You are on page 1of 104

AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET, ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

TOBB Yayın No ISBN

: 2005 - 24 : 975-512-980-4

Dizayn - Baskı: Grafiker Ltd. Şti. 284 16 39 Pbx Dizgi: TOBB Yayın Müdürlüğü

ÖNSÖZ

Ulusal politikamızın temel unsarlarından biri olan Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde Akaryakıt ve LPG sektörümüzün başlıca uyum konuları; çevre ve insan sağlığı, rekabet gücü ve serbest piyasa başlıkları altında toplanmaktadır. Petrol Piyasası Kanunu ve LPG Piyasası Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 1 Ocak 2005 tarihi itibari ile her iki sektörümüz serbest piyasa dönemine geçmiştir. Öte yandan AB mevzuatına uyum ve ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşları tarafından Akaryakıt ve LPG sektörüne yönelik yönetmelikler ve standartlar revize edilmiş, birbiri ardına yeni düzenlemeler getirilmiştir. Sektörün sağlıklı işleyebilmesi için bu düzenlemeler arasındaki uyumun ve koordinasyonun sağlanması ve bu düzenlemeler konusunda sektörün doğru bilgilendirilmesi gerekmektedir. Kanun yapıcı ile uygulayıcılar arasındaki uyumun her zamankinden daha da önemli olduğu AB üyeliği sürecinde, karar mekanizmaları ile uygulamada birlikteliği sağlayabilme amacı doğrultusunda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olarak Petrol Sanayi Derneği ile 17 Mayıs 2005 tarahinde “Akaryakıt ve LPG Sektöründe Sağlık, Emniyet, Çevre ve Risk Yönetimi Sempozyumu”nu düzenledik. Söz konusu sempozyumda yeni mevzuat konusunda Akaryakıt ve LPG sektörü bilgilendirilmiş ve sektöre yönelik düzenlemeler ilgili kurumlar ve sektörü temsil eden sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile geniş boyutta tartışılmıştır. Sempozyumda yapılan tüm konuşmalar bu kitapta derlenmiş böylece Akaryakıt ve LPG sektöründe sağlık, emniyet, çevre ve risk yönetimine ilişkin mevzuatın uygulanmasına yönelik ayrıntılı bilginin ilgili çevrelere ulaştırılması amaçlanmıştır. Bu düşünce ile yayınımızın Akaryakıt ve LPG sektörüne ve tüm ilgililere yararlı olmasını dilerim. Saygılarımla, M. Rifat HİSARCIKLIOĞLU Başkan
3

İÇİNDEKİLER
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET, ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ . . . . . . . . . . . . . . 7 BİRİNCİ OTURUM Yasal Çerçeve ve Yeni Yönetmelikler . . . . . . . . . . . . . . . . İş Sağlığı Güvenliği Mevzuatında Yeni Yaklaşımlar . . . . . . . Binaların Yangından Korunması Yönetmeliği Akaryakıt ve LPG İstasyonları İçin Öncelikler. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Akaryakıt ve LPG İşletmelerine Yönelik Yeni Çevre Mevzuatı Denetimi Hakkında Genel Yaklaşım . . . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . .17 . . . . . . . . . . . . . . .19 . . . . . . . . . . . . . . .26 ve . . . . . . . . . . . . . . .30

İKİNCİ OTURUM Akaryakıt ve LPG İstasyonları İçin Türk Standartları, Denetim, GSM ve Çalışma Ruhsatları. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .39 Akaryakıt ve LPG İstasyonları ve Sektörü İlgilendiren Önemli ve Yeni Türk Standartları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .40 Ruhsatlandırma ve Denetim Kriterleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .47 ÜÇÜNCÜ OTURUM Akaryakıt ve LPG İstasyonları İçin Risk Yönetimi. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Risk Yönetimi İlkeleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Akaryakıt ve LPG İşletmelerinde Risk Yönetimine Edüstriyel Yaklaşım Örnekleri Çevre Yönetimi Açısından Risk Yönetimi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

.53 .54 .59 .65

DÖRDÜNCÜ OTURUM Akaryakıt ve LPG İstasyonlarına Sağlık, Emniyet, Çevre ve Risk Yönetimi . . . . . .71

5

AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET, ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ
Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) – Değerli konuklar, Akaryakıt ve LPG İstasyonlarında Sağlık, Emniyet, Çevre ve Risk Yönetimi konulu bu eğitim toplantısına hepiniz hoş geldiniz. Açılış konuşmalarının ilkini yapmak üzere PETDER Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Muammer EKİM’i kürsüye davet ediyorum; buyurun efendim. Muammer EKİM (PETDER Yönetim Kurulu Başkanı) – Değerli Müsteşarım, kamunun değerli yöneticileri, değerli basın mensupları ve sektörümüzün değerli temsilcileri; Petrol Sanayi Derneği olarak Türkiye dağıtım sektörünün % 80’ini temsil ediyoruz, bu ağırlığımızın PETDER’e birçok konuda önemli bir sorumluluk yüklediğini hem biliyoruz hem de bunun gereklerini yerine getirebilmek için çalışıyoruz. Çalışma alanlarımızdan bir tanesi de SEÇ oluyor, yani sağlık, çevre ve emniyet. PETDER üyesi şirketlerin SEÇ uzmanları iki yıldır çok yoğun bir çalışma içindeler. PETDER üyesi şirketler, SEÇ konularında önce kendi bilgi ve tecrübelerini paylaşmak ve bu alanda sektöre ve topluma daha fazla katkı sağlayabilmek için bir çalışma grubu oluşturmuşlardır. Bu çalışma grubu, çok düzenli ve kapsamlı çalışmalar yapmaktadır. Yaptığı çalışmalardan bir tanesi de bu emniyet, çevre ve sağlık mevzuatlarının takibi ve bunların uygulamalarını gözden geçirmektir. İşte, bu çalışmaların bir sonucu olarak PETDER, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğiyle birlikte akaryakıt ve LPG istasyonlarına yönelik kamu kuruluşlarını ve akaryakıt sektörünü buluşturan bu sempozyumu düzenlemiş bulunmaktadır.
7

TOBB’ne gösterdikleri dayanışma ve sempozyumun ortak olarak düzenlenmesinde gösterdikleri yaklaşım için teşekkür ediyorum. PETDER olarak bu sempozyumu düzenlemekteki amacımız, uygulamakta olduğumuz emniyet, çevre ve sağlık yönetim sistemlerinin yanında, devlet ile özel sektörün ortak çalışmasıyla yasal mevzuatın iyileştirilerek bu alandaki gelişmelere katkıda bulunmaktır. Avrupa Birliğine üyelik sürecinde her alanda kapsamlı reformların gerçekleştirilmesini öngören zorlu ve uzun soluklu bir süreçten geçmekteyiz. Üyelik sürecindeki uyum çalışmaları Türkiye’nin siyasî, sosyoekonomik ve çalışma hayatını derinden etkileyen değişiklikler getirmektedir ve biliyoruz ki, bu süreç bu şekilde de devam edecektir. Avrupa Birliği uyum süreci içinde emniyet, çevre ve sağlık konularında Avrupa direktiflerine paralel olarak hazırlanan mevzuatların yayımlanmasıyla önemli birçok gelişme kaydedilmiştir. Bunun altını çizmek gerekir. PETDER de bu kapsamda hızla çıkarılmakta olan kanun ve yönetmelikleri, örneğin atık yağlarda olduğu gibi, gerekli organizasyonları ve yatırımları sağlayarak hayata geçirmektedir. PETDER olarak, atık yağların toplanmasında Çevre ve Orman Bakanlığının destekleriyle dünyaya örnek olacağını rahatlıkla söyleyebileceğim bir organizasyon oluşturarak başlattığımız adımlar, PETDER’in SEÇ konusundaki duyarlılığını ve yaklaşımlarına güzel bir örnektir.

PETDER Yönetim Kurulu Başkanı
8
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Avrupa Birliği üyelik sürecinde önemli bir yer tutan ve ulusal programımızda orta vadede gerçekleştirileceği taahhüdünde bulunulan SEÇ konularına her sektörün hazırlıklı olması gerekir. Bu konuda kamu kurum ve kuruluşlarınca sürdürülen çalışmaların özel sektörle paylaşılması, hem yapılacak çalışmalara hız vermesi hem de henüz hazırlık yapmayan kesimlerin hazırlıklara başlayabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. PETDER olarak her zaman her konuda sürekli gelişmeyi hedef alan bir yaklaşımı benimsemekteyiz. Faaliyet gösterdiğimiz her alanda hem kendimiz hem istasyonlarımız hem de müşterilerimiz için önceliklerimiz arasında yer alan sağlık, emniyet ve çevre yönetim sistemleri uygulamalarımızı sürekli gelişen bir yapıda ve ortamda devam ettirmek kararındayız. Bu sempozyumda ilgili kamu kurumlarımızla birlikte istasyonlarımıza yönelik risk değerlendirmelerimiz, alınan tedbirler ve ilgili yasal düzenlemeler detaylı bir şekilde ele alınacaktır. Sunumları gördüm, arkadaşlar çok güzel teknik ve detaylı hazırlık yapmışlar; kendilerine teşekkür ediyorum. Bu çalışmalarla sektördeki gelişmelere katkı sağlamayı ve özellikle geride bıraktığımız aylar içinde yayınlanan çok sayıda yönetmelik, tebliğ ve standartlar arasında mümkünse bir uyum oluşturmayı hedeflemekteyiz. Sektörümüzün önde gelen kurumlarının temsil edildiği PETDER olarak sağlık, emniyet ve çevre konularını içeren düzenlemeleri tam olarak, eksiksiz uygulamak, bu konuları, ticaretin gerisinde kalmadan uygulamak, ulusal ve uluslararası deneyimlerimizi aktarmak ve bir anlamda sektöre örnek olmak sorumluluğunda olduğumuzun PETDER olarak bilinci içindeyiz. Bu sorumluluğumuzu yerine getirirken özellikle çok kısa bir sürede yayımlanmış bulunan çok sayıda mevzuatın bulunması, bunların uygulanması aşamasında karşımıza çıkan kurumlar arası yorum farklılıklarını ve zaman zaman karşılaştığımız birbiriyle çeliştiğini söyleyebileceğimiz teknik spesifikasyonları, yönetmelikleri de burada tartışarak uygulamada bir bütünlük oluşturma ihtiyacımızı da sağlarız diye düşünüyorum. Bu toplantımızın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca düzenlenen iş güvenliği haftasının hemen akabinde gerçekleşiyor olması da bir anlam taşıyor ve Bakanlığın bu konudaki çalışmalarına belki de olumlu bir katkı sağlayacağını da bu arada düşünüyoruz. Sempozyumun başarılı geçmesini diler, tüm katılımcılara ve sempozyuma verdikleri destekten ötürü Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine tekrar teşekkür eder, hepinize saygılarımı sunarım. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) – Teşekkür ederiz. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi, Petrol ve Gaz Sektör Kurulu Koordinatörü İlhan PARSEKER bey; buyurun.
9

İlhan PARSEKER (TOBB Yönetim Kurulu Üyesi) - Sayın müsteşarlarım, petrol sektörünün değerli mensupları, kıymetli basın mensupları, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olarak PETDER ile müştereken düzenlediğimiz “Akaryakıt ve LPG Sektöründe Sağlık, Emniyet ve Risk Yönetimi Sempozyumu”na hoş geldiniz diyor, hepinizi şahsım ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Petrol sektörü, ekonomik büyüklüğü, sınai ve ticari faaliyetlere olan doğrudan etkisi nedeni ile ülkemizin en önemli sektörlerinden birisidir. Ekonomik büyüklükleri açısından bakıldığında petrol sektörünün en büyük parçası olan akaryakıt sektörü 25 milyar ABD Doları büyüklüğünde, yıllık 17,5 katrilyonluk vergi geliri yaratan, Türkiye’nin enerji ihtiyacında önemli bir paya sahip olan bir sektördür. Benzer şekilde, LPG sektörü de yaklaşık 5 milyar ABD doları büyüklüğü, yıllık 3,3 katrilyon vergi geliri ve 57 dağıtım firması, 45.000 bayi ile yaklaşık 450.000 kişiye istihdam yaratan önemli sektörlerimizden birisidir. Dolayısıyla, petrol ve petrol ürünleri sektörü sanayimizin temel taşlarından biridir. Ulusal politikamızın temel unsurlarından biri olan AB üyeliği ise sektörümüzü çok yakından ilgilendirmektedir. Enerji sektörü ve AB’ye uyumu bir arada değerlendirildiğinde ülke olarak kendimizi geliştirmemiz gereken temel konu çevre ve insan sağlığı, doğru rekabet ve serbest piyasa başlıkları altında toplanmaktadır. Değerli katılımcılar, bugün hem Avrupa Birliği mevzuatı hem de kamuoyunun yakın ilgisi nedeniyle ortak payda olan çevre ve insan sağlığı konusunu tartışacağız.

TOBB Yönetim Kurulu Üyesi
10
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Bilindiği üzere, Petrol Piyasası Kanunu ve LPG piyasası kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 1 Ocak 2005 tarih itibariyle her iki sektörümüz serbest piyasa dönemine geçmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan, gerek Avrupa Birliği mevzuatına uyum, gerekse ülkenin ve sektörlerin ihtiyaçları doğrultusunda hemen hemen tüm Bakanlıklarımız, EPDK ve TSE, sektörü ilgilendiren yönetmelikleri ve standartları revize etmekte veya birbiri ardına yeni düzenlemeler getirmektedir. Sektörümüzün sağlıklı işleyişi ancak bu düzenlemeler arasındaki uyum ve bu yeniliklerin sektörce özümsenmesi ile mümkün olacaktır. İşte bu aşamada TOBB ve PETDER olarak, çevre ve insan sağlığı gibi son derece önemli konuda kamu ve sektör arasında uyum sağlamak, karar mekanizmalarında ve uygulamada birlikte hareket edebilmek amacı ile bu sempozyumu tertiplemiş bulunmaktayız. Bizler, sektörü temsil eden ve sorumluluk taşıyan meslek kuruluşları olarak kuralların önemine ve uygulamada bütünlüğe inanmaktayız. Avrupa Birliği adaylığı sürecinde kanun yapıcı ile uygulayıcılar arasındaki uyumun her zamankinden daha da önemli olduğunu düşünmekteyiz. Bizler sektörün temsilcileri olarak, son bir iki yıl içinde yayınlanan nerede ise yüzlerce yönetmelik, tebliğ, standart gibi düzenlemeleri yakından takip etmek ve en iyi şekilde uygulamak durumundayız. Yeni mevzuatın sektöre anlatımı ve bu düzenlemeler arasında uyumun ve homojenliğin sağlanması bu toplantımızın temel önceliğidir.

11

Ancak, bu aşamadaki uygulamalara baktığımızda Akaryakıt ve LPG sektörüne yönelik hazırlanan çok sayıdaki yeni yönetmelik, tüzük ve standartlarda birbiriyle çelişen hususlar ortaya çıkmakta ve bu çelişkililer, kamunun yaptığı denetimlerde ve kontrollerde giderek daha da önemli hale gelmektedir. Bu ana başlık altında bir iki örnek vermek istiyorum: Bu konuya, TSE’nin “parlayıcıpatlayıcı maddelerle ilgili standartları” ile “Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmeliğin” tank mesafeleriyle ilgili bazı maddeleri, diğer yandan “Endüstriyel Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği”nde akaryakıt tanklarına ait emisyon değerlerindeki belirsizlikler mevzuat karmaşasına örnek olarak gösterilebilir. Benzer şekilde akaryakıt istasyonlarına yönelik emniyet mesafelerinin düzenleyen TSE 12820 nolu standart ile diğer mevzuat arasında çelişkiler bulunmakta, bu çelişkiler GSM almak zorunda olan akaryakıt bayileri ve istasyonlar için ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı şekilde Avrupa Birliği mevzuatına uyum çalışmaları kapsamında getirilen sektörümüzce de isabetli bulunan yeniliklerden birisi de 50 kişinin üzerinde personel bulunduran tüm işletmelere risk sınıflarına göre işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı (İSİG) bulundurma zorunluluğudur. Teknik olarak çok isabetli olan bu konunun, uygulamada bazı sıkıntıları beraberinde getirebileceğini görmekteyiz. Sertifikalandırma ile ilgili düzenlemelere baktığımızda kamu görevlerini yerine getiren çok değerli müfettişlerimize bu kapsamda isteğe bağlı (A) grubu sertifikalar düzenlenebildiğini görmekteyiz. Buna karşılık sektörün içinde iyi yetişmiş, tecrübeli, bir çok uluslararası belgeye sahip uzmanlar ise belirli aşamalardan geçmek ve sınavlar ile yeterliliği belirlenmek sureti ile sertifika alabileceklerdir. Denetimin, mevzuat bilgisi ve işkoluna bağlı olarak mesleki deneyim gerektiren özel bir uzmanlık alanı olduğu hepimizin malumudur. Özellikle petrol sektörü, içerdiği emniyet, sağlık ve çevre gibi önemli boyutları ile başlı başına bir uzmanlık alanı olup, saha bilgisi ve deneyiminin diğer sektörlere nazaran çok daha önemli olduğu bir iş koludur. Bu itibarla, sektörde uzmanlaşmış, yeterliliği uluslararası sertifikasyonlar ve eğitimler ile kanıtlanmış uzmanlardan doğrudan yararlanabilme imkanının sınırlanmamasında büyük yarar görmekteyiz. Bu konuda uzun yıllarını vererek sektöre has deneyim ve uzmanlığa ulaşmış şirket personellerinden de ivedilikle yararlanabilme imkanı yaratılmalıdır. Özetle, bakanlıklarımız ve ona bağlı kurumlar ile EPDK, ve TSE nezdinde yapılmakta olan mevzuat düzenlemeleri sayı ve içerik itibarı ile önemli bir boyuta ulaşmış bulunmaktadır.
12
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Diğer taraftan Avrupa Birliği adaylık süreci içinde yeni bir döneme doğru ilerleyen ülkemizde bu düzenlemelerin ilgili kurumlar ve sektörü temsil eden sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile geniş boyutta tartışılarak ve geliştirilerek uygulanması da ortak dileğimizdir. Bu kadar geniş bir sektörü kapsayan ve doğrudan çevre ve insan sağlığını ilgilendiren konularda kamu ve özel sektör arasındaki uyumun sağlanması için gerekli çalışmalar titizlikle yapılmalıdır. Değerli katılımcılar; bu amaçla düzenlediğimiz bugünkü toplantımızın ayrıca Çalışma Bakanlığımızın iş güvenliği kutlama haftasına da bir hafta farkla tesadüf etmesi daha da anlamlı olmuştur. Bugünkü toplantımızın petrol sektörü ve düzenleyici kurumlar arasında daha yakın bir bilgi paylaşımına ve daha iyi bir koordinasyona zemin hazırlayacağı inancı ile başarılı geçmesini diliyor, katılımlarınız ve katkılarınız için teşekkürlerimi sunuyorum. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) – Teşekkür ederiz İlhan Bey. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı Sayın Enis YETER; buyurunuz. Enis YETER (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı) – Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin Değerli Yönetim Kurulu Üyeleri, Petrol Sanayi Derneğinin Değerli Başkan ve Üyeleri, kamunun ve sektörün değerli temsilcileri, değerli basın mensupları; öncelikle son derece önemli bir konu etrafında düzenlenmiş olan bu toplantıya katılmış olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Sayın Bakanımız Murat BAŞESGİOĞLU’nun, toplantının başarılı geçmesi dileklerini de hepinize iletiyorum. Çalışma hayatını ilgilendiren konulara, sosyal tarafların ve sivil toplum örgütlerinin gösterdikleri yakın ve ciddî ilginin önemi açıktır. Bu durum, gelecekte problemlerimizin çözümünü daha da kolaylaştıracak bir yaklaşım tarzıdır. Sosyal sorumluluğun farkında olan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin ve PETDER’in bu etkinlik vasıtasıyla mevzuat ve standartların hazırlayıcıları, uygulayıcıları ve uygulamalardan etkilenenleri bir araya getirerek konunun karşılıklı tartışılmasını sağlamaları gerçekten çok önemlidir. Bu uygulamalar, tarafların birbirini daha iyi anlamasını ve çok yönlü düşünebilme kapasitesini artıracaktır. Böyle yararlı bir etkinliği tertip etmelerinden dolayı ilgilileri tekrar kutluyorum. Değerli katılımcılar, geçmişte çok da fazla önemsenmeyen konulardan olan iş sağlığı, iş güvenliği ve çevresel değerler gittikçe daha benimsenir ve önemsenir hale gelmiştir. Elbette bunun çeşitli nedenleri vardır. Günümüzde modern yönetim tekniklerinin bir parçası haline dönüşen bu gibi konular verimliliği artırdığı gibi, reka13

bet edilebilirlik bakımından da işyerlerine, sektörlere ve ülkelere önemli kazanımlar sağlamaktadır. Gelişmiş ülkelerde bir yandan işletmeci, işyeri çalışma şartlarını iyileştirirken, diğer yandan da bilinçli tüketici, ekonomiklik yanında daha güvenli, daha kaliteli, daha sağlıklı olan ürünleri tercih etmektedir. Sağlıklı ve güvenli bir işyerinde çalışanlar daha verimli olmakta, tüm bunlar ise sonuçta işyerinin rekabet edilebilirliğini ve kârlılığını artırmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması, çalışma hayatının mevcut ve muhtemel sonuçlarına çözüm yollarını araştırmak ve çalışma şartlarını denetlemek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımıza verilen görevlerdendir. Bakanlığımız, son iki yıl içerisinde çalışma yaşamında sosyal güvenlikten istihdamı geliştirici tedbirlere, iş güvenliğinden sosyal diyalogu güçlendirici mekanizmalar oluşturulmasına kadar birçok alanda önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. Çalışma hayatıyla ilgili mevzuat, uluslararası normlar, Avrupa Birliği müktesebatı, sosyal ve teknolojik gelişmeler, toplumsal talepler ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar dikkate alınarak bütünüyle gözden geçirilmiştir. Kısacası, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatın bütünüyle yeniden yapılandırıldığı, düzenlendiği bir alan olmuştur. 4857 sayılı İş Kanunu ve Avrupa Birliği’ne uyum çalışmaları çerçevesinde son bir yıl içerisinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili olarak 33 yönetmelik yürürlüğe girmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı Enis YETER
14
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Söz konusu bu yönetmeliklerden bugün ele alınacak bir konu olan risk değerlendirmesi ise ana unsurlardan birisidir. İşçi ve işverenin, iş sağlığı ve güvenliği konusunda işbirliğini, danışma ve bilgilendirmeyi vurgulayan, tedbirlerin alınmasında temel yükümlülüğü işverene vermekle birlikte, tedbirlerin uygulanmasında dengeli sorumluluk anlayışını öne çıkaran yaklaşım, yeni mevzuatın getirdiği diğer bir yenilik olmuştur. İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili yeni bir düzenleme ise teknolojik gelişmelere uyum sağlama kapasitesidir. Bu durum, vasıtalarla bağlantılı bir sorumluluk anlayışı yerine, sonuçlarla ilgili sorumluluk anlayışını ön plana çıkaran bir yaklaşımdır. Sayın PETDER Başkanı EKİM’in ifade ettiği bir husus şahsen beni çok sevindirdi, o da atık yağların toplanması konusunda derneğin aktif hale gelmesi. Gerçekten, çevresel etkilenmeler açısından son derece önemli olan bu gibi konulara sivil toplum örgütlerimizin, artık, aktif olarak girmesi gerekir. 1992 yılındaki “Habitat Zirvesi”nde çok önemli bir karar alınmıştı: Sürdürülebilirlik kavramı; gelişelim, kalkınalım, ama bu çevreye zarar vermesin. Yine bu zirvede önemli bir uygulama başlatılmıştı; artık, yönetimin tek başına kamunun işi olmadığı, kamuyla birlikte sosyal tarafların da, sivil toplum örgütlerinin de yönetime iştirak etmesi, katılması. Zaten iyi yönetişim dediğimiz, verimli, etkin, rasyonel yönetim de ancak bu yolla sağlanabilir; yoksa, tek başına kamunun üstesinden geleceği bir konu değildir. Bu arada, böyle bir güzel uygulamayı başlatan PETDER’e bir önerim daha olacak, o da, kullanılmış lastiklerin toplanmasıyla ilgili bir aktivite yapmaları durumunda bu da son derece faydalı olacaktır; çünkü, kauçuk gibi uzun süre doğada kalan böyle bir maddenin çevreye ne kadar zararlı olduğu bilinmiyor. Hatırlayacaksınız, bundan 15 sene kadar önce, bir çimento fabrikamız, maalesef, bu değerleri gözardı ederek yurt dışından kullanılmış lastik ithal eder onu yakmıştı ve çevreye son derece büyük zararlar vermişti. Böyle bir etkinliği de zannediyorum PETDER olumlu karşılayacaktır. Sayın PARSEKER’in de ifade ettiği gibi, 50’den fazla işçi çalıştıran işyerlerinden sağlık ve güvenlik uzmanı, teknik eleman çalıştırılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Araştırma Eğitim Merkezi aktif bir eğitim programı uygulamaktadır Biz, sizlere sosyal taraflara açığız. Biz demiyoruz ki, tek başına biz bu programı yaparız, bizim elemanlarımız hoca olarak öğretim üyesi olarak, düzenleyici olarak bu programlarda yer alacaktır; biz sizlerin desteğine ihtiyaç duyuyoruz keza, odalara, mühendis odalarına, meslek kuruluşlarına da bunu ifade ettik ve burada İlhan Beyin belirttiği, daha önce işletmede çalışıp belirli bir düzeyde olan kişilerden yararlanılması konusunda bir araya gelerek değerlendirmek ve tartışmak da yararlı olur diye düşünüyorum. Mevzuat çalışmalarımızda yenilik yapılan ve akaryakıt sektörünü de ilgilendiren alanlardan bir diğeri de kurma izni ve işletme belgesiyle ilgili düzenlemeler olmuştur. Daha önce kurma izni alabilmek için 18 ayrı belge gerekirken, 2004 yılının Aralık
15

ayında çıkardığımız bir yönetmelikle sadece 3’e düşürdük. Ayrıca, bu kurma izninin verilme süresini de bir ayla sınırladık. Daha önce sınırsızdı, iş müfettişi, işim çok harcırahım yok diyordu ve bunu geciktirebiliyordu; ama şimdi bir ay içerisinde bu tedarik edilip verilmezse, otomatik olarak verilmiş sayılacak. Aynı şekilde, işletme izni için de böyle bir uygulama getirdik. Hatta burada ifade edeyim, şu anda Bakanlığımızda yapılan çalışmada, bunun belki de tamamen Bakanlığımızdan kaldırılıp, daha aktif, daha etkin işleyecek bir başka kuruluşa, meslek kuruluşları olabilir, sosyal tarafların oluşturacağı bir örgüt olabilir, buna verilmesini düşünüyoruz ve bu konuda çalışıyoruz. Çünkü, amacımız, artık herkesin şikâyet ettiği bürokrasi, işleri geciktiren işlemler, eylemler; bunlardan vazgeçmemiz gerekir diye biz de sizler gibi düşünüyoruz. Toplantının, ülke ekonomisi, çalışma hayatı ve yarattığı istihdam açısından önemli bir yeri haiz olan akaryakıt ve LPG istasyonlarının daha güvenli, daha verimli hale gelmesine katkı sağlayacağını ifade ediyor, bu türlü etkinliklere Bakanlığımızın her türlü desteği vereceğini sizlere iletiyor ve toplantının ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) – Teşekkür ederiz Sayın Müsteşarım. İzninizle birinci oturuma geçeceğiz.

Panelden Bir Görünüm
16
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

BİRİNCİ OTURUM

YASAL ÇERÇEVE VE YENİ YÖNETMELİKLER
OTURUM BAŞKANI: Erhan BATUR (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı Genel Müdürü) KONUŞMACILAR: Saadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Rıza UZUN (İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü) Dr. Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Md.Yrd) —————o————— Erhan BATUR (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı Genel Müdürü) – Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve PETDER’e bu tip bir etkinlikten dolayı, Sayın Müsteşarımın da belirttiği gibi, Bakanlığım adına teşekkür ediyorum; bizim açımızdan son derece önemli bir etkinlik bu. Panelimizde konuşmacı olan arkadaşlarımızı buraya davet ediyorum; buyurunuz. Değerli katılımcılar, yasal çerçevede yeni yönetmelikler, özellikle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Sayın PARSEKER, bize burada yeni mevzuatla ilgili bir kısım hususlarda bilgi verdiler, Sayın EKİM de son dönemde çıkarılan yönetmeliklerden bahsettiler. Türkiye, son iki yıldır çok büyük bir mevzuat değişimiyle karşı karşıyadır. Çalışma hayatının her alanını yeniden düzenleyen yeni mevzuatlar karşımıza çıkıyor ve uygulama zorunluluğuyla da elbette ki, işyerleri olarak karşı karşıyayız. Programa baktığımızda, son derece mantıklı bir yaklaşımla bugüne kadar ortaya çıkan mevzuatların tüm çerçevesiyle ele alınmasını mümkün kılan bir paneller dizisi
17

ortaya konulmuş. Yönetmeliklerden başlanılmış, standartlar, çalışma ruhsatları, akaryakıt ve LPG istasyonları için risk yönetimi ve sağlık, emniyet, çevre ve risk yönetimi gibi birbirini bütünleyen konularla konu ele alınmaya çalışılmıştır. Bu panelimizdeki üç arkadaşımızın konusuyla bağlantılı olarak baktığımızda, kendi alanımı doğrudan bildiğim için söylüyorum, son bir yıl içerisinde, 2004 başından sonuna kadar 33 yönetmelik yayımlandı. Yine bir kısım tebliğler söz konusu, onun yanında diğer başka düzenlemeler de söz konusu ve yeni bir kısım çalışmalar da bunun yanında yürütülmektedir. Sayın Parseker’in bahsettiği gerek risk değerlendirmesiyle ilgili tebliğimiz, gerek onun yanında iş sağlığı ve güvenliği konusundaki iş güvenliği uzmanlarıyla ilgili yönetmeliklerimiz bunlardan bazı örneklerdir. Sayın Müsteşar da arz etti, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yaptığımız her düzenlemeyle ilgili olarak kamuoyuna ve sosyal taraflara açığız. Onlardan gelen tüm yeni bildirimleri değerlendirmekteyiz. İş güvenliği uzmanlığıyla ilgili, belki çok yeni, hatta bugün Bakanlıkta konuşulacak bir konu olması münasebetiyle dosyamın arasında bulunan bir kısım belgeler söz konusuydu onunla ilgili ve hemen sayın Bakanın bize verdiği 6 Mayıs 2005 tarihli onayda şu ifade var: “Uygulamada karşılaşılabilecek muhtemel sorunların önlenmesi amacıyla yönetmelikle ilgili değişiklik çalışmalarının başlatılması amacıyla bir komisyonun

Panelistler
18
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

kurulması.” Yani, iş sağlığı ve güvenliği uzmanlığıyla ilgili bir çalışmanın tekrar yeniden başlatılması ve kastedilen, bu yeni yönetmelik çerçevesinin de dikkate alınması. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın alanıyla ilgili çok sayıda yönetmelik son bir yıl içerisinde; İçişleri Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın birlikte çıkarmış olduğu binaların yangından korunmasına ilişkin yönetmelik bir başka alanımız bugünkü gündemdeki konulardan biri, yine Çevre ve Orman Bakanlığı’nın çıkardığı bir süredir çıkarmakta olduğu son derece önemli, çevre, sağlık ve güvenliği aynı şekilde etkileyen yönetmelikler, tehlikeli atıkların kontrolünden tutun, ÇED yönetmeliğine varana kadar çok sayıda yönetmelik ve bu yönetmeliklerde yapılan son dönemlerdeki düzenlemeler, değişiklikler.

İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ MEVZUATINDA YENİ YAKLAŞIMLAR
Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) – Sayın Genel Müdürüm, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin değerli temsilcileri, PETDER’in değerli yöneticileri, değerli katılımcılar; son iki yıldır çalışma hayatında çok hareketli bir dönem yaşıyoruz; 2003 yılı Haziran ayında yeni İş Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra yoğun bir hareketlilik yaşanmakta, bu hareketlilik, sadece mevzuattaki değişiklik ve değişen maddelerin birebir karşılanması, okunması, anlaşılması anlamında bir hareketlilik değil, temelde bir mantıkta, mantalitede de bir değişikliktir. Bu değişiklik, değişim, aynı zamanda ülkemizin Avrupa Birliğiyle entegrasyonu sürecine de denk geldiği için, bu konudaki, iş sağlığı ve güvenliği alanında da Avrupa Birliği normlarına uyum bu değişikliklere yansımıştır. Biz yeni mevzuat diyoruz, yeni yürürlüğe giren mevzuat olduğu için otuz yıldır değiştiremediğimiz, bir satırını noktasını bile değiştiremediğimiz mevzuatımızın değişmesinden dolayı; ama, aslında, bu yeni tabiri, Avrupa Birliği direktiflerinin de kullanılan resmî adı, yani Avrupa Birliğinde de son on yıl içinde iş sağlığı ve güvenliğinde yeni yaklaşım adıyla bir hareket başladı ve son yayımlanan yönetmelikler, özellikle bizim yönetmeliklerimize de yansıyan Avrupa Birliği iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yönetmeliklerin adı yeni yaklaşım yönetmelikleri zaten, yeni yaklaşım direktifleri. Hepimizin bildiği 391 sayılı çerçeve direktif ve bu direktifin altında çıkarılan birçok yavru direktif diye tanımlanan direktifler. Bizim yeni mevzuat yaklaşımımız ve Avrupa Birliği’nin iş sağlığı ve güvenliğindeki mantığı birbiriyle örtüşüyor. Bu yaklaşımda temelde sorumluluk işverene veriliyor, tehlikelerin belirlenmesi, tanımlanması ilk adım olarak kabul ediliyor, öngörülüyor.Tanımlanan tehlikelerin önlenmesine öncelik veriliyor, yeni yaklaşım direktifleri ve yeni mevzuatımız önlenmesi mümkün olmayan tehlikelerin değerlendirilmesi, risklerin kontrol altına alınması çalışmalarını öngörüyor.
19

