T.

C ANKARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi (Siyaset Bilimi) Anabilim Dalı

AYDINLARIN, DİNİ LİDERLER VE ESNAFIN İRAN'IN YAKIN DÖNEM TOPLUMSAL HAREKETLERİNDEKİ VE DEVRİMLERİNDEKİ ROLLERİNİN İNCELENMESİ

DOKTORA TEZİ

Asghar ALAM TABRİZ

Ankara, 2004

T.C ANKARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi (Siyaset Bilimi) Anabilim Dalı

AYDINLARIN, DİNİ LİDERLER VE ESNAFIN İRAN'IN YAKIN DÖNEM TOPLUMSAL HAREKETLERİNDEKİ VE DEVRİMLERİNDEKİ ROLLERİNİN İNCELENMESİ

DOKTORA TEZİ

Asghar ALAM TABRİZ

Tez Danışmanı: Prof. Dr. Mehmet Ali AĞAOĞULLARI

Ankara, 2004

İÇİNDEKİLER Sayfa GİRİŞ ......................................................................................................... 1

BİRİNCİ BÖLÜM MODEL VE KAVRAMLAR I. TOPLUMSAL DEĞİŞİM HAREKETİ VE DEVRİM SÜRECİ .................. A. Şekillenme veya Doğuş (Hazırlama) ................................................ B. İlerleme ve Devrimin Gerçekleşmesi ................................................ C. Zafer veya Sonuç ............................................................................. II. DEVRİM ................................................................................................ A. Devrimi Açıklayan Teoriler ................................................................ B. Hareket ile Devrim Arasındaki Fark .................................................. C. Ayaklanma ile Devrim Arasındaki Fark ............................................ III. AKTÖRLER ......................................................................................... A. Aydınlar ............................................................................................ B. Ruhaniler .......................................................................................... C. Esnaf ................................................................................................ IV. ROLLER .............................................................................................. a) Liderlik .............................................................................................. b) Organizasyon .................................................................................... c) Seferberlik ......................................................................................... d) İdeoloji .............................................................................................. V. MODELİN GENEL YAPISI ................................................................... 19 19 20 21 21 22 29 30 30 31 41 50 52 52 54 55 57 58

İKİNCİ BÖLÜM İRAN’DA 19. YÜZYILIN SONUNDA VE 20. YÜZYILIN İLK YARISINDAKİ AYAKLANMALAR VE DEVRİMLER I. TÜTÜN AYAKLANMASI ........................................................................ 60 A. Tütün Ayaklanmasında Aydınların Rolü ........................................... B. Tütün Ayaklanmasında Ruhanilerin Rolü ......................................... C. Tütün Ayaklanmasında Esnafın Rolü ............................................... Genel Değerlendirme ............................................................................ II. MEŞRUTİYET DEVRİMİ ....................................................................... A. Meşrutiyet Devriminin Temelleri ....................................................... B. Devrimi Hazırlayan Olaylar ............................................................... 65 76 82 90 92 93 96

C. Meşrutiyet Döneminde Aydınlar ....................................................... 104

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 20. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA İRAN’DA TOPLUMSAL HAREKET VE DEVRİMLER Rıza Şah ............................................................................................... 122 Rıza Şah’ın Düşüşünden Muhammed Rıza Şah’ın Doğuşuna Kadar ... 127 I. PETROLÜN MİLLİLEŞTİRİLMESİ ....................................................... 127 A. Milli Aydınların Petrolün Millileştirilmesindeki Rolü ........................... 129 B. Marksist Aydınlar .............................................................................. 137 C. Esnafın Petrolün Millileştirilmesindeki Rolü ...................................... 145 D. Ulema ve Dini Aydınların Petrolün Millileştirilmesindeki Rolü .......... 148

II. İRAN İSLAM DEVRİMİ ......................................................................... 156 A. İslam Devrimini Açıklayan Siyasal Teoriler ....................................... 156 B. Pehlevi Dönemindeki İran’ın Toplumsal, Siyasal ve Ekonomik Durumu ............................................................................................. 159 D. İslâmi Hareketin Faaliyet Kazanması ............................................... 170 E. Devrimin Gelişimindeki Etkili Olan Olaylar ....................................... 172 F. Devrim ve Humeyni’nin Gelişi ........................................................... 180 G. Devrimde Rol Oynayan Gruplar ........................................................ 182 H. Dini Aydın ......................................................................................... 187 I. Milli Aydın ........................................................................................... 195 J. Marksist Aydınların İslâmi Devrimdeki Rolleri ................................... 203 K. Esnafın İslâm Devrimindeki Rolü ...................................................... 223 SONUÇ ..................................................................................................... 229 KAYNAKÇA.............................................................................................. .246 ÖZET TÜRKÇE İNGİLİZCE

GİRİŞ İran, insanlık tarihinin en eski devletlerinin varlık gösterdiği

coğrafyalarından biridir. İlk çağlarda Persler ile başlayan tarih çizgisi, milattan önce 6. yüzyılda Akamaniş, milattan önce 2. yüzyılda Part ve milattan sonra 3. yüzyılda Sasani, 7. yüzyılda Arap istilalarıyla başlayan Emevi ve Abbasi yönetimlerine uzanmıştır. Dokuzuncu yüzyılda Gazneliler ve Selçuklu Türkleri, İlhanlı yönetimlerine açılmış, 13 – 14. yüzyıllar Moğol, 15. yüzyıl Timur – Türkmenlerin egemenliğine tanık olmuştur. 1501 – 1736 yılları arasında Safavi hükümdarlığının Afgan egemenliğine yol açan çöküşünü izleyen Kacar Hanedanlığı, modern İran’ın kuruluş noktası sayılmaktadır. Kacar boyu diğer Türk boyları gibi iki yüzyıl önce Orta Asya’dan Ortadoğu’ya göç etmişlerdi, Kacar boyu fakat altı daha diğer önce Türk siyasal ve Şii arenada boylarıyla gözükmemişlerdi.

(Kızılbaşlar) birlikte Safavi hanedanını desteklemiştir. Safavi’ler Kacar büyüklerini İsfahan Saltanat Sarayı’nda görevlendirmesine rağmen ihtiyat olarak Kacar boylarını birbirinden uzak tutuyordu. On sekizinci yüzyılda Safavi devletinin çöküşünden hemen sonra yeniden ortaya çıkmışlardı. İran’da, Safavi devletinin çöküşünün sosyal ve siyasal kargaşaya yol açmış ve çeşitli kabilelerin tahta geçme yolunda birbiriyle çatışmaya başlaması, on sekizinci yüzyılın sonlarında Ağa Muhammed Han’ın tahta geçmesiyle sona ermişti. Onun varisleri, Fetih Ali Şah, Muhammed Şah ve Nasrettin Şah kabile yaşamını bırakıp saltanat geleneklerini kabullenmişler ve devlet bürokrasisini kurarak kendi hükümetlerini güçlendirmeye girişmişlerdir. Etkin ve daimi ordu kurma ve eski padişahların saray geleneklerini kopyalamakla kendi hükümetlerine meşruiyet vermeye çalıştılar. Böylece yeni bir tarihsel dönem başlamıştır 1.

1

Ervand Abrahamian, Iran Between Two Revolution, N. J. Princetion, University Press, 1982, p. 34

1

19. yy.ın ikinci yarısından itibaren batıyla gelişen ilişkiler İran’ın geleneksel yapısını iki yönden bozdu; birincisi batının iktisadi nüfuzu Çarşı’nın ekonomik menfaatlerini tehdit ederek, ilk kez çeşitli yörelerin tüccarını bir sınıf çatısında toplamıştır. Bu kesim geleneksel piyasa ve geleneksel Şii inancına bağlı oldukları için geleneksel orta sınıf adıyla tanınmaya başlanmıştır. İkincisi ise, batıyla ilişkiler özellikle yeni eğitim sistemi sayesinde düşünce alışverişi sonucunda, yeni kavramlar, yeni istekler ve “aydın” adıyla tanınan orta sınıf çalışanlar ortaya çıktı. Söz konusu eğitimli aydınlar eski saray aydınlarından temel farklılıklar gösteriyorlardı. Padişahların ilahi haklarını savunmazken, insanın temel hak ve hukuklarının varlığına inanıyorlardı, ayrıca siyasal muhafazakarlık ve saray despotizminin üstünlüğü değil liberalizm, nasyonalizm ve bazen de sosyalizmi savunmaktaydılar. Sanayi Devriminin Avrupa’da başlaması ve bu Devrimin sonucu olarak yeni deniz yollarının açılışı İran’da iki önemli ticaret yolunun kapanmasına neden olmuştur. Bu yollar, ipek yolu ve baharat yolu olan ve Asya ile Avrupa arasında büyük bir ticari ilişkiyi kuran yollardı 1. İran’ın aleyhine olan bir durum ise, Rusya İmparatorluğu ile İran arasında sürekli olarak savaş halinin bulunması ve her savaş sonucunda ise ülkenin bir parça toprak kaybetmesidir. 1828 yılında İran, savaştan mağlup olarak çıkmış ve büyük çapta arazi kaybederek, Rusya’nın siyasi ve ekonomik yönden etkisi altında kalmıştır. Rusya tüccarları önemli piyasalar elde etmişlerdir. Avrupa’da hızla gelişen kapitalizm dönemi ile, İran imtiyazlar dönemine adım atmıştır. Bu dönem, sermaye ihracatının başlangıç dönemiydi 2. Askeri mağlubiyet diplomatik imtiyazların verilmesine yol açtı, ve diplomatik imtiyazlar ticari kapitülasyonları beraberinde getirdi, ve ticari kapitülasyonlar ekonomik nüfuzu kolaylaştırdı. Bu nüfuz sonucunda
1 2

Ibid, p. 35. Bijen Jazani, Vaghayeye Si Saleye İran (İran’ın 30 Yıllık Olayları), Çemen Basımevi, Tahran – 1979, s. 7.

2

yerel sanayi darbe alarak sosyal anlaşmazlıklara yol açtı. Kacar Hanedanı iki yöntemle bu duruma müdahale etti; yüzyılın başlarında çok kapsamlı bir yenileme ve güçlendirme planını uygulamaya koydu, fakat bu yolda başarısız olunca yüzyılın ikinci yarısında yüzeysel reformları uyguladı, bu politikaların sonucunda batıya karşı durma yerine onunla işbirliği yaptı, ve toplumu batı tehdidi karşısında güçlendirme yerine de devleti topluma karşı güçlendirdi, ayrıca devlet yapısında geniş bir reform yerine sarayda önemli değişimler yapılmadı.

Modern İran Tarihinde Toplumsal Hareketler Kacar Hanedanı (1794 – 1925) ile başlayan modern İran tarihi bir çok toplumsal hareketlere sahne olmuştur. Bu dönemi önceki dönemlerden farklılaştıran temel özellik, insanların sırf bir kabile veya boya mensup oldukları için değil bazı düşünce ve idealleri benimsedikleri nedeniyle bir araya gelip eylemde bulunmalarıdır. Bu dönemin diğer bir özelliği de insanların sadece askeri ve silahlı dayanışmaya değil siyasal ve ekonomik yolları da denemeleridir. Geleneksel düzenin zayıflamasıyla birlikte ülke çok sayıda toplumsal harekete sahne olmuştur. Örneğin, Babilerin Ayaklanması ve bu dini yaymaya yönelik çabaları, Tütün Hareketi, Rusya’ya karşı savaşta gönüllü askerlerin cepheye gitmesi ve halk tarafından organize edilen toplumsal yardım kampanyaları, yerel ayaklanmalar yoluyla özerk hükümetlerin kurulması, Meşrutiyet Devrimi, siyasal veya sınıfsal örgüt ve partilerin şekillenmesi, Petrolün Millileştirilmesi vb. Söz konusu hareketler modern İran tarihinde yer almalarına rağmen hepsi katılım, etki ve oyuncuları açısından aynı değillerdi. Halkın katılım derecesi ve modern İran tarihini yönlendirme açısından diğer sosyal hareketler arasından Tütün Ayaklanması, Meşrutiyet Devrimi, Petrolün Millileştirilmesi ve İran İslam Devrimi ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle, çalışmada bu dört toplumsal hareket ele alınmıştır. 3

İran’da Sosyal Güçler İran’da sosyal güçler silahlı kuvvetler, soylular ve toprak ağaları, köylüler, işçiler, kapitalistler, esnaf, ruhaniler ve aydın sınıfları şeklinde kategorize edilebilir. Bu güçler çeşitli özelliklere sahiptir. Fakat bu araştırmada belirlediğimiz dört sosyal hareket incelendiği için bu hareketlerde belirgin şekilde etkili olan güçler belirlenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda, saydığımız grupları ve sınıfları söz konusu hareketlerdeki etkileri açısından ayrı ayrı ele alınmaktadır.

Silahlı Kuvvetler Silahlı kuvvetlerle devlet, ayrı ayrı olarak, toplumun çeşitli sınıfları arasında, düzeni sağlamak amacıyla birer arabuluculuk görevi yapmaktadır. Genelde silahlı kuvvetler hükümetin uygulama kolu olarak “kaba” devlet gücü kullandığında herhangi bir siyasi sorumluluk taşımamaktadır. Fakat ordu çeşitli nedenlerden dolayı bazı hassas dönemlerde doğrudan doğruya veya dolaylı siyasi otoriteyi ele geçirmek zorunda kalmıştır. Tabii ki nüfuzun tarzı ve oranı veya silahlı kuvvetlerin müdahalesi diktatör – ideolojik, despot ve parlamenter – demokrasilerde çeşitli değişik yöntemlerle uygulanmaktadır. Pehlevi kraliyet rejiminin kurucusu olan Rıza Şah döneminde ordu mensupları dolaylı olarak siyasal otoriteyi elinde tutuyor ve genelkurmay başkanlığı, mülki erkan yöneticilerine tanınan yetkilerin önünden yürüyerek üstünlük sağlamaktaydı. Şah dönemi ordusu işbirlikçi aristokratlar ve “Kacar” rejimi arazi ağalarından bağımsız ve yenilikçi gruplardan seçilerek oluşturulmuştur. Bağımsız ve yenilikçi olarak ordunun temelini oluşturan askerler zamanla halkın arazi ve gayri menkul mülklerini gasp ederek İran arazi ağaları arasında yerlerini almışlardır. Bütün bu değişen toplumsal – ekonomik sürece rağmen, Şah’ın ordu üzerindeki ağırlığı silahlı kuvvetlerin bağımsızca hareket etmesini engelliyordu. 4

1941 – 1953 yılları arsında çok sesli partili hayat ve çeşitli siyasi grupların çalışmaları başlamıştır. Partiler ve grupların siyasal çalışmaları ve kraliyet sarayının etkinliğini kaybetmesi ordunun siyasi bir rol oynamasını engellemiştir. 1953 darbesi saray ve ordu işbirliği ile gerçekleştikten sonra silahlı kuvvetlerin etkinliği belirgin bir şekilde göze çarpmaya başlamıştır. Darbeden sonra orgeneral Zahidi, bir otoriter genelkurmay olarak 18. dönem meclis seçimlerini organizatör gözlemci olarak yaptırırken saray ordunun siyasi gücünün artmasında memnun değildi. 1960 yılından sonra başlayan Şah’ın otoritesini güçlendirme süreci içersinde siyasal açıdan tehlikeli olan ordu subayları tutuklanmışlardı. Ayrıca görev süresi sona ermeden önce bir grup albay ve general emekliliğe sevk edilmişlerdi. 1960’lı yıllardan İran İslam devrimine kadar ordu sarayın güç mekanizması olarak görülüyordu. Fakat kesinlikle bağımsız davranamıyordu. Şah’ın halk ayaklanmasını bastırmada kılmıştır. tereddütlü davranması ise orduyu büsbütün güçsüz

Soylular ve Toprak Ağları Doğu despotizmi ve Asyalı üretim yöntemindeki soylular,

Avrupa’da otoriter devlet dönemindeki soylularla benzer durumda idiler, böylece devlet karşısında bağımsızlığa sahip değillerdi. Kacar devleti bazı reformları finanse etme doğrultusunda kamusal arazilerin bir kısmını sattı. Böylece yeni toprak sahibi bir sınıf da ortaya çıkartmış oldu. Fakat Kacar döneminde, devlet toprak ağalarına özel bir statü tanımıyordu. Meşrutiyet devriminde bazı aydın ağalar devrimin ilerlemesine yardımcı olmuşlardı. 1941 – 1961 yılları arasında toprak ağaları toplumun egemen sınıfı idiler. Bu dönemde Meclis üyelerinin yaklaşık % 56’sı soylulara ayrılmıştı. Ayrıca bu dönemdeki 5 17 başbakandan 15’i toprak

ağalarındandı. Soyluların en önemli partileri, “Kavam-ül Saltana”in Demokrat Partisi idi. 1953 yıllında Musaddık’ın darbe sonucu devrilmesiyle birlikte ülkenin siyasal ortamı değişti. Soylular kendine özgü ayrıcalıklar ve siyasal etkinliğini muhafıza etmesine rağmen Saray egemenliği devam ediyordu. Bu dönemdeki siyasal çatışmalar daha çok Saray ve soylular arasında devam ediyordu. Arazi düzenlemelerini içeren bazı sosyal reformların uygulanmasıyla birlikte soyluların siyasal etkinliği sona erdi. Böylece soylular İran’ın siyasal arenasından dışlandılar. 1

Köylüler İran’ın muasır tarihinde köylüler siyasal değişim süreçlerinde etkili bir role sahip değillerdi ve genelde çeşitli siyasal güç ve gruplar tarafından organize ediliyorlardı. Demokrat Parti ve İran Komünist Partisi İran’da sosyalist hareketinin önderlerinden sayılıyorlar ve bu partiler toprakların, toprak sahibi olmayan köylüler arasında dağıtılmasını savunuyorlardı. Dolayısıyla köylüler dışındaki gruplar tarafından köylülerin hakları savunuluyordu. Meşrutiyet olaylarında köylü harekatının bir rolü yoktu. Arazi Reformu 1962 yılında gerçekleşti ve İran’ın köylü toplumu üzerinde geniş değişimlere yol açtı. 1974 yılında köylü nüfusun %33’ü arazi sahibi değildi.

İşçi Harekatı ve Örgütleri Batıyla ilişkilerin artması, Meşrutiyet devrimin gerçekleşmesi etkileri altında İran’da işçi hareketleri oluştu. 1910 yılında Tahran matbaacı işçileri ilk işçi sendikasını kurdular ve “İşçiler Birliği” adında bir gazete yayımladılar. Rusya’da Ekim Devrimi’nden önce “Rusya Sosyal Demokrat İşçileri” Partisi’nin siyasal ve düşünsel faaliyetleri İran

1

Tahlili Az, Sharayete Ejtemaee Rostaee,. Tahran, 1978. ss. 61-2.

6

işçilerinin aydınlamasında büyük bir rol oynamıştır. Bakü’deki “Himmet” aydınlatma grubu 1904 yılından itibaren İran’ın büyük şehirlerinde teşkilatlarını ediyordu. 1940’lı hareketleri hareketlerini bağlı ve yıllarda Tudeh Partisi’nin ulaştı. karşın yönlendirilmesiyle Tudeh Partisi’nin Bakanlığı işçi işçi kurdu ve işçilerin grev hakkı ve sosyoekonomik özgürlüğünü savunarak işçilerin yaşam koşullarının iyileşmesini talep

sendikalar

zirveye

yönlendirmesine

Çalışma

kuruldu,

böylece devlete bağlı olan sendikaların kurulmasıyla Tudeh Partisi’ne sendikaların güçlenmesinin engellenilmesi amaçlanıyordu. Ağustos 1953 darbesinden sonra devletin resmi işçi kurumlarına olan ilgisi de azalmaya başladı 1. Bu yıllarda devlet yeni işçi sınıfının desteğini kazanmaya yönelik bir takım değişimler yaptı (örneğin işçilerin işyerlerinin %20 karına ortak etme, asgari ücret uygulaması ve fabrika hisselerinin işçilere satışı). 1963 yılının iş kanuna göre sadece ayrı sendika kuruluşuna izin veriliyor ve federasyon kurulmasına müsaide edilmiyordu. 1970’li yılların başında bir takım grevler nedeniyle devlet işverenleri maaşların artırması için zorladı. İran İslam Devrimi öncesinde işçiler varolan siyasi ortamdan etkilenerek bir takım grev ve siyasal eylemlerde bulundular.

Kapitalistler Kacar döneminde (1794 – 1925) özel mülkiyetin serbestliği ve devletin ekonomiye müdahale etmeme düşüncesi dolaysıyla Liberalizm aydın sınıflarda yayılmaktaydı. On dokuzuncu yüzyıllın sonunda İran Batı ilişkilerinin artması sonucunda İranlı tüccarlar ticari şirketler

1

Abdül Samat KAMBAKHSH, Jonbeshe Karegari Dar İran, Tudeh Partisi Yayınları, Bita. S.30

7

kurmaya başladılar. Bu dönemde bazı tüccarların sanayide (örneğin ipek fabrikaları ve dokuma) yatırım yapmaları da önemli derecede arttı. Tütün tekelinin devlet tarafından yabancı bir şirkete (Reji) verilmesi, tüccarın Batı ve Saray’a karşı tepki vermesine neden oldu. Batıyla ticaret, tüccarların iktisadi gücünü artırmıştı. Fakat despot Kacar devletinin tüccarla olan ilişkisi onların memnuniyetsizliğine neden olmuştu ve bu durum Meşrutiyet harekatının oluşumunda etkili bir rol oynadı. Rıza Şah’ın düşmesi, ekonomide devlet payının azalması, kamusal tekellerin kaldırılması, dış borçlanma ve ithalatın artışı tüccar sınıfını yeniden canlandırdı. 1941 – 1953 arası özellikle Musaddık hükümetin dönemde tüccar kapitalistlerin hükümet ve mecliste etkili konuma sahiplerdi. 1953 yılından itibaren 1961 yılına kadar Saray ve ordunun siyasal yaşamda egemenliklerinin artmasıyla birlikte kapitalist sınıfın etkiliği azalmasına rağmen ekonomik gücü artmaktaydı. Bu dönemde özel sektörün yatırımları yılda % 20 oranında artmaktaydı 1. 1961 yılından sonra ekonomik reformlarının uygulanmasıyla sanayi ve üretime önem verilirken ticari kapitalizmin büyümesine bazı engeller çıkarıldı. Buna rağmen 1970’li yıllarda yeni sınıfın büyümesi devlette bazı endişelere yol açtı, bu ortamda sanayi feodalizmin tehlikesinden söz ediliyordu. Bu nedenle Şah’ın emriyle yeni kapitalist sınıfının kontrolsüz büyümesini engelleme amacıyla “Yüksek Sosyal Konseyi” kuruldu ve özel sektöre ait 5000 büyük sanayinin üçte bir hisselerinin işçilere satılmasına karar verildi. Yeni burjuvaziyle Saray çekişmesi iç krizlere yol açmıştı.

Esnaf Geleneksel orta sınıf denilen esnaf kesimi modern kapitalist düzenin yaygınlaşmasından önce çeşitli ülkelerde esnaf ve küçük
1

Vezarate Eghtesad ve Daraee, Amare Sanayee Bozorg, Tahran, 1979. s. 4.

8

işletmeler teşebbüsleri olarak kurulmuşlardı. İran’da yirminci yüzyılda kriz, ayaklanma ve devrimlerde küçük burjuvazi önemli rol oynamıştır. Küçük burjuvazi ulema ve ruhanileri destekleyip her zaman dini eğilimlerine sahipti. On dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren küçük burjuvazi Batı Kapitalizminin iktisadi ve kültürel girişimlerine karşı direnmiştir. Bu sınıf Tütün Harekatı ve Meşrutiyet Devrimini de desteklemiştir. sonlarındaki Ayrıca Batı küçük burjuvazi, karşı on dokuzuncu İslami yüzyılın nüfuzuna şekillenen hareketlerin

merkezinde yer almaktadır. Ruhaniler baştan dini ve emperyalizm karşıtı söylemlerle küçük burjuvaların desteğini kazandılar. Özellikle zanaatçılar ve geleneksel üreticiler, uluslararası kapitalist ekonomiye artan bağımlılıktan dolayı zarara uğramışlardı. Pehlevi döneminde tüccar örgütleri muhafıza edildi. Ayrıca orta gelenekselci sınıf Mussedik’in Petrolün Millileştirilmesini de destekledi ve bu sınıfa ait olan parti ve gruplar Cepheyi Millide faaliyette bulunuyorlardı. Cepheyi Milli’nin milli ve dini kanatlarının iç çekişmeleri sonucunda küçük burjuvazinin desteği azalmaya başladı ve bu durum Mussadık hükümetinin zayıflamasında önemli rol oynadı. 1961 yılında ruhaniler ve Saray arasında çekişmelerin artmasıyla birlikte yeniden esnaf siyasi yönden aktifleşti. Milli Meclis’in kapatılması ve yeni iktisadi politikaların uygulanması sonucunda devletin rolünün artması, esnaf arasında geniş tepkilere yol açtı. 1964 yılında Milli Meclis 200 milyon dolar askeri kredi karşılığında Amerikalı askeri personeline diplomatik dokunulmazlığı tanıması sonucunda 1 bazı ruhaniler, özellikle Ayetüllah Humeyni’nin karşı çıkışları yeniden orta sınıfın dini duygularını incitti. Muharrem 1963 yılında dini etkinlik siyasi protestoya dönüştü ve isyan tüm çarşıyı kapladı. 1963–1979 döneminde yenilenme ve sanayileşme sonucunda küçük burjuvazinin durumu daha da kötüleşti. Çarşıdaki küçük burjuvalar sanayicilerin aksine devletin sanayicilere tanıdığı vergi indirimi, gümrük desteği ve finanssal desteğinden yoksunlardı. Orta

1

Kapitülasyon

9

sınıfın dini duyguları İslami devrim ideolojisinin şekillenmesine yardımcı oldu.

Ruhaniler Şiilerin on ikinci İmamı olan “İmamı Zaman”ın geçici olarak görünmezliği başladıktan sonra görününceye dek din adamları ve ruhaniler İmam’ın vekili olarak görev yapabileceklerdir. Şii ruhanileri İran’da Sefavi Hanedanı döneminden sonra toplum üzerinde etkili olan sosyal gruplardan en önemlisi sayılarak özel değer ve sosyal dokunulmazlık ayrıcalığı haklarına sahipti. İran hükümdarları din adamlarına tanınan haklar ve ayrıcalıklara müdahale edemiyorlardı. Safavi ve Kacar hanedanı dönemlerinde sosyo – politik – ekonomik açılardan güçlendirilmiş vakıflar, dini okullar, şeriat mahkemeleri, Yargıtay ve büro işleri gibi sorumluluklar ruhanilere bırakılmıştı. Kacar Hanedanı döneminde devletin kontrolü dışında olması amacıyla dini eğitim veren kuruluşların Irak’a nakledilmesi, dini mekanizmanın bağımsızlığını arttırıyordu. Ayrıca Kacar Hanedanı devrinde Şii mezhebinin temeli olarak kabul edilen içtihat ve taklit farizalarının uygulanması din adamlarının gücünü artırmıştır. Kacar hükümdarları ise karşılaştıkları dini boşluğu doldurmak amacıyla kendi resmi din adamlarını yetiştirerek devlete bağımlı din adamlarına “Sadrül Ulema” ve “Sultan-ül Ulema” gibi unvanlar verdiler. Bu olaydan sonra ülkenin çeşitli şehirlerinde dini görev yapan “Şeyh-ül İslam” lakaplı din adamları ve Cuma namazı imamları şah tarafından atanıyorlardı.

Aydınlar İran’a özellikle değişim ve yenilenme sürecinde aydınların rolü siyasi yaşamını aşarak temel ve yapısal bir yere sahip olmuştur. Meşrutiyet Devrimi sonrasındaki devlet yapısının oluşumunda aydınların etkisi belirgindi. İran’ın ilk aydın nesilleri Liberalizm, Sekularizm ve 10

yeniliği

savunuyorlardır. bir anayasa

Bu

aydınlar

İran’ın milli

eski

ve

geleneksel ve onun

değerlerinin canlandırılması, ruhanileri siyasetten uzaklaştırma, Avrupa metodunda isteklerini hazırlanması, uğrunda hükümet desteğini kurumlarının inşa edilmesini istemekteydiler. Bazen aydınlar kendi gerçekleştirme ruhanilerin kazanma amacıyla isteklerinin temelinde İslam olduğunu ileri sürüyorlardı. İran Meşrutiyet Devrimi’nin temelleri aydın düşüncelerinin

yayılmasıyla oluştu. Feramuşhane (Unutma Evi), Ademiyet Toplumu, İran Uyanış Lojü ve Terakki Topluluğu gibi bazı teşkilatlar yoluyla aydınların düşünce ve eylemlerini örgütlüyorlardı. Ayrıca Meşrutiyet Devriminden önce aydınlar İran’ın geri kalmışlığını gidermek için siyasal, mali ve arazi politikalarında geniş çaplı değişimlerin gerekli olduğunu söylemekteydiler. Aydınların düşünceleri onlarca gazete ve bildiride yayımlanıyordu. Meşrutiyetin kazanılmasından sonra ve milli meclisinin kuruluşuyla birlikte aydınların rolü daha da açık biçimde göze çarpmaya başlayıp aydın toplulukları genişledi. Meşrutiyet Anayasa’sı aydınların milli hükümet, özgürlük ve eşitlik temellerine dayanıyordu. Ayrıca daha sonra Pehlevi döneminde uygulanacak olan bazı düşünceler, örneğin toprak reformu, kültürel sekularizm, anti nasyonalizm ve ruhani karşıtlığı bu dönemin aydın harekatında oluşmuştu. 1920 darbesiyle birlikte İran’ın siyasal ve sosyal ortamı değişti ve aydınların siyaset alanındaki faaliyetleri sona erdi. Batı ve değişim yanlısı olan Rıza Şah hükümeti aydınların bazı isteklerini gerçekleştirdi, örneğin modern devletin kurulması, İran Nasyonalizmi, idari reformlar, ruhanilerin siyasetten uzaklaştırılması ve siyasi bütünlük. Diğer istekleri ise örneğin hukuk devleti, özgürlük ve liberalizm bastırıldı. Rıza Şah’ın devrilmesiyle birlikte sosyal ve siyasal faaliyetlerin özgürleşmesi sonucunda yeni orta sınıflar ve aydınlar yeniden siyasal sahneye çıkmaya başladılar. Rıza Şah’ın eğitim programları sonucunda

11

yeni bir eğitimli sınıf oluşmuştu, bu grubun kurduğu ilk parti İran Partisi idi ki bu parti aslında Mühendisler topluluğu olarak kurulmuştu. İran Partisi hekimler, hukukçular, gazeteciler, üniversite ve okul öğretmenlerinin partisi idi 1. Cepheyi Milli’nin düşürülmesinden sonra ve 1963 – 1978 döneminde muhafazakar, Batı yanlısı ve Saray’a yakın yeni aydın sınıfı oluşup önemli siyasi mevkileri işgal ettiler. 1970’li yıllarda bazı aydınlar İslam ideolojisinin etrafında

toplanarak bu ideolojiye isyancı bir yön verdiler. Halbuki önceki aydın nesilleri, din ve gelenek karşıtı ve Liberal yaklaşımlara sahiplerdi. Tam tersine 1970’li yıllarda dini aydınların amacı İslam’ı canlandırarak bir sosyal ve siyasal düzen olarak Batı kapitalizminin karşısına çıkmaktı.

Aktörlerin Etkililiği Görüldüğü gibi ordu, köylü, soylu, işçi ve işçi sendikaları İran’ın değişim ve devrim süreçlerinde pek etkili olmamışlardır. Fakat kapitalist, orta sınıf, aydınlar ve ruhanilerin etki ve önemi fazladır. Bu nedenle bu araştırmada esnaf, aydın ve ruhanilerin belirlediğimiz hareket ve devrimlerdeki rolleri incelenecektir.

Araştırmanın Soruları Esnaf, aydın ve ruhanilerin üstlendikleri rollerin aynı önemde olmadıkları bir gerçektir. Gerçekten de, bu grup, devrim ve sosyal hareketlerin hazırlanma, oluşma ve sonuçlanması aşamalarında hangi rolleri üstlenmişlerdir? Devrimler ve toplumsal hareketlerin önderlik, seferberlik, organizasyon ve ideolojik, aşamalarında neler yapmışlardır? Her grup, hareket ve devrimlerin aşamalarında ne ölçüde etkili olmuştur? Devrimin değişik aşamalarında (hazırlama, oluşma ve sonuçlanma) ve rollerde (liderlik,
1

R. Cottam, Nationalism in Iran, Pittsburgh, 1964, p. 265.

12

seferberlik, organizasyon ve ideoloji), milliyetçi, dinci ve Marksist aydınlardan hangisinin daha önemli bir rol üstlendiğini görmek mümkün müdür? Ortaya konulan sorulardan anlaşılacağı üzere bu araştırmanın amacı, devrimin değişik aşamalarında milliyetçi, dinci ve Marksist aydınlar, dini liderler ve orta sınıfa düşen roller ile bu grupların ortak ve farklı yönleri gözler önüne sermektir. Bu temele dayanarak Tablo 1'deki sorulara cevap bulmak araştırmanın esas amacıdır.

