FOR THOSE WHO ARE NOSTALGIC FOR THE SEA Ships pass in my dreams, Decorated ships over the

roofs. And me, ah! poor me I’ve been missing the sea for ages, I look and look and cry. I remember my first look at the world Through the opening of a clam shell, Seeing the greenness of the water, the blueness of the sky And the most iridescent wrasse. My blood still runs salty From the place where the oyster shell had cut. It was such a crazy trip In the open sea among the white foams! The foams look like lips Their adultery with humans Is not wicked. Ships pass in my dreams, Decorated ships over the roofs. And, me ah! poor me I’ve been missing the sea for ages, I look and look and cry. Orhan Veli, Būtūn Şiirleri, Varlık Yayınları, 1973, page 180
DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN
Gemiler geçer rüyalarımda, Allı pullu gemiler, damların üzerinden; Ben zavallı, Ben yıllardır denize hasret, Bakar ağlarım. Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı, Bir midye kabuğunun aralığından: Suların yeşili, göklerin mavisi,

Lapinaların en harelisi... Hala tuzlu akar kanım İstiridyenin kestiği yerden. Neydi o deli gibi gidişimiz, Bembeyaz köpüklerle, açıklara! Köpükler ki fena kalpli değil, Köpükler ki dudaklara benzer; Köpükler ki insanlarla Zinaları ayıp değil. Gemiler geçer rüyalarımda, Allı pullu gemiler, damların üzerinden; Ben zavallı, Ben yıllardır denize hasret.

THE FIRST MORNINGS OF THE SPRING I feel lighter than a feather in such mornings; Right across from here a patch of sunshine on the roof, Inside me chirpings of birds and tunes. I take to the roads shouting with joy; My head spins in the air. I think my days will always go well If every morning is spring like this; I neither think of my work nor of my poverty I say let the troubles come to an end. I feel contented with my poetry, I am happy. Orhan Veli, Būtūn Şiirleri, Varlık Yayınları, 1973, page 208
BAHARIN İLK SABAHLARI
Tüyden hafif olurum böyle sabahlar Karşı damda bir güneş parçası, İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;

Bağıra çağıra düşerim yollara; Döner döner durur başım havalarda. Sanırım ki günler hep güzel gidecek; Her sabah böyle bahar; Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum. Derim ki: 'Sıkıntılar duradursun!' Şairliğimle yetinir, Avunurum.

IN BETWEEN We have seas bathed in sunshine, We have trees full of leaves. Mornings and evenings we come and go Between our seas and our trees Carrying our poverty. Orhan Veli, Būtūn Şiirleri, Varlık Yayınları, 1973, page 175

İçinde Denizlerimiz var, güneş içinde; Ağaçlarımız var, yaprak içinde; Sabah akşam gider gider geliriz, Denizlerimizle ağaçlarımız arasında, Yokluk içinde.

SOME DAYS There are some days I take myself off Amid the smells of nets just drawn from the sea, I hop from island to island On the trail of shearwaters. There are worlds you can’t even imagine

Where flowers open with a noise And the vapor from the ground rises in gurgles. Ah, the seagulls, especially those seagulls Each and every feather they have flutter differently. There are some days all blue around my head There are some days all sunshine There are some days just plain crazy. Orhan Veli, Būtūn Şiirleri, Varlık Yayınları, 1973, page 195
GÜN OLUR
Gün olur, alır başımı giderim, Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda. Şu ada senin, bu ada benim, Yelkovan kuşlarının peşi sıra. Dünyalar vardır, düşünemezsiniz; Çiçekler gürültüyle açar; Gürültüyle çıkar duman topraktan. Hele martılar, hele martılar, Her bir tüylerinde ayrı telaş!... Gün olur, başıma kadar mavi; Gün olur başıma kadar güneş; Gün olur, deli gibi...

TOWARD FREEDOM Before sunrise you’ll set out When the sea is all white With the passion of holding the oars in your palms And the joy of doing a job, You will go! You will go over the waves made by trawler nets. Fish will come on the way greeting you; You will be happy As you shake the nets. The sea will pour out of your hands glittering. When the souls of the seagulls are at rest

In their graves on the rocks. Then all of a sudden A big commotion will shake the horizon: Could that be the mermaids, or the birds? Could that be holidays, festivals or merrymaking? Could that be wedding processions, bridal adornments or fireworks? Hey! What are you waiting for? Jump into the sea. Never mind if someone is waiting for you. Can’t you see it is freedom everywhere… Become the sail, the rudder, the fish and the water Go as far as you can go. Orhan Veli, Būtūn Şiirleri, Varlık Yayınları, 1973, page 201
HÜRRİYETE DOĞRU
Gün doğmadan, Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, İçinde bir iş görmenin saadeti, Gideceksin Gideceksin ırıpların çalkantısında. Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı; Sevineceksin. Ağları silkeledikce Deniz gelecek eline pul pul; Ruhları sustuğu vakit martıların, Kayalıklardaki mezarlarında, Birden Bir kıyamettir kopacak ufuklarda. Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin; Bayramlar seyranlar mı dersin, Şenlikler cümbüşler mi? Gelin alayları, teller, duvaklar, Donanmalar mı? Heeey Ne duruyorsun be, at kendini denize: Geride bekliyenin varmış, aldırma; Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;

Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; Git gidebildiğin yere...

I OPEN MYSELF TO THE WINDS How nice my God, how nice To sail in blueness To go away from the shore Unrestrained like thoughts. I would open my sails to the winds I would travel from seas to seas And one morning I would find myself All alone in a harbor. A big and white harbor In coral islands. Let the summer arrive with golden light Behind the white clouds. The heavy smell of wild olives Would penetrate into my being. This island far away from the whole world Cannot know the taste of sorrow. Let the sparrows perch on the flowery roof Of my mansion of dreams, Let the nights end with colors And the days pass in pomegranate gardens. Every day I could see the passing Of slow boats at a distance, And every evening on the horizon Marmoreal islands all lined up. How nice my God, how nice! To go across countries, lakes and continents; How nice to travel from seas to seas Unrestrained like thoughts.

I would let myself go all day Like a sailboat to the open sea For a moment like birds I would believe In the beauty of a vagabond life. Orhan Veli, Būtūn Şiirleri, Varlık Yayınları, 1973, page 36
AÇSAM RÜZGARA
Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş Mavilerde sefer etmek! Bir sahilden çözülüp gitmek Düşünceler gibi başıboş. Açsam rüzgara yelkenimi; Dolaşsam ben de deniz deniz Ve bir sabah vakti, kimsesiz Bir limanda bulsam kendimi. Bir limanda, büyük ve beyaz... Mercan adalarda bir liman.. Beyaz bulutların ardından Gelse altın ışıklı bir yaz. Doldursa içimi orada Baygın kokusu iğdelerin. Bilmese tadını kederin Bu her alemden uzak ada. Konsa rüya dolu köşkümün Çiçekli dalına serçeler. Renklerle çözülse geceler, Nar bahçelerinde geçse gün. Her gün aheste mavnaların Görsem açıktan geçişini Ve her akşam dizilişini Ufukta mermer adaların. Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş, İller, göller, kıtalar aşmak. Ne hoş deniz deniz dolaşmak Düşünceler gibi başıboş. Versem kendimi bütün bütün Bir yelkenli olup engine; Kansam bir an güzelliğine Kuşlar gibi serseri ömrün.

LISTENING TO ISTANBUL
I am listening to Istanbul, with my eyes closed. At first there is a light wind; The leaves on the trees Are gently swaying. And far, faraway The endless jingling of the water-sellers’ bells, I am listening to Istanbul, with my eyes closed. I am listening to Istanbul, with my eyes closed. High above the birds are flying, Flocks after flocks shrieking loudly. In fish traps the nets are drawn; A woman’s foot touches the water. I am listening to Istanbul, with my eyes closed. I am listening to Istanbul, with my eyes closed. Delightfully cool Covered Bazaar, Busy, lively Mahmut Pasha, Courtyards teeming with pigeons, Sounds of hammering coming from the docks. Smell of sweat in the lovely spring breeze. I am listening to Istanbul, with my eyes closed.

I am listening to Istanbul, with my eyes closed. Drunk with its old time memories, A seaside mansion with gloomy boathouses, Amid the humming of waning south winds, I am listening to Istanbul, with my eyes closed. I am listening to Istanbul, with my eyes closed. A sexy girl is passing by on the sidewalk – Curses songs ditties taunts… Something in her hand falls to the ground It must be a rose. I am listening to Istanbul, with my eyes closed. I am listening to Istanbul, with my eyes closed. Round the edges of your skirt a twittering bird; I know if your brow is hot or cold, I know if your lips are moist or dry. I can sense that from the beatings of your heart.

A pale moon is rising behind the umbrella pines; I am listening to Istanbul. Orhan Veli, Bűtűn Şiirleri. Varlık Yayınları, 1973, pp. 198-200
ISTANBUL'U DINLIYORUM Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali Once hafiften bir ruzgar esiyor; Yavas yavas sallaniyor Yapraklar, agaclarda; Uzaklarda, cok uzaklarda, Sucularin hic durmayan cingiraklari Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali. Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali; Kuslar geciyor, derken; Yukseklerden, suru suru, ciglik ciglik. Aglar cekiliyor dalyanlarda; Bir kadinin suya degiyor ayaklari; Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali. Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali; Serin serin Kapalicarsi Civil civil Mahmutpasa Guvercin dolu avlular Cekic sesleri geliyor doklardan Guzelim bahar ruzgarinda ter kokulari; Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali. Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali; Basimda eski alemlerin sarhoslugu Los kayikhaneleriyle bir yali; Dinmis lodoslarin ugultusu icinde Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali. Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali; Bir yosma geciyor kaldirimdan; Kufurler, sarkilar, turkuler, laf atmalar. Birsey dusuyor elinden yere; Bir gul olmali; Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali. Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali; Bir kus cirpiniyor eteklerinde; Alnin sicak mi, degil mi, biliyorum; Dudaklarin islak mi, degil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doguyor fistiklarin arkasindan Kalbinin vurusundan anliyorum; Istanbul'u dinliyorum. Orhan Veli KANIK

THE MERMAID
Had she just come out of the sea? Her hair, her lips Smelled like the sea till the morning; Her heaving bosom was like the sea. I knew she was poor - But you can’t talk about poverty forever She sang songs of love Gently to my ears. Who knows what she had seen and learned In a life spent fighting the sea. Mending, casting and drawing the nets, Fixing the fishing line, getting the bait, cleaning the boats… To remind me of the bony fish Her hands touched mine. I saw it that night in her eyes That dawn is so lovely in the open seas! Her tresses taught me all about the waves, I kept tossing and turning in my dreams. Orhan Veli, Bütün Şiirleri, Varlık Yayınları, 1973, p.224

DENİZ KIZI

Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi; Saçlari, dudakları, Deniz koktu sabaha kadar; Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi. Yoksuldu, biliyorum - Ama boyuna da yoksulluk sözü edlimez ya – Kulağımın dibinde, yavaş yavaş, Aqk türküleri söyledi.

Neler görmüş, neler oğrenmiştl kimbilir, Denizie boğaz boğaza, geçen hayatında! Ağ yamamak, ağ atmak,, ağ toplamak, Olta. yapmak, yem çikarmak, kayik temizlemek Dikenli balıkları hatırlatmak içim Elleri ellerime değdi. O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm, Gün ne güzel doğmuş meğer açik denizde! Onun saçları öğretti bana dalgayi; Çalkandım durdum rüyalar içınde.

SUDDENLY
Everything happened suddenly. Daylight hit the earth suddenly; The sky became sky, And blue-colored suddenly. Everything happened suddenly. Vapor rose from the earth suddenly; Shoots, buds and fruits Happened suddenly. Suddenly, Suddenly, Everything happened suddenly. The boy and the girl; Roads, fields, cats and people… Love happened suddenly. Happiness suddenly. Orhan Veli, Bűtűn Şiirleri. Varlık Yayınları, 1973, pp. 198-200

BİRDENBİRE
Her şey birdenbire oldu. Birdenbire vurdu gün ışığı yere; Gökyüzü birdenbire oldu; Mavi birdenbire. Her şey birdenbire oldu;

Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan; Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire. Yemiş birdenbire oldu. Birdenbire, Birdenbire; Her şey birdenbire oldu. Kız birdenbire, oğlan birdenbire; Yollar, kırlar, kediler, insanlar... Aşk birdenbire oldu, Sevinç birdenbire.

THE MERMAID
Had she just come out of the sea? Her hair, her lips Smelled like the sea till the morning; Her heaving bosom was like the sea. I knew she was poor - But you can’t talk about poverty forever She sang songs of love Gently to my ears. Who knows what she had seen and learned In a life spent fighting the sea. Mending, casting and drawing the nets, Fixing the fishing line, getting the bait, cleaning the boats… To remind me of the bony fish Her hands touched mine. I saw it that night in her eyes That dawn is so lovely in the open seas! Her tresses taught me all about the waves, I kept tossing and turning in my dreams. Orhan Veli, Bütün Şiirleri, Varlık Yayınları, 1973, p.224

DENİZ KIZI

Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi; Saçlari, dudakları, Deniz koktu sabaha kadar; Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi. Yoksuldu, biliyorum - Ama boyuna da yoksulluk sözü edlimez ya – Kulağımın dibinde, yavaş yavaş, Aqk türküleri söyledi. Neler görmüş, neler oğrenmiştl kimbilir, Denizie boğaz boğaza, geçen hayatında! Ağ yamamak, ağ atmak,, ağ toplamak, Olta. yapmak, yem çikarmak, kayik temizlemek Dikenli balıkları hatırlatmak içim Elleri ellerime değdi. O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm, Gün ne güzel doğmuş meğer açik denizde! Onun saçları öğretti bana dalgayi; Çalkandım durdum rüyalar içınde.

SUDDENLY
Everything happened suddenly. Daylight hit the earth suddenly; The sky became sky, And blue-colored suddenly. Everything happened suddenly. Vapor rose from the earth suddenly; Shoots, buds and fruits Happened suddenly. Suddenly, Suddenly, Everything happened suddenly. The boy and the girl;

Roads, fields, cats and people… Love happened suddenly. Happiness suddenly. Orhan Veli, Bűtűn Şiirleri. Varlık Yayınları, 1973, pp. 198-200

BİRDENBİRE
Her şey birdenbire oldu. Birdenbire vurdu gün ışığı yere; Gökyüzü birdenbire oldu; Mavi birdenbire. Her şey birdenbire oldu; Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan; Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire. Yemiş birdenbire oldu. Birdenbire, Birdenbire; Her şey birdenbire oldu. Kız birdenbire, oğlan birdenbire; Yollar, kırlar, kediler, insanlar... Aşk birdenbire oldu, Sevinç birdenbire.

THE CORNELIAN CHERRY

This year, The cornelian cherry Gave its first fruit: There were only three. Next year it may give five-, Why worry? We can wait, Life is long.

Ah, dear cornelian cherry.

ORHAN VELI (KIZILCIK, BUTUN ESERLERI, VARLIK YAYINLARI, 12 INCI BASILIS -- ILK BASKI 1951 - - s.137)

KIZILCIK
İlk yemişini bu sene verdi, Kızılcık, Üç tane; Bir daha seneye beş tane verir; Ömür çok, Bekleriz; Ne çıkar? İlâhi kızılcık!

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful