You are on page 1of 46

SOSYALİZMİN ALFABESİ

LEO HUBERMAN
Leo Huberman'in "The ABC of Socialism" (Introduction to Socialism, Modern
Reader Paperbacks, New York and London, 1968) adlõ yapõtõnõ, İngilizce aslõn- i Ç i N D E K i L E R
dan Alaattin B^gi dilimize çevirmiş ve kitap, Sosyalizmin Alfabesi adõ ile Sol
Yayõnlarõ tarafõndan Eylül 1976 (Birinci Baskõ: Şubat 1966; İkinci Baskõ:
Ocak 1970; Üçüncü Baskõ: Ocak 1971; Dördüncü Basla: Ağustos 1974; Beşinci
Baskõ: Nisan 1975; Altõncõ Baskõ: Kasõm 1975) tarihinde, Ankara'da, Çağ Mat- 7 Önsöz
baasî'nda. dizdirilip bastõrõlmõştõr.
BİRİNCİ BÖLÜM
KAPİTALİZMİN SOSYALİST AÇIDAN TAHLİLİ
9
9 1. Sõnõf Mücadelesi
11 2. Artõ-Değer
13 3l Sermaye Birikimi
15 4. Tekel
19 5. Gelir Dağõlõmõ
22 6. Bunalõm ve Depresyon
24 7. Emperyalizm ve Savaş
26 8. Devlet

İKİNCİ BÖLÜM KAPİTALİZMİN


SOSYALİSTÇE SUÇLANMASI

30 9. Kapitalizm Verimsiz ve Müsriftir


34 10. Kapitalizm Akla Aykõrõdõr
38 11. Kapitalizm Adaletsizdir
43 12. Kapitalizm Ömrünü Tüketmiştir

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
DEĞİŞMEYİ SAVUNANLAR
46
46 13. Ütopyacõ Sosyalistler
48 14. Karl Marx ve Friedrich Engels

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
SOSYALİZM
58

58 15. Sosyalist Planlõ Ekonomi


66 16. Sosyalizm Üzerine Sorular
66 Ekonomik sistemimiz kapitalistler olmaksõzõn işleyebilir mi?
67 İn s an lar kâr t eş vi ki olmad an d a çalõ ş õ rlar mõ ?
70 Sosyalist toplumda herkes aynõ ücreti mi alõr?
71 Sosyalizm ile komünizm arasõndaki fark nedir?
73 Sosyalizm halkõn özel mülkiyetini elinden almak mõ demektir?
73 Sosyalistler sõnõf savaşõ öğütlemezler mi?
74 Amerika Birleşik Devletleri halkõ, Sovyetler Birliği ÖNSÖZ
halkõndan
daha iyi durumda değil midir? Bu, kapitalizmin,
sosyalizmden
daha iyi olduğunu kanõtlamaz mõ?
75 Sosyalizm anti-Amerikan değil midir?
76 "İnsan tabiatõnõ değiştiremeyeceğimize göre"
sosyalizm olanak
sõz bir şey değil midir?
77 17. Özgürlük
83 18, İktidar Yolu
86 19. Sosyalizmin Hayatõmõzdaki Etkisi ne Olacaktõr?

AMERİKALILARIN çoğunun sosyalizm konusunda bil-


dikleri tek şey, ondan hoşlanmadõklarõdõr. Bunlar sosyaliz-
min, ya uygulanamaz olduğu için gülünç ya da şeytan işi ol-
duğu için korkulacak bir şey olduğuna inandõrõlmõşlardõr.
Bu durum, kaygõ vericidir. Amerika Birleşik Devletleri'n-
de, şu günlerde, çok yaygõn olan bu derece önemli bir konuyu,
pek üstünkörü ve taraf tutucu görüşlere dayanarak, görmez-
likten gelmek ya da suçlamak yanlõştõr. Sosyalizm, dünya öl-
çüsünde bir harekettir. Ondan, bu ülkede nefret eden milyon-
lara karşõlõk, başka ülkelerde çok memnun olan milyonlar

Bu kitapta sunulan bilgiler, Leo Huberman'm The Truth About Socialism


adlõ kitabõndan özetlenerek hazõrlanmõştõr.
vardõr. Şimdiye kadar hiç bir düşünce, bu kadar kõsa zaman- BiRiNCi BÖLÜM
da, böylesine çok insanõn hayalgücüne egemen olmamõştõr. KAPİTALİZMİN SOSYALİST AÇIDAN TAHLİLİ
Sosyalizm daha şimdiden 200.000.000 insanõn yaşama biçi-
mi olmuştur; bu, yeryüzünde yaşayanlarõn altõda biri de-
mektir. Daha 600.000.000 insanõn yaşama biçimi olmaya doğ-
ru da hõzla gitmektedir. Bu iki grup, birarada, dünya nüfusu-
nun aşağõ yukarõ üçte birini oluşturur.
Bu nedenle, sosyalizmin birçok Amerikalõ için pis bir söz-
den öte bir şey sayõlmamasõ acõnacak bir durumdur, îyi olsun
kötü olsun, onunla savaşõlsõn ya da ona ulaşõlmaya çalõşõlsõn,
ilkin sosyalizmin iyice bilinmesi, anlaşõlmasõ gerekir.
Kitabõn ilk yarõsõnda, ana çizgileriyle, kapitalizmin sosya-
list ekonomi açõsõndan tahlili yapõlmõş, özellikle Amerika Bir-
leşik Devletlerinin bugünkü durumu gözönünde bulunduru-
larak, kapitalizmin yapõsõ ve kusurlarõ incelenmiştir. Kitabõn
ikinci yarõsõnda —en büyük düşünürleriyle ve bunlarõn öğret-
tikleriyle birlikte— sosyalizm teorisi ele alõnmaktadõr. Temel
sosyalist öğretinin gelişmesinde en önemli ve etkili iki kişi,
Karl Marx ve Friedrich Engels olmuşlardõr. Günümüze kadar
yaşayarak gelen ve bugün de her kõtada hareketin temel taşõ 1. SINIF MÜCADELESİ
olan —ve bu kitapçõğõn da temelini oluşturan— bu iki insa-
nõn sosyalizm anlayõşõdõr. Zengin veya yoksul, güçlü veya zayõf, siyah, beyaz, sarõ
Bir uyarõda bulunmak isterim: burada çizdiğimiz tablo, veya esmer olsun, insa'nlar her yerde yaşamak için gerek-
yalõn ve katõdõr. Bu, bazõ okurlarõ yõldõracak, bazõlarõnõ da öf- sindikleri şeyleri üretmek ve bunlarõn dağõtõmõnõ yapmak
kelendirecektir. Bunu olağan karşõlamak gerekir. Bir insanõn zorundadõrlar.
davranõş ve inançlarõna böylesine karşõ çõkõlmasõ daima bir Amerika Birleşik Devletleri'ndeki üretim ve dağõtõm sis-
şok etkisi yapar. Bunun için aklõ başõnda okur, sosyalist fel- temine kapitalizm denir. Dünyanõn birçok öteki ülkelerinde
sefe konusunda belirli bir sonuca varmadan önce, kitapçõğõn aynõ sistem vardõr.
bütününü okumalõdõr, Ekmek, giyecek, konut, otomobil, radyo, gazete,
Son olarak şu da unutulmamalõ: bu küçük kitap, yalnõzca ilaç, okul ve diğer her şeyi üretmek ve dağõtmak için şu iki
sosyalizme bir giriş, sosyalizmin ana çizgilerini belirten bir esas unsurun bulunmasõ gerekir:
taslaktõr. Bu konudaki yazõn çok geniştir; konuya ilgi duyan 1. Toprak, madenler, hammaddeler, makineler, fabri-
okur, bu alfabe ile yetinmemeli, konuyu lâyõk olduğu derinlik kalar — yani iktisatçõlarõn "üretim araçlarõ" diye adlandõr-
ve genişlikle ele alan başka birçok yapõta el atmalõdõr. dõklarõ şeyler.
2. Emek — gerekli mallarõ meydana getirmek için güç- toplumda iki sõnõf arasõnda daima bir çatõşma olmasõnõn
lerini ve hünerlerini üretim araçlarõ üzerinde ve bu araçlarla nedeni de işte budur.
birlikte kullanan isçiler. Sõnõf savaşõnda iki tarafõn da davranõşõ, zorunlu ol-
Diğer kapitalist ülkelerde olduğu gibi, Amerika'da da duklarõ davranõştõr. Kapitalist, kapitalist olarak kalabil-
üretim araçlarõ, kamu mülkü değildir. Toprağa, hammad- mek için kâr etmek zorunda olduğu gibi, işçi de yaşayabil-
delere, fabrikalara, makinelere, bireyler, yani kapitalistler mek için doğru dürüst bir ücret almaya çabalamak zorun-
sahiptir. Bu, pek önemli bir olgudur. Çünkü, üretim araç- dadõr. Taraflar ancak karşõsõndakinin zararõ pahasõna ba-
larõna sahip olup olmamanõz, sizin toplumdaki konumunuzu şarõya ulaşabilir.
belirler. Eğer üretim araçlarõna sahip küçük gruba —yani Sermaye ile emek arasõnda "uyum" konusunda söyle-
kapitalist sõnõfa— dahilseniz, çalõşmadan yasayabilirsiniz. nen bütün sözler, gevezelikten başka bir şey değildir. Ka-
Üretim araçlarõna sahip olmayan büyük gruba —yani işçi pitalist toplumda, bir sõnõfõn yararõ, ötekinin zararõna oldu-
sõnõfõna— dahilseniz, çalõşmadan yasayamazsõnõz. ğu için böyle bir uyum olamaz; ve bunun tersi.
Bir sõnõf sahip olarak, öteki sõnõf çalõşarak yaşõyor. Ka- Bunun için kapitalist toplumda, üretim araçlarõ sahip-
pitalist sõnõf, gelirini, başkalarõnõ kendi hesabõna çalõştõrarak leri ile işçiler arasõnda varolmasõ zorunlu ilişki, bõçakla gõrt-
elde eder; oysa işçi sõnõfõ, gelirini, yaptõğõ iş için aldõğõ üc- lak arasõndaki ilişki gibidir.
ret biçiminde sağlar.
Yaşamak için gerekli mallarõn üretiminde emek baş yeri 2. ARTI—DEĞER
tuttuğuna göre, emeği sağlayanõn —işçi sõnõfõnõn— bunun
karşõlõğõnda çok cömertçe ödüllendirildiğini sanabilirsiniz. Kapitalist toplumda, insan, kendi gereksinmelerini sağ-
Oysa hiç de böyle değildir. Kapitalist toplumda en büyük geliri lamak istediği şeyleri değil, başkalarõna satacağõ şeyleri
elde eden en çok çalõşan değil, en fazla şeye sahip olandõr. üretir. Eskiden insanlar, kendi kullanõmlarõ için mal üretir-
Kapitalist toplumda çarklarõ döndüren kârdõr. Açõkgöz ken, bugün pazar için meta üretiyorlar.
işadamõ demek, satõn aldõğõ şey için elden geldiğince az öde- Kapitalist sistem, meta üretimi ve değişimi ile ilgilenir.
yen, sattõğõ şeyler içinse koparabileceği en büyük miktarõ İşçi, üretim aracõna sahip değildir. Hayatõnõ ancak tek
alan adam demektir. Yüksek kârlara giden yolun ilk adõmõ bir yoldan kazanabilir: üretim araçlarõna sahip olanlara
masraflarõ azaltmaktõr. Üretim masraflarõndan biri, eme- kendisini ücret karşõlõğõ kiralamak yoluyla. İşçi pazara
ğe ödenen ücrettir. Bu nedenle, elden geldiğince düşük üc- bir meta ile gelir: çalõşma kapasitesiyle, işgücüyle. İşvere-
ret ödemek işverenin çõkarmadõr. Aynõ şekilde, işçilerini el- nin ondan satõn aldõğõ şey, budur. İşveren, işçiye, işte bu-
den geldiğince çok çalõştõrmak da onun çõkarõnadõr. nun için ücret öder. İşçi, metaõnõ, yani işgücünü, ücret kar-
Üretim araçlarõna sahip olanlarõn çõkarlarõ ile bunlar şõlõğõ patrona satar.
için çalõşan insanlarõn çõkarlarõ birbirine karşõttõr. Kapita- İşçi, ne kadar ücret alacaktõr? Ücretinin ne kadar ola-
listler için önce mülkiyet sonra insanlõk, işçiler için ise önce cağõnõ belirleyecek şey nedir?
insanlõk —yani kendileri— sonra mülkiyet gelir. Kapitalist Bu sorunun yanõtõnõn anahtarõ, işçinin satmak zorunda
olduğu şeyin, bir meta olmasõ olgusunda yatar. Onun işgücü-

10 11
nün değeri, herhangi bir başka metada olduğu gibi, onu işte kâr buradan gelir.
üretmek için toplumsal olarak: zorunlu emek zamanõ miktarõ isçi, kendisini, bir işverene kiraladõğõ zaman, ona üret-
ile belirlenir. Ama işçinin işgücü, kendisinin bir parçasõ ol- tiği şeyi değil, üretme gücünü satar.
duğu için, işgücünün değeri, kendisinin (ve emek arzõnõn sü- işveren, işçiye sekiz saatlik çalõşmasõ ile yarattõğõ ürü-
rekli olabilmesi zorunluluğu bakõmõndan ailesinin) yaşaya- nün karşõlõğõnõ ödemez, sekiz saat çalõşmasõ için para verir,
bilmesi için gerekli yiyecek, giyecek ve barõnma giderlerine işçi, bütün işgünü —diyelim sekiz saat— süresince, iş-
eşittir. gücünü satar. Şimdi varsayalõm ki işçinin aldõğõ ücretin
Başka bir deyişle, bir fabrika, atelye ya da maden sa- değerini üretmek için gerekli zaman, dört saattir, işçi, bu
hibi, kõrk saatlik bir işin yapõlmasõnõ istiyorsa, bu işi yapa- dört saatin sonunda, işi bõrakõp evine gitmez. Gidemez, çün-
cak kimseye yasamasõna yetecek ve öldüğü veya çalõşama- kü onu sekiz saat çalõşmasõ için kiralamõşlardõr. Böylece dört
yacak kadar ihtiyarladõğõ zaman onun yerini alabilecek ço- saat daha çalõşmaya devam eder. Ve bu dört saat süresince
cuklar yetiştirmesine yetebilecek bir ücret vermek zorunda- kendisi için değil, işveren için çalõşõr. Emeğinin bir kõsmõ
dõr. ödenmiş emektir; öteki kõsmõ ödenmemiş emektir, işte işve-
Demek ki işçiler, kendi işgüçleri karşõlõğõnda, ancak ya- renin kârõ, bu ödenmemiş emekten gelir.
şayabilecekleri kadar bir ücret alõrlar; bazõ ülkelerde ise isçiye verilen ücretle, ürettiği değer arasõnda bir fark
ayrõca bir radyo ya da buzdolabõ ya da arasõra sinema bileti olmasõ gerekir, yoksa işveren onu kiralamazdõ. işçinin ücret
satõn alabilecek bir fazlalõk elde ederler. olarak aldõğõ ile ürettiği metaõn değeri arasõndaki farka,
İşçi ücretlerinin, işçinin ancak yaşayabileceği düzeye artî-değer denir.
yönelme eğilimini ifade eden bu iktisadî yasa, işçilerin siya- Artõ-değer, işverene giden kârdõr, işveren, işgücünü, bir
sal ve sendikal eylemlerinin yararsõz olduğu anlamõna mõ fiyattan satõn alõr ve emeğin ürününü daha yüksek bir fiya-
gelir? Hayõr, kesinlikle gelmez. Tersine, işçiler, sendikalarõ ta satar. Farkõ, yani artõ-değeri, kendisine alõkoyar.
yoluyla, Amerika dahil bazõ ülkelerde, ücretlerini bu asgarî
3. SERMAYE BİRİKİMİ
yaşama düzeyinin üzerine çõkarabilmişlerdir. Şu önemli nok-
tayõ da unutmamak gerekir ki, işçilerin, bu iktisadî yasanõn
durmadan islemesine engel olmalarõ için açõk olan tek yol Kapitalist, işe, para ile baslar. Üretim araçlarõnõ ve iş-
budur. gücünü satõn alõr. işçi, işgücünü, üretim araçlarõ üzerinde
Kâr nereden geliyor? kullanarak, metalar üretir. Kapitalist, bu rnetalarõ ve bun-
Bu sorunun karşõlõğõnõ, metalarõn değişim sürecinde de- larõ para karşõlõğõnda satar. Bu sürecin sonunda elde ettiği
ğil, üretim sürecinde buluruz. Kapitalist sõnõfa giden kârlar, para miktarõnõn, başlangõçtaki para miktarõndan fazla olma-
üretimden doğar. sõ gerekir. Bu fark, onun kârõdõr.
işçiler, hammaddeyi, mamul nesne haline dönüştürmekle Eğer üretim süreci sonunda, para miktarõ, başlangõç-
yeni bir servet var etmişler, yeni bir değer yaratmõşlardõr, taki para miktarõndan fazla değilse, kâr yok demektir ve
işçiye ücret olarak ödenen ile işçinin hammaddeye kattõğõ kapitalist, üretimi durdurur. Kapitalist üretim, halkõn ge-
değer arasõndaki farkõ, işveren kendisine alõkoyar. reksinmeleriyle başlayõp bitmez. Para ile baslar, para ile

12
biter. nõmmõn yaygõnlaşmasõ ile, kapitalist, işçilerine, gittikçe da-
Para, olduğu yerde durarak, iddihar edilerek daha faz- ha çok malõ, gittikçe daha hõzlõ ve daha ucuza ürettirebile-
la para haline gelemez. Para, ancak sermaye olarak kullanõl- cektir.
makla, yani üretim araçlarõ ve işgücü satõn alarak ve böy- Ne var ki, bunu başarabilen yeni ve geliştirilmiş makine,
lece yõlõn her gününün her saatinde işçilerin yarattõğõ yeni çok büyük paralara mal olur. Bu, öncekinden daha büyük
zenginlikten bir hisse almakla büyür. ölçekli üretim, gitgide büyüyen fabrikalar demektir. Başka
Bu, gerçek bir atlõ karõncadõr. Kapitalist, daha fazla ser- bir deyişle, gitgide daha fazla sermayenin birikmesi demektir.
maye (üretim araçlarõ ve işgücü) biriktirebilsin diye gittik- Kapitalist için başka bir seçenek yoktur. Kârõn en büyük
çe daha çok kâr etmeye, daha çok kâr edebilsin diye daha kõsmõ, en ileri ve en etkin teknik yöntemleri kullanan kapita-
da çok sermaye biriktirmeye, daha çok sermaye biriktirsin liste gider. Bundan dolayõ, bütün kapitalistler, iyileştirme-
diye daha da çok kâr etmeye, vb., vb., çalõşõr. ler için uğraşõr dururlar. Ama bu iyileştirmeler giderek da-
Şimdi kârlarõ artõrmanõn yolu, işçilere, gittikçe daha ha fazla sermayeyi gerektirir, îş alanõnda kalabilmek, öte-
fazla metaõ, gittikçe artan bir hõzla, gittikçe azalan bir ma- kilerin rekabetlerine dayanabilmek ve elindekini koruyabil-
liyetle ürettirmektir. mek için, kapitalist, sermayesini durmadan genişletmek zo-
İyi bir fikir, ama bunu nasõl yapmalõ? Makineler ve bi- rundadõr.
limsel yönetim — yanõt buydu ve budur. Daha büyük bir iş- Kapitalist, daha çok kâr etmeyi daha çok biriktirmek ve
bölümü. Yõğõn üretimi, [îsi] hõzlandõrma. Fabrikada daha böylece daha da çok kâr etmek için istemekle kalmaz, siste-
büyük etkinlik. Daha çok makine. Bir işçiye, daha önce, beş min de kendisini böyle davranmaya zorladõğõm görür.
işçinin, on işçinin, onsekiz işçinin, yirmiyedi işçinin yap-
tõğõ kadar bir üretme gücü veren, motorlu makineler... 4. TEKEL
Makineler tarafõndan "gereksizleştirilen" işçiler, ya ya-
vaş yavaş açlõktan kõrõlan, ya da kendi varlõğõ ile bir iş bula- Amerikan halkõna yutturulmak istenen en büyük yalanlar-
bilmiş olanlarõn ücretlerinin düşmesine yardõmcõ olan bir dan biri de, ekonomik sistemimizin, "hür özel teşeõbbüs" ol-
"yedek sanayi ordusu" haline gelirler. duğu iddiasõdõr.
Ve makineler, yalnõzca fazla bir isçi nüfusu yaratmakla Bu, doğru değildir. Ekonomik sistemimizin yalnõz bir kõs-
kalmazlar, aynõ zamanda, emeğin niteliğini de değiştirirler. mõ, rekabetçi, serbest ve bireycidir. Geri kalanõ —ve çok da-
Hünersiz düşük ücretli emek, daha önceleri hüner ve da önemli kõsmõ— tam tersidir: tekelleştirilmiş, denetim altõ-
yüksek ücret gerektiren emeğin yaptõğõ işi yapabilir. Fabri- na alõnmõş ve kolektivisttir.
kalarda, çocuklar büyüklerin, kadõnlar erkeklerin yerini ala- Rekabet, teoriye göre, güzel bir şeydi. Ama kapitalistler,
bilirler. uygulamanõn, teoriye uygun düşmediğini gördüler. Rekabetin
Rekabet, her kapitalisti, diğer kapitalistten daha ucuza kârõ azalttõğõm, birleşmenin ise kârõ artõrdõğõnõ gördüler.
meta üretmenin yollarõm aramaya zorlar. "Birim emek ma- Amaçlarõ kâr olduğuna göre, rekabete ne gerek vardõ? Bir-
liyeti" ne kadar düşük olursa, rakiplerinden o kadar ucuza leşmek, onlarõn açõsõndan, çok daha iyiydi.
satmasõ ve gene de kâr etmesi mümkün olur. Makine kulla- Ve birleştiler de: petrolde, şekerde, viskide, demirde,

14 15
çelikte, kömürde ve daha bir sürü metalarda.
—Proctor & Gamble, Lever Bros., ve Colgate-Palmoli-
"Serbest rekabet teşebbüsü''nün sonu, daha 1875 yõlõnda
ve Peet Co.— bu iş alanõnõn yüzde 80'ini denetimleri altõnda
görünmüştü. 1888 yõlõnda tröstler ile tekeller, Amerikan eko-
bulundurmuşlardõr: Öteki yüzde on başka üç şirket tarafõndan
nomik hayatõnõ öylesine kõskõvrak bağlamõşlardõ ki, başkan
sağlanmõş ve geri kalan yüzde on ise yaklaşõk olarak 1.200 sa-
Grover Cleveland, Kongreye, bir uyarõda bulunmak gereğini
bun imalâtçõsõ arasõnda paylaşõlmõştõr.
duymuştu: "Biraraya gelmiş sermayenin başarõsõna bir
îki Şirket —Libby-Owen-Ford ve Pittsburgh Plate Glass
göz atarsak, tröstlerin, birleşmelerin ve tekellerin var-
Co.— birlikte ülkedeki toplam düz camlarõn yüzde 95'ini yap-
lõklarõnõ keşfederiz, oysa vatandaş çok daha gerilerde
maktadõrlar.
çabalayõp durmakta, ya da demir bir ökçenin altõnda öldüre-
The United States Shoe Machinery Co., Amerika'daki
siye ezilmektedir. Yasalarõn sõkõ denetimi altõnda ve halkõn
toplam ayakkabõ makinesi sanayiinin yüzde 95'inden fazla-
hizmetinde bulunmasõ gereken şirketler, hõzla halkõn efen-
sõnõ denetimi altõna almõştõr.
disi haline gelmektedir."
Bu kadar geniş bir egemenliğe sahip bulunan tekelci ka-
Sanayi ve banka sermayesinin birleşmesi yoluyla, bazõ
pitalistlerin, fiyatlarõ diledikleri gibi saptamak durumunda
şirketler öylesine büyüyebilmişlerdir ki, bazõ sanayi kollarõn-
olduklarõnõ görmek güç değildir. Ve böyle yapõyorlar. Fiyat-
da, bugün, bir avuç firma, toplam üretimin yarõsõndan faz-
larõ, en fazla kârõ elde edecek noktada saptõyorlar. Bunu,
lasõnõ veya neredeyse hepsini üretmektedir. Bu sanayilerde,
ya kendi aralarõnda anlaşarak yapõyorlar, veya en güçlü
"geleneksel serbest rekabet teşebbüsüne dayanan Amerikan
şirket, fiyatõ ilân ediyor, ötekiler de "kaptanõ izle" oyununa
sistemi" artõk elbette mevcut değildir. Onun yerini, ekono-
katõlõyorlar. Bir de sõk sõk olduğu gibi, temel patentleri de-
mik gücün birkaç elde yoğunlaşmasõ, yani tekel almõştõr.
netimleri altõnda bulunduruyorlar ve gerekli üretim lisans-
Burada, Temsilciler Meclisi Küçük Ticaret ve Sanayi
larõnõ, ancak kendi çizgilerinde gitmeyi kabul edenlere veri-
Komitesinin 1946 tarihli ve Ekonomik Yoğunlaşmaya ve Te-
yorlar.
kelciliğe Karsõ Birleşik Devletler başlõklõ raporundan bazõ
Tekel, tekelcilere amaçlarõnõ gerçekleştirmek, yani çok
belirli örnekler verelim:
büyük kârlar sağlamak olanağõnõ hazõrlõyor. Rekabetçi sana-
General Motors, Chrysler ve Ford, birlikte, Amerika
yiler, iyi zamanlarda kâr eder, kötü zamanlarda açõk verir.
Birleşik Devletleri'nde yapõlan her on otomobilden dokuzunu
Ama tekelci sanayiler için izlenen model farklõdõr: iyi za-
üretirler.
manlarda muazzam kârlar sağlarlar, kötü zamanlarda ise
1934'te dört büyük tütün şirketi —American Tobacco
bir miktar kâr ederler.
Company, R. J. Reynolds, Liggett & Myers ve P. Lorillard—
üretilen "sigaralarõn yüzde 84'ünü, içilen tütünün yüzde 74'- Tekelci güçlere ve kârlara karşõ hareket, 19. yüzyõlõn
son çeyreğinde başlamõş, 20. yüzyõla kadar devam etmiştir.
ünü, çiğnenen tütünün yüzde 70'ini işlemişlerdir".
Dört büyük lastik şirketi —Goodyear, Firestone, U. S. Ne var ki, "büyüyen belâ" hakkõnda çok laf edildiği halde
Rubber ve Goodrich— aşağõ yukarõ "lastik sanayiinin toplam pek az şey yapõlmõştõr. Federal Ticaret Komisyonu ile Ada-
net satõşlarõnõn yüzde 93'ünü" yapmõşlardõr. let Bakanlõğõnõn tröstlere karsõ kurulan şubesine, bir şeyler
yapmak niyetinde olduklarõ zamanlarda bile, görevlerini ye-
Savaştan önce, sabun sanayiinin en büyük üç şirketi
rine getirmeleri için, ne ödenek verilmiştir, ne de personel.

16
17
Aslõna bakõlõrsa bu konuda pek bir şey de yapõlamazdõ. lerinin geniş bir kitleye dağõtõldõğõnõ ve dev tekelci şirketle-
1911 yõlõnda Standard Oil Company "dağõldõğõnda", J. P. rin hisse senetlerinin, yalnõz Bay Kodamanda değil, Tom'-
Morgan'õn şu yerinde yorumu yaptõğõ bildirildi: "Hiç bir da, Dick'te, Harry'de ve milyonlarca başka küçük insanlar-
yasa, insanõ, kendisi ile rekabete zorlayamaz." Sonraki olay- da bulunduğunu ileri sürerler. Bu, akla yatkõn bir kanõttõr
lar, Bay Morgan'õn haklõ olduğunu gösterdi. 1935'te: ve pek çok kişiyi aldatõr.
Birleşik Devletler'deki bütün şirketlerin binde-biri, bü- Ancak, Amerikan sanayiine "halkõn" sahip olduğu sa-
tün bu şirketlerin toplam varlõklarõnõn yüzde 52'sine sahipti. võ, boş laftõr. Herhangi bir şirkette, hisse senedi sahip-
Bütün şirketlerin binde-biri, bunlarõn net gelirinin yüzde lerinin sayõsõ büyük olabilir. Ama bu, önemli değildir. Asõl
50'sini elde etti. önemli olan kaç kişinin ne kadar hisse senedine sahip oldu-
Bütün imalâtçõ şirketlerin' yüzde dördünden azõ, bütün ğudur. Ve gene önemli olan, kârõn ortaklar arasõnda nasõl
bunlarõn net kârlarõnõn yüzde 84'ünü kazandõ. bölüsüldüğüdür. Bu rakamlarõ gördüğümüzde, bir bütün ola-
"Yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapmak için rak "halkõn" Amerikan sanayiinde mikroskobik bir hisseye
bundan daha yetkin bir mekanizma zor bulunurdu." sahip olduğu anlaşõlõr; oysa bir avuç Kodaman onun büyük
îşte TNEC raporunda tekel için söylenen sözler bunlar- bir kõsmõna sahiptir, korkunç kârlarõ cebe indirmektedir.
dõr. Bu konu ile ilgili en etkili ve en kolay anlaşõlõr rakamlar,
Raporda, tekelin, işçiler, hammadde üreticileri, tüke- Başkan Roosevelt tarafõndan 1938'de Kongreye verilenlerdir:
ticiler ve hisse senedi sahipleri üzerindeki etkileri, kanõt ola- "1929 yõlõ hisse senetlerinin dağõlõmõ bakõmõndan örnek
rak verilmektedir. bir yõl oldu. Ama aynõ yõlda nüfusumuzun binde-üçü, birey-
işçiler daha da yoksullaştõlar, çünkü "tekelciler, işçile- lerce bildirilen temettülerin yüzde 78'ini aldõlar. Bu, aşağõ
re, üretkenliklerine eşit bir ücret ödemiyor lardõ". yukarõ şu demektir ki, nüfusumuzun her 300 kişisinden birisi,
Hammadde üreticileri (örneğin çiftçiler), "tekelcilerin, şirket kârlarõnõn her dolarõndan 78 sentini aldõğõ halde, geri
bazan ödedikleri düşük fiyatlar" yüzünden daha da yoksul- kalan 299 kişi, öteki 22 senti aralarõnda paylaşmaktadõrlar.'1
laştõlar. Gerçek manzara Kongreye 1941 yõlõnda senatör O'Ma-
Tüketiciler, "tekelcilerin koyduklarõ yüksek fiyatlar yü- honey tarafõndan sunulan Geçici Ulusal Ekonomi Komitesi-
zünden" daha da yoksullaştõlar. nin (TNEC) nihaî raporu ve tavsiyelerinde çizildiği şekilde-
Öte yandan ise hisse senedi sahipleri, "tekelcilerin bu dir: "Biliyoruz ki, ülkenin servet ve gelirlerinin çoğu, bir-
şekilde elde ettikleri gereğinden fazla yüksek kârlar"dan kaç büyük şirketin elindedir; bu şirketler ise, son derece az
dolayõ, daha da zengin oldular. sayõda insanõn malõdõr ve bunlarõn çalõşmalarõndan doğan
Ne zaman kudret ve servetin birkaç elde tehlikeli bir bi- kârlar çok küçük bir gruba gitmektedir."
çimde toplandõğõ öne sürülse, Büyük İs Çevrelerinin savu-
nucularõ, manzaranõn çizildiği kadar karanlõk olmadõğõnõ 5. GELİR DAĞILIMI
öne sürerler. Bunlar, kârlarõn gereksiz şekilde yüksek ol-
masõ halinde bile, bu kârlarõn, küçük bir gruba değil, milyon- Biz Amerikalõlarõn iyi yaşadõğõ doğru değildir. Gerçek
larca insana dağõtõldõğõnõ savlmurlar. Bunlar, hisse senet- şudur ki, vatandaşlarõmõzõn mutlu bir azõnlõğõnõn lüks için-

18
Dikkat edilirse, 1966 yõlõnda, 10.322.000 aile, yani toplam
de yaşamalarõna karşõn, Amerikalõlarõn çoğu sefalet içinde- aile sayõsõnõn yüzde 21'inden fazlasõ, bir yõlda, 3.999 dolardan
dir. Gerçekte "bizim yüksek hayat standardõmõz" boş bir daha az gelir sağlamõştõr. Bu, Amerika'da her beş aileden
övünmedir, halkõmõzõn çoğunluğu ile bir ilişkisi yoktur. birisinin eline, haftada, yemek, içmek ve eğlenmek için 80
Başkan Roosevelt, ikinci görev dönemine başlarken yaptõğõ dolardan daha az para geçtiği anlamõna gelir. Haftada 80 do-
konuşmada, yüksek hayat standardõmõz konusundaki yalan larõn bir aileye. 1966'daki fiyatlarla nasõl bir hayat sürdürdü-
perdesini su sözleriyle yõrtõnõştõr: "Ulusun üçte-biri-nin ğünü siz düşünün.
kötü konutlarda oturduğunu, kötü giyindiğini ve kötü Ama fazla kafa yormamõza da gerek yok. Bugünün "bol-
beslendiğini görüyorum.” luk içinde yüzen" Amerika'sõnda çok sayõda sefil insan bu-
Bütün öteki kapitalist ülkelerde olduğu gibi Amerika'da lunduğu gerçeği Başkan Johnson'un 1967 baharõnda Kongre-
da, yõllar boyunca, üretilen mallar ve hizmetler miktarõnda ye sunduğu mesajla kanõtlanmõş durumdadõr. Başkanõn ra-
devamlõ bir artõş olmuştur. Gerçekten gerekli gereksinme poruna göre: (1) yoksul çocuklarõn yüzde 60'õ —yani her be-
mallarõ ile son derece lüks mallar, sonu gelmez bir akõntõ şinden üçü— bolluk içinde yüzen Amerika'da hiç dişçiye git-
halinde, halkõn yararlanmasõna sunulmuştur. miyor; (.2) sakat ve kusurlu yoksul çocuklarõn yüzde 60'õ,
Ne var ki, mallarõn bu bolluğunun geçerli olmasõ, hal- gene bu "müreffeh" Amerika'da, tõbbî bakõmdan yoksun;
kõn gereksinmeleri ile değil, onlarõn satõn alma gücü ile öl- (3) yaşamlarõnõn ilk yõlõnda yoksul bebekler arasõndaki ölüm
çülür. Amerikan halkõnõn çoğunluğunun ulusal gelirden al- oranõ, bolluk içinde yüzen Amerika'da, yoksul olmayanlardan
dõğõ pay, hayatlarõnõ daha zengin ve doyumlu hale getirebi- yüzde 50 fazla.
lecek şeyleri satõn almalarõnõ sağlamaktan uzaktõr. Amerikalõlarõn çoğu, insan gibi bir ömür sürmelerine
Resmî istatistikler bu noktayõ kanõtlamaktadõr. Örnek yetecek kadar para kazanamazken, tepedeki azõnlõk, gere-
olarak, aşağõda, Nüfus Sayõmõ Bürosunun yayõmladõğõ ra- kenden de çok fazla elde etmiştir. 1966 yõlõnda, Sayõm Büro-
porda yer alan, 1966'da, Amerika'da ailelere göre gelir dağõ- sunun yayõnladõğõ, Current Population Reports’a göre (s. 7),
lõmõ tablosunu veriyoruz (Current Population Reports, series gelir merdiveninin üst basamağõndaki ailelerin yüzde 20'si,
P-60, n°53, 1967, s. 1): bütün ailelerin toplam gelirlerinin yüzde 40,7'sini aldõğõ hal-
Toplam parasal aile geliri ($) Aile
de, merdivenin alt basamağõndaki ailelerin yüzde 60'õ yalnõz
1.000 dolardan az
Sayõsõ yüzde 35,5'ini almõştõr. Yani gelirden, tepedeki beşte-bir,
1.000 — 1.99D 1.149.000 tabandaki beşte-üçten daha fazla almõş oluyor. Yalnõz, bu,
2.000 — 2.999
3.000 — 3.999
2.635.000 tepedeki çok zenginler, paralarõnõn çoğunu alõp götüren pek
3.197.000
4.000 — 4.999 3.341.000 yüksek vergiler ödemiyorlar mõ? Böyle diyorlar ama, doğru
5.000 — 5.999
6.C€0 — 6.999
3.474.000 değil.
4.108.000
7.000 — 7.999 4.574.000 Tennessee Senatörü Gore'un 11 Nisan 1965 günlü New
8.000 — 9.999 10.000 — 14.999 15.000 ve yukarõsõ 4.542.000 York Times Magazine''de yayõnlanan yazõsõna göre de söyle-
7.408.000
To p l a m 10.008.000 nenler doğru değil. "Vergi Ödemeden Nasõl Zengin Olunur"
4.486.000 başlõklõ makalede senatör diyor ki, "... Şimdi, vergi refor-
20 48422,000

21
munu önerenler tarafõndan bu gibi örnekler aydõnlõğa çõkar- leri açõsõndan böyle bir pazar yoktur.
tõldõğõ zaman, pek çok kimse bunlarõ tipik değil diye bir ya- Bunun sonucu, sistemde, bizim bunalõm ve depresyon
na itiyorlar; bunlar, hâlâ, bizim, ödeme gücüne dayanan mü- dediğimiz dönemsel çöküşlerdir.
terakki bir vergilendirme sistemimiz olduğuna inanõyorlar. Kâr sağlamak için, kapitalist, işçilerine olabildiğince az
Ama işin aslõ, yõllõk kazancõ bir milyon dolar veya daha fazla ödeme yapmak zorundadõr.
olan "tipik" bir vergi yükümlüsünün fabrika işçisi ve öğret- Ürünlerini satmak için, kapitalist, işçilerine olabildiğin-
menden, gelirinin daha küçük bir yüzdesini vergi olarak ödü- ce çok ödeme yapmak zorundadõr.
yor olmasõdõr. İkisini birden yapamaz.
Öteki çoğu ülkelerin halklarõna göre, bizim halkõmõzõn, Düşük ücret yüksek kâr sağlar, ama aynõ zamanda mal
daha yüksek bir hayat standardõ olduğu doğrudur. Ancak talebini azalttõğõ için kârõ olanaksõz hale getirir.
bu, bizim, varlõk içinde olduğumuzu değil, onlarõn yoksulluk Çözümlenemez bir çelişki.
içinde olduğunu gösterir. Propagandacõlarõn, Amerika'nõn Kapitalist sistem çerçevesi içinde çõkar yol yoktur. Dep-
"yüksek hayat standardõndan" söz açarken, bizi inandõrmak resyon kaçõnõlmazdõr.
istedikleri şey, hiç de doğru değildir. 1929 bunalõmõndan sonra, Birleşik Devletlerdin, kapitaliz-
min hâlâ genişleyebileceği dönemi, ebediyen ardõnda bõrak-
6. BUNALIM VE DEPRESYON tõğõ izlenimi doğdu. Artõk genişlemeye değil, daralmayõ asgarî
çizgide tutmaya çalõşõlacaktõ.
Gelir dağõlõmõ (ya da daha doğrusu gelirin kötü dağõlõ- Halk iş istiyordu, iş bulma olanağõ azdõ. Tanõnmõş ingi-
mõ) konusundaki gerçekler, kapitalist sistem ile bu sistemin liz iktisatçõsõ J. M. Keynes'e göre, "Eldeki kanõtlar, tam ve-
temeldeki zayõflõğõnõn ekonomik yanõnõ ortaya koyar. ya hatta tama yaklaşan istihdamõn ender görülen ve kõsa sü-
Büyük halk kitlesinin geliri, hemen her zaman sõnaî üre- reli bir durum olduğunu gösteriyordu."
timi tüketemeyecek kadar küçüktür. Gene de kapitalist sistemin iş sağlayabileceği yalnõz tek
Zenginlerin geliri, çoğunluğun yoksulluğu yüzünden sõ- yol vardõ. Kapitalizmi kötürümleştiren kusurlarõn, yani dü-
nõrlõ olan bir piyasa için yapõlabilecek kârlõ yatõrõmlardan şük tüketim ve aşõrõ üretimin giderilebileceği tek yol vardõ.
çoğu zaman kat kat büyüktür. Tepede sallanan aşõrõ üretim korkusundan kurtulmanõn, üre-
Halkõn büyük bir kõsmõ, satõn almak ister ama parasõ tilen her şeyi kârla satabilmenin tek yolu vardõ.
yoktur. Zengin azõnlõğõn ise, parasõ, harcamakla bitmeyecek Kapitalizmin öldürücü hastalõğõ olan bunalõm ve dep-
kadar çoktur. resyonu tedavi etmenin tek yolu vardõ:
Sanayi, dev adõmlarla büyür; ama tüketicinin satõn al- SAVAŞ.
ma gücü, kaplumbağa hõzõyla ilerler. 1929'dan sonra, kapitalist sistemin, insanlara tam istih-
Yõğõn üretimi sorunu çözülmüştür, ama üretilen mallarõn dam, malzeme, makine ve para sağlamak için, ancak bir
yõğõn halinde satõşõ sorunu çözümlenememiştir. savaş hazõrlõğõ ve girişimi ile, işlemesine devam edebileceği
işçilerin gereksinmelerini karşõlayacak mallar için pazar görüldü.
vardõr; ama işçilerin gereksindikleri mallarõ satõn alma güç-

22 23
7. EMPERYALİZM VE SAVAŞ lan mallarõ ve sermayeyi elden çõkartmak için dõş pazarlar
ve yatõrõm alanlarõ arayarak, servet fazlalarõnõn yatağõnõ
Büyük ölçekli tekelci sanayi, üretici güçleri, daha önce genişletmedir/'
görülmedik bir ölçüde geliştirdi. Sanayicilerin mal üretme Sömürge halklarõna karşõ tutum, zamana ve yere göre
güçleri, yurttaşlarõn tüketim güçlerinden daha büyük bir
değişmiştir. Ama zulüm ve baskõ genel yasaydõ — hiç bir em-
hõzla artõyordu.
peryalist ulus masum değildi. Bu konuda uzman kabul edi-
Bu, onlarõ, mallarõnõ anayurdun dõşõnda satmak zorunda len Leonard Woolf şöyle yazõyordu: "Avrupa'da ulusal top-
bõrakõyordu. Üretim fazlasõnõ emebilecek yabancõ pazarlar lumda nasõl son yüzyõlda açõkça belirli sõnõflar, kapitalistler
bulmak zorundaydılar.
ile işçiler, sömürenler ile sömürülenler ortaya çõkmõşsa, ulus-
Bunlarõ nereden bulacaklardõ? lararasõ toplumda da biri egemen ve sömüren öteki güdülen
Bu soruya verilebilecek tek bir karşõlõk vardõ: sömürge- ve sömürülen, gene aynõ derecede belirli sõnõflar, Batõnõn
lerde.
emperyalist güçleri ile Afrika ve Doğunun uyruk õrklarõ or-
Üretilen fazla mamul mallar için pazarlar bulmak zo- taya çõkmõştõr.
runluluğu, sömürgeler edinme konusunda duyulan baskõnõn Öteki emperyalist uluslar ne ise, Amerika Birleşik Dev-
ancak bir kõsmõydõ. Büyük ölçekli yõğõn üretimi geniş ham- letleri de öyledir. Özel yatõrõmlardan gelen bütün kârlar, il-
madde ikmallerini gerektirir. Kauçuk, petrol, nitrat, kalay, gili malî gruplara gitmiş, ama hükümet politikasõ, hükümet
bakõr, nikel ve bunlara benzer daha bir yõğõn şey, tekelci parasõ ve hükümet kuvveti, bunlarõn özel çõkarlarõnõ sağla-
kapitalistlere her yerde gerekli olan hammaddelerdi. Bun- mak ve korumak için kullanõlmõştõr. Başkan Taft, tekelci ka-
lar, bu gerekli hammaddelerin kaynaklarõna sahip olmak pitalizmin gerekleri ile hükümet politikasõ arasõndaki bağ ko-
veya bunlarõ denetimleri altõnda bulundurmak istiyorlardõ. nusunda açõksözlüydü: "Dõş politikamõzõn hak ve adaletin
Emperyalizmi yaratan ikinci etken de buydu. düz yolundan kõl payõ saptõrõlmamasõ gerekmekle birlikte,
Ama bu iki baskõdan daha da önemlisi, bir başka fazla şey bu politika, emtiamõz ve kapitalist fõrsatlarõmõz için kârlõ ya-
için de pazar bulmak zorunluluğuydu: sermaye fazlasõ. tõrõmlar sağlamak üzere etkin müdahaleyi de içerecek hale
Emperyalizmin ana nedeni buydu. pekâlâ getirilebilir."
Tekelci sanayi, sahibine çok büyük kârlar getirmişti. 20. yüzyõlda, her büyük sanayi ülkesinde, tekelci kapita-
Aşõrõ kârlar. Sahibinin ne yapacağõnõ bilemeyeceği kadar lizm gelişmiş ve onunla birlikte sermaye fazlasõ ile ürün
çok para. Harcayabileceklerinden daha çok para. Bu para, fazlasõnõn ne yapõlacağõ sorunu da ortaya çõkmõştõr. Kendi
yurt içinde gelir getirici yatõrõm için kullanabileceklerinden ulusal pazarlarõnõ denetim altõnda bulunduran çeşitli devler,
de fazlaydõ. Aşõrõ bir sermaye birikimi. uluslararasõ pazarlarda karşõ karşõya geldikleri zaman önce
Mal ve sermaye için pazarlarda kârlar arayan bu sanayi uzun, zorlu, acõ bir rekabete, ardõndan uluslararasõ bir temel
ve banka ittifakõ, emperyalizmin başlõca kaynağõ olmuştur. üzerinde anlaşmalara, birleşmelere, kartellere girişirler.
J. A. Hobson, daha 1902 yõlõnda, bu konuya öncülük eden Dünya pazarõnõ bölüşmek üzere aralarõnda anlaşmalar
incelemesinde şöyle diyordu: ''Emperyalizm, sanayiin büyük yapan bu büyük uluslararasõ birleşmeler ile, rekabetin sona
denetçilerinin anayurtta satamadõklarõ ya da kullanamadõk- ereceği ve uzun süreli bir barõş döneminin başlayacağõ sanõ-

24 25
lir. Ama böyle olmaz, çünkü kuvvet oranlarõ durmadan değiş denli yararõna, çoğunluğun bu denli zararõna olan bu mül-
mektedir. Bazõ şirketler gitgide büyür ve güçlenirken, öte kiyet ilişkisinin— devamõnõ sağlamak için bir yöntem bulun-
kiler geriler. Böylece bir zamanlar hakkaniyet ölçüleri için masõ gerekir. Zengin azõnlõğõn, emekçi çoğunluk üzerinde,
de yapõlmõş olan bölüşüm sonradan hakkaniyetsiz olur. Güç toplumsal ve ekonomik egemenliğinin sürüp gitmesini sağla-
lü grup tarafõnda bir hoşnutsuzluk başlar ve bunu daha bü yacak güce sahip bir kurumun varlõğõ zorunludur.
yük bir pay alma savaşõmõ izler. Her hükümet, kendi uyruk Böyle bir kurum vardõr: bu, devlettir.
larõnõ korumak için ayağa kalkar. Bunun kaçõnõlmaz sonucu Kapitalist sõnõfõn işçi sõnõfõ üzerinde egemenlik kurma-
savaştõr. sõnõ sağlayan bu özel mülkiyet ilişkilerini korumak ve sür-
Emperyalizm savaşa yolaçar. Ne var ki, savaş da hiç dürmek devletin işlevidir.
bir şeyi kesin olarak çözemez. Artõk bir masa çevresinde Bir sõnõfõn ötekisini baskõ altõnda tuttuğu sistemi ya-
çözümlenemez hale gelen düşmanlõklar, şimdi pazarlõk, güçlü şatmak devletin işlevidir.
patlayõcõlar, atom bombalarõ, sakat insanlar ve parçalanmõş Üretim araçlarõnõn özel mülkiyetine sahip olanlar ile olma-
cesetlerle yapõlõyor diye ortadan kalkmaz. yanlar arasõndaki çatõşmada mülk sahipleri, devletin kişili-
Hayõr! Pazar avõ sürüp gitmelidir. Tekelci kapitalizm, ğinde, mülksüzlere karşõ güçlü bir silah bulurlar.
mal ve sermaye fazlasõ için alan bulmak zorundadõr ve tekel- Devletin, sõnõflar üstü olduğuna —hükümetin zengin yok-
ci kapitalizm varoldukça yeni savaşlar sürecektir. sul, yüksek alçak bütün halkõ temsil ettiğine— inanmaya ite-
leniyoruz. Ama aslõnda, kapitalist toplum, özel mülkiyete da-
8. DEVLET yandõğõndan, özel mülkiyete karşõ yapõlacak her davranõş,
gereğinde şiddet kullanmaya kadar varan devletin direnciyle
Üretim araçlarõndaki özel mülkiyet, özel türden bir karşõlaşacaktõr.
mülkiyettir. Bu mülkiyet, ona sahip olan sõnõfa, sahip olma- Bunun için, aslõnda, sõnõflar varoldukça, devlet, sõnõflar-
yan sõnõf üzerinde bir güç verir. Sahip olanõn yalnõz çalõş- üstü olamaz, egemen sõnõftan yana olmak zorundadõr. Dev-
madan yaşamasõnõ sağlamakla kalmaz, bir yandan da, sahip letin egemen sõnõfõn bir silahõ olduğunu, Adam Smith, daha
olmayanlarõn çalõşõp çalõşmayacağõ ve hangi koşullar altõnda 1776 yõlõnda farketmişti. Ünlü kitabõ, The Wealth of Nations’-
çalõşacaklarõnõ saptama olanağõnõ da verir. Yani bir çeşit da şöyle yazõyordu: "Sivil hükümet, mülkiyetin güvenliğini
efendi ve hizmetçi ilişkisi kurar; kapitalist sõnõf, emirler korumak için kurulduğu sürece, aslõnda zenginin yoksula kar-
verme mevkiinde, işçi sõnõfõ ise bunlarõ yerine getirme du- şõ veya biraz malõ mülkü olanõn olmayana karşõ savunulmasõ
rumundadõr. için kurulmuştur."
Bu durumda, haliyle, iki sõnõf arasõnda sürüp giden bir İktisaden egemen olan sõnõf —üretim araçlarõna sahip
çatõşma vardõr. olan sõnõf— siyasal olarak da egemendir.
Kapitalist sõnõf, isçi sõnõfõm sömürerek, servetle, güçle Birleşik Devletler'deki gibi bir demokraside halkõn, oy-
ve itibarla cömertçe ödüllendirilmiş; oysa işçi sõnõfõ, güven- larõyla kendi adaylarõnõ iş başõna getirdiği doğrudur. De-
sizlik, yoksulluk, sefil hayat koşullarõ içine itilmiştir. mokrat X ile Cumhuriyetçi Y arasõnda bir seçme yapma
Bu durumda, mevcut mülkiyet ilişkisinin —azõnlõğõn bu haklarõ vardõr. Ama bu, hiç bir zaman sõnõf mücadelesinin

26 27
bu yanõnda ya da öteki yanõnda yer alan bir adayõn seçimi
değildir. Ana partilerin adaylarõ arasõnda özel mülkiyet sõrasõnda olmuştur. Ama niçin?
ilişkileri sistemi konusunda çok az temel davranõş farkõ vardõr. Devlet, ancak zorlandõğõ takdirde, mülksüzler adõna,
Bu ayrõlõklar da hep ayrõntõlar konusundadõr; hemen hiç bi- mülk sahiplerine karşõ harekete geçer. Şu veya bu çatõşma
risi, temel sorunlarla ilgili değildir. noktasõnda boyun eğmek zorunda kalõr, çünkü işçi sõnõfõn-
İsin aslõ aranõrsa, işçiler için Demokrat X ya da Cum- dan gelen baskõ o denli büyüktür ki, ödün vermek zorunlu-
huriyetçi Y arasõnda bir seçim yapmak, kapitalist sõnõfõn dur; yoksa "yasa ve düzen" tehlikeye girdiği gibi, daha da
hangi özel temsilcisinin, Kongrede, kapitalist sõnõfõn yara- kötüsü (egemen sõnõf acõsõndan daha kötüsü), devrim bile
rõna yasalar yapacağõ konusunda bir seçim yapma özgürlü- olabilir. Ama unutulmamasõ gereken önemli nokta sudur:
ğünden başka bir şey değildir. böyle dönemlerde elde edilen bütün ödünler, mevcut mülki-
Yasalarõ yapanlar ile yasalarõn çõkarlarõ için yapõldõğõ yet ilişkileri sõnõrlarõ içerisindedir. Kapitalist sistemin ana
adamlar arasõndaki bağ, öylesine sõkõdõr ki, devlet ile ege- çerçevesi, hiç dokunulmadan öylece durur. Ödünler her za-
men sõnõf arasõndaki ilişki konusunda hiç bir kuşkuya yer man bu çerçeve içinde verilmektedir. Egemen sõnõfõn ama-
bõrakmaz. Ulusumuzun en ileri gelenlerinden birisinin, ikti- cõ, bütünü kurtarmak için bir noktada boyun eğmektir.
sadî egemenliği elinde bulunduran sõnõfõn, siyasal egemen- Başkan Roosevelt yönetimi sõrasõnda isçi sõnõfõ tarafõn-
liği de elinde bulundurduğu düşüncesinde olduğu şu satõrlar- dan elde edilen bütün kazanõmlar —ki bunlar epeyce fazlay-
da açõkça görülür: dõ™, üretim araçlarõ üzerindeki özel mülkiyet sistemini de-
"Diyelim ki, Washington'a gidiyorsunuz ve hükümetiniz- ğiştirmemiştir. Bu kazanõmlar bir sõnõfõn bir başkasõ tara-
le görüşmek istiyorsunuz. Sizi nezaketle dinleseler bile, asõl fõndan devrilmesini sağlamamõştõr. Başkan Roosevelt öldü-
sözü geçer kimselerin büyük bankerler, büyük imalâtçõlar, ğü zaman, işverenler de, isçiler de eski yerlerinde idiler.
büyük tüccarlar, demiryolu şirketleri ile denizyollarõ şir- Devlet, bir sõnõfõn öteki sõnõf üzerinde egemenliğini kur-
ketlerinin başõndaki kimseler olduğunu göreceksiniz. ... mak ve sürdürmek için bir araç olduğuna göre, ezilen ço-
Birleşik Devletler Hükümetinin efendileri, Birleşik Devlet- ğunluk için gerçek özgürlük var olamaz. Duruma ve koşul-
ler kapitalistleri ve imalâtçõlarõdõr." lara bağlõ olarak şu ya da bu derecede özgürlük verilecek-
Gerçekleri ortaya döken bu tümceler, Woodrow Wilson'- tir, ama son tahlilde, "özgürlük" ve "devlet" sözcükleri, sõ-
õn, 1913 yõlõnda yazdõğõ bir kitapta yayõnlanmõştõr. Yazar ne nõflõ bir toplumda biraraya getirilemez.
söylediğini bilecek bir yerde bulunuyordu. O sõra Birleşik Devlet, hükümeti denetimi altõnda bulunduran sõnõfõn ka-
Devletler'in başkanõydõ. rarlarõnõ uygulamak için vardõr. Kapitalist toplumda devlet,
Şu soru ortaya çõkõyor: mademki devlet mekanizmasõ kapitalist sõnõfõn kararlarõnõ, dayatarak yürütür. Bu karar-
kapitalist sõnõfõn denetimi altõndadõr ve onun çõkarõna işle- lar, işçi sõnõfõnõn, üretim araçlarõnõn sahiplerinin hizmetinde
mektedir, kapitalistlerin gücünü düzenlemek ve sõnõrlandõr- çalõştõğõ kapitalist sistemi sürdürmek için alõnmõştõr.
mak için hazõrlanan yasalar, nasõl oluyor da kara kaplõ kitapta
yer alabiliyor?
Örneğin bu gibi şeyler, Franklin D. Roosevelt yönetimi

28
29
ÎKÎNCÎ BÖLÜM le, üretim mekanizmasõnõn beşte-biri kullanõlmõyor.
Verimsiz ve müsriftir, çünkü, devre devre çöküntüler olu-
KAPİTALİZMİN SOSYALİSTÇE SUÇLANMASI yor ve o zaman üretim kapasitesinin değil beşte-biri, yarõsõ
atõl kalõyor. Brookings Enstitüsüne göre: "Ekonomik canlõ-
lõğõn doruğunda bile, atõl kapasite miktarõ, genel bir rakamla
ifade etmek gerekirse yüzde 20 kadardõr. Depresyon dö-
nemlerinde ise, bu oran, haliyle çok fazla artmõş, 1930 dep-
resyonunda yüzde SO'ye kadar yükselmiştir."
Verimsiz ve müsriftir, çünkü, çalõşmak isteyen herkese
daima yararlõ iş sağlayamadõğõ gibi, bedence ve kafaca sa-
pasağlam binlerce insanõn çalõşmadan yaşamalarõna yer ve-
rir.
Reklamcõlar, satõcõlar, acenteler, pazar araştõrmacõlarõ
ve benzeri bir yõğõn insanõ, mallarõn, sağlõklõ ve akla-uygun
üretimini ve dağõtõmõnõ sağlamak için değil de, müşterinin
aynõ malõ .A şirketinden değil, B ya da C, D? E, F şirketlerin-
den satõn almasõnõ sağlamak için çõlgõnca bir rekabet alanõn-
da istihdam ettiği için verimsiz ve müsriftir.
Verimsiz ve müsriftir, çünkü insanõn gereksinmeleriyle il-
gilenmek yerine, gitgide artan fiyatlarla ve kârla ilgilendiği
9. KAPİTALİZM VERİMSİZ VE MÜSRİFTİR için, ekinlerin ve mallarõn göz göre göre yokedilrnesme izin
verir.
İnsanõn üretme gücündeki artõş, yoksulluğun ve sefale- Nihayet, verimsiz ve müsriftir, çünkü, dönemsel olarak
tin ortadan kalkmasõnõ sağlamõş olmalõydõ. Bu sonucu yara- savaşa yolaçar ve savaş, yaşamda güzel olan her şeyi in-
tamamõştõr: dünyanõn en güçlü, en zengin ve en üretken ka- safsõzca ve şeytanca yokettiği gibi, yaşamõn kendisini de
pitalist ülkesi olan Birleşik Devletler'de bile. ortadan kaldõrõr.
Öteki bütün kapitalist ülkelerde olduğu gibi Birleşik Dev- Bu verimsizlik ve israf, düzeltilmesi mümkün olan kötü
letler'de de, bolluğun ortasõnda açlõk, varlõğõn içinde kõtlõk, bir yönetimden gelmiyor; bu, kapitalist sistemin ayrõlmaz
zenginliğin göbeğinde yoksulluk vardõr. bir parçasõdõr. Sistem sürüp gittikçe de, devam etmek zorun-
Böylesine çelişkilerle nitelendirilen bir ekonomik sistem- dadõr.
de, temelden hatalõ bir şeyin bulunmasõ gerekir. 1930'lardaki depresyon sõrasõnda, Birleşik Devletler'de
Evet böyle bir bozukluk vardõr. Kapitalist sistem, ve- çalõşmak zorunda ve isteğinde olan işe yarar işçilerin
rimsiz, müsrif, akõldõşõ ve adaletsizdir. dörtte-biri, yõllarca, is bulamadõ. Bu insanlar, aç kaldõlar,
Verimsiz ve müsriftir, çünkü, en iyi işlediği yõllarda bi- yardõmla yaşamlarõnõ sürdürdüler veya kamu kuruluşlarõnda

30
icat edilen işlerde çalõştõlar. Her kentte, kadõn, erkek, ço- ve müsriftir.
luk çocuk ekmek kuyruğuna girdi. Bu işgücü israfõnõn bü- Kapitalizmin en büyük israfõ da savaştõr.
yüklüğü, şu unutulmaz tabloda canlandõrõlmõştõr: "Onbir Kapitalist ekonomide barõş zamanõnda ulaşõlamayan
milyon issiz kadõn-erkek, ekmek için tek bir kuyrukta bir tam üretime, savaş zamanõnda ulaşõlõr, işte o zaman, evet
kol boyu ara ile dizilseler, bu hat, New York'tan Chicago'ya, ancak o zaman, kapitalizm, insanlarõn, malzemelerin, makine-
St. Louis'e, Salt Lake City'ye ve hatta San Francisco'ya lerin, paranõn tam istihdam sorununu çözümler.
uzanõr. Dahasõ da var: bu kuyruk bir de geri döner, yani Hangi amaçla? Yalnõzca yakõp yõkmak amacõyla, insan-
kõtayõ bir uçtan öbür uca iki defa dolanmõş olur." oğlunun umutlarõnõ, hayallerini ve hayatõnõ yoketmek; binler-
Bu milyonlarca aç-sefil insan, yetenekleri ile güçlerini ce okulu, hastaneyi, fabrikayõ, demiryolunu, köprüyü, lima-
yaşamaya yetecek kadar bir şeyler elde etmek için kullan- nõ, maden ocağõnõ, enerji merkezini yerle bir etmek; binler-
ma fõrsatõ ararlarken, çalõşmanõn ne demek olduğundan ha- ce mil kare ekili toprağõ ve ormanõ kökünden kurutmak.
beri bile olmayan ve bunu öğrenmek için hiç bir istek taşõ- Yaralõlarõn acõlarõ, sakat ve kötürümlerin õstõrabõ, ya-
mayan daha şanslõ erkek ve kadõnlar, sõrf üretim araçlarõna kõnlarõnõ kaybedenlerin özlemleri, hesaba kitaba sõğar mõ?
sahip olduklarõ için, konfor ve lüks içinde yaşõyorlardõ. Ama biz savaşõn neye malolduğunu biliyoruz. Yapõlan isra-
Bunlar utanmazca bir aylaklõk içinde yaşayabiliyorlardõ, fõn miktarõnõ lirasõ lirasõna, kuruşu kuruşuna biliyoruz, Bu
çünkü kapitalist sistemin düzenlediği, belki de adõnõ bile duy- rakamlar, kapitalizmin en büyük israfõnõn savaş olduğunu
madõklarõ sanayi yatõrõmlarõndaki hisse senetleri, bunlara gün gibi açõğa çõkartõyor.
böyle yaşayabilecek bir gelir sağlõyordu. Çalõşmak isteyen Birinci Dünya Savaşõ, 200 milyar dolara maloldu, 1935
ama iş bulamayan insanlarõn sefaleti, ellerini işe sürmeden yõlõnda, Rich Man, Poor Man yapõtõnõn yazarlarõ bunun ne
temettü alan bir avuç zengin nedeniyle, daha da alçaltõcõ demek olduğunun ölçütünü verdiler. Ölçüt şu:
oluyordu. "Eıı para, Amerika, ingiltere, Belçika, Fransa, Avus-
Bolluk ortasõnda sefalet açmazõ ile yüzyüze gelen kapi- turya, Macaristan, Almanya ve italya'da her aileye [enflas-
talist sistem, bu sorunu çözümlemek için bir plan yapõyor. yon öncesi dolarla] 3.000 dolarlõk bir ev ve bir bahçe yeri
Bolluğu ortadan kaldõrmak planõ. vermeye yeterliydi.
Yenilemeyecek hale getirmek için patatesin üzerine gaz- "Ya da bu parayla, Amerika'daki bütün hastanelerin
yağõ döküldü, kahve ürününün yüzde 30'u yokedildi, süt õr- masrafõnõ 200 yõl süreyle karşõlayabilirdik. Devlet okullarõ-
mağa döküldü, meyveler yerlerde çürümeye bõrakõldõ. mõzõn 80 yõllõk bütün giderlerini karşõlayabilirdik. Veya, eğer
Bu çõlgõnlõk, kapitalist sistemde, pek de göründüğü gibi 2.150 işçi 40 yõl süreyle herbiri yõllõk 2.500 dolar ücretle ça-
bir delilik değildir. Halkõ, gereksinmeleri olan patatesle, lõşsaydõ, toplam kazançlarõ, Dünya Savaşõnõn ancak bir gün-
kahveyle, sütle, meyveyle beslemekle değil de, elden gel- lük masrafõnõ karşõlayabilirdi!"
diğince yüksek fiyat ve kâr elde etmekle ilgilenen bir eko- ikinci Dünya Savaşõ ise, bunun beş katma malolmuş-
nomi için sõrasõ gelince arzõ sõnõrlamak, amacõna ulaşmanõn tur.
bir başka yoludur. Ama bu, uygulamayõ haklõ göstermez, sa- Kapitalist sistemin israfçõhğõnõ, hiç bir şey, savaş kadar
dece savõmõzõ kanõtlar: kapitalist sistem özü gereği verimsiz gözler önüne seremez.

32 33
10. KAPİTALİZM AKILDIŞIDIR yönelmiş bir tehdit halini alõr. Bunalõmõn ağõrlõğõna aldõr-
maksõzõn ekonomik diktatörler, kârõn, ödevden önce geldi-
Kapitalist sistem, akõldõşõdõr. ğinde ayak direrler ve üstelik her türlü çõkarlarõnõn fiyatõnõ
Bu sistem, işadamõnõn kişisel çõkarõnõn, ulusun yararõna ülkeye ödettirecek durumdadõrlar. Bu dayanaksõz bir suçla-
olduğu,; eğer kişiler, istedikleri gibi kâr etme konusunda ma değildir; Birinci ve İkinci Dünya savaşlarõnda, Birleşik
serbest bõrakõlsalar, bütün toplumun daha iyi bir duruma ge- Devletler'in deneyimleriyle bu doğrulanmõştõr. 1941'de yayõm-
leceği; işleri yürütmenin en iyi yolunun, kapitalistleri, en lanan bir TNEC raporu, hikâyeyi şöyle anlatmaktadõr:
büyük kârõ sağlayacak şekilde işlerinde serbest bõrakmak "Açõk konuşmak gerekirse, savaş ya da bunalõm sõra-
olduğu ve, bu sürecin bir yan ürünü olarak, halkõn gereksin- sõnda, is çevrelerine karşõ takõnõlacak tutum sorunu ortaya
melerinin sağlanacağõ önermesine dayanõr. çõktõğõnda hükümet ve kamuoyu diken üstündedirler. İş çev-
Bu önerme kesenkes her zaman için doğru değildir. Hele releri, dayattõklarõ koşullar dõşõnda, çalõşmayõ reddeder. Do-
tekel, rekabetin yerini alõnca, doğruluğu daha da azalõr. Kâr ğal kaynaklar, likit değerler, ülke ekonomisindeki stratejik
peşinde koşanlarõn çõkarõ ile toplumun çõkarõ, ya uyuşur, ya noktalar, teknik araçlar ile bilgiler, onun denetimi altõndadõr.
uyuşmaz. Aslõnda çoğu zaman çatõşõr. "Şimdi tekrarlanmakta olduğu görülen Birinci Dünya Sa-
Kapitalist sistem, üretimi, herkesin gereksinmesine de- vaşõ deneyimi iş çevrelerinin bu denetimini ancak 'uygun bir
ğil, azõnlõğõn kârõna dayandõrdõğõ için akõldõşõdõr. fiyat' ödenirse kullanacağõnõ göstermektedir. Aslõnda bu, pek
Kapitalist sistem, doğrudan doğruya gereksinmeye göre de kapalõ olmayan bir tehdittir. ... Bu durumda sormak gere-
üretimde bulunmak gibi sağduyuya dayanan bir yöntem uy- kir: bunlarõn yurtseverliklerinin bedeli nedir?"
gulayacağõna, gereksinmelerin de bu arada nasõl olsa karşõ- Sistemdeki aynõ akõldõşõlõk doğanõn, halkõn yararõna ola-
lanacağõ gibi belirsiz bir umutla, dolaylõ bir yöntemle kâra rak denetim altõna alõnmasõnda, büyük iş çevrelerinin ka-
göre üretim yaptõğõ için, akõldõşõdõr. zanç hõrsõyla buna engel olmasõndan da görülmektedir. He-
Kapitalizm, New York'tan Chicago'ya gitmek için dos- men her bahar Ohio nehri taşar, bir yõğõn insanõn ölümüne,
doğru yol varken, New Orleans üzerinden dolanmak kadar milyonlarca dolarlõk malõn zarara uğramasõna yolaçar. Ürün
mantõksõz ve saçmadõr. mahvolur, evler yõkõlõr, kentleri sel basar. Böyle bir şeyin
Ayrõca, kâr peşinde koşan bir avuç sanayicinin iktidarõ olmasõna hiç gerek yoktur. Bu güçlü nehir yola getirilebilir.
ile, ulusun gereksinmelerinin karşõlanõp karşõlanmayacağõna, Vahşî enerjisi dizginlenebilir, mevsimlik dalgalanmalarõ
ve neyin pahasõna karşõlanacağõna bakõlmaksõzõn bunlarõn bütün yõl güvenilir bir ulaştõrmaya elverecek bir düzeyde tu-
tamamõyla kendi başlarõna ve kendi çõkarlarõ doğrultusunda tulabilir, erozyon ile yokolan toprak, tamamen veya kõsmen
karar verecekleri demokrasiye ilişkin bir sorun çõkmõştõr or- kurtarõlabilir.
taya. Halkõn ekonomiyi denetimi altõnda tutmadõğõ yerde, Bunun nasõl yapõlacağõnõ biliyoruz. Yapõlabilir de. Bu
ekonomik demokrasinin yerini, ekonomik diktatörlüğün ala- TVA'da yapõlmõştõr da.
cağõnõ söylemek hiç de yanlõş olmaz. Öyleyse niçin yapõlmõyor? Bölgesel planlamada Ameri-
Barõş zamanõnda ülkenin refahõ için çok tehlikeli olan ka'nõn başarõlõ bir denemesi olan TVA (Tenessee Vadi Proje-
bu ekonomik diktatörlük, savaş zamanõnda ülkenin varlõğõna si), Ohio Vadi Projesi, Missouri Vadi Projesi olarak niçin

34 35
Mülkiyet sahibi sõnõfõn gelirine, kâra, sanayiin amacõ kâr
tekrarlanmõyor? elde etmek olduğu için, iyi bir şey gözüyle bakõlõyor. Oysa,
Niçin? Çünkü kapitalist sistem, akõldõşõdõr da ondan. Be- işçi sõnõfõnõn gelirine, ücrete, kârlarõ azalttõğõ için kötü bir
lâlõ nehir, her yõl ölüme ve yõkõma yolaçan taşmalarõna de- şey gözüyle bakõlõyor. "Yüksek ücret teorisinin" erdemleri
vam etmelidir, çünkü bir Ohio Projesi ile halkõn yararõna konusunda ne kadar lafebeliği edilirse edilsin, konunun özü
olarak gerçekleştirilecek taşkõnõn denetimi, enerji üretimi, budur. Kâr, elden geldiğince büyük tutulmasõ gereken'kesin
ulaştõrma sistemi, toprak korunmasõ, kamu hizmeti şirketle- olarak iyi bir şey, ücretler ise, üretim maliyetinin düşük
rinin, kömür ve demiryolu şirketlerinin kârlarõnõ azaltabilir. olmasõ için en az düzeyde tutulmasõ gereken kesin olarak kötü
Bu büyük iş çevreleri, TVA sõrasõnda, enerji üretimi ve ucuz bir şey gibi görülüyor.
su nakli ile mücadele etti ve bu savaşõ öteki nehir yatağõ Bunun sonucu, işçilerin kendi ürettikleri metalarõ satõn
projelerinde de sürdürüyorlar. Özel çõkarlar ile kamu refa- alamamalarõ bunalõma ve depresyona —sistemde dönemsel
hõnõn zorunlu olarak çakõşacağõnõ söyleyen kapitalizmin te- çöküşlere— yolaçõyor. Bundan daha akõldõşõ bir ekonomik
mel önermesinin saçmalõğõnõn işte bir kanõtõ daha. sistem olur mu?
Kapitalist sistemin akõldõşõlõğõ, hiç bir yerde, plandan yok- Sanayiin gelişmesinde esas dürtü olarak kârõn vurgulan-
sun oluşu kadar apaçõk değildir. Her işletmede, bir sistem, masõndan doğan bir başka akõldõşõlõk da insanlarõn sahip ol-
örgütlenme, planlama vardõr; ama iki işletme arasõndaki duğu değerlerde yarattõğõ kargaşalõktõr.
ilişkide, ne sistem, ne plan, ne de örgütlenme vardõr sadece Kapitalist toplumda, tutum ve davranõşlarõn kõlavuzu ne
anarşi vardõr. olacaktõr? Bu sorunun karşõlõğõ duruma göre değişiyor:
Ulusun ekonomik refahõnõn, en iyi şekilde, ulusun refahõ îş dünyasõnda, rekabet, imansõzca çõkarcõlõk, sõkõ pazar-
amacõna yönelik, geniş kapsamlõ ve iyi hazõrlanmõş planlarla lõk, karşõdakinin gõrtlağõna sarõlma, rakibi köşeye sõkõştõr-
değil, her kapitaliste kendi işine geleni yapmasõna izin vere- ma yakayõ ele vermedikçe her şeyin mubah oluşu. Kazan-
rek sağlanacağõ konusunda sanayiciler bize teminat veriyor- dõklarõnõzla ne yapacağõnõz önemli değil; bütün zamanõnõzõ
lar. Bütün bu tek tek verilen kararlarõn toplamõ da toplumun ve gücünüzü servet peşinde kan ter içinde koşmakla geçirme-
yararõna olacakmõş. lisiniz. Nasõl ele geçirdiğinize hiç aldõrmaksõzõn, ne kadar
Bunlar, hiç anlamõ olmayan sözler. fazla yõğarsanõz, o kadar başarõlõ sayõlõrsõnõz.
Kapitalist sistem, halkõ birbiriyle çatõşan sõnõflara böl- Aile ve dostlar dünyasõnda, din dünyasõnda ise, başka
düğü için de akla aykõrõdõr. "Bölünmez* herkese özgürlük ve ölçüler egemendir. Rekabet yerine işbirliği; kin yerine sev-
gi; kendin için kopart yerine başkalarõna hizmet; başkasõ-
adalet sağlayan tek bir ulus" yerine, kapitalizm, yapõsõ ge-
nõn sõrtõndan tepeye tõrmanma yerine yanõndakilere yardõm;
reği, bir sõnõfa özgürlük ve adalet getirip, ötekine getirmeyen
"ne kadarõ benim olacak" yerine, "başkalarõna yararõ ola-
bölünmüş iki ulus yaratõyor. Halkõn kardeşlik ve dostluk
cak im?""; zenginlik tutkusu yerine, hizmet arzusu.
içinde birarada yaşayacağõ birleşmiş bir toplum yerine, ka-
îki ayrõ değerler sistemi — birbirlerinden geceyle gün-
pitalist sistem, bütünleşmemiş bir topluluk yaratõyor ve bu
düz kadar ayrõ.
toplulukta, çalõşan sõnõf ile mülkiyet sahibi sõnõf, ulusal ge-
lirden büyük bir parça koparmak için, zorunlu olarak sava-
şõp duruyorlar.
37
36
11. KAPİTALİZM ADALETSİZDİR olasõlõğõ vardõr.
Ama onlar paralarõm tehlikeye atarken, işçiler de hayat-
Kapitalist sistem, adaletsizdir. larõnõ tehlikeye atmaktadõrlar. İşçilerin göze aldõklarõ tehli-
Temel taşõ eşitsizlik olduğu için, adaletsiz olmak zorun- kenin büyüklüğü acaba nedir? Rakamlar akla durgunluk veri-
dadõr. yor. "Savaş sõrasõnda sanayi kuruluşlarõndaki ölüm ve yara-
Hayatõn güzel şeyleri, bitip tükenmez bir dere gibi, kü- lanmalar, savaş alanlarõndaki kayõplardan çok daha fazladõr."
çük, ayrõcalõklõ, zengin bir sõnõfa aktõğõ halde, dehşet verici 1946 yõlõnda, haftanõn yedi gününün yirmidört saatinde,
güvensizlik, insanõ aşağõlatõcõ sefalet ve fõrsat eşitsizliği, her otuz dakikada, bir Amerikalõ işçi, iş başõndaki kaza-
büyük, ayrõcalõksõz, yoksul sõnõfõn yazgõsõdõr. da ölmüştür.
Bu, kapitalist sistemin temelini teşkil eden, üretim Her 17,5 saniyede, bir Amerikalõ işçi yaralanmõştõr.
araçlarõnõn özel mülkiyetinin sonuçlarõndan birisidir. Diğer Sanayide gerçekten tehlikeyi göze alan kimdir?
önemli bir sonuç, üretim araçlarõna sahip olmayanlar ile Ve işçilerin bu tehlikeyi göze almalarõnõn karşõlõğõnda
olanlar arasõndaki, kişisel özgürlük eşitsizliğidir. aldõklarõ ödül nedir?
İşçi, teoride, istediğini yapabilen "özgür" bir kişidir. Oysa İşte kapitalist sanayi için tipik bir örnek:
aslõnda, özgürlüğü, çok sõnõrlõdõr. İşçi, yalnõz işverenin 1946 yõlõnda Bethlehem Çelik Şirketinin tersane işçileri
önerdiği ezici koşullarõ kabullenmek —ya da açlõktan ölmek— sendikasõ, işçilerin asgarî saat ücretlerini 1,04 dolara çõka-
özgürlüğüne sahiptir. racak yüzde 15 oranõnda bir artõş için mücadele etmiş ve
Başkan Roosevelt'in 11 Ocak 1944'te Kongreye sunduğu kazanmõştõr.
mesajda söylediği gibi, "zaruret içinde olan insanlar, özgür Bu, haftada 41,60 dolar, yõlda 2.163,20 dolar demektir.
değildir.". 1946 yõlõnda, Bethlehem yöneticilerinin maaşlarõ yüzde
Kapitalist sistemin yapõsõ öyledir ki, halkõn çoğunluğu, 46 oranõnda artõrõlmõştõr. İşçi ücretlerinde yapõlacak teş-
daima "zaruret içinde" olmak durumundadõr ve bunun için vik artõşõnõn düşük tutulmasõ için õsrar eden Bethlehem baş-
de özgür değildir. Bunlarõn, ellerinden başka bir şeyleri yok- kan yardõmcõsõ Bay J. M. Larkin'e yõllõk 138.416 dolarlõk
tur. Dün kazandõklarõnõ bugün yemek zorundadõrlar. Kõrk maaşõna ek olarak 38.764 dolarlõk bir ikramiye verilmiştir.
yasõna geldikleri zaman, yõğõn üretimi sanayiinde çalõşama- Bu, yõlda 177.180, haftada 3.407,30, saatte 85,18 dolar de-
yacak kadar "yaslõ" sayõlõrlar. Ve tepelerinde daima işlerini mektir.
kaybetmek korkusu asõlõdõr. Yani Bay Larkin, Bethlehem'deki bir isçinin bir yılda
Kapitalist sistemin başka bir adaletsizliği de, çalõşmaksõ- aldõğõ asgarî ücret toplamõnõn bir-buçuk katõndan fazla pa-
zõn yaşamaktan utanç duymak şöyle dursun, bununla övünen rayõ bir haftada alõyordu.
asalak bir sõnõfõn varlõğõna göz yummasõdõr. Kapitalist sis- Bay Larkin, bir saatte, işçilerin bir haftada aldõklarõnõn
temin savunucularõ, bu asalaklarõn tembel olmakla birlikte, iki katõndan fazla para alõyordu.
paralarõnõn tembel olmadõğõnõ söylerler. Bu asalaklarõn, işçi- İşçilerinkine kõyasla Bay Larkin'in geliri ne kadar bü-
lerden aldõklarõ haraç, göze aldõklarõ "riskin" ödülüdür. Bu, yük olursa olsun, bu gelir kazanõlmõş olma erdemine sahip-
bir dereceye kadar doğrudur. Gerçekten paralarõnõn batõna tir. Bay Larkin zorunlu bir işlevi yerine getirmiştir ve bu

