması için disipline edilmeleri gerekir. Ama bir de bunu tarihte cereyan edişi var. çete. Bunları kronolojik olarak ayrı anlar olarak görmemekte fayda var. Bu sefer sömürge içe döner. buna ancak ön koşul [Vorbedingung] diyebiliriz. dilenci ve çeşitli yönelimlere sahip topluluklar olma eğilimindedir. Zaten serveti de yaratmış olan sömürgelerdeki benzer bir durumdur. eşkıya. (Kısaca konumuzun dışına biraz çıkıp bir parantez açalım: Osmanlı’da özellikle paralı askerlik yapmış olanların savaş olmayan durumlarda eşkıya olup ya başkalarını mülksüzleştirmesi ve/veya isyan ettiklerinde mültezim olarak hiyerarşiye dahil edilmeleri çok daha sofistike bir massetme stratejisi gibi görünüyor.

iktidar ilişkilerinin karmaşık farklılığından doğuyor. imparatorluklar sistemi dahilinde “dışarıyla” ilgili de bir sorun olmuştur. Yasanın bu evrensel olmama hali ise tam da TC’nin homojen bir nüfus üzerine bina olmayıp sürekli bir iç savaş rejimi olmasındandır. ulusdevletin çöküşü değil ona yapılan meydan okumalar sayesindeki zaferidir. emperyalizm konusunda haklıydı.okumalarla beslenip onu ayakta tutuyor. Bu yüzden Ermeni Soykırımı sadece bir etnik temizlik değil siyasi bir sorun olarak da gö104 menkıbe . devletin yasalarının evrensel geçerlilik kazanmaması üzerine kurulu olarak sermayeyi hatta yasallığı demokratikleştiriyor. Mahir. Bilhassa Osmanlı’nın çözülüş aşamasında imparatorluk vaatlerini yerine getiremez hale gelip farklı unsurların ortaya çıkışına mahal vermiş. Özellikle çok dağınık yaşayan ve bu yüzden milliyetçilik üzerinden ayrılma gibi bir talep öne süremeyen Ermeniler müstakbel bir Osmanlı’nın nasıl olabileceği konusunda sıkıntı yaratmış. 1908 kimi çevrelere hem bir sınır çekme sorununu hem de haddini aşan siyasi unsurları işaret etmiştir. herkesin yasadışılık üzerinden açıklarını kolladığı ve kullandığı bir yerde gereğinde kullanılan silahlardan sadece biridir. Osmanlı’ya asli birikim bir devlet aklı. Her daim muğlaktır. Siyasi çatışmalar bu manzaranın aynısıdır. Asli birikim. ama bunu kastetmemişti. bunu düşündürttü. Bu yüzden küreselleşme. imparatorluklar sistemi dahilinde bir etki olarak gelmiştir. Koca devlet ihalelerinden veya uluslararası ihalelerden en ufak taşeronlara kadar varan zincir ve işçilerin taşeron şirket sahibi olma arzuları/imkanları bunu kolayca görmemizi sağlar. Uluslararası sermaye tam da bu “fark” ile sermaye elde ediyor. artı-değer havada duran bir şey değil. Yasa.

Almanya’da yaşanan paradoks da budur: Kapitalist işletmenin taşıyıcısı olan bir kesim ile uluslaşma arasında bir gerilim yaşanır. hukukun kırıl105 ( proletarya: amele degil emel . güruhların.rülmelidir. masum hiç değildir. Çetelerin.C. şaman Türkilerin özerkliğinin imha etme girişiminin tarihidir. mübadele esnasındaki. diğer yandan yaşam ve bir sürü iç çelişkisiyle komünalite formu olarak Kızılbaş (Kürt?) Dersim Aleviliği var. vatandaşlığın evrensel olmamasını varsayarak. Dersim kırımı belli yönleriyle bir komünaliteyi yıkma ve o coğrafyayı yönetilebilir kılma operasyonudur. unutmamak gerekir ki Şaman Türkleri müslümanlaştıran da bir süreç vardır. 6-7 Eylül’deki eylemi. Asli birikim. . Bu. Dolayısıyla. Eğer Türk. Ermeniler “ne güzel bir zamanlar komşumuz vardı. paskalyada yumurta boyardı” denemeyecek kadar tehlikelidir. Dersim’de yapılan kırım ise çok daha vahim. bir anlamıyla mülkiyeti demokratikleştirmektir. siyasi bir operasyondur. Bir yandan Hrant’ın düşündüğü doğruysa Ermeni kızı olan Sabiha Gökçen’in süreci var. Ermeni’yi katlediyorsa olsa olsa önceden Türk olarak katledilmişliğine binaen bunu yapabiliyordur. kolayca entegre edilemez. ulusun tutarsızlığının aynasıdır. 1915’teki. yani Türk’ün Müslümanlıkla imhası. T. öldürülmeyi hak etmiştir çünkü bir siyasi/ toplumsal aktördür. Bambaşka olanı farka dönüştürme hamlesidir. kapitalizme dönük tepki bir mülksüzleştirme ve yeniden dağıtıma yol açar. değişen iktidar formuyla konuşamayan bir yapıdır.’nin Türk’ü. Ancak. Hele kadınlar açısından bakıldığında daha da farklı yönleri vardır. bu topraklarda etnik ve mezhepsel hatlarda seyreden bir iç savaş halini almış. asli birikimdir.

bazen okullar. yani hayatları işgal edilmiş olanlar aylak aylak ortalıkta dolanır. mevsimsel döngü üzerinden seyreden zamanın anlamı değişir. fabrika. O zamana kadar meşgalesi olanlar. Bu hem bir arayış düzlemi yaratır. hem yaşam gailesinin çeşitli biçimlerini hem de iktidar açısından ciddi bir sorun yaratır. sınıf mücadelesi değil. Bu. Bu yüzden steril “anti-kapitalizm” de. Mesele burada niyet değil. hastane. bu esnada yapısal bir değişim geçirdi.ganlığına binaen kanla mülkiyeti dağıtarak “mülk” olmuştur. yani mekana bağlı olmuş olanlar bu bağı yitirir. Topağa. tımarhane. sınıf mücadelesi değil sınıflaşmakla ilgili bir mücadeledir. İktidar. karhane) üzerinden başıboşlar ile arasında olan bu kopukluğu bütünsel bir toplumda farka dönüştürmüş oldu. yani ancak belli düzeylerdeki iktidarları çiğnemek pahasına olur. hem münferit suçlu olma halleriyle hem de oluşturabilecekleri topluluklar itibariyle hayat memat meselesi olurlar. demokrattır. demokratiktir. kilise. TC’dir. Avrupa’daki modern egemenliğin ve devletin şekillenişi bunun üzerinden okunmalıdır.) Batı Avurpa’ya geri dönecek olursak: Berduşluk veya çete olmak hukuki bir düzenlemeyi ihlal etmeyi içerir. Başıboşu kategorize edip yönetebilmeye yeltendi. bir sorunun 106 menkıbe . tam da kapitalizmdeki bu sınıflanmayı yapılandıran düzlemin müzakere edilmesidir. “çok kültürcülük” de yapısal bir tahlilden yoksundur. hem bir iç savaşın etkisi hem de sonucudur. yasalar ve disiplin kurumları (cezaevi. Zaman ve mekan kopar. Demos’u kurmuştur. Geriye dönüp bakıldığında bunu mümkün kılan mücadele. kerhane. İktidar. kontrollü bir hiyerarşik toprak düzeni ittifakını sürdürme sorunu bir yana bu başıboşların hal çaresine bakmak zorundadır.

Dolayısıyla. Dolayısıyla.” Ancak mesele bu kadar basit değildir. Kant ve Hegel’i düşündüğümüzde mesele bayağı bayağı karışır. Yani hem bölgesel hem de varoluşsal sınırlar çekilecektir. 107 ( proletarya: amele degil emel . binyıllarca süren ve sürmekte olan küresel bir iç savaştır. Bunun etkisi olarak modern iktidar.onaylar. Sömürgecilik ve başıboşlar sorunu aynı zamanda Batı Avrupa’yı bir felsefi tartışmaya da götürür. Dünya değil güneş merkeze yerleştirilecektir. servet sahibi bir biçimde sömürgecilik ve ticaret üzerinden ortaya çıkmak zorundaydı. . hercai olanları. mukayese edilebilir. Marx’ın asli birikim için varsaydığı asgari özellikler. Roboski’nin zanlısı ve kürtajın baş düşmanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya’da yaşayan Türkiyelilere (onun deyimiyle “Türklere”) Goethe okumayı telkin etmesi hoş bir tesadüf olsa gerek.yarattığı etkilerdir. Başıboş bir şekilde işçileşmeye müsait olmak. Bu yüzden Almanya’nın göz nuru ve hümanisti olan Goethe. Medeniyet ve birey etraflıca tartışılır. özel ve kamusal olarak aldandırılan. sağı solu belli olmayan. Sömürge ve proletarya modern bireyin/medeniyetin kurucu “ötekisi” olacaktır. Marx’ın bu tartışmayı hem Kapital’in sonlarına koymuş olması hem de ele alışı “emek gücünün bir meta olarak adli ve siyasi kuruluşunun eleştirel bir tahlilidir. kategorize edemediği. hesaplayamadığı. Bu. nispet edilebilir. bir yönetememe krizinin kapitalizmin ön koşulunu gerçekleştirmesidir. iş gören kategoriler oluşacaktır. Dolayısıyla. hamile kalmış ve çocuğunu öldürmüş bir hizmetçi kadının (Johanna Catharina Höhn) infaz edilmesini –biraz isteksizce de olsa. tecavüze uğramış. ölçülebilir bir fark düzlemine getirmeye yeltenmeye çalışmış oldu.

tutum] bakmak tam da toplumsal Beziehung’u (bürgerliche Gesellschaft’ın Beziehung’u) ifade eden/dışa vuran farkları göz ardı etmekten başka bir anlama gelmez. sermayedardan. Mübadeleyi mümkün kılan soy kuruluverir. sınır çizmek anlamına geliyor. karşılaşmaya dönüşmüş olur. Yaban bakışlar değil nazire vardır. bu bireylerin bir birlerine doğru durdukları Beziehung’ların. Bu yüzden kapitalist modernite demek abesle iştigal. Marx. işçi. Sözüm ona toplumun durduğu noktadan [Standpunkt: durulan nokta. Dolayısıyla. demokratik modernite demek kapitalizmi ekonomize ederek siyasi aslını görememektir. Bu birden çok şeyin biraradalık düzlemlerini şekillendirerek yapılanmasıdır. Moderniteyi soyutlama düzeyinde dahi kapitalizmden ayrı düşünmek mümkün değildir. Batı Avrupalı dünyanın diğer kalanından bambaşka değil. Topluluklar halk olur. münferit insan birey olur. burada iç savaş (iktidar ile tabi olma halleri arasındaki mücadele) ve yönetme sorunu hem çitleme vasıtasıyla bir bölge dahilinde bir kapatma hem de sömürgeleştirme ve egemenlik kurma üzerinden ülke olarak kapanma. bir ötekilik ve öteleme üzerinden farklı kılınır. Kadın erkekten. kazara olan rastlaşma. Sanki biri şunu demeye getiriyor: Toplumun durduğu noktadan doğru köleler ve citizens [vatandaş108 menkıbe . tarihsel bir toplum formuna ait bir Beziehung’u ifade etmesidir/dışa vurmasıdır. Toplum. Verhältnis’lerin toplamını ifade eder/ dışa vurur.tüm bu süreç bir karşılaşmayı mümkün kılar. “sosyalistleri” eleştirirken Grundrisse’de şunu der: “Ürün ile sermaye arasındaki fark tam da sermaye olarak ürünün belli. bireylerden [Individuen] oluşmaz. yani bir bütün oluşturmaya yeltenecek bir bakışıma mahal verir.

Dolayısıyla şizofrenik bir kişilik yapısının işlevlendirilmesidir. toplumun durduğu noktadan doğru kapitalistlerle işçiler arasında fark olmadığını kasteder. A ve B insanının toplumsal belirlenimleri [Bestimmungen]. tek kendine atıfta bulunan bir kısır döngüye dönüşüyor. sermayenin bugünüdür de. Bay Proudhon’un burada sermaye ve ürüne dair söylediği şeyler. Dolayısıyla. Eigentum. etkiyle sebep sonuç olur. Köle olmak ve citizen olmak. “mülk” eleştirisi bir “mülkiyet” eleştirisinin çok ötesinde komünizmin formüle edilişidir. Moderniteyle kapitalizmin oluşumu arasındaki ilişki mekânsal kayma yaşarken yer değiştirir. Daha ziyade toplumun dışında böyleler. Ancak. tüm bunların bir imparatorluklar sistemi içerisinde geliştiği düşünülecek olursa. Dolayısıyla. . zira asli birikim bir zamanlar geçmişte olan bir olgu değil. onda. bu tam da toplumun durduğu noktadan doğru var olan bir farktır. Burada kapitalizmin kökeni sorunu. Asli birikim kavramı. bir siyasa altında hukuki bir kategori olarak ilişkileri tanımlamakta.)” Türkçedeki “mülk” kavramı bu süreci özetler mahiyette.lar] yoktur: ikisi de insandır. Toplumun içinde ve onun sayesinde köledir. Türkiye’de kapitalizmin gelişimi böyle görülebilir. yani property sadece mülk değil birisine has bir şey veya özellik anlamına gelir. devletlerin kendi arasındaki rekabet asli birikimin sonuçlarının birer etki olarak sebebe dönüşmesi anlamına da gelir. modernite ile kapitalizmin ayrı ayrı şeyler olduğu yanılsaması bu açıdan bir tarih okuma metodolojisine denk düşer. Beziehung’larıdır. kapitalizmin zamansallığı ve köken 109 ( proletarya: amele degil emel . A insanı başlı başına [als solcher] köle değildir.

bir işaretlendirme ve ölçüm sistemindeki farklar hesabıdır. soruyu soruş tarzımızla kapatılmışızdır. gerçekleşmek zorundadır. çitlenmişizdir. işçinin aldığı maaşa nazaran ne kadar fazla veya az çalıştığı hesaplanır. sebep ile sonuç arasında etki kavramının yarattığı kafa karışıklığını aydınlatır. evvelim sen oldun ahirim sensin. İkisinde de bir zaman hesabı yapılır. hem bunun bir insan etkinliğine yansıtılması hem de maaş (para) gibi nicel ve soyut bir şeye tekabül etmesi. köken sorunu tarihte bir an olarak görmemizi sağlar. kapitalizm tam da tikel ile evrenseli birer kategori olarak kurmuştur. bunun oluşumunu sorunsallaştırmamızı. Dolayısıyla. Oysa kapitalizm tam da evrensel ile tikeli cepte görerek bir fark tartışmasına bizi götürür. önceden konumlanışı [Vorraussetzung]. En geç standarlaştırılmış saati. Varsayımı. fark üzerinden tikel ile evrenselin düzlemini kodlamaya ve iş görmesini sağlamaya koyulur. devlet otoritesi tarafından düzenlenen parayı ve “toplumsal açıdan ge110 menkıbe . Ancak. köken sorunu kapitalizm bu ayrımları mümkün kılarak ele alır. Kapitalizmden önce tarih diye bir “bilim” yoktur. Zira kapitalizm. Bu “yanılsamalı” tarih okuması kapitalizmin tarihini okuyuşu ve yazışıdır. Ancak burada hem zamanın saat üzerinden ölçümü. Merhumun dediği gibi: “batınım sen oldun zahirim sensin. Ancak. art-değer mutlak ve göreli olarak ayrılmıştır. Tikel ile evrensel arasındaki ilişkiyi ikisini varsaymamızı sağlayarak iş görür. tarihte saptanabilir bir ön koşul [Vorbedingung] olarak okumaya çalışırız. vakalar silsilesi vardır. kar olmaya yazgılıdır. Art-değer kar olmadan sadece soyut bir önermedir.” Bu en iyi artı-değer tartışmasında görülür.sorununun geçmişte bir başlangıç olmadığını.

bu anlamıyla sadece bir zamanlar birilerinin mülksüzleştiği bir tarihsel an değil. Marx’ın Kapital’in ilk cildine Meta ile başlayıp asli birikim ve sömürgeler meselesiyle kapatması iyi okunmalıdır. Haddin ötesinde her şey bir potansiyel olarak başka bir zaman ve mekanda aktive edilmek üzere bin bir strateji ve olasılıkla seferber edilir. Bu yüzden kapitalizm toplumdur. işçinin disipline edilip haddini bilmesidir. farktır. soyutlamalar iktidar ilişkilerini düzenleyen ve dağıtan. bir kategori olarak emeği ve bir değer ve eş-değerlik sistemini kurar. Üstelik bunun farklı yer ve zamanlarda farklı uygulanışlarının başka zaman ve mekanlara seferber edilmesi bir kar sağlar. bizzat kapitalizmin zamansallığı. Asli birikim. Had ise toplumun sürekliliğini mümkün kılan ve “yeniden üretim” denilen alanda tüm disiplin ve iktidar tekniklerinin mücadele içerisinde belirlenmesiyle müzakere edilir. imkansızlıkla malul birer işaretlendirmedir. bir doktorun fiyatı bir temizlikçiye nazaran nedir? Dolayısıyla. Sadece işçi ile kapitalist değil. vatandaşlık. Dolayısıy111 ( proletarya: amele degil emel . farklı iş kolları ve üretim alanları arasındaki ilişkiyi de mümkün kılar. gerçekleşmiş artı-değer ise bu “artı” ve gerçekleşmeyi mümkün kılan nispete bakmak gerek. Birazcık kapitalistin gözünden bakıldığında bu anlaşılır bir şeydir. kapitalizm bir farklar sistemi üzerinden iş görür. Kar. Dolayısıyla.rekli emek/çalışma/iş zamanı” gibi konuları düşündüğümüzde kapitalizmin bir gramer olduğunu görürüz. devlettir. Para. yatırım tam da budur. zira kapitalizm şu soruyu cevaplamak zorundadır: bir traktör kaç tırpan eder. . daima bir teşebbüstür. bu ölçülür radde olur. saat vb. üretimin içerisinde gaspın gasp olmasını sağlayan farklar düzlemidir. Somut olarak bu. demos’tur.

zorunluluk olur. Dolayısıyla. mücbir olan icap eder bir hal almış olur. bu “hürriyet” bir soyutlama işlemidir. art-değer ancak kardan geri dönülerek bakılabilecek bir varsayımdır. mücadeledir. farkın bir diğer adı olan istisna olarak baki kalır hatta demokratikleşir. Türkiye’deki fiyatlara şöyle bir bakıldığında. fiyatı belirleyen şey. hürriyettir. Bunun için tüm bu fark sisteminin sürekliliği elzemdir. demos’u savunur. İşçiler bir şey üretmiş olabilir. bir siparişin ne zaman tamamlandığı veya tamamlanamadığı. Verhältnis’tir. ihaleler üzerine spekülasyonlar yayarak katakulli yapmak da bu mücadelenin bir parçasıdır. Artı-değer elde etmek için insan etkinliği. Bir ürünün bugünkü fiyatının ve bilmem kaç ay sonraki fiyatının satın alınabildiği. Bu bir nispettir. zaruret olur. Asli birikim. “Hür” alıcılar ve “hür” satıcılar vardır. sadece bir şiddet eylemi değildir. Ancak. Dolayısıyla. ancak belli bir tahmin (!) dışında karın ne olacağı bir sürü faktör ve kurnazlığa bağlıdır. Kapitalizmde demos’un da emeğin de iktidarı vardır. naziredir. tüketici ile üretici arasındaki iktidar ilişkilerinin şiddet düzeyindeki kanıksanmışlık. şiddetin disipline dönüşümü.la. zor olur. asli birikim. emeğin iktidarını savunanlar tam da toplumun sürekliliğini. bir çabalama olmaktan çıkarılıp. Cebir. kimin kime neyi ne kadara kakalayabildiği ile alakalıdır. Kanlı mülksüzleş112 menkıbe . zorunluluklar aleminin hem işçi hem de kapitalist için çekişmeli bir alan olarak kurulumudur. şiddetin anlamının yeniden belirlenmesi. şiddetin çeşit çeşit biçim ve yeğinlikleri. anlamını değiştirmesidir. maaş üzerinden (mücadeleyle) belirlenen bir emeğe dönüştürülmelidir. Halk. bir mülksüzleştirme meselesi değil bir had saptama mücadelesidir.

kapitalistin satmak üzere işçiden çıkardığı posadır. Yaptığı şeyin ne olduğu önemsizleşmelidir. yerini kentteki çeşitli disiplin kurumlarına bilhassa da fabrikaya bırakır. bu zamansallık da o olur. Aylak. Ancak. Dolayısıyla. Zira. . Ancak. Yani. eşitsiz olduğu için birleşik gelişimi. işçi çalışmalıdır. atsan atılmaz satsan satılmaz bir emek biçimi daha vardır. bunun arkasında somut bir emek/ iş/çalışma vardır. bunu yapan insan kanlı-canlı bir varlık olmanın ötesinde sağı-solu belli olmayan da bir şeydir. Aşk. bu kanlı düğün. Ancak bir de kapitalizmin elinden kaçan. Toprakta mevsimler neyse. her şeyin yaradanıdır. değerin ta kendisidir. yaşasın Allah! Emek. saat bilmem kaçta kalkıp her gün işe gitme ve orada isteneni yapma eyleminin sürekliğine dönüşür. iş disipliniyle özdeş değildir ve birer mücadele konusudur. Mülksüzleşme ile kente geliş. toplumun dayandığı fark düzlemi. bir türlü bir yere konulamayan. bu çalışma nicel ölçütler üzerinden hesaplanabilmelidir. mutluluk vs. beteri olur. artı-değer elde edilmesi için işçinin emeğinin bir üründe tecessüm etmesi ve ölçülebilmesi gerektiğini söyleyerek soyut emek kavramını kullanır. disiplin altına alınıp çalıştırılmak zorundadır. evlilikle devam eder. Kapitalizmde üretimin mümkün olması için somut bir çalışma icap eder. tanrıçaları ve tanrıları ölmüştür. sosyalistlerin o kadar hastası olduğu “proleter” disiplinle kuşanır –artık ne demekse?-. tasa ve tahayyül. disiplin rejimleri altında çalışan işçinin çabası. İş disiplinine tabi olmakla bambaşka 113 ( proletarya: amele degil emel . en yüce değerdir. Marx. buna da canlı emek der. savaş. insan faaliyeti emek olmalıdır ki ölçülebilsin. soyut emek olarak nicel bir hüviyet kazanır. hayatı kuşatan binbir soru. Bu. ele avuca sığmama ihtimali yüksektir.tirme. işçi olur.

Bundan dolayı Marx’ın Hegel ile olan ilişkisi hep sorunlu olmuştur. Canlı emek olmadan soyut emek olamaz.addedilene dönük muğlak özlemdir. Ancak.) Burada. biyolojinin anlamıyla ilgili bir sorundur. Bu sadece biyolojik bir mesele değildir. süregitme ile zaman ve mekan açısından belirlenmesi güç iki bambaşka dünya vardır. Marx’ın diyalektik ile ilişkisi bir yana. Ama bu sefer kapitalist olan ile olmayan ilişkisini içe çevirmek gerek. dünyaya gelmişiz bir kere ile başlayan tüm bir anlamlar silsilesiyle gayet uyumlu olduğunu görür. “Karın doyurmak için mi geldik bu dünyaya. diyalektik. Yaşamakta olanın süregitme halinden daha metafizik çağrışımları ima eder görünen bir varoluş söz konusudur. Kapitalizmi sürekli yeniden üreten şey onun manasızlığına yapılan vurgu ile yeniden anlamlandırılmasıdır. Alevilikle birazcık alakası olmuş olan herkes can kavramının ne denli manidar olduğunu. Bu işçinin kapitalizmin hizmetinde olmayarak yaptığı şeylerdir onu devrimci kılan veçhesidir. arzunun iradeye hasret veçhesidir. Bir daha Rosa’nın kapitalist olan ve olmayan toplumlar arasındaki ilişkiye dair düştüğü notu hatırlatmakta fayda var. canlı emek meselesi burada kalmıyor. Marx’ın Grundrisse’de yaşamakta olan [lebend] değil canlı [lebendig] demesi. Bu yüzden 1968 günümüz kapitalizmi tadil etmiştir. ona toslar. Canlı emek. Soyut olan somut ile lanetlidir. (Grundrisse sadece “temel/ana hatlar” değil kelime anlamıyla “temeldeki çatlaklar/ yarılmalar” anlamına da gelir. ka114 menkıbe . can vardır. kendini bulur. kapitalizmin imkansızlığıyla var oluşudur. fiziki varoluş değil. yani candan bahsetmesi manidardır. öyleyse peki neden?” gibi bin bir mesele var burada. candır. Ancak. Yani. İşletmenin daima bir teşebbüs oluşudur.

yani hakikat olan Wahrheit’e bir anlam çekimi ve ötelenişi olarak okunabilir. elbette burada Beziehung/Bezgug kavramını bu şekilde hep kullanmaz ama meta tam da bunu ima eder. yani Ware. yani bir görünüm. görünüş. Marx. Bu bir görelilik önermesi değildir. bakışımları yapılandırarak maddenin dolaşım ve değişim seyrine bakar. bakış açıların ve arz oluşları yapılandıran alanı tartışır. Meta fetişizmi. Mücadelenin direnişten. Anschein kelimeleri bizi düşündürtmesi gerekir. meta olma hali olan Warheit’e.” (Marx’ın görünmeye dair kullandığı scheinen. bağlamını arzı endam edişidir. Marx. diyalektik maddenin zahir oluşunun farklı pozisyonlardan bakılarak ifşa edilişidir. zahir olanın nispetinin nazarıdır. canı kovalar ama metada bu ilişki tersine çevrilir. mesele kimin nerden neye nasıl baktığı. bu yüzden iktidar ve direnişin ilişkisini düzenler. teşebbüsün mantığıdır. direnişin dirençten. görünümden görüş açılarının konumlanışını. Bu kapitalizmdeki Beziehung’udur ama sermaye Verhältnis’i değildir. şeyler arasındaki ilişkiler gibi zahir olur. 115 ( proletarya: amele degil emel .) Bu yüzden diyalektik materyalizm değil materyalist bir diyalektik söz konusudur. “insanlar arasındaki ilişkiler. Almancadaki meta. kimi ilişkiler bu işlevi taşır olmuş olur. direncin sürtüşmeden ibaret olmasını sağlamaya çalışır. kendisi böyle düşünmüş olsun veya olmasın. zahiridir. maddeyi anlamsal olarak sorunsallaştırır. Bu yüzden “üretici güçler” veya “üretim ilişkileri” şu veya bu değildir.pitalizmin teşebbüs ettiği bir mantıktır. Ruh. nazire meselesidir. kapitalizmin tüm somut iktidar ve öznellik ilişkilerini kodlar. erscheinen. .

yani maddeyle lanetlidir. tarihsel bir kodlama değişimi. yani “Arbeit” kavramı. emek. anlamsızlıklarını öteleme düzlemidir. Bu yüzden Marx’ın ideoloji kavramından meta fetişizmine doğru kayışı. iş olabilir. Asli birikimin bir zaruret olarak kanıksanışı. anlamın çekilmesi ve ötelenişidir. Marx’ın kullandığı emek. çalışma. artık ancak emeğin içinde kurulabilir. Yani emeğe içkindir.Kapitalizm tam da bu mantığın akamete uğrama ihtimaliyle. Bu yüzden. Lukacs’ın tam da Tarih ve Sınıf Bilinci’nde.” der. Alman İdeolojisi eserinde daha fazla etkinlik veya faaliyet kavramlarını kullanırken giderek daha çok “Arbeit. Gelgelelim. zira bu soyutlama şiddetinin kendisi emek değil miydi? Burada emeğin de kendi imkansızlığı ortaya çıkıyor. Aslında Nazilerin toplama kampı üzerindeki “Arbeit macht Frei” (Emek. 116 menkıbe . yani işçi sınıfının devrimini tartıştığı metinde şeyleşme kavramına. Kapitalverhältnis’in bir Beziehung olarak kodlanmasıdır. Bu imkansızlığı onu genişlemeye. bu farkın içindeki arzulardır. Arbeit. asli birikimin geçmiş ile bugünü bir doğrusallık. bu durumda canlı emek neden kapitalizmde yıkıcı bir rol oynayabilir? Her şeyden önce bu canın emek ile anılması insana sorunlu gelebilir. sürdürülmeye götürür. Marx. tikellik ve evrensellik kategorileri içerisinde ele alışımızı sağlayan ilişki metadır. çevirisi zor ve içeriği muğlak bir kavramdır. çilesi ve hazzıdır. Fark düzleminin kodlarıyla toplumsal ilişkilerin karşılıklı olarak birbirilerini anlamlandırmasıdır. Zira “n’oluyo ya” karmaşasından “ben ne yapıyorum ya” sorusuna geçiş. kapitalizmin işleyişinin değişimidir. Meta. Nispetin varsayılıp bir göndermeye dönüşmesidir. Peki. yani meta fetişizmine bu kadar vurgu yapması manidardır.

” yani kudret ve iktidar anlamına gelir. sınıf bilincini bir tarih bilinci olarak formüle etmesi önemli bir yaklaşımdır. Benjamin’e çok benzer bir mesihçilik vardır burada. anlama yetmez hale gelişidir. Beziehung’un Verhältnis olarak okunma olasılığıdır. Canlı emek. Emeğin can ile özdeş olmayışıdır. İllegal partilerin yasanın evrenselliğe teşebbüs ederek tahkim olmadığı yerlerde 117 ( proletarya: amele degil emel . çalışmak Özgür kılar/yapar/eder) ifadesindeki “macht” büyük harflerle yazıldığında “Macht. Ancak. Haddini aşmaktır. “Emek/iş/çalışma. İktidar ve özne meselesidir. kadrodur. emeğin mecrasından çıkan candır. anlamlandırılmalıdır.iş. Bu ise somut bir deneyimle ilgilidir. meseleye somut tarih düzleminde baktığımızda son iki yüzyılın tüm büyük devrimleri kapitalizmin müzakereye açıldığı dönemlere denk gelir. iktidar. şeyler arasındaki ilişkinin insanlar arasındaki ilişki olarak ifşa olduğu andır. Zira. zira işçileşenler işçi olmadıkları bir zamana geri dönüp bakarak oraya dair yaptıkları seçici bir anlamlandırma ile bugünü ve yarını okur. entelektüellerdir. yani kapitalizmin insan etkinliğine verdiği anlamın. kapitalizmin imkansızlığından doğru okunuşudur. Anlamın meta kapsamında ötelenişinin akamete uğramasıdır. Bunu “dışarıdan” getiren ise Lenin’de partidir. Lenin’de olduğu gibi aslında kapitalizmden çıkış bir tarih okuma faaliyeti. Eleştirilmesi gereken çerçevesi bir yana. Burada işçi sınıfı devrimleri değil işçi olmaya karşı devrimler vardır. Burada sınıf kendisini yadsır. Burada bir perspektif değişikliği önerilmektedir. Bunun için ise tekil direnişler bütünlüklü bir tarih anlatısına yerleştirilmeli. özgür” desek garip olur ama bu garip ifade bize bir eşitlik denklemi sunar. bu yüzden Lukacs’ın tarihi çağırması. .

bunların kentteki müzik stüdyolarından kıra baktığını anlayabilir. Ancak. istisnalarıyla birlikte kısır bir döngüyle arza vermelidir. Süreklilik koptuğunda. ilişkilerin meta olduğu yerde tam da metanın ikili karakterinden dolayı şifozreniye kadar varır. Zira. Buradaki “isteme” fiili önemlidir. bir tarihsel momentte açığa çıkar: Yönetenlerin eskisi gibi yönetemediği. meta-para-meta ilişkisi deşifre olduğunda. periferide güzel ve ahenkli komünal yaşamlar yıkılmadı sadece. tüm bir iktidar dağılım ve düzenleme sistemi. Dolayısıyla. bir konjonktür.) 118 menkıbe . Bu. üretim. İspanya İç Savaşı esnasında paranın ve ulusun henüz oturmadığı ve oturup oturmayacağının da belli olmadığı bir anda bir süreliğine ortadan kaldırılabilmesi bundandır.doğmuş olması. (Gerçek ve biçimsel boyunduruk meselesi iç savaş için yapılandırıcıdır. duygulanım olmalıdır. 1960’ların. zaman ve yeğinlik gibi parametrelerin anlamlarını kaydırır. Burada şimdiyi aşan bir arzu vardır. 1968’lere gelindiğinde İtalya’da bölgeler arası eşitsizliği bir yana bırakırsak Avrupa’daki devrimciler dahi enerjilerini periferideki direnişlerden almıştır. Yani. 1970’lerin daha sonra Grup Yorum veya benzeri muhalif (Kürt/Alevi) müzik gruplarını birazcık dinleyenler. Araz olmalıdır. yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istemediğinde. zira nispi art-değer. emek ile canın özdeş olmadığı aralıkta. sürdürülemediğinde. Ancak. maraz olmalıdır. canlı emek. bu öyle kolay değildir. iç savaş toplumunda her yönetilen aynı zamanda yönetendir. iç savaş gerçek boyunduruk/tahakkümdür [subsumption]. yani rastlaşmaların belli bir biçimde bağlanması meselesidir. bu yaşamlar böyle toz pembe olmasa dahi emperyalizmin şiddeti geçmişin bu şekilde kodlanarak bugüne ve geleceğe taşınması oldu.

can. zira kendi işinin patronu olmak isteyen. Çıkış. “gibi” kelimesi üzerinden bir nispet vardır. bir tarih kurma anıdır. süregiden yaşam değil deyimiyle kozmolojik zamandır. Bir karar anı vardır. Bu ıraklık açısı deneyimi. yani bakılan noktanın kaymasıyla nesnenin değişmesi. . emeğe candan bakılmasının mümkün olduğu bir kopuşta. Can. Buradaki mesele konum belirleyememektir. bunun için Apo’ya veya solun 2000’li yıllardan önceki (Alevilik dolayımlı) anlatılarına bakılabilir. bu anlam. Otonomistlerin büyük bir kısmı. ipin ucunu kaçırıp ipuçları keşfederek bir koordinat sistemi icat etmektir. uzlet yani exodus ruhani bir deneyimdir. komünizme kapı araladığında her nedense pek aldırış etmeyip. Ünlü bir tarihçi bu bakış için “köy çeşmesinden evrene uzanan bir anlatı. tikel ve evrensel meselesine yaklaşımları sıkıntılıdır. 119 ( proletarya: amele degil emel . bütünlüğünün kopuşunda mümkün olabilir. mekanın ve zamanın anlam kaymasıdır. canlı emek. Dolayısıyla. yani irade. Bu ancak bir çıkış ile mümkündür. daima bir tarihsel andır. bir deneyimde yatar. Mesele sadece konum kayması değildir. yani radde vardır.” der.Burada bir zamansallık meselesi vardır. mahallede çabalayarak kabadayı olan da eskisi gibi olmak istemez. “Eski” hangi zamanda “eski” olmaktan çıkar? Bu “eskisi gibi” ifadesinde eskiye bir nazire vardır. Bu yüzden bütün devrimci teoriler bir şekilde evren ile uğraşmak zorundadır. olanaklar ve ideolojik mecraların özerkliğe. Dolayısıyla. Can. ancak ve ancak kapitalizmin bir teşebbüs olarak imkansızlığında. daha steril bir iktidar/direniş düzleminden bakıyor. yani istenç. ancak bir zaman ve mekan okumasında yeniden anlam bulup emek olmaktan çıkabilir.

Bu yüzden Müslüman Anti-Kapitalist Gençler ve İhsan Eliaçık sosyalistlerle gayet iyi anlaşır! Mazlumlar. haklı olmaları tarihlerindendir. evrensellik bir iç savaş düzlemidir. en nihayetinde bireylerin yan yana geldiği bir durumdan bahsediyorlar. mülkiyeyle. Bu yüzden sömürgecilerin. onlar da meta gibi tikel ile evrensel arasındaki ilişkiyi iç ve dış ayrımıyla öznelleştirir.emek konusunda (işçici/”emek eksenli”) sosyalistlerle aynı noktaya düşerken ezilenciler/halkçılar ile benzer bir iktidar anlayışına sahipler. iktidar ile öznesi/tebaası arasında kesin bir ayrım koymakta. bu. En nihayetinde kağıtsız göçmen veya enformel işçi. Yaradan. burada şiddet en geniş anlamıyla ıraklık açısı deneyiminin koordinat sistemini komünist hipotez doğrultusunda kurar. tek tanrılı dinlerin kodlama formatını benimsemiştir. emekle. ister Protestan ahlakı ister Yahudilik veya diğer tek tanrılı dinler olsun. ama önce “yaratma” tanımlanmalıdır. “halkımız. yaratılandan dolayı sevilir. gider evde eşi tarafından dövülür veya eşini döver.” işçi sınıfı. insanı o haliyle yerle bir edip toparlayacak bir şiddet eylemiyle mümkündür. karşıtlaşmalarla mümkündür. yaratandan. emek yaradandır. Her tür yaratıcı faaliyet emek olur. tarih onları haklı çıkarmıştır. Oysa meta. Ezilen ezen olur: Hangi ilişkiden bakıldığında bağlı olarak tabi. ezilenler. Oysa. halk. İşçi sınıfı. “bireylerin” temiz rastlaşmalarıyla değil. ezilenler ve çokluk kavramları. halk ve çokluk sanki kendi içlerinde çatışmalı bir halde değilmişler gibi bir intiba uyanır. eşi onun kuyusunu kazar. Bireyi ne kadar eleştirseler de öz-örgütlenme dendiğinde. Allah’tır. tarih kavramıyla sıkıntılılar. somutta. Oysa. tek tanrılı dinle gelmiş olması manidardır. ikisi de başka kadınlara “orospu” diye 120 menkıbe .

Can. Üretici güçler ile üretim ilişkilerinin çelişkisi değil. insan etkinliğinin emek olmak zorunda olmadığı. ileri geri bir dejavu anıdır. oralarda bir yerlerde var olmak [Dasein] ile ilgili bir yarılma anıdır. can. performans. Can. Ancak. Bunlar tam da iç savaşta pozisyon kapma stratejileridir. olaydır. zaman ve mekanın içe bükülüp patladığı. Einsicht’tir. Elbette. buralarda yerel grevler. gücün ilişki kurduğu antagonizmanın kuruluşudur. teşekkül oluşudur. Can. . iç savaş kelimesindeki “iç”in nasıl bir iş gördüğüyle ilgilidir. mücadele de değildir. fabrikanın veya süregiden iş hayatının içinden açıklanamaz. Bu. daha sonraki bir tartışma başlığıdır. ayak diremeler ve üstlere sövgü vardır. Burjuva toplumunun ortadan kalkışı olan proletaryanın komünizmin tesisi içerisinde yadsınışıdır. ekmek. ilişkilerin üretmeyi bırakıp kendilerini yıkarak yaratmaya başladıkları. iç yüzünü görmektir. Bu yüzden Deniz Gezmiş veya devrimci herhangi bir figürün afişinin üzerinde “iş. Bugün komünist bir irade konamamasının düşünsel sebebi. mobbing. güç oldukları. insanın kendi patronu olma isteği günümüz yazınında yere göğe sığdırılamayan “direnişlerden” sayılabilir. özgürlük” 121 ( proletarya: amele degil emel . başkalarına “ibne” der. iş hayatındaki kariyer istekleri. Ancak. özne kuran bir şiddet eylemidir. direniş değildir. mevcut bulunmak ile dünya üzerinde. Emeğin içinden hayatı sorgulamaktır. Yaşamakta olmanın süregiden zamansallığının kopuşudur. batıldır. “İşler güçler” ifadesindeki gücün işle uyuşmaz olduğunun idrakidir.söver. bir depreşmedir. canının karın doyurmaktan ve endüstriyel haz ekonomilerinden ibaret olamayacağına dair “hayat çok boş” lafzının üzerine gidilmesidir.

işgal edilmiş olma haliyle ifade eder. Öte yandan İngilizcede vocation ve Almancada Beruf olarak ifade edilen mesleki faaliyet kelimeleri vardır. “Ben ne yapıyorum ya?” sorusu ancak hariçten gazel okunmasıyla “Nasıl yaşamalı?” sorusuna dönüşebilir. Meta hakikattir. özdeş görünmeme hallerinden kaynaklanır. Can meselesi. soyut emeğe. daha doğrusu. bunun İngilizcesi occupation Almancası ise Beschäftigung’tur. emeğe çağrıdır. Bir yanda Türkçedeki “Neyle iştigal ediyorsunuz” sorusundaki “iştigal” ve “meşgale” var. ayak takımının da futbolu ve dizileri var işte. kapitalizmin bir teşebbüs olmasından kaynaklı toplumun eşitsiz olduğu için birleşik farklarından. bilimsel. Psikiyatrinin endüstriyel bir hizmet sektörü haline gelmesi. bu soruyu depreştirebilir. Bu yüzden kapitalizmin gündelik ameleliği anlamlandırmadaki gerilimine dikkat etmek gerek. Protestan ahlakına yakışır bir biçimde bu çağrılmış olma.veya “parasız. kişisel gelişim. Can. ölü emeğe. Beruf (çağrı) ile Beschäftigung (meşgale) arasındaki gerilimde ortaya çıkar: İnsanın bir şey yapması için ona anlam vermesi icap eder. ayak işleri yaparken “reyon sorumlusu” olup “ben olmasam burası çalışmaz” deyip bu meseleyi bir süre idare etmeli ve evine gittiğinde “bü122 menkıbe . anadilde eğitim” demek bize can versin diye ruhları çağırırmış gibi görünürken ölü olana insanı peşkeş çekmektir. eğer bununla sadece karın doyuruyorsa buna daha anlamlı bir kılıf uydurmalı. kuantum bilmemnesi paçavralarının yaygınlığına şaşmamalı. yapılan işi bir meşgul olma. gündelik iş akışının deneyimiyle sürdürülmezliğinin rastlaşması sayesinde ancak mümkün olabilir. alın yazısı misali bir şeye adanmış hale getirilmiş olmayı ifade eder. Bunlar.

diğeri biyo-politik müzakerenin ateşini. Bugüne kadar elle tutulur grevlere ve işçi eylemlere baktığınızda da iki somut mesele ortaya çıkıyor: Ya çok ciddi bir çıkar meselesi vardır. Berufung’unu Beschäftigung’ta bulmadı! Keşke ona iş bulsaymışız. canın işgalinin devlet düzeyinde bir sorun haline getirilmesi. anlam sorunundan devşirmiş olanlardan alır. bir meşgale olacaktır. işsiz hergele gençler kenti Trabzon’dan çıkmamış mıydı? Ama Ogün. Ne yapsa etse hayatının büyük bir zamanını alan “işler güçler” ve mide etrafında dönen iç savaşın biyo-politikası Berufung olmayacak. Üretken olma paradigması meşgul olmakla örtüşür. Bunun imkansızlığında aslında kendisine yöneltilmiş.yük aşk hikayeleri ve delikanlılık öyküleri” üzerinden anlam sorununu ötelemeli. iç savaşın başka bir mevziisine geçtiği başkalarına dönük fiili/manevi şiddet eylemine girişmelidir. sağ ile solun en mutabık olduğu nokta olması düşündürücüdür. Occupation ve Beschäftigung kelimelerinin aynı zamanda istihdam anlamına gelmesi de manidardır. futbol takımı tutmalı. AKP ve cemaatlerin çalışma şevkini anlamak için bu insan etkinliğinin anlamları deşifre edebilir. yani istihdam ve işsizlik sorunun adeta uluslararası bir güvenlik sorunuymuş gibi ele alınışının. bu haksızlıktır” diye koskoca bir an123 ( proletarya: amele degil emel . artık yapılacak bir şey kalmadığında kontrollü bir ürkütme yapılır ya da grevi yapan işçi ve sendikacılar işçi olmadan evvel ve ötesinde zaten muhaliftir! İlki biyo-politikanın paradigması içindedir. İlkinde pay kapmaca vardır ikincisinde “bize bunu yapmak kimsenin haddine düşmez. Zira meşgale. sonuna kadar eyleme geçilmez. Ama bu da sadece bir öteleme hamlesidir. Ogün Samast da 1400’lerde zorla müslümanlaştırılmış. . Sahi.

lamlandırma evreni vardır. bir şeye “haksızlık” veya “sömürü” demek için hak ve hakkaniyete dair bir anlayışa sahip olmak gerek. ıraklık açısının koordinat sistemini formüle etme eylemidir. Ancak. bir sermaye Verhältnis’i. TEKEL işçileri ufak gruplar halinde bir şeyler yaptığında Tek. Sakarya Caddesi’nde olup bitenlerin sığ tahlilleri. Bu da bir etik meselesidir. sermayenin aslı ve esası olarak deşifre edilmesi. solun ibret vesikasıdır. Deniz Gezmiş’in resmine “iş. geri kalan sol ise “sarı sendikacılık” teraneleriyle tüm sığlığını ortaya dökerek süreci geçiştirecektir. insanların nasıl davranması veya davranmaması gerektiğine dair önermelerdir. Sözde ilk birikimin asli birikim olarak okunması. bir yaşam yoluna dair dertlere sahiptir. bir yaklaşımdır. ekmek.gaz vererek gaz alan Tek. çalışma hayatını aşan. tam da 124 menkıbe . tabi sadece suyun başını tutan birkaç solcu işçi ve sendikacı için. “küçük burjuva” devrimci figürler onlara sendika toplantılarından daha fazla enerji verir. zira tam da “işçi otonomisi” veya “otonomi” dedikleri şeyi iç savaştan azade ele aldıkları için bu direnişlerin içindeki çatışmaları görmezler. kaç işçi toplantısında. özgürlük” yazanlar tabi ki koporatist devletin yereli kontrol etme aygıtı olan Türk-İş’e bağlı Tek-Gıda-İş ile kanka olmakta beis görmeyecektir.Gıda-İş okumuş-yazmış otonomistlerden daha uyanıktır. metanın bir Beziehung olarak görülmesi bir metodoloji kurma ve sürekli bakış açılarını değiştirme. kaç mahalle toplantısında kaç katakulli döndüğünü görmek işlerine gelmez. Sonuncular. Bu noktada yine otonomistlere dönmek gerek. Ancak. bu figürler onlara hadlerini aşmaları için had bildirir ama yine sınıf bilinci lügatinden konuşurlar. sınıf bilinçli değildir.

fiziki boyutlarının da ötesinde yayarak asli birikimi demokratikleştirir. şiddeti. kapitalizmin bir tarih yöntemi önerdiği anlamına gelir. Z metada kavuşur. Bir hakikat olarak meta hegemoniktir. sadece fiziki güç kullanımı değil bir perspektifler yelpazesinin dağılımıdır. bakış açılarını birer fark olarak aynı düzlem üzerinde seyrettirir. Ancak. X. Asli birikimden baktığımızda cebir ve rıza iki ayrı kategori değil. Sivil toplum. tam da böylesine bir ilişkidir. hegemoniktir. şifozren olmuş işçi (hür birey) ile daha büyük potansiyelleri örgütlemiş ve seferber etme kumarını oynayan kapitalist vardır. bu asli birikim “üretim aracı” kavramının içeriğine bir vurgu da yapar. Şiddet. bir silsile olarak ele alır. Toplum. artık ancak bir meta olarak etkin kılınabildiği için emek gücünün sahibi. Y. Bu. Dolayısıyla. ona nispet ile mesafeler ölçülür. Esası asli birikim olan meta. Dört boyutlu animasyonların ve üç boyutlu modellemelerin yapıldığı bir bilgisayar programının evreni gibidir. anlam sistemi olarak aynı zamanda bir tarih okuma eylemidir. Gramsci’nin tartışması burada anlamlıdır. toplumsaldan kopulmamasını sağlayan bir yörüngedir. Bu yüzden kültür. Hegemonya. “Üretim araçları” potansiyel olarak meta ilişkisi içerisinde etkin kılınabilecek unsurların örgütlenip seferber edilme olana125 ( proletarya: amele degil emel . bir gramer olmuş olduğunu gösterir. edebiyat vs. tarih. . Burada. alanları sadece birer endüstri olarak değil içerikleri itibariyle de toplumunun eşitsiz olduğu için birleşik gelişiminde metaı paradigma kabul eden unsurlardır. “Aynı zamandadır” çünkü zamanı “aynı” kavrar. sıfır noktasıdır. kapitalizmin bir şifreleme. bu demokratik asli birikimde “üretim araçları” ile bir ayrım söz konusu değildir.bunun yapılmasını gerekli kılan durum. bir işaretleme sistemi.

Sınıf. değişen iktidar dengelerinin oyunlarını oynamasıdır. Yeniden üretim. işçi ve kapitalist antagonist değil ihtilaflıdır. Haz olarak örgütlenmiş arzu mübadelesidir. yeniden üretim işçinin ertesi gün işe gelmesiyle ilgili bir mesele olmaktan çıkar. Marx ile iç savaş meselesini bağdaştıramayanlara. kopma ihtimalinin devşirildiği bağlamdır. kapitalisttir! Mübadele. Meta ilişkisini paradigma olarak alan. Bu kadar çok aşk dizisinin çekilmesi herhalde bir tesadüf olmasa gerek. meta ilişkisinin tarihsel ve haz düzlemindeki idamesidir. Dolayısıyla. “emek gücü” bir meta ise herkes müstakbel birer kapitalisttir. bu iç savaş içerisindeki iç savaşların toplumsalı yok etmeyecek şekilde bir siyasa altında toplanması. bu ikisinin anlam takasında bulunma müzakeresidir. Yeniden üretim. Önce veya sonra değildir. Mevcut bulunanın. tekabül ettiği bir öznellikler bağlamı var. meta ilişkisine katılımın müzakere edildiği alandır.ğıdır. elde bulunanla değiştirilme imkanlarını örgütleme bağlamıdır. zımni ittifaklar konfigürasyonudur. bir iç savaş silsilesidir. tarihsel biyo-politikadır: Muhteşem Yüzyıl dizisi ile 126 menkıbe . gerçekleşmiş olsun olmasın şizofrenik sermaye sahibidir. bu mevzilerin ve silahların dağılımını düzenleyen er meydanıdır.” Hegemonya kavramından. Hegemonya. zamansallığıdır ama bundan ibaret değildir. pardigması “orospudur. Yeniden üretim. Bunların hepsinin imkansızlığını sürekli bertaraf etme girişimidir. bir teşebbüstür. yani iç savaşın meta paradigmasıyla örgütlenmesinin bağlamına bakıldığında. bir egemen altında cereyan eden bir “varlık yokluk” meselesi söz konusudur. Emek gücünün sahibi şizofren işçi. rekabet ve arz/talep kavramları hatırlatılır. alıcısı var. kapitalizmin sürekliliğidir.

Bu. . sözde ilk birikim için ilahiyattaki ilk günah dememiş miydi? 127 ( proletarya: amele degil emel . Bu aygıta karşılık gelen bir şey felsefede tahayyül edilebilir. geleneksel Türk giysileri kuşanmış. yıkıntıların üzerine yapılan inşaatları bize açıklar. hayal edenleri değil gerçekleştirenleri yazar . sürpriz olsun. At sırtındaki endüstriyel şövalye ormanda ne demişti: Tarih. ne yandan bakılırsa bakılsın. asli birikimi ve akisli nispetler olan iç savaşı gösterir: “Bilindiği üzere. Bugün bilindiği üzere ufak ve çirkin olup zaten kendisini göstermemesi gereken ilahiyatı hizmetine soktuğunda rahatça herkesle başa çıkabilir. bir satranç oyuncusunun her hamlesine. yazılmak üzere gerçekleşmelidir. bir otomat varmış ve bu öyle kurgulanmış ki. meseleye “iç” savaştan bakmak gerek. Tarih. Hakikatte masanın ardında. Aynalardan oluşan bir sistem aracılığıyla. bunun yüzeysel olarak “ceddimizin zevki sefasıyla” o kadar da ilgisi yok! Bu yüzden kapitalizmin tarihi okunacaksa. Gramsci.ilgili tartışma iyi takip edilmelidir! Burada iç savaştaki bir zımni ittifak blokunun devamlılıkla ilgili bir sorunu var. boşuna mevzi savaşı ve cephe savaşından bahsetmemişti. satranç ustası olan kambur bir cüce otururmuş ve kuklanın ellerini iplerle yönetirmiş. nargile içen bir kukla otururmuş.” Marx. “Tarihsel maddecilik” diye adlandırılan kukla daima kazanmalıdır. kapitalizmin diyalektik olarak zahir olduğunu çok güzel göstermiyor mu? AKP’ye isnat eden Ali Ağaoğlu diyalektik ve tarihsel materyalizmi dile getiriyor. Geniş bir masanın üstündeki satranç tahtasının başında. Benjamin.Ali Ağaoğlu. kendisine partiyi kesinlikle kazandıracak bir karşı hamleyle yanıt verirmiş. masanın saydam göründüğü illüzyonu uyandırılırmış.

Dolayısıyla. bunları tek yönlü basit birer Beziehung olarak kabul edip asla bunların Verhältnis’lerini tahlil etmez. bir eksiklik ve haz bağlamında etkin kıldığı için zincirleme bir iç savaş alanı açar. Anlam sorunu. ancak ve ancak devlete veya patronlara çemkirir. Bu. Oysa. “kadın sorunu. bastırıldığı ve ele geçirilip örgütlendiği bir alandır. ötelendiği her bağlamda soruluş biçimi değişir. temenninin ötesinde bu pozisyonların ilişkisinde bir sorun vardır: Sol için ezme-ezilme ilişkileri ötelenebilir. Alman halkının halk olarak örgütlenmiş halidir. bundan yıllar önce RAF. Goethe’nin çağında canlı renkler 128 menkıbe . soru. bazen de erkekler! Ancak. Verhältnis’ten doğan anlam sorunu.” “LGBT bireyler.” “çevre/doğa sorunu. sanki bunlar olup bitiyor.” “emek sorunları. potansiyel olma ihtimali olan unsurların kazanıldığı. boya üreticisi de olan kimya devi IG Farben’in payının büyük olması şaşırtıcı olmasa gerek. sürekli ötelenir.Kapitalizm. en kötü durumda devlet veya patronlar suçludur. Alman faşizminin devamlılığını tartışırken şunu görmüştü: Faşizm.” “etnik sorunlar” vb. bu sorunların ilişkisini sorgulamamakta. gündelik hayat faşizmdir. anlam sorusunun etkisini. kamusal ise bu savaşın zımni ve fiili ittifaklar düzlemidir. Bu yüzden. olsa dahi onunla sadece mağduriyeti nispetinde ilişkilenmek gerek. bireysel olarak sorulur. meta yapılı Beziehung olarak zahir olup soruluşu itibariyle bu fetişizm tarafından ziyadesiyle belirlenmiştir. özel olarak icra edilir. sol. arzuyu. bir silsileyi yan yana koyan sol. Oysa. Bugün metaların rengarenk olmasında NSDAP iktidarı altında insanların zorla çalıştırıldığı. Bu konumların ilişkilenişi sol için matematiksel olarak bir artı (+) işaretiyle ifade edilebilir. ezilen ezen değildir.

metanın şizofrenik öznellikler düzlemi ve mübadele bağlamıdır. yabancı olanındı. Vatandaşlık. Eğitim-Sen karşı çıkar. İç savaş. metanın fiziğidir. gerekirse özerklik eğilimlerini yönlendirmeye. devlet tüm bunları düzenleyen terör estirerek nötr olan egemendir. LGBT birey toplumun nispetinde pespayedir. insan insanın kurdudur! Herkesin herkese karşı savaşı tam da bir mübadeledir. Mübadele. . iç savaşın düzlemini ve cephelerini belirlemeye çalışır ve kendisi bunlar tarafından ziyadesiyle belirlenir. yani meta demeliyiz. çevre kimsenin umurunda değildir. renkleri şen şakrak kıldı! Hobbes’un gayet açık bir biçimde ifade ettiği gibi. Meta-fiziktir. hasta yakınları doktor bıçaklar hekimler karşı çıkar. Hobbes. Bu. kendi kendisini varsayan metanın ön koşuldur. İç savaş. yani vatandaşlar savaşı ve İngilizcede civil war. Asli birikim tarihteki somut çatışmalar üzerinden ele alındığında bu aşikar olur. Marx’ı önceler. kapitalizmin en demokratik dönemi olan solgun faşizm. Biz buna asli birikimin zaruri olarak demokratik ifası. Kapitalizm. Öğrenci öğretmeni bıçaklar. yani sivil veya medeni savaş dendiğinde daha aşikar olur. kadın erkeğin nispetinde işlevsel olmalıdır. metadır. kadın tarihsel intikamını gündelik olarak alma peşindedir. medeniyet bir savaştır. 129 ( proletarya: amele degil emel . İç savaş kelimesini ifade etmek için Almancada Bürgerkrieg. ikisi de kapitalist iş hayatının paradigması olan kerhanedeki formel boyunduruk altındaki emekçilerin düşmanıdır hatta biri müşterisidir.yabandı. canın anlam sorusu emek dahilinde asla cevaplanamayacağı için onun ötelendiği silsiledir. metafiziktir. ona nazar değmesin! Nazar. mülkiyedir. sinsidir. kem gözlerin hükümranlığıdır. ön konumlanıştır.

parçalanır. yurttaşlar/vatandaşlar toplumu. Proletarya. Bunu basit ve tek yönlü düşünen sol. Bu yüzden günümüzde pek bir havalı olarak kabul edilen ve Gramsci’nin daha fazla okunmasını sağlayan “sivil toplum” kavramını düşünürken “genç” Marx’ı hatırlamak gerek. Marx. “işçi” olmayan ile teorik olarak başa çıkamayıp hegemonya siyasetine sarılıyor.Buradan bakıldığında Lukacs’ın dedikleri ile Benjamin’in tarihe dair söyledikleri çakıştırılabilir: Tren raydan çıkmalıdır. komünizm müspetidir. Dolayısıyla proletarya bir toplumsal pozisyon veya sınıf değil. Proletarya dendiğinde genelde akla işçi sınıfı gelse de. ringi kabul etmek değildir. mesele savaşı olduğu gibi kabul etmek. Bu denklem tek değişkenli değildir. Yani değişkenler lehine tek tek çözülmesi gerekir. Benjamin için raylar patlatılmalıdır. Yani değişkenlerin çarpıştırılması. kendi kendisini ortadan kaldıran ve bürgerliche Gesellschaft’ın [burjuva toplumu. “çözülür. sınıf değil sınıfsallığın çözülüşüdür. burjuva toplumun çözülüş fonksiyonudur. kapitalizmin menfiliği. 130 menkıbe .” dağılır. sivil toplum] yadsınması olan bir süreçten bahsetmektedir. er meydanını. denklemleri her bir değişken cinsinden çözülerek ilerlemektir. ancak tüm bu süreçte denklem de sabit kalmaz. Bunun işçi sınıfının tam da böylesine bir ıraklık açısı deneyiminden geçtiği “erken” bir döneme denk gelmesi şaşırtıcı olmamalıdır. karmaşık bir fonksiyondur. Proletarya. Yine Marx’a bakmak isteyen olursa. savaşın hem seyrini hem de konumlanışlarını koparmaktır: Proletarya kendisini ortadan kaldırarak bürgerliche Gesellschaft’ın yadsınmasıdır. Lukacs için makinist gaza basmalıdır.

Almanca ve İngilizcede çıkarı, ilgiyi, meramı ifade eden kelime Latincedeki interesse kelimesinden gelir. Bu kelime arada olan demektir, yani bir nevi bağlaçtır, bağlamdır. Marx’ın Türkçede sık sık “içerip aşmak” olarak kullanılan, kelime anlamıyla yukarı kaldırmak anlamına gelen aufheben kavramını proletaryanın kendisi için sınıf olması, yani sınıflılığı aşması için kullandığı vakidir. Yani, proletarya ortaya çıkışında kendi kendisinin ortadan kalkışıdır, kendi kendisine nispet edişidir. Dolayısıyla, vatandaşlar toplumunun yadsınmasıdır. Ancak burada, vatandaşlar toplumunun yadsınışı vatandaşlığın esası olan çıkar olamaz. Zira çıkar, biyo-politik haz mübadelesinin dilidir; iç savaşın silahı ve cana musallat olan genişleyen amacıdır. Bu anlamıyla proletarya, ortaya çıkışında ortadan kalkması için arada bir şey olmalıdır. Bu haz mübadelesi değil arzu hali, arzuhal olabilir; ayan, beyan olmalıdır. Bu, ancak, çıkar değil meram ve ilgi olabilir; bu başka bir bağlanma, bağlam ve bağlaç demektir. Beziehung’u Verhältnis görmektir; atfı nazire olarak deşifre etme anında nazar olmaktır. Perspektif değişikliğinin ilişki kurarak vuku bulmasıdır, cereyan ediştir. Yani proletarya bir nazireden çıkan nazardır. Dolayısıyla, proletarya, tek bir özne değil bir ilişkidir. Menfaatin menfi oluşu, nispetin müspet oluşudur. Kıssadan hissesi: İç savaşta bir cephe açmak değil iç savaşı yarmaktır; yeni bir cephe açmak değil savaşa içten savaş açmaktır. Bu açıdan bakıldığında deneyime dayalıdır, bakışımdır. Herkesin herkesin kurdu olduğu yerde bu savaşı çapraz kesip had bildirmek ve had aşmaktır, raddeye varmaktır. Bir örgü ve kurgudur, ilişki kurmaktır; komünizmi etkin hayatın hareketi olarak görmektir; satranç tahtasına bakıp “ben bu oyunu bo131
(

proletarya: amele degil emel

.

zarım ülen,” demek üzere aynaları kullanmaktır. Buradan bakıldığında “dışarıdan bilinç” yani hariçten gazel okuma, yani tarih meselesi yine cari olur. Bu konuda şüpheleri olanların Alman İdeolojisi’nin tam metin olarak bir daha çevrilmesinde ısrar etmeleri icap eder: “Komünizm bizim için tesis edilmesi [imal edilmesi] gereken bir vaziyet, gerçekliğin ona bakarak kendisine çeki düzen vermesini gerektiren [gerektirecek] bir ideal değildir. Biz, şimdiki vaziyeti ortadan kaldıran gerçek [ektin] harekete komünizm deriz. Ayrıca, salt işçi olanlardan oluşan kitle, kitlesel olarak sermaye veya herhangi bir dar kafalı tatminden koparılmış işçi kuvveti -ve bu yüzden artık geçici bir zaman müddetini kapsamayan bizzat bu emeğin/ işin/çalışmanın kaybı, rekabet sayesinde sağlama alınmış bir yaşam kaynağı olarak dünya pazarını varsayar. Yani, proletarya sadece dünya tarihsel olarak var olabilir tıpkı komünizm, yani eyleminin, başlı başına sadece “dünya tarihsel” bir varoluş olarak mevcut bulunabilmesi gibi; yani, bu, bireylerin dünya tarihsel var oluşu; dolaysızca/ hemen dünya tarihiyle bağıntılı bireylerin var oluşudur.” 132

menkıbe

Dünya ile tarihin alaşımı kozmolojik zamandır; uzay-zamandır. Canı çağıran anlam sorusu, soruluşunu bir yitimden, bitmiş olan ile şimdi sürdürülemeyenden alabilir; on binlerce yılın etkilerini, bir Verhältnis bağlamını teşekkül ederek etkin kılmış kapitalizmin bir meta Beziehung’u olarak kendisini arz ettiğini deşifre etmek, ancak kapitalizmin ucu açık bir süreç olduğu bir zamanda mümkündü; farkın değil bambaşka olanın da dünyayı paylaştığı bir anda. Bu yüzden işçi-köylü ittifakı ve ulusal kurtuluş demokratik bir girişim olmuş oldu, bir hegemonya meselesi olmuş oldu. Gelgelelim, tartışmanın kendisi beyhude değildir. Farkın çoğul etkilerinin yarattığı marazlar, arazlar ve duygulanımlar tarihin akışından kopmak için seyrini değiştiriyor; cümleyi tersinden kuralım: Yönetilenler hangi zamanda “eskisi” gibi yönetilmek istemez? Mahir Çayan, Beziehung’un naziresini deşifre etmekten bahseder; yapılmış nispet, yapay nazire, atıflar düzlemi, meta, suni denge sarsılmalıdır, sahici olan Verhältnis’tir. Burada eski bir formülü hatırlamakta fayda var: “Sınıfları mevzilendirmek.” Bugün için, bu, sınıfsallığa karşı rastlaşmalar mevzilendirmek olarak okunabilir. Bu konuda ölüler bizi uyarmakta! Bu yüzden Lenin, Lukacs ve Benjamin’in sorunu bakidir: Ruh, sırra kadem basanların aleminden cana nasıl çağrılır? Kim çağırır? Marx’ın sürekli “meta fetişizminin sırrı” veya “asli birikimin sırrı” deyip durması bize sırra erenlerin cemali hakkında sorular sordurtuyor.
(

proletarya: amele degil emel

.

133

.

.

h t t p : / / w w w .com/ watch?v=jSTWy25hRiI . youtube.

öğretmeninin eşliğinde şarkı söylüyor. Bakışı o kadar dik dik ki İspanyalı bu adam rahatsız olmaktan ziyade meraklı bir şekilde günün birinde ona şu soruyu sordu: “Bana niye öyle dik dik bakıyorsun?” Elena’nın kara gözleri onun mavi gözlerinden ayrılmadı. Elena “Senin için dünyanın rengi nedir?” diye sordu. on beş yaşındaki tez canlı bir kızdır. şamanca bir tanrı vergisine sahip olduğunu ve günün birinde büyük bir konsaha olacağını bana temin ediyor.Hatunların Asırlık İhtişamı Clemente’in yeğeni Elena. Şimdilik elde çıngırakla.” dedi. İspanyol televizyon kanalının ekibinin yönetmeni olan Emiliano geldiğinden beri Elena gözlerini ondan almadı. Onunla gurur duyan dedesi. Sonra Elena. Emiliano’nun afallayıp kaldığı bir şey söyledi: “Peki. dünyanın renginin benim için ne olduğunu nereden biliyorsun?” 137 . sevimli. O da “elbette senin için neyse benim için de aynı renkte.

menkıbe 138 .

yani muhtelif olma hali. Dernekleşmeler.ayırt etmek mümkün. Alevi ile Şafi. . .Türkiye’de bugün iç savaşın iki düzlemini – sadece soyutlama yapmak maksadıyla. kurumlar vs. Bugünden bakıldığında bunlar çatışma içerisinde birer topluluk olarak teşkil olmuş. Devlet ile ilişkileri sembiyotiktir. En son KCK. tam da evrenselin düzlemi addettikleri devletin kurucu unsurudur. devlet ile bir diyaloğun ve meta ilişkisi üzerinden devletle münakaşa. ne Alevilik ne de Şafilik sorgulanmadan yan yana dur139 hatunların asırlık ihtisamı . devletin. Siyasal örgütlenmeleri itibariyle hiçbiri için meta ilişkisinin ötesi yok gibi görünüyor. Alevilik. Eyleyiş düzlemleri mülkiyedir. Devlete yüzünü dönmüş siyaset.düzeyini geçmeyen savaşa dayalı esnek bir korporatizme yol açmıştır. elbette ki meta ilişkisini temel alacaktı. Tüm bu unsurların çatışması bir tanınma siyasetine dönüşerek bir ilişki biçimi tartışması bağlamından çıkmış. Müslümanlık. Bu. birer kimliğe dönüşmüştür. yani karşılıklı olarak birbirini nakşetme -birbirini çeşitlendiren bir ihtilaf. . meta ilişkisidir. çatışmanın vardığı bir evrensellik mutabakatıdır. bunun adı mübadeledir. kompartmanlara ayrılmış bir iç savaş dengesi üzerinden egemenliğini tesis etmesine müsaade eden topluluklardır: Laiklik. ancak o da ne meta ilişkisini çözümleyebilmekte ne de topluluklar topluluğu olarak toplulukların esasını sorgulayabilmekte. onunla savaşarak ona karşı çıkarak ama asla yörüngesini terk etmeyerek onu kuararlar. Kürtlük vb. İlki Türkiye’yi bir mülki birim olarak teşkil etme teşebbüsünün imkansızlığından doğan bir seyirdir. bunun ötesine işaret eder gibi oldu. kendilerini siyaseten bir topluluk olarak ifade edişleri TC ile çağdaştır. Bu yüzden tüm bu ezilenler. onun mükemmeliyetidir.

şimdi kapitalist moderniteye ancak kırsal tınılarla karşı çıkabiliyor. örgütsel bir anlam üretme çabası ve okumadır. demokratiktir. Anlam sorunundan bahseden hareketin başkentinde “mikrokredi ofisi” bulunması ne hoş bir demokrasi örneğidir! Kürt hareketi tam da halkın teşkilinde Apo’nun. ancak bunu. Zilan ve Beritan’a bakıp “haydi kızlar yürüyün” diyerek bir sosyal devrim derdi vardı. gerçekten! Kurumsallaşmış HPG’nin ölüleri anlatış tarzı. ancak. öyle bir labirent ki.maktadır. PKK. ittifaktır. Ulus-devletin güçler dengesi gereği reddedilip bunun teorik bir eleştiri olarak sunulmasıdır. zira Kürtlük diye bir düzlem var. buna ancak örgütlü PKK’lilerin bir kısmı erişebilir. yapıştır tekniğine dönüşmüştür. Kürdü aşağılayarak. 140 menkıbe . bir kapıdan girdiğinde sırrı çözdüm sanırsın başka bir kapıdan çıktığında “acaba hepsi yalan mıydı?” dersin. Oslo daha umut vaat ederken “toplum mühendisliğini” eleştirmeyi ve “sadeleşmeyi” savunmayı adet edinen yurtseverlerin dediği gibi. “İsmail’in işi işte!” KCK. Kuzey Kürdistan’daki belediyeler AB’nin ve çok uluslu STK’ların peşinden koşmazdı. kopyala. devlet ile şiddet mübadelesinin yol açtığı milliyetçi kurumsallaşmada bir kes. O kadar “anlam sorununda” ısrar eden bu hareket bu hakikatlerin içinden bir üst-hakikate dair çatlakları zorlayamaz. Kürtleri bir arada tutmak zorundadır. meta ilişkisinden daha ırak olduğu bir zamanda yapabildi. Bu yüzden komünalist gibi görünen hegemonik bir projedir. kaçakçılık da meta ilişkisinin en bayağı semptomudur! Kapitalizme hoş geldiniz. Eğer öyle olmasaydı ulus-devlet sisteminin bugünkü konfigürasyonu içerisinde AB’nin yeri görülür. “Kişilik çözümlemesi” gibi gayet başka ilişkilere kapı aralamış devrimci bir yaklaşım.

orada zira devrimin dolayımı daima sosyaldir. . bu yüzden ilişkiyi tersinden okumak gerek. . halk bir arada tutulmalıdır. söyleyemediklerinden veya tam da bunu dile getirerek kelimelerini aşan şeylere bakarak okumak lazım. daima Kürtlerin bir arada tutulma kaygısı tarafından ziyadesiyle belirlenecektir. . zira sınıfsız/zümresiz/imtiyazsız bir halk tahayyülü açısından işlevseldi hem de köylü kitlelerini mobilize ederek modern ve demokratik bir vatandaşlar toplumu kurmaya yellenilebiliyordu. Beritan. Orak-Çekiç’i bayrağından indirdiğinde aslında onun altında yatan hegemonik anlayışı daha da geliştirmiş oldu. PKK’yi anlar. Bu yüzden Kürt Kadın Hareketi’nin erkek egemenliğinin eleştirisinde toslayacağı sınır. Milliyetçilikten demokratlığa geçiş çok tutarlıdır. PKK açısından başka momentler de var. hem ilk dağa çıkarken hem de uçakta getirilirken söyledikleri konusunda tutarlıdır.Apo. “sosyal devrimi” kontrol etmekte ustalaşmıştır. söylem ötesini işaret etse dahi. Özellikle Kuzey-Güney savaşı esnasında belki de PKK en kritik dönemini yaşadı. Devlet. PKK. Apo hem ilk yola çıktığı paradigma hem de onun eleştirisi. İşte dünya çapında vatandaşlığın ve ulus devletin kriziyle zaferini ilan ettiği çağda anarşizm de sosyalizmden bayrağı devralabilir. Şimdi Bookchin el sallıyor. Oysa. PKK devleti. Ancak. Bu sefer vatandaşlığın STK-vari tınıları var. Bunun bin bir sıkıntıyla malul olduğunu maduniyet kuramı gösterir. Beritan’ın hem yaratıcısı hem de hükümranıdır. Apo’nun Kürdün kişiliğine sıktığı kurşunlarla kurduğu Kürdün başka bir 141 hatunların asırlık ihtisamı . PKK. Apo’nun “Kapitalist modernite” ile dertli oluşunu yapısal bir analize konu olmalıdır. aynı dili konuşabiliyorlar. Ulusal kurtuluş hareketleri için zaten sosyalizm cazipti.

Kürdistan’da iç savaş. tüm çabaları bunun demokratça yaşanmasıdır. T. iç savaşın dayanılmaz şiddetin142 menkıbe . Bu öznellikler devlete savaş açtı ve tam da bu yüzden evrensellik olarak onu gördü. 28 Şubat.C. iç savaştır! Tüm bunlar “PKK reformist” (dinime küfreden Müslüman olsa misali!) denilemeyecek kadar girift bir meseledir. halkın çözülüşünün başka bir ilişki yaratamamasıdır. Diğer alanlara girmeye gerek yok zaten. barış zaten bu mutabakatı sağlama edimidir. Gazi Ayaklanması. halkın iktidarıdır. bu kadar çok topluluktan oluşup dünya devletleriyle yatıp kalkan bir hareket belirsizliği teorize etmesin de ne yapsın? Türkiye solunun diğer kısımları ise Soğuk Savaş dengeleri içerisinde gelişmiş. Ama Beritan barışın lanetidir.C. Apo’nun Türkiye’ye getirilişi. 2001 krizi yarattı.Kürt ile karşı karşıya geliş anıydı. bunun dışında hiçbir alanı bırakmamanın karşı devrimiydi. belki de PKK’nin en çok “sosyal devrimci” bir tavrı Güney Kürdistan’daki örgütlere ve TC’ye karşı koyabildiği bir andı. ANAP gibi. mülkiyeyi güttü. ile barışta bu hareketin lanetidir. 12 Eylül gibi halkın düzen talebiydi. AKP’yi. bir kişi değil bir olay olarak. Kürdistan’da iç savaşın söz konusu olduğunun teslim edilmesiydi. mutabıktır. AKP. 19 Aralık. Beritan. bu konuda hem PKK hem de T. Güçler dengesine göre projenin ucunu açık bırakmak. kirli savaşın etkileriyle yoğrulmuş ve yine tüm renkleriyle meta ilişkisinin göbeğindedir. 28 Şubat hem Kemalizm’in içinden gelip onun yörüngesinden çıkabilecek unsurları hem de İslam’ı dolaysızca meta ilişkisine bağlamanın. 1999 Depremi. yani meta ilişkisini. güçler dengesinin kararsızlığında tam da mülkiye için icap eden pragmatizmdir. yapısal ve konjonktürel bir kısıtlılık meselesidir.

otoritenin karşısında konumlanandır. tam da kapitalist bireydir: Daha “delikanlı” tınıları olanlar silahlı gruplara hayran olup meseleyi darlaştırır. tarım yapalım. bu ilişkinin sorunsallaştırılması onları yarar. en fazla “dışsal” bir devlete atıfla bir laf sokma aracıdır. çözülüşü değildir. Oysa birey. özellikle solda karikatür bir hal alıyor. “Hemen” ve “şimdi” kelimelerinin 143 hatunların asırlık ihtisamı . Devletin kurucu unsuru olan sol örgütlerin otoritesine sitem edenler. Halk. onlara tapar ama toplumsal bağlamlarını önemsermiş gibi yaparak önemsemez. . . muhafaza ediliştir. o kadar anti-otoriterlerdir ki otorite onlar için yoktur. Leninist anlatının devrimci irade vurgusunun. zira meta ilişkisi onların varoluş düzlemidir. karşı devrimdir. Gelinen noktada bu unsurlarda herhangi birinin meta ötesinde ilişki tahayyülleri ve bu ilişkinin nerede bulunduğu ve nasıl kurulduğuna dair bir tartışmaları yok.de egemenin tesisidir. yenilgide “devrim olmak” adı altında kendisinden başka bir şey görmemeye yol açmıştır. hadi birlikte farklı ilişkiler kuralım. Bu yüzden profesyonel irade. İlişki meselesin tartışanlar “hadi birlikte eve çıkalım” veya “hadi birlikte tarım yapalım” kıvamında bir noktadır.” der. lügatlerinde komünizm de yoktur. bu ikisinin bir antagonizma olduğunu farz eder. ölümü göze almış meslekten siyasetçi olarak okunması. Bu sorun.” Diğer yandan birileri “Zapatistalar da ne güzel. çapraz keser. muhafazakardır. çareyi meta ilişkisinin birey varsayımında bulup. zira bir ilişki sorunudur. böyle bir şey yapacakları da yoktur. Devletin kurucu unsurlarının hiçbiri meta ilişkisinin eleştirisini formüle etmemiştir. şimdi. ufak bir kooperatif kuralım. hemen. Bu unsurlar bu halleriyle bunu yapamazlar da. . düzendir. onlar “devrimcidir.

Ancak. Bunların hiçbiri devletin müdahale edebileceği taleplerin formüle edilebileceği meseleler değildir. Burada. Topluluklar bunları ancak öteler. bilmem kaç kişi bilmem neye veya kime tecavüz etmiştir. meta ilişkisinin radikal bireyciliğidir: Öğrenci hocasına kızmış bıçaklamış. hasta yakınları doktor öldürmüştür. bu iç savaş içindeki iç savaşın devletidir.. Topluluklar. Kapital’in meta bölümünü başa ve asli birikim bölümünü sona koymuştur. Tüm bu söylenenler birer niyet meselesi değildir.. yapısal bir analize çağrıdır. ancak bu sıralamanın tersinden okuması icap 144 menkıbe .neyse. birer suçlama da değildir. tüm toplulukları çapraz keser. sabık solcuların sivil toplumculuğuna hoş geldiniz! Bunlar “farklı” ilişkiler olabilir ama komünizm “fark” değil “bambaşka” olandır. İkinci düzlemde “üçüncü sayfa” diyebileceğimiz bir iç savaş var. Bu savaş. aslında tüm toplulukların meta ilişkisini kuran bu çatışmalardır. Dili yananların kolektif bireysel emekliliği budur. bilmem nerede bilmem kim fuhuşa sürüklenmiştir.bağlamsızlığı bu olsa gerek. Bunlar. birisi birini domuz bağıyla öldürmüş. koca eşini öldürmüştür. anlamını erteler.. topluma paralel gitmez onun teşekkülünü kırar. Bu yüzden bir yöntem önermekte fayda var: Marx. Bunlar. Asya Tipi Üretim Tarzı tartışmaları sanki önemsiz değilmiş gibidir.. egemenin tesisindeki krizin topluluklar vasıtasıyla cereyan etmeyişidir.. Meta ilişkisi tam da buradadır.. iç savaşın içinde birer savaştır.

cem olma ihtimalleri vardır. Bu yüzden komünizm gerçek. Bugünün komünizmi toplulukları çapraz kesen bir ilişkinin kurulumudur. öteki ve beriki oldu. onun şiddetiyle ve düzlemiyle şekillenmiştir. ancak bu topluluklar cem olmamıştır. asli birikimdir. ta ki bu topluluklar vatandaşlığı çökertip galip gelene dek. ancak somut bir tartışma üzerinden bir açıklığa kavuşabilir. komünizm onlarda bir ihtimaldi ve karşı devrim galip geldi.eder. vatandaşlığın temel birimi olan ailenin tahkimi ve Kürtlerin nüfus ar145 hatunların asırlık ihtisamı . eşitsiz olduğu için birleşik gelişimin. Zira. Bu nokta. Gazete okurken üçüncü sayfaya bakılarak manşet ve diğer sayfalar okunmalıdır. . ayrı bir sayfa olarak konulmasının anlamsızlığı ve kaçınılmazlığının okunuşudur. Bugüne kadarki tüm topluluklar meta ilişkisinin kurulumunda ortaya çıkmıştır. Tayyip. bir er meydanı olan sınıfsallıkta herkesin herkese karşı savaşını. . Sayfası. . yani etkin bir hareket olarak burada aranmalıdır. üçüncü sayfanın aslında tüm diğer sayfaların yapısı olduğudur. yani asli birikim olarak deşifre olur. Burada önerilen. Komünizm topluluklara vurgu yapar. yani demokratik asli birikimi anlatır. yani etkili. Avrupa’da nüfusun yaşlanmasının emek gücü üzerindeki etkilerine dair kaygılar. ilk olarak üçüncü sayfanın okunması değildir. Üçüncü sayfa. meta Beziehung’u esasında bir Kapitalverhältnis’tir. zira bu topluluklar bir fark düzlemi kurmak zorundaydı. örtüşmeyen iç savaşların kesişiminde kurulur. Gazetelerin 3. diğer sayfalar o çatışmaların anlamının dolayımlanışı ve ötelenişidir. Bu gazetelerde düz olur. yoksa meta ilişkisine massedilirler. toplumu çapraz kesemezdi. kurulu değil yıkıntıdan çıkabilecek olanlardır.

Aslında Tayyip. tam da iç savaşı yeniden yapılandıran bir siyaset olarak üç çocuk istedi. Keza Hindistan’da olup bitenler göz önünde bulundurulduğunda proletaryanın “yeni bir komünist enternasyonalini” arayanların nereye bakması gerektiği bellidir!) Bu tartışma. kadın sorunu 146 menkıbe . Bu hem bir tarih. bu dizi tartışmasında en ilginç nokta meselenin ele alınışıydı. süresiz açlık grevi ve Apo’nun kelamı üzerinden “ben senin efendinim. Tam kadın cinayetleri tam gaz devam ederken Tayyip Muhteşem Yüzyıl dizisine çattı.” dedi.2013 “Kantinden LCD TV aldı”) Geri dönelim. kadın cinayetlerinin bir mücadele alanı olduğunu.1.tışına dair bir dolu kaygıyla. uyuşturucu çetelerinin birbirini vurduğu. üstelik bunu tarihsel bir mücadele olduğunu ifşa etmiş oldu. Ekseriyetle erkek olan yorumcuların büyük bir kısmı diziye şöyle çattı: “Koskoca Süleyman’ı kadınlar mı parmağında oynatıyordu?” Bu Apo’nun süresiz açlık grevi üzerinden söylediğinin ötelenişiydi. Roboski katliamından kısa bir süre sonra kürtaj meselesini gündeme getirdi. kaçakçılığın hüküm sürdüğü ve birazcık ötede Zapatistaların şen şakrak yaşadığı Meksika’nın ABD’ye sınır olan Ciudad Juarez iç savaş bağlamında kadın cinayetlerini anlamak bakımından aydınlatıcı olabilir. zira asli birikim kadını kurarak da “yeniden üretim” alanına tayin etmeye yeltenmektedir. Radikal gazetesi (nedense?) Apo’ya televizyon verildiği haberini ise şu ilginç notla verdi: “Artık birçok dizi yanı sıra Muhteşem Yüzyıl da izleyebilecek.” (Radikal 13. hem bir kamusal/özel hem de bir siyaset tartışmasıydı. Bir sene sonra Kürt hareketi. (Kadın cinayetleri makinesi olan. En geç bu noktada Marx’ın neden asli birikim bölümü ile sömürge bölümünü yan yana koyduğu anlaşılabilir.

iktidarın bedende tadılmasına kapı açmıştır. kanunidir. İç savaşta ganimetlerle eve gelmelidir. Erkek. Sömürge iktidara aşık olur. Ancak. . . ezilen iktidara haset duyar.olarak ayrılabilecek bir tartışma değil bir mülkiye tartışmasıdır. . burada kar. Kadınlar. her kadın “umutsuz bir ev kadınıdır. devletin kurumsal kerhanesi olur.” Burada tam bir ezilenler siyaseti söz konusudur. komployla siyaset yapar. Almanya’daki eylemleri için şunu söylemişti: Biz sömürgelerdeki kalkışmayı metropollere taşıyoruz. Demokrasi çağında her ev bir haremdir. haremin devlet olduğu. aslında kendi gözleri üzerinden kadının gözleriyle kendisine bakabilirmiş gibi yapar. RAF. solcudur. Rivayete göre Güney Amerika’nın kuzey kesimlerindeki yerli toplulukların bir kısmı savaşçıdır. Zira. Ancak. gelebildiği oranda alkışlanır gelemediğinde karşısında kuruntu bir ayna görür. Zira hane reisliği üzerinden şekillenen Türkiye vatandaşlığında koca sefere çıkar. bir potansiyel kavgasıdır. Buradaki mesele nedir? Her şeyden önce savaşa savaşa vilayetler kuran bir İmparatorluk haz ekseninde sömürgeyi saraya taşımıştır. sömürgeyi Süleyman’ın kalbine taşıyandır. savaşı canavarın kalbine taşıyoruz. mahremin mülkiye olmasıdır. mesele bu kadar basit değil. Oradan buradan toplanan kadınlar. onun zaafıdır ve onu yönetir çünkü iktidara zaafını geri yansıtır. aslında böyle bir ayrım da yoktur. bir mübadeledir. kamusaldır. tam da sarayda konumlanmak başka olasılıkları kapatmış. Mahrem. Burada şefe verilmiş sembolik yüceltme otoritenin merkezileşmesi değil iktidar külfeti ile “ayan beyan” bir cezalandırma pratiğiymiş ve bu topluluklardaki savaşçılar talanla 147 hatunların asırlık ihtisamı . kadına bakar! Bu bakma bir ekonomidir. Hürrem.

zira kadın kadar eldeki şeyleri potansiyel yapmayı beceremez. bunu ciddiye almak gerek. meta ilişkisidir.köle ve ganimet getirse de asla iktidar kuramazmış. Zira aşk iki tarafın eksikliklerin telafi olanağıdır. Bu kadında bir menfaate dönüşür. erkeğin savaşçılıktaki köleliğidir. bir şirkettir. Öte yandan kapitalizmde kadının bir haz nesnesi olarak temsili ile Türkiye’deki mahremliğin gelişimi örtüşmemektedir. asli birikimdir. kendinden olduğu hayal edilen potansiyellerden ayrılmaktır. bunlar birer savaş dizisi. Ancak. Bir antropolog çatışmalara katılan ama savaşçı olmayan bir yerliye sorar: Neden savaşçı olmuyorsun? Yerli şöyle der: Ölmek istemiyorum! İster vahşi ister medeni olsun savaşçı daima mutsuzdur. Evlilik bu yüzden şirket içi bir çatışmadır. bunun sonu ise ölümdür. bir müessese. Aşk. savaşçı olmayanlar ve özellikle kadınlar savaşçıdan sürekli daha büyük bir şan bekler. birer mülkiye dizisidir. bunun imkansızlığıdır. zira savaşçılık öyle bir meseledir ki. Yeniden üretim. Aile bir teşebbüstür. aşıktır. metayı yeniden üretimdir. Tüm kadın cinayetlerin ortak yanı. akıbetini yazgılar! menkıbe Erkeklik kadına nispet menfi olarak tanımlanır. Doğrudur. Türkiye’deki bunca hır gür içerisinde aşk dizilerin bu kadar çok olması garip değildir. tüm bu eksiklikler bir toplumsal bağlamda ce148 . büyüyüp hükmetmesidir. Koca. Eksiklik. tüm bunlar düz bir seyirde gerçekleşmez. Ancak. muhayyel veya fiili sonu. sinsiliği bir yere kadardır. kocanın çok aşık olmasıdır. Bu rastlaşma bir karşı karşıya konumlanışa yol açar. eksikliğin ötekine yansıtılmasıdır. Bir yandan mutsuz savaşçı iç savaşta giderek daha az ganimet getirebilmekte.

. sürekliliğin. Bu yüzden muhafazakarlığa tekabül eder. bunu bir sürdürülebilirlik altında yapan AKP. hercailerdir. AKP’yi yaratan toplumsal dinamikler. eve hapsolmakla cinselliği üzerinden kendisini meta ilişkisine dahil eden vatandaş olmak arasında bir gerilim içerisindedir. . tam da meta ilişkisinin eşitsiz olduğu için birleşik gelişiminden dolayı ilk bakışta riyakarlık gibi görünen bir durum var. genişletilmiş bir yeniden üretime teşebbüs etmekte: Yeniden üretim genişlemeye toslamakta. Kadınlardan oluşan mahrem alanlarda. hane içindeki sinsi politikaya bir alan açıyor. Kadın cinayetlerinin tam da toplumun bu şekilde kaynaştırılmasına. kamusal olarak zayıflıktan doğru bir siyaset güdemez. iç savaşa geri dönüyor onu derinleştiriyor. özerkliklerini sinsice ilan etmişlerdir. Kadınlar.reyan eder. örneğin günlerde özerk bir ekonomi ve siyasal alan kurulur. Erkek güçlü olmak zorundadır. burada toplumun sürdürülebilirliği. Bu. en demokratik döneme denk gelmesi bir tesadüf değildir. Erkekliğin zayıflık siyaseti farklıdır. yönetilebilirliği meselesi vardır. İç savaşın temsili. Yamalı bohça misali toplumu krizlerden kaynaştırmaya teşebbüs edip. erkek egemen saiklerle kadının kadına 149 hatunların asırlık ihtisamı . Bu yüzden 4+4+4 eleştirisindeki muhafazakarlık vurgusu bayağıdır. televizyonda erkeklere bakar. güderse erkek olmaktan çıkar. toplumu savunan hiçbir görüş bunu “laiklik” ötesinde eleştiremez. Ancak. arka kapıdan dünyayı parmaklarında oynatırlar! Erkekliğin imkansızlığına işaret etmişlerdir. yani yeniden üretimin partisidir. Bu yüzden kadın cinayetlerine maruz kalan kadınlar “mağdur” değildir. Chat yapar. Kadınlık. diziler ve bilişim olanakları üzerinden hem farklı temsiller hem de daha denetlemez alanlarla karşı karşıya. .

Kadın intiharları ile kadın cinayetleri arasındaki aralıkta kadının özerkliğini ilan etme girişimi vardır. emek vermekten başka bir şey daha yapar. iç savaşa toslar. İntihar da özerkliktir. erkeğin elinde can verir. Can verir ve bu canın toplum olan ailede kurumsal olarak öznelleştirilmesi icap eder. Can verenin. 150 menkıbe . erkek egemenliğinin ters orantısını ayan beyan etmektedir. ancak egemenlik paradigmasından kopmaz. burada daha ciddi bir durum vardır. yani erkeğe egemen. Kadın. İç savaş derinleşmiştir. ölümü çağırmak da. Günümüz Türkiye’sinde toplumun süreksizliği buradadır: Kadının erkek egemen. yani egemen olmaktan çıkma ihtimali söz konusudur. Ancak. Zira yasa toplumu homojenleştirme eylemidir. Bu can vermenin menfi ile müspet anlamlarını perspektif değiş tokuşuyla okumak gerek. Zira ailede kadın egemendir. meta merkezli birer özerklik teşebbüsleridir.karşı ve erkeklere karşı savaşının karargahı vardır. Bu yüzden cinayetlerin azımsanmayacak bir kısmı da intihar ile sonuçlanır. Bu yüzden mahkemeler ve yasalar bu konuda işlevsizdir. yasa imkansızlığı ile vardır. Söz konusu kesim. Toplum devam etmelidir. burası bir öz-örgütlenmedir. tüm çatışmaların dolayımıdır. Aslında erkeği parmağında oynatan kadın. onun ihlali ise iç savaştır. Ölen kadın değil erkekliktir. Dolayısıyla. egemenliğini beyan etmektedir. Bu yüzden feministler hem kadını mağdur göstererek çok basit bir ezen/ezilen denklemi kurar hem de yasayı yapamayacağı bir şeye çağırır. toplumu yeniden üretmenin tek “üretim aracına” ve metanın haz mübadelesinin paradigmasına sahip olanın. kadın mücadelesinin meta ilişkisinde yeniden kodlanmış. Elbette bu. yani kadının bu özerkleşme eğiliminde vatandaşlar toplumu çöker.

meta ilişkisi bakımından paradigmatiktir. Zira kurulu kadının ikili karakterini gösterir.” Tüm bu kadınlık halleri. hatta madde karşısında antimadde koyarak. . Kuran. Ve bunu erkeğine karşı her zaman kullanabilir. Bu iki varlık bazı hususi yanlarıyla birbirinden ayrılırsa. Bir yandan haz nesnesi. . yani denge bozuluyor burada. Ancak. kadın egemenliğinin başat aktörü oluşunun bir diğer paradigması vardır.” Ancak. Kerhane. “İslam açısından bu meseleye bakacak olursak. maddenin en küçük parçalarından kainatlara kadar. Ayırıma gerek yoktur. yani anne olmalıdır. Pezevenk için üretkendir. böyle bir birlik meydana getirmiştir. elinden kimlik belgesi alınıp borçlandırılmış ve haza indirgenmiş “orospu. Zira. moderniteyi eleştiren Nietzsche’nin can vermesine yol açan merciye bakmak lazım: Kerhane. yani meta öte yandan üretim aracının sahibi. bu yüzden “kocacığım” denmesi istenir. Eğer bir kapitalizm eleştirisi yapılacaksa. Bu yüzden kadınlık açısından menfi olan “orospuluktur. Efendimiz (sav). Emeğin üretkenliği ve 151 . Allah yaratırken. Zannediyorum ifratlara tefritlere giriliyor.Fetullah Gülen ne diyor: hatunların asırlık ihtisamı . ama kadının da psikolojik gücü vardır. burada mesele kadının can vermeden haz nesnesi olmasıdır. erkeğin hakim olamadığı karısından cinsel intikam alışıdır. Kuran›daki öğretiler kadını erkekten tefrik etmemiştir. mesela erkeğin fiziki gücü vardır. En eski teşebbüslerden biri olarak kadın açısından kurucudur. hem kadın hem de erkek için “orospu” kurucudur.” haz ekonomisinin üretimine indirgememesini de ifşa ediyor.

emeğin istisna halidir. Burada iktidara aşık olan Hürrem ve mülkiye var. Bununla da kalmaz. pezevenkler altında çalışarak kendimizin pezevengi olmak isteriz. toplumun süreksizliğinin. kapitalist toplumun paradigmasıdır. Feministlerin kinayeyle “orospuyuz” demesi bu yüzden anlamsızdır. yani başıboşların. borçlandırılması ve bedenini satmasıdır. Bu. canını kurtarmak için evden kaçan ve ailesinden onay alamayan kadının kadim ve müstakbel kaderidir. Yani. Oradan buradan sürülmüş kadınların. bir müdahale meselesidir. kadınların bu durumunun komünizme kapı aralaması için tutarsız anlarını görmek gerek. “Orospu” tarihsel işçi sınıfıdır. proletaryanın disipline edilmesi. Üstelik. kimliği devletin elinde olan. Kerhane. Ancak. Çalışıp. Ancak. Orospu. ölüm ile yaşam arasında can verilebilir. Kerhane. ailedir. Bu yüzden bir boş gösteren olarak “orospu. Hariçten gazel okunarak deneyimlerin içten çökertilmesidir. tam da kapitalizmi dolayımsız olarak gösterdiği için yüzleşilemeyecek aynadır. ruhunu ve bedenini satan. Bu yüzden erkek egemenliğin ve kapitalizmin eleştirisi orospuluktan doğru olur.yeniden üretimin kutsallığı burada evli çift tarafından kabullenilir. Ancak. kapitalizmdir. Üretken ve üretken olmayan ayrımını oldukça muğlaklaştıran günümüz kapitalizminde. Erkeğin pezevenk olduğunu sanarak orospu olmasıdır.” kapitalist anlamda üretken olmayan tüm hallerin işaretidir. bu çatışmada 152 menkıbe . yasal ile yasal olamayan alanlarda salınan “enformel” toplumun formasyonudur. özerkleşme özlemini kendi şirketini kurarak gidermek isteyen tüm şizofren emekçiler başka nedir? Bu zincirleme iktidar ilişkileri bize komünizme dair ipuçları veriyor. Ölüm ile yaşam arasında can ortaya çıkabilir. bankalara borçlanan.

Bu yüzden bu nispeti sarsmak. Çapraz kesmek budur! Bugünün acil görevi iç savaşı derinleştirmektir. yani nispet bir soyut düzlem üzerinden hadlerin dağılımıdır. Denge. Onun dışındaki her ilgi tali oluyor. Ancak bunun için Beziehung sarsılmalıdır. ancak bu olanak onun komünist fragmanlarının yeniden kurgulanmasını gerektiriyor. Bunun üzerine AKP’ye aşık Nagehan Alçı kulak tırmalayan üslubuyla bunu Enver Aysever’e söyledi. Kemalist kadın özgürlüğü teraneleriyle yanıt verdi. Bir had bildirimi.toplumunun sürekliliğine dair sadece bir olanak var. bir kadın polise tecavüz etti. Bu sorunun böyle olduğunu kısa bir örnek gösterir: Vatandaş solcular mahkemelerden adalet isterken Şefkat-Der. iç savaşın çapraz kesilmesidir. Artık. Bu had yitimi ise yeniden başka bir anlamda had kazanmaya olanak açabilir. bu söylem şu anda makro-politik alandaki koca koca örgüt ve toplulukların görünürdeki savaşında taraf olmak anlamına geliyor. kadınları cinayetlere karşı silahlanmaya çağırdı. Zira bu çatışma toplumu çapraz kestiği kadar bireysel olarak deneyimlenir. suni denge sarsılmalıdır. olsa olsa meseleyi tahlil 153 hatunların asırlık ihtisamı . Bu. Had ise verili bir ilişkide potansiyel olarak işlevlendirilebilecek olanaklardır. Laikçi Enver Aysever. öylesine yapılıyor. . Sokağın ortasında onu bunu döven polisler. daima nispet eden diğer tarafın had yitimidir. . Devrimcilerin lügatinde bir zamanlar “iç savaşı derinleştirmek” diye bir söylem vardı. Bu söylem artık egemeni tesis eden iç savaşın keskinleştirilmesi anlamını taşımaz. erkekler karşısında hadlerini aşmıştır. hadleri değiştirmek gerek. Bu savaşın içten çözülmesidir. . Şefka-Der İslamcıların olduğundan dolayı sadece sırıttı. Kadınlar. ancak had bildirememiştir.

Bugün. Zira nazar. bu çatışmanın olanakları bir cephe açar. komünist bir olanaktır. komünist eleştirisini bu iç savaşın eğilimlerinde örgütleyebilmek için bir Beziehung olarak kadının kadın olarak imha olması gerekir. kadınların kadınlığı ve toplumu çözerek hem dönüp Bacıyan-ı Rum Teşkilatı’na bakıp hem de onun mülkiyesinden intikam almasıdır. evreni. Parti-Ordu-Cephe denklemini daha felsefi bir anlamda yorumlamak ge154 menkıbe . devrimci. dışsal bir bakış teşkil edebilecek bir bakıştır. hem iç savaşın içindedir hem de ona başka bir perspektiften bakabilecek. mülkiyenin pratik. Bu mesele bir toplumun çözülüşü ve başka kuşakların nasıl yaşayacağı meselesidir. Hürrem değil saraydan kız kaçırmaktır. Ancak. sadece kapitalizmin değil bizzat can verme eyleminin tarihsel olarak bir devrimle yanıtlanabilmesi anlamına gelir. hadler kayarken ve özerkleşme eğilimleri boy gösterirken komünist bir olanak var. Öncü savaşındaki ilk kurşun suni dengeyi sarsar. ezilenlerin iktidara aşık sinsi siyasetinin eleştirisidir. Can. başka kuşakların nasıl bir ilişkide yaşayacağı meselesidir. tabiyet ile özerklik arasında bir olanaktır. Marx’ın asli birikimi ilk günaha benzetmesini ciddi almak gerek: Adem’e elmayı yedirten kimdi? Asli birikim ile hesaplaşmak ilk işbölümünün intikamıdır. tabiatı ve zamanı anlamlandırma meselesidir. Ölüm ile yaşam. Üstelik bu. bir mülkiye eleştirisidir. Candır.eden bir yaklaşımın nazarında olabilir. mevcut eğilimleri örgütlenerek. iç savaşın dengelerinin sarsılması gerekir. Toplumdaki güçler dengesi anlamını değiştirirken. Bu güçler dengesindeki değişim karşı tarafın zafiyetini derinleştirerek başka olanaklar yaratabilir. yeniden kurgulanarak bir Verhältnis olarak komünizmin kurulması.

Ancak. bir deneyimdir. devleti yıkma meselesi değil onun. aufhebung. görmek ile ilgilidir. Bu155 hatunların asırlık ihtisamı . gerillaya yeni katılan erkeklerin bazen kadın komutanlar tarafından eğitim görmesi vs. güç dengeleriyle oynamak. bir kuruluştur. bunun mümkün olması için hariçten gazel okunması gerekir. Zayıflığın ve gücün anlamsal bağlamını kaydırmak. Mahir’in dediği gibi bir şiddet eylemidir. had bildirmek.” yani nispetler/nazireleri oynatmak. Bu yüzden zayıf halka teorisi yeniden gözden geçirilmelidir. Toplumun çözülüşü. bu gayet deli ve kanlı bir meseledir. yani nispet içinden menfiden müspete bir ilişkinin birimleri olarak düşünmek gerekir. mustazaflara zaafın ve kudretin izafiliğini göstermek değil midir? PKK bunu kendi nezdinde yaptı. Eşitsiz ve birleşik gelişim kavramları başka dillerde “düz olmayan” ve “eşit oranda olmayan” anlamına gelir. dans ettirmekten bahsetmemiş miydi? Bu. “Die Verhältnisse zum Tanzen bringen. Bu güçler dengesinin sarsılmasının toplumu çözmesi. yani bir nispeti önerir. her bir dengesizliğin başka bir dengeye kapı açmasıdır. dengelerle oynamaktır. Bu bir “kadın sorunu” değildir! Bu. Ama buradaki hariçlik görecelidir. zayıf düşenin kişiliğini ve sürekliliğini de yarmak anlamına gelebilir. . . ortadan kaldırma meselesidir. gücün tanımını değiştirmektir. Savaşın cephelerini olduğu gibi kabul etmek değil savaştan hareketle sefer düzenlemektir. konstellasyonlar olarak. . İç savaştaki hadler dengesinin değişimi.rek: Tüm bu yan yana geliş kiplerini direniş-özerkleşme-komünizm. yani proletaryanın ortaya çıkıp kalkmasıdır. Had meselesi bir. yani meta ilişkisinin altını oymaktır! Kimse bu konuda delikanlılık taslamasın. Marx. görece başarılı da oldu: Kişilik çözümlemeleri.

Bu ise bir bağlam kurgulama meselesidir. kuşlar gibi özgür. yeniden üye olmak. mealen içselleştirmek demek. geri çağrılan bir şeydir: Verili olduğu üzere ve bu anlamıyla. Bin yılların varoluş sorgulamaları ve mücadeleleri parça pinçik anlatılar olarak elimizde var. geri dönüp bakıldığında fikri olarak çıkarılan. (Hindistan’daki tecavüz vakasını protesto edenler ve Gulabi Çetesi hatta Yemen’deki Kara Dullar Phoolan Devi’yle çağrışımda değil mi?) Anımsama fiilini İngilizce ve Almancadan okunduğumuzda bir eylem ortaya çıkar. yani komünizm olasılıklarının kıssadan hissesi ise komünist hipotez olarak formüle etmek gerek. Almancada hatırlama fiili olan Erinnern. “Şimdi” demek için “şimdi” olmayana bakmak gerek. bir şeyin içe doğmasını ima eder. Bir kuş bakışı gerekir. recall yeniden/geri çağırmak anlamına gelir. recollection yeniden toparlamak. ahalinin alem olmasıdır. sınıfsallığın. üretimin anlamının değişmesi suretiyle canın cem olarak cümle kurmasıdır. bu anlamıyla hadlerin aşılması156 menkıbe .radaki perspektif değişikliği önemlidir. Bunu görme meselesi deneyimin bireyselliğinden dolayı çatışan tarafların doğrudan deneyiminden mümkün değildir. Vogelfrei. akisli olması gerekir. demos’un. Tüm bunlardan çıkan. işbölümünün kaçınılmaz olmadığı. İngilizcede ise hatırlamak için kullanılan remember. yani proletaryanın bakış açısını gerektirir. başıboş. insan ile insan arasındaki ilişkide meta anlamıyla Beziehung değil bir armağan ve kuvvetler dağılımı anlamında Verhältnis kurulmasıdır. bu rahatsızlığın yankılı olması. bu. heder olmuş devrimlerin. Bugünde dolaysızca yaşayan kimse bunu şimdiki rahatsızlığıyla yapamaz. emeğin.

ancak bugünün aciliyeti içerisinde söz konusu olabilir. değer yasası değil kadir-kıymet bilmektir. raddedir. tarihi. Bu günümüz açısından kanıtlanmamış bir önermedir.dır. Bugün. “dışarıdan bilinç” kavramı üzerinden bir otorite eleştirisi yapmak. sol. tüm bunların potansiyellerinin mevcut çatışmaların içerisinden derlenip çarpıştırılarak etkin kılınabileceğidir. iktidar ve tahakküm gibi kavramlara dair bağlamsız ve biçimsel bir eleştiri değildir ama ona dönük net bir eleştiri örgütlenmesidir. Bu yüzden bir yanda komünistler bir yanda olası komünarlar vardır. rakamlar sistemini deşifre etmektir. Mesele “bir” olma meselesi değildir. bugün için seferber etmek değildir. mücadelelerin etkileridir. Meta yerine gönülden kopanın. rastlaşmanın karşılaşmaya ve bunun had aşımına yol açabileceği önermesidir. . Bugünün tar157 hatunların asırlık ihtisamı . Bunları etkin kılmak ise bir hatırlama yöntemini gerektirir. Düşünsel ve duygulanımsal bir çaba içerisinde bulunmuş. . içselleştirmesi. Farklı deneyimlerinden çıkan özlemler doğrultusunda buna iman etmiş bir sürü insanın söz konusu olduğu vakidir. yani bir tür armağan ilişkisi kurulmasıdır. . bu yüzden bir etiktir. mensup olması gerekmez. ama somut çatışmaların yeniden toparlanmasıyla her tarihsel bağlamda yeniden önerilmiş olmasıyla bir mücadele endeksidir. Değiştirmek istemeyenin toparlaması. ancak müspet yanıyla algılamaktır. demokrasi deyip “devleti yıkmaktan” dem vurup iktidara aşık olanlar zaten birleşmiş durumda ama komünistler fark değil ayrım koymalıdır. bu toplumda böyle yaşamak istemediklerini şu veya bu biçimde formüle eden “solcular” vardır. Toparlama. Bunların hepsi de ne yapacakları konusunda öyle pek de net değildir. Bunlar. Ancak.

dener. bir programa sahip değildir bir okuma ve eyleme biçimi benimser.” Ancak buna bir şey daha ilave etmek gerek. Bunun da hiçbir garantisi yok. Tarihsel ve diyalektik materyalizmin bugünkü kırma ve ürkek halinin eminliği yoktur. Bugünün “komünist partisi. Komünistler.” Bu. İhtimaller ve olasılıklar vardır.” Parti kavramı daha tartışılacak olsa da Denizlerin yaklaşımı şu şekilde formüle edilmelidir: “Komünizm. Dolayısıyla. yanılmak da. Zira. Her şeyden önce “biz bunu niye yapıyoruz” sorusunu yaptıklarına ve yapanlara bakarak sürekli sorar. Yine sır meselesine geri döndük. deneyim.tışması bir “program” meselesi değildir. can havliyle komünizme koşar.” Hikmet Kıvılcımlı’nın tarifine daha uygundur. yanılır. denemek onun için ayıp değildir. Mevcut statükoyu korumak isteyenler ve onların anti-otoriter/demokrat “tepkileri” bir yana “Ne Yapmalı?” sorusu burada gizlidir. aciliyet yaklaşımını şart koşar. örgütlenir. icat da eder. bir okuma ve eyleme yöntemi geliştirmektir. dener. “bir keşif koludur. o bir gözlemci ve müdahaleci olsa da tarihin tekeli onda değildir. Denizlerin dediği doğru “parti mücadele içerisinde kurulur. deneyimlerin ve tartışmaların sonucudur. bugünkü “uzun yürüyüş” algısı karşısında bir toparlama yöntemi üzerinden şimdide ısrar eden bir ivedilik. müspet olarak praksis içerisinde formüle edilir. sadece keşfetmez. menkıbe 158 .

.

.

.

net/?page_id=5 .Amiga’yı sunmak ve geliştirmek üzere Amiga’da yapılmış “Boing demosu”: İşlem kapasitesini zorlamamak için top değil. kamera (viewport) daha doğrusu koordinat sistemi “hareket” ediyor: http://amiga.filfre.

Bu yüzden otonomizm ve anarşizm birer tepki olarak okunmalıdır. bunlar söz konusu okumalarda bulunan kesimlere emanet edilmeyecek denli önemli damarlardır. Ancak. Bu yüzden bu iki akım da ya sonunda klasik bir ekonomizm ya da radikal bir bireycilik etkisinde bulunur. 163 . Anti-otoriterliğin otorite/iktidar kavramı bağlamsız ve her şeyden önce gelişigüzel olarak kullanılır.menkıbe Anti-otoriter düşünce ve yaklaşım bugün bağlamsızlıkla maluldür. Bunun icra ve ifa ediliş tarzlarına dair tartışma ise çok sterildir.

bunlar birer betimleme mi? Proletaryanın diğer güç dizilişi içerisinde deneyime dayalı olarak kurulması gerektiği. Çarpanlarına ayırmak. bir yönetim sanatına alenen kavuştuğu bir anda bunlar gelişigüzelliğe çağırarak aslında teslimiyetin bir diğer boyutu olarak iş görür. Kadın öyle bir güce erişecek ki. bu pozisyonun dağınık öznelliklerin karşıt konumlanışı ve naziresi içerisinden çıkabileceği fikri bir iradeye çağrıdır. güç ve güçsüzılacak. Negri. Dolayısıyla. proletaryanın kaldırılması ile burjuva toplumun yadsınması olacaktır. Menfi müspet kılınmaya çalışılacaktır. erkek onunla naziresinde yerle bir olacak. sorun olarak bahsettiğiniz şeylerden bütünlüklü bir kopuş nasıl olur. Somut çatışmalardan hareketle halka halka olasılıklar ve olanaklar yaratılıp zorlanacak. hem demokratlar hem de anti-otoriterler için müdahale ve irade kavramları hala sorunlu bir yerde durur. acak. kendiliğiyle çarpıp kuvvetini almaktır. Proletarya dağınık bir potansiyel olarak verili koşulların tahlilinden yola çıkılarak bir dizilim yaratma meselesidir: Bu güç kazandırma ve zayıflayanın tersinden güçlendirilmesidir. Bu bir ilişkilendirme meselesidir. neye çağırıyor. bunca kitap yazıyor da okurlarına bunu niye söylüyor. yani nispetler/nazireleri oynatmak. Sormak gerek: Ey demokratlar. zemini kaydırılacaktır. Bu bir oyun kuruculuğu gerektirir. dans ettirmek için birilerinin müzik yap164 menkıbe . Proletarya yaddır. buna dair beylik laflar dışında bir okuma yönteminiz var mı? Antiotoriter demokratlara sormak gerek: Devlet üzerinden kendinizi tanımlamayı ne zaman bırakacaksınız. Yerle bir olan erkeğin anlam sorusunu kaydırılacak. yad edendir. lüğün tanımları değiştirilecek.Solun kurumsallaştığı ve içeriksizleştiği bir dönemde.

parçadır. hem soldan bıkmış hem de günlük hayatın iğrençliği ve anlamsızlığı altında ezilen insanlardan oluşur. onların önünü açar. mevcut solda kendisini istemeye istemeye konumlandıran veya konumlandıramayan. Günümüz komünist örgütü bir perspektiften bakıldığından bir öncü değil artçıdır. Bunlar. defalarca birbirlerine küsmüş. ritim tutması gerek. bu bir örgü meselesidir. yani eğilimleri okuduğu için öncüdür. bunun olasılıklarını ve olanaklarını tartışır. Anımsadığı için. bunu ancak bir örgüt karşılayabilir. İç savaşı okur onu öncelemez. imalı ve dolaylı konuşmayı bırakmış ve bu 165 menkıbe . Bu iç savaşı. bu çatışmada düzenlenecek güçler düzlemidir. içselleştirip yeniden tarih olarak okuduğu bir izleğe mensup olmaya çalıştığı için dün ile gelecek arasındadır. sürekli kayar. yani toparlayıp. artık hayattan nefret ederek ama bir çare de bulamayarak kafadar dostlarında şifa bulan insanlardır. o bir okuma tarzıdır. Üretim tarzı kavramını anımsatır. Buradan hareketle nasıl bir müdahalenin güçler dengesini değiştirebileceğini. Günümüz komünist örgütü on ila on beş insanı aşmayan bir kafadar arkadaş çevresidir. hariçten gazel gerek. Komünist örgüt. Parti. Fanidir. Birbirlerini en rezil hallerde görmüş. heba olmuş tüm isyanlar ve komünizm girişimlerinin bakış açısından değerlendirir. hasbelkader devrimci fikirlerle bir biçimde tanışmış.ması. kurgu meselesidir. kozmolojik bir zamansallığı vardır. kurulması icap eder: Bir komünist örgüt gerek. devrimci anlatılarla beslenmiş olup da ekmek derdine düşmüş. iç savaşın cephelerini yaran düzlemdir. okur. fanîdir. bir nazar gerek. taraftır. Tam da bu yüzden. Bu yüzden örgüt ile parti özdeş değildir.

Onlar için bunlarla uğraşmak bir meslek değil. bambaşkaya özlemdir. hepsi kapitalist iş ve işsizlik döngüsünün içindedir. dostluk da onlar için öyle bir kaçıştır. Günümüz komünist örgütü.anlamsızlığı paylaşmış insanlardır. Akademisyen. çoğu zaman her şeyi berbat ederler. artık birbirlerine ego taslayamayacak bir noktaya gelmişlerdir. bir amatörlüktür. Kızıldere’nin öğ166 menkıbe . artık öğrenciliğin altından çok sular geçmiştir. iç savaşın gerekliliklerini ve o günlük sinsi hayat politikasını. herkesin herkese karşı savaşını pek kaldıramamışlardır. kapitalist anlamsızlığın içinde yeşeren. anlamsızlık karşılıklı suçlamalardan çıkmış ortak bir şey olmuştur. komünizm ile kurdukları ilişki bir hobi değildir. Devrim. Hepsi nefret ede ede emekçidir. Hiçbiri kahraman veya mükemmel değildir ama dost meclisinden dolayı bir biçimde birbirlerini eğip büker. Bir köylü köyde kalamayıp nasıl korkusundan dağa kaçarak eşkıya olursa. artık gündelik şiddeti kanıksamış ama bundan da memnun değillerdir. Her gün hep solcu ve sol cenahın çeperiyle değil her tür insanla içli dışlı olmak zorundadırlar. STK çalışanı veya sol bir kurumun çalışanı değillerdir. meseleleri yoluna sokar. Hiçbiri “toplum meseleleri” ile profesyonel bir ilişki içerisinde olmasa da gerçekten içinde yaşadıkları toplumdan huzursuzlardır. Günlük hayatın tm sorumluluğu sırtlarına çökmüş onun altında mızmızlanırlar. ancak asla tam bir kaçış olamamaktadır. bir profesyonellik meselesi değil bir çağrılma bir Berufung olmuştur. Sorumluluk üstlenmek nedir bilirler ama bunu pek de sevmezler. Bu yüzden dost meclisidir. Anlam sorusu bakidir. Birlikte ev kurup gettolaşamayacak denli ekmek derdine düşüp bu hayatın saçma sapan hallerinin içindedirler.

Ona mensup 167 menkıbe . yaratır. insanları bir arada tutan en kuvvetli bağdır. Onları bir arada tutan şey. Bu örgüt. Taklit etmez. yani komünist ilişkileri. bir esrardır. bir “kurumu” yoktur. öykünmez! Çaktırmadan beğenir. Tupamarolar’ın popülizmi anlamak/eleştirmek ancak komünist militanlığı geri kazanmak için ciddi bir deneyim olduğunu düşünür. sevgi-rekabetle karışık bir ilişkinin söz konusu olması. araçsal bir yol ortaklığını değil bir sırdaşlığı bağ olarak kabul eder. Buradan bakıldığında dost meclisi için İberya Anarşist Federasyonu veya Kara Panterler modelleridir: Federatif veya bir kesime dayalı olduğu için değil. Bu yüzden bir yayın organı. Bu bir THKO ve THKP-C meselesine indirgemez. Apo’yu ve Fetullah Gülen’i birer kişi değil. iş gören. RAF gibi ufaktır ama kafa bakımından Kızıl Tugaylar’ın militan işçiciliğini ve mahalle faaliyetlerini de eleştirerek anlamlı bulur. örgütlenmiş ve kasten kurgulanmış birer simge olarak bağlamları içerisinde anlamaya çalışır. bir internet sitesi. Her kafadan ayrı bir ses çıkıp yine de bir şekilde anlaşmak bakımından MİR’in ilk dönemlerine benzer. kendisini örgütlemez. Komünist örgüt. amatörlüklerinden dolayı.rettiği bir şey varsa o da koca koca “devrimci dayanışma” denen olayın çok önemli bir yanının da itiş-kakışlı da olsa bir dostluğun. Öğrendiği şeyler sadece soldan değildir. Sır. kendi anlamsızlıklarından doğru toplumsal ile bir kopuşu örgütlemek istemelerinden. Adı yoktur. Sürekli iç savaşı deşifre edip mesaj verir. apartır. oradan buradandır. Kapısını çalamazsınız onu isteseniz de bulamazsınız. kendi bağlamı gereği eleştirel bir mesafe koyar. teşhirin ve gösterinin egemenliği altında en sıkı bağdır. sağdan solan. bu konudaki acemiliklerinden.

Bu açıdan bir propaganda birliğidir. adı sanı yoktur. dağınıktır. onları kalbine gömer. kimseyi kafalama peşinde değildir.olan herkes sırdaştır. “siyasetler toplantıları” ve basın açıklamaları uzaktan izlediği ama hiç mi hiç içli dışlı olmadığı bir 168 menkıbe . İdeolojisini yalıtık bir şey olarak formüle etmez. Komünizm. Bu esrar. güvercin ürkekliğidir. müşterektir. dolaşımda bulunan söylemleri kırarak ve yeniden kurgulayarak mesaj verir. Olası çatışmalarda şehit düşecek sırdaşlarını görkemlice anıp onlar adına eylem koymaz. Ancak. Zira sır devam etmeli. MLSPB’ye benzer. insandan çok şey bekler: Hem sır tutmasını bileceksin hem de tek mükafatın başarı ihtimali düşük görünen bir mücadelenin parçası olmuş olmak. asimetrik ve asimetriye dayalı bir savaş yürütmektedir. (Osmanlıcadaki sosyalist kelimesini kullanmak gerekirse) iştiraktır. hem olup bitenleri okuma yöntemi hem de müdahale yöntemidir. ortaklıktır. Bu dost meclisi. esrardır. Her ideolojide anlam ve komünizmin bir sorunsal olduğunu kabul eder ve buradan hareket eder. Bu örgütün üyeleri asla birer “örnek kişi” veya “kahraman” olmayacaktır. kuş bakışıdır. asla genişlemeye çalışmaz. sırra ermiş ve vakıftır. herkes de bu ihtimali bilir. arada bir şeyin bulunarak kalkmaktır. Bu örgüt. sırdaşlar. sürekli iç savaştaki söylemleri takip edip onun içinden söylemsel ve sinestetik kurgularda bulunarak komünist ilişkilere işaret eder. bir gerilla örgütüdür. Bu dost meclisi. Bugün kendini polise ihbar etme masası misali çalışan kurumlar. Bu örgüt. Terörle Mücadele Yasası’nın korkusunu gerçekleştirir: Yıkıcılık her yerden çıkabilir. gündelik rutinden bir nebze çıkıp anlamlı bir hayat yaşamış olmaktır.

esas olanın görünmezlik olduğunu.” demez. Bu farklı söylemlerin dolaşımını ve etkinleşmesini sağlar. Mutlak olarak görünmezdir ama gösterir. Onlara mümkün mertebe bir daha temas etmemeye çalışır. Tüm bu konuları yüzüne gözüne bulaştırsa da çözmeye çalışır. kimse karşısında da kendisini özel göstermeye çalışmaz. savaşta belli bir güçler dengesinin belli bir anında her yerde bulunan batıl. insanlar kendilerini örgütlüyor mu? Örgütlendikleri noktada müdahale eder. bir kafe köşesinde “telefonunu başka yere koy” diyerek amirane bir tavır ve “ciddiyetle” bu sırrı taslamaz. bir ilke işletir. Dengelerle oynar. başka sırdaşlıklar kurar ve bırakır.alandır. Örgüt bir yayın organıdır ama yayını toplumsal söylemlerin ve çatışmaların içinden yürürlüğe sokar kendi sözü yoktur. Eylemlerde kendisine işaret etmez. Hegemonya kuramından bir şey öğrenmiştir: Tüm bu farklı söylemlerden yarattığı çatlakların birbirine atıfta bulunmasını sağlar. işletir. yankılanması ve öz örgütlenmlere yol açmasını sağlar. Oyun kurucudur. sır olduğunu bilir. paranoyak olmadan kriminolojik bir yaklaşıma sahip olur. nispet yapar. batıllık soyutlama değildir. Bakar. Doğru düzgün yapar. Eylemlerinde bir “kıssadan hisse” vardır ve bunun dolaşıma girmesini sağlar. “Devlet zaten her şeyi biliyor. takip eder. ilişki kurar kadro çıkarır. Legalite ve illegalitenin Türkiye’de anlamsız olduğunu. komünizmi mevcut dolaşımda olan söylemleri yeniden kurgulayarak işletir. takip eder. bunu ne zaman yapacağı konusun169 menkıbe . yani bir boş gösteren kurgular. İnsanların sorgulamalarını takip edip soruyu başka türlü formüle etmelerini sağlar. Ama kimse birbirine ve başkalarına bu sırrı taslamaz. Çekiciliği sadece işaret ediyor olmasındandır.

çünkü gösterdiği kendisi değildir. Bu batıl düzlem taleplerin yan yana geldiği eşdeğerlik düzlemi değil. anlam sorgulamasının örgütlendiği düzlemdir. bir sorgulama düzlemi olmalıdır. 170 menkıbe . gündelik deneyimi buna bağlar. pratikte güçler dengesindeki değişimin endeksidir. eşdeğerlik üzerinden işlemez. Örgüt. olduğundan büyük görünür. günü gelir yıldızlardan şiir çekmektir. yani genel ayaklanmaya. Örgüt. çeşitli din “alimleri” ve Abdullah Öcalan’dan beri hikaye anlatıcılığının kuvvetini biliriz. Bu batıllık bir armağan ilişkisidir. Mao’nun deyimiyle “stratejik denge” aşamasında. zira bu batıl her yerdedir. muğlak oldukları için özlemler başka bir zamansallığa yansıtılabilir.da çok hassastır ve acelesi vardır ama aceleci değildir: Genel bir otorite krizini zorlar ve o anı yakalamaya çalışır. kendisini ilan etmez ima eder. Bir ıraklık açısı deneyimidir. insanın kendisine bir sır üzerinden akisli bakışımıdır. bir özlem atfı düzlemini simgesel olarak kurar. En geç. sinestetik tesisidir. anlamın özlem üzerinden kurulduğu sırdır. nazardır. bir mecradır. ifade edilemeyen bir çoşku ve hüzün aynı anda yaşanır. Eksikliğin ruha havale edilip ondan güç almaktır. proletaryanın estetik. Fetullah Gülen. Kozmolojik zamandır. bir olaydır. candır. pratik eylem tekerrürleriyle çağrışımlı bir güç düzleminden insanın şifozresini derinleştirmeli. En geç Grup Yorum’dan beri pastoral imaların ne kadar iş gördüğünü biliriz. devrimci duruma bükülebilecek veya felsefi anlamda “olay” yaratılabilecek bir noktada devreye sokulur. hikaye anlatıcısıdır. modern romandaki anlam sorunu yaşayan insanın karşısına işletilebilecek bir kıssadan hisse koyar. Bunun hangi an olacağı kararı kılındıktan sonra. Bu batıllık özlemlerin ötelenip.

dört bir yandan hikaye anlatır. özerkleşmenin ilham perisidir. Asla onlarla örtüşmez. mesajını iletmek ve farklı yerlere etki edebilmek için hem farklı kesimlerle karşılaşır hem de deneyimlere dayalı olarak güçler dengesini değiştirir. tek bir konuya odaklanıp önünü ardını görememe riskine girer. yani yürürlüğe koyma diye bir şey vardır. Bu açıdan hep mesafelidir.Diziler de aslında modern roman görünümlü bir ideoloji işletir ve örgütler. dolaylı olarak mesaj verir. Ama itilen için hep bir muamma olarak kalacaktır. iç savaşın propaganda aygıtlarıdır ama çatlatılabilirler. komünizmin bir sırdaşlık olarak örgütlenmesini sağlar. Bir hayalet dolaşıyor komünizmin hayaleti! Hayal et diyor. sırdaş bul diyor. sırdaşlıktır! Ancak bu. komünizme çağırır. metin. bir şeyden yana çağrıda bulunur. Örgüt. Örgütlenmesini sağladığı ile özdeş değildir onu sadece itekler: Motivasyondur. O bir provokatördür. Bu örgüt. başka sırdaşlıklara mahal verir. zira bu durumda hem kurumsallaşmanın sıkıntıları hem de tematikleşme. Örgüt. Sırdaşlığa çağırır. Söz ile. sadece uzaktan ve mesafeden olan bir şey değildir. söylem ve estetik biçimleri (yeniden) kurgulayarak işletir. Gücünü görünmezliğinden ve sırlar silsilesinden alan bir iticidir. bütünü görmeye çalışır. bir ruh. Mahal verdiği sırdaşlıkları izler. örgütlenmeye çağırır. Bu sefer bir önder değil. Bilgisayar yazılımcılığı ile uğraşanlar bilir: İmplementasyon. Tefekkür ha171 menkıbe . komünizmi yaşa diyor! Komünizm batıldır. implementasyonu sağlar. saiktir. organik-örgütsel bir bağ kurmaz. sırdaşlığın şablonudur. Komünizmin bir algoritma olarak yürürlüğe girmesini sağlar. yap diyor. Bunu bir deneyim olarak dolaşıma sokar ve örgütlenmesini sağlar. O. solculaşır. görüntü ile eylem ile.

Mavi boncuk neredeyse gönül oradadır. hani biraz Fanon’dan biraz da Dovüş Kulübü’nden etkilenmemiş değildir. öğrenir.” Can verir. onu okur. kendi kadrosu olmadığı için “kitlelerden” daha radikaldir. İlla bir örgütlenme yapılacaksa bunu kendisi yapmaz bunu bir fikir olarak devreye sokup yaptırtmaya çalışır ve yapanları sürekli sıkıştıran lanet olur. dolaysız bir ilişkidir. 172 menkıbe . Onların kurumsallaşma eğilimlerine ket vurur. açılan her bir olanakla hem komünizmi giderek menfi değil müspet olarak formüle etmeye hem de burjuva toplumun işlememesini sağlar. onları zorlar. Olup bitenlerden öğrenir. Örgüt. kooperatiftir. komünizmdir. Sır. yaşamın nasıl olması gerektiğinin kolektif sorgulanışıdır. keşfetmeye çalışır. ebedir. afallar. menfi-müspet. çekingen ve çekilmiş bir bilgindir. Bu yüzden öz örgütlenmelerle özdeş değildir.linde dünyayı seyre dalmış. Ta ki. musallat olur. kolektiftir. bunun sadece bir deneme olduğunu bilir. hata yapar. dost meclisi (örgüt) ile Part-OrduCephe. proletarya-komünizm ilişkisini genel bir ayaklanma ve etik örgütlenmeye sağlam bir halde dönüştürene dek. bunun bireysel bir soru olmadığına işaret edendir. mücadele açısından işlevsel olmanın ötesinde çok dolaylı gibi görünen bir kozmolojik bir batıllık üzerinden aslında dolaysız bir ilişık kinin mümkün olabileceği bir düzlemdir. ceme kapı aralar cümle olmasını ister. “kitlelerden öğrenir. Her şeyi bilmez ama bildiği bir şeyler de vardır. birebir içinde olmadığı için. dağılabilir. anadır. Mao’nun karşı karşıya kaldığı sorun bu örgütün de sorunudur: Kurumsallaşma. emrine amade olur.

hani belki yapmak isteyen çıkar diye yoksa yapanlar var mı acaba? Sırdır. menkıbe 173 . bir tartışma zeminidir. Tüm bunlar söylendi. Zaten bu örgüt de bir tartışma düzlemidir.Tüm bu söylenenler bir denemedir.

.. İyi de. menkıbe Ha.” diyeceğiniz. hep arza hep arza. hem korkuyom hem mutluyum.” ğınız da iş olsa.... O ne be... Komite iyi çalışmıyor Başlatma komitene :D. öyle şekle şemale de girmeyin... bilemedim. yaptımomite.. Eh.. Ne iyi de? Neyse. anlatırız sonra. burayı bulduk işte.. özellikle size söylüyorum beyler. lan bir iş yaptınız ilaa böyle “komite” “momite....... tamam bir şey yapıyoz. Ya böyle sırdaş mırdaş deyip adamı hasta etmeyin.çatlamayın acelemiz yok Komünizme koşuyoruz sırdaş :D Çok komik.sırdır :p Ne biçim yer la bura? Tamam.. İlla fantezi yapacaksınız değil mi? Ne alakası var? Var ya bu broşür başımıza çok bela açtı? Niye fena mı oldu? Rutinden çıktık.- Daha çok yürüyecek miyiz? Biraz var. hem biz işbölümü mesele174 . Tamam kızım ya. allah kerim de. geldiniz nihayet ya Geldik geldik..Turşu getürrüüün.

Tamam.. Tamam...- siyle sorunlu değil miydik? Beyler.Fangi füngi yok Almanca şu demek İngilizce bu demek. artis artis yazılmış. Neyse ya.. Seni şimdi sana bi koyarım. bizden önce kim yapmış böyle bi şeyi. zaten tam ikna da olmaılmış. Ya şimdi bizim başımıza bir şey gelirse cenazemiz olmayacak mı Söz lan sana yapacağız Yok ya şimdi sır mır. buna birlikte karar verdik.. Hadiii. bir şey yok. Kızma be Özlem. en azından hayatımıza renk geldi. O kadar da koşuşturduk... emsali yok.. Ne olacak hepimiz işten çıktık. dım.. tamam abartmayalım da bu kadar da lakaytlık olmaz.. karşı çıkamıyorum ama tam da ikna olamadım. ne geldiyse başımıza ondan geldi.... canımızı ortaya koyacağız be! Biz neyin kafasını yaşıyoz. .biraz da ciddiyet. beyler nasıl konuluyorsunuz öyle ya. Biz o son broşürü şeetmeyecektik iyiydi. :D Tamam... kolay mı. Zaten işten çıkmışım. heyecanlıyız korkuyoruz da bu kadar stres yapmayalım. iste175 menkıbe ..... allahıma kitabıma :D neyse hadi başlayalım. kaç kere tartışacağız bunu. korku filmi gibi. Altı ay sonra bir toplantı yapıyoruz onu da berbat etmeyin.... acaba?. hepimiz gerginiz. Bunu şimdi mi tartışacağız..

.. Biz de gidip kerhaneye bakındık . “arkadaş beni buraya getirdi.ufak bir yer olduğu için pek Mobese göremedik.. Kazdık kazdık biraz da branda kamuflaj.. ne mayfa ne başka bir şey.... içeride yaklaşık on kişiler. Bir kere baştan söyleyeyim Ali’nin bu kanalizasyon işi yaş.. Ya acaba bizim gibi bu meseleleri konuşan başka birileri var mıdır? Neyse Allahtan bazılarımız zamanında işten ayrıldı. bulduk bir yer....nereden başlasak. orayı da görmüş olduk.. Türkiye’de herhalde öyle bir sistem yok ama yine de işimize yaradı. Biz de o civarlardaki dağlık bölgeye baktık.Konuştuğumuz gibi baktık bakındık. Ne güzellikler yaptınız anlatın bakalım.. iletişim meselelerini 176 menkıbe . Mehmet de öyle. Dur dur nasıl yaptınız... konuştuğumuz gibi. Temiz. Şincik.... Neden Bizim Ömergillerin kamulaştırdığı silahları o daracık yerlere zualaladık Nasıl oldu o iş.- - mem. Girdik. elektrik. :D Neyse..allah aşkına.. koşullar okuduğumuz şeylerdeki gibi... arxaaaş galiba fazla Ninja Kaplumbağları izlemiş..” dedim.... Kerhaneciler sizi. indik yani çok dar.. Sohbet ettik. ayıp olur diye gelememezlik edemedim ama benimki fıs.

uygun bir yer bulduk. Şimdi. :D Biz de sığınma evlerine baktık.. Hem bizim hem de onlar için... Hepsi kamulaştırma... ben de bunca yıllık garsonum. Neyse plaaaaannnn: Şimdi. Ha bu arada kamyoneti de zaten kamulaştırmış olduk.üstünü kapattık.. imkanları falan yokladık. kerhaneyi basıyoruz.Lazım olur.. Polis hala öyle sanıyor. Allahım. Nasıl...- hallettik..eee Ayşe de bunca senelik muhasebeci.. “Müşterileri” de zorla karşılarına diziyoruz. Şimdi orada bir ırmak da var. İki kamp yaptık. bölmeler yaptık ama giriş çıkışlar biraz labirent gibi. Betül zaten STK’larda geziniyor. Bulduk birkaç olanak... plakası değiştirildi. Götürdük..ambiyans falan. Kızların kimliklerini pezevenkten istiyoruz... Kadınları zorla aşağıya indiriyoruz. Allahtan mayfa meselesi.. Tamam planı gözden geçiriyoruz arkadaşlar: Bu da çok kurgu bir cümle oldu..yaklaşık üç halı saha büyüklüğünde. He o iş bende.. Altıma sıçıyodum. bunu bir daha yapmam... odalar da öyle. Buna senelik inşaatçıyım ilk kez böyle bir şaheser yaptım Sağol. Kuru bakliyat kamulaştırdık. Ba177 menkıbe . Götürdük... rakım yalnız biraz yüksek. gasp süsü verebildik. Meslek kursları..siz dert etmeyin... Kadınların kafasına silah dayayıp “son sözün ne?” diyoruz.

En kötü durumda pezevenkler arası çatışma. Bir de meseleyi ya firar-isyan karışımı bir şey olarak göstermek lazım. Doğru. beğensek de beğenmesek de olmalı. Kurşun kullanılırsa. 178 menkıbe . Çok “terör örgütü” kokar iş. balistik malistik sıkıntı olur. Not edelim o noktayı bir daha gözden geçirelim. hem insan öldürme deneyimleri. Yani.. Şimdi o işi daha net düşünelim.Bu silahların nereden geldiği belli. bizim kimliğe ve paraya ihtiyacımız olacak. Bu para çekme işinde yalnız dikkatli olmalıyız. sanki isyan çıkmış kızlar kaçmış gibi falan. Olmaz.onu öyle yapmayalım. kızlara zorla bu elemanları birbirlerine bağlatalım sonra tüm dükkana onlara benzin döktürüp yaktıralım.- - - kalım ne diyecekler? Sonra ellerine bir silah verip müşterileri ve pezevengi zorla vurmalarını sağlıyoruz..neyse. Bi dakka orada bir sıkıntı var. Mesele meçhul olsun. kurşun olmaz. hayır olur da. Kerhaneyi yakıyoruz. Maalesef.. dayattıralım ve kredi ve banka kartı şifrelerini isteyelim. bu elemanları öldürtmeden olmaz mı? Olmaz! Niye? Çünkü bu kızların bir yanını öldürmeleri gerek. Ya. heriflerden cüzdanlarını alalım. Kızları kamyonete bindiriyoruz. Kızlar kafalarına silah dayasın.. Ben derim ki. Birincisi.

- - Bi mesele daha var.o noktada duralım........ümidimiz o olsun ki çatışma çıkarsa ya yaralım ya maalesef 179 menkıbe . Aman arkadaşlar.. Bunu da sol bir şey olarak gösterip bambaşka noktalara çekmek lazım. Yakalanırsak? Siyasi savunma da yapacak mıyız.. hayır... onları da halletmek lazım.... Deli misin? Yani şimdi olmaz.. Zaten biz de maskeli olacağız. Kapıda polisler var. Vukuat var falan ayağına..lanet olsun bazılarımız maalesef gözaltına alınmış.sırrı ifşa etmek yok. Not ettim: V-u-k-u-a-t Devam. tamam yakalanırsak çatışacağız ama öyle çatışma niyetimiz yok... Şimdi biz baskını yaparken müşteri gelirse veya dışarıda sıra varsa? Şimdi zaten oraya önce polis kıyafetleriyle gelip alanı boşaltmak gerekir..adam bakacak solcu..... Ya bi de yol boyunca gözlerini kapatmamız lazım... En en olmadık durumda bakarız.... Belki Ergenekon falan gibi bir şey.. fevri davranış falan yok... Neyse bunu da düşünelim. bunları öldürecektik deyip böyle milliyetçi-islamcı olarak da kendimizi gösterebiliriz de..sert olacağız başta ama öküze bağlamaya da gerek yok. olmadı sol örgütlerden biri olarak kendimizi gösteririz... Heee lazım.

..götümüz atmıyor sanki... Şekerpare? :D Geyiği bırakın bir kere ya.. Belli olmaz.. Bizim arkadaşların hikayeleri hazır. Ah canııııım Tamam lan.. konuşma tarzları 180 menkıbe . Ben de seni. He kolaydı zaten.. Beritan var daha bir sürü şey var.... Tamam bu yaptığımız önce hiç denenmedi ama Kızıldere var.neyse. Lan abuk subuk konuşma.. Sen vurulduğunda ben mal mal bakmayacağım herhalde..Bizim kırsaldaki kampa gidiyoruz.. Zaten kırsalda “silahlı mücadele” yürütmediğimiz için sanırım rahat olacağız... Bizim üç kadın arkadaş “bizi de sokaktan topladılar” diyerek katılımcı gözlemde bulunacak.....Lütfen bunu da ekle.zaten otuz kere çatıştık otuz kere öldük..... Bu arada kan tahlillerini alıp bizim doktor moktor gerekirse sağlık durumlarını bir çek edeceğiz. Ben seni çok seviyom.. Bunu yapıyorsak çarpışmayı da bileceğiz...- - ölelim.Ben bu meselede ısrarcıyım arkadaş. Sana şimdi bir hareket çekerdim de..götümüz atıyor...tartışmamız ve ikna olmamız ya da hiç yapmamamız gerek! Devam ediyorum........Şaban’a bağladınız yine.. Yerleştiriyoruz. mesele zaten orada.sulandırmayın..

Bizim simgenin olduğu salonda toplayacağız. Hikaye anlatacağız. aralarındaki ilişkileri ve özlemlerini çözdükten sonra bir vaftiz töreni yapacağız. Eğitimleri deneyimlerine göre şekillendireceğiz. Hikayelerini. Birkaç tane olur. ahlak falan filan. Bence oraya mikrofon da yerleştirelim.. Gözlemleyeceğiz. Hangisi ne olmak istemişse. devam.. kefen. Eğitimlere başlayacağız. Eğilimlerine bakacağız. Evet bu meseleyi kurguladık. bizim hazır ol vaziyetimizin arasından geçecekler. Muhabbet edeceğiz. Eğitimleri buna göre şekillendireceğiz. Boğulmaya ramak kala çıkaracağız. özlemlerini vs.. Irmağa götürüp silah dayayacağız.- - hazır. Irmaktan çıkarlarken iki sıra oluşturup bir koridor yapacağız. Sonra birkaç gün daha kendi hallerine bırakacağız. Bir hafta sadece gözlemleyeceğiz. Sonra. Zamanla gıda temini için 181 menkıbe . Sonra ırmağa götüreceğiz.Sonra öldüreceğimizi söyleyecek ve birkaç gün bekleyeceğiz. daha rahat analiz ederiz. umarım iyi bir oyunculuk çıkarırlar. Tamam. Alnımızda da simge. Kozmoloji. Bu arada bizim kızlar onlardan biri olarak sorularla muhabbeti yönlendirecek. Bakalım ölüm karşısında özlemlerini nasıl ifade edecekler. soru soruyu açacak. sen artık O’sun diyeceğiz. “Suya girin yoksa sizi vururuz” diyeceğiz. Beyaz bir elbise giydireceğiz. öğreneceğiz. Ha bu arada yüzümüz sürekli kapalı olacak.

- kamulaştırma eylemlerine müsait olanları yanımıza alacağız.. Sonra uzun uzadıya bildiğimiz eğitim olacak.. etik..not ettim. Tabi diğer arkadaşlar da içeriden soru moru teşvik edecek. Birkaç kere bu olacak. Müzik. bol bol film falan. Eğitimleri de hazır. armağan ilişkisi. hayvan özgürleşmesi. resim. kısmen. Biraz da silah eğitimi. 182 menkıbe . kısa film atölyeleri falan işte. Tabi ki derdimizin ne olduğunu öğrenmiş olacaklar. Eee kadınlar ne kadar ağzını yüzünü kapatsa da gıda TIR’ı soyduğunda bunu nasıl gasp veya adli bir şey olarak göstereceğiz? Bu noktanın üzerinde duralı. Yani kendilerini tüm sırra vakıf sanacaklar. mücadele deneyimleri. basit bıçak gibi aletlerle saldırı ve savunma öğreteceğiz. kapitalizm. bilgisayar. Yüzü maskeli olan kadın arkadaşlarımızdan bir kaçı. Şimdi her şeyden önce uzun uzun muhabbet ve deneyim kıvamında ilerleyeceğiz. rastlaşma. yakın dövüş. Genel olarak hepsine bir savunma. Sonra eğilimlerine bakacağız. Genel kültür. Herhalde bütünlüklü olsun diye buna komünizm değil de kozmoloji deriz. Ama daha ziyade bu örgütün kadınların intikamını almak için falan kurulduğunu sanacaklar..” insan ilişkileri. hikayenin bir kısmını bilerek. “kadın sorunu. kendisinin de eskiden fahişe olduğunu kaçırıldığını ve işte mücadeleye katıldığını falan anlatacak.

Ancak. iletkenler kendilerini örgütçü sanacak. Nereden Yav talimlerimizden ve internetten öğrenebildiğimiz şeyler işte.. Çok komik. yerine getiremeyeceği sorum183 menkıbe . Genel olarak iki kategori belirledik. İkinci kategoride örgütçüler var... Tamam işte balık tutacaklar sonra eleştirel eleştirmen olacaklar. Niye ya silah zoruyla balık tutturacağız.. her birini çekip alacağız ve “sen bizdensin” diyeceğiz...şu armağan ekonomisi falan..- Kendimiz çok biliyoz ya Olduğu kadar.. İktidar kurana sorumluluk... :D Sonra bunları kadrolaştırma potansiyellerimize bakacağız.. Elek ardına elek koyarak bir şekilde bir şeyler yapabilecek bir potansiyel çıkarmaya çalışacağız.. Heee Neyse. İçim dışım olmuş ayrıntı be arkadaş.idare et. Hatta. Bakalım sır saklayabiliyorlar mı ve iktidar kurmaya ne kadar teşneler..allahım ya.. örgütçüler de kendilerini iletken.. bunları sosyal yaşama karıştırıp vermek istediğimiz mesajları yeri geldiğinde yaymaları içi değerlendireceğiz... Bir de kampta iş bölümü meselesini halletmemiz lazım.. sabırlı olacağız. Birinci kategoride “iletkenler” var.. Ayrıntılara takılma... En önemlisi kimseden vazgeçmemek.....daha ne... Polpot diyosun.

.. Görevleri şu olacak: Kadınlarla bir araya gelip. Ya. can vermek nedir.yani fal üzerinden yorum yapmak. kendisine toslayacak... biz bunları salacağız dünyaya.. Eee.. Diyorum ki bizim bunlarla dizi izleyip bunları yorumlamayı tartışmamız lazım. çocuk nasıl büyütülmeli.. Dizi işini tuttum. Şimdilik. kadın cinayetleri hangi iller ve ilçelerde nasıl dağılmış. en nihayetinde söylemleri içeriden çatlatmak demedik mi? Eeee Komünist bir perspektiften insan ilişkileri nasıl olur..... Nasıl.onun dışında bence fal da iyi bir yöntem. Neyse.. zaten orada sürekli değerlendirme yaparız. o oranda her birini bir yerlere yollayacağız. mücadele nedir.- luluklar üzerinden ceza keseceğiz. Baktık. hane içinde ne yapmalı. muhabbet kurup gün düzenlemek. Evet ama propaganda yapmamalılar.. 184 menkıbe .. Meslek edinmelerini ve hayatlarını idame ettirmelerini sağlayacağız...fal en nihayetinde bir imalı mesaj aracı... Bizim bu dizi işini araya sokmamız lazım. soruları birkaç perspektiften sordurtup tartıştırabilmeliler. Kısacası. neyin muhabbetini yapacaklar? Anlamadım. aşk nedir. doğru en güzeli dizi üzerinden bunu yapmak ve yaptırmak... propaganda yapmak... meta ilişkisi nedir.

eski “orospular” çıkacak.... Bu yüzden biz bunlarla eğitimleri tamamladıktan sonra aynı baskını bir kadın sığınma evine düzenlememiz gerekir. sırlar keşmekeşi... Bir musibet bin nasihatten iyidir. Şimdi..fal bakılsa orada ama masalarda gizli mikrofon olsa.bir kadınlar kahvesi olsa.. Kafe işi çok uçuk ve çok “kurum” mantığı da....kadın programları da önemli.çoook derinleçoook mesine değil ama... Tamam. bu işin üzerinde duralım... Bu sefer aynı ırmak mırmak prosedürü olacak.. Sığınma evine aynı baskını onlarla yapacağız... katılımcı gözlem falan işlerini aktarmamız lazım...öyle bir yöntemle mesaj iletilse.hani konuşuyorduk ya. Evet...- Evet evet...onlardan öğrenecekler.devam ediyorum.Aile falan kurmak....Sır içinde sır.ama bu baskın zaten daha az şiddetli olacak.... okuduğumuz anlatılardan anladığımız şu: Bu kadınlar bu işi yapmasalar aile kurup “normal” kadın olmak istiyor.bunun karşılığında bizim kızlar da “normal aile” ney185 menkıbe ....... Ama karşılarına güçlü.. Yine orada bulunmamış üç arkadaşımız kaçırılan kadınlar arasında olacak..... Tamam tüm bu meselelere baktığımızda bizim bir antropoloji. yani kendileri de sırra ermiş hissedecek ama sırrın tamamını bilmeyecek.. umarım sıkıntı olmaz.....

.öyleyse hoş bir muhabbet olsun ama bunları yapmayalım.. bakalım parmakta yüzük olunca ne kadar çirkinleşebiliyoruz. Bir şey daha var... Hem ilk gruptan hem de ikinci gruptan kadınlar arasındaki bizim arkadaşlar örnek birer tip olacak. Ha...bir nevi bizim değerlendirmelerimizin ete kemiğe bürünmüş hali. yani hatalar yapacaklar.. şimdi bunları arındırma prosedürünün 186 menkıbe .boşuna dost meclisi demedik. eyvallah da bir yemin falan mı etsek ne Yemin edip ne napcaz.Yani hikayeleri çarpıştıracağız. bunu bizim aramıza sokmaya çalışan olursa valla affetmem... bu Betül zaten Gollum’a benziyo Allahıma kitabıma bakın bu sır mır diyoruz.......- - miş öğrenecekler..tüm bu esnada bizim elimizde büyük bir güç olduğu için birbirimizi sınayacağız. Gollum işte ne olacak.hiçbir konuda garantimiz yok bu konuda da birbirimizden şüphelenmeye değmez. örnek gelişim gösterecekler ve eleştirdiğimiz ne eğilim varsa onun bokunu çıkarıp millete bundan gına getirtecekler en güzel eğilimleri de gösterecekler... Yok.:D Sen devam et.. La bak... la bokumuzu biliyoruz öyle şey olur mu Yazılı hukuka karşıyız...bizim için de bir yüzleşme olacak. Ben küser giderim Yok..

. Allooo....özetin bokunu çıkardık... Ha ciddiyete gelmişken.. Ya o konuyu açmayın.... Ya konuştuk ya o meseleyi..... Maden zamanı.....kozmoloji meslesi.yani kendilerini biraz başka bir dünyadan hissedecekler.. Coşku ve korku karışınca bunun kafasını yaşıyoz demek ki..hepimiz öğrendik..özebiliyoz.. Aşklan değil miydi o yav... Eğri büyrü önemli değil.... tamam........... Deermişim.içim şişti be.. mekanı..bu muhabbet tarızını orada da sürdürmeyeceğiz hehalde.. Evet o yüzden iletişim dilini. Evet..... He.biliyoz.. . Şimdi işlev deyince tabi boyut meseles. bağlamı kırıyoruz Yakışır valla.Topaloğlu Obama’ya İngilizce şarkı yapınca oluyo :D 187 menkıbe .baştan örmeye benzer devrimci olmaaaak. Esperanto öğreteceğiz. Arkadaşlar biraz ciddiyet.işleve bakacan. Niye sen güzel konuşuyon..Bizim bunları “temizlememiz” gerek.sapıttık. Hayır biz bunu öğrendik de acaba doğru mu konuşuyoz. diyosun........ Neyse bizim bunlara bir dil öğretmemiz icap edecek.....arınma meselesi....- bir yanı daha var....tek tek tabi konuşacağız..

..zaten tehlikeli..temiz bir biçimde....- - Peki....gidecekler kadınların arasında yer alacaklar.. kendisine talimat olarak geri dönecek. Gönderdiği rapor. bu kampta bir nüfus sorunu yaşamayalım...kadın başlarına bir işyerinde veya mahallede zor olmayacak mı? Bunu süreç içerisinde değerlendirelim.. biz bu kadınlara meslek falan edindirip salacağız da.karmaşık bir rapor-emir sistemi tasarladık.kampı lağvediyoruz. Kamp gün yüzü görmediği için idare ederiz ama bize karşı olası bir komployu da bertaraf etmeliyiz.zaten gerekirse başka yere başka kamplar kurarız.. Bunlara görevlerini verdik.Hem dışarıdan hem içeriden. bunlar gittikleri yerlerde nasıl kabul görecek.... 188 menkıbe ....Belki bir çocuk yetiştirme yurdu ve erkeklerin de olduğu bir sığınağı basmamız da gerekebilir.. mesela bir eş bir çocuk lazım değil mi. çünkü emir aldıkları yerin burası olduğunu sanacak ve bundan da güç alacaklar.. Neyse..bunları saldık ve yerleştirdik..devam ediyorum. yani aslında kendi kendisini yönetecek ama haberi olmayacak.... şimdi bunlardan her biri gitmeden önce adını bilmediği başkalarının sorumlusu olduğunu sanacak..ama o kaçırdıklarımız bunu bilmeyecek.. Arkadaşlar...hatta birkaç kamp var sanacak..... ama talimat hep “biz” diye formüle edilmiş olacak.

salalım biraz ya.. Kampı lağvettik.. yani kendi yazdıklaını topluca iletip tartışma yaratcağız.Anlatılan şeyleri sanki onlardan biriymişiz gibi deneyim üzerinden eleştireceğiz. Bazı dönemler “biz”in gelişimini görecekler.. Ya işte bak o tehlikeli....birkaçımız psikolog olacağız.. yereceğiz. İşyerlerimize..zaten kimse kimsenin nerede olduğunu..burada mobbing. hayatımıza döndük....bu hem bir mahallede hem de daha merkezi bir yerde olacak.. elimizde bu kadar güç ve sorumluluk olursa sıçtığımızın resmidir....- - Şifreleme sistemi dahil bunun algoritmasını yazana kadar göbeğim çatladı.. 189 menkıbe .. Bu sefer... işte iş hayatının sıkıntıları.. genel hayat sıkıntıları falan ele alınacak iki psikoloji merkezi açacağız..kafayı yesinler.....Ama isteAma mesek de arada biz parazit yapcaz galiba..bunlar aslında kendi kendilerine yazdıkları raporlar olacak ama biz de burada araya gireceğiz..öten olur diye.polisin eline geçse dahi zaten herşey anonim. düzeltmemiz gerekebilir..... kimliğini bilmiyor... Aralarında doğrudan bir iletişim sistemi yok..şansımız yaver giderse....zaten bu kırk yılda bir olacak. bir psikoloji merkezi açacağız.kongre misali. teşvik edeceğiz.bir derleme sunacağız. çünkü bazen çok saçma cümleler çıkıyor...bu yaklaşık altı ay ila bir sene sürer.gömülmeyelim bu meseleye.

İzledik.....lazım olabilirler. hem beyaz yakalı hem enformel elemanlar olsa iyi olur...hem kaçacakları ve güç aldıkları bir yer olacak hem de ölüm korkusu..........kurum açmayalım.Bir karma çalışanlar örgütü de kurduk mu....yine aynı hikaye baştan. İzleyeceğiz.... gelişimin bir yerinde bir psikoloji seansı basılacak.. Sır içerisinde sır örgütleyeceğiz..bir köşede dursunlar. yapıyorlar mı yapmıyorlar mı.açılmasını sağlayacağız..Dövüş Kulübü misali Hatlar karışmasın. Böyle böyle.o merkezi biz açmayız.....- - - Yok... zaten tek tek ve çok uzun zaman aralıklarıyla bunları geri yollayacağız. gündelik tartışmalar falan yapacak..bakaca.STKcılar falan onlara yaptırtalım...bakaca190 menkıbe . Baktık durum müsait...bunların raporlama sistemi bizim kızlarınkiyle aynı olmayacak. ötseler bile birbirlerine zarar veriler ki bu durumda öldürüleceklerini sanacaklar...biz sadece katılımcı yollarız... Yine kırsala.takipettik........bu dengeyi iyi yakalamalıyız... Döndük.. Döndük mü hayatımıza.Zaten ölüm korkusunu diri tutmalıyız..Kızların bir kısmını bu işe katacağız.karışmayacağız. Bunlar sadece kendi hayatlarına geri dönüp kendi etraflarında psikolojik tartışmalar. iki yıl içerisinde Türkiye çapında yaklaşık yüz civarı kadro olacak.yine lağvettk.karışmayacağız....

çocukları da kendile191 menkıbe .zaten yazışmalara bakıyor olacağız... başörtülü.birisi daha çekingen.can man...aralarında o kadın da var...bunu gösterin ilişki ağınızda...ama en nihayetine son vasiyetim diyor.derdini anlattı.diğeri daha dominant. dedikleri..işte ben diyor.fiziki takip de gerekirse olur.........yine mutfak.karışmayacağız.bizimkilere bir talimat....bir tanesinin başı açık.neyse işte özerkleşme falan filan meseleleri..... sosyal medyada bir video.işte allah....... gün yapıyorduk.bu arkadaşımız bize geldi.....özlemler. Tepkilere bakıyoruz..kadının biri...tartıştırın diyoruz..- - ğız....kendi kendilerini hem de ferdi olarak yönetecekler.koca...şöyle böyle.ha bu arada yüzünü peçeyle kapatmış...diyor.işte diyor........kirli bir webcam kaydı.diyor ya o ya ben..özerkleşme eğilimi kuvvetleniyor bu anlatıda.allah...bu sefer üç kadın... Sonra bir video daha...Bunlar bizim kadromuz değil.karman çorman...ben bunu keseceğim diyor.neyse özet şu..... diyor ben intihar edeceğim..aralarında yaş farkları da var...çocuklar. ben yapamadım.... Sonra aynı kadınlı bir video daha...yayın. Bakıyoruz tepkilere.bizim de başımıza bela bu herifler.anlatıları okuduk bir metin çıkardık.. mustafa kemal. Sonra.....neyse en çekingeni zamanla açılıyor daha kararlı konuşuyor.daha dominant olanı bastırılıyor falan....bir mutfakta.diyor ki...

Süreci izleyeceğiz. bizimkilerinde yayıp tartıştırmasını sağlyacağız.birlike ufak tefek işler yaptık para biriktirdik..kaynana gibi olmak istemiyoz..başka bir hayat kuruyoruz.....bu videolardan sonra bakacağız ZAMAN gazetesi....o yüzden şimdi dolaşıma sokmayı tartışmayalım onu.kıza zulüm falan. eğer ciddi bir kuvvet açığa çıkarsa onu nereye bükeceğimizi tartışacağız....gerçekten ona daha çok olabilir...Mobeselere başörtülü görüntü verecek şekilde ve ancak birkaç kadının yan yana gelip ya192 menkıbe ..yani orada bulunan ve ilk videoyu çekeni....kaçacağımız yeri hazırladık.........bu arada şöyle bir şey olacak....strateji buraya kadar..ha bu arada hepsinin yüzü kapalı.... O simge meselesi hassas.eğer çok çok ciddi bir dinamik açığa çıkarsa...evi gelip basacak akrabalar olur diye kendi savumamızı hazırladık.kendi kocalarımza sadece bunu ima ettik.neyse herifi bıçakladık. işte neyse başka şehirden arkadaşlarla konuştuk.örgütlenince oluyor demeye getireceğiz.....çocukları da kaçırdık.belki simgeyi devreye sokarız.özellikle oğlanları..Videoyu yayacağız.falan yani.Gerekirse bir savunma timi falan olacak..ama bu herif peşini bırakmaz dedik...- rine benzetiyorlar.... Akit falan ne diyor..işte günde para topladık. ama amatörce....şimdi güvendeyiz..yamuk yaparlarsa..... kaçıracaktık bir yerlere arkadaşımızı.. Ha.......

onu gözbebekleri gibi aziz tutacakları ümidimizi henüz yitirmedik.... Bunun dolaşıma girmesini ve tartıştırılmasını sağlayacağız ...normal şirket görünümü altında kooperatifler..ya bu gazetelere ya da AMK’ya ufak çaplı amatörce mi amatörce bir saldırı..hem sola yem atacağız entelektüel tartışmalarla hem de kadınların yorumlamasını ve buradan etki yaratmaya çalışacağız.- pabileceği şekilde asla bir “terör örgütünü” çağrıştırmayacak bir eylem koyacağız. Geleceğin ilme....savumanın da ötesinde.... gizli kreşler falan kurulur. hakikate uyanmış tali›li nesillerinin...bu adımlar esnasında örgütlenmelerin seyrine ve tepkilere bakacağız.. iğfal edilip çirkeflere düşürülmeyecek kadar muallâ bir cevherdir. ************* 193 menkıbe .. sonra bunun ateşini başka yere yaymaya çalışırız..... –Fetullah Gülen Hoca Efendi” Belki Mustafa Kemal’den de bir laf falan buluruz.nereye kanalize edebileceğimizi göreceğiz...bu işi bir noktada kadınlardan da çıkarmak ve kadınların da başka bir hayat kurmasını sağlayabilmek gerekecek. Yok o çok karışır.tek bir not bırakacağız: “Kadın.işte belki raporunu aldığımız öne çıkan kimi kadınları kaçırırız..bakalım.. irfana. Burada eylem söylemi aşar zaten.bir sır veririz.

bizimkiler.....bugün işimiz var. Kalk hadi kalk.....- Betüüüül Ööö Hadi hadi kalk... garip garip bi şeyler... Eee toplaşcaz ya bizimkilerle Ne toplaşması ya.. Ne işi.ya tam da rüya görüyordum... Ya rüya görüyordum. İşe gitmeyecekmisin bugün? Lanet olsun gitcem. kadınlar. Muhabbet. Bugün müydü o? menkıbe 194 ... toplantı gibi....

.

evrendir. yani demokrasiye başkaldırı çağrısıdır.menkıbe Olup bitenden kurtulmanın ve komünizmde örgütlenmenin beyannamesidir. Kısa devredir: Ayşe Paşalı’da Deniz Gezmiş’i görme girişimidir. Candır. Statükoya ve iktidara aşık bir solun içinden çıkıp ona sırt dönmenin adımıdır. . armağandır. Kapitalizme.