13

Tablo 1 : Araþtýrma Sorunlarý
Aydýnlar Marksist Ýslami Devrim Petrolün Millileþmesi Tütün Meþrutiyet Tütün Ýslami Devrim Petrolün Millileþmesi Ýslami Devrim Ýslami Devrim Meþrutiyet Dini Ulema Esnaf

Ýran hareket ve devrimlerinde rol oynayanlar

Milli

Boyutlar ve aþamalar az orta çok az orta çok az orta çok az orta çok az orta çok az orta çok az orta çok az orta çok az orta çok az

Tütün

Petrolün Meþrutiyet Millileþmesi

Petrolün Millileþmesi

Ýslami Devrim

az

orta

çok

az

orta

çok

az

orta

çok

orta

çok

az

orta

çok

az

orta

Ýdeoloji

Ha

rla zý

m

a

Ol

um uþ

Za

fe

r

Liderlik

Seferberlik

Organizasyon

14

H

la ýr az

m

a

Ol

um uþ

Za

fe

r

H

la ýr az

m

a

Ol

um uþ

Za

fe

r

Ha

rla zý

m

a

Ol

um uþ

Za

fe

r

çok

Amaç ve Yöntem Bu çalışmada, belge incelenmesine dayalı tarihsel yöntem kullanılmıştır. Tarihsel yöntem tarihi konularda bilimsel yöntemlerin uygulanmasından ibarettir. Bu yöntem sosyal bilimlerde önemli bir yere sahiptir. Tarihsel yöntem uygulamadaki dikkat açısından en zor araştırma yöntemlerindendir, çünkü araştırmacı bir yandan kaynakların niteliğini örneğin kaynakların gerçek ve doğru olduğu, yazarlarının, yazının zaman ve mekan ve yazım koşullarını göz önünde bulundurması gerekmektedir. Öte yandan kaynakların içeriğini, örneğin sağlamlık, dikkat ve değeri açısından incelemesi gerekir. Bu yöntemin bir diğer zorluğu da, elde edilen sonuçların genellemesinde aşırı derecede dikkatli olmak gerekmektedir 1. Tarihsel yöntemin üstünlüğü, araştırmacının incelenen konularla direkt olarak temas etmemesi ve güncel yaşamında olaylarla

karşılaşmamasıdır, böylece inceleyen – incelenen arasındaki etkileşim söz konusu değildir. Tezin araştırma yöntemi Tarihsel Analiz’dir, öncelikle mevcut kaynaklar taranmıştır. Veri kaynakları şunlardır; 1. resmi ve yayınlanmış belgeler, 2. geçmiş dönemlerdeki faaliyetlere ait yazılar ve belgeler, 3. devrim ve hareketlerde direkt olarak katılan insanlarla yapılan

röportajlar. Bu araştırmada birincil ve ikincil kaynaklar kullanılmıştır, birincil kaynaklar devrimler ve hareketlerde direkt olarak katılanlarca yazılmış eserlerken ikincil kaynaklar söz konusu devrim ve hareketlerde direkt olarak katılmamış yazarların eserlerinden oluşmaktadır 2.
1

Abbas Bazargan, Zohreh Sarmad ve Elaheh Hejazi, Raveshhaye Tahghigh Dar Olume Raftari, Tahran, Akah Yayınları, 2000, s. 122. 2 a.g.e., s. 123

15

Tez iki amaca sahiptir: 1. Araştırmacının geçmişteki olayların gerçeklerine ulaşma isteğidir. Böylece araştırmacı geçmişte

gerçekleşen olaylar hakkında bilgi sahibi olmayı hedeflemektedir. 2. Şimdiki durum hakkında açık bir görüşe sahip olma isteğidir. Bir başka değişle bu araştırmanın amacı geçmişteki verileri kullanarak geçmişteki olayları yorumlamaktır. Bu yöntemle geçmişteki olayların nedenlerini anlamak mümkündür. Böylece bugünkü olayların anlaşılmasında da bir tarihsel görüşe sahip olabiliriz (bazılarına göre tarihi incelemekle gelecekteki olayları tahmin etmek mümkündür). Bu araştırma giriş, üç ayrı bölüm ile bir sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde araştırmanın model ve kavramları belirlenmiştir. Bölümün başında devrimlerin, ihtilallerin meydana gelişi, oluşumu ve sonuçlanması, ayrıca ihtilal ve devrimin temel farklılıkları incelenecektir. Devamında aydınlar, din hocaları ve orta sınıf, devrim ve hareketlerin aktörleri olarak incelenmiş, sonunda bunların önderlik, seferberlik, organizasyon ve ideolojik rolleri ele alınmıştır. İkinci bölüm 20. yüzyılın ilk yarısındaki hareketlere, yani Tütün Aayaklanması ve Meşrutiyet Devrimine ayrılmıştır. Bu bölüm iki kısımdan oluşur. Birinci kısımda aydınlar, din hocaları ve orta sınıfın üstlendiği roller ve Tütün Ayaklanmasının aşamaları açısından

araştırılmıştır. Bu kısım sonuçlar ve sonuçların şematik karşılaştırılması ile son bulmuştur. İkinci kısımda ise, yine sözü edilen dört kavram, Meşrutiyet Devriminde aydınlar, dini liderler ve orta sınıfın rolü ve devrimin oluşum aşamaları, ve şematik bir sonuç yer almaktadır. Üçüncü bölümde 20. yüzyılın ikinci yarısındaki hareketlere yer verilmektedir. İlk kısımda Petrolün Millileştirilmesi ve aydınlar, dini liderlerle ve orta direğin rolleri ve kıyaslanması ele alınmıştır. Sonunda

16

şematik sonuçlar verilmiştir. İkinci kısım, İslam devrimiyle ilgilidir ki yine söz konusu dört kavram açısından milli, dini ve Marksist aydınlar, dini liderler ve orta direğin rolü incelenmiştir. Araştırmanın sonunda konu ve kavram sonuçları verilmiştir.

17

BİRİNCİ BÖLÜM MODEL VE KAVRAMLAR
Modern devlet oluşumuyla birlikte devlet – toplum ilişkisinin niteliği daha fazla önem kazanmıştır. Modern devlet, başlangıçta genellikle otoriter devlet biçiminde ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılda otoriter devletlerin çöküşüyle birlikte siyaset ve toplum alanları farklılaştı. Toplum ve devlet ayrımına yol açan bir diğer etken de din ve devlet arasındaki bağların zayıflaması, böylece din ve onun sosyal kurumları toplumsal alanda yer almıştır. Batı toplumları hakkında araştırma yapan sosyal bilimciler, 19. yüzyılda devlet ve toplumun tam olarak ayrı ve zıt olmasına bakmayarak, devlet ve toplum ilişkisini çok yakın ve sık olarak ele almakla birlikte devlet siyasetini de siyasal örgütler ve sosyal güçler ile örtüştüğünü düşünmekteler. Halbuki batılı olmayan devletleri araştıran toplum bilimciler, 19. yüzyıldaki bakış açısını (devlet ve toplum ayrımı) muhafıza etmekteler. Devlet ve toplum ilişkisi davranışsal, toplumsal güçler ve yapısal düzlemlerde incelenebilir. Siyasal davranış (political behaviour) yaklaşımı, bireylerin siyasal davranışlarını incelerken, ekonomik-toplumsal sınıf, sosyal mevki, eğitim düzeyi, cinsiyet, soy, dini eğilimler ve benzeri değişkenleri araştırmaktadır. Toplumsal güçler yaklaşımında sosyal gruplar ve güçlerin siyasi yaşam üzerindeki etki ve rolleri incelenilmektedir. Üçüncü yaklaşımda ise ekonomik, sosyal ve kültürel düzenlerinin siyasal yapı üzerindeki etkilerinden bahsedilmektedir. Bu araştırmada, İran’ın üçüncü dünya ülkeleri arasında yer alması ve batılı ülke olmadığından dolayı 19. yüzyıldaki Avrupalı yaklaşımını (din ve devlet ayrımı) kullanıp sistematik bir görüş izlemektedir. Siyasal davranışlar, toplumsal güçler veya yapısal inceleme olmadan İran devriminin açıklanmasının imkansız olduğundan sistematik yaklaşım kullanılmıştır. Söz edilen yaklaşımların hiçbirisi tek başına açıklayıcı olamazlar, araştırmanın başlığında da belirtildiği gibi toplumsal güçler üzerinde odaklanılacaktır.

18

I. TOPLUMSAL DEĞİŞİM HAREKETİ VE DEVRİM SÜRECİ Toplumsal değişim hareketi ve devrim süreci, doğuş, gelişme ve zafer dönemlerinden oluşmakta ve her sosyolog bu dönemlerden her birine özel değer vermektedir.

A. Şekillenme veya Doğuş (Hazırlama) Değişim ve devrim koşullarının oluşmasına zemin hazırlayan yapısal oluşumlar, siyasal ve toplumsal öğelerdir ve ön yargılar, çevresel koşullar ile dış faktörlerden etkilenebilirler. Toplum bilimciler ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel etkenlerin devrim koşullarına zemin hazırlayan en önemli öğeler olduğunu kabul ederler ve sosyolojik, psikolojik, siyasal, kültürel ve pratik olarak farklı olan teorileri ve bu faktörlerden birini veya bazılarını devrimin meydana gelişini açıklamak için kullanırlar. Toprak mülkiyeti, ağır vergiler, hizmet ve mallarının aşırı pahalılığı ve fakir kesimin zorlanması, sınıfsal farklılıklar, bireysel ve toplumsal özgürlüklerin yok edilip diktatörlüğün oluşturulması, topluma hakim olan sosyal değerleri hiçe saymak, siyasi ve diplomatik yenilgiler, ülkeye dolaylı veya direk olarak yabancıların egemenliği, açlık, coğrafi ve çevresel koşullar devrimi yapısal olarak hazırlayan etmenlerdir. 1 Örneğin, Johnson’a göre: “Siyasal sistem ve toplumsal gruplara hakim olan değerler arasındaki çelişki toplumsal yapıda çelişkiye neden olup sonuçta toplumu kritik koşullara sürüklemektedir”. 2 Marx’a göre: “Üretim faktörleri ve üretim ilişkileri arasındaki çelişki devrim koşullarını hazırlayıp bu koşulları sınıfsal çelişkiye dönüştürmektedir”. Bu dönemde ideoloji ve yeni düşüncelerin oluşumu, devrimlere zemin oluşturmaları açısından önem taşımaktadır. Bu yoldan ideologlar

1 2

Manuchehr Muhammedî, Beresi Enghelabe İslami İran, 6. baskı, Tahran, Amir Kabir, Yayınları, 1997, s. 48. Charlmers Johnson, Taghire Enghelabi, Çev. Hamit Elyasi, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1994, s. 45.

19

ve düşünsel liderler, kavramları ve ideolojik görüşlerini kullanarak mevcut düzeni eleştirip ideal düzeni gündeme getirmektedir. 1

B. İlerleme ve Devrimin Gerçekleşmesi Bu aşama çevresel ve yapısal olarak uygun zemine göre oluşan prosedürleri içermektedir. Başka bir deyişle toplumda değişim için uygun şartların meydana gelmesi sırasında sisteme muhalefet eden siyasi gruplar ve düşünürler yapılandırma ve amaçları ortaya koyarak, halk tabanını seferber ve organize ederler. Devrimci hareket için yapılandırma, her toplumda ekonomik, siyasal ve kültürel koşullara bağlıdır. Amaçlarına ulaşmak için hangi fırsatları, hangi yolları nasıl kullanacaklarını ve mevcut engelleri nasıl aşacaklarını koşullar belirler. 2 Bu aşamanın en önemli değişkeni olarak seferberlik ve

organizasyon rolüne değinmek gerekir, çünkü bu seferberlik ve organizasyon devrimsel değişimlerin meydana geliş zamanı, şekil ve şiddetini belirlemektedir. Başka bir değişle mevcut güçleri ve olanakları organize etmek devrimcilerin egemenlere karşı gücünü artırmakta önemli rol oynamaktadır. Siyasal gruplar ve ideologların halkı seferber etmek için kullandıkları silahlar dil, hitap ve ifade biçimidir. Bunlar devrimin ideolojisini ve hedeflerini basit bir şekilde ve halkın duygusallığına dayanarak ortaya koyarlar. Örneğin, Charles Tilly’e göre: “Devrim bir toplumsal aksiyondur ve devrimci güçler seferberlik prosedürüne dayanarak zorunluluk, ekonomi ve değer kaynakları kullanarak egemen güçlerin elinde bulunan yeni olanakları etkisizleştirmeye çalışırlar”. Devrimci itilaf bu dönemde hareketi koruyup devam ettirmek için önemli bir faktördür ve iktidara karşı bütün gruplar ortak bir düşmanın olması esasına dayanarak geçici olarak birleşip devrimi zafer ve sonuca götürmeye çalışırlar. 3 Bu aşamada devrimci
1

Asattullah Bademci, Usul ve Shenakhte Enghelabe İslami, 4. Baskı, Tahran, Peyam Yayınları, 1997, s. 121. 2 Badamchi, a.g.e., s. 130. 3 Charles Tilly, From Mobilization To Revolution, London, Wesly, 1976, p. 69.

20

seferberlik, ideolojik temellere dayanarak, değişik grupları birlikte aktif hale getirip, güç olanakları ve ideolojinin belirlediği amaçlar doğrultusunda kullanabilir. 1

C. Zafer veya Sonuç Charlmers Johnson, devrimin zafere ulaşması için iki koşulu gerekli bulmaktadır. Temel koşul olan birincisi, çevre, değer yargıları ve yapısal baskıları ile toplumsal iktidar boşluğunu içerir. İkincisi nihai veya yeterli koşullardır ve genellikle devrimi hızlandıran ve sonuca taşıyan faktörlerdir. Bu faktörler ordunun zaafı, askeri darbe, devrimcilerin inanç biçimi (Allah'ın yardım ve şehit olma gibi), devrim strateji ve taktikleri, silahlı ayaklanma, gerilla hareketi, devlet sistemine girip içten darbe yapma veya genel ayaklanma, gösteriler, grevler ve son olarak karizmatik ve güçlü bir liderin ortaya çıkması gibi koşullarını içerir. 2

II. DEVRİM Şu ana kadar devrim sözcüğü farklı anlamlarda yorumlanmıştır. Bazen sadece toplumsal bir değişiklik olarak kullanılmasına rağmen devrim toplumsal değişim değil belki onun özel bir şeklidir. Bazen de devrim ve devrimci kelimesi bazı özel değişimlerin önem ve kapsamını gösterecek şekilde kullanılır. Örneğin, feodal toplumun endüstri toplumuna dönüşmesini sağlayan değişime devrim denmiştir, ancak bu kullanış pek de doğru değildir. Siyasal analizde devrim kavramı özel bir takım değişimler için kullanılır, 1789 Fransa, 1917 Rusya ve1949 Çin'de meydana gelen değişimler devrim örnekleridir. Ancak sosyologlar devrim sözcüğünü toplumsal de yapıdaki için tam bir değişim ilk terim için olan kullanmaktadırlar, ve iktidardaki değişimler ise bunun sadece bir görüntüsüdür.
1 2

Latince

devrim

kullanılan

Hüseyin Beşiriye, Enghalab ve Besije Siyasî, Tahran, Ney Yayınları, 1995, s. 79. Charlmers Johnson, a.g.e., s. 104.

21

“Revolver”den

(revolution)

türetilmiştir.

Revolver

geriye

dönüş

anlamındadır ama bundan gaye gericilik değil belki geriye dönüp yeniden başlamaktır. Bu tanım günümüzdeki devrim kavramına daha uygundur. Devrim için ilk tanım 20. yüzyılın başında Fransız bilgin Arthur Boer tarafından yapılmıştır. Boer’e göre: “Devrim güç kullanarak toplumsal yapıda bir takım değişimler yaratmak amacı ile gerçekleştirilen başarılı veya başarısız çabalardır”. Devrim belli zaman diliminde belli bir toplumda köklü değişim meydana getiren bir olgudur. Devrim sonucu aşağıdaki değişiklikler meydana gelir: 1 1) Devletin idari uzman yapısının değişmesi, 2) Eski siyasi organların veya görevlerin değişmesi, 3) Toplumsal yapıdaki değişim, sınıfsal yapıda veya gelir dağılımında da kendini gösterir.

A. Devrimi Açıklayan Teoriler Devrim teorileri bir kaç kategoride sınıflandırılmaktadır; örneğin sosyal – psikolojik teoriler, yapısal ve fonksiyonel teoriler, siyasi çatışma teorileri. Tilly’e göre: “Kolektif Eylem teorileri dört sosyolojik geleneklerin üzerine kurulmuştur; Marksist, Durkheim’ci, Mill ve Faydacılık ve Weber’cilik” 2. Bottomore’e göre; Toplumsal değişim ile ilgili teorileri iki grupta sınıflandırabiliriz: “Doğrusal teoriler” ve “Dairesel Teoriler”. Doğrusal teoriler arasında en önemlileri Comte, Spencer, Hobhouse ve Marx’ın teorileridir. Dairesel teorileri ele alan düşünürler ise Pareto ve Sorokin’den ibarettir. Arendt’a göre devrim ile ilgili teoriler iki esasa dayanmaktadır: 1Bilimsel tarih ve gündeme gelme zamanı ve 2- Değişkenler (ekonomik,

1 2

Mecid Mohseni, Jameshenasi Umumi, Tahran, Zahiri Yayınları, 1993, s. 72. Charles Tilly, Ibid, s.73

22

sosyal, kültürel, siyasal, psikolojik,…) ve ayrıca bu değişkenler arasındaki mantıksal ilişki. Durkheim ve Merton kendi devrim teorilerinde diğer bilginlerin temel aldıkları anomiye 1 değinmişlerdir. Eckstein ekonomik olarak toplumsal yoksulluğun artmasını

devrime yol açan faktörlerden biri olarak yorumlar. Ekonominin hızlı gelişmesi sonucu üretimde artış meydana gelmekte, ancak bu artış dengeli bir şekilde dağıtılmazsa bütün toplum ondan yararlanamaz. Eckstein bunun dışında başka birkaç faktörü daha devrimin sebebi olarak göstermektedir: 1. Halkın, demokratik isteklerini ifade etmek için uygun siyasal ortam ve şartların oluşmaması, 2. Toplumsal değerlerin çelişkisi (yeni ve geleneksel değer sisteminin çelişkisi), 3. Toplumdaki gerici ideoloji egemenliği, 4. Halkın ulaşılmaz üst sınıflar ve seçkinlerden memnun

kalmaması, 5. Sosyal düzensizlik, 6. Yeni sosyal sınıfların oluşmasından doğan çelişkiler. 2 Huntington, “toplumsal değerlerin hızlı değişimi, genelde

modernizasyona doğru giden toplumlarda ortaya çıkar” demektedir. Yazar, siyasal – toplumsal istikrarsızlık, modernizasyonun arttığı ölçüde artabileceğini ileri sürmektedir. Modernizasyon tanımını sanayileşme, kentleşme, dinsel yokluk, demokratikleşme, eğitimsel gelişme,

1

Anomi: beklenmedik ekonomik durgunluk veya hızlı ekonomik gelişimin sosyal düzensizlik yaratmasıdır. 2 Harry Eckstein, Internal War, Newyork, Free Press, 1964, p. 45.

23

toplumsal

olay
1

ve

sorulara

medyanın

katılması

gibi

etkenlerle

yapmaktadır . Huntington, devrimi toplumun modernleşme çabasının bir yönü olarak ele almaktadır. Devrim, sosyo – ekonomik gelişme veya bu iki etkinin, siyasal gelişmeyle uyum içinde gelişemediği toplumlarda gerçekleşir ve devrimci hareket bu uyumsuzluğu yok etmek için oluşur. Yazara göre; gelişmiş ülkelerde, siyasi kurumların oldukça gelişmiş olması, toplumun devrim tehlikesine set oluşturmaktadır. dönüşmesinde Devrime aygıt sadece olarak gelişmekte olan ülkelerde rastlanılabilir. Huntington, devrimi geleneksel modern topluma bir nitelendirmektedir. O’na göre devrim radikal bir değişimdir. Devrim teorilerinin sınıflamasında bu teorilerin devrimi açıklayıcı öğelerinden yararlanılmaktadır. Fakat bu teorilerin farklılaşmasındaki en önemli boyut onların birey, örgüt ve sınıf tanımlarından kaynaklanır. Söz konusu teoriler bireyler, sınıflar ve örgütlerin hangi koşulda devrimsel olarak hareket edeceğini açıklamaktır. Söz konusu teorileri bu üç grubun herhangi birinin içinde yerleştirebiliriz.

Bireye Dayalı Devrim Teorileri Bu yaklaşımın temel varsayımı, devrimi bireysel bir eylem olarak tanımlamalarıdır. Böylece bireyler bazı amaçlarını gerçekleştirmek için devrime baş vururlar. Bu yaklaşım çerçevesinde sürekli olan yapısal değişimler sonucunda çözümlenilmemiş gerilimler artmakta, böylece bu durum mekanda kargaşaya yol açmaktadır. Gerilim birkaç sebepten oluşur: 1- Adaletsiz bir sistemde sosyal bağların kopuşu ile insanlar yönlerini şaşırır (panikleme, endişe, utanma ve suçluluk) 2. 2- Bireyleri siyasi sisteme bağlayan aracı sosyal ve siyasal kurumların çöküşü
1

S.P.Huntington, Political Order in Changing Societion, Yale University Pres, Massachse, 1976, s. 23. Chalmers Johnson, a.g.e., s. 70

2

24

nedeniyle birey ve gruplar sosyal açıdan izole olurlar, bu durum onların marjinal olmalarına yol açar 1. 3- Artan beklentilerin karşılanılmaması nedeniyle ümitsizliğe Genel kapılma, ve olarak başarısızlıklara toplumda gerilimler ortaya sebep olur 2. 4hızlı fakat kurumsallaşmayı modernizasyon 3. yetkililerin toplumsal devrim sosyal engelleyen düzeni bütünlüğü bireylerde başarısızlığı çıkar. Böylece bozan oluşur,

sağlamaktaki

sonucunda devrimsel

davranışları

hareketlerle devrimsel olmayan güç çekişmeleri arasında ayrım olur. Hoşnutsuzluk ve bunalım bireylerin devrimsel davranışlar

sergilemeleri için yeterli değildir. “Kritik durum” yaratan sebepler devrim için gereken psikolojik etkenleri hazırlar ve “bireyleri hızlı etkilenmeleri” ve “kitlenin toplu isteklerine karşı korunmasızdır” 4. İran devrimi ve hareketlerinin temelleri izlendiğinde, Şii siyasi düşüncesiyle Monarşi ideolojisinin bağdaşmazlığını göz önünde bulundurulması gerekir 5. Şii mezhebinde İmamet inanışı vardır. Bu çerçevede

peygamberin ölümünden sonra belli karizmatik kişilerin hakiki liderleri olduğuna inanırlar. On ikinci İmam’ın dünyevi olarak yaşamamasına rağmen onun yer yüzündeki önderliği sona ermemiştir. Bu ideolojik teamül tüm zamanlarda tüm yöneticileri gayri meşru kabul eder ve bu anlayış neticesinde İran Şii Muhalefet Siyaseti açıklanabilir 6. Bu yorumlama tarihsel gerçeklerle uymamaktadır. Çünkü birincisi, İran’da Şii dini hareketleri daima farklı ve ulema siyasal olarak heterojen kategorilerde yer alıyorlardı. 19 ve 20. yüzyıllarında,

1 2

Hannah Arendt, The Origin of Totalitarianism, Cleveland Meridian Books, 1958, p. 36. James C. Davies, “Toward a Theory of Revolution”, American Sociolojical Review, 27, 1962, p. 10. 3 Samuel Huntington, Ibid, p. 50. 4 David C. Schwartz, Theory of Revolutionary Behavior, New York, Free Pres, 1971, pp. 14-32. 5 Mansoor Moaddel, Class, Politics and Ideology in the Iranian Revolution, New York, Colombia University Press, 1993, p. 4. 6 Hamit Algor, The Islamic Revolution in Iran, London, Open Press, 1983, p. 2.

25

ulemanın bir grubu monarşiyi desteklerken diğer grup ters yönde hareket ediyorlardı. Bireyselci yöntemi savunan bir diğer yaklaşım da aşağıdaki gibidir. 1960 ve 1970’lı yıllarda sürekli iktisadi büyüme ve bunun sonucu olarak iktisadi kriz Humeyni’nin aşırı düşüncelerine zemin hazırladı. Bu yaklaşım eleştirilebilir, çünkü İran ekonomisi o dönemde eşi görülmemiş şekilde gelişmekte idi, yetmişli yılların kriz olarak nitelendirilmesi pek kolay değildir. Bazı iktisadi problemlerin ortaya çıkıp insanları yönlerini hoşnutsuz bıraktığı doğrudur, fakat bu problemler beklentiler ve gerçekleşmeler arasında açıklardan dolayı insanların şaşırmalarına fazlaca yol açmamıştır. Bireyselci yaklaşımı savunan üçüncü çizgi Arjomand’in “Taca Türban” eserinde rastlanabilir. Arjomand’e göre: “İran’daki hızlı sosyal değişimler toplumu sosyal açıdan alt üst etti. Devletin alt üst olan grupları yeniden yönlendirmede başarısız kalması nedeniyle Şii İslam sosyal ve siyasal hareketleri yönlendirme rolünü üstlendi. Mevcut kaynaklara dayanarak marjinal ve izole olmuş insanların devrimde çok düşük bir rol oynadıkları gözlemlenmektedir” 1. Sonuç olarak Abrahamian’ın “İki Devrim Arasındaki İran”

Huntington teorisine dayanarak İran devrimini açıklamada düzensiz gelişmeyi ileri sürmektedir 2.

Örgütsel Devrim Teorileri Bireyci teorilerde kesin olarak kabul edilen etkiler Örgütsel teorilerde ideolojiyi
1

sorgulanmaktadır: kabullenip

Hoşnutsuz karşı

insanlar

nasıl

devrimsel

hükümete

toplu

eylem

doğrultusunda

Sait Arjomand, The Shadow of God and The Hidden Imam, Chicago, University of Chicago Pres, 1979, ss. 4 – 5 Ervand Abrahamian, Ibid, p. 6

2

26

örgütleniyorlar? İlk önce devrimci ideolojiler kendi muhataplarıyla temas kurması gerekmektedir. Kitap ve makaleler yazılmalı, gazete ve broşürler yayımlanmalı, muhataplar uygun bir mevkide yönlendirilmeli, hitabeler kısa bir zamanda hazırlanıp sunulmalı, planlar üretilip yayılmalıdır. Bunların hepsi gerekli kaynakların mevcut olmasına bağlıdır. Kaynakların seferberliği toplu çalışmaya bağlıdır, bu kaynakları seferber eden ve bireysel hoşnutsuzlukları düzenleyici bir örgütün olmadığı durumda hiçbir devrimci hareket yapılamaz. Böylece devrim insanların ortak amaçlarına ulaşma yolunda kaynaklarını bir araya getirerek toplu harekette bulunmalarıdır. Metodolojik olarak Bireyci yaklaşımdan Toplumsal yaklaşıma gittiğimize paralel olarak sosyo – psikolojik yorumlar da siyasal çatışmalar analizine yaklaşmaktadır. Bireyci yaklaşımlar devrim devlet süreci önemine siyasi dikkat çekerken, örgütsel ele yaklaşımda almaktadır. 1 Örgütsel modelleri destekleyen bir gözlem olarak İran’da Şii devrimciliğini ve Şii organizasyonu ile Devrim öncesi İran sosyal koşullarının etkileşimi gösterilebilir. Keddie’ye göre: “On sekizinci yüzyılın sonlarında kurumsal Usuli ekolunun güçlendiği ve Ahbari düşüncenin zayıflaması sonucunda Şii öğretilerindeki değişim ve ulemanın gücü artmıştır”. Usuli düşüncelerine göre: “Ulema toplumda kilit bir role sahip olup tüm inananlarına yaşayan bir müçtehit edinip onun yorum ve hakemliğine güvenmelerinin gerektiğini söylemektedir”. Halbuki Ahbari düşüncelerine göre: “Dini uzman yorumlarını bir kural olarak sunulmasını reddetmektedir”. Böylece Keddie’ye göre: “Usuli ekolunda ulemaya Sünni ulemalarının çok üstünde bir güç ve nüfuza sahiptir, ayrıca ulemanın yaptırım gücü hükümetlerin üstündedir” 2. Usuli ekolu ulemanın toplumdaki etkisinden dolayı onların arasındaki kargaşayı önlerken siyasette müdahale yapma gücüne sahip bir
1 2

çatışmalar

çerçevesinde

Moaddel, Ibid., p. 8. Nikki R. Keddie, The Roots of Revolution: An Interpretive History of Modern Iran, New Haven : Yale University Press, 1981, p. 223.

27

organizasyon ortaya çıkmıştır. Ulemanın bağışlar ve dini vergilerden oluşan gelirleri ve bu açıdan devletten bağımsızlıkları onların kurumsal özerklik ve siyasi güçlerini artırmıştır.

Sınıfsal Devrim Teorileri Sınıf teorilerinde insanlar odak noktadadır. Marx’ın toplumsal değişim teorisinde iki toplumsal yaşam unsuru değerli konuma sahiptir; üretim güçlerinin gelişmesi ve sosyal sınıflar arasındaki ilişki. Bu düşünceye göre: “Üretim güçlerinin her özel gelişme aşamasında üretim tarzı, hakim sınıf tarafından desteklenen ve korunan sınıfsal ilişkiler sistemi ile uyum içindedir. Ancak üretim güçlerinin sürekli gelişmesi, sınıflar arasındaki ilişkiler ve çelişkili şartları değiştirip uygun zamanda, o ana kadar ezilen sınıf, mevcut üretim tarzı ve sosyal ilişkiyle düzeni değiştirip, yeni bir toplumsal düzen kurma olanağı bulur”. Marx Teorisi İran devrimini açıklayabilir mi? Keddie 1950-11 ve 1977-79 devrimlerinin karşılaştırmalı analizleri sonucunda bu soruya pozitif bir cevap vermektedir. İran deneyimini açıklamaya en yakın sosyo-ekonomik model, Marksist modeli olduğu gözüküyor. Bu modele göre: Varolan siyasi güç ve organizasyon ile eski üretim düzeni (özellikle toplumların temel üretim araçların mülkiyet ve kontrol) yeni ekonomik düzeninin doğrultusunda değiştirme çabaları sonucunda devrim ortaya çıkar. Bu durum İran’ın her iki devriminde de sağlanmıştır 1. Keddie, iddiasına rağmen yapı büyük ölçüde ekonomik ve devlet yapısı açısından, devrim öncesine benzer. Devrim öncesinde üretim şekli kapitalizmdi ve devlet özel mülkiyet ve onun kurumlarının hizmetinde idi. Bu da üretim faktörlerin gelişme ve üretimi değişmedi.

1

Nikke R. Keddie, “The Iranian Revolution in Comparative Prespective”, American Historical Review, 88: 3, June 1983, p. 591.

28

Sonraki mümkündür.

bölümlerde

göreceğimiz

gibi,

İran’da

hareket

ve

devrimlerin tüm aşamalarında bahsedilen teorilerin izlerine rastlamak

B. Hareket ile Devrim Arasındaki Fark Toplumsal hareket, kısıtlı olarak sosyal değişim ve reformların meydana gelmesi için birleşen organize halkın bir organize aksiyonu ve onun müdahalesidir. Hareket harekettir, devamlılık

özelliğidir ve ideoloji ile rehberliğe dayalı resmi bir siyasi örgüt çerçevesinde oluşur. Toplumsal harekette köklü olmayan değişmeler amaçlandığından toplumun siyasal yapısının ve düzenin değişimi söz konusu değildir. Harekette liderler ve örgütler siyasal, toplumsal ve ekonomik aksaklıkları ve halkın şikayetlerini gidermeye çalışırlar. Guy Rocher, devrim tanımında şöyle der: “Devrim bir rejim ve iktidari düşürüp, mevcut şartları değiştirmek için toplumun ani ve şiddetli reaksiyonudur”. Ona göre: “Hareket bir takım düzensizlikleri gidermek için bir plandır ve amaç hakim rejimi değiştirmek değildir. Her hareketin kendine göre özellikleri vardır, bunlar amaca ulaşıncaya kadar ki devamlılık, liderlik, ideoloji, siyasal ve bazen resmi örgütlenmedir”. Hareketler amaçlarına göre üçe ayrılabilir: 1. İdeolojik ve düşünsel hareketler, 2. Siyasal hareketler, 3. Sömürüye karşı özgürlükçü hareketler. 1

1

Muhammed Resül Gülşen Fumanı, Jameshenasi Enghelab, Tahran, Azad Üniversitesi Yayınları, 1990, s. 4.

29

C. Ayaklanma ile Devrim Arasındaki Fark Ayaklanma ve isyanlar ülkelerin endüstri devriminden önceki dönemlerden başlamıştır. Dalton (1984) ve Gold Ston (1991), yöneticilerin ayaklanma ve devrimlere karşı olmaları, ve halkın genel kaygılarının ayaklanmalar ve devrimlerde aynı olduğuna dair görüş birliği içindedirler. Dolayısıyla ayaklanmalar ve devrimler ortak bir çerçeve içinde incelenebilir. İdeologlar ayaklanmaları dolaylı yönlendirirken, iktidarın ilerideki gelişmelere sebebiyet veren çok sert tepkileri ile karşılaşırlar. Ancak, ideologlar örgütlenip ayaklanma ile güçlü bir işbirliğine girdikleri zaman iktidar zorunlu olarak reforma gider. Sonuç olarak ayaklanmada, iktidar içinde gerekli reformlar söz konusudur, ancak devrimde devlet ve iktidar sisteminin tümden değişmesi söz konusudur.

III. AKTÖRLER Devrimler ve ihtilaller her toplumda en önemli değişim öğeleridir. Değişimlerin üç ana unsuru vardır: 1. Değişme faktörü 2. Değişme şartları ve 3. Değişimi sağlayanlar. Bir toplumun değişiminin bir parçası olarak her devrim ve ihtilalin kayda değer bir araştırmasında bu üç öğeye dikkat etmek gerekir. Fransız Sosyolog Guy Rocher'in söylediği gibi: “Değişim faktörleri esasında, belirgin bir durumun varlığından veya yaptığı herhangi bir etkiden dolayı bir değişime sebep olan öğelerdir”. Değişim şartları da temelde bir değişim faktörünün etkisini yavaşlatan veya hızlandıran uygun veya uygun olmayan öğelerdir. Değişim faktörleri ve şartları birbirini tamamlar. 1 Bu iki öğeye ek olarak şahıslar, gruplar ve topluluklardan oluşan ve değişimde etkisi olan üçüncü bir öğeyi de dikkate almak gerekir. Bunlar ya değişimi meydana getirirler, ya da karşısında yer alırlar. Bunlar aksiyonları ile tarihi bir iz bırakan şahıslar
1

Guy Rocher, "Taghırate Ejtimâi" Çev. Mensur Vosougi, 7. Baskı, Tahran, Ney Yayınları, 1998, s.32.

30

ve gruplardır. Bu grupların etkisi onların amaçları, istekleri, değerleri ve ideolojilerinden gelmekte ve toplumun geleceğini etkilemektedir. 1 Bu üç öğe, aşırı görüşlerin dışında hemen hemen bütün düşünürler ve sosyologlar tarafından kabul edilmiştir. Bundan dolayı sağlıklı bir incelemede bu üç öğeyi dikkate alınmak zorundadır. Bu üç öğeden her biri kendine özgü öneme haizdir. Herhangi birine ayrıca önem vermek belli koşullara tabidir. Bu bakımdan bütün öğeleri dikkate almaya çalışmanın yanında, bazı zorunluluklardan ötürü insanî faktörleri daha çok dikkate almak gerekir. Konunun bir bölümü üzerinde daha derin ve detaylı yoğunlaşmak, her zaman konuyu geniş bir şekilde ele almaktan daha iyidir. Ayrıca anılan araştırmada, aynı anda her biri kendine özgü karmaşık esas unsurları olan dört devrim, hareket ve ihtilal ele alındığı için biz sadece bir esas unsuru daha çok dikkate almak zorundayız. Her toplumun siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel hayatında temel rol oynayan gruplar farklıdır. Ancak çoğu toplumlarda temel rol oynayan gruplar yanında değişimde etkili olan başka gruplar da vardır. Bu grupların her biri kendi ölçülerine göre farklı roller üstlense de bir devrimde bütün insani faktörler dört esas rol oynarlar: 1. Organizasyon 2. Seferberlik 3. Liderlik 4. İdeolojik. Bunların dışında önem taşıyan başka roller de üstlenebilirler, ancak en önemlileri bu dört roldür. İnsani faktörler doğal olarak aynı derecede etkili olamazlar ve hatta bazen bir grup diğerlerine göre daha fazla rol üstlenebilir ve daha fazla söz sahibi olabilir.

A. Aydınlar Aydın tarihi, Avrupa’nın aydınlanma çağı yani 17 ve 18. yüzyıllarına kadar uzanır.
1

Robert H. Lower, "Bazı Didgahah Dar Bare Taghirate Ejtimai", Çev. Kavus Seyit İmami, Tahran, Üniversitesi Yayınları Merkezi, 2000, s.124.

31

Aydın

kavramı

İngilizce’de

“Intellectual”,

Fransızca’da

“Intellectuel” ve Latince’de “Intelligere” olarak karşılık gelir. İki şeyi ayırma anlamına gelmektedir. Bu nedenle eleştirisel akıl olarak bilinir. Bu dönemlerde aydınlar toplumun ideologları ve aydınlatma rollerini ifa etmişlerdi 1. “Intelligensia” toplumsal ve kültürel sapmalar ve yanlışlara dayanamaz ve onlara karşı tepki verir.

1. Aydınların Tarihsel Gelişimi Modern anlayışının aydınların bir doğuşu aydın genellikle grubunu Avrupa'nın doğurmuştur. Ortaçağ Değişik

üniversitelerinde olmuştur. Üniversitelerin gelişmesi ile hümanist eğitim yerleşmesi toplumsal ortamlardan gelen bu grup iktidarda bulunan feodal sınıftan göreli olarak bağımsızdı. 2 Aydın sözcüğü ilk olarak Alfred Dreyfus adında Yahudi bir albayın yargılanması sırasında bugünkü anlam ve kavramına kavuştu. Dreyfus adındaki albay orduya ihanet suçu ile 15 Ekim 1894'te yakalanıp ömür boyu olarak Güney Amerika'da bulunan Şeytan Adasına sürgün gönderilir. Ancak 5 yıl sonra ele geçirilen yeni evraklar onun suçsuz olduğunu kanıtlamış ve mahkemesi toplumsal siyasi bir soruna dönüşmüştür. Bu mahkeme ile ilgili Ocak 1898'te Emile Zola Cumhurbaşkanına hitaben "Ben Suçluyorum" ifadesi ile başlayan bir yazı yazmıştır. O bu mektubunda mahkemeleri ve orduyu yasa dışı işlemlerinden ötürü suçlamış ve bu mektuptan dolayı 1 yıl hapis ve 3 bin Frank para cezasına çarptırılmıştır. Zola'nın mektubu yayınlandıktan sonra Marcel Proust ve Anatole France gibi ünlülerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 300 kişilik sanatçı, yazar ve bilim adamının imzasını taşıyan bir bildiri yayınlanmış ve Yahudi albayın sorgulanmasını yasadışı ilan edilmiştir. Bu yazı kamuoyunda "Aydınların Bildirisi" olarak
1

Ramin Cihanbeglu, Moje chaharom, Çeviri; Mansur Guderzi, Tahran, Ney Yayınları, 2003, s. 116. 2 T.B. Bottomore, Jameshenasi, a.g.e., s. 79.

32

tarihe geçip ordu ve mahkemeyi geri adım atmak zorunda bırakmış ve böylece verilen ceza bir daha gözden geçirilmiştir. İşte bu olaydan sonra Anatole France ilk defa aydınlar hakkında bir tanım ortaya atmıştır. Ona göre: “Aydınlar kamu maksadı ve menfaati adına kendilerini herhangi bir zorunluluk olmadan ve kendisi ile ilgisi olmayan sorunların çözümüne adayan uzman insanlardır”. Genel olarak aydınlar Avrupa'nın 18. yüzyıldaki Hümanizm ve Liberalizm ürünleridir. Bu nedenle eleştirici bir yapıdadır, adalet, özgürlük gibi evrensel kavramlarla inanırlar. Max Weber'e göre: “Aydınlar özelliklerinden dolayı kültürel değer olarak nitelendirilen değerlere ulaşarak, bir toplumun önderliğini kültürel olarak ele geçirirler.” Edward Shiltze'e göre: “Aydınlar sonuçlara daha fazla önem veren ve özgürlük için uğraşan insanlardır.” 1 Julien Benda'ya göre: “Aydınlar yetenekleri ve ahlaki

özelliklerinden dolayı toplumun vicdanı konumunda bulunan küçük bir filozof grubudur.” 2 Buna karşın Foan Haik'e göre: “Aydın, özel sorunlar konusunda uzmanlığa veya çok yüksek bir zeka ve yeteneğe, ihtiyacı olmadan, düşüncelerin ve fikirlerin yayılmasında rol üstlenebilir. Onu bu konuda etkileyici kılabilen, konuşabileceği ve yazabileceği konuların geniş alan içerisinde bulunması hitap ettiği insanlardan daha önce yeni düşüncelere ulaşabilmesidir.” 3 Morris Barei şöyle diyor: “Aydın kendini ilgilendirmeyen işlere karışan insandır ve alanı düşünsel olaylardır; hiçbir zaman milli savunma, adaletin uygulanışı veya ülkeyi yönetme gibi objektif konulara karışmaması gerekir. Bu yaklaşım, aydınların güç sistemine karışmama anlamında ise, İranlı aydınlar tarafından bu durum onaylanmıştır.
1

Mehrzad Brojerdi Roshanfikran ve Gharb, Çev. Cemşit Şirazi, ikinci baskı, Tahran, Farzan Yayınları, 1998, s. 40. 2 Edward Seit, Tasire Roshanfikran, Çev. Hemit Azadanlu, Tahran, Amuzeş Yayınları, 1998, s. 37. 3 Hüseyin Beşeriye, a.g.e., s. 134.

33

Örneğin Sourush'un inancına göre: “Aydın hiçbir zaman iktidarda yer almamalıdır ve aynı zamanda kendi siyasal fikirlerinden dolayı meydana gelen avantajları da kullanmamalıdır. Çünkü siyasi güç alanına girmek aydın için ölümdür” 1. Edward Seit'e göre: “Aydın, bir fikri, görüşü, felsefi düşünceyi veya inancı halka iletip, anlatma yeteneği olan kimsedir”. Raymond Aron aydın kavramını daha kapsamlı tanımlar: “Aydın sadece yaşamakla yetinmez ve kendi varlığını açıklayabilmek için, başkalarının varoluşunu açıklamaya gerek duyar. Yani başkalarının yaşayış biçimini inceleyerek tatmin olur. Fakat bunun için başkalarının var oluşu ve açıklanması gerekir.” İranlı aydınlardan Alî Ahmet şöyle der: "Aydınlık, konular, düşünceler fikir ve akılla ilgilenen alandır". Ahmet, aydınlık kavramı için üç şart koymaktadır. 1- Fırsat, 2- Cesaret, 3- İzin. Ale Ahmad'a göre: “Aydın kendi hayatını kendisi yönlendirip başkalarının hayatını da herhangi bir fanatizm ve gücün etkisi altında kalmadan etkiler ve kendini kendi hayatı ve başkalarının hayatından sorumlu tutar”. 2 Şariati aydın kişiyi şu şekilde tanımlar: "Aydın toplumsal

sorumluluk taşıyan kimsedir. Yeni bir düşünce taşısın veya taşımasın, eğitimi olsun veya olmasın, felsefe bilsin veya bilmesin, din bilgini olsun veya olmasın, fizikçi, tarihi bilen, veya edebiyatçı olsun veya olmasın, ama kendi zamanını hissetsin. Halk ve toplumu anlasın, nasıl düşünmesi gerektiğini ve nasıl bir sorumluluk taşıması gerektiğinin bilincinde olup, bu esasa dayalı fedakârlık duygusu taşısın." 3 Mannheim'e göre: "Yeni dönemin en uyarıcı gerçeği, eski kültürlerin tersine, düşünsel aktivitelerin sadece din alimleri gibi bir
1 2

Abülkarim Souruş, Roshanfikri, Dindari ve Hamdeli, dördüncü baskı, Tahran, Sırat Yayınları, 1999, s. 8. Celâl Alî Ahmet, Khedmet ve Khiyanete Roshanfikran, birinci cilt, Tahran, Harezmi Yayınları, 1995, s. 91. Ali Şariati, Che Bayed Kard, 5. Baskı, Tarhan, Sırat Yayınları, 1998, s. 257.

3

34

sınıfa ait olmaması ve birbirine bağlı olmayan farklı sosyal sınıflar tarafından yapılmasıdır. Bu aktivitede bulunanlara aydın denir." 1 Mannheim yeni dünyada aydınları ideolog ve devrimci değil, belki bilimsel programlama uzmanlarının toplumu olarak görmeli der ve hükümetlere nasihatte bulunur. Mannheim, aydınları bir ara sınıf olarak görür, ama onlar bir orta sınıf oluşturmazlar ve daha çok uzmanlar ve halk arasında ara bulucu olarak görev yaparlar. Mannheim sınıflar için şu özellikleri sayıyor: 1- Aydınlar sosyal bir sınıf değildirler, 2- Bir örgüt oluşturacak durumunda değiller, 3Aydınlar değişik sınıflardan oluştuğundan iç yapı açısından dağınık bir grup oluştururlar. Sınıfsal bağımlılıklarının ötesine gidebilir ve sınıfsal bağımlılıklarının ötesinde davranabilirler. Mannheim'e göre: “Aydının tercih hakkı vardır ve arzuladığı konuyu başka konular arasından seçebilir ve istemediği konuları da reddedebilir. Bu yüzden toplumsal olarak aydınlar homojen bir grup oluşturmazlar. Çünkü başka konular seçebilirler ve bu onların en değerli sermayeleridir. Mannheim, aydınları toplumun koruyucusu ve aynı zamanda kurtarıcısı olarak görmektedir. Bu nedenle aydınların mevcut olmaması toplumu karmaşa ve karanlığa iter. Mannheim'e göre aydınlar kendi bağımsızlıklarının farkında olarak hareket ettikleri zaman toplumdaki rolleri olumludur." 2 Marx'ın aydınlar hakkındaki düşüncelerini üç görüşte

toplayabiliriz. İlk görüşe göre, “Aydınlar konusu ve düşünsel aktivite, sadece manevi ve sübjektif değil, belki objektif ve gerçek bir konudur. Yani aydınların doğuşu modern toplumdaki çalışma ve sosyal ilişiklerden ileri gelir.” İkinci görüş ise, burjuva toplumunda düşünsel çalışma direkt veya dolaylı bir şekilde üretim açısından değer kazanır. Marx üçüncü görüşteki yorumlarında "Bilim, kültür ve düşünsel aktivitelerin, burjuva
1

Karl Mannheim, Jameshenasi Roshanfikran, Çev. Mecit Madadı, Tahran, Sağlıklı Toplum, Yayınları, s. 31. Mannheim, a.g.e., s. 29.

2

35

ve proletaryanın merkezi mücadele noktasına dönüştüğünü vurgular.” Kısaca Marx'ın düşüncesine göre, “Kapitalist toplumda aydınlar, sınıfsal olarak burjuvadır.” Genel sonuç olarak aydın unvanını taşıyan kimseler aşağıdaki dört özelliğe sahip olmalıdır: 1. Modern bir ifade stiline sahip olmak, 2. Düşünsel ve toplumsal olarak eleştirmen rolünü üstlenebilmek, 3. İnsancılık ve 4. Başkalarının geleceğine karşı sorumluluk duymak 1.

2. İran'da Aydınların Siyasal Gruplaşmaları Siyasal akımlar nasıl birbirinden ayırt edilebilir? Böyle bir ayırım için gereken ölçütler ve yaklaşımlar, hem teorik olarak kabul edilebilir, hem mevcut siyasal gerçekleri (akımlar ve gruplaşmalar açısından) açıklayabilir olmalıdır. İran'ın siyasal güçlerini sınıflandırmak ve her birinin gibidir: 2 1. Toplumsal ve sınıfsal dayanaklar, 2. İdeoloji ve düşünsel yaklaşımlar, 3. Siyasal strateji ve işlevler, 4. Ekonomik ve toplumsal yaklaşımlar ve yönlendirmeler, 5. Davranış olguları, 6. Örgütlenme düzeyi ve 7. Tarihsel geçmiş ve kimlik. Bu araştırmada, yukarıdaki ölçütlerden, tarihsel geçmiş ve kimlik inceleneceği için, bu özelliğin üzerinde biraz daha detaylı duracağız. Tarihsel kimlik: Siyasal akımlar genellikle tarihi birikimler ve gerekliliklerin ürünleridir, yani onların geçmişteki köklerini ve gelecekteki devamlılıklarını gözlemleyebiliriz. özelliklerini ve temel kriterlerini belirlemek için, değişik standartlar ve ölçütler önerilmiştir. Bunların en önemlileri aşağıdaki

1

Ali Rıza Elevi Tabar, İktisade Siyasî-Khotude Siyasi Baed Az Enghelabe İslamî, Tahran, İşletme ve Programlama Yüksek Eğitim ve Araştırma Müessesesi, 2003, ss. 26-27. Ali Rıza Elevi Tabar, a.g.e., s. 41.

2

36

İran'ın siyasal geçmişine baktığımızda genellikle bazı kalıcı akımları gözlemleyebiliriz. Ancak mevcut siyasal akımların başlangıcını araştırmak istersek, meşrutiyetin ötesine gidemeyeceğimizi de göz önünde bulundurmamız gerekir. Bugünkü mücadele anlamında İran'daki siyasal mücadele tarihi yüzyıldan ileri gitmemektedir. İran'ın yakın geçmiş tarihini ve gerçekleşmiş büyük olayları incelediğimizde (Meşrutiyet devrimi, Rıza Şah iktidarının yükselişi ve düşüşü, petrolün millileştirilmesi hareketi, 5 Haziran hareketinin bastırılması, Muhammed Rıza Şah'ın yükselişi ve düşüşü, İslami devrim ve diktatörlüğün düşüşü, devrimden sonraki siyasal çatışmalar) siyasal hareketlerde 3 akım daha çok göze çarpmaktadır: 1. Dini (İslami) akım, 2. Milliyetçi akım ve 3. Sosyalist akım. Bu üç akımın her biri kendine özgü bir kitleye hitap eder. Bazen kitlenin başı ve sonu arasında dikkate alınacak farklılıklar görünür. Ama bazı durumlarda da bir yaklaşım tarzı, aynı anda iki farklı akımın özelliklerini taşır (iki kitlenin birbirini örtmesi). Dini akımın özelliği sadece aktif olanların dini inançlar taşımaları ve dine göre davranmalarından ibaret değil, belki aynı zamanda dini inançlarının, ortak duygu ve düşüncelerini yaymak için sorumluluk duymalarıdır. Bu ortak özellikler dışında bu kitlenin bireyleri arasında çok farklı ideolojik yaklaşımlar bulunabilir. Milliyetçi akımlar için de tam bir bütünlükten söz edilemez. Sadece bu düşüncenin sempatizanları, nasyonal, liberal ve halk egemenliği duygularından değişik oranlarda etkilenerek faaliyette bulunurlar. Sosyalist akımı da genel olarak Marksist düşüncelerle beslenmiş ve belli bir döneme kadar akımın içinde genel yaklaşım Leninist bir yaklaşım olmuştur, ancak büyük Sovyetler İmparatorluğunun düşüşü ile arta kalan ortak özellik Marksizm ve o akımlarının tarihsel geçmişlerine bağlı kalmak olmuştur. 1

1

Feradon Ademiyet, a.g.e. , s. 23.

37

3. İran'da Aydınların Doğuşu Kacar iktidarı zamanından itibaren, özellikle İran'ın Rusya'ya ard arda yenilgileri, İran halkı ve özellikle eğitim görmüş kesim batı toplumunun ilerleyişlerini ve kendi toplumlarının duraklamasını fark ederek onu telafi etmeye kalkışmışlardır. Batı uygarlığı ile oluşan tanışıklık İranlı'ların beyninde batı toplumunun değişim nedenleri ve gelişmeleri ile İran'ın duraklaması hakkında soru işareti yaratmıştır. Bunun sonucunda aydın hareketleri değişik topluluklarda şekillenmiştir. İran'ın batı kültürü ile karşılaşması İran tarihinin en önemli kültürel vakasıdır. Bu olay sadece İran'ın ekonomik durumunda köklü değişiklikler meydana getirmekle kalmayıp, yeni fikirler ve liberalizm felsefesinin de yayılmasına yol açmıştır. Batı'nın etkisi Rus'ların 1800 yılındaki militarist baskısı ile başladı. Ruslar 1803 ve 1828 yıllarında iki savaşta İran'a karşı galip gelerek Türkmençay ve Gülistan Antlaşmaları'nı Fetih Ali Şah'a kabul ettirerek, İran'a çok büyük bir darbe indirdiler. İran'ın Rusya karşısında hezimete uğraması bilim ve sanayide geri kalmasından kaynaklanıyordu. Ancak bu kayıplar Kacar iktidarını bir derece uyandırıp liderleri sanayileşmeye yönlendirmiştir. 1 Bunların başında Abbas Mirza gelir. Her iki savaşı kendisi yönettiği için İran'ın teknik ve bilim alanında ne kadar geride kaldığını fark ederek bunun çözüm yollarını aramaya başlar ve bu doğrultuda eğitim amacı ile İngiltere'ye öğrenciler gönderir. Böylece ilk yakın temasta batının ilerleyişi ve İran'ın geri kalışı çok net bir şekilde anlaşılmıştır. Sonuçta İranlılar Avrupa'nın endüstrideki gelişmesine büyük hayranlık duydular, daha önemlisi toplum, kültürel değerleri ve özgürlüğü daha yakından hissederek değişimin zeminini hazırlamıştır. 2 İran’da birinci aydınlanma dönemi’ndeki reform ve yenileme girişimlerinin en önemli özelliği merkezcil olması ve devlet tarafından yapılmasıdır. Kacar döneminin son yıllarda varolan birinci kuşak
1 2

a.g.e., s. 37. a.g.e., s. 37.

38

aydınları, İran’ın modernleşme yolunun üstten uygulanılması olduğuna inanıyorlardı. Bunun iki nedeni vardı; Birincisi, bu reformistlerin çoğu seçkin insanlardı. İkincisi ise bunların çoğu o dönemin siyasi ve sosyal yapısında yer alıyorlardı. Onlar kitle, ruhaniler ve geleneksel düzenin gücüne inanmıyorlardı 1. Mirza Melkom Han, Talibof vs. bu kuşağın temsilcileridirler. Birinci kuşak aydınlar Avrupa kurumları, örneğin kurallara dayalı hükümet ve güçlerin ayrımını, Kacar dönemindeki İran koşullarına uyarlamayı amaçlıyorlardı. Darülfünun ve Feramuşhane gibi kurum ve örgütlerin kurulmasından, İran’ın bağımsızlığı doğrultusunda batıcılığı yayımladıkları sonucuna varabiliriz. Fakat Kacar hükümetinin siyasi düzenini düzeltme çabaları gizli dernek ve toplantılar kurmadan öteye gidemiyordu, ve bu küçük değişm eğilimleri karşısında bile sosyal sınıflar ve ruhaniler tarafından desteklenmiyorlardı 2. Meşrutiyet devriminden sonra birinci meclis ülkedeki siyasi yaşamı derinden etkiledi. Fakat bu yeni kurum Meşrutiyet’nın yenilmesi, Rıza Şah’ın tahta gelmesiyle birlikte sona erdi. Böylece ikinci kuşak aydınlar (Furuği, Takizade, Cemalzade, Nima,…) ortaya çıktılar. Bu kuşak aydınların amacı İran toplumunun düzenli olarak yenilenmesi idi. Bu amaç doğrultusunda yazı ve çevrileriyle kültürel havayı iyileştirmeye çalıştılar ve Avrupa düşüncelerini bilinçli olarak yayımlamaya çaba gösterdiler. Bakıldığı zaman bu kuşağın tüm başarı silahlarıyla donatıldığı gözükmekteyse de bu hareket de başarısızlıkla sonuçlandı. Başarısızlığın nedenleri dört grupta kategorize yapabiliriz: Birincisi bu kuşağın akılcılık ve ilerleme kavramları üzerinde çok durmaları, ikincisi Rıza Şah’ın devrilmesiyle birlikte yenilenmenin sona ermesi, üçüncüsü geleneklerle eleştirel ve batıyla değişime dayalı iletişimin olmaması,

1 2

Ramin Cihanbeglu, Moje Chaharom, a.g.e, s. 170. a.g.e., s. 175.

39

dördüncüsü liberal akılcılığın sol ve İslamî düşüncelerin karşısında zayıflığı 1. Medrese ve diğer geleneksel kurumların yanında üniversitelerin kurulması sonucunda üçüncü aydın kuşağı ortaya çıktı ve bu kuşak sayesinde toplum daha hızlı bir biçimde batı düşünceleriyle tanıştı. Sol akım ve İslamcıların İran siyasetinde güçlenmesiyle birlikte Natel Hanleri, Seyit Fehrütdin Şadiman, Menuçehr Bozorgmehr ve Hamit İnayet gibi batı kültürünü tanıyan ve akılcı aydınlanmayı savunanlar kabul göremediler. Böylece üçüncü kuşakta sıkça görülen modernleşmeyi kutsallaştırma süreci bu kuşak önderlerince modernleşmeyi şeytanlaştırmaya dönüştürüldü. Bir başka anlatımla yenilikçiliğin üzerinde kurulan ikinci kuşağın düşüncelerin (Takizade, Furuği ve Hidayet) tersine üçüncü kuşak (Alî Ahmet ve Şariati) yenilenmeye karşı mücadele eden insanları içermektedir. Üçüncükuşak İran aydınlarının üç ortak özelliği vardı: Birincisi, totaliter Rus materyalizmin etkisinde idiler veya İslami değerleri yaşatmayı amaçlıyorlardı. İkincisi kendilerini toplumsal ve siyasal yasa yapıcıları olarak görüp toplum üyeleri ve onların faaliyetlerin doğru veya yanlışlığı hakkında görüş bildiriyorlardı. Üçüncüsü ve sanayi ise bu kuşak ve yerel modernizmden bahsediyorlardı düzeni şehircilikle

mücadele ediyorlardı 2. Bazergan tam olarak ikinci veya üçüncü kuşak aydınları arasında yer almamaktadır ve onların arasında bir halkayı oluşturmaktaydı. O ikinci kuşağın tersine dini öğretileri bir kenara atmamış ve batı uygarlığı ve yaşam tarzının da anlamsız olduğuna inanmamaktaydı. O üçüncü kuşağın tersine de modernleşmenin radikal eleştirmeni değildi ve ideoloji yanlısı değildi, fakat dini düşüncenin topluma yararlı olacağı noktasında onlara katılıyordu.

1 2

a.g.e., s. 178. a.g.e. , S.179

40

1980 yılından sonra İran solunun ideolojik ve siyasi yenilmesi, İran devriminin karizmalı döneminin sona ermesi, İran’da genç nüfusun artması ve uluslararası koşulların değişmesi (Berlin duvarının çökmesi ve Soğuk Savaş’ın bitmesi) ile birlikte İran yeni bir aydın kuşağı oluşmaya başladı. Şu anda İran’da genç bir aydın sınıfından söz etmek mümkündür. Bu kuşak üçüncü kuşak ideolojileri, birinci ve ikinci kuşağın ülkülerine karşıdır ve diyaloga açık oldukları gözükmektedir. Şüphesiz dördüncü kuşak aydınlarda moda kavramı yerine “modernite” felsefisinin anlama gereksinimi hissedilmektedir. Dördüncü kuşak ve batı arasındaki diyalog modern kavramının moda kavramına indirgenmesini engellemektedir 1.

B. Ruhaniler Julian Benda, manevi değerleri (din, mezhep, adalet, akıl, ...) koruyan kimselere "ruhani" demektedir. Adalet, gerçek, akıl ruhaninin değerleridir. Ruhaninin görevi, ahret değerlerini devamlı olarak insanlara hatırlatmaktır. 2 Ruhaniler, geleneksel sistemlerde etkili bir grup olarak

tanındığından, her zaman iktidarın bir parçası olmuşlardır. Hemen hemen bütün geleneksel sistemlerde iktidar ve ruhaniler bir takım anlaşmalar ve işbirliği içinde bulunmuşlar ve dini gruplar modern toplumlarda da, güç vesilesine dönüşmüşlerdir. 3 Genel olarak ruhanilerin doğrudan siyasete katılımı birkaç faktöre bağlıdır: 1. Mezhebin siyasal ve toplumsal iddiaları arttıkça, ruhanilerin siyasal hayata karışma ihtimali artmaktadır.

1 2

a.g.e., s. 181. Jacques Leenhardt ve Barbara Maj Ghodrete Kelâm ve Naghshe Roshanfikran, Çev. Manuchehr Firuz Asgari, Meşhed, Firdevsi Üniversitesi, 1999, s. 64. 3 Hüseyin Beşeriye, Jameshenasi Siyasî, a.g.e., s. 221.

41

2. Tarihi açıdan, bir mezhebin ruhani liderleri siyasi güç olarak ne kadar etkin konuma sahip olursa, politikaya karışma ihtimali o kadar artar. 3. Mezhebin yorumlanma, açıklanma ve değişken tarihi şartlara uyum sağlama imkanı büyüdükçe ruhani liderlerin de siyasete doğrudan karışma şansı artmaktadır. 4. Mezhep kuruluşları ne kadar çok örgütlü ve birlik içinde olursa ruhanilerin siyasal sisteme katılma gücü o kadar artmaktadır. 1 Benda yorumunda ruhaninin pratik menfaatleri uğruna kendi görev ve rolüne ihanet ettiğini ileri sürmektedir. Ruhaniler 19. yüzyılın sonunda siyasete atılıp hizmet etmeye başladılar. Benda’nın inancına göre: “Ruhaniler çok daha genel ve basit bir şekilde ihanet ediyorlar, çünkü bütün olarak, doğrudan kendilerini siyasal işlere (yani devletin üst düzey menfaatlerine) veriyorlar” 2.

1. İslam’da Ruhaniler İslam toplumlarında Hz. Muhammed Mustafa’dan sonra bir nevi iktidar mücadelesine dönüşen gelişmeler, İslam’da mezheplerin ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir. O dönemde çeşitli mezhepler ortaya çıkmıştır. Ancak iktidar mücadelesinde asıl sürtüşme, Şii ve Sünni mezhepleri arasında gelişerek bugün geleneksel biçimde gelen söz konusu iki mezhebin etkilerini görmekteyiz. Şiilik ile Sünnilik arasındaki ayrılık, İslam’ın ortaya çıktığı döneme kadar uzanmaktadır. İslam bir din olduğu kadar, aynı zamanda bir devlet biçimi olarak algılandığı için Peygamber’in ölümünden sonra İslam ulusunun (Ümmet) başına kimin geleceği bir siyasal sorun olarak belirmiştir. Hz. Muhammed’in çağdaşları için devlet, aşiretlerin bir
1 2

a.g.e., s. 222. Leenhardt - Maj, a.g.e., s. 65.

42

konfederasyonu

idi.

Arabistan

yarımadasındaki

bu

“Aşiretler

konfederasyonu”nun başına Muhammed’den sonra kimin geleceği sorunu, dinsel bir ayrılıktan çok siyasal bir çatışmayı ortaya çıkarmıştır. Peygamber’in ölümü ile birlikte, onun kuzeni ve aynı zamanda damadı olan Ali’nin başa geçmesini isteyenlerle, buna karşı çıkanlar arasındaki ayrılık, İslam’daki ilk bölünmeyi meydana getirmiştir. Ali’nin taraftarları Arapça parti, bölük, yandaş anlamına gelen şia sözcüğü; Ali’nin Şia’sı içinde yer alanlar ise Şii olarak anılmaya başlamıştır. İslam, sınıf ve ulus farkları tanımayan evrensel bir inanç sistemi olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, döneminde bir hakim ulus ideolojisi biçiminde büründürülmesi ve Arap olmayan imparatorluk halkları üzerinde Emevi baskısının kurulması, İran’da Emeviler tarafından öldürülen Peygamber’in torunu ve Ali’nin oğlu Hüseyin’de simgeleşen Şiilik mezhebinin yayılmasına yol açtı. Şiilik Hüseyin’in Kerbela’da Emeviler tarafından öldürülmesiyle birlikte özellikle İran’da İslamın bir toplumsal ve siyasal muhalefet akımı olarak belirlenmesini sağladı. Şii inancında imam, Peygamber’in tek halefidir ve Allah

tarafından, tanrısal varlıkların dünyadaki temsilcisi

olarak bizzat

seçilmiştir. Ali soyundan gelen 12. imam Mehdi kaybolmuştur. Kendisi hakkında hiçbir somut bilgi yoktur. Bu Şii’lerde, Mehdi’nin bir gün dünyaya geri döneceği, barış ve adaleti geri getireceği inancını yaratmıştır. Karizmatik bir önder olan, Peygamber soyundan gelen Mehdi’nin dünyaya bir gün geri dönerek barış ve adaleti getireceği inancı, İslamiyet’in insanlık için öngördüğü yararlardan yoksun bırakılan kitleler tarafından benimsenmiştir. İslamiyet’in ilk yüzyıllarındaki ideolojik ve toplumsal Halife’de, çatışmalarda, şehit edilmiş adaletin Ali ve bir düzen umutlarının soyundan yeni bir Hüseyin’in aranması

kaçınılmazdı. Bu tarihsel özellikler Şiiliğin yüzyıllar boyu kurulu düzene başkaldıran radikal bir düşünce ve eylem okuluna dönüştürülmüştür.

43

Çünkü Şii’ler söz konusu inanç sisteminin bir gereği ve sonucu olarak adaletsizlik temelinde oluşmuş yada bunu miras almış olan iktidarları, kurulu düzenleri meşru saymamışlardır. Dünyevi iktidarlar, Mehdi’nin dönüşüne dek Şii’lerin gözünde adaletsizliğin simgesi, gayri meşru kurumlardır. Mehdi’nin yeryüzünde yeniden belirişine dek hiçbir dünyevi iktidar asli olmayacağına göre, bu dönemlerde yeni adaletsiz düzenlerde adalet fikrini kim savunmuş, kim geliştirmiş ve kim temsil etmiştir? Şii ulemasının, din adamlarının siyasal işlevi bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kayıp imam yeryüzüne dönene dek, onun adına ve onun iradesine uygun olarak İslamiyet’in temel kurallarının dönemin koşulları göz önünde tutularak yeniden yorumlanması gerekmektedir ki, adalet fikri hep yaşanabilsin, dünyevi iktidarlara, kurulu düzenlere karşı tanrısal amaçlı muhalefet sürebilsin. Böylece İslam normlarının günün koşullarına uygun biçimde yeniden yoruma mümkün hatta gerekli olabilmektedir. İslam’ın bu güncel yorumuna içtihat, bu yorumu yapan ulemaya da müçtehit adı verilmektedir. Dolayısıyla Şii müçtehitler, ister istemez düzene karşı radikal muhalefet ideolojisini formüle eden bireyler olarak siyasal bir işlev kazanmakta, radikal muhalefet ve düzene başkaldırı geleneğini besleyen unsurlar olmaktadır. Şiilik içerisinde imamların nedenli etkili bir yapıya sahip olduğunu; İslamda Allah ile kul arasında kabul edilmediği için dolaysıyla bu konuda kendiliğinden demokratik – kitlesel bir mekanizma olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu durum, herhangi bir din adamının İslami esasları günün koşullarına göre yorumlaması ölçüsünde, yaptığı yorumların kitle üzerinde etkisi oranında nüfuz ve otorite kazanmasını sağlamaktadır. Bunun sonucu olarak da, gönüllü olarak bu yorumları kabul eden ve görüşleri benimseyen taraftarların genişliğine göre Ayetüllah yada Hacetül İslam sıfatını almaktadırlar. Diğerlerine göre çok

44

farklı bir izleyiciler arasında çok sayıda Ayetüllahın da bulunduğu din adamları “Ayetüllah El-uzma” (Büyük Ayetüllah) yada Merc-i Taklit (Taklit edilen, izlene kaynak) sıfatlarıyla nitelendirilmektedir. Böylece onların sayısı, doğal olarak çok azdır. Humeyni, Devrim’in önderi olmadan önce İran’ın beş Ayetüllah El-uzma’sından biriydi. Bu tür sıfatlar, herhangi bir kurulun kararı ve atamasıyla gerçekleşmemektedir. Tek ölçü, din adamlarının gördükleri kitlesel kabulün yaygınlığı ve genişliğidir 1. Örgütsüz Sünni ulemadan farklı olarak Şii ulema eskiden beri örgütlüdür ve doğrudan halktan topladığı paralarla (teberrü ve aidatlar) büyük bir mali güce sahiptir. Şii müctehitler, “Kayıp Alemi”ne karışan bir gün ortaya çıkacak “İmam”ın organları sayılırlar. Onun içindir ki, hükümdarların eylemlerini serbestçe eleştirebilirler. Sünni ulema ise, genellikle hükümdarın uysal taraftarı olarak kalırlar. Din hocalarını çoğu halkın dikkatini çekme konusunda çok yetenekli ve uzman olmakla beraber, konuşma sanatının bütün yönlerini kullanarak dinleyiciyi olabildiğince etkilerler, seslerini ustaca ve zamanında yavaşlatıp, yükselterek, el ve vücut hareketleri ve zaman zaman şiirsel ve hoş örnekler vererek, hikayeler anlatarak muhataplarını heyecanlandırır. Kendilerine özgü bir yöntemle dinleyenlerini gülerken bir anda ağlatırlar. Ayrıca yüzyıllarca süregelen geleneklerden dolayı Allah'a inanan halk değişik dini törenler ve aktiviteler ile tatmin edildi. Halk tören ve etkinliklere katılma gibi dini ihtiyaçlarını ulema yolu ile giderir. Başka bir deyişle din hocalarının halk arasında ciddi bir yeri vardır. Bunların iletişim anlayışı daha çok halk topluluğunu sıradan bir kültürel yapıya sürükleyip dine yönlendirmektir ve bu konuda genellikle de başarılıdırlar. 2

1 2

Ali Şeraiti; a.g.e., s. 28. Faramerz Rafipur, Towse ve Tezad, Tahran, İntişar Şirketi, 2000, s. 350.