39
yüzden de aldõğõ gelir üzerine meşru bir hakka sahiptir. Ama çak mõdõr? Tõbbî bakõm, oyun ve eğlence, eğitim olanaklarõ
bir mirasa konmuş ve ömrü boyunca elini işe bile sürmemiş aynõ olacak mõdõr?
bir insanõn, bu mülkiyet üzerinde aynõ meşru hak iddiasõnõ "Amerika'nõn fõrsatlar ülkesi" olduğunu, eğer işçinin
öne sürmesi mümkün müdür? oğlu da yetenekli ise, ta tepeye kadar yükselebileceğini söy-
Kapitalist sistemde miras kurumunun ne olduğunu ay- lemek iyi bir yanõt değildir. Yetenek epey şeydir ama, do-
dõnlatmamõz yerinde olacaktõr. Bir insan, bir milyon dolar- ğum, sosyal konum ve servet, çok daha fazla şeydir. Bu,
lõk mirasa konduğu zaman, bu, kökünü kurutana kadar çe- yetenek, çalõşma ve talihle yoksul bir çocuğun zengin olama-
kebileceği bir para yõğõnõndan ibaret değildir. Evet hiç de yacağõ, demek değildir. Ne var ki, bir sınıf olarak yoksulla-
bundan ibaret değildir. rõn, yükselme olanağõ daima azdõ ve giderek de azalmak-
Bu bir milyon dolar çoğu zaman, sanayi kuruluşlarõnda tadõr.
veya bankalarda hisse senetleri veya tahviller şeklinde bu- Fõrsatõn olmadõğõ yerde, yetenekli olmak yetmez. Ve fõr-
lunur. Bunlardan hisselerin bazõlarõ yüzde 8, bazõlarõ yüzde sat da, gerçekten yok.
2 vb., temettü öder. Diyelim ki, bu kişi [bu bir milyon dolar Yüksek Mahkeme Yargõcõ Jackson, birkaç yõl önce,
üzerinden] ortalama yüzde 4'lük bir gelir elde etmektedir. Amerika Siyasal Bilimler Derneğinde şöyle diyordu: *'Bugün
Bunun anlamõ, bu hisse senetlerine sahip olduğu için yõlda özel teşebbüs sistemimizin gerçek yõkõmõ, aslõnda teşebbüsü
40.000 dolarlõk geliri olmasõdõr. yoketmiş olmasõdõr. Yetenekli insanlara yükselme olanağõ
Bu ülkede üretilen bütün servetten, her yõl 40.000 dolar, vermemektedir. ... Yetenekle tepeye yükselme düşü nadiren
bu adamõn cebine akmaktadõr. Bu yõl, gelecek yõl, daha son- gerçekleşir. ... Ana-baba, çocuklarõnõ okutabilmek için didi-
raki yõl, bu kişi, bu 40.000 dolarõ harcar. Yirmi yõl sonra ölür nirler, biriktirirler, ve bu eğitim tamamlanõnca çocuklar
ve oğlu mirasõna konar. O zaman da oğlunun her yõl harcaya- için, Amerika'nõn altmõş büyük ailesinin egemen olduğu bir-
cak 40.000 dolarõ var demektir. Ve ondan sonra da onun oğlu kaç büyük şirketteki tõrmanõlamayacak kadar uzun merdi-
— bu böyle sürer gider. Kuşaklar boyu her yõl 40.000 dolar har- venin ilk basamağõndan başlamaktan başka gidebilecekleri
canõr ama, bir milyon dolar hâlâ öylece durmaktadõr! Kim yer yoktur."
demiş pastayõ hem yiyip, hem saklayamazsõnõz diye? Ülkedeki eğitim durumu üzerine Başkan Johnson 1965 yõ-
Ne bu adam, ne oğlu, ne torunu, ellerini işe bulaştõr- lõnda şöyle diyordu:
mak zorunda kalmamõşlardõr. Üretim araçlarõna sahip ol- "Ne kadar genç insan boşu boşuna harcanõp gitmiştir;
malarõ bunlara, başkalarõnõn sõrtõndan asalak gibi yaşama kaç aile şimdi sefalet içinde yaşamaktadõr; Amerika, bütün
olanağõnõ sağlamõştõr. çocuklarõna öğrenim fõrsatõ veremediği için, bu güçlü ulus,
Kapitalist sistemde, diğer bir büyük adaletsizlik de fõr- nice yetenekler yitirmiştir. ...
sat eşitsizliğidir. "Geçen yõl askere alõnacaklardan aşağõ yukarõ her üç
Diyelim, yõlda 2.000 dolar kazanan bir işçinin evi ile bir kişiden birisi, sekizinci sõnõf düzeyinde okuyup yazamadõk-
milyonerin evinde aynõ zamanda birer bebek dünyaya geldi. larõ için silahlõ kuvvetlerce geri çevrilmiştir. ... Bugün söy-
Bunlar aynõ hak ve fõrsatlardan yararlanabilecekler midir? lediğim gibi 54 milyon insan liseyi bitirmemiştir. Bu korkunç
Birisinin yiyeceği, giyimi, oturduğu ev ötekisi kadar iyi ola- bir insan kaynağõ israfõdõr."

40 41
Eğitimde fõrsat eşitsizliği daha da ötelere uzanmaktadõr. Madeni işletenler, ocağõn güvenli olmadõğõm biliyorlar-
Cumhurbaşkanlõğõ Yüksek Eğitim Komisyonu 1947'de şunlarõ dõ, çünkü, hem devlet, hem federal maden müfettişleri, bu
bildiriyordu: "Amerikan toplumunun hedef olduğu en ağõr durumu tekrar tekrar bildirmişlerdi.
suçlamalardan birisi, gençliğe akla yatkõn bir eğitim eşitliği Illinois eyaleti valisi Dwight Green de madende çalõşma
sağlayamamasõdõr. Oğullarõmõzla kõzlarõmõzõn büyük çoğun- güvenliğinin olmadõğõnõ biliyordu.
luğu için, elde etmeyi umabilecekleri eğitim türü ve miktarõ, Biliyordu çünkü 1946 yõlõ 9 Martõnda, Birleşmiş Maden
yeteneklerine değil, tesadüfen doğduklarõ aileye veya toplu- işçileri Yerel Sendikasõ yetkililerinden bir mektup almõştõ,
luğa ya da daha beteri, ana-babalarõnõn derilerinin rengine mektup, madende çalõşanlarõn isteği üzerine yazõlmõştõ,
veya dinlerine bağlõ kalmaktadõr." ve şöyle diyordu: "... Vali Green, canõmõzõ kurtarmanõz için
"Derilerinin rengi" demek, zenciler demektir. Siyahlara size yalvarõyorum; lütfen, maden ve mineraller şubesinin,
sağlanan düşük nitelikteki eğitimi gösteren pek çok istatistik Centralia Kömür Şirketinin 5 numaralõ ocağõnda yasalarõ uy-
vardõr. Sayõm Bürosu ile îş İstatistikleri Bürosunun, gulatmasõnõ sağlayõnõz. ... Bunu, Kentucky ve Batõ Virginia'-
Amerikandaki Zencilerin Toplumsal ve Ekonomik Koşullan da olduğu gibi bir patlama olmadan sağlayõnõz. ..."
başlõklõ ve 1967 tarihli raporundan çok önemli iki olguyu bu- Bir yü sonra bu mektubu imzalayanlardan dört kişiden
raya aktarõyoruz: "Lisenin son sõnõfõndaki ortalama bir zen- üçü öldü. Evet, valiye önlenmesi için yalvardõklarõ patlama-
ci delikanlõnõn başarõsõ dokuzuncu sõnõf düzeyindedir. ... da öldüler.
1963'te 25-34 yaşõndaki zencilerden aşağõ yukarõ yüzde 7'si, üni- Patlamadan sonra, bir Devlet araştõrma komisyonu, ma-
versite eğitimini tamamlayabilmiştir, oysa aynõ yaş grubun- deni denetlemekten sorumlu William H. Brown'a, ocağa ni-
daki beyazlar için bu oran, yüzde 14 dolayõndadõr." çin bir havalandõrma donanõmõ konmadõğõnõ sordu.
Eğer derin kara ise, yalnõz eğitimin düşük olmakla kal- Alõnan karşõlõk, "Bunun, bizim madenimiz için ekonomik
mayacak, daha doğarken ölme olasõlõğõn daha fazla olacak, olmadõğõnõ düşünmüştük." idi.
hastalõğõn büyük olasõlõkla öldürücü olacak, ömrün daha kõsa, Komite, "Yani masrafa katlanmak istemediğinizi mi
oturduğun ev daha kötü, iş bulma ve işte kalma olanağõn daha söylemek istiyorsunuz?" diye sordu.
az, gelirin daha düşük olacaktõr. 1966 yõlõnda siyah ailelerin Brown, "Evet, öyle." diye karşõlõk verdi.
—sınırlarımız içindeki sömürge halkõnõn— ortalama geliri, Dolar ile hayat karsõ karşõya geldiler — dolar kazandõ.
beyaz ailelerin ancak yüzde 6ö'õ kadardõ.
Mallarõn üretiminde başlõca amacõn kâr olduğu bir sis- 12. KAPİTALİZM ÖMRÜNÜ TÜKETMİŞTİR
temde, kârõn her şeyden daha önemli görülmesi —hatta, ha-
yattan bile— kaçõnõlmaz bir sonuçtur. Ve durum, bugün de Kapitalist sistem yalnõz verimsiz, müsrif, akõldõşõ ve ada-
böyledir. Kapitalist toplumda, dolarõn, insan hayatõndan da- letsiz değil, aynõ zamanda çöküntü halindedir.
ha değerli tutulduğu çok görülür. Bunalõm döneminde sistem öylesine çöker ki, toplum,
1947 yõlõnõn 25 Martõnda, Centralia madenindeki pat- kendi içindeki işçiler tarafõndan duyurulacağõna, giyinip ku-
lamada ölen 111 kişinin cesedi, bu gerçeğin acõklõ kanõtõdõr. şanacağõna ve barõnacağõna, sadakalarla, yardõmlarla uydur-
Bu 111 kişi ölmeyebilir di. ma işlerle ve buna benzer yollarla, işsizleri doyurma, giydir-

42 43
me, barõndõrma yükünü yüklenir.
Sistemin üretimi tõkanõklõğa uğratmasõ, yalnõz bunalõm Gittikçe büyüyen fabrikalarda, her an artan insanlarõn
dönemlerinde olsaydõ, kapitalizmin, üretici güçlerin geliş- biraraya gelmesiyle üretim süreci durmadan toplumsalla-
mesini sürekli değil, sadece geçici bir süre engellediği öne şõyor.
sürülebilirdi. Ama durum bu değildir. Harvard İşletmecilik Kapitalist toplumda, şeyler elbirliğiyle isletilir ve elbir-
Yüksek Okulu Profesörü Schlicter diyor ki: "Sanayiin tam liğiyle yapõlõr, ama bunlar, yapanlarõn ortaklasa malõ (mül-
kapasite ile üretim yapamamasõ yalnõz depresyon zamanla- kü) değildir. Makineyi kullananlar, onun sahibi olmadõğõ gi-
rõna özgü değildir. Bugünkü ekonomik düzenlemeler altõn- bi, sahipleri de makineleri kullanmazlar.
da, teşebbüslerin çoğu, ödeme yapabilme durumlarõnõ koru- Kapitalist toplumun temel çelişkisi de burada yatar: üre-
mak için normal olarak üretimi sõnõrlamak zorundadõriar." tim, toplumsal olduğu, kolektif çaba ve emeğin bir sonucu ol-
Savaşõn çok büyük sayõda insan kaybõna ve muazzam duğu halde; ürünün mülkiyeti, özel, bireyseldir. Toplumsal
ekonomik zararlara yolaçmasõna karşõn, kapitalist ülkeler, olarak üretilen ürünler, üretenlere ait olmayõp, üretim araç-
gene de savaşa giden yol üzerinde yürümeye devam ediyor- larõnõn sahiplerinin, kapitalistlerin malõdõr.
lar. Böyle olunca da sistemin sürekliliğinin tehlikeye girme- Bunun çaresi ortadadõr: üretimin toplumsallaştõrõlmasõ-
sine, insan soyunun yokolmasõ olasõlõğõnõn bir gerçek olarak m, üretim araçlarõ mülkiyetinin toplumsallaşmasõ ile birleş-
belirmesine karşõn, kapitalizm, bir savaş biter bitmez bir tirmek. Toplumsal üretim ile özel mülk edinme arasõndaki
başkasõnõn hazõrlõğõna başlõyor. çelişkiyi çözümlemenin yolu, kapitalist toplumsal üretim sü-
Başka seçeneği yoktur. İçinde yuvarlandõğõ çelişkiler, onu recinin gelişmesini mantõkî sonucuna götürmek, yani toplum-
barõş zamanõnda üretim kapasitesini ya yanlõş kullanmaya, sal mülkiyete ulaşmaktõr.
ya da eksik kullanmaya sürüklüyor. Sadece savaş sõrasõnda Bugün Birleşik Devletler'deki işyerlerinin çoğu, şirketler
ya da savaşa hazõrlõk sõrasõnda, bolluk üretebiliyor. Kendi tarafõndan yürütülür ve bu şirketlerin sahiplerinin ortak ol-
ölümüne yolaçacak silahlan hazõrlamadan kapitalizm yaşa- malarõna ve kârlarõ kendilerinin almalarõna karsõn isletmeyi
yamaz. yönetme işi ücretli yöneticiler tarafõndan yerine getirilir. Bu
Kapitalizm, değişmek için olgun hale gelmiştir. şirketlerin sahiplerinin yönetim ve isletmeyle ilişkisi ya pek
Yeni sistem, "sipariş" edilemez. O da tõpkõ kapitalizmin azdõr ya da hiç yoktur. Mülkiyetin bir zamanlar bir işlevi
feodalizmden doğup gelişmesi gibi, eski sistemden doğmak vardõ, şimdi asalaklõk ediyor. Kapitalistlere bir sõnõf olarak
zorundadõr. Yeni toplumsal sistemin tohumlarõnõ, kapitalist artõk hiç gerek kalmadõ. Bunlar toptan aya taşõnsa, üretim
toplumun kendisinin gelişmesi içinde aramamõz gerekir. bir dakika bile durmaz.
Çok ötelere bakmamõza gerek yok. Kapitalizm, üretimi, Üretim araçlarõnõn özel mülkiyeti ve kâr dürtüsünün so-
bireysel bir süreç olmaktan çõkartõp, kolektif bir sürece dö- nu geldi. Kapitalizm, yararlõlõğõnõ tüketti.
nüştürdü. Eskiden mallarõ, kendi dükkânlarõnda kendi araç-
Onun yerine yeni bir toplumsal düzen doğuyor: Sosya-
larõ ile çalõşan tek tek zanaatçõlar yapardõ. Bugün ise üretilen
nesneler, dev fabrikalarda, karmaşõk makinelerde, birarada lizm.
çalõşan binlerce isçi tarafõndan yapõlmaktadõr.

45
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
da vardõ. Ne var ki, bu konuyu ilk ele alanlar, hiç bir zaman
DEĞİŞMEYİ SAVUNANLAR bir taraftar yaratamamõş, yalõtlanmõş düşünürlerdi. Artõk du-
rum değişmişti. İngiltere'de Robert Owen'a, Fransa'da
Charles Fourier ile Comte Henri de Saint-Simon'a bir bakõma
öncü sosyalistler denebilir. Çünkü bunlarõn herbirinin çev-
resinde, önemli ölçüde, bir hareket gelişmiştir. Bunlarõn ki-
taplarõ geniş ölçüde okunmuş, konuşmalarõ büyük dinleyici
topluluklarõnõ çekmiş ve bunlarõn aracõlõğõ ile sosyalizm fik-
ri, Amerika gibi uzak ülkeler de dahil olmak üzere, başka
yerlere de yayõlmõştõr.
Bunlar, toplumun o günkü durumunu suçlamakla, kötüle-
mekle yetinmiyorlar, daha da ileri giderek, toplumun nasõl
olmasõ konusunda herbiri kendine göre, özenle düşünülmüş
planlar üzerinde epeyce zaman ve çaba harcõyorlardõ.
Herbiri, geleceğin ideal toplumunun, kendilerine göre
görüntüsünü canlandõran ve en ufak ayrõntõlara kadar inen
bir manzarasõnõ çizmiştir. Bunlarõn kendilerine özgü ütopya-
larõ, belirli ayrõntõlarda, birbirine hiç benzememek ve farklõ
olmakla birlikte hepsinde ortak bir temel bulunmaktaydõ.
Bunlarõn ütopik tasarõlarõnõn hepsinde, en önemli ilk ilke,
13. ÜTOPYACI SOSYALİSTLER kapitalizmin ortadan kaldõrõlmasõydõ. Bunlar kapitalist sis-
temde, yalnõz kötülük buluyorlardõ. Bu sistem, müsrif, ada-
Sosyalizm, kapitalizmin tersine, üretim araçlarõnda özel letsiz ve plansõzdõ. Oysa bunlar, verimli ve adaletli olan
mülkiyetin yerine ortak mülkiyetin, kâr için anarşik üretimin planlõ bir toplum istiyorlardõ. Kapitalizmde, çalõşmayan bir
yerine kullanõm için planlõ üretimin bulunduğu bir sistemdir. azõnlõk, üretim araçlarõna sahip olduğu için konfor ve lüks
Sosyalizm fikri, yeni değildir. Kapitalist sistem, sanayi içinde yaşõyordu. Ütopyacõlar, üretim araçlarõnõn ortak mül-
devriminin başlamasõ ve fabrika sisteminin gelişmesi ile daha kiyetinde güzel bir hayata giden yolu gördüler. Böylece ha-
yeni güçlenmeye başladõğõ zaman, verimsizliği, israfõ, ' yalî toplumlarõnda, çalõşan çoğunluğun üretim araçlarõnõn
akõldõşõ oluşu ve adaletsizliği, düşünen insanlar için apaçõk sahipliği yoluyla konfor ve lüks içinde bir hayat sürmelerini
ortadaydõ. düşündüler.
Aşağõ yukarõ 1800 yõlõndan başlayarak, İngiltere ile Bu sosyalizmdi — ve bu, ütopyacõlarm düşüydü.
Fransa'da kapitalizmin kötülükleri, broşürler, kitaplar ve Bu, Ütopyacõlar için bir düş olarak kaldõ, çünkü bunlar
konuşmalarla halka anlatõlmaya başlanmõştõ. Böyle eleştiri- nereye gitmek istediklerini biliyor olmakla birlikte; buraya
ler daha önceden, 16. yüzyõlda ve bunu izleyen yüzyõllarda nasõl gidileceği konusundaki fikirleri pek bulanõktõ. İdeal bir

46 47
toplumun bir planõm yapmanõn, güçlüleri ya da zenginleri duygu üzerine kurulmuştu. Marx ve Engels'in sosyalizmi ise,
(ya da her ikisini) yeni düzenin doğruluğuna ve güzelliğine insanõn tarihî, ekonomik ve toplumsal gelişmesinin incelen-
inandõrarak çekmenin, bu düzenin küçük bir denemesini mesi üzerine kurulmuştur.*
yapmanõn, ve işin bundan ötesini, onu gerçekleştirecek olan Karl Marx, hiç bir ütopya tasarlamamõştõr. Geleceğin
bu uysal kimselerin sağduyusuna bõrakmanõn yeterli olaca- Toplumunun nasõl işleyeceği konusunda hemen hemen hiç bir
ğõna inanõyorlardõ. şey yazmamõştõr. Geçmişin Toplumunun, Bugünkü Toplum
Ütopyacõlarõn saflõklarõ şuradaydõ ki, planlarõnõ gerçek- haline gelene kadar, nasõl doğduğu, geliştiği ve çürüdüğü
leştirmek için başvurduklarõ gruplar, çõkarlarõ, düzeni de- konusuna büyük bir ilgi duymuştur. Bugünkü Topluma bü-
ğiştirmek şöyle dursun, onu olduğu gibi korumakta ya- yük bir ilgi duymasõnõn nedeni ise, bundan, Geleceğin Top-
tan gruplardõ. İsçi sõnõfõnõn girişeceği politik ve eko- lumuna dönüşmeyi sağlayacak güçleri bulup çõkarmak için-
nomik hareketleri kabul etmemekle, yeni topluma işçilerin di.
sõnõf olarak örgütlenmesi ile değil bütün insanlarõn iyi niyeti Ütopyacõlardan farklõ olarak Marx, Yarõnõn ekonomik
ve anlayõşlõlõğõ ile ulaşõlacağõnda diretmekle toplumdaki kurumlarõ üzerinde zaman harcamamõştõr. Zamanõnõn he-
etkin güçler konusunda da aynõ yanlõş anlayõşõ gösteriyorlar- men hemen hepsini, Bugünün ekonomik kurumlarõnõn ince-
dõ. lenmesine vermiştir.
Hayalî örneklere göre, minyatür toplumsal deneylere gi- Marx, kapitalist toplumda çarklarõ döndüren şeyin ne
rişmekle başarõya ulaşabilecekleri düşüncesi de, aynõ dere- olduğunu bilmek istiyordu. En önemli kitabõnõn başlõğõ, Kapi-
cede gerçek dõşõydõ. tal — Kapitalist Toplumun Eleştirel Bir Tahlili, ilgisi-
O sõrada bile, önceden görülebileceği gibi, "kapitalist nin ve dikkatinin hangi noktada toplandõğõnõ gösterir. O, ka-
sefaletin bulanõk denizi ortasõndaki mutluluk adalarõ" başa- pitalist üretimin sistematik, zekice ve eleştirici bir tahlilini
rõsõzlõğa uğramaya mahkûmdu, kapitalist sistem dünyanõn yapan ilk büyük toplumcu düşünürdür.
geri kalan kõsmõ ile ilişkileri kesilmiş, küçük, yalõtõlmõş top- Ütopyacõlar için sosyalizm, bir hayal ürünü, bu ya da su
luluklara bölünemezdi. parlak zekânõn bir buluşuydu. Marx, sosyalizmi bulutlar üze-
Ütopyacõ sosyalistler, kapitalizmin yarattõğõ sert ve in-
safsõz çevreye şiddetle tepki göstermiş insanseverlerdi. Ka- *Biz, burada, daima Marx'in düşüncelerine atõf yapacağõz, ama Engels'in
sosyalist düşüncenin gelişmesine katkõsõ küçümsenmemelidir. İlk kez karşõ
pitalist sisteme karşõ geçerli ve yerinde eleştiriler yönelt- laştõklarõnda Marx ve Engels, yirmi yaşlarõnda idiler ve bütün ömürleri bo
mişler, daha iyi bir dünyanõn kurulmasõ için planlar hazõr- yunca dost ve çalõşma arkadaşõ olarak kaldõlar. Bu durum, hiç kuşkusuz
dünyanõn gördüğü en büyük entelektüel ortaklõktõ. Engels her ne kadar ken
lamõşlardõr. Bunlar yeni kutsal kitaplarõnõ yayarlarken, soru- di başõna seçkin bîr düşünür ve kendi temel felsefesine Marx'tan bağõmsõz
na başka bir açõdan yaklaşan iki adam dünyaya geliyordu. olarak varmõş ise de, uzun süren ilişkilerinde daima ikinci planda kal
makla yetinmiştir. 1888'de alarmdaki ilişkiyi şu sözlerle özetlemiştir:
Bu iki kişinin adlarõ Karl Marx ve Friedrich Engels'ti. "Marx'la olan 40 yõllõk işbirliği süresince temellerin atõlmasõnda ve özellik
le teorinin işlenmesinde, özel bir payõm olduğunu yadsõyamam. Ama teori
nin temel ilkelerinin büyük kõsmõ, hele ekonomi ve tarih alanlarõna ait olan
14. KARL MARX VE FRÎEDRÎCH ENGELS larõ ve bunlardan da öte, onun son şeklini açõk ve seçik olarak alõşõ, Marx'a
a i t t i r. M a rx d a h a yu k a rd a d u ru yor, d a h a i leri yi görü yor ve d a h a gen i ş
bir alanõ hepimizden daha hõzlõ kavrõyordu. Biz, hepimiz, olsa olsa yetenek
Ütopyacõlarõn sosyalizmi, adaletsizliğe karşõ insanca bir liydik, Marx ise bir dâhi idi."

48 49
sidir, temel etmendir. Yapõnõn temel direği, üreticiler olarak
rinden yere indirdi, onun belirsiz bir umut olmayõp, insan
insanlar arasõnda varolan ilişkidir. İnsanlarõn yaşama biçimi-
soyunun tarihî gelişiminde bir sonraki adõm, kapitalist top-
ni, geçimlerini sağlama biçimleri, belirli bir toplumda, be-
lumun evriminin zorunlu ve kaçõnõlmaz bir sonucu olduğunu
lirli bir anda hüküm süren üretim biçimi, belirler.
gösterdi.
İnsanõn düşünce biçimini, yaşama biçimi belirler. Marx'-
Marx, sosyalizmi, bir ütopya olmaktan çõkartõp, bilim
õn sözleriyle: "Maddî yaşamdaki üretim biçimi, yaşamõn
haline getirdi. Yetkin bir toplumsal düzenin düşsel semasõ
toplumsal, siyasal ve düşünsel sürecinin genel niteliğine ege-
yerine, ayaklarõ yerde bir toplumsal ilerleme teorisi getir-
mendir. İnsanlarõn varlõklarõnõ belirleyen şey, bilinçleri de-
miştir; toplumun değiştirilmesi için, üst sõnõfõn merhameti-
ğildir; tam tersine, onlarõn bilinçlerini, toplumsal varlõklarõ
ne, iyi niyetine ve anlayõşõna sõğõnmak yerine, işçi sõnõfõnõn
belirler."
kendi kendisini kurtarmasõna ve yeni düzenin mimarõ olma-
Hak, adalet, özgürlük ve benzeri kavramlar, yani her top-
sõna bel bağlamõştõr.
lumda bulunan fikirler dizisi, o toplumun ulaştõğõ ekonomik
Marx'm sosyalizmi —bilimsel sosyalizm—, ilk kez, yüz
gelişimin belirli aşamasõna uygun düşer. Öyleyse, toplumsal
yirmi yõl kadar önce 1848 Şubatõnda, Engels ile birlikte ka-
ve politik devrimi oluşturan şey nedir? Acaba yalnõzca insan-
leme alõnan Komünist Manifesto'da. ifade edilmiştir. Öğreti-
larõn düşüncelerindeki bir değişmeden mi ibarettir? Hayõr,
lerinin özünün yoğunlaştõrõldõğõ, ilk baskõsõ sadece 23 sayfa
çünkü bu fikirler, her şeyden önce ekonomideki değişikliğe —
tutan bu kitapçõk, o zamandan beri yeryüzünün her köşesin-
yani üretim ve değişim biçimindeki değişikliğe— bağlõdõrlar.
deki sosyalist hareketin temel taşõ olmuştur, incil dõşõnda, ya-
İnsan doğaya egemen olma yolunda ilerler; mallarõn üre-
bancõ dillere en çok çevrilen kitap haline gelmiştir. Dünyanõn
timi ve değişimi için yeni ve daha iyi yöntemler bulunur, ya
her yerinde, işçi sõnõfõ hareketinin güçlü esin kaynağõ olmasõ
da icat edilir. Bu değişmelerin temelden ve geniş çapta oldu-
yönünden, hiç kuşkusuz, şimdiye kadar yazõlan broşürlerin en
ğu zamanlar, toplumsal çatõşmalar doğar. Eski üretim biçimi
etkilisidir.
ile birlikte gelişen ilişkiler kemikleşmiştir. Eski topluca ya-
Marx ile Engels, toplumun bu halde bulunmasõnõn neden-
şama biçimi, yasada, politikada, dinde ve eğitimde sabitleş-
leri, değişmesindeki nedenler, hangi yönde gittiği konusun-
rniştir. İktidarõ elinde bulunduran sõnõf, iktidarõnõ korumak
daki-yoğun çalõşmalarõnda, tarih boyunca akõp giden birleşti-
ister ve yeni üretim biçimi ile uyum halindeki sõnõfla çatõşõr.
rici bir öğenin varlõğõnõ buldular. Olaylar, birbirlerinden ba-
Bunun sonucu devrimdir.
ğõmsõz değildi; tarih, karmakarõşõk olgular ve olaylar yõğõnõ
Tarihe bu şekilde yaklaşõm, marksistlere göre, başka
gibi görünüyordu ama, aslõnda hiç de böyle değildi: tarih,
türlü kavranõlamaz olan bir dünyayõ anlamayõ olanaklõ kõlar.
bir keşmekeş değil ortaya çõkartõlabilecek belli yasalara
Tarihsel olaylara, insanlarõn hayatlarõnõ kazanma biçim-
uyan bir bilimdi.
lerinden doğan sõnõf ilişkileri açõsõndan bakmakla, kavrana-
tşte Karl Marx, insan toplumunun bu gelişme yasalarõnõ
maz şeyler, ilk kez kavranõr hale gelmiştir. Bu nedenle, Ma-
bulmuştur. Onun, insanlõğa yaptõğõ büyük katkõ budur.
ni/esto'da yapõlan tahliller, şu tümce ile baslar: "Şimdiye
Her uygarlõkta ekonomi, politika, yasalar, din, eğitim bir-
kadarki bütün toplumlarõn tarihi, sõnõf mücadeleleri tarihidir."
birine bağlõdõr; herbiri ötekine dayanõr ve oluş nedeni öte-
kilerine bağlõdõr. Bütün bu güçler içinde ekonomi en önemli-.

51
50
çekendir, çünkü durumunu düzeltebilmesi için de başka çõ-
Sõnõflararasõ mücadelede devletin yeri, rolü nedir? Dev- kar yolu yoktur.
let, egemen sõnõfõn yarattõğõ bir şeydir. O, mevcut sistemi ko- İçinde yaşadõklarõ korkunç koşullar, işçileri, biraraya
rumak için kurulmuştur ve bu amaçla sürdürülmektedir. Ka- gelmeye, örgütlenmeye ve çõkarlarõ uğruna mücadele etmek
pitalist toplumda, devletin rolü, Manifestomda şöyle açõklan- için sendikalar kurmaya zorladõ. Gene de sendikalarõn ku-
mõştõr: "Modern Devletin yönetimi, tüm burjuvazinin ortak iş- rulmasõ öyle hemen bir gecede olup bitmedi. Sõnõf olarak çõ-
lerini yöneten bir komiteden başka bir şey değildir." kar birliği duygusunun gelişmesi, uzun zaman aldõ; bu nok-
Kapitalist toplumda devletin ilk görevi, kapitalist sõnõfõn taya gelinceye kadar da ulus ölçüsünde güçlü örgütler kurul-
işçi sõnõfõ üzerindeki egemenliğinin temelini teşkil eden üre- masõ olanaksõzdõ.
tim araçlarõ üzerindeki özel mülkiyeti savunmaktõr. Bundan Sanayi devrimi ve fabrika sistemi ile kapitalizmin büyüyüp
şu sonuç çõkar ki, eğer işçi sõnõfõnõn amacõ, üretim araçlarõ gelişmesi, sendikacõlõğõn dev adõmlarla ilerlemesini sağladõ.
üzerindeki özel mülkiyeti ortadan kaldõrmaksa egemen sõnõf- Bunun böyle olmasõnõn nedeni, sanayi devrimi ile birlikte
larõn devletini yõkmalõ ve onun yerine kendi devletini koyma- işçilerin kentlerde yoğunlaşmasõ, ulusal ölçüde bir ör-'
lõdõr. Ancak, egemen sõnõfõn devleti yerine bir işçi sõnõfõ dev- gütlenme için büyük önemi olan taşõma, ulaştõrma ve ha-
leti kurulmasõyladõr ki* işçi sõnõfõ iktidara gelebilir, devrim berleşme alanlarõndaki ilerlemeleri ve bir işçi hareketini gerekli
başarõlõ olabilir. kõlan koşullarõ birlikte getirmesidir. Böylece, isçi sõnõfõ
İlk bakõşta bu, sadece, kapitalist sõnõfõn diktatörlüğünün örgütlenmesi, sõnõfõ, sõnõf duygusunu ve işbirliği ile haberleş-
yerini işçi sõnõfõ diktatörlüğünün almasõ gibi görünebilir, îş- menin fizikî araçlarõnõ yaratan kapitalist gelişme ile birlikte
çi sõnõfõ devriminin ereği bu mudur? Yani işçileri, daha önce büyümüştür.
uyruklarõ olduklarõ sõnõf üzerinde egemen kõlmak mõdõr? Öyleyse proletarya, kapitalizmle doğuyor ve onunla bir-
Hayõr. Proletarya diktatörlüğü, toplumu, sõnõflara bö- likte gelişiyor. Nihayet, kapitalizm, işlemez hale geldiği, çö-
len koşullara son vererek, sõnõf egemenliğini büsbütün orta- zemediği çelişkiler içine yuvarlandõğõ, "toplumun bu burju-
dan kaldõrma sürecinde sadece gerekli ilk adõmdõr. Sosyaliz- vazinin egemenliği altõnda artõk yaşamayaz, bir başka de-
min amacõ, bir sõnõfõn egemenliği yerine bir başka sõnõfõn ege- yişle onun varlõğõ toplumla artõk bağdaşamaz" duruma gel-
menliğini koymak değil, bütün sõnõflarõn büsbütün ortadan diği anda, kõsacasõ, kapitalizm mezara girmeye hazõr olduğu
kaldõrõlmasõdõr. Sosyalizmin amacõ, her türlü sömürüye son zaman, onu gömecek olan proletaryadõr.
veren sõnõfsõz bir toplum kurmaktõr. Manifesto'daki sözlerle: Marx, başkalarõna, neyin yapõlmasõnõ, niçin yapõlmasõnõ
"Sõnõflarõyla ve sõnõf karşõlõklarõyla birlikte eski burjuva anlatmakla yetinen bir koltuk devrimcisi değildi. Hayõr, o,
toplumun yerini, kişinin özgür gelişiminin, herkesin özgür felsefesini yaşayan bir insandõ. Felsefesi yalnõz dünyanõn bir
gelişiminin koşulu olduğu bir birlik alacaktõr." açõklamasõ olmayõp, dünyayõ değiştirmenin bir aracõ da ol-
Marx, her zaman ve her yerde, şu noktayõ belirtmiştir: duğu için, içten bir devrimci olarak mücadelenin dõşõnda kal-
eski sõnõflõ toplumdan yeni sõnõfsõz düzene geçişi, işçi sõnõfõ, mayõp, onun savaşkan bir parçasõ olmak zorundaydõ. Öyle
proletarya başaracaktõr. Marx, sosyalizmi kurmada, prole- de oldu.
taryaya etkin unsur gözüyle bakmõştõr; çünkü o, yani nüfu- Proletaryanõn, kapitalizmin kaldõrõlmasõ aracõ olduğu
sun çoğunluğu, kapitalizmin çelişkilerinden en çok õstõrap

52
nõ, ama hastalõğõ tedavi etmediklerini hatõrdan çõkarmamalõ-
inancõ ile, çalõşmalarõndan ayõrabildiği bütün zamanõnõ, işçi dõrlar. Bu nedenle, sermayenin bitip tükenmez saldõrõlarõ ile
sõnõfõnõn ekonomik ve politik mücadelesi için eğitilmesine piyasa değişikliklerinden doğan bu kaçõnõlmaz gerilla savaş-
ve örgütlenmesine verdi. 28 Eylül 1864'te Londra'da kurulan larõna kendilerini büsbütün kaptõrmamalarõ gerekir. Yürür-
Uluslararasõ işçiler Derneğinin (Birincisi Enternasyonalin) en lükteki sistemin, kendilerini ezen bütün sefaletlerle birlik-
faal ve etkili üyesiydi. Kuruluşundan iki ay sonra Marx, Al- te, toplumun ekonomik yapõsõnõn yeniden kurulmasõ için ge-
man arkadaşõ Dr. Kugelmann'a şöyle yazõyordu: "Dernek, rekli maddî koşullar ile toplumsal biçimleri de meydana ge-
daha doğrusu Komite önemlidir, çünkü Londra İsçi Sendika- tirdiğini anlamalõdõrlar. Tutucularõn parolasõ olan, 'Âdil bir
larõnõn başkanlarõ Komitededir. ... Paris isçi liderleri de bir- işgünü için âdil bir ücret' yerine bayraklarõna şu devrimci
liğe bağlõdõr." parolayõ yazmalõdõrlar: 'Ücret sisteminin kaldõrõlmasõ!'."
îşçi sendikalarõ, o zamanlar birçok insana, bugün de ol- Marx, su temel öğretisini daima ve her yerde tekrarla-
duğu gibi, işçinin günlük hayatõnõ azar azar iyileştirecek ör- mõştõr: toplumun ekonomik, politik ve toplumsal yapõsõnda
gütlerden ibaret gibi görünen sendikalar Marx ve Engels temelden bir değişiklik yapõlmasõ tek çõkar yoldur, ve bu,
için daha derin bir anlam taşõyordu: "îşçi sõnõfõnõn, bir sõ- ancak işçi sõnõfõnõn yapacağõ bir devrimle gerçekleşebilir.
nõf olarak sendikalar yoluyla kurduğu örgüt ... proletaryanõn Bu genellikle sanõldõğõ gibi, devrime o kadar inanan
gerçek sõnõf örgütüdür ve sermaye ile günlük mücadelesini Marx'm, her yerde ve her zaman devrim istediği anlamõna
bunlar aracõlõğõ ile verdiği gibi, bunlarõn içinde kendi ken- gelir mi? Asla. Marx, gelişigüzel devrime karşõydõ. Marx,
dini eğitir. ..." Enternasyonalde, ilke olarak devrim isteyenlere, devrim
Kendisini ne için eğitir? Daha yüksek ücret, daha az ça- yapmõş olmak için devrim yapõlmasõnõ isteyenlere şiddetle
lõşma saati, daha iyi çalõşma koşullarõ için mi? Evet kuşku- karşõ çõkmõştõr. Marx'õn düşüncesinin özü, devrimin başarõlõ
suz. Ama daha önemlisi, üretim araçlarõ üzerindeki özel olmasõ için tam zamanõnda yapõlmasõdõr; ekonomik gelişim,
mülkiyetin kaldõrõlarak işçi sõnõfõnõn tam kurtuluşu amacõ değişmek için olgunlaşmadan, toplum, değiştirilemez.
ile mücadele için de. Sosyalizme dönüşmenin temeli, kapitalist toplum içinde
Marx, bu noktayõ, 1865 Haziranõnda, Enternasyonalin bulunan ve onun çöküşünü hazõrlayan derin çelişkilerde ya-
Genel Konseyinde yaptõğõ bir konuşmada özellikle belirtmiş- tar; üretimin toplumsallaşmasõ ile eski > düzenin rahminde
tir. Sendikalarõn mücadeleyi sürdürmeleri halinde, "kurtu- yeni düzenin tohumlarõnõn yaratõlmasõnda yatar; değişikliği
luşlarõndan umut kesilen sefiller sürüsü ile aynõ düzeye dü- gerçekleştirmek için gerekli devrimci eylemi yürüten işçi sõ-
şeceğini" gösterdikten sonra, bunu da aşan amaçlarõ olmasõ nõfõnõn sõnõf bilinci ile örgütlenme derecesinin artõşõnda ya-
zorunluluğunu şu sözleri ile açõklamaya devam etmiştir: tar.
"Aynõ zamanda ve ücret sisteminin birlikte getirdiği genel Marx, kapitalist sistemi, insanlõğõn gelişim tarihinin bir
kölelikten tamamen ayrõ olarak, isçi sõnõfõ, bu günlük müca- parçasõ olarak görmüştür. Bu ne kalõcõ ne de değiştirilemez
delenin sonuçlarõnõ gözünde büyütmemelidir. Sonuçlarõ doğu- bir sistemdir. Tersine, kapitalizm, esas olarak geçici bir top-
ran nedenlere karşõ değil, sonuçlara karşõ mücadele ettikle- lumsal sistemdir ve bütün diğer toplum biçimleri gibi bir önce-
rini, aşağõ doğru hareketi geciktirmemekle birlikte bunun ki sistemden doğmuş ve gelişmiştir; zamanõ gelince çökecek
yönünü değiştirmediklerini, yatõştõrõcõ ilaçlar kullandõklarõ-

55
54
ve yerini başka bir sistem alacaktõr. Marx'a göre hiç bir seçkin bilim adamõ, tarih alanõnda, meslektaşlarõna benzer
toplum durağan değildir, hepsi de devamlõ bir akõş ve değiş- tavsiyelerde bulunuyordu. American Historical Review'm
me içindedir. Ona göre yapõlacak iş, kapitalist toplumda de- 1935 Ekim sayõsõnda, Amerika'nõn en seçkin tarihçilerinden
ğişmeyi meydana getiren şeyi bulmak, kapitalizmin ''hareket birisi olan müteveffa Charles Beard şöyle yazõyordu: Marx'i
yasasõnõ" keşfetmektir. Kapitalizmi açõklamak çabasõ ile sadece bir devrimci ya da ateşli bir partizan olarak görmek
ise girişmiş ve bunu, öteki iktisatçõlarõn yaptõklarõ gibi, ka- eğiliminde olanlara, onun bundan daha öte bir kişi olduğunu
pitalizmi mazur gösterme çabasõ ile değil, gelecekte daha hatõrlatmak yerinde olabilir. Bir Alman üniversitesinde fel-
iyi bir toplum yaratacak güçler için bir eylem kõlavuzunun, sefe doktoru olmuş, bilim adamõ özelliklerini taşõyan bir in-
ana çizgilerini ortaya koymakla sonuçlandõrmõştõr. sandõ. Yunan ve Latin kültürü araştõrõcõsõ idi. Anadili Alman-
Sosyalistler, Marx'õn çizdiği kapitalist toplum tablosu- cadan başka, Yunanca, Latince, Fransõzca, İngilizce, İtal-
nun sağlam ve marksist olmayan iktisatçõlarõn çizdiklerin- yanca ve Rusça okurdu. Çağdaş tarih ve ekonomi bilimleri
den gerçeğe daha yakõn olduğu kanõsõndadõrlar. Bu konuda alanõnda yazdõklarõ, geniş çevrelerce okunmuştur. Bu neden-
Harvard Üniversitesinden Profesör Leontief, kendisi mark- le, Marx'm kişisel görüşlerinden ne kadar hoşlanmazsak
sist olmamakla birlikte, birkaç yõl önce, Amerikan iktisat hoşlanmayalõm, geniş ve derin bilgisini, korkusuz ve insanlõ-
Derneği üyelerine şunlarõ söylemiştir: "Kârõn, ücretin, ka- ğa adanmõş hayatõnõ yadsõyamayõz. Tarih yazan herhangi
pitalist girişimlerin aslõnda neler olduklarõnõ öğrenmek iste- bir kimsenin yaptõğõ gibi, tarihi yalnõz yorumlamakla kalma-
yen bir kimsenin Kapital'in üç cildinden ilk elden edineceği mõş, tarihin yapõlmasõna yardõm etmiştir. Herhalde bildiği
bilgi, Amerikan Sayõm ve İstatistik dergisinin birbirini izle- bir şey vardõ."
yen on sayõsõnda ya da çağdaş ekonomik kurumlar üzerine Dünyanõn hemen hemen her ülkesinde toplumsal ve eko-
yazõlmõş bir düzine ders kitabõnda bulacağõnõ sandõğõ bilgi- nomik adaleti gerçekleştirmeye çalõşan işçi sõnõfõ hareketi,
den daha gerçekçi ve daha uygun olacaktõr..." onun bildiği bir şey olduğunu hissetmektedir.
Aynõ makalesinde Profesör Leontief, Marx'm yaptõğõ ve Kurtuluş ve bağõmsõzlõk mücadelelerini onun öğretileri-
o zamandan beri gerçekleşen bir çok tahmin için şu övücü ne dayandõran Asya ve Afrika'nõn sömürge halklarõ, onun
Sözleri söylüyor: "olanlar gerçekten etkileyicidir; gittikçe bildiği bir şey olduğu düşüncesindedir.
artan servet yoğunlaşmasõ, küçük ve orta girişimlerin Kâr peşinde koşan anarşik üretim yerine kullanõm ama-
hõzla tasfiyesi, rekabetin gitgide sõnõrlanõşõ, sabit sermaye- cõyla planlõ üretimi koyma çabasõnda olan Doğu Avrupa ül-
nin durmadan artan bir önem kazanmasõ ile birlikte, devamlõ keleri, onun bildiği bir şey olduğuna inanmaktadõr.
teknik gelişme ve nihayet birbirini izleyen ve genişleyen Sallanan iktidar koltuklarõnda kalabilmek için umutsuz-
ekonomik çevrimler — modern iktisat teorisinin bütün ince- ca çõrpõnan kapitalist ülkelerin mutlu azõnlõğõ, onun bir bil-
liklerine karşõn karşõsõna pek bir şey çõkaramayacağõ aşõla- diği olmasõ korkusuyla titremektedirler.
maz bir tahminler dizisi." Sosyalizmin sõnõf ayrõmõnõ sona erdireceğini ve insanõn
Şurasõ da ilginçtir ki, Harvardlõ Profesörün iktisatçõ ekonomiyi bilinçli olarak herkesin refahõna yöneltebileceğini
meslektaşlarõna Karl Marx'tan öğrenebilecekleri pek çok şey uygulama ile gösteren ve yeryüzünün altõda-birini kaplayan
bulunduğunu söylemeyi gerekli gördüğü sõralarda, başka bir bir ülkenin halkõ, onun bir bildiği olduğundan emindir..

