Ömer Seyfettin - Asilzadeler Tarayan Yaşar Mutlu ASİLZADELER (Bu ciltteki Hikâyeler) Efruz Bey.............................................5 Asiller Kulübü (Asilzadeler).............

58 Bilgi Bucağında.................................. 93 Açık Hava Mektebi............................130 Gayet Büyük Bir Adam …………….165 Şîmeler................................................172 Sivrisinek............................................188 Ashab-ı Kehfimiz................................195 İNKILÂP ve AKA BASIMEVİ — istanbul -1975 EFRUZ BEY FANTEZİ KOMAN Bu küçük romanı Efruz Beyefendinin kendisine hediye ediyorum. Sevgili Efrus! Hayatından şu birkaç levhayı yasarken ihtimal biraz mübalâğacı göründüm. Ne yapayım? Bu benim mizacım... Bunun için kızma. Beni affet! Hem emin ol kir maksadım ne seni tahkir,, ne de maskara etmek... Hakikati görüldüğü gibi} edebiyat yapmadan yasmak istedim.'Muvaffak oldum mu? Bilmiyorum. Fakat okuyunca samimiyetimin derecesini herkesle beraber sen de anlayacaksın. Herkes seni -bizzat kendi kadartanır, Efrus'cuğum, bugün hiç kimse sana yabancı değildir; çünkü sen "hepimiz" değilsen bile "hepimizden bir parça" sın... HÜRRİYETE LÂYIK BİR KAHRAMAN Ahmet Bey kaleme girince arkadaşlarına şöyle bir baktı. Güldü. Boyun kırdı. Başını salladı. — Nasıl, gördünüz mü? dedi. Yirmi dört saat evvel Allah'tan ziyade Abdül-hamit'ten korkan kâtiplerin henüz benizlerine kan gelmemişti. Hepsi, yeni geçmiş bir fırtınanın kapalı yerlere savurduğu
www.cizgiliforum.com Sayfa 1

sonbahar yaprakları gibi solgundu, içlerinde korkunç bir "şüphe" çarpıyor, soramadıkları bir "acaba?", sökülmez bir hıçkırık ıstırabıyle boğazlarına tıkanıyor, dalgın dalgın birbirlerine bakışıyorlardı. Ahmet Bey koltuğuna oturdu. Parlak beyaz kolluklarını yenlerinden fırlatan hususî bir hareketten sonra fesini çıkardı. Masasının üstüne koydu. Bir çelik yay gibi kuruldu. Kabardı: — Yoksa hâlâ haberiniz yok mu? diye tekrar güldü. Bütün kalem ondan bir "Babıâli kuşkusu" ile korkardı. Bir sene evvel iki bin beş yüz kuruş maaşla "bâirade-i seniye" (1) gelen bu beyi âmirleri hafiye, madunları "Jön Türk" sanırlardı. Kendisi Galatasaray'dan, Mülkiye'den.. bazan da aşiret mektebinden birinci çıktığını, mabeynin emri üzerine diplomasiyle altın maarif madalyası verilmediğini söylerdi. Âmirlerinin itikadınca bu "altın madalyayla diploma" mabeynde, başkâtip paşa hazretlerinin çekmecesindeydi. Eğer bu diploma (1) Bâirade-i seniye : Padişah emriyle.

Ahmet Beyin elinde olsaydı hemen Avrupa'ya kaçacak, yedi düvelden hangisini isterse birisinin hizmetine girecek, maazallah... Efendimizi rahatsız edecekti! Fakat hariciye dairesinin koridorlarında ödlekliklerine rağmen yine dedikodu yapmaktan çekinmeyen züppeler Ahmet Beyin Galatasaray'dan kovulduğunu anlatırlar, her tarafa yayarlar, arkasından alay ederlerdi. Pek gençti. Pek yakışıklıydı. Pek kibardı. Pek zengindi. Pek âlimdi. Pek edipti. Kimin nesi olduğunu kimse bilmiyordu. Ama herkes onun görünen şekline inanıyor, ihtiramda kusur etmiyordu. Son numara bir moda gazetesinden canlanarak hayata fırlamış canlı bir resim kadar şıktı. Sağ gözüne taktığı soğan rengi tek gözlüğünü düzelterek : — Hepiniz korkuyorsunuz, be! dedi, yoksa haberiniz yok mu? Çekirdekten yetişme tam bir Babıâli mahsulü olan köse mümeyyiz, sanki hiç bilmiyormuş gibi sordu : — Neden haberimiz olacak? Ne var? Ahmet Bey, en müşkül mevkilerle en tehlikeli zamanlarda yaptığı asabî bir hareketle gözlüğünü tuttu. Yavaş yavaş doğruldu. Ayağa kalktı. Mümeyyize dik dik baktı. Acaba bu bir "istibdat" taraftarı mıydı? Lâkin ne cesaret!... — Hürriyetin ilân olunduğunu daha duymadınız mı? diye haykırdı. Kalem halkı, bu zavallı iki cami arasında kalmış beynamazlar ne yapacaklarını şaşırdılar. Biraz cesurları bu korkunç Jön Türk'ün ceplerinde
www.cizgiliforum.com Sayfa 2

boğucu gazlar çıkaran küçük küçük müthiş -komprime-bombacıklar var sanıyorlardı. Bazan bıyık altından "cehennem leblebileri" dediği bu bombalardan ya kızıp bir tanesini ortaya atarsa... Bir anda Babıâli dünya yüzünden silinecek, bir mezar, harabe olacaktı! Lâkin eski buruşuk istanbulinli* köse mümeyyiz, öyle denemeden kuru gürültüye papuç bırakır takımından değildi. İri, -hem o vakte göre- şahane burnunu kaldırdı : — Sizin gibi bu sabahki gazeteleri biz de okuduk oğlum, dedi. Ahmet Bey, yine hiddetle sordu : — Hiç bir şey anlamadınız mı? — Ne anlayacağız? — Hürriyetin ilânını... — Hangi gazetede? — Hepsinde. Mümeyyiz sıska sarı elleriyle titreyerek masasının sol gözünü çekti. İki gazete çıkardı. Tehlikeli bir şeymiş gibi yavaşça önüne koydu : — İşte Sabah* ile İkdam...îlânat taraflarını bile okudum. Öyle hürriyete dair bir şey yok. Hürriyetin ilânını ilânat sahifesinde aramasında ne nükte olduğunu anlamayan Ahmet Bey bunu mümeyyizin hakaret etmek istemesine yordu. Çöllerin payansız sükununa haykıran erkek bir aslan gibi kükredi : — Siz artık bu devre lâyık adamlar değilsiniz. İlânat sütunlarında hürriyet ilânı arıyorsunuz. Hayır, hayır, hayır... En başa bakınız. Orada bir tebliğ var. İşte .bu tebliğ hürriyet ilân ediyor. * istanbulin : Tanzimat'tan Meşrutiyet'e kadar kullanılan yakası kapalı, yırtmaçlı bir çeşit redingot." * Sabah, ikdam : O zaman yayımlanan iki gazetenin adı. Kâtipler önlerine bakıyorlar, her ihtimale karşı bu tehlikeli münakaşayı hiç işitmiyor gibi davranıyorlardı. Mümeyyiz kırmızı çuha kılıfından gümüş gözlüğünü çıkardı, taktı. Sabah'ı açtı. Tebliği buldu. Okudu. Sonra Ahmet Beye döndü. — Kanun-u Esasî hakkındaki tebliği mi söylemek istiyorsunuz? — Evet. — Fakat bu tebliğde hürriyete dair bir şey yok.
www.cizgiliforum.com Sayfa 3

." dedi. Yarın hürriyeti kabul eden bütün Osmanlılar arkasından geleceklerdir. Soluğu kalemde aldı. Fakat nasıl olduğunu bilmiyordu. münasebette bulunduğunu sakladığı hamisi paşa dün gece "ubudiyetini arzederken" (2) kendisine : — Yarın hürriyet ilân olunacak. O ana kadar tamamıyle mabeyne mensup geçinen Ahmet Bey velinimetinin konağından çıkarken o kadar "hürriyetperver"di ki yanında Namık Kemal'le Mithat Paşa halis istibdat taraftarı kalırlardı. uzak yakın piyano sesleri işitiliyordu. kâğıt. kölesi olduğunu bildirirken. Bu müjdeyi ilk haber alan kendisi olduğu için sonradan duyacaklara karşı ruhunda büyük bir faikiyet (*) duyuyordu.— Siz hürriyeti ne sanıyorsunuz? İşte Kanun-u Esasî. ıslak tavuk kokusuna benzeyen bu ağır havayı tebahhur ettiriyordu. mürekkep. Evine doğru yürüdü.. Ahmet Bey o gece hiç uyuyamadı. Köse mümeyyiz geniş bir nefes aldı.. Bu Jön Türk rezillerinin zaptı kabil olamayacağını anlatmak istedik.com Sayfa 4 . sigara. böyle mesut bir günü bu kadar hasretle. demişti. Allah akıbetimizi hayreylesin.. Böyle âli. Siyah bonjurlarını giyindi. Halbuki o ta yerinden. (2) Ubudiyetini arzederken : Bağlılığını bildirirken. Bütün istanbul halkına. çal oynasın. Astarı parçalanmış kalın kahve rengi perdeli büyük pencerelerden sıcak bir yaz havası. Nişantaşı'nın daha bir şeyden haberi yoktu.. (1) Müseddes : Altıgen. Her günkünden daha şık oldu. saz âlemleri devam ediyor. yerinde duramıyordu. yani mabeyinden haber almıştı. Efendimiz emretti. Bunları düşüne düşüne sabahı dar etti. hâsılı herkese bugün faikti. müseddes (1) şeklinde ince uzun bir kibrit kutusunu andıran karanlık kaleme giriyor. Kâr etmedi. Ahmet Bey terliyor. bütün Türkiye'ye. Beyaz eldivenler taktı. Kanün-u Esasî hürriyet.cizgiliforum. "Tam resmî olmayayım. Bu sahiydi. Komşu konaklarda vur patlasın. bu kadar iştiyakla beklediğinin şimdiye kadar niçin farkına varmadığına şaşıyordu. nefes kokularının rutubete karışmasından hâsıl olmuş ağır bir havayı. demektir. O kadar önüne geçmek. www. Herkesten ismini. Görüyordu ki hâlâ kalem şüphedeydi. Sokak tenha idi. Kulu.

cizgiliforum. Asla. (*) Salname : Yıllık. Ahmet Bey onunla. Bir senedir gayet büyük bir adama mensup görünmekle zımnen tehdit ettiği köse mümeyyize tekrar sordu : — Demek mümeyyiz Bey. Mümeyyiz.. Zira yaz kış Büyükada'da oturduğu için öğle paydosundan on dakika evvel gelir. Bu şişman. her sene resmî salnamenin (*) en başına basıldığını söylüyorken kalemin müdürü girdi. Mabeyne mensup bir adama mensup bir kadının süt kardeşine men-supluk sayesinde devamsızlığı bir kusur sayılmıyordu.. Arabada gelirken İkdam'ı baştan başa okumuştu.. Kanun-u Esasî tebliğinden başka bir şey yoktu. siz bunun hürriyet olduğunu anlayamadınız ha? "O vakitki Babıâli zihniyetinden hariç" hiç bir şeye ihtimal veremeyen mümeyyiz : — Bu tebliğden ben hürriyet gibi şeyler anlamam. Kaleme bugün nasılsa erken uğramıştı. Kanun-u Esasî zaten vardır. Çünkü.. Maiyeti kâtipler müdürlerinin ne mükemmel. dedi. kendi kendine.. diğer kâtiplerden daha ziyade teklifsizdi.. Zavallının haberi yoktu. öğle paydosu daha bitmeden kalkar giderdi. Hatta gazete okumak âdeti olmadığı için tebliği bile görmemişti. fikri son derece mahdut bir beydi. Morardı.(*) Faikıyet : Üstünlük. Ahmet Beye yüzünü çevirerek : — Rica ederim. — . Fakat. Onlara da dönerek : www. Kalemdekiler daha Kanun-u Esasî tebliğinden bu mesut manayı çıkaramamışlardı.. esmer. Fakat başka şeye.com Sayfa 5 . Kanun-u Esasî demek kâfidir! diyordu.. Bizim vazifemiz her şeyden mukaddestir! dedi. tam yerinden haber almıştı. "Hürriyet lafını işitince kızardı. işte. Onu da yokladı. Sonra sarardı. Kanun-u Esasinin zaten mevcut olduğunu. Onun tatbikini tekrar tebliğ etmek yeni bir tensikat hareketine delâlet etse gerektir.. ne gaffar adam olduğunu zaten bilirlerdi.. böyle şeylerden bahsetmeyelim. haberleri yoktu! Halbuki o. Çünkü. Beyazlaşan dudakları titremeğe başladı. Evet.

ben âmirinizim. Hepsine kulak misafiri oldu. Bütün kaleme : — Acele etmeyiniz. Tek gözlüğünü tekrar elledi. Çıkmadan durdu.cizgiliforum. başına çıkıyor. "âdetleri veçhile" Fransızca konuşuyorlardı : — Jö no kuruva pa. amma pek iyi -yani hiçarılamıyordu.. saçlarının arasına dağılıyor. sonra ensesinden sanki kaynamış bir su gibi belkemiğinin hizasından akıyor. imkânı yok. kollarını bir idman taliminde imiş gibi hususî bir ahenkle sallayarak kapıya doğru yürüdü. Konuştuklarını işitiyor. Bu kelimeyi çok işitmişti. Kendini dinledi.. Hariciye tarafına geçti. Kapıları önünde kalem beyleri dolaşıyorlar. Orada biraz hayat vardı.— İşlerinize bakınız. sö ne pa posibl (Fransızca: C'est bien..(2) — Didon. Elleri cebindeı hürriyetin Fransızcasını böyle derin derin ararken "kahramanlık.. gösteriş" damarlarının birdenbire kabardığını duydu.. İnsanın en büyük saadeti vazifesinin ihmalsiz icrasıdır! Haftada bir iki defa günde on dakika kaleme gelen bu herifin vazifeden bahsetmesi Ahmet Beyin canını sıktı. Kendisi için bu budalaların arasında bir dakika geçirmek artık b: r asır kaybetmeğe müsaviydi. Yanaklarından başlayan bir sıcaklık şakaklarına. Hepsi uyanacaklardı. lâbada. (4) Se biyen. Belinden aşağısını www. "leblebi" gibi bir isimdi. beyler! emrini verdi. Jimnastikle kabarmış göğsünü daha ziyade kabartarak. benim gibi vazifeperver olunuz. Çok işittiği şeyi pek çabuk unuturdu..com Sayfa 6 . Babıâli'nin koridorları her vakitkinden daha tenha. Dışarı atıldı. (3) Didon (Fransızca: Dit-on): Söylendîğine göre. Yarın görürsünüz! diye haykırdı. ' Leblebi.. Lâkin yarın. Hayır! (1) Jö no kuruva pa (Fransızca: Je ne crois pas): inanmam.. Fesini giydi.. Aralarında gezindi. sö ne pa posibl..(3) — Se biyen.(4) Ahmet Bey birisini arıyormuş tavrını takındı.. işte hepsi uyuyorlardı.gibi duruyordu. leblebici. "Hürriyet" in Fransızcasını hatırlamağa çalıştı. (2) Set ön blag (Fransızca: C'est un blague): Bu bir yalan.(1) — Set ön blag. Ayağa kalktı. de n'est pas possible): Doğru. Ama zekâsının tuhaf bir hususiyeti vardı.

Evet. Birden. tir tir titriyordu. deliriyor. Ahmet Beyin tutulmadığını. Beyoğlu'nu karıştırdı. Ah. Göğsünü şişirtti. Kalem kapılarından vü-cutsuz başlar göründü. Merdiven başlarında. Yarım saat içinde bütün Babıâli yerinden oynadı. şurada : — Yaşasın hürriyet! diye bağırsa ismi tarihe geçecekti. Düşünüyor.. müdürler." sandı. kendisini tutamadı.. Sadaret'e koştu... bir arteziyen şiddetiyle taşıyor..tutuşturuyordu. Yaptığı deliliğin dehşetinden birdenbire ödü kopan Ahmet Bey narasını tekrarlayınca koridorlardan herkes kaçıştı. çeneleri kilitleniyordu. Artık katiyen ne yaptığının farkında değildi.. meydanlarda.. öyle bir fevkalâdelik duydu ki hükümetin bütün ordusu önüne çıksa "bir hamlede yere geçireceğim. Adetâ karardı. kendini bir daha bulamayacak derecelere geliyor..cizgiliforum. vatandaşlar. Köprüyü geçti. Ahmet Bey Babıâli'de birinci defa olarak bu kelimeyi haykırabildiği için ruhunda öyle bir büyüklük. Hürriyetin kollarına atılınız. Kendi iradesinin haricinde. öyle dehşetli laflar söylüyordu ki. Ahmet Bey kendini kaybettikçe kaybediyor. Bir saat sonra.. Etrafına müsteşarlar. Sarhoş gibi gözleri dumanlanıyor. O coşuyor.. Şimdi. nazır odalarının önlerinde haykırdı : — Yaşasın hürriyet! Kapıcılar onu delirmiş zannıyle polise gönderiyorlardı. Evlerine kaçan vükelânın daima toplandığı büyük meclis salonundaydı.com Sayfa 7 . fışkırıyordu : — Geliniz. geliniz! Benim yanıma koşunuz. Ellerini kalçalarına koydu. Öyle küfürler savuruyor. Şûrayı Devlet azaları filan toplanmıştı. Babıâli'de birinci defa bu mukaddes kelimeyi çınlatmak. bir şeyler oluyordu. Bunu ma-beyn tarafından kurulmuş bir tuzak sanıyorlardı. kalbi göğsünü çatlatacak gibi çarpıyor.. Gözünü dumanları içinde sayısını göremediği bu müstebitler ordusuna karşı avazı çıktığı kadar bir nara attı : — Yaşasın hürriyet! Bir an herkes sustu. onu kımıldatıyordu. Eski idareye lanetler: Lanetler olsun. boyuna "Yaşasın hürriyet!" narasını bastığını gören kâtipler yavaş yavaş onun etrafında toplanmağa bağladılar. bu ilân ettiği hürriyetin yegâne faili kendini sanıyordu. Dahiliye tarafına. Bu zelzele sokağa aksetti. Gözleri daha ziyade dumanlandı. www.. ne olduğu bilinmez bir kuvvet içine girmiş.

com Sayfa 8 . İşte bütün hükümetin erkânı rükûa yakın bir vaziyette karşısındaydı. hulefalar(2). bu müsteşar. Meclis içindekiler : — Ey kahraman-ı hürriyet! İstibdadı nasıl devirdin? Bize anlat! diye haykırıştılar. müstebidin nasıl Kanun-u Esasi'yi verdiğinden filan hiç malumatı yoktu. meclis odasının içi. yavaş yavaş düşünmeğe. idraki. Lâkin bunlar kimdi? Haberi yoktu. bu binlerce hükümet memuru. mümeyyizler. aklına bile getirmediği hürriyeti şimdi tamamıyle benimsiyor. Ağır ağır oradaki masanın üzerine çıktı.. Hatta bir "Jön Türk" ismi bile tanımıyordu. hükmetmeğe başlıyordu. kâtipler ondan "Jön Türklerin kimler olduğunu" sormuyorlar. Herkes bir def acık olsun onu uzaktan görmek istiyordu. Ahmet Beyin sesi kısılmıştı. (2) Hulefa : görevliler. bir saat evvelkinden tamamıyle başka bir mahiyette kendine geliyor. Halk niçin olduğunu bilmeden avluda toplanıyor. kendine hakikî bir kahraman süsü veriyordu. Fakat işte herkes. Herkes de buna inanıyordu. Avrupa'da Jön Türkler bulunduğunu biliyordu. hakikaten kendisinin bir kahraman olduğuna iman ediyor. (1) Tedai : Çağrışım. bu imanın hayaline ika ettiği tedailerle(1) korkunç bir roman uyduruyordu. Salonun kapısından hâlâ birbirlerini ezerek giriyorlar. Yirmi dört saat evvel hiç düşünmediği. kendisinin. bizzat kendisinin hürriyeti nasıl istihsal ettiğini anlamak istiyorlardı. onun için çalışmış görünüyor. Oturduğu koltuktan kalktı. bu müdürler..cizgiliforum.Hem. dışı dolmuştu. Herkes inandıkça onun iddiasında artık hiç bir şüphesi kalmıyor. Hemen ona yol açtılar. Ama. Bunun nasıl istihsal olunduğundan. Ahmet Bey yalnız "hürriyet" in lafını biliyordu. Bunda asla şüphesi yoktu. Eskiden dairelerde kalem başından sonra gelen Hissi. istanbul'un otuz senedir hiç bir maskaralıkla bozulmamış sükûnu tehlikede kalıyordu. sıcağa rağmen kalabalıktan düşmemek için www. Açılan yoldan ağır ağır yürüdü.

Fakat kabahati yok. kim o?. hatta evimdeki ailem de beni "Ahmet Bey" tanıyorlardı. mümeyyizler de. Yüz muhalif reye karşı on bin beş yüz muvafakat reyiyle benim projem kabul olundu. Halbuki. Asıl ismim değil.cizgiliforum. Protesto etti : — Hayır. asıl ismimi saklıyordum. Sulukule'de bir çingene evinin eşek. Öteki eliyle tek gözlüğünü sımsıkı tutarak bağıra bağıra anlatmağa başladı : — Vatandaşlar! Bize "Jön Türk" derler. İşte bu Jön Türklerden birisi benim! Ben onların reisiyim! Benim ismimi kimse bilmez. Ta masanın dibinde duran köse mümeyyiz kendisini zaptedemedi : www. Bu kadar büyük bir adamı tanıdığı için son derece seviniyor. Kafasını tabanca altına alarak hürriyeti ilân ettirmek.. taşındık. benim müstear ismimi asıl ismim sanıyor.. daha ziyade yükseldi.pencerelerin camlarını indiriyorlardı. ahırında yapardık. hatta istanbul ahalisi de. Odacı "Bir senedir tanıdığını" haykırdıkça Ahmet Bey doğduğundan beri taşıdığı. Odacıyı tokatlayarak dışarı attılar. Salondakiler bu mesudun kim olduğunu sorarak o tarafa baktılar.. Bizim kimse ismimizi bilmez. Fakat her sene kongremizi istanbul'un tenha bir köşesinde. "Ahmet" benim müstear ismimdir. babasının koyduğu bu "Ahmet" ismini inkâr ediyordu. Ben bu nam altında asıl şahsiyetimi.... Yanılıyorlardı. Sonra bu tünelden geçerek bir gece müstebidi sarayının bir odasında yapayalnız yakalamak. Ahmet Beyin kalemindeki Arapkirli saf bir ihtiyardı. Ahmet Bey masanın üzerinden topuklarım kaldırdı. Beni kimse tanımaz. Bizi kimse tanımaz.. Beni kimse tanımaz. kan dökülmeden hürriyeti elde etmekti. bizim istediğimiz. Kapının yanından bir ses haykırdı : — Ben sizi tanırım efendim. Ahmet Bey sözüne devam etti : — Bu cahil adam. tekrar : — Ben sizi tanırım! Sizin isminiz Ahmet Beydir!' diye haykırıyordu. Düşündük. Hürriyet hikâyesini dinlemek isteyen ekseriyet birdenbire hiddetlendi. — Kim o? — Kim o. yalan söylüyor. Bizim cemiyetimizin merkezi Patagonya'daydı.. Bugüne kadar kalemdeki beyler de. müdür de. Hatta ben. Bir elini kalçasına dayadı. Bu bir odacı idi. Ben bir proje yaptım..com Sayfa 9 . Sulukule'den ta Yıldız Sarayı'na kadar bir tünel kazmak. hatta nazır da.

com Sayfa 10 . siz asla hürriyete alışamayacaksınız. Pencereden! Altı yedi metrelik bir yükseklikten avluya atılınca itirazın ne demek olduğunu anlar.. istanbul'da bile yok. Yoksa şimdi sizi deminki -münasebetsiz kapıcı gibi dışarı attırırım. — Ne fakatı be?. Bütün salonun üstünde bir ölüm havası dalgalandı.cizgiliforum. itiraza lüzum yok. Cevabın katiliğinden yumuşamıştı : — Zaten dinlemek. Sakın rakamda bir yanlışlık olmasın.. dinleyiniz. — Hayır. Buna ait bir söze itiraz etmek "istibdat" cinayetinden başka bir şey değildir. İcraattan hoşlanan salondakiler merakla sordular : — Kapıdan değilse. Susunuz. hayır.. Karbonari gibi nice siyasî cemiyetler vardır ki kongrelerini binlerce âza ile yapmışlardır.. Evet benim projerh kabul olundu! Tüneli kazmağa başladık. '— îdam! Ses seda kesildi. Lafı uzatmayalım. nerden attıracaksınız? — Pencereden. Bu topraklar denizs yakın araziyi beş metre kadar büyüttü. İstibdadın cezası bütün hür milletlerde birdir. Hâlâ Ahmet Beye madun muamelesi ediyordu.. Kanun-u Esasi demektir. — Hayır.. Bu kadar büyük bir tebeddül karşısında bile hafiyeler bizim vücudumuzdan şüphe etmediler.. — Fakat. Diğerleri reylerini bunlara havale ederler. On kişi.— Affedersiniz Ahmet Bey.. Bu kadar kişiyi içine alacak bir ahır Sulukule'de değil. dedi. beş kişi... Çıkardığımız toprakları Su-lukule deresine atıyorduk. Hürriyet serbestlik demektir. hatta iki kişi kâfi. kızardı. — Nasıl olur bu? Mümeyyiz vaziyeti tayin edememişti. suali bırakınız. Kongre için bütün azanın toplanması icap etmez.. İtirazı. dedi. Dışarı kaçacak bir yol yoktu. Tuhaf değil mi? www. Ahmet Bey cevabının yaptığı uhrevî sükûn içinde hikâyesine devam etti : — . müstear isminizi söyledim. Köse mümeyyiz daha beter sarararak önüne baktı... anlamak için soruyoruz. Kahraman.. nereden.. — Nedir? Nedir? diye bağırıştılar.. Mümeyyiz sararan yüzünü ekşiterek güldü. Hem kapıdan değil ha. Hasılı. Kahraman Bey! Kongrenizde on bin altı yüz âza olduğu anlaşılıyor.. pardon. hayır. — Hayır. evet.

Bu dinleyen.. Hiç kimsenin inanmamazlık aklına gelmiyordu. "Yirmi dört yaşındayım!" cevabını alınca..cizgiliforum. Demek bu Jön Türk tüneli dört yaşında kazmağa başlamıştı. güneş görmez bir delik içinde kazma vurmakla geçti.. Sulukule'nin. Yenibahçe'nin. Fakat köse mümeyyiz yutkundu. projesini kaç yaşındayken yaptığını tekrar soracaktı. Saçlarımız ağardı. Sualini karnına indirdi.. — . İçini çekti. Bu tünel nihayet bir gece bitmişti.... Elleri pek pembe. Halbuki Nil nehrinin getirdiği kumlarla. hatta Halic'in. hayret. bir inkılâpçı. perişan bir tavırla bu yirmi senelik uğraşmayı. yorgun. Sustu. Feci. Yirmi sene! Bu size uzun gelir değil mi? Hayretten kimse tasdik edemedi. Fatih'in. yirmi dakika kadar kısadır. Evet. dinleyerek susan yığın asla köse mümeyyiz gibi rakama ehemmiyet vermiyor. takdir sedaları çıkarıyorlardı. Ne eziyetler çektik. İşte dayandığı şu geniş masanın üstünde dimdik duran bu genç kazmayla değil. en büyük bir hakikat gibi dinleyip inanmak istidadını haizdi. — İdam! îdam! Pencere ile avlunun arasındaki mesafe gözünün önüne geldi. Dişlerimiz döküldü. en esassız bir masalı.. nihayet yirmi senede bu tüneli tamamladık. mekân" umdeleriyle düşünmüyordu. Çünkü artık hürriyet devri içine girilmişti. Şairlerin hayatta bahar farz ettikleri gençliğimiz dar. Bir kahramana itirazvarî sual sormak tehlikeli bir kabahatti.. Beyoğlıı'nun.— . Ah şimdi hürriyet olmasa.. Bunu görüyordu. Beyaz olan yalnız dişleriydi. Masanın üzerinde canlı bir heykel gibi muhteşem bir vaziyet alan kahraman hikâyesinin burasına gelince göğsüne vurdu : www. Nişantaşı'nın. bir ihtilâlci için bu zaman. pek temizdi. en atmasyon vakaları. dudaklarına dayanıyordu. Saçları simsiyahtı. Cumhur. Kulağında bu korkunç kelimenin çınladığını duydu. Âdeta bir kadın eli gibi. Sual boğazından dilinin üstüne geliyor. daha bir topluiğne ile bir toprağa dokunmamıştı.. "zaman. Hayır. çamurlarla İskenderiye sahillerinin gittikçe denize doğru genişlediğini maarif bütün mektep çocuklarına öğretiyordu. altından gecen nihayetsiz tünelin nihayetsiz karanlıklarını Ahmet Bey anlattıkça masanın dibinde köse mümeyyiz fenalaşıyordu.com Sayfa 11 .. Müstear ismi Ahmet Bey olan kahraman hikâyesini anlattıkça salonun içindekiler titriyorlar. Hem içinde bir tane eksik yoktu. eski istibdat zamanı olsa ona kaç yaşında olduğunu soracak. istanbul'un bir sahili denize doğru büyüyordu da bunu kimse görmüyordu.

vereyim.. Hepsi. Etrafı dinledim. Yeraltından Sulukule'ye doğru gitmeğe başladılar. darülfünunlular. Burası sarayın bahçesiydi! Ben başımı çıkardım. Huzuruna giremeyen mabeyncilere sakalı elimde yazdığı iradeyi gönderdi. ihtiyarlar mahalle kahvelerinde. ağızdan ağıza yayılarak kapıdan. Yalnız şimdi hürriyeti ilân edeceksin. dinliyor. hukuklular. O gece bu vakayı istanbul'da duymayan kalmadı. Biraz ileride nöbetçiler geziyordu.İşte vatandaşlar! dedi. Babıâli caddesi cülus günü gibi donanmıştı." dedim. Yalnız canıma dokunma!" deyince ben: "Senden bir şey istemem.. işitenler .cizgiliforum.com Sayfa 12 . Köprüden geçerwww." dedim. o saat. Hususî bir ihtilâl aletiyle mevkiimizi tayin ettik. Can korkusuyle hiç düşünmedi.-... Beni yalnız bırakın. Arkadaşlarıma veda ettim. İkindiye doğru hürriyetin sahiden ilânına inanan tıbbiyeliler. Ben ne heyecanlar geçiriyordum. yirmi dört saat evvel bütün dünyaya hükmeden müstebidin nasıl sakalı ele verdiğini tahayyül ediyorlardı.. "Haydi siz gidin. ne kadar asude.. kadınlar evlerde. Sokaklara fırlayan binlerce kâtip Jön Türk'ün kahramanlığım anlatıyor. Mabeynin mükemmel bir haritası yanımızda hazırdı. Müstebidin yattığı köşkten yüz metre uzaktaydık. sıcacık yatağınızda mışıl mışıl uyuyordunuz. askerler kışlalarında. vakanın dehşetinden herkesin dizleri titriyordu. Halbuki. — . Ahmet Bey o akşam Nişantaşı 'ndaki annesinin evine büyük bir zafer alayıyle gitti. vücuduyle tekrarlayarak yerde nasıl sürüne sürüne gittiğini. İşte bu sabah gazetelerde okuduğunuz tebliğ benim ona yazdırdığım satırlardır.tekrarlıyorlar. Tekrar tünele çekildik. Yoksa karışmam. o gece.kazmamızı vurunca yıldızla dolu semayı gördük.. Jön Türk! Benden ne istersen iste. Babıâli'ye getirttiği arabanın atlarını çıkarmıştı. bir gece . Bütün salon bir kulak kesilmiş. nefes almıyor. iki dakika içinde yirmi üç tane nöbetçi neferini nasıl zehirli hançerle öldürdüğünü. — Yaşasın hürriyet! Yaşasın hürriyet' Nakaratıyle çekmeye başladılar. o saniye kimbilir ne kadar rahat. Siz o vakit. medreseliler Babıâli'ye üşüşmüşlerdi. Ahmet Beyin arabasına koşuldu. Kahraman. Müstebit: "Aman.henüz işitmeyen-lere -kendilerinden de bazı şeyler karıştırarak. Onlar tünele girdiler. Babıâli'nin avlusundan dışarı savruluyordu. nihayet müstebidin yanına giriverince nasıl tabancasını alnına dayayıp sakalından tuttuğunu anlattı. Kahraman anlattıkça hikâyesi kulaklardan geçerek ağızlardan çıkıyor. hareketlerini.

Alay Beyoğlu'na geldi. hürriyet mabudunun sadası işitildi : www. ezilenin haddi hesabı yoktu. Genç mekteplilerin kalın enseli. Alay köprünün ortasına gelmeden Aziziye karakolunu (1) boşaltan askerler. O kadar büyüdü ki Caddeikebir bu kalabalığı almadı. Ali'ye armağan ettiği ucu çatallı kılıç. Fakat büyüdü. biri henüz Yenicami muvakkithanesinin (3) önündeydi.. Büyüdü. Sıkışanın. Muhammed'in Hz. Bu anî tuğyandan şaşıran sefarethaneler tuhaf bir şaşkınlıkla bayraklar çekmişler. alkışlar durdu. Birkaç dakika içinde bütün Gala-ta'da dükkânlar kapandı. "Patrida"(4) lan olan Türkiye'yi ateşinden yanacak derecede şiddetli bir muhabbetle seven sevgili sadık "yerli Yunanlı" kardeşçiklerimiz de hemen Jön Türk'ün alayına katıldılar. daha ne olduğunu iyice anlayamadıkları bu hâdiseyi selâmlıyorlardı. Araba durdu..com Sayfa 13 . diye haykırdı. bir Allah yavrusu gibi kurulan Ahmet Bey Rus sefarethanesinin önüne gelince insandan atlarına "çüş!" manasına gelir garip bir ses çıkardı : — Durrrr. Naralar. Belki istanbul şimdiye kadar böyle sevinçli. son derece hürriyetperver medreselilerin sevinç gözyaşları dökerek çektikleri arabada küçük dağları yaratmış (1) Akay'ın bulunduğu yerdeki eski karakol. (3) Muvakkithane : Vaktin tayin edildiği yer. hürriyete yakışmaz. Memur barakalarını parçaladılar. Yahudiler Balat'tan ayrı bir alay yapmış koşuyorlar. üzülenin. Alay durdu. (2) Zülfikar : Hz.ken Ahmet Bey : — Artık Köprü parası alınmayacak. bu vahşîliktir. Para toplayan memurları boyunlarındaki kutularla beraber denize fırlattılar. (4) Patrida : Vatan. Bu lâhutî(1) sükût içinde Jön Türk'ün. yurt. Bu muazzam ayalin başı Karaköy'e geldiği halde Zülfikar(2) gibi iki kuyruklu ucunun biri Bahçekapı'sında. Mektepliler kendi hürriyet mabutlarının bu narasından coştular. böyle umumî bir hareket görmemişti. hürriyet nümayişine yetişmek istiyorlardı.cizgiliforum. takım kumandanları. yani onbaşıları önlerinde olduğu halde Galata'ya doğru kaçışıyorlardı. Büyüdü. Jön Türk'ün arabasını çeken mekteplilerle medreselilere katılan halk on bini geçmişti. ince fikirli. Galeyana geldiler.

(2) Yaşa. Biz bunların hücumundan korkmalıyız. Mektepliler hep bir ağızdan bağırdılar : — Asla. Hava kararıyor. Her ne kadar mantık yoksa da. Hiç bir devlet kendi komşusuna düşman olamaz. akşam oluyordu. Bizim düşmanlarımız olsa olsa İspanya. yaşa. Portekiz. Kalktı.. Panama hükümetleridir. fakat yumuşak tuğlalar üstünde yürümeğe www.. İngiltere seferathanesinin önünde de Ahmet Bey bir nutuk söyledi. istediğin yere git..cizgiliforum. ey "kahraman-ı hürriyet!" Asla! Senin ayağın toprağa lâyık değildir. Monako... bir tek hareket imkânı kalmadı. Bütün Osmanlılar anladı ki bizim en hakikî dostumuz. Onların başlarına basarak yürü. Caddeler.. Dünyanın en büyük hürriyetperveri olan Carın hükümeti hür bir Türkiye'ye düşman olamaz.. hayır. hayır...(2) diye avazları çıktığı kadar haykırışıyorlardı.. Bir eliyle tek gözlüğünü tutarak bu kırmızı.— Ey vatandaşlar! Bizi dünyada en çok seven mukaddes komşumuzun.. Onları selâmlayalım. Bu nutuk uzadı. Kımıldamayan bir halk sürüsü bütün yolu doldurmuştu.. Ahmet Bey (1) Lâhutî : Tanrısal. Sabahleyin bol bol geçtiği sokak şimdi bir buçuk metre kadar yükselmiş. Kendi memleketimizi bizden daha çok sevdiklerinden hiç kimsenin şüphe edemeyeceği sadık yerli Yunanlı kardeşlerimiz ellerinden kıvılcımlar çıkacak derecede bu nutku alkışlıyorlar : — Zito..com Sayfa 14 . yine muhaliftir. Norveç. sokaklar seni görmek isteyenlerle dolu. Olamaz.. Arabanın üstünden dedi ki : — Artık alayımız hareket edebilmek istidadını kaybetti.. zito. . zito!. Liberya. Arabanın içinde biraz doğruldu.. . Hayır. Hakikaten yer hiç gözükmüyordu.. Eski hain istibdat idaresi en sevgili kardeşlerimiz olan Ruslar. hürriyetperver Rus Çarını bize düşman bildirmişti.. İsveç. hatta müttefikimiz Rusya imiş. Bari bana bir kişilik yer açınız da evime gideyim. kırmızı tuğla kaplanmış gibiydi. Bu mantıka muhaliftir. Nişantaşı tarafına baktı. Alay Harbiye Mektebinin önüne gelince o kadar çoğalmıştı ki. sevgili çarlık Rusya'sının sefarethanesi önündeyiz. Düşünmedi.. Arjantin. yaşa! sabahtan beri hiç bir şey yemediğinin şimdi farkına vardı.

26 www. Hanımefendi otuz senedir istanbul'da oturduğu halde Türkçe konuşmasını öğrenmemiş bir Çerkezdi. Hür. Zavallı kadın oğlunun ismi "Ahmet" olduğuna evdeki bütün hizmetçileri. hiç şüphesi yoktu.. büyüttüğü. meme verdiği.. Doğurduğu.pencereye koştu. — Hayır. — Değil işte. hatta ezanın şiddetinden küçükken kulağı ağrıyıp da akıl baliğ oluncaya kadar aktığını anlatıyordu.başladı. Bu münakaşa ana oğul arasında âdeta şiddetlice bir kavga halini aldı.. ismini koyduğu oğlu.... Zavallı kadın yanlışlık olmasın diye oğluna dikkatli dikkatli baktı.. şa. Ame. şahitliklere kargı inkârında inat etti. Ahmet?.. rahmetli babasının Şeyh Efendisi.. Yumuşak tuğlaların altından birtakım canlı yuvarlaklar kımıldıyor.cizgiliforum.. Ahmet değil diyorum. sın. yahut değişirse onu bütün bütün elden kaçıracakmış gibi bir vehme kapılıyor. Ahmet Bey başını kaldırdı. — Affedersin anne! Benim adım Ahmet değil.. Ahmet Beyciğiydi. — Sus. dedi.. Zavallı kadın oğlunun ismi kaybolur.. İçeri girmek istediğini unuttu. Alkışlayan eller ayaklarını okşuyordu.. Müstear isminin hâlâ kullanılması birdenbire onu hiddetlendirdi. şahit getirip pencereden gösteriyor. Ahmet Bey bütün hatıralara. Sen benim asıl ismimi bilmezsin. İkinci kat pencerelerinden bakan hizmetçiler beylerini herkesin başında... Fakat muvaffak olamadı. Adın senin Arae.. Hayır. akınıl mı kaybettin? İçerime fenalık gelecek. doğduğu vakit kulağına avazı çıktığı kadar ezan okuyarak "Ahmet" ismini koyduğunu. Pancuru aralık etti : — Ayol ümmeti Muhammed'imin başında yürümeye böyle utanmıyor musun. Kızdı : — Halt etmişsin. O kadar ki. — Hayır. ihtiyar dadısını. Balık istifi gibi sokağa dolan halkın başlan üzerinde gezinen oğlunu görünce şaşırdı.. İşte oydu! Tam kendisiydi. — Ahmet değil. Lâkin sevgili Ahmet'inin ismini duyunca "Acaba bir kaza mı oldu?" diye .com Sayfa 15 . annesinin sinirleri tuttu. Kızların laflarını iyice anlayamadı. Halk sıkışmış kımıldayamıyordu. Ame. riyet! Ahmet Bey düşe kalka evinin önüne geldi. haklı olduğunu ispata çalışıyordu. elleri üstünde yürüyor görünce koşup Hanımefendiye haber verdiler. işte. Ama kapıya inmek ihtimali yoktu. nihayetsiz bir uğultu semaya yükseliyordu : — Ya.

biraz âra-hk edip aşağıya inmeğe çalıştı. Yüksekten. Sinemalarda aktörlerin. ne cesaret! Evet. Bayıldı. Akrobatlığı. www. istanbul'un tâ en ücra köşelerine yayılıyordu. sakin bir göl dalgası gibi. Ahmet Bey annesini merak etti. ben olsam bu kadar yavaş tırmanmam!" iler.. en üst pencerelerden binalara daldıklarını gördükçe hep içinden: "Ben daha çeviğim. Sokağı dolduran bu kalabalığın sebebini anlamayan. bayılınca saatîarca ayılmazdı. diye haykırdı. çeneleri kitlenir. elleri. Ahmet Beyin üzerinde gezindiği yumuşak tuğlaların altındaki canlı yuvarlak taşlardan çıkan fısıltılar.. kapının önündekilerin! . Diyeceklerdi ki : — Aman bu Jön Türk! Düz duvarı kedi gibi çıkıyor. mademki fırsat düşmüştü. diye bir çığlık kopardı. ne cesaret. Bir dakika sonra tekrar aynı pencerede göründü. Aile içinde "deli saraylı" şöhretini taşıyan bu kadıncağız en ufak şeye hiddetlenir. — Niçin? — Hanımefendiyi koku ile ovuyor. yanındakilere kendisinin bir el ile barfikste tam mihver döndüğünü söylerdi. Evlâtlık hemen pencereden kayboldu. "müthiş Jön Türk'ün hakikî ismini annesinin bile bilemediği" uzaklara. kalabalığın kafalarında gezen beyini gayet eğlenceli bir palyaço gibi seyrederek gülen Anadollu arsız evlâtlığa : Ecza-yı ferdiye : Bütünü oluşturan ayrı kısım- (1) — Kız dadımı çağır. Ahmet Bey son gayretle. tehlikeden hiç korkmuyor. birbirine karışıyor.cizgiliforum. şanına başka bir şan ilâve edecekti. Olacak iş değildi. Arkasındaki hizmetçi kızın kucağına düştü. — Mehveşi çağır. apaş rolüne çıkanların duvarlardan atladıklarını. Herkes onun çevikliğini. hırsız.com Sayfa 16 ... — Mehveş ablam da Hanımefendinin kollarını ovuyor. cambazlığı şöhretine şöhret. İşte şimdi münasip bir fırsat. — Dadı gelmiyor. Cesaretini göstermek lâzımdı. Eve nasıl girecekti? Galatasaray'ın jimnastik dersleri onu mahir akrobat yapmıştı. marifetini görecekti.ASİLZADELER — Hayyyy. Nümayişçiler bir granitin ecza-yı ferdiyesi(1) gibi sıkışmıçlardı.

"Tuh. diye kahkahalarla sıçrayarak ipi getirmeğe gitti. altındaki cumhura bakıyor. Ahmet Bey pazılarını elleriyle yokluyor. Yine aynı pencereden görünerek haykırmağa başladı. töbe. Gelecek. Bu kadar alaylı bir manzara Despina'yı gülmekten katıltıyordu. Altındaki cumhur bir şeyler bağırıyor. tuh." diye hürriyeti anlamayan koca Türk hâlâ bu gürültüleri. — Hürriyet! — Yaşasın! — Jön Türk! Bu kelimelerin anlaşılmaz bir surette karışmasından hasıl olma bir uğultu. maskara.. — Ne istiyorsunuz Beyefendi? — Görüyorsun ya. mektepte imtihanlara girerken duyduğu heyecana benzer bir ürperme kalbini biraz fazla çarptırıyordu.. Sokak kapısına inecek yer yok. Ben tırmanarak pencereye çıkayım.cizgiliforum. Sarkıt. Evlâtlık yine pencereden kayboldu... güzel bir Rum kızı.. Şeytan. simdi küçük Bey... bağrışmalardan hiç bir şey anlamayan Bolulu ahçıbaşıya demin hürriyetin manasını: "Sizin hanımlar da bizim gibi olacak artık! Hürriyet bu demek!" diye anlatmıştı.— Peykeri çağır. Hürriyetin ne olduğunu çapkın pekâlâ biliyordu.. ikinci kattan görününce Ahmet Bey : — En üst kata. . — Git çabuk. — Pesend ablam da hepsinin eline kolonya döküyor. . — Despina nerede? — Bilmem. en üst kata çık! diye haykırdı.com Sayfa 17 . Aradan çok geçmedi. fakat artık o manasını anlamıyordu. Sus gopeğin kızı.. bu kalabalığı bir yangın sarayor. Sabahtan beri yorgunluktan. Despina elinde ip. — Peyker ablam da Hanımefendinin ayaklarını ovuyor. Sokakta gürültüden. "Ateş buralara gelinceye kadar ben yemeği verir.. muazzam bir gürültü. bulaşıkları bile yıkarım" düşüncesiyle hiç istifini bozmuyordu. www. — Simdi.. — Ne yapayım? — Git çamaşır iplerinden getir. içeri gireceğim. — Geliyor mu? — Saçlarını düzeltiyor.. Kulakları derin şimşekli bir uğultu ile dolmuştu. açlıktan hisleri körleşmişti. — Pesend'i çağır. müthiş. İkinci kat pencerelerinin birinden Despina göründü. bak..

Ahmet Bey Despina'-nın www.. Ahmet Beyin. — İpleri balkona bağla. Tavan arasının penceresinden yarı beline kadar sarkan. yaşasın! diye haykırıştılar. — Pekâlâ. diye avazı çıktığı kadar haykırdı.. tavan arasının penceresinden ipi sarkıttığını görünce öyle sevindi ki. beyinleri sarsılan halk hiç bir şikâyet sadası çıkarmadı.— Düsezeksiniz.com Sayfa 18 . — Biraz daha. Birdenbire Despina'nın çığlığıyle beraber demir mandal koptu.. Ahmet Bey başını yukarı kaldırdı : — Despina. Ahmet Bey ipin ucunu tuttu. Ucunu aşağı uzat. — Kala. İşittiremedi. En üst kata çık diyorum... İşte ona bağla. fırsat düğünce muvaffakiyetinin âzamisini elde etmek âdetiydi. — Ne yapazaksınız? — Göreceksin. Elini salladı : — Despina.. kala. Despina. Tavan arasının balkonundan eve girmeği pek hoş bulan kız yine tekrar keskin bir kahkahayla halkın gürültüsünü çınlattı. Despina. Çapkın Despina'yı dördüncü katın pencerelerinde bekliyorken. beyim.. İkinci katı geçmişti. sarkıt.cizgiliforum.. En üst katın pencereleri dururken ikinci kattan girmek hakikaten abesti. ellerini çırpan Rum... kızı alkışı hezeyana uğramış sıçrayıp duruyordu. Bu yuvarlanıştan şüphesiz başları çok acıyan. Ahmet Bey ahalinin tepelerine yuvarlandı. Kollarının müthiş kuvvetini göstermek için ayaklarını hiç ipe dokundurmuyordu. — Sarkıt. kala. Be! Efendisinin harikulade vaziyetinden galeyana gelen kız ince sesiyle haykırdı : — Ti ehi vire Beyimu? — Tekrar ip sarkıt. Despina yukardan haykırdı : — İpi nereye bağlayayım? — Orada bir yer yok mu? — Pancurun demir mandalı var. — iste..... İp bağlandıktan sonra cumhurun alkışları arasında yavaş yavaş Ahmet Bey çıkmağa başladı.. Bilâkis yine olanca kuvvetleriyle : — Yaşasın Jön Türk. — Kala. — Haydi sen karışma..

.com Sayfa 19 . — Evet. Son bir gayretle ipe sarıldı. kucakladı. karşı tarafında açılan pancurlardaki çoluk çocuk kafaları da alkışlara karışıyor. Neyse zorla balkonun kenarına yapıştı.. Yarın. ikinci kat hizasına kadar çıktı. — Ne söyleyeceksin? Ne söyleyeceksin? www. rezaletlerin nasıl eriyeceğini size mufassalan anlatacağım. Sileri acıyor. Tükürdüğünü yalamaktı. Fakat Ahmet Bey işte ne vakitten beri ipe çıkmamıştı. Sokağı dolduran halk : — Y'aşasın. Mevkiinin sevinciyle bu siyah. Çoluğu-nuzu çocuğunuzu tebrik ediniz. Onlara söyleyeniz ki artık bedbaht olmalarının ihtimali yoktur. Aklına tekrar aşağı kayıp ikinci katın penceresinden içeri girivermek geldi.. Halk. herkes karşısında böyle. yarına! diye haykırdı. Yarın. taşıyordu. oradan girmeliydi.. yaşasın! diye haykırıyor. Zira bugün çok yorgunum.cizgiliforum. Ama muvafık değildi. Müthiş bir gürültü : — "Yaşasın! Yaşasın Jön Türk!" Gürültüsü camları sarsıyordu. Despina kollarından kurtularak cevap verdi : — Çok büyük ayıp yapıyorsun. Bunu igitince hayatınızın en büyük bir saadetini idrak etmiş olacaksınız. — Haydi. Artık ta-mamıyle akşam olmuş. — Bas üstüne! Kızı aşağı savunca balkona yaslandı. yarı beline kadar sarkan Despina ince sesiyle : — Gayret Beyimu. Maksadından yarı yerde dönmek azimsizlikti. Ulvî bir kuvvet bütün vücudundan taştı. Bu güneşin altında bütün sefaletlerin. Evet yarın. — Haydi vatandaşlar! Yarına. Şimdi evlerinize gidiniz. Hem yarın size öyle bir şey söyleyeceğim ki.sarkıttığı ipi tutunca tırmanmağa başladı. diye onu teşci ediyordu. pırlanta guîeleriyle titremeğe başlamışlardı. Kollarını kendisine uzatan Despina'yı. yarına. işte mademki ipi balkondan sarkıttırmıştı. bu gülen gözlerde derin bir aşk güneşinin yakıcı aydınlığım görür gibi oldu... Halbuki kendisi? Jön Türk!. kolları kesiliyordu. bu nümayişin azametinden mahzuz oluyor gibi. sakin semada yıldızlar.. Bu-beyaz yanakların üstündeki iııce kumral kaşların arasını öpmek istedi. gayret. Santimetre santimetre yükseliyordu. Birden içinden ilâhî bir şada : — Senin aşkın hürriyettir! Ne yapıyorsun? dedi.. ne yapıyorum? diye mırıldandı. Çünkü hürriyet güneşi doğdu. idmanı kaçmıştı. coşuyor. Jön Türk'ün muvaffakiyetinden deliriyor. Birinci. Dişlerini sıktı. sen aşağı in..

manevî bir nurun parladığını fark ediyordu. dar bir nehrin yatağına akmış bir umman. Evet. yani bir milyon kişi ona tâbiydi. bir tufan gürültüsünü yükseltiyor.. Allah'la Tur-ı Sina'da (1) görüşen Musa'nın müminleri kaç kişi idi? Kız oğlan kız anasından babasız doğan.. eskiden tanıdığı bir ahengin yükselir gibi olduğunu zannetti. Evet. büyüdükçe musikileşiyordu. hangi imparatorun bu kadar sadık tebaası •olabileceğini düşünüyordu. öyle korkunç. bu müjde halk arasında öyle müthiş. Onun şimdi imparatorların fevkinde bir kuvveti vardı. zamanlar. hayır. erkek. güftesini değiştiriyor.. Anlar. evet. kız. Bu havayı tanıyordu. Bu uğultu büyüyor. www. yukarı kıvrılmış siyah . bu umumî tahassüse her taraftan iştirak olunuyordu. Ruhundaki azametin göklere sığmayacak derecede irileştiğini. (1) Anat : 1. haykıran. 2. ondan doğan güneşe tapıyorlardı.cizgiliforum. Halk. yarın bunu işiteceksiniz ! Bu vaat.. çocuk basları uzanıyor. Hayır. Büyük . hayır halk değil. ipten sıyrılarak kanayan •ellerine. yavaş yavaş bir musiki haline giriyordu. veznini bozmadan. Ahmet Bey balkondan ayrılamıyordu. öyle tarif olunamaz derecede şiddetli bir sevinç husule getirdi ki.— Size şimdiye kadar kimsenin bilmediği hakikî ismimi söyleyeceğim. Halbuki şimdi bütün istanbul. şu biribirini ezen. Sokakta uğultu büyüyor. bağıran. bu kadar meftun bir ümmete sahip olmamıştı. Manası anlaşılmaz bir uğultu. Zavallı peygamberin çarmıha . Ahmet Bey bir an.. dalgalanıyor. kendini bu ulviyet karşısında bir nokta gibi ufacık görüyordu.bıyıklarına bakıyor.gerilmemek için şeklini değiştirerek genç yağında göğe kaçmasına sebep oldu. anatını(1) değiştiriyor. doğuşuyle mucizelerin en büyüğünü gösteren İsa'nın kaç mümini vardı? Topu topu on iki kişi değil mi? Bu on iki kişinin içinde de bir hain çıktı. burnunun gölgesinde pembe. teganni eden halk ne dese hemen yapacaktı! İmparatorlar değil. halkın "deha" sesi otuz üç sene evvel hürriyet rüyasından kalma bir nağmenin. Ne dese şu halk. düzeltiyor. her taraftan açılan pancurlardan kadın. âdeta bütün kâinata inkılâp ettiğini duyuyor. Nüans. hatta hiç bir peygamber hayatında bu kadar sadık.sokaktan geniş caddeye kadar uzanan manzaraya dalıyor. kabarık göğsüne.com Sayfa 20 .. bağırıyordu : (1) Tur-ı Sina : Sîna yarımadasında Allah'ın tecellî ettiği ve Musa ile konuştuğu dağ.

Sokaktaki kalabalık sey-rekleşe seyrekleşe caddeye aktı. yemek filân istemem..Kalkın. Havagazı lambasını yakmışlardı. bu tedavi tarzına fena halde hiddetlendi... diye onu kovdu. Kan beynine fırladı. Duymadı. Gök iyice karardı. Yüzü kızardı.. Baygın annesinin uzandığı kırmızı kadife kanepenin başı ucunda ayakta duran ihtiyar dadısı. İkinci kata gelince annesinin odasına doğru yürüdü.com Sayfa 21 . Şaka yapmış. — Haydi git. Annesinin hizmetçi kıtlığına kıran girmiş gibi Kastamonu'dan getirttiği arsız evlâtlık ilâve etti : — . Hep kulağına "İsmi Ahmet Beymiş.cizgiliforum. Zavallının kollarını.. bu evden kovarım! diye haykırdı. böyle birden bire değişen beyinin haline feci feci baktı : — Öyle ise artık size ne diyelim? — Asıl ismimi söyleyiniz.. Bu "Jön Türk" ün uğruna Biz de kurban olahm. — Asıl isminiz ne? Bunu henüz Ahmet Bey de bilmiyordu. dedi. Bir an daldı. Parmaklıkları tutarak indi. beyaz Mısır hasırı döşeli sofadan yürüdü. esvapları. Ansızın tek gözlüğü düştü. kâğıtları hâsılı her şeyi bu geniş odadaydı. Havagazları. Onu yerden alırken karşısında Despina'yı gördü. Yumruklarını sıkarak : — Bir daha bana "Ahmet Bey" dediğinizi duyarsam vallahi hepinizi döver. Kımıldamadı. gelip gitme kesildiği için yakılamamıştı. Yatak odasına girdi. www. Haberi olmadan içeri girmişti. göğsünü kolonya ile ovan hizmetçilere kapıdan sordu : — Daha açılmadı mı? Kızlar : — Hayır." diye bağırdık.. ey ehli vatan! Biz de sodan olalım. Balkon kapısını açtı.. __ ? — Yarın söylerim. Hâlâ ayılmamış olacaktı. Merdiven kapkaranlıktı. Ahmet Bey balkonun tırabzanına dayadığı kolunun uyuştuğunu duydu. Ahmet Bey. Derin tefekkürlerden uyanan dalgınlara has cevval bir mahmurlukla doğruldu. kitapları.(1) Müsyü. Açık pencerenin yanındaki Şam kumaşı kaplanmış alçak koltuğa kendini attı. Üzerinde yatak yığınları duran sandıkların arasından geçti. — Servi. aceleden patlıyor musunuz? Daha dünyada kimse asıl ismimi öğrenmedi! İnce. dediler. servi.

Hatırını kırmak istemedim. Evvelâ sırf boş bir tefahurdan." Yahut da : ". gibi görünürdü.... Zamanenin ne kadar büyük adamı varsa hepsini tanır ve evlerine gider. hem de görünürdü.. Başkâtip Paşanın konağında o gece sabaha kadar eğlendik. dipsiz bir gösterişten ibaret olan "hürriyetperverlik" iddiasını "halk" denen yığın sahih sanmıştı. işte bir anda halkın mabudu oluvermişti. Hemen geldi.. O şimdiye kadar bütün tanıdıklarım âdeta bir sanat edindiği "satışı" sayesinde aldatırdı.. hastayım. Tam yatacaktım. Dışarı fırladım. Bir saat uyumamışım.. Hatta şehit Mithat Paşanın kanlı gömleğinin evinde saklı olduğunu rast geldiğine bir sır olmak üzere söyler. onu yanıma aldım." İlâh." Yahut: ". görünmek ister.. cesur. caka www... Kapı çalındı. Evet. Kalemde küçüklerin yanında hep kendine "Esraralût (2) bir Jön Türk" süsü verir.. Herkesi inandırmakta son derece mahirdi.. feylesof. Fehim Paşa arabasını o gün bana vermişti. bu sırrı saklayacaklarına peşinen yeminler ettirirdi. pehlivan... ilâh.. Yalnız büyük adamlara mensup görünmekle kanmaz. aklında kalmayan bazı şiirlerini bile ezberden okurdu. diyecektim. edip... sofralarında kalır. sair. sahibinin metresiyle binerek öyle bir eğlendik ki. Yanıma şeyi.. Arabaya. tanıştıklarının hepsi de onu zengin tanırlardı.. neyse. Mabeynden bir yaver gelmiş.. Çünkü görünmek.. emelsiz bir cakadan.." Halbuki bunların hiç birisinin aslı yoktu. Darüssaade ağası(1) beni istemiş! — Gidemem. kalkınca. Bunu hissediyordu. Kalemde daima şöyle söze başlardı : ".. tanburacı..(1) Servi : Sofra kurma anlamında bir sözcük. ilâh. Beni çok sever. bir satırını görmediği halde Namık Kemal'in bütün eserlerini okuduğunu söyler. derviş. Meselâ her ay annesinin verdiği on beş lira ile kalemden aldığı iki bin beş yüz kuruştan başka on para bir geliri olmadığı halde kendine bir zengin... âlim. bir milyoner süsü verir.. amma. damacı filan. Bu soğukta kalktım gittim.cizgiliforum. Margrit'e iki yüz elli liralık bir çek gönderdim.. Tarif edemem..com Sayfa 22 .

. nümayiş gürültülerini dinleyerek halkın kendine verdiği ehemmiyete kendi de ehemmiyet veriyor.. daima aslı olmayan yüz bin liralardan. Fakat bu son muvaffakiyeti. Babası nesi var nesi yok.. Babıâli'de. Haddizatında zenginliğin de onca hiç bir ehemmiyeti yoktu. madenlerden. hayalinde şanla. Şimdi düşünürken kendisi bile şaşıyordu. Lisanı gibi tabiatını da değiştirmeyen bu köylü Çerkez. O kadar büyüktü ki. inkisara uğrardı. diye haykırmıştı. muvaffak da olurdu.. belki fertten ziyade hayalperver bir isterik olduğunu bilmezdi. Bir zengin gibi hareket eder. Evet. (2) Esraralût : Sırlarla dolu. çeklerden. Sonrasını pek iyi hatırlıyordu.. Daima sofrada kendisine : — Ah.. diye sızlanırdı. www. daha herkes korkuyla şüpheden uyuşuk dururken : — Yaşasın hürriyet!. o kıymet kendisinde eskiden varmış gibi görünmeğe uğraşır. şıklığı. paranın bereketi kalmadı.. kuvveti. Çorap söküğü gibi gitmişti. fakat. Zengin olmayı aklından bile geçirmezdi. masraf lafı etme! diyen Ahmet Bey yarın mirasa konunca satın alacağı gümüş takımları. O "Cemiyet" in de "fert" gibi. Anne! Yemekte para. Fertlerin inanamayacağı ne kadar kaba yalanlar vardı ki cemiyet bunlara hemen kapılır. bu kadına bırakmıştı. Fakat çabuk ayrılır.. —. satmak istediği şeyin aslına hiç ehemmiyet vermezdi. hâsılı her şeyi biraz kabuk. fertten çabuk. Yalnız zengin görünmek ehemmiyeti vardı.cizgiliforum. hayali. apartmanlardan bahsederdi. İşte bütün kuvvetini bu tarafa sarf ettiği için muvaffak olurdu. sineği sıkıp yağını çıkaracak derecede muktesitti. kızlar ağası. Görünmek istediği şeylerden birisi de zenginlikti. şerefle. altınla çerçevelenmiş pembe. Neye kıymet verilirse o kıymete sahihten sahip olmağa çalışmaz. biraz renk.(1) Darüssaade ağası : Osmanlı saraylarında harem dairelerinin en büyük âmirleri olan hadım. Gayet hasis olan annesinin ne kadar iradı olduğunu da bilmiyordu.. Onun ehemmiyet verdiği şey: Yalnız öyle görünmekti. nihayetsiz bir ufuk açılıyordu. kibarlığı. fazlı.. biraz boya idi.. . vereceği ziyafetleri düşünerek dalar giderdi.com Sayfa 23 . Boğaza yetiştiremiyorum. Şimdi koltuğunda derin bir hülyaya dalan Ahmet Bey cemiyetin ruhundaki bu oynak temayülden haberi olmadığı için hâlâ dışardan gelen sesleri.. İlmi. büyük bir cesaret göstermiş.

. Romanları sabahleyin okur. — Yeni bir kelime uydurmalıyım. Neriman. kıral da'ona kendi isminin her kelimesinden yalnız birer harf vermişti. Şadan. Meselâ Avrupa hükümdarlarının isimlerinden. (2) Verdi: italyan kompozitörü (1813-1901). telgraflarla dünyanın her köşesine yayılmayacak mıydı? Fakat ismi? Evet. falan. Düşünmeye başladı.. Halbuki o kimin isminden harf alabilirdi. dedi. Amma bu nasıl olacaktı. ehemmiyetine uysun! İki saattan ziyade aradı. bunları beğenmiyordu. i. r. Yazıhanenin sağında yüksek bir turnant(1) vardı. büyüklüğüne. Nevin.cizgiliforum. Abdülha-mit Han Hazretlerinden mi? Hayır! Hâşâ. Parmaklarıyle alabros saçlarını düzeltti. kiralından mükâfat olarak ismini istemiş.. Lavabonun yanındaki küçük akaju yazıhaneye oturdu. Göğsündeki cebinden çektiği ipekli mendille silmeye başladı. Dolabın aynasında kendisini gördü.. kendini onların hepsinden yukarı. Aklına "Edebiyatı Cedide" (1) romanlarında okuduğu isimler geliyordu. e.com Sayfa 24 . Şükran. Raflar eski "Frou Frou" nüshalarıyle dolu idi. (1) Edebiyat-ı Cedide : 1896'dan 1901'e kadar süren edebîyal devri. "Bülent. Çıkardı.. Fahir.. Süha. www. işte "Verdi" ismi! "Verdi" ismi böyle doğmuştu. Ahmet Bey Türkçe cinaî roman tercümeleriyle bu açık Paris gazetelerinden daima alırdı. Bestekâr Verdi'nin (2) ismini hatırladı.. Nahit. Servet-i Fünun edebiyatı diye de anılır. Karşıki kanepeye fırlattı. hiç kullanılmamış olduktan başka kendi mevcudiyetine. Bu bestekâr. Şans Genc'in yatmazdan evvel resimlerine bakardı. Fesi bile hâlâ başında duruyordu.. d. Son okuduğu cinaî romanlardan bir tanesi turnantın ta üstünde idi. Mutlaka bir hükümdar isminden mi harf alınabilirdi? Birkaç hükümdarın isminden de pekâlâ alınabilirdi?. Bulamadı. Ne kadar isim varsa hepsi kullanılmıştı. "Viktor Emanuel (Ruva d'İtali)" v. hürriyetçilerin sadaları dalgalanıyordu.Varın ne olacaktı? İsmi duyulunca şöhreti bir anda. asıl kendi ismini bulmalıydı.. yüksek görüyordu. sabah olmadan ismini. Öyle bir isim olsun ki. Korkar gibi etrafına bakındı. Ayağa kalktı. Kullananların hepsini kendinden aşağı. hiç işitilmemiş. onu yarin belki yerinden düşürecekti. Kâmuran. Tokatlıyan'da anlatırlarken işitmişti. Tek gözlüğünü eline aldı. Hâlâ sokakta nümayişçilerin. Culotte-Rouge'un." hayır.

Telâffuz etti. ruşen edici olan. Fransuva Jozef. Hızlı okudu. — Vajnohfa.. O hâlâ romanın kenarlarına isimler yazıyor. Onu da tecrübe etti: Hürriyet. Yüzünü buruşturdu.. Geceyarısı geçti. Bu isimlerin başlarından birer harf topladı. Yazde : — Nveveayjfjah. Uzandı. Manasını okudu : "Ziyalandırıcı. Edvard Viktor Emanuel.. Hakon.. Ona el attı.. Kabını açtı. Gözü ansızın bir kelimeye takıldı. — Jafnahevv. — Fanvejavah. Hayır. Alfons.. Karıştırmaya başladı. Albert.. Bağırdı. kaldı : Efruz. Ağır okudu. Meşhur kahramanların. Vilhelm. Bu harflerin birkaç defa yerlerini değiştirdi : — Hafyavjevn.. Hastalık ismi! Beğenmedi. hayır.. Bir kere daha değiştirdi : — Amh. Hoşuna gitmedi. www. Önüne açtı. Yorgi Jorj. meşhur inkılâpçıların isimlerinden çıkardığı kelimeler biribirinden münasebetsiz. uhuvvet! Yazdı : — Humma. başlarından birer harf topluyordu. Onu aldı. — Vay anasını. Hoşuna gitmedi.. hep Çerkez ismi çıkıyor. Boş sayfaya cebinden çıkardığı kırmızı mürekkepli bir kalemle aklına gelen Avrupa hükümdarlarının isimlerini yazdı: Nikola. Bağırdı. Sonra hürriyetin üç meşhur şiirinden birer harf almayı düşündü. Beğenmedi. adalet.. Yazdığına baktı. beni ya Hintli ya Çerkez sanacaklar.. A'yı ortaya aldı : — Ham. Nihayet bu usulü' bıraktı. Yavaş yavaş okudu.. dedi. Yazıhanenin üstündeki romanlarda rast geldiği bazı kelimelere bakmak için daima bir "Lügat-ı Osmaniye" dururdu.(1) Turnant (Fransızca: Tournante): Döner koltuk.com Sayfa 25 .cizgiliforum.." Tekrarladı : — Efruz. biribirinden biçimsiz oluyordu. müsavat.. hep Hintli.

— Efruz, — Efruz, Hoştu. Ahenkliydi. Hele manası tamamıyle kendine uyuyordu, istibdat, zulüm karanlığını o aydınlatmamış mıydı? Bundan başka, evet, şimdiye kadar hiç kimse bu ismi taşımamıştı. — Efruz, Efruz... Gece gündüz terkip düzmek için lügatlerde Arapça, Acemce kelime arayan şairler, edipler nasıl olup bunu bulamamışlar, kendilerine mahlas diye kullanmamışlardı. Buna şaşıyordu. Bu, tama-mıyle büyüklük, ulviyet, yükseklik, harikuladelik ismiydi. — Efruz Bey, Efruz Beyefendi, Efruz Paşa, Efruz Han, Efruz Sultan, Efruz Şah... Ayağa kalktı. Bir aşağı, bir yukarı gezinmeye başladı. İsmini telâffuz ediyordu. Asıl kendi ismini telâffuz ediyordu. Efruz Bey, Efruz Bey... ... Artık sabah oluyor, yıldızları silinen göklerin menekşe rengindeki ziyaları camları parlatıyordu. Efruz Bey yirmi dört saattir ne yemiş, ne içmiş, ne de uyumuştu. Vücudunda his yorgunluk duymuyordu. Sinirlerinde, hayalinde öyle şiddetli bir faaliyet vardı ki., oturamıyor, duramıyordu, bu sefer asıl ismini öğrenen halk kimbilir nasıl onu alkışlayacaktı : — Yaşasın Efruz Bey! diye bağıracaklardı, isminin aksiyle istanbul'un yedi tepesi, dünyanın bütün tepeleri, dağları, nehirleri, bataklıkları, gölleri, çölleri, ormanları, yanardağları, hatta, hatta cümudiyeleri çınlayacaktı. Zihni o derece hayal ile dolu idi ki... Fikirlerini seçemiyor, bugün ne yapacağını tayin edemiyordu. Hakikaten çok yapacak şey vardı. Fakat bunlar neydi? Bunları henüz tasavvur bile edemiyordu. Durdu. Yorulmamış bir azmin bütün kuvvetiyle gerildi. Ellerini kalçalarına koydu. Avazı çıktığı kadar bağırdı : — Y'aşasm Efruz Bey! Bütün ev halkı, annesi, dadısı, hizmetçi kızlar, evlâtlık "Ne oluyoruz?" diye yataklarından fırlayarak onun odasına koştular. Efruz Beyi bu kadar erken giyinmiş, dışarı çıkacak gibi hazırlanmış görünce şaşırdılar. Bilmiyorlardı ki o bu sabah daha giyinmemiş, fakat dün gece hiç soyunmamıştı. Kenarı gümüşî yollu beyaz bir yemeni ile saçlarını sımsıkı bağlamış olan annesi :

www.cizgiliforum.com

Sayfa 26

— Ahmetçiğim, neye bağırdın? Sana bir şey mi oldu? Ödümüzü kopardın. Ne var? diye boynuna sarılmak istedi. Efruz Bey hiddetli hiddetli haykırdı : — Hâlâ bana, hâlâ bana "Ahmet" diyorsunuz ha? — Ne diyelim? — Asıl ismimi söyleyiniz. — Asıl ismin "Ahmet" değil mi? Sen deli mi oldun? — Sen deli olmuşsun, anne! Benim ismim "Ahmet" mi? Bu kadar büyük bir iman, bir katiyet karşısında şaşalayan, ağzı açılıp içinden dili birkaç santimetre dışarı çıkan zavallı kadın gözlerini kırparak tekrar sordu : — Ya ne? — Efruz... — Ne? — Efruz... Pek uzun süren birkaç saniye içinde anne, kızlar, dadı, hepsi biribirlerine bakıştılar. Sofu kadın böyle isim değiştirmeyi en büyük bir cinayet sayıyordu. Sarayda "kapı yoldaşları" ndan bazısının güzel isimleri olurdu. Yeni gelen halayıklara vermek için bu güzel isimlilerden birisinin ismi alınır, kendisine başka bir isim verilirse, ismin eski sahibi kız yıllarca ağlar, bedbaht olurdu. Hatta bir arkadaşını hatırlıyordu. On bir senelik ismini alıp yeni gelen bir kıza verdikleri için inat etmiş, günlerce yemek yememiş, açlıkla kendini öldürmüştü. Efruz Bey... Hem bu nasıl isimdi? — Oğlum, sep Müslümansın, böyle gâvur isini takınmaya utanmaz mısın? — Bu gâvurca değil Farisice... — Nece olursa olsun, hiç böyle isim işitilmemiş! Efruz Bey o kadar kati söylüyordu ki, annesi, dadısı, kızlar, nasıl olduğunu bilmedikleri halde, onun asıl isminin "Efruz" olduğuna inanır gibi oluyorlardı. ... Ortalık tamamıyle aydınlanmıştı. Hürriyetçiler hezeyana uğramış bir çılgın sürüsü halinde sokağa birikmişlerdi. Bu sefer ellerinde allı beyazlı hürriyet bayrakları da vardı. Bağırışıyorlardı. Efruz Bey camı açık pencereden başını çıkardı. Bu vatanperverlere baktı. Beş on bin kişi vardı. Aralarına irili ufaklı mektep çocukları da karışmıştı. Üç kalabalık bando, dün halkın güftesini değiştirdiği marşı çalıyor, çocuklar, büyükler, hepsi avazları çıktığı kadar haykırıyordu :
www.cizgiliforum.com Sayfa 27

Kalkın ey Osmanlılar! Biz de sodan olalım, Bu Jön Türk'ün uğruna Biz de kurban olalım... Zavallıların asıl kendi isminden haberleri yoktu. Bu umumî cehalete acıdı. Azıcık daha gözleri yaşaracaktı, eliyle sükût işareti etti. Bütün bandolar, bağıranlar sustular. — Ne istiyorsunuz vatandaşlar? EFRUZ BEY 43 Halk bir ağızdan cevap verdi : — Seni, seni... — Ben kimim? — Jön Türk'sün, Jön Türk'sün... — İsmim ne? — Bilmiyoruz, ismin ne? ismin ne? — Efruz... — Efruz... Halk bu ismi işitince hakikaten çıldırdı. Sanki hepsi sarhoştu. El şakırtıları, yaşasın sadaları arasında tekrarladıkları bu isim pek hoşlarına gidiyordu. Efruz Bey her sabahki tıraş âdetini bile yapamadı. Yalnız lavabonun önündeki aynaya yaklaştı. Siyah bir pomatla çabuk çabuk bıyıklarını kıvırdı. Merdivenleri dörder dörder atlayarak aşağı indi. Kapıyı açtı. Dışarı çıktı. Dışarı çıkar çıkmaz halk onu yakaladı. Omuzlarına aldı. Hareket başladı. Harbiye Mektebi, Taksim Bahçesiyle, Caddei-kebir; her taraf hürriyet bayraklarıyle donatılmıştı. Sokak başlarında yeni bandolar cemiyete takılıyor, halk dün bozduğu güfteyi bugün bir kat daha bozuyor, haykırıyordu : Kalkın ey hür kardeşler Biz de şadan olalım, Efruz Beyin uğruna Gelin kurban olalım... ... İlk defa Babıâli'de bağırarak ilân ettiği bu hürriyeti idare etmek için bir merkez lâzımdı. Efruz Bey alkışla bağırıştan başka bir şey düşünmeyen halkın elleri üstünde bunu düşündü. Köprü'yü geçerken daha böyle bir merkez kararlaştıramamıştı. Yenipostahane binası aklına geldi. Bu muşküldü. Hem birkaç gün posta muamelesi durabilirdi. Hükümetin haricinde bir yer aklına gelmiyordu. Düyunu Umumiye dairesi..(1)' pek güzeldi. Ama altından çapanoğlu çıkmak ihtimali vardı. Büyük bir yer., demir kapısıyle, kemerli pencere-leriyle gözünün önüne "Sahavet Hanı" geldi.
www.cizgiliforum.com Sayfa 28

şöhreti. Yenimahalle'de. (1) Levanten : Yakın Doğuda uzunca kalıp yerleşmiş ya da evlenerek soyu karışmış Avrupalı. İlk teşebbüs ettiği icraat zabıta ile polis teşkilâtını lâğv. Hele Sulukule'de Jön Türk tünelinin varlığı duyulduktan sonra arşını on paraya olan arsaların metre murabbaı(2) iki yüz liraya çıktı. Bir insan ne kadar hür olursa o kadar düşünür. Sahavet Hanına bir saat içinde yerleşildi. İlmin tanıdığı ahlâkta kanun: hürriyetti. Hanın içinde ne kadar tüccar varsa sokağa atıldı. dünkü ifşaatı yayılıyor.. www. "Sulukule .Emretti. Hükümeti de kaldırmayı kurdu. Zincirlikuyu'da.cizgiliforum. Herkes hürriyetperverdi. Fakat Çingeneler bu tebeddüle ehemmiyet vermediler. ne kadar düşünürse o kadar ahlâklı olurdu.. hapishaneleri boşaltmak oldu. Bu tünelin Jön Türklerden alınması için Beyoğlu'nda levantenlerden (1) mürekkep büyük bir anonim şirket teşekkül etti. terfi edeceklere tavsiyenameler yazar. hürriyetperverlere vesikalar verirken ismi. Efruz Bey kendisine muavin seçmekte güçlüğe uğradı.Yıldız" tünelinin haritası onar kuruşa her sokakta satılıyordu. mübalâğalanıyordu. Bütün halk hanın yolunu tuttu.com Sayfa 29 . Öğleden bir saat sonra çıkan ilâveler bir gün evvelki nümayişler esnasında alınan resimleri basıyor. Fikrince polis hürriyetin en birinci mâniiydi. Ama bu birdenbire yapılamazdı. (1) Düyunu Umumiye dairesi : Genel Borçlar idaresi anlamında olup Osmanlı imparatorluğunun son zamanlarında yabancı devletlerden alınan borçlara karşılık gelirleri toplayan yabancıların kurdukları idarenin istanbul'daki merkezi. Bunları yüzer yüzer hana topladı. Efruz Bey tellâllarına hatipleri çağırttı. (2) Murabba : Kare. binden ziyade hatibin hizmetine hazır olduğunu anladı. Aralarından bazılarını seçip ayırmak müsavata muhalif bir hareketti. Sulu-kule'de. Yenibahçe'de. istanbul'un dört bir tarafına saldırdı. Efruz Bey merkez ittihaz ettiği handa istanbul'un dört bir tarafına taze taze hatipler gönderir. . Sabır lâzımdı. Edirnekapısı'nda arazi fiyatı birdenbire fırladı.

Arnavutluğu temsil eden bozacı. gümüş kamalı bilaistisna asil. esnaf. Mukarrepleriyle beraber aşağı indi. Arabasını çekmek bizim hakkımızdır!.. Niçin bu hür kardeşlerin boğaz-boğaza geldiklerini anlamayan Efruz Beye Araplar.. Sınıflara." çekiyorlardı.. Kürtlüğü temsil eden hammallar. Beş altı saat içinde etrafında yirmi kadar mukarreple(1) birkaç yüz kadar yaver peyda oluvermişti. . Duyulan şeylerin doğru olduğuna tıpkı halk gibi inanan Yıldız Sarayında da şimdi büyük bir heyecan hüküm sürüyordu. Müstebit daha sabahleyin erkenden en sadık mühendislerini. Tophane kahvelerinin canlı demirbaş eşyası makamında olan büyük kalpaklı. bey olan.. Efruz Bey öğleden beri büyük adamlara mahsus "az lâf söylemek" seciyesini iktisap etmişti. mahallebici.. sarayın bahçesinde Sulukule tünelinin deliğini arattırıyordu. bu tekliften bir şey anlamayanlar hücum edenleri sarhoş sanarak ellerinden biraz mangiz koparmak hülyasıyle keriz atıyorlar. Mektepliler. Yahudiler. papazlarla kumru gibi ağız ağıza öpüşen hocalar. Sık ağaçlar kesildi.cizgiliforum. Köşkünün pencerelerine mitralyözler koydurttu. dünkü gibi karman çorman değildi.. kuşçularını toplatmış. www. Bulgarlar. Araplığı temsil eden Tahtakaleliler. softalar. Ermeniler. — Yıldız'a giden tüneli bize gösteriniz? diye bahşiş vermeye kalkıyorlar. "hampur.. milliyetlere göre ayrılmıştı.. Müstebit oturduğu köşkün küçük bahçesini kapatmak için binlerce çelik levha satın almaya en sadık yaverlerini gönderdi. hep ayrı kümeler halinde gelmişlerdi. Mabeyin tünelin deliğini ararken halkın meraklıları da oradaki deliği bulmaya çalışıyorlardı. Rumlar. yaverler meseleyi anlamak için halkın içine koştular. diye kamalarına davrandıklarını anlattılar. Kürtlerle Çerkezlerin arabayı çekmek için kavga ettiklerini. Mukarrepler. Lâkin bu mahşer. bahçıvanlarını. Efruz Bey çıkacak. bahçıvan Bulgarlar. Sahavet Hanının önü ikindiye doğru mahşer gibi olmuştu.. Tam bineceği sırada dehşetli bir arbede koptu."Sulukule .Yıldız" tünelinin istanbul'da ani olarak uyandırdığı iktisadî hareketin o kadar ehemmiyeti yoktu. Çerkezlerin : — Efruz Bey bizim cinsimizdendir. Rumlar. Arnavutlar. Bütün tarhlar bozuldu. Bu deliği bulmak mümkün değildi. Sultan Ahmet Meydanında "hürriyet nutku" nü verecekti.com Sayfa 30 .. Beygirsiz büyük bir lastikli araba kendisini bekliyordu.Çerkezler.

hiç bir mezhep yok!" demektir. Kardeştir. Biraz gürültü gevşeyince söze başladı : — Vatandaşlar! içinizde bazı cahiller bana Çerkez diyorlarmış! Hayır. Ben Çerkez değilim. bizim mezhebimiz birdir: insanlık. Müsavidir. beşer aşarak yukarı çıktı. Kıvrık bıyıklarını yukarı kaldırarak kalabalığa bakıyordu. Haydi öpüşünüz. Bu nutuk biraz fazla uzadı. Din farkı.cizgiliforum. — Pekâlâ. Vahî fikirleri. merdivenleri dörder. "Hiç bir cins. Artık ayrılmaya mana var mı? Biribirlerinizin lisanını bilmiyorsanız "ispiranto" dilini öğreniniz. — Hayır.— Pekâlâ. ismini bilmediği samimî mukarreplerinden bir ikisiyle geri döndü. batıl itikatları vahşîlere. Müsavi olunca kardeş olur.. Yine bir alkış tufanı koptu. ben üçüncü katın penceresine çıkıyorum.. "bilâ tefrik-i cins ü mezhep" bayrağının altına gelmeyenler müstebitlerdir. Medenî olmaya çalışınız.. Hana girdi. Söyleyeyim.. Haydi hepiniz birlesiniz. Hele "milliyet" kadar budalalık olamaz. yamyamlara bırakınız. Hürriyet karşısında böyle şeylerin hiç ehemmiyeti yoktur. insanların hepsi hürdür. Sakın böyle bir iddiada bulunmayınız. Bana baksınlar.. Mukarrep : Yakın kişi. Bizim cinsimiz. Onlar bizim düşmanlarımızdır. Üçüncü katın penceresine! İki dakika sonra Efruz Bey pencereden göründü. Beni dinlesinler.com Sayfa 31 . Sükûtun şaşkınlığından istifade eden Efruz Bey bütün kuvvetiyle hürriyet felsefesini bağırmaya başladı : — . Ben Efruz Beyim! Ben hürüm! Ben herkesle müsaviyim! Siz daha hürriyeti anlamamışsınız! Hürriyet demek Kanun-u Esa-sî demektir! Kanun-u Esası "bilâ tefrik-i cins ü mezhep" demektir! "bilâ tefrik-i cins ü mezhep" ne demektir? Biliyor musunuz? — Hayır. Sevişiniz.. Bırakınız onlar mabetlerine gitsinler. dedi. hayır! — Bilmiyoruz! diye bağırıştılar. bir eli tek gözlüğündeydi. însan "hür" olunca müsavi olur. www. Bir eli kalçasında. millet farkı kalmaz. Ben hiç bir milletten değilim.

gümüşlü kamçılarını anlatmaya başladılar.. Boğaziçi'nden. Her tarafta : — Yaşasın Efruz Bey! Sadası yükseliyordu.Efruz Bey. cesaretlerini. Efruz Beyin artık "nüfuzu. Efruz Bey. Yahudi. on ikinci. "Firuze" konuldu.. Arapların. Halkı ikna etti. Kürtlerin.. doğmamış oğlak derisinden kalpaklarını. o : — Ben gidemem! O benim ayağıma gelsin. Bulgarların. Yüz binlerce öpücüğün şapırtısından hasıl olan büyük bir şakırtı bütün havayı sarsıyordu. Hiç bir milliyeti benimsemeyen yerli istanbullular Rumların. Bu gece sabahlara kadar her evde. falan gibi ne kadar içtimaî müessese varsa hepsinin birtakım batıl cahilane münasebetsizlikler olduğunu birçok delillerle anlattı..com Sayfa 32 . Kafkasya'daki eğerlerini. yaptılar. istanbul kadınları on iki saat içinde bu muhterem kahramanın ismini bozdular : — Afaroz Bey. www. diye küstahça haber yolluyor. hukuk. Hatta bu kahramanın padişahzadeliği de söylendi. milliyet. memleketteki atlarını. Hepsini öpmeye bağladılar. kendini hakikaten bu inkılâbın yegâne âmili. hâsılı hiç bir milleti öpmeye tenezzül etmeyerek : — Kendi cinsini inkâr eden Çingeneden alçaktır! diye söylene söylene Tophane tarafındaki kahvelerine döndüler. Bu üç gün. Bulgar. Müstebit. aile. Onlar Rum. Arnavutların. Tâ gece yarılarına kadar nümayiş. Bin üç-yüz yirmi dört senesi temmuzunun on birinci. iktidarı" son noktasına gelmişti.cizgiliforum. "Sultan Murat'ın hapishaneden kaçıp ismini değiştirerek yaşamış bir şehzadesi!" dendi. Terkos'tan. Hiç bir şey olmamış gibi yine birbirlerine kabadayılıklarını. kendisini görmek için sarayına çağırıyor. on üçüncü gecesi doğan erkek çocukların isimleri "Efruz" yazılıp "Afaroz" okundu. Ermenilerin boğazlarına atıldılar. Efruz Beyin arabasına "bilâ tefrik-i cins ü mezhep" bütün insanlar koşuldu. yegâne müsebbibi. nutuk. Çekmece'den bile meşaleli alaylar geldi. Polonez köyünden. hutbe gürültüleriyle istanbul inledi. izdivaç. ücra mahalle kahvelerinde Afaroz Beyin hikâyesi anlatıldı. Yahudilerin. bu üç gece esnasında doğan kız çocukların isimleri Efruz Beyinkine son derece benzetildi. yalnız kendi cinslerinden olduğunu inkâr ettiği ince kafalı Çerkezleri kandıramamıştı.

Etrafında yüzlerinin şekillerini.yegâne kahramanı sanıyordu. üçüncü gününü de alkış. o ne dese bir papağan gibi tekrarlıyorlar. Bodrum katında uyuyan aşçı Durmuş ağız bir tarafta. Artık pek yorgundu.com Sayfa 33 . Mukarreplerini selâmladı.. nasp. -halkın mabudu.. "yaşasın. — Pekâlâ. dedi. ben uyuyamam.. burun bir tarafta.tıpkı rüya gibi geçirdi. gidin başka yerde nümayiş yapın. azil.. Yarın erken gelirsiniz! dedi. hitap içinde. Tekrar çaldı. diyen mukarreplerine sordu : — Fakat niçin? — Sabaha dört beş saat var! Biz burada hem mızıka çalarız.. bir aygır-gibi bağırıyorlardı. hem nutuklar veririz. Gece yarısından sonra hürriyetperverler arabasını evinin önüne çektiler. — Şimdi biraz istirahat edelim.. bu ne uyku! Durmuş eliyle gözlerini ovuşturarak : — Daha sabah namazı okunmadı ki. Efruz Bey. bir elinde şamdan kapıyı açtı. dedi. biz gitmeyiz efendim. — Hayır.. başüstüne diye eğilerek. birçok hürriyet-perverler arkasına takılıyor. Annesinin hem uşak.. — Peki efendim.. Canı sıkıldı. Efruz Bey kapıyı çaldı. — Sana namazı soran yok. nihayet duyurdu. Yine çaldı.. Hiç bir şey görmüyor. yaşasın!" diye haykırarak uzaklaştılar. gördüklerini hatırlayamıyordu. — Hürriyet neye derler? www. diye bağırdı. (1) -nümayiş.cizgiliforum. Efruz Bey bunu muvafık görmedi. susalım. biraz uyuyup» yarın erken kalkmalıyım? (1) gapaş : Alkış. isimlerini hâlâ hatırlayamadığı birtakım mukarrepler kaynaşıyor. sizi öyle bekleyelim. olarak. Sağında solunda bandolar müthiş bir ahenkle uğulduyordu. — Hayır canım. sivil.. Sanki sarhoştu. hem aşçı diye kullandığı bu hissiz herife kızdı : — Ulan. arabasına koşuluyor. — Ama. beni biraz rahat bırakın. Kahramanın öfkesinden korkan mukarrepler : — Başüstüne. Asker.. Gözlerinde yine bir-duman vardı. gapaş.

Kız içeri girince : — Şu gece kandilini yak! diye gerindi. "Hangi çamlar bardak oldu" dedi.. Efruz bıyığını tuttu. işte bu mutlaka hürriyetin tesiriydi. Bu kadın son derece kıskançtı.— Bilmem efendim. — Tuh Allah belânı versin. — Ne? — Hanımefendi dedi. On dört yaşından beri oğlunu hizmetçilerden kıskanırdı. Hasır döşemeli merdivenleri çıktı. Şamdanın şulesi bebeklerinde altın alevler parlatıyordu." diye mırıldandı. Bu ne tebeddüldü? "Deli Saraylı" denen annesinden yılmıştı. Şamdanı elinden aldı.com Sayfa 34 . Annesiyle aynı katta yatarlardı. — Gel bakalım.. dedi. Odaları karşı karşıya idi. — Niçin? — Bu gece isi var da. Kapıyı açtı.. Yüzü kızarmıştı. Tatlı tatlı yüreği çarptı. Kandil yakılırken kızın hareketlerine bakıyor. — Artık her gece beni bekliyecek misin? — Hayır. — Ne bekliyorsun? dedi. sizi bekleyeyim. Geziniyordu. — Annem mi? — Evet. "Ayı... Burnunu kaşıdı. www. Odasına gireceği zaman Despina'yı gördü. Ama pek yorgundu! Parmağını kaldıracak hali yoktu. Ah yorgun olmasaydı. Demek ki annesi bu güzel Despina'yı ona. şimdiye kadar onun güzelliğine dikkat etmediğine şaşıyordu. oda hizmetçisi tayin etmişti. dedi. Tek gözlüğünü yerleştirerek sordu : — Annem uyuyor mu? — Evet. — Dadımla öbür kızlar beni beklediğini biliyorlar mı? — Biliyorlar. Kendi gibi hürriyeti vaz'edenin evinde hâlâ onun ne olduğunu bilmeyen vardı.. — Sizi bekliyorum!.cizgiliforum.. Kızın gülen şuh gözlerine dikkatle baktı. Yürüdü. İki gündür dünyayı yıkan nümayişlerin ne olduğunu bile merak etmemişti... Düşündü. — Yarın anneme söylemezler mi? — Zaten hanımefendi.

şöhretinden bir şey anlayamamışlar. Kızın cebinden çıkarıp uzattığı kâğıdı aldı.yet. düşünür gibi gözlerini ufalttı. arabasını çekenler. mukarrepleri bile onu. bu kulüp nereden çıkmış? Fakat hayretinde son derece samimîydi.com Sayfa 35 ..cizgiliforum. — Nerede o telgraf — İste. Daha gözlerini kapar kapamaz uyumaya. Dudağını büktü... fakat ertesi gün Selanik'teki Merkez-i Umumîlerinden bu Efruz Beyin salâhiyetini. Eline ver!" dedi. tatlı. Bir şey anlamadı : NİŞANTAŞI'NDA KAHRAMAN-I HÜRRiYET EFRUZ BEY KARDEŞİMİZE Bası mesail-i muallâka-i mühimme-i âli-ye-i inkılâbiye ve meşrutiyeti bera-yı tezkâr ve müzakere Nuruosmaniye'deki muvakkat kulübü teşrifiniz ehemmiyetle rica olunur. — Bunlar mutlaka bizimkiler olacak! Fakat benden habersiz nasıl kulüp falan açıyorlar. Acele soyundu. "Bizimkiler" diye hiç ehemmiyet vermeyerek kendi hürriyetperverleri sandığı İttihatçılar ilk gün onun hareketinden. Odasında ölü gözü gibi yanan kandilinin başında yalnız kalınca telgrafı açtı Pek merak etmiyordu.. fakat asla dinlememişti! Etrafındakiler.. Al pijamalarını giydi.. tek gözlüğünü çıkardı..gün evvel hürriyetperver gibi "unvan" satarken tutulduğu cereyan içinde kendini kaybetmiş. daha henüz ismini bilmediği İttihat ve Terakki Cemiyetine mensup sanırlardı. Okudu. Azeleymiş. Bu cemi-. Bu üç gün zarfında o.. İttihat ve Terakki istanbul Heyet-i Merkeziyesi — Tuhaf şey! Bu ne demek? dedi. efendim. yarın görürüz! dedi. Hemen herkesin mevcudiyetini duyduğu İttihat ve Terakki Cemiyetinden onun henüz haberi yoktu. kim olduğunu sormuşlardı. yalnız söylemiş. Ne ise. işte bu. Karyolasına uzandı. hatta bir gazete bile okumamıştı. dedi.. Telgrafı bir kere daha okudu. doyulmaz rüyalar görmeye başladı. İki . alkışlayanlar. — Şu mumu da dışarda söndür. Hanımefendi "gelinceye kadar bekle.— Ne işi? — Size bir telgraf var. hatta yaverleri. Daha ertesi gün Merkez-i Umumîden gelen cevap "komitanın bu namda bir mensubu www.

. bahriye korvet kâtipliğinden vatanperverliği için tart olunduğunu vakit bulup kendine anlatan genç bir mukarrep bilgiçliğini göstermek için arkadaşlarının arasından ilerledi. kulüp denen yere geldi. Çünkü kendini karşılayacaklar sanıyordu. çiçekler. anlamış görünerek düşünmeye lüzum görmüyordu. __ ? Üç gündür en ziyade gözüne görünen. Kendini alkışlayanları selâmladı. asayişin tehlikeden kurtulmasına" dairdi.. Efruz Bey bir şey anlamıyor. dedi. adalet uhuvvet kelimeleriyle işittiğini hatırladığı halde bu kelimeleri ilk defa duyuyordu. Genç mukarrep avazı çıktığı kadar bir nara bastı : — Yaşasın İttihat ve Terakki! Bando gürültülerini söndüren halkın sadası bu sözü tekrarladı. Kahvaltısını yaptı. Her günkü alayla bayraklar.. Arabadan tek gözlüğünü tutarak.. kurula kurula indi.. Geç yatınca erken uyanmak onun âdetiydi. — Alesta.. müsavat. Fakat daha kapıdan girer girmez şaşırdı. hitabeler. Kır bıyıklı bir adam ne istediğini sordu : — Ben Efruz Beyim! — Kim olursan ol..com Sayfa 36 .. — İttihat ve Terakki kulübü efendim. Ne istiyorsun? — Burası İttihat ve Terakki kulübü değil mi? www. dedi.. Atsız arabasını çoktan kapının önüne getirmişlerdi. — Evet bizim İttihat ve Terakki kulübüne! diye bağını salladı. nutuklar. alkışlar. Burası mavi soluk boyalı eski b:r konaktı. Bozuntu vermedi.olmadığı gibi istanbul'da vasi salâhiyeti haiz hiç bir ferdi bulunmadığına. Giyindi.cizgiliforum.. Arabaya yaklaştı. Yine bir alkış tufanı koptu. Efruz Bey bu sabah pek erken uyandı. Efruz Bey nümayişler içinde hürriyet. — Ama çabuk.. Tıraş oldu.. Çalmaya başlayan bandoların ağır gürültüleri içinde mukarrepler sordular : — Bizim kulübe mi efendim? — Sizin kulüp hangisi? — Bizim kulüp işte.. Bindi : — Kulübe çekin. bu Efruz Bey denilen şahsın süratle tevkif olunarak sükûnetin. çelenkler arasında.

iradesinin haricinde bir itaatle cevaplar veriyordu. Burası küçükçe bir evvel zaman salonuydu. alay. — Neciydi? — Defterdardı. Üç gün evvelki hayatının her tarafını ona söylettiler. Kır bıyıklı adam. hele sen şuraya gir. "Yaşasın İttihat ve Terakki" avazeleri. ben geldim. — Nedir? — Ahmet. Hiddeti kabarıyor. — Müstear isminiz var mı? — Var. hiddetinin bütün celâdetiyle onlara : — Siz kimsiniz? Beni ne sıfatla çağırabiliyorsunuz? diye kabardı. Oturacak bir yer yoktu. — Haydi bakalım. Kendilerinin "Heyet-i Merkeziye" olduğunu söyleyerek heyecanlı sualine hiç cevap vermeyen bu adamların en genci onu âdeta istintak etti : — Asıl isminiz ne? — Efruz... — Babanızın ismi? — Mustafa Tevfik. Yalnız hayrete benzer bir nazarla kendisini baştan aşağı süzüyorlardı. Efruz Bey manyatizma olmuş gibi. Gezine gezine bekledi. Ne selâm verdiler. — Git. diye onun önüne takıldı. pis. Duvarlar nakışlıydı.... içinde bulunduğu odanın kirli badanalı duvarlarını sarsıyordu. Bir saat kadar bekledi. Bu masanın etrafında tanımadığı birkaç kişi toplanmıştı. Sonra www. diye onu eski kaba hasır döşeli. Mutasarrıflıklarda gezdi.— Evet. Alayı. Gürültü kesildi. — Nişantaşı'nda. Bu nasıl hareketti? Kendisine... kabarıyor topuklarının hizasına çıkıyorken kır bıyıklı herif geldi. Tatlı tatlı gülümseyerek soruyordu. — Nerede oturuyorsunuz.. iri boylu bir zattı. küçük bir odaya soktu. Bir odaya soktu. onu baştan aşağı bir süzdü. Bu mavi gözlü. Ortada yeşil örtülü büyük bir masa vardı.cizgiliforum. Mukarrepleri. kime lazımsa haber ver. Hiddetle.com Sayfa 37 . bandoları dışarda kalmıştı. Efruz Beye karşı ha. Geniş bir merdivenden çıkardı. — Pekâlâ. ne de ayağa kalktılar.. bandoları uzaklaştılar. — Sağ mı? — Hayır. Artık hiddetleniyordu. beş sene evvel öldü.. Sabredemedi.

1919 ASİLLER KULÜBÜ — Monşer. — Asıl kendi ismi : Efruz Bey. Unuttuğu bu tatlı rüyasında kendi arabasını çeken coşkun hürriyetçilerin arasına katıldı..com Sayfa 38 . yaşasın! diye bağırmaktan sesi kısıldı.. Atlara binmiş.. Efruz Bey yine serbest bırakıldı. Yalnız bu nur. elleri kırbaçlı iki hatibin. (3) Rıza Tevfik (Bölükbaşı): Şair.onun "hiç bir şeyden haberi olmadığını" sırf gösteriş. bu hülya. filozof ve politikacı (1869-1949).. (2) Selim Sırrı (Tarcan): isveç jimnastiğini yurdumuza sokan eğitimci. ellerinin yaraları. politikacı (1874-1957). Yorgunluktan hastalandı. www.12.1919 . hastalığı.cizgiliforum. şanlı. Fakat sesinin kısıklığı. Bu idarî hapis keyfiyeti vakıa çok sürmedi. diyorlardı. asalet olmazsa bu memleket batar. Her şey. — Acaba sahiden rüya mı idi? şüphesiyle düşünürken hiç bir şey hatırlayamaz oldu. bu emel. şerefli. Selim Sırrı (2) ile Rıza Tevfik'in (3) peşinde günlerce koştu.. Foyası meydana çıktıktan sonra Efruz Bey de üç büyük gününü mühim bir bahar rüyası gibi kolaylıkla unuttu. sırf satış için bu kadar gürültüye sebebiyet verdiğini anlayınca hepsi birden kahkahalarla gülüşmeye başladılar.12. 10.. bu (1) Tahlifli : Yeminli. her şey. şöhretli. ama daha bırakılmadan "halk" denen kütle atmasyonlarına aldanıp üç gün taptığı mabudunu üç saniye içinde unutmuştu.. ümit kıyametinden ona emsalsiz. Vakit gazetesi. kahramanlı günler her şey. yazar. — Evet. sırf nümayiş. Kendilerine mensup tahlifli (1) bir jandarma neferiyle onu hapisane-i umumîye gönderdiler.. her şey gayet parlak bir hayal şimşeği çabukluğuyle geçti.. Alkıştan avuçlarının içine kan oturdu. — Yaşasın. ben de bu fikirdeyim. — Olur iğ değil. Yaralar açıldı. işitilmemiş bir yadigâr kaldı! — Bu neydi? Biliyor musunuz? — İsmiydi! İsmi.23. — Olur iş değil.

tamamlamayan Efruz Bey yalnız "bu fikirde" değil. her nedense. böbreklerinde.com Sayfa 39 . Dördünü de mektepten tanıyordu. Hint'ten. Turan'dan. www. Asalet yalnız kanında değil. Çaya davet ettiği bu dört asil dostuna bugüne kadar kendi asaletinden hiç bahsetmemişti. hatta fazla olarak bizzat kendisi hâlis bir "asilzade" idi. (2) Elhamra : Arapların ispanya'yı kurdukları sarayın adı. Efruz Bey.. rie (1) lerinde. Sör? (1) Sör (ingilizce: Sir) : Bey. Bunda şüphe mi vardı? Bunda şüphesi olan birtakım avam güruhu.. babadan. arıların. silsileden. kemiklerinin içindeki iliklerinde kaynıyordu. karıncaların. ikisi galiba Nişantaşı'nda oturuyordu.. ismini kendi gibi istanbul'da hiç kimsenin bilmediği gayet meşhur. Hemen hemen bir krala yakındı. etlerinde. fakirler.cizgiliforum. Kökten. ecdattan. hâsılı cemiyet halinde yaşayan bütün hayvanların bir beyleri var. beyefendi. Bu şeyh bir prensten büyüktü. Hayvandan başka hiç bir şey olmayan avam insanların da beyleri olmalı. içi civa dolu havuzlarda yüzen ödağacından sandalları. topraktan asildi. diye başlayıp lafını... Dizanterici Salih Paşazade Nermin Bey lafını kesti : — Meşrutiyet denilen hezeyan olur. zaptettikleri zaman Endülüs'te İşte bu. taştan. Ayağa kalktı. (1) Rie : Akciğer. baldırı çıplaklardı. — Ben. — Ben de.. lenf alarmda. Bu. altın mahfeli fillerini. Sağ kaşının ucunu biraz kıstı : — Ben asil olduğum için tamamıyle bu fikirdeyim. Kafkasya'dan getirilmiş kızları anlatırken Efruz Bey kendini hayalî bir Elhamra (2)'nın semavî bahçelerinde sanırdı. dedi. İçinde en beğendiği "Azizüssücufüz-zırtaf" di. Olmazsa. anadan. çay fincanını küçük masanın üzerindeki tabağa koydu. sinirlerinde. "İran'dan. gayet büyük bir Arap şeyhinin oğluydu. hatta kemiklerinde.— Ben de bu fikirdeyim. Hepsi zengindi. bir kral kadar büyük şeyhin oğlu tekrar : — Asalet olmazsa bu memleket batar! diyordu. Gözlerini büyülttü. Azizüs-sücuf babasının sarayını. — Fakat asalet meşrutiyete zıt mıdır. reziller.

Babası Sabir Paşa henüz ne sürülmüş. Annesinin otuz sene evvel Mısır çarşısından alınan gelinlik takımlarıyle döşenmiş bu yarım alaturka. marki sayılabilirlerdi. Çünkü bunlar ne kadar yüksek mevkilere geçseler. çizgili pantalonun altına sarı potin giymek nezaketsizliğini irtikâp ederlerdi. Küçük parmaklarındaki uzun tırnaklarla o kadar bedi (2) bir tarzda saçlarının yanlarını. paşazadelerden başkasını kabul etmezdi. Efruz Beyin çocukluğunda Galatasaray Sultanisinde tanıdığı arkadaşlarının hemen hepsi böyle "distenge".. yarım alafranga odaya Efruz Bey "salonum!" der. Hususuyle bugünkü davetli arkadaşları.(1) böyle medenî idiler. Çayı tıpkı Şehzadebaşı'ndaki çayhanelerdeki Türklerin tavrıy-le içerlerdi. Münakaşalarda kaç taraf olursa o kadar tarafa tarafgir olmak sanatını bilen Kâmuran Kara Tanburin Bey de : — Asaletle meşrutiyet birbirine hem zıttır. Hepsi terzi Mir'de giyinirlerdi. Dünyada ne kadar futbol kulübü varsa hepsinin fahrî âzasındandı. Bir krala yakın bir prens.. ne de tekaüde sevkedilmişti.. asil bir aile içinde alafranga terbiye alarak büyümeyenler salonlara kabul edilmeye lâyık değildiler. lâkin hiç birinin kitaplarını okuyamaz bir gençti. asil dostlarını kabul ederdi. Evine asillerden. zengin. Nermin Bey : — Şüphesiz. Efruz Bey : — Zannetmem!. diğerleri de kont. Sayfa 40 www. Perşembe "kabul • günü" idi. Hele başlarından feslerini çıkarıp kapının yanındaki portmantoya bırakmamaları. Kendilerini görüp asaletlerine hükmetmemek mümkün değildi. reverans yapmasını bilmeyen insan mıydı? Halbuki bir salona ancak medenî sayılabilecek alafranga beyler girebilirdi. çay içmesini. yine"âdabı muaşeret" denilen kaidelere. (1) (2) Distenge (Fransızca: distingue) : Seçkin. usullere kendilerini uyduramazlar.com . sokağa çıkar gibi fesle girmeleri tahammül olunur rezaletlerden değildi. Kibar. l emek yemesini.Bu suali soran Müzekki Bey bıyıklarını İngilizvari tıraş ettirmiş. Likör kadehini tutmasını. burunlarının uçlarını kasırlardı ki. bisküit almasını bilmezlerdi.cizgiliforum. hem değildir! dedi. hepsi asildi. iriyarı. milyoner olsalar. Türkçe dahil olduğu halde on üç lisanın yazılarını yazar. salona. Bedi bir tarzda : Zevkli bir tarzda. her perşembe öğleden iki saat sonra kibar. hatta mebus.

Beyoğlu'ndaki apartımanları biliniyordu. Daha sonra diğer serseri gazeteciler de Salih Paşaya bentler uydurup şantajlar yapmaya kalkmışlardı.cizgiliforum. Yalnız Nişantaşı'ndaki kâşanesi. mahareti duyulunca saraya alınıp o günden itibaren dizanteri tedavisine siyaset karıştırdığı ifşa olunuyordu. sarı. elleri ceplerinde. kravat iğnesi. öyle nezih bir hali vardı ki. asil bir dalgınlıkla münakaşalarına devam ediyorlardı. Tek gözlüğünün zinciri. İnce.com Sayfa 41 . potinin düğmelerini ilikleyecek âlete varıncaya kadar üstünde madenden ne varsa hep altın olan Nermin Bey müteassıp bir asalet taraftarı idi. o da yapacağı münasebetsiz müverrihlikten vazgeçmişti. Bu makalede otuz sene evvel Salih Paşanın Tunus'ta dilencilik ettiği. saat kordonu. ne vakit geldiği pek malum değildi. yaka. Fakat bu mabat çıkmadı. ihtiyar koltuklara uzanmışlar. birinci kısmını neşretmişti. Bu büyük adamın nereden. kol düğmeleri. Hürriyetin ilânı akabinde kim olduğu şimdi tamamıyle unutulan bir gazeteci "Dizanterici Salih Paşa vaktiyle ne idi?" unvanlı gayet merak verici bir hikâyeye başlamış. Dizanterici Salih Paşanın oğlu meşrutiyetin esaslarından biri "müsavat" oldukça: "asalet" için bir hak kalmayacağını ispata çalışıyordu. gören» hadımağalarının Paşanın davası hepsini mahkemeye sürükledi. Ertesi gün herkes makalenin mabadını bekledi.. narin yüzünün. dizanteri ilâcı sayesinde saraya mensup bir akağasıyle(1) bir haremağasının yirmi beş senelik memelerini iyi ettiği. nüfusu üç yüz milyona www. istanbul'da evvelâ falcılığa girişerek sonra dizanteriye ilaç vermeye başladığı. ilaçlarından yarım kutusu istanbul halkınca kırk elli lira ederdi. Bununla beraber doktordu. yüzükleri. İşte size ingiltere büyük bir misal! Meşrutiyet sayesinde ingiltere.Salon sahibinin ikram ettiği Havana sigaralarını içiyorlar. Buna ancak "asalet" denebilirdi. Tabiî sustular. çatanaları. Babası çok zengindi. hâsılı dişlerinin kuronlarından. okuyup yazması yoktu. müphem bakışlı gözlerinin öyle baygın. Salih Paşa birkaç kutu ilaç bahanesiyle bu gazetecinin ağzını kapatmış.. Hakikati tafsilâtiyle bilmedikleri için mahkûm oldular. Boğaziçi'ndeki çifte-korulu yalıları. (1) Akağası : Eskiden saraylarda hizmet beyaz ırktan olanı. Müzekki Bey : — Asalet için ilk lâzım olan şey meşrutiyettir! dedi.

Britanya. mükemmel. ben asilim. gelmez binlerce müstemlekeye hâkimdir.yakın Hindistan'a hâkimdir. Mı. ne karakter! Sanki anadan doğma bir İngiliz. Asıl İngiltere'ye gelince meşrutiyet sayesinde orada her şey asillerin. Daha hesaba. Hakikatte Müzekki Bey ingiltere'yi vatanından ziyade severdi. — Ben kibarım. hâsılı bütün İngiltere birkaç bin lordun malikânesi demektir. şık. Misafirlerinin asalet. iki yüz elli senedenberi "avam" denilen herifler ayağa kalkar. şakşakların. derdi. Hep Beyoğlu'nda geziyor. hep asalete ait sözlere dikkat ediyordu. Kahramanlıklarını.sır'ın. İrlanda. yeni metreslerden.. Her şey gibi meşrutiyet telâkkisini de değiştiriyor. Fakat Azizüssücuf Müzekkiden pek hazzetmez : — Yalnız kendini asil zannediyor diye omuz. Eğer İngiltere'de meşrutiyet olmasaydı. Sefaret tercümanı her hafta evlerine gelir. Müzekki Bey eski devirde olduğu gibi yeni devirde de babasının daima ikbal mevkiinden inmeyeceğini bilirdi. lordların canına okurlardı. ne de istipdat.. ne de İttihatçılar'5' çetesi. meşrutiyet münakaşasını dinleyen Efruz Bey meşrutiyete hiç ehemmiyet vermiyor. yoksa ne Abdülhamit(1) bizi rahat bırakırdı. İskoçya. Hindistan'ın. Başımız sıkıya geldi mi hemen. dünyanın en yüksek "asalet" mevkiini almıştır.. dehâsıyle hükümette yükselenler yeni baştan lord olurlar. Böyle şeylerle uğraşmak bana yakışmaz! diyordu. Efruz Beyin en hoşuna giden onun bu haliydi. onlara koşacağız.. adilik. silkerdi. Bunu hiç saklamaya lüzum görmez.unuttu. Tokatlıyan'da arkadaşlarıyle buluşuyor. Tabiî onları severiz.com Sayfa 42 . Şimdi ne meşrutiyet taraftarıydı. www. verdiği nutuklarını. Demek bir kere meşrutiyet sayesinde İngiltere.. Asalet kesbederler. herkese çekinmeden : — Biz İngilizler sayesinde yaşıyoruz. âdi adamlara mahsustu. Halk arasında zekasıyle. Babası İngiliz taraftarıydı. siyasetin yeni safhalarından onlara malumatlar telkin ederdi. Politika avama. O kadar unuttu ki memlekette siyasî bir tebeddül olup olmadığının bile farkında değildi. Otuz Bir Mart inkılâbından sonra onun ruhunda da birden derin bir inkılâp tutuşmuş. Sonra yüksek mevkilere geçerler.. yine birden sönmüştü. derdi. cahillik olduğunu anlamıştı. — Ne karakter. âdeta bu tarzın istipdattan daha müthiş bir idare olduğunu zannettirecek tarihî misaller getiriyordu. Hatta arazi bile. Böyle politika gürültülerinin.. lordların elinde demektir. nümayişlerini mevkilerini -hiç vaki olmamış gibi.. temiz bir hayat geçiriyor. son âşıklardan dem vuruyordu. daha birçok yerlerin efendisi olmuş.cizgiliforum.

ayanlar hep asildi. Osmanlı imparatorluğunu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için kurulmuş gizli dernek ve onun üyeleri (1865). Hele şu Azizüssücu-füzzırtaf." diye yalvaracaklardı.(1) o kadimiyet(2) ne ahenkli. tarihî kıdemden anlamayan Türkler onunla alay ederler. (1) Tarihîyet : Tarihsellik. Hâlâ Türkiye uyanmamıştı. İsmindeki o tarihîyet. çuvallar bulunduğunu görenler söylüyorlardı.. Hususî muallimler tutuldu.cizgiliforum.. Beyoğlu arkadaşlarından bir Yusuf Pinko vardı ki. Arnavutluk'taki çatısız şatosunda hâlâ dedesi Büyük iskender'den kalma heybeler. bu ne oldukları belirsiz adamlar birbirleriyle boğazlaşa boğazlaşa nihayet didinmelerinden vazgeçecekler. (4) Jön Türkler : Yeni Osmanlılar ya da Genç Osmanlılar. Anadolu'da hiç arazisiz esir yoktur. (2) Kadimiyet : Eskilik. Avrupa'dan gelmeyip Jön Türklere (4) karıştığı mabeyinde işitilince emlâki haczedilmiş. Almanya'da asil olmayan hatta bir süvari zabiti olamazdı... Sözde Aziz bir köle imiş. Efendisi Avrupa'ya gideceği için onu leylî olarak mektebe koymuş. Mektepten çıkartıldı. ne olduğu belirsizler içinde bulunması münasip görülmemişti. Sonra Ebülhüda Efendi Hazretleri tarafından bu kadar asil bir prensin. Galatasaray'ın ilk sınıflarından tanıyordu. hatta bir kıraldı. Onu daha küçükken.Bu âdi. www.l do olmaz" diye mantık yapılıyordu. Asaletten. Rusya'da Çarın meclisindeki azalar. İşte meşrutiyet ilân olunalı hemen hemen iki sene oluyordu.. bir krallığa değil. "gelin! Bize emredin. Hâlâ asiller aranmıyordu. Bu yağma esnasında küçük köle Aziz de Ebülhüda Efendi hazretlerine düşmüş. ne derin. (3) Mabeyn : Sarayda vükâlânın ve padişah yakınlarının bulunduğu daire. istanbullu çocuklar onun hakkında bin türlü iftira uydurmuşlardı. Bir prensliğe. Kendisi....com Sayfa 43 . ne ulviydi!. dostları asil değil de ne idiler?. hâlis muhlis asil bir prens. Hâlâ "bizim köylümüz arazi sahibidir. Esir olmayınca tabiî arazisiz as. hatta bir imparatorluğa lâyıktı. Mabeyne (3) alındı. "Hacı Zırt" diye lakap takmaya cesaret ederlerdi. memleketi idare etmek için mutlaka bir gün asilleri çağıracaklar.

Efruz Bey bu yalanların diç birisine inanmazdı. Mademki biz asiliz. www. doğru. — Hakikaten çok doğru. — Meşrutiyet falan laflarını bırakalım.. evet.cizgiliforum. cebinden çıkardığı eliyle bu mühim aleti tuttu : — Evvelâ kendimizi. Nermin Bey : — Meşrutiyet sebebinden. Asıl sebebi. — Evet. Böyle âdi şeyler konuşmak bize yakışmaz. Ellerini pantolonunun ceplerine soktu. Azizüssücufüzzırtaf : — Millet bozulmuş da ondan. Biz asil olduğumuz halde ismimize ehemmiyet vermiyoruz. Birleşmekten kuvvet doğar! — Şüphesiz. — Bu memlekette asalete o kadar ehemmiyet verilmiyor.com Sayfa 44 . Birbirimize unvanlarımızla hitap edelim. — Evet. Hayır. dediler. — Evet. hiç biri bulamıyordu. — Bakınız.. Toplanalım.. — Evet. dedi.. Gözleri parladı. musahabelerimiz de asilce olmalı. Ecdadımızın namlarını taşımıyoruz. Bunlar ciddî sebepler değildi. Tek gözlüğü düşecekti. Niçin? Buna hepiniz cevap veriniz. şüphesiz. — Evet. Kuvvetlenelim. Hızla.. katiyyen seksiz şüphesiz. Efruz Bey ayağa kalktı.. içtimaî mahiyetini bilmiyorlardı. Vakıa asildiler. seksiz şüphesiz. — Hakikaten doğru. Fakat asaletin ruhî. ben bu sebebi size söyleyeyim. sonra birbirimizi bilelim. Güzel laf söyleyeceği zaman daima bu vaziyeti alırdı.. Birleşelim. Ayaklarını biraz açtı. Efruz Bey başını salladı. — Evet. Düşüncelerimiz de. Biz kendi kendimizi tanımazsak halk bizi tanır mı? — Doğru. Müzekki Bey : — Meşrutiyet daha iyice anlaşılmadığından! Kara Tanburin Bey de : — Henüz mükemmel tarih.. — Evet. Hepsi bu fikirdeydi. Efruz Bey en doğru sebebi bulabildiği için sevindi. hukuk kitapları yazılmadığından ! dedi. Asalet unvanları kullanmıyoruz.

tarihlerini tanıyorlardı. Türkler. Oturdular. Efruz Bey sordu : www. O vakit Osmanlıların daha hiç sahili yoktu. Donanma tesis: etmelerini yüz elli sene beklediler. maatteessüf tarihlerin ismini söylemediği bir prenses. İngilizler. Müzekki Bey : — İşte. onun için bizim ailemize "Civanzadeler" denir. İçlerinden "kendisini bilmeyen" çıkmadı. mihaniki yeni bir hareketle ayağa kalkmıştı. gözlerinin önünde çatır çatır sünnet ederek Müslüman yapmıştı. Efruz Bey : — Evvelâ kendimizi biliyor muyuz bakalım! dedi. Sonra bir gün Edremit önünde ilk rast geldikleri bir Türk yelkenlisini hatırdılar. Hepsi birer sandalye aldı. O vakit "hukuk-u düvel" (1) kavaidini hükümetin hariciye nezareti kabul etmediğinden. Sultan Osman'ın yanına gelen "Lord Conson Sgovat" isminde ceddî tam iki bin senelik bir ailenin son goncasıydı..cizgiliforum.Efruz Beyi tasdik ederken misafirlerin dördü de sari. Amelî bir surette hidayete erdirilen bu zata. tek başına bir sulh aktederek mua-hedenameyi Rodos açıklarında yine tek başına imzaladı. İçindeki Rum balıkçıları esir aldılar. Bu muahedenamenin aslı şimdi kiralın kütüphanesinde saklıydı. Mühim bir müzakerenin mukaddemesini hisseden Efruz Bey : — Altımıza birer sandalye çekelim! dedi. Hepsi prensti. İngiltere intikamını almış farz etti. ingiltere'de eski cedlerini bile tanıyor. Dünyada yegâne tek bir devlet tarafından tek başına yapılmış bir muahede olduğu için tarih nazarında baha biçilmez derecede bir vesikaydı. Bu iki yüz senelik harp halinden bugünkü tarihler gibi o vakitki hükümet adamlarının da haberleri yoktu. evvelâ "Damat Con Paşa" demişlerse de "Con" kelimesinden mana çıkaramayan halk bunu "Civan Paşa" ya tebdil etmişti. Dirseklerini masanın kenarına dayadılar.. dedi. cedlerini. Ortadaki fesrengi ipek örtülü yuvarlak masanın başına toplandılar. Türklerin sahile inmelerini belki yarım asır beklediler. Türkiye'ye hemen ilânı harp etti. Lorda.com Sayfa 45 . Hepsi silsilelerini. Nihayet sahile gelen Türklerin donanmaları yoktu. Konuşmak için bir ruhu çağıran ispirtiz-macıîar gibi ciddî oturuyorlardı. Kendik kendine. Prens Orhan'ın küçük süt kardeşi verilmişse de Britanya hükümeti bu lütfü bir tecavüz addetmişti. Müzekki Bey bundan altı yüz sene evvel birinci Sultan Osman'a Britanya adasından sefaretle gönderilen ceddinin. su gibi ezberden sayıyordu. Sultan çok beğendiği lordu tekrar memleketine göndermemiş ve.

Kâmuran Kara Tanburin Bey : "Müzekki do Civan" deyiniz. marki diyorsunuz.. dedi. Sonra onu zabıta bir şüphe üzerine tuttu. kefinler.(1) Hukuk-u düvel : Devletler hukuku. Kâmuran'ın o vakit ismi "Cihanyan" idi. Prensim! Ceddim lord damat Con Paşa. Babası bir gün açlıktan ölünce öksüz kalan Kâmuran'ı. Müzekki do Civan'a prens unvanı verilince Kâmuran Bey aslını. diye reddetti. yahut "Civan Müzekki" desem bıyıklarımı tıraş ettiğim için halk bundan kötü bir lakap telmihi çıkarıp aile ismim olduğunu anlamayacak. Halbuki ben prensim. Çok alaturka bir isim. poyrazın tesiriyle hastalandı." dedi. Öldü. Babası orada küçük bir köyün mescidinde müezzinlik eder.com Sayfa 46 . tarih söylüyor. — Bundan emin misiniz? — Ben söylemiyorum azizim. — Niçin bu kadar eski. "Civanzadeler" desem "Razakizade" gibi pek karagözvarî oluyor.. Tatar olduğuna inanılmayacak www. bu kadar asil ailenizin ismini taşımıyorsunuz? Müzekki Bey başını sallayarak : — İki sebepten! dedi. Orhan ilk zaptettiği eyalete ceddimi hükümdar yapmış. Ezzırtaf : — Evet. Darülacezeye koydu.cizgiliforum. istanbul'da Türk hacılarına otel olan selâtin camileri(1) avlularından birinde mermerlerin. tatarcıkları yıkar. ecdadım anlatmak için acele etti. — Hayır. meselâ "Marki Müzekki do Civan. Altı defa tahammül ettiği bu seyahat hayatına bu sefer dayanamadı. Nermin Bey itiraz etti : — Nasıl prens oluyorsunuz? Ceddiniz lord imiş! Hiç hükümdarlık etmemiş. Bu adam da. Müzekki Bey : — Fakat azizim. Sonra kendime "Müzekki Civan". gömer. Efruz Bey : — O halde mükemmel bir prenssiniz! Hatta biraz daha çalışsanız ceddinizin eyaletini bile elde edebilirsiniz. Bu bey Rusya'nın Orenburg beldesindendi. sonradan pek büyük bir imparator olan Orhan'ın süt kardeşini almış. Küçük Cihanyan aç kalınca dilenmeye başladı. Küçük Cihanyan gayet zekiydi. yedinci defa Hicaz'a gitmek üzere olan katmerli bir hacı yanına hizmetçi gibi aldı. civardaki açlıktan ölen müterakki (1) medenî (1) Müterakki : ilerlemiş. böylece geçinip giderdi. Cennete gitti.

. Efruz Bey sordu : — isimlerini bilmiyor musunuz? — Biliyorum. Ceddim Kara Gök Kaan bu kurdu öldürdü.. iltimas. Karnı zil çalıyordu. Nur sütunu ile gökten indi ineli ağzına bir şey koymamıştı. Yeşil. İlâhî bir sevkitabiî ile geyiğin memelerine sarıldı. Gezmek için bu alageyiğin üzerine biner. Efruz Bey tekrar sordu : — Bundan on bin sene evvel mi? — Hayır. Saymak mümkün değil! — Demek son derece eski? — Son derece! On bin sene evvel.. Meccanen Galatasaray'a geçirtti.. Orada bir kâtip. acıkınca sütünü emerdi. — O halde? — Fakat o kadar çok ki. Başka tarihî bir mebde tanımayan Prens do Civan hayretle : — Ya neden ? dedi. — Milâttan mı? — Hayır.derecede güzeldi. alacalı bir geyik oralarda geziniyor. Yavaş yavaş ilâhî. Dünya üzerinde bir kendi. O vakitten beri zekâsı sayesinde her şeyi buluyordu. O saatta bu memelerden mavi bir süt gelmeğe bağladı. — Ben Kara Tanburin ailesindenim! dedi. hilkatten on bin sene evvel ilk ceddim nurdan bir sütun içinde "kutlu Yeşim dağı" üzerine inmişti. zekâsına hayran oldu. haline acıdı. (1) Selâtin cami : Padişahlar adına yaptırılan büyük cami. fakat Prens Müzekki do Civan gibi cedlerimi birer birer sayamam. Darüşşafaka'ya naklettirdi. geceleyin üstünde yatar. bir bu alageyik vardı. arkasına düşen çapkın bir bozkurt onu kovalıyordu. Galatasaray'a gelirken Cihanyan kendi ismini değiştirdi. Geyiği tuttu. Orada bir muallim. — Tufandan mı? — Hayır. Bilhassa en lâzım olan iki şeyi: Para. — Hicretten mi? — Hayır... nâsûtî(1) her www.com Sayfa 47 . "Kâmuran" yaptı. — Hilkatten! — Hilkatten mi? — Evet.cizgiliforum. Ceddimin karnı doydu.

Timurlar.. dokuz! Bu dört sayı işte bunun için bütün insanlarca mukaddestir! Fakat bu prenslerin hepsi boynuzluydu.cizgiliforum. Diğerleri de ilâve ettiler : — Bu kadar eski. aileye mensup başka prensler var mıdır? — Hayır. Kâmuran padişahlardan. — Sizin kardeşleriniz. yerinde. Efruz Bey dayanamadı : — Fakat evlenseniz.. Hepsi düşünüyorlardı.(1) Henüz Türk tarihi Türkçe olarak yazılmadığı için bunları tabiî bilmezsiniz! — O halde siz de prenssiniz? Kara Tanburin Bey güldü : — Eğer tenezzül edersem. www. Cengizler. EvlâtlaNâsûtî : Dünya ve insanlıkla ilgili. üç. Hülagûlar. Vakıa Rusya'da bir iki kigi biz de "Kara Tanburin ailesindeniz!" iddiasında bulunmuşlardı. düşününüz. Yalnız bir tanesini boynuzlu bıraktı. bir. bütün Şark kavimlerince mukaddestir. akşam üstü bir tane olmak üzere üç defada dokuz Kaanzade doğurdu. rının ötesini berisini kırmadığı için hanedan çoğaldı. Nihayet geyik gebe kaldı. kimsem yoktur. Tek kalan boynuzlu yaşadı. öğleye doğru üç. ilâhî bir aile kaybolacak. Kazara hayatınıza bir şey olursa semavî. imparatorlardan büyüktü. — İhtimal bu semavî ailenin fenâsıyle (2) beraber kıyamet kopacak (1) (2) Mesabesinde : Değerinde. Nermin Bey sükûtu ihlâl etti : — Bu semav. Allah'ın torunlarından biriydi. Oğuzlar. Fena (bulmak): Yok olma. Bu aileye "Kara Tanburin" denir ki. Selçuklar. Netice olarak asalet bitecek. semavî bir aileye mensuptu. Babasından kendine miras kalan alageyik ile birleşti.ihtiyacını bu geyikle teskin etmeğe başladı. tükenme. Fakat yalanları meydana çıktı. akrabalarınız yok mudur? — Hayır. Beş. Boynuzları kırılan prensler hemen öldüler. Ceddim sekizinin boynuzunu kırdı. Dokuz ay on gün sonra sabahleyin beş. Hükümet teşkil etti. semavî bir aile olmazsa etrafında toplanılacak bir asalet kâbesi kalmayacak. hâsılı ne kadar şark hükümdarları varsa hep Kara Tanburin ailesinin aylıklı uşağı mesabesindeydi. Dikkat ediniz. yoktur.com Sayfa 48 .

Prens Eternel : Tanrısal prens.(3) yarın politürkist. muhitine bu vehmî (1) ehemmiyeti ibram etmişti.com Sayfa 49 . Dilenirken bile onlara hakaretle bakardı. İğdişliğe kadar varan bu büyük fedakârlığın ulviyeti karşısında gaşyoluyorlardı.cizgiliforum. Ruva. tasdik ediliyordu. www. Prens Etemel'in badem gözleri hazdan parlıyor. — Evet.. dedi. Ancak. lâkki olunuyor.. — Evet. teklifinde bulundu. o. ilim âleminde de -hiç bir eseri olmadığı haldesırf gösteriş. Efruz Bey : — Size bir unvan bulmak mümkün değil! dedi.. Prens Eternel(3) do Kara Tanburin!. kendilerini gayet büyük bir adam huzurunda sanırlardı. Ben kırk yaşma gelince evleneceğim. Darülâceze'de.. politika fırkalarının (5) hepsiyle müsavi derecede münasebette bürünür. son derece kibirli idi. Da-rüşşafaka'da kendine. Hepsi tasdik etti.(1) Emperör. îşte nihayet bir prens te(1) (2) (3) Ruva: Kıral. Edebiyat.Kâmuran hepsini temin etti : — Merak etmeyiniz.. — Elbette.(2) Bunlar nihayet dünyevî şeylerdi. — Elbet.(4) döner dururdu.. Hepsi bu muhteşem ismi tekrarladılar. Nermin Bey : — Eğer kabul ederseniz size Semavî Prens! diyelim. karşısında gayri ihtiyarî bir hürmet duyarlar. Kendisiyle konuşanlar.. Emperör : imparator. Hiç bir muayyen fikri yoktu. Daima bu aileden bir kişi bulunmalı. dilenmek için elini uzattığı istanbul Türklerinden kendini çok yüksek görürdü.. ancak. efendisi hacının cami avlusundaki mermerler üzerinde öldüğü dakikadan beri tuhaf bir ruhiyet ile. Prens. — Kıymetin bir hikmeti de azlıktadır. Evlâdıma da bu prensibi talim edeceğim. Bir erkek çocuğum olunca hemen kendimi iğdiş yaptıracağım. ancak o vakit. Nazırları ziyaret eder. kendi kendine hususî bir ehemmiyet vermiş. — O niçin? diye sordular. Bugün pantürkist. ismi teyit ediliyor..(2) Son derece mağrur. Ben Kara Tanburin ailesinin çoğalmamasını isterim. — Başka kimseye bu unvan verilmemek şartiyle. sırf satış sayesinde kendini tanıtmıştı.. yüzü daha ziyade aylaşıyordu.

com Sayfa 50 . Onun için Rus pasaportuna. Sonra altın kibritliği cebine koyan eliyle altın saatini çıkardı. fakat her gün. her dakika. (2) îbram etmek : Can sıkacak derecede ısrar etmek. kadar kaniydi. (6) Kefalonyalı : Yunan Denizinde. Sigarasını tutuşturdu. Ablak çehresi o kadar sakin. Yunanistan'a ait Kefalonya adası halkından. ne kadar "Biz asiliz efendim!" iddiasında bulunan hanımefendi varsa hepsiyle dosttu. Rus sefarethanesinin teveccühüne ehemmiyet verir. zorlamak. istanbul'da bütün edebiyata intisap iddia eden kadınlarla. çaktı. www. Hâsılı tam bir salon adamıydı. Altın tabakasından çıkardığı bir sigarayı altın ağızlığına taktı. Onları ziyaret eder! Siyasî dedikodulardan. yalan mı. hem Türkiye'nin pençesinden kolaylıkla kurtulan Kefalonyalı (6) Rum kasa hırsızları gibi iki pasaportu vardı. yol tezkeresi doldururlardı. iftihar ederdi. istanbul'un Ruslar tarafından alınacağına iki kere iki dört eder (1) Ve'hmî : Kuruntu ile ilgili olan. Bu asalet tamamıyle Efruz Beyi tanıyor. paşa akrabaları. Kara Tanburin kökünün eskiliğini anlatır.cizgiliforum.kabul etmek budalalığında bulunmazdı! Her sabah başka bir fikirle uyanır. Rus sefarethanesi onu Rus tebaası tanır. — Yirmi sekiz yaşındayım! derdi. öğleye kadar birkaç defa bu fikri değiştirir. arkadaşlarının muhitine giriyordu. Altın kibritliğinden bir kibrit aldı. (4) Politürkist : Her ırktan olanların Türklük duygusunda toplanabileceğine inanan kimse.hepsine kendilerinden tarafa imiş hissini verirdi. asaleti kadar hakikati de severdi. (3) Pantürkist : Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında Türklük duygusunu savunanlara verilen ad. Türkiye nazırlarının kendine teklif ettiklerini söylediği mevkileri -muvakkat olduğu için. Nermin Bey. son iktisadî dalaverelerden gayet rnüstehziyane bahsederdi. her fırsatta ailesinin. Herkese her vakit. samimî mi söylüyor anlaşılamazdı. Hem Yunan hükümetinin. Baktı. her saniye yalnız "asaleti" hususunda sabit kalırdı. o kadar ciddî idi ki. bizim siyasî düşünmek eziyetine katlanamayan zavallı nüfus memurlarımız ona "Osmanlı tâbiiyetini haiz müslim" diye nüfus kâğıdı verirler. (5) Fırka : Parti. vezir torunları.

hakikatte kaşerlenmiş bir serseri. Fakat ne kadar iradım olduğunu biliyor musunuz? — Hayır.— Dostlarım! Gecikmişiz.. Gördüğü oldukça iyi tahsile rağmen iptidaî bir zihniyetle dünyadaki insanları "İslam.. cemiyeti hayriyelere. Beyoğlu'nda birinci sınıf bir apartmanda yaşıyor. Dizanterinin sırrı tâ Lokman Hekimden beri bizim ailemizin malıdır. Bize kendinizi tanıtınız. Efruz Bey bunun üzerine iratlarını. Çünkü cedlerimden birisinin hükümdarlık ettiğini bilmiyorum. evet siz hâlis prenssiniz. edebî kulüplere.. Sizin kadar asil değilsem de hepinizden zenginim. marki olabilirim. — Marki. Nermin Bey : — Pekâlâ. fakat benim tarihî hikâyem yok. — Bununla beraber asilsiniz. İttihad-ı İslâmla Arap imparatorluğu mefkurelerinin (1) ikisine de aynı miktarda malikti... Bu.com Sayfa 51 . gayet mahir bir şantajcıydı. Belki bir marki. sefahette harcettiği paraların membamı. ben sizin servetinizi biliyorum. hıristiyan" diye iki basit kısma taksim eder. Hem ben prens olamam. ne kadar islâm varsa hepsine Arap nazariyle bakardı. çiftliklerini saymaktan vazgeçti. Eskiden mabeyne nasıl girip çıkarsa. kimse değil. teşkilâtı mahsuslara. saat beş! dedi. §imdi de. hatta kendi bile bilmiyordu. siz cidden asilsiniz! dedi. siyasî mahfillere öyle girip çıkardı. Zırtaf'm gözleri parladı. Fakat prens değilim. Ebülhüda'nın yetiştirmesiydi.. kumarda. — O halde kendinizi hepimizden zengin addetmeniz muvafık değildir. Babıâliye. Vakıa ben çok iktisat yaparım. — Evet. (1) Ittihad-ı islâm mefkuresi : îslâm Birliği ülküsü. Azizüssücufa gayri ihtiyarî minnettarlığını göstermek ihtiyacını duydu : — Azizim Prens Zırtaf.cizgiliforum. Siz gizli milyonersiniz. — Şüphe yok. www. Cedlerim hep hükümdarların dizanterilerini iyi etmişlerdir. marki. Fakat rica ederim mütevazı olmayınız. Gayet şıktı. Kıvırcık saçlarının arasına koyu patalumba renginde parmaklarını sokmaya çalışan Azizüssü-cufüzzırtaf tasdik etti : — Efruz Bey. bir kont. Bu iddia biraz Efruz Beye dokundu : — Hepimizden zengin olduğunuzu söylemek biraz ciddî değil. sadarete. marki.

— Benim ailem, islâmiyet sayesinde Kureyşler(1) iktidarı elde ettiğinden beri siyasî mücahe-desinde devam eden minimini gizli bir kabilecik-tir. iddiası bütün Araplardan büyük bir imparatorluk teşkil, Afrika ile beraber Asya'yı, Çin, Hindistan, Türkistan, Silezya, Türkiye dahil olduğu halde tamamen Araplaştırarak tekrar Cebelütta-rık'ı geçmek İspanya'yı, Fransa'yı, Almanya'yı, Avusturya'yı, İtalya'yı, hâsılı bütün Avrupa'yı ezerek İngiltere ile Amerika'yı zaptetmektir. Ceddimiz Kays'üssücufüzzırtaf'tır. Müzekki Bey, zihninde birden uyanan mazinin sem'i hatırasıyle : — Zannedersem Zırtaf değil, Zırt... dedi. — Hayır efendim, Zırtaf... Siz mektepte çocukların bana "Hacı Zırt" dediklerini hatırlıyor, ihtimal diğer münasebetler gibi bu mektep lakabını bozarak kendime aile ismi yaptım sanıyorsunuz. Hayır, yanılıyorsunuz. Benim ceddim Kaysüssücu-füzzırtaf'tır!.. Bu ismin bütün Araplar indinde meşhur bir hikâyesi vardır. Bu hikâye binlerce âşıkane şiire mevzu olmuş, hatta muallekata (2) bile telmih olunmuştur. Efruz Bey : — Rica ederim, şu şairane hikâyeyi anlatınız, dedi. (1) Kureyş : Hz. Muhammed'in mensup olduğu Arap kabilesi. (2) Muallekat : islâm öncesi Arap şairlerinin beğenilerek Kabe huvarına asılmış ünlü kasideleri. — Peki anlatayım. Hicretten binlerce sene evvel ceddim Kaysüssücufüzzırtaf on buçuk yaşında bir çocuktu. Daha kimse onun büyük bir şeyh, büyük bir hükümdar, büyük bir cihangir olacağını bilmiyordu. Zayıftı, sıskaydı. Biraz, biraz değil, epeyce karnı şişti. Çenesinin altında bir davul gibi kabarıyordu. Bu esnada kabilesi, civardaki kabileler üzerine gazve yapmış, sayısız ganimetler yağma etmişti. Bu ganimetler vahada denk denk birbiri üstüne yığılmıştı. Ekserisi setrelerden, kumaşlardan ibaretti. Gece bütün kabile halkı uyurken ceddim uyumuyor, ileride yapacağı cihatları düşünerek yığının dibinde geziniyordu. O, böyle küçük mikyasta gazvelere tenezzül etmeyecek, şarkı, garbı birleştirecek, yani dünya durdukça arza hâkim olacaktı. Tam bu sırada dehşetli bir fırtına çıktı. Ganimet yığınları devrildi. Ceddim bunların altında kalıp ezilince karnındaki gazlar o kadar şiddetle intişar etti ki... Havan topu gibi patlayan bir şada ile bütün kabile halkı uyandı.
www.cizgiliforum.com Sayfa 52

Ganimetlerin yanına koştular. Denkleri kaldırdılar; altından küçük kahraman Kays'ı çıkardılar. Zaman geçti. Bu Kays büyüyüp bütün Arabistan'a hâkim olunca bu vaka da kendi kadar şöhret kazandı. Arapça sücuf "secf" in cem'idir, setreler, örtüler demektir. İşte örtü, gömlek denkleri tazyikiyle ceddimin karnından çıkan bu şada "Sücufüzzırtaf" diye evvelâ kendine, sonra ailesine, ondan sonra beş yüz bin sene var ki, hanedanına alem olmuştur. Efruz Bey : — Oh, ne romantik menkıbe! dedi. Prens Eter-nel Kâmuran do Kara Tanburin şiirle de iştigal ettiği için bunu pek şairane buldu : — Pek bedi bir levha... Düşününüz. Çölde bir vaha. Tüyleri dökülmüş kamış yelpazeler halinde sakin, nazenin duran hurma ağaçları... Saf, asude, dumansız, lekesiz, yıldızsız bir sema... Susuz bir kuyunun başında ince mugaylan (1) fidanları arasında kurulmuş çergeler...(2) Herkes uyuyor. Hurmalar, sema mugaylanlar; her şey, her şey uyuyor. Yalnız kahraman Kays uyanık! Ganimetlerin dibinde, birden çıkan rüzgârla denkler yıkılıyor. Müthiş bir şada, bütün bu sakin ufku dolduruyor: Zırrrrt... diye! Herkes uyanıyor, koşuyor, denklerin altından birkaç sene sonra tanıamıyle kürei arza hâkim olup Zuhal, Utarit, Zühî e gibi küreleri de zapt için projeler yapan cihangiri çıkarıyorlar... Dünyada bundan nefis bir trajedi, bir destan, hatta bir opera mevzuu olamaz. Vakanın şiiri, tabiati, hepsini teshir ediyordu. Zırtafın tarihine bu hadise ile başlanmasını münasip buluyorlar. Oğuldan evlâda, evlâttan toruna uzayıp gelen bu büyük kahramanlık tarihinden bir destan, bir opera yapılınca besteleyecek bestekâra mukaddime olarak ne nefis, ne tabiî bir şada hazır olduğunu söylüyorlar, bu tabiî sesten ilâhî bir melodi çıkarmak için bir Verdi, bir Wagner, bir Beethoven doğmasını temenni ediyorlardı. Prens Azizüssücufüzzırtaf ceddinin daha birçok hikâyelerini anlattı. Artık hava kararıyordu. Nermin Bey : — Asaletmeaplar! dedi, vakit geçti, artık dağılsak... Fakat Efruz Bey kendi asaletini, kendi cedle-rini anlatamamıştı. Saat altıyı geçiyordu. Bu beş asil genç birbirlerinden ayrılamadılar. Hemen oracıkta, aceleyle "Asiller serkli" (3) namıyle bir kulüp tesisine karar verdiler. Oraya bütün asiller toplanacaklar, şarkta da, garpta da olduğu gibi asaletin hakkını arayacaklar, milletlerin idaresini elle(1) (2) Mugaylan : Devedikeni. Çerge : Derme çatma çadır.
Sayfa 53

www.cizgiliforum.com

(3)

Serkl : Toplantı yeri.

rine alacaklar, avamı -asillerin iddiasızlığından fırsat bularak- sıçradıkları yüksek mevkilerden indirecekler, lâyık oldukları kovuğa sokacaklardı. Ayrılırken ev sahibinin ellerini samimiyetle sıktılar. — Yarın Perapalas'ta...(1) diyorlardı. Orada bir odada toplanacaklar, nizamnamelerini, duhul şartlarını, unvan, derece meselelerini müzakere edeceklerdi. Ev sahibi tâ kapıya kadar misafirlerini teşyi ediyordu. Prens Zırtaf : — Efruz Bey, sizinle bir dakika yalnız kalmak isterim, dedi. — Emredersiniz prens... Emrini icraya hazırım, cevabını veren Efruz Bey, misafirlerinin arkasından kapıyı kapadıktan sonra Prens Zırtafla kapının sağındaki salona döndü. — Buyurunuz efendim?.. Prens sıkılıyor, ellerini ovuşturuyordu. Gayrete geldi. İnce, parlak potinlerinin narin uçlarına bakarak : — Portmone(2)mi düşürmüşüm! dedi. Efruz Bey çok zengin olduğu için para meselelerine ehemmiyet vermeyi asalete mugayir görürdü : — Ne zararı var efendim? — Sizden yarın akşam vermek üzere küçük bir meblâğ isteyeceğim. Zırtaf, Efruz Beyin doğru bir mazeret uydurmasına meydan vermeden ilâve etti : — Bin lira., kadar bir şey! (1) (2) Perapalas : istanbul'da Tepebaşı'nda ünlü bir otel. Portmone (Fransızca: Porte monnaie): Bozuk para çantası.

... Bu, Efruz Bey için vakıa çok ehemmiyetsiz bir para idi. Lâkin aksi şeytan., şimdi vermek mümkün değildi. Çünkü mazeretini Efruz Bey saklamadı : — Kasamın anahtarları annemdedir. İki hafta var ki nasırlarını kestirmek için profesör Verşinker'in yanına Viyana'ya gitti... Üç ay sonra gelecek... Burada olsaydı vallahi billahi, namusum, asaletim, üzerine tekrar tekrar yeminler ederim ki şu bin lirayı hemen size verirdim. Prens Zırtaf teşekkür etti, sonra başını eğdi :
www.cizgiliforum.com Sayfa 54

— Anne! Niçin o münasebetsiz kizı misafirlerin yanına gönderiyorsun? diye karşısına dikilen hiddetli oğlunu bu sert Çerkeş hemen yatıştırdı. hadis levhalarıyle örtülüydü. aksi tesadüfler üzerine.. öyle aksi anlar oluyor ki. Burası beyaz dokuma sedirli. gayet alaturka bir oda idi... Şam perdeli. binden bire yıldırım gibi inen prense dikkatli dikkatli baktı. hayatta bazan öyle müna--sebetsiz. Hemen evde yeni bir tensikata girişti. Çığ gibi yuvarlanan al yanaklı şişman. mermer döşeme methalde dehşetli bir gürültü oldu. veda ediyordu. yuvarlak bir evlâtlık sanki birkaç kilometre ötede birisine söylüyormuş gibi nefes nefese. Konuşarak para üzerine.. dedi. Teşekkür etti. O da yok. İşte onun için göndermişti. Elime ancak yarın para geçecek.. zenginlik üzerine felsefeler yaparak Efruz Bey. — Ne diyeyim a beyciğim? www. Acele ile o rast gelmişti. dadısını çağırdı : — Şimdiden sonra "Despina" dan başka hiçbiriniz bana lakırdı söylemeyeceksiniz! dedi. Fakat mazereti pek makbuldü : — Bugün yanımda ne kadar bir lira varsa sizin gibi bir dostuma verdim. İki islâm. Ne diyecekti.— Şimdi yüz lira verseniz? — Aksi şeytan! dedi. Zırtafın arkasından kapıyı kapayınca annesinin yanına koştu. arkada. Uşak halısı döşenmiş. bir de "Muhammed" levhası olsa mükemmel bir mescit sayılabilirdi. "Anneniz beni görmeden gitmesin!" dedi. — Şimdi bir mecidiye olsun veremez misiniz? Kurtulamayacağını anlayan Efruz Bey parayı asil dostunun avucuna koyarak : — işte bir çeyrek! Daha fazla veremediğim için beni affediniz. bir Rum hizmetçi kızla küçük evlâtlığı. Ansızın..com Sayfa 55 . Prens çeyreği cebine koydu. Size çarşıdan burnunun kıllarını çekmek için cımbız aldıracakmış! Efruz Bey. avazı çıktığı kadar : Küçük bey! Küçük bey! diye haykırdı. — Bir lira lütfetseniz? Efruz Bey. Münakaşadan ziyade iş yapmasını seven Efruz Bey lafı pek uzatmadı.cizgiliforum. misafirinin elini sıkıyor. Duvarları hep âyet. Dadısı mahzun mahzun baktı : — Küçük beyim! Niçin bize darıldın? — Bak hâlâ "Küçük Bey" diyor. Eğer bir "Allah".

medeniyete girmeğe alışacaksınız. amma böyle söylerseniz insanı Acem zannederler. — "Prens" dedikten sonra "Bey" demeğe hacet yoktur.. — Her neyse. Despina'nın maaşına bir lira daha zammolundu. köpürdü.com Sayfa 56 . Hain vahşîler. Bu ne idraksizlik.. dedi.. bari kendine bu sefer bir İslâm ismi taksan.. Ana oğlunun... Bari İslâmca olsa. — Kaim kafalı Çerkeş! Laf anlamazsın ki. Hepsine ayrı ayrı sordu : — Benim unvanım ne? Sonra annesine döndü : — Söyle anne. Bu isim mi? Unvan. — Sus anne! Cahilliğini meydana vurma... Bu memleket batmasın da neresi batsın?. geçen seneki gibi ismini değiştiriyor sandı : — A oğlum. bu ne hayvanlıktı. Efruz Bey.— İsmimi söylemeğe hacet yok. — Benim unvanım: Prens. Fakat oğlunun tensikatı niyetinin aksine çıktı. Bolulu aşçı île fingirdeyen bu kızı ay nihayeti savmak istiyordu... Efruz Bey yarım saat içinde hizmetçilerin meselesini bitirdikten.. Yemek yemeğe gelmedi. benim unvanım ne? Hiç birisinden bir cevap alamayınca daha ziyade ateşlendi. Despina'ya döndü : — Söyle beni nasıl çağıracaksın? — "Müsyü lö Prens" diye. Düşünmek istediği akşamlar yemeği hazfeder: www. Hanımefendiyi yine bayılmaktan kurtarmağa çalışan dadı : — Başüstüne. Hiç bir şey anlamayan dadı. öyle deriz efendim. hanımefendisine. küçük evlâtlığın misafir kargısında bağıra bağıra yalan söylediğine ceza olarak iki gün tavan arasında hapsine hükmettikten sonra yatak odasına çekildi. — İslâmcası Han. Efruz Bey memnun oldu. bu ne ka-"balık. — Yalnız o kadar mı? — "Müsyü lö Prens zenapları" diye. Artık hepimiz size "Prens Bey" deriz. Annesi. hizmetçiler efendilerinin unvanını bilmiyorlardı. Erkek misafir geldiği zaman Despina'dan başka kimse salona. kızlara "ne diyor?" gibi baktı. Efruz Bey tekrar hiddetlendi.cizgiliforum. Hanımefendi yine oğlunu. Ben prensim! Beni artık prens diye çağıracak. kapının yanına uğramayacaktı. Yalnız unvanımı telâffuz edersin.

Halbuki Türklerin tarihi henüz yazılmamıştı. daha birçok Marki. bütün ananatiyle(2) biliyordu. o saraylar. Şampanyalar içildi. Babası ölmezden birkaç sene evvel Kastamonu vilâyeti defterdarlığında bulunmuştu. Gölgeler.. top. yalnız kendisi ailesini biliyor. mızrak. billur avizeli salonda asil dostlarına. Fakat Prens Zırtaf kıskandı. Bu altın kanape. Afrikalı bir maymun çevikliğiyle sofranın tâ ortasına atıldı. O anda bir kargaşalık koptu. altından armaları. Efruz Bey tabiî asil bir şövalye serbestliği ile sofrada.. Ecdadı ihtimal ki. Aç açına yatağına yattı. silâh. o cenkler. kendi bir prensti! Fakat hangi aileden? Bunu. kocasının. tabanca. Kont. mitralyöz. ancak tarihler biliyordu. sürahiler. elmaslı tuğları görüyor gibi oluyordu.. Koltuğuna uzandı. Annesi Osmanlı asaletine akıl erdirecek zihniyette değildi.. Kalktı.. Ananat : Gelenekler. Efruz Beyin üzerine hücum etti. parlak fikir!" derdi. muhakkak surette "Kızıl Ahmet" illerdi. av için kendini ziyarete gelen Prens Eternel do Kara Tanburin. (1) (2) Tahaddüs : Sezgi. şampanyalı dudaklarından öpüyordu. — Prens Efruz do Kızıl. "ihtimal ki" değil. Kadehler. ihtimal bu adamı gizli bir "sevkitabiî" son günlerde ecdadının payitahtına çekmişti. dolu zihin. Hayır."Boş mide. meçhul kalan Şark Prensesleri de çırılçıplak hazır bulunuyorlardı. kılıç. Rüyasında Kastamonu'daki muhteşem şatosunun büyük salonunu gördü.(1) bir ilhamın ismini haber verdiği asil ailesini bütün tarihiyle. Kızıl Ahmetli bayrağının dalgalandığını..com Sayfa 57 . Sofrasında şimdiye kadar haremlerin gölgeli kafesleri arkasında mahpus. avizeler devrildi. Odanın yalnızlığı içinde ecdadının mazisini tahayyül etmeğe başladı. Evet. bütün davetlilerin önünde bu çırçıplak güzel prensesin beline sarılıyor. hakikatte. dedi. rivayetler.. o atlar gözünün önüne geliyor. bomba www. Hazfetmek icap ediyordu. Prens Sücufüzzırtaf. Ama yalnız kendi. Veliaht nevinden asillere ziyafet veriyordu. Soyundu. Lord. "Ahmet" ismi âdi idi. Hava tamamıyle kararmıştı.. karanlıklar içinde düşünmeğe başladı. Hele Prenses Zırtaf. kalkan. Tabiî hiçbir şey bilmiyordu. bir tahaddüsün. ruhundaki derunî bir sadanın.cizgiliforum.

— Ah Prenses.. tıpkı iffetine tecavüz olunmuş masum bir kız oğlan kız gibi hıçkıra hıçkıra. Benim boynuzlarımı takmağa vaktim yok. Şakadan Despina'nın üzerine atıldı. Tersine giyilmiş pijamasının hiç bir düğmesi iliklenmemişti. Dargın bir tavırla : — Asaletmeaplar beni tanımıyorlar. yanmamak için hemen kazı çeviren Prens : — İşte sütümü döken beceriksizi ben böyle döverini! diyordu. Prens Eternel do Kara Tanburin. Herkes yukarı koştu..... Harbiye'nin önünde bir arabaya atladı. derin derin ağlıyor. hızla kapıyı açan Despina sütlü kahvesini getirmişti. kalbi. yaya kaldırımında ayakta durmuş. Prens Efruz bu aralık çabucak giyinerek kendisini sokağa attı. diye döndüler. Serin.sesleri işitildi.. Elini onlara uzatmadı... Karyolanın içine attı. Fakat ismini bilmiyorlardı. Prens Müzekki. fincanlar odanın ortasına yuvarlanmıştı. Sabah olmuş. Prenses.. Belinden yakaladı. "Ne oluyor!" diye vurmadan. Tanıyorlardı. Yürüdü. tatlı güneşiyle her tarafı parlatıyordu. Marki Nermin otel kapısının karşısında. Hanımefendi her vakitki gibi bayıldı. Bağırdı : — Dışarıda ne haltı yersen ye.. Müsyü lö Prens cenapları derhal yataktan fırladı. Bu esnada sofadan geçen Hanımefendi fincanların şangırtısını duymuştu.cizgiliforum. Karanlıkta salonun eski büyük kubbesi çöktü. Tek gözlüğünü taktı. Onu görünce : — İşte Efruz Bey.. Olazayiz rezil. Despina'yı hemen kovdu.. Unuttum.com Sayfa 58 . dedi. Ama hanımefendi yutmadı. Prens Zırtaf.. Efruz Bey asillere yakışmayan bu hitaptan müteessir oldu. Burası bildiğin yer değil. Yanından geçenleri görmüyordu.. Sütlü kahve dökülmüş. konuşuyorlardı. Manzara müthişti! Prensin elinden kurtulan Despina. Hâlâ rüyasında kucakladığı Prenses Zırtaf'ın aşkıyle ruhu. — Hakkınız var. Pe-rapalas'ın önünde indi. Kavga azıcık daha dövüşe dönecekti. www. saçı başı karmakarışık. — Vire duyazaklar şimdi. — Buyurunuz Müsyü lö Prens zenapları. Ana oğul işi azıttılar. habersizce kapıyı itince öyle' müthiş bir çığlık kopardı ki... sinirleri gergindi. Efruz Bey can havliyle gözünü açınca kendini yatağında dimdik buldu. rüzgârsız bir eylül günü. Prens Zırtaf hemen intikal etti : — Prens hazretleri dün bize ailelerinin ismini söylemedi.

kendi salonuna davet edecekti.com Sayfa 59 .. Karadağ tabancalı iri. Prensin elini sıktılar. hakikî teessüfler izhar etti. ikinci kattaki dairede oturuyordu. hususî bir yerde. Bu esatir kahramanlarının önünden geçerken Prens Efruz do Kızıl. Zırtaf yirmi senedir istanbul'da umumhaneler.— O halde simdi lütfediniz. Kabul ettiler. kumarhaneler işletmekle milyonerleşmeğe yüz tutmuş bir Rum'un geçen (1) Caddeikebir : istanbul'da. Ondan başka iktisat serserileri de burada toplanıyor. — O halde niçin girmiyoruz? — Marki Nermin Bey makul bir şey düşündü. nasıl www. Yavaş yavaş Caddeikebir'e (1) doğru yürümeğe başladılar.. Bizi bilâhare tanıyacak olan asiller ilk içtimaimizi burada yaptığımızı duyarlarsa protesto ederler. son derece süslü idi.. Prens Zırtaf : — Benim apartmana buyurun! dedi. — Prens Efruz do Kızıl. bugün istiklâl caddesi denen caddenin eski adı. asil kalbinin gururla titrediğini duydu. Prens Eternel : — Nerede olursa olsun.cizgiliforum. Burası son derece muhteşem. — Beni mi bekliyordunuz? — Evet. — İyi? Fakat nerede toplanacağız? dedi. Hepsi bu ismi tekrarladı.. Perapalas'ta içtimaimiz münasip değil.. sene yaptırdığı büyük "Megalo Idea" (2) apartmanında. Ama henüz sabahki vaka aklında olduğundan teklife cesaret edemedi. evet.. Kendi evi pek uzakta. gelene geçene bir kral sarayı bekliyorlarmış gibi dehşetli dehşetli bakıyorlardı. ince belli efzunlar duruyor. arkadaşlarını evine. Kapısında beyaz fistanlı. İşte arkadaşı prens. Beyoğlu'nda. Prens do Kızıl. Fatih'te olduğu için dostlarını davet şerefinden mahrum kalacağına dair samimî. — Niçin? Marki cevap verdi : — Çünkü bu otele âdi politikacılar da girebiliyor.

Köşelerdeki sehpalarda beyaz mermerden heykeller parlıyor. Zırtaf. — Ben size teşekkür etmeliyim... uşaklarım. — Bin teşekkür.. Salonuna götürdü.. müşerref olmaklık. Onlara evvelâ unvanlarını vereceğiz. Biliyorsunuz ki maksadımız pek âlidir. Bütün içtimalarımız için bütün apartmanım. Kapının düğmesine Prens Zırtaf bastı.ismiyle unvanına lâyık bir ikametgâhta yaşıyordu. İhtişama. dedi. Açılan kapıda kesik kır bıyıklı ihtiyarca bir uşak göründü. Prens Zırtaf : — Evimde ulvî bir vesile için toplandığımıza çok memnunum. Kendi asaletimizle beraber köşede bucakta kalmış asaletleri de meydana çıkaracağız. Ortadaki masa salona göre biraz büyüktü. sanki ağır bir tütün kokusu karışıyordu. Prens Zırtaf... nefis vazoların içindeki taze çiçek kokularına. kendim emrinize tâ-biyim. — Haydi çalışmağa başlayalım. — Evet. — Teşekkür ederiz. — Haydi. (2) Megalo Idea : Yunan politikasında zaman zaman görülen yayılma fikrini anlatan söz. Şimdi boş durmayalım. — Hemen. Geniş mermer merdivenleri çıktılar.. Kumaş koltuklara oturdular. Duvarlarda kıymetli açık saçık resimler asılıydı. mobilyelerin zenginliğine hepsi şaşıyordu.. Prens Eternel : — Vakit nakittir.. Sonra haklarını aramağa.cizgiliforum. Prens Eternel : www. Çünkü. Üzerinde ağır neftî çuhadan bir örtü vardı....com Sayfa 60 . — Asaletiniz. Sadece. — Mersi. cümlesinin nihayetini getiremedi. asil arkadaşlarının hepsini kendi önünden geçirdi. bulmağa çalışacağız. — Teşekkür ederiz. diye söze başladı... Çünkü ilk içtimai benim evimde yapmak şerefini. yani âdeta kabaca : — Oriste! dedi. bana.

keşke rovelveri yanında olsaydı. inanılmaz bir mabuda dua edecekmiş gibi istemeye istemeye yukarıya kaldırdı. vakıa içimizde en asil.cizgiliforum... Elindeki iki üç deste açılmamış oyun kâğıdiyle. azizim Prens Eternel.. — Rey-i hafi ile mi? Marki Nermin : — En iyisi kura ile. abanozdan bir para küreğini masanın üzerine bıraktı. Fakat ah. şimdi oynamayacağız. — Bu gürültü. — Hay hay. Efruz yan gözle ev sahibine baktı.. Tam çekecekleri zaman dışarıda bir gürültü oldu. Kumar âlâtını geri götüren uşak birkaç dakika sonra kâğıt kalem getirdi. İki iri adam bir anda göründü. onu taklit etmişlerdi. markinin isimlerini yazdı. — Bu sesler. O da ekseriyete uydu. — Evet. Zırtaf. Bir elektrik düğmesine bastı. Teşekkürler. Kâğıt parçalarını bir mendile koydular.. bu teklifimi kabul buyurursanız asaletinizden daha büyük bir tevazu fazileti göstermiş olacaksınız. Kabul ederim... — Evet. takdirler.. Arkadaşları da şaşırmışlar. büyük bir fiş kutusunu. Efruz Bey soğukkanlılığını kaybetmiyordu.... dedi. Kendilerine kumanda edenlerin arkasında iki de polis duruyordu. hayatlarına karşı bir suikast mı tertip etmişlerdi? Zırtaf uçacakmış gibi zayıf kollarını havaya kaldırmıştı. Zırtaf sapsarı kesilmişti. Acaba asalet teşkilâtı yapacaklarını haber alan demokratlar. Pantolonunun cebinden çıkardığı ellerini. Fakat evvelâ bir reis intihap etmeliyiz ki müzakerelerimiz muntazam olsun. ayağa kalktı : — Ne var? — Hiç.. Ellerinde rovelverler vardı : — Ellerinizi yukarı kaldırın! Prens Efruz do Kızıl'ın aklından bin bir ihtimal bir anda geçti. Prens Zırtaf : — Götür bunları... Zırtaf'ın çıkmak için yürüdüğü kapı birdenbire açıldı. www. — Fakat. çabuk kâğıt kalem getir. — Uşak bir şey devirmiş olmalı..— Acelemiz teşekküre şayandır. dedi. hayretlerden sonra Prens Zırtaf kâğıt kalem istemek için uşağını çağırdı. Hemen açılan kapıdan deminki alkolik ihtiyar uşağın girdiği görüldü.com Sayfa 61 . prenslerin.. en eski aileye mensup sizsiniz.

— Ya ne yapıyordunuz? Zırtaf cevap vermiyordu. Evet. Mihal'i de şimdi götüreceğim. Anlaşıldığına göre işi kumar baskını halinde idare etmek istiyorlardı. — Vallahi komiser bey. Hay kurnazlar hay. — Söyle Aziz. Dün gece. Kumarcıları toplayıp toplayıp buraya getiriyorsun. elleri havadaki Prens Zırtafa sordu : — Aziz! Bu seni kaçıncı yakalayışım? mam Ben "Bu Beyoğlu'nda sana kumar oynat-demedim mi? — Biz burada kumar oynamıyorduk ki. Komiser olması icap eden memur : "Fiğleri.cizgiliforum.. — Onu sen babana yuttur.. Efruz gülümsüyordu.. — Mademki ortak değilsin. batakhane. Prens Efruz'un ödü koptu.. Onunla ortak olmuşsunuz. filan eîde etmek istiyordu. — Bu apartmanı o tutmuş. — Bana yutturamazsın. Prens Efruz bunu çaktı.. Sivil komiser. evvelki gece. Sizin işleteceğiniz kumarhane değil.. anlaşılıyordu ki işe hükümet de karışmış! Demokrat hükümet asilleri yakalamak.com Sayfa 62 . — Ne konuşuyordunuz? — Şuradan buradan. inkılâpçılıkla itham olunacaklardı. Ama bir şey bulamayacaklardı.. ne yapıyordunuz? — Konuşuyorduk. Ya hakikati söylerse. Beş gündür seni takip ediyoruz. bu polislere üzerlerini aramak için emir verdi. — Ya ne yapıyordunuz? — Hiç. — Olabilir. sen burada ne arıyorsun ? — Burada kira ile bir oda tutuyorum. ihtilâlcilikle. kâğıtları filan hep getiriniz" dedi.. Gülümsüyordu. programlarını.. burada şimdi kumar oynamıyorduk. Prens Efruz soğukkanlılığını bozmuyor... — Hâşâ. Cepleri arandığı halde www. pazar sabahı hep buradan şuradan mı konuş-tunuzdu ? — Hem Mihal'le ortak olmuşsun.En öndeki memur... hiç sesini çıkarmıyordu.. işte o vakit işleri yamandı.

Karakola gitti. — Ha işte. Uzun müddet asil arkadaşlarına rast gelmedi. — Yalan. Altı ay hapse mahkûm edildiğini işittiği zaman : — Zavallı Prens! dedi. Komiser biraz tereddüt ediyordu : — Hepinizin üzerinden beş lira çıkmadı. — Size söylemeğe bir mecburiyetim yok. Aziz Zırtaf'ın Beyoğlu'nda meşhur sabıkalı bir kumar kılavuzu olduğunu bir türlü öğrenemedi. — İndiriniz. Mihal diye adını bildiği uşağı sıkıştırıyor. Hiç mukavemet etmedi. ama. asaletin kurbanı oldu! Sırrımızı hükümete veımemek için yalancıktan kumarcılığı kabul etti. Haysiyetini kaybetti. indiriniz. paraları nereye sakladığını soruyordu. Gazetelerde "Prans Uzun Hasan" in nasıl kartı teşhir edilerek maskaraya çevrildiğini hatırladı.a ne yaparsınız? — Paralarımız bankada durur. Siyasette yalan caizdi. Prens Zırtaf saçmalayıp da sırlarını meydana vermesin diye işi kısaca kesti : — Evet. komiser efendi. Efruz Bey bu iftirayı hakaret telâkki etmedi. affedersiniz. Prens Efruz ilk defa ağzını açtı : — Memur efendi. Müsaade ediniz de aşağı indirelim. Biz burada kumar oynuyorduk. Kara Tanburin. Müzekki Civan hiddetten kıpkırmızı idiler. Paralar nerede? Para lafı Efruz'un kibrine dokundu. Sert bir cevap verdi : — Biz üzerimizde para taşımaya tenezzül etmeyiz. Sonra. kollarımız ağrıdı. — Karakolda bülbül gibi söylersin.com Sayfa 63 .hâlâ hepsinin kolları yukarıdaydı. Bir gece yattı. ben de o bankayı soruyorum. www. Sonra komiser. — Vay beyim vay! Y. Efruz Bey asıl tahkikatı kumar meselesine çevirebildiği için memnundu. Böyle asırlarca asalete ehemmiyet vermemiş bir muhitte resmî asalet iddiasına kalkmak hakikaten oldukça tehlikeli bir şeydi. Tekrar : — Yalan değil! dedi. Komiser hemen Zırtaf'a döndü : — İşte arkadaşın itiraf ediyor. denklerin altında kalan büyük ceddi Kaysüzzırtaf'in "azametli ruhu" şüphesiz yine ruhunda yaşıyor. Ertesi gün kefaletle tahliye olundu.cizgiliforum.

7. Türk değilmişiz!.(1) gayri millî "Dâhi-yi Azimüşşan"(2)ları Abdülhak Hâmid'in resimleri indirildi. (1) Millî Edebiyat şairlerinden Mehmet Emin (Yurdakul). terek salonun duvarına asarlardı.7. gürültü.Politika. (2) Şair Abdülhak Hâmit sağlığında "ünü büyük dâhi" anlamındaki bu unvanla anılırdı. yollar kapalı olduğundan henüz gidemediği Petersburg etnografya müzelerindeki derin derin tetebbüleri neticesinde bulduğu hayır. hemen onun fotoğrafını büyül-.1926 BİLGİ BUCAĞINDA Ama epey zamandan beri Efruz Bey hiç bir tarafta görünmüyordu. en dâhi Bucaklıların namı söndü. Fakat Efruz Bey. Herkes anladı ki biz. Bu resimler tabiî büyüklükte idi. fakat o vakit Efruz Bey razı olmamıştı. Bucağa yazıldı. güneş doğmadan kendini sokağa. Efruz Bey gibi bir dâhi budala www. Koştu. Her ne kadar Türkçülük mahfeline yeni girmişse de korkunç mucit zekâsı sayesinde yine onların siyasetini çakmıştı. biz Türkiye ahalisi. Gitti. yani istanbul. Türklerin millî büyük şairleri Emin Beyle. asalet teşebbüsleri cılk çıktıktan sonra Efruz Bey için yapılacak yalnız bir şey kalıyordu: Milliyetperverlik! O. Efruz Beyin şaşaası içinde Capakçurlu. keşfettiği millî Türk kıyafetiyle çıkarılmış-resimleri asıldı.. öyle bir köşede oturacak.. Yüz bin "Arnavut-köy akıntısı" kuvvetinde şedit bir cereyan başladı. şöhretten.10. Artık evine pek geç vakit gelir. biraz istikbali parlak bir adam gördüler mi içlerinden "İşte bir rakip!. Bucağın salonu hıncahınç doluyordu. Bucağın reisi bunlara göre Efruz Beyin bir de heykelini yaptırmak istemiş. harıltı adamıydı. şandan uzak yaşayabilecek bir tip değildi. Oranın geceli gündüzlü bir müdavimi oldu. Bucakta verdiği son konferansları hatırlayanlar onu Kâşgar'a gitmiş sanıyorlardı. yani Bucağa atardı!.. Vakit gazetesi. Yerlerine Efruz Beyin. Biraz akıllı. Sanırlardı ki fotoğrafı asılan Bucakçı artık en büyük mevkii ihraz ettiğine inanacak! Enayiler buna kanardı.com Sayfa 64 . bulduğu değil.. 1. inkılâp. Hareket.1926 . Manayof gibi en büyük.cizgiliforum." derler. Ah hakikaten onlar ne konferanslardı! Bu meşhur konferanslar sayesinde değil miydi ki istanbul'da yeni bir âlem doğdu..

fiiline. gece uykusu. istemeyene tün aydın. — Fakat azizim. sen beni bir gümrük hamalı sanıyorsun. Dünyada zaten neden bıkılmaz? Bonboncunun çırağı birbiri üstüne iki bonbon yiyebilir mi? Fakat işi tabiata bırakalım. Ben derslerimden vazgeçmem..com Sayfa 65 . — Geceleri! — Hangi gecelerden bahsediyorsunuz? — Her geceden. matumatına dair propaganda yapıyordu. her gece. bu nasıl olur? www. konuşuyor. Benden çalışmak! Bıkarlarsa bıksınlar. konferanslarınızı ne vakit hazırlıyorsunuz? diye sorardı. İstiyorsun ki şimdiden beni biraz unutsunlar. Sen iyot gi-"bi açıkta kalacaksın. Ben dimağıyle yaşayan bir adamım. azizim korkuyorum ki Bucaklılar derslerinizden bıkacak. gözlerinin beyazı büyür.. Hangi Bucaklı onun derslerinden bıkacaktı? Her cümlesinden sonra daima bir alkış tufanı koparanlar mı? Kıvırcık kirpikli iri siyah gözlerini kırpıştırarak monoklünü düzelterek tekrar gülümser : — He. kendi ilmine. Ben geceleri hiç uyumam. gece yarısına kadar burada konferans veriyorsunuz.cizgiliforum. öğle yemeğini bile Bucakta yiyor. akşama kadar çay içiyor. yarısından sabaha kadar sürea kısımda. •dinlesin. Onun bütün hayatını Bucakta geçirdiğini hizmetçilerden öğrenen reis. İsteyen gelsin.. gülümserdi. maksat onlara bir şey öğretmektir. he aziz reisim. Artık her sabah erkenden damlıyor." Resmi duvara asıldıktan sonra artık reis onu dolaylıkla Bucaktan uzaklaştıramazdı. Bucağın gayet nazik reisi : — Biraz fasıla versek. İhtimal gelecek intihapta beni reis yapacaklar. ağzı açık kalırdı : — Aman yarabbi bu nasıl olur? Hiç uyumamak. Reisin şaşması değişir. işi tabiata bırakınız. dedikçe o başını sallar." Bu lafları söylerken içinden de derdi ki: "Ah Tıain reis! Beni bilmiyor mu sanıyorsun? Bütün Bucaklıların bana taptıklarını anlıyorsun.mıydı? Resmi asıldıktan sonra da konferanslarına devam etti. derdi. — Gecelerin. şaşar : — Fakat azizim. Reis bütün bütün şaşardı : — Öyle ise ne vakit uyuyorsunuz? — Ne uykusu? — Bayağı uyku. — Aziz reisim.

. Kıskananların başı. Her gece yatmazdan evvel bu kataloglardan birkaçını açar. O cahil miydi? Kitabı açıp okuyup söyleyenler pek cahillerdi. Dün gece tamamıyle okuduğum kitapları şimdi size sayacağım. ilâh. dinlerdi. reis. Ah. sanki bir darülfünun.cizgiliforum. aynı zamanda Bucağa reis olandı. dine mugayir olduğuna dair serbest dersler yermişti. Arapça cümleler www. her vakit iddia ettiği tevazuuna rağmen.— Pek tabiî. kendinden başka Türkiye'de âlim bulunmadığını söylemeğe mecbur olurdu. îşte insanlığın en kötü bir kusuru. Galatasaray'da bilet kontrolcüsü uyandırır. âlim namlarını sık sık tekrarlayarak daima "asıl kendine ait fikirler" söylerdi.com Sayfa 66 . beşinci gece birçok âyet. Köprüye kadar tekrar dalarım.. Marifet. Fakat Bucakta bu hakikati bilen olmadığı için. hadis. fakat kıskançlık." Sonra en aşağı yirmi kitap ismi sayardı. İşte benim uykum! Halbuki konferans hazırlamaya onun hiç ihtiyacı yoktu. Efruz Bey hep çok okuyor. her âlim gibi onu da kıskanmağa başlamışlardı.. Kitaptan okuyup söyledikten sonra konferansçılığın ne ehemmiyeti kalırdı? Kitaptaki olan şey zaten söylenmiş demekti.. okumadan söylemekti. 97 — Yaz tatili ne demek? diye Efruz Bey hemen itiraz etmiş.. diğer defa yine bu müelliflerden bahsetmemek için katalogdan isimlerini iyice silerdi. birincisi. Ben yalnız bu fikirleri terkip ettim. Bucaklıların ona o kadar itimatları vardı ki içlerinden hiç biri. bir gece içinde tanesi en aşağı üçer yüzer sayfalık yirmi kitabın. Yalnız gündüzleri on dakika kadar uyurum. Zaten bir âlimin vazifesi de yalnız budur. kataloglardan ezberlediği filozof. Evet tramvaya bindiğim zaman Taksim'den geçerken dalarım.. — Her sabah erkenden Bucağa geliyorsunuz. bir lise imiş gibi Bucakta da yaz tatilini kabul ettirmeye çalışıyordu. Efruz Beyin kütüphanesinde kataloglar hemen hemen büyük iki raf işgal ederdi. işiteceğiniz ders asla benim fikrim değildir. derin derin tetebbu ediyor gibi gözükür. Hatta bazan yevmî gazetelerde kendine reklâm yaparken: "Ben şimdiye kadar dört yüz bini mütecaviz tarih kitabı okudum. — Tabiî böyle uyanık bir mahfelde uyuyamam. Akşama kadar bir dakika uyuduğunuzu gören yok. lüzumsuzluğuna." diye istemeye istemeye. tetebbu ettiği müelliflerin. Mehazım bu kitaplardır. dört gece sıra ile yaz tatilinin fenalığına. yani altı bin sayfanın okunamayacağma akıl erdiremezdi. Meselâ bir meseleyi izaha başladı mı evvelâ derdi ki: "Efendiler. Onun derslerine mani olmak için mütemadiyen planlar kuruyor. okutturur. yahut her kim isterse bu kitabı verir. isteyen alıp okur. eserlerinin ismini yazar.

Muhterem arkadaşlarım. önüne bakıyor. duvarda meşhur dâhilerin resimleri sallanıyordu : — Lanet olsun yaz tatiline! Lanet. Filipin'de pek derin fıkıh. Ben bitireyim. — Evet. hakikatten ayrılmamak lâzımdır. derin derin tefsirler yapıyordu. bu ne müthiş bir küfürdür. Efruz Bey : — Sözümü kesmeyin Reis Bey. Bundan başka. Kışın fırtınalar. efendilerim. öğreniniz. Liberya.. diye haykırdı. yahut mektebiniz değildir. Hakikat parlak sözler değildir.com Sayfa 67 ... Kimse kimsenin sözünü kesemez. Fakat benim sözlerim asla parlak www. bu ne demektir? "ilim. Meselâ: "Utlub-ül ilme velev bissîn" diyordu. yalnız o kadar. elektrik lambaları titriyor. tayfunlar münasebetiyle seyahat mümkün değildir. Cahil kalınız!" değil mi? Düşününüz efendiler. Efruz Beyin galebesinden sapsarı kesilmişti. Efruz Bey monoklünü çıkarmış.cizgiliforum. On sene evvel okuduğum otuz bin sayfalık kocaman ve "siyah kaplı bir coğrafya kitabında bu yollara ait pek mühim malumat edindim. Cinde bile olsa gidip bulunuz. Burada herkes söz söyleyebilir. muhakemedir. Şangay yolu. Bulmayınız. Halbuki hakikat parlak sözler değildir. Biri istanbul. Aynı zamanda müthiş§ bir hatip olan reisin sesi işitildi : . Zengibar. For-moza. ilahiyat âlimleri bulunduğunu müsteşrikler müttefikan beyan ederler. Marsilya." değil mi? Pekâlâ Çin'e gitmek için iki yol vardır. Madagaskar. Bucaklıların alkış tufanından salonun havası sarsılıyor. isteyiniz. O halde ne olacak? "İlim Çin'de olursa. Laf arasında unutmayayım. Reis. Burası sizin eviniz. dâhiyane bir mantık ile silip süpürüyor. Mançuri yolu! Diğeri istanbul. yaz tatili münasebetiyle gidip onu aramayınız. alkışın nihayetini bekliyordu. Reis bu feveran karşısında korkup susuverince Efruz Bey yine ilmî itirazına devam etti : — Reis Bey diyor ki: "Parlak sözlere kapılıyoruz. size fazla malumat olmak üzere söyleyeyim. Fakat bu alkış durmadı. Burada biz pek ziyade hissiyatımıza tâbi oluyoruz. Burası hürriyet ve serbesti Bucağıdır. En tabiî bir fikri küçük bir ima ile.. Tahran. Erzurum." Ben de bunu tasdik ederim. en basit hakları korkunç cinayetler gibi gösteriyordu. Mantıktır. Tibet. Bahsimize gelelim: Bu yollar ancak yazın işler.okuyor. Bu Türklerin Çiçeron'u idi. Ümit Burnu. sonra kürsüye çıkınız. Yalnız mantıktan.. Halbuki biz yaz tatilini kabul edersek zımnen Çin'e gitmek imkânını da kaldıracağız. Filipin. Kaşgar. Cebelüttarık. Parlak sözlere kapılıyoruz.. Siz reissiniz. Avusturalya.

muazzez Bucaklılar.." olacak.. Bir suikaste maruz kaldım zanneden Efruz Bey hemen eğilmiş kürsünün içine saklanmıştı. kardeşler. fakat asla parlak değildir. Meselâ bu şarlatan "Utlubül ilme min el mehdi ilel lâhd" diyecek yerde "Minel lâhdi. Bucaklılar. Reis devam etti : — Evet aldanıyoruz. Benim sözlerim kurudur.. Onun için safsata ile susturulamam. fennîdir. Artık Efruz Bey görünmüyordu. — Efendiler. ayağa kalktı. yaz tatili. — Ha. aldanıyoruz. Mantıkîdir.. bizi aldatıyor. Hiç olur mu efendim. derin derin "Haşa! Haşa! Haşa!" sesleri geliyordu.cizgiliforum. Evet bunun manası "Daima mezardan beşiğe kadar ilmi isteyiniz" demektir. Ağzını açtı. Eğer yaz tatili meşru olsa "yaz tatilleri müstesna olmak üzere mezardan beşiğe kadar ilmi isteyiniz" demek icap ederdi.. — Yaşayın.com Sayfa 68 .. kalkınca sıçrayarak omuzlarından aşarak Efruz Beye atılıyordu. Yaşayın. Bu haşa huzurunuzdan uzun kulaklı bir mahlûka yakışacak derecede ağır bir hitaptır. ilmîdir. Herkes deli oldu sandı. ilimle cerh etmeli. Fakat ders vermek iddiasını güden bir âlim bunu bilmelidir. hayvanlara mahsus bir zihniyettir. bir şarlatan. Reis boş kalan kürsüye fırladı.. Bucaklılar. Bucaklıları eziyor." Hayır. Kürsünün içinden.Tabiî siz hepiniz talebe genç olmak itibariyle benden iyi biliyorsunuz ki "Utlub-ül ilime min el lâhdi ilel mehd" değil mi? — Evet.. Sakin olun. — Vakıa değilsiniz.. Bu şarlatan evvelâ bunu yanlış söyledi. — Şüphesiz. evet Bucaklılar bir şarlatan tâ Turfan tepelerinden kopan Altayî bir çığ gibi bizim üzerimize çökmüş.değildir.. Evet ne diyordum?.. bazan kendi yere yuvarlanıyor. Sobanın yanında oturan Reis Bey birdenbire hiddetlendi. Beni mantıkla. "mezardan beşiğe kadar?. Evet. evet. bizi aldatıyor. Biz Arap mıyız? diye mukabelede bulundular. Bundaki mana farkını anlıyor musunuz? Bucaklıların en ön sıralarda oturan en ateşlileri : — Hayır. şarlatanlık oluyor... Hızla kürsüye doğru koştu. ilel mehd" diyor. Anlamak vazifeniz değildir.. — Sükûnet ister! Hissiyatınızı nidalarla dışarı vurmayın! Bu.. anlamıyoruz. "Beşikten mezara kadar.. Yani "însan doğduğu zamandan öleceği www. Bucaklılar Efruz Beye mevzuunu hatırlattılar: — Lanet olası yaz tatilinden bahsediyordunuz.

Bucağın kahvecisi reisi kurtarmak için hemen arkadan fırladı.. Ey Bucaklılar. Efruz Beyi boğazından yakaladı. Avazı çıktığı kadar : www. —Sensin. —Sensin.. — Senin hakkin yoktur. Bütün salon bu "cürmü meşhut" karşısında sessiz kaldı. Fakat yere serdim sandığı hasmı yavaş yavaş bacaklarının arasından yükseldi. Arapça bilmiyor.cizgiliforum. (1) Muvman kritik (Fransızca: Mcmvement critique): Eleştiri hareketi. Reisin gözleri parlıyordu. hâlâ şarlatanlık. — Artık bu kürsüde laf söylemeye senin hakkın yoktur. Ey reis. Kürsüye koştu.com Sayfa 69 . Artık sen manen öldün. Bucağın bu anda ruhuna. — Şarlatan sensin!. Kafasını meydana çıkardı. Efruz Beyle reis birbirlerinin boğazlarına sarıldılar.. Bizi hemen iki seneden beri aldatan bu şarlatanı nihayet işte böyle cürmü meghut halinde yakaladım. "İki çay parasını inkâr etti" diye Efruz Beye zaten garezi vardı. Fakat. Sonra "mezardan beşiğe kadar" yani "ölümden doğmaya kadar" diyecek derecede mantıksız bir cahil. Yere inen Efruz Bey hâlâ metanetini muhafaza ediyordu. Bir eliyle reisin omuzunu tuttu. işte nihayet hasmını yere sermişti. sen de kımıldama. — Tenezzül etmem. —Sensin.. — Bu. Çünkü cehaletin fena halde meydana çıktı. Diğer elini Bucaklılara uzattı : — Hiç biriniz kımıldamayın. beni tahkir! — Asıl beni tahkir! — Düello. yere indirdi. İki senedir tapındıkları mabutları işte böyle kazara devriliyordu. hissiyatına ancak Frenklerin "muvman kritik" (1) dedikleri terkibi tercüman olabilirdi.âna kadar" demektir. Bucaklıların kürsüye çıkmaları "dahilî nizamname" ile menolunduğu için gidip ayıramıyorlardı.. iki dakika beni dinler misiniz? Bunu vadediyor musunuz? Reis omuzundaki Efruz Beyin eline şiddetle vurdu : — Hâlâ şarlatanlık.

ben ondan bir şey istemiyorum. Herkes yerine oturdu.. Siz hükmediniz. Eğer ben şarlatan isem beni bir daha bu Bucağa koymayınız. istifade etmek değilmiş.— Hak. Bana müsaade ediniz. Hepimiz Tatar olacağız. Evet." derdi. Sonra size yalnız oda. çağırdı. köşede. Kazgan'da. Fakat reis şarlatan ise. sıra bendedir.. diyerek kahvecinin darbesiyle beş dakika evvel yuvarlandığı kürsüye tekrar muzafferane çıktı : — Dinleyiniz. Eğer reis haksızlığına emin değilse buna mani olmasın. Salonda belki cinayetler olacaktı. Türkiye Türkleri Türk değildir. Hem demek onun maksadı orada. Bağırdı. Viktor Hugo hazretlerinin dediği gibi "Müsademe-i hakikat barika-i efkârdan doğar. Ekseriyet Efruz Beye taraftardı. o da söylesin. Çıkayım haklı olduğumu söyleyeyim.com Sayfa 70 . Biz medeniyeti sizden alacağız. Bu adam her şeye karışıyor. Efruz Bey gündüz fikirlerini propaganda ederken onlara: "Asıl Türkler sizsiniz. hakikat boğuluyor." Salonda büyük bir gürültü koptu. büyük beyaz sobanın dibinde sakin sakin oturup konferans dinlemek. Daima fikri "Hep ben hâkim olayım" idi. şüphesiz bir cahilliği meydana çıktı diye kürsüden vazgeçemezdi. Efruz Bey : — Evvelâ ben söyleyeceğim. Zaten reisten bıkmışlardı. Dejeneredirler. Çünkü Bucağın daimî misafiri olan Rusyalı talebe Efruz Beye "Bizgim Tolstoygumuz!" derlerdi. Yalnız onun şarlatanlığını. günde dokuz defa da yemek verdiririm. şimal kuvvetini kendine temin eden Efruz Bey öyle. Nihayet reisle Efruz Bey ayrı ayrı dinlenilmek şartıyle musalâha yapıldı.cizgiliforum. dikkatle dinleyiniz. Ben söyleyeyim. Hepinizi millî akademiye maaşlı tabiî âza yaparım. konferansları kesiyor. burası Engizisyon olmasın. Orenburg'da çıkan âlimlerin bir tanesini Türkiye yetiştirebilmiş mi? Hatta Rusların terakkisi bile sizin yüzünüzdendir. her şeyi piç ediyordu." îşte böyle propagandalarla Bucağın Tatar kısmını. ispat et bakalım. veririm. bana haksız hücum ettiğini ispat edersem bana tarziye verir mi? Reis hakkından emin olanlara has bir tereddütsüzlükle : — Veririm. Sonra bu ilim fikrine gayet amelî bir proje de ilâve ederdi : "Ben Bucağa reis olursam evvelâ burasını resmî bir akademi gibi hükümete kabul ettiririm. www. yatak değil. kendisinden başka söz söyleyene meydan vermiyor. ey Bucaklılar. diye haykırdı. Siz hakem olunuz. ekseriyet Efruz Beye taraftardı. Pusuda imiş! Efruz Beyin küçük bir hatasını yakalar yakalamaz aç kurt gibi atıldı.

terkip" vardır. Bu kadar sarih bir hatadan Efruz Bey nasıl yakayı sıyıracaktı? — Dinleyiniz. reis "Arapça bilmiyor" diyor. Ey Darülfünunun sıralarında dirseklerini çürüten. Çünkü reis söyleyeceklerimi anlamaz. Benim bu lisanları bildiğim her ne kadar Türkiye'de meçhul ise de Avrupa'da öyle değildir. yani "mezardan beşiğe kadar. Herkes beni tanır. — Pekâlâ! Bucaklılar. (1) Max Nordau : Alman fizikçisi ve yazarı. Reis yine kendini tutamadı : — Ne malum? — İsteyen imtihan edebilir. Vakıa bir Türk için bu bir kusur değildir. güldü : — Bu nasıl olur? — Bayağı olur. Ben İbranîce de bilirim. Hatta Max Nordau(1) müşküllerini hal için bana mektup yazar. dikkatle dinleyiniz. "Min-el lâhdi ilel mehd" yanlış mı? — Evet yanlış. Biliyor musunuz? www. İşte reis bey. Reis kendini tutamadı. — Sonra pişman olacaksınız. Çünkü Araplar benim gibi İbranîce bilmezler.com Sayfa 71 . Sonra inkâr etmemesi için tekrar bunu kendisine soracağım. İşittiğime göre hiç mektep görmemiştir. Bunu reddederim. "Min-el lâhdi ilel mehd" dedim. Mantıkta bir "tahlil. Evet ven Arapça pek iyi bilirim. Herkes merak ediyordu. Siyonist. Sair lisanların hepsini bilirim. Benim için (1) Ezmine-i tenkidiye : Eleştiri çağları. onun bu sözümü anlayamayacak kadar cahil olduğunu ispat edeceğim. Ne ise sadede gelelim.Bütün salonun üzerinde ne kesif bir "ezmine-i tenkıdiye" (1) havası dalgalandı. size soruyorum." Bu sözde reis bir yanlış var zannetti. Fakat ben mükemmel Arapça biliyorum.cizgiliforum. Yarın onun İbranîce mektuplarını getirir hepinize gösteririm. Buna emin misiniz ? — Herkes gibi eminim. Söylediğim sözü de biliyorum. Araplar benim kadar Arapça bilmezler. cevabını hepinizin huzurunda tekrar aldıktan sonra benim doğru söylediğimi. geceleri dağ gibi büyük kitaplar üzerinde gözlerinin nurlarını solduran gençler! Size hitap ediyorum.

Bucakta ıstılahların büyük bir icazı vardı. Çünkü ben riyaziyattan bahsetmiyordum. tabiî ilimlerden sayılır. Yaz tatilinden! değil mi? O halde bu riyazî bir hadise değildir. vaktiyle mantığı inkâr etmiş olan bir nesle mensuptu. riyaziyata mahsustur. istikra. İstidlal mebdeden neticeye doğru yürümektir. hep laf. istikra" vardır. hadis olmayan bir Arapça cümle müthiş bir kuvveti haiz ise bugün de -hatta hiç tarifine ihtiyaç gösterilmeyen.Bucaklıların zaten bundan başka bildikleri şey yoktu: bağrıştılar : — Biliriz.. Reis Bey cahil olduğundan bunu anlamadı. Çünkü bu hal pek tabiî. — Bir de "istidlal. Demek bunda usul. İstikra neticeden "mebde" e çıkmak demektir.rastgele bir ıstılah aynı korkunç. Eğer "beşikten mezara kadar" demiş olsam "mebdeden neticeye doğru" yürümüş olacaktım. — Pekâlâ. Evvel zamanda nasıl âyet. yani tabiî bir hadise! Pekâlâ demek ki içtimaî ve tabiî bir usulü takip etmekliğim icap ediyordu. Ben zaten bahsediyordum. Tabiat sahasında usul "istikra" ya istinat eder.. Yani neticeden mebdee doğru yürüdüm. Cevabına güzel bir zemin hazırlamak için -mutadı veçhile. İnsan ne kadar tabiî kalırsa o derece cahildir. dönmek" olacak.cizgiliforum. yani "netice"-den "mebde" e doğru çıkmaktır. Bu ilim. Mantık. Anlıyor musunuz? — Anlıyoruz. Onun için "mezardan beşiğe kadar" dedim. — Anlıyoruz. hadis: olmayan bayağı Arapça bir cümlecik ile koca bir padişah bir imparator nasıl kesilirse bugün de hakikatte manası olmayan atmasyon bir ıstılah ile en mufassal mesele www. Riyazi meselelerde bir mebdeden kalkarız. pek içtimaî bir hadisedir. Kalbur samanda iken âyet. Fakat ben onun cahilliğini affederim. Sözüm büsbütün cahilane olmazsa da tam ilmî bir mahiyeti. haiz bulunmazdı. Bu. istikra" ne demek? — Galiba "gitmek. Reis aptallaşıyordu.yanında duran genç bir Robert Kolejli'ye yavaşça sordu : — Bu "istidlal. Bizde ne kadar tabiîlik varsa hepsi cahillikten gelir. — Su gibi anlıyoruz. müthiş kuvveti haizdi. Efruz Bey yumruğunu kürsüye vurdu : — Pekâlâ. Çünkü o. derece derece neticeye ineriz. Biliyor musunuz? — Biliyoruz. hep boş sözdü. Ya nedir? Şüphesiz içtimaî. Fakat tabiî ilimlerde iş değişir. gürültü yok! İçtimaî hadiselerin ilmine "içtimaiyat" derler.com Sayfa 72 .

Gayet âlicenaptı. fakat arkası gelmiyordu..cizgiliforum. — Teşekkür ederim. eni beş. yani beş ile. Göğsünü hemen otuz santimetre daha kabartan Efruz Bey tekrar kürsüye vurdu : — Ey Reis Bey tarziye ver bakalım. bu atılan şeylerin karşısında kırk ikilik gülleler gibi hiç bir mantık. Temmuz. Reis de artık söyleyeceğini bütün bütün şaşırmıştı. Derin bir sükût! Bütün gözler kürsüden Reis Beye. en büyük şeref! deniliyordu. Bunu işittiği zaman Efruz Beyin monoklü tam on dört büyük adım. — Estağfurullah. Bu haysiyet meselesi. Yine bir alkış tufanı koptu. en büyük şan. Efruz Bey. diye haykırdı. Yani manen kafası kesilirdi.. Sıkılmayınız." Yutkunuyor. tarziye ver bakalım... — Ne? www. dokuz metre ileriye fırladı. "Evet Ocaklılar. münakaşaya girişti mi ıstılahlar atmaya başlar. Enliliği. muazzez refiklerim. — Ne? — Bu... işte o vakit onun heykelini yaptırmak emeline düştü. boyu dokuz metre. en meşhur bir adamın cehaletine hükmedilir.. O gün celseye böyle nihayet verildi. boyu Türklerin mukaddes âdetlerine müsavi olacaktı. Reisin feci haline dayanamadı." Efruz Bey.. haziran aylarında da içtimalar olacaktı. duvara resmi asılmakla iktifa edecek bir tip değildi. malumat blokhavzı dayanamazdı. Bucak yaz tatilini reddetti. oganları affetmez miydi? — Ma'raz-i hacette sükût ikrardan gelir. Mağlûbiyet müthiş! Ezici! Ani. — Ey Reis Bey. vermeli ya. Bu heykel eski çini taşlarının dökülmesinden hâsıl olma bir sima ile yapılacaktı. Ne cevap verecekti? Yapılan "ilmî istikra" imiş! Ellerini ovuşturmaya başladı... evet kardeşler. bir daha bir âlime itiraza kalkmayınız. Hiç ses. Kızıl Hanlar gözünün önünden geçti. Büyük babası Tanrı kendinden daha küçük ilâhları.. Reis Beyden kürsüye. Bir anda ecdadı. Bucaklılar arasında tehditkâr bir fısıltı. Reis Bey sizi tarziye vermiş addediyorum. "Ne demek! Vermeli.halledilir. Efruz Bey işte bu ıstılah cellâtlarından biriydi. Bu âlicenaplığı istanbullular tarafından maskara edilen o hakikî asaletinden ileri geliyordu. Reis Bey bu kahkarî hezimetinden sonra Efruz Bey tehlikesini anlamıştı.com Sayfa 73 .. şada yok..

sebepsiz bir korku. diyordu. Hakikî canlı lisan. Almanlar. sonra göbeğine kadar. soğuk bir ürperme rüzgârı gibi topuklarından yukarı yürümeye başladı.. o güzelim cemi mükesser www.. Demek artık Bucak'ta kendisi bir zâir mesabesinde kalacaktı. Ayrıca lügat öğrenmeye. Âlâ terkib-i vasfî. sizin gibi daima bir fikir üzerinde ısrar edeyim!. ruhumuzun havaya uçarken bir kere dönüp yatakta kalan soğuk ve sarı nâşımıza yabancı bir nazarla bakması gibi. deyince : — Evet. kaideler öğrenmeye lüzum yok. birtakım türediler. konuşulan usanmış! istanbul Türkçesi imiş! Bu konuşulan tabiî lisanla yazmak kâfi imiş! Düşününüz böyle bîr ihtimal kabul olunursa herkes muharrir oldu demek! Herkes kalemi eline alınca yazmaya başlayacak! Fransızlar.cizgiliforum. bu türedi tâbiri benim değil. Bunlar birkaç seriden ibaretti. donduracaktı. en büyük bir Türkçünündür. vasf-ı terkibiler. Ürktü. — Yaşayan adamın heykeli yapılmaz! diye haykırdı. diye mukabele ederdi: "Dün gece okuduğum kitaplar fikrimi değiştirdi. edatlar. Ben eşek miyim. Bu ne korkunç bir haldi! Öldükten sonra.com Sayfa 74 . Arapça... Efruz Bey şiddetle bu şerefi reddetti. Ben yalnız tekrarlıyorum. Herkes gibi mahcubane girecek. Bu konferanslara Bucakta serbest dersler denilirdi.. inkâr etmiyorum.. (affedersiniz Bucaklı kardeşlerim. Hareli bir kumaş gibi mütemadiyen rengini değiştiriyor.) evet birtakım türediler bir vakit ortaya bir iddia fırlattılar. yarın büsbütün başka fikirler ortaya atıyordu. Evvelâ dizlerine kadar. dün buyurmuştunuz. Bulgarlar gibi. — Yaşayan adamın heykeli yapılmaz. Bugün." İlk derslerde yeni lisancılarla eski lisancılara hücum ediyordu : — Türkçe. ağustos aylarında geceli gündüzlü konferanslarına devam etti. O aptal mıydı? Kurnaz reis onu sağken taş haline getirecek. herkesle beraber kendini seyredecekti ha. Türkçedir. manevî. ama muayyen iki üç renkten harice çıkamıyordu. dün söylediklerinin zıddını anlatıyor.. Acemce zarflar. yavaş yavaş heykeline yaklaşacak. Bucaklılar : — Efendim. Fakat bugün de böyle buyuruyorum. *** Efruz Bey. Alkışçıların yerden alıp kendine verdikleri monoklünü gözüne iyice yerleştirdi.Efruz Bey budala mıydı? Başını salladı. Safa ile Cefa masalında Cefa'nın nasıl taş kesildiğini hatırlıyordu. Sonra. sonra boğazına kadar. Bucaktan yaz tatilini kaldırmaya muvaffak olduktan sonra haziran. Efruz Bey tamamıyle değişmişti. Bir an gözünün önüne heykeli geldi. temmuz.

. Moğolcadan alınıp Türkçe lahikalarla birleştirilmeliydi. "Her lisan kendi cezirlerinden değil.. Diğer eski lisancılarm da böyle mükemmel. Meselâ geceye tün. Bununla beraber ben eski lisancılarm da aleyhindeyim. Ah.. Tabiatın gayrıdır. Ne derin bir say. Acemce terkip" defteri çıkmıştır.. Bir şey öğrenmesinler. Onların işi de. Çoraba pek güzel "ayakdiven" diyebilirdik. en eski Türkçedir!.kaideleri hep cicos ha? Böylesi olmaz! Yeni li-sancılar işin kolayına gitmek isteyen birtakım tembel cahillerdir." hakikati kabul olunuyordu. merkebe bingeç denmeliydi. Efruz Beyin lisan hakkındaki fikirleri onlara pek mülayim.com Sayfa 75 . parlak terkiplerden her cümlenin içine birkaç tane atarlar. Meselâ "eldiven" kelimesi.." düsturu reddolunuyor. Halbuki sanat sunîdir. millî lisan diye kabul ettirecekti. pek ilmî geliyordu: Asıl Türkçe. nahcir. şiriyetken. terkib-i vasfî defterleri! Bir şey icap etti mi hemen defterlerini açarlar. Uygur Türkçesini konuşmaya başlayacaktı. Türkçesi olmayan. hele o yeni lisancılar.. Lisana. yed-i ahenin" ilâ ahırıhi velbaki ve gayrihim. Âlâ kafiye lügatleri.. Her "tabiî şey" âdi demektir. Ders devam ettikçe Bucaklılar "Yaşasın. ahkümekâr. Ben de. Anlaşılıyor ki yazıları kendisi yazmadan birkaç sene evvel.. Gaston Deschamps tarafından çalınıp "La vie et leş livres" yani "hayat ve kitaplar" unvanı altında neşrolunan. ne nihayetsiz bir tetebbu ister!. .. tasarruflarından mürekkeptir.cizgiliforum. Buradaki "diven" bir edattı. Tatarcadan. Koca koca vasf-ı terkibi. hayattan öğrendikleriyle iktifa etsinler!.. Bucaklılardan biri : www. "nahüda-yı hüda naşinas.. Haricîdir. Sonra Efruz Bey bunu hükümete asıl resmî. Söylendiği gibi yazmak kolaylığın adını "tabiîlik" koymuşlar.. hatta konuşma lisanına ne kadar Arapça. Bunları artık serbest serbest kullanabilmeliydik.. kulaktan. büyük terkip defterleri olduğu rivayet olunuyor. Bucaklıların bunları kabul edip ezberlemesi kâfiydi.Frenkçe kelimeler girmişse hepsi atılmalıydı. Efruz Beye göre Türkçe'deki lahikaların hepsi "edat" di. Acemce . O halde meslek zannolun-duğu kadar güç değil.. Hükümet emreder etmez bütün ahali bülbül gibi beş bin sene evvelki Kıpçak. büyük âlimimiz o parlak terkipleri hep bu defterinden çıkarıyormuş. yine kolay. Al aşağı! İşte sana mükemmel bir eser. Birkaç ders içinde Efruz Bey lahikalarla yüzlerce kelime uydurmuştu.. yahut kahrolsun lügat" diye haykırışırlardı. yeni lisancılarınki kadar değilse de. Eski lisancılarm en âlimlerinden merhum Ahmet Şuayb'in metrukâtı içinden büyük bir "Arapça. siz de pekâlâ yapabiliriz. Bunların ismini anınca sinirlerim oynar. "Her lisan kendi cezirlerinden ibarettir.

Öyle yanık bir milliyetperverdi ki milliyetinin bu ani. şehadet getiriyorlardı. Şimdi siz de Türkçenin en eski Türkçe olduğuna iman ederseniz iş bitti demektir. Mongolca kelimeler havayı dolduruyor. Nitekim Aynaroz'daki papazlar uçacaklarına iman ettikleri için uçarlar. Yarım saat sonra bir nokta kadar bile görünmedi. Eğildi. yiğ. İşte Türkçe buna derler. Salladı. Herkes beş on bin sene evvelki lehçelerle şakıyordu. Yemin ederim. Arzu ettiği eski Türkçeyi konuşan Bucaklıların ellerini sıktı : — Kut itargam. Atılbik kişinin tura kütardilar. Elinde teşbihi vardı. Tıpkı bir esîr gibi yavaş yavaş havaya yükseldi. Hepsini öptü. Pek lâtifti : — İskacı itgam mağay? — Tangırgiz garcudağez.. Yakutça. giz.— Bu mümkün olabilir mi? diye bir şüphe gösterince Efruz Bey taştı : — Niçin olmasın? Sizin imanınız yok.. bu mu-cizekâr tezahürü ona inci gibi gözyaşları döktürdü. Evet. Tışka çıkalgım. On dakika sonra havada bir sinek gibi görünüyordu... (tebrik ederim. Manaya kimsenin ehemmiyet verdiği yoktu. şu size bakan gözlerimle. yirmi sekiz harfin asıl esası "ga. — Tayyarenin Türkçesi. Efruz Bey hemen kürsüden atladı. — Ne efendim. ne de uçkuçları. (e) lerin (g) olduğunu. demek ki herkes hiç olmazsa her Bucaklı asıl lisanını biliyormuş! Tarihî Türk grameri hepsinin sinesinde gömülü imiş!. Halbuki her iğin başı imandadır. ne? — Uçkuç.. Halbuki ne kanatları vardır. gaç" hecelerinden. Henüz kendisi (z) lerin (s). Göğe baktı. — Minkir taçgam orakza minkütati. iştikaklarından ibaret www. kut itargam.cizgiliforum. gu. gördüm. Fakat sesler. sadalar oldukça iptidaî idi. — Uçkuç ne?. İşte orada siz imanın kuvvetini görmeliydiniz. Derin bir haç çıkardı.) Boyunlarına sarıldı. İnsan uçacağına iman etse serçe kuşu gibi uçar. Bütün Bucaklılar asıl Türkçenin en eski Türkçe olduğuna hemen iman ediyor. Ağlıyordu. kürsünün yanında bir grupun konuşmasına dikkat etti. Uygurca. tebrik ederim..com Sayfa 76 . ti. Hatta ben seyahatim esnasında Aynaroz'da bir papazın havaya uçtuğunu.. Hazreti İsa Efendilerinin yanına giderler. Tukima birsayı nodon birla tüzletim.

. Çünkü ertesi akşam Efruz Bey değişmişti. evet. Bir kere de bugünkü istanbul Türkçesiyle tekrarladı : — Bucaklılar! Şimdiden sonra derslerimize bu eski Türkçe ile devam edeceğiz. Yani okudum. tasfiyecilerin mefkuresi olan bu mübarek lisan artık bugün konuşulamaz. Asıl eski Türkçe fırtınasının çakıllı çukullu gürültüsü dinince aynı lisanla : — Buğcağlılar! dedi.. anlamıyoruz. "Niçin" diye soruyorsunuz? Seciyeleri. mütemayiz vasıfları "iman. — En doğrusu buydu. Yarına kadar hepiniz bilmediğiniz sigaları. Öyle ise hakikat olabilecek lisan mürekkep olan lisandır. Arka taraflardan : — Anlamıyoruz. Niçin? Çünkü asıl Türkçe basittir.olduğunu anlatmamıştı. Biz fevkalâde mürekkep bir lî-sana taraftar olmalıyız. www. "Basit" hakikat olamaz. Yaşadım. Kürsüye çıkınca bermutat : — "Yaşayan değişir" hakikatini savurdu. susuyorsunuz... Çıngırağı kaptı.. Çünkü kendi daha eski.cizgiliforum. — Bu çok doğru. — Sormuyorsunuz. Zavallı Bucaklıların hepsi. Ama ben size söyleyeceğim. — Yaşasın Efruz Bey! — Varolsun.com Sayfa 77 . gayet eski bir şive ile söylüyordu.. Yani uyumadım. Hızlı hızlı salladı. Fakat Bucaklıların hepsi lafını anlamadı. İki yumruğunu birden sıraya vurdu. evet Bucaklılar. Fakat yazık ki bu korkunç zahmetleri pek boşuna gitti. Şimdiye kadar eski Türkçe ile konuşmuyordunuz ya? Bu akşam onu size söyleyeceğim ki asıl cezirlerinden mürekkep bej bin sene evvelki Türkçe. bir dikkat sarf ederken yüz binlerce kelime. tıpkı Efruz Beyin tetebbuatını yaparken sarf ettiği cent gibi fevkalbeşer bir kuvvet. Hayaldir. Bunu pekâlâ sezdi. Tekrar kürsüye fırladı. Hakikat mürekkeptir. — Pekâlâ anlarsınız. itikat" olan Bucaklılar yine hiç seslerini çıkarmadılar. ben sizden ayrıldıktan sonra dün gece ölmedim. Tamam yüz yirmi cilt kitap okudum.. Dün geceki basit fikri bu akşam mürekkeplisinin aksa-sını geçmişti.. hatta o gece. — Evet. Ama buna hacet var mıydı? Pekâlâ doğru olarak konuşuyorlardı. siga falan öğrendiler. lügatlan öğrenmelisiniz. Türkçe söyleyin! İtirazları işitildi.

Atan kırmızı — Kırmızı atlar. lisana dair son verdiği dersten sonra kâtip tarafından yapılan "Compte rendu" ye baktı. ilmî" gibi "güzeli. Acemce kaideleri çok kullanmışlardı. Frenkçe. Acemce kaideler vardı. hüzî. Arapça. Acemce. bilhassa Farisî "ya-yı nisbet" Türkçe kelimelerde kullanılır. Niçin Frenkçeler için olmasın? Meselâ niçin "istasyon direktörü" denilmeliydi? "Direktör do stasyon" en haklı en mantıkî bir telâffuzdu. Şimdi bütün Bucaklılar "mürekkep lisan" taraftarı idi. Efruz Bey fahrî talebelerinin bu temayüllerini keşfettiği için sevindi. Millî Türk harfinin tamamiyetini istiyorlar. Rumca. Diğer lisanlardan kelimeler de alabilir.com Sayfa 78 . Ecdadımız Arapça. Fakat bu Arapça." diyordu. "Onlar her ne kadar şimdiye kadar lisana girmiş Arapça. 4 . Almanca. Yine evvelâ yeni lisancılardan ayrılıyordu. yokuşî" denilir. Hem de "do" edatı Farisî "i" edatından daha kullanışlı bir izafet edatı idi. ahaliyi cebrederek pekâlâ geçirebilirdi. Almanca. Ecnebi edatların hepsi. •ezelî. çirkini.. esasen Arapça. Latince" lisanlarından mürekkep mükemmel bir lisan olmalıydı. Frenkçe kelimelerin ipkasına taraftarlar ise de Türk harfinin haricindeki ecnebi kaideleri kabul etmiyorlar. Acemce. 2 — Türkçede aslen Türkçe olmayan bütün ecnebî kelimeler kendi millî gramer kaidelerine tâbidir. Misal: "Hayalî. irfanî. Acemce. Latince. terkip cem kaideleri aslen Türkçe olan kelimelerde de kullanılır. Onun fikrince Türkçe: "Arapça.. Frenkçe. Her ne kadar bunlar konuşulan lisana geçmemişse de hükümet şimdiden sonra gayret ederek... Öyle ya.Ve ilâh.cizgiliforum. Efruz Bey. Acemce kaideler Türkçe kelimelerde de kullanılmalıydı. Halbuki bu da bir cihetten basitçilik sayılır. Şu idi : 1 — Türkçe. Bu zavallı kelimeler için hiç olmazsa lütuf makamında birkaç Fransızca gramer kaidesi kabul etmemek en büyük bir haksızlıktı.... www. 3 — Arapça. dikî. Sonra Turkçeye birçok Frenkçe kelimeler de girmişti. Mürekkep Türkçe için bütün umdelerini birkaç derste anlattı. inişî. Acemce. Meselâ "evimin kapısı" denecek yerde Farisî kaidesiyle "kapıyı evim" denilmeliydi. Almanca ilâh.. Le vazife do me biraderler — Biraderlerimin vazifeleri ilâh.. "Hokka-i gülbeşeker" diyecek yerde "hokka do gülbeşeker" demek daha iyi değil miydi? . pek güzel yeni sıfatlar teşkil olunur. Ama az mürekkeptir. mimarî. misal : Elmasunül karım — Karımın elmaslar. terakkıyat-i ameliyemiz gayri kabil-i red-d-i inkârdır" demek mürekkeptir. Frenkçe. edebî. Rumcadan mürekkeptir. Eski lisanla: "Ziraî.

hayır. İstedikleri şeyi millet namına kabul ederler. Efruz Bey terakki. ne de eski lisancılar kabul ediyordu. bir alkış tayfunu. yorulmamış. kılâsike-i eskiyan ve sairun pek karma karışıkiyeti harikulade ve lâhav-arz eder. bir alkış zelzelesi. bir faikiyettir ki edebiyatı diğer budun anda bulunmayan bir yed-i yesarı irfan sayılır. bıkmamıştı. Bu fikrini ne yeni lisancılar. Ancak Bucaklılar anlayabiliyordu. bir madde daha lâzım. Tasfiyecilikten. yazınız : Kâtip kâğıdı aldı.. "en eski Türkçe" taraftarlığından bir gece içinde böyle son derece mürekkep. edebiyat bir gayet ter güzelest ol bir cihanı bîdibest. Nihayet bugün işte dersinde bunu umuma kabul ettirmeye muvaffak olmuştu.com Sayfa 79 . sonra monoklünü güzelce gözüne yerleştirirdi. Hemen herkes bu beş maddeyi yazdı. Efruz Beyin "yayı nisbeti" Türkçe kelimelerde de kullandırmak eskiden beri en birinci emeliydi. elhak. fakat dört madde. Lâkin mürekkep bir lisanla söylenilmişti. Bu dersler.cizgiliforum.. Nedim. ilâh.. Bunun için aylarca propaganda yapmış. karışık bir mürekkepçiliğedönen Efruz Beyin edebiyata dair verdiği dersler vakıa daha ilmî.Türkçe kelimelerle de bu mürekkepliği muhafaza edebiliriz: "Ekinî. daha mükemmeldi. Her gazelinden bir trajedi çıkabilirdi.. Efruz Bey yine kürsüye çıkar çıkmaz : — "Yaşayende dar tebeddül ederest" hakikatini savurur. Süruri ile www. yapıî. Hatta. Dinleyenler son maddenin ne olacağı için hep kulak kesilmişlerdi. Senbolizmiyat. Hele "Nailî-i Kadim!" "Bu bir haliktir" diyordu. Bucaklıların mecmuu iki üç yüzü geçmezdi. Nef'î opera haline geçirilmeliydi." Yine bir alkış tufanı. Efruz Bey de bir Bucaklı gibi aynı kanaatte idi. ammaki bu dahi bir yamanlıkıyet. lisan derslerinden daha çok sürdü. tane tane söyledi : "Madde beş : Yukardaki maddeleri gerek konuşurken." Efruz Bey : — Tam işte bizim müstakbel sarfımız! diye haykırdı. Cebel-i esved padişahı Nikolay Amimüşşim vaktiyle yazdığı piyes-i merkâmerkte. Bu adet mukaddes değildir. gerek yazarken... Baki. kendileriyle beraber aynı fikri herkesin kabul ettiğine samimî bir iman ile kani bulunurlardı.. Hariçten birisi işitse mümkün değil neden bahsolunduğunun farkına varamazdı. teali ancak geriye dönmekle mümkün olabileceğini ispat ediyordu.. bir alkış kıyameti.. lisandaki basitçilikten. Hemen bu maddelere göre konuşmaya başladılar. Efruz Bey yavaş yavaş. bilgiî ilerlemeiyat-ı yüksekiyemiz gayri kabili yok demek ve reddetmeklir. gerek okurken bütün millet tatbik etmeye memurdur.

Sully Prodhomme'un.. bu olacak şey değil. O meyus olmuyor. Herkes anlayamıyordu. müzehanedeki Asurî tabletleri kadar "taze ve ter" yenilikler gösteriyordu. hep Latince kelimeler. Zoolojik. O. elkimya. Eski lisancılar Acem aruzu. yeni lisancılar millî aruz taraftarıydı... Efruz Bey Türklerin Amerika'dan geldiklerini ispat •ediyordu. Vezin meselesinin halli.com Sayfa 80 .. jeolojik. Tarihte bazı milletler vardı. Fakat www. Ne yapalım. müverrihler. Pastör nasıl tababeti değiştirmiş ise Efruz Bey de şimdiye kadar bilinen tarihi öyle değiştirmişti. Bucaklılar.. eser-rini Ahmet Neylî'den intihal etmiş olduğunu meydana çıkarıyordu. "bulduğunu söylediği şeyi" bulmaya çalıştıkça evvelden olan malumatlarını da kaybediyor. derdi. tıpkı -Türkçeye yedi yüz sene evvel ilk defa Acem aruzunu sokmaya çalışan Sultan Veled gibi. Meselâ Yahudiler. Avrupa'daki bütün müsteşrikler derin bir hayrete düştüler. Yalnız Kamçatka bir köprü gibi kalmıştı. Bu kâfiydi. Bütün bu derin tarihin devirlerini cam akisleriyle gösteriyor.bahri remel vezinleriyle şiirler yazıyor. artık tamamıyle ona kalmıştı. ıstılahlarına devam ediyordu. tarihin haber verdiği devletleri kurmuşlar. Hain.. Henüz bizim lisanımız ilme tercüman olamazdı! Efruz Bey o hatırdan çıkmaz tarih dersleriyle anlattı ki biz Türk değiliz. serbest tarih derslerinde belli oldu. İkisinin haricinde bir şey. asıl Türk olanlar Amerikalılardır.. Fakat Efruz Bey gösteremedi. Diyorlardı.. Bugün Türkiye'dekiler İspanyolca konuşuyorlardı. hatta bazan millî dinlerini de değiştirdikleri halde milliyetlerini muhafaza ediyorlardı.Aristofan arasında münasebetler buluyor. bir satırda en aşağı on ıstılah kullanıyordu. garezgâr muterizler : — Elkimya. ulema. ilâh. Lisanlarını kaybettikleri halde..cizgiliforum.. lisanlarını kaybetmişlerdi. Hilkatten biraz sonra büyük bir zelzele neticesi olarak Amerika Asya'dan ayrılmıştı.. bütün Türkiye. ne de parmak hesabı! Daima : — Arıyorum. *** Fakat Efruz Beyin asıl ilmi.. Efruz Bey "tarz-ı benan" dediği parmak hesabından nefret ederdi. Eski lisancıların "efail tef ail" ini de kabul etmeği kibrine yediremiyordu. Fakat dinliyorlardı ya. Efruz Beyin edebiyattaki bu derin vukufu herkesi hayretler içinde bıraktı. hem buldum.köprüden geçmişler. Öyle bir şey ki ne Acem aruzu. edipler. Bunu size bir gün göstereceğim. Türkler işte bu toprak. Bu iki ahvalin haricindeki icadını Bucaklılar çok beklediler. (Yaşayan değişir!) demek bu canlı bir tarihti! "Amasya Tarifti" müellifi pek eski zamanlara ait sandığı masallarının daha dünkü vakalar olduğunu anladı. muharebeler yapmışlardı..

Efruz Beyin şöhreti bu serbest derslerle o kadar büyüdü. Herkes "Mademki bu büyük adam fotoğrafını burada çıkarmış. Efruz Bey tarih derslerine nihayet verirken şu sözleri ilâve etmişti : — Bucaklılar! Ahmet Mithat Türkiye'de saltanat hanedanından başka Türk olmadığını ispat ettiği halde yine Afrika zencilerinin Türk olduklarını meydana koymaktan geri durmamıştı. Fakat milliyetleri bakiydi.. bütün arza yayıldı. burası mahir bir sanatkâr atölyesi olacak!" der. Müverrih -Ahmet Refik Sümer. Bütün şehre. Hemen resmini çıkarmaya karar verir... Cenubî Amerika gazeteleri bile resimlerini bastılar. Bugün İngilizce konuşuyorlardı. Sen benim kim olduğumu bilmiyorsun? Meşhur adamların resimleri fotoğrafçılar için bir "reklam" sayılır. diğer millî bir müessesede anlattı. o kadar büyüdü ki Bucağın bacalarından taştı. Hititlerin Türk olduğunu. — Ciddî mi söylüyorsunuz? — Pek ciddî. Bütün fotoğrafhanelerde ayrı ayrı vaziyetlerde resmini çıkaran Efruz Bey pazarlıkta daima şu şartı tekrarlardı: "Fakat resmim üç sene camekânmızda duracak!" Fotoğrafçı bunun sebebini anlamayıp yüzüne bakınca hiç aldırmaz. devam ederdi : — Bu şart niçin? Biliyor musunuz? Fotoğrafımı iyi yapman için bir garanti. Bu milliyet öyle bir şeydi ki şuurlu olmasına ihtiyaç yoktu. Bundan başka.cizgiliforum. — Hayır canım.. istanbul'da artık onun resminin bulunmadığı yer yok gibiydi.. Efruz Bey lafını uzatır.com Sayfa 81 . yani Amerikalılar lisanlarını kaybetmişlerdi. Bu tarihî keşif ilim âleminde hakikaten büyük bir gürültü hasıl etti. www.. Efruz Bey Ressam Dersimî'-ye yaptırdığı "asar-ı atika" resimlerinin fotoğraflarını gösteriyor. Çünkü fena yaparsan camekânına asamazsın. hiç kimsede şüphe bırakmıyordu. fakat fotoğrafçının merak edip hâlâ ismini sormadığını görünce dayanamazdı : — Azizim siz beni tanıyor musunuz? — Hayır efendim. Hatta siz benim gibi meşhur adamların resimlerini bedava çıkarıp kartpostal yapmalısınız. — Bundan başka. Ben Amerikalıların Türk olduklarını buldum!. fazla para değil.. Asıl Türkler. Necip Asım Beyi de unutmamalı. bütün memlekete.Akad. — Beni tanımıyorsunuz ha?. Fakat benim bulduğumu kimse bulamadı. duvara aksettiriyor. Amasya Tarihi müellifinin buluşları da az değildir.Yahudilik bakiydi. fazla bir para da vereceksiniz tabiî.

hakikî bir şöhret kazanmıştı? Hele son günlerde tabiî hacminden dört misli büyüklükte bir resmi bütün istanbul'un duvarlarına yapıştırılmıştı. altındaki şu tafsilâtı okuyunca işi anlarlardı : "Memleketimizin en büyük edip ve muharriri tarihşinas. Efruz Beyin resmi idi.. Fotoğrafçılarla yaptığı "kombinezon" lar sayesinde her fotoğrafhanede büyütülmüş bir resmi girene çıkana. hangi fotoğrafhaneye girse onun resmini görürdü. harikulade feylesof doktor Rıza Tevfik'i çok kıskanırdı. Belki. Yaklaşırlar. gelene gidene gülümserdi. Bilâkis kapının yanındaki camekâna konulması için fazla bir ücret. ilimlerinden bahseder. Bu. Gazeteler okunmuyor. bir ilândi. Çünkü nereye gitse. Öyle bir ilân ki Amerika'da bile eşine rast gelinemezdi. ilâh. Hayretler içinde kalırdı. Hiç bir şey! Efruz Bey meşhurluğunu uzun uzadıya anlatır. ne de Maks Linder'e benzetemezlerdi.. fakat fotoğraf ücretini on para aşağı indire-mezdi. Fakat işte o da beş altı senedir Rıza Tevfik gibi şöhret kazanmış. benim de resimlerim böyle her tarafa asılacak mı?" diye içini çekerdi. ilmî. Sağında. ablak çehreli bir resmini görürler. — Ben Efruz Beyim. hayvaniyat. maddî. fennî bir şöhret kazanmıştı.. Pekâlâ ha. edebiyat.. hangi kitabı.. Yaşadıkları memleketin en meşhur simalarını tanımıyorlardı. belki biraz daha onlardan yüksekti. ALINIZ!" Acaba yeni bir sinema mı diye bakanlar tek gözlüklü. bediiyat. kâinatî. umumî. Beş altı sene kadar az bir zaman içinde kim kendi gibi meşru.. Onlarla müsaviydi. resimli risalelere bakılmıyor muydu? Hakikaten insanların hayvanlığına nihayet yoktu. Bu kadar esaslı bahisler ancak yüz yirmi sayfa içinde mükemmelen tafsil www.. kira gibi fazla şey de verirdi. pedogojiyat.com Sayfa 82 .cizgiliforum. — Pekâlâ. birden bire ne Rigaden'e... allâme-i bimedanî. ne hayret. iki metre eninde çarşaf kadar bir kâğıt : "GAYET MÜHİM BÎR MÜJDE-İ EDEBÎ BEKLEMEYİNİZ. hayatiyat. Daha kendisi şöhret kazanmadan evvel büyük. solunda en aşağı yarım düzine yerli "dâhi" resmi bulunurdu. Bu. dünyada kendisini bilmeyen bulunmadığını söyler. Efruz Beyin de onlardan aşağı kalır yeri yoktu. ne hürmet. nebatiyat. yahut gazeteyi açsa. meşhur. "Ah.. muharrir-i bilmisil Efruz Beyefendi Hazretleri tarafından keşide-i silk-i tahrir buyurulan bu eser lisaniyat. DURMAYINIZ. manevî. Dört metre boyunda. başı açık.

mahalle kahvelerinden en büyük gazinolara.. Efruz Beyin bu mühim eseri iki ay içinde satıldı. kahkahayı atıyor. tabiatın kanunu!. içlerinden en soğukkanlısı işi anlattı. yine resimli olarak. Hakikaten bir hafta içinde istanbul'un bir milyon ahalisi içinde Efruz Beyin resmini görmeyen yüz kişi kalmamıştı. Biz kitaptan iki min nüsha basup (otuz beş nüsha) tahrir hakkı olarak kendine vermüşüz. Düşmanlarım namımı kirletmek için bir plan yapıp tekrar bastırmış olmalıdırlar. Ancak Hamiyet kütüphanesinin mahzenlerinde "bin dokuz yüz elli" nüsha kalmıştı. Babıâli'de her kitapçının camekânına perde olmuştu.. ilânlarda yazıyor. Babıâli'nin helvacıları. Evvelâ bu münasebetsiz tecavüzün nereden geldiğini anlamak lâzımdı. kendüsü basturmuştur. Benim eserimden hiç kalmamış.. On birinci tab'ı yani dört yüz elli bininci nüshası basılmaktadır...com Sayfa 83 . Beş kuruştur. ne ulvî felsefeydi! Büyük Efruz hatta hakarete. Hepsinin hiddeti gözlerinden belli oluyordu. Cami duvarlarından viraneliklere. Hayır. Allah belâsını versin. "Hamiyet" kütüphanesine gittiler. Sonra bulamayacaksınız. Bunu size kendisi söylemüştür ki? — Evet. bakkalları. Acem çürük dişlerini göstererek gülüyor. Ne www. üç ay içinde tamam on beş tane satabilmişüz. gareze de aldırmıyordu. hayır vermesin.. Kendine haber vermeden intikamını almaya karar verdiler. Benim neme lâzım. Ah bu ne felsefe. Bunu hakaret sayan arkadaşları Efruz Beye bu münasebetsiz hali anlattılar : — Sanki eserini dört yüz elli bin defa niçin bastırdın? diye itiraz edecek oldular. Amma Perverdigâr bilür. manavları hep sattıkları şeyleri Ef-ruz Beyin eserine sarıyorlardı. Hem malum ya insanlar fenadır! Fenalığın önüne geçilmez. Acele edip alınız." Bu ilânın küçük kıtada örnekleri. hepsi satılmıştı. — İlânları kendüsü yazmış.. Lâkin arkadaşları onun gibi mütevazı bir feylesof değildiler.. Zebani gibi bir Acem karşılarına çıktı : — Ne istersüz? Böyle encümenle gelüpsüz? diye kabardı. ellerini oyluklarına vuruyordu : — Ne diyorsuz? Dört yüz elli min nüsha. Bu bir kanun. Eserin tab'ı tarihinden üç ay geçmeden kütüphane sahibi Acem bu "bin dokuz yüz elli" nüshayı bir kâğıtçı Yahudiye okkası iki kuruştan satmıştı.cizgiliforum.edilmiştir. Efruz Bey bağını salladı : — Bunda bir garez var. bulvarlardan en çıkmaz sokaklara kadar bu "resimli müjde-i edebî" çarşafı yapıştırılmıştı.

Cızz. sonra size veririm. "mevzun-ü mukaffa söz" değildir. bunlarda hiç tereddüde hacet yok. Afrika milletleri de kabul etmeli. Bucakta her türlü meseleyi ona sormak âdet olmuştu. Söylediklerini yazdırsaydı şimdiye kadar ne teviller. hususî mahfellerde o kadar çok basılan eserlerinden piyasada ancak bin dokuz yüz elli nüsha kaldığına iftihar edip duruyordu. diye başlardı. hiç olmazsa bir kişiye olsun hissettirmektir.. Hissettiğini.. Efruz Bey buna çok kızardı. — Harflerimiz mi? derdi. Latin harflerinin www. Hayır.. bu "açıkgözlük" e borçlu idi.cizgiliforum. Efruz Bey arkadaşlarının teşebbüslerinden haber almamıştı. Siz not tutmayın. İşte demin duyduğunuz elemi başkasına da hissettirdiniz. Bucaklılar içinde bazı ilim. Bu sefer o "Oh" diyecektir. Ona kim itiraz ederse etsin. Şöhreti arttıkça artıyor. Efruz Bey bunda çok cesurdu. Hayvanın boynuzundan. İşte bir elem duydunuz. ne itirazlar. büyüdükçe kâinatı kaplıyordu. elinize dokundurunuz. Eserindeki fikirler o kadar parlak.. size ilmî bir lisanla anlatacağım: Şiir görüştür. Efruz Bey hemen : — Gayet basit!. Bucakta. "Oh" dersiniz.. artık cehalet zamanları geçti. malumat açgözlüleri o söylerken not tutmak isterlerdi. ne garezler doğacaktı! Şöhretin yolu "şifahî bir kehkeşan" idi: yoksa "tahrirî uçurumlardan aşan bir keçiyolu" değil. Hatta eserinin son kalan bin dokuz yüz elli nüshasının kesekâğıdı yapmak için Yahudi'ye satıldığı hakikatinden de için için memnun oluyordu. derlerdi. . Artık itiraz için kimse bulup okuyamayacaktı. Kendisi de bilirdi ki bugünkü şöhretini bu korkuyo. Şimdi bu sigarayı sevgilinizin yanağına dokundurabilir misiniz? Cızz. fennen Arap. Herhalde bu yuları ele vermemek hikmete muvafıktı. Yalnız "harf meselesi" ne dair söylediklerinin not edilmesine müsaade ederdi. Avrupa. o kadar bariz hakikatlerdi ki.. Bu da asıl şiirdir. Hakkından emin idi. Çünkü..com Sayfa 84 .. Yalnız biz değil. henüz şimdiye kadar hiç itiraz eden olmamıştı. Lâkin yazmağa gelince. Şiir. Milaslı ilmen. Söylenen söz havaya kaçardı. Meselâ bazı gün Bucaklılar : — Efruz Beyefendi şiir nedir? Bize anlatınız. yalnız dinleyin" derdi. korkmazdı. dikkat ediniz.yapalım? Sonra geri galan min dokuz yüz elli nüshayı kise kâğıdı yapmak için Yahudiye satmaya mecbur olmuşuz. gazinoda. saatlarca kapamazdı. sigaranızı yakınız. ne ihtiraslar. insanın sözünden tutulacağını bilirdi. Bundan korkardı. "Ben yazar.. İşte size psikolojik bir misal. hayır.. Milaslı'nın harflerini kabul etmeliyiz. diye ağzını açar.

Hâmit öyle Shespeare. alkışlansın.. Halit Ziya gibi birçok "yarım dâhi" ler de harflerinin en doğru. perestişkârları bilir. yalnız kendisi meşgul. garda." gibi avama mahsus yazılmış âdi şeyler değildir. Efruz Beyin bu takdirinden Milaslı pek çok istifadeler etmiş. fakat kimse onun teklifini kabul etmemiş. "Herkes" denilen bu cahil halkın ne ehemmiyeti var? Milaslı dâhidir. dairede. diyecek olursa Efruz Bey : — İyi ya. Milâslı'nm sıhhî. çayırda mesirelerde.com Sayfa 85 . herkesin anlamadığı içindir ki Milaslı dâhidir. aşağı bir piyes muharriri değildir ki eserleri sahnede anlaşılsın.." Efruz Beyin şöhreti arttıkça. değil mi? Pekâlâ.. Moliere gibi âdi. gazinoda. Bir dâhiye "âmme" olarak on beş kişi çoktur bile. Hâmit'in dâhi olduğuna sebep eserlerinin hiç yokmuş gibi hiç kimse tarafından tanınmamasıdır. Bu yeni harflerin mucidi. vapurda. Tramvaylarda. sokakta. Bu huruf sayesinde yalnız Türklük. Manon Les-cault. Tiyatrolarına gelince kimse yine bir şey anlamaz. şahsiyeti güneş gibi bütün fikirlerin. Bu zatın eserlerini kimse okumaz. caddede. köprüde. birer imza almıştır.. icadını herkesin kabul etmediği. Hâmit'in eserleri öyle "La Dame aux Camelias. hıristiyanlık bile kurtulacak.. Latin harflerinin sebebi yegâne olduğu cehalet sönmez nurlara tahavvül edecektir. Rafael filan. Okusa da tabiî anlamaz. Ahaliden kimse Hâmit'in eserlerini okumamıştır.hıfzıssıhhaya mugayir olduğunu itiraz götürmez bir surette ispat etmiştir. herkese bedava dağıttığı broşürlerinin başında Arap harfleriyle yazılmış "EuzübiUâhi mineşşeytanirracim. hakikaten büyük bir dâhidir! Bucaklılardan farz-ı muhal olarak birisi : — Dâhi diyorsunuz. birkaç şair dostları. harflerini kabul ettiklerine dair Arap. söylerken Bucakta notlar tutmuştu. bizzat gelmiş. Abdülhak Hâmit ne? Bir dâhi değil mi? Söyleyiniz. bismillâhirrahmanirrahim" ibaresinin altına Efruz Beyin şu beyanatını kendi iri harfleriyle ilâve etmişti : "Huruf-u çedide-i munfasıla-i Milâsi'ye dünyanın en sıhhî göz ağrılarını geçirir mucizekâr harflerdir. buna itiraz eden var mı? Hayır. bütün hislerin üzerinde parladıkça kıskançlık denilen o korkunç burkan da etwww. kimse onun harflerini yazmamış. beşeriyet. yok. en mükemmel harf olduğuna dair Milâslı'ya imza vermişlerdir. Cenap Şehabettin. Yalnız edebiyat muallimleri. islâmiyet değil. kimse anlamaz. Türk bütün büyük adamlardan birer senet. Abdülhak Hâmit niçin dâhi? Onun vasıflarını arayalım. nefis harflerini de bütün büyük adamlar kabul etmişlerdir.cizgiliforum. diye yine Milâslı'nın dâhiliğini ispat ederdi. Abdülâziz Çaviş..

onu çekiştiriyorlar. — Evet. onun aleyhinde bulunuyorlardı. romantizm. Virjil. "Bunlar kim oluyor?" diye dişlerini gıcırdatırdı.. İşte o kadar şeyler öğretti ki şu Bucaklılar şimdi sıkılmayarak onu kıskanıyorlardı. Onun el yazısını ele geçirdikten sonra kim bilir neler yapmayacaklardı. Edebiyata dair bütün malumatlarını kendinden almamışlar mıydı? Ondan evvel Bucakta Omiros. Efruz Bey başım salladı. Efruz Bey dudaklarını ısırdı.. çarmıha gererdi. Pek büyük bir şair olduğu halde şiirlerini yazmaz. Bir dakika düşündü. o anlatırken alık alık ağzını açıyordu. Meşrutiyeti ilân ettiği zaman üç dört günde yükseldiği mevkiden birdenbire nasıl düştüğünü hatırlayınca azıcık daha ödü kopacaktı. Bu âdeta bir tahkirdi. bu kadar yüksek şöhretini yazmakla mı kazanmıştı? Hayır. Ah keşke heykelinin yapılmasına müsaade etseydi! Fakat yine emniyet edemiyordu. Ona itiraz ediyorlar. bu büyük adamın ismini şehir ismi zannedip haritalarda arıyorlardı.. Onu en ziyade hiddetlendiren şey serbest derslerine devam ede ede birkaç söz öğrenmiş genç yeni Bucaklıların kendini kıskanmaya kalkmalarıydı.rafında derin derin uğultular. Bucağın bu dâhi hatibini düşündürüyordu.cizgiliforum. Sonra sarardı. Bu cemiyet öyle berbat bir şeydi ki dün peygamber diye göklere çıkardığını yarın indirir. zelzeleler hasıl ediyor. İçini çekti. Bu serzenişteki manayı anlamayan Reis : — Heyet-i idareye arzedeyim. Başını kaşıdı. Hele Rabelais. Tek gözlüğünü çıkardı. Heyet-i idare kimdi? Kendi şöhretini çekemeyen aleyhinde ittifak etmiş birkaç kişi değil mi? Maksatları ona yazı yazdırmaktı. Evvelâ kızardı. natüralizm. Pan.. karmakanşıkizmin (Electisme mukabili. Fakat Efruz Bey yazının şöhret için en büyük bir tehlike •olduğunu bilmiyor muydu? O.. Dersleri evvelâ yazmak. vereceğiniz dersleri evvelâ yazıp Bucağa göndereceksiniz. söylemekle. Paul Fort namlarını kimse biliyor muydu? Sembolizm. Temistoklis. Ha? — Vereceğim dersi yazdıktan sonra artık gelip onu okumaya ne lüzum var? dedi. Hiç bir şeye güvenmemek en doğru bir hikmetti. Ancak heyet tasvip ederse verebileceksiniz. siz kürsüye •çıkın okuyun. Vakıa onun şöhreti artık yıkılmaz bir derecede idi. Bu tâbiri bizzat Efruz Bey bulmuştu) ne gibi mezhepler olduğunu Reis bile bilmiyor. Cemiyetin daha tanılmamış birçok kanunları vardı. — Yıa?. Aristofan. nasıl tasvip ederlerse öyle yapılabilir.com Sayfa 86 .. dedi. homurdanmalar. heyet-i idare karar verdi. Omiros www. "Heyet-i idare" ha?. Nihayet bir gün Reis kendisine : — Efruz Bey..

. Meşrutiyetin ilânında ikinci.. kitap şeklinde çıkarmak niyetinde :îdim. dedi..com Sayfa 87 . herhalde işte bir "quelque chose" (1) du. hatta şiirini bile söylemez. ' — Pekâlâ. üçüncü günler o Tîadar ileri gitmeseydi şimdi ayan değilse bile bir gün en aşağı bir mebus.. Her şeyi tadında bırakmalıydı. yahut. en müthiş.. Fakat soğukkanlılığı bozmamak lâzımdı. yalnız şiiri olduğunu söylerdi. Hayır.. Şimdi onu faka bastırmak istiyorlardı.. beni anlamadılar. — Derslerinizin müsveddelerini mi getirdiniz Efruz Bey? "Ah hain ah. Şöhret öyle bir şeydir ki kendi kendine gelir. Şöhretinin çokluğu siyasî sukutuna en hakikî bir sebep olmuştu. zımdı. pekâlâ. Şan. Efruz Bey. Hâşâ.. Nasıl kapan da kaçan mı?" Efruz Bey enayi miydi? Meşrutiyet ilânı gibi en buhranlı dakikalarda otuz sekiz kırk milyonluk bir devleti mükemmelen idare etmiş bir adam bir maymuna aldanır mıydı? — Yazdım.cizgiliforum.. şöhret yolunun kapısı yalnız Bucak mıydı? Hayır. hayır.zamanındaki gibi yalnız söylerdi. .. Reis gördü. İlmî. Hayat ne dehşetli bir darülfünundu! însan bu darülfünunda bir yaprak. Ertesi günü hastalandı Bucağa gitmedi. edebî şöhretini de zıvanasından çıkarmamak lâ(1) Bir şey. Hem bu kadar kalabalık bir kapı! İyi olduktan sonra (ama hangi hastalıktan?) bir gün Bucağa uğradı. Zannettiler ki şöhret peşinde geziyorum. bir sayfa açmadan ciltlerin... www. Niçin efendim? — Çünkü. böyle küçüklüklere tahammül edemeyeceğini. yahut. artık Bucaktan çekilmek icap ediyordu. Ben de zaten derslerimi yazmak. bu müşkül mevkiden münasip bir Tîurnazlıkla kurtuluvermeliydi. — Vah. dedi. Ben şöhrete tenezzül etmem. insanın isteyip istememesinin ehemmiyeti yoktur. Hiç renk vermemeli. artık şimdiden sonra yüz binlerce lira verseler Bucakta gelip bir kelime söylemeyeceğini anlattı! — Ben çok samimî idim. fakat getirmedim. tenkit" başladı mı en rasin. Evet. kütüphanelerin öğretemeyeceği ilmi kazanırdı.. vah!. en granit kuvvetler bile bahar sabahlarındaki nazik kırağı tabakası gibi birkaç saniye içinde eriyebilirdi. "İtiraz... kendisinin kıskanıldığım. Beni kıskandılar.. dedi.

şöhret. — Allaha ısmarladık arkadaşlar! dedi. Yağmurlu bir gündü. orada çalışmalı?. — Burada ahlâk bozulmuş. Hazır bulunanların hepsinin elini ayrı ayrı sıktı.. Meydan bomboştu.. önünden geçerken ayağa bile kalkmadığını istemeye istemeye gördü. Bu vedaın sebebini anlamayan Bucaklılar hemen onun etrafına üşüştüler. "Beni unutmayınız. İnsanlar nankördü.7. Kâşgara galiba.. Sokakta şakır şakır seller akıyordu. Vakit gazetesi. işte o vakitten beri Efruz Beyi hiç bir tarafta görmeyen Bucaklılar. gitti. Kapıdan çıkmazdan evvel o kadar alkış. işte bir belâyı atlattık" derken dışından : — Vah. şapaş. hiç okumuyorlar.1926 . Ah razı olsaydı.Sonra hayat hakkında gayet acı felsefeler yaptı. O kadar dalgındı ki sanki son çıkışı olduğunu biliyormuş gibi kapıcının kendisine ehemmiyet vermediğini. bedbahtım. artık Bucak'ta ders vermemeye katiyen karar verdiğini söyledi. biyoloji ile yükselen ruhu tahammül edemeyeceğini. böyle küçüklüklere şiir.. Yavaş yavaş büyük filozoflara has bir sükûnetle merdivenden indi. Kıymet bilmezlerdi. Ondan ayrıldı. 19. O söylerken Reis içinden gülüyor. hatta asırların 'eli bile dehasının.com Sayfa 88 . edebiyat.8. tarih. Onlara da "şahsiyat olmasın" diye ismini söyleyemeyeceği dostları tarafından kıskanıldığını. Reisin hüznü Efruz Beye de sirayet etti. eserlerimi okursunuz!" diyor. diye ağlaşırlardı. salondaki büyük Turan haritası üzerinde. arifane ile aralarında para toplayıp mahsus Almanya'dan getirttikleri coğrafya aletleriyle bir merkez tâyinine çalışırlar : — Ah Kâşgara gitti. Oraya gitmeli. Cidden meyusum..1. Açık kapıyı atladı. ilminin bu müebbet abidesini yıkamayacaktı! Başını salladı. Kütüphaneden çıktı. Sokağın şakırtılı çamurları üstünden fani bir hayal gibi kaydı. sizin gibi fâzıl bir refiki kaybettiğimiz için cidden bedbahtım. Salonu geçti. değil kıskançların. diyordu. Gözlerini bahçeye çevirdi. Birçok Bucaklılar önlerinde kitapları açmışlar.. şimdi orada heykeli yükselecek. şan topladığı bu mukaddes binaya bir kere daha baktı. vah.1926 www. gayet uzak bir diyara gidecekmiş gibi hareket ediyordu. ... Titreyen dudaklarından gayri ihtiyarî "Türkün aklı sonradan başına gelir" hikmeti döküldü. bermutat gevezelik ediyorlardı. Bucakçılık Turan'in merkezinde olur. Kütüphaneye girdi.cizgiliforum. "Oh. çekemeyenlerin. onun kendilerine son hitaplarını hatırlarlar. Azıcık daha ağlayacaktı..

AÇIK HAVA MEKTEBİ -----Efruz Bey Bilgi Bucağı'ndan (1) çekildikten sonra evinde derin tetebbüatına dalmış. Harbiye Mektebinin önünde bir arabayı durdurdu. bostan kuyusu zannederek kaçıyorlardı.. Annesine bu fikirlerini açtı. gelenleri.com Sayfa 89 . kakışarak koşuyorlardı. hatta kenarlarına konan serçeler bile içerisini görmüyorlar. Yaya kaldırımlarında beyaz esvaplı dadılar çocuk arabaları sürüyorlar. bütün dünya mesut!" dedi. En üst kattan bile duvarların öbür tarafı gözükmezdi. Bir gün sıkıldı.. Altmış sene evvel. Bin dereden su getirdi. geçenleri o kadar şen. Ne vakitten beri bir kürek mahkûmu gibi odasında kapalı yaşıyordu. Müfat Bey gece gündüz Aksaray'daki "Tıfıl Kovuğu" denilen mektebinde bulunurdu. parlak bir sabah her tarafı parlatıyor. Mal sahibi bahçenin duvarlarını yapan ustaya mütemadiyen "içerisini kargalar bile görmesin!" demişti. Rüzgârsız. o kadar şatır gördü ki. Burası eski bir konaktı. içine atladı : — Aksaray! dedi. Sokağa çıkınca halkı. diye mırıldandı. dedi. "Ne tuhaf. rutubetli. Hemen hazırlandı. Uçan kargalar değil.cizgiliforum. bu mimarî vaziyeti için "Kovuk" namı verilmiş sanıyordu. bu ad altında Meşrutiyet devri eğitimcilerinden o zamanki Istanbul Öğretmen Okulu Müdürü Sâtı Beyi eleştiriyor. Avrupa postası bir ayda gelmiyordu. uğraşıyordu! Fakat kitap tedariki biraz müşküldü. doksan yaştan sonra on dört yaşında bir kızla evlenen kıskanç bir ihtiyar tarafından yaptırılmıştı. Nihayet kandırdı. Halk mektebe.. Dört yüksek duvar arasında gayet (1) ikinci Meşrutiyet devrinin kültür hareketleri merkezi olan Türk Ocağı. — Ben kitapların olduğu yere gitsem. — Müfat Beye (2) danışırım. dar. mektebe geç kalmış yaramazlar itişerek. çukur bir bahçenin içindeydi. Hem Avrupa'da tahsilini de ikmal etmiş olurdu. apartmanların pencerelerinden hizmetçi kızlar öteberi silkiyorlardı. Bu zat Efruz Beyin dünyada en beğendiği bir adamdı. (2) Müfat Bey: Ömer Seyfettin. www. Lâkin ne tahsil edecekti.

Halbuki yerde yaşayan hayvanlar için "in" kelimesi kullanılırdı. istanbul gibi terakkiyi sever bir muhitte bu mefkure çok terakki buluyordu. Çünkü aşiyan "yuva" demekti. Fikret yarım Türkçe kitabına bu terkibi Farı-sîye tercüme ederek bir isim bulmuştu: "Rübab-ı Şikeste". Arabadan inince kocaman duvarın dibinde hakikaten bir kovuğa benzeyen küçük kapının önünde durdu. Çocuk aşiyanı manasız bir şeydi. millet yok!" şiarlı bayrakların sallandığını görmüştü. Çocuk aşiyanı yerine "çocuk ini" denilmiş olsa daha mantığa muvafık hareket edilmiş olacaktı. Kuş yuvası. kurt ini gibi. Bir intihal zinciridir. Kitabının ismini Emil Berjera'dan çalan bu şairin evine "Aşiyan" diyorlardı. Millî terbiyenin en büyük aleyhtarı idi. gayri millî terbiye taraftarları çocuklarını hep buraya verirlerdi. insanlar kuştan ziyade dört ayaklı hayvanlara yakındı. Birisi bu ismi aldı. işte Müfat Bey. Tilki ini. Bu kelime ile arkadaşına küfreden çocuk hemen mektepten kovulurdu. Türk milliyetperverliğinin muhtelif cereyanları karşısında "din var. Kovuğun çocukları için en büyük küfür "Türk!" kelimesiydi. Avrupalılara benzemekti. gazetesine unvan yaptı. Emil Berjera'nın eseri "Lyre Brise" (3) idi. Şiirlerini perestiş derecesinde sevdiği Fikret'in (1) bile yirmi beş senede yazdığı eserin ismini "Emil Berjera" (2) dan çaldığına şaşıyordu. Zira Müfat Bey "Türk. (1) (2) (3) Fikret : Edebiyat-ı Cedide'nin ünlü şairi Tevfik Fikret. Yuva en çok havada uçan hayvanlar hakkında kullanılabilirdi. karanlık bahçede muallimler. kapanıklığı filân değildi. Müfat Bey her ne hususta olursa olsun intihalin aleyhinde bulunanlardan biriydi. Sonra diğer bir mek-tepçi kalktı: "Çocuk Aşiyanı" diye bir mektep ismi çıkardı. bu kadar ilmî hareketin serdarı olan bu zata "Avrupa'da ne tahsil edeceğini" sormağa geliyordu. çocuklar www..com Sayfa 90 .Halbuki bu namın sebebi mektebin çukurluğu. Emil Berjera (Emile Bergerat): Fransız yazarı (1845-1923). Alafranga.cizgiliforum. işte Efruz Bey bu kadar büyük. gidiyordu. Kovuk istanbul'un en meşhur bir müessesesi sayılırdı. insanları kanatlı hayvanlardan ziyade dört ayaklı hayvanlara benzettiği için mektebine "Tıfıl Kovuğu" demişti. Müfat B'ey bunlara kızar: "Zavallılar hiç manayı düşünmüyorlar" derdi. karga yuvası gibi. Fakat Müfat Bey için şiar "din de yok. Türklük" diye bir milletin vücudunu kabul etmiyordu. Aralıktan baktı. millet de yok" tu. Lyre Brise (Lir Brize): Kırık saz (Rübab-ı Şikeste) demektir. Onun mefkuresi yalnız alafrangalaşmak taklit.

www. Efruz Bey kavasla yürüdü. — Sen kimsin? Efruz Beye bu kaba istintak dokundu..cizgiliforum. Biraz gözü ısırdı : — Evvelden teşerrüf ettik galiba? -— Estağfurullah. çok nazikleşmişti : — Buyurunuz efendimiz. — Nasılsınız? — Çok şükür. müdür beyefendi sizi bekliyorlar. küflenmiş merdivenlerden geçtiler. Susuyorlardı. Zairini selâmladı : — Buyurunuz. içinden: "Bütün insanlar ayrı ayrı bir muamma!" dedi. Acaba onu milliyetperver bir maarif müfettişi mi zannetmişti.. Deminki muamelesinin aksine. önüne çuha şalvarlı bir kavas dikildi. Siz? — Biz de elhamdülillah. Efruz Beye. Kavasın bir adım ilerleyerek açtığı geniş bir odaya girdi. Efruz Bey bu kadar büyük. __ ? — Orada da iktidarımı göstermek için.. Ayağa kalktı. bu kadar âlim bir adamın kendisine söyleyecek bir laf bulamamasına şaştı. fakat samimî değil. Bu zannı düzeltmek lâzım geliyordu : Ben Efruz Beyim. evet efendim. Kütüphaneler ağzı ağzına kitapla doldurulmuştu. Bendeniz de zatıâliniz gibi Türk milliyetperverliğinin aleyhindeyim. Kendi de oturduğu sandalyeyi çevirdi.geziniyorlardı. Nihayet kavas geldi. Bir köşede koca bir küre duruyordu. Yavaş yavaş. — Evet.. — Kendisine haber verelim. Şaşkın şaşkın etrafına bakındı. iyiyim. birkaç sene evvel bir konferansta takdim olunmuştu. Böyle bir odada oturan adam ömründe kitap açmasa âlim olabilirdi. — Siz Türkçü müsünüz? Efruz Bey hemen protestoyu bastı : — Asla! Bunu kabul etmem efendim. Büyük yeşil çuha örtülü masanın kenarında Müfat Bey oturuyordu..com Sayfa 91 . Bu anî tahavvülün manasını bir türlü bulamıyordu. Zavallı Efruz Bey kırk dakikadan fazla bekledi. Elhamdülillah tabancasıyle yatağanı yoktu. Duvarlar meşhur büyüklerin resimleriyle doluydu. diye sağındaki küçük bir koltuğu gösterdi. — Haydi. — Fakat Ocak'ta konferanslar verdiğinizi işitiyordum. — Ne istiyorsun? — Müdür beyi göreceğim. Çocuklar derse girdiler. Rutubetten çürümüş. — Veriyordrm.

şimdi hemen her mektepte.. Müfat Bey izahat verdi : www.. Ne okuyayım ? — Ne okumak istiyorsunuz? — Daha bir şey tasarlamadım.. — Resme. Eskiden resim bile günahtı. Dünya bu. Yaşım otuza yakın. Âşıka maşuk mu bulunmaz! — En ziyade neye istidadın var? diye sordu. gramofonlar bu kadar terakki etmemişti. — Resme mi? Çok iyi öyleyse. — Fakat mekteplerde de okutulur mu? — Elbet.. Hatta. riyazî.. Şair. — Elişlerine mi? — Elbet. Onun her şeye en çok istidadı vardı. musikişinas olduğu gibi ressamdı da. — Demek elişleri bir ilim ha. benim mahdumum yoktur.. Öyle bir tahsil istiyorum ki. — Hatta? —.. kısa olsun. Müfat Bey gülümsedi. — O halde ne arzu buyuruyorsunuz? Efruz Bey birdenbire esas meselenin karşısında kalınca şaşırdı. Şöyle şifahî bir ilim! Zira gözlerim artık yoruldu. Şifahî bir ilim. Elişlerine çalışınız. — Kızınız var mı? — O da yok. Evet. Çocuklar bir resim yaparlarsa yarın ahrette "bunun canını ver bakalım!" teklifine maruz kalacakları söylenirdi. Efruz Bey şaşıyordu. — Ama en çok neye? Biraz düşündü. Mektepçi oldu olalı okumak istediği halde gözlerini yormaktan korkan.. gayet kolay olsun. Ellerini ovuşturdu : — Kendime ait bir şey sormaya gelmiştim. — Buyurunuz. Efruz Bey için bu suale cevap vermek pek müşküldü : — Her şeye efendim. kitapsız ilim arayan bir adama ilk defa rast geliyordu.Mahdumunuzu mektebimize mi vereceksiniz? — Hayır.cizgiliforum. — Bendeniz Avrupa'ya tahsile gidiyorum.com Sayfa 92 .Kitap bile olmasın. Fakat Müfat Bey çok misafirperver olduğu için bir ilim âşıkını meyus bırakmak istemedi. Plaklar harikulade bir tekâmüle uğrayıp cilt haline geçirilirse okumadan âlim olmak mümkündü. bu da bir ilim...

iptidaîye hocalığı gibi gelir!" diyordu. — Ne tahsiline? Efruz Bey yalnız tanıdıklarının bu sualine doğru cevap vermiyordu : www. elişine. Yarım saat sonra Kovuk'tan çıkarken Efruz Bey. Evet şöhrete. kütüphanenin bir tarafını atölye haline koydu. (1) Sırayla Almanya.." demesine bakmadı. o halde mutlaka elişlerine de istidadı olacaktı. mucidini.— Elişleri sayesinde çocuklar küçükken büyüklerin yaptığı en mühim işleri öğrenirler. — Avrupa'ya gitmiş gibi üç sene sokağa çıkmayacağım. — Niçin canım? — Niçin olacak. tahsilimi odamda ikmal edeceğim. kur-nazlaşırlar. metotlar getirtti. — Hayırdır inşallah. Oxford. Bununla beraber herkese kendini Avrupa'ya gitmiş bildirmek isterdi. bir elişi fedaisi olmuştu. Mademki Efruz Beyin istidadı vardı. diyordu. Bendeniz pek iyi bilirim. — Elişi her çocuğa gayet az bir masrafla gösterilebilir. hepsini anlattı. kitaplar. kütüphaneden birçok elişleri çıkarıp gösterdi. Zaten gidenler ne öğrenmişti? Yalnız kuru bir yaldız. Burada kalıp cehaletten patlayayım mı? Tahsile gidiyorum. biraz kâğıt. hepsini.. — Bir haftaya kadar Avrupa'ya gidiyorum. Efruz Beyin: "Aman efendim zahmet etmeyiniz. Müfat Bey: "Elişleri muallimliğinin yanında Darülfünun müderrisliği. "Oyun. mekteptir!" diyen feylesof çok haklıdır.. Elişlerinin bütün tarihini.. Kalktı. Müfat Bey. Neyi tutsalar bir şeye benzetirler. en muvaffak olan sanatkârları. okuyan için de kitapları elde ettikten sonra kendi evi. fabrikaları.cizgiliforum. kendilerinde beceriksizlikten eser kalmaz. Biraz zamk. îşe ihtiyaç vardı. Bir hafta tanıdıklarını ziyaret etti : — Size vedaa geldim. kendi odası Haydelberg. îşte bizim memleketimizde hakkıyle elişlerine aşina kimse yoktur. Sorbonne(1) olurdu! Efruz Bey elişlerine dair birçok modeller. ingiltere ve Fransa'nın ünlü üniversiteleri. Lafa lüzum yoktu. diye şaşıyorlardı.com Sayfa 93 . âdeta bir elişi kahramanı. lütuf buyurunuz. iki gönül bir olunca samanlık nasıl seyran olursa. elişlerine! Efruz Bey bir türlü Avrupa'ya gidemedi.. şaşaaya bakmamalıydı.

fazlına : — Şarlatanlık! diyordu. Azıcık daha can sıkıntısından patlayacaktı. Evvelâ Kovukçu Müfat'a saldırdı. Evet. İşi siyasete vurdu. Terbiye amelî idi.— Gelince ne tahsil etmiş olduğumu görürsünüz. Konferanslarında hiç ilimden. Nihayet kendini sokağa attı. Efruz Beyin "amelî terbiyeci" ligi bütün mahafilce duyuldu. Arkadaşları ona rast gelince şaşıyorlar : — O!. nazariye demek değildi. Fakat Efruz Bey odasında.. İhtimal bir pot kırabilirdi. Bu sayede İsmail Hakkı azıcık daha sâmisiz kalıyordu. Zavallı Müfat bunu görünce azıcık daha aklını kaçıracaktı. dinleyenleri de.. Gelip kendisinden elişinin ismini ömründe ilk defa işiten bu züppe onun ilmine. kitaplardan kurduğu darülfünunda iki aydan ziyade duramadı. Bu adamı tanımıyordu. Mektup almadık! cevabı veriliyordu.. Ne yapacağını söylemiyordu : www.. yalnız yeni meslekdaşlarına hücum ediyordu. — Hoş bulduk. diye yemin ediyor.cizgiliforum. Ama ne çabuk! diyorlardı. ilk hareketi mevcut pedagogları yıkmak oldu. ıstılahtan bahsetmiyor. Onunla münakaşa güçtü. — Kâfi! — Ne kâfi? — Tahsil için iki ay. Efruz Bey Avrupa'da pedagoji tahsil etmişti. Hoş geldin. Halbuki asıl terbiyeci kendisiydi. Şimdi memleketin en büyük pedagoguydu. Terbiye. Efruz Bey terbiyenin nazariyelerinden hiç bahsetmemek için her konferansının nihayetinde : — Vallahi. iki günde koca bir darülfünunun bütün imtihanlarını vererek diploma aldığını anlatırdı. diyordu.. Evet. Efruz Bey ortadan kaybolunca dostları hep Avrupa'ya gitmiş sandılar. Eve uğrayanlara : — Londra'da. billahi. Sonra hepsine nasıl tahsil ettiğini.com Sayfa 94 . Efruz Bey Müfat'ı yıkınca kargısında Terbiyeci ismail Hakkı'yı buldu. Fakat darülfünunda falan dersleri olduğunu biliyordu. — Yahu kuş mu kaçırdın? Gitmenle gelmen bir oldu. Ortaya bir fikir fırlattı : — İsmail Hakkı (1) terbiyeci değildir! — Ya nedir? diyenlere : — Bir "nazariyatçı!" cevabını veriyordu. nazariye söyleyenleri bir daha dinlememeleri için yemine davet ediyordu. tallahi.

Mekteple uğraşalı Fransızcayı unutmuştu. esrarengiz niyetine dair tasavvur ettiği projeleri söylemeden dinleyenlere ihsas etmeye çalışıyordu. Uzun saçları eski redingotun yağlı yakasına dökülüyor.. malumatlı. Meçhul bir dâhi!" demişti. amelî. içinden: "İşte emsalsiz bir adam. — A.. ben de maarifi kökünden değiştireceğim.... nasıl tıbbı değiştirmişse. (2) Pastor (Pasteur): Bazı hastalıklara kargı aşı yolunu bulan Fransız kimya ve biyoloji bilgini. Mektepçiler. ona dünyadan vazgeçmiş sarhoş bir şair hali veriyordu. terbiyeciler. İsmail Hakkı falan gibi kitap içinde.. kâğıt üzerinde değil.cizgiliforum. müdürler toplanıyorlar: "Acaba ne yapacak?" diye düşünüyorlardı. Amelî. Müdürü tam filozof. cevap vermiyor.... Efruz Bey susuyor. Ona Efruz Bey ilk gördüğü zaman : — Hangi mektepten mezunsunuz? diye sormuştu. (1) ismail Hakkı (Baltacıoğlu): Eğitimci. Bir gün : — Ben. O. Efruz Bey bu cevaba bayılmış.com Sayfa 95 . muitleri(1) lafa tutuyor. çıkıp giderken hepsine birer resimli kart yadigâr bırakıyordu. (1) Muit : Eski okullarda disiplini sağlayan öğretmen yardımcısı.. İsmi pek uzundu : www... muallimleri. Baltacı-oğlu ilk açık hava okulunu Çamlıca'da açmıştı. yaptıktan sonra görürsünüz! diyordu. A. dedi. kıymetli bir gençti. Sonra ilâve etti : — Ama. sınıfları geziyor .. Pastör'ün(2) yaptığını yapacağım.. — "Mekteb-i Tabiat" tan! — Ne demek? — Yani kendi mektebimden! Ruso (3) gibi. (2) Osmanlı eğitiminin nur saçan doğusu anlamına gelen bir söz. Amelî olarak. muallimler. Kasımpaşa'da "Maşrık-ı Envar-ı Maarif-i Osmanî(2) mektebi en ziyade nazar-ı dikkatini celbeden bir müesseseydi. Efruz Bey "terbiye mütehassısı" gibi önüne gelen resmî.— Ben. hususî mektebe dalıyor. (3) Huso (Jean Jaeque Rousseau): Fransız yazarı ve eğitimcisi (17121778).

. Müdürün en bariz hasleti amelî olmasıydı. Kupkuruydu.. (2) Müşir Ethem Paşa : Türk . — Öyle ya. Hatta : — Okumam efendim. estetikle maliye nazırları uğraşmalı. Koyu esmerdi."Mehmet Mustafa Tahsin Nidaî. sizin iktidarınıza hayranım.Yunan savaşına sahne olmuş bir yer. Yazıhanenin karşısında eski bir kanape! Kana-penin üstünde Müşir Ethem Paşanın(2) Acem matbaalarında basılmış müthiş bir resmi!. bu kadar tahammül olunmaz çirkinlikler arasında nasıl oturduğuna bir türlü mana veremezdi. Bediiyat ile maliye nazırları niçin uğraşsın? — Fakat anlamıyorum.. www. Bir gün : — Azizim Mehmet Mustafa Tahsin Nidaî Bey. Efruz Bey bu kıymetli gence meftunluğundan her gün mektebe gelmeye başladı. duvarda büyük bir Alasonya (1) haritası. Mektebin binası pek haraptı. — Evet. Lâkin sizde bir noksan görüyorum.. — Bediiyata.com Sayfa 96 ." Amma herkes bu uzun ismi söylemiyor. Pencerelerin camları kâğıtlarla yapışıktı..Yunan savaşında (1897) Osmanlı ordusu komutanı. diyordu. yine içinden "demek bende okutmak seciyesi daha galip!" hükmünü çıkarıyordu.. Müdür bu laftan hiç bir şey anlamadı : — Bediiyat ne demek? (1) Alasonya: Türk ... — Maliye nazırı değilim ya. — A. Onunla kafadaş oldular.. —• Ne demek?.. Hele müdürün odası görülecek şeydi. Ben. Hiç nazariyat bilmiyordu.. Köse olduğu için çok saçlarının altında yüzü daha minimini görünüyordu. — Ne gibi?. — Estetik. Şimdi Yunanistan'ın kuzey doğusunda bir kasaba ve ova.. — Tabiî. Efruz Bey bu kadar mükemmel bir adamın. Bizim ne vazifemiz?.. okutan okumaz! "Okutan okumaz!" Efruz Bey bu hikmeti içinden tekrar ediyor. Efruz Bey yine bir şey anlamıyordu.cizgiliforum. bediî terbiyeye hiç ehemmiyet vermiyorsunuz. Çökük bir yazıhane. dedi. tabiî olarak hayranım.. yalnız "Müdür Bey" diyorlardı.

Sonra samimî bir münekkit gibi mektebin haline geçti. değil mi? — Evet.com Sayfa 97 . mükemmel mektepler sıhhatlerine dokunur. şunu bunu rakamlarla cemedip rakam neticeler çıkarmak değil mi. dedi. Efruz Bey bu amelî felsefeye hayran kaldı. Müdür pisliğin faydasını da anlatıyordu. — Bediiyat ne efendim? __ ^ Efruz Bey. evvelâ mektebe itiraz ediyorsunuz. Gaye: Güzellikti. hâsılı yaşadığı muhit güzel olmalıydı. Bunların çocukları yıkık.. Hıfzıssıhha kendimizi soğuktan.. Nihayet: — Görüyorum ki Efruz Bey. — O da ne? Ayrı bir şey mi? — Bediiyat işte. O söyledikçe sıska müdür gülümsüyordu. sıcaktan * hafaza değil.cizgiliforum. hiç ameliyatla münasebeti yok. bizim ne vazifemiz? Efruz Bey gözlerini açtı : — Hayır canım. okuduğu. peşinen akıllanırlar. hastalı!' dan korunmak için mikroplardan kaçmak c onlara alışmak. — Size söyleyeyim. belki bu soğuğa. Efruz Bey izah etmesini rica etti : — Lütfen. Siz de bütün iddianıza rağmen bir "nazariyatçı" siniz. rüzgârdan ıstırap çekeceklerini düşünürler. Sonra müdür odasının bu mobilyesizliğine geldi.— A canım. insanın oturduğu. yattığı. — Neden bildiniz? — Söyledikleriniz hep nazariye mahsulâtı. Pisliğe itiraz etti. "Niçin harap... — Ya ne? — Estetik. Ahalinin dörtte üçü fakirdir. Yağmur günlerinde her taraf akıyordu. bakından' fakından karıştırarak bediiyatı tarif etti. — Ya zengin çocukları? — Mektebin haraplığı onların istifadesine başka türlü hizmet eder. — Nasıl? — Eğer babalarından kalacak mirasları. harap evlerde yaşadıkları için mahfuz. sıcağa alıştırma Bugün hastalıkların esası mikroptu. hesapsız yerlerse en nihayet böyle harap binalarda soğuktan. — Pekâlâ. perişan?" diye. onlarla anlaşmak www.

yani pisle ünsiyet peyda etmişlerdi. Gayet tabiî bir şey. bunlar ne basit hakikatlerdi! Fakat ne kadar orijinal. Şeniyeti olduğu gibi görüyordu. Bu süs iptilâsı insanları kudurtuyor. Çünkü mikroplarla.com Sayfa 98 . bu tam amelî bir adamdı. En büyük buluşu "amelî adalet" ti. süslü esvap. fakirlerin zenginler aleyhine kalkmasına sebep oluyordu! İhtimal bir gün bütün fakirler birleşecek. süslü muhit. Pencerelerde tek bir perde yoktu. Ünsiyet peyda etmek: Alışmak. "işte amelî terbiye ufuklarında benimle çalışabilmeye müsait bir arkadaş" diyordu. Evet. Muallimler adî hasır kahve sandalyelerinde oturuyorlardı. Bütün hastalıklar medeniyetlerini temizlikle başlamıştı. diye sordu. Mektepte mobilya aleyhtarlığını amelî bir surette tatbik etmişti.. kalıpsız fesindeki dört santimetre kadar yukarı doğru ilerleyen kirlere bakıyordu. hepsini yağmaya verecekler. Müdür Bey : www. Efruz Bey : — Bu ne?. zaruretin "ibretengiz" levhaları her köşede nazara çarpıyordu. ne kadar yeni hakikatlerdi! Müdür pislikten sonra lüksün aleyhinde ağzını açtı.. apartman... yumdu gözünü.. bu menfezlere perde takmanın manası var mıydı? Efruz Bey "Maşrık-ı Envar-ı Maarif-i Osma-nî" müdürünün bu prensiplerini dinledikçe talihin kendisine daha bir arkadaş çıkardığına seviniyor.. Temizlik ne olduğunu bileyen iptidaî insanlar. Evet.. "Amelî adalet" mi? — Evet. --. Yani hakikî adaletin ta kendisi. (1) (2) Bid'at : Sonradan meydana gelen şey. Mademki hava. hepsini harap türap edeceklerdi. Dünyada felâketlerin en baş sebebi lükstü! Süslü ev. Fakrin. Ekseriyetin fakir olduğunu bildiği için bu fakirliğin de zenginleşmek arzusunu veren yegâne âmil bulunduğuna kanaat getirdiği için mektebi sefil bir dilenci kulübesi sisteminde tertip etmişti.. gazino falan.(2) Efruz Bey müdürün izahatını dinliyor.cizgiliforum..Temizlik tabiatta vardı..Aman izah ediniz. yahut ziya için açılmışlardı. Temizlik bid'at(1) icabı bir şeydi. bugünkü vahşîler niçin hastalanmıyorlardı?. yakasındaki yağlara. süse dair ne varsa ev.icabediyordu.

— Sonra. çocuklar: "Bu nasıl pay.— Başüstüne. Evet. zayıf bir muallim içeri girdi.. kimine hiç. kimine çok. — Bir gün Nasrettin Hoca. Fakat Hoca çocuklara tekrar "Hakça mı. hakça pay edilmesini istemişler. yolda birkaç çocuğun kavga ettiklerini görmüş. "Et" demişler. — Sonra!. Meselâ "hak. bir kısmı zengin. İnsanların bir kısmı fakir. Nasrettin Hoca'dan başka "hakk" ı anlayan gelmemiştir. saadet. Pay edemiyoruz. âdeta bütün hayat mantıksız bir temadidir. Hoca: "Ben size pay edeyim mi?" diye sormuş. Geri kalanını da kendi heybesine doldurmuş. nasıl anlamış? — Hikâyesini biliyor musunuz? — Hayır. kulca mı pay edeyim?" diye sormuş. adalet" gibi tabirler uydurmuşlar. Bu esnada müdür odasının tek kanatlı rezeleri kopuk kapısı açıldı.. zenginlerin içinde hiç çalışan olmadığını.." — Ey sonra? — işte bu kadar. öyle gelişi güzel üzerimize düşen..cizgiliforum. kimine beş ceviz vermiş. — Mantıksızlık! Azizim Efruz Bey. budalaların. Sözde mücerret bir hak varmış. yaşayışın revişin-deki ahengi bozmaya kalkmışlardır. — Nedir?. Asırlardan beri onu ararlar! Asırlar içinde. Bunlar ağlıyorlardı.. Yani müsavat hülyasının insanlara mahsus bir vehim olduğunu Hoca daha o vakit çakmış. çocuklar da "Şuradan ceviz topladık. Birisinin burnu kanıyordu.. perişan.. tabiata bakarsak adaletin gayrı mantıkî bir fantezi olduğunu sarahaten görürüz. felâket bir işin muayyen mukabili değil. insanlar tabiati bozarak hayatı hafifleştirmek için kendi felâketlerini 'elleriyle hazırlamışlardır. Çocuklar düşünmüşler. Yegâne kanunu. Kısa boylu. kimine üç. Evet. Hoca: "Hakça pay buna derler.. sâyin.com Sayfa 99 . — Ey?.. arkasında iki çocuk vardı. — "Niçin dövüşüyorsunuz?" diye sormuş.. bir talihtir. zekânın ne kadar hayalî bir kıymeti olduğunu anlamakta bir güçlük çekmeyiz. Hoca?" diye şaşırmışlar." demişler. — Fakat.. aptalların ekseriyet teşkil ettiklerini düşünürsek. Müdür sordu : www. Nasrettin Hoca rastgele kimine bir. — O. Rastgele! Kimine az. diye başladı.

.. Kabahatli çocuklar "meccani" lerin yediği dayaklardan ibret alırlar. dedi. başıkabak denecek derecede perişan kıyafetteydiler. Efruz Bey âdeta galeyan etti : (1) Meccani : Parasız okuyan öğrenci. Malûm ya. Sabrediniz. Bunlar hemen yalınayak. Onlar şikâyet falan edemezler. Sonra tekrar muallime emir verdi : — Sen git. Kim ne yaparsa dayağı "meccani" ler yerler.cizgiliforum.... Efruz Beye döndü : — Tam tesadüf! İşte şimdi size amelî adaleti göstereceğim. — Ben onlara şimdi gösteririm.. doksan ikinin burnunu kanatmış. — Fakat. — Bu olur mu ya? Bu olur mu ya? — Mis gibi. Yine muslukların bağında kavga etmişler. Kim ne derse desin onsuz terbiye olmaz.— Ne oldu?. — Nasıl? — Göreceksiniz. Muallim : — Efendim. — Ben mektepte ne vukuat olursa cezalarını meccanilere veririm.. — Başüstüne! Muallim çıkınca. Odada yalnız kalınca. Artık bu efendilerden bıktık. Cızıltıya meydan vermez.. mektepte dayak resmen yasaktır.. — İşte amelî adalet. kapının dışarısında adalete muntazır bulunmalarını söyledi. — Ey?. bana muslukların civarında dolaşan "meccani" (1) lerden iki tane yakala. — Fakat. Her sınıfta birkaç tane "meccani" vardır. hemen kovarız.. Maksat ibret için •ceza. — "Meccani" ler kimler? — Maarif yüzde yirmi talebeyi ücretsiz okutmamızı şart koymuştur... azizim... Muallim iki çocuk daha getirmişti. Amma "meccani" ler müstesna.com Sayfa 100 .. Bunlar mektepte ayrı bir cins teşkil ederler. getir.. Yetmiş altı.. Bunlar hiç rahat durmuyorlar. Efruz Bey itirazına devam edemedi. Müdür Bey : www. — Olmasına hacet yok ki. Tabiî bizim mektepte de resmen dayak yok. Hani Hindistan'daki paryalar gibi. dedi. — Ama "meccani" lerin kabahati yok ki. Halbuki bu dayak müessesesi cennetten çıkmıştır.. müdür çocuklara.

— Vay. www. — Söyle öyleyse. — Geçiyordum. — Niçin? — Çünkü amelî kaidelere akıl erdiremiyorsu-nuz. Efruz Bey "nazariyatçı" ithamına çok kızardı..com Sayfa 101 . Muallimle onlar da odadan çıktıktan sonra tekrar yazıhanesinin başına oturdu. Efruz Bey şaşırmış. Ayağa kalktı. dedi. bembeyaz kesilmişti. — Geçecek başka yer yok muydu? Zavallı çocuk titriyor. hiç bir şeye benzemiyor. Müdür ""meccani" lerden birisine sordu : — Muslukların başında ne arıyordun sen? — Su içmeye gitmiştim. Efruz Bey bile müdahaleden korktu. — Evet... nazariyatçısınız. Müdür Bey yazıhanesinin altından bir değnek çıkardı. Bir daha yaramazlık ederseniz sizi de böyle döverim..bakıyordu. parlamış. hakikaten gazaba gelmişti.... kollarını yüzlerine siper ediyorlar : — Aman Müdür Bey.. Hâlâ soluyordu. Bütün kuvvetiyle bu iki "meccani" yi dövmeye başladı. — Zehir iç. îyice dövdüğü çocukları tekmeleyerek dışarıya attı. — Ne diyorsunuz? — Evet. Zayıf tüysüz çehresinde deminki donuk gözleri büyümüş. Dayanamadı : — Bu "amelî adalet" hiç bir şeye benzemiyor.. inkâr mı ediyorsun? — Hayır efendim. Mehmet Mustafa Tahsin Nidaî Bey.. — Hâşâ.cizgiliforum. Sonra asıl kabahatlilere : — Gördünüz ya. bir cevap bulamıyor.. nazariyatçısınız. — Siz azizim Efruz Bey. Çocuklar ağlıyorlar.— Çağır öbürlerini de. Kabahatsiz çocukların acıklı feryatları onu müteessir etmişti. şimdi görürsün.. birer alev parçası olmuştu. dedi. Meccanilerden ikincisine döndü : — Ey sen? Sen ne arıyordun orada? — Hiç!. önüne . — Başüstüne! Kavga eden çocuklar da içeri girdiler. affediniz Müdür Bey! diye yalvarıyorlardı.

— İzah edin. Müdür : — Bundaki manayı anlamayışına teessüf ederim. Bir gün bunu da sordu. — Farz olur mu ya?. "Amelî adalet" e akıl erdirebildiniz mi? Vakıa Efruz Bey buna hiç akıl 'erdirememişti. Hiç olmazsa kendilerinin lâyık oldukları cezanın ne olduğunu anladılar. Böyle her gün. — "Meccani" lere gelince. Asıl kabahatliler bunu gördüler.. Şüphesiz ibret aldılar. Efruz Bey bediiyat prensiplerinden kendine bir siper yapmaya çalışarak tekrar sordu : — Duvardaki levhalardan maksat sırf bir ziynet.' — Evet. esasî ilimler hep faraziyat değil mi? Faraziye hakikatin anne-rsidir.. Efruz Bey bunu reddedemedi. — Halbuki mektepte dayak yasak. Onların sayesinde "dayak" müeyyidesi mektepte zararsızca yaşatılabilir. Haritaya gelince. Zaten cümleleri. Lüksün aleyhinde olduğu halde odasında Ethem Paşanın o berbat resmiyle Alasonya'nin topoğraf haritasını bulunduruşuna bir türlü mana verememişti. — Hele şöyle azizim. Ne o öyle.. rica ederim. cevabını fırlattı. Ne faydası olabilir? www.com Sayfa 102 . Kimsenin aldırdığı yok. Cebir. ciddî. — Doğru. — Olur ya.cizgiliforum. atı şaha kalkmış. farz ediniz "meccani" ler muslukların başında birbirleriyle kavga ettiler. Ethem Paşanın şu resmi son derece fena. riyaziyat. dedi. harpte başkumandanın böyle bir mevkide bulunması mümkün değil. — Şimdi ben "meccani" lerden birini dövdüm» Pekâlâ! Farzedin ki onlar kavga etmişler. Fakat bunu söylemek izzetinefsine ağır geldi. Birisinin burnu kanadı. bir süstü. Efruz Bey Mehmet Mustafa Tahsin Nidaî Beyin hakimane hareketlerini gördükçe bütün büyük adamların meydanda değil. pek şiddetliydi. Gayri ihtiyarî : — Evet. gölgede saklı olduklarına kanaat getiriyordu. Vakıa bu bir faraziye! Amma nasıl bir hakikat doğuracak? — Ben onlara sopayı çektim. hele hitap halindeki lafları pek ağır.. Alasonya haritası ise küçücük bir kazayı gösteriyor.. — Evet.. — Vakıa doğru. onda da bir kaide olmalı..

Şimendiferin altma şimendifer. hep nazariyat! dedi. Azizim Efruz Bey.Müdür güldü : — Hep nazariye. Bu ressam o kadar amelî bir dâhidir ki gözü. senin ne vakit amelî düşündüğünü göreceğim?.. istanbul'un kahvelerini gez. — Pekâlâ. bunların amelî bir cevabını veriniz bakalım. Efruz Beyin dudakları titredi : — Doğru. Geminin altına gemi. Alasonya.cizgiliforum.. Cahil olmadığı için tabiî bir başkumandanı. Hepsinde Hulusi Efendinin(1) bir eserine mutlaka rast gelirsin. karıncayı yormamak için resimlerinin altına ne olduğunu yazar. Cahilliklerinden. — Neresinde? — Sorduğun şeyler hep nazariye. Çaldıran'dan. — İşte Hulusi Efendinin eseriyle topografya haritasının manası! — Hakikaten siz gayet mühim bir şahsiyetsiniz. Kosova(3) meydanından mühimdir. Topun altına top.. (1) Hulusi Efendi : Meşrutiyet devrinde taş basması resimler hazırlayan bir ressam. — Bunu işte anlamamak pek büyük bir ayıp.. — Hüsnü teveccühün demeyeceğim. Bizim millî ressamımız. maroken koltuğa kurulmuş ağır bir perdenin altında yapamaz. millet nasıl isterse öyle yapar. Efruz Bey dayanamadı : — Ya Alasonya haritası? dedi.. nazarîlik var mı? — Var ya?. Münevverler hâlâ Avrupa taklidi eserleri sanat tanırlar. Bu memlekete göre hiç şüphesiz en büyük bir adamım... Dünyada son zaferimizin geçtiği yer! Yanya. — Canım bunda amelîlik. Efruz Bey kendi meziyetlerinin azameti için muhiti de kabul etmediği için arkadaşının bu tevazuunu lüzumsuz buldu : www. hatta millî dâhimiz meşhur Hulusi Efendi w dir! Bu levha da onun eseridir..(2) Mohaç'tan. Halbuki Anadolu'ya falan gitmeye hacet yok.. Ahaliden kim on para verse onların resimlerini alır. Milletin ruhunu tanır. — Vereyim.com Sayfa 103 . azizim Mehmet Mustafa Tahsin Nidaî Bey.

." .. — Kaya mektepleri ne demek? — Ekol do roş... (3) Mohaç. bu memleket kördü.. — Ya nerededir? — Açıkta.. Meselâ... fakat. Müdür.. Kosova ve Çaldıran savaşları : Mohaç Macarlarla.. Evet. Çaldıran'da da Şah ismail yenilmiştir. kış mı açıkta? — Yaz. Yani.com Sayfa 104 .. — Nasıl? Efruz bey. — Yaz. hâlâ mektepler binaların içindeydi.. — Medenî memleketlerde mektepler binaların içinde değil midir? — Değildir ya.cizgiliforum.. Fakat yeni terbiyeyi. zafer kazanılmıştır.... Hiç doğruyu görmezdi.. küçük gözlerini Efruz Beye kaldırdı : (2) Yanya. yani teşebbüs-ü şahsîyeyi Anglosakson terbiyesini kabul eden kaya mektepleri hep açıktadır. — Doğru mu söylüyorsunuz? — Şüphe mi ediyorsunuz? — Yok.. Alasonya : Burada Türk . — Açıkta mı? — Evet.Yunan savasının Yanya ve Alasonya'da geçen evreleri kasdediliyor.. www.— Estağfurullah. Tabiî papaz mektepleri falan buradaki gibi hâlâ binalar içinde... Kosova Sırplılarla yapılmış. Estağfurullah.. Halbuki medenî memleketlerde. kış. asılsız tafsilâta başladı mı coşardı: — Açık hava mekteplerini işitmediniz mi? — Senden bir kere duydum sanıyorum. Sonra uzun bir hasbihale başladı : — "Ah bu memleket. Avrupa'da açık hava mektepleri vardır. — Gözümle gördüm.... kayalar üzerinde ders okunan mektep. — Evet.

— Kayalar üzerinde mi? — Evet. www. — Buyur! Efruz Bey. — Başüstüne. Çocukların anası. Bizi kırlarda kim arayıp. Okumak yazmak pek az! Yalnız ekip biçmek! Yol yapmak! Kanal açmak! Köprü kurmak! Nadas etmek! Hayvan yetiştirmek! Tavukların dil altlarını çıkarmak! Beygirleri nallamak! Güzel üvendire kullanmak! Falan filan. hepsi hayatlarını kırlarda geçirirler. Sıska müdür : — Ne duruyoruz? dedi. buradan gideriz. — Fakat.. ne vakit. yakışmaz. Çok mühim buluyorum. kim bulacak? — Fakat. Âdeta Allah'ımızın bir kaloriferi.. muallimler. İki şahsiyet karşı karşıya geldi. talebeler. — Efruz Bey başını salladı : — Doğru. — Ne lüzum var.. — Bizim gibi ilmî inkılâpçılara bu miskinlik yakışmaz. — Rica ederim Efruz Bey.. çünkü rutubet yoktur. — Niçin kayalar üstünde? — Pek. — Edelim. gece gündüz... — Sanki bir tenezzühe çıkıyormuşuz gibi kalkar.. "Maş-rık-ı Envar-ı Maarif-i Osmanî" mektebinin mühü-rü öğrendi ki açık hava mektebi ilk insanlar gibi çocukları tabiî hayata alıştırmak için kurulmuş ilmî bir müessesedir. Müdür masanın başından kalktı. babası duyarsa ihtimal razı olmazlar. birbirlerinin gözlerine baktılar.. bu açık hava mekteplerine dair tafsilât ver.. Kaya nakil olmadığı için yazın soğuk.cizgiliforum. tam bir buçuk saat buyurdu. Yaz.. — Hazırlığa falan... — O halde ne duruyoruz? — Ne duruyoruz? — Yarından tezi yok. kış. Efruz Bey de ayağa kalktı.. Bir daha gelmeyiz..com Sayfa 105 .Mesele mühimdi. Efruz Beye daha ziyade yaklaşmak için önüne gitti.. Hemen açık hava mektebini bu memlekette tesis edelim. basit. kışın sıcaktır..

Tedris ücretlerine gelince. kimsenin oturmadığı küçük bir ada.. kırda. kocaman bir göl oluyordu. Sonra? Efruz Bey : — Sonra. fakat su? — Zannederim ki Hayırsızada'da su vardır. — Ne yaparız? — Deniz suyundan tatlı su çıkarırız. diyordu. Meccaniler hademelik edeceklerdi. diye Efruz Bey. bulamazsak.. (2) Cebrî yürüyüş : Aralıksız yapılan sıkı yürüyüş. Arayıp bulacağız.(4) Tabiî ilk Türklerin Gelibolu'ya çıkışları gibi! Orada tabiatla yalnız kalacağız! Mücadele başlayacak. Saatlarm geçtiğini duymadılar. Acıkan ekmeğini taştan çıkarır.' (3) Maltepe : istanbul'da. Sonra erkenden Köprü'ye(1)' gidecekler. — Nasıl? — İngiliz tayfalarının yaptıkları gibi. Angtosakson terbiyesi başgösterecek. Hademeye falan da lüzum yoktu. Masanın başına oturdular.. makatı yok. vapurla Haydarpaşa'ya geçecekler. ertesi gün sabaha karşı bir mavna ile doğru Hayırsızada'ya. Anadolu yakasında Bos-tancı'dan sonraki semt.. — Bu doğru.— Fakati. yarın sabah çocuklar..com Sayfa 106 . bir günlük yemekleriyle beraber mektebe geleceklerdi. (1) Köprü : Galata köprüsü... istanbul'a yakın. www. (4) Hayırsızada : Marmara'da. daha sonra öğleye kadar cebrî yürüyüşle (2) Maltepe'yi(3) tutacaklardı. ihtimal talebeler aldıkları yüksek yevmiyeleri ailelerine gönderebileceklerdi. Biz de birer Robenson! Müdür : — Ya ekmek? dedi. açık hava mektebinde tesis olunacak çiftliğin varidatı milyonları bulacaktı. Efruz Bey zengin hayalinden açık hava mektebinin kârlarına dair tafsilât verdikçe müdürün küçücük dar muhayyileciği genişliyor.. her çocuk bir Robenson. — Düşündüğü şeye bak. Planlar çizdiler. müdürün bütün tereddütlerini gevşetti.cizgiliforum.

. — Bir görevde iki baş olur mu? — Olur. yedi sekiz başlarından ileri gelir. Vâsi. — Ortaklaşa! diyordu. Bir ihtilâl kâfiydi. Bir kere koloniyi teşkil ettikten sonra müdürü aldatmak kolaydı. — Bir muallim mi? — Evet.. Artık mektebin akşam tatil zamanı yaklaşıyordu. kaç sınıf var? — Yedi. — Resmen olmasın da. — Fakat nasıl? — Ben mektebin resmen ders nazırı olayım.. Efruz Bey düşündü.. — Onu da bulamazsın. dedi. — Olamaz mı? — Olamaz. ittihattan kuvvet doğar. Efruz Bey bir şey teklif etti. her türlü! münasebetsizlikten birdenbire kurtulabilir. Hususî. — Talebe bulamazsın. — O halde ben yalnız başıma bu mektebi tesis ederim. taşındı : — Bu olamaz. — Nasıl? — Fevkalâde ejderhalarda olduğu gibi. — Ben de bu fikirdeyim... Efruz Bey! dedi. — O halde? — Gel beraber yapalım. — Ejderhaların masallarda kuvveti hep... fakat hususî bir salâhiyetle mektebin nazırı oldu. Hatta icap ederse denize bile attırır. Müdür : — Çocuklar gitmezden evvel seni takdim edeyim. Bu açık hava mektebinin tesis şerefini yalnız "Maşrık-ı Envar-ı Maarif-i Osmanî" müdürüne bırakmak istemiyordu.Her şeyi müzakere ettiler. ne istersen yap... Salâhiyetim sizinkiyle müsavi olsun.. Müdür düşündü... — Bana iki çocuk kâfi.. — Muallimler nerede? — Mektepte yalnız bir muallim var.. — Eh.com Sayfa 107 . — Diğer muallimler nerede? www. Fakat salâhiyetim olmazsa.cizgiliforum.

çocukların hazır olduklarını söylediği zaman.. madenî sesi öttü : — Efendiler! Şimdiden sonra ders nazırınız Efruz Beyefendidir. keskin. Karagöz'deki "Başlar mısın. hiç muallim almayacağız. Divan var! dedi. bir prensip meselesi... Sokak kapısını kilitleyip önünde bir put gibi duran kapıcının etrafında çocuklar. bu gürültü daha ziyade azıtmıştı.. Müdürün ince..— îkisi hasta. Onun sayesinde neler öğreneceksiniz. hiç kitapsız okuyacaksınız. Dalgındı.. Yan gözle içeriye bakınca yüreği hop etti. Beklesinler. Efruz Bey kendi makamına oturmuştu. — Geriye kalan altı sınıf müzakere eder. çabuk. Oda kapısında bekledi. açtıralım mı? Müdürle Efruz Bey eski konaklarda "ev altı" denilen bu loş meydana gelince gürültü birdenbire durdu. Müdür için için seviniyor. Çocukların en kızdıkları şey bu divandı. başlayalım mı?" bestesiyle bağrışıyorlardı : — Açar mısın. Bir ben kâfi. Bugün gelmediler. sonra da muallim ücretinden kurtulacaktı. — Çok iyi. — Teşekkürler.. Eski derslerini pişirirler. sizi yoran. Çocuklar da dersten çıkmışlardı. — Bir dakika. Gözlerini sanki Ethem Paşanın şaha kalkmış küheylânına dikmişti. Biri tebdilhavah. Müdürün yarım saat gevezelik edip kendilerini sokağa çıkmakta geç bırakmasını bir türlü çekemezlerdi. Zayıf muallim. — Hayır canım. Üçü izinli. Evvelâ o. gözlerinizi ağrıtan kitaplar kalkacak. Dışarı fırladı. neler.com Sayfa 108 . Yıkık binanın alt kamdan kulakları paralayacak derecede şiddetli gürültü yükseliyordu. — Başüstüne. www. Efendiler çık-masınlar. çocukları toplayınız.. Ben her şeyi öğreteceğim. — Amma. Size takdim ederim. — Ben yeni muallim almam. neşesini saklayamı-yordu. müdür beye. Acaba bu büyük şahsiyetin yanında kendi varlığı sönecek miydi? Müdür bunu muhakeme edemeden çağırılan muallim gelmişti.cizgiliforum. Evvelâ mektep kirasından. Altısı da mazeretli olmalı. -— Divan var. Bu. zaten açık hava mektebinde eski muallimleri kullanmayız. — Bir muallim yedi sınıfı nasıl okutuyor?.. Trampeti vuran hademeye : — Çabuk muallim beyi gönder.

işittiklerine inanmıyorlardı.. arkadaşımsınız... Çocuklar sevinçten uğulduyorlar : — Şaka. Efruz Beyefendi kitapları. Efruz Beyin sayesinde mektepten "ceza" da kalkacak.. izahat vererek hepsini inandırdı. Kendilerine tasavvur edebilecekleri en büyük saadeti getiren bu halaskarı çocuklar dinledi... Bu ne saadet! Gayri ihtiyarî itiraz ettiler : — Şaka ediyorsunuz? — Şaka mı? — Şaka. tekrar : — Ne? Ne? Müdür Bey. size "arkadaşlar!" diyorum. Muallimler size karışmayacak. Mektep yeni terbiye usullerini kabul ediyordu. Şaka. Kitapsız ders. hatta siyah duvar tahtalarını... herkes müsavi. — Evet. Hayatta kitabın ehemmiyeti yoktu.. Çocuklar öyle müthiş bir gürültü ile alkışlıyorlardı ki..com Sayfa 109 .. amirlik.. Kalkan yalnız kitap.. Müdür Bey uzun uzadıya. İstediğinizi yapacaksınız. Hatta ananız. Size kimse karışmayacak.. madunluk. Bu yeni usul hayat içindi... muallimlik. O müthiş gürültü birdenbire kesildi. babanız bile. Efruz Bey gayri ihtiyarî ilk hürriyet günlerini hatırladı. Efruz Bey nutkuna başladı : — Arkadaşlar! Evet. Çünkü benim talebem değil.. ne? diye bağırıştılar. kalemleri. — Yaşasın Efruz Bey! — Yaşasın!. Artık bana selâm vermeye mecbur değilsiniz..Deminden binayı yıkacak gibi haykıran çocuklar şimdi...cizgiliforum. yalnız ezberlemek değildi.. — Müdürünüzün şimdiye kadar bir defa olsun şaka ettiğini gördünüz mü? Ciddî söylüyorum. Alkışçılara karşı : — Söz isterim. İki ellerini yukarı kaldırdı. Başka. Müdürün yanında ayakta duruyordu. hepsini kaldırıyor. kâğıtları. Meselâ ben de sizin gibi olacağım. — Şaka. defterleri. Artık vazife falan da yazmayacaksınız. söz isterim! diye haykırdı. tebeşirleri. yalnız okuyup yazmak. Hepimiz müsaviyiz. Talebelik. Çocuklar.. — Şaka söylüyorsunuz! diye haykırışıyorlar-dı. www. hayretten nefes bile alamıyorlar.

Müdürünüz... En ziyade azanlar "Meccani" lerdi. Efruz Beyin tesiri o kadar kuvvetliydi ki..büyüklük.. Fakat ismi de çok uzun! Mehmet Mustafa Tahsin Nida"!. Ekmek. sabık! diye devam etti. Bu acele çocukları çıldırttı : — Kısaltalım.. ". Efruz Bey. İçtimai dağıtmaya cesaret edemedi. Müdür birdenbire sarararak. intizamın bir anda yıkıldığını gören müdür www. — Mistik. eskiden müdürünüzdü.com Sayfa 110 .. paydos! Kapıcı anahtarı güç çevirdi. Mustafa Mistik.. Bir çocuk tufanı taştı. — Mistik. — Haydi bakayım. Kendisinin belki haberi yok. Nihayet bir arkadaşınız... herkes müsavi. Sabık müdürünüzün söylediği gibi. Âdeta dört kişilik bir isim! Evvelâ bu arkadaşınızın ismini kısaltmalı.. Şimdi o sizin müdürünüz değil. Kapıdan çıkarken : — Allaha ısmarladık Mistik! diye bağırıyorlar.. hâlâ müdürünüz benim. — Kısaltalım. kaidelerin. yangın var.. doğrudan doğruya çocuklara hitap ediyordu. nizamın. — Söylemeyiz. Efruz Beyin on dakikalık telkiniyle eski zaptın. Efruz Beyin sözünü kesti : — Sabık değil. Hey Mistik. Arabaya kıstık..... Civardaki evler.... Yalnız bir kâbus içinde gibi dinliyordu — Bana kalırsa ona "Mistik" diyelim. Bu muhacir ismidir.. Gevezelik edip de evde ailenize bir şey söylemeyiniz. Bu suretle vatanperverliğimizi. — Evet.. serbestçe dışarı çıkınız. Bu ismi herkes beğeniyordu. küçüklük bugün öyle şey yok. diye bir gürültü koptu.cizgiliforum. Efruz Bey : — Hayır.. Gürültü o kadar şiddetli. zeytin. müdürün ismini düzelttikten sonra programa geldi : — Arkadaşlar! Yarın hepiniz daha güneş doğmazdan bir saat evvel buraya geleceksiniz. Hiç müdüre bakmıyor.. raptın.. Artık kendisine "Müdür Bey" demek bir hakarettir. bazıları bu vedaı : — Çiroz Mistik! Kitabiyle tamamlıyorlardı. hamiyetimizi de göstermiş oluruz.. peynir falan. kitap falan getirmeyiniz.. Yalnız bir günlük yiyecek. Tabur mabur istemez. Söylemeyiz. — Nasıl kısaltalım? Müdür sapsarıydı. Yarın ilk defa açık hava dersine çıkacağız. Demeyiz. sandılar... — Demeyiz. doğrudan doğruya ismini söyleyiniz.

Deli mi oldun? Hiç "Mistik Bey!" denir mi? Bu ismin tabiatında.cizgiliforum. Mistik zihninden: "Bari Mistik Bey" dese fikrini geçirdi. paşa. Hiç istifade olunmuyordu.. — Fakat. hürriyete. Ben de gece yarısı geleceğim. — Hiç. Beş dakikalık hürriyetin artık önüne geçilemeyeceğine kaildi. işte on senelik mektep birdenbire yıkılmıştı. efendi. Bey. — Evet Mistik. tabiî zevklerini verince taştılar. — Cesaret. işte onların "hayatiyet" leridir. Zaten artık geri dönülemezdi. İçinden: "Ne yaptım da TDU aJama kandım?" diyordu.. görüyorum ki sen hürriyetten korkuyorsun. Seni de açık hava mektebinde müsavata. Yarın ileri. — Fakat. Şimdi onların hürriyetleri olacak. Çünkü kabul ettiniz sayılır. yani demokrasiye alıştıracağım. Kendine "Mistik" diye haykıran talebelere artık talebe namı verilemezdi... Bu hayatiyet eski . Ok yayından çıkmıştı. Hele bu kısalmış ismi kendine ağır bir hakaret gibi geliyordu. Gürültüye başladılar. — içeride konuşmadık mıydı? — Konuştuktu.. Zavallı Mistik : — Pekâlâ. ağa gibi elkapları kabul etmez. Cevap veremiyordu.com Sayfa 111 . Efruz Bey hakikaten gece yarısı "Maşrık-ı En-var-ı Maarif-i Osmanî" mektebine geldi. haydi hazırlan.. Hatta yüzünü kızarttı.. — Niçin? — Böyle müsavat falan yapacağını bilmiyordum. İçeride galiba kimse yoktu. yarın erkenden. âhenginde. Bu gece mektepte yat. Ev altında çocuk kalmayınca Efruz Beye döndü : — Fakat azizim. diye başını salladı. Efruz Bey dalgınlığından onu uyandırdı : — "Yanlış bir şey yemiş ispinoz gibi ne düşünüyorsun Mistik? dedi. Cevap veren www. Kapıyı vurdu. Gözlerini açtı... Efruz Bey bu kendi eseri olan ismi sık sık tekrarlıyor.. ne bey. Biz bunları zaptedemeyiz.. — O halde artık itiraz etmezsiniz.birdenbire ürktü. Hayatiyetlerini istedikleri gibi izhar edecekler. Bu. Çocuklara tabiî hürriyetlerini.batıl itikatlarla bağlı duruyordu. Efruz Bey bir kahkaha attı : — Azizim Mistik! Sen gayet mahdut bir adam-mışsın. telâffuzunda bile demokratlık vardır. ne efendi ilâve ediyordu. Bak bu -aşkın çocuklardan ne harikalar doğacak! Ne kadar dâhiler çıkacak.. Müdür ürkmüştü. Bu arzusunu söyledi.

" Fakat bu şişeyi nerede bulmalıydı! Vakit geçirmeğe gelmezdi. Ay aydınlığında reçeteye dikkatli dikkatli baktı. bir eczahane aramağa. Efruz Bey onun şüphesini bütün bütün gizlemek için : www.. "— Kim bir mecidiyelik kloroformla bin liralık silâh elde edebilir? "— Şüphesiz. "— Ah budalalar.. Yazısını taklit ederek. Nereye gittiğini inat etti. Efruz Bey gülümsedi. Camekânında aydınlık gördüğü bir eczahaneye daldı.cizgiliforum. "Buldum. "— Halbuki. içindekileri kaparak çatır çatır yiyorlardı. Reçeteyi okudu. Onu çıkardı. İçinden: "Üç sene sonra benim müstemlekemin yanında köy halinde kalırsın!" dedi. düşüneyim!" diye Kasımpaşa'nın sakin sokaklarına daldı. Mehtap her tarafı aydınlatıyordu. üç sene. herkes güler. Efruz Bey aksine yukarı çıktı. Fakat vaktiyle istanbul'da toplanıp oraya sürülen köpeklere dair duyduğu şeyler müthişti !. Rast geldiği bekçilere soruyor : — Aşağıya in! Cevabını alıyordu.. Bu hayvanlar aç kalınca birbirlerini yemeğe başlamışlar..olmadı. Küçük bir şişe kloroformla bir tabur teşkil edebilmek!. »— Evet. Sahtekârlığı fark olunacak gibi değildi. Muharebe için de silâh! Silâhı nerde bulacaktı ? Fakat ihtiyaç her şeyi insana buldurur. Hatta denizlerde yüze yüze civardan geçen sandallara yaklaşıyorlar.. mutlaka bir muharebe lâzımdı. imzasının üstüne "Kloroform" yazdı. hiç kimse? "— Ben yapacağımı söylesem. Perapalas'ın dibinden geçti.com Sayfa 112 . Gülümsedi. Kendi kendine söylenmeğe. "— Gülerler. Cebinde meşhur Doktor İsa Na-zım'ın. en kuvvetlileri zayıfları yiye yiye azarak yırtıcı bir sürü olmuşlardı. Başladı. konuşmağa başladı : "— Dâhiyim desem.. söylemedi. Çocuklarla buraya çıkınca. bir gişe kloroform. annesine verdiği bir reçete vardı... Kapının gürültüsünden uyanan çırak sersem bir tipti. Hayırsızada'da büyük bir müstemleke yaratacaktı. O da annesine üç sene için veda etmişti. "Biraz gezeyim. Evet. Koca Beyoğlu mehtapta sarhoş olmuş gibi uyuyordu. Talebeleri silâhlandırmak için bir şişe "kloroform" kâfiydi.. Hiç şüphelenmedi. buldum!" dedi.

— Aman çabuk. denize giriyorlar. Şişeyi cebine koyunca azıcık daha muvaffakiyet neşesiyle bir nâra atacaktı. (2) Kınalıada : Marmara'da istanbul'a en yakın ada. Fakat her tarafı külçe olmuştu. yanına öteberi de almıştı. bütün doktorlar evde bir ameliyat yapacaklar! dedi. Gözlerini açtığı zaman. Belki Hazreti İsa'nın haram ettiği dördüncü kat göğe vardı. dokuz metre uzunluğunda tanı yedi renkli bayrağı dalgalanıyor.. Kımıldamak istedi. Efruz Bey bağırmak istedi.com Sayfa 113 . Hain müdür onu aldatmış. Fakat Efruz Bey azimkardı. Hayırsızada birdenbire en hayırlı ada olarak Efruz Beyle tebaasına nihayetsiz servetler temin ediyordu. beyaz gömlek giymiş genç bir doktorun başucunda alnına ıslak soğuk bezler sarmakla meşgul olduğunu gördü.. ne kendisi gelmiş. Kınalıada'ya (2) geçmiş. bütün sürgün köpekler sanki manyetize olmuş gibi iki geceli dizilmişler. Toprak beraber yükseldi. bir müstakil prenslik kurdu. Adanın kendine mahsus motorbotları vızır vızır istanbul'a martı yumurtası taşıyor. geceyi otelde geçirmişti. Efruz Bey Hayırsızada'da "Açık Hava Mektebi" müessisi olarak kalmadı. İşte silâhlarını hazırlamıştı. yükseldi. (1) Tevfik Fikret'in Halûk'un Defteri adlı kitabındaki Bir Tasvir Önünde şiirinin bir dizesi. Adanın en tepesinde beş metre genişliğinde.cizgiliforum. Bir gün Efruz Bey adanın en tepesine alacalı bayrağın dalgalandığı yere çıktı. onu ve talebesini büyük bir memnuniyet ve hürmetle karşılamışlardı. Oturdu. A. *** O daha adaya çıkar çıkmaz "kloroform" kullanmaya hiç hacet kalmamış.. ne oluyordu. salta durarak dillerini çıkarmışlar. www. Yavaş yavaş hatırlar gibi oluyordu. Fakat sesi çıkmıyordu. Âdeta orada bir hükümet.. Bir sabah erkenden vapura binmiş. Pamuk da aldı. Fikret'in : "Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin!"(1) Mısraına iman etmişti. Birden başına gayet ıslak bir şey dokundu. yükseldi. Akşama kadar tepeden dürbünle Hayırsızada'yı tarassut etmiş. ne de çocuklardan kimseyi yollamıştı. Ada birden büyümeğe. şişmeğe başladı. gürbüz açık hava mektebi talebesi sahillerde çardakların altında yan gelip yatıyorlar.

Sabahleyin arka tarafta, in cin olmayan bir yerde boş bir sandal bulmuş, hemen içine atlamıştı. Bundan ötesini bir türlü tahattur edemiyordu... Şimdi bulunduğu yer "Yalova" idi. Demek bir felâkete uğramış, dalgalar onu istemeye istemeye Yalova sahasına götürmüştü. Fakat hayır, büyük işler yapmak, meşhur olmak emelindeydi. Her zaman olduğu gibi, düşünmeksizin aklına bir şey geldi. Buradan hemen istanbul'a dönmek, oradan Yunanistan'a, Akropol'a(1) gitmek, sanat, edebiyat hocası olmak... Oooh, bu ne ilâhî bir mefkureydi: Karyolasının içinde çırpınmaya başladı. Akropol'a, Akropol'a!.. Genç doktor hezeyanın yeniden başladığına sahip olmuş, Efruz Beyin alnına taze taze ıslattığı bezleri sarmaya çalışıyordu. Resimli Ay, cilt 3-4, 1927 (1) Akropol : Eski Yunan sanat yapıtlarının bulunduğu Atina yakınında bir tepe. GAYET BÜYÜK BİR ADAM "Safahat" dergisinde roman olarak duyurulan bu yazının sonu, derginin kapanması yüzünden, yayımlanmamıştır. Daha sonra yazar, "Şîmeler" adiyle bir hikâyesini yayımlamıştır. BiRiNCi KISIM Hürriyet ilân olunduğu vakit ben İzmir'de idim. El şakırtıları, allı yeşilli bayrak dalgaları, birbiri üstüne binerek "yaşasın!" diye haykıran şuursuz halkın içinde beni arkadaşlarım buldular : — Ulan, hâlâ burada sen ne duruyorsun? dediler. — Durmayıp da, ne yapayım? diye ağzımı açtım. — Ne yapacaksın! istanbul'a git! diye haykırdılar. — Senin gibi feylesof, muharrir, şair, müverrih, mütefennin bir genç payitahtta milletine hizmet edebilir, yoksa burada değil... Ve beni omuzladılar. Havaya kaldırarak el üzerinde gezdirmeğe başladılar. Halk, hürriyet kahramanlarından biri sanarak, beni, onların elinden zorla aldı. Ayaklarımı ve pantolonumun paçalarım öperek saatlerce sokaklarda
www.cizgiliforum.com Sayfa 114

dolaştırdı. Ben, bu tezahürleri kendim için çok görmüyordum. Çünkü biliyordum ki, Türkiye'de benden başka ambryologi ilminde ihtisas kazanmış kimse yoktu. Ve halk, haberi olmadan, bu meziyetim için beni yükseklere kaldırıyordu, îlimsiz, irfansız,, f ensiz, felsefesiz bir vatan yaşar mıydı? Eğer uykusuz kaldığım geceler ambriologi ile uğraşmasam, bu güzel ve aydınlık saadet gününü görebilir miydik? Rıhtımdaki Paris Kahvesi'nde yapayalnız bunu düşünüyordum. Artık gece yarısı çoktan geçmişti. Mersinli'nin üstünde, menekşe, mor ve sincabi renkte bir fecir açılıyordu. Garsonlar uyukluyorlardı. Ve önümden hür ve insanlık hukukuna malik Osmanlılar geçiyorlardı. Kalktım. Onların arkasına takıldım. Galiba biraz sarhoştular. "Yeni bir âleme doğan bu yeni halk ne konuşuyor?" diye merak ettim. Kendilerine yaklaştığımı duymuyorlardı. Biri diyordu ki : — Bu eğlenmekse, eğlenmemek nedir? — Yatıp uyumak... — Sabaha kadar uyanık durmak bir şey olduğunu hileydik. Abdülhamit'in devrinde de yapardık. Gülümsedim. Kalbim çarpıyordu. Daha hürriyetin ilânından üç gün geçmemişti. "Dün" ayrılıyor, Abdülhamid'in devri oluyordu. Onları dinledikçe yetmiş dört birahane gezdiklerini, doksan iki şişe bira içtiklerini ve daha yüzümü kızartacak birçok şeyler işitiyordum. Biraz geriledim. Arkamdan yine hür Osmanlılar geliyordu. Ve kendileri gibi lâfları da kulaklarıma geliyordu : — Sabah oluyor, yahu... — Hürriyet bu... Gündüz uyku, gece keyif... — Eyy, para? — Allah kerim! Onlar da yanımdan geçtiler. Ve Mısır Oteli'nin işkembeci dükkânına girdiklerini görünce, karnımın acıktığını hatırladım. Ben de girdim. Çorbayı içtikten sonra çıkarken elimi cebime soktum. Ancak bir çeyrek bulabildim. Ve işkembeci altı kuruş istiyordu. Sözde içine dört yumurta fazla kırmış... — Ne yapayım? Ne yapayım? diye başımı kaşıdım. Pazarlık olmazdı. Hem bu millî şenlik içinde bir tatsızlık yapmak, artık vücutları görünmez olan polisleri yine meydana çıkarmak, benim gibi fâzıl ve uyanık, âlim ve muharrir bir gence yakışır mıydı? Fena olduğunu bildiğim halde yalan söylemenin faydasını inkâr edemem. Aklımda ismi
www.cizgiliforum.com Sayfa 115

kalmayan bir feylesof, "Yalan olmasa, dünya dönmez, yıkılır, giderdi." diyor. Kaşlarımı yukarı kaldırdım: — Eyvah! diye bağırdım, çantamı düşürmüşüm... ve hemen ilâve ettim: İçinde yedi ingiliz, dokuz Fransız, on bir Osmanlı, hatta bir tane de Fas lirası vardı. Mührüm altından idi. Tezgâh başında hesap gören hür Osmanlılardan hiç bir kimse hür bir kardeşinin ziyanına eseflenmedi : "Korkma Usta, şimdi paranı vereceğim," diyor, çantamı kim bulursa, Fas lirasından mâdasını kendisine hediye edeceğimi söylüyordum. Herkes başını sallıyor, en dikkatli dinleyen bile gülümsü-yordu. Çantamın kaybolmasından ancak işkembeci heyecana geldi : — İnşallah bulursunuz, dedi. Ama şimdi üzerinizde başka para yoksa, bana bir şey rehin bırakınız. Üzerimde beş sene evvel iki kuruşa aldığım bir cep cüzdanı vardı. Bir de kurşun kalemi, iki forma Fransızca "Essai sur l'embryologie",(1) bu kâğıtları uzattım. — İşte, sana bir rehin! dedim. Bir liradan fazla eder. (1) Organizmanın, yumurta ya da spor durumundan erişkinlik durumuna kadar gelişmesini konu edinen bilim üzerene deneme. Usta, gözlerime baktı : — Eğleniyor musun? diye sordu. Ve köşede yığılmış Rumca büyük gazete yığınını göstererek ilâve etti: Kâğıt para etseydi, biz dükkânları kapardık. İşte sana on okka kâğıt, getir beş kuruş, al hepsini git. Mesele çatallaştı. Çorbasını bitiren tezgâhın başına geliyordu, içlerinden bazısı şüpheli nazarlarla beni süzerek : — Ayıp, ayıp! diye homurdanıyorlar. Al aşağı, ver yukarı, sanki haberim yokmuş da, kazara buluyormuşum gibi, cebimdeki çeyreği çıkardım. Geriye kalan bir kuruş için de yeleğimi bıraktım. Kapıdan kendimi dışarı attım, îçimde bir acı duyuyordum, izzeti nefsim kırılmıştı. Hiç bir kuruş için adamın ceketi çıkartılır, yeleği arkasından alınır mıydı? Keski tütünü bırakmasaydım! Tütünü bırakmasam bu felâket başıma gelmeyecekti. Çünkü fakfon tabakamı da kaybetmeyecek, müşkül bir mevkide, bir kuruşa karşı rehin gibi onu kullanacaktım. Zaten adam, üzerinde kıymetli bir şey bulundurmalıydı. Bu âdeta içtimaî bir mecburiyetti. Fakat benim gibi âlimane, say ve tetebbu içinde hayat geçirenler, akıllarını öyle lüzumsuz şeylere sarfedemezler.
www.cizgiliforum.com Sayfa 116

Halbuki işte hürriyet ilân edildi. ben bütün embryologiye ait notlarımı yırtar. Ve akademi açılacaktı. Spenser saati aldı. şu. Tuhaf! Hancı Mesut beni bekliyordu. Hayatta niçin para ve menfaatten böyle nefret etmeli? Eğer ilim için bir budalalık lazımsa. Embryologi mütehassısı ben. ters ve mendebur bir herifti. hatıramı yazarken bir saat evvelki yelek vakasını nasıl ballandıracaktım. maaşlar bahşedeceklerdi. Uyanan Osmanlılar yaptılar... hususuyle embryologi'ye büyük bir kıymet verecekler ve bizim gibi âlimleri. Büyük hakikatin herkes tarafından anlaşılması için aç açına kitaplar yazdı. "Hey gidi Hürriyet hey!.. kalın kara kaşlı. mutlaka ilk azadan olacaktım. bir genç Osmanlı vatanperverliği ile hiç bir ecnebi müesseseye giremeyeceğini söyledi. kısa boylu. Güzel ve küçük bir odasında yattığım Hacı Seymen Hanına giden sokaklardan geçiyordum. Kendisine verilen mükâfatları.. fenne. bu akşam bana yaptıkları gibi hep el üstünde gezdirecekler. diyordum ve ne kadar büyük olursa olsun ona benzememeğe karar verdim. yani bin beş yüz liradan fazla bir para kaybetti. Yarın Meşrutiyet ve Hürriyet sayesinde şöhret cennetine girince gamlı bir mazi olan sefalet ve züğürtlüğümü nasıl hatırlayacak. rütbeleri bile istemedi. On beş sene yazdıktan sonra otuz bin franktan. paralar. Kalabalık buralara bile taşmıştı. Mesut. âlimin kıymeti bilinmeğe başladı" diye suratimi ekşittim. aralarında kırk bin frank kadar para toplamışlar ve bir altın saatla göndermişlerdi. Sonra Kraliçe Viktorya'nın kendisine verdiği rütbe ile Almanya imparatorunun madalyasını da geri çevirdi. Yine yılmadı.Spenser gibi büyük bir feylesof bile üzerinde elbette gümüşe dair bir şey taşımazdı. Yarın nereden para bulabileceğimi hep bunlarla beraber düşünüyordum. ilme.. Halk yaptı.cizgiliforum. meydana atılarak : — Cahilim.com Sayfa 117 . yahu. İşte ilmin. mükâfatlar. ben de cahilim! diye haykırmağa başlardım. Amerika'da kendini seven dostları ve okuyucuları bu feylesofun fakirliğini. Artık son parasız günlerimiz bu günlerdi. İstemeye istemeye : — Doğrusu bu Spenser biraz budala imiş. Ahali yaptı. açlığını düşünerek. Tabiî şimdi bunlar gençliğe. isimlerini bütün dünyaya telgrafların aksettirdiği Niyazi ve Enver yapmadı. dedi. 1882'de Paris "Ulûm-i Mâneviyye ve Esâsiyye Akademisi" ne âza tâyin olunduğu halde. — Seni bekliyordum. Bunu. paraları da geri yolladı. feneri nerede söndürdün? www. yahut bu zat. tabiî. Hanın kapısına geldim.

— Ey.. biraz akıllı ve fikri açık bir adam olsa. Şimdi Mesut. anasını bellerim. bu yaptığına kızardı.. — Ne yaptın. Sizin Türkçe ile söylenmez. bir iki saat kestir sem. âlime böyle eşekçe muamele eder miydi? Feylesofluğa vurmak istedim : — Ne ise zararı yok. zavallı diye kabardım.com Sayfa 118 . Gündüz oluyordu. Feylesofların avam ile uğraşmaları ayıptı. Fena halde surat astı. Meşrutiyet'e. boyuna lügat paralıyorsun... Boğazına sarılacağım geldi. — Niçin? — Türkçe söylemiyorsun ki babam.cizgiliforum. tam şöhret ve samanın eşiğine gelmiş bir.. bana başka bir yatak göster sen de. benim gibi. Böyle vahşice ve barbarca bir hareketin benden çıkması. ben şimdi ne yapayım? — Senin ne yapacağını ben ne bileyim? Artık herifin münasebetsizliğine dayanamadım. Gayri ihtiyarî : — Yaaa. Uyku gözlerimden akıyordu. Gülümseyerek ' — Pek uykum var.. — Ey.. yatağımı. dedim. Cevap olarak benim bütün eşyalarımı. Ben. taş mı atmak istiyordu? Yine pişkinliğe vurdum. Gözlerini öbür tarafa çevirdi. Bilâkis binlerce fikirsiz kafada yüz binlerce hürriyet alevlendirdim. Acaba bu kaba herif benim parasızlığımı yüzüme vurmak. — Ben senin odana iki müşteri yatırdım. fener söndürmedim. Bilâkis hezaran es bi eydi hisad hezaran eşi'a-i hürriyet ikad ettim. sevgili vatandaşımın hatırını kırmamak için lafımı Türkçeye tercüme ettim : — Bak. parasız biri elime geçse.. ne yaptın? — Söylediğimi anlamadın mı? — Yoook. kitaplarımı zaptettiğini söylemesin mi?... hiç söyleme.. iki aylık borcumu vermeyeceğimi söyledim. Başka. — Ben cahile kızmam ama. Hiddetlenecektim..... ne diyorum: Fener filan söndürmedim. — Öyle ise sus. cahil bir adam olsa. insaniyete www. ilme. Lâkin artık Meşrutiyet'ti. ilm-i lisandır. sonra buraya niye geldin? — Yatmağa. Halbuki.. Ayaklarım titriyordu.. iki aylık borcum vardı. — Bu Osmanlıca.. diye ağzım açıldı. — Hiç boş yatağım yok. doğrusu gençliğe..— Heyhat.

. kendimi tutmak için nasıl dişlerimi sıktım. Hele bıldırcın avına gidecekmiş gibi başı açık. Mesut arkamdan küfürleri basıyordu. yırtıcı bir vahşilik iddiası olamazdı. fenalık hasılı bütün dünya onun adı anılınca ayağa kalkıyor.1914) ŞIMELER(1) (1) Şîme : Tabiat. Başımı. sayı 2.. bir daha kımıldanamıyordu. küçüklük.. kurdukları müstakil hükümetleri birdenbire büyüterek. hayır. şöhret. bütün orta yaşlılık. şiddeti çıplak resimlerindeki kabarık bazularından belli oluyordu. "Ah bu serseriler. "Safahat" dergisi. Gıcırdarken "çatt!" dedi.. Herkesin: "Gayet büyük bir adam" dediği bu zat sahiden pek büyüktü. mart 1330 (. bütün ihtiyarlık. Kulaklarım uğulduyor. büyüklük. sonra secdeye varıyor. Salepçibaşı Hanının kıraathanesine girdim. ellerinden gelse bütün insaniyeti mahvedecekler. okumayıp ha "okudum diye iddia ettiği birkaç milyon risalenin sayıları da ilâve edilecek olursa zekâsının.. erkeklik. iyilik." Evet. dinî mefkurelerdi. O kadar büyüktü ki nazırlar yanında pek küçük kalıyordu. italyanları yarım asır evvel Avusturya'ya karşı isyan ettiren. dünyada milliyet kadar çirkin..com Sayfa 119 . vardığı bu secdeden bir daha doğrulamıyor. dişilik. Üst sıra dişlerimin sağdan üçüncüsü kırılmasın mı? Hiddetimin dehşetinden kendim de korktum. Kuvveti. Bu "gayet büyük adam" m en ziyade kızdığı şey millî. Yahut yürürken çok kabardığından öyle görünüyordu. derdi.cizgiliforum. Okuduğu birkaç milyon kitabın kafasına yığdığı o nihayetsiz malumat.leke olabilirdi. Bütün gençlik. dehasının dehşetinden titrememek kabil değildi. Tekrar caddeye doğru kaçmaya başladım. hayır. Henüz kimse yoktu. meşum tarihlerinden ilham alarak Trablus'a atılmalarına sebep olan "milliyet" hissi değil miydi? Rusya'nın Asya'yı benimsemesi. saman beni orada bekliyordu... Ah. Evet. Tüyleri ürperme-den kimse bu nefis. evvelâ rükûa. Şan. Boyu bir doksan beş santimetre idi. huy. başım ağrıyordu. ben istanbul'a gitmeliyim. spor elbisesiyle çıkarttığı fotoğrafı. www. kahraman hayale bakamazdı. Japonya'nın sivrilişi. Elinde tuttuğu kaim ve korkunç kırbaç. masanın mermerine dayadığım kollarımın üzerine bir güzel yerleştirdim.

Cemaatler dağılınca millî vicdanlar da yaşamayacak. Milliyetler ölüme mahkûmdu. ilmin.. Onun fikrince felsefenin. yazmaya başladığı gayri matbu altı yüz bin sayfalık eserinde medeniyetin ferdiyete doğru yürümek olduğunu ispat etmişti. ayrı dinlerin saliklerini hep kardeş tanırdı. İlme.Hatta bir mecmua: "Yeni lisan.com Sayfa 120 . Pan İslâmizm. millete (!) çok muzırdır. şahsî arzularla hareket edecek. müstakil bırakmaktı. aynı zamanda gayet büyük bir muharrirdi. karanlık zamanından kalma bir müesseseye bağlayan. -Politika ile uğraştığı zamanlar diğer Osmanlıları. bir cemaatin ruhuyle. Liberal gazetelerin baş sütunlarında Pan Türkizm. Arnavutları www. iradesiyle hareket eden. Turan. Turan" diye tehlikeli bir gürültü koparıyordu. ne dinini tanır. "Turan.. herkes umumî bir idare ile değil. millî cereyanı asker bozuntusu iki üç muharrire atfediyordu. yeni hayat" hareketinin aleyhinde bulunuyor. Fakat Avrupa'daki cemaat ruhlarının iflâsına daha çok zaman isterdi."Memeden kesilir kesilmez düşünmeye. insan olurdu. Bütün arz onların vatanı idi. (2) Pan îslavizm : islâv birliği. dinler olmasa insanlar bu arzın üzerinde kardeş gibi yaşayacaklardı. o vakit ortada yalnız "insanlık" kalacaktı. yani Bulgarları. onu hür. idraksiz bir cemaat olan Osmanlı Türkleri işte bu insaniyet gayesine yüzlerini çevirmişlerdi. Ruhsuz. Türklük cereyanı vatana.cizgiliforum. Ancak bu nazik. Bulgarların iki hafta içinde istanbul'a dayanmaları hangi uğursuz kuvvet sayesinde idi? Milliyetler. medenî noktayı anlayan insan. Sırpları.sarı tehlike.diye takdirlerini saçıyordu.(1) Pan îslavizm (2) tehlikeleri hep bu milliyet hissinden doğmamış mıydı? (1) Pan Cermanizm : Cerman birliği. Kırk sekiz yaşındaydı. Yoksa milliyet gibi vahşet. Büyük muharrir sabredememişti.”. Türkiye'de olmayan bu tehlikeyi icat etmek en büyük bir cinayet değil miydi? Büyük adam. aleyhinde birçok yazılar yazdı. kendi arzularını unutan bir adam asla insan addolunamazdı. Hemen bir mektupla: "Ben de tamamıyle sizin fikrinizdeyim. Bu "insan addolunamayan güruh" halkı kendilerine benzetmeye çalışıyor. Milliyetleri insanlıktı. felsefeye yabancı kalmayan bir fert ne milliyetini. fennin gayesi fertleri cemaatlerinden ayırmak. Pan' Cermanizm. Rumları.

. Bunu yazan Avrupalılar hiç tarih okumamışlarA/Türkler Anadolu'ya altı yüz sene evvel beş yüz çadır halkı olarak gelmişler. . taassup unsurları Osmanlılığın içinden çıkmışlardı.cizgiliforum. Bu malumatın verdiği katî itimat ile gülerdi. Araplar Arabistan'da. Bunlara millî. yine kanun. derdi.) hemen yalnız kalıyorlardı.." davasını şimdi Arnavut kırallığı nazırlarından olan eski fesatçılarla beraber ne güzel müdafaa etmişti! Artık "Elhamdül Bacon(1) ve Spencer(2) bu millî. Bütün tarihî malumatı mektepte öğrendiği şeylerdi.pek iyi tanımıştı.. Turan" kelimesi geçmeyen küçük "Fezleke-i Tarih-i Osmanî" kitabından başka tarih görmediğinden Osmanlı Türkleri gelmezden evvel Anadolu'nun baştan aşağıya kadar Türk milletiyle dolu olduğunu bilmezdi.Osmanlı nüfusu karmakarışık. Hâlâ mekteplerde okutulan. dinî bir mefkure vermek müşterek insanlığa karşı bir hıyanet idi.. Türkler Anadolu'da hemen (1) Bacon (Beykın okunur): Iskolastik metodu yıkarak deneysel metodu getiren ingiliz filozofu (1561 -1626).. Anadolu ahalisine de hep "Türk" diyorlar.— Anadolu'da on beş milyon Türk ha. "Memaliki Osmaniye" ye haksız olarak Türkiye dedikleri gibi.. Hele Aydın ahalisi tamamıyle Rum'du. www.. Türkleri yalnız istanbul ahalisinden ibaret sanırdı. kanun." diye takdim etmişti. içinden : — Ne kadar kafalı herifler.com Sayfa 121 . O vakitki bu gayri Türk Osmanlı arkadaşlarının milliyet. içinde "Türk. İntihabat esnasında Boşo'yu halka "Sağlamdır.. (Burada kozmopolit düşüncelilere işaret ediliyor. (2) Spencer (Spenser): ingiltere'de evrimci felsefeyi kuran filozof (1820-1903).. adalet. Benden hamiyetli. derdi: Bununla beraber Kozmidi ile canciğer sevişirdi. kendi tâbirince "Mağşuşül-milliye" bir heyetti. din hususundaki taassuplarına bakar. Selçukîleri Acem zannediyordu. "Osmanlılık. Faydasız mütalâayı sevmediğinden tarihe o kadar ehemmiyet vermemişti... Çünkü ora ahalisine verilen "Efe" ismi Rumca eski. Ada tavşanı olsalar bu kadar üreyip çoğalamazlar. sonra yine kanun. Ecnebî coğrafya kitaplarının adedini yazdığı on beş milyon Türk'ün varlığına inanmaz : — Bu Avrupalılar etnografya ilminde pek cahildirler. genç kahramanlara verilen “Efe” kelimesinden çıkmamış mıydı? Milliyetperverlerin "Türk" yapmaya çalıştığı Türk . müsavat. benden vatanperver bir Osmanlıdır..

âlim. tamburası dururdu. Kapakların fildişi levhaları üzerinde yaldızlı harflerle : "Birinci sayfadan. neyi. Türk olmadığına zekâsı. www. Hatta Abdülhamit Efendi bile padişahken onun şöhretinden. Fransız. mütefennin. Turan ile katiyyen alâkası yok. (1) Siyonist: taraflısı. Bu dolaplar altı tane idi. Bulgar. Çünkü kendisinin Türk olmadığını iyice biliyordu. Bu zerzevat gibi küfe ile kitap almak onun eski bir âdetiydi.. kırbaçları. çifte gözlükleri.(1) diye haykırmıştı. sekiz yüz bin üç yüz on birinci sayfaya kadar. ciltlettirdiği kitapları birkaç sene evvel Türklük iddia eden Osmanlılara inat için-Hıristiyan. Lâkin yine Türklüğü kabul 'edemezdi. Osmanlılar küfe küfe alınan bu kitapların hepsini okur zannederek ondan ürkerlerdi. Türklükle. îşte kendisi meşrutiyetin ilânından beri beş altı milliyete intisap iddia etmişti. teşbihleri.' yazılmıştı. Kendisi clsa olsa "Osmanlı" olabilirdi. Fakat sıkı sıkıya kilitlenmiş olan bu dolapların içinde hiç kâğıt yoktu. Asla "Türklük" ü kabul edemezlerdi. italyan kanı akıyordu.. O vakitten beri yine her hafta Beyoğlu'ndan bir küfe kitap alır. Rus. hammalla evine getirirdi.com Sayfa 122 .cizgiliforum. terbiyesini verememişti. "Yüz on iki bin sekiz yüz kırk beşinci sayfaya kadar. ilminden korkmuş. ingiliz..Osmanlıların damarlarında beş sene evvel Selanik'te çıkan milliyetperver bir paçavraya yazdıkları gibi : Rum. Yıllarca biriktirdiği. Bağımsız bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan ülkü "Yüz on iki bin sekiz yüz kırk altıncı sayfa"Dört yüz otuz bir bin dokuz yüz yetmiş üçüncü sayfaya kadar.. cübbesi. dehası şahit değil miydi? Hiç Türklerin içinden kendisi gibi mütekâmil. Öyle bir Osmanlı ki mazi ile "Memalik-i Osmaniye" haricindeki Türklerle. kispetleri. Alman.Zira bu Türk . şık dolaplar otuz âşıklı bir kokotun elbise dolaplarına benziyordu. Birisi görse bu gayet büyük adamın tavazu için yalan söylediğine. fazıl. kemerleri. Onun. külahı. Yine dolmağa başlayan kütüphanesine bu sefer büyük büyük dolaplar da koydurmuştu. Yahşinin denize bakan en büyük odasını kütüphane yapmıştır. tek. altı bin sayfalık eserinin birkaç milyon sayfalık olduğuna hükmedecekti. "Beş yüz bin altı yüz elli üçüncü sayfadan. feylesof çıkabilir miydi?. Akajudan yapılmış bu narin. Hatta Balat'ta verdiği bir konferansta : — Bizzat bir siyonistim. Sırp. eski spor elbiseleri. ecnebi bir müesseseye vermişti.

Maddeten değilse bile manen nazırdı. Üstünde küçük kitap kaleleri yükselen yazı masasına oturdu. işte kendisi nazırdı. hayalinde vücut verdiği gayri millî Osmanlı milleti şimdi şaşırmıştı. "Mağşuş-ül-millîye" ve Türklükle. Sonra önüne büyük. Bu iki büyük adamın dargınlığında Osmanlılık için gayet büyük. henüz onlar kadar baş döndürücü. mütefennin. hatta bütün dünya yüzünde umumî bir muharebenin baş göstereceği iki kere iki dört eder kadar muhakkaktı. hususî mektuplarına. çıkardıkları davalarla şöhreleri cihana yayılmıştı. kilitledi. diye durakladı. Hava çok güzeldi.Açık pencereleri indirdi. büyük adamı barıştırarak ayana sokacaktı. gayri millî.com Sayfa 123 . yoksa muhabbete mi taraftar olsunlar? Bu iki âlemin. makalelerine. birisi "şîme-i husumet" iddia ediyordu. o da bir "şîme-i bir şey uyduruverseydi. Tekrar çıkardığı şeyleri çekmeceye soktu. ferdî hayatlarına devam edeceklerdi. Yalnız usturalarını bilerdi. O vakit ikiye ayrılan Osmanlılar birleşecekler. Şair. mademki Türklüğü kabul etmeyen.. âlimane bir dalgınlıkla işe başlayacaktı. (1) Kabalist : Tevrat'ın yorumlanıp mecaz anlamına alınması taraflısı. Bunlardan birisi "şîme-i muhabbet. Bu masanın üzerinde asla yazı yazmazdı.. millete ettiği büyük hizmetleri tarihin asla unutamayacağı "Büyük kabine" onun iktidarını. Kendisi altı yedi yüz bin sayfalık bir eser yazmaya kalkmasına rağmen. Hatta üç dört aylık hükümeti esnasında vatana.. O vakit "şîme-i muhabbef'ciyle "şîme-i husumet" çinin namları tarihlere geçecekti. Yine yalnız hayalinde mevcut olan Osmanlı milletine bir hizmet edecek bu iki meşhur. âlim. Her vakitki meşguliyetine başlayacaktı. Fakat soğuktu. milliyetperverlerin www. Hayalinde büyüttüğü. hayalî bir hezeyan içinde kendisini nazır zannetti.cizgiliforum. hem gayet büyük bir tehlike görüyordu.. Turan'la münasebeti olmayan Osmanlıların en büyük adamı kendisiydi. fotoğraflarına. Eğer barışmazlarsa Avrupa'da değil.. Lâkin : — Belki erken gelirler. Bugün iki büyük adamı davet etmişti. Onları barıştıracaktı. Ah ne olurdu. resmî istidalarına imzasını "feylesof" diye attığına rağmen. İngilizce bir kitap açtı. Düşündü. Bileyi taşını. meziyetini' takdir 'ederek âyanlığa namzet göstermemiş miydi? Tuhaf. Büyük.. Bunu kıskanıyordu. Anahtarla çekmeceyi açtı. küçük bir zeytinyağı şişesini. feylesof. bir deste de ustura çıkardı. Lakin hayır. Okuyormuş gibi bakmaya başladı. Husumete mi. mutasavvıf ve kabalist (1) olduğu kadar hayalperverdi. Bu ne muvaffakiyetti. anî bir şöhret kazanamamıştı.

.. yanına getirmesini söyledi. "Muhabbetçi" nin mesut.. Çünkü budala değildi. Hep bir.. sözüyle. oturunuz bakalım. ateşin. — Hayır. — Pekâlâ.. şeye dair yazdığım yazıları sana veririm. güftesi. sadrazamlıktı. Daldığı.. siyahın. Biraz tahlil istiyordu. Yahudiyle İspanyolca. Bestelerinin.cizgiliforum.com Sayfa 124 . her fırsatta aleyhlerinde bulunduğu genç Türklerin en yırtıcı huysuzlukları. Dünyada en nefret ettiği. tek ile çiftin. Hakikatte hakkı nazırlık değil. ziyan olarak sizden bir makale almadan gitmem. Başını sallayarak : — Bütün yollar Roma'ya gider.. Zarar. itilâf etmemekti.. Biraz kendi imtinalarından. hayır.. sudan hiç farkı yoktu.arkasından gitmeyen Osmanlıların en büyük adamıydı. bir başkalık. husumetten. beyazın siyahtan.. — Neye? www. Yoksa muhabbetin. Şîmecileri barıştırıp ayana koyacak... Muhabbetçi ile husumetçinin yalnız nağmeleri değişiyordu. Rumca." çıkaracaktı. dedi. dedi. Menfaat. gayet zekiydi.. bu güftenin manası hep birdi. Mademki fikirlerinin esası birdi. programlarından feda ederek muhalifleriyle. — Neye dair? — Şeye canım. Hizmetçi kızın arkasından giren "Muhabbetçi"' Bey idi." derlerdi. onların iddiasından kendisine mahsus vasati bir "Şîmei.. niçin dargın duracaklar. Hem "muhabbet" ile "husumet" in arasında ne fark vardı? Hemen hiç. Rumla Rumca. Beyaz ile. Güldü : — Geç mi kaldım? diye sordu. Biraz ayağa kalktı. — Fakat matbaada işimi bıraktım. Turan düşmanı Osmanlılığı anarşi içinde bırakacaklardı.. cehennemdeki gayya kuyusundan daha derin mütalâadan hizmetçi kız uyandırdı.. şişman bir beyin geldiğini söyledi. fakat Türklerle Osmanlıca konuşurdu. kalemiyle. İngilizle İngilizce. şişman bir banker gibi dünya umurunda değildi. — Buyurun. Zaten o hissediyordu.... Bu başkalığa âdeta "müsavat" denebilirdi... tekin çiftten. Fransızla Fransızca. Onlar "itilâf mesleğin ölümüdür. Yer gösterdi. vahşetleri barışmamak. altın ile suyun arasındaki fark kadar ehemmiyetsiz.. On yedi lisan biliyordu. O da Rumca. Arnavutla Arnavutça.. şantajcılarla anlaşmazlardı-Halbuki o "muhabbet" ile "husumet" i barıştıracaktı.

bir beyin daha geldiğini haber verdi. tekâmülünden. Husumetçi-nin elinden bir kaza çıkacağından çekmiyorlardı. — Mümkün değil.cizgiliforum. morardı. Birden Muhabbetçi de korkmuştu.. dedi. Büyük adam bile ürktü.. Gözlüğü titriyordu. Tuhaf bir tesadüf.. Hiddetlenmeye lüzum yok. Evet.com Sayfa 125 . dedi. — Ne oluyorsun yahu? dedi. terakkisinden.. Arkadaş oldukları zaman onun ne kadar cesur olduğunu da öğrenmişti.. Bazularını gerdi.. Husumetçi büyük adama doğru yürüdü. dişini sıktı... attı : — Pestalojiye(1) dair canım. Muhabbetçiye : — Sen emin ol.. Büyük adam hizmetçi kıza bu beyin getirilmesini yine Rumca emretti. — Çünkü o barışmaz. Sekiz on senedir ben bu fenle uğraşıyorum. Biraz sonra kapı açıldı.. Hizmetçi kız.. Mutlaka barışacaksın.. Büyük adam "Muhabbetçi" ye : — Sana bir sürpriz yayacağım. Tekrar kapıya doğru yürüdü... Bir an içinde kızardı. ateşli bir gözle baktı ki. Âdeta sathına bukalemun derisi kaplatmış bir husumet heykeline döndü. karardı. Osmanlılarca bilinmeyen bu ilimden ilk defa benim risalemle bahsolunması büyük bir şeref. Bu ilmin tarihinden. Şerefin en bü-. — Ne? Beni onun için mi çağırdınız? — Evet. mazurum.. yeşilleşti. Yoksa bana göre hiç.. Bir saat kadar Pestalojiye ait konuştular. bahsettiler. Husumetçi : — Düşmanımın bulunduğu yerde duramam. Fakat yavaş yavaş Muhabbetçi cesaret aldı. gayet mühim bir fen. sarardı. dedi. Ayağa kalktı.Büyük adam öyle kaldı. www. Otursana. Yüzünü çevirip diğer misafiri görünce çehresi değişti... — Niçin! — "Husumetçi" ile barıştırmak için.yük kısmı da size ait olacak. Neye dair yazdığını bulamıyordu. Beklediler.. birden bulamadım.. Yumruklarını sıktı. — Niçin?. Muhabbetçiye o kadar korkunç. "Muhabbete" sevindi : — Pestaloji. bozardı. Kendisine uzanan elleri sıktı.

. İşitiyorlardı. Hep kabahat bende.. Tenkitleri o kadar mükemmel yazar ki. Bu ilim darülfünuna kabul olunmazsa. dedi. belki bütün Osmanlıların mahvolacağını muhakkak addediyorlardı.. Gözlük olursa ne âlâ. onu kullanırsın.. dedi. ilim okumakta değil. Gelmek sizin elinizde ama. Bağladılar.. olduğu gibi aynı zamanda doktordu. Yavaş yavaş konuşmaya başladılar. okuma.. dostum. okumayınız. 'Gözlüksüz kalan Husumetçi : Teslim.Büyük adam fırladı. Artık gitmeye-cektb^ünkü gözlüğü kırılmıştı. Ben sana hitap ediyorum. Husumetçiye gözlerinin miyop olup olmadığını sordu : — Ah ne miyopu. feylesof. gitmek değil... Bir koltuğa oturttular. "Memalik-i Osmaniye" nin. denize yuvar lanırdı. www. Hayal meyal.. Ev sahibi bırakmıyordu. Gayet büyük adam. fakat yazmayalım mı? — Feylesof.com Sayfa 126 . Evet. pek az. Husumetçi yumuşuyordu : — Görebiliyorum ama. O kadar çok kitap okunur mu? İşte gözlerimi kaybettim. teslim! diye bağırdı. Muhabbetçi bedava sinematograf seyreden acemi bir polis hafiyesi kadar neşeliydi. on altı yaşında bir çocuk bulur. Benden size nasihat. Nihayet dört gözlüğü birbiri içine taktılar. diyordu. ameliyat lâzım geldiğini söylüyordu. bunun için on beş. büyük adam üzerine basınca tuzla buz oldu. muharrir.. dargın olduğum bir düşmanın aczimden istifade ederek bana söz söylemesine müsaade etme. Zira duvarlara çarpar. Deha. Son nefesinde vasiyet veren bir hasta sesiyle : — Beni bir yere oturtunuz.. Büyük adam dolapların birisinden büyük bir kutu gözlük çıkardı. Bu gözlüksüz kalan gencin hali o kadar feci idi ki darılmazdan evvel onu birçok defalar gözlüksüz kitap okuduğunu hatırlamakla beraber Muhabbetçi bile acıdı. Sen söylersin o yazar. Hatta şimdi kovsalar yine gidemeyecekti.. Artık hiç görmüyordu. görebiliyorum. ' ilâ. Nihayet Husumetçinin gözlüğü yere düştü. Yazmaya gelince.. Muhabbetçi sordu : — Peki okumayalım. Yine bahis Pestaloji ilmine dayanmıştı. okumamaktadır. Artık Husumetçi bir parça görüyordu. Yoksa körüm. Onun belinden yakaladı : — Burası tekkedir. şair. hendeklere düşse..cizgiliforum. Husumetçi kurtulmaya çabalıyordu. âlim. Hiç biri Husumetçinin gözüne uymuyordu. Elleriyle gözlerini ovuşturuyordu. Büyük adam acıyor..

Evet. dedi. O zaten ilimlerin kendilerini bilir. şarka ittihat için saldırmak istemezsiniz. Birbiri içine takılmış dört gözlüğü gözünden çıkardı. kaba. Biz bir araya toplanmazsak cehalet karanlığını kim aydınlatacak? Hayır. Cebinde "Larus do Poş" (1) cuğu duruyordu. Bu bin sekiz yüz yirmi yedide ölen isviçreli bir terbiye mütehassısının ismi idi... hayır." nin manasını bilmiyordu. Bütün "Memalik-i Osmaniye" halkı birbirine girecek.. anane içinde. Kapıyı kapadı... Barışmalısınız. Artık siz dargın duramazsınız.. bu bir insan ismiydi. Hatta sipirtizm ile spiritualizm arasındaki farkı bilmediğini yüzüne vurmuşlardı. www. Şimdi çıkarıp baksa Pestalojinin neden bahsettiğini birdenbire anlayacak. âlimlerin dargın durması millet için ne büyük felâket. Maksadınız milliyetperverlerinki gibi âdi.. Birbirimizin malumatından istifade ettik. Vaktimiz ne kadar faydalı geçti. Fakat "Pestaloji. Hayret. cahilliklerini yüzlerine vurmayı düğündü. lâkin isimlerini bilmezdi. Nihayet büyük adam dedi ki : — Bakınız. Sokaklarda nümayişler olacak. Lâkin feylesofla Muhabbetçi ne kadar ciddiyetle ondan bahsediyorlardı.. Gidip yalanlarını. ikinizin (1) Larus do Poş (Fransızca: Larousse de Poche): Cebe girecek büyüklükte basılmış küçük Larousse ansiklopedisi: iddiasını kaynatıp bir meslek çıkarmak pek kolay. onları mazi. O halde onların yalanına iştirak etmişti. Aptesaneye gitti. Ayağa kalktı : — Biraz dışarı çıkacağım. Tekrar oraya gitti.cizgiliforum.com Sayfa 127 .. vahşiyane değildir. Pestaloji gibi Osmanlılarca meçhul bir ilim hakkındaki tetebbularımızı hatırladık.. Halbuki kendisi Pesta-loji'ye dair yeni eserine bir fasıl yazdığını söylemiş miydi. Husumetçiye döndü : — Meselâ siz "şîme-i husumet" diyorsunuz. Pestaloji kelimesine baktı. hatta buracıkta bir konferans bile verebilecekti. diyordu. Zaten iddialarınızın esası bir..Husumetçi yazdırdığı yeni eserine Pestalojiye dair de bir fasıl ilâve ettiğini söyledi.. Ben sizleri buraya barıştırmak için çağırdım.. Yalının her tarafını tanırdı. cebinden Larus'unu çekti. Bundan eminim.. Hâlâ Pestaloji'nin son nazariyeleri konuşuluyordu. Sesini çıkarmadı. — O kadar izahat verdim ki herkes şaşacak. Meselâ siz zavallı Osmanlıları Türk yapmak. Fakat. bir cemaat halinde toplayıp garbe intikam için.

" w demezsiniz. Avrupalılar ve Hıristiyanlar! ben de severim. — O halde Husumetçi dostumuzla sizin aranızda bir fark yok. — Ben de.. müsavi bir "irfan" emin olunuz "Turan" dan daha münasebetsiz. Senin maksadın Avrupalı dostlarımız senden korksun ve. Büyük adam hâlâ koltuğunda rahat rahat gülümseyen Muhabbetçiye döndü : — Siz "şîme-i muhabbet" diyorsunuz... rahat.. — Pekâlâ. Katiyen milliyetperverlerin muhalifiyim.. — Tabiî demem. millet için ne kadar muzır olduğunu söyledim.. Yoksa her türlü şahsî menfaat fikrinden âri budala bir mefkûreci gibi : "Vatan. Hatta gayet büyük bir zata bu Türkçülük milliyet cereyanının vatan. mesut yaşamak. (1) (1) Ziya Gökalp'in bir şiirinin bir beyti.. — Evet. Husumetten ürken ecnebîlerce siz şahsiyet olacaksınız. Yani şahsî menfaatiniz. lâkin niçin? Menfaatim için. Dışarıda ötüşen martıların sesleri.. Siz evvel zaman.. ne Türkiye'dir.. para. "Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.. Senin kadar Avrupa'yı. menfaat getirmeyen mücerret.. Mademki ikisinin de bir ce-.. kalbur saman dervişi gibi : Vatan. Ben başka türlü anlamam. manasızdır.. Hıristiyanları ben bile sevemem.. hâsılı irfan demek şahsî menfaat demektir. diye yuvarladığınız tekerlemeye sahihten inanıyor musunuz? Mücerret bir irfandan ne çıkar? Para vermeyen. İki muarız düşünüyorlardı.cizgiliforum... geçen bir Şirket vapurunun düdüğü işitiliyordu. evet. maate. — Evet.. Türklere. — Ve. biliyorsunuz işte maksadım o.. ne Türkiye'dir. Niçin dargın. bir mefkureye ait www. Zaten bunu biliyorum. Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: İrfan. irfan: Gemisini kurtarıp kaptan olmaktır. Büyük adam susmuştu. Yani cahillerin gözlerini kamaştırmak. ne Türkistan.com Sayfa 128 . Söylediği laflar çok doğru idi. Kırılan şöhretiniz şahsî menfaatinize de dokunur. ihtiram kazanmak.— Tabiî. — İşte o maksadınızın serbest adı "menfaat" tir.. bizlere. ne Türkistan. muarız durup da birbirinizi çürütmeye çalışıyorsunuz.

Muhabbetçinin elinden tuttu. elbette eski samimî dostu gülümsüyordu. düşman yok! Gürültü yok! Yorgunluk yok! Bizi bitiren. menfaatlerinin tatmini içindi. muhitin hayaline karışarak. hisleri. benizlerimizi. Niçin teferruattan ayrılıp kuvvetlerini dağıtmalı.. içinden "acaba bize büyü mü yaptılar?" diyordu.. Ah. isimsiz renklerle billûrlaşıyor. gösterdikleri husumet..com Sayfa 129 .. onun keskin. kıllı ellerini görüyordu. O kadar derin bir rahat.. çat!" diye kanat vurmasıyle uyanıyor. Artık. mesut ötüşlerini dinliyorum. Arkamdan bir ses : www. saf. Muhabbetçi de eski arkadaşına bakıyor. dost yok. hepsi gözlerimden. Ah. Bu gözlüğün üstünden baktı. idrakleri o kadar birbirine yakındı ki beş altı ay nasıl dargın durduklarına şaşıyordu.. yoldan geçen davarlara. yerlere. toprakları dumandan peri memleketlerinin zümrüt sahillerine giden büyük akış. pembe nurlar. muhabbet hep şahıslarının. deliksiz uykumdan. Onların ruhları. Mademki esas birdi. milliyetperverlere matbuat âleminde fırsat bırakmalıydı?.. Her şey gözümün önünde bu billur dere gibi akıyor. dudaklarımızı sarartan. Husumetçi birbiri içine takılmış dört gözlüğünün altından baktı. Sanki hemen şu top ağaçların arkasında sanılacak gizli bir cennetten sızarak nerede olduğu bilinmeyen uzak. penceremin yanındaki yüksek ağacın yanında tünemiş ak horozun "çat. bu billur akış. Gayet büyük adam ayağa kalktı. ağaçlara. Uzun bir sükûn dakikası geçti. akıp gidiyor. kalbimin akışlarını bile duyacaktım.. kırk gündür burada ne rahat yaşıyordum. Bütün günüm erimiş bir billur gibi akan derenin başında geçiyor. biraz dikkat 'etsem.. o kadar derin bir sükûn içindeydim ki. mavi ziyalar. Sanki adem! Her sabah rüyasız. Şehirde dost elleriyle kırılan kalbimden bütün kederler sızıyor. Ses yok.fikirleri yoktu. fikirleri.. şada yok.. gür saçlarımızı vakitsiz döken ve ağartan hani o "hırs" dediğimiz sinir sıtması yok! Öyle bir rahat ki. gökte bulutlara. İşte dün sabah yine derenin başında idim. şahsî arzularının.bütün gün nereye bak-sam. Gözlerimden tâ ruhumun içine aksediyor. Gidip Husumetçinin eliyle birleştirdi : SİVRİSİNEK Bilsen Efruz'cuğum.cizgiliforum. Mu-habbetçinin kalın dizlerini.

. senin imzanı görmeseydim. ne edebin. Ama. Çünkü sende olmayan bir şey onlarda vardır: Liyakat. edepçe. bazan taşkın olmasına hiç ehemmiyet verir mi? ilimce. Asıl olan denizdir. Keşke anlattığın tesadüf bana bulunduğum yeri öğretmeseydi. Açtım. Biraz fetsefî fikri olan dalgaların bazan 'büyük olmasına... Fertler bir denizin dalgaları gibidir. senin mektubunu. Bu zehirler. muvakkat şekillerdir. Jandarma gidince tekrar derenin kenarına oturdum... — Bana mı? Yanlışlık olacak. ne malumatın para eder.. bu münasebetsizliğine ceza olarak seni şimdi biraz fazla hırpalayacağım. ne fennin. ömrümde birkaç gün dinlenmek için bir köye kaçmış bir zavallının önüne dökülür mü? Bu feryatlar. Bizim Rüştiye'de iken bir Mantık hocamız vardı.cizgiliforum. hemen yırtıp atacaktım... Derdi ki : — İlim. bu şikâyetler. Döndüm.. kırk gündür ruhumdan gözlerime sızan o billur akış 'durdu. muhterem üstatlara karşı savurduğun o küfürler ne? O ne şahsiyet? O ne sefil dedikodular? Ben sana her vakit : — Fertlere ehemmiyet verme! demez miyim? Tekrar uğraşmağa değmez. Bu köyde bulunduğum kadar bir kelime okumamağa. Fakat bu pek tabiîdir.. yine bir buhran geçiriyorsun.. İstersen bana darıl. Gözlerimin önünde bir jandarma hayali aktı. malumatça. Hakikaten bana..... Efruz. al be. Dalgalar. Boşalmış sandığım kalbime yine bir elem ağırlığı ile doldu. tahsilce senden pek aşağı olanların yüksek mevkiler ihraz ettiğini söylüyorsun. bende liyakat yok mu? diyorsun. sevgili Efruz. ne de tahsilin. bir harf yazmamağa ahdetmiştim. Hatta karım bile. mümkün mü okumayayım?. Büyük adamlara. size bir şey söyleyenin "o söylediği şeyi" hakikaten bilip bilmediğini anlamak istiyor musunuz? www. yani cemiyet. Hazırlan bakalım Efruz'cuğum.. Mektubunu okumağa başladım. tarif demektir. içinden : — Vay. baktım.. Karardı. diye kalktım. Jandarmanın elinden mektubu aldım. Seni şüphede bırakmamak için serbestçe söyleyeceğim : — Sende liyakat yoktur! — "Ne malum?" mu diyeceksin? Dur sana ispat edeyim.. iktidarın. Eminim ki şimdi şurasını okur-Tîen başını sallıyor. — Sana bir mektup getirdiler. onun yalnız tabiatın nağmelerini işiterek teselli bulmağa yüz tutan kulaklarına haykırıhr mı?. yani fertler gelip geçici. Anladım ki. kaynaştı.. Okudukça.— Hey Ahmet Ağanın misafiri! diye bağırdı.. Liyakat kargısında senin ne ilmin.: çünkü istanbul'da kimse benim nerede olduğumu bilmiyordu.. evlâtlarım.com Sayfa 130 . fence.

Demek ki : — "Aciz" in mukabili "kuvvet" tir. bir kere : — Şiirin ne olduğu asla tarif olunamaz..Kullandığı tâbirleri tarif. Yalnız liyakatin olmadığına seni inandıracağım.com Sayfa 131 . bazı akşamlar misafir olduğum evin çardağında toplanan ihtiyarlar öyle fıkralar anlatıyorlar ki. tahlil. Anladın mı Efruz'cuğum. ben sende liyakat olmadığını aczinden anlıyorum. Aczini de şarlatanlığından anlıyorum. tarih. ispat etmeden. Geçen akşam "Rüzgârla Sivrisinek" i anlattılar. daha ulvî.... Şimdi Efruz'cuğum. mutlaka : — Yuvarlak. içinden : — Vay. bir hikâyecikle öğreteyim. Merak etme. ilâh..cizgiliforum. söyle.. Bu hakikati istersen sana. tahaddüs. Gör de istersen anlama. Bir kelime ile söyleyeyim. çiçeklerden. Hatta hiç unutmam. liyakat ruhtur. Kimde varsa ne olduğunu güneş gibi bilir. Liyakatin zıddı "aciz" dir. Kimde aciz varsa o şarlatandır. ya yamyamdır. senin istediğin ilim burada var. Söyle bakalım: "Liyakat nedir?" Söyle. O saatta ilmini. mütecavizdir.. Hayır: Kuvvet "zaafın zıddıdır. Bu tarifi yapamayan ya hayvan.. sarı bir madendir! der. Meselâ bir bankere : — Lira nedir? desen. cemiyet. daha yüksek bir şeydir. vermiyorsun. hiç bir cevap. tarif eder. Sen her lafın arasında nakarat gibi kullandığın "medeniyet.. "gayri memnun" dur. Çünkü bilmediğin. bende liyakat yok mu? diyorsun. Sakın bir kelime üzerinde oynama. mademki —bak.. tahdit ettiriniz. Bu âdeta altın gibi bir peydir.. nümayişçidir. bu sefer de liyakatin ne olduğunu tarif edip sana "kulaktan ilim kazandırmak" cömertliğini göstermeyeceğim. çamlardan. Hatırlıyor musun? Fakat "liyakat" böyle ilmî(!) bir tabir değildir.) terkip. yahut cehlini anlayacaksınız. Çünkü şarlatanlık aczin en bariz bir seciyesidir. nasıl biliyorum!— hâlâ başını sallıyor.." gibi tabirlerin birisini bana —velev yanlış olsun— tarif edemedin. O âsidir. fertçidir. dedin. Ben çocukken öğrendiğim bu eski usulü istanbul'da sana çok tatbik ettim. fert.. ormanlardan topladığı güzel kokuları www. Kuvvet vücutsa. İşte bak Efruz'cuğum susuyor. "Kuvvetin görünmez. söyle! Söyle!. "Liyakat" kuvvetten daha âli. kendinde varlığını hissetmediğin bir şeyi tabiî tarif edemezsin. Âdeta burası bir "kulak darülfünunu" yani kitapsız bir mektep! Tam. elle tutulmaz bir ruhu •olan kahraman rüzgâr bir gün kırlardan. Şimdi ben de sana bu hikâyeyi yazayım da maskara aczin ne müthiş bir şarlatan olduğunu gör.

bir yaparım ki. "Tesadüfen bir çatının önünden geçiyormuş... "— Benimle mi eğleniyorsun? "— Evet. sen. boyuna poşuna bakmadan : "— Püf. pür.cizgiliforum. Ben de seni kızarsam bir yaparım. "— Ben mi? "— Evet.. Ummanları birbirine karıştırır. "— Bana mı küfrediyorsun? "— Evet. tatlı tatlı esi-yormuş.com Sayfa 132 . dağları yerinden oynatır. Kahraman rüzgâr "belki bana değil!" diye aldırmamış. Sivrisinek can havliyle bu çatıya atlamış. rüzgâr kızmış.. sivrisinek arkasından daha ziyade gülmeğe.. anlatılamaz. diye rüzgârla eğlenmeğe başlamış. buuv.. "— Ben rüzgârım. senin karşına çıkarsam.. kasırga olduğum zamanlar en kuvvetli.... ha? "— Cirmimi beğenmiyor musun? Senin hiç cirmin yok ya.. nehirlerin mecralarını değiştirir.. yavaş yavaş geri dönmüş. sonra acımış.. "Kuvvetli rüzgâr bu âciz sivrisineğin bu derece küstahlanmasına evvelâ şaşmış. fırtına.... O vakit âlicenap rüzgâr yine hiddetlenmeden ona küçük bir ders vermek istemiş. eğlenmeğe. biraz hızlı esmiş.. Beni korkutamazsın..etrafa dağıta dağıta gidiyor. Hiddetlenmeden sormuş : "— Bana mı gülüyorsun? "— Evet. "— Bu cirminle beni kaçıracaksın. Rüzgâr liyakatli adamlara has olan o büyük ulvî soğukkanlılıkla. sana. daha hızlı esmiş: "— Buuuv. buralarda duramaz. hemen -ölürsün! "— Ben mi? "— Sen.. yoluna devam etmiş. sivrisineğin önüne gelmiş. puf.." diye sivrisinek öyle olmayacak laflar söylemiş. "— Puf. puf. sana.. yine : "— Puf.. "Daha hızlı: www. uzaklara kaçar gidersin. iki kirişin ortasına gizlenmiş.. buuuuv... Herkesi sokup taciz ettiği mahut iğnesine büyük ehemmiyet veren sivrisinek onu görmüş. "— Gülerim aklına! Ben bir uçmağa başlar. öyle küfürler savurmuş ki... seninle. puf. Fakat. balta girmemiş ormanları çayır biçer gibi yerlere sererim. diye gülmüş. Şöyle konuşmağa başlamışlar : "— Ne cesaret! Sen deli mi oldun? Ben bir kere esersem sen parçalanır. tabiî sivrisineği önüne katmış : "— Buv. puf. hatta küfretmeğe başlamış.. en ağır şeyler karşımda çatır çatır yıkılır. Hızla estiğim. bora. Cirmim görünmez. bir tarafa çarpar.

. evvelâ liyakatin ne olduğunu öğrenmek. sevgili Efruz. aşağı yukarı şu neticede toplanıyordu: "Osmanlılık. ne de yalnız Müslümanlık demektir.com Sayfa 133 . Meşrutiyetten sonra büyük adamlarımızın çoğu ile görüşmüştüm. terbiyesi."— Buuuuuv. Zira kuvvetli tabiatin güzel. küçüklüğün çırpınışlarını o kadar çirkin. muhteşem büyüklüğü karşısında yavaş yavaş yükseldiğini duyan ruh. Dinle. buuuuuuuv. sözde sivrisinek o incecik ayaklarıyle koca çatıyı söküp atacak! Kıssadan hisse: Âciz daima şarlatan. ASHAB-I KEHFİMÎZ. mefahiri ayrı olan fertlerin mecmuundan "müşterek www.. sus. Rüzgâr yıkamayacak da. harsı. Hiddetle fırtına olmuş. billur dereciğimin başında rahat bırak. Sadece münevverlerimizin garip düşüncelerini içtimaî hakikatle karşılaştırmak istiyordum. Hepsinin fikri. "Fakat kirişin arasına iyice saklanan sivrisineği bir türlü yerinden Jİökememiş. senin manevî vaziyetin! Senin için yapılacak yegâne şey.. nihayet tayfun olmuş. küfür faydasız bir şeydir. hiç olmazsa. şu köyde bulunduğum kadar.. işte. Şikâyet. müşterek bir milliyettir.. lisanı.' bora. buuuuuuuuuv. Dini. gayri millî Tanzimat maarifinin yetiştirdiği dimağlarda doğmuş bir vehimden... Osmanlı devletinin idaresinde yaşayan her fert (bilâ tefrik-i cins-ü mezhep) Osmanlı milletine mensuptur!" Halbuki bu fikir.cizgiliforum. sonra ona sahip olmağa çalışmaktır.." Anlıyorsun ya. bir ham hayalden ibaretti. Sonra kasırga. Maksadım edebî bir eser meydana koymak değildi. Bu öğüt anlayan için ne kıymetli bir hazinedir. Bir şair insanlara : — Kurbağalar gibi feryat etmeyiniz! diyor. Osmanlılık ne yalnız Türklük. Başlamış çatıyı sarsmağa! Artık gülmeyi bırakan sivrisinek korkusundan yaptığı küstahlık için af dileyecek yerde : "— Ulan terbiyesiz rüzgâr! Ne oluyorsun? Yoksa bana bu fakirin çatısını mı söktüreceksin? demiş. "Sonra daha hızlı: "— Buuuuuuuv... o kadar âdi görüyor ki... aczin. Beni de. tarihi. BÎR ERMENİ GENCİNİN HATIRALARI İçtimaî Koman Bu küçük romanı beş sene evvel yazmıştım.

hatta pek eski bir esatirin sahibi olan bir millettik. millî edebiyata. Türkistan'da... Türle köylüsü "dili dilime uyan. Türkçe konuşan bizler de beş binlerce senelik bir tarihin. fakat hâlâ milliyetperverliğe. Kafkasya'da.. diye bağırıyor. içtimaî gayeleri ise insanın gözlerinden yaş getirecek derecede gülünçtü. Komşumuz Ropenyanların yeşil iri papağanı kafesinin asılı durduğu balkondan bana bakarak : — Hosegur. İçimde tatlı bir sevinç var..cizgiliforum. 1918 Ö. Kitap okuyamıyorum. Nihayet. dini dinime uyan. Okumak abus. milliyet mefkuresine ehemmiyet verilmeğe başlandı.. İçindeki fikirler sırf Tanzimat ilhamları olduğu için herhangi bir zata atfederek şahsî "enmuzec" (1> ler çizmeğe çalışmamıştım. hâsılı nerede yaşarsak yaşayalım.bir milliyet" teşkil etmek imkânı yoktu. Buhara'da. ne dine ehemmiyet veriyorlardı. Konuşulan tabiî lisana. hosegur.. her yerde Almandı. YENİ BİR DERNEK 30 Ağustos 1908 Moda Şimdi gezmekten geldim. Osmanlı devletinin memleketinde. tgte o vakit bu kitabı yazdım. Kâşgar'-ha. Avusturya milleti" denemezdi. yine halis muhlis Türktük. On sene içinde her biri bir asra sığmayacak vakalar basımızdan geçti. Halbuki "Osmanlılık" kelimesine mevhum manalar veren münevverlerin siyasî fikirleri." diye milliyetin hududunu pek.. iste zaman onlara yaman bir ders verdi. Sanki sesleri güneşin yakıcı aydınlıklarını ürpertiyor. "Osmanlılık" hakikatte devletimizin namından başka bir şey miydi? Avusturya'da yaşayan Almanlara "Habsburg milleti. Bugün ihtimal şu kitaptaki kahramanların siyasî iddiaları. Türkçülüğe aleyhtar geçinenlerin lisanda. S.. Bahçenin gölgeli tarhlarında bir kedi oynuyor. Ağaçlar kuş dolu. edebiyatta. İçimde bir faaliyet arzusu kaynaşıyor. güneşsiz kış günlerinin www. Alman nereli olursa olsun. sanatta. Bu muhterem efendiler. Azerbaycan'da. budalaca hareketleri müfrit birer "mübalâğa" gibi görünecek.güzel anlarken münevver efendiler son inkılâp esnasında ne dile. siyasette —pek açıkça itiraf edemedikleri— gayeleri nedir? Eğer varsa hep bu boş hülyalar değil mi? Sarıyer.. millî sanata.com Sayfa 134 . Pencereme oturdum. Artık umumiyetle milliyetin kıymeti bilindi. Balkan Muharebesinden sonra da hakikati göremiyorlardı.

Ömrümde fazla bir şey söylemediğim gibi fazla şey de yazmadım. sükût altındır" diyen ben. idraksiz.. Şimdi işte kalem elinde. çizgiler bıraktı. duyduklarınızı beş on dakikaya acımayıp yazınız. ama bilemiyorum neden? Hep yazmak. şuursuz geçen günlerimiz için teessüfler edeceksiniz. fikirleriniz de büyüyecek. Düşündüklerinizi. tatlı bir zevk bulurdun. kârlı bir şey! Çocukken. gayet manalıydı. — Dünyada en birinci zevk ruzname(1) tutmaktır. Zavallı dostum Hayikyan! O vakit hocanın sözüne inanıp ukalâlık etmeseydin bugün ömrünün.mecburî eğlencesidir. onların üzerinde. Bugün. her gün fazilete yaklaşacak. Daha pek gençken özendiğim şey "ciddî olmak" ti. hatıralarımı kâğıtlara geçirmek istiyorum. siz her gün değişeceksiniz. Diyor ki : — Çocuklarım. Bir Ermeni ne yapar? Mutlaka faydalı. yolda giderken böbreklerim sancıyormuş gibi yüzümü ekşitir..cizgiliforum. daha Karabetyan idadisinde okurken Bağdaseryan isminde tuhaf bir coğrafya hocamız vardı. böyle düşünüyorsun! www. işte muallim Bağdaseryan. Gözlerimi ağaçların baygın yaprakları arasında dinlendirerek hayalimi on beş senelik bir maziye çeviriyorum.. Her gün siz büyürken. kumral bıyıklı. eğlenir. pek münasebetsiz bulurdum. Üçüncü sıranın başında oturan Hayikyan gülümsüyor. Bir sene evvel yazdığınızı öbür sene okurken ne kadar değiştiğinizi anlayarak hayretler içinde kalacaksınız. Kendi kendime: "Ruzname tutmak. kaşlarımı çatardım. Dersimi okurken. "Ne yapayım?" diye düşünüyorum. manasız. kırmızı yüzlü. öğrenirim" diyor. dimağlarınız. ruhunun manalı izleri elinde kalır. Bu âdetim yüzümde gayet derin. derdi. vakitsiz (1) Ruzname : Günlük. "Söz gümüşse.. Ben bunu boş. Mektuplarım gayet kısa.. arkadaşlarımla konuşurken. anı defteri. yazmak hususunda da perhiz ediyordum.com Sayfa 135 . Kocaman kafasını sallayarak "Öyle boş şeylerle uğraşacağıma faydalı bir şey okur. tahrirî bir gevezeliktir". Şişman. Yarın yazdığınızı öbür gün bilmeyeceksiniz. derdim. masum tavırlı bir adam. ne kadar feci olsa da uzaklaşıldıkça daha ziyade sevilen o muazzam maziye doğru gider.

. Bir dakika bir yerde. Papazlar.. Rus himayesinde bir muhtariyet www. hayalim yorgun. Lisan meselesini. Doğan hürriyet güneşini alkışladılar. bozulan itikatlarım. İstibdat bahar sabahlarında uyanan bir adamın kâbuslu rüyası gibi tuhaf. Dünyada sabit ne var? Hayat bir fırtına ki bizi önüne katmış değiştirerek sürüp götürüyor. Olmayan şeyde hakikat mi olur? Evet. kalem elimde. Bulgar'ın. güneşin altında yeni bir şey yoktur.. Eğer hakikatin ne olduğunu bilmeden her gün bin defa söylediğimiz bu kelimenin bir aslı varsa. Anavut'un. Bugünkü gözüm dünü. diyorlar. Rum'un. unutulacak. meyus oldum. yirmi gün içinde ne değişiklik ya Rab-bi! O kadar kardeşlerimizi Kürt cellâtlarına doğratan Kırmızı Sultanın kuvveti. nişlerim. geçer. gülünecek bir hatıra bırakarak silindi gitti. On beş. Bugün elimde bir ruznamem bulunsaydı belki hakikati anlayabilecektim. sabitlikte değil.. Kan lekeleriyle. Muvaffak oldum. gözlerini oyan unsurlar kolkola oynadılar.. Bugün Ermeni'nin.. bu hasta adam. Beyoğlu'ndaki. Okuduğum kitaplar. hakikate en yakın renkleriyle görmez. Milletler kaynaştı. düşünüyorum. değişikliktedir. hiç olmazsa. Onları hatıramın. Fikirlerim gibi cisimlerimde de. îki ay evvel neler düşünüyordum. Ümit-var oldum. olan mütemadi değişikliktir. emindim ki Türkiye. Bedbaht oldum. Dinler barıştı. hissimin karanlığından kurtaracağım. Her şeyi siyah gören bedbinler : — Bu bir sıtmadır. Sırp'ın. Toplanıp bir millet gibi bir kanun altında bir vatan içinde rahat rahat geçinemezler. sair meseleleri açılacak mebusan meclisinde milletvekilleri adalet dahilinde halledecekler.. artık bence şüphe yok ki. Tanzimat hürriyetin aslı olamaz.Şimdi evet. Lakayt oldum. Arap'ın. Her şey değişiyor. Türk'ün. ne kadar sadık olduklarını bariz bir surette gösterdi. Şimdiden sonra da birçok fikirlerim. talihimde de sabitlik yok.. Madem ki doğru olarak dünü yazamıyorum.cizgiliforum. Fakat vakalar onları yalana çıkarıyor. Hatıram yıpranmış. bir halde duramıyoruz. artık düştüğü ecel yatağından kalkamaz. Tepebaşı'ndaki nümayişler Rumların ne kadar Osmanlılığa müştak. değişecek. Her millet bir millettir. kartlaşan masumluklarım bugünkü şahsiyetimi doğurdu.com Sayfa 136 . Kürt'ün kalbi "Hür Osmanlılık" için çarpıyor. Ermenilere. Asırlarca birbirlerinin kanlarını emen. Mesut oldum. Bu hastayı böyle süründürmektense zehirleyerek çabucak içtinabı mümkün olmayan meşum neticeye götürmek. kılıç gölgeleriyle kararan çocukluğumdan beri her an fikrim değişti. müteassıp hocalarla öpüştüler. Bu günden itibaren yarını yazmağa başlayacağım. iktidarı birdenbire söndü.

. hepimiz kardeşiz diyorlar. kiliselerin dışarısında hiç bir ayrımız. Kürtlerle şehirlerde oturan Türkleri bir asır içinde Ermenileştirecek eski Ermeni imparatorluğunun temelini atmak.. Rum ölüyor. elveda sana.. Beşiktaş'ta bir İslâm bahçıvanın kızı bir Rum'a kaçıyor. hususî bir imtiyaz kalır mı? Hem kalması makul mu? Mantıkî mi? Bunun için birçok münakaşalar ettim.. Akşam. Osmanlıyım. Rum'un ölüsünü alan Rumlar Beyoğlu'nda gezdirdiler. eski imtiyazlarımız" diye kımıldanmağa başladılar.. Sonra halk karakola hücum ediyor. Herif karakola şikâyet ediyor.. menfaat.yapmak. gayrımız yoktur. Vakıa meşrutiyeti alenen istemeyen yok. sabaha bırakıyorum. Her şeyin fevkinde mukaddes. "Biz Osmanlılar. 10 Eylül 1908. Bir gün Türklerden intikam alacaklarını haykırıyorlardı. hürriyetin sarhoşlukları geçti. komşuluk bağlarıyle pekâlâ anlaşıyorlar. Kızla Rum'u tutuyorlar. pek sahih düşünebiliyorum. gazetelerinde. kendi kendime : — Bu akşam. nümayişler benim mantıkımda esaslı bir inkılâp vücuda getirdi. Fakat ama münasebetsiz bir hülya. ayrı bir hükümet yaparak yaşasın? İşte bir arada. İtiraf ederim ki Türkler pek samimî! Tanzimat Kanun-u Esasî'si. Mektepte okuttukları kitaplarda. Kızla Rum'u o kadar dövüyorlar ki.. hatta bir tek "Türk" kelimesi ağızlarından kaçırmıyorlar.. Bu âdi zabıta meselesine millî bir şekil verdiler. tatsız vakalar eksik değil. Meşrutiyetin. Vakıa idealler "olan" değil. camilerin. tarihlerinde. Sabahleyin de ertesi akşama.cizgiliforum. Elveda ey eski ihtilâlci Hayikyan. Niçin her millet ayrı bir zümre. diyorum.. Halbuki Kanun-u Esasî bütün Osmanlılar için "bir" değil mi? Kanun-u Esasî karşısında hususî bir hukuk. Amerikalılar mesut değil mi? Biz niçin Osmanlı olmayalım? Niçin bu otuz şu kadar milyonluk cemiyeti yıkalım? Mantıkla menfaat bizi hülya ile mefkure peşinde koşmaktan menetmez mi? Hâlâ devam eden alkışlar. Memleketin dahili karmakarışık! îşler pek öyle çabucak düzeleceğe benzemiyor.. âlî Osmanlılık vardır!" www. Ben nümayişçilerin arasındaydım.. Şimdi pek vazıh.. Osmanlı kalacağım. "olması istenilen" şeylerdir. Osmanlılık uğrunda kendi milliyetlerinden vaz geçiyorlar.com Sayfa 137 . Patrikhaneler "Eski hukukumuz. Moda Ben tembelim! îşte kaç gündür vapurda yolda yazacağım şeyleri düşünüyor. türlü türlü nümayişler yaptılar. Ama yıkılan eski idarenin enkazı korkunç bir dağ gibi hâlâ üzerimizde duruyor. Şimdi hepimiz sersem gibiyiz.

Ticaret âlemini de terketmeyerek siyasîyata atılmağı canım o kadar istiyor ki! Evet.. işitiyorum ki Avrupalılar "Genç Türk" dedikleri bu adamlara Panislâmizm (1) gibi emeller atfediyorlar. kömür fiyatı pek pahalı! Evinde pansiyon oturduğum ihtiyar kadın : — Dünyanın sonu! diyor. Zira "milliyet esaslarına müstenit siyasî fırkalar" Osmanlı Kanun-u Esasî'-sine muhaliftir. Âdeta Osmanlılık onlara mantık... Bugün işte işim yok. Beklemek. Nerde? İhmalci bir Türk gibi kendi kendimi "elim değmiyor" diye teselli ediyorum. Ermeni fırkalarından birine dahil olmağı düşünüyorum. İttihat ve Terakkiyi düşünüyorum. Artık irticaın. Fakat onların hiç birini Kanun-u Esasî'ye muvafık bulmuyorum. zorla masamın başına oturuyorum.com Sayfa 138 .. neler. kavmiyet" teşkilâtı ne demektir? Kânunusani 1909. benim'kanımda bir kurt var. Odun. bu kadar pahalılık görmemiş. İsyanın bütün safhalarında hazır bulundum. Lâkin bugün papaz asrında mıyız.. Arnavutlar.. münakaşa kabul etmez bir din gibi olmuş. Düşmanımız kırmızı Sultan devrildi. Sözde hislerimi. Bakalım ne olacak? (1) Panislâmizm : anlayış. bazı Ermeniler "Osmanlılık bizim milliyetlerimiz için bir tehlike teşkil eder...... Soğuk çok. Kanun-u Esasî olan meşrutî bir memlekette "milliyet." diyorlar. Ben bu sözü o kadar doğru bulmuyorum.. ki.. Moda. islamların birlik olmalarını amaç edinen 17 Mayıs 1909. Patrikhanelerin ektiği tohum.. Âdeta bir tarih. Şimdi Selanik'te mahpus. Dört aydır neler oldu... Rumlar.cizgiliforum. Bu irtica asla yeniliğe karşı millî bir isyan değildi. kuvvetlerini kıracağından korkuyorlar. Ömründe bu kadar soğuk.. Hele bir yaz gelsin. istiptadın geri gelmek ihtimali yok..Bu fikre Türklerden hiç muhalif yok. Orası da benim için meçhul. Meseleye onların gözüyle bakılırsa hakları da yok değil. Bulgarlar. Moda Yazı yazmakta o kadar tembelim.. kesat... Her ay üç yüz frankçığımı ayırıp bankaya teslim edemiyorum... Papazlar siyasî kaynaşmanın. işler kesat.. Elbiseyle odun parası bütçemi sarstı. Kitapların gazetelerin altında kaybolan defterimi buluyorum... islamcılık. istanbul'un bütün askerleri sanki kendilerine www. hatıralarımı günü gününe yazacaktım. acele etmemek lâzım.

Heyhat.. Belki yanlış bir şey söylerim de günaha girerim. Ayrıldım. Jön Türk dedikleri dinsiz herifleri bir tane kalmayıncaya kadar mahvedeceğiz. Ne eğlenceli günlerdi. Bu zavallıyı astılar. — Şeriati nasıl çıkaracaksınız? — Ne kadar mektepli zabit varsa hepsini öldüreceğiz. hususiyle ecnebilere dokunmuyorlar. Bütün dostlarım da şapka giydiler. — Şeriat ne demektir?. Ermeni milletinin murahhası gibi kendisiyle görüşmek istediğimi söyledim. Fakat oturtmadı da. Ayakta konuştuk : — Peki ne soracaksın.. Âdi. Şapka ile ihtilâlcilerin arasında serbestçe gezilebiliyordu. hatta onlara fazla ihtiram gösteriyorlardı.. Vesika falan aramadı. Kuvvetinin. siz Türk müsünüz? — Hayır. Gezdim. hiç bir şey değilim. Türkler de onlara "dinsiz" derler. Türk falan değilim. — Ne istiyorsun? dedi. Ama hangisi doğru.. Genç Türk zannetmesinler diye ben de şapka giydim.. O gece Beyoğlu'nda kaldım. Benim sana öğretmek haddim değil.. Öyle bir tezat ki. Hâlâ çavuş forması taşıyordu. En meşhurları Hamdi çavuştu... küçük çavuşlar payitahta hükmediyorlardı. Dinin başka. iktidarının en şaşaalı zamanında Ermenice bir gazetenin muhabiri sıfa-tiyle kendisiyle mülakat etmek istedim.. — Şeriat ne demek olduğunu ulema efendilerimizden git öğren.. — Pekâlâ efendim. dışarı çıktım. Muhabir olduğumu."Hıristiyansınız" diyen varmış gibi Müslüman olduklarını iddia ediyorlardı.. milliyetin başka bir §ey olduğu bu çavuşa anlatılamazdı. ittidah-ı îslâm (1) taraftarı olduklarından nefret eder. — Ya nesiniz? — Müslüman. âdeta tebahhur etmiş.. Bütün www. her fırsatta kendilerine hücum ederiz.cizgiliforum. bakalım? — İhtilâlden maksadınız nedir? — Şeriatı çıkarmak..com Sayfa 139 .. — Arnavut musunuz? — Hayır. Lütfen bana izahat verir misiniz? Bizim Ermenilerin bu hususta malumatı yok.. Şapkalılara.. Belinde palaskası asılıydı. uçmuş gitmişti. Taşkışla'nın muhteşem bir odasında beni kabul etti. Hükümet falan her şey sönmüş... Biz Jön Türklerin taassubundan...

. Öbürleri usluydu. Bu ateş yüzlü. Son nefesinde bile halkı teşvik etmekten vazgeçmeyen bu adamı görmek istedim. onların göreceklerinden filan bahsediyordu.. Hâlâ genç Türklere küfürler ediyor. Bir Türk .. Dünyada bu kadar maksatsız. Mahkûmları getiren arabalar ilerliyordu. fakat vahşî azimli bir adamdı.umumhaneler ihtilâlcilerle dolmuştu. Âdeta ben www. Biraz sararmıştı. Daha güneş doğmamıştı. Harbiye Nezareti tarafından bir gürültü koptu. Oradaki jandarma zabiti bize dedi ki : — Bunlar gevezelik yapıyorlar. (1) îttihad-ı îslâm : îslâm dünyası birliği. bu kadar idealsiz bir ihtilâl olamazdı. Abdülhamit'in huzurunda Kabuli Bey isminde bir kaptanı parçalayan bahriyeli neferler asıldı. Kahramanlar koyunlar gibi kışlalarda tutularak bağlandı. Türkler ne tuhaftır. Asılacak olanlar bütün kuvvetleriyle tekbir getiriyorlardı. Kendi milliyetleri gibi çok şeyi inkâr ederler.. (3) Hareket Ordusu : 31 Mart irtica hareketini bastırmak üzere Selanik'ten istanbul'a gelen ordu. Zannediyor ki tekbir seslerini işiten halk gelip onu ipten zorla kurtaracak. Astılar. Hareket Ordusu (3) gelince bir sabun köpüğü gibi isyanın ruhu söndü. Çok söylendirmediler. (2) Alüfte : Fahişe.. Gayet mükemmel âli. Alüfte(2)lere sarılıyorlar: — Şeriat isterük. Fransızca bir isim ile çıkardığı dinî gazetesinin (2) sürümü otuz kırk bini bulmuştu. Kafası düşünce bizim şehit olan fedakâr ihtilâlcilerimizi düşündüm." diye gülümsüyorlardı. Sabahleyin erkenden darağaçlarının kurulduğu meydana geldik. Evet bu memlekette buna adetâ bir "gürültü" deniyordu. Arkadaşımın tanıdığı zabitle beraber yanyana gittik.. O gece Sirkeci'de otelde yattık.cizgiliforum. fedakârane olan Ermeni ihtilâllerine "isyan" bile demeğe tenezzül etmiyorlar. laf arasında geçerse yalnız "Ermeni gürültüsü. Rumeli'deki askerî yollarda çalıştırılmak üzere vapur vapur Selânik'e gönderildi. Derviş Vahdeti (1)epeyce büyük bir rol oynamıştı.com Sayfa 140 . Şimdi Derviş Vahdeti(1) teşvik ediyor. O kadar fedakâr veren koca ihtilâl. diye avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı.Osmanlı arkadaşımla asılacakları görmeye gittim. Hepsi ölecek derecede sarhoştu.

. iktisat bağlarının din. cehaletten de ona hoş geliyordu. Bir de mesel vardır. Büyücek bir memurdu..cizgiliforum.. Boyuna kabineler değişiyor. Hele tanıdıklarımdan bir genç Türk vardı.. o kadar medenileşmişti ki "Ah." diye düşünüyordum.. zulmetten. Ermeni fırkalarına mı gideyim! O vakit bir milliyetçi olmayacak mıyım? Halbuki ben Osmanlılığa itikat ediyor. her Avrupa'ya giden Türk böyle gelse. panislâmizm. Kendisi ne hükümet fırkasından. birinci derecede diploma almıştı... Ben daha mesleği tayin etmedim. (2) Volkan gazetesi. Sözlerini büyük bir dikkatle dinledim : — İttihat ve Terakki'den şüpheniz pek boştur! diyordu. ne de muhalif.. İhtilâl günlerinde mebusanda idim. Bende çok iyi bir tesir bıraktı..com Sayfa 141 . Onun cebinden yeşil. sevindiğini gözümle gördüm. Bahis politikaya dönünce ben "İttihat ve Terakki" hakkındaki şüphelerimi söyledim. Gayet şıktı. pantürkizm. Vükelâya genç unsurlar giriyor.. filan Avrupa hayalperverlerinin iftirasıdır. Bu bir genç Türk'tü.. "müstakilim" iddiasında idi. taassup. Meşrutiyetin ilânından sonra Avrupa'dan gelmiş. O kadar değişmiş.." Avrupa'da meşum www. Moda Bugün bir Türk'le konuştum. Başında fes olmasa bir Avrupalı'dan fark olunamayacaktı. diye. şuh. Vakalarımı yazıyorum?. milliyet bağlarından daha kuvvetli olduğuna kani bulunuyorum. Bu zatın ismi Niyazi Bey. "Kişi kişiyi kendi gibi bilir. en münevver gençler bile Derviş Vahdetî'nin yazılarını satırı satırına okuyorlardı.. İşte o fırtına geçti.(1) Meşrutiyetin ilânından sonra Volkan adlı bir gazete çıkararak 31 Mart isyanını körüklediği için asılan gazeteci bir softa (1870-1909). Gazetelerin yazdığı şeyleri yazmakta ne mana var? Ben kendi hislerimi. bile halkın inanmak için gayet büyük mantıksız budalalıklar aradığına kani oluyordum. Fakat ideal namına hiç bir şeysi olmadığından irtica. hoppa. 11 Haziran 1909. intibalarımı yazmak isterken haberim olmadan kalkıyor "vak'anüvis" lik ediyorum. al iki bayrak çıkararak: — Ya bu kazanacak. Talihimiz. Âli mektepten çıkan... Mebus Mizikyan'm evinde bana takdim olundu. Mutlaka aramızda geçen lafları yazmalıyım. ya bu. Neyse. Türkiye'nin talihi taayyün etmek üzere. Hukuk tahsilini Paris'te bitirmiş.. Şimdi rahat gibiyiz. biliyor musunuz.

Araplar hep hassa ordusuna gelirler.. Edirne'de.sunî bir cereyan yaşar: Milliyet. Hatta sosyalizm bile. Mösyö Rene Pinon yalan söylemek. o kadar milliyette müteassıptırlar ki Paris koketleri(1) bile Almanlarla münasebette bulunmazlar. Hatta Yemen'e "Türk mezarı" derler. Sonra sizin gibi içimizde yaşayan. yani İmparatorluğun fena. Böyle bir muhitte "hüküm" ler de millî olarak verilir. mütehavvil şekiller alır. Yıldız'ın rahat kısmalarında askerliklerim yaparlar. tarihleri.. Hep bu üç ideal etrafında onların politikası sabit. yaşadığımız memlekete kim "Türkiye" der? Yalnız Avrupalılarla Avrupa gazeteleri bu manasız ismi çıkarmışlar. harple bir milyondan ziyade Anadolulu Türk'ün Yemen'de öldüğünü rivayet ederler. necip bir siyaset düşünülebilir mi? Avrupalılar her milleti kendileri gibi sanıyorlar. aldıkları askerin içinden ırkça Türk olanları istanbul'da. Vatanımızda. Makedonya'ya hep Türkler. Halbuki Osmanlı hükümeti tamamıyle bunun aksini yapmıştır. Yanılıyorlar. kavmiyet cereyanı! Orada her şeyi milliyet rengine boyarlar. Meselâ Rene Pinon bir kitabında "Türkler. Avrupa-yi Osmanî.. Böyle ideallerin doğduğu muhitte insanî.com Sayfa 142 . bize iftira etmek istemiyor. yani Anadolu çocukları gider. Bizim de böyle yaptığımıza hükmediyor. Yemen'e. bizim içimizi dışımızı bilen hıristiyan vatandaşlarımız da Avrupa hayalperverlerinin düzdükleri bu yalanlara inanıyorlar. Bize dair hiç tetkikat yapmadan. Fizan'a. Latin ittihadı Avrupa siyasetinin ana hatlarıdır. Onun kendi mantığı Türklerin böyle yapmasını. Arnavutlar. Makedonya'nın mutedil. sonra hepsine www. uzak yerlerine gayri Türkleri göndermesini kabul ediyor. Türklerin de "Türklük" diye bir milliyetleri.. hiç bir coğrafya kitabında "Türkiye" diye bir memleket ismine rast gelmeyeceksiniz. en uzak yerlere gönderirler. (1) Koket : Fahişe. gayri Türkleri Yemen'e. Afrika-yı Osmanî. emelleri olduğuna ihtimal veriyorlar. Cermen ittihadı. Kezalik bu sırada islav ittihadı. Meselâ Fransızların ırkça bir vahdetleri olmadığı halde o kadar milliyetperver. güzel yerlerinde istihdam ederler. Fizan'a. Çünkü hisleriyle muhakeme ediyorlar. işte Tanzimat maarifi meydanda. hiç bir Türk'ün aklından geçmeyen "pantürkizm" hayallerini uyduruyorlar." diyor. Asya-yı Osmanî.cizgiliforum. Şimdiye kadar hastalıkla. Çünkü Fransa'da birkaç unsur olsa onlar mutlaka ilk peşin Fransızları düşüneceklerdir. Hiç bir mektep kitabında. Almanya'da her şey millîdir.

Kendi tarihlerimizi tabiî bilirsiniz. Timurlenk gibi dünyanın en büyük cihangirlerini sırf Türk oldukları için. Türkiyat". (4) Fantezisi : Hayal kaprisine bağlı sanatçı. Türklük'e dair bir kelime yazmadıkları gibi kendi milliyetlerinden bahis icap-edince "Etrak-i bî idrak" (1) demişlerdir. ediplerimizin. ananelerini terennüm ederler.. Arapça kelimeler Arapça. kelimelerinin medlulleri olmadığı gibi "Türkçe" diye de bir lisan yoktur. edebiyatımızda âdeta bir telmih olmuştur.. Bu lisanda üç lisanın kelimeleri. Biz Osmanlılar bu kaideyi asırlarca evvel bozmuşuz. Sonra Sezar. Bundan başka bizim tarihlerimiz bilhassa Türklük aleyhinde tertip olunmuştur. tarihlerini. Mehmet Emin Bey(3) Osmanlılarca. kaideleri bulunur. sunî bir lisan yaratmışız. küfürler. müstenit bir "ittihat" ideali yapabilir mi? Avrupalılar bizi tetkik etmediklerinden böyle bir idealin vücuduna ihtimal verebilirler!. İskender. Aramızdakiler bu kadar saflık göstermemelidir. Acemce kelimeler Acemce kalmışlardır. Bir "Türk" kelimesi bulamayacaksınız. maarifiyle. Hülâgû. Vakıa her lisandan her lisana kelimeler geçebilir..birden "Memalik-i Osmaniye" deriz. Memleketimizin son şairi Tevfik Fikret(2) meşhur "Rübabı Şikeste" sinde ilâç için olsun bir "Türk" kelimesi geçirmemiştir. Napolyon hakkında tarihlerimiz ihtiramda kusur göstermezler. ingilizce kaidelerine tâbi olmuşlardır. Mütefekkirlerimizin.cizgiliforum. (3) Mehmet Emin Yurdakul : Millî Edebiyat devri şairi (1869-1944).. Fakat İngilizleşmiş. Osmanlıcada ise aksi. kadınlar bunların telâffuzlarını www. ne eskisi. (1) Yabancıların Türkler için kullandıkları "idraksiz Türkler" anlamında bir söz. İşte kendi milliyetini tarihiyle. Her milletin şairleri kendi milletlerini. Yeni. Biliyorsunuz ki lengüistik ilmi "Her lisan bir lisandır" der. (2) Tevfik Fikret : Edebiyat-ı Cedide şairi (1867 -1915). âlimlerimizin.com Sayfa 143 . Hele İskender. Bizim şairlerden ne yenisi. Türkçe sarfını. Türklük. Türkçe nahvini yalnız avamla kadınlar kullanırlar. Hatta bunlar için şairlerimizin bazıları şiirler bile tanzim etmişlerdir. bir fantezistten (4> başka bir şey değildir. lanetlerle tarihlerimizde yad ederiz. Avam. Bir de bizim mekteplerimizde okuttuğumuz tarihlere bakınız. Meselâ İngiiizcenin birçok kelimeleri Fransızcadır. Memleketimizde "Türk. edebiyatıyle bu kadar inkâr etmiş bir millet kendi milliyeti esasına. ayrıca "Osmanlıca" namı tahtında üç lisanın ittihadından mürekkep bir tahrir lisanı vardır.

bu zengin lisanı kabul etmemişlerse de şairler. Osmanlıca. sıfatlar.bozarak Türkçenin selikasına tecvidine göre değiştirdikçe "galat" namı altında hemen ' Osmanlı âlimleri tashih ederler. yabancı lisanlardan alınma sarf. inkişafa müsaittir... Arapça-nin bütün müzekkerlik. www. Tarihle. Türkçenin esasında müzekkerlik. edipler. bu hususta Fikret'in.sanlar bir (müessese) olduğundan değiştirilemez" diyenlerin yalanları meydana çıkmıştır. Kendi lisanını böyle öldürmeğe. Acemce kelimeler. Çünkü li-. eski şairlerin. tabiata muhalif. münenneslik kaidelerini. Jaştırıyorlar.. Nerkisînin (1) lisanına doğru yaklaşmağa başlamıştır. Osmanlı hükümetinin şiarı: (1) Narkisî : Divan Edebiyatında süslü bir nesir yaratan yazar. Sonra dünyanın hiç bir lisanında olmayan bir hadise. anane ile hiç bir münasebeti yoktur. Her ne kadar köylülerle avam. tetabularını Acemcenin terkip kaidelerini. Faik Âli'nin. Süleyman Nazif'in bilhassa Hüseyin Dâniş'in büyük hizmetleri sepkat etmiştir. meşrutiyet bu hadiseyi doğuracak. nahiv kaideleri konulamaz. müenneslik yokken. Zaman. katiyen millî edebiyatını satırlara geçirmemeğe ahdetmiş bir millet nasıl olur da millettaşlanyle birleşebilir? Osmanlılar "Memalik-i Osmaniye" nin haricindeki Türkleri asla tanımazlar. Hem olamaz da.. "İttihat" için birinci vasıta lisandır. Muhtelit unsurlardan bir milliyet. fiiller de tahrir lisanından kaldırılacak. Genç ediplerimiz lisanı daha ziyade muğlak. ne de Türkçülerin hiç bir ideali-oraya hulul edemez. Edebiyatta biraz daha faaliyet olsa birkaç seneye kadar. Artık söyleyiniz "Türkizm" iftirası kadar budalaca bir iftira olur mu? Bazı siyasî fırkaların Türkçülük gibi esassız. ilk vâzılarının. "Bu lisana. Osmanlılık siyasî bir milliyettir.cizgiliforum.. Arapça.. Bu vâki.com Sayfa 144 . Şarkta henüz her şey hükümettedir. edatlarını kabul etmişiz. hükümet bu mevzu "Osmanlıca" lisanını yazmışlar. edatlar da girmiştir. Babıâli'nin teessüs etmiş ruhu öyle kavi öyle dinçtir ki. Onlarla hiç bir münasebetleri yoktur. "Osmanlılık" haricinde hususî bir milliyet tanımayacaktır. Tanzimat ile beraber tesis edilmiştir. bir ideali olsa bile Osmanlı hükümeti daima Osmanlı kalacak. tarihsiz olunca tabiî taassupsuz kalacak olan bu Osmanlı milliyeti yarım asır içinde dev adımlarıyle tealiye. ne ittihad-ı İslamcıların. terakkiye yükselecektir. konuşmuşlardır. daha doğrusu halk bu sunî. nasılsa kalan Türkçe kelimeler... bu tarihsiz milliyet son derece terakkiye. Osmanlıcaya.. işte sizi temin ediyorum.

. "Türk" lafzı kanunlardan. Tanzimat'ta tarih.. "bilâ tefrik-i cins ü mezhep" herkes girebilecek.. milliyet yoktur. bu kaba Türkçe onun ağzına yaraşmıyor.. Bu görülüyordu. Niyazi Bey iki saat söyledi. — Siyasî bir cemiyet mi? diye sordum : — Evvelâ ilmî. — Osmanlılık olan bir şey. Hele Fransızca konuşurken o kadar nazik. o kadar kibar ki. Hükümetin güttüğü bu gaye o kadar necip o kadar insanîdir ki bunu anlamak için Tanzimat'ın insanîyetçi zihniyetini araştırmak ister. Güldüm. yani terakki başlar başlamaz uçup gidecekti. bir hedef olabilir? Siyah gözleri parlıyor..“bilâ tefrik-i cins ü mezhep” terkibinin içindedir. en milliyetperver olan Ahmet Mithat bile meşrutiyetin ilk günlerinde neşrettiği bir makalede padişahın hanedanından başka Türkiye'de hiç bir Türk aile bulunmadığını yazıyordu.com Sayfa 145 .. Tekrar sordum : — Gayeniz ne olacak efendim? — Osmanlılık. Ne tezat ya Rabbi! Halbuki biz Kürtlerin bile Ermeni olduklarını iddia ederiz.. Hem bu ne âlicenaplıktı? Tarihinden. Hele bir Türk asla bir Rum. Eğer hakikî Osmanlılık teessüs etse dünyanın cenneti vatanımız olur.. Sözde Türklerin içinde en demokrat. yani tekâmülünden sonra siyasî. *** 15 Temmuz 1909. tarihlerden.. dedi. ilâh.. Var olan bir şey nasıl bir gaye. Sonra. Osmanlı... fakat katî bir azmin aksi gölgeleniyordu. masum. Ah. Türkler hakikaten milliyet iddiasında değildiler. coğrafyalardan. Osmanlılığın kıymetini anlar gibi oldum. Yine ^konuştuk." . yüzünde mahzun. bir Arnavut.. ananesinden vazgeçmek!.cizgiliforum. Osmanlı. necip görünüyor. bir Ermeni. kin. içtimaî. bir Bulgar. Dinî taassupları maarif ilerleyince. Bu adam bana "Osmanlılık" abidesinin yegân sanatkârı gibi âli... Bana : — Yakında bir cemiyet teşkil ediyoruz.... www. garez. hatta bütün dimağlardan silinmiştir. gibi tarihî milliyeti namına en küçük bir hak bile iddia edemez. Ama buna yalnız Babıâli'nin ananesi muvaffak olamaz. Şimdi hatırlıyordum. işte Türkiye'de de muhtelif cereyanlar başlamak üzereydi. Moda Bugün vapurda Niyazi Beye rast geldim.

Ermenilerin keza. Tanzimat cinsin. yekvücut" Osmanlılık? Babıâli bu ayrılığı inkâr ediyor. Ayrı lisanı var. onların ya hiç olmamasını. Bulgarların keza. Ama gören bir gözden bu hakikat saklanılmaz. yekvücut" bir müessese temin olunamazdı? Evet mutlaka Tanzimatçılar bu hayali hakikat yapacaklarına kaildiler. Bu büyük emeli yalnız kâğıtlara yazmış.. "Türkiye" kelimesini coğrafyadan kaldırdılar. "Türk" kelimesini tarihlerinden. mezhebin arasında müsavat ilân ederek. Arnavutların.com Sayfa 146 . Rumların patrikhanesi var. yekvücut Osmanlılık için tek bir lisan. "Bilâ tefrik-i cins ü mezhep" bu ne demektir biliyor musunuz! "Hiç bir cins. — Fakat o nasıl doğabilir? diye sordum. Sırpların keza. — Lâkin bu nasıl mümkün olurdu? — Pekâlâ mümkün olurdu! Eğer mümkün olmasaydı Osmanlılık yalanını ihtira etmekten ne fayda çıkacaktı? Hakikaten ben de düşündüm. tek bir milliyet. — Bütün unsurları kaynaştırıp birleştirme ile. Unsurların hepsini kaynaştırıp tek bir lisan ile konuşturmadan. tek bir terbiye ile. yalnız Osmanlılık var!" demektir.. ananatını.cizgiliforum. edebiyatlarından.. tek bir terbiye. yani hayalde bırakmış.. Arapların keza. fiile çıkaramamış. sair Osmanlıların da öyle. Tanzimatın yaratmak istediği "Osmanlılık" daha doğamamıştır. tek bir maarif ibda edememiş. Demek bir millet kendi müessesatını. tek bir din. Nitekim Hamdi Çavuş bana "Türk olmayıp Müslüman olduğunu" söylemişti. hatta milliyetinin ismini bile unutabilirmiş. www.. Meselâ o yekpare. İlk defa kendilerinin mensup oldukları Türk milliyetini Türklere unutturdular.. Devam etti : — Eğer Osmanlılıktaki bütün unsurların kaynaşacağından.. bir an şüphelensem Osmanlılığı esasından inkâr etmiş olmaz mıyım?. dedi. hiç bir mezhep yok. tek bir maarifle yetiştirmeden "yekpare. ayrı mektepleri var. — Bunu mümkün mü zannediyorsunuz? — Tamamıyle. O halde nerede hakikî bir "yekpare. yahut bir olmasını istemiştir. Düşündüm. tek bir tarih. îşte muvaffak oldular.— Mevcut "Osmanlılık" yalandan başka bir şey değildir. bir olacağından. Niyazi Bey bu zannına bütün mevcudiyetiyle itikat ettiği sözlerinin katiyetinden anlaşılıyordu. kanunlara geçirmiş.. lisanını.

Acaba ben de milliyetperver. edebiyatının ilminin lisanı sayılacak. yeni bir din ile. Başım ağrıyor. Türklük gibi sair unsur ve milliyet hisleri yavaş yavaş iptal olunacak. "Gecen ay vapurda size bahsetmiş olduğum cemiyeti teşkil ettik. 3 — "Osmanlı" vatanının birliği temin. büyük insaniyet fikrini ihatadan âciz bir şoven miyim? Bu mektubun aslını saklayacağım.Türkler hâkim iken böyle milliyetlerini terk edip mevzu. ne medenî." diyorum. esâslarımız. müşterek bir lisan öğretilecek... ben de haberim olmadan mahdut bir adam. Pangaaltı "Azizim Mösyö Hayikyan. verdi..cizgiliforum. Babıâli'nin bütün mukavemetlere rağmen takip etmek istememesi lâzım gelen gayeye çok muvafıktı. 4 — Bütün Osmanlılara umumî. müşterek bir terbiye verilecek. Aynı zamanda dehşetli bir nezlenin görünmez gemleri altında nefes alamıyorum. www. yeni bir terbiye ile yükselecek olan yeni "Osmanlı" milliyeti ihtimal arzda umumî müşterek insaniyet dininin vazıı gibi saadet. Düşünüyorum... yeni bir "Osmanlı" vatanîliği ihdas edilecek. bu hayal hakikat olsa.. yeni bir gaye ile. 18 Ağustos 1909.. Şayet kaybedersem diye buraya da kopya ediyorum.. Kulübümüz de açıldı. hem içlerinden henüz kimse buna itiraz etmediği halde diğer milletler niçin onları taklitten geri kalsınlar?. "Ah. Fikirlerim karma karışık! Boğucu bir kararsızlık buhranı geçiriyorum. Hükümete verdiğimiz beyannamede şunları yazdık : 1 — "Osmanlı kaynaşma" kulübüne "bilâ tefrik-i cins ü mezhep" her Osmanlı girecek. Hükümet istediğimiz müsaadeyi hiç geciktirmedi. yeni bir ahlâkla.. Evet yine bilâ tefrik-i cins ü mezhep.. Moda Hava o kadar sıcak ki.com Sayfa 147 . ne muasır bir milliyet olacak? Yeni bir lisanla. bu umumî Osmanlı lisanı Osmanlı maarifinin. Şimdi Niyazi Beyden bir mektup aldım. 17 Ağustos 1909. Programımız. teali meş'aleleri tutuşturacak. Düşünüyorum. vâki "Osmanlılık" milliyetini kabul ettikleri.. Bu ne tuhaf olacak! Fakat bu aynı yamanda ne insanî. 2 — Osmanlı namı altında toplanan milliyetlere umumî.

Önümüzdeki pazartesi günü Nuruosmaniye caddesindeki "5T" numaralı kulübümüze teşrif buyurunuz. Şimdi idealimizi ilim. ilmî encümeninde yalnız Türk Osmanlılardan değil.cizgiliforum. Osmanlı memleketi çocukları kendi eski milliyetlerini. "Osmanlılık" idealini nasıl neci bulduğunuzu anlattım.. Sizin gördüğünüz Âlî tahsil yarınki müşterek insaniyete bir numune olacak.. halk arasında mukabil dinî taassupların. Rahatsızım. fen noktasından tetkik ile harekete başlayacağız. Bakınız : Diyamandis Elendi Nikifor Angilef Efendi Nikolaviç Efendi Fraşarlı Nadir Bey Muiz Bori Efendi Salihülâynî Efendi Casimülkürdî Bey Louis Durant Sadullah Behçet Bey Hasan Rudi Bey Şair Sait Bey Celil Mün'im Bey Hoca Bali Efendi Doktor Eserullah Nâtık Bey. Levanten. siz de tanırsınız. 'biraz düşüneyim. kavmiyetlerini. Bugün aklım başımda değil. encümene Ermeni olarak sizin girmenizi arzu ediyorum. Kulübümüzün idare heyeti. 6 — Kulübümüzün gayesine vusul için gazeteler.. Büyük emelimizin intişarına iştirak istiyorsanız iki satırla muvafakatinizi yazınız. Arkadaşlarıma fikrimi söyledim. İlk adım olarak "İzabemi anâsır" şubeleri açarak.com Sayfa 148 . Ben idare heyetine. Fakat bu esaslar üzerinde yürümek değil. Osmanlı Kaynaşma Kulübü muvakkat kâtibi Niyazi Ne yazsam! Evet mi? Hayır mı?. Arap.. millî iştiyakların söndürülmesine çalışılacak. Bulgar da var. Moda www. Rum. Yahudi. tarihlerini. Baki ümit. hatta bunlara yaklaşmak için çok büyük gayretler istiyor. edebiyatlarını öğrenmeyecekler.5 — Mekteplerde Osmanlılık haricinde hiç bir kavmiyete. Namuslarını irfanlarını bütün Osmanlı memleketi tanır.. Arkadaşlarımızın içinde hiç meçhul kimse yoktur. Zaten hemen muvafakat hoppalık olmaz mı? 30 Ağustos 1909.. konferanslar verilecek. milliyete kıymet verilmeyecek. risaleler çıkarılacak.

Moda Altı ay ne çabuk geçmiş.. Hakikaten âza şimdiye kadar gördüğüm adamların en mükemmelleri. hiç dışarı çıkma. Moda Bugün kulübe gittim. vatanım rû-i semin (1) olan bir âlim. 7 Mart 1910. Nezle zannettiğim şey kötü bir "korbator. hayır ikinci bir tabiat olmuş.. Bu çok değerli bir adam. Doktor : — Yat. Benim işlerim bozulmağa başladı.. Münakaşadan bir netice çıkmadı. Bu sıcakta nerde soğuk almışım?. "Osmanlı Kaynaşma Kulübü" azalarından ne kadar Türk varsa hepsi mektupla hatırımı sordular. İçtima salonu küçük bir saray divanına benziyordu. 21 Teşrinievvel 1909. o kadar müşkül ki kendim içinde olmasam.. Reis Sait Bey." muş.. hakikaten şiarı : Milletim nev'i beşerdir. Herkes söyledi.. diyor. Fakat Niyazi Beyin bir sözü hiç kulağımdan çıkmıyor : www. Bu hakikaten manasız. Benim milliyetim tehlikeye uğrarsa onlarınki de uğrar. yoksa tesis mi edilir?" Meselesi mevzu idi. Uşakların hepsi resmî elbiseler giymişlerdi... Yarın biraz kalkabileceğim. Başladığımız iş o kadar büyük. Bina gayet büyüktü.. Bu onların âdetidir. "Osmanlı kaynaşma" kulübüne mensubiyetimi bizimkilerden kimsenin duyduğu yok. ne risale neşrettik. Beni hararetle kabul ettiler. Sırp. Böyle bir kulübe girmekte hiç bir mahzur yok..com Sayfa 149 . İyi olursam neye mahpus kalayım? Zaten pazartesine epeyce var... hâsılı her milletten var.... Arnavut.. Müzakerelerimizden daima sabit bir netice çıkmıyor. Kulübün masrafını Türk azalar uhdelerine almışlar. l Eylül 1909. vatanım yeryüzü" anlamına gelen bir dize. "içtimaî müesseseler kendi kendine mi teessüs eder.. Hem bu kulüpte Türk olmayan yalnız ben miyim? Rum. "Osmanlı Kaynaşma" kulübüne gireceğim.. Eşya pek muhteşemdi. "Bu ancak bir hayaldir" diyeceğim. Çünkü biz hiç gürültü yapmıyoruz. içtima hakikaten ilmî idi. Niyazi Beye şimdi cevap yazdım. Aklım ermiyor. Henüz ne gazete. Hâlâ kendi milliyetlerini çoktan terk etmiş olan zavallı Türklerden çekinmek. Diğer kavimlerden olan azalar hiç aldırmıyorlar. (1) "Milletim insanlık. dağıldık.. iki üç gün nafile düşündüm.cizgiliforum. Lâkin bizde "vehim" bir illet.Rahatsızlığım devam ediyor.... Arap. Moda Daha iyi olamadım. Niyazi Bey galiba çok zengin.

.. Her fırsatta koşacak.... Tıpkı eskisi gibi. Seksen lira maaş. Fakat acelesi ne? Yavaş yavaş.. Acaba "Osmanlı Kaynaşma" kulübü de duruyor mu?. Ah işte yine yaz.. Meyus oldu.. bu şiir içinde uyuyan fenere kavuşacağım. Onlar dipdiri duruyor. Kitaplarımı düzelttim. Artık sana veda etmek icap ediyor. Niyazi Bey hareketimi işittiği vakit: — Biz sana bu maaşı veririz. bu masum nişle defterimi buldum.... deme. Bu sabah yedi vapuruyle odama gelmişim.. Moda Dün kulübe gittim.com Sayfa 150 ... Yorgun muyum? Bir Türk gibi geriniyor: "Yarın inşallah. Yazdığım yirmi otuz sahifeyi o kadar lezzetle okudum ki. Doğru odama koştum. Hakikaten ne garip.. Bu tuhaf.. Torakyan kumpanyasının vekili oldum.. SONUNCU OLAN İLK TEŞEBBÜS 23 Nisan 1912.cizgiliforum. Şimdiye kadar Avrupa'da yaşamamıştım.. iki senedir görmediğim aydınlık sokakları... Moda Ah güzel istanbul.. Kaplamış.. iki yaş daha kazanmışım sanıyorum. Hiç olmazsa muhabir âza olmamı rica etti.. fakat ne zengin adam. dedi. Yazık.. bu sükûn. *** 28 Nisan 1919.. Müzakereye dahil oldum. Şimdi çıkayım. Evet hayat.. Hiç müspet netice çıkarmamışlar. kal. seria rüzgârları koklayayım. Bakalım o hayat nasıl?. Gitsem Niyazi Beyi görsem. rüyalı sahilleri gezeyim. sanki iki sene geçmemiş.. Türkiye'nin hayatındaki şiar "yavaş yavaş" tır. Okudukça tekrar yaşıyorum. Kâtibi umumî Niyazi Bey : www. Halbuki işte yazdıklarım... Tatlı. yazılmayan günlerim.. 11 Mayıs 1910.. rüyadan başka bir şey değil... Koltuğumu yine pencerenin yanına çektim. Ropenyanların bahçesi yine çiçek içinde.. Maahaza bu adamı bırakmayacağım. Niçin her gün yazmamışım.. vakalarım mazinin içinde kaybolmuş.. yine bu manzaraya.. Kabul etmedim. Şimdi iki sene geriye dönmüştüm. Ben dün büroma gitmişim. Siyasiyat patlamış bir lâğım iğrençli-ğiyle memleketin her tarafını sarmış. İki senedir âza yirmi defa içtima etmiş.Olmaz olmaz..." diyorum. Bir haftaya kadar Marsilya'ya gidiyorum. Moda Dün istanbul'a geldim. olmaz olmaz Güzelim âlenı-i imkândîr bu..

Ulah. onlar belki kabul edebilirler... Arnavut. Marsilya'ya gitmeyeceğimden çok memnun. Lisan için iki senedir söz söylenmiş.cizgiliforum. . Tokatliyan'da bir arkadaşını bekliyordu. Hiç Ermeniler Ermeniceyi bırakırlar mı? Ben de bunu düşündüm. *** 24 Mayıs 1912.. ahlâktır. Ben de artık bu kaynaşmış "yekpare. www. Rum. Yahudi azalar bulunmuyorlar. Azadan bazıları Latin lisanını istiyorlarmış. Osmanlılığı teşkil ederler.Sırp. Böyle yalnız kendi arzuları. Ben ısrar ediyorum.Sait Beyin ilmî nazariyeleri oldu. Onun için ilk hücum olunacak noktalar cemaat müessesesinin direkleri olan milliyet.com Sayfa 151 . Azanın yavaş yavaş kaçışmalarına sebep Niyazi Beyle . Moda Dün Diyamandis ile görüştüm. Osmanlılığı kaynaştırmak için fertleri cemaatlerinden ayırmak lâzım. güldü : — Türklerin zaten lisanları yok. Encümen odasında kendisiyle uzun uzadıya konuştum. Fakat Rumların beş on bin senelik mükemmel lisanları. Evvelâ lisan meselesi. Fert cemaatinden ayrılır.. îçtimalarda Arap. bu zatlar diyorlar ki : "Osmanlılık içinde ayrı ayrı cemaatler var. yek-vücut" Osmanlılık idealinin hakikaten çok.. Şimdi farkına vardım. Bütün kararlarda imzam var. din.. Müzakereleri hiç kaçırmıyorum. dedi. Kendisi "İspiranto" lisanının kabulüne mütemayil. Benim artık istanbul'da kalacağımdan...— Şimdiden sonra ayda iki defa toplanacağız... Moda Ben encümene de devam ediyorum. Biz sekiz kişi ile müzakerelerimizi yapıyoruz. 30 Haziran 1912. Bu -cemaatler fertlerinin arzularını yutarak kavmî iradeler doğurmuş. Kulübe uğramaz oldular. yalnız kendi menfaatlarıyle yaşayan fertler iktisat bağlarıyle toplanır. Bulgar... "Osmanlı Kaynaşma" sının lisanı "İspiranto" olursa bunu hepsinin kabul edip edemeyeceklerini sordum. edebiyatları var. Türk azalarla. ama pek çok uzak bir hayal olduğuna kail oldum. Bu direkler yıkılınca fertler kendi uzvî ar-zularıyle karşı karşıya kalacaklar. Mensup oldukları cemaatlerden ayrılmak gayri Türk azalardan hiç birisinin işine gelmedi. îlk içtimada katî programın kararlaştırılması lazımmış. yani iradesiz kalırsa o vakit ona yalnız kendi "arzu" su hakem olur? Fert menfaatinden başka bir şey düşünmez. diyor.

ne Angelof. Hususî mevziî. ne Nikolaviç.. Ben bu sefer biraz onsları hırpalamak istiyorum.com Sayfa 152 . Aman ya Rabbi! Ben. Dün defterimin baş taraflarını okudum. içtimaiyatta mantık iş göremez.. 4 — "Osmanlı" namı tahtında birleşerek yeni.. Çok sürmedi. yalnız Türkleri demek istiyorum. coğrafyaî bir beynelmileliyet tesis etmek. mantıkları da.. Hepsi deyince. muhakemelerini uyutmuş.şahsî menfaatin pek fevkinde kudsî bir ihtiras ile . babası Ermeni milliyetinin baştan canlanması için alevlenen ihtilâlde âmillik ederken babası öldürülen öksüz bir adam. Moda Evvelki gün hava biraz yağmurlu idi. Tıpkı Fransız inkılâpçıları gibi düşünüyorlar. yalnız şahsî.. milletler. Bunlar hepsi o kadar boş. 3 — Cemaatlerinin ilham ettiği "irade" leri sunî bir nisyan ile unutarak yalnız ferdî.. fertleri birbirine . kendileri de perişan oldular. zannetmişler. Onlar da mantıkla bir şey yapıyoruz. Dikran Hayikyan. "Osmanlılık" vehmi -onların bütün mantıklarını. Yarın yine içtima var. "Osmanlı Kaynaşma" kulübünün âzalarındaki ideal de aşağı yukarı "insaniyet" fikri. Aylar -var ki ne Diyamandis. tarihlerini. lisanlarından.. Moda İki sene evvelki fikirlerim bugün tamamıyle değişmiş bulunuyor. 15 Temmuz 1912.. Türkiye'deki unsurlarda. uzvî arzularıyle yaşayacaklar. www. o kadar imkânsız şeyler ki! "Osmanlı kaynaşma" kulübü âzalarının nasıl böyle çocukça bir fikre kandıklarına şaşıyorum. "Osmanlılık" nedir? Kaynaşma kulübü bunun manasını bana öğretti : 1 — Osmanlı namı altında yaşayacak Türk mürk hangi milletten olursa olsun. Bu adamlar yalnız mantıklarıyle iş yapmak istiyorlar. Kulübün içtima salonunda hepsini hazır buldum. Ruznamede lisan meselesi vardı. ne de diğerleri kulübe uğruyor.Görüyorum ki bu Türkler namussuz adamlar değil. tarihsiz bir milliyet husule getirecekler. hatta senelerin isimlerini bile değiştirmişlerdi. Onların gayesi "insaniyet" idi. milliyetlerinden vazgeçecekler. Fakat hepsi ideolog. yavaş yavaş ayrılacak. Bilmiyorlar ki tarihte. kendi. Osmanlılığa inanmışım ha. müesseselerinden. dinlerini. 2 — Dinlerinden.düşman eden cemaat ruhlarını öldürmek.cizgiliforum. 28 Temmuz 1912.

Şimdi o da Türkiye'de bütün milletlerin lisanlarından mürekkep bir Osmanlıca tesis edilmesini tercih ediyor.cizgiliforum. Hiç bir taraftan itiraza duçar olmadığından anladım ki politika heyecanları arasında Türkler taassuplarını da unutmuşlar.. kaidelerini kendinin addettiği için dünyanın en büyük lisanıdır. Aynı zamanda muharrir. Bilhassa : — İbranice. O diyor ki : — Bugünkü edebiyat lisanımız olan bu Arap-çanın. Ermeniceden kelimeler. Gayet şık.gözlüklü genç bir Bey. Taassup aradan kalkar. — Zaten Türklerin lisanı yoktur. Onun fikrini hulâsa edeyim : "Dinlerin maksadı insanları mesut etmektir. Üç lisanın membalarını. Acem kamuslarından alırlar. Acemcenin karışmasıyle hâsıl olmuş Osmanlıca maksada kifayet eder. hıristiyan rahipleriyle itilâf etmeliyiz. Acemcedir! icap eden kelimeleri ıstılahları hep bu Arap. Allah mademki bir. Doktor Eserullah Natık Türkiye'nin en âlimi. Arnavutçadan.. Celâl Mün'im. bu lisana daha umumî bir mahiyet vermek için nida (1) harflerini. kaideler alınmasını istiyorlardı.. Bulgarcadan. nahiv kaideleri alınacaktı. Bu zat bizim kulübe gelmekle beraber müthiş bir politikacıdır. "İttihad-ı anasır" hususunda onun kadar ileri gitmiş daha kimse yok. Hatta daha ileri gidiyordu: Mademki Osmanlıca tanzim olunacak. hem bilhassa sarf. Bu tek . Sırpçadan. Onların kamusları Arapça.com Sayfa 153 . diyordu. en mükemmel lisandır! diyordu.. Latinceyi Hasan Rudi Bey istiyordu..Doktor Eserullah Natık Latince ile İbranice-•den birisinin kabulünü teklif ediyordu. Sadullah Behçet'i kendine en sadık bir muin sayıyordu. Şair Hâmit Bey de bu fikirdeler. Her on beş günde bir beş yüz sahifelik kitap neşrediyor-:muş. diğer arkadaşları gibi zengin.. — Latince her ne kadar yaşamıyorsa. Hoca Bali Efendi itiraz ediyordu. îngilizceden. Rumcadan. harf-i www. Milliyetperverlerin aman vermez bir düşmanı. dinler niçin birkaç tane olsun?" Hoca Bali Efendi bu fikrini istanbul matbuatında da neşretti. Baştan lisan aramağa ne hacet? diyor. en büyük filozofu olmak üzere tanılır. Ulahçadan. Yalnız onlar Osmanlılığı teşkil eden bütün kavimlerin lisanlarından da kelimeler. Biz hocalar saibiye ruhanîleriyle. Hatta bir Osmanlı akademisi açılsa mutlaka o reis olacak. canlan-'dırabiliriz. hahamlarla.

. Çünkü bir lisan. Sonra ben itiraz ettim : "Lisanlar tesis olunmaz. Bir kere yazması gayet kolaydır. ispanya Yahudice. O da yaşamayacak. Sırbistan Sırpça." (1) Nida : Ünlem.. On sene içinde iki yüz seksen kulübü olan bu lisanın yirmi beş tane de gazetesi vardı. Halbuki Ermenice. Yalnız Paris'te on dört tane "Volapük" dershanesi açılmıştı. www. (2) Harf-i cer : isimleri esreli okutan harf. altı kurala dayalı uluslararası dil. yerini Ydo lisanına bırakıyor.. İçtimaiyatın bu hakikatini kabul etmeyenler birçok defalar aldanmış-lardır. Ne oldu? Birdenbire bu lisan o kadar çabuk kayboldu ki bugün bütün dünyada "Volapük" çe bilen bir adama rast gelmek ihtimali yoktur. (3) Elkap : Unvanlar. yani bir müessese tesis olunamazdı. Ermenice öyle değil. îşte nitekim 1880 senesinde icat olunan "Volapük" (4) lisanı evvelâ epeyce ehemmiyet kazandı. bir devlet yoktur. resmî.. Çünkü Türkiye'nin dışarısında Ermenice konuşan toplu bir millet. Bulgaristan Bulgarca. Lâkin bu geçici bir moda idi. Sonra Espiranto (5) çıktı. Hiç sunî. Asıl memalik-i Osmaniye'nin lisanı budur. Türkiye'nin hemen her büyük şehrinde Ermeni bulunduğundan bu lisanı. kabulü halinde pek çabuk intişar ettirebilirler. Mısır Arapça konuşur. Kâşgar. âlî. yaşamaz da. her müessese gibi kendi kendine teessüs eder.. mutlaka ölecek. Hayve hanlıkları Türkçe konuşur. Büyük mağazalar memurları için bu lisanı kabul etmek üzere idi. (5) Esperanto : Doktor Zamenhof un 1887’ye doğru kurduğu.cizgiliforum. O da şimdi yavaş yavaş sönüyor. mükemmel bir Osmanlıcanın bütün dünya tarafından bile kabul olunacağını söyledi. Doktor Eserullah Natık böyle umumî. mevzu bir lisan yaşamamıştır. Romanya Ulahça. hususî elkapları(3) Fransızcadan iktibas etmeliydi. (4) Volapük : Johann Martin Schleyer'in 1879'da ortaya koyduğu evrensel dil..com Sayfa 154 . Ben Ermeniceye dair birçok tafsilât verdim. Bütün bu lisanlardan mürekkep bir lisanda mutlaka haricî bir milliyetin izleri de kalacaktır. Halbuki Yunanistan Rumca konuşur.çerleri(2) Almancadan.

kaideleri pekâlâ bizim iskolâstikler koymuşlar." deniyor. Türkçe sarf kaidelerine tenezzül etmez. Hatta Arapça. Niçin onların vaktiyle girmiş kelimelerini. merkezlerini dolduran. dedi. bir devlet yok. Dünyada lengüistik kadar efsaneden bir ilim yoktur.. istanbul'u.com Sayfa 155 . şiir düzerken Arapça. Ama bu lisan tarihî lisandır. Zaten bizim tasavvur ettiğimiz Osmanlıca kısmen başlamıştır. Konuşurken cümleleri hep kısa. diğer lisanlardan alınan kaideler konulamaz. Edebiyatımızda otuz kırk satırlık cümleler var. Bunlar Osmanlılardan kız alıp verebilirler. Türkiye'de yaşayan bütün unsurların lisanlarından mürekkep bir Osmanlıca kabul edildi. yalan! İşte bugünkü Osmanlıca..(1) bir yeni lisan istiyoruz.. çay. İçinde biribirine yabancı üç ayrı leşip bir araya gelirse. Lâkin yazarken tabiatin yaptığı temsili âlimane bir tehalükle düzeltiyorlar. Sait Bey düşünmeye başladı.. tömbeki. hep tabiî. Anadolu'da epeyce Acem vardır.. Türkçede olmayan Arapça. Türkçenin tabiatinde olmayan "atf-ı tefsiri" leri(2) çoğaltmışlar. Moda www. Biz masnu.. vilâyet. kâğıt. Bâli Efendi kanaat getiriyor gibi oluyordu. "Bir lisana kendi tabiatına muhalif. Acemce. Bugün kibar bir Osmanlı asla Türkçe kelimeye. Acemce kaidelerle. kalem ticaretini. (2) Atf-ı tefsiri : Bir cümlenin anlamını açıklamak için kullanılan bağlaç.. Acem kelimeleri kendi tecvitlerine uyduruyorlar.. ameleliği eline geçirmiş olan Azerbaycanlı Türk oğlu Türklere esvaplarına bakarak Acem diyordu..Sonra devam ettim. Fakat Eserullah'ın dediği Osmanlıca yaşıyor muydu? Görüyorum ki hayır. niçin on lisanın kaideleri birleşip bir arada yaşamasın? (1) Masnu : Sanatla yapılmış. Bilâkis Acemce Osmanlıcanın en güzel bir unsurudur.cizgiliforum. 20 Ağustos 1912. Hoca Bâli Efendi ona cevap verdi : — istanbul'da. Hasan Rudi "memalik-i Osmaniye" de Acem olmadığından eskiden nasılsa girmiş Acemce kelimelerle kaidelerin lağvını istedi.. Lâkin Doktor Eserullah Natık benim teklifimi cerh etti : — Vakıa "Memalik-i Osmaniye" haricinde Ermenice konuşan toplu bir millet. Ben cevap vermedim. kelimelerle yapılmış yabancı terkipler kullanıyorlar. Zavallı hoca Bâli Efendi. kaidelerini atalım. dikkat ettim: Osmanlılık iddiasında bulunan Türkler bile yalnız yazarken. değil mi.

servet.. dedi.. konuşulan. Türkler de bir millet oluyor demek.. ananelerini asla yad etmezler. saf.. asude Türkistan'a dönecekler. İzmir'i falan zaptedip bu on dört milyonu "Kızılırmak" m sağ tarafına atmak.. Acemce.. Kurşun kalemle işaret ettiği şey gayet uzun.. Halbuki ne kadar Ermeni. Türkler yine çadırlarına çekilecekler.Dün Ermeni arkadaşlarımdan biri Fransızca Merucre de France(1) risalesinin 16 ağustos 1912 tarihli nüshasını verdi : (1) Mercure de France : 1672'den XX." şimdi bitirdim.. tamamıy-le Türkleşmiş bir halk var. hepsi Kızılırmak'a dökülerek denize akacaklar. tabiî halk lisamyle edebiyat yapmaya çalışırlarmış. Halbuki www. tarihlerini. Eğer bu iki millet aynı zamanda muvaffak olursa Anadolu'da bir tane Türk kalmayacak. karışık lisanı bırakmaya. on beş milyona galebe çalamaz. Gayet muktedir Avrupalı bir muharrir diyor ki "Türkler çok âlicenaptır.. rahatça yaşamak istiyorlar. Eğer bu Mösyö Risal'in haber verdiği şeyler sahih ise berbat. ticaret. Makalenin serlevhası : "Türkler millî bir ruh aramakta. yüzyılın baslarına kadar yayımlanan ünlü bir Fransız dergisi. Onlar şimdi yalnız... iskolastik. Arnavutlar gibi milliyetlerine sarılırlar-sa! On dört on beş milyonluk toplu bir kuvvetin karşısında biz ne olacağız? Pek dağınık. Ermenilerin fikri büyük Ermenistan'ı teşkil edip ne kadar Türk varsa hepsini "Kızılırmak" m sol tarafına atmak. Lâkin! Türkler de Rumlar. ne kadar Rum var? Zannetmem ki bu iki unsur üç milyondan fazla olsun. hatta Araplar. Eğer Türkiye'deki Hıristiyanlar fazla mutaassıp milliyetperverlik göstermeyip onları uyandırmasalar meşrutiyet sayesinde yarım asır içinde bir Türk kalmayacak. pek az olan biz Ermeniler bunu düşünmeli..com Sayfa 156 . Türkler de kımıldanıyorlar.cizgiliforum. "Osmanlılık" müessesesini kuvvetlendirmeliyiz... arazi. namazlarını daha rahat kılmak için geldikleri tenha. işte şimdi acı bir hoşnutsuzluk hissediyorum. Asla üç dört milyon. bir Türk ruhu ararlar. Evet. Ötede beride birtakım adamlar varmış. Rumların fikri istanbul'u. Osmanlıca namı altında devam eden Arapça. Kendi milliyetlerini. Ermeniler. Bir ingiliz bana demişti ki : "Türkiye'de on dört milyondan ziyade Türkçe konuşur. — Mutlaka oku. Risal imzalı bir makaleydi.. hatta hükümet Hıristiyanların eline geçecek..

Musevîliğin. Buna Rumlarla çalışan.. Birtakımları "Ben Türküm. müzakerelerimize devam ediyoruz. Rum. lâkin harp ihtimalleri. Hükümeti elinde tutan fırka tamamıyle sukut ettirildi.Hıristiyanlar milliyetperverlikte taassup gösterdikçe Türklere de bu hal aksediyor.. Karadağlılar. "Halaskaran zabitan grubu" şimdilik mevkie hakim.. Ermeni. hatta bir parça da Arnavutlar Türklere ilân-ı harp ettiler. Eğer harp olursa ya mağlûbiyet. Dün içtima günüydü.. Saibîliğin ceminden hâsıl olmuş bir din olduğunu. Sırp.. Bizim kâinat umurumuzda değil. Ya Türkler de felâkete uğrayıp uyanırlarsa. Müzakere epey sürdü. Türklüğü düşünerek hareket etsin. bütün varlıklarını unutacaklar. biz Ermeniler. Meselâ dünyada kim tasavvur edebilir ki Kâmil Paşa gibi Tanzimat dâhisi bir Osmanlı." Düşünüyorum.. konferanslar veriyorlar.. Neşriyata başlanınca halkın galeyanından korkuluyordu.com . (1) Balkan Savaşı. Teşrinievvel 1912. Arap. Bulgar.. Yine kulübümüzde toplanıyor.. Kabinede Tanzimat ruhunun yetiştirdiği büyük simalar var. Arnavutlar milliyetimizde taassup göstermesek Türkler "Osmanlılık" namını verdikleri kozmopolitlikten ayrılmayacaklar.cizgiliforum. hâsılı bütün Osmanlılar yavaş yavaş dinlerini terk edecektiler. hatta Araplar. Sayfa 157 www. bizim kaynaşma kulübünün daha mutedil. Hoca Bali Efendi İslâmlığın. Konuşulan tabiî Türkçe ile şiirler.. Arnavut. isevîliğin.. Rumlar. kitaplar yazıyor. Hatta yavaş yavaş Türkçülük diye bir mefkure bile canlandırıyorlar. O tam bir Osmanlıdır. ya galibiyet.. Sadullah Behçet bütün bütün dinin aleyhinde. millî fikirlerden külliyen mahrum bulunan Osmanlı zabitleri muvaffak oldular. Moda Harp başladı.. Yunanlılar. Türklükle gururlanırım" diye ortaya atılıyor.(1) Bulgarlar. Milletleri uyandıran büyük felâketlerdir. Ah. Ruznamede "din" meselesi vardı. Sırplar. biraz değiştirilerek bütün Osmanlılara kabul ettirilmesini teklif etti. Ben en çok mağlûbiyetten korkuyorum. daha siyasî olan "itilâf" fırkasıyle milliyetperver Arnavut ihtilâlcileri. yeni bir lisan bulmaktan daha zordu.. Yeni bir din bulmak. Eserullah Beyin tanzim olunacak yeni "Osmanlı" milletinin mutlaka bir dini olması icap ettiğini söyledi. Hasan Rudi "Japonlar gibi dinsiz olalım!" diye haykırdı. Nihayet şimdilik "dinsiz" likte karar kıldılar.

kendi halinde bırakılırsa ihtiyarlar. yıkılır. Niyazi yanımda idiler. Dalgın. diyordu.. Dinî müesseseleri hep eski halinde bıraktılar. "Memaliki Osmaniye" de en çok mü'mini olan din islâmlıktı.... belki bizden ziyade asırlardan beri köklenmiş taassuptan korkuyorlardı.. şişman bir Rum kadını ancak dört yaşında tahmin olunabilir oğlu ile karşımda oturuyordu.. haftalar var ki Çatalca hatlarını zorluyorlar. İslâmlığı yıkmak için ihmal icap ediyordu. Buldukları çare "ihmal" idi. Başımda şapka çekindiği yok ya. Bizim emelimiz de husul bulacak. Yavaş yavaş konuşuyorlardı." Fakat ne çabuk. Tanzimatçılar da memleketin her tarafını tanzim ederken medreselere hiç bakmadılar...com Sayfa 158 .cizgiliforum. îhmal bütün ocaklara incir diker!" Böyle de tafsilât veriyordu : "îlk Tanzimatçılar bir kalemde milliyetleri sildiler. İskelede birçok kalabalık gördüm. Her taraf muhacirle doldu. Türk'e Türklüğünü unutturdular.. Uzaklardan top sesleri geliyor gibi oluyordu. Lâkin dine dokunamadılar." Kulüpteki gayri Türk azaların gelmeyişine hâlâ hiç biri dikkat etmiyordu. Para yok. Kadın bir defa bana baktı. ne güzel. Kadıköyü'ne hicret ediyor. Çocuğuna cevap verdi : — Evet yavrum. Rumca : — Ayasofya bu değil mi anne? diye sordu. îhmal ettiler. Sefalet son derecede! Vapurda gözlerimi Ayasofya'nin kubbesinden ayıramadım.. Dini muasırlaştırmayacağız. Diyorlar ki "istanbul ahalisi Üsküdar'a. Demek istanbul'a Bulgarlar girecek. Taassup izale edilince tabiî din de kalmazdı. Çocuk dizlerinin üzerine kalkmış dışarıya bakıyordu. — Ah. Yan kamaradayım. Biz de onların gittiği yoldan gideceğiz. Nasıl çalışmayanı küf tutarsa bir müessese de gençleştirilmez.. Pencereden dışarıya bakmaya başladılar. hatta o kadar gürültüleri işitmiyorlardı bile. Bugün istanbul'a geçiyordum. Muasırlaşmayan dine tabiî muasırlaşan Osmanlılar yabancı kalacaklar. Teşrinisani 1912.. Harp hemen tesirini gösterdi.. Sonra kadın eğildi. Ben elimdeki gazeteyi okur gibi yaparak işitiyordum : — Ne vakit gelecek Kostantin? www.. Asker sevkiyatına hiç bakmıyorlar. Çalışan demir parlar..Sait Bey "ihmal. Moda İşlerim bozuldu. Güzel. Piyasa durgun. Hava pek güzeldi. Çünkü onlar da bizim gibi. dağılır. Babıâli'den aşağı inerken Eserullah. her şeyden bihaber kararlar veriyorlardı.

azimlerine. Bulgar Kiralı Ferdinand'in Ayasofya'da "taç giyme" resminde giyeceği esvapla formalar Paris'te yapılmış. www. serbestliği görürüz. "Bizim memleketimizi Hıristiyanlar alsa asıl o vakit hürriyeti. şiddetlerine şaştı. Yaktılar. demek beş yüz bu kadar sene sonra kubbene yine haç dikilecek ha!.. Avrupa gazeteleri yazıyor. Dünkü müzakerede Eserullah Na-tık Hıristiyanların medeniyetinden Türklerin. — Niçin Bulgarlarla Sırplar girip almadılar şimdi ? — istanbul'un asıl sahibini bekliyorlar. Sefarethaneleri istanbul'a asker çıkarmak hususunda ikna etmek. Bulgar askeri girer girmez Osmanlı jandarmalarıyle sefaret maiyet vapurlarından çıkacak ecnebi neferlerin bir ellerinde Osmanlı bayrağı. Bravo. Bulgarların millî rengi bu senenin Paris'te modası. Yıktılar.. Hatta Beyoğlu'nda bile Bulgar modası âdet oldu. Hakikaten şimdiye kadar Osmanlılardan Kâmil Pa§a kadar büyük adam yetişmemiştir. Bunu her işiten Osmanlı. Köprü'de rast geldiğim bir jandarma zabiti sefarethanelerle Kâmil Paşanın anlattığını. sevinerek "yaşasın siyaset piri!" diye rahat nefes alıyor.... Onlar da benim gibi istanbul'un son günlerini yaşadığına kaildiler. işte Mısır gözümüzün önünde. yetişemez de." dedi. Bütün kiliselerde -gizli değil. Öldürdüler.. o ne saadet. bir ellerinde mensup oldukları devletin bayrağı olarak devriye gezeceğini söyledi.. On beş yirmi güne kadar. Moda Hıristiyan müttefiklerinin orduları istanbul'a giremedi.. Bütün Avrupa genç Balkan milletlerinin cesaretlerine. Pomakların hepsini Hıristiyan yaptılar.. Ben "kaynaşma" kulübümüze devam ediyordum. istanbul'da herkes bunu bekliyor.. Bulgarlar geçtikleri yerlerde cami.. Bulgar renginde kumaşlar istanbul'da bile satılmaya başladı.cizgiliforum.. muharebeden haberleri yok.. müzakereleriyle o kadar meşgul ki. alenî. Rumeli'den Türkler kovuldu.com Sayfa 159 . paşanın maharetine şaşarak.muzafferiyet duaları ediliyordu. O ne refah.. Galiba her gün ufuklarımızı inleten top seslerini bile duymuyorlar.— Müttefikleriyle birleşecek. — istanbul'un asıl sahibi kim? — Yörgi'nin kahraman oğlu Kostantin. Arkadaşlarım o kadar dalgın. Ey ihtiyar Ayasofya.. Tâ Köprü'ye gelinceye kadar dışarı baktılar. Top seslerini işittikçe ne kadar seviniyorduk. minare.. islâm bırakmadılar. 28 Kânunusani 1913.... islamların barbarlıklarından bahsetti...

hatta Hoca Bali Efendi Osmanlıları kaynaştırmak için ilk yapılacak iş "bi-lâ tefrik-i cins ü mezhep" kız alıp verme olacağında musırdılar. Henüz kimse onu tutmadı. Onu hiç kimse tutamaz. Bundan bir mana çıkmadığını söyledi. 7 Mart İ913. Kulüpte sekiz kişiyiz. Moda Fakat hangi hakikat ya Rabbi.. Bunu şimdilik haftada bir çıkaracağız.. "Din-i İbrahimî" yi meydana çıkaracağız. tamime başlayacağız.Gazeteleri okumadığı için Balkanlıların yaptıklarından haberi yoktu. Musevîlik. Aslına irca edeceğiz. Fikr-i Zinde. Sekizimiz de ayrı isimler bulduk. Hakikat ilerledi.. Lâkin gazetemizin ismini bulmak pek güç oldu. Evvelâ bir gazete. Ben itiraz etmedim. Arkadaşlar bu muvazenesizliği bozmak istiyorlardı. Gayet mükemmel bir mantık kullanıyorlardı: "Alınsın da niçin verilmesin?" Hoca Bâli Efendi fikrini söyledi : "Din nedir? Saibîlik. "kuvvet" yerine "fikir" konulursa maksadımızı neşredecek gazeteye tam muvafık bir isim olacaktı: Fikr-i zinde.. isevîlik." Bâli Efendiye kimse itiraz edemezdi. Vakıa İslâmlar Hıristiyanlardan kız alabiliyordu. Lâkin veremiyorlardı. dedi. Bu ezelî uyku içinde müzakere uzadı. Ben "Babil Kulesi" dedim. Eserullah Natık Alfred Fuyye'nin (1) "İdee force" (2) tabirini bozdu. Sait. Vicdan-ı Hür.. Osmanlılar. İrfan-ı Hür.. Şems-i Yegâne. Artık programımız tekâmül ediyor. insanlık..com Sayfa 160 .. Bulduğumuz şiarlar da biribirine hiç uymadı. "Kuvvet-i zinde" diye tercüme etti. "Din-i İbrahimî" milletlerle dinler arasında fark görmeyeceği için (bilâ tefrik-i cins ü millet) izdivaca da müsaade edecek. Bu hakikaten Osmanlılık kaynaşmasını iddia eden bir risale için tam bir isimdir. Kaynaşalım. www. Hakikat ilerliyor. Bugün dağılırken doktor Eserullah Natık : — Yakında faaliyete geçeceğiz.cizgiliforum. İslâmlık değil mi? Biz bunların hepsini birleştireceğiz. Çünkü ilerleyen şeyden kimsenin haberi yok. Kaç senedir tetebbu ederek çizdiğimiz esaslarımızı neşre.. Sadullah Behçet. "İdee-force" haline koydu. Sadullah Behçet: — Gazeteye isimden evvel bir "şiar" bulmalıdır! diyordu. İzabe-i Anasır.. Gazetemiz için bulduğumuz sekiz isim şunlardı : Babil Kulesi.

Nihayet kura çekmeye karar verdik. Bu sekiz ismi kâğıtlara yazdık. Bir tane çektik, "insanlık" çıktı. Başmuharrir Sait oldu. (1) Alfred Fuyye (Alfred Fouillee): Kuvvet fikri felsefesinin kurucusu Fransız filozofu (1838-1912). (2) îdee force : Fikirlerin birer kuvvet olduğunu ileri süren Alfred Fouillee'nin felsefesi. Felsefeye ait kısmını: Eserullah Natık yazacak, İçtimaiyat kısmını: Sadullah Behçet, Hasan Rudi, Edebiyat kısmını: Niyazi Bey, Fen kısmını: Celâl Bey, Din kısmını: Hoca Bâli Efendi, Mütenevviayı da ben... ilk nüshamızı bakalım ne vakit çıkarabileceğiz? *** 15 Nisan 1913, Moda Dür. ilk nüshanın r 'inderecatını müzakere ettik. Sait Bey, nev-i beşerirs bütün bir milliyet olduğuna (vatan) m da (rû-yi zemin) olması lâzım geleceğine, ancak bu hakikati anlayanın insan addedilebileceğine dair uzun bir şiir yazmıştı. Bu gayri millî, yani "Bilâ tefrik-i cins ü mezhep" edebiyatın hakikaten bir şaheseriydi. Dinlerin, milliyetlerin, muhitlerin, vatanların hep efsane olduğunu terennüm ediyordu. "Eserullah Natık" in makalesi elli sahifeden ziyade idi. Birçok ecnebi isimleri söylüyordu. Lâkin ne yalan söyleyeyim, makale gayet büyüktü. Ben de beğendim. Sadullah Behçet, Hasan Rudi, bütün iktidarlarını göstermişlerdi. Hasan Rudi dört beş sayfanın içinde içtimaiyattan, gariziyattan,(1) tarihten, hay(1) Gariziyat : Fizyoloji.

vanattan, metafizikten,(1) patolojiden (2) bahsediyor, spiritizm (3) ile spiritüalizm (4) arasında hiç bir fark olmadığını, bütün ilimlerin saçma olduğunu ispat ediyor; nihayette kendinin âlim olduğundan fahirleniyordu.
www.cizgiliforum.com Sayfa 161

Niyazi Bey her lisanın bir lisan olmadığını, lisanlar müesses olmayıp tesis edilebildiğini, bir lisandan diğer lisana gelme kelimeler olduğu gibi kaideler de olabileceğini iddia ediyor, mültekâmil Osmanlıca için tafsilât veriyor ve Arapça, Acemce, Rumca, Arnavutça, Sırpça, Bulgarca, ispanyolca kelimelerle, kaidelerle yapılmış cümlelerden misaller gösteriyor, bu karmakarışık masnu lisanın ahengini, güzelliğini anlata anlata bitiremiyordu. Fen kısmı gayet parlaktı. Yegâne hakikatin fende olduğu, fennin haricindeki her şeyin bir vehim, bir hayalden ibaret olduğu ispat olunuyordu. Hoca Bâli Efendi kaynaşmış Osmanlı milletinin müşterek dinini izah ediyordu. Bu, "Din-i İbrahim" idi. Saibîlik, Musevîlik, İsevîlik, İslâmlık karıştırılmalı, geriye gidilerek Hazret-i İbrahim'in dini bulunmalıydı. Bu nüsha âdeta meslek nüshasıydı. Kaynaşma kulübünün esas fikirlerini ihtiva ediyordu. Son sayfaya "Bilâ tefrik-i cins ü mezhep izdivaç" ilânları koyacaktık. Din, millet farkına bakmadan izdivaç edecek gençlere yardım edecektik. Benim makalem çok alkışlandı. Eserullah Natık : — Bu nüshanın en mükemmel parçası budur, dedi. (1) Metafizik : Fizikotepi. (2) Patoloji : Hastalıklar bilimi. (3) Spritizm : Ispirizma. (4) Spiritüalizm : Ruh, Allah gibi madde üstü varlıkları kabul eden öğreti. Hasan Rudi bu fikirleri evvelce kendi de yazdığını söyledi. Şair Sait Benim tarihle etnografyadaki (1) vukufumu yeni anlıyordu. Makalemin serlevhası : "Mamalik-i Osmaniye'de ir kan, cinsen bir tane olsun Türk yoktur!" cümlesiydi... Tarihe, etnografyaya istinat ediyordum. İlmen iddiama kimse itiraz edemezdi. Makalemin hulâsası şu idi : Memalik-i Osmaniye'de hiç Türk yoktur. Ahmet Mithat Efendi(2) bunu tasdik ile beraber yalnız Âl-i Osman hanedanının Türk Dacik ırkına mensupluklarım yazmış ise de o da yanılmıştır. Âl-i Osman'ın dahi Türk Dacik ırkından olmadıklarını ispat etmezden evvel bütün memalik-i Osmaniye'de hiç bir fert Türk bulunmadığını anlatacağım. (Anadolu'da hiç Türk bulunmadığı) hakikatinin en büyük şahidi Fransız seyyahı "Taverniye"dir.(3) On yedinci asırda üç defa bütün memalik-i Osmaniye'yi, İran'ı,
www.cizgiliforum.com Sayfa 162

Hindistan'ı dolaşan bu zat neşrettiği tarihte Tokat'tan Tebriz'e kadar olan büyük mesafede ancak ancak yüzde iki nispetinde Müslüman bulunduğunu yazıyor. Şundan anlaşılıyor ki Anadolu'da 200 sene evvel Türk değil, hatta Müslüman bile yokmuş! Bunun aksini ispat edecek bir tek delil olsun bulunamaz. Birtakım menfaatçi, müteassıp milliyetperverlerin "Türk" dediği Anadolu ahalisi kılıç zoruyle Müslüman olmuşlardır. Bu ihtidalar son iki yüz senenin vukuatıdır. Evet Anadolu halkı vakıa Müslümandır, lâkin katiyen (1) Etnografya : Budunbetim. (2) Ahmet Mithat Efendi : Tanzimat devri yazarlarından (1844-1912). (3) Taverniye : Türkiye'yi, iran'ı, Hind'i dolaşan bir Fransız seyyahı (1605-1689). Türk değildir. Herkesi kandırıp hasis menfaatlerini istihsalden başka bir şey düşünmeyen milliyetperverler, "Memalik-i Osmaniye" de hiç Türk olmadığını görünce Arap, Acem, Bizans tesirlerinden bahsederler. Bu üç tesir altında "Türklük" ün kaybolduğunu söylerler. Olmayan bir şey sonra nasıl kaybolur? Memalik-i Osmaniye'deki Müslümanlar dinlerinden dönmüş eski Rumlarla Ermenilerdir. Bu zavallılar yeni dinlerini bırakıp tekrar eski milliyetlerine dönemezlerse asla Türklüğü de kabul etmezler. Nitekim Memalik-i Osmaniye'de kimse : — Ben Türküm, diyemez. Milliyeti sorulunca yalnız : — Müslümanım elhamdülillah... der. Milliyetperverler içtimaî hakikatin bu ısrarından yılmazlar. Dünyada seksen milyon Türk olduğunu uydurarak ötekini berikini kandırırlar. Hele mefkureleri olan "Turan" kelimesinin manası bile aleyhlerindedir. Rus âlimi meşhur Bartold bu menfaatperverlerin mazarratından ürkerek "Turan" kelimesinin ne demek olduğunu herkese ilân etmiştir, Bartold gibi bir Rus âlimi bize temin ediyor ki "Turan" iran'ın bir vilâyeti imiş, hem Farsça bir isim imiş." O kadar tafsilât veriyor, Avrupa ulemasından o kadar şahitler getiriyor, hatta dünya yüzünde bugün "Türk" namında bir millet olmadığını o kadar mükemmel ispat ediyordum ki... itiraz mümkün değildi... Nahak yere kendilerine "Türk" diye iftira edilen Osmanlı arkadaşlarım arzın üzerinde hiç Türk olmadığından son derece seviniyorlar, beni kucaklıyorlardı. Hoca Bâli Efendi alnımdan öpüyordu. Zira o, milliyetperverliğin dinsizlik olduğuna kaildi. Sevincin verdiği heyecan ile titreyerek :
www.cizgiliforum.com Sayfa 163

saf arkadaşlarımı hatırlıyorum..noktası noktasına hatırlıyorum: İşte Nuruosmaniye'deki "Osmanlı Kaynaşma" kulübü! Sanki daha "İnsanlık" risalesinin birinci nüshasını çıkarmışız. en faydalısı değil midir? Geçen her sene hafif bir sis tabakası bırakmış. kitaplarımı karıştırıyorum... dağınık. www. perişan bir faslı. aşk onun rüyasıdır!" derler. İhtimal bu makaleni sefaret tercümanı tercüme edecek.. İnsanları tatlı hülyalarla yaşatarak en mühim şiirlerin manasını öğreten âli heyecan nihayet bana da yaşamanın lezzetlerini öğretti. Onlar şimdi Türkolojilerinden. şefkatli Hayganoş'uma Haçiklerin evinde rast gelmiştim. Güzel. "Rusya devlet-i fahime-i muazzaması" dahi endişededir. Mavi bir duman. Bugün yine müzakerelerimiz var. fantezilerin en necibi. Osmanlılık kaynaşması vehmiyle toplandığımız günleri.. Aşağıda oynayan çocuklarımızın seslerini işitiyorum. ON İKİ SENE SONRA "Hayat bir uykudur. Sobanın odunları tatlı. Ne doğru! Ben de sevdim. evlât. o masum. ı Hem ilâve de ediyordu : — Onların mazarratından yalnız biz Osmanlılar değil. bu zarif kıza beslediğim hürmet yavaş yavaş aşk oldu. Bu lezzeti tattıktan sonra zevce.. Eminim ki dünyada bu kadar intizamsız bir ruzname tutulmamıştır. Senelerden beri unuttuğum şeyleri birden hatırlamak beni tahrik ediyor. sanki hissim yokmuş. ılık bir çıtırtı ile yanıyor. Ne kadar mesudum. İşim yok.. sevildim. Bekârlığımın eksik.. şu rezillere son sözü söyledin.. Bu âli kalbe.com Sayfa 164 . Hayganoş'u görmezden evvel sanki ruhum. Ben bu dumanın içinden yine görüyorum: Oynadığımız budalalık komedisinin son perdesini -sanki şimdi kapanmış gibi. aile sonra da milliyet muhabbetini duydum.. Bir roman ki benden başka kim okusa bir şey anlamaz.— Varol Hayikyan Efendi evlâdım. sana "Petresburg Cemiyet-i llmiye-i Imparatoriyesi" nden bir mükâfat. Şimdi o benim karım. Kırk elli sayfalık bir şey... ideolog... eğlencelerin. diyordu. morkolojilerinden bir cevap çıkarıp verebilecekler mi bakalım?. Yazmak. Yazacağım. Her taraf kar içinde. Gayri ihtiyarî yine yazmak arzusuna düşüyorum... Fakat okudukça hatıram alevleniyor. Vücudumun harareti çoğalıyor.cizgiliforum. bir nişan gelecektir..

Türk Yurdu. Ne kadar seviniyoruz. Uzun kısa. Adana. Halep vilâyetlerinin livalarından. Herkes gelip "İnsanlık" mecmuasından. diyor. İkinci tabını da yaptırmağa karar veriyor. Trabzon.cizgiliforum. diyordu. Telgrafların bir çoğunda Türk vilâyetleri belediye reislerinin imzaları vardı. Araplar İslâmlığı bozmağa. Konya. İyi hatırlamıyorum.. Varlığı inkâr olunan büyük bir milletin bir tayfundan daha müthiş olan mukaddes. Hatta ikinci nüsha için yazılar getirmişlerdi. Eserullah Natık konferansını hazırlamış. Lâkin kulüptekilerden kimsenin ehemmiyet verdiği yoktu. Kulübümüzün ilmî. İzmir. (1) (2) Sataşma taşını meyveli ağaca atarlar. Türk Gücü. Ankara. ne milliyetimizi inkâr ederiz. Bu kâğıtlara bakmağa başladım. kaç gün sonraydı.com Sayfa 165 . ne dinimizi değiştiririz..(2) kazalarından. "Rumlar Rumdur. Bursa. •Sekiz bin nüshadan bir tane kalmamış. diye güldü. âli hiddeti kabarıyor. Yine içtima günüydü."(1) Ben yaklaştım... Edirne. içtimaî kasdı Türkiye'de yaşayan bütün milletleri müteessir etmişti. Kulüpte toplanmıştık. Masanın üzerinde Mr yığın kâğıt gördüm. yeni bir din çıkarmağa kalkan Hoca Bâli Efendinin idamını talep ediyorlardı. Araplar. her fırsat bulduğu yerde söylemeğe başlayacak. Kalbim çarpıyordu.Ben pencerenin yanındaki koltukta sigara içiyorum. Osmanlılık kaynaşmasına yalnız Türkler değil. Patrikhane bir beyanname neşretmişti. da-ğılıyoruz. başka bir milliyet tanımazlar. Hoca Bâli Efendi sarığını salladı : — "Atarlar seng-i tarizi diraht-i meyvedar üzre. Kastamonu. taşıyordu. Niyazi Bey : — Ah keşke dışarlara gönderdiğimiz bin nüshayı tehir etseydik. nahiyelerinden telgraflar yağmıştı. Hatta bazı kitapçılar beşer kuruşa satmışlar. Türk Ocağı." diyorlardı. Ermeniler de kızmışlardı. hepsi bize "Ey milliyetini inkâr eden alçak sefiller! Biz Türk'üz. Bütün Anadolu "Ben Türküm!" diye haykırıyordu. Türk Birliği cemiyetlerinin birer makale kadar uzun telgraflarını okuyordum. Evet. istiyor. Lava : Eskiden illerle ilçeler arasında yer alan sancak bölümü. Yfeni Turan. www. — Milliyetperverlerin teşvik ile çektirdikleri protesto telgrafları. Daha şark vilâyetlerine galiba "İnsanlık" mecmuası gitmemişti. Sait yeni yazdığı bir şiiri okuyordu. Niyazi Beye bunların ne olduğunu sordum. Rumlar. Altın Ordu.. Galeyan müthişti. Satış çok.

Nuruosmaniye caddesinden bayraklı bir kalabalık geliyordu. Arapça konuşan yine bu kadar Müslüman'ın Arap addolunduğunu. Birbirimize bakıştık. "Birlik" tedir kuvvetimiz.. biz Türkler is. ne dince. Kendi milliyetlerini mahva kalkan birtakım dehriler büyük Rumluğu asla ifsat edemez.Osmanlılık onların yalnızca resmî. birdir bizim dilimiz. Türkocaklarının hatibi imiş. istanbullular bize karşı nümayiş yapıyorlarmış. siyasî unvanlarıdır. azlığı teşkil eden Rumlarla Ermenilerin de kendi milliyetlerini muhafaza etmelerini Türklerin memnuniyetle telâkki edeceklerini haykırdı. canlı bir tekzip gibi yükselen uğultusunu işitiyor. elle. ihmal olunmaz müesseseler olduğunu." Ermeni patrikhanesi. Uzaktan birtakım gürültüler yaklaşıyordu. Girit'teki.alabalık bizi ezmek istiyor" anlamında Fransızca bir söz. ne mefkurece hiç bir fark yoktur. Kâğıtları okudukça içtimai müesseselerin.. diye inledi. Eserullah Natık kulübün penceresinden Osmanlılığı da müdafaa ile "Türk" diye bir www.cizgiliforum. tannan bir sesle "Osmanlılık" kelimesinin "düvelî" bir tabirden başka bir şey olmadığını dinler gibi milliyetlerin de muhterem. On dakika içinde bütün cadde doldu. Uşaklar işi anladılar. Kırk elli bin ağızdan çıkan. diye titriyordu. milliyetle dinin aleyhinde bulunmaktaki mantıksızlığı. Türkiye'de on dört milyondan ziyade Türkçe konuşan Müslüman'ın Türk addolunduğunu. Bir genç -sonradan kim olduğunu öğrendim. bilinçsiz k.com Sayfa 166 . Kulübün kapısını polisler muhafaza ediyorlarmış. — Ah bu Türkçü serseriler! Bütün Osmanlıları kandırıyorlar. ne ananatça. Türkiye'deki bir Rumla Atina'daki. foule inconscinte. bir neşidenin müthiş bir tehdit. ne maarifçe. Mukaddestir ilimiz. sesimizi çıkarmadan sararıyorduk : Bis Türk'leriz. dişlerini. Ermeni mahafili bu kaynaşma teşebbüsünü gayet gülünç buluyordu.. buradaki bir Rum'un arasında ne lisanca. Gayet gür. Kalabalık o kadar çok.. Sadullah Behçet bu müthiş kalabalıktan ürkmüş : — Foule. Geniş pencereye doğru yaklaştık.. veut nous ecraser(1). o kadar sıktı ki kimse kımıldayamıyordu. bacaklarını sıktı.. parlak. Eserullah Natık bazuları-nı. kudsî. Hasan Rudi : (1) "Kalabalık. — Ana tarafından galiba da Türk unsuruna mensubum. demeğe başladı. zirzopluğu anlıyor gibi oluyordum. Rum millî harsı bütün dünyada birdir.bizim kulübün yüksek peronuna çıktı.

Sımsıkı duran kalabalık gevşedi. bir hayvan kadar inatçı idi : — Ben meyus olmam. mazisini. diye haykırıyordu. sürekli alkışlar içinde derinleşiyordu. Ondan sonra Türkocağı. Hiç konuşmuyor. Bugün münderecatını hayal meyal hatırlıyorum : "Birtakım dehriler toplanmışlar.com Sayfa 167 . Geçen gün mesleklerini tamim maksadıyle yazdıkları "İnsanlık" risalesinin ilk nüshası çıktı. biniciler. Arkadaşlarımız bir afyon uykusundan uyanmış gibi gözlerini ovuşturuyorlardı. kulübümüzün kapandığını. Tıbbiye'nin talebeleri geçiyordu.. makinist.cizgiliforum.. spor heyetleri. Darülfünun'un. Yavaş yavaş bir yol açıldı. tayyareciler." diye alay ederek yazıyorlardı. sararıyorduk. Türkgücü. Uyanmış bir milletin dinç. kaçacaktık.. sonra bir gün evvelki muazzam nümayişten bahsediyordu. Sadullah Behçet fena halde korkmuştu. dedi. En nihayet bizim pencereye doğru elini kaldırarak : — Dikkat ediniz. Türk esnaf cemiyetleri. Kulübün önünden geçen her Türk heyeti : — Lanet milliyetini. Korkuyor. bütün Türkistan.. Belki bu muazzam geçit resmi üç saattan ziyade sürdü.. Hepimiz mani olduk. sair birçok Türk cemiyetlerinin azaları. Ondan sonra hususî mektepler.. bir saadet fırtınası gibi dalgalandı. O vakit bile bu gazeteden elli bin nüsha satılıyordu. Bilmiyorum. ey dalgın cahiller! Türkiye'de hiç Türk yok diye yazıyorsunuz. Altın Ordu.. "İz'an" ın makalesi hakikaten pek mükemmeldi.. ateşli ruhundan taşan neşideler bir bahar. Bu "Ashab-ı Kehif" tabiri benim Kaynaşma Kulübündeki arkadaşlarıma alem oldu.. Geç vakit uşaklara getirttiğimiz arabalara binerek kaçıyorduk. Asker adımlarıyle manga manga Türk mekteplerinin. Bu makalenin serlevhası "Ashab-ı Kehif" idi. susuyorduk.milliyet ihdas olunmasındaki münasebetsizliği nutuk halinde söylemek istiyordu. bir kumanda mı verildi. diyordu. elektrikçi cemiyetleri. ecdadını ipkâr edenlere!. izciler.. Yalnız istanbul'un bir köşesinde ne kadar çok Türk olduğunu görünüz. Herkes onlarla alay ediyor. Genç Türk hatibinin nutku bir konferans gibi uzuyor. fikirlerimizden. Akşama doğru nümayişin kalabalığı azaldı. Yollara biriken ahali "milletlerini inkâr eden bunlar mı?" diye birbirlerine bizi gösteriyorlardı. Ben bunları seksen binden fazla tahmin ettim.. Hepsi hepsi geçti. yek-vücut Osmanlılığı vücuda getireceğim. Ertesi günkü "Iz'an" gazetesi başmakalesinde bizim Kaynaşma Kulübünden.. bütün Turan ayağa kalksa ben yine yekpare. Türkiye'de www. "Ashab-ı Kehif uyandı. Eserullah Natık malum. tarihini.. dedi. "Osmanlı Kaynaşma Kulübü" namı altında bir cemiyet teşkil etmişler.

ne kadar muhafazakâr olduklarını herkes bilir. Türklüğü. Gördüler ki Türkiye eski bildikleri uyuyan. Müslümanları birbirlerinden kız alıp vermeğe teşvik ediyorlar. Bu kadar cahil. Türkiye'de son felâketlerin uyandırdığı millî ruh büyümüş. bu geçen muharebeyi. şiirleri. dinleri izabe imiş. İlk defa bütün kuvvetleriyle Türklüğe hücum ettiler. hâsılı yeni mili: Türk edebiyatının bir sahifesini olsun okumamışlar. bu kadar evham yaşayan kişilerin. Ermenileri. Mazallah bunlar bir ihtilâle de sebep olabilirler. gazeteleri. hatta bütün dünyada bir tane Türk yokmuş. bahusus Türklüğe "Sen yoksun!" demek ateşli bir küfürdür. cemaatlere de tatbik etmek istiyor. Turan" diye bağırıyorlar.. Kulüplerine tıkılmışlar. Arap kardeşlerimizin milliyetlerinde ne kadar mutaassıp. Rumların. Onlarca Türkiye'de değil. Kaynaşma kulübünün azaları tiyatrolara gitmemişler. Bu güruhun maksadı vaki siyasî bir mecmuanın düveli bir tabiri olan "Osmanlılık" kelimesi altında milliyetleri. Fakat dünkü istanbul Türk derneklerinin muhteşem nümayişleri onlara canlı bir cevap oldu. Dikkate şayan bir şeydir ki bu Osmanlılık kaynaşma iddiasını güden zatlar içinde Türk'ten başka unsurlardan kimse yok. Hiç şüphesiz şimdi uyandılar. On asırdır Türkiye'ye. Bir şeyden haberleri yok. Ermenilerle. Hatta Türkiye'de husule getirecekleri coğrafî beynelmileliyet için din icat etmeğe kalkıyorlar. Anadolu'ya yerleşen Türk unsuruna "Onlar Türk değildir. beş bin senelik bir tarihî lisanımızı. hiç durmadan kendi hülyalarına nizam vermişler.com Sayfa 168 . Bu izabeci güruhu uyuyor. milliyetinin farkında olmayan Türkiye değildir. risaleleri. "Yok!" dedikleri milletin binlerce evlâdı millî iştiyaklarını haykırarak www. Arapların Çatalca hattında top patlarken Paris'te aleyhimize konferans kurduklarını bilmiyorlar. ananesiz bir "Osmanlı" yapacakları Rumları. Evet. Bir millete." diyecek kadar mantıksızlık gösteriyorlar. serbest serbest içimizde gezmeleri içtimaî bir tehlikedir.. Kulüplerinden çıkınca dün cihanı gördüler. Siyasî.bütün milletlerin lanetini celp etti. hatta birleştirip tarihsiz. idarî "Bilâ tefrik-i cins ü mezhep" tabirini içtimaiyata. ellerinde kalem. İnsan bunların deliliklerine hükmetmekten başka bir şey yapamaz. romanları. Yükselttikleri hakikat sadası Türklüğün varlığını onlara gösterdi. varlığımızı inkâr ediyorlar. Anadolu'nun en ücra köylerinde bile bütün Türk çocukları "Turan. Hatta felâketlerimizi. dünkü nümayişlere tahminen otuz bin kişi iştirak etti.cizgiliforum. her tarafı sarmıştır. Ashab-ı Kehfin mağaralarından çıkıp da dünyayı değişmiş görünce şaştıkları gibi onlar da şaşırdılar. alevlenmiş. bu muharebedeki Osmanlı namında yaşayan Hıristiyanların Türklere yaptığı itisafları. Hükümet bunları tutup tımarhaneye koymalıdır.

. hiç bir vakit milletimin muhabbetini "Osmanlılık" gibi vahi kozmopolitlik iddialarına değişmeyeceğimi söyledim. Hoca Bâli'nin. limon kabuklarıyle. hassas Hayganoş. kinli muhakkar ifadesiyle tam beş sütun doldurmuştu. diye rica etti. umumî vicdan" iradesine götürür.com Sayfa 169 . Hele Niyazi'nin karikatürünü sıska bir köpek şeklinde yapmışlar. Ah sevgili. Büyük kaşlarının gözlerine düşen görünmez gölgelerini daha ziyade koyulatarak : — Buna vicdanınız nasıl razı olacaktı?. Celâl Mün'im'in karikatürlerini yapıyorlar.. ne ismi değiştirilebilir. onlarla eğleniliyordu.. Her şey unutulacaktı. www. Yalnız Ermenice gazeteler "Türklerin Ashab-ı Kehifi içinde uyuyan bir Ermeni de varmış" diye biraz benden bahsettiler. Tek başına konferanslar vermeğe kalktı. Zaten hakikî bir kadın aşkıyle milliyet aşkının arasında ne fark vardı? Birinci aşk bizi "nevi. seviniz! Birlesiniz" diye titrediğini gördüm. milletini sev.. o anladı ki yaşayan dinç bir milletin ne tarihi. Benim hakikaten izabe taraftarı olduğumu. altına Ashab-ı Kehifin isimlerini yazıyorlardı. aile" neticesine. içlerinden tamamıyle deli olmayan varsa.. Tam bu esnada bir gece Hayganoş'uma rast geldim. Hep o gecelerde gökteki yıldızların "Seviniz. Ben ihmal olunuyordum. milliyetlerini.cizgiliforum. kinsiz. taassupsuz bir milliyet de olamaz. yuhalarla kürsüden indirdiklerini gazetelerde okudum.. Bu güzel Ermeni kızı bana: — Milletini sev. Mahsustan onların arasına girdiğimi.. îsmim söylenmiyordu. Beni takdim eden : — İşte Türklerin Ashab-ı Kehifine karışan Ermeni!. Eserullah Behçet'in. ikincisi "cemaat. Yine mağaranıza kapanınız. diye şaka etti. Hayganoş'un aşkı bana Ashab-ı Kehif.Ashab-ı Kehif!(1) sizin Türkiye'de dilinizi anlayan yoktur. altına "Kıtmir" yazmışlardı. Her tesadüfümüzde bu ricasını tekrarladı. Birkaç gün eğlendiler. dedikçe ben onu sevmeğe başladım.. hep Ashab-ı Kehif konuşuluyor. diye soruyordu. Dinleyenlerin onu çürük yumurtalarla. aylar geçiyordu. ezelî uykunuza dalınız!" "îz'an" in milliyetperver başmuharriri heyecanlı. Gurubun rengini. Ermenileri "Osmanlı" diye kozmopolit yaparak tarihlerini. manasız meşguliyetleri unutturdu.. Aşksız aile olamadığı gibi.. ne müheyyiç istiğrak geceleri geçirdik.mağaralarının önünden geçti. Mizah gazeteleri Sait'in. Onunla Fener'de ne tatlı. Lâkin Eserullah Natık durur mu? "Kaynaşma" idealinde ısrar etti. öyle münasebetsiz. Haftalar. lisanlarını kaybettirmek istediğimi sahi zannediyordu. vakur. Artık kimse "Osmanlı Kaynaşma Kulübü"nden bahsetmiyor. "Ey . Ayrılırken bana : — Mösyö Hayikyan milletini sev.

Kaynaşma Kulübüne ilk evvel giren gayri Türklerden Diyamandis Selanik mebusluğuyle Atina'ya gitmişti.cizgiliforum. Şimdi yine hatırlıyorum. tepesinin saçlarını da yakmıştı. On iki sene içinde cihan altüst oldu. Üç milyon kitabı okuyarak vücude getirdiğim altı yüz bin sahifelik eserlerimi ateşe atıyorum. Haleflerimden birkaç asır sonra mezarımın üstüne somakiden yahut altından tabiî cesamette bir heykelimin dikilmesini talep ederim. muazzez. Şimdi Arapların.. İşitmiştim ki Beyoğlu'nda bir pansiyon işletiyor. Kıtmir'le dışarıda kaldılar. Bütün hayat değişti. kovuldu. www. Bilmem kaç sene evvel intihar edeceğini. ben ne oldum. Başımı çevirdim.. Avusturya. irfanımı tanımayan bu memlekete yuf olsun!. Ertesi gün hakikaten Eserullah Natık intihar etmişti. Omuzumdan ne yazdığıma bakıyor.. Ermenilerin. Eserullah Natık tekrar mağarasına girmedi. Muiz Bori ihtilas dalaveresinden mahkûm oldu. melek zevcem. Türkler ne âlicenaptır. Sadullah Behçet banker oldu. Bizim Ermenice matbuat bile alaya başladı.. soruyor : — O ne? Muharrirlik mi?. Hayat uykusunun içinde artık o âli rüyayı görüyordum. bülbüllerin ne söylediklerini hep ondan öğrendim. İşte kaç sene sonra elime geçiyor. Sevgili. Diğerlerinin ne olduklarını bilmiyorum.com Sayfa 170 . Enseme tatlı bir sıcaklığın dokunduğunu duyuyorum. hiç bir fark yok. Ben.fecrin işitilmez seslerini. Louis Durant'ın da ipliği pazara çıktı.. fazlımı. Kendimi öldürüyorum.. Hayganoş... aile ile milliyet arasında hiç.. Hayganoş beni sevdikçe ben milletimi sevdim. Bana gelince. Hele bu defter. Galiba orada nazır da öldü. hatta Kudüs'te Yahudilerin de ayrı birer devletleri var. Ashab-ı Ke-hifi o kadar unuttum ki ne olduklarını merak etmedim. "Benim ilmimi. Angelof muharebenin akabinde Bulgaristan'ın istanbul sefareti müsteşarı olmuştu. Anladım ki. Rusya gibi Osmanlı imparatorluğu da iflâs etti. Ben gel zaman git zaman mutaassıp bir milliyetperver oldum.. Hasan Rudi hariciye memuru imiş. Mizah gazeteleri mersiyelerle doldu. vasiyetnamesinin metnini ilân etti.. — Eski hatıralarımı yazıyorum. Fraşarlı Nadir Arnavutluk kırallığı matbuat müdürü olmuş. Milletini inkâr eden bu hokkabaza yine darılmadılar. Lâkin sıktığı kurşun gecelik külâhımın bir tarafından girip öbür tarafından çıkmış.. ismini malî mecmualarda görüyorum.." diyordu. islâmlığı bırakarak Katolik olduğunu istanbul gazeteleri bir vakit büyük harflerle yazmıştı.. Sait için "deli oldu" diyorlardı. Başka vasiyetim yoktur.

Dönüyor. şanssız. biz insanlar dünyada sefil ihtirassız. Türkçeyi kıskanıyor. miskin. *** Ah zavallı Türkçe defter! Seni şimdi yırtayım mı? Lâkin hayır hayır. Kirpiklerinden kopan inci yanağına düşüyor.. Anlıyorum. necip kadın... aşk olmasaydı... sevgilim.Cevap vermiyor. âdi mi?. Öyle ise yırt onu. Orada tıpkı Ashab-ı Kehfin mağarasına düşmüş bir demet yosun gibi uyu. Bize aşkı öğreten kadın aileyi de öğretiyor.. Cevap vermiyor... Türkçeyi kıskanıyor. Sanki ağlayacak. Acaba bir kıskançlık vehmi mi?. Yine anlıyorum ki kadınlar olmasa. o kadar hassas bir durgunluk var ki. Asla Hayganoş kadar hassas bir milliyetperver olamam. kalkıyorum.com Sayfa 171 . Ermenice fena mı.. Ama sakın Türkçe satırlarınla sevgilimin gözüne ilişme. Seni.. onun göremeyeceği bir köşeye atacağım. Aile de mukaddes milliyet hislerini bizim dimağımıza ekiyor. Ben kadın değilim.cizgiliforum. rekabetsiz.... Teselli etmek istiyorum : — Ağlama ruhum! Bu çok eskiden yazdığım bir defter.. aile. 1925 www.. Fakat mümkün değil. diyor..... Büyük mahzun gözlerini gözlerime dikiyor.. Anasının lisanını seven büyük kadın. nebatat gibi gelip geçecektik. Oh. Alnından öperek tekrar soruyorum : — Söyle. Onu kıskandırıp ağlatma. saadet olmadığı gibi milliyetler de olmayacak. Soruyorum : — Neye öyle bakıyorsun?.. 29 kânunusani. Sağ gözünün uzun kirpiklerinde büyücek bir inci parlamağa başlıyor. kaba mı. senin elemin ne? — Senin yazdığın ne? — Eski hatıralarım... perişan. Öyle duruyor. Kalbim çarpmağa başlıyor... Bakışında o kadar güzel... Hıçkırıyor : — Niçin Türkçe yazıyorsun.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful