You are on page 1of 160

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İLÂHİYAT ANABİLİM DALI TASAVVUF BİLİM DALI

AHMED HÜSÂMEDDİN DAĞISTANÎ’NİN ZÜBDETÜ’L-MERÂTİB İSİMLİ ESERİ (İNCELEME VE METİN)

Yüksek Lisans Tezi

ZEYNEP ŞEYMA KUTLUCA

İstanbul 2010

T.C. MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İLÂHİYAT ANABİLİM DALI TASAVVUF BİLİM DALI

AHMED HÜSÂMEDDİN DAĞISTANÎ’NİN ZÜBDETÜ’L-MERÂTİB İSİMLİ ESERİ (İNCELEME VE METİN)

Yüksek Lisans Tezi

ZEYNEP ŞEYMA KUTLUCA Danış man PROF. DR. H. KAMİL YILMAZ

İstanbul 2010

Marmara Universitesi Sosyal BiIimler Enstitusij Mudurlijgij

Tez Onay Belgesi
ILAHIYAT Anabilirn Dall TASAWUF Bilirn D a l ~ Yijksek Lisans Dgrencisi ZEYNEP SEYMA KUTLUCA nln AHMED HLJSAMEDDIN DAGISTANI'NIN ZuBDETlJ'LMERATlB l S l M ~ESERl l (INCELEME VE METIN ) ad11tez ~ a l ~ ~ m,Enstilumuz asr Yonetim Kurulunun 19.07.2010 tarih ve 2010114-19 say111 kararryla oluglurulan juri taraf~ndan oybirligiloy~oklugu ile Yuksek Lisans Tezi olarak kabul edilrni5tir.

Tez Savunma Tarihi

:

a.~.k ...&?LO

I) Tez D a n ~ ~ m a n : r PROF. DR. HASAN KAM~LYILMAZ
2 ) Jiiri ijyesi
3) Jiiri ljyesi

:
:

DOC. DR. S ~ ~ L E Y M AD NE R ~ N
YRD. DOC.DR.

G~~LGL~N UYAR

ÖZET Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî (1848-1925) Osmanlı son döneminde yaşamış kıymetli tasavvufî büyüklerinden bir Nakşbendî şeyhidir. son olarak geldiği İstanbul’da vefat etmiştir. Dağıstan’da dünyaya gelip. seyr ü sülûk. latîfe. Kamil YILMAZ : Yüksek Lisans. Mekke ve Medine yanında çeşitli illerde hayat ını geçirmiş. H. değerlendirme konusu olarak seçilmiş ve tasavvuf tarihindeki yeri ile müellifin konuya ilişkin görüşleri incelenmeye çalış ılmışt ır.GENEL BİLGİLER Adı ve Soyadı Anabilim Dalı Bilim Dalı Tez Danışmanı Tez Türü ve Tarihi Anahtar Kelimeler : Zeynep Şeyma KUTLUCA : İlâhiyat : Tasavvuf : Prof. Dr. Eserleriyle bilhassa Kur’ân’ın hakikatlerini tasavvufi hikmetlerin yanı sıra dönemin müspet ilimlerine de dayanarak açıklamaya çalışan Dağıstânî’nin Zübdetü’l-Merâtib isimli eseri bu tezin konusunu oluşturmaktadır. müellifin çeşitli konulardaki görüşlerini topluca aktaran bir eserdir. Eser içinde bir seyr ü sülûk yöntemi olarak anlat ılan “letâif”. kısmen özet bir içeriğe sahip olmasına rağmen.Temmuz 2010 : Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî. I . letâif. Zübdetü’l-Merâtib. Zübdetü’l-Merâtib.

it gives us the thought of writer about various titles as a whole. who lived in latest period of the Ottoman Empire. He born in Daghestan.GENERAL KNOWLADGE Name and Surname Field Programme Supervisor Degree Awarded and Date Keywords Merâtib. : Zeynep Şeyma KUTLUCA : Theology : Tasawwuf : Professor H. and buried in his final settlement. and also he is the sheikh of Nakşbendî Tariqah. is one of the valuable people in that era. Although Zübdetü’l-Merâtib has a partially summarized content. His work is focused on to explain the Holy Truth of Quran through wisdom of Islamic mysticism as well as knowledge and science of his era. İstanbul. Zübdetü’l- II . “Letaif”. has chosen as a main evaluation subject and it has tried to examine the place of this title in the history of Islamic mysticism and thought of the author about the subject as together.July 2010 : Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî. latîfe. Kamil Yılmaz : Master. lived and settled in many cities including Makkah and Medina. is used as a principal source while bringing into existence of this thesis. seyr ü sülûk. ABSTRACT Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî (1848-1925). One of his valueable work named as Zübdetü’l-Merâtib. letâif. which is told in the work of Dağıstânî as a method of “seyr ü sülûk”.

........9 3.... MEVCUT ESERLER 1.......... Vecîzetü’l-Hurûf Alâ Menâtıku’s-suver................. Müşahhasât-ı Suver-i Kur’âniyye………………………………......................... HALİFELERİ………………………………………………………........ BÖLÜM AHMED HÜSÂMEDDÎN DAĞISTANÎ’NİN HAYATI................10 5.....III ÖNSÖZ........................…5 B........ ŞAHSİYETİ VE ESERLERİ I................................................ AHMED HÜSÂMEDDİN DAĞISTANÎ’NİN HAYATI…………….............................….....................................…9 2............. MEVCUT OLMAYAN ESERLER……………………………………9 1............................................... Ukûsetü’l-ceberût Alâ Sâhifeti’l-melekût............................................................. Tîhu’l-Hurûf Alâ Cedvel-i Ma’rûf............7 AHMED HÜSÂMEDDİN DAĞISTANÎ’NİN ESERLERİ…….............2 A.................................6 II..II İÇİNDEKİLER............................................................................... Edvâr-ı Âlem Maâz-ı Cismânî....10 III ......................İÇİNDEKİLER ÖZET.....................X I..9 A........ Tuhfetü’l-İhvân.......................... AHMED HÜSÂMEDDİN DAĞISTANÎ’NİN ŞAHSİYETİ……...............................I ABSTRACT.........................................................VII KISALTMALAR.......10 2..... III........ Tefsir-i Kebîr …………………………………………………….................. EVLÂTLARI…………………………………………………………..10 B......................................................................................................................10 4..............

.......... TASAVVUF TARİHİNDE LETÂİF………………………………...... Huccetü’l-hucec fî tefsîri Sûreti’l-Hacc …………………............................ AHMED HÜSAMEDDİN DAĞISTÂNÎ’NİN TARİKATI…………………19 II.....a.... LETÂİFİN TANIMI VE LETÂİF HAKKINDA GENEL BİLGİ..................13 12.....10 b......…22 II................ Mezâhirü’l-vücûd alâ Menâbiri’ş-şuhûd ........ Sohbetü’l-melei’l-a’lâ fî Tefsîr-i Sûre-i Abese ve Tevellâ ...................... Menâru’l-Muhkemât ve Menâtıku’l-Müteşâbihât........13 10....................................... Hükmetü’l-envâr fî tefsîr-i Kehfü’l-Esrâr …………........ Rûhu’l-hikem fî tefsîri Kelimet-i Meryem …………………11 d............... İMAM RABBÂNÎ’DE LETÂİF…………………………………....... Semerâtü’t-Tûbâ Min Ağsân-i Âl-i Abâ....................................... Lem’atü’l-âfâk fî Zuhûr-i ve’l-İşrâk.......... Mir’âtü’ş-Şuûn ve’l-garâib...........................26 B....... ŞAH BAHÂEDDİN NAKŞBENDÎ’DEN İMAM RABBÂNÎ’YE KADAR LETÂİF…………………………………………………...29 IV ........14 13..... Zübdetü’l-Merâtib……………………………...........14 IV...……25 A................... Zübdetü’l-Makāl fi’l-kevni ve’l-hayâl........................……………………….................... Esrâr-ı ceberûti’l-a’lâ .12 8................ Makāsıd-ı Sâlikîn...14 14...............................12 7....11 c...................................13 11........................................12 9........... ŞAH BAHÂEDDİN NAKŞBENDÎ’YE (1389) KADAR LETÂİF........... Makāsıd-ı Şuhûd.........28 C...... Nûrü’l-Hüdâ fî tefsîr-i Sûre-i Tâ-hâ ………………………11 e.....12 6.......... Hakāyıku’t-Tecrîd fî Menâzili’t-Tevhîd . BÖLÜM LETÂİF I.11 3.............11 4....................................................... Mevâlid-i Ehl-i Beyt-i Nübüvve.... Burhânu’l-asfiyâ fî tefsîr-i Sûretü’l-Enbiyâ ……………….....11 f.......12 5.........…....................

. Hafî……………………………………….35 VII.………………………….……………….42 e..46 III...……………39 A.38 VIII.….41 c.... Ateş …………….…….. Hava ……….….41 b........………39 1.III..…. Âlem-i Emre Ait olan Latîfeler……………….………………………….…….. AHMED HÜSÂMEDDİN LETÂİF HAKKINDA GENEL BİLGİ……….. LETÂİFİN VELÂYET MERTEBELERİ İLE İLİŞKİLERİ…………...42 a. Kalp…………... Nefs……………. 96 V ......….41 a.. AHMED HÜSÂMEDDİN DAĞISTANÎ’NİN DAĞISTANÎ’NİN ESERLERİNDE ESERLERİNDE LETÂİF………………………………………………………. LETÂİFİN NEFİS MERTEBELERİYLE İLİŞKİSİ………………. Su…………….....………………………. Sırr……………....………….…..………….. Âlem-i Halka Ait Latîfeler……………. Toprak………….42 2..34 VI..45 e..………………………. LETÂİFİN RENKLERİ…………………………………………………..…….…………….... Ahfâ……….………...41 d.... SEYR Ü SÜLÛK İLE LETÂİF…………………………………………..44 d.45 B. Rûh…………………………………….32 V..50 SONUÇ…………………………………………………………………………….43 c. LATÎFELERİN KUR’AN AYETLERİNİN YORUMLANMASINDA KULLANILMASI…………………………………………. BÖLÜM ZÜBDETÜ’L-MERÂTİB METNİ ZÜBDETÜ’L-MERÂTİB METNİ...…………….. LETÂİFİN VÜCUTTAKİ YERLERİ……………………………………30 IV..…….....…………………………...….…………………………………………….……………………..42 b.

ORJİNAL METİN……………………………………………………………106 VI .BİBLİYOGRAFYA…………………………………………………………………98 EK.

görüşleri. Değerlendirme konumuzu oluşturan letâif. bilhassa Selçuklulardan beri. “Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd”’den de faydalandık. ikinci bölümde değerlendirme konusu olarak seçilen “Tasavvuf tarihinde ve Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’nin Eserlerinde Letâif” incelenmiştir. müellifin pek çok eserinin yok olduğu 1918 Fatih yangını olabilir. tasavvufî hikmetlerin yanı sıra. Bu sebeple biz. Zübdetü’l-Merâtib. İlk bölümde müellifin hayat ı şahsiyeti. Üçüncü ve son bölümde ise müellifin “Zübdetü’l-Merâtib” isimli eseri günümüz Türk harflerine aktarılmışt ır. müellifin “Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd” isimli Arapça olarak kaleme aldığı eserinin. gerek dönemin devlet erkânıyla yakınlıkları ve temsil ettikleri fikirler ile özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve bakāsında muazzam etkileri olan bu büyüklerden bir tanesi de. VII . Gerek sohbetleri. eserin latinizesinde matbu nüshayı esas almakla beraber. Bunun sebebi. hakkında fazla bilgi olmayan bir konudur. beldenin kutbu olarak tanımlanmış Nakşbendî şeyhi Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’dir. Latin alfabesine aktararak. Letâif’in tasavvuf kavramları arasındaki yerini belirlemek için. kendisi tarafından yapılmış kısmî çevirisi ve kızı Fat ımatü’z-Zehra’nın sohbetlerinde tuttuğu notların birleştirilmesiyle oluşmuş. gerek eserleriyle. Metinde geçen âyet ve hadîslerin köşeli parantez içinde tercümeleri verilmiştir. müridleri ve hizmetleriyle büyük katkılar yapmış sayıs ız tasavvuf büyüğü yer almaktadır. değerlendirme konusu olan “letâif”e müellifin bakışını tespit ederken.ÖNSÖZ Türk İslâm tarihinde. Eserin yazma nüshası ne yazık ki günümüze ulaşmamışt ır. üç ana bölümden oluşmaktadır. dönemin fen ve tekniğini de göz önünde bulundurarak açıklamaya ve halka yol göstermeye çalışan. Kurtuluş Savaşı sırasında himmetleri ve nasihatleriyle orduya ve halka yardım eden bu zatın Zübdetü’l-Merâtib isimli eserini. eserleri ve tarikat ı. Türkçe bir eserdir. Tez. değerlendirmesini yapmaya çalışt ık. Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış. yöntem açısından nefis mertebeleriyle benzer bir işleve sahip olmasına rağmen. öncelikle bir tasavvuf tarifi yapmamız gerekir. tasavvuf terminolojisinde. İslam Tasavvufu ve Medeniyeti’ne eserleri. Kur’an’ın hakîkatlerini. Gerek padişahlarla.

3 Tasavvufu bu inişin ardından bir yükseliş olarak. Ensar Neşriyat. Tarikatlardan bu süreçte. Mevlana’nın hikâyesinde. c. 2/156. letâif hakkında bilgi veren çok çeşitli kaynak bulamadık. ruhun mertebelerini esas alanlar ise ruhani tarikatlar adını almış lardır. Bu biraz. İnsana mâddî âlemde izâfî bir vücûd verse de onu aslî yurdundan. İnsanın iradesi dâhilinde olmayan bu süreçten sonra gayesi. bir hâl ilmi olması ve taklitten kaçınılması için yazılı bilgi verilmekten çekinilmesi yanında. 3 Ethem Cebecioğlu. karanlık bir ortamda bir filin farklı yerlerine dokunarak onu tanımlamaya çalışan insanların durumu gibidir.1 Tasavvuf da. s. Bakara. bu yolda nefisle mücahede ve kalbi tasfiye sürecinde kişinin seçtiği yollar ise tarikatlardır. 40.Fakat günümüze kadar tasavvufun pek çok tanımı yapılmakla beraber. oldukça geniş bir literatür taraması yapmamıza rağmen. Kamil Yılmaz. en nihayetinde kişisel bir tecrübe olduğu için. bu tecrübelerin kişisel seviyede farklı şekillere bürünebilme ihtimali de olabilir. “Psiko-Tarih Açısından Farklı Rûhî Tekâmül Mertebelerinin Mevlânâ’nın Anlaşılmasındaki Rolü -Metodolojik Bir Yaklaşım-. böyle farklı tanımların olması da normaldir. yine O’na döneceğiz”2 ayetinde belirtildiği gibi. seyr ü sülûkünü latifeleri ile ruhunu geliştirerek sürdürür. Rûhânî tarikatlardan bilhassa Nakşbendiyye’nin insanın tasavvuf yolunda geliş iminde esas aldığı ruh mertebelerine. VIII . Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar. latîfeler. İstanbul 2009. 16. “Biz Allah’a aidiz. Mürid.” Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi. Tasavvufun uygulamaya dair olan bu alanında yazılı fazla bilgi olmamasının sebebi. VI. Tasavvuf felsefesinde. yaratıcısından ayıran bu sürece tasavvuf terminolojisinde seyr-i nüzûlî (iniş süreci) denilmektedir. Mutlak varlığın sıfatlarının tezahür ve tecellisi vasıtasıyla mânen olgunlaşarak hakikati ile kendisi arasındaki perdeleri kaldırıp seyr-i urûcî (yükseliş yolculuğu) ile aslına dönmesidir. tasavvufun kāl değil. s. letâif adı verilir. Ankara 2005. bunların hiç birisi efradını cami’ ağyarını mani tanımlar olamamışt ır. Arapça veya Osmanlıca tercümeleri bulunmayan Farsça eserlerden ayrı olmak üzere. insan ruhu yarat ılış sürecinde kendi aslî vatanından ayrılarak zaman ve mekân ile kayıtlı maddî âleme inmiş. s. nefis mertebelerini esas alan bir sülûk yöntemini içerenler nefsânî. bu ayrılık sebebiyle de vücûd kaynağı ile kendisi arasına bir takım perdeler girmiştir. Biz de bu sebeple. Allah’a ulaşma çabası olarak tanımlarsak. Fakat bir yüksek lisans tezinin 1 2 H. 14.

Doç Dr.amacı. Necdet Tosun. İstanbul 1987. Mustafa Tahralı’nın tespit ettiği ve Avni Konuk Füsûsu’l-Hikem Şerh’inde belirtilen esasları kullandık. destek ve yardımlarını hiçbir zaman esirgemeyen aileme ve gösterdiği fedakârlık ve hoşgörü olmaksızın bu çalışmayı bitiremeyeceğim değerli eşime teşekkürü bir borç bilirim. belli bir konuda yoğunlaşabilmek. Dergâh Yayınları. Mustafa Tahralı. Selçuk Eraydın. s. Süleyman Derin’e. bana yol gösteren danışman hocam saygıdeğer Prof. Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi. Zeynep Şeyma KUTLUCA Erenköy. haz.4 Yoğun bir çalışmayı gerektiren tez hazırlama sürecinde. IX . bu amaca yaklaştığımızı ümit edebiliriz. H. kaynakları tanımak. IX. bir fikri sistemli ve akademik bir üslupla ifade etmek ise. 2010 4 Ahmed Avni Konuk. Dr. Doç Dr. Eseri Türk harflerine aktarırken. Kâmil Yılmaz başta olmak üzere.

geç.e bkz.KISALTMALAR a. s. Gözden geçiren Hazırlayan Hazreti İslam Ansiklopedisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Neşreden Numara Sayfa Tahkik eden Tercüme eden Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Vefât ı Varak Yüzyıl Yayına hazırlayan Yayınları Adı Geçen Eser Bakınız Cilt Türkiye Diyanet Vakfı İslam X . haz. yy. Hz. vr. thk. haz. Yay. DİA Ansiklopedisi göz. İA İBB nşr. nr. TSMK v. trc. c.g. yay.

ESERLERİ VE TARİKATI 1 . ŞAHSİYETİ.BİRİNCİ BÖLÜM AHMED HÜSÂMEDDÎN DAĞISTÂNÎ’NİN HAYATI.

İstanbul 1996 2 3 4 5 6 1 Öztürk. oğlunun babası hakkında hazırladığı eser1 bize Ahmed Hüsâmeddin’in hayatı ve eserleri hakkında geniş bilgi ve malzemeyi sunmaktadır. a. Kâzım Öztürk. c. Vassâf. âbid ve zâhid olarak bilinirdi. Dağıstan’ın Tabarasan bölgesinde Derbend ilinde Rükâl şehrinde h. Hüsâmeddin. AHMED HÜSÂMEDDÎN DAĞISTÂNÎ’NİN HAYATI Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış ve vefat tarihi günümüze yakın olmasına rağmen hayat ı hakkında bilgi veren çok sayıda eser bulunmamaktadır. ESERLERİ VE TARİKATI I. Seyyid Mehmed Said.m. II.e. mübarek. Hamdi ve Abdülgafûr. Kitabevi Yayınları. 1848 Şubat ayında dünyaya gelmiştir. İstanbul 2006. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri.3 Annesi. Bununla beraber. tarikat faaliyetlerinin sona ermesi olabilir. 265. 8. s. a. a.e.g. 1264. s. Ebu’l-Haydar. ŞAHSİYETİ. 2 . s. s. M.g. nakş-ı hatm-i siyadetleri Ni’me’r-refîk Ahmed-i Tevfik’tir. Bunun sebebi. Vassâf..4 Ahmed Hüsâmeddin ilk tahsilini NakşbendîMüceddidî şeyhlerinden babası Mehmed Said er-Rukkâlî’den yapmışt ır. Hüseyin Vassâf.AHMED HÜSÂMEDDÎN DAĞISTÂNÎ’NİN HAYATI. Bu sebeple Ahmed Hüsâmmeddin’in hayat ı ile ilgili bilgileri ancak Sefîne-i Evliyâ ile oğlu M. Kâzım Öztürk’ün günümüz Türkçesine aktardığı eserlerde bulabiliyoruz. daha sonra boşalmış ve Kelâmî Dergâhı şeyhi Es’ad Erbilî Efendi’nin oğlu Şeyh Ali Efendi’ye tevcîh edilmiştir.e. Sefîne-i Evliyâ. muhitin ileri gelen ailelerinden Abdüla’lâ bin Abdullah soyundan gelen Ferhat oğlu Abdullah’ın kızı Şerife Hanım’dır. Cumhuriyet döneminde tekke ve zaviyelerin kapat ılıp. a. müttakî. 266. 8.6 M. Tevfik.g. Karakaş Matbaacılık. Ahmed Hüsâmeddin.2 Tasavvufî mizacı dolayısıyla Üveysî nisbesini almakla beraber daha çok Dağıstânî nisbesiyle tanınmışt ır. lakabı Sefer. s. künyesi.e. Kâzım Öztürk. Asıl ismi Ahmed.5 Yirmi beş sene şeyhlik yapt ığı dergâh.g. 266.

91. Said er-Rukkâlî bu teklifi kabul etmemiştir. 90-91. 19-21. sâdât olmaları hasebiyle onlara maaş ve arazi vermek istediyse de. Kâzım Öztürk. burada seyyidlerden olup soyu Derbendî’ye ulaşan Seyyid Mahmud Efrecevî. s. Kâzım Öztürk. Kur’ân’ın 20. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. 21-22. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri.s. s. Ahmed Hüsâmeddin’in açıklamalarından 7 Kâzım Öztürk. Kırımlı Abdullah Mekkî. 91. Kâzım Öztürk. 8 9 Turan Alptekin. 12. s. “Ahmed Hüsâmeddin”. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. s.)’de telakkî buyurdukları bir emr-i ma’nevî üzerine” Sivrihisar’a giderek. oğlunu ziyaret için medreseye geldiğinde gördüğü hocaların hâlini beğenmeyerek. Kur’ân’ın 20. Asra Göre Anlamı. O dönemde Mesnevî Şerhi’ni hazırlayan Abidin Paşa. Bunun neticesinde. daha sonra babasının müridlerinden Şeyh Hacı Mustafa Efendi’nin yanına. Kâzım Öztürk. buradan babasının vasiyetiyle. s. Alptekin. 8 Daha sonra hac maksadı ile beraber Mekke’ye gitmişler. s. Rus hükümet ve idaresini kabul etmediği için oğlu ile birlikte 1861’de Kafkasya’dan İstanbul’a gelmiştir. 11 10 3 . Uluborlu’ya gitmiştir. Asra Göre Anlamı. Öztürk. M. Ömer Rabbânî ve Dağıstanlı Kud Kaşını Yahyâ Bey ile buluşmuşlardır.11 1882 tarihinde. Ceza Reisi Tayyib Bey’in nezaretinde çağrıya icâbet etmiş ve dönemin Ankara Valisi Âbidin Paşa tarafından ağırlanmışt ır. ünü kısa zamanda çevre illere de yayılmışt ır. Öztürk. Kur’ân’ın 20. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. 13-14.a. s. s. Dersleri halk tarafından büyük rağbet görmüş. Seyyid Ahmed Hüsâmeddin Külliyâtından Edvâr-ı Âlem’den Parçalar. s. 21-22. Mekke’de 11 sene kaldıktan sonra.7 Ahmed Hüsâmeddin İstanbul’da Fatih Medresesi’nin mensuplarından ve Padişah’ın huzur hocalarından Abbas Fevzi Efendi’nin derslerine devam etmeye başlamışt ır. Turan Alptekin. Ankara 1974. Kâzım Öztürk. c. “Ahmed Hüsâmeddin”. Burhaneddin Erenler Matbaası. s.Mehmed Said er-Rukkâlî. DİA. bir ihbâr üzerine Ankara’ya çağrılmış. oğlunu medreseden almışt ır. s. oğlunun ifadesiyle “cedd-i a’lâları Rasûlullah (s.9 Tahminen 3-4 sene Medine’de kaldıktan sonra Yanbu Kaymakamı Halil Hamdi Paşa ile yapt ığı bir görüşme ile İstanbul’a gelen Ahmed Hüsâmeddin. babasının vefât ı üzerine Ahmed Hüsâmeddin 1871’de Medine’ye geçmiştir. II. “Ahmed Hüsâmeddin”. Fakat babası. Şeyh Hacı Hasan Feyzi ile görüşmek üzere Denizli’ye geçmiş. 31. Zamanın sadrazamı Âli Paşa. Asra Göre Anlamı. müftü Hasan Efendi’nin izniyle camide ders vermiş ve Hakāyıku’ttecrîd fî menâzili’t-tevhîd adlı eserini kaleme almışt ır. .10 Burada bir süre ders vermiş ve Şeyh Hacı Mustafa’nın baldızı Ayşe Sıdıka Hanım (1865?-1935) ile evlenmiştir. 11. VI.

Ahmed Hüsâmeddin ikinci evliliğini burada. Hakāyıku’ttecrîd fî menâzili’t-tevhîd isimli eseri basılmışt ır. s 34-38. Lem’atü’l-âfâk fî zuhûr ve’l-işrâk. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. Ahmed Hüsâmeddin bu şekilde iki sene kadar Ankara’da kaldıktan sonra. Bir buçuk sene burada kaldıktan sonra. 14 15 4 . fakat bunların hemen hemen tamamı Fatih yangınında yok olmuştur. VIII. Dağıstânî Hacı Mustafa ve Begâvizade Hacı Sâdık Efendiler gibi kıymetli âlimler sohbetine devam etmiştir. 1908 yılında II. 1313) yılında Trablusgarp’a sürgüne gönderilmiştir. s. 13 12 Öztürk. s 44.13 Ahmed Hüsâmeddin burada Tefsîr-i Kebîr ve Müşahhasât-ı Suver-i Kur’âniyye. s 64-65. Öztürk. s. İstanbul’a döndükten üç gün sonra.14 Vali Müşir Receb Paşa ve Fransız konsolosu gibi kişiler başta olmak üzere askerî ve sivil erkân onun sohbetine katılmışt ır. 1890 yılında. Kur’ân’ın 20. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. Seyyid Ahmed Hüsâmeddin Külliyâtından Edvâr-ı Âlem’den Parçalar. 91. Zübdetü’l-makāl fî kevni ve’l-hayâl” adlı eserlerini te’lîf etmiş. Asra Göre Anlamı. burada Hacı Akra Yusuf. orada uygun görülen kararla 1889 (h. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. Daha sonra hakkında çıkarılan bazı söylentiler sebebiyle. Bayındırlık Bakanlığı köprü ve yol mühendisi Dağıstanlı Abdullah Hilmi Efendi’nin büyük kızı Ümmü Gülsüm Hanım (1870-1961) ile yapmışt ır. s. 1305) yılında Bursa’ya geçmiştir.15 Ancak kızı Fât ımatü’z- Kâzım Öztürk.12 Bursa’da Maksim semtinde medrese ve mescidde ilim ve irşad faaliyetine başlamış. Öztürk. Edvâr-ı Âlem Maaz-ı Cismânî.ziyadesiyle faydalanmışt ır. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. padişahın yeni bir emriyle İstanbul’a gitmiş. “Ahmed Hüsâmeddin”. Turan Alptekin. 22-24. İstanbul’a yerleşmeyi eserlerini bastırma gayesiyle isteyen Ahmed Hüsâmeddin’in ilk defa 1912 yılında. 1915 yılında iki seneliğine bulunduğu Sivrihisar’da ders vermiş. İstanbul’a gelmiş ve Çapa’da Fındıkzâde Tekkesi Sokağı’ndaki eski Konya Valisi Ârifî Paşa’nın konağını satın alarak 1908 yılına dek orada ikāmet etmiştir. s 51-52. oradan Bursa’ya geçerek. büyük Fatih yangınında (10 Haziran 1918) evini ve yüzden fazla eserini kaybetmiştir. Meşrûtiyet’in ilânı ile Trablusgarp Valisi Recep Paşa ile İstanbul’da dönmüş. VIII. Öztürk. önceki gelişinde yapt ırdığı mescid ve medreseyi tamir ettirmiştir. s. maaşına 250 kuruş ilaveyle 1897 (h. Seyyid Ahmed Hüsâmeddin Külliyâtından Edvâr-ı Âlem’den Parçalar. Öztürk.

g. a. Kadirî. s. 5 .g. 52-53. 271-272. Kadı Muhammed el-Mihrâkî.e. s.e.18 Mezarı 1971’de çevre yolu inşası sırasında Silivrikapı Kozlu Mezarlığı’ndaki aile kabristanına nakledilmiştir. Öztürk. Çin Vaizi Seyyid Tahir Kâzım Öztürk. Necmeddin Avari. Vassâf. Naaşını halifelerinden Dersiâm Hacı Ömer Efendi yıkamış.20 Pek çok kişiye hilafet vermiştir. 91.g. Hacı Mikâil Makāt ırî. Nakşbendî. 267. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. s. Alptekin. 273. İstanbul Cerrahpaşa’da aldığı bir evde. a. ”Ahmed Hüsâmeddin”. s. Hac ı Adurrahman Ejderhânî • 16 17 18 19 20 21 Türkistan: Abdülkadir Kaşgarî. Abdülgafir Efendi. ertesi gün Fatih Câmii’nde kılınan cenaze namazından sonra Edirnekapı Kabristanı’na defnedilmiştir. Şeyh Ali Segûrî.16 Yangından sonra yeniden Bursa’ya dönen Ahmed Hüsâmeddin. Çiştî ve Sühreverdî tarikatlarından icazeti vardı. bunlardan bazıları aşağıda bulundukları şehirlere göre verilmiştir:21 • • • Mekke: Reis-i Müderrisîn Şeyh Abdülkerim Efendi Medine: Kelâm ilmindeki eserleriyle tanınan Dağıstanlı Abdülkerim Efendi Dağıstan: Tabarasan Zerdek nahiyesinde Beytü’l-ilm adı ile tanınan Hacı Said Efendi. s. Balıkesir ve Bandırma’da ziyaretine gelenlere Kur’ân’ın tamamının tefsirini yapmış 17. a. Vassâf. ag. Seyyid Ahmed Hüsâmeddin Külliyâtından Edvâr-ı Âlem’den Parçalar. Vassâf. Kadı Seyyid Pir Mehemmed.zehrâ tarafından yangından iki gün evvel bir sandığa konulan eserleri kurtarılabilmiştir. Öztürk. X. 1 Nisan 1925-18 Ramazan 1343 Cumartesi günü vefât etmiştir. Bir müddet tekrar Bursa’da kaldıktan sonra. X.e. s. sonra 1921 Şubat’ında İstanbul’a dönmüştür. Hacı Muhammed el-Kerûkî. HALİFELERİ Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’nin. Müderris Kadı Seyyid Kâzım Efendi.19 A.e. s. Hacı Nasrullah Kubavî.

Hacı Muhammed Efendi İstanbul: Müderris Seyfeddin Efendi. Hacı Mustafa Efendi Dağıstânî. EVLÂTLARI Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’nin Evlâtları: • • • • • • • Mehmed İsmetullah (Sivrihisar 1882-İzmir 1952) Hasan Tahsin (Sivrihisar 1885-Bandırma 1942) Hüseyin Hüsnü (Sivrihisar 1888-Bandırma 1942) Ali Rıza (Bursa 1895-Ayaş 1914) Fatma Zehra (Trablusgarp 1902-İstanbul 1912) Mahmut Mücteba (İstanbul 1911-İstanbul 1935) Musa Kâzım (İstanbul 1913.İzmir 1996) 6 . Hâfız Muhammed Efendi. Sâlih Efendi Bursa: Hacı Kara Yusuf Efendi. Sadık Hatâtî Efendi Harbin. Şeyh Hacı Muhammed Şenkıytî Sivrihisar: Bilal-zade Mustafa Efendi. Mançurya: Şeyh Abdurrahman Mukden Mançurya: Şeyh Ahmed Efendi Hindistan: Rampur Hâkimi Seyyid Müctebâ Han Tunus: Tunus Kadısı Şeyh İsmail Safahihî Trablusgarp: Şeyh Hasan el-Üveydâ Fas: Şeyh Ahmed. Müderris İbrahim Efendi. Sûfî Muhammed Efendi Ankara: Müderris Muhammed Efendi. Hacı Muhammed Efendi B.• • • • • • • • • • • • • • Çin Türkistanı: Abdüllatif et-Tarkânî. Hacı Ahmed Efendi. Muhaddis Hacı Ömer Efendi. Hacı Sâdık Efendi Begavî-zâde. Said Niyazi Ahunda Semerkant: Şeyh Hacı Şakir Efendi Lokçin: Hacı Abdülbârî Efendi. Mustafa Efendi İzmir: Şeyh Bekir Efendi.

57-58. omuzlarının arası geniş. ilim ve faziletinden yararlanmayı düşünmeyerek kendilerini buraya sürgüne yollamışlar” demiştir. Avrupa’da bisikletleri gördükten sonra anladığında Recep Paşa’ya “Bizim memlekette olsa bu zat ın heykelini dikerdik. fazla yemez. bir cismin dengede durmak için tek değil üç dayanak noktasına ihtiyaç duyması konusunda Ahmed Hüsâmeddin ile tartışıp haksız çıkt ığını. a. hilmi gâlib. cömert ve fukara ile ilgilenen bir zât idi. Sizin nasıl bir hükümetiniz var ki. 129. bunun dışında ince bardakla su içmeyi sever. s.g.II. Vali Recep Paşa ile ziyaretine gelenlerden biri de Fransız konsolosu idi. gece yatsıdan sonra biraz istirahat ettikten sonra herkes uykuya çekilince. ancak yemeğin zamanında servisini ister. sakalı mutavassıt ve geniş. Öztürk. kendisini ziyaret eden Sefîne-i Evliya müellifi Hüseyin Vassaf’ın ifadeleriyle. Peygamberimiz: ‘Ey ashâbım! Benden 1300 22 23 24 Vassâf. çay ve yemek takımlarının muntazam olmasını isterdi. Kerbelâ günü madeni kapla su içer. Sabah kahvalt ısında genelde çay içer.22 Kendine ikram edileni reddetmez.e. orta boylu. Hafızası pek kuvvetli. Bulunduğu yerlerde devlet erkânı da dâhil olmak üzere pek çok muhibbi oluşan Ahmed Hüsâmeddin. az şehlâ bakışlıydı. Trablusgarp’ta iken. Öztürk. tabiat ı mülayim. 7 . a. rengi beyaz ise de kırmızılığı galip. 268.23 Oğlundan nakledilen pek çok kerâmet ve menkıbesinden birkaç tanesini tasavvufî şahsiyetine örnek teşkil etmesi için naklediyoruz. ayran ya da çay ve bir dilim kızarmış ekmek alır ve genelde şafağa kadar ibadet ve ilim ile meşgul olurdu. gözleri büyükçe. s. Konsolos. Bunlardan bir tanesini kendisi şöyle anlat ır: “Bir gün tayy-i zaman ve tayy-i mekân ile Peygamberimiz’in huzurunda bulunuyordum.g. Bütün ashâb da oradaydı. başı büyük. AHMED HÜSÂMEDDÎN DAĞISTÂNÎ’NİN ŞAHSİYETİ Ahmed Hüsâmeddin. s. kelâmı ve hâliyle herkesi kendilerine müsahhar kılar. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri.e.24 Ahmed Hüsâmeddin sohbetlerinde bulunduğu konumu gösterecek baz ı hâllerinden de bahsetmiştir.

e. 67.25 Yine o bir başka sohbetinde. ‘Ben bensem. Bu ilmi neşretmeye ve yaymaya memur edildim” demiştir. tatbikat için çağrılacağı. a. 270. 66. Ancak o şimdi bizim devrimizde bulunsaydı.’ dedikten sonra ‘Onu tanıyor musunuz?’ diye sordu.’ deyip.e. Ashâb ‘Ya Rasûlallah! Biz 1300 sene sonra gelecek olan bir kimseyi nasıl tanıyabiliriz?’ dediler.” Ahmed Hüsâmeddin bunu. 100. Keşfu’l-hafâ. Öztürk. s. bunların harf kelime ve cümlelerin alt ında bulunan fen ve sanayiye dair manaları ortaya çıkartmasına bağlar. Ahmed de budur. yoksa Ahmed Hüsâmeddin’in mi daha büyük olduğu şeklinde aklında bir soru oluşması ile. s. Kendisi bana benzer. Zira kendisine Kur’ân’ın bir sûresinin. Bunun üzerine Peygamberimiz beni ashâbına tanıtarak ‘İşte Ahmed budur.sene sonra bir zat gelecek. a. “Muhiddin İbn Arabî hazretleri büyük zattır. a. s. Mustafa Kemâl’in doğuşu gibi pek çok konuda geleceğe dair bilgiler verdiği görülmüştür.27 Bir başka sohbetinde. Onun adı da Ahmed’dir. Ali de onun kapısıdır”26 hadisini zikrettikten sonra “Ve diyorum ki. bu kez orta parmağını gösterdi.g.’ dedi ve sonra elini kaldırarak işaret parmağını gösterdi. Ahmed Hüsâmeddin’in bu açıklamayı yapt ığı anlaşılmışt ır. şayet onun devrinde olsaydım talebesi olurdum. s. Hâlbuki bütün Kuran bize tevdi’ kılındı” demiştir. Ona göre bu çağ onunla açılmışt ır. I/203-204 Öztürk. ben de o şehrin kapıs ının anahtarıyım. saadet asrından bu zamana geçen 1300 senede zahir manasıyla hükmolunan Kurân’ın müteşabih ayetlerini tevil etmesine. 8 . Öztürk.28 Ahmed Hüsâmeddin’in.e.29 25 26 27 28 29 Öztürk. İhlâs Sûresi’nin manası verilmiştir.e. Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal’e mektuplar yazmış. öğrencimiz olurdu. s.112-113. Sohbet sonrasında ziyaretçilerden birinin.g.g. Hüseyin Vassâf. O bizim evladımızdır. 1908 yılında dünyaya yaklaşan kuyruklu yıldızın durumu. Kur’ân ilmi mânen bize verilmiştir. İbn Arabî’nin mi.e. savaşın kazanılacağı ve pes edilmemesi konusunda ümit ve nasihat vermiştir. a.g. “Ben ilmin şehriyim. Aclûnî. 118. 110. sürgüne gönderileceği.g. a.

30 III. güzel ahlâkın unsurları. Trablusgarp’da iken eserlerini Arapça olarak kaleme alırken. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. Öztürk. Tefsir-i Kebîr Trablusgarp’da Arapça olarak kaleme alınan on ciltlik bu eser. 1908’de Türkiye’ye döndükten sonra Türkçe olarak yazmaya özen göstermiştir. Mevcut Olmayan Eserler 1. Ahmed Hüsâmeddin. bilhassa müridin ve mürşidin özellikleri. a.a. Ayrıca. Dağıstânî te’vil yaparken. yarat ılış. Sefîne-i Evliya’da mevcuttur. Eserlerinin bir kısmında tasavvufa dair.s. tevhîd. Ukûsetü’l-ceberût Alâ Sâhifeti’l-melekût 30 31 Bknz. 141. AHMED HÜSÂMEDDÎN DAĞISTÂNÎ’NİN ESERLERİ Ahmed Hüsâmeddin hayat ı müddetince yirmi kadar eser te’lif etmiş. s. devrinin fen ilimlerini de kullanmış . bilhassa Kur’ân-ı Kerîm te’viline dair olanlarının çoğu. kendisine verildiğini belirttiği te’vil ilmi ile Kur’ân ayetlerini yorumladığını görüyoruz.Sultan Mehmed Reşad Hân’a da muhabbeti olan Ahmed Hüsâmeddin’in padişaha zikir telkininde bulunduğu bir mektubun nüshası. Eserler aşağıda bugün mevcut olma durumuna göre verilmiştir: A. Fatih yangınında yok olan eserler arasındadır. 9 . Müslümanların dünya sahnesinde yeniden başarılı olabilmesi için gerekli gördüğü fen ve tekniğe dair bilgileri nasihat şeklinde zikretmekten geri durmamışt ır. Kâzım Öztürk tarafında sadeleştirilerek günümüz Türkçesine aktarılmışt ır. muhabbeti ve bağlılığına verilen önem 2. s. Peygamber (s. seyr ü sülûk aşamaları.)’e muhabbet gibi konuları iş lemekle beraber çoğunda. Vassâf.31 Bu eserlerin. bunlardan on ciltlik Tefsîr-i Kebîr dâhil olmak üzere önemli bir kısmı 1918 Fatih yangınında yok olmuştur. kendisi de bir seyyid olan Dağıstânî’nin eserlerinde ehl-i beyt vurgulanmaktaır.e. 275-276. oğlu M.g.

Baskı. Yeni Savaş Matbaası. 2. 4. Tîhu’l-Hurûf Alâ Cedvel-i Ma’rûf Kur’ân’ı oluşturan harflerin manaları hakkındaki bu eser baskı sırasındaki bir yangında yok olmuştur. sayısında yayınlanan ve Saffât Sûresi’nin yorumunu içeren bir makale sayesinde varlığını öğrenebiliyoruz. 5. Vecîzetü’l-Hurûf Alâ Menâtıku’s-suver Ahmed Hüsâmeddin’in Kur’ân tefsirinde kullandığı harflerin. Edvâr-ı Âlem Maâz-ı Cismânî Trablusgarp’da 1897 yılında Arapça olarak kaleme aldığı bu ilk eserinde. el-Mirsad dergisi 3. Kâzım Öztürk tarafından yayınlanmışt ır. 3. İstanbul 1953. II. 32 10 . Mevcut Eserler 1. birbirine benzeyen kelimelerin. Tuhfetü’l-İhvân Tarikat ehline yol gösteren bir kitap olan bu eser de baskı sırasındaki bir yangında yok olmuştur.Bu eser de bugün elimizde olmayıp. ince ve derin manaların ve işaretlerin açıklandığı bu eser de Fatih yangınında yok olmuştur. Eser 1918 Fatih yangınında yok olmuş. İstanbul 1967. B. 1. Baskı Burhaneddin Erenler Matbaası. Edvâr-ı Âlem’den Parçalar32 adıyla M. el-Mirsad dergisinde Türkçe olarak yayımlanan bazı kısımları. Felâk ve Nâs sûrelerinin manalarını açıklamışt ır. Yine bu eserde ayrı bir bölümde ve bu sûrelere dayanarak evrenin yarat ılışı ve güneş sisteminden bahseder. Müşahhasât-ı Suver-i Kur’âniyye Edvâr-ı Âlem’den Parçalar.

Kur’ân’ın baz ı sûrelerindeki somut bilgiler ortaya konulmaya çalışılmışt ır. Meryem’den ve Hz. f. e. ayrıca bu konuda oluşmuş yanlış fikirlerden bahseden bir eserdir. Hikmetü’l-envâr fî tefsîr-i Kehfi’l-esrâr (İzmir 1913) Kehf Sûresi’nin hikmetleri ile yeryüzündeki madenlerden bahseden bir eserdir. Burhânu’l-asfiyâ fî tefsîr-i sûreti’l-Enbiyâ (İzmir 1913) Dünya ve ahret ile ilgili hâllerin yanında Enbiyâ Sûresi’nin gök ve fen bilmleri açısından yorumunun yapıldığı bir eserdir. d. İsa’nın dünyaya gelişinden. 11 . b. Nûrü’l-Hüdâ fî tefsîr-i sûrei Tâ-hâ (İzmir 1913) Tâ-hâ Sûresi bağlamında Hz. Musa. Rûhu’l-hikem fî tefsîri kelimet-i Meryem (İzmir 1913) Hz. c. Sina Dağı’nın gerçekleri ve ilahi tecellî gibi konuları iş leyen bir eserdir.Trablusgarp’da Arapça olarak kaleme alınan eserde. birlikte iyi geçinme yolları ve insanların görüşeceği kimseleri nasıl seçeceğine dair bilgiler bulunmaktadır. Eser. Türkiye’de alt ı fasikül hâlinde yayımlanmışt ır: a. Huccetü’l-hucec fî tefsîri sûreti’l-Hacc (İzmir 1913) Hacc Sûresi bağlamında yer kürenin özellikleri ve ahret âleminden baseden bir eserdir. Sohbetü’l-melei’l-a’lâ fî tefsîr-i sûrei Abese ve tevellâ (İstanbul 1910) Eserde karşılıklı konuşma kuralları.

Mezâhirü’l-vücûd alâ menâbiri’ş-şuhûd (İstanbul 1921) Trablusgarp dönüşü Türkiye’de Türkçe olarak kaleme alınan eser. İstanbul 1995. Eserin el yazması bir kopyası oğlu M. fakat Türkçe’ye çevrilemediği için basılamamışt ır. sayılarında yayınlanan bazı bölümleri günümüze kadar gelebilmiştir. Lem’atü’l-âfâk fî zuhûri ve’l-işrâk Başlığı güneşin doğması ve ufukların aydınlanması anlamındaki Trablusgarp’ta Arapça olarak yazılan bu kitap da. Zübdetü’l-makāl fi’l-kevni ve’l-hayâl Trablusgarp’da Arapça olarak kaleme alınan bu eser. Bu son iki eserden bazı kısımlar. Ayetlerin te’vilinde müellif. Kâzım 33 Karakaş Matbaası. Fatih yangınında yok olan eserler arasındadır. Yine bu eserin de el-Mirsad dergisin 17 ve 19. Makāsıd-ı Sâlikîn (İstanbul 1923) Hakāyıku’t-Tecrîd fî Menâzili’t-Tevhîd isimli eserin bazı kısımların Seyyid Ali Rıza tarafından Türkçe’ye çevrilmesi ile meydana gelen bir eserdir. Hakāyıku’t-tecrîd fî menâzili’t-tevhîd (İstanbul 1912) Tevhîd yolunda müridin menzillerini anlatan eser. Kâzım Öztürk’ün Hakikat Yolunu Arayanlar33 isimli eserinde yer almışt ır. 4. Amme (30) ve Tebâreke (29) cüzlerinin yorumunu içerir. 6. 12 . Fatih yangınından kurtarılmış. 5. Arapça olarak kaleme alınmışt ır. Kâzım Öztürk’tedir. 7.3. Bu eser M. M. dini yorumların yanında sosyal ve fen bilimlerini de kullanmışt ır.

Ayyıldız Matbaası Ankara 1974. 11. Makāsıd-ı Şuhûd Kehf ve İsrâ Sûrelerinin yorumunu içeren bu eser. Eser M. Mevâlid-i ehl-i beyt-i Nübüvve Bu eser. “Mevâlid-i ehl-i beyt-i Nübüvve”’nin Türkçe tercümesi Seyyid Ali Rıza tarafından 34 35 36 37 I. Ankara 1976. 8. Asra Göre Anlamı36 serisinin dördüncü cildinde yer almışt ır. Muhammed (s. Ahmed Hüsâmeddin’in kitap hâline gelmemiş el yazmalarında bulunan Kaf. Cilt.s. Cilt.)’in soyundan gelen kırk seyyidin hayat hikâyeleri ve evlatlarına nasihat ve vasiyetlerinden bahseder. Semerâtü’t-tûbâ min ağsân-i âl-i abâ Arapça olan bu eser. Cilt. Hz. Asra Göre Anlamı34 serisinin ilk iki cildinde sadeleştirilmiş olarak yer almaktadır. Ayyıldız Matbaası Ankara 1980. Ayyıldız Matbaası.Öztürk’e ait Kur’ân’ın 20. II. Fetih ve Muhammed Sûrelerinin te’villeri de yine sadeleştirilerek Kur’ân’ın 20. IV. Kâzım Öztürk’e ait Kur’ân’ın 20. Türkçe olarak kaleme alınmışt ır. 13 . 9. Hucurat. Karınca Matbaası. İzmir 1987. Karınca Matbaası. III. 10. Semerâtü’t-tûbâ min ağsân-i âl-i abâ isimli eserin sadeleşmiş hâlidir. Esrâr-ı ceberûti’l-a’lâ (İstanbul 1923) Müellifin Mezâhirü’l-vücûd alâ menâbiri’ş-şuhûd isimli eserinde kullandığ ı terim ve deyimleri ve ilm-i hurûf hakkındaki bilgileri içeren eser. Asra Göre Anlamı35 serisinin üçüncü cildinde sadeleşmiş haliyle yer almaktadır.a. M. Cilt. Kâzım Öztürk tarafından sadeleştirilerek Te’vîl37 adıyla yayımlanmışt ır. İzmir 1985.

istihraç ilmi ile ileriye dair bazı hususları içermektedir. 2. İstanbul 1996. M. Eser Kur’ân’ın muhkem ve müteşâbih ayetler ve mukattaa harflerinden bahsetmektedir. Zübdetü’l-Merâtib Zübdetü’l-Merâtib. Nakşbendiyye Tarikat ı Silsilesi 38 39 40 İstanbul 1923. Karakaş Matbaacılık. Mir’âtü’ş-Şuûn ve’l-garâib Fatih yangınında yok olan bu eserin 1870’li yılların başında yazıldığı tahm. Ankara 1969. Kâzım Öztürk eseri günümüz Türkçesi’ne uygun hâle getirmiştir. 12. Menâru’l-muhkemât ve menâtıku’l-müteşâbihât Bugün elimizde olmayan kitabın el-Mirsad isimli dergide makale olarak yayımlanan bölümü. Yine aynı eser M. Kâzım Öztürk’ün hazırladığı Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri40 isimli eserde yer almaktadır. I. kızı Fât ımatü’z-Zehrâ’nın babasının sohbetlerinde tuttuğu notlarla birleştirilerek kaleme alınmışt ır.yapılmış. Kâzım Öztürk tarafından günümüz Türk harfleri ile sadeleştirilerek İslâm Felsefesine Işık Veren Seyyidler39 adı alt ında yayımlanmışt ır. 14. Eserin sonunda bazı ek bölümler bulunmaktadır. İzmir 1989. “Hizbü’n-necât” başlığı ile Arapça bir dua. 14 . Eser. Baskı Yenigün Matbaası. Yetmiş dokuz sayfa olan eser bir giriş ile yirmi alt ı ana bölümden oluşmaktadır. Ahmed Hüsâmeddin’in biyografisi ve bazı eklerle Mevâlid-i Ehl-i Beyt38 adı alt ında yayımlanmışt ır. II: Baskı Karınca Matbaası. kendisi tarafından yapılmış kısmî çevirisi olup. müellifin muhtemelen 1870-1887 yılları arasında kaleme aldığı Hakāyıku’t-tecrîd fî menâzili’t-tevhîd isimli Arapça eserin. 13. el-Mirsad dergisinde basılması düşüncesi ile Türkçe’ye çevrilen eserin bazı kısımlarını toplayan M.n edilmektedir. Bunlar: 1.

onların kalplerine ulaşır” buyurdular. Müellifin ehl-i beyte rabıtasını gösteren Farsça manzume: “Silsile-i Ehl-i Beyt-i Mutahhara” 5. Trablusgarp’ta sürgünde iken. ru’yetullâh’ın imkânı. Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî için kaleme aldığı Osmanlıca bir manzumedir.s. 6. Müellifin farsça Nakşbendiyye silsilesi.a. Sefîne-i Evliyâ müellifi Hüseyyin Vassaf’ın.)’e muhabbet gibi konularda müellifin görüşlerini özet olarak anlatan bir eserdir. ahret ahvâli. âdâb. Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’ye ait Osmanlıca bir manzume. İlk iki bölümde genel olarak zikir ve murakabeden bahsedilir. Ahmed Hüsâmeddin bu bölümde rabıtanın üzerinde özellikle durur. 8. Fâtıma (r. özetle iman esasları ve Allah Teâlâ’nın sıfatları.3. bunlar kalp. rabıta ve zikirdir. 7. bir bütün olarak belli bir konuda yoğunlaşmayıp. tarikat ın incelikleri ve Rasûlullah (s. muhtemelen o sıralarda basılı bulunan Zübdetü’l-Merâtib’in de ancak matbu nüshaları günümüze ulaşabilmiştir. Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’ye ihvânından Said Efendi merhûmun gönderdiği bir mektuptan Osmanlıca bir manzume. tasavvufî hikmetler. Ona göre râbıtanın delili Hz.” Allah Teâlâ’dan kullarına cereyan edecek feyzin salih olması için bir vasıta gereklidir. kulun fiillerinde özgürlüğü. 4. rabıtanın yalnızca Hz. zikir. “İfâde. iman ve İslâm’ın esasları. İslâm’ın şartlarından bahsedilir. Zübdetü’l-Merâtib. Muhammed 15 . Yazarın yazma hâlindeki eserlerinin büyük kısmı Fatih yangınında yok olduğu için. Bunu ona sorduğumda. Ahmed Hüsâmeddin Ebu’l-Avn hazretlerinin. Osmanlıca ve matbu olan eserin yazmasına ulaşamadık. ‘Bana iman edenlerin nurudur.)’dan nakledilen şu sözdür: “Babamın yüzüne dikkatle baktığımda iki kaşının arasında parlayan bir nurun insanların kalpleri üzerine yayıldığını gördüm. şefaat gibi kelâmî konular ile mi’rac. güzel ahlâk. Müellif zikir adabını anlattıktan sonra zâkirin vukûfunun bulunması gereken üç şeyden bahsedilir. tevhîd.a. eser hakkında kısaca bilgi veren bir bölüm.i Mahsûsa” başlığı ile Seyyid Ali Rıza ve Seyyid Muhammed İsmetullah tarafından kaleme alınmış. rabıta bu vasıtayı sağlar. Giriş bölümünde. murakabe.

Hakāyıku’t-tecrîd’in bir özeti gibi ve sohbet havasında olduğu için. Sonraki beş bölümde. az miktarda da olsa günahın ucbu engelleyeceği. Bunun için de nefy ü isbat zikrini yapması gerekir. iş itme ve görmenin inkişâfının ve kulluk kapılarının inkişâfının anahtarıdırlar. mü’minin kalbinde imanın yerleşmesi demektir.)’in bazı hadislerini delil göstererek açıklar.a. Bu yüzden burada. mü’minin firasetinin hakîkati görmedeki yetkinliği. Sonraki bölümde kısaca letâif ve ru’yetin sıhhatinin şartları anlatılır. irade kapısının inkişâfının.)’e muhabbetin öneminden bahseder. güzel ahlâkın unsurlarını. murakabe-i kelâm. latîfeler aracılığı ile vârid olur. 16 . Eser. Dördüncü bölüm tevhid yolunda nefy ve isbatın mertebeleri hakkındadır. üçüncü bölümde verilecektir. ilhâm-ı hayaliye ve evhâm-ı hayâliyye. bir bölüm içinde.(s.s. Ahmed Hüsâmeddin’e göre mürid tevhid yolunda.s. vücûdunun bakādan tamamen uzaklaşmasıyla. “bât ın âleminde tasarrufun çeşitlerinin mertebelerinin özü” olan uzunca bir bölümdür. ilgi ve alâkalarını kestikten sonra zatı ile teferrrüd ederek. kalbi kırık ve fakr ehlinden olmanın insana kazandıracağı makamları. Zikredilen murâkabeler ruh ile yapılır ve Allah Teâlâ’dan gelen feyz. ferd ve me’luh olarak yalnız Allah Teâlâ’nın kaldığı bir hâli yaşar. uyku. çok çeşitli konuda kısa bilgiler verilmektedir. ihlâsın kalp ve lisanda meydana getireceği hikmeti. onunla amel olunamaz. Yine müellif Allah Teâlâ’ya muhabbet üzerinde durur. Muhammed (s. beş latîfe üzerine murâkabe anlat ılır. Hz. Müellife göre bu murâkabeler sırasıyla. değinilen konuların büyük kısmını kısaca zikretmekle yetineceğiz.a.s. murâkabe-i vücûd ve murâkabe-i maiyyet kısaca anlat ılır. Hayal iki türlüdür. Sonraki bölümün başlığı. Bu da Rasûlullah (s. murâkabe-i ef’âl.s)’e tam olarak uymak ile gerçekleşebilir. bâtın âleminde tasarrufun ancak esmâ nuruyla ihlâs mertebesine ulaşarak mümkün olabileceğini söyler. Müellif bu başlık alt ında.)’in ehl-i beytine dayanan bir silsileyle caiz olabileceğine dair sözünü de aktardıktan sonra. Hayâlde görülen şey. Muhammed (s. Bu bölümlerle ilgili ayrınt ılı bilgi.a.a. Sonraki dört bölümde ise. Ru’yetin şartı. tam bir bütünlükten uzak olarak. kitabın kapılarının. bu tür hayal ancak evhâm-ı hayâliyyedir. vehim ve hayaldir. Ancak tevekkülle husûle gelebilecek Allah muhabbeti. Bundan sonra müellif. Bu muhabbet de müridin kalbinde bazı güzel vasıfların oluşmasını gerektirir. Hz. şeriata uygun değilse.

Bölümdeki diğer konular. Ali’ye ait bir rivayet ekeseninde bahsedilir. Tüm bunlar kişinin zâhir ve bât ınını temzilemesi ve güzelleştirmesi demektir. insanın tabiat ını bilen ve ona göre müridi terbiye eden şeyhler. kendini herkesten aşağıda görmek.a. tevhîd-i ef’âle örnektir. Son olarak bu bölümde münafıkların sıfatlarından Hz. Ramazan’da açlık ve susuzuluğun getirdiği birlik ise tevhîd-i sıfattır. Bu da mahlûkat üzerinde Rabb’in tasarrufunu görüp.)’in bir hadisine dayanarak açıklar. Bölümde bunlardan başka. şeyhin nâib-i Hak ve halk içinde peygamber gibi olması ve ona itaatin önemidir. tedavisini yapabilen. Müridin beşeriyet makamından makām-ı evvele ulaşması için şeraite tam olarak uyması ve üç şeye vukûfu bulunması gerekir. kendi menfaatini yok sayarak. bir kimseye karşı tevâzu içinde olmak. Manevi hastalıkları tanıyıp. malının fazlasını infak etmek. Mürid mücahedede ilerlemek için beş duyu organını korumalıdır ki.a. ilmiyle amel etmek. ilâhî âdâba riayet eder ve şeriata uygun hareket ederler. Buna göre.s.Bu vasıfları Ahmed Hüsâmeddin Hz. insanın ilmine. nefsini temizlemek. halk ile olan muamelesinde latîf ve cömert olmak. müridin kendini şeyhinden üstün görmemesi gerektiği.s. malını Allah yolunda infak etmek. müridin kalbini. tevekkül ve tevhidin kıs ımlarıdır. ameline ve hayat ına tehlikeli olan üç şey (cimrilik. tevhid-i âsârdır. içini kötü sıfatlardan temizleyip. kâinat ın Rabb ile kāim olduğunu görmeyi gerektirir. Rasûlullah (s. muhabbetten hâsıl olan İslâm’daki kardeşlik bağının teşkil ettiği tevhîd. fakir ve düşkünlere merhamet etmek. sözünde ancak gerekli olanı söylemektir. Bunlar. Üçüncü vukûf ise Rabb’in vukûfudur. kalb de korunabilsin. sâlih hâle getirmek. 17 . Bunların ilki nefstir. ilmi amelle yakın tutmanın önemi. ifrat derecesinde hevâya uymak. Bu da kişinin hangi ismin hâkimiyeti ve tasarrufu altında olduğunu bilmesini gerektirir. Muhammed (s. insanların kötülüğünden uzak olmak. Mü’minlerin namazda cemaatle eda ettikleri tevhîd. Kişi bütün hareketlerini dengede tutarak yarına hazırlanmalıdır. İkincisi kalbin vukûfudur. Bu bölümdeki bir başka konu da.)’in kalbine bağlı olan şeyhinin kalbine bir ayna hâline getirmesi gerektiğinden bahsedilir. kendi ile gurur duyarak kibirlenmek).

gaybu’l-guyûb. Bu bölümde Allah Teâlâ’nın esmâ’ının mürid üzerinde tecellisinden bahsedilir. Âlem-i ervâhın gaybı. Kesbî ilim zirvesinde yakînî ilmi gerektirir. ezelde ve ebede ortaya çıkmış her şeyin aksidir. Cenâb-ı Hakk’ın ilmidir. kesret ortadan kalkt ığı zaman Ahad ismi onda tecellî eder. Bunun için insanın hadis olan varlığından soyutlanması gerekir. Kişi riyâzât ve mücahede ile hakîkî kesb mertebesine ulaşırsa. ayne’l-yakîn mertebesine de ulaşmış olur. bundan sonra mahlûkat ın yarat ılışının keyfiyeti ve bu yarat ılışta esmânın mahlûkat üzerine tecellileri anlat ılır. Hakk’l-yakînin tecelli etmesi için ise. Yahut bedîhî (açık) ve zarûrî bir ilimdir. ya hayvanların ilmi gibi. Bu bölümde Hak Teâlâ’nın adem-i mahzda amâ mertebesinde olup. âlem-i kulûbun gaybıdır. Ali’nin. âlem-i ervâhın gaybı. ilkinin yalnız zâta delâlet etmesidir. Bundan sonra da. Gaybu’l-guyûb. On alt ıncı bölüm Zâtü’l-baht’ı beyân etmenin imkân hâricinde olması hakkındadır. Yine mertebelerinden bahsedilir. bu mertebetü’l-amâ. hakkındaki sözü nakledilir. bunlar. Ahad ile vâhid isimlerinin farkı. bölümde gaybın bahsedilir. ümmü’l-kitâbdır. hazarâtü’l-esmâ ve’l-maânî (âlem-i ceberût). Âlem-i ceberût. hazerâtü’l-ervâhü’nnûrâniyye mertebe-i (hazerâtü’l-melekûtiyyetü’l-a’lâ). Her bir canlı için gerekli olan ilim. Âlem-i kulûbun gaybı ise. Bu da tasavvurî ya da tasdîkî olur. On sekizinci bölüm Taayyünât-ı İ’tibârî’yi anlat ır. Vücûd-i Bârî’nin mukārene olmaksızın her şey ile beraber olduğu. bakıyyesinin Hakk ile taayyün etmesi gerekir. On yedinci bölümde “Eşyaya Vücûd İ’tâsında İrade-i İlahiyyenin Taalluku” başlığı alt ında mahlûkat ın âlemde vücûd bulması anlat ılır. bu Kur’ân-ı azîm. ru’yetullah’t ır. Kişinin ilmi nazar ve istidlâl yoluyla elde edilmişse. ehadiyyet mertebelerinden hakîkat-i mutlaka. yaşamk için gereken şeyleri bilmek türünden ilhâmî bir ilimdir. On dokuzuncu bölüm ahvâl-i ilmin mertebeleri hakkındadır. Bölümdeki diğer bir konu da. hâdis olanın varlık talebinden vazgeçmesi ile a’yân mertebesinde sabit olup. levh-i mahfûzdur. Burada Hz. Mürid seyr ü sülûkte ilerleyip. ikincisinde kesret var iken. şey’iyyetü’s-sübût. 18 .On beşinci bölüm “Makāmat ın ihtisâsı ve havâdisten mücerrde hakāyıkın ahvâl ve merâtibi” hakkındadır. bu ilim kesbî ilim olur. ruhlar mertebesindeki küllî sûretlerin aksidir.

Küçük Âşık Muhammed el-Hâlidî en-Nakşbendî. Bulak (Kahire).43 Nakşbendiyye tarikat ında da silsile. Erkam Yayınları. örnek oalrak. 267. (A) 4714. hafî zikri temsil ettiği düşünülen Hz. hazret-i hafâdan gelen huzûr.s. s. Bunlar da. Abdülkadir Akçiçek. 13-16. çev. Bu bölümde seyr eden müride her bir ilim için bir huzûr gerektiğinden bahsedilir. 1288 (1871).42 Yine İmam Rabbânî. 48 Salahüddin ibn-i Mübarek el-Buhari. hazretü’l-beden. Yirmi ikinci bölümde riyazet ve mücahedelerin mertebelerinden kısaca bahsedilir. İstanbul 1967.]. Yirmi dördüncü ve son bölüm ise. 45 Sarı Abdullah Efendi. A. 44 Bknz. Yirmi üçüncü bölümde şeyh-i mercû başlığı alt ında şeyhin özellikleri anlat ılır. Necdet Tosun. Mustafa Özsaray. Silsile-i tarîkat-ı Nakşbendiyye. Mutafa Özsaray. Süleyman İzzi Teşrifati. nefs ilimleridir.e. İz Yayıncılık. makām-ı fenâdan gelen huzûrdur. Salâhüddîn ibn Mübârek48. Semerkand Yayınarı. Neşriyat Yurdu. a. Nakşbendî. hazret-i ruhtan gelen huzûr. 46 Parsâ. Yakup Kenan Necefzade. Muhammed Bahâeddîn Hazretleri’nin Sohbetleri.y. s. 42-45. s. AHMED HÜSAMEDDİN DAĞISTÂNÎ’NİN TARİKATI Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’nin. c.44 Fakat Sarı Abdullah Efendi45. sad. Turan Alptekin. sad. mürşidin mertebeleri hakkındadır. Enîsü’t-talibin ve uddetü’s-salikin Gönüller Nakkaşı. Merve Yayınevi. Mektup). el-Hâdimî49 gibi bazı kaynaklar.Yirminci bölüm seyr ü sülûk hakkındadır. An. Cafer-i Sâdık’ı bir yandan 41 42 Hüseyin Vassâf. İstanbul [t. 38. kalbin huzûru. İstanbul 2009. Ebû Bekir’e bağlanmışt ır. s. hazret-i sırdan gelen zuhûr. Necdet Tosun. takvâ. trc. Reşehât Hayat Pınarından Can Damlaları. Mektûbât-ı Rabbânî. Genel olarak bilindiği üzere Nakşbendiyye’nin Müceddidiye kolunda zikir cehrî değil. Abdullah Salâh-i Uşşâkî46. hafî olarak icra edilir. Ktb. IV. Kadirî. 90a-91b. s. 43 İmam Rabbânî. İnsan Yayınları. Bu ilimlerin huzurları ise sonraki Zeyl bölümünde anlat ılır. Muhammed. Bes. 13-17. sad. ag. meâş.. İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî Hayatı Eserleri Tasavvufî Görüşleri. Mil. vr. İstanbul 199. 47 Mevlânâ Ali b. T. 29. Yz. Hanefî mezhebindeki genel görüşe uyarak cehrî zikrin bid’at olduğunu kabul eder. Bunlar. Çiştî ve Sühreverdî tarikatlarından icazeti vardı. s. s.g.B. 46 nolu dipnot. Miftâhu kenzi’l-esrar fî et-tarîkati’n-Nakşbendiyye. Hüseyin es-Sâfî. I (231. İstanbul 2006. Semeratü'l-fuad fi'l-mebde ve'l-mead Gönül meyveleri. nefsin huzûru. çev. 53.. Kâşifî47. 19 . Dârü’t-tıbâati’l-âmire.e. İstanbul 2003. 128-132.41 Bununla beraber o eserlerinde Nakşî-Müceddidî silsilesini ön plana çıkarmışt ır.

50 Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî de.) yoluyla Hz. s.e.a.g. Ali’ye dayandırılan kollar. Ali kanalından ulaşmaktadır.g. Zübdetü’l-Merâtib.)’in soyundan gelenlere caiz olduğunu söyler51.)’e Hz. a. s. a.e. 9. 65-69. Turan Alptekin.g. şrh. Peygamber (s.annesi Ümmü Ferve tarafından büyük atası Hz. Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’ye ait Rükkânî kolda da bu râbıta korunmuş bulunmaktadır.55 Bu silsile Zübdetü’l-Merâtib’de.e. Osman Hadimi. Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî. 51 Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî.s. 34. 38. 34. 52 Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî. 50 Turan Alptekin. a. Dârü't-tıbâati'lâmire İstanbul 1268. s.e.a.g. 54 Tarikatnâme-i Ya’kub Çerhî. Ca’fer-i Sâdık.s. 56 Bknz. s. Hz. Ebû Bekir’e. s. 55 Turan Alptekin. 53 Mevlânâ Ali b. Ktb. Peygamber (s.52 Kaynaklarda Hz. Mehmed Münib. s. a.56 Ebû Saîd Muhammed b. Ali (r. silsile ve ayrıca Farsça bir manzume şeklinde zikredilmiştir. Ank. 30a-30b’den naklen.e.a. Hüseyin ve o da Hz. (istinsah tarihi 1564) vr. İmam Muhammed Bâkır. Mustafa b. 49 20 . 72-73. s. çev. 65-69. Ali Zeyne’l-abidin. 1652. a. Ali’ye bağlayarak iki soy ağacının birleştiği bir rabıta silsilesini esas almışt ır.s. diğer yandan ata bağıyla Hz. Hüseyin es-Sâfî. 53 Tarikatın ilk kaynaklarından olan Tarikatnâme-i Ya’kub Çerhî’de yalnızca bu silsile anılmakta54. s. silsilesi de Hz. rabıtanın ancak Hz. A. Zübdetü’l-Merâtib.a.g. Mil. Dervişzade Mehmed Zeynelabidin Karamani.)’ ulaşt ırılır. Yz. 32. Muhammed (s. Tuhfetü’l-müluk fî irşadi’s-süluk Risaletü’nNakşibendiyye.

İKİNCİ BÖLÜM LETÂİF 21 .

şaka manalarındadır. Bu latifelerin beşi emir (ruh) âlemine. 25. su ve nefs latîfesidir. İstanbul 1997. ahfâdır. a. Uludağ.59 Latîfeler. Abdülkadir Akçiçek. maddî bedenle alâkasının yoğunluk kazandığı yerlerdir. İstanbul 1991. Trabzon 2006. Emir âlemine ait olanlar.g. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.194. hava. s. insan vücudu on latifeden oluşur. sır. ruh.). hoş. Bahar Yayınları. ve şrh. Beyrut 1999. Bunlara letâif-i hamse adı verilir. Huzur Yayınevi. İmam Rabbânî’den sonra sistemleşerek kullanılan bu metoda göre. İstanbul [t. Metinlerle Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. Miftâhu’l-Kulûb.]. Halk âlemine ait olanlar ise. 143. anlayışla zuhûr eden ve manasındaki incelik sebebiyle anlatılamayan bir işaret. 395. Mehmed Nuri Şemseddin. İstanbul 2004. Hakk’ın seninle olduğunu bilmen.e. Seyyid Şerif Cürcânî. zihinde parlayan. s. rûhânî tarikatlarda bir seyr ü sülûk metodu olarak. s. s. trc.e. Mevsuatu mustalahati’t-tasavvufi’l-İslâmî. sözlükte. beşi de halk (yarat ılış) âlemine aittir. 395.60 Bilhassa Nakşibendiyye tarikat ında. s. Kitâbü’t-Ta’rifât. 304.g. c. s. DİA. hafî. Osman Türer. Refik Acem.LETÂİF I. ateş. LETÂİFİN TANIMI VE LETÂİF HAKKINDA GENEL BİLGİ Letâif. Marifet Yayınları. Ethem Cebecioğlu.y. Anka Yayınları.58 Tasavvufî ıst ılah olarak latîfe. a. s. haz. 43. 59 60 58 57 Cebecioğlu. aşılması gereken ruh mertebeleridir. 22 . Arif Erkan. latîfe kelimesinin çoğuludur. Mektebetu Lübnan. yumuşak.57 Istılahta ise. “Letâif-i Hamse”. Latîfe. ince. Zefer Erginli (ed. Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. su. s. her insanın göğsü üzerinde ruh dünyasının. 579. kalp. tadılarak öğrenilen bilgi gibi anlamlara gelebilir. Bu latîfeler de insanın maddi bedenini Süleyman Uludağ. Kalem Yayınevi. (anâsır-ı erbaa) toprak. 305.

Hz. 313. Allah Teâlâ’nın. İmam Rabbânî. II. İrfan Gündüz. rableri olduğunu kabul etmişlerdir. Muhammed Ma’sum. Sülûk. “Andolsun ki biz sizin üzerinize yedi yol yarattık. kalpte. c. Umran Yayınları. Esad Sahib. s. emir âlemine ait beş latîfe ile nefs latîfesi üzerinde yoğunlaşarak zikir yapılması iledir. zamanla nefsi ve hayvâni ruhu alt edecek güce kavuşur. ruhlar. (84. (355. Seha Neşriyat. latîfelerin asıllarına dönmeleri ile tamamlanmış olur. haz. a. Sultânî ve hayvânî ruhlara. trc. 23 . Kemal Yıldız. Hz. Risâle-i Etvâr-ı Seb’a. İstanbul 1984. 312-313. cemâl tecellisi ile sultânî rûhu akl-ı maad ile ve celâl tecellisi ile de hayvânî ruhu akl-ı maaş ile yaratmışt ır. Nûh. Sünen. Zâtından zuhûr eden ışıklar. s. İstanbul [t. 71/14. latîfe-i kâlebî (kalıbî) mertebesine geçilir ve böylece yedi mertebeden oluşan sülûk. Zira rûhânî tarikatlar sâlike başta hâkim olan hayvânî rûh ile nefsi bir kenara bırakıp. II. Bütün kötü huylar ise hayvânî ruha giydirilmiştir. 67 Mehmed Nuri Şemseddin.]. sultânî ruhun huyları ortaya çıkmaya İmam Rabbânî. 2. Mektup).61 Daha sonra insan bedeninin de dört unsur ile zikre kat ılmasıyla. bütün tarikatların sonu Nakşbendîlik’in başıdır denilmiştir. görüşünün ulaştığı her yeri yakar kül ederdi”65 hadisi rûhun yedi latîfesi ve tavrı olarak yorumlanmışt ır. 44. Âdem’in kalıbına girmeleri emredildiğinde ise. Mektup). Mektûbât-ı Rabbânî.s. 65 İbn Mâce. s. s. Böylece sultânî ruh.185-186. Hicâb nikābını yüzünden kaldırsa. Aynı hadisin yorumu için bknz.g. Mektup). s. Gümüşhânevî Ahmed Ziyâüddîn (k. c. I. 57.62 Nakşbendî geleneğinde. sultânî ruha alt ı renkli. 17.e. Ali Rıza Efendi Matbaası.67 Bundan sonra sultânî ruh ile veziri olan akl-ı maad. Zamanla hayvânî ruhun huyları saklanmaya.68 Seyr ü sülûk metodu olarak rûhu terbiye etmeyi tercih eden Nakşbendîlik için. 66 Yusuf Sümbül Sinan. s. Mektûbât. s. öncelikle sultânî rûhu terbiye ederler. Dilaver Selvi. 63 64 62 61 El-Mü’minûn. vr. ilâhî nurdan alt ı forma giydirilmiştir. İstanbul 1993. 1051. Mektup). s.oluştururlar. hayvânî ruh ile veziri olan akl-ı maaş da. 132 (34.y. 66 Letâifin yarat ılışını ise Mehmed Nûri Şemseddin şöyle açıklar: Cenâb-ı Hak bütün varlıklar gizli bir örtü alt ındayken. I. c. Biz yaratmada gafiller değiliz”63 ve “Hâlbuki O.e. 23/17. 6’dan naklen. Süleyman Müstakimzâde. a. Daha sonra bütün varlıklar “Kün” emri ile zuhûra gelmiş.g. Âdem’in iki kaşının arası olan beyinde mekân tutmuştur. sizi hakîkat türlü türlü tavırlar (hâller)la yaratmıştır”64 ayetleri ile “Allah’ın nûrdan yetmiş hicâbı vardır. 179 (58. Mektubât-ı Ma’sumiyye. 1290 (423. yay. c. 68 Şemseddin. Mektubat-ı Mevlana Halid. s.) Hayatı Eserleri Tarikat Anayışı ve Hâlidiyye Tarikatı. Mektup).

73 Latîfeler ile zikr edilirken gözetilen sıra. hafî. 307-308. s.g. Meselâ Ahmed Sirhindî’nin oğlu Muhammed Ma’sum’un. latifelerin açılmasıdır. 72 Mevlana Ebu Said. “Zira nefis.g.başlar. ahfâ. s. seyr ü sülûkte rûhu eğitmek isabetli görülmüştür. Bu şekilde gelişen durum. Bu yüzden daima sultani ruh tarafından hile ile suret-i haktan görünüp onu düşürmeyi ister.g. a. bütün tehlikeleri bertaraf etmez. a. kendisine gayet ağır gelmiştir. s.69 Fakat latîfelerinin tümü açılan bir sâlikten mardıye hâli zuhûr etmesine rağmen. bu zikri artık sultânü’z-zikr olur. trc. s. 71 Mehmed Nuri Şemseddin. Bu teveccüh. Latifeler bu durumun tesbiti için isimlendirilmiş lerdir. kimi kaynaklarda farklı sıralamalar da mevcuttur. Bu sırada mürid de bağlı olduğu tarikata göre değişen miktarlarda istiğfar ve salât ü selâmın ardından kalbi üzerinde nurdan bir Lafza-i Celâl yazılı olduğunu tasavvur eder ve dilini damağına yapıştrarak ism-i celâl zikri çeker.e. bilakis sâlikin sülûkten sonra düşmesinden korkulur. 70 69 24 . kendi tabiat ı olan huylarından. ruh. “Letâif-i Hamse”. uzvu ve kıl dibinden dahi zikrin sesini hisseder hâle gelirse. s. Tercüme-i Hidayetü’t-talibin. a. Osman Türer. kalp. İrfan Gündüz. Nakşbendiyye tarikatının başlangıcıdır. nefis ve letâif-i küll şeklinde olsa da. her tarikat ın sonu. s. 319. sultani ruhun o sıfattaki haline dönüştürerek mardıye sıfat ı ile sıfatlanmış değildir. şeyhin kendi kalbini tâlibin kalbi mukābilinde tutup Cenâb-ı İlâhî’ye ilticâ ve meşâyıh-ı kirâmdan istimdâd etmesidir. İstanbul 1299/1882. Matbaa-i Esad İzzet. önce kalbi. a. genelde. her bir damarı. s. 73 Mevlana Ebu Said. onu Allah Teâlâ’ya ulaştıracak bir mürşidin yüzyılda bir gelebileceği ve bu yol zor ve zahmetli olacağı için. Şemseddin. mardıye halini de kabul etmiştir.e.e. Bunun işareti de. 14-15. 317.g. sırr. 192. sâlikin nefsini kâmile makamına eriştirerek. 143. sonra nefsi Şemseddin.70 Fakat bu yoldaki sâliklerin. henüz levvame sıfatında iken nefis mertebelerini tamamlamış olmaları. böylece mürîdin kalbinde zikr hareketi meydana gelir. 311. a.”71 Rûhânî tarikatlardaki bu riske rağmen. terbiye edilerek her sıfatta rızası ile kendi halini. İşte bundan dolayı.g. Bu sürecin sonunda mürid latîfe-i küllî zikrine geçtiği zaman.72 Aynı şeyler diğer latîfeler için de sırayla uygulanır. 11. nefsi ancak levvâme mertebesine ulaşabilmiştir.e. Mehmed Hı fzı. Kendi hâli levvame iken sultani ruhun ağır basması ile kendisini mahviyete çekmiş. Bu eğitim pratikte şöyle gerçekleşir: Öncelikle şeyh sâlikin kalbine teveccüh eder.e.

Urve li ehli’l-halve ve’l-celve. latîfe-i kalıbiyye. 96 vr. Hasbihalü's-salik fi akvemi'l-mesalik. 78 Bekir Köle. Tabıhane-i Amire.fenaya erdirerek. 15.]. 75 74 25 . a. 81 Şemseddin. Der Beyân-ı Letâif-i Seb’a. Tasavvuf Bilim Dalı. sâlikin yeme içmesinde bir haram. s. vr. Seyr ü sülûk sürecinde bir latifeden diğerine geçmenin alâmeti. Süleymaniye Kütüphanesi. s. s. manevî belirtiler ortaya çıkmazsa.e. Prof.74 Yine Şeyh Hüseyin Hamdi. Buhara meşâyıhının letâifte seyri göğsün sağ tarafından başlatarak. Makāmât-ı Mazhariyye. diğerlerini de bunun içinde fânî olmuş saydığı ifade edilmiştir. 77 Alâü’d-devle Simnânî. İrfan Gündüz. a. [Hüseyin] Hamdi. ilgili latîfenin nûrunun zuhûru.e. 77.81 II. latifelerini kontrol eder.79 Latifeler arası geçişte sâlike kalplerin. Muhammed. 80 Şemseddin. Dr. kabirlerin keşfi gibi bazı gizli şeylerin kapısı açılabilir. latîfelerin gelişimi için önemli bir basamak arz etmektedir. 75 Bir başka sıralama ise. Fakat bundan önceki kullanımlar da. 84. 76 La’li zade abdülbaki b. 1200’lü yılları bulur. Yayımlanmamış Doktora Tezi. o hâl geçene kadar onu içten ve dıştan terbiye eder. sâlikin latîfenin zikrini duyması olabilir. Alâüddevle Simnânî77 ve Zeynüddîn Hafî78 gibi mutasavvıfların eserlerinde görmek mümkündür.80 Eğer sâlik ahfâda ve nefis latifesinde olduğu halde. bunların tehlikeli olduğu ona anlat ılmalı. s.y.e. latîfe-i nefsiyye. İstanbul 1847. Semerkand meşâyıhının ise. Bu sıralamayı. 77. Bu bölümde latîfe kavramının tasavvuf tarihinde Abdullah Dihlevî. seyre nazargâh-ı ilâhî olan sol taraftaki kalpten başlayıp. latîfenin kendiliğinden zikreder hâle gelmesi. La’lizâde Abdülbâkî76. s. s.292’den naklen. 79 Mehmed Nuri Şemseddin. 192. üzerinde bir kul hakkı veya gıybet görürse. latîfe-i sırriyye. oradan geçmesine yardımc ı olunmalıdır. latîfe-i kalbiyye. Risale-i mebde ve’l-mead.44a. sonra tekrar sol ve sağda devam ettiklerini. nr. s.g.g. a.]. Süleymaniye Kütüphanesi. s.. 482. [y. Zeynüddin-i Hafî ve Eserlerinde Tasavvuf Görüşleri. letâifin bugünkü ıst ılah manasıyla ilk kez kullanılması m. TASAVVUF TARİHİNDE LETÂİF Erken dönem tasavvuf tarihine ait yazılı kaynaklar ve menkıbelerde “latîfe” terimine rastlamakla beraber. Latifelerdeki bir kapalılık. Ankara 2009. [t. latîfe-i hafiyye ve latîfe-i hakîkiyye şeklindedir.e. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı. 14. yine kalpte bitirmek gerektiğini belirttiklerini aktarırı. 26. latîfe-i rûhiyye. s. buna karşı çıkarak. nr. 59-60. Hacı Mahmud Efendi. sonra sol tarafa. Zeynüddîn Hafî.y.g. dnş.g. sonrasında göbeğin üstü. Eğer sâlik buralara takılıyorsa. 42b. sonra sîne.e. 0002366-001. a. Mevlana Ebu Said. a.g. Reisülküttab. Ethem Cebecioğlu. mürşidi ona teveccüh ederek.

A. 235. 233. Abdullah. Kuşeyrî. sırrın sırrının ne olduğunu ise ancak Allah Teâlâ’nın bildiği şey olduğunu söyler. sadr gözdeki beyazlık. tıpkı. Bunu üç gün yapt ıktan sonra dayıs ının bunun miktarını yediye ve sonra on bire çıkarmasıyla. fuad göz bebeği ve lüb de görme ışığı gibidir. Dilaver Selvi. s.g. s.g. Kalbin Anlamı. a. 234. Pek çok çeşitli örnekle sembolize ettiği bu mertebeler.86 82 83 84 85 86 Abdülkerim Kuşeyrî. Birbirinin emrine verilmiş bu latifeler insanı oluşturmaktadır. Kuşeyrî. 15-23. 26 . sonra sırrında bir tat oluştuğunu söyler. latîfelerden kalp ve sırra ilk kez Kuşeyrî’nin Risâle’sinde naklettiği. 92-93. Kuşeyrî Risâlesi. nefsin de benzer şekilde bozuk ahlâkların mahalli olduğunu söyler. Sehl b. önce kalbinde. s.84 O bu anlamda üç latîfeden bahseder. buna kabre girinceye kadar devam etmesini tavsiye eder. güzel ahlâkların mahalli olarak bedene konulmuş bir latife ise. nasıl ki ruh. gözün görme. 1072) kendisi de insandaki latife (manevî cevherler)den söz ederek. Semerkand Yayınları. 932) ise “Beyânu’l-fark beyne’s-sadr ve’l-kalb ve’l-fuad ve’l-lübb” isimli eserinde kalbin mertebelerinden bahseder. ruh da kalpten daha şereflidir. İstanbul 2005. Bu. İstanbul 2009. Sehl b. burnun koklama mahalli olması gibidir.g. ŞAH BAHÂEDDİN NAKŞBENDÎ’YE (1389) KADAR LETÂİF Tasavvuf tarihinde. kalb gözün karası. Hakîm Tirmizî. trc. Bir sene sonra dayısı.83 Kuşeyrî (ö. göze benzetilirse. Allah bana şahittir” demesini tavsiye ettiğini söyler. s. kaynaklarda geliş sırası ile Şah Bahâeddîn Nakşbendî’ye kadar ve Nakşbendî sonrasında ıst ılah manası ile açıklanmaya çalışılacaktır.e. a. sırrında da bu zikrin tadını bulduğunu ifade eder. Allah bana bakmaktadır. s. Sufilere göre sır ruhtan daha latîf. a. Abdullah et-Tüsterî’ye ait bir hatırada rastlıyoruz. Abdullah et-Tüsterî. sûfilere göre müşahede mahallidir85 ve sırra insan vakıf olabilirken.e.82 Hakîm Tirmizî (ö. Hayy Kitap. Sır. Ekrem Demirli. Kuşeyrî.geçirdiği dönüşüm. dayısının kendisine yatağa girdiğinde dilini oynatmadan kalbi ile üç kere “Allah benimle beraberdir. çev. kulağın işitme.e. Senelerce bunu sürdüren Sehl b.

s. rûha yönelir. Kuşeyrî döneminde zikrin kalp.g. s. “hâlin inceliklerinden olmak üzere kalbe gelen bir işaret” olarak tanımlayarak kalp ile latîfe arasında bir ilişkiden bahsetmiş. Baba Semâsî. ruh.. heves ve günah kirlerinden kurtuldukça. diğerlerini de ilerlemeye teşvik eder. Tasavvufî Mertebeler -Hâce Abdullah el-Ensârî el-Herevî Örneği-. Hucvîrî. fakat sırrı böyle bir anlamda kullanmamışt ır. Emin Yayınları. a. 37. Bunlar sırasıyla birbirinden daha latîf varlıklardır ve Hakk’a yolculukta her biri bir öncekinden daha ileriye giderek. s. 34. a. Süleyman Uludağ. Dergâh Yayınları. Senin tarafından gönderilmiş bir gözcü sanki gizlice bana şöyle sesleniyor: O’nu zikretmekten sakın! Yazık. 27 . Keşfü’l-Mahcûb. ruh ve sır ile ilişkilendirildiğini anlayabiliyoruz.88 Kuşeyrî ve Hucvirî ile yakın zamanlarda yaşamış olan Abdullah el-Ensârî elHerevî (ö. s. 437.g. insanın Allah’a doğru seyrinde aslî vatanlarına doğru bir yolculukta oldukların ı söyler. 90 91 Tek. Tek.90 Ona göre kalbin nefse ve ruha bakan iki tarafı vardır ve kalp hevâ. 1077) ise latîfeyi. 1089) latîfelerden kalp.e. Kuşeyrî ile çağdaş olan Hucvirî (ö. s. İstanbul 1982. haz. 87 88 89 Kuşeyrî.e. 34-35. nefisle olan bağını zayıflatarak. 1140) “Rutbetü’l-Hayât” isimli eserinde latîfelerden söz eder.g. ruhumdan ve sırrımdan bir duygu beni ondan uzaklaştırıyor.Yine Kuşeyrî.e. sır ve nefsin.91 Şah Bahâeddîn Nakşbendî’nin Emir Külâl. üstâdı Ebû Ali Dekkāk’ın şu manada bir şiir okuduğundan bahseder:87 Seni zikretmek istediğim zaman kalbimden. Bursa 2008.89 Herevî kalbi “marifet. sen bu ehliyetsiz hâlinle O’nu nasıl zikredeceksin? Bu şiirden de. a. Abdurrezzak Tek. müşahede ve yakînî bilginin kaynağı ve Hakk’ın kuluna tecellî ettiği ve onunla kulunu sevdiği rabbânî bir latîfe” olarak tanımlar. Abdülhâlık Gücdevânî yoluyla feyz aldığı Yusuf Hemedânî (ö. ileride daha genişçe açıklanacağı üzere. 536.

120’den naklen. nşr. Muhammed el-Esedi er-Razi Necmüddin Daye. s.]. Alâü’d-devle Simnânî. Bahâeddîn Nakşbend Hayatı.”92 Hemedânî’ye göre kalp ile sır arasındaki fark şudur: Kalp dönüşkendir. “O seni görür” cümlesinin korku ve heybetinde istikrarlı bir şekilde durur. Gecesi gündüzü. nr.e. latîfe-i sırrî.y. başkalarıyla teselli olmaz. o da bunlardan haberdar değildir. Çihil Meclis. diliyle birlikte yedi uzvunun hatta tüyleri ve t ırnaklarının da zikre iştirak etmesidir. 96 vr. Süleymaniye Kütüphanesi. Hemedânî. Necdet Tosun.y./1987. Bazen sır ve ruh perdesinde Hak Teâlâ’nın izzetini görür. [y. Urve li ehli’l-halve ve’l-celve. 84. 180 vr. daima Hak Teâlâ’nın cemâlini müşahede eder. ondan haberdar olmadığı gibi. Emîr İkbâl Şâh. çev. zikre muvafakat ve iştirak eder. latîfe-i nefsî.. 308. kuvvetlenir. 119. Bu duyuş sebebiyle ısınır. farklı âlemlerde dolaşır. İstanbul 1998. Hayat Nedir. sırdan farklı olarak padişah-ı zü’l-celâlin kendisini gördüğünü bilir. latîfe-i rûhî. Necîb Mâyil Herevî). s. Hemedânî. sırasıyla latîfe-i kâlebiyye. Sır ise hâlden hâle dönüşmez. a. bazen sır ve ruh örtüsünde meleklerin saflığını ve temizliğini müşahede eder. Padişah-ı zü’l-celâlin kendisine baktığını. s. Reisülküttab. [y. Kalp. yeşil ve sonunda güneş ışığı gibi parlak bir nur doğduğundan bahseder. beyaz. İnsan Yayınları. Tahran 1366 hş. uzuvların zikrini duyar ve görür. 96 95 28 . sır ve ruh arasındaki farkı da şöyle açıklar: Ruh.“Sâlikin zikirde son noktaya ulaşması. Bu perdede bazen kalp gözüyle peygamberlerin izlerini ve karakterlerini görür. Necdet Tosun. Simnânî “el-Urve” isimli eserinde. bazen de bu perdede kazâ ve kadere nazar eder.94 Letâifte yedili tasnifi ise ilk kez Alâüddevle Simnânî (ö. 64.]. s. sarı. (der. 64. Tarîkatı.93 Necmeddin Dâye (ö.] [t. Abdullah b. İnsan Yayınları. hazarı ve seferi. latîfe-i kalbî. ne söylese. ne yapsa ve ne düşünse hepsini gördüğünü bilir ve istiğrak hâline geçer. kırmızı. latîfe-i hafî ve latîfe-i Hakkî olarak isimlendirdiği yedi latîfeyi zikretmiştir. 1336)’de görüyoruz. bazen kıyametten sonraki diriliş gününü gözünün önüne getirir.y. bu mertebelerde ilerlerken sırayla mavi. Onun nazarıyla tüm varlığı edeb ve hürmet olur. s. No: 0000272. İstanbul 2007.95 Simnânî bu yedi latîfenin de ayrı zikirlerinin olduğunu. Görüşleri. 482. 1256) nefis mertebeleri ile kalp ve ruh arasında irtibat kurarak.g. bunların hissedilebileceğini ve birbirlerinden lezzetli zikirler olduğunu da belirtmiştir. Muradname. Süleymaniye Ktp. [t. Hak Teâlâ’dan başkasına yönelmez. s.96 92 93 94 Ebu Yakub Yusuf Hemedânî. Alâü’d-devle Simnânî.y.].

dil. Sufi Kitap. bunun Allah’ın kuluna kendisini zikretmeyi nasip etmesi manasına geldiğini söyler. ruh ve nefs arasında perdedir. Hakîkatte “sır”. Bahâeddîn Nakşbendî’nin sohbetlerini aktardığı eserinde “Ben de sizi zikredeyim” ayetini açıklarken. hafi ve ahfâdır. sır.g.100 İmam Rabbânî’ye göre. s. 53-54. Hafî ise Hak Teâlâ’nın kullarına verdiği husûsî ruhudur.e. Muhammed Bahâeddîn Hazretleri’nin Sohbetleri. 54. ruh. çev. Rabbânî İlhamlar Mebde’ ve Mead. ruh ve kalp mertebelerinden üstündür.”98 Hafî ilâhî sıfatlar âlemi ile sır arasında bir vasıtadır. s. ŞAH BAHÂEDDİN NAKŞBENDÎ’DEN İMAM RABBÂNÎ’YE KADAR LETÂİF Hâce Muhammed Parsâ k. 40 100 29 . 98 99 97 Mücâdele. bu bölümde kısaca İmam Rabbânî’nin letâif hakkındaki görüşlerinden bahsedilecektir. Bu kalp. 58/22 Muhammed Parsâ. Benim aynam ise alt ı yönlüdür” sözündeki aynadan maksadın arifin kalbi olduğunu söyler.97 Şah Bahâeddîn Nakşbendî’ye göre kalp. Necdet Tosun. Muhammed Parsâ.99 C. Bazılarına göre ise kalp mertebesinden üstün ancak ruh mertebesinden aşağıdadır.B. sır ve hafî mertebelerinde olur. ruh ve kalbin aynısıdır. a. Erkam Yayınları. Her biri makam ve mertebesinin sonunda kendi makamının nihayetinde farklı bir vasıfla tecellî eder. ruh. Bunlar insan kalbindeki alt ı letâif. Ehlullahtan bazılarına göre sır mertebesi. İmam Rabbânî Bahâeddin Nakşbend’in: “Meşâyıhtan her birinin aynasında iki yön vardır. Ruh da kalp ve sır âlemi arasında bir vasıtadır. Necdet Tosun. İki yönden maksat da ruh nefs yönleridir. s. Nakşbendiyye yolunda kalp aynasının alt ı yönü ortaya çıkar. İstanbul 2006.s. kalp. Sâlikler bu vasıtayla ilâhî sıfatlar âlemine yol bulurlar. İMAM RABBÂNÎ’DE LETÂİF Letâif kavramının unsurlarının Nakşibendiyye’de aldığı son hâl üzere ayrınt ılı açıklamaları ileriki bölümlerde ele alınacak olmakla birlikte. kalp. nefs. Kalp ve ruh makamının nihayetine ulaşamayan kişide. trc. “Allah onları kendisinden özel bir ruh ile desteklemiştir. Bu zikir. İmâm-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî. bu farklı sıfat “sır” olur. cismânî ve rûhânî âlemler arasında bir vasıtadır.

Biri sağda diğeri soldadır. DİA. Nefs hislere komşudur ve beyin ile irtibatlıdır. XXVII. âlem-i halka indirmişler. ortaya daha layıkt ır. hava. onlara vahdânî bir hey’et ve korunmaları için de bir sûret vererek insanı meydana getirmiştir. İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî Hayatı Eserleri Tasavvufî Görüşleri. Rabbânî İlhamlar Mebde’ ve Mead. “Letâif-i Hamse”.” Şerefiyle müşerreftirler (göğsün ortasındadırlar). bunların beşi emir âlemine.”106 101 102 103 Sirhindî. Daha latif ve daha hassas olan (ahfâ). “Kalp âlem-i emrden yani ruhlar âlemindendir. Ona âlem-i halk (evren ve insan) ile bağlant ı ve sevgi vermiş ler. c. göğsün sol tarafındaki et parçası (yürek) ile özel bir irtibat bahşetmiş lerdir. Hem bu iki âlem arasında.101 İmam Rabbânî. İmâm-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî. c. Mektup). Emir âlemine ait olanlar. onu geldiği yere ulaşt ırmaya çalış ır. a.” “Kalpten daha ince ve daha hassas olan ruh sağ taraf ehlindendir. 101. s. Mektup). 143. İmam Rabbânî. yani toprak. letâif kavramını sistemleştirmiş ve tarikat ın seyrü sülûk metodu olarak temellendirmiştir. hem de (anâsır-ı erbaa arasında da görülebileceği gibi) latîfelerin kendi arasında bir tezat bulunmaktadır. sır. 30 .105 Buna göre. Mektûbât-ı Rabbânî. (göğsün sağındadır) Ruhun üstünde olan üç latife (sır. su ve ateş ile nefstir. 1290 (423. Fakat Allah Teâlâ bu dağınık ve birbirine zıt unsurları kendilerine has adetlerini kırmak sureti ile bir araya getirmiş. 41. Nakşbendiyye’de kalbin bat ınında ve iç mertebelerindedir. Mektup). II. 56. Bu seyr ile sâlikler kalbin içinin içine ulaşırlar. s. anâsır-ı erbaa. s. beşi de halk âlemine aittir.102 Ona göre. I. insan on latîfeden oluşmuştur. s. hafî ve ahfâdır. LETÂİFİN VÜCUTTAKİ YERLERİ Letâifin insan vücûdunda farklı bölgelere yerleştirilmesinden bahseden ilk kaynak muhtemelen Sirhindî’nin “Mebde ve Meâd” isimli eseridir. Rabbânî İlhamlar Mebde’ ve Mead. s. s. hafi ve ahfa) ise. 179 (58.g. s. 104 105 106 İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî. 104 III. Halk âlemine ait olanlar ise. c. “İşlerin en hayırlıs ı ortasıdır. Osman Türer.e. ruh. kalp.103 Sâlik latîfeleri ile ruhunu Allah Teâlâ’ya doğru bir yolculuğa çıkararak. Necdet Tosun. 132 (34. s.Diğer tarikatlarda manevi ilerleme kalbin zahirinde iken. Sır ve hafî ise ahfânın iki tarafındadır. 46-47.

kalbin sol göğsün alt ında. 7. Ahmed Said Müceddidî. s. sırrın göğsün sol tarafına yakın. ruhun göğsün sağ köşesinde. Necdet Tosun bu yerleştirmeleri üç grupta toplar:113 107 108 Mevlana Ebu Said. sadır yani nefsin yeri de iki kaşın arasındadır. Yakup Çiçek. Ahmed Halid-i Bağdadi. Muharrem Hilmi Kösetürkmen. sırrın sol göğüs hizasından göğsün ortasına doğru. 176. Ebu’l-kasım Muhammed b.109 Mesud Buhârî’ye göre ruh sağ memenin alt ında. Mesud Buhari. Erbau Enhar. ahfâ göğsün.. Hacı Mahmud Efendi. Bhopal 1891-92. 110 23. hafânın göğsün sağ köşesine yakın. kalbin yerinin sol göğsün alt ı. haz. âlem-i halktan olan nefs-i nâtıka ise başın üzerinde olan dimağdadır. nefsin ise beyinde olduğunu söyler. ruhun sağ göğsün alt ı. 0002928-001. sonra ahfa göğsün ortasında olduğunu söyler. İlmu’l-kitâb. 49. 112. ahfânın yerinin ise göğsün ortası olduğunu söyler. ruhun sağ memenin iki parmak aşağısında. Süleyman Ateş. 113. 5. nefs ise alnın ortasında olduğunu söyler. İstanbul [t.g. hafînin sağ göğüs hizasından göğsün ortasına doğru. Yeni Ufuklar Neşriyat. nşr. s. kalp sol memenin iki parmak alt ında. hafî göğsün sağ yanında. hafî sağ memenin beraberinde iki parmak ara ile göğüs tarafına meyyal.111 Hâce Mîr Derd. İstanbul 2001. Umran Yayınları. Kabalcı Yayınevi. birbirine yakın olmaklar beraber latifeler için pek çok farklı sıralama yapılmışt ır. Kütübhane-i Nusret. ruhun yerinin sağ memenin iki parmak alt ı.]. İslamın Mistik Boyutları.e. belki tedbir ve tasarruf üzeredir. hâfî’nin sağ memenin iki parmak üstü.y. Süleymaniye Ktp.107 Şeyh Muharrem Hilmi Efendi’ye göre.112 Görüldüğü gibi. Annemarie Schimmel. sırr’ın sol memenin iki parmak üstü. s. İstanbul 1987. ahfâ göğüs ortası. Latîfe-i nefs de iki gözün arasındadır. ahfânın göğsün ortasında. İstanbul 1284. Kadiri Yolu Saliklerinin Zikir Makamları Ve Zakirlere Hediye. s. a. Khwaja Mîr Dard. s. ruh sağ memenin iki parmak alt ında. 109 Ebü'l-Baha Ziyaeddin Mevlana Halid b. Nefis ise sâlikin cephesinde yer alır. sır göğsün sol yanında.Mevlâna Ebû Said. s. 112 111 31 . ahfânın göğsün ortasında. sır kalp ile göğüs ortasının ortası. kalbin sol memenin iki parmak aşağısında sol tarafa meyyal. Risale-i Bahâiyye. Ona göre letâifin bu mahalde taallukları hulûl ve sereyân üzere değil. sır sol memenin beraberinde iki parmak ara ile göğüs tarafına meyyal. 637’den naklen. Halidiye Risalesi. İstanbul 1328.110 Ahmed Said Müceddidî ise. s. hafî ruh ile vasat-ı sînenin ortası.108 Hâlid-i Bağdâdî.

s. 57-58. Beyazıt Bölümü.g. Risâle-i Sülûk. ruh. Msl. sır için beyaz. havât ırı def’ ve vukûf-i kalbî ile meşgul olmalıdır Ehl-i keşf için tasfiyenin alâmeti. Mevlâna Ebû Said’e göre kalp için sarı. “sâliklerin istidatlarındaki fark” olduğunu söylemiş. a. vr. nşr. 137’den naklen.114 Letâifin göğüste bir üçgen gibi.e.e. Necdet Tosun.Letâifin soldan sağa.g. Letâifin göğüste yatay bir dikdörtgen gibi. nefsin beyinde olduğu sıralama. Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ve huzur hâli için. 57. a.117 113 114 Necdet Tosun. Necdet Tosun. Mekâtib-i Şerîfe. bât ınının derûnunda müşahedesi de seyr-i enfüsîdir. hafî ve ruh şeklinde göğüste yatay olarak sıralandığı. sağ alt köşede ruh. bazı sufilerde letâif için belli bir yer tahsis edilemeyeceğini de belirtmiştir. Gulâm Mustafa Hân. bât ınını tasfiye. 115 116 Abdullah Dihlevî. 117 32 . s. her vakitte ve her anda zikir.116 IV. Mir Muhammed Numan. s. Bu diziliş de Mevlâna Halid-i Bağdâdî’ye ait Hâlidiyye kolu mensuplarında görülebilir. Bu dizilişin örneği de Abdullah Dihlevî’de görülebilir. Mevlana Ebu Said. Karaçi 1969. nurların zuhûrudur. sağ alt köşede ruh. a. sol kenar ortasında sır ve sağ kenar ortasında hafînin olduğu sıralama.e. Beyazıt Devlet Kütüphanesi. Bu nurlar. Necdet Tosun. kalp. s. üst köşede ahfâ sol alt köşede kalp. Abdülehad Vahdet Sirhindî.115 1.g. İlk dönem Müceddidî şeyhlerinin ve Ahmed Sirhindî’nin dizilişi buna örnek olarak verilebilir. Bu nurların insanın bât ınının dışında müşahedesi seyr-i âfâkî. sol üst köşede sır. sır. letâifin dizilişindeki bu farklılıkların. İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî Hayatı Eserleri Tasavvufî Görüşleri. 57’den naklen. LETÂİFİN RENKLERİ Sâlik. İstanbul 1992. hafî için siyah ve ahfâ için yeşildir. her hâlde. sol alt köşede kalp. 7’den naklen. s. Mir Muhammed Numan. 58. nr. 11-12. 3823. sağ üst köşede hafî ve ortada ahfânın olduğu sıralama. Tercüme-i Hidayetü’t-talibîn. Kühlü’l-cevâhir. 18b-20a. s. ahfâ. ruh için kırmızı. s.

hafînin ışıldayan siyah.y. kālebî latifesinin ise siyah olduğunu söyler.] [t. 367.120 Mehmed Nûri Şemseddin.g. Henry Corbin. onda nefs-i nât ıkanın mavi renkli nûru zuhûr eder. hakkiyyenin (ahfâ) yeşil. Fatih. zikrinde latifeler arasında yükselirken.124 118 Alâüddevle Simnânî. a. s. 25Buhari.122 Müridde letaifin nurlarının zuhûru ve safvetinin meydana gelmesi için. Süleymaniye Kütüphanesi.g. Annemarie Schimmel.y. latifeler arası geçişte nurların müşahedesinin şart olduğunu söyleyerek. kalbin nuru yeşil. L’Homme de lumiére dans le soufisme iranien. hafînin beyaz. haz.123 Bununla beraber “Risâle-i Bahâiyye” müellifine göre letâifin nurlarının her zâkirde zuhûr etmesi lazım değildir. 123 124 33 . 77. ahfânın sarı. s. Paris 1971. Huzur Yayınevi. kalbin nurunun kırmız ı. Mesud Buhari. hafînin yeşil. ruhun nuru sarı. s. 13-17.y.e.119 “Hediyyetü’z-zâkirîn”’de Nakşî yoluna göre. zâkir zikrini huzur ile ifâ etmeli. a. a.g.e. 114. her bir latife de o latifenin nurunun zuhûrunu bekler. Abdulkadir Akçiçek. s. 35 vr.. s. a. Ebu’l-kasım Muhammed b. 27. önceki nurlardan biri kaybolursa. 122 26. Kösetürkmen.118 Kadirî şeyhi Muharrem Hilmi Efendi. s. s.e. Mürid. 113-114. Vücûd-i küllînin nuru ise renksizdir.Kübrevî Şeyhi Alâüddevle Simnânî.g. kalbini kaydlar ve ilgi alâkalardan soyutlamalı. yani kırmızı. sırrın nuru beyaz. Kütübhane-i Nusret. İstanbul [t.g. sırrın kırmızı. 297. ruhun sarı. tüm vücûdu zikr eder ve o da bu zikri duyar hâle geldiği zaman.7 nr. Tuhfetü’s-sâlikîn. ruhun mavi ve nefs-i natıkanın siyaht ır. sâlikin nefis latifelerine geldiğinde. hafînin nuru yeşil.]. ahfânın nuru siyah ya da beyazdır.e. ruhun sarı. sırrın beyaz. 27. Bunu da geçerse. İstanbul 1328. 002567. 119 120 121 Mehmed Nuri Şemseddin Nakşbendî. farz ve sünnetleri tam bir huzur ile edâ etmeli ve tüm vaktini zikre sarf etmelidir. Miftah’ül-Kulûb (Gönüller Açan Kitap. Sâlik nefs-i nât ıka zikrini de tamamlayıp. sadrın mavi.e. [y. kalp latifesinin kırmızı. s. Muharrem Hilmi Kösetürkmen. s. Hak Teâlâ’nın nûrunu müşâhede eder. Zira zakirlerin bazılarında işe başlarken vücûd-i başeriyyesi mahv olarak onda ancak siyah bir nur tecelli eder.121 “Risâle-i Bahâiyye”’de letâifin nurları şöyle anlat ılır: Kalbin nûru akik renginde. a.]. sırrın beyaz. ahfânın siyah ya da beyaz ve nefsin nurunun da turuncu olduğunu söyler. Risale-i Bahaiye. nefsin mavi. onu tekrar bulana kadar orada bekletilmesi gerektiğini söyler. Buhari. 182’den naklen.

Mektûbât-ı Rabbânî.127 İrfan Gündüz. hafînin yeşil. İmam Rabbânî.128 V. kalbin nurunun sarı. Ona göre safanın alameti bu misale dayalı nurlardan bir nurun zuhurudur..126 Muhammed Emin Er. İstidadının tam olması bir latifenin baş veya ortasında duraklamadan sonuna kadar ulaşabilmek demektir. Mektup) Ahmed Said Müceddidî. sırrın beyaz. Hacı Mahmud Efendi. II s. (260.129 125 126 İmam Rabbânî. Nurların zuhuru seyrin sırası ile kalbin kırmızı nurundan başlar. 91. c. c. Mektup). Mektûbât-ı Rabbânî.e. istidadıyla da ilgilidir. genel olrak Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî’nin eserlerine dayanarak hazırladığı tezinde kalbin nurunun kırmızı. s. Bu. 592. 34 . I s. Şam 2010. sırrın beyaz. ruhun sarı. s. c. Erbau Enhar. Erbau Enhar. 128 129 127 İrfan Gündüz. hafînin siyah. 1049. Muhammed Emin Er. ahfânın yeşil renkte olduğunu söyler. Mektup). 4-5.e. c. a. a.g. sırrın beyaz. (77. Bazısının kemâli velayet derecelerinin ilkinde kalır. s. s. 0002928-001. İmam Rabbânî diğer latifelerin nurların zuhurunun da bu kıyasla devam edeceğini söyler fakat onların renklerinden bahsetmez. ruhta sarı bir nur ile devam eder. İstanbul 1284. Ahmed Said Müceddidî. 4-5. misal âleminde yedi letaiften her birinin kendisine münasip olan nurlardan bir nurun sureti ile temessül edeceğini söyler. ruhun kırmızı. a. İmam Rabbânî. I s. 192-204. Müridlerin hepsi tüm latîfelerini fenaya erdiremeyebilir. ahfânın beyaz ya da siyah ve nefsin de turuncu renkte olduğunu söyler. Süleymaniye Ktp.220-221. Dârü’l-endülüs. hafînin siyah. (21.125 Ahmed Sadi Müceddidî de kalbin nurunun sarı. ilgili latîfenin Peygamberinden. ahfânın yeşil ve nefsin nuru tezkiyeden sonra bilâ keyf olduğunu söyler. (355. onun velâyet derecesine ve kendi istidadına göre feyz alır. LETÂİFİN VELÂYET MERTEBELERİ İLE İLİŞKİLERİ Latîfelerin her birinin belli bir peygamberin kademi (tasarrufu) alt ında olduğu kabul edilir. ruhun kırmızı. 224. İmam Rabbânî. Sâlik latîfeleri üzerinde murâkabe yaparak. bazısı sonuna kadar ilerleyebilir. Böylece o latîfesini fenaya erdirir.e. Mektup). sâlikin hangi Peygamberin meşrebinde olduğu ile ilgili olmaktan başka. Mecmuatü’r-resâili’d-dîniyye fî Ulûmi’l-muhtelife.İmam Rabbânî nurlar konusunda. I s.

s.s.’ın makamıdır. (260. 2. Böylece onlar. bazen bu iş biri. Rabbi meleklerin çoğunun ortak olduğu sıfat ı selbiyyeden tenzih takdis makamıdır. Kemalat dairesinin merkezi. a. Rabbi Rabbü’l-erbabdır.s. Seyr ü sülûkte latifelerin hepsinin bir arada uçması zaruri değildir. c.’ın makamıdır. 64. 3.’ın makamıdır. ya da ikisiyle de yapılabilir. Bu makamlar o peygamberlerin taayyünlerinin başlangıcı olan ilâhî isimlerdir.s. Hüseyin Hamdi. Necdet Tosun. Hz.220-221.g. a. Rabbi şuunat makamlarından kelam şanıdır.a. I s.e. Onun dışındakiler veliliğin kısımlarından bir kısımdır. 114. a.e. Mektup).e. bütün sıfat şuunat takdisat ve tenzihat ı cami’dir. Âdem a. 434. Alt ı latifeyle beraber yükseliş.g. s. onların bizden çok daha yüksek makamlara ulaşabilmeleridir. s. s. s.130 Velâyet makamları beş tanedir:131 1.g. İmam Rabbânî.133 Ona göre seyr ü sülûk insanın varlık mertebelerindeki seyahatidir. c.s.’ın makamıdır.’in makamıdır. ile Nuh a. en kâmil olandır ve velâyet-i Muhammedî’ye mahsustur. Rabbânî İlhamlar Mebde’ ve Mead. Mektup). Efendimiz s. a. sıfat ve şuunat mertebesini cami olan bu makamdan ilim şanı diye tabir etmek yerinde olur zira bu pek büyük şan bütün kemalât ı camidir. a. Musa a.132 VI. İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî Hayatı Eserleri Tasavvufî Görüşleri. 102.s. Rabbi müşterek zata bağlı sıfatların en toplayıcı olanı ilim sıfat ıdır. İsa a. İbrahim a. (208. 55-58. İmâm-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî.134 130 131 132 133 134 İmam Rabbânî. Bu makamın Rabbi (terbiye edici ismi) tekvîn sıfat ıdır ve fiillerin sudûrunun menşeidir. s.Latifelerin fenaya erdirilmesinde peygamberlerin makamlarından istifade edilmesinin sebebi. 4.e. Er. SEYR Ü SÜLÛK İLE LETÂİF Letâifi seyr ü sülûkte sistematik bir yöntem olarak kullanan ilk kişi İmam Rabbânî’dir.g.e. 592. I s. 35 . Allah Teâlâ’dan aldıkları feyzi bize aktarmada vasıta olurlar. 5.g. Tosun.

s. Seyr fi’llâh: Seyr-i enfüsîdir. 1051-1052 (355. 12. c. İsim ve sıfatların gölgeleri de İmkân ve Vücûb daireleri arasında bir berzah gibidir. İmam Rabbânî. 132 (34.142 2.e. s. diğer ikisi de iniştir:140 1. Ruhun bu yükseliş i de letâif ile olur. Bu mertebede seyrin alâmeti. âlem-i halk ve âlem-i emr olarak ikiye ayrılır.141 Ebû Said Farukî ise bu mertebede sâlikin letâifinin nurlarını hariçte müşahede ettiğini ve bu seyrin letaifin kalpten çıkıp aslılarına yükseldiği arşın altına kadar devam ettiğini söyler. 80.138 Vücûb Dairesi ise Allah’ın zât ve sıfatlarından oluşan ilâhî âlem olup. İmkân Dairesi’nden kasıt yaratılmış âlem olup. a.a. Rabbânî İlhamlar Mebde’ ve Mead.135 Zaten İmam Rabbânî’ye göre ruhun bu bedene girmesindeki hikmet. Mektup). Allah Teâlâ’ya doğru bir yükselişe geçirme imkânıdır. 80. 1049 (355. Sirhindî. s.s. a. c. İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî Hayatı Eserleri Tasavvufî Görüşleri. Fakat sûfîlerin seyahati. Taayyün-i Evvel ve Taayyün-i Sânî mertebelerinden oluşur. mi’raçtan farklı olarak hem beden hem ruh ile değil. İmam Rabbânî’ye göre varlık mertebeleri temelde ikiye ayrılır: İmkân Dairesi ile Vücûb Dairesi. s. a.g. I. s. s.139 İmam Rabbânî seyr ü sülûk için dört mertebe olduğunu belirtir. İmam Rabbânî’ye göre sâlikin misal âlemi aynalarında ahlâkının değiştiğini ve vasıflarının tebeddül ettiğini müşahede etmesidir. onu kendisiyle beraber. c. s.e. LâTaayyün. II.g.e. Mektup). Necdet Tosun. 137 Bilindiği gibi insanı oluşturan on latîfe bu iki âleme aittir.136 Ruh Allah Teâlâ’ya doğru yükselirken varlığın mertebelerinden geçer. sadece ruh iledir. 36 .g. Mektup). İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî Hayatı Eserleri Tasavvufî Görüşleri.Peygamberimiz (s. 106. İmam Rabbânî. bunların ikisi yükseliş. 46-47. Tercüme-i hidayetü’t-talibin. İmam Rabbânî. Arş ise emir âlemi ile halk âlemi arasında bir berzah gibidir. Mektûbât-ı Rabbânî. Böylece sâlikin 135 136 137 138 139 140 141 142 İmâm-ı Rabbânî Ahmed Sirhindî. Seyr ilallâh: Seyr-i âfâkîdir. Tosun. Mevlana Ebu Said.)’in mi’racı da bu seyahate örnektir. sâlikte onu terbiye edecek (rabbi olan) ilâhî ismin gölgesinin zuhuruna bir kabiliyet oluşur. Seyr-i âfâkîde sâlikin latîfelerinde tezkiye oluşur ve beşerî sıkınt ılarından kurtulursa. II. s.

1051 (355.g. a.g. sonra letâifi fenaya erdirerek onları arşın üzerindeki asıllarına ulaşt ırır. İmam Rabbânî. ilâhî isimlerin asıllarında yapılan bir yolculuktur. varlık mertebeleri ilimlerinden inerek yarat ılmış âleme döner. a. Sirhindî. İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî. Sûfî Kitap. II. 149 150 151 Sirhindî. trc. Allah’ta seyr” ismini almasının sebebi. s. Sâlik ismin aslına ulaşmasa da. Mektup). onun gölgesine yakın olmuş ve imkân dairesinden de fena. Sûfî Kitap. II. c.g. bir yaratılıştan bir yarat ılışa geçmesidir. İstanbul 2006. İmam Rabbânî. Mektûbât-ı Rabbânî. 143 144 145 146 İmam Rabbânî.e. a. Bu seyrin “Seyr fi’llâh. s. trc. ilâhî âlemin gölgeleriyle de beka bulmuştur.144 Bu iki seyrde meydana gelen fena ve bekaya velâyet adı verilir ve kemalin nihayeti burada görülür.145 Bu mertebenin velilik mertebesi adını alması. Önce letâifini zikr eder hâle getirir.e. Necdet Tosun. Seyr anillâh billâh: Sâlik burada.g. s.146 Seyr ilallah sâlikin taayyününün başlangıç noktası olan ismin gölgesinin sona erdiği yere kadardır. a.149 4. 1049-1050 (355. 84-85.150 Bu son iki seyr.latifeleri o cami ismin cüz’iyyat tecellilerine ve zuhuruna varidat yeri olur. 1051 (355. s. s. Ma’arif-i Ledünniyye Ariflerin Hâlleri. s. Mektup).151 Bu seyr ü sülûk sürecine sâlik İmkân Dairesi’nde başlar. s. mahiyet itibariyle ilimdeki bir hareketten ibarettir. Mektûbât-ı Rabbânî. Manevî Yolculuk Mükşefât-ı Gaybiyye. Mektup).g.e. Mevlana Ebu Said. c. 12. Seyr-i fillâh ise. Mektup). c. 581-582 (260. 85. a. İstanbul 2006. c. II.143 Ebû Said Farukî bu mertebede. İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî.147 Yine bu iki seyr. Necdet Tosun. s. 84. Seyr fi’l-eşya: Kâinata ait ilimlerin yavaş yavaş tekrar elde edildiğ i mertebedir. dönüş seyrleridir ve tekmil ile irşad içindir.e. 77. s. sâlikin imkân dairesinin dışındaki isimlerin gölgesine yakın olması sebebiyledir. sâlikin seyrde ilahi ahlak ile tahalluk etmesi. O burada Allah’la beraber olduğu hâlde O’nu unutandır. 37 . sâlikin letâifinin nurlarını bât ınında müşahede ettiğini ve bu seyrin arşın üzerinde meydana geldiğini söyler.e.148 3. 147 148 İmam Rabbânî. I.

İmkân Dairesine yükselip. kişinin terbiyecisi (rabbi) ve feyz vasıtası olan ilâhî isimdir. İstanbul 2000. 192-207. 77. Burada letâifin asıllarının asılları vardır. 13.”153 İmam Rabbânî “Tasavvuf yolcusunun manevi yükselişinin (seyrinin) son noktası. Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri. s. LETÂİFİN NEFİS MERTEBELERİYLE İLİŞKİSİ Tasavvuf tarihinde etvâr-ı seb’a ile ilgili bilgi vererek letâif ile nefis mertebeleri arasında ilişki kuran müellifler mevcuttur. nefs-i mutmainne sırr makamında. 25-26. nefs-i levvame kalp makamında. dnş. zuhurunun başlangıç yeri) ise ilâhî isimlerin asıllarıdır. s. Ma’ârif-i Ledünniyye. mlf. “böyle bir düşünce mülhidlik ve zındıklıktır. Mebde-i taayyün. Vücûb Dairesine girmenin şuhûdî olmasının da üzerinde önemle durur. Dr. İmam Rabbânî. Manevî Yolculuk Mükşefât-ı Gaybiyye. Sonrasında başlayan Velâyet-i Kübrâ Dairesi’ne kadar “Seyr ilallah” olan yolculuk bundan sonra “Seyr fillah” adını alır. nefs-i razıye hafî makamında. mebde-i taayyünü olan ilâhî isme kadardır” sözündeki son nokta tabirinin kişinin ayn-ı sâbitesi olduğunu söyler ki bu da. 57. Peygamberler ve meleklerin mebde-i tayyünü (hakikati. sâlikin Allah’ın ilmindeki hakîkati demektir. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Mükşefât-ı Gaybiyye. Ma’arif-i Ledünniyye Ariflerin Hâlleri.. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Tasavvuf Bilim Dalı. ıst ılahların o dönemde kullanımı ile ilgili bir örnek olarak Ahmed Şemseddin Marmaravî’nin “Atvar-nâme-i Seb’a” isimli eseri gösterilebilir. a. Sirhindî. Gerçekte böyle bir çıkma ve girme yoktur. s. Ahmet Ögke. Mustafa Tahralı. nefs-i mülheme ruh makamında. nefs-i marzıyye kürsî ve hayret makamında ve nefs-i kâmile dehafâ-yı mutlak ve sırr-ı hafî makamındadır. Ona göre nefs-i emmâre sadr makamında.İmkân Dairesi burada sona erer ve Velâyet-i Suğra Dairesi başlar. Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî Hayatı. 38 . s. Mebde-i taayyün ise ilâhî sıfatların gölgesindeki haricî ayrışmanın başladığı yer demektir. Prof. Sirhindî.154 VII.”152 “Genelde insanların mebde-i taayyünü ilâhî bir ismin gölgesidir. Tam olarak yedi latîfe kullanılmasa da. Buradaki yolculuk ilâhî isimlerin sıfat ve gölgelerindedir. s.155 152 153 154 155 Sirhindî.

dnş.156 Abdülbâkî Efendi’nin Mebde ve Meâd158 isimli eserinde de görülebilir. Prof. nr. nefs-i marzıyye kürsî ve hayret makamındadır. 0002366-001. Süleymaniye Kütüphanesi. bazı noktalarda aynı ve bazı noktalarda da tamamlayıcı bilgiler içerdiği için bu üç eseri birlikte değerlendirmeyi uygun gördük. birkaç kelime farklılığı haricinde Ahmed Şemseddin Marmaravî’ye ait risale ile aynı olmakla beraber asıl nüshanın kime ati olduğu henüz belli değildir. nefs-i mülhime rûh makamındadır. Hz. 34-66. Söz konusu risale. Yayımlanmamış Yüksek lisans Tezi. İdris’e mensuptur. nefs-i emmâre sadr makamındadır. Fakat “Makāsıd-ı Sâlikîn”. sırr-i billâh. tezin değerlendirme kısmında Ahmed Hüsâmeddin’in letâif konusundaki görüşlerini aktarırken “Zübdetü’l-Merâtib” ile birlikte “Hakāyıkıu’t-tecrîd fî Menâzili’ttevhîd”’i birlikte değerlendirecektik. Halil İbrahim Şimşek. sırr-ı hafî makamındadır.Bir başka örneği de Sofyalı Bâlî Efendi’de görüyoruz. Dr. tavr-ı Âdemîdir. Risale-i mebde ve’l-mead. H. Muhammed. Bunlar. Tasavvufta Etvar-ı Seba ve Sofyalı Bali Efendi’nin “Etvar-ı Seba’sı. fakat tavr-ı Mûseviyye. “Makāsıd-ı Sâlikîn” ve “Hakāyıkıu’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd” isimli eserlerdir. İstanbul 2005. “Zübdetü’l-Merâtib”. İnsan Yayınları. Mehmed Emin Tokâdî Hayatı ve Risâleleri. tavr-ı Muhammedîdir. 221 numaralı dipnot. nefs-i kâmile. AHMED HÜSÂMEDDİN DAĞISTÂNÎ’NİN ESERLERİNDE LETÂİF HAKKINDA GENEL BİLGİ 156 Ali Haydar Bostancı. Giriş kısmında belirttiğimiz gibi. s. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı İslam Felsefesi Bilim Dalı. Ona göre. Benzer bir ilişkilendirme Mehmed Emin Tokâdî’nin Atvâru’l-İnsan adlı risâlesi157 ile Lâ’lizâde VIII. Hazreti Nûh’a mensuptur. A. nefs-i levvâme kalb makamındadır. Îseviyye ve Hızıriyye de denilir. tavr-ı Mûseviyyedir. Bknz. İstanbul 1994. 158 157 39 . hafâ-yı mutlak. Kâmil Yılmaz. Hz. La’li zade Abdülbaki b. nefs-i râzıye hafî makamındadır. ayrınt ılı olarak Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’nin eserlerinden üç tanesinde işlenmiştir. Hacı Mahmud Efendi. AHMED LETÂİF HÜSÂMEDDİN DAĞISTÂNÎ’NİN ESERLERİNDE Letâif konusu. Yahyâ’ya mensuptur. s. tavr-ı Îseviyyedir. nefs-i mutmaine sırr makamındadır. 104.

s. Mûsâ’nın nârî olması sebebiyle nehre konulması gibi) hâlleriyle ilişki kurmuştur. ikinci beşi kesîf-i zulmânîdir (yoğun ve kapalı). onlar sayesinde Allah Teâlâ’dan gelen feyze ulaşma şeklinde olduğunu söyler.e.160 Latîfelerin bazı peygamberlerin makamlarıyla ilişkileri vardır.y. Âsitânetü’l-aliyye 1910. İnsan. Fakat bilhassa İmam Rabbânî sonrası kaynaklarda sıklıkla gördüğümüz latifelerin renklerle ilişkilendirilmesi gibi konular eserlerinde yer almamışt ır. Allah Teâlâ’nın Rabb isminin tasarrufu alt ındadır ve ona vücûd-i kevn teânuk eder.]. Dağıstânî. s. 28/29 40 . Matbaa-i Mürettibîn-i Osmânî. beşi âlem-i emre. 11. Matbaa-i Ahmed Kâmil. s. Ahmed Hüsâmeddin. meselâ sırr latîfesi. s. s. diğerleri de bunun gibidir. Çalış mamızda tasavvuf tarihinde emir âlemi ve halk âlemine ait latifeler Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî. beşi âlem-i halka ait olan on cüzden (latîfeden) yarat ılmışt ır. ya da ruhta su gibi canlı her şeyde bulunma özelliği vardır. ruh latîfesi ile ulaşan İbrâhimî meşrep olur. Hz. Makāsıd-ı Sâlikîn. Dağıstânî. taklitten sakınılması için açıklamasını kısa tuttuğunu belirtmiş. 43. İkinci kısım ise arşın alt ındadır. 10. Makāsıd-ı Sâlikîn. Kasas. toprağın sahip olduğu hayat verme. İstanbul [t. emir âlemine ait latîfeler ile halk âlemine ait latîfeler arasındaki ilişkiyi kalbi toprak. 160 161 162 163 159 Dağıstânî. Kalp latîfesi ile ulaşan Âdemî meşrep. bazı yerlerde letâif ile zikri anlat ırken. Müellif bu unsurlar ı eşleştirirken. 10. Zübdetü’l-Merâtib. Her mürid kendi istidadına göre Cenâb-ı Hakk’a ulaşma imkânına sahiptir. a. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’ttevhîd. Evkāf-ı İslâmiyye Matbaası. 27.162 Bununla beraber latifeler hakkında pek çok kaynakta olmayan özgün görüşlerini de aktarmışt ır. s. Makāsıd-ı Sâlikîn. 29. İstanbul 1921.g. 27. latîfelerin ilişkili olduğu Peygamberlerle ilgili ayetleri de zikrederek. rûhu su. Musa ve onun ateşle ilgili (“Size ondan bir ateş getiririm”163 ayeti ya da Hz. Bunlardan ilk beş tanesi latîf-i nûrânî. Ahmed Hüsâmeddin bu ilişkinin.Ahmed Hüsâmeddin’in letâif hakkındaki görüşleri genel olarak İmam Rabbânî’nin görüşlerine dayanır. hafîyi hava ve ahfâyı da nefse benzerliği ile açıklamışt ır.161 Müellif.. tasavvuf erbabının kitaplarıyla amel etmenin caiz olmadığını söylemiştir. sırrı ateş. s. Msl. yani (kevnin) mahlûkāt ın varlığını kucaklar (kapsar).159 Yine ilk kısım arşın üzerindedir ve Allah Teâlâ’nın Rahmân isminin tasarrufu alt ında olduğu için âlem-i rahmet ismini de alır. Buna göre mesela kalpte.

Dağıstânî. 10. nefsin aslının kalbin aslının aslı. 962. seni topraktan. s. buna benzer bir şekilde bazı kısmî ilişkilendirmeler mevcuttur.e.164 Ahmed Hüsâmeddin. mlf. a. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd. a.]167 3. Kehf. Âlem-i Halka Ait Latîfeler Ahmed Hüsâmeddin. hatta merdiven basamağı nisbetindedir. Nakşî Şeyhi Mustafa Râsim Efendi. s. Kur’ân ayetlerinden örnekler verir:165 1. İhsan Kara. Allah'ı inkâr mı ettin?"…]166 2. sonra nutfeden (spermadan) yaratan.arasındaki ilişkiye dair bu kadar ayrınt ılı bir değerlendirmeye rastlamasak da. İnsan Yayınları. havanın aslının ruhun aslının aslı. onun nefs’in aslı olduğunu söylemiştir. bunun bir parçası olarak aktarmışt ır.g. 27. Ona göre insanın asıl amacı olan tevhîde ulaşma yolunda latîfeler üzerinde yapılan murakabeler birer durak. Su (‫ﻖ‬ ٍ ‫[ )ﻓﻟﻴﻧﻇﺮ اﻻﻧﺴﺎن ﻤﻢ ﺧﻟﻖ ﺧﻟﻖ ﻤن ﻤﺎﺀ ﺪاﻓ‬İnsan neden yaratıldığına bir baksın! At ılan bir sudan yaratıldı. 1. haz. ahfâ latîfesininin hakîkat-i Muhammediyye ile aynı şey olduğunu belirttikten sonra. Ateş (‫[ )ﻮان ﻤﻧﻜﻢ اﻻ ﻮاﺮﺪهﺎ‬İçinizden oraya (cehennem) uğramayacak hiç kimse yoktur…]168 164 Seyyid Mustafa Râsim Efendi. 86/5-6 165 166 167 41 . s. latifeler üzerine murakabeyi. suyun aslının sırrın aslının aslı. insanı oluşturan beş cüzden (latîfeden) halk âlemine ait olanları açıklarken. ateşin aslının hafînin aslının aslı ve toprağın aslının ahfânın aslının aslı olduğunu söyler. Toprak (‫"…[ )اﻜﻔﺮﺖ ﺑﺎﻠﺬى ﺧﻟﻘﻚ ﻤن ﺘﺮاب ﺜﻢ ﻤن ﻧﻄﻔﺔ‬Sen. İstanbul 2008. 18/37 Târık. Yine o. eserlerinde murakabe-i ehadiyyet üzerinde uzunca durmuş. Tasavvuf Sözlüğü Istılâhât-ı İnsan-ı Kâmil.

rükû’ edenin hava gibi yeryüzü üzerinde olması ile hava. 2. zekât. İnsan vucûdunun yemek (topraktan gelenler ile beslenmek). şüphesiz cennet yegâne barınakt ır. a. Dağıstânî. 4. Namaz toprak. 79/40-41 Nisâ. Müridin kalbi üzerinde yapacağı murakabe ile ehadiyyettin kapıları açılır. s. rükû’. azameti ile ateş. Makāsıd-ı Sâlikîn. İslâm’ın beş şartından dördüne benzetilir. kuûd da toprak gibidir. 4/1 Dağıstânî.172 Bu dört unsurun nûrânî latîfelerle olan ilişkisi ise sonraki bölümde ele alınacaktır. hacc ise hava gibidir.4. 19/71 Nâzi’ât. s. Âlem-i Emre Ait olan Latîfeler Kalp Kalbin yeri sol memenin alt ıdır. içmek (su). Hava (‫[ )واﻤﺎ ﻤن ﺨﺎف ﻤﻘﺎﻢ ﺮﺑﻪ وﻨﻬﻰ اﻠﻨﻔﺲ ﻋﻦ اﻠﻬوى ﻓﺎﻦ اﻠﺠﻨﺔ هﻰ اﻠﻤﺄﻮى‬Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaşt ırmış kimse için. vücûda lazım olan harâret (ateş) ve nefes ile alınan (hava) olmaksızın yaşayamayacağ ı gibi. s. Zübdetü’l-Merâtib. 6. insanda ruh ve nefis gibidir. hayır ve hasenât ateş (hararet). Nefs (ٍ‫…[ )ﺨﻠﻘﻜﻢ ﻤﻦ ﻨﻔﺲ ٍواﺤﺪة‬sizi bir tek nefisten yaratan…]170 Dağıstânî’nin eserlerinde bu beş latîfeden dört unsur. 14. oruç su. insanın imanı da bu dört şart olmadan var olamaz. İslâm’ın şartlarından kelime-i şehâdet de. Bu latîfenin feyzinin çıkış yeri Zâtü’l-Baht’tan Rabb 168 169 170 171 172 Meryem. Makāsıd-ı Sâlikîn.171 Yine namaz da kendi içinde bu unsurları taşır. s.8. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd.]169 5. 42 . yeryüzü ile beraber bir inişte olan su. secde. Kıyâm.

Allah Teâlâ’nın vücuttaki halifesi gibidir. s. Âdemiyet de fiillerin tecellisinin mazharı olmuştur. 14. s. Zübdetü’l-Merâtib.a. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz.s. 34. Cenâb-ı Hakk’a en yakın olan latîfedir.e. Kalp işte bu şekilde fiillerin tecellisinin mekânı olur.176 b. Âdem (a.178 Rûh latîfesinin feyzinin çıkış yeri Zâtü’l-Baht’tan sıfât-ı 173 Dağıstânî.177 Yani ruh. 39. Dağıstânî. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd.173 Kalp latîfesi Âdemiyyetin gölgesidir. “ ‫ﻮ ﻤﺎ ﺮﻤﻴت اﺬ‬ ‫[ ”رﻤﻴت ﻮ ﻟﻜﻦ اﷲ ﺮﻤﻰ‬Attığın zaman sen atmadın. s. 35.isminedir. Rûh 175 ayetinde bu Rûhun yeri sağ memenin alt ı olmakla beraber mürid onu “dimağdan ibaret olan cebîninde” bulur. gereken şeyleri yok etme işlerini yerine getirir. “feyekûn” de. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’ttevhîd.174 Kalp. ondan da Âdemiyyet tecelli eder. 41-42. Enfâl. 174 175 176 177 178 43 .g. nebât ı bitirme ve öldürme (ölüyü kendi içinde yok etme) gibi sıfatlara sahipse. Rabb isminin tecellisi ile Hâlık ismi zâhir olur ve neticesinde Hâlıkiyyet. zira pek çok ilahi ismin tecellisi burada görülür ve Cenâb-ı Hakk’ın insanda tasarrufuna bir vasıtadır. sinirler ve damarlarla vücûda hayat verme. 14. Makāsıd-ı Sâlikîn. s. Dağıstânî. s. s. Dağıstânî. Feyzin varacağı yer ise müridin kalp latîfesidir. 14. s. ilâhî isimlerin gerektirdiği üzere tecelli eden fiiller ile bedende kaslar. Nitekim toprağın bu sıfatları kalpte de vardır. Makāsıd-ı Sâlikîn. kaynaklarda nefs-i nât ıkanın yeri olan iki kaşın arasındaki beyindedir. Âdem için “topraktan yaratıldı” ifadesi kullanılmışt ır.s. kalbine Hz. İnsanın aslı olan toprak nasıl hayat verme. Bu latîfeye fiillerin tecellisi vardır.)’a öğretilen isimlerin gölgesine bir ayna olur. Hayy isminin tecellisi ile eşyada hayat ın vücûd bulmasıdır. Rûh “kün” emridir.)’in nurlarının yansıdığı bir muhakkıktan (şeyh) müridin kalbine yansır. o da. Zübdetü’l-Merâtib. a. 8/17 Dağıstânî. Kalp. fakat Allah attı] durum görülür. kanı temizleme. 13-14. Muhammed (s. O gölge de. s. Makāsıd-ı Sâlikîn.

oradan İbrahimiyyet’e.e. şeyhten de müridin sırrına ulaşır. Tâhâ. 35. s. Zübdetü’l-Merâtib. 15. oradan onun tecellisi ile toprağa ve oradan da ateş unsurunadır. 14.e. Yine ruh da su gibi canlandırma ve ateşi söndürme sıfatlarına sahiptir. Enbiyâ. Fakat bu. imkân âlemindeki ateş gibidir. s.) ruhlar cihetinde bizim için baba (peder) mesabesindedir. Makāsıd-ı Sâlikîn. Musa (a. 14. Feyz buradan Hazreti Mûseviyyet’e. oradan şeyhin gölgesine ve oradan da müride.s. Sırrın feyzinin geçiş yeri Mûseviyyet’tir. a.183 Rûhun vücuttaki işlevi de.s.) nârî olduğu ve ancak su ateşi söndürebileceği için suya konduğu 179 Dağıstânî. 43. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd. a.179 Rûh latîfesinin feyzinin geçiş yeri İbrahimiyet’tir. s. sonra onu denize bırak”186 ayetinin hikmetini.180 Rûh “‫”ﻮﻤﻦ اﻠﻤﺎﺀ آل ﺷﺊ ﺤﻰ‬181 [Ve her canlı şeyi sudan yapt ık] ayetinin gösterdiği gibi. s.184 c. makamın ruhların sudûr ettiği yer olması hasebiyle bir benzetme gibi düşünülmelidir. 21/30 Enbiyâ. imkân âlemindeki su gibidir. Dağıstânî. 20/39. zira bu makam ruhların makamıdır. Ahmed Hüsâmeddin “Mûsa’yı sandığa koy.e. zira her canlıda ruh da mevcuttur. Feyz buradan Hayatiyyet’e. 36-37. Dağıstânî. s.g. s. Zübdetü’l-Merâtib.subûtiyyeden olan Hayy isminedir. a. s. Makāsıd-ı Sâlikîn. İbrahim (a. 21/69 Dağıstânî. mertebe-i ehadiyyetten Hâlık ismine. Nitekim ayette Allah Teâlâ ateşe “‫ﺎ ﻋﻟﻰ اﺑراهﻴﻢ‬ ً‫”ﻴﺎ ﻧﺎﺮ ﻜوﻧﻰ ﺒرﺪا وﺴﻼﻤ‬182 [Ey ateş. ruh latîfesi ile ulaşır. S ır Sırrın yeri sol memenin üstüdür. 51. İbrâhim’e karşı serin ve selâmetli ol] buyurmuştur. Sır latîfesinin feyzinin çıkış yeri.g.185 Sır. 14-15.10. 180 181 182 183 184 185 186 44 . 50. Dağıstânî. s. hayat ve çeşitli rûhânî halleri tehyiedir.g. oradan onun gölgesi olan şeyhe. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd. s.

Hafî latîfesinin feyzinin çıkış yeri Zâtü’lbaht’tan sıfât-ı selbiyyedir. 15. 15-16. 43. Yine Musa (a. Nitekim yarat ılış dört çeşittir. bizim için gizlidir. 15. a. Âdem (a. 191 Hafî latîfesinin feyzinin geçiş yeri Îseviyyet makamıdır.e. Onun beşeriyetle ilgisi annesi tarafındandır. İsa da diğer beşerden farklıdır. Nitekim ruh da kalbin sırrı. Yine onun için suda yürüdüğü rivayet edilmiştir ki. s.)’ın yarat ılış ı. Feyzin hafîye ulaşması. Ahmed Hüsâmeddin. Makāsıd-ı Sâlikîn.) “Size ondan bir ateş getiririm”187 demiştir. 53. Dağıstânî.190 Havanın dört unsurdan suyun sırrı olduğu gibi. Selbî sıfatlar. Îsa (a. Allah Teâlâ’yı sâir mahlûkat ın sıfatlarından tenzih etmek olduğu gibi. 37-38. s.g.s. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’ttevhîd.s. Dağıstânî. Hz. 52. Dağıstânî. oradan onun gölgesine.194 e. Hz. s. beden toprağın sırrı ve toprak da Rabbü’l-erbâb’ın sırrıdır. 43.şeklinde yorumlar.e. oradan da müridin hafîsine ulaşır. feyzin çıkış yeri olan selbî sıfatlarla alâkasını gösterir. Hafî Hafînin yeri sağ memenin üstüdür.)’ın sırf melekûtî olduğunu söyleyerek. 37.193 Hafînin vücuttaki işlevi. havada da yürürdü denilmiştir.e.s. Hz. İbrahimiyyet’in yani rûhun sırrı olup. Dağıstânî.s.188 Sırrın vücuttaki işlevi bilgi ve ilim üretmektir. fikir üretme ve dönüştürmedir.e. Îsa (a.g.192 Hafî halk âleminden hava gibidir. 53. Zübdetü’l-Merâtib. Hz. hafî de rûhun sırrıdır.g.)’ın yarat ılışı.189 d. a. bunun. Hz. s. Bütün bunlar sırrın ateş ile ilişkisini anlatmaktadır. 191 192 193 194 45 . Îsa havaya yükselmiştir. a.g. s. s.s. rûhun seyahatinde şuhûdî imkân âlemine olan kavsının nihayetidir. s. Makāsıd-ı Sâlikîn. s.)’ın yarat ılış ı ve bizim yarat ılışımız. s. Dağıstânî. Makāsıd-ı Sâlikîn. Dağıstânî. 28/29 Dağıstânî. Bu açıdan hafî latîfesi de. a. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd. Nitekim Hz. Feyz buradan Hazreti Îseviyyet’e. yakîni artsa. Havva (a. kalp bedenin sırrı. s. Ahfâ 187 188 189 190 Kasas.

oradan mertebe-i ubûdiyyet-i kâmiliyyeye doğrudur. Zâtü’l-baht’tan mertebe-i ulûhiyete. Ubûdiyyet-i kâmiliyye. Dağıstânî.g.s. Kalp. 197 Her bir latîfenin dört unsurdan birine mukabil olması gibi. Makāsıd-ı Sâlikîn.198 Ahfâ nefse en yakın olan latîfedir. s. a. 54. Zira emir âlemine ait olması yanında. LATÎFELERİN KUR’ÂN AYETLERİNİN YORUMLANMASINDA KULLANILMASI 195 196 197 198 199 200 Dağıstânî. Feyzin akışı ise.196 Ahfânın feyzi. 42-43. 38-39. âlem-i halktan şuûnât-ı sıfâtiyyeyi ve âlem-i emrden şuûnât-ı vücûdiyyeyi kendinde toplayan bir şe’ndir. a. s. feyzin geçişi de Hz.a. feyz buradan onun gölgesine gelir ki. oradan külliye-i Muhammediyye’ye.e.g. s. 54.199 Ahfânın vücuttaki işlevi sır ve hafîden peyda olan akledilir şeyleri harice çıkarmakt ır. s. Bu şekilde yarat ılış âlemine en yakın olan latîfe de ahfâdır.e. kalp bâtın. bir tarafı bât ındır. 43. şe’nü’l-câmî’ makamından gelir. o gölge de ibadetle emirdir. Kalp evvel. s.e. Zübdetü’l-Merâtib. bir tarafı zâhir. o da tüm şe’nleri toplayan evsâfa sahip olduğu için “kābe kavseyn”e mazhar olmuştur. Bu sebeple de ahfânın yeri vücûdun ortasındadır.a.g. a. a. ahfâ da bu dört unsuru kendinde toplayan nefs-i nât ıka mukabilindedir. 15-16.s. a. Nitekim Hz.g. Muhammed (s. s. halk âleminden nefse nâzırdır.e. Dağıstânî. ahfâ zahirdir.200 B. Muhammed (s. Muhammed (s.a. ahfâ kābe kavseyn olup.195 Ahfâ latîfesinin çıkış yeri. bize en uzak ve sırf bât ın iken.Ahfânın yeri insanın vasatıdır. Dağıstânî. 54.s)’in vücûdudur. Hz. Dağıstânî.) de şe’nü’l-câmî’dir. Cenâb-ı Hakk’a en yakın.g. ahfâ âhir.e. Ondan sâdır olan mucizeler de hem zahir hem bat ını kapsamaktadır. s. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd.) aracılığıyladır ki. 46 . Dağıstânî. s. nefse müteveccih ve onun maddesidir. 16.

ayetleri yorumlarken de latîfeleri kullanır. murâkabe-i ehadiyyetin kaynağının. Yukarıda benzeri açıklamalar geçmiş olsa da. diğerlerinden soyutlanmışt ır. “‫[ ”ﻟﻢ ﻴﻟﺪ‬Doğurmadı]204 Bu ayet zâtın şuunât ıdır ve sırra menşe’ olup. Çünkü ruhta da bedene ihtiyacı olmaması dolayısıyla samedâniyyet. 20-22. 4. Müellif. Zira sır da.Ahmed Hüsâmeddin. 112/4 Bakara. İkinci 201 202 203 204 205 206 207 Dağıstânî. İbrahim (a.a. “‫[ ”وﻟﻢ ﻴﻮﻟﺪ‬Ve doğrulmadı]205 Bu ayet selbî sıfatlardır ve hafîye menşe’ olup. 3. Muhammed (s.g. ahfâ da onun mevrididir. 112/1 İhlâs. “‫[ ”ﻘﻞ هﻮ اﷲ اﺤﺪ‬De ki. Ahmed Hüsâmeddin’in bir diğer yorumunu. Allah Teâlâ’dan ölülerin nasıl diriltildiğini öğrenmek istemesine dair ayetlerde görüyoruz.)’ın.)’e has olup. a. bazı müstakil yorumları bu bölüme almayı uygun gördük. 112/3 İhlâs. Ayetlerin latîfeler ile yorumlanmasının bir örneğini İhlâs Sûresi’nin açıklamasında görüyoruz. “‫[ ”ﻮﻟﻢ ﻴﻜﻦ ﻟﻪ ﻜﻔﻮا اﺤﺪ‬O’na bir denk de olmadı] 206 Bu âyet şe’nü’l-câmî’ ve ilim makamıdır.207 Ahmed Hüsâmeddin’ göre bu kuşlardan ilki Hayy sıfâtının İbrahimiyyet’in hayat unsurlarını terkibi üzerine aks etmesidir. 2/260 47 .s.e.s. “‫[ ”اﷲ اﻠﺼﻤﺪ‬Allah eksiksiz. İhlâs Sûresi’nin nuru olduğunu belirttikten sonra sırasıyla ayetleri şöyle yorumlar:201 1. latîfeleri açıklarken Kur’ân ayetlerinden örnekler verdiğ i gibi. 5. Bu ayette Allah Teâlâ Hz. rûh da onun mevrididir. 2. 112/2 İhlâs. s. zâtının şuûnât ı olarak zuhûr etmiştir. Hz. Zira var olan her şeye Hayy ismi ve İbrahimiyyet makamı üzerinden bir ruh ve hayâtiyet tecelli etmiştir. O Allah bir tektir]202 Bu ayet fiillerin tecellisinin sırrı olduğu için kalbe menşe’dir ve kalp onun mevrididir. İbrahim’den dört kuş alarak onları parçalamasını ve dört dağın üzerine koymasını ister. mevcuttur. Bu makam Hz. Ahfâya menşe’ olup. sır da onun mevrididir. 112/3 İhlâs. İhlâs. hafî de onun mevrididir. sameddir]203 Bu ayet subûtî sıfatların sırrıdır ve rûha menşe’dir.

e.208 Çalış mamızda Kur’ân ayetleri ile latîfeler arasında benzer şekilde ilişki kuran bir esere rastladık.y. Dördüncü kuş ise. Eserin müellifi belli olmayıp. Süleymaniye Kütüphanesi. sağ memenin alt ında mülâhaza olunan rûh üzerine aksidir. s.kuş.y. [y.]. a.g.] [t. Hacı Mahmud Ef. Üçüncü kuş.209 208 209 Dağıstânî. 35-36.. sırrının mahall-i vürûduna aksidir o da hâricî vücûd ile zihin arasında olan râbıtanın nisbetidir. [y.3 nr. 48 .]. Fatiha Sûresi ile yedi latîfe arasında kurulan ilişkiyi konu edinmektedir. 297. bu hayâtiyetin kudretinin cisim üzerine aksidir. 003192.y. 10 vr. Letâif-i Seb’a.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ZÜBDETÜ’L-MERATİB METNİ 49 .

Nitekim Allah Teâlâ Hazretleri birdir. ibâdın ef’âli.i akaiddir. İstitaat fiil iledir. İlm-i hâlde ehemm ve elzem olan da ilm. ilim. basar. Cisim. Bir şey ile muttasıl veya munfasıl değildir. Zâtı ve sıfât ı ile kadîmdir. Hakîmdir. Haram da rızkdır. araz ve musavver değildir. melâike veya nâssın kelâmının nev’inden değildir. hayır ve şer hülasa her şey Cenâb-ı Hakk’ın halkı ile hadistir. Teklifin sıhhati üzerine itimad olunur. Mütekellimdir. Kul hayır veya şerden en murad ederse Cenâb. Sevap Allah Teâlâ’nın fazlıdır. Üzerine bir şey vacip değildir. Cenâb-ı Hak için mekân ve cihet yoktur. Bir kimseden doğmadı ve kendisi de doğurmaz. Bunlar tabiata haml olunmaz. Onun üzerine zaman icra olunmaz ve bir mekâna nispet edilmez. kudret. İlm-i hâl ve amelinin keyfiyetini bilmek her bir müslim ve müslime üzerine farzdır. Onunla sevap veya azaba müstehak olurlar. Zira tabiat da Cenâb-ı Hakk’ın halkı ile vücûd bulur.ı Hak onu halk buyurur velâkin şerre rızası yoktur. ıksat ve tekvîndir. Bu da Allah Teâlâ hazretlerine iman ve itikad etmektir. Bu âlemin bütün eczâ ve sıfât ı. sem’. Kabir azabı küffâr 50 . Mesafenin sübûtu ve gözün şuâıyla görülmez. Bunlar da hayat. Cenâb-ı Hakk’ı rü’yet ancak kalbde olan iman nuruyladır. Enbiyâlar umûr-ı dîniyye ile iştigal ederek dîn-i hakkı ve tevhidi ızhar etmek. Cenâb-ı hak’tan adldir. İktidarının haricindeki şey ile mükellef değildir. akâid-i uhrevîyi tashîh ve halkı umûr-ı ahrete teşvik etmek için ba’s olunmuşlardır. iradet. aklen caizdir. Ru’yetullah naklen vacip. Teklifin sıhhati de âlât ve esbâbın selâmeti üzerinedir. Kullar için ef’âl-i ihtiyarîyye vardır. cevher. [2] Ancak kelâm-ı kadîm Cenâb-ı Hakk’ın kelâmıdır. Hiçbir ciheti yoktur. Maktûl de eceli ile ölür. Dilediğini yapar.ZÜBDETÜ’L-MERÂTİB METNİ ‫ﺒﺳﻢاﷲاﻠﺮﺤﻣﺎناﻠﺮﺤﻴﻢ‬ Bismillahirrahmanairrahim Umûr-ı dîniyyenin ehemm ve elzemi ilm-i hâldir. Kul vüs’atinde olan şeyi yapmakla mükelleftir. Zira imanın bina ve esas ı itikad üzerinedir. Kelâmı. İkāb. Başka hâlık yoktur.

İlm-i hâlin en mühimmi itikattan sonra amel-i salih işlemektir. kitap. Amel-i salihin de en güzidesi şurût-ı İslâmiyye’dir. Cennet ve cehennem mevcud ve elân bakîdir. Bu iki şehadet kelimesi beden-i insanda ruh ve nefis gibidir. [4] bu da “Lailâhe illallah Muhamedu’r-Rasûlullah” demektir. Bu dört emir. deccâlin dâbbetü’l-arzın. [3] vezin. Risaletpenah Efendimiz bize kıyamet günüden. oruç. havz. amel iledir. su mesabesindedir. tarif ile değil. Ve kalbi müşevveş olur. Namaz kılmayan kimsenin tarikattan bahsetmesi caiz değildir. zekât ve hac olmaksızın vücûd bulmaz. A’sârın şerefi ilim ile ilmin şerefi amel ile amelin şerefi cemaat ile cemaatin şerefi de ittihad iledir. ahiretin lahdini teşkil eder. hüsn-i ahlâka. Münker ve nekir suali. İkincisi namaz kılmak. Rasûlullah’ın şefaati ve hayırlı kimselerin şefaati büyük günah işleyenler içindir. Ba’dehû Cenâb-ı Hak ilim ve kudretiyle dilediği yerde urûc ettirmiştir. 51 . dört unsur gibi iman vücûdunu. Din. ye’cüc ve me’cücün zuhurundan ve şemsin mağribden tulû’unu haber vermiştir. Mi’rac Rasulullah’ın şahsına yakaza hâlinde Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya kadardır. Amel de akıl ile bilinmez. Umûm-ı nâsın kalbleri kitab ve sünnet ile bir olursa ittihad husûle gelir. İster mezkûr İster mensî olsun cümlesi hakt ır. sadaka vermek insanın hararet-i garîziyyesi mesabesindedir. Onu ancak vahiy ile irsâl olunan Rasûl ve inzâl olunan Kitâb ile bulmak mümkün oldu. müstakîm etvâra sevk eder. dördüncüsü zekât vermek. Namaz. Bunların keyfiyet-i vücûdunu biz bilemeyiz. sırat. İnsanın harâret-i garîziyyesi.içindir. Kitab akıl ile olaydı risaletten olan garaz fevt olurdu. Nitekim abdest almak namazın kıyamına delil olduğu gibi namaz kılmak da tarîkimizin şart ındandır. beşincisi hac etmektir. hava ve hararet olmadıkça yaşayamadığı gibi insanın imanı da namaz. Nitekim insanın bedeni yemek. içmek. Zekât ve hayır ve hasenat. hava mesabesindedir. Evvelkisi kelime-i şehâdet. Oruç. ba’s. Onlar ehilleriyle fena bulmaz. üçüncüsü oruç tutmak. İslâm’ın şartları da beştir. insanın imanının gıdasıdır. Bazı asi müminler için de olur. Namaz insanın zahirini fahşâ’ ve münkerden muhafaza ettiği gibi oruç da insanı. zayıfladığı vakitte de dinde hatarât zuhura gelir. Hacc’a gitmek.

kıbleye müteveccihen beş vakit namaza durmakt ır. Bana mahsustur. Ben âlemin Rabbisiyim. gönlünüzden masivayı çıkarınız. Sizi yoktan var edip huzurumda divan durduran benim hidayetimdir. Allah’ın huzurunda durmak için sana bahane ancak namazdır. Faidesi çoktur. fena düşüncelerden halkın hakkında tecavüz etmekten muhafaza eden bir hısn-ı hasîndir. evliya ve enbiyalarına onu ihsan etmişsindir. Abd ikinci Fatiha ve zamm-ı sureyi okuduktan sonra iftitahdadır. Rabbinizin huzuruna sizi davet eden müezzin -Hayyâlessalâh. Ey sâlik-i Hakk! Namazın faidesi seni fena fikirlerden. Dünyada cemî’ mahlûkāta rızık ve hayat verir ve öldükten sonra bana iman edip peygamberimi tanıyanlara cennet ve cemâlimi gösteririm.Havası vahîm mukassî yerlerde oturmak insanı vücûddan düşürüp helâkına sebep olduğu gibi kıbleye müteveccih olmayıp [5] istediği tarafa namazı kılmakta zındıklara müttebi’ olmuş olur. C: Ne istersin benden? K: Sırat-ı müstakîme. Din kazanınız [6] öldükten sonra elinize geçmez. Cenâb-ı Hakk’ın kullarını huzuruna davetidir.” “Kul da ya Rabbi Sen benim Rabbimsin. 52 . Ey azîz! Allah’ın kulu ile beyninde olan muamelât bu yolda olduğu için sen hemen namaza devam et. İbadetimi ancak Sana tahsis ettim.” Cenâb-ı Hak da senin bana ibadet etmeğe iktidârın var mıdır kulum? sualine: K: Ya Rabbi Sen inayet edersen olur. Bugün din günüdür. Ben bugünkü günde dine mâlik olan kimseleri severim. İkinci rükû’ tekbirine ulaşırsa o zaman rek’ata ulaşmış olur.dediği vakitte hemân necâsetten hadesten taharete mübaşeret ediniz. K: Ya Rabbi bize şu sırat-ı müstakîmi göster ki. İster cennet ister cehennem olsun hepsi benimdir. Güzelce abdest alınız sonra camiye giderek imama iktidâ’ ediniz. beni doru yola hidayet et. Tekbirden sonra “Elhamdülillah” dediğinizde Cenâb-ı Hakk diyecek ki “Bu hamd bana karşıdır. “Semiallahulimen hamide” dediği vakit de rek’atın savabına ve kavamete ulaşmış olur. C: Her yer bana doğru gelir. “Allâhu ekber” dediğinizde. Kavamet ve secde rek’attan değildir. Dinin nesîmi olan bir unsur-ı kâmili de hacca gitmek. Niyet-i hâlise ile Rabbinizin huzurunda keene-hû sizi görüyor gibi huzur-ı tâm ile saff-beste-i dîvan durunuz.

kuudda da –Muhammedu’r-Rasûlullah-a işarettir. Kim ki oruç tutar. Diğeri Allah’ın emrini tutup da o vazifeyi icra ettim diye kesb ettiği ferahıdır. kuûd hâlinde de ey bizim peygamberimiz sana ve sana tâbi’ olan mümin kardeşlerimize selam ederiz kavl-i şerifi. Sonra fırsat eline geçmez. Cenab-ı Hakk (Oruç Benim içindir ve onun karşılığını Ben veririm) buyurmuşladır. Burada iken Allah ile buluş. “ ‫ﻗﺎل‬ 53 .Secde iki türlüdür. Yani yememek ve içmemek benim şânımdandır. Ey azîz-i muhterem: Biraz da oruçtan tafsilât verelim. Kıbleye müteveccihen oturur. Sen O’na muhtaçsın. Huzur bulmayacak olursa yetmişe kadar istiğfara devam eder. Birisi kavame diğeri ka’de secdesidir. Cenab-ı Hak bir rekâtta her iki feyzin cereyanını ümmete ihsan ediyor. zihninde bulunan avârız ve havât ırın cümlesini sedd için yirmi beş kere istiğfar eder. Namazın kıyam hâli huzur-ı Rabbü’l-âlemîne taalluk ettiği gibi ka’de [7] hâli de huzur-ı Rasûlullaha taalluk eden tarafıdır. Onun için “Esselamu aleyküm eyyühennebiyy” denir. İnsanın ahlâkı güzel olursa onun halk içinde hürmeti de ziyade olur. Oruç tutmanın faidesi ise insanın ahlâkını güzel yapmaklığıdır. Ey tâlib-i Hakk! Amel-i sâlih ile Rabbine kurbiyyet peydâ etmeğe [8] çalış. Biz bu kadarla iktifâ ediyoruz. mukabilinde ona ihsanım likāmı göstermektir. 1. Allah’ın sana ihtiyacı yoktur. Huzûr-ı tamâm olmak için bir halvet ihtiyar eder. Allah Teâlâ için iki rekât namaz kılar. Cenâb-ı Hakk bu mezkûrât ı ityân eden kuluna cennât-ı firdevsi vermekle tebşîr buyurmuştur. Oruç tutanlar için iki ferah vardır. Fırsat ı fevt etme. Zikr ile İştigâl Bir zâkir zikr ile iştigal murad ettiği vakit evvelce abdest alır. Sair a’mâl-i sâlihanın elbette Allah ile senin aranda husûle getireceği büyük menâfi’ vardır. Birisi iftar vaktinde nefsine mahrum olduğu nimetleri verdiğinden dolayı kesb etmiş olduğu nefsin ferahıdır. Amel-i sâlihe mübâşeret ve mübâderet et. Kıyamda sana ibadet eder senden inâyet isteriz dendiği gibi. tevhidin iki şehadet kelimesinin kıyamda Lailahe illallah.

Fât ıma radıyallâhu anhâ hazretleri: ‫”اﺤﺪ ﻧﻆﺮى اﻠﻰ ﻮﺟﻪ اﺑﻰ ﻓﺮأﻴﺖ ﻧﻮرا ﻳﻠﻤﻊ ﺑﻴﻦ ﺟﺑﻴﻧﻪ ﻓﻳﻧﺘﺷﺮ ﻣﻨﻪ ﻓﻘﺎﻞ هو ﻧور اﻹﺴﻼﻢ‬ buyurmuşlardır.Şeyhinin kalbinden kendi kalbi üzerine nur teâküs eder gibi mülâhaza etmeli. Edeb 57 Bu şahıs Seyyid İsa el-Ahrar olup. buyurdular. Daavât 3 Ayrıca bk Tirmizî. bir “Fâtiha-i şerîfe” on adet “salavât-ı şerîfe” bir defa “Elem neşrah leke” sûre-i celîlesini üç adet “İhlâs-ı şerîf”. pederimin yüzüne dikkatle baktım. rabıta.” Ebu’l-Avn211 hazretleri rabıtanın sıhhati ehl-i beyt-i Mustafa’nın silsilesine caizdir buyurmuşlardır. Bunun için bir vasıta lazımdır. Hâlâ meşâyıhın serpuşları üzerine dikilmiş olan “gül” de buna işarettir. Ma’ruf Kerhî hazerâtı gibi zevât-ı kirâma birer parça verdiler. Vasıta Allah ile ibâdı beyninde feyzin cereyanı salih olmak “içindir.‫[ ”ﻗﻠﺑﻲ اﺴﺘﻐﻔراﷲ آﻞ ﻴﻮﻢ ﺴﺑﻌﻴﻦ ﻤﺮة‬Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’dan beni bağışlamasını diler. Bana iman edenlerin nurudur. Onlar da başlarının üzerine dikerek kendilerini ehl-i beyte dâhil olmuş addettiler. Cüneyd-i Bağdâdî. doğum tarihi 384’tür. Kalp. Nebî aleyhisselâmın mübâhele ayetinin nüzûlünde başları üzerine [10] örtündüğü abayı Caferü’s-Sâdık Hazretleri parçalayarak müntesiplerinden Bayezid Bistâmî. zikrdir. sair ümmette de görmek gibidir. tövbe ederim]210 hadîs-i şerifi bunu irâe eder. doğum yeri Dağıstan’da Rükkân köyü. Şüphesiz onların kalplerine vâsıl olur. Ve o nur da nâssın kalpleri üzerine intişar ederken gördüm. O nurun orada cereyanını görmek. tekrar on defa “Salâvat-ı şerîfe” bir “Fâtiha” kıraat eder ve sonra kalbi ile meşgul olur. künyesi. Ba’dehû. Bunlar da kalp. Pederimden o nuru sual ettim. 54 . Tefsîru sûre (47) İbni Mâce. Mürid o manzaradan kalbini bir kandil şeklinde ve o kandilin vasatında iman nuru lemeân ediyor gibi mülâhaza etmeli. 210 211 Buhârî. Ma’nâ-yı şerîfi. İki kaş ı arasında bir nur lemeân ediyor. Rabıta. Ebu’l-Avn.sol memenin alt ında olup oradan müride bir manzara vardır. [9] Bir zâkirin üç şeye vukûfu lazımdır.

sözünde hakkıyla sadık olmakt ır. Tarîkat-ı mûsilede taklit caiz değildir. Cenâb-ı Hakk kullarına müstahliftir. Nereye gidiyorsun denildiği vakit ben Rabbime gidiyorum bana hidayet eder demeli. şeyhin hafîsinden müridin ahfâsına. 2. kısm-ı âharı kesîfi zulmânîdir. İnsana ziynet veren cemâl. Bu makamda ervah-ı enbiyâ suver-i cemîlede temessül eder. Halkın hakkına tecavüz etmeksizin hüsn-i muâşerette bulunmalı. Hazreti Muhammed’in ehli olmayan Cenâb-ı Hakk’ın da ehli değildir. hafî. yeşildir. mâ. Aleyhinde söylenen sözlere sabretmeli. Tarikatın âdâb ve hakāyıkı hüsn-i ahlâkın iktizâsı haysiyetindedir. ahfâdır. arşın fevkinde olup âlem-i halk ise arşın taht ındadır. Bu da kevnin vücûdunu kucaklar. şeyhin kalbinden müridin ruhuna. şeyhin ruhundan müridin sırrına. Bu Bâb Letâif ve Keyfiyet-i Zikri ve Merâtibini Hülâsaten Beyân Eder Allah Teâlâ Hazretleri Âdem aleyhisselâmı on eczâdan halk etmiştir. Fırsat ın fevtinden. sır. Evvelki kısım olan âlem-i emr. Nazar-ı basîretin inkişâfına kadar zikre devam etmeli.Ca’ferü’s-Sâdık hazretleri bu abadan bir parça vermekle onlara izin verdi ve bunlara şeyh-i me’zûn denildi. Letâif-i mezkûrenin keyfiyet-i iştigâli misl-i sâbıkta geçen zikrin iştigâli gibidir. ruh. Hazreti Muhammed aleyhisselâmın cebîn-i şerîflerinden vârid olan nur şeyhin kalbine. Onların amellerine nazar eder buyurmuşlardır. Bâtınınızı envâr-ı ma’rifet ile tezyin ediniz. Hâriçten bir vücûd ile değidir. diğer beşine de âlem-i halk denilip. ziyâından hazer ediniz. Bu on eczâdan beşine âlem-i emr. şeyhin sırrından müridin hafîsine. şeyhin ahfâsından 55 . Bu da makām-ı hidâyetin evvelidir. Onun indinde sâdır olan ezâyı imâte etmeli. kısm-ı evveli latîf-i nûrânî. hevâ. Zulmânî olan beş kısım [12] türâb. Risâletpenâh Efendimiz. Muhabbet umûr-ı hayâliyyedendir. nâr. Bir kimse bi hasebi’l-vilâye peygamberi makamında rü’yet edemezse o ümmette ne safa tasavvur olunur. Hadiste vârid olduğuna göre bir kimse Rasûlün eserine iktizâ ederse Peygamberimizin [11] vâsıl olduğu makama vasıl olur. dünya tatlıdır. nefistir. Kemâl-i sıdk ile işi görmektir. Bu da emrin haricinde kitabın sünnetiyledir. Bu ru’yet kalben ve ilmendir. Letâif-i nûrânî olan beş kısım kalp. Bunun için tevehhüme itibar olunmaz. Kalbini rezâilden tahliye etmeli.

Nurunu sadrı üzerinde şu surette yazılı müşahede eder. uyku. şeyhin latîfetü’n-nefsinden müridin letâifü’l-letâifine ve şeyhin letâifü’l-letâifinden müridin cemi’ cesedine vârid olur. Ucb da a’zam-ı hicâbdandır. ihtimaldir ki. Havat ırın azalmasına da riâyet eder. Ru’yetin şart ı da. Bu Bâb Menâzil-i Tevhîdin Nefy ve İsbât Merâtibi Beyânındadır Alâyık ve avâyıkın inkıtâ’ından sonra mürid zât ı ile teferrüd eder vücûdu da bâkî kalmaz. evhâm-ı hayâliyyeden olsun yahut Cenâb-ı Hakk onu irşad için nefsine ilim suretinde göstermiştir. Hayal iki nev’dir. vehim ve hayaldir. Birisi ilham-ı hayâliye diğeri evhâm-ı hayaliyedir. Nefy ü isbât ın zikri ile iştigâl etmeyi murâd eden bir zâkir lisanını ittisâ’dan muhafaza eder. Eğer müsavi [13] tutmazsa ucb vâkı’ olur.müridin latîfetü’n-nefsine. Yalnız ferd ve me’lûh olan Allah Teâlâ kalır. Ru’yetin Sıhhatinin Şartı Ru’yet şarta muvâfık olursa vahiy ve ilham kabilindendir. Kâmil olan bir şeyh kendi nefsini müridin nefsi ile müsavi tutar. 3. 56 . Eğer kitaba muhalif olursa amel olunmaz. 4. Bu ru’yet. Bir kimse filan şeyhi rüyada haram yerken gördüm dese o kimsenin gördüm demesiyle onun fenalığına hükmolunmaz.

Mecrâ-yı zuhûru da muhakkıkînin kalbinden in’ikas eden nurdur. Yahut sedene-i hayât ile cemî’ cevârihini ihâta ve istîâbıdır. “Hâlık” ismi zuhûr etmesi için Rabb tecellî eder. Zılâl-i esmâya mün’akis olur. 6. O hayata o kudret ve neş’eye aks 57 .5. Zira mertebe-i ehadiyyet Rabb’in sıfât ının müntehâ-yı urûcudur. Feyzin menşei “Rabb” ismidir. O zilâl de muhakkıkların kalbinden müridin kalbine varid [14] olan feyzin in’ikasıdır. Ruh “kün” emridir. Vücûdunda bir yer var mıdır ki orada hayat olmasın. Murakabe-i Ehadiyyet Mürid hayalinde tecelli eden şeyi mülahaza eder. Meselâ “Hâdî” sıfât ının urûcu ehadiyyete kadardır. “Feyekûn” Hayy isminin eşyaya vürûd ederek cisim ve hayata nâiliyetle bir vücûd iktisâbının tekevvünüdür. Hâlıkıyyetin tecellisi için de Âdemiyyet zuhûr eder. Murakabe-i Rûh Hakikat-i haysiyette dimağ ruhun arş-ı münîridir.

Zâtü’l-Baht’tan vârid olan feyzin mevridi sıfât-ı subûtiyyeden “Hayy” ismidir. 9. Türâbın mahall-i zuhûru da hazretü’l-esmâdadır. Mürîd sırrını o mahalde mülâhaza eder. Oradan hazreti Îseviyyete. Nüfûs-i külliye ibadet emrini 58 .eden ruhtur. Türâbdan nâra akseder. Feyzin mevridi de müridin ahfâsıdır. İnsanın menşe-i feyzi âlem-i emrden cemî’ şuûnât-ı vücûdiyyeden şânü’l-câmi’dir. Keyfiyet-i vürûdu da mertebe-i ulûhiyettendir. Mevridi hafînin mahallindedir. hazreti Îseviyyetten de şeyhinin zılline vârid olur. Bu da evvel-i emirde eşyaya esmâ nüzûl etmezden evvelki emrin evvelidir. O da rûhun sırrıdır. 8. Mûseviyyetten de şeyhin zılline aks eder. Ubûdiyyet-i kâmile mertebesi de Muhammed aleyhisselâmın vücûdudur. İbrahimiyyetten hayat şeyhin zılline teâküs eder. Sırrın feyzinin menşei de Zâtü’l-Baht’tan türâba kadardır. Şuûnât-ı sıfâtiyye de âlemü’l-halktandır. O da ibadet ile emirdir. Murâkabe-i Hafî Feyzinin menşei Zâtü’l-Baht’tan sıfât ı-ı selbiyyeye kadardır. Muhammed aleyhisselâmın vücûdundan da zılline vârid olur. Murakabe-i sırra [15] teâküs eden şuûnât şuûnât-ı zâttır. Fakat bât ını hayâl üzerine hafîdir. Hayatın med’uvvu da İbrahimiyyettir. Onun med’uvvu da Mûseviyyettir. 7. Murakabe-i Ahfâ İnsanın sûret ve eşkâli zâhir ve âşikârdır. Nârdan da med’uvvuna aks eder. Şeyhin zıllinden müridin cesedine ruhu tarîki ile vârid olur. “Hayy” isminden de hayat ın med’uvvuna varid olur. Ulûhiyyet mertebesinden [16] külliye-i Muhammediyyeye vârid olur. Basar üzerine ahfâdır. Şeyhin zıllinden de zâkirin sırrına vârid olur. Feyz şeyhin zıllinden de vücûdu keyfiyeti ile kevnin mezâhirinden zâkirin hafîsine vârid olur. Murakabe-i Sırr Sırrın mirsadı sol memenin fevkindedir ki oradan tarassut edilir. Bunun mevrid-i feyzi ruhun mahallinde mülâhaza edilir. Külliye-yi Muhammediyyeden de ubûdiyyet-i kâmile mertebesine vârid olur.

Haşr. Fakat nehiyden emre rücû’ eder. Allah'tan korkun. hikmet sahibidir. Zâhir eşyaya ma’kûs olan da külliye-i müstevliye-i mütesaddıkadır. (Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. Yani âleme mürsel olduğunu irâe eden bir risâlettir. O vakit nefis rücû’ etmez. 59 . ahfâdır. Emrin menşei de Zâtü’l-Baht’tır. Bu ahsenü’l-hadîs Rasûlün isti’dâdına yani mahall-i nüzûl-i vahye bir şuûnât-ı ilmiye ile atâ’-yı sıfât ın vürûdudur. Ef’âl matla’-ı nefse bâliğ olduğu vakitte onun üzerine [17] “‫[ ”وﻤﺎ ﺗﺷﺂﺆﻦ اﻻ اﻦ ﻴﺷﺂﺀ اﷲ‬Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz.)]212 emri varid olur. Zira kitabın mertebesi vücûd ile emrin urûcunun müntehâsıdır. 59/18.istikbâl etti. (çünkü Allah. Nüfûs-i külliye de zâhir eşyadır. Nitekim hadîs-i şerîfte “ ‫اﻻﺤﺴن ان‬ ‫[ ”ﺗﻌﺑﺪ رﺑﻚ آﺎﻧﻚ ﺗراﻩ ﻓﺎن ﻠم ﺗآن ﺗراﻩ ﻓﺎﻧﻪ ﻴراﻚ‬İhsan senin Allah’ı görüyor gibi O’na 212 213 İnsan. 10. 13. 11. hafî. Murakabe-i Ef’âl Bâb-ı irâdetin inkişâfının miftâhıdır. Murakabe-i Maiyyet Ubûdiyyet bâblarının inkişâfının miftahıdır. 12. Zâkir o vakit ahsenü’l-hadîsi görür. yapt ıklarınızdan haberdardır)] 213 hitabı vârid olur. Murakabe-i Kelâm Kelâm ebvâb-ı kitabın miftahıdır. yarına ne hazırladığına baksın. Emir matla’-ı nefse bâliğ olduğu vakitte onun üzerine “İrci’î” emri vârid olur. Murakabe-i Vücûd Sem’ ve basarın inkişâfının miftahıdır. 76/30. Meded matla’-ı nefse bâliğ olduğu vakitte onun üzerine “‫([ ”ﻮ ﻟﺗﻨﻈر ﻨﻔﺲ ﻤﺎ ﻗدﻤﺖ ﻟﻐد ﻮ اﺗﻘﻮا ﷲ‬Ey iman edenler! Allah'tan korkun( ve herkes. Mevridi sırr.

5. Zâtü’l-Baht’tan vârid olan feyz tecelli-i ef’âle. Zira müstemi’ bir şey iş ittiği vakitte evsâf-ı mahsûsası tamam oluncaya kadar hayal hazinelerinde cam’ eder. İman. Histe basar murâd olunduğu gibi sem’ de murâd olunur. Nefsin ıslahı da takva ile mümkün olur. sen O’nu görmesen bile O seni görüyor]214 buyurmuştur. Eğer vücûd. Dini hâlis edenlere Cenâb-ı Hakk felâh bablarını feth eder. 7.kulluk yapmandır. İnayetin menşei de Zâtü’l-Baht’t ır. Bu Bâb Âlem-i Bâtında Envâ’-ı Tasarrufun Zübde-i Merâtibi Beyânındadır Âlem-i bât ında tasarruf mümkün olmaz. Mütâbaat da his ile olur. Sâdât-ı Rükkânî’den Hasan el-Bânî hazretleri “Hakîkat-i Muhammediyye hakāyık mümkinât-ı esmâiyye ve sıfât ıyyenin muhîtinde olan zat ın vücûdunun vücûbu 214 215 Buharî. 60 . Ruhta sıfât-ı subûtiyyeye. Murakabe-i maiyyete feyz-i inâyet vârid olur. kiyânî yani hakkānî olmayıp da kevne müteallık olursa tarif ve takrîri akıl idrak edecek sûrette sâmi’ ile müstemi’ beyninde teşkil eder. Hayâlinde tamam olduğu vakitte a’zâ-yı hakkānîden bir uzuv ihzâr eder. Mürid o uzuv ile tasarruf eder. Tefsîr (31) 2. Bu mezkûrât lafza-i celâlin letaifler üzerine tecelli eden envârının murakabesinin beyânât ıdır. ahfâda şân-ı câmi’e tecelli eder. Bu da Rasûl aleyhisselâma tamâmiyyet-i mütâbaatla husûlpezîr olur. Nefy ü isbât ve tevhid-i zât ı ve hakāyıku’t-tecrîd [18] ve menâzil-i tevhîdi murakabesi ile kitabın hâtimesinde beyan edeceğiz. Ve onların üzerine sekînet nüzûl eder. 18/6. Müslim. Gayrısıyla etmez. hafîde sıfât ı-ı selbiyyeye. 14. sırda şuûnât-ı zâta. Ancak esmâ nuruyla ihlâs mertebesine vasıl olmağla olur. Kehf. Eğer nefis mülâyemet ve tekâsül göstermezse her bir ahad tarîk mücâhedede nefsini terbiye ve ıslah edebilir. Kelime-i takvâya mülâzemet üzere olurlar. tecelli-i ef’âlden kalbe vârid olur. İnâyet matla’-ı nefse bâliğ olduğu vakitte onun üzerine “ ‫ﻠﻌﻠﻚ‬ ‫[ ”ﺑﺎﺧﻊ ﻧﻔﺴﻚ ﻋﻟﻰ اﺛﺎرهم إﻦ ﻟم ﻴﺆﻤﻧوا ﺑﻬﺬا ﻟﺤدﻴﺚ اﺴﻔﺎ‬Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helak olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin]215 hitabı vârid olur. Yani “Rabbini görüyor gibi ibadet et! Sen her ne kadar O’nu göremezsen O seni görür.” Mürid bu cümleyi mülâhaza eder.

[19] serîdir” buyurdular. Bir fakîr cennet-i ârızalarından tecerrüd ettikte ağyardan da tecerrüd etmiş olur. Vacib kendisidir. Ecdâd-ı ızâmımızdan Seyyidü’l. Zira şâhid ve meşhûd mevcûd olmayıp mün’adim olduğu için Allah yine Allah’t ır. Sıfât ile de muttasıf olmaz. İsim müsemmâsına da taalluk etmez. Hiçbir şey O’nun maiyyetinde mevcûd değildir. vücûd ile kāim olan hüviyyâtta âmm olur. [20] Ey tâlib-i hakk. Bununla da halktan uzlet ve Hakk’a takarrüb husûle gelir. Sâlihte ma’rifet zuhura gelerek hakîkî abd zümresine dâhil olmasıyla cennet-i maarif sekînelerinden olmuş olur. Eğer vücûdundan Seyyid Muhammed Zâhid kuddise sirrruhû hazretleri “Bir âdem Allah muhabbetini iddia eder de mütevekkil olmazsa o kavl-i tahakkümdür. Sahabe-i kirâm hazerât ı cennet-i muaccelenin îzâhını istirham ettiklerinde “Ma’rifetullahi celle celâlühû” buyurdular. O mezâhir-i mütevahhidenin hakāyık-ı mümkinât-ı esmâiyye ve sıfâtiyyeyi muhît olan âlem-i ma’nâdan âlem-i zuhûrun tafsili için olan hakāyık. Birisi cennet-i müeccele diğeri cennet-i muacceledir” buyurmuşlardır. Sırr-ı Muhammediyye evsâf-ı esmâ ve nuûd ve ayn-ı mutlakadan hakāyık imtidâd etiği vakitte o hakîkat binefsihî zuhûra gelir. 61 . Ancak bir mürebbî ve mürşidin taht-ı tasarrufunda halvetler ve halktan inzivâ etmekle husûle gelir. Vâcibü’l-vücûd hazretleri mertebe-i ehadiyetten hüviyet-i mukayyedeye nüzûl eder. vücûb-ı zâtînin şu mezkûrât ı muhît olan vücûbunun sırrıdır. bu yollar böyle kolayca laf ile husûle gelmez. Her şeyi vücûda getirir. tecerrüd ederse müşahede muzmahil olur. Yalan irtikāb etmiş olur” buyrdular. Cenab-ı Hakk müşahede ve cûdunu bu fakîre ilbâs eder. Tâlibin biri muhabbetullâh havâdisin istihsâliyle cem’ olabilir mi deyu sualinde “Havadisin muhabbetinden tecerrüd ederse muhabbetullah onun kalbine aks eder” buyurmuşlardır. Yani da’vâ bilâdelîldir. Hazreti Risâletpenâh Efendimiz hadîs-i şeriflerinde “Cennet iki türldür.Müştâk kuddise sirruhu’l-azîz hazretleri bu hadisin tefsirinde cennet-i muacceleyi Cenâb-ı Hakk’ı huzur ve müşahede ma’nâsına hamletmiştir.ı mütevahhidesi ve mezâhirin tafsîlini muhît olan hakāyık-ı mümkinât ve hakāyık-ı sıfât ın âlem-i ma’nâdan âlem-i zuhura imkân-ı vücûdîsi.

205-206. Sünen-i Kebîr. 3. _‫ _وﻋﺰﻞ ﻋﻦ اﻟﻧﺎﺲ ﺸرﻩ‬Bir kimsenin şerri ebnâ-yı cinsinden hâlî ve uzlet üzere olsa likāsı ne güzel beşârettir. _‫ _ﻮ ﺮﺤم اهﻞ اﻠﺬل ﻮ اﻠﻤﺴآﻨﺔ‬Fukara ve zelillere rahmetmek mü’minin evsâf ve vâridât-ı kalbiyyesindendir. _‫ _ﻮاﻤﺴك اﻟﻔﺿﻞ ﻤن ﻗوﻟﻪ‬Her diline geleni söylemek sevdasında olmayıp ancak mâ-ya’niyi söylese ahlâkın ne güzel hâl. Ebu Muhammed elEsyuti. s.216 Kendi menâfi’-i şahsiyyesinden sarf-ı nazar [21] ederek bir kimseye onun haysiyet ve i’tibarını ızhâr için tavâzu’ eden kimse ne güzel ahlâk ile mevsûftur. [22]_‫ _ﻄوﺑﻰ ﻟﻤن ﻋﻤل ﺑﻌﻟﻤﻪ‬Bir mü’mine ilmiyle âmil olmak ne güzel saadettir. İşte bu mezkûr olan evsâf-ı Benzer bir rivayet. Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye. Ki amel-i sâliha sa’y ve gayret etmekliğinden ibarettir. Ebü'l-Kasım Süleyman Taberani. haset. 4481. thk. “‫ ”واﻨﻔﻖ اﻟﻔﺿﻞ ﻤن ﻤﺎﻟﻪ‬Malından fazlayı vücûh-ı birre sarf etmek ne güzel ihsân ve ahlâkt ır. 216 62 . kibir gibi sıfâtlardan berî olmak ne güzel ahlâkt ır. Beyhâkî.Allah’ın muhabbeti demek mü’minin kalbinde îmanın takarrürü demektir. ne güzel makālidir. _‫ _ﻮﺻﻠﺤت ﺴرﻴرﺗﻪ‬Halka karşı bir mü’minin içerisi musâlaha ve muvâfakat üzere olup kin. 4/182 (7572). Hazreti Risâletpenâh Efendimiz buyurmuşlardır ki “ ‫طوﺑﻰ ﻟﻤﻦ ﺗوﺿﻊ ﻓﻰ‬ ‫”ﻏﻴرﻤﻨﻔﻌﺔ‬. Beyrut 2007. _‫ _ﻮآرﻤت ﻋﻼﻨﻴﺗﻪ‬Bir mü’minin halk ile olan muamelesi latîf ve kerîm olursa ne güzel muamele ve ne güzel ahlâkt ır. c. Bu muhabbetullah da mü’minin kalbinde birkaç evsâf-ı cemîleyi ilkā ve irâe eder. ayrc. _‫ _واﻨﻔﻖ ﻤﺎﻻ ﺠﻤﻌﻪ ﻓﻰ ﻏﻴﺮ ﻤﻌﺼﻴﺔ‬Zerre kadar ma’sıyet vukû’ bulmaksızın helâl ile cem’ etmiş olduğu malını bir mü’min Allah yolunda infâk ederse ne güzel sehâ ve kerem ve ahlâkt ır. _ ‫ _ وﺬﻞ ﻓﻰ ﻧﻔﺴﻪ ﻤن ﻏﻴﺮ ﻤﺴﺌﻠﺔ‬Bir meseleyi netice vermeksizin nefsinde zül ve kendini herkesten aşağı görmek ne güzel ahlâktır. no. el-Mu'cemü'l-kebîr. _‫ _ﻄﻮﺑﻰ ﻟﻤﻦ ﻄﺎب ﻨﻔﺴﻪ‬Ticaret ve sanat ında ve halk ile olan cemî’ münâsebât ında rıfk ile muamele etmek mü’minin ne güzel şan ve şerefidir.

cemîle bir muhlis ve zâkirin evsâfıdır ki bu sıfâtlarla muttasıf olan kimse ihlâs-ı dînîyi intâc eden bir muhlis ve muvahhid denilmeğe layık ve sezâvar olur. Bu evsâfa fakr-ı ihtiyârî denilir ki, bu da ya sûret-i zâhireye taalluk eder. Halkın havâyicini istihsâli veya infak ve ihsan etmek gibi. Yahut bât ın-ı mü’mine taalluk eder ki ehli olan zevât ile riyazat ve sülûk etmek gibi. Sabah ve akşam bunların sohbetinde ve böyle zevât ın terbiye ve bunların iskāl ve evzârını hamlde müsâberet etmek ne güzel mukārenet ve musâhabettir. Mü’min için bunların mecmû’u ile âmil olmak yani insanı incitip ezâ ve cefâ verir sûrettte bulunmamaklık sevâba karîndir. Zira ezâ ve cefâ pek büyük hayırları mahveder ve saadet diye kazandığı şeylerden mahrum eder. Zira bu makam makam-ı i’tinâdır. Onların zahir ve bat ınlarını [23] basiret ve nazarını tecavüz etmeyecek surette murâfakat ve muvâfakatta yekdil ve yekzebân olmalıdır. Sû-i akāid, tesvîlât-ı nefsâniyye ve havât ır-ı redîe mürîd-i muhlisi câdde-i hakîkatten çıkarmak için bir hicâb-ı gaflettir. Eğer bir müride böyle zevât hakkında bir hatra yahut tesvîlât-ı nefsâniyye vâkı’ olursa istiğfar etmeli. Eğer geçmez ise şeyhine ifade etmek lazımdır. Ânifen beyân olunduğu üzere bu makam makam-ı i’tinâdır, dikkat yeridir. İhvanların birbirleriyle muhabbet, müsâlahat ve musâhabet makamıdır. Seyyidü’l-Cahid buyurmuşlardır ki her âdemin bir vücûd-ı ma’nevîsi vardır. Bu vücûdı ma’neviyye de maldan, ilim ve sanattan üzerinde eseri müşahede olunan şeydir. Malın sadakası sarf-ı câiz olan yere sarf etmek, ilmin sadakası ihlâs ile ameldir. Sanat ın sadakası ihvanına dikkat ile talîmdir. Zühd ve irşadın sadakası da halkın elinde olan şeye tama’dan kesilmektir ki bu da fakr ile muttasıf olup Allah’tan gayrıya muhtac olmamakt ır. Ey birader-i münkesiretü’l-kulûb, ehl-i zillet ve ehl-i acz olursan o da sana makam olur. Min gayr-ı suâl züll ve münkesiretü’l-bâl olmak ehl-i visâl ile hempâ olmakt ır. Hadiste buyurmuşlardır ki _‫_ ﻓﺎﻄﻠﺑواﻨﻲ ﻋﻨﺪ ﻤﻨآﺴﺮ ﻔﻴﻬﺎ اﺠﻠﻲ اﻨﺎ و اﻠﻘﻠوﺐ‬217 [24] Beni münkesir-i kulûbun yanında arayınız, ben bunların yanında tecelli ederim. Ey muhlis! Bu hâlde sen ibâda irşada layık olmuş olursun. Bu da Allah Teâlâ’nın fazl ve ihsanıdır. Halk içinde sana mürşid nazarıyla bakmalarından be’s yoktur. Zira mü’minler seni hasen görüyor. Sen Allah’ın yanında da hasen olmuş
217

Ebû Nuaym, Hilye, II, 364

63

oluyorsun. Bu hâlde ayndan ıyâna, ıyândan da ayna rücû’ ihtiyârı ile rücû’ etmiş bir mürşid-i mükemmelsin. Hazreti Risâletpenâh Efendimiz _‫[ _اﻠﻔﻘر ﻓﺧرى و ﺑﻪ اﻓﺘﺧر‬Fakirlik iftiharımdır, onunla iftihar ederim]218 buyurmuşlardır. Allah’a muhtac olup saireden munkatı’ olmaklığım benim için bir fahri intâc eder. İşte bu ilticâ ve ittikām Allah’a bir fahr mıdır? Zira cemî’ halktan uzlet edip Allah’a ulaşmak abdin ubûdiyetinin sıfât-ı kâmilesidir. Hâlıkına halkı bu sıfâtla davet eder. Fakrın merâtib ve makāmat ını tamamıyla mürid kat’ etmelidir ki o makāmat ve merâtibin evsâfından zât-ı muhliste eser görülmemeli. İşte bu tecerrüd bir fakrdır ki abdin vücûdunu müşahede ettiği bir şeyden bu fakr da idrak olunmalıdır. Seyyid Muhammed Zâhid kuddise sırruhû’l-azîz hazretleri “Mürid vücûd-i [25] hakkānîyi bulmadan fakr-ı tâmma vâsıl olmaz. Eğer vücûd-i hakkānîyi bulamayacak olursa vücûd-ı kiyânîsinden de tamamıyla insilâh edemez” buyurmuşlardır. Zira o vücûdü’l-fakr ve’l-ihlâs Allah Teâlâ’nın indinde o abdin sa’y ve talebi ile bir halk-ı âhirîdir. Hudûsünde bu vücûd kâmildir. Zuhûrunda mukaddestir. Bu vücûd enbiyâ-yı izâm salavatullahi aleyhim ecmaîn hazerâtının vücûdlarıdır. Mîzânda şart gayrîye mi’yâr olmaktır. Gayrı için mi’yâr olmak üç miskaldir. Birinci miskal: Sûreti muvâzene eder ki o kimsenin sûreti zahirde sulehâ kıyafeti üzere olmalıdır. İkinci miskal: Îtikâdı üzere mu’tekad olup îmanını ve kalbini ehl-i sünnet ve’l-cemaat akaidi ile tenvîr ve tesbît etmelidir. Üçüncü miskal: Ameldedir. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat mezhebi üzere âmil olmakt ır. Emmâ şeyhi ile mürid muvâzene olundukta müridin şeyhi sûret ve zahirde taklîdi ile olur. Gayrılarda da kezâlik irtibat ve i’tisâmı iltizâmdır. Bir kimse şeyhi üzerine kendini âlî görmesi kendisini gûya makamlara vâsıl olmuş gibi bir zu’ma düşmesi müridin şeyh [26] üzerine ref’-i savt etmesi gibidir. “ ‫ﻻ‬

‫[ ”ﺗرﻓﻌوا اﺻواﺗﻜﻢ ﻓوﻖ ﺻوﺖ اﻠﻧﺑﻰ‬Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin
üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir]219 bunu irâe eder.
218 219

Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 2/87 Hucurat, 49/2

64

Nebînin savt ı fevkinde bir savt ızhar etmek mü’minin ilminin habt ve ifnâsını mûcib olduğu gibi şeyhinden istiâne etmemek mürîde de azîm düşkünlüktür. Umûr-ı terkiyyât üzere kendini muktedir görür ise bu da ucbdur. Ve düşkünlüktür. Şeyhte vâkı’ olan hatarât müridin hatarâtı gibi olmaz. Hazreti Peygamber aleyhisselâm buyurdular ki _‫ _ﻠو ﻟم ﺗﺬﻧﺑوا اﻠﺨﺸﻴﺔ ﻋﻟﻴآم ﻤﺎ هو اآﺑﺮ ﻤﻦ ذاﻟك اﻟﻌﺟﺐ‬Sizde vâriyet ve vücûd ile bir günah zuhûr etmemiş olaydı yani eğer günah işlememiş olaydınız üzerinize ucb geleceğinden korkardım. Bu yolda çok hadisler zikredilmiş ise de ben ancak bu hadis ile iktifâ ediyorum. Üç şey insanın ilmine, ameline, hayat ına tehlikelidir. Birincisi: Bahli ihtiyar edip cemî’ harekât ını bahle tatbîk etmek. İkincisi: İfrat derecede hevâsına tâbi’ olmak. Üçüncüsü: Kendisini mağrûriyetle ucblandırmakt ır. Edeb ve insaniyet nefsiyle şeyhinin arasında büyük bir hürmetle kalbini şeyhinin kalbine muvâfık bir mir’ât-ı ma’kûse şeklini aldırtmakt ır. Şeyhinin kalbinden müridin kalbine nüzûl edecek füyûzât-ı Muhammediyye müridin [27] tamamıyla kalbine aks etmeli. Müridin kalbi kulûb-i müteselsile ile hazreti Rasûlullah Efendimizin kalbine vâsıl olur. Ondan sonra o füyûzât letâif ile mütedâvil olarak cem’ü’l-cem’e müntehâ olur. Bunun içindir ki kevnin üzerinde müşahede olunan âsâr ve delâil-i vâzıha müşahede etmekle şuhûd-ı âfâkîde şehâdet sahih olmuş olur. Ma’nada ihtilâf ve taaddüd müşahede olunduğu gibi suretlerde de taaddüd müşahede olunur. Eğer böyle olmasa ben böyleyim diye mağrûrâne sözler geçmez. _ ‫ _اﻓﻣﻦ ﺰﻴﻦ ﻟﻪ ﺴوﺀ ﻋﻤﻟﻪ ﻓرأﻩ ﺤﺴﻨﺎ‬Bir kimsenin sû-i ameli kendisine müzeyyen görünürse neticesi kendini beğenmek olduğundan kendini beğenmek ise Müslümanları techîl etmekten ibarettir. Onun bu hâli kendisine halkı çirkin gösterir. Her ne fenalık görsek o kendi nefsin, kendi suret ve hakikatindir. Zira mü’min mü’minin mir’âtıdır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selem buyurmuşlardır ki _ ‫اﺗﻘﻮا ﻓراﺴﺔ‬

‫ _اﻟﻤؤﻤﻦ ﻓﺎﻧﻪ ﻴﻨﻇر ﺑﻧور اﷲ اﻻﻋﻈﻴﻢ‬Mü’minler Azîm olan Allah’ın Basîr isminin nûruyla
görürler.220 Onların basîretle gördükleri şey hakîkattir. Hazer et, hakîkatin ve fenlalığın halk içinde münteşir olmasın. _‫_ﻧﺴﻴﺖ ﻗوﻟﻚ ﻗﺑﻞ اﻦ ﺘﺨﺎﺘﺑﻧﻰ وﻏﺑﺖ ﻋﻧﻰ ﺑﻪ وﻻ ﺘﻌﺎﺘﺑﻧﻰ‬ Manası: Beni ilim ve hayat ile muhatap etmezden [28] evvel senin her bir muhâzarât ını
220

Tirmizî, 48/Tefsir

65

taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk]222 [Bunun üzerine biz de o 221 222 Mü’min. Rabbin sıfât ı kalır. Esmanın tekāzasından olan vücûd-ı hâdis muzmahil olduğu vakitte abdin vücûdu da fânî olur. Bu intifâ tamam olduktan sonra abdin hâdis olan vücudundan bedel rûhu’l-kudüs ile müsemmâ olan zâtından latîfe ikāme eder. Abdin nûru söner. Ey sâlik-i Hakk! Şunu ifade ederim ki mücahedenin asıl mihrabı fikri hıfz etmekle olur. Nitekim Cenâb-ı Hakk buyurur ki _ ‫وﻴﻟﻘﻰ اﻟروح ﻤن اﻤرﻩ ﻋﻟﻰ ﻤن ﻴﺸﺂﺀ ﻤن‬ ‫[ _ﻋﺑﺎﺪﻩ‬O dereceleri yükselten Arş'ın sahibi Allah. Onun halkı hayat ve ilim ile müsâvî bir halk olmasıyla kendisine ruh nefh olunur. Ve o esma yahut sıfât abdiyyeti onun vücudundan selb eder. Zira fikrin muhafazası a’zanın muhafazası demektir. Vücûd-ı beşeri kemâlâta ulaşt ırıp seyr ü sülûk esnasında sâlikin kalbine kendi ruhundan ruh nefh olunarak âlem-i beşeriyetten mertebetü’l-melekûtiyyetü’l-a’lâ olan mukaddesiyyete rücû’ eder. En birincisi semâ’ tarîkini kapatmalı. Eğer vücûd-ı hakk abdin vücûd-ı hâdisesinin fenasından sonra rûhu’l-kudüs ile müsemmâ olan zat ından latîfe olarak ikāme etmemiş ola idi merbûbun vücûdu olmaksızın Rabbin sıfât ının zuhuru mümkün olmazdı. Zira esmâ yahut sıfât o zatın aynı olduğu gibi kezâlik gayrı da olamaz. 15/17 66 .nefsimde ciddî ve hakîkî surette nisyan etmiş idim. En mühimmi her uzvun hukûkuna riayet ve havâss-ı hamse gibi latifeleri mahall-i zuhûr-ı ilm gibi muhafaza etmek lazımdır. 40/15. Cenâb-ı Hakk vücûd-ı halkı murâd ettiğinde vücûd-ı unsûrîyi terkîb eder. Bunun için Cenâb-ı Hakk _ ‫_ﻓﻀﺮﺑﻨﺎ ﻋﻟﻰ اذﻨﻬم ﻓﻰ اﻟﻜﻬﻒ ﺴﻨﻴﻦ ﻋﺪﺪا_ _ﻮﺤﻔﻈﻨﺎهﺎ ﻤن ﻜل ﺸﻳﻄﺎن اﻟرﺠﻳﻢ‬ [Onları. Kable’l-vücûd kendim gâiptim. Zira sem’ kalbin kapısıdır. Gaybûbet hâliyle beni muhatap etme! Seyyidü’l-müştak hazretleri buyurmuşlardır ki Cenâb-ı Hakk bir kuluna esmâ ve sıfât ından olan bir isim yahut bir sıfât ile üzerine tecelli ederse abd kendi vücûdundan fâriğ olup o isim yahut sıfât ile kalır. o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden ruh (melek) indiriyor]221 nazm-ı celîlince abd melekûtiyyet âleminin zirvesini tamamıyla urûc edinceye kadar kendi üzerine ber hayat-ı müstevlî ve bir takım hâlât ı mûcib olur ki [29] o hâlât ın neticesi abdin vücûdundan vâriyet nûru intifâ etmeğe başlar. Hicr.

Bir mürîd meşâyıh-ı a’zâm hazerât ını gerek huzurunda ve gerekse gıyabında kendi şeyhi gibi muhterem tutmazsa onun edebi mefkûd hükmündedir. Nitekim hadiste vârid olmuştur ki _ ‫ﻤﻦ‬ ‫[ _اﺧﻟﺺ ﺪﻴﻧﻪ اﷲ ارﺑﻌﻳن ﺼﺑﺎﺤﺎ ﻈﺤرﺖ ﻴﻧﺎﺑﻴﻊ اﻟﺤﻜﻤﺔ ﻤن ﻗﻟﺑﻪ اﻟﻰ ﻟﺴﺎﻨﻪ‬Kırk gün süreyle 223 224 225 Kehf. Faraza bir kimsenin Allah’tan korkmasıyla ümidi muvazene edilirse [31] denk gelmelidir. Cenâb-ı Hakk _‫_ﻗل ﻟﻟﻤﺆﻤﻨﻳن ﻴﻐﻀوا ﻤن اﺑﺼﺎرهﻢ _ _ﻗل ﻠﻠﻤﺆﻤﻨﺎﺖ ﻴﻐﻀﻀﻦ ﻤﻦ اﺑﺻﺎرهﻦ‬ [(Resulüm!) Mümin erkeklere. 24/30 Nûr. Hatunların açık gezmeleri günah ve gayra iptilâ ve şerîate ihanettir. Zira hatunların açık saçık gezmeleri çok kimselerin kalbini tahrib ve amelini bat ıy ve fikrini ta’zîb etmiş olur. gözlerini (harama) dikmemelerini söyle…]224 [Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar…]225 [30] buyurmuştur.mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık)]223 buyurur ki: Ve hafiznâhâ min külli mâ yesidü tarîk-ı sülûke demektir. 18/11 Nûr. Ene âlimun fehüve câhilun. Zira ekşi yüzlü ve acı sözlü olan insandan herkes nefret eder. Ondan sonra göz kapılarını sedd etmeli zira kalbin bir kapıs ı da gözdür. Halkın teveccühü ve hüsn-i zannı ile kendini hakîkatte kemâlât sahibi bilmek ahmaklıkt ır. Gözün hıfzı fuadın hıfzıdır. En mu’tenâ-bih olan hâl recâ ile havf arasında bulunmakt ır. Zeki olan kimsenin kendinin ne hâlde bulunduğunu bilmesi lazımdır. Halk ile tekellüm ettiğiniz vakitte sıklet verircesine tekellüm etmeyiniz. Bir kimse her ne söylerse mülâhazasız söylemesin. Kalb-i mürîde feyzin cereyânı yenâbî’-i ilm ve hikmetle kalbinden lisanına cereyanını müstevcib olur. Mürid makamat ı hasebiyle meşayıhın kadirlerini mürtefi’ tutmalıdır. Zira nisbet-i ma’neviyyenin kimde olduğu kolayca bilinmez. Bundan göz. Kezâlik mal ile tefâhür etmek de cehalettir. Bir adam mâlûmât ı ile tefâhür ederse cahildir. kulak ve fuadını muhafaza etmek ancak zikre müdavemetle husûlpezîr olur. İnsanı edeb ve hayâ her şeyden muhafaza eder. nûr ve melâhat görünsün bizim üzerimize lazım olan münasebetimizi îcab eden zevât ile muvâneset edip onları tenfîr etmemeli bir mü’min-i muvahhidin mü’min kardeşine ikram etmesi kerâmetidir. Kelâmınızda hiffet ve letâfet vechinizde de beşâşet. 24/31 67 .

İrfan dedikleri muhakkıkın Hakk ile meyânesinde olan bir nisbeti vücûdiyyesidir. gözü ve kulağı muhafaza etmek vücûd-ı hakkānînin bidaatidir. (yere doğru) sarktı]227 makamında sencîde-i livâ-i velâyet etmiştir. Makām-ı beşeriyette mevkûf bulunan kimsenin halâs için üç vukûfa sahip olması lazımdır. Bunlar da nefs. Ey mürid-i muhakkık! Maâric-i hakîkat olan o emr-i ilâhiyyeye imtisâl etmeliyiz. Kalbin vukûfu_ Esmânın tasarrufunun marifetidir. Hangi isme vâsıl olmuş ve kendisine hangi isim hâkim ve mutasarrıft ır. Bunu bilmek lazımdır. Vukûf-ı Rabb ise kevn üzerinde mutasarrıfın eserine matla’ olup kevnin Rabb ile kāim olduğunu görmektir. Zira makāmu’l-firâkt ır. [33] Nitekim bir şey ile beraber temkîn tav’an olduğu gibi bir şeyin üzerinde tetebbu’ ve vukûf da kerhen olur. Eğer makām-ı evvele vâsıl olmayacak olursak gışâvei beden içinde hicablanmış oluruz. Böyle adam velî. [32] O beşeriyetle vücûdu tahattüm etmiş olur. Sû-i ahvâle dair onun bir eseri görülmez. Bir şeriate sâlik olursak vücûd-i mevhûbemiz makām-ı evvele vâsıl olur. âriftir. 189. Elimizde şeriatten başka bir asamız yoktur. Ve bu muhavvif makamdan kurtulmuş oluruz. Firâk da üzerimize müstevlî olarak makām-ı beşeriyette kalırız. Mâ ya’ni fîhin gayrısından kendisinde bir şey görülmez. Ey ihvân ve ehavât size şunu da ifade ederim ki vücûd-i mevhûbede kalmayınız. mütemekkindir ve makām-ı âliyyede nefsini müşāhiddir. Bir kimsenin bir şeyde kalması gayrısıyla vukûf demektir. Necm. 226 227 Ebû Nuaym. tamâmiyyetü’l-halk ve hâtemü’l-beşeriyyettir. 53/8 68 . Böyle temessük ve böyle sülûk asla emrin tahavvülünde gafleti mûcib olacak surette olmamalı. kalp ve Rabbin vukûfudur. Nefsin vukûfu_ Cemî’ harekâtını muvâzene edip yarın için ne yaptığını görerek hazırlamakt ır. Nüzûlün tamâmiyyeti ki âlem-i a’yân-ı sâbitâttan beşeriyete nüzûldür. Hılye. Bir kimse fenayı istikmâl ederse bekāya rücû’ etmiş olur. Zira fena-ender-fenaya vusûlüyle Rabbisine _‫[ _ﺪﻨﻰ ﻓﺘدﻟﻰ‬Yaklaşt ı. Şeriatin cevâz vermediği ahlâk ve ef’âli terk edelim. V.Allah’a ihlâs ile amel edenin hikmet pınarları kalbinden lisanına akar]226 Bununla beraber cemî’ azasının muhafazası da lisanı.

Hakk’ın etibbâlarıdır. hürmette herkesin şahsına göre kusur etmezler. Şeriat-ı ğarrâ-i mütahhirenin hâkimidirler. edîp ve enîstirler. Bir kimse şeyhine izini takip ederek her emrinde itaat ve inkıyâd ederse şeyhin kalbinden vârid olan feyz onun kalbine aks-i mütevâlî ile intikāş eder. Rasûl aleyhisselam buyururlar ki: Şeyhler kavmi ve ümmeti içinde peygamber gibidirler. Nefs-i mürîde tekevvün eden tesvîlât ve ilim-i şeytânî ve şeytanın müride ne ile vesvese [34] verip dalâlette bırakacağını ve tâlibi nasıl helâk edeceğini bilirler. Ârif-i billâh ve ulemâ-i âmilînin mesleğine sülûk edenlerdendirler. Müridin bir şeyde noksanı olursa nisbet-i Muhammediyye ve füyuzât-ı Ahmediyye ile ikmâl ederler. İlim. Onlar zerre kadar hakktan hurûc edip melâmî olmaz ve hakkıyla amelde sabitlerdir. Tarikat-ı aliyyenin hududunun hâris ve hafızıdırlar. Bu mülhem olan ilme icabet edese hazerât-ı ilâhiyyeden sıfât ına nüzûl 69 . Bu kemâlât ı câmi’ olan muhakkıklar yani hudûd-ı şeriata gayet i’tinâ eden zevât ki şeyh-i hakîkî ve Allah’ın ahdine vefa edenlerdir. Âdâb-ı ilâhiyyeye riayet ederler. Müridin terbiyesi şeyhine mütevakkıft ır. Hazreti Ali keremallâhu vechehû hazretleri buyurmuşlardır ki amele [35] makrûn olan ilim ihlâs nisbetinde daima tezâyüdü mûcib olur. ikincisi irade. dördüncüsü tevfîk. Şeyhin tedavi edeceği emrâz. Onlar şeriat ın hilâfına harekâtta bulunmazlar. üçüncüsü istikamet. Tamâm-ı aksiyet ile vârid olan feyz de zılâl-i esmâda şeyh ile müsâvî bir nisbette teâlî eder. Harekâtın mevrdine ve manalarına vâkıft ırlar. İlac ve edviye usûlüne sâlik olmayıp kalbi zikirden gâfil olarak kendini helâke ilka’ eden insanlar cahildirler. beşincisi tevekkül. Şeyh nâib-i Hakk’t ır. Mürid talebinde ne kadar sadık olursa şeyh de müridin terbiye ve muâlecesinde hazırdır. Memdûh ve mezmûm olan havât ırı bilirler. Keşf-i hakîkî keşf-i kevnînin beynini fark ederler. Halk üzerine enbiyâ aleyhisselâm gibidir.ı muhassalanın da evvelkisi tevbe etmek. Bunlar nefsin mertebe-i ubûdiyyete urûc edecek mi’râcıdır. ‘İlel ve emrâzı bilirler. alt ıncıs ı teslîmdir.Seyyid Ca’fer ez-Zekî bin Ali el-Hâdî kuddise sırruhu buyururlar ki: Bir kimsenin murad ettiği şey üzerine vusûlü esbâb-ı muhassalanın tedâriki iledir. terbiye ve terakkîye mâliktir. Esbâb. Asl-ı mürîde elzem olan kalbinin mir’ât ını mâsivâdan tecrîd edip müncelî tutmak ve sıdk ile yürüyüp melâmetten kurtulmakt ır. Gû-nâ-gû ilhâmât ile terakki eyler. kalbe taalluk eden illetlerdir. Tabâyi'in mizacına arifdirler.

sücûd. Sıfâtın aslı olan tevhid masâdıru’l-ef’âldir. Melâike ve rûhaniyyet gibi. İlim ve amel müridin merdivenidir. Âkil ve müdebbirdir melâike gibi hasbe’l-iktizâ tahavvülât ve tagayyürâta ma’rûz kalmak ihtimali de vardır. Hayâlde ma’kûs olan ma’nevîdir. Mü’minlerin salâtte cemaat ile eda ettikleri tevhide tevhid-i ef’âl denilir.eder. Abd. istihsâl eylemektir. Mesela hayalinde aks etmiş olan şey hariçte zanneder. Zira hâdisin kadîme mukain olması muhaldir. Rükû’. İlm-i hakîkîye vâsıl olmayınca Cenâb-ı Hakk’ın sıfât ı ile de ittisafı mümkün olmaz. Bunun için müşâhidin iki tarafı vardır. Latîfe-i zulmâniyye ise merede-i cin ve şeyâtînin nufûs-i habîseleridir. Bir hâldeki hâriçte aransa bulunmaz. Hâdis abdin sıfât ıdır ki o sıfâtı bütünnefy ve kendisinde olan hakîkat ile tevhîd-i hakîkîye münâsebet [36] peyda etmiş olur. Zira hayâlîdir. “Lâ ilâhe illallâh” kelimesine terakkî ve urûc eder. İlm-i hakîkî dediğmiz müridin terakkisini istihsal eden merdivenin iki tarafındaki direkleri gibidir. Şuhûd ve hayâlin her birerleri ayrı ayrı birer [37] ma’kes ihrâz ederler. Yoksa tâife-i zenâdıka gibi ef’âl ve sıfât ını Cenâb-ı Hakk’ın ef’âl ve sıfât ı ile birleştirmek demek değildir. Esnâ-yı sülûkte hazerâtü’l-ervâha mülâkî olan kimseler bilmelidir ki ervâh iki nev’ olup bir nev’i latîfe-i nûrâniyye diğer nev’i latîfe-i zulmâniyyedir. Sıfâtta da zâtı müşahede eder. Tevekkül ise zühdün fevkindedir. Tebettül sülûk ve riyazât Cenâb-ı Hakk’ın sıfât ı ile muttasıf olmak isti’dâdını . Vücûd hayâldedir. Mürid de terakkîsini ancak bu merdivenden gözetir ve bununla urûc eder. şuhûdî değildir. kıyâm ve kuûd hâlât ında fiillerini birleştirdikleri gibi ve şuhûr-ı Ramazan’ın mecmû’unda cû’ ve ataş sıfât ıyla muttasıf oldukları ittihada da tevhid-i sıfât denilir. Hazreti Ali 70 Tevekkülü de ibadette şey’en fe şey’en istihsâl etmelidir. Onun nisbeti nisbet-i hâriciyye değildir. “Rukkâlî Seyyid Hüsâmeddin hazretleri buyururlar ki “Tevhidin bi hasebi’lmerâtib mezâhiri ile televvün eden muhabbetten hâsıl olan ahavât-ı İslâmiyyenin tevhidine tevhid-i âsâr denilir. Râînin haricinde değildir. Onlar da şuhûd ve huzûr gibidir. Bunların ma’kes-i tâmmı kalb-i münafıktır. Sıfât ından ef’âli terk etmezse yani kevne taalluktan fikren büsbütün tecerrüd etmezse zühd-i hakîkîyi iyi bilemez. Amel ve tebettül basamakalrı mesabesindedir. sıfât-ı kadîm olan nisbeti ile fânî olduğu vakitte kelâm yine hâli üzere kalır. bazı eserlerde olan ittihâd gibi. Latîfe-i nûrâniyye hayalde tasarruf eder. Nisbet-i dâhiliye-i rûhâniyyedir. Hâlbuki o hayalindedir.

Herkesi fitne ve ibtilâya ilkā etmek başlıca arzu ve emellerindendir.keremallâhu vechehûdan rivayet olunur ki Allah’ın kulları Allah’tan korkmaz! Size vasfedeceğim evsâf zümre-i münâfıkîn sıfâtlarıdır. sizi mazarrat üzerine yürütürler. Zılâl-i esmâ kesret âleminden ma’dûddur. Sahibini zillete düşürür. Sizin için cezaya murakıpt ırlar. Nefs-i mutmeinne ervâh-ı kudsiyyeye muttasıl olduğu vakitte ehl-i ceberûttan mele’i’l-a’lâda bir taifeye mülâkî olur. {Kuvve-i melekûtiyyesiyle idrâkât ı zaîf olanlar bu işrâkāt ın kabulünde vahiy ve ilhamdan mahcûb olurlar. lâkin ayağınızın alt ına kuyu kazarlar. Ey tâlib-i Hakk! Kalbini havât ırdan muhafaza etmek istersen kendini ricâlullâhın taht-ı terbiyesinden bulundur. Bu sıfâtları size tavsîften muradım ehl-i nifâkı sıfâtlarıyla görüp onlardan hazer etmekliğinizdir Zira sıfât-ı nifak ile muttasıf olan mudildir ve dâlldir. Âlem-i süfliyâta temâyül ettikleri vakitte ise tabiat âlemine nukûl etmiş olurlar. Seyr ü sülûk hâlinde şeyhi ile urûcda müsâvî olabilmek için kalbini havat ırdan sûret-i dâimede muhafazayı iltizâm etmelidir. Size keennehû peder-i müşfikiniz yahut biraderiniz gibi itimad gösterirler. Sizi tarassut altına alıp her bir mazarrat verecek şeyleri irâe ederler.} Mürid her ne zaman şeyh cânibine 71 . Kendileri ile kendilerine mukarreb olanlar hiçbir vakitte mü’minlere iyilik getirmezler. Yolu güzel gibi gösterirler ama düştüğünüz vakit de kaldırmazlar. Bunların bir şeyde sebat ı olmayıp daima televvün üzere olurlar. keza mahv ve munkarız olmanız onların aksâ-yı emelleridir. onların kalpleri mülevves ve müşevveştir. Onlar şeytanın hizbidir. Hazreti Rasûlullâh aleyhi ve ilâhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlardır ki Zât-ı Bârî ve tekaddes hazretlerini müşahede eden zatlar tahte sedyeti’l-yüsrâda muallâk bir nura teevvî ve ilticâ ederler. Kesrette vahdeti vahdette kesreti bulmak hayâle muntabı’ olan nukûştan sâlim olmakt ır. [39] Melekût silkine âlem-i ceberûttan sülûk ederek oradan istimdâd eder. Müridin şeyhine rabıta ile bulunmaklığı halvettir. Melekûttan da kût ve amel ile nur-ı ilim ve feyz istihsâl eyler. Aks-i hâlde müridin nefsi mücerredât-ı âliyyeye ve envârı kâhiretü’l-akliyyeden ervâh-ı mukaddeseye ve nüfûs-ı müdrikeye vasıl olamaz. Itlak mertebesine vâsıl oluncaya kadar müridin rabıtadan ayrılması caiz değildir. Bu makama cemü’l-cem ıtlak olunur. size daima rûy-i beşâşet gösterirler. zelîldir. üzerinize [38] bir fenalık gelirse memnun kalırlar.

“ ‫ﻠﻰ ﻤﻊ اﷲ‬ ‫[ ”ﻮﻗﺖ‬Benim Allah ile beraber olduğum bir vakit vardır ki…]228 hadisi bunu irâe ediyor. İliminde sıdk-ı niyet ve ihlâs nezâhete makrûn olan şeyhin bedeni ile kendi beynindeki münasebet-ı tâmme sebebiyle Cenâb-ı Hakk ona imdâd eder. I. bu da kuvve-i kudsiyye ve mebdeü’l-ebedden nefsi takviye ve te’yîd iledir. Bir kimse Allah ile olursa Allah da onunladır. Ahad _ vücûd-i unsûrîde fazl-ı tekvîni mezâhiru’l-vücûdun bilâ-ta’yîn ve lâ-tahdîd zât ına delâlet eder. 72 . Bu hiçbir şeyde iştirākı kabul etmez bir ism-i zâttır ki ona Zâtü’l-baht. Bu Bâb Makāmatın İhtisâsı ve Havâdisten Mücerrede Hakāyıkın Ahvâl ve Merâtibi Beyânındadır Kesret yüzünden hücüb kalkt ığı vakitte sıfât ından zuhur etmeden evvel mürid Rabbisini müşahede eder. Hazerât-ı esmânın mazharı olmasıyla hazret-i ehadiyyet mertebesi de isti’lâ etmiş olur. 173. 15. Müridin her bir nefesinde azamet-i kibriyâ ve kudret-i ilâhiye ile teneffüs etmesi lazımdır. Mülâbesât-ı mâddiye ve hey’et-i bedeniyyeden tenezzüh ve zühd ile Allah’a takarrüb eder. Keşfu’l-hafâ. Ahad Hazretü’z-zâttır. Bu hâlde vâhid hazretü’lesmâdır. Vâhid sıfât ın kesreti itibariyle berâber zât demektir. Ve onu hazerât-ı esmâ isti’lâ etmiş olur. Hazreti Ali Radıyallâhu anh hazretleri (Hayber’in kapısını ben kendi elimle kopardım. Zâtü’l-amâde denilir. Zira lâzımü’l-mâhiyye olan imkân 228 Aclûnî. Zâtü’l-vahde. Böyle teneffüs sahibi olmayan [40] maiyyet-i hakîkîye vâsıl olamaz. Seccade-i kurbiyyette ise levs-i vücûddan tâhir olması lazımdır. Ancak Cenâb-ı Hakk’ın bana imdâd etmiş olduğu kuvve-i melekûtiyye ile kal’ ettim) buyurmuşlardır. [41] Cemî’ mevcûdât onun vücûdu ile vücûd bulduğundan nefsinde o mevcûdât bir şey değildir. Esmâdan ahad ile vâhid beyninde fark şudur ki ahad kendisinde kesret itibar ı olmaksızın yalnız zâttır.teveccüh ederek urûca meyl ederse o zaman seyr-i müsâvî ile seyr edebilir. Her ne zaman mürid için maiyyet tahakkuk ederse o zaman Hakk ile olan lisan ve yede nâil olmuş our.

vücûdu iktizâ etmeyip mümkünü’l-vücûd olan kesret ve inkısâmı iktizâ eder. Miftâhü’l-gayb iki nev’ üzerine olup birisi Hakkî diğeri de halkîdir. Bu da merâtib-i ervâhın saff-ı evvelinde kendisinde hâsıl olan makām-ı vahdettir. Bu ise ru’yet makāmı değildir. Mefâtihü’l-gayb-ı halkî ise vücûhuyla vücûh-ı Rahmân’a mukābil olan zât-ı insandır. Yalnız mukāreneti yoktur. Eğer bu vücûd olmasa idi vücûd addolunmazdı. Melekûtü’l-esmâ ise sâlik onu mertebe-i ehadiyyette müşahede eder. Hazreti Ali radıyallâhu anh Efendimiz hazretleri buyurmuşlardır ki Vücûd-ı Bârî her şey ile beraberdir. Zira bakiye ile ru’yet muhaldir. Bu ise vahdet-i hakîkîye pek vâzıh bir surette mübâyenet irâe eder. vücûd-i izâfîyi ifade eder. Bu mertebede olursa bu taayyüne şey’iyyetü’s-sübût tesmiye kılınır. Vahdetin hüviyeti ve zâtın hakîkati merâtib-i ervâhın hüviyetinde münderictir. Havâdisten Cenâb-ı Hakk’ı zat ının gayrısıyla ru’yet mümkün olmaz. Mertebeye vücûd nisbeti mukayyed olmazsa yani taaddüd-i aklî ile taaddüd-i vücûdu ifade etmeden o şey’iyyet vücûd nisbetini ifade etmez. Bir mertebede olursa da şey’iyyetü’l-vücûd tesmiye kılınır. Bu hâlde vücûd-ı mutlakın mâ-adâsı adem-i mahzdır. Hayâl ve histen vücûda gelen kuvve-i cismâniyyenin idrakı haddine baliğ olmayıp da âsârıyla idrak edilirse bu mertebeye hazerâtü’l-ervâhü’n-nûrâniyye [43] tesmiye kılınır. Onun ile şey o şeydir. Vücûdun mertebesini sâlik bununla fark etmiş olur. O’nsuz hiçbir şey yoktur. Taaddüd. Hazretü’l-ümmehâtü’l-esmâ dediğimiz sedenetü’l-esmâ ve’l-maânî ıtlâk 73 . Ricâl bununla temeyyüz eder. Zira muhaddisâtü’l-vücûddan tecerrüd etmeden ru’yet imkânda değildir. Bu da hazerâtü’l-melekûtiyyetü’l-a’lâdır. [42] Min haysü’l-vücûd o hakîkatin aynı vücûddur. Bir mürid hüsn-i edebi ile nefy-i hakîkisinden tecerrüd onun kalbinin levhine mevcûd olan şeylerin suretleri ile ileride vücûd bulacak olan şeylerin suretlerinin mecmû’u müntekış olur. İnsanın isti’dâdına tevdî’ olunan şey maânî-yi mümeyyizedendir. Hakkî olan miftâhü’l-gayb hakîkat-i esmâ ve sıfâttır. Bu mertebeye de hazerâtü’lesmâ ve’lmaânî denilir. Ey talib-i Hakk! Esrâr-ı melekûtiyyeden miftâhü’l-gaybı idraka hâzır ve ma’lûmâtına muntazır ol. Vech-i vahdetten hicâb-ı kesret münkeşif oldukta vücûdun bakiyesi ile beraber tâlib-i Hakk vahdeti müşahede eder. Onun vücûdu muayyen-i mahsûstur. Şuhûdun menâzili hayâlin musavveridir. Hakāyıkta âlem-i ceberût tesmiye olunur. Eğer mukārin olmuş olsa isneyniyet lâzım gelirdi. Bu ise hakîkatin aynıdır. Bu hüviyetin tahkîki zât ın gayrısı değildir.

Levh-i mahfûz ve hazretü’l-gayb (âlem-i hayâl) denilir. Bu da ezelde ve ebedde zuhûra gelmiş ve gelecek mecmû’ eşya sûretinin aksidir. Eğer ilim zâtta mu’teber olmazsa o ilme [44] imtiyaz itibarı nisbet olunmaz. Bundan sonraki gayb âlem-i kulûbun gaybıdır. Kur’ân-ı azîm.olunan “kāf” makāmıdır. Buna “rûhu’l-âlem” derler. Bir kimse a’yân-ı sâbite mertebesine vâsıl olursa “mâ kâne ve mâ yekûn”u müşahede eder. tekvîn. Orada hayâl de bulunur. İkincisi âlem-i ervâhın gaybıdır. kudret. Müstecmi’ li cemî’ü’l-esmâdan olan zât ın adem-i mugâyereti itibariyle bazısıyla tezâd ve bazısıyla ittihâd eder surette zat-ı vâhide müştemil ve zat için lazımdır. Bu da hakk için sâbit ilm-i vahdâniyettir. Zatını zat ile taakkulde Hakk’ı taayyün ve taakkul eden imtiyaz itibarı kendisine verilmez. mertebe-i ervâhdan suver-i külliyenin aksidir. Buna “inâyet-i ezeliye ve inâyet-i ûlâ” tesmiye edilir. ıksât sedenetü’lesmânın tahtında olup hakāyık-o külliyedendir ki onun fevkinde hakîkat-i mutlaka ve hüviyetütü’l-kübradan başka bir şey yoktur. Ehadiyyet taayyünün vasfı olup mutlak muayyenin vasfı değildir. Ulûhiyyet ma’lûmât-ı muhtassa mir’âtından mecmû’unun mürtesem olması içindir. Hayat. Bu ise esmâ üzerine müştemil olduğundan zât için mir’âttır. Her bir âlem ki kendisinde hayât bulunur. irâdât. A’yânı sâbiteden olan mertebe-i ehadiyyetteki seyr mertebesinde olan tecerrüd ise zat mertebesinde muzmahildir. ümmü’l-kitâb budur. Çünkü zat ı içn vücûdda kendisine münasip ve mutabık bulunmaz. Bu ilm-i vahdâniyette fânî olarak ulûhiyet mertebesi yalnız ilim ile taayyün olunur. Mutlak için esmânın haysiyetinden vasıf ve isim olmaz. külliyen ve cüz’iyyen âlem-i nefs [45] ve âlem-i kalbdir. Evvelkisi gaybü’lguyûbdur ki Cenâb-ı Hakk’ın ilmidir. 74 . Ukûs-i muayyene tafsîlen. Hakāyık-ı külliye ve maânî-i mevrûdede ehadiyyet: evsâf-ı hakkiyye ve halkıyyeden mücerred meclâ-yı zâttan ibarettir. kavl. Buna âlem-i ceberût tesmiye olunur. Hazretü’l-gaybın da âlem-i tevhîdde merâtibi vardır. Ervâh için merâtib-i mahsûsa ve makām-ı ma’lûme vardır. ilim. Her şeyi kendi muhîittir. İnde’ş-şer’ a’yân-ı sâbite mertebesi cemî’ esmâ ve sıfât ı câmî’ mertebe-i ehadiyyettir. Bu mertebeye “mertebetü’l-âm” ve ve fenâü’r-rûh” denilir.

Vahdet. Bu ise gaflet ve nevm mesâbesindedir. Bir şey yoktur ki O’nunla hükm olunsun. O’nu vasfedecek bir sıfât yoktur. Cenâb-ı Hakk. Onlardan birisi mertebesini tecavüz etse kendi mertebesinde müstehlik olur. Biz hudûse geldik. Vücûdiyyât 75 . Binefse nefsiyle kāimdir. Bize “Kün” emri taalluk etti. Biayna kendi ilmiyle kendi zat ını âmildir. Mertebe-i ulûhiyet mertebe-i teşbîhtir. mebdeiyyet. Havâssın merâtibi nâil oldukları nimet mukābilindedir. Hiçbir şeye nisbet olunmaz. Bu Bâb Zâtü’l-Baht’ı Beyân Etmenin İmkân Hâricinde Olduğuna Dairdir Zâtü’l-Baht’ı beyân imkân haricindedir. Zâtü’l-Baht dediğimiz bir zattır ki O’nu taayyün edecek bir isim. vücûd. Bu âlem-i hayâle insan ta’bîr olunur. Efendimiz buyurmuşlar ki. vücûb. Cenâb-ı Hakk’ın [47] iradesi taalluk etmezden evvel biz O’nun ilminde idik. Mutlakü’z-zât bir emrdir ki ona esma ve sıfât müstenid olur. Amâ mertebesi ise mertebe-i tenzihten ibarettir. Nefsinde nefsin aynını yahut gayrısını bulmak ve görmek mertebedendir. [46] 16. Zira şuhûd vücûdun hakîkatidir. Efkârın idrakı kendisine muttasıl olamaz. amâda idi. Âlem-i şehâdet merâtib-i guyûbun akrebidir. sudûr. Şuhûd ise şuhûd ile beraber huzurdur. Ebî Zeyn el-Ukaylî’den rivayet olunur ki “Yâ Rasûlallâh. Rubûbiyyetü’l-esmâ bizim üzerimize müstevlî oldu. Fena halkta bekā da Hakk ile hâldir. halkı halk etmezden evvel nerede idi. iktizâ. îcad. ilmin taaluku nefsiyle yahut gayrıyla bu mezkûratun mecmûu taayyün ve takkayyüd eder. Her bir sâlikin Zâtü’l-mahz ile Zât-ı ilâhî beynini fark etmesi lazımdır. Hazret-i Rasûlullâh buyurmuşlardır ki “‫ ”اﻠﻧﺎس ﻴﻧﺎم اﺬا ﻤﺎﺘﻮا ﺘﻴﻘظﻮا‬Bu âlem-i gayb-ı hayâlîdir ki kâinat ın nüfûs-ı cüz’iyye-i insâniyyede müntabi’ olmasıdır. Bu sıfâtlarla varid olan matlabetü’l-esmâ elbette vücûdlarını taleb ve istid’â ederler.Ehl-i dünyanın hayâli muhtefî olan şey ile mukayyeddir. (İnsan-ı ekber) dedikleri de budur. Adem-i mahzda Hakk-ı mutlakın vücûdundan gayrı bir şey yoktur. onu fena ahz eder. Hakîkat-i şuhûddur. âlem-i şuhûd değildir. Tahtında ve fevkinde hava olmayıp kendi Zâtü’l-baht ı vardı. gerek sübût ve gerek vücûddan kendisiyle beraber bir şey yoktu. Zâtü’l-mahzdan ibâd bir nasip ve haz alamaz.

Cenâb-ı Hakk bizi vücûda getirip esmanın rubûbiyyeti bize müstevî oldu. manevî tecelliyatlar vardır. Bir nisbetten diğer nisbete ve bir rubûbiyetten diğer bir rubûbiyete geçmesi için abdin elinde tevbe gibi bir iradesi de eksik değildir. [48] Bundan sonra kâfir küfrü ile mü’min de imanı ile uğraşarak Hakk ve hakîkatine vâsıl oldular. “ ‫اﻦ‬ ‫[ ”اﻠﻰ رﺑﻚ اﻠرﺠﻌﻰ‬Kuşkusuz dönüş Rabbinedir]230 muktezâsınca mir’ât-ı vücûdunda Hakk’ın tasarrufu ta’yin eder. 17. Rubûbiyyet için de sûrî. 2/156. Kezâlik Hâdi ismi merbûbu olan mü’minde hidayet müşahede olunması ile râzîdir. Rezzâk ismi merzûkun vücûdunu talep ettiği gibi bu esmânın bazısı tazammun ettiği şeyin iktizası ile mümtazdır. O fâsık mudil isminin tamamiyetine mazhar olmuş olur. Envâ-ı müktesebâttan hasbe’lkānun rubûbiyyet-i manevînin esma ve sıfât ında zuhura gelmesi gibi. Sırrın zuhûru risâletin zuhûrunu müstelzim olduğu gibi risaletin zuhuru ve irsâli de fitne ve ibtilâyı icab etti. Kadîr ismi mukadderat ı. Her bir mazhariyet de Rubûbiyyet-i esmâdan vâkı’ olan şey-i matlabdır. Bu Fasıl Eşyaya Vücûd İ’tâsında İrade-i İlahiyyenin Taallukuna Dairdir 229 230 Bakara. Bu peygamberlerle nefy ü isbâta müteallık küfr ve iman zâhir oldu. 76 . “‫…[ ”اﻧﺎ ﻠﻠﻪ ﻮ اﻧﺎ اﻠﻴﻪ راﺠﻌﻮﻦ‬Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz…]229 Her ismin muktezâ-yı terbiyesi kendi merbûbunda tasarrufuyla râzıdır. Kimisi mü’min kimisi de kâfir oldular. Alîm ismi ma’lûmat ı. Bu taayyünât ın ya istidlâl-i aklî yahut keşf-i yakînî ile kendisinde zuhurunu görür. Mudill ismi bir fâsığın vücûdunda idlâl üzere tasarruf eder. 96/8. Mü’mine her şeyi hazırlayan Cenâb-ı Hakk bu iki sıfât ından birisine mazhariyetini abdin kendi iradesine tevdî’ etmiştir.hasebiyle her bir vücûd kendi mazhariyyetini talep eyledi. İnsanlar bu risaletle tefrikaya düştüler. Rubûbiyyet-i sûrî: Cenâb-ı Hakk’ın halkında tecelliyât ı müteşâbihâttan âdet-i rubûbiyyetin cereyanıyla halkından zuhûrudur. Alâk. bu tesviye ba’de’l-vücûd rubûbiyyeti talep etti. Her bir ismin muktezâ-yı rubûbiyeti vücûd-i eşyâda ayândır.

amellerin ahrete olan nisbeti gibi. Bu ilim iki kıs ım olup hayvânât ın ilimi gibi ya ilm-i ilhâmî olur ki hayât ın levâzımından olan maîşetin lüzûmu gibi. Bu da vahdet-i hakîkîden ibarettir ki vahdet-i adediyyenin kesretiyle müsâvîdir. İlimsiz hayat bir zıll ve hayâldir. Mevsûf şuhûdda yine aynı zâttır. Bu izmihlâl onun terakkîsine ki _bir âlemden diğer âleme vusûlünü irâe eder_ hayat ın mevte. Zira şeyin taayyünü hakâyıkı sûretinde o şey için sıfâttır. O zaman fena eseri vücûd müterakkî anhda fânî olarak vücûd-ı mevhûmdan eser kalmaz. Bu kısım da ya tasavvûrî yahut tasdîkî olur. Hâdis olan vücûd gibi terakkî etmiş olduğu âlemde görülür. [50] Cüneyd kuddise sirruhu hazretleri buyururlar ki hâdis kadîme mukārin olduğu vakitte havadis muzmahil olur. İsim ve sıfât müsemmânın aynıdır. Zât haysiyetiyle mefhûmât ın neseb ve suveri birdir. Yahut bedîhî ve zarûrîdir.Bu mertebede zübde Cenâb-ı Hakk kendi iradesiyle bir şeye vücûd vermeyi murad ederse “kün” emri semâ-ı ilâhiyyeden sedenât-ı sıfâta nüzûl ile mertebe-i imkâna vâsıl olur. Ancak vücûdda esmânın i’tibarı müteaddidâtta müsemmâ gibidir. Her bir hayy için bu hayatın mûcibi olan ilim lazımdır. Bu taayyün Hakk’ın şuûnâtından yahut vücûdundan olan taayyün olsa da o vücûd-i muayyen için isimdir. Zira bunların mecmûu mâhiyet-i sıfât ve avârız-ı lâhika kabilindendir. Dâire-i imkândan o şeyi [49] isbat ve âlât ı teânuk eder. 19. Lâkin sâlik-i Hakk bazı merâtibe terakkî ettiği vakitte vücûd. Kendisinde şey’iyyetü’s-sübût rayihası istişmâm olunarak bu şeyin hakikati ile Hakk’ın vücûdu taayyün etmiş olur. Bu Fasıl Taayyünâtü’l-İ’tibârî Beyânındadır Taayyünât-ı i’tibâriyye esmâ ve nesebin sûretleridir.ı mümkînât belki nefs-i vücûdîde muzmahil olur. Onun için eşyadan şuhûd-i eşyanın hâlıkıyyetiyle mevsuf bulunması Bârî Teâlâ ve tekaddes hazretlerinin eşyadan zât ını tecellisi ile müşahede etmektir. Eğer ilim nazar ve 77 . Mertebe-i Ahvâlü’l-İlim Hayata elzem ve akreb olan şey ilimdir. Esmâ ve sıfât müteaddid ve mütefâvit olduğu hâlde ihtilâf-ı mevcûdatta olup suver-i müsemmiyata değildir. Vücûddaki tevhid de budur. 18.

Bunların menbâı âlem-i kalp ve âlem-i sırrıdr ki bunalr oradan zuhûr ederler.istidlâl tarîki ile kendisi için hâsıl olursa ilm-i kesbîdir. Bu Fasıl Seyr ü Sülûke Dâirdir Seyr ü sülûk eden zat için her bir ilim hasebiyle bir huzûr lazımdır. Eğer vârid olmasa mâ yefûtu anhin fikdânından vücûdu sarf eder. Evvelki huzur hazretü’lbedendir. hayat ın ıslâhını iltizâm eder. _Akliyye-i nazariye. Tecelliyât ve müşâhedâta taalluk eden ulûm-ı akliyye kısmı da âlem-i rûhun gaybına mütealliktir fart-ı muhabbete taalluk eden ulûm-ı zevkiyye-i ledünniyyedir ki muvâsılât gibi âlem-i hafânın gaybıdır. Bu da vücûdunda alâmet ile cevârihi üzerinde ilmin eserinin zuhûrudur. Hakîkat-i mücerrede gaybü’l-guyûbun menba’larından husûle gelir ve oradan tâlibe müncelâ olur ulûm-ı zevkiyyedendir. Buna {Melekûtü’lcevârih ve Mevâzinâtü’l-beden} tesmiye kılınır. Ulûm. Zeyl Her bir ilim hasebiyle bir huzur vardır denilmiş idi. Ekl ü şurb ile ilac eder. [52] 21. Yahut ahlâkının tezhîb ve fezâilinin tekmîline müteallıkt ır. Bir sûretteki o cevârihin harekât ve hayat ını müşahede iktizası üzere mümkün olur. 20. Buna ulûm-ı nefsî. marifet-i nefsî denilir. Marifet-i nefs bununla husûle gelir. Her ne zaman havâdis vücûd talebinden zâil olursa a’yân mertebesinde sâbit olur. Bu iki mertebe merâtib-i ilimden ilm-i husûlîdir.ı meâş. keşfiyye-i sırriyye_dir. Zira ekl ü şurbu Cenâb-ı Hakk insanın vücûdunn tecelli ettiği bir tînden ihsan etmiştir ki hazretü’l-kevnden beşer kendi sa’yi nisbetinde o gıdayı istihsâl eder. Riyâzat ve mücâhedât ile kesb-i hakîkî mertebesine vâsıl oluncaya kadar kendisi için bu ilim hâsıl olursa ayne’l-yakîn mertebesi bu ilmin zirvesini iş’âl ve tenvîr eder. Bu ilmin zirvesinde kendilerinde havâdisten ve taayyünâttan eser kalmazsa o zaman Hakk hakke’l-yakîn tecellî eder. [51] Bu hâlde onların bakiyesi ile beraber Hakk taayyün eder. Marifet-i nefsî ya sıfâta taalluk eder sûrette külliye-i yakîniyye olur. Bu da nefsin ulûmudur. Yahut tecelliyâta müteallık külliye-i hakîkiyye olur. İlm-i kesbî de zirvesinde yakîni îcâb eder. Bu ise ulûm-ı takvâdandır. iradesi ile ağzına 78 . Bu ilimler de iki nev’dir. Onun huzuru ancak vücûd-ı haricînin tamamiyle vürûdudur.

Beşinci makam. sıfât ın zuhuru ve kalbin tuğyanından fey-i zılâl ile tamam olur. melâhî ve menâhîden ictinâb ile tamam olur. İkinci makam. Dördüncü huzur_ Sâlikin Rabbisine mükâleme ve münâcât indinde hazret-i sırdan zuhura gelen huzurdur. Bir kimse ekl ü şurbu terk etse vücûdunda gıdaya sâlih olan? ( *‫ )اوﻻ‬maddeler sarf olunup bedenin yubûsetiyle rûh uçar. ikilikten tecerrüd etmek ile olur. tezkiye-i nefs ile hâsıl olup onunla tamam olur. Dördüncü. Beşinci huzur_ Muâyene ve müşahede ile hazretü’r-ruhtan zuhura gelen huzurdur. Üçüncü huzur_ kalbin huzuru olup hazret-i kalbin nuru ile zakirde mütecelli olur. At ıncı huzur_ Münâğat ile hazret-i hafâdan zuhur eden huzurdur. Zahir eli gıdamızı verdiği gibi bât ın eli de irademizle ekl ettiğimiz şeyi bedenimize gıda yapar ve bekāmızı bununla temdîd eder. gayrıdan teveccüh ve iltifat ı kat’ etmekle olur. Cenâb-ı Hakk’ın bir eli zâhir elidir ki kulun iradesi tatındadır. Yedinci makam. Evvelki makam dünya maişetlerini. Bu makam ise salikin nihayet-i urûcudur. Üçüncü makam. Yedinci huzur_ Ayn-ı vahdette makam-ı fenadan hâsıl olan huzurdur ki o makam-ı fenada taayyünat ve mecmû’ hazerât-ı mezkûre muzmahil olmakla ayn-ı vahdetteki makamın huzurudur. Hazerâtü’l-Hakk. seyr-i muhammediyye ve sîret-i Ahmediyye ile [54] tamam-ı muvâzenesi indinde olur. Eğer bu hâl zakiri varid-i zikrde müstahkim [53] kılmak için ahvâl-i sadîkînden bir şey ise zakir huzur-ı kalple mütemekkin ve o varid ile mütehallık olur. Diğer eli ba’de’l-ekl vücûd-ı insânı halk ve gıdâ-yı echize-i dâhiliyeye tevdi’ ile tasarruf eder. Bu ise muhabbet ve teferrüd ile hazretü’z-zattır. Ulemâ-i muhakkıkîn ittifak etmişlerdir ki bir sâliğin merâtib-i insaniyyeyi kat’ ederek gayesine vasıl olmadıkça makamat-ı mezkûreye vusûlü tasavvur olunmaz. Fenadan sonra vakı’ olan bekāda hazeratın cem’i yani ayn-ı vahdetteki fena ile beraber tekemmül eder.kor. 79 . Bu makam nihaye-i hazeratü’l-hakîkiyye ve fena-i mutlaktan ibarettir ki bunun zirvesinde hakke’l-yakîn tecelli eder. tevhide muhalefet husulünden ve telvin bakiyesinin zuhurundan kurtulmakla tamam olur. İkinci huzur_ nefsin huzuru olup kalbe inkıyâdı indinde hudû’ ve huşû’ ile nefsin mutmain olmasıdır. inde’t-temkîn cemî’ hazerât-ı esmâyı câmi’ olan makam-ı bekādadır. Alt ıncı makam. Bu da meslek-i Muhammediyyeye sâlik olan bir müridin maneviyat ında zuhur eder.

Ayn-ı cem’den ne zaman bir ferd vücûda gelse o ferdin isti’dâdı üzere mâ-yûda’ ileyhi münkasim olur.ma’kuleye akıl ile aks eder ki dikiş makineleri gibi… Makineyi iş leten harekât o aklın aksidir. Bu Bâb Şeyh-i Mercû’ Beyânındadır Şeyh-i mercû’. Kemâl ancak o kâmil mavdû’-ı ileyhden zuhur eder. Eğer âsârdan halkın isti’dadında olan şeyin ızharı mümkün müdür denilirse o sâlie verilen cevapta evet denilir. Onu a’yânda maâdin-i insana tevdî’ etti. Nitekim hazâin-i mevdûaya onlar maâdin oldukları gibi kemâlât ın zuhûrunu da kâmil kemaliyle idrak eder. Elbette şeyh talep eden tâlibe bu zatın vücûdunu bulmak elzemdir. Ve “‫ ”اﻠﻂرﻖ اﻠﻰ اﷲ ﺑﻘﺪر اﻧﻔﺎﺲ اﻠﺨﻼﺌﻖ‬derler. Elbette Allah Teâlâ’nın her insanda yedi 80 . [56] 23. Bu ecelden “‫ ”ﻤن ﺗﺸﻳﺦ ﺑﻐﻳﺮﻮﻗﺖ ﻓﻘﺪ آﻔﺮ‬buyrulmuştur. [55] O meb’ûsa onların inkıyâdı nisbetinde kemâlâttan isti’dadlarında zahir olur. Nâkıstan kemâlin zuhuru mümteni’dir. Bu mertebeye vasıl olmayan insanın şeyhliği insanda ahlâk bozukluğundan başka bir netice vermez. Nimet ve nıkmetten onların ibtilâları kendi üzerlerinde sıfât-ı Hakk’ın zuhuruna mazhar olmaları içindir. Halk her velî ve her insan-ı kâmili manen irşad edebilir zannederler hâlbuki irşad için şeyh-i mercû’ olmak şarttır. Zira müsterakü’s-sem’ dediğimiz gramafonun müsavvitten savt ı ahz edip de yine iade ettiği gibi bir fiilin icrası için olan harekâtt o âlât. Sâirleri de bunun gibidir. İnsan-ı kâmiller mertebe-i risalette Allah Teâlâ hazretlerinin halifesi ve rasullerin ümenâsıdırlar.22. Bu kemâlât-ı mahzûne ile insanlar zahir olduğu vakitte onlara bir mürsel ba’s ederek isti’dadlarına mevdû’ olan kemâlât ın ızharı ile onları imtihan eder. Ağaçların üzerine yaprakların saçıldığı gibi bu kemâlât da ebdân-ı beşere tereşşuh eder. Bu Bâb Riyazât ve Mücahedâtın Merâtibinin Zübdesi Beyânındadır Cenâb-ı Hakk’ın kemâlât-ı ilâhiyyesi aynu’l-cem’de mahzûndur. risâlet-i Muhammediyye’nin halifesidir. Ashâb-ı makāmat olan ârifler bu sırdan gafil olarak şeyh-i mercû’ mertebesine vasıl olmadan başlarına bir miktar insan cem’ edip sülûk ettiriyoruz i’tikādında bulunur.

İnsan kendinde oaln vücûh-ı Hakk ve yed-i Hakk’ı bırakıp da gayrıda olan vech ve yede teşebbüs etmek tercih bilâmüreccah lazım geleceğinden faidesiz hay ve huy vadilerinde pûyân ve ve sergerdân olmak azabına ibtilâdan ibarettir. kimi Rezzak. Zira muhakkık-ı hakîkînin sıfâtta ihatası olduğu gibi ef’alde dahi ihatası vardır. “ ‫اﻮﻟﻴﺎئ ﺗﺤﺖ ﻗﺑﺎﺑﻰ ﻻﻴﻌرﻓﻬم‬ ‫ ”ﻏﻴرى‬mantûkunca [58] hicâb-ı izzet ve perde-i sitariyyet melâzında muhtefî olup cemal-i vahdeti daima vücûh-ı kesrette müşahede ederek zıllullah ve bahr-ı envâr-ı mevcûdat içinde müstağrak olan kümmelînin ulûvv-i şânına sahil-i taklidde ta’n-ı zen olan erbâb-ı nakais ve şuyûh-ı merâsim destres olmazlar. Bir a’mâ diğer bir a’mâya nasıl delâlet edebilir. Tecelli-i mudalliyetten halâs olmayan olmayan irşâd ile meşgul bulunması lazım gelmez. kimi Âlim ve kimi ism-i Zâhir rubûbiyyeti meydanında nümâyân olur. Eğer ictihadında yakîn olmuş oalydı müctehidînin beynlerinde ihtilâf vâkı’ olmazdı. Ve her mahlûk vücûh-ı ilâhîden bir vücûha mazhar bir ismin tecellisine mücellâ olduğu gibi ef’âlden de bir fiilin zuhuruna masdardır? Velâkin her arif hazreti vahidiyyette esmâ-i ilâhiyyenin cem’ine mazhar olmaz.vardır. kâsıd-ı sülûk olan zat ın sülûküne kifayet ederdi zira o sülûkde de Hakk’ın vücûhu ve yedi vardır. Zira muhakkıkın ilmi müctehidin ilmi gibi değildir. Zira zuhur-ı küllî insan-ı kâmilin vücûduna mahzurdur. Ama vakt-i cehâlette bir mezheb-i muhakkıkın ibtidākî Hâli yani taayyün denilen şeref kendine vasıl olmazdan evvelki hâli onun muhakkıklığına kadeh vermez. Müctehidin ilmi delil ve istidlâl üzere olduğundan müctehid ancak şek ve zan sahibi olup yakîn sahibi değildir. Yani kendinde bulunan yed. Kezâlik kendi vücûdunda Hakk’ı müşahede etmeyen bir mahcûb diğer bir mahcub diğer bir mahcûb mazharında Hakk’ı talibe nice temâşa ettirir. Her âbid ve zahide şeyh bulunmaz değil lakin her insanda [57] yed-i ilâhînin vücûdu kifayet derecesinde olmuş oalydı vücûd-ı vâhiin müşahedesi kifayet ederdi. Zira mazhariyette ve zuhurda kâmil olan zat ın bazıs ı mercû’ olmayıp zât-ı Hakk’da müstehlik suretinde kalır ve ircâı takdirinde Hâdî ve Mürşid esmasının gayrına mazhariyetle nüzûl eder. Küllün cüz’ü gibi olan şey küllün küllü gibi olmaz. Muhakkık bir mezhebe taklid edip bazen sıfât-ı taklid ile muttasıf olur mu? Mişkāt-ı Muhammediyye’den ulûm-ı ilahiyyeyi bilâ-vasıta ahz eden zât muhakkıkt ır. Kimi Sâni’. Ehl-i kemâlin kemâli sıfât ve ef’âli ile bilinemeyip perde ve istitâr alt ındadır. [59] Ama muhakkıklar keşf ve şuhûd ve basiret üzere bulunduklarından onların ulûmu 81 .

Ancak zât üzerine delâletinde o isme vâsıl olur. Mürşidi âgâh olan zevât üç isme vâsıl olur. Eğer kendi indinde o fiil-i mümtaz olmamış olaydı ityan etmezdi. Kendisinden gayrısı onları bilmez. Hakk bu zât ile beraberdir. İbadet yolunda azimetle amel eder. Halkın mürebbîsidir. sahv gibi herkesin makamına göre isti’dadlarında zuhur ve iktizâ edecek her bir ahvâle vâkıf ve mutasarrıflardır. Beşeriyyet cilbâbını giymiş beşeriyetten mâada nâssın gözüne bir şey görünmez. Birisi: Allah isminin üzerine delâlet eden esmâ-i zâtiyyeden bir isimdir.vâridât-ı ilâhiye muktezâsıdır. hayret. Vâridât-ı ilâhiyyeden murâd sadedinde bulunduğumuz “‫ ”ﺤﺘﻰ ﻴﺄﺗﻴك اﻟﻴﻘﻴن‬nazm-ı celîlinin mistakıdır ki ilim zevki kabîlinden bulunduğundan tezahür ettikçe ihtifâsı artar. Gayrının manası üzerine delâlet etmez. gayette nadir bulunan azîzü’l-vücûddur. Fasl-ı fi’l-merâtibi’l-mürşid Zübde-i irşâd_ Mürşid sohbeti ile halkın en müessiridir. işbahın kubbesi alt ında mahfuzdur. 24. Bu isim lafız. Bir kimsenin mecmû’ ef’âli kendisinden müntehap ve mümtazdır. nâssın istikametine mi’yâr ve âlletli benî âdem sıfât ında görünen bir melektir. tasarrufu ile âlem-i hakktan âlem-i halka rücû’ etmiştir. İrşad tarikinin hata ve sevabını bilir. makāmat ı halkın makamat ı iktizasınca zühûl. Rasullerin emîni ve halk içinde Hakk’ın [60] halifesidir. İkincisi: Tecelli-i ef’âlin kâffe-i eşyadaki tasarrufundan hâsıl olan mer’iyyât ın kâffe-i Cenâb-ı Hakk’ın zât-ı ulûhiyetine delâlet eden bir isimdir ki o eşyanın mecmû’u ile Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyyet sıfât ından hâsıl olan ulûhiyete delâlet eder. onun için ahvâl-i acîbe ve isti’dâdât-ı garîbe ibraz eder. Görüldüğü vakit vechinde beşâşet vardır. onlar urasâ-ı Allah’dır. sûtret ve harfe taalluk ettiği gibi ona fikir ve hayal de ermez. nâssın guft u gûsu ile halk onun üzerine teleclüc eder. Nâsa ‘itâda gayet sahîdir. herkes ona isti’dadı nisbetinde mukarenet peyda eder. İhvan beyninde mükerremdir. Nefsin hevâsı onun üzerine yol bulup esemez. sekr. ibtidâ sohbet ile mütekellim olur. Nitekim bir kimsenin kendi fiilinin gayrısının indinde dahî mümtaz olduğunu isbata o fiilin meyân-ı nâsda zuhûr ve birûzu kâfîdir. Azîmü’l-halkt ır. Nârdan ru’yet olunan şuûnât-ı zâtın ulûhiyet üzerine delâleti 82 .

yani “‫[ ”اﻧﻰ اﻨﺎ ﷲ ﻻ اﻟﻪ اﻻ اﻧﺎ ﻓﻌﺑﺪﻨﻲ‬Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur]231deki delâlet gibi. Üçüncüsü: Ma’bud bi’l-Hakk olduğu tebliğe talim olunan ve ulûhiyete delâlet eden bir isimdir. “‫[ ”ﻓﻌﻟﻢ اﻧﻪ ﻻ اﻟﻪ اﻻ اﷲ‬Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur]232 nazm-ı celîli buna delâlet eder. İlim ancak tebliğ ile hâsıl olan ilimdir ki kâffe-i ulûmun fevkindedir. Mürşidin de ilmi bundan ibarettir. [62] 25. Hizbü’n-necât Zât ı esmâ ve sıfattan münezzeh ve ceberûtunun azameti akletme ve belirlemeden pâk olanı tenzîh ederim. Sıfat ı Hamîd ve Mecîd olana hamd olsun. Şanı teşbîh ve tevhîdin hâdislerinden yüce olsun. Ona Hamîd isminin gerektirdiği şekilde hamd edene müjdeler olsun. “Çünkü iki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yapt ıklarını yazmaktadırlar.”233 Aynının şehâdetinin gerektirdiği şekilde mahlûkat ın varlığınca hamd etti. Ve işlerin varacağı yerhayallerin ulaşmak istediği yer üzerine gerçekleşti. Ve onların üzerine telaffuz edilen kelimelerden ubudiyet harflerini vârid etti. Âlemler fânî olanda eşyanın gerektirdiklerinden isimlerin matlubları yoluna göre toplandı. “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”234 Kulun Hamdi âbid ve ma’budun aynıs ına gelmesidir. Ve O mertebelerde yarat ılışın hakîkatinin aynıdır ve varlıkta Hakk’ın hüviyetidir. Zâtının sıfat ını mahlûkātın235 üzerine yaydı ve mahlûkāt ın üzerine nakışlar ve renkler yansıdı. Mevcûdât ın ruhundan başka varlık yoktur. Ve O zaman ve mekândır, ancak O’nun için keyfiyetler sahibi olmada zaman ve mekân yoktur.236 O zuhûr ve tecellilerde, -mahlûkāt ın hil’atinde Âdem’in sûreti üzerinde- Hakk’ın ve halkın aynıdır. “Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek daneler bitirdik.”237 Hakk bütün bârizler üzerinde saltanat sahibidir. Ve hiçbir yönden O’na bât ıl gelmez, ki her kul [63]
231 232 233

Tâ-hâ, 20/14

Muhammed, 47/19. Kāf, 50/17. 234 Kāf, 50/18. 235 Metinde kevn. 236 Zaman ve mekânı yaratan O’dur fakat O’nun için zaman ve mekân yoktur. 237 Kāf, 50/9.

83

O’na mescidlerde, çarşılarda ve namazlarda kulluk etsin. “Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmedici değilim.”238 Güzelliğinin aynaları, ruhların menzilleri ve cesetlerin yoludur –Öyle bir şekilde ki, hiçbir zerrede hulûl ve ittihâd olmadan- Eğer O’ndan başkası için varlık olsaydı, fesat ortaya çıkardı. “O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ deriz. O da ‘Daha var mı?’ der.”239 O varlığın ve yokluğun hüviyetidir, her rabb ve merbûbun aynıdır, cemâlini her şâhid ve meşhûd görür. Ve O ulûhiyyetini her âbid ve ma’budda görüyor. “Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir (denir).”240 Başkasına eğilmek için secde yoktur, haraketsizlikte ya da harekette, akıllar zât ının künhünde hayrete düştü ve fikirler sıfat ının infisâlinden boynu bükük olarak geri döndü. “O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler...”241 Onlardan buna güç yetiren olur, biraz yapabilen olur, uyuan olur. Her hâdis ve kadîmin aynası ve her azab ve nimetin kuşatanıdır. Hakîm ve Alîm oaln Allah’tan başka ilah olmadığına ve Efendimiz Muhammed (s.a.s.)’in O’nun elçisi olduğuna şehadet ederim. O ki, Hakk ile, müminlere Raûf ve Rahîm olarak gönderildi. Varlık âleminde var olanları özüdür. Kıyamet gününde görünenlerin çerağıdır. Ehl-i nefy ve isbât olan ümmetinin ihtilâfından ona bir kusur gelmez. Evlerin en zayıfının gerektirdiği melekût ve sınâıyyâtta yarat ılmış lar âleminin güneşidir. “Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.”242 “İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, [64] Âdem'in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya'kub) 'in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan Allah'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.”243 “Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!”244 “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.”245 [65]

238 239

Kāf, 50/29. Kāf, 50/30. 240 Kāf, 50/22. 241 (...fakat güç getiremezler) Kalem, 68/42. 242 Kāf, 50/37. 243 Meryem, 19/58. 244 Sâffât, 37/180-181. 245 Fâtiha, 1/2.

84

26. Silsile-i Tarîkat-ı Nakşbendiyye246 Tesbîh ve tehlîl ile ariflerin kalplerini nurlandırana ve onları yakınlık hâlleri üzerine teclîl ve ta’zîmle ve tebcîl ile celâlinin rubûbiyyeti kucağında ta’zîm sütüyle ikramlandırana hamd olsun. Allah’ım! İsimlerinin hürmeti ve sıfatlarının kemâli ve zâtının azameti ile Muhammed (s.a.s.)’e daim salât ve selâm eyle. Ona isimlerinin mazharlarından nâzil olan ve cemâlinin ve celâlinin cilbablarından, sıfatlarının aynalarında izlenen; kurtarıcı, ulaşt ırıcı ve geniş bir azamet, ebedî bir inâyet ve saadet ver. Allah’ım! Kalplerimizi marifetinin nurları ile nurlandır. Ey kalpleri ve ruhlar ı dönüştüren, ey sûret ve siluetleri yaratan, kalplerimizin nazarı Senin yönünedir. Bize eşyanın hakîkatini olduğu gibi göster. Kalplerimiz her zaman Sana nâzırdır. Bitmeyen ihsânından bize akıt. Allah’ım! Bizi tam bir inâyet ile koru ve Efendimiz ve senedimiz ve mevlâmız Muhammed sallallâhu aleyhi ve selemin hürmetine bize ulaşt ırıcı bir hidayet nasib eyle. Allah’ım! Ayaklarımızı sırât-ı müstakîm üzerine ve Kerîm olan Rabbimiz’e dosdoğru ulaşt ıran yolda, gâlip ve hizeyrü’s-sâlib olan Ali ibni Ebî Tâlib radıyallâhu Teâlâ anh ve sevilen kulun belâ’ına mücîb, hasîb, nesîb Hüseyin Tâlib radıyallâhu Teâlâ anh ve [66] Efendimiz âbid, zâhid, âmil, mücâhid, mevlâmız Ali Zeynelabidin ibni Hüseyin radıyallâhu Teâlâ anh hürmetine sabit kıl. Allah’ım! Ayıplarımızı efendimiz mevlâmız ve senedimiz, bât ın ve zâhirin senedi Muhammed el-Bâkır radıyallâhu Teâlâ anh hürmetine ört. Allah’ım! Günahlarımızı doğu ve bat ınin nûru mevlâmız ve senedimiz Ca’ferü’s-Sâdık radıyallâhu Teâlâ anh hürmetine affet. Allah’ım! Göğüslerimizi efendimiz ve mevlâmız ârif, vâsıl, feyzin kayanğı, hâmî, Bâyezid Bestâmî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine aç. Allah’ım! Ahlâkımızı, efendimiz ve senedimiz Nûru’r-rabbânî Ebu’l-Hüseyn Harakānî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine en güzel hâle getir. Allah’ım! Dualarımızı kutbu’r-rabbânî ve nûru’s-samedânî Ebû Ya’kub Yusuf Hemedânî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine kabul et.
246

Eserde bu bölümün bir başlığı bulunmamakla beraber, “Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’it-tevhîd”de aynı bölüm bu başlıkla verildiği için, biz de bu başlığı kullanmayı uygun gördük.

85

Allah’ım! Bize katından senedimiz mevlâmız.. Allah’ım! Yâ Hâfız! Bizi senedimiz mevlâmız el-Veliyyü’l-fâkıd ve vâcidü’lârifü’l-mücâhid Muhammed Zâhid kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine koru. mazharu’l-envâr ve matlau’lesrâr Hâce Muhammed Attâr kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine rahmet ver. mevâlmız ve efendimiz Hâce Seyyid Emir Külâl kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine ikrâm et. Allah’ım! [67] Mahfiyyat ve mahsûsâttan hastalıklarımıza senedimiz mevlâmız senedi’l-müsenned ve’l-muvâlâti’l-müeyyid Hâce Muhammed Baba Semâsî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine şifa ver. Allah’ım! Bizi işlerimizde senedimiz mevlâmız mahbûb’l-kulûb ve musâhibu’l-matlûb efendimiz Hâce Ya’kub Çerhî Hisârî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine başarılı kıl... Allah’ım! Sana kavuşmaya muhabbetimizi efendimzi ve mevlâmız hakîkatin nûru tarikatın kutbu üstadü’l-a’zam ve nûru’l-muazzam Bahâü’l-milleti ve’d-dîn Muhammed Bahâeddin ibni Muhammed eş-şehîr bi’n-Nakşbendî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine arttır. 86 . senedimiz mevlâmız ilmin ve ihsânın mazharı feyzin ve irfanın menba’ı efendimiz Ali meşhûr bi’l-azîzân kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine . Allah’ım! Amellerimize senedimiz ve emvlâmız ve efendimiz Ârif Kâmil Rivgerî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine ihlâs ver. Allah’ım! Bize iradende tarikat ının sülûkünde efendimiz mevlâmız nûru’lebrâr ve ma’adini’l-esrâr efendimiz Hâce Ahrâr Nâsıru’d-dîn kaddesallâhu sirruhu’lazîz hürmetine kolaylık ver. Allah’ım! Hâllerimizi senedimiz ve mevlâmız ma’bûdun inayeti ve var olanların hidâyeti efendimiz Hâce Mahmud Encîri’l-Fağnevî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine sâlih kıl. senedimiz..Allah’ım! İşlerimizi şimşek gibi nûrun ve fâik feyzin mevlâmız ve senedimiz ve efendimiz Hâce Abdülhâlık Gücdevânî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine kolaylaştır. Allah’ım! Cemâlin ve celâlinin yaydığı üzere yakınlığının azametiyle... Allah’ım! ...

Allah’ım! Şevkimizi Sana kavuşmakla ve ulaşmakla efendimiz ve mevlâmız sa’dullâh Muhammed Said er-Rukkâlî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine arttır. Allah’ım! Evlâdımızı senedimiz ve efendimiz ve mevlâmız Şemsü’d-dîn Habîbullâh Cân Cânan kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine salih kıl. efendimiz ve senedimiz ve mevlâmız el-ârif billâh [69] ve mirkātü’l-intibâh el-müsenned bilâ iştibâh Seyyid Abdullah el-Ma’ruf biGulâm Ali kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine şereflendir. Allah’ım! Bizi gizli şirk ve riya ve sum’a ve hevâya uymaktan. senedimiz mevlâmız efendimiz merhûm müştehiru’l-ma’lûm Muhammed el-Ma’sum kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine uzak tut. Allah’ım! Ey belâları kaldıran ve ey kötülükleri def eden! Bizden belaları senedimiz mevlâmız el-avnü’r-rahmânî ve’l-inâyetü’r-rabbânî Seyyid Nûr Muhammed Bedevânî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine kaldır. Allah’ım! Kalplerimizi ilm-i yakîn ile senedimiz mevlâmız sâhibu’s-sahv ve’ttemkîn efendimiz Şeyh Seyfü’d-dîn kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine nurlandır. Allah’ım! El-âbid er-râki’ el-musahhihi’l-miete’r-râbi’ ve bi adedike’l-fâkıdı’lvâcid el-feyzü’l-vârid el-âlim bi ilme’l-yakîn el-muhakkıku’l-mübîn Seyyid Ahmed Hüsâmeddiîn el-Üveysî kaddesallâhu esrârahüm hürmetine Arz ve semanın bereketlerini üzerimize indir. mukarreb evliyâ’ının feyzlerinden bize akıt ve bizi 87 . Allah’ım! Bize ahrette efendimiz mevlâmız İmam Rabbânî ve müeyyedü’ssamedânî Seyyid Ahmed Fa’rukî Sirhindî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine iyilik ver. Allah’ım! Bizi Sana kavuşmakla. Allah’ım! Bize bu dünyada senedimiz ve mevlâmız masdar-ı nûru’l-bâkî ve lem’atü’l-fârık efendimiz Muhammed el-Bâkî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine iyilik ver.Allah’ım! Küçük günahlarımıza rahmet ve büyük günahlarımıza affını senedimiz efendimiz ez-zâkirü’l-müeyyedü’l-âbidîn [68] Derviş Muhammed kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine nasib eyle. Allah’ım! Babalarımızı ve üzerimizde hakkı olanları senedimi mevlâmız elmürebbiyyü’mürîd ve’l-mürşidi’s-sâlik efendimiz Hâcegî Emkengî kaddesallâhu sirruhu’l-azîz hürmetine affet.

Allah’ım. [70] 27. Allah onlar ve bizim hepimizin üzerinde yardımcıdır. Seyyid Ali Rıza Seyyid Muhammed İsmetullah [72] 28. Eser esas itibariyle Hakāyıku’t-tecrîd’in tercümesi ise de mübâhas-i müteaddide meydanında takrîrlerden ilâveten husûle gelen şekl-i hâzırı itibariyle fevâidi adîdeyi müştemildir [71] Âmme-i ehl-i tevhîdin istifâde-i mahsûsasını mûcib ve bilhassa Bursa’da gunnûde-i hâk-i pâk-i ebediyyet olan hemşiremize rahmet-i ilâhiyyeyi müstevcib olması emeliyle sâha-i intişâra vaz’ ettik. (Zübdetü’l-Merâtib) namıyla tab’ına ibtidâr ettiğimiz işte bu eser hemş iremizin metrûkât-ı kalemiyyesindendir. pederimiz efendimiz hazretlerinden (Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd) nâm te’lîf-i şerîfi okudukları zaman kısmen tercüme ve kısmen zabt ettikleri takrîrleri cem’ etmek suretiyle bu eseri meydana getirmiştir. İfâde-i Mahsûsa Hilye-i maârif ile ârâyîş-ı zât edenlerin hâl-i hayâtlarında hem sohbetlerine ifâza-i ma’rifet eyledikleri gibi vücûda getirdikleri âsâr-ı kıymetdârları dahî iyâde-i ihtirâm ve tevkîre zinet-bahş olmaktadır. Pederimiz Seyyid Ahmed Hüsâmeddin Efendimiz hazretlerinin Trablusgarp’ta mehd-ârâ-yı vücûd olan kerîmeleri Seyyide Fat ımatü’z-Zehra bütün seyyidât ın şiâr-ı mahsûsları olduğu vechle tahsîl-i ulûm ve maarife bezl-i mechûd etmiş Türkçe tahrîr ile Arapça’dan tercümeye kesb iktidâr etmiş idi. bizi onların feyzleriyle faydalandır ve bizi onlarla haşr et. Mutâliîn-ı kirâmın hemşiremizi rahmetle yâd etmelerini ve bizim hakkımızda da hayır dualarını rica ederiz.ikramlandır. Hemşiremiz. Silsile-i Ehl-i Beyt-i Mutahhara Bihamdillâhi merâ baş ed müyesser ni’met-i bihter Ki rûz-i şeb buved zikrem “Hüve’l-hayyü hüve’l-ekber” Miyân-ı halku Hâlık şod vesîle zât-ı Peygamber 88 .

Şefi’-i ‘asıyân-ı ümmet-i merhûme der-mahşer Benî Haydar Hüseyn ekber Muhammed Bâkır u Ca’fer Seyyid Musa-yı Kâzım bu’l-hHasan Kâni’ Ali Ca’fer Muhammed Sâbır u Kâtim ve Ebu’t-Tayyib ve Nûru’d-dîn Ali ve Bu’n-necâ baş ed musaddık ve Kureyş azhar Ebu’l-Mecd u Ebu’t-Tâhir Ebu’l-Abbas ve’l-Ahrâr Ebû Hâşim ve Ahmed Mustafa şod nesl-i Peygamber Ki İbrahim ü İsmail ü Mûsâ Zâhid ü Ca’fer Ki Da’vûd u Ebû Hamza CEmalüddîn Hasan hub-ter Ebu’l-Ma’sum u Müştak u Mücahid fî sebîlillâh Muhammed Said Rükkânî Hüsâmeddin Ebu’l-Haydar Tevessül mî-kunîm Yâ-Rab bi-hakk-ı sûre-i Kevser Kitâbullâhu evlâd-ı Betûl est cümle-râ rehber Şeved dâim karîn-i himmet-i îşân-ı ‘âlî-şan Muhibbân-ı safâ âver mürîdân-ı vefâ perver Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’lenâ min emrinâ raşedâ Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selâmun ale’la mürselîn ve’lhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn 29. Seyyidimiz Efendimiz Hazretlerine Müntehî Tarikat-i Nakşibendiyye Silsilenâmesi Delil est in tarîk-i Hak marâ ‘uşşak-ı sübhânı Ebu’l-Haydar Hüsâmeddin ve Sa’dullah-i Rükkâni Ki Abdullah u Şemsüddîn Muhammet Seyfî-i vâlâ 89 .

Hazreti Seyyidimiz Şeyh Hüsâmeddin Efendimiz Hazretlerinin Kelâm-ı Şerîfleri Şems’em bu vücûdum virir ecsâda zılâli Nutk’um bu şühûdum virir ekbâda hayâli Efrâd-ı şühûdumla bu hep hâver.Muhammed Ahmed ü Bâkî Muhammed Hacegî danâ [73] Muhammed Zahid u Ahrâr u Yakub vü Alâ’üddîn Cenâb-ı Nakşbendî pîr Muhammed Şâh Bahaüddîn Emîr Seyyid Muhammed ez Ali Mahmud şod pür nûr Muhammed Abdülhâlik İbn-i Eyyüb ü Ali Tayfur İmâm-ı Cafer es-Sadık kilîd-i mahzenü’l-esrâr Muhammed Bâkır u Ekber ve Hüseyin-i Kerbelâ-serdâr Der-i ilm-i Nebî Haydar İmâm-ı umdetü’s-sâdât Rasûl-i ins ü cin Hakka Muhammed sâhibu’l-ayât Nazar kün ber men-i miskîn inayet ya Rasûlallâh Etâke’l-müznibu’l-asî şefaat ya Rasûlallâh Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’lenâ min emrinâ raşedâ Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selâmun ale’la mürselîn ve’lhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn 30.i güftâr Subh’um ki berâzıhda tutan rûz-ü leyâli Da’vâ-yı fücûr eyler isem dirbana kâzib Subhum bu güneş tal’ati gösterdi kemâli Bakma güneşe ‘âlemi gör oldı münevver Gayet de garîbdir bu güneş var mı misâli 90 .

husûl-i nisbetinle kâmran eyle Ölürsen de tebâüd etme pirin asita’ından İkâmetgâhı piri kendine dâr-ül emân eyle Öpüp destin açık güller gibi çâk-ı giribân et Huzûr-ı pirde ey nâme nâmım dermeyan et Dağdar etmededir sinemizi hasret-i pîr Bize olmaz mı müyesser acaba ru’yet-i pîr 91 . Ehass-ı İhvânımızdan Said Efendi Merhûmun Seyyidimiz Hazretlerine Trablusgarp’ta İken Gönderdikleri Manzum Mektup ve Melfûfu Tebessümle serâser kâinat ı büsitan eyle Teveccühle dil-i gam perverânı gülistan eyle Mübarek pâyini mes eylesin vechim şereflensin Beni lütfen deri devlet medare asitan eyle Sebât etsin yolunda kat kat olsun cism-i bî tâbım Beni irfan saray-ı hazretinde nerd-bân eyle Kabulu tair-i kutsî aşkına kabiliyet ver Dil-i zârı o murg-i nazenine aşiyan eyle Velinimetim.Pervâneye bak şem’a yanar görmez o şemsi İsnât eder ol vatvatabu şemse muhâli [74] Dîvâneliğin mevsimi mi ey dil-i nâçâr Pür cûş ü hurûşınla geçirdin heme sâli Deryâ gibi emvâca takıl eyleme nefret Kesretde müşâhid olasın tâ o cemâli 31. efendim. pirim. kân-ı irfânım Bu mağmumu.

câna gıda kalbe safâ dîdeye nûr Yâreye çare bütün derde devâ vuslat-ı pîr Hâk-i dergâhına yüz sür işini alt ın et Kimyadır dil-i müsterşid için sohbet-i pîr Dâmen-i pîre sarıl munatazir merhamet ol Çünkü gayet de büyüktür şeref-i hizmet-i pîr İkilikten güzer et. nefisi bil insan ol Beşeriyyetle bilinmez kıdem-i rütbet-i pîr Mahz-ı bahşâyiş hakıtr ni’emin a’zâmıdır Nûrudur dilde zuhûr-ı eser-i nisbet-i pîr Çok mudur eylese binlerce kulûbu tehzîz Cebel-i kāfı yerinden koparır himmet-i pîr Ondaki sırr ve maânîde tenâhî yoktur Şüphesiz feyz-i Hüdâ sûretidir sûret-i pîr Sanma kim havsala-i hâmeye kırtâsa sığar Sanma tarif olunur akl ile ulviyet-i pîr Bir teveccühle eder âlimi hem pâye-i arş Akl ü endîşeye hayret getirir kudret-i pîr İştibâh etmeye sultân-ı cihânsın mutlak Olabildikse eğer hâiz-i rıkkıyyet-i pîr Taşırım müftehiran gerdan-ı ihlâsımda 92 .Cisme cân.

Hırz-i cânım demedir tavk-ı ubûdiyyet-i pîr Dil-i gam perverimin bâis-i feyz ve ferahî Kuvve-i nâtıkamın revnâkıdır midhat-ı pîr Kereminden umarım kalbimi tenvîr eyler Senin hârâ-yı necef hâline kor şefkat-i pîr Güç müdür ben de senin kalbini ihyâ etmek Dem-i Îsa gibidir nefha-i kudsiyyet-i pîr Etme fennî kulunu feyz-i teveccühten dûr Merhamet kıl Hasaneyn aşkına ya hazret-i pîr Rabt-ı kalp ile hemân gâileden azâd ol Başka bir âlem olur âlem-i hürriyet-i pîr Diğer Aman ey zî-mürüvvet zî-kerem sahib-i zaman Aman ey pür merahim-i çare-i derd-i nihan pîrim Aman ey rehnümâ-yı malikân-i mirsad-i irfân Aman ey destgîr-i müstemnidân-i cihân pîrim Serîr-ârâ-yı kutbiyyet serâir-dân kutsiyyet Damâir bin ümmet-i hemdem kerûbiyân pîrim [77] Velînimet-i bî intinânım mürşid-i râhim Meh-i evc-i siyâdet nur-i çeşm-i âşıkān pîrim Saide merhamet kıl himmetinle kâmiyab olsun Dahîlek el-emân pîrim dahîlek el-emân pîrim 93 .

Ta’mı cenetten olup kevsere dönse bâde Devr-i la’linde o yârin getirilmez yâde Görse dendânını lü’lü’ su olur deryada Eritir arz-ı cemâl etse eğer fûlâda Bakılır mı o şeh-i kişver-i hüsn abâda Etse mir’âta nazar aksi gelir feryâda Kimse ta’yin edemez cah u celâl-i yâri Bilemez kimse kemâliyle kemal-i yâri Her gönül kaldıramaz naz ü delâl-i yâri Her bakan göz göremez yoksa cemâl-i yâri Bakılır mı o şeh-i kişver-i hüsn abâda Etse mir’âta nazar aksi gelir feryâda [78] Kim ki nûr-i rûhuna nasb-ı nigâha savaşır Ğaşy olup hâke düşer hadd-i helâke yanaşır Hükm eder gözlerinin aczine gûyun dolaşır Âfitâba bile dikkatle bakan göz kamaşır Bakılır mı o şeh-i kişver-i hüsn abâda Etse mir’âta nazar aksi gelir feryâda Allah Allah nedir ol cazibe-i hoş ribâ Nedir ol nâsiye-i lâmia-i can efzâ Kaldırıp burka’ını olsa eğer cebhe nümâ Bakmaya hayli melâike de eder istihyâ 94 .

Bakılır mı o şeh-i kişver-i hüsn abâda Etse mir’âta nazar aksi gelir feryâda Perde-i zülfünü kaldırsa cemâlinden eğer Pertev-i hüsn-i cihan-sûzine Yusuf baş eğer Sâde Yusuf mu hep evlâd-ı beşer sîne döker Kendi rahm etmez etse âşık-ı nâgâme meğer Bakılır mı o şeh-i kişver-i hüsn abâda Etse mir’âta nazar aksi gelir feryâda [79] Sîne ki nâr-ı muhebbet ile eyle tezhîn Zirâ akdâmına ihlâsla kıl ferş-cebîn Dest ü dâmânına düş anla nedir dîn-i mübîn Dîde-i canda hususan var ise kuhl-i yakîn Bakılır mı o şeh-i kişver-i hüsn abâda Etse mir’âta nazar aksi gelir feryâda Mihr-i tâbendeye nisbetle nasılsa nâhid Öyledir vech-i dirahşâanı yanında hurşîd Rûh-i eşyadır izârındaki nûr-i tevhîd Çekmetince rah-i valsında gam ey mert-i Saîd Bakılır mı o şeh-i kişver-i hüsn abâda Etse mir’âta nazar aksi gelir feryâda

95

31. Sefîne-i Evliyâ Müellifi Hüseyin Vassâf Bey Efendi’nin Seyidimiz Efendimiz Hakkında -i Âlilerine Derc Buyurdukları Manzûmedir. Hârîm-i ismet-i ma’nâ yı Kur’ân’dır Hüsâmeddin Nedîm-i hazret-i canan-ı irfândır Hüsâmeddin Hakāyık âleminde mürşid-i alî tebâr oldu Hakîm–i sırr-ı insan-ı ma’z ı Kur’ân’dır Hüsâmeddin Nübû’-i hikmet olmuş kalb-i alîsi serâirden Vücûd-i melek-i aşka ayn-ı ihsandır Hüsâmeddin Uluvv-i kadrine eyler şehadet bunca asârı Tecelligâh-ı feyz-i kuds-i subhândır Hüsâmeddin Muhibb-i kemterî Vassaf’ı istişfa’ eder her an Muhakkak bilmeli yektâ-yı devrandır Hüsâmeddin

SONUÇ
Çalış mamızda Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’nin Zübdetü’l-Merâtib isimli eserini günümüz Türk harflerine aktararak, “Letâif” konusunu incelemeye çalışt ık. Tezin ilk bölümünde, Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’nin hayat ı, şahsiyeti, eserleri ve tarikat ını inceledik. Dînî ilimlerin yanı sıra fen ilimlerine de vâkıf olan Dağıstânî’nin eserleri; önemli bir kısmı Fatih yangınında yok olmakla beraber, özellikle Kur’ân’ın iş’arî tefsiri ve tasavvufun yaratılışa ve ahlâka dair konuları hakkında derin ve orijinal bilgiler içermektedir. Dağıstânî’nin tarikat silsilesinin de eserlerinde dikkati çeken bir başka konu olduğunu gördük. Nakşî, Kādirî, Çiştî ve Sühreverdî

96

tarikatlarından icazeti olan Dağıstânî’nin Nakşbendî silsilesi, gelenekte sıklıkla görülenin aksine, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e Hz. Ebû Bekir değil, Hz. Ali yoluyla bağlanır. Müellifin ehl-i beyte mensup olma ve muhabbet besleme hususundaki özel dikkatleri de eserlerinde vurgulanmaktadır. Zübdetü’l-Merâtib’in yazma nüshasını bulmamız mümkün olmadı. Osmanlıca ve yetmiş dokuz sayfa olan eserin matbu nüshaları ise pek çok kütüphanede mevcut bulunmaktadır. Tasavvuf ve seyr ü sülûk hakkında özlü bilgiler içeren eser, hacimli olmamakla birlikte, müellifin diğer eserleriyle birlikte okunduğunda oldukça kıymetli içeriği ile dikkat çekmektedir. Eserdeki bilgilerin hakkıyla anlaşılması ve değerlendirilebilmesi içinse belli bir tasavvufî altyapıya sahip olmak gerekmektedir. Tezin ikinci bölümünde letâifin tasavvuf tarihi ve Dağıstânî’nin eserlerindeki yerini inceledik. Çalış mamızda; benzerlerinden farklı olarak Dağıstânî’nin eserlerinde, letâife geniş yer verdiğini ve latîfeleri Kur’ân ayetleri ile bağlant ı kurarak özgün bir yaklaşımla incelediğini gördük. Dağıstânî eserlerinde; büyük önem verdiği tevhîde ulaşma yolunda latîfeler üzerine murakabe yöntemini anlatmışt ır. Allah Teâlâ’nın isimleri ile tecellî etmesi sonucu meydana gelen kâinattaki her bir varlık; bu isimlerin gerektirdiği davranışı gösterir. Yine Allah Teâlâ’dan gelen feyz; insanlara O’nun ilâhî isimleri, Peygamberlerinin makamları ve kişinin latîfeleri vasıtasıyla ulaşmaya devam eder. Mürid bu feyze ve dolayısıyla kendisinin ilâhî isimler ve sıfatlar âlemindeki hakîkati (ayn-ı sâbite, mebde-i taayyün, kişinin terbiyecisi) olan ilâhî ismin gölgesine, latîfeleri üzerinde murakabe yaparak, onları fenaya ulaşt ırmak sûretiyle vâsıl olur. Böylece seyr ü sülûkünü de tamamlamış olur. Tez hazırlama sürecinin sonunda, önemli bir mutasavvıfın eserini günümüz Türk harflerine aktarmanın yanında, letâif hakkında geniş bilgi edinmiş, kaynakları tanıma ve derin bir araşt ırma hazırlama konusunda deneyim kazanmış olduk. Farsça kaynaklara ulaşmadaki yetersizlik ise bu tezdeki bir eksiklik olarak kendini göstermektedir. Çalış mamızın tasavvuf litaratürüne ufak da olsa bir katkı sağlamasını ve Ahmed Hüsâmeddin Dağıstânî’nin eserlerinden bir tanesinin daha günümüze aktarılmasıyla, onun hat ırasına bir hizmet olabilmesini ümit ederiz.

97

Dâru İhyai't-Türasi'l-Arabi. Ahmed Kalaş. Mevsuatu mustalahati’t-tasavvufi’l-İslâmî. Beyrut. Keşfü'l-hafa ve Müzilü'l-ilbas.BİBLİYOGRAFYA Acem. Refik. Beyrut 1999. 1932. Aclûnî. thk. Mektebetu Lübnan. 98 .

Dârü't-tıbâati'l-âmire. İstanbul 1315. Bağdadi. Enîsü’t-Talibin ve Uddetü’s-salikin Gönüller Nakkaşı. Ankara 2005. Ebû Abdullah Muhammed b. Sahih-i Buhari. VI. Arif Erkan. Bahar Yayınları. İslam Tasavvuf Tarihi. Yakup Çiçek. Ahmed Halid. Aynî. Kâmil Yılmaz. Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. Salahüddin ibn-i Mübarek. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı İslam Felsefesi Bilim Dalı. nşr. Umran Yayınları. el-Buhari. L’Homme de lumiére dans le soufisme iranien. Bedahşî. Ebü'l-Baha Ziyaeddin Mevlana Halid b. ________________. II. dnş. s. İstanbul 1328. ve şrh. trc. İstanbul 2004. İstanbul 1994. Turan. c.Alptekin. Buhari. Corbin. Ali Haydar. Anka Yayınları. İsmail. Halidiye Risalesi. Kütübhane-i Nusret. İstanbul 1997. İz Yayıncılık. Tasavvufta Etvar-ı Seba ve Sofyalı Bali Efendi’nin “Etvar-ı Seba’sı. trc. Ethem. sad. haz. Risale-i Bahâiyye. Dr. H. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 99 . İstanbul 2003. İstanbul 1985. Seyyid Şerif. Mesud. Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi. Bostancı. Ebu’l-kasım Muhammed b. “Ahmed Hüsâmeddin”. Paris 1971. Mutafa Özsaray. Cürcânî. Karaçi 1969. 14. Mir Muhammed Numan. Prof. Kitâbü’t-Ta’rifât. İstanbul 1987. Akabe Yayınları. c. Cebecioğlu. Risâle-i Sülûk. Henry. “Psiko-Tarih Açısından Farklı Rûhî Tekâmül Mertebelerinin Mevlânâ’nın Anlaşılmasındaki Rolü -Metodolojik Bir Yaklaşım-.” Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi. Süleyman İzzi Teşrifati. Gulâm Mustafa Hân. Buhari. Mehmed Ali.

Dihlevî.) Hayatı Eserleri Tarikat Anayışı ve Hâlidiyye Tarikatı. 180 vr.y. (ed.]. Bhopal 1891-92.y. İstanbul 1921.] [t. Makāmât-ı Mazhariyye. Hâce Mîr Dard. _______________. Dârü't-tıbâati'l-âmire İstanbul 1268. Gündüz. Seha Neşriyat. Fa’rukî. _________________________. İstanbul 2002. Mecmuatü’r-resâili’d-dîniyye fî Ulûmi’l-muhtelife. Dârü’lendülüs. Tuhfetü’l-müluk fî irşadi’s-süluk Risaletü’n-Nakşibendiyye. Tercüme-i Hidayetü’t-talibîn. Er. Makāsıd-ı Sâlikîn.s. Matbaa-i Mürettibîn-i Osmânî. Abdullah. İstanbul 1882.].Dağıstânî.y. Hafî. Âsitânetü’l-aliyye 1910. Mehmed Hıfzı. nr. Daye. Mevlana Ebu Said. Zübdetü’l-Merâtib. Dervişzade Mehmed Zeynelabidin Karamani. Metinlerle Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.). Mustafa b. Süleymaniye Ktp. Evkāf-ı İslâmiyye Matbaası. Kalem Yayınevi. Trabzon 2006. Hadimi. Matbaa-i Ahmed Kâmil. Osman. Süleymaniye Ktp. Şehid Ali Paşa. Zafer. Mehmed Münib. Şam 2010. [y. Ahmed Hüsâmeddin. çev.]. İstanbul 1984. Mekâtib-i Şerîfe. İstanbul 1992.][t. Hakāyıku’t-tecrîd fî Menâzili’t-tevhîd. _____________________________________. 001394. İstanbul [t. Zeynüddîn. [y. 100 . İrfan Gümüşhânevî Ahmed Ziyâüddîn (k.y.y. Erginli. Matbaa-i Esad İzzet. trc. şrh. Der Beyân-ı Letâif-i Seb’a. Muhammed el-Esedi er-Razi Necmüddin. No: 0000272. Abdullah b. Muhammed Emin. İlmu’l-kitâb. Ebû Saîd Muhammed b. Muradname.

y]. Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi. İstanbul 2007. Ebû Nuaym. İstanbul 2005. Hayat Nedir. nşr. İstanbul 1987. İstanbul 1982. haz. trc. La’li zade abdülbaki b. Râgıp. dnş. Tabıhane-i Amire. Ethem Cebecioğlu. İstanbul 1847. Yusuf Türker. Mustafa Tahralı. İstanbul [t. Müfredât Kur’ân Kavramları Sözlüğü. Hemedânî. Semerkand Yayınları. İnsan Yayınları.Hânî. Necdet Tosun. [Hüseyin] Hamdi. Âdâb. Matbaatü's-Saade. 101 . Dr. Bekir. Risale-i mebde ve’l-mead. Süleymaniye Kütüphanesi. çev. Muhammed. çev. Ankara 2009. Süleyman Uludağ. Erkam Yaynları. Hilyetü'l-evliya ve Tabakatü'l-asfiya. Muhammed b. Selçuk Eraydın. nr. Hasbihalü's-salik fi akvemi'l-mesalik. Sünen. Kösetürkmen. Ali Hüsrevoğlu. trc. Muharrem Hilmi. Pınar Yayınları. Kahire 1974. Riyad 1984. Şeriketü't-Tıbaati'l-Arabiyye. Dergâh Yayınları. Dilaver Selvi. Yeni Ufuklar Neşriyat. tahkik Muhammed Mustafa A'zami. Abdullah. Kuşeyrî. İstanbul 1985. Zeynüddin-i Hafî ve Eserlerinde Tasavvuf Görüşleri. Ahmed Avni. Hucvîrî. Keşfü’l-Mahcûb. Ebu Yakub Yusuf. haz. Kuşeyrî Risâlesi. Isfahânî. Hacı Mahmud Efendi. İbn Mâce. Köle. 0002366-001. el-Isfahânî. Tasavvuf Bilim Dalı. Ankara Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı. İstanbul 1998. Prof. Abdülkerim. Dergâh Yayınları. Süleyman Ateş. Kadiri Yolu Saliklerinin Zikir Makamları Ve Zakirlere Hediye. Konuk.

Ahmed Said. Eserleri ve Tasavvufî Görüşleri. Müceddidî. Mektubat-ı Mevlana Halid. İbrahim Kafi ve Gümüş. Prof. Ali. İstanbul 1284. Erbau Enhar. Kur’ân’ın 20. sad. İstanbul 2006. Asra Göre Anlamı.. _______________. _______________. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. Mevlânâ Ali b. Karakaş Matbaacılık. Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî Hayatı. Reşehât Hayat Pınarından Can Damlaları. 102 . es-Sâfî. yay. Kur'ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meali. Sahib. Sadreddin. Seyyid Ahmet Hüsâmeddin Hazretleri Hayatı ve Eserleri. çev. Parsâ. Muhammed. Mustafa. Necdet Tosun. Erkam Yayınları. dnş. Yayımlanmamış Doktora Tezi. İstanbul 1953. Dr. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Tasavvuf Bilim Dalı. Dönmez. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.y. İstanbul 1993. İstanbul 1996. Mustafa Tahralı. İstanbul 1998. Seyyid Ahmed Hüsâmeddin Külliyâtından Edvâr-ı Âlem’den Parçalar. Muhammed Bahâeddîn Hazretleri’nin Sohbetleri. Ali Rıza Efendi Matbaası. Dilaver Selvi. 0002928-001. Ankara 1993. Ahmet. trc. Hayreddin. Öztürk. İstanbul 2000. Kemal Yıldız.]. Karakaş Matbaacılık. Özek. Ögke. İstanbul 1996. Ali. haz. Umran Yayınları. _______________. Mektubât-ı Ma’sumiyye. Semerkand Yayınarı. Ankara 1974. Mustafa Özsaray.Muhammed Ma’sum. Karaman. Hüseyin. Kâzım. Esad. M. İstanbul [t. Süleymaniye Ktp. Süleyman Müstakimzâde. Çağırıcı. Turgut. Burhaneddin Erenler Matbaası. Hacı Mahmud Efendi.

Halil İbrahim.]. Ma’arif-i Ledünniyye Ariflerin Hâlleri.y. el-Mu'cemü'l-kebîr. Necdet Tosun. 35 vr. sad. Rabbânî İlhamlar Mebde’ ve Mead. [y. trc. İstanbul 2005. Ebu Muhammed el-Esyuti. Kabalcı Yayınevi.]. İnsan Yayınları./1987. Emîr İkbâl Şâh. Schimmel. Simnânî. _________________________. Seyyid Mustafa Râsim Efendi. Sirhindî. Annemarie. __________________. _________________________.y. İstanbul [t. Sufi Kitap. (der. Miftâhu’l-Kulûb.]. Beyrut 2007. [t.y. İstanbul 2006. Çihil Meclis. Sûfî Kitap.. İstanbul 2008. 96 vr. haz. Abdülkadir Akçiçek. Neşriyat Yurdu. 103 . Tahran 1366 hş. Reisülküttab. çev. haz. Süleymaniye Kütüphanesi. İslâm’ın Mistik Boyutları. İstanbul [t. Mektûbât-ı Rabbânî.]. [y. Ebü'l-Kasım Süleyman Taberani. Tasavvuf Sözlüğü Istılâhât-ı İnsan-ı Kâmil.]. İstanbul 2006. Semeratü'l-fuad fi'l-mebde ve'l-mead Gönül meyveleri. Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye.y. Şimşek. 482. İstanbul 2006.Sarı Abdullah Efendi. Necdet Tosun. thk. Sûfî Kitap. Abdülkadir Akçiçek. Fatih. nr. Necdet Tosun.] [t. 297. Alâü’d-devle. __________________. İhsan Kara. Süleymaniye Kütüphanesi. Tuhfetü’s-sâlikîn.y. trc. _________________________. Huzur Yayınevi. Mehmed Nuri. İstanbul 1967. Manevî Yolculuk Mükşefât-ı Gaybiyye. trc. nşr. Şemseddin. Mehmed Emin Tokâdî Hayatı ve Risâleleri. Merve Yayınevi.y. İmam Rabbânî Ahmed. 002567. Yakup Kenan Necefzade.7 nr. Necîb Mâyil Herevî). İnsan Yayınları. Urve li ehli’l-halve ve’l-celve. İstanbul 2001.

Hacı Mahmud Ef. Tasavvufî Mertebeler -Hâce Abdullah el-Ensârî el-Herevî Örneği-.. Süleyman. İstanbul 2009. 297. Emin Yayınları. [y. Beşikçi Yayınları. ____________. Yaşar. Süleymaniye Kütüphanesi. İstanbul 2009. Vassâf. Çam Kozalağındaki Sır Nefsin Simyası. Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar. İstanbul 1999. İstanbul 1991. İnsan Yayınları. Marifet Yayınları. Bursa 2008. Hacı Mahmud Ef. Sünen.]. 003192. Kitabevi Yayınları.. 10 vr. Tirmizî. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.] [t. çev.7 nr. İnsan Yayınları.y. Hüseyin. Tirmizî. Ensar Neşriyat. Ahmed. Osman. İstanbul 2006. Sefîne-i Evliyâ. Türer.3 nr. [y. Bahâeddîn Nakşbend Hayatı. Necdet. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. “Letâif-i Hamse”.].Tek. Tosun. Hayy Kitap. İstanbul 2009. Kalbin Anlamı. Uludağ. 297. Letâif-i Seb’a. Kahire 1978. XXV. c. İstanbul 2007. 002835. Süleymaniye Kütüphanesi. H. İmam Rabbânî Ahmed Sirhindî Hayatı Eserleri Tasavvufî Görüşleri. Kamil.y. Abdurrezzak. Yusuf Sümbül Sinan. Görüşleri. 104 . Risâle-i Etvâr-ı Seb’a. Hakîm. Ekrem Demirli. Yılmaz. Tarîkatı.y.

105 .

EK ORJİNAL METİN 106 .

.

.

.

.

.

.

.

c._ = ? --.u: .-. -. --r-=--. -. .= ._ .. I .---1 -1 ~ ~ ~ c - . . . .. A ~ - -.__=.. ~ ~ =-+ - -----.5 & .__ --- . -+ = . ~ -= . .- . d z y G r - .. . -.. .C + C . -? A t. -.-. .c ~ ~ .- . r ~ * .-- : . - -- . . .-.. .