56 57
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
büsbütün farklõ bir çizgide yeniden kurulmasõ demektir.
SOSYALiZM Bireysel kâr için bireysel caba yerine, kolektif yarar
için kolektif çaba olacaktõr.
Kumaş, para kazanmak için değil, insanlara giysi sağla-
mak için yapõlacaktõr; bütün öteki mallar da öyle.
İnsanõn insan üzerindeki gücü azalacak, insanõn doğa
üzerindeki gücü artacaktõr.
Bolluk yaratõna gücü, kâr yapma düşüncesiyle kõsõlaca-
ğõ yerde, herkese bol mal sağlamak için son sõnõrõna kadar
kullanõlacaktõr.
Kullanõm için yapõlacak planlõ üretimin, herkese, her za-
man iş sağlayacağõnõn bilinmesi ile insanlarõn içindeki eko-
nomik depresyon, işsizlik, yoksulluk ve güvensizlik duygu-
su kaybolacak, bunun yerini beşikten mezara kadar ekono-
mik güvenlik duygusu alacaktõr.
Başarõnõn ölçüsü, servetin miktarõ ile değil de insanlarla
giriştiğimiz işbirliğinin büyüklüğü ile ölçüldüğü zaman,
altõnõn egemenliğinin yerini altõn yönetim alacaktõr.
Kâr peşinde koşanlarõn, mal "fazla"sõnõ satabilecek ve
15. SOSYALİST PLANLI EKONOMİ sermaye "fazla"sõnõ yatõrabilecek dõş pazar avcõlõğõndan do-
ğan emperyalist savaşlar son bulacaktõr; çünkü artõk ne mal
Şimdi sosyalizmin tahliline gelmiş bulunuyoruz. Şunu ne de sermaye "fazla"sõ olacak, ne de gözünü kâr hõrsõ bü-
başlangõçta açõkça belirtmek gerekir ki, sosyalizme inanan- rümüş sermayeciler.
lar, üretim araçlarõ üzerindeki özel mülkiyetin kamu mülki- Üretim araçlarõ özel ellerde olmadõğõ için toplum, artõk,
yetine geçmesi ile insanõn tüm sorunlarõnõn çözümleneceğini işverenler ve işçiler diye sõnõflara bölünmeyecektir. Bir in-
iddia etmiyorlar. Sosyalizm, ne şeytanlarõ meleğe dönüştü- san bir başkasõnõ sömürecek durumda olmayacak, B'nin
recek, ne de cenneti yeryüzüne indirecektir. İddia edilen emeğinden A kâr sağlayamayacaktõr.
şeyler, sosyalizmin, kapitalizmin bellibaşlõ kötülüklerine çare Kõsacasõ, sosyalizmin özü gereği, ülke bir avuç insanõn
bulacağõ, sömürüyü, sefaleti, güvensizliği, savaşõ ortadan malõ olmaktan ve bunlar tarafõndan kendi çõkarlarõ için kötü
kaldõracağõ ve insanlar için daha büyük bir refah ve mut- yönetilmekten kurtulacak, bütün halkõn malõ olacak ve
luluğun kapõlarõnõ açacağõdõr. halk yararõna, halk tarafõndan yönetilecektir.
Sosyalizm kapitalizmin yõrtõklarõnõn yamanarak düzeltil- Şimdiye kadar sosyalizmin özünün ancak bir yanõnõ, ül-
mesi değildir. Sosyalizm, devrimci bir değişme, toplumun kenin "halkõn malõ" oluşunu, yani üretim araçlarõnõn kamu-
nun mülkiyetinde bulunmasõnõ ele aldõk. Şimdi tanõmõn ikinci

58
kõsmõna gelmiş oluyoruz — "halk yararõna, halk tarafõndan
yönetilme" kõsmõna. Bu nasõl başarõlacaktõr? de ne düşünürse düşünsün, Sovyetler Birliği'nin ister hayra-
Bu sorunun karşõlõğõ, merkezî planlamadır. Üretim araç- nõ olsun isterse düşmanõ, sunu kabul etmek zorundadõr ki
larõnõn kamu mülkiyetinde olmasõ, sosyalizmin nasõl bir te- —çünkü en amansõz düşmanlarõ bile bunu kabul ediyor—, bu
mel özelliği ise, merkezî planlama da öyledir. ülke planlõ bir ekonomiye sahiptir. Bu nedenle, sosyalist bir
Bütün ulus için merkezî planlamanõn güç bir iş olduğu ülkede planlõ ekonominin nasõl işlendiğini anlamak için,
besbellidir. Bu, o denli güç bir iştir ki, kapitalist ülkelerde- SSCB modelini incelememiz gerekir.
ki pek çok kimse —özellikle üretim araçlarõnõ ellerinde bu- Bir plan neyi kapsar? Sen, ben ya da herhangi bir kim-
lunduranlar ve bu nedenle de kapitalizmi mümkün olan dü- se plan yapacaksak, onun iki kõsmõ olduğunu bilmemiz gere-
zenlerin en iyisi sayanlar— bu merkezî planlamanõn yürüye- kir: ne için ve nasıl, yani amaç ve yöntem kõsõmlarõ. Amaç
meyeceğinden emindirler. Örneğin Ulusal İmalâtçõlar Der- planõmõzõn bir kõsmõ, ona ulaşma yolu öteki kõsmõdõr.
neği bu nokta üzerinde, tekrar tekrar durur. Birkaç yõl önce Bu, sosyalist planlama için de böyledir. Onun da bir
yapõlan "Amerikan Sanayi Platformundaki bu konu ile il- amacõ ve bir yöntemi vardõr. Müteveffa Sidney ve Beatrice
gili apaçõk ve dolaysõz tümcelerden birisi şöyledir: "Bir Webb (Sovyet Komünizmi: Yeni Bir Uygarlık mı? adõm ta-
avuç insan, bütün halkõn faaliyetlerini başarõlõ bir biçimde şõyan incelemeleri otuz yõl kadar önce yayõnlanmõş olmakla
planlamak, yönetmek ve hõzlandõrmak için gerekli bilgiye, birlikte toplumsal bilimlerde bilimsel çalõşmanõn ilk görkemli
görüş gücüne ve kavrayõşa sahip olamaz." anõtlarõndan birisi gibi hâlâ ayakta durmaktadõr), sosyalist
Bu iddia, eğer doğru ise, sosyalizm bakõmõndan son de- planlamanõn amacõ ile kapitalist ülkelerde ulaşõlmaya çalõşõlan
rece önemlidir. Çünkü sosyalist ekonomi, planlõ ekonomi ol- hedef arasõndaki temel ayrõlõğõ şöyle anlatõyorlar: "Kapitalist
mak zorundadır, ve eğer planlama olanaksõz ise sosyalizm bir toplumda, en büyük teşebbüslerin bile amacõ, sahiplerine
de olanaksõz demektir. ya da ortaklarõna maddî kâr ve kazanç sağlamaktõr. ...
Merkezî planlama mümkün müdür? 1928 yõlõnda öyle bir SSCB'nde, proletarya diktatörlüğü ile yönetilen bu ülkede,
şey oldu ki, planlama sorunu, bir tahmin işi olmaktan çõktõ planlanacak amaç büsbütün başkadõr. Kâr sağlayacak ne mal
ve ayağõ yerde bir konu halini aldõ. 1928 yõlõnda Sovyet Sos- sahibi vardõr, ne de ortak. Maddî kâr ve kazanç düşüncesi
yalist Cumhuriyetler Birliği ilk Beş Yõllõk Planõ yaptõ. Bu ta- diye bir şey yoktur. Hedef alõnan tek amaç, uzun vadede,
mamlanõnca İkinci Beş Yõllõk Plan, onun ardõndan da Üçün- bütün toplumun azamî refahõ ve güvenliğidir."
cü Beş Yõllõk Plan yapõldõ ve uygulandõ. Ve bu böylece sürüp Sosyalist ekonomide planlamanõn amacõ için bu sözler
gidecek. (Ve bu SSCB sosyalist bir ülke olduğu sürece son- yeter. Genel amacõn kâr değil, halkõn gereksinmeleri olduğu
suza dek sürüp gidecek, çünkü gördüğümüz gibi sosyalist bir gerçeğini yukarda görmüş bulunuyoruz. Burada asõl konu-
devletin mutlaka bir planõ olmasõ gerekir.) muz, ne için değil nasıl sorunu, yani amaç değil, bu amaca
Artık, bir ulus için merkezî bir planlamanõn mümkün ulaşmanõn yöntemi olacaktõr. Bilmek istediğimiz şey, iste-
olup olmadõğõnõ düşünmemize gerek kalmadõ. Şimdi bunu bi- nilen hedefe ulaşmak için hangi politikalarõn uygulanmasõ
liyoruz. Sovyetler Birliği bunu denedi. Oluyor. Mümkündür. gerektiğidir.
Bir kimse, Sovyet yaşamõnõn şu ya da bu özelliği üzerin- Gereksinmeler sõnõrsõz, ama bu gereksinmeleri karşõlaya-
bilecek üretken kaynaklar sõnõrlõdõr. Bunun için benimsene-
çek politikalar, Sovyet plancõlarõnõn ne yapmak istediklerine gelmeleri gerekir. "Devlet Planlama Komisyonunun vardõğõ
değil, nelerin yapõlmasõnõn mümkün olduğuna dayanmalõdõr. sonuçlar ile hazõrladõğõ projelerin, hükümetin onayõndan geç-
Bu olanak da, ancak, ülkenin üretken kaynaklarõnõn tam ve mesi gerekir. Planlama işlevi, önderlik işlevinden ayrõlmõş-
doğru bir tablosunun elde edilmesi ile saptanabilir. tõr, ve önderlik planlamaya bağõmlõ değildir."
Bu, Devlet Planlama Komisyonunun (Gosplan) isidir. Planlama, elbetteki, planla uygulanacak politik kararla-
Bu komisyonun ilk görevi, SSCB'ndeki her şey konusun- rõn zorunluluğunu ortadan kaldõrmaz. Politika, hükümet ta-
da kimin, neyi, nerede, ve nasõl yaptõğõnõ bulmaktõr. Ülke- rafõndan saptanõr, plancõlarõn görevi ise, topladõklarõ bilgi-
nin doğal kaynaklarõ nedir? Elde ne kadar işçi vardõr? Kaç lere ve verilere dayanarak, bu politikayõ en etkin biçimde
fabrika, maden ocağõ, iş yeri, çiftlik vardõr ve bunlar nere- uygulayacak yolu bulmaktõr. Gosplan ile yöneticiler arasõnda-
lerdedir? Geçen yõl ne üretmişlerdir? Ek malzeme, ve isçi ki tartõşmalar sonucu, ilk Plan Taslağõ ortaya çõkar.
verilirse, ne üretebilirler? Daha fazla demiryoluna ve lima- Bu, sadece ilk taslaktõr. Henüz plan değildir. Çünkü, sos-
na gerek var mõdõr? Bunlar nerelerde yapõlmalõdõr? Eldeki yalist planlõ ekonomide, Beyin Kurulunun hazõrladõğõ plan,
olanaklar nelerdir? Nelere gereksinme vardõr? kendi başõna yeterli değildir. Bunun, bütün halka sunulmasõ
Dağlar kadar olgular, rakamlar, istatistikler. gerekir. Bu, ikinci adõmdõr. "Görüşlerini ve yorumlarõnõ bil-
SSCB'nin geniş topraklarõ üzerindeki her kurumdan, her dirmeleri için, Ağõr Sanayi, Hafif Sanayi, Ticaret, Ulaştõrma,
fabrikadan, çiftlikten, imalâthaneden, madenden, hastane- Dõş Ticaret ve bunun gibi Halk Komiserlikleri ve ulusal eko-
den, okuldan, araştõrma enstitüsünden, sendikadan, koopera- nomi ile ilişkili merkezî organlara, 'kontrol rakamlarõ' su-
tiften, tiyatro topluluğundan bu uçsuz bucaksõz alanõn en uç nulur. Her merkezî yetke kendisine ait planõn çeşitli bölüm-
köselerinden şu sorulara karşõlõklar gelir: Geçen yõl ne yap- lerini yetke bakõmõndan bir alt organa gönderir ve böylece
tõnõz? Bu yõl ne yapõyorsunuz? Önümüzdeki yõl ne yapmayõ planõn ilgili bölümleri tek bir fabrikaya ya da çiftliğe kadar
umuyorsunuz? Ne gibi yardõma ihtiyacõnõz var? Siz ne yar- inmiş olur. Her aşamada, 'kontrol rakamlarõ', çok sõkõ bir
dõmda bulunabilirsiniz? Ve yüzlerce başka soru. incelemeden geçer. Plan, Devlet Planlama Komisyonundan
Bütün bu bilgiler Gosplan'õn bürolarõna akar ve orada başladõğõ yolculuğun son durağõ olan fabrika ya da kolektif
uzmanlarca toplanõr, düzene sokulur, yoğrulur. "Halen Sov- çiftliğe ulaşõnca bütün işçiler ve köylüler inceleme ve plan
yetler Birliği'nde, Gosplan'õn bütün personeli iki bin kadar konusunda tartõşmaya katõlõr, öneri ve tavsiyelerde bulunurlar.
istatistik uzmanõ ile çeşitli bilim dallarõndaki teknisyenlerden Bundan sonra, 'kontrol rakamlarõ', aynõ yoldan geçerek,
oluşmuştur. Bir bu kadar da büro görevlisi memur vardõr. değiştirilmiş ya da eklenmiş biçimi ile Devlet Planlama Ko-
Bu haliyle Gosplan, dünyada hiç kuşkusuz en iyi donatõlmõş misyonuna döner."
ve en geniş daimî istatistik araştõrma merkezidir." Fabrikada işçiler, çiftlikte köylüler, planõn iyi yanlarõ
Bu uzmanlar, toplanan bilgilerin ayõklanma, düzenlenme ve kusurlarõ konusunda düşüncelerini söylerler. Bu durum,
ve denetlenme işini bitirince, Mevcut Durumun bir tablosunu Sovyet halkõnõn haklõ olarak gurur duyduğu bir durumdur.
elde ederler. Ama, bu, görevin ancak bir kõsmõdõr. Şimdi de Çoğu zaman bu işçiler ve köylüler, kendi çalõşma yerlerine ait
düşüncelerini Durum Ne Olabilir sorusuna yöneltirler. Bu rakamlarõ kabul etmezler. Kendilerinden beklenen üretimi
noktada, planlamacõlarõn, hükümetin başlarõyla biraraya artõrabileceklerini göstermek için çoğu zaman, kendi rakam-

62
larõnõ kapsayan bir karşõ-plan sunarlar. Her yerde milyon- "Çalõşma hakkõ, ulusal ekonominin sosyalist örgütlenmesi
larca vatandaşõn katõldõğõ bu geçici plan tartõşmalarõna ve ile, Sovyet toplumunun üretken güçlerinin devamlõ büyü-
görüşmelerine, Sovyet halkõ, gerçek bir demokrasi gözüyle ba- mesiyle, ekonomik bunalõm olasõlõğõnõn dõştalanmasõyla ve iş-
kar. Yapõlacak işin, erişilecek hedefin planõ, tepeden inme sizliğe son verilmesiyle güvence altõna alõnmõştõr.”
değildir. Bunda işçilerin ve köylülerin de söz hakkõ vardõr. 1929 ekonomik bunalõmõna, çoğu zaman, bir dünya eko-
Bunun sonucu ne olur? Usta bir gözlemci bu soruya su kar- nomik bunalõmõ denir. Oysa öyle değildir. Üretimin felce uğ-
şõlõğõ veriyor: "Nereye giderseniz gidiniz, hiç değilse SSCB'- ramasõ ve onunla birlikte gelen işsizlik ve halk kitlelerinin
nin benim gördüğüm yerlerinde, şunu gururla söyleyen sefaleti, dünyanõn her tarafõna bulaşõcõ bir hastalõk gibi
işçilere raslarsõmz: 'Bu bizim fabrikamõz, bu bizim hasta- yayõldõ ama bir ülke hariç. Bu bunalõm Sovyetler Birliği'nin
nemiz, bu bizim dinlenme evimiz/ Bütün bu sözkonusu olan sõnõrlarõna çarptõ ve geri döndü.
şeylerin birey olarak mülkiyetinin kendilerine ait olduğunu Sovyet halkõ sosyalist planlõ ekonominin ördüğü setlerin ar.
kastetmiyorlar, ama hepsi de, onlarõn yararõ için çalõşmakta kasõnda güvenlik içindeydi.
ve üretmektedir. Ve onlar, bunu bildikleri gibi, bunlarõn Merkezî planlama, sosyalizmin belirgin bir özelliğidir.
başarõlõ olmalarõnda kendilerinin de bir sorumluluklarõ ol- Planlamanõn nasõl işlediğini anlamak için zorunlu olarak
duğunu biliyorlar.”
SSCB modelini inceledik, çünkü SSCB, şu anda dünyada tek
Planõn hazõrlanmasõnda üçüncü aşama, gelen rakamla- sosyalist ülkedir.*
rõn son olarak incelenmesidir. Gosplan ile hükümet yetki- Ancak, başka bir ülkede sosyalizmin, Sovyetler Birliği'n-
lileri, tavsiyeler ile düzeltmeleri incelerler, gerekli değişik- dekinin aynõsõ olrhasõ zorunluluğu gibi bir yanõlgõya düşme-
likleri yaparlar ve plan artõk hazõrdõr. Son biçimi ile tekrar meliyiz. Olmayabilir de. Örneğin sosyalist bir Amerika Bir-
ülkenin dört bir yanõndaki işçilerle köylülere gönderilir ve leşik Devletleri'nde, ağõr sanayiin hõzla kurulmasõ gibi bir
tüm ulus, bütün gücünü, görevin tamamlanmasõna yöneltir.
zorunlulukla karşõlaşmayacağõz, çünkü, bu kolda, dünyada en
Kolektif yarar için kolektif eylem bir gerçek haline gelir.
büyük ve en iyi sanayi zaten bizde var. Bizim ilk görevimiz,
Sosyalizmde, üretim araçlarõnõn kamu mülkiyeti ve mer-
Sovyetler Birliği'nin tersine tüketim mallarõnõn üretimine
kezî planlama yolu ile insanlar, kendi kaderlerini ellerinde
ağõrlõk vermek olacaktõr.
bulundururlar; insan ekonomik güçlerin efendisidir. Üretim
Öteki ülkeler için de aynõ şey geçerli. Doğal kaynaklar
ile tüketim, şu sorularõ soran bir plana dayanõr: Elimizde
farklõ, iklim farklõ, halkõn sevdiği ve sevmediği şeyler farklõ,
neyimiz var? Nelere gereksinmemiz var? Gereksinmelerimizi
sağlõk, eğitim ve kültür düzeyleri farklõ, özgürlük ve siyasal
karşõlayabilmek için elimizdekiler ile neler yapabiliriz?
haklar anlayõşõ farklõ, tarih ve gelenekler farklõdõr. Sovyetler
Böyle bir plan ile, çalõşmak isteyen herkese yararlõ bir iş
sağlamak mümkün olur ve iş bulma hakkõ güvence altõna Birliği'ni kendi gereksinmelerine en iyi uyan bir sosyalizmi
alõnõr. Sovyetler Birliği Anayasasõnõn 118. maddesi şöyle der: geliştirmeye yönelten özel koşullar, başka ülkelerde aynõ
"SSCB yurttaşlarõ çalõşma hakkõna sahiptirler, yani çakõş- olmayabilir. Yani bunlarõn, sosyalizmi uygulama biçimi baş-
ma ve yaptõklarõ işin nicelik ve niteliğine göre uygun bir ücret ka türlü olabilir.
alma hakkõ her vatandaş için güvence altõna alõnmõştõr.” Ancak, anaçizgiler, sosyalizmi benimseyen bütün ülke-
* Bu satõrlarõn 1949 yõlõnda yazõlmõş olduğunu okura anõmsatalõm. —Ed.

64 65
ler için aynõ olacaktõr. Hepsinde de üretim araçlarõ kamu bir gelir sağladõğõ için gerekli değildir.
mülkiyetinde olacak ve merkezî bir planlama bulunacaktõr. Bir zamanlar yararlõ olan mülkiyet, artõk asalaktõr. Eko-
nomik sistemimizin, asalaklar olmadan işleyebileceğini —
16. SOSYALİZM ÜZERİNE SORULAR hatta öncekinden daha da iyi işleyeceğini— kim yadsõyabilir?
İşin aslõ aranõrsa, bugün biz, toplumun, kapitalistler ol-
EKONOMİK SİSTEMİMİZ KAPİTALİSTLER OLMAKSIZIN madan işleyebileceği noktaya değil, işlemek zorunda olduğu
İŞLEYEBİLİR Mİ?
noktaya gelmiş bulunuyoruz, çünkü bunlarõn, üretim araçla-
Bu sorudaki kapitalistler sözcüğünü değiştiriniz, tarihin rõna sahip olmalarõ nedeniyle ellerinde bulundurduklarõ güç,
her döneminde sorulmuş beylik bir soruyu görürsünüz. Dört işsizliğe, güvensizliğe ve savaşa yolaçacak biçimde kullanõ-
yüz yõl önce Avrupa'da soru şöyleydi: ekonomik sistemimiz lõyor,
feodal beyler olmaksõzõn işleyebilir mi? Yüz yõl önce Ameri- İNSANLAR KÂR TEŞVİKİ OLMADAN DA ÇALIŞIRLAR MI?
ka'da soru şöyleydi: ekonomik sistemimiz köle sahipleri ol-
maksõzõn isleyebilir mi? Bu soruya verilecek en iyi karşõlõk, kapitalist toplumda,
Toplum, feodal beyler ve köle sahipleri olmaksõzõn da bugün bile pek çok kimsenin kâr teşviki olmadan çalõştõğõ-
pekâlâ yaşayabileceğini nasõl gördüyse, kapitalistler olma- dõr. Bir çelik fabrikasõnda, bir dokuma fabrikasõnda ya da
dan da yasayabileceğini görecektir. bir kömür madeninde çalõşan bir işçiye, emeğine karşõlõk ne
Kapitalistler ile, bunlarõn sermaye olarak sahip olduklarõ kadar kâr elde ettiğini sorunuz. Size çok yerinde olarak böyle
üretim araçlarõ arasõnda bir ayrõm yapmak gerekir. Toplum, bir kâr elde etmediğini söyleyecektir. Bu kârlar, fabrika ya
hiç kuskusuz, bu üretim araçlarõ, yani toprak, madenler, da maden ocağõ sahibine gitmektedir. Öyleyse işçi niçin
hammaddeler, makineler ve fabrikalar olmadan edemez. çalõşõyor?
Bunlar gereklidirler. Robert Blatchford, Merrie England işçiyi teşvik eden, "kâr. değilse nedir? Kapitalist toplum-
adlõ tanõnmõş yapõtõnda bu ayrõmõ şöyle belirtir: da insanlarõn çoğu, çalõşmak zorunda olduklarõ için çalõşõr..
'Sermaye olmaksõzõn çalõşamayacağõmõzõ söylemek, tõrpan Çalõşmazlarsa karõnlarõnõ doyuramazlar. Bu, bu kadar basit-
olmaksõzõn çayõr biçemeyeceğimizi söylemek kadar doğrudur. tir. Bunlar, kâr elde etmek için değil kendileri ile ailelerini
Oysa, kapitalist olmadan çalõşamayacağõmõzõ söylemek, doyurmak, giydirmek ve barõndõrmak için gerekli ücret için
bütün tõrpanlar tek bir adama ait olmadan çayõr biçe- çalõşõrlar.
meyeceğimizi söylemek kadar saçmadõr. Bundan da öte, bü- Sosyalizmde de aynõ zorunluluk olacaktõr, insanlar yaşa-
tün tõrpanlar tek bir kişiye ait olmadan ve bu adam, ürünün yabilmek için çalõşacaklardõr.
üçte-birini, tõrpanlarõnõ ödünç verdiği için almadan, çayõr Sosyalizmde, kapitalizmin sağlayamadõğõ bazõ ek teşvik-
biçemeyeceğimizi söylemek kadar saçmadõr." ler de vardõr, işçilerden, kimin uğruna üretimi artõrma cab&~
Kapitalist, zorunlu yönetim işlevini yürüttüğü, gelirini sõna girişmeleri istenecek? Sosyalizmde daha fazla ve cfetha
hakettiği sürece toplum için gerekli bir kimseydi, oysa şim- iyi çalõşma isteği, haklõ bir temele, yani bundan bütito top-
di tutulmuş yöneticiler işi yürütürken kendisi sadece hisse lumun yararlandõğõ gerekçesine dayanõr. Kapitalizwfe böyle
senetlerine ve tahvillere sahip olduğu için Ve haketmediği

67
Altõna tapan toplumda, bu da beklenir. Ancak, böyle bir top-
değildir. Orada fazla çabanõn sonucu, kamu yararõ değil, lumda bile, insanlõğa hizmetin tek teşvik unsuru olduğu bü-
özel kârdõr. Bunlardan ilkinin bir anlamõ vardõr, ikincisinin yük isimlerin listesi, dehalarõn kâr teşviki olmaksõzõn çalõş-
yoktur. İşçiyi, birisi elinden geldiğince çok vermeye; ötekisi tõklarõnõ kanõtlayacak kadar uzundur.
ise elinden geldiğince az vermeye özendirir. Birisi, insanõn Eskiden bu konuda bir kuşku olsa bile bugün olamaz.
manevî isteklerini doyuran ve onu heyecanlandõran bir amaç- Çünkü, bilim adamlarõnõn kendi hesaplarõna çalõştõklarõ gün-
tõr; ötekisi ise, yalnõzca basit kafalõlarõ ayartan bir erektir. ler çoktan geride kaldõ. Bilim dünyasõndaki yetenekli kişiler,
Buna karşõ şu itiraz öne sürülür: kâr teşvikinin büyük artõk belirli ücretle laboratuvarlarda çalõşmak üzere büyük
ölçüde zaten bir hayal olduğu ortalama işçi için bu doğru ola- şirketler tarafõndan kiralanmaktadõr. Güvenlik, düşte görü-
bilir, ama, kâr teşvikinin gerçek olduğu deha, mucit ya da lebilecek cinsten bir laboratuvar, kendini işe vermekten ge-
kapitalist girişimciler için aynõ şey söylenemez. len tatmin — bunlar, bilim adamõnõn aradõğõ şeylerdir, ve
Bilim adamlarõnõ ve mucitleri, denemelerini başarõya çoğu zaman da bunlara kavuşurlar, ama kâra değil.
ulaştõrmak için gece gündüz çalõşmaya iten şeyin zenginlik Diyelim ki, yeni bir süreç buldular. Bu buluşun getirdiği
hayali olduğu doğru mudur? Bu savõ destekleyen pek az ka- kâr onlara mõ gider? Hayõr. Ek prestij, terfi ve daha çok üc-
nõt vardõr. Öte yandan, yaratõcõ dehalarõn, buluşlarõndan ret elde edebilirler ama kâr değil.
duyduklarõ büyük haz ya da yaratõcõ güçlerinin tam ve ser- Sosyalist bir toplum, bilim adamlarõnõ ve mucitleri nasõl
bestçe kullanõlmasõndan doğan mutluluk dõşõnda bir ödül teşvik edeceğini ve onurlandõracağõnõ bilir. Onlara, hem pa-
peşinde olmadõklarõnõ gösteren pek çok kanõt vardõr. raca ödül, hem de lâyõk olduklarõ saygõnlõğõ sağlar. Ayrõca
Şu isimlere bakõnõz: Remington, Underwood, Corona, onlara, her şeyden fazda değer verdikleri bir şeyi verir:
Sholes. Bunlardan ilk üçünü, başarõlõ daktilo yapõmcõsõ ola- yaratõcõ faaliyetlerini en geniş ölçüde yürütme olanağõnõ.
rak hemen tanõrsõnõz. Ya dördüncüsü, Bay Christopher Sho- Kâr, çok eskiden kapitalist girişimci için gerçekten teş-
les de kimdi? O da daktiloyu icat eden zat! Acaba onun bey- vik ediciydi, ama bu kişi artõk sanayi alanõndan çekilmiştir.
ninden doğmuş olan yaratõk, Remington'a, Underwood'a ve- Rekabetçi sanayiin tekelci sanayie dönüşmesi ile, bu duru-
ya Corona'ya getirdiği serveti ona da kazandõrmõş mõdõr? ma daha uygun olan yeni bir tip yönetici, onun yerini al-
Ne gezer. O, buluşu üzerindeki haklarõnõ, Remington'a 12.000 mõştõr. Eski tip girişimcinin özellikleri olan atõlganlõk, ce-
dolara satmõştõr! saret ve saldõrganlõk, bugünün tekelci sanayiinde aran-
Öyleyse, Sholes'õ teşvik eden kâr mõydõ? Onun hayatõm mamaktadõr. Büyük şirketler risk altõna girmeyi asgariye in-
yazan yazara göre değil: "Parayõ pek az düşünür, aslõnõ dirmişlerdir, işleri mekanik ve planlõdõr. Kararlarõ, artõk,
ararsanõz, sõkõntõ verici bir şey olduğu için, para kazanmak sezgiye değil, istatistik! araştõrmalara dayanmaktadõr.
istemediğini söylerdi. Bu nedenle iş konularõna pek aldõr- Bu şirketler, artõk dünün mal sahibi-girişimcileri tara-
mazdõ." fõndan yönetilmiyor. Bunlarõn sahipleri yönetime hiç karõş-
Sholes, yaratõcõ çalõşmalarõna kendilerini büsbütün ver- mazlar; bunlarõ, kâr için değil, maaşla çalõşan ücretli kim-
dikleri için "parayõ pek az düşünen" binlerce bilim adamõ seler yönetir. Bunlarõn maaşlarõ çok ya da az olabilir. Bun-
ve mucitten sadece birisidir. Bu, elbette, kârõn tek teşvik dan başka ikramiye de alabilirler. Başka ödüller de olabi-
unsuru olduğu bazõ kimselerin bulunmadõğõ anlamõna gelmezr.
69
68
"îir:"övgü,"saygõnlõk, kudret, işi iyi yapma zevki. Ama Ameri- olana, ya da zenci veya yahudi olmayana demek değildir.
kan iş hayatõnõ yöneten insanlarõn çoğu için kâr teşviki çok- SOSYALİZM İLE KOMÜNİZM ARASINDAKİ FARK NEDİR?
õtan ortadan kalkmõştõr.
Peki, insanlar kâr dürtüsünden başka şeyler için de Sosyalizm ite komünizm, her ikisi de, kullanõm için üre-
çalõşabilirler mi? Bunu tahmin etmeye gerek yok, biz çalõştõk- tim yapan sistemler olmasõ ve üretim araçlarõnõn mülkiye-
larõnõ biliyoruz, tinin kamuya ait bulunmasõ ve merkezî planlamaya dayan-
masõ bakõmõndan benzer sistemlerdir. Sosyalizm, doğrudan
SOSYALİST TOPLUMDA HERKES AYNI ÜCRETİ Mİ ALIR? doğruya kapitalizmden doğup gelişir, yeni toplumun ilk
Hayõr, herkes aynõ ücreti almaz. Usta işçi, usta olmayan biçimidir. Komünizm çlaha ileri bir gelişme ya da sosyaliz-
işçiden, ve yönetici de, işçiden daha fazla alõr. Büyük mü- min "daha yüksek bir aşamasõdõr".
zisyen, ortalama bir müzisyenden daha fazla alõr. 400 kile Herkesten yeteneğine göre, herkese yaptõğõ iş kadar
buğday üreten bir çiftçi, 300 kile üretenden daha fazla; sekiz (sosyalizm).
ton maden çõkartan bir madenci, altõ ton çõkartandan daha Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesi ka-
fazla para alõr ve bu örnekler böyle sürer gider, insanlara, dar (komünizm).
yaptõklarõ işin nicelik ve niteliğine göre para ödenir. İşe göre, yani yapõlan işin nitelik ve niceliğine göre,
Sosyalist toplumda en yüksek ücreti alan kimse bile, sosyalist dağõtõm ilkesi, hemen uygulanmasõ mümkün ve
bunu, çalõşmasõyla hakettiği sürece alõr. Bunu, üretim araç- pratik bir ilkedir. Öte yandan, gereksinmeye göre komünist
larõ satõn alarak, başkalarõnõn emeğinin sõrtõndan, kazanõl- dağõtõm ilkesi, hemen uygulanmasõ mümkün bir ilke değil,
mamõş paraya çeviremez. Zaten üretim araçlarõ satõn alma- son bir hedeftir.
sõ olanağõ yoktur, çünkü sosyalist toplumda, üretim araçlarõ Besbellidir ki, bu aşamadan önce üretimin çok yüksek
halka aittir, satõlõk değildir. Daha çok ya da daha iyi ça- bir düzeye erişmesi gerekir; herkesin gereksinmesinin kar-
lõşarak daha yüksek ücret almasõ, onun başkalarõndan daha şõlanmasõ için her şeyin çok bol olmasõ zorunludur. Ayrõca,
iyi yaşamasõnõ sağlar, ama hiç kimseyi sömürmesine elver- insanlarõn işe karşõ tutumlarõnda bir değişiklik olmasõ gere-
mez. kir; zorunlu olduklarõ için çalõşma yerine, çalõşma, hem top-
Sosyalist toplumda ücret eşitsizliği olmakla birlikte fõrsat luma karşõ bir sorumluluk duygusunu karşõladõğõndan, hem
eşitliği vardõr. Usta işçi daha yüksek ücret alõr, ama hü- de kendi hayatlarõnda bir boşluğu doldurduğundan, insanlar
neri olmayan işçinin önünde de usta olabilmesi için gerekli arzu ettikleri için çalõşacaklardõr.
eğitim ve uygulama olanaklarõ da açõktõr. Her ne kadar mü- Sosyalizm, bolluğu gerçekleştirmek ve halkõn zihnî ve ma-
hendisler, yöneticiler, yazarlar, sanatçõlar daha çok kaza- nevî görünümünü değiştirmek için üretici güçleri geliştirme
nõrlarsa da, herkese, yetenekleri ile orantõlõ ücretsiz eğitim sürecindeki ilk adõmdõr. Yani sosyalizm, kapitalizmden ko-
sağlanõr; herkese bu mesleklere giriş kapõlarõ ardõna ka- münizme geçişte zorunlu bir aşamadõr.
dar açõk tutulur. Sosyalist toplumda "herkese" demek söz- Sosyalizm ile komünizm arasõndaki ayrõmdan, yeryüzün-
cüğün tam anlamõyla herkese demektir, yoksa, sadece üc- de sosyalist diye adlandõrõlan partilerin sosyalizmi savun-
retleri ödeyebilene, ya da tutum ve davranõşlarõ kusursuz duklarõ, komünist partilerin ise komünizmi savunduklarõ so-

70 71
nucu çõkartõlmamalõdõr. Durum bu değildir. Kapitalizmin ye- düşünü gerçekleştirdiği için bütün gerçek sosyalistlerin öv-
rine ancak sosyalizm geçeceği için, komünist partiler de tõp- güsüne hak kazanmõştõr. Sosyalistler içinse, Sovyetler Birliği
kõ sosyalist partiler gibi sosyalizmin kurulmasõnõ hedef ola- sosyalizmi hiç kuramadõğõ için —hiç değilse onlarõn hayal
rak almõşlardõr. ettikleri sosyalizmi kuramadõklarõ için— sadece yergiye
Bu durumda, sosyalist ve komünist partiler arasõnda bir lâyõktõr.
fark yok mu demektir? Hayõr, arada bir fark vardõr.
SOSYALİZM, HALKIN ÖZEL MÜLKİYETİNİ ELİNDEN
Komünistler, işçi sõnõfõ ile müttefiklerinin, durumu elve- ALMAK MI DEMEKTİR?
rir elvermez, devletin yapõsõnda'temelli bir değişiklik yap-
masõ gereğine inanõrlar; kapitalistlerin bir sõnõf olarak (birey Sosyalistler, halkõn özel mülkiyetini elinden almak şöyle
olarak değil) varlõğõna son verme ve en sonunda sõnõfsõz bir dursun, daha çok insanõn eskisinden daha fazla özel mülkiyeti
topluma ulaşma sürecinde, işçi sõnõfõ üzerinde kapitalist dik- olmasõnõ isterler.
tatörlük yerine, kapitalist sõnõf üzerinde işçi sõnõfõ diktatör- iki çeşit özel mülkiyet vardõr. Niteliği gereği kişisel olan
lüğünü kurmalõdõrlar. Sosyalizm, sadece, eski kapitalist hü- mülkiyet vardõr: kişisel tatmin için kullanõlan tüketim mal-
kümet mekanizmasõnõ devralmak ve bunu kullanmakla kuru- larõ. Bir de, kişisel nitelikte olmayan özel mülkiyet türü var-
lamaz. İşçiler, eski devlet aygõtõnõ parçalamak ve kendi yeni dõr: üretim araçlarõ mülkiyeti. Bu tür mülkiyet kişisel tat-
devlet aygõtlarõnõ kurmalõdõrlar, îşçi devleti, eski egemen sõ- min için değil tüketim mallarõnõn üretimi için kullanõlõr.
nõfa, bir karşõ-devrimi örgütleme fõrsatõ vermez. Kapitalist Sosyalizm, birinci çeşit özel mülkiyeti, diyelim ki, giydi-
direnmenin doğduğu yerlerde, bunu ezmek için, silahlõ gü- ğiniz elbiseleri elinizden almak değildir, ikinci tür özel mül-
cünü kullanmalõdõr. kiyeti, yani elbiseyi yapan fabrikayõ almak demektir. Azõnlõ-
Sosyalistler ise devletin niteliğinde temel bir değişiklik ğõn elindeki üretim araçlarõnõn özel mülkiyetini kaldõrarak,
yapõlmadan kapitalizmden sosyalizme geçilebileceğine inan- tüketim araçlarõnda çoğunluk için daha fazla özel mülkiyeti
maktadõrlar. Bu görüşte olmalarõnõn nedeni, kapitalist dev- sağlar. Sosyalizmde, işçiler tarafõndan üretilmiş olup da
leti esas olarak, kapitalist sõnõfõn diktatörlüğünün bir kuru- kapitalistin kârõ biçiminde ellerinden alõnan servet, daha
mu olarak değil de, daha çok onu ele geçiren sõnõfõn kendi fazla özel mülkiyet, yani daha çok elbise, daha çok mobilya,
yararõna kullanabileceği yetkin bir mekanizma olarak kabul daha fazla yiyecek içecek, daha fazla sinema bileti satõn
etmeleridir. Bu durumda, iktidardaki işçi sõnõfõnõn eski kapi- alabilmeleri için gene işçilerin olur.
talist devlet aygõtõnõ yõkmasõna ve kendisininkini kurmasõna Kullanõm ve eğlence için daha fazla özel mülkiyet var-
gerek yoktur. Sosyalizme doğru yürüyüş, kapitalist devletin dõr, ama ezme ve sömürme için özel mülkiyet yoktur, îste
demokratik çerçevesi içinde adõm adõm gerçekleştirilebilir. sosyalizm budur.
Her iki partinin de, Sovyetler Birliği'ne karşõ tutumlarõ,
SOSYALİSTLER SINIF SAVAŞI ÖĞÜTLEMEZLER Mİ?
(Joğrudan doğruya bu soruna yaklaşmalarõ açõsõndan ileri
gelmektedir. Genel bir deyişle, komünist partiler Sovyetler Toplum, çõkarlarõ karşõt olan sõnõflara bölündüğü sürece
Birliği'ni övmekte, sosyalist partiler değişik ölçülerde onu sõnõf savaşõnõn varlõğõ zorunludur. Kapitalizm, yapõsõ gereği
yermektedir. Komünistler için Sovyetler Birliği, sosyalizm bu bölünmeyi yaratõr. Toplum düşman sõnõflara bölünmediği

72 73
anda, sõnõf savaşõ da sona ermek zorundadõr. Sosyalizm, özü leşik Devletler ile sosyalist Birleşik Devletler arasõnda yapõla-
gereği sõnõfsõz bir toplum yaratõr. cak bir karşõlaştõrma olabilir.
Sosyalistler sõnõf savaşõ "öğütlemezler", zaten var olan Dünyanõn hiç bir tikesinde maddî koşullar, sosyalizm
sõnõf savaşõnõ açõklarlar. Zorunlu olarak sõnõflara bölünmüş bir için bu derece olgun değildir. Kapitalizmin güvensizliğinden,
toplumun, böyle bir bölünmenin olanaksõz hale geleceği bir yoksulluktan ve savaştan, sosyalizmin güvenliliğine, bolluğa
topluma dönüştürülmesi işinde, işçi sõnõfõnõ yardõma çağõrõr- ve barõşa geçiş, hiç bir yerde buradaki kadar hõzlõ ve asgarî
lar. Kapitalizmde bir hayal olan ve ancak sosyalizmde ger- karõşõklõk ve huzursuzlukla olamaz. Sosyalizm yolunda olan
çekleşebilecek olan evrensel kardeşliğin kurulmasõ için dire- öteki ülkeler, sanayi kuruluşlarõ, bilimsel ve teknik bilgiyi
tirler. elde etmek için büyük fedakârlõklar yapmak zorunda olduk-
Sosyalistlerin öğütlediği şey, hõristiyanlõğõn akidesidir, larõ halde, bizde bütün bunlar hazõr durumdadõr. Başka ül-
insanlõğõn kardeşliğidir. Sosyalistlerin öğretileri için Encyc- kelerde, Sovyetler Birliği'nde olduğu gibi, bolluk yaratacak
lopedia Britannica'nm da söylediği budur: "Sosyalist ahlâk, üretim düzeyine ulaşmak için halkõn fedakârlõk yapmasõ ge-
hõristiyan ahlâkõn aynõsõ olmasa bile, ona çok yakõndõr." rekir, oysa Amerika'da üretici güçler hazõr durumdadõr, tek
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ HALKI, SOVYETLER BİRLİĞİ yapõlacak şey, bunlarõ kurtarmaktõr, îşte bunu, kapitalizm
HALKINDAN DAHA İYİ DURUMDA DEĞİL MİDİR? BU, değil, ancak sosyalizm yapabilir.
KAPİTALİZMİN, SOSYALİZMDEN DAHA İYİ OLDUĞUNU
KANITLAMAZ MI? SOSYALİZM, ANTİ-AMERİKAN DEĞİL MİDİR?

Birleşik Devletler'de kapitalizm 150 yõllõk, Sovyetler Bir- Sosyalizmin, anti-Amerikan olmasõ için, amaçlarõnõn Ameri-
liği'nde sosyalizm sadece 50 yõllõk bir geçmişe sahiptir. Bu- kan halkõnõn ruhu ve gelenekleriyle uyum içinde olmamasõ ge-
nun için, ikisi arasõnda bir karşõlaştõrma yapmak, yetişkin rekir. Durum böyle midir? Sosyalizmin amaçlarõ olan sosyal
bir insan ile henüz yürümeye başlayan bir çocuğun kuvveti adalet, fõrsat eşitliği, ekonomik güven ve barõştan daha Ame-
arasõnda karşõlaştõrma yapmak gibidir. rikan ne olabilir? Bütün bunlar, Bağõmsõzlõk Bildirisi ile Ana-
Üstelik, Sovyetler Birliği, doğuşu sõrasõnda, savaş ve kõt- yasada yer alan Amerikan ilkelerinin ta kendisidir. Gene bü-
lõğõn perişan ettiği geri bir sanayi ülkesiydi. Tam gelişmeye tün bunlar en büyük devlet adamlarõmõzõn yaymaya çalõştõğõ
başladõğõ sõrada, ikinci Dünya Savaşõnda bir kere daha ya- idealler değil midir?
kõlõp yõkõldõ. Sosyalizm ile kapitalizmin birbirlerine göre üs- Karl Marx'm sosyalizmi bir bilimdir. Bütün öteki bilim-
tünlükleri, dünyanõn en zengin kapitalist ülkesi olan, sanayi- ler gibi evrenseldir ve Amerika da dahil, yeryüzünün her kö-
de en ileri ve üstelik savaşõn yõkõmõndan en az zarar gören şesindeki milyonlarca insanõn düşüncesini doğrudan doğruya
bir ülkeyi örnek alarak kanõtlanamaz. ya da dolaylõ olarak etkilemiştir. Bir fikrin Amerikan ya da
Daha âdil bir karşõlaştõrma, Çarlõk Rusyasõ kapitalizmi anti-Amerikan olmasõnõn ölçüsü, o fikrin nereden geldiği de-
ile Sovyetler Birliği sosyalizmi arasõnda yapõlacak karşõlaş- ğil, Amerika'ya uygulanabilir olup olmamasõdõr.
tõrma olur. Bunda, tarafsõz her gözlemci, sosyalizmin her
bakõmdan çok üstün olduğunu kabul eder.
Bunun gibi, gene âdil bir karşõlaştõrma, kapitalist Bir-

74 75
"İNSAN TABİATINI DEĞİŞTİREMEYECEĞİMİZE GÖRE" SOSYALİZM
OLANAKSIZ BİR ŞEY DEĞİL MİDİR?

"İnsan tabiatõnõ değiştiremezsiniz" savõnõ öne süren-


ler, insanõn, kapitalist toplumda, belirli bir biçimde davran-
masõna bakarak, bunu, insanoğlunun tabiatõ diye kabul et- cek, barõnak ve güvenlik isteğinde ifadesini bulur. Bu gerek-
me ve başka türlü davranmasõna olanak olmadõğõnõ varsay- sinmelerin, kapitalizmde, sosyalizmdeki kadar karşõlanama-
ma hatasõna düşüyorlar. Bunlara göre kapitalist toplumda yacağõnõ öğrenirse, gerekli değişikliği yapar.
insan, "hep bana" diyen bir tabiattadõr, onu harekete ge-
tiren şey, bencil bir hõrs ile iyi ya da kötü her yola başvu- 17. ÖZGÜRLÜK
rarak, öne geçme dürtüşüdür. Bundan da şu sonucu çõkartõ-
yorlar: bu, bütün insanlar için "doğal" bir .davranõştõr ve Amerikalõlarõn çoğu için özgürlük, devlet müdahalesi ol-
özel kazanç için rekabetçi mücadele dõşõnda herhangi bir şeye maksõzõn istediklerini yapmak, diledikleri şeyi söylemek hak-
dayanarak bir toplum kurmak olanaksõzdõr. kõdõr. Hele, hükümet ile hükümeti yönetenleri eleştirme hak-
Ne var ki, antropologlar, bunun saçma olduğunu söylü- larõndan dolayõ, büyük gurur duyarlar.
yorlar ve bugün varolan başka toplumlarda insan davranõşõ- Amerikalõlarõn haklõ olarak gurur duyduklarõ bu özgür-
nõn kapitalist toplumlardakine hiç benzemediğini belirterek lükler, İnsan Haklarõ Bildirisi ile Anayasanõn başlangõcõnda-
bu sözlerini kanõtlõyorlar. Ve bunlara katõlan tarihçiler de, ki on maddede sayõlmõştõr. Güvenlik altõna alõnan haklar
gene bu savõn saçma olduğunu söylüyorlar ve köleliğe ve feo- şunlardõr: konuşma özgürlüğü, keyfî tutuklanmama özgürlü-
dalizme dayanan toplumlarda yaşayan insanlarõn davranõş- ğü, bütün ceza kovuşturmalarõnda jürinin bulunduğu bir
larõnõn, kapitalist toplumdakine hiç benzemediğini belirterek, mahkemede yargõlanmadan mahkûm edilmeme özgürlüğü.
bu sözlerini kanõtlõyorlar. Bu özgürlüklerin önemi konusunda ne söylense azdõr.
Bütün insanlarda, hayatta kalabilme ve türünü sürdür- Bunlar çok değerli özgürlüklerdir, îşçi sõnõfõnõn daha iyi ko^
me içgüdüsünün doğuştan varolduğu belki de gerçektir. Bes- sullar için verdiği mücadelede, bunlar, başlõca silah olmuş-
lenme, giyinme, barõnma ve cinsel aşk gereksinmeleri, temel tur. Büyük Amerika'nõn yaratõlmasõna yardõmcõ olmuşlardõr.
gereksinmelerdir. Bu kadarõ "insan tabiatõ" diye kabul edi- Bunlar, Birleşik Devletler'i, diğer ülkelerden göç edecekle-
lebilir. Ancak, bu isteklerini tatmin etmek için seçtikleri yo- rin çekim alanõ haline getirerek ulusun inşasõna yardõm et-
lun, kapitalist toplumda alõşõlagelen yol olmasõ gerekmez. mişlerdir. Kardeşi Josef'ten yeni bulduğu özgürlüğü öven şu
Bu, daha çok, içinde doğup büyüdükleri kültüre bağlõdõr. Eğer mektubu aldõktan sonra Misel artõk eski yurdunda kalabilir
bir insanõn temel gereksinmeleri, bir başkasõnõ yere ser- miydi? "Misel, burasõ görkemli bir ülke. İstediğin her şeyi
mekle karşõlanabiliyorsa, insanlarõn birbirlerini yere sere- yapma özgürlüğü var. İstediğin şeyi okur, istediğini yazar,
ceklerini varsayabiliriz; yok eğer, insanõn temel gereksin- aklõna gelen her şeyi konuşabilirsin; bunun için kimse seni
meleri işbirliği ile daha iyi karşõlanabiliyorsa, insanlarõn iş- tutuklamaz."
birliği yapacaklarõm varsayabiliriz. Amerikalõlar, hiç kuşkusuz, bu özgürlüklerin tadõnõ, öte-
însanm bencilliği, daha çok ve daha iyi yiyecek, giye- ki birçok ülke halklarõndan daha fazla çõkarmõşlardõr. Ancak
Anayasa ile bize verilen haklarõn gerçek hayatõmõzda daima
var olduğunu sanmak budalalõk olur. Kitaplardaki özgürlük-
ler, gerçek hayatõmõzda her zaman bizim olmamõştõr. Bunun
için, Senato Amerikan Aleyhtarõ Faaliyetler Komitesi, yurt-
76
77
taşlarõ, însan Haklarõ Bildirisine hiç aldõrmaksõzõn suçlamakta yumuşak başlõlara, "sağlam ve güvenilir" kişilere nasip ol-
ve kovuşturmaktadõr. Devlet memurlarõnõn düşünce ve duğu doğru değil midir? Örneğin eğitim alanõnõ ele alalõm.
örgütlenme özgürlükleri, Başkanlõğõn, Amerika'nõn gelenek- Üniversitelerimizdeki akademik özgürlükle övünürüz. Birle-
sel anlayõşõndan uzak, yeni bir sadakat emriyle, ayaklar al- şik Devletler'deki yüzlerce üniversitede binlerce profesör
tõna alõnmõştõr. Federal Araştõrma Bürosu (FBI), milyonlarca vardõr. Genellikle —tabiî olağan zamanlarda— bunlarõn, dü-
Amerikalõnõn inanç ve eylemleri hakkõnda bitip tükenmez şündüklerini öğretme özgürlüğü vardõr. Ama bunlarõn, her
gizli dosyalar düzenleyen siyasî bir polis dairesine döndü- şeyden önce, üniversite yöneticileri ile hemen aynõ çizgide
rülmüştür. FBI, giriştiği araştõrmalarda, yeni-"sadakat" an- düşündükleri için seçildikleri doğru değil midir? Akademik
layõşõ çerçevesi dahilinde, örnekte görülen yorumlarda bu- yönden yeterli kaç sosyalist, fakültelere ekonomi profesörü
lunmayõ görevi saymaktadõr. 1948 tarihli bir FBI raporunda olarak atanmõştõr?
şu yorum yer alabilmiştir: "Zenci hizmetçisinin ön kapõdan Basõn özgürlüğü, soylu ve tantanalõ bir sözdür ve Ameri-
eve girmesine izin verecek nitelikte bir insandõr.” kalõlarõn kulaklarõna pek hoş gelir. Bunun, kamuya her şeyi
Olaylar, bizim, yücelttiğimiz özgürlüklerin tantanayla rahatça söylemek hakkõ olduğunu sanõrõz. Bir zamanlar belki
ilân edilmeleri ile bunlarõn gerçekleşmelerinin bir ve aynõ öyleydi, ama artõk değil. Chicago Üniversitesi eski rektörü
şeyler olduğu konusunda benimsediğimiz inancõn hiç de ye- Dr. Robert Hut chins yönetimindeki Basõn Özgürlüğü Ko-
rinde olmadõğõnõ gösteriyor. Durup dinlenmeden bunlara misyonu, 1947 tarihli raporunda şöyle diyordu: "Hükümete
olan bağlõlõğõmõzõ ilân etsek de, dua okur gibi her gün tek- karsõ korunmuş olmak, artõk söyleyecek şeyi olan bir insanõn,
rarlasak da, bu özgürlükler gene de gerçekleşemez. bunu söylemek fõrsatõnõ ve olanağõnõ bulmasõna yetmemekte-
Üstelik, özgürlüklerimiz, devletin doğrudan zorlamasõ ol- dir. Basõnõn sahipleri ile yöneticileri, kimin, neyi, nasõl söy-
madan da, etkin bir biçimde kõsõtlanabilir ya da yok edilebi- leyeceğini, hangi düşüncelerin halka ulaşacağõnõ kararlastõ-
lir. Bunun örnekleri pek çoktur: güneyde zenciler, beyazlarla rõyorlar."
eşit yurttaşlõk haklarõna sahip değildir, ve ülkenin her Biz, Amerika'da, tüm özgürlük sorununun, "hükümete
yerinde, şu ya da bu biçimde farklõ muamele görürler. Ya- karsõ korunmaya" bağlõ olduğunu, söyleyeceğimiz ya da ya-
hudiler, kolejlere, otellere, işe, eşit koşullarla giremezler. pacağõmõz şeyler üzerine yasalarla konulan zorunluluklarõn ya
Sahne yazarlarõ, Anayasanõn kendilerine sağladõğõ kişisel da denetimin sõnõrlandõrõlmasõyla sorunun çözümlenebilece-
inançlarõnõ, kanaatlerini açõklamamak haklarõnda direndik-
ğini sanõrõz. Ama, Komisyon raporunun da gösterdiği gibi,
leri için ekmeklerinden edildiler. Yorumcular, fazla "libe-
kõsõtlamanõn bulunmayõşõ, tek başõna yetmiyor; "söyleyecek
ral” görüldükleri için işlerinden oldular.
şeyi olan bir insanõn, bunu söylemek fõrsatõ ve olanağõnõ bul-
İstediğimizi söylemek özgürlüğü, övündüğümüz ve inandõ-
masõ" yetmiyor.
ğõmõz ölçüde güvence altõnda mõdõr? Politik ve ekonomik
Sosyalistler, bunun, tüm sorunun candamarõ olduğunu
karşõ görüşlere, gerçekten hoşgörü ile bakabiliyor muyuz?
öne sürüyorlar. Zor ve baskõnõn bulunmayõşõ, sosyalistler
Olağan zamanlarda liberaller ile radikalleri hapisanelere
için, hiç kuşkusuz çok değerli olmakla birlikte, kendiliğin-
kapamadõğõmõz doğrudur. Ya büyük gerilim zamanlarõnda
den özgürlüğü sağlayamõyor. Size bir şeyi yapmayõ yasakla-
neler oluyor? îşin, gücün ve saygõnlõğõn hemen her zaman
yan bir yasanõn bulunmayõşõ, sizin onu yapabilecek durumda

78 79
olduğunuz anlamõna gelmez. En yakõn havaalanõna giderek, de, özgürlüklerini de kazanamazlar. Corliss Lamont'un yerin-
New Orleans'a, Hollywood'a veya New York'a gidecek bir de bir deyişiyle sosyalizm için mücadele, "özgürlükten pay
uçağa binmek hakkõnõz olabilir ama, eğer cebinizde bilet alma" mücadelesidir.
alacak paranõz yoksa, aslõnda bunu yapmak özgürlüğünüz İşçi sõnõfõ için özgürlüğe giden yol, açõkça bellidir: üre-
yok demektir. Kullanamadõktan sonra, hakkinizin bulunma- tim araçlarõnõn özel mülkiyeti yerine kolektif mülkiyeti koy-
sõ neye yarar? mak, kapitalizmin yerine sosyalizmi kurmak. Çoğunluğun
Öyleyse özgürlük, zor ve baskõnõn bulunmamasõndan çok gerçek özgürlüğü bu yoldadõr. John Strachey bunu şöyle ifade
daha fazla bir şey demektir. Özgürlüğün, insanlarõn çoğun- ediyor: "Kapitalistleri mülksüzleştirmek olan ilk adõm,
luğu için derin anlam ve önemi olan olumlu bir yanõ vardõr. kapitalizmde bir çõrpõda o güne kadar varolmuş ya da var-
Özgürlük, hayatõ bütünüyle yaşamak demektir; yeterli bes- olabileceklerin hepsinden daha fazla özgürlük yaratõr; tabiî
lenme, giyinme ve barõnma konusunda, bedenin gereklerini kapitalistler hariç. Hayatlarõ, geçim araçlarõm ellerinde
karşõlamak için ekonomik olanak, ayrõca aklõn faaliyet ala- tutan küçük bir sõnõfõn lütuf ve merhametine bağlõ kal-
nõnõ genişletmek, kişiliği geliştirmek ve kişiliğimizi ortaya dõkça, ne anayasa, ne insan haklarõ, ne cumhuriyet, ne ana-
koymak için etkin fõrsat ve olanaklara sahip olmak de- yasal monarşi, insanlarõ özgür kõlabilir. İngiliz ve Amerikan
mektir. işçilerinin sadece bir kõrõntõsõna sahip olduklarõ özgürlükler,
Bu özgürlük anlayõşõ, isteklerini daima tatmin etme ve ancak sosyalist bir toplumda biçim ve öz kazanabilir. Sos-
zihnî yetilerini geliştirme olanağõna sahip olmuş kimseleri yalist bir toplumda işçiler, yalnõz teorik haklara değil, özgür-
şaşõrtabilir. Bunlar için özgürlük, sadece haklarõna müda- lüklerini kullanmada günlük pratik fõrsatlara da kavuşurlar.
hale edilmemesi ile ölçülür. Oysa insanlõğõn büyük çoğunlu- Sadece çalõşmazlar, yasamaya da zaman bulurlar. Sosyalizm-
ğu için özgürlük haklarla değil, ekmek, tatil ve dinlenme, de çalõşma, özgür ve iyi bir hayatõn aracõ olur. Kapitalizmde
güvenlikle ölçülür. Bu daha geniş anlayõşõn geçerliğini sap- ise işçinin hayatõ, kendisinden en fazla işi koparmak için,
tamak için birkaç soru sormak yeterlidir, îşsiz ve aç bir in- gerekli bir araç olarak korunur."
san özgür müdür? Kitap ve kültür dünyasõnõn kapõlarõ ken- Sosyalizm, halk yõğõnlarõ için özgürlüğün koşuludur,
disine kapanmõş okuma yazma bilmeyen cahil bir insan öz- ama kapitalist sõnõfõ da keyfini sürdüğü özgürlükten yoksun
gür müdür? Yõlõn 52 haftasõnda çalõşmak zorunda olan, din- kõlar. İşte bunun için, kapitalistlerin, sosyalizm ile özgürlü-
lenme, tatil, gezmek için birkaç günü biraraya getiremeyen ğün bağdaşamaz şeyler olduğu konusundaki öfkeli çõğlõkla-
bir insan özgür müdür? Gece gündüz, iki yakasõnõ biraraya rõnõ şu soruyla karşõlamalõyõz: kimin özgürlüğü? Sosyaliz-
getirme tasasõnda olan bir insan özgür müdür? Her an işini min, onlarõn alõştõğõ cinsten özgürlükle bağdaşamayacağõ
kaybetme korkusu içinde olan bir insan özgür müdür? Yete- doğrudur. Sosyalizm, bunlarõn kendi refahlarõnõ, genel re-
nekli ama yeteneklerini geliştirecek öğrenim olanaklarõndan fahõn üzerine koyma özgürlüklerine son verir. Başkalarõnõ
yoksun bir insan özgür müdür? sömürme özgürlüklerine de son verir. Çalõşmadan yaşama
Bolluk, güvenlik ve gezip tozma anlamõndaki bu geniş özgürlüklerine de.
özgürlüğün tadõnõ, sadece zenginler çõkartabilir. Yoksullar Ama bütün geriye kalanlarõmõz için sosyalizm, daha az
özgür değildir. Ayrõca yukarda gördüğümüz gibi, kapitalizm- değil, daha fazla ve etkin özgürlük demektir. Kapitalistlerin
özgürlüklerini yitirecekleri konusunda fazla tasalanmak ye- yatõn nimetlerini paylaşmak için bütün bireylerin özgürlüğü
rine, azõcõk özgürlükleri olanlarõn daha fazla özgürlüğe, an- ile mi ilgileniyorlar, yoksa kendi ayrõcalõklõ durumlarõnõ sür-
cak, gereğinden çok özgürlüğü olanlar zararõna kavuşabile- dürmek için sadece üretim araçlarõ üzerindeki özel mülki-
ceğini unutmayalõm. Abraham Lincoln'ün sözleriyle: yet özgürlüğünü mü düşünüyorlar?
"Hepimiz özgürlükten yana olduğumuzu ilân ediyoruz; Özgürlük, hayatõ tümüyle yaşamak demektir; yeterli
aynõ sözcüğü kullanõyoruz, ama aynõ şeyi kastetmiyoruz. beslenme, giyinme ve barõnma konusunda bedenin gerekle-
Bazõlarõ için özgürlük, canõnõn çektiği şeyi yapmak, emeği- rini karşõlamak için ekonomik olanak, ayrõca aklõn faaliyet
nin ürününü dilediği gibi kullanmaktõr. Buna karşõlõk, baş- alanõnõ genişletmek, kişiliği geliştirmek ve kişiliğimizi ortaya
kalarõ için aynõ sözcük, bazõ insanlarõn başkalarõna istedik- koymak için etkin fõrsatlara sahip olmak demektir. Besbelli-
lerini yapmalarõ, başkalarõnõn emeklerinin ürününü diledik- dir ki, bu anlamda özgürlük, en büyük bolluğa kavuşulunca
leri gibi kullanmalarõ anlamõna gelebilir. Burada, sadece mümkün olur.
farklõ değil, uyuşmaz iki şeye aynõ ad verilmekte, özgürlük Toplum sõnõflara bölünmesi, insanõn insanõ sömürmesi
denilmektedir. Bunun sonucu, bu şeylerin herbirine, iki ayrõ ve özgürlükten küçük bir azõnlõğõn yararlanmasõnõn tarihî
taraf, iki farklõ ve bağdaştõrõlamaz ad vermekte, özgürlük ve gerekçesi insan üretkenliğinin düşük düzeyi, artõk ortadan
zulüm demektedirler. kalkmõştõr.
"Çoban, koyunu boğazlamak üzere olan kurdu kovalar; Şimdi insanlõk tarihinde ilk kez, işsizliği yoketmek, top-
koyun, kurtarõcõsõ olduğu için çobana teşekkür eder; oysa lumsal güvenliği ve huzuru eksiksiz sağlamak, kültür dünya-
kurt, aynõ hareketinden dolayõ çobanõ özgürlüğün yõkõcõsõ di- sõna herkesin girebilmesini kolaylaştõrmak, dinlenmek, eğlen-
ye lanetler. ... Açõkçasõ, koyun ile kurt, özgürlük sözcüğünün mek, çalõşmak ve yaratõcõ eylemlere zaman ayõrmak için
tanõmõ üzerinde anlaşamõyorlar." sõnõflarõ kaldõrmak, yeryüzünden sömürüyü silmek, insan
İşte tõpkõ bunun gibi, sosyalistlerle kapitalistler, serbest- yaşamõnõn niteliğini zenginleştirmek mümkün hale gelmiş-
lik, özgürlük sözcükleri üzerinde anlaşamazlar. Sosyalistler tir.
için, ulusun bütün üretim araçlarõnõn halkõn malõ olmasõ ve Bu kolay olmayacaktõr, çabuk olmayacaktõr, ama bu sos-
bunlarõn merkezî bir plana göre yönetilmesi özgürlük de- yalizmle gerçekleştirilir.
mektir, oysa özgürlüğün anlamõ kapitalistler için tam tersi- însanm yüzyõllar boyu süren, insanlõğõn kurtuluşu haya-
dir. Bunlarõn hangisi doğrudur? Sosyalist görüşaçõsõ, hiç linin gerçekleşmesinin eşiğindeyiz; yalnõzca bir avuç insan
değilse, tutarlõ olmak gibi bir erdeme sahiptir. Eğer siyasal için değil, tüm insanlar için özgürlük.
demokrasiden yana isek —ki bunu dilimizden hiç düşürmü-
yoruz— aynõ nedenle ekonomik demokrasiden de yana ol- 18. İKTİDAR YOLU
malõyõz.
Kapitalistler artõk siyasal demokrasiye karşõ çõkmak ce- Marksistler, toplumu değiştirmek için devrimin zorunlu
saretini gösteremiyorlar. Ama, ekonomik demokrasiye, öz- olduğu düşüncesindedirler. Kapitalizmden sosyalizme geçi-
gürlüğe karşõ bir darbe olduğu gerekçesiyle karşõ çõkõyorlar. şin, herhangi bir anda değil, ancak dönüşüm için koşullarõn
Gene aynõ soruyu sormalõyõz: kimin özgürlüğü? Bunlar, ha- olgunlaştõğõ zaman olabileceği inancõndadõrlar, iktidarõn, bir

82
kullanan bir karşõ-devrimle kendi iktidarõnõ devirmesini ön-
azõnlõk tarafõndan ele geçirilmesinden yana değildirler; dev- lemenin bir aracõ olmasõ bakõmõndan da haklõlõğõnda dire-
rim, ancak, nispî bir toplumsal karõşõklõk anõnda, egemen tirler.
sõnõfõn önderliği etkisiz hale geldiği ve iktidarõn ele geçiril- Marksistler, kapitalizmden sosyalizme geçişi, "despotluk-
mesinde halkõn çoğunluğunun iyi örgütlenmiş isçi sõnõfõm tan özgürlüğe" dönüşüm olarak kabul ederler. Bunu, zorunlu
desteklediği zaman başarõlõ olabilir. ve kaçõnõlmaz olarak görürler. Bunun tehlikelerinin pekâlâ
Devrim, ayaklanma ya da başkaldõrma ile, hükümet kad- farkõndadõrlar. Kan akabileceğinin, can kaybõ olabileceğinin
rolarõnõn egemen sõnõfõn birinin üyelerinin elinden ötekine farkõndadõrlar. Ama bunun bir başka seçeneği var mõ diye
geçmesini sağlayan bir nöbet değiştirme değildir. Marksist- sorarlar. Sosyalist devrime eşlik edebilecek can kaybõnõn
ler için "devrim" teriminin daha derin bir anlamõ vardõr. dõşõnda kalan seçenek, õstõrap olmamasõ, kan dökülmemesi,
Devrim, ekonomik ve siyasal iktidarõn, bir sınıftan diğer bir şiddet olmamasõ, can kaybõ olmamasõ mõdõr? Hiç de değil.
sınıfa geçmesi demektir. Marx'm öngördüğü devrim türü, Öteki seçenek, kapitalist savaşlarda daha büyük õstõrap,
sosyalist devrim, iktidarõn kapitalist sõnõftan, işçi sõnõfõna daha fazla kan dökülmesi, daha fazla şiddet, daha fazla can
geçmesi anlamõna gelir, îşçi sõnõfõ ile. kapitalistler arasõndaki kaybõ kaçõnõlmazdõr. Tarih kitaplarõ, Fransõz Devrimi
ilişkileri değiştirerek, işçi sõnõfõnõn egemen sõnõf olmasõ sõrasõnda ölen binlerce insanõn öyküsünü dehşetle anlatmak-
demektir; üretim araçlarõnõn toplumsallaştõrõlmasõ yoluyla, tadõr. Bu, gerçekten trajik bir öyküdür. Ama bir de bu dev-
kapitalizmin ortadan kaldõrõlmasõ demektir. rimde kaybedilen insan sayõsõnõ —17.000 kadar tahmin edili-
Siyasal iktidarõn işçi sõnõfõ tarafõndan ele geçirilmesi, yor— son dünya savaşõnõn tek bir muharebesinde ölen insan
devrimin ilk adõmõdõr. İkinci adõm, toplumsal düzene yeni sayõsõ ile karşõlaştõrõnõz. 17.000 insanõn hayatõna malolan
bir biçim vermek ve kapitalist sõnõfõn değişmeye karşõ di- Fransõz Devriminin şiddeti ile-, asker ve sivil 22.060.000 ölü,
rencini ezmektir. 34.400.000 yaralõ sayõsõ ile İkinci Dünya Savaşõnõn şiddet ve
Marksistler, bu noktada, tarihten edinilen deneylere da- dehşetini karşõlaştõrõnõz!
yanarak, devrimlerin kuvvet ve şiddetle birlikte yürüdükle- Dünya çapõnda sosyalizmi kurmak ve onunla birlikte ba-
rini hatõrlattõklarõ için halk arasõnda, onlarõn "kuvvet ve rõşa kavuşmanõn karşõsõnda seçilecek yol, kapitalizmi, getire-
şiddet" yanlõsõ olduklarõ kanõsõ yaygõndõr. Bu, doğru değildir. ceği kaçõnõlmaz savaşlarla birlikte olduğu gibi yerinde bõrak-
Marksistler, şiddet kullanõlmasõndan yana değildirler; zaten maktõr.
aklõ başõnda kimse şiddetten yana olamaz. Marksistler,
Yepyeni bir hayat tarzõnõn kurulmasõnõn dõşõndaki seçe-
toplumu, kapitalizmden sosyalizme, barõşçõ ve demokratik
nek, gelecek kapitalist savaş hengamesinde belki de tüm in-
yöntemlerle dönüştürmeyi herkesten fazla isterler. Ancak,
gerekli değişiklik için, isçi sõnõfõnõn çoğunluğunun isteğini sanlõğõn yokolup gitmesidir.
gerçekleştirme girişiminin, eski düzenin sürüp gitmesini ar- Yüz yõl önce Karl Marx ile Friedrich Engels Komünist
zu eden egemen sõnõfõn direnciyle karşõlaşacağõnõ hatõrlatõr- Manifestomda, dünya işçilerine, insan soyunun tarihsel geli-
lar. Ayrõca, bir kez iktidara gelen işçi sõnõfõnõn kuvvet ve şid- şiminde bir sonraki adõm olan kapitalizmden sosyalizme geçi-
dete başvurmasõnõn, mülksüzleştirilmiş kapitalistlerin ve şin niçin gerektiğini ve bunu nasõl gerçekleştireceklerini açõk-
bunlarõn öteki ülkelerdeki müttefiklerinin, kuvvet ve şiddet lamõşlardõ. Bu devrim bilimcileri o büyük yapõtlarõnõ yayõnla-
85
84
madan birkaç hafta önce, 12 Ocak 1848'de, bir büyük Amerika- bir şekilde geliştirilmesiyle sosyalist toplum, kapitalist dü-
lõ, Temsilciler Meclisinde, onlarõn düşüncelerini aynen yan- zende ulaşõlabileceğinden çok daha yüksek düzeyde bir üre-
sõtan bazõ şeyler söylüyordu, îşte Abraham Lincoln'ün, halkõn
time ulaşacaktõr. Sosyalizm, kapitalist verimsizliği ve israfõ
devrim yapma hakkõ üzerinde söylediği sözler: "Dünyanõn her
ortadan kaldõracaktõr; özellikle gereksiz depresyonlardaki atõl
yerinde halkõn, eğer istiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa, ayak-
insan, makine ve para israfõnõ. Uluslararasõ barõşõn kurulmasõ
lanma, mevcut hükümeti devirme ve kendi isteklerine daha
yoluyla, kapitalist savaşlardaki daha da pahalõya malolan in-
iyi uyan bir yenisini kurma hakkõ vardõr. Bu en değerli ve
san ve malzeme israfõnõ da ortadan kaldõrõr. Teknik geliş-
en kutsal haktõr -- bir hak ki, dünyayõ kurtarõp özgürleşti-
meyi hõzlandõrõr ve kâr sağlamayõ ilk ve en önemli amaç sa-
receğine umudumuz ve inancõmõz vardõr. Bu hak, mevcut
yan kapitalizmin önüne çõkardõğõ engellerden arman sosyalist
devletin .bütün halkõnõn kullanmaya karar vereceği durumlarla
bilim, ileriye doğru büyük adõmlar atar. Üretimdeki artõş,
da sõnõrlõ değildir. ... Böyle bir halkõn çoğunlukta olan bir
mal miktarõnõ çoğalttõkça, herkesin yaşam düzeyinde bir yük-
kesimi, arasõna karõşmõş ya da kendisiyle yanyana duran bir
selme olur.
azõnlõğõ bu harekete karşõ koyduğu için devirerek, devrim
Yaşama tarzõndaki bu toptan değişiklik, bu hayatõ yaşa-
yapabilir. Bizim devrimimizde, Torylerin durumu, işte tam
yan insanlarda da bir değişme yaratõr. Başlangõçta insan,
bu azõnlõğõn durumu gibiydi. Devrimlerin bir niteliği de, eski
yollar ya da eski yasalar doğrultusunda gitmek değil, her sosyalist topluma, kapitalist düzende alõşkõn olduğu hayat ve
ikisini de parçalayõp yenilerini yapmaktõr." çalõşma anlayõşõnõ da birlikte getirir. Kapitalizmin rekabetçi
havasõnda katõlaştõğõ için, sosyalizmin işbirliği ruhuna ko-
layca alõşamaz. Kapitalist sistemin bencil düzeni benliğinde
19. SOSYALİZMİN HAYATIMIZDAKİ ETKİSİ NE
OLACAKTIR?
yer ettiği için, sosyalizmin bütün insanlara yardõm ilkesini
hemen benimseyemez. Kapitalizmden sosyalizme geçişle pek
çok şey kazanacak olan kimseler bile, bu değişikliğe hazõr-
Sosyalizm, yetkinlik getirmeyecektir. Bir cennet yaratma-
yacaktõr. İnsanlõğõn karşõ karşõya olduğu sorunlarõn tümünü lõklõ değildirler. Hele, üretim araçlarõnõn özel mülkiyetten
çözmeyecektir. kamu mülkiyetine geçmesiyle güçlerini ve servetlerini kay-
beden eski egemen sõnõf olan kapitalistler için, bu sözler çok
Günahkârlarõn evliya oluvermesi, cennetin yeryüzüne
daha fazla doğrudur.
inivermesi, tüm sorunlara bir çözüm bulunuvermesi, ütop-
Ama, kullanõm için planlõ üretime dayanan sosyalist dü-
yacõ sosyalistlerde olduğu gibi, sadece sunî olarak yaratõl-
mõş hayalî toplum sistemlerinde olur. Marksist sosyalistle- zen kök saldõkça, insanlarõn tutum ve gelişmelerinde de de-
rin böyle hayalleri yoktur. Sosyalizmin, sadece, insanlõğõn ğişmeler başlar. Zihnî ve ruhî görünümler indeki kapitalist
belirli gelişme aşamasõndaki belirli sorunlarõ çözümleyece- izler yok olur ve bunlar, sosyalizm ruhu içinde yeni bir yön
ğini bilirler. Bundan daha fazlasõnõ iddia etmezler. Ama bu kazanõrlar. Yeni toplumda doğup büyüyen yeni kuşaklar, tõp-
kadarõnõn bile hayat düzenimizi geniş ölçüde iyileştireceğine kõ eski kuşağõn kapitalist düzene alõşmasõ gibi, sosyalist ya-
inanõrlar. sama tarzõna alõşõrlar.
Kapitalizmin propagandacõlarõ, bizi, sosyalizmin, özgür-
Ortaklaşa sahip olunan üretici güçlerin bilinçli ve planlõ
lüklerin sonu demek olduğuna inandõrmaya çalõşõrlar. Oysa

87
gerçek, tam tersidir. Sosyalizm, özgürlüğün başlangõcõdõr.
Sosyalizm, insanlõğa en büyük acõlarõ veren kötülüklerden
kurtulmak demektir; ücretli kölelikten, sefaletten, toplum-
sal eşitsizlikten, güvensizlikten, õrk ayrõmõndan, savaştan
kurtuluş demektir.
Sosyalizm, uluslararasõ bir harekettir. Programõ dünya-
nõn bütün ülkelerinde aynõdõr: barbar rekabet sistemi yerine,
işbirliğine dayanan ortak zenginlik için uygar işbirliğini koy-
maktõr. Her insanõn refahõnõn bütün insanlarõn refahõ ile ger-
çekleşebileceği insanlarõn kardeşliğine dayanan toplumu kur-
maktõr.
Sosyalizm, gerçekleşemeyecek bir düş değildir. Toplum-
sal evrim sürecinde bir ileri adõmdõr. Ve gerçekleşme zamanõ
gelmiştir.
SOL YAYINLARI. Sorumlu Yönetmen: Muzaffer Erdost. Yönetim Yeri: Zafer
Çarşõsõ, 26, Yenişehir, Ankara.