sempoz 1-2-3.

qxd

02.11.2007

10:26

Page 6

sempoz 1-2-3.qxd

02.11.2007

10:00

Page 7

sempoz 1-2-3.qxd

03.11.2007

10:49

Page 8

ÝSMEK TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU BÝLDÝRÝLERÝ

SEMPOZYUM DÜZENLEME KURULU:
Muammer EROL / ÝBB Genel Sekreter Yardýmcýsý Mahmut DOÐAN / ÝBB Ýnsan Kaynaklarý ve Eðitim Daire Baþkaný Ýlknur AKALIN / ÝBB Meslek ve Beceri Eðitimi Müdürü Güven ÇALIÞKAN / ÝSMEK Genel Koordinatörü

SEMPOZYUM BÝLÝM KURULU:
Prof. Uður DERMAN Prof. Dr. Çiçek DERMAN Prof. Dr. Saadettin ÖKTEN Ýslam SEÇEN Alparslan BABAOÐLU

SEMPOZYUM SEKRETERÝ:
Muhammet ALTINTAÞ / ÝSMEK Yayýn Editörü

23 Haziran 2007 Darphane-i Amire Binasý / Gülhane Parký

04 - 05 Baskan.qxd

03.11.2007

11:13

Page 4

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

BAÞKAN’DAN

Toplumsal bir varlýk olan insanoðlu, tarihsel süreç içerisinde düþündüklerini yazýya dökme ihtiyacý hissetmiþ ve sözcüklerini yazý vasýtasýyla kayda geçirmiþtir. Binlerce yýldýr çeþitli biçimlerde kullanýlan tarihin en önemli buluþu olan yazý, pek çok sanata da kapý aralamýþtýr. Çok uzun yýllar boyunca kitaplarý elleriyle yazan insanoðlu baský tekniðinin bulunmasý ile teknolojinin nimetlerinden faydalanmýþ, seri üretimler gerçekleþtirmiþ ancak el emeði göz nuru yazmalar ve onun ýþýðýnda þekillenen geleneksel sanatlar varlýðýný sürdürmüþtür. Kitap sanatlarý böylece tarih boyunca kültür ve sanatýn uyumlu ve ahenkli bir buluþma noktasý kabul edilmiþtir. Özellikle Müslümanlýðýn kabulünden sonra Kur'an-ý Kerim'in en yetkin biçimde yazýlýp süslenmesi isteði hat, tezhip, ebru ve minyatürün göz alýcý güzellikte icrasýna, bu eserleri saklama arzusu da cilt sanatlarýnýn yükselmesine sebebiyet vermiþtir. Türk sanatçýlarýnca bu faaliyetler bir ibadet gibi kabul edilmiþ, özellikle Osmanlý döneminde tarihin en güzel eserleri yapýlmýþtýr diyebiliriz. Öyle ki padiþahlar bile bu sanatlara büyük önem ve deðer vermiþ hatta kendileri de
4

04 - 05 Baskan.qxd

03.11.2007

11:13

Page 5

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU bizzat bu sanatlarla ilgilenmiþlerdir. Bu konudaki hassasiyet o kadar ileri düzeye ulaþmýþtýr ki; Türk kitap sanatýný dýþ tesirlerden korumak maksadýyla yabancý sanatkârlar ayrý atölyelerde görevlendirilmiþlerdir. Kitap sanatlarýmýz kendi içinde derin bir bütünlük arz etmekte, birbirini tamamlayýcý özellikler göstermektedir. Bir el yazmasý eserin dokusunda gizli olan o muhteþemlikte bütün geleneksel sanatlarýn ayrý ayrý izi vardýr. El yazmasý eserler basýlý materyallerden farklý olarak, hiçbir þekilde diðerinin ayný deðildir, sanatçýlarýn o andaki hisleri ile biçimlenmiþlerdir. Ayrýca yaþadýklarý toplumun özellikleri, sanat ve kültür anlayýþlarýný gözler önüne sermektedirler. Bu nedenledir ki geçmiþten günümüze kalan en deðerli hazinelerdir bu eserler… Bu hazinelerdeki bilgi birikimini gelecek nesillere aktarmak gayesi ile çeþitli kurumlarda kitap sanatlarýnýn eðitimleri verilmektedir. Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi'nin ücretsiz eðitim hizmeti sunan yetiþkin eðitimi organizasyonu olan ÝSMEK'te de hat, tezhip, ebru, minyatür, cilt branþlarýnda eðitimler verilmektedir. ÝSMEK, Ýstanbul'un 30 ilçesinde 198 kurs merkezinde 97 branþta 155 bin Ýstanbulluyu saran dev bir eðitim hizmetidir. Gerek Üsküdar'daki Türk Ýslam Sanatlarý Merkezi'nde, gerek Ýstanbul'un dört bir yanýna yayýlmýþ olan kurs merkezlerinde gerekse çeþitli kurum, kuruluþ ve derneklerle iþbirliði halinde gerçekleþtirilen çalýþmalarda kitap sanatlarý eðitimlerini Ýstanbullulara ücretsiz olarak sunulmaktadýr. Hat, tezhip, ebru, minyatür, cilt gibi geleneksel kitap sanatlarýmýzdaki eðitimlere halkýmýzýn yoðun bir ilgisi gerçekleþmektedir. Bizler de bu eðitim isteðine, alanýnda söz sahibi kiþilerden oluþan ve büyük bir özen ve titizlikle seçilen usta öðreticiler ile cevap vermeye çalýþmaktayýz. Yayýnlarý vasýtasýyla da sanatseverlere ulaþan ÝSMEK, düzenlediði bu sempozyum ile sanatsal anlamda önemli bir fayda yaratmayý amaçlamaktadýr. Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi olarak "Kitap Sanatlarý Sempozyumu"na imza atmaktan dolayý onur duyduðumu belirterek, deðerli fikirleri ve bilgileri ile bizleri aydýnlatan akademisyenlere ve bütün sanatsever katýlýmcýlara teþekkürlerimi sunuyorum.

5

06 - 07 Icindekiler.qxd

01.11.2007

14:19

Page 6

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

ÝÇÝNDEKÝLER

SUNUÞ Baþkan Ýlknur AKALIN Prof. Uður DERMAN 1.OTURUM Irwin Cemil SHICK Prof. Dr. Ayþe ÜSTÜN Sadrettin ÖZÇÝMÝ 2. OTURUM Yrd. Doç. Dr. Ýnci Ayan BÝROL Gürcan MAVÝLÝ Muammer EROL 3. OTURUM Prof. Dr. Saadettin ÖKTEN Prof. Dr. Çiçek DERMAN Alparslan BABAOÐLU Ýslam SEÇEN Soru ve Cevaplar ÝSMEK TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU SERGÝ ÜRÜNLERÝ 116 119 123 126 130 140 70 88 100 12 32 48 04 08 09

6

06 - 07 Icindekiler.qxd

01.11.2007

14:19

Page 7

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

ÝSMEK TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU BÝLDÝRÝLERÝ

23 Haziran 2007 Darphane-i Amire Binasý / Gülhane Parký

7

08 - 11 Ugur Derman Acilis.qxd

01.11.2007

14:30

Page 8

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Ýlknur AKALIN*
(AÇILIÞ KONUÞMASI)

Saygýdeðer konuklarýmýz, Büyükþehir Belediye Baþkaným Sn. Kadir Topbaþ ve þahsým adýna hepinize hoþgeldiniz diyorum. Hat, tezhip, ebru, minyatür ve ciltçilik, iki kapak arasýna sýkýþmýþ ama ünleri kendilerini de aþmýþ güzide sanatlarýmýzdýr. Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eðitimi Kurslarý (ÝSMEK), bu sanatlara elinden geldiðince sahip çýkmaya çalýþmýþtýr. Bugün, bu sanatlara gönül vermiþ çok deðerli konuklarýmýzýn kýymetli katkýlarýyla Türk Kitap Sanatlarýmýzýn dününü, bugününü ve yarýnýný ele alacaðýz. Deðerli katkýlarýný bizlerden esirgemeyen bilim kurulumuza, büyük emek vererek tebliðlerini hazýrlayan tebliðcilerimize ve bugün burada bizimle bu sanatlarý yaþatmak için misafir olan konuklarýmýza çok teþekkür ediyorum.

Tekrar hoþgeldiniz.

* Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi Meslek ve Beceri Eðitimi Müdürü

8

08 - 11 Ugur Derman Acilis.qxd

01.11.2007

14:30

Page 9

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Prof. Uður DERMAN*
(AÇILIÞ TEBLÝÐÝ)

Bu sempozyuma adýný veren "Türk Kitap San'atlarý" deyimi, XX. asrýn son çeyreðinde duyulmaya baþlandý. Aslýnda buna "kitâbî san'atlar" denilmesi daha doðru olurdu amma, güzelim kitabý sala bindirip sele vererek ortaya çýkartýlacak "kitapsal san'atlar" diye bir garâbeti önlemek için "kitap san'atlarý" tâbirini kabullendik. Bir kitabýn oluþmasýnda, öncelikle hat en büyük rolü oynadý. Çünkü hat olmasa kitap da olmazdý. Sonra onun yazýldýðý sahifelerin birleþtirilip, bir kap içine alýnmasýyla mücellidlik doðdu. Yazýlanlarýn daha câzip hâle getirilmesi ise tezhip sâyesinde oldu. Bu sebeple, tezhîbe "hattýn menkûhasý", yâni nikâhlý hanýmý gözüyle bakmak doðru sayýlýr diye düþünürüm. Amma, böyle bir izdivâca gerek duyulmadan, bu muhteþem ikilinin birbirinden ayrý olarak da varlýklarýný gösterdiðine rastlýyoruz. Sayýlan bu üç aslî unsur, kitabýn, hele Ýslâm nazarýndaki en deðerli kitab olan Kitâbullah'ýn ortaya çýkmasýnda yeterliydi. Lâkin devir ilerledikçe, tarîhî ve edebî konularýn ele alýndýðý kitaplar için resimlenme ihtiyâcý duyuldu. Bunlara önceleri þebih veya tasvir adý verilirken, sonradan Batý’daki gibi bizde de minyatür denilmeye baþlandý. Bu san'ata zamanla bir komþu daha geldi. Bulut
* ÝSMEK Türk Kitap Sanatlarý Sempozyumu Bilim Kurulu Üyesi

gibi kümelerin hâkim olduðu görünüþünden kinâye ebrî olarak anýlan bu san'at da, ya kitap kâðýdlarýnýn zemînine bir güzellik kattý veya kitap kabýnýn üstüne deri yerine kaplandý. Böylece saydýðýmýz san'atlarýn hepsi de bir kitabýn içinde kullanýlmak imkânýný buldu. Yýllar ilerledikçe san'at aðýrlýðý çoðalan ve hüsn-i hat þekline bürünen yazýlar artýk kitaptan duvarlara ve levhalara taþtý; cesâmeti büyüyüp celî vasfýný kazandý. Tezhip de ona uydu; âbidelerde taþ veya çini üstüne tezyînî mahiyette nakþedilmekle, o da hat gibi uzaklardan kendini göstermeye ve tanýtmaya baþladý. Minyatür de, adý sonradan ebrûya dönüþen ebrî de eb'âdlarýný zorlayýp kitaplarýn dýþýna çýktýlar, ayrýca murakkaa denilen albümleri de bezediler. Sâdece cild, kitaba vefâ gösterdi, eb'âdý büyüse de ondan ayrýlmadý, murakkaalara da uyum saðladý. Baþtan beri ana çizgileriyle tanýtmaya

9

08 - 11 Ugur Derman Acilis.qxd

01.11.2007

14:30

Page 10

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

çalýþtýðým bu beþ san'at, bir araya gelip "beþi bir yerde altýn" gibi oldular; ama herbiri, boylarýný deðiþtirseler bile, geçmiþteki kitâbî kimliðimizi her vakit temsil ettiler. Zaman içinde bu san'atlar yeni kýlýklara bürünürken, þahsiyetlerini kaybetme yoluna girdiler. Batý'da bir mukabili olmadýðý için hüsn-i hat bu arada kendini kurtardý; lâkin harf inkýlabý ile hat san'atýnýn birbirine karýþtýrýlmasý neticesi, 1928'de büyük sarsýntý geçirdi. Ancak, Cumhuriyet’in büyükleri de 1936'dan îtibâren bu san'atýn îtibârýný kabullendiklerinden, belki sarsýntý önlendi ama bunun tesirleri uzun yýllar sürdü. Hattýn Osmanlý'dan Cumhuriyet devrine intikalini saðlayan son üstâdlarýn herbiri, san'atlarýnýn âtisinden ümidsiz olarak bu dünyadan ayrýldýlar. XX. asrýn son çeyreðinde, yeni neslin gençleri köklerini ararken hüsn-i hattýn ipuçlarýný yakalamayý baþarýnca, ara neslin hocalarý onlarýn yetiþmesine emek verdiler. Hakkýn teslimi olarak belirtmeliyim ki: Ýslâm Tarih, San'at ve Kültür Araþtýrma Merkezi de 1980'li yýllarda bu konuyu ciddiyetle ele aldý ve “milletlerarasý hat müsabakalarý” baþlattý. Sonrasý çorap söküðü gibi geldi; bugün, hat san'atý geleneðe baðlý biçimde -maddî çýkar beklenmeksizin- üstâddan çýraða öðretilerek sürdürülüyor, þükürler olsun. Tezhip ve buna baðlý olarak tezyînat, XVIII. asrýn baþýndan îtibâren Avrupa'nýn tesiri altýna girmeye baþladý. Önceleri kâfi derecelerde kalan bu tesir, san'atýmýza güzellik bile kattý denilebilir. Lâkin asrýn ikinci yarýsý ve hele XIX. yüzyýlda, tezyînî san'atlarýn namusu demek olan desenler, bu tesirle tamamen soysuzlaþtý, iþçilik kabalaþtý.
10

Klasik mücellidliðin esâsý da desene dayandýðý için, ayný bozulma onda da görüldü. Minyatür ise, yine Lâle Devri'nde baþlayan Batý resmine dönüþ temâyülünü artýrarak sürdürdü. Bu üç san'atýn da ýslâh edilmesi, ancak Cumhuriyet'ten sonra 1930'larda baþlayarak muvaffakiyetle yürütüldü. Dört asrý aþkýn bir zaman içinden çaðýmýza bozulmadan gelen Türk ebrîciliði ise XX. yüzyýlýn son çeyreðinde geleneðe baðlý vechesini kaybetmeye baþladý. San'at anlayýþýnýn yaný sýra, kullanýlan malzemenin de yenileriyle deðiþtirilmesi bunun baþlýca sebebi olmalýdýr. Fakat ben bu konularda hep Mehmed Âkif merhûmun þu tesbîtini hatýrlarým: "Eski, eski olduðu için atýlmaz; kötüyse atýlýr. Yeni, yeni olduðu için alýnmaz; iyiyse alýnýr". Bu arada yenilik gayreti ebrîci (ebrûcu) olarak dilimizde kullanýlan kelimeye de sirâyet etti. "Kaþ vuran, kaþ atan, kaþ çalan" gibi gülünç bir mânâ taþýyan, Farsça ebrûzen kelimesi îcad olundu. Oysa, bunun "kaþ yaparken, göz çýkarmak"tan farký olmadýðýný tekrarlamak bile beni üzüyor. ÝSMEK'in tertiplediði bu sempozyumda beþ deðerli arkadaþýmýz bu san'atlarýn geçmiþten geleceðe tahlîlini yarýmþar saate sýðdýrmaya çalýþacaklar. Sonunda bir ÝSMEK yetkilisi de, kendilerinin bu husustaki gayretlerini belirtecek. Sözü uzatarak onlarýn hem konularýndan, hem de zamanlarýndan çalmak istemiyorum. Umarým, dinleyenlerimiz hoþ ve semereli bir gün geçirirler ve buraya geldiklerine deðer. Hem bugün, hem de sonrasýnda daima iyilikte olunuz efendim.

08 - 11 Ugur Derman Acilis.qxd

01.11.2007

14:30

Page 11

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

ÝSMEK TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

1. OTURUM

11

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

GEÇMÝÞTEN GELECEÐE HAT SANATI
Irvin Cemil SCHICK*
Özet
Bu kýsa tebliðde, hüsn-i hat eserlerine nasýl yaklaþýlmasý gerektiði konusunu üç ana baþlýk altýnda ve örnekler vererek incelemeye çalýþacaðým: Birincisi, metin olarak; ikincisi, görsel san'at olarak; üçüncüsü, yazý olarak. Hat eserlerine metin olarak yaklaþmak, epigrafi yani kitâbe bilgisi dalýnýn kapsamýna girer ki, ne zaman nereye hangi metinlerin yazýldýðý ve bir metinle yazýldýðý yer ve devir arasýndaki iliþkinin çözümlenip izah edilmesiyle ilgilidir. Örneðin birçok caminin giriþ kapýlarýnýn üzerine Kur'ân-ý Kerîm'den namazla ilgili ayetler koymak âdettir; böyle kitabelerde, camiye gelip gidenlere namaz kýlmanýn önemini telkin etmek amaçlanmýþtýr. Türbelerin giriþlerine konan kitâbelerde ise genellikle bir yandan ölümün kaçýnýlmazlýðý vurgulanýrken, bir yandan da ölümden sonra müminleri birtakým mükâfatlar beklediði müjdelenir. Bu örneklerde didaktik, yani öðretici bir gaye güdülmüþtür. Öte yandan bazen seçilen metinler dolaysýz olarak deðil de daha ziyade çaðrýþým yoluyla bir mesaj verir. Örneðin Kanunî Sultan Süleyman'ýn, Hz. Süleyman'ýn kendi dönemindeki muadili olarak nitelendirilmesi, dinî simgeler kullanmak suretiyle siyasal iktidarý meþrulaþtýrýcý bir iþlev görmüþtür. Ayetlerin mealleri dýþýnda kullanýldýðý örnekler de vardýr. Meselâ kütüphanelerin yahut hastanelerin giriþine, camilerde mihrablarýn üzerine yazýlan bazý ayetler, Kur'ân-ý Kerîm'deki baðlamlarýnýn dýþýnda kullanýlmaktadýrlar, ama böyle kullanýlmalarý âdet haline gelmiþtir. Hat san'atý, her ne kadar Allah kelâmýný en güzel biçimde yazmak amacýndan doðmuþsa da, tarihî seyri boyunca elbette yalnýz dinî metinler yazmakla yetinmemiþtir. Bazen en dindar hattatlar bile, sipariþ üzerine, yahut da derviþmeþrep olduklarýndan, lâdinî metinler de yazmaktan geri kalmamýþlardýr. Hattâ böyle metinlerin, zaman zaman, sadece hattatýn, mârifetini sergilemesi için bir vesile haline geldiði de vakidir. Örneðin tekrarlanan harfleri üst üste veya yan yana istif etmekteki zorluk nedeniyle hattatlar nisbeten anlamsýz sayýlabilecek bazý metinleri, yahut tekerlemeleri tekrar tekrar yazmýþlardýr. Hat san'atýnýn temel taþlarýndan sayýlan karalama ve temrinler ise, bazen bir harfi, bazen birkaç harften oluþan bir terkibi, bazen de bir veya birkaç kelimeyi tekrar tekrar yazarak el melekesini artýrmaya yönelik idman parçalarý niteliði taþýrlar; metin boyutlarý önemsizdir ama, bunlara tarih boyunca çok deðer verilmiþtir, çünkü usta hattatlarýn nasýl çalýþtýðýný, belki de bitmiþ þaheserlerinden de daha açýk bir þekilde gösterirler. Kalemin yarattýklarý, yazýlý olmanýn yaný sýra -veya daha doðrusu yazýlý olduklarý için- görseldirler de. Hüsn-i hat, mânânýn yazýyla görünür kýlýndýðý özgün bir görsel san'attýr. Ama asla bir resim veyahut tezyinat san'atý deðildir. Âdâbý, âdâtý, âlâtýyla bambaþka bir tarihî sürecin, apayrý bir birikimin ürünüdür. Bazý yazýlarýn zor okunmasý, yahut binalarýn gözle görülemeyecek kadar yüksek yerlerine konmasý, birtakým çaðdaþ düþünürleri, hat san'atýnýn her þeyden önce bir soyut resim tarzý olduðu fikrine götürmüþtür. Ancak bir hat eseri kolay okunsa da, okunmasa da, sözün sureti olma iþlevini her zaman mahfuz tutar, inananlar açýsýndan bereketini üzerinde bulunduðu binanýn, yahut

* A.B.D. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (M.I.T) Araþtýrma Görevlisi, 1989”da uygulamalý matematik ve istatistik doktorasý aldý.

12

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

yazýyý ziyaret eden müminlerin üstüne yaðdýrýr. Hat san'atý hiçbir anlamda "soyut" bir san'at olamaz, çünkü hüsn-i hat, sözün resmi ve mânânýn zarfýdýr. Bu nedenle de resim vasfý, her zaman ve kaçýnýlmaz olarak anlamýyla haþýr neþirdir. Yine de, hat eserlerinin güçlü bir görsel boyutu vardýr ki, okunmanýn yaný sýra bakýlmak için hazýrlandýklarý, bazý yazýlara ayrýca altyazýlar konulmasý, bazý metinlerde "nazar etmek" fiilinin vurgulanmasý gibi delillerle sabittir. Örneðin hilye-i þerife türünün dayandýrýldýðý, Hz. Ali'den rivayet edilen hadis böyledir. Bu eserler, sadece güzel yazýlmýþ birer metinden ibaret olmayýp, ziyaret edilen, bakýlýp görülen nesneler, bereketleriyle öldükten sonra ve kýyâmet gününde müminlerin yolunu açacak ibadet araçlarýdýr. Bazý hat eserlerinde ise resim boyutu iyice ön plâna çýkar, yazýlar resimleþir. Ancak bunlarda da yazýnýn þeklini aldýðý resim genellikle rastgele deðildir; mesela Hz. Ali'nin adýndaki “ye” harfinin zülfikâra benzetilmesi, sözün resmi olan yazýnýn dile gelmesi, merâmýný yalnýz oluþturduðu kelimelerle deðil, biçimiyle de anlatmasýnýn bir örneðidir. Hat eserleri, ister yazý-resim cinsinden olsunlar, ister düz yazý, yalnýz metin deðil, ayný zamanda görsel san'at eserleridirler. Bu görsellikleri de, yazýlý olmalarý sayesinde gerçekleþmektedir. Gelelim hüsn-i hat san'atýnýn yazý olma vasfýna. Bu ilk anda üzerinde durulmaya deðmeyecek kadar bariz bir gerçek gibi gelebilir. Ama hat eserlerine yazý düzeyinde yaklaþarak da bazý yerlere varmak mümkündür, oysa hat san'atýnýn bu boyutuna bugüne kadar yeterince ehemmiyet verilmemiþtir. Örneðin hat tarihinin en önemli menzil taþlarýndan olan, Ýbn-i Mukle'nin hatt-ý mensûb, yani "orantýlý yazý"yý icâd etmesini sadece onun kiþisel dehâsýna atfetmek, getirdiði yeniliklerin neden öteki hattatlarca benimsendiðini açýklamaya yetmez. Son yýllarda önerilen bir izahat, Ýbn-i Mukle'nin yazýda yaptýðý büyük yeniliðin, veziri olduðu Sünnî Abbasî devletinin, Karmatîler ve Fatýmîler gibi Þiî devletleri tarafýndan sýkýþtýrýldýðý bir döneme rastlamasýna dayanmaktadýr. Bu tehditler karþýsýnda Abbasî halifesinin elindeki pek az kozdan biri, Ýslâm dininin kutbu ve Ýslâm ümmetinin hâmisi olma niteliðiydi ki, Kur'ân-ý Kerîm'in en doðru tertibi konusunda hâlâ ihtilâf olduðu bir ortamda halifenin bu niteliðini hayata geçirmesinin bir yolu da, meþru mushaflar teksir ettirip yaydýrmaktý. Ýþte, gerek bu meþru mushaflarý diðerlerinden kolayca ayýrdedebilmek, gerekse metni mümkün olduðu kadar hatasýz olarak kaydedebilmek için, o zamana kadar sadece kûfî yazýsýyla istinsah edilmiþ olan mushaflarý, evvelce sadece idârî iþlerde kullanýlmýþ olan nesih yazýsýnýn yeniden tanzim edilmiþ bir biçimiyle istinsah etmeye baþlamak, Ýbn-i Mukle'nin getirdiði büyük yeniliðin temelindedir. Bilindiði gibi hat san'atýnda geleneklere baðlýlýk çok önemlidir. Öte yandan, hat san'atýnýn tarihine baktýðýmýzda, ilk hatýrýmýza gelen hattatlar hep Ýbn-i Mukle gibi san'atta büyük yenilikler yapmýþ olanlardýr. Acaba kabul gören yenilikler neden kabul görmüþtür, kabul görmeyenler neden tarihe karýþmýþtýr? Baþka bir ifadeyle hat san'atýnda teceddüd ile bid'at arasýndaki fark nasýl tanýmlanabilir? Þimdiye kadar bu soruya hep teleoloji, yani gayecilik düzeyinde cevap aranmýþtýr. Ancak bu, bilimsel bir tarih yöntemi deðildir. Öte yandan, baþarýlý olan yeniliklerin, var olan geleneðin baðrýndan çýktýðý, daha önceki icraati damýtarak mükemmelleþtirdiði savý da tamamen ikna edici deðildir, zira en nihayet her yenilik belli bir tarihî baðlamýn içinden çýktýðý gibi, baþarýlý hüsn-i hat yeniliklerinin sadece birer damýtma iþleminden ibaret olduðu iddiasý da, en azýndan, delillerle ispat edilmeye muhtaçtýr. Her alanda olduðu gibi hüsn-i hat dalýnda da yeni yollar aranmasý, deneyler yapýlmasý kaçýnýlmazdýr, hattâ gereklidir. Hat san'atýný sürdürmek ve saðlýklý bir þekilde geleceðe aktarabilmek; nereye kadar son Reisü'l-hattâtîn Ahmed Kâmil Efendi'nin ifadesiyle "eslâfýn âsârýný tedkik ve taklid eylemek" gerektiðini, nereden sonra da yeni biçimler, yeni teknikler, yeni usûller denenebileceðini, heyecana kapýlmadan, salim kafayla düþünmeyi gerektirmektedir.

13

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Giriþ
Deðerli misafirler, hoþgeldiniz. Sözlerime baþlamadan önce, bu sempozyumu düzenleyen ÝSMEK ilgililerine çok teþekkür etmek istiyorum. Bildiðiniz gibi konum, "Geçmiþten Geleceðe Hat San'atý"dýr. Bin küsür senelik zengin geçmiþi ve eþit derecede zengin olacaðýný bütün kalbimizle umduðumuz geleceðiyle hat san'atýný, yarým saatlik bir tebliðe sýðdýrmak, takdir edersiniz ki, imkânsýzdýr. Bu kadar kýsa bir süre içinde böylesine engin bir konu hakkýnda anlamlý birþeyler söyleyebilmek için son birkaç ay bir hayli zorlandým ve sonunda bir hat eserine nasýl yaklaþýlmasý gerektiði konusuna odaklanmaya karar verdim. Bunu da üç ana baþlýk altýnda yapacaðým: Birincisi, metin; ikincisi, görsellik; üçüncüsü, yazý.

Hat eserlerine metin olarak yaklaþmak, epigrafi yani kitâbe bilgisi, yahut yeni Türkçesiyle yazýtbilim dalýnýn kapsamýna girer. Hat san'atýnýn bu boyutu, ne zaman nereye hangi metinlerin yazýldýðý ve bir metinle yazýldýðý yer ve devir arasýndaki iliþkinin çözümlenip izah edilmesiyle ilgilidir. Bu baðlamda, Murat Sülün'ün geçen yýl yayýnlanmýþ olan “Sanat Eserine Vurulan Kur'an Mührü” baþlýklý kitabýna dikkatinizi çekmek isterim; burada kullandýðým örneklerin bir kýsmýný bu güzel kitaptan aldým. Mimarî eserlerinden birkaç örnek vermekle iþe baþlayayým. Eyüp Sultan Camii'nin iç avlusunun sað ve sol giriþ kapýlarýnýn üzerinde Kur'ân-ý Kerîm'den namazla ilgili bazý ayetlerden bölümler yer almaktadýr (Resim1). Sol kapýda Ankebût Suresi'nin 45. ayetinden bir bölüm vardýr: "Muhakkak ki na-

Resim 1 - Eyüp Sultan Camii'nin iç avlusunun sað ve sol giriþ kapýlarýnýn üzerindeki kitabeler. Üstte, sol kapý: "[Kitap'tan sana vahyolunaný oku. Namaz kýl.] Muhakkak ki namaz hayasýzlýktan ve fenalýktan alýkor. Allah'ý anmak ne büyük þeydir. [Allah yaptýklarýnýzý bilir.]" (Ankebût 29/45). Altta, sað kapý: "[Namazý kýldýktan baþka, Allah'ý ayakta iken, otururken, yanlarýnýz üstüne yatarken de anýn. Emniyete kavuþtuðunuzda, namazý gereðince kýlýn.] Muhakkak ki namaz, inananlara belirli vakitlerde farz kýlýnmýþtýr." (Nisa 4/103). (Murat Sülün, Sanat Eserine Vurulan Kur'an Mührü [Ýstanbul: Kaynak Yayýnlarý, 2006], s. 232-233.)

14

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 2 - Ýki türbeden kitabeler. Üstte, Sultan I. Abdülhamid türbesinin avlu giriþi: "Her can ölümü tadacaktýr. Sonunda bize döneceksiniz." (Ankebût 29/57). Altta, Sultan Abdülmecid türbesinin giriþi: "Kapýlarý onlara açýlmýþ Adn cennetleri vardýr." (Sâd 33/50). (Murat Sülün, Sanat Eserine Vurulan Kur'an Mührü [Ýstanbul: Kaynak Yayýnlarý, 2006], s. 337 ve 345.)

maz hayasýzlýktan ve fenalýktan alýkor. Allah'ý anmak ne büyük þeydir." Sað kapýda ise Nisâ Suresi'nin 103. ayetinden bir bölüm yer almaktadýr: "Muhakkak ki namaz, inananlara belirli vakitlerde farz kýlýnmýþtýr." Görüldüðü gibi bu kitabelerde, camiye gelip gidenlere namaz kýlmanýn önemini hatýrlatan metinler yazýlmýþ olup, burada didaktik, yani öðretici bir amaç güdülmüþtür. Resim 2'de ise iki türbeden kitabeler görülmektedir. Yukarýdaki, Sultan I. Abdülhamid türbesi15

nin avlu giriþi üzerinde olup, Ankebût Suresi'nin 57. ayetini içermektedir: "Her can ölümü tadacaktýr. Sonunda bize döneceksiniz." Aþaðýdaki resimde ise Sultan Abdülmecid türbesinin giriþindeki kitabe görülmektedir, burada da Sâd Suresi'nin 50. ayeti yer almaktadýr: "Kapýlarý onlara açýlmýþ Adn cennetleri vardýr." Yani bu kitabelerde hem ölümün kaçýnýlmazlýðý vurgulanmakta, hem de ölümden sonra müminleri birtakým mükâfatlar beklediði müjdelenmektedir.

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 3 - Süleymaniye Camii'nin avlusuna açýlan sol ve sað kapýlarýn üzerindeki kitabeler. Üstte: "[Melekler onlarýn canýný putperestlikten temizlenmiþ olarak alýrken] 'Selâm size. Yaptýklarýnýza karþýlýk cennete girin' [derler.]" (Nahl 16/32). Altta: "[Rablerine karþý gelmekten sakýnanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varýp da kapýlarý açýldýðýnda, bekçileri onlara] 'Selâm size. Ýyi ettiniz. Temelli olarak buraya girin' derler." (Zümer 39/73). (Fotoðraflar: Savaþ Çevik)

Öte yandan bazen seçilen metinler dolaysýz olarak deðil de dolaylý olarak, daha ziyade çaðrýþým yoluyla bir mesaj verir. Meselâ Süleymaniye Camii'nin giriþlerinde az önce sözünü ettiðim gibi, namazla ilgili ayetler vardýr ama, kaynaklarda "Bað-ý Ýrem" diye anýlan ve içinde Kevser'e benzetilen bir þadýrvanýn bulunduðu avlusuna açýlan sol ve sað kapýlarýn üzerinde Cennet'le ilgili bazý ayetler yer almaktadýr (Resim 3). Birinde Zümer Suresi'nin 73. ayetinden bir bölüm vardýr ki, Cennet kapýlarýnýn bekçilerinin aðzýndan, "Selâm size; iyi ettiniz; temelli olarak buraya girin." denmektedir. Diðerinde ise Nahl Suresi'nin 32. ayetinden þu sözler ik16

tibas edilmiþtir: "Selâm size; yaptýklarýnýza karþýlýk cennete girin." Bu metinler, elbette bir yandan müminlere Cennet'e gireceklerini müjdelemektedir ama, bir yandan da Süleymaniye Camii’nin avlusuyla Cennet bahçesi arasýnda bir paralellik olduðunu düþündürmektedir. Hatta bu tür paralellikler bazen daha da açýk seçik olabilmektedir. Örneðin Kanunî Sultan Süleyman'ýn eþi Hürrem Sultan'ýn Edirne'de bina ettirdiði sebilin, Resim 4’’te görülen çok Ýran þiveli ta'lik kitabesinde Kanunî'den Süleymân-ý rûz-i gâr diye bahsedilmekte, yani Osmanlý padiþahý, Hz. Süleyman'ýn kendi dönemindeki muadili olarak gösterilmektedir. Bu tür koþutluklar,

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 4 - Kanunî Sultan Süleyman'ýn eþi Hürrem Sultan'ýn Edirne'de bina ettirdiði sebilin kitabesi: Kanunî'den Süleymân-ý rûz-i gâr diye bahsedilmektedir. (Fokke Theodoor Dijkema, The Ottoman Historical Monumental Inscriptions in Edirne [Leiden: E.J. Brill, 1977], No. 34.)

Resim 5 - Kütüphanelerin giriþine yazýlmasý âdet olan Beyyine Suresi'nin 3. ayeti: "[Kitap ehlinden ve müþriklerden olan inkârcýlar, kendilerine apaçýk bir belge gelene kadar inkârlarýndan vaz geçecek deðillerdi; Allah katýndan bir Peygamber gelene kadar ki, okuduðu arýnmýþ sahifelerin] içinde kesin ve doðru hükümler yazýlýdýr." Üstte Ragýp Paþa Kütüphanesi'nin kapýsý. (Fotoðraf: Selim Derman.) Saðda, Mahmud Celâleddin'e ait bir levha. (Yazarýn koleksiyonu.)

17

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 6 - Hastanelerin kapýsýna yazýlmasý âdet olan Nahl Suresi'nin 69. ayeti: "[Rabbin balarýsýna: 'Daðlarda, aðaçlarda ve hazýrlanmýþ kovanlarda yuva edin; sonra her çeþit üründen ye; sonra da Rabbinin iþlemen için gösterdiði yollardan yürü' diye öðretti. Ýçlerinden çeþitli renklerde bir sývý çýkar ki,] içinde insanlara þifa vardýr. [Düþünen bir kavim için bunda ibret vardýr.]" Burada Maltepe Kýþlasý'ndaki Cerrahhâne'nin kapýsý görülmektedir. (Murat Sülün, Sanat Eserine Vurulan Kur'an Mührü [Ýstanbul: Kaynak Yayýnlarý, 2006], s. 462.)

dinî simgeler kullanmak suretiyle siyasal iktidarý meþrulaþtýrýcý bir iþlev görmüþtür ki, Gülrû Necipoðlu'nun 1987'de Muqarnas dergisinde yayýnladýðý Süleymaniye Külliyesi hakkýndaki makale bunu çok inandýrýcý bir þekilde gözler önüne sermektedir. Çaðrýþým yoluyla, yani ayetlerin mealinin yaný sýra bir ikinci mesajýn daha iletildiði hat eserlerinden baþka, ayetin meali dýþýnda kullanýldýðý ve hatta meali dýþýnda kullanýlmasýnýn olaðan hale geldiði örnekler de vardýr. Meselâ kütüphanelerin giriþine Beyyine Suresi'nin 3. ayetini yazmak âdettir (Re-

denmektedir: "Kitap ehlinden ve müþrikler-

den olan inkârcýlar, kendilerine apaçýk bir belge gelene kadar inkârlarýndan vazgeçecek deðillerdi; Allah katýndan bir Peygamber gelene kadar ki, okuduðu arýnmýþ sahifelerin içinde kesin ve doðru hükümler yazýlýdýr."
Yani burada söz konusu olan, kütüphanenin içindeki kýymetli kitaplar deðil, Peygamberin okuduðu pâk edilmiþ sayfalarda bulunan dosdoðru hükümlerdir. Yine de bu ayet, birçok kütüphanenin giriþini süslemektedir. Yukarýda gördüðünüz kitabe, Ragýp Paþa Kütüphanesi'nin kapýsýndadýr; aþaðýda bulunan, Mahmud Celâleddin'e ait levha ise, itiraf ediyorum, evimizde, özel kütüphanemizin giriþinde asýlýdýr! Ayetlerin mealleri dýþýnda kullanýlmasýnýn diðer bir örneði, bazý hastanelerin kapýsýnda bulunan, Nahl Suresi'nin 69. ayetidir. Meselâ Resim 6'da Maltepe Kýþlasý'ndaki
18

sim 5). Arapçasý “fîhâ kütübün kayyimetün”
olan bu ayet, "içinde kýymetli kitaplar

vardýr" þeklinde yorumlanmýþtýr ve kendi
baþýna alýndýðýnda bu doðru bir tercümedir. Ancak kendinden önce gelen iki ayetle birlikte okunduðunda, ayetin anlamýnýn çok farklý olduðu görülür. Bu ayetlerde þöyle

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 7 - Hulûsi Efendi'nin kaleminden, Ziya Paþa'nýn bir beyti: "Ýç bâde, güzel sev, vâr ise akl ü þuûrun / Dünyâ vâr imiþ, yâ ki yok olmuþ, ne umûrun." (Sakýp Sabancý koleksiyonu.)

Cerrahhâne görülmektedir. Arapçasý “fîhi

þifâ'un li'n-nâsi” olan bu ayet, "Ýçinde insanlara þifâ vardýr." demek olup, ilk bakýþta bir hastahaneye uygun sanýlabilir. Ancak bir önceki ayetle birlikte okunduðunda, içinde þifa olanýn hastane deðil, bal olduðu anlaþýlýr. Bu ayetlerin metni þöyledir: "Rabbin balarýsýna: 'Daðlarda, aðaçlarda ve hazýrlanmýþ kovanlarda yuva edin; sonra her çeþit üründen ye; sonra da Rabbinin iþlemen için gösterdiði yollardan yürü' diye öðretti. Ýçlerinden çeþitli renklerde bir sývý çýkar ki, içinde insanlara þifa vardýr. Düþünen bir kavim için bunda ibret vardýr."
Þimdiye kadar verdiðim örnekler, Kur'ân-ý Kerîm'den iktibas edilmiþ ayetlerdi ama, hat san'atý, her ne kadar Allah kelâmýný en güzel biçimde yazmak amacýndan doðmuþsa da, tarihî seyri boyunca elbette yalnýz bunlarý yazmakla yetinmemiþtir. Bazen en
19

dindar hattatlar bile, sipariþ üzerine, yahut da derviþ-meþrep olduklarýndan, lâdinî metinler de yazmaktan geri kalmamýþlardýr. Meselâ Resim 7'de görülen levha, büyük ta'lik üstâdý Hulûsi Efendi'nindir ama, hattatýn tabiatýna bundan daha fazla ters düþen bir metin düþünülemezdi. Sakýp Sabancý koleksiyonunda bulunan bu eser hakkýnda Uður Derman hocamýz, yazdýðý katalogda þöyle diyor: "Rind-meþreb bir tanýdýðý, Hulûsi Efendi Hoca'dan, Ziya Paþa'nýn, keyif ehli arasýnda sýkça tekrarlanan þu 'Ýç bâde, güzel sev, vâr ise akl ü þuûrun / Dünyâ vâr imiþ, yâ ki yok olmuþ, ne umûrun' beytini yazmasýný rica etmiþ. Hulûsi Efendi, yaþayýþý itibariyle Ýslâm'ýn umdelerine 'aklýyla' ve 'þuûruyla' baðlý, 'bâde'lerle hiç âþinâlýðý olmayan bir Mevlevî derviþi; sevdiði güzel de ta'lik nâzenîni... Ýþte onunla bu latif levhayý yazmýþ; dünyanýn 'varlýðýný', 'yokluðunu' düþünmeyenler için daima geçerliliðini korusun diye, anlaþýlan,

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 8 - Mustafa Râkým'ýn kaleminden Arapça bir þiir: "Ve daccû dacceten kedacîcinâ ve 'accû 'acîcen ve'l-e'âdî te'accecû" (ve bir kargaþa kopardýlar, sanki bizim kargaþamýz gibi ve toz kaldýrdýlar ve düþman tozlandý.) (Kubbealtý Vakfý.)

bu hattýna bir tarih de koymamýþ!" Görülüyor ki hattatlarýn san'atçýlýðý zaman zaman aðýr basmýþ, kendi akidelerine uymayan, hayata geçirmeyi asla düþünemeyecekleri metinleri de, pek âlâ ellerine kalem alýp kâðýda aktarabilmiþlerdir.
Hattâ din-dýþý metinlerin, zaman zaman, sadece hattatýn, mârifetini sergilemesi için bir vesile haline geldiði de vakidir. Örneðin Resim 8'de görülen ve benzerleri sayýsýz hattat tarafýndan yazýlmýþ olan kýt'anýn metni Arapça'dýr ve okunuþu þöyledir: “ve daccû dacceten kedacîcinâ ve 'accû 'acîcen ve'la'âdî te'accecû.” Bol aliterasyonlu bu metin

vezinli olduðuna göre, herhalde bir þiirden alýnmýþ olmalýdýr. Türkçesi aþaðý yukarý þudur: "Ve bir kargaþa kopardýlar, sanki bizim kargaþamýz gibi ve toz kaldýrdýlar ve düþman tozlandý." Çok anlamlý olduðu söylenemez. Peki, diyeceksiniz, bu garip metin neden birçok hattat tarafýndan defalarca yazýlmýþ olabilir? Bu sorunun cevabý, tekrarlanan harfleri üst üste ve yan yana istif etmekteki zorluktur. Ýþte bu zorluk sebebiyle hattatlar nisbeten anlamsýz sayýlabilecek bu metni tekrar tekrar yazmýþlardýr. Yine anlamýndan ziyade zorluðu nedeniyle yazýlmýþ olan bir levha da, Mustafa Halim Özyazýcý'nýn Resim 9'da görülen þaheseridir. Metin, bir tekerlemedir:

Resim 9 - Mustafa Halim Özyazýcý'nýn, san'atçýnýn maharetini bütün azâmetiyle ortaya koyan bir þaheseri: "Keþkekçinin keþkeklenmiþ keþkek kefçesi." (Emin Barýn koleksiyonu)

20

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

"keþkekçinin keþkeklenmiþ keþkek kefçesi" Uður Bey'in anlattýðýna göre müzehhib Feyzullah Dayýgil'in kýþkýrtmasýyla Halim Efendi'nin bir oturuþta yazýverdiði bu levhada tam onbir defa tekerrür eden “kef” harfi, dört defa tekerrür eden “þin” harfi ve bunlarýn yaný sýra çeþitli diþli ve baþlý harflerin bu kadar ahenkli bir þekilde satýra dizilmesi ve altlarýndaki cedvelle çekilmiþçesine dümdüz makus “ye” harfi, gerçekten bir hüsn-i hat mucizesi kabilindendir.
Çoðu kez bir tekerlemeden de anlamsýz olabilen, ancak hat san'atýnýn temel taþlarýndan sayýlan levhalar arasýnda bir de karalamalar ve temrinler vardýr. Bazen bir harfi, bazen birkaç harften oluþan bir terkibi, bazen de bir veya birkaç kelimeyi tekrar tekrar yazarak el melekesini artýrmaya yönelik bir idman olan karalama ve temrinlere tarih boyunca çok deðer verilmiþtir, çünkü bunlar, usta hattatlarýn nasýl çalýþtýðýný, belki de bitmiþ þaheserlerinden de daha açýk bir þekilde gösterirler. Üstelik günümüzün grafik zevkine çok uygun düþtüklerinden, kolleksiyoncular arasýnda bugün çok revaç görmektedirler. Bu da bizi, ikinci baþlýðýmýza, hat san'atýnýn görselliði konusuna getirmektedir. Hat san'atý hususunda Arapça bir mesel vardýr: “el-kalemü ehadü'l-lisâneyn”, yani "kalem, iki dilden biridir." Bu mesel çoklukla sözlü/yazýlý ayýrýmý olarak yorumlanmýþtýr ama, bu kanýmca yetersizdir. Kalemin yarattýklarý, yazýlý olmanýn yaný sýra -veya daha doðrusu yazýlý olduklarý için- görseldir de. Hüsn-i hat, mânânýn yazýyla görünür kýlýndýðý özgün bir görsel san'attýr. Ama asla bir resim veyahut tezyinat san'atý deðildir. Âdâbý, âdâtý, âlâtýyla bambaþka bir tarihî sürecin, apayrý bir birikimin ürünüdür. Yine de, bu
21

Resim 10 - "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh". Üstte: Mustafa Râkým'ýn, Necmeddin Okyay koleksiyonundan Topkapý Sarayý Müzesi’ne intikal etmiþ olan 1212/1797-8 tarihli levhasý. Altta: Neyzen Mehmed Emin Dede'nin bir levhasý.

san'atla gûya ikame etmek amacýný güttüðü tasvir san'atý arasýnda birtakým yakýn iliþkiler bulunduðu da inkâr edilemez. Nitekim, Malik Aksel, “Türklerde Dinî Resimler” baþlýklý kitabýnda "Suret geniþ mânâda alýnýrsa, insan,

sözlerine yazý ile suret verir. Yazý sözün resmidir, resim gördüklerimizi nasýl belirtirse yazý da sözlerimizi öyle belirtir." derken,
güzel yazýnýn bir çeþit resim san'atýndan ibaret olduðu fikrinden çok daha derin, çok daha ince bir gerçeðe iþaret etmiþtir.

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

tilmiþtir. Ama bütün yaratýcýlýðýna raðmen bu eser, Emin Dede'ninki kadar okunaklý olmaktan çok uzaktýr. Ancak bu verilerden hareket ederek hat san'atýnýn, okumayý gerektirmeyen bir soyut resim san'atý olduðunu söylemek mümkün deðildir. Çünkü bir hat eseri kolay okunsa da, okunmasa da, sözün sureti olma iþlevini her zaman mahfuz tutar, inananlar açýsýndan bereketini üzerinde bulunduðu binanýn yahut yazýyý ziyaret eden müminlerin üstüne yaðdýrýr. Ayný þey, burada gördüðünüz eserler için de geçerlidir. Hat san'atý hiçbir anlamda "soyut" bir san'at olamaz. Hüsn-i hat, sözün resmi ve mânânýn zarfýdýr, bu nedenle de resim vasfý her zaman ve kaçýnýlmaz olarak anlamýyla haþýr neþirdir. Anlamýný yalnýz muhtevasýyla deðil, þekliyle de ifade eden bir yazý türü, devlet simgeleridir. Çünkü onlarý her görenin tanýmasý lâzýmdýr. Osmanlýca okusa da, okumasa da, bugün bile Türkiye'de bir tuðra görüp de Osmanlý devletinin simgesi olduðunu bilmeyecek biri yoktur herhalde. Tuðranýn hangi padiþaha ait olduðu, hangi hattatýn elinden çýktýðý gibi hususlar, daha ziyade uzmanlarý ilgilendirecek niteliktedir; ama tuðranýn Osmanlý hanedaný, Osmanlý ihtiþamý demek olduðu herkesin malûmudur. Resim 11'de Fatýmî devletinin simgelerinden biri görülmektedir. Bunu tanýyanlar Türkiye'de azdýr mutlaka, ama Ortaçað Mýsýr'ýnda, ayný merkezli çemberlerin bir Ýsmailî simgesi olduðunu ister Sünnî olsun, ister Þiî veyahut Kýbtî, herkes bilirdi. Bu bakýmdan, Kahire'nin yeni inþa edilen binalarýnýn üzerine içlerindeki kûfî yazýlarýyla bu iç içe geçmiþ dairelerin iþlenmesi, ancak küçük bir azýnlýk teþkil
22

Resim 11 - Fatýmî devletinin Ýsmailî simgelerinden, ayný merkezli çemberlerin içinde kûfî yazýsý. El-Akmer Camii, Kahire. (Irene A. Bierman, Writing Signs: The Fatimid Public Text [Berkeley, Los Angeles ve Londra: University of California Press, 1998)

Bunu ýsrarla vurgulamamýn sebebi, bazý çaðdaþ düþünürlerin, hat san'atýný bir "soyut resim san'atý" olarak yorumlamak hevesine düþmüþ olmalarýdýr. Bu iddialarýnýn dayanaðý, bazý hat eserlerinin son derece zor okunmasýdýr. Gerçekten de bazý hattatlar biçim uðruna okunaklýlýktan ödün vermiþler, birer san'at þaheseri olan, fakat hiç de kolay okunmayan eserler üretmiþlerdir. Meselâ Resim 10 'da görülen iki levhadan soldaki Mustafa Râkým'ýn, saðdakiyse Neyzen Mehmed Emin Dede'nindir. Ýkisinde de “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” yazýlýdýr, fakat soldakinde þekilleri birbirine benzeyen harfler bir araya toplanmýþ, neticede ne yazýlý olduðunu bilmeyen birinin ancak zorlukla anlamýný çýkartabileceði bir hat eseri ortaya çýkmýþtýr. Mustafa Râkým'ýn levhasý gerçek bir san'at þaheseridir. Tertibindeki olaðanüstü âhenk bir yana, Lâfzatullah'ýn altýndaki yan yana sýralanmýþ lâmelif'lerin, ellerini açmýþ, Allah'a yakaran müminleri çaðrýþtýrdýðý belir-

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 12 - Elhac Hâfýz Mehmed Fehmi Efendi'nin "þekl-i mühr-i nübüvvet-i Muhammedin el-Mustafâ (s.a.s.)" serlevhasýyla baþlayan 1309/1891-2 tarihli celî sülüs-nesih eseri. (Yazarýn koleksiyonu.)

eden Ýsmailî zümresinin iktidarýný geniþ halk kitlelerine benimsetmek iþlevini görmüþtür. Tasvir boyutlarý aðýr basan birkaç örnek daha vereyim. Birincisi, Elhac Hâfýz Mehmed Fehmi Efendi'nin "þekl-i mühr-i
23

nübüvvet-i Muhammedin el-Mustafâ (s.a.s.)" serlevhasýyla baþlayan 1309/1891-2 tarihli celî sülüs-nesih eseridir (Resim 12). Fehmi Efendi'nin hocasý Þevký Efendi'yi takliden yazdýðý bu levhanýn ortasýnda üç satýr halinde verilen Arapça ibareler ve bu ibareleri ku-

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 13 - On dokuzuncu yüzyýlýn baþlarýna ait bir Osmanlý el yazmasýnda, Hz. Muhammed'den baþka peygamberlerin vasýflarýný tarif eden hilyelerden iki örnek. Solda "hilye-i Hazret-i Nûh (a.s.)"; saðda "hilye-i Âdem-i Safiyyullâh (a.s.)". (Yale Üniversitesi Kütüphanesi.)

þatan Salât-ý Ümmiye'den sonra þu Türkçe metin yer almaktadýr: Bu mühr-i þerîfin bâtýnýnda olan üç satýrýn her biri bir rivâyet üzere ketbolunmuþtur; Tirmizî Hazretleri nakl üzere rivâyet eder ki bu mühr-i þerîfi ziyâret eden kimseye fevâ'idi: “Her kimse abdest ile sabahleyin

iderse imân ile hatm ola vesselâm.”
Metinde "okumak"tan hiç söz edilmediðine, sadece "nazar eylemek" fiili kullanýlmýþ olduðuna göre bu levha yalnýz bir metin deðil, bunun yaný sýra bir nazar nesnesi, yani bir resim addedilmiþ olmalýdýr. Nitekim ketebenin dua kýsmýndaki “ve li men nazara fîhi” ibaresi hat eserlerinde hayli yaygýn olup, yazýnýn nazar edilen bir nesne olduðu fikrini pekiþtirmektedir. Yine bu baðlamda ikinci bir örnek, hilye-i þerîfe yahut hilye-i saadet denilen
24

nazar eylese ahþama deðin ve eðer ay evvelinde nazar eylese âhirine deðin ve dahi yýl evvelinde nazar eylese gayetine deðin ve sefer eylediði vakit nazar eylese sefer ana mübârek ola ve nazar eylediði senede vefat

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

türdür. Anlaþýldýðý kadarýyla ilk defa hattat Hâfýz Osman tarafýndan terib edilen, günümüze kadar da sayýsýz örneði verilmiþ olan hilye-i þerîfe, Hz. Muhammed'in kiþisel vasýflarýnýn Hz. Ali'nin rivayetinden nakledildiði, düzeni nisbeten sâbit bir çeþit levhadýr. Metnin göbek kýsmý ise ufak tefek farklýlýklarla þöyledir: Ali b. Ebî Tâlib'den (r.a.) [nakledilmiþtir]: Hz. Peygamber'i (s.a.s.) vasfettiði zaman þöyle buyurdu. Boyu ne çok uzun, ne de çok kýsaydý, kavminin orta boylusuydu. Saçlarý ne kývýrcýk, ne de düz ve uzundu, dalgalýydý. Yüzü dolgun deðildi, ama hafif deðirmi bir çehresi vardý. Pembe beyaz tenli, iri siyah gözlü ve uzun kirpikliydi. Mafsallarý iri ve omuzlarý geniþti. Göðsündeki tüyler göbeðine kadar inen ince bir hat teþkil ediyordu. El ve ayak parmaklarý kalýncaydý. Yürüdüðü zaman sanki hafif bir yokuþtan aþaðý iner gibi rahat ve kuvvetli adýmlarla ilerlerdi. Birine baktýðýnda ona bütün vücuduyla yönelirdi. Ýki omuzu arasýnda nübüvvet mührü vardý ve kendisi peygamberlerin sonuncusuydu. Bu metnin, kelimelerle oluþturulmuþ bir portre olduðu açýktýr. Hattâ hilyenin kýsýmlarýna (yukarýdan aþaðýya doðru) "baþmakam", "göbek", "kuþak", "etek" denmesi, onun neredeyse bir insan sureti gibi görüldüðünün delilidir. Hilye türüne iliþkin aydýnlatýcý çalýþmasýnda Tim Stanley, bu türün belki bir dereceye kadar Osmanlýlarýn yakýndan tanýdýðý Ortodoks ikonalarýnýn, Peygamber'in resmini çizmenin hoþ görülmeyeceði bir ortamdaki muadili olabileceðini ileri sürmekte, ancak kökeninin Osmanlý-Ýslâm kültüründe de bulunabileceðini belirterek Hakanî Mehmed Bey'in, hilye türünün Türk
25

Resim 14 - On dokuzuncu yüzyýlýn baþlarýna ait bir Osmanlý el yazmasýndan bir sayfa. Ortada Halife Ebû Bekir'in adý, yukarýda ve aþaðýda "hâzâ ismu Hazreti Ebû Bekrin" ibaresi. (Harvard Üniversitesi, Sackler Müzesi)

edebiyatýndaki ilk örneði olan ünlü mesnevîsini ilham kaynaðý olarak göstermektedir. Gerçekten de Cevrî, Nahifî ve Neþâtî gibi þairlerin hilyelerinin olduðu gibi, Hâfýz Osman ve ondan sonra gelen hattatlarýn eserlerinin de sâikýnýn Hilye-i Hakanî olmasý muhtemeldir. Hakanî'nin eserini kaleme alma nedeni, keza Hz. Ali'den rivayet edilen, ancak sahih hadis derlemelerinde yer almayan tanýnmýþ bir Hadis-i Þerif'tir: "Kim benden sonra hilye-

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 15 - Yedi uyurlarla köpeklerinin iki tasviri. Solda, Hüseyin Sâtý' Efendi'nin 1318/1900-1 tarihli Eshab-ý Kehf levhasý. (Ýbn ül emin Mahmud Kemal Ýnal, Son Hattatlar [Ýstanbul: Maarif Vekâleti, 1955], s. 801.) Saðda, Mehmed Siyah Kalem'e atfedilen Yakub Bey albümlerinden birinde Eshab-ý Kehf minyatürü. (Topkapý Sarayý Müzesi.)

mi görürse beni görmüþ gibidir. Ve kim bana þevkle baðlanýrsa Allah ona ateþi haram eder ve o kiþi kabir azabýndan emin olur ve mahþer gününde üryan olarak haþredilmez." Hakanî'nin, bu hadisin ilk cümlesi için nazmettiði tercüme þöyledir: Hilye-i pâkimi kim görse benim Ola görmüþ gibi vech-i hasenim
O halde Hâfýz Osman'ýn hilyesinde de, Fehmi Efendi'nin mühr-i nübüvvet levhasýnda olduðu gibi, hüsn-i hat eseri sadece güzel yazýlmýþ bir metinden ibaret olmayýp, ziyaret edilen, bakýlýp görülen bir nesne, bereketiyle öldükten sonra ve kýyâmet gününde müminin yolunu açacaðýna inanýlmýþ olan bir ibadet aracýdýr. Fehmi Efendi'nin levhasýnda nübüvvet mührünün "þekli"nin verilmesi gibi, burada da Peygamber'in "hilye"si, yani çehresi yer almaktadýr, dolayýsýyla her ikisi de bir ölçüde tasvir olma ni26

teliðine sahiptir. On sekizinci yüzyýldan itibaren yalnýz Hz. Muhammed'in deðil, baþka peygamberlerin de vasýflarýný tarif eden hilyeler kitaplarda sýklýkla boy göstermeye baþlamýþtýr(Resim 13). Bunlardan baþka, hilye-i þerîfe'lerin dört köþesine yerleþtirilen dört halife isimleri de kitaplarda Ýsm-i Celâl ve Ýsm-i Nebî'den sonra ve giderek Ehl-i Beyt'in, Sahabe'nin, hattâ Eshab-ý Kehf'in de adlarýnýn yaný sýra, sayfalarýn çoðunu kaplayan birer daire içinde tek baþlarýna celî yazýyla yazýlmaða baþlanmýþtýr(Resim 14). Bu hilye ve isimlerin sabit ve kolayca tanýnabilen biçimleri, onlara bir dereceye kadar tasvir vasfý kazandýrmaktadýr gerçi, ama bence söz konusu yazýlarýn görselliðinin bundan daha da inandýrýcý bir delili daha mevcuttur. Burada görülen ve yaygýn bir uygulamanýn sadece bir örneði olan sayfada bu gayet açýktýr: Ortada, hilye göbeðini andýran yuvarlak bir hane içinde

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Halife Ebû Bekir'in adý, bu hanenin üstüyle altýnda ise "hâzâ ismu Hazreti Ebû Bekrin" ibaresi vardýr. Ayný düzen, diðer kiþi isimlerinde de kullanýlmýþ olup, bu yazmalarda rastlanan Peygamber'in hýrkasý, alemi, ayak izi gibi kutsal emanet resimlerindeki "hâzâ resmi filân" ibarelerine tam tamýna paraleldir. Peki, ortadaki dairenin üstünde baþlayýp altýnda biten ibareyi nasýl yorumlamalýyýz? Özlüce söylemek gerekirse, bir "yazýnýn altyazýsý"dýr bu! Elbette bu ibareyi okuyabilen, ortadaki ismi de kolaylýkla okuyabilecektir, o halde bunca kitap sanatçýsý neden böyle bir sayfa düzeni seçmiþ olabilir? Bu sorunun cevabý, bizâtihi altyazýnýn metninden anlaþýlmaktadýr: "Hâzâ" denirken, daire içindeki nesne kastedilmektedir, "ismu Hazreti Ebû Bekrin" denirken ise birinci halifenin adý. Bundan ise þu sonuç çýkmaktadýr ki, daire içindeki nesnenin, içeriðinden (yani Hz. Ebû Bekir'in isminden) ayrý bir kimliði daha vardýr. Bir resimdir bu. Eðer sadece bir ismin yazýlmasýndan ibaret olsaydý, ne olduðunun baþka bir yazýyla belirtilmesi gerekmeyecekti. Hat eserlerinin görselliði, bazen de yazýnýn, þeklen içeriðini çaðrýþtýrmasý olarak tezahür eder. Örneðin lâkaplarý "Esedullâh" ve "Haydar" olan Hz. Ali'nin, arslan biçiminde yazý-resimlerle anýlmasý, "Ali" ismindeki “ye” harfinin mâkus olarak ve Hz. Ali'nin kýlýcý Zülfikar'a benzeyecek þekilde çatallý yazýlmasý, "Ah mine'l-aþk" yazýlarýnda “he” harfinin aðlayan bir göze benzetilmesi hep sözün resmi olan yazýnýn dile gelmesi, merâmýný yalnýz oluþturduðu kelimelerle deðil, biçimiyle de anlatmasýnýn örnekleridir.
27

Resim 16 - Mehmed Þefik Bey'in 1292/1875 tarihli Âl-i Abâ istifi. (Yazarýn koleksiyonu.)

Hüseyin Sâtý' Efendi'nin Resim 15'te görülen 1318/1900-1 tarihli Eshab-ý Kehf levhasýnda yedi uyurlarýn adlarý daire þeklinde istif edilmiþ, ortalarýna da köpekleri Kýtmîr'in adý yerleþtirilmiþtir. Bunun, saðda gördüðünüz, Topkapý Sarayý Müzesi'nde bulunan ve Mehmed Siyah Kalem'e atfedilen Yakub Bey Albümleri’nden birindeki 15. yüzyýl minyatüründe gösterildiði gibi maðarada birbirlerine sokularak uyuyakalmýþ olan mesel kahramanlarýnýn, bu kez kiþilerin tasvirleri iþlevini isimlerin gördüðü bir resmi olduðunu söylemek mümkün deðil midir? Mehmed Þefik Bey'in Resim 16'daki 1292/1875 tarihli Âl-i Abâ istifinde-armut þeklinde olmasýný bir kenara býrakalým, Fatýma adýnýn fe'si, Ali adýnýn ayýn'ýnýn içine

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 17 - Elhac Mehmed Nazif Bey'in, Besmele'nin meziyetlerini anlatan 1319/1901-2 tarihli celî sülüs levhasý. (Yazarýn koleksiyonu.)

yerleþtirilmiþtir. “Ayn” kelimesinin Arapça "göz" anlamýna gelmesi, burada kinayeli bir anlatýmla "Hz. Fatýma, Hz. Ali'nin gözbebeðiydi." fikrinin amaçlandýðýný akla getirmektedir.

"hatt-ý istivâ" sözleriyle sanýrým bu uzun “sîn” kastedilmektedir. Bilindiði gibi Sýrat-ý Müstakim'in Kur'an-ý Kerîm'deki "doðru yol", yani Ýslâm dini anlamýnýn yaný sýra, tasavvuf erbabý arasýnda bir de "Sýrat köprüsü" motifi yaygýndýr ve öldükten sonra kullarýn imtihan niyetine üzerinden geçirileceði "kýldan ince, kýlýçtan keskince" mecâzî köprü anlamýna gelir; geçebilenler Allah'a vâsýl olacak, geçemeyen günahkârlar düþüp cehennem ateþinde yanacaktýr. Gerçekten de ilk iki satýrda yazýldýðý hâliyle "Bismillâh" kelimeleri, Lâfzatullah'a giden bir köprüye benzemektedir. Ancak mesele bununla bitmez. Son mýsrada Besmele'nin "menhec-i âsân", yani kýsa yoldan Allah'a vardýðý söylendiðinde “sîn” harfi keþîdesiz yazýlmýþ, yani kýsaltýlmýþ, bu suretle mýsranýn anlamý, bizâtihi yazýnýn þekliyle teyid edilmiþtir.
O halde görülüyor ki, hat eserleri, ister yazý-resim cinsinden olsunlar, ister düz yazý, yalnýz metin deðil, ayný zamanda görsel san'at eserleridirler. Bu görsellikleri de, yazýlý olmalarý sayesinde gerçekleþmektedir. Þimdi de üçüncü ve son baþlýðýmýza dönelim: Hüsni hat san'atýnýn yazý olma vasfý. Acaba hat eserlerine yazý düzeyinde yaklaþarak nerelere varabiliriz? Þunu hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki, ele aldýðým üç baþlýk arasýnda bugüne kadar en az araþtýrýlmýþ ve dolayýsýyla da en çok düþünülmeye muhtaç olaný budur. Bir örnek vereyim. Hat tarihinin en önemli dönüm noktalarýndan, yahut menzil taþlarýndan biri, Milâdî 10. yüzyýlýn ilk yarýsýnda Ýbn-i Mukle'nin “hatt-ý mensûb”, yani

Resim 17 'de görülen 1319/1901-2 tarihli celî sülüs levha ise Elhac Mehmed Nazif Bey'e aittir. Levhanýn metni þöyledir:
Alem kaldýrsa bir yerde kaçan sultan-ý Bismillâh Olur lâhutiyân ârâyiþ-i dîvân-ý Bismillâh Sýrat-ý Müstakim'i anla hatt-ý istivâsýndan Varýr Allah'a doðru menhec-i âsân-ý Bismillâh Besmele'nin meziyetlerini dile getiren bu rubainin ilk iki mýsrasýndaki "Bismillâh" kelimelerinde sîn harfi - "oklu" tabir edilen birçok Besmele'de olduðu gibi - keþîdeli yazýlmýþ, yani uzatýlmýþtýr. Üçüncü mýsradaki
28

"orantýlý yazý"yý icâd etmesidir. Gerek bugün hat san'atýnýn temel taþlarýndan olan nokta hesabý ve gerekse artýk kullanýlmayan daire

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU usûlü, Ýbn-i Mukle'nin bu büyük devrimine dayanýr. Ama bu devrim acaba neden vuku bulmuþtur? Onu sadece Ýbn-i Mukle'nin kiþisel dehâsýna atfetmek, getirdiði yeniliklerin neden öteki hattatlarca benimsendiðini açýklamaya yetmez. Oysa Ýbn-i Mukle, bugün Fas ve Cava gibi Ýslâm medeniyetinin ileri karakollarý addedilebilecek olan bazý uzak yerler dýþýnda bütün hattatlarýn ortak üstâdý, silsilelerinin baþlangýç noktasýdýr. Bu acaba nasýl izah edilebilir? Yasser Tabbaa, 1999'da Ars Orientalis dergisinde yayýnladýðý bir makalesinde son derece ilgi çekici bir açýklama önermiþtir. Ona göre Ýbn-i Mukle'nin yazýda yaptýðý büyük yenilik, veziri olduðu Sünnî Abbasî devletinin, Basra ve Küfe'yi iþgal etmiþ olan Karmatîler ve Akdeniz havzasýnda doðuya doðru ilerlemekte olan Fatýmîler gibi Þiî devletleri tarafýndan sýkýþtýrýldýðý bir döneme rastlamaktadýr. Bu tehditler karþýsýnda Abbasî halifesinin elindeki pek az kozdan biri, Ýslâm dininin kutbu ve Ýslâm ümmetinin hâmisi olma niteliðiydi. Kur'ân-ý Kerîm'in en doðru tertibi konusunda hâlâ ihtilâf bulunduðu, Þiî devletlerinin Sünnîlerden farklý tertiplerde israr ettiði bir ortamda halifenin bu niteliðini hayata geçirmesinin bir yolu da, meþru mushaflar teksir ettirip yaydýrmaktý. Ýþte, gerek bu meþru mushaflarý diðerlerinden kolayca ayýrdedebilmek, gerekse metni mümkün olduðu kadar hatasýz olarak kaydedebilmek için, o zamana kadar sadece kûfî yazýsýyla istinsah edilmiþ olan mushaflarý, evvelce sadece idârî iþlerde kullanýlmýþ olan nesih yazýsýnýn yeniden tanzim edilmiþ bir biçimiyle istinsah etmeye baþlamak,
29

Ýbn-i Mukle'nin getirdiði büyük yeniliðin temelidir. En azýndan Yasser Tabbaa'nýn görüþü budur. Ýbn-i Mukle'nin yaptýðý devrim, hat san'atýnda emsalsiz deðildir elbette. Acaba bu san'atýn öteki mühim dönüm noktalarý nasýl izah edilmelidir? Sözgelimi 15. yüzyýlýn sonlarýnda Þeyh Hamdullah'ýn aklâm-ý sitte'de Yâkut üslûbunun yerine yepyeni bir üslûp yaratmasý, getirdiði büyük yeniliðin de son derece kýsa bir süre içerisinde bütün Osmanlý hüsn-i hat camiasý tarafýndan benimsenmesi, o dönemde Osmanlý Ýmparatorluðuyla Memlûk devleti arasýnda yükselmekte olan rekabete baðlanabilir mi? Yahut 19. yüzyýlýn baþlarýnda Mustafa Râkým'ýn celî yazýda yaptýðý büyük hamle, ibadetin özelleþtirildiði, günlük ibadetlerini camide deðil de evlerinde etmeyi tercih eden ve bu sebeple o güne kadar daha ziyade camilerde bulunan büyük ebattaki yazýlarý evlerinde de sergilemek isteyen yeni ve nisbeten varlýklý bir sýnýfýn geliþmesinden kuvvet almýþ olabilir mi? Doðrusu, bu sorularýn cevabýný bilmiyorum. Bu son söylediklerim, sadece spekülasyon düzeyindedir. Ama böyle sorularýn sorulmasý ve ciddiyetle araþtýrýlmasý gerektiði kanaatindeyim. Bu da, bana verilen teblið konusunun, þu ana kadar üzerinde durmadýðým bir boyutuna getiriyor sözü: Hat san'atýnýn geleceði. Bu noktada þöyle bir çeliþkiyle karþý karþýyayýz. Bilindiði gibi hat san'atýnda geleneklere baðlýlýk çok önemlidir. Öðrencinin hocasýna sadakati en büyük meziyeti addedilmiþ; hocasýný, kendisinden ayýrdedilemeyecek kadar iyi taklid edebilen öðrenci makbul sayýlmýþtýr. Nitekim son dönemin büyük

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 18 - Mehmed Özçay'ýn 1427/2006 tarihli "Aþk ve Meþk" karalamasý. (Özel koleksiyon.)

30

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

hattatlarýndan Elhac Ahmed Kâmil Akdik,

neredeyse yok olmuþ, yerine baþýboþluk ve düzensizlik gelmiþtir. Arap harflerinin yerini seksen yýl önce Lâtin harflerinin almýþ olduðu Türkiye'de ise durum, bunun tam aksidir. Çünkü kitle kültürünün ve iletiþim endüstrisinin getirdiði geliþigüzellikten nasibini alan Lâtin harfleri olmuþ, Arap harfleriyse, bir san'at mevzuu olarak güzelliklerini koruyabilmiþlerdir. Ancak her alanda olduðu gibi hüsn-i hat dalýnda da yeni yollar aranmasý, deneyler yapýlmasý kaçýnýlmazdýr, hattâ gereklidir. Geleneksel olsunlar ya da olmasýnlar, güzel san'atlarda ictihad kapýlarý hiçbir zaman kapanmýþ sayýlamaz. Hat san'atýný sürdürmek ve saðlýklý bir þekilde geleceðe aktarabilmek; nereye kadar "eslâfýn

"Bu iþde birinci vazife eslâfýn âsârýný tedkik ve taklid eylemektir." demiþtir.
Öte yandan, hat san'atýnýn tarihine baktýðýmýzda, ilk hatýrýmýza gelen hattatlar hep san'atta büyük yenilikler yapmýþ olanlardýr: Ýbn-i Mukle, Yakut, Þeyh Hamdullah, Hafýz Osman, Mustafa Râkým, Mehmed Esad Yesârî ve diðerleri... Peki ama, kabul gören yenilikler neden kabul görmüþtür, kabul görmeyenler neden tarihe karýþmýþtýr? Baþka bir ifadeyle hat san'atýnda teceddüd ile bid'at arasýndaki farký nasýl tanýmlayabiliriz? Sanýrým þimdiye kadar bu soruya hep teleoloji, yani gayecilik düzeyinde cevap aranmýþtýr. Bu da demektir ki bugüne çýkan yollar doðru, bugüne çýkmayan yollarsa yanlýþ addedilmiþtir. Ancak bu, bilimsel bir tarih yöntemi deðildir. Öte yandan, baþarýlý olan yeniliklerin, var olan geleneðin baðrýndan çýktýðý, daha önceki icraati damýtarak mükemmelleþtirdiði savý da tamamen ikna edici deðildir, zira en nihayet her yenilik belli bir tarihî baðlamýn içinden çýktýðý gibi, baþarýlý hüsn-i hat yeniliklerinin sadece birer damýtma iþleminden ibaret olduðu iddiasý da, en azýndan, delillerle ispat edilmeye muhtaçtýr. Sözün kýsasý, kabul edilen yeniliklerle edilmeyen yenilikler arasýndaki farklar henüz anlaþýlmýþ ve belirlenmiþ deðildir. Bugün Arap dünyasýnda yazý alanýnda tam bir keþmekeþ hüküm sürmektedir. Kitle kültürünün, iletiþim endüstrisinin ve bunlarýn yaný sýra köktenci bir bireyciliðin etkisiyle Ýslâm yazýsýnýn beþiðinde hüsn-i hat san'atý
31

âsârýný tedkik ve taklid eylemek" gerektiðini,
nereden sonra da yeni biçimler, yeni teknikler, yeni usûller denenebileceðini, heyecana kapýlmadan, salim kafayla düþünmeyi gerektirmektedir. Her halükârda bugün, hat san'atýnýn geleneklerine baðlý olan, fakat sýrtlarýný bu geleneklere vererek birbirinden ilginç tecrübeler yapmaktan da kaçýnmayan son derece yetenekli genç hattatlar vardýr (Re-

sim 18). Þuna inanýyorum ki, hüsn-i hat
san'atý onlarýn elinde kaldýkça ve onlar aþk ile meþki bir araya getirip canla baþla çalýþmaya devam ettikçe, endiþe etmemize hiç gerek olmayacaktýr. Teþekkür ederim.

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 32

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

TÜRK TEZHÝP SANATI
Ayþe ÜSTÜN*
Özet
Çok çeþitli dallarý bulunan klasik Türk tezyinat sanatýnýn büyükçe bir bölümünü "Kitap Sanatlarý" teþkil eder. Türk kültür medeniyetinin önemli eserleri arasýnda bulunan "el yazmalarý", matbaanýn Osmanlý toplumunda geliþmesine kadar klasik sanatlarýmýzýn en çok kullanýldýðý alan olmuþtur. Gerek yurt içi gerekse yurt dýþý kütüphane, arþiv ve müzelerin binlerce kitap ve arþiv malzemesi içinde Türk hat, cilt, tezhip ve nakýþ ustalarýnýn büyük beceri, ustalýk ve sabýr isteyen çalýþmalarý sonucu meydana getirilen yazma eserler ve levhalar da bulunmaktadýr. Hattýn yanýnda onu bezeyen, ortaya çýkaran, kýymetini artýran tezhip, kitap sanatlarý içinde ayrý bir önem taþýr. Tezhip, ezilerek boya haline getirilmiþ varak altýn ve deðiþik renklerin kullanýmýyla gerçekleþtirilen bir kitap sanatýdýr. Türk Kitap Sanatlarý'nda kendine özgü bir güzellik felsefesi hakimdir. Sanatkarlar, bu felsefenin kaynaðýný tabiatta bulmuþlar, tabiattan aldýklarý bitki ve hayvan motiflerini ya gerçek görüntülerine yakýn bir biçimde çizmiþler ya da motifleri üsluplaþtýrýp onlara yeni biçimler ve görünümler kazandýrmýþlardýr. Bu baðlamda tezhip sanatý da stilize edilmiþ nebati ve hayvani kökenli motiflerle hazýrlanan kompozisyonlarda uygulanma sahasý bulmuþtur. Hepsi birbirinden muhteþem desenlerde kullanýlan motiflerin bazýlarý her devirde revaç bulan, bazýlarý da belirli dönemlerde parlayýp sönen bezeme unsurlarýdýr. Mesela Selçuklu ve Beylikler Devri'nde çok sýk kullanýlan "münhani" motifi, her dönem, kompozisyonlarda ana motif olma özelliðini korumuþtur. Uygur Türkleri vasýtasýyla Orta Asya'da yayýlan ve geliþme gösteren tezhip sanatý, Selçuklular Ýran üzerinde Anadolu'ya ulaþýr. Anadolu'daki mevcut kültürlerle kaynaþarak geliþmesini devam ettirir. Bu geliþme ve üsluplarýn doðuþunda, Uzakdoðu ve Ýran'dan çeþitli aralýklarla gelen tesirler, Memluk sanatý izleri, Anadolu Beylikleri'nden kalan miras, fethedilen topraklardan gelen yeni zevklerin katkýsý görülür. Yeni zevklerin birleþimi XVI. yüzyýlda Osmanlý-Türk sanatýný zirveye taþýmýþtýr. Türklerde hükümdar sarayý bünyesinde oluþan nakkaþhane, bir gelenek halinde Anadolu Selçuklularýndan ve Timurlu Sarayý’ndan beri süregelmektedir. Bu geleneði Osmanlý padiþahlarý da devam ettirmiþler, fetihler sýrasýnda pek çok sanatkarý himayesine almýþlardýr.

* Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Vekili

32

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 33

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Osmanlý saray nakkaþhanesindeki sanatkarlar, "ehl-i hiref" denilen teþkilata mensuptu. Sanatkarlar yalnýz kitap sanatýyla uðraþmazlar; saray köþklerinin, binalarýn kalemiþi desenlerini hazýrlar ve tatbik ederlerdi. Saray nakkaþlarý tarafýndan hazýrlanan desenler, imparatorluk sýnýrlarý içindeki sanat merkezlerine de ulaþtýrýlýrdý. Osmanlý sanatýnda görülen ve yüzyýllarca devam eden üslup birliðinin saðlanmasý bu yolla olmuþtur. Klasik tezhip sanatýnýn ilk yarýsý, Fatih Sultan Mehmed'in padiþah oluþundan onaltýncý asrýn ikinci yarýsýna kadar içine alan süreyi ihtiva eder. O dönem saray nakkaþhanesinin baþýnda Baba Nakkaþ vardýr. Tezhip sanatýnýn ikinci parlak devri ise onaltýncý asrýn ikinci yarýsý, Kanuni Sultan Süleyman dönemidir. Saray nakkaþhanesinde ser nakkaþ olarak önce Þah Kulu, sonra onun öðrencisi Kara Memi bulunmuþtur. Her iki sanatkar da onaltýncý yüzyýl tezhip sanatýnda yeni üsluplar ortaya koymuþlardýr. Onyedinci asrýn ortalarýnda Osmanlý Devleti'nde baþlayan sosyal ve siyasi gerileme, sanat faaliyetlerine de yansýmýþtýr. Buna raðmen geçmiþ asrýn etkisiyle bir müddet klasik tarzda tezhip yapýlmaya devam edilmiþtir. Onsekizinci yüzyýlda Batý sanatýnýn barok ve rokoko tarzlarý, Osmanlý sanatýna nüfuz etmesiyle yeni zevk ve anlayýþlar doðrultusunda eserler verilmeye baþlanmýþ, klasik bezeme üslubundan uzaklaþýlmýþtýr. Bu devirde "Türk rokokosu" denilen yeni bir tarz doðmuþ, batý sanatý motifleri giderek bezeme sanatýmýzý istila etmiþtir. Ondokuzuncu asýrda desenlerden milli karakterin silindiði görülür. Bunda Sultan II. Mahmud'un gayri müslim tebaaya da nakkaþlýk hakkýnýn verilmesinin büyük etkisi vardýr. Tanzimat'ýn ilanýndan sonra -hat hariç- bütün sanatlara olumsuz yönde etki eden bu deðiþme, Türk el sanatlarý ve sanatkarlarý açýsýndan menfi bir durum ortaya çýkarýr. Klasik sanatlarýmýz üzerindeki saray desteði kalkar ve maalesef sanatkarlar küstürülür. Yirminci asrýn baþlarýnda geleneðe baðlý sanatlarýn yaþatýlmasý ve bu alanda öðrenci yetiþtirilmesi amacýyla Ýstanbul'da Medresetü'l-Hattatin (1914-1924) kurulur. 1928'e kadar Hattat Mektebi adýyla çalýþan bu kurum, 1929'dan itibaren Þark Tezyini Sanatlar Mektebi adýyla hizmet etmiþtir. Cumhuriyetin ilanýndan sonra, Atatürk'ün emriyle 1936'da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)'nin Türk Tezyini Sanatlar Þubesi olarak yeniden oluþturulmuþtur. Bu dönemde akademi hocalarýndan Dr. Süheyl Ünver minyatür ve tezhip, Feyzullah Dayýgil çini desenleri, Necmeddin Okyay cilt, Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt tezhip hocalýðý yapmýþlardýr. Bu dört müstesna ismin tezhip sanatýnýn geçen asýrdaki bozuk düzeninden kurtularak klasik anlayýþa baðlanmasýnda emekleri büyüktür. Prof. Dr. Çiçek Derman, Yrd. Doç. Dr. Ýnci Ayan Birol, Gülbin Mesara, Cahide Keskiner, Melek Antel, Ülker Erke vb. sanatkarlar bu hocalarýmýzýn yetiþtirdiði nadide isimlerdendir. 1937'den sonraki yýllarda yurt dýþýndan dönen ve Batý tarzýnda eðitim almýþ genç elemanlar ile akademi müdürü Burhan Toprak'ýn gayretiyle Türk Tezyini Sanatlar Þubesi atýl hale getirilmiþtir. Þube küstürülen veya emekli olan hocalarýn yerinin doldurulamamasý sonucu 1970'de tamamen kapanmýþtýr. 1975'de Avrupa Ortak Topluluðu'nun "Dünya Milletlerinin Kültürel Miraslarý" üzerine açtýðý yarýþma, 1976'da bu bölümün "Geleneksel Türk El Sanatlarý" adý altýnda beþ anasanat dalý halinde yeniden açýlmasýna sebep olmuþtur. Mensup olduðu kültürün sanatlarýný hazmedemeyen elemanlar yüzünden bölümün akademi binasý içinde deðil, fakülte binasý dýþýndaki bir apartmanda eðitim ve öðretim vermesine izin verilmiþtir ve hali hazýrda da durum böyledir. Türk tezhip sanatý bugün bazý üniversitelerimizin güzel sanatlar fakültelerinin bünyelerinde ve özel atölyelerde öðretilerek varlýðýný sürdürmektedir.

33

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 34

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU Giriþ Türk Sanatýnýn çok güzel bir tarifi vardýr: "Dýþta sâdelik, içte ihtiþâm" Türk sanatlarýnýn ve özellikle de tezyînî sanatlarýmýzýn ortak ve karakteristik özellikleri; konuya realist bir göz ile bakýþ, veciz ifâde, sâdelikte güzeli arama, tevazû, anlaþýlýr olma, çizgideki ifâde gücü, renklerin parlaklýðý, biçim zenginliði ve malzemenin uzun ömürlü olacak þekilde seçilmesidir. Kitap sanatlarýmýz geçmiþten bugüne, bugünlerden yarýna asýrlar boyunca kitaba verilen deðerin, duyulan saygý ve ilginin ifadesi olarak geliþmiþ, bir ata yadigârý olarak günümüze kadar gelmiþlerdir. Gerek yurt içi, gerekse yurt dýþý kütüphane, arþiv, müze ve özel koleksiyonlarda bulunan binlerce kitap ve arþiv malzemesi içinde klâsik Türk hat, tezhip, minyatür ve cilt ustalarýnýn büyük beceri, sabýr ve özenle meydana getirdikleri yazma eserler ve levhalar bulunmaktadýr. Türk kültür ve medeniyetinin önemli eserleri arasýnda yer alan "el yazmalarý", matbaanýn Osmanlý toplumu içinde yerleþmesine kadar, klâsik sanatlarýmýzýn en çok kullanýldýðý alan olmuþtur. Matbaanýn icadýndan evvel dînî, ilmî, edebî vb. konularý ihtivâ eden tüm kitaplar elle yazýlýrdý. Bunlarýn baþýnda da Kur'ân-ý Kerîmler, Delâilü'l-Hayrâtlar, En'âm-ý Þerîfler, Dîvânlar, Risâleler, Evrâd-ý Þerîfler gelirdi. El yazmasý bir eserin sanat deðeri niteliði taþýmasý, onun hattýnýn iyi bir hattat elinden çýkmasýna, cildinin, tezhibinin ve tasvirlerinin ustalýkla yapýlmasýna baðlýdýr. Yazmalarýn hat, cilt, tezhip ve minyatürleri döneminin ekonomik, sosyal ve sanatsal anlayýþýný gösterirler.
34

Arapça "altýnlamak" mânâsýna gelen tezhip kelimesi, ezilerek fýrçayla sürülecek hale getirilmiþ olan varak altýn ve deðiþik renklerin kullanýlmasýyla gerçekleþtirilen, parlak ve cazip bir kitap sanatýdýr. Ortaçað’ýn ilk dönemlerinden baþlayarak Türk hükümdarlarý, ailesi ve devletin ve devrin ileri gelenleri kendi adlarýna yaptýrdýklarý kütüphanelere bir tür itibar göstergesi olarak, yüzlerce, dönemin ileri gelen hattatlarýna veya kâtiplerine, eser telif veya istinsah ettirmiþlerdir. Ayný zamanda bu eserleri devrin en ünlü müzehhiplerine tezyin ettirdikleri görülmüþtür. Tezhip Sanatý daima hat sanatý ile beraber karþýmýza çýkar. Hattýn yanýnda onu bezeyen, ortaya çýkaran, kýymetini artýran tezhip, kitap sanatlarý içinde ayrý bir önem taþýr. Büyük bir itina ile hazýrlanan eserlerde, takdim edilen þahsýn konumuna veya sipariþ eden kimsenin mali gücüne göre, kullanýlan malzeme ve sarf edilen emeðin de farklý olduðu görülür. Türk Tezhip Sanatý'nda kendine özgü bir güzellik felsefesi hakimdir. Sanatkârlar bu felsefenin kaynaðýný tabiatta bulmuþlar, tabiattan aldýklarý bitki ve hayvan motiflerini ya gerçek görünüþlerine yakýn bir biçimde çizmiþler ya da kendi zevk ve düþüncelerine göre yeniden þekillendirmiþlerdir. "Üslûplaþtýrma" denilen bu yol sâyesinde, tabiat birebir kopya edilmemiþ, tabiata aykýrý þekiller çizilmemiþtir. Hemen her kültürde görülen geometrik þekiller, sembolik motifler ve bitkisel motifler, Türk-Ýslâm tezyinâtýnda çeþitlenmiþ ve baþlý baþýna bir süsleme kategorisi hâlinde geliþmiþtir. Bu geliþme içinde bazý dönemlerde belirli kompozisyon tercihleri olduðu gibi -örneðin: Selçuklular devrinde geometrik be-

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 35

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU zeme, Osmanlýlar döneminde bitkisel ve rûmî bezeme aðýrlýk kazanmýþtýr- diðer süsleme unsurlarýyla birleþme eðilimleri sürekli deðiþmiþtir. Her kompozisyon türü bir diðerine hem benzer hem ayrýlýr. Farklýlýk, yazý etrafýndaki bezeme þemalarýnda, benzerlik ise özdedir. Her canlý Yüce Yaratýcý'ya uzanýr, her canlý ona ulaþmak için çizilen kývrýmlý kader yolunu izler. Cennet bahçelerini çaðrýþtýran çiçekler, bitkiler, helezonik motiflerin çeþitli dönüþleri kýrýlmalar, köþe yaparak her defasýnda alttan ve üstten geçerek ilerler. Bazen baþladýðý noktaya tekrar varýr, bazen de fasit bir daire üzerinde döner dolaþýr. Tezhip sanatýnda kullanýlan motiflerde, bu anlayýþ bariz bir þekilde göze çarpar. Bu nedenle Tezhip sanatý, üsluplaþtýrýlmýþ nebâti (hatayî, penç, goncagül, yaprak v.d.) ve hayvani( rumi, münhani, çintemani…) kökenli motiflerle hazýrlanan kompozisyonlarda bolca uygulama sahasý bulmuþtur. Günümüzde tezhibe ve diðer gelenekli sanatlarýmýza yoðun ilgi vardýr. Bu durum sanat açýsýndan hem sevindirici hem de kaygý vericidir. Çünkü iyi tezhip ile kötü tezhibi karýþtýranlar olmakta; birçok kiþi müzehhip olarak ortaya çýkmaktadýr. Oysa tezhip ustalýðý ancak uzun, sabýrlý ve titiz bir çalýþma sonucunda ortaya çýkabilir. Bu iþe gönül verenlerin iþçilik kadar desen ustalýðý, yaratýcýlýk, hatta sanat tarihi bilgileriyle dolu olmalarý gerekmektedir. Bu üç unsur birleþmeksizin gerçek bir müzehhip, usta olmak imkansýzdýr. Tarih boyunca farklý sanat dallarýyla uðraþan geniþ bir sanatkâr topluluðu tarafýndan müþterek çalýþýlarak uygulanan bu sanat, günümüzde herþeyiyle tek kiþinin
35

emeði sonucu gerçekleþmektedir. Kâðýdýn boyanýp âherlenerek hazýrlanmasýndan, altýnýn ezilerek boya hâline getirilmesi, desenin tasarlanýp kâðýda geçirilmesi, renklerinin tespitine ve nihayet sanatýn uygulanýþýna kadar bütün bu iþlemler bir kiþinin elinden çýkmaktadýr. Daha önce de söylediðimiz gibi tezhip sanatý daima hat sanatý ile beraber karþýmýza çýkar. Tezhip sanatýna dair bilgi verilirken tezhibin hattý bezediði, O'nun üstüne yakýþan en güzel elbisesi olduðu ifâde edilir. Arap harflerinin belirli kaidelere baðlanmaya baþlamasýyla birlikte gerek harf aralarýna gerek kenarýna, gerekse etrafýna süslemeler yapýlmýþ ve bu daha sonra gelenek halini almýþtýr. Hat geliþtikçe tezhip de geliþmiþ ve güzelleþmiþtir. Ancak tezhip, hat olmadan da, sâdece yazýyý süsleyen deðil, baþlý baþýna bir estetik deðer vasfýný taþýyan bir sanat koludur. Nasýl ki bir cami, bir temel üzerine oturtulmuþ dört duvar, kubbeler ve minaresiyle birlikte içindeki tezyinât yani çini, kalem iþi, hat ve bezeme, taþ iþçilik, kündekâri gibi sanat unsurlarý olmadan mimari bir sanat eseri sayýlamýyorsa, tezhibi olmayan kýymetli yazýlar da, yani zahriye sayfasý, serlevha sayfasý, unvan ve fasýl baþlarý, güller, duraklar olmadan sanatsal açýdan yarým kalmaktadýr. Yukarýda gösterilen örneklerde dikkat ederseniz, tezhipli alanlarýn aralarýndaki küçük boyutlu birkaç satýrlýk düz yazýlarda ki mutlaka devrin ünlü hattatlarý tarafýndan yazýlmýþtýr- sadece hat sanatýna ait kurallar dikkatimizi çeker. Sanatsal bir özellik söylemek çok zordur.

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 36

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 1 - Müzehhep sayfa düzenlemesi, 15.yy. (Miniatures Ýllustrations… No: 79)

Resim 2 -- Unvan sayfasý tezhibine örnek, (Miniatures Ýllustrations… No: 141).

Resim 3 - Unvan sayfasý tezhibine örnek, (Miniatures Ýllustrations No: 216).

Resim 4 - Fasýlbaþý sayfasý tezhibine örnek (Miniatures Ýllustrations … s.128).

36

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 37

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Biçim özelliklerinde etkiyi artýran bir faktör de bezemedir. Bezeme, üzerinde veya etrafýnda ya da içinde yer aldýðý formun etkisini artýran ya da azaltan bir eleman olarak, mimari plastikten seramiklere, kitap sanatlarýna kadar yayýlan, sonucu belirleyici bir unsurdur. Bundan sonraki resimde Ali Þîr

deseninde çok ince bir iþçilik, emek, sabýr ve ustalýk gerektiren bir tasarým vardýr. Tezhip için ayrýlan alanlar dengeli bir þekilde bölünmüþ, seçilen motifler ve bunlarýn iþlendiði renkler bir uyum dahilinde plânlanmýþtýr. Türk-Ýslâm kültüründe kitaba kutsal gözüyle bakan sanatkâr, sadece muhtevâlarýyla deðil, maddi görüntüsüyle de insanýn gözüne ve ruhuna hitap etmektedir. Müstakil olarak yapýlan tezhiplere en güzel örnekler Zahriye sayfalarýdýr. Nasýl ki hattatlar Allah (c.c.) 'a muhab-

Nevâî'ye ait Dîvân'ýn müzehhep ser levha sayfasýnda çiçekli kûfi ve talik yazýlarý görüyorsunuz. Yazý, burada bezemenin bir unsuru gibi kalmaktadýr. Etrafýndaki tezhibin

Resim 5 - Ali Þir Nevaî Divan'ýndan serlevha tezhibi,16.yy. (Miniatures Ýllustrations… No: 246-247).

37

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 38

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

bet ve hürmetlerini göstermek için, bütün maharetlerini bir Kurân-ý Kerîm ya da Hilye-i Þerîf levhasý yazarak ortaya koyuyorlarsa, müzehhipler de gönüllerindeki güzel duygularý desen, renk ve emekleri aracýlýðýyla kaðýt yüzeyine iþleyerek Rabbine sunmaktadýrlar. Özellikle sonsuz karakterli ulama kompozisyon þemalý zahriye sayfalarýnda bunu hissetmek mümkündür. Þimdi, on beþ ve on altýncý yüzyýllara ait tam sayfa sývama tezhipli ve ortasýnda ulama, kenarlarýnda simetrik kompozisyon þemalý zahriye örneklerini görüyorsunuz. Desenin çizimi sýrasýnda, kompozisyonu oluþturan yýldýzlarýn, kareleme þemasýna uygun daireler sistemiyle yerleþtirildiði görülür. Sistem kompozisyonun kendisi deðil, fakat kompo-

zisyonun çatýsýný anlatan analitik bir kavramdýr. Kompozisyon deyimi ise, bezemenin karakterini nitelendirdiðinden estetik bir deyimdir. Dolayýsýyla, farklý kompozisyonlar ayný sisteme göre kurulabilir. Buradaki örnekler farklý olmakla birlikte, bitkisel ve geometrik elemanlar, eksenler üzerinde belirli bir ritme baðlý olarak yerleþtirilmiþlerdir. Bezeme sanatlarýmýzda en önemli aþama desenin ahenkli ve dengeli bir þekilde hazýrlanmasýdýr. Ýyi bir desen ortaya koyabilmek için tasarým yapmasýný bilmek gerekir. Tasarým yapmasýný bilmeyen bir nakkaþ tezhibi iþleyemez. Tezhibin motiflerini, kurallarýný bilmeyen, deseni çizemeyen nakkaþ minyatürün detaylarýný yerleþtiremez. Ayný þeyi cilt sanatý için de söyleyebiliriz. Cilt

Resim 6 - Hamse, Zahriye Sayfasý H.898 (1492-93), Herat (Miniatures Ýllustrations… No: 44-45).

38

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 39

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 7 - Ýkinci Beyazýd dönemi zahriye sayfasý örneði (Zeren Tanýndý, Osmanlý Uygarlýðý, s. 866).

kapaklarý üzerinde görülen envai çeþit kompozisyonlarý mücellidler, tezhip sanatýnýn belirli kurallarýný öðrendikten sonra gerçekleþtirmiþlerdir. Yoksa, minyatürler sadece zeminleri düz boyalý nesne ve figürlerden, cilt kapaklarý da düz deriden veya kumaþtan yapýlýr, sanatsal bir deðeri olmazdý. Dolayýsýyla tezhip sanatýnýn klâsik devrinde mekik, madalyon ve tam sayfa sývama müzehhep zahriye sayfalarý, tezhibin baþlý baþýna bir estetik deðer vasfýný taþýdýðýný gösterir.
39

Zahriye sayfalarýnýn yanýnda Kur'ân-ý Kerîm, Delâilü'l-Hâyrât, Evrâd-ý Þerîf, En'am-ý Þerîf gibi din kaynaklý manevî deðeri olan eserlerin dýþýnda kalan edebî eserlerin serlevha sayfalarýný da bu açýdan deðerlendirebiliriz. Özellikle Tebriz, Þiraz, Herat ve Türkmen kökenli ustalarýn yaptýklarý zahriye ve serlevha sayfalarýndaki birbirinden farklý ve deðiþik kompozisyonlarýn ihtiþamýna vurulmamak elde deðildir. On sekiz ve on dokuzuncu yüzyýl zahriye tezhiplerinde de devrin özelliðine ve

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 40

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 8-9 - Tezhipli minyatür örneði ve figürler üzerindeki tezhip unsurlarýndan detay (Miniatures Ýllustrations… No: 187)

kýymetine göre barok ve rokoko bezeme yapýlmýþ zahriye ve serlevha sayfalarýný görebiliriz. Günümüz müzehhipleri de yazýya baðlý kalmadan tezhibin desen ve form güzelliklerini tek baþýna ortaya çýkaran ürünler vermeye devam etmektedirler. Tezhip sanatý, kendisi ile bir ömür tüketen sadýk dostlarýna birtakým alýþkanlýklar da bahþeder. Meselâ sabýrlý olmayý, dikkati, disiplini, düzeni ve zevkli yaþamayý öðre40

tir. Sadece bu kadarla da kalmaz, ayný zamanda kadirþinâs, saygýlý ve fedakâr olmayý da öðretir. Gelenekli sanatlarla uðraþan sa-

natkârlarýmýz, yaratan deðil, keþfeden olduðunun bilincindedir. Batýlý sanatçýlar gibi yaptýðý iþe hayran olmaz (Mikelanj'ýn Musa heykeline "konuþ" demesi gibi), olunmasýný da istemez. Çünkü O, asýl sanatkârýn Sâni-i Hakîkî olduðunu bilir. Hattatlarýmýzýn farklý hat türleriyle istif-

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:48

Page 41

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 10 - Cilt kapak örneði (Miniatures Ýllustrations. No: 14)

Resim 11 - Cilt kapak örneði (Miniatures Ýllustrations.No: 23)

lediði, müzehhiplerimizin de severek etrafýný tezyîn etttiði "Edeb Yâ Hû" vecizesi, bunu en güzel anlatan ifâdelerden biridir. Çünkü gelenekli sanatlarla uðraþanlar, Sâni-i Hakîkî'nin bir ummana benzetilebilen sanatýndan, o vakte kadar görülmemiþ bir katreyi bu dünyaya sâdece yansýtmakla görevlendirildiðinin farkýndadýr. Türk sanat kültürü yazýlý olmaktan ziyâde sözlü bir kültür olduðundan, gelenekli sanatlarýn devamý, usta-çýrak iliþkileriyle ve sanat meclislerinde yapýlan sohbetlerle nesilden nesile aktarýlarak saðlanmýþtýr. Sanatkârlar hem ustalarýna saygýlarýndan hem de arkadaþlarýnýn emeðine hürme41

ten eserlerine imza koymaktan imtinâ etmiþler ve bu davranýþ gelenek halini almýþtýr. Ecdâdýmýz medeniyetini yüceltirken, yaptýklarý eserlerin tarihini bir Batýlý gibi yazmaya fýrsat bulamamýþ, belki de yaptýklarýnda kendini görmeme gibi bir yüce inanýþ ile lüzûm görmemiþtir. Ýster tevâzûdan, ister ebed-müddet vasfý verilen bir devletin sanatýnýn da ebedî olacaðý inancýndan gelmiþ olsun, kendileri için bir alçakgönüllülük ifâdesi, bir meziyet sayýlabilecek olan bu husus, millî kültürümüz için büyük bir kayýp teþkil etmiþtir.

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:49

Page 42

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 12 - Mekik zahriye sayfasý (Ali Emiri Efendi, s.336)

Resim 13 - Madalyon zahriye sayfasý (Miniatures Ýllustrations No: 245)

Batý etkisi karþýsýnda, gelenekli sanatlarýmýzdan kendini koruyabilen sadece hat sanatý olmuþtur. Bunu, Türklerin hat sanatýna, dinine ve bu aþkla hat sanatýnýn tarihsel süreci içinde oluþan yeni üsluplarýna katkýda bulunmalarýna, yüzyýllarca bütün Ýslâm ülkelerine yazý önderliði yapmalarýna, hat sanatýnýn kendine özgü geleneði, çok disiplinli kurallara baðlý oluþuna ve Batý sanatý içinde maddi ve manevi O'nu bozacak herhangi bir unsurun olmayýþýna baðlamak gerektir. Bununla beraber hat sanatýnýn meþk yolu ile öðretimi, usta-çýrak iliþkisine dayalý olmasý ve sýký sýkýya ustaçýrak iliþkisinin devam ettirilmesi, kurallarýnýn dejenere olmasýný engelleyen önemli bir faktördür. Bugün bile bu sözlü ve görsel aktarým, silsilenin son halkasýna kadar devam etmektedir.
42

Resim 14 - Sývama tezhipli zahriye sayfasý, sað taraf (Lale ULUÇ, Þirazlý Ustalar… s.263)

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:49

Page 43

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 15 - Hatime sayfasý örneði 19.yy. (Empire Of Sultans…s.57)

Tarihsel süreç içerisinde ayný durum, ne yazýk ki tezhip sanatýnýn aleyhine iþlemiþtir. XVII. yüzyýlýn ortalarýndan itibaren Osmanlý Devleti'nde baþlayan sosyal ve siyasi gerilemeler, sanat faaliyetlerini de büyük ölçüde etkilemiþtir. Geçmiþin klâsik örneklerinin yanýnda daha kaba tezhip örnekleri yapýlmaya baþlanýr. Bu örneklerde klâsik desen þemasý ayný kalmakla birlikte, kompozisyonlarýn iþlenmesinde bir basitlik ve kabalýk görülür. XVIII. yüzyýlda Osmanlý Devleti'nin Batý
43

ile olan kültürel münasebetlerinin artmasýyla sanatýmýza Batý'nýn Barok ve Rokoko etkileri nüfuz eder. Bu dönemde sanatkârlarýmýz Batý'dan aldýklarý motifleri yenilik kabul ederek kendi zevk ve düþüncelerine göre yorumlamýþlar, klâsik bezeme üslûbundan uzaklaþan tezhipler yapmýþlardýr. Devrin sanatkârlarý Batý tarzý yeni anlayýþla yaptýklarý eserlerle "Türk Rokokosu" denilen akýmýn ortaya çýkmasýna sebep olmuþlardýr. XVIII. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren el ile kitap çoðaltmanýn azalýþý, hattatlarý,

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:49

Page 44

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 16 - 19. yy. sonu tezhipli murakkaa (Empire Of Sultans…s.187)

44

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:49

Page 45

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 17 - Zerendûd yazý ve tezhibi (Ali Emiri Efendi s. 271.)

güzel yazý levhalarý veya küçük kýta yazmaya yöneltmiþtir. El yazmasý kitap sipariþi azalýnca tezhipli yazma eser sayýsýnda da azalma olmuþ, bunun yerine levha tezhibi çoðalmýþtýr. Günümüzde de çok nadir olarak meraklýlarýna yazma tezhibi yapýlmakta, levha tezhibi çalýþmalarý ise bu piyasanýn üçte ikisinden fazlasýný kaplamaktadýr. Sultan III. Selim'in Fransýz kültür ve sanatýna olan hayranlýðý sonucu, Türk el sanatlarý üzerinde Batý nüfuzu giderek artar. XIX. yüzyýl tezhiplerinde barok ve rokoko tarzý motifler, tezhip sanatýný istilâ eder. Desenlerden milli karakter silinir. Bu durum Sultan II. Mahmud'un gayri müslim sanatkârlara da nakkaþlýk hakkýný vermesiyle zirveye çýkar. 1826'dan sonra o devre kadar sanatkârlarýn maddi ve manevi en
45

büyük destekçisi olan saray ve devlet ileri gelenleri eser almaz olur. Dolayýsýyla sanatkârlar en yetkili kurumdan büyük darbe yerler ve çok müþkül durumda kalýrlar. Tezyinatýmýza giren ve klâsik devir anlayýþýndan çok uzak olan motifler yüzünden, meselâ vazo, perde, kurdelâ ve fiyonklarla baðlanan çiçekler gibi, geleneði yansýtmayan tezhiplerin þaþaasý yazýyý ikinci plâna itmiþtir. Yazý bezemenin aðýrlýðý altýnda ezilir. Ancak burada ilgi çekici bir husus görülür. Koyu renk zemin üzerine yazýlan zerendûd yazýlarýn etrafýna yapýlan yeni tarz desenlerin, çok düzgün bir fýrçayla iþlendiði dikkati çeker. Klâsik tezhip sanatýndaki gerileme, 1936'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde Türk Tezyini Sanatlar Þubesi’nin kuruluþuna kadar devam eder. Akademi'nin ilk yýllarýnda,

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:49

Page 46

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

bölümün bir hedefi ve düzenli bir ders müfredatý olmayýþý ve hocalarýnýn hâlâ son devir bozuk tezhiplerini tekrarlamalarý yüzünden bir geliþme gösterilemez ise de sonraki yýllarda Dr. Süheyl Ünver, Muhsin Demironat, Feyzullah Dayýgil ve Rikkat Kunt'un gayretleri ile bu durum deðiþmiþtir. Günümüzde ise, yukarýda isimleri zikredilen hocalarýmýzýn yetiþtirdiði talebeleri, Türk tezhip sanatýný, üniversitelerimizin güzel sanatlar fakültelerinin geleneksel Türk el sanatlarý bölümlerinde ve bazý özel atölyelerde eðitim ve öðretimini vermeye devam

etmektedirler. Ayrýca, gelenekli sanatlarýn devamlýlýðýný saðlamak için sabrýný ve zamanýný seve seve vererek en güzeli ortaya çýkarmaya uðraþan gençlerin varlýðý da tezhip sanatýný gelecekte en muteber bir sanat kolu olacaðýnýn iþaretidir hiç þüphesiz. Manevî zenginliðimiz olan kitap sanatlarý, kökü gelenek, dallarý gelecek olan bir aðaçtýr. Kök, toprak altýnda kaldýðýndan görünmez ama, görünen diðer kýsýmlarýn yaþamasý, o kökün canlý olmasýna baðlýdýr. Kökü kuruyan aðaç devrilmeye mahkûmdur.

KAYNAKÇA Ali ALPASLAN; "Hat Sanatýnda Osmanlýlar", Osmanlý Uygarlýðý 2 (Yay.Haz.,Halil Ýnalcýk-Günsel Renda), Kültür ve Turizm Bakanlýðý, Ankara 2004. Ali Emîrî Efendi ve Dünyasý Fermanlar, Beratlar, Hatlar, Kitaplar, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlýðý - Pera Müzesi, Ýstanbul 2007. Beþir AYVAZOÐLU; Geleneðin Direniþi, Ötüken YayýnevÝ Kültür Serisi:102, Ýstanbul 1996. Celâlettin KARADAÞ; "El Yazmalarý ve Levhalar", 9-10 Nisan 2007, Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatlarý Bölümü'nde sunulan teblið. Çiçek DERMAN; "Cumhuriyet Devrinde Tezhip Sanatý", Yeni Türkiye: Cumhuriyet Özel Sayýsý: IV Kültürel Deðerlendirme 4, (23-24 Eylül Aralýk, 1998). Çiçek DERMAN; "Neden Gelenekli Türk El Sanatlarý", Kubbealtý Akademi Mecmuasý, Y.:32,S.:1, Ocak 2003. Çiçek DERMAN; "Osmanlý Kitap Sanatlarýnda Usta-Çýrak Münasebetleri Üzerine", Prof. Dr. Mübahat S. Kütükoðlu'na Armaðan, Ýstanbul 2006, Ayrý basým. Çiçek DERMAN; "XIX. Yüzyýl Tezhibiyle Ýlgili Örnek Sayfalar", XII. Uluslararasý Türk Sanatý Kongresi

(XII:5-9 Ekim 2003:Amman).
Çiçek DERMAN; "Türk Tezhip Sanatýnýn Asýrlar Ýçinde Deðiþimi", Türkler, C.:12, Yeni Türkiye Yayýnlarý, 2002. Çiçek DERMAN; "Osmanlý Asýrlarýnda, Üslûp ve Sanatkârlarýyla Tezhip Sanatý", Osmanlý, C.:11, Yeni Türkiye Yayýnlarý, 1999. Ýnci A.BÝROL; "Bir Müzehhip Sanatýný Satmaz, Eserini Satar", V:Very Importent Person Magazin, 13,58, 1998. Ýnci A.BÝROL; "Türklerin Sanata Bakýþý ve Tezyini Sanatlarda Desen Çizme Tekniði", Türkler, C.:12, Yeni Türkiye Yayýnlarý, Ankara 2002. Ýnci A.BÝROL-Çiçek DERMAN; Türk Tezyînî Sanatýnda Motifler, Kubbealtý Neþriyâtý, Ýstanbul 2001. J. M. ROGERS; Empire Of The Sultans Otoman Art From The Khalili Collection, Art Services International…Ýn Association With The Khalili Family Trust 2002. Lâle ULUÇ; Türkmen Valiler Þirazlý Ustalar Osmanlý Okurlar, Türkiye Ýþ Bankasý Kültür Yayýnlarý, Ýstanbul 2006. Miniatures Illustrations of Alisher Navoý's Works Of The XV-XIX th conturies, "Fan" Publishing

46

32 - 47 Ayse ustun.qxd

01.11.2007

14:49

Page 47

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU
House of the Uzbek SSR, Tashkent 1928. M. Uður DERMAN; "Hat", Sabancý Koleksiyonu, Akbank, Ýstanbul 1995. M. Uður DERMAN; Sabancý Üniversitesi Sabancý Müzesi Hat Koleksiyonundan Seçmeler, Akbank, Ýstanbul 2002. Müjgân CUNBUR; "Milli Kültürümüzde Kitap Sanatlarý", Milli Kültür Unsurlarýmýz Üzerine Genel Görüþler, Atatürk, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Ankara 1990. Sadettin ÖKTEN; "Geleneðin San'atkarý", El Sanatlarý, S.:2, Ýstanbul 2006. Selçuk MÜLAYÝM; Deðiþimin Tanýklarý Ortaçað Türk Sanatýnda Süsleme ve Ýkonografi, Kaktüs Yayýnlarý No:33, Ýstanbul l999. Zeren TANINDI; "Kitab ve Tezhibi", Osmanlý Uygarlýðý 2 (Yay.Haz.,Halil Ýnalcýk-Günsel Renda), Kültür ve Turizm Bakanlýðý, Ankara 2004.

47

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 48

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

GEÇMÝÞTEN GELECEÐE TÜRK EBRU SANATI
Sadrettin ÖZÇÝMÝ*

Özet
Türk kitap sanatlarý arasýnda özel bir yeri bulunan ebrunun çaðdaþ kitaplarda kullanýmý, geçmiþe nazaran giderek azalmaktadýr. Bunun en önemli sebebi ise ebru ile uðraþanlarýn sayýsýnýn artmasýna karþýlýk kitaplarda kullanmaya uygun ebru yapan ebrucularýn sayýsýnýn ayný oranda artmamasýdýr. Eskiden ebru sadece hüsn-i hat levhalarýn pervazlarýnda, tezhiplerin koltuklarýnda ve

ciltlerde kullanýlýyor iken günümüzde daha ziyade soyut resim özdeþleþtirmesiyle tablo olarak seyir zevkine hitab eder bir anlayýþla kullanýlmakta ve sergilenmektedir. Bunun sonucu olarak da günümüzde ebru yapýmý, geçmiþteki uygulamalarýnda olduðu gibi kullaným yeri düþünülerek deðil çoðunlukla sadece soyut resim anlayýþýyla sürdürülmekte ve hat, tezhip ve cilt sanatçýlarý, eserlerinde kullanmaya deðer ebrular bulamamaktadýrlar. Bir örnek vermek gerekirse, eskiden sadece hüsn-i hat levhalarýn iç pervazlarýnda kullanýlmak üzere yapýlan kumlu ebru, günümüzde ne levhalarda ne de bir baþka yerde kullanmaya imkan vermeyecek derecede yeknesaklýktan uzak, teknenin her bölgesi farklý yoðunlukta kumlanmýþ olarak ve kullaným yeri düþünülmeden sadece ebruyu yapanýn boyayý kumlandýrmadaki marifetinin derecesini ispatlamak amacýyla yapýlýr hale gelmiþtir. Ebrunun ciltte eskisi kadar kullanýlmamasýnýn bir baþka sebebi de, toprak boyalar ve diðer doðal boyar maddeler dýþýnda, birkaç kötü örnek gözetilerek yaðlý boya gibi asitler ve kazein içeren boyalarýn ya da Batýlý ebrucular gibi ebru yapmak hevesiyle diðer sentetik boyalarýn ebruda kullanýmýnýn giderek yaygýn hale gelmesidir. Boya içindeki asitler ve kazein gibi yabancý maddeler zamanla ebru kaðýdýnýn yanmasýna dolayýsýyla ebrunun kullanýldýðý kitap ya da levhanýn restorasyondan geçirilmesine sebep olmakta, bu da iþine saygý gösteren cilt ustalarýnýn günümüz ebrularýný iþlerinde kullanmamalarýna sebep olmaktadýr.

* Ýstanbul Devlet Türk Müziði Topluluðu Ney Sanatçýsý.

48

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 49

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Deðerli katýlýmcýlar, kýymetli misafirler Türk Kitap Sanatlarý Sempozyumu’nda kitap sanatlarýmýz içinde önemli bir yere sahip olan ebru sanatýmýz hakkýnda konuþma fýrsatý bulduðum için, bu sempozyumu düzenleyen Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi Sanat ve Eðitim Kurslarý ÝSMEK yöneticilerine þükranlarýmý sunarým. Ebru sanatýmýzýn geleneði ve tekniði hakkýnda konuþmaya baþlamadan önce kitap sanatlarý içerisinde önemli bir yere sahip olduðuna inandýðým ebru sanatýnýn tarihinden bahsetmek gerekir. Ebru'nun menþei olarak sanat tarihçileri her ne kadar Uzak Doðu ya da Orta Asya’yý gösterseler de ebru sanatýna hizmet kriteri

göz önüne alýndýðýnda Türklerin ebruya en çok hizmet eden millet olduklarý görülmektedir. Bu nedenle ebru sanatý bir millete mal edilecekse bunu en çok hak edenin Türk milleti olduðunu söylemek gerekir. Zira ebrunun bir Türk sanatý olduðuna dair en önemli delil, bütün dünya dillerindeki ebru terminolojisinin Türkçe olmasý ve ebrunun bütün dünyada Türk kaðýdý olarak bilinmesidir. Hangi Milletin ebrucusu olursa olsun battal, hatip, taraklý, gelgit ya da kumlu dediðinizde sizin ne dediðinizi hemen anlayacaktýr. Bir kaðýt süsleme sanatý olan ebrunun hangi tarihten beri yapýldýðýný söylemek bugün için imkansýz gibidir. Her ne kadar çok eski tarihli kitaplarýn cilt kapaklarýnýn içlerinde yan kaðýdý olarak ebru kullanýlmýþsa da

Sadreddin Özçimi - Geleneksel uslupta yapýlmýþ çaðdaþ ebrular

49

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 50

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Sadreddin Özçimi - Geleneksel üslupta yapýlmýþ çaðdaþ ebrular

bunlar cildin, kitabýn yazým tarihinden daha sonraki bir tarihte onarýlmasý sýrasýnda yapýþtýrýlmýþ olabileceðinden, o kitapta kullanýlan ebrunun yapým tarihi konusunda bir fikir vermezler. Bir ebrunun yapým tarihinin kesin olarak söylenebilmesi için ancak ebru üzerine tarih atýlarak yazý yazýlmýþ olmasý delil olarak kabul edilebilir. Ebrunun tarihi serüveni göz önüne alýndýðýnda, Anadolu'da yapýldýðý bilinen en eski ebrularýn 15.yy.’da yapýldýklarýný görmekteyiz. Bu þekilde tarihlenebilen en eski ebrular arasýnda, Ýstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan 1519 tarihinden önceki döneme ait Mecmûatü'l-Acâib zikredilmeli50

dir. Hafif ebru zeminler üzerinde Ta'lîk ile yazýlar ve imzalar bulunmaktadýr. Ýmzalarda "Fakîr Ali el-kâtib, Fakîr Ali ve el-Fakîr Mîr Ali" yazýlarý okunmaktadýr. Bu zât hattatlarýn kýblesi diye anýlan Herat'lý Mîr Ali Kâtib'dir ve Mâlik-i Deylemî'nin hocasýdýr. Miladi 1519’da öldüðü bilinen Mîr Ali Kâtib'in kullanmýþ olduðu bu ebrular en geç bu tarihle tarihlenebilecektir. Bir diðeri Topkapý Sarayý'nda bulunan Arifi'nin 1539 tarihli "Guy-i Çevgan" adlý eserindeki ebrulardýr. Sn. Uður Derman koleksiyonunda bulunan Maliki Deylemi'ye ait bir kýt'anýn yazýldýðý 1554 tarihli ebru ve Fuzulî'nin "Hadîkat-üs süedâ"(Mutluluklar Bahçesi) isimli eserinin bir kopyasýnda kullanýlmýþ olan ebrular. Ýlk üç ebruyu yapan ebrucu bilinmemesine

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 51

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Sadreddin Özçimi - Geleneksel üslupta yapýlmýþ çaðdaþ ebrular

karþýlýk "Hadîkat-üs süedâ"nýn baþ sayfasýnda "Hadîkat-üs süedâ" yazýldýktan sonra kýrmýzý mürekkeple "Ma Þebek Mehmet Ebrîsi" ibaresi eklenmiþ olup, kitabýn sayfalarý arasýnda üç adet hafif ebru kullanýlmýþ ve son sayfasý da ".......kâtib-ül harf Ahmet bin Hasan yeniçeri-i korucuyan-ý dergâh-ý âli fî beldet (ül) Trablus Þam fî zeman defterdâr Mehmet Efendi. Sene 1004" ibaresini taþýmaktadýr. Baþ sayfadaki "Þebek Mehmet Ebrusu ile" anlamýndaki bu ibareden kitapta kullanýlan ebrularýn,"Tertîb-i Risâle-i Ebrî"de kendisinden Þebek diye bahsedilen ebrucu tarafýndan yapýldýðý ve bu ebrucunun adýnýn Mehmet Efendi olduðu, son sayfasýndaki ibareden de kitabýn Hicri 1004 ( yani 1595 ) yýlýnda yazýldýðý anlaþýlmaktadýr.
51

Mustafa Düzgünman’a kadar ki ebruculuk tarihimiz boyunca Hüsn-i hat'ta olduðu gibi ebrulu kaðýt üzerine imza atmak þeklinde bir alýþkanlýðýmýz olmadýðý için tarihi seyri boyunca ebrucularýmýzý isim isim belirlemek þansýmýz bulunmamaktadýr. Bu nedenle yakýn tarihimiz dýþýnda ismi belirlenebilen ve sadece elimize ebrularý ulaþan ve bu sanatta mihenk taþlarý diye vasf edebileceðimiz ebruculardan ilki, Ýstanbul doðumlu olan Hatib Mehmet Efendi’dir. Ayasofya camii hatîbi olmasý nedeniyle "Hatib" diye anýlan Mehmet Efendi’nin doðum tarihi bilinmemektedir. "Tuhfe-i Hattâtîn'de" kendisinden "Pîr-i Mubârek" diye bahsedildiðine göre 1773 yýlýnýn muharrem ayýnda vefât ettiðinde yaþýnýn bir hayli ilerde bulunmasý icâb eder.

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 52

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

"Eski Zühdî" diye de bilinen Zühdî Ýsmail Aða’dan sülüs-nesih yazýlarýný öðrenmiþtir. Hatib Mehmet Efendi’nin Türk ebru tarihi içindeki yerinin bu kadar önem arz etmesinin sebebi, o tarihe kadar kývamý sulu teknelerde yapýlan ve ancak soluk renklerin elde edilebildiði ebrular yerine, kitrenin kývamýný artýrarak, daha canlý renklerle ve kontrol edilebilir desenlerle ebru yapmaya muvaffak olmasýdýr. Ýç içe damlatýlan renklerle oluþturulan halkalara iðne ile þekil vermek suretiyle yapýlan ebrularýn mucidi olmasý nedeniyle böyle yapýlan ebrulara hatib ebrusu adý verilmiþtir. Hoca Paþa'daki evinde çýkan yangýnda eserlerini kurtarmak isterken kendisi de ebrularýyla birlikte yanarak vefât etmiþtir. Yukarda zikredilen özellikleri sebebiyle Ha-

tib Mehmet Efendi, Türk ebru geleneðinin kendi içindeki tekâmülü açýsýndan çok önemli bir kilometre taþýdýr. Ebru geleneðimiz açýsýndan Hatib Mehmet Efendi’den sonra en önemli ebrucularýmýzdan bir diðeri ise Özbek Þeyhi Hezarfen Edhem Efendi’dir. Buhara'nýn Vabakne þehrinde doðan ve oradan ebru sanatýný öðrenmiþ olarak Ýstanbul'a gelen Üsküdar Sultan Tepesi’ndeki Özbekler Dergâhý þeyhliðinde bulunan Þeyh Sadýk Efendi (ölümü Temmuz 1846) bu sanatý, oðullarý Edhem ve Salih Efendilere öðrettiði bilinmektedir. Hezarfen Edhem Efendi’nin (1829-1904) ebruculuðu onun pek çok meziyetinden bir tanesidir.

Sadreddin Özçimi - Geleneksel üslubda yapýlmýþ çaðdaþ ebrular

52

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 53

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Mecmuat’ül Acâip bilinen en eski ebrulardandýr.

Türk, Arap, Fars ve Çaðatay dillerine þiir yazacak þekilde vakýf olan Edhem Efendi, Çarþambalý Arif Efendi’den ta'lik hattýnda icazet almýþtýr. Doðramacýlýk, marangozluk, oymacýlýk, hakkâklýk, mühürcülük, dökmecilik, matbaacýlýk, dokumacýlýk, tesviyecilik ve mimarlýk ve nihayet ebruculuk gibi fen ve san'atlarda kabiliyet ve özel çalýþmalarý sonucu ihtisas sahibi olmuþtur. Dolayýsýyla ebruculuk onun pek çok meziyetinden ancak bir tanesidir. Bu yüzden Hezarfen (bin san'at sahibi) lakabýyla anýlmaktadýr. Þeyh Edhem Efendi kendi ismiyle anýlan ebru çeþidi neftli ebruyu ýslah etmiþ ve en güzel neftli ebru örneklerini yapmýþtýr.
53

Ebru geleneðimizin kendi içindeki tekâmülünde ve günümüze kadar ulaþmasýnda çok ciddi emeði geçen en mühim þahsiyetlerden bir diðeri de ustasý gibi; mürekkepçilik, âhârcýlýk, okçuluk, gül yetiþtiricilik, eski tarz mücellitlik ve hattatlýk gibi pek çok hünerinin yaný sýra Þeyh Edhem Efendi’den öðrendiði ebruculuðu da meslek edinen Hafýz Necmettin Okyay (1885-1976) da pek haklý olarak Hezarfen lakabý ile anýlýr. Türk ebru sanatýna, çiçekli ebru ve akkâse ebru tekniklerini kazandýran Hafýz Necmeddin Okyay'ýn ebru geleneðimize en önemli katkýsý, þüphesiz bir köprü görevi görerek Þeyh Edhem Efendi’den öðrendiði ve

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 54

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

tekamül ettirdiði ebru sanatýný oðullarý Sacid ve Sami Okyay ile yeðeni olan Mustafa Düzgünman'a öðreterek ebru geleneðimizin günümüze intikalini saðlamýþtýr. Kendisinden önce çok ilkel þekilde yapýlan ve bugün tüm dünya ebrucularýnýn gýpta ile seyrettikleri çiçekli ebruyu icad ederek yeni bir tarz baþlatmýþtýr. Kalýbýný kesip arap zamký ile yapýþtýrmak ve ebruladýktan sonra kalýbý sökmek suretiyle yaptýðý yazýlý ebrular ise ebruculuk tarihi açýsýndan bir ilk tir. Kalýbý söktüðün de zamkýn bulunduðu yerlerinde boya almadýðýný görerek mürekkep yerine doðrudan zamk kullanarak yazmak suretiyle yaptýðý ebrular arasýnda "Laf-

za-i Celâl" en meþhurudur. Ayrýca geçen yüzyýlýn baþlarýnda Bayezid'deki Kaðýtçýlar Çarþýsý'nda yapýp sattýðý battal ebrularýyla tanýnan Bekir Efendi, ayný zamanda eski tarz is mürekkebi imalcilerindendir. Hayatý hakkýnda bir bilgi bulunmamakta olup ebruculuðu kimden öðrendiði de bilinmemektedir. Döneminde resmi dairelerde kullanýlan defterlerin üzerine geçirilen ve (Ali Kurna) tabir edilen saðlam avrupa kaðýdý ile yapýlmýþ olan ebrular Bekir Efendi tarafýndan yapýlmýþtýr.
Necmeddin Efendi’nin oðullarýndan Sami Okyay (1910-?) ise ebruculuðu babasýndan öðrenmiþ ve kýsa ömrü süresince çýðýr açacak eserler vermiþtir.

Guy-i Çevgan

54

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 55

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

55

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 56

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Necmeddin Okyay'ýn küçük oðlu Sacid Okyay (1915-1999) bir diðer önemli ebrucumuz olup (1936-1973) yýllarý arasýnda Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde eski tarz cilt ve ebru hocalýðý yapmýþtýr. Türk ebrusunun bugüne gelebilmesinde ve geleneðinin kaybolmadan yaþamasýnda sonuncu ve en önemli þahsiyet þüphesiz Mustafa Esad Düzgünman’dýr (1920-1990). Bize ait bütün deðer ve sanatlarýn göz ardý edildiði, yüzümüzü bütünüyle Batý’ya, sýrtýmýzý ise kendi kültürümüze döndüðümüz bahtsýz bir dönemde, bir derviþ sabrý ile ve keskin bir tavýrla döneminin komplekslerine kapýlmadan hocasýndan öðrendiði tarzda ebru yapmayý sürdürerek kendisinden önce yapýlmýþ bütün ebru çeþitlerinin kendi içindeki tekamülüne gözle görülür katkýlarla, teknik olarak daha mükemmellerini yapmýþtýr. Yaný

Alparslan Babaoðlu’nun taraklý ebru çalýþmasý.

56

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 57

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Alparslan Babaoðlu - Akkase

sýra yetiþtirdiði talebeleri ile Türk ebru geleneðinin tahrif olmadan günümüze taþýnmasýný saðlayarak sanat tarihimiz açýsýndan çok mühim bir görevi îfa etmiþtir. Bu cümleden olarak merhum Mustafa

Düzgünman’dan icazetli muhterem hocam Alparslan Babaoðlu Bey’in tamamen geleneðe baðlý kalarak neredeyse Türk ebrusunu bütün hatlarýyla kendi içindeki tekamülünü tamamlayarak yapmýþ olduðu ebrularý göreceðiz.

Mustafa Düzgünman

57

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 58

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

EBRU GELENEÐÝMÝZ Anadolu'da 500 yýlý aþkýn bir süredir icra edildiði bilinen ve ebru yapýlan her ülkeye ve o ülkenin diline "battal, kumlu, taraklý, hatib, þal, gelgit" gibi terminolojisi ile birlikte yerleþerek yüzyýllarca "Türk kaðýdý" diye isimlendirilen Türk ebru sanatýnýn da ustadan ustaya intikal ederek günümüze kadar gelen bir geleneði vardýr. Ebruculuk; yazmakla veya anlatmakla öðretilemeyen, bütün klasik Osmanlý sanatlarýnda olduðu gibi; "usta-çýrak" usulü ile talebe yetiþtirilebilen ve icrasý itibarýyla son derece güç ve ebrucunun iradesi dýþýnda bir çok deðiþkenden etkilenen bir sanat dalýdýr. Bu olumsuz etkileri ortadan kaldýrarak ebrucunun ne yaptýðýnýn sýrrýna vakýf olmasý ve teknik olarak mükemmel ebrular yapmasý, ancak bir ustanýn yol göstermesiyle olur. Ebruculuk tarihimiz incelenirse ustasýz ebrucu olmadýðý ve geleneðin ustadan çýraða aktarýlarak bugüne ulaþtýðý görülür. Kanaatimizce ustasýz öðrenilen ebrunun gelenekle ilgisi yoktur. Merhum Mustafa Düzgünman’ýn bu konudaki düþüncelerini kendisinden izleyelim. Geleneðimizin en önemli özelliklerinden biri suda erimeyen, tamamen tabii boyar maddeler ve metal oksitler olan toprak boyalar kullanýlmasýdýr. Türk ebrusunda yalnýz tabii boyalarýn kullanýlýyor olmasýnýn en büyük sebebi, öncelikle ebrunun tarihi serüveni içerisinde ebrucularýn boyalarýný tabiattan elde etmekten baþka yollarýnýn olmamasý ve son ebrucularýnda ustalarýný taklit etmek ve ebru kaðýdýný kalýcý kýlmak endiþesi ile ayný boyalarla ebru yapmaya devam
58

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 59

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Alparslan Babaoðlu - Karanfil ebrusu

etmeleridir. Çünkü hazýr boyalarýn içerisine yapýmý sýrasýnda çeþitli asitler ve kazein katýlmakta, bu yabancý maddelerde, tecrübe edilerek görülmüþtür ki, zamanla ebrulu kaðýda ve onun kullanýldýðý kitap ya da levhaya zarar vermektedir. Bunun bir örneðini þu an görmekteyiz. Bu ebru parçasýnda içinde asitler ve muhtelif yabancý maddeler bulunan hazýr boyalarýn kaðýdý nasýl yaktýðý açýkça görünmektedir. Tabii toprak boya kullanýlmasýnýn bir önemli sebebi ise, bu boyalarýn renklerinin güneþte solmamasýdýr. Kitaplar arasýnda çýkan eski ebrularýn renklerinin soluk olmasýnýn sebebi ebru tekniðinin bugünkü kadar geliþmiþ olmamasýndan, Edhem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman’ýn ebrularýnýn zamanla renklerinin solmasýnýn sebebi ise sanayileþmeyle
59

birlikte üretilen hazýr boyalarý bir müddet denemeleri ve kullanmalarýndandýr. Kendisine iletilen bir þikayet üzerine Mustafa Düzgünman, elindeki bütün boyalarý kaðýtlara sürerek atölyesinin camýna yapýþtýrmýþ, bir müddet sonra bu boyalarýn hepsinin renklerinin solduðunu, yalnýzca çividler ve toprak boyalarýn renklerini koruduklarýný görerek bu boyalarda karar kýlmýþtýr. Tabiat, ebrucular için milyonlarca senedir güneþ altýnda durmasýna raðmen rengi solmayan çok çeþitli renkler sunmaktadýr. Mustafa Düzgünman’ýn ebrularýný inceleyenler “ebrunaðme”de söylediði gibi 4 renkle çok renk olduðunu göreceklerdir. Burada bir konunun açýklýða kavuþturulmasýnda fayda bulunmaktadýr. Toprak boya diye kastedilen boya yukarýda da belirtildiði gibi asit ve kazein

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 60

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Mustafa Düzgünman - Sünbül ebrusu

içermeyen, suda erimeyen ve güneþten etkilenmeyen her tür boyar maddedir. Çamaþýr çividi ve Lahor çividi gibi bu tanýma giren her tür boyar madde ve kýrmýzýda dahil pigmentler, geleneksel tarzda Türk ebrusu yapýmýnda kullanýlmýþ ve kullanýlacaktýr. Türk ebrusunun bir diðer önemli özelliði de ebru alýnan kaðýtlarýn þaplanmak gibi önceden hiçbir iþleme tabii tutulmamasý ve ebrunun yapýldýðý teknenin kenarýna sýyrýlarak çýkartýlmasýdýr. Türk ebrusunun bir baþka ve belki de en önemli ve ebruculuk geleneðimizin temeli olan özelliði ise, yapýlan ebru çeþitleridir. Bilindiði gibi ebru, cilt ve hat sanatlarýmýzla geliþen ve buralarda kullaným yeri bulan bir sanattýr. Türk ebrucusu, asýrlar boyu hattatlar için hatip ebrusu, koltuk ebrusu, kumlu ebru ve battal ebru , ciltçiler için yan kaðýdý üretmiþtir. Bu nedenle, bir ebrucunun geleneksel çizgide ebru yapýp yap60

Mustafa Düzgünman - Papatya ebrusu

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 61

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 62

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Mustafa Düzgünman - Papatya ebrusu

madýðýný anlamanýn en doðru yolu, geleneklerini korumaya muvaffak olmuþ hattat ve mücellitlerin, o ebrucunun yaptýðý ebrularý kendi iþlerinde kullanýp kullanmadýðýna bakmaktýr. Bizim gibi bir yazý sanatý olmayan baþka uluslarýn ebrucularý için yazýnýn etrafýnda ya da koltuðunda kullanýlmaya uygun hatip, kumlu, battal ve koltuk ebrusu ya da hiçbir ulusun ebrucusunun yapamadýðý güzellikte çiçekli yan kaðýtlarý yapmak bir anlam ifade etmeyebilir ancak Türk hat ve cilt sanatçýlarýnýn sanatlarýný geleneðimize uygun sürdürebilmeleri için yukarýda sýralanan ebru çeþitlerinin üretilmesi de Türk ebrusunun bir geleneðidir. Ebruculuk geleneðimizin bir diðer önemli özelliði ise üretilen ebrularýn desenleriyle ilgilidir. Türk ebrucusu fýrçasýný at kýlýndan kendisi sarar ve sarým þeklinden ve fýrçanýn kavanozda durmasýndan dolayý almýþ olduðu þekil sebebiyle boðumlu özel
62

battal þekilleri oluþur. Bu özel þekilleri hazýr fýrçalarla elde etmemiz imkansýzdýr.

TÜRK EBRU TEKNÝÐÝ
BOYALAR Türk ebru geleneðinde yalnýzca suda erimeyen, asit ve kazein içermeyen ve ýþýktan etkilenmeyen doðal boyalar kullanýlýr. Boyalar yaklaþýk 50x50 cm boyutlarýnda düz bir mermer üzerinde, destiseng (eltaþý) ile ezilmek suretiyle kullanýlýr. Yaklaþýk bir avuç dolusu boyaya bir miktar su katmak suretiyle boya çamur hale getirilir. Destiseng, çamur haldeki boyanýn üzerine 8 çizer gibi dolaþtýrýlarak boya ezilir. Boyanýn tam ezilip ezilmediði ancak teknede anlaþýlýr. Bir müddet tecrübeden sonra ebrucu, hangi boyayý ne kadar ezeceðini öðrenir. Yeteri kadar su ve doðru öd ayarý yapýldýðýnda kumlanmadan açýlan ve kaðýda akmadan tesbit edilen boya yeterince ezilmiþ demektir. Geleneksel Türk ebrusunda kullanýlan ana renkler þunlardýr:

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 63

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Aþaðýda sýralanan renkler, arzu nispetinde birbiriyle karýþtýrýlarak her tür renk elde edilebilir. ÇAMLICA TOPRAÐI : Ýstanbul'un Çamlýca Tepesi'nde bulunan kýrmýzý renkli topraktýr. Ezildiðinde tütün rengine yakýn bir renk verir, isten elde edilen ve bundan dolayý çok hafif olan siyah boyaya katýlýr. Islah etmek

üzere akan boyalara ilave edildiði gibi serpmeli ebrularýn serpme boyasý olarak ya da yalnýz baþýna kullanýlýr. BEYAZ : Üstübeç. Yaðsýz olaný beyaz boya yapmak için, litopon üstübeci de denen yaðlý olaný ise neftli boya hazýrlamada kullanýlýr.

Çamlýca Topraðý Kahverengi

Beyaz Kýrmýzý

Siyah Lahor Çividi

Sarý Çamaþýr Çividi

Aþý Boyasý

Çamlýca topraðý, Lahor çividi ve çamaþýr çividi dýþýnda sözü edilen boyalar nalburlardan, Lahor çividi ve çamaþýr çividi de aktarlardan temin edilir. Bu renkler kullanýlarak elde edilen ara renkler ise þunlardýr; Aþý boyasý + Lahor Çividi Sarý + Lahor Çividi Çamaþýr Çividi + Kýrmýzý Beyaz + Siyah Beyaz + Lahor Çividi = = = = = Koyu kahverengi Yeþil Mor Gri Açýk Mavi

63

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 64

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

SARI : Oksit sarý. Ýnorganik bir pigmenttir. AÞI BOYASI : Oksit kýrmýzý. Ýnorganik bir pigmenttir. KAHVERENGÝ : Oksit kahverengi. Çeþitli tonlarý vardýr. Ýnorganik bir pigmenttir. KIRMIZI : Suyla karýþabilen pigment kýrmýzý. Organik bir pigmenttir. LAHOR ÇÝVÝDÝ : Lahor çividi ya da bebe çividi adýyla bilinen ve bebeklerin aðzýnda oluþan aft hastalýðýnýn tedavisi için kullanýlan ilacýn ham maddesidir. Gevrek, taþ gibidir. Bitkisel ve çok güçlü bir boyadýr. Dövülerek toz haline getirilir. ÇAMAÞIR ÇÝVÝDÝ : Beyaz çamaþýrlar için aðartýcý olarak kullanýlan mavi bir tozdur.
64

KÝTRE : Üzerine boya serpilecek suya kývam ve yapýþkanlýk vermek üzere kullanýlýr. Sn. Uður Derman'ýn ifadesine göre Necmeddin Okyay, kitre, salep, boy tohumu, ayva çekirdeði de dahil olmak üzere birçok kývam artýrýcýyý denemiþ, en iyi sonucu saleple almýþ ancak salebin pahalý olmasý nedeniyle kitrede karar kýlmýþtýr. Þimdilerde ise Norveç kýyýlarýndan çýkartýlan deniz kadayýfýndan elde edilen Caragen isimli kývam artýrýcý tercih edilmektedir. Bunlarýn hepsinin kývam ayarlarý ayný þekilde yapýlýr ancak ayný kývam ayarý oluþturduklarý yüzey gerilimleri farklý farklý olduðundan her biri için boyalara ilave edilecek öd miktarlarý farklý olacaktýr. SIÐIR ÖDÜ : Kitre üzerine serpilen boyalarýn batmadan yüzebilmeleri için boyalara bir damlalýk yardýmýyla yüzey aktif asitler

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 65

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

içeren sýðýr ödü katýlýr. Sýðýr ödünün içerisinde bulunan yüzey aktif asitler, kitrenin üzerindeki yüzey gerilimini kýrarak boyanýn kitre üzerinde batmadan açýlmasýný saðlarlar. KAÐIT : Birinci hamur kaðýt tercih edilir. Islanýnca yýrtýlmamasý ve tekneye yatýrýrken de zorluk çýkarmamasý için 80-90 gr. olaný uygundur. Türk ebruculuk gereðinde kaðýt, hiçbir þekilde terbiye edilmez. TEKNE : Eskiden ziftlenmiþ budaksýz çamdan yapýlmýþsa da kullaným kolaylýðý açýsýndan çelik ya da galvanizli saçtan yapýlmasý daha iyidir. Uzun kenarlarýndan ebrucuya yakýn olanýna, ebruyu tekneden sýyýrýrken kaðýdý çizmemesi için 2-3 mm. kalýnlýðýnda bir mil kaynattýrýlýr.Yüksekliði 5-6 cm. olan teknenin boyutlarýný ebrulanacak kaðýdýn boyutlarý belirler.
65

FIRÇA : Türk ebrucusu fýrçasýný kendi sarar. Ebru fýrçasý atýn kuyruk kýllarýnýn bir daha sarýlmasý ile yapýlýr. Fýrça, kavanozda dura dura kývrýlýr ve bu kývrýk þekil, fýrçanýn sarým þeklinden dolayý ortasýnda oluþan boþlukla beraber Türk battal deseninin ortaya çýkmasýna sebep olur. Bu nedenle hazýr yaðlý boya ya da sulu boya fýrçalarý Türk ebrusu yapýmýnda kullanýlmaz. NEFT : Eskiden Eðriboz adasýndan gelen çam nefti kullanýlmasýna raðmen artýk bulunmamaktadýr. Neftli ebru yapýmýnda ancak tabii olaný kullanýlýr. Neft, ayrý bir kaba ayrýlan boyaya damla damla istenen sonuç alýnana kadar deneyerek ilave edilir. TARAKLAR : Her ebrucunun taraklý ebru yapmak üzere kendisi tarafýndan muhte-

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 66

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

lif diþ aralýklarýnda yapýlmýþ taraklarý olmalýdýr. Bu taraklar "boncuk iðnesi" denilen ince iðnelerin ya da tellerin düz bir tahta üzerine bir þekilde çýkarýlarak, yapýþtýrýlarak veya sýkýþtýrýlarak tesbit edilmesiyle yapýlýr. BÝZLER : Tekneye boya damlatmak, yüzeyindeki boyaya þekil vermek ya da kitreyi karýþtýrmak için muhtelif kalýnlýklarda bizler kullanýlýr. Bunlarýn arasýnda, ayný cins telden 15-20 tanesinin bir araya sarýlmasýyla yapýlan sümbül teli de sayýlabilir. Bizler, farklý kalýnlýklarda tellerden ya da çivilerden imal edilirler ancak mutlaka paslanmaz malzemeden yapýlmalarýna dikkat edilmelidir.

EBRUNUN YAPILIÞI VE ÇEÞÝTLERÝ
Tekne içerisindeki kitre ya da muadili sývýnýn ayarý kitre bahsinde açýklandýðý gibi yapýldýktan sonra ebru yapýmýna geçmeden boyalarýn ayar kontrolü yapýlýr. Boyalarýn öd ayarlarý yapýldýktan sonra ebru yapýmýna geçilir. Bütün ebru çeþitleri ayný teknede yapýlýr. Çiçekli ebru dýþýndaki ebrularýn kitrenin kývamýna baðýmlýlýðý fazla olmamasýna raðmen çiçekli ebru yapabilmek için kitrenin kývamýnýn buna göre yapýlmasý doðrudur. Çiçekli ebru yapýlan teknede hafif ebru dahil bütün ebru çeþitleri yapýlabilir. Kumlu ebru dýþýnda bütün ebrulara, boyalar tekneye bir fýrça yardýmýyla serpilerek baþlanýr. Teknik olarak her ne kadar her mevsim de ebru yapýlabilsede gerçek anlamda kaliteli ve ebrucuyu tatmin edecek ebrular ancak 18-20 derce sýcaklýk ve %60 baðýl nemin altýnda yapýlabilir. BATTAL EBRU : Boyalarýn sadece fýrça
66

yardýmýyla kitre üzerine serpilmesiyle oluþturulan ve iðne ya da tarak gibi herhangi bir þeyle müdahele edilmeden yapýlan mermer desenli ebru çeþididir. Yapýlan iþlem bakýmýndan en basit ebru olmasýna raðmen sonuç itibariyle yapýmý en zor ebrudur. Kumlu ebru dýþýnda bütün ebrularýn yapýmýnda ilk iþlem battal ebrudur. Ebrucunun bütün ustalýðý yaptýðý battal ebrulardan belli olur. Çünkü ardarda atýlan boyalarýn öd ayarlarý doðru yapýlmazsa ya kitre yüzeyinde boyalar arasýnda kalan renksiz damarlar mermer damarlarýndan daha büyük olur ki buna ebrucu dilinde falso denir. Ya da boyalar sýyrýlýrken akar ve bir birine karýþýr. Yan kaðýdý olarak ya da levha kenarlarýnda dýþ pervaz olarak kullanýlýr. SOMAKÝ EBRU : Battal ebrunun en son atýlan rengi fýrça kavanozun içine sýkýldýktan sonra serpilerek yapýlýr. Sýk damarlý somaki mermerine benzeyen bir ebrudur. Yan kaðýdý olarak ya da levha kenarlarýnda dýþ pervaz olarak kullanýlýr. NEFTLÝ BATTAL : Battal ebrunun en son atýlan rengi neftli bir boyadan seçilerek yapýlýr. Yan kaðýdý olarak ya da levha kenarlarýn da dýþ pervaz olarak kullanýlýr. SERPMELÝ BATTAL : Battal ebru yapýldýktan sonra Çamlýca topraðý veya benzer bir açýk renkli boya yada neftli boyanýn, fýrça kavanoza iyice sýkýldýktan sonra serpilmesiyle yapýlýr. Yan kaðýdý olarak ya da levha kenarlarýnda dýþ pervaz olarak kullanýlýr. GEL GÝT EBRUSU : Battal ebru yapýldýktan sonra kalýnca bir biz ile teknenin önce bir kenarýna sonra diðer kenarýna paralel, bir ileri bir geri karýþtýrýlarak yapýlýr. Üzerine serpmeli battalda anlatýldýðý gibi serpme yapýlýrsa

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 67

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

daha güzel olur. Levha kenarlarýnda ara pervaz olarak kullanýlýr. ÞAL EBRUSU : Gelgit ebrusu yapýldýktan sonra serpme yapmadan önce gelgit deseninin ayný kalýn biz kullanýlarak rastgele karýþtýrýlmasýyla yapýlýr. Yan kaðýdý olarak yada levha kenarlarýnda dýþ pervaz veya ara pervaz olarak kullanýlýr. TARAKLI EBRU : Gelgit ebrusu yapýldýktan sonra taraklardan birisinin son yapýlan gelgitin yönüne dik yönde teknenin bir kenarýndan taraðýn diþleri kitreye temas edecek þekilde diðer kenarýna doðru çekilmesiyle yapýlýr. Ýstenirse ince bir biz ile tarak'tan sonra þal ebrusunda yapýldýðý gibi boya serbest olarak da karýþtýrýlabilir. Levha kenarlarýnda ara pervaz olarak kullanýlýr. ZEMÝN EBRUSU : Ayný boyadan az ödlü, çok ödlü ve neftli olarak üç kavanoz boya hazýrlanýr. Bunlar kullanýlarak battal ebru yapýlýr. Neftli boya yerine Çamlýca topraðý gibi açýk renkli bir baþka boya da serpilebilir. HATÝB EBRUSU : Önce zemin ebrusu yapýlýr. Zemin ebrusunun üzerine 35x50 cm boyutlarýnda bir tekne için teknenin uzun kenarý boyunca beþ, kýsa kenarý boyunca dört sýra olacak þekilde eþit aralýklarla öd ayarý hatip ebrusuna göre yapýlmýþ bir renk damlatýlýr. Kitrenin üzerinde dört sýra halinde ve her sýra da beþ olmak üzere hazýrlanan renklerin ortalarýna ikinci ve daha sonra üçüncü ve istenirse daha fazla sayýda renk damlatýlarak içiçe halkalar elde edilir. Bu halkalara bir iðne yardýmýyla þekil verilerek yapýlan hatip ebrusunda yürek, taraklý yürek, çark-ý felek, yonca gibi hatip desenleri yapýlmaktadýr. Hatip ebrularý, levha kenar67

larýnda her bir sýrasý yazýnýn bir kenarýna gelecek þekilde dýþ pervaz, koltuklu levhalarda koltuk boþluklarýnda koltuk ebrusu ve yan kaðýdý olarak kullanýlýr. ÇÝÇEK EBRUSU : Zemin ebrusu yapýldýktan sonra önce hazýrlanan yeþil boyadan damlatýlarak oluþturulan yuvarlaklara, uygun kalýnlýkta bir biz kullanýlarak sap þekli verilir. Daha sonra saplarýn uçlarýna yapýlacak çiçeðe uygun renk damlatýlarak yine uygun kalýnlýkta iðne ve bizlerle bunlara çiçek þekli verilir. Yan kaðýdý olarak kullanýlacak çiçekli ebrulara, cilt kapaðý kaldýrýldýðýnda birisi kapak üzerinde birisi de karþýsýnda kullanýlmak üzere birbirinin aynýsý iki çiçek yapýlýr. Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman tarafýndan bu þekilde lale, karanfil, menekþe, sümbül, gül ve gelincik çiçekleri, son derece baþarýlý olarak stilize edilmiþlerdir. Mustafa Düzgünman, bu çiçeklere papatyayý ilave etmiþtir. KOLTUK EBRUSU : Hüsn-ü hat levhalarýn koltuk tabir edilen boþluklarýnda kullanýlmak üzere hatip ebrusundaki her hatip deseni yerine küçük bir çiçek yapýlýr. KUMLU EBRU : Ebru teknesinin sonuna doðru, suyu ve ödü az olan Lahor çividi (baþka boyalar da kullanýlabilir), bir damlalýk yardýmýyla teknenin ortasýna ya da bir kenarýndan ama hep ayný noktaya (ya da noktalara) damlatýlmasý suretiyle teknenin yüzeyi doldurularak yapýlýr. Boya çatlar ve kumlu bir hal alýr. Bazen de "V" harfi þeklinde çatlaklar oluþur ki buna kýlçýklý ebru denir. Levha kenarlarýnda ara pervaz olarak kullanýlýr. BÜLBÜL YUVASI : Giderek küçülen damlalar halinde serpilen boyayla yapýlan battal ebru üzerine, bir iðne yardýmýyla dýþ-

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 68

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

tan içe doðru spiraller yapýlýr. Bu spirallerin sayýsý, hatip ebrusunda olduðu gibi uzun kenar boyunca beþ kýsa kenar boyunca dört tür. Bülbül yuvasý, yan kaðýdý ya da yazý etrafýnda dýþ pervaz olarak kullanýlýr. HAFÝF EBRU : Hattatlar tarafýndan üzerine yazý yazýlmak üzere suyu ve ödü normalden fazla boyalar kullanýlarak yapýlan pastel renkli þal ebrusudur. YAZILI EBRU : Yazýlý ebrunun mucidi Necmeddin Okyay’dýr. Önceleri yazýnýn kalýbýný kesip ýslanýnca kaðýdý býrakan Arap zamký ile yapýþtýran ve kaðýdý ebruladýktan sonra bu kalýbý söken Necmeddin Okyay, yazýnýn kenarlarýndan taþan zamkýn bulunduðu yerlerin de boya almadýðýný görerek mürekkep yerine zamk kullanarak yazdýðý yazýlarý ebrulamaya baþlar. Ayný zamanda devrinin en meþhur hattatlarýndan olan Necmeddin Okyay'ýn bu þekilde yazýlmýþ Ta'lik Lafza- i Celali, Türk ebru tarihindeki en ünlü yazýlý ebrudur. Hattat olmayan ebrucularýn yazýlý ebru yapabilmek için kullanabilecekleri en iyi yöntem ise yazýnýn kalýbýný hazýrlamak ve bunu sökülebilir bir yapýþtýrýcýyla ebrulanacak kaðýda yapýþtýrmaktýr. SONUÇ: Türk kitap sanatlarý arasýnda özel bir yeri bulunan ebrunun çaðdaþ kitaplarda kullanýmý, geçmiþe nazaran giderek azalmaktadýr. Bunun en önemli sebebi ise ebru ile uðraþanlarýn sayýsýnýn artmasýna karþýlýk kitaplarda kullanmaya uygun ebru yapan ebrucularýn sayýsýnýn ayný oranda artmamasýdýr. Eskiden ebru sadece hüsn-ü hat ebrularýn pervazlarýnda teshiplerin koltuklarýnda ve ciltlerde kullanýlýyor iken
68

günümüzde daha ziyade soyut resim özdeþleþtirmesiyle tablo olarak seyir zevkine hitab eder bir anlayýþla kullanýlmakta ve sergilenmektedir. Bunun sonucu olarak da günümüzde ebru yapýmý geçmiþteki uygulamalarýnda olduðu gibi kullaným yeri düþünülerek deðil çoðunlukla sadece soyut resim anlayýþýyla sürdürülmekte ve hat-tezhip ve cilt sanatçýlarý eserlerinde kullanmaya deðer ebrular bulamamaktadýrlar. Bir örnek vermek gerekirse, eskiden sadece hüsn-i hat levhalarýn iç pervazlarýnda kullanýlmak üzere yapýlan kumlu ebru günümüzde ne levhalarda ne de baþka bir yerde kullanmaya imkan vermeyecek derece yeknesaklýktan uzak, teknenin her bölgesi farklý yoðunlukta kullanmýþ olarak ve kullaným yeri düþünülmeden sadece ebruyu yapanýn boyayý kumlandýrmadaki marifetinin derecesini ispatlamak amacýyla yapýlýr hale gelmiþtir. Ebrunun cilt sanatýnda eskisi kadar kullanýlmamasýnýn bir baþka sebebi de toprak boyalar ve diðer doðal boyar maddeler dýþýnda birkaç kötü örnek gözetilerek yaðlý boya gibi asitler ve kazein içeren boyalarýn ya da Batýlý ebrucular gibi ebru yapmak hevesiyle diðer sentetik boyalarýn ebruda kullanýmýnýn giderek yaygýn hale gelmesidir. Boya içindeki asitler ve kazein gibi yabancý maddeler zamanla ebru kaðýdýnýn yanmasýna dolayýsý ile ebrunun kullanýldýðý kitap ya da levhanýn restorasyondan geçirilmesine sebep olmakta, bu da iþine saygý gösteren cilt ustalarýnýn günümüz ebrularýný iþlerinde kullanmamalarýna sebep olmaktadýr. Umulur ki geleneðe baðlý ebrucularýn yetiþtirdiði talebeleri günümüz tahrifatýný tedavi ederek bütün dünyanýn TÜRK EBRUSU olarak kabul ettiði bu sanatýmýzý nesiller sonrasýna intikâl ettirecektir.

48 - 69 Sadrettin Ozcimis.qxd

01.11.2007

15:00

Page 69

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

ÝSMEK TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

2. OTURUM

69

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 70

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

TÜRK MÝNYATÜRÜNÜN GEÇMÝÞÝ VE GELECEÐÝ
Yrd. Doç. Dr. Ýnci Ayan BÝROL*

Özet
Orta Asya'da baþlayan ve bir Türk tasvir sanatý olan minyatürün tarihi, sanat tarihçilerimizin yaptýðý ciddî araþtýrmalar ve yayýmlar sâyesinde aydýnlanmaya baþlamýþtýr. Fakat sanatýn terminolojisi, kullanýlan teknikler ve malzeme, ifâde üslûbu ile bu üslûbun özünde var olan düþünce sisteminin daha derin araþtýrýlmaya ihtiyacý bulunmaktadýr. Çünkü yapýlan çalýþmalara raðmen, gelenekli sanatlarýmýzýn geçmiþi ve geleceði hakkýnda yer yer belirsizlikler ve tartýþmalar hâlen devam etmektedir. Bu sebeple bildiride, minyatürün tarihçesi dýþýnda, ismi, terimleri, kullanýlan teknikleri ve özellikleri üzerinde kýsaca durulacaktýr. Eski kitap sanatlarý arasýnda ismi geçen minyatürün bir resim tarzý olduðunu, geçmiþte ve günümüzde sanat dünyasýndaki yerini, ismi hakkýnda öne sürülen görüþleri, taþýdýðý millî ve mahallî özellikleri, bunlar arasýnda deðiþebilen ve korunmasý gerekenleri kýsaca anlatýldýktan sonra, fakülte dersleri sýrasýnda, yapýlan Türk minyatürü için yeni arayýþlardan örnekler eþliðinde bahsedilecektir. Sonuç olarak sanatta, kurallardan ziyade deðerlerin korunmasý gerektiði, bunlarýn eserlere kiþilik kazandýran, ifâde üslûbunu belirleyen, mânâsýný, özünü yansýtan, ecdat yâdiðârý deðerler olduðu, halbuki bu deðerleri ifâde etmek için kullanýlan kâidelerin, kalýplarýn, sembollerin, malzeme ve tekniklerin, yaþanan devrin þartlarýna, sanat anlayýþýna ve zevkine baðlý olarak deðiþebileceði, önemli olanýn gelenekli sanatlarda korunmasý gerekenler ile deðiþebileceklerin doðru seçilmesi ve sanatýn soysuzlaþmadan hayâtiyetini sürdürmesi vurgulanacaktýr.

* Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatlarý Bölümü Öðretim Üyesi

70

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 71

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Ayný zevki paylaþtýðýmýz sanat dostlarý, muhterem dinleyiciler ve sevgili gençler. Hepinizi saygýyla selamlýyorum. Bugün burada, gelenekli sanatlarýmýz hakkýnda konuþmak üzere toplanmýþ bulunuyoruz. Bendeniz minyatür ile ilgili görüþlerimi sizlerle paylaþacaðým. Fakat daha önce, böylesine önemli bir konuyu gündeme taþýyan ÝSMEK yetkililerine huzurunuzda teþekkür etmek istiyorum. Zîrâ Orta Asya'da ilk meyvelerini vermeye baþlayan, minyatür ve tezhip gibi gelenekli sanatlarýmýzýn tarihi, kýymetli sanat tarihçilerimiz sâyesinde aydýnlanmaya baþladý. Fakat bu sanatlarýn, terminolojisi, yapýlýþ tekniði, kullanýlan malzeme ve ifâde üslûbu hakkýnda, acaba güvenilir ve yeterli kaynaða sahip miyiz? Türkler'in hayata ve dünyaya bakýþlarý, bunun sanata yansýmalarý, estetik anlayýþlarý, sanat felsefesi bakýmýndan hakkýyla araþtýrýldý mý? Asýrlar boyunca devam

Resim 1 - Edirnekârî gül ( Nur Nevin Akyazýcý, 2000)

Resim 2-3 - Leylek ve üslûplaþtýrýlmýþ çizimi.

71

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 72

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

eden Türk sanat üslûbunun, ilham kaynaðý olan düþünce ve inanç sistemi, derinlemesine incelendi mi? Þayet yapýlan çalýþmalar yeterli olsaydý, gelenekli sanatlarýmýzýn bugünkü durumu daha farklý olurdu. Mâhiyeti ve geleceði hakkýnda yapýlan tartýþmalar, sorulan sorular cevapsýz kalmazdý. Bu hususlarý dikkate alarak konuþmamda, klasik Türk minyatürünün tarihçesini uzmanlarýna emânet edip, daha çok isminden, terimlerinden, yapýlýþ tekniðinden, malzemesinden, özelliklerinden, ana hatlarýyla bahsetmek ve bugünkü durumu hakkýnda konuþmak istiyorum. Bu arada, öðrencilerle yaptýðýmýz yeni arayýþlarý da, örnekler eþliðinde sizlere anlatacaðým. Eski Türk kitap sanatlarý arasýnda ismi geçen minyatür, Orta Asya'dan beri

Resim 4 - Türk Lâlesi. (Nur Nevin Akyazýcý, 2001)

Türkler'in medeniyetlerine ayna olmuþ bir resim tarzýdýr. Geçmiþte kullanýlýþ gâyesi, ilmî veya edebî yazmalarýn metin aralarýnda, konuya açýklýk getirmek veya önemli görülen olaylarý tespit etmek içindi. Fotoðrafýn îcâdýna kadar yazmalarýn içinde yer alan bu minyatürler, sanattan ziyâde belge niteliði taþýmaktaydý. Fakat bugün bu resimler, yazmalardan çýkmýþ, duvarlarýmýza asýlan sanat eserleri hâline gelmiþtir. Mehmet Zeki Pakalýn, Osmanlý Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüðü'nde (C.2, s.536-539), minyatür isminin bu sanata, Batýlý sanat tarihçileri tarafýndan yakýþtýrýldýðýný ve minyatür kelimesinin Latince "minyatura" dan türediðini yazmýþtýr. Minyatura, Ýtalyancada "minium (minyom)" denen, sülüyen ismindeki turuncu boyanýn adýdýr. Bir rivayete göre Avrupalý, doðu yazmalarýnda tanýdýðý süslemelerde, turuncu renge çok rastladýðý için, kitap bezemelerine minyatür demiþtir. Fakat kitap sanatlarýndaki süslemelerin adý
72

Resim 5 - Üslûplaþtýrýlmýþ kelebek.

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 73

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Nakýþhâne. Nurhayat Köseoðlu 1999

73

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 74

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

"mignon (minyon)" dan türediðini düþünerek bu sanat dalýna, küçük nakýþ mânâsýna gelen, "hurde nakýþ" demiþlerdir. Fakat bu isim de tam olarak yerine oturmamýþtýr. Çünkü tarihte yapýlmýþ her küçük resim minyatür olmadýðý gibi, her minyatürün de küçük boyda olma mecburiyeti bulunmamaktadýr.
Bu durumda baþka isimler de aranmýþ, minyatür yerine "Türk tasvir sanatý", "nakýþ resim", "ince resim" veya "þebih yazmak" gibi terimler kullanýlmýþdýr. Þebih; tasvir, portre veya resim demektir. Eskiden resim, renk ve þekillerle yazýlan bir çeþit yazý, yani anlatým þekli olarak düþünüldüðü için, resim yapmak yerine resim yazmak tâbiri kullanýlýrmýþ. Nitekim minyatür yapana da, "þebihnüvis", yani resim-yazan denmiþtir. Kanaatimizce Türk tasvir sanatý veya ince iþleniþ tekniðini de dikkate alýrsak nakýþ resim, bu sanat için minyatürden daha uygun bir isim olacaktýr. Minyatür nakýþhâne veya diðer söyleniþi ile nakkaþhânelerde yapýlýrdý. Ayrýca minyatür yapýlan yerlere nigarhâne de denmiþtir. Bu sanat ile uðraþanlar, nakkaþ, þekillendiren veya tasvir eden demek olan musavvir veya þebihnüvis gibi isimlerle anýlýrdý. Kýymetli Hocam Dr. A. Süheyl Ünver (1898-1986), derslerinde ve bir makâlesinde minyatür hakkýndaki düþüncelerini þöyle ifâde eder. "Þimdi Türk tezyini sanatlarýna mâl edilen minyatür, Doðu’nun on asýrlýk resim tarzýdýr. Bu ismi ona Batýlýlar takmýþlardýr. Minyatür denilen eski resim, bugünkü resmin esasýný teþkil eder ve hatta yeni resim mektebinin anasýdýr." Nitekim VIII. ve IX.
74

Resim 6 - Hatâyî (Þahkulu)

tezhip olunca minyatür, metin aralarýndaki resimler için kullanýlmýþtýr. Bu görüþe göre, kullanýlan minyatür kelimesinin lûgat mânâsý ile temsil ettiði sanat dalý arasýnda müþterek bir nokta bulunmamaktadýr. Nitekim geçmiþ senelerde, bunu fark eden bazý Türk sanat uzmanlarý, yeni isim arama ihtiyacý duymuþlar, minyatürün Ýtalyanca küçük anlamýna gelen

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 75

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 7 - Abdullah Buhârî'nin pembe gülü (Nur Nevin Akyazýcý, 2000)

75

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 76

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 8 - Fatih Sultan Mehmed ve Fetih (Mevlûde Sayýn, 1995)

terin, kiþiliðin esere yansýmasýdýr. Bu tavrý tanýtan özellikler, þahýslara ve onlarýn ortaya koyduklarý üslûplara göre deðiþir. Fakat herhangi bir sanatkârýn, eserlerinde seyredilen kendine has tavrý veya üslûbu, hayatý boyunca çalýþmalarýnda tekâmülünü sürdürür. Týpký bir insanýn çocukluktan yaþlýlýða kadar, dönem dönem çekilmiþ resimlerinde seyredilen, deðiþmeyen yüz ifâdesi ve bakýþlarýndaki mânâ ile deðiþen yüz hatlarý ve çehresi gibi. Evet, sanat evrenseldir. Fakat sanatkârýn mensup olduðu bir millet ve içinde yetiþtiði bir kültür vardýr ve o, bu ortamda þekillenen bir kimliðe sâhiptir. Baþarýlý bir eserde bu kimliðin yansýmalarý seyredilir. Þayet eser, bundan mahrum kalmýþsa, bir özenti veya taklitten baþka bir deðer taþýmaz. Meselâ modern resmin babasý Picasso'nun evrensel olmuþ sanatýnda Ýspanyol kültürünün izleri görülür veya mimarlýk tarihinde dünyaca bir dehâ kabul edilen Mimar Sinan'ýn eserlerinde, akýl almaz bir ustalýkla kullandýðý kubbe, inancýnýn odak noktasý olan tevhid þevkinin maddeye yansýmasý deðil de nedir? Bu örnekler çoðaltýlabilir. Türk tasvir sanatýnda da ilk aklýma gelen ve en önemli özelliklerinden biri, figürlerde kullanýlan üslûplaþtýrmadýr. Bu ifâde þekli, resim sanatýnda soyut düþünce kavramýnýn öncüsü olmuþtur. Doðu sanatlarýnýn en belirgin özelliði olan üslûplaþtýrma veya üslûba çekmek, (ki buna Batý dillerinde stilizasyon veya günümüzde soyutlaþtýrmak da den-

yüzyýlda Uygur nakkaþlarý, resimlerde kullandýklarý insan figürlerindeki yüz ifâdeleri ve kýyafetlerle, cins, meslek ve hattâ yaþ belirterek, Orta Asya'da portre sanatýnýn öncülüðünü yapmýþlardýr. Türk tasvir sanatý veya nakýþ resmin veyahut bilinen ismiyle Türk minyatürüne kýsa bir giriþ yaptýktan sonra, bu sanat dalýný Türk yapan millî deðerler ile bu deðerleri temsil eden özelliklerden bahsedelim. Genel olarak bir sanat eserinde iki çeþit özellik bulunur. Bunlardan bir kýsmý, eserin kimliðini belirleyen, millî deðerleri yansýtan özelliklerdir. Eserin ait olduðu kültürün izlerini taþýr. Ýçinde kýsmen geleneklerin de bulunduðu bu özelliklerin hassâsiyetle korunmasý gerekir. Diðer grup ise, farklý okullara, yüzyýllara veya sanatkârlarýn kiþiliðine göre deðiþebilen özelliklerdir. Çünkü bir eserin meydana geliþinde çok önemli olan bilgi, görgü ve yetenek, sanatkârýn tavrýný belirler ki bu, karak76

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 77

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Ceylanlar (Nur Nevin Akyazýcý, 2002)

77

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 78

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

dünya görüþünün þekillere yansýmasýdýr ve Ýslâm inancýyla uzlaþarak geliþmesini sürdürmüþtür. Üslûba çekmek veya üslûplaþtýrmak, bir nesnenin görünen þekli ile sýnýrlý kalmayarak görülmeyen, fakat düþüncelerde var olan þekillerine ulaþabilmektir. Bir baþka deyiþle üslûplaþtýrma, sanatkârýn modelini, kimliðini koruyarak ana çizgileriyle, görmek veya göstermek istediði gibi çizmesidir. Böylece üsluplaþtýrýlmýþ bir þekilde, hem model, hem de sanatkârýn yorumu birlikte seyredilir. Doðu sanatlarýndaki bu estetik anlayýþ, Ýslâm inancýndan alýnan ilhamla, yaradana ve yaradýlýþa duyulan saygý ve hayranlýðýn, sanatkârýn hayal âlemindeki tasarým zenginliðinin, geniþ düþünce ufkunun, sana-

Resim 9 - Ördek (Arzu Tozlu 2001)

mektedir.) sâdece tasvir sanatýnda deðil,
tezyînî sanatlardaki motiflerin çiziminde de kullanýlmýþtýr. Bu anlatýþ þekli, farklý bir

Sîmurg ile ejderin mücadelesi (Ersan Perçem 2000)

78

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 79

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 10 - Ýstanbul kanatlarýmýn Altýnda. (Berna Karabulut Kervan 1996)

ta yansýmasýdýr (Resim 2-3), (Resim 5). Sanat dünyasýnda önemli bir dönüm noktasý teþkil eden bu anlatýþ sâyesinde, çizginin ifâde gücü ve âhenkli hareketleri, baþlý baþýna önem kazanmýþtýr. Hatta burada renk, çizgiye yardýmcý olan, destek veren bir unsur olarak eserdeki yerini alýr. Doðu kültüründe çizginin bu týlsýmlý gücü, minyatürde olduðu gibi hüsn-i hat ve bezeme sanatlarýnda da büyük önem taþýr (Resim 6). Eserlerinde, modelinin gerçek görünüþü ile hayalindeki þekli arasýnda,
79

ölçülü bir yol tâkip eden Türk sanatkârý, diðer Doðulu sanatkârlar gibi kendine has ifâde üslûbunu, yaptýðý minyatürlerle sergilemiþtir. Paul Valery, Doðu düþünce sistemindeki bu tasvir üslûbunu þöyle dile getiriyor;

"Bu soyut görüþü, bu doða kopyacýlýðýndan kaçýþý seviyorum. Çünkü bu tutum, sanatçýyý körü körüne taklitten kurtardýktan baþka onu, çizginin ve rengin bir çeþit metafiziðine yükseltiyor."
Minyatürde, sanatkârýn düþünce ufkunu geniþleten özelliklerden bir diðeri ise, is-

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 80

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Müjde (Arzu Tozlu, 2000)

80

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 81

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

tediði veya lûzum gördüðü yerlerde abartý, yani gerçek dýþý yorumlar yapabilmesidir. Ýsterse anlatmak istediði ana fikri, daha yalýn ve çarpýcý bir görünüþ içinde iþleyerek, dikkatleri bu noktada yoðunlaþtýrabilir. Ayrýca nakkaþ, kullanacaðý alaný boþluk býrakmadan, tamamen doldurabilir veya birkaç olayý ayný minyatür içinde anlatma imkânýna da sâhiptir. Tasarýmdaki figür-fon iliþkisinde figürler, daha hâkim ve zengindir. Minyatürlerde halk topluluklarý, ayný insan yüzleri tekrar edilerek gösterilmiþtir. Ýfâdedeki bu ince düþünceler, o milletin sosyal hayatýna ve inanç dünyasýna dâir, yapýlmasý gereken daha derin felsefî araþtýrmalarý beklemektedir. Tarih boyunca Türk sanatkârýnýn þekillerde ayrýntýlardan kaçarak öze yöneliþi, fakat uygulamada ince ve ayrýntýlý bir iþçilik kullanmasý, eserlerinde, veciz ve güçlü ifâde zenginliðini sergilemektedir. Minyatürde perspektif, anatomi, proporsion (orantý), Batý klasik resminde olduðu kadar mühimsenmemiþ ise de, tamâmen terk edilmemiþtir. Pek çok minyatürde görüldüðü gibi daire yerine oval, dik açý yerine dar veya geniþ açýlarýn kullanýlmasý, üçüncü boyut olan derinlik kavramýný hissettirir. Üslûplaþtýrýlan figürlerde de yapýlan ince taramalarla derinlik iþlenmiþtir. Batý resmindeki gölge, Doðu'daki tasvirlerde ince taramalar þeklinde görülür. Hatta minyatürde iþçiliðin deðeri, bu taramalardaki incelikle ölçülmüþtür. Dr. Suut Kemal Yetkin bir makâlesinde, sanatkârýn minyatürde gölge kullanmayýþýný, lâtifeli bir üslû81

Vuslat (Nur Nevin Akyazýcý, 2002)

pla, "Sanatkâr her noktasýný ince ince tara-

yarak iþlediði eserine, baþka gölge düþürmek istememiþdir." diyerek ifâde eder (Prof. Suut Kemâl Yetkin, "Ýslâm Minyatürünün Estetiði", Ankara Üniversitesi, Ýlâhiyat Fakültesi Dergisi, S.1, 1953 Ankara, s.33-35).
Minyatürde, renklerin dili de önemlidir. Meselâ güneþli bir hava, güneþ resmi yaparak, açýk renklerle anlatýlmýþtýr. Min-

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 82

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Hz. Þems ile Hz. Mevlânâ'nýn sohbeti (Arzu Tozlu ,1996)

82

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 83

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 11 - Yunus balýðý (Arzu Tozlu, 2001)

yatürlerde kullanýlan renkler, genellikle parlak ve canlý seçilir. Türk sanatýnýn hemen her dalýnda, tasarým zenginliði yanýnda, malzemenin dayanýklý ve eserin uzun ömürlü olmasýna da
83

çok önem verilmiþtir. Meselâ nakkaþlar eserlerinde, zamanla kaðýdýný yýpratmayacak, tabiî boyalarý tercih etmiþlerdir. Kaðýdýn ömrünü kýsaltan asit ve kazein ihtivâ eden boyalarý kullanmamýþtýr. Genellikle bitkiden elde edilmiþ ve hacýmlý olmayanlar kaðýt bo-

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 84

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

lanýlan arap zamký, boyanýn parlaklýðýný kaybettirip kararmasýna sebeb olunca, hazýr boyalar imdâda yetiþmiþtir. (H.Tahir-Zâde Behzad, "Minyatürün Tekniði", Ankara Üniversitesi, Ýlahiyat Fakültesi Dergisi, S.1, 1953 Ankara, s.29-32) Türk tasvir sanatý veya nakýþ resimde insan figürleri, yüz ifâdeleri ve kýyafetleri ile ait olduklarý kültürü temsil eder. Kullanýlan eþyalar, tasvir edilen olaylar, çizilen planlar, haritalar, geçmiþte bu eserlerin belgesel deðerini açýkca göstermektedir. Halbuki günümüzde yapýlan tasarýmlar, belgeden çok sanat gayesi taþýmaktadýr. Bu tutum ise, zaman içinde XXI. yüzyýlý temsil eden yeni üslûplarýn doðmasýna yol açacaktýr. Çünkü sanat, hepimizin bildiði gibi mânânýn kalýplara girerek, þekil ve hacim kazanmasý, elle tutulur, gözle görülür hâle gelmesidir. Buna mânânýn kristalleþerek maddeye dönüþmesi veya soyut halden somut hâle geçmesi de denebilir. Bu geçiþ esnasýnda bir takým kalýplar, þekiller, üslûplarý belirleyen kural ve özellikler kullanýlýr. Küreselleþmenin, her konuda egemen olmak istediði dünyamýzda, bir bütün olarak görülen sanat da, ses, çizgi, renk, kelime, þekil, mekân, vücûd dili, ýþýk veya elektronik cýhazlar gibi çok farklý araçlarýn birlikte kullanýlmasýyla yapýlmaya baþlamýþtýr. Bunu gerçekleþtirirken sahip olduðu millî, tarihî, mahallî veya þahsî deðerler yanýnda, ortak temel sanat kurallarý da dikkate alýnmalýdýr. Zîra bunlarýn hepsi esere, estetik yanýnda bir de kimlik kazandýrýr. Ýþte gelenekli sanatlarda yeni ifâde þekilleri aranýrken, bu unsurlardan korunmasý gerekenler ile zamana ve sanatkâra göre deðiþebilecek olanlarý iyi tanýmak gerekir.
84

Resim 12 - Sincap (Arzu Tozlu, 2001)

yamada, ebrûda, hacýmlý olan toprak boyalar ise, tutkallý su ve ince samur fýrça yardýmýyla minyatürde kullanmýþdýr. (Rikkat .Kunt, Muhsin Demironat ve Emin Barýn tarafýndan yapýlan bir radyo konuþmasý. 1976) XIV. yüzyýl’dan, XVIII. yüzyýlýn sonlarýna kadar minyatürde, boyalara yumurta sarýsý karýþtýrýlarak sâbit, parlak ve hacimli olmasý saðlanýrmýþ. Fakat her defasýnda tâze yumurta kullanma þartý ve bu karýþýmýn kullanýldýktan sonra kuruyarak iþe yaramaz hâle gelmesi, sanatkârý yýldýrdýðý için bir tarihten sonra yumurta terk edilmiþ, yerine buharda eritilen ve parlak olmasý için bir damla saf pekmez veya iki damla üzüm suyu ile karýþtýrýlan tutkal suyu kullanýlmaya baþlanmýþtýr. Fakat zamanla tek baþýna kul-

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 85

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 13 - Ýlkbahar'ýn habercisi bülbül (Nurcan Sertyüz, 2001)

85

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 86

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Meselâ hüsn-i hat sanatýnda, harfleri þekillendiren çizgilerin, kendi üslûplarý içinde âhengi, tenâsübü, estetiði, kurallar ve kalýplarla belirlenmiþtir. Bu harflerden oluþan istiflerde meydana gelen güzellik, seyredeni vermek istediði mânânýn derinliklerine sürükler. Týpký âhenkli seslerin bir araya gelerek meydana getirdiði makam zenginliði içinde eserin bizleri, Merâgî'nin, III. Selim'in veya Dede Efendi'nin iç âleminden haberdâr etmesi veya tezyînatta, minyatürde çizgilerin dile gelip seyredene hitâb etmesi gibi. Kýsaca eserleri, estetikden ve o estetiðin vereceði mânâdan mahrum býrakýrsanýz, o sanat ifâde gücünü de, ruhâniyetini de, hayâtiyetini de kaybeder. Anlamsýz, kuru þekillerden, kalýplardan ve kurallardan ibâret kalýr. Ýþte bizler, klasik olmuþ gelenekli sanatlarý genç nesillere öðretirken, çizgilerin dile getirdiði mânâdan bîhaber, hatta o mânâyý yaþamadan ve yaþatmadan, sâdece renk, þekil, kalýp ve kurallar ile anlatýrsak o sanat, geçmiþin kötü kopyasýndan ibâret kalýr, geliþemez ve XXI. yüzyýlýn kýyafetine bürünerek yeni nesillerin eserleri olmaktan çýkar. Yeni üslûplar üretemez ve yaþayan bir sanat olamaz. Yapýldýðý yüzyýlýn izlerini taþýmadýðý için de onu, daha sonraki nesillere de aktaramaz. Halbuki hepimizin bildiði gibi, medeniyetlerin seviyesi, býraktýklarý eserlerin kalitesi ile ölçülür. Türk tasvir sanatý da, gelenekli sanatlarýn bir kolu olarak asýrlarca sanat dünyasýndaki yerini korumuþ ve geçmiþi ile baðýný koparmadan XXI. yüzyýla gelmiþtir. Bu yüzyýlýn ona vereceði yeni görünüþ ile geleneklerini geleceðe taþýmak, baþarýsýný evren86

selleþtirmek, her sanat dalý gibi Türk tasvir sanatýnýn da, eriþmek istediði önemli bir hedef olmalýdýr. Fakat çoðu zaman yeni sanat akýmlarýnýn yargýlanmasý ve sanat tarihindeki deðerini ve yerini bulmasý, yapýldýðý zamaný aþarak gelecek nesillerin yorumunu bekler. Hele bir sanatkârýn, arayýþ ve heyecan içinde meydana getirdiði eserini deðerlendirmesi ve bu konuda objektif olmasý çok zordur. Bu düþünce ve inanýþýn gereði olarak biz de derslerimizde, Türk minyatürünü klasik þekliyle öðrenmeye, klasik Batý resminden ayýran özellikleri bulmaya ve Doðu kültürleri içinde onu farklý kýlan milli ve gelenekli niteliklerini daha yakýndan tanýmaya çalýþtýk. Kullanýlan teknikleri ve malzemeyi araþtýrdýk ve kullandýk. Böylece ilk olarak klasik Türk minyatürü ile tanýþtýk. Daha sonra tasarýmlarýmýzda, millî deðerleri koruyarak ve bugün de yararlý gördüðümüz malzeme ve teknik yöntemleri kullanarak farklý ifâde þekilleri aradýk. 1989-90 ders yýlý, Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki derslerimizde baþlayan bu arayýþ, özel talebelerimizle yaptýðýmýz grup çalýþmalarýnda da devam etti. Sizlere biraz da bu çalýþmalarýmýzý, örnekler sunarak tanýtmak isterim. Hâlen Marmara ve Selçuk Üniversiteleri’nde baþarýyla yürütülen, klasik metodlarla Kaðýt Terbiyesi dersinde, boyama tekniklerini geliþtirerek tabiî boyalarla özel hazýrlanmýþ dokulu kaðýtlar ürettik. Bu dokularýn bizde uyandýrdýðý ilhamla, farklý bir zevk ve þevk içinde tasarýmlar yapmaya baþladýk. Ýþlenecek konuya uygun renkte dokulu kaðýt seçerek dokuyu tasarýmýn önemli bir kýsmý olarak kullandýk. Hatta öðrencinin bozuldu diye

70 - 87 Inci Ayan Birol.qxd

01.11.2007

15:08

Page 87

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

bir kenara koyduðu kaðýtlarý bile uygun konularda deðerlendirdik. (Resim 8) Türk sanatýnýn en belirgin özelliklerinden, sâdelik ve veciz ifâde þeklini esas alarak, az fügür kullandýk ve zemini doku ile baþbaþa býrakmak istedik. Çünkü doku, tasarýmýn çýkýþ noktasýný ve devamýnda önemli bir kýsmýný teþkil ediyordu. Hattâ tarihî eserlerden bire bir çalýþtýðýmýz bir Türk lâlesini veya gül dalýný iþlerken, kaðýdýn dokusunu kullanarak ona bir mekân kazandýrdýk. Böylece tasarým yeni olmasa da, esere yeni bir yorum getirilmiþ oldu (Resim 1), (Resim 4), (Resim 7). Ýþçilikte, çizgilerin ifâde gücüne önem verdik. Gölge ve ýþýk yerine, klasik minyatürün kalitesini belirleyen taramayý en mükemmel þekliyle yapmaya çalýþtýk. Böylece sanatýn geleneksel tekniðine, tâviz vermeden sâdýk kaldýk. Bu arada minyatürün izin verdiði mübalaðayý pek kullanmadýk. Daha naturalist bir yol tercih ettik. Fakat buna karþý tasarýmda, simetrileri bozarak, cedvelleri aþarak alýþýlagelmiþ kalýplarý kýsmen terketmek istedik. Tasarýmlarda, diðer esas uzmanlýk dalým olan tezhibe, geniþ yer vermeye gayret ettik. Figürler, daha sâde ve natüralist biçim ve renk âhengi içinde üslûplaþtýrýlarak doku eþliðinde kullanýldý. (Resim 9), (Resim 11), (Resim 12) vb. Kaðýt boyama, âhar, murakka, zerefþan gibi klasik tekniklere sâdýk kaldýk ve bunlarýn yanýnda doku elde etmek için koraj tekniðini de kullandýk (Resim 10), (Resim 13). Ýþte bu düþüncelerin ýþýðýnda, öðrencilerimin yetenekli ellerinden, kaliteli iþçilikle,
87

XXI. yüzyýla ait, farklý olduðuna inandýðýmýz ve bâzý örneklerini seyrettiðiniz, minyatür çalýþmalarý ortaya çýktý. Bu minyatürlerin en önemli gördüðümüz özelliklerinden biri de, ayný dokuyu tekrar elde etmek mümkün olmadýðý için tek olmalarýdýr. Sonuç olarak, sanatta korunmasý gereken, kurallar ve kalýplardan ziyâde deðerlerdir. Bu deðerler, o sanata devrinin estetik anlayýþý içinde millî, mahallî ve þahsî kimlik kazandýran, verilmek istenen mesajý veya mânâyý anlatacak ifâde üslûbunu belirleyen, ecdat yâdiðârý deðerlerdir. Bunlarý ifâde etmek için kullanýlan þekiller, kaideler, kalýplar, semboller, malzeme ve teknikler, yaþanan devrin þartlarýna ve ihtiyacýna, sanat anlayýþýna ve zevkine, medeniyet seviyesine baðlý olarak deðiþebilir, deðiþmelidir de. Çünkü Herakleus'un dediði gibi, "Deðiþmeyen tek bir þey vardýr, o da deðiþmekdir." Yeter ki, korunmasý gerekenlerin farkýna varalým ve hassâsiyetle onlara sâhip çýkalým. Böylece gelenekli sanatlarýmýz, tabiî deyiþim seyri içinde, soysuzlaþmadan yücelerek, her devirde hayâtiyetini sürdürsün. Teþekkür ederim.

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 88

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

MEDRESETÜ'L-HATTATÝN'DEN GÜZEL SANATLAR AKADEMÝSÝNE ÜÇ MÜCELLÝT:
Gürcan MAVÝLÝ*

Özet
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Türkiye'nin ilk sanat eðitimi veren kurumudur. Bünyesindeki bölümlerden biri olan Geleneksel Türk Sanatlarý Bölümü de, akademi gibi bir geçmiþe sahip bir eðitim kurumudur. 1914'te geleneksel sanatlarýn öðretilmesi amacýyla kurulan Medreset-ül Hattatin'in adý bir süre sonra Þark Tezyini Sanatlar Mektebi adýný alacaktýr.1933 yýlýnda açýlan geleneksel sanatlar sergisini gezen Atatürk'ün emriyle 1936 yýlýnda Türk Tezyini Sanatlar Þubesi adýyla Güzel Sanatlar Akademisi'ne bölüm olarak dahil edilmiþtir. Bu bölümde, döneminin ünlü birçok sanatçýsý ders vermiþtir ki, bunlar arasýnda; Tuðrakeþ Ýsmail Hakký (Tezhip), Necmeddin Okyay (Hat, Cilt, Ebru), Vasýf Sedef (Sedefkar), Bahaddin Tokatlýoðlu (Tezhip-Cilt Kalýplarý), Feyzullah Dayýgil (Çini Desenleri) vb. öðretim elemanlarý vardý. Bu öðretim elemanlarýnýn yetiþtirdikleri ikinci ve üçüncü kuþaktan, daha sonra akademinin öðretim kadrosuna giren Sacit Okyay, cilt atölyesi öðretmeni, Prof. Emin Barýn, hat ve cilt atölyesinde çalýþmýþ, 1976'da ise Geleneksel Türk El Sanatlarý Bölüm Baþkanlýðý'ný yürütmüþ daha sonra da Grafik Bölümü’nde eðitimcilik hayatýna devam etmiþtir. Öðretim Görevlisi Ýslam Seçen ise yukarýda bahsettiðim her iki cilt sanatçýsý öðretim elemanýnýn öðrencisi olma mutluluðuna ermiþ ve bugün hala büyük bir özveri ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatlarý Bölümü Cilt Anasanat Dalý'nda Klasik Türk Ciltçiliði'nin teknik ve özelliklerini öðretmeye devam etmektedir. Klasik Türk Ciltçiliðinin ve Modern Cilt'in Türkiye'deki en büyük sanatçýlarýndan olan bu üç cilt sanatçýsýnýn yaþamlarýndan ve eserlerinden oluþan örnekler sunacaðým.

* Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatlarý Cilt. A. S. D.

88

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 89

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Bildiðiniz üzere resmi adý; "Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Þahane" o dönemde kullanýlan adýyla "Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi" yani "Ýstanbul Güzel Sanatlar Akademisi" 1882 yýlýnda Osman Hamdi Bey ve arkadaþlarýnýn gayretleriyle kurulmuþtur. Günümüze kadar milli ve milletlerarasý düzeyde birçok deðerli sanatçýnýn yetiþtiði akademi de (yeni adýyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde) Türkiye'de sanat eðitimi veren yüksek öðretim kurumlarýnýn hem çoðalmasýna hem de buralardaki eðitim kadrosunun oluþumuna ve güçlenmesine katkýsý olmuþ bir kurumdur.

Resim 1 - Süleymaniye'deki Evkaf Müzesi avlusunda ki 27 Kasým 1923'de Medrese-tü'l-Hattatinde ikinci icazet merasiminden kalma bir fotoðraf.

Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ku- Sami Bey, Tuðrakeþ Hakký Bey, Tahirzade Hüseyin Bey, Hacý Nuri Bey, rulmasýndan bir müddet sonra 1915 Bahaddin Efendi, Emirzade Kemaleddin Bey.) yýlýnda kitap sanatlarýnýn öðretilmesi amaçlanan bir mektebin kurulmasýna, Þeyhülislam Hayrullah Efendi’nin öncülük ettiði, müdürlüðünü de Arif Hikmet Bey’in yaptýðý (ö.1918) bilinmektedir. Medrese, dönemin bir çok ünlü þahsiyetini bünyesinde bulundurarak eðitime baþlamýþtýr (Resim1). Hat, Tezhip, Cilt, Ebru, Ahar, Minyatür, Çini Desenleri ve Halý Desenleri adlý dersleri; - Arif Hikmet Bey (ö.-1918) - Kamil Efendi (Akdik, 1861-1941) - Tuðrakeþ Ýsmail Hakký Bey (Altunbezer,1873 - 1946) - Hulusi Efendi (Yazgan,1869-1940) - Bahaeddin Efendi (Tokatlýoðlu,1866 - 1939 ) - Hüseyin Tahirzade Bey (Behzat,1889-1963) - Necmeddin Efendi (Okyay, 1885 - 1976) - Emirzade Kemal Bey 'ler bu mektebin muallimi olarak verdiler.
89
Resim 2 - Dr. Süheyl Ünver'in 03-08-1957 tarihinde yaptýðý Medresetü'l-Hattatinin bulunduðu binanýn suluboya resmi.

(Soldan saða oturanlar):Hacý Kamil Efendi, Ferid Bey, Hulusi Efendi, Ali

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 90

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Medresetü'l-Hattatin, Evkaf (Vakýflar) Nezareti'ne baðlý olarak açýlmýþ ve onun maddi desteði ile dersler, Ýran Konsolosluðu'nun alt köþesinde kalan Tersane Emini Yusuf Aða tarafýndan 1758 yýlýnda Hassa Baþmimarý Mehmet Tahir Aða'ya yaptýrýlan Sýbyan Mektebi’nde baþlamýþtýr (Resim 2). 19. yüzyýlýn mâli imkansýzlýklarý yüzünden gelenekli sanatlarýn eskisi gibi yürüyemez olduðu bir durumda bu sanatlarýn çaðýn ihtiyacýna cevap vermesi için planlanan mektebin adý, Harf inkýlâbý’ndan önce Tevhid-i Tedrisat Kanunu yani Öðretim Birliði Kanunu ile birlikte Hattat Mektebi olmuþtur (Resim 4). 1928 yýlýnda Þark Tezyini Sanatlar Mektebi adýný almýþ (Resim 3), 1936 tarihine, yani Ýstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde bir bölüm olarak kuruluncaya kadar eðitim vermiþtir; Atatürk'ün emri ve Kültür Bakaný Saffet Arýkan'ýn talimatý üzerine 1936'dan itibaren Akademi'de kurulan, Türk Tezyini Sanatlar Þubesi, gelenekli sanatlar eðitimi vermeye devam etmiþtir. Bu þubede aþaðýdaki dallar bulunmaktaydý; - Tezhip, - Tezyini Arap Yazýsý, - Ebru ve Ahar, - Türk Ciltçiliði, - Türk Cilt Kalýplarý Ýmali, - Altýn Varak Ýmali, - Türk Minyatürü, - Sedef Kakmacýlýðý, - Türk Çini Nakýþlarý, Halý Nakýþlarý,
90

Resim 6 - Necmeddin Okyay, Bahaddin Tokatlýoðlu, Kamil Akdik, Ýsmail Hakký Altunbezer.

Bu dallarýn hocalarý ise konularýnda dönemin ünlü sanatçýlarýydý. 1938 tarihinde akademinin öðrenci kýlavuzu olarak yayýnladýðý kitapçýða göre, dersler ve derslerin hocalarý aþaðýdaki gibidir. - Tezhip, Ýsmail Hakký Altunbezer, - Hat, Kamil Akdik, - Ebru, Ahar, Þemse ve Kitap Kaplarý Necmeddin Okyay, - Türk Minyatürü, Dr. Süheyl Ünver, - Teclit (Kitap Kabý Yapan) Bahaeddin Tokatlýoðlu, - Altýn Varak Ýmali, Hüseyin Yaldýz, - Sedef Kakmacýlýðý, Vasýf Sedef, - Kýymetli Taþlar Üzerine Hak, Ýsmail Yümnü Sonver, - Tezhip, Yusuf Çapanoðlu, - Þark Çini Nakýþlarý, Feyzullah Dayýgil, - Ebru, Ahar, Þemse Sacit Okyay, Gelenekli sanatlarýn okullaþma sürecinin bu kýsa tarihinden sonra konumuz olan,

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 91

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 3 - Þark Tezyini Sanatlar Mektebi'nin 1934 yýlý Ýzmir Fuarý’ndaki sahada, Tuðrakeþ Ýsmail Hakký, Ýzmirli gazeteci Nalan Haným ve meslektaþý, Necmeddin Efendi.

"Medresetü'l-Hattatin’den Güzel Sanatlar Akademisi’ne Dört Mücellit" isimli tebliðimizin ilk hocasý Baha Efendi'yi tanýtalým.
Bahaddin Efendi (Tokatlýoðlu, 1866 - 1939)

(Resim 6) hakkýnda bugüne kadar fazla bilgiye sahip olmadýðýmýz hocalarýmýzdandýr. Babasýnýn da kendisi gibi ciltçi ve müzehhip olduðu hakkýndaki bilgiye, Prof. Çiçek Derman Hocamýzýn "Geleneksel Türk Sanatlarýnda Ýlkler ve Öncüler" baþlýklý seminerdeki Muhsin Demironat hakkýnda verdiði tebliðde;
Bahaddin Tokatlýoðlu Muhsin Hoca'ya tezhip sanatýný kimden
91

öðrendiði sorulduðunda: "Ýlk hocam, Osmanlý devrinden kalan son müzehhib Bahaeddin Efendi'den -ki babasý da mücellit ve müzehhib Nureddin Efendi'dir- öðrenmeye baþlarken bize kalemle birkaç ders, devamlý olarak önce yuvarlak, sonra beyzî ve helezon çizdirirdi. Bu, elin terbiyesi için mutlaka lâzýmdýr" demiþtir. Babasý Nureddin Efendinin Beyazýt'taki cilt atölyesinde çalýþtý. Medresetü'l-Hattatin'de, Hattat Mektebi’nde, Þark Tezyini Sanatlar Mektebi’nde cilt ve tezhip öðretmenliði, Güzel Sanatlar Akademisi'nde de cilt öðretmenliði dersleri verdi. Baha Efendi 1930'larýn baþýndan itibaren Topkapý Saray Kütüphanesi’ndeki tamire muhtaç ciltleri

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 92

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 4 - Süheyl Bey,Talebe Cemal Bey (Eyüpsultan Kayyýmý Bektaþi Cemal Günter), Kamil Bey, Mehmet Ali Bey (Þekerci Cemil Beyin oðlu. Eðitiminden sonra Mýsýr'a giden Mehmet Ali Bey Mýsýr'da ilk ebru yapýp öðreten kiþidir.)

onarmaya baþlamýþ ilerleyen yýllarda sýhhati bozulunca arkadaþý Necmeddin (Okyay) Efendi bu onarýmlara devam etmiþ tahakkuk eden ücretleri yine Bahaddin Efendi’ye vererek onun maddi sýkýntýsýný gidermeye çalýþmýþtýr. Mesleki hayatýnda muallimliðin yaný sýra klasik cilt onarýmý, yirmiye yakýn mushaf, bir o kadar da En'am-ý Þerif, hilye ve levha iþlemiþ, birçok levhanýn da tamirini gerçekleþtirmiþtir. Birçok levhanýn tezhibini de yapan Tokatlýoðlu 1939 yýlýnda vefat etmiþtir (Resim 7-8-9). Necmeddin Okyay (1883 - 1976) Türk Güzel Sanatlarý’nýn birçok dalýnda
92

eser vermiþ isimlerdendir. Hezarfen denmesinin sebebi de her yaptýðý iþte büyük bir baþarýya eriþmiþ olmasýndan gelmektedir (Re-

sim 10).
Yeni Valide Camii imamý ve Mahkemei Þer'iyye baþkatibi Mehmed Abdünnebi Efendi’nin oðludur. Ýlk öðrenimine mahalle mektebi olan Karagazi (Karakadý) mahalle mektebinde hýfz etmeye baþlamýþ buradan mezun olduktan sonra Kasabzade Mehmet Efendi'den Kur'an - Kerim hýfz'ýna devam etmiþtir. Ravza-i Terakki isimli (Halil Rüþtü

Ýlköðretim Okulu ) okulda orta kýsmýnda eðitimine devam etti bu esnada; rýk'a, divani ve

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 93

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 5 - Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Türk Tezyini Sanatlar Þubesi Öðretmen ve Öðrencileri.

celi divani yazýlarýný meþk edip Hasan Talat Bey’den icazetnamesini aldý. Hat öðretiminin yaný sýra dini eðitimine de devam etmiþ yine bu dönemde hafýz olup derecesini artýrmak için Hafýz Nazif Efendi'den "aþere" ve " takrib dersleri”, Çinili Camii imamý Nuri Efendi'den de "ilmiye" derslerini takip ederek icazetini almýþtýr. Eline tesadüfen geçen ebrulu bir kaðýdýn sebebiyle ebru öðrenmeye karar vermiþ ve bu sanatý öðrenmek için Sultantepesi'ndeki Özbekler Dergahý'nýn Þeyhi Hezarfen Edhem Efendi ile çalýþmaya baþlamýþ, ebru'nun yanýnda ahar yani kaðýt cilalama teknikleri ve ince marangozluðu öðrenmeye çalýþmýþtýr. Konyalý Vehbi Efendi’den is mürekkebi yapýmýný öðrenen hoca, dergah yakýnlarýnda oturan Sultan Aziz'in okçubaþýsý olan Seyfeddin Efendi’yle tanýþarak onunla kemankeþlik çalýþmalarýna katýlmýþtýr. 1907 yýlýnda babasýnýn vefatý üzerine Yeni Valide Camii’nde ikinci imamlýðýna onu takiben birinci imam ve hatip'lik görevine 40 yýl boyunca devam etti. 1915 yýlýnda hizmete açýlan Medresetü'l-Hattatin'in müdürü Arif Hikmet Bey (Ö

Resim 11 - Necmeddin Okyay'ýn Medresetü'l-Hattatin diplomasý.

1918), yazdýðý hat levhalarý görülmeye baþlanan, Necmeddin Efendi’yi hoca olarak
93

göreve almak için okula davet etmiþ, fakat okula gittiðinde kendisine sorulmadan öðrenci olarak kaydýný yapmalarý üzerine Necmeddin Efendi "Demek ki daha öðreneceklerim varmýþ" diyerek sülüs hattýný ilerletmek için Kamil Efendi'den ders almaya devam etmiþtir. Tuðrakeþ Hakký Bey'den celi sülüs ve tuðra öðrenmiþ diplomasýný almadan iki yýl önce (1918) ebru ve ahar muallimi olarak tayin edilip öðrenci yetiþtirmeye baþlamýþtýr (Resim 11). Bu arada ebruda birçok denemeler yapmýþ yazýlý ebruyu kalýp kes-

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 94

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 12 - Medresetü'l-Hattatin'deki sergide.

meden daha kolay yapýlma tekniðini bulmuþtur (Resim 12). Necmeddin Hoca’ya bir mücellidin terekesinden klasik cilt yapýmýnda kullanýlan þemse kalýplar gelir. Hemen bu kalýplar hakkýnda bilgi almak ve nasýl yapýldýðýný öðrenmek için Bahaeddin Efendi’yi bulur onun "bu iþ zor ve meþakkatlidir" demesine raðmen her zamanki gibi büyük öðrenme isteði onu bu iþte de baþarýlý olmasýný saðlamýþtýr. Dostlarýnýn yardýmýyla darbhanede cilt kalýplarý imal etme þeklini öðrenir. Ortanca oðlu Sami (1911-1933) ile bu dönemde klasik cilt kapaðý örnekleri verdikleri gibi, yazý çerçevesi, resimlik gibi cilt kalýplarýný farklý alanlarda kullanarak bu sanatýn uygulama alanýný geniþletmiþler (Resim 13Resim 13 - Necmeddin Okyay'ýn elinde tuttuðu mushaf, Þeyh Hamdullah tarafýndan yazýlmýþtýr. N. Okyay bu eseri daha sonra T.S.M. Kütüphanesi’ne satmýþtýr.

14). Ancak Sami Bey'in erken yaþta vefatý, ai94

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 95

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 14 - (Soldan saða oturanlar) Necmeddin Okyay, Mahir Ýz (Soldan saða ayaktakiler) Süheyl Ünver, Uður Derman,1963.

Resim 15 - Necmeddin Okyay,1965.

Resim 16 - Emin Barýn, Necmeddin Okyay, Rikkat Kunt, Ali Alpaslan.

95

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 96

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

05 Ocak 1976'da 93 yaþýndayken vefat eden Hezarfen Necmeddin Okyay Karacaahmet Mezarlýðý’na defn edilmiþtir (Resim 19). Sacit Okyay (1915-1999) Necmeddin Okyay'ýn 3. oðlu olan Mehmet Sacit; ebru, ahar, þemse kalýp ve cilt kaplarý bilgisini babasýndan öðrenmiþ, 1936 yýlýnda Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Türk Tezyini Sanatlarý Þubesi’nde ebru, ahar, þemse öðretmeni olarak çalýþmaya baþlamýþtýr (Resim 20). 1938 senesinde Ýstanbul Yüksek Ýktisat ve Ticaret Mektebi’nden mezun olmuþtur, devam eden öðretmenliðinin yaný sýra 1939 yýlýnda Bahaddin Tokatlýoðlu’nun vefatýyla boþalan Topkapý Sarayý mücellitliðine vekil olarak getirilmiþ bu görevi 1943 yýlýna kadar devam ettirmiþtir.
Resim 18 - Lale ebrusu.

leyi ve hocayý derinden etkilemiþtir. Deniz albayý olan büyük oðlu Nebih Bey (1907-1983) emekliliðinde altýn oygu olarak tuðra ve tezyinat kesmesiyle ünlendi, küçük oðlu Sacit Bey (1915-1999) ise Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde ebru ve cilt öðretmenliði yaptý. 1916'da Medresetü'l- Hattatin'de baþlayan hocalýðý, 1925'de Hattat Mektebi’nde, 1929'da Þark Tezyini Sanatlar Mektebi adýný alan bu okuldan sonra 1936'dan itibaren Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Türk Tezyini Sanatlarý Þubesi'nde sürdüren Necmettin Okyay (Resim 15-16). 1948'de yaþ hattinden emekliye ayrýlmýþ ancak gelen hiçbir talebeyi reddetmeyip gelenekli sanatlarýn inceliklerini bütün gayreti ile öðretmeye devam etmiþtir (Resim 17-18).
96

Uzun müddet mahkemelerde yazý ve imza bilirkiþisi olarak sýkça görevlendirilmiþtir. Bu bilirkiþilik emeklilik döneminde de sürmüþtür. 1946’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi cilt atölyesi öðretmenliðine atanmýþtýr. 1969 yýlýnda akademi müdürlüðüne verdiði dilekçede, yapmýþ olduðu eserleri þu þekilde sýralar; -Güzel Sanatlar Akademisi Þeref Defteri (Resim 21-22-23-24). -Ankara Devlet Operasý Þeref Defteri. -Mâkam Sumen ve Bloknot Defteri (M.E.B. Hasan Ali Yücel için yapýlmýþ). -Ýstanbul Topkapý Sarayý Müzesi’nde bulunan þemse ciltler ve restore edilmiþ ciltler.

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 97

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

09/04/1973’te emekli oldu. 1999 yýlýnda vefat etmiþtir. Babasý Necmeddin Okyay'ýn Karacaahmet’teki mezarýnýn yanýna defnedildi. Ýslam Seçen (1936) 06/07/1959 tarihinde Güzel Sanatlar Akademisi’nin orta bölümünden mezun oldu (Resim 27). Prof. Sacit Okyay'dan Klasik Cilt dersleri, Prof. Emin Barýn'dan modern cilt ve kaligrafi öðrenmiþtir. Ayný sýnýfta Ýlhami Turan, Yýlmaz Özbek, Ethem Çalýþkan ve Sevinç Oðuz eðitim görmüþlerdir. 30/04/1961'de Süleymaniye Kütüphanesi’ne girdi (Resim 28). 17/10/1961 tarihinde Yüksek Dekoratif Sanatlar mezunu oldu. 1962'de askerlik dolayýsýyla vazifesinden istifa etti. Askerlik vazifesini tamamladýktan sonra 1964'te kütüphaneye geri dönmüþtür (Resim 29). 15/07/1969'da önce hocasý Prof. Emin Barýn ile 2 aylýðýna daha sonra Rikkat Kunt hocanýn da katýldýðý Portekiz’in baþkenti Lizbon'da Gülbenkian Müzesinde bulunan Ýslam yazmalarýnýn onarýmýný gerçekleþtirmiþlerdir (Resim 30-31-32). 05/06/1970’de Lizbon'a (Fundaçao Calouste Gülbenkian) müzesine tekrar çaðýrýlan Ýslam Seçen 9 ay Lizbon'da çalýþmalarýný sürdürmüþtür. Onunla beraber ayný çalýþma için çaðýrýlan Rikkat Kunt rahatsýzlýðýndan dolayý Lizbon'a gidememiþ ,lakin Portekiz Konsolosluðu’nun aracýlýðý ile Ýstanbul 'a getirilen eserleri restore etmiþtir. Ýslam Seçen Gülbenkian Müzesi’ndeki çalýþmalarýna, yaklaþýk otuziki sene boyunca 2002 yýlýna kadar çeþitli aralýklarda devam etmiþtir (Resim 33-34).
97

Resim 26 - Sacit Okyay'ýn yaptýðý üstten ayýrma þemse cilt eseri.

-Ýsmet Ýnönü Cumhur Reisi iken Ýstanbul vilayeti için 3 adet þemse albüm. -Ýnönü Nutku’nun þemse cildi (G.S. Akademisi hediye etti). -Þemse çerçeve (1952'de Kral Abdullah ´a hediye edilmek üzere hazýrlanmýþtýr). -Þemse çerçeve ve þemse cüzdan (Hamdullah Suphi Tanrýöver). -Þemse albüm (Operatör Dr. Gýyas Korkut ´a aittir). -Þemse ve ciharköþe ciltler (Av. Halil Edhem Ardaya aittir). -Þemse ciltler (Memluk, Selçuk, Herat, Osmanlý) onarýmlarý (Mimar Ekrem Hakký Ayverdi'ye aittir). -Muhtelif êbrular. D.G.S.A. arþivi. Hattat Hacý Nuri Korman sülüs celisi yazý etraflarý yapýlmýþtýr. 19/08/1969 yýlýnda cilt dersi öðretim Görevlisi olan Okyay'a akademi kurulu tarafýndan, 03/12/1969 profesör ünvaný verildi (Resim 25-26).

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 98

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 28 - Ýslam Seçen Süleymaniye Kütüphanesi Cilt Servisi'nde.

Resim 27 - Ýslam Seçen'in 1961'deki mezuniyetinden bir fotoðraf.

Resim 29 - Hüseyin Gündüz, Emin Barýn, Ýslam Seçen, Faruk Taþkale.

1973 tarihinde Kültür Bakanlýðý Süleymaniye Kütüphanesi Cilt ve Patoloji Servisi’nin baþ uzmanlýk kadrosuna yükseltildi, 10/05/1977'de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü Geleneksel Türk Sanatlarý Kürsüsü’nde Türk Ciltçiliði konusunda 1977/1978 eðitim-öðretim yýlýnda 4 saat görevlendirilmiþtir. 1982 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü Türk Ciltçiliði Bölümü dersini vermeye baþlamýþtýr. 20/04/1988 tarihinde Süleymaniye Kütüphanesi’nden emekli olan Ýslam Hoca 11/08/1989 yýlýnda Mimar Sinan Üniversitesi,

Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatlarý Bölümü'ne öðretim görevlisi olarak atandý. 17/06/2001 tarihinde de yaþ haddinden emekli oldu. Halen, mesleki hayatýna devam eden Ýslam Hoca'nýn Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk Sanatlarý Bölümü’nde, saat ücretli olarak gelenekli sanatlarýmýzdan olan klasik ciltçilik derslerine devam etmektedir (Resim 35).

98

88-99 G rcan Mavili.qxd

01.11.2007

15:12

Page 99

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Resim 34 - Ýslam Seçen, Gülbenkyan Müzesi’nde çalýþma arkadaþlarýyla.

Resim 35 - Nisan 2006 yýlýnda, ÝSMEK Üsküdar þubesindeki " Klasik Cilt" konulu konuþma. Dr. Kaya Üçer, Ýslam Seçen, Gürcan Mavili.

Kaynaklar: 1- Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörlüðü 2- Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Heykel Müzesi 3- Prof. Kerim Silivrili'den naklen 4- Prof. h.c. Derman, Uður; "Medresetü'l-Hattatin'in açýlýþýna dair mühim bir belge" Antik-Dekor, s.100, Nisan 2007 Ýstanbul

8 - Prof. Derman, Çicek; "Muhsin Hoca'dan Altýn Çizgiler", Geleneksel Türk Sanatlarýnda Ýlkler ve Öncüler Semineri, (Yayýnlan-

mamýþ) 120. yýl etkinlikleri kapsamýnda Kasým-2003 9- Prof.hc. Derman, Uður; "Sakýp Sa-

bancý Müzesi Hat Koleksiyonu’ndan Seçmeler" s.188, 196, 226 Ýstanbul 2002
10 - Prof. hc. Derman, Uður; "Hezarfen

sf.228-234
5- Güzel Sanatlar Akademisi Tanýtým Broþürü - 1938 6 - Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Eðitiminde 100.Yýl, s.26, No:3, 1983 7 - Büyük Larousse, c.3, s.1207

Hattat Üsküdarlý Necmeddin Okyay", Üsküdar Sempozyumu 1-Bildiriler cilt 2 Ýstanbul2004 ISBN (cilt2) 975-97606-8-1 11- Yrd. Doç. Hüseyin Gündüz Resim Koleksiyonu’ndan 6, 12, 13, 20, 26, 29 numaralý resimler.

99

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 100

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Muammer EROL*
ÖZET (SEMPOZYUM KONUÞMASI)

Sempozyumumuzun baþýnda ÝSMEK'i tanýtan vtr'de gösterildiði üzere Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eðitimi Kurslarý (ÝSMEK) olarak 3 kurs merkezi 141 kursiyer ile 1996 yýlýnda baþlayan bir hizmetiz. O zamanlar belediyelerin böyle bir meslek ve sanat edindirme kurslarý açmak gibi bir görevi de yoktu. 1996'dan 2005 yýlýna kadar yani Büyükþehir Belediye Kanunu çýkýncaya kadar ÝSMEK, halk eðitim merkezlerine paralel ve gösterilen tutum tavýr itibariyle de çoðu zaman çeþitli sýkýntýlarla yürütülen bir meslek ve beceri kazandýrma faaliyeti idi. Ýstanbul'da ÝSMEK, Ankara'da BELMEK þeklinde baþlayan bu çalýþmalar, diðer bütün belediyeler tarafýndan kopya edilen bir örnek haline geldi. 2004 yýlýna kadar çeþitli kýrýlmalarla ancak çok küçük büyümelerle ÝSMEK'in kursiyer sayýsý iyi hatýrlýyorum 2004 yýlý kapanýþ programýnda 16.000 olarak ifade dilmiþti. Bugün ÝSMEK'in kursiyer sayýsýný 155 bin diye resmen ifade ediyoruz. 380 bin toplam ÝSMEK kursiyerinden 300 küsür bini þu son üç yýlda ulaþýlan kursiyerdir. Bu da göstermektedir ki, ÝSMEK'in kurs içeriðinin çeþitlendirilmesi yaygýnlaþtýrýlmasý daha geniþ kitlelere iletilmesi konusunda son üç yýlda ciddi bir ivme yaþanmýþtýr. Bunun temelinde 5216 sayýlý kanunla büyükþehir belediyelerine meslek ve beceri kazandýrma kurslarý açma görev ve yetkisi verilmesi vardýr. Biz bu kanuna bunu çok se* Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi Genel Sekreter Yardýmcýsý

vindik ve artýk belediyeler olarak hakikaten bizden beklenilen ve talep edilen sosyal belediyecilik adýna çok ciddi bir imkâna kavuþtuðumuzu düþündük. Sayýn baþkanýmýz Kadir Topbaþ'ýn bize verdiði gayret ve gösterdiði hedefle bu noktaya gelindi. Bugün Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi'nin müstakil bir müdürlük olarak, Meslek ve Beceri Eðitimi Müdürlüðü var. Bu müdürlük bünyesinde ÝSMEK baþta olmak üzere diðer meslek ve beceri kazandýrma kurslarý ile ilgili çalýþmalar kanuni yasal tabaný da olduðu için bize de görev ve sorumluluk olarak verdiðimiz ve deðerlendirdiðimiz için yürütülmektedir. Evet bu ciddi bir anlayýþ deðiþikliði idi ve bugün buralara gelindi. Artýk insanlarýmýz belediyelerde sadece yol, su kanalizasyon gibi hizmetleri beklemiyorlar. Özellikle þehir haatýnýn getirdiði sosyal, kültürel, saðlýk ve spor gibi birçok alanlarda belediyelerden hizmet talep ediyorlar. Alamadýklarýnda da

100

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 101

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

hakikaten diðer alt yapý hizmetlerindeki eksikliklere gösterdikleri tepki kadar tepki gösteriyorlar. Bunda da haklýlar çünkü, þehirli hayatýnýn olmazsa olmazý belediyelerin sosyal ve kültürel ve belediyecilik alanýnda ortaya koyacaðý hizmetlerle þekillenmektedir. Burada bugün iþlenilen konu, boþ kalmýþ ihmal edilmiþ bir konudur. Belediyeler sanat ve meslek kurslarý ile bu alana el atmasa idi öyle tahmin ediyorum bugün burada böyle bir sempozyum düzenlemenin çok gerilerinde bir yerde idik. Üniversitelerde sayýlarý yüzü ancak bulan bu bölümlerdeki öðrenciler ve dýþarýda özel gayret ve çabalarla bu iþi sürdürmeye çalýþan üstatlarla bu iþ yürüyecekti ve böyle bir sempozyum hiç olmayacaktý. Bu deðerlendirme ve tespiti yaptýðýmýzda hakikaten Büyükþehir belediyesinin ÝSMEK ve Meslek ve Beceri Eðitimi Müdürlüðü kurslarý aracýlýðý ile yaptýðý bu hizmetin yani gelenekli Türk Kitap Sanatlarý ile ilgili olarak insanlarýmýza sunduðun imkanlarýn kýymetini takdir etmemek elde deðil. Dýþarýdan baktýðýmda bu ifade, "bize teþekkür edelim" demek gibi birþey oldu ama hakikaten bu tespiti yapmadan geçmek haksýzlýk olur diye düþünüyorum. Peki, geldiðimiz bu nokta yeterli mi, hayýr yeterli deðil. Böyle bir sempozyumda hocalarýmýz, bu sanatlarýn nasýl icra edildiðini, hangi tarihsel aþamalardan geçtiðini anlattýlar. Ama görev ve sorumluluk sahipleri olarak, bu sanatlarýn önünü nasýl açarýz, nasýl kolaylaþtýrýrýz ile ilgili daha birçok çalýþmanýn yapýlmasý gerektiðine inanýyorum. Yoksa burada sempozyumlar yapýlýp, bildiriler sunulup ondan sonra da herkes güzel þeyler, yeni þeyler öðrendik yeni þeyler daðarcýðýmýza kattýk ve çok
101

güzel çalýþmasý olan ömürlerini bu iþe sarf etmiþ insanlarý tanýdýk, mutlu olduk onlara teþekkür ettik, takdir ettik diye evlerine döner. Böyle olmamalý bu sempozyumlar bu tür çalýþmalarýn geniþ kitlelere mal edilmesinde, bu çalýþmalarýn sonucu olacak ürünlerin talep edilmesinde, bu ürünlere talep ve ihtiyacýn oluþturulmasýnda ve benimsetilmesinde, bu sanatlarýn devamý yönünde kafa yorulmasýnda bize katacaðý önemli deðerler olabilir. Yani bundan bir sempozyum yapýlacaksa bu sempozyumda, Gelenekli Türk Kitap Sanatlarýnýn eðitim ve öðretiminin yaygýnlaþtýrýlmasý ve buna olan talebinin artýrýlmasý konularý ele alýnmalýdýr. Üniversitelerin, belediyelerin ve sivil toplum kuruluþlarýnýn bu konuda yapabileceklerinin tartýþýlmasýný gündeme getirmek gerekir diye düþünüyorum. Aksi takdirde ömrünü bu iþe adamýþ birkaç gönüllü insanýn bir çabasý olarak bu sanatlar sýkýþýp kalýr ve çok sýnýrlý taleplerle karþý karþýya kalýr diye düþünüyorum. Günümüzün getirdiði teknik imkânlardan dolayý bu imkanlardan soyut olarak bu iþ düþünülür ve o dar çerçeveye hapsedilirse çok ileri bir mesafe alamayýz ve genç insanlarýmýza da bu sanatlarý tanýtma bu iþle ilgilendirme konusunda fazla bir mesafe katedemeyiz kanaatindeyim. Biz bugün ÝSMEK'i belediyenin bir hizmet organizasyonun alým iþi olarak yürütüyoruz. Bir baþka siyasi irade belediyeye geldiðinde böyle bir alým iþini ve bu alým iþinin içeriðinin bu þekilde oluþturulmasýný gerekli görmeyebilir. Buna ihtiyaç hissetmeybilir, sanattý, tezhipti, minyatürdü öðrenip de ne yapacak, belediyenin böyle bir iþi de yok, nereden çýkardýnýz dediðinde maalesef bunu yapmaya zorlayacak herhan-

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 102

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

gi bir yasal zorunluluk yok. Yapmadý mý yapmaz bu iþ bitti. Bu kadar da iðreti bir durumu var þu yürüttüðümüz eðitim iþinin. Onun için bunun daha saðlam bir temele oturtulmasý lazým. Bu eðitime bir talebin oluþturulmasý lazým. Eðitime talebin oluþmasý, bu eðitimleri alacak insanlarýn üreteceði ürünlerin, gösterecekleri gayretin bir deðerinin olduðunu görmelerine baðlý. Yoksa kimse boþuna uðraþmak istemez. Öyleyse bu konuya odaklanarak çalýþmak gerekir diye düþünüyorum. Bu konuda idareleri zorlayacak olan üniversitelerdir ama þu içine girdiðimiz Avrupa Birliði ortaklýðý sürecinde en önemli görev sivil toplum kuruluþlarýna düþecektir. Eðer burada yine bir þeye karar verecek olursak Gelenekli Türk Kitap Sanatlarý ile ilgili olarak bir dernek kurmaya bir vakýf kurmaya karar vermiþ olmakla buradan ayrýlalým isterim ki bu dernek, vakýf idareler çeþitli sebeblerle yapmak istemese bile bunu yapmak zorunda hissettirsin. Ýdareler bu iþi toplumun bir sosyal hizmet talebi olarak karþýlarýnda görürlerse yapmak zorunda kalýrlar. Bizler kuracaðýmýz sivil toplum kuruluþlarý eliyle bu Türk el sanatlarýnýn memurlarýn, siyasilerin insiyatifine býrakýp onlarýn iki dudaðý arasýna mahkum etmeyelim. Bizler sahip çýkalým istiyorum; üniversitedeki öðretim üyeleri, bu iþe gönül vermiþ kursiyerler, usta öðreticilerimiz, her kimseler eðer birazcýk gönül vermiþsek bu gönül vermiþliðimizi kuracaðýmýz sivil toplum örgütleri eliyle aktif olarak hayata geçirelim. Bu alanda hizmet veren kamu kuruluþlarýný üniversiteleri, bu doðrultuda yapacaðýmýz çalýþmalarla daha iyi, daha kaliteli hizmet üretmek konusunda yönlendirelim. Yeni kamu yönetimi trendi bu. Böyle bir
102

sivil toplum kuruluþu çatýsý altýnda birleþme kararlýðý ile -ki Uður hocama baþýný çekmek yakýþýr diye düþünüyorum- böyle bir çalýþma, gayret olursa belediye olarak mutlaka onun içinde ve hizmetkarý olmaya baþtan talibiz. Bizler bulunduðumuz süre içinde kamu görevi hizmetini bir emanet olarak bizim üstümüzde bulunduðu sürece bunu yaparýz, iyi yapmaya da çalýþýrýz. Ama bu bize baðlý olarak ve bizimle kaim olan bir iyilik olarak kalmasýn, bizlerden sonra da bunu tamamen kaldýrýp atmak isteyen insanlar geldiðinde birileri hayýr, siz bu iþi yapmak zorundasýnýz bu iþin talebi var diyebilsin. Bu kurslar, ülkemizin kültürel geliþimin bir ihtiyacý, bu ülkenin insanlarýnýn benliðini diri tutmalarýnýn gereði diye karþýlarýnda dikilelim istiyorum. Sizlerden beklentim budur. Öðretim üyelerimiz olarak emeklerinizin boþa geçip gitmemesi ve gelecek kuþaklara aktarýmý konusunda da çok ciddi bir kazaným ve miras olur diye düþünüyorum. Katkýlarýnýz için peþinen tekrar baþkanýmýz, tüm kursiyerlerimiz ve çalýþanlarýmýz adýna teþekkür ediyor, saygýlar sunuyorum.

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 103

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

SEMPOZYUM BÝLDÝRÝSÝ I. ÝSMEK NEDÝR? Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eðitimi Kurslarý ÝSMEK, "örgün eðitim sistemi dýþýnda planlý, programlý ve sistemli olarak yürütülen bir eðitim þekli" olarak tanýmlanan yaygýn eðitimin ilkeleriyle gerçekleþtirilen bir yetiþkin eðitimi organizasyonudur. Ýstanbul Büyükþehir Belediye Baþkanlýðý Ýnsan Kaynaklarý ve Eðitim Daire Baþkanlýðý, Meslek ve Beceri Eðitimi Müdürlüðü'ne baðlý olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. 1996 yýlýnda 3 kurs merkezinde 3 branþta 141 kursiyer ile eðitimlerine baþlayan ÝSMEK, 2006-2007 eðitim dönemine gelindiðinde Ýstanbul'un 30 ilçesindeki 198 kurs merkezinde 97 branþta 150 binin üzerinde kursiyere ücretsiz sanat ve meslek eðitim imkaný saðlayan dev bir organizasyona dönüþmüþtür. Zorunlu ilköðretim yaþýný tamamlamýþ her Ýstanbullu ÝSMEK kursiyeri olabilmektedir. Buna göre ÝSMEK'te kursiyer alt yaþ sýnýrý 16'dýr. Üst yaþ sýnýrý ise yoktur. Kayýtlar her yýl Eylül ayýnda yapýlmakta; dersler Ekim'de baþlamaktadýr. Haziran ayýnda ise eðitim dönemi sona ermektedir. MEB'in belirlediði kurallar çerçevesinde 3,5 aydan 10 aya kadar süren eðitimlerin yaný sýra bazý branþlarda tekamül kurslarý verilmektedir. Branþýn kredisini dolduran ve baþarýlý olan kursiyerlere,

Kurs Bitirme Belgesi,
Derslere devam eden ancak yeterli baþarý gösteremeyen kursiyerlere de,

Kurs Katýlým Belgesi verilmektedir.
Þu ana kadar ÝSMEK'ten eðitim alanlarýn sayýsý yaklaþýk 380 bini geçmiþtir. II- ÝSMEK'ÝN FAALÝYET ALANI ÝSMEK, istihdama yönelik mesleki ve teknik eðitim branþlarýnýn yaný sýra, hobi içerikli ve el becerilerini geliþtirmeye yönelik el sanatlarý eðitimi, geleneksel Türk el sanatlarý eðitimleri, çaðýn gereklerinden olan bilgisayar ve dil eðitimleri, saðlýklý yaþam için spor eðitimleri, müzik eðitimleri, sosyal ve kültürel eðitimler gibi oldukça geniþ branþ yelpazesine sahiptir. En fazla ilginin el sanatlarý branþlarýna olduðu ÝSMEK kurslarýnda, çaðýn gereksinimlerini karþýlamak amacýyla bilgisayar ve dil eðitimleri de önemli yer tutmaktadýr. Ýlköðretim yaþýný geçmiþ herhangi bir mesleki eðitim alamamýþ, bir meslek sahibi olmuþ ancak mesleðinde ilerlemeyi düþünen, yeni bir sanat, beceri, hobi edinmek isteyen, çeþitli ne103

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 104

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

denlerle rehabilite ihtiyacý olan, kente adaptasyon sorunu bulunan, yeni bir çevre edinmek ve çevrelerini geniþletmek isteyen tüm toplumsal kesimlere, Ýstanbul'un dört bir yanýndaki kurs merkezleri ile ulaþan ÝSMEK, üstlendiði sosyal sorumluluk bilinci gereði desteðe ihtiyacý olan cezaevleri ve huzurevleri sakinlerine de hizmet götürmekte, özürlülere özel eðitim imkanlarý saðlamaktadýr. Maltepe Huzurevi, Kadýköy Darülaceze, Bayrampaþa Çocuk Tutuk ve Islahevi, Üsküdar Paþakapýsý Tutukevi, Kartal Cezaevi, Ümraniye Cezaevi ve Metris Cezaevi'nde eðitimlerine devam eden ÝSMEK, Fatih, Gaziosmanpaþa ve Ümraniye Özürlüler Merkezleri'nde özürlülere özel eðitimler vermektedir. Ayrýca Bakýrköy Ruh ve Sinir Hastalýklarý Hastanesi, Türk Anneler Derneði, Çapa Týp Fakültesi, Galatasaray Rotaract Klübü gibi çeþitli dernek, kurum ve kuruluþlarla da iþbirliði halinde çalýþmalar yürütmektedir. ÝSMEK'te yürütülen doðrudan eðitim çalýþmalarý yanýnda, eðitim sürecini destekleyici mahiyette çok sayýda baþka çalýþmaya imza atýlmaktadýr. Bunlar, halk seminerleri, söyleþiler, konferanslar, fuarlar, yerel sergiler, konulu sergiler, genel sergi, satýþ, yarýþma ve yayýn gibi faaliyetlerdir. ÝSMEK' teki tüm branþlar, özel eðitimler, halk seminerleri, sergiler ve yayýnlar ücretsizdir. III- ÝSMEK'ÝN YÖNELÝK YAYINLARI KÝTAP SANATLARINA

leri, sergileri, seminerleri, konferans, sempozyum ve söyleþilerinin yaný sýra yayýnlarý ile de alanýnda önemli boþluðu doldurmaktadýr. Özellikle sanat alanýnda yayýnladýðý kitaplar, sanat camiasýnda yanký uyandýrmakta ve ilgililerin büyük beðenisini toplamaktadýr. ÝSMEK adeta unutulmaya yüz tutmuþ olan kitap sanatlarý alanýna da çýkardýðý yayýnlar ile büyük destek olmaktadýr. Usta öðreticilerimiz hat sanatçýsý Dr. Süleyman Berk'in "Hat Sanatý Kitabý", ebru sanatçýsý Ömer Faruk Dere'nin "Ebru Sanatý Kitabý" ve tezhip sanatçýsý Dr. Münevver Üçer'in "Tezhip Kitabý" (yayýna hazýrlanýyor) yanýnda kitap sanatlarýnýn nadide örneklerinin bulunduðu El Sanatlarý Albümü'nün üç sayýsý ile El Sanatlarý Dergisi'nin üç sayýsý ÝSMEK'in kitap sanatlarýný ele aldýðý önemli ve deðerli yayýnlarý arasýndadýr. 1- HAT SANATI KÝTABI ÝSMEK, usta öðreticimiz hattat Dr. Süleyman Berk'in 192 sayfalýk Hat Sanatý Kitabý'ný yayýnlayarak bu alanda ilgiyle karþýlanan bir esere imza atmýþ oldu. 2000 adet basýlan kitapta Hat Sanatý Kitabý'nda Hat Sanatý Tarihi, Yazý Çeþitleri, Hat Sanatýnda Kullanýlan Malzemeler, Hat Sanatýnda Tuðra Formu, Ýcazetname, Celi Bir Yazýnýn Hazýrlanýþý, Lügatçe ve Deyimler, Hat Sanatýndan Örnekler, Hattat Mehmet Þevki Efendi'nin Sülüs Nesih ve Hattat Halim Özyacý'nýn Rik'a Meþkleri gibi konu baþlýklarý bulunuyor. 250'yi aþkýn görsel ile zenginleþen kitapta geçmiþteki hattatlarýn yaný sýra günümüz sanatkarlarýndan Ali Toy, Mehmet Özçay ve Osman Özçay'ýn eserlerinden de
104

ÝSMEK, ücretsiz sanat ve meslek eðitim-

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 105

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

örnekler veriliyor. Büyük kýsmý Dr. Süleyman Berk arþivinden olan fotoðraflarýn bir bölümü sanatkar Ömer Faruk Dere'nin arþivinden sanatseverlerle buluþuyor. Meþkler bölümünde Mehmed Þevki Efendi'nin sülüs-nesih meþklerinin yaný sýra 20. yüzyýlýn önemli hattatý Halim Özyazýcý'nýn rik'a meþkleri de mevcut. Kitapta ayrýca merhum Emin Barýn koleksiyonundan, Dr. Münevver ve Dr. Kaya Üçer koleksiyonundan da izler yer alýyor. Hat Sanatý Kitabý, Türkiye'nin pek çok yerinden ÝSMEK Yönetim Merkezi'ne ulaþan sanatseverler tarafýndan büyük talep görmüþtür. 2- EBRU SANATI KÝTABI ÝSMEK usta öðreticisi ve ebru sanatçýsý Ömer Faruk Dere'nin 192 sayfalýk "Ebru Sanatý" adlý kitabý, gelenekli sanatlardan ebruyu tarihçesi, malzemeleri ve örnekleriyle anlatmaktadýr. Kitap 2000 adet basýlmýþtýr. Takriz yazýsýný Hikmet Barutçugil'in, yazdýðý Ýskender Pala'nýn deðerli cümleleriyle baþlayan kitap, 4 bölümden oluþmaktadýr. Birinci bölümdeki Taným ve Tarihçe ana baþlýðý altýnda Ebru Nedir, Tarih Ýçinde Ebru, Yaþayan Ustalarýmýz þeklinde ara baþlýklar, ikinci bölümde Alet ve Malzemeler ana baþlýðý altýnda Tekne, Kývam Arttýrýcýlar, Öd, Boyalar, Fýrça, Kaðýt ve Yardýmcý Malzemeler þeklinde ara baþlýklar, üçüncü bölümde Uygulama ana baþlýðý altýnda Ebru Uygulamalarý, Gelenekli Ebru Formalarý, Çiçek Ebrular, Akkase Ebrunun Yapýlýþý, Dalgalý Ebru, Ebrunun Kumaþa Uygulanýþý, Uygulamada Karþýlaþýlan Güçlükler ve Çözüm Yollarý þeklinde ara baþlýlar, dördüncü bölümde ise Ustalardan Örnekler bulunmaktadýr. Çalýþma105

larýndan örnekler sunulan iki usta ise Necmettin Okyay ve Mustafa Düzgünman'dýr. Yayýnlandýðý günden itibaren yoðun ilgi gören kitap, tüm incelikleri ile sunduðu ebru sanatýný geleceðe taþýmakta önemli bir vazife üstlenmektedir. 3- TEZHÝP SANATI KÝTABI ( Yayýna Hazýrlanýyor) ÝSMEK'in branþ kitaplarý serisinde kitap sanatlarýna yönelik hazýrlanan bir diðer branþ ise; tezhip. ÝSMEK usta öðreticisi ve tezhip sanatçýsý Dr. Münevver Üçer'in Tezhip Sanatý Kitabý, þu anda ÝSMEK Yayýn Editörlüðü bünyesinde halen yayýna hazýrlanmaktadýr. 192 sayfa olarak hazýrlanan kitap, 2000 adet basýlacak. Tezhip Sanatý Kitabý, tezhip sanatýnýn tarihçesinden malzemelere, terim ve örneklere kadar çok geniþ bir içerik sunacak… Tezhip Sanatý Kitabý'nýn gerek ÝSMEK kursiyerleri için gerekse tüm sanatseverler için bir eðitim kitabý olmasý amaçlanmaktadýr. 4- ÝSMEK EL SANATLARI DERGÝSÝ (1-2-3-4) Muhtevasý ile olduðu kadar teknik kalitesi ile de dikkat çeken El Sanatlarý Dergisi ilk sayýsýnda “Dünya El'e Dönüyor'” kapak konusunu iþlenmiþ ve sanatseverlerden büyük övgü almýþtý. Derginin ikinci sayýdaki kapak konusu "Gelenek ve Gelecek" idi. Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi'nin önemli bir kültür hizmeti olan ve sanatseverlerin ücretsiz olarak ulaþabildikleri ÝSMEK El Sanatlarý Dergisi'nin üçüncü sayýsýnda ise "El Sanatlarý ve Estetik" konusu irdelendi.

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 106

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

El sanatlarýna ilgi duyan herkesin baþvurabileceði bir "ana kaynak" konumundaki dergi, 160 sayfalýk geniþ bir içerik sunmaktadýr. Þu ana kadar çýkarýlmýþ olan üç dergide de alanýnda isim sahibi pek çok sanatkar, akademisyen ve yazarýn makaleleri, röportajlarý yer almaktadýr. Dergi, kitap sanatlarýný içeren pek çok yazý ile sanatseverlere ulaþmýþtýr. El Sanatlarý Dergisi'nin dördüncü sayýsýnýn hazýrlýk çalýþmalarý, ÝSMEK Yayýn Editörlüðü bünyesinde devam etmektedir. Dergi, el sanatlarý alanýnda bir klasik olmaya doðru emin adýmlarla ilerlemektedir. 5- ÝSMEK EL SANATLARI ALBÜMÜ (1-2-3)

yayýnlanan tüm eserler, adeta bir sanat hazinesinin ve el emeði ile göz nurunun görsel kanýtlarýdýr. IV- ÝSMEK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi'nin önemli bir eðitim ve kültür hizmeti olan ÝSMEK, ücretsiz eðitimleri ile Ýstanbul gibi büyük bir metropolde yaþayan insanlar için büyük bir fayda yaratmaktadýr. Öyle ki ÝSMEK verdiði sanat ve meslek eðitimlerinin sonucunda insanlarý kentte yaþama konusunda donanýmlý hala getirmektedir. Eðitimleri, seminerleri, sergileri, konferanslarý, söyleþileri ile bir bilgi toplumu oluþturmayý amaçlayan ÝSMEK, toplumumuzun en önemli sorunlarýna da parmak basmaktadýr. Bunlardan biri de "okumama problemi"dir. Ne yazýktýr ki içinde yaþadýðýmýz çaða raðmen insanýmýzýn eðitim düzeyi ne olursa olsun okuma alýþkanlýðýný kazanmamýþ olduðu görülmektedir. ÝSMEK kitaba ve okumaya ilgiyi artýrmak üzere, az önce kitap sanatlarý ile ilgili olan kýsmýna deðindiðimiz üzere kitap, dergi ve albümler hazýrlamakta, bu konuya büyük hassasiyet göstermektedir. ÝSMEK verdiði Gelenekli Türk Ýslam Sanatlarý eðitimleri ile kitap sanatlarýnýn yaþatýlmasý ve gelecek kuþaklara aktarýlmasýna da katkýda bulunmaktadýr. Sanata saygý duyan, okuyan, okudukça öðrenen ve düþünen insanlarýn geleceði kuracaðýna inanan ÝSMEK, toplumumuzun kanayan yarasý kitap ve unutulmaya yüz tutan kitap sanatlarý konusuna kamuoyunun ilgisini bir nebze olsun çekebilmek düþüncesi ile "Kitap Sanatlarý Sempozyumu"nu düzenlemiþtir. ÝSMEK El Sanatlarý Sempozyumlarý’nýn ilki olarak yapýlan bu seçim oldukça an106

"ÝSMEK El Sanatlarý Albümü"nün ilk sayýsý sanatseverlerin yoðun ilgisine mahzar olmuþtu. 21 branþtaki el emeði göz nuru ürünlerinden oluþan 304 sayfalýk ÝSMEK El Sanatlarý Albümü'nün ikinci sayýsý kursiyerlerin ve usta öðreticilerin en nadide eserlerini kapsýyor, bu sanatlar ile ilgili kýsa ve öz bilgiler içeriyordu.
30 branþtaki el emeði göz nuru ürünlerinden oluþan ve þu anda baský aþamasýnda olan 312 sayfalýk ÝSMEK El Sanatlarý Albümü'nün üçüncü sayýsý da kursiyerlerin ve usta öðreticilerin en nadide eserlerini barýndýrmakta, bu sanatlar ile ilgili ÝngilizceTürkçe olmak üzere öz bilgileri kapsamaktadýr. Albümde hat, tezhip, ebru ve minyatürün en nadide örnekleri göz alýcý bir biçimde sergilenmektedir. ÝSMEK Yayýn Editörlüðü bünyesinde son hýzla hazýrlýklarý tamamlanan El Sanatlarý Albümü'nün son sayýsý en yakýn zamanda sanatseverlerle buluþacaktýr. Albümde

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 107

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

lamlýdýr. ÝSMEK sempozyumlarý ilerleyen dönemlerde el sanatlarýnýn diðer alanlarýný da kapsayacak bir þekilde devam edecektir. ÝSMEK'te 2006-2007 eðitim dönemi boyunca hat, tezhip, ebru ve minyatür branþlarýnda eðitim alan toplam kursiyer sayýsý 3222'dir. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Türk Kitap Sanatlarý alanlarýnda 1 yýlda birinci sýnýftan dördüncü sýnýfa kadar eðitim alan toplam öðrenci sayýsýnýn ancak 100'ü bulduðu belirtilmektedir. Bu sebeple ÝSMEK'te ulaþýlan 3222 sayýsýnýn çok büyük anlamý olduðu söylenebilir. V- ÝSMEK'ÝN EÐÝTÝM VERDÝÐÝ BRANÞLAR ÝSMEK, 8 ayrý ana dalda yetiþkin eðitimi vermektedir. Bu 8 ana dal þunlardýr: TürkÝslam Sanatlarý, El Sanatlarý, Müzik Eðitimi, Dil Eðitimi, Bilgisayar Teknolojileri, Mesleki ve Teknik Eðitim, Spor Eðitimleri, Sosyal ve Kültürel Eðitimler. ÝSMEK 2006-2007 Branþ Rehberi'nde branþ listesi ise þöyledir: Mesleki Teknik Eðitimler (Anne Çocuk Eðitimi, Bahçývanlýk, Berberlik, Bilgisayarlý Modelistlik, Cilt Bakýmý, Diksiyon, Erkek Terziliði, Ev Hizmetleri, Fotoðrafçýlýk, Gazetecilik, Giriþimcilik, Hazýr Giyim, Kuaförlük, Modelistlik, Okuma-Yazma, Osmanlý Mutfaðý, Radyo Programcýlýðý ve Sunuculuðu, Sinema-Tv, Stilistlik, Taký Tasarýmý, Trikotaj, Yardýmcý Annelik, Yaþlý ve Hasta Bakýmý, Yemek) El Sanatlarý (Ahþap Boyama, Ahþap Oymacýlýðý, Cam Boyama, Cam Ýþlemeciliði, Cam Süslemeciliði, Deri Aksesuarlarý, Desen Tasarým, El Nakýþý, El Sanatlarý, Fantezi Giyim, Filografi, Folyo, Giyim, Gümüþ Sim Örücülüðü, Halý-Kilim, Ýðne Oyasý, Ýpek Boya107

ma (Batik), Kýrkyama, Kumaþ Boyama, Kurdele Nakýþý, Makine Nakýþý, Mefruþat, Mozaik, Örücülük- Þiþ Örücülüðü, Resim, Rölyef, Seramik, Tel Kýrma, Telkari, Vitray, Yün Örücülüðü) Türk Ýslam Sanatlarý (Çini, Ebru, Hat, Kalem iþi, Minyatür, Sedef Ýþçiliði, Tezhip) Bilgisayar Teknolojileri (Bilgisayar Ýþletmenliði, Muhasebe Yardýmcýlýðý, Web Tasarýmý, Grafikerlik) Müzik Eðitimi (Baðlama, Batý Müziði, Gitar, Halk Oyunlarý, Kabak Kemane, Kanun, Kaval, Keman, Klasik Kemençe, Ney, Piyano, Solfej, Tambur, Türk Halk Müziði, Türk Sanat Müziði, Ud, Yaylý Tambur) Dil Eðitimi (Arapça , Ýngilizce, Osmanlýca)
Saðlýk ve Spor (Aerobik, Body Building, Fitness, Koþu Bandý, Pinpon, Step, Taekwando) Sosyal ve Kültürel Eðitimler (Ýlk Yardým, Protokol ve Görgü Kurallarý, Türkçe, Benim Ailem) VI- ÝSMEK'ÝN TÜRK KÝTAP SANATLARI EÐÝTÝMLERÝ Türk gelenekli sanatlarýnýn içerisinde baþlýca kitap sanatlarý hat, tezhip, ebru, minyatür ve ciltçiliktir. Bu sanatlarýn hepsi kendi içinde bütünlük arz etmekte, birbirini tamamlayýcý özellikler göstermektedir. Bir el yazmasý eserin dokusunda gizli olan o muhteþemlikte bütün geleneksel sanatlarýn ayrý ayrý izi vardýr. El yazmasý eserler basýlý materyallerden farklý olarak, hiçbir þekilde diðerinin ayný deðildir, sanatçýlarýn o andaki hisleri ile biçimlenmiþlerdir. Ayrýca yaþadýklarý toplumun özellikleri, sanat ve kültür anlayýþlarýný gözler önüne sermektedirler. Bu nedenledir ki geçmiþten günümüze kalan en deðerli hazinelerdir bu eserler… ÝSMEK gelenekli kitap sanatlarý içerisin-

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 108

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

de hat, tezhip, ebru, minyatür dallarýnda eðitimler vermekte olup, bu deðerli kültür mirasýný gelecek nesillere aktarma hususunda önemli bir misyona hizmet etmektedir. ÝSMEK'teki gelenekli sanat eðitimleri, Ýstanbul'un 30 ilçesine yayýlmýþ olan çeþitli kurs merkezlerimizde, kurum, kuruluþ ve derneklerle iþbirliði halinde gerçekleþtirdiðimiz çalýþmalarda ve Üsküdar'da 2 yýllýk ihtisas eðitim imkaný sunan Türk Ýslam Sanatlarý Merkezimizde verilmektedir. Cilt sanatý eðitimleri ise 2004-2005 eðitim döneminde Süleymaniye Kütüphanesi'nde verilmiþ olup, 2007-2008 eðitim döneminde bu çalýþmalarýn devamý planlanmaktadýr. 1- ÝSMEK TÜRK KÝTAP SANATLARI KURSÝYERLERÝNÝN ANALÝZÝ ÝSMEK'in Türk Kitap Sanatlarý eðitimleri içerisinde (halen eðitimi devam eden) hat, tezhip, ebru ve minyatür branþlarý bulunmaktadýr. Bu branþlarda eðitim alan 3222 kursiyerimiz bulunmaktadýr. Bu kursiyerlerimizin yaþ, cinsiyet, eðitim durumlarý ve katýlma nedenlerini içeren grafik aþaðýdadýr: Kursiyerlerin Yaþ Daðýlýmý

Kursiyerlerin Eðitim Durumu

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Kursiyerlerin Katýlma Nedenleri

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

2- HAT SANATI BRANÞI Hat, birçok noktanýn birbirine bitiþerek sýralanmasýndan meydana gelen çizgi, çizgiye benzeyen þey ve yazý gibi anlamlara gelmektedir. Ýslam kültüründe, yazý ve güzel yazý (hüsn-ü hat) anlamýnda kullanýlmaktadýr. Hat, sözün ve ruhta cereyan eden fikir ve duygularýn alfabe ve yazý vasýtalarý ile resmedilmesidir. Ýslamiyet ile birlikte Arap harfleri yavaþ yavaþ estetik unsurlar kazanmýþ, Asr-ý saadet döneminde yükselme baþlamýþ, Abbasiler döneminde daha da geliþmiþtir. Ýslam yazý sanatý en hýzlý geliþmeyi Osmanlý hat mektebinde yaþamýþtýr. Osmanlý padiþahlarý içerisinde bizzat yazý ile meþgul olanlar da çýkmýþtýr. II. Bayezid, II. Mustafa, III. Ahmed, II. Mahmud ve Abdülmecid ilk akla gelen hattat sultanlarýdýr. Hat sanatý yüzyýllardan bu yana sanat-

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Kursiyerlerin Cinsiyet Daðýlýmý

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

108

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 109

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

karlar tarafýndan yapýlagelmiþ, her dönem toplumlarýnda ilgiyle takip edilmiþtir. 20062007 eðitim döneminin baþýnda ÝSMEK'ten hat sanatý eðitimi almak için 2104 Ýstanbullu baþvurmuþ, 1214 kiþi halen eðitimlerine devam etmektedir. ÝSMEK hat eðitimleri ÝSMEK'in Ýstanbul'daki 198 kurs merkezinden 40'ýnda verilmektedir. 2-1- ÝSMEK'ÝN HAT BRANÞINDA EÐÝTÝM ALAN KURSÝYERLERÝN ANALÝZÝ 2-1-1 Kursiyerlerin Yaþ Daðýlýmý

gelenekli sanatlarda olduðu gibi sabýr isteyen ve bol vakit gerektiren bir sanat olduðundan dolayý, çoðunlukla evde oturan, çalýþmayan ya da iþ arama döneminde bol vakti olan bayanlar tarafýndan daha rahat icra edebilmektedirler. 2-1-3- Kursiyerlerin Eðitim Durumu

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007) (ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Yaþ daðýlým grafikleri incelendiðinde kursiyerlerin 25 yaþ altý ve 25-35 yaþ grubunda bir yoðunlaþma olduðu gözlemlenmektedir. Bu daðýlým, bir anlamda gençlerin güzel yazý yazma sanatý olan hat sanatýna olan ilgisini ve merakýný gözler önüne sermektedir. Hat sanatý öðrenilmesi çok uzun zaman alan, sanatçýnýn bu sanata ömrünü adamasý gereken bir daldýr. Yaþamlarýnýn baharýnda bu sanat ile tanýþan gençler, zaman geçtikçe ilerleme göstererek, gerek meslek gerekse bir yan uðraþý olarak bu sanatý icra edebileceklerdir. 2-1-2- Kursiyerlerin Cinsiyet Daðýlýmý

ÝSMEK kursiyerlerinin eðitim durumlarýna bakýldýðýnda lise mezunlarýnýn oranýnýn en yüksek olduðu, ardýndan da lisans mezunlarýnýn onu takip ettiðini görülmektedir. Lise ve üniversite sonrasýndaki dönem gençlerin iþ arama/bulma dönemidir denilebilir. Ve bu iþ bulma süreci, boþ vaktin en fazla olduðu zaman dilimidir. Bu nedenle bireyler bir sanat dalýna ilgi duyabilirler, hatta bu gençlerin bir kýsmý hayatlarýnýn geri kalanýnda yapacaðý iþi bir sanat dalý olarak da belirleyebilirler. Hat sanatý bu açýdan gençlerin yoðun ilgi gösterdiði bir sanat dalý olarak karþýmýzda durmaktadýr. 2-1-4- Kursiyerlerin Katýlma Nedenleri

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Kursiyerlerin cinsiyet daðýlýmýnda bayan kursiyerlerin yoðunluðu dikkat çekici bir biçimde göze çarpmaktadýr. Hat sanatý tüm
109

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 110

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Katýlma nedenleri daha önceki verileri doðrulayan bir nitelikte "Bir sanat ve meslek branþýnda öðrenim görmek" ve "Kendimi geliþtirmek" þeklinde önümüzde durmaktadýr. Hat sanat dalýnda eðitim görmek isteyen çoðunluðu eðitimli genç bayanlardan oluþan grup, bir sanat öðrenmek ve kendini geliþtirerek yeni bir gelecek kurmak amaçlý bu branþý tercih etmektedirler. 3- TEZHÝP SANATI BRANÞI Arapça'da altýnlama manasýna gelen tezhip, yalnýz altýn yaldýzla iþlenen iþleri ifade etmemekte; boyalarla yapýlan ince kitap tezyinatýna da denilmektedir. Eskilerin hüsn-ü hat sanatý dedikleri güzel yazý niteliðindeki yazýlarýn etrafý ve el yazmasý kitaplarýn (Kur'an nüshalarý, murakkalar, kýt'alar, divanlar) baþlýk sahifeleri ve diðer yerlerine çeþitli desen ve motiflerle yapýlan süslemelerdir. Tezhip sanatýnýn kaynaðý, Türklerin Orta Asya'da tarih sahnesine çýktýklarý devirlere kadar uzanmaktadýr. Türk tezhip sanatçýsýnýn yüzyýllar içerisinde geliþtirdiði en güzel tezhiplerin dini kitaplarda görülen tezhipler olduðu anlaþýlmaktadýr. Ýslam ülkelerinde yaygýn bir sanat olan ve Anadolu'ya Selçuklular tarafýndan getirilen tezhip, yükselme dönemini Osmanlýlar zamanýnda yaþamýþtýr. Türk sanatçýlarý bütün güçlerini süsleme alanýnda yoðunlaþtýrarak, tezhip sanatýnýn önde gelen temsilcisi olmuþlardýr. Tezhip sanat dalý, ÝSMEK'in 28 kurs merkezinde eðitim olarak verilmektedir. Eðitim dönemimizin baþýnda 970 kiþi bu branþa baþvurmuþ olup, 748 tezhip kursiyerimiz bulunmaktadýr.
110

3-1- ÝSMEK'ÝN TEZHÝP BRANÞINDA EÐÝTÝM ALAN KURSÝYERLERÝN ANALÝZÝ 3-1-1- Kursiyerlerin Yaþ Daðýlýmý

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Tezhip branþýnda eðitim alan grupta en büyük oran 25-35 yaþ grubunu kapsamaktadýr. Bu grubu 25 yaþ altý ile 35-45 arasý grup takip etmektedir. 45 üstü grubun da ilgisi anýmsanmayacak orandadýr. Bu açýdan tezhip sanatý genel olarak tüm yaþ gruplarýna hitap eden bir sanattýr denilebilir. 3-1-2- Kursiyerlerin Cinsiyet Daðýlýmý

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Tezhip branþýnda da bayan kursiyerlerin sayýsý erkek kursiyerlere oranla çok yüksek görünmektedir. Daha önce de belirttiðimiz gibi gelenekli sanatlar sabýr ve zaman gerektiren dallardýr. Bu nedenle genellikle çalýþmayan ve evde olan bayanlarýn baþarýlý olma þansý daha yüksektir. 3-1-3- Kursiyerlerin Eðitim Durumu

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 111

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

geleneksel Türk El Sanatlarý içerisinde özel bir yere sahiptir. Türk kültüründeki süsleme anlayýþýnýn, güzellik, estetik ve zerafetinin de bir simgesidir.
(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Gelenekli sanatlarýmýzdan biri olan ebru, eskiden tezhip ve hat sanatlarý ile birlikte kitap sayfalarýnda, murakka kenarlarýnda, ciltlerde, yazý boþluklarýnda ve koltuklarýnda kullanýlmýþtýr. Günümüzde ise baþlý baþýna bir sanat olan ebru, ÝSMEK'in ücretsiz eðitimleri ile 50 kurs merkezimizde 1099 Ýstanbulluya ulaþmaktadýr. Eðitim dönemimizin baþýnda 2106 kiþi bu branþa kaydolmak için baþvurmuþtur. 4-1- ÝSMEK'ÝN EBRU BRANÞINDA EÐÝTÝM ALAN KURSÝYERLERÝN ANALÝZÝ 4-1-1- Kursiyerlerin Yaþ Daðýlýmý

Eðitim durumu açýsýndan sýrasýyla lise, lisans ve önlisans gruplarýnda bir yoðunlaþma görülmektedir. Bu gençlerin sanat meraký ile açýklanabildiði gibi, mezuniyet sonrasý iþ arama dönemlerine de rast gelmesi ve evde olmalarý katýlýmý artýran unsurlar olarak ön plana çýkmaktadýr. 3-1-4- Kursiyerlerin Katýlma Nedenleri

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Çoðunlukta olan "Bir sanat ve meslek branþýnda öðrenim görmek", "Kendimi geliþtirmek" ve "Yeni bir meslek edinmek" cevaplarý genellikle gençlerin katýlýmýyla açýklanabilirken, "Boþ vakitleri deðerlendirme" cevabýnýn da yüksek oranda verilmesi, tezhip sanatýnýn yaþ grubu açýsýndan üst kesimlerdekileri de kapsadýðýnýn bir kanýtý olarak gösterilebilir. 4- EBRU SANATI BRANÞI Farsça'da "bulut gibi, bulutumsu" manasýna gelen "ebr" den türetilmiþ olan ebru,
111

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Ebru branþýnýn 25 yaþ altý ve 25-35 grubunda yoðun ilgi görmekte olduðu görülmektedir. Diðer yaþ gruplarýnda da yoðun katýlým gözlenmektedir. Ancak genç kesimden bu gelenekli sanata da bir merak ve ilginin olduðu açýk olarak gözler önündedir. 4-1-2- Kursiyerlerin Cinsiyet Daðýlýmý

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 112

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Kursiyerleri cinsiyet daðýlýmlarýnda bayanlarýn fazlalýðý dikkat çekici biçimdedir. Daha önce de belirtildiði gibi zaman bolluðu bayanlarýn bu gibi gelenekli sanatlardaki devamlýlýðýný ve baþarýsý artýran en önemli faktördür. 4-1-3- Kursiyerlerin Eðitim Durumu

nedenlerinde "boþ vakitleri deðerlendirme" þýkkýný yükseltmiþ olabilir. Hemen arkasýnda da daha çok genç kesime yönelik olarak "Bir sanat ve meslek branþýnda öðrenim görmek", "Kendimi geliþtirmek" ve "Yeni bir meslek edinmek" cevaplarý gelmektedir. 5- MÝNYATÜR SANATI BRANÞI Iþýk, gölge ve hacim duygusu yansýtýlmayan küçük, renkli resim sanatý olarak bilinen minyatür, kelime olarak, Latince "kýrmýzý ile boyamak" anlamýna gelen "miniare" kelimesinden türemiþtir. Bunun da çýkýþ noktasý, Ortaçað Avrupasý'nda el yazmasý kitaplarýn baþ harflerinin kýrmýzý renk veren kurþun oksit ile boyanmasý geleneðidir. Türklerde minyatür için ise daha çok "nakýþ" sözcüðü kullanýlmýþtýr. Türkler minyatür sanatýna büyük önem vermiþlerdir. Uzun bir dönem kitap resmi olarak minyatür kullanýlmýþ, Levni'den itibaren ýþýk ve gölgenin bir arada kullanýldýðý çalýþmalar kendini göstermiþtir. Ve minyatür yavaþ yavaþ yerini çaðdaþ resme býrakmaya baþlamýþtýr. ÝSMEK'te minyatür dersleri 5 kursta verilmektedir. 200 kiþinin baþvuruda bulunduðu bu branþta, halen 161 kiþi eðitim almaktadýr. 5-1- ÝSMEK'ÝN MÝNYATÜR BRANÞINDA EÐÝTÝM ALAN KURSÝYERLERÝN ANALÝZÝ 5-1-1- Kursiyerlerin Yaþ Daðýlýmý

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Eðitim durumu verilerinde diðerlerinde olduðu gibi lise, lisans ve önlisans mezunlarýnýn önde olmasýnýn yaný sýra dikkat çekici unsur ilkokul mezunlarýnýn sayýsýnýn da azýmsanamayacak kadar olduðudur. Bu da ebru branþýnýn diðer gelenekli sanat dallarýnýn ötesinde daha hoþ vakit geçirmeyi saðlayan, daha soft bir branþ olmasý söylenebilir. 4-1-4- Kursiyerlerin Katýlma Nedenleri

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Bu göstergedeki veriler diðer verileri doðrular nitelikte bir tablo ortaya çýkarmaktadýr. Ebru branþýnda ilkokul mezun bayan kursiyerlerinde sayýsýnýn fazla olmasý katýlým
112

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 113

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

113

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 114

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU Minyatür sanatý branþý diðer gelenekli sanatlardan farklý olarak 45 yaþ üstü gruptaki çoðunluðu ortaya çýkarmaktadýr. Diðer yaþ gruplarýnda da sayýlar eþit sayýlabilecek yükseklikte olmasýna raðmen bu yaþ grubunda yüksek olmasý gerçekten dikkat çekicidir. 5-1-2- Kursiyerlerin Cinsiyet Daðýlýmý
(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

5-1-4- Kursiyerlerin Katýlma Nedenleri

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Cinsiyet daðýlým grafiklerinde bayanlarýn sayýsý diðer gelenekli sanatlarda olduðu gibi zaman faktörü dolayýsýyla minyatür sanatýnda da yüksektir. 5-1-3- Kursiyerlerin Eðitim Durumu

Bu sanatýn eðitimlerine katýlma nedenleri içerisinde "Bir sanat ve meslek branþýnda öðrenim görmek" baþta olmak üzere "Yeni bir meslek edinmek", "Kendimi geliþtirmek", "Boþ vakitleri deðerlendirmek" gibi nedenler en baþta gelmektedir. Bu da çeþitli yaþ ve eðitim gruplarýndan insanýn farklý tercihlerini bir arada sunmaktadýr. 6- CÝLT SANATI BRANÞI Yazýlan sayfalarýn, daðýlýp bükülmesini önlemek üzere bir koruyucu kabuk kullanma ihtiyacýndan doðan ciltcilik, Orta Asya ve Çin'de geliþerek Uygur Türkleri arasýnda bir meslek olmuþtur. Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar yayýlan bu sanat, her dönemin mücellitleri tarafýndan büyük bir incelik ve ustalýkla ortaya kondu ve kendi bölgelerin özelliklerini taþýyan motifleri ile bezenmiþtir. ÝSMEK'te 2004-2005 eðitim döneminde Süleymaniye Kütüphanesi'nde dünyanýn en iyi cilt sanatý ustalarýndan biri olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatlarý Bölümü Cilt Ana Sanat Dalý Öðretim Görevlisi Ýslam Seçen ve asistaný Gürcan Mavili tarafýndan 35 kiþilik bir gruba cilt sanatý eðitimleri verilmiþtir. Daha sonraki eðitim dönemlerinde gerekli protokol yenilenemediði ve yeni bir yer bulunamadýðý için cilt sanatý eðitimlerine ara verilmiþtir. 20072008 eðitim döneminde cilt sanatýnýn daha fazla Ýstanbulluya ulaþmasý için çalýþmalar devam etmektedir.
114

(ÝSMEK Kursiyer Bilgileri Veri Tabaný, Kursiyer Profili Analizleri, 2007)

Minyatür sanatýnda lisans ve lise mezunlarýnýn bu sanata yoðun ilgi gösterdikleri görülmekte, bunu hemen arkasýndan ön lisans mezunlarý ve ilkokul mezunlarý takip etmektedir. Her yaþ grubundan ve eðitim seviyesinden insana açýk bir branþ görünümü sergilemektedir.

100 - 115 Muammer Erol acilis.qxd

01.11.2007

15:17

Page 115

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

ÝSMEK TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

3. OTURUM

115

116 - 118 Saadettin

kten.qxd

01.11.2007

15:21

Page 116

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Prof. Dr. Saadettin ÖKTEN*

Efendim, bendeniz Uður Bey’in þu anda bir emrivakisi ile karþý karþýyayým. Ben Uður aðabey diyeyim çünkü ben 11-12 yaþýndaydým kendisine mülaki olduðum zaman. Kanlýca'da deniz kenarýnda Tanpýnar'ýn anlattýðý bir boðaz mekânýnda. Bendeniz bir sanatseverim, kendi kendime böyle bir paye biçeyim. Baþlangýçta sizlere okunan özgeçmiþimde özellikle Ýstanbul þehrinin altýný çizdim. Çünkü Ýstanbul bir büyük medeniyet vakýasýnýn tecelli ve temerküz ettiði bir yerdir. Halen de böyledir. Bu büyük medeniyet vakýasý üzerindeki aðýr
* ÝSMEK Türk Kitap Sanatlarý Sempozyumu Bilim Kurulu Üyesi

günlere raðmen hala yaþamakta hala canlý ve hala bize çok ile ifade etmekte bütün dünyaya hiçbir medeniyet vakýasýnýn sahip olmadýðý kadar büyük bir istikbal, rahatlýk, huzur ve itminan sunma potansiyeline sahiptir. Þimdi Ýstanbul'da doðan Fatih’te, Beyazýt'ta, Laleli'de yani “tarihi yarýmada”da Eyüpsultan'da büyüyen bir çocuk bir delikanlý veya bir orta yaþlý biri için bu medeniyet çok reel ve çok tabii olarak gelir. Biz bunlarla beslendik. Hoparlörsüz ikindi ezanlarýyla. El ile yazýnýn örtüþtüðü mekânda, ha-

116

116 - 118 Saadettin

kten.qxd

01.11.2007

15:21

Page 117

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

yatla yazýnýn, hayatla tezhibin, davranýþlarla tezyinatýn örtüþtüðü ortamlarý yaþadýk. Sonra birazcýk da dýþarýyla temasýmýz oldu ve þunu hususen 50 yaþýndan sonra çok net ifade edeyim ki, bu bir medeniyetin seslerle, kelimelerle, þekillerle ve renklerle ifadesidir. Buna sadece -bugünkü anlamýyla söylüyorum, sanattan özür dileyerek- sanat olarak baktýðýmýz zaman büyük bir yanýlgý içinde olursunuz. Çünkü bu bir sanat deðildir. Bugün maalesef sanat dediðiniz zaman televizyondaki show programlarýndaki insanlarý da o kategoriye koyuyorsunuz. Zihinlerimizde ister istemez bir büyük yanýlsama, bir büyük kavram kargaþasý oluþuyor. O bakýmdan söylüyorum. Dolayýsýyla ben bu sanatlarý kendi kimliðimin, kendi mensup bulunduðum kimliðin daha geniþ ifadesiyle kendi medeniyetimizin bir temsilcisi olarak görmekteyim. Bu sanatlar, bu medeniyetin bütün deðer sistemiyle yaþadýðý dönemde ortaya çýkmýþtýr. Ve medeniyetin deðer sistemleri ile gündelik hayat sarasýndaki baðýn çok gerçekçi, çok kabil, çok reel ve kimseden etkilenmediði zamanlara ait sanatlardýr. Yazýsýyla tezhibiyle, ebrusuyla hatta ve hatta minyatürüyle böyledir. Bugüne gelen insanýmýz kendi köklerinin fakýnda deðil, kendi köklerinin fakýnda olmadýðý için de bu sanatlara bu gözle bakamýyor. Bugüne kadar insanýmýzýn önündeki meseleler farklý meselelerdir. Bu meseleler arkasýnda bu sanatlarý anlamak ve bu sanatlara yeni bir biçim getirmek lazýmdýr. Deðerler sabit kalacaktýr ama biçimler deðiþecektir. Fakat þurasý çok önemlidir. O da eski dönemlerde ki, kadìm zamanlarda ki deðerlerle biçimler arsýndaki hususi iliþkiyi ve asìl
117

alakayý çözmezseniz bugün o deðerleri de anlayamazsýnýz. O deðerlerden yola çýkarak yeni bir yorum da getiremezsiniz sanatlarýnýza. Esas mesele fakire sorarsanýz burada düðümleniþtir. Bunun için, bütün manalara bütün engellere bütün olumsuzluklara raðmen eski insanlar bunu nasýl düþünmüþlerdir. Bu noktada nasýl bir ruh hali içerisindeydiler ve sahip olduklarý deðerlerden çok umumi konuþuyorum bu deðerlerden bu sanatý nasýl çýkardýlar. Bu denklemi çözmek mecburiyetindeyiz, bu denklemi çözmek için zaman zaman hatta birçok kez maziye hicret etmek zorundayýz. O insanlarla bir ruhi beraberlik kurmak zorundayýz. Bu fevkalade zordur. Bunu yaptýðýmýz zaman o zevkin o neþenin ve o neþvenin hayata biçime renklere ve kelimelere nasýl yansýdýðýný göreceðiz. Dolayýsýyla klasik sanatlar bizim için tek tutamaðýmýzdýr medeniyet sahasýnda. Deðerlerimiz ile hayat arasýndaki reel bize ait olan kördüðüm. Osmanlý medeniyet yorumunun bendenize göre en öne çýkan özelliði kelime çok doðru olmayabilir ama kullanacaðým felsefi manadaki rasyonel bir medeniyet yorumu olmasýdýr. Osmanlý medeniyet yorumu mistik bir medeniyet yorumudur ve bununda ifadesi sadece sanatla olur, bilimle olmaz ve olamaz. Bilimin dili bu medeniyet yorumunu ifade etmeye yetmeyecektir, yetmez. Dolayýsýyla Osmanlý medeniyetinin ortaya koyduðu kültür akýmý dediðimiz bu biçimler, bu yorum, bu estetik, bu muaþere, bu mimari mekânýn böyle kullanýlýþý, kaðýdýn kalemin böyle kullanýlýþý, hepsi bunlar birer bilmecedir tarafýmýzdan. O karalama tabir edilen en sonra hatta modern eserlere gönderme yapýlan Cemil Bey'in örneklerinde þöyle bir þey hatýrladým.

116 - 118 Saadettin

kten.qxd

01.11.2007

15:21

Page 118

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Küfrü zülfün salýlý rahmele niramýza kafir aðlar bizim ahvali periþanýmýza.
Ýþte hayatýn bütün o meseleleri, problemleri, girdaplarý o murakkada gizlidir. Batý insaný iþte o murakkayý gördüðü için ve hayatýn bütün o problemlerini bizati yaþadýðý için, yani bir egzistansiyalist olduðu için o murakkaya hayran olmaktadýr. Türk insaný ise her ikisine de, gerek Batý insanýn düþtüðü ruhi girdaplara, gerek arkada gördüðü murakkaya hayretle bakýyor, hiçbir þey söyleyemiyor. Çünkü ruhi derinliðini kaybetmiþ, ruhi derinliðin icap ettiði alt yapýdan mahrum. Ona varmak için gereken aletlerden adaptan maalesef mehcur kalmýþ bir haldedir. Dolayýsýyla klasik sanatlarýn sadece zahiri ile deðil arkasýndaki de118

ðerler sistemi ile birlikte düþünülmesi ve bu muadelenin toplum tarafýndan çözülmesi gereklidir. Evet bir takým vakýflar kurumlar siyasi endiþelerle bir takým hukuki düzenlemeler gerekir ama cemiyet bunun bir kimlik bir varoluþ meselesi olduðunu, bunun bir medeniyet meselesi-problematiði olduðunu anlamadýðý sürece ki bunu anlamamakta cemiyet halen ýsrarlýdýr. Ben son 50 yýlý tarihi bir perspektiften deðerlendirdiðim zaman bu anlamayýþýn çok vahim ve çok acý ve pahalý sonuçlarýný görmekteyim. Bu iþi gerçek temeline oturtmak zordur. Kýsacasý þöyle söyleyim ve lafý uzatmayým, bu sýcak günde. Osmanlý hayatý ciddi yaþadý. Ýnandýklarý ve yaptýklarý arasýnda ciddi, reel ve asil bað vardýr. Bizler maalesef hayatý çok yüzeysel yaþýyoruz. En azýndan kendi hesabýma. Çok teþekkür ederim.

119 - 122 Cicek Derman.qxd

01.11.2007

15:23

Page 119

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Prof. Dr. Çiçek DERMAN*

Sevgili kitapsever dostlar, eminim ki bugünden sonra elinize bir yazma eser aldýðýnýz zaman, ona baþka gözle bakacaksýnýz. O eserin meydana getirilmesinde emeði olan sanatkârlarý hatýrlayacaksýnýz. Lütfen bu toplantýda anlatýlanlarý unutmayýn ve bir yazma eserin nasýl hazýrlandýðýný, ne büyük gayret ve sabýrla ortaya çýktýðýný düþünün. Güzellik duygusu, güzeli arama ve onu ortaya çýkarma gayreti, her vakit insanýn yanýnda yer almýþtýr. Ýnsan denilen varlýk, maðara resimlerinden insanlýk tarihinin þaheserlerine kadar daima daha güzelini, daha
* ÝSMEK Türk Kitap Sanatlarý Sempozyumu Bilim Kurulu Üyesi

mükemmelini aramak ve bulmak için çalýþmýþtýr. Geçmiþte sayýsýz þaheserlerin vücuda gelmesine vesile olan kitap sanatlarýmýz da, günü gününden âlâ þekilde bugünlere gelmiþtir. Bir milletin sanatý kadar hiçbir þey o milletin heyecanýný, ruhunu, mefkûresini, bir kelimeyle medeniyetini ifâde edemez. Kitap sanatlarý içinde geçmiþi en eski olanlardan biri de tezhiptir. Yazma eser bezemesi, geniþ bir sanatkâr zümresinin emeði ile yapýlýr. Böyle olunca da daha kýsa zamanda daha seri üretim meydana geliyor. Bugün müzelerimizi, kütüphanelerimizi dolduran yazma

119

119 - 122 Cicek Derman.qxd

01.11.2007

15:23

Page 120

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

eserler hep bu þekilde ortaya çýktýlar. Bu devrin þartlarýnda düþünürseniz, bir yazma kitabý tek kiþi tezhibe kalkýþsa, herhalde ömrü birkaçtan fazlasýna izin vermez. Müslüman sanatkâr, meydana getirdiði birbirinden güzel eserlere imza koymayý benlik kabul etmiþ ve kendisinin sadece vâsýta olduðuna, Allah'ýn yardýmýyla bu eserlerin ortaya çýktýðýna gönülden inandýðý için imzalamamýþtýr. Sadece Ýslâm âleminde rastlanan bu büyük insanlar, en çok tezhip sanatýnda karþýmýza çýkmaktadýr. Edeben imza koymayarak þahsiyet peþinde koþmadýðýný, esas gayenin sanata hizmet olduðunu belirten bu tutum sebebiyle, maalesef tarihdeki
120

müzehhibleri lâyýkýyle tanýmýyoruz. Bilhassa, Saray'a baðlý olan nakkaþhane geleneðinde, bir tezhip eseri pek çok sanatkârýn emeðiyle ortaya çýktýðý için imza konmamýþtýr. Çok nâdir olarak imza görülürse de bu, nakkaþhanenin sernakkaþýna âittir. Buna mukabil hat sanatýnda imzaya önem verilmiþtir. Bunu zamanýmýzýn tezhible uðraþan gençlerine bilmem nasýl anlatabiliriz? Daha eseri bitmeden imzasýnýn yerini hazýrlýyor. Sanat, Allah’ýn bazý kullarýna nasib ettiði bir kabiliyettir. Tabii ki eðitim ile bu meziyet geliþtirilmelidir. Ama ne kadar eðitim görürse görsün, eðer kabiliyeti yoksa netice almak imkânsýzdýr. Sanatkâr, kendisinde var

119 - 122 Cicek Derman.qxd

01.11.2007

15:23

Page 121

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

olan bu kabiliyetin emânet olduðunu hiçbir zaman unutmamalýdýr. Kibirlenip gurura kapýlmak yerine, her an kaybedebileceðini düþünerek bu emaneti geliþtirmeli ve çok iyi korumalý, bunun þükrü içinde olmalýdýr. Sempozyumun baþýndan beri mânen hep hocalarýmla beraberdim, eminim burada bulunsalardý ne kadar memnun olurlardý; sanatlarýnýn bu seviyede yapýldýðýna, böyle sempozyumlarýn düzenlendiðine þahit olsalardý pek keyiflenirlerdi. Hepsini rahmetle anýyorum ve ÝSMEK yetkililerine bilhassa teþekkür ediyorum.
121

Çok beðendiðim bir söz vardýr: "Sanat vakýf gibidir, tâlibine karþýlýksýz öðretilir." Bu karþýlýksýz öðretme, yani usta-çýrak iliþkisi, asýrlardýr titizlikle korunarak uygulanmýþ ve bugünlere kadar gelinmiþtir. Tarihimizde sanatkâr eserini satar, fakat sanatýný satmaz. Öðrenen, hocasýnýn hakkýný, sanatý bozmadan kendinden sonraki nesle öðreterek öder. Bu gelenek, sanatýn bozulmadan bugüne kadar devamýný saðlamýþtýr. Ancak buradaki hassas nokta, karþýlýksýz öðretmek fiilinin sadece tâlib olana gerçekleþtirilmesidir. Sanatýn hakkýyla öðrenilip geleceðe ana kâideler korunarak ve aslý kaybedilmeden

119 - 122 Cicek Derman.qxd

01.11.2007

15:23

Page 122

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

taþýnmasý çok mühimdir. Ýnanýyorum ki, asýl mesud olan kiþi bildiklerini öðreten ve bundan zevk alandýr. Bence; "Sanat vakýf gibidir, verdikçe artar." Saðlam yetiþen öðrenciler sayesinde tezhip sanatýnýn gelecekte bu günden daha mükemmel olacaðýna inanýyorum. Dr. Süheyl Hocam (1898-1986) haným öðrencilerine sýk sýk; "Senin bir çocuðun olursa iki, iki çocuðun olursa üç çocuðum var, diyecek; sanatý hiçbir zaman elden býrakmayýp bir çocuða gösterdiðin ihtimamý ona da göstereceksin." derdi. Sanatý, bir çocuk yetiþtirir gibi özenle geliþtirip ehil ellere teslim etmek hepimizin hedefidir. ÝSMEK kurslarýnda vazife gören tezhip hocalarý içinde 25-30 kadarýnýn öðrencim olduðunu duymakla ayrýca iftihar ettim. Allah sayýlarýný artýrsýn, yalnýz bu geniþleme ve büyüme çok dikkatle yapýlmalýdýr. Esas olan, sanattan tâviz vermeksizin, ayný seviyeyi koruyarak geliþmektir, yoksa bir moda olarak "ben de yapayým" kabilinden düþünülmemelidir. Sanat, eðer severek yapýlýrsa insana hayat verir; ama neticeye varmak istiyorsanýz, sizin de ona hayatýnýzý vermeniz icâb eder. Bu sebeple onu tanýyýp öðrendikten sonra ancak sevgi ve istekle yeni eserler üretilebilir. Yine büyüklerimizden duyduðumuz þu sözü burada tekrar etmeliyim: "Sanat, ahlâkýn tasfiyesidir." Sanat insaný her bakýmdan terbiye eder. Onun için, sanatkâr adam mükemmel adamdýr. Dedikodu yapmaya vakit bulamaz; ruhen incedir. Maddî deðil, mânevîdir. Çini sanatýnda, hünkârýn emrettiði do122

mates kýrmýzýsýný bulmak uðruna, nakkaþbaþýnýn kendini fýrýna attýðý, anlatýlan sanat menkýbelerindendir. Burada asýl anlatýlmak istenen, "Ýnsan sanatýna canýný koymuyorsa, nâfiledir." En güzel neticeler ancak canýný feda edebildiðin zaman alýnabiliyor. Tarihte de pek çok sanatkârýmýz sanatý, benliði yok etmek için basamak olarak kullanmýþlardýr. Sanat, kendimizi terbiye etmek için mükemmel bir vasýtadýr. Yeter ki, biz o basamakta takýlýp kalmayalým ve ilâhi tekâmül yolunda yürümeye çalýþalým. Rikkat Kunt (1903-1986) Hocam; "Sanatýnýzý üstünüzde taþýyýnýz" derdi. Bu, eser meydana getirmekten çok daha zor bir iþtir. Kendimizi bezeyebilmek... Zamanla kötü huylardan, önce Yaradan'ýn, sonra sanatýn yardýmýyla kurtulup güzel ahlâk sahibi olabilmek... Bunun ne kadar zor bir þey olduðunu saçlarým beyazlaþýp bu yaþa gelince çok daha iyi takdir ettim. Güzel eser vermekten çok daha zordur insanýn kendisini bezeyebilmesi, kendi ahlâkýný tezhip güzelliðine getirebilmesi… Uzun bir ömür bile ona bazen yetmiyor. Þu sözlerin þuurunda olmalarýný bilhassa genç arkadaþlarýmdan rica ederim: “Bir usta, ustasýnýn yanýnda daima çýraktýr ve hocasýnýn gölgesi, daima öðrencisinin üstünde durur.“ Çalýþmalarýmýzda dönüp dolaþýp her þeyin baþýnýn edep olduðunu ve sanatýn bize edebi öðretmesi gerektiðine inanýyor, hislerimi ifade eden þu güzel beyit ile sözlerimi nihayetlendiriyorum:

“Ehl-i diller arasýnda aradým kýldým taleb, Her hüner makbul imiþ, illâ edeb, illâ edeb"

123 - 125 Alparslan Babaoglu.qxd

01.11.2007

15:26

Page 123

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Alparslan BABAOÐLU*

Efendim beni çok deðerli hocalarýmýzýn konuþtuðu bu masada yine çok deðerli hocalarýmla yan yana oturur görüp de beni de onlar gibi hoca zannetmeyin diye hatýrlatmayý gerekli gördüm. Ben burada ebru ustasý, ebru sanatçýsý, ya da ebrucu ne derseniz deyin -ama ebruzen demeyin lütfen- o sýfatla bulunuyorum. Tebliðleri baþýndan beri çok dikkatle izledim, hepsinden çok fazla istifade ettim. Özellikle Cemil Bey'in tebliðinden çok istifade ettim. Kendisine tekrar teþekkür ediyorum. Bundan sonra hüsnü hatta farklý bir gözle bakacaðým, artýk ondan emin olabilirler.
* ÝSMEK Türk Kitap Sanatlarý Sempozyumu Bilim Kurulu Üyesi

Ben, konuþma sýrasýyla müsaade ederseniz aldýðým notlara göre ufak ufak fikirlerimi söyleyim. Þimdi Uður Bey “20. yüzyýlýn son çeyreðinde bizim sanatlarýmýz vasfýný kaybetti, malzemelerin deðiþmesi dejenerasyona sebep oldu” dedi ki kendisine katýlýyorum. Ebrucu olarak katýlýyorum, diðer sanatlar adýna bir þey söyleyemem. Ama özellikle ebruda kullanýlan boyalarýn piyasada kolaylýkla temin edilebilen boyalarla deðiþtirilmesi sonucu ebru niteliðini kaybetmeye yüz tutmuþtur. Bundan evvel izin verirseniz küçük bir hatýramý anlatmak istiyorum. Ben 1983-1985 yýllarý arasýnda Topkapý Sarayý'nda Kültür Bakanlýðý'nýn açtýðý tezhip,

123

123 - 125 Alparslan Babaoglu.qxd

01.11.2007

15:26

Page 124

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

minyatür kurslarýna devam ediyordum. Bir yandan da evde kendi kendime ebru öðrenmeye çalýþýyordum. Çünkü beni ebruyla tanýþtýran dostum, Mustafa Hoca’nýn rahmetli çok aksi bir ihtiyar olduðunu, kimseye ebru öðretmediðini, yanýna gidersem beni kovacaðýný söyledi. Ben de gidememiþtim, kendi kendime öðrenmeye çalýþýyordum. Yapabildiðim ebrularý da Cumartesi günleri Saray'a götürüp hocam Cahide Keskinler Hanýmefendi’ye gösteriyordum. O da bana yorumlarýný söylüyordu. Bir gün akrilik boya ile yaptýðým çok güzel taraklý ebrularýmý götürdüm, “Bunlar çok güzel olmuþ bunlarý Süleymaniye Kütüphanesi'ne -o zamanlar Muammer Ülker'di-, Muammer Bey'e götür, göster” dedi. Kendisinden randevu aldým, gösterdim. O da ebrularý çok beðendi, “çok güzel olmuþ, bunlarý nasýl yaptýn” dedi. Ben de “Akrilik boya, toprak boya, guaj boya ne bulursam onlarla yaptým” dedim. “Bu olmadý” dedi. “Biz Mustafa Düzgünman'dan baþkasýndan ebru almayýz” dedi. “Neden?” dedim. “Toprak boyasý dýþýndaki boyalarýn içerisinde asit var, kafein var” dedi. “Biz burada 800 yýl124

lýk eserleri de restore ediyoruz, içerisinde asitle kafein içeren boyalarýn içerdiði ebrularý Kuran-ý Kerim'in cildine yapýþtýrýrsak, 50 yýl sonra o cilt bir daha tamire ihtiyaç gösterir, bu yüzden biz sadece Mustafa Düzgünman'dan ebru alýrýz” dedi. Bunun bir örneðini Sadettin Özçimi de tebliðinde göstermiþti, içerisinde asit ve kafein olan boyalar kaðýdý yakýyorlardý. Dolayýsýyla malzemelerin deðiþtirilmesi sonucu ebru sanatýnýn bir süre dejenere olduðunu ben de üzülerek müþade ettim. Sayýn Uður Derman'ýn geleneðimiz doðrultusunda olan malzemeleri kullanmamýz fikrine caný gönülden katýlýyorum.
Cemil Bey yazýnýn manasýnýn kullaným yeri uygunluðuna dair örnekler verdi. Ebrunun da kullaným yerinin düþünülerek yapýlmasý gerektiðine inanýyorum. Ýslam Hoca'nýn yanýnda cilt ile ilgili bir þey söylemem doðru düþmez ama fikrimi söylem lazým. Ciltte kullanýlacak ebrunun biraz kalýn bir kâðýda, geriye kuvvetçe denk bir kaðýda alýnmasý gerektiðini ya da tezhipte hattýn etrafýnda kullanýlacak olan ebrunun ise daha

123 - 125 Alparslan Babaoglu.qxd

01.11.2007

15:26

Page 125

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

ince kalýnlýk itibariyle yazýnýn yazýldýðý kaðýdýn denk bir kalýnlýkta kaðýda alýnmasýnýn gerekli olduðunu düþünüyorum. Bunu da parantez içinde söyleyeyim. Cemil Bey “Hat sanatýnda geleneklerine baðlýlýk çok önemlidir öðrencinin ustasýný takdir etmesi çok önemlidir” dedi. Ona da kesinlikle katýlýyorum önemli bir tespit bu ebru için özellikle çok önemli ustasýz yapýlan ebrunun bana göre ebru ile alakasý yoktur. Ben rahmetli Mustafa Düzgünman hocamla tanýþtýðýmda bana iki tane ebrusunu hediye etmiþti. Bunlardan biri de lale ebrusu idi. Ben o lale ebrusunu ebru yaptýðým yerin duvarýna astým ve o lalenin benzerini yapacaðým diye belki bin tane sapsýz lale yaptým, sonra yaptýðým laleyi götürdüm. “Ben bunun altýna imza atsam kimse fark etmez, aynýsý olmuþ “ diye iltifat etti bana. Ebrunun da ayný hat gibi ustalarýn ebrularýný taklit edilerek öðrenilebileceðine inanýyorum. Bu tespite de katýlýyorum. Yine Cemil Bey, “Güzel sanatlarda içtihat kapýsý asla kapanmaz. Eski eseleri tetkik etmek çok önemli” dedi. Buna da þiddetle katýlýyorum þimdi bütün sanatlarýmýz tekamül ediyor ebru da elbette tekamül ediyor. Yani ebru sanatý'da ilk yapýldýðý günkü gibi deðil, örneklerini gördünüz eski eserlerin yazmalarýn içerisindeki hafif ebrularýn renkleri soluk, çok sulu, kitrede yapýþmalar var. Hareketleri çok oynak ebrularýn, gide gide tekamül etti ebru. Ebrunun bu tekamül sürecinde her ebrucu kendisinden önceki ebruculara meþk etti. Onlardan daha iyi ebru yapmaya çalýþtý ve daha iyi ebru yapmaya muvaffak olunca içinden ebruyu tekamül ettirecek olan deðiþiklikler otomatik olarak gelmeye baþladý. Ebru zora125

ki müdahalelerle geliþtirilemez, eðer öyle olursa Türkçe’nin katledildiði gibi ebruyu da katletmiþ oluruz. Ebru tabii seyri içerisinde her öðrenci, her çýrak ustasýný taklit edecek, ustasýný aþtýðý anda ebruyu tekamül edecek deðiþiklikler otomatik olarak zuhur edecek. Zaten herkes Sami Efendi gibi yazmaya çalýþýyor ama Sami Efendi’yi aþmadan da hiç kimse Sami Efendi’nin yazdýðýndan farklý bir þey yazamýyor. Bunda bir tespit olarak söyleyeyim. Sayýn Sadrettin Özçimi'nin konuþmasýnda bir not düþtüm, bunu da usta çýrak münasebeti ile ilgili olarak söylemek istiyorum. Sadrettin Özçimi, yazmýþým altýna, yaktýn beni, diye yazmýþým. Yani Sadrettin benden ustasý, hocasý diye bahsedince, ben burada hayatýmýn nadir buharlaþmak istediðim anlardan birisini yaþadým. Þimdi ben elektronik mühendisiyim, haberleþme mühendisiyim. Sizin uzak mesafe yaptýðýnýz telefon görüþmelerinin hepsi bizim tasarladýðýmýz cihazlarýn üzerinden geçiyor. Bunlarýn yarýsý radyolojik cihazlardýr. Radyolojik cihazlarda iki noktada, bir noktada alýcý-bir noktada verici vardýr. Bunlardan verici gönderir, alýcý da alýr. Ýki radyolojik cihaz birbirini görmezse araya tekrarlayýcý olan refletör koymak gerekir. Bu refletör oradan aldýðýný diðerine tekrarlar, benim yaptýðým Sadrettin için konuþuyorum, yaptýðým sadece Mustafa hocamdan aldýðýmý Sadrettin'e aktarmaktan ibarettir. Yoksa onun ebruda yaptýðý bildiði her þeyi ona ben göstermiþ, ben öðretmiþ deðilim bunu da burada hepinizin huzurunda itiraf etmiþ olayým. Ben de sadece aldýðýmý aktardým. Konuþmaya baþlamadan evvel aklýmda çok þey vardý ama hepsi uçtu gitti. Teþekkür ederim….

126 - 129 islam secen Acilis.qxd

01.11.2007

15:28

Page 126

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Ýslam SEÇEN*

Sayýn konuþmacýlara teþekkür ederim. Beni çok memnun ettiler. Hayatýma 30 yaþ daha kattýlar. Ben bu sanatý 54 sene hiç ayrýlmadan varýmla yoðumla çalýþtým, halen de çalýþmaktayým. Fakat benim evvela Büyükþehir Belediye Baþkaný Kadir Topbaþ'a teþekkür etmem lazým. Bunu söylerken aklýma bir þarký geldi; Eski dostlar, eski dostlar, unutulmuþ eski dostlar; unutulmuþ eski sanatlar. Fakat Sayýn Büyükþehir Belediye Baþkaný Kadir Topbaþ ve yöneticileri hakikaten Osmanlý sanatlarýný tekrar canlandýrdýlar. Ben çok memnunum, çünkü benim varým yoðum bu sanatlarý canlandýrmaktý. Topkapý
* ÝSMEK Türk Kitap Sanatlarý Sempozyumu Bilim Kurulu Üyesi

Sarayý ile Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki ilgili birimleri 1960 yýlýnda kurdum. 10 -15 kiþi çalýþtýrdýk. Bir seviyeye kadar getirdim, memnun musun derseniz, hayýr memnun deðilim. Ama Sayýn Belediye Baþkanýmýz beni tamamýyla memnun etti. Ben de biraz daha fazla yaþayacaðým. Sanat deyince insanýn dili tutuluyor. Çünkü bütün sanatlar güzeldir, her sanat güzeldir, hele cilt sanatý, iki kelimeyle burada tarif etmek çok zordur. Araç gereç ister, malzeme ister, altýn ister, deri ister, makine ister, ister de ister. Onun için cilt sanatýnýn

126

126 - 129 islam secen Acilis.qxd

01.11.2007

15:28

Page 127

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

sergisi açýlmaz. Ancak Topkapý Sarayý'nda eski ciltler gösterilir. Çünkü cildin bedeli þu kadar milyar yapýyor; bunu sigorta etmek çok zordur. Cilt sanatý örneklerini kollektif sergilerde ancak görebilirsiniz. Bütün medeniyetler kitaptan doðar. Ýnsanlýðýn çalýþmasý, giyinmesi, kuþanmasý, yemesi-içmesi hep kitaptan gelir, iþte medeniyet buna diyoruz. Bu kitabý süslemek için cilt kapaklarý kullanýlýyor. Efendim yurt dýþýnda epeyce cilt yaptýk. Davet edildik, gittim. British Museum'a gittik, Vatikan'a gittik, gitmediðim yer kalmadý. Herþey de bir þeyler öðrendik ve burada tatbik etmek istedim, istedim ama maalesef destek bulamadým.
127

Bulsaydým benim bir isteðim vardý; bir miras býrakmak. Ama bundan sonra inþallah bu miraslar devam edecek. Gürcan Mavili konuþtu biraz evvel. Ona devredeceðim bütün varýmý yoðumu. Hani derler ya varisleri kim varsa bu sanatta, inþallah bundan sonra daha da ilerlemeye gayret eder. Bundan da eminim. Sayýn seyircileri fazla yormayayým. Uzattýkça insan uykuya dalar. Bundan sonra Belediye Baþkanýmýza daha da baþarýlar diliyorum. Sizlere ve sayýn konuþmacýlara da ayrýca teþekkür ederim.

126 - 129 islam secen Acilis.qxd

01.11.2007

15:28

Page 128

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

128

126 - 129 islam secen Acilis.qxd

01.11.2007

15:28

Page 129

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

ÝSMEK TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

SORU ve CEVAPLAR

129

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:31

Page 130

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Nihayet Ersoy:

Sizin konuþmalarýnýzýn bir kýsmýný kýsacýk özetlemek istiyorum. Topkapý'da üç kapýdan saraya giresim geldi Tarihi süzen yapýdan çaðlarý deresim geldi Sümerlerden günümüze perde perde indim düze Çivi döndü kûfimize hatlarda durasým geldi Kutsal emanet kapýsý sanki kabenin yapýsý Bir ilahi sýr sýr hepisi kapanýp ölesim geldi.
130

Böyle bir sempozyum için hepinize çok teþekkür etmek istiyorum.
Aygün Özkaragöz:

Perspektif ile ilgili bir soru sormak istiyorum size. Bakýyorum minyatürde perspektif yok, bakýyorum Ortaçað resimlerinde Avrupa'da yok. Sonra zamanla geliþiyor, resme perspektif dahil oluyor. Bizim minyatürümüzde bir sýçrama oluyor, minyatür býrakýlýyor ve modern resme geçiriliyor. Þimdi yeniden minyatürü yaparsanýz ayný þekilde bu nasýl yaþayacak? Bu Avrupa'da böyle deðil, illa onlarýn yaptýðý gibi yapýlacak anlamýnda söylemiyorum. Fakat dünyanýn hiç-

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:31

Page 131

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

bir yerinde yapýlmamýþ bir deney. Benim sizin söylediklerinizden anladýðým; aynen muhafaza edip devam ettirmenin çok yararlý olduðunu söylüyorsunuz, ben öyle anladým doðru anladýysam. O zaman diyorum ki, perspektifi olmayan günümüze nasýl hitap edecek
Yrd. Doç. Dr. Ýnci Ayan Birol: Þimdi Efendim sanatta o kadar çeþitli üsluplar türedi ki sanatý dallara bile ayýrmak mümkün deðil. Yani sanatýn dallarý bile artýk birbiri içine girmiþ durumda. Hatta minyatürde perspektif, klasik resim kadar benimsenmemiþ ise de tamamen terk edilmemiþtir zannediyorum. Daire ile dik açýyý bir örnek olarak verdim. Daire bir oval olarak gösteriliyorsa, bir dik açý dar veya geniþ açý olarak gösteriliyorsa, orada bir derinlik mefhumu hissediliyor demektir. Minyatürü klasik resimden yani Batý resminden ayýran üsluplaþtýrma þekli, soyut düþünceyi de Doðu görüþüne ve Doðu inancýna göre þekillendirmiþtir. Minyatürde sanatkârlar mesela bir Picasso gibi yapmamýþ, yani yaradýlýþa duyduklarý saygýyý ve modellerinin kimliklerini muhafaza etmeye inançlarý sebebiyle kendilerini mecbur hissetmiþlerdir. Kendilerinin bu tabiata verdikleri deðeri ve yaradýlýþa duyduklarý hayranlýðý, Ýslam düþüncesinin verdiði bir dünya görüþü olarak görüyoruz. Batý'da soyut düþünce daha farklý olarak resimlere yansýmýþ, mesela bir insanýn gözünü kalçasýna koyuvermiþ veyahut ne bileyim resimlerde çok çeþitli düþünceler dile getirilmiþtir. Þimdi perspektif için de sizin söylediðiniz üzere; bugünkü inanýþ ve bugünkü deðerler çerçevesinde, mili deðerler çerçeve131

sinde, yeni yorumlarla yeni üsluplar doðabilir. Onu ben bilemem tabii onu kimse bilemez. Fakat mühim olan o inanýþ ve o ruh haliyetisinde düþünmek, o aþk, o þevk içinde düþünmek ve maziden kopmamak. Türk minyatürünün yine Türk minyatürü adý altýnda geliþmesini sürdürmesi önemli. Bunu yaptýðýnýz takdirde de birçok þey olabilir, ama onu ne siz bilebilirsiniz, ne ben bilebilirim. Ýçten gelen bir dürtüyle ortaya çýkacak birþey. Ýrvin Cemil SHICK: Eklemede bulunabilirsem memnun olurum. Sizin (tebliðinizde) gösterdiðiniz örnekler mesela 16., 17. yüzyýlda yapýlan minyatürlerle karýþtýrýlamaz. Bunlar birçok açýdan geleneðe baðlý olan fakat yeni bir nefesle hayata geçirilen eserlerdir. O bakýmdan Aynur hanýmýn dediði gibi maksat sadece geçmiþi aynen muhafaza etmek aynen taklit etmek deðil, geçmiþten öðrendiðimizi yeni bir ruh ile veyahut yeni deneylerle canlandýrmak ve devam etmektir. Yoksa zaten ona taklit diyoruz, yani ona imitasyon diyoruz. O hiçbir zaman yeni bir sanat olmuyor. O bakýmdan sizin gösterdiðiniz eserler eskinin bir kopyasý deðil. Bu eserler, bazý açýlardan eski, fakat birçok açýdan da yepyeni eserler . Ýnci Ayan Birol: Tabii hiçbir iddia ileri süremem. Çünkü orada talebelerimle benim çalýþmam söz konusu, onu ancak sizler deðerlendirebilirsiniz. Fakat ben genel olarak, minyatür sanatý adýna cevap vermek istedim, bilmiyorum tatminkâr oldu mu?

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:31

Page 132

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Rafet Güngör:

Zeytinburnu civarýnda geleneksel Türk kaðýtçýlýðýný yeniden canlandýrmak istiyoruz. Bizimle ilgilenebilirler mi? Bir de önümüzdeki günlerde 2008 Frankfurt Kitap Fuarý'nda konu ülkemiz ve Türk tezhipçiliði. Bu bizim Türk kitap sanatlarýmýzý tanýtma açýsýndan bir fýrsat olabilir mi?
Muammer Erol: Kitap Fuarýndan haberimiz var. Bizim gibi konu ile ilgili kültür alanýnda çalýþan birçok vakýf, dernek ve hatta bakanlýklarýn da fuardan haberleri var. Kâðýt yapýmýna gelince, bizim 97 branþta kurslarýmýz devam ediyor ve illa þu branþta açarýz þu branþta açmayýz diye bir ön kaydýmýz yok. Bizim kurslarýmýzýn içeriðinin ne olacaðý gelen talebe göre þekilleniyor. Eðer kurs açmaya yetecek kadar taleple karþý karþýya kalýrsak mutlaka
132

Süleymaniye Kütüphanesi ve Topkapý Sarayý isimleri geçti. Süleymaniye Kütüphanesi ve Topkapý Sarayý, Kültür Bakanlýðý'na baðlý müessese olmasý dolayýsýyla bu alanda önemli kurumlar. Sempozyumda bu kurumlardan bir görevli görmedik acaba sebebi nedir?
Prof. Uður Derman: Öyle bir görevli veya yetkili çaðýrmak lüzumunu duymadýk. Biz bu konularda kendini ispat etmiþ kimseleri çaðýrdýk. Gelecek seneye yapýya baþkasý çaðrýlýr. Bir baþka maksat aranmasýn söyleyeceðim bundan ibaret. Oðuzhan Tuðrul:

Cam sanatkârýyým ve kaðýtçýlýk faaliyetleri içindeyim. ÝSMEK'e bir teklifim olacak. Biz

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:31

Page 133

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

o talebin karþýlýðý olan hizmetin verilmesi için elimizden geleni yaparýz. Prof. Uður Derman: Ama efendim bunu bilmezse karþý taraf isteyemez. Onun için sizde bunu kaydedin deftere ki klasik kaðýt yapýmý çok önemli. Muammer Erol: Biz talep oluþturma görevini de üzerimize aldýk sayalým. Uður Derman: Lütfedin… Deniz Mutlu:

getirildiðine ben þahit oldum. Alparslan Babaoðlu: Çok deðerli bir aðabeyimiz var sedefkâr Salih. 1993 senesinde bizim hemen hemen her akþam birlikte geçerdi onunla. Bir dergiye yazdýðý makalenin son paragrafý çok hoþuma gitmiþti ve onu ezberledim senelerdir de her yerde kullanýrým. Gayret ve maðfiretinin iltifat ölçüsünde gösterebilmekten baþka hiçbir derdi olmayan üç beþ sanatkara kaldýk. Onlar daha güzeli yapmak arzusuyla yanan gönüllerinde iltifatsýzlýðýn sancýsýný çekerken, Allah'ýn rahmetine peygamberlerinin þefaatine sýðýnýp, sabýrla sarýlýp, zamana karþý koymaya çalýþtý. 1993 senesinde bu noktaydýk. Ben dýþarýdaki ebrularý deðerlendirebilirim ancak. Ebrular için söyleyim Necip Fazýl'ýn dediði gibi, bir ömür boyu Allah'ý hamdetme makamýndayým. Bende onlarý görünce ayný þeyleri hissettim. Üç beþ kiþi bu iþlerde uðraþan insanlar þimdi ÝSMEK'in verdiði rakamlara göre yüzbinlerle ifade etmeye baþlanmýþ. Ve ortaya konan eserlerde dýþarýda gördüklerim ciddi anlamda çok kaliteli çok güzel ebrular gördüm. Hem ustalarýný hem de yapanlarý tebrik ediyorum. Ýslâm Seçen: Þimdi ebru deyince ilk duyduðum kelime ebru ve zerefþan hoþuma gidiyordu. Çocuktuk, talebeydik. Dedim ki evlendiðim zaman oðlum olursa Ebru kýzým olursa Zerefþan koyarým. Oðlum oldu Ebru koydum, sonra Ebru çoðaldý Ebru Gündeþler, falan derken benim oðlum diyor ki baba niye kýz ismi koydun. E oðlum o zaman Ebru diye isim
133

Mezun ettiðiniz öðrencilerinizin baþarýsýný nasýl buluyorsunuz? Yani aralarýnda bir bütünlük var mý? Hepsi bir yere varýyorlar mý? Onlarý izliyor musunuz? Takip ediyor musunuz? Birbirleriyle nasýl iletiþim kuruyorlar?
Prof. Uður Derman: Kim konuþmak ister ben þahsen cevap verecek durumda deðilim. Arkadaþlarýmýn içinde mesela tezhip için böyle bir deðerlendirme yapar mýsýnýz? Tezhip konusunda hem ÝSMEK yarýþmasý hem Kültür Bakanlýðý'nýn yaptýðý yarýþmalara katýlan öðrencilerin eserleri için konuþabilirim. Arka arkaya olduðu için deðerlendirme imkâný buldum. ÝSMEK kurslarý içinde tezhipte çok güzel iþler çýkýyor. Biz zor beðenen hocalardanýz ve zor beðenmek öðrencinin lehinedir. Ama çok güzel olmuþ deyip geçerseniz, o olduðu yerde kalýr. ÝSMEK'te birbirinden güzel eserler meydana

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:31

Page 134

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

yoktu ki sonradan kýz ismi oldu. Dolayýsýyla ebruyu ben herkesten çok severim. Mustafa Bozörpeker:

(Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öðrencisi.) Üniversitelerde yapýlan ebruyu nasýl buluyorsunuz? Üniversitelerde ebru yapýlmasýný nasýl karþýlaþýyorsunuz?
Alparslan Babaoðlu: Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bir dönem Çiçek hanýmýn himmetiyle orada ebru gösterdi. Benim inancýma göre üniversitedeki gelenekli Türk Sanatlarý öðrencilerinin ebruyu bilmeden tanýmadan ebru çeþitlerinin nasýl yapýldýðýný kitrenin nasýl hazýrlandýðýný, boyanýn nasýl hazýrlandýðýný, taraðýn nasýl ekildiðini, fýrçanýn nasýl hazýrlandýðýný bilmeden buradan mezun olmalarý doðru deðil. Dolayýsýyla üniversitelerde bu bilgileri saðlayacak düzeyde öðretilebilir diye düþünmüyorum. Onun ötesinde ebru ustasý yetiþtirmek istiyorsanýz bunun yerinin üniversite olduðunu düþünmüyorum. Üniversiteler sadece gelenekli Türk süsleme sanatlarý öðrencilerinin ebru konusundaki eksik bilgilerini gidermeye yönelik ebru dersleri, atölyeleri yapmalýlar, ebru usta çýrak münasebetiyle yapýlmalý. Çünkü kalabalýk bir ortamda herkesin sýra bekleyeceði bir yerde haftada bir gün, yarým günle bu iþin ciddi düzeyde öðrenilebileceðine inanmýyorum. Peki o zaman þuna geliyoruz, üniversitede yapýlan ebrular, ebruya baþlangýç olarak çok doðru. Fakat üniversiteden sonra herhangi bir ustadan nasýl bir icazet alýnmalý
134

veya ustalarýmýz üniversiteden çýkan öðrencileri kabul edecekler mi? Çünkü üniversitede alýnan bir eðitim var ve ustanýn öðreteceði eðitimler çok farklý þeyler. Bu konuda çeliþki doðmayacak mý? Yok ben bundan iki hafta önce Cemal Reþit Rey'de bir icazet törenine katýldým. O icazet töreninde ebruyu geleneðiyle yapan ondan fazla öðrenci icazet aldý. Onlarýn ebrularý da bizim yaptýklarýmýzdan geri kalýr ebrular deðillerdi. Bu çýð gibi büyüyor yani gerçekten gelenekli Türk ebrusunu yapmak isteyenler bunu yapmak için birisini bulabileceklerdir eskisi gibi deðil yani. Efendim ben bu konuda bir katkýda bulunmak istiyorum. Yalnýz ebru için deðil bütün sanatlar için geçerli söylediðim bu, sanatlar gönülle öðrenilir her þeyden evvel. Eðer bu arzu yoksa içinde, öðrenmesine imkân yok. Üniversitelerdeki gelenekli Türk

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:31

Page 135

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

sanatlarý bölümüne gelenlerin içinde yüzdesini söyleyemem, bir kýsmý gönülden arzu ederek oraya giriyor ve zaten onlarýn yýllar içindeki baþarýlarý da bunu gönülden istedikleri için meydana çýkmýþ oluyor. Fakat bir kýsmý da var ki baþka þubeleri kazanamadýðý için, hiç içinden gelmeden o bölüme giriyor. Ve oysa boyca yürümeye çalýþýyor yaptýðý eserlerden de zaten o iþin derecesi meydana çýkýyor. Bu sebeple dýþarýda hiç kimse zorlamýyor ki öðrenciyi þöyle yapacaksýn diye. O içinden geldiði için o bölüme gidiyor. ÝSMEK veya baþka bir kurs, bu þekilde kurs veren yerler var, hiçbiri kulaðýndan tutup da gel burada okuyacaksýn demiyor. Onun gönlü ve aklý o bölümü çektiði için kalkýyor gidiyor. Bu sebeple dýþarýda öðrenilmesi gönülden geldiði takdirde fakültede zoraki öðretilmesinden çok daha öndedir notunu ilave etmek istiyorum. Ben hat, ebru, tezhip hepsine kýsa kýsa gittiðim için ama araþtýrmacý olduðum için rüyalarýmý süslüyordu ve bir gün Fatih hoca dedi ki, "ya Allah rýzasý için bir gün Rabbiyesir'i yaz gel de ben sana icazet vereceðim." O gece ben baþladým yazmaya sabaha kadar yazýyorum. Rüyamda çok güzel sülüsler böyle camilere, hediye veriyorum. "Geldim hocam" dedim. Hocam tamam dedi, "seni icazetli sayýyorum." Böyle bir güzel hatýralar yaþadým her þey rüyalara iþleyecek kadar gönlümüzde varsa bütün kapýlar bize açýk.

135

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:31

Page 136

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

136

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:32

Page 137

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

Sempozyum katýlýmcýlarý (soldan saða): Gürcan MAVÝLÝ, Ýnci AYAN BÝROL, Sadrettin ÖZÇÝMÝ, Ayþe ÜSTÜN, Irwin Cemil SHICK, Muammer EROL, Uður DERMAN, Ýslam SEÇEn, Çiçek DERMAN, Saadettin ÖKTEN, Alparslan BABAOÐLU, Ýlknur AKALIN, Güven ÇALIÞKAN

137

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:32

Page 138

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

138

130 - 139 Soru cevap.qxd

01.11.2007

15:32

Page 139

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

ÝSMEK TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU SERGÝSÝ’NDEN BAZI ESERLER

139

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 140

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

140

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 141

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

141

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 142

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

142

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 143

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

143

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 144

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

144

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 145

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

145

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 146

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

146

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 147

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

147

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 148

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

148

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 149

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

149

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 150

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

150

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:39

Page 151

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

151

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:40

Page 152

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

152

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:40

Page 153

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

153

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:40

Page 154

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

154

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:40

Page 155

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

155

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:40

Page 156

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

156

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:40

Page 157

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

157

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:40

Page 158

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

158

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:40

Page 159

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

159

140 - 160 Album.qxd

01.11.2007

15:40

Page 160

TÜRK KÝTAP SANATLARI SEMPOZYUMU

160

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful