- - ~ - - - - - - ~

.•

ls larniyet
ve Bilim
İ
ve
B İ İ M
İ İ - II)
ERDOGAN AYDIN
İ İ İ
· 1. İ Bilimden Yana ı ı ........................................... ..... .. .... 11
2. Bilim ile Din ı İ ş ........................................................... 25
3. İ ğ Bilim ve Felsefenin
ş ve ş .. ................... ............. .... ........ .......... ... ............... 37
4. Felsefi Düzeyde Bilim İ D inin İ ş .... .............. ........ .. ............. 71
5. Kur'an'a Göre Evrenin ı ş ı ................................................ 95
6. Kur'an'da Gök ı ı ve Gerçek .... ........ ....................................... 113
7. Evrenin ş ve ı ş Rivayeti ............... ................. 127
8. Yer ve ğ ş ı ş ............................................. . 139
9. ı Yer Merkezli Evren ı ş ı ve
Gündüz Gece ı ı ......................... .......... ...... ............ .... ................ 149
10. Kur'an'a Göre ğ ve Sabit Dünya ı ı ............................... 167
11. Kur'an'a Göre ş Ay, Gezegenler, Meteorlar ve Gölge .... 179
12. Rüzgar ve ğ ı İ ş ı ş ı ı ......................... 19 5
13. Denizler ve Gemilere İ ş ı ş ı ı ....................... 205
14. Bitkilerin Üremesi Sorununda ı ş ı ı ................... 213
15. Kur'an ve Hayvanlar ı ....... ................ ... .. ......... ........ .... .. ... 221
16. Kur'an'da Kalp, Ruh ve Bilimsel Gerçekler ...... ..... ........... ........... 237
17. Kur'an'da İ ı ı ş ı ve Bilimin ğ ı ....... .................... 251
18. Kur'an'da ğ ı ve Gerçek Durum ......... ... ..... ........ ...... 317
19. ı Sorunu ve ı ğ ı ...... .... ....... .. ...... .... ........ 325
20. Sonuç: Kur'an Bilimle Manuksal Bir ş ı ı
ş ı ............... ... ............. .......... ..... ...... ... .. ... ........ ... .. .. ..... 34 3
Yorumsuz Ek ........................... ....... ......... ..................................... .. .. 359
\
, __
I. Bölüm
İ BiLiMDEN YANA MIDIR?
İ ı yazarlarca iddia ğ gibi İ ğ din-
lerden ı bilimden yana ı ı gerçekten?
Bu kitap boyunca ı ı ı olarak ğ gibi, bu so-
runun ı ı bütünüyle olumsuzdur. Hep birlikte ğ ki
genel olarak bilimile elin -bu özgülde İ ve daha öte-
si bilimsel verilerle ı ı ı ş kar-
ş ı ı ı
Buna ş ı ı Tabbara, İ ı bilime ş ı ğ iddia-
ı ı reddetmekte, ı talimlerinin ı ş ı ğ ı gerçek tari-
hin ş dayanarak bu ı hakka ş ı ve ta-
rihe iftira ğ ortaya ğ ı "hakikatte ilme ş
ı İ ı ı ş ı clinler"(l) ğ ileri sürmek-
tedir.
Tabii bu kesin ş ı ı ı ş ğ ortaya somut deliller
ğ ı ı bekleyenler, her zamanki gibi ş ı ı ı ğ ı ğ
ı Üstelik "tarihin ş İ ı egemen ol-
ğ ı bilim yolunda çok belirgin geri ş ı
ı ş etmektedir. Bu yüzden, genel olarak bilim-din kar-
ş ı ı ğ ı ğ İ ı "tarihe iftira", "hakka ş
ı gibi ajitatif ı ş ı ı bilimin ı ğ ı ı ı
1
1
) Tabbara, İ ğ İ ı s. 284.
12 İ ve Bilim
dan hiç bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü ş laflarla ge-
ş kadar somut bir gerçeklik ile ş ı ş ı
İ ı ı bilim tarihinde ve günümüzdeki hal-
leri ortada. Üstelik, İ ğ ı ş ı ş bilgiillerin en
önemlilerinden ı İ ı ı ş ı ı din adam-
ı ğ ve özellikle Gazzali ı kafirlikle
ı ğ ı ğ bir yana- gerçek ı ı kendinden yak-
ş ı 1400 ı önce ş ı Hipokrat<
2
l ğ söy-
ğ dikkate ı ı bu bile, Arap ı ş bi-
limin din ı ş ı ğ gösterir.
Tabbara da ğ İ ı gibi din ile bilim ara-
ı ı ş ı Kilise'nin bilimi engelleme yolunda gösterdi-
ğ zulümle ı Yani, IZilise ğ bilime ş davran-
ı bilim de dini inkara gitmeyecekti(!) demeye getirir. Oy-
sa birbirlerine ş ı olan IZilise ile bilim ğ genel olarak
din felsefesi ile bilim felsefesidir. Çünkü, birincisi sorgusuz
mutlak ı emreder, ikincisi ise her ş ı ve
iç ş ı belirlenen hareketin ı ı ı ğ
ı ı ı ona hükmedilmesi ı ğ ı üzerinde yükselir.
Din, her ş basit ı ı ı ı ğ ı ğ
lar. Bu yüzden, ğ ı ı rahmeti"ni, ı ı dep-
remde, ı ı ı vb. ı ı ı zenginlik, fakirlik,
ölüm ve ı ı iradesi"ni bulur. Bilim ise ı
tümünü sorgular ve sonuçta hiçbirinin ğ bir irade ta-
ı ğ kendi içlerinde belli nedenleri, ko-
ş ı ğ saptar. Ve ş bu ş ı ı da olaylara
müdahale edebilmeyi ğ Her ş Allah'a ğ yakla-
ş ı ğ kendi içinde asgari ı ı ğ ve tabü ğ sa-
hipse, ğ ı ki bu müdahaleyi ı ş ı ğ ı olarak gö-
recektir. Çünkü ı ı iradesine ş ı ı ı Ör-
ğ bilim ı ı ı ı büyük bir ş olan
paratoner, ı ı ı ı ğ ı ı ı ı ı
ğ ı
ı Bkz. Vehbi Belgil, Cumhuriyet, ı ve Tekmk, Mart 1988.
İ Bilimden Yana ı ı 13
Dinin ı ğ ı göre, ı ötesinde, her ş bilen
bir Allah ı ve din ı ı bilmesi gereken ş
leri zaten ş Nitekim din ı ı ş ı ş
ibadetin ğ ve ı ı ı ı nelerin ı ı nelerin ı
ğ ı ı toplumsal düzenin ı ı ğ ı ı
ı ı tekrarlada ı ş Yani ı ı ş Bu-
nun ötesinde hayat, ayetlerde de ğ gibi ş ve
"öbür dünya"ya ı ı bir ı yeridir. ı ı iyi
bir dindara ş dinin gereklerini yapmak ve dünyada ı ı
ı ı için ı ş ı
Sonradan örnekleriyle ğ gibi, Kur'an'da ı ş
ma, ı ı ı ı ı ile ı ı ı ş bilimsel ş yö-
nelik tek bir ş ı ş ı Bilgiden kastedilen din-
sel bilgilerin düzeyi ve bu çerçevede günlük sorunlara ş ı
yol gösterici ı Bilim inszru ğ le dinsel saf-
ı d ha da ş ne kadar önemli ş
ortaya koyarsa k:oysun, A ah inCfinoe o 6ir "cahil" dir.
olan · ğ ı ş ve ona hükmet-
mek, dini ı bir ş ı konusu ı ı ş aksine,
böylesi ş ı tasarrufuna ı ş olarak ş
tir. ı ı bilim daha en ş ı tasarrufu olarak
ı ı ş ı gündemine alarak, ona ş ı "suç" ş
ş ı ı ki ı ötesinde her ş bilen
Allah" isteseydi, ı insanlara bilimi de ğ ğ
retmeyip milyarlarca ı ı depremden, ı ı
ı vb. ölmesini engellemiyorsa, bu onun ğ de-
ğ aksine ı ş "suçlara" ş ı ı ı ceza-
ı ı ı ı ı ki zaten Kur'
ı kendisi de afet ve ı ı ı bilinçli eylemi
sop.ucu ş ğ çok net olarak tekrar tekrar belirtir
ı örneklerini 1. cilt, 7. Bölüm, Kur'an'da 'Peygamber
Söylenceleri'nde de ş ı ı bilim, ı
gücünü, ı ğ ı ı rahmet ve ı ı ı ı ı göstermekte ı
ı ı onun elinden almakla daha en ba tan din
- sinin ı ı oldugunu ortaya ş ı
14 İ ve Bilim
Din ile bilim ı bu çok ı ı ı ş ı ğ ı kabul
etmeliyiz ki Kilise'nin ı boyunca bilimle ı ş ı
gerçekte özel olarak bir ı ı tasarrufu ğ en ge-
nelde dinsel bir tasarruftur. Çünkü ş ı ş ı
ı ı ı ı ceza vermesini engelleyen bir parataner gi-
bi, cüzzama çare bulmak ve ğ de ı insanlara
ş ı ı ğ ı ı ş ş ı Demek ki
İ ı suçu Kilise'nin üzerine atarak kendilerini
temize ı ı ş ı ı bir nankörlük ı
Çünkü Kilise, din ı ı ğ ı ı çürüten ilk ş
ş ı ı ı gerçekte tüm dinlerin ortak ı ı savu-
nuyordu. ı ı Kilise'nin bu ş ı ı ı ş ı ğ ı tüm din-
ler kadar İ de ğ C*)
ı ı bilimden yana olup onu ş et-
ğ ispatlamak için ş ı ı ı ı ğ ı ayetlere göz atmak,
ı gerçekte iddia edilen bu niteliklerden uzak ğ
nu ve ı ı ı demagojik yorumlara tabi tuta-
(') Paratonerin öyküsünü özellikle aktarmak istiyoruz; çünkü bu öykü, din-bilim ş ı ı ğ ı ı en
trajik örneklerinden biridir. 1732'de Benjamin Franklin, ı ı ı ı korumak ama-
ı paratoneri ğ Kilise'nin ı ı ı ş ı ş ı ı ı ı ı
dan ı ş olarak nitelenen çiçek ş ı ı gibi parataner de ş tepkilerle ş ı ş ı
yordu. "Paratoner ı ı ı korunmak içindi. Peki ı ı ı neydi? Ş 'Rab göklerde
gürledi ve yüce olan ses verdi, dolu bir ş közleri ... V e ı ı ı ı ğ ı ı çok ş
ş de ı ı bozgun etti.' (Mezmurlar, 18, 13, 14) Ne var ki, her ne hikmetse Rabbin
bu ı ı ı ı hep yüksek ı ve bu arada kiJiselerin çan kulelerine musallat oluyordu. Asi-
mav'un ğ rakamlara göre 18. yy. ı 33 ı ı bir dönemde en az 4DO kilisenin
çan kulesine ı ı ı ş ş tü. Üstelik büyük ı ı ı ı ı korunmak için
kilise ı ı ı gelenek ğ çan ı ı ğ ı tehlikeli durumlarda ı
ı nitekim bu 33 ı ı dönemde 120 ş çan çalarken ı ı ı ı sonucunda ş
tü. Bütün bunlara ğ paratoner, ğ din ı ı büyük ş ş ı ş ı ı
ı ı ı ı ı ı ğ göre ondan korunmaya ı ş ğ ta kendi-
Jt'.\l: kiJiselere parataner koymak, olacak ş ğ Paratonerin ı üç ı
sonra 1 ı Azizler Yortusu gününde, bütün kilisderin ı ı ı ı dolu
bir ı gelen Büyük Lizbon 30 bin ş öldü. Bu deprem ve ı ı -en
çok: para ay ı epreffiler ğ din ı Tan-
ı ı parataner yüzünden insanlara yönelen ı olarak nitelendi. Ne var ki ş ı ı
ı yol ı ğ ı ı ı paratonere ş ı ı ı da gitgide ş Asimav'un deyimiy-
le, ı ı ı ı paratanersiz kiJiselere ı ı ş ğ ama ğ paratanede korunuyarsa
ı genelevine hiç ğ ı ğ ı ı herkesler fark eder ş ı 1767'de İ
geçen bir olay da ı ğ B rescia kentinin ı ellerindeki 100 ton barutu en gü-
venilir yer olarak Kilise'nin mahzenine ı ş ı Parataner falan yoktu kilisede elbet.
1767'de kiliseye ı ı ı ş Korkunç bir patlama kentin ı birinin ı ı ı üç bin ki-
ş ölümüne yol ı Bu olay ğ ı ğ ı -tabii ı parataner konusunda- kesin sonunu
getirmed e önemli rol ı (Güney Gönenç, Bilim ve Sanat, s. 4 7)
İ Bilimden Yana ı ı 15
rak ı ı ğ ı ı görmemiz ı ı ilginç ı
İ Müslümanlan ilme ş ş özellikle ilme de-.
ğ vererek mensuplanna ilerleme ve tekamülü farz ş ı
( ... ) Allah ilme ş konusunda: 'De ki; hiç bilenlerle bilme-
yenler bir olur mu? Ancak ı sahipleri ı ş
(Zümer-9) ı Bu ayette ilmin ş belirtilip ... "<
3
>
ı ı ı ı ğ uygun yorum ı ya-
ı ı ı asgari ğ ğ ı ı Oysa Tabbara bu
temel ı ğ
Ayetin bütünü ş "Geceleyin secde ederek ve ayak-
ta durarak boyun büken, ı çekinen, Rabbinin rahme-
tini dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu? Dedi ki: Bi-
lenlerle bilmeyenler bir olur mu? ğ ancak ı sahiple-
ri ğ ı (devamla 10. ayet:) Ey inanan ı Rabbi-
nize ş ı gelmekten ı ı bu dünyada iyilik yapanlara iyi-
lik ı ı ı ğ ı gökyüzü ş ı sabre-
denlere ecirleri sonsuz olarak ödenecektir." (Zümer-9-10)
ğ gibi Kur' an, ı ayet içinden ı ı
la çekerek ve ı anlamlar yükleyerek ı ğ ı ı
aksine, ı ı bilime ş etmemekte, bilimin ş
vurgulamamakta, hele hele bilimsel ilerleme ve ş ı
farz ı ı Aksine söz konusu ayet ve öncekilerde,
"bilme" ve "bilmeme" ikilemini Rabbinden rahmet dilerne
veya ı i fa e ı OlaraK: K: u ı " ataf 'Saliibi"
ş ı ı ş ğ yani ı yolunda ğ
Rabbine ş ı gelmekten ı Al-
lah ı ğ kadere iman edip sabretmek oldugunu ve Sab-
ş ı ı ödenecegirii' ı Demek ki
ayetin gerçegi ile Ta ı ona yüklerneye ı ş ı ğ ı anlam
birbirinden tamamen ı ı
Yine ı dinleyelim:
"Bir ş ayette, alimierin Allah ı dereceleri ve
kendilerine has özellikler belirtilir. Allah sizden iman edenlerle
(3) Tabbara, İ ğ ı İ s. 285.
16 İ ve Bilim
ilim verilerrlerin derecelerini yükseltir (Mücadele-11)"

ı
_!5-ur'an her yerde ğ gibi burada da "alimi", din
ı ı ı ı gerçek: a@amdaki bilim
ı ı ğ onun en ar ltadesi olan J in biil!iiClsio i!e"deg-11,
ğ islamiyecin bileni, ğ söz konusu eailmekte-
dir. Nitekim Al-i İ ilim ğ ı ı ğ ı
teyit etmekte belirlenerek bu durum daha da ı ifade
edilir.
Öte yandan, "ilim verilenler" ş de kendini göste-
ren ve bilimsel ı ğ tamamen ı olan dinsel ı dik-
kate ğ Din felsefesi ı ı bilim, her ş sorgula-
yan bir ı ğ ı ürünü o ar , a - gerçeklerin[{
"Clegil, İ ı ı ğ önce'den ı ş ı eyfiJ;!-
tince ğ ı ı bir "ihsan" olarak, kimi ş ı kullara veri en ir
ğ ı Gbtçek böyle ş ı ı
ğ de özellikle kafir olanlara ğ edilmesi içinden
ı ı bir ş olurdu.
Herkesi ı ğ ğ ı ve ğ dinlerin ı
ğ ğ yolu ğ ileri süren bir ı
ı ı etkileyecek, ı ş ı üstelik kendi
ı da ğ ğ iddia edilen bilimi, kendi ümmetine
vermesi ğ ı ı Oysa O, kafir olanlara vermektedir.
Bu durumda sormak gerekir; yoksa ı ı tercihleri ve ger-
çek yolu konusunda bize verilen bilgiler ı ş ı
Kur' an' da Allah ı ı ı keyfiyet kullanan bir güç olarak ta-
ı ı ve "Allah böylece bilgisizlerin kalbine mühür basar"
(R.um-59) gibi nitelernelere ı ı ı Böylesi ş ı
ı bu ı ı ı ğ ve ı bu ı için
sonsuz adil ğ ı ı inkar ğ ı Üstelik Rum-59,
alt ve üstteki ayetlerle bütünlük içinde ğ görülecek-
tir ki sözü edilen, bilimsel bilgi veya ş ı ı gerçek cehalet ğ
Allah'a inanç ve kulluk yükümlülükleridir. Yani söz konusu
ayetler gerçekte İ ı ı gücü ile ş ı ı
(
4
) Tabbara, İ ğ ı İ s. 285.
İ Bilimden Yana ı ı 17
kifirlerin bu durumu ile ilgili ı bir ş Muhammed ta-
ı ı bir ı oyunuyla, giderilmesinden ibarettir:
Allah her ş kadirdir, onun da yolu İ Buna ğ
kafirler var, çünkü Allah ı kalbini ş Öbür
dünyada, onlara sadece gazap ı ğ gibi, bilimin
de zenginliklerin de daha çok kafidere ğ ğ iyi-
ce içinden ı ı bir durumla ş ı ş ı ı
Ama Tabbara, ı keyfince ı sürdürü-
yor: "Keza Allah ilmin hududu ı ğ ı ı beyan eder: 'Her
ilim sahibinin fevkinde her ş bilen ı (Yusuf-7 6). Bu
ayet alim kimselerin ı mani olur, ı daha
çok ğ sevk ı
Ayetin yorumu ı ı ı ı ğ ı çok
ı ı Söz konusu ayette, ı bir su ı ilgili olarak
bir rivayet ı (bkz. İ ğ ı 1. cilt, Kur'an'
da Peygamber Söylenceleri) ve su ı ı ortaya ı ı
ı hareketle, " ... ğ ki Allah dileye. ğ de-
recelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinden üstün bir bilen bu-
lunur" denmektedir. Yani, ı aksine, söz konusu
ayette bilim, bilimin ı ı ı ı ğ ı bilim ı ı alçakgönüllü-
ğ ve daha çok ğ yöneltme gibi ş yoktur. Her
ş önce bu ayette ve genelde Kur'an, bilimi kendine so-
run ı ş ı Tabbara ise, her "ilim" ve ı sözü ge-
çen ayete ı ve tabii oradaki ı da ı zeva-
hiri kurtarmaya ı ş ı
Tabbara'dan bir ğ ilginç ş ı da genelde bilim ve
din ı ğ ı ı özüne ş ğ "Onlar daha önce-
kilerin ğ ı ı ı ş bir ş mi bekliyorlar? Sen
ı kanununda asla ğ ş ı ı Al-
ı ı ğ ş ifadelerinden ı
ı sonuç, tabiat ı ı ı ğ ş ğ bilimsel ı ı
Kur'an ı ğ
(5) Tabbara, İ ğ ı İ ı s. 286.
(6) A.g.c., s. 291.
18 İ ve Bilim
Öncelikle ı ş ı yolunda yürüme-
yeniere yönelik bir ı tehdidinden ibarettir. Orada
geçen "kanun" ğ bilimin ilgi ı ğ ı
dan ı bir anlamda ı ı ı ı Tabbara,
bütün din ı ı ğ gibi anlam benzerlik-
leri ile kendisiyle bilim ı temelsiz paralellikler kurarak
ı gerçekleri ş ı ı ı ı gönlünü rabatlat-
maya ı
Rum-30'daki ş ise ğ bilim ş ı ı klasik din
felsefesinin ifadesidir. Oysa Heraklit'in, İ ı suda iki
kere ı ifadesinde ı ı ğ ı gibi bilim, her ş za-
man içinde ğ ş evrim ğ savunur. En hareketsiz
görünen ı ğ ş ş bile, gerçekte kendi iç-
lerinde ve birbirlerine ş ı görece ı ı göstererek sü-
rekli bir ğ ş içindedir. Yani bilirnde hareket ı din-
sel ı ise hareketsizlik!
ı ş evrimi reddeden din ı ğ ı Yasin-82'de
de ş ifadesini buluyor: "O'nun ş bir ş ı ı iste-
di mi ona sadece 'ol' demektir, o da hemen
ş o ş ı ı ş ı göre:
ce ı ı gosterse ôe belli ı birikimler sürecine
0§._ ı ar. Ş ı bir a_nqa ve ğ bir
key:fiyetine göre de.@, iç ve ı ş ş belirlenen bir evrim
sürecinde ye Ş ı ı
7
ol' ş yok-
' tan var ı ı gibi vardan da yok olamazlar. Kendi içle-
rinde sürekli bir hareketlilik gösterip belirli ş ğ ı ola-
rak nicel birikimler sonucu bir nitelikten ğ bir ğ
ş ı ı ı ı ğ ı ğ ş ve
ı "istedi mi ona sadece 'ol' der, o hemen oluverir" cüm-
lelerinde ifadesini bulan din ı ğ ı bilimsel ı ğ ı tam kar-
ş ı ı ı ı ki "kader"in mutlak inanç ğ bir felsefe-
(') Yasin-82'nin Haluk Nurbaki ı yapuan ı ı oldukça geride ı
ı (Bkz. Haluk Nurbaki, Kur'a11 'da11 Ayetler ve İ Gerçekler, V. Cilt, s. 82). Bolca bi-
limsel sözle yarallian toz duman içinde, yüz milyonlarca ı ı ş "ol deyince hemen olu-
verir" ayetine uydurulmakta - hem de ne uydurma!- tabii bu arada "müspet bilimler ... mad-
İ Bilimden Yana ı ı 19
de, bilimsellik ve bilim yönelimi de söz konusu olamaz.
Tabbara'dan bir ı ı daha: "Kur' an, ğ istedikle:
ri ulvi ve tabii hakikatler konusunda kesin söz sahibi ı
için ı ilim ğ sevk eder: De ki, Rabbim
ilmimi ı (Taha-114) ayeti bu ğ belirtir."(?)
Tabbara, İ ı ı genellikle ı ğ ı gibi ı
tahrif etmektedir. Taha-114'ün bütünü ş "Gerçek hü-
kümdar olan Allah yücedir. Ey Muhammed, Kur'an sana vah-
yedilirken, vahy bitmezden önce unutmamak için, tekrarda
acele edip durma, 'Rabbim ilmimi ı de".
Demek ki ayette gerçeklerin ğ için bilime yö-
neltme diye bir ş söz konusu ğ ı İ ı
bilime ş ğ daha da ötesi onu "farz ı ı ğ ı iddia-
ı bir yana, İ ilme davet konusunda bu ı iktifa
etmez.[?!] Bilakis ı akli donukluk ve fikri ş ş ko-
ruyan birçok esaslar koyar. [?!] Keza akli taassubun ş
ve gericilikten koruyan ı çevreler. [?!] Bütün bun-
lar ortaya ğ prensipierin neticesidir[?!]"C
8
) diyerek ş
iyice ifrata ı ı
ı ı -özde ğ bile- bilimle ş ı kendisini
bu dayatmaya göre ş ı ı ş buna ş ı İ
yet, ne ı ki bunu ı ş ı Buna karar verecek ulus-
ı otoritesi ı ğ ı gibi, hakim ğ ı eko-
nomik ve bilimsel bir dinamikten yoksun ş ı önemlisi
de ı dünya ş her alanda ğ olduk-
ça nettir. ı ki İ ı dünyada ı ser-
best ı ı ğ ı ne kimsenin kalbini ğ ne kimseye
"ilim" ğ ş ı yürütmeden ı Bunun
sonucu İ ı da bilimin hayata ı ı ğ
desel evreni milyarlarca senedir ş ş ş bir sistem ı (a.g.e., s. 80); yine
"Kün (ol) emriyle ı ı uzun bir ş ı geçi rmcsi, Kün emrinin ş
gecikmesi ya da uzun zaman sonra sonuç vermesi demek ğ Onun ı ı kaderi
zaman eylemi içinde tahakkuk edecekti, ş de." (a.g.e., s. 85) gibisinden pek çok ş de
ortada ı
(7) Tabbara, İ ı ı i slami)'ef, s. 286.
ı A.g.e., s. 286.
20 İ ve Bilim
ğ ı ı ı ı ı ı bilimi zaten ba-
ş ı beri ş ğ ı kendilerini rahatlatma-
ya, bilim-din ş ı ı ğ ı ı ı ı ğ ı ı ı yüklerneye Ça-
ı ş ı
Ne ki bu ı ı da ğ gibi ortaya
somut ş koymaya yetmemektedir. Öyle ki Tabbara, Kur'-
ı "Sizin nefsinizde de ibretler ı cümlesinden, psi-
kolojiyi, "Görmüyor musunuz ki Allah semadan ğ in-
dirdi. .. Allah'tan ı içinde ancak alimler korkar" ifadesin-
den de ğ bilimlerini ş ğ gibi, absürd sonuçlar ı
katmakta hiçbir ı görmemektedir. Hem ğ -ve
her ş ı ğ söyleyeceksin, yani sorunun ya-
ı ı ı daha en ş ı ş kabul etmez biçimde vereceksin,
hem de bunun bilimsel yönelime ş ğ iddia edecek
ve alimierin Allah'tan daha çok ğ demagojisini yapa-
ı
Yine Tabbara, "Ant olsun ki, biz ş bir kavim için
ayetlerimizi ı ı ş misiniz?" ifadelerinden,
İ ı "her ş ı hakem ğ ı ı ı ı kul-
lanmaya ğ Kur'an'da elli küsur yerde ı ve ı
kökünden ş kelimeler ğ ve bunun da ı
ı ı ğ ı ı ı ğ iddia eder. ı çok basit ve o ka-
dar da ı ş ı ı Ve tabü ğ ş gibi ı ı ı ğ ı ölçütü-
nü de daha en ş ı ı Allah'a iman! Buna götürme-
yen bir ş ve ı ğ kadar ş ı ı ı ortaya koy-
sun, Kur'an'a göre, ı ürünü ğ Yani ğ ı gerisinde,
bilim yoksunu ı hurafelere ı ı gerçek anlamda
ı olarak ı ğ ı ğ ı ğ ı bilme-
yen insan, bunu bir gücün ı ğ ı ı demek ki ı ol-
ğ ş yönlendirilmekte ve bundan da ı
akla, ş bilime ı önem ğ sonucu ı ı
ı
Son olarak, Tabbara'run materyalistlerle ahirete ş tar-
ı ş ı az önceki ı ı reddeden sözlerini ı
madan geçmemeliyim: Tabbara Leon Voly'den hareketle ş
İ Bilimden Yana ı ı 21
ş savunuyor: ' 'Bugün bizim müptela ğ ı
ı ı ı ı ğ ı ı ı tamamen yo eaen kuvvetli ir ze_.
lür ı ı zehir, ı ı yüce, adil, büyük
ne varsa hepsini ş

ş götürmez ki burada az önceki bilimcilik, ı ı ı
ı ı aksine, din felsefesinin gerçek ş ı
ı Öyle de olmak ı Çünkü bilim, ı en
çok ğ ğ ğ ş olmak üzere, Allah'a atfe-
dilen her ş gerçekte ı tamamen ı ş ı olgular ol-
ğ ortaya koyarakdinin felsefi temelinde erozyon yarat-
makta ve dinin ı ı ı ğ ı cehalet ğ ı ı eritip bitir-
mektedir.
Dikkat edilirse, tarih boyunca her türden dini ı ş ile bi-
lim ı ş ş hep ş ta ki bilimsel sü-
reç ı önü ı bir güç ı da, din ı ı
oportünistçe bir ş bilimle ş zorunda ı
kana kadar. Tabii, bu ş için dini alenen ı yo-
rumlardan ı ön ş ş ve bu ş birlikte
din, siyasal ve toplumsal nüfuzunu bilimin önünde engel yap-
maktan ş Buna ş ı ı bilim de kendi sürecinin
felsefesini ortaya koymaktan ğ uzak ş
Bu ş birlikte bilim ı toplumsal olarak ödül-
lendirilen, ı ı ı ı ve rahat ça-
ı ş ı bulan ı konumuna ş
dir. Ancak kapitalizmin ş bilim ı ı
da özelde emekten veya sermayeden yana, genelde materyalist
veya metafizik felsefe ş ı olarak bir ı ş ş
Avrupa'da üretim biçimindeki içsel ş ı ı
maz ürünü olan bilimsel ş önceleri Kilise'nin bütün
ı ı ı ı ı beraberinde ş Rönesans'
tan sonra, her ne kadar Kilise'nin gücü görece ı ı da az
önce söz konusu ğ ı ş kadar, yine de
engellemeler devam ş Avrupa'da böyle bir süreç ş
(9) Tabbara, İ ı ğ ı ı s. 134.
22 İ ve Bilim
rurken ğ durgunluk hakimdir. Çünkü İ ege-
ğ ülkelerde, üretim ı ı zaten bilirnin ş
sini terikleyen bir nitelikten uzak ı ş ı ı ı
gibi ş ve ş boyutlu bir din-bilim ı ş ı olma-
ı ş ı Bununla birlikte dinin bilim ş ı ı ı ı ı
dan, İ otoritelerin IG.lise'den ı ı ş ı Bu nok-
tada hemen akla gelen birkaç ğ ı
Evliya Çelebi Seyahatname'sinin birinci cildinde, Hazer-
fen Ahmet Çelebi'nin uçma denemeleriyle ilgili; "Hazerfen Ah-
met Çelebi, önce Okmeydaru'nda minber üzerindeki, ı
havada kartal ı ile sekiz dokuz kere uçarak deneme
ı Sonra Sultan Murad (IV. Murad) Sarayburnu'ndaki Si-
nan ş ş seyrederken Galata Kulesi'nin en üs-
tünden lodos ı ile uçarak Üsküdar'da ğ ı Mey-
daru'na indi. Sonra Murad Han kendisine bir kese ı vere-
rek: 'Bu adam çok korkulacak bir ı Her ne. istese elin-
den geliyor. Böyle kimselerin ş ı ğ ğ diye
kendisini Cezayir'e ş Orada öldü" demektedir. Bi-
ğ gibi ı ş ayru zamanda tüm İ
aleminin en büyük dini otoritesi, halifesidir.
Yaru ı ğ Bey, Ali ş gibi büyük astronomlar,
İ ülkelerinde ş ğ özgürce ş ı
bilgi birikimi ve ı ş ı ı ı ş ı
ş ı ş ı ı gerekçesiyle ı ş ı dini devlet otoritele-
rince ş Nihayet kurulu tek rasathane de 1580 ı
ı Ş ı ı ı astronomi alarundaki
ı ı ı ş tümden ğ ı ş ı
İ Sina'run, ı ş ı otopsi yöntemine fazlaca
ş ı yüzünden, ı ı ş ş
ğ bilinmektedir. Bu durum sonraki ı da sür-
ş ve ı I<:ilise'nin geri ı ı 1286'da otopsi
yapma izni ı ı ş ı İ ı ise bu olanak sonra-
ki ı boyunca dahi ı ş ı Nihayet ı
İ ğ merkeziyle ı ı olarak otopsi ı
de İ ş ğ kadavra elde ğ bu öz-
İ Bilimden Yana ı ı 23

gürlük fazla ş ı ş ı ı ki bilimsel ş '{J
engelleyen ğ ı ı söz konusu ğ tek.
ş ı ş görmesi de ş Her ne kadar İ
ı gibi reformist din alimleri "anatomi biliminin ı
kudretini bilmenin yolu ğ ı yolundaki ş ş
da gerek Kur'an, gerekse dinsel otoriterler, böylesi ş
önünde engel olmaya devam ş Ne de olsa öldüren
de ı veren de ı ı ı olay ve ı de-
ğ ş yönelik ş ı kadere, ı iradesine kar-
ş ı ı ğ ı yasaklanmak ı ı ı
İ "kadavra ile ğ yapmak, dinsel ı çerçe-
vesinde, kesinlikle ı
. Hemen akla gelen bir ğ örnek de ş ı ı ı İ ş
ğ kuran Ş Ş dinsizlikle suçla-
narak Halep'te bizzat Selahattin ı ğ öldü-
rülmesidir. Bu seçkin bilim ı ı tek "suçu", o dönemde
egemen olan din yorumundan daha ı bilime, görece daha
uygun bir ı ş ı ı getirmekten ibarettir.
Birazdan da ğ gibi ş bulan bilim da-
ı ı ş İ ğ ı topraklardan an-
cak bir elin ı ı ı ı kalan bir ı ş
İ aleminin dikkate ğ ı ı Kilise ğ ı ğ ı yok
olma tehlikesiyle ş ı ş ı kalan Yunan bilimiriin, ğ
bilim birikimiyle ş ş Rönesans'a ı ı
na olanak ğ ı ş Ki bu da, İ aleminin yük-
ş denk ş ve İ ı henüz ş ı ı
ğ ı konumunun ş ğ özgün dönemin ürü-
nüdür. Yoksa, onun da genel ı ı aleminin engi-
zisyon döneminden ı ı 11. yy. öncesi bu özgün ş
dönemi o güne kadarki bilimsel birikimlerin, henüz yeni yeni
ürün verme ş ı ı ğ ı dönemdir. Ancak, bu dönem
ı ş ve bilim, İ aleminde ş ş ı ı yiti-
rerek bir daha geri dönmernek üzere Avrupa'ya göç etmek
durumunda ı ş ı İ aleminde dinsel gericilik ı
dan ğ ş ş ı ı yitiren bilim, ı
24 İ ve Bilim
üretici güçlerin ş ı ı eski birikimi de kendi-
ne temel yaparak, Rönesans ve ı güçlü bir ı ı
içine ş ve Kilise'yi kendisiyle belli oranda ş zo-
runda ı ı ş ı
Burada ş ı da belirtmek gerekiyor: İ bilim
ı diye bize sunulanlar, ı ı ı bir dönemde ş ı ş
ı ı ı ı ş -ki bunlar da takip eden bölümlerde göre-
ğ gibi İ ı ı ş ı ı ı ş ş
bilim tarihinde etkin bir ş görecek ş ortaya ı
ş ğ Resmi İ ve Türk tarih ı ı bu ko-
nudaki ı ı da bilimsel bir ğ ş ı bol övgü
ve abartmalardan ibarettir. Söz konusu kitaplarda "bilginle-
rin" ğ ı ş ş ı ı bolca rast-
ı
"Büyük bilgin, büyük ş ... ı ı en güçlü
bilgini olup ğ ı ş ş o ı ..
ş önündeki ı ş hep üstün ı ı Falan
falan alanlarda derya gibi idi. ı ı birinci ı ı bilgin-
leri ı yer ı ş ı ş ı ı ı ş ş ş ile ün yap-
ı ş olup falandan feyz ı ş falana feyz ş (N ş
o feyzler?) ... ı kütüphane idi ... Ne ı bunlardan?
Hiçbir ş Çünkü bir bilginin ğ ölçü laf
ı ğ ı ğ bilime ı ı Bize birisi Edison, Pasteur,
Markoni, Fleming ... ne ı ş ı diye sorarsa ı ı ı tek
bir sözcük olur. 1000 Temel Eser, 1001 Temel Eser dizile-
rinde ı ı ş ı ş bir inceleyin, muazzam kültürü-
müzün ne ğ daha iyi ı ı
Bilimsel kültür ğ tek sorumlusu ı
İ ı ı ı ı ı Bunlar ı ı ı örtrnek için ş de) ...
İ sentezi ı ş giderek Türk
ı bile Türk olarak lanse ediyorlar ...

ı
(tO) Vehbi Belgil, Kültürümüz Üzerine ş Cumburfyet Gazetesi, 11 Eylü\1986.
Il. Bölüm
BiLiM İ DiN İ İ İ Ş İ
"Feodal üretim ş ı ı bilime olan talebi mi-
nimuma indirdi. ğ ı ı ticaret ve denizcilik or-
taya yeni gereksinmeler ı dek bu talep bir daha yük-
selmedi. Fikirsel çabalar ğ alanlara, bu arada büyük ölçü-
de medeniyerin yeni bir unsurunun hizmetine, ş
dinsel inançlara ı ı ı
Bu uygun ş ı ı ğ ı İ ı Budizm'in
güçlenmesine ı oluyoruz. Bu dinler ilk ı ı ş ı her ne
kadar yer yer ilerici bir ş gördülerse de süreçte, kendi ka-
rakterlerinin ğ ğ olarak, verili üretim ş feo-
dalizmi, ğ ş ğ bilim ş ı ı ı ı koruyan
birer ideolojik kurum oldular. Öyle ki bilirnin önceki ı
larda ğ olumlu ş sürecini de engellediler. Hem
dikkatleri "öbür dünyaya", ı efsanelere çektikleri hem
de her türden ı ş ı hep ı ğ ı ı için bilimsel
üretkenlikten uzak, miskin, enerjilerin siyasal alanda ğ
ş ı ı ı ğ ı toplumlar ş
İ ş devresinde, her ne kadar bilim ş ı
ı olumlu ş gören bir döneme ı da, bilim kar-
ş ı ı tutum tüm dinlerin tarihine egemen ı Bunun so-
nucu bilimsel ş içine ğ durgunluk, İ
(11) J. D. Berna!, ı s. 181.
26 İ ve Bilim
yetin 9, 10, 11. ı ı hariç 15. ı Rönesans'a kadar
sürecektir. Rönesans'la birlikte, ı ı bilimsel
ş önündeki engeller parça parça geriletilmeye ş
İ ı durgunluk, günümüze kadar devam ede-
cektir. Çünkü, İ egemen ğ ı iç di-
ğ ı toplumlarda ğ gibi, dini engelleri ge-
riletecek bir etkinlik gösterebilmekten uzak ı ş ı
Dinler, ğ ı ı ş ı ı ve ona hük-
medilmesini amaçlamaz. Tam tersine bu ş ve ı
ı ı emirleri ğ en iyi "kul" olarak
geçirilmesi ve "öbür ı sözde cennetine ı ı
ı ş insan bilincini körelten bir ş görür. Bilimsel
ş ise ğ ı ş ı ı ı ona hükmedilmesini, bu
ı ş potansiyelinin en iyi biçimde ğ
mesini ve öbür dünya ı ı ş ğ orta-
ya koyar. İ ş nesnel olarak her ş dinsel ı
ş ş ğ ve daha da ötesi, kör inanç ye-
rine her ş ı ğ ortaya ğ içindir ki
bilim, ama özellikle de onun felsefesi dinler ı hep
ş
Eski ğ biliminin günümüze ı ı ş gör-
dü diye, ı ı ı ğ ı ğ İ ne kadar
"bilimsever" ğ yönünde ş demagojik iddia,
kompleks giderme ı ş ı hiçbir ğ ş ı Dinler tara-
ı egemenlik ı ı ı ğ bilim, tek
tek bilim emekçilerinin ve ı zorlayan maddi ş ı
ürünü olarak ş ğ birikimler sayesinde, Rönesans
ı ı ş ı ı ş ş ve ı ı bir
evrim içine ş ı dünyada bilimsel ı ğ ı
ş ı ğ ı dönemde Müslüman dünyada ş çeviri ve yo-
rumculuk ı dayanan bilim, ı bir ş gösterdiy-
se de Gazzali'de ifadesini bulan din felsefesinin ş ı ı ı ı
sonucunda, pek fazla somut ürün veremeden ta günümüze
uzanan bir ı ğ gömülmekten ı ı ş ı
Öncelikle ş ı ı ı ortadan ı gerekiyor: İ
Bilim İ Din ı İ ş 27
lam ilmi", İ alimi" sözcüklerinin ifade ğ durumla,
İ ğ ülkelerde ş bilim, nitelik anlam-.
da birbirinden ı ş Ne zaman ki bu iki ı nitelik
İ Gazzali ı felsefi düzeyde ş yani İ
lam ı ı ş ı gerçek alirolerin ı ş ı or-
tadan ı ı ı ş o noktadan sonra İ aleminde bilime
yer kalmaz. İ ş gibi seçkin örneklerle tam da ş
ma, nitelik ı ı ş ı ş birazdan ğ
miz gibi bilimsel süreç ğ ı Tabii İ ı ve
İ ş ş ün ğ olarak.
İ ilmi" denen ş Kur'an'da ş kapsarola
ı ı ı ı o, Allah ı ş gözlem, ş ı
ve deneyle elde edilemez. "Yukardan" indirilir. "Alimlik" de
bunu ğ özümlemek, yorumlamak, onun yeni so-
ı çözümlenmesi ve kitlelere ı ı gerekli kat-
ı ı ibarettir. İ çerçevesinde bu ye-
tenek de yine Allah ı verilir. Öyle ki Allah, istedik-
lerinin "kalbine örtüler örterek" bu "ilmi" ı ı engel-
lerken, istediklerinin "kalbini ş onu daha iyi anla-
ı ı ğ Allah bu "ilmi" her ş kapsayacak biçimde
Muhammed'e ş çünkü o, ı en seçkin kuludur
ve "hiçbir ş yoktur ki buindirilen Kur'an'da yeri ı
Söz konusu olan "ilim" -daha sonra tek tek ı ı
ğ gibi- öylesine ilkel, ı ve bilim ş ı ı ı ki
6. ı bile onu ilim diye nitelernek ı ı Örne-
ğ kendisine "Allah ilrni"nin bütün olarak ğ Mu-
hammed'ten, yani İ en büyük "bilgin"inden ş
pek çok hadisi, bu "ilmin" ğ ğ olarak duyabiliriz.
"Gece ı ğ ı veya gecenin bir ı ı ı ğ za-
man ı ğ ı men ediniz. Çünkü ş
lar o ı (yeryüzüne) ğ ı ı ve (faaliyete geçer)ler" (Hadis).
ı ğ ı ı kalk, Rabbinin ı ı ı taksimatina ı
ol, ı ı olma, zira yüce Allah ı ı tan yerinin
ğ ı ile ş ğ ı ı taksim eder. Bu ı
uykuda bulunan kimselerin ı ı dar olur" (Hadis).
:)
28 İ ve Bilim
ğ gibi ş -bir tanesi ş gibi
ş da ğ ı ş gece ı ğ ı faaliyete ş
Tan ğ ı de bu kez Allah ı ğ ı ı ı ve sabah
ı ı ı ı ı ı ı ı ş Ne ilginçtir ki
ı ğ "kafir"lerin sabah ı kalkanlardan da-
ha bilgili ve zenginlik içinde ğ gösteriyor.
Bu "ilim" e göre, çocuklar ana babaya isyan etmesinler diye,
ğ yedi gün sonra, "Akika" (isyan) ı kesilir.
ı ş yedinci gün ğ ı kesilerek ş ş ı ı ğ ı
ı ı ve o kadar ş "tasadduk" edilip saçlan gömülür".
Çünkü Muhammed'in ş "çocuk akika ş ı ı ğ ı rehin
ı ı ş ı Onun için (kurban kesilerek) kan ı ve ondan
eza (verecek ı gidermek gerekir" (Hadis).
Yine bu "ilim"e göre, çocuklara konulacak ad, ı ka-
derinin belirlenmesinde etkili ğ ı "hüzün" vb. adlar
ı ı Keza ğ karakteri anne sütüyle geçti-
ğ asil olmayan ı ı ı ı karakteri de bo-
zuk olur vb. ı ı
Hadislerde ş edilen, ''Ya alim, ya ğ veya dinle-
yici veya muhip ol, ş olma helak olursun" ş
( ... 100 Hadis, s. 199) ilim de ş bu "ilim"dir. Alim; "ilim"i
en iyi bilendir. İ ş de bu yolda belirlenen kade-
melerden birine ş yani ya bu "ilmin" bilgini, ya ğ
rencisi ya dinleyicisi ya da sevicisi ı Aksi takdirde mah-
volursun; ı ı bilimsel eli e · ğ an, ı fetheden,
eg@en olan "kafir" ı ğ _i15i!!
Bu çerçevede, İ Kur'an an oir ş olmayan kimse
harap ev gibidir." (Hadis) ı öne sürülür. Ne ilginçtir ki
bu "ilim"in etki ı ı ı ş ı ı ı ğ ı oranda, ilmin (bilimin)
ş ğ görüyoruz. Keza İ aleminde de bir dönem ge-
ş bilim, İ ğ ı ı ve ı
paralel bir ş olarak ortaya ı ı ş ı Bu ş İ
lam ş ı ı ğ iyice ı ğ ı ı ş bilim de İ
(!2) Benzeri hadisler için: M. Emre, İ Kadm ve Aile.
Bilim İ Din ı İ ş 29
alemindeki ş ş ı ı ş
Sistematize ş bir ı inanç biçimi olan din ile bi-
lim ı nitelik ı ı ·
ğ ı ı ı ş fantastik bir tablosunu çizen dinin
tersine bilim, ğ ğ ve yöntemli bir biçimde ş
rak, onu ı olay ve ı niteliklerini ı ğ ı
tarak ve elde edilen somut verilerden geneliemelere giderek
ı ğ ı ş somut temeller açmak demektir. Gerçe-
ğ yöntemli bilgisi demek olan bilim, ı ı ı bul-
mak ı ı güden ş ı ı dile getirir. Bilim, yöntemle
elde edilen bir bilgidir". Bu yüzden de o, dinsel ş ı ğ
ş ve onunla öz olarak ş bir ş içindedir. Bi-
lim, ğ ğ somut olanla, yani gerçek olanla, yani mad-
de ile ğ ş ı dinler bu temel ğ ı onun
yerine "ruh", "melek", ş "öbür dünya" gibi, gerçekte
var olmayan fantezileri geçirir. ğ "ruh"u ele ı
Bilimsel olarak ı ı ı duyusal
ı ş bir ş olmayan ruh, ı bir organ veya be-
denden ğ ı ı ı ğ ı ı sürdürebilen bir ş ğ aksine
beynin belli bir bölümünün fizyolojik ş ğ sonucudur.
Pavlov'un bu ğ ı ı bilimsel deneylerle de ka-
ı ı ş ı Pavlov, ruhsal faaliyetin maddesel temele dayan-
ı ğ ı ı kesin olarak ı ı beri ş meta-
fizik kurgulara yol açan, maddeden ğ ı ı ruh ı son
ş "Bilimsel olarak ruh, maddesel ş ı
yan bir faaliyettir. ı ı duyu ı üstündeki etkisiyle bu
etkiyi ı tepki ı ğ ı ı ı çözümlenmesi,
ruhsal faaliyet olgusunu tümüyle ı ı ş ı

ı
"Evreni, fantastik imgelerle yorumlayan dinin aksine bi-
lim, evreni ı kavramlarla ı bilimsel anlamla-
ı kavramlar, sürekli hareket halindeki evreilin ğ ge-
ğ göreli ve ğ ğ ı ı iken, dinsel kavramlar mutlak,
ilahi, ş ı ı da -ilk ortaya ı
(131 Orhan ğ Felsefe ğ s. 330.
-.
30 İ ve Bilim
da ğ uygun ı da dahil- süreç içinde pratikten ko-
pan ı Çünkü, ğ uygun olan önermeler de
dahil, bilimsel yöntemlerle ğ bilim ş ı ı yöntemlerle;
dogma olarak, ortaya konurlar.
Dine göre gerçek bilginin sahibi ı ı ve bilgelik de
onun "ihsan" etmesiyle elde edilir. Oysa bilimsel ş ı
ı bilgelik, tarihsel bir olgudur. Yani süreç içinde, ı ş
ma, gözlem, deneyim, birikim yoluyla ı ı ğ ı bir er-
demdir. ş ı ı ı ş bir ş ğ
Nitekim somut gerçekler de bu ş ı Dini
ı hiçbirinde bilimsel yönelim ve bilgiler ı in-
ı ğ ğ için ı gösterilmez. Buna
ş ı ı ı ğ ğ ş ı örtünme gereksinimiyle elbiseyi,
daha iyi ve düzenli beslenmek için besin ş ve düzenli
elde ş biçimlerini, ı kurtulma ı ı ve da-
ha iyi ş için ı ş ı ve ğ egemen ol-
ı ğ ş ı ş Bu süreçte dokumadan pu-
sulaya, en ilkelinden en ş ı ğ ı tüm ş -ve ge-
nelde bilimin ş ı imgelerin insanlara tek
bir somut ı ı ı ş ı
Din ı ı ı ı ı bir ceza yöntemi ğ yoru-
mu ı da ona ş ı önlem yoktur. ı ş ı
ı depremlerin, ı ı ı ı bir ceza ğ ı da
onlara ş ı çareler yoktur. ı ı önlem ş tan-
ı iradesine ş ı ı olarak ı bilimsel ş
engelleyen bir ş görür din. Daha da ötesi, ı ğ ı ş
ı ı ı ı ile ş ğ modern teknolojinin hizmetimize
ğ ş ı ş enerji vb. gibi ş ı ona hük-
medilebilir hale' getiren olgular, hiç ama hiç yoktur. Söz ko-
nusu din ı ı ı ı ğ ı dönemde, ı ve görülen
ş dair -o da pek ğ ı ş ş ı ı
ı sadece. ş ı ı ğ bilmeyen din, onu Al-
ı havada ğ ğ ı
ilin, onu ı ğ ı ı ı ı gece v-e ı Ş .. -
ğ bilmeyen din, ı ı ğ
Bilim İ Din ı İ ş 3 1
ş içinden ı Daha da önemlisi, ı mutlakla ı
ı ı ser iler. Oysa ki ilim, niteliksel bir farkla
her ş nedenini ş ı ı bulur ve bunlardan ı ğ
ı olanlara ş ı önlem ş Çünkü dinin aksine, olay ve
ı ı ı ğ ı ı bilir ve ı ş ı ı ı ğ ı ı ona
göre kurar.
Din, ı ı ğ ğ ı ş ğ ş so-
mut veriler de ortaya koymaz. ı ı ğ ı hareket ya-
ı ve özelliklerinin ortaya ı ı ı da dahil tüm bilgiler,
binlerce ı ı süren insan ğ sonunda ş
ş Ve bu süreç içinde, ı sözde kendi ğ ki-
taplarla yol ğ 2500 ı da dahil, insanlar sadece kendi
üretebildikle.ri bilgiyle, ı en küçük bir bilgi ı ı ı ı
bile ğ ş ı ş ı
Dinsel bilgi bize ı ş ı ğ ı saniyede üç yüz bin km ı ha-
reket ğ bildirmez. Dünya sisteminin merkezinin ş
ğ ve onun çevresindeki gezegenlerden sadece biri ol-
ğ daha da ötesi ı yuvarlak ğ da ...
Çünkü din ı ı bütün bu gerçeklerden habersiz-
dirler. Bunlar ı ğ ı bin ı süren toplumsal deneyle-
rinin birikimi ve insan ı ş ı ı ürünüdürler. ı ı dinle-
rin de -henüz bu birikimler ğ ı ı bir düzeye ş
ı ğ ı dönemdeki ı biçimi olarak- insan zihninin
ürünü ş gibi ...
ğ ı bilinçteki toplumsal ve birikimsel ı ı olan
bilgi, nesnenin duyulada ı ı ş ı ş ı bu-
nunla ı ı ı olmayan tarihsel ve ş ı bir süreçtir. İ ş din-
ler, ı bir ı zincirinden de yoksun ğ içer-
ğ sadece duyumsal ı ı bilgiler ğ ı ş ve
ş doludur. Dinsel kitaplarda günümüzde ı ş
ı istisna cümleler ı bu ğ ğ ş ol-
ret tesadüften ve daha çok da ı ı ı ı ortaya
ı ı ğ ı bilgilerelen ı Bunun en ı ı da alliS'el ki-
. ı ğ ve yöntemi ile ı bir bilimsel ı ğ
ve yöntemi ı niteliksel ı
32 İ ve Bilim
Bilimsel bilgi; ı ğ ı ı ğ ı ş ı ğ ı
ı ı ş duyumsal ı elde edilemeyen bilgilerin elde
edilmesi, makine, elektrik, radyo gibi bilginin ş ş
ürünlerini ortaya ı ı depremin, ı ı ı ş ne-
denleri ve çareleri, ı ş ı ve ı tür-
leri, ı türlerine ş ı çareler, ürünlerin ğ ve zen-
ş üretimi ve içerdikleri ğ ı ve bura-
dan hareketle beslenme süreçlerinin iradi bir denetim ı
ı ı vb. ı içerir. Buna ş ı din; sadece duyum-
sal ı ve o ğ ı çok basit olan bilgi birikiminin felsefi bir
ğ ı ı nedeniyle insanlar ı yara-
ı ı imgesine ğ ı ibarettir.
Yinelersek yöntemli bilgi demek olan bilim (ilim), tüm ol-
gu ve süreçlere ı ı bir ş ı ş ı ı ya-
ı ı bulmak ve ı belli amaçlar ğ kullan-
mak için ı ş ı ı içerir. "Bilim, yöntemle elde edi-
len ve pratikte ğ bilgi" ğ içindir ki din ile en
genelde de idealizmle ğ ş Çünkü dinsel bilgi, pratikte
ğ ı ş ı bir yana, ı ı ı elde edilen - veya
yöntemini ı ı ı sunan- bir bilgi ğ
Üstelik bilim dinle ş içindedir; çünkü din maddeyi
ğ ruhu esas ı maddenin onun ürünü ğ söyler.
Oysa ğ bugüne bilim, basitten ş ı ğ madde-
nin bilinçteki toplumsal ve birikimsel ı ı olarak ortaya
ı bilginin sistematize ş ifadesidir. Yani bilim, evreni,
maddenin ı ı olan ve sürekli yeni duyum ve pratik de-
neyler ı içinde ş ı ş ve biriken toplumsal bir
süreçte ı ve maddenin sürekli hareketinin ı ı ı
ürünü olarak göreli olan ı kavramlarla ı Buna
ş ı dinin evreni ı ı ş ı fantastik imgelerde ifadesini bu-
lur; onun ı ı ı ve ı ğ ı ı ı ı
ğ maddenin hareketi nedeniyle ğ yüzün.;;
ğ onu ancak tesadüf-
lerde ve ı ı İ ı ı olarak bilim
• ş ı ı Oysa bilimsel 6ilgi, "eylemsel pratikle ş tea-
Bilim İ Din ı İ ş 33
rinin ş ı ı ı ve sürekli etkisinde" ifadesini bulur. Ve bu di-
ğ yakalayamayan, ona tabi olmayan her türlü dogma- .
ı ı ş ı ş ı ı ı "Bilim evreni, gerçeklikleri
insan eylemleriyle ğ ı ş kavramlar, ulamlar (nesnel
ğ en genel ve temel özelliklerini dile getiren felsefesel
kavram) ve yasalarla ı ı (0. ğ din böy-
le bir gereksinirole .belirlenmez.
İ ı ğ üstünde ğ egemenlik, bilimin ş
mesiyle paralel bir süreçte, yani ğ ı ı ı bir bir
ş ş ş -ve bu süreç insan olarak
hayvandan ğ biricik belirleyici sonucuyken-,
dinin ı bu insansal yeriyi bize sunmaktan ı
Onun, ğ ı ı ı kavramaya, daha ötesi kendisinin
ı ğ ı ı ğ bu ı ğ ş en kü-
çük bir ipucu ı ğ ı gibi, insanlara ı böylesi bil-
giler ş Onun bilim diye bir derdi de ı ş ı
çünkü din ı ı ğ hükmetsin, onu üretsin di-
ye ğ sadece "öbür dünya"ya ı ı ş ku-
rallar çerçevesinde iyi bir "kul" olarak ş ı diye ı ı ş
bir ı olarak görürler. Oysa bilim, tamamen bu dünyaya öz-
gü, ş üzerinde egemenlik ı yöntemidir. Bu ş
levsel ı ı nedeniyledir ki bilim ile din daha en temelde kar-
ş ı ı içindedirler.
Cin 26-27'de de ı ı ifade ğ gibi dinin ı ğ ı
na göre "Allah bütün görünmeyenleri, bilinmeyenleri bilir; an-
cak ğ peygamberler hariç bunlara kimseyi ortak, bilgili
ı kendisine saklar. Öyle ki gece ve gündüzün ğ
ı ş ı ı ğ gibi, " ... ye bütün va-
kitlerini ı ı ı ı ı ğ içindir ki sizi (ibadette-
ki zorluklardan) affetti ... (Müzemmil-20)" diyerek, henüz saa-
ti bilmeyen bir ı bilinciyle, günümüz ı ı bilgisi
ş ı ı ne kadar ilkel bir noktada ı ğ ı ı ı ğ vurur.
Çünkü gnun ı ğ ı içinçle " ... ı gyun, bit.
ğ bir süs, ı bir övünme vesilesi mal ve evlatla-
ı ğ ı ı (Hadid-20)"
34 İ ve Bilim
Bunlardan ibaret bir dünyada da aslolan iyi kullukla "öbür
dünyaya" ı ğ din ı bilgi,
yöntemi ve bilime yönlendirmeyi ğ iyi kulluk talimatna-
meleri sunarlar sadece.
Nitekim ş Muhammed olmak üzere "hüküm ve ilim
verdik" diye ı ı ı ğ ı tüm peygamberlerden bize ı
yan "ilim", kendi ğ ı ı bilgi düzeyi ve ğ zaman onun
bile gerisinde kalan bir bilinçten ibarettir.
Durum bu iken, din ı kimi cümlelerden veya
ş ifrata ı ı ş kimi sözcüklerden zorlama
anlamlar ı bir yana, ı ı ğ hiçbir yeni
bilgi ı ı ı ı ğ herkesçe ı görülebilir. Keza
onun ş bilgilerin insana hizmet ı ı
ş bir bilgi ı ı da ı ğ ı aksine bir söy-
lenceler ve hukuk ı ğ hemen görülebilecektir. O
kendinden binlerce ı önce ş ı ş bilim ı ı ı
ı ğ ı bilimsel kitaplarla bile ı düzeyde bir muh-
tevaya sahiptir. Binlerce ı önce ı ı ş bilimsel felsefi ki-
taplar bile, ı gizlerini çözmeye ı ş ı din
ı temelde ı ı
ğ yandan din ı bilim ı giren konu-
lara ş ı ı ş olan ı ı hemen tümünün, ka-
ı ı ş bilimsel gerçeldere taban tabana ı ğ göz-
den ı ı
ı ilmi" kendine ş ğ söylenen Mu-
hammed'in dünyaya ı ş ı ı kendinden çok önce ş ı ş
bilim ı geri ğ gibi, yöntem olarak da onlar-
dan nitel ı ı ı ı Bilimin ş ile ı sorgula-
ma ve onu anlamaya ı ş ı ş ı ı din, görünen tüm
olay ve ı nedenini niçinini sorgulamadan ı ı
hikmeti" diye sahiplenip, mistik ı ı ı olarak kul-
ı ş ı
"Bilgisiz ı ğ ı ı ı gereksiniminden"
ı ı ş ı ğ ı olarak dinin ş ı ı gürleyen ğ çakan
ş ş ğ ı ı bildirmek veya çözmeye ı ş ı
Bilim İ Din ı İ ş 35
ı ğ egemen olmak ğ aksine ı ı ğ ı ı ı
karmak, ı ı ğ düzeni ş ı ı ğ yöneltmek
ş ş Böylesi ş ürünü, ı ı
ı ğ ı ı ı uzun dönem boyunca sustur-
ş ve bu ğ onu miskin, kaderci, öbür dünya hayalle-
riyle avunan, sorgulamayan bir ı ş
(") Tabii ı ş ı ı gerçek ş ş de, köleciye köle, feodale teba, patrona ş
egemenlerin devletlerine boyun ğ "iyi" kul olmak oluyor. Diniyle ş ş iyi bir kul'u,
o dinin ı içinde ancak ve ancak kendi dinine inanmayanlara ş ı ve dinini ona egemen
ı için ş ı mümkündür; yoksa dini çerçeve içinde kalmak ş ş ğ
sömürüye hak ı ş ı ı ı bilim için mücadeleye yöneltmek ı ı çünkü
bunlar ı ı tasarruf ı farzedilirler.
III. Bölüm
İ İ İ İ
BiLiM VE İ İ Ş İ VE Ş
1400 ı ı İ tarihi içinde bilimin ciddi ş ğ ı
ğ üç yüz ı bir dönemle ş ı ş ı Geri ve ğ ı
ı İ aleminin bilimsel ş ş ı ı ş ı ğ ı köklü komp-
leksi ş ve İ bilimle ş ı ğ ı
ş ş ı ı bu dönem, İ ı ı ı
istismar edilmektedir. İ ş bu ı ı ğ ı ı
söz konusu dönemi bilimsel ı ı irdeleyelim.
"Sekizinci ı İ Orta Asya'dan İ
kadar uzanan ş bir alanda egemenlik ş O za-
mandan itibaren bu ş bölgenin büyük bir ı ı ortak bir
kültür, ortak bir din ve ortak bir dille, birkaç ı kadar da
ortak bir hükümete ve serbest ticaret ş ı sahip ola-
ı Daha da uzun bir zaman, din ve hac_, Fas'tan, Çin'e ka-
dar, bilgin ve ş serbest ş ğ ı Bu ı ı
vadede, kültür ve bilimi büyük ölçüde etkiledi."<
14
)
İ ğ bu ı ı ş dönemi, pek çok
alanda ş ş ı ı da beraberinde getiriyor, üste-
lik bilim-din ş ı ı ğ ı egemen otoritelerce henüz kavrarrama-
ı ğ ı bu dönem İ ğ ı bilim, ğ
(1 4) J. D. Berna!, BilillllerTaribi, s. 191.
38 İ ve Bilim
ı ğ topraklara oranla çok daha uygun
ş ş ı elde ediyordu. Araplar ş ettikleri bölge-
lerde "memuriyet" gelirlerini ğ ğ ı sonra yerel
ve kentsel ekonomilere ı ş ı ı ğ Ş
fl Emevi ğ tamamen ı ı
• Yun:ancayörleiiliyordu. Buna ğ ı olarak, İ ı kendine
fugu ı Kordaba'dan Buhara'ya
dek Müslümanlarca fetbedilen hiçbir yerde, Roma gibi impa-
ğ ı ı emen ve ekonomisini ı ı tutan bir
merkez ı Mekke siyasi, ekonomik veya kültürel ğ
daima dini merkezdi. Sadece İ Antakya ve Ş
gibi eski kentler, ş ı yeni bir ı ı ğ ş
ı Her tarafta Kahire, ğ ve Kordaba gibi yeni
kentler kuruldu. Bütün bu kentler birbirleri ile ı te-
mas halinde idiler. V e ürünlerinin ı ı ğ ı hem ticaretlerinin
hem de teknik ş bir ğ ı ı ş etti.
"Bunlardan ş İ kentleri, Roma İ ğ
daki durumun tersine, geriye kalan ğ ı kopuk
ğ İ Asya ve Avrupa biliminin odak ı ş
tu. Sonuç olarak, Yunan ve Roma teknolojisi ı ı ol-
dukça ı ve ş bir dizi yeni icat, ı pota içinde
toplanabildi. Bunlara çelik, ipek, ğ ı ve porselen gibi mad-
deler dahildir. Bu maddeler de 17. ve 18. ı ı ı
büyük teknik ve bilimsel devrimine yol açacak daha sonraki
ş temelini ş ı ı ·
"Entelektüel ı da süreklilik oldukça iyi korundu.
İ dini, ı ğ ama ş insan ş
ş ı ı ğ oranla çok daha az köstekledi. Or-
taya ı ı ğ ı zamanlar, putperestlik ve felsefe, iman ı ı
dan bir tehlike ş ı ı ş ı ı geçen fetih
ı ı sonra, İ ı önderleri bile ı ı eski
bilgilerini ş ı ı ve ı izin ğ ölçüde Yunan
kültürünü benimsediler.
(1 5) J. D. Berna!, Bilimler Tarihi, s. 192.
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 39
ı etkilenme, Ş Emevilerin ş ve
MS. 749'da Abbasilerin yönetimi ele geçirmeleri ile ı ta- .
rihlere ı Abbasiler, kendileri Pers ı ğ
men, Perslerin ğ ı ve Kadimlerin geleneksel
ğ ve bilimlerinin ı ı ı serbest ı ı Bilge Pers-
ler, Yahudiler, ı Suriyeliler ve daha da uzaklardan
gelen ı yeni ş ğ ı Yunan bili-
minin önemli ı ı Arapçaya çevrilmeye ş ı
burada ve Jundishapur'da ş Bu çeviri ya ğ
ğ Yunancadan ya da ı Süryaniceden ı ı ve
ı ş Halifeler ve Asiller ı malen destekleni-
yordu. Halife Me'mun bir çeviri bürosu kurdu (Dar el Hik-
ma) ve burada büyük bilgeler Hunayn İ İ ve Sabit İ
Kurra, Aristo ve Platon'un eserlerinin ğ Arapçaya çe-
virdiler.'' (lG)
Böylece ğ Yunan bilimi ı ı Babil, Pers, Hint,
Çin'in bilgi birikimi zaten ı ğ ı ı ı olmayan Arap
merkezlerinde ğ ş ı Bu çeviri eylemi giderek ı
ı ş ı bir bilimsel, felsefi ı ı
sürecine ş
İ medeniyetinin ş ı ı bilim ı ı sos-
yal ı klasik ğ ı son ı pek ı de-
ğ Ab b asilerin yönetime ş ile, 7 54-861 ı ı ı
daki ı devrede Mansur, Harun ş Me'mun ve hatta Mü-
tevekk.il gibi sofu bir halifenin ı bilim, İ
Müzesi devirlerinden beri ş bir tarzda desteklen-
di. ı (Kurtuba) Emevi Halifeleri, (928-1031) İ
panya ve Fas'ta ı yerini alan ı Emirler, hatta İ
lam medeniyetinin ş devrelerinde bile Selahaddin, Gaz-
neli Mahmut ve ı ğ Bey gibi ı prensler
bilimi destekledikleri ölçüde ş ı ı ı
Bunlara ek olarak, İ ı Bermecid Ailesi ve Musa ş
gibi zengin tüccar ve memurlar bilim ı ı desteklediler
(lG) J. D. Berna!, Bili!JJ/er Tarihi, s. 193.
40 İ ve Bilim
ve ı ı ı bilimle ş oldular. İ biliminin
bu laik ve ticari ş onu hemen ı dini ı
terde olan ğ ı ı ğ ı biliminden kesinlikle ı ı
ve daha çok, Rönesans bilimine ş ı ı İ doktor ve
ı deney ve gözlemlerini, ı ve zenginlerin
bu koruyucu ı ş ı sayesinde yürütebiidiler ve yine bu
ı ş sayesinde, bilimdeki bu ilerlemenin, ı
ı ı ı ı neden ğ ı ş yo-
ı etkili ş ı kendilerini koruyabildiler."
"Bilimin krallar, zengin tüccarlar ve asillerle böylesine
ş ş onun hem gücünün hem de ı ı ğ ı ı kayna-
ğ ı oldu. Çünkü zaman ilerledikçe, bilim, İ bilge da-
ı ş ı ı iyi niyetlerinden ş halktan ı
koptu ve bu ş ı dinsel ğ önünde kolay bir
yem durumuna getirdi. Kentler ve ticaret ş ğ müddetçe,
ı ş ve ilerlemeye olanak verecek kadar bilime ilgi duyan
bir orta ı ı daima var oldu. Ama bu durum ğ ş bilim
ı giderek, ş ğ döktüler ve kendi kaderleri-
ni bölgesel ı ğ ş kaderlerine ğ ı Bun-
ı en büyükleri İ Sina bile hiçbir zaman emniyette de-
ğ Bazen doktor, bazen vezir olarak İ ve Orta Asya'da
ş ı hizmet etti. Hamadan'da ş ı ı isteyen is-
ı ı elinden deli taklidi yaparak kurtuldu."C
1
7)
Bu dönem boyunca bilime ş temeli ğ ve
ı ı olarak her ş sorgulayan ğ felsefe, ğ
olarak İ ş ı ğ ı ğ ı gibi onunla ı ş
girmekte gecikmedi. " ... Kur'an'la ğ ş ı ı ı güç oldu-
ğ ş ile ş ı ı Müslüman din bilginleri bu
yolda çaba gösterdiler ama bu çabalar ı ı muhale-
feti ile ş ı ş ı Gazzali'nin (1 058-III) ı ı
ı ı ı bu ı ş ı ğ ı ı bir ı idi. İ ş
(1129-1198) çok ı ı ğ ı ş ı ı ı ı ı ı
ş ı ı ğ bu ihtar ğ ş ve ı
(17) J. D. Berna], BilimlerTari!Ji, s. 194.
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 41
ı bir ş Yunan ı ı ı ğ gibi
İ ülkelerinde de ı ı ş ı ı ı bir etki yaratan iki hakikat-
yüksek ruhani hakikat ve alçak rasyonel hakikat-doktrininir{
biçimlenmesine neden oldu. Bilim ve İ dininin ı ı un-
ı ı bir ş ı sonraki ı
kültürel ve entelektüel ı ş İ dünya-
ı bilimin ı ı ı muhtemel ş nedeni ı ı
Daha sonra somut olarak ğ gibi bilim ve İ
dininin ı ı ı ı bir ş ğ dinler gibi İ
lamiyet'in bilim ş ı ı ğ ş engeller nedeniyle
ı Yoksa bu dönemde ş büyük bilgirrlerin hiç-
biri, gerçek anlamda materyalist ı ğ ı gibi, kendilerini ku-
ş ortam nedeniyle de İ disiplin ı hareket et-
mekte, kendilerine "Müslüman" demekteydiler. Ancak bu
durum ı yükselen bilgi ve felsefeye ğ ı olarak İ
ş ı ı bir ı ğ ı ş edicileri ı ı onun ı ı
tasfiyesine yönelen ş engellemedi.
Ara biliminin bu ş her ne kadar İ disiplini
ı hareket ediyorsa da ı ğ k'üçJk
.
bir bilgi ı ı ı ı ş aksine tüm ı ı ı ş Antik
.Yunan olmak: üzere, ço ı ı Babil, Pers _Hint ve Çin top-
ı ı ürünlerinden ı ş ve ı ş de sürek-
li olarak temel Islam belgesiyle ı ş ı ı ara · ı ş ş
Her ne kaaar ı ı reddetrruyorlarsa da -ve zaten tea ede-
cek denli güçlü bir bilimsel-felsefi temele sahip ğ de-,
onun "ilim" olarak ğ ı Kur'an'la da ş ı ğ
ı ı ve ı ı olarak onu yeniden ğ ş biçimlerde
yorumlama durumuna ş ı Süreç, her yeni ş
de din-bilim ş ı ı ğ ı ı daha da ı ğ vururken, söz konusu
bilim ı ı ı ı olarak İ revizyonuna
ve ı yoldan onu ı ş yöneltti. Bu durum Gazzali'
nin ş ğ sistemarize edilen ve İ ı ı ı ı
ı gibi kendini korumak için bilime uygun ş felsefeyi,
(18) J D. Berna!, Bilimler Tarihi, s. 195.
42 İ ve Bilim
ı ı bilimi üretenleri İ ı tasfiye et-
mesine kadar sürdü.
İ ş Arap ı bilim, ş ğ bu
gun ekonomik toplumsal ş ve İ tüm di-
ğ dinler gibi kendini savunma yönelimini siyasal merkezler-
de sistemarize ğ zamana kadar kendini üretti. İ bili-
minin en verimli devirleri olan 9., 1 O. ve 11. ı bu
unsurlar henüz ğ ı ı Gerçekten de büyük bilim
ı ı ı ı dinin fazla ciddiye ı ı ğ ı ve laik
bilginin ş ı ı ı ş içine ı ş ı ı ğ ı ş
lir. Bilimin ğ ansiklopedicilik ğ ile daha emin bir
ş ğ ı Bütün büyük ve bir sürü de önemsiz İ
ı El-Fargani'nin, Astronominin ı gibi Ş
Risaleleri ve 17. ı ı hala ders ı olarak oku-
tulan Razi'nin K.itabül Havi, İ ı Kanun ve İ
ş ı gibi büyük ı eserlerini bu ğ bir
ifadesi olarak ı

ı (a.g.e., s. 19 5)
Bu ı dönem içinde Arap ğ bilimin gös-
ğ ı ı ı ı ve bu ş ğ ı
besleyen felsefi temellere girmeden önce, elde edilen maddi
ş ı ı ı özetleyelim:
Dönem içinde ğ ilgi yeniden ı ve hem geo-
metri hem de ğ ş ğ ı Rakam-
ı ı ğ sadece bilgelerin ğ bir
ı olmaktan ı ı herhangi bir ambar ı ğ ı ı kavrayabi-
ğ duruma getirdi; ğ ş Araplar ğ de-
ş ı ı hem ı ı hem de astro-
nomide büyük önemi olan trigonometriyi ş Bu dö-
nemde herhangi bir ı ş ı ş Keldaniler gözlem-
evi ı ş ı devam etti. ı ı Ptalemi'nin ş
benimsenerek Yunan ğ sonraki dönemlere ı
ı ğ ı Bu noktalarda her ne kadar özel bir ı söz
konusu ğ de ğ Araplar bu ğ ğ ı ş ol-
(19) J. D. Berna!, Bilimler Tarihi, s. 195.
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 43
sa ı Rönesans ı ı 900 ı bir öz-
lemler ı ı amayaca aim an, çag ş ı ı temelini olu -
E;ran y:.ramsal ş ok daha gerceK e ecekti.
Yine Araplar, ğ ı teorik olarak ğ ama
pratik ı ğ ş ğ ı temelini kuracak ölçüde
ş ğ ı Çok ş alanlara ı topraklardaki
ı ı bilgilerini ş sonraki ı ğ ı hiz-
metine ı ı Bu dönemde pek çok harita ve tablo ya-
ı ı astronomik aletler denizcilikte ı ı Bilimin des-
teklenmesinde seçkin bir ş gören halife Me'mun (her ne
kadar önceden I. Hsing ı Çin'de ı ı ş da, on-
dan habersiz) enlem derecesinin iki ölçümünün ı ı ı
ğ ı
ı ı da (her ne kadar ı Yunan biliminin
ş ise de) önemli ı ı ı Halife ğ
Müslüman ve Yahudi doktorlar pek çok ı ğ ı incelerken,
iklimin, hijyenin ve perhizin etkileri ş ı ı ı En önemlisi
Arap hekimleri, optik bilimi kurarak daha sonra mik-
.roskop, ğ ı ve ı ğ optik aletlerin ş
için etkin bir temel ı
Ara lar kim a biliminin de kurucusu oldular; ı ı Babil
ı derin kökler ı ş ve ı ı
dan ı ş ş gelenekler ve pratik çerçeve-
sinde ı ş yaparak bu alandaki ş bir bütün
olarak ş ı ve ı genel ilkelerle desteklenme-
sini ğ ı ı
"Bu ı özet, İ ı bilim ı ı ı ı geni k-
ğ ı ı ı ı ı ı ı
cl.an her ne aoa unan b'ilimii'lb"it' ı idi ise ae, 5'i'i'ii'n,
da a Çok ı ş ı ı ı ş ve ı ı ı ş ı Eski faaliyetleri
ı ve daima "eSki ve ı ötô'riteleri ı ş
yüzünden, İ bilginleri, Yunan bilimini, Roma İ
ğ son ı ş ş ğ ş durumun-
<
20
) Daha ş bilgi için, bkz. J.D. Berna!, Bilimler Tmihi (s. 196-199) .
44 İ ve Bilim
dan kurtardllar. Yunan ğ ı ı fikirsel tahlillerinin
ğ hiçbir zaman ş ı ş veya İ eko-
lünün geometrik muhayyilesi düzeyine ı ş olsalar da,
İ bilginleri, yine de ı ve daima ş bir bilim yarat-
ı ş ı İ Hindistan ve Çin gibi Yunan olmayan
ülkelerin ı bilimlerinin dar temellerini ş ve
cebir ve trigonometri tekniklerini ı ş optik bi-
limini de kurdular. İ biliminin en hayati ş eski
teorileri ş ve bilirnde yeni bir yöntem ve gele-
nek yaratan yeni tecrübeler ekledikleri kimya veya simya da-
ı oldu. Bu gelenek, genellikle niteliksel ve mistik karak-
terdeydi, ama bu nedenle de ı boyu, ı ı ş ı
ı astronomik ı ğ ğ biçilemeyecek
bir ölçüde

ı ı
11. ı sonra her ne kadar hala tek tek büyük bilim
ı (12. yy. İ ş 14. yy. İ Haldun) ı
sak da ı bilim ş ı ş önceki yükse-
ş döneminin maddi ş ı ortaya ı "dine ğ
ş siyasal ömrünü ı ş yerini, teorisini Gaz-
zali'nin ı ğ ı dinin bilim ş ı ı gerçek ğ ı ı ş
ı ı Arap ı üzerinde ş ı ve ı bir
bilimsel felsefi hareketin ş ş ı ı Dinsel
felsefe, kendini ş ş bilim ve felsefenin
ş ş ı öylesine kurutularak ş ki, son-
raki dönemlerde ğ ve Türklerin siyasal denetiminde var-
ı ğ ı sürdürecek olan İ ğ siyasal olarak daha
da ı ı güç elde etmesine ğ bilimsel, felsefi alanda
11. ı ş ı düzeyi ş ı Tabii o düzeyde de
kalamayacak ve tam bir gerileme içine girilecekti; ı fel-
sefe İ ı tümden ı ı
Din öylesine etkin bir öz savunma ı ş
tu ki, ı ğ ı ı olarak en küçük bir din-
ı ş ı felsefi ş ş ı ı ş ı sonuçta bilimsel
(21 ) J. D. Berna!, Bi!iJIJkr Tarihi, s. 199.
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 45
ş ş ı da tümden yitirilmesiyle İ ı
tarihsel ş artan oranda ı ş ı ş ve bunun so- .
nucunda da sonraki dönemde de ş
Burada önemli bir ğ gerçek de Avrupa ı ı
klasik feodalizminin aksine, İ toplum örgütlenmesinin
merkezi despotik karakteriyle bilime gerçek bir gereksinme ya-
ı ş ı üretici güçleri ı ı ş ı aksine ğ
itmesidir; ki bu durum felsefi bilimsel ş engelleyen
güçlerin ş ı ı ı daha da ı ı ı ş ı Sonuçta
biliminin ğ toplumlardan ı ş ğ ürünler İ
. ami gerielli ş ı ı üretecek ı
ı Islam ı ı terk' etti. Ancak bu birikim Avru-
p·:r daKi ş dinamiklerinin gücü
ğ ş ı ı Rönesans'a güçhi.bir. temel ş
Ş teK!ar geriye dönerek söz konusu bilimsel ş
sürecini, onun ı ı felsefesi çerçevesinde inceleye-
lim. İ disiplini içinde ş ş bilim ı ı felsefi
ş ğ İ bilimin gerçekte ş bir ş ı ı için-
de ğ bir kez daha görelim.
O dönemdeki bilgi düzeyiyle bile, Kur'an yetersiz bir bel-
gedir: ı ğ ı daha ilk ı itibaren dinsel dog-
malar ve bu dogmalarla kurulan toplumsal düzen yetmemeye
ş ı ş ı Kutsal ı ı ı gizli anlamlar
ı ı ı (tasavvuf), yeni ş uygun bir hukuk ı ı
ş bir ş ı ş ve din felsefesi (kelam), kutsal
ı yorumlama (tefsir) ve kutsal ı ş ı ı pey-
gamberin söz ve ı ş ı doldurma (hadis) gerekleri
duyuldu. Ancak bütün bu ş ı ı dindi ve
bilim, dini ş için bir araç olarak ı ı
d
, (22)
u.
Yunan felsefesini Suriyeliler ı ğ İ dü-
ş Yunan bilim-felsefe eserlerini ğ bir ş
Arapçaya çevirmeye ş ı Bu yönelimde Abbasi Halifesi
(>2) Orhan ğ Felrefe ğ s. 191.
46 İ ve Bilim
Me'mun ş olmak üzere ş edilen bu felsefenin nite-
ğ ı ğ ı ı da ğ gibi-, ideolojik-felsefi qla-
rak ı ı ş götüren İ yöneticilerinin kat-
ı ı büyüktür. Sonuçta, özellikle 9. ı İ felsefesin-
den farkla, "gerçek ı bilim olan ve dini kimi yerde bir
araç kimi yerde de zorunluluk olarak ele alan" ve ı ı ı
ğ olarak ı ı bölünen, yepyeni bir İ
felsefesi ş Bu felsefe, ı olarak ı bilimci olmakla
birlikte ı sorgulayan ve Yunan felsefesi ı olan
ğ ş ı ı ı ve eklemlemeci" bir özellik gösterir. Ş
nokta özellikle yinelenmelidir ki, bu İ felsefesinin itici
gücü Kur'an ğ ş Yunan felsefesi Olmak üzere, ·s am
bilimcilerinin pek çok noktada islami ı ı ş ı
ş _.
İ Arap ve Müslüman ş ı El l<indi, Tan-
ı ı ı ve ona ş ı ş ı gerçek bir
ı ı ı (rasyonalist) ve pek çok noktada İ dogmadan
ı ş İ felsefesinde Aristotelesçi ı olan Me-
ş okulunun kurucusudur. En ı ı ş ı Farabi ve İ
Sina olan bu temel felsefi okulun İ ğ bizzat Gaz-
zali'nin çok ğ ifadesiyle ğ varacak denli köklü
bir ş ş ı ı
"Farabi (876-950), Platon'la Aristoteles'i ve böylelikle fel -
sefeyle ş ı ş ı ı ş ş felsefesini kur-
ş Yunan felsefesindeki evrenin sonsuz ş ilkesiyle
İ ı ğ ı ı ı ş ilkesini ğ ş ı ı ı güder. Ruh-
çudur, tüm maddesel ı ruhsal ilkelere indirger. Aristo-
teles'e göre ı ve madde ğ yoktur, madde, gücünü
ı ı ı bilmeksizin, mekanik olarak güzellik ve
iyilik ı göre ı Farabi'ye göre ı ı
gerekeni ve zorunlu ı bilir ve bilerek ı bilgisi ge-
rekenin bilincidir, ama ancak genelleri (tümeli) bilir, tikelleri
(bire ait ı bilmez ve ı ı ğ ş Aristoteles'e
göre ilk hareket ettirici, tümel us ya da ı ı ş bir de-
ş tümel usla ı bir ve ı ş Farabi'ye göre tümel
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 47
us veya ı ayru ş ğ ancak tümel us ı ı
ı ş ı Farabi ruhçu olmakla beraber ğ ş ilk
İ ş Madde ezelidir. Ruh bedenden sonra
meydana gelir ve bedenden sonra ş Platon'un ruh
göçü ı Ancak ş ğ sürüp giden in-
ı ı ğ gibi, bu ı da Farabi ı
ı bir maddeci ı Farabi, kutsal ı ş ı
için birçok deyimi ğ ş ı ş ı
ı ı ı Avicenna ı ı ı ı İ Sina (980-1037)
da Farabi gibi, Yunan ğ İ ı ı ı ğ ı ı
ş ı ı ğ ı Yeni ı suclur (ya da tecelli, ya da feye-
zan) ı çözümlerneye ı ş ı Arapça suclur terimi, mey-
dana ı ı ı dile getirir. Bu ı ş göre maddesel
evren ruhsal ı ı kademe kademe kendini ı ğ ş
meydana ı ı ş ı ı İ Sina'ya göre madde ile ruhun (ya da
evrenle ı ayru zamanda ı ş ı ya
da ruh, evren ya da maddeden zamanca ğ nitelik ve nice-
likçe (zat ve mertebe itibariyle) eskidir. Daha ı bir ş
bu ı ş zamanca öncelik'in yerine özce öncelik konmak-
ta ve böylelikle felsefeyle din (hikmetle, ş ş ı ı
ı ş ı ı Farabi gibi İ Sina'ya göre de dinle felsefe
asla birbirleriyle ş sadece birbirlerini tamamlarlar.
İ usun ş ğ ğ bir ı ı ı bir ş
dir. Bunu ş de peygamberlerdir ve peygamberler
bu yüzden ı üstündürler. İ Sina bu ı Fa-
rabi'den ı ı Vahiy denen olay Cebrail'le ş
mak ğ usla sezmektir. Ne var ki bu da ş felse-
fenin gücüdür. Peygamberler, ş ı ı kavrayamayacakla-
ı birçok ğ sezme ve ı güçleriyle, bütün insan-
lara üstün ı İ Sina, bu ı ı sonunda
ğ varmakta ve ı gerçeklere ittisal ı bi-
ş yoluyla ı ğ ileri

ı
ğ ı pek ş bir ş cisimlerin kendi iç güçleriyle
<
23
J Orhan ğ Felsefi ğ s. 257.
48 İ ve Bilim
ğ savunuyor. Bu iç güce, özgüç ı Arapça
Al-kuvvet al-nefsiye

ı Bu bilimsel ş ı ı o,
kendinden 950 sene sonraki İ ı ı bile geride
ı ı Mad-denin sürekli bir hareket içinde ı ı
ğ bir özgücü ğ ve her ı ğ ı ş da
ş maddenin bu ğ ı ğ ı ğ günü-
müzde ı ı ş ı
Denilebilir ki ipuçlan Yunan felsefesinde de bulunan İ
ı bu ı kendisinden çok ı ı ş
ve diyalektik maddeci ş temel ğ birini ş
ş Bugün hala İ ı gerisinde ş ise,
içinde ı metafizik ı nedeniyle, güç olarak
sadece ı ş gücü (son tahtilde ı ı hareket olarak da sa-
dece mekanik hareketi onaylamaya devam etmektedirler. Çün-
kü bu sayede ı yani ı ı ı ğ ı ı ı ı ş
ı
Oysa söz konusu olan, maddenin tüm biçimlerinde hare-
ketin esas ğ ve bunun temelde maddenin özgücünden
ı ğ ı ğ Maddenin ş ve bu ğ
lamda ğ ğ de ı ı Aristo'dan aktarma Farabi
ş ı ı ı ğ ı ispatlanamaz. Üstelik bu ş
bizzat Farabi'yle ı okulda yer alan İ Sina ı ge-
ş ş Bu bir yana, Farabi'nin ş ı ı da Kur'-
an'a terstir.
ı ı ı ilk hareketi vermekle yetinmeyip sürekli
denetleyen, ı istedi mi yenileyen, ğ ş varken yok eden,
yoktan var eden bir güçtür. Yani Farabi O'nu, ğ
bilimsel ı denetimine ı keyfiyecini ı ı ger-
çekte Gazzali'nin deyimiyle, "dinsiz" konumuna ş
dir. Üstelik, son tahlilde de olsa maddeyi ı ya ğ
bilimsel ı ğ da ters ş ğ halde, denilebilir ki, bu bi-
lim ile elin ı formülüyle Farabi, ı ı ı ğ ı ı ispatla-
maya yönelirken "iki cami ı beynamaz" ı
(2
4
) Orhan ğ Felsefe ğ s. 192.
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 49
ı ğ ı ı yerden ı devam edelim: İ
felsefesinde ş ğ güçlü bir ş ı ş olan İ
Gazzali (1058-1111)'de ş ı felsefesi çerçevesi içinde
incelenir. Gazzali, birçok ı İ ı Kant'a benzer
ı bir ş Orijinal bir felsefesi yoktur, sadece
ş ş ve kesin bilginin ı ı ı ı ı ş ı Ussal bir me-
ğ ğ ı ı ileri ş usla ı ş ı ğ ı
ı meydana ş ı ğ ı sonuç usla inan ı ı ğ ı
ı tek yerin gizem2"ilik: ı ı konu ı
ı ı ·-nur ı özellikle ı ye · n-i ı ş
Gazzali ş üç konuda ı dinsizlikle suçlar:
1- Maddenin ğ 2- ı ı tümelleri bilip tikelleri
bilmemesi, 3- Öldükten sonra dirilmeyi ve ruhun ölümsüz-
ğ ı ı Dinsizlik ı beraber, ş
hücum ğ geri kalan 17 felsefe konusu da ş ı 1- Mad-
denin ğ 2- ı ı ı ı olmaktan çok Yunan
felsefesinin Demiurgos ı uygun olarak biçim verici
ş 3- Üstelik ı ı bu ğ (Sani, Mimar) de
ı ı 4- ı ı bilimi, güç ve iradesinin ı
ı ı ı 5- ı nitelikleri üstündeki dü-
ş 6- ı ı ğ 7- İ ı ğ ı özsüz ve
ı ş 8- İ ı ğ ı madde ı ğ ı ı ğ gibi söy-
leyememeleri, 9- ı ı ı ğ savunmala-
ı 1 0- İ ı ğ ı kendini ş belirtememeleri, 11- Evre-
nin bir nedeni ğ ı ı 12- ğ ı
sal iradeyle devinen bir hayvan ğ ı 13- İ devindiri-
cinin ı üstüne ileri sürdükleri, 14- Göklerin dünyadaki
ı ğ dair ı 15- Kur'an'da ileri sürülen ola-
ğ ı ı ı 16- İ ruhunun
kendisiyle var olan bir töz ğ cisim ve ilinek ı ğ ı ı
ğ gibi ı ı 17- İ ruhunun ğ ş ve
yok ı üstündeki ş ...
Bir ı pek güçlü bir ş ş felsefeye
ı olan Gazzali, öbür ı en önemli metafizik konu-
larda onu jurnal ederek, felsefi ş ı
50 İ ve Bilim
etken ş Gazzali'nin ölümünden on ş ı sonra do-
ğ İ ş söz konusu yirmi konuyu birer birer ı
yarak felsefeyi, özgür ş kurtarmaya ı ş ı ş ı

ı
Kurtarmaya ı ş ı ş ve bunu evrensel düzeyde de ş
ı ş ı ne ki bu, felsefesinin İ ğ ı ı ş ı ı
ş Bu yüzden, İ ş bilim tarihin-
deki ı ş İ ı ı ı ş ı ı ğ ş
tir. O güne kadar İ ı ı ş ğ ı bulan ve
metafizik olmakla birlikte İ ı ş ı karakteri gün günden
daha da ı ş felsefeye ş ı İ gerilemenin ya-
ı ğ ı güven ı ı ı da etkisiyle, gerçek İ ı felsefeyi
sistemarize eden Gazzali, iman felsefesinin kurucusu ş
tur. ş ş ğ hücumlanyla ve ş ğ ş ünlü-
dür. İ felsefesinin ilginç ama en gerici ş bi-
ridir. Denebilir ki felsefe, onun ve ğ ş yüzün-
den Arap ı ı göç etmek zorunda ı ş ı
"Tüm felsefe ve ı ş olan Gazzali, ı
ı ı ğ ı ı ı için metafizikçilerin ileri sürdükleri
tüm ı ı 'çünkü bu ı ı tümü fizikseldir,
ğ ilk ı ı ı ı ı ı gibi, oysa metafizik fizikle ı
lanmaz, maddeciler ve ğ kendi sistemlerinde me-
tafizikçilerden çok daha ı ı Göksel ruhun tikel var-
ı ı ı ğ ı ı ı 'çünkü bu ğ ı ı
bir ı kurmak olur ki hem din ı ı ş ı hem de ğ
ı ı ş ı ı ı ı diyor.' Platon'la Farabi'ye de ş ı ı
ı tümelleri ş de tikelleri ş bunu ileri sür-
mek ı ı ı diyerek ı koyuyor.
"Gazzali'nin ve ş ğ gerici ve ezici ı ı yüzün-
den ı göç eden İ felsefesi ş Endülüs Arap-
ı ı özellikle İ Bacce ve İ ş ı
ş İ Bacce ( ... ) ı kötülüklerden ı
rak akl-al faal ı ile ş ğ ı ı ı Bu konu-
da ı ğ ı ı bir ş ı Bu ı yetkin bir hü-
(25) Orhan ğ Felsefi ğ s. 257-258.
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 51
kümetin yönetimini ı ğ bu yetkin yönetirnde
ne hekimler ne de hakimler ı ı ı
çünkü her ikisi de yetkin yönetim sayesinde gereksiz olacak-
ı ğ Yunan felsefesi, bu İ ş ı
ı ı ı ş ı Özellikle İ ş XII. ı ı ş ı
Michael Scott ı Larineeye çevrilince büyük ş
luk ve ı ı ı ş ı İ ş Bertrand_Ru -
sel, Felsefe Tarihi'nde ş der: İ ş İ felsefe-
sinden çok ı felsefesi için önemlidir. O, İ felse-
fesi için ölü bir sondu. ı felsefesi -için de bir ş
ı ş ur."c
26
)
".AristoteTesçi felsefe ı ş ı Farabi'yle İ ı
izleyen İ ş ı ı ş ve ş ı ş ı bir okul
olarak ş bir ş İ ş göre; ussal
olamayan hiçbir ş dinsel de olamaz, ruh cismin ş
ve ölümlüdür, ölümsüzlük gelecek ş ş de-
mektir, insan ruhunun ş ı ğ ı ğ ı ş ı ı
maddeyle devim ilksiz ve sonsuzdur. Aristoteles'i Latin dün-
ı ı İ ş Aristoteles'in ereksel neden ı ı
na ğ kadar Farabi'yle İ ı ilk us'tan birer birer
ve kademe kademe bütün ı ı ı ğ ı ı varsayan suclur ku-
ı da ş ı ı ve 'birden ancak bir ı ı ş ı
'birden birçok ı ı ı ileri sürer. XII. 'lY· ş ı
ş ğ gerici ı ı yüzünden ı kaçan ve Endülüs'-
lü İ ş ğ yükselen ş ş İ ş
ı ı ş ı ı ı bir de iç ı ğ
ı ğ ş ve yerini gizemci bir felsefe olan
İ ş ğ ı ı ş ı

Bu ğ İ ş ı ı ş ı nitelenen Ana-
dolu halk ğ içinden ğ ı felsefenin için-
de addetmek, ı ş ı
ı Yunan felsefesini ve özellikle ğ İ
C
26
J Orhan ğ Felsefe ğ s. 192-193.
(27) 1\.g.e., Felsefe ğ s. 257.
52 İ ve Bilim
ş ğ ş ı ı Larineeye ğ zaman hay-
ı ve ş ş ı ı ş ı İ ş Aristoteles ğ
lerini Farabi ve İ Sina'dan almakla beraber, onlardan
ı Aristoteles'in maddeci yaruru ş ş Bu yüzdendir
ki İ ş ğ XII. yy'da ı ı ğ ı ı buluna-
rak ı ş ve ı ş ı ğ ı ş
nür, Herman van Riswik, İ ş ğ ötürü 1512'
de ı ı ş ı ı
Bununla birlikte ı giderek ş dinamizm
sayesinde bilim ve felsefe, zorlanarak da olsa engizisyonu ş
ken ğ mümkün olamayaru ş ı
İ ş ğ ı en büyük ve verimli ürünü
Roger Bacon' dur. İ ş göre ruh ölümlüdür, nedeni olan
her ş zorunludur ve bundan ötürü ı da bir ğ
ğ ı ı Biçimler maddenin içinde gizlidirler ve ı ı etkiyi
gerektirrneksizin birbirlerinin içinden ı varolurlar. Bun-
dan ötürü de yoktan yaratma söz konusu olamaz, söz konusu
olabilen, gizliden ı ğ ilksiz sonsuz ve zorunlu bir evrimdir.
Devim, ilksiz ve sonsuz bir süreçtir. ğ gibi bütün bu
ı kökleri Aristoteles'te bulunan, tümü maddeci var-
ı ı İ ş birçok ı ı Ki-
lisesi'yle ı ş ı Evren ilksiz ve sonsuzdur, ı ı ğ
-ve İ göre, evrenin ş ı ve sonu ı ı ı ş ı ve
yok ı yokluk diye bir ş yoktur ı ı ğ -ve İ
lamiyete göre, ı evreni yoktan var ş ruh bedenle gö-
çüp gider, ı ı ğ -ve İ göre, ruh ölümsüzdür),
ı ı ğ ı ş ı ı ölümsüz ı ı ı ğ -ve İ
lamiyete göre ı ı ı ğ ı ş ı ı ve ölümsüz ı
insan usu ı ı ş ı ı ğ -ve İ gö-
re, insan ı ı ı ğ ı ı eksiktir ve suçludur, ş ğ ı ı ş
ı ve ş ş bu yüzden de usuyla kendini kurtaramaz ve
ancak ı ı ğ ı ş ı ı

ı
(28) Orhan ğ ğ s. 172.
(29) A.g.e., s. 172.
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 53
İ aleminde bilimi üretenlere yön veren felsefi ı
lar daha da ilginç ve İ ş ı ı ş gösterir. İ
felsefesi içinde iki temel muhalif okulu ş ş ş
ve İ ş ı ı yine büyük önem ş ı Mutezile, ş ı
ı ı Dehriyyun ve ı ı ş bilim ı Ebu Bekr Zekeriya
Razi'nin (841-926) kurucusu ğ ğ Felsefesi ı
"Sokrates'ten önceki Yunan ve Hint felsefesinin etkisiyle
ş İ ğ felsefesi, özgür ş ğ
ş ve tabiiyyun, ı İ ğ
ı ihvan-üs-safa gibi felsefi ı ı kapsar. İ do-
ğ felsefesini (ki buna genel olarak ı ı deniyor) kuru-
cusu Ebu Bekr Zekeriya Razi'dir. Razi, deney ve ı
y_öntemlerini kullanan, bilginin sadece duyularla elde ğ
ni savunan İ felsefesinin ilk görgücüsüdür. En çok etki-
ğ ş ı Anaksagoras, Empedokes ve İ
ı Mani olan Razi, bedensel ı ı ı zamanda ruhsal
nedenleri ğ ileri sürecek kadar ğ ı ı ş ı ş bir ş
nürdür. Yetkeler, onun Hekimlik ı ı psiko-somatik he-
ğ ilk ı ı sayarlar. Felsefesinde ı ş (uzay),
süre (zaman), ruh ve özdek (madde) olmak üzere ş temel
ğ ı Fizikte ı ş ı ğ ı bir ortamdan ş bir ortama ge-
çerken ı ı ı ğ ı ı ş Kimyada basit cisimlerin özel-
liklerini ı ş yerçekiminin ı ğ ı ı ı için de-
neyler ı ş ı Razi, ş ğ büyük ş (özel-
likle El Kindi, Farabi, İ Heysem, İ Hazm) ğ ka-
dar Mutezilenin büyük ş de (özellikle Cahiz, İ
Keyyal) ı ı ı ş ı ğ ı için ı ı ş ve İ felsefe-
sinde bir gelenek ı ş ı Bundan sonra İ felsefe-
sinde, gene Eski Yunan'da ğ gibi, Platon ve Aristatdes
etkileri egemen ş ( ... ) Bu arada İ disiplini Cabir
İ Hayyan gibi çok büyük bir hekim, ş ş ş
tir ki kimya biliminin ı ı ı Cabir, bilginin duyularla
elde ğ ve daha sonra derece derece ussal bilgiye eri-
ş ğ ileri ş Hayvandan insana ş karan-
ı ı ş ı ğ ı ı ş olarak niteler, ki burada ş ı ı ı ğ ı ilk izleri
54 İ ve Bilim
görülmektedir. Cabir'e göre bilgi elde etmek için görünenden
görünmeyene ğ uslamlama ve yorumlama yoluyla yürü-
mek

ı
ş ı ı ı ğ ı kurucusu Ş Sühreverdi'dir (1158-1191)
ve henüz 33 ş ı Halep'te, dinsizlik ı yü-
zünden Selahattin Eyyubi'nin ğ ş Bu
nedenle (Maktul) Sühreverdi ı ı ı Genç Süh-
reverdi de gerçekte, "Tasavvuf yolunun ı ı Ama,
ı gibi sözcüklerin gizli ı ı ı O, bir
ş ı ı ğ sözcük yorumlayarak ğ dü-
ş ğ ş ı varmaya ı ş ı Bunun için
de, Tasavvufun sadece yönteminden ı Ona göre
felsefe, bir sezgi ş (ilham, vahiy, hadis) felsefe yapmak,
peygamberlik yapmak demektir. İ ı ğ ı ı (nefsini)
ğ ş ş ve basamak basamak ı ş ı ğ ğ yükse-
lir. İ ı ş ı ğ ş ı ı ş ı ğ ı ı ı ğ ı artar. Sezgi yoluna
bir kez girildi mi, gittikçe güçlenit insan. Her ğ ı ay-
ı ı ğ ı ı bir ı ğ ı ı ı ğ ı çeker. Böy-
lelikle, ı ş ı ı ş ı ğ ı ı her ı kapsayan büyük ı ı ğ ı
ş ı ı Gerçek felsefe, ı ı ş ğ böy-
lesine bir sezgi merdivenine ı Anlamlar ale-
mi, sözcüklerle ı ve ı ı ı
maz. İ ona bir ş ı ş Felsefe, onlara
sadece bu yolu göstermekte ı ı olabilir. İ ş Ş
Sühreverdi, Nur Hrykelleri ı ı ı bu ı göster-
mektedir. Sühreverdi'ye göre ruh ve beden diye bir ı ı
yoktur. Bunlar ı ş Bütün cisimler gibi be9en de yo-
ğ bir ı ı Bu ı ş ı ğ ğ yükseldikçe yo-
ğ ğ erimeye ş Sonunda büsbütün ı ı ı ş ı
alemine girer. Bedenle ruh ı ı ğ ı ı ı ğ ı gibi bir öz ı ı ğ ı
ğ bir derece ı ı ğ ı ı


ş ı ı ı ğ ı kökleri eski ı ı ı ğ İ ı
(30) Orhan ğ ğ s. 191-192.
(31) A.g.e., s. 193.
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 55
ş ğ eski ı ğ ı Tipik
bir ş ı ı ı ğ ileri ş olan Ş Sührever- .
di'ye göre ı ş ı ı ş ı ğ ı ı ı gökten yere ğ süzüldükçe
ğ ş ı ş ve karararak maddesel ı meydana getir-
ş Madde, kendini ğ yeniden ona ğ yüksele-
bilir ve ı ş ı Sezgisel yöntemle ı ş ı ğ ş ı ı ş ı ğ ı
ı ı ğ ı artar; her ğ ı ı ı ğ ı bir ı basa-
ğ ı ı ı ğ ı ş ı ı Böylelikle ı ş ı ı ş ı ğ ı ı her anla-
ı kapsayan büyük ı ı ğ ı ı

ı
Sühreverdi'nin ı ğ ı ğ ı bü-
yük bir bilimsel incelik söz konusudur. Denebilir ki O'nun
bilinci İ ı ve ı fantezileriyle ı ı ı ş
ı veya ı ş ğ denli bilimsel ve-
ri veya ğ bir felsefi özgürlük ı ş ı yu-
ı ifade edilen ı ı izlerini ğ
miz temel bilimsel verilere çok daha fazla ş Süh-
reverdi'nin ı ğ ı "ruh" ı ı ı ı ı ş ı
ğ ı maddeye, maddenin ı ş ı ğ ş ğ ı ı ı ş ı ğ ı
da bir kütlesi ğ yani onun da bir madde ğ bilim-
sel ğ ilk ortaya koyan Einstein ğ de ilkel bir halde
de olsa Sühreverdi olabilirdi. ı ı materyalist tarih ı ş ı
ve evrim teorisinin Marks'tan, Darwin'den çok önce İ
Haldun'da ı ğ ı gibi.
ğ yandan Sühreverdi'de, maddenin yok ı dö-
ş ğ ve ı da dahil her ş "ol" demekle ğ
bir ş ve evrim sonucu ş ğ ğ ı
görebilmekteyiz. ş o, evrimin ilk maddesi olarak ı
ruh'a ş etmektedir; ancak Sühreverdi'nin bu noktadaki
belirlemesinde ı geçen ı kutsal kitaplardaki Tan-
ı ı ğ ı aksine maddeye -daha ğ maddenin ı
biçimine- ş ı ş ı ğ -ve onun ş
ş maddenin tekrar ı ş ı ğ ş ğ ş oldukça
bilimsel saptamalar görüyoruz. Ne ı ki ğ da-
(32) Orhan ğ Felsefe ğ s. 171.
·-

"'
,.
s
-G

!
4
\,.

""
...)
56 İ ve Bilim
ha ş ı iken ş ı ş ı ğ ı "dinsizlik" ı katledil-
mesi, ı ş ı ı ş ş
ı ı ı İ felsefesinin en çok sözü edilmesi
gereken ı ı ş Miltezile okuludur. Çünkü din ş ı
ı bilimsel felsefeye en ı ve en radikal ı ı
biri olatak ı bir ğ ş ı ş ı ki ş ı ı niçin
günümüzde bile bir felsefe ş ı ğ ve olmak zo-
runda ı ı nedenini ortaya ı
Felsefenin söz konusu ğ yerde ne kadar metafizik
olunursa olunsun, ı bir noktadan sonra sorgulan-
ı ı ı ı ı ş ı ğ ı noktada ise Kur' an,
İ Tevrat gibi ı mutlak otoritesi ş ı ı ş
ı
''VIII. ı V ı bin Ata (?-7 48) ve onu izleyenierin
meydana ğ Miltezile ı ı İ felsefesinde usçulu-
ğ ve usa ı ı bulunan dinsel inançlara ş ı ı ı ger-
ş ş ı gizemci Hasan Basri'nin ğ olan
V ı bin Ata, büyük suçlu (Mürtekibi kebir) konusunda ğ
retmeniyle ş ondan ı ı ş ve bundan ötürü
onun ve izleyicilerinin ğ Arapça ı ı ı
daki 'itizal' ğ türetilen, ehli sünnetten ı ı kap-
ı Miltezile ş Bu ı ş İ ı
ş ş ı ş ş ı ı ı
bin ı ş ı ı ğ ı sorun ş
"Madem ki ceza ölümden sonra verilecek, demek ki ce-
ı ruh çekecektir. Madem ki ruh ölümsüzdür, öyleyse ı
ı kül olacak? ğ temel felsefesi bu çok ı
sorundan ş Cahiz (?-868) , Muammer İ Abbad,
Ebul Hüseyin Basri, El Nusaybini, ş vb. ş ye-
ş Miltezile ı ı Basra Miltezilesi ı ı ı ş ı
sorunlan kader, ceza, ı ı nitelikleri ı ı Miltezi-
leciler kaderi ı ı göre kul kendi eylemlerinin ya-
ı ı ı ı Böyle ı ı ı belirlenen eylem-
lerinden sorumlu ı ğ kader varsa ve insana bütün
eylemlerini ı ı ı neden kendi ı ı ğ ı ı gene
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 57
kendisi ı ı Mutezileciler bir ı ı alma-
ı ğ ı ı ı ı ğ ı indirgeyerek İ dinini güçlendirmeye
ı ş ı ş ı Bu ı İ felsefesinde ı ı ı
da ı ı da ı ı Cennet, cehennem, vahiy vb.
gibi Kur'an'da bulunan bütün ı ş ı ı ı da ı ı ş
ı Özellikle Cahiz, bilginin ilk ş ş diyecek
k_:dar ileri ş ve ı ş İ ı ilk
ı ı da Mfrtezilecilerdir. Islam felsefesinde insan usu-
nun ı ğ ı bütün tezler, Mutezilecilerce ileri sürül-
ş Bu ı da Mutezileciler, İ özgür felsefeyi
ş ilk ve tek felsefe ı ı ı Mutezileciler ı
ı niteliklerini de ı ve ı ı ı ı (öz) ı ı
(nitelik) ı ı Onlara göre ı insansal nitelikler ya-
ı ş ı onu öç ı ı ı ı ı ğ verici saymak
ı ı ş ı ı ı Bu ğ Kur'an da ı
ı (söz) ğ kul ı ve ı ı (sonradan mey-
dana ş Mucize ı diye bir ş yoktur, evrende
ı ş ı hiçbir olgu ş
"Sünniler'ce ı ı ı Mutezile ş ş il-
kede toplanabilir:
1- İ eylemini kendisi ı Özgürdür ve kadere
ğ ı ğ Böyle ı kendi eyleminden sorumlu ol-
ı gerekirdi. ı ı ı ı ı da onun
kendi eylemini kendisinin ı ğ ı en büyük ı ı Yok-
sa ı ı ceza, ı ı tüzeye (adalete) ı ı olurdu. Bu dü-
ş ötürü Mutezile'ye Ashap al-Adl (Adaletçiler) de de-
nir. Oysa kaza ve kadere inanmak İ ı ğ ı ş ş ı
dan biridir. Mutezileciler bu ş ı Kur'an'a
ş ı ı ı Kader ı ı ı ı nedeniyle on-
lara Kaderiye de ş
2- ı ı kendisinden ı nitelikleri yoktur. Nitelik ı
fat) özden (zat) ı ve ğ ı ı ı bundan ötürüdür ki Tan-
ı ı özüne eklenen nitelikler kabul etmek birçok ı ı
ı ğ ı ı kabul etmek demektir. ı niteliklerini ı ı
ı ve ı ı böylesine bir birlikte ı ı
58 İ ve Bilim
ötürü Miltezile'ye Ehl-i Tevhid (Birlikçiler) de denir. Miltezile-
ciler, bu ş de ı Kur'ana ş ı ı ı
lar, çünkü bizzat ı sözlerine göre nitelik ve öz birbirle-
rinin ı ı ve ı ı nitelikleri ı Birbirine pek ben-
zeyen her iki ş ı ı ı ş ı Sünnet
ehline göre ı bilgindir ve bilgisi ı Miltezileye göre
ı bilgindir ama bilgisi ğ ötürü ğ Bunun gi-
bi, ı her ş görür ama görme ğ ğ ğ
ı demek, her ş demektir. Ona ı nitelikler yükle-
mek gerekmez. ğ gibi her iki ş de birlik (tev-
hid)'çidir. Miltezileciler bu ı İ ı tevhid ı ş ı
na ş ı ı ı tevhid'in kendi ı ş ı ğ
gibi ş ı ı ı ı ileri sürmektedirler. Ehl-i sünnet de tevhid-
çidir. Çünkü ı ı özüyle nitelikleri birbirlerinden ı
maz, bütün nitelikler ı ı ı ğ ş ı Ne var ki
Sünniler niteliklerin ı ğ ı ı kabul eder, Miltezile ı
3- Miltezile'nin üçüncü ana ilkesi ı ı (i'tizal)'a neden
olan büyük günah sorunu üstünedir. ş ş Miltezileciler
bu sorun üstündeki ı ı ı ötürü Miltezile ı ı al-
ı ş ı Miltezile'ye göre ı (mü'min) ile ı ı
ı bir rütbe daha ı ki o kabahaili ı ı Bü-
yük günah ş ne ı ne mümindirler, ancak ı ı
lar. Ölmeden önce tövbe ederlerse mürnin olurlar, etmezler-
se ı olurlar. Miltezileciler Sünni ı ş ı ı ı olan bu
duruma orta derece derler.
4- Miltezile'nin Va'd va'l-vaid ı ı ğ dördüncü il-
ke, birinci ve üçüncü ilkeleriyle ilgilidir. Bu ilkeye göre; kötü-
lerin ı ı ı ve iyilerin ğ ı ı ı ı
için zorunludur (vacip). ğ ı ş ş ancak ı ı
ı ilgili (Hak-ullaha müteallik) ı ı olabilir.
Yoksa ı kendi ı ı eylemlerinden ötürü Tannca
ğ ı ş ı ı ı adaletine ı ı olur. ı ı yasak-
ı ğ ı bir eylemi ı gene ı ı ğ ı ş
ğ inanmak usa ı ı ı
5- Miltezilecilerin ş ilkesi iyi ş ı ı ve
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 59
kötü ş ı ı ğ ileri sürer. Bir ı
ma ehli sünnet de bu ş Ama iyinin ve kötünün
Kur'an'da ı ı ş ı ı ş ş Kur'an'da yasakla-
nan ve izin verilen ş ı ı ı ı ı ş ş Mutezi-
le'yse bu konuda usun ğ kabul eder, ş ş
Mütezile'ye göre iyiyi ve kötüyü us ı ı
Bu ş ilkenin ı ş ı Mutezileciler İ ı ğ ı temel il-
kelerine ı ı iki ş daha ileri ş ı ı öte
dünyada gözle ğ ve ı ı söz (kelam), buy-
ruk (emir) ve ı ı (nehiy) ı ı ş (mahluk) ğ
Mutezilecilik ş Abbasi halifeleri ve özellikle halife Me'
mun ı ş Us'a dayanan ğ
ş ı ı bir zaman sonra inan'a dayanan gerici ş di-
ş de usçuluk ı ı ı gizemcilikte gizlenerek sürüp
gitmesine engel ı ş ı

ı
Yine İ disiplin ı ş bir ğ felsefi ı
ı ı ı ı ı ki bunu ş İ
felsefesinde çok önemli ve ilerici ş ileri ş
' dir. İ X. ı ş ve ı İ Ravendi, Taha-
ı Bessar, Salih İ Abdül-Kudüs gibi ş yö-
nettikleri bu ı tümüyle maddeci ve duyumcudur, meta-
ğ ı duyularla ı hiçbir bilginin gerçekten
bilgi ğ ı ı savunur. Duyularla ı ı ı ötesin-
de her ş ş sonsuzdan gelip sonsuza giden tek ı ı
gerçek ı Evren maddeseldir, ruh yoktur ki ölümden
sonra devam etsin. Madde, mekanik ğ ğ bir
atomlar ı ğ ı ı ı ğ ı ı hemen hemen on ı ş De-
hirciler, bu ilerici ş ötürü, uzun bir süre ı
ğ içinde gizlenmek zorunda ı ş ı ı ı bü-
tün ı ı ı ş olup ğ ı ı ş ı
dan ş Ünlü Türk ş Ş Bedreddin, bu
ı ı ş ı ı "<
34
)
<
3
3) Orhan ğ Felsefe ğ s. 267-269.
(3
4
) A.g.e., s.57-58.
60 İ ve Bilim
Bilimin İ ı ı tümden terk ğ 14. ı
İ Haldun gibi bir ğ seçkin bilim ı ş ı ş ı
ruz. O kimya biliminin kurucusu Cibir İ ı "hay-
vandan insana ş ş bilimsel ş daha
da ş ş Bu ş en ş ğ ı ş "may-
mun ve ş gibi hayvanlardan geçip insana kadar yüksel-
ş İ ı en ş ğ ı ı ş bu hayvanlardan ş ı ş ı
diyecek kadar uzak ş sergilemektedir.
Tabii İ Haldun kendini çepeçevre ş dönemin
gerici karakteri (ve ı ı belki de, elindeki verilerin de ye-
ğ nedeniyle, "Benim ğ budur. ğ
ı bilir!" diyerek kendini güvenceye ı da ihmal et-
memektedir. Ancak ş nokta ı ı ki İ Haldun ve ğ
İ bilim ı kutsal ı ı ı ş ı
inanmayacak kadar ğ ı ı ve ğ ı dondurma ş gören ş
ı ş ı ş bir bilinç düzeyi sergilemektedirler. Günümüzde
bilimin ş ı ı ı ı ı ş ı hali, bu ger-
çek ş ı ı daha da ı ı bir görünüme bürünmektedir.
"Tarih felsefesinin ve toplumbilimin de kurucusu ı
İ Haldun'a (1334-1406) göre toplumsal ı nedeni-
ni ı kendisinde aramak gerekir"; ki bu ş ı di-
yalektik materyalist tarih ı ş ı ı en özlü ifadesini ş
ı
"Özellikle tarih ı ı anlatmak yerine ı
ş ğ ileri süren bu ş tarihsel ı
yerine tarihsel nedenleri koymakla tarih felsefesinin temelle-
rini ı ş oldu. Bugün, birçok ı ı onda Vico'nun, Speng-
ler'in, Montesqieu'nun, Rousseau'nun, Sorel'in, Malthus'ün
Machiavelli'nin, Darwin'in, Nietzche'nin ş ı
ı buluyorlar. İ Haldun, önce, evrensel ğ ş ı sezdi:
Tarih bilimiyle ğ ş ı ı ı hal ve durumla-
ı ı günlerin ve ı ı geçmesiyle ğ ş ğ
ı Bu ğ ş Yüce ı ı bütün ı için
ğ bir ı (Mukaddime, Zakir Kadiri Ugan çeviri-
si, 1954 ı I. cilt, s. 70-71).
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 61
İ Haldun, sonra evrensel evrimi ı Biz, ı ı
birbirlerine ğ ı olarak görüyor ve ı ı birinden ötekine
ş yetkin bir düzen içinde izliyoruz. Maddelerden her biri,
ş ğ ı ı ğ ğ ya da ş ğ ı ğ ı ğ ı
zaman, kendisine ı olan maddenin biçim ve ı ı gir-
mektedir. ı ğ yükselen madde, kendisinden ş ğ ı
olan maddeden daha hafiftir. Bu hal, ı ı illemine ı ı
kadar sürer. ı bak, ı ı madenierden ş
ş ş ve tabaka tabaka ı ş ğ görürsün.
Maden, bitki ve ı ana maddeleri ı Madenin en
ğ bitkinin en ş ğ ı ı ş ğ tohumsuz yeti-
ş maden tohumsuz türeyen sebzelerle, hurma ve üzüm gibi
bitkiler inci sedefiyle kabuklu sümüklüböcek gibi hayvanlara ya-
ı ı ve ı biçim ve ı ı girebilecek ı
(Mukaddime, I. Cilt, s. 241-247).
İ Haldun, ı ğ da ı ş ı
Toplumsal ş ı ş insanlar için zorunluluktur. İ ş
mak için, ş gereçleri ğ ı Bu gereçleri
tek ş ı ğ Bir ğ tanesinin un olabilmesi,
ş hüner ve ı gerektirir. Üretim, üretime yetecek
ş bir araya ı olur. Korunmak da öyle"
(Mukaddime, ı çeviri, I. cilt, s. 106-112).
İ Haldun, toElumsal olaylap tü
mik temelde ü-;.etim ı görmektedir. Ona göre ru-
ı ı ş da ekonomik ş ı Her azanç ve
mal, emek harcayarak elde edilir. Midffi,'ljit'Ki ve hayvanlar-
dan ğ kazanç da insan ğ ürünüdür. İ ı
ı ş elde ettikleri para ve mal, ziraat ve sanayide harca-
ı ı ğ ğ ibarettir. Pazarlarda ı ı ğ
dayda, ş ve ğ ğ ı görülmez. Oysa, ğ ı
ğ onu elde etmek için harcanan ş ve ğ ğ
Kazma ı ş kuyudan su ı ı ğ ı ı gördün mü hiç? ğ
rusunu ı bilir" (Mukaddime, II. cilt, s. 355).(
3
SJ
(35) Aktaran, Orhan ğ Felsefe ğ s. 193, 194.
62 İ ve Bilim
ğ gibi İ Haldun, din ş ı ı maddeci gö-
ş ğ ı bilir" diye bititerek gerçekte bir
öz savunu yönelimine girmekte, ancak ş
riyle birlikte ş ı ı ı biçimde ortaya ı da ihmal
etmemektedir. O ruhumuzu ş faktörün bile ekono-
mik ş ğ söyleyen, üretim ve ı insan eme-
ğ üzerine oturtan, daha ötesi "kazma ı ş kuyudan
su ı ı ğ ı ı gördün mü?" genellemesiyle ı Allah'a at-
ğ mucizeleri bir kalemde silip atan bir maddeci olarak
ş ı ı dikilmektedir.
Ne ilginçtir ki günümuzün ş ı ı ı ş
ı ğ ı ı bilim ı ı İ :ilirnleri" olarak sunarak
İ bilimle ne kadar uyumlu ğ ı olarak gös-
terirler. Oysa Gazzali gibi softalar hariç, hepsi de İ ı ş ı
felsefeleri ş ve en seçkinleri İ ı ş ı bu felsefeleri ge-
ş İ temel ı ı ı ı ş ı ı
ı İ ilimi" denen ve bilim ş ı ı ş üretmekten
ş ş yapmayan ş ı ş bir yana ı ı ı Müs-
ı ı ı ş götürür halife ve kimi bölgesel egemenle-
rin ğ ş bilim, gerçekte bir İ bilimi" ğ
Nitekim dinci felsefenin, dini sorgulayarak ve ı ş yükse-
len bu felsefe ve bilime ş ı örgütlenmesini takiben, felsefe ve
bilimin Arap ı ş giderek ş ş ı
ortadan ı
Dinsel dogmatizm, bilimin içinde ş ğ maddi
ı da ortadan ı Arap bilimini bizzat öldüren
temel faktör ş Bu öylesine somut bir gerçektir ki in-
ı ğ ı ı ğ bugün yönetilen toprak-
ı bilim ş ğ ı ı Bu ülkelerde _
_ bilim ı ı ı ı bilime ğ ş
bolca laf üretmek, bunun için de "gavurun" ğ bilimin ve-
rilerini uydurulabilecek ş bulup ı ı
ı felsefeden özenle uzak tutul;n ı ı ş ı
için kullanmaktan ibarettir. ]3u konuda denebilir ki tek istisna
Türkiye'dir, ki bu da Cumhuriyet'in ı ı temel-
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 63
leri sayesinde ş ş Ancak 12 Eylül ile birlikte ş
tirilen İ dalga ve YÖK düzeniyle süreç, Türkiye'de de ye-
niden geriye ş üniversiteler bilim ğ bolca din de-
magojisi üreten, dini bilime uygun göstermek için ı
tahrif de dahil her yolu mubah gören ş at ı ğ ı bi-
limsel felsefenin ise ğ alanlar haline ş
Toparlarsak, Abbasilerin ş paralel, özellikle de
halife Me'mun döneminde bilim, İ ı ı
ş ğ ı bulur, ğ yeryüzünün en büyük bilim mer-
kezi olur. Bu dönemde ğ ı ı tüm bilim birikimi
Arapçaya çevrilerek bilim ı ı hizmetine sunulur. Ne
var ki Arap ı ğ ı ı kurumsal ş denk gelen bu
200 ı ı parlak dönem, kendini ğ ş ş
ı Nitekim ı ş talan ı ı ı üretici güçlerin
ş ğ bu yeni ş egemenlerin ı ı
ı taviz vermek istememesi sonucunda ş uç bo-
yutlara ı Bu durum ş ı ı ı yükselen tepkileri
ve eskisi gibi kolay yönetilememesi, iç bölünme ve ş ı
ğ V e ı ğ toplumun dinsel mu-
ş ı ı beraberinde getirir.
ş hak bilincini yitiren toi?lum, ğ
yandan izzat iktiaar ı tevekkül bilincine
rilir. Özetle talan gelirleri ı ş ş ı
ça toplumsal tepkiler, toplumsal tepkiler ı ş
. s,...u p;
KÜme olan gereksinim ve ş ı ğ ı artar. Böylece dinsel
ş hem ı ğ ı ğ ı ı ğ ı hem
de hilafetin toplumsal kontrol için dozunu ı ı ı bir
"afyon" ş görür.
İ ş ş ve onun seçkin temsilcisi Gazzali gibileri,
Arap ı ş bu ekonomik ve sosyal ı
ş ı ezilen ı ı ş ı ş ı bir ı ola-
ı Ş ı ı ğ ı yeniden örgütlendirilmesi, yeni ş
uygun olarak yeniden ş gereksiniminin ifadesi
olarak yükselecektir. Gazzali ğ İ felsefesi, ya-
ş ı ş ı yeniden örgütlerup egemenlerin eline
64 İ ve Bilim
verilince, hem ı tepkilerini ı ı hem de bilimsel
ı ı ı ğ ı önünü ı ı temel ı ı Öyle ki
İ ğ ş sonraki siyasal ve ekonomik
ş bile, bilime kendini üretme ı ı ı
ı Kendine yeni topraklar aramaktan ş çare ı ı
mayan bilim ise, ı ğ geriletme ı ı
ş ş ı ğ ı Avrupa'ya göç edecekti.
Bilim ile din ı evrensel ş ı ı 11. ı
sonra Arap ı İ ğ sonuçla-
ı Avrupa'da tam tersine, bilimin ı ı ğ ı gerilete-
rek ş ı Bunun da etkisiyle Avrupa ş
me yolunda ilerlerken, İ topraklarda gerileme egemen
süreç oldu. Sonuç ortada. XVI. ı Viyana ı ı da-
yanan ı da bu kaderi ğ ş Üretici güçlerin
ş en alt düzeyde tutan merkezi despotik devlet gele-
ğ ile ş İ ı denetimi ı kendini
öbür dünyaya ş bir toplumsal ı er geç çökmeye,
ş tu ts ı V e ne ilginçtir ki İ top) ı
yükselme dönemlerinde gösterdikleri ş aksine, bu-
na4mlarla ş ı ş ı çareyi dine ı ş ve ı
ı düzeleceklerine, ı ve gerilemenin daha da ku-
ş ı ğ ş ı ş ı ş ı , ş ı yö;=-
temle rejimin ömrünü ı ş ı ama ş ğ 'gibi
hem ı ş hem de toplumu ş
ToJJ,lumu ı kendi yolunda yürüyeniere ı ede-
ğ ı sokan dinsel ı etkin bir ı
lumsal kontrol ş ş de tarih bQY-U.u.caJliçbir p-
lumu, ı motivasyonu olarak yiikseltfJ)J..e.-
ş ğ biliminin ş din ı ş ı ş
celere ş temel rol oynarken, gerilemesinde dinsel ğ
ı belirleyici ş Günümüzde de toplumsal tepkileri
pasifize edip kitleleri "öbür dünya" ı kontrol ı
almak için, topluma dinsel ideoloji enjekte edenlerin ş ı ş
ı ı sonuç, bilimsel gerileme ve artan ğ ı ı ı ş
bir ş ı
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 65
Üstelik bu sonuç, İ ı bilimle ş ğ ı
ideolojik ı ı ı ı ı ğ ı din çevrelerinde ğ bir
bilimsel veri ğ ş ı ğ ı tüm üniversitelerde ş
ı ı at ı ğ ı ş ş ı bun-
lar dini ı ı ı sonucudur. Ki düne kadar umut
verici ş sunan üniversitelerimizde, bugün ş
bilimsel gerilemeyle birlikte bolca ı üremesi, bu
durumun ı ı ı ı
Bu arada, bugünlerde tek tük rastlanan, oysa 20-30 ı
öncesinde tüm dinsel çevrelerde egemen olan bilim ve tek-
nolojik yenilik ş ı ğ ı cehalet ürünü ğ dinci man-
ı ğ ı ı ğ ğ ı geçmeyelim. Yani
televizyon, radyo ve otomobile "gavur ı diye ı alan-
la-r gerçekte, ş ı mantalitenin ı ğ ı ı
ı ı bu ilkel refleksi, dinsel ı ğ ı ğ kaynak-
lamyordu. İ sevgilerinin din sevgisinden ibaret ğ
ğ uygun davramyor ve ı ı ı ölümcül du-
rumlarda bile doktora, ameliyata güvenmeyip bölgesel din oto-
ritesi ş giderek, muska takarak, dua okutarak, kurban
keserek, Allah'a ı ğ ı yani ı ı sonsuz ı ı
ğ yaparak ı Çünkü ı ı
ı ı ı -ilgili bölümde ğ idi! Allah in-
ı ı teknolojiyle iç içe ş ı isteseydi ş
Kur'an'da ğ ğ elbise, ı at, deve, incir, hur-
ma, gemi vb. araçlar gibi radyoyu, otomobili de verirdi. Her
ş veren O ğ miydi? V e yine ayetlerde ı ı al ı çiz-
ğ gibi, ı kendi yolunda gidip kendine ş ı
yani ı verirdi; ğ göre demek ki O,
ı ı kendi ğ çerçevenin ı ş ı ş
ı istemiyordu. ı bu dünya ş ve geçiciydi" aslolan,
öbür dünyaya ı ı Üstelik bu teknik aletlerin tü-
münü ı ı ilan ettikleri ı ş ı Bu bile Allah'a
ğ ş ı ı "yoldan ı ı sayesinde ya-
ı ı ı gösteriyordu. Allah elbette istese ı bir ı ı
ı yok edebilirdi, ama "bazen ı cehenneme kadar
66 İ ve Bilim
ertelerdi". Onun keyfiyetinde elbette ki bir "hikmet" ı
Ama kesin olan ş ki, ş ı ş ı tüm teknik aletler;
onun ihsan ğ onun "her ş kapsayan ilmi" olan
Kur'an'da yer almayan ş ve ş ı ğ ı ı
ürünüydü... Ş ı ğ soruna ş ı ı buydu
ve dinsel dogmaya ı ı uygundu.
Gelin görün ki teknoloji, özellikle ı ı ı ı ikinci ı
ı ş en ücra köye kadar her yeri ş in-
ı kendine ş ı duramaz hale getiriyordu. İ pra-
tik ı ı ı ı (-ki ş tam da bu noktadan
ele geçiriyordu ı sonucu teknolojiyi benimsiyordu.
Teknoloji; ı ı töreleri ş ı durulmaz biçimde
ğ ş ğ ı ş ı toplumsal ı bozuyordu. Öyle bir
ş ki bu, halka ı ı 50-100 ı önce Müs-
lüman ı ı inanç erozyonuna ğ ı bir ı ı - ön-
ceki ı ı ı da ğ gibi- dinden
ş ı İ ı etkisinden ı bir
ş ğ ı ı duygusuna ı ı
Nitekim ş ı çevrelerin kendilerine bayrak ı ğ ı Meh-
met Akif Ersoy, bu kompleksin, ğ ve dine ş ı ka-
ı ı ğ vurulamayan ı ürünlerini ş
ı ı ı 5. ı ı ilk ı manzumesin-
de, ı Kerim'in ilk ayetinden esinlenen ş "Fa-
kat ğ yükü bize yükleme ı diyor ve
· ş ş ı sözlerine:
Ey bunca ı bize te'dipeden Allah
Ey alem-i İ ı ezen, inleten Allah,
Bizler ki senin va'd-i İ ı
Bizler ki bin üçyüz bu kadar ı S eni ı
Bizler ki befer bir sürü ma'buda ı taparken
ı ı o yaman firki, devirdik ebedryyen
Bizler ki birer hamlede ı bitirdik
Mabediere ma'budu Hakikryi getirdik
Bizler ki S eni n ismini dütryaya ı ı
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 67
Giirdükse ı ı ya Rab, yeter ı
ı ğ hangi elem, hangi ı
Her ı ı bize bir ruz-u ı (ceza günü)
ı ı ı seller gibi ı
ı dininle beraber ı
ı da kurban ı bu ğ
Olsun yine lakin bu ı yoksulu yurda
Bir hur-u nazar yok mu ki ı ı
Bir ı ı ilahi bu ne zulme, ı bu ne :dndan
ve bu böylece ı gidiyor.
Özetle ne diyor Mehmet Akif? "Sen ı ı iken
ı senin yerini ı ş ı ı hepsini'
ş ş seni ı ı dünyay:a ı ı Ecda-
ı ı senin ğ sel gibi kan ı ı Bütün ı senin
vaatlerine inanarak ı Ama sen ı ezdin, in-
'fettin, ı ı Bize ğ ı İ Her gü-
nümüz bir ı günli_oldu." -
"- Manzume,. 1914 Ocak ı ı ı ş Ş bunun için
ş diyor:
Balkanlardaki ı daha kül ğ ı
Bir ba;ka cehennem ı ı bu ne erken?
Nur ist!Joru;:v sen bize ı ı
ı d!Joru;:v ğ kan giinderiyorsun.
Yine ş devam ediyor:
Madama ki (madem ki) ry ı
ı a ı Tuttun 6i:d ı
ğ ı fikirleri de ilginç ı Önce okulla-
ı ş ı ı ı ı ı ı Mülkiye, ı Bahriye,
Baytar, Ziraat, Mühendishane ... Bunlara her ı milyonlar dö-
.--------------------------------------------------------------,
68 İ ve Bilim
keriz, fakat denizle ilgili ş yine İ e, ı ı ve köprü
için ı usta bir hekim için Avrupa'ya, bütçe ı ı
için Fransa'ya ş ı diyor ve sonunda soruyor: "Hani tez-
ı ı nerede, sanayi nerede? 1 Ya Brüksel'de 1 Ya Ber-
lin'de Ya Mançester'de ... "<
36
l
Ne ilginçtir ki ş ş ı de olsa ş
ğ bu durum, ş yönetilenlerin somut ğ olmaya de-
vam ediyor hala.
İ ş bu çok yönlü ş sonucu, ğ ı ş ı kurumlar,
kendilerini ğ ş ğ duydular. Ş egemen-
leri, ş ğ ı ı emperyalizmle el ele ş ı ı ı ı
ı ı Din ğ neydi ki zaten onlar için? Egemen
ı ı denetim ı tutma kurumu ... O halde
söz konusu ğ sürdürmek için dini revize etmek ge-
rekiyordu. Üstelik ı ı satmak için emperyalizme pazar,
yerli otoritelere de refah içinde ş için bu ürünler la-
ı ı Sömürgeci ı devlet ve tekelleri, petrol zengini
ş Müslüman üniversitelerinde, bu ş teorisini
yapmaya yöneldiler. İ nerede ise gidip ı ı ş
deki "ilim", dinsel dogma ı ı ı her ı
ş bilim ve teknolojik ş ı ı
ş ı ğ ı ş ı ı ı ğ ı ı kontrol ş gören ğ
leri özenle ı tutulurken, bilim ve teknoloji ürünlerini ı ş
layan ı ğ ş ğ ı ı din ş göz ı "bi-
limsever" oldu.
Böylece; Müslüman ı ı bilim kompleksi tatmin
edilirken, hem Müslüman zenginler ğ ş anlamda zevk ve
sefa içinde ş ı ş Öte yandan ş
ten ı ı Müslüman halka yeni ş ı ı ı Ama en
önemlisi, emperyalizmin "kafir ş ı ş pazar ola-
ı ğ ı Bu arada İ ı demagoglar, ı ı ğ ı
bilim ş ı oysa İ "bilimsever" ğ üzerine
ı ı gelmez ı üretmeye ş ı Bir ş pek
(36) ı ı ı Vehbi Belgil, Ctlf!Jhurfyet, 21.7. 1987.
Bilim ve Felsefenin ş ve ş 69
çok ş ş Emperyalist tekelci de, petrol zengini
Arap ş de, İ ı da memnundu durumdan.
Eh halka da biraz ı ı ı ş "gavur" ı ve olanak-
ı dinsel bir ş ş gönül ı ğ ı ile fay-
dalanabiliyordu.
Eskiden dinsel ğ ortadan ı neden olan
bilimsel ve teknolojik ş bu ğ ş ı önce
bu ş görmez hale geldi; son ı ise Suudi sermaye-
sinin ğ dini ı ı ı haline geldi. Bunun so-
nucunda dinsel ı egemen ı ve güçlendirme ğ
ş ı olanlar, her ğ ı siyasi ş ı sok-
maya ş ı Dinsel örgütler ve devletler TV, video, teyp,
radyo, bilgisayar vb. her ş ğ ı ş ı ı ğ ı ı yolunda
giderek daha fazla kullanmaya yöneldiler. Üstelik emperyalist
sermayenin, küresel hakimiyet ı ı çerçevesinde ş
ğ ı ABD'nin ş ş projesi ğ
ğ gibi, ı bir ı da oldular. Bu noktada
yüksek bir ş ı sergiledikleri de ortada ... Dinsel ı
ğ gün be gün ı ve bu yolda pek çok eziyet
çekerek ş bilimin ürünü olan ve "kafir"lerin ı ğ ı
TV, onun ş ı ı bin ı boyu ı ş olan
ideolojinin ı ı yapmak ı ı
ı Bu tarihsel paradoks bir yana, söz konusu revizyonun
ı ı ğ ı ve iradesi ı ve Allah'a ş ş
ş en büyük günah ş ı ı ğ ı da ı ı
IV. Bölüm
FELSEFi DüZEYDE BiLiM İ İ İ İ İ Ş İ İ
ı ı ş ı İ aleminin tümden ş
ve geri ı ş ı ğ bir türlü ş ı ı sonucunda, M. Akifle-
rin içinde ı ğ kompleks büyürken İ ı toplum-
sal zernininde de ciddi bir erozyon meydana geldi. Bu ise, ş
ı ı kendilerini savunma yönternlerinde ğ ş neden
oldu. Geleneksel ş ş ı ı olarak bilimsel veriler
ile özünden ı ı ı ğ ş dinsel ifadeler ı
da paralellik kurma yoluna gidildi. Önümüzdeki bölümlerde bu
demagojik örnekleri bir bir ğ Ancak onlara geçme-
den önce, bilim ile din ş üzerine ş her ı
problemli bu ş ı üzerinde ı durmak istiyoruz.
"Müspet İ ve Allah" (Mehmet ı ı da
sergilenen bilim-din ı paralellikler kurma ş ı
ı sonra ı ğ dikkate ğ makalesinde ş diyor:
" ... ı ı vahiy eseri olan ifadeleri, mücerred (soyut)
ilmi ş gibi ele ı ş ve sözgelimi, 'Kur'an'da ş
ayet, ş ilmi nazariyeye tekabül eder' ş ifadeler kulla-
ş Kanaarimiz ş ı ki, son on ı
Kur'an ve İ dair kaleme ı ı ş ı ı fikir ve
ı en ı ı ilim-iman münasebetini konu ola-
rak ş ı

(37) Doç. Dr. Mehmet ı İ ve İ ş Bkz. İ ı ı ı Dü,riinceler, s. 80.
72 İ ve Bilim
"Bir grup Müslüman ı bilim kompleksi içi-
ne ş atom ı Ay'a ı kadar her ş
Kur'an'dan ı ı ı ı söyleyerek dininde bilimin de 'man-
ı ğ ı ı anlamaktan ne ölçüde uzak ğ sergilemekte-
dir."(38)
Elbette ki bu ş ı ı Doç. M. ı bilim-din kar-
ş ı ı ğ ı ı kabul etmiyor. Ancak "Müspet İ ve Allah" ı
Dr. M. ı da dahil halen İ yorumculara egemen olan
ş ı ı iler tutar ı ı ı ğ ı ı kabullenerek, dini
ı çevtelere ş ı savunulabilir bir konuma yükseltebii-
rnek için, görece daha ı ı ı bir ı çerçevesi ş
turmaya yöneliyor.
ğ boyunca bilim ve felsefeyi ş ş ı ı ş ve
ş olan ş ı zihniyet, bugün dinin bilimin verileri-
ne uygun ğ iddia ediyor. Bu ş ı da iflas edince,
dini önerme ve ı bilimin ı ı savunmaya de-
vam edebilmek için Doç. M. ı bu kez ı bir ş ı
öneriyor:
ı gerçekçi bir insan-tabiat münasebeti tesis et-
meyi ş ı ğ ı asla ş edilmemesi" ğ belirt-
tikten sonra "ne var ki" vurgusuyla ş devam ediyor: "Kur' an
böyle bir münasebeti, ğ ı ilmi bir neti-
ceye -mücerret manada ilmi bir netice demek istiyorum- ş
mak gayesiyle kurmaz. O böyle bir ş gaye edinseydi, vahiy
ı Çünkü vahyin nihai gayesi, ğ ve ğ bir Al-
lah insan münasebeti ı

ı
Öncelikle burada 'mücerret (soyut) manada' ı
nin kabul ğ belirtmek ı Soyut ı
bir yana, ı somut anlamda da bilimsel sonuca ş
mak ı ı ş ı ı ğ ı ı bu sorunu kendine dert edinmedi-
ğ belirtmek gerekiyor. M. ı ı ı ancak bu kap-
samda ı bir çerçeveye oturabilir. Yoksa; bir yandan bilim-
(38) Doç. Dr. Mehmet ı İ ve İ ş Bkz. İ ı DiiJiinceler, s. 94.
(39) A.g.e., s. 84.
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin İ ş 73
din ı ı ı koymak, ğ yandan eski ş ı ı ı
olarak bu ğ soyut planda dondurmak, ğ bir yak;-
ş ı ğ olmasa gerek.
Evet, gerçekten de bilimle din ı niteliksel bir ay-
ı var. Bilim ğ ı ve ürünlerini tüm ı bilmeyi,
ona egemen ı ş ı ğ bilinebilir, ş
ı ı ve denedenebilir ı ı ı amaçlarken, din bunun
tam aksine ı ğ ı bu temel sorununu tüm ı Al-
ı ı ğ ı onun gücüne, keyfiyecine ğ ı
"öbür dünya"ya motive ş bir ş sürmeye yöneltir.
Bu ğ kul, günlük geçimini ş ş ço-
ğ ı ibadet eder vs ... ğ gibi bu iki ş ı hiçbir
ş ş ı ı
M. ı ı da ş vahyin gayesi, ğ ve ğ
bir Allah-insan münasebeti" ı Demek ki sonuç ola-
rak dinin ş bilimden temel ı ı imgele-
rine yönelik olarak insan ş düzenlemektir. Tabii M.
ı bunu ğ kabullenmeyerek dinin ı bütü-
nüne ğ ı ı ş ve ı bu an-
lamda bir yan tecrübe olarak bilimi de ş ğ söyle-
mektedir.
74 İ ve Bilim
ki sorun, M. ı ı ğ ı "il-
min konusu ile ı konusu ı bir ı düzeyiyle
ı ı ı ı bir ş ı ı sorunudur. Bu yüzdendir ki "ni-
hai" gayesi imana götürmek demek olan Kur'an ifadelerinde
"ilmi zihniyetiçin ğ ı ğ ı fayda" ğ aksine somut bir en-
gelleme söz konusudur.
Bilimsel ş ş ı ş nesnel olarak
her zaman ş ve ı Burada aslolan söz konusu dü-
ş ğ ş ğ ğ söz konusu ş
daha en ş her sorunu ı ş ı yoldan, olmayan bir gü-
cün keyfiyerine ğ ı insana gizini çözmesi gereken ne-
redeyse hiçbir sorun ı ı tüm olay ve olgular ş ı
ı 'kadere ı 'iman', ı ve ş etmekten ş
bir seçenek ı ı ı ı ki bilimsel ş engelle-
yecektir. Yok aksine olay ve ı zaman ve mekan içinde
mutlaka bir ı ı ve ı ğ ı anlama ve in-
ı ı ı mümkün ğ ve onlar üs-
tünde ğ "güç"lerin hiçbir ş ı ğ ı ı ileri sü-
rüyorsa bilim üzerinde ş bir ş ğ ı ı ı Bu
ı ı ı ğ ı da iman, nüfuz ğ her alanda ş ı
gizlerinin çözümü ve ğ egemen ı önünde engel-
dir. Zaten tarihsel gerçek de bunu göstermiyor mu?
Dini bilim ş ı ı savunulabilir ı ı ı yaz-
ı ğ ı bilmesek, neredeyse bir materyalist ğ sanma-
ı neden olacak ş ileri süren M. ı
" .. İ ve felsefede görülen büyük ı ğ ten-
kid ve tahlile gerek duymadan, ğ ı asla ş
ı ğ fikir ve kanaatlerimizden ı diyor. C
40
)
Bu ı bilimsel ş için dogmalara ş ı ı
mak, ş ve çözümleme ı önündeki engelleri te-
mizlemek gerekmiyor mu? Oysa Kur'an tüm ğ dinler gi-
bi, bizzat din ı gelen zorunluluk sonucu sorgulan-
mak ve ş konusunda en küçük bir ş göster-
(40) Doç. Dr. Mehmet ı İ \ ' C İ ş Bkz. İ Üzerine Dü,riinceler, s. 88.
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin ş 75
mez. Böylece bilimin ş ı da ı ı Çün-
kü İ inanca göre Kur'an' ı "ortaya ğ prensip-.
lerde ve varmak ğ gayelerde en küçük bir tebeddül ve te-
gayyür vaki olursa İ ı ğ hayat tahakkuk

ı ı
Olay ve ı nedenlerine inilmesini, onlara egemen
ı ı kabullenmez, ı ı iradesiyle, keyfiye-
tiyle ı ı ve onlardan Allah'a daha çok kulluk ı
ı ğ ders ı ı ı ı ı Bu anlamda
salt kendini sorgulatmamakla yetinmeyip bu bilim ş ı ı man-
ı ğ ı nedeniyle de bilimin varolma ı ı daha en ş
ı
Mehmet ı ı ı ş ğ -kendi
bedenine, ğ devesine, denizde seyreden gerniye vs.- dik-
kat etmeye ğ ı ı hatta bir ı ı çok ı
görünmektedir" diye devam ederek, ı bilimsel yak-
ş ı ı ş ı ı ğ ı ş Oysa okuyan
herkesin çok rahat ğ ı gibi Kur'an, söz konusu ör-
neklere dikkat çekmesinin nedeni, ı ş ı ı ı ı ğ
mak ğ tam tersine ı "ne büyük bir ı ı ğ
nu" göstermek içindir. Bir cehalet ğ olarak, ş ı ha-
vada, gemilerin denizde ı ı ğ dokuma-
ı ı ı ğ ğ gibi gerçek ı ş ı iddialarla, ki-
ş ğ ğ ı ı ı ş ı bilimsel olarak
sorgulamak ve ğ egemen ı ı ğ ı da-
h a çok etme · , testim ı ve ı ğ ka-
ğ söz ko ı
kat edilmesini söyler. ğ ğ asla ş duymadan,
tenkid ve tahlile gerd:. duymadan" kendisine mutlak anlamda
ı ı ı ı ister.
Bu anlamda M. ı ı ğ Kur'an ğ geç-
ş zihinler ı ne İ ı her zaman ş
vik ş ilmi zihniyet, ne de ş ı ciddi surette derde giren
felsefe, ı devam eden uzun ve bereketli ömre sahip
(
4
1) Prof. Seyyit Kutup, İ JoS)•al Adalet, s. 271.
---------------------------------------------------------------,
76 İ ve Bilim
olabilirdi"<
42
) ı ı bir ğ ğ yoktur. Önce-
ki ı ı daha somut olarak ğ gibi 9-10. ı
lardaki felsefi ve bilimsel ş ğ ı İ ve
-
I ı ğ Yunan, L{rap, Acem ve ğ ı ı bi-
rikimi olan ve İ ş ı ı revizyon
ı 5ilimsel ş ve hepsi de İ ı ş ı ş ı
ı Eüyük bilim ı ı ı
bilimsel ş ömrü, İ ğ ı
ve Gazzali'nin yeniden ğ dinsel felsefenin ı
son ı ı kadar ı engizisyon uygula-
ı ğ İ felsefi düzeyde ı
ı ğ ı gerisine ş ğ bilinen bir gerçektir. Nitekim ı
durumu ş ifade ediyor: ·
ğ gibi, ı ı ı Deizm ı
da bir dini-felsefi cereyan ortaya ı ı ş ı Buna göre Allah
alemi ı ş ama daha sonra onu bütünüyle kendi haline
terk ş ı ı Allah ile alem ı sürekli bir
ş ı Bu ş ı ı Allah bir ı ı
olmaktan çok bir mimar gibidir. Yaratma fikrine yer vermek-
le birlikte bu faaliyeti bir noktada durduran Deizm, alemi Al-
ı ş ı ı bir ş ı hatta bir muhalif unsur gibi
ı Böyle sakat bir ı ş ı ğ ğ bir an
için ş bu takdirde ı tevekkülle ilgili, dua ile
ilgili, ibadetle ilgili ayetlerinin hiçbir ı ı


M. ı korkusunda ı ı ancak, aksi durumda bili-
min ş ğ de ı ı Nitekim, İ ğ al-
ı ş bilim insanlannda da bu ş egemen ş ve
ı ş ı ve ğ ı ı önündeki dini fel-
sefi engel bu revizyon yoluyla ortadan ı ı ı ş ı
ı ş ı Aksi takdirde, her ş her zaman ı ı ı
belirlenip ğ bir süreçte bilim de ı Oysa
ı sadece "yaratma" ş ile ı ı ı ı ğ ondan
(
4
2J Doç. Dr. Mehmet ı İ ve ilmi ş Bkz. İ Üzerine Dütiinceler, s. 77.
<
4
' l A.g.e. , s. 80- 81.
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin ş 77
sonraki sürecin gizlerini çözüp egemen olmak ğ ı ı
ı ş oluyordu.
İ tarihinde boy gösteren her türlü ilmi ve felsefi -
mesaide Kur'an'i bir ı ğ ı ı
için gösterilebilecek somut tek bir ı ı ı ğ ı ı tek-
rarlamak ı Nitekim Farabi'den, İ Sina'dan, Süh-
reverdi ve ğ bu anlamda ı olamazlar. Buna ğ
men; "Bundan ı ı ki, birçok ciddi ilim ve fikir tarihçisi,
İ ı ı ilim ve fikir tarihini anlamak için ı
ı ş ğ söz ettiklerini söylemekte ı
ca görmez. Böylece M. ı din ile bilim ı paralellik
kuran ı ş kapamaz.
"Hakikatte ise Avrupa ve ı en büyük ve en
salahiyettar alimlerinin [?!] ifadeleriyle ı Kerim çölde
ğ Mekke ve Medine gibi eski ş ile ı ittisal ve ir-
ı ı temin eden, İ evvelki Cumhuriyet idare-
sinde; eski Atina Cumhuriyeti'nden bile üstün olan bir yerde
nazil ş


''Yine ı Kerim'in Enbiya Suresi 107. ayetinde ş
ı 'Biz seni ancak alemiere rahmet olarak gön-
derdik.' İ ş bunun içindir ki Avrupa alimleri İ ı tüm
ı ğ hitap eden bir din ğ üzerinde ğ ş
lerdir. "<
45
)
ğ gibi M. ı "Avrupa ve ı
en büyük ve en salahiyettar bilim ı ı Kur' an' a ı
ı ğ ğ ğ ş oluyoruz!
İ bilim ş ı ı konumuna ş ş itiraf-
lar da ilginç: ı ı ı İ ı ı diye ı
ı dönemde, çok seyrek görülen münferid vakalar bir
yana ı ı ı ilim ı ı ş ı derde ş görünme-
mektedir. ı ş felsefe adamlan için söylememiz elbette
ki mümkün ğ Hatta bu sahada bile çok kere mübala-
(44) M. ı Miispet İ ve A llah, s. 148.

A.g.e., s. 149.
78 İ ve Bilim
ğ ı bir biçimde ı ı ğ ı gibi, ciddi bir ı söz konusu de-
ğ Bir İ ı kendi içtimai çerçevesinde sahip ol-
ğ hürriyete, günümüz ı ı çok büyük bir kesinlin-
de -buna İ ı ı da yüzde daksaruna ı ı dahildir-
rastlamak mümkün ğ


Bu ı ğ ş ı ı ifadeleriyle gerçekte M. Ay-
ı da, İ toplumda bilimin en özgür ğ geçici dö-
nemde bile, ı ş ı ı laboratuvarla ı ı ı ı üze-
rinde ı felsefi boyutta ifade etmeye ı ş ı üze-
rinde ise daha ı bir ı ı ğ kabul etmekte-
dir. Daha ötesi, bu görece özgür dönemin geçici ğ
sonraki ı bu ı geri gelmernek üzere ortadan
ı ğ ı ı ve İ Sina vb. dönemin seçkin bilim ı ı
İ muhalif ş ortaya ğ kabullenmek-
tedir.
"Sözü bu noktaya ş felsefenin durumunun il-
min durumundan oldukça ı ğ belirterek ş
devam ediyor ı
"Her ş önce geleneksel sisternci felsefe, çok kere
ı ı din gibi ş ı bir dünya ş bir hayat anla-
ı ş ı ortaya atmaya ve ş ı ş ı ş ı Bu yüzden sis-
ternci felsefeler ı içinde ğ ş kültür va-
ı mevcut olan dini ş ş ğ gibi
ı ş da vard1. Ya da ı bir ş ve ı ı bir ça-
ı ş ş bir münasebet kurulabilmekteydi. ı mü-
cerret manada bir din-felsefe münasebetinden söz etmek ğ
ru ğ Ortada felsefeler ı dinler ı ı bir
sisteme ş ı ş gibi görünen günü-
müz felsefe ı ş ı ı ı ise daha bir ı ı arz
etmektedir.
Yunan-Heleniscik felsefesinin temel ş ile İ
ş ı bir ş ı ğ ı ı sevi-
yede de olsa ı hakikatleri dile getirdikleri ı ortaya
(
4
6) M. ı İ Üzerine ı s. 190.
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin İ ş 79
ı Farabi ğ İ ilimlerde oldukça hassas. bir
düzeye ş ı ş Müslüman ı ı ı muhatap olma-
ı bir ı ı ı ş Bu ş ı ş ı ş
belki ı ş ı ı ı ama suni hiçbir ı yok-
tur. Her ş önce dildeki ş böyle bir ı ş ı ka-
ı ı hale getiriyordu. İ ve felsefe ş ı ı ortaya
koymak için her iki ı da tatmin edebilecek yeni bir termi-
nolojiye ihtiyaç ı Bu ı gidermek kolay ı ş ı
Böyle olunca da ğ ı ı felsefeden yana ş birçok te-
mel dini kavramlar felsefenin diline ı ı ş ı Sonunda ne
ş ı insana ş ı ı olan Al-
ı ı ğ ı bir ilk sebep ş İ hür ira-
deye ı yaratma fikri, Suclur Nazariyesi'nin otomatizmi
·içine ı ı ş ı ı ı ş suclur sürecinin ş ı da ı zamanda
hem ı hem akil, hem de ma'kul olan bir zorunlu ı kon-
ş
Gene ı felsefe ğ ruhtan yana ğ ı ı ğ ı ı koyan
düalist bir insan ı ş ı meyletti. Burada da ş ı
rengini ı Yunan ş Kur'an .ruhuyla be-
deniyle bir ş ı fikri öne sürerken, Farabi ebedi
sa'adeti bütünüyle ruhani karakterde görüyordu. Bir ş
önemli ı ı daha: Felsefi teamülü, ı insan ı
ı gaye ı haline getiren felsefe, inanma-yapma bütün-
ğ de ı ı veremiyordu.
İ ş İ ı ı ğ ı ş ğ felsefe-
ye ş ı ı ı temelinde bu ı ğ ı ı ve sayama-
ı ğ ı ı ciddi ı ı ı Oysa ilmi faaliyet için du-
rum tamamen ı ı İ Kur'an'la ş ş
ya da kavga içinde olmak zorunda olan bir dünya ş ge-
ş ş ğ İ kendi ş ı ı ı içinde kal-
ı ğ ı ş ğ sürece Kur'an'la ş ı ş ı gelemez-
di. Ne zaman ki ilim ş ı ı ı ı ş ve ı çok
ı olarak ş ğ gibi, zaman ve mekan ı
ı kategorileri muteal alem için kullanmaya ı ş ı
80 İ ve Bilim
büyük hatalara ı ı ı ş olur."(
4
B)
ğ gibi genel olarak felsefe ile din ı cid-
di ı ı ve ş ı ğ kabul edilerek İ
bilime, ancak Kur'an'la ş yönde ı ş ı ğ ı ğ ı
yorumlamaya ı ğ ı geneliemelere ğ ş
ve ı ı ı olarak izin ğ belirtiliyor. İ topraklar-
da bilimin niye ş ı ğ sorunu da böylece ı ı ğ ş
ş oluyor.
Bu noktada bilim-felsefe ı ı konusunda İ yo-
ı genelinde görülen bir ş ı ı getirme-
miz gerekiyor. Böylece, İ kendi ş ı ı ı içinde
ı ğ ı ş ğ sürece" gibi safsatalata da bir son
ş oluruz.
ı bu suni ı ı aksine, felsefenin bilimden ay-
ı ğ ı ı çünkü felsefenin sözcük ı "bilim sev-
gisi" demek ğ ve evrensel bilginin bilimi ı
ı ı ğ ı ı belirterek söze ş ı Bilginin ğ
ğ yeniden ğ bir ı felsefeden soyutlan-
ı ı ı Felsefe bu ğ ile bilimle iç içe, onu do-
ğ ondan ğ ı ğ bütün bilginin ş
planda ı ı demektir. ğ somut bilgi birikimi yoksa
felsefe de olmayacak, ğ felsefe yoksa somut bilginin edi-
nilmesini ğ bilgi, yöntem ve ş da olmayacak-
ı Bir dönem için salt ş düzeyle ı ı ı dinsel man-
ı ş ş felsefe, bilgi sevgisi ı ı
ı ğ ı için, bilimsel ğ yitirdi. ğ gerçek anla-
ı felsefe olmaktan da ı ş bir ı ş ı ı
boyutuna indirgendi. Gerçekten de genelierne düzeyinde fel-
sefenin din ile ı ş konumu, giderek dinin ğ
deki ortamlarda ona yer ı ğ ı ş besledi. Çünkü
felsefe, dinden ı olarak dinsel dogmalara ı seçe-
nekler üretiyor ve bunun sonucu, ş ve ı ı ı ı
sergileyerek onu ı ş ı
(48) M. ı İ Üzerine ı s. 91-93.
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin İ ş 81
Dinsel ı yüceltme ş ş ı ı ğ ı ş bile
felsefe, dinin içine ı ğ ı onu ş veya bu noktalarda de-
ğ ş ğ ı Üstelik bunu yaparken dinsel çerçevelere ·
uyma ı her dönemde felsefenin ş ne-
den oluyordu. Bu durum din üzerinde tam tersi etkilere yol
ı ve bir yandan felsefeyi ı ı ı ğ yan-
dan felsefenin ürünlerine dayanarak iç ş gizleme
ı buluyordu. Çünkü en ilkel ve metafizik felsefeler
bile hem "kader"den hem de "ceza"dan a ı sistem ı ı
söz e ecek denli ilkellik ser · ş
1 ozo ar er ş a, ı din en aha derinleme-
sine, daha az ş ş ş Çünkü bir bilim ı
ı ı hareket ş o güne kadar ş bilgileri ken-
dilerine temel ı ş ı ğ bir gücün cenneti, ce-
İ ceza veya ödüllendirmesi ı ı ı ı
ı en güçsüz, en ilkel ı ğ ı üstün-
deki bilince ve ş ğ ş Filozofun,
bireylerin ğ ı ı düzeyine ş diye bir so-
runu ı ğ ı gibi, aksine, bireyleri kendi düzeyine ve ı
ğ ı ş ı ı sorun ş Dinler ise ı ğ ı ı en ilkel
en geri ş ı ı sahiplenip, ı ı ğ
temelinde ş Felsefe, gücünü ğ ğ
bilime ğ iç ı ı ğ ı ı Oysa dinin gü-
cü, ortalama ı ğ ı ı ğ bü-
tünlük ve "öbür dünya" beklencisine ş ı ı vermesinden
ı Bu anlamda iç ı ı ğ ğ bilimle para-
lellik ı ı hareket ş ş ğ ş
ı ı ş ı ı çerçevesinde dinden de bir "felsefe"
olarak söz etmek ı ş ğ ancak aradaki nitel ı
/ unutmamak ş ...
. F. ı de imiY.le felsefe, "dc;ney ve gözleme daya-
nan bilimsel veriler üzerinde ş Hobbes'a göre,
ı nedenleriyl Vi ed"etllerin ı olan kar-
ş ı ş ı ı ı bilgisi dir"; Diclerat'ya göre "felsefe bilimdir ve
ancak ğ bilimleri, fizyoloji ve ı üstüne kurulabilir"; Kant'a
82 İ ve Bilim
göre, ş kendi ş ı ı ı ş ilerlemesi-
nin bilimidir"; Herbert'e göre, "bilimlerin temelinde bulunan
ı ı ı A. Comte'a göre ise, "butün
bilimleri ş bir bilim, bir bilimler bilirnidir", bu an-
lamda bilimin ğ felsefesi demek olan diyalektik materya-
lizme göre felsefe, "bilimsel veriler üstünde ş ve
onlardan pratik sonuçlar ı demektir, "bütünün bil-
gisi, ı bilgisinin ı ı ğ ı içindir ki bilimler
ve onlarla ş ı ş olarak bir felsefe gereklidir. Felsefe, in-
ı ş ve toplum da dahil olmak üzere, evrenin tüm
ı ı temeli olan ı bilimidir. ı ı hiçbir bi-
lim bu temel ı ğ gibi bilimlerin me-
kanik (felsefesiz) ı da bu temel ı çözümleye-
ı
Bu gerçeklik ş ı ı yinelemeliyiz ki bilimsel ş
için felsefi özgürlük ş ı Felsefeye yasak kanarak bilimin
ş ummak ş bir hayalden ibarettir. Bunun en-so-
mut ı ı İ ı ı o dünya ki ı kendine İ
mi ğ ş kulluk yapanlara ı ğ
söyleyen bir ı ı Buna ğ bilimi ya-
kalayamamak ğ ş ı ı ani ara ş ya he r ş
k:adir ı ı ı ı ğ ı ş ş hayalleraen vazgeç-
mek ya da ı ı onlara ğ kendini inkar eden, onun
yolundari ı yola gidenlere ı ı tercih eden muiip l31'i'
varlik ğ ı ı
İ ş esprisi bir yana, M. ı ı ğ gibi, İ ı me-
kanik anlamda bilimlerin ğ ı ı ı ona des-
tek olma ğ ğ da ğ ğ Çünkü bilim,
<
49
l Orhan ğ Felsefi ğ s. 114.
(') Konuya ş ilginç bir ğ İ Molla ı vermektedir. ı ş ş
onun ı ğ ortadan ı ı ğ gerekçesiyle, İ hava durumu tah-
minleri verilmemektedir. Bir ğ ş ş ğ bilimin somut verilerinin en basit
ğ biri ğ halde hava tahmini, dini ı ğ ı ğ ortaya ı yetti-
ğ ı ş ı Ş ş ı çerçevesinde, ı ı bilim ş ı ı ğ ı ı ı ı
ı ı yüklenmesinde ğ gibi, kimileri, İ bu durumu da İ ı İ
ı İ ı ı yorumuna" ğ Oysaki her ğ ve ı
ş ş bu ı İ ğ ğ kabul edecektir. İ Al-
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin ş 83
sadece kendinin ı ı olan felsefi düzeyde ğ tek tek
ı ı düzeyinde de dini ı ş İ ı ise bilim,
henüz bu düzeye ş yükselen dinsel gericilik sonucu,
ş ş ı ı ğ için bu gerçek, İ aleminde ı
ristiyan kadar fazla ı ı ı ş ı Yoksa ilk para-
toneri, ilk ş ı ı ı yuvarlak ğ ve ş etra-
ı ğ bilgisini, ğ Allah ı ğ ı ı
ı ğ ı vb. Kur'an ş ve ı ğ ı ı ı ş ş ilk
olarak İ ı ş benzer ı
ş ı ş ı kimsenin ş ı
Sözgelimi Galile, "deney ve gözlemle ı genel ya-
ı gelecekte ş ğ ı ı ğ astrono-
mi- önceden ğ ileri sürünce Kilise ğ
de bir toplumda ğ de, Müslüman ş göre yönetilen
bir toplumda ş ı ı bu sefer de ş göre sorguya
çekilme ve ı ı tehditleriyle ş ı ş ı ı
Yani Papa VIII. Urban, Calile'yi engizisyona yollarken "Al-
ı iradesi"ne ş ı ş bu ş ı ı ı kendi key-
finden veya ı ı ğ ı özgün ı ı ı ğ
ş İ olmak üzere, dinlerin ortak ğ ı bas-
ı ı ş ı
Kur'an'a göre gelecek, ancak ı ı ı
ğ ı Allah ı isterse öyle olur, ı maddi yasa-
lara ğ ı ı ı ğ ı söz etmek, ı ş üzerindeki ege-
ğ son vermek demektir. İ ş bu mutlak ı ğ ı so-
nucu olarak, İ toplumunda bilim henüz daha çocukluk
dönemini ş ortaya ı bilgiler ı ı ş fel-
sefeler üretmeye ş ı ğ ı bilirnin ş ı bo-
ğ ı ş Bundan ı dinsel ı ğ ı ı ş bu-
ş ı ortaya ı ı ı dinin ı
ı geriletilmesi ve büyük ı ı ş
ş ve bilim-din ş ı ı ı en belirleyici ı orada
ı iradesini aradan ı ı ğ süreçleri bilinebilir maddi ş ı gelecek
için planlar, tahminler yapmak günahnr; ı ş ı ş Çünkü "kaderdc ı
bilinmez, ğ Allah tayin eder; insanlara ş ise ondan sadece dil emektir.
84 İ ve Bilim
ortaya ı ı ş ı İ bu ş ş ı ı bile ta-
hammül ş
Bu durum; dinlerin, insan bilincinin ürünü olan felse'fe-
lerle özgür bir ortamda mücadele edecek güçten yoksun ol-
ğ gösterir. Öyle ki bilim ı ı ı ş ı ı fel-
sefi boyuta ı ı olanak ı bu acizlik; "biçare
ı ortaya ğ felsefeden korkarl Daha ğ
onu temsil ğ inanan softalar, kendi acizliklerine uygun
bir ı imgesi çizerek, her türden ı ı ş ı
ı ş ı
Felsefeyi ğ ve felsefe sayesinde daha sistematik bir
ş gösteren ğ bilimler, ancak Kur'an'la ı ş so-
nuçlar ortaya koymamak ş "özgür" olurlar. Üretecek,
ürünlerini din egemenlerinin emrine verecek, ama ürünlerin
ğ olan felsefeyi, ı bilim ş ı ı felsefeleri ş ı ı
ifade edemeyeceklerdir. Bilirnin ş ı ı ı dinin ı ı
ı ş ve bu ı ı içinde ı ı Aksi tak-
dirde "büyük hatalara ı ı ı ş olur!
İ ı ğ ı içine ş ğ aczi daha da ş
rnek ı ı onun ı üne sahip ı
Prof. Seyyid Kutub'a da kulak vermeliyiz. Sosyal adalet ı ş ı
da her ş ı ı ğ ı İ So.ryal Adalet" ı ı
konumuzia ilgili ilginç itiraflarda bulunuyor Kutub:
"Biz yeryüzünde hangi din, hangi felsefe hangi medeni-
yecin sahipleri olursa olsun, hayat ı hepsinden daha
büyük bir mefkureye sahibiz. Çünkü, bizim mefkuremiz ha-
ı ı ı ı olan ı ı ı ı ı cümlelerin hemen
ı sanki az önceki sözler kendine ait ğ ş gibi
i'hepsinden büyük" ilan edilen bu mefkurenin, insan ürünü
felsefeye ş ı ı ğ ş ı vermeye ş
lar.
"Mademki bu ş ı bir fikir ı yapmak üze-
reyiz o halde ı ı ğ ı ı ve terk edece-
(SO) Prof. Seyyit Kutu b, İ Sos;•a/Adalet, s. 272.
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin ş 85
ğ ş tefrik edebilmeliyiz. Ta ki, ş ı ı ı ı ş ş
ş ı ş ve ı ş en küçük tehlikesi ol-.
mayan salim bir İ toplumun ı ı ı
bir ş Kuluçka devresinde, ş ı ve koruyucu imkan-
ı ğ suretiyle ş ı ı hayata ş ğ
bir ş misali; fikirlerinde, tekamül edinceye kadar en az böy-
le bir himayenin teminatma ı ı
İ bir fikir ı ı yeniden ş ı ı ğ do-
ı ı kendini ı iradesine ortak ı eyleminde,
özetle, ı ı bilimini ı felsefesine ş ı ı duvarlar
örmeliyiz demeye getirmektedir. 14. ı sonra, üstelik
ı kuruculuk ve ğ ğ biçare "kafirin" gücü
ş ı ı hala "kuluçka devresinden", ı olan ı ş
ş te" (?!) nelerin ı ı ı ğ ı ı ise "çok dikkatli"
olunarak ı ğ söz ediyor! Tabü burada
ı ş ş ı ı ı yaratma ı ı ş ı ı ğ ı çün-
kü söz konusu ı ı nelerin ı ı nelerin engel-
ğ sorunundan ibaret ğ özellikle belirtilmeli.
"Müsbet ilimlerden, ı ı ve maddi hayattaki
semerelerinden ı ı ş ı hiçbir tereddüt ve ş
göstermeden istifade etmeliyiz.
Hayat ve ı ş ı fikirlerin tefsiri ma-
hiyetinde olan felsefe; ş tefsiri ı edebiyat, ı
tahlil ve tespitinden bahseden tarih, fert ve toplum ı
alaka ve münasebetleri ı ş ilminden ı
büyük bir dikkat ve itina göstermemiz icap eder. ı her
cüz'ünde müsbet ilimlerden istifade etmek hiçbir suretle bize
eza vermez. Fakat, ı küllü tefsiri eza verir. Zira, bu tef-
sir, mefkuremiz ı ş ı bir fikri 'idea' üzerinde kaimdir. Ke-
za, hayat ve kainat için İ ı ğ tefsir ile ı ş ha-
lindedir. Bunun neticesi olarak bizleri İ ı yolundan aksi
bir yola sevk eder ki, bu yol, ş ı ı içinde belala-
(St) Prof. Seyyit Kutu b, İ Sosyal Adalet, s. 275.
86 İ ve Bilim
ı ş ğ yoldur."<
52
)
basitten ş ı ğ ı
de, nakta ş bilimin sonuç ürün-
erini tered üt ve ş göstermeden alaci k ama onun
nedeni ve sonucu olan fikir eri redôeôece ! ğ
tam ir öylü ı ğ ı ile ş ı ş ı ı Oturup İ
yet'in niye ı ş ı ı ğ ı sorununa ı ı ğ
"kafirlerden" neyi ı neyi ğ ı ı ı ı ı
Aksi de ı çünkü ğ ı yapmaya ı ğ ı o
ğ ve ğ ş bir sürü ş övgü
ı ğ ı ş ı "biçare insan" bilinci ş ı ı aczi nede-
niyle içinden ı ı bir ş içine ş
"Denilebilir ki durum böyle olunca müsbet ilimler biza-
tihi emniyetli ğ Çünkü bu ilimler garp ş siste-
minden ı olarak mütalaa edilemez" sözleri ile ifade ğ
temel ğ ş ı ı uyduruk bir savunma ı
örmeye yönelir: "Tecrübi sistem, akli ve ruhi felsefenin ı ş ı
da muayyen ı bir felsefe zemini üzerinde ş Ku-
tub'un ş ı ı ı genelde bilim ı ğ ı ı ı tipik bir
aldatmaca ğ vurgu yapmakla yetinelim.
Sözkonusu bu ı muayyen felsefe"nin ne ğ da
belirsizdir. Ama amaç, belirsizlikler ı içinde ş
ı olunca bu ş ı ı ı ı ı ğ ı da ı Ger-
çekte ise felsefe, bilimsel ş ve ş ı üzerinde bi-
çimlenirken, ı zamanda onun ş ı ı ş
rur, ufkunu ş ki burada ı bir bütünlük
söz konusudur. Bu ğ somut düzeyde gözleneme-
ğ tek tek olgular, ğ ğ ş Felsefi ş ko-
ş ı ı ğ noktada, bilim de ş ve bunun
en somut ğ İ tarihinde görülür. Orada bilimin pra-
tik ürünleri, dinsel ş ı ı ş ş geleme-
ğ ı ı öncelikle bilime ğ onun üzerinde ş
felsefeye ş
(52) Prof. ı Kutub, İ Sos;•al Adalet, s. 275-276.
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin ş 87
Özetle, felsefi ş ş ı ı ı bilimin
ş ş da ortadan kalkacak ve var olan haliyle İ
lami topraklardan göç edecektir. İ ş bu ğ bilincinde
olan Kutub, Gazzali'den bir ı ileri giderek: Ş halde
müsbet ilirolerin ı ı (tesir ğ ve kendisinin müteesir
ğ felsefesinin de bir ı ı ı ı ı demektir. Fazla
olarak bilimin tatbiki neticelerinin maddi ı ı geçim
ı ve servet tevzünde tesiri çoktur. Hayatta az da olsa
ı ı bulunmayan ı ı keza, az da olsa faideli ta-
ı olmayan ı ş hiçbir ş yoktur"(
53
) ı ı ile tipik
bir köylü ı ğ ı sergiler.
Gerçekte O, bilimin ı ı ğ günümüz ş
ı Gazzali'nin prototipidir; ı fark da ş bu
ğ ı ı ğ ı ş ı ideolojik-ahlaki ı ı ko-
rumak ğ bilimi, ı ı içeri ı ı geçen yüz-
ı ı ı vuran ş bir hayal ğ gören Kutub;
"Bilimin ürünlerine ğ ı ı ı getirelim ve bu
sayede ı kültürel-ideolojik ş ı ş ı İ ı
yeniden yükseltmenin ş ı olsun", diyerek yeni bir sa-
vunma ı ş
Bu yolla "Allah ilmi" ni, "biçare insan" biliminin ezici üs-
ğ ğ ı Oysa bu yolla bi-
lim yine ş çünkü ş bir kafa ı ı bir bilimsel
atmosfer sorunudur; her ş Allah'tan ğ ı ı
ı bilimsel ş ve birikim de elde edile-
mez. Üstelik Kutub'un ı ı ı dikkatle ş ı ğ ı
ı onun bilimden daha çok teknolojiyi, yani onun pratik
ürünlerini, ğ ı ı giren, üretimi ı elle tu-
tulur olan ı ı ğ görüyoruz. O'na göre bu
ı ı bile İ ı ı ancak bundan ı kalma-
ı ı ı çoktur. O yüzden ı ı
çok olan yol, yani "Allah ilmi"nin aciz ı "gavurun" ürünü
olan 'bilim' ı ancak ı ğ denetlerup
(53) Prof. Seyyit Kutub, İ Sosyal A dalet, s. 276.
88 İ ve Bilim
"\ ı ı ı Nitekim ş yazar:
(. İ semerelerini (meyvelerini) ı bahçelerinden
toplamak, Islam ruhuna ı ı ğ Ancak, felsefe, edebi-
yat, tarih ve ş ilimlerini ve buna tabi terbiye (pedagoji) dü-
ş ve ş sistemlerini külli tesirlerden emin ı ı ve
bütün ı İ esaslara göre bina etmemiz ş ı


§
1
ı ı ş ı ğ ı ğ ş bir
N
1
ş ı ş ı ş ı
İ sentezcilerinin inisiyatifinde ülkemizde de ha-
yata geçirilen ve giderek toplumun ı ı ı ve ğ ş ı di-
namiklerini tahrip edecek olan ğ ı ı bilim ve
evrensel ahlak ş ı ı ı bir acizlik ğ Ku-
tub'un ğ ı dinleyelim:
Ş takdirde kainat, hayat ve insan ı en ı
İ fikrin ş ı için bizlere vacip olan ş garp
felsefesinin ve ona ğ ı ahlak prensiplerinin liselerimizde
mutlak surette ı ı Üniversitelerin son ı ı ı
ve felsefe bölümünde ilk iki seneden sonra ancak okutulma-
ı ı Fakat önce hakiki manada İ bir tedrisat takip edi-
lerek İ ı ş ve İ felsefesi olarak
isimlendirilmelidir.
Talebenin nefislerinde ve zihinlerinde kainat, hayat ve
insan, hayr ve ş amel ve ş ı ı ğ ı (ceza) ... gibi felsefi sahada
İ ı ı İ ruh ve fikrine uygun sabit
esaslar tekevvün ğ vakit, garp felsefesini üniversitenin son
ı ı ı okutabiliriz. Klasik Yunan (Grek) felsefesini ve İ
lam felsefesi üzerindeki akislerini, Avrupa ve ı
modern felsefe ş her merhalede bunlarla İ fel-
sefesi ı muvazene ve ı ı ı ı mukayeseli
bir ş ı ş ve mücadeleye ı ı son-
ra) tesiri ş ve ı ğ sadece fikir ve zihinlerine
ı kalmak suretiyle, ı felsefe ğ
okutmakta beis yoktur. Ta ki, ğ ı ı
(5
4
) Prof. ı Kutub, İ Sosyal Adalet, s. 276.
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin İ ş 89
(kök) ş sistemine ı ı
Yani felsefe ğ bile, ancak "yeterince ş
ve mücadeleye" ı ı gerçek anlamda irdelemeleri-
ni engelleyecek bir bilinç tahribatma ğ ı ı ve her ha-
lükarda reddedecek denli ş ı ı ı sonra ı felse-
fesi ile ş ı ş O da ı felsefe ğ
rine", ı ı ı ş ve ı ı ı olarak verilecek!! Bu zihniyetin ül-
kemizdeki ı ı ı 12 Eylül darbesinin orta ğ
timde felsefe ve ı derslerini seçmeli yaparken din ders-
lerini zorunlu ı ı da somut olarak görülür. Sözde
sürekli küçümserren felsefeden bunca korkunun ı bir aciz-
lik göstergesi ğ ve toplumu daha rahat gütmek ı
ş ı ı ğ ı ı ı
· Kutup'dan tekrar M. ı dönelim ve onun, İ ı
bilim ş ı ı ı ı ı ğ ş ş
ğ ı oyununu görelim:
"Özellikle İ ı konu ğ ilim-din mürra-
seberi ile ilim ı alemi münasebeti ı bir ı
yapmak gerekiyor. İ ı tevhit ı ı bir ğ olarak,
ulema ı ı ı iman nokta-i ı ruhani bir yetkiye sahip
ı ş ı Bunun içindir ki, ı görülen din-ilim ı ş ı
İ ı gün ı ş ı ğ ı ı ı ş ı ı Katalik dünya-
ı söz gelimi, kilise-ilim ı ı ş ı din-ilim ı ş ı
ş ğ mecburiyerinde idi, çünkü kilisenin
ğ dindi. Bundan ı ı ilim ı daima 'acaba
din ne der' sorusunu ğ 'acaba kilise ne der' sorusunu sor-
ş İ ı ş insanlar ı idare edilen bir mües-
seseye göre kendini ı vahiy olan bir metne göre
kendini ı birbirinden oldukça ı ş


İ ı kendini "vahiy"e göre ı ile bir karar or-
ı göre ı ı fark ı için arada ı
ı ı gerekir. Oysaki, ı bilimin ş ı ı ı
C
5
5) Prof. ı Kutu b, İ SoS)•ai Adalet, s. 279-280.
(56) M. ı İ ve İ ş Bkz. ishm Üzerine Dtitiinceler, s. 93.
90 İ ve Bilim
tan ı İ (dini) ı ğ ı ta kendisidir. Bu noktada
din ı ı ı ş ı ile din-bilim ı ş ı aça-
ı ı ı ş ı ı tamamen yap ı Üstelik
ı ı düzeyinde bir ş söz konusu ğ
de İ toplum düzeninde de ı kesinlikle dine uy-
gun verilmesini belirleyen ş ayetullah, fetva vb.
ı ı ğ ı ı ı
Yani İ ı siyaset, bilimi ve her türden çaba ı din ş ı
ı özgür ı ı aksine her alanda ı ı beter
bir cendere içinde tutuyor. Üstelik, günlük hayata her alanda
müdahale, ı ı ğ ı özü ğ ı kilisenin
keyfiyerine ı ş İ ı bir özellik ş ı
Örneklersek; Kur'an, ı ı ı ı insanlara korku vermek
için" ı ğ söylüyorsa, ş düzeninde bir bi-
lim ı "ben öyle bir alet buldum ki, ı kimsenin ı ı
ı ı gerek yok" diye ortaya ı ı ı ğ ı
takdirde o bir "kafir" olur. Muhammed'in, ı ı
ı ı ı onunla ı yola getirir" hadisine ş ı ı bi-
risi ı da, ı ı son ğ derse, o, Al-
ı ı ı ı elinden alan bir "kafir" olur vb. Bu noktada
yinelemeliyiz ki İ temelde ı ı bir ı
bile ğ Çünkü o da bir dindir ve her din gibi tüm
olay ve ı ı ı keyfiyerine ğ daha en ş
tan bilim ş ı ı ı
M. ı ı ğ bir ı ı ş "Mademki alem yara-
ı ı ş ı o halde, o zorunlu ı ş ğ bir var-
ı ğ Böyle olsayd1 ne olurdu? O zaman bilimin apriori
olarak ı ğ gibi bir durum ortaya ı ı Oysa
bilim, mahiyeti ğ esasta tecrübi olmak ı Ger-
çi ı apriori bilgiyi de imkan dahilinde ğ söyle-
nebilir. Fakat kabul etmek ı ki, ı bilgi elde
etmek için ş ğ ı yol, tecrübe yoludur, yani endüktif
yoldur."(S?)
(S7) M. ı İ ve İ ş Bkz. İ ı Üzerine Dü,riinceler, s. 79-80.
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin ş 91
Aleni bir ı ile daha ş ı ş ı ı ı ı id-
ı ı aksine Kur'an -ve tüm dinler- bilimin apriori olarak,
-Türkçesi tecrübeden ğ ı ı olarak, tecrübeden önce, zi-
hinsel öncel olarak- ı ı "ihsan edilen" bir ı
ı ğ ş Önceden ı ğ ı ı ayetler-
de de bu durum çok net belirtilir. Bilim, Kur'an'a göre ı ta-
ı ğ kimselere "verilen"dir (Mücadele-11); isten-
ğ zaman geri ı ı kimisine çok verilir, kimisine hiç veril-
mez; böyleleri Allah yolundan ı ğ ı için "kalpleri ı ı
(Rum-59), "kalplerini köreltir" (Hac-46), üstüne "perde örter",
"mühürler" ğ ayetler). Muhammed'e ise "Allah'a ait" olan
"ilim" tümüyle ş çünkü o "en sevgili" kul'udur!
ğ gibi Kur'an, "apriori bilgiyi de imkan dahilin-
de" görmekle yetinmeyip, bilginin ğ ı ı tamamen aprio-
ri ğ ş Aksine bir ş ı ı ğ
men, onun ı ş ı bir bilgi sürecinden söz etmek ı
gelir ki, Kur'an'a göre ı Çünkü Kur'an'a göre ilimle
-ve ğ her ş iman ı ğ ğ ı ı ı
Allah ı en iyi kullara "ihsan eder", çünkü onlar ı ı
ve ı ı Üstelik, ı ı ı ı ğ ı ı ğ ı
ayetler de böyle bir yoruma ş ı aksine, bilgiyi
elde etmenin yolunun ı ı ı ğ kesin
ifadeleridir:
Alak-1 -S'te, "Ey Muhammed, Yaratan, ı ı ı ş ı ş
kandan yaratan Rabbinin ı oku! Oku! IGlemle ğ
insana ğ bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibi-
dir"; Bakara 31-32'de ise, "Ve Adem'e bütün isimleri ğ
sonra ş ı meleklere gösterdi, ğ sözünüzde samimi ise-
niz ı isimlerini bana söyleyin' dedi. Cevap verdiler.
'Sen münezzehsin, ğ ğ ş bizim bir bilgimiz
yoktur. Ş sen hem bilensin hem hakimsin' ... "
ğ gibi Kur'an'a göre "insana ğ bildi-
ren" ı ı ve O'nun ğ ğ ş bizim
bir bilgimiz yoktur." Zaten Kur'an ş ı ı ş Kur'an'a
yamamaya ı ş ı ğ ı paragraftan bir paragraf sonra, Deizm'e
92 İ ve Bilim
ş ı ı ı ı ı kendisi de, "bu takdirde Kur'an'
ı tefekkür ile ilgili, ğ ile ilgili, ibadet ile ilgili ayetlerinin
hiçbir ı ı Böyle bir ı ş içinde ilim ve iman
münasebeti asla ı diyerek, ı ı ı
alenen ı
Neresinden ele ı ı "fakat kabul etmek zorun-
ı ki, ı bilgi elde etmek için ş ğ ı yol
tecrübe yoludur" derken M. ı kendi öznel ı ı ı
ı yerine geçirmekte, kendini Allah'a ortak ş
ı ğ ğ "kader"e ı ı toplumsal ğ ile
bilgi ş ı ş M. ı da ı bu du-
ruma uydurmak için ş konumuna ş dünya-
da demagog, ahirette cehennemlik ı
Geçmeden, bilimin elde ş ş ı ı
ğ ı ı sergileyen birkaç ayet daha ı Enbiya-79'da, "Sü-
leyman'a bu meselenin hükmünü ş her birine hü-
küm ve ilim verdik ... Enbiya-SO'de "O'na sizi ş korumak
için ı yapma ı ı ğ ı ş misiniz?"
diyen Allah ı ı ğ sonucu olarak Muhammed, bi-
limsel ı ş ı ş ğ tam aksine, "Ey Rabbim,
bana ş ı hakikat ve mahiyeti ı bilgi ver!" (Hadis)
diye dua eder.
ı "ilim" diye ğ dinsel bilgi de böyledir; edi-
)
nilmez, verilir. En'am -125, "Allah kimi ğ yola koymak
isterse onun kalbini İ açar, 'mi_. e ı ister-
?;,, göife ş gibi, kalbin\. da<. ve ı ı ı Al-
\r fah böylece ı küfür ı ğ ı ı ı Kur'an,
ğ gelecek ı ı da yasaklar, niyetleme-
yi ve Allah'tan dilemeyi, ı önerir (K.ehf-23-24): "Her-
hangi bir ş için ı dilemesi ı ş ı 'ben ı onu
ğ ı deme'. ğ zaman Rabbini an ve ş de,
'umulur ki Rabbim beni ğ daha ı olana ş ... "
ğ ve deney birikimine ş ı olarak da Kur'an, Nur-34'te,
"Ant olsun ki, size ı ayetler, sizden önce geçenlerden
misal ve ı ğ indirdik" der. Keza Mü'minun-43'
Felsefi Düzeyde Bilim İ Dinin ş 93
te, "Hiçbir ümmet kendi süresini ne ş ı ve ne
de geciktirebilir" diyerek, ı ve toplumsal iradenin ya! a-
ı ı gücünü reddeder.
ğ gibi bu ı her ş ı önceden ve
keyfi olarak ş Çünkü Allah vermedikçe, yeni tek-
nikler üretmek, tarihten dersler ı ş egemen ol-
mak, süreci ğ ş mümkün ğ Ahzab-63'te de, "Ey
Muhammed, insanlar senden ı zamarum soruyorlar; de
ki, 'onun bilgisi ancak Allah ı ı ne bilirsin, belki de za-
ı ı ı ... " der. Benzeri ş ı tüm ğ ı için
geçerlidir; oysa ı evrenin, dünyada ş ı hava duru-
munun vb. vb. ı ğ ı ş bilgisini Allah'a ğ elde ş
ve her geçen gün yenilerini elde etmektedir.
V. Bölüm
KUR'AN'A GöRE İ Ş
Bundan sonraki bölümlerde bilim-din ş ı ı ğ ı ı ı ı
larda, İ ı ğ bir ş istismar edilen tek tek so-
mut örneklerde göstermeye ş ğ ı Böylece dinin bilim
verilerine uygun ğ yollu ı söylemin tümüyle derna-
gojik olan ğ de ş ğ ı
İ evrenin ş ş dinsel ı
dan ş
ğ gibi dinsel ı ş ı ı ı ş ı ı ı ilk de-
fa ve kendi içinde en ı biçimde sistemarize eden kitap,
ı Sonraki ı tümü bu söylenceyi ı ifade-
ler ve küçük ğ ş tekrar etmekten ş bir ş yap-
ı ş ı Kur'an'da ifade ş biçimi ise Tevrat'taki iç
ı ı da yoksun adeta, ı ı ı sure ya-
ı ı ı ı ı ı ı ürünü olarak, daha da sorun-
lu ve ğ ı Zaten, bu ğ ı ı ı ş var-
ı ı ı Kur'an'daki ifadeleriyle oynanarak, din ı ş ı bilimsel
ş ı elde edilen bilgilerle paralellikler kurulmaya ı
ş ı ı Bu ş ı ş ğ takip eden sayfa-
larda ı ı ı ğ Ş öncelikle, ı ı temel
ğ ı özetleyerek, ona ş gerçekleri ğ
Tevrat'a göre ı evreni ve içindekileri ı günde ya-
ı ş ı
96 İ ve Bilim
İ ğ ve yeri ı Yer ı ve ş idi.
Ve ı dedi: ı ş ı olsun' ve ı ş ı oldu. ı ı ş ı ğ ı güzel
ğ gördü, ı ı ğ ı ı ı ı ı ı ı ğ
gündüz, ı ise gece ı ı verdi. Bir ş bir sabah
oldu. Birinci gün.
ı dedi: ı ı bir kubbe olsun ve ı
sulardan ı ı ve böyle oldu. ı gökkubbesinin ı
kalan ı üstünde kalan sulardan ı ş ğ ı ı ı
ve kubbeyi gök diye ı ı Bir ş ve bir sabah oldu.
İ gün.
ı dedi: 'Yer, ş ş otlar türlerine
göre tohum ş ı ı ğ türlerine göre ı ı ihtiva
eden meyveler versin'. Ve ı bunun güzel ğ gör-
dü. Bir ş bir sabah oldu. Üçüncü gün.
ı dedi: 'Gökkubbesinde, gündüzlerle geceyi ı
için ı ş ı ı ı ı olsun, bayramlar için ğ gibi senderin
günleri için de ş olmaya ı Ve böyle oldu. ı
iki büyük ı ş ı ı ı ı ı gündüzün gücü olarak büyük ı
ı ı gecenin gücü olarak küçük ı ı ı ve öbür ı ı ı Tan-
ı yeryüzünü ı için, gündüzü ve geceyi yönetmek
ve ı ı ı ı ı için, ı gökkubbesine
ş Ve ı bunun güzel ğ gördü. Bir ş
bir sabah oldu. Dördüncü gün.
Ve ı dedi: 'Sular ı ı ı sürüleriyle kay-
ş ı ve yerin üstünde, gökler kubbesinin yüzünde ş
uçsunlar' ve ı büyük deniz ı ı ve ı ken-
dileriyle ş ı ğ ı cinslerine göre hareket eden her ı mah-
luku ve cinsine göre ı ş ı ve ı iyi ğ
nu gördü ... ş gün.
Ve ı dedi: 'Yer, cinslerine göre ı ı ı
ğ ı ı ve sürünen ş ve cinslerine göre yerin ı ı
ı ı Ve böyle oldu ... Ve ı dedi: 'suretimizde, benze-
ş göre insan ı ve denizin ı ı ı ve göklerin
ş ı ve ı ğ ı ve bütün yeryüzüne hakim olsun. Ve
ı kendi suretinde ı ı erkek ve ş ı Ve
Kur'an'a Göre Evrenin ı ı ş ı 97
ı ı mübarek ı ı ı ı gün.
Böylece gökler ve yer ve ı bütün ı tamam-
ı Ve ı ı ğ ı ş yedinci günde bitirdi ve ı ğ ı bü-
tün ş yedinci günde istirahat etti ... ı
ı da ğ gibi bu ı bütünüyle ı ş ı
ı Söz konusu dinsel rivayet; ş ı (4. gün)
gündüz ve gecenin ı ı ğ ı (l.gün) uzayda gündüz ve ge-
cenin var ğ dünyadan önce ı ı ğ ı ğ ı
ikiye ı bir ş ğ ı ı olarak görülmesi; ş
önce bitkilerini ş ş Dünya'dan sonra "yara-
ı ı ğ ı ş ı yer ı ı önce ı ı ğ ı gibi bi-
limsel gerçeklere alenen ters ş ifadeler içermektedir. An-
cak konumuz Tevrat ı ğ ı bu kadar ı ge-
ı
Bu rivayeti MS. 6. ı Arabistan ş ı ı
ı ğ ı haliyle yineleyen Kur'an'da da ı bilim ş ı ı öz söz
konusudur. Nitekim, Kur'an, pek çok ayette de ğ
gibi Secde-4'te, "gökleri, yeri ve ikisinin ı ı
ı günde yaratan, sonra ş hükmeden ı diyerek te-
melini Tevrat'tan ı ğ ı ı ortaya koyar.
Ancak ı ı ş ı ı ı yindeyen ı bi-
limsel göstermek ı olan İ ı özellikle de Bu-
caille,(*) demagoji yaparak okuyucunun bilincini ı
ı ş öteye geçerniyorlar. Tevrat ve İ ş
ken, yer yer ı ı ş sorununa bilimsel bir ahlak
çerçevesinde yorum getiren Bucaille bile, Kur'an söz konusu
olunca, gerçekleri tersyüz etmeye ı ş ı
Bucaille, öncelikle Kur'an'da geçen "gün"ün Tevrat'taki
"gün" ı ğ ı ı "uzun seyirler" ı ı ı ğ ı ı is-
patlamaya, bu kadarla da ı devamla, "gün" ğ
{58) Aktaran, Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı ı Ken'm ve Bilim, s. 46-51.
(") Bundan sonraki bölümlerde ı ı Kur'an ve kimi yorum ı sonradan Müs-
lüman olan bu ilginç ı 'Tevrat, İ ı Kerim ve Bilim" ı ı ı esas ğ ı
Böyle ı ı nedeni, tek tek ı özgülünde bilim ile Kur'an ı ş so-
rununa yönelik ğ ı en derli toplu, en "mahir" ve görece ciddi bir kaynak olma-
ı ı
98 İ ve Bilim
nü "günler" olarak ğ ekiyle ele alarak ş ı
Belli ş ı İ otoritelerinin Kur'an'daki ğ bilim-
ı ş ı özüne uygun olarak ı ı bilinmektedir. Buna
ş ı ı Bucaille, "Kur'an mealieri ve tefsirleri içerisinde 'gün-
ler' kelimesinin gerçekte, 'devirler' ı ğ dikkat
çekenler oldukça az"<
59
) olmakla birlikte, var ğ söyle-
mektedir.
Yine devamla, İ ı ğ ş ı ı ı gün inan-
ı ğ cephe almak ı diyerek, nesnel olarak
Kur'an ı ı duruma göre ı ğ ı izlenimi verirken,
özürü kabahacinden büyük bir ş ı sergilemektedir.
Bu ğ "Normal olarak 'yevm' kelimesini 'gün' ş
linde tercüme ğ mütercimler ı ... Bu kelime-
nin en ı ı 'gün'dür. Fakat, belirtmemiz gerekir ki o,
ş ı ş ı ile ertesi ı ş ı ı zaman sürecinden zi-
yade, gündüz ı ı ğ ı ı ifade eder"(GO) diye ı Bucaille.
Burada çevirmenlerin "yevm"i "gün" olarak çevirmesi
konusunda ş ı ı en küçük bir maddi temeli
ı ğ ı ı çünkü bunun "en ı anlam" ı gerçek
anlam ğ ı ı çizelim. Keza "gün"ün, "gündüz"den
ı olarak ş ğ ş ertesi ğ ş kadarki
ı ifade ğ ve ı böylesi noktalarda hiç ı
ı ı çekmeyen zengin dillerden ğ belirtelim. Yazar
"gün"ü "günler"e çevirip ona da ı anlamlar yükleme yo-
luna gidiyor:
ğ olan 'eyyam' ise 'günler' ı gelmekle bir-
likte ı uzun süre, ş -fakat yine uzun bir-
zaman devresi ı da ı Kelimenin 'zaman
devresi' ı ı ş yerinde de ı Ör-
ğ
"(Secde-5) sonra sizin ı ğ ı ı ı bin ı kadar
tutan bir gün ı tamamen ş olan uzun bir za-
(59) Aktaran, 11aurice Bucaille, Tevrat, İ l0tr'an-t Keri111 ve Bili111, s. 201.
(60) A.g.e., s. 202.
Kur'an'a Göre Evrenin ı ı ş ı 99
man devresini ı ı ş ı ı normal
olarak bilmeyen çok eski müfessirlerin de dikkatini ş ..
Astronomi ilmi ı Yer' in ş ı göre belir-
lenen gün ı ı bilmesi mümkün olmayan İ 16. yüz-
yllda ş ı ş olan Ebu's-suud, yaratma konusunda bizim ı ş
ı ğ 'günler' ş bölmeler yerine (Arapça
nevbat denen) 'devreler'in söz konusu ı ğ dü-
ş
ğ ş tefsirciler, ı yorumu tekrar ele ı Yusuf
Ali, (1934) ı ı ş ı bahseden bütün ayetlerin
tefsirinde ş yerlerde 'günler' diye ı eyyam ke-
limesinin gerçekte 'uzun devreler', ğ manasma ı
ı ğ üzerinde ı eder.
· Ş halde ı ı ı ş ı hususunda ı
6 ı ile ifade ğ uzun zaman devrelerini göz önünde
ğ kabul edilebilir. Ş yok ki; ğ ş bilim,
ı ş sonuçlanan ş ı sürecin ş dev-
relerinin ı devre ğ iyice ortaya ş ğ Fa-
kat, bizim ğ günlerin ı hiçbir ğ ifade
ğ çok uzun zaman devrelerinin söz konusu ğ
nu kesinlikle ispat ş

ı ı
Sözcüklerin ı onca oynayan Bucaille, belli ki bu
yolla İ ı ı ı ı ğ ı ş ğ ğ ve
hiç olmazsa ı ı gün" ı ı ı ş ı yükün-
den ğ ı ı Eh, bunca büyük bir ı
ı ş objektif görünüm vermek ğ ı devre"nin
henüz bilirnce ortaya ş ğ ı ı görmezden
gelerek, "gün"ii önce "günler" sonra da ğ ı na-
ı ğ ı
Seede-S'in ı ş "Gökten yere kadar olan bütün
ş Allah düzenler, sonra, ş -sizin ı göre bin
ı kadar tutan- bir gün içinde O'na yükselir."
ğ gibi burada "gün" ğ bilinen 'gün'den
(61) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Kerim ve Bilim, s. 202-203.
100 İ ve Bilim
ı anlamda, "gökten yere kadar olan ş bütün
ş tekrar Allah'a yükselme" süreci ı ı
ta, bunun ise, bin ı kadar tutan bir zamana tekabül ğ be-
lirtilmektedir. Yani burada günden söz ğ daha da
ı ı hemen ı ayette "her ş ı günde ı
ı ğ ı ifadesindeki "gün"den ı ve ı özel olarak ı
lanan bir "gün" söz konusudur. Bu "gün"ün süresi "bin ı
kadar olup ı da ş Allah'a geriye ş sürecidir.
Özetle Bucaille'in yaratmaya ı ş ı ğ ı ı ı ğ yer yoktur.
Meariç-4'teki ş de ı ş Bucaille'in ı ı ka-
ı ı Ayetin ı ş "Melekler ve Ceb-
rail, ı elli bin ı olan o derecelere bir günde yükselir-
ler." Görülüyor ki burada da "gün", meleklerin ı elli
bin ı olan derecelere" veya "elli bin ı süren bir zaman dev-
resine" bir günde ş ğ ı ş
tir. Yani meleklerin insanlardan üstün nitelikleri ı ş
ı Ve burada da ı anlamda ı ı ş olan "gün"e he-
men ayet içinde ı ı ş
Yani evren ve ı ı ı ı ş sürecinde, sözlük an-
ı günden ı muhtevada ı ı ğ ı ı ı
ki, Seede-S'te "bin ı Meariç-4'te ise "elli bin ı ı
daki "gün" ğ hemen ayet içinde çok net bir ı ı
ş ı anlamda ı ı ğ ı bu iki özel durumda
"gün" ğ ı hemen ı ı getirme ı ı
ğ ı gösteren ı onlarca yerde ı ğ ı ı ı ş ı
"gün"lerine böylesi ek ı getirme ğ ı
oradaki "gün"lerin gerçek ı ı ı ğ ı ı ş gö-
türmeyecek biçimde ortaya ı
Özetle; söz konusu üç konuda "gün"ler ı nitelik
ı mevcuttur ve ı ı birbirlerine böyle ı ş ı
bilmek için, Bucaille gibi, ı ş ı bir ı bilime uy-
durmaya ı ş bilim ğ ı ı davranan bir insan ol-
ı gerekir.
Üstelik ı ş ı bilime uydurmak ı ı
alenen tahrif edilmesidir. ı tüm ı ı ş masal-
Kur'an'a Göre Evrenin ı ı ş ı 101
ı kendini ı ğ vuran evrim ş ı ı ğ "Gökleri ve
yeri yoktan vareden ı O bir ş ı ı dilerse, ona.
ancak 'ol' der ve olur" (Bakara-117) ş de çok ı ı
Bu nitelik "gün" ğ ı ı ş amaçla-
yan tüm demagojilerin ı ı yerden kesecek denli, be-
lirleyici öneme sahiptir. Nahl-40'ta da, "bir ş ı ı is-
ğ zaman sözümüz sadece 'ol' dememizdir ve hemen
olur" ş ı ğ ı gibi, ı ı ğ ı oldukça
basit ve nettir. Onun ı ş ı yüz milyonlarca ı ı olu-
ş ve belli maddi ş ğ ı olarak nicel birikimle-
rin nitel ş yer yoktur. O "ol" der ve hemen olur!
Bu ı çerçevesinde biraz daha ilerleyelim: Onun "ya-
ı ş ı ı ı gün" esprisi bile, zaman olarak günlerin tü-
münü kapsayan bir olay ğ Sonuç olarak ı güne ya-
ı bu ı her gününde, ı karar verilen olgular
için "ol" denilmesiyle "hemen oluvermesi" için yeterli ı
ı süresi söz konusudur. Yani ı ı
için, sabahtan ş veya 24 saat süren bir ı ş bir
emek harcamaya gerek yoktur. Onun, ı zaman ge-
rektirmez. Allah "yer olsun" der ve yer "hemen olur", "gök-
ler yedi kat olarak ı der, o da "hemen olur"; ş
ı gerçek ı ğ ı budur. Tam bir ı ğ
ile ş ı ş ı ı yani. Bir farkla ki, ş ı ı duran göz
ı basit ı ğ "göklerin yerin ve ikisinin ara-
ı her ş ı ı gibi devasa bir maddi gerçeklik-
tir. V e ş ı güne ı bu ı ı ş sürecinde
Allah, gördüklerimizin tümü için, hem de ğ gökteki
her ı ı için bir sefer olarak ğ hepsine bir kerede olmak
üzere, gün gün "ol" diyor ve onlar da "hemen oluveriyor"lar!
Gerek ş kadar gerek ş sonra, salt İ ı
ı yorum ve ı ı tek tek çürütecek olan bu
ı ı ı olarak ı ı çizmeliyiz ki, Kur'an'
da süreç içinde ş yani evrim ı yer
il"Ke insan ı etkin bir yere İ si re uygun bir an-
ı ş sahiptir. Her ş çok basit ve göz ı açana kadar
102 İ ve Bilim
ş Büyük Rabb, ı karar ğ ş "ol"
der ve o da "hemen oluverir". Ne ilginçtir ki Bucaille, Kqr'-
ı bu ı ğ ı özenle habersiz görünerek, sadece bi-
limsel gerçekiere gönderme ı olanak verebilecek ayet
ı -o da ı bütününden kopararak- dört
elle ı ı ı ş durur.
Yüz binlerce ı ı ı tarihinin ş ı ğ ı noktada bi-
lim, ğ ve toplum tarihinin belli temel yasalara uygun bir
ş ğ ı hiçbir ş yer ı
biçimde ş "Evrimin kökenini ve itici gücünü ı
layan ş ı ı ğ ve ş ı ı ı tüm niceliksel de-
ğ ş sürekli ve ı ı olarak niteliksel ğ ş
ş ğ ı nicelikten ğ ş ı böy-
lesi temel evrensel ı Bu yasalar bir bitki ş ı
bir toplum ş ı bir ş ğ ş ı bir ı
ı ş ı kadar tüm evrensel ş ı ş
ğ ı
Yani bilim ı ğ bir gücün bir ş 'ol'
demesiyle oluveren 'hikmet'lere yer yoktur. Böyle ş ya ço-
cuk ı ya da din ı ı Bilim bir-
denbire, nedensiz, birikimsiz oluveren ş kabul etmez.
İ birdenbire ş gibi görünen, öyle ı ş
rin bile çok uzun bir nicel birikimin sonucu ğ temel
ı Nitekim Bucaille de ğ böylesi ı kalma-
dan önceki bilgilerinden hareketle ı ş salt bitki
örtüsünün ortaya ı ı ilk ı yeryüzünde görün-
mesine kadarki süre bile yüz milyonlarca ı ğ ğ
belirtmekten kendini ı CG
3
)
Dünyada bitki örtüsünün ş ı ş
ı kadar yüz milyonlarca ı ğ daha ötesi evrenin,
(') Yine hiçbir ş yoktan var olup vardan yok ğ ı sadece ş ğ ı ı ı
yeni ş ı ancak ı mümkün ı maddi ş ı ş ile ş ğ
ı ı en güçlü öznel iradelerin bile ş ş ş için gerekli nesnel
ş ğ ı ı ı ı
(62) Orhan ğ Felsefe ğ s. 457.
(63) A.g.e, s. 54.
. Kur'an'a Göre Evrenin ı ı ş ı 103
içinde yer ı ğ ı ı ş sisteminin, giderek ı olu-
ş ve ş hale gelmesinin milyarlarca ı ı ğ ı bir .
bilimsel gerçekliktir. Bucaille'nin ı ı ş geçen "gün"lerin
"uzun zaman" ı geldikleri yollu ı bu gerçeklik
ş ı ı çok ı ı Çünkü Seede-S'teki "bin
ı Meariç-4'teki "elli bin ı ı "gün"lerin, "ya-
ı ı ş ı gün"ün "gün"lerine ı ı ğ bir
an kabul etsek bile, evrenin bilimsel ş sürecinin uzan-
ı ğ ı milyarlarca ı ğ ş ı ı bu ı safsara ol-
maktan öte anlam ş ı ı Yani Bucaille "gün"ü "gün-
ler" ve "devirler" diye tahrif etse bile, ı gün-devir" espri-
sinin bilimle ş ı ı ı
Kur'an'da "gün"ün genel olarak bin ı yerine ı ı ğ ı
ı gelebilecek bir tek ayet ı Bucaille'in gözünden
kaçan Hac suresinin bu 4 7. ayetinde; "Senden ş ı acele
azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla ı
Rabbinin ı bir gün, ı ı ı bin ı gibidir" ...
denilmektedir. Bu ayetin de arka ı ı evrenin olu-
ş bilimsel ğ ş ı ı Hac-47'de,
ı Tevrat'tan alarak ğ ı inanmayan
kavimlerin selle, ı ı ı depremle yok ğ ı o
dönem Arap ı ı ı yetmeyince, gücünü
gösteremeyen ı ı yani yine özel bir gereksinimin ifade-
si olarak, "Rabbinin ı bir gün; ı ı ı bin
gibidir" denilerek, tehdidi tarihe yayma yoluna ı ş
ı ı ki insanlarla ş ve on ara ş ,.;'er ş
kendisinin ı ğ ı ı iddia eden bir gücün, böylesi ı öl-
çülerle ş ı söz konusu olamaz. Her ş önce bu,
dilin ı ı bir ğ öz ı ı ise tutar-
ı ı ğ ı ifadesidir. Biz "gün"ün, bin ı ş ş ğ ayeti
esas ı ve ı günde ı ı ş rivayetine ı So-
nuçta evrensel ş ş ğ milyarlarca ı ğ
ş ı ı ı ı ş ı ğ niceliksel bir azal-
madan ş bir ş elde ş ı
Bu durumda Bucaille ve gönderme ı ğ ı ğ İ yo-
1 04 İ ve Bilim
ı ı ı ı ş yani iradelerini ı ı
iradesine ortak ı ı onun yerine geçirmekten ş
ka bir ş ğ Oysa Hac-51'de; "Ayetlerimizi ı ş
bozmaya ğ ş ş onlar cehennernliklerdir" de-nilerek,
Kur'an ş ı ş ı ı ğ ı ı ı ı çizilir.
Burada ilginç bir noktaya da ğ geçmek istemi-
yorum: Bucaille 16. ı ş İ alimi Ebu's Suud'
un, bizim ı ş ı ğ Yer' in ş ı göre be-
lirlenen gün ı ı bilmesinin ı ı ğ ı söz eder.
Ama gerçekte; "Kur'an ilmi" denen ş bilimsel bilgi kar-
ş ı ı ı bir acizlik ve ş ı ı ğ ı ğ ve
en büyük alirolere en küçük bilgi ı ı ı ı ğ de bir
kez daha ş olur. İ 2000 ı ı ı ş ı Babil-
liler, -yüze ı ı inanan bir toplum- günü ve geceyi
on ş saat olarak, sonra saati ı ş dakika ve ı da
ı ş saniyeye bölmeyi, ı ı Dünya çevresindeki ş ı
rnma göre haftalara, daha sonra da ı yedi güne bölmeyi
ş ı Bu gerçek, insan bilgisinin ı ğ ı ı ve
birikimsel olarak ğ yani insan ürünü ğ gösterir.
ı da ı ğ kendinden binlerce ı önce ş
1
basit verileri bile sunmaktan yoksun ve Tevrat'tan ı kalan-
\
lara ı ekleme ve biçimlendirmelerden ibaret, bir masal ve
hukuk ı ileri ı ğ ı ı görmemizi ğ
ı ı ş ı günlerine ş ı ı üzerine ı ğ ı
ı ı ş ı ı ş ı ı ı ı ı için,
Kur'an'da ı ı ş "gün"lerinin gerçek ı ı ğ
nu ı geçmeyelim. Nitekim A'raf-54, "Rabbiniz gök-
leri ve yeri ı günde yaratan ve sonra ş hükmeden, gün-
düzü-durmadan kovalayan-geceye bürüyen" ... ş yani
hem ı ı ş günlerinin, hem de gece-gündüz deyimlerinin
ek ı ğ duyulmadan ı ayet içinde ı ı ş
ı "gün" ğ özgülündeki her türden ı
ı önünü tamamen ı
Sorunun bir ğ önemli boyutu, ı ı ş riva-
yetini yinelerken, ı ğ ş Ne var ki,
Kur 'an 'a Göre Evrenin ı ı ş ı 105
Kur'an ı bu ş ı ı bulmak için adeta bir-
birleri ile ı ş ı
Fussilet Suresi ş der: "Ey Muhammed, ' siz yeri iki gün-
de ı ı inkar ediyor ve ona ş ş O,
alerolerin Rabbi' dir' de" (Fussilet-9) ''Yeryüzüne sabit ğ
ş onu bereketli ı ı arayanlar için yeryüzünde ı
ı ı normal olarak dört gün (dört mevsim) içinde ş
mesi kanununu koydu." (Fussilet-1 O)(*)
"Sonra duman halinde bulunan ğ yöneldi, ona ve
yeryüzüne 'isteyerek veya istemeyerek ğ gelin' dedi.
İ de 'isteyerek geldik' dediler." (Fussilet-11) Allah bunun
üzerine, iki gün içinde yedi gök var etti ve her ğ ş ken-
disine ı ğ ı ş ı ve bozulmaktan
koruduk. ş bu', btlen, güçlü olan ı kanunudur" (Fus-
silet-12).
ğ üzere Fussilet Suresi pek çok yerde ı günde
ş ğ söylenen ı ı ş ı sekiz güne ı ı ş Üstelik
burada ı veya Muhammed'in dil ı söz konusu
ğ Aksine ilk iki günde ı ı ı ğ ı takip eden
dört günde de ı ğ ı ve ı ı ile ğ
belirtiliyor. Ancak bu ı gün içinde ı ı ş bitmiyor; bu-
nu takiben ı ı ğ yönelip ona ve yeryüzüne buyruk
ı girme tehdidinde bulunuyor ve ı denetim ı
alarak ğ yedi tabaka olarak düzenliyor. ı ı -
en alttaki- ğ ı ş ı -yani ş Ay ve ı ı do-
ı ı ğ iki günlük bir devre daha geliyor. Üstelik bu ı
da ı ve ı ne zaman ı ı ğ ı da unutul-
ş durumda. Halbuki ğ ayetlerde ı ı dü-
(•) Onuncu ayeti n Diyanet ı ı bu çevirisi ğ ğ ğ Bucaille'nin ve
ğ çevirisinde ğ gibi ş "Yeryüzüne sabit ğ ş onda be-
reketler ı ı ı ı arayanl ar için, oradaki ı ı ölçü ile tam dört günde (devrede) tak-
dir etti. " ı ki 10. ayetin 9., 11. ve 12. ayetlcrle ğ dikkate ı olursa, anlaula-
ı ı ı normal ş dönemi ı ı ı ş yer üzerinde düzenleme ile
onun ş hale getirilmesi, ğ ş ı ı vs. ğ çok
rahat ş ı ı Yani bu ayetteki "dört gün", önceki ayetteki "iki gün" gibi ı ş evrelerine
ş Söz konusu çeviri ı ş ı ı hikmetinin bu dört ayetin ş ğ bütünün an-
ı ı ğ ı birazdan görülecektir.

•• 1
106 İ ve Bilim
zenlenmesini takiben ı ı ğ ı iddia ediliyordu. Bu durumda
Fussulet'in, ı ı ş ı en az sekiz veya daha çok güne ı ğ ı
ve tabii tüm ğ ı aleni bir ş ğ ger-
ğ ş ı ş ı ı
Fussilet- 9-12'de özetlenen bu rivayette yer alan ı
ı ş ı ı -veya Fussilet'e ı kalacaksak sekiz- gün veya
devrede ş ğ ı ı ş ı ı ğ ı son iki
günden önce-ki dört günde ı ı ğ ı ğ "yedi kat" ol-
ğ ı ş ı ş ı ı ve ı sadece ğ
birinci ı ğ ve Yer'den sonra ı ı ı
ğ ı ş ğ gibi ı ş bir yana ı
ı ı ı ı ölçü ile tam dört günde (devrede)
takdir

ı ş bilim ı ş ı ş ı ı da geçelim. Çün-
kü bitki örtüsünün böyle iradi olarak ı ı milyonlar-
ca ı ı süreç içinde ş ğ ve bugünkü bitki ı ı
önce, gymno-sperm denilen, tanelerinin koruyucu ı bu-
lunmayan bitkilerin ş ğ ve evrim içinde bugünkü bitki
ı ı ş ğ biliyoruz. ğ "bozulmaktan ko-
ı ş ifade edilen ı ğ ı da bir kenara kaya-
ı Yine kanun ı ı da, ı ş belirle-
yen zorunlu, nedensel ve nesnel ( ... ) ğ ve toplumsal bü-
tün ı ğ ş belirleyen temel ş
dile getirme"(GS) demek olan ı ğ de, "yedi gök ya-
ı ı her ğ ı bir ş verilmesi ve bunlardan en altta ola-
ruh ı ş ı ı ı kanunu", ''Yeryüzündeki tüm ı ı
dört gün (mevsim) de ş kanunu" gibi saçma an-
lamlarda ı ı ı da geçelim.
Bucaille, ı bu suresinde, devtelerin sekize ı ı
ı ı ı ğ ı ş gidermek için adeta debelenip du-
ruyor. Üstelik bu ı ı ı ı ı unutuldu-
ğ da görmezden geliyor. Oysa böylesi ı ı yakala-
makta ne usta ğ Tevrat ve İ ş bili-
(64) Nlaurice Bucaillc, Tevrat, İ Kur'an-t Kedm ve Biii111, s. 203.
(65) Orhan ğ Felsefi Sii'(/i(P,ii, s. 455.
Kur'an'a Göre Evrenin ı ı ş ı 107
yoruz! Bucaille'e göre Fussilet Suresi ile, ı ı ş ı ı evrede
ğ bildiren ğ sureler ı ş ğ sa-.
nanlar, fena halde ı ı ı ş Çünkü "Arapça metin,
ş kelimesi ile birbirine ş ş iki bölüm ortaya ko-
yar. Ş kelimesini biz ı diye tercüme ettikse de, bu
kelime ı zamanda 'müteakiben' yahut ı 'üste-
lik' gibi manalata da gelebilir. Ş halde burada zikrolunan ha-
diselerin birbirinin ı ş ı ı
ğ gibi, bu hadiseleri ş ı zihnindeki ı ı ş ma-
ı da ı Keza art arda ş kastedilmeksizin, sadece
bu hadisler yan yana ş de olabilir. Ne olursa olsun,
ğ ı ı ş devreleri, pekala yerin ı ı ş devreleriyle ay-
ı zamanda ş ş

ı ş
ğ gibi, onca laf ı ğ ı ı Bucaille de,
çeviride hangi sözcük ı ı ı ı ş gideri-
ğ ı ı ı cümlelerinde kabul etmek durumunda
ı ğ surderi ı ğ ı sonuç olarak
ı yer ve ğ yaratma ı ı ı ğ ı ı ve ikisinin
birlikte ı ı ğ ı ş ortaya ğ söylüyor.
Tabii bu sefer de genel olarak ğ ı gün" içinde ı
ı ğ ı onun; yerin ş ş ı da içinde ş ı
biçimde önceden var ğ bilimsel ğ ş içine
ş
Günümüzde, ı ş ı bir ı ı ortaya ş ki
yer; ne göklerden hemen önce ne hemen sonra ne de onunla
ı zamanda ı ı ş ı ilk iki günü esprisi içinde- ş ş
tur. Aksine ı ilksiz ve sonsuz maddesel ğ ş
sürecinde, sonsuz uzay ş ğ içindeki bir ş olan ev-
renimizin minicik bir ı olarak ondan ve onun bütünsel
ve sürekli hareketinin ğ bir ürünü olarak ş ş Ev-
rende galaksilerin, galaksiler de ı ı sistemlerinin ve bunlar-
dan biri olan ş sistemi içinde ı ı ş bir-
birini takiben milyarlarca ı süren, çok uzun ve ğ
(6GJ Orhan ğ Felsefe ğ s. 205.
108 İ ve Bilim
den bir evrimin ürünüdür. Bilimin bu süreç içinde özel ola-
rak ı ı ş ğ ı ş
ğ ı ı gibi ş ı da bulunan ve çok
küçük taneciklerden ş ı ı ı gaz maddeleri, grup-
lar halinde ve ğ ş yörüngelerde ş ı ş ı
ken meydana gelen ı ş sonucunda, bu gaz maddele-
rinde ş ş ve ğ ş gezegenler ş
ş İ ş bu gezegenlerden biri olan ı dörtbu-
çuk milyar ı önce böyle ş ş
ğ üzere bu süreçte, ı karar veren bir
gücün "ol" demesiyle "oluveren" bir ı ğ yer yoktur.
Bilimsel ifadeyle; bilinçsiz ğ güçlerin ş ı ı ı etkileriyle
ve milyarlarca ı ı nicel birikimler sonucunda ortaya ı
bir nitel ı söz konusudur. Her ş kendinden önceki
bir maddeler ğ ve onu ş çevrenin zaman
ve mekan olarak uygun ş ı ı ş ş
Yani sonlu zaman ve mekanlardan ş kendisi sonsuz bir
zaman ve mekan olan uzaycia yer alan maddelerin evrimsel
ş ve ğ ş ürünüdür her ş Can ı ı ı ı
ş ı olmayan ani bir ş ı ğ in-
sanlar yaratmaya karar veren ve salt bu ı süresinde ş
için gerekli bir mekan olarak yer ve üstlerinde gökkubbe ve
gökte ş ve ğ "süsler"(!), yerde ı yaratma ş
lindeki bir ı ı ş söylencesi her boyutuyla ı ı ı
Buna ş ı ı her ş kendi nesnel ş ı içinde ve mad-
desel hareketin ürünü olarak, yani öznel iradelere yer verme-
yen ğ bir süreçte ş ğ ğ var. Bilimsel
metotlar ı ş ı bu ğ göre; yoktan var ol-
ı ğ ı gibi yok da olmayacak, sadece ş olan sonlu
maddelerin sonsuz üretimi söz konusudur. ğ ı ki böyle
bir bilimsel evren ş ile dinsel ı ı
ş bir ş ı ı ı
Kur'an bu noktada da kendisi ile bir dizi ş içindedir.
Nitekim Fussilet suresi, ı ı "yeri iki günde", "yerdeki-
leri dört günde" ı sonra "duman halinde bulunan
Kur'an 'a Göre Evrenin ı ı ş ı 109
ğ ğ ve bu kendi ı ş ı olana; kendi ğ
na gelmesi tehdidinde ğ ı
Naziat suresinde ise Fussilet'tekinin ş ı ı bir ı ser-
gileniyor. Her ikisinin de Mekke döneminde ş
ğ ı bu ş ı ı Kur'an ı ı ğ
ı ı ğ ı ı göstermesi ı ı ilginçtir. "Ey ı -di-
yor Kur'an-sizi yaratmak ı daha zordur, yoksa ğ yarat-
mak ı Ki onu Allah bina edip ş ve ona ş ver-
ş (Naziat-27-28) "Gecesini ı ı ş gündüzü-
nü ı ı ş ı (29)"; ı yeri ş
ğ gibi Fussilet'te önce yer ı ı sonraki
dört günde düzenleniyor, sonra da ğ düzenlenmesine
yönelinirken, Naziat'a göre ise önce ğ ı ı düzen-
lenmesi ş geçiliyor, ondan sonra yerin düzenlenmesine yö-
neliniyor!
Daha sonra, Medine döneminde düzenlenen Bakara-29'
da ise Fussilet ile paralellik içinde ve ı ı ı "yerde olan-
ı hepsini sizin için yaratan O'dur. Sonra, ğ ğ yö-
nelerek yedi gök olarak ı ş O her ş bilir"
ifadesiyle her ş bir kez daha tersyüz ediliyor! Ş kendi-
mize ı Her ş ğ ve ı ğ ı iddia edilen bir gü-
cün, yani ı ı dini ı en temel ı olan
ı ı ş ı - bilim ş ı ı ğ ı bir yana, hiç olmazsa- temel
ı ı ı bir ı ve ı ı ğ sahip ı gerek-
mez mi?
Naziat suresine atfen diyor ki Bucaille; ı yeri dü-
zenleyip onu ziraata ş ı ı dair olan safha, zaman
yönünden gece ve gündüz ı ı ş
hemen ş zikredilmektedir. Demek ki burada iki grup
olay ı ı Bunlardan bir ı ı gök ile ilgili olup öteki
ı ı zaman içine ş Yer ile ilgili ı Burada
yerden bahsedilmesi, bizzarure onun düzenlenmesinden ön-
ce var ı ı ve ı ı ı ğ bina ğ
mevcut ı ı gerektirir. O halde hadiselerin birbiri içinde
ı ğ ve yerin evriminin birlikte ğ sonucu
110 İ ve Bilim
ı ı Öyleyse Kur'an metninde Yer'in göklerden veya
göklerin Yer'den önce ı ı ş ğ konusunda, hiçbir
surette, özel bir delalet aramamak gerekir. ş yerlerde
kesin bilgi ğ müddetçe, kelimenin önce veya sonra
ş ı ı ı ş ı ş ğ ı ı fikir
vermez."C
6
7J
Bucaille, belli ki bu ş ı ifadelerle ı bilimsel
gerçekler ve ı ı ı ğ ı
Oysa giderilemez ş ş ı ş ı ı Fussilet '<yer' i
yaratmaktan ve sonra düzenlemekten, "sonra duman halin-
de" bulunan ğ yönelirup ve orada ş Ay ve ı ı
ı ı ğ söz ederken, Naziat ı
ı ı önce ğ yaratmak" ve ş ı
dan' veya Bucaille'in çevirmesinde "bundan sonra da Yer' i
düzenlemekten" söz eder. Bakara-29 ise, bu kez salt "Yer'de
ı ı ı söz ettikten "sonra ğ ğ
yöneldi" der. Düzenleme ş mutlak anlamda bir ı iz-
ğ ve bu ı ı ı yerlerdeki ı ı da
ş ğ çok ı Yani Kur' an, ortak bir sürecin iki
boyutundan ğ birbiri ş ı gelen iki ı süreçten söz
ediyor ve bu ı sureden sureye geçerken birbirine ka-
ı ş ı ı ı
Bucaille'in ı ı ğ gece gündüz ş gelin-
ce, Naziat'ta söz konusu ş henüz Yer'in düzenlen-
mesine gelmeden, salt gök için konu ş Burada ş
ı ş ı ğ ı ı yeryüzündeki ı ı sonucu ş gündüz ı
ı ğ ı ı uzay ş ğ ı ı ğ görül-
mektedir. Bu 7. ı özgü yorum, Fussilet'te kendini daha
da somut ı ğ vuruyor. Orada yeryüzü düzenlenmesi ta-
ı yani bitki örtüsü ş "sonra"
ğ düzenlenmesi ve "en ı ğ ı ş ı ı
ı yani ş ı ı ş Bu durumda
Bucaille'i ı ı ğ ğ ı ve Tevrat ş ı ı ğ
<
6
7) Orhan ğ Felsefi ğ s. 207.
Kur'an'a Göre Evrenin ı ı ş ı lll
bilimsel ı ı ğ ı Kur'an ş ı ı da sergilerneye zorla-
mak ve orada ı ı ğ gibi, ş olmadan Dünya'da ı
ı ş ı ğ ı duru-·
ı
ı gökle birlikte ı ı kabul edilemez. Bu-
caille'e ı ş ile birlikte yoktan ı ı Gü-
ş sistemi içinde ve onun ş ğ ş ı sonucu,
milyarlarca ı ı bir evrim ğ ı ş süreci- geçir-
dikten sonra, ş hale ğ su, bitki, hayvan ve
sonra da ı ş ğ yine milyonlara ı ı evrirnle bugün-
lere ğ de ı ı Bu ı bilimsel
ğ ş ı Bucaille, "Kur'an, göklerin ve Yer'in ı ı
ş ı öncelik ı ı ı belirtmez" diyerek bir ı ğ ı kapatma-
ya ı ş ı bu kez ı ş kabullenmek zo-
runda ı
VI. Bölüm
KUR'AN'DA GöK ALGISI VE GERÇEK
Kur'an, ğ "tabaka tabaka" ğ bir bina olarak ya-
ı ı ğ ı ı söyler. Onu, üst üste kubbeler ş yükseltilen
bir bina olarak ş "direkler ı ı yükseltilen"
ve "yere ş için ı eliyle ğ üst üste yedi
ı ı bir bina olarak tasvir eder.
Oysa bugün her ortaokul ğ bile ğ gibi,
gök ğ ş bizi çepeçevre ş ı ı ı bir gaz
kütlesidir. ı ı ğ "üst üste direksiz duran, Al-
ı ğ yedi tabaka" olarak tarifinin hiçbir ı ı ğ ı
yoktur. Nitekim Bucaille, bu ş ı ı kendi bilgileriyle ş
ı ğ ı için, onun "sembolik bir ğ ş ı ı ğ ı "kesinlik
bildirmeyen bir çokluk ifade ğ ve bunun üzerine "Ku-
r'an müfessirlerinin ittifak ğ ı ı öne sürerek zeva-
hiri kurtarmaya ı ş ı
Oysa ş Eski ı ve ı da gö-
rülen halk ı ı ğ yedi kat ğ ı
ı ğ ı ı la
sidir. Bu durum birazdan ğ ayetlerin ifadelerin-
de e net olarak görülür. Üstelik yedi ı "sembolik" de-
ğ oldukça net bir ı olarak Kur'an' da tam yirmi dört kez
ı ı
ı ki "müfessirlerin ittifak ğ ı da ğ de-

114 İ ve Bilim
ğ Nitekim, çevirmenin kendisi de "müfessirlerin yedi ra-
ı ı 'sembolik' ı ı ı

ı dipnotunu c;lü-
ş bu iddiaya ı ı ortaya ı
Çevirmen S. ı ı ı Bucaille'den farkla ve üzerinde it-
tifak edilen yorum olarak M. Harndi Y ı ı ş ı ı ı ör-
nek gösterir: "Yedi gök tabiri yedi ğ ı ğ ı ı kesin ola-
rak ifade etmekle beraber 'daha ötesi yok' demek ğ zi-
yadesini nefyetmez."C
69
l Tabii bu "yorum" ş ı ı yedi
ğ ı ğ ı ı "kesin ı varsa niçin
ş ğ sorusu geliyor ı ._
eôt ı mitos unun ı ş ı ğ bir ya-
na, ı bilimsel verilere uydurmak ı yedi ı
ile galaksiler ı ğ ı kurarak ona bilimsel bir görün-
tü vermeye ı ş sonra da yedi ı ı üzerinde oynamaya
kalkmak, gerçekte, ı bilimsel veriler ş ı ı içine
ş ğ ı problemin ı ı Öncelikle hemen al-
ı ı çizmeliyiz ki, Kur'an'da ğ ı deyimi evre-
nin ı bölmeleri ğ "Yerin üzerinde tabaka dizileri ha-
linde ş ve direksiz, ı elleriyle tutularak yere
ş engellenen bir ı ı ifade etmektedir. Buradaki ye-
di ı da bu ı ş ı rivayeri süsleyerek, ı ğ
insan nezdinde ı ı ı olarak ı ı
Yedi ı ı ı kesinlik ş ı ı ğ ı ı da ı ı
Bu konuda Kur'an oldukça nettir. Fussilet'te; ı ğ
ğ ve onu tümden ğ ı ı ğ ı bunun üzeri-
ne onu yedi gök olarak ğ yani bir ı ı ı ğ ge-
nel olarak ğ ğ çok ı ifade edilir. Keza Naziat-
28'de, gök ı ı sonra ı onu bina edip yükselt-
ğ belirtilir. Bakara-29'da da, ğ ğ yönderek yedi
gök olarak düzenledi" ş oldukça nettir. Yine Mülk-34'te,
"Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur" dedikten sonra,
"gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin? Bir ı
(68) Orhan ğ Felsefe S ğ s. 21 O.
(69) A.g.e., s. 210.
Kur'an 'da Gök ı ı ve Gerçek ı ı 5
bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umdu-
ğ ı bitkin ve yorgun ş denerek yedi ı ·
ı ı ğ tümünü ğ ve yedi ğ galaksiler anla-
ı ğ yedi ı ğ ğ ı olmayan, gözlenebilen
bir ı olarak ı ı ğ ı çok ı belirtilir. Yine Nebe-12'de,
"Üstünüze yedi kat ğ gök bina ettik" ve Enbiya-32'de
de, ğ ı ş ı ı ş bir ı ı ı .. " denir-
ken, gökten ve onun yedi ı ne ş ı ı ğ ı ı
Gök ı ı atmosfere ı ş ni-
ı uygun o abilir -·. <7Var ı
s!ört ğ dair kesin Islam yo-
ı böyle oir yorumdan ı ı B ş ı ı kökü
ESKi ı giden ve temeli ş ğ ı görüntü-
süncieki yedi renk olan bir halk ı bilimsel ı ı uy-
durmaya ı ş ı M. Harndi ı Bucaille ve benzerleri-
nin, Kur'an cümlelerinin ı ı ı ve ş ı
bilimsel ı arama ı ş böyle nafile ı
Sonuçta biri yedi ı ı "sembolik" bir anlam yükleyerek,
ğ ise "yedinin kesin ı ğ ı ancak bu kadarla ı ı ı olma-
ı ğ ı ı iddia ederek, ı bilim ş ı ı ğ ı ı ı
ı ş ı
ğ yedi ı ı en ilginç ı ı getiren
Haluk Nurbaki'ye göre ise kastedilen ş ı
1. ş sistemiyle birlikte temsil ğ uzay ı
(birinci gök)
2. Galaksimizin temsil ğ uzay ı (ikinci gök)
3.Galaksi grubumuzun temsil ğ uzay ı (üçüncü
gök)
4. Galaksi ı ı ş temsil ğ evrenin mer-
kez radlo manyetik ı (dördüncü gökj ,.. r
5. ı temsil ğ evren ı ş gök) ·
6. I açan ı ı ı temsil ğ ş ı
ı ı gök)
7. Bunun ı ş ı evrenin ı ı ı ı ı temsil
eden evren ı (yedinci gök)
116 İ ve Bilim
İ ş ı on dört ı evvel beyan ğ yedi kat gök-
ler. (70)
Tüm bu ilginç ı Kur'an'a bilimsel ı ı uy-
durmaya ı ş ve her biri yarumcunun keyfine, uydurma
becerisine ı ş çabalar ğ ı Amaç; ı on
dört ı önce ş ğ ı durgunluk veren muci-
zeler"(!) ı ile görüntüyü kurtarmak. ı ki böylesi te-
melsiz, öznel yorumlardan hareket edersek, Kur'an'dan bin-
lerce ı öncesine uzanan ve ğ yedi kat ğ mitosu-
nun ilk, ı ı gerçek sahipleri çok ı ı ı ı
yüceltilmesi gerekecektir; çünkü Kur'an ve Tevrat'taki ı
ı ğ ı bu ş
Üstelik "yedi kat gök" ş çok ı bir biçimde, yedi
dünya veya galaksi veya bilimin ğ oranda uzayda
ş ğ tüm gök cisimlerini çepeçevre ş sonsuz bo-
yutlardaki derinlikler ğ yerin üstünde üst üste yedi kat oldu-
ğ farz edilen bir "tavan" kastedilmektedir. Allah'a gerçekten
inanan ı böylesi demagojilerle, kendilerini ş ko-
numa sokarak büyük günah ş de bilmeleri gerek!
ı bu toz duman ı ş ı sorunu bizzat
ı ğ içinde ele ı
Fussilet suresinde ı ı duman halinde bulunan gö-
ğ yönelip onu yedi gök haline ğ belirtilir -yani önce
ı ondan sonra evreni yaratan bir ı söz konusu-
dur!-. Duman halindeki bu "gök", "yedi gök" olarak düzen-
ı ğ ş ne? Bu sorunun ı ı ğ surelerde. Ancak
bu sureden ğ ğ bu ı ş ı ı ı için görünen Gü-
ş Ay ve ı ı tüm gök ı bu "en ı gök"e
ş ğ
ı Bucaille'deki çevirisinde, "üstünüzde ye-
di yol ı ğ çeviri de "yol", "tabaka" olarak geçer--
ş hareketle, "lamba" diye nitelenen gök cisimleri-
nin, birinci tabaka üzerinde hareket ettikleri, yani yörünge-
(70) H. Nurbaki, ı Kerim'dm A)'etler ve İ Gerçekler, III. kitap, s. 15.
Kur'an 'da Gök ı ı ve Gerçek 117
lerinin birinci tabakada ş ğ ortaya ı ı Mülk-3
ve Nuh-lS'te ğ "birbirine uygun tabakalar", "birbiri üs- ,
tüne tabaka tabaka" veya kat kat ğ ifade ediliyor.
"Gözünü döndür bir bak çatlak görebilir misin?" cümlesi ile de
ğ bu ş ı ı gözün ş mesafesi
içinde, ı kat kat ve birbirine uygun bir tabakalar bü-
tününün ş ı ı ğ iyice ı Nebe-12'de,
bu "yedi ı gök"ün insanlar ı ş ı için,
"üstünüzde bina etmek" diye tarif ğ bunun Enbiya-
32'de, ğ ı ş ı ı ş bir tavan ı ı ş
de ş ğ Lokman-10 ve Rad-2'de "göklerin direksiz
olarak ı ı ğ ve Hac-65'te bu direksiz durma
"hikmet"inin ğ ı ı yere ş için ğ
O'nun ğ ş ı ı ğ ı ı görüyoruz.
Bütün bu çok net belirlemelerden, ğ ı da
dahil tüm ı uzay cisimlerinin ı ş ı kalan, ı çepeçev-
re ş sonsuz bir gaz kütlesi ğ Yer'in üstünde kubbe
biçiminde bir ı olarak tarif ğ ortaya ı ı Yani gü-
nümüz bilgilerine uydurma ğ İ ı ı
ı revize ederek ı ı yorumlarla, Kur'an'daki ifa-
deler ı en küçhk bir ı ı yoktur. Kur'an, ğ
yeri ş ve sonsuz boyutlu bir gaz kütlesi ğ
gözün ufku ile ı ı ı bir ı ı ş ı eli-
teksiz ı eliyle ı ğ için ş yerin üstünde bir
ı bir koruma ı bina ı olarak al@amakta&r.
, Bu, "sabit tutulan" -ve daha sonra ğ gibi ğ
lada ş ş olarak ı yeryüzü üzerine oturtul-
ş gökyüzünün, sonsuz boyutlu bir gaz kütlesi ğ ve
içinde ı hem kendi ekseninde hem de ş etra-
ı yörüngesinde büyük bir ı -ve ş de ı
zamanda galaksinin ş ğ ı olarak- hareket ğ do-
ı ı yerin bir sefer ğ koordinatlardan bir daha geç-
ğ yani her gün bir ş gök içinde ı ğ
ğ bilimsel ğ ı en küçük bir ş ı nok-
ı ı ğ ı ortada.
118 İ ve Bilim
Kur'an'a göre "gök", yer ve ğ cisimlerin her ı ı
ş bir gaz kütlesi ğ düz bir alan olan yerin üstünde
bir ı Allah isterse, ı yere ş Ile'rkeSt"tzebi-
.lecek bir ı çok 15oyui:lu ı ı
tepede bir ı olarak ı ı ğ ı Kamer Suresi'nde, Nuh Tu-
ı ı ı ı ğ ı 11. ayette ı ı ifade edilir. Burada;
"biz de bunun üzerine gök ı ı ı ş sularla ı
diyerek, bu ı ı Allah ğ ı ı ı ğ
ve ı ı üstünde sular ğ ı olmazsa ı ı
ş ğ bir yerin de ğ ı ve onun, üstündeki su-
ı ğ ı ı ğ ı dayanacak denli ğ sert ve ı bir
cisim olarak ş ğ iyice belirgindir.
Esasen bu ı ş ı gökten ş her ş benzeyen
"gök" ı ı ş ı da ı ı tufan ı ve ğ gibi Tevrat kay-
ı ı Nitekim Tevrat; " ... O gün de büyük enginin bütün
ı ı ı ve göklerin pencereleri ı ı ifadesiyle
Kur'an'daki "gök"ün gerçek ğ ı ı ortaya koyar. Yine Tev-
ı ı dedi; ı ı bir kubbe olsun ve ı
sulardan ı ı ve böyle olur. ı gökkubbesini ı ve
kubbeyi 'gök' diye ı ı ı ı da ı ı ğ ger-
ğ ş Bu ı ş ı ş Kur'an'daki ı ı olan
"gök"; ı kudreti ile gökte ş duran, üst üste yedi
tabakadan ş ve üstünde ğ ı ğ ı ğ
ı kadar çok su ı ı ı bir ı
Tekvir suresi 11. ayette ı alametleri ı ı "gök
yerinden ı ı ğ ı zaman"(*) ifadesi ile ğ ş ı
ş ı ı daha da ş
Keza Enbiya-104'te, ğ kitap dürer gibi ğ
zaman ... "(**) denirken, Mürselat-9'da, "gök ı ğ ı zaman" ifa-
desi ı ı Yine Hakka-16'da, "gök de ı ı ve
ı o gün o, çökmeye yüz tutar" denir. Sebe-9'da çok daha
(*) Tabbara'da bu ayetin çevirisi, "Gökyüzünün perdesi ı ğ ı zaman" ş olup yorumun
da "sema ortadan kalkacak" ş geçmektedir. (Bkz. İ ı ğ İ • s. 131)
C"'l Ayetin Nurbaki'deki çevirisi ş "O gün biz ı kitaplann sahifelerini dürüp büker
gibi ğ İ ı ı ş ı ş ı ı sahife ı ... "
Kur'an'da Gök ı ı ve Gerçek 119
ilginç olarak, "önlerinde ve ı olan ğ ve yeri gör-
mezler mi? Dilesek ı yere geçirir veya ğ bir ı
ı ş ı indiririz ... " ı ı ı Ş ise
" ... Gökler neredeyse (putperestlerin sözünden) çatlayacak. .. "<*l
denmektedir.
Bu ı ı göklerinin, kitap gibi dürü-
lebilen, yanlabilen, çatlayabilen, çöken ve Allah ı ı ı ı bü-
tün veya parça parça olarak da ı ş ı ş bir
tabakalar, sayfalar bütünü olarak ı ı ğ ı ve bu ı
"çatlama", "çökme" ve ş ı ı ı ı "yedi ı
tümü için ı zamanda geçerli ğ görülüyor. ı ı
ı "gök"ü ile ı zaman ve rnekanlara sahip galaksi
kütleleri ı paralellik ğ ı aksine kitap say-
ı gibi üst üste ğ ve ı ı ı ı ı
ı ı ı ı ş mü hepsi için birden geçerli oldu-
ğ ı ı Yani ı mekan ve zamana tabi bir "tavan" ı
ş yorumlara kesinlikle ı ğ ğ ile ş ı kar-
ş ı ı Nitekim, "gökleri ve Yer'i ve ikisinin ı bulu-
ı ... " ş pek çok surede geçen ifadeden ş ı ı ğ ı
gibi gökler, tümü birden ı yerin üzerinde yer alan tek bir
tavan olup, ı bir ı ı
(') Hepsi de birbirinden ilginç ve tabü Kur'an ğ ile tamamen ilgisiz "yorumlardan" birini da-
ha, yorumculuk ı sergilenen sefaletin boyutunu gözler önüne serrnek için araya ı ı ş ı
maktan kendimizi ı ı konumuzia ş olarak ı ğ ı ı Ş "bi-
lim" yorumcusu(!) Nurbaki, ı neler neler ı ı Evrendeki " ... ş ı ğ
ile pek kolay ı Evrenin sonsuz küresel ı korkunç bir manyetik geri-
lim ı Ş ş bu manyetik gerilim, ğ ı ı teorisinin ı ı ğ ı
ı ta kendisidir. Kur'an emri ğ bu gerilim ilahi kudretin ş ve ş bir ifade-
sidir ki, gerçekte ı ı ş ı ı temelini ş ı
''Yine fizikte bir türlü izah edilemeyen bir olay quant ğ enerji birimlerinin ı olup da
minik ı ğ ve ı ş ı ci simlerini meydana ğ Halbuki Ş ğ mekan-
ı her ı manyetik bir gerilim ı ... Ş uzaydaki bu manyetik gerilimi dile
getirmektedir. Bu ayette özel bir fizik incelik ı ... Burada söz konusu edilen ı üst-
lerindeki ş gerilim her sema ı ı ı
"Ateistler ı evrende her zaman bir ş ş ı Halbuki Allah Ş
göklerdeki bu ş manyetik gerilimi bizlere ı evrenin her ı ı ı al-
maz bir tasarruf ğ bildiriyor.
"Fizik bilimi günümüzde ı ve ı inkar ı ı ı ş ı İ ı bilim ş
ş vizesi yoktur." ı Kerim'den Ayetler ve İ Gerçekler, II. kitap, s. 87-92)
İ ş böyle! Putperestlerin sözünden bile çatiayabilecek denli manevi bir ı ı ğ sahip "gök"
ı ı ı içinde ı ğ ne çok fiziksel keramet ı ı ş da ş i
120 İ ve Bilim
Bu ğ ile "gök", ı ı ı onun trilyonlar-
ca kau ğ yüz milyarlarca gök cismini kapsayan
sonsuzluk ı ğ gerçek ı gökten
ı bir anlama sahip ğ gibi, ondan üst üste tabakalar
dizisinden ve çausal bir ş ş bir anlam ı
ğ ı da ı Esasen, 7 ı ı da, bu "birbirine uygun" ve
"tabaka tabaka" olan ı ğ ı ölçütü olarak su-
ı
Bunlara ek olarak, İ ibadet yeri olan cami ı ı
da, düz yer ve kubbe gö"K ı ı a ğ ğ ı ı olC$-
nu belirtmeliyiz. Bu, kubbe gök ı ı ı Kur'an'la ba lama-
ı ş Araplar olmak üzere o ğ ş insanlarda
egemen ı biçimi ğ ı var. yani
Islamiyecin astronomi konusunda bir yenilik ğ
ı ı ğ ı ve ğ ispat gerekçesi olarak bilineru
beyan etmekten ş bir ş ı ğ ı açJk.
ı düz yerinin üstünde kubbe gök ı ı ı bir
ğ kamu da Kus b. Saide'nin, ı Ukaz'daki hutbesinde
ı ğ ı "yeryüzü bir ş eyvan, gökyüzü bir yüksek tavan"
ş ı O zaman ı yer ve ğ ş kav-
ı ş ı ı ifade eden bu hutbenin, ğ Muhammed ta-
ı ğ onu çok ğ ve ı ı bi-
çimi ve ğ alenen ı ı ğ ı bilinmektedir.
İ belgelerde, bu gökkubbenin en üst ı
yere kadar olan mesafenin de ı ı ş çiziliyor:
"Mekke ş Miraç'taki yüksek ı aniayacak
seviyede ğ Bundan ı Hazreti Peygamber Miraç
ı ı kendilerine anlaunca ı ı bir ay-
da gidip bir ayda ğ mesafeyi Muhammed bir gecede
ı alabilecek dediler. Allah kudretinin ğ ve
ş ğ ş ı ı
Böylece İ ilmi"nde ğ "yedi ı en
üstünden yere kadar olan mesafenin, ı çevreleyen at-
(7 l ) Osman ğ Hazreti l'l);ga111berin ı s. 26.
Kur'an'da ı ı ve Gerçek 121
mosfer ı ı ğ ı bile ı deve ı ı bir ı mesafe ol-
ğ da ğ ş oluyoruz. Oysa sadece gözlenebilir gö-
ğ saniyede 300 bin km ı giden ı ş ı ölçü birimiyle, 300.
bin milyar ı ş ı ı ı ğ bilinmekte ve bilim bu sonsuzlu-
gun ı ş ı ş ı
Kur'an'da Muhammed Miraç'a -Türkçesi yedi ı
ğ üstü, ı ve meleklerin esas ı "yükselir-
ken" çizilen tablo, dinin ı karakterini ortaya serrnek
ı ı çok ilginçtir.
"Hazreti Muhammed Miraç gecesi, birinci gökte Hazreti
Adem'i gördü. İ gökte Hazreti Yahya ve İ üçüncü
gökte Hazreti Yusufa, dördüncü gökte Hazreti İ be-
ş gökte Hazreti Harun'a tesadüf etti. Bu peygamberlerin
hepsi onu sevinerek ş ı ı ve "Merhaba ey salih pey-
gamber ve salih ş diye ı ı ı gökte Haz-
reti ı gördü. Yedinci gökte Hazreti İ gördü.
ı Hak, kulu Muhammed'e burada neler vahyetti ne-
ler."(72)
O. ğ A. H. Berki ile birlikte ı ğ ı
ti Muhammed'in ı ı ı ı ş ise İ
inançtaki "gök" ve "tabakalar" ı ş ı daha da ı ı ge-
tiriyor:
"Cebrail ile Peygamber göklere ı birinci semaya
ı ı Cebrail:
- ı ı dedi. İ bir ses:
- Sen kimsin? diye sordu.
- Ben Cebrail'im.
- ı bir kimse var ı
- Muhammed var.
- Muhammed gönderildi mi?
- Evet gönderildi.
Bu suretle birinci semaya ı ş ı ..
Hazreti Cebrail ğ Hazreti Muhammed sema-
(IZ) Orhan ğ Hazneti i''J'gamber'in Hq)'ak, s. 26.
71
1 ' •
122 İ ve Bilim
vatta yoluna devam etti. İ semaya ı Orada da ay-
ı sualler soruldu ve ı cevaplar verildi. Böylece her sema-
da bir peygambere tesadüf ederek sekizinci semaya ı
lar ... "(73)
Bir ğ kaynaktan hareketle ı Miraç ı da
ı ş "Bunu müteakip göklere yükseldiler. Birinci se-
maya ı ı Cebrail kendini ı ı ve sema'ya gircli-
ler,"(74) denir.
Bu ı somut olarak ı ki ı gök-
leri yerle ş ğ Tevrat'taki gibi yüksekten ş ı ve
dört boyutlu bir süreklilik ı tabakalardan ş
Ve bu son ı da ş ğ gibi, her tabaka da ka-
le ı ı ı ve ı ı ı da bekçileri var. Al-
ı izni olmadan kimse içeri giremiyor. Her tabakada ı
ı ı ve nöbetçiler var. Tak tak tak, ı ı ı
nöbetçi, kimlik ve izin belgesi kontrolünden sonra kendi taba-
ı içeriye girilmesi için ı ı ı Her tabakada
ş peygamberlere ı İ ı ı ise
vay haline!
Bu ı ifadeleri okurken, sözü geçen bölgede halen
"kafir" ı fink ı ğ ı ı ve "gök ı ı delik de-
ş ettiklerini de espri niyetine ı kendimizi ala-
ı
ğ ı ı Eski Yunan ve Roma'dan alan, ğ yedi kat
ğ ı ş ı ı her ne kadar ı belirtiliDiyorsa da, in-
ı gök ş ğ ı yer alan yedi renk ı hare-
ketle ı ğ ı sonuç ğ söylemek, en gerçekçi ş ı
ı Çünkü Kur'an, "yedi gök"ten söz etmenin ı ı
ı zamanda, ı ı ı insanlara "görmek"ten de söz
ediyor. Nuh-lS'de yer alan, ı ğ yedi kat üzerine
ı ı ğ ı ı görmez misiniz?" ifadesi, "yedi kat" ı
ı görülebilir bir ş ğ ortaya koyuyor. Ki bu da,
(13) A.H. Berki, O. ğ Hz MuhatJJmed'in ı
(14) A.g.e., s. 132.
--- --
Kur'an'da Gök ı ı ve Gerçek 123
yedi renkli ş ğ ı ı ğ ı ı ı olarak
ı ı ğ ı ı göstermektedir.
ğ gibi ı göklere ş ı ı
dukça nettir. Bunlardan, zorlama ve tahrifle bilim verilerine
uygun yorumlar ı ı ş Allah'a ortak ş
ş ş anlam ş ı ı
Bu yorumculara ı de olsa hak vermekten kendimizi
ı ğ ı ı ı da belirtelim. Allah' a ı bir dogma olarak
alan ve gerek manevi gerekse ae inaadi durtu1er le, Clfn a ı
ideolojik-siyasal bir ş ı ş . nilimin kesin
olarak ı ı ğ ı gerçekleri reddedemeyeceklerine göre, Kur'-
ı ona ı ı ş ş ğ sahip olma-
ı Çünkü aksi takdirde ı ı ş ı ğ
b dönem ı ı ürünü ğ ğ kabul etmek
ı ·
Bu noktaefa Hac-65'in, "(Allah) Yer üzerine ş di-
ye ğ tutuyor. (Gök) ancak onun izniyle ş ... " ifade-
si üzerine Bucaille'in ı ğ ı yorumu, demagoji ı ş
kin dikkate ğ bir örnek olarak dinleyelim:
ğ üzere, gök kütlelerinin birbirinden olan büyük
ve ı ı ı ğ ı ı dengesinin ı ş eder.
leler birbirlerinden ne kadar uzaksa, birbirleri üzerindeki çe-
kim güçleri de o derece ı olur. Birbirlerine ı ı
ölçüde, birinin öteki üzerinde etkisi fazla olur. Nitekim (ast-
ronomik anlamda) Yer'e ı olan Ay, çekim kanunuyla de-
nizlerdeki ı etkiler, med-cezir de bundan ileri gelir. Ş
yet, iki gök cismi ğ çok birbirlerine ş ı çar-
ı ş ı ı olurdu, ş ı ı ğ ı ı için bir emre
boyun ğ vazgeçilmez bir ş ı ı
ğ gibi ayetteki "gök" ş göz ı "gök
kütleleri" ş ve ayetteki ş için tutulma" ta-
ı ı da, gök kütleleri ı ğ ş ş den-
geli mesafeye ş ş ı bu demagojik paralellikler
(75) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı KeJiiiJ ve Bilim, s. 227.
124 İ ve Bilim
bilimle süslenip, sonuçta, kendi bilimsel ı ğ ı içinde ı
ı olan ı ş "ilahi emre boyun ğ
ğ ı ı ı ş
İ ı örnekleri birbirini izlerken ğ yedi
ı önce "sembolik" bir nitelemeye indirgenmekte, "ke-
za Allah ile ş ı halindeki Yer ve Gök ı ş ı
ı ı ş da semboliktir: Burada sadece, meydana getiri-
len göklerin ve yerin ilahi buyruklara boyun ğ ı
mak ş

ı denilmektedir. Bu yorumu takiben; bu ta-
bakalarla bilimsel ş ı ı ortaya ı ı ğ ı sonsuz uzay
ş ğ galaksiler ı paralellik kurulmakta ve "gök-
lerin ğ galaksi sistemleri ve ı birden çok olduk-
ı konusunda astrofizikçiler ı ı gözlemlere
ı ğ ş bilirnce de ğ ı

ı denmek-
tedir.
Oysa mutlak bir niteleme olarak yirmi dört defa kullaru-
lan ve ne anlama ğ ı gösterilen "tabakalar", -keza
surelerde geçen yer ve gök ı ş "sembo-
lik" ı ğ ı gibi, sonsuz evrenin içinde yer alan ve yüz mil-
yonlarca ı ı ı içeren çok ş uzay kütleleri olan galaksiler
ı ğ de ı ı ı ı "yedi gök"ün ğ
ş bilirnce ğ ı ğ ı ı ı en küçük anlamda tutar
ı yoktur.
Bucaille'in de ı ğ ı gibi galaksi, "evreni ş ve
evren içinde küçük bir yer ı ğ gerçekte ola-
ğ ş bir uzay kütlesidir. Halen evrenimiz içinde
kaç tanesinin yer ı ğ ı bilinmeyen galaksilerden bir tanesini
ş ve ı en çok bilgiye sahip ğ Sa-
manyolu Galaksisi, ş sistemimiz de dahil, ş gibi
milyarlarca ı ı ı ı ş ı V e saniyede
üç yüz bin kilometre ı giden ı ş ı birimi ile bu galak-
sinin bir ucundan öbür ucuna, ancak doksan bin ı ı bir za-
f!
6
) Maurice Bucaill e, Tevrat, İ ı Keri111 ve Bilim, s. 240.
\17) A.g.e., s. 220.
Kur'an'da ı ı ve Gerçek 125
man ölçüsünde ı
Ölçülerin ı ı daha da somutlamak için, galaksivüz
içinde küçük bir yer kaplayan ş sistemimizin bir ucun-
dan ğ ucuna ı ğ ı alan ı ı 12 milyar kilometre
ğ ı yeterlidir. Buna ş ı ı ı "gök"
leri; her ş önce, böylesi büyük ölçüler ğ ğ bir-
biri üstünde tabaka tabaka durarak yeri koruyan ve bu ba-
ı olsa olsa atmosfere benzetilebilecek, -ancak atmos-
fer ı ğ ı da kesin olan- gözün ufku içinde uygun tabaka-
lar halinde ş ı ama ğ ı
pencereleri olan(!) bir ı imgesinin ifadesinden ş bir
ş ğ Bu tamamen ı ş ı ve 7. ı insan bilgisi
ve ş gücüyle ı bu "gök" ve ğ tabakala-
ı ile galaksiler ı paralellik kurmak için ı kendi-
ni çok ı gerekir.
Bir de gök ı ı üstünde ş denen ı
ı var ki, hem ğ ş ı tarifleri hem de
Kur'an' daki "gök" ı ı daha ş ı hale getiriyor.
Mü'min-7'de, ş ı ş ı ve onun çevresin-
de bulunan melekler .. . " den söz edilirken; Hakka-17'de ise,
"melekler onun ğ ı ı O gün Rabbinin ş ı
ı da üstünde 8 melek yüklenir" denir.
Sözcük ı ş ğ ğ ı gölgelik, kürsü, taht,
yüce makam, en yüksek gök, ı kudret ve ı ı
tecelli yeri demektir. ı ğ ı ı ayetlerde de ğ
gibi ı ı olan ve ğ üstünde bulunan ş ı me-
lekler ş ı Hamele-i ş ş ı hamallan) denen bu me-
leklerin ı ı İ rivayete göre 4'tür, ı ı
ise 8 ı İ ş böyle ...
ş ı ı bilim ve gerçek ş ı ı ğ bir yana, bu
fantezinin de kökeni Yunan mitolojisine ı Mito-
lojiye göre ş ı ve yorulmaz ı üzerinde ğ ş ı
dev ı ı ve çok güçlü Atlas ı bir ı ı Bu efsane,
(7
8
) Maurice Bucaill e, Tevrat, İ ı Kerim ve Bililll, s. 220.
126 İ ve Bilim
dilden dile sonraki tarihlere ş ı ı ş her topluluk onu kendi
ı ş ve ı ğ yeni ı yeniden yo- .
ı ş ve en son Kur'an'da - kölelerce ş ı taht üstün-
de oturan/ ş eski dönem ı atfen köleci Orta-
ğ kültürünün ı ı olarak- ş ı melekler ı
ş ı ı ğ ı ş ş
VII. Bölüm
İ İ Ş
VE Ş İ
ı gökten ne ı ğ ı sorununu böylece ş
dikten sonra Zariyat-47 üzerine kurulan bir ğ ğ ı ş
toya da dikkat çekelim. Ayet ş ğ gücümüzle biz
ı ş biz ş kudret sahibiyiz".
ı ş galaksilerin birbirlerinden ş ı ğ ı ş
ş evrenin ğ ğ azalarak ş ğ
belirlenince, kimi yarumcular ayeti bu bilimsel ğ uyar-
lamak istediler. ı ayeti, "biz ğ ğ kurduk
ve gerçekten biz onu ş ş çeviri ğ
ş ğ ğ ı ı ğ ı ı ı en yeni astrofizik bilgi-
lerini ı ne denli ı ğ hayretler içinde gö-
rüyoruz" (H. Nurbaki) yollu ı da ş eklediler.
Bucaille konuya ş ş bir de ı getirmekte- ·
dir: "Biz onu ş diye çevrilen ı ı metinde,
ism-i failin cem'i ş olan musi'une kelimesidir, ki bu da ş
ya söz konusu ğ ş "yaymak, daha ge-
ş ve daha uzak hale getirmek" ı ı ifade eden evsa'a
ı gelir. "Ayetin bu son kelimesinin ı ı iyice kav-
ramaktan aciz olan ı mütercimler, bence ı ş anlamlar
. ı , (79)
ı ar.
(7
9
) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Keri111 ve BiliiiJ, s. 249.
128 İ ve Bilim
Bu ı temelinde ı bir ğ bürünen Zari-
yat-47'nin yeni çevirisinin ğ ı halinde bile, onqan,
söz konusu ı iddia ğ sonucu ı yine
de mümkün ğ Ayetin bu çevirisini ğ farz edelim.
Bu durumda hemen ı ı yere ş ı muhtevadaki
ayetler geliyor. Bizzat kendi çevirisinden ı "O (Al-
lah)dur ki ı ı .. . " (Ra'd-3) ı da ı .. " (Hicr-
19) "bundan sonra da Yer'i ı (Nazilat-30).
Demek ki Kur'an ı ı ı sadece gökler ğ
ı zamanda yerdir. Bu gerçek ı ş ı ğ ı ş soruna daha
nesnel bir yorum getirebiliriz: Önceden ğ gibi
ı ğ yedi ı ı ğ ı biz-
zat ı nedeniyle yere ş gerekirse "dürülebi-
len" bir tavan olarak tarif ğ yine ı ğ düz ola-
rak tarif edilen yere ş de "yaymak" ifadesini ı
ğ ı ı ı Bu durumda, ğ ş çok
boyutlu, hele ki derinlemesine bir ş ı ı
ı ı ğ ı ı
Peki, yer için de söz konusu edilen ğ ı ı ge-
ş ne anlama geliyor? Burada da ğ ş nitele-
melerde sürekli dikkat çekilen "bakmak", "görmek" gibi du-
yu ı ı onunla ı ı ı bilgi edinme süreci ı
ı ğ ı ğ ş kastedilenin, ğ
muz yerde ı ı ı bir ı gibi gö her Y.Öne
ru bu görünümü ı ı ı yol ı ı ğ ı elde
edilen ş izlenim.idir. ğ yerde ı ı ı bir
kubbe gibi görülen gök, aylar boyu süren yolculuklarda adeta
esneyerek ş daha ğ ğ gerçek niteli-
ğ bilmeyen insanlar nezdinde böyle bir ı yarat-
maktadJr. İ ş Zariyat-47'nin ifadesi de bu duyusal ı
öte bir anlam ş ı hele ki malum "gök" ı ı
çerçevesinde, bilimsel ş ğ ile ğ ı ı kurmak
için en küçük bir ipucu içermemektedir.
ğ ş esprisinin bilimsel ı birlikte
evrenin ş ve buradan hareketle İ ı ş
Evrenin ş ve ı ı ş Rivayeti 129
rulan demagojik ş ı ı irdelemeye devam edelim:
Bilimsel ş ı sonucunda ı ğ ı ı ş ı ki evren
içten ı ş ğ saniyede ı ş bin kilometrelik luzla ge-
ş Galaksiler bu korkunç luzla birbirinden uzak-
ş evrendeki maddi ğ da bu çerçevede azal-
ı Bu ş özellikle bizim içinde ğ
galaksiye göre, ondan ş ş ı Dola-
ı ı b.u. sürecin ye
ı ı ı ı bundan ı ı ı ı kadar once ş ı ğ ı
ı ı bir ş ı ı atomu (Kozmik Yumurta ı
-· -..,---...;.--:-
ı döküntülerden ş ğ ı ş ı ş bu çok
ğ ilk maddenin ı ve luzla ğ ı ı ı
milyarlarca ı ı ş ı ş ürünleri ola-
rak galaksiler, bulutsular, göksel cisimler ve ı ı sistemleri
ortaya ı ı ş ı Gözlenebilir evrenin ve ı ı onu ş
ğ ş Kozmik ı da, bilirnin evrensel
ı çerçevesinde "henüz bilinerneyen biçimlerinden mad-
denin evrimi ı ı bir ş ğ ş
Henüz evren ı elde ş bilgilerin ğ ne-
deniyle tam ı ı ı ş olan noktalar, hiç ş
kusuz dün bilinemeyen, üzerinde ı bile yürütülemeyen
pek çok ş gibi, bugün ş üzere bilimin gündemini
ş ı
Bu noktada hemen bir göndermede ı Kozmik
ı ı ş evren ş kimi ş
ı evrenin ı ı ğ ı rivayetine dayanak ı
ı ş ı ı Bu ş "ilk evren maddesinin ı mey-
dana ğ konusunun ilerde de ğ çünkü ko-
nunun, 'yoktan' ı ğ ş sorunu ğ oysa bilimin
sadece ı ş ş prensiplerini ı ı ğ ı ı ş
de iddialar ileri sürmektedir.
ı ı iradi bir süreç içinde ş ı ğ ı "yok-
tan" "ol" demeyle birdenbire ğ bilinci gerçeküstü
(SO) ş ı Tuna, Uzay ve Dünya, s. 27.
-------------------------------------------------------------- -
130 İ ve Bilim
ı ı ı ı ı ş her ortalama bilgi sahibi
insan ı ı ı bir gerçektir. ı ş ş
bilimsel ş ı "yoktan" ı ğ ı ı sadece bel-
li ş ı bir araya gelmesiyle, insan ömrü ve hatta ı
tarihiyle ı kadar uzun bir süreçte, maddenin
bir biçiminden ğ biçimine -nicel birikimlerin nitel ı
ı ş ş ğ ortaya koyar. Bu esnada, ge-
rek dört buçuk milyar ı önceki ilk halinden önceki ş
gerekse ş ı ş ğ ş ı ş kadar
geçen sürecin hiçbir ı öznel bir iradeye, "ol" de-
nince "oluvermeye" yer ı ğ ı bilinmektedir.
Bilinci ı ı ı ş ve ortalama ı her insan için,
ı ş bilgisi ile ı rivayeri ş ı ı
maz bir ş ı ı ş ı Üstelik ş Dünya vb.
göksel cisimlerin ş bilimin evrensel ı olan
"hiçbir ş yoktan var ğ ı ğ ı ş ı ğ ı da "ya-
ı ı ş ı ı ğ ı yoktur. Oysa Kur'an; ı
ş ı ğ -ki ı tümünü gerçek anlam ve
niteliklerinden ı olgular olarak ı ı sinava
çekilmek lizere ı insana mekan ş diye,
ı gün içinde ve "ol" denerek ı ı ğ ı ş
Oysa nesnel bilgi, bu rivayeri ğ ı tarihin
ğ atarak evrendeki her ş belli bir zaman ve me-
kin boyutu içinde ve tabii maddenin kendi iç ve ş ı ı ı ha-
reketlerinin sonucu ş ğ ş eder. Bilime göre "ol"
denmekle, evrimsiz ve birdenbire "oluveren" hiçbir ş ol-
ı ğ ı gibi yoktan var olan bir ş de yoktur Ona göre her
ş bir ş ş ve mutlaka belli bir evrim sonucunda
ş ş Nitekim ı bundan ş buçuk milyar ı
sonra ş ğ öngörülen ölümü de gerçekte bir yok
olma ğ maddenin ı biçimlere ş ı
Gerek cahil insanlar gerekse idealist ş ı
ı ı ı ı ı maddeye ş bilgilerinin ğ
nedeniyle, ğ ve ğ her ş
cevherini, madde ötesi ı ı ı ı ı
Evrenin ş ve ı ı ş Rivayeti 131
ı ı ı ı ı ve ı ilk
akla gelen, ı ı ı verdikleri madde ötesi "güç" olurdu,
Böyle basit yoldan ı ı bazen, istisnai ğ
olarak bilimsel gerçekiere uydurulsa bile, genel ve felsefi dü-
zeyde çökmeye ı
Nihayet "bilim, ğ ğ ş bir nesne ya da ger-
çeklik ı ğ ı ı ve tözün de daha ğ her ş ger-
ş ana gücün de bizzat maddenin kendisi ğ
ı ı 1850'li ı verili bilimsel ş hareketle;
soruna felsefi düzeyde ı ı getirilmesinden yüz ı kadar
sonra, fizik ı da ı ı ş
Bu konuda can ı ı ş Einstein ı erkin, ya-
ni enerjinin bir kütlesi ğ ispat edilmesidir. " ... Eski-
den madde durgun ve kütle denilen ğ ile elle tutulur bir
nesne, erke ise kütlesiz ve gözle görünmez bir ş ı ı
olarak bilinirdi. Einstein erke'nin de bir kütlesi ğ
kütle denilen ğ ğ ı ş ı ş erke'den ş bir ş ol-
ı ğ ı ı ve maddeyle erke'nin ı ş ğ ı ı ı ı
Böylelikle idealistlerin ruhsal, fizikötesi ı ğ ı enerjinin bir
kütlesi ğ ş ş enerjinin de madde ğ bilim
çevrelerinde ı ş gündeminden ı ı
"Einstein'a göre, hareketli bir cismin kütlesi o cismin ha-
reketiyle birlikte artan enerjisinin kendisine ı ı yüzün-
den ı Demek ki enerjinin de bir kütlesi ı Ein-
stein herhangi bir madde ı bulunan enerjinin, o cis-
min kütlesinin, ı ş ı ı ı ı karesiyle ı ı ş ğ
ı (E = mc
2
) formülü ile ortaya ş Bu demektir ki
hareketli bir cisim, ı ş ı ı ı ş kütlesi de sonsuz
ı Bu basit ı yürütme, evrenin sonsuzluk nedenini
de ı ı ğ ş ı Madde kütlesini atar ve ı ş ı
ı ı yol ı buna enerji (erke) diyoruz. Bunun tersi ger-
ş ve erke ş buna da madde ı
ı ı Orhan ğ Felsefe ğ s. 306.
ı A.g.e., s. 233.
,--------------------------------------------------------------
132 İ ve Bilim
Ş halde, pek ı ı ki, erke = kütle = maddedir ... Bu ş
siz ı sonsuzluk ı ı da ş ı ı bir anlama ş
ş devimli cismin ı ı ı ş ı ı ı ş madde
sonsuz olur ... ı dalgalar evreni, ı evreni, rad-
yasyon, ı ş ı ı ı sesler ve devimler gibi birbirlerine ş ı
görünerek insan ı ı bunca ı ş ş ı birçok ğ
madde temelinde ş ş ı Einstein, 16 Hazi-
ran 1945 gününün gecesi, bütün bu ğ birbirlerine dö-
ş ş ı ş ı birinin öbüründen ş bir ş ol-
ı ğ ı ı deneysel olarak ı ı ş ve ş ı ı ş ı Daha
1840'larda J.R. Mayer, J.P. Joule, W.R. Grove, L.A. Colding
ve H. Helmholdz erke'nin yok ı ş ğ ı ı
ş ve ı ı ş ı Bunun sonucu olarak ğ ken-
disini, maddenin bir biçiminden bir ş biçime ş
nin sürekli süreci olarak biçim ğ ş Hareket maddenin
varolma biçimidir. Erke ise maddenin hareketsel ş
.. ili". di ,(83)
oze ı r.
Bilimsel ı ı "bilinçten ğ ı ı olarak varolan ve
duyumlada ı bilinçte ı tüm nesnel ğ
dile getiren" madde, gerek hareket biçimleri gerekse de ş
lilik olarak sonsuzdur. Onun ğ hareketli ve ş
ken olan ğ ı ı uzaycia ve keza mad-
denin ı ı ı ı çerçevesinde zamanda, ı yer kal-
ı ş ı Bilim maddenin "sadece cisimleri meydana getiren
küçük ı ğ bütün kozmik evren, nebulalar, geze-
genler, radyasyonlar, elektromanyetik ve nükleer ı ı da
ı ğ ı ı ortaya ş Maddeyi; "içlerinde hiçbir ş
ğ ş bir atomlar bütünü olarak ğ içlerinde ğ ş
güçler ve gerilimler bulunan erke'sel alanlar olarak görmek"
ğ ı ı ş ı ı evrende mutlak ı fi-
zik-ötesi güçlerin; ı ı cinlerin, meleklerin ş ı
son ş "Hele bir kez maddeye evet densin, ı ı
madde ı ğ ı ı kimse ı diyen, metafizik fel-
(83) Orhan ğ Felsefi ğ s. 93.
Evrenin ş ve ı ı ş Rivayeti 133
sefenin ı Papaz Berkeley'in korkusu da böylece
ı ı zeminine ş
ğ ş bilimin verileri ı ş ı ğ ı " ... madde ne ı
ne de yok edilebilir, ne var ki sürekli olarak ğ ş ve bir hal-
den ş bir hale geçer. Evren bu sürekli ve sonsuz ğ ş
min tarihsel süreci içinde ş ş ... Hareket madde-
nin ı biçimidir. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde hareketsiz
madde ğ ı gibi ı bütün ı ı ğ ı göster-
ğ üzere hiçbir zaman ve hiçbir yerde maddesiz hareket de
olmaz ... ve bu hareket sadece mekanik olan bir hareket biçi-
mi ğ sonsuz ğ ş ve ş tümünü dile geti-
rir. Maddenin ğ ve ş ğ onun hareketinin
ğ ve ş ğ ş ş Evrensel ş ı sonsuz
s-ürecinde sonsuz ı daha birçok yeni biçimler de eklene-
cektir. Bu bir kehanet ğ evrensel ş günümüze
kadar ş ş sürecinin ı ı ğ ı bir gerçektir ... "c
84
)
Bu temel belirlemeler ı ş ı ğ ı evrenin ilk maddesi kabul
edilen "Kozmik ı maddenin evrimi ı ı
henüz ı ı ğ ş ı ş biçimlerinden bir ş ol-
ğ ve tabii bilimin ondaki ı ı ve öncesini ve öncesinin
öncesini de mutlaka ı ğ ı ğ ı sonucuna ı
Bu durumda tüm metafizik ş ı ı
ş bilimsel soyutlamaya varabiliriz: "Evrensel sonsuzlukta
madde, belli bir bölgede ğ ş ı ş ve sonra bir patlamayla
ğ ğ ı ı ş ı Tüm ğ dile getiren
evren deyimini bizim ğ ve ğ
bir bölgeyle ı ı demek ki evrenin bir ş ı ı var-
ı Ne var ki, bu ş ı gene de evrensel ilksizlik ve son-
suzluk içindedir ve ş anlamda tüm evrensel bir ş ı
ı ğ Daha ı bir ş ilksizlik ve son-
suzluk içinde, bilinmeyen bir biçimden ş ş olan mad-
de, yeni bir biçim olarak evrensel ş ş ı ş ı
<
84
> Orhan ğ FeLrefo ğ s. 305.
(85) A.g.e. , s. 21 8.
134 İ ve Bilim
Sonsuzluk sorununu biraz daha ı Evrende her ş
yin bir ş ı ı ve sonu ğ bilimsel ğ bilimsel ni-
ğ uygun olarak yine ancak bilimsel yasalar çerçevesinde
ş ı Aksi takdirde metafizik felsefecilerin ı ğ ı gibi
bilimsel verilerden bilim ı ş ı masallara destek üretmenin önü
ı Aristo bin ı öncesinden ı ı "mademki
her ş bir ğ ğ ğ o halde bilim her ş
yi sonuç itibariyle ı ı ı ğ ı ı ispat ediyor demektir;
demek ki ı ı ş rivayetincieki göklerin ve yerin ı ı ğ ı
ğ olmasa bile, ı kendinden ş ğ Kozmik Yu-
ı ı ı ı ı ş ğ ş bilime
uygundur" ş bilim ş ı ı ifadelerin bilim çevrelerinde
bile ş zemini ı ş ı Gerçi bilimin fel-
sefi bütünlük içinde ı veya bilinçli ı
malarla ı ı böylesi bilim ş ı ı ş felsefi düzey-
de pek çürük ı ancak yine de böylesi bir ı ı
ı önemi ve siyasal ı ı ı konunun ı ı ğ
ş ı gerekmektedir.
ı ı ş ı ı ğ gibi sonu da ı an-
ı Ve tabü bilimsel çevrelerdeki bu ş bilimin sonuç ürünlerini dinsel masallara uydurmaya
ı ş demagoglann elinde; ı yoktan var ş ı ı olmayandan, mevcut bu-
lunmayandan ş ve vücut ş ş ş ş düzene ş tek kelimeyle ş
'Bir ş ı ı isteyince ona 'ol' deriz, o da oluverir (Al-i İ ş ı
bilincini ı ı ı alenen ı bilim maskeli ı haline getirilir. Tabü bu
noktada; "yaratma" ı ı Kozmik Yumurta sürecinde kabul etsek bile, buradan Kur'an'a
en küçük bir destek ı Çünkü ondaki "yaratma" -önceki .bölümlerde ı ı
ı ğ gibi- ş ve oldukça ilkel içeriktedir.
(' ' lBu noktada en tipik örnek, bilimin dev ı ı yolunu açan büyük bilginlerden New-
ton ı verilmektedir. Kendisi dindar bir insan olan Newton, gerçekte ı ğ ı ş
ı dünya üzerindeki ğ son veriyordu. ı ı yaratan ve ilk hareketi
veren ş düzeyine ş ş Her ş o ı ş ı ama daha sonra her ş ğ yasa-
ı uygun olarak ş ı Dinin yerdeki, gökteki her olayda elini ğ Tan-
ı böylece evrenin ı ş ı sürülüyor, kendisi de kanunlara tabi bir hükümdar durumuna ş
lüyordu. Gök cisimlerinin hareketinin çekim ı keskin bir ı ş ı
sonucunda, ı evrenin merkezi ve ı ı insarun ı ı ı ı ı ı ğ ı oldu-
_i;>u biçimindeki teoriye kesin bir darbe ş oluyordu. Kendisi dindar bir kimse olan New-
ton, kendi fizik ı ile kendi ı da ı Dünya üstünde yer ı ı onu
ancak homojen biçimde uzaya ş ı ı ı bilinci ğ bu )"-i7.den de
mutlak ı ğ savunuyordu. ı ş ğ mekanik ı da temel ı
olan bu ı ı daha sonra ı da ı da ğ karurlayan Einstein ta-
ı çürütülecek, ı uzaydan da kovulacak ve bilim yoluna devam edecekti ." (2000'e
ğ ı ı 18 Ocak 1987).
Evrenin ş ve ı ı ş Rivayeti 135
cak yoktan var ı ğ ı gibi vardan da yok ı Dün-
ı belli ş ı bir araya gelmesiyle uzaycia var olan.
maddelerin iç evriminin sonucu olarak yeni ş mad-
desel sürecin bir durumdan ş bir duruma ş
ş ğ ş nicel birikimlerden nitelik ğ ş
ğ ı ş ş Bu ğ bir maddeden ı bir
maddeye somut bir ş ortaya ı ı ğ ı gibi, madde ola-
rak yok olmayacak, sadece ş madde veya maddelere dö-
ş Yani bilimsel ı ş içinde her ş sonu,
yeni bir ş ş ı ı olarak birbirini takip edecek ve
bu süreklilik içinde madde hep var olarak sonsuz ı ğ ı ı ve
ğ ş sürdürecektir.
Bu noktada aslolan, ş bir ğ ş ı ve ölü-
mü ğ ı ı her ş tarihsel ğ kavramak-
la ı ı ı ı ondan öte bunun bilimsel ı ve yasa-
ı ı ı ki en ş anlamda bu, bilimsel felsefenin
ı demektir. ı ki sorun bu bütünlük içinde kav-
ı tek tek bilimsel ı bulan veya çok ğ
ş yapan pek çok bilim ı da Newton ğ
ğ gibi idealizmin etki ı kendini kurtara-
maz.
Evrende tüm olay ve olgular maddesel temelde birbirle-
rinden ş "Evrendeki tüm olay ve olgular madde-
nin zaman ve uzay içindeki hareket ve ğ ş ve ge-
ş ürünüdür. Bu sürekli maddesel ş nitelikçe
ı olay ve olgular meydana ş Ve bu süreç mad-
denin ı ı ı ı yani hiçbir ş yoktan var ı var-
dan yok ğ ı ı bilimsel anlamda kavranabilir.
"Bu demektir ki evren ş anda varsa, hep var ş ve
hep var olmakta devam edecektir. Madde, var ğ içindir
ki daima var ı Çünkü bu fiziksel kimya ı göre
yok olmaz. ğ evrende hi bir ş var ı ğ ı bir zaman
ş o zaman yok' :v:ar...edecek herhangi bir ş de var
ı gerekir. Einstein 'sonlu maddenin ı ı son-
suz maddeye, ş ş evrensel alana ş uygun
136 İ ve Bilim
ğ diye ı ş ı Madde sürekli olarak biçim ğ ş
mektedir ve yepyeni somut biçimler ı var olmakta de-
vam edecektir. Nicel ğ ş birikir ve bir ı nitel
ğ ş yol açar. Evrende yepyeni ı ı ı hem de kü-
meler halinde her an ğ ğ ı ı ş ı Dünya-
ı da sonsuz evrendeki her sonlu gibi, bir gün sona erecek
ve bu, evrimsel ı sadece bir ı ı ı son'u ola-
ı Ama bu son, yok edilemez maddenin evriminde yep-
yeni bir ş ı ş de ğ ı cs
6
)
Özetle, "hiçten hiçbir ş meydana ğ göre,
her ş kendisinden ı ı ğ ı ş bir hiç ğ bir ı yani
madde ötesi bir ruh ğ bizzat madde olmak durumunda-
ı Evet, "bilimin sadece ı ş ş ve prensiplerini
ı ı ş ı ğ ı ğ Gerçekten de bilim, cahil ya
da ş idealistlerin kafa ğ olmayan ş
ğ ş Ve yine bu varlarla, somut olanla ğ ş bilim,
temel-evrensel yasalanndan biri olarak ı ı ş ı ki, ı
yoktan meydana gelmesi ı ı ı ı evrenin
kendisinden ş ğ ş Kozmik ı yok-
tan ı ı ğ ı ş bilimsel ğ
Bilimin ı ı ı ğ ı içinde bu ı da ken-
dinden ş ğ maddenin bir ğ biçimi mutlak bir kesin-
lik içinde ı Bilim, onun ı bir ş ğ mad-
denin ı ı ı gaz, plazma, elektromanyetik alan, gravitas-
yonal alan, nükleer alan ş ı ş yedi temel duru-
mundan veya belki de henüz ı ş bir ş duru-
mundan hangisinin ş ş ğ tesbit edecek-
tir. ı zamanda o ı kaç milyar ı ı bir za-
mandan sonra ı ğ ı ı ve daha henüz ş ğ
ı ı ı tümünü ortaya ı ı Bilim felsefesi ı ı
dan bu noktada ş yer yoktur.
Bilim, ı ı ı ğ ı ı maddenin uzay ve za-
man içindeki ş ş ğ ve ş da ı
(86) Orhan ğ Felsefe ğ s. 377-378.
Evrenin ş ve ı ı ş Rivayeti 137
gün içinde ğ milyarlarca ı ortaya ı ğ ş
ürünü olarak ş ğ ş ş Dünya'dan
sonra ğ ondan önce ş ğ göklerin yedi ı bir
ı ı dört boyutlu (en, boy, derinlik, zaman) ve son-
suz ı sistemlerin ı ı ı ğ ğ ş ş
tir. Enerjinin de maddenin bir biçimi ğ ve maddenin
daha görünen görünmeyen ğ biçimleri ğ ve "yo-
ş ş ı ğ ş de gerçekte maddenin
bu biçimlerinin birbirine ş ş bir bilimsel
anlam ş ı ı ğ ı ı ortaya ı ı ş ı İ ş bütün bu ş
özgüven ve birikim ve ı ı ş yasalar ı ş ı ğ ı bilim,
"Kozmik ı öncesi ve niteliklerini de ortaya ı
ı ı ı bilimin gerek ı ğ ı gerekse ı
çerçevesinde ş nokta her halükarda çok nettir: "Kozmik
ı ı ı ğ ı (yoktan var ğ ı ancak
cahil insanlara yönelik ı ı nitekim ya-
ı olan da budur.
VIII. Bölüm
YER VE GÖGÜN Ş İ İ Ş İ İ
İ ı ı bilimle Kur'an ı kurmaya
ı ş ı ı zoraki paralellikte, temel ş yüklenen ayetlerden
bir ğ de Enbiya-30'dur. Özel bir "maharet" sergilenerek
ı evrenin ş ğ uygun bir ş ı sun-
ğ iddia edilmektedir. Oysa kurulan paralellik, ı ı daha
öncekiler gibi ğ temellere oturmuyor.
Enbiya-30'da Kur'an, "inkar edenler, gökler ve yer ı
ş ı ı ı ı ğ ı ı ı ve bütün ı ı sudan ğ ı
ı ı bilmezler mi? .. "
ğ gibi burada, ş gök ve yer niteliklerin-
de olan iki maddenin daha sonra birbirlerinden ı ı ı ve
"gök"ün ğ ayetlerde defalarca ı ve ğ ı ı Tev-
rat'tan ı ğ ı ı olan, yükselip ı ş görmesi ı
da, Dünya'da "her ı ş sudan meydana getirdi" ğ ı ı
Bu ayette bilimsel gerçeklere uyduruhbilecek bir tek ş
.!:er ı ı sudan ş ğ ğ Ne var ki oöy esi ı
yorum, Kur'an'da ı ş ifade edilen birkaç ayet olma-
ı ğ İ ı ı ı ğ Çünkü
Kur'an ğ yandan Adem-Havva ı da ı ı ı ı
(") Bucaille, Enbiy:l -30'un alnnda, "sonra duman halinde bulunan ğ yöneldi, ona ve yere dedi
ki ı ı ekl eyerek ı ı ğ ı ı zemin ş
140 İ ve Bilim
ı ı da, ğ ı ı da "ol" demekle "olu-
ğ mutlak bir kesinlikle iddia etmektedir. Bu dutu}TI-
da ayetin, "her ş sudan ı ı ğ ı ı ı ı bir yana
ı ı ı medet ı ş ı ı irdele-
yelim:
Bucaille bu ayetten; "sonradan bölünecek olan yekpare
bir tek ilk kütleden ı ı ı ş ğ

sonucunu
ı ı Tabii bu, Kur'an'daki ı ilgisiz, oysa bi-
limsel gerçekiere uyduruhbilir cümleden hareketle de ı
ğ üzerine övgü düzmektedir.
Kabul etmeliyiz ki Bucaille, bu noktada bir hayli becerik-
li. Ancak, ı ı ı ı mumu misali, salt becerinin somut
gerçekler ş ı ı fazla bir ş ğ ı ı Esasen
benzer tüm ı halen pek çok insan üzerinde süt-
clürebildikleri etki, bir yandan seslendikleri kitlenin ş
lan da dahil- ş ı ş ve cahil, ğ
gulama ş yoksun ş ı ı Bu
tip insanlar, kendilerini ranatlatmak için, ı her yoruma
inanmaya zaten ı olan ş
Bilimin evrenin ş sürecine ş bilgisi az önce de
ğ gibi çok ğ bir maddenin ı ve cia-
ğ ı ı ı takiben kendisiyle ı ı büyüklüklerde galaksiler,
bulutsu (nebüloz) ve göksel cisimlerin ş ı ş
Az önce de ı ğ ı gibi bu süreç ilk ş tamamlan-
ı ı sürekli devam eden; sürekli ş ğ ş bir süreç-
tir. Kendi içlerinde ve genelde ş çok ı ı dönme sü-
recinde ş çekim ve ğ ş ğ ı ı ve ı ş ı kay-
ı olan ı ı ş Galaksiler ı ı ı ı içeren ve
büyüklükleri de bu ı ı ı ı ı gaz kütleleri
olarak evrenin temel bölümlerini ş
Daha öncekik bölümlerde ş ı ı ğ ı ı ev-
renin ş ı tahminen yirmi milyar, içinde yer ı ğ ı ı galak-
sinin ş ı ise on milyar ı ı ş ş milyar ş ı ol-
(
8
7) Maurice Bucaill e, Tevrat, incil/er, ı KetiJJJ ve Bilim, s. 21 3.
Yer ve ğ ş ı ş 141
ğ bu ş Dünya, yani Enbiya'run ş ı olarak
ifade ğ Yer' in ş ı ise dört buçuk milyar ı ı Yani bu.
gerçekler ş ı ı yer ve ğ birbirinden ı ı söz-
konusu olamaz. Aksine gaz, enerji, bulutsu biçimlerdeki mad-
denin kendi iç evrimi ile ğ ğ ş söz edebi-
liriz. Özetle milyarlarca ı ı ve ı çevresindeki ge-
zegenlerden -ve ı halde olmayan maddeler- meydana ge-
len bir gerçeklik söz konusudur.
Sadede gelirsek, yer, bu sonsuz boyutlu evrende bir toz
ğ kadar bile yer tutmayan, ilk olmayan, ilkler sürecinde
sözü bile edilemeyecek olan, ğ ğ ve ı
sal evriminin ürünü olarak ş ş Bu ğ Dünya,
ı olmayan maddelerin ş zaman ve rnekilla ğ
ı olarak ş ve son da olmayacak olan, halen yeni yeni ı
ı ı ve gezegen sistemlerinin ş devam ğ bir
ş ı bir ı ı ı ı
Evreniri kendi ğ ürünü olan bu bilimsel ger-
çeklik, gökler ve yer ı ş ı ı ı suretiyle ı
ş mümkün ı ğ ı gösterir. Burada ı
yoktan ı ı ğ ı ve ilk ı ı ş ı ş ı olan gök ile yerin
birbirinden ı ı ğ ı iddia eden Enbiya-30'un ve genelde
ı ortaya somut bir ş ı ğ ı ğ kabul
etmek gerekir. Bir ı kendi ı ğ ı ş herkesten iyi
bilmek durumunda ğ göre, kabulü zorunlu bir ğ
gerçek de ı ı ürünü ı ğ ı ı aksi takdirde
bilimsel bilgilere itibar etmeyip dinsel rivayetlere inanmak
durumunda ğ ı
Üstelik ı bilim ş ı ı ğ zaaf bu ka-
darla da ı ı ğ Önceki bölümlerden de ı ğ ı
gibi pek çok ş ve ı ş ı ifade var. Ama bu durum İ
ı ı ı ş ı bir etki ı Bu noktada Bu-
caille'in, yerin gökten önce ı ı ğ ı söyleyen Fussilet ile
Bakara'daki ayetlere ş ı ı ğ önce ı ı ğ ı söyle-
yen Naziat suresi ı ciddi ş bunlardan daha
çok surenin "gök ve yeri birlikte ı ğ ı gerekçesiyle gör-
142 İ ve Bilim
mezden gelinmesini öneren bir ş ş halde, öyle
ş ı ı ki Kur'an göklerin ve yerin ı ı ş ı öncelik ı
ı belirlememektedir"css) ğ ı ı Öte yandan, yu-
ı özetlerren bilimsel verilerle gök ve yerin ı süreçte
beraber ı ı ı ı ı da bir ş mevcut.
Çünkü gök yere oranla milyarlarca ı öncesinden ı Do-
ı ı Kur'an'la bilimsel gerçeklik ı "harikulade bir
uyum"! ı ğ ı gibi, aksine ı bir ş ı ı ı
ğ yandan

ş ı ı xulg-
ı ğ gibi, "sonradan bölünecek olan yekpare bir
tekil ilk kütle" bi1imsel ı en küçük 6ir ı ı ğ ı bu-
ı Bilim, Düny;:'dan önce ı yilda olu-
ş ğ bir gaz kütlesinden ve bu kütlenin milyarlarca ı
kendi içinde ğ ş ı ve giderek ı ş ı ile ş
gök cisimlerinden söz eder. Buna ş ı ı Enbiya, yer ve
gökün, önceden ş ı bu iki ı kütlenin bir-
birinden üçüncü bir güç ı ı ı ğ ı ı ı
Buna ş ı İ ı ı geri dur-
mazlar. ğ T. Tuna da ş ı İ ğ ş de-
yin, ister modern deyin, ı ı bilimin en son delilli,
ı ş ğ ı ı ş ı ı Kur'an on dört ı önce böyle
belirtiyor. Göklerin ve Yer' in ı ş ı ı ş ı her
ş tek bir maddeden meydana ğ en ı ı ı
Ayetin ı da bu ifade 'ratk' kelimesi ile ifade ediliyor.
Kelimenin ı ş birbirine ı ş ı olmak de-
mektir. Göklerin ve Yer' in birbirine ş ı tek vücut
ı tek bir maddeden ibaret ı demektir. Bilim de zaten
ı ş söylemiyor mu?"(8
9
)
Bucaille de ı mazeretin ı ı ğ ı ı ş ı un-
ı birbirine ş (ratk) olan, ilkin yekpare olan kütlenin
ı (fatk) ş zikrolunuyor. Belirtmemiz gerekir ki Arap-
çacia fatk kelimesi koparmak, lehimini ı ı an-
(SS) Maurice Bucaili e, T evrat, İ ı Keni11 ve Bilin1, s. 205.
(89) ş ı Tuna, Uzqy ve Dünya, s. 28.

Yer ve ğ ş ı İ ş 143
ı ... "

ı
ı ki burada aniayarnama veya ı ş aktarmadan ı
ahlaki bir durumla ş ı ş ı ı ş birbirine ya- ·
ı ş ı olmak ı tek bir maddeyi ğ birbirine ı ş ı .fl. "' '
iki maddeyi ifade etmektedir. Ve bu, oldukça temel bir fark-
ı Nitekim, fa tk ğ de ı yine iki ı l , ..
ı bütünün, koparmak, lehimini ı yoluyla ı ş V \."""
ı ı ğ bizzat kendi ı ı Peki ama -o
bu durumda ı oluyor da ı paragraf içinde "tek bir .....O
madde", "homojen bir madde" sonucu ı ı Ve bu '-
da bir yana, ı bir ahlaki zihniyet ki buradan hareketle, ı 'f
Jim de zaten ı ş söylemiyor mu?" diyebiliyor? •
Oysa bilimin ispat ğ ş ı olmayan nebülozun, bir es '
yandan ı ğ ı ı sürdürürken ğ yandan kendi içindeki ha-
reketine ğ ı olarak ı gökcisimleri ş ğ Yani -.. ·,
ş olan iki maddenin lehimi ı .. birbirinden ay-
ı ı diye bir bilimsel ispat yoktur ortada. Ustelik bu yakla- ....).)
ş ı yoktan yaratma da ı var ı ş söz Ô
konusudur. Oysaki ğ ayetlerde "yoktan ı ı ğ
rudan yer ve gök ğ belirtiliyordu. ""'
Bir an olsun yer ve ğ ş bir dönemde ş
1
olup sonradan ı ı ğ ı ı ğ kabul etsek bile, bu ğ
ş ı ı ı bir sübjektif iradenin araya ı ı ş ı ı bilim-
sel olarak ı ı Çünkü ğ ı evrimini belirleyen ı
yasalar, bu evrimin ğ güçlerin iç ve ı ş etkilerinden kay-
ı ğ ı belirler. Yani ğ ş sürecine öznel bir
irade ı ş ı ı Aksi ş ı ı ı ğ ı ı
faktörü ş kendini rahatlatmaktan ş bir anlam ı
ş ı oysa bilim, bu sürecin tamamen maddenin kendi /
ğ ı ı ürünü ğ ortaya ş Bu basit ı
bir yana, yer ve gök günümüzde ş olroa-y:a....de:v.anl..et,, ..
'mektedir. Tabii gökten, gerçek ğ kastetmemiz, yani Kur' -
an'daki gibi yerden yüksekte ve en alt ı ı ş ı ı
(90) Maurice Bucaillc, Tevrat, İ ı Kerim ve Bili111, s. 208.
144 İ ve Bilim
ş ı ğ ı "yedi ı ı ı "gök"ü kastetmeme-
miz halinde! Bu nedenle ı önceden ş olup son-
ra ı ı ve sonra da "duman halinde" olandan "yedi gök"
olarak ğ ı bir ı meydana getirilip, ğ
üzerinde "yükseltilerek" yerin ş için uygun hale getiril-
di, diye ı ğ ı düzenleme, bir 7. ı fantezisinden öte
anlam ş ı
ı ı Bucaille'in, ı ş ı evresinde,
ı -gaz durumunun ğ ı ı ğ ı belirtmek üzere-
kendisinden ğ o zamanki ı ş eden duman
ile ğ ş bilimin ş ğ ş ı nebüloz (bulutsu)
ı uygunluk ı

ı ı ş Kur'an'da
en küçük bir ğ ı yoktur. Üstelik Bucaille'in "gaz duru-
munun ğ ı ı ğ ı ı ı ş ı ilk evresi" ş ğ
ı ı ğ kabul etsek bile, yine de durumu bilime
uydurmak ı Çünkü, bu sonuçta ş ı devresin-
de maddenin ı durumu kabulleniliyor. Bucaille'nin bu yo-
rumunu dikkate alacak olursak, bu sefer de ı "gök-
lerin ve yerin ı ı ş ı öncelik ı ı ğ ş
de, onlarca ayeti ş ı ş ı bizzat kendisinin ı ı ğ ı
yorumu ı gerekecek.
Savunulanlar, neresinden tutulsa elde ı Son-
suz bir zaman ve uzay içinde yer alan gök kütlesinin kendi iç
evrimi sonucunda ı ı ı giderek gezegen sistemlerini ken-
ğ ğ ğ ve ğ devam ğ ortadayken,
Bakara-117'de yer alan, "Gökleri ve Yer'i yoktan var eden
ı ı ı ı iki ı nitelik olarak ı za-
manda ve üstelik "yoktan" ı ı ğ ı ı iddia etmektedir.
Bucaille'i izleyerek irdelememizi sürdürelim:
Kur'an'dan "Yekpare bir tek ilk kütleden ı yara-
ı ı ğ ı ve bunun da "gaz durumunun" ğ ı ı ğ ı ş
ı için, daha önce ı ı ş ı ı ı irdelerken ı
ı ğ ı Fussilet'ten, içinde "duman" ğ için 1 O. ayeti ı ı
(9l) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı ı ve Bilim, s. 221.
Yer ve ğ ş ı ş 145
la çekerek Enbiya-30'un ı ş Burada geçen
"duman", Kur'an'daki ı ı ş ı ilk ğ gaz ğ so-
nucuna varmak için ı çünkü!.. Fussilet yerin dü-
zenlenmesinin bundan önce ı ğ ı söz eder. Bu-
caille, önceki ı ı yer ve gökün birlikte ı ı ğ ı surderin
daha çok ğ saptayarak, bu suredeki ı ı gör-
mezden gelinmesini önerirken, ş "duman" ğ
ı ı bu önerisini görmezden geliyor.
İ ş ğ ş ı ı ı öncesi or-
ı ı için ı belirsiz ı "duman"
ğ ı ı ş ki bu ı gerçekte ğ ğ
bilinmemesinden ı ş ı 'o gün insanla-
ı ı cahil ı ı ı ı ı
dille ş ğ ş bir mazeret de ileri sürülemez:
kü ortalama insan, için bilimin ş ı ğ 'ôe sur-··•
mektedir. ı ki burada ş ğ hem ı ş
hem de ı iddialardan söz edilebilir.
Bir an Kur'an ı ı ı ş sürecini ger-
çek ı ğ kabul etsek, bu kez de onun bu bilgi-
leri insanlardan gizlernesi ve bu gerçeklerin bilinmeye ş
ğ ı zamanlara kadar ı ğ ı geri ı neden oldu-
ğ söylememiz gerekir. 'Allah biliyordu ama ı ğ ı bul-
ı için ipucu vermedi, ğ denilebilir. Ancak bu
durumda sahip ı ı ğ ı ı ve
ı yüzlerce ı boyu cehalet ve tabii pek çok teknik yok-
sulluk içinde ş ı ı ve afetlerden milyarlarca-
ı ı ı ı ı neden olan bir ı söz etmemiz
gerekir. V e tabii bu bilinip de insanlardan gizlenen bilgilerin,
insanlar ı ı durumu, ı iradesine ş ı
gelmek, onun ı ı ı ı ona ğ üstelik "kafirler"
ı ı oluyor. Bu durumda bilimsel ş
süreci, bir günah ş sürecine ş
Tekrar konumuza gelelim: "Sonra duman halinde bulu-
nan" ğ ğ - Fussilet 9. ve 10. ayetler- önce-
likle yerin düzenlenmesinin ş ğ biliyoruz. Bu-
146 İ ve Bilim
caille'in ğ amaca varmak için ı ğ ı kurguyu temel ı
sak, yerde ı ı ş de dahil her ş düzenlen-
mesinden ı ki, hala ş olan gökle yer - Enbiya-.30-
birbirinden ı ı Tabü Enbiya'da her ı ş ancak bu
ı sonra ş bu da ı bir ş Fussilet-
12'de ise; ş ğ bu ı ile ş düzenlen-
mesi, ğ yedi kat ı ı ile devam ediyor. Yer ve yer-
dekiler için koruyucu ı haline getirilen gök, yerle ş olan
"duman" yukanya ğ ı ı ve herhalde ı ı ş ı ı
yedi ı ı ı burçlu bir ı ı ı En alt ı da Gü-
ş Ay ve ı ı ş "bozulmaktan ı
ğ ı
Özetle, ğ ı evreni ş hidrojen
ve ı helyumdan ş ve bilinen ğ ölçülerin
çok ötesindeki bir gaz kütlesiyle ş ş mahateti ser-
gileniyor. Bu her biri kendi içlerinde ğ saçma ve
ş olan rivayetlerin, ı ı ı ı bir araya getirip ve ta-
bü sözcüklerin ı da oynayarak evrenin ş
ı sonuçlar ı ı ı ş ı ı
Bu arada Enbiya-30'da durum daha da ş ı ş ı
ı ı ş rivayetinde yer alan ilk elden yer ve gökün ı ı ğ ı
kurgusu, Enbiya-30'la ı ı ı öncesine bu ikisinin
ı ş ı ğ ve ı ı daha ı olan bir ilk madde ve
süreç ı ı
Tüm bu ı ve ı ı noktalamadan, En-
biya-30'un ğ ı ı Allah ı ğ ı ı da ı İ ş
ilginci, Bucaille de bu ğ ı yoldan itiraf etmek du-
rumunda ı ı kendinden önceki kozmogonik
efsaneyi kopya ğ ı ı "hafiflik ve ş ol-
ğ ileri sürdükten sonra, ş ı Gök ile Yer' in bi-
ş olup sonradan ı ı ş çok ı telakki"-
nin, Kur'an'a Tevrat ile birlikte ı ğ ı ı ka-
bul ğ vurguluyor. Ona göre, ş ı safha-
ı ı ı ı ş ilk maddenin ğ
bildiren Kur'an ifadesine de ş veya bu ş benzeyen bir
Yer ve ğ ş ı ş 147
taraf ihtiva ediyor bahanesiyle, ş ı efsaneler-
den ı ı ş ı bakmak da, aynen onun (Tevrat için id-
dia ğ gibi bir ş

·
Bucaille, ş diyedursun; Asuroloji profesö-
rü, Sümerolog S.N. Kramer'in önümüze ğ tarihsel ger-
çek, onu yalanlayan ek bir argüman ş Kramer'den
bir kez daha ğ ki, tabietierde belgelerren Sümer
kültürü tek ı ı dinlerce yinelerren kozmolojinin ana kay-
ğ ı ı ş ş ı ı ı ve toplumun duyusal
ı ı ş ı yola ı Sümerler, ı ı yerin, kubbe-
sini gökün ş ğ ı küre biçimindeki bir "evren"
ı ı ş ı Bu "evreni" ş ilk ve ı ı ı kütle su-
ı Denizler ı ı Enki'dir ve her ş ondan ş ş
Bütün bunlara hayat veren ise ı ı "Ev-
ren" yani gök ve yer, bu Ana Deniz'in, ı ğ ş {
tur. Ancak bunlar ş ı ş Daha sonra, "Gök
Yer'den ş ı ı ş ı Gök'ten ş ı ş ı Sonra in-
ı ismi ş ı An Gök'ü, ı Enlil Yer' i ele)
ş Giderek Enlil en büyük ı haline ş "Tan-
ı ı ı "Yer' in ve ğ ı ı ı ş ı

ı
İ ş bu ilk kozmolojinin çok ı ı ı "her ş
yi yaratan tek ı ğ insan bilincinde ş evrim
içinde Kur'an'a ve Enbiya-30'a ı ı ş ı Yani Enbiya-30,
Sümer kozmolojisinin rafine bir tekran olarak ş ı ı ı
ı ı ki ş gök ı ı ı ş sulada ı
ı söz eden Kamer-11 olmak üzere, gök ve yere ş
ayetler de ı ı ı Kur'an kozmolojisinin, Sümer koz-
molojisinin tek ı ğ ş ş bir tekran
ğ ğ ortaya ı
(92) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı ı Bi!iJJJ, s. 223.
(
93
) S.N. Kramer, Tarih Sii111er'le Ba,rlar, 13. bölüm.
Yer ve ğ ş ı ş 147
taraf ihtiva ediyor bahanesiyle, ş kozmogonik efsaneler-
den ı ı ş ı bakmak da, aynen onun (Tevrat için id-
dia ğ gibi bir ş

·
Bucaille, ş diyedursun; Asuroloji profesö-
rü, Sümerolog S.N. Kramer'in önümüze ğ tarihsel ger-
çek, onu yalanlayan ek bir argüman ş Kramer'den
bir kez daha ğ ki, tablerlerde belgelerren Sümer
kültürü tek ı ı dinlerce yinelerren kozmolojinin ana kay-
ğ ı ı ş ş ı ı ı ve toplumun duyusal
ı ı ş ı yola ı Sümerler, ı ı yerin, kubbe-
sini gökün ş ğ ı küre biçimindeki bir "evren"
ı ı ş ı Bu "evreni" ş ilk ve ı ı ı kütle su-
ı Denizler ı ı Enki'dir ve her ş ondan ş ş
Bütün bunlara hayat veren ise ı ı "Ev-
ren" yani gök ve yer, bu Ana Deniz'in, ı ğ ş {
tur. Ancak bunlar ş ı ş Daha sonra, "Gök
Yer'den ş ı ı ş ı Gök'ten ş ı ş ı Sonra in-)
ı ismi ş ı An Gök'ü, ı Enlil Yer' i ele
ş Giderek Enlil en büyük ı haline ş "Tan-
ı ı ı ''Yer' in ve ğ ı ı ı ş ı

ı
İ ş bu ilk kozmolojinin çok ı ı ı "her ş
yi yaratan tek ı ğ insan bilincinde ş evrim
içinde Kur'an'a ve Enbiya-30'a ı ı ş ı Yani Enbiya-30,
Sümer kozmolojisinin rafine bir tekran olarak ş ı ı ı
ı ı ki ş gök ı ı ı ş sulada ı
ı söz eden Kamer-11 olmak üzere, gök ve yere ş
ayetler de ı ı ı Kur'an kozmolojisinin, Sümer koz-
molojisinin tek ı ğ ş ş bir tekran
ğ ğ ortaya ı
(92) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı ı ve Bilim, s. 223.
<
93
l S.N. Kramer, Tarih Sii!IJer'le Barlar, 13. bölüm.
IX. Bölüm
KUR'AN'IN YER MERKEZLi EVREN Ş
VE GÜNDÜZ GECE .ALGISI
ğ gibi Eski ı ı Eski Yunan ve daha pek çok es-
ki ğ ı ı ufku, ı ile ı ı ı idi. Onlar dün-
ı düz ve evrenin merkezi ı ı Yine, ş ve ğ
ı ı ı da kubbe biçiminde bir ı ı gökte sallanan,
ı ı insanlar için ı ğ ı ı ş ı ve süsler olarak ı
ı Peki Kur'an ı ı Buraya kadar ı ğ ı ı inceleme-
letle arada pek bir ı ı ğ ı ı ğ ı ı gördük. Bundan son-
raki bölümlerde ise daha da somut olarak, Kur'an ile ı
ş ı ş ı paralellik ğ ğ
Fussilet-12'de Kur'an, "Allah, bunun üzerine iki gün için-
de yedi gök var etti ve her ğ ş kendisine bildirdi. Ya-
ı ğ ı ş ı ı ve bozulmaktan koruduk. .. " der ve
ı ş ğ surelerde de tekrarlar. ğ Saffat-6'da,
Ş biz ı _ ö ü bir süsle ı süsleclik"; Mülk-
S'te, "And olsun ki ı ğ ı ı ı , onlarla
ş ı ş ı ı ğ ı ... " denmektedir.
ı ğ Kur'an'da ı ı daha ı az
larnda görülen tüm ök cisimleri ı gök"e, yani "yedi
gök"ten sadece alttakine özgü ı ı Oysa u ş
_ ilimsel _ erçeklerle desteklenmez.
· Bir an olsun ı gök"ü, Kur'an'daki haliyle ğ de,
150 İ ve Bilim
bilimsel verileri Kur'an'a uyarlamaya ı ş ı iddia ettik-
leri gibi, ş sistemimizi içeren gök kütlesi olarak ı
Burada ş ş ı ı ı ğ ı "birinci gök =
ş sistemi" ı ş ı ı ı Kur'an'da ş ı ı ğ ı yoktur. O
halde H. Nurbaki ve benzeri yazarlar, ı bilime uydu-
ı derken yeni sorunlara neden ı Çünkü onu
bilimsel standartlar çerçevesine oturtmak, onda bilimsel ger-
çeklerle uyum, hatta kendi içinde ı ı aramak, olmaya-
cak bir ı Nitekim "birinci gök = Samanyolu Ga-
laksisi" ı ş ı ı ı esas ı ğ ı ı da yine ı ş
ı ı girilmektedir. Çünkü bugünkü bilgiletimizle her ga-
lakside milyarlarca ı ı ı ı ğ ı ı
Kur'an, ı ı bin ı öncesinin ilkel tol?.;
ı gibi ı ı ı yerin üstünü kaplayan ı
sallanan ve insanlara süs olsun ve yol ı ı ğ ı
ye ı ı ş ı ş ı olarak ı ı ı ı ş ş
ı çerçevesinde ı dünyadan ğ ı ı ve binlerce kat
büyüklükte, keza ş ı nitelikte olup evrenin her ya-
ı ğ ı ı ş çok büyük enerji kütleleri ı ı bileme-
mektedir.
Yine burada aslolan, duyu ı ı bilgi oldu-
ğ ş Ay ve ı ı gerçek büyüklükleriyle ı
lanamayacak denli küçük boyutlarda ı ı Onlar,
ı temel alan bir ı ı ş insanlar onlardan yararlan-
ı ve ğ süs olsunlar diye ı ı ş ı Nitekim,
En'am-97'de "0, ı ı ı kara ve denizin ı
\. (yol ı ı ı ı ı var ı .. "; Kaf-6'd:a, 'Dnl;;::-
ı erindeki ğ ı ı ş ı ş bir bakmazlar
ı cümleleri buna örnektir.
Oysa ı ı ı ve tabii özel olarak ş Ay ve Dün-
ı ı tamamen maddenin kendi iç hareketinin ve bilinçsiz
evriminin ürünü olarak ş ğ yine maddenin ı ı ı ürü-
nü olarak, Genel ğ ı ı ı ı ı (Einstein) çerçevesinde
belli bir sistem ş ğ ğ ı ı ş götürmez
bilimsel bir veridir. Esasen ı ı yol bulma ve zaman
ı Yer Merkezli Evren ı ş ı ve ..• 151
ı yararlanma bilimsel ş çok gerilerinde kal-
ı ş yöntemlerdir. Kur'an, ı ı ı duyular çerçevesinde ı
ı ğ ı keza ı ş ı ı ve gerçek niteliklerini ğ
için, ı Allah ı insanlar ı ı bulsunlar ve
süs ş diye ı ı ı ı ı
Furkan-61'de, "gökte burçlar var eden, orada ı ş ı saçan
ş ve ı ı yaratan Allah, yücelerin yücesidir";
Hicr-16'da, "Andolsun ki burçlar meydana getirdik, ı
bakanlar için ı denir. Yine Nebe-12-13'te, "üstünüz-
de yedi kat ğ gök bina ettik. Parlak ı ş ı veren ş var
ettik,"(*) denmektedir.
Bu ayetlerde de ğ gibi Kur'an; ş Ay ve di-
ğ ı ı ı gökte ı ı ş bilgiden yok-
sundur. Bunun sonucu olarak kendinden ı öncesinden
gelen ı ş ı tekrarlar; ğ burçlar sayesinde tutarak do-
natan gök cisimlerinden ve ş gökte ı ı ı
söz eder.
ı ı ı ı ğ alt ı ve ı görsel
ve kimi -zaman ve yön tayini- gereksinimleri ş ı ı diye
ş ş lambalar ğ evren kurgusunda, çok daha
önemli bir gerçek ı ı Dünya merkezli bir ev-
ren, insana yönelik bir ı ş ı ş ı sahiptir. Nitekim
bu durum, öncekilere ek ş ayetlerdeki ifadelerle daha da
net bir ş ortaya konur: ı " ... belirli bir süre
içinde hareket eden ş ve ı buyruk ı ı ş ı .. . ";
Zümer-S'te, " ... Her biri belirli bir sureye kadar yörüngelerin-
de yürüyen ş ve ı buyruk ı tutar ... "; Yasin-
38'de, ş yörüngesinde yürüyüp gitmektedir ... "; Enbiya-
33'te, " ... ş ve ı yaratan odur. Her biri bir yörüngede
yürür"; Ra'd-'de, " ... Her biri belli bir süreye kadar hareket
edecek olan ş ve ı ğ alan ... " denmektedir.
ğ gibi Kur'an'a göre yürümek, hareket, "yörün-
ı Çevirinin ğ ş "Üstümüzde yedi ğ (gök) bina ettik. Pan] ı parlayan; ya-
ı ş lamba ı (ortaya)." (Bucai!le, a.g.e., s. 231).
1 52 İ ve Bilim
ge", ş ve AY,i_çin geçerlidirler. ı hareketin-
den böylesine net ve rudan ve tekrar tekrar ,söz eden
Rür'an, sa it ı ı ı basit .ürünü olarak ı ha-
r e'Ketlnden hiçbir yerde SÖ4.&:tmez, Bu ı ğ ş ı bu
ayettcrin yorumunda her zamanki gibi ı ile ş ı kar-
ş ı ı Birazdan ğ gibi, ğ ş ı ı ı ş
bir ayetten ı ğ sonucunu ı için ade-
ta ı yapar İ ı bu ayetlerde. ş
Dünya ı ğ tesbitini telaffuz etmekten özenle
ı ı Üstelik bir de ş ş içinde yer ı ğ ı
galaksiye ğ ı olarak ş ğ hareketi bu ayetlere ya-
mamaya ı ş ı
Önce Bucaille'i dinleyelim: "Böylece temel bir mesele ı
ça bildiriliyor: Hem Ay hem de ş yörüngelerinin bu-
ğ ı ı ğ ı gibi, bu cisimlerin uzaycia kendilerine mah-
sus bir hareketle ş ı ı da ş ediliyor.
Üstelik bu ayetleri okuyana, negatif (selbi) türden bir
durum daha ortaya ı ı ş bir yörünge üzerinde
ş ı ğ ı bildirilirken, bu yörüngenin Yer'e göre durumunun
ne ğ konusunda hiçbir ı ı ı Halbuki
ı ğ ı Yer' in sabit bir nokta halinde
ı ğ ı ş ş ş ı ğ ı kabul ediliyordu. Bu
da İ 2. ı ş Ptolemie'den (Batlamyus) beri
makbul olan ve Geocentrisme (Yer' i ı merkezi sayma
ı denen sistem olup İ 14. ı Kopernik'e kadar
iribarda ı Hazreti Muhammed'in devrinde de be-
nimsenen bu ı ş ı ne bu ayetinde ne de bun-
dan ş herhangi bir ı rastlanmaz."<
94
l
Kaba bir demagoji ile ş ı ş ı ğ ı ı
ı hareketinden bir kere bile söz etmeyen ı
Ay ve ş hareketinden çok ı olarak ve tekrar tekrar
söz etmesi ve bu iki cismin hareketini tüm surelerde beraber
ı söz konusu cisimlerin Dünya'ya göre hareket ğ
(9
4
) Maurice Bucaille, Tevral, İ ı Kerim ve ı s. 236.
ı Yer Merkezli Evren ı ş ı ve ... 153
ş ı ifadesidir. İ ş ilginci Bucaille'in bu ifade-
nin yer ı ğ ı hadisi "kabul edilemez" ilan etmesi ve Kur' an'-
dan ı ı ı ı olan yorumunda ı etmesidir:
Hadisi Bucaille'in ı dinleyelim:
ş 'kendisine mahsus belirli bir yere' ğ gitti-
ğ bahseden ve ı ş ı ı ğ ilgili yerde ı
ı ş olan bir ayeti ry asin-38) bir hadis ş yorumluyor:
ı ş ı ı ş ı ş ı önünde secdeye ı
ş yeniden ş için izin ister, tekrar secde eder;
neticede ğ yere döner ve tekrar ğ ğ Arapça
ı metnin ry ı ı ş ı ş ı ı Bed'ul Halk ı 54, bab
4, no-421) ı bir ifadesi olup tercüme edilmesi oldukça
güçtür. Ne olursa olsun, bu pasaj ş Dünya'ya göre
ğ ı gelen bir ş ihtiva etmektedir; bilim
bunun tersini ı ş ı Bu hadisin ı hayli ş
dir".

ı
ğ hadis o dönem ş ı bir kesiminin -özel-
likle ı ı ı hizmet ediyor ı yani eko-
nomik-politik nitelikli ı hadisin ş ğ en ı
dan dikkate ı Ancak onun ı ı ğ ı ayetin ğ
yorumu, böylesi bir ş belirtmeyi ş Üste-
lik ş ı kendine, ne ı edip ı bilime
uydurma görevi ş ı dikkate ı ı belirtilen
ş ğ ı ı kabul ğ daha da
ş (*)
(95) Maurice Bucaillc, İ ı Ken'm ve Bi/int, s. 223.
ı S. ı ı ı söz konusu hadise yepyeni bir yorum getiriyor. Özellikle ı
"Bazen maksudu anlatmak, zahiri ş müraat edip ş ı gerektirir. Gayeyi anlat-
mak için bazen de mecazi ifadeye ş gerekir. Aksi halde maksat ş ı insanlar
ı ş böylece hidayettcn ş ı meydan ş olur. Mesela hazreti
Peygamber kfunattaki tasarruf ve tedbirin, Allah-u ı kudreti ile ğ anlatmak
isterken ondan, ı ğ ı söyleyerek zahiri ş ve idrakleri hiçe say-
ı ı boyunca ı ekserisinin, ı ı ı olan hidayctten mahrum kal -
ı sebep olurdu. İ ş ve terbiye usulü ise bundan münezzchtir. Muhterem müellif
bu ı ş ğ ı ş ı ı ı ş ı ş ı önünde secdeye ı
ğ yere dönmek için izin istemesini ı bugünkü astronomi bilgileriyle ölçmekte, risalet
makam ve ı ğ ı ı nazara ı ğ ı ı ı (a.g.e., s. 380)
İ ş böyle! Türkçesi; söz konusu ş kendini ı elçisi ilan ş olsa bile gerçekler ğ
na ı ilkel ş ş ı ı ı ı ı ı avlamak için alenen yalan söylen-
. ·------
1 54 İ ve Bilim
ı ki, hadisin ı ğ ı da bu noktada belirleyici ı
sadece Kur' an'a ek ı ş onu ş
Yoksa, ı ş ı her okuyucu ı ı ilgili ayetler zaten
oldukça nettir.
ı ne kendi ı ne de· ş ı
ş bir tek ayette söz etmeyen ı ş
ş her seferinde ı ş birlikte ı bu
hareketin, ı ı Ay' da ğ gibi Dünya'ya göre ş
ğ ifadesi ı gelir. Bu her seferinde beraber belir-
tilen harekette, ı ş ı ı Gü-
ş ş ise "galaksi merkezi ı ş ola-
rak yorumlamak, ölçü ı bir ı ğ olabilir
ancak. ı ı "Kur'an ı on dört ı ka-
dar önce bildirilen ve hem ı ğ ı hem de ı ancak
ğ ş astronomi ı ortaya konan ş yörünge-
sel hareketini" ğ yorumu, bilim ş ı ı ş
kompleksin ğ gözler önüne seriyor.
Bu noktada tekrar temel ğ ı ı geri dönüp her
türlü ı ı ı ı ı ı ı ı kapatmak ı
Yasin-40'ta "A 'a ş ş ş Gece de Gün-
düz'ü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler" ifadesi ile,
Ky ve ş ve ı ı ı ancak onlardan ı ola-
rak, gece ve gündüzün birbiri ş ı ı çevresinde
yürüdükleri ve yine ı emri ğ birbirlerine ş
lerinin mümkün ı ğ ı ve durumun ı kadar böyle
ğ belirtilir.
melidir diyor ı ı Ş ı politika da böyle yürütülmüyor mu zaten? ğ mi ki, amaç
ı kendi ı ı çekmek, o zaman her yol ı Bu ğ ş ı
dönen Dünya" ğ ı ı dönen ş olarak tersyüz edilebilir, yeter ki
kitleleri aviarnaya hizmet etsin! İ ilerideki bölümlerde ğ gibi, ş ı ı çiz-
ğ bu kötü tablo bizi ş ş ı ı ancak yine de sabah ş "ahlak" ı atan bu
insaniann ğ ğ düzeyini ı ı Esasen böylelerinin inanç-
ı samimiyer de ş Çünkü Allah'a ve ahirete gerçekten inanan birisi, Kur'an
ı ı ı korkar, bunun ı ı ne büyük bir günah ğ bilir.
Kabul etmeliyiz ki, Bucaille bile ı ı tertemiz ı İ ş bu ahlaki yönü bir yana,
Muhammed ı da yalan söylüyor ı ı ı Çünkü Kur'an'da da hadiste de ş Dünya
ı ş ş ı ı bir aldatmaca ğ Muhammed'in o dönemin bilgisi ile ı öyle
ı ı ı ürünüdür.
ı Yer Merkezli Evren ı ş ı ve .•. 155
ş ve onun ı ş ı ğ ı ı ı gelmekte olan Ay'a"
yemin verilen Ş de de ğ gibi bu ş
ı ı yörüngelerde olmaktan ğ aksine ı on-
ı standart ı hareket ettirmesinden ı
ğ bir ş bu ayetlerin daha da ş ğ ı
ğ ı ı engellenmezse -veya istenirse- ş
Ay'a ş ğ ı ı ş ı ı yörüngede
ı ı ı ı Nitekim, ı ğ ş ı ğ ı
ı ğ ş ve ı bir araya ğ zaman,
ş o gün insan: 'kaçacak yer nerede?' der" cümlesi ile du-
rum daha da ş
Demek ki Allah, ı mesafeyi korumaz ya da
ı tutarsa, o zaman ş Ay'a ş Oysa bilimsel
gerçekler ı ş ı ğ ı ş Ay'a ş diye bir ı ı
yoktur. Çünkü uydusu olarak ı çevresinde bir yö-
rüngeye sahip olan Ay, onun çekim ı içindedir. ı Gü-
ş ş ise onun ğ ı ğ gezegenin (Dünya), Gü-
ş uydusu ı ve ondan 150 milyon kilometre uzakta
bir yörüngede dönmesinden ibarettir. ş Ay'a ş
si ı ı çünkü ş Dünya'ya, ı ı Ay'a ş ı
görece sabit bir konumda, kendi ı dönmektedir. Bir
an ı bir araya ğ ş bile bu,
ş Ay'a Y$ili>n;esl ı ı çünkü ş
çekim ı on binlerce kat
ş ı ş ı
söz eden ı ayetler ı ş ı ğ ı Kur'an'da, ş Ay
için sanki ı ı ı ş izlerumi ı ı ş ı "yö-
<') Burada, günümüzde ş ı ş düzeyi ş ı ı ancak bir espri konusu olabilecek bir
ğ gerçek ile ş ı ş ı ı ğ gibi ilk ğ ş bulgular bize o dönem
insan ve ı ğ ı ş ı hemen hemen her türden bilgiden
yoksun, yeterli ş uzak ş ı ğ ı ı gösteriyor. Bu ı ş götürmez bilgiler
ı ş ı ğ ı ı ı ı ı ı çok daha fazla ı bir ğ de kabullenmek zorunda
ğ ı Adem'e ı ğ ı ı noktada, onun ğ ı ı da her ş böyle
ilkel ğ kabullenmek ı İ ı ğ ş ı ı ı ğ ı yas kabul edemez ilke-
likte bir yer olan cennettir sözü edilen!.. ı ş Adem'in kavramsal ı için de geçerli-
dir. Melekler ş ı ı ı ı Adem'e "bütün isimleri ğ ğ ı ı Oysa Adem
ve nesilleri, ı boyunca cahil ı ı bile hak ederneyecek denli ilkellik ş ı
ş ı ş ı
156 İ ve Bilim
rünge" ğ ile ı çevirilere ş belirtmek
ı "Yörünge" diye çevrilen ğ (felek)
gerçek ı ı "yörünge" ı "çevre, küre, alan, sa-
ha" vb.'dir. Zaten Bucaille de; "Gerçekte kelimenin ilk anla-
ı budur. M. ı ise onu orbite (yörünge) diye ter-
cüme

ı diyerek bu ş bize hak veriyor.
Üstelik söz konusu olan, "ilk anlam" ğ gerçek ı
O halde ı geçen ayetler ğ Enbiya-33, " ... her biri
bir yörüngede yürür" ş ı " .. . her biri kendi ala-
ı yürür", veya " ... her biri ı çevresinde yürür"
ş yine Zümer-5 " ... her biri .. . kendi yörüngelerinde"
ı "her biri ... kendi ı ... " veya "her biri ... ()'er' in)
çevresinde ... " ş ı ı Tüm gök cisimlerinin gö-
ğ en alt ı hareket ğ oraya ş
yollu Kur'an ifadeleri de ı ı ş yorum ğ ı da
ı ş olur. Bu çerçeve içinde Kur'an'a göre, "yörünge",
ğ en alt ı ı ı ğ ı be-
lirlenmektedir. isteseler de ne ş ne de Ay, ğ ğ
ı geçemez. Cebrail gibi, ı en ı ı ı me-
leklerinin gücü bile onu izinsiz geçmeye yetmezken, ş
ve Ay gibi salt insanlara hizmet için ı ı ş kütleler ı
geçebilsin?!
Yani "yörünge" ğ ı ancak ğ en alt
ı ile ş ı ı Kur'an'la ı bir anlam ka-
ı Böyle bir yorum da zaten ı dediklerimizi - tek
yörünge- ı Yani Kur'an ı ve ona ı
kalarak taparlarsak ş ve Ay, "birinci sema" denen "yeri
kaplayan tavan" ı belirlenen "yörünge"lerinde, bir-
birine ı kadar ş standart bir ı
yürümektedirler. Bunun aksi yorumlar, kendisiyle ı
ı ı kendini ğ ilan eden Kur'an ş ı ı
ş duruma ş ş anlam ş ı
Ş yine ı ş hareketine, ı ğ ı ve ğ
(96) Maurice Bucaille, Tevrat, İ

ı ı ve Bili111J s. 237.
ı Yer Merkezli Evren ı ş ı ve ... 157
ğ yerlere ş ı ı ı ğ net olarak ı
tan, Kehf suresinin ı bir bölümüne kulak verelim:
"Ey Muhammed sana Zülkarneyn'i sorarlar, 'onu size an-
ğ ı de. (Kehf-83) ğ biz onu yeryüzüne ş
ş ve her ş yolunu ona ğ ş (84) O da, bir yol
tuttu. (85) Sonunda ş ı ğ ı yere ş ı onu, kara-
ı ı bir suda ı gördü. Orda bir millete ı ' Zül-
karneyn! ı azat da edebilirsin, iyi muamelede de bulu-
nabilirsin' dedik. (86) ( .. . ) Sonra, yine yol tuttu. (89) Sonunda,
ş ğ ğ yere ş ı ş kendilerini elbise,
bina gibi ş ğ bir millet üzerine ğ
buldu. (90)"(*)
ı ı - kendi güçlerini de ş ğ
midir, bilemiyoruz- hiç ş Kehfin ilgili ayetlerin-
den ı ğ ki; ı ş Zulkarneyn de-
nen ı yürüyerek ı ğ ı ı bir ucundaki kara
ı ı bir suda ı ş ve yine ı bir ğ ucun-
da, da elbise ve bina gereksinimi olmayan bir milletin üzerin-
de ğ ş Eh, ş ğ herhalde Ay da daha
önce ş ı ğ ı ı ı suda batmalda ş
Ne denir; vah o her ş ı ğ ı her sabah
ı milletin" üstünde ğ ş haline!!
Daha önceki bölümlerde, ı yedi ı Gök'ü"nün
bilimsel tariflerdeki ğ ı ğ ı gibi, Zülkarney ı
ı ş gerçek ş de birbirinden çok ı
ğ görüyoruz. ı ı ı dolanan,
yer merkezli bir ortamda ı uydusu olan bir "Gü-
ş Bu ş ı 150 milyon kilometre
ı ı 300 bin kilometre, kütlesi 2x10
27
olan ve
saniyede 3.86x10
33
erk ğ enerji yayan bir ş de-
ı İ daha birçok surede geçen ve hep sanki ş gi bi ı bir ciddiyerle ı
bu olayda Kur' an, Araplara temel " namus" ı ilan ğ tesettürden vazgeçerek "liberal" bir
kimlik ı ı İ ş göre giyimini gündeme geti riyor ve sanki ğ ı
kendisi ş gibi buradakileri ğ söz ediyor. ı ı ş ğ ğ bu
memleket'in(!) ı ı emri çerçevesinde, ı ı ı ı ş ı ve daha
ötesi evleri de ı ğ ı tüm ş ı birbirlerinin gözü önünde geçiyor.
158 İ ve Bilim
ğ ı ı ğ ğ ı ı hidrojenin
helyuma ş meydana gelen ve sürekli patlamalarla
yanan, korkunç enerji ve büyüklükteki bir ş topu da de-
ğ ı ı üstümüzde ğ ı ı 1 O milyon kilometre
ı olsak ş ğ ı ğ ı ı denli korkunç
bir ı ı ğ ı olan ş ile ı ı ş insanla-
ı tepesinde ğ hala ı ı ğ koruyabilen karabal-
ı batan ş ı ş ı ı
ğ yandan bu ı ş söylemimize ş ğ
biçimde mecazi anlamda ğ ğ gerçek ı ı do-
ğ ı Oysa, gerçek ş ne ğ ne de batar.
Aksine Dünya'ya göre sabit bir merkezde, kendi ı dön-
mekle yetinir. ı onun ı yörüngesinde hareket
ederken ayru zamanda, her yirmi dört saatte kendi ı da
ğ - ve biz bu ş ı ı
ı ğ ı ı sanki, ş kendisi ğ ı ş gibi bir
ı içine ş Tabii bu ı ı Muhammed'den
on iki ı önce ğ ancak ı bundan haber-
siz ğ ı belirtelim.
Toparlarsak; gerçek ş ı bir ş olan "Al-
ı ş Ay'la birlikte Dünya ı ı sap-
ı ğ ı bir alanda, ğ en alt çeperinde, düzenli hareket et-
mekte ve dünyarun bir ucundan ğ ğ ucunda kara-
ı ı bir suda ı Onun bu ş ı Ar-
ı secde etmek için sürekli tekrarlanan bir harekettir ve
her gün ğ için, Allah'tan ı izin istemektedir. C1si-
ye-13'te (Allah) "göklerde ı yerde ı hepsini, si-
zin ğ ı ş .. . " ifadesinin sonucu ş
Dünya'run uydusu ğ Yani secde eden ş
kendisi olup" bu durum, onun Dünya üzerindeki ı
ğ ve hizmeti için ı ı ş ı kaynaklan-
ı
Buna ş ı ş Bucaille olmak üzere İ yorumcu-
ı ı ı ş ve kendi ı ğ
keza düz ğ yuvarlak ğ gibi bilgilerle uyumlu hale ge-
Kur'an ı Yer Merkezli Evren ı ş ı ve... 159
tirebilmek için her türlü yolu denerler. Nitekim ı
gündüz ve geceden söz eden ayetlerinin yorumunda bu du- .
rumu net olarak görebiliyoruz.
Nitekim, "Rabbiniz ... gündüzü durmadan kavalayan ge-
ceyle bürüyen" (Araf-54); "Onlara bir delil de gecedir: Gün-
düzü ondan ı ı ı ı da ı ı (Yi-sin-37);
ı geceyi gündüze ve gündüzü geceye ı ğ ı ı ... bil-
mezler mi? "(Lokman-29); "Gecesi gündüze dolar, gündüzü
geceye dolar ... " (Zümer-5) ş ayetleri ı son-
ra ş ı Bucaille: "Birinci ayet, ı ı gerektirmez.
İ ayet ise sadece bir imaj vermek gayesini ş ı Bilhassa
üçüncü ve dördüncü ayetler (ise) ilgi çekerler". Dolamak sözcü-
ğ ilk ı ı ı ğ ı helezoru bir tarzda yuvarlayarak
ş sarmak" ğ belirttikten sonra da "imdi, gerçekte
ş uzaycia cereyan ş ı ı ı sorusunu sorar.
ı "Dünyaya çok uzak mesafeden -mesela Ay'
dan- ı ı ğ ı gündüz ve gecenin birbiri içine girdikleri,
birbirlerine ı ı çok güzel görünür" diyerek, ı
daki ayetlerin, gündüz ve gecenin "Kur'an ı mü-
kemmel bir biçimde tasvir edilmesi" ğ iddia

ı
ı ş T. Tuna da, ilgili ayetlerden, "Dünya üzerin-
de hem ı hem de 'gündüz'ün" ı anda' mevcut
ı sonucunu ı ı sonra; "(bunun) için ancak ve
ancak iki ş gereklidir.
"1- ı yuvarlak ı 2- ı mutlaka
kendi ı dönmesi" diyerek bilimden ğ bir
güzel Kur'an'a ı Bundan sonra övgü ı "Böy-
lece ı hem yuvarlak ı hem de ş ı
ğ ortaya ı ı ş oluyor. Ne zaman ı ı ı
dan 1400 sene önce ... ı sahipleri için delillerin ğ ta-
rih, ı ğ söyleyen Galile'den tam bin ı ön-
ı
(97) Maurice Bucailie, Tevrat, İ ı Keri111 ve Bilim, s. 243.
(98) ş ı Tuna, Uzay ve Diill)'O, s. 75.
160 İ ve Bilim
ğ Kur'an ı ğ biliyor ı ı ı
ı ve ş hareketinden tekrar tekrar ve alenen
ğ gibi bundan da söz ederdi. Bilimsellik, ı duyu-
ı -ve tabii ı ş ı ı ğ ı ş ve ı hareketin-
den söz ederek ğ gerçekte duyularla ı Dün-
ı ş ve ı ğ ı net ve ğ ortaya ko-
yarak iddia edilir.
Üstelik ı ayetler, ı ğ içinde çok
ı olup, onlardan ne ı ı ğ ı ne de kendisi
ve ş ı ğ ı ı ş ve Ay'a
ş önceden ş ğ ayetlerde yere göre ş ve
ı ğ çok ı ı Keza yerin yuvarlak ğ bir dö-
ş gibi düz ve ı ı ş ğ da ğ ayetlerde ı ifa-
de edilir. Peki ama, tüm bu gerçekiere ğ ı
rruz, Kur'an'da ı ı yuvarlak ğ ve
ğ sonucunu ı ı
ı istismar edilen ayetlerin irdelenmesine geçme-
den önce, gece ve gündüzün Kur'an'da ı ı ı ğ ı gö-
relim: Nebe-9-10'da, "Geceyi bir örtü ı Gündüzü ge-
çim ğ vakti ı ı En'am-96'da, (Allah) "tan yerini ğ
tan, geceyi dinlenme ı ş ve ı vakit ölçüsü !a-
ı Kasas-71'de, "Ey Muhammed de ki; 'söyler misiniz?
ğ Allah geceyi üzerimize layarnete kadar ı Allah'
tan ş hangi ı size bir ı ş ı getirebilir?"; Kasas-72'de
"De ki; 'söyleyin: Allah gündüzü üzerimize ı kadar
uzatsa, Allah'tan ş hangi ı içinde İ ğ
geceyi size getirebilir?": Kasas-73'te, "Allah dinlenmeniz için
geceyi ve lütfedip ğ ı ı aramaruz için gündüzü mey-
dana ş .. . " denir.
Demek ki Kur'an'da gece bir "örtü" ve "dinlenme za-
ı gündüz "geçim ğ ı ı Ona göre gece
ve gündüz tamamen ı keyfiyerine ğ ı ve insan için
birer lütuf olup isterse layarnete kadar geceyi uzatabiiirdi ve
ş bir ı da ı ş ı veremezdil ı ş gündüzü de
layarnete kadar üzerimize uzatabilir ve İ edemezdik!
ı Yer Merkezli Evren ı ş ı ve ..• 161
Bu ifadelerin en küçük bir bilimsel ğ ı ğ ı gibi,
gece ve gündüz üzerindeki bu keyfiyet, ı zamanda dünya- .
mn düz ı ı ı ve ğ yasalanna ğ gündüz
üzerinde hükmedici bir ğ var ğ ı gös-
terir. Çünkü ı yuvarlak ve dönmekte ğ ve
gündüzün de ş ı ş ı ğ ı ı sonucu ğ kabul eden bir
ı ı sürekli ı veya sürekli ı ı ı üze-
rine spekülasyon ı ğ ı ı bilir. ı ilkokul ğ
ya bilgisiyle bile, ı ş ı olmazsa ı ğ ı ğ ğ
mizden, "geceyi üzerimize ı kadar ı tehdi-
dinin üzerimizde bir etkisi olamaz. Çünkü böyle bir durumda
hayat ğ ı ş ı dan ı ş ı bekleyen insanlar
da ğ ı biliriz. ı ı 7. ı ortalama ı
na seslenen bu tip polemiklerle Kur'an, günümüz ilkokul
bilgi düzeyinin de gerisinde bir kitleye hitap etmektedir.
İ ğ ş insanlar, salt gündüzle yetinme-
yi kabullenemeyerek, ğ ı ğ düzeni olan gece-
gündüz ı tabi olmaktan kurtulacak çareler ara-
ı ş ı ı geceyi, ı ı ğ "dinlenme za-
ı .olarak ş onun bir ğ ilkellik gösterge-
sidir. İ önce ş sonra mum, kandil, gaz ı ve gide-
rek de elektrik enerjisini ş ve ğ hükmetme yolun-
da önemli ı ı ş ı ı dinlenme-uyku, bütünüyle
ı fizyolojik gereksinimi düzeyine ş insan
ı "dinlenme ı ilan ğ gecenin ı
ı ı ı da ı ş bilgilenme, ğ
ş Bu süreç, ı ğ ı ş önemli ı ğ
mak bir yana, ı ğ teslim olma ı ğ ı ı "Al-
ı tayini" bahanesi ı saklayan, bir 7. ı ı
ürünü ğ ortaya ş Kur'an'a uyarak tüm ge-
ceyi ı ı ı tamamen miskinlik ğ in-
ı cehaleti sonucu ı ğ ı ğ ı ğ düzenine, basit-
ten ş ı ğ hükmedebilmesinin mümkün ve gerekli oldu-
ğ de ş Ve gelinen noktada insan, ş tan-
ı fantezisine de kulak asmadan, bizzat kendi gücüyle ge-
-
162 İ ve Bilim
cenin kendisi üzerindeki hükmüne son ş
Devam edelim: Enbiya-33'te, "Geceyi y.._e gündüzü, Gü-
ş ve ı yaratan O'dur. yürürler";
N aziat -29' da ğ ı ı ş gündüzünü
ı ı ş ı Ş ş ve onun ı ş ı ğ ı ar-
ı gelmekte olan Ay'a. Onu ortaya koyan gündüze. Onu
bürüyen geceye ... ant olsun ki ... " Leyl-1-2' de, ı orta-
ı ğ ı ğ zaman geceye ant olsun. ı ı ı ı ğ ı za-
man gündüze and olsun" ifadeleri yer ı
Enbiya-33'te ı ğ gibi, gece ve gündüz, Gü-
ş ve ı ş ürünleri olarak ğ ş
ve Ay'dan tamamen ğ ı ı ı ı ş olup, ı ı onlar gibi
ı ş bir "yörüngeye" sahiptirler. Naziat-29'da
bu gündüz ve "gece"nin, Yer'in ş bakan yüzüne özgü
bir ş ı Yer' i ş gökyüzünde ş ğ do-
ı ı ı anda ğ bakan yer kütlesinin tümünün ya ka-
ı ya da ı ı ğ belirtiliyor. Ş ş or-
taya koyan (görünür ı ı ğ ı gündüze ve yine Gü-
ş bürüyen (onu görünmez yapan, kapatan) geceye yolla-
ma ı neden sonuç ş tersyüz ediliyor. ı yak-
ş ı ı gölge sorununda da ğ Leyl'de ise bu gerçek
ı ş ı ş daha da ş gecenin ğ ı ı bir olgu ola-
rak ı ı ğ ı karartan, gündüzün de ı ş ğ ı
ı bir olgu olarak ı ı ı ğ ı
Demek ki, Kur'an'a göre, gece ve gündüz, ı kendi
ı ş ve ş ş ı ı konumunun sonuç-
ı ı aksine ş ve bu ş tamamen ba-
ğ ı ı ı Kur'an'a göre ı da ı ı Ay ve ş
gibi Yer'e göre bir "yörünge"leri ı ş gündüz ay-
ı ı ğ ı sayesinde görünür olurken, gecenin ı ğ ı sön-
mektedir. ı ı "gündüz sinip geceleri gözüken gezegenler"
(Tekvir-15-1 6) gibi!... Oysa gerçekte sinen bir ş yoktur,
sadece ş enerjisinin güç ve ı ı ğ ı ğ gök cisimleri-
nin ı ş ı ğ ı ı görünmesine engel olur.
Kur'an'da ş gündüzün ğ ı ğ sadece onunla
ı Yer Merkezli Evren ı ş ı ve •.. 163
birlikte ortaya ı ı vakit ölçüsü ve ı ı ş gören bir
güçtür. Gündüz ı ı ğ ı görünür olan bir kandil, soba,
sokak ı vb. gibidir. ı ı ı ve ı ğ ı ı
olgular olarak gündüz ve gecenin ğ ürünleridir ve
bunlardan gündüz ı ı ve ı ı gece ı ve
ı Belli ki ş görüntüsü, Kur'an ı gün-
düz ı ı ğ ı ı ğ denli büyük bir güç izlerumi yarat-
ı ş Aksi takdirde hiç ı da saniyede 3.86x10
33
erk
ğ enerji yayan korkunç bir gücün, ı ı bir su-
da ı ve elbiselerini ı ı ona dayanabilen insan-
ı üstünde ğ ı söz edebilir miydi?
Toparlarsak, Kur'an'a göre gece ve gündüz ı ı Ay ve
ş gibi ı emrinde ve birbirinden ğ ı ı olgular-
ı Hepsinin Dünya ş ı ı belli bir "yörünge"leri olup
birbiri ş ı yürümektedirler. Gece ve gündüz 7 kat olarak
ş gökyüzünde ş Gündüz geçim
ı gece dinlenme ı Ay vakit ölçüsü ve süs, Gü-
ş vakit ölçüsü ve ı ı ğ ı ı Ay ve ı ı ancak
gece ı ğ ı var olabilen birer nur iken, ş de ancak
gündüz ı ı ğ ı var olabilen bir alevdir. Yani gündüz ge-
ceyle birlikte ı ı ı ve ı da örterken, gece de gündüzle
birlikte ş örter.
Ş tekrar ş "dolanma" ğ ve "gündüz ve ge-
cenin art arda gelmesi"nden hareketle, ı hem yu-
varlak hem de kendi ekseni ı ğ ğ
Kur' an' da ifade ğ ı geri dönelim.
ı ı ğ ı ayetlerin, gerek gece ve gündüze ge-
rekse de ı ı ı ş bizi etkileyecek iddialar ta-
ş ı ı ı ı gördük. ı ı ı ı onlardan olma-
yacak sonuçlar ı ş konumuna ş gör-
dük.
Ş söz konusu ayetleri tekrar ı ı A'raf-54'
te, her gecenin ı onu kavalayarak gündüz gelir, gece-
yi kaplar ve onu ş olur; Yasin-37'de, Allah gündüzü,
geceden ı ı ı insanlar ı ı
164 İ ve Bilim
lar; Lokman-29'da, geceyi gündüze, gündüzü geceye soktu-
ğ ı ğ ı bildirilir, -ki bu ı herhalde ı olur-
Zümer-S'te de geceyi gündüzün üstüne ı gece, gün-
düzü gecenin üzerine ı gündüz olur.
Bu ayetlerle gece gündüz ş ilkokul ğ bi-
le aniatabilmek ı Bu öort ayet al alra-t!m
b!r kaVFam ş ı ı ğ ı ı ş ı 7\'raf'ta k'ovala-
yan-kovan, ı örten b!r gece sbz konusuyken, Yasin'de
gündü'z, ı ı ı bir ş
birbirinin içine ı gece gündüzden
söz edilirken, Zümer'de gec·e ve gündüz birbirine ı
ğ gibi Kur'an'da gece gündüz; a-birbirini
kovalayan, b-birbirini bürüyüp örten, c-birbirine sokulan, ı
ı ı ı ı d- birbiri üstüne dolanan olmak üze-
re dört ı biçimde ı ı Daha ilginci onlardan, sanki
iki ı nesne, birbirini kavalayan ı birbirini örten per-
deler, birbirinin içine giren kutular, bir ş üstüne dolanan
ı ya da ş gibi söz edilir.
Önceki bölümler ı ı olursa bu ayetlerde dolan-
ma esprisinin ı ğ ı ş (sabit olana) ı ş
ğ gündüz ve gecenin, yer üzerinde birbiri ş ı do-
ı ı yerin sabit, ı ise gece ve gündüz oldu-
ğ ortaya ı Ancak; bu hep ı ritimde ı duran
gece-gündüz ş ı ı ı ı elipsaid ı ı
ve 23 derece 27 ı ğ ve tabii hem kendi hem de
ş ı ş kesinlikle haberdar ı ğ ı
ı da ortaya koyar.(*)
(') Daha ötesi evrim ı ğ hiçbir ş ilk ğ gibi ğ ğ Torooto Üni-
versitesi'nden Prof. S. Tremaine ve NASA'dan Dr. I. Lones ı bilim ı Science dergi-
sindeki makalelerinde, bundan 4 milyar 600 milyon ı önce Mars ğ bir kütlenin
20 bin mil ı ı ı ğ ı ı öne sürdüler. Venüs'ün ı aksi yönde ş
nün nedenlerinden yola ı ş ı ı o dönemde ş ı irili ı ı
ca gezegenin ğ ve ş sistemimizdeki düzenin de bu milyonlarca gezegenin bir
ı ı ı ı ş ı ı ş ğ ı
Bu söz konusu ı ş sonra, ı kendi ı ş ı ı ı ş ve o zaman
144 saat olan bir Dünya günü, 24 saate ş ş Yine bu ı ş ı Dünya'dan
kopan parçalar ı ş ş ı ı ı ş ı etkisiyle, Dünya ekseninde meydana
gelen ğ mevsimleri ş ş
ı Yer Merkezli Evren ı ş ı ve ... 165
ğ ş bilimsel ğ ı ı ı ilkokul ı
bile gece ve gündüzün Kur'an'daki gibi ş ı ğ ı ğ
mektedir. Daha ğ ı ı enlemde (Ekvator) ş saat-
lik bir ğ sahip olan gece ve gündüz, Güney ve Ku-
zey Kutbu'na gidildikçe ı ş gösterir. ğ Kuzey
ı 66 derece 33 dakika enleminde, ı en uzun
gününde bir tam gün ş batmaz ve kuzeye ğ gidil-
dikçe bir ı içinde ş ı ı ğ ı gün ı ı artar. Ör-
ğ 75 derece kuzey enlemde tam 101 gün üst üste gece
ş 99 gün de gündüz ş 90 derece kuzey
enlemde ise 182 gün boyunca gündüz ş ı 183 gün
boyunca süren gece ş ı Kur'an ı ı bu bilgilerden
haberi yoktur. O, evrenin bütünsel bilgisinden yoksundur.
ı güney ve kuzey kutuplanna ğ gidildikçe duyu
ı da kavranabilecek gerçeklerden habersiz, sistema-
tik bir ı ş ş söz
eder. Demek ki onun salt duyusal ı düzeyindeki bilgisi bi-
le, o dönemde Arabistan'da ş ı ğ ufku
ile ı ı ı ı
ı Hisse: İ böyle ister ş türlü olsun, bilim her ı ı ı ş
ı ı bir iradeye yer ı ğ ı ı her ş maddenin kendi evrimi sonucunda ve çok uzun
zaman içinde, ğ ş ı ğ gösteriyor.
X. Bölüm
KUR' AN' A GöRE DAGLAR
VE SABiTDÜNYAALGISI
Kur'an, ı gerek kendi ı gerekse de Gü-
ş ı ş habersiz olup, onu her iki ı
dan da sabit zannetrnekte ve konuya ş net ı
ı Bu ı öylesine nettir ki, O'nu bili-
minverileriyle uyumlu hale getirmek için ı yorumlarda
ı ş bir ı ş ile ğ etik bir sorun ile ş ı ş ı
ı ı Ş de Kur'an'da ı yuvarlak ve hareketli
ş dair ı bulan ı ı göz
ı
T. Tuna, "Sen ı sörür, ı yerinde durur ı
ı Halbuki onlar bulut es:er ibT g;Ç:er, ider" diyen Neml-
88'i aktararak, ı ı ş hareketlilik duru-
munu ı ı ş ğ dair övgüler

ı
Diyanet ı Haluk Nurbaki ise, daha da ileri gider ve
her ı ayette, "her insaf sahibi bilgini hayretler içinde ı
rakan iki mucize" ğ saptar! Nurbaki, bu "muci-
ze"lerden birincisinin, yer ğ ı ğ nede-
niyle "sanki çok ş bir hareket ı ı ş ı ı ğ ı ı ... Ayet-i
Kerime'de çok ı bir ş bildirilmesi"(!) ğ öne
(9
9
) ş ı Tuna, Uzay ve Diin)'"• s. 72-82.
168 İ ve Bilim
sürer. "Yine hikmetlerin en incesine ı ki, ayet, ğ ı
uzaydaki yürüme ı ı yani ı hareketlerini bildirdikten
sonra, bu olay evrenin ğ ş ı ı diyor" ifade-
si ile de ikinci mucizeyi ı ı
Neml-88'in hiçbir ş yer ı ı ı an-
ş ı ı için, sorunu bir de biz ele ı
88. ayetten önce, ı Neml Suresi'nin 61. ayetinde ı
ı " .. .Yeryüzüne sabit ğ ş belirten Kur' an,
Nahl- ı ı ı diye sabit$ -
lar... meydana ş ve Hicr-19'da da, ' 'Yeri ı ora-
ya sabit ğ ş ... " demekte, ğ surelerde de bu
ifadeleri yinelemektedir. Bucaille'in çevirisinde de ğ
gibi Naziat-32'de, ğ ı ğ ve sabit ı ı denirken,
Rad-3'te, "O'dur (Allah) ki ı ı orada sabit ğ ve
ı var etti ... ı ı ı denmektedir.
Bu ayetlerde ı ı ı ğ ı gibi Kur'an, Allah ı
dan ı ı ı sürüfen ğ ı "bulutlar gi i İ
ı aksine ğ ve sabit" ğ ı ı çl.zmekte-
dir. Bu durumda, y:a ı pek çok yerde ğ çe-
ı ş daglar konusunda da ğ kabul ğ ya
da söz konusu ı ı öte, Kur' an'-
ı kendi ı ğ ı içinde, ğ ş ı ı ı ı ara-
ğ ı Bunun için öncelikle Neml Suresi'ndeki ayeti, ı
ve üstündeki ayetlerle ş ğ konu ğ içinde
ı gerekiyor.
ı gücü üzerine yinelerren övgüler ve inanmayanla-
ra yönelik göndermeleri takiben Neml suresi, 82. ayette ı
yamet Günü"ne ı ve ş devam eder: "Kendilerine
ş olan ş ı ğ zaman, yerden bir ş hay-
van ı ı ı ki o, onlara, ı ayetlerirnize kesin olarak
ı ı ı söyler. (83) O gün, her ümmetin ayetlerimizi
ı ı ı Onlar bir arada tutulup, hesap yeri-
(100) Haluk Nurbaki, A)'et/er ve İ Gerçekler, 1. ki tap, s. 74-76.
(101 ) lv1auri ce Bucaille, Tevrat, inci/ler, K.ltr'an-t KeniJJ ve Bilim, s. 225-256.
Kur'an 'a Göre ğ ve Sabit Dünya ı ı 169
ne sevk edilirler.(84) Geldikleri zaman Allah: 'Ayetlerimi an-
ı ğ ı halde ı ı Yoksa ı ğ ı neydi?' der;
(85) ı ı ötürü, söylenen söz ş ı gelir. ı
ş olurlar. (86) Size geceyi dinlenesiniz diye ı
ve gündüzü ı ş ı ı diye ı ı olarak ı ğ ı ı ı gör-
mediler mi? ğ bunda inanan millet için dersler ı
(87) Sur'a ğ gün • ı diledikleri bir yana, gök-
lerde olanlar da yerde olanlar da, korku içinde ı Hepsi
ı ş olarak gelirler.(88) ğ ı yerin-
de ş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi ge-
çerler. Bu, her ş ğ tutan ı ş ğ O,
ı ı ı ı Kim bir iyilik getirirse, ona
daha iyisi verilir. Onlar o günün korkusunda güvendedirler .
. (90) Kötülük getiren kimseler, yüzükoyun ş ı ı 'Ya
siz ı ı ı ş bir ş mi ı ı ı ı
denir."
ğ gibi ilgili bölümden ı ğ ğ
88. ayetin dili; içinde yer ı ğ ı 82-90 ı ayetlerle ş
kili olarak, ı öncesi zamana ş gibi ş ı ı
Böl,üm boyunca ı gününden söz i . ok a ı e
tRR. ayet bölümden ı ı ı .a? ı söz ).
V ı ı ı yol ı Burada, Kur'an'da pek
çok yerde de ı ğ ı ı

kullanmadaki zafiyet ya da
çeviri ğ ı ğ ı bir ifade ğ söz konusu-
dur. Üstelik bu tesbitimiz ı konunun ş ğ Tekvir su-
resinin 1-14 ayetleri ile de desteklenmektedir:
ş dürülüp ı ş ı ğ ı ı ğ ı zaman, (2) ı ı dü-
ş ğ zaman, (3) ğ (4) Do-
ğ ı ş ı ş develer ş ı ş ı ı ı ğ ı zaman (S) Ya-
bani hayvanlar bir araya ı ı ğ ı zaman, (6) Denizler kay-
ş ı ı ı ğ ı zaman, (7) Canlar bedenlerle ş ğ zaman,
(8-9) ı ğ hangi suçtan ötürü ğ kendisine
ğ zaman, (1 O) Amel defterleri ı ı ğ ı zaman, (11) Gök
(102) ı ı ı bilgi için bkz. E. ı İ ğ L cilt, 5. bölüm.
170 İ ve Bilim
yerinden ı ı ğ ı zaman, (12) Cehennem ğ
zaman, (13) Cennet ş ı ı ı ğ ı zaman (14) İ ğ ön-
ceden ne ı ı ğ ı ı görecektir."
ğ destek de N ebe-19-20' den geliyor; "Gökler ı
ı ı ı ğ yürütülüp sera ı
Bir ğ de, "Bir gün gelecek, ğ ı ı
rüz, yeri dümdüz ş görürsün. ı hiçbirini ı
ı ı diriltip hepsini bir arada ı diyen Kehf-
47'dir.
ğ üzere ğ ı yürütülmesi" veya Neml"in
ş "bulutlar gibi geçmesi" ı gününe ş bir
durumdur. O zamana kadar "her ş ğ tutan ı
sabit olan ğ ı ı birlikte, "yürümeye, yürütülüp
serap olmaya, bulutlar gibi geçmeye" ş ı ı
Y er'in, pek çok ayette ğ gibi ı kadar taah-
hüt ş olan ğ ı ğ ı da son ı Ama o zama-
na kadar ğ Kur'an'a göre "yeryüzü ı ı ve "dö-
ş gibi ı ı ı ğ ı ğ ı için direk ş
sunlar diye, "sabit ı ı ş ı Nitekim ğ ı bu du-
rumu -1. ı temelsiz ı ile ğ ı ı
diye 3. ı ı ğ ı Nahl-15'in yorumunda, H. Nur-
baki ı da belirtilir.
Burada Papaz Martin Luther'in, "halk, ı döndü-
ğ göstermeye çabalayan ı ı ı bir ğ kulak veri-
yor" diyerek Kopernik' e ı ı geçmesi geliyor ı ı
Çünkü Kuran'dan önce Tevrat'ta da ı ş ğ sar-
ı ı ı ı ı ı ğ ı ş Bu durumda Kopetnik'in iddia-
ı kim, hangi cüretle inanabilirdi?! Demek ki Luther, Ko-
pernik'e ı ı onun ş ğ bilime ş ı terör esririrken
sadece Tevrat ve İ ğ ı zamanda ı da
ı ğ ı ı ı ş oluyordu. Çünkü Kur'an da "Yeryüzünde
ı ı ı ı diye sabit ve muhkem ğ ... " (Nahl-
15) ı ğ ı ı söylerken, gerçekte ı yineliyordu. Gerek
ğ ş Kur'an'da tüm ı gerekse Neml-82-90
ı bölüm ve onu tekrarlayan Tekvir Suresi ve Kehf-47 ile
Kur'an'a Göre ğ ve Sabit Dünya ı ı 171
Neb'e-19-20'nin hiçbir ş ı biçimde ortaya
ğ gibi Neml-88'de ortaya ı ğ Muhammet
ve a katibi ı ·· ı ı düzenleyen Halife
Osman'dan .. kaynaklanan bir ifa e ı ş
Kur'an'da ğ ş ı ile Neml, Neb'e ve
Tekvir'deki anlama uygun olarak Neml-88'in ğ ı ı
"yerlerinde ş gibi duran ğ ı bulutlar gioi yürüdü-
ğ görürsün" veya "yerlerinde ş ğ ğ
bulutlar gibi yürümeye ş .. . " ş ı Aksi tak-
dirde Tekvir ve Neb'e Surelerinin - ve tabii ğ ı yerin
ı ı ı engelleme ş sabit ı ı ğ ı ı söyleyen di-
ğ ayetlerin de- reddizorunlu ı Çünkü Tekvir, Kehf
ve Neb'e, ğ ı yürütülmesini ı temel, ş ı
emarelerinden biri olarak ı ki salt bu bile, tek ba-
ş ı ğ ı ı ı yerin ı kadar sabit oldu-
ğ kesinlikle ı ı O yüzden Neml-88, içinde yer ı ğ ı
bölümle ve ı muhtevadaki Tekvir-1-14, Kehf-47, Neb'e-
19-20 ve ğ ş tüm ğ ayetlerle bütünlük içinde
ş ı ı Bu takdirde ğ ı "bulutlar gibi geç-
mesi", "sur'a üfürülmesi"nden sonra öngörülen altüst ş
ı ı bir iddia ı
ş ı ı duran örnek, ğ pek çok örnekte ğ
gibi, bilim ş ı ı içine ş kompleks sonucu, Allah'a
ortak ş ğ ı temel ı ı alenen ğ
Hem böyle olmasa, ı ı ı ı ş bir ayetten; "Allah, ğ
lar hareketlidir diyor, ğ hareketliyse demek ki Dünya da
hareketlidir; demek ki Allah on dört ı önce ı
hareket ğ ş ş Aristo'ya rahmet okutan
sonuçlar ı ı ı sonra da ı ı övgüler düzülmeye
ş ı ı ı Üstelik bu ş ı pek çok ayetinde, her ş
herkesin ğ ı ve hidayete ğ bir ı ı ğ
söyleyen ı ancak 14 ı ı bilgisiyle ş ı
cak bir ı ı konumuna ş demektir. ı ki
ı ı kendisi ve ş ı ş
den haberi ı halinde, bunu ı ğ ı ğ ı
172 İ ve Bilim
ı öncesinde cehaletten kurtarmak varken, tarihteki en
büyük ı bile ğ ı böyle bilmece yollu, ş
reli, ı ifadelere ş ğ ı ı ğ ı ı kavra-
ı ı ş ı ğ ı da ı ı
Eskiden düz ı ı gerçekte yuvarlak (elip-
said) ğ ı günümüzde ı ş ı kabul edilen bilgi-
ler ı ş Ne var ki ı ı ğ ı ı söyleyen
ı ı bundan haberi yoktur. İ ı bu ko-
nudaki ı ı ı ı ı da az önce ı ğ soru-
nunda ğ yöntemlerle; ı tahrif edip ondan
zorla ı yuvarlak ğ sonucunu ı gider-
meye ı ş ı Bunun için insana -ve tabü bu ı oku-
yabilseydi Kur'an ı da- parmak ı ı ı
yöntemlere ş N1ziat-30'da ı bunun bir ğ
ğ dir:
ı Yer'i ş "bundan sonra da Yer'i
ı diye de çevrilen ve en ğ çevirisi, "bundan sonra
Yer'i ı ş olan Naziat-30'dan, ı yuvarlak
ğ ı ı ı ı ı ğ hep beraber görelim:
"Bu ayette ı ş ifadesi dehaha kelimesi ile belir-
ş Arapçacia ı zamanda deha, ş yumur-
ı denir. ı yumurtaya benzetilmesi kürelik ve yuvar-
ı ğ ı bir tedaisidir. Üstelik ı da tam kürevi olma-
ı ğ ı ı yumurta gibi kutuplardan ı ekvatorcia ş ş ol-
ğ ı ı

ı
Demek ki, "dehaha" her ne kadar ı ş demek
ise de "deha" da ş ı ı ı ş ı ş
ı ı ı ğ ı ve ı kutuplarda
ı elips ğ da ı ş ğ göre, d -
Ki ı ş ğ bir "ha" hecesi eksilti;;,.
lerel< peK. "bilimsel" sonucuna ı ı ş Her ne kadar
Dünya, tam oTarak bir yumurta biçiminde ğ de eh, ı
o kadar kusur ı ı ı da olur! ğ gibi yorumcu-
(103) T. Tuna, Uza;' ve Düi!J•a, s. 69.
Kur'an'a Göre ğ ve Sabit Dünya ı ı 173
muz, ı elipsaid ğ adeta, Kur'an'a ş
ederek söyletiyor. ı ı on dört ı önce, bu ger-
ğ ne biçim ı ı ğ ı ş övgülere geçilebilir; nitekim
o da öyle ı ...
H. Nurbaki bu noktada daha da ı O, sözcük
ı ı ı ğ ı toz duman ı ayeti ğ
"sonra ı ş ş ı ş verdi)"C
104
)
diye çeviriyor.
Böylesi sözcük ı ı revizyona ğ ı ı
ğ ı ğ ı da bu durumda bize ş Ko-
nuyu ş ğ ayetleri aktarmaya devam edelim:
Bakara-22'de Kur'an, "o yeryüzünü size bir ş ve gö-
ğ de bina ı ı diyerek, ı ı ı ı ğ ı ı ortaya
koyar; Rad-S'te "Yer'i düzenleyen" (Bucaille'in çevirisinde
ı ı M. ı ı çevirisinde ise 'yeryüzünü enine bo-
yuna ı ş ... ş derken, Hicr-19' da, "Yer' i
ı oraya sabit ğ ş demektedir. Bu arada
Nahl-15, "yeryüzünde ı ı ı diye sabit ğ mey-
dana getirdi" derken, N ebe-6-7' de, "biz yeryüzünü bir ş
ğ ı da onun için birer direk ı ı ı denmektedir.
Yine Bucaille'in Neb'e-7'de, ı olarak çevrilen söz-
ğ ı ı getirirken, "burada ş olunan ı ı ı
yere tespit etmek için ı ı ı ı ı keza
Naziat-32'nin, ğ ı da (Allah) ğ ı ifadesi, ya-
ı ı Zariat-48'de, "yeryüzünü biz ı ş ne güzel
ş Lokman-10'da, "Allah gökleri ğ gibi
direksiz ı ş sizi sallar diye yeryüzüne sabit ğ ı koy-
ş ... " ifadesi ve önceki aktarmalar çerçevesinde, ğ
ı çepeçevre ş ve 'alt' 'üst' gibi nitelemeleri gö-
reli ı ğ aksine, duyusal ı çerçevesinde,
onun üstümüzde ş bir ı olarak ele ı ı ğ ı da
ı ı olursa, her ş ı ı ğ ş
Özetle; Kur'an hiçbir ı ı yer ı bir ı
(t04) Haluk Nurbaki, Kur'an'dan A]eller VI! İ !mi Gerçekler, 3. Kitap, s. 63.
174 İ ve Bilim
ı yeri ş gibi düz, ğ ı -Araplarda ş ğ üstüne
ğ sedirin ı gibi- ı ı koruyan direkler,
ğ ise bu 'yer' üzerinde yükseltilen bir ı olarak tarif et-
mekte ve bu çerçevede 'yaymak'tan söz etmektedir. Bu kav-
ramlar, Arap ş ı içinde ğ ı - dengesizliklere kar-
ş ı ğ ş ı ı ı ve ş ş ı cibinlik, ğ ğ ğ
ı ş ı ı olarak ğ de koruma ş ğ ı
ifade etmekte ve kendi içinde oldukça ı bir bütünlük ş
ı Esasen Naziat Suresi'nde de bu durum oldukça
nettir. 30'uncu ayette yerin ı ı ve düzenlenmesi, dö-
ş 32. ayette ğ ı ı ı ş olan yere ğ
lam ı yerin ı ı ı ve sabit ı ı ı söz
edilir.
Bu bütünlük içinde ğ ı ı ı ı ğ ı yerin
ı ı ş ı ğ ş ı ı ı ı ğ ı yakla-
ş ı ı kendi içinde ve ilgili ayetlerle tümüyle ı ı Buna
ş ı ı ş ı benzeyen bir ı ğ ı
ğ sabit ve ı ı ı ı ı ı söz etmek, ğ
ayetler ve kendi içinde hem ı hem de ı Esasen
yer ve gök için ı deyim ve ı ı ı
elipsait ş uyum ğ ı ı Yumurta üzerinde
bir tavan, yumurta üzerinde, o sabit olsun diye ı ı ş sedir
ı ı ı ı ı ı ı düzlenmesi,
ş ı ve boyuna ı ı ı ş ile
yatak ile ı ı ğ yandan kendisi ve ş ı
da ı dönen bir dünya ğ ı ı ı ş ı ğ
ğ ı sabit ı ı ı ğ ı söz etmek yerin düz ve
hareketsiz, ğ de üzerinde ı gibi ş ve
ğ ı da ı direkleri, ev temelleri gibi ı ı ş ğ
nun ı göstergeleridir.
ğ Kur' an, o dönem ı ı ı ı ğ ı ı aksine,
ı yuvarlak ğ ş ı hiç ş
yok, bunu ı ı belirtmek, örneklerilli buna uygun seç-
mek ve bu ifadeler ı kopacak ı ı ı bertaraf etmek
için insanlara ek ı sunmak zorunda ı Ve
Kur'an 'a Göre ğ ve Sabit Dünya ı ı 175
ı ı ı ı ğ ı yuvarlak dünya tezine ş ı ileri
ğ 'alttakilerin niye ş ğ sorusuna ı vermek,
ı ı yerçekimi ı ı ortaya koymak durumunda ola-
ı Böyle bir bütünlükten kopuk olarak ı yuvar-
ı ğ ı söz etmenin mümkün ı ğ ı bir yana, Naziat'
tan, ı ı ş ı ğ so-
nucu ı ı ğ ı da ş ş ı Aksi takdir-
de ş ı ı ı ı ı "düzenlenme"si-
nin, keza ğ ı bu yumurtaya ı olup da ı ş
levi görerek onu ı ı ğ ı ı gerek.
Bu arada ı ı ı engelleme ş ğ
ı ı ı ğ ı ş ı ı Nurbaki'nin yorumundaki gibi ğ
ı "depremleri perdeleyen bir nevi parataner olarak ya-
ı ı ı ı gelmez. Aksine genel olarak yeryüzü-
nün ı ı ı engelleyen parçalar ğ yani ş gi-
bi", ı ı gibi ı yeryüzünün; ş ı
bina temelleri ğ ş Hem zaten Allah'a ğ
yeri saliayacak bir güç var ı ı ki? Allah ı ı o gücün
ş korumak için önlem almak ğ duysun?
O ki ğ yapacak güçtedir; "Ol" deyince her ş
olur, yerin ı ı ğ ı ı diye
emir buyurup, ğ "sallanma dur!" deyiverir, olur
biter! ı ki ı ğ ı depremi engelleme ş ı ı
e'' ı ğ ş ğ bölgeleri depreme
ş ı savunmaya ı ve depremi ı ı olarak
ı ur'an'da ş ı demektir. Böylesi bir
ı ise ı günahkar ı ı depremle ı ı
ğ ı ı ı alenen ı ı ı ğ ı bir ğ olan
Türkiye'nin deprem bölgesi ı ş ı düz IJir ğ
olan ı deprem bölgesi ı bir dizi ye-
ci sorun ı ı
Söz depreme ş ğ ı ğ kadar
insani ğ boyutuyla da ı ş ı ı ı problem-
li ğ belirtmekte yarar var.
Ara'f-78 ve 91. ayetlerde, "bunun üzerine ı o sar-
176 İ ve Bilim
ı ı (deprem) ı da ı diz üstü dona ı
diye yinelenir. Birincisinde Salih Peygamber'e ş ı büyüklük
taslayan kavim, ikincisinde de, Ş Peygamber'i yalanlayan
kavim, "sanki ı hiç ş ı ş gibi" yokoluvere-
ceklerdi. Benzeri ş ı Ara'f 155'te bu kez ı 70
ş ı ı görme talebinde bulununca yinelenir. Öyle ki
Musa, ı " ... içimizden bir ı beyinsizlerin ş ğ
günah yüzünden hepimizi helak ı edeceksin?" yollu itiraz
belirtir. Ama hemen ş "Bu ş senin ı
ş bir ş ğ Onunla ğ ı ı ğ
ğ yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin bizi ğ ı ş ve
ı der. Yine Ankebut-37'de, Ş "Allah'a kulluk edin"
talebini olumsuz ş ı ı ı için "bir ı ı ı
ve ı dizüstü çöke ı deniletek Medyen kav-
minin, depremle ı ı ı ğ ı belirtilir. Bu ş ı daha
bir dizi surede yinelenecektir.
Tabii evrensel insan ı ı ı ğ ı suç ğ ı
suç clan ı ş ı ş ğ gibi teffi"' el insani il'Kelerin ihl:hi
y;na, ı ı ğ giEil(ur' an, dep-
gibi ğ olaylara da öznel bir yorum getirmektedir. Bu-
radan ı ı biricik sonuç, kendisini ı ı ş ya-
ı ı halinde, depremlerni, ı ı ş ğ bir ceza-
ı yöntemi ğ Oysa dept emin tümüyle ğ
bir ı ğ ğ bir yana, buradaki ı ğ ı
ğ sonucu, depreme ş ı önlem almamak ı Söz
konusu ayetler, depremi ı ı ı ğ dep-
reme ş ı önlem ş ı ş ı ı
ı gelecektir.
Kur'an'da ı yuvarlak ğ ğ ş
kin en garip yorumu, belli ki ğ daha da ölçüsüz olan,
Ş ğ ı ş ı Ona göre, Araf-97'de yer alan "o kasa-
ı ı bizim ı ı ı onlar uyuyarken geceleyin gel-
mesinden emin mi oldular? Yoksa ı ı ı ı ı
onlar aynarken gündüzün gelmesinden emin mi oldular?" cüm-
leleri, ı yuvarlak ğ ı ı ş
Kur'an'a Göre ğ ve .Sabit Dünya ı ı 177
"Her kimlerse, isimleri cisimleri belirsiz "alimler bu ayet-
ten faydalanarak ş ı ş "Dünya düz ı ya_
hep gece ya da hep gündüz ı gerekirdi. Ancak yuvarlak
ı ı ki, bir taraf gece olurken ğ taraf gündüz ola-
ı ı
Kur'an ı ı ğ ı bu kadar ı ş et-
ğ halde onu ı gelmeye devam etmekle ne ka-
dar art niyetli ğ gösteriyoruz herhalde!! Sadece biz
mi? ı ı ğ ı ş ve 20. ı gelip de
ı ı düz ğ ı en küçük bir ko-
ş kalmayana kadar, Kur'an'daki bu ı ifadeyi kabul-
ı cesaret edemeyen İ ı da kötü niyetli!
Niye Allah Ş ğ Galile'lerden önce ve İ
aleminde ı ğ yorumunu yapmak üzere yarat-
ı bilinmez ki?!
(lOS) Ş ğ ı ğ s. 39.
Xl. Bölüm
KuR' AN' A GöRE Ş AY, GEZEGENLER,
METEORLAR VE GÖLGE
Kur'an'daki sorunlardan ğ de, ş ve ı ı
özelliklerinden ı ı ı ki "Yaratan" ı ı
bu ı mutlaka belirtilmesi gerekir. Oysa Kur'an, elemen-
ter ı ı nedeniyle kendi içinde yanarak ş ı ı ve ı ş ı
üreten ş ile ş gelen ı ş ı ı ı ş
bir ş olmayan ölü bir gezegen (Ay) sadece nicel fark ile
ifade etmektedir. Bunun ı ğ ı ı ı ı ile Bucaille:
"Tevrat, ş ve ı ı ş ı olarak nitelemekte, ı
bunlardan birine 'büyük' ötekine 'küçük' ı ı ı vermektedir.
Halbuki Kur'an, bunlardan her birine ı daha ş
ka farklar da atfetmektedir" sözlerini takiben, "gerçi ı
ı ğ ı ı sadece ı ı ı ı tezahür
eder" diyerek, ı da gerçekte Tevrat'tan ı bir ı
mada ı ğ ı ı itiraf etmek zorunda ı
ş ve ı ı mahiyette ı ş ı ı ğ ı ı ı
belirtmek" dedikten sonra da, "o devrin ı ı ı
ı ı ş ı ı için ş ne denebilir ı bahanesinin ·
ı ı ğ ı ı Kur'an ı bilgilendirmek, in-
ı ğ ı cehaletten kurtarmak yerine -birazdan ı ı
(W6) Maurice Bucail le, Tevrat, İ ı ı ve Bili111, s. 230.
180 İ ve Bilim
ı da ğ gibi- "kafa ı ş ı ı seçerler.
Burada ı ı ı gereksiz olan ilgili ayetlergen
hareketle ş devam ediyor Bucaille: "Kur'an'a göre ş
bir ı ş ı ğ ı (diya), Ay ise bir ı ı ı (nur). Bu tercü-
me, bu iki tabiri alt üst eden ş tercümelerden daha ğ
görünüyor. ğ söylemek gerekirse bu iki ı ı
dakimana ı ı ...
Hazreti Muhammed devrinde ş bir ş ı ş
çöl ı ı iyice bilinen ı ı bir ı ı ı ise,
gecelerin ğ ı ı ı ğ muhakkak söyleyebilir-
di. Fakat burada kastedilmeye ğ husus benzetmelerdeki
ölçülülük ile o devirde geçerli ğ halde, ı ı
ı almaz olarak nitelendirilebilecek her türlü mukayese un-
surunun Kur'an'da yer ı ı ı
ğ gibi, ı o dönemde "olabilecek" çok
ters nitelemeleri ı ş ı ş gösterilmeye ı ş ı
ı Sanki Kur'an ı kendisini ı ı ilan etmi-
ş gibi. Burada kendi ı ı ı ı ı teslim
ş bir ı imgesi ile ş ı ş ı ı İ ı kölelik
sorunu dahil, günümüz bilgi ve ğ ş ı ı savuna-
ı ı pek çok noktada, bu yola ş ı ak-
ı ı mazeretler üretirler. ı ı ı Muhammed ol-
ğ kabulü halinde mazur görülebilecek böylesi önemli
ı ş ve eksiklikler, yazann ı ğ ı ş ı
kabul edilemez. Üstelik, bu arada, "bu tercüme bu iki tabiri
altüst eden ş tercümelerden daha ğ görülüyor" ifa-
desi ile de bilimsel gerçekiere benzetrnek ı Kur'an'da
ı dil zorlamalan itiraf ş oluyor.
Bucaille'in bir ğ ı ı ı ı da ı gezegenlerden
habersiz ğ ğ Nitekim, "Kur'an'da -bu gök ci-
simlerinin bugün verilen belirli anlamda- bildirilip bildirilme-
ğ söylemek ı ı diyerek ı ı ı ı ı belirtir. Ger-
(107) Maurice Bucaillc, Tevrat, İ K11r'an·t Kerim ve Bilim, s. 230-231.
(108) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Kerim ve Bilim, s. 233.
Kur'an'a Göre ş Ay, Gezegen/er, Meteor/ar ve Gölge 181
çekte ı ş götürmez biçimde nur, ı ş ı süs sözleriyle ı
ı ı ğ ı olan ş ayette, "Kevkeb" ifadesinin
ğ "necm" geçer) ı ı yola ı
ı gezegen ı ı ı ş ı ğ
öne sürer.
Söz konusu ayetlerin tüm çevirilerinde bu sözler ı ı
olarak ğ gibi, anlam olarak da orada ı ı kastedilir.
ı ki, ı ı habersiz ğ da bir di-
ğ gerçektir. Nitekim "kevkeb" ğ ı ı ğ ı Yu-
suf-4'te, "Yusuf ı ı ğ ı rüyamda on bir ı ı
(kevkeb) ş ve ı bana secde ettiklerini gördüm de-
ş denir. Bir an burada ı ğ ş
nelim; bu durumda ı bilim ile ı ş ı gene ı ı
ı Çünkü gezegenler topu topu dokuz tanedir ve bun-
lardan Merkür, Venüs, Mars, J upiter ve Saturn İ 5. ı
dan beri bilinmektedir. Bu durum, ı kendi ğ ı ı
bilgisine bile sahip ı ğ ı ı ortaya ı ı ı önem-
lidir.
Bucaille ı gezegenlerin ğ ş ka-
ı olarak aktanlan Nur-35'te ise, ğ ğ ı ı
ı ğ ı ı ş ı hareketle ı kendisi ı ı
"Allah göklerin ve yerin nur'udur. Onun nur'u içinde ı ş ı
bulunan bir kandil ı benzer. O ı ş ı içindedir, cam ise
sanki inci gibi parlayan bir ı ı ı (Kevkeb) bu ne ı
ğ ve ne de ı bulunan bereketli zeytin ğ ı
ı ı ş ğ bile, neredeyse ğ ı kendisi ı
latacak. Nur üstüne nur'dur. Allah ğ nuruna ş
tur ... "
ğ gibi buradaki ı Medine'den daha ge-
ş ve ı ş olan Ş bir Müslüman ı
dan, getirilip camiye ı ve onu il_k defa gören Muhammed
dahil tüm Müslümanlar üzerinde büyük ş ş ı ı yaratan ğ
ı esas ı ı ı ı peygamberi ğ lam-
ı öyle ş ki bu durum, konuya ş ayet
ı neden ş Gene bu ayette; yanan ğ ı
-- ------ - --
1 82 İ ve Bilim
ğ ı olan zeytin ğ ı neredeyse ı nuru ile ı ı
ve ı onun ı ı ı ş ı ğ ı üzerinden ı ı kadar
ı ı Bu ilginç hikayeyi yine bir ğ ş ı dinleyelim:
"Bir gün mescide o güne kadar hiç kimsenin ğ
bir kandil getirildi. ı basit bir ş Bir kaba ğ ı
ş içine de bir ı ı ı ı ş ı Etrafa ı ş ı ı
Hayretle ı Çünkü bu basit alet o güne kadar
bilinmiyordu. Çok ş ki, ı Resulü geldi. Kan-
dili görür görmez yüzünde bir tebessüm belirdi:
"- Bunu kim getirdi?" diye sordu.
ş Temimdari, Ş ş dediler. Te-
mimdari ı hemen ı ı Resuluilah hemen
ona döndü.
"- Allah ı olsun ya Temimdari! dedi. Sen ı bizim
mescdimizi ı ı Allah da seni ı ı
Kandilin ı ş ı ğ ı ş ı ı ı ı Sevincin do-
ğ ğ ı henüz ı ş ı Gözlerini kandilden
ı ı Peygamberimiz tekrar Temimdari'ye döndü.
'Ya Temimdari, bizi o kadar memnun ettin ki, bir ı ı daha
ı sana verir, seni damat edinirdim'

ı
Tabii Ş ğ bu noktada durur mu? Bu aktarmadan,
hiç ilgisi ı ğ ı halde, "Peygamberimiz bu ifadelerle sade-
ce Temimdari'yi tebrik etmekle ı bütün Müslüman-
ı yeni ş ve ş yapmaya ş ediyordu" diye bir
sonuç ı ı Oysa ortada bir ş ve ş
ı ı ilmi" ile ı ı ş ı ı ğ , ğ ı kar-
ı ı bile hayretler içinde kalacak den · ilkel bir topluma,
"gavur" ş olup "gavur" illerinden ş bir arma-
ğ söz konusu. Ek olarak buradan ı ilmi" denen
ş ne kadar ş bir ş ğ keza bir baba için ı ı ı
herhangi bir ğ vermenin sanki üstündeki ı ı ı ve-
ş basit bir karar ğ ş oluyoruz.
Bucaille'in ayete ş yorumu ise ş "Burada inci par-
(109) Ş ğ ı ı ğ s. 87.
Kur'an'a Göre ş Ay, Gezegen/er, Meteor/ar ve Gölge 183
ı ğ ı vererek kendisini ı bir cisim üzerine ı ş ı ğ ı
ş (projektion) söz konusudur, nitekim ş
ı ı ğ ı bir gezegenin durumu böyledir. Bu kevkeb keli-
mesi ı Kur'an'da rastlanabilecek tek ı ı ı taraf,
ı bu ı ı ı
Ayette çok ı ı ı ğ ı gibi, cama inci ı ğ ı veren
ı ş ı onun ı ş ı ğ ı yanmakta olan ş ı ı
ile kastedilen gezegen olamaz. Bu ifade, tüm gök cisimlerinin
nicelik ı ı yani hepsinin "lamba" ı ı ğ ı ı göster-
gesidir. ı ı ile Kur'an, ı da ğ bir ı ş ı ğ ı
olarak ı ı Oysa Ay, bir ı ş ı ğ ı ı sadece
ş ı ş ı ğ ı ı ı bir gök cismidir.
. Bunun ı ş ı İ ve En'am-76'da geçen ğ
daha da belirgin olarak ı ı ı ifade etmesi ş ı ı Bucaille,
"hangi gök cisminin ğ belirlenemez" demektedir. Yi-
ne ı konuda sözü edilen Saffat-6'ya gelince, onu ilginç anla-
ı ve ı içerikteki ğ ayetlerle birlikte irdeleyelim:
"Saffat-6'da Ş biz; ı ğ bir süsle, ı ı
süsledik. (7) Onu, ı her türlü ş koruduk. (8-9)
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak
ı ı onlara sürekli bir azap ı (10) Hele bir tek söz
kapan olsun, delici bir alev onun ş ş
Mülk-S'te "And olsun ki, ı ğ kandilietle ı
onlarla ş ı ş ı ı ğ ı ve ş ı ı
alev ı ı ı ı
Yine Hicr-17-18'de, ı ş her ş ko-
ruduk. Fakat kulak ı ı ı ğ ı yapan olursa parlak bir ş onu
kovalar" denir.
Ne ı edip ı bilime uydurmak ı olan
Bucaille'in, ı ı ğ ı ı ı önce:
" ... ğ ş bilimle ı ı ş olan, bizlerce ş ı ı bi-
linmesi mümkün olan maddi kavrarnlara ı manevi nitele-
meler ı ş ı ı anlam iyice ş
(110) Maurice Bucaillc, Tevrat, İ ı ı Kerim ve Bilim, s. 234.
184 İ ve Bilim
Nitekim, zikrolunan Saffil.t-6 kolayca ş ı Fakat
yine ı surenin, hemen bir sonraki yedinci ayeti 'itaat ı ş ı
ı her bir ş ş ı himaye'den bahsedince tamamen
ş bir plana ait telakkilerle ş ı ş ı ı
ı ş Mülk-S'te en ı gökte ğ bildir-
ğ ş ı kovalama ş ı bir anlam verilebilir?
Bu ı ayette geçen ı ş ı ı yukanda ş olan akan
ı ı ilgisi var ı ı
Bütün bu mütalaalann, bu inedememizin konusu ı ş ı
da ı ğ ı ı ş Burada onlara ş etmemiz, me-
seleyi tam ş bildirmek gayesine yönelmektedir. Fakat
ş durumda, bilimsel ş ı ş ı ş ı ş böy-
lesi bir konuya ı ş ı ğ ı ı ı ı
ı kendi basit ı ğ ı içinde ele alanlar için yukan-
daki ayetlerin ı ı ı Ancak Bucaille gibi verili kitle
ş ı ı bilime ş ı ayakta tutma misyonu ş
olanlar için, bu durum pek kolay olmasa gerek. Bilimin ş
mesiyle, maddenin madde ötesi üzerindeki zaferinin gün
günden daha da ı ş ğ ğ ı ı İ yarumculan-
ı ş daha da zor. ı oldurmaya ı ş ı da bir
ı ı var ki ı kimi ş onu bilime uygun gös-
termek isteyenler ı ı bu ı ı ı çok ötesine ihtiyaç du-
yurur.
Bilim için göksel olaylar, ancak maddi kavramlar içinde
ı ı olaylar ğ ğ ş içi-
ne madde ötesi ı ı ş ı ı bilimsel ciddiye-
tinden söz edilemez. ğ gibi gökyüzünde ş ı ş dola-
ş gök ş ı (meteor) biri atmosfere girince hava ile
ş ı ş sürtünmeden korkunç bir ı ı meydana ge-
lir ve ş yanar. Kimisinin yeryüzüne ş ğ belirlenen ve
halk ı ı ı ı denen bu ı Kur' an, ken-
di bilim ı ş ı ı ğ ı içinde, ş ı ı kovalama ş ı ola-
rak ı ı Bu da çok ğ çünkü maddenin niteligini,
(ll l ) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Keri!ll ve Bilim, s. 235.
Kur'an'a Göre ş Ay, Gezegen/er, Meteor/ar ve Gölge 185
onun içinde ğ ş güç ve gerilime sahip enerji ı ba-
ı ı ğ ı ı keza evrenin evrirnini, bilimsel anlamda bileme- .
ğ ğ her ş ğ gibi hemen ı
ş ruhlara, kadere, cinlere, perilere ş din ki-
ı ş bir yorum da beklenemez. Bu durumun
sonucu olarak Kur'an, ilgili ayetlerde, günümüz bilgileri ı ş ı
ğ ı ı çocuk ı bile yer almayacak rivayetleri
büyük bir ciddiyetle, birer ş gibi ı
Kur'an'da ğ gibi mesele, ş ile ı ı
bir vicdan sorunu, bir kendini rahatlatma ı olmaktan ı
ı ı bilimsel düzeyde ele ı ı ğ ı ne kadar çok çaba
gösterilitse gösterilsin söz konusu masallarla, yine de sonuna
kadar ciddi polemikler sürdürmek ı ı ş bal-
ı ı çabalayan bu ı ş bilim ş
tikçe ve daha önemlisi egemen ı ı ı var güçleriyle bilinç-
lerini ı ı ş ı ı halklar ı ı ş
ı
Bu noktada ş ı ı sürekli yoldan ı
ı ş ı ğ ı ı söylerken, ğ yandan da ı alemden bir söz
ı bile izin vermeyecek denli güçlü bir engelleme sis-
teminin ı ğ ı ve ı gökyüzünden içeri sokulma-
ı ı söz etmenin, ı bir ş ı ş
kisi ğ da belirtmeliyim.
Ş ı ayetleri unutmadan bir de ş ayetlere ba-
ı Rabman suresi; "(29) Göklerde ve yerde olan kimseler
her ş ondan isterler. O her an krunata tasarruf etmektedir .
... (33) Ey cin ve insan ı Göklerin ve yerin çevresi-
ni ş ı geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ama ı ğ
bir güç ı ı geçemezsiniz ki." Hicr-14-15; "Onlara
gökten bir ı açsak da, oradan ı ı 'Gözle-
rimiz döndü, biz herhalde büyülendik' derler."
ğ gibi bu ayetlerde Kur'an, göklere ancak Al-
ı ğ güç sayesinde ğ kainatta tasar-
ruf yetkisi ve gücünün ı ona ait ğ ı ı özenle
çiziyor. Böylesi bir tasarrufun cin ve insanlarca ı
186 İ ve Bilim
mesi için, onun "izin vermesi", gökten ı ı gerek-
ğ böylesi bir izin ve güç verme ı ı olmadan ğ
ı ı ş ı sonunun hüsran ğ ı çünkü en ş
ta ş ı ş ı için ı bekleyen ı ı alev
gülleleri" ı ğ ı ı ile ş ı ş ı
ı Diyelim ki ı kurtuldular, o zaman da hiç ğ ı
olmayan "yedi ı gök"e ı
O "gök" ki Cebrail'e ve ş ş ı ı gitmekte olan
Burak ı ı ı ı ş ı en sevgili kulu Mu-
hammed'e bile izin ve kimlik göstermek suretiyle ı ı ve
bu ş ğ her ı ı ı ı gö-
ğ yollanan araç ı ı ı ı delecek ka-
dar ı ı ve ı ı olsa bile (ki olamaz) sonunda mutlaka
ı Çünkü Kur'an'a göre, ğ ve hatta yerin
ı ancak ve ancak ı ğ güçle gidilebilir.
Kur'an'da ı ifade ğ gibi, böylesi bir güç sadece
onun ğ yoldan yürüyeniere verilir. ı ş
Iara sadece "delici bir azap" ı
ı bu kesin ı ş ı ş de bu masallar
ı kendimizi ı ı ı somut ğ gelelim ve
ı Kur' an' da ı ı ı ı bugünkü ş ı ı ı nelerdir?
İ ı ı ı ğ ş ı ı ı ğ
ş ğ birikimle, 20. ı çok ı ı bir bilimsel ı
ı ş ş ve 1961 ı ı Yuri Gagarin,
\ ı ı atan insan ş Bunu ger ı ı uzay ş ı
takip ş 1 %9'öa A7?ayak ı ı 80'li ı uzay
ı ı ı uzun sürelerle ş ve bilimin
ş için oradan ş ı yapmaya ş ı ş ı Uza-
ya ilk ı ı ı ı inanmayan bir komü-
nist ı ı halen bu ı ş yer ı ı
komünistler ve kapitalist ı ı ı Kur'an ı ı
ı bir ş ş ı
Burada M. ı ı "Müsbet İ ı ı ğ ı
ı ı Astronot Coopper" bölümünden, ı mizahi
ı ı sergileyen aktarmalar ı
Kur'an'a Göre ş Ay, Gezegen/er, Meteor/ar ve Gölge 187
Rivayete göre bizim ı -parayla ğ ya bu da ima-
ı ı ı yani kafircesi- astronotumuz Coopper, en
ince ı ı ı kadar insan beyninin ürünü olup tesadüfe,
ş kadere yer ı gezisine ı "ya Rabbi,
benim bu ş ş ı ve mevkiye ş ı ve yarat-
ı ğ ı bütün bu güzellikleri buradan görmeme imkan ğ
için sana ş olsun ... " ş
Bu minval üzere, ı korkuyu ı dürtüsünün
ı ş olan, bir sürü ş sözden sonra -tabii bu ak-
tarmalar ğ mudur, o da ı bir sorun, çünkü İ ı ideo-
ı bu gibi noktalarda sicilieri pek temiz ğ M. Ay-
ı ı ş ı ş ajitasyonlarla bölümü bitiriyor: ı su-
yundan içip ı misali ğ ı bal ı bizim ı
Coopper'e ş ı ı yine ı ı suyundan ğ halde
ı gibi zehir ı materyalist bir ideolojinin biçare bed-
baht ğ Gagarin o imanla alay ş ı ı ı
Ş insan sormadan edemiyor: Her ş yaratan, bilen,
kadir ve mutlak bir güç olarak var ğ söylenen Allah, ma-
demki sadece iman edenlere -tabii Kur'an'da iman, İ
anlam ş ı yoksa Allah, ı ı ı ı de-
yimiyle ı kadar ş ı ve kin ı ş ve "onlar-
dan ı elini bütünüyle ş ı edip, kafir-
lerin ise beynini ı ortadan ı ı ğ ı ı (Enbiya-18),
ı sadece ı ı ı ı ş ve rahmet ğ
dsra-18), ı ı ve ı ı ı ı tekrarlada pek çok surede ifa-
de ediyor. O halde Gagarin'in uzaya ilk ı insan olma
onurunu elde etmesi ı ı ı Öyle ya, M. Ay-
ı ı ı ş ı ı "materyalist ideolojinin bu biçare, bed-
baht", üstelik ı ı ile alay eden ğ Al-
ı bir üfürükle yere ı gerekmez miydi? Kendisini
reddedip, ş ğ ş gibi dünyada da ı
ı kendi ı ı kalkan, o güne kadar ş
ı gökyüzüne ı tüm ı imgelerinden daha güçlü
(! 12) M. ı Miisbet İ ve A!!ah, s. 24.
188 İ ve Bilim
ğ ispatlayan bu "biçare" materyalisti, gökyüzünde iki
ğ ı ezmesi gerekmez miydi? Yoksa ı gl!cü
sadece kendisine kulluk eden, depremin, ı ı ı ı selin hangi
maddi süreçlerin ürünü ğ bilmeyen cahil insanlara ı
yetiyor? Yoksa ı gücü sadece ğ ı gerisinde ş
ş ı ş ı ı kendine ı
Bir ğ sorun ı konak yerleri! ı ğ
burçlar, katlar, ı lambalar ı ı ş ğ ğ
ve ı ğ ı yerler olur da ı konak yerleri olmaz ı Yasin-
30, "Ay için de sonunda kuru bir hurma ı ğ ko-
naklar tayin ş Yunus-S, " ... ı ı ı ı ı ve hesa-
ı ı bilmeniz için, Ay'a konak yerleri düzenleyen O'dur ... "
ğ gibi "Kur'an ilminin" on dört ı önceki
Arap ı bile ğ bir ş yoktur. Her ı za-
ten ğ ş hurma ı ı ı hilal haline benzer-
ğ ve ı ı ı kullanageldikleri ve tamamen in-
san ı ı ürünü olan Ay takvimi ı gücüne ve hikme-
tine delil ı ı ı bu amaç ş ı ı ğ ı yo-
rumuyla insanlar, ı gücünü kabule ve ona kulluk et-
meye davet ediliyor. Bucaille bu noktada ş ı
"Kur'an ( ... ) ay takvimine göre ı hesaplayan Arap
ı hitap ediyordu. Onlara, ancak anlayabilecekleri bir
ifade ı kullanmak ve ı mekan ve zaman belirleme
konusundaki ı ş ı ı hususunda ( ... ) fikirlerini ı ş ı
mamak gerekiyordu."(ll3) Bu ı alenen itiraf ğ gi-
bi Kur'an, ı ğ ı ş ı tutan bir kitap ı ğ ı gibi, insan-
ı ğ ı ürünü olan -o dönemdeki eksik ve ı ş bilgileri ve
ğ ı ı Allah ı sahiplenen, ı ş ı o dönem
ı ı ı ş ı ile ı ı ı olan bir ı
ı iki ayetin bizi ilgilendiren ı ilginç ı ı
kesintisiz hareketlerinin bilinmemesi nedeniyle, görünümü ile
ğ ı ı olarak, ı ı ı "konak yerleri"
ğ ve sonunda "hurma ı gibi ğ ı ı ı ı
(l 13) Maurice Bucaille, Tevrat, İ nci/In; ı Ketim ve Bilim, s. 238.
Kur'an'a Göre ş Ay, Gezegen/er, Meteor/ar ve Gölge 189
ufkumuzu ş ı ğ nedir? ı ki hiç ...
Bu ş ı ı o dönemde ş ı ş ı duyu-
sal ı ı öte bilgi ğ ı ı ğ ı ı ş gördükleri
gibi ı ğ ı ve görünenin ötesindeki nesnel gerçekliklerin-
den habersiz ğ bir kez daha ı ı
Bilim ş ki ı ne konaklama yerleri ı
ne de sonunda ş bir hurma ı gibi olur. Hacminde
ve ğ bir ğ ş ı kendisi ş ı
dönmekte olan ı çevresinde döner. ş ı ğ ı
ı ş ı ı ı ı ğ ı için görünür olan Ay, kendi ı dön-
mekte olan ı ğ ş ı ı görünür. İ ş
bu durum, ı ve ı ğ ğ bilgisi ile ı
lanmaya ı ş ı ı ğ ı günden güne ı ş ı ş ı
sina ş Oysa bu sadece duyulara ğ ı bir ı olup,
ı gerçek durumunu ifade etmez, ı ı hiçbir bilimsel
ğ ş ı "Konaklama yerleri" ı ı duyusal ı teme-
linde de geçersiz olup, ı ı ş ı ı suda ı
gibi tam ı bir 7. ı fantezisidir.
Konumuzia ilgili esas sorun, ş ve ı hareketine
ş Kur' an' daki ı bilimsel gerçekler ı
kurulmaya ı ş ı zoraki paralelliktir. Bucaille; ı
ş ve ı ş bir yere ğ ve ş bir
zamana kadar ş ı söz ederek, ğ ş bilimin ve-
rileriyle "mükemmel bir uyum içinde" ğ ğ
ı ı Gerçekten öyle mi?
Öncelikle Bucaille'in de gönderme ı ğ ı ğ ş verileri
ı ı ş sistemi halen saniyede 19 km. ı Vega
ı ı ı ı ı Herkül Burcu'nda bulunan ve koordinat-
ı iyice ı ş bir noktaya ğ yol ı Keza
uydusu ğ ş toplam on milyar ı ı öm-
rünün dört buçuk milyar ı ı ı ğ ve ş buçuk milyar
ı kadar bir ömrü ğ ı ş ı
Ş de ı bu ğ ş bilgilerle "mükemmel bir
paralellik" içinde ğ ı ı olarak gösterilen ayetlere
ı
190 İ ve Bilim
Yasin-38, ş de yörüngesinde yuruyup gitmekte-
dir ... " demektedir. Ayetin Bucaille'deki çevirisi, de
kendisi için ş bir yere ğ ş ı ... " ş
Burada, 39'uncu ayetin, "Ay için de sonunda kuru bir hurma
ı ğ konaklar tayin ş 40. ayetin ise, "Ay'a
ş ş ş Gece de gündüzü geçemez. Her
biri bir yörüngede yürürler" ş de ı
Görülüyor ki, sure ğ içinde ğ 38.
ayet, ş ş iddia ğ gibi Herkül ı ı
ı ı ı ı ı ş bulunan- noktaya
ğ ş ğ aksine Dünya'ya göre ş ğ ha-
reket kastedilmektedir. Yani ı ı Ay' ı "hurma ı dö-
ğ bir konaktan bir ğ gitmesi gibi. Zaten 40. ayet
durumu daha da ş ve ş "yörüngesi" diye
ifade edilen hareketin, Ay'la ayru platformda ve gece gündüz
ğ ı bütünlük içinde ı ğ ı ortaya ı
Üstelik bu sorunu önceki bölümlerde de net olarak ve ilgili
tüm ayetlerle ğ içinde ı ı ğ ş ş Ve
ş ki ş için ş yer, Dünya'run bir ucun-
daki "kara ı ı bir su" dan ibaret olup, hareket ı
da yedi kat ğ en alt ı çeperinden ibarettir. Do-
ı ı Ay'la ayru "yörünge"yi ş daha ğ
ayru gök ı çeperinde, ı alanlarda ı üze-
rinde bir yerlerde hareket etmektedirler!
Bunlara ğ ı Yasin-38 suresinde, ş ve
Dünya'run yörüngeleri ğ hareketini haber ver-
ğ iddia etmek, bilim ğ uzak bir zorlama ğ
olmuyor mu?
Profesör Süleyman ş ayetten ı neler ı ı
" .. .ifade birkaç manaya gelir. Önce ş kör bir tesadüf
eseri ğ sabit bir kanunla cereyan eder demektir. ş
bir istikrar için, yani kendi sisteminde bir düzen getirmek için
ı gider ı da ı Müstakar ismi zaman ğ
göre mana: ş kendine mahsus bir istikrar, yani durma
ı kadar ı gider, demek olur ki, bu durma zamaru,
Kur'an'a Göre ş Ay, Gezegen/er, Meteor/ar ve Gölge 191
ş ğ ı ı ı Müstakar mekan
ismi olursa: ş kendisine tahsis ş bir istikrar yerin-
de yani bir yörüngede ı gider demek olur. Keza ş
ş bir merkeze ğ hareket ğ de ş ı ı ı ı ayet
her ı pozitif ilmi ğ ilahi bir mucizedir"(
114
l
ğ gibi ayet, din ı ı elinde ı ı
ı ı ğ girip istenen duruma adapte edilen bir sihirli formüle
ş Oysa bu ayetten yola ı evrenin bilimsel
gerçeklerine ı ş ı ı en küçük bir yolu yoktur. Çünkü
ayet gerçekte hiçbir bilimsellik ş ı ı Yani ayetten
"Pozitif ilmi her ı ğ ilahi mucizeler" ı
karabilmek becerisi, en hafifinden ölçüsüzlük ş ı
mümkündür. ğ yandan böyle her yana çekilebilir ifade
ı bilimsel literatürde yer ğ ı da bilinmelidir.
Üstelik ş ı so_nra sönecek olan ş
. hareketi ve ı V ı son ı ğ ı ı bir ı ol-
ı ğ ı evrenin genel hareketine ğ ı ı ğ için · Gü-
ş hareketi de ğ ş yani ş ve ğ
ş ı ş ı ı ı hareketi gibi, devam· edecektir. Bu gerçek
hem ayete yüklenen uydurma ı ğ hem
de onun bilime ş ı ı ğ ı ı ortaya koyan bir ğ ı ı
Bundan ı Bucaille'in ğ "mükemmel uyum" teorisi
de ğ çöküvermektedir:
Zümer-S'te, " ... Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye
dolar. Herbiri belirli bir süreye kadar yörüngelerinde yürüyen
ş ve ı buyruk ı tutar ... "; ı "Allah ge-
ceyi gündüze gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde ha-
reket eden ş ve ı buyruk ı ı ş ı ... "; Lokman-
29'da, ı geceyi gündüze ve gündüzü geceye ı ğ ı ı
her biri belirli bir süreye kadar hareket edecek olan ş
ve ı buyruk ı ğ bilmez misin?" denmektedir.
İ iki sureden gerek gece ve gündüzle paralellik içinde
ifade ş gerekse dilin ı ı ı daha çok ş
(11
4
) I\1aurice Bucaille, Tevrat, İ ı Keri111 ve ı s. 247.
192 İ ve Bilim
ve ı günlük hareketi ş ı ı ı Sonraki ayette ise "ha-
reket edecek" ifadesi çerçevesinde ı ı kastedil-
mektedir. Bu arada ğ ı söz konusu ğ
Ahzab-63'ün, "Ey Muhammed, insanlar senden ı za-
ı ı soruyorlar; de ki, onun bilgisi ancak Allah ı ı ne
bilirsin belki de ı ı ı ifadesi ı ı ı
Demek ki ı ı ile maddenin sonsuz hare-
ketinin sonlu bir ı olarak ş sönmesi ı
ş ı ı bir uyumsuzluk ı Çünkü birincisi ı
keyfiyerine ğ ı bir rivayet iken, ikincisi maddenin ı
ı ğ hesaplanabilir ve keyfilikten uzak bir gerçektir.
Bunun ı ı dinsel ı ş "gök cisimlerinin hareketinin son
ı diyerek, maddenin ğ ı ters, bilim ş ı ı bir ri-
vayet ileri sürer. ı ki ı ı göre Ay ve Gü-
ş -ve tabii gece ve gündüzün- hareketinin son ı
insanlar henüz ş ı ı gözü önünde, birdenbire
ı tam ı ı ve ş bir ortam ya-
ı Oysa bilim böylesi bir Eanteziye yer vermez. Çün-
kü ona göre; ş enerjisinin milyonlarca ı ı bir
süreçte giderek ı Dünya'da ş ş ı orta-
dan kalkacak, üstelik tüm bunlar olurken ş hareketi
de son ı
Tabii tüm bu ı cehalete özgüdür. Yoksa bi-
limsel olarak zaten ne durma, ne yok olma, ne ı ş
ı ne o dönemde hala Dünya'da ı ş
ı ne de ğ ı yürüyüp ı ı ı ş diye fanteziler
ı Hem üstelik Kur'an'daki ifadelerden ı olarak,
ı ı yerin üstünde ı ı lambalar ı ı sonsuz bir
alanda ı ı ş ve her biri ı on binlerce kat
büyük enerji kütleleri ı göre, ı ı ı ş
diye bir ş soz konusu olamaz. Tek ş ı bu bile, ı
ı ı ı ı ş ğ ı ı ı ı olmayan çok boyutlu
sonsuz evreni, kavramaktan ne kadar uzak ğ anla-
ı yeter. ı ı ş ortalama büyüklükte bir
tek ı ı ı ı yüz milyon kilometre ş ı bile,
Kur'an'a Göre ş Ay, Gezegen/er, Meteor/ar ve Gölge 193
Dünya' daki her ş ı kül ı daha ötesi ş siste-
mimizdeki tüm dengelerin altüst ı neden olur. Üstelik
bilirnin ş ı ı önümüzdeki milyar ı içinde çok daha
güvenli ı için yeterli teknolojik ı ı ğ ı
Tabii bu arada ı egemenlik ve kardan ş bir derdi
olmayan emperyalist sermayenin ı olmazsa.
Ünlü fizikçiler K. Stankuyoviç ve M. Vasiliyev'in, Matter
and Man ı ı ı belirttikleri gibi: İ ı kendi bil-
gisini bugünden ş düzeylere ı ı ye-
tecek ı ı ve ş tehlikeli ş ı ı ğ ı ş
dan çok önce insan, öteki ı ı sistemleri içinde herhangi sa-
ı gezegeni bir araya getirme ğ sahip olacak, son-
suz Samanyolu'nun enginliklerine ı ı ı ı
Son olarak ğ gereken bir ğ ilginç örnek de
gölgenin Kur' an' da ı ı ş ı ş
Nahl-48'de, ı ı ğ ı ş gölgeleri ğ sola vu-
rarak, Allah'a boyun ğ secde etmekte ı ı görmü-
yorlar ı Nahl-18'de, "Allah ı ı size gölgeler yap-
ı ş ğ ı ğ ı ğ ı ı ı var ş ... "; Furkan-45-
46'da, "Rabbinin gölgeyi ı ı ğ ı ı görmez misin? İ
di onu durdururdu. Sonra biz ş ona delil ı ı ş ş
kendimize ş ı Bucaille'deki çevirisi
de ş "Rabbinin gölgeyi ı ı ğ ı ı görmedin mi? Rab-
bin dileseydi onu durgun ı Sonra ı ş ona delil
ı ı (Gölgenin görünmesini ı ş ı ğ ğ ı ı ı sonra ş
yükseldikçe) onu (kolayca) ş ş çekip ı Yine Ra'd-
15'te, ''Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de sabah ak-
ş ister istemez Allah'a secde ederler" denir.
ğ gibi bu ifadelerde gölgenin, ı ş ı ğ ı ı yo-
lu üzerindeki cisimlerin, kendilerine çarpan ı ş ı ğ ı emerek veya
ı ı ğ ı kesintinin sonucu ş ğ bilgisi yoktur.
ş ı ğ ı hareket yönü üzerindeki cismin ı ş gölge-
nin tamamen ı ş ı ğ ğ ı ğ ğ Kur'an'da alenen yad-
(115) Orhan ğ Felsefe ğ s. 378.
194 İ ve Bilim
ı ı Tam tersine gölge, ı ı ğ ı ı ı
ğ ş ı ğ ı ı olarak varolan ve Allah'a
boyun ğ secde eden, yerde sürünen, ı ı ·Al-
ı ğ halinde durdurulabilecek olan, ı ş ı ğ ı ı
bir olgu olarak ifade edilir. ş sadece ona delil ı ı ı ş
yani sadece görünmesini ğ ş ş tir. Yoksa
gölgenin sürünmesi, ı ı ı ş -genelde ı ş ı
ş ı ı pozisyona- ğ ı ğ Kur'an'a göre, ş
ğ için gölge ı aksine ondan ğ ı ı
olarak, tamamen ı ğ ğ ı olarak hareket etmek-
te, ş sayesinde sadece görünür ı Yoksa, "O"
istese, ş ğ ı ı olan gölgeyi durdurabilir, durgun
ı Çünkü onu uzatan da, sürüyen de, çekip alan da
ı ş ı ş ı ı pozisyon ğ ı kendisidir!
Daha ilginci göklerde bulunan kimselerin de gölgeleri ol-
ğ ve yerdekiler ı ı göktekilerin gölgelerinin de sa-
bah ş Allah'a secde ettiklerini iddia eden Ra'd-15'dir.
ğ gibi "göklerdeki kimseler" Kur'an'a göre melek-
ler ve cinler gibi hayali imgelerdir. ı gerçek ı bir
an; bizzat kendileri görünmediklerinden, ı ş ı ş ı ı bir
alan ı ı gölge ı zaten ı ı
Üstelik gölgenin ş ı için bir ı yüzeyi gerekir ki
gökteki ı yüzeyden yoksun ı yerde veya
yere gölge yapacak kadar ı ve büyük olan cisimler gibi
gölge yaratamazlar. Demek ki bu ayette gölgenin ı ş ı
ğ ı ı bir olgu ğ ş daha da ş
Ek olarak tüm ı ı hatta cehennemlik ilan edilen cin-
lerin bile sabah ş secde ğ söz edilmektedir. Ha-
ni namaz sadece müminlere ı Basit bir gölge sorunun-
dan ı ı ispat için medet umuyor ve gölgenin hareketin-
den, onun ı secde ğ ı ı gölgesini örnek
alarak ı da secde etmesi, ı ğ sonucunu
ı ı Kur'an. Gölgeye ş ı bu yorumlar bile dü-
ş ı ı koymayan her insan için, ı gerçek
ğ ortaya koymaya yeter!
XII. Bölüm
RüZGAR VE YAGMURA İ İ Ş İ
KUR'AN'IN Y Ş
Kur'an'da ğ bulut, rüzgar, ş ş dolu vb. olgu-
lar, ğ ı ürünleri olarak ğ keyfi ve iradi kararlar tarif
edilir.
Mü'minun-18, "Gökten, suyu ölçülü indirdik de, onu yer-
de durdurduk Ş onu göstermeye de kadiriz ... " (Bu-
caille'de, " ... onu yerde ş Biz onu gidermeye de ka-
diriz ... " ş Hicr-22'de, ı ş ı ı ı olarak
gönderdik, ı su indirdik de sizi onunla ı Yok-
sa siz onu ı ı (Bucaille'de daha ğ ğ
na ı ğ ı ı çeviri, ı ş ı ı ı olarak gönderdik
de gökten su indirdik" ş Fatlr-9'da, ı gön-
derip de ı yürüten (Bucaille'de ı ı Al-
ı Biz ı ölü bir yere sürüp, onunla ğ ı ölü-
münden sonra diriltiriz ... "; Rum-48'de, ı gönderip
ı yürüten, ı gökte ğ gibi yayan ve ı ı ı
ı ı ğ ı ı sen de ı ğ ı ı
ğ ı ı görürsün"; Mülk-30'da, "De ki, suyunuz yere batarsa,
söyleyin size kim temiz bir su ğ ı getirebilir?"; Nur-43'te
"Bilmez misiniz ki Allah ı sürer, sonra ı bir ara-
ya getirip üst üste ı ğ sen de ı ı ğ ğ
ı ğ ı ı görürsün, gökten içinde dolu bulunan ğ gibi bu-
J

-...w"'
9
f\


""(\
ft
"
196 İ ve Bilim
) lutlar indirir, ğ ona ğ ı ğ de uzak tu-
\. tar. Bu ı ş ş ğ ı ı ı neredeyse gözleri ı
ı "Söyleyin, ğ suyu buluttan indirenler
sizler misiniz, yoksa onu biz mi indiririz. Dileseydik onu ı
ş ı ı ı .. " (Bucaille'de 'dileseydik onu tuzlu ı Ca-
siye-S'te, " ... Allah ı vermek için ğ indirip onunla ye-
ri ölümünden sonra diriltmesinde, ı yönetmesinde
akleden kimseler için dersler ı denir.
Kur'an'da ğ ğ örneklerde de gör-
ğ gibi ğ ı ı dikkate almayan, bilgiden
sun bir ş ğ ile ı ı Bu ı ı
Bucaille, günümüz bilgileri ile uyumlu hale getirmeye çaba-
larken, istemeden ğ ı ı ı ı da olur: "Burada me-
cazi bir ifade söz

ı "Üslup hikaye üslubu
olup ... ı ı "Tabiatta ı olan bir suyu, ı ş ı
tuzlu ve ı ğ ı ı bildirmek, ilahi kudreti aniatma tarzla-
ı biridir. İ ı buluttan ğ ğ
dair meydan okuma da, yine ı mutlak kudreti ı
ı bir ş yoludur. Bunlardan birincisi ı bir latife ise
ğ suni olarak ğ ğ ı imkan ğ ğ
ş dönemde- ikincisi de böyle ı gerekmez ı ı ı
Nurbaki'nin ş ı ı ise her zaman ğ gibi çok
daha ı ı sahipleri için, ş için pek çok
ayetler ı ı varsa, o ayette fevkalade önemli bilim-
sel gerçekler ı Allah ı bu niyetlerini sezerek
Kur'an'da mucizeyi bir emirle ş ediyor ... İ ğ ı
caktan ı elinde ı ı yudumlarken esen hafif serinle-
cici bir ı ne denli ince astrofizik hesaplada ğ bir
bilse hemen ı secdeye ı ... Evet ı okuyucu-
ı Ş iyi bilirriz ki ı gününe kadar hangi yörede
hangi cephe sisteminin ş ğ hangi köyde hangi
saatte hangi ı ğ bu ilahi ilim kompütüründe ka-
<
116
) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Kerim ve Bi!i!IJ, s. 259.
(!17) A.g.e., s. 260.
(118) A.g.e., s. 263.
Rüzglir ve ğ İ ş ı ş ı ı 197
ı ı ı İ budur, bunun aksini savunmak, ı basit su
ı ı ı bir hava ı ı saymak ı ı bilim ı
na bir yüz ı ı ... Evet, her esen rüzgarcia sonsuz hamd
ı bekler yüce Rabbimiz."<
119
)
ı "öbür dünya"da rahat etmek umuduyla bunlara
inanacak, ı ı ğ bilmenin ı ğ ı ile
ı Nurbaki. İ rüzgar geçen bir ayeti ı ı ı
"gavurun" ı ı ğ ş ğ ğ bir ı ı ı
ı ve -hiç ı ı ı üsteliK: ço net man l<'sa far ar
ğ nalöe, arada paralellik ı ı ı ı ı
ı ı ğ ı ı söyler ve böylece övgüler ı
İ ş bu Radar basit .. .
. fiep ğ gibi sorun bu noktada tamamen
ahlaki boyutlara bürünmektedir. ğ bunca yoruma kay-
ı eden Casiye-6'da, ı alenen Allah ı
ğ yani ş ğ ı ı ğ ı söz edilirken,
Nurbaki -sonuç itibariyle Allah'a ğ bile- cephe sistem-
lerinin, atmosferin, ı ğ ve hatta yeryüzü engebe-
lerinin, ı ş yönünü ve tabii hepsinden önce
onun ı ş ı ı ğ kabul ederek ı ya-
ı ğ ı ı keyfiyete yer yoktur; bi-
limsel olarak rüzgar, ı ı ı merkezlerinin ş ğ cep-
he sistemlerinin yer ğ ş ile ş hava ı ı ı Ya-
ni her ş gibi o da zaman ve mekana ğ ı ı ş ı ancak
ğ ı ı ğ ı olan ürünlerinden biridir.
Bu gerçeklere ş ı ı Kur'an'da rüzgarlar Allah ı
dan yollanan, yönetilen, istenirse bir anda durdurulan, ı
ı ı ı ı yüklenen, buyruk ı keyfiyere
ğ ı ı ı Allah istiyorsa ı müjdeci, ya
da ı ı yapar; her ş onun iradesi dahilindedir. Kur'an'da,
ı bilimsel temeli olan ğ ve ğ göre belirlenme
diye bir ş ı ğ ı gibi, "ince astrofizik hesaplar"da yok-
tur. Yani ı ı ğ astronomi ve fizik yasa-
(119) Haluk Nurbaki, İ Gerçekler, Cilt IV, s. 86-91.
198 İ ve Bilim
ı söz konusu ğ Olamaz da; çünkü o zaman ş
"ceza", "rahmet" gibi soyut kavramlar maddi temellerini yi-
tirecektir. O'nun ı gene O'nun niyetine göre, kah müj -
deci, kah ı ı ı ı ı tüm ı sonsuz hamd
ı bekler, sürekli kulluk, ş bekler. Tüm ğ ı
ı da ı tehdit etmenin ve ı ı ı ı ı
olarak ğ onlar üzerindeki keyfi ı ı
dan, en küçük taviz vermez.
ı ı öylesine keyfi bir denetim ı ı ki
bir ı onu, köleci İ ı ı emrine verir.
Enbiya-91'de, " ... ı emriyle yürüyen ş ı
onun ğ verdik ... "; Sebe-12'de, "Gündüz ğ
bir ı mesafeye gidip, ş da bir ı mesafeden gelen
ı ı ğ ı verdik ... "; yine Kamer-
33-34'te, "Lut milleti, uyaran peygamberleri ı Biz de
üzerlerine ş ğ ı bir rüzgar gönderdik"; Fussilet-17'de,
"Ad milleti üzerine dondurucu bir ı gönderdik." denir.
ğ gibi tam ı masal ı ı Buradan
hareketle, bilime gönderme yapmaya ı ş ı ortaya traji-
komik bir tablo ı ı
ğ konusunda önceden ı ğ ı ı ayetlere döne-
cek olursak: Allah gökten suyu ölçü ile indirir, onu yerde dur-
durur ş isterse onu göstermeye (gidermeye?!) de
kadirdir. ı ş ı ı ı olarak gönderdik de gökten su
indirdik. ı gönderip ı yürüten, ölü bir ülkeye
süren, ı gökte ğ gibi yayan, ı ı ı ı ı ğ bir
araya getiren, üst üste ı ğ ı sen ı ı
ğ ı ı ğ ı ı görürsen. Sonra içinde dolu bulunan bu
bulutlara hükmeden ve onlarla ğ vuran, ğ
uzak tutan ve ondan güç alan ş ş ğ (ona refakat eden ş
ş ğ ı da O'dur. Söyleyin, ğ siz mi Allah ı
indirmektedir? Allah isterse onu ı (tuzlu) yapar, dilerse yere
ı ı (suyunuzu çeker?!) O zaman size kim temiz su kayna-
ğ ı (akarsu) getirebilir? Bunlarda akleden kimseler için dersler
ı vs.
Rüzgiir ve ğ İ ş ı ş ı ı 199
İ ş ğ üzerine ı ı böyledir.
ğ gibi her ş tam bir keyfilik ve onunla kol
kola bir dizi ş söz ile ş ı ş ı ı ı suyu gökten
ölçü ile ve ı ölü topraklara sürerek rahmet ğ
ı en ş ğ gerçek ı ölü olan, Arap
ı yola ı ı ortaya ı bir ı ğ
ı ğ denizierin ı da ı ğ ş
bir ğ ı ğ ayetlerde ifade edilen bu "ölçüyle
gönderme" ı da ğ ı genelde hava duru-
munu belirleyen ğ ş ı çerçevesinde, ı ı
"Kutsal ı iradelerinin üzerinde olan ğ gerçekle-
ri ve ı çöller ve buzullar ş iki uç durum ş
olmak üzere, yeryüzünün ı bölgelerini çok ı ş
belirler ve ı keyfi tutumunu kendi ğ
içinde yok eder.
Hicr-22'de geçen, ı ş ı ı ı ı ifadesin-
den kimi İ ı ı çiçek ı ı ş ı bitkileri
döllemesinin Kur'an'da ğ sonucunu ı ister.
Oysa, ayette çok ı ğ gibi, rüzgara yüklenen ş ğ
muda ı ı ı Yani orada, ı bitkilerin döllenmesine
ı ı ğ bulutlardan ğ ğ ı ş söz
edilir. Soruna bilimsel ç,erçeveden he.r ı ı
gözlem ı ğ bir sonuç ı .. ğ
mut vermeyen ı ı ı ş ı ğ verir ·hale
'getirmesidir söz konusu olan. -
• Ayetlerin tümünde oldukça net olan; bulutun ne ğ
ı ş ğ ı ı ş ğ vb. konulara dair
Kur'an'da en küçük bir bilgi ı ğ ı ı O; " ... ı ve
yerle gök ı emre arnade duran ı döndürmesin-
de ş kimseler için deliller ı (Bakara-164) diyerek
ı gökle yer ı "emre amade" bekleyen cisimler
ğ gibi gerçek ı ş ı ş söyleyebilmektedir. ı ı ki ko-
nuya ş en küçük bir bilgi ı ı ı ı sahip ş ı
-bizim çok küçük bölümünü ı ğ ı ı ğ ı ş
ifadeleri surderin büyük bir ğ ğ yineleyip durmaz,
200 İ ve Bilim
onun yerine ğ buluta, rüzgara ş somut ı
lar ı Ne var ki O, ı ı ş ğ ğ ı
run ı ğ ı ğ ı ı bilmeyen bir insan beyninin ürünü oldu-
ğ duyusal ı edinilen temelsiz bilgileri, ı
iradesine ğ ve ı ğ ı ı ı gör-
meye ve ı ğ yöndtir.
% 70'i denizlerle ı olan yerküremizde, su ile ı yü-
zeylerde ş ı ı ı ile meydana gelen ş sonucun-
da ş ğ ş ı ş su ı kütleleri, çok küçük su
zerrecilderine yani buluta ş Bulutu ş su
zerrecikleri, atmosferde, - 40 derecede önce donma çekit-
dekleri yapar ve daha ı bölgelerde ı ı ş ğ ı
ş Burada da ğ ı ş ve ı belirleyicidir,
ğ yer yoktur.
Yani, ı yaratan bir gücün ı ğ ı ı bir an için kabul
etsek bile, bu gücün keyfince ğ ğ ı ı yine de ola-
ı ı Çünkü ğ ğ pek çok ş ğ ba-
ğ ı ı ı ı Bu arada bir yandan ş bir yandan ğ
olarak geri ş birbirini takip eder. ğ ı ş ı ğ kar,
dolu biçimini belirleyen bulutun ğ ğ ğ ı ş ı gerçek-
ş ğ ve içinde yol ı ğ ı hava kütlesindeki ı ı derecesidir.
ı ı "içinde dolu bulunan bulutlar" ı ı cehalet
göstergesidir. Hele onunla ğ vurup ğ uzak
ı söyleyecek söz ı Çünkü ğ ş
ı ı ğ bu olaylar, yerdeki ş inanç ı ı veya
ı göre ğ ş ğ Salt bu bile ı
ı ı ğ ı ı göstermeye yeter.
Keza ş ş de bulutun kendisinden ı ona ş
eden bir ş ı ı itmesiyle birbirine çarpan bu-
ı ş ı ı ı pozitif-negatif ı meydana ge-
ğ bir ğ ı ı Yani ğ ş ve ğ yasa-
ı uygun olarak belli zaman ve mekanlarda ortaya ı
fiziksel bir üründür. Oysa Kur'an'da her ş keyfidir.
ğ ı ı ğ ı ı ğ ı ilkokul düzeyinde basit
bir bilgi iken, bir de onu tuzlu yapmaktan söz edilmesi, ger-
Rüzgar ve ğ İ ş ı ş ı ı 201
çekle ğ ı ı ı tümden koparmak demek oluyor. Denizler-
deki ş tuzun denizde ı ğ ı yani ş
ı ğ ı ı ı gökten tuzlu su inmesinin ı ı ğ ı bilin-
mektedir.
Burada güncel bir durumdan söz etmeden geçmeyelim.
ı ı bölgelerinde, Türkiye'de de Artvin, Murgul ve
Y ğ gibi maden rezervlerinde, asit ğ ı verilen
bir ğ ı meydana gelir. ı bu ve benzeri olayla-
ra tek bir ı ı ı Allah, söz konusu bölge insania-
ı ı ı ğ ı için ı ı ı Kur'an'a sorgusuz inanç
içinde olan herkes bu yoruma ş ı ve asit
ğ korunmak için önlem ı ı Aksi halde
günah ş ş olur! ı ı gereken, oturup Allah'a ğ ı ş
ı için dua ve daha iyi kulluk etmektir. Oysa bilim ı
ı böylesi "yorumlar" kabul edilemez. İ ı ve evrenin
ş ş her ş kendini çevreleyen ş
ı ı ve ı ı Nitekim söz konusu asit ğ
da o bölgelerdeki maden ş ve termik santrallerin bir
sonucu ğ ve buna ş ı önlem ı ğ ı ı ğ ka-
ş ş Demek ki ı gökten (farz edelim) tuzlu ğ
mur ğ bile, ı ı ğ ı uygun olarak Allah onu
tuzlu ı ğ ı için ğ o ş ı maddi bir ge-
ş ürünü ı
Yine Mülk-30'un, "Suyunuz yere batarsa kim temiz su
ğ ı getirebilir" (bunun Bucaille'deki çevirisi ı anlam
ş ı ı birinde ğ suyunuz çekilse size kim bir akar-
su getirebilir") cümlesini ele ı Ayetin her iki çevirisi de
hakikaderle ş
Bunlara ek olarak dikkat çeken bir ş ilginç nokta:
Rum-48'de, " ... ı ğ ı ı ğ ı ı görürsün; Nur-
43'te " ... ı ı ğ ğ ı ğ ı ı görürsün ... ";
Hicr-22'de, " ... ı (gökten) su indirdik ... "; Mü'minun-
11 'de, "Gökten suyu ... "; Kaf-9'da, "Gökten bereketli bir su
indirdik ... "; Furkan 49'da, " ... gökten tertemiz su ş
dir"; Zümer-21'de, ı gökten bir su indirip ... "; Rad-
202 İ ve Bilim
17'de, "Allah gökten su indirir." vb. ayetlerdeki çok net ifa-
deler ile, Kamer-11 'in, "Biz de bunun üzerine gök ı ı
ş sulada ı cümlesinin ğ ı olan Tevrat'taki,
" ... göklerin pencereleri ı ı ifadesi bir bütünlük içinde
ğ ğ ı ğ ş ğ
ş bilime uygun ş ğ ı ı ı yitirir.
Görülüyor ki Kur'an'da ğ ı ğ ı gerekti-
ğ ı ı ı ı ğ ı göktür.
Her ne kadar ı Rad-12 gibi birkaç ayette ğ
buluttan ğ belirtiliyorsa da ğ ayetlerde ğ ı
ğ ı olarak, -ne menem ş ğ önceden ğ
müz- gök öne ı ı Bu ı ı yeri
belirsizdir. ğ ı ı ı ı ğ ı bulutlar ı ş ı ı ı
cak yoksa ğ olup yere mi ş bilinmiyor. Bu soru-
nun ı ı için hadis ve ğ ilk dönem yorum kitapla-
ı ı ı ş ı ı ı büyük yarar ğ ı ı ı Kal-
ı ki ğ ı ı onun üstünde sulardan söz eden
Tevrat-Kur'an ikilisinin, ı ğ ve ş hak-
ı en küçük bir bilgi ğ de dikkate ı olursa,
bu ş ı duyulan ihtiyaç ı
ğ ı ş son olarak ğ ı ı Rad-12-13 ş
le diyor: "Korku ve ümide ş için size ş ş ğ gös-
teren, ğ yüklü ğ ı ı meydana getiren O'dur.
O'nu gök gürlemesi hamd ile, melekler de ı tes-
pih ederler. Onlar pek kuvvetli olan Allah ı ş
ken, o ı ı ı gönderir de onlardan ğ çarpar."
Buna göre ş ş ı ı ı korku ve ümide dü-
ş ı ğ ı ı göstermek için, ı ğ ı bir üründür. Gök
gürlemesi de bir ğ ı ğ ğ ı ı hamd ile
tespih etmesinin göstergesidir, ki kullar da ı ş ı
Sonra, meleklerle göklerin Allah ı ş ğ
yoruz. Böylesi ş ş ı Allah, ı ı ı onlardan
ğ çarparak yola getiriyor!
Görülüyor ki Kur'an, bilimsel ı altüst etmekte, on-
ı maddi nitelikleri yerine manevi safsatalan geçirmektedir.
Riizgiir ve ğ İ ş ı ş ı ı 203
Buna ğ Bucaille, bu ayetlerle birlikte ı ak-
ı ğ ı ı Nur-43'ten, ş sonucu ı geri ı
"Bu iki ayette, ğ ı ğ ve dolu ı ş ı
ş ş ğ ş ı ı ş ı ı ı ğ ı ı ı ı belir-
ğ görüyoruz: Bunlardan birincisi, nimeti temsil ğ
den arzulanan bir ş ikincisinin ş ise I<adir-i ı
emrine boyun ğ ğ korku konusudur. İ olay ı
ğ ı ı atmosfer elektriklenmesi ı günümüzdeki bil-
gilere uygundur"(l2D)
Yine Tabbara, Ra'd-12'den hareketle; "Ayette ş ş ğ
zikredilmesi, müteakiben ğ ğ ı yeryüzünü dirilt-
mesinin ı ı ı on dört ı önce ş ğ
ilmi gerçeklerdir. Bunlar, tabiatta bulunan gaye ve düzenin
Allah ı ğ en büyük ı ı ı diye
yazabiliyor.
Sözün ğ ş ğ nokta tam da bu olsa gerek!
(120) Maurice Bucail le, Tevrat, İ ı ı Keri111 ve Bi!iJJJ, s. 272.
(121) Tabbara, İ ğ İ s. 88.
XIII. Bölüm
İ VE GEMiLERE İ Ş
KUR'AN'IN Y Ş
ı denizlere ş ş ı ı öncekilerden daha
da ilginçtir. Nitekim Bucaille de "denizlere ş Kur'an ayet-
lerinden hiçbiri, kelimenin tam ı bilimsel verilerle bir
ş ı ş ı ı ş demek durumunda kal-
ı ş ı
Ancak o, bu ş ı ğ devrin inanç, efsane ve
hurafelerini ı ı ğ ı ı

ı yoluyla ı ak-
lama ı geri durmaz.
Nahl-14'te, "taze et yemeniz, ı ı ğ ı ı süsleri edin-
meniz ve ı bol nimetinden faydalanmaruz için denize
- ki gemilerin onu yara yara ğ görürsün- boyun ğ
de O'dur. ı belki ş Rahman-24'te, "deniz-
de yürüyen ğ gibi gemiler O'nundur"; Yasin-41-43'te,
"onlar için bir delil de, ı ı dolu gerniletle ş ı ı ve
kendileri için bunun gibi daha nice binekler ı ş olma-
ı ı Ôilersek, ı suda ğ ı ne ı ı ş
bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi"; Ş
"Denizde yüce ğ gibi gemilerin yürümesi O'nun ı ğ ı
ı delilidir. O dilerse ı durdurur, yelkenle giden gemi-
(122) Mauri ce Bucaille, Tevrat, İ ı Keri!JI ve Biiilll, s. 264.
206 İ ve Bilim
ler o zaman denizin yüzünde ı Bunlarda, ş
kimseler için deliller ı Lokman-31-32'de,
denizde ı lütfuyla ğ görmez misiniz? Allah
böylece size ı ğ ı ı delillerini gösterir. Bunlarda pek ı ı
ve çok ş kimselerin hepsine dersler ı ğ gi-
bi dalgalar ı ş ı ğ ı zaman, dini tamamen Allah' a
has ı O'na ı ı karaya ı ı
ğ ı içlerinden bir ı ı ğ yolda ı Zaten ayetleri-
mizi bilerek ancak hain ve nankörler inkar eder" denir.
İ ş böyle. ı ilmi" denizlerin ş hacmi,
ı gücü, vb. bilimsel ı ilgi ı ı ı ş ı tut-
makta, onun yerine adeta masal ı Ona göre de-
nizler, insanlar onlardan et yesin, inci-mercan gibi süsler edin-
sinler diye iradi olarak ı ı ş ı Oysa bilim, denizlerin
ş ilk insandan yüz milyonlarca ı öncesine, yerkü-
renin ğ ı ğ ı olarak, ğ bir ş ş
linde ı Ve onu, insan da dahil tüm ı ş ı kay-
ğ ı olarak belirler.
ı ı ı gemilerin kendisinin ğ ı
kendisinin ı ğ ı ı denizde ı ve yürümelerinin de
tamamen kendi lütfu ğ iddia eder. Kur'an, 7. ı
Arap ı ı denize ş ı ı ğ ı ı ı Allah
ı sahiplenir. İ ı ğ ı bu ı gizleri çözüp
ona ı ğ tam tersine gizlerden hareketle daha
çok ğ zorlar! Henüz sadece yelkenli geminin icat edil-
ğ yani rüzgara ğ ı ı ı ğ ı ğ bir dönemde, ı
ş ı insana ş ı ı da sahiplene-
rek, dilerse ğ belirtir. O'nun bu hikmetlerinin
"daha çok ş için" gerekçe ı ğ ı
ı Bu ğ olgu ve olaylarda "pek ı ı ve çok ş
insanlar için dersler" ğ ı hep "onun ı ğ ı ı
delilleri" olarak ı ı ğ iddia eder. Oysa tüm
bu iddialar ş sözlerden ibarettir.
İ ı ilk ı ilk aleti, ilk ğ yaparken ğ
ı ğ ı mücadeleyi her gün ilerleterek ona ş ı direnme, gide-
Denizler ve Gemilere İ ş Kur'an ı ş ı ı 207
rek ı ı ı çözme, ona egemen olma ı içinde ş
Kendi hizmeti için ı ı kendi ı ş ı nesnel bir olgu
olarak milyarlarca ı meydana ş olan ve bizzat kendi-
sinin de ondan ş ğ bu ş ı maddesel ı ı ken-
disi için ı ı ı ı ş ı
İ ş gemiler de ğ tüm araçlar gibi, ğ insan
beyninin basitten ş ı ğ ğ ş ğ bir üründür.
Önceleri tamamen ğ giderek deneysel yolla sal
ş onun ş ş biçimi olarak ı kürek icat edil-
ş sonra denizlere ı için kürekli büyük ı ı
ı ş giderek ı gücü ve yelkenli deniz araçlan ş
ş Bu ş ş eden en önemli ş ise hiç ş
kusuz, M.Ö. 3. ı -yani İ tam 10 ı önce-
ş suyun ı kuvvetine ş bilimsel ı
ı ı Bu ş yelkenin çok daha etkin ı ı ı
ı gücünden ı salt onun yönüne ğ ı ı
ı da beraberinde ş Buhar gücünün ş ı ile
rüzgara ğ ı ı ı ortadan ı ş ğ tekniklerle birlikte
gemicilik, eskiden hayal bile edilemeyecek boyutlara ş ı ş ı
Yinelersek, gemilerin denizde ı "yürümesi", "ya-
ı ı ı lütfu ile ş Tamamen insan
bilinci ve ğ ürünü olan bu araçlar, onun ı ğ ı ı de-
lilini ş Kur'an'da ş ayetlerde yer alan bu ko-
nuyla ilgili iddialar, ı ı ve ş kimseler için" avun-
tudan ş bir ş olamaz. Nitekim Zuhruf-12-14'te, "Her
ı ı ı ğ ı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan siz bine-
siniz diye size binekler var ş Bütün bunlar, ı
ğ veren ne yücedir, zaten bizim takatimiz bunla-
ra yetmezdi' demeniz içindir" sözleriyle bu durum gözler
önüne seriliyor.
Gerçekte olmayan bir gücün, cahil insanlar nezdinde var-
ı ğ ı ı ispat edilmesi ı ı bundan daha içler ı ı bir
ifadesi olabilir mi? 7. ı Arap ı ı ı ğ
her ş Allah'a ğ ı ı sonucu, bu ğ ş
ı bilim ve teknoloji konusunda ı süren gerili-
208 İ ve Bilim
ğ ş Ş ı ı ise kendileri gibi kolay yolu
seçmeyen ı ğ ı ğ büyük bedeller ve ı ı
ğ borçludurlar.
Ancak ı ğ ı ğ ş ı ı bilgisiz ğ dönem-
lerde ı ı olabilen, söz konusu bilim ş ı ı ı ğ ı
ı önemli sonucu, egemen ğ insanlan ş
ı ı güçlerini tümüyle ş ş ş ...
ı müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetin-
den ı ı ğ ile gemilerin yürümesi, lütfundan nzk
istemeniz, onun ı ğ ı ı belgeleridir" diyen Rum-46'da yer
alan ı her biri ğ ı ı ğ ı ı ı Rüz-
ı ğ tamamen ğ olaylar ğ gemilerin
de ı ğ ğ insan deneyim ve ı ı ürü-
nü ğ ş "lütfundan ı isteme" eyleminin
de ne kadar ş bir beklenti ğ görürüz. Bu kadar
ı ve içi ş iddialarla ı ı ı ğ ı ı ı
maya ı ş ı ı ise onun gerçekte var ı ğ ı ı gösterge-
sidir. ,
"O dilerse ı durdurur, yelkenlerle giden gemiler o
zaman denizin yüzünde durakahr" ş Ş yer
alan ve o zaman bile ğ ş ı iddia, motorun bulun-
ı tümüyle ş ş -tabii bu ı motoru
da Allah ı ş ı ı ki günümüzde hava
durumundaki ğ ş ı çok önceden hesap edilip, ön-
lemler ı dalgalata ş ı çok daha güçlü gemiler
ı rota ve zamanlama ğ ş ile deniz kazalan en
alt düzeye indirilmektedir. Daha ötesi bilimin ı ğ ı ğ
ı bir deniz ı ğ Kur'an'da ğ gibi, "ka-
der", ı öfkesi", "ona yalvarmak ğ yerine, kaza-
ı maddi nedeninin ı ve giderilmesi yoluna gidil-
mektedit'.
Esasen, eskiden de bu örneklerden hareketle ı
ı ğ ı ı ispat edilmesi güç ğ Kur'an, ı ı ı
da gemideki ı Allah'a ı ğ ı ı ğ ı ı ğ ise
inanmamaya devam ğ belirtir. Söz konusu durum, insa-
Denizler ve Gemilere İ ş Kur'an ı ş ı ı 209
run çaresiz ı ğ ı ı ğ ı ğ ı ı ı
basit bir sonucudur. Günümüzde de materyalist bilinçten .
yoksun ğ insarun, çaresizlik ş ı ı imgesinde
bir ı ğ ı yolu ı ayru ğ ürünüdür. Bu yüzden
egemen ı bir yandan insarun ğ ı
ğ yandan ona sistematik olarak dini bilinç ş ı man-
ı ğ ı ı ı ş ı ı ı her ş çaresinin top-
lumun ortak bilinci ve örgütlü ·gücünde ğ ğ
ş ı ı Böylece ı tarih boyunca egemen
ı ı kendilerine ı ı ı ş ı ş ı
"kader" diye benimserneleri ve kendi toplumsal ı ı
ı ş ı mümkün ş
ı üzerinde büyük demagoji ı denizlere
ş ğ bir ifadesi ş
Furkan-53'te, "Birinin suyu ı ve kolay içimli, ğ
ninki tuzlu ve ı olan iki denizi ı ı da ı ş
ı engel olan bir ı koyan ı ı İ
deniz bir ğ Birinin suyu ı ve kolay içimlidir; ğ
tuzlu ve ı ı ... "; Rahman-19-20'de, ı ve ı sulu iki de-
nizi birbirine ş üzere ı ş ı bir
engel ı birbirinin ı ı ş
ı ğ ı yorumda Bucaille, ayetlerde gerçekte neyin kaste-
ğ ı ı Söz konusu "üç ayet, denizlere dö-
külmesi ı ı büyük nehirlerin gösterdikleri ı özellik-
lere ş eder. Denizierin tuzlu ı büyük nehirlerin
ı ı birbirine ı ş ı ş çokça rastlanan
olgu, pekiyi bilinmektedir. Bir araya gelerek Ş deni-
len 150 km ğ -tabiri caizse bir 'deniz' ş
ı ve Dicle nehirlerinin ğ ı ş ğ ı
Körfezin dibinde, med cezirin etkisi, ı suyun, kararun için-
de geri çekilmesi ı meydana getirmekte ve memnunluk
verici bir sulama ğ ı ... ı bahr kelimesi 'bü-
yük su kütlesi' demek olup, okyanus için ı ğ gibi,
mesela Nil, Dicle ve ı gibi büyük ı ı da
---------
21 O İ ve Bilim
ı ğ bilmek gerekir."c
123
)
ı ayetler, özellikle ğ ı olarak bili-
nen, çok ğ bir ı ifadesinden öte anlam ş ı Kur'an
her konuda ı ğ ı gibi bu olayda da ı ğ ı
birbirine ı ş ı ı "engel"e ve "Allah"a ğ ı
akan nehir suyunun durgun deniz suyuna ı ş ı ğ ı
yerde ne tannlara ne de iki su ı perde-engele yer ı
ğ İ ı bilim ş ı ı içine ş ş ğ ı ı
duygusunun ı ş olarak, her ş gibi bu ayetlerden de
"mucizeler" ı için elinden geleni ı koymaz.
Tarikatlar ı ı sözde "bilim" dergilerinden
biri olan Zafer'in ı göre, ı denizbilimeisi Jean
J. Cousteau, güya ı ı ı ı ş eden denizlerdeki
su engeli konusunun Furkan-53'te ı ı ş ğ ğ
nince; "Modern İ ı 14 ı geriden takip ğ Kur'an, ben
ş ederim ki Allah ı ı ş Tabii ı ş
ı bu sözlerin Cousteau'ya ğ ş göz ı onu
Müslüman ilan ediveren Zafer Dergisi ı ait ğ
ortaya ı ı ş ı
Ancak Zafer Dergisi, bu ı ı ğ De-
ğ mi ki ne ı edip ı bilime uydurmak ve bilim
çevrelerinde ı ş ş ı ğ ı ı
kitleleri ı gerekiyor, ı yöntem, ı çevrelerde
ş ı devam ş
ğ H. Nurbaki bu kez Rahman-19-20'den hareketle
ı spekülasyonu yineliyor: "Ayette önemli iki nokta ı
1- Denizierin ı ğ ı ı ğ ı birbirlerine ka-
ş ı ğ Elbette normal olan budur. 2- ı
(123) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Kerim ve Bilim, s. 266.
ı Zafer Dergisi'nin maharetinin bir ğ ğ de N. Amsrrong'u ş göz ı Müslü-
man ı Güya turist olarak bir Arap ülkesindeyken ş ğ ezan sesini, ilk ayak
basan insan olma ş ş ı ı ğ ı Ay'da da ğ ş ve "hidayete" ş ş ş Bu
ve benzeri ölçü ı boyutlardaki haberlerin yalan ğ birbiri ı ortaya ı ı bir
kesim İ ı "All ah ı ı fenlc ilimle ğ ğ ı ı onun bir inanç sorunu
ğ ı içinde ı ğ ı ı ı ş ı ı ğ artan oranda
ifade etmeye ş ı
Denizler ve Gemilere İ ş Kur'an ı ş ı ı 2 ı ı
engel nedeniyle birbirlerine ş ı keyfiyeti.
Önce ı bilimsel tespitini ı ı ş ı
ı ile ünlü, ı Bilim ı Kaptan Cousteau, Akde-
niz'le Atlantik Okyanusu'nun kimyasal ve biyolojik ı ı
ı ı ı ğ ı ı tespit etti. ı ı ı yapmak için Ce-
bel-i ı ğ ı ş ı ş ı ı ı so-
nunda tespit etti ki:
Cebel-i ı ğ ı güney ı (Fas) ve kuzey
ı İ deniz dibinden ı almaz ş ı sular
ı ş ı ı Her iki ı ı ı dibinden birbirlerine ğ 45
derecelik ı halinde ı ş ı bu dev su ı ğ ı ş
ri gibi ş ı ı ı bir baraj ı Bu nedenle, ne Akdeniz
Atlas Okyanusu'na, ne de Okyanus Akdeniz'e ı ş
ı
Nitekim bu tespitten sonra kendisine bu ayetler göste-
ğ ş ş ı ı ş Kur'an'a hayran ı ş ı ı ifade-
sine göre Müslüman ş


Ş kendinden habersiz Nurbaki'nin Müslüman ı
ğ Cousteau'yu bir yana ı ı Her üç ayeti de tekrar okur-
sak ğ ki, sözü edilen denizler ı ğ bu ğ
ı ı ğ ı birbirine ş gibi ş ğ Aksine ara-
ı ilahi bir perde-engel ğ farz edilen, birbirine ı
ğ halde birbirine ı ş biri ı ğ ı suyu olan,
iki "bahr" söz konusudur. Oysa Nurbaki, Kur'an'la, her ikisi de
tuzlu olan Akdeniz ve Atlantik Okyanusu'nun nispi ı ı
ı ı ı ı paralellik kurmakta hiçbir ı gör-
müyor. Bilim, Akdeniz'le Adas Okyanusu'nun birbirlerine ğ
ı ğ ş bizzat Nurbaki'nin ak-
ı ı Cebel-i ı ğ ı dipten ı ş ı ı su kay-
ğ ı nedeniyle ğ ş
Sonuç olarak, söz konusu ayetlerden, eskiden beri ı
olarak bilinenin, Kur'an'da tekrar ş ı ş
hiçbir sonuç ı
(124) Hal uk Nurbaki, K11r'an'dan A)'etlerve İ Gerçekler, 1. Kitap, s. 80.
XIV. Bölüm
İ İ SORUNUNDA
KUR'AN'IN Y Ş
"Kur'an, bitkilerin erkeklik ve ş ğ bir ı ı ı ken-
dini ş ı ı ğ ı ı ğ bir ı ı ı da hava ve ğ bitkiler-
den gelen böceklerle ğ ı ı ğ ı ı delili sa-
ı ı diye yazan Tabbara, bu ı "yeryüzüne bak-
mazlar ı Orada bitkilerden nice güzel çiftler ş ş
dir" diyen Ş ı olarak gösterir.
Ayeti tekrar tekrar ğ ı iddia et-
ğ gibi, bitkilerin erkeklik ve ş ğ bir ı ı ı kendini ş ı
ı ğ ı ğ bir ı ı ı hava ve ğ bitkilerden gelen bö-
ceklerle ğ gibi, bitkilerin üreme sürecine ş özel-
liklerin ima bile ğ görüyoruz. Ayette ilk anda ne
ı ğ belirsiz, en genel anlamda "bitkilerden nice
güzel çiftler", "güzel güzel çiftler" ş ğ ı
ş bir ı ı ı ki ı söz ko-
nusu yorumu, günümüz bilgilerinin ayete adapte edilmeye,
gerçekte ayette ı ı ş gibi gösterilmesine ı ş ı
ı ş bir ş ğ Yani önceki pek çok ayetin yo-
rumunda ğ gibi yine bir etik sorunla ş ı ş ı ı
Bucaille'de de ı konu daha ş olarak ş Önce
(llS) Tabbara, İ ğ ı İ s. 91.
214 İ ve Bilim
Ş ile ı içerikteki ğ ayetleri ı Taha-53'te,
" ... gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift
bitkiler ş Hac-S'de, " ... Biz ona su ğ za-
man harekete geçer, ı her güzel bitkiden çift çift ş
tirir"; Ra'd-3'te, "Yeri düzenleyen, orada ğ nehirler var
eden, her türlü üründen çift çift ş O'dur."; Lokman-
10'da, " ... Gökten su indirip orada her ş çiftten ş
ş Yas1n-36'da, "Yerin ş kendilerinden
ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir."
ğ gibi ayetlerden her türden bitkiden türlü tür-
lü, çift çift ı ğ ı ı ı ğ ı her ş çiftten ş ğ ş
linde genel ve ğ anlamdan ş sonuç ı Bu de-
ş bitkilerdeki üremeye ş somut bir bilgi, ı ı ı
bir ı ı yoktur. ş bu ayetlerde "çift" ı ı
koca ı ı "bir ş ı ı ş zevc ğ
nün ş ı ı ğ ı ı Ne var ki ı sözcük (zevc) ğ ayakka-
ı çorap vb. için, bir ğ ş çifti ı için de ı
ı ğ yandan dikkat edilirse, söz konusu ayetlerde bitkile-
rin döllenme sürecinden ğ nihai ürünün çifter çifter ol-
ğ söz edilmektedir. Ki bu da, ğ ş el-
ma çifti ı ğ bir ğ ş elmalar ı gelir.
Bu ı ı ı daha da ş pek çok kaynaktan ğ
rularran bir hadis ş Medine döneminde geçen bu ha-
dise göre; Muhammed, hurma ğ ı ı dölleme ş ğ
ş bir ğ görüp ı "bunlar ne ı
lar?" diye soruyor.
ı "Hurma ğ ı telkih ediyorlar, erkek hur-
ı ğ ş ı ğ içine koyuyorlar ki böyle-
ce ş hurma ş olsun" dediler.
"Bunun üzerine Resulullah: 'Bunun ı takdirinden-
herhangi bir ş ğ zannetmiyorum' buyurdu."
Tabii bu söz üzerine biçare üreticiler, ı elçisinden
daha ı iyi ğ diyerek ş ı ş ı ı "So-
nunda hurma ğ ı meyvelerini silkip döktüler ve bu yüz-
den ı ı ı eksildi. Bu durumu Peygamber'e zikretti-
, ..
Bitkilerin Üremesi Sorununda ı ş ı ı 215
t
(S
ler. Üreticilerin ğ ı ğ ı bu felaket üzerine Peygamber: \.
"Ben ancak (sizin gibi) bir ş Ben sizlere dininiz- "
... (',
ı ı i
olarak) re'y nevinden herhangi bir ş ile emredersem, ş t
yok ki ben de ancak bir ş diyor. ş ı ak-
tarmada ise Muhammed'in son ı ı "sizler dünya ş i
daha iyi bilirsiniz" ş oluyor. (Hadis'in üç kaynaktan
ı ı ı ı ş hali Bucaille'i çeviren S. ı ı ı ı kita- '..
ı sonuna ğ "Zaruri Bir ı ı ı yer al-
ı ı '-t" f
Bu hadisin konumuzia ilgili önemi, yukanda ı ola- \
ı ş ğ Medine dönemine kadar, kimi --,
bitkilerdeki ş ğ habersiz ğ sergileme-
sindedir. ı ı ki söz konusu ş ı surede geçen ayetrer,
bitkilerdeki ş üremeye ş ş ı Muhammed,
Medine'de Müslümanlan ş ş ı o seneki ürünlerinin yok
ı neden olan önermesini ı Üstelik ayet-
lerin ğ iddia edilen ş üremenin, bilimsel ı ı
ı olmasa bile deney yoluyla, Medineli üreticiler ı
ğ ve ı ğ ı ı dikkate ı ı sadece
bilineni ş ğ bir kere daha görürüz. ı ki
hadise konu olan ı ş ğ ğ son-
ra Medine'de gönderilen Hac suresinde de "her güzel bitki-
den çift çift ş diyerek önceki ifadeler ş
Bütün zorlamalar, İ ı Kur'an'a, bizzat pey-
gamberinin bile ı ğ ı anlamlar yüklediklerini göster-
mektedir.
Bu ön ı ı ş ı ğ ı ş Bucaille'in, Tabbara gibi
ölçüsüz boyutlarda olmasa bile demagojik özellik ş ı yo-
rumuna geçebiliriz: Bucaille, bitkilerdeki üremenin ş ve
ş olmak üzere iki biçimde ş ğ ı ı ve
ı ı ş üremeyi ele ı ğ ı ı vurgulayarak
(1 26) Tabbara, İ ğ İ s. 375-376.
216 İ ve Bilim
ş üremeyi ğ kabullenir. Bu durum basit ola-
mn ğ ğ aksine ş ı olan ş üreme
biçiminin ğ gösterir. ı ı "çifter çifter"
ifadesinden ı ş üremeye ş ğ sonucunu
ı ı ı '
ı ı ki ş üremeyi ş ve ondan söz ş olsay-
ı hemen onunla birlikte ve öncelikle ş üremeden de
söz etmek durumunda ı Bu durumda ı en
ı ş -çifter çifter olmayan?!- üremeden habersiz
ğ kabullenilmesi gerekir.
Özetle bu ayetler: ı ilmi" ile ı ş olan Mu-
hammed'in, ı ı ı o günün bilgi düzeyinin bi-
le gerisinde ğ göstermekten ş bir ş ı ş
olmuyorlar. Keza ayetlerin ı ifadeler ş ı ı ğ ı içerikten
yoksun ğ öyle ki Muhammed'in kendisine bile en kü-
çük bir ı ı ı ş ğ bir gerçek. Çok ı bilin-
mektedir ki içerik ğ ğ ifadesidir.
Tekrar Tabbara'ya gelirsek, demek ki Kur'an, bitkilerin
erkek ve ş ğ ortaya ı ğ ı gibi, bir ı ı ı kendi
kendilerini ş ı ı ğ ı ğ bir ı ı da hava ve ğ bit-
kilerden gelen böceklerle ğ ş en küçük bir
ipucu vermez. ı ı Tabbara'run kurgusu bir yandan
Kur'an'a ğ sözleri söyletirken, öte yandan ı
ı hedeflemektedir.
Esasen ı üretimden ı sadece ğ top-
ğ ı ı üremeyi ğ ı ibarettir. "Çifter
çifter", "çiftler" ifadeleri ürün cinslerinin ğ ğ ve birbir-
lerinin ş ayru ı ı ı Özel ola-
rak Yasin-36'da da ı bitkilerin ve ğ ı ı bilin-
meyen her ş çift ı ı ğ ı ş bir genelierne ı
ı ki burada da kastedilen üreme süreci ğ benzer-
lik olgusudur.
Yine bitkilere ş olarak Hicr-19'da geçen "yeri yay-
ı .. orada her ş bir ölçüye göre bitirdik" ifadesinin an-
ı ı ğ ı da ı ı "Bir ölçü" ancak ı ih-
Bitkilerin Üremesi Sorununda ı ş ı ı 217
ı ı adil, ölçülü, yeterli ş ş ı ğ ı kul-
ı ı Tarihten biliyoruz ki ı pek çok sefer ı ı dal-.
ı ş ı ş ı ı ş ı Demek ki "bir ölçü" ile ğ
aksine ölçüsüzlük söz konusu. ı ı ı ter-
biye etmek için ı ğ ı bir yöntem ğ varsaysak
bile, benzer bir ı ı ı ı ı saadet" döneminin
ikinci halifesi Ömer ı da ş ne deme-
li! Hem de ı ı ı ı elini kesme ş ı
emrinin, o süreçte ı ı ı neden olacak etkinlikte.
ğ yandan "ölçü" ifadesinin, her ş ğ ı ı her
bölgeye ölçülü olarak ğ ı ı ı ı ı ı ğ ı ı dü-
ş Bu durumda da ı ı ı ı sadece belli
bölgelerde ş ğ ğ geliyor. ğ patatesin,
tütünün, domatesin, vb. 15. ı kadar salt Amerika ı
ı özgü ı ğ ı ve daha pek çok bitki ve hayvan ş
belli bölgelerde ş ğ bölgelerde ğ ı
ı Bu durum, dünya genelinde ş ğ ı ğ ı ı
ı kadar böyle ş Günümüzde, ş tek-
noloji ile ğ ı veriminin, ı takdirine" ğ
yüzlerce kat ı ı ı ı ı korkunç ı artan nüfu-
sa ğ üretim kapasitesinin herkese yetecek ölçüde ço-
ğ ı ğ ı ş ı Ne var ki bu kez emperyalist sistemin
ı ı ve ı nedeniyle ı tehlikesiyle ş ı ş ı ı
Demek ki "her ş bir ölçüye göre ğ ı dün
ğ gibi bugün için de geçersizdir. Veya dün ğ ş
ı bugün ise emperyalist ı ı niyeti böyle olan bir
ı ı engelleyici bir üst irade olarak ortaya ı ı ğ ı ı söyle-
meliyiz. ı üzerinde hiçbir engelleyici iradenin kabul edi-
ğ bir yana, ı ş üzerine kurulu huku-
ku da ı ı

ı her ş bir ölçüye göre ğ id-
ı ı içi bütünüyle ş ı ı
Bitkilere ş bir ğ ş iddia da, "taneyi ve çekir-
ğ yaran ş ı ölüden diriyi, diriden ölüyü ı
(1
2
7) ı ı ı bilgi için bkz. E. ı İ ğ 4. cilt.
218 İ ve Bilim
ı ş Allah budur" diyen En'am-95'tir.
Oysa bilim, tohumun ı ı ı bütünüyle maddi .bir
süreç olarak, uygun ş ı ı ğ ı ğ Yani gerekli
ı ı ı ş ı nem ve beslenme ş ı Allah istese de iste-
mese de çekirdek çatlayacak, aksi halde Allah istese de is-
temese de böyle bir ş ı Hava, toprak, su,
ş ğ ürünü olan bu süreci, Allah diye bir üst
ı ğ maletmek, ı ı ki bitkilerin ş süreci ı
fikri ı sonucudur. Bu ı oyunu ş
Madem ki ğ Allah ı o halde ölüden de diriyi
ı demek ki yeniden ğ ve cennet cehen-
nem ğ da ğ
Yine bitkilere ş Kur'an'da ı göre, tüm çe-
ş daha "ilk ı ş ı ı ğ Tabbara
ş ı yürütüyor: İ bitkiler nereden geldi? Yahut da
ilk bitki ı ı ı Biz hiçbir zaman normal ı ı ve-
ya selim ı ğ ı ı ı kendi kendini var etti veya tesadüfen
kendi kendine var oldu diye bir netice ı ı ı ı
ı "normal ı ı veya selim ı ğ ı ı
diye ş ğ ş idealizmin deformasyonu ve ş
ı ı ğ ı ş bir ı ve ı ğ durumu an-
ı ğ ı Oysa bilim, bitki ı ş iki
önemli ğ bugün ı ş ş ı Bun-
lardan birincisi; hayvan ve insandan yüz binlerce ı önce dün-
ı üzerinde bitkilerin ş ğ ğ Yani onlar dünya-
ı ı en eski ı ı ı ı Nitekim Bucaille de; "precam-
brienne dönemine ait bilinen en eski topraklarda, su ı
ş Hayvanlar aleminin ğ biraz sonra zuhur
ş ı ı demek ki onlar denizlerden ş

ı diye-
rek, ı da olsa evrim ı ı kabullenmektedir.
İ nokta; evrimle en ilkelden giderek ş ı ı ı
ve çok ş bitkilere ğ bir ş ş ı ğ ı ğ
(1 28) Tabbara, İ ğ ı İ s. 91.
(1
29
) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı ı Keri111 ve Bilim, s. 276.
Bitkilerin Üremesi Sorununda ı ş ı ı 219
dir. Nitekim, gymnosperm denen, tanelerinin koruyucu zarf-
ı bulunmayan bitkiler, ğ ş ş ğ ı olarak, yer-
lerini ı bitkilere terk ş ı ş ı ğ
ş ı bitki ş ş ş giderek bunlar in-
sanlar ı daha nitelikli hale ş ğ bölgelere
ş ı ı ş ve böylece her bölgede, ş ş ı olan her
bitkinin ş mümkün ş Nitekim, Kur'an da
her seferinde Arabistan'da bilinen ı ı ı ı bitkiyi (hur-
ma, üzüm, incir, zeytin vs.) ı ı Onun
ufku bu ş ı ı ı ı Halbuki süreç, en ilkelden ve ken-
ğ ş ı ş ve on milyonlarca ı uzanan bir evrim
içinde ş ı ş ve ş ş İ ı ev-
rimine paralel olarak, insan beyninin denetimi ı bu ge-
ş süreci devam ederek günümüz-deki düzeye ş ı ş ı
ı ı ı ı ı bugün, ilk bitkinin deniz-
den ğ ve basitten ş ı ğ ı ş ı ğ ı ve temelde ken-
ğ nesnel ş ş ğ yani ı ı
ı ı ğ ı ı ş ı Üstelik hayvanlar
alemi bir yana, bitkilerin on binlerce ş ğ ş
cek olursa, hepsini ı ı ş sadece "ol" demek için
bile, ğ 2-4 gün, ı ı kapsayan bir zamana gereksinim
ı
XV. Bölüm
KUR' AN VE HAYVANLAR DÜNYASI
Gelelim hayvanlar alemine: Kur'an, qu konuda da eski-
ğ ı ı ufkuyla ı ı ı ı Nahl-S'e ı
ı da ı ş ı Onlarda sizi ı ı ş ve
birçok faydalar ı ı etlerini de yersiniz. ı ge-
tirirken de, gönderirken de zevk ı ı ı Kendi kendinize zor
ğ ı ı memlekete yüklerinizi ş ı ğ rabbiniz
ş merhametlidir. Sizin için ı ı ı ve mer-
kepleri binek ve süs ı olarak ı ş ı ğ
daha nice ş de ı
ğ gibi Kur'an, ı çok geri ş
ş bir ı bölge ı ğ ı ı ı Bi-
yolojik ı ı ş en küçük bir bilgi vermezken, onlara
fayda düzeyinde ş ı Oysa hayvanlar da dahil ev-
rende hiçbir ş bizim için ı ı ş ı Daha ötesi "yara-
ı ı ş ğ Esasen, ı zihinsel ş paralel
olarak, ş ı ı ş ı ve ş için meyda-
na ğ nesneler için, "yaratma" ğ kullanabiliriz.
Onun ı ş ı her ş maddenin iç hareketi ve ş ı ı ı etki-
ş ğ ı olarak, ı ş faktörlerin de etkisiyle, ğ
ş ı Bu bilimsel ğ ı için, elbette ki
maddenin ı ı ı iyice bilinmesi· gerekir. V e bugün ı
ı bu düzeye ş ı
i Ş
1'
i -l.
1

.
ı
...

\
\..
1)
""


. -

222 İ ve Bilim
Yüzlerce ı önceki insan bilinci, ı ş ı ı (tezek) ı ı
ma ı ğ ş zevk ı eti ile besle?-i-
len, güçlerinden ı ı ı insanlara
lütfu" olarak ı Ne ki ı bu düzey ile yetinmedi.
Bugün ı ı ı elektrik, ğ gaz vb. araçlar kulla-
ı insan ve yük ş ı ğ ğ ş ş
ğ ı hayvanlara gereksinim ı
Günümüzde hayvan ı ı ı ı ve ı ş ı
gücüyle yerinmek ilkel bir ş düzeyinin göstergesidir. Ne
var ki Kur' an ğ ı ğ ürünlerini, sanki Allah
ı için ı ş gibi ı
Bu noktada Bucaille'in övgü dizeleri ı "Burada
özellikle ı kesimde ş ı ı ı
ı ş ı ı uyum ğ ı ğ ı bildirilir, çünkü metin, ş türlü bir
inceleme malzemesi

ı ı ı ı
ufkunu ortaya ı ı ı önemlidir.
Yine Kur'an, hayvanlara ş ş ı ş ı saptamada
bulunur: "Yerde yürüyen hayvanlar ve ı uçan ş
lar da ancak sizin gibi birer toplulukturlar..."(En'am-38) Aye-
tin Bucaille çevirisi de ş ''Yeryüzünde yürüyen hiçbir ha -
y an ve iki ı uçan hiçbir ş yoktur ki (onlar da) sizin
gibi birer ümmet ı ... "
Bucaille'e göre, Sir Boubakeur Hamza, Kur'an mealincieki
ı ı bu ayet üzerine ş ı İ hikmet
ğ bütün ı ı üremeleri ve toplum halinde organize
ı için bir araya gelmeye sevk eden içgüdü ı Top-
lumun ı ğ ı ı sürdürebilmesi için her fetdin ı ğ ı ı ş
ı bütün gruba ı ı ı ı
Özetle, Kur'an, tüm hayvan türlerinin ı ı "insanlar gi-
bi" birer topluluk ş ğ söyler ve bunu ümmet, top-
lum ı ı Oysa bilimsel ş bu ı aksi-
ne ş eder. ğ gibi toplum, belli bir ekonomik altya-
(130) IVIaurice Bucaille, Tevrat, İ ı K.Itr'an-t Keri111 ve Bilim, s. 283.
(131) A.g.e., s. 285.
Kur'an ve Hayvanlar ı 223
ı ş belirli ı ı sahip olan sosyo-
ekonomik bir biçimlenmedir. Ve tam da bu ğ ki, .
tamamen insanlara özgüdür. Hayvan, toplumsal ş ör-
nekleri gösteren az ı örnek olsa da genel anlamda tek
ş ı bir ı Oysa insan, ancak toplumsal olarak bir
ı gösterebilir. İ ı toplumsal ş ı iken
hayvanlar için böylesi bir gerekirlik söz konusu ğ Yük-
sek hayvan türlerinde beliren zeka ve onunla ı ı olarak ge-
ş çaba, ğ ı ı ı ı ı İ ı ise
ğ ı yaranna uygun olarak ğ ş ona egemen olmakta
kendini gösterir. Kalili ki hayvandan insana ş de on milyon-
larca ı ı bir evrimin sonucudur. İ ı bilinci,
ş hep onun toplumsal ş ı ürünüdür ve ondan
ğ ı ı ş Çocuk bile ancak bir insan ğ için-
de ş bir insan olabilir.
Nitekim Hindistan'da iki küçük kiz ğ ı
da büyürnek durumunda ı kurtlardan ı ı
ı iki küçük hayvan gibi ı ş Ne dil-
leri ne de ş ve bilinçleri ı Üstelik dik yürümeyi
de becerememekte ve ellerini de ayak gibi ı
İ duygu ve heyecanlan da ı ş ı Bu iki kü-
çük kiz, harcanan ğ ı tam ş ş ı ş
ı ı insan toplumuna adapte olaroaclan ş
Esasen ı ğ )le hayyanlar
ı .kopmas Y.la ş

ı Bu ğ birey de top-
. .__..
lumla ş Toplum ş önce birey de yoktu,
sadece hayvan sürüleri gibi insan sürüleri ı Bireyden ön-
ce de toplum yoktu, sadece hayvan topluluklan gibi insan
topluluklan ı Toplum, ı insan olarak ortaya koydu-
ğ gibi kendisi de onun ı ortaya konur. Birey ve top-
lum ş ı ı ı ş birbirlerini ş ş ı Hay-
vanlar içgüdüleriyle belirlenirler ki bundan ı onlar top-
lum ş En ş ş türlerinde gözlenen zeka ve
(13
2
) Orhan ğ Felsefe ğ
224 İ ve Bilim
onunla ı ı ı olan ı bile ı nitel bir fark-
ı ı ğ sahiptir. (l3
3
)
Ş bu belirlemeler ı ş ı ğ ı yeniden ayetimize geri dö-
nelim. ı yüksek hayvan türlerinde zeka, ortak ı ş ve
ş söz konusu olsa bile, bunlar da dahil olmak üzere
hayvanlar genelinde, insanda gözlenen biçimiyle, toplumsal
ş söz konusu ğ Zeka ile ş içinde bir top-
lumsal ş insana özgü olup ayetin ı ı aksine, hay-
ı hiçbir türü insanlar gibi 'ümmet' ğ Bu ger-
çek ortada iken ı salt ş türlerle yetinmeyip
tüm ı kapsayacak biçimde ı ğ ı "sizin gibi" genel-
lemesi, olsa olsa O'nun bilimsel düzeyini göstermek ı ı
dan ı ı Bu ğ ğ ı geneli, en ge-
ş türleri bile "toplum halinde organize" ğ Sürü,
ya da hayvansal topluluk olmaktan öteye gidemezler ve içgü-
düsel ı ş biçimlerine sahiptirler.
ğ ı ı ğ toplumsal ş ğ
bilinç ğ düttüler egemendir. Yani içgüdüsel bir ı ş
ı söz konusu olan. ğ ı ve ürecirken ğ
egemen olma, onu bilinçli ş ş ı de-
ğ Bu anlamda en ş ş hayvan türlerinden biri olan
ı ı ğ çaba bile, onun "insan gibi ümmet" ı
ı ğ ı ı ı veya ş toplu ı ş
larla insan ı paralellik kurmak ve bu özgün örnekleri
tüm hayvanlar alemine ş neresinden ele ı ı
ı ı bilimsel ğ yoksun bir ş ı ı
Kur'an, özel olarak ı ı ı ğ ı ı ı ı
ş de hatalar sergilemekte; duyusal ı ğ ı
yamalak bilgileri, ı ğ sorunu halletmektedir.
Nahl-79'da, ğ ş ğ ı ğ bo-
yun ğ uçan ş ı ı ı Allah'tan
ş tutan kimse yoktur. inanan millet için bunda deliller
ı denirken, Mülk-19'da da, "üzerlerinde kanat ı
(133) Orhan ğ Felrefe ğ
Kur'an ve Hayvanlar ı 225
dizi dizi ş görmezler mi? ı havada Rahman olan
Allah'tan ş ı tutmuyor."
Bucaille, bu çok ilginç ayetlerin temel vurgusu olan "tutul-
ma" ı ı ı "Bu ayetlerle ğ ş bilimsel veriler
ı pekala münasebet kurulabilir" diyerek, ayetin ı
emrine boyun ğ emriyle ş ı ş ı ş
içgüdüsel yetenekleri ı ğ ı ı
Oysa ayet, salt uçmaktan ve bunun ı emri ile ol-
ğ ı ş bir ş belirtmiyor. Tabii Newton'a
kadar ş ve ı da kendi emri ğ ğ ş
med ı İ ülkelerine ş ı ya kadar, gemilerin su
yüzündeki hareketinin kendi emri ile ğ ve ğ ı
ı ı ş ı hareketinin de kendi emri ğ id-
ı ı ğ ş ı gerekir. Bunlar bir yana, ayetin, ı
üzerinde durulacak ı bu ı ğ ı halde, yarumcular
okuyucunun dikkatini buraya çekip, üstelik bu ı da
ı ı
ı ı ki ayetlerdeki ı vurgu ku ı gök.Y.i:!zünde Al-
ı onLm ı ile ı ı Yani Allah ı tut-
ı pat diye yere ş Öyle ya insan, bir yüksek-
likten kendini ş ğ ı ı ş da ş niye ş
müyor? Demek ki onu bir tutan var! K.im tutabilir? Kim ola-
cak, nedeni, niçini, ğ ğ ı her ş
kendine ğ ı ğ ı Allah tabii!. .
Neyse ki bu ı yetinmeyerek, ş ı gerçek-
te ı ğ anlamaya ı ş her zaman ı Böyle-
leri her ş maddi nedenlerini ı ve ı ğ ı dinsel ba-
sitlik ve ğ cenderesinden ı ı Bu arada
uçma sorununu da çözüme ş ve ı -su-
yun- ı gücü ı yerin çekim gücünü de ş
rek ı ğ ğ ı İ ş böyle sorgulayan ı
lar, ş havada durabildiklerine göre, demek ki ı bir
ı gücü var diye ş O halde onun bu kal-
ı gücü ile dengelenebilecek ı ve yüzeyle ı ı ğ ı
ı yere ğ çekim gücünü, etkisiz ı havada hareket
226 İ ve Bilim
etmeyi ş
Bu sistematik ı yürütmeden yoksun pek çok ı
ş ı ı denemelerini takiben, ı ğ Bezar-
fen Ahmet Çelebi uçma eylemini ş Ancak ön-
ceden de ğ gibi bu ş ş denemesi süt-
güne gönderilmesi için yeterli neden oldu. Öyle ya, Allah in-
ı ı ı isteseydi, ona ya bunun bilgisini veya kanat
verirdi. ı ı Hezarfen, ı iradesine ş ı ş
Bu durumda uçma eyleminin ş ı alaruna
ı dinsel ğ ı ğ ı ş Müslümanlardan daha
dinamik davranan ı toplurnlara nasip ı Bu
olay, dinsel ğ ı ğ ı ve ı toplumsal hayata dayatma
ı ş ı ı ı olarak, özellikle ı ı ı
Havada durmarun ve ı ı kudreti ile gerçek-
ş ğ ğ bugün ı ı bir bilgi haline ş bu-
ı Ama pek çok Müslüman yorumcu, hila bu ve
benzeri iddialan "ilim" diye dillendirmeye devam ediyor.
Uçmaktan söz ş ş kara mizah ğ ğ
meden geçmeyelim:
" ... ama Hezarfen Ahmet Çelebi isimli bir Müslüman, IV.
Murat devrinde ı ş ı Kartal ı ı ı
ı ş ı ı ğ ı ı ı Galata Kulesi'nden kendini
ş ğ ı ı Üsküdar'daki ğ ı ı ı
ı inmeyi becerdi.
Acaba insanlara bu ilham nereden ş
Önce ş belki, sonra da Süleyman Peygamber'in
'uçma mucizesinden'.
ı Kerim bu hadiseyi ş ş nakleder: Biz (Al-
lah), ı Süleyman Peygamber'in emrine verdik. O, ş
luk vakti bir ı ğ sonra da bir ı yol ı ı (Sebe-
11-12).
Yani Süleyman Peygamber sabah ı ı yapar, em-
rine verilen rüzgara biner, ğ ğ bir ı ı
bulunan İ ı ş yerdi. ğ sonra yine rüzgara
biner, yine bir ı mesafede bulunan IGbil'e giderdi.
Kur'an ve Hayvanlar ı 227
Rüzgar bir ı ş ı mi, demeyin. Zaman zaman
) . televizyonlarda gösterilen ve ı ş bölgesini tesiri·
t ı ı denen korkunç ı ı ı ş ı insan-
l\.1 ı uçurmakla kalmazlar, koskoca gökdelenleri bile uçururlar.

"-{..) Böylesine ş bir ı ı emriyle vazifelendiril-
ğ ş ı ş ı ı tabüne olabilir?
Hem zaten bu bir mucizedir. ğ gibi mucize; fev-
kalade haldir. Ancak ı emriyle ş ve sade-
ce peygamberlere verilir.
Bir yanda ş bir yanda ı Kerim'de bildirilen
Süleyman ı rüzgara binip seyahat etme muci-
zesi insanlara ş yolunu ı ş ı Adeta ş demek iste-
ı
Ey insanlar, ğ ı ı ı ş ı ı O kadar ı ş ı ı
ki uçabilesiniz. ş size örnek olsun. Süleyman Peygam-
ber'in mucizesi delilinizdir. Onu biz uçurduk, siz de yeryü-
züne ğ ı kullanarak uçabilirsiniz.
ş biraz. ı Kerim'de bu mucize ı
ı ve yeryüzünde uçan hiçbir ı ı insanlar
ı ı edebilir miydi?
Her ş ş ı ve sonu ı Kerim'dedir. İ ı de
ş ı ve sonu O'dur. ğ ona ğ gibi ı ve ğ
ı onun ş ğ çizgiden sapmazsak, büyük icatlarda,
ehemmiyetli ş bulunabiliriz."<
134
)
İ ş böyle; Hezarfen A. Çelebi, ı ı ğ ı ve tut-
ğ ş ı sonra da ı peygamberi Süleyman'
dan "esinlenerek" ı ş ı ş Eh, Allah ğ de bir
ş ı tutar zaten bir de ı
Ya Süleyman'a ne demeli? Günümüz ı ş
ı bir hayat ş ı ş "Allah" sayesinde. Sabah kah-
ı ı sonra rüzgara bindi mi ver elini İ orada ğ
le ğ yedikten sonra ver elini IGbil ş garibi bu kö-
leci İ ı ı egemenlik ı Filistin'den öteye ş
(H
4
J Ş ğ ı ğ s. 49-54.
228 İ ve Bilim
ı ş ı hiçbir zaman. Onun uzak diyarlara seyahati, sadece
kutsal ı fantezisi olmaktan öte bir anlam ş ı
ı keyfine diyecek yok ğ
Bu bir yana, Ş ğ ı ı ı esin ğ ı
ı Kur'an ğ söylemesine ne demeli? Oysa ı
arzusuna ş ilk efsane Kur'an'dan da, Tevrat'tan da
çok eskilere ı Daha önemlisi, Filistinliler ve egemen
ğ halklara, kan· kusturan bir despotun sefahat ı
dan ğ ı özgürlük tutkusundan esinlenir:
O çokça bilinen mitolojik öyküye göre, Girit'li mimar
Daidalos ve ğ İ dönemin ı ve ı ı iti-
raz etmeleri üzerine, Kral Minos ı Labyrintos hapis-
hanesine ı ı Ancak onlar bu keyfi ı ı boyun
ğ kaçma ı yaparlar. Nihayet Daidalos birer
çift kanat ı ş ı ve balmumuyla ı ı ş
ı ğ uçarlar. Ancak balmumu ş ğ
den, çok ğ ı ı gerekmektedir. Ne var ki
mak, genç ve ş İ ğ ı ı ı etkisiz ı
ğ ı ı ı neden olur ve yükseldikçe yükselir. Gü-
ş ş ı ı ı erir ve İ Ege'de Sisarn Ada-
ı ı ı ş ölür. ş ğ yer İ Denizi diye
ı ı ...
Peki hal böyleyken, her ş ş ı ı Kur'an ğ ğ
onda bu mucize ı ı ğ ı ı ı edemeyece-
ğ onun yolunda gidilince hem "büyük icatlar" hem de
"ehemmiyetli ş ğ ı ı ne demeli?
Her ş ş ı ı Kur'an ğ ş ı ı ı ğ biricik
ilham, ı ı ı her ş ı kudretinin ürünü
ğ ı ı ona ş edip, emirlerini yerine getirme-
nin yeterli ğ ı ş önerisi sadece ticaret ve ibadet
ile ı ı ı olup, her türden ı "günah" ilan ğ için
İ ı ş Hezarfen dbn-i ş Farabi, Sührever-
di, vb.) olmak üzere, tüm ı ı ş ı ı sesini ı
kendini koyu bir ğ ı ğ ı ş
ı uçmaya ş ı ı sürüyor: Mülk suresi-
Kur'an ve Hayvanlar ı 229
'
nin 16-18. ayetlerinde, "Gökte ı sizi yerin dibine geçir- "" '
mesinden güvende misiniz? O zaman yer ı ı ı ı ..
Gökte ı ş ı ı ş ğ ı ı güvende misiniz? O
Benim ı ı ğ ı bileceksiniz. An-
dolsun ki bunlardan öncekiler de ı ş ı Beni inkar ı
etmek ı ı ş demektedir. -t
Bu ı ustüne, ş ı havada ı Allah ğ
iddia eden 19. ayeti de okuyunca ı ı pek çok soru
ı ı ğ ı ı icat ğ ve dünya üstünde uç-
makta olan tüm ı "gavur" ı ı ğ ve bu ş
le de öyle kalmaya devam ğ ğ ş Al-
ı bu "gavur ı ı ı ı yere ı niye
gökte "tutup" ğ sorusuna ş ı ı ı ve-
recekler? Hadi "Müslüman ı ı araç" olsa, onun gökyü-
zünde ı ı anlamak kolay. Ama bu ı gök-
yüzünü evlerinin önü gibi ı ı ı izin
ğ ı zor! Yoksa birileri bizi, ı ilmini ı
ca kendi yolunda yürüyenlere ğ konusunda ı ı
yor ı Tabü buradan daha güncel bir soruya geçmeyi
de ı ı ı "gavur" ABD'nin ş
ı ğ ı ş ş ı ş
ı ı ı İ ı ı ğ ş ş ı ı ı
gelleyerek mevcut ğ önümüzdeki ·· z ı i in de

güvence ı tutma ı ı ı ı l
Islam ı içinde ehven-i ş olanlardan Bucaille -;i ..:J
bile, önceden ğ gibi, ı ı ilgisiz yorumlara
ı ı ğ hayvanlara ş Ankebut-41'de ge- .....:::: 1
çen, "Allah'tan ş dostlar edinenlerin durumu, kendine '
0
yuva yapan ğ durumu gibidir. Evlerin en ı
ı ı ise ş ğ ı ı ş bilseler" sözle-
rinin yorumunu ş ı
"Gerçekten örümcek ğ ı bu ı vücudunda bulu-
nan bezler ı ı ve son derece ince olan ipek
ipliklerle ı ı Öyle ki, bu ince ğ benzerinin insanlarca
ı ı mümkün ğ Tabiat ilmi ı bu hayva-
230 İ ve Bilim
ı sinir hücrelerinin dikte ğ ve kendisine geometrisi
mükemmel olan bir ğ ı ı ğ bu harika ı ş
ı üzerinde ş dururlar; fakat Kur'an bundan bah-
setmez."cns)
ğ gibi ş zevahir ı ı ş ı
ı ğ bir ş yarumcu ı "Kur'an bundan
söz etmez" eklemesi yapmaz, aksine ş ayet bunu ispat
etmektedir, ne de güzel ispat etmektedir!" deyip, ş içinden
ı ı
Hayvanlar ı ş bir ğ sorun da sütün olu-
ş ilgili: Bucaille, "sütü ş ı hayvan vü-
cudunda meydana ğ yer ı ı ğ bil-
gi, ğ ş bilimsel sonuçlara tam ı uygundur" diyerek
ı bu ı dayanak yapar. Ancak bu ı ı
gerekçelendirmeden önce, ayetin "tamamen ş ı ait" yeni
bir çeviri ve ı ı ı yaparak ş ş ı Bucaille. Çünkü
mevcut çeviriler ğ ı ı ı ı ş bile olsa, ayete pek ka-
bul edilemeyecek bir anlam vermekte" ş


Diyanet çevirisi: "Hayvanlarda da size ibretler ı Ba-
ğ ı ı kan ı içenlere halis ve içimi ko-
lay süt içiririz" ş olan ayetin, Bucaille ı ka-
bullenilmeyen ğ iki çevirisi de ş
R. Blachere'in çevirisi: "Muhakkak ki, ı ı da
sizin ğ ı ı bir ders ı Biz, size içenler için pek lez-
zetli olup, ı ı ı ş bir besin ı ğ ı ile
kan ı (gelen) saf bir süt içiriyoruz".
Prof. M. ı çevirisi: "Elbette, hayvanlarda
sizin için ş gereken hususlar ı ı ı
ı olandan, ı ş ı ile kan ı içenler için içimi ko-
lay saf bir sütü, biz sizin için ı ı
Diyanet çevirisinde ı ı ğ ş An-
cak bunun ı ş ı her üç çeviri de ğ ı
(!35) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı ı ve Bilin1, s. 287.
(13GJ A.g.e., s. 290.
Kur'an ve Hayvanlar ı 231
ş besin ı ğ ı ı ş ı ş ı çevirileri bir yana ı
ı ı ğ sahiptir.
Ş Bucaille'e ı "Bu tür metinlerin kendisine
ğ bir fizyoloji ı bu metinlerin çok müphem
ve ı ğ zira bunlarla ğ ş bilgiler ı -
hatta ı en basit ı bile- hiç de uygunluk görül-
ğ söyleyecektir. Üstelik bu tercümeler, ı çok
iyi bilen üstadar ı ı ı ş ı Bu sözlerle Bucaille,
gerçekte dilbilgisi ı ı ortada bir çeviri ı ş ı ı
ğ ı ı kabullenmektedir. Ancak hemen ş ş devam
etmektedir: "Fakat pek iyi ğ gibi, bir mütercim, ş ne
kadar ehli olursa olsun ğ söz konusu olan bilim ı
uzman ğ bilimsel ifadeleri çevirirken hata edebilir."c
13
7)
Çeviri ğ ş bu ı ilk anda akla uygun
görülüyor. Ama acaba bu soyut ğ sonra Bucaille,
gerçekte çeviri ı ı düzeltmeye mi, yoksa ayeti sözcük
ı ş ş ı bilimsel gerçekiere ı ı
yönetiyor? Elbette ikincisini ı Çeviri ı ş ı ı düzdt-
me bahanesiyle, ı uygun olan çeviriyi tahrif ediyor.
Diyanet'in çevirisi eksiktir. Bu anlamda onun düzeltilme-
ye gereksinimi ı Ancak bu eksiklik bir yana ı ı ı
her üç çeviri de ayetin özüne ve biçimine uygundurlar. Bu-
caille ise, önce ı demek olan ı ğ ğ ş
tirerek "onun ı zamanda bir ş içi, ı ı geldi-
ğ hareketle, - hayvana ş ı ı ı ş
ka anlama ğ halde- onu "bedenlerinin içinden"
diye çeviriyor. Yine ğ ı ı ş besin ar-
ı ğ ı ı ş ı ı da ğ ı ı döndürüyor. Bu ka-
ı ş sütü yapan maddenin ğ ı konusunda da
ı ğ ğ ş ı ş
haline getiriyor. Üstelik bu üçüncü tahrifat için gerekçe ola-
rak, "süt yapan maddelerin ş ı ayette "min" ve
"beyni" sözcükleri ile ifade edilir. Beyni ğ öteki iki ter-
<
13
7) Maurice Bucaille, ı İ ı ı ve Bilim, s. 290.
232 İ ve Bilim
cümede ğ gibi sadece ı ı gelmez, ı za-
manda, iki ş veya iki ş ı ş ı ı ğ da
ifade etmeye yarar" ş bir ı getiriyor. Bu ı
ı ayete ğ ş ı ı maddi temel
ş ı ğ ı ortada. Ve sonuç olarak ayet ş hale geliyor:
"Muhakkak ki, ı ı da sizin ğ ı ı bir ders var-
ı ı (bedenlerinin) içinde bulunan ve ğ ı muh-
ı ile kan ı ş ı ve onu içenler
için içimi kolay ... "
ğ gibi yepyeni bir Nahl-66 ş ı
Ş bu Bucaille çevirisinin, ğ ğ bizzat
kendisinin ifade ğ bilimsel ş ş ı ş ı ı
ş maddeler, ğ ı ş kimyasal dönü-
ş ı ş ı ğ ı ı genel ş ı
geçerler ( ... ) Sütü meydana getiren elemanlar meme bezleri ile
ı ı memeler tabiri caiz ise ş kan ı ı ken-
dilerine gelen ve ı ı sindiriminden ı olan ı
le beslenirler. Ş halde kan ş herhangi bir organa oldu-
ğ gibi- süt üreten meme bezlerine de besin getirmek üzere,
ı ş maddeler için bir ı ı ve ş ı ı ı
görevini yerine getirir."<
138
)
Bu bilimsel ı göre süt; a) meme bezleriyle sal-
ı ı b) Meme bezlerinin süte ş ğ ı
meme bezlerine ş ı ı İ ı ı ı kan ş ı ı üstlenir, c) bu
elemanlar kan ş ı ı ğ ı ı geçerler.
ğ gibi Bucaille: Sütü üreten meme bezlerinin
ı ı genel olarak bedenin içinde ı sütün
ğ ı ı ş ı ı ğ ı ile kan ı ğ "ba-
ğ ı ı ile kan ı ş ş
ı ş ı ayeti, bilimsel ğ ı de
olsa uyduruhbilir hale ş Ancak bu tahrif ş ha-
liyle bile ı görülüyor ki Nahl-66 ile bilimsel gerçek apay-
ı ş Yani Bucaille ı ı "bedenlerinin içi" yapma-
(138) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Kerim ve BilitJJ, s. 292.
Kur'an ve Hayvanlar ı 233
ı ğ Kur'an'a, sütün ş meme bezlerinde
ğ basit ğ ş
Kur'an'a göre süt, içinde yüzlerce ı ş olan "bede- ·
nin içi" gibi, hiçbir nitelik belirtmeyen, oldukça ğ bir
ortamda ş ı Bu ı ı bir çocuk bile ı
söyleyebilir. Yani ı "beden içi"ne ş sa-
dece bir ı ş düzelir, ama nitelik belirten hiçbir ş söylen-
ş olmaz. Oysa gerçekte bir ı ı söz konusuysa be-
denin içindeki bu ı ş birbirinden ı onun
için çok basittir. Üstelik sütün meme bezlerinde ş ğ
ş için, ı bilimsel ş de ş bu
ğ duyusal ı ş
ğ yandan süt, ğ ı ı kan ı
ş ı ı ğ ı çeperinden ı ı kan ş ı
ı meme bezlerine ş ı besinlerin, orada ş ğ
ı ş Bu ı da Bucaille ı ı çeviri,
ı bilimsel ğ ı yetmiyor. Çünkü ı
ş ı ı ş ı maddelerle süt ı niteliklere sahiptir.
Nitelik ş de meme bezlerinin faaliyeti sayesinde ger-
ş ğ yandan, ı ş kan
ş ı ı ı ı ş hali ı ş ı ş ı ı ğ ı ba-
ğ ı ı ğ ğ ı kendine gelen besini ka-
na ı kalan ı da ı ş ı ı üzere ı ş ı
ğ olan bir ı Demek ki Kur'an, insan ı
yolojisine ş bu basit bilgiden yoksundur. Ancak Bucaille,
ı çevirisi ve ile görüntüyü ı ğ ı emin, daha
da öteye gitmektedir:
"Bu ş ş ı her ş ğ ı ı ı ve -
ğ ı ı düzeyinde- ı ortaya koymaktan kaynaklan-
ı Bu ı seçik kavram, ı ve sindirim ı
lojisinin elde ğ ilerlemelerle ş ı ı ş ı Bu bilgiler Haz-
reti Peygamberin ı tamamen meçhul idi. Bunlar
ancak ğ ş dönemde ş Kan ş ı ı ise, Harvey
ı ş ş olup, Kur'an vahyinden ş ı on
ı sonraki bir zamana aittir. Kanaatime göre bu bilgilere
234 İ ve Bilim
ş eden bir ayetin Kur'an'da ı ş ğ
zaman hesaba ı olursa, hiçbir surette ş bir kay-
nakla izah

ı ·
ğ gibi tam bir ş ğ ile ş ı ş ı
ı Ayet, sütün ş konusunda-Bucaille'in ı ve
demagojilerine ğ bilimle ş bir de onun
ğ ı ı ı ve ğ ı çeperinde besillierin emi-
limi ve ı ş ı hatta kan ş ı ı ı ortaya ğ id-
dia etmek, ş türlü ı ı
Hayvanlar ı ı ı geçmeden son olarak iki ilginç ayete
ğ istiyoruz:
En'am-143'te, "Allah sekiz çift hayvan ı ş ı Ko-
yundan iki ve keçiden iki; de ki 'iki ğ mi, yoksa iki ş
mi veya o iki ş tahimlerinde bulunan ı ı ha-
ram ı ı ş ı ğ sözlü iseniz bana bilgiye dayanarak ce-
vap verin' .. . "; Zümer-6'da, "Sizi bir tek ı ı ş
sonra ondan ş var ş sizin için hayvanlardan sekiz
çift meydana ş ... "
ğ gibi ı ı ş hayvan ı ı "sekiz çift" ola-
rak belirtmektedir. ş Muhammed, bir milyonu ş
ı hayvan cinsinden haberdar ğ ancak sadece sekiz
cins hayvandan haberdar ı da ı gibi ğ Yine
de söz konusu ayetlerden ş bir sonuç ı ı Diyane-
tin çevirmenleri, Zümer-6'ya ekledikleri dipnotta "En'am-
143-144'te ı ş ı diyerek gö-
rüntüyü kurtarmaya ı En'am-144; 143. ayetin
koyun yerine deve, keçi yerine ı ğ ı konularak ı ı ki
buradan yedi çift ğ dört çift hayvan ı Rahimlerindeki
ı çifter çifter ı ş bir yorum ise,
ı ı ki temelsiz bir zorlamadan ş bir anlam ş ı
Özetle bu iki ayetten ı tek sonuç da ı insanlar için
sekiz çift hayvan ı ş ğ Yine zorlayarak bun-
ı insana ğ ı -veya yenilebilir- hayvanlar
(139) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Kerim ve Bilim, s. 292.
Kur'an ve Hayvanlar ı 235
ğ varsaysak bile, yine de yüzlerce çift hayvan söz ko-
nusudur. ğ o ki, bu iki ayetin, ı ikna edici bir
ı gereksinimi ı
XVI. Bölüm
KUR'AN'DA KALP, RUH
VE BiLiMSEL GERÇEKLER
Kendisinden büyük "mucizeler" üretilen bir ğ ayet de
En'am-12S'tir. Ayette, "Allah kimi ğ yola koymak isterse
onun kalbini İ açar, kimi de ı isterse, ğ
ş gibi, kalbini dar ve ı ı ı ı ı Allah böylece
ı ı küfür ı ğ ı ı ı denmektedir.
Pek çok yorumcu, İ peygamberinin ş ı ğ ı bölge-
nin düz ğ ve bu yüzden onun ğ ı ı ı ne-
fes ı ş ı ğ ı ı ve ı ı ı ı ğ ı ı bilmesinin ola-
ı ğ ı ı bu ayetin ı ı ı
ş önemli ı ı biri ğ söyler. ı
ı ğ ı ı ispat ı ı ı ı çekildikçe, böyle kurgulardan medet
umulur. ğ Tabbara konuya ş ş ı
"Uçaklar ve ı ş itibaren yüksek-
lere ı ı oksijen ı gibi tabii bir hadiseyi idrak et-
meye muktedir olduk! Çünkü yükseklere ı nefes ı
verme ğ ve kalpte bir daralma hissederler. Bu ayetin
ğ göre, semaya yükselen kimse bir ı duyar. Bu-
na, ı düz ve ı bir memleket olup, burada
ı ğ ı ve bir ı ı ı duyma durumla-
ı ı bahis konusu ı ğ ı ı da ilave etmek isteriz. Burada
ş ğ bir ayet ile ilmi bir olay ş Hazreti
238 İ ve Bilim
Peygamber'in nübüvetini teyid etmektedir."CJ40)
Bucaille ise, ı gibi ölçüsüz yorumlardan ı
uzak durma gayreti ile ş ı "Hazreti Muhammed'in
ş ı ğ ı ğ ı yükselme halindeki ı ı ı fikrini
bilmediklerini öne sürenler ş Fakat durumun böyle
ı ğ ı ş Arap ı ı 3500 metreyi
ş zirvelerin ı yükselmenin ğ ğ nefes al-
ma ğ ı ğ ş ı pek makul
ı ğ ı ı gösterir. Hatta ı tefsirciler, bu ayette, insanla-
ı uzaya gideceklerinin ğ görmek ş
Bu ı hiç ğ bu pasaj için, kesinlikle ğ ı
ğ ı

ı ı
ı Bucaille ile ş ş ı ayetin, her iki-
si ı da özellikle gözden ı ı gerçek ı üze-
rinde biraz ı Kur'an, En'am-125'te gerçek bir kan
ı ş bir ş olmayan insan ğ beyin
ş yükler. ı ğ ğ ğ yol" ola-
rak ğ İ ğ ı ı ı istediklerinin
ğ ise ğ ı ı ı ğ ı ğ gibi, dar ve ı ı ı ı
ı ğ böylesi keyfiyederin tamamen onun inisiyati-
finde ğ belirtir. Bu durumda ğ ayetten hareketle
yorum ı ayetin özünü belirleyen, bu bilim ı ş ı id-
ı üzerinde ı gerekir. Yoksa, "iyice bilinen ı
radan bilgiyi (Bucaille)" ı ğ ı ı ı üzerinde ğ
ğ yol" diye sunulan yolda ş milyonlarca in-
ı halen bilim, kültür, sanayi ı tam bir ilkellik
içinde ğ ı ı ı ğ ı söylenen ı "yürek"leri-
nin ı ı ş ı bir tarafa, dünyada ve Müslüman ülkeler üze-
rinde, ş boyutlarda egemenlik ı ı ı ı
Bu gerçek bir ş O yüzden kalbe beyin ş veren bu
ayetten, ı ı ürünü ğ 7. ı insan bilincinin
ürünü ğ sonucunu ı ı orada ı Aksi takdirde
(1 40) Tabbara, İ ı ğ ı İ s. 705.
(141) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Kerim ve Bilin1, s. 272.
Kur'an 'da Kalp, Ruh ve Bilimsel Gerçekler 239
ı ile ilgili çok hayal ı ı ı noktalara varabiliriz.
Kur' an, "kalp"ten büyük bir ı ı -Erzurumlu İ
ı ı sa ı la 136 kez- ve her seferinde çok net ola-
rak, bir dü ünme-anlama ı olarak söz eder. Söz konusu
u ayetlerin bir ı ı ı a tara m:
"Rabbimiz, bizi ğ yola ilettikten sonra kalplerimizi
ğ .... (Al-i İ
"Ey insanlar, size Rabbinizden bir ğ (Kur'an) gel-
ş O, kalplerdeki ı için bir ş iman edenler
için bir hidayet ve rahmettir (Yunus-57) ."
"Bunlar, iman edenler ve kalpleri ı zikriyle süku-
nete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak ı ı hu-
zur bulur (Rad-28)."
" ... ı ş ş ı ı ğ ı ğ ı ı ve kalbini ğ gö-
zünü ğ kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan ş
kim ğ yola ş (Casiye-23)"
"Sizin için kulaklar, gözler ve kalpler yaratan O'dur (Mü-
minun-75) ."
"... ı kalplerini mühürleriz de böylece ş
olurlar (Araf-1 00) ."
"Siz hiç bir ş bilmezken Allah sizi ı ı ı ı
dan ı ı ş diye size kulaklar, gözler ve kalpler
verdi. (Nahl-78)"
"Sonra kalpleriniz yine ı ş ı ş gibi hatta daha da ka-
ı oldu. Nitekim ş ı ... Allah korkusundan yuvarla-
nanlar ı (Bakara-74) ."
" ... Allah müminlerin ğ ı ı yürekleri-
nin öfkesini gidersin ... (Tevbe-14-15)"
"Allah ı kalplerini ve ı ı ş Göz-
lerine de bir ş perde ş Onlar için büyük azap
ı (Bakara-7)."
" ... ı kalplerine mühür vuruldu, bu yüzden ı
anlayamazlar" (T evbe-8 7)."
"Onlar ı hiç ş ı Yoksa kalplerin-
de kilit mi var? (Muhammed-24)"
240 İ ve Bilim
ı anlarlar diye kalplerine örtüler, ı da
ğ ı ı koyduk. .. (Kehf-57)"
Yine Yahudiler kastedilerek; "kalp lerimiz ş
dediler. ı Allah ı küfür ve ı sebebiyle lanet-
ş (Bakara-88)" deniliyor.
Kalplerin "kilitlenmesi/ mühürlenmesi/ örtülmesi" duru-
munun kah Allah kah ı inançta ı kendileri tara-
ı üstlenilmesini geçelim. Ancak bir ı ı ı ı ğ ı ı
bu ayetlerde çok net görülebilen bir ı ş var. Kur' an, kal-
bin kan ı ş bilincinde ğ Buna ş ı ı
hi sözü geçmeyen oeyinin ı ş ise bütünuyle kalbe yük-
ş
Özetle Kur'an, ş ve görme ı birlikte insa-
ı ı ş ı ı görevini kalbe vermekte, onu ı
ğ ı ş ı ı ı ş ı karar
vermesini ğ temel ı olarak görmekte ve böylece
beynin ı ı ona yüklemektedir. Bu gerçek ı
bilimsel gerçekler ş ı ı ciddi bir hanelikapla ş ı ş ı
ı ı ...
Bu noktada ''Yeryüzünde ş ı ı ki, orada olan-
ı akledecek ş kalpleri, ş ı olsun.
Ama ı gözler kör olmaz, fakat ğ olan kalpler
de ş diyen Hac-46 ve bunun üzerine ı de-
ş sorunu daha da ı ı
"Bu ayette kalplerden kastolunan ı ı Zira, ı id-
rakin temelidir. Buna, daha önce geçen, ş kalpler ... '
ayeti delalet eder. Bu ayetin ı ş Kalp ı
maddeten ı ğ ğ ı ğ ş hale
gelir. Bu psikolojik bir ı ı Kalplere öyle körlük isabet eder
ki, gözün ğ onun ı hiç bir ş ifade etmez. Çün-
kü kalp ğ ı ı ı ğ basiret nuruna mani
olur. Bundan ı Allah, bir ayette, k:Hirlerin kalplerinden
ı ş ı ı ı ı ğ ı ı belirtir: ı kalpleri ı o kalp-
lerle idrak edemezler, gözleri ı onlarla göremezler, ku-
ı ı onlarla duymazlar. Bunlar dört ı hayvan
Kur'an'da Kalp, Ruh ve Bilimsel Gerçekler 241
gibidirler. Belki daha sersemdirler!' ... "<
142
l
ğ gibi ı ilmi"ni anlatan Kur'an, ğ ş
bilimsel ğ aksine, beyinsel ş ğ ı olarak yüre-
ğ görmektedir. Çok ı bir biçimde ı anlama, ğ
yu ı ş ı ı olarak ğ ı çizilmekte ve
bu ş ı daha pek çok ayette yinelenmektedir. İ ı
ı ilmi" diye nitelenen bu 7. ı insan ş
ş ı ş bugün hala emekleme ş ı
ı
Bugün, her ne kadar bilimsel olarak itibar etmesek bile
genel olarak duygusal tepkilerimizi ğ zaman, ge-
leneksel kültürün etkisiyle "kalp" ğ ı ı "Kal-
birn ı "kalbim senin", "kalpsiz", vb ... Tarihin geri
donemlerine ait bilgi düzeyine sahip insan ı ş ı ı ş ı
ı ğ ı ı ise, salt duygusal tepkilerin ğ ş ve kav-
ı ş ş ifadelerin de "kalp" merkezli ğ gö-
rürüz.
Hayvandan ı ş ı ş ş özetle bilinç
edinme sürecinin, belli bir ş ı ğ ı kar-
ş ı ş ı ğ ı ı ı ı ı kendi ilkel bilincine göre vermeye
ı ş ı ğ ğ ı ş ı tutun da ğ ve ölüme
kadar her ş ı ğ gizli güçlerin etkisini ı ve
bu çerçevede ı ve ı ı ş
İ ş bilgiden yoksun bu ilkel ı ş içinde insan, ken-
disini hayvandan ı temel faktör olan kavrama, ş
yetilerinin, yani ı ğ içindeki kalpte ğ karar
veriyordu. Çünkü o durunca hayat sona eriyordu. Tabü bu
ı bilimsel bir ğ yoktu, gerçekle ş
ı ı ğ kararlarda ğ gibi, ı ğ ı o ilkel dönem
ı ı ş ı üzere, ı ğ ı o ilkel bilinci ı
dan ş ş bir ı ibaretti.
Böylece, tüm ş duyusal ı kalpte
ş ı kalpte ğ karar verildi. Bu ı ş bilgi, ı
(142) Tabbara, İ ğ ı İ s. 292.
242 İ ve Bilim
ğ ı ş ğ ı tüm ı ğ ı ortak ı ı haline geldi. ı ı
ı düz ve ş de onun ı ğ
ı ı gibi, kalbin ş ı ğ ı ı da birkaç
istisna ı ş ı kimse ı ı ş
ı ş sinirlenmeye, duygulanmaya, vb. her ş ş
ş kalp sorumlu tutuldu. Çok ve tek ı ı dinler
de bu ilkel ı ı ı ı ı sahiplendiler ve ı
Ne var ki, ş ı ı gücünü zorlayan ş ı ı
lar; to ı ı ş ı ş hatta ı ı a-
ı geleneksele ş ı ş ve ı üretiyorlar, gi-
derek kutsal ı ğ ı ı ve bilimsel ı ve
ş gelenekseli ğ ş ı
İ ş böylesi bir evrim içinde kalbe yüklenen anlamlar da
ğ ş ğ ve ı ı ı ş bilimsel yükse-
ş içinde bu sorun da ı ı ğ ş Bin ı ı
birikimler üzerinde ı bugün bilim, ı ş anla-
ma, duygulanma, sinirlenme, karar verme vb. her tepkisinin,
beyinde ş ı beyinde ğ ortaya koyuyordu. Sevgi de
nefret de ı ı ı da ğ ı da tümüyle beyindeydi. Bi-
linç de ruhsal ı ğ ı ı tepkiler de hep beynin fonksiyon-
ı ı ı Ne "ruh" diye ğ ı ı bir ı ne de yü-
ğ anlama, ş yönlendirme ş ı
İ ı ı ne varsa hep beyinden ı
Tüm hainlikler, tüm kötülükler ondan ı ı ve insan ol-
makla hayvan olmak ı ı ı tek sorumlusu da oy-
du. Yürek ise kan ı bir et ı ş bir ş
ğ gerçekte."C
143
)
Her ğ ş ı esas almak durumunda ğ bilim,
ı ğ ı ğ ğ bin ı ı egemen olan pek çok
inanç gibi, ğ yüklenen temelsiz ş ğ
göstermekte ve ı da içetmek üzere tüm duyum ve bilinç
yerilerinin ğ ı beyin ğ ortaya koymakta
gecikmedi.
(143) Dr. Haydar Dümcn.
Kur'an'da Kalp, Ruh ve Bilimsel Gerçekler 243
ş insan olmak üzere, her ş ı ğ ı ı ve ğ
söyleyen bir ı ı ilmi ğ iddia eden, Kur'an ise.
kalbi, ı ş ı olarak ğ ı
ı ı ı ı ğ ı "kalp", öyle ilginç bir ı ki,
çizgi romanlara konu olabilir: O'nun ı ı ğ ı "kalp", ğ
ş bilimin hücrelerine kadar ğ ş ğ
ni her türlü ş ı ı ı ğ ı ğ ğ ı insan yüre-
ğ ş bir ş ı ı ı ğ yolu bul-
ı ı ğ Allah isterse onu "mühürler", üstüne "örtü
örter" veya ı ş ı ı hem de ş gibi hatta daha da ı
yapar!..
Tabii onun ş ı da ş bir ş Kendisinden ı
ı ş ı ı ı su ı ve hatta ı korkusundan ica-
ı yuvarlanan ğ ş söz ediliyor! Eh, kan
ı olan ı beyinin ş ile donatan, onun yeri-
ne geçiren bir ı ı ş ı ı ş ı ı ş yuvar-
ı ş ı ı Allah korkusuyla ı ı ş gök gürlemesini Allah'a
hamdetme olarak ı ş melek denen ı gök-
leri kavgaya ş ş ve daha bir dizi fantezi ş çok
mu?!
İ olan, 21. ı ş ı hala onda yeni "Ameri-
kalar" ş ı ı ğ ı ve üstelik bunlara, ğ
ş ı da ı ı ı Yürek üzerindeki ı ı
kas lifi ve damardan birkaç tanesini, Arapça Allah ğ
benzeterek ı ş bu ı herkesin ğ imza at-
ı ğ ı ı gösteriyor diye ilan eden bu ş üstelik kendilerini
"bilim yorumcusu" diye ı ı İ ı ı ı ı
her ğ imza atma becerisini gösteren bu Allah, nedense
ı ğ yola" getirmeyi bir türlü beceremiyor. Cehen-
nemde ı yakmak için ğ ğ ğ kilitleme-
yi" tercih ediyor.
Bu kadar da ğ ş "kalp"ten söz eden Kur'an
"ruh" konusunda da harikalar ı
Tabbara, C. Morrison'a atfen, "Hiçbir atom veya mole-
külün ş yoktur. ı ı ş
244 İ ve Bilim
hiçbir zaman fikir ğ ı ş ı

ı ifadesini ğ ı ı bir
"ruh"un ı ğ ı ı olarak gösterir. .
Bu ş ı ı ı ğ ı gibi Morrison tara-
ı da gerçekte, ğ ı ı bir "ruh"un ğ ı
mak için ı ş ı samana ı ş ı bir ı
ş ı ş ı ı demektir. Sadece İ ğ ı ve
Musevi köktendincilerinde de bu ı ğ ı ı
Günümüzde metal ı insan ı ı
ı ş bilgisayarlar bile -elbette ki ş ı ı
çerçevede- fikir yürütebilmekte, en uygun ı ı ı belirte-
rek pek çok alanda yol gösterici olabilmekte, ı ı Tab-
ı ı geçersiz ş Bu bir yana bilim, sinir
hücreleri üzerinde ğ ş ı ı ı ı ğ ı
da, kimsenin ş ı ki tamamen beynin ı ş ı
ı ı olan duygu ve ş ı ş
tüm ı ı ı ı ğ ş ı O zaman ı has-
ı ı ı kesin tedavisinden ş yapay beyinler üret-
me de sorun olmaktan ı ı
Ancak o günü beklemeden de "ruh" üzerine söylenecek
ve her türden metafizik yorumu çürütmeye yetecek bilimsel
verilere, neredeyse ı ı sahip ı Evet, ger-
çekten, ;{e hiçbir molekül ı .. ı Fe'nd1ligin-
Clen ş ama ş üretme ı o ş ı 'r.
Nitekim 6eynimiz, yüks.ek düzeycl'e bir organizma ğ ola-
rak, böyledir. Benzetrp.e yaparsak; bir müzik ı
ı tek tek notaiar, ı ş olarak bir anlam ifade
ğ halde, bir bütün olarak ğ ı yük-
sek bir ğ ş ı ş
ran tek tek hücreler de 0-iksek düzeyde ı ğ
ş ş de dahil F tüm fonksi ı ı
yoneten merkez organ haline gelmektedir.
Cehaietin, a ı "ruh" ğ ş gerçekte beynin duyu-
sal ı ibarettir. İ ı ruhsal ı duygu, ş
(144) Tabbara, İ ı ğ ı İ s. 135.
Kur'an'da Kalp, Ruh ve Bilimsel Gerçekler 245
heyecan, karakter, zeka, irade, istek, ı sezgi vb.'ni kapsar.
Bunlar beynin, yani tamamen maddi olan bir ı ı ı ş
levlerinden ibarettir. Beyin bunun ı ı sindirim, solu-
num vb. ş faaliyetlerimizi yöneten sinir sistemimizin
merkezidir. Bütün bilgiler onun ı ı ı bu merkeze
gelir ve gene bu merkezden ı emirler ğ
ı tepki gösterir.
Burada eskiden ı ı ğ ı gibi uçucu ve bedenimizden ba-
ğ ı ı bir güç olarak "ruh" a yer yoktur. Yani o ı üfle-
mesiyle insana geçebilecek ve öldükten sonra bedeni terk
edebilecek uçucu bir gaz -"ruh"un sözcük ı budur-
ğ ı ı olmazsa olmaz bir ı ı İ
ı ölüm ş egemen olunca, ölen organiz-
ı ı gibi ruhsal yan da ölür, çünkü onu var
eden beyin de ş Evet, ruhsal olan her ş organiz-
ı ı en yüksek ve en ş ı ı olan beyinde, onun
maddi ı ı ı ürünü olarak ş ve ancak onunla birlikte
var olabilir. O, ı ş dünyadan duyu ı ı ı ğ ı ken-
dine gelen ı toplar, ş yorumlar, ş ve ı ş
ı ı Bütün bunlar daha 20. ı ı ş ı özellikle
Pavlov deneyleriyle ı ı ş ı Ancak metafizikçiler bi-
ı ş ı ı ı ı ı
Ş bir kimse tutar da ruh denen ı ğ sadece de-
ney tüplerine koyup ı ı ğ ğ için madde ş
lerinin neticesidir derse, ğ hiçbir delile dayanmayan
ı ı bir söz ş olur. Ş ruh, mevcut olan bir
ş ı
Cehalet veya ş ı ş ı sonucu, beyin ve sinir siste-
minin ı ı ğ ı insanda ancak on-
dan ı "ruh" denen bir ı ğ ı ğ sonucuna ı ı
yor. Oysa bu ı ı ı ı ı gerekli bilgiden
yoksun ğ ı ş ı bir ı ürünü olmaktan öte ı yok-
tur. ı ki, bu olmayan ı ğ (ruh) mal edilen tüm fonk-
(1 45) Tabbara, j JIIJin ğ ı jsJaiiJiyet, s. 135.
246 İ ve Bilim
siyonlar, gerçekten beyin ve sinir sistemine aittir. ı
aksine, duygu ve ş yetilerimizin beyin ve sinir siste1]1i-
ni ş özgün ı ı hücrelerin ş ş ğ yo-
lundaki bilimsel ş tekrarlamakla yetinelim.
Ş ruh, mevcut olan bir ş diyenler, bunu
ı ğ ı yoksun ı çevrelerinin ce-
haletinden ve "öbür dünya" korkusundan yararlanarak ömür-
lerini kelime ve ı ı ile bir müddet daha sürdür-
meye devam edeceklerdir. Neyse ki bu yolun sonu yok; in-
ı ğ ı ş verdikleri zarar da ı Bu noktada Tab-
ı ı ş ı ı devam edelim:
İ kesin olmayan ş kesin olarak gösterilmesine,
ı katiyet mertebesine ı ş ş ı ı


"Deneylere ı yeni felsefenin (19. ı pozitivizmi
kastediliyor) ortaya ğ ş gelecekte aksi iddia
edilemeyecektir.'' c
14
7)
Demek ki ı kendi ğ ı deneyiere ı
somut, ölçülebilir, gözlenebilir bir olgu olmayan ve ı ruh
denen ı ğ ı gerçekte ı ğ ı ı ğ ş oluyoruz. Me-
tafizik konusunda ı ş giren ve din felsefesini ş
bilime ı çabalayan herkeste görülen ı ko-
ı Tabbara'da da ı ı Bu ş ve tu-
ı ı bütünüyle Kur'an'dan ı
ı bolca ı ı ğ "ruh"a ş ı ğ ı ı
ma: "Sana ruhu sorarlar. De ki: ruh Rabbirnin emrindedir.
Size bu konuda ilimden ancak pek az bir ş ş
(Isra-85) cümlelerinden ibarettir.
İ ş bu kadar! Ruh nedir, Ona ş ı ğ ilimden
pek az ş ş -niye ş Bu ı ya-
ı ı da yok. İ ş ğ olmayan bir ş ilmi de. olmaya-
ğ ı göre, Kur'an böylesi gizemli, gerçekte ise kaçamak
cümlelerle ş içinden ı ı ı ş ı Çünkü Muham-
(1
4
1>) Tabbara, İ ğ ı ı İ ı s. 287.
(1
4
7) A.g.e., s. 288.
Kur'an'da Kalp, Ruh ve Bilimsel Gerçekler 247
med'in bilgisi de o dönem insan birikiminin ötesinde ğ
dir. V e ı "ruh" denilen ş beyin ve sinir sisteminin .
ı ğ bilinmez. Buna ğ Kur'an, ğ
ğ kimselerseniz delilinizi getirin" (Bakara-111) diyerek
Yahudiler'i paylamaktan da geri durmuyor. Yoksa delil getir-
mek salt Kur'an ı ş ı ş için mi geçerli? Gizemli
ifadelerle bilimin ş ı ı durmak nereye kadar mümkün-
dür? Hani İ delil ve ispat dini" (Tabbara) idi? ..
Bu çerçevede ı oturup tekrar ı oku-
ı ı öneririz -ki ı yüzde 99'u ı okumadan,
bilmeden, salt "öbür dünya" umuduyla ı
ı ı ki, ı da tüm ğ din ı gibi, en
küçük bir delil gösterme ş duyulmadan ı ı ğ ı ı
metafizik bir filozofun, belli ş ı ı önceki din ı
yer alan efsaneleri ı ğ ş yeniden ı ğ ı
ı Arap toplumunun ğ ve bir ı ı ı Fu-
dul'da ve o dönem geleneklerinde yer alan ı ı birbiri
ş ı ifadesinden ş bir ş ı ğ ı ı görsünler.
ı bilim ş ı ı ğ bu kendine özgü "ruh" ile
ş üzere, "can" dan söz edilen ayetlerde, daha da belir-
ş
ğ ı "Ne zaman ki can ğ gelip
köprücük ğ ı ğ ı zaman" diye ifadelendirilen key-
fiyet, "can ğ gelip ı ğ ı zaman" ş ı
te de yinelenir.
Öyle ki ı Kur'an; ğ ı ı
ı ş sözünüzde ı ı o zaman ı üzere
olan ı geri çevirsenize!" diyerek insanlarla ş
bile girer. Çünkü onun nezdinde can, ı ş ı ruhsal/
duyusal/ tinsel ı ğ de, ş ı ğ ı ğ ı ı ve
ı denetiminde ğ ı madde ı ş ı bir var-
ı ı Organizmadan ı ve ş ı ğ güç diye ta-
ı bu "can", onu " ... almaya vekil ı ı ölüm ğ
ı ... " (Secde-11) ı ı ı ki ş da sona erer.
Bu ilkel kurgu, Kur'an'da öyle ifrata ı ı ı ki, ğ
----------- --------- --- -- --- ----------
248 İ ve Bilim
ş ı ı hayretle okumaktan kendimizi ı "Allah in-
ı ı ı ölüm ı ı Henüz ş dirile; rin
ı ı da uyurken ı Uyurken eceli gelenlerin ı ı
bedene göndermeyip tutar, eceli gelmeyenlerin ı ı ise
belli bir vakte kadar bedene iade eder." (Zümer-42)
ş ı ı masal ı özgü bir "ruh-can" ş
ı "Can", ı ölüm ğ ı ı bu ı
rada ğ yolunu takiben vücudu terk eden, daha ilginci uy-
ku ı ı da ı ama uyanma öncesi geri yollanan, ğ
ölüm ı ı hiç kimsenin onu geri çevirmeye
gücünün ğ bütünüyle ı emrinde bir çizgi
roman ı gibidir. Bu kadar da ğ böylece hem
uykuyla ölümün, benzer süreçler ğ hem de ı bili-
minin, ı ş konusunda ğ mucizevi çaba-
ı ı iradesini ş ı eylemler, yani
alenen 'kafirlik' ğ ğ ş oluyoruz!..
Özetle din felsefesinin İ ekolü de tüm ğ tek ve
ı ı dinin ortak ı ı ı yani ı bir ruhu ğ
ve bu ruhun, fiziki ölümden sonra bile ölmeyip ı
efendisi, ı ı ı ı "öbür ı ş devam
ğ ş ş ı
Bu arada din felsefesiyle bilim ı kurulmaya ı ş ı
lan paralellikteki ş ı ğ ı göstermek ı ı Tabbara'
ı ruhla ilgili örneklerini ı
Tabbara, maddenin yok ğ ı ancak ş duru-
ma ş ğ bilimsel ı hareketle, '\ilem ş
tereken madde ve ruhtan meydana ğ göre, madde fa-
ni olmaz denirse ruh ı fini olur? Zira o beka için mad-
deden daha ş ş ve ı ı daha çok devam-
ı ı der.
Birincisi; olmayan, ı ı "beka için madde-
den ş ı ı maddi temelleri konulamayan, "olu-
ş ve ı ı ı ne ğ belirtilmeyen, hayal ürünü
(148) Tabbara, İ ğ ı İ s. 136.
Kur'an'da Kalp, Ruh ve Bilimsel Gerçekler 249
bir ı yani "ruh", sanki ş gibi, madde için ge-
çerli yasalarla ş Böylece soyut bir ş somut
bir ş ile ı insanlarda sözde "bilimsel" yolla
onun ı ğ ı ve ğ ş ı ş ş
oluyor.
İ maddenin yok ı ğ ı ifade edilirken, onun ni-
telik ğ ş ğ ğ ihmal edilerek, "ruh"un insan öldük-
ten sonra da yine "ruh" olarak ı ğ ı ı ğ yani ni-
telik ş ğ ğ ı iddia ediliyor. Oysa, paralel-
lik kurulan, ı öldükten sonra yok ğ ı sadece
ş bir maddeye ş ğ ş Maddenin ı ı ı
ı ş ı
Bu durumda söz konusu bilimsel yasadan ı tek
sonuç, o da bilimsel ı ı ş bir "ruh" imgesinin ger-
ı ş ı ğ ş ı ı nicel birikimlerle ş
maddeye özgü iç ğ ş geçirmeyen ve sonra da ş bir
ğ ş ı ı bilim ı ğ ı ı
mayacak, ispatlanamayacak, ş ürünü bir kurgu var.
XVII. Bölüm
KUR'AN'DA İ ''Y Ş I"
VE BiLiMiN MANTIGI
Ş de dinin bilimle ı ş ı ı en temel ı
birini ş ı ş irdeleyelim:
Konu kendi ş ı oldukça ş boyutlu ğ halde,
ı ş ı - genel hacmi ve ı nedeniyle-dar bir çerçe-
ve içinde yer alacak. Gene de, en ş ı bu konu-
da yapmak gereksinimi duyuyoruz.
Öncelikle Kur'an'a göre ı neden ı ı ğ ı ş
kin ş ı ı ş ı
Mü'rninun-12'de, "and olsun ki ı süzme çamurdan
ı ı "Sizi topraktan ı O'nun ı ğ ı
ı belgelerindenclir ... "; Secde-7'de, " .. ı ş ı ça-
murdan yaratan ... "; Saffat-ll'de, " ... ı biz kendilerini
özlü ve ı ş çamurdan ı ş ı ı Ş 'de, "Ben
çamurdan bir insan ğ ı onu ı ruhumdan ona
ğ zaman ona secdeye ı Rahman-14'te, "O
ı ş ş çamur gibi kuru ı ı ş ı ı
17'de, ı ş yerden ot bitirir ş
Sonuç olarak hepsi topraktan ş birlikte, görül-
ğ gibi Kur'an, ı ı ı ğ ı maddenin biçimine ş
kin ı ı doludur. Daha ötesi, ilk ı surede ğ
dan bir ı söz edilirken, Nuh-17'de, bitkinin toprak-
252 İ ve Bilim
tan bitmesi gibi bir ş söz konusudur.
Sistematik bilgi ğ ğ sonucu olarak .in-
san, her ayette ı özellikteki ı toprak ş ı
labilir, bunlara göre, kah ğ haliyle "toprak", kah "çamur",
kah "süzme çamur", kah "özlü ve ı ş çamur", kah
ş ş çamur gibi kuru ı ı Belli ki Kur'an
ı Tevrat'tan ğ ı iyi ı ş ve da-
ha ilginci her ayet ı ı ş ı bir önceki ğ unuta-
rak ı ı ş ı ı estikçe, ondan toprak, çamur
olarak söz ş ı yerde ı doyurucu ı ş ol-
ı ki onu ş ya da ş ş çamur gibi kuru ı
hale ş ve Saffat'ta da onu hem özlü hem ı ş yap-
ı ş ı Bu ş ı ı ğ ı ş dair bilgi olma-
ı ğ ı gibi netlik de yoktur. Bir ara halka olarak, maymundan
. gelmeyi _insan olma onuruna yeillremeyen ya ş ı çamur
ı kendine ı görmektedir!
ş insanlar; ten ve toprak rengi ı paralellik
kurmak ya da ğ ı ş ğ -üretken nite-
ğ yola ı kendi ş ı ı getirmeye
ı ş ı Bu ş ı tek ı ı dinlerde itibar ş ve
ı ı ğ ı klasik formülü haline ş
Üstelik Kur'an ı ş ı ı ş maddesinin
her ayette ı biçimlere ı da ı ı ı ğ Di-
ğ yandan Furkan-54'te, İ ı sudan yaratarak ona soy sop
veren O'dur"; "iki ı da dahil Allah tüm ı sudan
ı ş ı (Nur-45); "Bütün ı ı sudan meydana getir-
ğ bilmezler mi" (Enbiya-30) derken Alak-1-2'de, "Ey
Muhammed! Yaratan, ı ı ı ş ı ş kandan yaratan Rab-
bin ı oku" diyerek ı ı ş ğ ı dair ı ı ek-
ş ı ı ş ı ş ı ilk insan için ğ ğ
için geçerli ğ söylenebilir. Ancak, bu pek ı olma-
ı Çünkü bu surede kastedilenin, ilk ı ı ş ğ
çok ı ı ğ yoluyla ı ı ş ı kan
ı ı ı önce ve ilk olarak "nutfe" kelimesi ı
ı Furkan-54, Nur-45 ve Enbiya-30'da ise, ı ı ş "su"da
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 253
ş ğ gibi Evrim Teorisi'nde de ş suda ş
Lise III Din ve Ahlak ı yazan, bu ş ş ı ı
epeyce ı ş ve ş ı yoluna ş Furkan-54'ü ta-
kiben, "bir ş ayette ise ı Hak ı yaratmaya ça-
murdan ş ı ğ ı ı ifade eder. ı 'süzme çamur'dan,
'kuru ı ğ ş eden ş ayetlere de tesadüf
etmekteyiz. Bütün bu ilahi ifadelerden, insan ı ğ ı ı biyolo-
jik ı ı su ve toprak ş ı ı ı ğ ı ı söyleyebiliriz".
V ah o kitaba ki, "biçare" insanlar ı ancak ş
ki ve ı ı ı gizlenerek, revizyondan geçirilerek, tekrar
yorumlanarak savunulabiliyor. Demek ki ı ı ş ı Ev-
rim Teorisi'ne ı önce, ı neden ı ı ğ ı ı
ı zorundalar. SuEian ı ı ı Ş ı ı ş 'Kancla ı
tb raktan ı çamurdan ı ş ı ı ş çamurdan ı özlü ve
ı ş çamurdan ı yoksa yerden ot bitirir gibi mi?!
ı Teorisi'ni ş ı ı ı
gereken ikinci soru ise, söz konusu ı Kur'an'a ne-
reden ğ yani gerçek ğ ı ı ne ğ
MÖ. 3-4 bin ı ı ı ğ ı ş ı ş ğ bilinç
düzeyinde ı ı kendi ı ı ş ı dair bir öykü-
ye gereksinimi ı Bilinç emareleri gösterdikleri günden
beri nedenini ı ı ı olay ve olgular ş ı ı
gerçeküstü öyküler ile kendilerini ı ş olan ı
sonra da ı bu öykülere inanarak nesilden nesile
ı ş ı İ ı ş ş öyküler de bu yolla
önce Tevrat'a sonra da onu izleyen tek ı ı dinlerin kutsal
ı ş 19. ı kadar konuya ş bütün-
lüklü bir bilimsel ı yapacak bilgi birikiminin ş
ı veya ı ı ı ı söz konusu öykünün iyiden
iyiye ş ı ı da beraberinde ş Bugün ı
bilimsel ş ı sonucu kesin olarak, biliyoruz ki ı ı ş
ı eski Babil ve eski Sümer ı ı ı yani ı
ğ ı ş ğ ı ı MÖ. 3 bin ı ı ı ürünüdür. c
149
l
(149) J.D. Bernal, Bili111ler Tarihi, s. 125.
254 İ ve Bilim
Tevrat'tan 25, Kur'an'dan 36 ı öncesine ait olan bu
efsane, ilk olarak Tevrat'ta ı dökülerek, Allah'la onun
ı ı Abd'in temelini ş ş 19. yüz-
ı kadar dokunulmaz bir tabu olarak gelen bu öykü, ancak
sorgulanamaz, sadece mutlak bir inançla ş ı bir
kurum olarak (din) ş ı ı ş
Oysa bu rivayet ğ pek ı gibi, ı ğ ı ş ğ ı
daki eski dönem insan bilincinin ğ ve günümüzde o
dönem ı ı daha ı ı ı ı ğ bir fosil-
den ş anlam ş ı ı Üstelik, ğ bu öykü ger-
çekte de tek bir ı ı ı ı ı ifadesi ise, onun,
çok ı inanan Babil ve Sümer ı ı ı ı
ı
Kendisine ortak ş ı ş ı en ı ı haline
bürünüp çoluk çocuk demeden pek çok toplumu, kenti ı ı
ı depremle, ı ı selle vb. yok ğ söyleyen Tev-
rat-Kur'an ı ı ş yer ı ı Enlil, ı ı Anum ve
deniz ı ı Nammu olmak üzere, yüze ı ı tapan
bu ı ı ı ı ş ı hikayesini ş Üs-
telik bununla da yetinmeyip Kur'an'dan bile esirgenen pek
çok bilimsel ş ğ ı ş ı ş ı S gezegenin ı
takvimin düzenlenmesi, karekök alma da dahil matematik ş
lemler ve alan ölçümünde geometrik ilkeler, bunlardan ilk el-
den akla gelenlerdir.
İ ı topraktan ı ı ğ ı sorununa gelince, bu iddia
da ı fikir ve öykü ğ ı olan Tevrat'tan çok eskile-
re, Sümer rnitolojisine ı Az önce de ğ gibi,
toprakla insan ı renk ğ ve eski ğ
toprak ş ğ ş ğ ve bu yolla insan heykelleri
yapabilmenin mümkün ı ı ı da ı ı ş top-
ğ ı ı ğ ı ş akla ı bir zemin ğ ı ş ı
Üstelik ğ ı nedeni o gün ı ı üre-
tici karakteri de bu ş ı ı ı ı ğ ı ı ş
tir. Toprak, bitkileri ş ğ göre, ı da özünü
ş onu ş Nitekim Nuh-17'de bu paralellik
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 255
de vurgulanarak ı ı "yerden ot bitirir gibi ş
ğ ı yer ı V e tarihsel gerçeklere uygun .
olan bu tesbitlerimiz, ı Arapça olan insan kelimesinin
"Hint-Avrupa dil grubunda toprak ı gelen kem kö-
künden ğ ğ ile daha da ş "Sans-
kritçe'de ksam ve eski Yunancada khtun deyimiyle dile ge-
tirilen toprak deyimi Latince'ye humus ğ ile ş ve
bundan da ı (yersel) ve ş ş insan ı ho-
mo ve homonis deyimleri ş ı ı
İ ı ı ı ve topraktan ı ı ğ ı ı ı
Allah ı sahiplenen ilk kitap olan Tevrat -ve ondan akta-
ran İ ve Kur'an- söz konusu ı ilk ifade eden de-
ğ Onun ı ğ ı kendinden onlarca ı önce biçimlen-
ş olan bu rivayetlere, yeni yorumlar ekleyerek Allah'a
ğ ibarettir. Efsaneye ı ı ı bu ilk
ı ı ı ı 'Adem', onun kaburga ğ yara-
ı ı 'Havva' ğ gibi ı ı ibarettir. Nitekim
her yeniden ifade ş ı ı yeni ı ş
tur. Kur'an'daki her ayette ı toprak biçimlerinden söz
edilmesi ve daha önemlisi Nuh-17'de efsanenin geneline yeni
bir yorum getirilerek "sizi yerden bitirir gibi ş ş
denmesi ı Bu yorum gerçekten de çok ilginç. Çün-
kü buna göre Adem ı bir ğ ş ğ ı bir armut
ğ ı gibi yerden bitmek ş ş ş ı Ta-
bii ondan sonra, bitkiler Kur'an'a göre ı ı ı
ğ ı "ol" deme ı geliyor ve ş ı da ruh üflenmesi ...
Kur'an, ı ı ı ı gibi bir bilim disiplininden
bütünüyle yoksun olarak ş ğ kendi içinde sü-
rekli ı ş ifadeler ş ı ı Nitekim, konumuza
ş bir ğ ilginç ayet olan Al-i İ da; ı
ı İ ı durumu -topraktan ı ı sonra 'ol' ş
olan- Adem'in durumu gibidir" denilmektedir. Ş bu ayetle
birlikte, her ş içinden ı ı bir kör ğ dönmektedir.
ı ı Orhan ğ Felsefe Sö'{/iij,ii, s. 206.
256 İ ve Bilim
Ayete göre; Adem ve İ ı ı ı ş ı birbirine benziyor.
Halbuki ı ı İ bizzat Kur'an Meryem'in ş .or-
ı ı ı ruhundan üflenmesiyle gebe ı ğ ı ı ve
İ ı ğ ğ ı (Bkz. Enbiya-91, Mer-
yem-22) Bu durumda Al-i İ ı ı İ
Adem gibi topraktan ı ı "ol" mu ş tir? Yoksa
Adem, İ gibi bir rahime ruh üflendikten sonra ş ge-
belik sonunda ı ğ ş ı ı ki ikinci seçenek, aye-
tin İ ı durumunun Adem'in durumu gibi ı ve
Adem'in de "topraktan ı ı ğ ı ı çerçevesinde, ge-
çersizdir. ğ yandan bu ayetin, ikisinin de ı ğ
ı ı ı bir ğ ş ğ ş ı ı da geçer-
sizdir. Çünkü ayet büyük bir ı ı ı ı ğ ğ top-
raktan ve yoktan ı ı ş ı ğ ş etmektedir. Bu durum-
da birilerinin, söz konusu bu ş ve ı ı ş ı ı ı ı
getirmeden, "insan evrimsel süreçte ğ Allah ı
ı ı ş ı diyebilmesi etik bir sorun olarak ş
dür.
ğ gibi ı ı ş ı ş doludur.
İ ı topraktan ı rivayetini uydurup inanma-
ı renk, ş ve ğ ı ğ ğ ı
ğ ı Ancak sorun ı ı yükselip ı ger-
ğ ş ı ğ sorgulama ğ çöpe at-
ı ş ı ı ı ve ı bir ı beklernesi ı ı
maz. Oysa her seferinde ı ş söz konusu öyküde
ne iç ı ı ne de ı ı ı ı göremiyoruz. ğ yandan
ı ı ı topraktan ı ı ı toprak ol-
ğ veya ğ veya önce ğ ı ı ı ğ ı ı
ş ğ yandan onu topraktan bir ş
gibi ş ğ (Sa'd, ı ı görüyoruz.
İ ş bundan sonra ona "ol" ş Böylece toprak-heyke-
limiz, birdenbire milyarlarca hücreye ve bu hücrelerin kendi
ı ş ı ı ş yüzlerce organa
ş ş Topraktan yaratma efsanesini üreten ve ona
ı kutsal kitaplarda yindeyen insanlar, ı bu karma-
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 257
ş ı ı ı ı ğ bu basit ı yetinebilirlerdi.
Ancak bizim, ş ş etmemiz ı ı
ı hangi ı ı esas ı ı sonuçta bi-
limsel ı ğ ı kabul ğ bir efsane ile ş ı ş ı
ı Sonra ı ı bu ı ğ kendi ruhundan bir par-
ça üflemesine geliyor. Böylece büyük ruh, halifesi küçük ruh
Adem'in ı ı ş ı ı ı Üstelik bu ruh üfleme
ş her ı ğ için yinelenmektedir.
Öykümüzün problemli ı ı bitmez. Ortada
bilinçli bir ı ş ğ göre, bir amaç da ı Tabii
bu amaç ı imgesinin karakteri ile belirleniyor. Her ş
kadir, bilge, demokrat, hümanist, toplumcu, ilkeli bir ı ı
ı ile bu niteliklerden yoksun, köleci, ı ı ı bilgisiz ve
s·evgisiz bir ı ı ı ş ı elbette taban tabana ı
ı Birinci durumda insan ufak bir hata yüzünden (ya-
sak meyveyi yemek) yeryüzüne yollanmayacak, yollansa bile
kendisine ı ş ı bir ş için zorunlu olan bilim ve tekno-
loji ile ı yüz binlerce ı ı hayvan, ilkel bir ma-
ğ ş ı mahkum ı Kendisinden kulluk is-
tenmeyecek, ş ı aldatmalarma terk edilmeyecek,
"ruh"unda kötülüklere yer verilmeyecektir. V e tabii insan-
ı ğ ı ş ı ı ı ğ ı bir dünya cenne-
tinde ş ı ğ ı ı ı sevgi dolu bir ana-baba-
ı ğ ı ğ ı gibi koruyucu, gözetici, verici oluna-
ı Bilge bir ı için bundan daha büyük bir mutluluk ola-
bilir mi?
ı ı köleci ve ilkel ı halinde ise her ş ön-
ce, ı "kul" ilan edilecek ve bu durum her ı
ş ı ı ı ı ş ı temel ı
olacak, ı ğ ı sefalet ve ölümler, günümüze dek ı ğ ı
ş ı olmaya devam edecektir. ğ motorun, hat-
ta ı ı ı için bile binlerce ı geçecek, ğ
ı ve ğ ş zorunda ğ ı ı geçi-
recektir. Bunlar ş gibi bir yandan ş ş ı
eksik olmayacak, ğ yandan da cehennemin ş tehdit
258 İ ve Bilim
edilip ı Üstelik ş ı oyununa geldiler diye in-
sanlar toplum toplum, ş ş ı ı ı ı ı ı
remleri, ı ı ı yok edilecektir. Sevgi ve ı ğ
zorluklar ve hesap verme söz konusu ı Ve ne ı ı
ki İ üçlüsünün insanlara ğ dünya
ş ı ve ı imgesi, bu ikinci ı ile ş
Öyle ı bilim, köleci dönem kültürünün, o dönem ğ
insan ı ı ı ve egemen ş bilinci ı ş
ş ı ı
Tüm bu ş ğ birileri ı ı ğ "insan bir
ş ı ş ş ş ğ Bir tekamül ş
ğ Allah 'ol' ş ve ş ı ayetler
Hazret -i Adem'in ı ı ş ı büyük bilimsel gerçekleri ilan et-
mektedir" (Nurbaki) dediklerinde; "bilimsel gerçek"lik kavra-
ı da kendi ı ş ı bir demagoji nesnesi olarak, is-
tismar edilecektir.
Oysa bilimsel gerçek, ispatlanabilir, bilimsel ı ş
kulardan ı ı ı ı ş somut ve nesnel ı O halde
ı ı ş ı ı "bilimsel gerçek" ı için gözlem ve
bilgiye ı ı ve belgelenebilir ı gerekir.
Oysaki ı öyküler, bu nitelikten yoksundur.
Bir ş "ol" demekle onun hemen oluvermesi bilime ta-
mamen ı ı ı Çünkü hiçbir ş kendini ı nicel
birikimler sürecini (evrim) geçirmeden, riitel ş ğ
maz ve hiçbir ş kendirii çevreleyen ş ğ ı ı olu-
ş Birkaç ı öncesine kadar ı ş da ı
ilkellikle ı ı "ol" demesiyle- ı ı ı Buna ş ı ı
bilim, verilerden hareket eden ı öne sürer, bu varsa-
ı pratikte ğ ı güçlendirilir ve nihayet
ı ı ı bilimsel ğ ula-
ş ı ı ı ş konusunda da böyle ş Bu
noktada ı ı ş rivayetiriin ne kadar ı bir ı
ğ bir kere daha vurgulamakta yarar görüyoruz.
ı ı ı ş rivayeti, ona ı eden Tevrat
- ve ona da ı eden Sümer mitolojisi- ğ için-
Kur'an 'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 259
de ğ ı ı -sadece ilk soyut ı ş ş ol-
ı ı ş ı ı ğ ı zamanda- ne kadar
büyük bir hayal gücüne sahip ğ öykülerle ne kadar iç
içe ş ı ğ ı ı göstermesi ı ı da ilginçtir. ı de-
ğ ş surelerinden örneklere ı
Bakara-29-37; "Yerde ı hepsini sizin için yaratan
O'dur. Sonra ğ ğ yönelerek yedi gök olarak ı
ş O her ş bilir. Rabbin meleklere 'Ben yeryü-
zünde bir halife var ğ ş melekler, 'orada boz-
gunculuk yapacak, kanlar ı birini mi var edeceksin?
Oysa biz seni överek yüceltiyor ve seni ı takdir ediyo-
ruz' dediler; Allah 'Ben ş sizin bilmediklerinizi bili-
rim'. dedi. Ve Adem'e bütün isimleri ğ sonra ş ı me-
leklere gösterdi, ğ sözünüzde samimi iseniz ı isim-
lerini bana söyleyin' dedi. Cevap verdiler, 'Sen münezzehsin,
ğ ğ ş bizim bir bilgimiz yoktur. Ş Sen
hem bilensin, hem Hakim'sin' . Allah, 'Ey Adem, onlara isim-
lerini söyle' dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah, 'Ben
gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin ı ı ğ ı ı ve
gizlemekte ğ da bilirim, diye size ş miy-
dim?' dedi. Meleklere, 'Adem'e secde edin' ş İ
müstesna hepsi secde ettiler, o ise ı ı büyüklük ı
ve inkar edenlerden oldu. 'Ey Adem! ş ve sen cennette
kal, orada olandan ğ yerde bol bol yiyin, ı ş
ğ ş ı yoksa zalimlerden olursunuz' dedik. Ş
tan oradan ikisinin de ğ ı ı ı ı ı ı
yerden ı ı onlara 'Birbirinize ş olarak inin, yeryü-
zünde bir müddet için ş geçineceksiniz' dedik. Adem,
Rabbin'den emirler ı ı yerine getirdi, Rabbi de bu-
nun üzerine tövbesini kabul etti. Ş o, tövbeleri, daima
kabul edendir, merhametli ı
Sad'-71-85; "Rabbin meleklere ş ş 'ben çamur-
dan bir insan ğ ı Onu ı ruhumdan ona ğ
zaman ona secdeye ı İ ş bütün melekler
secde ş O, büyüklük ş ve ı ş
260 İ ve Bilim
tu. Allah: 'Ey İ kudretirole ğ ı secde etmekten seni
ı nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlanaclardan ı
ı dedi. İ 'Ben .ondan daha üstünüm. Beni ş yarat-
ı onu çamurdan ı dedi. Allah: 'Defol oradan, sen artik
ş birisin. Ceza gününe kadar lanetim senin üzerinedir'
dedi. 'Rabbim! dirilecekleri güne kadar beni ertele' dedi. Allah:
'Sen bilinen güne kadar erteye ı ı ı dedi. İ
'Senin kudretine ant olsun ki, onlardan, sana içten ğ ı olan
ı bir yana, hepsini ı ğ ı dedi. Allah: ğ
ş Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana ı hepsiyle ce-
hennemi ğ ı dedi."
A'raf-11-25; "ant olsun ki sizi yarattik, sonra ş verdik;
sonra meleklere, 'Adem'e secde edin' dedik; İ ş
hepsi secde etti, o secde edenlerden ı Allah, 'sana em-
ğ halde, seni secdeden ı nedir' dedi, 'Beni ş
ten, onu çamurdan ı ben ondan üstün üm' ı ı ver-
di. Ona 'in oradan, orada büyüklenmek sana ş defol,
sen ğ ı birisin' dedi. İ ı tekrar dirilecekleri
güne kadar beni ertele' dedi. Allah; 'sen erteye ı ı
ı dedi. 'Beni ı ı ğ ı için ant olsun ki, Senin ğ
yolun üzerine onlara ş ı ğ ı sonra önlerinden, art-
ı ğ ve ı onlara ğ ı ğ sana
ş ı dedi. Allah, ş ve kovul-
ş oradan defol; ant olsun ki insanlardan sana kim
uyarsa, ı ve sizi, hepinizi cehenneme ğ ı de-
di. 'Ey Aderol Sen ve ş cennette ı ve ğ yerden
yiyin, ı ş ğ ş ı yoksa zalimlerden olursu-
nuz.' Ş ı yerlerini kendilerine göstermek için onlara
ı ı ı 'Rabbinizin sizi bu ğ men etmesi melek ol-
ı veya burada temelli ı ı önlemek içindir' . ğ
rusu ben size ğ verenlerdenim' diye ikisine yemin etti.
Böylece ı ı ı ı ğ ı ğ meyve tattikla-
ı kendilerine ı yerleri göründü, cennet ı
ı ı örtmeye koyuldular. Rableri onlara, 'Ben sizi o ğ
tan men ş miydim? Ş ı size ı bir ş
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 261
ğ ş miydim?' diye seslendi. Her ikisi, 'Rab-
bimiz! Kendimize ı ettik; bizi ğ ı ş ve bize merha-
met etmezsen biz kaybedenlerden oluruz' dediler. 'Birbirini-
ze ş olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerle-
ş geçineceksiniz'. 'Orada ş orada ölür ve oradan dirilip
ı ı ı ı ı dedi."
Ta-ha-115-123; "ant olsun ki daha önce Adem'e ant ver-
ş fakat unuttu; onu azimli ı Meleklere: 'Adem'e
secde edin' ş İ ş hepsi secde ş o çe-
ş 'Ey Adem! ğ bu, senin ve ş ş ı ı
ı sizi cennetten ı ı Yoksa bedbaht olursun. ğ
rusu cennette ne ı ı ı ne de ı ı ı orada ne su-
ı ne de ş ı ğ ı ı ı dedik. Ama ş
ona vesvese verip: 'Ey Adem! Sana sonsuzluk ğ ı ı ve çök-
mesi olmayan bir ı göstereyim mi?' dedi. Bunun üze-
rine ikisi de o ğ ı meyvesinden yedi, ı yerleri görünü-
verdi. Cennet ı ı koyuldular. Adem, Rab-
bine ş ı ı ve yolunu ş ş ı ı Rabbi yine de onu seçip
tövbesini kabul etti, ona ğ yolu gösterdi. Onlara ş
dedi: 'Birbirinize ş olarak hepiniz oradan inin. Elbet
size benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sa-
par ve ne de bedbaht olur'."
Öyküyü 4 ı sureden izledik. Ş bu ı ı
ı ı ı yinelemek istiyoruz; belki bu yolla, bu ğ
görmezden gelmek ve ı ı Kur'an'da "mucizeler" ş
fetmekte ı eden İ "alim"lerinin bir parça olsun ger-
çekçi ı ı ı olur. Ancak önce öykünün,
çok daha sistematik ifade ş ilk haline (Tevrat) ı
Zaten Kur'an da kendi iç ğ ve ı ğ ı olan bu ilk
kaynaktan, ı ı ğ ı ı aktarmalardan ş
Buna göre "Yüce ı evreni yoktan var etti ve Adem'i
topraktan ı Sonra vücuduna ruh verdi onun ve me-
leklerine, 'önünde diz çöküp ğ diye buyurdu. Bütün me-
lekler, Adem'in önünde diz çöktüler, boyun ı ı ı
Ş onurundan ve ğ bunu ı
262 İ ve Bilim
ğ ş ı ı ı geri durdu. Bu yüzden ı ı ı
kovuldu. O yüzden o da Adem'e ş kesildi. Yüce ı ı
ı ı ı ve onu Adem'e ş ı ı İ de
cennetine ı ve ğ yiyin için ama ş ğ ı
ı dedi. Ş bir yolunu bulup cennete geldi.
Adem ile ı ı ı ve ı yüreklerine ı
ş ı ı size o ğ ı niçin ı biliyor musu-
nuz?' diye sordu onlara, sonra ekledi: 'Çünkü o ğ ı mey-
vesinden yerseniz ölümsüz olursunuz ve sonsuza kadar cen-
nette ı ı ı ı ı ğ kemirdikçe ke-
mirdi ve onu tedirgin etti ve önce Havva sonra da onun ara-
ı ı ğ ı Adem, kutlu ğ ı kutlu meyvesi ı yediler. Bu-
nun üzerine yüce ı ikisini cennetinden kovdu. Yeryüzü-
ne indirdi. Adem, Hint ı Havva da Cidde'ye ş
Adem'in ğ ı ı ş kavruldu, ı çok ğ ı
ve yüce ı durmadan ı Sonunda yüce ı
Adem'in tövbesini kabul etti ve Adem'e 'Mekke ı git!'
diye bildirdi. Adem de oraya gidip Havva ile ş Ondan
sonra ğ insanlar onlardan türediler; nice kavimler ve nice
insanlar türedi."
Kur'an'daki ı ı ı ğ ı buradaki ı
ı ı iç ğ ve ğ kendini hemen fark ettiriyor.
Elbette ki bilimsel gerçeklik ş ı ı ikisinin de ğ ay-
ı ı ancak masal da olsa bir ı ğ ı
bir kurgu beklemek ğ ı Oysa ı ı ı
bunu da göremiyoruz.
Ş yeniden Kur'an'a, ı öyküyü bölük pörçük ve
ş ğ anlatabilen, üstelik ı ı ı
ı da unutan, özetle ı ğ ı ı bile ciddi zaafi-
yet sergileyen ayetlere dönebiliriz:
Bakara Suresi'nde, evrenin ı ı ı takiben Allah,
meleklere hi ta ben, ''Yeryüzünde bir halife var ğ söy-
lüyor. Ne var ki sadece ş ayet sonra, onu kendi ı
ı ğ ı ı ve "cennette kal" emri ğ söyleyerek onun,
yeryüzünde ı ğ ı ı unutuyor. Öyle ki, ğ Ş Adem
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 263
ve onun kaburga ğ ı ı ş ı yoldan ı
karmasa, onlar cennette ş ı gidecek, yeryüzü ş ı da
ı
Bu arada ı emirlerindeki ı ı ı ı ğ görüyo-
ruz; Adem-Havva, istediklerinden yiyecekler ama ş ğ
ş ı ı Allah'a boyun ğ
yen Ş tarafindan kolayca ı ı El hak, ğ ı
ğ bu "zalimlere" ceza vermek gerekiyor. Verilen ceza
da ilginç! Birbirine ş olmak ve üzerinde kendilerine
benzer hiçbir ı ı ş ı ğ ı yeryüzüne gönderilmek.
Daha sonra her ne kadar Adem'in tövbesi kabul ediliyorsa da
ı o, ölümlü ve ı bir ı ı Halbuki ı onu
zaten yeryüzüne özgü ve ölümlü olarak var ş miydi?!
Tabii bu mazeretle bile, tövbe kabul etmenin ne menem ş
ğ konusu ı ı Hele aldatan Ş ı töv-
be bile ğ halde, üstelik ı cehennemlik yapaca-
ğ ı ı alenen ilan etmesine ğ ı ı ı ğ ı dikkate
ı ı Adem'e ş ı ı büyük bir adaletsizlik ı ı ğ ı
daha da net görülüyor. Adeta, her ş Adem ve Adem ço-
ı ş ı gibi.
ı ı ı ı ğ bir ş örnek: Melekler insan "yarat-
ma" eylemine somut bir gerekçeyle ş ı ı ı Ama "mer-
hametli ve bilge" ı gereken ı bu ı ı ş ı
insanlar kadar bile ş göstermeden ve hiçbir gerekçe
ı ı tersliyor: "Sizin bilmediklerinizi bilirim!"
ı melekler hemen "samimiyet"(?!) ı ı çekiliyor.
Bu ı ı insani adaletten yoksun ğ bir yana, tarih der-
sinde matematik ı sormak gibi bir ş Önce Adem'e
'kopya veriyor ve sonra meleklere, bilmedikleri ş ı
ı ı soruyor. Bu durumda melekler geri ı ı
Sonra Adem'den ı ı önceden ş ı ı ı ı
yor. V e tabii gelsin övgüler. Buradaki ilginç nokta; iyilik ve
ğ timsali meleklerin Allah ı samirniyetlerinden
ş ı ı çekilen ve ondan bir ş gizlerneye ça-
ı ş ikiyüzlü ı olarak tasvir edilmeleridir. K.i bu du-
264 İ ve Bilim
rum, Allah ı düzende de ş ve ğ
ğ gösteriyor. Yine bu öyküde kölelik düzeninin, salt
insan ı ş ve yeryüzüne özgü ı ı 'ka-
ı da temel yönetim biçimi ğ görüyoruz. ı
ı ğ ğ köle ı olan melekler, in-
sanlara secde etmek zorunda ı ı ı
Bir ğ dikkat çeken nokta, ı ı ğ
ve sistematik ğ burada da görülmesi: Meleklere
ı yaratmaktan söz eden Bakara-30'dan sonra, Bakara-
31 'de Ad em' den, ı ı ş ve meleklerin ğ
ı ğ ı üzere kendine kopya verilen biri olarak söz
ediliyor. "Y ı ş ı kendisi ise yok. ş ı ı ı bilmekle
ı gizlediklerini bilmek" ve "samimiyet" ı kuru-
lan paralellik de ğ bir problem.
Sad suresine geçelim: Bakara'da ş olan, Ş
ı ş burada ön plana geçiyor. Burada Ş ı ı bir
mazereti ile ş ı ş ı Öyle ya, ğ ş ı
ı çamurdan ı üstün ğ ğ Ş
ı insana secde etmeye ı ı ı bir gerekçesi
olamaz. ı ğ direnmek ş ğ göre, bu
yüzden Ş ı ı ı tuhaf ğ mi? İ ı sahi ı ı
ğ tabii ...
Burada, ı köleci dönem ı ş ı ta-
hammülsüzlük ve ş ı buyruklukla resmedilmesi ile ş ı
ş ı ı O, gerekçe ı sadece emreden, tehdit
eden ve ı ı "Defol oradan -diye ğ ı ı sen ar-
ı ş birisin, ceza gününe kadar larretim üzerinedir!"
Burada her ne kadar ı geçen "lanet"in ı bir ş ğ
ş ı ı da bir az sonra, Ş ı ı ı eler1=..,
ğ görülür. Bu kurgu, dünyada kafirlerin ğ ı ı
ve mumib±erin de ı ı sapmalar göstermesine Ş ı gerek-
çe ı için ı ı Ve Ş ı ı "Senin kud-
retine andolsun ... Hepsini ı ğ ı Allah sakin, cevap
verir: "Ben de sen ve sana uyanlan cehenneme ğ ı
İ ş bu ı öykünün özüne uygundur; Allah Ş ı bilinçli
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 265
olarak ı ı salar. Çünkü "cehennemi ta-mamen
cin ve insanlarla ğ ı dair (ondan) söz ı ı ş ı
(Secde-13) bir kere! Sad Suresi'nde öykünün sadece bu ı ı
ı ı ş daha ğ Kur'an ı konudan konuya atla-
ı Bu durum surderin tümünde ı ı Her Kur'an
okuyucusunun ı ğ gibi onda, herhangi bir ki-
tapta ı gereken konu ğ sebep-sonuç ş ve
ı ı ğ ı ne ı ki yoktur. Bir ı ı o an içinde bu-
ğ ruh haline ğ ı olarak, ı gelenleri ş ş ı
larsa Kur'an surderi de öyle ş
Ş A'raf Suresi'ne gelelim: Burada nice ı
yok ğ ve cehennemliklerden söz edilirken, birden
ı ı ı ı V e meleklere s ec de emri ve-
rilir. Yani Bakara'da ğ gibi yaratmadan önce, meleklere
bilgi verme yoktur. ş ı ş da yoktur.
Asi Ş Sad'da "kudretimle ı ğ ı yerine "Sana
ğ halde" ifadesi geçirilerek senaryoyla oynama ı
ı Bu kez Allah ş ı ı İ oradan, orada büyük-
lenmek sana ş defol, sen ğ ı birisin!" Yine malum
erteleme ve bu kez "Beni ı ı ğ ı için ... " diye ş ko-
ş ı Ş ve, "sana ş ı diye
bitirir. "Defol" ve "cehennem" ı burada yinelenir. Ş
sahneden ı Adem'e dönen ı ona "zilim" ı
ölçütünü(!?) anlatarak tavsiyesini yapar. Ama ı ı
pek ı ı ve ş Ş her ı bekçileri
ı Adem'in ı ı yolunu bulur, ı yol-
dan ı ı Burada Adem ve ı da, kendilerini ya-
ratan ve melekler ş ı ı ı ı ı ı Allah'a güven
ğ içinde ğ görüyoruz. İ ş garibi, ş
Ş ı geri dönüp Adem ve ı ğ ha-
berdar olamayan Allah, ı elmaya ı he-
men haberdar olur! Çünkü senaryoya göre dünyaya ı ı
gerekir. Aksi takdirde zaten öykü ı Çünkü, önce
uyduran ve ı da ona inanan insanlar, dünyada ş
ı ı ı Adem ile Havva, ğ ı ı ş tut-
266 İ ve Bilim
salar, "günahkar" ilan edilip dünyaya ı kurtulamaya-
caklar. İ bir ğ nokta, Allah, Adem ile Havva'ya cen-
nette ı ı ğ halde, Ş ı ı kovdura- ·
ğ ı ve de onlardan türeyen nesilleri ı ğ ı emin
olarak ı meydan ı ı Allah da burada Ş
tan'a, sanki insanlar ş gibi ı verir. Ve cen-
netten kovulmak söz konusu ğ ş gibi Adem'e dönerek
onu cennete gönderir. ı adeta Allah ve Ş ı bir
olup, Adem ile Havva'ya ı ğ ı öyküsü gibidir!
Sonuçta bizimkiler önceden belli ğ ş Ş
ı ı ı erteleyerek ı cehennemlik ı ı
ı ğ -en iyi niyetli yorumla Ş ı he-
mencecik ı ı Allah, ı Adem ı gelince,
onu affetmez ve hemen yeryüzüne postalar. Oysa Adem,
bilinçli bir ş ı ş sadece ı ı ı ş ı ı
sonucu olarak Ş ı oyununa ş Ama ı zaaf
ğ ı ş Üstelik Ad em, "zalim" ilan edilerek, ilkel ve de
ölümlü bir ş sürmek üzere, dünyaya ı Kendisi-
ne isyan eden, kötülük ğ ı ı alenen ilan eden Ş ı
ğ kabul etmekte hiç duraksamayan ı ı ı Adem
ile Havva'ya gelince ı ğ ı ı tutum da ı bir hikmeti
olarak ş ı ı
Bakara' dakinden ı ı da ı ı öyküye: Ad em'-
le Havva ğ ı meyvesini tadar tatmaz ı yerleri" görü-
nür! ı ı ş "cennet ı ı ı ört-
ı koyuldular", ama nafile! Belli ki oyuna geleceklerinden
emin olan onlan gözlemektedir; Ş ı kan- ..
ı ı ı ortalarda görünmez, ı ı ş
ş .• yakalar! Ş perde ı
ilk zafer sevincini ş bizimkiler ş ğ ı far-
ı ı ş Allah'tan af dilemektedirler. Tabü sonuç ğ ş
mez, dünyaya, hem de birbirlerine ş olarak yollan-
maktan kurtulamazlar. Üstelik burada, Bakara'da geçen ve ne
ğ ş ı "af' da ş
ş bir ilginç nokta; ı yerleri" ı ı Adem ile
Kur'an 'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 267
ı içine ş ş ı Oysa Kur'an, ğ
Mü'minun-6'da "mahrem yerleri"nin ı ı ı
ş ve cariyeler ı ş ı için geçerli ğ belirtir:
Belki de pek çok kuralda ğ gibi Allah, bunu da sonra-
dan ğ ş ş Tabii, bu arada tarih biliminin bize ğ
ğ gibi insan, dünya üzerinde ş yüz binlerce ı
sonra ş Yoksa ı ı ı ı ğ ı utanan
Adem, yeryüzüne ı sonra utanma duygusunu
ş midir? Bu arada ı ı bu ı ı ı nedeni-
nin ş olup ı ğ ı sorusu ı ı Ama "suç" bizim
ğ Allah, adil ı Adem'e ı ğ ı gibi Ş ı ceza-
ı ı hemen verseydi, ş biz ğ yolda" ı İ
ı da bu 'nafile' ı bunca korku, bunca çaresizlik
·içinde ş ı ı
Öyküye bir de Ta-ha Suresi çerçevesinde göz ı
Burada senaryo ğ Adem üzerine kuruluyor. Melekler
ve Ş ı ş ise senaryodan ı ı ı ş Adem'in "unut-
ı ğ ı ve "azim" ğ ön plana ı ı İ ş ilginci yedi
ayet sonra Adem'in ı ve "aldanma" sonucu yap-
ı ğ ı hata, ş ı ı nitelemesi ile ı ı Yine Ba-
kara'da ı sizi cennetten ı ı deniletek Ş
ş ı ı ı ı Bu arada Allah ş ı ı Ş ı cen-
netten bile adam ayartacak denli güçlü ğ ğ
ruz. "Her ş kadir" ğ ikide bir ilan eden ı ne-
dense cennetini Ş ı Ş ı Adem'i
ı ı ğ ı sözlerde de fark var. A'rafta Ş "Rabbinizin
sizi bu ğ men etmesi melek ı veya burada te-
melli ı ı önlemek içindir" derken, Ta-ha'da, son-
suzluk ğ ı ı ve çökmesi olmayan bir ı göstereyim
mi?" der. A'raftaki ifadede melek olmak bir üst paye iken,
ğ tüm surelerde ı melekler Adem'e secde ettitilerek
ondan daha ğ ı muamelesi görüyorlar.
Adem'in kendine secde eden ı olmak isteme-
ğ ı ğ göre, demek ki Kur'an, yeni bir ş
sergiliyor. Ayetten ayete, sureden sureye dediklerini unutu-
268 İ ve Bilim
yor, sonuçta ş ı ı ı ı ı ı yoksun bir ş
ı ğ ı ı ı ı Ta-ha'da da ı yerler" ve ş olarak
inme" ı yineleniyor, ancak bu kez "tövbe kabul et-
me", "inmek" ten önce belirtiliyor. Önce "tövbe" kabul edilip
ğ yol" gösteriliyor, buna ğ "birbirine ş ola-
rak oradan indiriliyorlar" ve takiben "elbet size benden bir
yol gösteren gelir" deniyor.
Peki bu durumda "tövbe"nin kabulü ne demek? Sonra,
hem ğ yolu gösterip hem de elbet bir yol gösteren gelir
ifadeleri ı ş ne buyrulur? Öyle bir ı
ş ı var ki; anlayabilene ş Tüm bu ş
sahibi, ğ ı ı ş ş ı bir insan ya da ı bir masal-
ı olsa üzerinde ı Oysa bu sözler, kendini her ş
ı ı ı ilan eden, her ş bilen, ı ğ söyle-
yen Allah'a atfen söyleniyor. Kur'an geneliyle de ciddi bir çe-
ş ş ı ş ı ı Ta-ha'da çok ı olarak ğ
gibi, Adem dünyaya peygamber olarak ğ yoldan ı ı ş
ı ı ı ş azimsiz, unutkan, ş ı ı ş biri olarak
ı ş ı Böyle biri zaten peygamber ğ ı gibi,
"elbet size benden bir yol gösteren gelir" cümlesi ile onun
peygamber ı ğ ı kesin olarak belirtiliyor. Öyle bir "yol
gösterici"nin, İ kadar binlerce ı daha uzun bir
zaman boyunca, ğ bir yana ı bile bu durum-
da, ş ı "ilim" ı ı Adem'in ğ soru-
nuna bir ı ı getirmeleri gerekiyor.
''Yara ı ı ş ğ kabul ğ noktada, niye
ı ı ğ ı ı sorusu ı ı ş ı ı İ ı ı ğ ı soru-
nuna, ı ı ş ı o gün için "çare" bulma becerisini
gösteren dönernin ı ğ ı belli ki ş niyesini önemseme-
ş Oysa gerçekten bilinçli bir ı söz konusuysa, bir
amaç da gereklidir. Bu noktada; ı ı ı ı
ı ı ı ş oyalanmak için bir ş yaratmaya ve ı ça-
resizliklerini, o ilkel dünyada debelenip ı daha
Adem'in ı Habil ve Kabil'den ş birbirlerine
çektirdikleri ı ı seyre ş ı ş ı diyebiliriz. Zaten Kur' an'-
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 269
daki ı ı ve ş gördükten sonra daha uy-
gun bir neden de bulunamaz.
Evet, bu belirlemeler ı ş ı ğ ı toparlarsak; Allah öncesiz
ve ı bir güç olarak kendi ş ı ş ı ı ı ş
kendine oyalanacak ve ı zamanda ş görecek, büyük-
ğ sabah ş onaylayacak, önünde secdeye durup kul-
luk edecek melekleri ve tabü öncelikle büyük melekleri ya-
ı ş Belli ki bu durum ş ş ve bu kadarla yetin-
ş Bu arada kendilerine ş ğ dürüst bilgi verme-
ğ cinleri de ı ş Ancak gel zaman git zaman, bu kada-
ı ona yetmez ş Yeni ş kendisine tapacak daha çok
ve ş ş yaratmaya karar ş V e ı ne yaratmak
ş ona "ol" ş onlar da bir bir ş İ ş bu çer-
·çevede, önce ı ı ona gece ve gündüzü, çevre-
sinde de ı ı ş Bu arada onu ş ş ge-
ş ş ğ de yedi kat ı ş
Böylece kükreyerek ona secde eden ğ her gün bata
ı önünde secde eden ş gökle meleklerin ş ı
durumunda "üzerlerine yollayacak ı ı ı vb. sahip ol-
ş Ancak bu ı da ş ve nihayet bu "ya-
ı ş ğ ğ Dünya'da kendine bir de "halife" ya-
ratmaya karar ş Onu da topraktan ı "ol" ş ve
"ruhundan bir parça ş
Can ı ı ı ı kendine yeni ş yaratma ğ
ş ı bir de cennet-cehennem ı ş Ve insan ş ı ı
ı ilan ş Zaten ı meleklerden ı ı ğ ı ı
nav-cennet-cehennem ğ ı ı çok daha uzun bir
zaman oyalama kabiliyetine sahip ı ı Tabü, ı
ş ı bir de Ş ı musallat ş Ş ı ğ
sayesinde, tarihin her döneminde Allah yolunda yürüyenler
hep ı ı ş Daha ötesi, Yahudi cemaati kurulana
kadar bir milyon ı fazla olan tarih boyunca, Allah yo-
lunda ı ı ı İ ile ş üzere- hep par-
ı ı ı düzeyde ı ş Allah, Ş ı insanlar üze-
rindeki ş ı konulmaz etkisi ş ı ı bazen çok ı ı ş
270 İ ve Bilim
ı afetlerle, depremlerle yok ş Bir keresinde de Nuh
ve ailesi ile birer çift ğ hayvanlar ı ş ı tüm ı ı (bit-
kiler?) ı ğ ı tufan ile ğ ş Nihayet Musa bir cemaat
ş küçük İ kavminde etkinlik ğ ı ş Ama Musa
ve ı da kendine inanmayanlar yüzünden eziyet üs-
tüne eziyet ş ı da ğ yolda" sebatkar dav-
ı üzerine, yeni bir din olarak ı ı gön-
ş Ama İ ş bu yeni dininin ı
ı da ş ı gelmedik bela, eziyet ı ş İ ı takipçi-
leri, ı ikna konusunda Musa ve ş ı daha
becerikli ı ı ş Ama bunlar da ı ş ı ı
ı tahrif ş ş ı çektikleri eziyet kadar ı
ı emirlerini ş ı birbirlerine ve ş
ı eziyet ş Nihayet Muhammet'i ş ki bu-
nun için ne çok kanlar ı ş ne çok kelleler ş Buna
ğ o da ı ancak bir kesiminde etkinlik kurabi-
ş Ş onun kavminde de bir etkinlik göstermeye de-
vam ş ı Saadet denilen çeyrek ı ı ş ı İ
ğ dürüst ş ı ş Üstelik ı ğ ı en ı
ğ dönemde bile "kafir" toplumlar dünya nüfusunun ço-
ğ ğ ş devam ş Bu arada ı Ame-
rika ve Avustralya ı hiç peygamber göndermeyi dü-
ş ş Kutsal kitaplar ı ı ğ ı ı yazan insanlar
bu ı ı ğ Allah da bu ı habersiz ol-
ş Ta ki Allah'a inanan sömürgeciler, bu ı ı ş
dip", buradaki Allah' ı ı yerlileri, katliamlarla dize
getirene kadar! Tüm bunlar ş gibi, bilimin ş
siyle ı bir ı ı "bugüne kadar Allah ı
ı ı ı ş cehalet ne kötü bir ş ş demeye ş
ı ş ...
Tabii tüm bu ı Ş ı Allah'tan çok daha
kadir, örgütçü, becerikli bir güç ğ ğ ortaya ı
ı Yok, hala Allah'tan büyük güç yoktur deniyorsa,
bu durumda ı ı cehennemde yanan insan manzara-
ı seyretmek ğ bu yüzden de Ş ı daha çok ı
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 271
yoldan ı ı diye bilinçli olarak ı ğ ı ş ı musallat
ğ ş ı Üstüne üstlük ı alabildi- .
· ğ ı ı ı ğ ı ı da dikkate ı ı ı ş ı
özlemlerini ş huzur, ı ş tokluk, ş ve
adalet içinde ş ı bir türlü ş ı ğ ı ı söyleyebiliriz.
Sanki bütünü ile insana ş ı bir ı ile ş ı ş ı ı ...
Önceden de ğ gibi Dünya, üstündekiler, Gü-
ş ve ğ uzay cisimleri "ol" emri ile birbiri ş ı ve he-
men ı ı ı ı ş ı söz konusu. Ve tabii Dün-
ı evrenin merkezi ve temeli ğ ve tüm gök cisimle-
rinin onun ı ı ı ğ ı ve tüm bu ı sürecinin
ı ş ı ş onun için ı ı ğ ı ifade
ediyor. Ve sonra da her ş uçan ş ı tohum-
dan, tek tek tüm ı ğ ş insanlar ı
ı ş ı ı kadar her ş ama her ş Allah dene-
timi ve yönetimi ı ğ bir tablo ile ş ı ş ı ı
Oysa bilim bu ı tümünü inkar etmektedir.
Söylemeye gerek yok, ı ı bilim ş ı ı duru-
munu, o bir öykü kurgusu için gerekli iç ı ı bile yok-
sundur. ı ı ı bu kurguya ı ı ı dayayarak Ev-
rim Teorisi'ni ş için, her ş bir yana biraz du-
rup ş gerekmez mi? Bu noktada, "kendi gözündeki
ğ görmez, elin gözündeki saman çöpüyle ğ ş ı di-
yen atasözümüzü ı kendimizi ı
İ ş ğ ı türernesine ş Darwin'in teori-
sini ş ğ ı ş ı ı ı ata-
sözü bile hafif ı Çünkü Darwin Teorisi'nin "çöp"lerin-
den söz ğ noktada, ı bilimsel sorgulama ölçütünün
ı ı ve asgari dürüstlük gösterilmesi gerekir. Din fel-
sefesi, kendi gözündeki kocaman ğ gözlerden gizlemek
için, ABD-Vatikan-Suudi merkezli ğ bir ı ı kampan-
ı açarak, Darwin Teorisi'ndeki -onun ğ ğ
ürünü olan- saman çöpleriyle ğ ş ı
***
ı ş ş Evrim Teorisi ı girmeye ş
272 İ ve Bilim
biliriz. Ancak bu noktada sorunumuz, bilimsel ı ğ ı ve
bilim tarihinin metafizik ş ı ı ı ğ için ön-
celikle her bilimsel teoride, zaman ilerledikçe ş (sa-
man çöpleri) ş ğ ı ı Bilimsel teoriler sü-
rekli eksikliklerini ş ş ğ biraz daha
kavramak ş diyalektik bir süreç ş Özetle; bili-
min ı ğ ı ve ı uygun ş teorilerdeki ş
luklar ı bilimsel ş ı ı ğ basit ğ Bun-
lar yine ı ı ve yöntemler içinde ş ı ı Bilgideki ş
meye ğ ı olarak, teori ile gerçeklik ı ş gide-
rek ı uygunluk artar. Ş iki somut örnek ile du-
rumu görelim:
İ cisim ı bir çekim gücü ğ ileri süren
Newton ı Kepler ı ı bir türevi olarak ortaya
ı ı ş ve bilimsel olan o yasalardaki ş ş
"Gezegenlerin ş çevresindeki hareketlerini ı
Kepler Yas alan, gezegenleri ş e ğ çeken bir gücün
ı ğ ı ı gösteriyordu. Newton'un ı yürütmesine göre Gü-
ş ve gezegenlerde bulunan bu güç, onlara ait maddesel
elemanlarda da ı ı ı ı ı Newton'a kadar, bilimin evreni
ı önemli ş olan bu yasalar, böylece daha de-
ş formüle edilerek eksikliklerinden ı ı ı ı ş olu-
yordu.
Ne var ki Newton ı da ı ı ı ı hatalar, ş
luklar ı Çekim gücü ı verilen bu güç neydi, ı bir
güçtü? Newton, Bentley'e ı ğ ı bir mektupta konuya ş
ş diyordu: "Çekim, ı yasalara uyarak sürekli etki yapan
bir etkenin ürünüdür. Bu etkenin, maddi ya da gayri maddi
ı ı ı ı ı ş ı ı
Metafizik ş sahip ı ğ bilim insa-
ı ğ ile bu gücü ğ ı ğ New-
ton'un ş ı ı ne ilginçtir ki dinci ideologlar ı
ı ı ı ğ ı ve gücünün ı ı ı ı
(ISI) Orhan ğ Felsefe ğ s. 126.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 273
mak istendi. Oysa Newton'un ı ı elin ı ı
öne ğ biçimdeki ı ş ğ ispat-
ı onu evrenin ı ş ı ı Buna ğ yine de ek-
siklikler ş ı Ve ş bu sorunun ş ı ı için, Ein-
ı Genel ğ ı ı ı ı ı ı ş kadar, üç
ı ı bir süre geçmesi gerekecek ve sonunda, meta-
fizikçilerin hayalleri kökten ı ı ı ı ı '
"Çekim gücünün gerçek yüzü, ğ ve nedenleri ğ ı
ı ı büyük fizikçisi Einstein ı ı ı ş ı New-
ton ı çekim, madde ve uzayla ğ ğ
ilgisi olmayan ı ı mutlak bir uzay ı
ı Einstein, bütün ı hiç de böyle ı ğ ı ı gös-
ş ( ... ) Onun ı ı ğ ı gibi ne mutlak zaman ne de
mutlak mekan ı Evren, ı ş ş zaman-
uzay-hareket-madde ğ ı ı
Sürekli ş ve ş bilginin buraya kadar sapta-
ı ı son ve mutlak ğ Bilgi ve ş ı sürecinde
yeni eksik ve ı ı ve ı ş ı ı süreci
devam etmektedir.
Konuya ş ikinci ğ daha da ı ı ı bir ni-
telik ş ı
ğ gibi, ı ı ı ı ı ğ ı ri-
vayeti, bilimsel verilerin ş paralel olarak ı ı yi-
tirdi. Ancak, ı ı ş ğ sorunu, hepsi de bilim-
sel verilerden hareket eden, ne var ki birbirinden ı yollar
izleyen çabalarla ı ı ı Birbirini takip eden ve
pek çok eksiklik ve hata ş ı bilimsel ı ş ı ilk orta-
ya konan hali bile, dinsel ı ş efsanelerinden nitelik olarak
ı ve bilimsel/ toplumsal bilinci ş özelliklere sahipti.
İ olarak Comte de Buffon, 1750 ı ı ı olu-
ş ş bilimsel bir ı ortaya ı Ona göre
Dünya, ş ş ı derinliklerinden gelen
bir kuyruklu ı ı ş ı ş ve ı ş sonucunda
(152) Orhan ğ Felsife ğ s. 127.
274 İ ve Bilim
kopan ı onun çekim gücü nedeniyle birer yörün-
geye ş ve zamanla ğ ı ş ı ş ı İ ş
Dünya, bu gezegenlerden biriydi. ·
ğ gibi bilim, daha 1750'de din ı ı Dün-
ı ı ı ş ı ı çöpe ı ş ı bile. Hem-
de daha sonra ı ş ğ ş ı olan bir teoriyle ... An-
cak ı ı bilimsel bir teoriye sahipti ve bunun sorgu-
ı ile yoluna daha emin ı devam edebilecekti.
Burada aslolan, teorinin birebir ğ ğ ğ metafizik
kurgudan ı olarak ı bilimsel bir içerik ı ı
O, ı ş içerse ve hatta sonuç olarak ı ş olsa bile, ğ
runun yolunu ı temel bir kilometre ş ı ı Çünkü so-
mut bilgiler üzerinden hareket ederek bir sonuca ı ş ı
Konuyla ilgili her ş bu ı yeniden ı veya
eksikliklerinden ı ı ı bilimsel ğ ş
tir. Bilimsel süreç de budur zaten.
Nitekim Buffon'un ı ı da bilimsel ğ çerçeve-
sinde bu ş ş ı ş yaratmakta gecikme-
ş O dönemde, İ ve Yahu di din çevreleri buna itiraz
edecek bilgi, ş ve ilgiden yoksundu. ı Kilise'si
ise; Kopernik, Galile, Kepler, Newton ve ğ bilim insanla-
ı ı ş ı ve ş bilim ı ş ı ş ğ suç-
ı ğ ı ı ğ ı nedeniyle, bu ş ş zorunda kal-
ı ğ ı ses ı ı
Takip eden ı elde edilen bilimsel ş an-
ş ı ı ki kuyruklu ı ı çok küçük ve kof maddelerdi ve
ş parça ı ı ı Böyle bir ı ş
ı ı ı ğ ı da ı ğ ı ı ı Buffon'un ı ı ge-
ş Ancak Buffon'un ı ğ ı yol, ı ş
sorununu dinsel ı ı etkisinden kurtararak bilimsel
düzleme ş ı ı ş ı Onu takip eden ikinci ciddi ı Ema-
nuel Kant'a aittir.
Kant'a göre; önceleri dev bir gaz ğ olan ş sis-
temimiz kendi ı da dönerken bir yandan ğ
ğ yandan büzülerek ı ı Bu ı ı ı
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 275
..
ı ğ ı merkezkaç kuvvet, ş gaz kütlelerinin ı
ş ı halkalar ş ı neden oldu. ı
da ı ı ı ı gezegenler ve Dünya ş
ı tarihlerde Laplace, ı ı ı ı esas alarak
onu daha da ş
1850 ı ı ğ İ ı C. Maxwell,
Kant-Laplace ı ı ı geçersiz ı ı ortaya koydu.
Ne var ki Maxwell, ş ı bir teori de ş Onu takip
eden süreçte T. C. Chamberlin, F. R. Moulton ve Sir Jean s,
ı ı ortak ı ş sonucunda, ş bir ş ı ı
ı ı etrafa ı ı gezegenleri ş
ğ sonucuna ı
Ancak, bu ş ı da yeterince güçlü ğ Çünkü böy-
le iki büyük güç ğ ı ı ı ş ı ı ı ı
lir olmaktan ı Buna ş ı ı ı ve ş
hurafelerle ı çabalayan dini çevreler itibar kaybet-
meye ş ı İ bilgiye ı ı daha çok
ğ eder oldu. ı okullarda din ı ı
ğ daha sonra ı ş ı ğ ı ı ğ ı bile, bilimsel bir özellik
ş ı ş kopma ı ı ğ Bugün ise
emperyalist ğ elinde bilim, ne ı ki ı ğ ı
ğ için ğ ı ele geçirmenin ı olarak kul-
ı ı ş ı ı ABD ı çabalarla ı ı ş ı gö-
ş yeniden gündeme getirilerek ı sorgulamadan
kabul etmesini ğ inanç ğ ı
Nihayet 1943 ı ı Alman fizikçi C. von Weizsecker,
çok daha ş ş astrofizik verilerle, ı ş so-
rununa ı ı getirdi. İ içe Anaforlar ı ı verilen bu
ı hem önceden ğ hem de ı sorunu-
muz ı ı pratik ğ ş ı ı ğ ı burada konu edil-
meyecek.
Sadede gelirsek, ğ gibi bilimsel kurarn zorlu bir
çaba sonucunda ı güçlenme, ş eksiklik-
lerinden ı ve ş ı tezlerle ğ yapma yöntemlerini
ş için, belli bir süreci gerektiriyor. Dünya'
276 İ ve Bilim
ı ı ş ğ sorusu, bin ı süren dinsel safsatala-
ı ş ı ı sonra bile pek çok bilim ı iki yüz ı
ğ ş ı ı ş ı ı ı ı ğ ş ğ Genel Ba-
ğ ı ı ı ı ı varmak için de Kepler'den Galile'den ş
yarak dört yüz ı ı zaman geçmesi ş
Bu verilerden ı ğ ı ı ders; Darwin Teorisi'ne din-
sel temelde ş ı ı ı ş ı hiçbir bilimsel ğ ş ı ı
bilimin ş ş ı bir debelenmeden ibaret ğ
Süreç, bu teori sayesinde ı ı ve hangi ş
geçerek ş ğ sorusuna, kat'i bir cevap verilmesi ile so-
ı
Bilirnde mutlak ı ğ ı göre, tüm ı ı
lar Darwin'in teorisi ile ı ş Ancak sonuçta kesin-
ş ş bundan ı olsa bile ş nokta ı ı Bu olu-
ş sürecinde, ğ ı insan ş ı ı veya insa-
ı topraktan bitki gibi bitirilmesi, kendisine "ol" denip bur-
nundan ruh üflenmesi öykülerine ı yer yoktur.
Darwin'in ı ancak bilimin verileriyle ş ek-
sik ve ı ş ı bu veriler temelinde düzeltilebilir. Nitekim
din çevreleri de yürüttükleri ı ı dinsel ı ğ
bilimsel verileri dayanak yapmaya ı ş ı Ancak bu nokta-
da dikkat edilmesi gereken, ı bu ı ş bir ğ
yu arayan taraf ı aksine, ğ ortaya ı ı ı
engelleyen taraf ı ğ
Kendi ı ı bilimle ş ı ğ ı ı her seferinde
ş "mucize", ı kudreti", ı
cehennemde ğ ı vb. ş ama bin bir zorluk, cehalet
ve ş ı ş ı içinde olan insanlar nezdinde etkili yöntem-
le hakimiyet kurmaya ı ş ı Ve hiç ş Dar-
win Teorisi'nde veri ğ kaynaklanan ş ta-
mamlanana kadar, ı ğ ı toza dumana ğ ğ giz-
lerneye devam edeceklerdir. Kur'an'da her ne kadar, "iki
ı da dahil tüm ı ı sudan ı ı ğ ı (Nur-45),
ı sudan yaratarak" (Furkan-54), "Bütün ı ı sudan
meydana ğ bilmezler mi" (Enbiya-30) ş bi-
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 277
ı ş uyduruhbilecek ifadeler mevcut ise de din çev-
releri bunu kullanabilecek durumda ğ Çünkü din ki-
ı öne sürülen iddialardan en net ı ı top-
raktan ve "ol" denerek ı ı ğ ı ve ruh ğ öyküsüdür.
ğ yandan günümüzde din, emperyalist sistemin bu-
ı ı ve kendini koruma ı ı çerçevesinde eskiye oranla
daha bilinçli ve merkezi olarak ı ı ğ ı bu sorunda
çok daha etkin bir ş sürmektedir. Galile'lerden sonra
bilime ş ı siyasal ğ önemli oranda ı ı -o dönem
İ ı ı bilimle ğ ı zaten kopuk ğ bu
sürecin ş ş ı söz konusu ı dinin, günü-
müzde tüm dinlerin emperyalist sistemin temel bir ğ
olarak yeniden ş ile etkinlik ı ı ş ı
ı
Özellikle de '80'li ı Amerikan yeni ğ ı ı önder-
ğ Katalik alemi ı üretilip Müslüman ülkeler
de dahil her yerde, ı ş ı ı evrim ş ı ı kitaplar, bu-
nun göstergelerinden sadece' biridir. Yine de bilim yoluna de-
vam ğ ve her geçen zaman yeni yeni veriler elde ğ
için bu ı ı ı ş ı ömrü fazla uzun ı Nitekim
ı savunmak, bilime uydurmak için çok çaba harcayan
Bucaille de, topraktan ı meselesine hiç ğ
tercih ş Üstelik, ı ı suda ş ğ bi-
limsel ı ı ğ ı ı ş
mekten geri ı ş ı
ğ ş bilgiler, en eski ı ı ı bitkiler alemine
ait ı ğ ş imkan verirler: Precamb-
rienne dönemine ait, yani bilinen en eski topraklarda, su yo-
ı ş Hayvanlar aleminin ğ biraz sonra
zuhur ş ı ı demek ki onlar denizlerden ş
ı
"Bilimsel ı sürekli olarak gözlemlenip kontrol
edilebilen olaylardan ı etmek gerekir. Kuram, güçlükle
(153) ı Bucailler, Tevrat, İ ı Kerim ve Bilim, s. 276.
278 İ ve Bilim
ş ı bir ı veya olaylar bütününü ı ça-
ı ş ı ı ş ı Birçok durumda kurarn ğ ş Bi-
limsel ş meseleleri daha iyi tahlil etmeye ve daha ge-
çerli bir izah Ş imkan ğ zaman, bir ş ı ta-
ı ğ ş veya tamamen yerini ı elve-
ş Buna ş ı ı deney yoluyla ğ gözleme da-
ı bir olay, ğ ş ş nesnelerden ğ ş
me sayesinde, onun niteliklerinin daha iyi belirlenmesi müm-
kündür, ama ı ğ gibi ı ı ş ı
da Dünya ı dönmesi, ı ğ ş gelecekte ol-
sa olsa ı yörüngeleri daha iyi bir biçimde belirlenebilir.
İ ı yeryüzünde ortaya ı ı ğ ı tarihe gelince, bilimsel
veriler, onu ancak belirli bir ı ı ı ötesinde tespite elvermek-
tedir. İ ı kendisini, anatomi ı ı kendisine ı
öteki ı ı ı ı ve ı ş ğ yer-
yüzünde mevcut ğ emin olunabilir. Fakat hiç kim-
se onun ortaya ı ı ğ ı tarihi, ı ı söyleyemez. Bunun-
la beraber bugün denebilir ki ş ve ş yapan bir insan-
ı ğ ı bu özelliklerini ortaya koyan ı ı ı ş olup
mazisi on binlerce ı ifade edilmektedir.
ş ı olarak belirtilen bu tarih, neo-anthropien cin-
sinden (ere-magnen ı insana en ı ş tarih
öncesi (prehistorique) insan tipinin tarihine uygun gelmekte-
dir. Elbette ı ş bölgelerinde ş insana
benzeyen, fakat daha az ş ş tipierin (paleo-anthropiens)
ı ı ş ş da ı ve ı eskilik
süreleri yüz binlerce ı olabilir de. Ancak, bunlar gerçek in-
san ı ı

ı
"Muhakkak ki ı ğ ı sudur: Denizden ş
rak, yer -denebilirse- hayvanlar alemince istila ş İ
ci dönemde yerin yüzeyinde ş ve pseudosuchines ı
verilen sürüngenlere benzeyen bir türden ş ı meydana
ğ ş Her iki ı bulunan müteaddit
(154) Maurice Bucailler, Tevmt, İ ı Keri!JJ ve Bilim, s. 58.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 279
olarak biyolojik özellikler, bu istidlile imkan vermektedir. Du-
rum böyle ğ halde yer ı ı Tekvin ba-
ı ancak ı ı günde, yani ş ı ortaya ı ı ş ı sonra
zikredilmektedir. Ş halde yer ı ile ş ı ortaya ı
ı ş ı hususundaki ı kabule ş ı ı
Yine M. ı ı ğ ı ş ı maddi ş be-
ğ ı ı ğ ı ğ ı yoldan ı olan
ı ı "Astronorni bilginleri Merih'te hayat var-
ı derken ş ı ı Merih'teki hava ş ı
yeryüzü ş ı çok ı ı Yeryüzünde ı koruyan
bütün etkenler, Merih'te bol bol ı Fakat ş ı
ı ı veya ondan uzak olan ı ı astronomi bilgin-
lerinin ifadelerine göre, hayat ölüdür. Çünkü buralarda ı
ı ş yoktur."
"( ... ) Sonra biz niye, ı ı ı ı da bu alemin
ı ı gibi ş yani ı da ğ ı burun, kulak,
el, ayak gibi ı ğ ı ... ı or-
ganlar ihtiyaçlara göre ş


"Naturel bilgilerin hayat ı son ş ş
ifade olunabilir: ı ı ana ı ı olan hücre camid molekül-
lerin suda eriyip ionize ı meydana ş ı
ğ gibi ş ı materyalisttir. Ancak O, bunla-
ı ş ı ı takdiri", "mana ahengi ile ş gibi
safsatalar eklemekten yine de kendini alamaz ...
!<imsenin ş ı ki bilim tarihi ı ı hiç
de uzun ı bir zaman ı evrim ı
daki eksiklikler ı ğ ı dini yarumcular ğ ı de-
ğ ş ı ı ı ı ğ ı ve hareketine uy-
durmak için ı ı ı ayetlerde ğ gibi, evrim ı
da kendilerini adapte etmek için ı maharetler sergileye-
ceklerdir. Üstelik bu noktada Nur-45, Enbiya-30, Furkan-54
ayetleri ı ş Adem-Havva öyküsüne de di-
(!55) Maurice Bucailler, Tevrat, İ ı Kerim ve Bilim, s. 49.
(156) Mehmet ı Müsbet İ ve Allah, s. 164.
C
15
7J A.g.e., s. 201.
280 İ ve Bilim
ğ örneklerde ğ gibi ı ı uydurmakta gecik-
meyeceklerdir. Bu noktada Bucaille'in o dönem ı ı
kirlerini ı ş ı gerekiyordu" ş ş ma-
zeretin temel bir ipucudur. Keza içki, oruç, namaz vb. birçok
temel sorunda ı birden zorlamak ı ş ş
ı ş ı gerekiyordu" ı ı ı keza Bucaille'i çeviren S. ı
ı ı ı ş Dünya ı ğ hadisi için, "Ga-
yeyi anlatmak için bazen de mecazi ifadeye ş ge-
rekir. Aksi halde maksat ı insanlar fitneye ş
lebilir, böylece hidayetten ş ı meydan ş
olur." ğ ı ı Bu yönde örnekler ğ ı
ı ı türemesi sorununda da aynen ş ğ
duyar gibiyiz:
O dönem ı ı ğ Allah ı
ve topraktan ı ı ğ ı ş o kadar kabul ş ki,
bunu bir anda reddetmek ı hidayete ermelerini ola-
ı ş ı ı Ustelik o dönem ı cahil ğ
ona ilk ı ı sudan türeyip yüz milyonlarca ı
süren bir evrim içinde ş ı ş ğ ı ı
ş ğ anlatabilmek de ı ı Bu yola ş ol-
ı insanlar inanmayacak, üstelik bu ğ kolayca alaya
alabilecekti. Daha 20. ı ı bile pek çok insan,
maymundan ğ ğ ile alay ş miydi? İ ş
bu ğ ğ içindir ki yüce Allah, Adem-Havva rivayetini
ifade ş ama ğ yandan bütün ı ı sudan ş ğ
ğ de belirtmeyi ihmal ş ı ı giderek in-
ı ş ı ilmi içindedir. Bu yüzden 'hiçbir ş
yoktur ki kitapta ı ş miydi? Hem ı indi-
rirken onun ı ı ı sonradan ğ ı gerçekleri
bildirmek ğ içine girdikleri ı düzeltmek, on-
ı Allah yoluna çekmek, Ş ş ı ı Dikkat
edilirse Adem-Havva rivayetinde de ı ş ı ğ ı ı
ı ş uzun uzun ı gücü, Ş ı ş
üzerine ı ı ı ş ı ı Allah insanlardaki
Adem-Havva ı ı ı hidayete erdirmek, Ş
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 281
ş ı uyarmak için araç olarak ı ş ı vs. vs.!!!"
Bu ı ı ı ı ğ ş örneklerle de tek- .
ı ğ ı ş ı
Evet, bilimsel veri ve onun yöntemlere uygun olarak ge-
ş evrim teorisi, bilimsel bir gerçek haline gelinceye,
kadar, zamana gereksinim duyacak ve tabii bu süreçte ı
ı düzeyinde de olsa ğ ş ğ ı Ancak daha
ş dünyaya bilimsel ı bakabilen herkes için ı
bir gerçek ı ı ı ş öyküsü bilimin gündeminden ı
karak tarihin ğ ı ı ı ş ı Onun si-
yasal düzeyde ğ nedeni, gerici düzen ve kurumlar-
ı Ancak gelinen noktada bile evrim teorisinin ı
bilim ı temel ilkeler haline ş ı ı "ol"
deyince oluverme hurafesini gündem ı ş ı ı ı ş ı
Esasen bilimsel ı ş ı ı ı felsefi düzeyde ş
19. ı çok öncelere, MÖ. 5. ı kadar ı Bu-
na ş edecek bilimsel maddi ğ bi-
lim ş ı ı ş sürece ı ı vurmakta ş
tir. Nitekim ı ş her ş ğ ile ı
yarak bilim felsefesinin temellerini Antik ğ ş
ı ı görüyoruz.
ğ ı ötesi için metafizik hayaller kurma ğ kro-
nolojik ı çok daha ı İ ş ı
ğ ı ilke, yokluktan hiçbir ş meydana ğ ilkesiy-
di. ı bu ilkeyi uzun uzun ı ş ı ve bütün mey-
dana gelenlerin bir ı ş ş ğ ı ı ğ ı sonu-
cuna ı Bu olumlu ş ı henüz ilk ı ı bu-
lunan ğ biliminin insan ş ı edememesi
yüzünden, önce bilgiciler ve Saktates'le insan felsefesine, da-
ha sonra da bütünsel bir sisteme varma tutkusu içinde Platon
ve Aristoteles'le metafizik ş ş Bu, ğ
ı ı ilerleyen verileriyle yetinemeyen ı ı ı
usunu ı ğ bir anda yakalama ğ ileri gel-
ş Ama ı insan ş bu belgesiz ş güçlü
bir ş tepkiledi. ğ ı koyu ı ğ ı ğ
282 İ ve Bilim
timleriyle yeni bir ğ ş yeni bir ğ felsefe-
siyle ş ı ı ş ı İ ş Roger Bacon'la ş bu
yeni ı ğ ı en büyük ş İ ş Giordano
Bruno'da ş ı ı
Bruno uzun hapis ı ı sonra Engizisyon ı
ı ş ancak bilim onu ş ama ğ
yarak yoluna devam ş Günümüze ğ ı
bilimin evrensel ı olarak bilinmektedir ki, ı sürek-
li bir ı ş sürecidir. Her ş belli ı biri-
kimler (evrim) ı ı ğ ş ifadesi olarak ger-
ş ş ğ görünen görünmeyen her ş maddesel
nitelikte olup, vardan yok ve yoktan var olmaz. Madde sü-
rekli hareket halindedir. ı ı o, her biçimiyle belli bir
ş süresine sahip olup bu süreyi ı ğ ı ş
biçimlere ş ı ğ ı ı sürdürür. Yani madde ğ ş
ama yok olmaz, bu anlamda madde ı zamanda yoktan da
var olmaz. V e bilimsel felsefenin ğ gibi ı ğ
toplumda ve bilinçte bütün olgu ve olaylar, ancak bu evrim
ı ğ ı içinde ş ı
Her ş özünde maddenin hareketinin biçimleridir, çün-
kü maddenin kendisi sürekli ğ ş demektir. Durgunluk
ise görelidir ve duyulada ı ğ ı ı bir
görünümünden ibarettir. Mutlak olan madde ve onun hareke-
tidir. Bu durum maddenin, ğ ı kendinde olan öz gücünün
ürünüdür. ğ gibi, ş ı ve ğ tüm
uzay cisimlerinin ş ı faktörüne yer yoktur.
Bilimsel olarak her ı kendi ş gücünü kendi ya-
ı ı ş ı bu gücü ı ş almaz. Dünya bu güçle ş
ş tohum bu güçle ı ş ı ı insanlar da bu güç-
le ş ş ı ş ı sadece uygun çevre ş ı ı
ğ ı yoluyla etki edilebilir ki bunun da ğ ı yine
maddeseldir. Bu nedenle uzayda her ş sürekli hareket ve
ğ ş içindedir ve bu sürecin ğ evrimi içinde galaksiler,
(158) Orhan ğ Felseft S ğ s. 66.
Kur'an 'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 283
ş sistemleri ve gezegenler ş ş Bunlar ı
uygun ş için gerekli tüm ş sahip olan Dünya'da,_
milyar ı uzanan bir süre sonunda, ş belirtileri ortaya
ı ı ş ı Uygun ş ı ş ş ı ş ş
menin ürünü olarak ı ı insan ve onun zeki ve be-
cerisinin ı ş ı ğ ı bilim ş ş
Bu süreci ı özetleyelim:
"Engels ş der: ş proteinli cisimlerin ı biçi-
midir. Proteinli cisimlerin temel ğ meydana getiren ş
ğ çevreyle ı sürekli ve ş ı ı ı madde ı ş
ş ( ... ) ş temelde bir hareketlilik ğ tüm
evren ş ı Protein maddesinin bitkisel ve hayvansal
ı özümleme, büyüme ve üreme özellikleriyle beliren
ş biçimi, evrensel ş ı özgül bir biçimidir ... Ya-
ş harekete, organik olmayan hareketin ş ş
ş ı ğ ı ğ ı ş ş .. .
ı organizma, çevresinin etkilerine aktif tepki gösterir, bu-
nu yaparken de yeniden kazanmak zorunda ğ bir enerji
harcar. İ ş ilkel protein maddesi, ş ş protaplazma ı
hücrenin içindeki albüminli madde) çevresinden bu enerjiyi
alma ğ edinmekle ş ş ı ş ı ş En
ı ve ilkel ı organizmalarda bile var bulunan ı
giderek ş ş ve yeni organlar ş en yetkin biçi-
. . ı ı ,(159)
ı ı var ı u ş ı ş ı
Engels'in öz olarak ı ş olmayan ve o ı bilgisi
çerçevesinde sorunu formüle eden ı ı ı yeni verilerle ge-
ş J.D. Bernal, ş ı Ş geriye dönebilir ve
ı bu moleküler terimlerle tarif edebiliriz: Engels'i ş
leterek, 'hayat, protein-nükleik asit ı hare-
ket ı ı diyebiliriz. Bütün ı içeren bir hayat
için ı olmasa bile, bu, ğ ve ğ kendi
ı hayat ı ı ğ ve en küçük virü-
süne kadar her elementinin, sentezlerini belirli bir moleküler
(1 59) Orhan ğ Toplu111bilim ğ s. 337.
284 İ ve Bilim
rnekanizmaya göre ş ğ biyokimyasal bir birliktir.
Uzun bir zaman için bu, biyologlar ı ı yeterli bir ğ
ş ı ı ama ı kökeniyle ilgili sorular hala ya-
ı ı ş ı Oysa bu denli ğ ve ş mekanizma-
ı ı ı mevcudiyet ğ söylemek çok ı ş ı
bir ı ı olur. Böylesine faraziyeler, çok daha ma-
zur bulunan ilkel ı ı ı ş efsaneleri ı yönel-
ten ı zihni ğ sonucudurlar. Bu konuda ş bir
alternatif bulmak zordur, ama ı kökeniyle ilgili bir teori
ş ş ı ş ı bile. <
160
)
ğ konumuza devam edelim: İ
(antropoloji) ı son bulgular günümüzden dört yüz
milyon ı önceki Silur döneminde deniz ı ı ş
ı ğ ı ı üç yüz milyon ı önceki Karbon döneminde kara bit-
kilerinin ğ yüz elli milyon ı önceki ]ura dönemin-
de dinazorlada sürüngerrlerin ğ ı ş milyon ı
önceki Eosen döneminde de maymun ve ilerde ş ı
muhtemel ı ğ ı ğ ı ı meydana ş Bu
ğ kalma fosil ı ı ı günümüzden otuz ş mil-
yon ı önceki Oligosen döneminde ş ı ş olan Aegyptop
ithecus Zeuxis'in ş ı ı maymun türlerin-
den Dryopithecus'ün ı ğ ı ı ı ı ı ş ı
Dryopithecus Africanus ı verilen bir maymun türü ise, gü-
nümüzden yirmi ş milyon ı önceki Miosen döneminde
ş ı ş ı Bu ğ bulunan Ramapithecus Punjabicus ve Ken-
yapithecus Africanus'ün insan türünü meydana getirecek olan
ilk ı ı ı ı ı On iki milyon ı
önceki Pilosen döneminden hiçbir fosil ı ş da üç
milyon ı önceki Pileistosen döneminden ilk ş may-
mun grubu ğ ı Austrolopithecus fosilieri bulun-
ş Çünkü, bunlara gelinceye dek bütün maymun grup-
ı ğ ğ ş bu grubun yerde ş ı ğ ı
ı ş ı Bu maymun-insan fosillerinin ilki 1924 ı ı
(1 60) J .D. Bem al, Bili111sel ı s. 596.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 283
ş sistemleri ve gezegenler ş ş Bunlar ı
uygun ş için gerekli tüm ş sahip olan Dünya'da,_
milyar ı uzanan bir süre sonunda, ş belirtileri ortaya
ı ı ş ı Uygun ş ı ş ş ı ş ş
menin ürünü olarak ı ı insan ve onun zeka ve be-
cerisinin ı ş ı ğ ı bilim ş ş
Bu süreci ı özetleyelim:
"Engels ş der: ş proteinli cisimlerin ı biçi-
midir. Proteinli cisimlerin temel ğ meydana getiren ş
ğ çevreyle ı sürekli ve ş ı ı ı madde ı ş
ş ( ... ) ş temelde bir hareketlilik ğ tüm
evren ş ı Protein maddesinin bitkisel ve hayvansal
ı özümleme, büyüme ve üreme özellikleriyle beliren
ş biçimi, evrensel ş ı özgül bir biçimidir.. . Ya-
ş harekete, organik olmayan hareketin ş ş
ş ı ğ ı ğ ı ş ş ...
ı organizma, çevresinin etkilerine aktif tepki gösterir, bu-
nu yaparken de yeniden kazanmak zorunda ğ bir enerji
harcar. İ ş ilkel protein maddesi, ş ş protaplazma ı
hücrenin içindeki albüminli madde) çevresinden bu enerjiyi
alma ğ edinmekle ş ş ı ş ı ş En
ı ve ilkel ı organizmalarda bile var bulunan ı
giderek ş ş ve yeni organlar ş en yetkin biçi-
mine, insan ı ğ ı ş ı ş ı


Engels'in öz olarak ı ş olmayan ve o ı bilgisi
çerçevesinde sorunu formüle eden ı ı ı yeni verilerle ge-
ş J.D. Bernal, ş ı Ş geriye dönebilir ve
ı bu moleküler terimlerle tarif edebiliriz: Engels'i ş
leterek, 'hayat, protein-nükleik asit ı ı hare-
ket ı ı diyebiliriz. Bütün ı içeren bir hayat
için ı olmasa bile, bu, ğ ve ğ kendi
ı hayat ı ı ğ ve en küçük virü-
süne kadar her elementinin, sentezlerini belirli bir moleküler
(159) Orhan ğ Top!u!llbi!i!l! ğ s. 337.
284 İ ve Bilim
rnekanizmaya göre ş ğ biyokimyasal bir birliktir.
Uzun bir zaman için bu, biyologlar ı ı yeterli bir ğ
ş ı ı ama ı kökeniyle ilgili sorular hab1 ya-
ı ş ı Oysa bu denli ğ ve ş mekanizma-
ı ı ı mevcudiyet ğ söylemek çok ı ş ı
bir ı ı olur. Böylesine faraziyeler, çok daha ma-
zur bulunan ilkel ı ı ı ş efsaneleri uydurmaya yönel-
ten ı zihni ğ sonucudurlar. Bu konuda ş bir
alternatif bulmak zordur, ama ı kökeniyle ilgili bir teori
ş ş ı ş ı bile.c
160
)
ğ konumuza devam edelim: İ
(antropoloji) ı son bulgular günümüzden dört yüz
milyon ı önceki Silur döneminde deniz ı ı ş
ı ğ ı ı üç yüz milyon ı önceki Korbondöneminde kara bit-
kilerinin ğ yüz elli milyon ı önceki J ura dönemin-
de dinazorlada sürüngerrlerin ğ ı ş milyon ı
önceki Eosen döneminde de maymun ve ilerde ş ı
muhtemel ı ğ ı ğ ı ı meydana ş Bu
ğ kalma fosil ı ı ı günümüzden otuz ş mil-
yon ı önceki Oligosen döneminde ş ı ş olan Aegyptop
ithecus Zeuxis'in ş ı ı maymun türlerin-
den Dryopithecus'ün ı ğ ı ı ı ı ı ş ı
Dryopithecus Africanus ı verilen bir maymun türü ise, gü-
nümüzden yirmi ş milyon ı önceki Miosen döneminde
ş ı ş ı Bu ğ bulunan Ramapithecus Punjabicus ve Ken-
yapithecus Africanus'ün insan türünü meydana getirecek olan
ilk ı ı ı ı ı On iki milyon ı
önceki Pilosen döneminden hiçbir fosil ı ş da üç
milyon ı önceki Pileistosen döneminden ilk ş may-
mun grubu ğ ı Austrolopithecus fosilieri bulun-
ş Çünkü, bunlara gelinceye dek bütün maymun grup-
ı ğ ğ ş bu grubun yerde ş ı ğ ı
ı ş ı Bu maymun-insan fosillerinin ilki 1924 ı ı
(160) J.D. Berna!, Bi/itme/ Tarihi, s. 596.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 285
Rodezya'da ş Daha sonra bu türden düzinelerle
fosil meydana ı ı ı ş ı Bu fosilietle birlikte bunlarca ya-
ı ı ğ ı ı ş ı ş ı da ş Pi-
leistosen döneminin üçüncü buz ğ ı önce insan türü-
nün ş ölçüde ı ı ğ ı ı ı Neanderthal ı
bu ilk insanlardan biridir ve home sapiens Neanderthalensiz
ı ı ı Bu dönemin dördüncü buz ğ ı Nean-
derthal ı ı hemen tümüyle yok ş Ama, bu ğ
sona ermeden homosapiens ı verilen gerçek insanlar dünya
üstünde ş Sürüp gitmekte olan soyumuzun
ı ı Bu insanlar ş ı halinde var ş
ı Bu ı ı ilki de Cro-Magnon ı ı ı
Günümüze kadar gelen ı tarihini ı ş ı özet-
leyen bir hesap, milyonlarca ı ı ş ı ı hayvanca sürdü-
ren ı birdenbire ı ı ğ ı ı ve çok ı ı bir evrime gir-
ğ göstermektedir. Bu evrim gelecek ı çok daha
ı ve ş kestirilemeyecek, kestirilse de ı
mayacak boyutlara ş ı Bütün ş ı ı ş ı he-
nüz ilkellik ğ ı ı ş olan insan, gerçekten insan ol-
ma yoluna böylesine bir ı ş ı Birkaç
ı sonra klasik ı ı yitirerek ilkellikle ş ş
cak olan ı gerçekten ş ı Uzmanlarca ı
bu hesaba göre insan, yedi ş ı ilk zeka belirtisini göster-
ş ş ı ı ş ı ş ı Sonra, yirmi ş ş ı ka-
dar on sekiz ı bu zeka belirtisiyle ş ş bir ş
ı ş ı Yirmi ş ş ı ş ş Elli ş
ş ı gelinceye kadar bir yirmi ı daha ş ı yontup ş
ı ı ş bir ş yapamadan ı ş ı Elli ş ya-
ş ı ı ğ ğ bir ı daha atarak, ı ş
ı ş ı Bir üç ı da ş yontup ş ı ı ve ölülerini gö-
merek geçip ş Oysa elli sekiz ş ı onun birden-
bire ı ı ğ ı ı ı ğ ğ ı ş ş ı ğ ı ı
mekteyiz. Çömlek yapmakta, ğ ı ş ı
üretmektedir. ş gittikçe ı ı İ ğ ı ş
meye ş ı bir ı sonra, ı ı göre elli dokuz ya-
286 İ ve Bilim
ş ı madenierden yararlanmakta ve evler ı ı
ay sonra da alfabeyi ş Çünkü ı sayacak ve ı
ca da unutmamak için zorunlu olarak yazacak ı ı
Alfabeyi bulduktan yirmi ş gün sonra ı ş bir
ay sonra da ı ı kaleme ı ş ı Böylesine
bir ı ı ı gerektirirdi elbet. ı ı
ı iki gün sonra ı ş ondan iki gün son-
ra da buhar makinesini ı ş ı Dinamo ve motor, buhar
makinesinden bir gün sonra ı ı ş ı ı ş ş ı in-
ı ı ömrünün son saatlerinde de ı telefonu, radyo-
yu, televizyonu, ı ş ve özel gemileriyle uzayda
ş ş ı ş ı
ı ı ğ ş sürecini Alman bilgini
Friedrich Engels ş ı 'Ekonomi politikçiler ş
(emek) bütün zenginliklerin ğ ı ı derler. Fakat ş bun-dan
da öte sonsuz bir ş İ ı tüm ı ğ ı için ilk temel
ş odur ve bu ölçüdedir ki bir anlamda ı ş ı ş ı
dememiz gerekir. Yüz binlerce ı önce, ı üçüncü
zaman dedikleri, henüz kesinlikle saptarramayan dünya tarihi
dönemi ı ı belki de onun ı ğ ı
ı bölgesinde -muhtemelen ş Hint Okyanusu'nun di-
bine ı ş büyük bir kara ı üzerinde- insan benzeri
ı son derece ş ş bir ş ğ ı ş ı Bizim
bu ı ı ı Darwin ş ğ ı ı ı ı ş ı ı
bedeni tamamen ı örtülüydü, ı ve sivri ı
ı ve topluluk halinde ğ ı üstünde ş ı ı Bu
maymunlar, belki de özellikle ş ı ş biçimleri ı ı
ğ ı ı ellerine ve ı ı fonksiyonlar
ı düz yerde yürürken ellerini kullanma ı ş ı ğ ı
ı ş ş ı dik biçimde bir ş kazanmaya
ş ı Böylece maymundan insana ş en önemli ı
ı ı ı ş oldu. Bugün bütün insan-benzer maymunlar ayak-
ta durabilirler ve iki ayak üzerinde hareket edebilirler. Ama
bunu ı zorunlu hallerde ve pek beceriksizce yaparlar. Do-
ğ ş ı diktir ve ellerini de ı ğ ise el
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 287
kemiklerini yere dayar ve sakat bir kimsenin koltuk ğ
riyle ş gibi bükük bacaklarla uzun ı ı be-
deni titretir. Genel olarak, maymunlarda dört ayak üzerinde
yürümeden iki ayak üzerinde yürümeye ş bütün basa-
ı ı bugün bile görebiliyoruz. Ama iki ayak üzerinde
yürüme onlar için bir son çare hali olmaktan öte ş
ı ı ı ı ı dik yürüme önce bir kural ve za-
manla bir gereklilik haline geldiyse, bu, arada geçen zamanda
eller için gittikçe ğ ş ı ş ş ş zorunlu
ı ı ş ı El ve ğ ı ı ı ı meydana
ş maymunlar ı da görülür. ğ gibi ğ
ı el, ayaktan ş türlü ı Daha ş ğ ı me-
meli ı ön ı ı ş ı gibi el daha çok
yiyeceklerin ı ve ı ı eder. ı
maymunlar ğ ı ellerle yapar, hatta ş
gibi kötü havadan korunmak için ı ı ı mey-
dana getirirler. ş ş ı korunmak için ı el-
lerle yakalar, ya da meyveleri ve ş ı bunlarla ı ı Ya-
ı ı insanlardan kopya ettikleri birçok basit hare-
ket için ellerini kullamrlar. Ama insana en çok benzeyen
ı bile ş ş eliyle binlerce ı ı ş yoluy-
la son derece ş ş insan eli ı ı ne kadar bü-
yük ğ burada ş ı ı Kemiklerin ve ı ı ı ile
genel düzeni ikisinde de ı Ama en ilkel ş eli,
hiçbir maymun elinin taklit ğ yüzlerce ş yapar.
Hiçbir maymun eli ş ı ğ ı en ı bile meydana ge-
ş ı ı ı binlerce ı ı sürede maymundan
insana ş ı ı ş ş eli ı ı ğ
ilk hareketler ş ı herhalde en basitleriydi. En ilkel
ş hatta aym zamanda fiziksel bir gerileme göstererek
daha çok hayvana benzer bir duruma ş bile, bu ge-
ş dönemi ı ı çok daha üstündür. İ çakmak ta-
ş ı insan eliyle ı haline getirilinceye kadar, öyle zaman dö-
nemleri ş ki, bizce bilinen tarihsel dönem onunla kar-
ş ı ş ı ı ı önemsiz ı Ama ı ı ı ı ş ı el özgür
288 İ ve Bilim
hale ş ve ı durmadan yeni beceriler kazanabiliyor-
du. Böylece ı daha büyük esneklik ş ş ğ
geçiyor ve ı O halde el, ş ı olmakla kalmaz,
ı zamanda bu ş ürünüdür de. Ancak ş gittikçe yeni ha-
reketlere uyma, bu yoldan ş ş ı ğ ı
ı daha uzun dönemler içinde kemiklerin ı yoldan geç-
mesi bu ı ğ yeni, gittikçe daha ı ş ı hareketle-
re gittikçe yenilenen biçimde ı insan elini Rafael'in
ı ı Tharwaldsen'in heykellerini ve Paganini'nin müzi-
ğ yaratabilecek bir mükemmellik düzeyine kadar ş
tir. Ama el tek ş ı ğ O, son derece ş ı bir
tüm ı ancak tek bir ı ı Elin ı ğ ı
ş bütün beden de ı hem de iki yoldan. Önce
Darwin'in ğ gibi, büyüme korelasyonu ı yarar-
ı Bu yasaya göre, bir organik ı ğ ı ı ı ı
belli biçimleri, ş onlarla ğ ı ı ı olmayan ş par-
ı belli biçimleriyle her zaman ğ ı ı ı ı Böylece, hüc-
re çekirdeksiz ı ı ı kan hücrelerine sahip ve ı iki ek-
lemle (kandil) ı ilk ğ ğ ı ğ ı bütün hay-
vanlarda hiç eksiksiz; ı emzirmek için süt bezeleri de
ı Bunun gibi, memeli hayvanlarda çatal ı kural
olarak ş getirmek için ı ı ile ğ ı ı ı ı Belli biçim-
lerdeki ğ ş aradaki ğ ı ı ı ı durumda
ı ğ öteki beden ı ı ı ı biçiminde de de-
ğ ş sebep olur. Gözleri mavi olan tamamen beyaz ke-
diler her zaman ya da hemen her zaman ğ ı ı İ elinin
gittikçe ş ve buna paralel olarak ğ ı dik ş
ı hiç ş böyle bir korelasyon yoluyla organizm-
ı öteki ı ı ı üzerinde de etkisini ş Elin ge-
ş ı belirlenebilecek biçimde geri kalan orga-
nizmaya ı ğ ı etki daha önemlidir. Daha önce ğ ğ
üzere, bizim maymun ı ı sürü halindeydi, bütün hay-
ı en ı olan ı toplumsal olmayan bir
önceki ecdattan ı ı ş ı ı ı ı ı ğ ı ı ı Elin
ş ş ş ğ üzerindeki egemenlik her yeni
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 289
ilerlemede ı ş ı ı ş İ ğ
maddelerde sürekli olarak yeni, o güne kadar bilinmeyen özel- _
likler ş Öte yandan ş ş ş ı ı ı destekle-
me, ş etkinlik hallerini ğ ı ve bu ş et-
ğ her birey için ğ ı ğ ı ı bilincine gittikçe yak-
ş ı zorunlu olarak ı ediyordu. ı ı ş
insanlar, birbirlerine söyleyecek bir ş ğ nok-
taya ş İ kendine bir organ ı Maymunun
ş ş ı ğ ı durmadan daha ş ş modülasyon el-
de etmek için ı modülasyon yoluyla ş ama ğ
biçimde ğ ş ve ğ ı ı ş ş birbiri ı
ahenkli harfleri söylemesini ğ ... Önce ş sonra onunla
birlikte dil, bir maymunun beynini etkileyen en önemli iki dür-
tü ı ve bu etki ı maymun beyni, bütün benzer-
ğ ğ çok daha büyük ve çok daha üstün bir insan
beynine ğ ş ş
Engels'in de ğ gibi insan ğ ı ürünüdür ve
ı bir hayvan olarak ş (biyolojik) evrimin so-
nucudur. ş evrimden insansal tarihe ş emek-
le ş ı ş ı İ ğ hayvansal çabadan ı bu
ğ bilinçli ş Emek ve bilinç, birbirlerinin ş
olarak, insana özgü bir diyalektik ş Yüksek hayvan
türlerinde beliren zeka ve onunla ı ı ı olarak ş ş bulu-
nan çaba, evrim sonucunda, insansal bilinç ve bilinçli ğ
ş ş Bu ş pek uzun bir evrimin ürünüdür.
Hayvansal zeka ve çaba sadece ğ yararlanmakla kal-
ı ş ğ ı ı uygun olarak ğ ş ona egemen olun-
ca ş ı ş ı İ onu meydana getiren ğ ş
ı ş ı ı ş ı ş ı ve bu yüzden ı o ğ ko-
ş indirgenemez. Bilinç ve eyleminin, birbirlerinin ş ı
ı ı olarak etkilernesiyle ş uzun bir evrim sonunda
alet ı ş ve hayvandan ı olarak kendi kendini ş
ı ı
(161) Orhan ğ Toplu111bili111 ğ s. 206-208.
290 İ ve Bilim
ı ı ı ş ve elierin ernekle kulla-
ı ı ş ş zorunlu ş olgu-
sundan geçerek dil-bilinç olgusunu meydana ş Bilinç
ı toplumsal ş ve ğ içinde çevresini ve ken-
disini ı ı ğ zihinsel süreçlerin ı ı ı ı
dil gibi ş ş kurma ğ ğ ş ve ilk
ı beri dil temeli üzerinde ş Engels, ş
ı ortaya ı ı ş ı ı maymun beynini ı ı bilinçlendi-
rerek insan beynine ş ğ dikkat çeker. Bilinç, sade-
ce insanda bulunan en yüksek ı biçimidir. ğ ı in-
sanlann sosyo-ekonomik üretim faaliyetleridir. Ancak üretim
sürecindedir ki insanlar toplumsal ş içine ş nesne-
lerin özelliklerini ve çevrelerini ı ş ı ı kendile-
rini de ı ı ş ı Bundan ötürüdür ki, bilinç toplumsal bir
olgudur ve toplumun ı ş ı asla ş


İ toplumu ı ı insan usu, insan bilinci ve in-
san ş de ı Bilinç, ğ ellerimiz, ı ı
gözlerimiz ve ı ı söz konusu ğ gibi ğ ı ba-
sit bir ürünü ğ Bilincin ortaya ı ve görevini
yapabilmesi için ğ ş temelinin ı ı top-
lumsal ş (toplumsal ş ve insan toplumu) da ge-
reklidir. İ bilinci, karakteri itibariyle ı İ
ı toplumsal ş toplumsal ş ı ve hare-
ğ ı ş olarak ortaya ı Bir çocuk
ancak bir insan ğ içinde ş bir insan olabilir.
İ ı özü, tek ş ı bir bireye özgü ve soyut bir ş de-
ğ toplumsal ş tümüdür' . Bu gerçek genel olarak
insan konusunda herhangi bir ı yürütmeyi gereksiz ve ola-
ı ı İ bütün ı ğ ı ş bir ürünü-
dür ı ki bir elma da, elma ğ ı ı ğ bütün bir ğ
ı ürünüdür). İ toplumsal soyunun yüz binlerce ı ı
deney ve bilgi ı sahiptir."C
163
)
C
16
2J Orhan ğ Toplumbilim ğ s. 46-47.
(1 63) A.g. e., s. 209.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 291
İ ş ı ı öyküsüne dair bu genel bilgi ve sürecin
ı örgüsünden tekrar ı ı ş efsanesine dönelim.
Buna göre tüm bitki ş hayvan cinsleri, insanlar ve hat-
ta tüm ğ bugün bilinen haliyle ı ı ş ı Öyle ki, Mu-
hammed dönemindeki dokuma ve elbiseler bile ı ı
"Ey ğ ı ı yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süs-
leyecek elbiseler gönderdik. .. " ifadesinde ğ gibi, Al-
ı ı ı ı ş ı
Yani ı ı ş öyküsünde evrimin hiçbir türüne, ı
ı ı ı ğ ı onun becerisine yer yoktur. Öyle ki, "ilim" de-
nen her türden bilgi de Allah ı belli insanlara ve tabii
ilk insan Adem'e ş Elbise, üstelik ı yerleri ört-
rnek" gibi ş bir amaçla, Allah ı "gönderil-
ş Tabii bilimsel olarak bunlar ancak birer ı
ı ı ğ bitkilerin de ı ı en il-
kel biçimleriyle ş ğ ve giderek ş ı ş ı ı ş
ı ğ ı sadece belli yerlerde ş ş olan kimi bitkilerin, ğ
yerlere insan ı ı ğ ı ş ı ı ğ ı ğ giderek bugün-
kü ş ve niteliklerine gelinceye kadar pek çok ğ ş
ğ ı ş gerçeklerdir. Bunun gibi ş ş pek
çok bilginin de ğ gibi evrim, ı ı maddenin
tüm biçimleri için, mutlak bir yasa ı
ş ı çok kesin biçimde ş ki kendileri-
ni ı ı ğ belgeler ı ı ş olan en eski ğ insan-
ı ı hayvan ı Az önce ı bilimsel
çizelgedende ğ gibi; ı ğ 15. yüz-
ı ı ğ 20. ı kadar geçen zaman,
ı takvimi içinde üç güne ı ğ insan ilk zeka
belirtilerini yedi ş ı göstermeye ş ı ş ve bundan son-
raki on sekiz ı ş ı öte bir yetenek göstererne-
ş tir. Bu süre, gerçek takvimle milyon ı fazla zamana
ş ı ı gelmektedir. Bundan sonraki yüz binlerce ı zama-
ı ı ı ş ı ı ı ş kullanma becerisini ş
mekle ş Bu uzun süreçte insan önce ş ş
tirmeyi ğ ş sonra ondan ı ı ve koruma ı olarak
292 İ ve Bilim
ı ş giderek ı ğ ı ı etlerini ş ve
çömlek ı ş ş Her ş çok ş ş ş ve
tabü bu ş bilinç de ş ş Bu ve daha sonra-
ki uzun dönem boyunca insan ı tannlara yer ı
Çünkü daha ı ı yaratacak kadar bile ş ş bilinci.
Bundan sonraki on binlerce ı içinde, ölüm yoluyla kay-
ğ sevdiklerini gömmeyi ğ Bu arada ş ş
ı ötesine geçip dilini ş ş ı ş ı İ top-
ı ı birbirleri ile ı ı ş ş ş
ma benzeri ş ı deneyimlerin ş ve ta-
bü av tekniklerinin ş ğ ı Bu yüz binlerce ı ı
zaman diliminde insan, ne bulur ne avlayabilirse onu tüketen
konumuyla henüz üretmekten ı Daha sonra ı
ve dinsel inanca ş olan ilk talihsiz ş ş bu
dönemlerde ş
ı üretimin ş ı önce ğ ş av biçim-
lerinde beceri gösteren kabileler, ı bereketli ı ı ğ ı inan-
ı ğ ı daha önceki deneyimleri kutsayan büyü yöntemleri ş
tirdiler. Av becerisi veya yarar ı ı göre, ı hayvan
ve bitki cinslerini kendilerine totem ı Belli suretler, sem-
boller kullanarak, temsili danslar yaparak hayvan ya da bitkinin
ş ı ı ğ ı Bu arada kutsal
ı ş ş yasaklar ş İ ş ı evriminin
bu döneminde, ğ ş ı ı ğ ürünü olan ilk
inanç biçimleri ortaya ı ı Sonraki on bin ı önce çok
ı ve giderek tek ı ı ğ ı ondan medet umma ı ş
ı ğ ı bu arkaik dönemden ı
İ süreç içinde ı ş ve sonra
birkaç türle ı ı ı olarak bitki üretmeyi ğ ğ ı do-
ğ üzerinde etkili ğ farkederek ş önemli
bir kilometre ş ı ı daha geride ı ı ş ı Bu dönemde in-
san ev ı da ğ ş Yabani ı ı ğ
üremesinin gözlenmesi ı ı bu süreci deneti-
mi ı almak istemesi ile ı üretimine geçildi. Özetle sü-
regelen ı tarihinde, önceden ş ı bir bilgiye
Kur'an 'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 293
hiç ı tam tersine her ş basitten ş ı ğ ş
feelitip üretilerek ş
ı sayesinde ğ egemen ı ilk ı ı ı
ı ş bira yapma, dokuma, alet yapma, üretme, ev yapma gibi
çok önemli bir dizi yeni teknik ş ş ı ş ı Bu sü-
reçte ı komünal ş özel mülkiyete ğ gö-
rüyoruz. Öncelikle av ı ı yemek ş ı ve
giysi ile ı ı ı olan özel mülkiyet, giderek ğ ı ı ş ı
Böylece üretilen-sulanan ı ortak ı ve ortak
ı ı ortadan ı ş ı Yani insan bilinci ve yetenekle-
rini ş özel mülkiyet, ı ve ğ de icat et-
ş ı süreçte, bencillik, ı ı kötülük gibi ahlaki
olumsuzluklar kazanan ı genel ilerleme seyrini ahlaki
erdemierindeki olumsuz ş ş
İ ş olumlu ve olumsuz ı ı kendi ürünü olan
ğ her ş gibi, dinsel inançlar da bu ş ortaya ı ı
yor. Pek çok soruna ı ı ı getirememesi, bu
ı ı ı ı ş götürüyordu. Böylece insan ken-
dini, bizzat kendi ı ğ ı imgenin ı ğ ı durumuna dü-
ş ş oluyordu. MÖ. 8000-3000 ı ı ı Neolitik
Devir'de ı ş Devri), ürünün ş ı için ayinler,
festivaller, adaklar iyice ş ş İ bilinci ı
ı ğ ı her ş tannlara ğ ı gücünden ğ umut
ğ ı ğ ı her ş ı icat ediyordu. ı da ğ
gibi; "(insanlar) kendi beyinlerinin ı ğ ı hayaledere ege-
men ı ş ı Onlar ki ı ı ı ı
önünde yere ı ş ı
Her toplumun kendi ı olan sürüyle ı sürüyle ta-
ı biçimi, ı zamanda doktor ve sihirbaz olan din adam-
ı ve ı anlatan öyküleri ş ş İ ı ı
en ş ı ğ ı ş ı Son-
radan tek ı ı elinin ortaya ı ı ş ı da, ş bu zengin din kül-
türünün ürünü olarak, din felsefesi en ş ş olan ve ş
ı ı esatetten kurtulmaya ı ş İ ş Ya-
ı ğ ı ı ı sadece kendisine ı ı ı ta-
294 İ ve Bilim
lebi ı ş İ bu inançta ı ı çö-
zümü için gerekli motivasyonu ı Böylece bu
küçük Sami kavminde ş tek ı bilinci, MÖ. 5. yüz-
ı itibaren ı ş Tevrat ı Mukad-
des/ ı Acik) ile birlikte, ğ ş ş ı
Tekrar geriye gidersek, milyon ı ı ş ı ı tarihin-
de, ı genelde ğ üzerinde denetim kurmak için ilk
ı ı ı ı ı tarihi, hiç de uzak ğ ı
ş Devri'nden sonra ı ı ı ş ı ş ı ğ ı
onun bir ş ı ı olan tunçun ı ı ğ ı yeni bir ı ça-
ğ ı Tunç Devri'ne girecekti. Bu dönem içinde ilk deniz ta-
ş ı ı olan ilkel gemiler ı ı Bunu takip eden ş bir
ş da yelken oldu. Keza bunun kadar önemli ğ bir ge-
ş tekerlek ve hayvan kuvvetinin ş ilk araba-
ı icat edilrnesiydi. Bu ş ı için çok önemli ge-
ş ğ bir ş ş ı dönemde saban
icat edildi. Bu ı sonucu olan ticaretin ı ile
ölçüleri, hesap ı ve ı ı icat etti. Tabii önceleri tüm
bu ş oldukça ilkel ve günümüz ş ı çok ı ı ı
ı ş ı yetenekteydiler. Ancak önceki milyon-
larca ı ı süreç ş bunlar çok büyük ı ı ve
sonraki ğ ı ı yolunu ı ı ğ ı ı
narak ş maddi temelini ş Nihayet ta-
ı üretimin döngüsü ve kutsal günler, astronomi bilgisine
ğ ı olarak takvimin ı ı ğ ı ş ı ve ş her
ş ı günümüze ş

ı
ı ğ ı ı bilgilerden de ı ki insan son 5-6
bin ı ı düzeye ş ı için, milyonlarca ı ı bir ev-
rim ş ı ş ı Bu evrim içinde, bizim gibi bir insan olarak
tasavvur edilen "Adem" ancak 5-6 bin ı öncesinde yer ı
Halbuki ı tarihi, bunun en az 300 ı öncesine uzan-
ı ı dini kitaplarda geçen Adem'e ı ğ ı ı
zaman ı ğ ı da dünyada, ı tek bir Adem veya Adem
(164) ı ı ı bilgi için bkz.:J. D. Berna!, Bilimler Tarihi, s. 68-102.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 295
ailesi ğ ı ı ı renk, dil ve ı ş
kinlik düzeyleri ı ve ğ birbirinden habersiz olan, bin- .
lerce Adem(!) ş ı ı ı bilimsel gerçekler
gösteriyor ki, ı tarihinin ş ı ı Adem gibi bir ya-
ı ğ yer ı ğ ı gibi, ğ güçlerden, insana hediye
ş en küçük bir bilgi de söz konusu ğ İ ı insan-
ş ı süreci, tamamen kendi ı ı ğ ş ı ı
ı ve bu ş ı sürecinde ş ğ elinin, dilinin, bilinci-
nin ve ş ı ı sonucudur. Bu süreçte, tannlara
yer ı ğ ı gibi, aksine ı ı insan bilincinin ürünü ol-
ğ ğ ile ş ı ş ı ı
Dini ı ş olan ı bilimsel ğ gelecek yüz-
ı boyunca ı ş olumsuz ş Mutlak
kadir, her türden ğ ş ş ı koyan ı ve ı ş
ş ı ı ı ı bir "öbür dünya" cenneti fikri, ı ı
ı ı ş ı ı kaderci olmaya ş Bu yüzden
din ı bilimsel sürecin ı ş ı ı ş
pek çok durumda ı ı saçma hurafelerini ı ş ı ğ ı için,
bilirnin ş de ş
Gerçekten de ı bugünün ş bilgi düzeyi ile
ı ş bir Adem ile ş ı ş ı ş bir in-
ı tarihi ile ş ı ş ı ı ı hem çok daha
ı ı bir ş izleyecek hem de ş ş ı dün-
yadaki ilk günlerine ş bilgimiz, çok daha zengin ı
İ ı ilk bilinçli izler ı ı ğ ı dönemden öncesine ş
bilgi, insana benzer ama insan olmayan fosillerin ı ğ ı
ibarettir. İ ı henüz insan olmayan bir ı ı gel-
ğ göstergesi olan bu fosiller, insana çok benzer. Kendini
örtmeye yarayan, basit bez ı üretecek düzeye gelince-
ye kadar ı ifade edilen ı ş ı ı ı
egemen cins kabul eden ve çok ğ ş ahlak ı ş ı için-
de ğ dönemler ş ı ğ ı ı da biliyoruz. Bu yüzden ilk in-
ı Adem denen, bilinçli, 'utanma' duygusuna sahip, giyin-
meyi bilen, ı cinsini kendi hizmetinde kullanan, ı
kendine ğ ahlak ı ı ş ı sahip, yeryüzünden çok da-
296 İ ve Bilim
ha ş ı gereken cennette pek çok ş ve görgü
tecrübesi ş ş ı olabilir? Üstelik Ad em o düny§l-ya
ğ her ş bugünkü gibi ğ söylemek için,
ı ğ ı bilgilerinden tamamen yoksun bir karacahil
ğ düpedüz demagog ı gerekmez mi?(*)
İ ı tarihine ş bu özetten de ı ki, insa-
ı ı "Adem" ı verilen bir masal ı ğ in-
san öncesi bir ı ı Onun da sülalesi, maymuna, onunki
de ta ilk ı organizmaya, onunki ise organik olmayan mad-
deye kadar ı Dünya'da - Adem ı hareketle, ı
Adem ş insanlar bir yana ı ı ı gerçekte Adem
diye bir ı ş ı ş ı
Adem, daha ı ı ğ ı anda ş ı biliyordu. Oysa
ş eylemi, dünyada ilk ı görünmesinden yüz bin-
lerce ı sonra ortaya ı ı ş ve üstelik dinlerin ortaya ı ı ğ ı
dönemdeki çok sözeüklü ve sistematik düzeyine ş
için, yine yüz binlerce ı geçmesi ş Ne var ki Adem
öyküsü gibi eski din ı yer alan, ı önce tek
ümmet ğ sonradan ı ı bölüp ı ı diller
ğ öyküsü de Kur'an'da ı Oysa ı tarihi-
nin hiçbir döneminde tek ümmet ı İ topluluk-
ı ı ı anda ı ı yerlerde var ğ ğ bir
(') Burada, günümüzde ş ı ş düzeyi ş ı ı ancak bir espri konusu olabilecek bir
ğ gerçek ile ş ı ş ı ı ğ gibi ilk ğ ş bulgular bize o dönem
insan ve ı ğ ı ş ı hemen hemen her türden bilgiden
yoksun, yeterli ş uzak ş ı ğ ı ı gösteriyor. Bu ı ş götürmez bilgiler
ı ş ı ğ ı ı ı ı ı ı çok daha fazla ı bir ğ de kabullenmek zorunda
ğ ı Adem'e ı ğ ı ı noktada, onun ğ ı ı da her ş böyle
ilkel ğ kabullenmek ı İ ı ğ ş ı ı ı ğ ı ı kabul edemez ilke-
liktc bir yer olan cennettir sözü edilen!.. ı ş Adem'in kavramsal ı için de geçerli-
dir. Melekler ş ı ı ı ı Adem'e "bütün isimleri ğ ğ ı ı Oysa Adem
ve nesilleri, ı boyunca cahil ı ı bile hak ederneyecek denli ilkellik ş ı
ş ı ş ı
( .. İ Bakara-213'te ".nsanlar önce tek ümmetti. İ ı anla ğ
için Allah onlara ı ve ı ı peygam er er yo ı ifadesine ş ı ı Hucurat-
13'te, "Ey insanlar, ğ biz sizi bir erkek bir ş ı Ve birbirinizle ı ş ı
için sizi kavimlere ve kabildere ı ı .. " denir. ğ gibi, ı ı ş
ı ğ ş ğ ş Bakara-213'e ş ı ı bizzat ı "birbirinizle ı ş
ı ı için ı ı ğ ı ş Hucurat-13 ı ş bir yana, ı ş için ı ı
ğ ı ı ı da zordur. İ ı ğ ı tek bir "Adem" sülalesinden ı ş ı ğ ı aksine de-
ğ ş mekanlarda ı siyah, beyaz vb. ı ı ş ğ da ı
yana, dil de ş ı ğ ı küçük topluluklardaki gereksinimlerin, }
ürünü olarak ortaya ı ı ş ı Beynin sol ş ı ı ko- .li
ş ı harekete geçiren bölge (Broca bölgesi) ile buna para-
lel olarak meydana gelen ı ı ı ğ ş ko-
ş ı ğ ı ş ı Yani her ş gibi basitten ş ı ğ Ş
ğ önce sözcük telaffuz ğ sonra sözcükler ve gi-
derek ilkel düzeyde çok ı ı dil ş ş Bu dille- f
rin bir ı ı ı kullanan ı ş ı ğ ı ş
ğ ı olarak ortadan ı ş ve kalan diller de ı kullanan
ı ş ı gereksinimlerine cevap verecek ş
ş ş tir. Yani dil de Adem'le birlikte ı ş
ş içinde ş ş ve bu sayede ı hayvandan ı
ı evrim ş ş İ ı ş hayvan ı '":
esprisi bu ğ ifadesidir.
r-
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 297
Günümüzden dört yüz bin ı öncesine
dir. Pirene ğ ı bulunan Tautavel ı ı anatomisi
üzerinde ı ş ı dört yüz bin ı öncesine ait bu
iskeletin, ş için gerekli özelliklere sahip ğ f'
ancak henüz (a), ı ve (u) seslerini ve dilin belli bir ı ı ğ ı ı
gerektiren (k), (g), (z), G) ve ş gibi sesleri telaffuz edecek ge- '
ş yoksun ğ ortaya ı ı ş ı Özetle, ş ...5
ı kelam ı diyen Tevrat ş olmak üzere, onun
Arap kültür birikimi çerçevesinde ğ ş ı ş
hali olan Kur'an dahil bütün kutsal ı daha ı ş
ş ı ğ ı temelsizdir. Çünkü, önce eylem ,
ş için ş ı ve dil, ı ı ş buna
ralel olarak yüz binlerce ı ş
Bir ğ bilimsel bulgu ya göre, Antik ğ da b
süresi üç ı ı ı ş ı o aönemde, insan ömrü or-
talama yirmi ş ı gibi ı bir süre iken günümüzde, ortala-
ma ş ş ı ı Bu gerçek de bilinçli bir ı ı ş ı
söz konusu ı ğ ı ı aksine ş uyum yetisi artan
insan ı ı evrimini ortaya ı Dünyada-
ki ı süresini yirmi ş ı olarak saptayan ı ğ
men, ı ömrünü ş ş ı ı ı ğ ı ı görüyoruz.
298 İ ve Bilim
ı tarihsel süreçte ortalama ş süreleri iki üç ı olan
kedi ve köpekler, daha ş ı ı uyum yetenekleri ile ş
sürelerini on ı ı ı ortalama ş ı bir
ı ş elde ş Demek ki ı ş varolan ölçüler
ğ ş Bu durum da sürecin, bilinçli bir ı de-
ğ maddi ş ğ gösteren, tipik bir ı
ş ı
ğ yandan halen dünyada ş siyah, beyaz, ı
ı insanlar daAdem öyküsü ile ı Evrim ger-
ğ reddederek günümüz ı ı Adem prototipinin ürü-
nü ğ ı olanlar, ı ı ğ ı gibi ğ ş
meden ı sürdürme" ş ı ı ile insan cinsleri ı
daki ş ğ ı ğ ı yoksundurlar. Oysa
günümüzde çok iyi biliyoruz ki ı soydan-gelirole ku-
ş ş geçen ı özellikleri, çevre ve ş
ş ı ı sonucu olarak ş ş ve bu da, evrimin
bir ğ yüzünü ortaya koyar.
"Darwin'in ortaya ı ğ ı bütün halindeki ı
evrimi ı bütün hayatta yer alan ortak molekül süreçle-
rinin evrimini de kapsamak üzere ş ş yeryüzünde ha-
ı organik ğ ı ı ı ş ı Bu da ortaya,
yeni ve büyük bir sorun daha ı ı ş ı bu bir tek kimyasal
ş bakteriden insana ve ş ğ ı kadar ş bi-
çimleriyle ı oluyor da kendi kendini sürdürebiliyor? ( ... ) Ha-
ı kökeni ve bununla, gezegenlerin, ı ı ı ve galaksi
sistemlerinin kökeni ı ş sorunu ş ı ı ı ı
yor. Mikrokozmos ile makrokozmos ı ğ ı ast-
rolojinin mistik hayal aleminden deneysel ve denedenebilir
olgular ı ı ı ş ı
" ... ı ı tarihinde ilk kez, nebuladan siyasete ka-
dar tüm bilgi ı ı kesin bir ğ ı ı ı ı umabiliriz.
Bu genel tablo, ş ilkin astronom Charlier'in ı ş uzay-
da ğ fakat gerçekte bütün ğ geçerli karakteristik
bir ı ı ortaya ş Her yerde kutu kutu içinde bi-
rimlerden ş bir sistem görüyoruz; bunlar belirli bir ş
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 299
mada ğ ı daha büyük birimleri ş sonra on-
lar da yeniden ğ ı ğ ı ı gaz ve tozdan, ı
ı kümeleri ı ı galaksiler, ı ı kümelerinden, ga-
laksi kümeleri ve meta galaksiler galaksilerden meydana gelir.
Buna benzer bir biçimde nükleik asitler gibi karakteristik mak-
ro moleküller hücreleri, onlar ı dokular ı or-
ganlar ı ş ı hepsi ı mekan-
da ğ zamanda da var olan düzenlemelerdir. Her bir kar-
ş ı birim kendi evriminin belirli bir ş ı her yerde
ı oranda olmak ş ı kendini gösterir, zira henüz ş an-
da ş olan ı ı ı bundan iki ya da üç mil-
yon ı önce ş organizmalar var ş

ı
Bernal'in ifade ğ bilimsel gerçeklik nedeniyle, Darwin
Teorisi ile çizilen evrim ş ı ı ı ı ı geçersiz
olsa bile, ı ı ı bir evrimin ürünü ğ ger-
ğ gölgelenmiyor. Yani kimi ı evvellerin, ş bilim sü-
reci içinde, Darwin'in bilim tarihi ı ı ğ ı ı nitelikte
olan ş ı ı ı ı ı ha-
reketle, Adem efsanesini ğ ı ş ı ı ğ ı
yoktur. Çünkü evrim, ş ı organik ğ ve ş
mü ı ı bilimsel bir gerçek ğ ş ı ş ı bile.
Bilim felsefesi daha 19. ı ı itibaren, ev-
rensel ğ ı ı ve ğ bilimsel verilerden hareketle, felsefi
düzeyde ortaya ş Buna göre, "Evrendeki olay ve ol-
gular, birinin ı ğ ı öbürünün de ğ ş gerektirecek
ğ ı ı içinde ı "( .. . ) Evrenin maddesel bir-
ğ bu ğ ı ı ı ı ğ ı ve ğ ı ı ı ğ ı temelidir. Tüm olay ve
olgular bu maddesel temelden yola ı birbirlerinden tü-
ş Evrensel ğ ı ı ş ı ı ne ğ ı ne
toplumun ne de bilincin ş ve ş ş ı
"( ... ) Evrendeki tüm olay ve olgular, maddenin zaman ve uzay
içindeki hareket ve ğ ş ve ş ürünüdür.
Bu sürekli maddesel ş nitelikçe ı olay ve olgular mey-
ı J. D. Berna!, Bilimler Tarihi, s. 19-20.
300 İ ve Bilim
dana ş


İ ş felsefi olarak kabul gören bu gerçek, sonraki ı
da da Einstein ı maddi planda ğ ı Ge-
nel ğ ı ı ı ı ı Einstein, "hareket ı ne
olursa olsun bütün sistemler için ğ ı ı ı ve
"(diyalektik materyalizmin) felsefe diliyle ileri ğ evren-
sel ğ ı ı ı ı ğ ı böylece, fizik diliyle dile ş ve ı ı ş
ı Bütün ş ı ı dogmalara ı do-
ğ Einstein, bu evrensel ı ı ı özel ğ ı ı ı ı kura-
ı ı ı ı sonraki on ı içinde ş ş tir. ( ... )
ı ı ı ğ ı gibi, ne mutlak zaman, ne de mutlak
mekan ı Evren, ı ş ş zaman-uzay-hare-
ket-madde ğ ibarettir." demektedir. <
167
) Ve en
ilkelden en ş ı ğ hiçbir ı da bunun ı ş ı ele ı
maz. Esasen fizik veriler temelinde bütün ğ süreçlerin
ş ı ı ı ğ ı ı ı ğ ı ı ileri sürerken ve ı ı mutlak bir
ı ı ğ ı ı iddia ederken Einstein, diyalektik materya-
list felsefeyi ğ ı ı zamanda, ş be-
ğ ve daha 17. ı ğ ı kendi kendisinin ne-
deni olan ve var olmak için ş hiçbir ş muhtaç bulun-
mayan ş diyerek, sonraki dönemde bilim felsefesinin ş
mine önemli ı sunacak olan filozof ı da ğ
ı
Dünyada yeryüzü ı ı ı ğ ı ı ğ ı ı ı ğ ı
da, din çevreleri bunu, günahkar ı ı ı ı ğ ı
afet ı ı ı Ne var ki bilim bu safsatalata son
verdi. ş ı her biri belirli bir ğ ı birikimini temsil
eden tabakalarda, ı fosiller ğ söz konusu hay-
ı o ğ özgü ı ı ğ ı ı ğ sürün-
genlere ikinci tabakadan, memetilere ise üçüncü tabakadan
önce ı ... Böylece İ (ve tabii Kur'an ve
hepsinin temeli Tevrat'taki) ı ı ş hikayesine inanmak gittik-
(166) Orhan ğ Felsefe ğ s. 101 .
(167) A.g.e., s. 126.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 301
çe daha ş

ı
"Evrim kuramma giden yolun ş ı jeoloji ve paleon-
toloji (fosiller bilimi) ı 18. ı ı ı ş
rak ğ daha alt (daha eski) katmanlardaki fosille-
rin daha ı ı ait ğ ı katmanlara (daha
ı zamanlara) ğ ı ı ı fosillerin giderek daha çe-
ş ve daha ş ı ı ı ı ğ ı ı ğ gözlem-
lediler. Fosillerin incelenmesiyle dünyada bugün var olmayan
çok ş ı türlerinin vaktiyle ş ı ş ı ş ı ı
Fosiller, ı ı türlerinin, içinde ş ı ş ı ğ
ş ı (iklim gibi) uygun ğ ş ş ı
ı gösteriyordu. ğ arkeopteriks gibi 'ara' ı ı fo-
silleri, ş ı ilkel sürüngenlerden evrim geçirerek ortaya
ı ı ğ ı ı ı ı


Tabii ı ş ı bu, ara ı fosillerinin ğ ar-
keopteriks'in) sürüngenlerle ş ı bir köprü oldu-
ğ ğ kabul etmeyip onun bir ş cinsi ğ iddia
ettiler. ş pençeli ve ğ ı bir ş bu! Bu ve
benzeri bilim ş ı ı ı gelecek nesiller ı ı hiç ş
kusuz espri örneklerine ş ı ı Luther'in dört yüz
ı önce Kopetnik ı ı ğ göster-
meye ı ş ı ı ı bir astrolog" ş ve benzeri pek
ı ı günümüzdeki ı gibi ...
Fosil ş ı ı ı ı ı bir ş var ve hiç ş
kusuz bu dönemde çok önemli ı ı ı Ş anda elde
bulunan fosiller evrimin tüm ı ı ı kesintisiz olarak göz-
ler önüne ı yetecek zenginlikte ğ Ama insanlar
evrime ğ de ı ı ş sözde kuramma ı ş
elimizde bulunan ı ı da ş ı Gelinen
noktada ğ ı konusundaki ı ş da gün geçtikçe iler-
lemekte ve dürüst bilim ı ı ğ ile konu ş ya-
ş ı ı ğ ş ı (bu noktada belirtmeliyiz
(168) J.D. Berna!, BilifJJier Tarihi, s. 424.
(169) G. Gönenç, Bilim ve Sanat, s. 47.
302 İ ve Bilim
ki, ı ı ş ı dört elle ı ı ı her yerde ı
ı ş ı Piltdown ı ı bu ş en küçük anla_m-
da gölgeleyemez. Elli ı bilim ı ı ı ş sahtekarlar,
bilime, bilim ı güvensizlik yaratamaz. Çünkü, ş
saptama yöntemlerini ş 'Piltdown ı denen ka-
ı ı ı gerçek bir fosil ı ğ ı ı ortaya koyan yine bilimsel
yöntemlerdir. "(
170
)
Tekrar sürecin ş ı dönelim: Darwin 1860'ta Türlerin
Kökeni'ni ı ı ğ ı bilim ve din ı çok ğ ve
sert bir ı ş süreci ş ı ş oldu. ş ı
ı ı ı siyasi nitelikteydi. Dini çevreler, gök cisimleri ve di-
ğ pek çok konuda yitirdikleri ı ı en son ve ş
önem ş ı ı ı konusunda yitirmeye hiç niyet-
li ğ ı ı ı ı ş bilimsel-
ı ı bir yoruma ş ı ı ı engellemek için her ş sonu-
na kadar kullanmadan teslim ı Yine de bilim
çevreleri ı ı Darwinizmin zaferi engellenemedi. Nite-
kim Türlerin Kökeni, "biyoloji biliminde muazzam bir öz-
ş etkisi ı ve ortaya bütün ı ı
geçerli olan tek bir ilke ı ı

ı
Darwin öncesi, "ilkin 18. ı Diderot, Rabinet,
Charles de Bonnet gibi ş ş ş
ni ileri sürdüler. Antik ğ ı ı ı en büyük ş
nürü Heraklitos'dan beri sürüp gelen ğ ş ve durgunluk
ı ş ı böylelikle, ğ ş yana büyük bir ı ş
oldu. 19. ı Lamarck, evrimcilik ı türlerin bir-
birlerine ğ ş yoluyla ş ı ı ş ı ı Lamarck,
bu ı türlülük olgusunun çevre ı ı ı ğ
ğ ileri ş çevresel ş türleri ğ ş ve
ş ı ı karakteristik özellikleri ş
ı 1- ı ı ı ı ğ ileri ş
tür, 2- ı ı çevreye uyma ğ ı ş ı 3-
(170) H. Caner, Bilim ve Sanat, s. 54.
(171) J.D. Bem al, Bililliler ı s. 425.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 303
Çevreye ı ğ ğ ş ı ı ş
lardan ş ğ ş ı ş
cülük ı ı ı Lamarck, ş evrimin sadece çev-
reye uyma ğ ileri ğ ı Daha
sonra İ bilgini Darwin, ı 'çevre'sine ı
olgusu ekledi. Böylelikle kimi türlerin ı olup da ortadan
ı ş ı da ı ı ş oluyordu. Bundan ş tür-
lerin eski türlere göre gittikçe güçlerup ş de ğ
ı daha da ı ı ş ı 20. ı ı ş ı bu
ş türlerin birdenbire ve ı ş
ileri süren ğ ş ı ş ı ı
İ bilgini Darwin'in büyük önemi, kendisine gelin-
ceye kadar kurgusal olarak ı ı ş ı ı ş olan evrim
ve ş ı ş ı ı kesin bir ğ ş ş
ı ı Darwin'in ı ı ğ ı gerçek özetle ş İ ı
da içine alan ı ğ evrimle ş ş bu evrimin itici
gücü ş ı ve bunun sonucu olarak ğ ı
ı insan da bu süreçte bir hayvan türünden meydana gel-
ş Darwin'in bir dünya gezisinde elde ğ bol ı bi-
limsel gözlem ı bu ğ ı seçik ı ı
Böylelikle daha önce Lamarck ı ileri sürülen soyaçe-
kim ve 'çevreye uyma'yla evrim ve Diderot, Rabinet, Charles
de Bonnet ı ileri sürülen, ş türlerin ı
ş ı ğ ş yoluyla evrimci ı ı bilimsel bir
kesinlik ı ş ı Darwin ı ş özetlenebilir:
ı üstünde ş yerler ı bu dar
alanda ş zorunda bulunan ı ı ğ
ı ı ğ ş ı bu ğ ş ı ı ğ
Bu kavgada ş gücü olanlar ı ı ve türlerini sürdü-
rür. Bu, bir ğ ı ı ı böylesine bir ı
ı ı evrimsel bir ş içinde türlerini sür-
dürmektedirler. ş ı ayakta kalanlar belli özel-
likler gösterenlerdir. Bu özellikler sayaçekimle yeni ş
(172) Orhan ğ Felsefe ğ s. 68.
304 İ ve Bilim
geçmektedir. Bitki ve hayvan ş ı ş ı özellikler
gösterenleri birbirlerine ş ı ş ı yeni türler elde
ı bile ğ bu ş ı ı ğ daha ı
ve ğ olarak ı Çevresel etkiler, ı organiz-
malarda ğ ş meydana getirir. Bu ğ ş ı
ı ğ gibi ı ı da ı ı olan
ğ ş ı ı yok ederler. ı olan ğ
ş ise ı ı ş Bu demektir ki, çev-
resel ş uyabilenler ş ve türlerini sürdürürler,
çevresel ş uyamayanlar ise ölüp giderler. İ ş bu, bir
seçme, Darwin'in deyimiyle ğ ı ı Bu ı
da ı olan ğ ş ı organizmalardaki nükleer nük-
leik asiderin moleküllerine ş ve cinsel hücrelerle yeni
ş ı ı Soyaçekim ya da ı ı bu maddi ilet-
kenlerle ş ş ı ğ ş özellikle-
rini dile getirir. ğ ş ş soyaçekimin maddi ilet-
kenlerini ş bu ı ğ nedenlere ğ
metafizik ı temelinden ş ı organizma-
larda soyaçekim ğ ı çevresel etkilerle meyda-
na gelen ğ ş hem bireysel hem de güçsüz ı ev-
rimsel güçleurneyle ı yeni ş ı geçerne-
yerek türsel ş ğ ı Organik ğ ı do-
ğ ı ş birbirlerine ş ı bulunan ğ ş ve ı
ı ı ı ş ş ı ı ş ğ ş
ı ğ ı ı ğ ğ Bundan
ötürüdür ki çocuklar ana ı hem benzerler hem de
benzemezler. Ana ı ı ı ı ı olan hiçbir çocuk yoktur
ve olmaz. Ünlü bir deyimle ğ ş ı ı bulunmaz'.
ğ ı bu iki ş ı ı ş ş ş ger-
ş Ve organik ğ ı ş ğ ğ ş ya-
ı yeni özellikler ş ı ı ı biriktitir ve
ı ı yeni türler üretir. ğ ı organiz-
ı ı ı ı ve ş sürekli olarak ş ı ş çev-
reye ı ı ş ş Evcil ş
ı yapay ı ğ ş ı
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 305
ğ ı denir. İ yapay ı ı ş
ş hayvanlara ve bitkilere ğ beri ş
lerdir. ğ ı beri süt için ş inek, ko-
ş için ş at, yabani bir inekten ve attan çok ı bir
ı ı Sonuç olarak türler, ı ı ı ğ ı ileri ğ gi-
bi ı ı ş ğ etkenlerle ş ş ı ı ı ve
bugünkü biçimleriyle ı ı ş birbirlerinden ı
ş ş ı Bu bilimsel gerçekler, evrene ı bin ı ı bir
ş biçen ve gökle yer ı bütün ı ı ı gün
içinde ve bugünkü biçimlerle ı ı ı ı bildiren kutsal
kitapta, ı ı ı vb. gibi metafiziksel ş ı
kökünden ı ı ş ı Darwin'in ı bilimsel so-
ı kendince ortaya ı ı çok daha önemli-
dir.' (t73)
19. ı gerçekten de biyoloji ve ğ ı ı için ğ
bilimler önemli ş göstermekteydi. Darwin ile ı
dönemde "Von Bauer'in ğ yeni embriyoloji bilimi,
ı gibi büyük gruplar içindeki ı ı bir-
birleriyle olan ı ı ı ortaya ı ı ğ ı
teorisi, türlerin ş ı ş ı duruma getirdiyse,
hücre teorisi de bireylerin ş öyle ş ı duru-
ma getirdi. V e her ikisi de evrim ğ paralel bir
çizgi izlediler ...

ı
Pasteur'ün "asimetrik moleküller üreten ı ı kimya-
sal faaliyetiyle ilgilenirken küfler üzerinde ı ğ ı deneyler,
onu fermantasyon proseslerinin nedeninin herhangi bir ı
kimyasal tepkime ğ ı organizmalar ğ ı
ı ı Bu ş üzerine Pasteur, mikrop teorisini ş
rarak bilimsel ı ı ş da ğ ı
"Priestley ile ş ve Lavoisier'yle ğ ş
pinörnacik devrim, hayvan ı ı ı olarak besin
maddelerini yakan bir termik motor ğ ve bitkilerin bu
(!73) Orhan ğ Felsefe ğ s. 53 ve s. 380.
(174) J .D. Berna!, Bilimler Taribi, s. 427.
(175) A.g. e., s. 428.
306 İ ve Bilim
prosesi tersine uygulayarak, ı ş ı ı dokular
meydana getirmekte ve oksijeni atmosfere geri vermekte ş
ı ş ı ğ ı ı ı ı ş (
176
)
Bu ve benzeri daha pek çok bilimsel ş evrim dü-
ş bilimsel temellerini ş ederken, evrim teorisi, din-
sel ı ı ş ı temel ş gördü.
"Darwin'in ı ı uzun ı süren jeolojik ve biyolojik
gözlemlerin ı ı bir sonucu olarak daha sonra geldi.
ğ bu teorinin kabulünün ı ı yöneliminin
sonu demek ğ içgüdüsel olarak sezen kilisenin ve
toprak sahiplerinin direnmeleri ı teori çok daha ön-
ce kabul edilebilecekti. ( ... ) Bir yenilikçi olarak Darwin, ı
olarak Kopetnik'le ı Din ayakta ı ş ve kadim
ğ astronomik dünya ş ı ı neden ol-
ğ ı ı nerdeyse ş Ama ı ı ş ı
özellikle ı ı görünümüne haLi ı ş ı
Darwin'den sonra ise tarihsel bir ı olarak ı Tek-
vin ı pek bir ş ı ş ı Durumu kurtaran uy-
gun formüller ş dek aradan epey zaman geçti ve
sonunda dini ğ bir ş düzlemde ğ ve ka-
ba olgular ı ş ş imkan ı ğ ı
ileri sürüldü. Edmund Gosse'nin ı P. H. Gosse; hikmet
sahibi ı ı fosilleri, kayalara, dinsiz jeologlara cehen-
nem ı ş için ğ ciddiyetle ileri sürdü,
ama bu ş bir ı ı ş ı ı bulmak için ortaya ş zor-
lama bir ı olarak kabul edildi. Papa Pius XII'nin 1948'
de Tekvin'in ilk bölümünün mecazi olarak ş ı ı gerek-
ğ ı ı sonra, ı ş ı ı tutucu ı
ı ş ı ı ş ş gözüyle ı
Tabii ı ş ı bitme ğ ğ ı ı fazla iyi
niyetli bir yorumdur. Öyle gÜrünüyar ki ı ş dinsel ı
dan kaçacak tüm delikierin ı ı kadar sürecek ve
(176) A.g. e., s. 432 ..
(177) J.D. Bernal, Bi!iiJIIerTarihi, s. 437.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 307
ş ancak o noktada, Papa Pius XII'nin ş dinsel çevre-
lerde "durumu kurtaran formül" olarak genel kabul görecek- ·
tir. Esasen önceden de ğ gibi, böylesi bir durumu
kurtarma formülü Kur'an'da ı Ancak evrim ğ
kuramsal ı ı henüz saman çöplerinden ı ı ı ı
ı ğ ı mevcut süreçte, din çevreleri evrimin ı devam
edeceklerdir. Üstelik dünya ı Amerikan yeni ğ ı ı
ı ı ş rivayetini çok daha önemli ş ğ gör-
mekteyiz.
'SO'li ı Amerikan yeni ğ ı ı ı ı ş ş ı
ı Enstitüsü vb. gerici kurumlar ı ı ğ ı ı ı ş masa-
ı ı sözü edilebilecek bir sav ğ ş ve ev-
rime ş ı ş ı amaçlayan ı ı ğ
ı ş ı ABD ve ş devlet ve ı ğ
ile bu bilim ş ı ı ş ı ğ ı ı top-
lumda egemen ı ı ı ş ı ı İ ı ideologlara bu ş
mada ş görev ise ı ı ğ ı ı da ihmal et-
meden- ı ş ı ı ı ürünlerini ğ kendi
dillerine çevirerek kullanmaktan ibaret. ı ğ ı durdurmaya,
ş yönelik olan bu çabalar, sonuçta ı ı ş ı
kürek çekmekten ş anlam ş ı ı
"Darwin'in zaferi evrimi ş ziyade bunu bilimsel
olarak makul ş ı bir ş haline getirebilmesiydi.
Onun sayesinde, evrimin cereyan ğ ve etmekte ğ
birkaç ı ı ş ı herkes ı kabul edildi. 19. yüz-
ı ı ı büyük ölçüde, hayvan ve bitkilerin ı biçimle-
ri ı mevcut en muhtemel ş zincirini saptamak,
bir ş ş evrimin aile ğ ı ı çizmek ı geçti.
20. ı ise, ilgililer, evrimin ı ı ş yeni
biçimlerin ı ve niçin, ne zaman ve nerede meydana gel-
diklerini bulmak ı ğ ş ı Bu alanda nihai bir
sonuca ş ı ı ş ı biyoloji biliminde önemli ş fark-
ı da bu ş ı ı ı ortaya ı ı


(178) J .D. Bem al, Bilimler Tarihi, s. 624.
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 307
ş ancak o noktada, Papa Pius XII'nin ş dinsel çevre-
lerde "durumu kurtaran formül" olarak genel kabul görecek- ·
tir. Esasen önceden de ğ gibi, böylesi bir durumu
kurtarma formülü Kur'an'da ı Ancak evrim ğ
kuramsal ı ı henüz saman çöplerinden ı ı ı ı
ı ğ ı mevcut süreçte, din çevreleri evrimin ı devam
edeceklerdir. Üstelik dünya ı Amerikan yeni ğ ı ı
ı ı ş rivayetini çok daha önemli ş ğ gör-
mekteyiz.
'SO'li ı Amerikan yeni ğ ı ı ı ı ş ş ı
ı Enstitüsü vb. gerici kurumlar ı ı ğ ı ı ı ş masa-
ı ı sözü edilebilecek bir sav ğ ş ve ev-
rime ş ı ş ı amaçlayan ı ı ğ
ı ş ı ABD ve ş devlet ve ı ğ
ile bu bilim ş ı ı ş ı ğ ı ı top-
lumda egemen ı ı ı ş ı ı İ ı ideologlara bu ş
mada ş görev ise ı ı ğ ı ı ı da ihmal et-
meden- ı ş ı ı ı ürünlerini ğ kendi
dillerine çevirerek kullanmaktan ibaret. ı ğ ı durdurmaya,
ş yönelik olan bu çabalar, sonuçta ı ı ş ı
kürek çekmekten ş anlam ş ı ı
"Darwin'in zaferi evrimi ş ziyade bunu bilimsel
olarak makul ş ı bir ş haline getirebilmesiydi.
Onun sayesinde, evrimin cereyan ğ ve etmekte ğ
birkaç ı ı ş ı herkes ı kabul edildi. 19. yüz-
ı ı ı büyük ölçüde, hayvan ve bitkilerin ı biçimle-
ri ı mevcut en muhtemel ş zincirini saptamak,
bir ş ş evrimin aile ğ ı ı çizmek ı geçti.
20. ı ise, ilgililer, evrimin ı ı ş yeni
biçimlerin ı ve niçin, ne zaman ve nerede meydana gel-
diklerini bulmak ı ğ ş ı Bu alanda nihai bir
sonuca ş ı ı ş ı biyoloji biliminde önemli ş fark-
ı da bu ş ı ı ı ortaya ı ı


(178) J.D. Berna! , Bili111ler Tarihi, s. 624.
308 İ ve Bilim
ğ gibi biliminsanlanrun ı ş ı evrim ı
üzerinde ğ evrimin yöntemleri üzrinde sürmektedir.
ı ı ş ve evrim ı çerçevesinde bir kez daha
ı ğ ı ı din-bilim ş ı ı ğ ı konusunu ı ı
ken; "ol deyince oluvermek", "öznel bir amaç çerçevesinde
yaratma", ı günde her ş yaratmak" gibi ş ı
bilimsel çerçevede en küçük bir yer ı ğ ı ı İ du-
ı ı masal/ öykü diye nitelememiz, ı
ki çok ı ı ı ı da ğ gibi, ş ğ ı ı de-
ğ ğ ı ı ı hedeflemektedir. Bu noktada Dar-
win'in Evrim Teorisi'nin tüm ı ı ı ı henüz karutlan-
ı ş ı ı bu bilimsel ı ı önemini azaltma-
ı ğ ı bir kere daha ı Bu teori, soruna ı ı ge-
ş dini ş ı ı ğ ortaya ş ı
ğ ğ ı organizmalardan evrim yoluyla bugünkü
konumuna ğ ı ş ı
ğ ı belirsiz metafizik güçler ı ı ı ğ ı ve
ğ ı günümüz bilgisi ı ş ı ğ ı ı ı
cahillere veya dinci demagoglara özgü ş ı Bilimin
verileri üzerinde kalem oynatacak kadar ş olmak bu
ğ ğ ş
İ bilimi ş ı ı ş ise bir ş
garabet ğ Nurbaki'nin ı ı ı
"Evrimcilere göre günümüzde evrimin gözlenememesi-
nin nedeni evrimin çok ş ğ milyonlarca ı mey-
dana ğ Halbuki 1965 ı ı İ ı dep-
remlerle yeni bir ada ğ ş (Surtsey), bu adada, tam bir ı
da yüz binlerce böcek ve bitki ortaya ı ı ş ı Nereden ı
ı ğ de hala ş ı ı ş ı


Söz konusu böcek ve bitkilerin ş ı ı ı ı ı
ilgili bilimlerin ı alaruna giriyor. Ancak ı ı ki söz
konusu ş ğ ı ı ı gücünün ve evriminin de-
vam ğ ve bir kez daha ı ı örnekleridir. Yani gerek
(179) H. Nurbaki, Kur'an'dan A]etler ve İ Gerçekler, Cil ı III, s. 52.
1
l
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 309
ı kendisi gerekse böcek ve bitkiler, yoktan var ı ş
çevre ş ı ı ğ hareket ve ş ürünü ola-
rak ve tabii, kendilerini ş bir nicel birikimler süreci
ş ortaya ı ı ş ı
ı ki ı ı daha önce ş düzenlemeyi" bi-
ğ Dünya'da, yeniden yaratmaya ş ı her türlü dini
yorum için ş ğ yandan uygun çevre ş ı
ı diyelim ki bir ı gibi bir sürede, söz konusu bitki ve bö-
cekleri ortaya ı ı ile ı veya ğ cins ı ı
ı ı ı ı bir paralellik olabilir. Üstelik bu
ı ı bir ı üremesinden, evrimin ı ı
yüz milyonlarca ı ı ı ğ ı ğ ğ sonucu ı
ranlara; 'Peki "ol" deyince oluverme bir ı ı sürüyor?' diye
sormak ı Birincisinde; öze ş ş çev-
resel ğ ı ı ı bir ı ı ğ sadece bir zamanlama ı
ı Bu da ş ı ğ ve çevresel ş
ilgilidir. Oysa ikincide ı nitelikseldir.
Nurbaki; "Evrimciler ş uymayan ı ı ı ı
ğ ı ı savunurlar. Örnek olarak ı gösterirler. Halbuki
bir milyona varan ı türleri ı nesli yok olan canhlar
yüzü geçmez. ı önemlisi, ı çok zor olan ı mil-
yonlarca ı ı ş ı ğ ı ğ (Çünkü) Allah öyle iste-
ş O, hayata ve ğ ı ı ı ı demektedir.
Bu noktada Rum-30'un da özenle ı ı ğ ş cümle-
yi ı ı " ... ı ı ş ı ğ ş yoktur ... ". Do-
ı ı Kur'an ı ğ ı içinde, -yüze ı ı ı bizzat Nurba-
ki'nin ğ yok olan canhlar, ı Üstelik
böylesi bir yok ş onun sonsuz ğ ı ı ğ ı ve yü-
ğ ile de ı ı ş ı "bilinçli, ı ı
mükemmel ı kurgusu içinde, yok olan ı soru-
nu, "çünkü Allah öyle ş diyerek basitçe ı
maz. Sözü edilen örnekler, ı ı olsa olsa ı ş ı
sonradan ğ eserlerdir(!) ki bu noktada ı ı id-
(180) I-t Nurbaki, Kur'an'dan Ayetler ve İ Gerçekler, Cil t III, s. 54-55.
3 1 O İ ve Bilim
ı geçersiz olur.
Esasen gök cisimlerinin ş hareket ve dengelerinin,
ı tamamen ğ ı ı ğ bilimsel ğ ispat-
ı sonra, henüz ı ı ı ş olgu ve olay-
ı "Allah öyle ş diyerek ı ı ı
ş ı ş ı Çünkü bilim, her ş ama her ş kendini ş
turan ve çevreleyen maddi ş içinde, mutlaka bir ı
ı hem de ı ı kesinlikle ı ş bir ı ı oldu-
ğ ı ı ş ı Bilim için henüz ı olgu ve olay-
ı ı ğ ı ı sadece ı ı ı bekleyen ı ı
ibarettir. ı olgu ve ı ı ğ ı
bilimin henüz az ş ğ eski dönemlere özgü ilkel bir ifa-
dedir. Bilimsel verileri bir yandan ı ğ ğ yan-
dan henüz ı kimi olgu ve ı "Allah böyle
istedi!", ı mucizesi!" gibi ifadelerle ı günü-
müz bilgisinden yararlanan ancak, ı ğ ı hala bin ı ön-
cesinde ı ş ğ ı ş ı ve bilimsel etikten yoksun insanlara
özgü bir ş ı ı
Bu bir yana, halen ş ğ ı ş ı ğ ı
zaman henüz ş ı ş olan- pek çok ı ş ı pek
ğ da ortadan ı ğ ı ğ ğ ı ı
ş ı bir ı ı ğ ı ı ı Bilinmelidir ki bu
noktada sorun fiziki güç sorunu ğ ş çok güçlü
ve büyük bir ı için uygunsuz ise o yok olurken pek mi-
nik ve ı görünen ı ı ş pekala ya-
ş ş Daha önemlisi; dinozor, mamut vb. dev ya-
ı ı ı yeryüzünde görünmesinden milyonlarca ı
önce ş ı ve ı yaratan ve ş ğ ı ğ
çevresel ş ı ortadan ı paralel olarak, tüken-
dikleri bilimsel ğ ı ı ş efsanesinin bir ğ iflas bel-
gesidir. Her ş bilen, her ş kadir bir ı ı her ş bi-
linçli olarak ı ğ ı ı ile bu durumun ş ğ ı
ı Üsteli k bu çerçevede, hiç de bir i ş sahip olmayan
gövde ı ı erkek memelilerdeki meme ş ı da ı
maz. Bilinçli bir ı ı ı kabullenirsek, ı ı
Kur'an 'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 311
ı insan gibi deneme, ı yoluyla ı ğ ön-
ceden ı ı ı sonradan yok ğ de kabullen-
memiz gerekir.
Özetle; neresinden ş ı ş ı ortada bilinçli
bir ı ı ğ ı ı ğ ı yüz ı önce ş ı ğ ı bilgi-
ler ı ş ı ğ ı bile çok ı ı Yoksa Allah, insanlar gibi pek çok
sefer ı sonra da ı ı ğ ı noktalarda geri ı atan, bi-
zim gibi bir ı düzeyine ş olur. Böyle bir yakla-
ş ı ı ı imgesine ters ş
ı ş ile ı ş ı geçen
ı ı milyonlarca ı birden karar verip ı günde ı
ve içindeki her ş "ol" diyerek tek tek ı ğ ı ı ı da ge-
ş ğ yandan dinazor vb. ı ı bir an-
da "yok ol" demekle yok ı on milyonlarca ı uzanan
bir zaman dilimi içinde, ş ş tükenilikleri ğ var. Bu
da söz konusu ı ı bir anda "ol" demekle ğ ş ya-
ş evrim geçirerek ş ı ı ı ı ı Üstelik bu dev ya-
ı özgülünde, her ş ı ı için ve önceden
planlanarak ı ı ğ ı ı da ş
Günümüzde de ı ğ ı olmayan pek
çok ı ı ı ğ ı ne ı ı için ne de ı bir "ya-
rat''madan ş ğ söz edemeyiz. Tabü bilimsel ı
dan, bu ş ı ı ğ ı dengesini ğ
ı ı ve ğ bir sürecin ürünü olarak günümüz-
deki dengeye yüz milyonlarca ı ş ı ı ı da unutmaya-
ı Zaten bu ğ sürecin ürünü olarak ı ı
ı ı ı ı ğ ı gibi türleri de birer tane ı her tü-
rün kendi içinde pek çok alt türü ı
Tekrar Nurbaki'ye dönersek: ı ş ı her bilim ada-
ı ı yeryüzündeki ş on bin ile, elli bin ı ara-
ı ı ş ı Bundan eski ı insan ya da benzeri
bir nesil aramak ateist bir ı ı ı ı
Bu kadarla da yetinmeyip bilimsel verilere ş ı ş yarat-
(181) H. Nurbaki, Kur'an'dan A]eller ve İ Gerçekler, Cilt III, s. 43.
312 İ ve Bilim
ma ı ı sürdürüyor: ı ı ı ı ş ı ı
daki tahminler de hiçbir zaman iddiadan öteye geçemez. Bu
yüzden bu bilgiler bir teori, bir hipotez ğ bile ğ
Elbette bu ı ı çok büyük ı mümkündür. Ne var ki, o
zamanlarda ı ı ş ı ı ı hiçbir zaman bilemeyiz. Bu ve-
sile ile ı dünya ve evrenin ı ı ş süresi ile ilgili
ş Kur'an'a hiçbir zaman ters ş ğ ı
latmak ı ı
ı ı ş ı ı dört buçuk milyar ı ğ ı ta-
rihin üç milyon ı ı ğ ı en son ı ş ş milyon ı önce
ortadan ı ğ ı tespit ş olan dinozorlara ve ğ hayvan
türlerine ş kesin bilgiler de Nurbaki'ye göre hep "Kur'an
ilkelerine ş ı ı isteyen" materyalistlerin ı
Yine ı Nurbaki'nin "Yahudi ve ı bilim adam-
ı ı en ünlüleri evrime inanmazlar. Fakat bu ş ş ı
oyununa seyirci ı

ı diye yazmakta ı görmez.
Yazar, bu "en ünlü" bilim ı ı ş belirtecek kadar
ı Evrimi reddederek bilimsel kimlikleriyle ı bir çe-
ş ş Amerikan yeni ğ ı ı motive ş
kimi ı ve Yahudi bilim ı ı ı ı ol-
ı Nurbaki ve ğ bilim ş ı ı İ ı yazarlar ne-
reden malzeme ı
İ ş ilginci, Amerikan ğ ı ğ ş ı ve ı
ı ş rivayetinin diriltilmesini amaçlayan, bilimsel (!) ı
okullarda ğ yönelimi, ş ı ı ı ğ ğ ı ş ı Bu bilim
ş ı yönelim, önce ABD'nin bilim ş tepkiyle
ş ı ı ı ı ş ı ı ı bir kez daha ş ve
ı ı ş ı fen ğ içinde, hiçbir düzeyde yer verile-
ğ ı ı ş ı Bunu takip eden süreçte de Amerikan
Ulusal Mahkemesi, ı ı ş ı ı okullarda o ı
ı son verilmesi ı ı ş ı
ş ı ş Türkiye'de, ABD'deki kadar kolay
<
182
) A.g.e., s. 45.
<
183
) A.g.c., s. 58.
----------------,
Kur'an'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 313
ı Üstelik bizde demokratik ş ve ı
lanma birikimi oldukça ı ı buna ş ğ ı ş ı ı ve ku-
ş ı ı ı ı ı ı ş ı etkile- ·
riyle mücadele, çok daha ciddi ve uzun süreli olmak ı
Bizim ı ğ ı ı da soruna bu çerçevede ş ol-
Ş Onun için, özel olarak ı ı ş sorunu üzerinde
ş evrim ı ı ı ı ı ı bilim kitapla-
ı ı ı ı bizzat kendi ğ ve ş
dikkat çekmekle ş
Son olarak, ı İ bilginlerinden, konuya ş bir-
kaç ı ı aktarma yaparak konumuzu ı Bunlar-
dan İ Haldun ş diyor:
"Biz, ı ı birbirine ğ ı olarak görüyor ve ı
ı birinden ötekine ş yetkin bir düzen içinde izliyo-
ruz. Maddelerden her biri, ş ğ ı ı ğ ğ
ya da ı ş ğ ı ğ ı ğ ı zaman, kendisine ya-
ı olan maddenin biçim ve ı ı girmektedir. ı
ğ yükselen madde, kendisinden ş ğ ı olan maddeden
daha hafiftir. Bu hal, ı ı alemine ı ı kadar sürer.
ı bak. ı ı madenierden ş ş ya-
ş ve tabaka tabaka ş ğ görürsün. Ma-
den, bitki ve ı ana maddeleri ı Madenin en
ğ bitkinin en ş ğ ı ı ş ğ tohumsuz
ş maden tohumsuz türeyen sebzelerle, hurma ve üzüm
gibi bitkiler inci sedefiyle kabuklu sümüklü böcek gibi hay-
vanlara ı ı ve ı biçim ve ı ı girebilecek
ı Bu ş en ş ğ ı ş maymun ve
ş gibi hayvanlardan geçip insana kadar ş İ
ı en ş ğ ı ı ş bu hayvanlardan ş ı ş ı Benim gör-
ğ budur. ğ ı bilir." (Mukaddime, Zakir Ka-
dir-i Ugan çevirisi, 1954 ı ı I. cilt, s. 241-247)(
184
)
ğ gibi İ ğ ı ş ı ş bu seçkin
ş de, maden, bitki ve ı ana maddelerinin or-
(\84) Aktaran, Orhan ğ Felsefe ğ s. 193-194.
- - - - -- ----
314 İ ve Bilim
tak ğ ı hayvandan ş ş ğ onun
ı ı maymun ğ çok net olarak ş hem
de Darwin' den ı önce... ·
Üstelik böyle ş sadece İ Haldun da ğ
"Milattan sonra VIII. ı ı İ ı ğ ı olan-
larla Cahiz, Farabi, İ Sina, İ Miskeveyh gibi evren
ı nedensellik ş belirten ileri ş Arap ·
bilgin ve ş ş dünya ı ı ş ı ola-
rak kendisini gösteren ş ı uzun ı süren evrim sonu-
cunda birbirine ittisal ş yoluyla ı ş ı
ş ı ğ ı ı ı ş Bu bilginler ve özellikle İ
Sina, evrenin var ş beri olaylar ı neden-so-
nuç ş egemen ğ ş ı
Buna göre, ı iradesiyle ilk ı meydana geldikten (su-
dur ettikten) sonra, evrende ı nedensellik ilkesi geçerlidir.
Halbuki o dönemde ş ğ Gazzali gibi ş
böyle ş Onlara göre Yüce ı nedensellik ş
kisi ile ğ ı ğ Kur'an'daki 'Kün Fe-yekun' (Al-i im-
ran, ayet 47 ve ğ ş edilen 'ol' denilince olma
esprisi) hükmünün ğ olarak, ı bir ş ı ı di-
ledi mi o ş oluverir. Buna ş ı ı İ Sina ve benzerleri-
nin ş göre ise, bir ş nedensellik ş ğ ı
olarak meydana gelmesi, yine ı iradesine ı ve Kün
Fe-yekun hükmüne ı ı ş
"Benzer ş daha sonraki ı ş ş olan
İ bilginlerinde de ı ğ Erzurumlu
İ ı 18. ı ı ı ğ ı Marifetname-
si'nde bu ş ş özetlemektedir: 'Bu ş vücudun
topraktan ilk ş kadernesi madenler ş Ondan
da bitkiler ve ondan hayvanlar vücuda ş ... Madenietle
bitkiler ı ara ı ğ ı ı Bitkiletle hayvanlar ara-
ı ara ı ğ ı ı Hayvanlarla insanlar ı ara
ı ğ ı maymundur. Hayvanlar ş ı nice bin ı geç-
ş Oradan da eylem ve biçimde insana benzeyen Nesnas
(maymun) ş ı ş O basamaktan dahi yüksele-
Kur'an 'da İ ı ı ı ş ı ve Bilimin ı ğ ı 315
rek insan biçimine ş
''Yine ı ı M. Hameli ı da Hak Dini Kur'an Dili
ı ı ş ı Müminun-12 ayetinin tefsirinde ş de-·
mekteclir: 'Demek ki Yüce Allah· çamurdan süzerek bir sülale
ı ı ş ve ı ilk defa o sülaleden ı ş ı Yüce Allah
çamurdan madenleri, bitkileri, ı ı ı ı ı ı
sonra, ı bir ı da ı yokken ı ş ve
insan ı sonuncusu ş
ı tefsirin VII. cilelinde de bu konu ı ş cüm-
leler yer ı 'Burada insan ı ı ş ı ı ğ teka-
mül mertebelerine ş ş ki, Ebussuud'un yaz-
ı ğ ı üzere, önce anorganik ı bir halde, sonra da ı
halinde, sonra ı ş ı halinde, sonra nutfe... halinde ve
sonra ş bir ı ı ş insan ş ş ( ... ) Bütün
bunlar Kur'an'daki 'Kün'den ş bir ş ğ Farz ede-
lim ki, Adem hayvandan ğ ş olsun: Bir hayvan veya bir
bitki insan oluversin. Bu da bir 'Kün'den ş bir ş midir?
( ... ) Nihayet merhum H. Y ı ünlü tefsirinin V. cilelinde
Türk İ bilgini İ Türketel Isfahani'ye yollama yaparak
ş demektedir: "Hak teala her ı ı ı sonunu, onu izleyen
ı ı ı evveli ı ı da, madenin sonu nebat ... onun sonu hay-
van .. . ı sonunu ve ı evvelini maymun ı ı ki,
ş ğ (vahdeti ittisal) bozulmadan ve ğ ş ş
ğ ğ ve kesilmekten ı ı ı ş ve ş ol-
sun için ... '
"Bir süre Diyanet İ ş ş ı ğ ı da ı ş bulunan
Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi ğ üyelerinden
Prof. Dr. Süleyman ş de, ı Kerim'e Göre Evrim
Teorisi ı ı ı ı Kerim'in birçok ayetlerine da-
yanarak ve ı ı ğ ı ı ı bilgileri de ı göstere-
rek evrim ı ı eline ve Kur' an' a ı ı ı ğ ı ı be-
lirtmektedir; ı ı Kerim'in Yüce Meali ı ı
ı da 71. surenin 17. ayetinin Türkçe mealini verdikten
sonra ş bir not ş İ ı ş ş
yerlerde ş eden Kur'an bu ı bir tekamüle tabi
316 İ ve Bilim
ı ı ı ğ ı ı gösterir ... Bu tekamülün ı ğ ancak Al-
lah ı ı
Yorum u okuyucuya ı ı
ı ı Aktaran, N. Bilge, Bilim ve Sanat, s. 56, ğ 1985.
XVIII. Bölüm
KUR'AN'DA DOGUM ÜLAYI VE GERÇEK DURUM
Kur'an, hep ı ğ ı gibi, ğ olaymda da dönemin du-
yusal ı ı ı ı ş ı ş ı sergiler. Konu-
ya ş en derli toplu iki ayette ş denir:
Hac-S'te, " .. . Biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra ı
ı ş ı ş kandan sonra da ı ı belli belirsiz bir ğ etten
ı ş ı ı ğ belli bir süreye kadar rahimlerde
ı sonra sizi çocuk olarak ı ı ı ... "; Mü'minun-12-
14'te, "And olsun ki ı süzme çamurdan ı Sonra
onu nutfe halinde ğ bir yere ş Sonra nutfeyi
kan ı ı çevirdik, kan ı ı ı ı bir ğ et ı
bir ğ etten kemikleri ı kemiklere de et giy-
dirdik, sonra onu ş bir ı ı ı en gü-
zeli olan Allah ne uludur."
Mü'minun'un ş ı ı "onu" -yani çamurdan yara-
ı ı ş ı nutfe halinde rahime ı ğ ı ve so-
nunda onun, ş bir ı ı ı dilbilgisi ve
anlam problemlerini görmezden gelelim.
Mü'minun'da" ğ etten kemikler ı ı ve on-.
dan sonra da bu kemiklere et giydirilmesi, gerçekiere uymaz.
2\l{sine; kemik ve kas ş süreci embril onun ş
dan ğ kadar -ve ı da- sürer. Ayri süreçlÔ:
ğ ı sürecin birlikte, birbirini oütürueyerek ş ğ
318 İ ve Bilim
leridir. Yani ğ et"in ğ ş sonra
da bu iskelete elbise giydirir gibi et giydirilmesi diye bir du-
rum yoktur. Burada ı ı kemik ve etten ibaret ı
ı ğ ı sinir sistemi, ş ı sistemi j ç_ orgaQlar vb.nin ı
ı ğ ı ı daha ğ ğ görürüz.
Hac'da ise; ğ belli bir süreye kadar rahimlerde
ı ifadesi iki temel noktada; birincisi ğ süresi,
ikincisi onun ı ı problemlidir. ı ı ki
ğ ş maddi ş ı ş ı bir gücün ı ğ ı ve
müdahalesinden söz etmek ı ş ı ı Bu süreçte ğ
bir gücün ğ sürelere ve onun ı ı ve dile-
mesine yer yoktur; her ş maddi ve ı bir evrimin ürünü-
dür. ı istese de istemese de ş ı uygun olan çocuk
dünyaya gelir. ş ş ı da ı ş ı ilgi-
siz, maddi yasalara ı ı ğ ı ı iki cinsin uygun zaman-
lar içindeki ş sonucu olarak; sperm hücresi ta-
ı döllenen yumurta, dokuz ay on gün içinde, basitten
ş ı ğ ğ evrimle, ı ı ğ ı ı ş ı ı be-
ğ ş Bu süreçte döllenmenin ş
ş ğ erken ğ ve ölümüne kadar, bir di-
zi anormal durum, ı ı ğ ı ı ğ ı - keza
ğ ı özürlü mü- ğ ı yine ı ğ göre de-
ğ kendi içinde maddi nedenlere göre belirlenir. Burada
ı bilime ş ı için çok çabalayan Bucaille'in,
"rahimde tutuyoruz" sözlerinden ı ı ğ ı ı aktar-
ı ı
ı döl ğ ı ş onun pürtüklü özel-
ğ sayesindedir. Bu pürtükler, ı gerçek ı ı
olup, ğ ş kökler gibi, ı gerekli ş
mini ğ ı ı olan ı ğ üze-
re ı derinliklerine ğ dolarlar. Bu ş yumur-
ı kelimenin tam ı döl ğ ı ı ş ı ı ı
bilinmesi ise, ancak ğ ş dönemde ş ş

ı
(
186
) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı ı ve Bili111, s. 301.
Kur'an 'da ğ ı ve Gerçek Durum 319
ğ gibi, organik madde ı kendi ya-
ı ı ğ ğ ortamda tutulur. Burada bir ı ş ı .
sal) güce ihtiyaç yoktur. ı ı Kur'an, Bucaille'in iddia-
ı ı aksine, 20. ı ş bir bilgi ile ş
Her iki ayette (ve ğ geçen "nutfe" ğ
gelince, ş ı bir kovada kalan ş su ı anla-
ı bu sözcük, kendisine atfedilen meninin ğ
bihaber ğ gösteriyor. Öyle ki ondan Secde-8 ve
Mürsehlt-20'de ğ ı bir su" olarak söz edilir. Burada, söz
konusu ı ı duyusal ı ı yapan, ancak organizma-
ı iç ı ı dair bilgi sahibi olmayan birinin ı ğ ı orta-
ı Oysa meni, ı sperma keseleri, prostat ve siclik
ı ek ı bezlerinin ğ ı ı ı ş ı ı
ş çok özel bir ı ı ı Öyle ki bir ş içinde orta-
lama 25 milyon sperm hücresi bulunan - bunlardan her birinin,
döl ğ ı yumurtaya ş ı halinde onun dölleme yete-
ğ ı ve ğ ğ maddelerle de birlikte ğ ı bir
su" dan çok ama çok ı nitelikte olan özel bir ı ı ı
Seede-S'de ı ğ ı bir suyun özünden" ı ı ğ ı
söylemrken de ı bilgisizlik ğ sergilenir. Buna ğ
Bucaille, döllerneyi milyonlarca sperm hücresinden sadece biri-
nin ğ ı ğ ı yola ı Kur' an' daki ifade ile ı pa-
ralellik kurar. "Ancak ğ ı ı tespit edilebilen bilimsel sonuç-
larla, Kur'an metni ı bu uygunluk ş ı ı hayret
etmemek mümkün ğ ı demekte ı görmez.
Oysa tüm ğ ı ı bir yana ğ ı bir suyun özü",
- yani "suyun elementleri"- ile meninin içindeki ğ ş nite-
likte ı ve sperm hücrelerinden bir tanesi ifadeleri ı
da, çok ı bir fark ı Menide "en iyi ı ı diye bir
ş de söz konusu ğ Çünkü her biri ı bir ş
farkJ1 nitelikli ı ı Hadi meninin özü ifadesinden
sperm hücrelerini anlasak bile, burada her biri 1/10.000 mm.
gibi çok küçük boyda, birbirinin ı hücrelerden sadece bir
(187) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Ken'm ve Bilim, s. 300.
320 İ ve Bilim
tanesi ı döllemektedir. Demekkimeni ğ ı bir su
ı ğ ı gibi, ı da bunun özünden meydana ş
Üstelik ı ı erkek menis.inden ğ onun icerdi-
ğ ı ı ı ı ı döllemesiu en o,W-
ş Yeni ı ı ilk hücresi (embriyo), ancak ı belirli
olan cinsel ş ı ı erkekteki sperm
hücresinin, ı yumurta hücresini döllernesi ile meyda-
na gelir. Oysa Kur'an, sonradan ı sorununda da görece-
ğ gibi ı ı "meniden ı ı ı ş ı ğ
bir yer", ı ı ş süreci için bir ı olarak görür
ve bunun sonucu olarak ğ her ş babaya ait kabul
eder. ı ı ğ ı ş ı ı besleme, ğ ve
bu süreçte ölüm riskini göze ı bir yana embriyonun olu-
ş için de erkekle ş bir ş ı Çünkü ı ı ilk
ş erkek ve ı sperma ve ı ş
ile ş ancak. Ne var ki bu durumu, o gü-
nün bilgi düzeyi nedeniyle, Kur'an ı anlatabilmek ola-
ı ı Nitekim Enam-98'de de ş yineler: "0, sizi
bir tek nefisten, ı sulbünde ş ı ş ve ı
rahminde ş olan ı ... "
Bunlardan daha önemli bir bilgi ğ de "kan ı ı ı
nitelemesinde sergilenir. Bucaille, önceden de birkaç ğ
ne ı ğ ı ı gibi, söz konusu durumun bilimsel ı
kabul ğ belirtir ve bunu çeviri ı ğ
durumu kurtarmaya ı ş ı
"Gerçekten ı her tarafa ı ı ş bulunan ter-
cüme ve tefsirlerin, ı ı ı verdikleri anlam,
ı okuyan tabiat bilimleri ı ele ı konu yö-
nünden, Kur'an ı tamamen ı ş bir izlerrime yol aça-
bilir. İ ş Kur'an mealierinin ğ ı bir 'kan ı ı ı
dan', bir ı ş ı ı ğ ı bahsetmeleri bu türdendir;
bu alanda uzman olan biri için, böyle bir söz, kesinlikle kabul
edilemez. İ ı ş asla böyle bir ş ğ ı
(188) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Ken'm ve ı s. 295.
Kur'an'da ğ ı ve Gerçek Durum 321
Bu durumda Bucaille, "kabul edilebilir"(!) bir çeviri yapa-
rak, bunu ı ı tutunan ş diye ğ ş ı ı tutu-
nan bir ş ayetin metnindeki aleka kelimesinin tercümesi- ·
dir.(*) Bu, kelimenin ilk ı ı Bu kelimeden ı 'kan
ı ı ı ı tercümelerin ğ ş ı ı ı bu ı
ı vermek ı ş ı ve bu ı ş ı ğ dikkat çekmek gerekir;
insan, asla bir kan ı ı ı ı ş Bir ş ter-
cümede geçen ı ş ı ı ş ı ı ğ ı da, ı ş uygun de-
v 'ldi »(189)
ı r.
Ancak bu ğ ş de sorun çözülmüyor. Önce he-
men, ı ı tutunan ş ı ı ı "kan ı ı ı gibi nitelik
belirleyici ı sadece ı ğ olan ş anla-
ı tam bir ğ ifade ğ belirtelim. Üstelik
ı böyle bir belirleme ı ı ı çünkü az
önce de ğ gibi ş yumurta, -gerçi Kur'an
yumurta ğ de bihaberdir. O ğ meninin
kan ı ı ı ş söz eder- rahimde kendi özel-
likleri ile ı ı tutunmuyor, Allah ı "tutuluyor". Üs-
telik bu tutma eylemi sadece yumurtaya özgü ı meni-
den ğ kadar olan süreyi kapsar. ı ı ı ı tu-
tunan ş çevirisi, Kur'an'daki ı ı ğ ı ğ ı
gibi, onu bilimle ı ş ı ğ ı daha da belirsiz hale ge-
(") Kur'an'a ş revizyon ı bitecek gibi ğ ı yayma ı ı ı ha-
talanna ş ı Kur'an ı ı temel kaynak olarak ı ğ ı Diyanet'in eski çeviri-
sini temin edip ı ayetleri ondan kontrol etmek istedim, ancak ı Diyanet'in yeni
çevirisini (1993) ı ve pek ğ daha ş bir Kur'an'la ş ı ş ı Nitekim Hac-
S'in bu yeni Kur'an'daki çevirisi ş ş " .. . sonra nutfeden, sonra (alakadan ş ı ı ş
yumurtadan), .sonra uzuvlan (önce) belirsiz, (sonra) ş ı et ı ı
zamanla ş ceninden) ı ki size kudretimizi gösterdim ... " Ayetin çevirisine reviz-
yon ve parantezler ş bir de, "nufte, yani sperma hali ... ", "Naka kelimesi 'Arapçada'
ş ş kulp, sülük, tutunmak, yakalanmak, ş kan" gibi manalarda ı da
burada "kadmm sperm tarafmdan ş ı ı ş ve rahme ş ş ı ı ek yorumlan
ı ı ş ı Yani Bucaille'nin revizyonuyla da yetinilmeyip "kan ı ı ı ş ı ı ş yumurta"
haline ş Öyle görünüyor ki bir yandan ş Kur'an ı ğ yandan
ı ı "ka-fir" bilimini ğ yönündeki ğ ı ile her yeni çeviride bi-
raz daha ı ş Kur'an'larla ş ı ş ğ ı Biz ı ı "aman ı ş yorumlamaya-
ı diye birden çok kaynak tarama ı ı içindeyken, savunuculann bu revizyon meraklan
ilginç bir ş ı ı ş ğ Hadi biz ı ve özgürce sorguluyoruz, iyi
ama ortlar ı korkusu da ı ş ı Yoksa ortlar da ı ı
(189) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı ı Kerim ve Bilim, s. 301.
322 İ ve Bilim
tiriyor. "Kan ı ı ı ğ et" ı ı ş ğ
ı mesele, ama hiç olmazsa nitelik belirleyici.
ğ yandan konunun "kan ı ı ı ş ı ı Mu-
hammed'in ek ı da yer ı V e ne ilginçtir ki bu
ı ı ı hadis de Bucaille tarafmdan "kabulü pek mümkün
olmayan"lar arasmda ğ Ş yazar Bucaile: "Yi-
ne ı kitabm bir ş ı ı ı ş ş ı ı ı s.
9, bab 6, no. 430) embriyonun ş ilk ı ı
süreleri ı çok tuhaf bir ğ yapar: İ ı
ş eden ı ş için ı günlük bir süre,
embriyonun aleka ı ı tutunan bir ş ı için yine
ı gün, embriyonun ğ ş et ı durumundaki saf-
ı için yine ı günlük bir süre. Sonra bu ı ğ kaderi-
nin ne ğ ı ı bildirmek üzere meleklerin gelmesiyle, ona
ruh üflenir. Embriyonun ş ı ı bu tasviri ğ
ş bilgilere uygun ğ


ğ gibi ı Bucaille'in eline yüzüne ş
ı Üstelik çevirmen S. ı ı ı da ona ı edece-
ğ hadisi savunarak "muhterem müellif ş bu konuya
hiç girmeseydi" diyerek onu bu zorlu ş ı
ı ı
"Muhterem müellif Dr. M. Bucaille'in tenkit ğ ha-
dislerden biri de ceninin ana ı ğ safhalada ilgi-
li olan hadistir. Muhterem Doç. Dr. Alparslan ı ı Hüc-
reden İ ı ı ı 33. sayfasmda bu konudaki hadisi
iktibas ederek diyor ki:
'"Her birinizin ı ı ş ı ana rahminde nutfe olarak
ı gün derlenip ı Sonra aynen öyle ı gün da-
ha) kan ı ı ı (aleka) olur. Sonra yine öyle bir ı gün daha
et ı (mudga) halinde ı Ondan sonra melek gönde-
rilir, ona ruh üfler ve dört kelimeyi yazar: ı ı ecelini, ame-
lini, ş veya said ğ ı
"Buraya kadar ı ğ ı ı ilk ı gün, hadiste nutfe saf-
(!90) Maurice Bucaille, T evrat, İ ı ı ı ve BiliJJJ, s. 360.
Kur'an'da ğ ı ve Gerçek Durum 323
ı olarak ifade ş Bu zamana kadar ekseri organ-
ı ilk emareleri ğ Peygamberimizin (A.s.m.) .
ğ 'derlenip ı tabiri gerçekle tam bir uyum
arz etmektedir. ı günler ı aleka ı ola-
ı Seksen-yüz yirminci günler de ceninin mudga dönemi-
dir. Yüz yirminci gün, yani ilk andan sonraki dördüncü ayda,
yavruya melek gönderilecek ve ruh üflenecektir'."c
191
l
Hadisle bütünlük içinde ğ ı ger-
çekle en küçük uyumu kalmaz. Bucaille ı ı bile "kabu-
lü pek mümkün olmayan" iddialar daha da kabul edilemez
hale gelir. ğ nutfenin "ana rahminde nutfe olarak ı
günde derlenip ı -Bucaille, bunu da ı ş
kil eden ı ş diye ı ı süresini ı
Bir kere nutfenin (meni ı ı gün nutfe olarak
ı ve nutfe ğ rahime gitmesi söz konusu ğ
Meni daha ilk ş ı ı bunlardan bir
tek sperm hücresi ş yumurtaya ş ı onu döller ve ş bu
ş yumurta döl ğ ı (rahim) ş Burada kal-
ı ğ ı ı günlük sürede, meninin "ekseri ı ı ilk ema-
relerinin belirmesi" ı "derlenip ı söz
konusu ğ Bilimsel olarak böyle bir durum ş
ı ğ gibi, bu iddia da ı ı Çünkü hadis, sonraki ı
gün içinde "kan ı ı ı (aleka)" olarak kalmaktan söz eder ki,
bu kan ı ı ı ı önceki ı günde ş ş "ekseri organ-
ı ilk emarelerine sahip" ı ı daha en ş çü-
rüyor. Sonraki ı gündeki ğ et ı durumu da
bilimsel gerçekle tamamen uyumsuz.
Yüz yirmi günlük bu süreden sonra ı ş soyut (ruh-
sal) bölümüne geliyoruz. Allah, bir tane melek göndererek bu
ğ et ı "ruh üfler" ve "kaderini bildirir". Yani
onun ı ı ı ecelini, amelini, ş veya said ğ ı ı saptar.
Ş konudan ş ı ğ ş
nelim. Her ş önce bu belirleme, İ çevrelerde çok-
(191) Maurice Bucaille, Tevral, İ ı KeriiJI ve BiliiJI, s. 384-385.

324 İ ve Bilim
ça söylenen, "Her ğ İ ı ı ş ı üzerine dünyaya ge-
tiriliyor. Bundan sonra onun ı ı Yahudi ise onu ya-
hudi, ı ise ı Mecusi ise Mecusi yaparlar"
cümlesini ş ı ı ki, İ göre ş
neye ğ ı ı belirleyen anne ve ı ğ daha ğ
öncesi çizilen kaderidir. Bunu böylece belirledikten sonra; ma-
demki ğ daha ş ay, önce bu insan ğ ı ı ya-
ş ğ ğ ne kadar ş ğ ı neler ğ ı
mutlu mu mutsuz mu, "kötü" mü "iyi"mi ğ ı ı me-
ğ ı ı ğ ı belirleniyor; o halde cennet, cehennem ve ı
nav ı ı nereye ş ğ
Bir ı "kötü" ğ ı ı daha ğ ş ay
önce ı sonra da "vay sen niye 'iyi' ı diyerek
onu sonsuz cehennem ş atmak hangi vicdana, hangi
adalete ı ğ Böylesine keyfi ve zalim bir ı ş
ğ göre, buradaki Allah imgesinin 7. ı ı ı
bir ürünü ğ kabul etmeliyiz. Ku kusuz, sor
ğ ı .• ş ı ş veya ı
ş ı ı a ütün iyi ş umudunu 'öbür dünya'ya ğ
ı ş ı ı ı ı gibidir. Esasen dinsel kc;':'
ş ile bilimsel ğ ters ı ı ı Dinsel ideoloji,
'öbür ı cehennemini de cennetini de öylesi uç bo-
yutlarda ı ı ş ı ki, kendisine inanan insana cehennem
korkusu ve huri ş çerçevesinde, ı ğ ı ı ı ş
ş çare ı ı Aksi halde, koca koca adamlar, Özya-
ı ı Y ı ı ı çok ğ bir ş söz ş gibi
ı cümleleri kurarlar ı ı
XIX. Bölüm
HASTALIKLAR SORUNU
VE KUR' AN' IN MANTIGI
ı İ "kader" ve ı uygun ğ
durum (ceza) diye nitelenir. ı ı deprem, sel, ı ı vb. gi-
bi. ı ki "yol, sel ve zelzele ı ilahi bir terbiye ve ceza"
yöntemi ise ı ş ı da öyledir." Nitekim M.
Emre de, tüm ğ İ ı gibi, bu durumdan "ga-
ı ş kimin ş olabilir"<
192
) diye söz eder. Mu-
hammed ı da hadiste ğ gibi, ı yer-
(yüzün)de ı ı ı ı Allah onunla ı ı te'dip
eder." Zaten bu durum ı ğ ş surelerinde de ı
ça ifadede edilir:
Tegabün-11 'de, ş gelen hiçbir musibet ı izni
ı ı olamaz .. "; En'am-17-18'de, "Allah sana bir ı ı ı
verirse, ondan ş ı gideremez. Sana iyilik verirse ş ı
engelleyemez. O her ş kadirdir. O ı ı üstünde ye-
gane tasarruf sahibidir, hakimdir, ı denir. ı
ı Fetih -11 'de, " ... De ki, Allah size bir zarar gelmesini
dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse O'na ş ı kimin
bir ş gücü yeter? ... "; keza Yunus-107'de, ğ Allah sana
bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan ş giderecek
· yoktur ... " diye yinelenir.
(192) Mehmet Emre, İ ı ve Aile, s. 293.

326 İ ve Bilim
Bu ı ş ı ı ı ğ olarak ı ş ı ı ş
vurulacak çare de maddi ğ manevi niteliktedir. Madem ki
ı Allah'tan geliyor, o halde çözüm de ı ve İ ı
ı Onun için ı önlerni olarak da, ı son-
ra da ı tek ş Allah'a daha çok ğ daha çok
kulluk yapmak, dua etmektir. ı ğ ı ı ğ
inananlar için, doktora gitmek gereksiz ve ş Çünkü ça-
re de ı ı Yok, aksine ı ı ı deprem, sel, vb.
ğ ı gibi, belli maddi nedenlerin sonucu ş do-
ı ı nedenleri ve çarelerinin bilinmesi halinde önlenebilir
bir olay ise bu durumda, ı ı nedenlerinin ı
ilaçlar ş ameliyatlar ı ı bir ı erde-
midir.
Burada birbirleriyle ş ı ı ı ı iki ş ı man-
ı ile ş ı ş ı ı Bir yanda ı ı bilinebilir ve
önlem ı nedenlerden ı ğ ı ı söyleyen bilim-
sel ı ş ı ı ğ yanda ı ı ı ı ı yo-
la getirmek ı ı ğ ı ı ı ğ söyleyen
dinsel ı ş ı ı
Bu temel ı ı ğ sonucu olarak Muhammed'in
ı ş ı önermeleri de içinde ş ı ğ ı dönemsel il-
ğ ifadesi ı
"Uyumak için ğ ı ğ ı Fatiha ve Kulhüva'llah
surelerini okursan ölüm müstesna (ceza ve elem veren) her
ş emin olursun."
ı güç bir belaya düçar ğ zaman 'Bis-
millahi'r-Rahmani'r-Rahim ve La havle ve la kuvvete illa bil-
ı de. Bu kelime-i tayyibeler ile Allahü Teala ğ
enva-i ı def eder."
"Ey ı ı ı Allah, ş gideren Zat-i Ecel-i
Allah, ş ver, ş veren ancak sensin, hiçbir ı ı
dan eser) ı ı bir ş ile ş

ı
(193) 1\ . Himmct Berki, 250 Hadis.
ı Sorunu ve Kur'an ı ı ğ ı 327
ğ gibi hadisler, her ı ğ ı Allah'tan ğ
ı ğ ı uygun olarak çözümü de Allah'a dua etmekte bul-
ı Ancak buna ğ çözümün ş ı ı
içinde ğ belirtmeliyiz.
ı bu ayet ve hadislerdeki ş ı hem ı ğ ı
Allah'tan ğ iddia edip hem de çözüm için doktora
ş ş bir çifte standart söz konusu ğ ı
ki ı ğ ı ı ı ğ inananlar için, ı
ğ etkisiz hale getirmek ve bunun için doktora gitmek
düpedüz "kafirlik"tir. Neyse ki 20. ı bu ı ğ ı ge-
reklerine uygun davranmak, hatta ğ gibi savunabilmek
mümkün ğ Bundan ı A. H. Berki de hadisleri yo-
rumla ğ ş yoluna ı
ı ğ ı ı son hadislerden hareketle, " ... ş ı halk
eden Allah-ü Zü'l-Celal'dir, maddi devaya tevessül ile birlikte
ı Hak'tan ş ı ı ı

demekte-
dir. Keza ı Hak ş ı ı ı ğ ı hiçbir ı
ş hadisinin ı ı olarak da, "Ey ı
ı tabipiere müracaatla derderinize deva ı ı çünkü
Allah-u Teala ı ş hiçbir ı yoktur ki ona
deva ı ş olsun" demektedir. Yine ı ı ı ğ ı
ğ bir hadise" atfen, "Bu hadis-i ş tedavinin İ
daki ehemrniyetini ve her derdin ı ğ bildirmek-
tedir .... Resul-i Ekrem tedavi tavsiye ederken bu hakikatler
ğ gibi malum ğ İ ı ilmine dini ilimler
gibi ı ı ş ve yer yer ş Ş ve hastaneler aç-
ı ş ı Ancak ı gaileler ve İ ı yolun-
daki mücadeleler, yeter miktarda tabibi ş ı imkan
ş

demektedir.
Öncelikle söz konusu hadislerden İ tedaviyi,
ı ilmini ş ğ sonucunun ı ı ı ğ ı ı anlamak zor.
Üstelik bu ş ı dinin temel. ı ğ ı ı ğ ı ı
(194) A. Himmet Bcrki, 250 Hadis.
(195) A.g.e.
328 İ ve Bilim
ı ı ğ ifadesine de ş ı ı Yani bu iddialarla B er ki,
ş ı günümüz ğ ş ı aklamaya ı ş ı gerçek-
te ş konumuna ş tüm ğ yarumcular gibi
İ ı savunabilmek için onu ı ı
Tüm dinlerin ve İ ı ilmini kendi temel man-
ı ı ğ ş ğ ş ğ bilinen
bir gerçektir. Otopsi ğ ı ve ı ı Allah'a ğ
ş birinci ğ ı ı ı ı Do-
ı ı tarihte tüm ı ve devletlerin ş ı gelen
"gaileler, müdafaa yolundaki mücadeleler" gibi ı
ı ı ğ ı ı ı yoktur. Üstelik "müdafaa" mazereti
İ için geçerli ğ Çünkü onun tarihi, en ı
1700'lere kadar "müdafaa" ile ğ "cihat", ı ve kendi
ı ş ı tüm toplurnlara egemen olma ı ğ halk-
ı kütüphane ve bilim de dahil tüm zenginliklerini ş
etmekle ş
ı ı ş ı ki, İ toplumlarda he-
ğ ve bilimin ş temel nedeni, ş ı ta
kendisidir. Bu ş hekimlik ş çünkü İ
yet ı ı ğ ı ı ve onlara ş ı ne ı ı gerek-
ğ maddi nedenlerden kopararak çok net olarak ı is-
ğ ğ ı ş ı Hekimlik ş çünkü ı ça-
re arayan, ı ı ı ğ ı "kader" ve ı hikmeti"
ı ş ı ş ı ve sonunda onu reddetmesi ı ı ı
Bunu yapan cesur ş ı ı da tez zamanda susturuldular.
Her ş bunca ı ğ ı iradesini geçersiz-
ş bir küfür biçimi, bir ş eylemi olarak, ş ı
ı ş ğ ğ gizlerneye ı ş İ ı
lan anlamak zor.
Günümüzde İ ı bilim-din ı ş ı ı ı
topraklarda ı güç alarak İ alenen çar-
ı ı kendilerini bu sorumluluktan ı ı ı ş ı
lar. Oysa önceden de ş Kilise-bilim ı ş ı ger-
çekte din-bilim ş ı ı ğ ı ı zorunlu bir ı ı olup, bilirnin
ı topraklarda ş kaynaklanan bir durumdur.
ı Sorunu ve Kur'an ı ı ğ ı 329
ğ Jenner ı çiçek ş ı ı ğ ona
ş ı ı ve çiçek ş ı ı ı ı ı iradesine bir ş
ı ı olarak niteleyen papazlar, gerçekte ı ı ğ ı ğ
en genel anlamda dini ve "Allah iradesini" ı
ı dönemde İ alemi tam bir içe ı ı bilimsel
ş tecrit ş ı Aksi halde, çiçek
veya bir ğ ş ı İ aleminde ş ı hiç ş
kusuz ş ı otoriteler ona ş ı ı ı ı ı Gazza-
li'nin felsefi düzlemde, Farabi'lere, İ Sina'lara ş ı ı ı ğ ı
gibi. Çünkü bizzat Muhammed'in hadisi, ı ı "Al-
ı ı ı yola getirmekte ı ğ ı bir ı olarak ni-
telemekte, ı her musibeti ı ğ ile ı
makta, En-am-17 de, ı ğ ı ı ı ı giderme gü-
cünün, yine ancak kendisine ait ğ belirtmektedir. Bu
durumda Jenner'in ı ğ ı salt ı teolojiye ğ tüm
dinlerin ı ı ğ ı bütün dinlerdeki ortak ı ı
iradesine ş ı ı tehdidine ş ı ı ı gel-
mektedir. O, ı ı ı ı ı elinden ı ı key-
ğ çiçek ı ğ ı özelinde son veriyor, gidermek isteme-
ğ ı ı ı ı giderip, öldürmeye karar verdiklerini kurtarma-
ı yolunu gösteriyordu. Yani Jenner ı "kafir", tüm
dinlerin ortak ı ı ı bu keyfiyecine son veriyordu. Pa-
pazlar çiçek ş ı ı ı ı ı ı kaçma" olarak nite-
lerken demek ki ı zamanda ı da ğ yerine
ı Yani, İ ı ı süren ı ş uyku-
sundayken papazlar, "kifir" olan bilim ı ş ı tüm
dinlerin ı ı ı ş ı Hal böyleyken ı da
ı ı ı tutmak, nankörlükten ş ş
nitdenebilir mi?
1847'de İ ı doktor James Simpson, çocuk ğ
ı ilk kez anestezi uygulamaya ş ı ğ ı yine pa-
ı ş ı ı buldu. ı ğ ğ ı ı ı ı is-
teseydi bunu pekala ı oysa o ı ı ı ı ğ
dendir ğ ı ı çekiliyor. O halde anestezi uygulamak,
ı ı iradesine ı ı ı ı ve ı ı Gö-
330 İ ve Bilim
ğ gibi ı ı salt ı ı ğ özgü ğ
genel olarak dine özgü ve ı ğ ı ğ
Neyse ki tarihin ğ ilerlemeye devam ediyordu: Al-
lah, ı ceza niyetine cehennemde ğ ı iddia eder-
ken sabredemeden, ı kitle halinde koleradan, vebadan,
tifodan yok edince bilim, ı ı bu ı ı
dan" korumaya yöneldi. Yunan ı ı ı iradesine ğ
ş çalan Prometheus'un ş yüklendi.(*) ı bilim sa-
yesinde ı ı çekerek ğ zorunJraegi, ı
ı ş ş ı çaresiz ğ depremierin etkisi,
yapi teknolojisiyle ı ı be bel er en küçük bir ı
ölmüyorlar. Ve ş tüm bunlar; eline ğ O!lun tam ar-
ş ı ı olan bilimin, her ş ı gerçek
reddedilmesi, sorunl.ara çare üretilmes · gerekti V ini sö le en
ı ğ ı ürünü olarak .
Kabul edilmelidir ki, tüm ilinler gibi Islarniyet de hekim-
ğ ve bilimsel tedaviyi ne ş ş ne de ş Ak-
sine, onun önerisi dua etmektir. Bu öneri öyle ilginç boyutla-
ra ş ı ki Muhammed, "ölüm müstesna her ş emin
olmak" için her ş yatmadan dua etmeyi, keza "belaya
düçar ğ da yine dua etmeyi "çare" olarak sunar.
Özetle bu ı çerçevesinde, ğ kanser olmamak için
(") Prometheus'un trajik öyküsünü ı hisse ı için ı ı gücünü tekeline
ı sayesinde insanlan yöneten Olympos ı Zeus'un bu durumuna son verebilmek, onun
yerine ı ğ kurmak, daha ötesi, ı kendilerine takuklan zincirlerden
kurtarmak ı Prometheus, bunun için Zeus'u insanlar önünde ş yönelir: ı
Hönccden gören" ı Prometheus, Zeus'un bir gün ı ş ğ ve bunun
ı ğ ı ilerlemesi için zorunlu ğ bilincindedir. Prometheus'un bu yönde ı ğ ı
ş üzerine, bütün ı gibi ı ı olan Zeus, tekelinde ğ ş insanlara
yasaklar ve ı tüm ı gibi, Prometheus'un eylemine ş ı ı tüm ı ğ ı ı
"adaletini" ortaya koyar. Bunun üzerine Prometheus ş ı ı ğ vererek Zeus'u bir
kez daha küçük ş ve insanlan ı Zeus'un hiddeti son ı Onu yakalaup
zincire vurdurur, ğ kartallara yedirtir. ı Prometheus teslim olmaz; ı ı ğ ı
kayadan "bilim ve özgürlük" ı ş sürdürür, ı ı ı ı ı kendisi ğ
savunur. (Bkz. A. Erhat, Mitokiji ğ Remzi Y., s. 27-28)
Bu öyküde Zeus ı ve Prometheus'a ş ı ğ ş ı Oysa tek ı dinlerde tann
bütünüyle soyuttur. ı ı ş onun var ğ iddia eden insanlar ş
nüp uygularlar. Bu durumda ı ı inanan ı elinde bir oyuncak olur; böylesi in-
sanlar, olmayan ı ı insan ş ı tabular ı ı çektirerek, daha
üst bo)utta traj ediler yaraorlar.
ı Sorunu ve Kur'an ı ı ğ ı 331
her ş yatarken veya kanserden kurtulmak için ı ş
de dua etmek yeterlidir. O zaman Allah ı ı
ma yoluna ş Duaya ğ ş görülmüyorsa;
ı mutlaka büyük bir ı ı ki Allah ş
sini istemiyor demektir. Bu durumda doktora ş te-
davi olan, iflah olmaz bir cehennemliktir. Çünkü bu davra-
ı ş ı ı iradesini geçersiz ı ı ş ı
ğ yandan "Allah ş ı ı ı ğ ı hiçbir ı
ş ı da geçersizdir. Bilimsel olarak hiçbir
ı gökten inmez, her ı mutlaka belli maddi (rnik-
robik veya psikolojik) ş ı belli somut nedenlerin ürü-
nü olarak ş ı bilinmesi halinde, bilimsel ş
onu ş ı düzeye ğ mutlaka çaresi üretilir.
Yani bilimsel ı ı madde ötesi bir sürecin ürünü
ı ğ ı gibi çözümü de dua, vb. ş beklentilerde ğ
ı gibi tedavi yöntemleri de ı ı indi-
ş ı aksine basitten ş ı ğ ğ ş bili-
rnin ve insan bilincinin ürünüdür. V e bu noktada ı
ilmi" insana en küçük, somut bilgi ş Çünkü hasta-
ı ı ı ı te'dip ğ ı ı ı İ ş bu yak-
ş ı ı sonucu Muhammed:
"Aslandan ı ı ı ğ ı gibi, cüzzam ı ğ ı müptela
olandan ı ı ı "Bir yerde tiun (veba) ı ğ ı ğ
ş o yere gitmeyiniz ve ğ yerde taun zu-
hur ederse, ı kaçmak ı oradan ı ı ı


tavsiyelerinde bulunur. Yani ı ı ı ı ğ tutulan-
lara, "ölünüz, çünkü Allah öyle istedi", tutulmayanlara da
"onlardan uzak durunuz, onlara ş ceza size de ş
ı der! Bu ı ı ilmi"nin veba, cüzzam vb.
ı ş ı ı ne kadar çaresiz ğ da ı ı ı
İ ı bu İ ı (dini) ı ğ ı cenderesinde ı
ş ı ş bugün de on milyonlarca in-
san ı ı ı devam ediyor ı Oysa her
(196) Bkz. AHimmet Bcrki, 250 Hadir.
ı Sorunu ve Kur'an ı ı ğ ı 333
ş ş oluyor. Kimyasal ve biyolojik silah ı ı ı
ı ı ş ı ğ gerekçesi ile ı ğ ı günümüz ko-
ş ı AIDS'in "ilahi bir ceza" ğ söyleyenler,"
gerçekte ı ı ı uzak ı ı biri ğ
ş olmuyorlar ı ğ İ İ Cumhuriyeti'-
nin bu gerçek ş ı ı hangi yüzle, ı kimyasal silah
ı ı ı ı ş ı bir ş olarak BM'ye ş ğ
üzerine ş Irak - üstelik ş halinde- ı in-
ı ı ş ı oluyor da - ki öyledir- , Allah yüzlerce kat ı ı
ı ı 'merhametli' oluyor? Özetle İ ı ı ı
lara ğ ı ğ gibi ğ çözümlerde de
ğ ı ş ı bir ı sergilemektedir.
M. Emre'nin ı ğ ı göre, "Hazret-i ş validerniz
bir gün ı Eh İ ı böyle seçkin bir ı günü-
müz ş gibi ğ elbette ki İ ı ı ğ ı uygun
bir ı ş sergileyecektir. "Kendisine bir kimsenin beddua
ş ğ feraset ve kerameti ile ı ve ı çev-
resinden ş ş için cari ye sini ğ ı ı ... " V e tabii cari-
yenin suçlu ğ onun ı yüzünden ı
ğ ı ı ı Tam da ş inançlara uygun olan bu hika-
ye, ne ı ı ki pek çok ı insana, İ bilincin bir ge-
ğ olarak ı üstelik İ alimlerince kitaplara
geçirilmektedir. Ve bu ğ ürünü olarak 21. ı ha-
la ı bir biçimde muskadan, üfürükçüden, nazar boncu-
ğ ş dökmeden medet umanlar ı ı
Peki, İ ı önderi Muhammed'in, tek ğ İ
ölümcül ı ğ ı ı ş ı ı ğ tavra ne demeli? "Al-
ı ilmi" ile ı ı ş onun en sevgili kulu olan Peygam-
ber, bu durum ş ı ı içine ş ğ ğ ı
takdirine ş ı elden ne gelir ya İ diyerek ifade ş
ve nihayet İ ğ "emr-i Hak vaki oldu"C
198
) de-
ş
ı İ ve onun gibi on milyonlarca çocuk ı
(198) Orhan ğ Peygamberin ı s. 53.
334 İ ve Bilim
ı çiçek, ğ clifteri, ş ı kabakulak vb. ı
ı öldüler. Neden? Çünkü ı ilmi"
ı koymaktan ve tedavi etmekten yoksundu. Daha ötesi ce-
haletin yorumuna göre, Allah ı kaderini öyle ı ş ı
Oysa ı böyle safsatalata ı kendi ı ı gü-
cünü ş ş ğ enerjisini ş inanç ı ş
ı ı da dahil, ş ş ı ı ş ğ ı
her ş nedenini, niçinini, önlemini bulmaya harca-
ı pek çok sorunun çözümü çok daha erken ş
ı bugün daha da ş ı Neyse ki bunu
yapanlar da oldu. Kadere boyun ğ ı ğ ı ı ı
temsilcileri. Söz konusu ı tek tek belirlendi, ş ı ı
tedavi yöntemleri ş ve önlem ı ı halinde ı
günümüzde çocuklar böyle ı ı ölmüyor-
lar.
Bu arada, ı bu en sevgili kulunun biricik ğ
ölümü İ ı ı ğ ı nereye oturtulu-
yor? Bizim İ ı çerçevesinde ı ı gelen ı
ı annesi cariye olan İ Muhammed'in resmi ı
on ı ı ı ı ı ğ ı nedeniyle nazar ğ M. Emre'-
ler, A. H. Berki'ler, O. ğ ne ş acaba?!.
Bir ğ çok dramatik örnek de, Halife Ömer ı
da İ ordusunun, ı ı Ebu Ubeyde dahil, ve-
ba ı ı ı ı Bu durum ş ı ı ı il-
mi" çaresizelir elbet, çünkü yapacak bir ş yoktur. Ta ki bu
sözde "ilmin" yerine gerçek, insan ilmi geçineeye kadar. Al-
lah yolunda ı ı sallayan ordunun ı bu durum kar-
ş ı ı ğ Ömer'e ı ğ ı mektubunda, "Benim
ve askerlerim ı ı kaza ve kaderi yetine gelin-
ce ... ı diyerek belirtir.
İ ı ı ı ı bir durum, ı ı
bir dram ile ş ı ş ı ı ı ve ğ tüm ı
ı Allah'tan ı giderilebilir maddi nedenleri
(1 99) S. Kutup, İ Sosya/Adalet, s. 208.
ı Sorunu ve ı ı ğ ı 335
ğ ı ı ı ğ ı ı ı en küçük
ilgisi ı ğ ı ğ bir yana ı ı Soruna İ man- .
ı çerçevesinden ı ğ ı ı ı ı ı ı ı ı Pey-
gamberinin ğ ğ gibi, kendisi ğ ğ
siper edenlere ş ı durumuyla ş ı ş ı ı ı
cihat emrini yerine getirmek üzere sefer ı ı ş olan İ as-
kerleri, ş ı İ ı büyük liderlerinden Ebu Ubeyde
olmak üzere ı kaderi" ğ ı rah-
metine ş ş ı ı ı ğ ı ı ı
kendisi ı ve koca ordu yok olur.
İ alimleri ne derler bu duruma bilmem ama, yoksa
bu durum ı Ömer'in zafer üstüne zafer kazanan Halid
bin Velid'i çekemeyip, görevinden azlederek yerine Ebu Ubey-
de'yi geçirmesine ı ı ı ğ ı ı sonucu muydu? Yoksa Halid
bin Velid'in ı ı tuttu?! Belki de suç Ebu Ubey-
de'nindi, belki de ş ı yatmadan önce bir Fatiha ve
Kulhuva'llahe okumuyordu da Allah, bizim ğ bu
gibi bir neden üzerine ı ı ve "Al ı sana veba!" diye-
rek ı ı ı İ ordusunun üzerine ş ı
Tabii bu noktada, "Biz Kur'an'dan mürninler için ş ve
rahmet indiriyoruz; zalimlerin ise ı ı ı ı ı İ
ra-82) ayetinden hareketle durumu daha da ş
Ne biçim ş ı ki, ı ı müminlerin genelini, Peygam-
berin ğ İ ı ordusuna bile yarar ğ Ne bi-
çim "Allah sözü"dür ki, müminlere ş zalimlere (ld firlere)
ziyan sözü ğ halde tersi olur. Ş bilimini kafider ge-
ş ı ı Müslüman zenginler ve yöneticiler de te-
davi için gavur ellerine giderler, ş ı ı gavur
ğ medet umarlar? ı ı kendimize ı
ı Somut hayatta ş ı ı bulmayan Allah sözü olur mu? ..
Yoksa ı ı ı hurafe ı ..
Bu noktada ı tarihinde ı ş mil-
yarlarca ı ölümünden, ğ ı sorumlu oldu-
ğ söylemek de pek özel bir saptama ı Çünkü
o zaten ı ı bunu söylemektedir: ş gelen hiçbir mu- - ------- ---
336 İ ve Bilim
si b et ı izni ı ı olamaz." (Tegabun-11)
İ ğ ı ğ ı ı en kutsal ğ ı ş
ı ğ ı en gerici ı bile ı ş ı ğ ı
ğ ı ı koruma maddesini ğ ı insanlan daha ğ
ı ı daha çok ş için ellerinden geleni ı ğ ı günü-
müz ı İ temel belgelerde insan ğ ı ğ ı ve in-
san ı diye bir ş ı ş Bu duru-
mun en ı ı ı O'nda kulun ı ı ğ ancak
görevlerinin ğ
Kur'an, ı " ... ömrü uzun ı çok ş ı
ve ömürlerin ı ş ı ğ bu Al-
lah'a ı demektedir. Bu ve benzeri ğ ayetlerde de
ı ğ gibi ş süresi kesinlikle Allah tara-
ı önceden ı
Gerçekten de o dönem ı için, böyle bir ı yü-
rütmenin ş ı mevcuttur. ı ölen ı ne-
denini ı ı ğ ı önüne ğ bu durum ş ı ı
da "kader" ı ı takdiri" ı ı
tan ş çaresi yoktur. Oysa bilim, insan ı ı
gizlerini, ölümün ı bir bir ortaya ı ı Sonuçta
bilim bugün, ı hariç, tüm ı ı tedavi ederek,
keza ğ ı ı ş ğ ı ı beslenme önermelenyle daha uzun
bir ş ı ş ı ı ğ ve ş süresini uzatmaya
yönelik ı ı ş belli mesafeler kat edc:rek "kader"
denen, ı takdiri" denen ş inançlara son verdi. Ar-
ı ı tam da ölecekken ve yapay veya ş ı
ı kalplerle yeniden ş döndürülebiliyor. Eskiden
ölümcül olan pek çok ı ğ ı tedavisi ile ölüm engelleniyor.
ı ı - lafta dindar ı de dahil- kendilerini
"kader" ı ı ameliyatlar, ğ ı ı bes-
lenme, doktor kontrolü ile ömürlerini daha uzun ve daha
ğ ı ı geçiriyor. Türkçesi; ı takdiri" ile avunmuyor-
lar. Tabii bu durum, sömürü ı ı ı geçim
ı ı ı ı ş durumda. Ancak en ı bilim,
üzerine ş ı ş ve ı Bu metafizik ı
ı Sorunu ve ı ı ğ ı 337
ler tarihin ğ ı ı ş ı Sorunun çözümü ise, herke-
sin ş olanaklardan ğ ğ ı ğ ı devlet güven-
cesi ı ı ı ğ ı sözün gerçek ı toplurucu düzen/
düzenierin kurulabilmesi için bilinçli ğ ş ı ı ş ı
ı ş ı ı ı ı ş ğ iki
ilginç ğ de M. ı ı Ş ı hayret-tir
ki, ı Kerim 1400 seneden beri Yusuf Suresi'nde bu
ı ğ ı (katarakt) sebeplerini ı modern ı daha
henüz bu sebeplere ş ş demekte ve bu çok kesin
ı ı olarak da " .. . ve üzüntüden gözlerine ak ş
tü .. . " diyen Yusuf-84'ü göstermektedir.
Ayette ı hemen ayetin öncesinde iddia eden bu
ı ı bir ı ı ı .Hem bir an ş gerçek-
ten Kur'an konuya ş en küçük bir ipucu verseydi, ı
diye ı Hipokrat'tan söz eden İ Sina, Kur'an'a da
yollama yapmaz ı ı ı ı ğ ı her ı rahat-
ı ğ ş yani ğ ı görün-
mesi durumunu tekrarlamaktan ibarettir. Yani ayet, "sebebi"
ğ sadece ı ifade ş Üstelik burada üzüntüden
ve birdenbire ş bir ı söz ediliyor ki bunlar
hiçbir bilimsel ğ ş ı Yusuf öyküsüncieki süsleme-
lerden ibarettir. Bu da bir yana, söz konusu öykü de dahil
tüm Kur'an, Tevrat'tan ı Yani ı kaynak Kur'an
ğ ondan bin ı önce ı ı ş olan Tevrat ve tabü onun
da ğ ı olan ğ mitolojisidir.
ğ gibi katarakt, göz ğ ş ı ya
da kesif bölgelerdir. Mercek ı ş ı ı ş ı ı geçici en-
ğ ş bozulur. Kur'an'da böyle somut bir
ı yoktur. M. ı ı "Daha sonra Yusuf ı
ı ı tedavisini ı ı ğ ı ı ı Kerim'den ğ
niyoruz" ı ı ğ en küçük bir ipucu da yoktur.
Oysa ki O, " .. . Bu ğ götürün ı yüzüne sürün,
görmeye ş ... " (Yusuf-93) ve "müjdeci gelip ğ
Yakub'un yüzüne ı ı hemen gözleri ı ı .. " (Yusuf-
96) cümlelerini bu iddiaya ı olarak göstermektedir. Güya
338 İ ve Bilim
"gömlek gözüne sürülünce Yakup'un tansiyonu normale dö-
nüp kederi ş ı ve hemen görmeye ş ı ş
İ ş bu ı ı ı sonra ş devam edi-
yor M. ı İ ş ı Kerim'in ı ğ ı ı sebep-
lerini ı ı ı ı vermesi böyledir. Hem de bunu mo-
dern ı ı henüz ş ı ğ ı sonuçlardan binlerce sene önce
ş ı ı
Ş ne denir bu ı
Bilim ı ş ameliyat riskine ı ı ş
da haberimiz ş Böyle gömlek sürmeyle ş ı diye iyile-
ş varken, üstelik on dört ı önce Kur'an her ş
böyle ı ı ortaya ş yine de ı yolla-
ra ı ı olsa gerek! İ Sina da ı
ı ş demek! Kur'an yerine Hipokrat vb. kafirlerin yaz-
ı ğ ı ı okumaya ı ğ ı için, Gazzali'nin ğ gibi
"dinsiz" oldu zaten!.. Ne ilginç ki ı dua üzerine
kurulu" ğ söyleyen eski ş ı Özal, Kur'an'-
ı bu ı belirtmelerine itibar etmeyip ta Amerikalara gide-
rek gözlerini gavurun doktoruna emanet ediyor. Allah ı
da üzerimize yeni ı yollarsa ş ş ı ı
M. ı gibileri ve onlara ı ı ş
lerle doludur. Nitekim daha ilerde ş ı İ kont-
roldeki güçlük, uzun zaman hadiseleri gözlemenin ı
ı ğ ı ğ daha ziyade hadiseler ı ş hüküm-
lerden ileri geliyordu. Meleklere veya sair ı gök gür-
lemesi ve ş ş Zeus'un hiddetine ve ı ı ı gü-
ı ı ğ atfolunarak, ş ı yollardan de-
ğ mabedler ve mihraplar yapmak ve buralarda mabutlara
kurbanlar kesrnek ile ı Newton ile Laplace'in za-
feri, uzaycia meydana gelen gezegen hareketlerinin umumi
cazibe kanunu neticesi ğ söylemeleridir. Modern ilim,
bununla ğ Ve gittikçe ş Ş ş bir elektrik teza-
ı M. ı Müsbet İ ve Alla/;.
(20t) A.g.e., s. 161.
ı Sorunu ve Kur'an ı ı ğ ı 339
hürü ğ ı ı ı görülebilen bakteriler-
den ileri ğ ş ı ı Bundan sonra ilmin ı Tabiatta
her ş fizik sebebini aramak, bulmak ı
Bu ı ı okuyunca insan kendisini bir maddeci ile kar-
ş ı ş ı sanabilir. Oysa hem bu hem de bir önceki ı ı
ı ı ı M. ı ı ve önceden ğ gibi '
gök gürlemesi ve ş ş ğ meleklerle ğ ı ı ı ı hiddeti
ile ı da bizzat ı
Sonra ı ı ı ğ ı vs. ı ı ş ı ı 'Tan-
ı ı olarak ı da yine ı Önceden ilgili
ayetleri ı ğ ı ı burada, "bir memleket ı için) de
zina ve faiz ı verme) ı ğ ı kendilerini ı aza-
ı ı ş olurlar" hadisini ı yetinelim. M. Emre,
"Yel, sel ve zelzele ı ı ilahi bir terbiye ve ceza ğ
gafillerden ş kimin ş

ı derken de görü-
lüyor ki salt bize ğ M. ı gibilerine de sesleniyor. Yok-
sa M. ı ı ı ı ı ı ğ bilmiyor
mu? Peki, ya duaya ş ı ğ ı ı hadisleri; kurban kes-
menin İ ı ğ ı ı . .? Belli ki kitap boyunca, Kur'-
ı bilimle ş ı ı derken, söz konusu sayfada ölçüyü
iyice ı Kur' an' da ı ı Zeus ve eski tannlara
mal edip Kur'an'a ş ı ı ı ş
İ bilim ş ı ı ş ğ durum o denli kö-
tüdür ki, onun ı ş çevreler ı ş ol-
ı sonuçlar üretmeyi meslek ş kendilerine.
ğ 19 ı '87 tarihli Tercüman gazetesinde ş ı
ı okuyabiliyoruz: ı ı ı ı El-Ehram gazetesin-
de, Hz. Eyyub'un uzun seneler ğ ı ı ş
ş ğ ı ı hekimleri ı boyu
ş ğ ve sonunda bunun ilmi ı ı ı ı
ş ı ı haber veriliyor.
ı ı hekimler Kur'an'da Hz. Eyyub'a söylenen ğ ı ı
(2fl 2) Mehmet ı lviiisbet İ ve Al/ab, s. 191.
(203) M. Emre, Isla111'da ı ve Aile, s. 293. - ----------
340 İ ve Bilim
yere vur! İ ş ı ve içilecek ğ su' (Sa'd-42) ş
lindeki ş formülünü çözdüler. .
Ayette geçen ğ ı ı yere vur' ifadesi ş ı
geliyor ... Kur'an'daki tedavi metodunun ikinci bölümü ise
ğ su ile ı metodun üçüncü bölümü ise ğ su
içmektir."
ş bu ı ı hekimler? Uzun senelerdir söz konusu
ayet üzerinde ı ş ı ı ı ı ı nerede? ğ mi ki aslo-
lan, dünyada ş ğ mahkum edilen ı sorgulama ye-
ğ ğ ş etmek, İ bilim ş ı ı ğ
gizlenmeye ı ş ı o zaman bu ı ı ı önem-
ş Sa'd-41'de, Eyyüp, Ş ı kendine yorgunluk ve
azap ğ söylemesi üzerine Sa'd-42'de ı "aya-
ğ ı ı yere vur, ordan içip ı yani ğ gider-
men için su ı ğ bir öykünün ı ı ı ı söz
konusu olan. Bundan bile bir gazete ı dolusu kurgu ha-
ber üretecek denli kompleks içinde olmak, çok hazin bir tab-
lo ğ
Ş son olarak tekrar M. Bucaille'i dinleyelim:
"Kur'an tedavi ğ ı hiçbir pratik tavsiyede
ı ğ ı halde, bu tür konulara hadisler büyük bir yer
verirler ... "
"Böylece hadislerde büyü, nazar (göz ğ ve ş
ı kovma ı ı fikirlere ı Ancak bu ş
lerde, ı ücret ş ı ı ğ ı ı ı hususunda ba-
ı tahditler ş Bir hadis, ı ı büyürrün
etkilerine ş ı koruyucu rolünü belirtir. Hurma, zehirli hay-
ı ı ş ı ı


"Patolojiye dair ı meseleler ı verilen ı
ı günümüzde benimsernek çok güçtür. Bunlar ı
ş ı ı
"- ş yükselmesinin sebebi: dört rivayet ş ce-
hennemin hararecinden ileri ğ bildirir.
(204) Maurice Bucaille, Tevrat, İ ı Kerim ve Bi/in;, s. 361.
ı Sorunu ve Kur'an ı ı ğ ı 341
"- Her ı ğ ı bir çaresinin ı 'Allah hiçbir
ı ş ki, onun çaresini de vermesin'. Bu anla-.
ı ş ı ı sinek ı hadiste ı ... ğ bir
kaba sinek ş ğ her ı ı ona ı gerekir,
zira onun bir ı zehir öteki ı panzehir ihtiva eder,
sinek önce zehiri müteakiben de ı getirir.' [Çevirmen S.
ı ı ı Bucaille'e bu hadislere ş ı ş ı Kur'an'i
ı ı içinde yine muhalefet ederken 383. sayfada ğ
ı kuluçka devresi ı olan ş ı ş ı
mikroplan imha edecek güçte enzimler ğ ı
bulunarak hadisi ğ ı ne ki hadis,
panzehirin ı ğ ğ kanatta ğ ve bunun
özel hafif bir ı ğ ş ı ğ genel anlamda panzehir ol-
ğ ğ ı ı ı ı ı ğ olsa bile ha-
dis'i ğ yetmemektedir. ı gerçekten merak
ediyoruz, ı ı ı ı ş ğ ğ iyice ı ı
ondan sonra ğ devam etmekte midir acaba?! -E.A..]
"- ı ı ı görmekle çocuk ş (bu ı
ı zamanda ğ de yol açarlar) vs. ı
Bu arada hadislerde Bucaille'in de ı ğ ı tedavi yönte-
mi olarak, "deve ı içmeyi tavsiye etmek" gibi ilginç öne-
riler de ı Onca laf üreten İ alimleri" oturup ş deve
ı ı tahlil etseler de hadisin bu mucizesinden kaç hasta-
ı ğ ı tedavi (!) ğ bilim alemine ilan etseler diyoruz.
Böylece ğ bir de laboratuvar deneyiyle ispat et-
ş olurlar. Hem böylece enerjilerinin bir ı ı da insan-
ı için sarf ş olurlar.
(205) Maurice Bucaille, Tevrat, İ !0tr'an-z Keri111 ve Bili111, s. 362.
XX. Bölüm
SONUÇ: KUR' AN BiLiMLE MANTlKSAL
Ş Ş
Dinsel ı siyasetin öznesi haline getirilmeye ı ş ı
ı ğ ı ş ı ş bilgisine ve bilimsel ı ğ
ş ı ş ı ı güçlendirmek her zamankinden büyük önem
ı
Yöntemli bilgi demek olan bilimin, her ş sorgulamak
ve bu temelde olay ve ı iç ve ı ş ı ı
ı çözümlemek, giderek ı ı bularak ı kavram-
larla ı ı ğ biliniyor. Buna ş ı ı dinlerin
ş ş ş ı ı ı fantastik imgelerle ı
ve buradan hareketle ı fikrine varmak ş biçimleni-
yor. ğ veya herhangi bir ğ olay, bilimsel bir yakla-
ş ı maddi olan nedeni bulunarak ve ı ı kont-
rol ı ı ı ı ğ ı ı ı sorgulama nesnesi
olur. Dinsel ş ı ise, ı ı ı ğ ı ı "gücünü",
ona ş ı daha çok kulluk yapma ğ gösteren bir gerek-
çe olarak ı ı İ ş bu ı ş ı ı ğ ı dinle bilim ara-
ı ı belirler.
Bu kitap boyunca gerek teorik gerekse de pratik ı ı
ı İ özgülünde, uzun ı ğ bu
sorunu, ı bilimsel bir bildiri düzeyinde toparlayabiliriz:
344 İ ve Bilim
Kur' an' da çizilen ı imgesi, "Göklerde ve Yer' de ne
varsa hepsinin sahibi, ğ azap edip ğ ğ ı ş
yan, her ş kadir" (M:aide-40), ğ mutlak ve tek hü-
ı
Dua, ş kader ve tevekkülle ilgili ayetlerde de perçin-
ğ gibi; Kur'an'da ı Allah, her an her ş müda-
hale eden, yöneten, her düzeydeki ş düzenleyicisi,
ı ı ve onun ı olarak bilgiyi veren, üstelik onu inkar
edip etmemeye göre veren, insana bir yaratma ı ı ı
mayan, bilinmeyeni bilmeye yönelik merak ve ş ı ı ı
olumlamayan, aksine kendi ı müdahale olarak gören,
ona ğ bir ş ı pir ı ı
Nitekim, "Ya Rabb, ( ... ) senin bize ğ ş
bir bilgimiz yoktur. Ş alim ve hakim olan ancak sen-
sin (Bakara-32)"; İ edenlerin arnelleri engin çöllerdeki
serap gibidir. ( ... ) Veya derin bir denizdeki ı gibi-
dir. ( ... ) ı nur ğ kimsenin nuru olmaz (Nur-
39-40)"; "Biz Kur'an'dan mürninler için ş ve rahmet indi-
riyoruz, o zalimlerin ise ı ı ı ı ı İ
ifadeleri pek çok yerde yinelenir.
İ ı ı ı ğ ı prim vermez Kur'an'daki ı Lut
peygambere (Enbiya-74), Nuh'a (76), Davut ve Süleyman'a
(79) ilim ve hükmü hep "verdik" der. Öyle ki ı yapma gibi
ı bir ğ bile ğ diyerek, ı ı ı ı
ğ ı ı tümden ı ş bilim ş ı ı ı ğ ı ı ortaya koyar.
Üstüne üstlük ı ş misiniz? (Enbiya-SO)" ş
linde de ş ı ı bekler.
Özetle en belirgin halini Kur'an'da bulan dinsel man-
ı Evren, insan, bilgi, ı ş rahmet, vb. her ş ama
her ş ancak ı ı keyfi ı ı ve çabayla
elde edilmeyip "verilen" dir, ı ı ş ğ ı ı ı
ve müminlere özgüdür. Zaten aksi ı bu dünya sorun-
ı özgülünde ş dua ve imanla ilgili ayetlerin ı ka-
ı ı ı
Oysa bilim, bilimsel ı etkisiz ı bir ş ı as-
Kur'an Bilimle ı ş ı ı ş ı 345
la ş Çünkü o ğ ı ğ önceden verilen bir ş
ğ aksine birikim yoluyla, deney ve iradi çabayla insan ta-
ı elde edilir. ı somut olmayan ön yar-
ı ı gerçek kabul etmez, sorgular. Her ş sorgular ve ne-
denini, ı ı ı ı ğ ı ı Üstelik bugün ı çok net gö-
ğ gibi bilimin iman/ ş dua/ tevekkül ile hele Al-
lah'a teslimiyetle, yani Müslüman olmakla hiç ilgili ı ğ ı
aksine bütünüyle ilgisiz ğ ı
Bilimsel ı ğ ı abc'si bizden, tarih boyunca kimseye
ı ötürü ı bilgi (ve afet) ğ ve
böylesi bir ı ı ancak cahil insan fantezisi veya ı ğ ı ı
denetim ı tutmaya yönelik, siyasal ve ideolojik bir yakla-
ş ı ğ ı ı bekler. Bilim, bilginin ancak
ve ancak bilimsel yöntemle ve her türden ı uzak
bir çabayla ve maddi ş ı ı ş ı ğ ı olarak el-
de ğ ğ
Ş ı ı ğ sahip toplum ve ülkeler; kültürel, bilim-
sel, teknolojik, hukuki ı içinde ı ğ ş
ı düzeyinin ı ş ı ı ş ve bütünüyle ğ ı ı ı ve
gerilikle ı ı
ş ki kendilerine ı "ilim ğ söylenen
peygamberlerin hiçbirinin, ş ı ı dönem ı ı ı bil-
gisinden öte bir bilgisi ı ş ı ğ hiçbir bilimsel kat-
ı ı ş ı Bilim, bu ı ilmi" ile ı ı ş
peygamberlerin ve din ı ı ı ş ı ı hiçbir
somut ve ğ ı almadan, ğ durumda da ı ı
engelleme ı ğ ve en ilginci Kur'an'da kendi-
sinden ı ı "biçare" diye söz edilen insan ı ş
ş Daha ilginci bilim; ı kendilerine "nur" ver-
ğ ı ı ı ı ı ğ ı söylenen, arnelleri
"engin çöllerdeki seraba, derin bir denizdeki ı ğ ben-
zetilen, "kafir"lerin tekelindedir. Bu durum bilirnin mevcut
ğ ş düzeyinde, din alimleri ı ı
ı ş bir ş olarak önümüzde ı
Tarih boyunca sorun ş her ş ş ve "kafir"
346 İ ve Bilim
ilan etme ve Allah ı ezme(!) yöntemi ile çözen din adam-
lan ve ş ı bu tür tepkileri eskisi kadar kolay
lar. Aksine ş ı yeni ideologlan, ı ne kadar ş ve
bilime uygun" ı ı ispatlama ı En ı
egemen oluncaya kadar öyle görünmek zorundalar.
Bu yeni ı ş sokaktaki ı kendisi gibi olmayan-
lada ortak ş atmosferi içinde ı ğ ı demokratik ş
görü refleksinin ı ı bir sonucudur. ı ı en
ğ ı bir yana; ı ş ı okuyar ve tabii ğ ş ı
ğ ı ı ı ı ı revize ederek yeniden
üretiyorlar. Ancak ı ı ş ı ı ı ı ve
ğ ş kutsal belgeler ile ğ
ş gerçeklik ı olgusal, yöntemsel, tarihsel, ahlaki
ı ı ve ı ı devam ediyor.
Konumuz ı ı en çok ş ı ş ı ğ ı ı ş ı
dan biri de ğ dinlerden ı olarak, ı hem ay-
ı ı hem de yöntem/ ı düzeyinde "bilime uygun"
ğ onu ş ğ dir. ı ı İ camiaya ege-
men olan gerilik, ğ ı ı ı ve ş ı
"sorumlu ğ ı hatta ş için O'na daha
çok ı zorunda ğ ğ söylenir.
ı ı Müslümanlara vaat ğ destek ı ı yok
farzetsek bile, hiç bir mazereti olmayacak denli uzun (14 yüz-
ı ı bir ğ ortaya ğ birikimin ğ durumu
gözler önüne seriyor. Kur'an ile bilimin ı ı ğ ı ı kitap boyun-
ca ğ tüm ı ı da gösterdik. Son olarak bu
ş ı ı ğ ı ı düzeydeki nedenlerini ortaya
ğ ı
Kur'an, insanlara kulluk ve beklemekten ş bir ş
önermeyen ş ı ı ı "O bütün ı bilir. ı ı kim-
seyi muttali ı Ancak peygamber olarak ğ kimse
bunun ı ş ı ı .... (Cin-26-27)"; " ... Gayb ancak ı ı
bekleyin, ben de sizin gibi bekleyenlerderum (Yunus-20)";
"Ben ı hazineleri benim ı ı demiyorum,
ı da bilmem ( ... ) (Hud-31)" ş ş
Kur'an Bilimle ı ş ı ı ş ı 347
Bilinmeyenini görülmeyenin bilgisini, peygamberleri ı
ş ı kimseye ğ ı bilimin, ı daki dev ge-
ş ı ş ş ı Keza söz konu- ·
su peygamber(ler)in ğ bilimsel gerilik ve dünya bilim
tarihine tek bir ı ı ş ı ğ de ı ı
nacak olursa, Cin-27'nin gerçekle ş ı ğ ı iyice ı ı ı
ı ki peygamber(ler)e de ş bir bilgi ı ğ ı Yu-
nus-20 ve Hud-31 'de belirtilerek ş ı ğ ı salt gerçekle
ğ ı zamanda ayetlerin kendi içinde de ğ görülür.
Özetle bilgiyi ş yana olmayan, aksine insan-
lara ğ ve ğ reva gören bir ı ı ı
Kur'an'da. Ne var ki ı özgür ı ve ı ı man-
ı dinlerin, özel olarak da ı "bekleyin" diyen ira-
desi ı ş ğ birikimle, bugün Evren'e ve in-
sana dair ı temel ı ı sahip ı Bu
bilincin gün günden daha da ş özgür insan ı ı
ğ ğ yönünde dev ı elde edilmekte-
dir. Öyle ki ı ğ ş ı ğ ı temel sorunu, ı bil-
gisine ş ğ söz konusu bilginin emekçilerin ve dün-
ı ı evrensel ı ı lehine ı disipline ğ
ş
Oysa ı ı ğ ı ı ğ ı bu gündeminin çok
gerisindedir: " ... gece ve gündüzü ölçüp ayarlayan ı
Gece ve gündüzün bütün vakitlerini ğ ı ı ı
ğ için Allah sizi ğ ı ş .... " (Müzemmil-20) düzeyinde
ı ş ı Daha Newton'dan -hatta Farabi'den- beri tü-
müyle ğ ğ ı ğ ı ı ı ş ı ğ ş ı için
çok basit bilgiler haline ş olan ş ğ
iddia ederken ı gücünü reddeden bir ı sergilemek-
tedir.
ı ı ı ve ı ı bilinci Kur'an\
öylesine ş ki; "Herhangi bir ş ı
nu ı ğ ı deme, 'ancak Allah dilerse ı ı ı
'Bunu ğ zaman ı an ve ı Rabbim beni
ğ daha ı olan bir yola ş ı ı de (Kehf-23-24)"
348 İ ve Bilim
gibi tavsiyelerde bulunur.
Bu noktada ı "bilmek" ve ş gibi söz-
cüklerin Kur'an'da çok ı ı ı hareketle ş
ı ı spekülasyonlar, Kur'an'a ı olamayan orta-
lama ı ı ciddi ı yaratabilmek-
tedir.
Ortalama bir Müslüman, ş ı ğ ı ğ ı psikolojik ve top-
lumsal etkisiyle kendi dininin bilim ve özgür iradeyle bir kar-
ş ı ı ğ ı Esasen böylesi, ş ı ı ara-
ı saf ş düzeyinde ğ ve iyi bir durumdur. Çünkü
hem ı ı ş ı hem de laiklikle uyumlu bir konumda
ş ı Ne var ki dinin siyaset öznesi ğ bir at-
mosferde, ı ğ ş süreci tah-
rip olmakta, insanlar, binlerce ı ı mücadelesinin sonucu
olan ğ ş ı ş ı her ş çözümünü ş
ğ bir totalitarizm ı teslim ı ı Bu
anlamda siyasal İ ı ı ş ve toplumu, ş dünyevi
bilinç olmak üzere ğ ş ı ı ı savunma ve ş
me ı yoksun ı ı ı İ ş tam da bu
nedenle, İ ı ı ğ ı ş ğ ş ş güvence
ı ı din ve vicdan ğ ğ 7. ı Arap
toplumunun ğ temsil ğ ı ve ı
maya ihtiyaç ı Bunun ı ı ğ ı mevcut sorunlara
ş ı ğ ı ı ve çözümlerin dinsel felsefe ve hukuk-
ta, yani ş ğ ı ı ı ş ı ğ ı oranda; ğ ş
hukuk, laiklik ve bilim giderek ğ ş İ ş ı
ma ı ğ ş toplum, ş ı ve birey olma konumu
ş ş ve ş ğ ğ ş
Bilimsel bir sorgulamayla, Kur'an'da, akla vurgu ı
ayetlerin, ı aksine gerçek akla ş ı bir muhteva ş ı
ı ğ ı görülebilir. Rum-28 ve Nahl-75 ayetlerinde ğ
gibi, ı bir kölenin irade, mal ve yetkilerde efendisine or-
ı ğ ı ve ğ ı ı ı ğ ı alamayacak, ı ı ş ı efendinin
keyfiyetince belirlenecekse, insan ı ı ı ş ı ı
konumu da ı ı Bu yüzden Kur'an'da akla yüklenen an-
Kur'an Bilimle ı ş ı ı ş ı 349
lam, akla ğ söylenen ğ ve ı ı ı "kul"lu-
ğ bilinciyle ı ı ı
''Yoksa o kimseler, geceleyin secdeye kapanarak, ayakta
durarak ibadet eden, ahiretten ı ve Rabbinin rahmetini
dileyen kimse gibi olur mu? Hiç bilenle bilmeyen bir olur
mu? ... (Zümer-9)" ş de ğ gibi, ı
mekten yana ölçüt, ibadet, ahiretteki cezadan ı ve
Rabb'dan rahmet dilemek, yani bilimsel bilginin aksine kul-
luk bilinci çerçevesinde belirleniyor.
İ bütünüyle Rabb'a teslim edilip, " ... senin bize ğ
tiklerinden ş bir bilgimiz yoktur. Ş ilim ve hakim
olan ancak sensin (Bakara-32)"; "gerçek olan Rabbinden gelen-
elir (Bakara-147)" deniyor. Bilinmeyeni bilmeye yönelik sorgula-
ma ve ş ı yerine, Kur'an; " ... gayb ancak ı ı bek-
leyin, ben de sizin gibi bekleyenlerderum (Yunus-20)" yaratma/
bulma ı ı köreltilmesi ş görüyor.
Esasen ş ı ı sorgulama, ş ı ş
üretme ve yaratma becerisine ve gerçek akla gerek de ı
ı ş ı Bu iki nedenle böyledir:
Birincisi, ı için ı ı ğ ı söylenen insana, bunun
için gerekli olan her ş ı ı ğ ı ı ı ı
ı gereken bir ş ı ı ğ ı için bu böyledir. Nitekim
Maide-3'te, " ... bugün elininizi kemale erclirclim, size nimetimi
ı ... " denir; Türkçesi, iyi ş için gerekli her
ş (nimeti) size eksiksiz, bilgi ve erdem ı ı olgun
hale getirerek verelim (kemale erdirclim) denir. Yusuf-111'de
daha da ş " ... (bu Kur'an) her ş ı bir
ı ... " denir. ğ pek çok ayette de yinelenen bu yakla-
ş ı ı gerçekte çok basit ve bir tek sonucu ı O da, kar-
ş ı ş ı ğ ı ı her sorun ve her ş için Kur'an'la yetinmeli, onun
ı ş ı bilgi ğ ı ı ı
Nitekim O'nun birinci suresi ve temel ı olan Fati-
ha'da da ğ gibi bize ş " ... ancak senden ı
dileriz. Sen bizi ğ yola, kendilerine nimet ğ kim-
selerin yoluna ilet ... " diye dua etmektir.
350 İ ve Bilim
Yine Al-i İ ı ayetlere ş belirtilen ş
ve ı ş üzerine; " ... ı ı ayetleri muhkemdir,
bunlar ı ı ı ğ ş ı ı güçtür. ( ... )
Oysa ı ı ı ı sadece Allah bilir. İ ı yüksek
payeye ş ise, 'O'na ı hepsi Rabbimiz ı
ı derler. ı ancak ı sahipleri ş denir. Özet-
le ı ğ ı ı v:qa ş ı ı güç ı
hikmetinden sual etmemek, ı ı ğ ı yetki
ı ı ol ğ kabullenmek ve ı ı Ş ı inanrr:ak
... olarak ı ı
İ ı gerçek sorunlardan ş ı ama-
ı ğ dar tutulan ve ş ğ ı ı küçümsenen bir
ş tarifi ı ı Bu çerçevede insan ı temel ş
gerçek ş ı bir cennete çevirebilecek ve bireysel ı ı ı
ğ ı ı
"Bilin ki dünya ı ancak oyun ve ğ bir süs, ara-
ı bir övünme, daha çok mal ve evlat edinme ğ
ibarettir .... ı ı bir geçimiikten ş bir ş ğ (Ha-
did-20)"; "Dünya ı oyun ve ğ ş bir ş
ğ Günahtan çekinen için ahiret muhakkak ki daha ha-
ı ı ı Hala ı erdiremiyor musunuz? (En'am-32)"; "Bu dün-
ya ı sadece bir ğ oyundan ibarettir. Ahirete
gelince ş ı ş odur, ş bilselerdi (Ankebut-64)."
ı ı ğ gibi, Kur'an'da akla, ş ı ş
türecek ve ğ egemen olacak bir özgürhak İ ı ı ı ı
maz, aksine ş ı ş bilmenin
yönelim ı ölümden sonra ğ ı ı "ahiret" ola-
'rak ı Bu anlamda ı vb._ sözcükler, _Kur' an' da, a-
ş ş ı ı ı ı bi.i_tiinüyle ı Aksine,
ı kudretine, ölümden sonra dirilmeye inanma, O'nun
emirlerine ş boyun ğ ı ı kulluk etme bi-
linci ı ı ı ş ı Özetle ı ı ı "ilim-
de yüksek payeye" ş ı Kur'an'daki ölçütü, O'nun yak-
ş ı ı ı sorgusuz ı inanmamakta ğ
"Biz size, ı ı ı ı ı ğ ı ı müddetçe sizi ş
Kur'an Bilimle ı ş ı ı ş ı 351
yücelten bir Kitap indirdik. Hala ı ı ı ı (En-
biya-10)"; "Size ve Allah'tan ş ı ğ ı ş yuh ol-
sun. Hala ı ı ı ı (Enbiya-67)"; "Bana kulluk
ediniz, ğ yol budur demedim mi? Ş sizden pek çok
milleti ı ı ı ı Hala ı erdiremiyor musunuz? (Ya-
sin-61-62)" vb. vb ...
Bu çerçevede ölçüt olarak, ı ğ ğ ı ğ ı fayda ğ
Müslüman olup olmamak ı ı ğ "inkar edenlerin amel-:-
leri, engin çöllerdeki serap gibidir ... V eya derin bir denizdeki
ı gibidir ... (Nur-39)" sözleriyle, ı ya da ı
ı ş her ş ş ı ş ı Esasen Müslüman
toplum ve ı dini ğ ş ı ı felsefe ve
ı ş bilim ş ı ı ğ tutuk, reddiyeci ta-
ı da bu akla ı ş ı ı ı ş ı ı ı ı sonucu-
dur. Bu ı imanla ş sorgulama ğ ı
ma ı ı reddetmektedir.
Bu ı ı ı çerçevesinde Nur-39'un, ı çe-
viren f?jyanet . Kurulu'nca ı tefsirinde; Kur'an'a "iman,
ı ı ve 5u hayat ı ğ gayretlere,
ı ş ğ ş bir mana ve ğ katan yegane amildir.
( ... ) Halbuki inan ı ı faaliyetleri, bu iman ve so-
rumluluk disiplininden yoksun ğ ayette de veciz
bir ş ili ile ı ğ gibi, ş ğ ve ı
ı bir ş ı ğ ı ı ibaret olmakla kalmaz, fazla
olara sahibini ğ ı bir sorumluluk ve ı ı so-
kar"(ZOu) denir.
Bu durumda ı ı ki, Edison, Fleming, Franklin, J en-
ner, Einstein gibilerinin ı ı ı ve onlar ı ı
ş da din nezdinde pek bir ğ ı Çünkü
ı hiçbiri Müslüman ı ğ ı gibi, ş ı da bir yan-
dan insan ı ı somut ı ı gücünü göstererek her ş
soyut bir ı kudreti" arayan ı ş ı ğ ş
ederken; ğ yandan da "nimetin" ı ğ ı ı aksi-
(206) Diyanet Kurulu, s. 354.
352 İ ve Bilim
ne insan ı ı bekleyen bir sonsuzluk ğ
gösteriyor. Tam bu noktada İ ı ı ğ ı bilimin ş
temeli olan felsefe ş ı ı tepkisi daha da belirgin ol-
ı
Kur'an'da ı özgürce ş ş ı ğ ı
gizlerini çözmek ve ı için onu denetim ı almaya
ı ş gerçek ı temelden ı ı Oradaki ş ğ
tü bir gücün ı ğ ı ı ve hikmetini kabullenmektir:
"O ş ve öldürendir, gecenin ve gündüzün ğ ş
mesi O'nun eseridir. Ha.la ı ı ı kullanmaz ı ı ı (Mü-
rninun-80); "Size korku ve ümit vermek için ş ş ğ gönderi-
yor, gökten su indirip ı onunla diriltiyor. ğ bunda
ı ı kullanacak kavimler için ı ı ğ ı ı ve ğ
ispatlayan) dersler ı (Rum-24)"; ğ Allah sana bir za-
rar dokundurursa, onu yine O'ndan ş giderecek yoktur
(Yunus-107)" vb. vb ...
Oysa bilim ve onun ı ğ ı asgari anlamda nasip-
ş ve ı ı gerçekten kullananlar ı ı ne ş
ve ölmek, ne gece ve gündüz, ne ğ ne ş ş ne de za-
rar ve yararlar ı bir keyfilikle ş Aksine hepsi-
nin teker teker ş somut nedenleri olup, bilimsel ça-
ı ş ı giderilir, ı etkin ı ı ı ı ı
bütün bu ğ olaylar ı ı bilincinde olan hiçbir ı
ğ güçler aramaya yöneltmez, aksine ı kendi ak-
ı ı kullanma ve bilimsel disiplin içinde ona güvenme gereksi-
nimini ı ı
ı ı çözümü ve ğ ı
da akla hiçbir ğ ğ Al-i İ de olduk-
ça net görebiliyoruz:
Necran ı ı ı ı ş atfen, "Sana
ilim geldikten sonra seninle bu konuda ş de ki; geli-
niz, sizler ve bizler, ğ ı ı ı ve ğ ı ı ı ı ı ı ı
ve ı ı ı ı beraberce ğ ı ı ve ı da ı
lanetinin ı üzerine ı ı dileyelim" denir. Görül-
ğ gibi ş ı ş ı sorunlarda, ı ve onun ı ı ğ ı ya-
Kur'an Bilimle ı ş ı ı ş ı 353
ı ikna ve ş yerine dua/bedduadan medet uman
ilkel insan ı ğ ı ş ı ş ı ı .
Esasen Gazzali'nin de vurgusuyla, din nezdinde "gerçe-
ğ ı yolu ı ğ ı ğ akli ça-
bayla elde edilecek ş ğ çünkü kutsal kitapta zaten
ı ğ gerçek ı ı ı ise, ı ı
ı ğ ş yollara ı potansiyel bir tehlikedir ve
hep öyle ş Nitekim Farabi, İ Sina, İ ş
vd. ı ı ş Arap bilim ı ı tümü, ı ı ı
ma, ş ş ı ı ı ı ı ı ve bilgiyle ş
ı gibi ı yola ı ı ş ı ğ ı za-
manda O'nun temel ı ı reddetme ı gel-
ş Bu çerçevede İ disiplini içinde ş ı ı
ı ı ı ı ı ı (günahkar, ı bir ı
ş ş Gazzali ı dinsizlikle ı ş ve İ
ı kaçmak zorunda ı ı ı ş ı
Özetle Kur'an, ı vb. sözcükleri bol miktarda kullan-
ı ğ gerçekte ı bilimsel ilerleme ve adil bir
dünya için mücadelede ı en büyük ğ olarak an-
ı Aksine ı "kul", ş ı ise ölümden sonra
ğ ı ı "ahirete" ı ı bir ı sü-
reci olarak ı ı ğ ı ğ bilince ı ı ı ola-
rak ı ı ı Gerçek ı ı ise ı ı ı ı ı gi-
bi ı atfeder. ğ ı ğ bu ı reddedecek
olan ı ve ı ı ı ğ ı ise, ı iradesine ortak olmak" an-
ı ş olarak ş ğ ı iktidardaysa ı ı
Bu kadar da ğ bilgiyi "hikmet", "gayb" vb. düzeyde
kutsayarak onu ı ı ve Muhammed ı ı ğ ı
la ı sadece "bekleme" ğ ı dinsel ı
bizzat ı ı ı ı bile ı ı adeta paylayatak
ı ğ "ruh"a ş ı "Ey Muhammmed,
. sana ruh'tan soruyorlar; de ki, ruh Rabbimin ğ bir ş
size ondan ancak az bir bilgi ş dsra-85)" ş ya-
ı dinin ğ temel ı olan ı ş so-
rulan da;" ... O'nun bilgisi ancak Allah ı ı O'nun vaktini
354 İ ve Bilim
O'ndan ş ı ı (A'raf-187)" diye ş
bilgiyi bilmeyenietle ş ı kendi qü-
zeyine get:irmek ve bu yolla biriinin ş yeniden ı
nuru ğ ı hareket eden bilimin aksine,
sJ.in, ğ ı insanlardan ı ı ve bundan,
onlar üzerinde hegemonya kurmak için ı
Ancak insan ğ ı ğ olan ğ kabiliyeri
yüzünden, 7. ı bile ı ı ı kesilmez. Bi-
limsel ilerlemenin ş olan ğ ı ve sorma/
sorgulama yönelimi, giderek ı ı verilerneyen veya ı ş
verilen durumlarda, ş yakalayarak ş ı yol açar.
Bunun üzerine, "Yoksa siz de, daha önce Musa'ya ğ
gibi peygamberinize soru sormak ı istiyorsunuz? Kim ima-
ı küfre ğ ş ş ğ yoldan ı ş olur (Ba-
kara-108)" deniletek Muhammed'e soru sormak ı
Bu kadarla da yetinilmez, ı ve kimi ayetlerin sor-
ı ş ı ı bilimsel ı keyfiyetin ı ı
ı ğ "Kendilerine ilim/bilgi verilenler,
Rabb'inden sana indirilenin hak/ gerçek ğ bilirOer)
.. :(Sebe-6)" deniletek sorun kestirilip ı ı bu çerçevede ken-
dini onaylamayan ilim Kur'an nezdinde ilim kabul edilmez.
Keza "ilim" ı da, ş iken ş ı
ş ş ı üfleyince ş olmak, körü ve ı ı ı
izniyle ş (Bkz. Maide-110); yere ı ı ı
ejderha ı elin bembeyaz ·görünmesi (Bkz. Araf-1 07-
1 08); vb. vb. mitolojik fanteziler ş biçimlenir.
Daha ötesi ı ı ı ğ ı bütünüyle ı ı tekeline ver-
mekle yetinmez, onu da ı bilim ş ı ı ı ı "Bir
ş ı ı ğ zaman, O sadece 'ol' der, o da hemen
oluverir. (Yasin-82)" Bu bilim ş ı ı ş ı Kur'an nezdinde
öylesi kesindir ki, Nahl-40'ta, Bakara-117'de, Al-i İ
deyinelenirken Kamer-SO'de; "Bizim emrimiz bir ı ve
göz ı ı gibidir" deniletek ifrata ı ı ı
Bilimsel ı hiçbir bilginin tam ve mutlak ğ
ş ğ ğ toplumda, bilinçte kesintisiz bir ça-
Kur'an Bilimle ı ş ı ı ş ı 355
ı ş ve bundan ğ birikim ı ş (evrim)
ğ ı ı ğ ş olan tek ş her ş de-.
ğ ş ğ ğ ğ çerçevesinde biçimlenir. Din ise daha
en temelde, ı ı ı ğ ı ğ ğ ı
ı ı gereken her ş ve bütün ı kapsamak üze-
re mutlak, sorgulanamaz ve ğ ş tek ğ olarak kabul
edilir. Bu ı ı nedeniyle de ş ı kendi ğ ı
ı ı bilimsel ı ı bir ş ı içindedir.
" ... Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi ta-
ı .... (Maide-3)"; " ... nimetimizi tamamlamak, her ş
yi ı ... ı Musa'ya da ı verdik. .. (En'am-
154)"; " ... (Bu Kur'an) her ş ı bir ı ... (Yu-
suf-111)"; " ... Bizim kanunumuzda/hükmümüzde bir ğ ş
lik ı İ vb ...
Tüm bu ayetlerde ifadesini bulan bu dogmatik ı
ı ı bilimlerin genel ş ve bilimsel ı ğ ı abc'si
ı ı ı bizzat İ tarih özgülünde bile yad-
ı ı ş ı Nitekim, Muhammed ı dönemde, pek çok
sorunun çözümü Kur'an'da ı ğ ı için ortaya ı
ş Peygamber'in sözleriyle (hadis) giderilmeye ı ş ı
ı ş bunun da yetmemesi yorum (içtihad) yoluna
ş Sonuçta birbirlerini "kafirlik" ile suçlama derece-
sine varan hukuksal, inançsal, siyasal bölünmeler (mezhepler),
giderek ı da ı ı alt kolu ve tabii tüm bunlara ait
milyarlarca ı bir literatür ortaya ı ı ş ı Özetle O,
ı ı "her ş ı ı ş bir kitap ol-
ı kendi ı ı inanç ı ş gereksinim-
lerini bile ş ı eksiktir. Bunun en fazla bilincinde
olanlar ise, onun ı ş onun her soruna ı ver-
ğ iddia edenlerdir. Ona atfen sürekli yeni ı ı
ı ama asla onunla yetinmemeleri bu yüzdendir.
ğ yandan O'nun bilime, bilimsel ı ş ğ
yollu ı iddialar da mesnetsizdir. Aksine, ı da
ğ gibi, "dünya ı ğ gerçek ş ı önce
çok dar olan ufku çerçevesinde, cahil bir ı ı bek-
356 İ ve Bilim
lentilerine indirger, sonra da küçümser. İ ı ğ ı ahlaki ve
bilimsel ş nedeni olan ş ve ğ hükfr!et-
me hedeflerini ı İ ı bu "geçici" ve ş dünyada,
geçimlik ı ş ı "aslolan öbür dünya" için ı
daha çok, daha çok kulluk yapmaya yönlendirir.
Daha ötesi bizzat Muhammed'in ğ ı sorunlar kar-
ş ı ı insana ı ve ı tevekkül ve ı ğ ı önerir: "Ey
Muhammed, de ki, 'ben sadece Rabbime ibadet eder ve ona
hiçbir ş ortak ş De ki, 'ben size ne zarar verebilirim
ne fayda'. De ki, 'kimse beni ı ı kurtaramaz.
Ondan ş ı ğ ı yer bulamam' (Cin-20-22)".
İ ş ı ı böylesi uç boyutta ğ ş
Kur'an, bu ı ğ ı ı son ı "gerçek olan Rabbinden
gelendir, o halde ş olma (Bakara-147)" cüm-
lesi ile ı ı Böylece, her türden yeni ş ve ı ı ı
ğ ş ı ş ve tam bir ı donukluk önerir.
Tüm bu ı ı ı ı ş ı ğ ı ı ğ
gibi Kur'an, bilimsel bir atmosferin ş ı ı ğ
dinlerden çok daha engelleyici bir içeriktedir. Somut tarihsel
ğ de ğ gibi bu ğ ı ğ egemenlik kur-
ğ oranda geri ı ş ı üretir. ı ı Müslüman bi-
lim ı ı ğ ı ş bile, İ bizzat ken-
disinin hiçbir ı ı olamaz. Çünkü Kur'an'a göre, ı
ğ bir ş ı ve çabayla ş ı ş ı ola-
ı görülmesi bir yana, böyle bir yönelim O'nun tasarruf
ı müdahaleyle ş ı ı iradesini ı
ne ortak ş ı
İ ı ı bayraktan ı ı ı (Mu'tezilecilik) ı
ı ı ı ile dini tüm ş ı ı ğ ı za-
manda dinin ı ğ ı ı ş ı ş bir revizyona gitmek zo-
runda ı ş ı ve bu ğ nedeni ğ bilimsel ş
le birlikte, İ ş ı ı temel nedeni
de bu ı durumdur zaten. Bu yüzden de dinin, ş
ı ı ı vicdani ş ötesine ş ı ı ı toplumsal
ı düzenlemeye ı yani Ş ı bir yönelime
Kur'an Bilimle ı ş ı ı ş 357
ş ı ı insan ı bilim, hümanizm ve tabü gerçek an-
lamda bir inanç ve vicdan ğ ı herkes ı ı
bir zorunluluk ı İ olarak ş olan bilim ile
dini ş ı ı tek yolu varsa o da, laik bir atmas-
ferde dinin, ş ile ı ı ı ı dünya ş
bilimsel gerçeklikle çözülmesine ı ı ı ı
Özetle ı veriler bize; Müslüman olsun ı
herkes ı ı ğ ş ı düzeyini yakalamak ve bi-
lim üreten bir toplum hedefi için, ı daha en temelde,
ı düzeyde, en küçük bir dayanak ı
dan yoksun ğ göstermektedir. Daha ötesi bu veriler,
ı ı insan hak ve özgürlüklerine ı ı demokratik, ş
likçi, özgür, adil bir ş toplumu hedefi için ğ gi-
bi, bilimsel ş yolunu açmak için de ğ ş ı
ğ ş bir ı ğ ı ı göstermek-
tedir.
YORUMSUZEK
Erbakan'dan inciler(*)
Bugün bütün ı İ alimlerinin kendisine ı ş ı
ı ı yol göstermesini bekliyor. İ ı tarihini in-
ederseniz, bu görevi hep İ alimlerinin ı ğ ı ı gö-
rürsünüz. Bugünkü medeniyetin temeli İ ilimlerinin
insanlara ı ı hizmete ı İ Müs-
lümanlardan önce rakam ş dahi ı Eski
ı ı Roma, Yunan, Babil, ı hepsi alfabe ş
rine sahiptiler. Bugün Romen harfleri ile ı XL VI
gibi harfleri ı Bunlar alfabe ş Dü-
ş ki, İ önce ı ğ ı ı ı 50-60
alfabe harfinin içine ı ğ ı
İ ı ğ sonsuz ı ı 1 O ş yazabilmeyi
ğ ı toplama, ı bölme, ı
da insanlara ğ Bundan 40 sene evvel biz, Alman-
ya'da tank profesörleri ile bu ı ş ş
dir. O zaman Alman profesörlere ğ bir ş
ş sizlere de söylemek istiyorum. "Bak siz ı ı

Müslümanlara bir patent ğ zaman, patent ı
ödetiyorsunuz. Hiç ş mü, ya Müslümanlar siz-
den patent ı istese, haliniz ne olur?" O zaman ayak-
ı Bu ı yine bu ş ı ı 18 ğ 1996 tarihli Hürriyet gazetesinde Sedat Ergin
ı kal eme ı ı ş ı
360 İ ve Bilim
ı don bile kalmaz. O zaman bana dediler ki, "Müs-
ı bizden ğ ne patent ı var? Siz bize
ne verdiniz ki?" Kendilerine ş söyledim, "Bak, sizin
ı ş ş merkezlerinizde, ı ı her ı ş
ş ı ı Bu rakamlar bizim. En ufak
para da, bir ı Her ı ğ ı ı rakam için, biz siz-
den bir para patent ı istesek, her ı çarp-
ı için istesek, bize 10 tane ı 10 tane Paris'i
verseniz, yine bin senelik patent borcunuzu ödeyemez-
ı ı
Bugün ı ı aya gidiyor, ama ı ı ı
ı ı ı ı matematik ve fizik
ı ı ı Yani aya giderken ı ı her
ş sahibi Müslümanlar. ı beri insanlara ilim-
leri Müslümanlar ğ ı ş ı ğ ı ş
yeni büyük köklü ş yapmak ğ İ alimlerinin
çizdikleri bir kanaviçenin içini boyamaktan ibarettir. Yeni
ı ğ ı açamazlar. Neden açamazlar? Çünkü ı inanç-
ı ı temelini teslis ş ediyor. Yani ı Tevhid
fikrine gelecek kadar ş ş Tevhid fikrine gele-
ş bir zeka yeterli bir zeka ğ bilimlerde ı ğ ı
açamaz.
Bütün ı İ alimlerinden bilimlerde yeni ı
ğ ı ı ı bekliyor. Bunun ı ğ Amerika'
ı uzay ş ı ı yapan NASA Merkezi'nde ş
ı ş ı Bizim bir gazetecimiz, röportaj yapmak üzere Na-
sa'ya ğ Nobel ödülü ı ş bilim ı ile gö-
ş hayret içinde ı ş Çünkü bu alimler, Kuran
dersi ı ı ş
Kuran dersini neden ı ı ı sorunca ş ı ı
ş "En mükemmel ı ı Ama bu
teleskoplarla uzaya ı uzaycia bizim yeryüzünde bil-
ğ fizik ı ile izah ğ birçok olay
meydana geliyor. O zaman birisi bize ğ bu
meselderin çözümü ı Kerim'de ş de-
Yorumsuz Ek: Erbakan'dan İ 361
di." ı Hak "Yerle gök ş biz ı ı
ı buyuruyor. Fakat bu ı ı öyle bir kelimeyle
ifade ş ki, üçten daha fazla kuvvete ş ı zorlayarak
bir ı ı ş ı Halbuki biz ı üç türlü
kuvvet ı biliyoruz. Üçten fazla kuvvetle ı ı ş ı
ı ı demek ki fezada bu üç kuvvetten ş kuv-
vetler de ı ı bizde ı Buna dayanarak çöze-
ğ meseleleri çözdük. O ı makalesinde 20
kadar ş ı hangisi hangi sureden, hangi ayetten ı ı ş
ı ı dökümü ş
Bu misalden ı ı ğ ı ı sonuç: Bilimlerde yeni ı
ğ ı açmak için üç ı bir arada ı ş ı gereki-
yor. Birisi lügat bilgisi. İ ı ve kimyevi olaylar
ı bilgi sahibi olmak. Üçüncüsü, bir kelimenin
bütün kuran içerisinde ne manaya delalet ğ bilmek.
İ ş bu ilimiere sahip olmak suretiyle yeni ı ğ ı ı
bilir. Tarihçi Arnold Toynbee, İ ı ı 1569'da
Londra Bilimler Akademisi'nin ı emtini verme-
sini tarihte yeni bir ğ ı ş ı ı olarak ğ
Çünkü ı makine bundan sonra icat ş
Ben de ş diyorum ki, 1996 ı ı tarihte Malezya'da
yeni bir ı ğ ı ş ı Malezya'da modern bir İ
Üniversitesi'nin ı ile birlikte, yeniden bilimlerde
yeni ı ğ ı ı ş ı ş ı
KAYNAKÇA
ADIVAR Adnan, Tarih Boyunca İ ve Din, Remzi Yay. 1987, İ
ADIV AR. Adnan, ı Türklerinde İ Remzi Yay. 1982, İ
ALTIKULAç. Tayyar, Yüce ı ı Kur'an, Diyanet ı ı 1984,
Ankara.
ALGÜL Hüseyin, İ Tarihi, Gonca ı ı 1987, İ
AKBULUT. A., Sahabe Devri Siyasi Hadislerinin Kelarni Problemlere
Etkileri, ş ı ı İ
Ş Cihan, Sistem İ ı Beyan Yay. 1988, İ
AHMET. ğ ğ İ ı Birey ve Toplum Yay. , 1985, An-
kara. .
İ İ İ İ ı Amerikan ı ve Kültür
ı 1980, Ankara.
ARSEL. İ Ş ve ı Kendi ı 1992, İ
ARSLAN. Ali, ı Hitap (Hadis-i Ş Arslan ı ı 1975,
İ
Ş Süleyman, Gerçek Din Bu, Yeni Ufuklar ş 2 Cilt, İ
AYDIN. Mehmet, Müspet İ ve Allah, Ş ı 1971, İ
AYDIN. Mehmet, İ Üzerine ş Derleme, Diyanet ı
ı Ankara
AZZAM. Abdurrahman, Resul-i Ekrernin Örnek ı ve Kahraman-
ı ğ ı Ahmet Said ı 1964, İ
BARTHOLD. W, İ Medeniyeri Tarihi, Diyanet Yay. 1984, Ankara
Ş İ Ali Fuat, Din ve Laiklik, ğ Yay., 1982, İ
İ Abdülaziz, İ ve Sosyalizm, İ Yay. Ankara
BEBEL. Auguste, Hz. Muhammed ve İ Kültürü, Süreç Yay., 1987,
İ
BERKES. N., Teokrasi ve i:aiklik, Adam ı ı Adam ı ı
1984, İ
364 İ ve Bilim
BERKES. N., Atatürk ve Devrimleri, Adam ı ı Adam ı ı
1982, İ
İ Ali Himmet., 250 Hadis, Diyanet ı ı 1983, Ankara
İ A.H.- İ 0. ; Hz. Muhammed ve ı Diyanet
Yay., 1974, Ankara
BERNAL.J. D., Bilimler Tarihi, Sosyal ı ı 1983, İ
· BROCKELMAN. C., İ ı ve Devletleri Tarihi, T. Tarih Kuru-
mu ı 1992, İ
BUCAILLE. Maurice., Tevrat, İ ı Kerim ve Bilim, T.Ö.V.
Yay., 1974, İ
BUCAILLE. Maurice, İ ı Kökeni Nedir, İ Yay., 1988, İ
BULAÇ. Ali, ğ ş Kavramlar ve Düzenler, Beyan ı ı 1987, İ
tanbul.
ÇAMUROGLU. R., Yeniçerilerin ş ğ ve Vaka-i Ş Ant Ya-
ı ı 1991, İ
ÇAGATA Y. Prof. N., İ Tarihi, Gerçek ı İ
ÇAGATA Y. Prof. N., Makaleler ve incelemeler, 1983, Konya
İ ı Kur'an ı Çeviri, Kendi ı ı 1987, İ
İ Ş Mehmet Ali, ş ı ı Bugüne Mezhepsizler, Milli
Fikir Yay., 1980, Çorum.
DÖGEN. Ş Kur'an'dan ğ Yeni Asya ı ı 1986, İ
bul.
EBUSSUUD. Prof. M., İ İ ı ı Hisar ı ı 1983,
İ
EBU ZEHRE. Muhammed, İ ş ı Fikir Yay. 1985, İ
EBU ZEHRE. Muhammed, ı ı Üzerine Konferanslar, Fikir Yay.
1978, İ
ELMALILI, M. Harndi ı Hak Dini Kur'an Dili, Zaman ı ı İ
ERDOGAN. Naim, İ Ekonomik Düzen, ilahiyat Kitabevi, 1972,
Ankara
ERHAT. Azra, Mitoloji ğ Remzi ı ı 1989, İ
EMRE. Mehmet, İ ı ve Aile, Bedir ı ı 1979, İ
ENGELS. F., Ailenin, Özel Mülkiyerin ve Devletin Kökeni, Sol ı
ı
ESAT. Mahmut - IRMAK. Sadi., İ Tarihi, ı ı Servisi, 1965,
İ
İ İ Zekat, Diyanet ı ı Ankara, 1971
FIGLALI. Ethem Ruhi; ğ ı ı İ İ Mezhepleri, Selçuk Yay.
GARAUDY. Roger, ş ğ ı ı Yay. 1986, İ
GARAUDY. Roger, Sosyalizm ve İ Yön Yay. 1965, İ
GÖLPINARLI, Abdülbaki; Sosyal ı İ Tarihi, İ ı ve Aka
Yay., 1975, İ
Kaynakça 365
GÖLPINARLI, Abdülbaki; Yunus Emre ı Der Yay. İ
İ M. B., ğ Neresindeyiz, ğ ı ı
GÜNGÖR. Erol, İ ı Bugünkü Meseleleri, Ötüken ı ı 1984,
İ
İ L., ı İ Habora ı ı İ
İ M. ş Örneklerle İ ı Nesil ı ı 1986
İ Osman, ı Kerim Bilgileri, Diyanet ı ı
ı 1989, Ankara.
ı MUKADDES, ı Mukaddes Ş
KILIÇ. Yusuf, ı Saadetten Tabiun Devrinin Sonuna Kadar İ
Hukukunun Prensip ve ı Kendi ı ı 1986, İ
İ Z., Peygamberin Hadiselerinde Türk ı ğ ı Türk ı
ş ı ı ı ı ı 1988, İ
İ Z., Türkistan'da İ ve Türkler, Kendi ı ı 1988,
Konya.
İ Z., Yeni İ Tarihi ve Türkistan, ğ Yay. 1986, İ
KRAMER. S. N., Tarih Sümer'le ş ı ı ı 1992, İ
KUR'AN-I İ Meali., Diyanet İ ş ş ı ğ ı (eski ve yeni ı
lar)
KUR'AN-I İ Meali., Hikmet ş
KUR'AN-I İ ve İ İ H.B. Çan tay, 3 Cilt.
KUR'AN-I İ Türkçe ı ı ğ 0 ., Eren ı ı ı
KUTUP. Muhammet, Kur'an ş ı ı Fikir ı ı 1984, İ
KUTUP. Muhammet, Peygamberden İ Fikir ı ı 1980, İ
KUTUP. Seyyid, İ Sosyal Adalet, ğ ğ ı ı 1964, İ
bul.
İ İ Siyaset, Dergah Yay. 1985, İ
İ İ Tefsir Üzerine, ı Yay. 1985, İ
LEWIS. Bernard, Tarihte Araplar, İ Üniv. Edebiyat Fak. Yay.,
1979, İ
LIN GS. Martin, Hz. Muhammed'in ı İ ı ı ı 1991, İ
İ M., İ Devlet İ Nur ı ı 1979, An-
kara.
İ 0., Ekonomi ğ Remzi ı 1986, İ
İ 0., Felsefe ğ Remzi ı 1982, İ
İ 0 ., İ İ ı ğ Remzi ı 1984,
İ
İ 0., Toplumbilim ğ Remzi ı ı 1986,
İ
İ 0 ., Dünya İ ı ğ Remzi ı ı
1993, İ
İ Hüseyin, İ ı ı Sosyalizm, İ ş Yay., 1988, İ
366 İ ve Bilim
HUME. David, Din Üstüne, İ Yay. 1979, Ank.
MALA Y. Doç. H., ğ Boyu Kölelik, ğ ı 1990, Ankara
MANNAN. Prof. M. A., İ Ekonomisi, Fikir ı ı 1980, İ
MANNAN. Prof. M. A., İ ve ğ ş Ekonomik Konular, Fikir Yay.
1984, İ
MATRAN. Robert, İ ı ı ı ş Tarihi, A.Ü. İ Fakültesi yay.,
1981, Ankara
İ Ali, ğ ı ş ı ş ı ı Yay.
1972, İ
MCNEILL. William H., Dünya Tarihi, Kaynak ı 1985, İ
İ Kur'an ı ı ı Fikir ı ı 1985, İ
İ ş ş ve ı Fikir Yay. 1986, İ
İ Ebu'l-Hüseyin, Sahih-i Muslim ve Terce-
mesi, 8 Cilt, İ ı ı 1988, İ
İ N. Haydar, Ekonomi ve Ahlak, İ ı ı 1985, İ
NEVFEL. Abdülrezzak, İ ı ı Fikir ı ı İ
İ Haluk, ı Kerim'den Ayetler ve İ Gerçekler, Diya-
net ı ı 1988, Ankara.
İ M. Tayyip, İ ı ğ Diyanet ı ı 1978,
Ankara.
OZANKA YA. Ö., Toplumbilim Terimleri ğ Cem ı ı İ
ÖLÇEN. A. N., İ ı ğ ı ş ı ı Ekin ı ı ı 1991,
Ankara.
İ Maxsime., İ ve Kapitalizm, Hürriyet ı ı 1976,
İ
P AZARLI. Osman; İ Ahlak, Remzi Kitabevi, 1980, İ
SADR. Muhammed ı İ ve ı Hicret ı ı 1980
Ş Gencay, İ ve Siyaset, Verso ı ı ı Ankara
Ş Mehmet, İ Sosyal ı ş Müesseseleri, Diyanet Ya-
ı ı 1984, Ankara.
SENA. Cemil, Hazreti Muhammed'in Felsefesi, Remzi Kitabevi, 1989,
İ
İ Mazharuddin, İ ve Marksizm, Fikir Yay., 1986, İ
Ş İ İ Harun Han, İ Siyasi ş ve İ Nur Yay. 1965,
Ankara.
TABBARA. Prof. ı Abdülfettah, İ ı ş ı ğ ı İ Kalem Ya-
ı ı 1981, İ
İ Taberi Tefsiri, 6 Cilt, Ş ı ı İ
İ İ S., İ ğ ı ı ı Verebilir mi?, Say ı ı
İ İ S., ı ı ğ ve ı 4 Cilt, Say ı ı
TANYOL Cahit; Sosyal Ahlak, İ Edebiyat Fakültesi Yay.,1960, İ
bul.
Kaynakça 367
TOLEDANO, E., ı Köle Ticareti, Tarih ı ı ı
1994, İ
TUNA. T., Uzay ve Dünya,
ULUDAG. Süleyman, İ Faiz, Dergah ı ı 1988, İ
ÜLGENER. Sabri, ı ı ı ve İ İ Siyaseti, ş
ı ı İ
YILDIRIM. Suat, Peygamberimizin ı Tefsiri, ı Yay. 1983,
İ
YIWIZ. H. D., İ ve Türkler, ğ ı ı ı İ 1980.
ZEYDAN. Abdülkerim, İ Hukukuna ş ı Yay., 1985, İ
ZEYDAN. Abdülkerim, İ Ferd ve Devlet Münasebetleri, ı
han Yay., 1978, İ
Bilim ve Sanat Dergisi ğ
Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi ğ
2000'e ğ ğ
DiZiN
1000 Temel Eser, 24
A. Comte, 82
Abbasi, 45, 59
Abbasiler, 39
Abbasilerin, 39, 63
Adem, 91, 121, 139, 155, 255,
256, 257, 258, 259, 260, 261,
262, 263, 264, 265, 266, 267,
268, 279, 280, 291, 294, 295,
296,298,299,315
Adem ve Havva, 265
ahiret/öbür dünya, 73, 350
Ahz:ib, 93, 192
AIDS, 332, 333
ı ğ 350
ı ı ı 21, 353, 356
akika, 28
Akika, 28
Alak (S), 91, 252
Al-i İ (S), 16, 134, 239, 255,
256,350,352,354
Ali ş 22
Ankebut (S), 176, 229, 350
Antik ğ 281, 297, 302
Arap bilimi, 41, 45, 62,64
Aristo, 39, 46, 48, 134, 171
ş 207
ı Saadet, 270, 364
Atlas, 125, 211
ş 215, 333
Bacon, Rager, 52, 81, 282
Bakara, 91, 101, 109, 110, 114,
141, 144, 173, 199, 239, 240,
247, 259, 262, 264, 265, 266,
296,344,349,354,356
Bentley, 272
Berkeley, 133
bilim, 11, 12, 13, 14, 16, 17, 18,
19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26,
27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34,
35, 37, 39, 40, 41, 42, 43, 44,
45, 50, 52, 53, 55, 60, 62, 63,
64, 65, 68, 71, 72, 73, 74, 75,
76, 77, 78, 80, 81, 82, 83, 84,
86, 87, 88, 89, 90, 95, 97, 98,
99, 100, 102, 106, 109, 115,
119, 121, 123, 125, 131, 134,
135, 136, 137, 141, 143, 153,
154, 164, 165, 171, 181, 184,
185, 190, 192, 196, 201' 206,
207, 208, 210, 218, 231, 238,
242, 243, 244, 247, 248, 249,
255, 257, 258, 271, 272, 273,
274, 275, 276, 277, 279, 281,
282, 283, 299, 300, 301, 302,
307, 308, 310, 311, 312, 313,
3 70 İ ve Bilim
326, 328, 329, 330, 332, 336,
339, 340, 341, 343, 344, 345,
347, 348, 351, 352, 353, 354,
357,360 .
bitkiler, 61, 213, 214, 218, 219,
255,277,309,313,314
Burak, 186
Cabir İ Hayyan, 53
Cahiz, 314
Casiye, 197,239
Cebel-i ı ğ ı 211
Cebrail,47, 121,122,156,186
Cehennem, 57, 67, 170, 265, 269,
324
Cennet, 57, 170, 218, 260, 261,
266,269,324
Cro-Magnon, 285
ğ 9, 105, 167, 168, 169, 170,
171,173,195,205,206,214
Darwin, 55, 60, 271, 276, 286,
298, 299, 302, 303, 304, 305,
306,307,314
Davut, 344
Deizm, 76, 91
denizler, 9, 147, 169, 201, 205,
207,209,211
deprem, 14,175,176,325,326
Diderot, 81, 302, 303
ğ
dua, 65, 76, 92, 201, 326, 327,
330, 331, 332, 338, 344, 345,
349,353
Dünya, 9, 19, 26, 31, 33, 41, 65,
78, 79, 82, 89, 92, 97, 104, 105,
111, 116, 117, 129, 130, 134,
136, 137, 139, 141, 142, 151,
152, 153, 154, 155, 157, 158,
159, 160, 161, 162, 163, 164,
165, 167, 171, 172, 173, 174,
175, 176, 177, 189, 190, 192,
201, 215, 217, 218, 223, 229,
242, 257, 258, 267, 269, 271,
273, 274, 275, 278, 279, 282,
296, 301, 309, 338, 350, 364,
365,366
Dünya hayau, 33, 350, 355
E= mc
2
, 131
Ebu Ubeyde, 334, 335
Edison, 24, 351
Ehl-i sünnet, 58
Einstein, 55, 131, 132, 133, 134,
135,150,273,276,300,351
El Kindi, 46
El-Fargani, 42
Enbiya, 77, 92, 118, 141, 145, 147,
187, 198, 252, 276, 279, 344,
351
Engels, 283, 286, 289, 290
Engizisyon, 76, 282
erke, 131, 132
Evliya Çelebi, 22
evren, 9, 47, 52, 59,100,108,115,
124, 129, 132, 133, 135, 147,
149, 151, 273, 283, 300, 305,
314,344,347
Evrenin ş 9, 127
evrim, 18, 26, 55, 101, 106, 111,
130, 147, 164, 218, 219, 242,
253, 258, 271, 277, 279, 280,
281, 282, 285, 289, 298, 291,
294, 297, 299, 301, 303, 305,
306, 307, 308, 311, 313, 314,
315, 355
F. Bacon, 81
Farabi, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52,
53,77,228,314,329,347,353
ı 353
felek, 156
fetih, 38, 325
ı ı 45
fosil,254,284, 301,302
Franklin B., 14, 351
Furkan (S), 151, 193, 201, 209,
210,252,253,276,279
Fussilet, 105, 106, 107, 108, 109,
110, 114, 116, 141, 144, 145,
149, 198
galaksi, 115, 116, 119, 124, 154,
298
gayb,347,349,353
Gayb, 346
Gazzali, 12, 48, 49, 50, 62, 63, 87,
314,338,353
gemiler,205,207,208,294
Geocentrisme, 152
Giordano Bruno, 282
gök, 9, 96, 101, 104, 105, 106,
109, 110, 113, 114, 115, 116,
117, 118, 119, 120, 121, 122,
123, 124, 125, 128, 139, 141,
142, 143, 144, 146, 147, 149,
151, 156, 162, 169, 174, 180,
183, 184, 186, 190, 192, 199,
202, 229, 243, 259, 271, 302,
310,338,339,361
gölge, 9, 162, 179, 193, 194
ş ve Ay, 151, 152, 155, 156,
160, 162, 179, 181, 189, 191,
192,225
Hac (S), 91, 103, 104, 117, 123,
214,215,240,317,318,321
Hadid (S), 33
hadis, 27, 28, 45, 54, 92, 153, 202,
214, 215, 322, 323, 326, 327,
331,340,341,355,362
Hakka, 11, 118, 125
Halid bin Velid, 335
Hamele-i ş 125
Harun,39, 121,365
ı 23, 65, 90, 145, 325, 326,
Dizin 371
327,331,332,333,334,341
Havva, 139, 255, 262, 263, 265,
266,267,279,280
Hayvanlar ı 9, 221, 230
Heraklit, 18
Herman van Riswik, 52
Hezarfen A. Çelebi, 226, 227, 228
ı ı 14, 19, 76, 90, 270,
363
Hicr (S), 128, 151, 168, 173, 183,
185, 195,199,201,216
Hipokrat, 12, 337, 338
Hud (S), 346, 347
Hunayn, 39
Hunayn İ İ 39
ş ı ı ı 23, 55
İ Bacce, SO
İ Haldun, 44, 55, 60, 61, 62,
313, 314
İ Hazm, 53
İ Heysem, 53
İ ş 27, 40, 42, 44, 51, 228,
353
İ Sina, 12, 22, 40, 42, 46, 47,
48,49, 51,52, 77, 78,314,329,
353
İ 23, 121, 239, 268, 269,
314,333,334
İ ı 23, 239, 314
İ 228
ilim, 16, 17, 19, 27, 28, 32, 34, 41,
65, 68, 71, 72, 74, 77, 79, 89,
91,92, 186, 196,
246, 268, 279, 291, 338, 339,
344,345,350,352,354,360
İ (2), 183
İ 121, 255, 256, 270
İ bilginleri, 43, 313, 314
İ ğ 23, 27, 37, 44,
64, 76
3 72 İ ve Bilim
İ felsefesi, 46, 49, 50, 53, 56,
57,59,63,88
İ ilmi, 27, 120
İ ı 356
İ (S), 187, 344, 353, 355
İ ş 53
Jean]. Cousteau, 210
Jenner, 329
kader, 18, 56, 57, 81, 92, 209, 325,
328,336,344
Kaf (S), 150, 201
Kamer (S), 118, 147, 198, 202,
354
kan ş ı ı 232, 233, 234
Kant, 49, 79, 81, 274, 275
Kasas, 160
katarakt, 337
Kehf (S), 92, 157, 170, 171, 240,
347
kelam, 45, 59
Kepler, 272, 274, 276
ı 67, 118, 125, 169, 170,
191,192,196,353
ı (S), 155, 170, 171, 192,
247,376
Kilise, 12, 14, 21, 22, 23, 83, 89,
274,328
ı 135,305
Kopernik, 152, 170, 274,301,306
Kozmik Yumurta, 129, 133, 134,
136, 137
Lamarck, 302, 303
Laplace, 275, 338
Lavoisier, 305
Leyl (S), 162
Lokman (S), 117, 159, 164, 173,
191,206,214
Luther, 170, 301
M. Harndi ı 114, 115, 315,
363
madde/özdek, 32, 46, 47, 49, 53,
55, 59, 61, 130, 131, 132, 133,
135, 136, 143, 146, 184, 245,
247, 248, 273, 282, 283, 300,
313,319,331
Maide (S), 344, 349, 354, 355
Mansur (H), 39
Meariç (S), 100, 103
melek, 29, 125, 194, 243, 260, 267,
322,323
Miraç, 120, 121, 122
Muhammed, 17, 19, 27, 28, 34,
90, 91, 92, 93, 105, 120, 121,
122, 152, 154, 157, 158, 160,
180, 181, 192, 214, 215, 216,
234, 238, 239, 252, 326, 329,
330, 331, 333, 334, 353, 354,
355,356,362,363,364,365
Mukaddime, 60, 61,313
Musa,39, 121,176,270,354,355
Musa ş 39
ı 59
mücadele, 16, 84, 313
Mülk (S), 114, 117, 149, 183, 184,
195,201,224,228
Mürselat (S), 319
Müzemmil (S), 33, 347
Nahl (S), 101, 168, 170, 173, 175,
193, 205, 221, 224, 230, 232,
239,348,354
NASA, 164,360
Nazilat (S), 128
Nebe (S), 115, 117, 151, 160,170,
173
Neml (S), 167, 168, 170, 171
Neolitik Devir, 293
Newton, 134, 135, 225, 272, 273,
274,338,347
Nuh (S), 122, 251, 254
Nur (S), 54, 67, 92, 170, 181, 195,
201, 203, 252, 276, 279, 344,
351,364,365
optik bilimi, 43
ı 64
öbür dünya, 17, 13, 25, 26, 29, 33,
34, 35, 64, 65, 73, 81, 197,246,
247,248,295,324,332,356
ölüm, 12, 245, 247, 248, 292, 320,
326,330,332,336
özdek,53
Papa Pius, 306, 307
Papa VIII. Urban, 83
paratoner, 12, 14, 175
Pavlov, 29, 245
Platon, 39, 46, 50, 53, 281
Prometheus, 330
Ptolemie (Batlamyus), 152
Rahman (S), 185,210, 225
Roger Bacon, 52, 282
Rönesans,21,23,26,40,43,45
ruh/can, 9, 29, 46, 47, 51, 52, 53,
54, 55, 56, 59, 88, 136, 237,
241, 242, 243, 244, 245, 246,
247, 248, 249, 255, 256, 257,
261, 265, 276, 277, 292, 322,
323,353
Rum (S), 16, 17, 18, 91, 195, 201,
208,309,348,352
rüzgar, 9, 195, 196, 197, 198, 227
Sabit İ Kurra, 39
Saffat (S), 149, 183, 184,251
Samanyolu, 150, 193
Sebe (S), 118, 198, 226, 354
Secde (S), 97, 98, 99, 100, 103,
247,251,265,319
sema, 118, 119, 121, 122, 156
Seyahatname, 22
Seyyid Kutub, 84
Sokrates, 53, 281
sonsuzluk ğ ı 261
soru sormak, 354
Dizin 373
sperm, 106, 318, 319, 320, 321,
323
sperma, 319,320,321
Süleyman, 190, 198,226,227,315,
344,362,366
S ümer kozmolojisi, 14 7
sütün ş 233, 234
Ş
Ş Sühreverdi, 54
Ş (S), 155, 162
ş 47, 65, 68, 71, 90, 348
Ş İ 27, 28, 29, 66, 185,
186, 25 7, 260, 261, 262, 263,
264, 265, 266, 267, 269, 270,
280,340,351
ı Komedya, 286
tasavvuf, 45, 54
tefsir, 45, 85, 364
Tegabün (S), 325
Tekvir (S), 118, 162, 169, 170, 171
Tevbe (S), 239
Tevrat/ Ahd-i Atik, 56, 95, 97, 98,
99, 102, 103, 104, 106, 110,
116, 118, 122, 123, 124, 125,
127, 140, 142, 143, 144, 146,
147, 152, 153, 156, 159, 168,
170, 179, 180, 183, 184, 188,
191, 196, 202, 203, 205, 210,
218, 222, 228, 230, 231, 232,
234, 238, 252, 253, 254, 255,
258, 261, 277, 278, 279, 294,
297, 300, 306, 318, 319, 320,
321, 322, 323, 337, 340, 341,
363
374 İ ve Bilim
ğ Bey, 22, 39
vacip, 88
vahiy, 47, 54, 57, 71, 72, 89
ı (S), 196,201,202,247
veba,331,335
Weizsecker C. von, 275
ğ 20, 21, 195, 196, 198,
199, 200, 201, 202, 203, 343,
352
Yasin (S), 188, 190,354
Yer Merkezli Evren ı ş ı 9,
149
ı ı ı 14, 114, 153, 154, 215,
322,330,341
ı ı 61, 96, 106, 108, 116,
140, 146, 149, 150, 163, 169,
181,192,274,299,313
YÖK, 63
yörünge, 116, 152, 154, 155, 156,
162, 163, 190
Yunan bilimi, 23, 39, 43
Yunan felsefesi, 45, 46, 48, 49, 51
ş
İ İ İ İ İ İ
1. Cilt
KUR'AN VE DiN
1. Dinsel ş Ortaya ı ı ş ı ve Evrimi
2. Kur'an'a Göre ı ı ğ ı ş
3. ı ı ı ispatlama ı ğ ı
4. ı Kur'an'da Belirlenen Özellikleri
5. Kur'an Tahrifattan ş mudur?
6. İ ve Biçim Olarak ı Özellikleri
7. Muhammet'in ğ ş ve. ş
8. Kur'an'da Peygamber Söylenceleri
9. İ Kavimler Üstü Bir Din midir?
10. Ahiret ı ı Bilimsel Bir ğ Var ı
11. Kur'an'a Göre ı Cennet ve Cehennem
376 İ ve Bilim
3. Cilt
İ İ AHLAK VE KADIN
1. Genel Olarak Ahlak ve Din İ ş
2. İ Ahlak ı ı Genel ğ
3. İ ı Ahlak ı ı Kölecilik
4. Genel Olarak İ ı
S. İ Çok ş ve ı ı
6. İ Evlilik ve Taraflann Konumu
7. İ Nibih ş
8. İ Ailede ı Hak ve Görevleri
İ Nüfus Kontrolü Sorunu
9. İ ş Hukukunun ğ
10. İ Örtünme ı ı ı ve Ahlaki ğ
l l . Sonuç
4.Cilt
İ İ İ İ İ İ
1. Genel Olarak İ Ekonomik Karakter
2. Ş Göre Kölecilik ve ı ı
3. İ Faiz ş ı ı ğ ı ı ı
4. İ Refahla Ş ı ğ ğ ı ı
S. İ ı ş ı Zenginlik ı İ ş ve Miras
6. Ş ı ı ı Bir Toplumu Öngörür
7. İ ı ı ı ş ğ ş Görür
8. İ Sosyal Adalet ş müdür?
9. İ Zekat Kurumu ve ı
1 O. İ İ ş ile Sermayedar ş
ll. İ ı ğ ı Yücelten Bir Dindir
12. İ ı ı ı Bir Pazar Ekonomisi Öngörür
13. Ş ı Ekonomik Söylemin ı ı
14. İ Adil Bir Toplum Kurma ğ Sahip midir?
lS. Sonsöz
KIRMIZI İ İ KiTAPLAR İ İ
İ İ İ İ İ İ ÇlKMAZ/
ğ ı
İ VE İ İ İ
ğ ı
İ İ MÜCADELESiNDE İ
ğ ı
İ DAYANILMAZ AGIRLIGI
ğ ı
NASIL MÜSLÜMAN OLDUK?
ğ ı
İ
ğ ı
İ VE İ
ğ ı
OSMANLI İ
ğ ı
KIRMIZI İ İ KiTAPLAR İ İ
İ
Anthony Giddens
SOSYOLOJiK İ İ İ
Tom Bottomore - Robert Nisbet
SOSYAL İ İ İ İ Ş
Maurice Duverger
SOSYOLOJiK Ş İ İ
Raymond Aron
İ İ İ İ YAPISI
Thomas S. Kuhn
FEODAL TOPLUM
Marc Bloch
İ OLDU?
Gordon Childe
İ VE İ İ
(Anna/es Okulu 'nun İ zinde)
Burke - Bloch - Febvre - Braudel
Mc Lennan - Ladurie - Vilar
Hobsbawn- Lefebvre - S. Jones
EFSANELER, AMBLEMLER, İ
(Morfoloji ve Tarih)
Carlo Ginzburg
KADlNLARlN DÜNYASI
Alain To uraine
ÖZGÜRLÜGÜN İ
(Yurtta ve Dünyada İ Demokrasi)
Fareed Zakaria
GENÇ İ Ş MEKTUPLAR
Kostas Axelos
İ
ğ ve tek ş ı
Friedrich Nietzsche
TOPLUM Ş
Jean Jacques Rousseau
DELiLEGE ÖVGÜ
Erasmus
FELSEFE YAZlLARI
N us ret ı ı
İ İ İ Ş FELSEFE
Nusret ı ı
İ İ İ İ
Füsun ı
RÜZGARA Ş FELSEFE
Füsun ı
ATATÜRK VE DEMOKRATiK İ
Halil İ ı
YÖN'ÜN İ İ İ İ YÖNÜ
Muzaffer Ayhan Kara
Ş İ İ Ş İ
KÜLTÜRLERARASILIK
Nilgün Tutal
Cumhuriyet Tarihinde
KAHVEHANE VE İ İ
(1930 -1945)
Serdar Öztürk
ÜRETiMDE İ İ İ İ
İ
Adil ğ - Türkay Dereli
EDEBiYAT, İ VE İ Ş
YA DA ROLAND BARTHES
ı Gülmez
KIRMIZI ÖZEL KiTAPLAR İ İ
İ HOCA
Pertev N ai li Boratav
HAYATI V{. TOPLU Ş İ İ İ
Tevfik F ikret
HRANT'A ...
İ TOPU AGOP'A AT
%KAÇ APTALIZ?
Aziz N esin
MALDOROR'UN Ş
Comte De Lautreamont
İ İ
Charles Baudelaire
[
İ ve
Bilim
İ tarihinde dinin bilimle ı ş örnekleri, ı
tarihi ile ı kadar ı ı ı ı Bu durum ğ
dinlerden ı İ bilimle ş ğ ı
gerekçe ı ı Bununla da yetinilmemekte, ı
ifadeleri ile bilimsel ı ş ğ ş ı
iddialar üretilmektedir.
Peki ama İ bilimin felsefesi ve ı
ş ğ ı ğ mudur gerçekten?
islamiyet ğ bu ikinci cildi, söz konusu ı
hem felsefi ve tarihsel düzlemde tamamen ı ş ğ
hem de bilimsel bulgularla ı ı ı ı tam bir
ş ı ı ğ tek tek örnekleriyle göstermektedir.
ISBN 978-975-9169-73-2