Burada değişen neler değişti; aslında, değişen temel bir mantık yaklaşımı var, bunu temel olarak kavradığımız zaman birçok şeyi çözeceğiz. O temel yaklaşım da, ülkemiz için değil sadece, Avrupa ülkeleri ve gelişmiş ülkeler için de bu böyledir; bu yeni yaklaşım direktifleri ile yeni mevzuatımız yayımlanmadan önce Avrupa’da ve ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği alanında binlerce maddeden oluşan mevzuat vardı ve işverenlerimiz, çalışanlarımız, bu mevzuatların içerisinde boğularak asıl hedef olan çalışanların iş sağlığı ve güvenliğini hedefine varma noktasından uzaklaşıyorlardı. Oraya varmadan bir şeyler tükeniyordu ki, sizler petrol sanayicileri olarak bunu en yoğun yaşayan kesimsiniz. O kadar detaylıydı ki eski mevzuatımız 550 küsur madde, iş sağlığı ve güvenliği tüzüğü, 350 madde parlayıcı patlayıcı maddeler tüzüğü, diğerlerini de eklediğimizde neredeyse 2 binin üzerinde maddeden oluşan mevzuatlar yığını vardı ve bu mevzuatlarımız, her şeyi adım adım tanımlıyordu. Bir basınçlı kap mı kullanacaksınız, ne özellikli imal edeceksiniz, nereye monte edeceksiniz, hangi şartlarda kullanacaksınız, hangi periyotta test edeceksiniz, hangi basınçla test edeceksiniz, adım adım tarifliyordu ve bu tarifleneni yapmak zorundaydınız. Şöyle de bir mantık oluşmuştu; ben bu tarifleri yaparsam bu tank artık patlasa da ben sorumlu değilim. Tariflenenler, teknolojinin çok gerisinde kalma durumu vardı, özellikle siz yaşadınız, LPG tanklarını basınç testi, basınçlı kaptı. Mevzuatımızda “yılda bir basınç testine tabi tutulur” deniliyor. 3 binlik, 5 binlik LPG tankına içine suyu doldurmak gibi teknik yönden bir şey mümkün olmadığı için de bu asla yapılamıyordu ve bir şekilde kâğıt üzerinde görünüyordu. Bu detay maddelerde ve birçoğu da gelişen teknolojiye ayak uyduramayan, belki de ayakbağı olan maddelerin yerine yeni mevzuat yaklaşımı, dikkat ederseniz, yeni iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğimiz 17 madde, 557’den 17’ye indi. Yeni mevzuat, detayları uygulayıcılara bırakıyor ve bir hedef gösteriyor; çalışanların sağlığını ve güvenliğini sağlama hedefi. İşverenlere “siz bu hedeften sorumlusunuz” diyor. Bunu yaparken temel kriterleri yasa olarak kanun düzenleyicisi koydu, aradaki adımlara siz karar vereceksiniz, belirleyeceksiniz; ama, ben yaptım oldu mantığıyla değil, bu yaptıklarınızı bilimsel verilere, standartlara, akreditasyonlara dayandıracaksınız. Yani mantıklı bir temele oturtacaksınız ve işinizi ve işinizden kaynaklanan riskleri en iyi siz biliyorsunuz; o halde gereğini siz yapacaksınız ve sağlıklı, güvenli bir ortamda çalışanlarımızın üretmesini sağlayacaksınız diyor yeni yaklaşım. Bu mantık çerçevesini anladıktan sonra, artık, şu iş için ne yapmamız gerekiyor, şu konuda önlem almak için ne yapmamız gerekiyor; bunu en iyi şekilde uygulayıcılar bilecek. 4857 sayılı Kanunumuzun değişikliğiyle birlikte, artık, yönetmeliklere baktığımız zaman neyi nasıl yapacağımızın tarifini bulamıyoruz. Bu geçiş sürecinde, eski alışkanlıklarımızdan kurtulmamız belki biraz zor olacak. İşte bu süreç içerisinde eski tüzük ve yönetmeliklerimiz, bizim için bir anlamda kılavuz, bir anlamda rehber ki, bu anlamda özellikle Avrupa ülkelerindeki uygulamaları biliyorsunuz, yasal yönden zorunlu olmayan, ama uygulayıcıya yol gösteren birtakım düzenlemeler var. Buna benzer
20
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

düzenlemeler de bizim ülkemizde oluşacak; oluşuncaya kadar, eski tüzük ve yönetmeliklerimizi bu anlamda bilgi başvuru kaynağı olarak kullanmamızda fayda var. 2003 Haziran ayında yayımlanan yeni İş Kanunumuzun, iş sağlığı ve güvenliğini doğrudan ve dolaylı ilgilendiren maddeleri var. Doğrudan ilgilendiren maddeleri 77 ve 89 uncu maddeler, özellikle 77’nci madde genel çerçeveyi çizmiş, âdeta tek maddede bütün mevzuatı özetlemiş “İşverenler her türlü önlemi almak, çalışanlar da buna uymakla yükümlü. İşverenler, denetlemek, bilgilendirmek, eğitim vermekle yükümlü.” Diğer maddelerimizin hemen hemen tamamı ilgili tüzük ve yönetmeliklere atıf yapmaktadır. Burada doğrudan iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili olmamakla birlikte, bizim işyerenlerimizdeki iş sağlığı ve güvenliğimizi etkileyecek bazı değişiklikler de var. Birisi, işçi, işveren, işyeri tanımları. İşyeri tanımında, işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddî olan ve olmayan unsurlarıyla işçinin birlikte örgütlendiği birim. Dikkat ederseniz, maddî olan ve olmayan diye özellikle vurgulanıyor; yani, mekân tanımının dışına çıkıyor işyeri tanımı, bir organizasyon tanımlanıyor. Organizasyonun ulaştığı her yer işyeri tanımı açık bir şekilde vurgulanıyor. Çırak ve stajyerler yeni kanunda iş sağlığı ve güvenliği anlamında koruma altına alınmış oluyorlar. Tüzelkişiliği bulanmayan kurum ve kuruluşlar da bir tanımlamayla işveren olarak tanımlanmış oluyor. İşveren vekilliği tanımına yeni bir kavram getirilmiş durumda. Burada “işletme” sözcüğü eklenerek işveren vekili tanımı genişletilmiş “işveren adına hareket eden ve işin, işyerinin, işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir” deniliyor. Eskiden, işveren vekili olması için bir vekaletname veya bir görevlendirme, tanım arıyorduk; şimdi, işyerinde organizasyon içerisinde yer alan ve işveren adına hareket eden ki, tipik bir örnek verebiliriz, girişte, nizamiyedeki görevli bir işveren vekilidir; ne ölçüde; dışarıdan gelene “dur” diyor işveren adına; bu çerçevede işveren vekilidir. Bunu genel müdüre kadar çıkarabilirsiniz, herkes görev, yetki, sorumluluk çerçevesinde bu kanuna göre işveren vekili olmuştur. Ancak, işveren vekilliği sıfatı, o kişinin aynı zamanda bir çalışan olduğu gerçeğini ve çalışanlara tanınan hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz; yani, aynı kişi, aynı zamanda bir çalışandır. Asıl işverenin sorumluluğu bir hayli genişletilmiş, alt işveren işçilerine karşı, asıl işveren işyeriyle ilgili olarak, bu kanundan, iş sözleşmesinden ve hatta alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan haklardan da alt işverenle birlikte sorumlu; yani, alt işveren çalıştırmakla tüm sorumluluklardan kurtulmuş olmuyoruz, tüm sorumluluklarımız yine müteselsil olarak onunla birlikte devam etmiş oluyor. Alt işveren uygulamasında bir de sınırlama; daha önceki mevzuatımızda alt işveren tanımlanmamıştı; ama, pratikte, uygulamalarda bu başladı, yoğun bir şekilde yer aldı. Yeni mevzuatımızda bu tanımlama yapılırken bir de kısıtlama getiriliyor; yani, işinizi, siz, parça parça bölüp alt işverene veremiyorsunuz. Özellikle İzmit Körfez böl21

gesinde amele pazarından günlük işçi getirilip dolum yaptırılan yerler vardı, bu şekilde taşeronlar vardı. Şimdi, işletmenin ve işin gereği, teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde ancak alt işveren çalıştırabiliyorsunuz ve aynı zamanda daha önce o işyerinde çalışan kişi ile alt işveren ilişkisi kurulamayacağını, Açıkça ifade ediyor kanun; yani, daha önce sanayide sık karşılaştığımız, ustabaşımıza, emekliliği gelmişse, ustam sen emekli ol, şu işler de senin olsun diye artık bölemiyoruz, işyerinde çalışmış kişilerle alt işveren ilişkisi kurulamayacağını belirtiyor yeni mevzuatımız. İşyerinde işin durdurulması ve işyeri kapatılması koşulları değişti. Bu daha önce, işyerinin işletme belgesinin olup olmamasıyla sınırlıydı; yani, işletme belgesi varsa hayatî tehlike varken iş durduruluyordu, yoksa kapatılıyordu, şimdi tehlikenin boyutuna göre; tehlike tüm işyerini etkiliyorsa işyeri kapatılıyor, tüm işyerini etkilemiyor, belli bir bölümü etkiliyorsa etkileyen bölümde iş durduruluyor. Komisyonun yapısında değişiklikler var, çok fazla önemli değil. İş sağlığı güvenlik kurulu oluşturma zorunluluğu kanunla getirildi, işyeri hekimi bulundurma zorunluluğu kanunla getirildi. Temel bir değişiklik, işyeri hemşiresi veya sağlık bulundurma zorunluluğu yönetmelikle getirildi. Ortak sağlık birimi kurma olanağı getirildi, zorunluluk değil, ama böyle bir olanak getirildi. Küçük işyerleri KOBİ’ler, organize sanayi bölgesindeki işyerleri ortak sağlık birimi oluşturabilecekler. Bu bir başlangıçtır, ileriye doğru, bunlar, belki de ortak sağlık güvenlik birimleri şeklinde gelişebilecekler. Temel bir değişiklik iş güvenliği mühendisi çalıştırma zorunluluğudur. Çalışanların haklarında bir değişiklik var, bu da, çalışanlar, yakın, acil, hayatî bir tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında işyerindeki iş sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurul yoksa işverene veya vekile müracaat ederek derhal tedbir alınmasını talep edebilirler. Bu talep karşısında kurul veya işveren 24 saat içinde çalışana yazılı olarak cevap vermek durumunda. Eğer, kurul, hayatî tehlikenin olduğuna karar verir de işveren de yine çalışılmaya devam edilmesini isterse, o zaman çalışan 24/1 inci maddeye göre iş akdini haklı olarak feshetme yetkisine sahip olmuş oluyor. Pratikte çok uygulanabilir görünmese de seneler önce diğer şeylerimiz nasıl bugün uygulanır hale geldiyse, zaman içerisinde bunun da faydalı bir şekilde uygulanacağını düşünüyoruz. Mevzuatımızın listesi burada sadece dokümanda bulunması için ekledik, az önce sayın Genel Müdürümüz ifade ettiler, 30’un üzerinde yönetmelik hazırlandı bu konuda, yürürlüğe girdi, bunların tamamını internet sitemizden görmeniz mümkün. Bu yönetmeliklerin genel yaklaşım mantığını ortaya koymak üzere, özellikle iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğimizin maddeleri üzerinden hareket ederek hızlı bir şekilde tur atmak istiyorum.
22
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Yeni mevzuatımızda temel değişikliklerden birisi iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliğimizin 6’ncı maddesinde özellikle vurgulanıyor, sürekli iyileştirme kavramı, bu kavram ülkemizde on yıldır uygulanmakta olan kalite yönetim sistemleri, çevre yönetim sistemleri, iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemleri ve diğer bazı yönetim sistemlerinden dolayı sürekli iyileştirme kavramına, mantığına zaten açığız. Eski mevzuatımızdan temel farklılıklardan birisi ortaya çıkıyor; eskiden, bize tanımlanmış bütün periyodik kontrolleri, ölçümleri yaptık, sorumluluk bizden gitti, bundan sonra kaza olursa biz sorumlu değildik diyoruz; ama, şimdi bu yönetmeliğimizde “işveren, sağlık ve güvenlik önlemlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun sürekli iyileştirilmesi amaç ve çalışması içerisinde olacaktır” deniliyor; yani, asgari şartları sağladım, bundan sonra yapılacak bir şey yok, benim işyerim güvenlidir, sağlıklıdır, çalışmaya devam edin diyemiyoruz; daha iyi nasıl yapabiliri araştırmak, sürekli iyileştirmek içerisinde olmamız gerekiyor. Bu mevzuatımızın temel yaklaşımlarından birisi önleme mantığı; telafi edici, düzeltici değil, önleyici yaklaşım, proaktif yaklaşım. Aslında bu mantığa, biz, farkında olmadan, yıllar içersinde gelmiştik. On yıl önce bizim afişlerimizde şöyle bir slogan vardı: “Dikkat, kaza geliyorum demez.” yeni afişlerimizde ne yer alıyor: “Dikkat, kaza geliyorum der.” Bu slogan değişimi bilinçli bir şekilde yapılmadı, ama doğru yere gelmişiz. Demek ki, önleme mantığıyla yaklaşırsak ikinci slogan, geldiğimiz yer doğru. Kaza geliyorum der, ayak seslerini izlersek, o kazayı olmadan önce önleriz. Yeni mevzuatımız da zaten önleme politikasının geliştirilmesinden bahsediyor. Yeni mevzuatımızın temelini, belkemiğini risk yönetimi yaklaşımı oluşturuyor. Çerçeve direktifte yer alan ve bizim de iş sağlığı ve güvenliğinin –ki, şu anda yürütmesi durduruldu, ama tüzük olarak yayımlanmak üzere aynı kapsamda- önemli maddelerinden birisi risk değerlendirilmesi, risk yönetimi maddesi ki, bütün diğer yönetmeliklerde de ana yönetmeliğe atıf yaparak kâh yapmadan, risk değerlendirmesi, risk analizi, risk yönetimi bir şekilde yer alır. Yeni mevzuatımızın temelini risk değerlendirmesi oluşturmakta. Bu konu bugün çok fazla konuşulacağı için detayları daha sonraki konuşmacılara bırakıyorum. Yeni mevzuatımızda, tanımlanmış tehlike alanları ve karşılıklı bilgilendirme var. İşyerimizde özel tehlike alanları varsa buraları tanımlayacağız, buralara giren çıkan, girmeye yetkili kişilerin eğitim düzeyleri belirlenecek ve buralarda çalışma koşulları izne bağlı olarak yürütülmek zorunda. Petrol sektöründe sizler bu uygulamayı zaten çok uzun süredir yapıyorsunuz ateşli çalışma izin şeklinde. Çalışanların bilgilendirilmesi yeni mevzuatımızın ağırlıklı maddelerinden birisi. Yine, bilgilendirme yeterli olmuyor, görüşlerinin alınması ve katılımlarının sağlanması. İş sağlığı ve güvenliği, çalışanların sağlığı ve güvenliği, sadece sağlıkçıların, güvenlikçilerin veya işverenlerin sorunu değil, tüm çalışanların sorunudur. Hepsinin katılımları23

nın sağlanması, görüşlerinin alınması ve böyle bir gelişme sisteminin oluşturulması öngörülüyor. Bu arada, bu çalışmalara katılmalarından dolayı çalışanlar dezavantajlı duruma düşürülemezler diye belirtiliyor. Çalışanların eğitimi özellikle vurgulanıyor, bu eğitim, sadece yaptıkları işle ilgili eğitim değil, birçok yönden geliştirici eğitimler. Bununla ilgili ayrıca iş sağlığı ve güvenliği yönünden yapılacak eğitimin esaslarına dair bir yönetmelik de yayımlanmış durumda. Eski mevzuatımızda, çalışanların yükümlülükleri tek bir cümleyle yer alıyordu. İşçiler de bu konudaki usul ve şartlara uymakla yükümlüdürler ve zaman zaman da bundan hep şikâyet ediyorduk, hiç de mi bir sorumluluk yok diyorduk. Yeni mevzuatımızda neredeyse bir sayfa, çalışanların yükümlülükleri uzun uzun anlatılmış, kendilerine verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda görevlerini yapacaklar, koruyucularını uygun şekilde kullanacaklar, bakımlarını yapacaklar, koruyacaklar, keyfî olarak hareket etmeyecekler, tehlikeli durumları haber verecekler, iş güvenliği konusunda işverenle işbirliği yapacaklar gibi detaylı bir şekilde çalışanlara da yükümlülükleri yeni mevzuatımızda hatırlatılmış. Sağlık ve güvenlik gözetimi yeni mevzuatımızın önemli vurgularından birisi. Sadece yasanın tanımlandığı, yılda bir periyodik muayene, işe giriş muayenesini yaptırdık, daha ne yapalım değil; çalışanlarımızı sürekli sağlık yönünden gözetim altında tutmamız ve onların sağlığının olumsuz etkilenmesine fırsat vermediğimiz gibi, sağlıkla ilgili ortamlarının sürekli iyileştirilmesini nasıl sağlarız, bunun arayışı içerisinde olmamız gerekiyor. Bir de sağlık ve güvenlik işçi temsilcisi seçilmesi gerekiyor. Burada mevzuatın sık eleştirilen cephesi 50’den az işçi çalıştırılan yerler ihmal edilmiştir gibi; burada 50 işçi sınırı da yok, bir işyerinde 3 kişi çalışıyorsa, bunlardan birisi sağlık ve güvenlikten sorumlu olmak zorunda. Özet olarak, risk değerlendirmesi, koruma önleme yaklaşımı, bilgilendirme ve eğitim, denetim, çalışanların katılımı, çalışanların sorumluluk alması, kayıt ve istatistik tutma, uzman katkısının sağlanması, malzeme ve ekipmanın kontrolü, yeni mevzuat yaklaşımımızın özeti. Yani yeni mevzuatımıza göre iş sağlığı güvenliğine sistematik olarak yaklaşmak zorundayız. Yeni mevzuatımızı doğru anlar uygularsak, dünyanın her yerinde rahatlıkla küçük yerel değişikliklere uymakla çalışabiliriz, herhangi bir, özellikle yönetim sistemiyle ilgili belgelendirmeye rahatlıkla uyum sağlayabiliriz. Böyle bir belgelendirme veya yapılanma çalışmamız varsa yeni mevzuata uyum sağlayabiliriz; yani, çağdaş yönetim sistemleriyle yeni mevzuatımız tam bir uyum ve bütünlük içerisinde yer alıyor. Birazcık da size özel olan patlayıcı ortamlar ve kimyasal maddelerle ilgili yönetmeliklerdeki bazı ekleri hatırlatmak istiyorum. Patlayıcı ortamlarla ilgili yönetmeliğimizde, patlayıcı ortamların sınıflaması ve bazı tanımlamalar yapılmış; 0-1-2, işyerlerimizdeki bölgelerin tanımlanması yapılmış, her an parlama patlama olabilen, zaman zaman olabilen veya hiç olmayan ve çok nadir olacak bölgeler için diye; gazlar için sıfır, tozlar için 2-0, 2-1 diye devam ediyor.
24
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Tanımlarda bir şey çok dikkatimi çekti; normal çalışma şartları. Genel anlamda normal çalışma şartları dediğimiz zaman tam güvenli çalışma şartları aklımıza gelir; hayır, yeni mevzuatımız buna güzel bir açıklamak getirmiş, deniyor ki: “Bir tesisin tasarımlanan amaç doğrultusunda ölçü ve değerde çalıştırılması.” Yani, siz tasarımda bazı şeyleri öngörmüşseniz onlar olabilir, oluyor da; matbaa sektöründe, tekstil sektöründe var, çırçır fabrikalarında taraklar zaman zaman metal parçaları girer, tutuşmayı öngörürsünüz; tasarımda bu vardır, önleyemiyorsunuz; ama, öngördüğünüz için kontrol altındadır, tutuşur; alana hapsedersiniz, söndürürsünüz. Baskı makinelerinde vardır, tutuşur söndürme sistemleri vardır. Bu yen mevzuatımızda buna benzer güzel,çağdaş yaklaşımlar var. Patlayıcı ortamlarla ilgili kullanılacak ekipmanlar tanımlanmış. Patlayıcı ortamlarda çalışma izni hükmü yine bu yönetmeliğimizden ayrı olarak çalışma izni sistemi uygulanacaktır diye özellikle vurgulanmış, özellikle kanserojen maddeler ile motojen maddelerde çalışmalarda 40 yıl sağlık kayıtlarının saklanması zorunluluğu getirilmiştir. Güvenlik sağlık işaretler düzenlenmiştir. Ortak bir dil oluşturulması amacıyla bununla ilgili yönetmeliğimiz var. Gürültü için risk değerlendirmesi zorunluluğu getirilmiş, asbestle çalışmalarda Bakanlığa bilgi verilme zorunluluğu, kişisel koruyucu donanımların kullanılmasıyla ilgili kurallar ayrı bir yönetmelikte belirtilmiş, iş ekipmanlarının kullanılması sırasında duruş pozisyonları, çalışma şekilleri, ergonom prensipleri gibi konularla ilgili yönetmelik yayımlanmıştır. CE işareti, kişisel koruyucu donanımlarda yönetmelikte getirildi, ancak uygulamada sıkıntılar var. Bina eklentileriyle ilgili şeyler belirtilmiş. Kimyasal maddelerin sınıflandırılması yapıldı ve özellikle bu sınıflandırma malzeme güvenlik bilgi formları sistemi bu sınıflandırmanın temelini oluşturuyor ve sonuç olarak, kimyasal maddelerle ilgili yönetmeliğimizin bir maddesi, yine, tesadüfen 6’ncı maddesi –iş sağlığı yönetmeliğinde de öyleydi- risk değerlendirmesine ilişkin çok uzun şekilde anlatmış “aşağıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yapılacaktır risk değerlendirmesi.” O hususlar da, kimyasal maddenin sağlık, güvenlik yönünden tehlike zararları; imalatçı, ithalatçı, satıcıdan sağlanacak malzeme güvenlik bilgi formları risk değerlendirmemizin temelini oluşturuyor, risk analizi, bir anlamda, zaten, yeni mevzuatımıza damgasını vurmuştur. Dolayısıyla, bundan sonra işyerlerimizin ve çalışma ortamımızın nasıl olacağına hep beraber bizler karar vereceğiz. Buna karar verirken, zaman zaman bazı kazaların yaşanmaması için de gerekli çalışmaları yapmamız gerekiyor. Geleceğimizin aydınlık, parlak olmasını düşünüyorsak sadece iş sağlığı ve güvenliğinde değil bütün diğer yönetim sistemlerinde ve çevre veya diğer sistemlerde de risk yönetimi yaklaşımını, mantığını çok doğru kavramamız, uygulamamız gerekiyor. Çünkü, teknolojik gelişmeler ve üretimde kullanılan yeni maddelerin tamamının amacı, insanların yaşam standartlarını yükseltmek, daha iyi yaşamalarını sağlamak; ama, biz biliyoruz ki, bütün teknolojik gelişmelerin ve üretilen yeni maddelerin sağladığı
25

avantajların yanında bazı riskleri de var. İşte bunları doğru değerlendirip gerçekten faydalı olacak şekilde ele alabilirsek geleceğimiz aydınlık ve parlak olacaktır. Eğer böyle değerlendiremezsek ki, birçok yönde bazı yerler maalesef oraya doğru gidiyor, öyle olacaktır; geleceğimizin hep böyle aydınlık olması dileğiyle saygılar sunuyorum efendim. Erhan BATUR (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı Genel Müdürü) – Sayın Saadettin Baysal’a teşekkür ediyoruz. Buyurun Rıza Bey.

BİNALARIN YANGINDAN KORUNMASI YÖNETMELİĞİ AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARI İÇİN ÖNCELİKLER
Rıza UZUN (İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü) – Sayın Başkan, değerli katılımcılar; “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” kapsamında LPG ve akaryakıt istasyonlarıyla ilgili düzenlenen hususlar konusunda bilgi arz etmeye çalışacağım ve bu bilgileri 3 ana başlıkta aktaracağım: 1. Akaryakıt ve SBK istasyonlarıyla ilgili mevzuat. 2. Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelikle getirilen akaryakıt ve LPG istasyonlarında yangın güvenlik tedbirleri. 3. Uygulamada karşılaşılan sorunlar ve bunların giderilmesine yönelik çalışmalar. Bu konuyla ilgili çalışmaya başladığımızda merak ettim, akaryakıt ve LPG istasyonlarıyla ilgili ne türlü mevzuatlar var, karşıma çok sayıda mevzuat çıktı; belki ulaşamadığım, burada yer vermediğim mevzuat olabilir, varsa onları da sizlerden öğrenmek isteriz. “5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu”, “5272 sayılı Belediye Kanunu”, “Parlayıcı Patlayıcı, Tehlikeli ve Zararlı Maddelerle Çalışılan İşyerlerinde ve İşlerde Alınacak Tedbirler Hakkında Tüzük”, “İşçi Sağlığı ve İş güvenliği Tüzüğü”, “Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddeler ile Av Malzemesi ve Benzerlerinin Üretimi, İthali, Taşınması, Saklanması, Depolanması, Satışı, Kullanılması, Yok Edilmesi, Denetlenmesi Usul ve Esaslarına ilişkin Tüzük”, “Sıvılaştırılmış Petrol Gazları ile Çalışan Motorlu Taşıtlar İçin İkmal İstasyonlarının Kuruluş, Denetim, Emniyet ve Ruhsatlandırma İşlemlerine İlişkin Yönetmelik”, “Karayolu Kenarlarına Yapılacak ve Açılacak Tesisler Hakkında Yönetmelik”, “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik”, “TSE Standartları ve Tebliğler”.
26
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Bu kadar mevzuat içerisinde akaryakıt ve LPG istasyonları, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve belediyeler gibi birçok kurumun görev ve yetki alanındadır. Binaların yangından korunması hakkında yönetmelik özellikle dernek yöneticilerinin ve siz katılımcıların bildiği gibi, uzun süren çalışma sonucu ve birçok kurum ve kuruluşların, konunun içindeki uygulayıcıların görüşleri alındıktan sonra Bakanlar Kurulu’nun 12.6.2000 tarih ve 2002/4390 sayılı kararla yürürlüğe konulması kararlaştırılmış ve 26.7.2002 tarih ve 24872 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmeliğin bazı maddeleri, 1’inci maddesinde “Bu yönetmeliğin amacı, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar ile gerçek kişilerce kullanılan her türlü yapı, bina, tesis ve işletmenin tasarımı, yapımı, işletimi, bakımı ve kullanımı aşamalarında herhangi bir şekilde çıkan yangının can ve mal kaybını en aza indirerek söndürülmesini sağlayacak yangın öncesinde ve yangın sırasında alınacak tedbirler ile organizasyon, eğitim ve denetimi sağlamaktır” denilmektedir. Kapsam başlıklı 2’nci maddesinde ise: “Bu yönetmelik, Türkiye genelinde her türlü yapı, bina, tesis ile açık ve kapalı alan işletmelerinde alınacak yangın önleme ve söndürme tedbirlerini, yangının ısı, duman, zehirleyici gaz, boğucu gaz ve panik nedeniyle oluşan can güvenliğine yönelik tehlikeleri en aza indirmek için gerekli olan tasarım, yapım, kullanım, bakım ve işletim esaslarını kapsar.” Yönetmeliğin uygulama başlıklı 4’üncü maddesi: “Bu yönetmelik, yürürlük tarihinden sonra yapılacak yeni yapılar ile kullanım amacı değişen veya ruhsat alma zorunluluğunu gerektiren esaslı onarım ve tadilat yapılacak mevcut yapılarda ve bu yönetmelikte belirtilen diğer yapı, bina, tesis ve işletmelerde uygulanır.” “Görev, yetki ve sorumluluklar” başlıklı 5’inci maddesi: “Tasarımcıdan uygulayıcıya, kullanıcıdan işletmeciye kadar herkesin üzerine düşen ve yapması gereken görev ve sorumluluklar belirtilmiştir.” Yönetmelikte, akaryakıt ve LPG istasyonlarında yangın güvenlik tedbirlerine ilişkin düzenlemelere sekizinci kısımda değinilmiştir. Bu bölümde konuyla ilgili maddeleri sadece madde başlıkları olarak almaya çalıştık. 108’inci maddede, LPG’nin dökme olarak depolanması, 111’inci maddesinde LPG ikmal istasyonları, 112’nci maddesinde LPG depolanmasında ve ikmal istasyonlarında yangın, güvenlik önlemleri, 115’nci maddesinde yanıcı sıvı kavramı ve sınıfları, 118’nci maddesinde tehlikeli bölgelerin tanımları, 119’uncu maddesinde tehlike bölgelerindeki sınırlamalar, 120’nci maddesinde depo binası içinde depolama, 121’de açık ve yer üstü depolama, 122’nci maddesinde depolama tankları, 123’üncü maddesinde akaryakıt servis istasyonlarıyla ilgili açıklamalar detaylı olarak vardır.
27

Akaryakıt ve LPG istasyonlarıyla ilgili olarak sadece bu bölüm veya maddelerinin dikkate alınacağı gibi yanlış bir sonuca varılmamalıdır. Zira, yönetmeliğin amaç ve kapsam maddelerinde gayet açık belirtildiği gibi, diğer maddeleri de akaryakıt ve LPG istasyonlarının kuruluş ve işletme aşamalarında göz önünde bulundurulacaktır. Yönetmelikte belirtilen hususlarla ilgili bir öncelik sıralaması yapmamız gerekirse, akaryakıt ve LPG istasyonları için kullanımda ve depolamada önemli olan tesisteki depolama imkanlarına göre gerekli önlemlerin alınmasıdır. Tesiste tank için uygulanan yerleşim ve konumlama belirlenmeli, yeraltında mı yerüstünde mi bina içinde mi veya dışında mı olacağına tesisin şartlarına göre karar verilmelidir. Tank yerleşimine göre belirtilen mesafelere uyulmalı ve çevreyle ilgili düzenlemeler yapılmalıdır. Kullanılacak akaryakıt ve LPG kabı belirlenmeli ve seçilen kaba uygun teferruat, boru hattı ve bağlantıları, belirtilen malzemelerden seçilmeli ve diğer şartlar sağlanarak bağlantılar yapılmalıdır. Montajı yapılan tank ve üzerindeki teferruatın kullanımdan önce gereken testler yapılmalı ve uygun olmayan parçalar kullanıma uygun hale getirildikten sonra kullanılmalıdır. Kapalı alanlara yerleştirilecek tanklarda gerekli havalandırma koşulları öncelikle ve dikkatle yerine getirilmelidir; çünkü, bu gibi ortamlarda patlayıcı karışımların oluşması riski daha fazla olduğu gibi, patlamaların yaratacağı hasarlar da daha fazla olacaktır. Tanklarda basınç emniyeti ve fazla doldurma gibi konular da dikkatle takip edilmelidir. İstasyonlarda yangın önlemleriyle ilgili yönetmelikte belirtilen hususları özetle sıralamak istiyorum. Öncelikle genel önlemler: Mevcut yürürlükteki TSE standartlarına, bunlar 11939, 1449 ve 1446’da belirtilen tüm güvenlik önlemleri alınmalıdır. Alma hacmi 10 bin litreye kadar olan yeraltı tanklarının binalardan en az 5 metre, yerüstü tanklarının en az 7,5 metre uzaklıkta olmalı ve tanklar arasında en az 1 metre mesafe bulunmalıdır. Daha büyük tanklar için TSE 1446’daki mesafeler esas alınmalıdır. Tank ve disbenser etrafında çukur, zemin, fosseptik vesaire bulunmamalıdır. Tank etrafı tel örgüyle çevrilmelidir. Toprak altı tanklarda katodik koruma yapılmalıdır. Tankların yakınından veya üstünden elektrik enerji nakil hatları geçmemelidir. Tank sahasına her yönden okunacak şekilde ikaz levhaları yerleştirilmelidir. Örtülü tanklar, ısıya dayanıklı malzeme veya dere kumuyla örtülmelidir. Algılama ve elektrik tesisatı açısından tank sahasındaki elektrik tesisatı eksprof olarak projelendirilmelidir. Gaz kaçaklarına karşı yine eksprof gaz algılama sistemi yapılmalıdır. Gaz kapatma vanası algılama sistemine bağlanmalı ve otomatik olarak kapanmalıdır. Ayrıca, herhangi bir gaz kaçağı veya yangın durumunda uzaktan kapatılabilmelidir.
28
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Acil durumlarda personeli ikaz etmek için sesli alarm sistemi olmalıdır. Yıldırıma karşı paratoner tesisatı yapılmalıdır. Tank, boru ve disbenserenin topraklamaları uygun olmalı, tank ve disbenser bölgesinde statik topraklama penseleri bulunmalıdır. Soğuta ve söndürme sistemleri açısından tank çıkışından manuel olarak çalışan vana işaretlenmeli ve yanına “acil durumda kapatınız” yazılı bir tabela asılmalıdır. Tank kapasitesine bağlı olarak TSE 862’ye uygun en az 2 adet 6 kilogramlık kuru kimyevi tozlu yangın söndürme cihazı konulmalıdır. Alma hacmi 10 metreküp ve üzerindeki yerüstü tanklarında soğutma için yağmurlama sistemi bulunmalıdır. Yağmurlama sistemi rink şeklinde olmalı ve projelendirmede su debisi 10 metrekareye 10 litre/dakikadan az olmamalı ve su deposu bu debiyi en az bir saat karşılayacak kapasitede olmalıdır. Bakım ve testler; yılda en az bir kez uzman kişi veya kuruluşlar tarafından statik topraklama ölçümleri yapılmalı ve dosyalanmalıdır. En az beş yılda bir kez vanaların, boruların testleri yapılmalı ve uygun olmayanlar değiştirilmelidir. Tankların on yılda bir hidrostatik testleri yapılmalıdır. Eğitim konusunda ise, LPG ile direkt ilgilenen personelin tamamının LPG güvenlik önlemleri konusunda eğitime tabi tutulmaları ve belgelendirilmeleri gerekir. Gereken önlemlerin alınmasına rağmen gaz kaçağı veya yangın söz konusu olursa, müdahalenin nasıl yapılması gerektiği istasyonda ilgililere gaz şirketleri tarafından uygulamalı tatbikatla anlatılmalıdır. Otogaz istasyonu açılmadan önce işyerinde çalışacak personelin, tanklara LPG ikmali esnasında alınacak önlemler, müşteriye LPG ikmali esnasında alınacak önlemler, LPG yangınlarına karşı alınması gereken önlemler, LPG gaz kaçaklarına karşı alınması gereken önlemler hakkında eğitime tabi tutulmalıdır. Nazari ve uygulamalı eğitimleri veren firmaların bu eğitime tabi tutulmuş personeli belgelendirilmelidir. Eğitim verilmeden önce eğitim takvimi ilgili kuruluş ve belediye itfaiyelerine de haber verilmesinde yarar vardır. Belediye ve diğer ilgili kuruluşların denetim kademelerinde görev alacak yetkili personelinin LPG şirketleriyle temasa geçerek LPG güvenlik önlemleri ve uygulamalı tatbikatlar konusunda seminerler düzenlemeleri ve karşılıklı bilgi alışverişinde bulunmaları yararlı olacaktır. “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik”, ülke genelinde kamu ve özel kurum ve kuruluşlar ile gerçek kişilerce kullanılan her türlü yapı, bina, tesis ve işletmelerin tasarımı, yapımı, işletimi ve kullanımı aşamalarında alınacak yangın önlemleri bakımından geniş kapsamlı ilk yönetmeliktir. Bu nedenle, uygulamada birtakım zorluk ve tereddütlerle karşılaşılması gayet doğaldır. Burada önemli olan, eksikliklerin giderilmesi ve uygulamanın geliştirilmesidir. Bu düşünceden yola çıkı29

larak, yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 26.7.2002 tarihinden itibaren uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi ve bizce çok daha önemli olan mevcut yapılarda alınacak yangın önlemleriyle ilgili hususların da yönetmelikte yer alması amacıyla yönetmelik değişikliği için başlatılan çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çalışmalar esnasında mevcut yönetmelikte akaryakıt ve LPG istasyonlarıyla ilgili bize intikal eden eksiklik ve aksaklıklar ile karşılaşılan problemler ve öneriler de değerlendirilmektedir; ancak, yönetmelik değişikliğiyle ilgili çalışmalar devam ettiğinden, akaryakıt ve LPG istasyonların veya yönetmeliğin geneli hakkında her türlü görüş ve öneriye açık olduğumuzu sizlerden ve ilgili kurum ve kuruluşlardan gelecek görüş ve önerilerle en iyisini ve en doğrusunu bulacağımıza inanıyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Erhan BATUR (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı Genel Müdürü) – Rıza Beye teşekkür ediyoruz. Sayın Dr. Aydın YILDIRIM; buyurunuz.

AKARYAKIT VE LPG İŞLETMELERİNE YÖNELİK YENİ ÇEVRE MEVZUATI VE DENETİMİ HAKKINDA GENEL YAKLAŞIM
Dr. Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı) – Sayın Başkan, değerli katılımcılar; PETDER’in değerli temsilcileri ve bu organizasyonda emeği geçen herkesi saygıyla selamlıyorum. Pek çok şey anlatıldı, bir bakıma bunların tamamı çevreyle alakalı. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56’ncı maddesinde “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Sağlıklı ve dengeli bir çevrenin korunması devletin ve vatandaşların ödevidir” denilmektedir. Dolayısıyla, bu çalışmaların sonuç itibariyle tamamı kaliteli bir çevrede yaşama arzusundan ibarettir. Bütün bunlar yapılıyor; konuşmacılar detaylı olarak dile getirdiler, sözün başında ifade edildi, mevzuatlar çıkarılıyor vesaire. Bir bakıma bundan, ben, zımmi bir bıkkınlık da hissediyorum konuşmalar arasında; çok şey yapılıyor. Bu çok şeyin hedefi insan. Çok değil, yirmi yıl öncesini düşündüğümüzde, bugünkü imkanların neredeyse % 70-80’inin insanoğlunun elinde olmadığını görüyoruz; ama, herhalde sorumluluktan mesuliyet hissinde zaman zaman birtakım gevşemeler yaşıyoruz ve ondan dolayı bazı şeyler iyi gitmiyor olabilir; yani, burada bir girişi fazla uzatmak istemiyorum, işin objesi insan, ama bunun tamamını da realize edecek yine insanın kedisi.
30
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Bakanlığımızın özellikle AB’ye uyum sürecinde sorumlu olduğu uyumlaştırma direktifleri içerisinde 3 tanesini dikkatlerinize getirmek istiyorum. Aslında, yapılan revizyonlarla birlikte 8 düzenleme var, ama bu heyetin çok gazla ilgili alanında olmayacağı için diğerleriyle vaktinizi almak istemiyorum. Bütün bunları, 2872 sayılı Çevre Kanunu, buna ilişkin çıkarılmış yönetmelikler ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere göre yürütüyoruz. Mevcut atık yönetim piramidi, bizim algıladığımız şu anda durum, ama hedefimiz ya da idealimiz değil; çünkü, önlemeden başlamak üzere, atıkların önlenmesi, kaynağında azaltılması, yeniden kullanımı, geri dönüşümü, enerji kazanımı ve bertarafı. Oysa, biz, bu piramidin tersine dönmesini, yani önlemenin daha fazla, minimizasyonun ona göre biraz daha azalmış olması, yeniden kullanım, geri dönüşüm ve enerji geri kazanımının daha fazla olmasını, yani nihai bertarafa giden miktarın daha az olmasını şu ideal piramidimizde olduğu gibi arzu etmekteyiz. Zaten yapılan düzenlemeler de işi bu noktaya götürmeye matuftur. Amaç, atıkları mümkün mertebe azaltma, bugün dünyanın yaklaşımı bu yöndedir. Geri kazanım, bertaraf, yine bu entegre sistemde hava, su ve toprağın korunması. Uyum süreci çok konuşuldu, bunlar içerisinde 2005 yılında yapmamız gereken uyumlaştırmamız gereken 8 düzenleme var. Bunlar ise yapılmış düzenlemeler; tehlikeli atıkların kontrolü yönetmeliğinin gözden geçirilmesi; ama, esasen bunun neredeyse tamamı değişti, ambalaj ve ambalaj atıklarının kontrolü yönetmeliği ve atık yağların kontrolü yönetmeliği. Ayrıca, bunlar içerisinde yine takvime göre konulmuş kullanılmış pil ve akümülatörlerin kontrolüne ilişkin yönetmelik de ağustos ayında yayımlanmıştır. Tehlikeli atıklarla ilgili kısaca dikkat çekmek istiyorum. Türkiye’nin yılda toplam 2,6 milyon ton tehlikeli atık üretimi var, buna mukabil Türkiye’nin, bu konuyla ilgili bir tek tehlikeli atık bertaraf tesisi var, bu da İzmit’te kurulu İzaydaş. İzaydaş’ın kapasitesi, biraz önce verdiğim toplam tehlikeli atık kapasitemize göre tesisin birim tehlikeli atık yakma kapasitesi yıl itibariyle 35 bin ton ve düzenli depolama sahası da 790 metreküp. Bu tesis Bakanlığımızca lisanslandırılmıştır. Ancak, rakamlar itibariyle de görüldüğü gibi, bu, Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaktan bir hayli uzaktır. Oysa, bize göre, Türkiye’de 5 tane entegre atık tesisi kurulmalıdır. Bununla ilgili master çalışmaları yapılmıştır, uluslararası fonlarla ve diğer finansör kuruluşlarla bu konuda görüşmelerimiz devam etmektedir. Burada bir soru sorulabilir; İzaydaşı besleyebiliyor muyuz? İzaydaşa yeterince kapasitesi oranında atık verebiliyor muyuz? Bu soruya evet demek şu an çok zor, ama mevzuat düzenlemeleriyle bilinçlenmeyle, üretimde toplam kalitenin yakalanmasıyla bunların mümkün olabileceğini düşünmekteyiz.
31

Tehlikeli atıkların özellikle sınır ötesi taşınımı konusunda Bazel Sözleşmesine taraftarız 1994 yılından beri, burada da sınır ötesi hareketlerin azaltılması, tehlikeli ve diğer atıkların oluştuğu yerde bertarafının sağlanması, atık oluşumunun minimize edilmesi gibi amaçları var. Tehlikeli atık konusunda sanayide karşılaştığımız en çok sorulardan biri tanımlama konusu. Tanımlama konusunda, Avrupa atık katalogunda yer alan tehlikeli atıklar (A) işaretiyle, muhtemelen tehlikeli olabilecek (m) işaretiyle listede yer almıştır. (M) işaretiyle belirlenmiş atıklar için yönetmeliğin ek 6’da verilen eşi konsantrasyon değerlerine bakılarak tehlikeli olup olmadıklarına karar verilebilmektedir. Yönetmelikte Bakanlığın, mülki amirlerin, mahalli idarelerin görevleri yeniden belirlenmiş, atık üreticileri ile bertaraf edenlerin yükümlülükleri de yeniden düzenlenmiştir. Üreticinin sorumlulukları ise; atık üretenler, atıklarını en az düzeye indirecek tedbirleri almak gibi, üretilen atığın türü ve miktarına ilişkin beyan formlarını her yıl doldurarak bakanlığa göndermek, atıkların tesis içinde yönetmelikte öngörülen kriterlere uygun geçici depolarda bekletilmesi için vilayetten izin almak, yine atıklarını çevre ve insan sağlığına yönelik zararlı etkiden uzak olarak bu yönetmelik hükümlerine uygun ve en aza düşürecek şekilde atık yönetimini sağlamakla yükümlüdürler ve üç yıllık atık yönetim planlarını bu yönetmeliğin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren altı ay içerisinde hazırlayarak valilikten onay almakla yükümlüdürler. Atıklarını yönetmelik esaslarına uygun olarak kendi imkanlarıyla veya kurulmuş lisanslı atık bertaraf tesisleri marifetiyle gerekli harcamaları karşılayarak bertarafını sağlamak ve işlemlerin tamamlandığını ilgili makamlara bildirmekle yükümlüdürler. Burada bertarafçının da yükümlülükleri söz konusu, bunlar da yansıda görüldüğü üzere, yönetmelikte belirtilen esaslara uygun şekilde tesislerini inşa edecekler ve proje halindeyken ön lisanslarını alacaklar, işletme planını her yıl bakanlığa sunacaklar, acil önlemlerle ilgili eğitimli personel bulunduracak ve acil durum söz konusu olduğu zaman bakanlığa bilgi verecekler. Kabul ettiği atığın taşıma formunu imzalayacak ve 30 gün içerisinde üreticiye gönderecek. Tesisin işletilmesinde bakanlığın öngördüğü işleri de yerine getirecek. Bertaraf yöntemleri arasında da esas olan geri kazanımın maksimize edilmesi, bundan artanın yakılarak enerji elde edilmesi, eğer bütün bunlardan sonra yine elimizde atık bakiyesi varsa, bunun da düzenli depolamaya gönderilmesi gerekmektedir. Burada konuşmamıza esas olan atıklar, ekonomik değeri olan atıklar, çevreyi koruyorken bunların ikincil hammadde olarak da ekonomiye kazandırılması esastır. Bu bağlamda baktığımızda, geri kazanım ve tekrar kullanımda elde ettiğimiz faydalar yansıda görüldüğü gibi.
32
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Bu manada bakanlığımızdan lisans almış tesisler konusunda ise işletme lisansı alan tesisler bakanlığımızın özellikle atık yönetim birimimizin web sayfasında adresleri ve sayıları görülebilir. Ara depolama tesisleri tehlikeli atıklar için önemli bir aşama. Burada ara depolama ve işleme tesislerinde gösterilen teknik hususlar, biraz önceki konuşmalarda belirtildiği ve onlara paralel olarak yapılmış düzenlemeler; yansıda görülmektedir. Düzenli depolamayla ilgili aşamaları slaytta görüyorsunuz. Yakmayla ilgili detaylar var burada, genel şemayı dikkatlerinize getirmek istiyorum yakma tesisiyle ilgili. Alternatif bertaraf yöntemleri; bu, bizim için çok önemli bir süreç, bu da geçtiğimiz yıl içersinde başlatıldı, şu ana kadar 5 çimento fabrikamız lisanslandırılmıştır, atıkları,özellikle atık yağları ilave yakıt olarak kabul etmektedirler. Bu da ülke ekonomisine ciddî bir fayda sağlayacaktır. İlave yakıt olarak kullanım, yakma sistemlerinde, proseslerde birtakım değişiklikleri gerektirmektedir. Bu değişiklikleri ikmal edenler ve deneme yakmasında başarılı olan çimento tesisleri, bu lisanslandırmaya uygun görülmektedir. Şu ana kadar lisanslandırdığımız çimento fabrikalarında kullanılmış yağlar, lastikler, plastik maddeler, boya atıkları ve bazı atık solventlerin yakılması öngörülmektedir. Taşımayla ilgili hususlar, yine tehlikeli atıkların taşınması, bu sürecin önemli bir boyutunu oluşturmakta, burada temel husus, araçların lisanslandırılması ki, bu aşamada birtakım teknik, idarî ve sürücülerin eğitim ve diğer nosyonlarının geliştirilmesiyle alakalı hususları ihtiva etmektedir. Bu da yönetmeliğin ek 18 inde detaylı yer almaktadır. Atıkların taşınması konusu son derece ciddî bir süreç, bu süreçte özellikle ulusal atık taşıma formunun bu sirkülasyonla paralel olarak kullanılması ve bu kullanım sırasında yeşil, mavi, pembe ve turuncu formları bu süreç içerisindeki akışını görmekteyiz. Sonuç itibariyle atık üreticisi ile bertarafçısı arasındaki yaşanan sürecin vilayet marifetiyle toparlanıp bakanlıkta birleştirilmesini göstermektedir; yani atık üreticisinin verdiği atık usulüne uygun olarak taşınıp bertaraf edilmiş midir; bunları denetleyen bir mekanizma. Atık yağların kontrolü yönetmeliği belki bunlar arasında en çok konuşulan yönetmelik oldu. Bütünü için genel bir kaideden söz edeceğim, değerli konuşmacılar da buna vurgu yaptıkları için başta girmemiştim. Katılımcılık esas, düzenlemelerde sadece katılımcılık değil, meslek kuruluşlarının azami olarak hazırlık sürecinde yer almaları ve mevzuatın bir geçiş sürecini bünyesinde barındırmış olması. Mesela, atık yağların kontrolü yönetmeliğinde bir yıllık süre verilmiştir. Aslında, bu zaman zaman medyada eleştiri konusu olmuştur; fakat bizim istediğimiz sorumluluklar, yükümlülükler, sabahtan akşama yapılacak işler değildir. Bunlar için yatırım, teknoloji, eğitim, altya33

pı ve diğer hazırlıklar gerekiyor. O nedenle, akılcı bir yaklaşımla, bu düzenlemelere ideal bir geçiş süreci verilmesi öngörülmüştür. Burada amacımız, atık yağların alıcı ortama verilmesinin kesinlikle önlenmesi, geçici depolanması, taşınması, bertarafı ve atık yağların yönetiminde gerekli teknik ve idarî standartların oluşturulması ve bu iş için geçici depolama ve geri kazanım tesislerinin kurulması gibi temel esasları ihtiva etmektedir. Kapsam içerisinde 4 kategori var; motor yağları, endüstriyel yağlar, özel müstahzarlar, kontamine olmuş yağ ürünleri. Sınıflandırma konusu zaten yönetmeliğin ek 1’inde yer almaktadır. Atık yağların kullanım alanları itibariyle üç kategoriye ayrıldığı değerli katılımcıların da bilgisindedir. Birinci kategoride ürün ve enerji geri kazanımı mümkün olanlar, ikinci kategoride sadece enerji geri kazanımı mümkün olanlar, üçüncü kategoride ise tehlikeli atık yakma tesislerinde ancak bertaraf edilmesi uygun görülenler. Genel ilkeler, biraz önce ifade ettiğim gibi, önemli olan, burada birinci dereceden kirliliğin önlenmesi, ikinci dereceden de böyle bir değerin, hammaddenin kaybının önlenmesidir. Üreticilerin yükümlülükleri yansıda görüldüğü gibi ve burada bakanlıktan lisans alacaklar, tesis dışı taşımalarla da ulusal atık taşıma formunu kullanacaklar. Motor yağlarındaki özel koşullar, benzinli motorlar, dizel motorlar, şanzıman ve diferansiyel, transmisyon iki zamanlı motorlar, hidrolik fren, antifiriz, gres ve diğer özel taşıt yağları motor yağları olarak kabul edilmişlerdir. Burada geri dönüşüm yapıldığı takdirde, üzerlerinde geri kazanılabilir atık yağ amblemini ürünlerinde bulundurmak zorundadırlar. İthalatçıların yükümlülükleri yine yansıda gösterildiği gibi. Burada bir kota uygulaması söz konusu, bunu PETDER çok iyi biliyor, zaten kendisi de yetkilendirilmiş kuruluş olarak çalışmayı devam ettiriyor. Tüketiciler yanıltılmayacak, bilgilendirilecekler. Eğer bir geri kazanım atık yağ ürünü varsa, üzerinde geri kazanılabilir atık yağ sembolü olacak ve tüketicinin bunu görebileceği şekilde olacak. Geçici depoların temel kriterleri yine burada görülmekte. Endüstriyel yağlar için şunu söylemek mümkün; hidrolik sistem, türbin ve kompresörler, kızak açık kapalı dişli sirkülasyon, metal kesme ve işleme, metal çekme, tekstil, ısıl işlem, ısıl transfer, izolasyon ve korucuyu, pas ve korozyon izolasyon, trafo, kalıp, buhar, silindir, pinomatik sistem koruyucu, gıda ve ilaç endüstrisi, genel amaçlı kâğıt makinesi, yatak ve diğer özel endüstriyel yağları ve endüstriyel gresler olarak tanımlamak mümkün. Atık yağ üreticilerinin de sorumlulukları burada kısaca özetlenmiş durumda. İlave yakıt olarak kullanma konusu yine çimento fabrikaları, alçı ve kireç fabrikaları, kili
34
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

kurutma fırınları, demir çelik yüksek fırınları, enerji santralleri. Bunların, mevcut yakıta ilave edilerek kullanılabilir olduğunu düşünmekteyiz. Bu uygulama için bakanlıktan lisans alınması gerekiyor. Lisans değerlendirilmesi ek 6’daki belgelerle birlikte yapılmaktadır. Atık yağların taşınması konusu da biraz önce ifade ettiğim şekilde devam etmekte. Geri kazanım ürünlerinin pazarlanması; burada atık yağlardan geri kazanılan ürünler varsa, bu ürünlerin satışa sunulabilmesi için ilgili kurumdan kullanım ve satışa uygunluk belgesi alınması ve bundan sonra da bakanlığımızdan lisans alınması gerekmektedir. Ambalaj atıklarına da kısaca temas etmek istiyorum. Ambalaj, bir ürünün tüketiciye ve kullanıcıya ulaştırılması aşamasında, depolama maksadıyla, taşıma maksadıyla, koruma, saklama, satışa sunum, tanıtım ve reklam gibi pazarlama işlemlerini kolaylaştıran herhangi bir malzemeden yapılmış tüm ürünler olarak tanımlanmaktadır. Ambalaj atıklarının kontrolü yönetmeliği; burada temel amaç çevresel açıdan belirli kriter, temel koşul ve özelliklere sahip ambalaj üretimine yönlendirmek ve bunu sağlamak. Ambalaj atıklarının mümkün mertebe azaltılması, tekrar kullanım, geri dönüşüm ve geri kazanım yoluyla bertaraf edilecek miktarının azaltılmasını öngörmektedir. Kapsamı kullanılan malzemelere göre değişmekle birlikte, genel olarak plastikler, metal, cam, karton, kâğıt, kompozit ve evsel ticarî ve endüstriyel maksada bakılmaksızın ülke içinde piyasaya sürülen bütün ambalaj ve ambalaj atıklarını kapsamaktadır. Kapsam dışı olanlar, bunlar 2010, 2012 ve 2015’e kadar miktarlarına göre düzenlenmiştir. Sorumluluk paylaşımı burada çok önemli. Ambalaj üreticileri, ithalatçıları, piyasaya sürenler, dolumcular, paketleyiciler, marka sahipleri, ithalatçılar, belediyeler, satış noktaları, tüketiciler bu sorumluluğun temel aktörleridirler. Burada bu sorumluların detayları görülmekte. Geri kazanım hedeflerini burada görmekteyiz. Biraz önce ifade ettiğim ambalajın cinsine göre ve yıllar itibariyle kota miktarları, daha doğrusu geri kazanım hedefleri arz edilmekte. İşaretleme çok önemli. Bakanlıktan alınacak kot numaralarının ambalajlarda kullanılması, yetkilendirilmiş kuruluş varsa onların simgelerinin kullanılması ve geri kazanımı olumsuz etkilemeyecek etiketlemeye gidilmesi önemli hususlar arasında. Hedeflerin tutturulması konusunda burada asıl olan toplama hedeflerinin tutturulmasıdır. Bunun mümkün olmaması halinde, bir önceki yılın % 10’u ilave edilerek kalan miktara, o yılın miktarı tespit edilmektedir.
35

Belediyelerin sorumluluğunu görüyoruz burada. Tüketiciler başta ayrı toplayacaklar ve ayrı toplamayı gerek konutlarda gerekse diğer toplu mekanlarda sağlayacaklardır. Satış noktalarının sorumlulukları var, bunlar yansıda görülüyor. Burada kısaca özetlemeye çalıştığım tehlikeli atıklar, atık yağların kontrolü ve ambalaj atıklarının kontrolü yönetmeliği konusunda yapılan çalışmalar ana hatlarıyla bunlardır; ama, bu olay, dikkat edilirse 2012’leri bünyesinde barındıran bir zaman takvimine yayılmıştır; çünkü, uygulamada ciddî problemler vardır, özellikle altyapı konusunda, eğitim konusunda çok ciddî açmazlarımız bulunmaktadır; ama hepsinin başında bu ikincil hammaddeyi ve bu hammaddenin israf edilmemesini kavramak gibi çok temel bir parametre var atıkların ayrı toplanması. Eğer bunu sağlayabilirsek zaten olayın büyük bir bölümünü halletmiş olacağımızı ifade etmek istiyorum. Sabrınız için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. Erhan BATUR (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı Genel Müdürü) – Sayın Yıldırım’a, Sayın Uzun’a, Sayın Baysal’a bu paneldeki sunumlarından dolayı çok teşekkür ediyoruz. Alan çok geniş, çünkü bütün arkadaşlar konuşmalarını büyük oranda ya da değinmeleri gereken konuları büyük oranda kısaltıyorlar. Sonuçta, yine Sayın PARSEKER’in başlangıçta belirttiği gibi, petrol sanayi ülke ekonomisi açısından çok büyük bir sanayi, 30 milyar doları aşan bir hacme sahip, yine çalışan sayısı açısından baktığımızda, özellikle benim bakanlığımı ilgilendiren yönüyle de 450 bin rakamını ifade ettiler ki, o bir kısmıydı, daha geniş anlamıyla petrol sektörüne baktığımızda, petrolün çıkarılmasından başlayan süreçte, rafinasyonu, dağıtımı vesairesi akaryakıt istasyonları gibi çok geniş bir alan, karşımızda çok büyük bir sektör var ve bu sektör, SEÇ diye anılan yine bu PETDER’in bünyesinde oluşturulan çevre, emniyet, sağlık grubunun da üzerinde ciddî durması gereken bir alan; çünkü, hem çevre açısından hem sağlık açısından hem güvenlik ve emniyet açısından önemli bir sektör; yani, kullandığımız malzemelerin hemen hemen tamamı hammaddeden tutun, daha sonra üretime geçen türleriyle kullanıma geçen kısmıyla sürekli toplumun, kamuoyunun da bizi önüne çıkaran unsurlar. İşte LPG’li bir aracın patlaması ya da bir akaryakıt istasyonundaki –geçtiğimiz yıllarda Ankara’da olmuştu- bir patlama, bir başka yerde atıkların gelişigüzel bir şekilde atılması ya da bertaraf edilmeden bir yerlere bırakılması kamuoyunun gündemine gelen unsurlar, sıkça karşılaştığımız unsurlar. Açılış konuşmasında Sayın Müsteşar da belirtti, çevre, emniyet, sağlık dediğimiz kavramlar, belki 15-20 yıl önce çok da ciddiye alınmayan, düşünülmeyen kavramlardı; ama, değişen ve gelişen bir dünyada yaşıyoruz, bu değişimi hep birlikte görü36
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

yoruz, değişim süreci içerisinde de kimi konuların gittikçe daha ön plana geçtiğini görüyoruz. Gerçekten bunlardan da sağlık, emniyet, çevrenin gittikçe daha önem kazanmakta olduğunu, gerek bizim daha sağlıklı ve güvenlikli üretim ya da kullanım yapmamız noktasında gerekse toplumun, kamuoyunun bize yaklaşımlarının daha da değişimi noktasında bu alanlara önem vermemiz gerekiyor ve bu alanlar, çoğu zaman bir taraftan, Sayın Genel Müdür Yardımcımız da belirtti, bu atıkların, katı atıkların ya da diğer atıkların bertaraf edilmesi aynı zamanda bir maliyet, evet sağlık da bir maliyet, güvenlik de bir maliyet; hepsine baktığınızda, işyerleri açısından bir maliyet, kamu açısından, çalışmalar açısından bir maliyet; ama, aynı zamanda bunları yapmadığınız takdirde daha büyük maliyetlerle de karşı karşıya kalabilmek mümkün. Son dönemlerde yaşanan bir kazasıyla ilgili bağlantı kurmak istiyorum. Gediz’de bir miktar daha fazla kazanım sağlamak, bir miktar daha fazla kömür çıkarmak amacıyla yapılan yanlış çalışmadan dolayı 18 arkadaşımız hayatını kaybetti. Bu yaklaşımlar, daha sonra baktığınızda, belki o işyerinin bundan sonraki 20 yılında, 30 yılında tüm üretimiyle bile karşılayamayacağı bir zararla karşı karşıya kalmasına neden oldu. Tüm dünyada gerek atıkların bertarafı gerek sağlık ve güvenlik noktasında petrol sanayinin yaşadığı muhtelif güçlükler, sıkıntılar var ve daha sonra hiç beklenilmedik tepkilerle karşı karşıya kalmak mümkün. Tüm bunları hep birlikte, gerek maliyetin azaltılması noktasında, bu bir taraftan bizim de görevimiz elbette, kamu olarak da görevimiz, işverenin de elbette, maliyetini ve piyasada rekabet edebilirliğini dikkate almak zorundayız, mevzuatlar hazırlanırken buna dikkat etmek zorundayız; ama, yine, bu unsurları da, sürdürülebilir bir kalkınma açısından, sürdürülebilir bir çevre açısından da dikkate almak zorundayız. Genel olarak değerlendirdiğimizde, bu alanda çevre, sağlık, emniyet noktasında üreticinin, işletmecinin, kullanıcının, çalışanın üzerine önemli görevler düşmekte ve bunların bütününün birlikte işbirliği içerisinde hareket etmesi gerekmekte; aksi takdirde, beklenen hedefe ulaşmak hiçbir zaman mümkün olamayacaktır, ortak çalışma olmadıkça, işbirliği olmadıkça, karşılıklı anlayış söz konusu olmadığı takdirde; ama, bugün burada gördüğümüz bir şey var ki, bu karşılıklı anlayış ve işbirliğinin bir örneği. Bunun devamını diliyoruz ve PETDER’i, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğini bu çalışmadan dolayı tekrar kutluyoruz. Panelist arkadaşlarıma verdikleri bilgilerden dolayı tekrar teşekkür ediyorum. Programın tüm sonunda bir tartışma bölümü var, bu bölümde tekrar bütün arkadaşlarımız konuyla ilgili görüşlerini beyan edecekler ve sorular sorabilecekler. Teşekkür ederim.
37

İKİNCİ OTURUM
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARI İÇİN TÜRK STANDARTLARI, DENETİM, GSM VE ÇALIŞMA RUHSATLARI
OTURUM BAŞKANI: Şefik KUTLU (Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Çevre Sağlığı Daire Başkanı) KONUŞMACILAR: Abdullah DURAN (Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi) Tuncer ARABULUT (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü) ————o———— Şefik KUTLU (Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Çevre Sağlığı Daire Başkanı) – Değerli konuklar, ikinci oturumu açıyoruz. Odalar Birliği ve PETDER tarafından düzenlenen Akaryakıt ve LPG İstasyonlarında Sağlık, Emniyet, Çevre ve Risk Yönetimi konulu sempozyuma şahsım ve Bakanlığım adına hepinize hoş geldiniz derken, bu sempozyumun düzenleme sürecindeki zamanlamanın, içeriğinin, ne kadar uygun olduğu konusundaki teşekkürlerimi ayrıca PETDER’e iletirim; çünkü, malumunuz, son iki yıl içerisinde 3-4 temel ana kanun çıktı; Büyükşehir Belediye Kanunu, Belediyeler Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu, Enerji Piyasası Düzenleme Kanunu ve bunlarla ilgili yönetmelikler, peşinden bu yönetmeliklerle, bu kanunlarla birtakım yetki devri, bazı izin ve ruhsatların yerel yönetimlere, il özel idarelerine devredilmesi gündeme geldi; fakat, bu süreçte çeşitli sıkıntılar sizlerce de yaşanıyor, bizlerce de yaşanıyor. Onun için, bu sempozyum sonucu çıktıların, bundan sonra düzenlenmekte olan özellikle GSM yönetmeliğine büyük katkı sağlayacağına inanıyorum.
39

TSE Yetkili Servis Standartları Özel Daimi Komitesi Başkanı Yrd. Doç. Dr. Abdullah Duran, Avrupa Komisyonu ve LPG İstasyonları Standartlarıyla ilgili tebliğini sunacaklar. İstanbul Büyükşehir Belediyesinden Sayın Tuncer Arabul, ruhsatlandırma ve denetim kriterleri konusunda konuşacaklar. Türkiye’de son iki yılda özellikle sektörü ilgilendiren çok miktarda kanun, mevzuat, yönetmelik değişikliği yapıldı, halen de devam etmektedir. Bu sektördeki izin ve ruhsatların büyük bir çoğunluğunu içeren yönetmelikler, mevzuatlar, 1930 tarihli 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu içerisinde yer almaktadır. Bugün geldiğimiz noktada bu kanunun o zamanki şartlarla da olsa dahi çok büyük bir eksikliği doldurduğu açıkça görülmektedir. Sağlığın yalnızca sağlık çalışanları tarafından değil, sağlık hizmeti kurumlarında değil, sağlığın koruyucu özelliği vurgulanarak sağlığı etkileyebilecek risk faktörleri üreten tesislerde, işletmelerde kontrol edilmesi gerektiği yönünde bir kanundu. Bu kanunla yıllarca, Sağlık Bakanlığı, başta GSM olmak üzere, sektörde düzenleyici izinler, ruhsatlar, denetimler yaptı. Ancak, geçtiğimiz yıl çıkan kanunlarla bugün Sağlık Bakanlığı’nın bu sektörde hiçbir şekilde izin ve ruhsat yönünden bir yetki ve sorumluluğu bulunmamaktadır; ama, sevindirici bir olay, Sağlık Bakanlığı, sağlık kaygıları nedeniyle bu kanun gereğini geçtiğimiz 60 yılda uygularken bugün sağlık kaygılarını tüm sektör, ilgili bakanlıklar paylaşmış durumdadır. Sempozyum konularına baktığımızda, sağlık, güvenlik ve çevre konuları; bu da bizim geldiğimiz noktanın doğru olduğunu, bu sürecin devam etmesi gerektiğini, ancak, bu süreç içerisinde zamanlama, içerik ve katılımcılar çok iyi, buradan çıkacak çıktıların, bundan sonraki izin, denetim, ruhsat ve lisans prosedürleri sırasında faydalı çıktılara dönmesi önemlidir. Sunumunu yapmak üzere buyurun Sayın Duran.

AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARI VE SEKTÖRÜ İLGİLENDİREN ÖNEMLİ VE YENİ TÜRK STANDARTLARI
Abdullah DURAN (Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi) – Sayın Başkan, değerli katılımcılar; hepinize saygılar sunuyorum. Daha sonra izah edeceğim, ama bir açıklamada bulunmak istiyorum. Ben TSE personeli değilim, Gazi Üniversite Teknik Eğitim Fakültesi Makine Bölümü Öğretim Üyesiyim. Biraz sonra ifade edeceğim gibi, TSE hangi standartları yapar ve bu standartları neye göre, ne şekilde kullanılır hale getirir, onlardan söz etmeye çalışaca40
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

ğım ve Başkanı olduğum yetili servis standartları özel daimi komitesinin görev alanı içerisinde de bulunan LPG dönüşümü yapan işyerleriyle ilgili bazı tespitler yapmak istiyorum. Standart deyince akla ilk gelen kurum TSE; TSE, her türlü madde ve mamul ile usul ve hizmet standartlarını yapmak amacıyla 1960 yılında 132 sayılı Kanunla kurulmuştur. Enstitü, tüzelkişiliği haiz hukuk hükümlerine göre yönetilen kamu kurumu olup kısa adı ve markası da TSE’dir. Bu marka çeşitli şekillerde gösterilir. TSE’nin izni olmadan bu marka, hiçbir şekil ve şart altında kullanılamaz, yalnız TSE tarafından kabul edilen standartlar Türk standartları adını alır. Bu standartlar ihtiyari olup, standardın ilgili olduğu bakanlığın onayıyla mecburi kılınabilir ve mecburi kılınan standartlar Resmî Gazetede yayımlanır. Bu çerçevede kanunla belirlenmiş görev çerçevesinde TSE, yapmış olduğu standartları hazırlar ya da hazırlatırken konusunda uzman kişilerden oluşan ihtisas grupları veya özel daimi komiteler kurmaktadır ve bu komitelere yaptırır standartlarını. Bu çalışmalar esnasında sektörün görüşlerine de mutlaka başvurulmaktadır. Bununla ilgili olarak 2004-2005 çalışma döneminde birçok alanda ayna komiteler de kurulmuştur; ayna, malumunuz olduğu gibi yansıtıcı demek; bu nedir? Avrupa ülkelerinde yapılmış standartları inceleyip yapılacak standartlar konusunda görüş oluşturarak zamanında oraya bildirmek, ondan sonra gerekli değişikliklerin yapılmasını istemek. Çünkü, bizdeki gibi herhangi bir problem olduğu zaman, standart, hemen, bir ay, üç ay, zamana bakılmaksızın ufak değişiklikler yapılacaksa tadil ya da günün şartlarına adapte edilmesi gerekiyorsa geniş çapta değişiklik yapılması gerekiyorsa revize edilmek suretiyle her an yapılabilirken, Avrupa’da bu böyle olmamaktadır. O yüzden de, TSE, son dönemde ayna komiteler kurmuş ve bu çalışmaları yakından izlemek suretiyle hemen yerinde, gerekli taleplerde, gerekli isteklerde ya da gerekli düzeltmelerde bulunmak suretiyle bunları yerine getirmeye çalışmaktadır. TSE’de ihtisas grupları ve özel daimi komitelerin mevzuatla belirlenmiş görevleri vardır. Bugünkü toplantı çerçevesinde konu sadece LPG değil, ama LPG de petrolün bir parçası. Ben, kendi başkanı bulunduğum ve bizim tarafımızdan yapılan 12664/1 LPG dönüşümü yapan işyeri standartları hakkında genel bilgi vermeden LPG ile ilgili bilgi sunmak istiyorum. Gelişen teknolojiye paralel olarak petrol ve petrol ürünleri alanında önemli gelişmeler olmaktadır. LPG, ülkemizde gerek mutfaklarda gerekse ısınmada uzun zamandır kullanılmasına karşılık, otomobil yakıtı olarak 1995 yılından beri kullanılmaktadır. LPG kullanımı, hava kirliliğini de azalttığı için teşvik edilen bir yakıttır. Bu bağlamda, yapılan istatistiklere bakıldığında, 2002 yılı itibariyle dünyada 9 milyon aracın otogaz kullandığı ve 16 milyon ton da LPG tüketildiği görülmektedir. Başta Güney Kore, Japonya, İtalya, Meksika, Avustralya, Polonya, Rusya, ABD, Hollanda olmak üzere pek çok ülkede LPG, otomobillerde alternatif yakıt olarak kullanılmaktadır, hatta birçok otomobil imalatçısı da alternatif donanımlı LPG’li araç üretimi de yapmaktadır. LPG’nin diğer yakıtlardan daha ucuz olması, araçlarda kullanımının giderek artacağını da göstermektedir.
41

LPG sektöründe faaliyet gösteren ülkemizdeki büyük firmalar, hem kullandıkları teknoloji hem standartlar açısından hem de pazar hacmi bakımından Avrupa ülkeleri ve ABD ile boy ölçüşebilecek düzeyde olmasına rağmen, son aylarda yaşanan otoazlı araç kazalarının nedeni, standartların yetersizliği değil, bu standartların uygulanıp uygulanmadığının yeterince denetlenmesinin yanı sıra, merdinvenaltı işletmeciliği diye tabir edilen yerlerde yapılan dönüşüm işlemiyle tüketicilerin henüz yeterli bilinç seviyesine ulaşmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü, bu standart hazırlanırken çok geniş çaplı araştırma yapılmış ve ona göre bir hazırlık yapılmıştır. Sektörle birebir istişare edilmiş, bu dönüşümün yapılması için yaşanacak şeyler nedir ne değildir; biraz sonra onu izah etmeye çalışacağım. Bir standart hazırlanırken, standart aslında iki şekilde oluyor. 1.Avrupa’da var olan standartların tercüme edilerek Türkçe yapılıp Türkiye’de kullanılır hale getirilmesi. 2.Telif standartları. Benim bulunduğum yerde hiç tercüme standardı yapılmaz, tamamen telif standardı olup kuralları biz koyarız. Bunları yaparken de uygulanabilirliği, mevzuatla uyumu ve sektörün bundan istifadesi mutlak surette gözönüne alınır. LPG konusunda TSE tarafından hazırlanmış ve halen yürürlükte bulunan 42 standart ile üzeride çalışılan 53 tane standart tasarısı mevcuttur. Bugünkü sempozyumda konuyu içine alan diğer birkaç standarttan da söz etmek istiyorum, bunların ne amaçla yapıldığını ifade etmek istiyorum; bunlar 1445, 1446 TSE, 1449, 11939, 12664/1 bahsettiğim standart, 12820 standartları yer aldığı için, bunlardan kısa söz edeceğim, ama 12361’i örnekleyerek, bir standart nasıl hazırlanıyor, bölümlerde neler bulunuyor, bilgilendirme bakımından, en azından, standart, sadece uyulmalı, uyulmazsa olmaz değil, uyulabilir mi, uyulması için ne yapılması lazım ya da kural nasıl konulması lazım, o konuda da fikir sahibi olmak gerekiyor. Ayrıca, son aylarda yaşanan otogazlı araç kazaları da gözönünde bulundurularak, başkanı bulunduğum 12661/1 işyerleri, karayolları taşıtları yakıt sistemleri, sıvılaştırılmış petrol gazları kullanımı için dönüşümünü yapan yerler genel kurallar standardı içeriğinden söz edeceğim. 1445 sıvılaştırılmış petrol gazları, LPG taşıma kurallarının standardize edilmesi için, yani bunun taşınmasında uyulması gereken kuralları belirleyen standart. Bu neyi kapsıyor; bu standart TSE 55, onu da açmaya çalıştım, bunun kapsamında yer almaz, bu şekilde olmaz kapsamları, atıf bölümünde olur; ama, burada en azından, ne demek, TSE 55 neyi kapsıyor ki sorusuna cevap teşkil etsin diye. Tüpler, sıvılaştırılmış petrol gazı, LPG için taşınabilir, tekrar doldurulabilir, çelikten kaynaklı, tasarımı ve imalatı, yani TSE 55 bu standart, TSE 55 ile ilgili standarda uygun dolum veya boş LPG tüplerinin tüplü taşıma araçlarıyla taşınmasında uygulanacak kurallar ile dökme, taşıma, araçları üzerine daimi olarak yerleştirilen LPG tanklarının yerleştirme ve araçlarla LPG’nin taşınması kurallarını kapsar. Ancak, bu standart içinde
42
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

sıvı veya gaz halinde LPG bulunmayan, yani imal edilmiş veya periyodik muayenesi, deneyi, bakımı veya tamiri söz konusu olan LPG tüplerinin taşınmasında uygulanacak kurallar ile, demiryolu ve denizyoluyla yapılan LPG taşımalarını kapsamamaktadır. Peki, bununla ilgili standart yok mudur; illa ki vardır. TSE 1446’da sıvılaştırılmış petrol gazı LPG depolama kuralları, bu da depolama kurallarını kapsıyormuş. Bu standart, sıvılaştırılmış petrol gazları, dökme veya TSE 55 standardı ile TSE 5306’ya, 5306 da kullanımdaki LPG tüplerinin muayene, deney, bakım ve tamirini kapsıyormuş, standartlarına uygun tüplere doldurulmuş halde depolanması kurallarını kapsar, diğer petrol ürünleri ile sıvılaştırılmış doğalgazların ve başka gazların depolanması kurallarını kapsamaz. 1449 sıvılaştırılmış petrol gazları doldurma ve boşaltma kurallarını kapsar, deniz araçlarına dökme olarak doldurma boşaltma kurallarını ve sıvılaştırılmış doğalgazla gazlarla yapılan işlemleri kapsamaz. 11939 sıvılaştırılmış petrol gazları, ikmal istasyonu, karayolu taşıtları için emniyet kuralları. Bu standart karayolları taşıtları için kurulmuş ve kullanılacak olan LPG ikmal istasyonları ile ilgili kuruluş ve emniyet kurallarını kapsamaktadır. 12 820 akaryakıt istasyonu emniyet kuralları, çok fazla konuşulan, üzerinde tartışılan, bununla ilgili olarak da kamu kurum ve kuruluşlarının düzenlediği mevzuatlarla her an uyum göstermesi gereken bir standart; buna paralel olarak sık toplantı da yapılıyor. Orada ne yapılabilir, ne yapılamaz, eksik ve aksaklıklar nelerdir, sektörle bir araya gelinip bu organizasyonları zaten TSE yapıyor, orada görüşülüp, ihtisas gruplarının üyeleri de oluyor, talepler gerekçeleriyle beraber dile getiriliyor, olabilirliği tartışılıp günün şartlarına uyarlanıyor. Bu standart da esas itibariyle karayolu taşıtlarına yakıt ikmali yapan akaryakıt istasyonlarıyla ilgili emniyet kurallarını kapsar; LPG, LNG veya sıvılaştırılmış doğalgaz istasyonlarını ise kapsamaz. Bilindiği üzere, LPG tüpleri ve araçlarda kullanılan LPG tanklarıyla ilgili standartlara uyulması ilgili mevzuatlar gereğince de zorunludur. Şimdi, zaten, standartlar, mevzuatlar çelişemez; yani, standart asgari bir düzeyi belirler, olması gereken; tüplerin ve tankların üretimi esnasında ilgili Türk standartlarına ve regülasyonların aradığı şartlara uygun üretim yapılması gerekmektedir. Bu konuda faaliyet gösteren imalatçılar TSE belgeli olarak üretim yaparlar; fakat, ülkemizde, özellikle mutfaklarda kullanılan tüplerin dolum ve dağıtımıyla ilgili sektörün gerekli yasal düzenlemelerle istenilen seviyeye ulaşmasına rağmen, araçlarda kullanılan LPG ile ilgili gerek mevzuat gerekse ilgili standartlara uygun üretim ve montaj yapılması hususunda ciddî sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle belgesiz işyerleri tarafından yapılan LPG montaj işlemleri ve bunların kayıt tescilleriyle ilgili sorunlara yönelik ilgili kuruluşlar tarafından çözüm üretme çalışmaları yoğun olarak da devam etmektedir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, son aylarda yaşanan otogazlı araç kazalarının önlenebilmesi ancak TSE 12664/1 Nisan 2004’te standartlaşmış işyerleri karayolları
43

taşıtları yakıt sistemlerinin sıvılaştırılmış petrol gazı kullanımı için dönüşümünü yapan yerler genel kurallar standardına uyulmasıyla mümkündür; çünkü, bu standart, karayolu taşıtlarına yakıt sistemi olarak sıvılaştırılmış petrol gazı dönüşümünün yapılacağı yerin genel şartları ile dönüşüm esnasında uyulması gereken esasları belirlemektedir. Bahsedilen standart, yetkili servis standartları özel daimi komitemizce hazırlanmıştır. Özel daimi komitemiz, yetkili servis standartları ile 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 31’inci maddesi ve bu kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik 15’inci maddesine dayanılarak hazırlanan sanayi mallarının satış sonrası hizmetleri hakkındaki yönetmelik kapsamında yer alan malların satış sonrası montaj, bakım ve onarım hizmetlerine yönelik standartları hazırlamaktadır. Komitemizce hazırlanan standartların tamamı telif standartlarıdır. Standartlarla ilgili ayrıntılara geçmeden önce bir standardın hazırlanması aşamalarından kısaca söz etmek istiyorum. Komitemizce hazırlanan standartlar genelde hizmet sektörüne yönelik olup, sektöründen gelen talepler doğrultusunda hazırlanmaktadır. 12664/1 standardı da sektörden gelen talep ile otomotiv sektöründeki gelişmeler doğrultusunda ilgili mevzuatlar da dikkate alınarak hazırlanmıştır. Bu bağlamda, tüm standartların hazırlanması aşamasında olduğu gibi, bu standardın hazırlanmasında da aşağıdaki prosedürler uygulanmıştır. Öncelikle standardı hazırlayabilecek, konusunda uzman, gerekli bilgi birikimine sahip bir konu raportörü tespit edilip ataması sağlanır. Bir standart hazırlanacağı zaman, ilgili daimi komitenin başkanı ya da ihtisas grubunun başkanı bu çalışmayı yapar ve bununla ilgili, bunu hazırlayacak kişinin yeterli olup olmadığı konusunda bilgi birikimine bakılır. Özgeçmişi yazılı olarak alınır ve onaya sunulur. Makam inceler, bir kişi, çıkışı herhangi bir alanda olabilir, ziraat alanında, fakat daha sonra sektöre girmiş, 20-30 yıl o sektörde çalışmış, çok büyük bilgi birikimine sahiptir. Çıkışı itibariyle o sektörle direkt uyumu olmadığı için bile konu raportörü olarak çoğu zaman kabul edilmez. Özellikle aldığı eğitimin o işle birebir ilgili olmasına çok dikkat edilir, hatta son dönemde, özellikle ben yaptığımı söylüyorum, raportörlerin, sektörden veya sektörün de üyesi olduğu dernek temsilcilerinden atanması tercih edilmektedir. Atanan raportörün konu hakkında gerekli altyapıyı oluşturabilmesi, yani ilgili sektörle görüşme, işyerleri veya yetkili servislerin ve mevzuatların incelenmesi, bunun gibi çalışmalar için kendisine gerekli zamanın verilip, standart tasarısının yazılı metin haline getirilmesi sağlanır. Ben, gerekli çalışmayı yaptım, yazılı bir metin oluşturdum dediği zaman, raportörü tarafından yazılı hale getirilen standart tasarısı, görüşülmek üzere ilgili ihtisas grubunda veya özel daimi komitenin gündemine alınır. İşin önceliği, yapılması gereken çalışmalar neyse ona göre bir gündem belirlenir. İhtisas grubu veya özel daimi komite, makul bir süre görüşülüp olgunlaştırıldığına kanaat getirilen standart tasarısı hakkında görüşüne başvurulabilecek kurum, kuruluş, kişi ve sektörleri tespit ederek, ilgililerin yazılı görüşlerinin alınması sağlanır. Belli makul süre nedir; mevzuatta, şu anda belirlenen bir süresi yok şu kadardır diye, iki ay gibi bir süre veriliyor; böyle bir tasarı var, standartlaştırılması düşünülüyor, siz
44
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

ne diyorsunuz. Kişi diyor ki; şu olursa şu olmaz; ya da şu olmazsa olmaz, mutlaka olmalı gibi görüşleri bildiriyor, o grup da, raportörünün de olduğu ihtisas gruplarında, bu gruplar en az üç kişi oluyor, işte, benim gibi üniversiteden, özel sektörden, kamu kurumundan müteşekkil o grupta tartışılıyor. İlgililerden gelen görüşler doğrultusunda, raportörüyle birlikte grupta mütalaası yapılan tasarıya son şekli verilerek ya teknik kurula hazırlanır ya da gelen görüşlerin içeriğine bakılarak önemli değişiklikler yapmak gerekiyorsa, bu değişiklikler yapıldıktan sonra görüş bildiren kurum veya kuruluşlara tekrar İkinci mütalaaya gönderilir; çünkü, siz, bir tasarı hazırlamışsınız, bazı şeyleri atlamış ya da haberdar olmamış olabilirsiniz. Sektör ya da ilgili kuruluşlar demiş ki; bir dakika, burada şunu görmemişsiniz, bu da çok önemli bir şey, standarda yeni bir madde ilavesi, maddenin yani redaksiyonal mahiyette düzeltmesinden öte ilaveler getiriyor ya da oradan belli şeylerin çıkmasını sağlıyor. Siz, mütalaaya gönderdiğinizde, o uygun diyenler ona o haliyle uygun demişti; siz, bunu, mütalaa yaparken değiştirdiniz. O zaman, ciddî bir değişiklik yapılmışsa tekrar ikinci mütalaaya göndermeniz gerekiyor. Son olarak, teknik kurulda görüşülen standart tasarısı kabul edilip, tabiî, ikinci mütalaaya gönderildikten sonra tekrar raportörü davet edilir, 3 gün, 5 gün, standardın içeriğine bağlı olarak tartışılır, tatmin olunmadı, onun araştırılması, incelenmesi için zaman verilir, ilgili sektör temsilcileri davet edilir, onda sonra standardın olgunlaştığına kanaat getirildikten sonra standart tasarısı teknik kurula standartlaşması için sunulur. Bu kadar titiz hazırlanmasına rağmen eksik olmaz gibi şey yok, her şeyde eksiklik olabilir. Teknik kurula bu kadar incelikle hazırlanan standart, orada da, sayısını tam hatırlamıyorum teknik kurula katılmama rağmen, çünkü sandalyeler bazen boş oluyor, o sayıyı da bilmiyorum değişti mi, 40’ın üzerinde teknik kurul üyesi var. Burada üye olan arkadaşlarımız da vardır, onlar, orada görüşlerini beyan ederler, teknik kurul üyeler ide kamu kurum veya kuruluşlarından sektörden temsilcilerdir. Bunlar, TSE’nin kuruluşundaki kanuna bağlı olarak hazırlanan yönetmelik ya da kanunda direkt zikredilen kurumlardan müteşekkildir. Orada tartışılır. Bazen bir standart, bir kelime yüzünden iki saat tartışılır. Bu kelime şu anlama da gelir; o değil, bu olmalı; hayır, sektörde bu kelime kullanılıyor deyip ısrarcı olanlar da olur. Grup başkanı ve raportörü en sonu sözü söyler, ikna eder teknik kurulu, ikna olunmazsa gündemde kalır konu, olgunlaştırılması için. Ondan sonra standartlaşması için gerekli çalışma başlatılmış olur. Bu kadar titiz bir çalışma ürünü olan standartlar yürürlüğe girdikten sonra bile gerek mevzuatındaki değişiklikler, nitekim, yine bizler tarafından yapılmış, ben daha önce bir başka gruptaydım, güvenlik hizmetleriyle ilgili standart; hemen kanun değişti; ama, kanun değişti de hemen her şey bitmiyor tabiî, ona uyarlamanız gerekiyor. Standart çıkalı da altı ay olmamıştı. Ne yaptınız, yeniden standardı sil baştan, revizyona tabi tuttunuz. Onun gibi ihtiyaca göre standart, ufak çaplı bir değişikli yapılacaksa, mesela, nitekim, LPG dönüşümü yapan işyerlerinde, biz, makine mühendisleri odası bu konuyla direkt ilgili; çünkü, bu konuda yetkili kurum, kuruluş, bakanlık Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, bazı yetkilerini devretmiş. İşte ATİM, araç tip onay
45

belgesini TSE, diğer sızdırmazlık kontrolünü makine mühendisleri odasına; oralara, ilgili yerlere soruyorsunuz, onlar diyor ki: Böyle bir işyerinin yüksekliği en az 5 metre olmalı diyor. Biz de araştırıyoruz, böyle bir işyeri var mı; yok. Israrcı oluyorlar, onlar da geliyor, Avrupa’da bu böyle yapılıyor diyorlar. Görüşe yolladığımızda da bu manada görüş gelmemiş sektörden. Daha sonra ruhsat alırken, bu gibi hizmetin verileceği yer yapıldığında, kooperatif sistemiyle yapılmış, yüksekliği en azla 3,5 metre; mecbursunuz değiştirmeye. Hemen bir tadil metniyle düzeltiyorsunuz, diyorsunuz ki; şu maddedeki 5 metre 3,5 metre olarak düzeltilmiştir gibi. Bu şekilde tadiller yapılıyor. Bu manada, bu söylediğim yapı içerisinde çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim, 12664/1 standardı da aynı prosedür içerisinde yapılmış olup, işletmecilik, fiziksel yapı, teknik donanım ve çalışanların özellikleriyle ilgili ana başlıklardan oluşur. Bu başlıklar altında bir işletmeci ne yapması lazım, böyle bir işyeri kurarken öncelikli; onlar bu bölümde yer alır. Mesela, işyeri, LPG dönüşümü kapsamında makine mühendisleri odasından alınan serbest müşavirlik mühendislik bürosu tescil belgesine sahip olmalıdır gibi ilgili bakanlık veya yetki verilen kuruluş tarafından verilen, yapılan sistem dönüşümünün projesine uygunluğunu gösteren araç, tip, montaj onay belgesi gibi belgeleri düzenleyip, bu işi yaptıktan sonra tasdik ettirip ilgili mühendisine, daha önce söylediğim serbest müşavirlik mühendislik bürosu tescil belgesine sahip bir mühendise tasdik ettirdikten sonra, dönüşümünü yaptığı araç sahibine takdim etmesi gerekiyor. Tabiî, burada verilirken belki yapı olarak öncelikle fiziksel yapı öne gelmeliydi diye standartta bu böyle yer almış, onun için o sırayla veriyorum. Böyle bir işyeri nasıl olmalı; işyeri açılış ve işletmesine dair her türlü ruhsat, izin ve belgeleri almış olmalıdır. İşyerinde uygun büyüklükte idarî büro, yani bu hizmeti verecek kişi geldi, kiminle muhatap olacak, nerede oturacak veya ne yapacak, bununla ilgili olması gereken şeyler nelerdir, onlar mekân ve mahaller; bu mekân ve mahaller nasıl düzenlenecek, onlara yer verilir; fiziksel yapı, fiziki düzenlemeler, teknik donanım olarak hangi donanımla bunu yapacak, 12’lik bir anahtarın olması gerektiği bir cıvatayı sökerken 14’lük anahtarla sökebilmek için ağzına lama mı koyacak; onun için ne türlü teknik donanımların olması gerekir, teknik donanımlar başlığı altında bunlara yer verilir. Daha sonra da bu işi yapan kişiler hangi özelliklere sahip olacak; yani, bu kişinin bilgi birikimi ne olacak ve hangi şeyleri bilecek ya da bilmeyecek gibi hususların yer aldığı standart bahsettiğim standart. Sonuç olarak, otogazlı araç kazaları konusunda TSE hazırladığı telef standartlarının yanı sıra, Avrupa Birliğine uyum programı çerçevesinde yayımlanmış olan konuyla ilgili ECR 67 regülasyon ve EN standartlarını da tercüme ederek imalatçıları kullanımına sunmaktadır. Bu konuda tüketiciler bilinçlendirilebilir ve sektörü tarafından standartlara uyularak gerekli denetimler de yapılabilirse, bu alanda çok ciddî sorunların yaşanmayacağı da açıktır. Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
46
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Şefik KUTLU (Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Çevre Sağlığı Daire Başkanı) – Teşekkürler Sayın Duran. Sayın duran, genelde bir standardın hazırlanması için komitelerin oluşturulması ve süreci, özelde ise akaryakıt ve LPG standartlarından bahsetti. Sanırım, bu konuda oturumların sonunda tartışma konusu olacak sorular olacaktır. Şimdi, büyükşehir belediyelerinde akaryakıt ve LPG istasyonlarının kurulması ve ruhsatlandırlması, denetimi konusunda sunumu yapmak üzere buyun Sayın Arabul.

RUHSATLANDIRMA VE DENETİM KRİTERLERİ
Tuncer ARABUL – (İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü) Sayın Başkan, değerli konuklar; yasaların ve mevzuatın, kolay bulunabilecek şeylerin sunumundan ziyade, karşılaştığımız şeyleri ve düzelmesini arzuladığımız şeyleri dile getirmeye çalışacağım. Bugün bizim buraya gelme amacımız birebir budur. Ruhsat işlerini yürütürken karşılaştığımız 1 numaralı sorun çok sayıda mevzuatın olmasıdır, çok yönlü, birbiriyle çelişkili ve bir türlü birbiriyle korelasyonu sağlanmamış, uyum sağlanmamış, netlik ifade etmeyen sorunlarla karşılaşmış olmamızdır. Nitekim, başından beri görüyorsunuz, ben size burada diyebilirdim ki, aşağı yukarı ruhsatla ilgili sunum yapıldı, sadece İstanbul için özellik arz eden İSKİ’yle ilgili görüşler ve belediyenin kendi işi olan imar planları, 5 000, 1000’lik planlar arasındaki İstanbul, Ankara, Bursa ve İzmir için de geçerlidir; çünkü, 1/1000’lik planlar ile 5000’lik planlar arasında senkronizasyon henüz sağlanmamış olmalıdır. Köylerde ilk kademe belediyelerinde, ilçe belediyelerinde 1000’lik plan sorunu vardır, 5000’liğe işlenmemiş olması doğaldır. Size, farklı olarak İstanbul olarak sunacağım bu olur; ama, TSE olsun, iş sağlığı ve güvenliği olsun, Sağlık Bakanlığı kriterleri olsun, sınıfların gruplandırılması olsun, bunlar Ankara’yı ilgilendiren sorunlardır ve hâlâ bu konuda yasa yürümektedir. Ne 5216 sayılı Büyükşehir Yasası tam yönetmeliklerini ortaya koymuştur ne de ortaya koyduğu birtakım maddeler tam manasıyla oturmuştur. 5272’nin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından durdurulmuş olan hükümleri vardır, içeriği itibariyle birtakım şeyleri yürütmekteyiz; fakat, o da henüz kesinleşmiş değildir. Şu anda iç içe geçmiş, birbiriyle çalışan yasalarla, biz, Türk iş hayatının özellikle İstanbul gibi, İstanbul, Türkiye sanayinin beşte birini ihtiva eden bir yerde birinci sınıf GSM dediğimiz büyük işyerlerini kapsayan yerlerde iş hayatının ruhsatlandırılmasını, yasallaşmasını, dolayısıyla, AB’ye entegrasyonunda veya bir batılı entegrasyonda aranan ruhsat kriterinin yerine gelmesi hususunda çaba sarf etmekteyiz. Yarın yasalar değiştiğinde veya bir yönetmeliği atladığımız zaman, yönetici olarak, bu işi yürüten insanlar olarak yasal anlamda suç işleme ihtimalimiz söz konusudur.
47

Şu anda beni izleyen İstanbul’dan 4 zabıta müdürü arkadaşımız var, onlar da aynı konuları dile getiriyorlar. Çok şeyle karşılaşıyoruz. TSE’yle ilgili, TSE standartlarını ararsak biz, size şuradan itibaren yarısına kadar ismini okuyacağım aranan standartların, ondan sonra bir de sonunu okuyacağım, 60 madde var. Diyor ki: 1.Akaryakıt istasyonu bayilik sözleşmesi. 2.LPG istasyonu bayilik sözleşmesi, sorumlu müdür, TSE hizmet yeterlilik belgesi, elektronik tesisatın kontrolü, topraklama tesisatının periyodik kontrolü, yıldırımlık tesisatı, paratoner, kompresörün periyodik kontrolü, liftin kontrolü, işçi özlük dosyası, periyodik sağlık kontrolü, ağır tehlikeli işler raporu, bulaşıcı hastalık muayenesi, akaryakıtta çalışanlara eğitim sertifikası, LPG’de çalışanlara eğitim sertifikası, tank yerleşimini gösterir vaziyet planı, akaryakıt tankının emniyet mesafeleri –ki, hâlâ bu mesafeler tartışılıyor- LPG tankının emniyet mesafeleri –ki, hâlâ tartışılıyor, yeni bir yönetmelik var, kimi 10, kimi 6, kimi 5 metre hüküm koyacaksınız, bir belge vereceksiniz, neye göre- LPG ile ilgili elektrik hattı uzaklığı, gaz birikebilecek tehlikeli çukurlar, kapalı boş hacimler, havalandırma borusu, havalandırma borusunda önlem, LPG dispanserinde korugan... Şu anda 24 üncü maddedeyim; geçiyorum. Yangın hortumları, expro belgesi, aydınlatma... 54. Kum kovası ve yanmaz örtü. Kuru otların yanmaması için de bir madde var civarınca bulunacak; yemek yeri, ecza dolabı, yangın tatbikatı, 69. Giriş çıkış ağız işaretleri. Muhtemelen bir talep karşısında, biraz önce TSE’den değerli hocamızı izledim, 40 tane komisyon üyesi toplanacak ve yeni bir madde çıkaracak duruma göre!.. Türkiye, ilerlemesi gereken, çok uğraşılmış bir ülke, yani bu işleri çözmemiz lazım. Biz, şimdi bunlarla ilgili, TSE ile ilgili bu işlere bakan, bunlardaki püf noktalarını arayan bir müdürlük olmak istemiyoruz. Sondan başlayayım; birtakım önerilerle geldim. TSE her sene vize veriyor istasyonlara, bu belgelerin bize sunulması lazım, biz bunu yeterli göreceğiz. Bu işi yapan şu anda Petrol Sanayicileri Derneği...Bunu yasalaştırmaya çalışacağız Ayrıca şunu bekliyoruz büyük ana dağıtım şirketlerinden, büyük şirketlerden; dünya ölçeğinde marka, isim olmuşlardır; bu istasyonların bu kriterlere... Bu kriterler kötü demiyorum ben, ama bir müdürlük bunlara girerse, sadece bir TSE için 60-70 kriteri elden geçirirse, ruhsat vermesi, dolayısıyla, yeni bir işyerinin açılması, dolayısıyla istihdama katkıda bulunması gibi bir işi yapma şansı yok; insanları oyalarız; klasik memur, bürokrat oluruz. Buna tahammülü yok bu ülkenin şartlarının. O yüzden, biz diyoruz ki, petrol işverenleri de bu konuya yakınlık göstersinler, bu kriterlerle ilgili gerek istasyonun kuruluş aşamasında ismini verdikleri yerlerde,
48
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

gerekse sonraki zamanlarda bu kriterleri denetlesinler, buna dönük bir kuruluş, bir yapılanmada bulunsunlar, çok fazla insan istemez, bunun bir sertifikası olur, bu sertifika ruhsat müdürlüğü tarafından, bizim tarafımızdan kabul edilir. İstanbul, Türkiye’de öncü bir şehirdir; bütün olaylarda öncüdür, bu konuda öncülük yaparsa, diğer şehirlerde, doğru olduğu ve iyi uygulanabildiği takdirde onu taklit eder. O yüzden, İstanbul, böyle bir yola girmeyi düşünüyor birtakım kriterleri sadeleştirme açısından. Bu konuyla ilgili, sivil savunmadaki arkadaşımız bazı şeyler saydı, mesela, biz, İstanbul’da, İSKİ’nin en az iki belgesini istiyoruz, DKK belgesi, deşarj kalite kontrol belgesi ve havzayla ilgili istiyoruz. Muhtemelen büyük şehirlerde havzayla ilgili sorun Ankara’da da olması lazım göl olduğu için, Bursa’da da olması lazım dereler vesaire sebebiyle. Böyle bir sorun var. Ayrıca, İstanbul’da şöyle bir sorunla karşılaşıyoruz; şehir çok büyüdüğü ve yatay şeklinde yayıldığı için şu eskiden alınmış yüksek gerilim hatları var, henüz onu sadeleştirecek teknolojik gelişme olmadı, altlarında evler var, istasyonlar kuruluyor, istasyonların yasallaşmasına dönük çalışmalar oluyor; görüş alıyoruz, elektrik idaresinden görüş alıyoruz. Bazen askerî bir alana geliyor, Genelkurmaydan görüş alıyoruz. Mevzuat sadece burada tadat edildiği gibi değil, işte bazen başka bir olay oluyor, başka bir müdürlükten görüş alıyoruz, kıyıyla ilgili yasalar var. Yani, istemediğiniz kadar yasa var. Ruhsat müdürlüğü, eğer suiniyetli bir müdürlük olursa, İstanbul’da hiçbir sanayici ruhsat alamaz. Ruhsat müdürlüğünün iki tane doğru kriteri olması lazım; birisi iyi niyetli olmalı, sermaye düşmanı olmamalı ve işyeri açılmasının, insanlara iş vermenin doğru olduğuna kalben inanması lazım. Çünkü, eleman yetersizliğinden bazen bir görüş vermek istenmeden de aylar sürebiliyor. Öncelikler, dilekçeyle başvurulduğu zaman süresi içinde cevap vermek zorundasınız, birtakım hükümler geldi; o zaman garipler yandı, kuvvetliler yaşadı. Ruhsat müdürlüğü, aynı zamanda adaleti temin eden bir işveren cevap alanı olmalı, işveren muhabiyeti olmalı. Bizim yaklaşımlarımızdan birisi budur. Biz, mevzuatı çok fazla buluyoruz, bunlarla ilgili ciddî çalışma yapılması gerektiğini düşünüyoruz; ama, burada da karşılaştığım, o kadar her şey doğru anlatılmıştır, hiçbiri yanlış değildir; ama, her şeyde şu söyleniyor sonunda: Şimdi yeni yapılacak yönetmelik bunları giderecek. Ama, bu artı bir yönetmelik daha demektir. Ankara’nın, İstanbul’un veya Türkiye’nin iş hayatına dönük bu mevzuatın bir an önce olabilmesi hususunda buraya yakınlıktan dolayı, yakaladığım bütün etkili olabilecek, erk gücünü, siyasî,bürokrata anlatıyorum. Bir de çok önemli bir şey var, bunu herkes dile getiremiyor, Sayın Başbakan tavır koyduğu için siyasetçiler çekingenlik gösteriyor. Ruhsatlandırmada iskan maddesi var. 5237 sayılı Türk Ticaret Kanununun 84 üncü maddesi, iskansız bir yere ruhsat
49

vermeyi 2-5 sene cezalandırmıştır. Bu iskan maddesinin, asgari, imar affına dönüşmemesi gibi yeniden yapılanmada mutlaka iskan şartının aranması gibi iyi bir tarafı var. Artık, Türkiye çocuk oyuncağı değil, apartman kondu, gecekondu, bilmem sanayikondu olmaz; bizde öyle işyerleri var ki, labirent gibi, girmekten, içinde dolaşmaktan hicap duyarsınız. İskan maddesi doğru bir maddedir, yaşamalıdır ve devam etmelidir; fakat, eskiden beri ruhsatlı olan birtakım yerler var. Bir kısmı çok ciddî firmalar, kendileri istemeden bu şartla muhatap olmuşlardır. Mesela, 3030 öncesinde yerleri ufak gelmiş, kırsal bölgeye çıkmışlar, bir tarla bulmuşlar, orada belli bir imar planı yok, tarlanın sahibiyle anlaşıp fabrikalarını kurmuşlar. Fevkalade modern, yüzmilyonlarca dolar değerinde fabrikalar kurmuşlar; fakat, köylü arasında miras davasına düşmüş, bunlar arsayı satmamış, arsa satılamadığı için tapulanamamış, tapulanamadığı için imarlanamamış, dolayısıyla da iskanlanamamış. Firma uluslararası, yurtdışına ihracatta bulunuyor. Bu insana biz yaklaşım göstermezsek, bu kuruluşlara yaklaşım göstermezsek, o zaman yasal davranışımız onu kapatmaktır, mühürlemektir. Adam da mühür fevki gibi suç işlemekle karşı karşıya kalmaktadır, o fabrikanın kapanması vicdana sığmaz. Bu problemlerin çözülmesi gerekmektedir. Bir defaya mahsus, sadece ruhsat kriterlerinden iskan maddesinin eksikliği olan önemli işyerlerinde bu iskan affının temin edilmesi lazım. İskan affı temin edildiği zaman Türkiye büyük oranda yasallaşacak. Zaten ruhsat müdürlüğünün asıl kimliği, müesseseleri yasalaştırmaktır; yani, kendisi birebir bir iş yapmamaktadır. Ruhsat müdürlüğü, ruhsatın yasal şartları aramaktadır. Kendine başvuran insanların, imar planına uygunluğunu, TSE standartlarına uygunluğunu, itfaiyeye uygun şartlar içerip içermediğini, çevre şartlarına uygun olup olmadığını sorgulamaktadır. Biz bunları yazarız, karşılığında bu kurumlardan bize görüş gelir, böylece hepsinin ihtisas sahibi yerler tarafından doğruluğunun teyidini aldıktan sonra kurula sunuyoruz, kurulda da en son bir mütalaa yapılarak ruhsatlandırılıyor. İstanbul’daki GSM inceleme kurulunun ruhsatı çok ciddî bir ruhsattır. Biz, kendi bünyemizde, mesela itfaiye görüşü için itfaiye daire başkanlığına yazı yazmaktayız; bu bir iki ay süreç getiriyor; İSKİ için aynı şey geçerli, ÇED için aynı şey geçerli. Biz bunların hepsini kendi bünyemizde müdürlüğümüzü biraz daha büyütüp İstanbul’a yakışır şekilde daire başkanlığı, genel müdürlük şekline dönüştürdük. Geçende Pendik’te, RO-RO açılışı oldu. Çok büyük bir açılıştı; fakat, projeleri ve benzeri evraklarıyla geldiler, bir kuruldan diğer kurula ruhsatını verdim. Bizim amacımız da, ruhsatın, eziyet olmaktan çıkıp, kolaylaştırılmasını temin etmektir. Bize çelişki gelen şeylerden bir tanesi de, TSE belgesinin aynı zamanda sanayi ticaret bölge müdürlüğü tarafından onaylannasıdır. Sanayi bölge müdürlüğünden belge geliyor; ya bu ya da diğeri olsun, bizim için yeterlidir. Yani, TSE bize bir belge verirse yeterlidir, sanayi bölge müdürlüğünün tasdikine gerek yok ya da sanayi bölge müdürlüğü o öncelemeyi yapıp bir belge bize verir, o yeterlidir; yani iki organ için ayrıca gezip dolaşmanın çok fazla anlamı da yok; sanayiciye, işverene yine bir kayıp oluyor.
50
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Müktesep haklarla ilgili sorunlar var, onlarla ilgili birtakım yasal düzenlemeler olması gerekiyor. Mesela bizde 1952 yılında ruhsatları alınmış akaryakıtla ilgili elli yıllık istasyonlar var. Bunların bir kısmı, alındığında belki çok açık bir alandaydı, ama şimdi binaların altında kalmış. Yasal, müktesep hakkı var. Şimdi hayatî tehlike arz ediyor. Kanunen müktesep hakkı diye dokunamıyorsunuz, istasyon çok kötü. Böyle birçok tipik örnek var. Silivri’de bir istasyonun üstünde 7 katlı bina var. Şimdi haksız bir işlem yaparsınız. Türkiye kanun ülkesi oldu maşallah, bize yapışırlar, tazminatını biz çekeriz. Devletin bunu koruyan bir kurumu yok, buna göz yummak da vicdanen doğru değil, yürüyün yürüyebilirsiniz. Bu konulara dönük, aynen iskan affı gibi, geçici bir devre, bu gibi müktesep hak olmasından dolayı, fakat, ruhsat alması veya çalışabilmesi sakınca arz eden, TSE açısından, çevre açısından, insan sağlığı açısından tehlike arz eden yerlerin, en azından bir defaya mahsus müktesep hakkı vesairenin tanınmayacağı özel şarta geçip bu istasyonların da kaldırılması gerekiyor. Petrol işverenlerinin, sanayicilerinin şunu da düşünmelerini öneriyorum: A lejantı almış bir istasyonuna kolaylıkla L lejantı veriyoruz, çünkü önceki aşamaları geçmiş, sadece bir talepte bulunuyor; ama, hemen akaryakıt istasyonunun bir kenarına uygun mesafelerde likit gaz veya LPG veriyoruz, ama iki tehlikeli patlayıcıyı yan yana getiriyoruz. Ruhsat açısından kolay, fakat düşündüğünüzde çok tehlikeli bir şey söz konusu. Bunu, büyük işverenlerimizin bir anlamda düşünmesi, fakat şu hususta beraber çalışabiliriz: Müstakil otogaz kurulması veya müstakil istasyon şartlarının biraz daha kolaylaştırılması konusunda varız, onu kolaylaştıralım, şartları biraz daha hafifletelim, belki mesafeleri, alanları belki çok büyük tuttuk; çünkü, Avrupa’da çok küçük istasyon alanları var; bizde 1 200 metrekare olmadan istasyona ruhsat vermiyoruz, 800 metrekare olmadan otogaza vermiyoruz, her pompa ilavesinde de 1200, 1400 ve 1600’e kadar LPG, CNG ilavelerinde bu mesafeler büyüyor. Bana göre Türk insanı tedbirleri, güzel düşünüyor; ama, aynı standartlarda küçülme de yapabiliriz; yani, iyi düşünebilir. Dünyanın en iyi, en güzel istasyonlarına sahip ülkeyiz, bizim istasyonlarımız güzel, kimseden geri değil, iyi yaparız, iyi yürütebiliriz, bu ülkeyi seviyoruz; ruhsat verdiğimiz her yerin bu ülke insanına iş ve ekmek kapısı olduğunun bilincindeyiz. Buradaki arkadaşlarımızın da o amaçla burada olduğuna inanıyoruz. Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. Şefik KUTLU (Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Çevre Sağlığı Daire Başkanı) – Teşekkür ederiz Sayın Arabul. Sektörün izin ve ruhsat veren bir birimi içerisinde olduğu için yaşadığı güçlükleri bizimle burada samimiyetle paylaştı.
51

Konuşmasında, özetle, TSE sayısının fazlalığından, belediye içerisindeki bürokrasiden, TSE benzeri onay yapan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı için aynı TSE’yi onaylıyor veya aynı şeyi kontrol ediyor. Bunların hepsi yaşadığımız konular. Biliyorsunuz, yıllarca, Sağlık Bakanlığı, il sağlık müdürlükleri bu ruhsatları verdi. Akaryakıt istasyonları ve LPG istasyonları GSM olarak ikinci sınıf olarak değerlendiriliyor. Son çıkan Büyükşehir Belediye Kanunu, Belediye Kanunu ve İl Özel İdaresi Kanunuyla bu makamlar tekrar düzenlendi. Halen Sağlık Bakanlığınca çıkarılan GSM yönetmeliği yürürlükte; bunu, İçişleri Bakanlığı bir genelgeyle tüm belediyelere ve illere bildirdi; ancak, Belediye Kanunu’nun 15 inci maddesi, İl Özel İdare Kanununun 7’nci maddesi, her belediyeye ve özel idareye, kendi yönetmeliğini, mevzuatını hazırlama yetkisi veriyor. Bu böyle olunca da, yarın öbür gün, belki, GSM konusunda yüzlerle farklı uygulamayla karşılaşacağız. Biz, bunun üzerine, İçişleri Bakanlığıyla bir çerçeve yönetmelik hazırlamak üzere toplantılar yaptık. İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanacak olan bu yönetmelikte konunun ana hatları belirlenecek ancak belediyelerin veya illerin kendi özel koşulları içerisinde ilave edecekleri husus olursa, bu kendi yönetmeliğinde zikredilecek. Farklı uygulamalara, farklı sonuçlara yol açacak yüzlerce yönetmeliğin olması engellenmelidir. Bu çalışmamız şu anda İçişleri Bakanlığı tarafından yapılıyor, hatta bir adım daha ileri gidildi, benzer izinlerin, mükerrer izinler, diğer bakanlıklar tarafından verilen izinlerin tek yönetmelik içerisinde toplanması; bunların hepsi birleştirildi, bazı bürokratik işlemlerin azaltılması için çalışmalar yapıldı. Bu sempozyumun sonucunda, bakanlık olarak, belediyeler olarak, bu yönetmelik içerisinde olması veya olmaması gereken hususlar konusunda birer çıktımız olursa, bunun, İçişleri Bakanlığı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği vasıtasıyla düzenlemeler yapılabilir. İzin ve çifte ruhsatlandırma konusunda üç yıldan beri, Başbakanlıkta, Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulunda bu çalışmalar yürütülüyor; ancak, bunu üzülerek söylemek zorundayım, bakanlıklar, kurumlar, kendi izin ve ruhsatlarını, bir cephe mevzii gibi değerlendiriyor, hiçbir zaman geri adım atılmıyor. Üç yıldan beri sürekli olarak o toplantılara katılıyorum, toplantılar sonucu, Sağlık Bakanlığı, tüm yetkilerini illere devretti; ama, diğer hiçbir bakanlık, şu anda, Çevre ve Orman Bakanlığı, illere yetki verdi, ne izinlerin birleştirilmesi, ne basitleştirilmesi ne de yetkinin devri konusunda müspet bir adım atılmadı. Şu anda gündemde olan GSM yönetmeliği; çünkü, GSM yönetmeliği, EPDK kanunu ve yönetmeliği sizler için büyük önem arz ediyor. Yönetmelik yayımlanmak için henüz imzaya açılmadı, belki bu sempozyum sonucunda sizlerin ve toplumun çıkarları için, bürokrasinin azaltılması için veyahut yetki devri konusunda birtakım müdahaleler yapılabilir. Bu konuda sektörünüzün katkısının önemli olacağını düşünüyorum. Akşamki oturumlar sonucu, özellikle GSM, izinler ve sınıflar konusunda sorularınız olursa, bunları cevaplandırmaya çalışırız.
52
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

ÜÇÜNCÜ OTURUM
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARI İÇİN RİSK YÖNETİMİ
OTURUM BAŞKANI: Mustafa ERGİ (EPDK Petrol Dairesi Başkanı) KONUŞMACILAR: Turgay BİNYILDIRIM (PETDER Temsilcisi) Şükrü ÖZER (PETDER Temsilcisi) Prof. Dr. Cem AVCI (Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi) —————o—————

Mustafa ERGİ (EPDK Petrol Dairesi Başkanı) Üçüncü oturumu açıyorum. Değerli konuklar, Akaryakıt ve LPG İstasyonları İçin Risk Yönetimi konusunda çok değerli arkadaşlarımızın sunumlarını izleyeceğiz Bundan önce, akaryakıt ve LPG istasyonlarının risk yönetimi hakkında küçük bir değinmede bulunmak istiyorum. Malumunuz olduğu üzere, 2004 yılının Aralık ayında Petrol Piyasası Kanunu, Mart ayında da Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Kanunu, yani LPG Piyasası Kanunu yayımlanarak EPDK’nın görev ve sorumluluk alanına girmiştir. Bu kanunlar ile piyasaların serbestleştirilmesi ve yeniden yapılandırılması alanında önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler ile piyasa faaliyetlerinin tümüyle rekabete açılacağı ve her türlü beklenti ile riskin piyasada paylaşılabildiği bir ortamın oluşturulması hedeflenmektedir. Dolayısıyla, istasyonların da yer aldığı piyasaların
53

risklerden arındırılması konusunda kamu idarelerinin yanında, piyasa taraflarına da önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Gerek Petrol Piyasası Kanununda gerek Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Kanununda güvenlik ve risk kavramları üzerinde önemle durulmuştur. Her iki kanunun amaç maddelerinde, piyasa faaliyetlerinin güvenli ve ekonomik bir rekabet ortamı içerisinde sürdürülmesi gereği öngörülmüş, yine istasyon tanımlarında, teknik kalite ve güvenlik konularına büyük önem verilmiştir. Petrol Piyasası Kanununda lisansların verilmesinde pazara giriş açısından teknoloji, kalite, güvenlik ve teşebbüsün sürdürülebilirliği, yani lisanslamada bu esasların dikkate alınması gerektiği önemle ortaya konulmuştur. Yine, kamunun can ve mal güvenliği ile kullanıcı haklarına ilişkin hususlara ait usul ve esasların kurumca çıkarılacak yönetmeliklerle düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu konudaki ikincil mevzuat çalışmalarımız büyük oranda tamamlanmış olup, yalnızca petrol piyasası faaliyetlerini yürüten gerçek ve tüzel kişilerin sigorta usul ve esaslarına ilişkin olarak düzenlediğimiz ikinci düzenleme olan tebliğ şu anda kurulumuzun gündemindedir, önümüzdeki günlerde yayımlanacaktır. Bu konuda, ikincil mevzuat kapsamında öncelikli olarak lisans yönetmeliği ve teknik kriterler yönetmeliği kapsamında da ayrıntılı olarak konu düzenlenmiştir. Son kullanıcıların, hepimizin sıkça uğradığı akaryakıt ve LPG istasyonları için risk yönetiminin önemini hepimiz biliyoruz. Özellikle serbest piyasa faaliyetlerinin yürütülmesinin kanunların koyduğu bir zorunluluk olarak görüldüğü bu piyasalarda kaynakların etkin bir şekilde kullanılabilmesi için risk yönetiminin de fayda-maliyet analizlerini dikkate alarak optimum noktada belirlenmesi gerekiyor. Bu konuda konunun uzmanı arkadaşlarımız değerli sunumları yapacak. Ben sözü fazla uzatmadan kendilerine vermek istiyorum ve ilk olarak Sayın Turgay Binyıldırım, risk yönetiminin ilkeleri konusunda bize risk yönetiminin belli bir analitik düşünce çerçevesinde oturtulması gerektiği konusunda tehdit ve kaza değerlendirmesi çerçevesinde önemli açılımlar getirecek bir sunum yapacak; buyurun Sayın BİNYILDIRIM.

RİSK YÖNETİMİ İLKELERİ
Turgay BİNYILDIRIM (PETDER Temsilcisi) Sayın Başkan, değerli konuklar; sizleri yürekten selamlıyorum. Konumuz, risk analizlerinin önemi ve temel hususlar. Risk analizlerini hangi temel hususlara göre yapmamız gerekiyor; ancak, o detaya girmeden önce sizlere ayrı bir slayt göstermek istiyorum. Gerek risk analizlerinin yapılmasında gerekse İş Kanunu54
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

muz ve ilgili yönetmeliklerin hayata geçirilmesinde en önemli görevi yerine getirecek olan iş sağlığı ve güvenliği, bizim tabirimizle SEÇ dediğimiz sağlık, emniyet, çevre uzmanlarının rolünü ve görevini burada ön plana çıkarmak istiyorum. Bizce iş sağlığı ve emniyeti ve çevre uzmanlığı, insan davranışını ve psikolojisini inceleyerek, hatalardan ders çıkararak –ki, bu, bizim reaktif dediğimiz düşünce içinde- sürekli öğrenen, kendini geliştiren ve proaktif yöntemlerle insanın yatırımlarının ve çevrenin zarar görmesini önlemeye çalışan bir bilim dalıdır diyoruz. Dolayısıyla, bu bilim dalıyla uğraşan gerçek bir uzmanı, basit sınavlarla, testlerle veya verilecek birkaç sertifikayla tespit etmek mümkün değil. Geliştirilmiş teknoloji, iyileştirilmiş çalışma yeri koşulları, eğitimi ve mümkün olduğunca donanımlı ve yetkin personele rağmen kazaların meydana gelmeye devam etmesi, uzmanları bu konu üzerinde çok ciddî araştırmalara yöneltmiştir. Özellikle 1990 yılı civarında yürütülen çalışmalar neticesinde şu sonuçlar ortaya çıkmıştır: Kaza oluşumunun hemen öncesinde daha önceki tekniklerde de tespit edildiği üzere, insanların hatalı davranışları bulunsa da daha arkada sırasıyla bunları tetikleyen önkoşullar ve önkoşulları besleyen sistem hataları mevcuttur. Bu demektir ki, hatalı davranışlarıyla kazalara neden olan insanlar, kontrol edemedikleri veya farkına varamadıkları veya ansızın oluşan önkoşullar nedeniyle bu hatalı davranışları yapmaktadırlar ve doğal olarak da sistem hataları da söz konusu önkoşulları ortaya çıkarmaktadır; yani, sorun organizasyoneldir ve temel tespitler aşağıdaki gibidir: Bir yönetim ve kontrol sistemi yoktur veya üst yönetimin sağlık, emniyet, çevre faaliyetlerinde bilgisi, bilinci veya katılımı yoktur veya düşüktür. Yönetim, çalışanlarına iyi örnek olamamaktadır. Temel sağlık, emniyet, politika ve hedefleri tüm organizasyon tarafından bilinmemektedir veya benimsenmemiştir. Görev tanımı vardır, ancak iş yükü ve görev gereksinimleri tam ve doğru olarak tespit edilememiştir. Yetki ve sorumluluklar ya gereği gibi dağıtılamamış veya gereği gibi kullanılamamıştır. Organizasyonel hedefler, kişisel hedeflere gerçekçi olarak yansıtılamamıştır. Aynı şirketin farklı departman veya işkolları arasında gereği gibi uyum, iletişim ve koordinasyon bulunmamaktadır. Söz konusu birimler farklı standart kullanmaktadır. Risk analizi yapılmamıştır. Çalışanlar, işyerindeki tehlikeleri bilmelerine rağmen, tehlikenin boyutunu ve üzerlerindeki etkilerini, dolayısıyla, bunların zararlı etkilerinden kendilerini koruyacak proaktif yöntemleri bilememektedir. Düzenli bir gözden geçirme ve kontrol mekanizmaları yoktur.
55

Günlük faaliyetlerimiz içinde yer alan tehlikeleri ve bunların tehditler vasıtasıyla ulaşabileceği kaza sonuçlarını mutlaka bilmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde tehlikelerin risk seviyelerini tespit edebiliriz. Tehlikelerimizi ne kadar biliyoruz, hepsinden haberdar mıyız, bunlara her gün ne kadar maruz kalıyoruz ? İşte risk analizleri, sadece tehlikeleri bilmemizde yardımcı olmayıp, aynı zamanda risk seviyelerini ve bunları nasıl kontrol edebileceğimiz konularında da bize ışık tutmaktadır ve en önemlisi, tehlikelerin kazaya dönüşmesine neden olan tehditleri belirlememize ve proaktif önlemler almamıza imkân vermektedir. O nedenledir ki, eğer işletmeler, çalışanlarını, müşterilerini, yatırımlarını, çevreyi ve itibarlarını korumak amacında ise, mutlaka risk analizlerini doğru metot ve kriterler uygulayarak yapmalıdırlar. Bu aşamada öncelikle atılması gereken temel dört adım, dört temel soruyu sorarak tehlikeyi, boyutlarını, nereye kadar gidebileceğini, nasıl kontrol edebileceğimizi, bütün bunlara rağmen kazalar ortaya çıkarsa nasıl iyileştirebileceğimizi bize pratik olarak getiriyor. Bu temel sorularla başladıktan sonra, tehlikenin etkileri ve meydana gelen kazaların sıklığı gözönüne alınarak bir matris üzerinde risk seviyesi belirlenir. Hemen belirtmekte yarar var, kaza dediğimiz, sonuç değil, kontrolün kaybedildiği nokta veya andır. Kazanın olduğu anda sadece tehlike kontrol dışı kalmıştır. Örneğin, tehlikeli madde flançtan sızmaya veya yüksekte çalışan birisi dengesini kaybederek düşmeye başlamıştır ve ilk olası sonuca doğru gitmektedir. Bunun sonucunda, yani kaza sonlandığında belki bir yangın çıkacak veya düşmekte olan kişi hayatını kaybedebilecektir. O halde, tehlikeler ve tehlikelerin içinde bulunduğu faaliyetler bir tarafta, kaza, yani kontrolün kaybedildiği an ortak noktada ve sonuçlar en sağda olmak üzere üç farklı aşamayı oluşturmaktadır. İşte risk analizleriyle temel olarak yapılmaya çalışılan ürünün flançtan kaçmasına veya yüksekte çalışan işçinin düşmesine neden olabilecek tüm tehditlerin öncelikle belirlenmesi ve belirlenen bu tehditlerin proaktif bariyerlerle kontrol altına alınabilmesi ve böylelikle de önlemlerin hayata geçirilebilmesidir. Bu aşamada bir başka önemli soru da hangi noktaya kadar önlemler alınmaya devam edilmelidir? Kaç adet bariyer yeterlidir, ne kadar zaman eğitim ve para harcanmalıdır? Önlemler ve onlar için kullanılan kaynaklar hangi aşamada hâlâ yetersizdir veya hangi aşamadan sonra israfa kaçmaya başlamıştır? Bu soruların cevabı risk kabul kriterinde yatar. Böyle bir kritere sahip olmadan etkin kontrol sağlanamayacağı, risklerin yönetilemeyeceği çok açıktır. Dolayısıyla da risk
56
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

analiz çalışmaları amacına ulamayacaktır ya önlemler yetersiz kalacak ya da abartılı ve aşırı önlemler alınmaya çalışılacaktır. Unutmamak gerekir ki, maliyet ve kaynakların kontrolü işletmelerin yaşayabilmelerinde temel hususlardandır. Operasyonel güvenilirlik ve risk değerlendirmesi çalışmaları tamamlandığında –ki, risk analizleri bunun bir parçası- tespit edilen eksiklikler ve bunlara yönelik iyileştirme çalışmaları ortaya çıkarılmalıdır. Böyle bir eksikler veya yapılacaklar listesi önleyici ve düzeltici aksiyon planları adı altında hayata geçirilmelidir. Yürütülmüş araştırmalar açıkça göstermiştir ki, ülkemizde ve bazı Avrupa ülkelerinde dahi risk analizleri tam ve doğru şekilde yapılamamıştır. Bunun başlıca nedenleri aşağıdaki gibidir: Birincisi, detaylı bir tehlikeler listesi hazırlanamamış, dolayısıyla, o işletmedeki veya o operasyondaki tüm tehlikeler gereği gibi değerlendirilememiştir. Tehlikelerin açığa çıkmasına ve kazaya dönüşmesine neden olan tehdit kavramı ya bilinmediğinden ya da tam olarak anlaşılmadığından yapılan çalışmalar amacına ulaşamamıştır. Yani buraya döndüğümüzde, tehlikenin tehdit vasıtasıyla kazaya ulaştığını görüyoruz. Oysaki, tehdit kavramının bilinmesi ve mevcut tehlikelerin kazaya dönüşmesine imkân verecek olan tehditlerin belirlenmesi, risk analizi çalışmalarının en önemli ve olmazsa olmaz koşulu ve risk yönetiminin kalbidir. Yapılan çalışmalarda önlem olarak kullanılan bariyer tiplerinin bilinmediği gözlenmiştir. Örnek olarak, proaktif bariyerler sadece tehditlerin kontrolünde kullanılırlar, yani kazanın oluşmaması için vardırlar; ancak, her şeye rağmen kazanın oluşması durumunda zarar ve ziyanı azaltacak, gerekli iyileştirmeleri bir an önce devreye sokacak önlemler ise reaktif bariyer veya çözümler olarak adlandırılırlar. O nedenle, proaktif ve reaktif bariyerler, farklı amaçlara hizmet eden, farklı süreçlerin elemanlarıdır ve risk analizi çalışmalarının ikinci önemli kavramıdır. Bir örnek vermek gerekirse, yüksekte yapılan bir çalışmayı, yükseklik farkı nedeniyle tehlikeli bir operasyon olarak ele aldığımızda, yani yükseklik, karşımıza bir tehlike olarak çıkıyor. Dolayısıyla, her yüksekte yapılan çalışmada ister istemez tehlikeli bir operasyon oluyor. Kaza, yani kontrolümüzü kaybettiğimiz an veya olmasını istemediğimiz şey bu diyagrama göre düşmek. Düşmeyi istemiyoruz; düştüğümüz zaman olası sonuçların en son gidebileceği yer ölümdür. Dolayısıyla, yüksekte yapılan her çalışma ölümle sonuçlanabiliyor; ancak, ne olur da biz düşeriz sorusunda tehditlerimizi iyi belirlememiz lazım. Örneğin, kırılgan bir zemin olursa bu bir tehdittir, düşebiliriz; eğimli ve kaygan bir çatı üstünde çalışıyorsak, bu, bizim düşmemize neden olabilir, bu başka bir tehdittir. Sağlık sorunumuz, yükseklik korkumuz varsa bu ayrı bir tehdittir. Yüksekte çalışan bir işçinin kullanmasını istediğimiz bir emniyet kemeri veya emniyet ağını düşündüğümüzde bir önlem alıyoruz, proaktif midir reaktif midir diye düşündüğümüzde, istisnalar haricinde hemen hemen emniyet kemeri, emniyet ağı dahil tüm emniyet ekipmanları birer reaktif bariyerdir, düşmeyi önlemez, sonucunu değiştirmeye yöneliktir. Dolayısıyla, emniyet kemerlerine, kişisel koruyuş ekipmanlara çok fazla güvenmemek gerekiyor; ana amacımız, proaktif yaklaşımda kazaların olmaması.
57

Risk kabul kriteri tespit edilmediğinden kontrol bariyerlerinden beklenilen kalite ve etkinlik tam anlamıyla temin edilememiştir. Dolayısıyla, tehlikenin kazaya dönüşme yolu açık kalmıştır. Bir başka eksiklik, çalışmaların sonucunda düzeltici eylem planları ya gereği gibi hazırlanamamış veya gereği gibi hayata geçirilememiştir. Tedavi uygulamadan, yani ilaç kullanmadan hastalık iyileşemeyeceği gibi, düzeltici eylem planları da veya önleyici eylem planları da hayata geçirilmeden sadece risk analizi çalışmalarıyla tehlikeler kontrol altına alınamaz, kazaların olması önlenemez. Sonuncu madde, zaman içinde meydana gelen değişiklikler veya değişen koşullar yapılan risk analizi çalışmalarına bu zaman zarfında işlenememiştir. Verdiğimiz örneği, size özetlemeye çalıştığım konuyu çok çarpıcı başka bir örnekle daha tazelemek istiyorum. Ateş ve barut, yan yana gelmemesi veya birbiriyle temas etmemesi gereken iki maddedir; her ikisi de tehlikeli maddedir, yani bizzat tehlikenin kendisidir. Bu iki maddenin kontrol dışı birleşmesi kazadır. İstemediğimiz olay budur. Kaza olmuşsa, bu iki madde birleşmişse, demek ki, bizim kontrol sistemimiz zafiyete uğramış ve çökmüş demektir. Bu kaza sonucunda, yani bu iki maddenin birleşmesi sonucunda meydana gelebilecek patlama, yangın, yaralanmalar veya ölümler farklı birer sonuçtur ve o anki koşullara göre gelişir. Ateş ve barutun bir şekilde bir araya gelmesine neden olan tüm unsurlar veya bu ortamı sağlayan her koşul bir tehdittir. Değerli katılımcılar, tehlikeyi belirlemek yetmiyor, asıl önemli olan şu ana kadar gördüğüm risk analizi çalışmalarında gereği gibi belirtilmemiş olan veya hiç bahsedilmemiş olan tehditlerdir. Tehditlerimizi görmeden kazaları önlemenin risk analizi yapmanın imkânı yoktur. Tehditlerin kontrolüne yönelik kullanılan önlemler proaktif bariyerlerdir, yani yönetim sistemleri gibi, çalışma izinleri gibi, sağlık kontrolleri gibi; bütün bu çalışmalarımız proaktif olarak düşündüğümüz tedbirler, bariyerler içinde yer alıyor. Sonucu değiştirmeye, yani kaza sonrasındaki sonucu değiştirmeye, zararı azaltmaya, yangını söndürmeye, yaralıyı kurtarmaya yönelik tüm önlemler ise reaktiftir ve bunlar risk analizinin tüm ana önemli parçalarını oluşturmaktadır. Teşekkür ederim. Mustafa ERGİ (EPDK Petrol Dairesi Başkanı) Teşekkürler Sayın BİNYILDIRIM. Risk kavramına analitik ve bilimsel bir yaklaşım getirilmesi ve çözümlerin de ona göre üretilmesi konusunda çok aydınlatıcı bir sunumdu; tam bu noktada akaryakıt ve LPG işletmelerinde risk yönetimine endüstriyel yaklaşım örnekleri isimli sunumunu yapmak üzere Sayın Şükrü ÖZER’i davet ediyorum.
58
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Sayın ÖZER’in sunumunda, özetle akaryakıt ve LPG işletmelerine risk yönetiminde mikro ve makro yaklaşımlarla çözüm üretilmesine ilişkin değişik modeller öngörülmüş. Buyurun Sayın ÖZER.

AKARYAKIT ve LPG İŞLETMELERİNDE RİSK YÖNETİMİNE ENDÜSTRİYEL YAKLAŞIM ÖRNEKLERİ
Şükrü ÖZER (PETDER Temsilcisi) Teşekkür ederim. Sayın Başkan, değerli katılımcılar; hepinize saygılarımı sunarım. Turgay Beyin sunumunu yaptığı genel prensipler açısından risk yönetimi değerlendirmesi mefhumunu müteakip, benim yapacağım şey, birtakım tipik örneklemelerle risk değerlendirme ve yönetim süreci, akaryakıt istasyonları ağına nasıl uygulanabilirin örneklerini vermektir. Biraz önceki genel doğrular ve prensipler doğrultusunda birtakım formatlar kullanabilirsiniz, herkesin farklı format, değişik çizelgeler kullanma imkânı vardır. Genellikle endüstride kabul edilen bir formatı örnek olarak karşınıza koymak istedim. Öncelikle tehlikeleri, tehlikelerin etkisini tespit etmemiz ve mevcut önlemleri koymamız lazım. Çünkü mevcut önlemlerin mutlaka kalan riskleri azaltıcı etkisi vardır. Arkasından bunları daha da bertaraf etmek için, yani risk azaltıcı önlemleri daha da artırmak suretiyle birtakım tedbirler alıyorsanız, bunların neticesinde bir ikinci risk değerlendirme döngüsü oluşur. Sonuçta, kalan risklerinizin hesabını yaparsınız. Bu, asla bitmeyen, sonu olmayan canlı, yaşayan süreçtir. Her seferinde döner bakarsınız, hatta zaman zaman koşulların değişimiyle ilgili olarak da bunun bakımını yapmak durumunda kalırsınız. Bir örnek vermek istiyorum; pompalar ya da akaryakıt dispencerleri dediğimiz ekipmanlar, hepinizin akaryakıt istasyonunda gördüğü en temel araçlar. Bunların bakımı var, bu bakımlar yapılırken bile bakımlar emniyeti tesisen yapılır. Ekipmanın hem uygun çalışmasını hem de emniyetinin tesisi için yapılan çalışmalardır; ama, bunu yaparken bile karşınıza risk var mı yok mu diye bir değerlendirme yapmanız gereken bir süreç yaşamanız lazım. Bu süreçte tehlikeleri belirlemeniz lazım. Aktiviteyi veya tehlikeyi konuşursak, burada ya hortumunun değişiminden ya tabanca değişiminden bahsetmemiz lazım veya müşteri aracı ile bakım görevlisinin çarpışması sonucu yaralanma meydana gelebilir. Benzer çok değişik örnek bulabilirsi59

niz. Bunun birini pompa sahasında canlı olarak görelim. Buradaki hadise şu: Statik elektrik problemi; pompa bakımını yapan insanlar, doğru kişisel koruyucu donanımla donanmış değillerse, onların da karşılaşacakları muhtemel olaylardan biri bu olabilir. Tabiî ki, uygun koşullar olması lazım, uygun akaryakıt buharı ve uygun hava karışımının olması lazım. O anda da üzerinde statik yük bulunan, bakım işini yapan elemanın pompa kapağı açıksa hele, birtakım şartlar bir araya gelirse bunun olmaması için bir sebep yok. O zaman, risk değerlendirmesinde burada bunun ne sıklıkta olabileceğini düşünmemiz lazım, etkisinin ne olabileceğini düşünmemiz lazım. Mesela, bu olayda ikinci üçüncü derece yanıklar söz konusu olabilir veya yangın, başka birtakım faktörler varsa, örneğin yere dökülmüş akaryakıt gibi daha fazla da büyüyebilir. Burada gördüğünüz örnek yurt dışından, bizdeki gibi pompa görevlisi insanların olmadığı, self servis istasyonlar. Oralarda da müşterilerin bunlara maruz kalmaması için yine bir risk yönetimi, risk değerlendirmesi yapmışlar ve müşterilerin, pompayı araçlarına yerleştirdikten sonra tekrar araçların içerisine girmemelerini salık vermişler. Kendilerini mümkünse aracın metal aksamına ellerini dokundurarak statik elektriği boşaltmaları istemişler.. Yazılı tabelalarda bunlar var. Ülkemizde sık karşılaştığımız, pompa sahasında olabilecek bir örnek: Standart olmayan taşıma kaplarıyla dolum yapılırken başka hatalar da eklenirse, örneğin bidonun yere konulmadan başka bir şasi üzerinde statik elektriği yere boşaltmayacağı koşullar da söz konusu olursa, birtakım parlamalar da söz konusu olmakta. O zaman burada da bir risk değerlendirmesi yapıp, endüstri olarak uygun levhalar asarak müşterilerin bu kabil taleplerle gelmemelerini temin etmeniz lazım. Yasa koyucuların bunlara dikkat etmesi lazım, tabelaları gözetmesi lazım. Akaryakıt endüstrisinde müşterilerin bu konudaki yönlendirilmelerini sağlamak üzere pompa görevlilerinden tutun, istasyon yöneticilerine kadar insanların eğitiminin önemi ortaya çıkmaktadır. Küçük bir mikro risk alanı seçelim, hepinizin bildiği gibi, istasyonların bir kısmında akaryakıt servis gözleri ve bunlarda kaldırma araçları vardır. Kaldırma araçlarının konvansiyona oranlarını biliyorsunuzdur, iki şaft üzerinde veya tek şaft üzerinde yükselen araç kaldırma mekanizmalarıdır bunlar. Bu tip yerlerdeki faaliyetleri sıralamak isterseniz, aracın kaldırılmasından tutun, basınçlı araç yıkamak, yağ değişimi yapmak, lastikleri değiştirmek, kaynak yapmak, hatta radyatör suyunu değiştirmek gibi faaliyetler vardır ve hepsi de kendi içerisinde uzmanlık gerektiren sahalardır. Bu görevleri mutlaka bir şekilde sıralamanız ve sonra her birinin tehlikelerini listelemeniz gerekir. Mesela araç devrilme tehlikesi, buradaki yere dökülmüş olan yağların temizlenmemesinden kaynaklanan kayma ve düşmeler söz konusu olabilir. Yağ değişimi yaparken sıcak yağ damlaması neticesinde insan elinin kolunun veya diğer uzuvlarının yanması söz konusu olabilir. Önemli olan, bütün faaliyetleri sıralayıp bu faaliyetlerin her birinin altındaki tehlikeleri iyi listeliyor olabilmeniz. Burada yine risklerinizi, şiddetine ve olasılığına göre sıralayıp bir skala kullanıp –bu skala değişebilir- isterseniz 5-5 matris kullanırsınız, isterseniz 4-4, hatta 5-4, iste60
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

diğiniz gibi kullanabilirsiniz; bunları değerlendirdikten sonra risklerinizi belirlersiniz. En sağdan bir önceki kolona bakarsanız, risklerin şiddetlerini, şiddet ve olasılığın çarpımı neticesinde büyüklük olarak görüyorsunuz. Bunlar belli kabullenişlere göre tespit edilir. Ölüm, ciddî yaralanmalar çok büyük bir risk olarak kabul edilmeli; sizin kabullenmelerinizdir bunlar. Sonuçta oluşacak olan maddî hasarlar, sizin, yine riskleriniz olarak ortaya çıkabilir. Sonuçta, sizin repitasyonunuza gelecek olan zararlar yine sizin risk olarak kabul edeceğiniz değerler olabilir. Bunlara bir de referans numarası verirseniz, 5-5 bir risk matrisi üzerine boston karesine yerleştirirsiniz ve bundan sonra öncelikle neye ateş etmeniz gerektiğinin kararını organizasyon olarak, yönetim grubu olarak veya liderlik ekibi verirsiniz ve bununla ilgili uygum çözüm noktalarını bulmaya doğru gidersiniz. Gelelim hadiseye biraz daha büyük çapta bakmaya. Bir istasyon şebekesi düşünün ilk baktığımızda; istasyonlarda ekipmanlar, biraz önce bahsettiğim yanlış bidon kullanımı; bunlar örnek sadece. Burada maksat, bütün genel değerlendirmeler neticesinde sizin bütün makro risklerinizi yine böyle bir tablo üzerine yerleştirmeniz lazım. Şimdi ne yapacağız; yapacağımız şeyler basit; birtakım programlar uygulayacaksınız, mesela istasyonlarınızın sigorta programı vardır. Sigortalama neticesinde size hasarlar rapor halinde döner. Bu raporları sonuçları itibariyle kategorize edersiniz, nerede neyle karşılaştığınıza bakarsınız, tanker hasarı, elektronik hasar, birtakım doğal hatalar, araç çarpmaları, hırsızlık, pompa gibi birtakım kategorizasyonlar yaparsınız ve bunlarla ilgili birtakım programlar geliştirmek istersiniz. Hepiniz çok iyi bilirsiniz ki, ucuz atlatılan kaza raporlamaları meşhur aysberg, buzdağının denizin altında görünen kısmını oluşturan kazalardır. Yani sonuçta yaralanmayla berelenmeyle bitmez, ancak bir gün gelir de şartlar uygun olursa, sonucu ölüme dahi varabilecek çok yüksek maddî hasarlara ve birden fazla ölümle sonuçlanabilecek kazalarla karşılaşabilirsiniz. İşte onun için bu programlar sizin için çok faydalıdır, bunları da kategorize edersiniz, bunlarla ilgili önlemler paketini de hazırlarsınız. Bunlar hep size trend verir. Siz, istediğiniz kadar ekipmanların önüne bariyer de koyun insanları istediğiniz kadar eğitin, neticede iş dönüp dolaşıp orada çalışanın mantalitesiyle bitmektedir. Dolayısıyla, eğitim de dahil olmak üzere davranış biçimini değiştirici programlar geliştirmek durumdayız Böyle bir program neticesinde birtakım analizlerle belirli trendleri ve belirli kalem risklerinizi bulabilirsiniz. Biraz önceki hadisede ekipmanlarla ilgili plasmanlar yapıyordunuz, burada ise belki eğitiminizi gerektirecek eğitim sınıflandırmanızı yapabilecek sonuçlarla karşı karşıyasınız. Araçlar, terminallerden istasyonlara kadar taşıma yapıyorlar ve tehlikeli bir meta taşıyorlar. Dolayısıyla, geçtikleri, gittikleri yollardaki yolun özelliklerini bilmeleri de
61

çok önemli, o zaman, siz, organizasyon olarak, güzergâhların birer birer risk değerlendirmelerini yaparsınız. Yüksek riskli yolları en başa koyup, o tip güzergâhlardaki nokta riskleri tespit edersiniz ve alınması gereken, sürücü tarafından dikkat edilmesi gereken hususları belirlersiniz, onlarla paylaşırsınız. Oganizasyonunuzun seçeceği bir yönetim sistemi olması lazım, yani sabahki konuşmacıların belirttiği iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının organizasyonlardaki karşılığı olan SEÇ yönetim sistemini geliştirirsiniz. Bunu her sene gözden geçirirsiniz, belirli kontrol noktalarınızla karşılaştırıp, geçtiğiniz dönemde bunları ne kadar doğru yapıp yapmadığınızı gözden geçirirsiniz ve size aksiyonlar çıkar. Herhangi bir proje yaparken, bizim istasyonlar grubunu dikkate alırsak, yeni bir istasyon yaptığınızda bu istasyonu sıfırdan sonuna kadar inşasının bitip de operasyonlara teslimine kadar, hatta ilk operasyon testinde SEÇ gözetimi sürecinden geçirirsiniz. Emniyetli pasaport sistemi uygulamaları yaparsınız; yani, sizin belli kriterleriniz olur, bu kriterleri yerine getirmeyen sürücüleriniz tehlikeli madde taşıyamazlar. Müteahhitleriniz, belirli şartları yerine getirmedikçe, yani iş izin sistemlerini, yüksekte çalışmayla ilgili kuralları ve saireye uyum göstereceklerini ispat etmedikçe, sizinle beraber çalışamazlar. Bunların bir akreditasyon süreci vardır. Geçmişleriyle birlikte geleceğe yönelik rabıtaları değerlendirilip sizinle ancak o şekilde iş yapabilirler. Bir de istasyonlarınıza tek tek gidip her bir istasyon bazında sıkı bir risk denetimi yapabilirsiniz. Tanklarınızın kaç yaşında olduğuna, zemin koşullarına bakarsınız, örneğin yakında bir dere yatağı var mıdır yok mudur gibi değerlendirmelerde bulunursunuz ve istasyonlarınızda 20 yaşına gelen tankları değiştirirsiniz. Böyle bir program sahibi olursunuz. Endüstride neler yapılıyor, onları görelim resimlerle. Eğitimle ilgili birçok dokümanımız, uyarıcı plakalarımız ve levhalarımız var. Hem de acil durumda ne yapılması gerektiğini yönlendiren bilgilendirme gereçleri. Birtakım şartlara göre değişen posterle çalışan kesimin dikkatine birtakım tehlikeleri sunma, onlarla birlikte tıpkı yeni çıkan iş güvenliği yönetmeliğinin çalışanları da risk değerlendirme sürecine katmak anlamında söylüyorum ki, bizim endüstrimiz bunu zaten yapmakta, yani çalışanlarımızı biz bir masa etrafına koyup, önce tespit ettiğimiz riskleri, onların bakış açısı süzgecinden de geçirmek isteriz. Örneğin herhangi bir riskli işe başlarken, bu yüksekte çalışmayı gerektiren bir iş olsun, burada tespit edilen riskleri, o iskele üzerine çıkacak çalışanlarla gözden geçiririz; okuyup anladıklarından, karşılıklı tartışmalardan anlarız. İşte risk değerlendirme ve yönetim sürecine çalışanların katılmasından anladığımız ve bu sabah duyduklarımızdan da son derece memnun olduğumuz süreç budur.
62
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Aynı şekilde endüstrimizde değişik yerlerde güvenlikle ilgili birtakım önlemler de almak durumundayız, eğitimler vermek durumundayız. Emniyetli dolum yapmak için birtakım şartları yerine getirmek zorundayız; yani, tanker dolumlarını yaparken tanker sürücülerimize tanker topraklamasını tesis etmeden boşaltım işlemine başlamamalarını anlatmamız gereklidir. Bunu, gerek levhalarla, yani çalışma kılavuzlarını istasyonda bulundurarak, gerekse de istasyonun altyapısı olan topraklama değerlerini makine mühendisleri odasının denetiminde topraklama değerlerinin ölçümünü yapıp periyodik aralıklarla yerine getirmek gerekir. Bu, Türkiye’nin bir gerçeği. Türkiye’deki 9 bin istasyonun mutlaka en az % 35-40 arası bodrumlu istasyonlar, bir şekilde zamanında değişik amaçlarla kullanmak üzere tesis edilmişler. Riskleri kontrol altına alıcı önlemler almak zorundayız. Bunlar gaz redaktörleri; bir gaz sızıntısı olduğu takdirde bütün sistemin elektriğini kesecek, elektronik otomatik kesici sistemler olmak üzere detaylandırılabilir. Mahallin, lokasyonun bulunduğu özellik dolayısıyla risklere göre farklı başka ilave önlemleri de alırsınız Bütün bu işleri yaparken çalışma kurullarının olması lazım. Yani enerjiyi devredışı bırakma gibi kurallarımızın olması ve bunları öğretmemiz ve müteahhitlere anlatmamız lazım. İstasyonlarınızda sigara içilmemesi konusunda müşterilerimizi bilinçlendirici birtakım aktivitelerde bulunmak lazım. Geçenlerde Shell’in istasyonlarında uyguladığı bir faaliyet oldu.Yakın gelecekte yine PETDER üyesi olan firmalar aynı şekilde bu faaliyeti devam ettirecekler, hatta genel bir faaliyete girilmesi düşünülmektedir. Eğitimi, gerektiğinde ve yine riske bağlı olarak çalışanlarınızın ayağına kadar götürmek zorundasınız. Bizim endüstrimizde PETDER üyesi olan firmalarda bu faaliyetler biteviye periyodik olarak devam ettirilmektedir; çünkü, bizim sektörümüzde personel değişim oranı yüksektir, dolayısıyla, sık sık bu eğitim programlarını değiştirip açığınızı kapatmak durumundasınız. Emniyetli sürüş tekniklerini, son derece tehlikeli maddeler taşıyan sürücülerinize vermek durumundasınız. Yeraltı sistemlerinizi en emniyetli sistemlerle donatmak zorundasınız,örneğin esnek hatlarla ve geçirgenlik olasılığını en alt düzeyde tutan sistemler kullanırsınız, taşkan kovaları kullanırsınız. Bütün bunları yaptığınız takdirde riskleriniz, başta gördüğünüz yerlerinden kımıldarlar ve kontrol edilebilir yerlere gelmeye başlarlar. Daha da ilave önleyici tedbirler alarak, onları bir sonraki sunumumuzda daha sol tarafa yanaşmış, mesela aşağıya doğru yanaşmış görürsünüz.
63

Kısaca, istasyonlardaki risk değerlendirmesini yapmanız için alan tespitleri yapmanız ve sonra her bir alan içerisinde hangi operasyonlar var, bunların tespitini yapmanız lazım. Bunların da alt başlıkları olan tehlikeleri tek tek belirledikten sonra hangi sahada çalışıyorsanız o sahadaki işleri belki kategorize etmeniz lazım. Sizin asıl işiniz akaryakıt sektörü olduğu için önce pompalarla yeraltı tankları ve hatlarıyla ilgilenmeniz lazım. Ama, yarı önemli işler olan, sizin için yarı asal iş olan yıkama, fırçalı yıkama, araç lifleri gibi şeyleri hem yarı tali hem de tali işler olarak belirleyip değerlendirmeniz gerekli; çünkü, onlarda da riskler vardır. Şimdi, tipik bir risk değerlendirme programını kullanabilirsiniz. Bunu kullanmak size şu yararı getirir: Siz, bunu vesika olarak bir sonraki dönem için saklarsınız. Yani alanları belirlersiniz, alanlar içerisindeki tehlikeleri tek tek girersiniz. Onların olasılıklarını ve sonuçtaki etki-şiddetlerini belirlersiniz, daha sonra risklerinizi tespit edersiniz, onların altında alınması gereken tedbirleri sıralarsınız, bunları basit bir bilgisayar programıyla ya da manuel sistemlerle de yapabilirsiniz. Biz, endüstri olarak çeşitli vesilelerle bilgisayar yöntemleri de kullanabiliyoruz ve endüstriyle de elimizden geldiğince bunları paylaşmayı ülkemizin çıkarları açısından, bu memleketin üzerinde yaşayan insanların emniyet ve güvenliğini teminen paylaşmaya sonuna kadar hazırız. Çünkü, böyle bir sistem yurt dışında endüstri tarafından kullanılıyor. İngiltere’de yine bizim PETDER gibi bir araya gelmiş şirketler kullandırıyor. Dolayısıyla, bizlerin de bunu yapmaması için hiçbir sebep yok. Sabahleyin duyduklarımız son derece cesaret verici, sadece ezbere, basma kalıp mesafelere bağlı kalmaksızın birlikte çalışarak risk değerlendirmesi yaparak mantıklı doğru sonuçlara varabilmek üzere bize bir ufkun açıldığını görüyoruz. Zaten bu olumlu çalışmayı TSE ile bir şekilde başlatmış bulunmaktayız sonucunun da geleceğini ümit ediyoruz. İnşallah hep birlikte, güvenli, insanların güvenle çalışabildikleri, güvenle servis alabildikleri çalışma ortamlarını yaratacağız . Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Mustafa ERGİ (EPDK Petrol Dairesi Başkanı) Teşekkür ederiz. Risk dediğimiz zaman risk altındaki alanlar kamunun can, mal ve çevre güvenliği açısından risk yönetimi ve tehdit ve tehlike değerlendirilmesi ve güvenlik önlemlerinin alınması gerekmektedir. Bu anlamda, çevre de risk yönetimi açısından en önemli alanlardan birisidir. Bu konuda Sayın Prof. Dr. Cem AVCI, çevre açısından risk yönetimi konusundaki sunumunu yapacaklar; buyurunuz.
64
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

ÇEVRE YÖNETİMİ AÇISINDAN RİSK YÖNETİMİ
Prof. Dr. Cem AVCI (Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi) Teşekkür ederim. Programın sonundayız, herkes yorgun, benim size bir mesaj vermem lazım ve karşınızda bir akademisyen var, yani riskli bir durum. Ne yapmamız lazım; önleyici tedbir olarak, konuşmamı, net, öz ve hafif tutmam lazım; onun için hazırlıklı geldim. Konu, esasında çevresel risk değerlendirmesi olmakla beraber bu konuların en fazla akaryakıt istasyonlarında uygulandığı alan olarak toprak ve yeraltı su kirliliğini size anlatmaya çalışacağım. Genelde akaryakıt istasyonlarındaki işlemler mevcut çevre yönetmelikleri tarafından iyi bir şekilde kontrol edilmektedir. Yani istasyonda, biraz evvel gösterilen tank temizliği yapıldığı takdirde ortaya çıkan tehlikeli atıklar oluşuyor. Bunlar varillere konuyor, varillerle, sabah söylenildiği gibi, İzaydaş tesisine götürülüyor. Atık yağlar oluşturulduğu takdirde, bunların sahada nasıl tutulacağı, nasıl toplanacağı ve ne kadar zaman içinde alınması gerektiği atık yağların kontrol yönetmeliğinde belirtilmiştir. İstasyonunuzda araba yıkama tesisi varsa, buradan çıkan kirli suların hangi deşarj limitlerine göre arıtılması gerektiği net olarak yönetmeliklerde yazılmaktadır. O açıdan, mevcut çevre yönetmeliklerinde çok aşırı derecede bir belirsizlik yok. Esas problem, akaryakıt istasyonlarında bir şekilde bir sızmadan dolayı yaşanan toprak kirliliğindedir. Tank delinebilir, hatta kaçak olabilir, dolum esnasında kaçak olabilir; toprağınızın ve istasyon altındaki yeraltı suyu kirlendiği takdirde mevcut yasalar, bunları sizi, temizlemekle, iyileştirmekle yükümlü kılıyor. Mevcut yasalara baktığınızda bunların uygulanması oldukça zor ve pahalı. Hem teknik açıdan istenilen düzeydeki temizleme kriterini tutturmak imkânsız, hem, sizin, işletici olarak buna yönelmeniz çok büyük malî külfet getirir. Akaryakıt istasyonunda toprak ve yeraltı suyuyla ilgili çevre kirliliği oluştuğu takdirde şu sorular akla gelir. Geçmiş faaliyetlerden, yani tankların delindiği takdirde ya da hatlarda kaçak olduğunda geçmişte oluşan bir faaliyetten etkilenmiş sahaları nasıl tetkik ederiz; bunlarla ilgili henüz standartlar yok. Toprak ve yeraltı suyu kirliliği inceleme kriterleri ve değerlendirmeleri nelerdir? Bunlarla ilgili şu anda kriterler yok. Mevcut yasalar diyor ki: Toprak ve yeraltı suyunu kirlettiğiniz takdirde bunları iyileştirmeniz lazım. Peki, hangi seviyeye kadar bunu iyileştireceksiniz; kirleticilerin tamamını mı giderecek, kirlilik ölçülemez seviyeye kadar
65

mı iyileştirilmelidir veya bizim burada savunmak istediğimiz kirlilik seviyelerinin insan ve doğaya olan riskleri mi değerlendirmelidir? Esasında risk yönetimi burada devreye giriyor. Risk yönetimi istasyonlarda toprağınız kirlenmişse ve istasyon altındaki yeraltı suyu kirlenmişse, bunun, temizlemeye, iyileştirmeye yönelik bir risk modeli geliştirmemiz lazım. Bu gibi problemlerle, bizden evvel, gelişmiş ülkeler karşı karşıya geldiler ve bunların tecrübeleri var. Oldukça geniş çapta, çok da para harcamışlar. Bu konuda en fazla deneyimi olan ülke, tabiî ki, Amerika Birleşik Devletleri’dir. 1990’dan evvel risk bazlı bir iyileştirme metodolojileri yoktu. Amerikan halkının gözünde çevre önemli olmaya başladığı zaman, oradaki çevre bakanlığı, kirleticilere büyük meblağlar ödeterek bu türlü iyileştirmeye gittiler. 20 sene içinde şu neticeler ortaya çıktı: İyileştirme maliyetleri için 50 milyar dolar harcandı. Tamamen sahaları temizleyemediler, petrol kirliliği olsun, ağır metal kirliliği olsun, daha evvelki tabiî haldeki duruma getiremiyorlar, bunu yapacak yeteri kadar teknoloji ortada yoktu, şu anda da yok. Ülke çapında baktıklarında yaklaşık 2 milyon potansiyel sızdırması olan yeraltı depolama tankı vardı ve bunların toplam maliyeti, eğer tamamen temiz yapmak için bir girişimde bulunsalardı 300 milyon dolar para bulmaları gerekiyordu. Bütün bu faaliyetler sonucu Amerikan Çevre Bakanlığı yetkilerinde birçok çevre fonu oluşturmuşlardı ve 95 yılına kadar bunların paraları tükenmişti. Netice olarak, 90’dan sonra dediler ki: Biz bunu tamamen temizleyemiyoruz, risk bazlı bir yönetime gidelim. Hollanda, toprak kirliliğine eskiden A, B, C seviyeleri olarak tanımlıyordu; A seviyesinde bir liste var, diyor ki: Krom seviyesi toprakta şu değeri aşmaması gerekiyor, krom seviyesinin aştığı takdirde o temiz toprak olmaktan çıkıyor. B: Orta seviyede temiz olarak tanımıyor, yine bir tablo var. C’de, çok kirlenmiş. A B, C türü çok basit bir yaklaşımla temiz ile kirli saha arasında bir toprak iyileştirme kriteri ortaya koymuşlardı. Fakat, Hollanda’daki tecrübede bu sistemin yürüyemeyeceği, kirlenmiş olan toprak ve yeraltı sularının temizlenmeyeceği yönünde bir kanaat getirildi. Onun için, 2000 senesinde Hollanda Hükümeti risk odaklı inceleme ve temizlemeye geçti. İngiltere biraz daha akıllıca davrandı, 95 senesinde direkt olarak risk bazlı çevre yasasında yer verdi, onun için, kanuni kılavuzda 2000 senesinden itibaren risk bazlı iyileştirme yöntemleri kullanıyor. Biz ne yapıyoruz; Türkiye’de 2001 yılındaki toprak kirliliği kontrol yönetmeliği, esasında Hollanda’nın 2000 senesinde terk ettiği, yaklaşık temiz toprak kriterini kullanarak toprak kirliliğini tespit ediyor; yani, A seviyeleri olarak ağır metalin, kromun, toprağın içindeki PH seviyesi 6’nın altındaysa 100 mg/kg temiz toprak olarak tanımlanıyor.
66
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Bunun üzerindeki herhangi bir krom belirtisi varsa, diyelim ki 150mg/kg çıkıyorsa o sahada, bu, kirli toprak sayılıyor ve bunun temizlenmesi 100mg/kilograma kadar isteniyor. Yani, biz, Avrupa’daki birçok gelişmiş ülkenin, Amerika Birleşik Devletlerinin parası yetmediği için temizleme teknolojileri olmadığı için terk etmiş olduğu bir sistemi biz Türkiye’de şu anda uygulamaya çalışıyoruz. Tabiî, bu durum karşısında istasyonlarda oluşan çevre kirliliği de şu anda bu toprak kirliliği kontrol yönetmeliğine tabi oluyor. Onun için, burada anlatmaya çalıştığım risk bazlı bir yaklaşım olursa hem çevreyi koruma açısından yapılacak harcamalar daha sağlıklı bir çerçeveye oturur hem de bunu insanlar yapmaya başlar. Çünkü, elde edemeyeceği bir hedefe doğru insanlar para harcamak istemezler. Gördüğünüz gibi, mühendislik açısından en uygun hedef, tabiî ki, hem ekonominin hem temizleme tekniğinin optimum bir noktasını yakalamaktır. O da şunu gösteriyor ki, çok para harcayarak toplam riski az miktarda azaltıyoruz. Öte yandan bizim yönetmeliğimizde henüz mevcut olmayan, fakat daha evvel herkesin de en azından insan sağlığı koruma açısından risk bazlı yönetimin ortaya koyması gereken bir risk hedefi var. Risk hedefi de şu: Biz, istasyonlarda ne kadar kirli toprak bırakabiliriz, ne kadar kirli yeraltı suyu bırakabiliriz sorusunun cevabı, risk bazlı bir yaklaşımla verilebilir. Eğer hepsini temizleyemeyeceksek, insan sağlığını tehdit etmeyecek noktayı yakalamamız lazım. Risk nasıl oluşuyor? Kirletici kaynağı toprağa ve yeraltı suyuna nüfus ettiği takdirde bunun, bir insana ya da bir hayvana ya da bir bitkiye ulaşması için ki buna alıcı ortam diyoruz, bir yayılma mekanizması olması lazım; yani, bu kirliliğin toprağa girip bir şekilde yayılması lazım. Ancak bu üçü bir arada olduğu takdirde çevresel risk var. Bunlardan bir tanesi, herhangi bir alıcı ortam yoksa, o zaman riskimiz de yoktur. Belki de o zaman Türkiye’deki mevcut toprak kirliliği yönetmeliğine göre temizleme ihtiyacı duymayabiliriz. Onun için, bu üçünün bir arada olması lazım ki risk oluşsun. Kirlilik bir kere toprağın içine girdiği takdirde büyük bir problemimiz var. Toprak ve yeraltı suyu kirliliği, diğer kirliliklere nazaran daha değişiktir, akan bir suya bir kirlilik girdiği takdirde yerinde durmuyor, yayılıyor ya da havaya kaçan bir kirlilik olduğunda belli bir süre içinde diffüzyon mekanizmasıyla yayılıyor. Fakat, toprağın içine girdiği takdirde bu kirlilik orada kalıyor ve uzun süre kalıyor, yani senelerce, onlarca yirmilerce sene geçmişte yapılan bir endüstriyel kazanın, toprağa sızmanın belirtileri hâlâ bugün oradadır. Bu ne gibi problem oluşturuyor? Bir defa bu, uzun süreli bir problem yani siz, istasyonu sattıktan sonra bile sizin işlettiğiniz zamanda oluşan bir kirlilik yine orada kalabilir ya da başka bir kirliliğin, başka bir insanın, işletmenin kirliliğini siz devralmış olabiliyorsunuz. Bu kirlilik ortada kaldığı gibi, temizlemesi de zordur; çünkü, toprağın içine nüfuz ettiği takdire üzerinde kalıyor bu, bir yere gitmiyor. Yeraltı suyu da çok yavaş hareket eden bir ortamdır, kimi yerde senede bir metre hareket
67

eder, kimi yerde hiç hareket etmez, durur. Onun için, buradaki kirliliğin temizlenmesi teknik açıdan çok zor bir mekanizmadır, onun için, ne kadar para harcarlarsa harcasınlar, bazen istenilen seviyelere kadar temizlenemiyor. Türkiye’deki toprak kirliliği kontrol yönetmeliği, maalesef, bazen teknik açıdan ulaşılmayacak seviyelerde parametreler veriyor. Örneğin Mersin’de bazı yerlerdeki toprakta tabiî olarak bulunan krom seviyesi yönetmeliklerin üzerindedir. İstasyonlardaki sızıntı toprakla veya yeraltı suyuna karıştığı zaman, insan ve çevre açısından hangi bileşimler problem yaratır, onlara bakmak lazım. Benzin dediğiniz zaman bunlar yüzlerce bileşenden oluşur; fakat, çevre açısından ve insan sağlığı açısından akaryakıt içindeki benzen, tolien, etilbenzen ve.. silen parametreleri bizim açımızdan önemlidir. Bazen katkı malzemesi olarak MTB’yi kullanırlar, bazen de daha ağır şeylerde daha ağır benzerlerde poliaromatik hidrokarbonlar vardır. Bunların hepsi bulunduğu ortamda değişik şekilde hareket eder, mesela benzen suda çok çabuk çözülür, yani yeraltı suyuna girdiği zaman çok çabuk içinde nüfuz eder ve rahat hareket eder, toprak da onu tutmaz, toprağın herhangi bir filtre özelliği olmuyor. Halbuki, poliaromatik hidrokarbonlar toprağı çok sever, hemen yapışır ve yeraltı suyuna kadar nüfuz etmeme olasılığı vardır; yani, hidrokarbon içindeki her bileşen insan sağlığına, çevreye değişik bir şekilde etki eder ve ayrıca işi zorlaştıran da bulunduğu ortamda değişik şekilde hareket eder. Risk nedir; esasında, günlük yaşamımıza baktığımızda birçok riskle karşı karşıyayız. Onun için, biz, risk olarak değerlendirdiğimizde şuna bakabiliriz: Amerika’da solvent olarak kullanılan trikmloetilen malzemesi vardır, bunlar yeraltı suyuna karıştığı takdirde hepsini temizleyemiyorlar, Amerika Birleşik Devletlerinde de içme suyu standardı olarak bu trikloetilenin belli kabul seviyesi vardır, 5mikrogram/litre diyelim, bunun altındaki PSİ ile oluşan suyu içebilirsiniz, onun üzerinde içmeyin diyor. Bu suyu günlük hayatında tüketen bir insanın sağlık riski 1 ise ki düşünün, vücudumuza solvent bazlı bir şey alıyorsunuz, bunun riski 1 ise sigara tüketiminin sağlığınızda yarattığı risk bundan 1 milyon 800 bin kat daha fazladır. Kabul edilebilir solventli suyu içmeye nazaran araba kazasındaki sağlık riskiniz 120 bin kat, bulunduğunuz ortamdaki hava kirliliğinden dolayı sağlık riskiniz 110 bin kat daha fazla. Onun için, risk olarak bunlara bakmak lazım. Diğer risk nedir; ortalama 70 senelik ömrünüz varsa, yoksulluk bir insan 70 senelik ömründen 10 yılını götürüyor. Sigara; tüketiminde ise günde bir paket sigara bir erkeğin 70 senelik ömründen 6,4, hanımların ise 2,3 senesini götürüyor. İşsizlik önemli faktör; bir yıl işsiz kalırsanız 1,5 yıl ömrünüzden götürüyor. Hayatın içinde böyle riskler var. Bu durumda da toprak kirliliğinin ve yeraltı suyu kirliliğinin belli bir riske göre temizlenmesi lazım; çünkü, öteki türlü biz bunu sağlayamıyoruz. Risk tanımı nedir? Bir kere riskin tehlikesi var, yani bu zehirdir. Biraz evvel bahsettiğim benzen malzemesi hidrokarbon bir kanserojen malzemedir. Bu benzenin bir şekilde insan vücuda girmesi gerekiyor ki risk oluştursun; yani, bu, soluma olabilir,
68
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

temas olabilir, içerme olabilir. Riski zarar potansiyel olarak tanımlarız. Risk seviyesi iki türlü tanımlanıyor risk modellerinde; ya bir kanser riskidir ya da bir zarar oranıdır. Kanser riski de şöyle tanımlanıyor: Biz, toprakta ve yeraltı suyunda ne kadar kirlilik bırakalım ki, bir insanın onbinde 1 ya da yüzbinde 1 kansere yakalanma oranı olsun. Durum bu. Bu risk, esasında, biraz evvel anlattığım riskler karşısında ufak, cüzi bir risk. İnsan hayatı boyunca hastalıktan dolayı, kanserden dolayı, hava kirliliğinden dolayı vücudunda oluşan riskler ve bunun neticeleri buradaki toprağın içinde bırakacağınız toprak kirliliği ve yeraltı su kirliliğinden çok daha fazladır. Onun için, makul bir yaklaşımla biz diyoruz ki, kirlenmiş bir yeraltı suyu varsa, bunu şuraya kadar temizleyelim, gerisi risk olsun, risk olarak kalsın. Her sahanın kendine has bir özelliği vardır. İstasyonlar kendine has tehlikeli malzemeler içeriyor, onların belli riskleri var. Bu riskler nasıl tespit edilir; eğer, risk bazlı yönetim modeline gideceksek çevre temizliği konusunda, bu soruların cevaplanması gerekiyor. Türkiye’deki yasalar eğer değişecekse risk bazlı bir yönetime geçmek için, bütün bunların çok detaylı bir şekilde cevaplanması ve prosedürlere bağlanması gerekir. Risk yönetiminin fayda-maliyet analizi nedir ve ne kadar risk kabul edilir; en önemli soru budur. Örneğin bir benzin istasyonumuz var ve burada bir kaçak oluşmuş, kaçak olduğu için bu jeolojik ortamdan aşağı doğru sızıyor ve oradaki toprağı kirletiyor. Topraktan iyice aşağı iniyor, oradaki yeraltı suyunu kirletiyor, yeraltı suyu da tabiî olarak nehre doğru gidiyor. Burada bir kirlilik kaynağımız var, kirlilik kaynağımız da tabiî ki, benzin istasyonundan aşağı girmiş olan toprağın içindeki kirlilik, çünkü orada hapsolmuş durumda. Şimdi, kirlilik kaynağı belli; sahadan bir şekilde dışarıya çıkması lazım. Burada da gördüğümüz gibi, yeraltı suyuyla bu hareket ediyor, yani sahanın dışına bir mekanizmayla gidiyor. Bir kuyu var ve koyu da bir çiftliği besleyen yani çiftlik tarafından kullanılan bir kuyu ve o kirlilik yeraltı suyuna kadar gidiyor. Orada bir tane de golf safhası ve bir tane adam var diyelim. Türkiye’deki mevzuatlara göre burada bütün sahayı temizlemeniz lazım, sahanın içini, sahanın dışını ve çok düşük seviyelere kadar temizlemeniz lazım. Bunu teknolojik açıdan yapmak çok zor, teknik açıdan da yapmak çok zor. Fakat, risk konusunu benimserseniz o zaman burayı nereye kadar temizlemem lazım ki, bu yeraltı suyu kirliliği azalsın ve kullanıcılar belli bir risk altında maruz kalsın, kabul edilebilir risk, bunu araştırıyoruz. Tabiî, bunu yapmak için sahadan bir sürü veri almanız lazım. Oranın jeolojisini çok iyi bilmemiz lazım, bir sürü kuyu koymanız lazım, yeraltı suyunun hızı nasıl bitiyor, yeraltı içinde nasıl yayılıyor, toprağın hidrokarbonu tutma özelliği var mı bunların araştırılması lazım. Bunun başka bir nedeni de esasında şu anda da mevcut olan, biraz evvel bodrumlardan bahsediyorduk, bu çiftliğin altında bir bodrum olduğu takdirde, bu toprağın içinde nüfuz etmiş olan
69

hidrokarbon, zaman içinde de bodrumun içindeki hava kalitesini de olumsuz şekilde etkileme olasılığı vardır; yani birdenbire çevre problemi yerine bir sağlık ve tehlike problemi ortaya çıkıyor. Mevcut yasal yaklaşımda her sahayı aynı görüyor, yani dağ başındaki bir benzin istasyonunda oluşan kirlilik ile sizin SİT alanının hemen yanında açılmış bir benzin istasyonunun riskini aynı görüyor; halbuki, risk yaklaşımı bunu sınırlandırıyor. Alıcı yoksa riskimiz daha az; yayılma potansiyelimiz yoksa riskimiz daha az. Her yerde uyum gereksinimi. Biraz evvel anlattım; kirliyse sahanın hepsini temizlemeniz lazım, halbuki risk yaklaşımında sahanın dışına çıkarken maruz olunacak noktalarla da uyum olması lazım, yani oraların da temiz olması lazım. Son kullanıma bağlı olmayan genel standartlar, saha şartları; bu çok genel bir yaklaşım. Sizin sahanın altında çok geçirimsiz killi toprak vardır, o hiçbir yere gitmiyordur, senelerce orada kalacaktır, buna rağmen mevcut yasa diyor ki: Temizle. Burada saha şartları, eğer uygun olduğunu görürsek, biz oradaki kirliliği o kadar da temizlemeye yönelik bir yatırım ya da maliyet söz konusu olmayabilir. Burada risk bağımlı bir temizleme var. Mevcut yasal yaklaşımın getirdiği sorun çok yüksek maliyete neden olacak, risk yaklaşımı ise etkin maliyet. Bir de risk yönetimine bağlı olarak bu kirlilik kaynağınızı kontrol ediyorsunuz, yayılma mekanizmasını kesiyorsunuz ve algılayıcıyı koruyorsunuz. İstasyonlarda oluşacak kirliliğin çevre risk bazlı yönetimle iyileştirilmesi yapılırsa,ülkenin hem ekonomik açıdan hem teknik açıdan fayda sağlayacak bir yaklaşım olarak görüyorum. Çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için. Sağ olun. Mustafa ERGİ (EPDK Petrol Dairesi Başkanı) Teşekkür ederim. Sayın Cem AVCI da, biraz önce kısaca değindiğim gibi, önemli risk alanlarından birisi olan çevre konusundaki risk ve tehditlerin tespiti ve önlenmesi konusunda bize bilgiler verdi. Kendisine tekrar teşekkür ediyoruz. Sunuşun başında unuttum, bu önemli ve değerli toplantıyı düzenledikleri için TOBB ve PETDER’e teşekkür ediyorum. Sayın Turgay BİNYILDIRIM, risk kavramına ve tehdit kazaların tanımlanması açısından yaklaştı, tehdit ve kazaların tanımlanması, bu risk kavramının değerlendirilmesi ve önlenmesinde en önemli aşamalardan birisi. Bu babtan olmak üzere Sayın Şükrü ÖZER de risk yönetimine ilişkin mikro ve makro yaklaşımlar çerçevesinde bize örneklemeler yoluyla risk değerlendirmesi ve önlenmesinde önemli yaklaşımlar getirdi. Akabinde, önemli risk alanlarından birisi olan çevre konusunda da Sayın Cem Avcı, risk yönetimi ve riskin önlenmesi konusunda bilgiler verdi.
70
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

DÖRDÜNCÜ OTURUM

AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINA SAĞLIK, EMNİYET, ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ
OTURUM BAŞKANI: Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) —————o—————

Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) İzninizle soru-cevap ve değerlendirme bölümüne başlamak istiyoruz Bu bölümün ana konusu, şu anda kamu tarafından yayımlanmış olan çok sayıda yönetmelik, düzenleme, teknik mevzuat var, bunlarla ilgili doğrudan sorular var, bu soruları sorabiliriz. Biliyoruz ki, sektördeki çalışan arkadaşlarımız tarafından zaman zaman yönetmelik ve mevzuatlarla ilgili çelişkili veya çatışma arz eden konular var. Binaların yangından korunması yönetmeliği, akaryakıt istasyonlarına yönelik TSE 12820, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yayımlanan yönetmeliklerdeki bazı düzenlemeler zaman zaman birbirleriyle de çelişebiliyor veya farklı değerler ortaya çıkabiliyor. Bunlarla ilgili görüş ve önerilerinizi alabilirsek memnun olurum. Soru ve görüş iletmek isteyen arkadaşlarımız lütfen işaret buyursun. Buyurun. KATILIMCI Doğalgaz sistem ve tesislerimizde en modern, ulusal ya da uluslararası standarda uygun yangın sistemlerimiz mevcut; ancak, bazı Anadolu’da bilhassa yörenin idare
71

amirleri gelip kum kovası, kanca, kazma gibi şeyler istiyorlar. Son derece modern yangın sistemleri olduğu halde bunların olmamasını bir eksiklik olarak ikaz olarak yazıyorlar. Ne derece gerekli bunlar, hatta bazen oluyor ki, bunlara bizim ihtiyacımız olmaması nedeniyle diğer personelimiz tarafından başka amaçlı kullanılıyor, rasgele de atılıyor. Bir de çevrede görünüşü hoş olmayan bir durum oluşturuyor. Bu konuda bilgi almak istiyorum. Teşekkür ederim. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Buyurun Sadettin Bey. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Eğer, sorun İçişleri Bakanlığının yönetmeliğinden kaynaklanan bir şeyse arkadaşımız o yönden değerlendirsin, ama iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı açısından olaya bakacaksak, zaten yeni mevzuatımızda, sabahki oturumda belirttik, detay önlemler artık yok; yani, siz, yaptığınız işle ilgili riski değerlendirip önlemleri belirliyorsunuz ve alıyorsunuz. Dolayısıyla, orada bu sorunların artık olmaması gerekiyor. Tabiî, burada geçiş döneminde küçük bir sıkıntımız, 4857 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesindeki yürürlük ifadesinden kaynaklanan bir sıkıntı; ondan dolayı şu anda eski tüzük ve yönetmelikler de bir süre hukuken yürürlükte; ama, kısa sürede bu sorun da aşılacak ve onlar yürürlükten kalkmış olacak; Kalkınca, artık, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı insanlara bu şekilde adım adım yol tanımlamıyor, tariflemiyor, bu yöntemlerin tamamını risk analiz ve değerlendirme çalışmaları sonunda belirlemiş olmanız gerekiyor. Tabiî ki, risk analiz ve değerlendirme yöntemlerinin de birtakım bilimsel verilere ve tabana dayandırmamız gerekiyor; yoksa, ben risk değerlendirdim, burada bir şey gerekmiyor diye bir iki sayfalık notlar şeklinde karşılaşıyoruz; öyle değil. Bu şekilde değerlendirilmesi gerekiyor; ama yönetmelik açısından eklenecek bir şey varsa, onu da Ömer Beye havale edelim. KONUŞMACI Değerli katılımcılar, yönetmelik yürürlüğe girmeden önce hepinizin de bildiği gibi, her belediye kendi sınırları içerisinde uygulamak üzere müstakil yönetmelikler yapıp uygulamaya konuyordu. Binaların yangından korunması hakkında yönetmeliğin en büyük ve en temel amaçlarından biri de bu türlü önlemleri tek bir çatı altında toplamak, uygulanabilecek bütün imkân ve kabiliyetleri bir arada bulundurmak ve ülkenin tümünde özellikle yönetmeliğin kapsam maddesinde de belirtildiği gibi yeni yapılacak yapılarda uygulamak. Bu yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra belediyelerin daha önce çıkardıkları yönetmelikler devreden çıktı, yürürlükten kaldırıldı.
72
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Öğleden önceki sunumumda zaman kısıtlı olduğu için, istasyonlarda alınacak önlemleri madde madde geçiştirmeye, başlıklarını arz etmeye çalıştım. Özellikle yeni yapılacak herhangi bir akaryakıt istasyonunda, sorunuzda yer alan kum kovası gibi herhangi bir önleme veya tedbir açısından herhangi bir şey bulundurulmasına gerek yok. Yönetmeliğin ilgili maddeleri istasyonun konumuna göre, bilmem neyine göre alınacak her türlü önlemi, söndürme ve kurtarma önlemlerini sıralamış; ancak, yerel itfaiyecilerin bazı alışkanlıkları nedeniyle veya daha önceki uygulamadan gelen alışkanlıklar nedeniyle bu türlü şeyleri sormaları belki lokal bir uygulamadır, ama yönetmelikle şu anda bir alakası bulunmamaktadır. Bilmiyorum cevap teşkil etti mi. KONUŞMACI Buna küçük bir ilave; 2002 yılında Körfez bölgesinde bir dolum tesisi tamamen yandı, tanklar biliv oldu, isim vermeyeyim burada. Enteresandır, ben de oranın fotoğraflarını çektim olaydan sonra, tesisin yanmayan tek köşesi vardı, kum kovalarının ve kazmaların olduğu köşe. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Aydın Bey, sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı? Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı) Teşekkür ederim. Arkadaşlarımız güzel açıklamalar yaptı; ancak, bazen bütün çağdaş teknolojiler iflas edebiliyor, o anlamda rüzgar kesilmişse herkes küreklere asılacak; bir yerde bunların da belki, görüntüyü, oradaki genel düzeni çok fazla gözü tırmalamayacak, bozmayacak şekilde bulundurulmasında yarar var. Bazen manuel sistemler çağdaş teknoloji ürünlerinden daha fazla iş görebiliyor, bir de endüstriyel kazalar çok önemli; yani, bu,lokal ya da yerel uygulamalarla olan şeyler değil, uluslararası düzenlemelerle yapılan şeyler. O anlamda bulunmasında bir sakınca yok diye düşünüyorum, bir fazlalık olarak görmüyorum. Burada cezai müeyyideden fazla özellikle Bakanlığımız ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla birlikte ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte yürütülen büyük endüstriyel kazalarla ilgili, Salazo Direktifi Projemiz var, bunun yönetmeliği yayımlanacak, ekleri ve diğer dokümanları geliştirilecek. Burada yapılan çalışmalar özellikle Fransa’da bu tesislerin domino etkisi olabilen özelliklerinden dolayı bu tesislerin tamamında genel bir standart öngörülmüş, sadece o ülkede değil, tüm uluslararası anlamda bu şekilde bu sözleşmeyi kabul etmiş ülkelerde bu önlemlerin alınması öngörülüyor. Bunlar içerisinde halkın bilgilendirilmesi var, tesis içi ve dışı güvenlik önlemleri var, burayla ilgili geliştirilmiş bir dizi anket ve çalışma dokümanları var; bunların tamamının müştereken götürülmesi gerekiyor. Bu gibi önlemlerin, yerel önlemlerin de bulunmasında yarar var; çünkü, bu kazaların hangi hacimde olacağını doğrusu kestiremiyoruz.
73

Bir anektot vermek lazımsa, Fransa’da bir amonyak dolum tesisinde risk analizleri yapıldıktan sonra bütün çağdaş önlemler alındıktan sonra bu heyet içersinde bulunan işçilerden bir tanesi, işte 20-25 yıllık tecrübesi olan bir adam “bunlara rağmen burada bir sıkıntı olabilir mi” sorusuna karşılık “olabilir” diyor; çünkü, geçmişte böyle bir şey oldu; ikmal vanası unutulduğu için lokomotif hareket etti ve hortum koptu, çok ciddî problem çıktı. Olur mu; olur. Dolum tankeri yürüyebilir, buna benzer şeyler olabilir diyor. Dolayısıyla, onlar da çok geleneksel yöntemleri de terk etmiyorlar, bunlara da bu eylem planı içerisinde yer veriyorlar. Teşekkür ederim. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Teşekkür ederim. Buyurun Serdar Bey. Serdar VURAL (Total İşletmeleri Müdürü) Yangın yönetmeliğiyle ilgili soru sormak istiyorum. Uygulamayla ilgili 4 üncü maddede, bir açıklık getirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce mevcut mevzuata uygun olarak inşa edilip ruhsat almış veya yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden yapı, tesis, işletme ve binalarda bu yönetmelik uygulanmaz diye yorumluyoruz; bu yorumumuzda haklı mıyız değil miyiz? Buna açıklık getirilmesini talep ediyorum. Rıza UZUN (İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü) Yönetmeliğin uygulamayla ilgili 4 üncü maddesinin birinci paragrafını okuyorum: “Bu yönetmelik, yürürlük tarihinden sonra yapılacak yeni yapılar ile kullanım amacı değişen veya ruhsat alma zorunluluğunu gerektiren esaslı onarım ve tadilat yapılacak mevcut yapılarda ve bu yönetmelikte belirtilen diğer yapı, bina, tesis ve işletmelerde uygulanır. Bu yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce yapı ruhsatı alınıp yapımı devam edilen binalar da mevcut yapı sayılır.” Burada amaçlanan şudur: Yeni yapılacak yapılar açısından, eğer herhangi bir yapı yapılmış, ruhsat alınmış, amacı dışında işletmesine devam ediyorsa zaten bir problem yok. Mevcut yapılarda ise kullanım amacı değişmişse ve yönetmelikte belirtilen bina sınıflarına göre kullanım amacı değişmişse, o değişen yeni amaca göre burada belirtilen önlemleri almak durumunda. Bu arada, kullanım amacı değişirken binada birtakım tadilatlar da yapılması söz konusu. Bu tadilatlar büyük onarım gerektiren ve ruhsat alma zorunluluğunu gerektiren tadilatlar kapsamındaysa yine kullanım amacına göre yapılacak tadilat neyse o amaca göre burada belirtilen önlemleri ve tedbirleri alması amaçlanıyor. Bizim, yönetmelikten anladığımız, değerlendirmemiz bu yönde.
74
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Serdar VURAL (Total İşletmeleri Müdürü) İkinci cümlede “mevcut yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden binalar da mevcut yapı sayılır” diye bir cümle var; ilk cümlede gayet açık, ama ikinci cümle, ilk cümlede “mevcut yapılarda bu yönetmelik uygulanır” diyorsunuz, ikinci cümlede de “yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden binalar da mevcut yapı sayılır” dendiği anda bir çelişki doğuyor; yani, ben, açıkçası, bunun çok daha anlaşılabilir, herhangi bir tartışmaya mahal vermeyecek şekilde “bu yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce mevcut mevzuata uygun olarak inşa edilip ruhsat almış veya yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden yapı, tesis, işletme ve binalarda bu yönetmelik uygulanmaz” ifadesinin çok açık ve net konulması daha sağlıklı olacak diye düşünüyorum. Rıza UZUN (İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü) Dediğinize katılıyoruz, öğleden önceki sunumda da yönetmelikle ilgili ne yaptığımız konusunda bilgi aktarırken, uygulamadan kaynaklanan birtakım tereddütlerin, problemlerin olduğu bize geldi, Bayındırlık Bakanlığına geldi ve iki bakanlık bir araya gelmek suretiyle uygulamayı daha genişletmek, görülen sorunları ortadan gidermek amacıyla bir yönetmelik değişikliği çalışması başlatıldı. Bu çalışma halen devam etmektedir, henüz sonuçlanmadı. Bu söylediğiniz hususlar da o çalışma kapsamında dikkate alındı. Şu anda yönetmelik yürürlükte olduğu için mecburen bu madde üzerinde görüşlerimizi açıklamak durumundayız. Maddenin ikinci paragrafına, sizin bahsettiğiniz “bu yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden” kısmıyla ilgili anlatılmak istenen şudur: Siz, bu yönetmelik yürürlüğe girmeden önce herhangi bir kullanım amacı belirli yapı için ruhsat almışsınız, inşaata başlamışsınız, bu arada yönetmelik çıkmış; siz, ruhsatınızı ruhsat aldığınız tarihteki mevzuata uygun olarak almışsınız; bitmeye yakın veya % 70-80’i tamamlanmış bir binada bu yönetmelik hükümlerini uygulama şansı olmadığı için herhangi bir tadilat yapmak durumunda kalmayacaksınız. Bu yönetmeliği uygula denilse bile uygulayacak durumda olmadığınız için, o da mevcut yapı sayılıyor. Dolayısıyla, bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce sizin almış olduğunuz ruhsat tarihindeki mevzuat neyse, koşullar neyse, bitimine kadar o koşullar sizden istenir. Bu yönetmelikte getirilen ilave hususlar, koşullar sizin binanızda aranmaz anlamını taşıyor buradaki ifade. Dediğiniz gibi, daha anlaşılır şekilde yazılmaya çalışılıyor. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Bunun süreciyle ilgili bir şey sorabilir miyim; hangi aşamada ve ne kadarlık bir zaman içerisinde bu revizyonu gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz? Buyurun.
75

Sabahattin ÖZÇELİK (Sivil Savunma Genel Müdürlüğü Daire Başkanı) Bu yönetmeliğin karıcısı ben olduğum için o soruyu ben cevaplandırayım. Rıza Beyin verdiği cevap doğrudur. Arkadaşımızın, herhalde, birinci ile ikinci paraflar arasında bir çelişki varmış gibi düşüncesi doğru değil; çünkü, mevcut binanın tanımı vardır içinde, o mevcut bina, eğer, yönetmeliğin yayımından önce ruhsat alınmışsa bir yapı için, o da mevcut bina sayılır. Dolayısıyla, bu yönetmelik uygulanmaz, bu yönetmeliğin geçici 1 ve 2 nci maddelerine tabi olur; ama, biz, şimdiki yaptığımız değişiklik çalışmalarında yönetmeliğe mevcut binalarla ilgili bazı hükümler koymak suretiyle yönetmeliği geçici maddelerden de kurtarmak istiyoruz. Onunla ilgili altı aydır çalışmamız var. Takdir edersiniz, mevcut binalarla ilgili düzenleme yapmak fevkalade zor. İstanbul itfaiyesiyle çalışıyoruz, İTÜ, Bayındırlık Bakanlığıyla birlikte çalışıyoruz. İnşallah, bu çalışmalarımız için benim öngördüğüm süre bu yılın ilk yarısı sonuydu, ama onu beceremeyeceğiz, elimizde değil; çok çeşitli kuruluşlardan, başta sizin derneğiniz olmak üzere, bazı öneriler geldi. 29 kuruluşa tekrar sorular sorduk. Söz gelimi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, bugünkü konu olan akaryakıt ve LPG’lerle ilgili bölümün özellikle gözden geçirilerek sizin bakanlığınız kanalıyla çıkarılmış olan tüzük ve sonradan çıkarılan yönetmelikler karşısında ne yapmamız gerekir, ne türlü değişiklikler yapmamız gerekir konusundaki sorumuza net cevaplar alamadık. Tekrar bir yazı yazmayı düşünüyorum özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına. Biz, yönetmeliğin yapıcısı olarak, bu sekizinci kısım olarak, 102 nci maddeden 124 üncü maddeye kadar olan bölümü yönetmelikten çıkarmayı bile düşündük; çünkü, tamamen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılan tüzük ve yönetmeliklerle ilişkili, ama, özellikle tüzük 1973 tarihli, tabiî günümüzün ihtiyacına tam cevap vermeyen hükümler ihtiva ettiği için zaten oraya düzenlemeler getirmiştik; ama, yeni düzenlemelerde, bakanlık, bu konularda tatmin edici düzenlemeler getirdik, yaptık varsayımından hareketle bizim soracağımız sorulara cevap gelirse, biz, bu bölümde düzenlemeleri asgariye de indirebiliriz ya da önerileriyle değişiklikler yapabiliriz veyahut da birlikte çalışmak suretiyle yeni düzenleme de yapabiliriz. Onun için, biraz daha zamana ihtiyacımız var. Yangın Güvenlik Dergisine yazdığım yazıda da bunu söylemiştim, söz de verdim; ama, yine de ihtiyat payını koymuştum. Çünkü, Türkiye’de birkaç kuruluşu, hele hele günümüzde çok güzel olan sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan çalışmalarda zaman unsurunu ortaya koymamak lazım, zamanı biraz geniş tutmak lazım; çünkü, Türkiye, sivil toplum örgütlerine müracaat etmeye yeni yeni alışıyor. Bir sivil toplum örgütü bizi burada topladı, çok güzel bir olay, geçmişte bunlar pek olmuyordu. Dolayısıyla, o saygıyı sağlayarak, ama 2005’i taşırmamak kaydıyla bu işi bitirmeye uğraşıyoruz. Şu anda buradayım; ama, ben Bayındırlık Bakanlığından telefon bekliyorum, çalışmaları tekrar toplantı şeklinde devam ettirme, 10-15 gün sürekli toplantı; çünkü, ekim ayında İstanbul’da 10 gün
76
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

toplantı yaptık, orada sivil toplum örgütlerinden de davet ettik konuyla ilgilileri, katkıda bulundular; ama, Ankara’ya döndüğümüzde, Bayındırlık Bakanlığı Yüksek Fen Kurulunun ayrıca bir incelemesinden geçti. Konu son derece teknik olduğu için, bizim, onlara karşı saygımız sonsuz, çünkü hepsi konunun uzmanı kişiler. Onların görüşünü bekliyoruz, geldikten sonra devam edeceğiz. Yeni binalar için bir sorun yok, yönetmelik şu veya bu şekilde yürüyor, mevcut binalarla ilgili hükümlerin inşallah konulması suretiyle uygulanabilir bir yönetmelik haline getireceğiz. Geçenlerde Sait Halim Paşa Yalısına İstanbul Belediyesi ruhsat verdi otel olarak kullanmak üzere, hiçbir yangın tedbiri alınmadan. Niye alınmadı; otel olarak kiralanmış, Anıtlar Yüksek Kurulu da karşısına çıkıyor “bu bina eski eserdir, anıt eserdir, bir şey yapamazsın” diyor; yangın yönünden önlem alabilmek için de buna ihtiyaç var; belediye sıkıntıya düştü. Beni de itfaiye daire başkanlığından aradılar ne yapabiliriz diye “ruhsat vermeyeceksiniz...” Ama şöyle yetki var, böyle yetki var... Böyle, şöyle yetkiyle yaparsak yine başa döneriz, o zaman hiç mevzuata gerek yok, Türkiye’de yangın önleme konusunda bir ilktir bu yönetmelik ve bu ancak 2002’de çıkmıştır Türkiye’de. Singapur’da bundan 30 yıl evvel çıkmış. Avrupa Birliğine girmeye çalışıyoruz, oralarda bu örnekleri genellikle oralardan alıyoruz, onun için bizim standartlarımızın üzerinde de bazı hükümlerimiz var. Bizim TSE de yeni esas kabul ederek ki, bazı yerlerde yeni tercüme ederek uygulamaya koyduğuna göre, bizim yaptığımız işin de doğru olduğuna inanıyorum. Yıl sonunu geçmemek hedefimiz. Teşekkür ederim. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Teşekkür ederim. Aynı konuda veya bu konuda devam eden önerisi var mı; en azından ben önümdeki notlardan bir şey hatırlıyorum; zaman zaman örneğin TSE standartlarıyla buradaki binaların yangından korunmasıyla ilgili yönetmelikteki bazı sayısal bilgilerle çelişkiler çıkabiliyor. Nota baktığım zaman, mesela istasyon sahası içerisinde 20 metreküplük yangın su deposu ihtiyacı, öbür tarafta TSE’de farklı ölçüler vesaire. Burada en azından bir yönetmelik tadilatı var, gündemde değişiklikler var ve sivil toplum örgütlerinden, ilgili kamu kurumlarından da görüşleri alıyor değerlendiriyorsunuz. Sahadaki boyutuyla baktığımızda, sahadaki insanlar olarak burada aksayan konulardan biri, TSE standardındaki bir başka rakam, yönetmelikteki farklı bir rakam, dolayısıyla, bir saha denetimi olduğunda veya bir ruhsatlandırma aşamasına geldiğinizde, iş sahibi, yatırımcı, bir anlamda zarar görüyor. Dolayısıyla, en azından standartlar ile bu yönetmelikler arasındaki rakamsal uyumların ve organizasyonel uyumların bu tadilat aşamasında bir kez daha elden geçmesinde, değerlendirilmesinde fayda var. Bir soru var, siz sorun, sonra soruya yanıt olarak alalım.
77

Hülya DİNÇER (TURCAŞ) Hemen bu konuyla ilgili olarak aklıma gelen bir şey var; acaba referans vermek söz konusu olamaz mı? Diyelim ki, temel olarak o yönetmelik Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı konusundur ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından da bu konuda bir yönetmelik çıkarılmıştır, ama benzer konuyu İçişleri Bakanlığı da ele almak zorundadır. Acaba, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılmış olan şu şu yönetmeliğe referans vermesi söz konusu olamaz mı? O zaman, bu tip problemlerden uzak kalırız, çelişkilerle karşılaşmayız ve sahada çok daha rahat ederiz diye düşünüyorum. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Cevabı alalım, arkadan gelecek soruyu da alalım. KONUŞMACI Birlikte cevaplayayım. TSE’den arkadaşlar vardı, sabahleyin de Abdullah Bey sunum yaptı. TSE de geçmişte çıkardığı standartları revize etmek için çalışma başlattı, niye başlattı; biz, çağdaş uygulamalara biraz geride kaldık, her konuda, sadece yangın konusunda veya LPG konusunda falan değil. Dolayısıyla, bu çalışmayı başlattı ve TSE’de de bir standardın çıkması ya da değiştirilmesinin sürecini sabahleyin izledik, oldukça uzun zaman oluyor. Dolayısıyla, bizim getirdiğimiz düzenlemede referans oldukça fazla kullanıldı, referansı bilinçli kullanmaya çalıştık; ama, gördük ki, halen yürürlükte olan yönetmelikteki referanslarımız biraz eksik. Bu değişiklik çalışmalarında referansı sıralamayarak da yaptık, dedik ki: Öncelikle bu yönetmelik hükümleri, bu yönetmelikte hüküm bulunmazsa TSE standartları veya IN normları dikkate alınacaktır diye de hükümler getiriyoruz. Tabiî, buradaki ifade ettiğim şekliyle de birebir öyle değil; ama, bunları içeren şekilde düzenlemeler getiriyoruz. Aksi halde, o kadar ilgili referans verilecek yönetmelik var ki, topraklama yönetmeliğinden havalandırma yönetmeliğine, asansör yönetmeliğine kadar bunlar var. Dolayısıyla, referans kullandık, ama sırasını da koyduk, koymamız da gerekiyordu; sonra, Bayındırlık Bakanlığınca çıkarılan yapı malzemeleri yönetmeliği var, yürürlüğe konuldu, bir yıldır tutuluyordu; onunla ilgili, yangın malzemeleriyle ilgili tebliğ de yayımlandı. Tebliğlerde de oldukça iyi düzenlemeler var. Dolayısıyla, bu konuda birsürü çalışma var, sadece bizim çalışmamız ya da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının çalışmasıyla da sınırlı değil. Dolayısıyla, biraz da uygulayarak göreceğiz, özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında şu kadar, 400 küsur maddeyi 17 maddeye düşürdük, acaba uygulamada insanlar neyle karşılaşacaklar; yangın kovası hâlâ yürürlükte mi değil mi sorusuyla karşılaşıyoruz. Bakıyorsunuz, yönetmelikte böyle bir şey yok; yangın yönetmeliğinde, yangın kovası, çengel falan
78
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

yok; ama, Rıza Beyin de söylediği gibi, devlet binalarının yangından korunması hakkında yönetmelik vardı bu yönetmelikten evvel, o yönetmelikten kalma ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılmış olan ve belediyelerce mahalli olarak çıkarılmış olan yönetmelikte, ama yürürlükten kaldırılmış olan yönetmeliklerdeki hükümlere dayalı olarak insanlar arayabiliyorlar. Bu bireysel uygulamadır. Bunların da sonunda üstesinden geleceğiz inşallah. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Teşekkür ederim. Beyefendinin bir sorusu vardı; buyurun. Sinan DOĞANER (BP Petrolleri AŞ) 2001 yılında, Yılmaz Bey çok iyi bileceklerdir, LPG ile ilgili böyle bir kaos vardı, o zaman TSE olsun, belediye yönetmelikleri olsun, parlayıcı patlayıcı maddeler tüzüğü olsun, ortada bir karmaşa vardı. Şimdi standart dediğiniz zaman burada atıflar çok sayıda var; fakat, o zaman, biz, GSM yönetmeliği –ben de o çalışma grubunun içindeydim- esas alınarak bir yönetmelik oluşturuldu Sanayi ve Ticaret Bakanlığının önderliğinde ve o konun olarak çıktı ve tüzük üzeri olduğu için de bütün alt grubu da bağladı ve sektöre bir düzen geldi. Burada da benzer bir şey yapılabilir. Bu bağlamda, TSE ile ilgili özellikle 12820 ile ilgili önemli gördüğüm bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum, PETDER toplantılarında da dile getirmiştim. Çıkacak olan standart, az önce de Total’den beyefendinin değindiği konu, 12820 çıktığı ve geçerli olduğu tarihten önceki istasyonlarda nasıl uygulanacak? Çünkü, biz, sahada şununla karşılaşıyoruz: Yönetmelik, standart Resmî Gazetede yayımlanıyor, ertesi gün denetlemeci arkadaşlar gelip istasyonlarda bu emniyet mesafelerini arıyorlar. Önerim: Belli makul bir süre verilip –bu, beş yıl, on yıl olabilir- bu süre zarfında istasyonda yapılacak tadilatlar esnasında bu mesafeler aralanabilir, aralanamayan mesafeleri tutturamayan istasyonlarda o günün şartlarına uyamıyorsa gerekliyse eğer, kamunun faydası önde geleceği için belki de kapatılabilir. Müsaade ederseniz 2 de sorum var: Bir tanesi Aydın Beye. Yanlış hatırlamıyorsam, atık yönetmeliği ve maliyetlerden bahsedildi. Serbest piyasa şartlarında faaliyet gösteriyoruz 1 Ocaktan itibaren. Atık yönetimi dediğimiz zaman atıktan uzaklaşması, bunlar birer maliyet. İstasyon işletme maliyetlerinin yatırım maliyetlerine etkisi var. Bunlar nasıl denetlenecek, sektörde nasıl bir denetleme mekanizması var? İkinci sorum Saadettin Beye: Şirket çalışanları şirketten ayrılıp müteahhitlik hizmeti veya dışarıdan danışmanlık hizmeti veremezler eğer doğru anladıysam, bu sektörde bilgi birikimi, tecrübe kaybına sebep olur diye düşünüyorum. Teşekkür ederim.
79

Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Aydın Bey, önce sizden alalım. Dr. Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı) Teşekkür ederim. Bertaraf maliyetlerinden herhalde söz ediyoruz, yanlış anlamadım, doğru. Sabahki sunumda üzeri biraz kapalı geçti, şimdi, Türkiye’de 2,6 milyon ton tehlikeli atık üretiliyor yılda, bunun bertarafı konusundaki İzaydaş kapasitesini de vermiştim; ama, enteresandır, İzaydaş, bu kapasitesinin, geçtiğimiz 9 ay veya o civardaki bir süreye denk gelen sırada % 20’lere kadar düşmüştü, bir hayli gerilemişti. Şimdi son ayların verilerine göre zaman zaman % 70’lerin üzerine çıktığını görüyoruz. Şu nokta doğru; bunu, sektörün bizimle olan yüzyüze görüşmelerde, yazışmalarda ve bu kabil ortamlarda da görüyoruz, şu anda 1 ton tehlikeli atığın Türkiye’de bertarafı 400 euro civarında, bu, çok yüksek bir rakam; ama, biz şuna inanıyoruz: Gerçekten bertaraf tesislerinde usulüne uygun olarak bertaraf edilmesi gerekli olan tehlikeli atıkların ideal olan tamamı, ama büyük bir bölümü bu tesislere yönlendirilebilirse bu fiyatların, işletme maliyetlerinin daha aşağı düşeceğini düşünüyoruz. Bir de şu var: Türkiye’de bu dönemde seslendirdiğimiz bir konu var, bir çevre endüstrisinin oluşturulması. Ne demek çevre endüstrisi; arıtma tesislerinden atık bertaraf tesislerine kadar –ki, entergre tesislerden söz ediyorum- ve bunların bütün knowhowlarının, bütün alet, edevat ve ekipmanlarının yapımı, montajı, işletilmesi, bununla ilgili eğitim ve uzmanlık çalışmalarının gerçekleştirilmesini bünyesinde barındıran bir çevre endüstrisi sektörünün oluşturulması Bakanlığımızın hedefleri arasında. Türkiye’de çok ciddî anlamda faaliyet gösteren müteahhitlik firmaları var; ama, ben, bu sektörde faaliyet gösteriyorum ya da kamu nazarında ya da müşterisinin, sektörünün nazarında tamam, bu sektör ya da bu firma çevresel endüstri konusunda çalışıyor diyebileceğimiz, maalesef, şu anda firma ya da firmalar neredeyse yok denecek kadar az. fAaliyetleri itibariyle çevreci faaliyetler gösteriyorlar, çevre endüstrisi oluşturuyorlar; ama, bunların bir formatı gelişmedi, bir sektörü oluşmadı; bunun oluşması konusunda bizim çalışmalarımız var, sektörü bu yönde tetiklemeye çalışıyoruz tabir caizse, harekete geçirmeye çalışıyoruz ve bu faaliyetlerin toplamının bir çevresel endüstri faaliyeti olarak tanımlanması yolunda çalışmalarımız var; ama, eleştiriniz haklıdır, Türkiye’de şu andaki bertaraf ücretleri gerçekten çok pahalıdır. Denetim konusuna sabah temas etmiştim, denetim konusundaki bizim temel belgemiz ulusal atık taşıma formu. Ulusal atık taşıma formunun şu andaki işleyişi konusunda bizim de tespitlerimiz ve sıkıntılarımız var. Bunun üzerinde bir çalışma yapıyoruz; ama, buradan çok açık bir davette bulunmak istiyorum: Bu anlamda sektörün tespit ettiği yanlışlıklar varsa, biz, bunu, gerek yazılı gerek sözlü olarak yapılan çalışmala80
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

rımıza yansıtmak üzere sizlerden bekliyoruz. Bu manada ulusal atık taşıma formunu istenilen ideal düzeye oluşturduğumuz zaman, fonksiyonel anlamda geliştirdiğimiz zaman pek çok sorunun da çözüleceğini de düşünüyoruz. Teşekkür ederim. Sinan DOĞANER (BP Petrolleri AŞ) Çıkan atığı takip etme denetimi olması lazım ya da çok büyük yaptırımlar, çok ceza olması lazım yakalandığı zaman; başka türlü caydıramazsınız insanları. Bir tank değişimi yapacaksınız, tankların içini temizliyorsunuz veya test yapıyorsunuz; suyla test ettiniz diyelim tankta kaçak var mı yok mu; çıkardığınız aldığınız suyu İzaydaş’a yolluyorsunuz, içinde çok az miktarda yakıt olduğu için çok büyük ücret ödüyorsunuz. Dolayısıyla, bunlar maliyetler. Birçok firma bunu yapıyor, bazı firmalar da yapmıyor, sektörde yatırım anlamında söylüyorum, o anlamda denetim nasıl yapılacak diye merak etmiştim. Dr. Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı) Doğru, sabah ifade etmiştim; atığın üreticisi ile bertarafçısı arasındaki sirkülasyon bu döngü içerisinde, bakanlığın da nihai bilgileri toplayıp değerlendirmesi konusu. Burada klasik anlamda birebir denetim ya da teftiş olayından ziyade, üretici ile bertarafçı arasındaki sistematiğin iyi kurulmasının daha akılcı olacağını düşünüyoruz. Oluşturulacak databanklar üzerinde bu verilerin daha sağlıklı kullanılabileceğini düşünüyoruz. Şimdi, sizin verdiğiniz örnekteki olaya baktığımız zaman da, maalesef, bizim bu konuda bir rekabet geliştiremeyişimizden kaynaklanıyordu. Şu anda şu veya bu şekilde bir bertaraf tekeli var maalesef. Burada bir cazibeyi geliştirmek durumundayız, cazibe nasıl gelişir; düzenlemeler, sizi, tehlikeli atığınızı bertarafa mecbur eder, bununla ilgili yaptırımlar getirir, bununla ilgili de bir sektör çıkar, ben bu işi daha ucuza yapacağız, ben bu işi daha efektif yapacağım; maliyetlerinizi bir hayli düşürücü size cazip teklifler getirecek. Ancak bu şekilde sağlayabiliriz. Şu andaki çalışma, maalesef, tekel ağırlıklı bir çalışma olduğu için sektör rekabete açılamadığı için biraz işin sıkıntısı buradan kaynaklanıyor. Teşekkür ederim. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Ben orada bir ekleme yapmak istiyorum yaşadığımız bir şeyle ilgili; ama, bu arada soru yarım kaldı, Sadettin Beye de soru yöneltmiştiniz, Sadettin Bey, sizden yanıtı alalım, evvela bir soru tam olarak yanıtlanmış olsun. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Yangın yönetmeliğiyle ilgili de bir pas vardı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, onunla ilgili de bilgilendirme yapmak isterim.
81

Yeni mevzuat, iş sağlığı ve güvenliği anlamında yeni mevzuat yaklaşımını sabah detaylı olarak ortaya koymuştuk, dolayısıyla, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından bundan sonra ne yangınla ilgili ne başka bir şeyle ilgili adım adım, madde madde, metre metre tarif eden bir şey kimse beklemesin. O parlayıcı patlayıcı maddeler tüzüğümüz 350 küsur maddeydi, diğerleri de bu kanundaki sıkıntı hallolduktan sonra yürürlükten kalkmış olacak. Mesela, onun yerine yürürlüğe girmiş olan patlayıcı ortamların tehlikelerinden çalışanların korunması hakkında yönetmelik 14 madde. Buradaki yaklaşım şudur: Olmaz olmazları ortaya koyuyoruz, detay yolu uygulayıcıya bırakıyoruz; yani, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yaklaşımı bu. Çok gereken yerde de standartlara atıflar yapılıyor. Dolayısıyla, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, bundan sonra, yangınla ilgili veya binaların veya fabrikaların yangından korunmasıyla ilgili daha detaylı bir şey çıkarmayacak, böyle bir hazırlık yok; ama, tüzüğün yürürlükten kalkması tamamen kalkmaması hukukî bir sorundan dolayı. 4857’nin geçici 2 nci maddesi şöyle diyor: “Yenileri hazırlanıncaya kadar eski tüzük ve yönetmeliklerin hükümleri yürürlüktedir” Hukukçular, her bir maddenin karşılığı yeni bir madde düzenlenmediği sürece bu maddeler yürürlüktedir gibi bir yorum yaptı; ama, bu, hukukçuların, kanunu hazırlayan da bilim kurulu da hukukçu profesörlerden oluşuyor, böyle bir şey çıktı ortaya; ama, bu, istenen, beklenen, amaçlanan bir sonuç değil; bu, bugünlerde çözülecek, olmazsa bir kanun maddesiyle çözülecek; yani, fiilen hukuken yürürlükte, ama kalkmış olması gerekiyordu ve önünde sonunda kalkacak. Yani, parlayıcı patlayıcı maddeler tüzüğünü unutacağız artık, iş sağlığı ve güvenliği tüzüğünü unutacağız, eski mevzuatın tamamını... Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Efendim, hukuka benim aklım çok fazla ermiyor, hukukçu arkadaşlar bu sorunu çözmeye çalışıyorlar, çünkü onlar dolaştırdılar, biz dolaştırmadık; ama, çözmeye çalışıyorlar, çözülecek, çözülmesi gerekiyor. Dediğim gibi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu konudaki yaklaşımı, temel olmazsa olmazları koyup, ondan sonra uygulamayı esas o işin ehline, o işi gerçek yapanlara bırakmak. Nitekim, bu bahsettiğim patlayıcı ortamlarla ilgili yönetmelikte de hemen amaç ve tanımlardan sonra patlamaların önlenmesi, patlamadan korunma, arkasından risk değerlendirmesi ve risk değerlendirmesinin çerçevesi çiziliyor, diğer bilgiler, genel çerçeveler çiziliyor; ama, bu, başı boş bırakmak anlamında değil. Genel kriterler, olmazsa olmazlar konuyu detaylar, uygulamalar oraya bırakılıyor; çünkü, teknolojik gelişmeler çerçevesinde özellikle endüstriyel anlamda tesislerin tamamını belli şablonlara oturtmanız mümkün değil. Çok farklı yerlerde çok farklı riskler oluşabiliyor. Bunları, mutlaka, hem ortama göre hem kullanılan maddeye göre hem işletme şartlarına göre değerlendirilmesi gerekiyor. Arkadaşımızın sorusuna gelince; şirket çalışanları müteahhitlik hizmeti veremeyecekler mi? Benim o söylediğim söz 4857 Sayılı Kanunun 2 nci maddesi yanlış hatırlamıyorsam, cümle aynen şöyle: “Daha önce o işyerinde çalışan kişi ile alt işveren ilişkisi kurulamaz.” Buradaki kanun koyucunun amacı da geçmiş dönemde bu olay
82
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

çok fazla istismar edildi, işyerlerindeki usta ve ustabaşılar vergiye kaydettirilerek taşeron gibi gösterilerek işyerindeki işçi sayılarının bölünmesi yolunda gitti. Sanıyorum bunun önlenmesi için; ama, doğrudan kişiyle ilişki kurulamaz da orada taşeron olarak olan bir firmada bu kişiler çalışamaz mı veya tüzelkişilik kurarak olamaz mı; bunun yorumunu hukukçulara yaptırmak lazım. Bu cümle, 4857 sayılı Kanunda var. Eğer yanlış deniyorsa düzeltilmesi için de çalışmak gerekir. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Buyurun. KATILIMCI O konu önemli, gerçek mi tüzelkişi mi; çünkü, sektörde bilgi birikimini kaybetmemek lazım. Birçok arkadaşımız belli bir süre çalışıyor, sonra belli konularda eğitimci olarak bize yardımcı oluyor, gerçek kişi olarak olamıyorsa bile tüzelkişi olarak muhakkak olması lazım diye düşünüyorum. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Cümle bu, kanunda var, bunun yorumunu hukukçulara bırakıyorum; çünkü, beni biraz aşar. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Buyurun. KATILIMCI Belki burada bir uzmanlık lafını koyabiliriz veya eğitimcilik gibi vesaire gibi; çünkü, Avrupa’da bu sistem işliyor, bunu çok iyi biliyoruz. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) İşveren tanımında o belirttiğiniz var, uzmanlık gerektiren işler dışında alt iş veren, asıl iş bölünerek alt işverene verilemez ifadesi de aynı maddede yer alıyor zaten. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Biraz çok sınırlayıcı ifade gibi geliyor, özellikle de kanunla gelmiş olması sanki işi, yönetmeliklerle olsa belki düzeltmesi daha kolay ama.... Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) 4857 sayılı Kanun, özellikle çalışma hayatında anlaşma sağlanması çok zordu. İlk defa işçi ve işveren tarafları, seçilmiş bir bilim kurulu üzerinde anlaştılar, dediler ki: Bu kurulun hazırlayacağı kanunu biz size kabul ediyoruz. İşçi ve işveren sendikaları. Hükümet de, siz ikiniz de razıysanız ben de kabul ediyorum dedi ve bu bilim kurulunun hazırladığı kanun bu şekilde ortaya çıktı. Bu, hükümetin tasarı olarak hazırlayıp veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının hazırladığı bir kanun tasarısı değil; hazırlanış tarzı, işçi işveren taraflarının seçerek bir araya getirdiği bilim kurulu tara83

fından hazırlandı ve iki taraf da üzerinde mutabık kaldığı için bakanlık da güle oynaya bu tasarıyı Meclise sevk etti ve senelerden beri ilk defa tartışmasız böyle bir değişiklik oldu. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Ben, kanunla ilgili yine bu bir iki yorum şeyi var, oraya girmeden önce tekrar size yönelteceğim; ama, yarım kaldı bir anlamda Aydın Beyin açıklaması oldu ulusal atık taşıma formuyla ilgili ve denetim sorusuyla ilgili. PETDER olarak yaptığımız bir faaliyet sonrasında karşımıza çıkan bir sorun ve o sorunun bir sonucu olarak bir öneriyi getirmek istiyorum Aydın Beye. Yönetmelik, atık motor yağlarını üretici firmaların toplaması mecburiyetini getiriyor ve bu mecburiyeti de kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum organizasyonuyla yapmalarına olanak sağlıyor. Dolayısıyla, PETDER de böyle bir çalışmayı sahada yürütüyor 1,5 yıldır, bu atık motor yağlarını toplayarak yine bakanlıkça lisans verilen çimento fabrikalarına bertaraf etmek üzere teslim ediyoruz; ama, uygulamada bir sürü sıkıntı var. İki konu; bir tanesi, formun kendisiyle ilgili, onu önermek istiyorum; ikincisi de denetimle ilgili. Formla ilgili olarak bu türlü atıkların ulusal atık taşıma formuyla taşınması bir yasal yükümlülük; yalnız, uygulamalara baktığımızda yağ konusunda birsürü işletme bu yağları topluyor, yok motorine katılıyor vesaire devam ediyor. Ulusal atık taşıma formları o kadar bağımsızca herkes tarafından bastırılabiliyor ki, yani, siz, şu anda buradan çıkıp, üstüne ulusal atık taşıma formu yazıp bir form bastırıp tehlikeli bir atığı taşıyıp, ondan sonra da bu formu rahatlıkla yırtıp atabilirsiniz; yani, illegal olarak bunu yapabilirsiniz. Dolayısıyla, bunun bir anlamda denetim altına alınması lazım diye düşünüyoruz ve az önce sohbet ederken söyledim, Maliye Bakanlığı için fatura, sevk irsaliyesi neyse, bence, Çevre ve Orman Bakanlığı için de ulusal atık taşıma formu o kadar kıymetli bir evrak olmalıdır, hatta bu evrak üzerinde vergi numarasına kadar detaylı bilginin olması lazım ki, geriye dönük atık takibi yapılabilsin. Biz, bu öneriye bakanlığımıza götürdük, hakikaten değerlendiriliyor ve ilerlediğini biliyoruz, ama biraz daha hızlanabilirse daha iyi olacak. İkincisi denetim; ne yazık ki, bu uygulamada bakıyoruz ki, başta kamu kurumları ilk yönetmelik ve kurallara uymaları gerekirken, bugün İETT, EGO, Karayolları gibi elinde büyük miktarlarda atık yağ oluşan işletmeler, yönetmeliği 1,5 senedir hiçbir şekilde uygulamıyorlar ve kurallara uygun olmayan bir şekilde rahatlıkla satıp herhangi bir şekilde bunun belgelenmesi, takibini yapmıyor. Dolayısıyla, ben de bu soruyu sormak istiyorum izin verirseniz. Denetim hakikaten önemli ve bu denetim herkes üzerinde eşit olmalı. Eğer bir düzen, kural, yaptırım
84
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

geliyorsa, bu kamu kurumu olsun, özel sektör olsun;yani, şu anda ben buradan size taahhüt edebilirim ki, 1,5 senedir atık yağların kontrolü yönetmeliği Türkiye’de hiçbir yerel yönetim tarafından yerine getirilmemiştir. Aydın Bey, biraz eklemek ister misiniz bilmiyorum. Dr. Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı) Teşekkür ederim. Özellikle son birkaç aydır Türkiye’de sahtecilik ve fason iş bir hayli medyanın gündeminde, artık çok önemli belgeleri bir tarafa bırakalım, paralar basılabiliyor, aslına uygun ya da benzetilmek suretiyle birtakım belgeler bazı kötü niyetli kişilerce çoğaltılabiliyor. Ne yapılabilir; bu, asgariye indirilebilir. Bu meyanda, Bakanlığımızın kuruluşundan bu tarafa, 1991 yılından bu tarafa yürürlükte olan düzenlemeler kadar 2003 yılı sonu ile 2004 ve 2005 yılının ilk yarısı arasında düzenleme yapılmıştır. Sadece Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünce saydığım süre içerisinde 8 yönetmelik ve yine 4 yönetmeliğin de revizyonu gerçekleştirilmiştir. Bunlar yeni uygulamalar, bunlar özellikle AB’ye uyum kapsamında Ulusal Programda öngörülen ve takvime bağlanan uygulamalar. Bu sene içerisinde önümüzde olan çalışmalar da var. Sabah ifade etmiştim, biz, bunda, gerek katılımcılık gerekse uygulamanın sıhhatli olabilmesi için eğitim, altyapı, bununla ilgili düzenlemelerin geliştirilmesi noktasında bir geçiş süresi verilmesini de yönetmelikte öngörüyoruz; ama, eksiklikler olabilir, belki ideal olanı bu değil, ama Türkiye şartlarında yaşayarak, uygulayarak göreceğiz. Bunu nasıl önleyebiliriz; Katılımcılıkla önleyebiliriz. Önerileriniz her zaman bakanlığımızca değerlendirilir, kısa süre içerisinde işbirliği halinde bunu çözebiliriz diye düşünüyorum. Teşekkür ederim. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Teşekkür ederim. Buyurun. Cevat ÇALIŞIR (Tüpraş) Binaların yangından korunmasıyla ilgili yönetmelikle ilgili ikametgaha açık olan çok katlı binalarda yangın merdiveni binanın iç tarafında, mesela asansörün yanında olabilir mi? Teşekkür ederim.
85

Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Buyurun. KONUŞMACI Çok katlı binalarda yangın merdivenleri, binalar kullanım amaçlarına göre belirli sınıflara ayrılmış ve bu kullanım amacına göre de özellikleri ayrıntılı açıklanmış. Konut binaları içini, hangi binanın çok katlı olduğu da tariflenmiş. Yapım aşamasında, daha doğrusu projelendirme aşamasında normal merdivenlerin yangın merdiveni olarak da özelliklendirildiği takdirde ayrıca bir yangın merdiveni olarak dışarıdan bildiğimiz anlamda bir yangın merdiveni yapılmasına zaten gerek yok; ancak, normal merdivenler –konut binaları için söylüyorum- yangın merdiveni özelliğinde yapılmamışsa veya o özelliklere sahip değilse, dışarıdan yangın merdiveni özelliği tanımlanan özelliklere göre bir yangın merdiveni yapılması gerekiyor. Bilmiyorum yeterli oldu mu. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) İkinci bir soru vardı; buyurun Aydın Bey, belki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da ilgilenebilir o soruyla. Dr. Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı) Soru doğrudan bizimle alakalı değil; ama, Türkiye’de sevindirici bir olay var bizim bakanlığımız ya da çalışmalarımızla alakalı. Günlük hayatı ilgilendiren her türlü problemle ilgili vatandaşlarımız bize başvuruyor ve o ölçüde ciddî anlamda bir kamuoyu desteğimiz var, insanlarda çevre bilincinin artırılması yönünde. Dolayısıyla, bir zahmeti bir de külfeti var. Geçtiğimiz mart ayında çıkarılan acil müdahale kanunu denizlerde; bu önemli bir başlangıçtır. Bu manada birtakım düzenlemeler getirmektedir. Öte yandan, gemilerden atık alınmasıyla ilgili limanlarda atık kabul tesislerinin kurulmasıyla alakalı, yine, Denizcilik Müsteşarlığıyla müştereken çıkarılmış bir yönetmelik söz konusudur. Bu iki çalışma bir anlamda, bu manadaki problemlere de belli ölçüde cevap verebilecek niteliklerdedir. Türkiye’de Türk boğazları üzerinden akaryakıt transferi konusunda her geçen gün artış ve beraberinde de geometrik olarak büyüyen bir risk söz konusu. Bunları önlemek ancak bu manadaki düzenlemeleri çok akılcı bir şekilde hayata geçirmek ve iyi yetişmiş bir uzman kadroyla da bunları takip etmek gibi bir mecburiyetimiz var. Biz, özellikle İskenderun Körfezinde batan Urla Gemisinden sonra Türkiye’de denizce kıyısı olan 31 ilin valiliği marifetiyle il müdürlüklerimiz marifetiyle bölgelerinde bulunan batık gemilerin bir envanterini istedik, bu manada problemleri tespit etmek
86
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

istedik; bu ve buna yakın 60 geminin çeşitli nedenlerle bağlı, yan yatmış ya da batma tehlikesinde olduğunu tespit ettik ve ilgili idareye, bununla ilgili önlemleri almak üzere anında durumu bildirdik ve takip ediyoruz. Denizcilik bizim işimiz değil, ama kirliliğin olduğu her yerde Çevre ve Orman Bakanlığı var. Teşekkür ederim. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Buyurun. KATILIMCI Direkt sorumun cevabı olmadı; aslında, salonda bu işin uygulayıcıları var, İstanbul Boğazında, Marmara’da, Anadolu ve İstanbul yakasında LPG tankerlerini naklediyorlar, onlar belki daha iyi cevap verebilir hangi tedbirleri alıyorlar. Batan RO-RO gemisinde –ben gemiyi görmedim, şu anda denizin içinde- yeterli tedbir alınmadığını düşünüyorum; ama, resmiyette söylenen yeterli tedbirler alınmıştı; tabiî, orası bana bir soru. Onun için gündeme getirdim. KATILIMCI Erol Bey, küçük bir ilavem olacak. Bu tamamen bize has bir olay; ne demek istiyorum: Gemi üzerindeki LPG tankları iyi bağlanmamış, bunun binlerce örneğini görüyoruz akşama kadar, kamyonlardan bir başımıza taş düşmediği kalıyor. Bu iş disiplinle alakalı bir şey. Bir armatör bu işi çok güzel yapar, aldığı tankları çok güzel bağlar, sabitler, monte eder, ilgili yere kadar götürür ve boşaltır ya da oraya indirir. Biri de biraz gelişigüzel yapar. Bu LPG tanklarının RO-RO gemilerinden düşmesinin tek nedeni işin düzgün yapılmaması; yoksa, ilk defa yapılan bir transfer değil, yani işin özelinde olduğu zaman problem iş disiplininin zayıflığından kaynaklanıyor. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Bir şey eklemek ister misiniz? Sizin ilgi alanınıza girdiği için söyledim. Süreyya GÖKSU Teşekkür ederim. Aslında siz biraz cevabını verdiniz. Bu batan gemi RO-RO değildi, eski bir gemiydi, hatta bazı sigortalar da o gemiye sigorta özelliğini, sigortalanacak şekilde görmediler, sigorta kapsamından çıkardılar. Şimdi o firma yeni bir gemi yaptırıyor, tabiî, teknik özelliklerinin uygun olduğunu söylüyor; ama, İstanbul Boğazından geçiş için tek bir yol var, o da Denizcilik İşletmelerinin araba vapurlarıyla itfaiyeden, vapurun içinde bir itfaiye aracıyla beraber geçirmektir, asıl yol bu; fakat, ikisinin arasında çok ciddî maliyet farkı var. Biz, bu yolu deniyoruz, ama diğer firmalar daha ucuz yolu deniyorlar. Arada da böyle bir farklılık oluyor. Tabiî, bu, konunun dışında. Teşekkür ederim.
87

Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Başka bir soru; beyefendi buyurun. KATILIMCI Güvenlik önlemlerini görüştük, bir de şu anda piyasaya sıkıştırılmış doğalgaz arz edilmektedir, bazı işyeri ve konutlarda kullanılmaktadır bu. Bununla ilgili yeterli yasal... Avrupa’da birçok ülkede kullanılıyor, ama ülkemizde böyle bir TSE’de yeterli standart veya yeterli yönetmelikler var mı? Hangi yönetmelikler dahilinde, bilhassa sıkıştırılmış doğalgaz LPG’den ucuz olması nedeniyle bazı firmalar bu sıkıştırılmış doğalgazı oksijen tüplerini kırmızıya boyayarak bazı işyeri ve konutlarda kullanıyorlar. Teşekkür ederim. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Toplantımızın konusu olmamakla birlikte şu anda yanıtlayabilir miyiz bilmiyorum; ama, TSE’den belki bir açıklama alabiliriz, bu konuda bir düzenleme, bir standart, bir hazırlık var mı veya ilave katkıda bulunacak bir arkadaşımız var mı? KATILIMCI Doğalgazla ilgili TSE’nin bir komitesi vardı, makine grubuna bağlıydı, sonra petrol grubuna bağlandı, tekrar iptal edilip ilgili kısımların bir kısmı makine grubuna, bir kısmı petrol grubuna bağlı olarak kaldı. Doğalgazla ilgili çalışma var, sıkıştırılmış doğalgazla ilgili bir standart var, o standarttan tercüme yapıldı, görüşe gönderildi ilgili kuruluşlara; fakat, o standardın enleşmesini bekliyoruz ki, bir defada yayıma sunulsun ya da değişiklik olup olmayacağını görmek istiyoruz. Böyle bir çalışma Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Buyurun beyefendi. Cengiz ŞAHİN (BP) Petrol sektöründeki farklı sivil, resmî ve diğer birimler buradayken herkes, sanıyorum, TSE 12820’nin istasyon dizaynını zorlaştırdığında, maliyetleri artırdığında hemfikir. Biz, sahada pratik olarak uygulayıcılar olarak oldukça zorlanıyoruz, büyük bir alanda bile bir istasyon kurmaya ya da otogazla birlikte akaryakıt istasyonu kurmaya. Bunun için, hazırladığımız, çalıştığımız bir öneri tablomuz var uluslararası kriterleri de gözönünde tutarak; ama, Türkiye’de uygulanabilir olacağını düşünerek bu mesafeler sahada pratik olarak elde ettiğimiz mesafeler; ama, bunu da uluslararası kurallarla kriterlerle desteklediğimiz SÇK’e de uyduğumuz kriterler ne zaman ele alınabilir, bu ne zaman netice verebilir? Yoksa, hem mevcut istasyonlarda kilit noktalarda şehir içinde istasyonlar var, belki teknolojisini doldurmuş; ancak, bu TSE 12820’ye uyumdan dolayı caydırıcılık söz konusu olduğu için yenilenemiyor ya da
88
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

çok büyük bir alanda yine gerekli olan bir alanda petrol şirketleri istasyon kuramıyor. Bu ne zaman netice verebilir böyle bir çalışmanın TSE’de değerlendirilmesi? Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Siz başlamadan bir ekleme yapayım. O konuda TSE’de bir toplantı, TSE 12820 ile ilgili akaryakıt istasyonlarının doğrudan bu mesafelerle ilgili bir çalışma toplantısı yapıldı, o toplantıda temel olarak bazı görüşler, değerlendirmeler de sunuldu ve o toplantının akabinde de sektörden buna referans edebilecek uluslararası birtakım standartlar, dokümanlar ve örneklerle bu önerilerin desteklenmesinde yarar olduğu iletildi. Bu çerçevede biliyorum ki bir hazırlık çalışması yapıldı, bitti, birkaç tane uluslararası standartta ve bu tablo halinde önerilme aşamasına geldi; ama, burada bir parça zaman da yitirmiş olabiliriz. Dilerim ki, çok da fazla bir zaman kaybetmiş değiliz. Bu bilgiyi de aktarmak suretiyle yanıtı alabilirsek memnun olurum efendim. Abdullah DURAN (Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi) Sizin de açıkladığınız gibi bu konuda üç dört aydır bir çalışma başlattık, ilgili derneklerle de toplantı yaptık. Biz, 12820 standardını hazırlarken Amerikan standardı FBA 30 A’yı esas aldık, onun dışında bazı istisnai şeyler var, birebir almadık tabiî, Türkiye’nin durumu yahut da ilgili kurumların önerileriyle bazı mesafelerde farklılıklar olabilir. Bu çalışmanın yeniden ele alınması için talepte bulundu ilgili dernekler ve sanayi. Biz böyle bir çalışmaya başladık; yalnız, bizim sıkıntımız şu: Avrupa’da N standardı olara hazır bir standart yok, biz TSE olarak genelde N standartları birebir alıp uyguluyoruz veya bütün standartlarda. İstasyonlarla ilgili 4’lü standart var, işte, bu, dispenserler, bu emniyet ayrılma bağlantıları, döner bağlantılar gibi; bu standartlara görüşü gönderdik, yakında çıkacak. Zaten onlar çıktığı zaman mecburen 12820’den de oraya atıf yapmak durumunda olacağız. Çalışmalar ne zaman biter; Bayiler Derneğiyle görüşmüştük, bize doküman sağlaması için, yani Avrupa ile ilgili, Amerika’daki mesafeler belki farklı olabilir; bazı dokümanları –biraz önce kendileriyle görüştük- sağlamışlar, getirecekler. Diğer kuruluşlardan gelirse hepsini beraber değerlendirip yine ilgili kuruluşlarla belki bir toplantı yapacağız dernekle ve sektörle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Çevre ve Orman Bakanlığıyla. Bizim bu çalışmalara başlamamız için önce TSE’nin 25 Mayısta seçimi var, belki yönetim değişecek belki değişmeyecek; gelen yönetime göre bizim ihtisas kurulu çalışmaları ne zaman başlayacak, daha bu belli değil; ancak, 25 Mayıstan sonra önümüzü görebileceğiz diye tahmin ediyorum. Mevcut yönetim, haziran ayında çalışmalara başlanmasını istiyordu; ama, seçimden sonra ne olacağını bilmiyoruz. Çalışmalar ne zaman başlarsa, bizim ilk gündemimizde bu konu olacak.
89

Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Çok farklı ülkelerde bu konu değişik standartlarda, arkadaşlar çalıştı, PETDER olarak da bir çalışma yaptık, gördük ki, Avrupa ülkelerinin birçoğunda farklı, bazısında standart var bazısında yok, bazısı başka bir yerden atıf yapmak suretiyle yapmış; ama, İngiltere, İspanya, Portekiz’in çalışmaları tamamlandı, onların tam çevirileri de yapıldı. Onlardan da, bayilerimizle görüşerek ortak bir metin haline getirdik. Tahmin ediyorum hem bu standartları hem de o önerileri önümüzdeki hafta sunabilecek durumda olabileceğiz diye düşünüyorum. Buyurun Turgay Bey. Turgay BİNYILDIRIM (PETDER Temsilcisi) Bir de, ben, bu sorular bölümünde genel bir değerlendirme yapıp, konuşmacılara sunmak istiyorum. Ana sıkıntılarımız nelerdir; ama, ondan evvel bir sorum var Saddettin Beye: Bizim 4857 sayılı Kanunumuz ve onunla birlikte son çıkan yönetmelikler hazırlanmadan önce akaryakıt istasyonları için –ben öyle hatırlıyorum, yanılabilirim- sorumlu müdür atanmıştı bir yönetmelikte. Yanlış hatırlamıyorsam belki LPG belki akaryakıt ve LPG idi, onu tam hatırlayamıyorum; yanılmıyorsam 5’e kadar istasyonu alabilir vesaire denilmişti. Orada üstünde durduğum, makine mühendisleri odası İstanbul Şubesinin komisyonunda buna görüş bildirdik, oradan aklımda kaldığı kadarıyla toparlamaya çalışıyorum. Bu sorumlu müdür, müdürden kasıt, iş sağlığı ve güvenliğiyle veya teknik konularla ilgili, güvenlik ve emniyetle ilgili prensipleri hayata geçirebilmekti. Arkasından bizim 4857 ve ilgili yönetmelikleri geldi. Burada iş sağlığı ve güvenliği uzmanı tanımlanmış olarak karşımıza çıktı. Son uygulamalarda akaryakıt istasyonu için söylemiyorum bunu, fakat terminallerimiz için, yani akaryakıtı depoladığımız büyük tesislerimiz için sorumlu müdür istenmeye başlandı bizden. Biz de dedik ki, galiba bu ikisini karıştırıyorsunuz değerli iş müfettişi arkadaşlarımız; siz, iş sağlığı ve güvenliği uzmanını istiyorsunuz, bakın o buradadır, biz de sorumlu müdür dediğimiz şey, tesisin müdürüdür, çünkü yerel makama karşı, resmî makamlara karşı sorumlu olan tesis müdürleridir. Bu konuda bir açıklamada bulunur musunuz, biz mi hata yapıyoruz, nedir bunun doğrusu? Bunu öğrenmiş oluruz. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenliği Bakanlığı) Hata yapmıyorsunuz, bahsettiğiniz yönetmelik sanıyorum Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından çıkarılmıştı, ama çalışmalara bizim bakanlığımızdan da arkadaşlarımız katıldı ve bir hayli katkı da verdiler, hatırladığım kadarıyla Kâmil Sami Ekemen Bey katılıyordu ve o konuda da çok çalıştı. O zaman, bu iş sağlığı ve güvenliği uzmanlığı konusu hiç gündemde yoktu. Açıkçası, biz, daha önce mevzuat değişikliği, tüzük
90
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

değişikliği için çok uğraştığımız ve umutlarımızı tamamen yitirdiğimiz için böyle bir beklentimiz de yoktu. Sizin sorduğunuz depolama tesisleriyle ilgili sorumlu müdür kavramı, sanıyorum, kimya mühendisleri kanununa dayanarak böyle bir talepte bulunuyorlar, bu yönetmeliğe dayanarak böyle bir talepte bulunamazlar herhalde; çünkü, o yönetmeliğin adı bildiğim kadarıyla akaryakıt istasyonlarıyla ilgili doğrudan, depolama tesisleri değildi değil mi? Siz daha iyi hatırlayacaksınız. Depolama tesisleri için istenirse eğer, bu birazcık şapka kanununa benzedi; şu anda hepimizin burada şapka takmamız lazım; bu kanun yürürlükte; uygularsanız uygularsınız. Bahsettiğiniz kimya mühendisliği hakkındaki kanun 1941 yayım tarihi zannediyorum, bir değişikliğe uğramadığı için de yürürlükte. Uygulayanlar da uygular yani. Hülya DİNÇER (TURCAŞ) Üretimle ilgili. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenliği Bakanlığı) Sonuçta bunu yazıyorlarsa yazmamaları gerektiği halde, bence, bir defa yargıya götürmekte fayda var. GSM yönetmeliği de bizim bakanlığımızın dışında bir şey. Dediğim gibi, isterse, birisi gelip, şimdi, bize, niye Şapka Kanununu uygulamıyorsunuz diyebilir; onun gibi o da, tamamen bakanlığın da dışında, belki de bu noktada da bir temizlik, ayıklama yapılması gerekiyor, bir mevzuat kirliliğimiz de sanıyorum oluştu, gerçekten var da. Arada sohbette de bahsettik sizinle, arkadaşlarımız da burada, Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı; yani kırk yıl önce Sağlık Bakanlığı vardı, 46’da Çalışma Bakanlığı oldu, 80’li yıllarda Çevre Bakanlığımız oldu; ama, bu bakanlıklar olduktan sonra Sağlık Bakanlığı bu bakanlıkların hepsinin yetkisini yürütüyordu, olduktan sonra ne değişti; belki yavaş yavaş değişiyor. Dolayısıyla, dublikasyonlar var, belki bu yönde de çalışma yapılsa iyi olur; ama, burada bir iyi gelişme, özellikle işveren kuruluşları, son iki yıldır bu konulara yoğun ilgilenmeye başladılar, el attıklarına göre bu işler çözülecek gibi geliyor bana; daha önce pek ilgilenmiyorlardı çünkü, sadece sonuca bakıyorlardı. Turgay BİNYILDIRIM (PETDER Temsilcisi) Aslında, bu yönetmelikler bizim istediğimiz şeyler, bu yönetmeliklerin tamamına yakınını daha önceden, yıllar öncesinden, bizim gibi PETDER üyesi ve sanıyorum burada temsilcileri bulunan tüm şirketler zaten uyguluyorlar. Bu kanunların, yönetmeliklerin hayata geçmesi bizim lehimize; çünkü, o zaman, haksız rekabeti biz ortadan kaldıracağız; ama, maalesef, uygulama öyle olmuyor ve öyle bir konuma düştük ki, bizim gibi şirketler cezalandırılır konumuna geldi. Bakıyorsunuz, her şeyiyle dökülen şirket ruhsatını almış ve çalışıyor! İnanılmaz bir şey, biz bunu anlayamıyoruz.
91

Bu arada çok büyük bir sıkıntımız var, size yöneltmek istiyorum soruyu. Demin bahsettiniz. Her ne kadar akaryakıt istasyonlarıydı ama, yine akaryakıt şirketlerini ilgilendiriyor; gemi atık kabul tesisi. Biz, bakanlığımıza, müsteşar yardımcılarını da çok yakından tanıyoruz, Mustafa Öztürk Beyle de İstanbul’dan beraber çalışmalarımız var, teker teker, aynı safta. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın, Erhan Bey burada olsaydı bilirdi, hepsini destekliyoruz, sizin yanınızdayız dedik, yazı yolladık; ama, format nedeniyle yazıların tekrar bize gönderilmesini biz anlayamıyoruz. Sıkıntımız şudur: Elbette ki, her türlü atık, bir tesis, bir kişi, bir kurum yaptığı faaliyetler neticesinde atık üretiyorsa bundan sorumlu olacaktır; ama, gemi atık kabul tesislerinde bizim son derece kısıtlı, özel amaç için yapılmış olan iskelemizi bir liman olarak kabul etmek, bunu böyle yorumlamak... Biz anlayamıyoruz, neden? Çünkü, bu, bizim ana faaliyetimizin bir parçası değil. Bakın, bir limanı anlarım; çünkü, liman diyor ki: Gelin, ben size hizmet veriyorum. Marinayı anlarım; gel sana elektrik, su vereceğim, atığını da alırım diyor; çünkü, bunun karşılığında bir para alıyor ve faaliyeti bu, marinacılık onun işi. Gemi geliyor, ben sana bu hizmeti vermek istiyorum diyor; biz de kendi iç mevzuatımıza uygun olarak o geminin emniyetli, uygun olup olmadığını operasyon yapıp yapamayacağımızı görüyoruz, sınırlı iskelemize yanaşıp yanaşamayacağına bakıyoruz; peki, o zaman gel diyoruz. Bunun karşılığında biz gemiye bir para veriyoruz. O gemi, o faaliyetini bana yapsa da yapmasa da o atığını çıkaracak, benim, onun üstünde kontrolüm yok. Dolayısıyla, o atık benim değil. Bunu kabullenebilmek bizim için anlaşılmaz. Bunun için tesisler kurmak anlaşılmaz. Bu yönetmelikle ilgili bazı kentlerde ne deniyor biliyor musunuz; bazı çevre il müdürlüklerinde alınan kararlar var, isim vermeyelim; 20 tonluk bir tank yapın olur diyorlar. Bunlar uygulama, bu kadar yorumlara geliyor bazı kentlerimizde. Oysa ki, bizim yapacak bir tankımız bile yok bazı tesislerimizde. Bunların içine yanıcı parlayıcı malzemeler gelebilir, tank emniyet mesafeleri devreye girecektir, özel hatlar kurmanız gerekecektir. Zaten şamandıra tesislerinde bunu yapmanız mümkün değildir. Birçok hususu ortaya koymak lazım. Dedik ki. Bu işi yapan insanlar vardır, bakıyoruz kapasite olarak, bunlar da yeterlidir. Bakanlığımız ne isteyebilir; bunlar işlerini doğru yapıyorlar mı yapmıyorlar mı; yapmıyorlarsa yeni yönetmelikler hazırlar, gemiler de buna uygun işlerini yürütür, biz nasıl kendi atık yağlarımızdan sorumluysak, bunları toplamak için gayret ediyorsak, nasıl İzaydaşa kadar götürüyorsak, bunu yerine elbette ki getiririz. Dolayısıyla, onların ruhsatlandırılması lazım. Gemiciler bizi sıkıştırıyor sözleşme yapalım diye; hayır, niye sizinle sözleşme yapayım, atık benim atığım değil; ama, her şeye rağmen, anlaşmamız altındaki sözleşme yapıyoruz çünkü, atık toplayıcımızla da sözleşme yapıyoruz, onların faaliyetlerini, atıklarını doğru yerlere verip, İzaydaşa kadar gönderip göndermediklerini biz kontrol ederiz ve size bildiririz, bu konuda üstümüze düşeni yaparız diyoruz; ama, bizi bu tesisleri yapmak için zorlamayın diye rica ediyoruz. Bütün yazılarımız bu konuda geriye geldi.
92
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Bir rafineri olsa belki düşünebiliriz, belki bir noktaya kadar, rafinericiler ne der bilemem de; ama, akaryakıt tesisinde hem yer yok, bir de başka belediyeler dahil birçok kısımla temasa geçmemiz lazım. Bu, önemli bir konu olarak karşımıza çıktı. Yardımınızı rica ediyoruz. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Kısa bir cevap alalım, sonra Erkan Beyin sözü var. Dr. Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı) Teşekkür ederim. Söyledikleriniz doğru, itiraz edecek değilim, bir antitez olsun diye de söylemiyorum. Buradaki arkadaşlarımız bilir, minnacık bir tüketici kredisi için bir banka şubesine gittiğinizde, önünüze konulan işlemlerin hulasasına baktığınızda icra takip puluna kadar görürsünüz. Bunu sonunda fark edersiniz, çok onur kırıcı bir şey; ben size düzgün bir adam olarak gelip müracaat ettim, benim bu işimi icra takibine kadar götüreceğimi nereden kestiriyorsunuz; bu, istisnai bir olay. Her toplumun fire verme kabiliyeti belli. Hele bir fire verelim de ondan sonra bakın filan gibi insanın içinden geçer. Doğrusu, yıllar önce bu işe çok alınmıştım ve vazgeçmiştim; çok ayıp bir şey, siz nereden biliyorsunuz benim bu işi icraya kadar savsaklayacağımı demiştim. Bizde düzenlemelerin çoğunda böyle bir mantalite var, ben bunu kabul ediyorum. Buradaki yaklaşım, maalesef, bizde konunun mahreciyle çıkışıyla topluma yansıması arasında çok ciddî farklar var. Bu sınırlı sektör, limanlar, bu işle iştigal eden insanlar çok belli, dedesinin dedesinden gelen insanlar yapıyor; yeni aileler de çok fazla girmiyor bu işe. Yani, sektör, çok bildik bir sektör. Burada geminin atığının kabul edilip, bunun bir süreç içinde ya belediyenin arıtma tesisine evsel atıklarını ya çöp depone alanlarına ya da sintine, slakslac, slop sair gibi atıklarının da bertaraf tesislerine gönderilmesini tarif eden bir zincirden bahsediyoruz. Hiçbir limana biz atık kabul tesisi kurun demiyoruz. Bunu, birileriyle anlaşsınlar ve bunun tesliminden bertarafına kadar takibini gerçekleştirsinler. Burada yanlış anlaşılan ya da öyle ifade edilen bir husus var; limanlar tesis kursunlar. Çoğu limanın değil tesis kurmak, gelmiş malları koyabilecekleri, iki gün bekletebilecekleri alanları yok, üstelik çoğu mezkun mahalle çok iç içe; böyle koku, görüntü kirliliği gibi hususlara meydan vermeyecek şekilde alanları çok dardır; ama, burada limanların sorumluluğu var, Bakanlığımız limanları lisanslandırıyor. Neyle; atığın kabulünden bertarafına kadar geçen süredeki altlıkların tamamı oluşturulup üstüne bunun lisansı konuyor. Burada özel veya kamu kuruluşlarının bu işin içerisine çok fazla girmeme gibi, yani giren insanları tenzih ederim, onlarla ilgili bir sözüm olamaz, biraz böyle işe yandan gitme gibi, kenardan dolaşma gibi olaylardan dolayı biraz da iş acite ediliyor maalesef; yoksa, biz, limanlardan öyle olağanüstü bir şey istemiyoruz, bu zincirin kurulması; olay bu. Yine de kaygılarınızı hocaya yansıtacağım.
93

Turgay BİNYILDIRIM (PETDER Temsilcisi) Aydın Bey , Denizcilik Müsteşarlığının çıkardığı ISPS kot, şamandıralı dahi olsa bizi bir liman tesisi olarak görüyor ve bu yüzden de il çevre müdürlükleri özellikle “siz bir liman tesisiniz, yönetmelik bunu istiyor, bunları yapmak zorundasınız” gibi düşüncelere kapılıyor. Dr. Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı) Onlar da konuşuldu. Liman ve dolum tesisleri ya da liman ile yükleme boşlatma tesisleri konusu farklı. Buradaki olay, atık üretme kabiliyeti olan gemilerin hizmet aldığı limanları tanımlıyor, onun dışındakilerle bizim bir işimiz yok. Bir kuru yük gemisinin bu manada verebileceği, yani tabiî ki vardır, ama bu sirkülasyonda verebileceği atığı olduğunu düşünmüyoruz. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Buyurun. Ergun KURAN (Milangaz) Üç ayrı görüşüm var; birincisi, risk yönetiminde endüstriyel yaklaşım diye bayağı güzel tablolar gördük; ancak, görüşüme göre, risk, eğer vatandaşın riski düşünülüyorsa, bir otogaz istasyonunda ne kadar benzin satılması risklidir veya bir benzin istasyonunda ne kadar otogaz satılması risklidir, onu görmemiz veya onun üzerinde bir sunuş görmemiz daha iyi olurdu. Normal bir vatandaşın benzin alırken otogaz riskini almasına karşıyım; çünkü, boşu boşuna ekstra bir risk alıyoruz, aynı şekilde benzin istasyonuna girdiğim zaman benzin istasyonu topraklı mı değil mi bilmediysem, öbür tarafta tanklarına gaz boşalıyor mu boşalmıyor mu onu hiç bilmiyorum. Ankara’daki istasyon yangınında, hayatında hiç gaz kullanmamış arabalar gaz yangınında yandılar. Bilmiyorum kimse hayatını kaybetti mi. Oraya da kimin gazı döktüğü hâlâ bugün bile değil. İkincisi, küçük tanklar koyarak ikmal trafiğini fazlalaştırmak hem yatırım maliyetinden hem de stoklama maliyetinden kurtulmak için yapılan bir sistem. Bence bu da yanlış. Ufak bir para kâr etmek amacıyla birçok insanın hayatını tehlikeye atıyoruz; çünkü, istasyonlardaki en tehlikeli zaman ikmal yapıldığı anlardır. Ancak, görüyoruz ki, para kazanma hırsı her şeyin daha üstünde. Son olarak da, yağ toplamadaki başarısızlığımızı da Erol Bey anlattı, daha evvel kendisine sormuştum. Türkiye’de birtakım ürünler akaryakıtın içine satılıp satılıyorsa ve ÖTV’ler, bunları yapan kişilerin cebine kalıyorsa, bunun önüne geçme şansımız yok; istediğimiz kadar kanun, yönetmelik çıkaralım, eğer biz bu işlerde cezaları buraya bu kişilerin yaptığı kârlardan daha yüksek bir vaziyete getirmezsek, biz,bu yağda, solventi de atık solventleri çünkü, birtakım fabrikalarda bunlar kullanılıyor, sonra da atılıyor, tekrar akaryakıtın içinde geri satın alıyoruz. Ben bunu düşünüyorum. Teşekkür ederim.
94
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Bu konuda yorum yapmak isteyen arkadaşımız var mı? Vehbi Bey, önünüzde notları görüyorum, çelişkiler, sorunlarla ilgili bazı ön hazırlıklar vardı, oradan bir baksanız da, acaba atladığımız bir şey var mı. Mesela, belki şunu yöneltmek istersiniz: İş Kanunu, ağır ve tehlikeli işler yönetmeliği, raporlar... Tam olarak konuyu hatırlayamıyorum, ama belki onu sormak isterseniz... Vehbi KOKULU (POAŞ) Buradaki sıraladığımız maddelerden birçoğu soru-cevap kısmında açıklığa kavuşturuldu, ama bazı maddeler var. Bir tanesi, Sadettin Beye yöneltmek gerekiyor: Ağır ve tehlikeli işler yönetmeliğimiz var. Biz bu toplantıya gelmeden önce bu işlerle ilgili hepsini inceledik, ama akaryakıt istasyonlarının bu sınıfa girip girmediği konusunda bir konsensüse varamadık. Bu konuda bir cevap alabilir miyiz. Niye bunu soruyoruz; çünkü, ağır ve tehlikeli işlerde işe girişte bir rapor isteniyor ki, kapsamlı bir rapor ve bu raporun her yıl tekrarlanması isteniyor. Bir yandan da istasyonlara şamilse bu yönetmelik, istasyonlar ağırlık teşkil ediyorsa, kanun kapsamındaysa, en fazla insan değişimi olan bir işyerinde pompacılar iki gün çalışıyor, üçüncü gün çıkıyor, yeni pompacı geliyor. Bu trafikte bu nasıl karşılanabilir? Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Oradaki işçi sirkülasyonu sizin işletmecilikteki beceri sorununuz, tamamıyla olmaması gereken bir şey; ama, akaryakıt istasyonları, ağır ve tehlikeli işler kapsamında, bunun aksinin düşünüldüğünü ben ilk defa duyuyorum. Bunu da duymadım farz ediyorum. İlknur GÖKÇEN (POAŞ) Listeye baktığımızda bunun karşılığı yok. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Akaryakıt istasyonlarında, akaryakıt kimyasallarla ilgili yönetmeliğe baktığımız zaman tehlikeli sıvılar kapsamında mıdır; kapsamındadır. Bunun yanında akaryakıta yapılan işleri siz hafif işler olarak da yorumlayamazsınız. Yönetmelikte açıkça anılmıyorsa bile bu kapsamdadır, bu, belki de çok belirgin olduğu için alınıyordur. Raporun o kadar detaylı olmasına gelince, tabiî, işyeri hekiminin olmadığı yerde o raporu temin etmek zor, hele hele gönderdiğiniz hekim bu konuda bilgili değilse; çünkü, oradaki detayların amacı, gerek görüldüğünde o incelemelerin yapılmasıdır. Siz kişiyi götürüyorsunuz, şu işte çalışmak üzere dediğiniz zaman, doktor, onu, o işe uygunluk yönünden muayene etmeli, gerek görüyorsa, ileri tahlil, film, EKG, gerek görüyorsa, değilse o raporu işyeri hekimi tek başına imzalamaya yetkili olduğuna göre oradaki detaylar ancak hekimin gerekli görmesi halinde doldurulması gereken detaylar. Yoksa, heyet raporu olması gibi bir zorunluluk yok; kanunda da yok.
95

Vehbi KOKULU (POAŞ) Erol Bey bir nebze değindi; binaların yangından korunması yönetmeliğinde yangın tedbirleriyle ilgili olarak 20 metrelik yangın su deposu öngörülmekte ki, bu, . . . aynı tahmin ediyorum; ama, TSE standartlarında tank yüzeyiyle ilgili bir rakam verilmekte. Yine yönetmelikte aynı tank yüzeyi için 10 litre/dakika su verilmesi gerektiği bahsedilirken, TSE’de söz konusu değer 3 litre/dakika; bir karışıklık var, hangisi uygulanacak acaba yahut da hangisi düzeltilecek? Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Birinin düzeltilmesi gerektiği kesin de.... Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Yönetmelik atıf yaparsa olay çözülecek. KATILIMCI Normalde yönetmelikler standartların üzerindedir, zaten standartları mecburi yürürlüğe koyanlar da ilgili bakanlıklardır, yetkili kurumlardır, mesela EPDK belki bundan sonra koyacak. O bakımdan, öncelik yönetmeliklerdedir. Vehbi KOKULU (POAŞ) Kabul ediyorum; fakat, gelen denetleyiciler istasyona, hem yönetmelik var hem şey var; haliyle kendilerini kötü duruma düşürmemek veya sağlam yerde tutabilmek için hangisinde değer yüksekse yönetmelik daha yukarıda standart daha aşağıda diye bakmıyorlar, hangisinde yüksekse onu baz alıp bunda ısrarcı oluyorlar. KONUŞMACI Giden kişiler kendi mevzuatlarına göre denetleme yapıyor; orada bir problem olmaması lazım bence. Vehbi KOKULU (POAŞ) Yine bu tablo içerisinde bir konu var ki, değişik yerlerde, mesela yönetmelikte, TSE standartlarında sıvıların alevlenme noktalarıyla ilgili yanıcı sıvıların tariflerinde farklılıklar var, bir standart yok; bunu bir standarda getirmekte fayda var. Belki bunun yolu da şöyle olmalı, bilemiyorum; Saadettin Bey bahsetti, ilk başta bu işler Sağlık Bakanlığı bünyesindeydi, yönetmelikleri onlar çıkarıyordu, daha sonra Çalışma Bakanlığı kuruldu, birtakım yönetmeliklerin çıkarılması işini yüklendi, daha sonra Çevre Bakanlığı kuruldu. Dolayısıyla, konular ve sorumluluklar bakanlıklar arasında dağılmaya başladı ve bu farklılıklar da bu nedenlerden dolayı çıkıyor. Türkiye’de belki şunu yapmak lazım; nasıl Amerika’da ulusal yangınla mücadele kuruluşu var, böyle bir kuruluşun Türkiye’de kurulması, İçişleri Bakanlığı bünyesinde olabilir, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında olabilir, o birimin sırf bu işlerle ilgili yönetmelik, tüzük, kanunla ilgilenmesi bence bu problemleri asgari düzeye indirecektir.
96
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

KONUŞMACI Bu konuda bir ilave yapayım. Biz yıllardan beri bu petrol grubunda yangınla emniyet tedbirlerini takip ettiğimiz için, Türkiye’de büyük şehir belediyeleri, yangınla ilgili ortak birim kurmaları lazım. Genellikle onların teknik kadroları yeterli olabilir. Bir de üniversitelerde bölümleri olması lazım. Birkaç arkadaş bu konuda master tezi, doktora olarak çalışıyorlar; ama, üniversitelerde özel bölüm olması lazım, bu konunun ilmi çalışmasının yapılması lazım. İlave olarak, en azından büyük şehir belediyelerinde de itfaiye kısımlarına o bölümlerden master yapmış kimselerin belki yönetici olarak atanması gerekir. İçişleri Bakanlığı da ayrıca bu konuda düzenleme yapabilir; ama, önce, bu konuda akademik çalışmaların yapılması lazım. Bu, yıllardan beri eksikliğini hissettiğim konu. Yangınla mücadele, her belediyenin, her şehrin kendi problemi değil. Bu konuda TSE’de bir yangın grubu var, yangınla ilgili standartları hazırlıyorlar, standart bakımından eksik olduğunu zannetmiyorum, ama ülke yapılanması olarak bir eksiklik var. Vehbi KOKULU (POAŞ) Söz sizdeyken bir şeyi hatırlatmakta fayda görüyorum. TSE 4943 sayılı standart, sabit tavanlı ham petrol tankları ile ürün tankları arasındaki mesafeyi belirliyor. Parpat tüzüğüyle çelişiyor mu? Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Parpat çok eski bir tüzük. Yapılan atıflarla birlikte Parpatı yok sayabilirsiniz, yeni iş mevzuatıyla birlikte aslında yok. KONUŞMACI Parpat eski bir tüzük ve çok sınırlı, yani, bizim üç beş standartta açıkladığımız konular Parpatta bir iki maddede geçiyor. O bakımdan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da bunu kaldıracağını, ilgili yönetmelikler tamamlandıkça kendiliğinden ortadan kalkacağını beyan etmişti zaten. Bu standartta, biz, revizyon programımızı NFB 30’a göre onu programa aldık, biraz daha kapsamı genişleterek, yani yanıcı sıvıların tipleri ve tank tiplerini de açarak daha kapsamlı olarak revizyon programına aldık, çalışmalar yürütülüyor. Vehbi KOKULU (POAŞ) Parpata göre imal edilmiş terminallerimiz tanklar arasında tankın çapı kadar mesafe bırak diyordu, ona göre yapılmıştı; ama, bu, bahsettiğim şey, en az en büyük tankın çapı kadar olması lazım diyor mesafe. Öyle olunca uygunsuz oluyor. KONUŞMACI Türkiye’de değişik tiplerde tanklar olabilir, ama standardı NFB 30’daki kadar kapsamlı yapmadığımız için en yüksek emniyeti koyarak bütün tanklara uyar şeklinde;
97

yani, yüzer tavanlı mıdır, bilme şu mudur, içindeki sıvısı nedir; hiç dikkate almadan en emniyetlisine en yüksek olan mesafede deyip standarda konulmuş, standart kısa tutulmuş, kapsamı tutulmamış. Onu biraz açmak için revizyon programında detaylı olarak, tank cinslerine göre mesafe ayarlanarak içindeki sıvıya göre; o çalışmalar başlatıldı. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Vehbi Bey, son bir soru alacağım. Buyurun Tuncer Bey. Tuncer ARABUL (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü) Sorudan ziyade son bir temenni olacak, sonuna yaklaştığımızı gördüğüm için. Arkadaşlara, kısaca, Ankara’da olup da bu konuyu nasıl kaçırmışlar bilmiyorum; İtfaiye Genel Müdürlüğünün kuruluş aşaması vardı, Türkiye’nin bütün itfaiye birimleri bağlanacak ve merkezden yapılandırılacaktı. Böyle bir çalışma vardı. Gündemden çıktı mı?.. İtfaiyeye dönük birtakım şeyler... Ankara’dan çok etkileniyor bütün vilayetler, burası hüküm koyma yeri; biz İstanbul’dayız, kendimize göre özel şartlarımız var; ama, Ankara’nın, sabahtan beri yaptığımız konuşmalarda ortaya çıkan şudur ki, mevzuat koymak yerine mevzuatları azaltıp bu işin önünü açması gerekiyor, bu karışıklıkları gidermek gerekiyor ve bu işi yaparken de cesur olmaları gerekiyor. İlk yapışta bir acıma olabilir, kırılma olabilir ve işlerin yoluna girmesi lazım; çünkü, neticede ilgilenilen konunun iki yönü var; birisi akaryakıtla ilgili bölümlerde can ve mal güvenliği çok önemli, sorun yapabilir. Diğeri de GSM ile ilgili konularda iş hayatı canlanıyor. İkisinde de ülkeye doğrudan bir şey var. Ben, bu akaryakıtla ilgili bölümde, akaryakıt işverenleri, biz, sivil toplum kuruluşunun toplantısına katıldık, PETDER ve sivil toplum kuruluşu; buna benzer çeşitli petrol kuruluşları da var, TÜİS var, TAPGİS var.... Biz, burada devlete göre daha rahat hareket edebilen sivil toplum örgütlerinin, sağlanmak istenilen standartların sağlanmasında inisiyatif almasını istiyoruz. Bizim saydığımız kadar uzun maddeleri birebir denetlemeye bu devletin gücü yok, 17-20 mühendisle çalışıyorum en İstanbul’da, yani ne kadar idealist hareket ederseniz edin, ne kadar yüksek tempoyla çalışırsanız çalışın, araziye çıkardığımız insanın sayısı bu. Bizim, bu detayları inceleme şansımız yok. Biraz önce bir arkadaşımız, birtakım mükemmel yerler ruhsat alamıyor, hiç ele avuca gelmeyen yerler ruhsat alıyor dedi. Orada mesul müdür muhakkak aranıyor, mesul müdür bile belki içerdiği mana, ifade ettiği manayı orada yerine getirmiyor, kâğıt üzerinde bir müdür oluyor; işin gereği yapılmıyor, belli miktar ücret alan bir iş oluyor.
98
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Otomobillerin kaliteyi bulması için, marka haline gelmiş, iyi hisseden, ismine ve kişiliğine önem veren kurumların, bunun iyileşmesi için elini taşın altına sokması lazım. Bir istasyon bir firmayı temsil ediyorsa, orada can ve mal güvenliğiyle ilgili, hayatî meselelerle ilgili, şehrin güzelliğiyle ilgili unsurlara katılması gerekir. Öyleyse biz işbirliği içinde olmalıyız, yoksa o zaman devlet ile sivil toplum karşı karşıya gelecek, umumiyetle de üstün olan devlet olacaktır; çünkü, memurun öyle bir zoru yok, biz bir imza atar arkaya çekiliriz, siz istediğiniz kadar düzeltmeye çalışın. Bizim ruhsat müdürlüğünde bu iş böyle. Bir mimar gider, geçende bir istasyon ölçtüler, 970 metre, 1000 metre mesafesini yerine getirmiyor diye vermiyorum dedi, milyonlarca dolar yatırım yapmış adam; adama anlatamıyorsunuz veya zorlamak zorunda kalıyorsunuz. Bu sivil toplum inisiyatifi, bundan sonra sadece devletin şunları şunları yapması doğru olur demek yerine, devlet de sadeleştirsin, daha yakınlık göstersin, hayatı kolaylaştırsın, iş hayatına katkılarını artırsın; ama, sizler de biraz elinizi taşın altına koymanız gerekiyor. Sabahleyin söylediğimde, Ergun Beydi galiba, sizin değerlendirmenizi söylemiştim can ve mal güvenliği açısından; akaryakıt ve LPG bir arada mı daha tehlikeli, bağımsız mı daha tehlikeli; böyle bir sunumdu bu. Bir realite önümde, ama biz kendi aramızda da konuştuğumuz için arkadaşlarımızla, böyle bir şeyi sordum; birbirini tetikleyecek risk beraberlikte var. O zaman, birini daha fazla geliştirmeli, birini daha sadeleştirmeli, birine hayatiyet vermeli. Bu sivil toplum örgütleri ile devlet iç içe bir arada toplantı yapıldıysa, burada konsensüsle çıkılmalı. Sizler de şirketlerin birebir her şeyi değilsiniz yöneticilerisiniz, ama bir arada ülkeye iyisini yapmak için elele vermek gerektiğini söylüyorum. Bundan sonraki günlerde bekleriz bir şeyler yapmayı, denetimleri, yani size yakışmayan bir şey varsa ismini taşıyan bir istasyonda, diyelim Petrol Ofisi. Shell, BBP veya Total, istasyona yakışmıyor, o istasyon ona mal verip satıyorum diye bu yakışmayan şeye de razı olmamalı, o da bir müeyyide uygulamalı, gerekirse lisansını iptal ederim demeli yahut anlaşmayı iptal edelim demeli veya önceden müeyyide koymalı; birtakım şeyler var ya sözleşmeler bozuldu, süreler yerine getirilmediği zaman tazminat maddeleri, işte bu kurallara uymazsan tazminat ödersiniz diye böyle şeyler koymalıdır. Teşekkür ederim. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Ben teşekkür ederim. PETDER, en azından petrol akaryakıt sektörü için burada Opet de var, Ader de aynı şekilde; biz, bu konularda son derece ciddî, son derece hassas ve düzeltici faaliyetlerle marka kimliği, iyi hizmet, daha kaliteli hizmet, şirketlerimiz ciddî şekilde uğraşıyorlar, çaba gösteriyorlar. En azından derneğimizin üyeliğinin belli koşulları da bunu gerektiriyor.
99

Türkiye değişiyor, dediklerinize katılıyorum. Bunların yapılabilmesi için de biraz daha sağlam zeminlere de ihtiyaç var, giderek o zeminler de oluşuyor. Bu zeminlerin en önemlisi bir petrol piyasası kanunuydu, hukuksal zemine oturtacak bir kanuna ihtiyaç vardı, bir de düzenleyici mekanizmaya ihtiyaç vardı, piyasa düzenleyicisi. Dolayısıyla, şirketlerin teker teker birtakım şeyleri yapması veya sivil toplum örgütlerinin bazı şeyleri almaları, olayı, sağlam hukuksal zeminde götürmesine yeterince bir kuvvetli gösterge deildi. Şu anda sağlıklı bir kanun var, en azından büyük ölçekte sektörün kabul ettiği. Bunu bir piyasa faaliyeti olarak düzenleme sorumluluğunu almış, kanunla gelmiş bir kurum var EPDK. Önümüzde ulusal olarak baktığımızda Avrupa Birliği üyeliği hedefi var, yani bizi başka bir çizgiye çeken, ittiren mekanizma var. Dolayısıyla, kendi sektörümüz için bu üçü bir araya geldiğinde, hele hele bu toplantılar, konuşma ortamları, ilişki geliştirmeler, görüş alışverişleriyle bu sorunun rahatlıkla çözümleneceğini ortaya koyabiliyoruz. Geçmişte olan haksız rekabet, ben yapıyorum başkası yapmıyor gibi konular da giderek bir piyasa düzeltici faaliyetin, kurumun bünyesinde yürüyeceği için zamanla bunlar da elimine olacaktır diye düşünüyorum; ama, biz, dernekler olarak, fiilen saha denetimi yapar mıyız yapamaz mıyız, bunun hukuksal zemini doğru mudur bilmiyorum belki tartışmak lazım; ama, iyi denetimi desteklemek mecburiyetindeyiz. Bunların doğru uygulandığını takip etmek mecburiyetindeyiz, en azından böyle bir görevimiz var. Toplantıyı kapatırken, izin verirseniz eğer, eklemek istediğiniz bir şey var mı; son kez söz almak ister misiniz; genel olarak şikâyet, çok fazla yönetmelik var, bunun sayısının fazlalığından ziyade birbiriyle çelişen durumlar çıkıyor. Kamu kurumları diyor ki, işte öbür kurumun mevzuatı, bir başka kurum da diyebiliyor ki o da benim değil, öbür tarafın gibi durumlarla karşılaşılabiliyor. Bunu nasıl aşmak mümkün. Burada bir koordinasyon şart, ortak hedef de aynı olduğuna göre, belki bu anlamda söz söylemek istersiniz. Buyurun. KONUŞMACI Teşekkür ederim Sayın Başkan. Çok yararlı bir toplantı olduğunu düşünüyorum, sunuştan sonra aranızda bulunamadım maalesef, öbür tarafta da yoğun bir tempomuz vardı. Bakanlık olarak mükemmeli yapıyoruz; böyle bir iddiada değiliz, ama şu kadarını gönül rahatlığıyla
100
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

söyleyebilirim ki, yarınki işimizin bugünden daha güze olması için bir gayret içerisinde olduğumuzu, sadece boş bir gayret değil, bir sistematik kurmaya çalışmakta olduğumuzu belirtmek istiyorum. Eleştiri ve katkılar için de teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. PETDER’in bu faaliyetinden dolayı emeği geçen arkadaşlarımızı kutluyor, sizlere teşekkür ediyorum. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Teşekkür ederim. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Evet, Türkiye’de bir şeyler değişiyor herhalde; ben 22 yıldır iş müfettişiyim, son iki yılda toplam 22 yıldakinden çok daha fazla sizlerle ve sizin gibi kuruluşlarla birlikte olduk. Bu, . . . Marmara ile başladı, arkasından birkaç MESS, birkaç defa KİPLAS ve sizlerle; bunun çok faydalı sonuçları olacağına inanıyorum. Bu şeklide devam etmesini temenni ediyorum; ama, en son bir hanımefendi elini kaldırıyordu, bayan olduğu için bir söz verseniz sanki. İlknur GÖKÇEN (Petrol Ofisi) Teşekkür ederim Sadettin Bey. Gündemde olan bir konu, 50 işçi, alt işveren konusu; 50 çalışan dediğimiz zaman iş sağlığı ve güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, sağlık birimi konuları kapsıyor. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Sorun çözülmüştü, Marmara’da gündeme gelmişti; onun akabinde gelindi, görüşüldü bakanlıkta, hukuk müşavirliği görüş verdi, taşeron işçileri ayrı değerlendirilecek; yani, işyerinde taşeron işçileri 50’den fazlaysa onlar ayrı değerlendirilecek, asıl işverenin işçisi sayılmayacaklar işyeri hekimliği ve iş sağlığı ve güvenliği kurulu anlamında. İlknur GÖKÇEN (Petrol Ofisi) Yönetmeliklerde geçen “işveren, alt işverenin eğitiminden, periyodik sağlık kontrollerinden sorumludur” deniliyor; burada işi nasıl çözeceğiz? Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Bu iş güvenliğiyle ilgili doğrudan bir madde değil. İş Kanununun 2 nci maddesindeki bahsettiğim alt işveren maddesindeki genel bir madde. Alt işveren, müteselsil sorumluluktan hiçbir zaman kurtulamıyor maalesef, o genel bir madde; sadece iş güvenliğiyle ilgili değil, özel ödemeler ve toplu iş sözleşmeleriyle de ilgili, hatta alt işverenin kendi işçisiyle yaptığı toplu iş sözleşmesinden bile asıl işveren sorumlu işçiye karşı.
101

İlknur GÖKÇEN (Petrol Ofisi) Bu anlamda bizim şu sıkıntımız var: İş müfettişleri, üstatlarımız, kalibre olmadıkları için kendi aralarında farklı taleplerde bulunabiliyorlar. Alt işverene yemekhaneciler dahil değil diyorlar; ama, üretimde bir fiil çalışan alt işveren dahil deniyor veya kapıdaki güvenlik ya da temizlik elemanları dahil, ama diğerleri... Kafamız orada karışıyor bizim. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Orada kafanız hiç karışmasın; alt işveren tanımını yaparken söyledik; zaten işin gereği olarak zorunlu olarak başka birisine vermediğiniz takdirde, asıl işi bölerek taşeronlara verdiğiniz takdirde, bunlar zaten alt işveren sayılmıyor. Bunun sonucu ne olur derseniz; bu işlerin tamamı sizin zimmetinize geçer. Bu çok normal bir yaklaşım. Bir dolum tesisinde, dolum rampasındaki dolum işini başka bir taşerona, tankerle taşıma işini başka bir taşerona; o ne ala memleket... oradaki yasak bu yasak. Onu verdik diye bunları taşeron olarak gösteriyorsanız ve müfettiş arkadaşlar da bunları sizin işiniz olarak değerlendiriyorsa doğru yapıyorlar. Vehbi KOKULU (POAŞ) Güvenlik ne oldu; özel şirketlere verildi. Sadettin BAYSAL (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) Yemekhane taşeronu gibi değerlendirebilir; çünkü, sizin uzmanlık alanınız yemek pişirmek değil, güvenlik değil; ama petrolle ilgili bir işi taşerona verdiğiniz zaman o işin de sizin işiniz olarak değerlendirilmesi doğrudur. İlknur GÖKÇEN (Petrol Ofisi) Çok teşekkür ederim, çok netti; sağ olun. KATILIMCI Sayın Başkan, son kez bir şeyler söylemek istiyorum. Sayın Başkanımın da ifade ettiği gibi biz de binaların yangında korunması hakkında yönetmelikle ilgili en uygununu, en doğrusunu bulmak üzere bize intikal eden sorunları bertaraf etmek üzere değişiklik çalışmaları başlattık ve öğleden önceki sunumumda ifade etmeye çalışmıştım; özellikle sempozyum konusunda olsun veya yönetmeliğin genelinde olsun, her türlü görüş ve öneriye açık olduğumuzu, özellikle bu toplantıya katılmamızın bir amacı da siz uygulayıcılar tarafından karşılaşılan sorunların birebir duyulması, anlaşılmasıydı. Biz notlarımızı aldık, ama adresimiz, telefonumuz belli, gerek şahıs gerek firma gerekse devlet olarak her zaman iletilerinizi beklediğimizi belirtiyor, teşekkür ediyoruz. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) İlk planlama iki günlük bir sempozyum diye yola çıkıldı; yapamayız, başarılı olur muyuz olamaz mıyız; biraz kısaltıldı. Arkadaşlarımızın önerisi, bu çok kapsamlı konu102
AKARYAKIT VE LPG İSTASYONLARINDA SAĞLIK, EMNİYET ÇEVRE VE RİSK YÖNETİMİ PANELİ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

dur, girdiğimiz zaman sonu da yoktur; iki günde ancak toparlarız idi. Biz de iki gün toplantı sürdürebilir miyiz, mümkün müdür diye düşündük; evvela bir günlük yapalım, görelim, sonra gerekiyorsa ikinci bir boyutunu yaparız diye düşündük. Teşekkür ederim. Buyurun Aydın Bey. Dr. Aydın YILDIRIM (Çevre ve Orman Bakanlığı) Batman ile ilgili Bakanlığımızdan üç defa görevlendirme yapıldı, bu konuda arkadaşlarımızın görev raporları var, arzu edilirse takdim edebilirim. Yavan davranmadık, çalışıyoruz; ama, Türkiye’de sabah dile getirilmeye çalışılan olay şu: Problem bir tane, ama zaman zaman sonsuz tane sahibi var; siz, bu sahipliğin kaç mikronda biri oranında sahipsiniz, ne kadar burada müdahil olabilirsiniz, inisiyatifiniz nereye kadar; bunlar da Türkiye’nin gerçeği. Bir olaya üç görevlendirme yaptık, üçünün de raporlarını takdim edebilirim. Erol METİN (PETDER Genel Sekreteri) Teşekkür ederim. Bu toplantı için uzun zaman harcadınız, öncelikle konuşmacılarımıza, bu toplantıya katıldıkları, bu kadar kıymetli zamanlarını ayırdıkları için hem PETDER olarak hem Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına da teşekkür ediyorum. Umarım yararlı, faydalı olmuştur. Herkese, katkılarından, değerli zamanlarını verdiklerinden ötürü teşekkürlerimi sunuyorum. Saygılarımla.

103