You are on page 1of 31

Kurdistana Sor- KIZIL KÜRDİSTAN

Http:// Kurdistan-post.com

GÜNEY KAFKASYA TARİH BOYUNCA KÜRTLERİN ETKİ ALANI


OLMUŞTUR

Hejar Şamil'in Letif Memmed Bruki (Tarihçi, Kurdolog, Rusya ve Uluslar arası
gazeteciler federasyonu üyesi) görüsmesinden;

H.Ş.: İfade ettiğiniz görüşlerin tarihi dayanakları nedir?

L.M.B.: En başta şunu belirtmek gerekir ki, en az 2,5 bin yıl


boyunca Güney Kafkasya, Kürt aşiretlerinin etnik ve askeri-
siyasal etkinlik alanı olmuştur. Kürtler burada Ermeni ve
Türklerden çok önceleri belirginleşmiş, etkinliklerini 19. yy.ın
sonlarına kadar korumuşlardır. Halkımız “Kızıl Kürdistan” ismi
ile bilinen araziler de dahil Güney Kafkasya’da bin yıllar boyunca
yaşamış ve burada birçok devlet oluşumunun kurucuları
olmuştur; Medya imparatorluğunun bir bölümü burada
bulunmuş, Aran şahlar, Sasaniler, Mehraniler, Şirvan Şahlar,
Desem El-Kürdi, Revvadiler, Şeddadiler, Penahiler devlet
kurmuştur ... 18. yy.ın başlarında Kürtlerin Güney Kafkasya’da
yaşadığı toprakların bir kısmı Kürdistan adlandırılmıştır.

İskoçyalı hekim, Rusya’daki İngiliz misyonunun sekreteri Bel,


kendi yol günlüklerinde Persiya’ya gezisini şöyle kaleme
almıştır: “ (Aralık 1716’da) Rusyalılar tarafından Muğan bozkırı,
Farslar tarafından Kürdistan adlanan boş bir araziye girdik.
Şimdi Arras adlanan Araks nehri, üzerindeki köprüden yarım mil
yukarıda Kura nehrine karışıyor. Kura Kürdistan eyaletini
bölerek akıp gidiyor. Kürtler isimlerini bu nehirden almıştır. Bu
halk oldukça kadimdir ve kanımca Ksenofon’un “Kardux” olarak
anlattığı, Grek akınlarına karşı direnç gösterenlerin ta kendisidir.
Şimdi de onlar pek cesur sayılmaktadırlar.

Onların atları gerek güzel görünüşleri, gerekse de güçlü oluşu ile


Persiya’da çok övülmektedir. Burada meskun olan Kürtler yıl
boyuca göçebe yaşam sürdürmektedir (“Seyyahlar Azerbaycan
hakkında”. Bakû, 1961, say. 397)

KIZIL KÜRDİSTAN MİLLİ BİR OTONOMİYDİ

H.Ş.: Çokça tartışılan “Kızıl Kürdistan” sorununa dönersek… Kürt


basınında bu konuda bölük pörçük bilgiler yer alsa da, kanımca,
gereken düzeyde detaylı araştırmalar yürütülmemiştir.

L.M.B.: Biraz önce notlarına başvurduğumuz Bel tarafından tarif


edilen, Muğan bozkırından Aras ve Kura nehirlerinin kavuştuğu
yere kadar (bu yerin yakınlığında Şeddadi hükümdarlarının
yaptırdığı, Kürt mimariliğinin ve mimari düşüncesinin eşsiz eseri
olan Xudaferin köprüsü bulunmaktadır), oradan Kelbecer’e
(“Kızıl Kürdistan’ın bir ili – H.Ş) kadar uzanan arazi, geçen yy.ın
20-30’lu yıllarında daha çok “Kızıl Kürdistan” ismi ile bilinen
Kürt milli bölgesinin içerisinde yer almıştır.
Xudaferin köprüsü

1923 yılında Azerbaycan merkezi yürütme komitesinin kararı ile


Kürdistan inzibati birim olarak belirlenmiştir. 1932’de A.
Bukşpan “Azerbaycan Kürtleri” kitabında bu birimin sınırlarını
şöyle tarif etmiştir:

“Eski Kürdistan kazasının Kuzey sınırlarını Gence kazasına kadar


uzanan Murovdağ sıradağlarından akan su belirlemekteydi.
Kürdistan, Kangur-Alangez (Doğru ismi Gonur-Elegez’dir – H.Ş.)
sıradağlarından geçen nehir boyunca Ermenistan SSC'nin Nor-
Beyazit (şimdi Kamo-red) kazasıyla sınırdaştı. Güney Doğu'da
ise Ermenistan SSC'nin Dereleyez ve Zengezur illerine kadar
uzanmaktaydı.

Kürdistan'ın Güney Doğu hudutları, Hekeri nehri boyunca eski


Cavanşir kazasından geçmekte, Efendiler köyünden başlayarak
Hekeri'nin sol kolu olan Milxelev'e kavuşana kadar devam
etmekteydi.

Ve nihayet, Kürdistan, Güney Doğu'da Dağlık Karabağ'la sınırdaş


olup bu sınırlar Milxelev suyu Hekeri'ye karıştığı noktadan
Murovdağ sıradağlarına kadar uzanmaktaydı”. (A.Bukşpan.
Azerbayanskiye Kurdı” Baku, 1932, s.10-11. Rusça; A.Bukşpan
“Azerbaycan Kürtleri”. İstanbul, 2007, s. 19. “Pêrî” yayınları.
Türkçe. Çevirmen: Hejarê Şamil)

Kürdistan kazasına Kubatlı kazası, Cavanşir ve Şuşa kazalarının


tüm batı bölümleri ve eski Karyagin kazasının bir bölümü
dahildi. 1921 yılı Azerbaycan ziraatı geliştirme temelinde
yürütülen nüfus sayımına göre Kürdistan kazasını kapsayan
topraklarda 30 bin Kürt yaşamaktaydı. (“Zarya Vostoka”
gazetesi. NO 281 (446), 6 Aralık 1923). Coğrafi Kürdistan kazası
Dağlık Karabağ’ın bir bölümünü oluşturmaktaydı. (“Zarya
Vostoka”, NO 186 (2132), 20 Temmuz 1929)

Kürdistan milli otonomisi olan “Kızıl Kürdistan” aşağıdaki


illerden oluşmaktaydı:

Lacın (Pirican) 1835 metre kare;

Kelbecer (Kevin bajer) 1936 metre kare;

Zengilan 707 metre kare;

Kubadlı 802 metre kare;

Cebrail 1050 metre kare.

Böylece Kürtler 1923’te Kuzey Azerbaycan’ın Güney Batısında


nominal bir devlet yaratabilmişti. 1929’da iptal edildi.

KÜRTLER KARABAĞ’DA ÖNEMLİ NÜFUS YOĞULUĞUNA SAHİPTİ

Kürtler haklı olarak Dağlık Karabağ’a dahil olan tüm Zengezur


(1) topraklarını kendi yurtları saymaktadırlar. Kızıl Kürdistan’ın
önemli bir bölümü Zengezur toprakları üzerinde kurulmuştu.

Tarihe bir göz atarsak;

Kafkasya’nın Rusya tabiliğine geçmesiyle Erivan vilayetinin sınır


bölgelerinde, Kars eyaletinde ve Yelizavetpol vilayetinde (2)
1898 yılında 100 bine yakın Kürt nüfus bulunmaktaydı. (Rusya
Ansiklopedi sözlüğü. 1991, s. 143-144). Nahçıvan’da da
Kürtlerin önemli bir nüfus yoğunluğuna sahip olduğu
görülmektedir: 19. yy.ın 80’li yıllarında Doğu Dereleyez’de
bulunan 44 yerleşim biriminde 910 aile yaşamış, bunlardan
663’ü Kürt ve 247’si Ermeni ailesi olmuştur. (“Nahçıvan
eyaletinin istatistik tarifi” Sank-Petersburg, 1833. s., 80).
1893 verilerine göre Karabağ’da 333 Azeri, 69 Kürt ve 49 Ermeni
köyü bulunmaktaydı. (“Azerbaycan” gazetesi, Baku, 1,5 Ocak
1992). 1926 yılı nüfus sayımına göre Azerbaycan’ın Kürdistan
kazasında 41.193 Kürt yaşamaktaydı. Şuan Kürtlerin 5,5 bin
metre karelik arazisi tümden Ermenistan tarafından işgal
edilmiş, Kürtler Azerbaycan’ın onlarca ilinde mülteci yaşamı
sürdürmektedirler.

ERMENİSTAN KÜRT ÖZERKLİĞİNE SICAK YAKLAŞMADI

H.Ş.: Kuşkusuz, Kızıl Kürdistan’ın ortadan kaldırılmasında


Moskova’nın diktesi ile hareket eden Baku yönetiminin payı
fazlasıyladır. Ne var ki, Ermeni yönetimlerinin Kürt özerkliğine
karşı hasımca yaklaşımları göz ardı ediliyor. Bir çok yazıda,
araştırma-incelemede Ermeniler neredeyse Kürtlerin hamisi
olarak kaleme veriliyor…

L.M.B.: Bu yaklaşım, yıllar boyunca Moskova’nın tercihiyle


Erivan’da Kürt radyosunun faaliyet göstermesi, Kürt gazetesinin
basılması, diğer kültürel faaliyetlerin gerçekleşmesi nedeniyle
oluşmuştur. Kürtlerin özerklik elde etmesine Ermeni
yönetimlerinin sıcak yaklaştığı bir efsanedir.

Aleksandr Mixayloviç Skibitski’nin “Karabağ krizi: çıkmazdan


kurtulmak için geçmişi bilmek gerekir” makalesinde (“Soyuz”
haftalığı NO 7, 1991) Güney Kafkasya Kürtlerine karşı Ermeni
siyasetinin örtülü yanlarını su yüzüne çıkarmıştır. Yazar,
dönemin Azerbaycan başkanı Neriman Nerimanov’un imzaladığı
Deklarasyon uyarınca “Dağlık Karabağ” sınırları içerisinde
bulunan Zengezur kazasının tümden Ermenistan’a verilmesinin
ön görüldüğünü kaydediyor. A.M. Skibitski yazıyor: “Bugün
N.Nerimanov’un Deklarasyon’unu takip eden bu önemli koşulu
dikkatten kaçırmamalıyız; deklarasyonda Zengezur kazası
“Ermenistan’ın ayrılmaz hissesi” olarak belirtilmiş, özellikle
Azerbaycan hükümeti “Dağlık Karabağ’ın emekçi köylülerine
tümden kendi kaderini tayin hakkı” vermiştir. Bu gün söz konusu
belirleme yalnız Dağlık Karabağ özerk bölgesine şamil
edilmektedir. Fakat o günlerde Dağlık Karabağ topraklarının
tamamından bahsedilmekteydi ve yalnız Azerbaycan sınırları
içerisindeki Ermeni otonomisi değil, Ermenistan’a verilmesi
önerilen Zengezur kazasında Kürt otonomisinin oluşturulması ön
görülmüştü. Bu kazadaki “emekçi köylülerin” 117 binini oturak
yaşam sürdüren Müslümanlar (Kürtler), 90 binini Ermeniler
oluşturmaktaydı. S.İ.Kasyan (Ermenistan başkanı-red) Zengezur
kazasının tümüyle Ermenistan’a verilmesi ve burada Kürt
otonomisi oluşturulmasını uygun görmemiş, kazanın Kürtlerin
meskun olduğu Doğu kesiminin Azerbaycan sınırları içerisinde
kalmasını istemiştir. Böylelikle, Zengezur kazasının Kürtler
yaşayan Doğu bölümünde, Azerbaycan sınırları içerisinde
Kürdistan kazası ortaya çıkmıştır” (A. M. Skibitski).

DAĞLIK KARABAĞ’IN ERMENİSTAN’A BİRLEŞTİRİLMESİ PLANLARI


ESKİDİR

H.Ş.: Anlaşıldığı kadarıyla, Azerbaycan Zengezur kazasının


tümden Ermenistan’a verilmesini ve planlanan Kürt özerkliğinin
burada oluşturulmasını istemiştir. Ayrıca Zengezur’un da dahil
olduğu tüm Karabağ topraklarında halkların kendi kaderini tayin
hakkını kullanması önerilmiştir. Ermeniler kendi arazilerinde
Kürt özerkliği istememiştir. Sonuçta Zengezur’un Kürler yaşayan
Doğu kesimi Azerbaycan’a bağlanmış, burası Kızıl Kürdistan
kazası arazilerine dahil edilmiştir. Ermenilerin neden böyle
davrandığı nasıl izah edilebilir?

L.M.B.: Ermenistan politikacıları uzun vadeli plan çerçevesinde


aşağıdaki nedenlerden dolayı Ermenistan sınırları içerisinde Kürt
otonom biriminin oluşmasına razılık verememişlerdir:

1.1920 yılında artık Ermenistan’ın kendi topraklarında 50 binden


fazla Kürt yaşamaktaydı ve ülke yönetimi dar milli çıkar
hesaplarından dolayı ülkedeki Kürtlerin 200 bine ulaşmasını
istememiştir.

2. Bilindiği gibi Kürlerin yoğun yaşadığı araziler Ermenistan’la


Dağlık Karabağ özerk cumhuriyeti arasında yerleşmektedir.
Ermenilerin hesaplamalarına göre, bu arazilerde Ermenistan
sınırları içerinde kurulacak olan Kürt otonomisi ileriki süreçte
Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a birleştirilmesi için ciddi engel
olabilirdi.

3. Ermenistan’da Kürt otonomisinin oluşması sonucunda


yıllardan beri Müslüman ve Yezdi Kürtler arasında
(Ermenistan’da yaşayan Kürtlerin ağırlıklı kesimi Yezdi Kürtlerdi
– H.Ş) yaşanan ayrışmalar tersi bir gelişme gösterebilir, ulusal
düşünce pekişebilir ve ciddi bütünleşme yaşanabilirdi. Ne var ki,
Ermenistan’ın amacı bunu engellemeye yönelikti ve bu politika
bugün de sürdürülmektedir.

KÜRDİSTAN KAZASININ ORTADAN KALDIRILMASININ


SORUMLULARI; STALİN REJİMİ, AZERİ MİLLİYETÇİ ÇEVRELERİ,
ERMENİ LOBİSİ VE TÜRKİYE DEVLETİDİR

H.Ş.: Gerçekten de Kızıl Kürdistan kazasının kuruluş


aşamasındaki gelişmelerin incelenmesi, bir çok nüansları gözler
önüne seriyor. Kazanın kuruluş nedenlerinin ve bunun için
neden Azerbaycan’ın tercih edildiğinin birden çok nedeni vardır.
1929’da Kürdistan kazasının ortadan kaldırılması da çeşitli
nedenlerle izah ediliyor…

L.M.B.: 1920-1930 yıllarında Azerbaycan yönetiminin başında


S.M.Kirov, L.Mirzoyan, N. Kikalo, V.Polonski vb. vardı.
Moskova’da ise yöneticilik yapan A.Nazaretyan’dan,
A.Mikoyan’dan günümüze kadar Ermeni lobisi Güney Kafkasya
halklarının kaderinin belirlemesinde belirleyici yol oynamıştır.
Azerbaycan’da “Müslüman” Kürdistanının” ortadan
kaldırılmasının ve Ermeni Dağlık Karabağ otonomisinin
geliştirilmesinin esas bir nedeni Moskova’daki Ermeni lobisinin
gücü sayesinde olmuştur. Diğer bir belirleyici neden de şudur;
Stalin rejimi Azerbaycan’ın milliyetçi çevreleri ile birlikte
hareket etmiş ve Türkiye’nin tahriklerinden de etkilenerek Kürt
otonomisine son vermiştir. Son Ermeni-Azeri çatışmasının
faturası da Kürtlere çıkmış; halkımız yüzyıllar boyunca yaşadığı
topraklarından sürülmüştür.

(1). Zengezur kazası, 1923’te oluşturulan Kızıl Kürdistan arazilerinin ağırlıklı bölümünü
kapsamaktaydı. Bu kaza 1868’de kurulan Yelizavetpol eyaleti içerisine alınmış, 1921’de
ağırlıklı kesimi Azerbaycan’a, diğer bir kısmı ise Ermenistan’a dahil edilmiştir. “Zengi”
bir Kürd aşiretinin ismi, “zur” Kürtçe taşlık, cıngıllı yer, çıngırak, çıngırdak demektir.
“Zengezur” toponimi, “zur”da, yani taşlık, arazide yaşayan Zengiler anlamını taşımaktadır.

(2). Yelizavetpol guberniyası (eyalet, valilik) 1868 yılında oluşturulmuş, bu dönemde


Kafkasya’da Kürtlerin yaşadığı temel bölgeler, Kızıl Kürdistan toprakları dahil, bu inzibatı
arazi bölümü içerisine alınmıştır. 1921 yılında valilik 8 kazaya ayrılmış, bunlardan 6’sı
Azerbaycan SSC dahilinde kalmıştır. Esasta Kürtlerin yaşadığı Zengezur kazasının bir
kısmı Ermenistan’a tabi edilmiştir. (Daniel Müler “1920-1991 yıllarında Sovyet
Azerbaycan’ında Kürtler” Cantral Asian Survey, 2000, s., 41-77)

Kurdistana Sor- KIZIL KÜRDİSTAN

Yazar Hejarê Şamil 'in “Sovyet Kürdlerinin kısa tarihi” adlı kitabından;

KAFKASYA KÜRDİSTAN’ı KÜRDİSTAN’IN BİR KOLUDUR

Kürd halkı ve Kürdistan'ın diğer halkları Kürdistan toprakları


üzerinde tarihten beri damarlar biçiminde meskun olmuştur.
Mezopotamya ve Üç Göl (Van, Urmiye ve Sevan gölleri) arası
topraklardaki Kürd, Ermeni, Asuri, Azeri halklarının içi içe,
yan yana ve birbirine paralel damarlar biçiminde yaşadığı
tarihi incelemeler sonucunda kolaylıkla ortaya çıkmaktadır.

Tarihi gerçekler, Kuzey Kürdistan'in Serhat bölgesinden


Nahçivan eyaleti ve şimdiki Ermenistan Cumhuriyeti’nin
Sisyan, Vedi bölgeleri üzerinden Kızıl Kürdistan'a ve oradan
Gence'ye kadar bir Kürd damarının; Xoy’dan Kızıl
Kürdistan’a kadar diğer bir Kürd damarının uzandığını
göstermektedir. Somut olarak birinci Kürd damarı; Iğdır ve
Mako illerinden, Ağrı dağının eteklerinden başlayarak, Aras
nehrini keserek Güney Batı’dan Kuzey Dogu'ya doğru Erivan
ve Nahçıvan şehirleri arasından Vedi, Şerur-Dereleyez ve
Sisyan bölgesinin bir kısmını içine alarak Karabağ hanlığı ve
Sevan dölü arasında daha da incelerek Kuzeye, Şeddadi Kürd
devletinin başkenti Gence şehrine kadar uzanmaktadır.
İkinci Kürd damarı, Xoy’dan Kuzey Doğu’ya doğru giderek
Hekeri nehrinin Aras nehrine karıştığı yörelerden Kuzeye
kayarak, Zengilan üzerinden Kızıl Kürdistan’a
bağlanmaktadır. Sözsel haritasını çizdiğimiz coğrafi
Kürdistan'ın bu dağlık bölgesi, tarihten beri göçebe
hayvancılıkla uğraşan Kürdlerin meskeni olmuştur.

18. - 19. yy.ları ve özellikle 20. yüzyılın başında Kürd’ler


Nahçıvan, Şerur-Dereleyez, Sisyan, Karabağ, Gence ve hatta
tarihi Kızıl Kürdistan topraklarında adalar biçiminde var
olmaya başlamışlardır. Bahsini ettiğimiz Kürd damarı
üzerinde var olan "Kürd adaları" arasında Ermeni ve Azeri
nüfusu, göçler ve Kürdlerin Azeri olarak asimile edilmesi
sonucunda artmıştır.

Kürd damarının kopmasının en önemli nedeni


asimilasyondur. Bölgedeki yüzlerce Azeri köyünün bir
zamanlar Kürd’çe konuştuğu 18-20 yy. arasında burada
araştırma yürüten yabancı araştırmacıların eserlerine konu
olmuştur. Ermeni işgaline kadar bölgede "mete" (hala),
"xal" (dayı), "xalti" (teyze), "de" (anne) gibi saf Kürd
kelimeleri kullanan onlarca "Azeri köyü" bulunmaktaydı.
Asimilasyon, son dört-beş yüzyıl boyunca durmadan
günümüze kadar devam etmiştir.

Kürd’ler şimdiki Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında en az


M.Ö. 2000 yıllarından beri yaşamaktadırlar. Arkeolojik
kazılar ve Antik Yunan tarihçilerin eserlerinde ortaya çıkan
veriler, Uti, Guti, Kuti, Kurti ('dağlılar' anlamındadır) Kürd
kavimlerinin M. Ö. 2000 yıllarda Aras nehrinin Güney ve
Kuzey yakalarında, başka bir değimle Kızıl Kürdistan'ı da
içine alan Aras ve Kur nehirleri arasındaki geniş verimli
arazilerde meskun olduklarını kanıtlamaktadır.

Sovyet tarih otoritelerinin ağırlıklı bölümü Utilerin (Kuti,


Kurti) Kürdlerin ataları olduğu konusunda ortak görüş
taşımaktadır. E.Garantovski, Heradot’un bahsettiği Uti’lerin
Kur nehrinin Güneyine, Aras nehrinin Güney’inden Batı’ya
doğru yayıldığını ileri sürmektedir. Bu araziler, bizim “Kürd
damarları” biçiminde tanımladığımız arazilerle
örtüşmektedir.

Kızıl Kürdistan'ın Kelbecer ilindeki "Keti" dağ silsilesi,


muhtemelen Kutilerden kalma bir isimdir.
Kürdlerin şimdiki Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki varlığı
İslam sonrası Arap belgelerinde de bolca belgelenmiştir.
Arap kaynakları, Kurd komtan Deysem İbrahim el Kurdi'nin
9. yy.'da merkezi Berde şehri olmakla Deysemi Kürd devleti
kurduğuna tanıklık etmektedir.

Bugün de Berde ismiyle bilinen, bu kent Kur nehrinin


kıyısında Kızıl Kürdistan'ın Doğu ve Kuzey Doğusunda
bulunmaktadır. Berde merkezli Deysemi devletine ait
sikkeler bugün Avrupa ve Kafkasya müzelerinde
korunmaktadır.

Kuzey Azerbaycan'da kurulmuş Şeddadi Kürd Devleti tarihte


daha fazla iz bırakmıştır. Şeddadi Kürd devleti (951-1164)
Revvadi Kürd aşiretine mensup Muhemmed ben Şeddad
tarafından kurulmuştur. Yeri gelmişken, İslam dünyasını
Haçlı seferlerinden koruyan şanlı Kürd kralı Selaheddin
Eyyubi'nin de Revvadi aşiretinden çıktığı bilinmektedir.
Selaheddin'in babasının Kafkasya'nın Dvin bölgesinden
olması, Revvadi kökenli Şeddadi ve Eyyubiler arasında
aşiretsel akraba bağlarına ışık tutmaktadır. Selaheddin'in
ata yurdu olan Dabil-Dvin'in Şeddadi devletinin temel
merkezlerinden birisi olduğu da bu bağlar konusunda ilgi
çekici başka bir ayrıntıdır. Gence şehrinde yaşamış büyük
İran şairi Nizami Gencevi'nin annesinin de Revvadi
sülalesinden olduğu konusunda bulgular mevcuttur.

Şeddadi Kürd devletinin 1164 yılında Selcuklu Türk


hanedanlığı tarafından çökertilmesi ve başkent Gence'nin
yakılıp yıkılması ortaçağın önemli bir kültür merkezini de
yerle bir etmiştir.

Şeddadilerin çöküşünden sonra Azerbaycan'da Türk boyları


nüfuz kazanmış ve sayıca artma eğilimi göstermiştir. Bu
süreçten itibaren Azerbaycan Kürdlerinin asimilasyonu
başlamış, Kürd aşiretlerinin bir kısmı Kızıl Kürdistan'ı
çevreleyen dağlık bölgelere sığınarak kendi varlıklarını
korumayı başarmıştır.

1587 yılında İran şahı Şah Abas döneminde Doğu


Kürdistan'dan 24 büyük Kürd aşiretinin İran devletinin
Kuzey sınırlarını pekiştirmek amacıyla Kafkasya'ya
göçertilmesi, Kızıl Kürdistan’da ve ona sınır bölgelerde
Kürdlerin nüfusunu daha da arttırmıştır.

Bu göçten sonra uzun süre Karabağ yöresinde bu Kürdlerin


yaşadığı bölge “24’ler” adlandırılmıştır.

Göçler, Azerbaycan Kürdleri’nin birkaç kuşaktan oluşmasını


beraberinde getirmiştir. 1587 yılından önceki göçleri izleme
imkanına sahip değiliz. Bu nedenle 16.yüzyıla kadar şimdiki
Kuzey Azerbaycan topraklarında yaşayan Kürdleri bir bütün
olarak Azerbaycan’ın “ilk kuşak Kürdleri” biçiminde
tanımlamayı doğru bulduk. Bu kuşak, yüzde yüz
asimilasyona maruz kalarak, etnik kök bağlarından
kopmuştur.

İkinci kuşak 1587’de göç ettirilen Kürdlerdir. Sayıları on


binleri bulan ve aşiret kimliklerini kaybetmiş bu kuşak, etnik
kimliklerine de yabancılaşmıştır.

Üçüncü kuşak, 16 yy.dan sonra özellikle 19. yy. boyunca ve


20. yy.ın başlarında Kürdistan’dan bu topraklara yerleşen
kesimleridir. 19. yy.da yoğun savaşlar, ekonomik-sosyal
altüst oluşlar, hem İran-Kafkasya, Türkiye-Kafkasya ve
Kafkasya içi Kürd hareketliliğini beraberinde getirmiştir.

19. yy.a kadar ana dilinde konuşan Kafkasya Kürdlerinin


ağırlıklı bölümü yukarıda bahsettiğimiz Kürd damarları
üzerinde yaşayan Kürdlerden oluşmuştur. Söz konusu
damarların geçmiş Şerur-Derlez illerinden geçen Batı yanının
bir kısmı şimdiki Ermenistan Cumhuriyeti arazisine dahildir.
Ancak Kürdlerin tarihten beri meskun olduğu bu arazi
uzantısının esası ise şimdiki Azerbaycan Cumhuriyeti’ne
aittir.

KAFKASYA’NIN RUS BUYRUĞUNA GEÇMESİ

1801’de Gürcistan’ın gönüllü olarak Rusya'yla birleşmesi,


Rus-İran ilişkilerini gerginleştirdi. 1804’de Rusya’ya karşı
başlattığı savaş Rusya’nın zaferi ile sonuçlandı. Savaşı sona
getiren Gülistan barış antlaşmasıyla (1813) Kuzey
Azerbaycan ve Dağıstan Rusya tabiliğine geçti. Bu arada
1805 yılında Kürekçay antlaşmasıyla Kızıl Kürdistan’ın esas
kısmını içine alan Karabağ hanlığı Rusya’ya bağlanmıştı.

Rus Çarı 1.Nikolay’ın (1796-1855) güney’e doğru


genişlemeyi esas alan dış politikası sonucunda başlayan 2.
Rus-İran savaşı (1826-1828) Türkmencay antlaşmasıyla
bitti. Antlaşmayla Doğu Ermenistan, Ruslara tabi oldu.
Rusya, Türkiye’yle yürüttüğü 1828-1829 savaşını da zaferle
bitirdi ve Adrianopol atlaşmasıyla Apara, Poti, Axalsik ve
Axalkali’yi kendine bağlayarak Kafkasya’yı fiilen fethetmiş
oldu.

1930’lu yıllarda Rusya İmparatorluğuna karşı isyan başlatan


Şeyh Şamil’ın son savaşçıları 1859’da alt edildi. 1864’de
Kafkasya’nın Rusya’ya bağlanması resmen sonuçlandırıldı.

Kafkasya’da 60 yıl boyunca süren bu çalkantılı süreç,


Kürdlerin göçleri ile zengin olmuştur. Kürdlerin ileri-geri
göçleri İran-Rusya savaşları döneminden başlayarak,
Osmanlı-Rusya savaşları sürecinde de devam etmiştir.

Rus ve Türkler arasındaki Kırım savaşı döneminde, ayrıca


1885 yılında bir çok aşiret Guzey Kürdistan’dan Kafkasya’ya
geçmiştir.

19. yy. dan önce Kürdlerin Kafkasya’daki sayısı hakkında


herhangi bir fikir ileri sürmek mümkün değildir; bu konuda
hiçbir veri bulunmamaktadır. 19. yy. sonu, 20. yy. başlarında
bu etnik birimin bölgede küçümsenmeyecek bir sayıda
olduğu dönemin istatistik sonuçlarına yansımıştır. Aşağıda
sıralayacağımız verileri, gerçeğin tamamı olarak kabul
etmemek gerektiğini, bu verileri hazırlayanların kendilerinin
belirlemelerinden çıkarmak olasıdır. 19. ve 20. yy.
kavşağında bölgede incelemeler yürütenlerin bir çoğu,
Kürdlerin yaşadığı bölgelere ulaşmanın zorluğundan,
Kürdlerin başka etnik kesimlere ait edilmesinden ve
asimilasyondan dolayı bu halkın sayısının daha fazla
olabileceği hususunda not düşmüşlerdir.

Fakat istatistik belgelere yansıyan rakamlar bile Kürdlerin


bölgedeki ağırlığını algılamak için yeterli olabiliyor.
1897 yılı nüfus sayımında Kafkasya’daki Kürdçe konuşan
Kürdlerin sayısı 99.832 kişi olarak hesaplanmıştır.

19. yy.’da Kürdlerin ağırlıkta olduğu Azerbaycan arazilerinde


yüzden fazla “Kürd devlet köyü”nün bulunduğu kayda
alınmıştır. Devlet köyü sayılmayan Kürd köylerinin ise var
olan köylerin 17-20 faizi kadar olduğu belirtilmiştir.
1917’de basılan ‘Kafkasya takvimi’nde ise 1 Ocak 1916 tarihi
itibarıyla Kafkasya Kürdleri’nin sayısı 132. 257 (bunlardan
97.047’si Müslüman Kürd’ü, 35.210’u Yezdi Kürd’ü) kişi
gösterilmiştir.
1897 yılı resmi istatistik rakamlarını veri alarak Kafkasya
kökenli “Sovyet Kürdleri”nin bugünkü sayıları hakkında fikir
yürütmek mümkündür. 99.832 rakamını esas alırken, bunun
yalnız Kürdçe bilen Kürdleri ihtiva ettiğini başta hatırlatmak
ihtiyacı duymaktayız. Çünkü 20. yy’ın başlarında yukarıda
sözünü ettiğimiz Azerbaycan’ın “birinci kuşak Kürdleri” ana
dillerini tümden unutmuş, “ikinci kuşak Kürdleri”nin
asimilasyonuysa tamamlanmak üzereydi.

Anlaşıldığı kadarıyla 1897 nüfus sayımında Kafkasya’nın


diğer bölgelerinde yaşayan Kürdlerle birlikte Azerbaycan’ın
genellikle Kürd’çe bilen “üçüncü kuşak Kürdleri” hesaba
katılmıştır.

1897’de ağırlıkta Kürdlerin yaşadığı Kızıl Kürdistan


topraklarının dahil olduğu Yelizavetpol vilayetinde yalnız
3042 Kürd’ün kayda alınması, yukarıda belirtilenleri
kolaylıkla kanıtlamaktadır. 1930 yılının başlarında
Azerbaycan Planlama Komitesinin Laçın ve Kelbecer illerinde
genel nüfusun 99.3 faizini Kürdlerin teşkil ettiğini açıklaması
ise belirlememizin diğer bir kanıtı olarak seslenmektedir.

Son yüz yılda Kafkasya nüfusunun sayısı ortalama beş defa


artmıştır. Kürd’ler arasındaki doğum oranını da dikkate
almak suretiyle, bu hesapla eski Sovyetler Birliği
topraklarında yalnız 1897 yılında kayda alınan yaklaşık yüz
bin Kürdçe bilen Kürd’ün bugün 600 (altı yüz) bin sayısına
ulaştığı söz konusudur. Bunlar dışında Azerbaycan ve
Türkmenistan Cumhuriyetleri’nde Kürd olarak kayda
alınmamış ve asimle olmuş yüz binlerce etnik Kürdün varlığı
söz konusudur.

Sonraki yıllarda Kürdlerin sayısı hakkındaki rakamlara


yüzeysel bir bakış bile, SSCB çapında Kürdlerin sayısının
hayret yaratacak biçimde sahteleştirdiğini açıkça
göstermektedir.

Coğrafi araziler, tarihin ayrı ayrı kesimlerinde bu araziler


üzerinde hüküm sürdüren siyasal birimlerin idari
düzenlemelerine tabi tutulmuş ve bu düzenlemeler
temelinde isimlendirilmiştir. Ancak çoğu zaman halk
arasında kullanılan adlar resmi isimlendirmelerden daha
uzun ömürlü olmuştur. Böylesi bir durumun Kafkasya
Kürdistan'ı için de geçerli olduğu bir gerçektir.

Kafkasya'da Kürd'lerin kompakt (iç içe) yaşadığı


topraklardan tarihi belgelerde "Kürdlerin yaşadığı bölgeler",
"Kürd bölgesi" ve “Kürdistan” olarak bahsedilmiştir.Yazılı
belgelerde "Kürdistan" biçiminde adlandırılmaya 19. yy.
ortalarından sonra yazılmış kitaplarda, halk şiirlerinde
rastlamaktayız. Resmi belgelerde ise bu bölge yalnız 20. yy.
başlarından "Kürdistan" adlandırılmıştır. Ne var ki, bu dağlık
bölgenin tamamının başka bir isimle tanımlandığına hiçbir
tarihi belgede rastlanmamaktadır.

Kafkasya'da 20 yy.ın başlarında nasıl ki, Azerilerin ve


Ermenilerin yoğunlukta yaşadığı bölgeler Azerbaycan ve
Ermenistan olarak adlandırılmışsa, tarihi Kürd bölgeleri de
Kürdistan biçiminde tanımlanmıştır.

20. yy. başında Kürdlerin bölgede yadsınamaz milli bir


gerçeklik olduğu, Azerbaycan Müsavat Cumhuriyeti’nin 1920
yılında Kürd atıcı taburu, Kürd süvari alayı oluşturma
kararından da açıkça görülmektedir. Yalnız ilk atıcı taburun
1280 kişiden oluşturulması kararı alınmıştı.

Sovyet hükümetinin kuruluş arifesinde Kürdler Kafkasya'da


önemli bir nüfus yoğunluğuna sahip olmuştur. Kürdler,
Kafkasya Kürdistanı'nın dışındaki illerde de yaşamaktaydı.
Azerbaycan'ın 1926 yılı resmi nüfus sayımı sonuçlarına göre
Kürdler, Azerbaycan genelinde 41.193, Azerbaycan
Kürdistan'ında 37.182 kişi olup burada genel nüfusun 72.2
% oluşturmaktaydı. Azerbaycan Planlama Komitesi'nin
hesaplamalarına göre Kelbecer ilinde ahalinin 99.5 % , Laçin
ilinde ise 99.2 % Kürdlerden ibaretti. Her iki ilde Azeri
Türeleri’nin sayısı toplam 180 kişi olmuştur.

Sovyet hükümetinin kurulmasıyla bu tarihi gerçekler kısmen


de olsa dikkate alınmış, karmaşık milli sorunların
çözümünün bir parçası olarak Kürdlerin yoğunlukta yaşadığı
Kafkasya Kürdistanı'nda Kürdistan otonomisi (özerklik)
oluşturma kararına varılmıştır.
Daha çok Kızıl Kürdistan ismiyle anılan Kafkasya Kürdistan'ı
değişik bakış açıları ile yapılan tartışmalara neden
olmaktadır. Bu noktada en doğru yöntem, belgelerin
tanıklığına baş vurmaktır.

Kızıl Kürdistan'ın kuruluş arifesinde, 20'li yılların başında


Moskova, Baku, Erivan koridorlarında yürütülen
tartışmaların tamamını öğrenme imkanına sahip değiliz.
Fakat elde olan belgeler ve değerlendirme yazıları genel
manzarayı canlandırmaya olanak sağlamaktadır.

En başta şunu eminlikle söylemek mümkündür ki,


Kafkasya'da Kızıl Kürdistan otonomisinin oluşturulması
meselesi; tarihi zorunluluktan, bölgede milli bazdaki
dengelerin dayatmasından kaynaklanmıştır. SSCB'nin
kurulduğu yıllarda Moskova'nın Sovyetler Birliği'ndeki "her
halka ve milli azınlığa bir devlet ve otonomi" anlayışı olmasa
da İmparatorluk

Rusya'sından miras kalan karmaşık milli sorunların çözümü


için milli ve idari birimler yaratılması bir çare olarak
görülmüştür. Diğer taraftan halklar için özgürlük vaat eden,
sosyalist ideoloji ve bunun halklar tarafından benimsenerek
talep edilmesi de genç Sovyet devletini halkların ulusal
taleplerini karşılamak için formüller aramaya zorlamaktaydı.
1920 yıllarında Güney Kafkasya'daki Dağlık Karabağ ve
bununla iç içe ele alınan Kürdistan sorunu, böylesi karmaşık
çözümler serisi ortamında halledilmeye çalışılmaktaydı.

Kızıl Kürdistan'ın oluşturulması, hiç kuşkusuz bölgesel tarihi


ve siyasi gerçekler dikkate alınarak Moskova tarafından
düşünülmüştü. Moskova'nın meseleye birkaç açıdan
yaklaşması mümkündü:

1. Halklara özgürlük vaat eden sosyalist anlayışla;

Kürdlerin ağırlıkta olduğu bir bölgede (1926 yılı nüfus


sayımı sonuçlarına göre Kürdler, Kızıl Kürdistan'da ahalinin
72.2'sini oluşturmaktaydı) otonomi kurulması, bu azınlığın
kültürel gelişimine tarihi bir fırsat sunabilirdi.

2. Pragmatik idari açıdan;


Azerbaycan SSC ve Ermenistan SSC arasındaki tartışmalı
Dağlık Karabağ sorunu yakıcı bir biçimde gündemde
durmakta, Ermeni ve Azeriler arasında ciddi tartışmalara
neden olmaktaydı. Dahası her iki halk çok yakın bir geçmişte
birbirine silah kaldırmış, binlerce insanın kanı akıtılmıştı.
Azeriler, 17-18. yy.larında Karabağ hanlığına dahil olan,
Kafkasya'nın Rusya'ya bağlanmasından sonra
İmparatorluğun guberniya düzenlenmesine tabi tutulmuş,
Müsavat Cumhuriyeti döneminde savaş alanına dönüşmüş
Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan sınırları içerisinde kalmasını;
Ermeniler ise bu toprakların Ermeni yoğunluğu nedeniyle
Ermenistan'a dahil olmasını arzulamaktaydı.

Moskova, Dağlık Karabağ'ın özel bir statüyle Azerbaycan


SSC'de kalmasını, Dağlık Karabağ'la Ermenistan arasındaki
Kürd bölgelerinde Kürdistan Otonomisi oluşturarak bir
anlamda Kürdleri iki rakip güç arasında emniyet subabı gibi
tutarak bu sorunu böylece çözmeyi yeğlemişti.

3. Uluslararası siyasi dengeler açısından;

1. Dünya savaşından sonra Orta Doğu’nun, özellikle Büyük


Britanya’nın başını çektiği blok tarafından yeniden
düzenlenmesi, Kürdlerin yaşadığı tarihi arazilerin bir
kısmında Kürdistan devleti oluşturma yaklaşımını gündeme
getirmişti. 1920 yılındaki Sevr anlaşmasıyla Kürdlere devlet
öngörülmesi, Sovyetlerin Kürdler üzerinden yeni bir politika
oluşturma eğilimlerini gündemleştirdi. Kafkasya’daki
“Sovyet Kürdistan’ı”, Sovyetlere genellikle sempati ile bakan
Ortadoğu Kürdistan’lılarını etkileme gücüne sahipti.

Kafkasya’nın coğrafi Kürdistan (İran ve Türkiye


Kürdistanları) sınırında yerleşmesi dikkate alınarak;
SSCB'deki proletaryanın zaferini bütün dünyaya yayma
perspektifine sahip olan Moskova'nın; Kafkasya'da bir
"Sovyet Kürdistan’ı" oluşturarak Ortadoğu için bir etki
merkezi hazırlamak anlayışıyla hareket etmesi rasyonel-
politik bir düşünceydi. Kızıl Kürdistan kurulurken, bunun da
hesaba katıldığı muhakkaktır. Ancak sonraki gelişmeler
gösterdi ki, bu hesaplar ham ve olgunlaşmamış kaldığı gibi
Sovyet Rusya, 70 yıl boyunca kendi arzu ve çıkarlarına denk
düşen genel ve işlek bir Kürd politikası oluşturamadı. Kürd
sorununun Kürdlerin bulunduğu ülkelerle ilişkilerde salt
yardımcı bir faktör biçiminde ele alınması, Ruslarda Kürd
sorununu momente göre geçici "kullanma ve geri çekilme"
siyasal mantığını geliştirdi ve büyük bir dünya devleti olarak
Kürdler konusunda politikasız kalmasına yol açtı. "Kullanma
ve geri çekilme" ham düsturunun en bariz örneği 1945
yılında Rusların desteği ile Güney Azerbaycan ve Doğu
Kürdistan'da (İran) oluşturulan Azerbaycan ve Kürdistan
Cumhuriyetleri döneminde yaşanmıştır.

Kızıl Kürdistan oluşturulurken, Moskova için yukarıda üç


madde biçiminde belirttiğim olgulardan hangisinin daha
önem teşkil ettiği ayrı bir tartışma konusudur. Bütün siyasal
süreçler, birbiriyle bağlantılı temel ve yardımcı faktörlerin
bütünselliğinden ibarettir. Ancak meseleye uzun vadeli ve
kısa vadeli hesaplar açısından yaklaşıldığında Rusların Kızıl
Kürdistan oluşturulurken ve iptal edilirken meseleye kısa
vadeli hesaplarla yaklaştığını, daha çok ikinci maddede ifade
edilen mantık ekseninde hareket ettiğini varsaymamızı
gerekli kılmaktadır.

Diğer taraftan, Kafkasya Kürdistan'ı oluşturulurken ve iptal


edilirken Moskova dışındaki bölgesel ve uluslararası
aktörlerin rolleri de dikkate alınmak durumundadır. Çok
genel ifadelerle söyleyecek olursak, Kürdistan'ın
oluşmasına; Azerbaycan baştan tereddütlü onay vermiş,
Ermenistan mecbur kalmış, Kürdlerin kendisi pasif
yaklaşmış, Türkiye hasımane politika izlemiştir.

Kızıl Kürdistan'ın kurulması ve iptal edilmesi sürecinin


anlatımı, söz konusu tarafların yaklaşımlarını ve rollerini
daha açık biçimde ortaya koyacaktır.

1920 yıllarına ait belgeler, Dağlık Karabağ ve Kürdistan


sorunlarının iç içe ele alınarak çözülmek istendiğine ışık
tutmaktadır.

1923 yılının başında bu konuyla Azerbaycan Merkezi


Yürütme Komitesi (MYK) iller düzenlemesi komisyonu ve de
Azerbaycan Komünist (Bolşevikler) Partisi Merkez
Komitesi'nin “Dağlık Karabağ ve Kürdistan idari biçiminin
belirlenmesi üzere” özel komisyonu çalışma yürütmüştür.

Komisyonun 7 Temmuz 1923 tarihli toplantısında Kürdler


açısından tarihi bir karar alınmıştır. Kararda net ifadelerle
"Özerk Kürdistan kurulması" kararına varılmıştır. Kararın
orijinal biçimi şöyledir:

"Otonom Karabağ'ın ve Kürdistan'ın sınırlarının belirlenmesi


komisyonu toplantısının tutanağı.
7 Temmuz 1923 yılı.

Dinlendi:
1. Karabağ'ın aran (düzlük) bölümünün yürütme
organlarının yapılandırılması hakkında.
2. Kürdistan hakkında.

Karara alındı:
2. Özerk Kürdistan oluşturmak, merkezini ve sınırlarını
Özerk Dağlık Karabağ'ın sınırlarının tespit edilmesiyle
birlikte belirlemek
Komisyon başkanı A. G. Karaev”

Yukarıdaki yetkili komisyon kararından açık biçimde


görüldüğü gibi Eli Haydar Garayev’in başkanlığında oluşan
komisyonda Kafkasya Kürdistanı’na özerklik tanınması
öngörülmüştür. Ne var ki, daha üst organlar kararın
onaylanmasında ayak sürümüştür.

Nihayet, 9 gün sonra, 16 Temmuz 1923’te Azerbaycan


Komünist (Bolşevikler) Partisi Merkez Komitesi, komite
sekreteri S.Kirov’un imzasıyla yayınlanan aşağıdaki karara
ulaşmıştır:

“Azerbaycan Komünist (Bolşevikler) Partisi Konseyi


toplantısının tutanağı.
16 Temmuz 1923 yılı
(...) Karara alındı:
d) Kürdlerin yerleşik olduğu topraklarda “Kürdistan kazası”
oluşturmak (...)
Azerbaycan KP MK sekreteri S.Kirov”
KIZIL KÜRDİSTAN’IN KURULUŞU VE ÇÖKÜŞ NEDENLERİ

19 Temmuz 1923 tarihinde Azerbaycan Komünist partisinin


merkez organı olan “Baku işçisi” (Rusça) gazetesi Kürdistan
kazası oluşturulmasını şu biçimde sayfalarına taşımıştı:

“Azerbaycan MYK kararı uyarınca, Dağlık Karabağ’ın tesis


edilmesiyle ilgili aran (düzlük) Karabağ’ı iki kazaya
ayrılacaktır. Birisinin merkezi Ağdam, diğerinin merkezi
Cebrayıl olacaktır. Kürdistan da özgün bir kaza biçiminde
oluşturulacaktır”.

21 Temmuz 1923 tarihinde Azerbaycan MYK ve Azerbaycan


Halk Komiserleri Sovyeti’nin ortak toplantısında Azerbaycan
K(b)P’ın “Kürdlerin yerleşik olduğu topraklarda “Kürdistan
kazası” oluşturmak” kararını harfiyen tekrarlamak suretiyle
onaylamıştır

Temmuz sonunda Azerbaycan MYK tarafından Kürdistan’ın


merkezi Piricahan (Laçin) olarak belirlenmiştir.

Kürdistan kazasının kurulmasıyla birlikte Kürdler arasında


eğitimsizliğin, soysal geriliklerin ortadan kaldırılması, Kürd
dili ve kültürünün geliştirilmesi açısından önemli adımlar
atılmaya başlanıyor ana dilinde okullar açılmaya başlanıyor.
1923’te Laçın’ın Minkend sakini olan öğretmen Müseyib
Axundov’un hazırladığı Latince Kürd alfabe kitabı esasında
Kürd okullarında eğitim başlıyor. Söz konusu alfabe kitabı ve
yine M. Axundov’un “Nisan ürünleri” isimli çocuklar için şiir
kitabı incelendiğinde Kürd okul sisteminin oluşturulması
açısından önemli bir başlangıç yapıldığı açıkça
görülmektedir.

Dağlık Karabağ’da yerleşen Şuşa şehrinde de Kürd’çe yüksek


öğretmen okulu (teknikum) açılıyor. Milli eğitim kadroları
hazırlanması süreci hız kazanıyor. Kürd Tiyatrosu
oluşturulur. “Sovyet Kürdistan”ı isminde gazete Laçın
kendinde yayınlanmaya başlıyor. Kürd’çe yayın yapan radyo
istasyonu kurulur…

Ne var ki, yalnız Azerbaycan Kürdleri açısından değil, Kürd


halkının geneli için önemli nitelik arz eden bu gelişmeler altı
yıl sonra durduruluyor. 1929 yılında Kelbecer, Laçın, Gubadlı
ve Zengilan illerinden oluşan Kürdistan kazası bir siyasi-
bölgesel birim olarak iptal edilerek, Cebrayil ilinin bir hissesi
de eklenerek yerinde Kafkasya Kürdistanı’nın tümden iptal
edilmesinin zemini olarak düşünülen Kürdistan dairesi
oluşturulur. 1931’de Kafkasya Kürdistan’ı, Azerbaycan
genelinde dairelerin ortadan kaldırılması ve il
düzenlemesine geçilmesi sürecine tabi tutularak iptal edilir.
Böylece Kürdistan kelimesi de resmiyette ortadan kaldırılmış
olur.

30’lu yılların başlarında Azerbaycan Kürdleri’nin


kimliklerinde milliyeti bölümünde yer alan “Kürd” kelimesi
de özel bir kararla ortadan kaldırılarak yerine “Azerbaycanlı”
yazılıyor. Yeri gelmişken, Kürdlerin böylesi “resmiyette
ortadan kaldırılması” uygulaması Azerbaycan’da tümden,
Türkmenistan’da genellikle, Gürcistan’da kısmen
gerçekleştirilmiştir. Ermenistan’da ise Yezidi Kürtlerin dini
kimlikleri milli-etnik kimlikleri biçiminde yansıtılmış,
milliyeti gösteren bölüme “Yezidi” yazılarak Kürd halkı
arasında uzun süreye yayılan parçalama siyaseti
güdülmüştür.

Kızıl Kürdistan’ın ortadan kaldırılmasıyla birlikte ana dilinde


okullar, radyo, tiyatro, öğretmenler okulu kapatılmış, bir
sözle Kürdlük adına her şey yasaklanmış, “Azerbaycanlı” adı
altında bu ülkede uzun yıllardan beri devam eden
asimilasyon sürecine hız verilmiştir. Tıpkı Türkiye
Cumhuriyeti’nde olduğu gibi Kürd inkarı devlet politikası
biçiminde uygulanmaya başlamıştır.

KIZIL KÜRDİSTAN’IN ÇÖKÜŞ NEDENLERİ

Ne Kızıl Kürdistan’ın kuruluşu, çökertilmesi ne de 6 yıl


içerisinde orada yaşanan gelişmeler hakkında Azerbaycan
Devlet arşivinde yeterli materyallere rastlamak mümkün
değildir. Bu, söz konusu döneme ait belgelerin arşivlerden
kaldırıldığı konusundaki yaygın görüşü doğrulamaktadır.
30’lı yıllardan günümüze kadar Azerbaycan tarihini
inceleyenler Kızıl Kürdistan hakkında suskunluklarını
korumakla kalmayıp, “Kürd” kelimesini bile kullanmaktan
ısrarla kaçınmaktadırlar.
Kızıl Kürdistan’ın yok edilmesinin hem iç, hem de dış
konjonktürle bağlantılı nedenleri vardır.

Kürt halkının ayrılmaz bir parçası olan Sovyet Kürdleri,


Kürdistan’daki siyasal gelişmelerden sürekli direk ve indirek
biçimde etkilenmiştir. Değerlendirilen süreç, Kürd
sorununun genç Türkiye Cumhuriyeti’nde keskin çizgilerle
gündemde olduğu bir süreçtir. Kemalist Türk yönetiminin
Kürdlere kısmi özgürlük tanıyan Sevr antlaşmasından
(1920) kurtulmak için yürüttüğü yoğun politik çabaların
önemli bir boyutu; Kürdlerin haklarını tanıdıkları
konusundaki demeçleri, Kürd etkinleri ile yaptıkları temaslar
oldu. Sonraki gelişmelerin gösterdiği gibi Türkiye
Cumhuriyeti’nin Kürd ve Türk halklarından oluştuğu
konusundaki M.K.Atatürk’ün değerlendirmeleri taktik bir
hamle olup süreci kurtarmak için yapılan politik çıkışlardı.
Sevr’i gömen Lozan Antlaşması’ndan (1923) sonra Kürdlere
dönük son 80 yıl boyunca sürecek baskı ve inkar
politikasının zemini atıldı. 1925’te başlayan ve kanla
bastırılan Şeyh Sait isyanının akabinde Kemalistler,
Kürdlerin ve Kürd sorununun da olmadığını yüksek sesle dile
getirmeye başladılar. Bütün bunlar direk ve dolaylı biçimde
Azerbaycan Kürdlerinin kaderini de derinden etkilemiş oldu.

Burada iki faktör belirleyici rol oynadı. Söz konusu dönemde


“emperyalizme karşı mücadele veren” Türkiye ve Rusya
arasında 1923 de yapılan işbirliği antlaşmasıyla birlikte her
iki devlet arasında sıcak ilişkiler gelişmişti. İstanbul’un
savunmasına asker gönderen, Ağrı dağında Kürd isyancıları
helikopterleriyle bombalayan Ruslar, “sosyalizme sıcak
yaklaşan” Türkiye üzerinden Ortadoğu’ya kapı açacağından
ve doğu sınırlarında “ideolojik kardeş” olan bir devlet
bulunacağından umutlanmışlardı. Özellikle Şeyh Sait
isyanından sonra Ruslar, dost Türkiye’de yasa dışı ilan
edilmiş bir halkın arazi esaslarına dayalı milli-kültürel
haklarını tanımakla Kemalistlerin tepkisini çekmeyi anlamlı
bulmamıştı. Türk-Rus dostluğu, Türkiye’yi gıcık eden
“Kürdistan” ismiyle bir bölgenin bulunmasını da “gereksiz
kılmıştı”. Diğer taraftan böylesi bir bölgenin; Türkiye’ye
etnik akrabalık bağlarıyla bağlı olan Azerbaycan’da
bulunması hiç “yakışık düşmüyordu”. Tüm bunların Moskova
tarafından dikkate alınması, Azerbaycan yönetimine
Kafkasya Kürdistan’ını ortadan kaldırmak ve Türk
tecrübesini takip etmek suretiyle Kürdlere dönük inkar
politikasını başlatma izni çıkardı.

SSCB’nin Kürdleri gözden çıkarması ve Azerbaycan’ın inkar


politikası; 70 yıl içerisinde Azerbaycan Kürdlerinin
asimilasyonunun tamamlanması, buradaki Kürdlerin etnik
kimliklerine yabancılaşması ile sonuçlanmıştır. Azeri
yazarların ve siyasetçilerinin “gönüllü asimilasyon” ve
“halkların kaynayıp karışması” olarak kaleme vermeye
çalışıldığı bu süreç, bir çok yabancı ve Kürd araştırmacılarca
“beyaz katliam” olarak tanımlanmaktadır.

Hejarê Shamil- Haziran 2005 Http://Kurdistan-post.com

"Bize kültür merkezi değil ülke lazım"

Kızıl Kürdistan'ın yıkılmasının ardından Kürtler bir süre daha


mücadelelerini sürdürürler. Kızıl Kürdistan'ın yıkılışından 8
yıl sonra 1937'de Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 'Raya
Teze' gazetesi çıkarılır.

II. Dünya Savaşı'nın ayak seslerinin kendisini iyiden iyiye


hissettirdiği yıllardır. Dönemin Sovyet yönetimi Türkiye ve
İran sınırlarında bulunan azınlık halklarının kendisine ihanet
edeceği düşüncesine saplanmıştır. Komünist Parti Genel
Sekreteri ve Sovyet Lideri Stalin'in talimatı üzerine harekete
geçen İçişleri Bakanı Lavrenty Berya, bu halkların hepsini
sınırlardan 200 km iç bölgelere sürerek acılı bir sürgüne
tabii tutar. Kafkasya'dan Orta Asya'ya sürülen Kürtler,
burada da mücadelelerini sürdürür. Kürtlerin ancak Stalin'in
ölümünden sonra tekrar Kafkasya'ya dönerler. Bu kez 1937
yılında yayına başlayan 'Reya Teze' gazetesinin yanı sıra
1957'de Erivan'da Kürtçe yayın yapan bir radyoyla birlikte
ömrü 2 yıl süren Kürtçe eğitim veren Dil Enstitüsünü
kurarlar.

Tanıklar anlatıyor

Ermenistan'a dönen Kürtler kurumlaşma çalışmalarına girişirken Orta


Asya'da kalan Kürtler ise Kızıl Kürdistan'ı yeniden diriltmek için büyük bir
çaba içine girerler. Bunun öncülüğünü yapan ve halen Bakü'de yaşayan
Mehmet Babayev 1961'de Timur Ali, Hüseyine Nebo, Mehmet Emin Aziz,
Hüseyin Sadıkov, Çerkezê Beko'dan kurdukları 9 kişilik bir heyetle
Moskova'yı ziyaret ederler. Dönemin Komünist Parti Genel Sekreteri ve
Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Kruşçev'in sekreteriyle görüşerek taleplerini
anlatırlar.

Komiteyi karşılayan Kruşçev'in danışmanlarından Vader ve Şumonsky,


başkanları hazır olmadığından kendileri ile görüşemeyeceğini söyler. Bunun
üzerine Kürt heyeti hazırladıkları dilekçeyi Kruşçev'in sekreterine verirler ve
isteklerini bir kez de sözlü olarak anlatırlar. Heyetin içinde yer alan Prof. Dr.
Hüseyin Sadıkov Moskova'da temaslarını şöyle anlatıyor: 'Biz sekretere
yaşadığımız sürgünü, sahip olduğumuz dil, kültür, tarih ve kimlikle bir halk
olduğumuzu söyledik. Ancak birçok zorlukla karşı karşıya kaldığımızı, 1923
yılında bizim adımıza Kızıl Kürdistan diye bir yer kurulduğunu ve halkımızın
yaşadığı parçalanmışlığa daha fazla yol vermemek için, kendimizi koruyup,
kültürümüzü geliştirmek için, tekrardan Kızıl Kürdistan'ımızı dirilterek
halkımızı uğradığı asimilasyondan kurtarmak istediğimizi söyledik. Sadıkov,
bu görüşmeden sonra Moskova'nın hiçbir talebine cevap verilmediğini
söylüyor.

Gittiğimiz gibi geri döndük'

Aynı komite içersinde yer alan Mehmet Emin Aziz ise, gittik ve gittiğimiz gibi
geri döndük diyerek Moskova ziyaretini özetliyor. Halen Kazakistan'ın Almati
kentinde yaşayan Emin Aziz gözyaşları arasında o günleri şöyle anlatıyor:
'Biz onlara isteklerimizi aktardık. Bizi güzelce dinlediler. Ama sonuçta şunu
söylediler; 'biz size kültürel otonomi verelim. Yani Kırgızistan'da 1,
Kazakistan'da 3, Azerbaycan ve Türkmenistan'da birer tane olmak üzere size
6 tane kültürel otonomi merkezlerini açma hakkı verelim'. Bunun üzerine söz
hakkı alan Babayev, 'Kültür Merkezlerini biz de biliyoruz. Bunların varlığından
da haberimiz var. Bize bunlar değil üzerinde halkımızla birlikte
yaşayacağımız toprak lazım. Bize kültür merkezi değil ülke lazım' der.
Babayev'in bu anlatımlarını dinleyen Kuruşçev'in sekreter kararlı olduğumuzu
görünce, konuştuklarımızı ve istemlerimizi Devlet Başkanı Kruşçev'e
aktaracağını, isteklerimizin çok ciddi olduğu, üzerinde düşünülmesi gerektiği,
istenen toprakların Azerbaycan topraklarında kaldığı, bu topraklar için
Azerbaycan'a baskı yapamayacaklarını, sorunu çözmeleri için Azerbaycan
Komünist Partisi ile Meclisine ileteceklerini söyleyerek görüşmeyi bitirdi.'
Aziz biraz ironik ve birazda duyduğu acılardan yüzünde zoraki beliren bir
gülümseme ile evet bize o günlerde yani 42 yıl önce düşüneceklerini
söyleyenlerin hala düşündüklerini görüyoruz diyerek Moskova'nın vereceği
kararı ne kendisinin ne de çocuklarının görmediğini ve bundan sonra da
görmeyeceğini söylüyor.

1961'de Moskova'dan bir cevap gelir. Cevap bekledikleri gibi, yani ilk
görüşmede heyete aktarılanlar olduğu gibi tekrar ediliyor. Bunun üzerine Kızıl
Kürdistan savaşımını verenler işlerin pekte kolay olmayacağını görürler ve
bunun üzerine bir süre sessiz kalırlar. Biraz özgürlükler yanlısı gibi görünen
Kruşçev'in açılımlar yapma istemlerinden cesaret alarak harekete geçen ve
hiçbir sonuç elde etmeden evlerine dönen Kürtler, olası yeni fırsatların ortaya
çıkmasını beklerler. Bu süre zarında ilişkilerini sürdürürler.

Kruşçev'den sonra Brejnev, Andropov'un devlet başkanlığı sırasında da


henüz koşulların oluştuğunu görmeyen komite beklemeye devam eder. Bu
uzun bekleyiş ta ki Gorbaçov iktidara gelen kadar sürer. Gorbaçov yönetime
geldiği gibi reform yönünde attığı adımlar ile birlikte Azerbaycan ile
Ermenistan arasında Dağlık Karabağ sorunundan dolayı başlayan savaş,
Kızıl Kürdistan'ı inşa komitesinin yeniden harekete geçmesine neden olur.

Dağlık Karabağ savaşına kadar temel stratejileri bekleyip uygun zamanı


kollamak olan komite, bu süre içerinde Kürtler içerisinde örgütlenme
çalışmaları yürütürler.

Grubun liderliğini yapan Babayev, 1988-89 yılında Azerbaycan ile Ermenistan


arasında Dağlık Karabağ sorunundan ötürü çıkan savaşta bir kez daha
sahneye çıkar. Babayev, Kürtlerin Kızıl Kürdistan'a kavuşmasının tek yolunun
savaş olduğunu söyleyerek, Azerbaycan'a karşı silahlı mücadelenin verilmesi
gerektiğini söyler.

Bunun üzerine Kafkasya ve Orta Asya'daki Kürtler arasında hararetli bir


tartışma başlar. Komiteden bazı üyeler Babayev'in bu görüşüne karşı
çıkarken, bazı üyeler ise sessiz kalır. Halktan ve aydınlar arasında kısmen de
olsa destek gören Babayev, savaş sırasında Ermenilerin kendi topraklarında
yaşayan Kürtlere yönelmesi üzerine ileri sürdüğü görüşü yeniden düşünmeye
başlar. Babeyev'in ileri sürdüğü "silahlanıp savaşalım" görüşüne karşı çıkan
komitenin diğer üyeleri arasında da farklı düşünceler ortaya çıkar. Bazı
üyeler, 'Tekrar Moskova'yı ziyaret edelim' görüşünü ileri sürerken, bazıları ise
Azerbaycan'da savaşmak yerine Kürdistan'da PKK tarafından başlatılan
savaşa katılma önerisi yaparlar.

Almati derelerinde oportünizm tartışması


Babayev tarafından gerçekleştirilen toplantılar zaman zaman sert
tartışmalarda sahne olur. Tartışmaların ana konusu: 'Kızıl Kürdistan savaş ile
mi yoksa barış ile mi kurulacak? Ancak bu kez yürütülen savaş
tartışmalarının, Azerbaycan ile Kızıl Kürdistan için savaşma yerine ülkeye
gidilerek PKK saflarında savaşılmasının gerektiği şeklinde gelişiyor. Bu ateşli
tartışmaları başlatanların başında ise 90 yaşındaki İkinci Dünya Savaşı
gazilerinden Azelxan Mustafayev geliyor.

Mustafayev, Kuzey Kürdistan'da 80'li yıllarda başlayıp hala süren bir savaşın
olduğunu, buna rağmen kendilerinin Almati'nin derelerinde toplanıp
tartışmalarının oportünizmden başka bir şey olmadığını söyler. Almati'de
yaşayan Mustafayev, 'bize öncülük yapan Babayev'e 'ülkemizde savaş var.
Ülkemizde yanmaya başlayan ve her geçen gün biraz daha gürleşen
özgürlük savaşına gidip katılmamız gereken yerde buralarda bunları
tartışmamızın hiç bir anlamı yoktur' dedim. Fakat gel gör ki, Babayev'in 89
yılında Azerilerle Ermeniler arasında dağlık Karabağ sorunundan dolayı
başlayan savaştan faydalanmak amacıyla gidip savaşarak hakkımızı alalım
dayatmasına karşı çıkanlar, Babayev'in benim söylemlerime katılmasını bir
kez daha engelleyerek başkaları için çokça gösterdiğimiz çabaları ülkemiz
için göstermemizden bizi bir kez daha alı koydu' diyor.

Kürtler arasında bu tartışmalar sürerken, Azerileri kendi topraklarından söken


Ermeniler bu kez Ermenistan'ın sadece Ermenilerin yaşadığı bir ülke haline
getirmek için Kürtlere yönelirler. Ermenilerin Kürtlere baskılarını nedeni
Hasan Hacı Süleyman ise, „Ermeniler 1915'teki Ermeni katliamının intikamını
bizden almak istediler“ diyor.

Hacı Süleyman, Babayev'in 'savaşalım' görüşünü savunanlardan. Ermenilerin


Kürtlere yönelimleri, halklar arasında düşmanlık geliştirmek isteyenlerin
çabaları sonucu meydana geldiği düşüncesinde. Bu süreçte Kürtlere ait
evlerin yakıldığını, sokak ortasında cinayetler işlendiğini belirten Hacı
Süleyman, 'yapacağımız tek şey kalmıştı o da Ermenistan'dan ayrılmaktı.
Ölseydik de öldürülseydik de vazgeçmeyeceğimiz bir şeyde vardı, o da Kızıl
Kürdistan davası. Biz bunları yaptık ve o gün göç ederek Ermenistan'dan
çıktık, o günden beri geldiğimiz Almati'deyizî diyor.

Komünist Parti Başkanı körüklüyor

Dağlık Karabağ sorunundan ötürü Ermeniler ile Azeriler arasında alevlenen


savaşın, Ermenistan'da yaşayan Kürtleri nasıl etkilediklerini öğrenmek için
görüşlerine başvurduğumuz Dil Bilimci Prof. Dr. Kinyas Mirzoyev, 'Ermeniler
Türkiye'nin gerçekleştirdiği Ermeni katliamının intikamını bizden almaya
başladılar diyerek sözlerine başlıyor. Mirzoyev, tüm Ermenileri hedef
göstermenin doğru olmadığını belirterek, tarih boyunca iyi ilişkiler içersinde
olan iki halk arasında korkunç düşmanlıkların gelişmemesi için Kürtlerin
Ermenistan'ı terk ettiğini söyledi.

Mirzoyev, her şeye rağmen bu olaylara neden olanlar hakkında ise şunları
dile getirdi: 'Ermenilerin orada Kürtlere yönelimi yürütülen ciddi bir parçalama
politikanın sonucuydu. Kürtler önce Êzîdî ve Müslüman olarak ayrıştırıldı.
Kürtlere karşı oynanan oyun Êzîdî Kürtlerinin kimliklerine Kürt değil de
Êzîdîdir diye yazılmasıyla devam edildi. Müslüman Kürtlerin, Türk olduğu ve
Türklerin yandaşı olduğu şeklindeki propagandalarla sürdü. Bu
propagandalarla Êzîdî Kürtleri bu yönelime araç haline de getirildi. Örneğin
Êzîdî şeyhlerinden Hasan, Keleş ve Kerem yaptıkları açıklamalarla Kürtlere
yönelimi meşrulaştırdılar. Ama Êzîdî Kürtlerin aydınları buna hem karşı
çıktılar hem de halkımızın o ateşin içinden çıkarılmasında büyük rol
oynadılar. Karleni Çaçani, Prof. Dr. Şakıro Mıho, Halıt Çetoyev, Çerkeze Reş,
Celile Celil, Amerike Serdar, Prof. Dr. Şeref Eşiri, Prof. Dr. Saidi İbo gibi
aydın, yazar ve bilim adamı yaptıkları radyo ve TV konuşmalarında Kürtlerin
Êzîdî, Müslüman diye bir ayrıma tabii tutulmasının yanlış olduğu dikkat
çekerek, bu yaklaşımlar Kürtlerin katliamını meşrulaştırma anlamına
geleceğini söylediler. Verdikleri bu çabalar sonucu halkımızı o ateşin içinden
çıkardılar. Orada bende birkaç kere bu yönelimleri durdurmak için
televizyonlarda konuşmalar yaptım. Çünkü Kürtlerin evleri yakılıyor,
öldürülüyor hatta evlerinin içinde bile yakılanlar oluyordu. Yani burada
Müslümanlık Azeri ve Türk olmakla bir tutulmuştu. Aslında yapılmak istenen
mezhep çatışmasıydı. Tek bir çaremiz kalmıştı oradan çıkmak ve bizde onu
yaptık. Bu kez adı konmamış bir sürgündü başlayan, çünkü halkımız bununla
bir parçalanmışlığı daha yaşadı. Rusya'ya, Özbekistan'a, Ukrayna'ya gidenler
ile gelip Kazakistan ve Kırgızistan ülkelerine yerleşenlerde oldu. Bu neden
yapıldı? Bana göre oradaki potansiyelimizden, var olan kurumlarımıza sahip
çıkmamızdan ve Kızıl Kürdistan'ı yeniden diriltme çabalarından duyulan
korkulardı. Sorumluları ise Ermeni Biliminsanı Komünist Parti Sekreteri
Galust Galuyan, yine bilimler akademisi öğretim görevlisi Babik Asetyan gibi
tanınmış insanlardı. Bunlar orada milliyetçiliği pompalayarak Ermenistan'ın
sadece Ermenilerden oluşan bir ülke olmasını sağlamak istediler.Ancak biz
Sovyet Kürtleri tarihten silinmemizi oluşturduğumuz kurumlar aracılığıyla
başardık.'

Babayev gizli toplantılarla işe başladı

Ermenilerin Kürtlere yönelmesi Kürtlerin Ermenistan'ı terk etmeleriyle


sonuçlanınca komitenin çalışmaları, daha önce yeniden 'Moskova'ya giderek
Devlet Başkanlığı ile görüşme arayışlarında olunmalı' görüşünden yana
olanların istemi doğrultusunda gelişiyor.

Gorbaçov özgürlüklerden yana adımlar atmış olsa da Babayev işe gizli


toplantılarla başlıyor. 1989 yılında yaşadığı Azerbaycan'daki Kürtler arasında
toplantılara başlayarak sırasıyla Türkmenistan, Gürcistan, Ermenistan,
Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan Kürtleri arasında gizli toplantılar
yaparak işe başlayan Babayev, vermek zorunda oldukları mücadeleyi
anlatıyor.

Kazakistan'ın Almati kentinde gerçekleştirilen toplantıya katılanlardan Doç.


Dr. Hanım Sadıkova, Babayev'in bu toplantıları Sovyetlerde yaşayan Kürtleri
örgütlemek ve kendi sorunlarına sahip çıkmak amacıyla yaptığını söylüyor:
'Bu toplantıların yapılması Gorbaçav'lu Sovyetlerde kısmen de olsa başlayan
özgürlük ortamından biz Kürtler de yararlanmak istedik. Sovyetler Birliği'nde
Gorbaçov'un attığı açılım adımları en çokta ezilen biz Kürtlere yaradı. Çünkü
bu durum Babayev'in toplantıları ile üzerimize serpilmiş ölü toprağından
silkinmemize neden oldu.î

Toplantılar serisinin içeriği hakkında da bilgi veren Sadıkova, toplantılarda


yapılan tartışmalarda tanınan bu özgürlük ortamından Kürtlerin nasıl
yararlanabileceği, haklarını nasıl elde edebileceği, bunun için hangi
yöntemlerle hareket etmeleri gerektiği ve son tahlilde Kızıl Kürdistan'ı
yeniden nasıl diriltebileceklerini ele aldıklarını söylüyor.

Kürtlerin, hakları için Orta Asya denkleminde gerçekleştirilen toplantılarda


bazı kararlara gittiğini belirten Doç. Dr. Hanım Sadıkova, en önemli kararın
ise 1961 yılında Moskova'ya giden heyetin hayatta kalan üyeleri genişletilmiş
bir heyetle tekrar Moskova'ya giderek Devlet Başkanı Mihail Gorboçov'a
Sovyet Kürtlerinin durumunu aktarma kararı olduğunu söyledi.

Kürtlere retçi yaklaşımın sürmesi üzerine Kürt temsilcilere yeniden Moskova


yolu görünür. Kızıl Kürdistan'ı İnşa Komitesi, Moskova'ya giderek bir kez
daha sorunun çözümünün devlet yönetiminden istenmesi kararlaştırıldıktan
sonra tartışmalar bu kez gidiş tarihi ve biçimi üzerinde sürdürülür. Almatı'da
1989'da kurulan Almatı Kürt Kültür Merkezi'nde yapılan son toplantı da
Sovyetlerin Alman faşizmini yenilgiye uğrattığı 9 Mayıs Bayram kutlamaları
da dikkate alınarak mayıs ayında Kürtlerin yaşadığı Kafkasya ile Orta Asya
ülkelerinden en az beşer kişilik bir heyetle Moskova'ya gidilmesi karara
bağlanır. Komite böyle bir kararla toplantıları bitirirken, kendi aralarında
yaptıkları toplantıda ise 'bu kez çözüm yolu bulunmadan Moskova'dan
dönülmeyecek' kararlığıyla Kürtlerin yaşadıkları ülkelerdeki Kürt ileri
gelenlerine haber verilerek Moskova'ya gidecek heyetlerin hazırlanması
istenir. Almatı Kürt Kültür Merkezi'nde yapılan son toplantıya katılan
Ramazan Seyidov o günlerde gerçekleştirilen toplantılar, yapılan tartışmalar
ve Moskova'ya gidilmesi durumunda neler yapılacağını şöyle anlatıyor:
'Toplantılar bazen çok sert geçti. Biz gençler ülke gerçekliğini
bilmediğimizden dolayı 'Kızıl Kürdistan'ın yeniden diriltilmesi için mücadele
edelim' görüşünü savunurken özellikle ülkeden göç tarihlerini hala hatırlayan
yaşlılarımız ise 'gerçek ülkemiz Kürdistan için mücadele vermeliyiz' görüşünü
savundukları için tartışmalar sertleşiyordu. Ancak her şeye rağmen sonuç
olarak Moskova'ya gidiş kararlaştırıldı. Moskova'ya gidiş onaylanırken
komitenin ortak kararı olarak ortaya çıkan çok önemli bir husus da şu oldu:
Bu kez Moskova'dan boş dönülmeyecek, mitingle başlanacak ve çözüm
bulununcaya dek eylemselliğe devam edilecekti.'

Yeniden yollara düşme vakti

Mayıs ayı başından itibaren Kürtler, cumhuriyetlerden yollara dökülerek


Moskova'ya akarlar. O günlerde Kazakistan'dan gelen temsilciler arasında
bulunan Gülçek Seyidova, 'Moskova Kürtlerin istilasına uğramış gibiydi' diyor.
Aydınından köylüsüne, çobanından akademisyenine, sanatçısından işçisine
kadar her kesimden Moskova'ya binlerce Kürt gelir. Moskova'daki Rusya oteli
Kürtlerden geçilmiyordu. Her yeri Kürtler doldurmuştu. O günlerde Kırgızistan
temsilcileri arasında bulunan Barzani Yusubov ise, 'gelmesi gereken Kürtlerin
hepsi 5 Mayıs'ta Moskova'ya gelmişti. Ancak ben bu kadar insanın geleceğini
tahmin etmiyordum' diyor. Yusubov, daha önce devletle görüşmelerde
bulunması için Mehmet Babayev, Ali Abdurrahman Hatun Seyidova, Prof. Dr.
Kinyas Mirzoyev, Vekil Mustafayev, Hüseyine Nebo, İşxane Aslan ile Rustem
Broyi'den oluşan komitenin devletle görüşmeler için girişimlerde bulunmaya
başladığını, ancak devletin bunu kabul etmemesinden dolayı yapmayı
kararlaştırdıkları eylemlere başlama kararını aldıklarını söyledi.

Moskova'da ilk Kürt mitingi

Komitenin görüşme girişimleri sonuçsuz kalınca Moskova'ya akan Kürtler


yaptıkları mitingle gövde gösterisi yaparlar. 7 Mayıs günü yaklaşık 2 bin
kişinin katıldığı İsmailovsky parkında gerçekleştirilen mitingin ardından devlet
yetkilileriyle görüşmelere başlanır. Görüşmeler sonuçsuz kaldıkça
Moskova'ya çözüm için gelen Kürtler yine eylemlerine devam ederler. Bu kez
eylemler Moskova'nın en merkezi yerlerinden biri olan Puşkin Meydanı'nda
sessiz oturma şeklinde sürdürülür. Oturma eyleminin beşinci gününde Kürt
eylemciler Sovyet polisinin müdahalesiyle karşı karşıya kalır. O günlerde
Kırgızistan temsilcisi olarak Moskova'ya gelen Gülçek Abdulla, polis
saldırılarını şöyle anlatıyor: 'Buralarda kendimizi yabancı hissediyorduk. Kaldı
ki öyleydik. Ama madem 1926 yılında böyle kabul etmemişsek ve bizim de
üzerinde yaşabileceğimiz bir yer ayrılmışsa o zaman biz adımıza ayrılan bu
yerin kavgasını vermeliydik. Ancak bu bize çok görüldü ve daha ben yokken o
hak elimizden alınmıştı. Biz en demokratik bir biçimde o hakkımızı istemeye
gelmiştik, bize herhangi bir cevap verilmeyince hakkımıza ilişkin devlet bir
adım atana kadar oturma eylemimizi devam ettiriyorduk. Hiç kimseyi rahatsız
etmeden binlerce insan orada öyle oturuyorduk. Ancak Sovyet polisi bunu
bize çok gördü ve vahşice saldırdı. Herhangi bir şiddet eyleminde de
bulunmuyorduk. Fakat onlar bize karşı çok zalimce davrandılar.'

Rus kadınları sahiplendi


Kazakistan'dan gelen temsilciler grubu içerisinde bulunan Bedire Musa ise
polislerin saldırısıyla Rus kadınlarının kendilerine yönelik sahiplenme
duygusuyla yaklaştıklarını söylüyor: 'Ok yaydan çıkmıştı artık geri adım
atmak yoktu. Kaldı ki zaten karar herhangi bir çözüme kavuşturulmadan ve
devlet yetkililerinden söz almadan geri dönmek yoktu. Biz devlet Başkanı
Gorbaçov'la görüşmeye gelmiştik. Ama bize Moskova'da olmadığı, Çin'de
olduğu söyleniyordu. O ya da danışmanları kim olursa olsun görüşüp
onlardan bir söz almadan Moskova'dan bize dönüş yoktu ve öyle de yaptık.'
Bu arada polisin saldırısına rağmen binlerce kişinin Puşkin meydanındaki
eylemleri sürer. 8. gününde Danışman Gavril Popov heyeti görüşmeye
çağırır. Danışman Popov başkanlığındaki bir heyet, kabul ettiği Kürt heyetinin
isteklerini bir kez daha dinledikten sonra devletin resmi görüşünü açıklar.
Popov, Kürt heyetine Azeriler ile Ermeniler arasında mevcut durumda bir
savaşın sürdüğü, ikinci bir savaşın başlamaması ve Kızıl Kürdistan
sorununun çözümü için bir komisyon oluşturulacağını söyler. İlerleyen
tarihlerde Kürt heyetiyle birlikte Laçin'e giderek durum hakkında bir araştırma
yapılarak çözüme ilişkin karar verilmesi gerektiğini belirtir. Kürtler, verdikleri
mücadele sonucunda kazandıkları başarıdan duydukları sevinçle Kremlin'i
terk ederler. Komite önce kendi arasında ve daha sonra da eylemdeki
Kürtlerle ile tartıştıktan sonra beklemekten başka bir çarelerinin kalmadığı
kararına ulaşarak Moskova'dan ayrılır.

Beklemek 'kader' oldu

19 Mayıs 1989 yılında Gorbaçov'un Başdanışmanı Gavril Popov'un komite


kurma sözü vermesinin ardından evlerine dönen Kürtler beklemeye başlarlar.
1989 yılı mayıs ayından itibaren başlayan bekleyiş bir türlü bitmeyince
Kürtler, Sovyet halkları arasında başlayan hareketlilik; Kırgızistan,
Türkmenistan, Azerbaycan ve Özbekistan'da kendilerine yönelik saldırılar
başlayınca tekrar Moskova'nın yollarını tutar. Moskova'ya 1991'de yeniden
gitmek zorunda kaldıklarını belirten Hüseyine Nebo o günlere ilişkin şunları
söylüyor: 'Son gelişimiz artık hiçbir umut içermiyordu. Çünkü Sovyetler
sallanıyordu. Yıkıldı yıkılacak gibiydi Sovyetler. Gorbaçov yıkılışın önüne
geçmek için çırpınıyordu. Biz Gorbaçov'la görüşemeyeceğimizi bile bile
Moskova'ya geldik ve Gorbaçov'la görüşemedik. Bu kez Popov ile bile
görüşemedik. Geldiğimiz gibi geri döndük. Artık elimizde bir tek şey kalmıştı:
Kültürel otonomi kurma hakkı! Bazı yerlerde bu kurumları kurmuştuk, örneğin
Kazakistan'da. İşte bundan sonra yapacağımız çalışma kurduğumuz
kurumları koruyarak güçlendirme ve kurumlarımızın olmadığı yerlerde de
kurum kurmak oldu. Çok geçmeden Sovyetler yıkıldı. Birçok halkın payına
belli bir toprak parçası üzerine ülke kurmak düşerken, bizim bunca
çabamızdan sonra bir türlü kurtaramadığımız Kızıl Kürdistan yerine bize de
Kültür Otonomileri düştü. Ama her şeye rağmen biz davamızda haklıydık.
Bugün fırsatı bulursak yine aynı mücadeleyi veririz.'
1992'de dram

1992 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında başlayan savaşta Kürtler ve


Kürt illerinin hedef haline geldiğini, bu yüzden saldırılardan korunmak için
Laçin'e bağlı köylerinden 92 Mayıs ayında göç ettiklerini belirten Adil Lachin,
şunları söylüyor: 'Acımasız bir savaş başlamıştı. İki ülke arasında başlayan
savaş bizim topraklarımız üzerinde sürüyordu. Bu yüzden yaşadığımız yerler
saldırıların merkezi oldu. Yoksul, silahsız ve savunmasız halk bu saldırılara
dayanamayıp tek çare olarak oradan göç etmekte gördü. O zaman benim
ailem de Laçin'e bağlı bir köyde yaşıyordu. Göç eden Kürtler yönlerini
Ağcabedi de denilen Ceyrandüz Ovası'na çevirmişti. 100 bin civarında Kürt
oraya göç ederken bazı aileler de Bakü'ye göç ettiler. Bu insanlar Tıdığı,
Karanlık Dere ve Mıhdöken sıra dağlarından geçen yolları kullanarak göç
etmişlerdi.' 1993 yılı başlarına kadar Laçin, Kelbecar, Zengelan ve Kubatlıya
bağlı 800'ye yakın köyün göç etmek zorunda kaldığını ifade eden Adil,
boşalmamış Kürd köyü kalmadığını belirtti.

Seyit Evran

Özgür Gündem http://www.gundem-online.com