45

2. Vilayet-i Fakih Şia açısından ilahi kaynağa ulaşım imamlarda özetlenirken, İran irfan bağlamında söz konusu kaynağa ulaşımdaki kısıtlamadan kurtuldu. Bu çerçevede İran irfanı “İmamet” ile “Vilayet” ve “İmam”la “Veli” kavramlarını ikame ederek ilahi kaynağın kullanılmasını “İmamet” tekelinden çıkardı. Böylece “Vilayet”, “nübüvvet”in devamcısı olarak ileri sürüldü. Bu çerçevede “veli” bir mükemmel insan olarak sadece imam ve peygambere kısıtlanmazken tüm zamanlarda var olabilir 1. İran Safavi döneminde, Şeyh-ül İslam rütbesi gözükmeyen bir güçle birlikte Muhakkık Sani’ye verildi. Muhakkık Sani’nin otoritesi ve Şah Tehmasp’ın ona olan bağımlılığı Şah’ın emirinden gözlemlenebilir. Bu emirde ona “imam naibi” unvanı verilmesine rağmen o zamana kadar hiçbir Şia müçtehidine tanınmayan bir takım yetki ve güç tanındı. Fakat Safavi döneminde “Vilayet-i Fakih”in var olduğuna dair bir belge veya yazı elde yoktur. “Vilayet-i Fakih”in bugünkü anlamıyla “Kacar” döneminde rastlanılmaktadır. İlk kez Fetih Ali Şah döneminde bir takım rivayet ve ayetlere dayanarak “Vilayet-i Fakih” kavramı ciddi olarak tartışılmıştır. Bazı tanınmış fakihler pratikte Fetih Ali Şah ile yakın ilişkide olup, saltanatı savunmalarına rağmen teoride hükümet yetkisini, İmam’ın kayıp döneminde onun mirasçısı ve emanetçisi olan “Vilayet-i Fakih”e ait olduğuna inanıyorlardı 2. İlk kez Molla Ahmet Neraghi “Vilayet-i Fakih” kavramını kapsamlı ve ciddi bir biçimde ele aldı, ve diğer ulema da onu desteklediler. İmam Humeyni “Vilayet-i Fakih” kitabında sadece ona referans vermekle kalmayıp literatür bölümünü Neraghi, Naini’ye ve “Kaşif-ül Gheta”yla sınırlandırmaktadır. “Vilayet-i Fakih” kavramı İran irfanının “Vilayet”

1 2

Maşa Allah Ajodani, Meshrutiyete İrani, Tahran, Ahtaran Yayınları, 2003, s. 65. a.g.e., s. 66.

46

anlayışından çok farklıdır. “Vilayet-i Fakih” teorisinde “Baş Müçtehit” olan kimse hükümet hakkına sahiptir 1. Sünni hükümetlerin mezhebinin ruhanilerin kişiler tersine, olarak Şii ulemaları geçici Halbuki

meşrulaştırıcı

tanınmıyorlardı.

realitede hükümet kanunları kabulleniliyordu. Safavi Hanedanı’nın (1501 – 1742) kurucusu Şah İsmail Safavi, Şia mezhebini İran’da resmileştirdi. Böylece hakimler “Allah’ın yer yüzündeki gölgesi” olduğu ve İmam’ların vekili oldukları Şiiler tarafından kabullenildi. Aynı zamanda ulema, dini lider statülerini pekiştirdiler. Ulema İmamların ilham kaynağı ve otoritelerine sahip olmamalarına rağmen İmamın olmadığı zamanlarda kendilerinin dinin koruyucu ve yorumcusu (Müçtehit) konumlarını sağlamlaştırdılar. Böylece Mehdi’nin geleceği zamana kadar, ulemanın diğerleri tarafından, izlenilmeleri gerekliliği kabullenildi 2. Ulema ve hükümet arasındaki ilişki karmaşıktı. İran’da ulemanın otorite ve güçleri bazen hükümetin hizmetinde iken bazen de onlara karşı bir tutum sergilemişlerdi. Safavi döneminde ulema devlet yönetim ve müşavirliğinde faal bir rol oynamışlardı. Fakat Kacar Hanedanı döneminde (1794 – 1925) ulema yeniden kendi bağımsızlıklarını kazanarak devletin aşırı eylemlerine karşı dinin muhalefet görevini yapmışlardı. On dokuz ve yirminci yüzyıllarında bazı Avrupalı sömürgeci güçlere verilen imtiyazlarla (1891 – 92 Tütün imtiyazı) İran’ın bağımlılaşmasına karşı ulema tarafından eylemler düzenlenilmiştir. Daha sonra ulema tüccar ve aydın güçleriyle birlikte bazı yapısal düzenlemeler (1905 – 11 yapısal devrim) ve saltanatın kısıtlanmasını talep etmişlerdi 3. Pehlevi Hanedanı döneminde yabancı dominantlığı, milli kimlik ve özerkliği
1 2

koruma,

ve

İslam

kurallarının

devletteki

yeri

yeniden

a.g.e., s. 67. John L. Esposito, The Iranian Revolution, Its Global Impact, Florida International University Press, Miami, U.S.A, 1990, p. 18. 3 İbid., p. 18.

47

düzenlenilmeye çalışılmıştır. İran İslam Devrimi süresince (1970’li yıllarda) özellikle cami ve çarşıda dine dayalı ittifak şekli, İslam sayesinde yeniden kullanıldı. Tütün protestosu ve yapısal ayaklanmasının tersine 1979 devriminde ruhaniler desteklemekle sınırlı kalmayıp dominant ve iktidar olmuşlardır 1.

3. İran’da Ruhaniler Ruhaniler on dokuz ve yirminci yüzyıllarında genişleyen Usuli (Şii mezhebine bağlı) tarikatının müritleridirler. O zamana kadar ulemanın arasında kendi rolleri hakkında fikir birliği yoktu. Onlar üç temel ekole ayrılmışlardı; birincisi Peygamber ve İmamlardan miras kalan gelenek ve görüşlerin dışında bir yaşama müsaide etmeyen Ahbariler idi. Diğer yanda müçtehitlerin bağımsızca karar ve yorum yapma işlevini meşrulaştıran Usuli tarikatı vardı. Son olarak esasta belirli insanlara hitap edip kural niteliğini taşımayan konularla ilgilenen Sofizm yer almaktaydı. Manevi uygulamalarla ruhu maddiyattan ayıklama Sofi düşüncenin özünü oluşturmaktadır. Ahbariler gibi Sofi düşüncesine göre ulemanın yaklaşımı dünyevi yaşamda rolünü reddetmektedir, kalmaktadır. böylece Bu Sofi İmamlar’ın bilgisiyle kısıtlı ideolojik

mücadeleyi Usuli’ler kazandılar 2. Ulemanın bu çekişmeden kaynaklanan incinmeleri Kacar

hanedanı’nın güçlenmesiyle birlikte hafifledi. Kacar onlara İran’ın çeşitli bölgelerinde siyasi güçlerini pekiştirdi, böylece Usuli ulema Ahbariler ve Sofilere karşı kendi inançlarını baskın hale getirdiler. Kacar ve Usuli ulemalarının böylesine yüksek işbirliği daha önce gözükmemişti. Usuli inancının baskın hale gelmesiyle Kacar hükümetinin güçlenmesi karşılıklı destekleme sürecinden kaynaklanmıştır 3.

1 2

İbid., p. 19. M. Moaddel. Ibid, p. 131. 3 İbid., p. 132.

48

Ulema yargı, eğitim ve Kacar devletini meşrulaştırma yeteneğine sahip oldukları için Usuli tarikatı desteklendi. Ulema eğitim alanını kendi tekellerinde tuttular. Kacar’ın yargı sistemi de “Örf” ve “Şâr” mahkemelerinden oluşmaktaydı. “Örf” mahkemeleri devlet yönetimi alanını kapsıyordu ve devlete karşı işlenen suçlar la ilgileniyordu. “Şâr” mahkemeleri ise sivil kurallar ve çekişmeleri ile ilgilenmekte idi. Ulema “Şâr” mahkemeleri üzerinde tam nüfuza sahiplerdi ve bu mahkemeler on dokuzuncu yüzyılının başında iktisadi gelişmelerle birlikte daha fazla önem kazandı. Kacar döneminde Şia siyasi teorilerinin genişlemesi bu süreçten kaynaklanmaktadır. Böylece siyasal ve dini egemenlik, İmametin ikili fonksiyonu olan siyasal ve dini liderliği de ortaya çıkardı 1. Kacar padişahlarının eğilimi ve İran – Rus savaşları da

ruhanilerin etkisini artırdı. Fetih Ali Şah kitleyi Rus’lara karşı seferber etmek için ruhanilerin desteğine gerek duymaktaydı. Müçtehitler kafir Rus’lara karşı “cihat” hükmünü vererek Şahı desteklerken özellikle köylüleri Ruslara karşı savaşa çağırdılar. Bu dönemde Seyit Muhammed Bağer Şefeti’ye Hacetül İslam unvanı verildi ve bazı tanınmış din adamları ülke yönetiminde danışılma amacıyla başkentte toplandılar. Meşrutiyet devrimi yasal devleti oluşturması, anayasa ve yeni yasaların çıkarmasıyla saltanat ve ruhanilerin güçlerini sınırlamayı amaçlıyordu, böylece yeni bir güç kazanmayı planlamaktaydı. Güç yasal devlette mevcut olması gerekirdi ve tüm insanlar o gücün karşısında iken, eşit olmalıydı. devrime Aydınların Meşrutiyet amacı devriminde gücünün bulunmalarının nedeni saltanat ve diyanet gücünün sınırlandırılması ruhanilerin katılımlarının saltanat sınırlandırılması idi.

1

Arjomand.,İbid, p.225

49

Meşrutiyet devriminden sonra ruhanilerin gücü sürdü, öyle ki bu dönemde milli hukuk “Meşruiyet” alanında olduğundan dolayı ruhanilerin hukuku sayılırken Meclis milli hukuk hakkında yasama gücüne sahip değildi ve sadece kamusal yasaları çıkarabilirdi. Böylece meşrutiyetçilerle Meşruacılar safları ayrışmaya başladı. Meşrutiyetçiler eşitliği isterken Meşruacılar ona karşı çıkıyorlardı. Anayasanın sekizinci ek maddesinde şöyle yazıyordu: “Tüm İran sakinleri kamusal yasalar karşısında eşit haklara sahip olacaklardır”.

C. Esnaf Çarşıdaki sınıflar iki büyük gruba ayrılmaktadır. 1. Tüccar, 2. Geleneksel orta direk. Tüccar siyasal sözlükte burjuvadır, kapitalist toplumunda hakim sınıftır. Burjuva sınıfının her ülkede oluşumu farklıdır. Bazı ülkelerde burjuva eşraf içinden doğdu (İngiltere gibi). Bazı ülkelerde de burjuva küçük burjuva sınıfından, esnaf ve hatta iktidar gruplarından doğdu. İran'da tüccar (ticari kapitalistler) sınıfı, esnaf ve iktidardaki zenginlerden meydana gelmiştir. Kacar döneminde değişik sebeplerden dolayı tüccarlar sosyal ve ekonomik olarak çok güçlenmişler ve dönemin sonunda ülke siyasetinde etkili büyük gruplardan birine dönüşmüşlerdir. Bunun sebepleri arasında nispi bir ekonomik istikrar, batı ile ticari ilişkilerin gelişmesi ve devletin izlediği siyaset, örneğin tüccarı destekleme amacı ile vergi muafiyetleri ve ithalat kontrolü sayılabilir. Sınıfsal örgütlerde, nispi bir güç ve bağımsızlıktan yararlanmaktaydılar. 1 Bu şartlar, Rusya ve İngiltere'ye değişik haklar tanınıncaya kadar devam etmiştir. Ancak dış ticaretin büyümesi ve Batının etkisi ile hammadde ihracatı da artarak tüccar sınıfının dışarıya bağımlı yeni bir oluşumuna yol açmıştır. Yani dış

1

Ahmet Eşraf, Mavane Tarihi Towse Sermayedari Dar İran, Tahran, Zemine Yayınları, 1973, s. 27.

50

ürünlerin iç piyasada satışı ve dışarıya hammadde satışı ile İran tüccar sınıfının dışarıya bağımlılık zemini hazırlanmıştır. Hatta bazı durumlarda tüccarlar kendilerini dış ülkelerin himayesine bırakmışlardır. Liberalizm düşünceleri tüccar sınıfının dikkatini üzerinde toplamıştır. Aynı zamanda devletin yapısı ticaret konusunda onlara bazı problemler yaratıyordu, diğer taraftan ekonomik nasyonalizm tüccarın menfaatleri ile uyuşup ve liberalizm ile birleşerek tüccar sınıfının siyasi ekonomik hareketlerinde düşünsel zemin oluşturmuştur. 1 Geleneksel orta direk modern kapitalizmin olgunlaşmasından önce bütün toplumlarda esnaf örgütleri olarak teşekkül etti. Modern kapitalizmin egemen olması ile geleneksel orta sınıflar değişime uğrayıp kimliklerini kaybettiler. Bu sınıflar geri kalmış ülkelerde kapitalizmin gelişmesine karşı, nasyonalist düşüncelerin ilerlemesinde etkili rol oynadılar. Bu ülkelerde uluslararası kapitalizmin değişik alanlarda etkinliği artınca geleneksel sınıfların özellikle kültürel ve ekonomik alanda tepkisiyle karşılaştı. Ekonomik etkinlik ve ithalatın artması geleneksel ekonominin çöküşüne yol açtı. Geleneksel orta sınıfın tepkisi ise aşırı nasyonalizm olarak baş gösterdi. İran'da da ayaklanma ve devrimler döneminde geleneksel orta direk daima kayda değer bir siyasal güç olarak sahnede bulunup, ruhanileri desteklemiştir. Genel olarak İran'da çarşı daima halkın muhalefet merkezlerinden biri olmuştur. Tüccar her zaman halkın istibdat ve sömürülmeye karşı mücadelesinde yardımcı bir güç olmuştur. Halkın hükümete karşı mücadele şiddeti piyasa ile ölçülmüştür. Kentte dükkanların kapanma haberi bilinçsiz insanları bile bir itirazın söz konusu olduğuna dair uyarmaktaydı. Tüccarın itirazları önce camilerde toplanmayla, konuşmalar, yazışmalar ve dedikodularla başlayıp, bir çeşit grev olan

1

Beşeriye, a.g.e., s. 32.

51

dükkan kapatmalar ve sokak çatışmaları ile son buluyordu. Piyasa esas iki sebepten dolayı değişimlere katılıyordu: 1. Ekonomik faktör; çünkü tüccarın çoğunluğu hükümet veya dış ticaretin egemenliğinden zarar görüyordu. 2. Din faktörü ki toplumsal kökenlidir ve pazarda İslam özellikle Şiicilik çok etkilidir. Bu iki faktör aynı önemdedir ve değişimlerde birinin tek başına rolü olduğunu düşünmek yanlıştır.

IV. ROLLER a) Liderlik Genellikle liderlik, etkili olan kişi ve etkilenen kimseler arasında bir çeşit ilişki olarak bilinir. Bu doğrultuda lider, başkalarından etkilenmekten ziyade, diğerlerini etkileyip kendi amaçları doğrultusunda yönlendiren kimsedir. Diğer bir deyişle liderlik, ortak amaçlar için sosyal ve organize çabaları seferber etmek amacıyla faal bir rol oynamak ve gerçek bir mevzua sahip olmaktır. Burada liderlikten kastedilen siyasi bir liderlik olduğundan dolayı liderlik, istek üzerine ve ortak siyasi hedeflere ulaşmak için belli çabaları kontrol edip ileriye taşıma faaliyetleridir. 1 Liderlik genellikle her araştırmacının aşağıdaki unsurlardan birini daha önemli saydığı dört öğeyi içine almaktadır. 1. Görev ve rolü ifa etmek: Liderlik daima bir etkinliktir, sadece karizma, haysiyet, beceri ve başarı değildir. 2. Etki: Liderlik toplumsal bir homojenlik gerektirir. Liderliğinin göstergesi anlaşılabilir. 3. Merkeziyetin Önemi: Liderin merkezi bir konumda bulunması lazım, yani ona eşlik eden grubun faaliyetinde komut odağı saygınlığını taşıması gerekir.
1

ancak

kişilerin

ona

karşı toplu

tepkilerinden

Julias Gold ve Wiliam L Coulb, Ferhange Ulume Ejtimaî, Çev. Bagher Perham, Tahran, Maziyar Yayınları, 1997, s. 474.

52

4. İlişki ve Toplu Aktivite: Merkezi etkinin, sonunda grup aktifliği ile birleşmesi gerekir. 1 Devrimler, hareketler ve ayaklanmaların aşamaları dikkate alındığında genellikle liderin üç rolü vardır: 1. İdeolojik rolü, 2. Seferberlik rolü, 3. Yönetim rolü. 2 Genel olarak liderler, devrim, hareket ve ihtilalin hedeflerini aydınlatıp, toplumun iktidara karşı hareket biçimini belirlerler. İdeolojik olarak devrimci bir yaklaşımla mevcut durumu eleştirir ve daha iyi bir toplumun görüntüsünü çizerler. Taraftarlarını parlak bir gelecek ve sonuca ulaşma konusunda ikna ederler. Liderin yokluğunda, sosyal tepkiler ve halkın şikayetleri anarşiye dönüşebilir. 3 Liderlerin mevcut toplum ve ideal toplum hakkındaki düşünceleri ve amaçları özellikle liderlik, karizmatik biçimde ise siyasi düzene karşı, kriz faktörüne dönüşür. Genellikle liderleri kritik koşulların ürünü olarak bilinir, ancak bunun tersi de doğrudur, yani liderler ideolojilerini sunarak krize yol açabilirler. 4 Liderler olanaklar ve güç dengelerini kendi amaçları doğrultusunda kullanmakla kalmayıp, belki egemen rejimin yıkılmasıyla iktidar koltuğuna oturarak toplumu kendi tezleri üzerine inşa ederler. Ancak bir lider bütün bu rolleri aynı anda üstlenmek zorunda değildir. Bunu başaran çok az sayıda lider bulunmaktadır. Liderler hareketler ve devrimlerde kendi siyasi önceliklerini hükümetin zorunlu kararlarına dönüştürmeye çalışırlar. Siyasi liderler, bazı özel kişisel yanları; siyasi koşulları etkileyen faktörler, toplumun içinde bulunduğu krizin şiddeti, taraftarları ile diyalogu birleştiği zaman amaçlarına ulaşırlar. Değişik siyasi liderler vardır; Max Weber, Apter ve Anderson'e göre 5 çeşit lider bulunur: 5
1 2

Beşeriye, a.g.e., s. 50. Feradon Akbarzadeh, Naghshe Rehberi Dar Meshrutiyet, Milli Kardene Neft ve Enghelabe İslami, Tahran, İslam Devrimi Belgeler Merkezi, 2001, ss. 23-24. 3 Hüseyin Hüseyni, Rehberi ve Besije Siyasi, Ney Yayınları, 2001, s. 20-21. 4 David Apter ve Charls F. Anderson, İtiraze Siyasi ve Taghire Ejtimaî, Çev. Muhammed Rıza Seit Abati, Tahran, Rahbordı Yayınları, 2001, s. 417. 5 Apter ve Anderson, a.g.e., s. 418.

53

Lider Geleneksel Karizmatik Meşru İş Yaratan İş Bitiren (Teknokrat)

Etki Kaynakları Gelenekler, Adetler, Geçmiş özellikler gibi Resmi Kanunlar ve Yasalar Hissedilir Verimlilik ve Karşılıklı Menfaat Ustalık – Bilgi ve Uzmanlık

Örneklerin İlişkisi Feodal – çiftçi Müritler Devlet makamları vatandaşlar Satıcı - Alıcı Uzman - Eğitimli

Şahsın sıra dışı özellikleri, Allah vergisi Dini Liderler ve

Başka bir deyişle bir grup toplumda diğer gruplarla olan ilişkisinde egemen konumunda olabilir, bunun sebebi de, daha üstün ekonomik durum, üstün tarihi geçmiş, iş alanı, eğitim ve dini üstünlükler olabilir. Bu grup iktidarı zorunlu olarak bir anlam taşımıyor. Yani bir grup mutlaka üretim olanakları veya üretim konumundan dolayı üstünlük sağlamaz. Bu araştırmada dikkatler, daha çok bir grubun fikir üretkenliği, maddi ve ekonomik gücü, kültürel konumu veya dini değerlerin üstünlüğünden dolayı devrimde üstlenebileceği rol üzerinde odaklanmaktadır.

b) Organizasyon Charles Tilly bir topluluğun üyeleri arasında ortak kimlik ve birleştirici yapıların geliştirilmesine organizasyon demektedir. 1 Harrison noktaya değinir: 1. Nispi olarak ortak özellikleri bulunan insanları aynı sınıfta kabul etmektedir. 2. Aynı sınıftaki insanlar arasında tanımlanamayan bir iletişim ağı bulunur.
1

Whyte'de

gruplardaki

organizasyon

konusunda

iki

Charles Tilly, Ibid, p. 45.

54

Bu iki unsuru dikkate alarak Tilly'e göre organizasyon kavramı: 1.Ortak kimlik ve 2. İç iletişim ağlarını içermektedir. 1 Eğer bir teşekkülün üyeleri düzenli ilişkiler içinde ise ve her üyenin görevi belli kurallara dayanıyorsa, bu o teşekkülün içinde birlik ve organizasyonun olduğunu gösterir. Kimlikteki benzerlik duygusu aynı zamanda sistematik bir çalışmayı, bir grubun organize edildiğini kanıtlar. 2 Ortak kimlik duygusu ile ilgili hareketin örnekleri çoktur. Örneğin bir grubun kendi üyelerini başka gruplara veya meydana gelen olaylara karşı koruması. Organizasyon kavramı seferberlikten ayrı değildir, organizasyon yolu ile seferberlik şekillenir.

c) Seferberlik Seferberlik bir grubun kendi başına bireyler topluluğundan, genel hayata aktif katılımda bulunan bir gruba dönüşme prosedürüdür. Bu dönüşümde önemli olan, gerekli kaynak, olanak ve güçlerin var olmasıdır. Ancak sadece bunlara sahip olmak bir grubun seferberliği için yeterli olamaz, onları kullanmak ve işletme gücü de önemlidir. Başka bir değişle, seferberlik, olanaklar ve güçleri toplayıp, onları amaçlamak ve menfaatler doğrultusunda kullanabilmekten ibarettir. 3 Yukarıdaki tanım ve bu kavramın içinde bulunan 1. Olanak ve kaynak, 2. Güçler ve 3. Onları menfaatlere ulaşma çerçevesinde kullanabilme durumlarına bakarak devrimler, hareketler ve ihtilaller daha iyi incelenir. Seferberlik aşamasında olanaklar ve kaynaklar çok değişken ve çeşitli olabilir, örneğin gazete, kitap, resmi ve gayrı resmi organlar. Beşeriye'nin kaynaklar
1 2

düşüncesine güç

göre

Seferberlik gibi)

aşamasında ve diğer

toplanan

ekonomi,

(silahlanma

(vefakarlık)

Ibid, pp. 62-63. Nemetüllah Kerem Elahı, Beresi Ejtimaî Taghirate Enghelabe İslami, Tahran, Ferzan Yayınları, 1998, s. 117. 3 Charles Tilly, Ibid, pp. 69-70.

55

kaynaklardır. Bu insani destekler üyeler ve taraftarlardan meydana gelir. Bunları, kullanmak da amaçlara ulaşmak içindir. 1 Charles Tilly'e göre: "Her topluluğun seferberlik programı üç bileşene ayrılır; 1. Kaynak toplamak, 2. Toplumsal istekler ve 3. Katılımın artışı" 2. Seferberlik kavramı organizasyon ve ideolojiyle tam bir ilişki içindedir. Organizasyon, kaynaklar ve güçleri seferber etmektir. Seferberlik ise siyasi olarak etkin olmak, güç kaynaklarını, ideolojiyi belirleyen hedefler doğrultusunda kullanmaktır. Başka bir tanıma göre seferberlik, sosyal bir kesimin daha önce kontrolü dışında bulunan kaynakları hızla kontrolü altına alması prosedürüdür. Seferberlik grup organizasyonu amacını aşıp toplumun bir kısmını amaca ulaşmak için kendi kaynaklarını bağışlamaya yönelik bir harekete geçirirse ihtilal meydana gelir. Bir ihtilal, hareket yada devrimde seferberlik çok önemlidir. Bu prosedür içinde liderlik, organizasyon ve ideoloji ön plana çıkar. 3 Charles Tilly, "Kaynakların Seferberliği Teorisi" olarak bilinen aşağıdaki modelde tartışılan öğelerin ilişkisini şu şekilde göstermektedir 4:

kaynaklar

organizasyon

kolaylık, zorluk güçler

fırsatlar ve tehditler

seferberlik

grup aksiyonu

Şekilden anlaşıldığı gibi, kaynaklar ve güçler iki ayrı ortamla karşılaşırlar. Birinci ortam, fırsatlar ve tehditleri; ikinci ortam kaynaklar
1 2

Beşeriye, a.g.e., s. 79. Charles Tilly, Ibid, p.73. 3 Beşeriye, a.g.e., s. 79. 4 Charles Tilly, Ibid, p. 56.

56

ve güçlerin elde edilişinde kolaylıklar ve zorlukları içerir. Bu iki ortamın ilişkisi sonucu grup aksiyonu ve organizasyonu şekillenir, onun sonucunda da seferberlik oluşur.

d) İdeoloji Mourice Duverger'e göre: "İdeoloji, bireysel itirazları organize edip grup muhalefetine çeviren bir düşünsel düzendir. Böylece siyasal bilinci geliştirip onu siyası aksiyon için bir araç durumuna getirir. Diğer tanım Dumont'a aittir ki çok ince bir ideoloji tanımı sayılır: "Bir grup yada toplumun durumunu açıklamak için organize ve açık yargılardan oluşan bir ideler düzenidir.” 1 İdeoloji, tarihi bir prosedürde şekillenir ve bu seferberlik

aşamasından çok önce başlar. Sorunlu ve kritik toplumlarda ideolojik temeller araştırılabilir. Ancak bir toplum krizle karşılaşmadan yeni ideoloji gündeme gelmez, gelirse de halk tarafından kabul görmez. Yeni ideoloji önce hakim değerlere dayanan ideolojiye karşı bir takım değerler olarak gündeme gelir. Kriz büyüdükçe ideoloji gelişir ve insanlar kritik şartlarda mevcut soruna yanıt aradıkları zaman ideoloji gelişme zeminini bulur. İdeolojinin ön plana çıkarılmasında aydınların rolü çok önem taşımaktadır. Ancak ideoloji de sadece onlarla sınırlı değildir. İdeoloji, mevcut kritik duruma uygun ve mantıklı yanıtlar vermek zorunda değildir. Hatta böyle olmadığı için ideolojidir. İdeoloji, mevcut durumu eleştirmek, ideal alanı ve ona ulaşma yolunu çizmek, tarihi yeniden açıklayarak dost ve düşman belirlemek (cephe almak), ahlaki değerleri açıklamak suretiyle sorunlara çözüm arar ve amaçlarını gerçekleştirir.

1

Beşeriye, a.g.e., ss. 77-79.

57

V. MODELİN GENEL YAPISI Her araştırmada genellikle, kavramlar ve teoriler bölümü sonunda, araştırmacının bir model ve değerlendirme sunması gerekir. Model büyüteç altına alınan değişkenleri göstermek dışında değişkenler arasındaki ilişkiyi de gösterme özelliğine sahiptir. Şu ana kadar yapılan incelemeler ve yorumlara dayanarak her hareket ve devrimin üç aşaması bulunduğunu söyleyebiliriz: 1. Hazırlık, 2. Gerçekleşme, 3. Zafer ve her aşamanın

oluşumunda değişim faktörleri, değişim koşulları ve insani etmenler etkili rol oynarlar. Bu araştırmanın odaklandığı husus insani etmenler olduğu için, onun her aşamadaki rolü incelenmiştir. İran sosyal hareketler ve devrimlerinde etkin olan aktörler; 1. Aydınlar (milli, dini, Marksist), 2. Ruhaniler (dini ulema) ve 3. Esnaf'tan meydana gelir. Bu grupların rolleri liderlik, ideoloji, seferberlik ve organizasyonu içerir. Hazırlama aşamasında, aktörlerin etkinlik dereceleri rollerine göre değişir. Anlatılan teoriler ve kavramlardan, aydınların bu aşamada en fazla etkinliğe sahip olduklarını söyleyebiliriz. Ulema doğal olarak her zaman hükümetin yanında olduğu için bu aşamada pek etkin olamaz. Son olarak gelişmekte olup ve egemen sistemin ticari sermaye olduğu ülkelerde esnaf, kendi maddi çıkarları uğruna iktidarın istikrar ve kalıcılığını destekler ve bu aşamada önemsenecek bir katılım olmaz. Devrimin ortaya çıkması aşamasında aydınlar yine en önemli rolü üstlenirler. Ulema ve esnaf iktidarın sarsılmasından dolayı, konum ve menfaatlerinin tehlikeye girmesi durumunda sahneye çıkar. En son, zafer aşamasında aydınlar kimliklerinden dolayı fazla rol üstlenmezler. Ulema ve esnaf bu aşamada daha güçlü ve etkili bir görüntü verir, birbirini destekleyerek hareketi veya devrimi zafere taşırlar.

58

Araştırmanın Modeli
on rlik sy erbe za Sef ni ga İd e Or o lo ji ik l er d Li on rlik sy erbe za Sef ni ga İd e Or o lo ji ik l er id on ik sy berl efer iza S n ga İd e Or o lo ji lik

L

r de Li

Aydınlar

Dini ulema

Esnaf

Liderlik Organizasyon Seferberlik İdeoloji İdeoloji Seferberlik Organizasyon Liderlik Değişim şartları İdeoloji Seferberlik Organizasyon Liderlik
af sn E

ar nl dı Ay

Hazırlama

Değişimin insanı etkenleri

Ulema

Oluşum

Değişim faktörleri

Esnaf Zafer

İdeoloji Seferberlik Organizasyon

Aydınlar

Organizasyon

59

Seferberlik

İdeoloji

Liderlik

İdeoloji

Ulema

Seferberlik

Liderlik

Organizasyon

Liderlik

İKİNCİ BÖLÜM İRAN'DA 19. YÜZYILIN SONUNDA VE 20. YÜZYILIN İLK YARISINDAKİ AYAKLANMA VE DEVRİMLER

19. yy. sonu ve 20. yy.’ın ilk yarısı İran muasır tarihinde iki geniş katılımlı sosyal harekete olan Tütün ve Meşrutiyet Hareketleri gerçekleşmiştir. Bu hareketler, bir birinden tamamıyla farklı neden ve yöntemlerle yapılmalarına rağmen bazı noktalarda ortak yönlere sahiplerdi. Örneğin, her iki hareketin temeli batıyla gelişen ilişkiler sonucunda oluşması ve İran halkının alt kimliklerinin (örneğin soy, kabile, dil,…) ön plana çıkmaması. Söz konusu hareketler neden ve aktörlerin etkililiği açısından bazı farklılıklar gösterebilir. Bu nedenle her iki hareketi de ayrı ayrı ele almak faydalıdır. I. TÜTÜN AYAKLANMASI Kacar döneminde İran toplumuna Feodal sistem hakimdi. Bu dönemin en belirgin özelliği, geniş tarımsal yapı ve küçük bir grubun çok büyük bir çoğunluğa egemenliğiydi. Bu hakim ve seçkin grubun içinde eğitim görmüş insanların sayısı çok azdı. Seçkinlerin başında Şah yer alıyordu, iktidarın temeli diktatörlüğe dayanıyordu. Şah'ın atalarından biri çok eskiden ülkeyi fethettiği için, Şah ülkeyi kendi şahsi mülkiyeti olarak algılıyordu. Bu yüzden de Şah kendini din savunucusu ve Allah'ın gölgesi olarak nitelendiriyordu. Halk Şahı dinin koruyucusu ve dünyanın merkezi sanıyordu. 1 Kacar döneminde de eskisi gibi sosyal sıralama ulema, iktidar personeli ve esnaf şeklindeydi. Saltanat teşkilatı ve aristokratlar bir nevi iktidar personeli sayılıyorlardı, sosyal sınıfların başında geliyorlardı. Her sosyal sınıfın kentlerde görev ve faaliyet yeri belliydi. Ruhanileri camiler ve okullarda, iktidar kadrosu bakanlıklar ve darülhükümette
1

ve

esnaf

pazar

ve

camilerde,

kentin

esaslarını

Wiliam Floor, Nemunehai Az Tarihe Ejtimaî İran Dar Dore Kajar, Çev. Abülghasem Seri, 2. Cilt, Tahran, Soghan Yayınları, 1986, s. 18.

60

oluştururlardı. Bazı küçük toprak ağaları da kentlerde yaşıyordu, bunlara fellah ve çiftçi denirdi. Ağalar genelde aristokratların yüksek rütbeli elemanlarından sayılırlardı. Edipler, şairler, yazarlar, müneccimler de hükümetlere yakın çevrelerdi. 1 Kacar döneminin en belirgin sınıflandırma örneklerinden ilki Milli Meclisin nizamnamesidir ki Meşrutiyetin başında hazırlanmıştır. Millet Meclisine aday seçme hakkı olan sınıflar şunlardı: 2 1. Kacar Şehzadeleri 2. Alimler ve Ruhaniler, 3. Eşraf ve zenginler, 4. Tüccar ve toprak malikleri, 5. Çiftçiler ve esnaf. 3 "İranlıların Uyanış Tarihi" adındaki kitapta yazıldığına göre: "Dünyada İran Şahı kadar geniş yetkileri olan hükümdar sayısı çok azdır. Bu ülkede Şahın iradesi her şeye hakimdir. Ancak İran'da Türkiye'nin tersi olarak vezirler veya şah divanı olmadığı için Şahı kimse şüpheciliğe sürükleyemezdi." 4 Kante Do Gomono kendi sefer namesinde şöyle yazıyor: "İran iktidarını ne demokratik ne istibdat örneği olarak değerlendirebiliriz. Çünkü İran'da Şah bir istibdat örneği gibi halkın can ve malına herhangi bir taarruz da bulunamaz, ruhaniler, tüccar ve esnaf şahın gücünü azaltırlar. Ancak İran bir feodal yönetim tarzı ile de idare edilmiyor, yani eşraf bölgelerinde hükümetin başında bulunmaz". 5 Bu dönemde Avrupa bir bütün olarak ilerlemekteydi. Üretim araçgereçlerinin değişmesi, değişik makinelerin icadı, demir yollarının gelişmesi, kimyasal ürünlerin üretiminde bir devrim yaratmıştı. Ancak İran duraklamadaydı ve eski üretim sistemi babadan oğla geçiyordu. Bundan dolayı da İran sanayisi dünyada geriledi ve piyasalarda başlangıçtaki başarılarını kaybederek dış ürünler İran pazarlarını
1 2

Ahmet Eşref, Rant Ejtimaî Dar Dore Kajar, Tahran, Zemine Yayınları, 1981, s. 72-73. a.g.e., s. 74. 3 Meclise Şuraî Millî, Muzakere Dar Mejlis, 1. Dönem, Tahran, Meclis Şuraî Milli Yayınları, 1946, s. 7. 4 Nazımül İslam Kermanı, Tarihe Bidari İranian, 1. Cilt, Tahran, Agah Yayınları, s. 181. 5 Kante De Gomono, Se Sal Dar İran, Çev. Zebihüllah Mensuri, Farruh Yayınları, 1973, s. 73.

61

doldurdu, el sanatlarını tahrip etti. Bu düşüş büyük kentlerde halkın Şahtan şikayetlerini artırdı. Çünkü Şah dışarıdan gelen ekonomik hücumu engelleyemiyordu. İran'da sanayi üretimi eski yöntemlerde devam ediyor ve çok az gelişme gösteriyordu, bunun sebebi de para yokluğuydu 1. Katoziyan İran meşrutiyet devriminin alt yapısındaki toplumsal ve psikolojik şartları şöyle yorumlamaktadır: “Dış ticaretin gelişmesi, İran'ın Avrupa ile olan temasının sadece bir boyutuydu. Rus ve İngiliz devletlerinin rekabeti İran'ı zayıflatıyordu, hükümeti direk sömürge hükümetine dönüştürmeden bu yapılıyordu, böylece Şah'ın ve hükümetin güçsüzlüğü daha açık ortaya çıkıyor, İran halkı küçük düşürülüyordu. Halk da bu konuda siyasi düzeni suçlu buluyordu” 2 . Tütün Ayaklanması hem dış istilayı hem devleti hedef alan ilk geniş tabanlı ayaklanmaydı. Bu ayaklanma devam etmiş olsaydı belki her çeşit imtiyaza karşı bir harekete dönüşebilirdi, ancak sadece tütün üretimdeki tekel priminin kalkmasıyla sınırlı kaldı. 3 Seyit Ahmet Kesrevi'nin "İran Meşrutiyet Tarihi" kitabında Tütün Ayaklanması şöyle anlatılır: "Bu ilk halk ayaklanması her ne kadar dini liderler yoluyla da olsa çok önemli bir olaydır ve İran tarihinde anılması gerekir." Profesör Brown şöyle yazar "Tütün tekeline karşı ayaklanma İran'ın uyanışı ve yeni dönemin başlaması olarak bilinecektir." 4 İmtiyaz kazanma yarışması 1872 yılında başladı. İngiltereli Baron Jolious De Royter 40,000 £ ve gümrük karının % 60’ı karşılığında devlet bankasının tekeli, gümrüklerin kiralanması, tüm madenlerin (altın, gümüş ve değerli taşlar hariç) kullanılması, demir yolu ve travma yapma
1 2 3 4

Abdülrafie Hakikat, Merdom Salary ve Azadı Fikr Dar İran, Tahran, Özgürlükçüler Yayınları, 1980, s. 141. Homayon Katoziyan, “The Political Economy of Modern Iran, Despotism and Modernism 1925-1979", New York, Mac Millan Press Ltd., 1981, p. 53. Nike Keddi, Religion and Rebellion In Tobacco, Rejie Prelude To Revolution, 1999, p. 119-157. İbrahim Teymori, Tahrime Tutun ve Kherardad 1890 Reji, 3. Baskı, Tahran, Cep Kitaplar Yayınları, 1982, s. 16.

62

tekelini 70 yıl boyunca kendi tekeline aldı. Ayrıca sulama tesisatları, yolların inşası, telgraf hatları ve sanayi fabrikalarını gelecekte kullanma hakkını kendine saklı tuttu. Bu imtiyaz İran ve Rusya’da büyük tepkilere yol açtı. Royter imtiyazı iptal edilmesine rağmen imtiyaz verme süreci devam etti. Royter madenlerin kullanması ve banka kurma imtiyazlarını yeniden elde etmeyi başardı. Söz konusu banka daha sonra Şahenşahi Bankası haline geldi. Bu banka para basma, eyaletlerde şube kurma izni ve güney yollarının çoğunda geçiş ücretlerini kendi tekeline aldı. Bu arada Ruslar da bazı imtiyazlar elde ettiler. Rusya devleti kendi sınırından başlayıp Tahran’a varan telgraf hattının genişletme ve yönetme imtiyazını elde etti. Bir Rus şirketi Hazar Denizi’nde balıkçılık ve kuzey eyaletlerde ulaşım sigorta tekelini aldı. Böylece yabancı yatırım 19. yy.ın ikinci yarısında sıfırdan 12,000,000 £’a ulaştı. İran’ın kapıları yabancı sermayeye özellikle dış ticarete açıldı. Bu imtiyazlardan elde edilen gelirlerin bir bölümü saray lüksüne ve Nasrettin Şah’ın uzun süreli batı yolculuklarına harcanırken, büyük bir bölümü enflasyonun ağır masrafları ve yenilenme maliyetlerini karşılamaya harcanmaktaydı. 1851 – 1901 arasındaki dönemde fiyatlar % 600 artmıştı. Bunun nedeni devletin sikkeleri ucuzlatması ve dünya piyasalarında gümüşün değer kaybetmesine bağlamak mümkündür, çünkü o dönemde gümüş İran sikkelerinin büyük bir kısmını teşkil ediyordu. İthal malların değerlenmesi ve gümüş fiyatlarının düşmesi sonucunda halkın milli paraya olan güveni sarsılarak enflasyona zemin hazırlıyordu. Öte yandan devlet maaşlar, tahıl rezervi, askeri malzeme ve vergilerin düşmesi nedeniyle masrafları artmaktaydı, böylece lakap ve unvanlar, imtiyazlar, tekeller, arazi ve daha kötüsü yüksek yargı makamları, elçilikler ve bakanlıklar satılığa çıkarıldılar. Nasrettin Şah'ın İngiltere ziyareti sırasında İngiltere, yeni haklar ve ayrıcalıklar elde etmek için önerilerde bulundu ve bunlardan biri tütün hakkıydı. Bu olayın özeti şöyledir. 8 Mart 1890'da İran Şahı 63

tütünün üretim-satış ve ihracat hakkını 50 yıl için G.F. Talboot'a verdi. Bu anlaşma üzerine Şah bütün tütün çiftçilerine, kendilerini firma bayilerine tanıtma emri verdi, aksi taktirde cezalandırılıp hapse gireceklerdi. Tütünün izinsiz ekimi ve satışı da yasaktı. 1 Ancak devlet henüz açıklama yapmadığından halk meraklanıyordu. Talboot ve firma yetkililerinin İran'a gelmeleri devlet tarafından bütün kentlerde ilanlarla halka duyuruldu ve halkın merakı giderildi. 1308 Şaban ayında (1890) Şahın emri tüm yönetim birimlerine gönderildi ve anlaşmanın uygulanması konusunda işbirliği istendi. Şah bizzat Tahran tacirleri ile iki toplantı yaparak anlaşmanın içeriğini anlattı. Bu ayrıcalık bir çeşit İnhisar hakkını beraberinde getiriyordu, Fransızca da buna Reji (Regie) dendiğinden ayaklanma Reji Ayaklanması olarak akıllarda kaldı. 2 Bu anlaşma doğal olarak tütünün üretimini yapan, işleyen kesim ile pazarlamasını yapan yüzlerce tüccarı, esnafı ve vasıtayı tehdit ediyordu. Onların işi ellerinden alınıyor ve yabancı firmanın personeline veriliyordu. Tütün tacirleri hemen harekete geçip Tebriz, Meşhet, İsfahan, Yezd ve Şiraz kentlerinde esnafı organize edip seferber ettiler. Tebriz'de esnaf firma bayilerinin faaliyetini engelledi. İsfahan’da Hacı Muhammed kendi tütün deposunu ateşe verdi. Bu genel eylem dışında tütün tüccarı da birleşip toplu eylemlerde bulundu. Tütün tüccarı diğer tüccarla beraber kutsal Hazreti Abdülazim ziyaretgahına giderek Şaha bir mektup yazdılar ve hiçbir zaman teslim olmayacaklarını bildirdiler. Sonunda Hacı Muhammed Kazım Melek-ül Tüccar 1892 yılında Ayetüllah Mirza’ya Şirazi'nin tütün boykotu fetvasını duyurdu ve tütün alış verişi pratikte iptal edildi, fiyatı düştü. Bu durum çoğu kentte aynen uygulandı ve sonu hazırlayan sert olaylara yol açtı. Hatta Şahın hareminde bile nargile bulunamaz hale geldi. Saray hizmetçileri nargileleri kırıp Şahın görmesi için haremin önüne yığdılar. 3 Sonunda
1

Gholam Rıza Verahram, Tarihe siyasi ve Enjumenha Dar Dore Kajar, 2. Baskı, Tahran, Moin Yayınları, 1999, s. 265-266. 2 Feradon Ademiyet, İsyan Reji, a.g.e., s. 17. 3 Nike Keddi, Tahrime Tutun Dar İran, Çev. Şahroh Kaem Makamı, Tahran, Cep Kitapları Yayınları, 1977, s. 17.

64

Şah bu anlaşmayı feshetmek ve İngiliz firmaya 5000 £ ödemek zorunda kaldı.

A. Tütün Ayaklanmasında Aydınların Rolü Aydın grubu homojen bir yapıya sahip olmaması, çeşitli alanlarda faaliyette bulunmaları ve bazen de diğerleriyle çelişkili düşüncelere sahip olmaları nedeniyle bu grubu bir sınıfta kategorize edip değerlendirmek oldukça zordur. Ayrıca, söz konusu dönemde aydınları sayıları oldukça az olduğu için onların eylem ve düşüncelerini ayrı ayrı ele almakta fayda vardır. Bu nedenle, öncelikle öne çıkan bazı aydınların faaliyet ve yaşamlarını incelemeye çalışacaktır. Mirza Melkom Han (1834 – 1909) Melkom Han 1834 yılında bir Ermeni ailenin çocuğu olarak İsfahan Culfa’sının Hıristiyan bölgesinde doğdu. Babası Hindistan’daki İngiliz okulundan mezundu ve ilk başlarda İsfahan ve daha sonra da Saray’da (Tahran) İngilizce ve Fransızca derslerini veriyordu. O batı uygarlığına hayranlığından dolayı Melkom Han’ı İsfahan’daki Katolik Fransızların okuluna ve daha sonra devlet bursunu kullanarak mühendislik eğitimi için Fransa’ya gönderdi. Melkom Han Paris’te masonluk ve çağdaş siyasi tarihe büyük ilgi gösterdi. İran’a döndüğünde yeni kurulan Darülfünun okulunda çalışmaya başladı ve bilimsel deneylerle Nasrettin Şah’ın dikkatini çekti. Daha sonra (belki de sosyal faaliyetlerini kolaylaştırma nedeniyle) Müslüman oldu ve Avrupa masonluklarını örnek alarak onlardan bağımsız olarak “Feramuşhane”yi kurdu 1 (1858). Melkom Han şahın onayını alarak saray için “Tanzimat Defteri” kurdu. Bu defter açıkça Osmanlı Tanzimat Hareketinden esinlenmişti. Bu plan 19. yy.’da ilk kapsamlı düzenleme önerisidir. Melkom Han yeni

1

Abrahamian, İbid; p. 61.

65

düzenlemelere Kanun ismini taktı. Böylece hem dini kurallar (şeriat) hem de devlet kurallarından ayırt etmek mümkün olabilirdi. Melkom Han söz konusu kanunların genel refahın iyileşmesi ve tüm bireylerin eşitliği ilkelerine dayanmasını savunmaktaydı 1. Nasrettin Şah başlangıçta önerilere önem verdi hatta “Azam Ustad” (Üstün Pir) lakabıyla Feramuşhane’de bulunmaya sıcak bakıyordu. Fakat Tahran dini liderlerinin kanun kavramını yozlaşma olarak tanımlamaları ve Feramuşhane’yi ateist masonlarla ilişkide olduğunu söyleyince Nasrettin Şah söz konusu teşkilatı yasakladı ve Tanzimat defterini kapatarak Melkom Han’ı Bağdat’a sürgün ettirdi. Daha sonra Melkom Han İstanbul’a gitti 2. Melkom Han İstanbul’da sürgünde yaşarken o dönemdeki özgür düşünceli İran sefiri Mirza Hasan Han Sepehsalar (Müşir-üldole) ile çok yakın bir ilişki kurdu ve onun aracılığıyla Kahire baş konsolosu oldu. Mirza Hasan Han başbakan olduğunda Melkom Han onun davetlisi olarak İran’a geri dönerek Mirza Hasan Han’ın özel danışmanı oldu ve “Nizam-ül Mülk” unvanına sahip oldu. Bir süre sonra İran’ın Londra’daki elçisi olarak atandı. Bu dönemde Nasrettin Şah’ın Londra gezisini organize etti. Mirza Hasan Han makamından uzaklaştırılmasına rağmen, Melkom Han 1882 yılına kadar Londra’da kaldı, ve zikredilen yılda bazı anlaşmazlıklardan dolayı makamından uzaklaştırıldı. Melkom Han görevden alındıktan sonraki düşünceleri tamamen değişime uğradı. Bu dönemde bir reformistten bir devrimciye, şahın ruhaniler karşısında destekleyen ve liberal insan, radikal bir savaşçı ve Şah’a karşı ruhanilerle işbirliği yapan bir kişiliğe büründü. Böylece saray memurluğundan radikal gazeteci ve Avrupa düşüncelerini savunan bir kişilik sergiledi. Siyasal despotizmle mücadele için Kanun önerdi. Kendi düşüncelerini İran’a ulaştırma amacıyla Londra’da “Kanun” gazetesini

1 2

İbid, p. 62. İbid., p. 63.

66

çıkardı (1890). Bu gazete Tahran’da büyük ilgi gördü, bu nedenle onun girişi yasaklandı 1. Melkom Han Meşrutiyet Devrimini gören nadir dönemin

aydınlarından sayılmaktadır, fakat yaşlılıktan kaynaklanan bazı sağlık sorunları Meşrutiyet’da aktif olarak katılamadı 2. Başlangıçta o yenilikçi, özgür ve uygarlığı savunan bir aydındı ve batı uygarlığının mutlak üstünlüğüne inanıyordu. O gizli Feramuşhane cemiyetini kurarak çağdaş Avrupa’nın siyasal geleneği ve Fransa Devrimi ideallerini (Kacar devletinin idari yapısının değiştirilmesiyle) İran toplumunda yaygınlaştırmayı amaçlamıştı. Feramuşhane’nin kapatılmasının ardından o, Ademiyet adıyla yeni bir gizli teşkilat kurdu. Melkom Han’a karşı yönelen suçlamaların biri de Cumhuriyetçilik, Şahlık ve ruhanilerin kurulu düzenlerini iktisadi ve siyasal yeniliklerle, değiştirme çabası idi 3. Abdül Rahim Talibof (1848 – 1912) Talibof Tebriz’de doğdu ve on yedi yaşında Tiflis’e giderek yarım yüzyıl kadar Rusya’da yaşadı, böylece düşünceleri orada olgunlaşıp şekillendi, fakat hiçbir zaman İranlı kimliğini kaybetmedi. O şöyle söylüyordu: “Başta dünya, sonra İran ve ondan sonra da Tebriz’in kutsal toprağını seviyorum” 4. O yazılarında modernitenin pozitif yönleri, özellikle batı tarzı Meşrutiyet prensiplerini övüyordu. Talibof eserlerinde özgürlüğü altı grupta kategorize etmiş: Bireysel özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, beyan özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı özgürlüğü ve seçim özgürlüğü 5. Talibof reddetmemekte, din ve peygamberlerin onları ülke kurallarının ve gerekliliğini maddi fakat yönetimi yaşamın

boyutundan ayrı olduğunu düşünmektedir. Ona göre: “Dini konular
1 2

Ajodani, a.g.e, s. 281-282. a.g.e., s. 284. 3 a.g.e., s. 284. 4 Abdulhadi Haeri, Tesheyyo ve Meshrutiyet Dar İran, Tahran, Amir Kabir Yayınları, s. 47. 5 Abdülrahim Zaker Hüseyin, Matboat-e Siyasi-e İran Dar Asre Meşrute, Tahran, Tahran Üniversitesi Yayınları, 1991, s. 38.

67

önemli olmalarına rağmen siyaset ve mezhep dışı konulardan ayrı bir yere sahiptir ve söylenen konular bilgili insanlar tarafından üstlenilmesi gerekiyor.” O siyasal rejimleri üç grupta kategorize eder: 1- Mutlak despot hükümetler, 2- Meşrutiyet saltanat rejimler ve 3- Cumhuriyet hükümetleri. O despot rejimi eleştirirken İngiltere’nin meşrutiyet hükümetini övmektedir 1. Seyit Cemalettin EsedAbadi Seyit Cemalettin 1840’lı yılların sonlarında Hemedan’ın Azeri konuşan bir köyünde küçük ağa ailesinde doğdu. Babasının fakir olmasına rağmen ailevi bağlardan yararlanarak dini eğitimini başarıyla bitirdi. Eğitimini Kazvin’de başladı ve Necef medresesinde devam ettirdi. Fakat bu geleneksel terbiyeye rağmen geleneksel olmayan alanlarda araştırmaya başladı, ilk başta Şeyhilik sonra da Babilik üzerinde incelemelerde bulundu ve ardından da yeni bilgileri kazanmak için Hindistan’a gitti. 1857 yılında Bombay’a geldiğinde Hindistan ayaklanmasının etkisinde kaldı. Ayaklanmanın Müslümanları birleştirmesi, onu mevcut dini anlayışlarla siyasi davranışlar arasında ilişkiyi incelemeye yöneltti. Ayrıca ayaklanmanın bastırılması, yeni bilimlere olan merakını şiddetlendirdi. O düşüncelerini üç temel sonuçta özetledi; 1. Emperyalizm Hindistan’ı ele geçirdikten sonra Ortadoğu tehlike altındadır. 2. Doğu ve Ortadoğu sadece hızlı bir şekilde yeni bilimleri kazanarak batı istilası karşısında durabilir. 3. İslam gelenekçi bir yaklaşıma sahip olmasına rağmen halkı emperyalistlere karşı yönlendirmede etkin bir dindir. Seyit Cemal Arabistan ve Basra körfezi yoluyla Afganistan’a gitti. Muhafazakar sarayın misafiri olduğu için reformist düşüncelerini gizledi ve İngilizlere karşı Rusya’yla işbirliği için şahı ikna etmeye çalıştı. İstanbul’a geldiğinde Şiiliğini saklamak için kendini Afgani olarak tanıttı. Müslümanların, ilahi konuların yanında insani düşünme yoluyla bilgi elde etmeleri sonucunda eski parlak uygarlığa kavuşabileceklerini
1

a.g.e., s. 39.

68

açıkça dile getirerek büyük bir tartışma yarattı. Mısır’a sürgün edildiğinde oradaki masonlara katıldı ve ülkenin İngiltere işbirlikçisi olan Mısır Hadivi’nden kurtulması için bazı siyasi reformlar talep etti. Onun yeniden sürgün edilmesinin ardından 1879 – 1886 yılları arasında zamanının çoğu Avrupa ve Hindistan arasında yolculuklarla geçti. Seyit Cemalettin hem dindar ve hem de din karşıtı Müslümanlarla tartıştı, dindarlarla Hindistan’la birleşmedeki temayülsüzlükleri ve din karşıtlarıyla da dinin emperyalizme karşı en iyi silah olduğu gerçeğinin göz ardı ettikleri için eleştirdi. Avrupa’da Arapları İslamın çöküş nedeni olarak gösteren bilimsel olmayan önyargılı doğubilimcilerle tartıştı. Ona göre sebebi soyda değil dini bağnazlıkta aramak gerekmektedir. 1886 yılında Avrupa’dan ayrılıp 1892 yılına kadar İran’da kaldı. Başta Nasrettin Şahı İngilizlere karşı yönlendirmeye çalıştı, fakat bu yolda başarısız olunca muhafazakar ruhaniler ve reform yanlısı aydınların saflarına katıldı. Ruhanileri kafir batıya karşı mücadeleye davet etti ve aydınlara özellikle siyasal reformların batı emperyalizmine karşı ülkeyi güçlendirdiğini söyledi. Bu sözler Nasrettin Şah’ı kızdırdı, bu nedenle yakalanıp Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Seyit Cemal son altı yılını Osmanlı imparatorluğunda geçirdi. İstanbul’da siyasal reformlar konusunu tehlikeli bulduğundan dolayı enerjisini daha az tehlikeli faaliyetlerde kullandı. İngilizlerden daha tehlikeli hale gelen Ruslara karşı İslami bir hareket başlatılması yolunda sultanı etkilemeye çalıştı. Ayrıca İran Padişahı’yla olan propaganda savaşını da dini ve gayri dini araçları kullanarak sürdürdü. Seyit Cemalettin ölüm anında bir arkadaşına hem sevinçli hem de üzgün olduğunu söyledi. Batı uygarlığının doğuya doğru ilerlemesi ve bunun sonucunda bir gün doğu despotizminin yıkılacağından dolayı sevinçli ve kendi düşüncelerini verimli olan halkın arasında değil verimsiz olan saraylılar arasında ziyan ettiğinden dolayı üzgündü.

69

Mirza Fetih Ali Han Ahundzade Ahundzade Meşrutiyet Devrim öncesi, en radikal aydınlardan birisi idi, öyle ki o dönemde “Mektubat-e Kemal-ül Devle” adlı kitabı basılma izni alamazken, yüz kırk yıl üzerinden geçmesine rağmen şimdi de basılma iznini kazanamamıştır. Orijinal metni 1865 yılında Türkçe yazılmış ve iki yıl sonra Farsça’ya çevrilmişti. Fakat söz konusu eser ne İran’da ne de ülke dışında basılmış değildir. Ahundzade’nin görüşlerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz: 1. O din ve mezhep karşıtı düşüncelere sahipti ve İslam’dan önceki İran sarayının canlandırılmasından yana idi. 2. 1871 yılında Şeriat mahkemelerinin kaldırılması ve yargının ulemadan arındırılması ve bu işi “Adliye (Adalet) Bakanlığı”nın üstlenmesini savunmaktaydı, ve sadece evlenme, boşanma, cenaze törenleri, vaaz ve namaz imamlığı ulema tarafından yapılmasını önermekteydi. O ruhanileri, devlet ile halkı birbirinden ayrılmasına sebep olduğunu biliyordu. 3. Onun bakış açısından yasalar halk tarafından belirlenir ve halk despot hükümet ve zalim saltanatı kaldırıp, belirlediği kurallar esasında yasal devleti yaratır. Bu durumun gerçekleşmesi için milli devlet ve hükümetin kurulmasını önermekteydi. 4. Masonluklarda üyeliğini gösteren bir kanıt bulunmamasına

rağmen o Feramuşhane ve derneklerin kurulmasını destekliyordu. 5. Ahundzade aydınların o dönem hükümetiyle işbirliklerini kınardı. Müşirüldevle’yi hükümet kurmaması ve bu yolda başarısızlığa uğrayacağı hakkında uyardığı gibi, Müşirüldevle hükümeti siyasi despotizm yani saraylılar ve mezhebi despotizm yani müçtehitlerin direnişi sonucunda başarısız oldu. 6. Onun görüş açısında saltanat memurları, ulemaların uşaklarılar ve onların hükümlerini uygulamak zorundalar.

70

7. Ahundzade’ye göre: “Doğu toplumlarının kurtuluşunu İslami alfabenin değişmesinde saklıdır”. Müşirüldevle (1836 – 1881) İran’ın batı uygarlığıyla tanışmanın en ciddi dönemi Mirza Hüseyin Han Müşirüldevle (Sepeh Salar) (1870 – 1880) sadaretine rast gelmiştir. Onun sadaret döneminde, Melkom Han ve Musteşar-ül Devle gibi bazı aydınlar düşüncelerini pratikte sınama şansına sahip olmuşlardı. Müşirüldevle döneminde pratikte İran’ın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını koruma ve güvence altına alma amacıyla Royter Anlaşmasını kabul edilmiştir. Çünkü daha önce toprak bütünlüğü zedelenmiş planlıyorlardı. Müşirüldevle’nin düzenli devlet kurma ve hükümetin iktisadi, idari ve hukuki temellerini yenileme doğrultusundaki eylemleri başarısızlıkla sonuçlandı. Siyasi despotizm temsilcileri (saraylılar) ve dini despotizm temsilcileri (ruhaniler) Rusya’nın desteğini alarak Müşirüldevle sadaretinin sona ermesine zemin hazırladılar. Müşirüldevle eski despot rejimin değişimi yolundaki çabalarından sonuç alamamasına rağmen bazılarının kafasında yenilikçilik ve eski despot rejimi eleştirme zeminini hazırladı. Bu dönemde kanunların yararı az çok gözlemlenilmeye başladı. Onun döneminde üç devlet gazetesi (Devleti, İlmiye, Millet) ve dokuz özel gazete (İran, İlmi, Vakayi Adliye, Nizami, Merih, Vatan, Fars, Ferheng ve Tebriz ) yayımlanmaktaydı. ve Ruslar hala bazı şehirlerin ele geçirilmesini

Musteşar-ül Devle (1793 – 1896) Mirza Yusuf Han Musteşar-ül Devle 1864 yılından 1868 yılına kadar İran’ın Tiflis’teki başkonsolosluğunu yaptı. Bu yıllarda Tahran’da “Remz-i Yusifi” (Yusuf’un Sırrı) adında kitabını yayımladı. 1868 – 1870 71

döneminde de İran’ın Fransa’daki Elçiliği’nde görev yaptı ve bu dönemde masonlara “Clemente sıcak Amite” Masonluğuna nedeni girdi. İranlı aydınların Büyük bakmalarının masonların Fransa

Devrimindeki rolleri idi. O Paris’te “Yek Kelime” (Bir Kelime) yazısını bitirdi ve 1876 yılında İran’da yayımlattı. 1872 yılında Dışişleri Bakanlığı’nın yardımcılığına atandı. 1882 yılında İstanbul’da yayımlanan Ahter Gazetesinde yazdığı makaleden dolayı yakalanıp hapse atıldı ve birkaç ay sonra suçsuzluğundan dolayı serbest bırakıldı. 1891 yılında Melkom Han ve Kanun Gazetesiyle ilişkide olduğu gerekçesiyle yeniden yakalandı ve bir yıla kadar hapis yattı, ancak hastalığından dolayı serbest kaldı. Hapisten çıktıktan sonra Tahran’a geri döndü ve 1896 yılında da öldü. O, “Yek Kelime” yazısında ilk kez “İnsan Hakları Bildirisi”nin temel maddelerini Farsça’ya çevirip yayımlattı. Devlet güç kaynağının millet iradesi olduğunu ilk kez beyan eden yazar Musteşar-ül Devle idi. Düşünce, kalem ve toplantı özgürlüğü, işkencenin kaldırılması ve daha önemlisi yasama ve yürütme güçlerinin ayrışması ve tüm vatandaşların (şah, dilenci, Müslüman ve gayri Müslüman ayrımı yapılmadan) yasalara karşı eşit oldukları zikredilen yazıda yer almaktadır. “Yek Kelime” risalesi meşrutiyetçiler ve özgürlükçülerin temel kaynaklarından birisini oluşturmakta idi. Onun diğer yazılarında “İslam Yazısının Düzeltilmesi” ve “Bilgi Definesi” yer almaktadır. Mirza Hasan Ruşdiye (1860 – 1944) “Yek Kelime” risalesinde eleştirilen bir konu da var olan okullardı. Musteşar-ül Devle İran’da okul sayısının fazla olmasına rağmen bu okulların sadece dini eğitimi verdiğini ve ahirete yönelik eğittiklerini eleştirmişti. O dönemde Mirza Hasan Ruşdiye dini okullarda eğitim almaktaydı ve dini eğitimini devam ettirmesi için onu Necef’e göndermeyi planlıyorlardı, fakat o Necef’e gitmekten vazgeçip İstanbul, Mısır ve Beyrut’a gitti ve bir süre sınıflarda geçirdi. Bu sürenin sonucu,

72

İrevan’daki okulun açılışı oldu. Nasrettin Şah Avrupa dönüşünde onun İrevan’daki okulunu ziyaret etti ve onun İran’a geri dönüp o okul benzerinin İran’da açmasını istedi. 1890 yılında Ruşdiye Okulu Tebriz’de kuruldu. Bu okul bir sene sonra dini okullarının öğrenciler ve nüfuzlu ruhanilerin çabaları sonucunda kapatıldı. Fakat o 1897 yılına kadar defalarca Tebriz’de okullar açtı ve medrese yöneticiler ve gelenekçi ruhanilerin karşı çıkmaları sonucunda kapatılıyorlardı. Mirza Ali Han Emin-ül Devle (1843 – 1904) İlk Rüşdiye Okulu Emin-ül Devle hükümdarlığı (valiliği)

döneminde kurulup ve onun finansmanıyla faaliyette bulunuyordu. Okul gittikçe genişlemekteydi. Emin-ül Devle’nin başbakanlık ve sadaret unvanını elde ettiğinde Ruşdiye yönetiminde, Tahran’da bir okul açtı. Bu okulda Maarif Derneği’nin temelleri oluştu ve Emin-ül Devle ve Nasrettin Şah desteği ile bu okul mezunlarının çoğu yeni okulların kurmalarıyla çağdaş eğitimi yaygınlaştırmaya başladılar. Emin-ül Devle sadaret dönemi bir yıl iki aydan fazla sürmemesine rağmen bu kısa dönemde okul, eğitim sistemi ve ülke basınında büyük bir değişime uğradı. Bu dönemde Muhammed Hüseyin Furuği (Zeka-ül Mülk) yönetimindeki haftalık “Terbiyet Gazetesi” günlük olarak yayımlandı ve başkentte ilk günlük gazete unvanını kazandı. “Hulaseye Haber” (Haber Özetleri) adında gazetenin yayımlanma temelleri de onun sadaret döneminde oluştu. Resmi İran Gazetesi de kısıtlamalardan kurtarıldı ve Mısır’da basılan “Perveriş” (Eğitim) gazetesi de sansürden çıkarılıp İran’a giriş iznine sahip oldu. Yine de Musteşar-ül Devle hükümetinde gözüktüğü gibi iki eski despotizm temsilcileri olan saraylılar ve ulema Rusya devletinin işbirliği ile kültürsever sadrazamı devirdiler.

73

Tütün Ayaklanmasında Aydınların Rolleri ve Etkililikleri

1- İdeoloji

1- Hazırlama: Hızlı reform ve yenileme, Osmanlı İmparatorluğunun Tanzimat’ını örnek alma (Emir Kebir), reformları uygulamaya yönelik devletle işbirliği yapmaları (üstten aşılama) iki nedenden kaynaklanıyordu. Birinci neden onların seçkin sınıftan olmaları ve ikinci neden ise halk ve kitle gücüne inanmamaları idi. Böylece ruhaniler ve geleneksel düzenden uzak duruyorlardı. 2- Oluşum: yapısal değişimler, liberalizm, sekularizm, teceddüt (batıcılık), Tanzimat (Melkom Han), yasalar hükümeti, siyasi ve dini despotizmin kaldırılması, milli devlet, İslam öncesi İran’ı canlandırma, dinin canlandırılması ve akılcılaştırılması (Seyit Cemal) ve güç ayrımı 3- Zafer : Emperyalizm sömürgecilerle savaş (özellikle Rusya) ve

Tütün Hareketindeki birinci kuşak milli aydınların rolü

1- Hazırlama: Darülfünun Okulu, işbirliği ve hakimiyette olma. 2- Organizasyon

hükümetle

2- Oluşum: Feramuşhane, bakan, sadrazam ve benzeri unvanlarla devlet yönetiminde rol alma. (Müşirüldevle, Emin-ül Devle, Müsteşar-ül Devle, Melkom Han, …) 3- Zafer : Ruşdiye Okulları, Maarif Derneği ve hakimiyette olma. 1- Hazırlama: Abbas Mirza Emir Kebir

3- Liderlik

2- Oluşum: Müşirüldevle, Müsteşar-ül Devle, Melkom Han, Seyit Cemal, Ahundzade,… 3- Zafer : Seyit Cemal 1- Hazırlama: İttifakiye Gazetesi, Devlet Gazeteleri, kitapların basılması ve çeşitli basımevinin kurulması

4- Seferberlik

2- Oluşum: Kanun Gazetesi, “Remz-i Yusifi” ve “Yek Kelime” Risalelerinin basılması, halkın seferberliği yerine devlet ve hükümetlerin seferber edilmesi 3- Zafer : İran, İlmi, Nizami, Merih, Vatan, Fars, Ferheng, Tebriz, Ahter, Terbiyet ve Hulase-yi Hevadis gazeteleri, Seyit Cemal’ın Şah ve Mirazay-i Şiraziye mektupları

74

B. Tütün Ayaklanmasında Ruhanilerin Rolü Tüyün Harekatı (1890 – 92) ulema arasındaki politik ayrışmanın ilk örneği sayılabilir. Onlar Şah ve imtiyaz yanlısı veya tüccarların yanlısı olarak ikiye ayrıldılar. Mevcut kaynaklara göre, onların hangi cephede yer aldıkları, onların hangi kanaldan desteklenildiklerine bağlı olduğu gözükmektedir. Örneğin İsfahan’da öncü ulema aktif olarak Tütün Ayaklanmasına katıldılar, çünkü onlar toprak sahipleriyle sık bir ilişkiye sahiplerdi ve söz konusu imtiyaz bu kesimin ticari menfaatlerine zarar vermekteydi 1. Tahran’da Ayetüllah Behbahani rüşvet alarak Eminül Sültan’la (başbakan) ittifak içersinde girerek Tütün Hareketinden çekildi 2. Azerbaycan’da tüccar ve perakendecilerin ayaklanma organizasyonunun başında ruhaniler pek istekli gözükmüyorlardı 3. Meşhed’te tüccar ve esnaf imtiyaza karşı muhalif cepheyi organize ederken, ulemanın katılım ve desteğini kazanamadılar ve sadece bazı ruhani kişiler bu harekata katıldılar. Kirman’da halk (tütün ürünlerinin kullanımını yasaklayan fetva neticesinde) tütün kullanımını boykot etmelerine müçtehitler rağmen, henüz yerel tüccarların kabul raporuna göre şehirdeki Genel bir yasaklamayı etmemişlerdi.

memnuniyetsizlik yaratan bu imtiyaza karşı bazı ruhanilerin tutumu onlara toplumda daha fazla saygınlık ve popülarite kazandırmıştı. Fakat ulema içinde zıt safların oluşumu da bir tarihsel gerçektir.

a) İdeoloji Halkın tütün anlaşmasını kaldırmak için bir düşünce sistemine ihtiyacı vardı. Bu sistemin içeriği dış sömürüye karşıydı ve temeli de bir takım geleneksel mezhebi ve Şii kültürünün eğitimine dayanıyordu. Bu eğitimin bir kısmı detaylara (necaset, kâfirlik) ve diğer kısmı daha genel
11 2

Keddie, Ibid., p. 65. Homa Nateq, Sar Aghaz-i Eghtedar-i İktisadi ve Siyasi-ye Mollayan” (Molların İktisadi ve Siyasi İlerlemelerinin Başlangıcı), Alfabe, Yaz 1983, s. 52. 3 Ademiyet, a.g.e., ss. 31-32.

75

olaylara dayanıyordu (Yabancıların hakimiyetine karşı mücadele,...). Tütün Ayaklanmasında hareketi yönlendiren düşünceler alimler ve dini liderlerden geliyordu. Bu ayaklanmanın amacı iktidar ve şahın zulmüne karşı koymak değildi. Sömürgeci güçler ve yabancılar hedef alınıyordu. Tahranlı din hocaları ve Mirzaye Şirazi arasında yapılan telegraflaşmalardan da anlaşıldığı gibi anlaşmanın kalkması büyük sevince sebep oldu ve halk şaha dua etmeye başladı. Mirzaye Şirazi'nin Tahranlı din alimlerine yazdığı telgraf şöyledir: "Hazret Şahanşah'a, bu müjdeyi verdiği için şükranlarımızı sunarız. Umarız ki sayenizde yabancının eli ülkemizden temelli kalkacaktır." 1 Mirzanın felsefesinde Şahın hakimiyetine saygı vardır. Bu siyasi düşünce aslında o dönemki çoğu alim ve aydında görülüyordu. Tütün Ayaklanmasındaki ideolojinin çok açık ve birleştirici bir ideoloji olmadığını unutmamak gerekir, ayrıca eski ideolojilerden çok farklı bir şey ortaya koymamıştır ve sadece gücü sınırlayan bir yönü vardı. Ayaklanmaya hakim düşünce halk hareketini yönlendiren faktördü. İktidar halkın şeriat yönünü sınırlandırması, ülkenin toprak bütünlüğünü koruyamaması ve dini inançlara taarruz etmesi durumunda halk itirazları başlar. Zira bu olay sadece Şii’nin siyasi anlayışında önem taşıyor. İdeolojinin işleyişlerinden biri de gerçekleri ve problemleri büyütmektir. Tütün olayındaki düşünce sistemi ve hatta ondan önce alimler ve ruhaniler tarafından şii düşünce sistemi çerçevesinde birçok gerçek belli sebeplerden dolayı gereğinden fazla büyütüldü. 2 Mesela banka kurulması büyük bir facia olarak nitelendirildi ve tütün olayı, İslam dinini yok etmeye yönelik bir çaba olarak yorumlandı.

1 2

Mohsen Beheşti Sereşti, Naghshe Ulema Dar Siyaset, Tahran, İslam Devrim Yayınları, 2001, s. 95. Hüseyin Abadiyan, Tafakkure Dini ve Harekete Zide Hareket Reji, Tahran, İran Tarihi Mutaleat Müessesesi, 1997, s. 80.

76

b) Seferberlik İran toplumunun tamamen dini değerlere bağlı ve din taklidi yaptığı göz önünde tutulursa, Nasrettin Şah döneminde ruhanilerin tütün olayındaki halk seferberliğinde önemli bir rol oynadıkları ortaya çıkar. Tütün boykotunda Mirzaye Şhirazi, tekel kullanımını “İmam zamana” (Onikinci İmam) savaş olarak niteliyor ve ekonomik bir olaya dini bir boyut veriyor. Böylece hükmün bu boyutu aynı zamanda devletin siyasi meşruiyetini de elinden alıyordu. Devlet, buna karşı halkı anlaşmanın gereğini yerine getirmeyle zorlasaydı, dini inançlara savaş açmış olurdu. Doğal olarak devlet buna karşılık verme gücüne sahip değildi ve boykot uygulama aşamasına geçseydi halkın birlik ve beraberliğinin bir simgesi olacaktı. 1 İkinci örnek Şahın tütün olayında Mirzaye Aştiyani'ye Tütün Helalliği Fetvası için baskı yaptığının ortaya çıkmasıdır. Şah ona Fetva vermesi veya İran'ı terk etmesi için baskı yaptı. Mirza ikinci yolu seçti. Ancak Mirzaye Aştiyani'nin Tahran'ı terk edeceği sırada binlerce kişiye ulaşan kadın ve erkeklerden oluşan bir kalabalık evinin önünde toplandı. Kalabalık, kadınlar önde erkekler arkada olmak üzere saltanat sarayına doğru yürüyüşe geçti ve büyük bir gösteri düzenleyerek sloganlar attılar. 2

c) Organizasyon Her zaman ruhaniler arasında bir iletişim ağı vardır. Şii

mezhebinde taklit edilecek hocaların sayısı azdır ve onların diğer ruhanilere kıyasla bazı üstünlükleri vardı. Dini okullar ve ruhaniler arasında iletişim olması, onlara her zaman resmi çerçeveler dışında ve devlet kontrolü olmaksızın haberleşme olanağı sağlıyordu. Bu yüzden organizasyon konusunda çok başarılıydılar. Dini her şeyi olan halk üzerinde, camiler, minberler, ve dini merkezler, iletişim araç-gerecinin

1 2

Hüseyin Abadiyan, a.g.e., s. 126. İbrahim Teymoori, a.g.e., s. 152.

77

bulunmadığı yerde çok etkilidirler. Halkın şii din liderlerinin evlerinde ve camilerde toplanıp dini liderlerin konuşmalarını dinlemeleri, esasında halkın anlaşmaya karşı hareket için başlangıç sayılırdı. Ayaklanmanın başarısı İslam’ın yabancılar ve kâfirlere karşı zaferi olarak yorumlandı. Bu halkın dini liderlere itaat ettiklerine dair en iyi örnektir ki, temelinde de ortak kimlik yani dini taklit yatar.

d) Liderlik Safaviye Döneminde dini ulema dolaylı olarak siyasal olaylar ve kararları etkilese bile, doğrudan hiçbir müdahalede bulunmamıştır. Onlar İslam’ın başlangıcından beri iktidarda hep gaddarların bulunduğuna inanır, siyasal olaylara doğrudan karışmazlardı. Onlardan kalan yazılar ve metinlerde, İslam hükümeti ile ilgili bilgilere pek rastlanmaz, pratik olarak kendilerini hükümetten sürekli uzak tutmaya çalışmışlardır. 1 Ancak Kacar Döneminin başından itibaren, şii alimler çoğaldı ve hükümet kendi yaptıklarına meşruiyet kazandırmak için onları daha fazla kullanmaya çalıştı. Böylece ulemanın siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlardaki etkinlikleri artmıştır. Hükümet ve ulemanın ilişkileri Kacar Döneminin başında iyi gitmesine rağmen, dış sömürü faktörünün devreye girmesi ile soğumaya başlamıştır. Bu soğukluğun başlangıcı tütünü boykot olayıydı. Çoğu İranlının görüşüne göre tütün hakkı yabancılara verilen en zararlı imtiyazlardan biri idi. Çünkü bu hakla binlerce tüccar ve çiftçinin geleceği tahrip ediliyor ve bir o kadar da aile sıkıntıya giriyordu. Fars bölgesinde verimliliğin ve tütünün kalitesinin yüksek olması nedeniyle Reji Firması işe oradan başladı. Firma işin hükümetten bir yazıyla Fars valisine gitti, ancak firmanın giriş haberi ile birlikte Fars'ta dini liderlerin liderliğinde itirazlar başladı. Şiraz halkının tepkisinden sonra, Tebriz halkı da ulemanın liderliğinde tepki göstermeye başladı, bilindiği gibi sonuçta Reji Firması
1

Mohsen Beheşti, a.g.e., s. 18.

78

geri adım atmak zorunda kaldı. Şiraz ve Tebriz'in yanında, Isfahan kentinde de tütün hakkı aleyhine, halk ulema liderliğinde ayaklanmıştır. Tütün boykotu için ilk fetva Isfahan'ın din hocalarından geldi. Tahran'da Hacı Mirza Hasan Aştiyani, ayaklanmada güçlü lider rolünü üstlendi ve bir sürü olaydan sonra, Nasrettin Şah'ın Mirzaye Aştiyani'yi tehdit etmesine rağmen, Mirza'nın Fetvası üzerine Tahran'da da olaylar diğer kentlerdeki gibi daha şiddetli olarak başladı. Bunun üzerine hükümet ulemanın liderliğini kabul ederek, onları muhatap almak zorunda kaldı. "Dini düşünce ve Reji Ayaklanması" kitabının yazarına göre: “Şah, kendine muhatap alması gerekenin hocalar olduğunu biliyordu. Bu yüzden krizin çözümünü onlardan istedi” 1. Ancak ayaklanmanın esas lideri İran dışında bulunan ve meşruiyeti çok yüksek olan bir din alimiydi. O diğer şii ailelerin taklit ettikleri, zamanın en büyük alimi Mirzaye Şirazi'dir. Mirzaye Şirazi, yabancıların ülkeye müdahalelerinin sonuçları hakkında Şaha birkaç mektup yazıp sonuç almayınca tarihi fetvasını şu şekilde yayımladı. "Bismillahirrahmanürrahim, bugün tütün kullanımı imam-i zamanla bir nevi muharebedir". Bu fetva kısa sürede İran'ın her tarafına ulaştı ve halkın hareketlenmesi doruğuna ulaştı.

1

Hüseyin Abadiyan, a.g.e., s. 155.

79

Tütün Ayaklanmasında Ruhanilerin Rolleri ve Etkililikleri 1- Hazırlama: Usuli düşüncenin Ahbari ve Soficiliğe galip gelmesi, Şia mezhebinin Kacar ve Safavi devletleri tarafından resmi din olarak kabul edilmesi, hükümetle ilişkide iki yönlü davranış; bir kesim dini olmayan hükümetin meşruiyetini reddederken diğer kesim şahı Allah gölgesi olarak nitelendirmesi. 2- Oluşum: teceddütçülük, yenilenme ve reformların karşısında gelenekleri koruma 3- Zafer : Kafirler, fetva yayınlamalarında içtihadı kullanma 1- Hazırlama: Vakıflar, medreseler, şeriat mahkemeler ve bazı idari ve defteri makamları yönetme, Irak’ta dini eğitim, şeyh-ül İslam, Cuma ve cami imamlık unvanlarını elde etme amacıyla hükümetlerle işbirliği, türbeler ve ilmiye okulları. 2- Oluşum: Yukarda zikredilen tüm faktörler artı ulema evlerinde toplanma Tütün Hareketindeki ruhanilerin rolü 3- Zafer : Yukarda zikredilen tüm faktörler 1- Hazırlama: ulemanın yazıları, İran – Rusya savaşında Ruslara karşı cihat ilanı,. 3- Seferberlik 2- Oluşum: dini törenler, konuşmalar, minberler, halkı gösterilere davet etmek, halkı “Şah Abdülazim Türbesi”ne göndermek
3- Zafer: Mirzayi Şirazi ve İsfahan ulemalarının fetvaları

1- İdeoloji

2- Organizasyon

1- Hazırlama: Muhammed Baqir Şefti 2- Oluşum: Bazı ulemanın hükümetle işbirliği ve diğerlerinin inzivasından dolayı önemli rol oynamamışlar. 3- Zafer : İsfahan, Fars (eyaleti) ve bazen Tebriz ve tahran ulemaları Tütün Harekatında lider rol almışlar. Meşhed, Kirman ve diğer şehirlerin ulemaları sadece Mirza-yi Şirazi’nin fetvasından sonra halkın yanında yer aldılar.

4- Liderlik

80

C. Tütün Ayaklanmasında Esnafın Rolü On dokuzuncu yüzyılın yaklaşık ikinci çeyreğinden itibaren tüccar ve esnaf Avrupa ve Rusya şirketleri cephesinden ağır bir rekabete maruz kaldılar. Yabancı şirketler ülke ticaretinin önemli bir bölümünü elde ettiler. İran ne iktisadi kaynaklar açısından ne de siyasi güç açısından Avrupa ve Rusya İmparatorluklarına kafa tutamazdı. Bu nedenle tüccar ve esnaf, devlet ve uluslararası sermayeye karşı eylemlere başladılar. Onlar ilk adım olarak yabancı malları boykot etme, ve saltanattan Bu bazı koruyucu politikaları oldu. isteyen Müslüman dilekçelerle ile gayri yoğunlaştılar. taktikler başarısız

Müslümanların menfaatleri çeliştiğini göz önünde bulundurursak, batı dominantlığı ve katı yönetimin varolan problemlerin nedeni olduklarını göstermede, dini vaizlerin ne denli etkili olduğu gözükebilir. Dini vaazların etkisiyle, tüccar ve esnaf çıkarcı eylemlerini aşarak Britanya’yla olan çekişmelerini dini çerçeveye sokarak Müslüman ve gayri Müslüman çatışmasına dönüştürdüler. Böylece ekonomideki dış müdahaleye karşı halkı harekete geçirdiler 1. 1837 yılında Ralli Ticarethanesi Tebriz’de bir şube açtığında, Avrupa tüccarlarına karşı ilk kez bir takım protestolar yapıldı. Bu eylemler başarısız oldu ve tüccarların bu amaçla kurdukları birlik de dağıtıldı. Avrupalı tüccarlara karşı bir diğer başarısız eylem de 1864 yılında yapıldı. Yerlilerin Avrupalılara göre daha fazla vergi ödedikleri ve mallara farklı vergi uygulandığı nedeniyle, Kacarlar’ın vergi politikası tüccarları çökertmekteydi. Yerli tüccarlar iç piyasayı kaybettiler. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında ülke tamamen yabancı şirketlerin eline geçmiş durumundaydı. Kuzey sınırlarda Rus tüccarlar dış ticaretin yaklaşık yarısını ve güney sınırlarında ise İngiliz tüccarlar tüm ticareti kontrol altına almışlardı. Batıyla olan ticari çatışma sadece ticaret sektörünü değil İran’ın sanayisini de hemen hemen yok etmişti.
1

Moaddel, Ibid., p. 107.

81

Devlet iç ticareti desteklemekte başarısız oldu ve buna ek olarak da Rusya ve İngiltere’nin kendi vatandaşlarını destekleme doğrultusunda İran’ın içişlerine de müdahale etmekteydiler. Böylece İranlı tüccarlar daha fazla Avrupalı firmalara bağımlı hale gelerek yabancıların ortağı değil birer temsilci veya kişisel dürüstlüğe sahip olan birer eleman konumuna düştüler. On dokuzuncu yüzyılın başlarında İranlı tüccarlar “liberal ve dar kafalılar arasında özgür düşünceli” ününe sahiplerken Avrupalıların gözünde güvenilmez alçak ve yabancıları aldatan insanlar olarak tanındılar. Tüccar ve esnafın gittikçe ekonomik pozisyonlarıyla birlikte azalan sosyal saygınlıkları, onları yabancılar ve devlete karşı direnmeye itti. Bu olaylar tüccar ve küçük burjuvaları ortak siyasi platform çatısı altında birleştirdi. Şüphesiz bu durum çarşının Tütün Ayaklanmasında aktif bir rol almasını açıklayabilir 1.

a) İdeoloji Kacar döneminin sonlarında tüccar gelişmiş ülkelerle olan ticari ilişkilerin artması nedeniyle madenlerin işlemesi ve yeni fabrikalar kurma konusunda çalışıyordu. 2 Dış ticaretin gelişmesi ve batının etkisi, dış piyasalara hammadde ihracatını dış piyasalara artırdı. Liberalizm ve nasyonalizm, yeni doğmuş bir tacir sınıfı ideolojisi olarak siyasi ve ekonomik hareketlerin ideolojik zeminini oluşturdu. 3 Kacar iktidarının esnaf üzerindeki baskısı onların mallarına ve ticari haklarına bir saldırıydı. Büyük tüccarların mallarının elinden alınması ve bazı hükümet mensuplarının onlara olan borçlarını ödememeleri, malların fiyatlarına, ticari kervanlara ve piyasaya şehzadeler tarafından el konulması, tüccara yapılan baskılardı ve bu yüzden tüccarlar "Tüccar Vekiller Meclisini" kurdular ve bu yolla

1 2

Ibid, p. 110. Ahmet Eşref, a.g.e., s. 82. 3 Hüseyin Beşeriye, a.g.e., s. 90.

82

ekonomik emniyete ulaşmaya çalıştılar. 1 Tüccarla aralarında yaptıkları yazışmalarda bu olay açıkça ortaya çıktı. Devletin bu tekel imtiyazından dolayı meydana gelen mali zararını tüccarlar rakamlarla ortaya koyarak, devletin buğday, haşhaş ve pirinç gibi ürünlerde de aynı yola başvurmasından korkuyorlardı. 2 İran piyasasında güçlü ve güçsüz gruplar arasında bir bağın olduğu gerçektir. Bu bağ daha çok üst sınıfın menfaatlerini koruyacak bir ideoloji biçimini destekler niteliktedir. Esnafın üzerinde durduğu değer daha çok İslami değerler ve özellikle adalettir ki bu İslamda ve özellikle şii düşünce sisteminde çok önemlidir. Şiiler her zaman Allah'ın adaletine ve tekliğine inanırlar ve bu anlayış her yerde ve herşeyde hissedilir. Şiilere göre hakimlerin adil olmaları gerekir, yani devlet halkın onurlu yaşaması için gerekli şartlar sağlamak zorundadır. Devletin adil olmayan bir vergi sistemi ile halkı zorlamaması gerekir. Adalet isteği tütün olayında da esnafın esas taleplerinden biriydi. 3 Tüccar ve din alimleri Kacar döneminde birbirine yakındılar. Tüccarın sosyal ve siyasal güçlerinden dolayı alimlere ihtiyacı vardı. Bazı önemli dini törenler esnaf tarafından yapılıyordu. Din hocalarının katılımı kayda değerdi. Aynı zamanda salt dini törenlere de esnaf her zaman katılmaktaydı. Düzenli toplantılar yapılıyor, siyaseti belirleme rolü bu iki gruba kalıyordu. Tüccar ve esnafın dini törenler dışında günlük hayatlarında da, anlaşma kontratı hazırlama, hakemlik, evlilik gibi olaylarda din hocalarına ihtiyaçları vardı. Bundan dolayı dini kesim kentlerde mezhep ideolojisi açısından daha geniş gruplara ulaşabiliyordu. Esnaf ve din alimleri tütün olayında daha çok kendi konumlarını korumak için devlet ve dış güçlere karşı birleştiler.

1 2

Yakup Ajand, Harekete Tutun, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1988, s. 78. Feradon Ademiyet, Name Hajı Muhammed Rehim Esfehanı Be Aminûlzarb ve Hareket Reji, Tahran, Peyam Yayınları, 1975, s. 140. 3 Nike Keddi, Ibid, p. 124.

83

b) Seferberlik Tütün ticaret hakkının yabancı bir şirkete verilmesi tütünün satış aşamalarında eli olan yüzlerce esnaf ve kişinin menfaatini ciddi biçimde tehdit etmeye başladı. İran'lı tüccarların Ahtar ve Kanun gazeteleri yolu ile bilgi alma olanakları daha fazlaydı ve bu nedenle bu olayın sonucundan endişe etmeye başladılar ve hemen ayaklanıp kentlerdeki esnaf gücünü seferber etmeye başladılar. 1 Azerbaycan tütününün ihracatına itirazlar, ilk kez Tebriz'de odak konumundaki bazı tüccar ve tanınmış kimselerle başladı. Yabancılar ve muhaliflere karşı tehdit niteliğinde bildiriler yayınlandı. Bu aşamada alimler herhangi bir işbirliğinden kaçındılar ve ayaklanmada rol almadılar. Hacı Mirza Cavat Müçtehit devlet ve tüccar arasında elçi rolünü üstlenmişti ve devlete, bu konuda ısrar ettiği taktirde kamu düzenini kontrol etmekte zorlanabileceğini bildirdi. 2 Tebriz’de başlayan esnaf ve tüccarın tepkisi yabancıları ciddi olarak tehdit eder duruma düşürdü. Her ne kadar İtimadülsaltana Tebriz ayaklanmasını Rusların kışkırtması olarak niteliyorsa da tüccarın itirazı Rusya'dan dolayı değildi. 3 Rusya bu hakkın İngilizlere verilmesine karşıydı ama, ayaklanmanın esas sebebi tüccarın bilinçli olmasıydı. Isfahan'da tüccar telaşlanıp Zellulsultan'a itiraz mektubu yazdılar ve Ayetüllah Necef'den -ki çok etkili bir alimdiyardım istediler. Hatta en saygın tüccarlardan biri deposunu ateşe vererek itiraz ve direncini dile getirdi. 4 Fars bölgesi tütünün en önemli ekim merkezidir. Bu bölgede tüccar adı geçen firmayla kesin olarak alışveriş yapmadı; mallarını halka bedava dağıtıp ayaklanmaya hazırlandı. Sadece yabancıya satmamak için orada da tüccarlardan bir bölümü tütünlerini geceleyin yaktı sonra firma yetkililerini yakılan malların başına götürüp, mallarını Allah'a sattıklarını söylediler. Bu olaylar halkı heyecanlandırıyor ve
1 2

Ahmet Eşref, Mevane Tarihi Towse Sermayedari Dar İran, a.g.e., s. 111. Faradon Ademiyet, a.g.e., ss. 34-43. 3 M. Etimadulsaltaneh, Hatırate Rozname Negarı, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1971, s. 76. 4 Feradon Ademiyet, a.g.e., ss. 52-53.

84

tütün mücadelesine hazırlıyordu. Tahran Ayaklanmasında, önemli iki tüccardan biri Hacı Muhammed Hüseyin Aminülzarb ve diğeri Hacı Muhammed Kazım Melekültüccar başrolü oynadılar. Aminülzarb başlangıçta firmaya işbirliği sözünü vermesine rağmen daha sonra firmayla ilişkisi yürümedi ve halkı firmaya karşı tahrik etmeye başladı, bu tütün boykotu için en iyi yoldu. 1 Tüccarlar boykotu yaymak ve yabancıların önünü kesmek için özellikle toplumun alt sınıflarına ulaşma konusunda ve ruhanilere ihtiyaç duydular. Aynı zamanda Ulaştırma Bakanı Eminüldevle gibi Liberal siyasetçileri ve reformcuları kendilerine katılma ve muhalefet etmeme konusunda ikna ettiler. 2 Tahran tüccarlarından Mirza Kazım Melekültüccar'ı da kamuoyunu tütün tekeline karşı seferber etme konusunda unutmamak gerekir. Ayetüllah Mirzaye Şirazi'nin tütünü boykot fetvasını bastırıp yayınlamıştı (1892). Şirazi'nin Fetvası halk arasında çok büyük bir harekete yol açtı. Buna karşı devlet ve taraftarları bir ilan yayınlayarak bu fetvanın Mirzaye Şirazi'ye ait olmadığını ileri sürdüler. Onlara göre, fetvayı Mirza Kazım Melekültüccar kendisi yazıp Mirzaye Aştiyani emriyle yayınlamıştı. Bu haberler üzerine Tahran-Tebriz-Isfahan ve birkaç büyük kentin alimleri Samere kentine telegraf çekip Mirzaye Şirazi'den bu konuda bilgi istediler ve olay kendiliğinden halk arasında yayıldı. 3 Gilbar – Feridun Ademiyet ve Mensur Moadel araştırmalarında itiraz ve sonuçlanma onurunun esnafa ait olduğuna inanıyorlar. Her ne kadar görünüşte din alimleri bu olaya liderlik etmiş olsalar da (18911893) esasında olaya önderlik eden esnaf ve tüccardır. Moadel, makalesinde "tüccarın ruhanilerden yardım istemesini onları dini olmayan istekler doğrultusunda ve emperyalizme karşı çok zekice kullanmaktı" der. Tüccar dini değerleri ortaya atarak hem kendi menfaatleri için hareket ettikleri yolundaki iddiaları sildi, hem İngilizlere
1 2

Mehdi Bezirgân, a.g.e., ss. 168-171. Janet Afari, İran Der Enghelabe Meşrute, Çev. Rıza Rızai, Tahran, Biston Yayınları, 2000, s. 53. 3 Muhammed Ali Katoziyan, a.g.e., s. 52.

85

karşı mücadeleyi İslam ve kafirler mücadelesine dönüştürüp halkı ekonomik müdahaleye seferber etti. 1

c) Organizasyon Esnafın tütün ihtilalinde aktif ve önemli rolleri vardı. Ancak organizasyonda onların faaliyetlerini Ruhaniler grubundan ayrı ele alamayız. Tüccarın din alimleri anlaşmaya ile karşı, halkı Zira uyandırmaktaki aralarında geniş

faaliyetlerinin çok önemli olduğu açıktır. Ancak tüccarlar sorunu halka yardımı (60 ilettiler. daha çok kendi organize halka olmuşlardı. inemiyorlar, oluyordu. Tüccarın Tüccarlar Vekil kendi Meclisi) hedefleri Ancak

faaliyetleri

doğrultusunda

d) Liderlik Mücadelenin başında esnaf ve tüccar birlik değildi. Niki

Keddie'nin ilginç itilaf olarak nitelendiği, dini ulema, tüccar, dükkan sahipleri ve küçük burjuvaların geniş bir kitlesiydi. Bu unsurların çokluğu, ayaklanma isteğinin artmasına neden oldu. 2 Hareket başlangıçta belirli bir liderliğe odaklanmış değildi, ancak halkın müdahalesi ile, dini ulemanın davet edilişi, esnafın liderlik konusunda geri adım atması olarak nitelendirilir. Esnafın tütün hakkına karşı mücadelesi değişik şekillerde yorumlanmıştır. Kamuoyu Fetva hükmünün önsözünün Melekültüccar'a ait olduğunu düşünerek bunu tüccarın hareketteki liderlik ve faal etkinliği olarak değerlendiriyordu. 3

1 2

Janet Afari, a.g.e., s. 53. Nike Keddie, Ibid, p. 126. 3 Feradon Ademiyet, a.g.e., ss. 55-56.

86

Başka bir yaklaşım da, hareketteki faal rolü dini ulemaya bağlayarak ön plana çıkartır, esnaf ve tüccarın önemini reddeder. 1 Bu her iki görüşe karşın, Niki Keddie, ayaklanmada dini ulema ve tüccarın rolünü birbirinden ayırmayı yanlış ve abes olarak nitelendirir, bu iki grubu rolleri itibariyle birbirinden ayrı düşünmez. 2

1 2

Hüseyin Abadiyan, a.g.e., s. 58. Nike Keddie, Ibid, pp. 55-56.

87

Tütün Ayaklanmasında Esnafın Rolleri ve Etkililikleri

1- Hazırlama: Geleneksel din ve Şia 2- Oluşum: Başlangıçta yabancı malların boykotu ve daha sonra da boykot eyleminin başarısızlığı sonucunda Müslüman – gayri Müslüman (kafir) düşüncesinin öne sürülmesi, Avrupalılara verilen çeşitli imtiyazlara karşı çıkma, nasyonalizm – liberalizm ve toplumsal adaleti savunma 3- Zafer : Tütün imtiyazı, emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı çıkış 1- Hazırlama: Tüccar ve iş adamlarının teşekkülleri, ulema, camiler ve türbelerle olan ilişkilerinden dolayı ulema ve halk arasında bir köprü oluşturmuşlardı. 2- Oluşum: Yukarda zikredilen tüm faktörler artı Tüccar Vekiller Meclisi, 60 tütün tüccarının anlaşması 3- Zafer : Yukarda zikredilen tüm faktörler 1- Hazırlama: çeşitli dini törenlere katılım, aydınlatıcı bazı gazetelerin (örneğin Kanun ve Ahter) okunması. 2- Oluşum: Yukarda zikredilen tüm faktörler artı camilerde toplanma, konuşmalar, dedikodular, tehdit ilanlar ve yazılar, ulema ve devlet mensuplarına mektup gönderme, imza toplama ve mal deposunu yakmak
3- Zafer : fetvanın ön hazırlıklarında işbirliği ve fetvada

1- İdeoloji

2- Organizasyon Tütün Hareketindeki Esnafın Rolü

3- Seferberlik

tüm imkanlarınla (mali, fiziksel katılım ve ulemayla işbirlik) katılım 1- Hazırlama: –– 2- Oluşum: Hacı Muhammed Hüseyin Emin-ül Zarp, Hacı Muhammed Kazım Melek-ül Tüccar, Hacı Cavat Müçtehit ve Zill-ül Sultan. 3- Zafer : Tebriz, İsfahan, Fars (eyaleti) ve Tahran tüccarları Mirza-yi Şirazi’nin fetvası öncesinde harekete liderlik yapıyorlardı, Mirza-yi Aştiyani, Melek-ül Tüccarın fetvayı hazırlayıp yayılması

4- Liderlik

88

Tablo 2.1. Roller ve aşamaların sonucu, Tütün Ayaklanması'nda insani etkenlerin etkinlik dereceleri.
Oyuncular ve etki dereceleri Roller ve Aşamalar Hazırlama Milli Aydınlar Az Orta Çok Az Ulema Orta Çok Az Esnaf Orta Çok

√ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √

√ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √

√ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √

İdeoloji Seferberlik Organizasyon Liderlik

Oluşum Zafer Hazırlama Oluşum Zafer Hazırlama Oluşum Zafer Hazırlama Oluşum Zafer

Genel Değerlendirme Grafik 2-1'de görüldüğü gibi ideolojik roller açısından etki derecesi sıralaması şu şekildedir: 1.Dini ulema, 2.Milli aydınlar ve 3.Esnaf. Seferberlik açısından : 1-Ulema ve esnaf ve 2. Milli aydınlar. Organizasyon açısından: 1Dini ulema 2- Milli aydınlar ve 3- Esnaf. Liderlik açısından: 1- Milli aydınlar ve esnaf ve 2- Ulema.

89

Milli Aydınlar

Milli Aydınlar

Milli Aydınlar

Dini Ulema

Dini Ulema

Dini Ulema

Esnaf

çok

Milli Aydınlar

Esnaf

Esnaf

orta

az

İdeoloji

seferberlik

Organizasyon

Liderlik

Grafik 2.1. Tütün Ayaklanmasında değişik roller açısından etki derecesi. Son Söz : Tütün hareketinde devrimin esas rolünü üstlenenler açısından, etkili olma sırası : 1. Dini ulema, 2. Milli Aydınlar ve 3. Esnaf şeklindedir.

Çok

Orta

Az

Milli Aydınlar

Esnaf

Dini Ulema

Grafik 2.2. Tütün Ayaklanmasında insani etkenlerin etki dereceleri.

90

Dini Ulema

Esnaf

II. MEŞRUTİYET DEVRİMİ Meşrutiyet devleti teorisi 18. yüzyılın ürünüdür. Ancak bu düşüncenin temelleri Orta Çağa kadar uzanır. Meşrutiyet'in bazı temel düşünsel kavramları mutlak (oteriter) devlet teorisinin yüzyıllar öncesine gider. Buna rağmen mutlak devlet teorisi kendi içinde meşrutiyet düşüncesi için zemin hazırladı. Mutlak devlet meşrutiyet düşüncelerinin oluşumunu meydana çıkarlarına sağlayan getirdi. hitap bütünlük içinde merkezi bir etkinliğini aynı siyasal zamanda düzen devletin halk Monarşik eden sistemin yitirmesi,

iktidarların

oluşması

egemenliği ve milliyetçi düşüncelerin gelişmesi, devlet kavramına yeni yorumlar getirilme gereksinimine neden oldu. 1 Meşrutiyet düşüncesi temelde tarihsel olarak 6 değişik döneme dayanmaktadır. 1. Yunan ve Roma düşünceleri, 2. Feodalizm dönemine ait düşünceler, 3. 15. yüzyılda katolik kilisesinin şûra hareketi, 4. Fransız yazarların meşrutiyet devlet düşünceleri, 5. Dini reformlar dönemindeki dini ve siyasal tartışmalar, 6. İngiltere iç savaşı döneminde sınırlı saltanat konusunda karmaşık tartışmalar. 2 Meşrutiyet sözcüğü İran ile ve Türk araştırmacılara Görünüşe göre göre

“Constitutionalizm”

sözcüğü

eşanlamdadır.

meşrutiyet sözcüğü ilk olarak Osmanlı Sarayında, İran elçisi tarafından mektuplarda kullanılmıştır. 3 Meşrutiyet devriminin İranlı yazarları da, sözcüğü, gerçek köküne bakmadan batılı kavramlardan almışlardır. Bu noktadan yola çıkarak meşrutiyetin kanun ve anayasa hakimiyeti demek olduğu anlaşılır.

1 2

Andrew, Vincent, Theories of The States, Oxford, Basıl Black Well – 1987, pp. 123-124. Ibid, p. 124. 3 Brigeston Moor, Usule Ejtemaîe Demokrasi ve Diktatori, Çev. Hüseyin Başeriye Tahran, Üniversite Yayınları, 1990, s. 50.

91

Meclisin

kurulması

ve

hukuk

düzenini

sağlayan

yasaların

egemenliği dışında, bireysel özgürlük ve güçler ayrımı gibi değerler de meşruti yönetimlerde mevcuttur. 1 İran’da meşrutiyet yönetim 1905’den sonra, diktatörlüğün yıkılıp toplumda başlamıştır. Bu dönemde aydınların düşünceleri onlarca gazete ve dergide yayınlanmıştır. kanun hakimiyetinin sağlanması ve meclisin açılmasıyla

A. Meşrutiyet Devriminin Temelleri Meşrutiyet devrimi ve mutlak saltanata karşı itirazlar, düşünsel, siyasi ve ekonomik olmak üzere iki ana sebep ile ayrıca geçici olan bazı hızlandırıcı sebeplerin ve faktörlerin sonucudur; Meşruti yönetim Muzafferettin Şah döneminde zirvesine ulaşmış, meşru istekler çerçevesinde oluşarak yönlendirilmiştir.

a) İç Etkenler İran meşrutiyet devriminin düşünsel temelleri, daha önce aydınların düşüncelerinin yayılması sonucu hazırlandı. Masonlar, Ademiyet Derneği, İran Uyanma Lejyonu, Terakki Ocağı gibi ilerici dergiler, aydınların düşünsel ve bilimsel faaliyetlerini organize ediyordu. Ayrıca devrimin hemen başında, İran'ın batıya göre geri kalışını telafi etmek için siyasal, ekonomik ve tarımsal alanda geniş çaplı bir reform talebinde bulundular. Halkı değişik yönleri ile etkileyen iç ekonomik temeller şunlardır: 1. Sah’ın savurganlığı ve ülke kaynaklarını yabancılara satarak yabancıların ekonomik hakimiyetine yol açması, 2. Kötü ekonomik koşullar ve üretimin dağıtım olanaklarının olmayışı,
1

a.g.e. s. 65.

92

3. Ekonomik ve gümrük düzeninin dağınıklığı, 4. Rekabet gücünün ve kâr sağlayan bir piyasanın olmayışı, 5. Ülkeyi saran fakirlik, 6. Tüccarın, Şah’a zorunlu ödediği vergiler, Meşrutiyetin iç siyasi temelleri şunlardan ibarettir: Tütün hareketinden sonra Nasrettin Şah tehlikeli olan yenilikleri bırakarak siyasal baskıyı artırdı. İmtiyaz vermeyi sona erdirdi ve Darülfünun’un genişlemesini durdurarak yeni okulların kurulmasını yasakladı. Tebriz’de bağnaz mezhep grupların yeni okulu yakmasına göz yumdu. Ahter ve Kanun gazetelerini yasaklayarak dış dünyaya ait yayınları engelledi. Yurt dışına öğrenci göndermeyi durdurarak kendi ailesi dahil normal insanların Avrupa’ya gidişlerini yasakladı. Ayrıca Nasrettin Şah kavimsel çatışmaları artırken Babileri kendine kalkan etti 1.

b) Dış Etkenler Meşrutiyetin dış siyasi temelleri şunlardan ibarettir: (1) Rusya’nın Japonya’ya yenilmesi: Rusya’nın 1905’te

Japonya’ya yenilmesi İran halkını çok etkilemiştir. İran iktidarının gözüne o kadar güçlü görünen ve İran topraklarının büyük bölümünü geçmiş senelerde elinden alan Rusya’nın küçük bir Asya ülkesine karşı dayanamamasını halk, Japonya iktidarının becerisi olarak yorumlarken İran’ın da Rusya’ya yenilmesini İran iktidarının beceriksizliği olarak yorumlamıştır. (2) Rusya Devrimi: 1905 yılında Rus halkının mücadelesi sonuca ulaşmış ve Çarlık yönetimi ayaklanmayı bastırma çabalarına rağmen, sonunda dayanamayıp meşrutiyet yönetimini kabul etmek zorunda kalmıştır. Rusya'daki
1

Bu

mücadeleye

başlamış

olan

İran

halkını

daha

da

cesaretlendirmiştir. İran halkı, kuzey kentleri, tüccar ve esnaf yoluyla gelişmeler hakkında bilgi sahibi olduğundan, Kafkas

Abrahamian, Ibid. p. 67.

93

bölgesindeki

anti

istibdat

düşünceler

ve

özellikle

Bakü’deki

hareketlenme, İran halkının düşünsel değişimini hızlandırıp kanun ve meclise dayalı bir yönetim isteğine sürüklemiştir. 1 Meşrutiyetin dış ekonomik temelleri şunlardır: 1. Yabancıların ülkedeki ekonomik hakimiyeti ve bunun sonucu olarak tüccar ve esnafın iflas etmesi: Rusya ve İngiltere’nin İran’a ihracatları İran'ın bu ülkelere ihracatının birkaç katıdır. Dış kaynaklı yatırımlar ve yabancı ürünlerin iç piyasaya akını yerli üretimi yok etmişti. 2. Verilen imtiyazlar ve haklar: Royter Hakkı: Bu anlaşmaya göre; altın, gümüş ve değerli taşlar dışında, bütün diğer kaynaklar ve ormanların kullanımı, su kanallarının ve, demiryollarının tesisi ayrıca 70 yıl boyunca her türlü ürünün İran’a ithali ve gümrük yönetimi 25 yıl süreyle Royter’e (Baron Juliuos De Royter) verilmiştir. Halkın Molla Ali Keni önderliğindeki yoğun tepkisi üzerine anlaşma fesh edilmiştir. 2 Tütün hakkı: Tütün ayaklanmasında anlatılmıştır. Kuzey Deniz Kaynakları Hakkı: Bu anlaşmaya göre Şah bütün kaynakları Mirza Hasan Sepahsalar’a kiralamış (1876), O’da kira kontratından sonra tüm hakkını birden bir anlaşma ile Rus Estephan Liyanazof’a devretmiştir. Rus Borçları Banka Hakkı: İngilizlerle yapılan anlaşmalarından biri Şahanşahı banka hakkıdır. Buna karşın Ruslar'da borçlar bankasının tesis hakkını istemişler Şah bu anlaşmayı kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu banka Rus maliye bakanlığının bir şubesi olup siyasi ve ekonomik olarak İran’daki hakimiyetini geliştirmek için büyük çaba harcamıştır.
1 2

Abdülrafi Hakikat, a.g.e, s. 102. Emadeddin Baghi, Tarihe Dore Jadide İran, Araştırma ve Programlama Teşkilatı, Tarih Bölümü, 2001, s. 39.

94

Dışarıdan

Alınan

Krediler:

Bu

krediler

Şah'ın

ziyaret

ve

eğlencelerine gidiyordu ve yabancıların gelir kaynağına dönüşmüştü. Kredilerin faizleri çok yüksekti ve ülke ekonomisini daha da felç ederek halkın mağdur olmasına ve şikayetlerine sebep olmuştur.

B. Devrimi Hazırlayan Olaylar Baskı, komplo ve inziva dönemi Nasrettin Şah’ın 1896 yılında öldürülmesiyle sona erdi. Ellinci saltanat kutlama programı sırasında Hz Abdülazim’de bir müflis esnaf Nasrettin Şah’ı kurşunlayarak öldürdü. O kurşun sadece Nasrettin Şah ömrüne son vermekle kalmayıp, Kacar Hanedanını bitirdi. Muzaffer-ül Din Şah (1896 – 1906) bazı yanlış ekonomik politikaları uygulamakla, bilmeden Kacar rejiminin çöküşünü öne aldı. Yerli tüccarlara uygulanan ticari tarifeleri artarken ülke kapılarını yabancılara açtı. O tüm merkezi ve kuzey eyaletlerdeki petrol çıkarma iznini İngiliz bir şirkete (Darsi) verdi, ayrıca yeni yolların aidat toplama tekelini de İngiliz “Şahi İmperial Bank”a verdi. Bazı özgürlükçü gazeteler örneğin “Habl-ül Metin” Hindistan’dan ve “Perveriş” Mısır’dan girişini serbest bıraktı. Ayrıca yolculuk kısıtlamalarını kaldırarak ticari, kültürel ve eğitim topluluklarını destekledi. Türkçe bildiklerinden dolayı Kafkas ve Osmanlı İmparatorluklarını izleyebildikleri için bazı genç aydınlar Tebriz’de “Gencine-i Fonun” (Fenler Hazinesi) adında nüfuzlu bir Farsça gazete çıkardılar. Gelecek devrimde önemli rol alacak olan iki kişi, bu grubun arasında yer almaktaydı; Mirza Muhammed Ali Han Terbiyet yenilikçi bir kitapçı ve Seyit Hasan Takizade. Takizade Şeyhiciliği takip etmek için kendi muhafazakar ruhaniler ortamından ayrılmış ve daha sonra batı dilleri, yeni bilimler (fizik, tıp, kimya) ile ilgilenmişti. O gruba benzer bir diğer topluluk da “Maarif” adıyla Tahran’da kuruldu, bu grup kendi kitaplarını 95 toplayarak ülkenin ilk milli

kütüphanesini kurdular. Kütüphane ve topluluğun öncül adamı “Mirza Nesr-üllah Melek-ül Mütekellemin” idi 1. Muzaffer-ül Din Şah, özgürlük ortamının siyasi muhaliflerin tatmin edeceğini umuyordu, fakat batının hızlı nüfuzu ile birlikte olan liberalizm, muhalifleri yarı gizli teşkilatların kurmasına yönetti. Böylece 1905 yılında İran hızla siyasal devrime doğru yol almaktaydı. Orta sınıf bir geniş sınıf haline gelerek ekonomik, düşünsel ve siyasal açıdan hükümetten ayrıldı. Yenilikçi aydınlar meşrutiyet, nasyonalizm ve dünyacılıktan ilham alarak geçmişi reddediyorlardı. Ayrıca hem orta sınıf hem de yenilikçi aydınlar farklılıklarına rağmen hamlelerini aynı yöne (merkezi hükümet) yönlendirdiler. Her iki grup da Kacar devletinin mali açıdan iflas olduğu ve ahlaki açıdan da itibarsız olduğunun farkındaydılar. Askeri açıdan da ülke çok zayıftı ve ülke devrime girmeye hazırdı. 1905 yılının başlarındaki ekonomik kriz bardağı taşıran son damla oldu. Tarımın ülke genelinde kötü olması, kuzey ticaretinin vebadan dolayı durgunluğu ve Japonya ile Rusya savaşı gıda maddelerinin ülke çapında artmasına neden oldu. Bu durumda devlet, gümrük gelirlerinin düşüşü, gıda maddelerinin fiyat artışı ve dış borç isteğinin geri çevrilmesinden dolayı yerli tüccara daha fazla vergi oranı uyguladı. Bu ekonomik kriz üç genel protestoya neden oldu ve her biri de öncekinden daha da şiddetli idi, bunlar da Meşrutiyet devrimiyle sonuçlandı. Belçikalı Mosyo Noz Olayı: Mösyö Noz İran gümrük başkanıydı. Tüccarın tamamen aleyhine olan bir gümrük tarifesi ortaya koyduğu için, tüccar da onun görevinden alınması için bahane arıyordu. Tam bu sırada, Mösyö Noz’un, ruhani elbisesi içinde bir dans meclisinde nargile kullanırken bir resmi yayınlandı. Halk bu olaya kızıp ve onun azlini istedi.

1

a.g.e., s. 70.

96

İki

hafta

müzakere

sonunda,

Muzaffer-ül

Din

Şah

ateşli

bildirilerden korktuğu için, Avrupa yolculuğuna gitmeden önce dönüşte Noz’u görevden alacağına dair söz verdi, fakat bu olay hiçbir zaman gerçekleşmedi. Banka Olayı: Eski bir mezarlığın yanında ve Tahran pazarının ortasında, devletin Ruslar’a banka binası olarak kiraladığı bir binada, çalışmalar sırasında yeni ölmüş bir dizi ceset ve kemik bulunmuştu. Bina sorumluları bunları bir kuyuya atmıştı. Bu olay ramazan ayına denk gelmiş ve halk namazdan sonra Şeyh Muhammed adındaki bir vaiz’in konuşmasının ardından binaya saldırıp yerle bir etmişlerdir. Tüccarın Sopalaması ve Pazar’ın Tatili: Banka olaylarından sonra halkın itirazları artınca, Şah’ın Sadrazamı Eynüldevleh daha önce Mosyo Noz olayına karışan bazı tüccarları çağırıp şekeri pahalaştırdılar bahanesiyle sopalattı. Diğer esnaf bu haberi duyunca tepki olarak camilerde toplandılar.

1. Hazreti Abdülazim’a Hicret Ve Soğra (Küçük) Hicret Ayetüllah Tabatabai, Ayetüllah Behbahani ve çevreleri, olayları inceleyip, esnafın şikayetlerini dinledikten sonra, Hazreti Abdülazim'de, greve gitmek isteklerini iktidara iletmek istemişlerdir. Ertesi gün yaklaşık 2000 kişilik halk topluluğu eşliğinde bazı ulema ve telebeleri Şehire Rey kentine hareket etmiş, ayrıca bir elçi ile isteklerini Şah'a duyurmuşlardır. Şah Mösyö Noz ve dönemin başkanı Ala'nin azli, adalet düzeninin kurulması, islami yasaların uygulaması ve vergi indirimi gibi istekleri kabul etmiş, Eynüldevleh de onları geri getirmekle görevlendirmiştir. 2. Kobra (Büyük) Hicreti Şah’ın, ulemanın taleplerini kabul etmesine rağmen, Eynüldevleh, halkın isteklerini kabul etmek istememiş, bazı ulema ve aydınları hapse attırmış veya sürgüne göndermiştir. Tabatabai, Eynüldevleh ve Şah’a 97

mektup yazmış ancak etkili olamamıştır. Eynüldevleh’nin emriyle tutuklanıp, sürülenlerden biri Mirza Hasan Ronşdiye, diğeri Şeyh Muhammed Vaiz'dir. Görevliler Şeyh Muhammed Vaizi bir ilmiye okulunun yanındaki bir askeri hapishanede tutuklu olarak sakladılar, ancak halk ve öğrenciler hapishaneye saldırıp kendisini kurtarmış, fakat saldırı sırasında askerlerin açtığı ateş sonucu Abdülhamid adında bir öğrenci öldürülmüştür. Halk onun cesedini defnettikten sonra, camilerde toplanmış, ulema da kentten uzaklaşıp ancak eylem için Kum kentine doğru yola çıkmış, bu harekette kalabalık bir halk grubu onlara eşlik etmiştir. 1

3. Halkın İngiltere Elçiliği’ndeki Eylemi Ulema’nın Kum kentine hareketinden sonra yaklaşık 20 bin kişi İngiltere Elçiliğinin önündeki parkta toplanarak, isteklerini şu şekilde devlete duyurmuşlardır. 1.Göçen ulemanın Tahran'a geri getirilmesi, 2. Adalet düzeninin kurulması, 3. Güvenliğin sağlanması, 4. Halk katillerinin yakalanması, 5. Eynüldevleh'nin azli. 6. Danıştay'ın tesisi. Sonuçta Muzafferettin Şah bu isteklere boyun eğmiş ve Eynüldevleh'ı görevden alarak yerine liberallerden Mirze Nesrüllah Han-e, Müşirüldevle görevlendirerek, ulemayı tekrar Kum kentinden Tahran’a davet etmiştir. Halk, İngiltere elçiliği önünde toplandığı zaman, Avrupa'da eğitim görmüş aydınlar vasıtasıyla kanun hükümeti, özellikle de Meşrutiyet ile tanışmış, böyle bir hükümet ve halk meclisi konusunda Şah'a ısrarda bulunarak ondan meşrutiyeti feshetmeyeceğine dair yemin etmesini istemiştir. Liberaller bir süre için iktidarla doğrudan masaya oturmayı kabul etmemişler, ancak Veliaht Muhammed Ali Mirza’nın çabaları sonucunda taraflar İngiltere elçiliğinde masaya oturmuşlardır. Sonuçta 3 Ağustos 1907’de Şah meclis ve adliyenin kurulmasına izin vermiştir. Meşrutiyet ilanı İngiltere elçiliği parkında halka okunmuş,
1

Emadeddin Baghı, a.g.e. s. 50.

98

bunun üzerine halk elçiliği terk etmiştir. Bir kaç gün sonra da Ulema Kum kentinden geri dönmüştür. 1 Gelecek meclis için seçim yasalarını yazma amacıyla hızla kurucular meclisi Tahran’da açıldı. Bu meclisin üyeleri genellikle tüccarlar, ruhaniler ve Tahran esnaflarının başkanlarından oluşmaktaydı. Seçim yasaları onların sosyal ve bölgesel yapılarının yansıması olduğuna şaşmamak gerekir. Kurucular Meclisi ve Milli Meclis seçimleri ülke genelinde siyasal örgüt ve radikal gazetelerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Eyalet merkezlerinde halk çarşı esnafı önderliğinde eyalet hakimlerinden bağımsız topluluklar kurdular ve genelde bu topluluklar hükümete karşı idi. Basın da bu dönemde aktifti ve İran’da basılan gazete sayısı yüze ulaştı, bu gazeteler genelde aydınlar dönemin ve en özellikle önemli topluluklar gazeteleri tarafından şunlardı; yayımlanıyorlardı. Bidari, Bu Terakki, Vatan,

Ademiyet, İttihat, Ümit, Asr-i No, Azat, Mücahit, Niday-i Vatan, Hukuk, Sur-i İsrafil, Müsavat ve Ruh-ül Kudus. Böyle bir ortamda Milli Meclis açıldı ve beklendiği gibi orta sınıf rolü meclisin sosyal yapısına yansımıştı. Üyelerin % 26’sı esnaf başkanları, % 20’si ruhaniler ve % 15’i tüccarlardan oluşmaktaydı. Bu mecliste üç siyasal akım vardı; saltanat yanlıları (despotlar), muhafazakarlar (ılımlılar) ve liberaller (özgürlükçüler). Despotların meclisteki sayısı az idi ve mecliste pek sevilmiyorlardı ve genelde prensesler, ayan ve ağalar arasından seçilmişlerdi. Ilımlılar meclisin çoğunluğuna sahiplerdi ve bu grup Muhammed Ali Şal Furuş ve Emin-ül Zarb liderliğinde hareket ediyorlardı, ayrıca Tebatebaii ve Behbahani tarafından da desteklenmekteydiler. Özgürlükçüler genelde aydınları temsil ediyorlardı, Tebriz’den Takizade ve Tahran’dan Yahya İskenderi önderliğinde siyasal reformlarla birlikte sosyal ve ekonomik alanlarda geniş reformların uygulanmasını savunmaktaydılar 2.
1 2

Abdülrefi Hakikat, a.g.e. s. 154. Abrahamian, Ibid. p. 75.

99

Meclisin ilk işi Meşrutiyet Anayasası’nı hazırlatmaktı. Şah bu yasayı imzaladıktan beş gün sonra öldü. Muhammed Ali Şah babasının yerine Tahta oturdu ve tıpkı Nasrettin Şah gibi davranmaya başladı. O kendi taç koyma törenine millet vekillerini davet etmeyerek onlara önem vermedi. Ayrıca bakanlara meclise önem vermemeleri doğrultusunda emir verdi ve eyaletlerin valilerine yerel toplulukları hiçe saymalarını önerdi. O Müşirüldevle yerine muhafazakar olan Emin-ül Sultan’ı sadaret koltuğuna oturttu. Fakat Şah ve Meclis arasındaki en önemli çatışma gelecekteki hükümet düzeni alanında ortaya çıktı. Milletvekilleri Belçika Anayasası’nı tercüme ederek parlamenter bir hükümet düzenini istemekteydiler. Anayasasının tamamlayıcı maddesi olarak tanınan “nihaiyi senet” iki temel bölümden oluşmaktaydı; birinci bölümde hukuk ilkeleri, yasalara karşı tüm insanların eşit olduğu, mali ve can güvenliği garanti altına alınmıştır. İkinci bölümde güç ayırımı yaparak, yasama gücü ön plana alınmıştı. Şah bu tamamlayıcı maddeyi kabul etmeyerek muhalif liderlerinden dördünü mülhit ilan etti ve bir Müslüman olarak meşrutiyeti değil meşruaya inandığını söyleyerek yabancı bir kavram olan meşrutiyeti kabullenemez ilan etti. O Alman Anayasası’na daha sıcak bakıyordu 1. Şahın bu yaklaşımı halk tarafından büyük bir tepki ile karşılandı ve sadrazam Emin-ül Sultan’a terör ilan edildi. Şah terör ve genel yürüyüşlerden korkarak geri çekildi. Şah prensesleri meclise gönderdi ve onlar da anayasaya bağımlı kalacaklarına dair yemin ettiler. Daha sonra Oxford mezunu olan Nasır-ül Mülk’ü sadaret makamına getirdi. Şah şahsen meclise gidip saltanat mührüyle anayasanın tamamlayıcı maddesini onayladı. Özgürlükçüler meclis içinde ve dışında daha fazla reformun uygulanmasına çalıştılar. Mecliste bütçe kanunuyla saray masraflarını kesip, şah ve şehzadelerin maaşlarını düşürdüler. Meclis dışında da din karşıtı reformlar uyulamaya kondu. Sur-i İsrafil Gazetesi ilk kez din
1

Ibid., p. 76.

100

adamları aleyhinde bir makale yayınladı ve Habl-ül Metin Gazetesi bir makalede Ortadoğu’nun geri kalma nedenini ruhanilerin olduğunu yazdı. İskenderi ünlü bir aydın idi, o bir kız okulu ve bir kadın topluluğu kurarak büyük bir tartışma yarattı. Bu eylemler ürün azlığı ve gıda maddelerinin fiyat artışına denk geldi. Milletvekilleri bütçe denkliğini korumak için vergileri düşürmediler ve serbest piyasaya eğilimli oldukları için fiyatlara müdahale etmediler, böylece bir anda halk ve sarayın baskısı altında kaldılar. Saltanat sokaklara meşrutiyetçilerin Fezlüllah Nuri yanlıları Şeyh Şeyh Fezlüllah Fezlüllah meşruayı Nuri’nin Nuri savunmak olarak desteğini için alarak

döküldüler.

tüm

Müslümanları Tophane ve

karşısında eşitliği

Meydanı’nda toplanmaya çağırdı. Çok yüksek bir katılım oldu, ve Şey yabancıların dinsiz yorumladı, istikrarsızlık, ahlaksızlık, akide güvensizliği sorumlusu olarak, sır dolu “mülhit ermeni Melkom Han”ı gösterdi. Ayrıca ona göre: “Meclisteki özgürlükçüler tıpkı Fransız Jakobenler gibi sosyalizm, anarşizm ve nihilizme zemin hazırlamaktalar”. Fakat Milli Meclisi yanlısı genel bir dayanışmadan dolayı yürüyüş iptal edildi. Bu dayanışma Şah’ı geri çekilmeye zorlayacak kadar büyüktü ve Şah anayasaya bağımlılığını yenilemeye zorlandı. 1907 Rusya ve İngiltere anlaşması gereği İran onların nüfuz alanları olarak paylaşılmaktaydı, bu anlaşma meşrutiyetçilerin moralini iyice bozdu. 1908 yılında Şah, Liyahof adında bir Rus komutanı yardımıyla meclisi topa tuttu. Şah başarılı bir darbe yapmıştı, askeri hal ilan edip Liyahof’u Tahran’ın askeri makamına getirdi, tüm topluluk, dernek ve toplantıları yasaklayarak, Milli Meclisini kapattı. Osmanlı Elçiliğinde oturma eylemine katılamayan veya kaçamayan otuz dokuz muhalifini yakalayıp çoğunu öldürdü ve kalanları da hapse atıp veya sürgüne gönderdi.

101

Saltanat yanlıları Tahran’ı işgal altına aldılar. Fakat Kerbela ve Necef’teki üç müçtehit açıkça Şah’ı kınadılar. Büyük şehirlerde anayasayı koruma yolunda silahlı gönüllüler toplandı. İç savaş olayları daha çok Tebriz’de gözüktü ve Milli Meclis olmadığından dolayı, eyalet meclisi kendini Azerbaycan Eyalet Hükümeti olarak ilan etti. Tebriz’deki savaşların sonucunda meşrutiyetçilerin Settar Han ve Bağır Han liderliğinde düşmanı yendiler. Yeprem Han Ermeni, Enzeli ve Reşt şehirlerini fethederek kızıl bayrağı dalgalandırdı. O Muhammed Veli Sepehdar’la birlikte Tahran’a doğru harekete geçti. Öte yandan Simsam-ül Saltana İsfahan’ı ele geçirdikten sonra kendi kabilesi ve İsfahanlı gönüllülerle birlikte Tahran’a doğru hareket etti. Eyaletlerdeki ayaklanmalar ve Sepehdar – Yeprem Han ve Simsam-ül Saltana ordularının Tahran’a doğru ilerlemeleriyle birlikte Tahran’daki saltanat yanlılarının konumu yıprandı. Esnaf liderleri yeni grevler düzenlediler ve sağ kurtulan muhalif liderler kendi yandaşlarını örgütlemeye başladılar. Böylece orduların Tahran’a girişi ve şehirdeki gönüllülerin onlara katılmasıyla galibiyet gerçekleşti. Bu durumda Şah Rusya Elçiliğine sığındı ve iç savaş sona erdi. Önceki meclis vekilleri, Bahtiyari Partizanları, çarşı ve

özgürlükçüler yeniden Tahranda toplanıp beş yüz temsilci ile yüksek meclis ilan edildi. Söz konusu meclis Muhammed Ali Şah’ı görevden alıp onun on iki yaşındaki Ahmet Şah’ı tahta oturtarak İzzet-ül Mülk’ü naib-ül saltanata atadılar. O bakanlıkları meşrutiyeti destekleyen ayan arasında paylaştırdı; Sepehdar sadrazam ve savaş bakanlığı, Serdar Esat içişler bakanlığına atandılar. Daha sonra saltanat yanlıları için özel bir mahkeme kurularak Şeyh Fezlüllah dahil beş kişiyi idama mahkum edilerek astırdı. Yüksek Meclis yeni seçim yasasını onayladı ve ikinci meclis Ağustos 1909’da açıldı. C. Meşrutiyet Döneminde Aydınlar Aydınların hareketi meşrutiyet devrimi boyunca daha çok Avrupa’nın 17. ve 18. yüzyıllarındaki aydınlarının düşüncelerine dayanıyordu. Onlar 102

Avrupa’da eğitim gördüklerinden Pozitivizm-Sekularizm, Liberalizm ve bunların içerdiği kavramları tanıyor, İran’ın geri kalmasının esas sebebini yeni düşüncelerin ve Avrupa’ya benzer kanunların olmayışına bağlıyorlardı. Böylece bu dönemde aydınlar geleneksel çerçevenin dışında konular ortaya atıp batı aydınlarının düşüncelerini ithal etmişlerdir. Aydınların gözünde her şeyden daha önemli siyasal düzen ve olaylardı. Onlar başlangıçta siyasi düzeni eleştirip, temelini oluşturan demokratik çözümler önerirlerken Fransız devriminden gelen düşüncelerin etkisiyle egemenlik hakkının millete ait olduğunu ileri sürüyor ve millet de bu hakkı kendi istek ve arzusu ile bir şahısa veya gruba bırakabiliyordu. Abrahamian bu konuda şöyle demektedir; “Batı tarihi aydınları, saltanat istibdadı, dini aşırılık ve dış emperyalizm zincirini kırdıkları takdirde, toplumsal gelişimin sadece bir hayal ve istek olmadığına, onun belki çok kolay ulaşılır olduğuna inandırdı. Onlar saltanat istibdadını özgürlük ve eşitliğin doğal düşmanı, dinci aşırılığı akılcı ve bilimsel düşüncenin karşıtı ve dış emperyalizmi de İran gibi küçük ülkelerin doymaz sömürgecileri olarak değerlendirip hepsinden nefret ediyorlardı". 1

1. Aydınların Doğuşu 1. Avrupa'ya öğrenci gönderilmesi İran’ın Rusya yenilgisinden sonra başladı. Dönemin ordu komutanı ve ayın zamanda Fetih Ali Şahın veliahdı olan Abbas Mirza bu yenilgiyi telafi etme amacıyla çözüm yolları aramaya başlayıp ve hem orduda, hem bilimsel alanlarda bir takım yeniliklere girdi. Orduya yeni silahlar aldı, aynı zamanda bilimsel ve teknolojik kitapların tercümesine başladı. 2 Kısaca İran’da Kacar döneminin başından itibaren meşrutiyet devrimine kadar yeni düşüncelerin İran’a akmasında önemli rol oynayanlar şu şekilde
1 2

Abrahamian, Ibid, pp. 79-80. Seyit Celâlettin Madani, Rabitahaye Hariji İran Dar Tarihe Siyasi, II. Cilt, Tahran, İslam Yayınları Merkezi, 1984, s. 13.

103

sıralanabilir: Abbas Mirza Nayebülsaltanat, Mirza İsa Khayım Makam, Mirza Abülkhasım Khayım Malkom, Mirza Taghihan Amir Kebir, Mirza Hüseyin Han Sepahsalar, Mirza Mülkümhan Nazemüldevle ve Seyit Cemâleddin Asad Abadi. 2. Okullar: Yeni düşüncelerle tanışılan önemli merkezlerden ve yeni dönem aydınların yetiştirilmesinde önemli rol oynayan yeni tarzda okulların ilki 1849'da Darülfünun'du ve Amir Kebir'in çabalarıyla gelişti. Meşrutiyet devrimi başlamak üzereyken sadece Tahran’da 32 okul faaliyetteydi ve buralardan çıkan bilginler devrimin özgürlükçü hareketinde önemli rol oynadılar. 3. Kitaplar: Devrimin başında revaçta olan kitaplar Zeynülabedin Marağayi’nin "Seyahatnameyi İbrahim Bey"i, ayrıca Talebof Tebrize’nin Sefineyi Talebi ve Salekul Mohsenin o dönemde halkı düşünce olarak etkileyip mücadeleye çağırıyordu. 4. Gazeteler: İran halkının uyandırılmasında ve aynı zamanda aydınların düşüncelerinin yayılabilmesi en önemli araçlardı. Bu dönemin aydınları gazeteler yoluyla düşüncelerini halka ve okullara iletip devrimin hazırlayıcısı oldular. Mirza Salih Şirazi’nin ilk gazetesi Ehbare Vakalar Darulhalife 1836’da yayınlandı, bu aylık bir dergiydi. Vakalar Ettefakihye Amirkebirin önerisiyle haftalık yayınlanıyordu. 1875’te Vatan Gazetesi Farsça ve Fransızca olarak, Mirza Hüseyin Sepahsalar tarafından çıkarılıyordu. 1878’de İttila Gazetesi piyasaya çıktı. 1883’te Şeref gazetesi yayınlandı. Muzafferettin Şah döneminde Şerafet gazetesi altı yıl boyunca yayınını sürdürdü. Kholaselahavades 1899 de devlet tarafından yayınlandı. 1 Meşrutiyet devriminin başında halkın en çok okuduğu gazeteler bunlardı. Ahtar, İstanbul’da-Kanun Londra’da - Hablül Metin Kelkete’de - Terbiyet Tahran’da ve Elhadid Tebriz’de basılıyordu. Bunların arasında daha çok rağbet gören gazetelerden biri
1

Celalettin Madani, a.g.e. s. 11-13.

104

Hindistan’da basılan Seyit Celallettin Kaşani’ye ait Heblül Metin, diğeri Londra da basılan ve Mirza Melkomkhan’a ait Kanun'du. Her ikisi de dışarıda basılıp İran'dan uzak siyasi ortamdan geliyordu. 5. Topluluklar: Değişik yerel topluluklar ve organizasyonlar yoluyla aydınlar ve bilginler bir araya gelip hem yeni fikirlerin eğitimini veriyorlar, hem de bu fikirlerin uygulanması için programlamalar yapıyorlardı. Meşrutiyet devrimi başında bu toplulukların sayısı çok olmasına rağmen meşrutiyetin ideolojik merkezini oluşturan beş tanesinin en fazla etkisi vardı. Bunlar sırasıyla: 1.Gayb Merkez, 2. İçtimaiyun Partisi, 3. Ademiyet Topluluğu, 4. Devrimci Komitesi, 5. Nehei Topluluğu olarak sıralanabilir. 5.1. Gayb (Görünmez) Merkez: Bu merkez Tebriz’de,

Gengefonoun gazetesi ile işbirliği yapan 12 radikal genç tarafından kuruldu. Grup lideri Kerbelayi adında bir tacirdi aynı zamanda Fransız edebiyatı siyasi felsefesine olan sevgisinden dolayı Mösyö adıyla biliniyordu. 1 5.2. tarafından İçtimaiyun kuruldu. Partisi: Bu Parti 1904 yılı başlarında Kulübünü bir zamanlar çoğu

Rusya’nın Sosyal Demokrat Partisi’nde çalışmış bir grup Bakü göçmeni Himmet açarak Azerbaycan'dan Bakü Petrol yönetiminde çalışan yaklaşık 100 bin İranlı göçmen işçiyi kazanmak için faaliyete başladı. Parti lideri Neriman Terimanof'tu. Kısa bir sürede bu parti ile yakın ilişki kuran Gayb merkezi onun programını İran’da gündeme getirdi. 2 5.3. Ademiyet Topluluğu: Adını Saint Simon’un radikal pozivitizmi ve Auguste Comte'un liberal hümanizminden alıyordu. Bu grubun kurucusu sonra Ademiyet olarak ünlenen meşrutiyetin en önemli aydınlarından olan Mirza Melkom Han Nazımüldevleh ile yakın arkadaşı Abbas Ğoli Han Ghazvini'dir.

1 2

Abrahamian, Ibid, p. 9. Abrahamian, Ibid, p. 101.

105

5.4. Devrimci Komite: Bu komite Ademiyet Topluluğu'nun tersine Radikal bir yapıya sahipti. Babası Melekülmotekellimin grubunun lideri olan Melekzadeh, grubunun Milli Kütüphaneye gelip gitmekte olan 57 kişilik bir aydın grubu ile kurdu. Haziran 1904’te yaptıkları gizli oturumlarda, amaçlarının istibdadı yok etme ve kanun adaletini yerleştirme esasına dayalı olan bir program ortaya koydular. 1 5.5. Nehei Topluluğu: Daha önceki 4 grup aydından oluşmasına rağmen, bu grubu geleneksel orta sınıf meydana getirdi ve kurucusu “İranlıların Uyanış Tarihini” yazan Nazımülislam Kırmani’dı. O topluluğun oluşumu ve programları ile ilgili olarak şöyle yazıyor; Grup Şubat 1904’te bir toplantıda kriterlerini ve isteklerini hazırladı. Buna göre topluluk üyeleri, sır saklama, haksızlığa karşı mücadele, Ulemaya saygı, her toplantıda namaz kılma ve Hazreti Mehdi’yi kabul etmeye and içip, başkentin en ünlü alimleri olan Seyit Abdullah Behbahani ve Seyit Hadı Tabatabai ile temasa geçti. 2 Richard Kathim kendi kitabında, meşrutiyet devrimindeki etkisinden Nasyonalist bahsediyor. ve Ona Liberal göre: Demokrasi liberal düşüncelerinin “İran’ın

nasyonalizm dönemi 1900'lü yılların başındadır. Bu yıllarda aydınlar tarihi bir görev üstlenmiş gibi oluyorlar. Bu görev, halk tabanını eğitmek, anayasa, meşrutiyet ve ifade özgürlüğü düşüncelerini topluluklar ve gazeteler vasıtasıyla yaymaktır. Meşrutiyet devriminin çoğu çizgilerini bu topluluklar ve bunların temsilcileri olan milletvekilleri belirliyordu.” 3

2. Aydınların Meşrutiyet Devrimindeki Rolü a) İdeoloji: Meşrutiyet dönemi aydınları, meşrutiyetle ilgili fikirleri batı düşüncesinden çok iyi kavramışlardı. Onlar İran Müslümanlarının batı düşüncelerine olan tepkisini bildiklerinden kendi fikirlerini dini örtü
1 2

Abrahamian, Ibid, p. 101. Abrahamian, Ibid, p. 101. 3 Richard Kathim, Nasyonalizm Dar İran Çev. Ahmet Tadayyon, I. Baskı, Tahran, Kavir Yayınları, 1999, s. 313-315.

106

altında ifade ediyorlardı. Melkomhan, Kuran, İslam ve dini ulema üzerinde daha çok yoğunlaşıyordu. Melkom Han ve Talibov’un bazı eserleri Meşrutiyetten bir kaç yıl önce yayınlanmış ve meşrutiyeti açıklayarak topluma tanıtmış oldular. Bundan dolayı Meşrutiyet ideolojisinin Talibov ve Melkom Han gibi aydınlar vasıtasıyla yayıldığını söyleyebiliriz. Bu görüş Nazimülislam Kermani gibi tarihçiler tarafından da vurgulandığından daha da kabul görür. Ayrıca Melkom Han gibi aydınlar İran toplumunun problemleri ile ilgili daha derin yorumlara sahiptirler ve bilimsel işlevsel projeler ve öneriler beyan etmektedirler. Örneğin haksızlığa karşı mücadele ve adaletin sağlanması konusunda Melkom Han yeni model ceza kanunları yapılmasını, savcılığın kurulmasını istiyor ve devletin, bakanlıkları düzeni, meclis genelgeleri ve kanunlar konusunda daha güçlenmesini söylüyordu. Talibov kanunlar çerçevesinde askerlik ve devlet hizmeti üzerinde durmuştur. Genel olarak meşrutiyet devrimine hakim olan liberalizm, ifade özgürlüğü, özerklik, kardeşlik ve eşitlik ile milli egemenlik ve anayasaya dayanan modern devlet gibi devrimci düşünceler aydınlar tarafından ortaya atılıyordu. Onlar da bu düşüncelerini başka ülkelerin hareketleri ve aydınlık dönemlerinden alıyorlardı. Edward Brown şöyle demektedir: “Devrim aydınları gençler arasında çok büyük bir kültürel ve düşünsel bir devrim meydana getirdiler. Meşrutiyet devrimi özellikle Rusya ve Fransa devrimlerini örnek almıştır. Ayrıca aydınlar yeni yasalar, bağımsız milli iktidar, meclis ve yeni bir toplumsal düzen kurulması için çabalıyorlardı” 1. b) Seferberlik: Milli aydınlar halk tabanıyla daha az irtibatlı olduklarından tüm güçlerini seferber edemiyorlardı. Çalışmalarını daha çok kendilerine bağlı gruplar ve topluluklar vasıtasıyla yapıyorlardı. Aydınlar seferberlik ve hazırlama konusunda bildiri, ilam, geceleri dağıtılan yazılar, konuşmalar ve gazeteler gibi araçları ve olanakları
1

Rıza Davari, Enghelabe İslami ve Moghiyete Dunya, Tahran, Allameh Tabatabai Kültür Merkezi Yayınları, 1982, s. 87.

107

kullanıyorlardı.

Melekzadeh’ye

göre:

“İfade

ve

basın

özgürlüğü

bulunmayan istibdat devletlerinde aydınların gece gazeteleri ve yazıları çok önemliydi”. Çeşitli oturumlar ve toplantılarda aydınların ilan ve gece yazıları hemen hemen yüz elli kişi arasında elden ele dolaşıyordu ve bu kamuoyunu yeni ve çağdaş düşüncelerle tanıştıran en etkili yöntemdi. Aydınların en önemli seferberlik olanaklarından biri ulemanın halk arasındaki manevi gücüydü. Hatta Afarı’nın dediğine göre: “Meşrutiyetçilerin büyük bir kısmı Bahai veya Sami olmalarına rağmen kamuoyunu kendi taraflarına çekmek için, dini düşüncelerin taraftarı gibi davranırlardı. Bu yöntem Melkom Han ve Seyit Cemalettin gibi milli liderlerin de benimsediği bir yöntemdi; daha sonra da Melekül Motekellimin ve Seyit Cemalettin Vaiz tarafından devam ettirildi. 1 Milli Aydınların devrimci güçlerinin seferberliğinde en önemli katılımı bütün olanaklarını halkın uyanışı için kullanan devrim komitesidir. Örneğin Seyit Cemalettin bir nutkunda şöyle der. “Ey halk siz süzgeç gibisiniz. Suda durduğu gibi dolu ama çıkınca hemen boşalan, siz de benim minberimde durduğunuz sürece heyecanınız devam ediyor ama evinize gidince hemen soğuyor ve sönüyorsunuz.” 2 Ayrıca Melekül Motekellemin ve Seyit Cemalettin milli toplulukların birinde halkı özgürlük ve meşrutiyetin düşmanlarına karşı direnmeye davet ederek onlara fedakarlık ruhunu aşılamaya çalışıyordu. Seyitler ve Sure İsrâfil gibi gazetelerde de çok radikal ve sert makaleler yazıyorlardı. c) Organizasyon: Milli aydınları fikirlerini topluma yaymak ve dolayısıyla devrimci güçler ve grupları yönlendirmek ve organize etmek için bazı merkezlere ihtiyaçları vardır. Bu merkezler aydınlık mahfilleri, milli dernek, kent derneklerini içeriyordu. Bunların bazıları içeride ve bazıları dışarıda faaliyet gösteriyordu. Bu mahfillerin bazılarının meşrutiyetten önce de aktif halde olup güçleri organize etmek ve devrim zeminini hazırlatmakta çok önemli rolleri vardı. Bazıları da meşrutiyetin
1 2

Janet Afari, a.g.e. s. 43. Melekzadeh, a.g.e. s. 37.

108

içinde oluştular. Birinci gruba örnek olarak devrimci komitesi, Mekez Gayb Tebriz'de, Masonlar ve. ikinci grupta ilk topluluklar her kentte kanuna göre çalışıyor sayılabilir. Devrimden önceki yıllardaki kapalı ortamdan dolayı aydınlar toplantılarını gizlice yapıyorlardı. Bunun sebebi özgür faaliyete izin vermeyen baskıcı iktidardı. Ancak aydınların yükselişi ile birlikte bu toplantılar çok popüler oldu. İranlılar Uyanış Kulübü veya Masoneri Leji bunların ilklerini halka ulaştırdılar. Beşeriye Milli aydınların fikir ve organizasyon rolü ile ilgili olarak şöyle yazar: “Feramuşhane ya Ademiyet grubu, uyanış Leji, Masonlar ve Terakki topluluğu gibi aydın toplulukları düşünsel ve bilimsel olarak aydınların faaliyetini organize edip İran’ın geri kalma problemini çözmek için geniş siyasi reformlar istemekteydiler." 1 d) Liderlik: İsmail Ramin eserinde (Meşrutiyet Devriminde Gizli Topluluklar) devrimin liderliğini aydınların yaptığına inanıyor. O açık bir şeklide İranlılar Uyanış Kulübünün faaliyetine işaret ederek Melekzadeh’nin haftalık İtliat makalesindeki isimlere dikkat çekerek, Masoneri’nin meşrutiyete katılımı ve devrim liderliği konusunda hiç bir şüphe bırakmıyor. Tabii ki bu kadar açık şekilde şu veya bu grubun liderliği elinde bulundurduğunu söyleyemeyiz. Ancak evrak ve belgelerden anlaşıldığı kadar aydınlar devrimi ideolojik ve düşünsel açıdan yönetmiş, hedefler ve izlenecek yolları belirlemek konusunda çok etkileyici olmuşlardır. İslami devrimde karizmatik bir lider ve Petrolün Millileştirilmesinde milli bir lider vardır, fakat meşrutiyet devriminde kesin olarak bir lider, parti veya özel bir teşkilattan bahsedemiyoruz. Ancak milli aydınlar yine de ideolojik olarak liderliği üstlendiler. Milli aydınlar Kacar döneminde daha az halk tabanına hitap ettiklerinden halk onları kendilerinden ayrı görüyordu ve bu yüzden halkı pek fazla seferber edemiyorlardı. Seferberlik ve liderlik için ulema ve dini şahsiyetlere ihtiyaçları vardı.

1

Beşeriye, a.g.e. s. 257.

109

D. Ulemanın Meşrutiyet Devriminde Rolü Kurumsal bir devrimle sonuçlanan hareketin temellerinin büyük bir kısmı modern siyasal söylemden oluşmaktaydı, ve bu yaklaşımda ana tema nasyonalizm, sekularizm ve demokrasi vardı. Siyasal demokrasi düşüncesi bu dönemdeki sosyal düşüncenin merkezinde yer almakta ve kurumsal hareketin güçlü bir ideolojik unsuru sayılmaktadır. Bu tema ulema faaliyetlerine de yansımış ve onların kurumsal rejim anlayışını etkilemekteydi. Kurumsal değişimin liderleri arasında ulemadan iki kişi önemli rol oynamışlardı; Ayetüllah Tebatabai ve Ayetüllah Behbahani. Ayrıca Melekül Motekellimin gibi sosyal demokrat akımlarıyla ilişkide olan bazı ulema da gözükmekte idi 1. Toplumun saltanat mutlakçılığı ve kurumsal rejim yanlıları olarak ayrışması, ulema saflarında iki zıt cephe oluşturmuştur. Kurumsallık karşıtları ve saltanat yanlıları Şeyh Fezlüllah Nuri tarafından yönlendirilirlerdi, sözedilen müçtehit Ayetüllah Tebatabai ve Ayetüllah Behbahani yanında yer alırken sonraki dönemlerde kurumsalcılara karşı çıktı. Sonuç itibariyle Nuri’nin devrim karşıtlığı kurumsalcı karşıtı Muhammed Ali Şah çizgisiyle örtüşmekteydi 2. Kurumsalcılarla kurumsalcılar arasında onların silahlı muhalifleri çatışmalar olarak devam ayrışan ulema Bu sıralarında şiddetli tartışmalar söz konusu iken saltanat yanlılarıyla etmekteydi. mücadelenin sonunda saltanat yanlıları ve onları destekleyen ulema cephesi yenildi ve Şeyh Fezlüllah idam edildi. a) İdeoloji: Meşrutiyetin çok etkili ulemalarından Şeyh Fezlüllah Nuri'ye göre: “Toplumun ihtiyaç duyduğu kanunlar, Şah'ın iradesi veya geleneklerden kaynaklanan devlet yasaları çerçevesindedir, ya da aslında ulema tarafından ortaya konulan şeriat yasalarıdır”. Bu yüzden de hiç bir kanun (Anayasa) veya meclis (Medeni Kanun)'e gerek yoktu. Şeyh Fezlüllah Nuri meşrutiyet anayasasını rezalet ve kafirce olarak yorumluyordu. Ona göre: “Kanunun meclis tarafından yapılmasına
1 2

Moaddel, Ibid, p.135 Ibid., p. 136.

110

gerek olmadığı gibi bunda ısrar etmek İslam’a da karşı gelmekti. Çünkü şeriatta uzman olmayan kişiler meclise girip İslam’a karşı yasalar üretmeye çalışırlar”. Ona göre: “İslam’daki özgürlük, meşrutiyetinkinden farklıdır ve medya bu özgürlüğü art niyetle kullanmaktadır. İslam’ın zararına konular işlenir. Bu nedenle meşrutiyetteki eşitlik İslam’daki eşitlikten farklıdır, hatta bazen ters düşmektedir”. İktidar konusunda Sultanın kılıcı ve ulemanın kalemi tezine inanıyordu, yani şah ulema tarafından ortaya konulan hükümleri uygulamaya koyarak adaleti yerine getirmektedir. Hatta kendisi Necef kentindeki ulamanın meşrutiyeti desteklemesine itiraz ederek onları muhafazakarlıkla suçluyordu. Heblülmetin, dönemin büyük taklit mercii olan Şeh Abdüllah Mazenderani'den, ulamanın meşrutiyet devrimine katılma nedeninin İslam’ı korumak ve diktatörlüklerin elini İslam yasalarından çekmek olduğuna dair uzun bir mektup yayınladı. 1 Abdülhadı Haeri Irak’taki İranlıların devrimde üstlendikleri görevi özellikle incelemiş ve Necef ulemalarının meşrutiyeti destekleme sebebini şu şekilde özetlemiştir: Ortadaki dört büyük dini lider, yani Tahrani, Horosani Mazenderani ve Naini gibi arkadaşları İran’ın müslüman halkının refah ve huzur içinde yaşamalarına değer verip, aynı zamanda geleneksel orta sınıfın huzuru ve refahını ulemanın dini nüfuzunu artırmak için gerekli gördüler. Kacar döneminde adalet kalmadığından amacı halka ve islama ters düşen rejimi yok etmek olan devrimi kendi aralarında desteklemeye karar verdiler. Bundan olayı devrimi savunmayı Allah için cihat ve gayıb imanın (onikinci imam) emri olarak niteleyip, ona karşı gelmeyi imam zamanın (onikinci imam) aleyhine bir savaş olarak yorumladılar. 2 b) Seferberlik: Dini ulemanın meşrutiyette halk güçlerini seferber etme konusundaki rolleri gerçekten göz ardı edilemez. Onlar halk arasındaki manevi nüfuzlarını kullanarak çok iyi bir seferberlik liderliği ortaya koydular. Dini mekanlarda görev yapma, kefen giyme, ağıt tutma
1 2

Abdülhadi Haeri, a.g.e, s. 124. Abdülhadi Haeri, a.g.e. s. 133.

111

yoluyla halkın duygularını galeyana getirip onları mücadeleye teşvik ediyorlardı. Dini liderin seferberliğini iki hicret (Küçük hicreti: Abdül Azim ve büyük hicret: Kum hicreti) sırasında açıkça görebiliriz. Meşrutiyet devrimi boyunca halk camilerde toplanıp yas tutarak, şahadete hazırlanarak ve kısaca dini mücadele yoluyla iktidara karşı tepkilerini gösterdi. Seyit Cemalettin, Vaeze Esfahanı gibi usta konuşmacılar minberler ve camilerde Eynüldevlehn'in halka karşı tavırlarını anlattılar. Aynı dönemde Tahran halkı Şah mescidinde toplandı. Ulema özgürlük ve meclise dayalı meşruti hükümet hakkında onlara konuşmalar yaptı. c) Organizasyon: Dini ulema, meşrutiyet devriminde halkın dini duygularını ve heyecanını, irtibat şebekelerini, dini edebiyat ve mekanları kullanarak çok önemli bir rol üstlendi. Bu yolda dini vaizler ve konuşmacılar da ulemaya çok yardımcı oldu. Seyit Cemal Vaiz ve Melekülmotekellemin Devletabadı ile birlikte, diğer komiteler ve gruplar (Merkezi Gaybi ve Mecmeye Ademiyet) yanında Nasrettin Şah’ın son dönemlerinde ve Muzafferettin Şah döneminin başlarında devrimci bir komite oluşturarak istibdat hükümetini yok etmek ve onun yerine kanun ve adalet hükümetini yerleştirmek için mücadele verdiler ve aynı zamanda Tabatabai ve Behbahani gibi ulema da onlarla işbirliği yaptı. Meşrutiyet devriminin ünlü topluluklarından biri Milli Encümen, diğeri Gizli Encümendi. Birincisini kalabalık bir aydın grubu, dini talebeler ve konuşmacılar oluşturuyordu. Diğeri ise Seyit Muhammed Tabatabai’nin dolaylı gözetimi altında liberal ve mücadeleci ulemadan oluşuyordu. Meşrutiyet hareketinin zafere ulaşacağı günlerde Tahran'ın önde gelen dini liderlerinin özel teşekküllerini görürüz. Bu teşekküller meşrutiyet hareketinin liderliği ve zafere ulaştırmasında önemli rol üstleniyorlardı. 1 Ulema toplulukları, organize grupları himaye altına alarak organizasyonlarda etkili olma dışında, dini mekanları da kullanarak, organizasyona katılımlarda bulundular. Camiler, toplanma mekanı
1

Maryam Jevaheri, Naghshe Ulema Dar Encumenha ve Hezbha Dar Dore Meshrute, Tahran, İslami Devrim Merkezi, 2001, s. 84.

112

dışında, halkın dini ve milli duygularını yönlendirmek açısından Şii hareketlerinde de her zaman etkili olmuşlardı. Meşrutiyet hareketi de bu kuralların dışında kalmıyordu. 1 d) Liderlik: Çoğu araştırmacıya göre Meşrutiyet Devriminde liderlik tek başına ulemanın elindeydi. Zira şii alimlerin her zaman iktidara karşı kendine özgü bir özgürlüğü olmuş ve bu durum onları hükümetin haksızlıklarından bıkan halk için önemli bir dayanağa çevirmiştir. Ulema aynı zamanda sürekli olarak halk ile diyalog içindedir. Muzafferettin Şah döneminde hükümete karşı halkın tepkisi başladığı zaman bunu sonuçlandırabilen tek grup ulemaydı ve halk bunun bilincinde olduğu için onları hareketin liderliğine davet etmişti. Şeker tüccarının falakaya yatırılmasına tepki eyleminde 2000 kişilik halk grubu Ayetüllah Behbahani ve Tabatabai liderliğinde eyleme gitti. Üçüncü tepki eyleminde Şah halkın adalet isteği ve diğer isteklerini yerine getirdiği eylemde yine liderlik ulemanın elindeydi. Abdülhamid adındaki genç din talebesi ve halkın katline karşı Kum kentinde yapılan Kobra göçünün liderliği yine ulemanın elindeydi ve bu çatışmada 22 kişi öldürüldü, 100'den fazla kişi tutuklandı ve yaralandı. 2 Kum göçünde halkın liderliğini yapan alimler: Seyit Muhammed Tabatabai Ayetüllah, Abdullah Behbahani-Sedrululema-Seyit Cemal Afgani, Hac Şeyh Murteza, Seyit Mustafa Khanatabandı ve Mır-Ağa Mirza Abulghasım Tabatabaee. Kum'a hicret olayında, aileler ile, 10 binlerce kişi din talebeleri ile birlikte hareket ettiler. Ertesi gün başlarında Şeyh Fezlüllah Nuri’nin bulunduğu başka bir grup onlara katıldı. Ancak, devrim zaferinden sonra araları açıldı. Seyit Muhammed Tabatabai ve Seyit Abdullah Behbahani Tahran’dan işbirliği anlaşmasıyla devrimi yönettikleri halde değişik hedefler takip ediyorlardı. Tabatabai, bilgili ve milliyetçi, maddi menfaatler peşinde olmayan bir insandı. Ancak

1

Muhammed Khatemi, Zeminehaye Zehure Meşrute, Tahran, Paya Kültür ve Yayın Müessesesi, 1998, s. 56. 2 Abrahamian, Ibid, p. 105.

113

Behbahani daha cesur ve radikal olmasına rağmen devrimdeki aktivitesi bir derece güç ve maddi menfaat savaşıyla sınırlanıyordu. 1

E. Esnafın Meşrutiyet Devrimindeki Rolü a) İdeoloji: Tüccar, Kacar döneminin sonbaharında toplumsal olarak yüksek seviyede ve çok büyük saygı ve prestij görüyordu. Toplumsal olarak da ulema ve devlet üyeleri ile eşraftan sayılırdı. Batılı tüccarlarla diyalogda olduklarından dolayı ülke dışına gidip geliyordu. Çocuklarını eğitim için ülke dışına gönderiyordu. Diğer sınıflardan daha fazla batı kültürü ve batıdaki gelişmeler hakkında bilgi sahibi idi. Kendi sınıfsal konum ve menfaatleri ile de uyumlu bazı özellikler ve davranışları kabul etmişti. Bunun bir örneği, meşrutiyet hükümetini, özgürlükçü düşünceleri ve halkın egemenliğini (başka bir değişle Burjuva demokrasisi) kabullenmesiydi. 2 Liberalizm ve Nasyonalizm, tüccar sınıfının meşrutiyet devriminde siyasi ve ekonomik düşünce zeminini oluşturdu. 3 Tüccar iki gruptan oluşuyordu: Birincisi geleneksel tüccarlar ki iç piyasada halkla alış veriş yaparlardı ve diğeri büyük sermaye sahipleri. Bunlar endüstri ekonomisi ve tesisatı ile ilgileniyordu. Bu ikinci grup, üretim, bankacılık ve endüstri sektörlerinde büyük yatırımlar peşindeydi. Tüccar ve sermaye sahipleri siyasi alanda bilinçli ve belirli ideoloji ile ortaya çıktılar ve aralarında, tecrübeli, uyanık ve hatta radikal ve eğitimli üyeler bile vardı. İdeolojik olarak genellikle tüccarın hareket alanını, sermaye, özel mülkiyet ve iş emniyeti himayesi, devlet memurlarının baskısından kaçmak için iç istibdattan korunma, dış emperyalizmin ekonomik ve siyasi saldırılarına karşı ülke bütünlüğünü koruma gibi faktörler belirliyordu. b) Seferberlik: Devrimin bütün aşamalarında, tüccarın halk seferberliği için piyasayı tatil edip ulema ile birlikte hareket ettiği halkı
1 2

Abdulhadi Haeri, a.g. e. s. 134. Ahmet Eşref, a.g.e. s. 131. 3 Hüseyin Beşiriye, a.g.e. s. 155.

114

uyandırma konusunda rol üstlendiği göze çarpıyor. Tüccar ve ulemanın Tütün Ayaklanmasındaki olumlu ve başarılı işbirliği Meşrutiyet Devrimi için bir hazırlık oldu. Tüccar da, aydınlar gibi halk seferberliği, milli ve dini duyguları canlandırma görevini ulemaya bırakmıştı. Ancak kendileri de hiç bir faaliyetten kaçınmıyorlardı. Tüccarların, Belçikalı Noz başkanlığında uygulanan gümrük tarifelerine itiraz olarak yaptıkları 5-6 günlük grev üzerine Veliaht Muhammed Ali Mirza Tebriz'den Tahran'a gelerek, onlara elçiler gönderdi, gönülleri alıp ve Şah yurtdışı yolculuğundan döndüğünde, "Mösyö Noz”un azlini isteyeceğine dair söz verdi. Aynı zamanda tüccarın himayesine dayandıkları Ayetüllah Behbahaninin evine giderek onun da gönlünü aldı. Böylece tüccarın isyanı geçici olarak yatıştı. Şeker tacirinin falakaya yatırılma olayında esnaf yine ulemaya sığındı, şehirde dükkanlarını kapatıp, Şah Camisinde toplandı. Toplantı dağıldıktan sonra esnafın bir kısmı bazı ulema ile birlikte Hazreti Abdülazim'de oturma eyleminde bulundular. c) Organizasyon: Esnaf devrimin organizasyonu konusunda nispeten önemli bir rol oynadı. Onların ulema ile işbirliğine gitmeleri devrimi zafere ulaştıran esas etkenlerden biriydi. Esnaf ve ulemanın İngiltere elçiliğindeki eylemi bu birlik hareketlerinden biriydi. Halk ve devlet arasındaki çatışmalar ve Ayetüllah Behbahani va Tabatabai’nin önderliğinde Kum eyleminden sonra bazı tüccar ve esnaf Ayetüllah Behbahani’nin talimatı üzerine İngiltere’nin Kolhak'taki elçiliğine gidip Grandof’la buluşarak orada eyleme gitmek için izin istediler. 1 Eylem organizatörlerinin propagandası o kadar geniş çaptaydı ki halk ona katılmayı dini görev görüp eylem için elçiliğin yolunu tuttu. Tüccar, iddiasını
1

halkı

eyleme

teşvik ve şöyle

etmekle

kalmayıp

onların

eylem sonraki

masraflarını da karşılıyordu. Devletabadı eylemcilere dış yardım reddediyor yazmaktadır. “Yazarın

Seyit Hasan Taghizadeh, Tarihe Enghelabe Meshrute İran, Tahran, Ferdevsi Yayınları, 2000, s. 162.

115

araştırmaları her hangi bir dış yardımın gelmediğini, masrafların büyük bölümünün, tüccar, taraftarlar ve Eminülsültan'ın çalışmaları ile sağlandığını göstermektedir”. Tüccar, eylemcilere maddi destek sağlama dışında onların isteklerini de devlet makamlarına ulaştırıyordu. Bunlardan Hacı Hüseyin Ağa Eminulzerb, Hacı Muhammed Hüseinültüccar Buşehri, Hacı Muhammed İsmail Ağa Tebriz'i, Hacı Muhammed Ali Şalcı, Hacı Abdülrezzak Oskoee, Hacı Muhammed Taghı Şahrudi, Hacı Seyit Muhammed Şeref ve Ağa Seyit Muhammed Beşeriye’yi sayabiliriz. Şah ve Emin-ül Devle ile görüşmeler yaparak hükümet ve eylemciler arasında elçi rolünü oynuyorlardı ve bunlar Müşirüldevle Kum'a gidip ulemayı başkente geri getiren Tüccar liderlerdi. 1 Devrimden sonraki halk bütün illerde tüccarın liderliğinde

genellikle il hükümdarlarına karşı bağımsız yerel meclisler oluşturdular. Tahran'da otuzdan fazla meşrutiyet taraftarı topluluk oluştu. Bazıları esnafa ait ve yetmiş grupta oluşurdu. Bunlar İngiltere elçiliğindeki eylemden sonra meydana çıktılar. Bu toplulukların en büyük ve faal olanı Azerbaycan Derneği idi. Tebriz tacirleri ve Haydar Han Amuoğlu adında bir elektronik mühendisi tarafından organize edilmişti. 2 Tebriz tüccarı özellikle meşrutiyet devrinde çok aktif ve Tebriz direniş organizasyonuna maddi yardımda bulunuyordu. Bu amaçla “İslami Adalet ve Meşrutiyet Derneği”ni oluşturdu. 3 d) Liderlik: Siyasi olarak büyük tüccar ve Bazerganların Kacar döneminin sonlarında bir kaç özelliği vardı: 1) Ekonomik güçleri arttığından ve üretilen malların dağıtımından dolayı piyasadaki siyasi güçleri de arttı. 2) İstibdat, düzensizlik, yanlış yönetim iktidardan ileri gelen huzursuzluk ve emniyetin olmayışı onları eskisinden daha çok üzüyordu. 3) Batı kapitalizmine bağımlılıklarına rağmen vatansever
1 2

Yahya Devletabadı, a.g.e. s. 75-76. Abrahamian, Ibid, p. 110-111. 3 Ahmet Kasravi, a.g.e. s. 128.

116

duygulara sahiptiler ve ülkenin endüstri, bağımsızlık ve ekonomik bakımdan güçlenmesi yolunda engel olan batı sömürüsüne karşıydılar. Bu özellikler sayesinde hareketin liderliğini aydınlar ve ulema ile birlik üstlendiler. Tüccarlar meşrutiyet fermanına sebep olan grev ve gösterilerin liderliğinde önemli rol oynadılar. Belçikalı Mösyö Noz'a olan itiraz yürüyüşünde yaklaşık 200 dükkan sahibi onun dini elbiseyle dans halindeki resmini dağıtarak Hazreti Abdülazim'e yürüyerek halkın dini duygularını harekete geçirdiler. Bu gösterinin liderliğini Muhammed Alişalfurush adında bir tacir üstlenmişti. 1 İçtimaiyun Derneğini Tebriz’de Ali Mosyo adında bir kişi planladı. Bu dernek tamamen gizliydi ve adı Merkeze Gaybi olarak anıldı. Hacı Resul Sadaghiyani, Hacı Ali Devafurush, Yusuf Khazdouz, Hacı Ali Naghı Gengceyi, Mosyo Ali Akbar Sarach idare ediyordu. 2 Bu dernek çok dikkatli bir şekilde Muhammed Ali Mirza (Şah) ve yakınlarını takip ediyordu ve Azerbaycan’da devrimin liderliğini yapıyordu.

1 2

Joan Foran, a.g.e. ss. 272-273. Samed Sardariniya, Ali Mosyo Tahran, Tahran Yayınları, 1980, s. 27.

117

4- Hazırlama: Liberalizm, eşitlik, kardeşlik, özerklik, ifade özgürlüğü, milli egemenliği, anayasaya dayanan, modern devlet, motornite, sekularizm, palitivizm, anti-istibdat ve demokrasi 1- İdeoloji 5- Oluşum: Sekulorizm, Bireysel-düşünce-beyan-basın-toplantı ve seçim özgürlük, güçlerin ayrımı 6- Zafer: Mezhebi despotizme karşı ve anayasaya dayanmak

4- Hazırlama: Masonlar, Ademiyet Derneği, İran Uyanma Lejyon, Terakki Ocağı, Maarif Topluluğu, Milli Kütüphane, Okullar 2- Organizasyon 5- Oluşum: Gayb Merkez Derneği, İçtimayun Partisi, Devrimci Komite 6- Zafer: Milli Meclis, Bakanlıklar

Meşrutiyet Devrimindeki Aydınların Rolü

4- Hazırlama: Bildiri, ilam, geceleri dağıtılan yazılar, konuşmalar ve gazeteler (Kanun-Ahtar, .......) 5- Oluşum: Gazeteler (Terbiyet, şerafat, müsavat, ..... ve kitaplar (Mahsenin, seyahatnameyi ibrahim Bey, Sefing Talebi, ....) 6- Zafer : Gazeteler (Ümit, Sur-ı İsrafil, Azat, .......) ve eylemler

3- Seferberlik

4- Hazırlama: Abbas Mırza, Amır Kabir, Khayım Makam, Asad Abadi, .... 4- Liderlik 5- Oluşum: Karbelayı, Terimonof, Melekzadeh, Sardar Esat, Simsam-ül Saltanov.... 6- Zafer: Takızade, İskenderi, Settar Han, Bağır Han, Yeprem Han,

118

1- Hazırlama: Şii kültürünün eğitimine dayanmak (neceset ve kafirlik, geleneksel islam)
1- İdeoloji

2- Oluşum: Şeriat yasalar, cihat (Necef ulemalar) 3- Zafer : Meşir, Şeriat

1- Hazırlama: Dini mekanlar, vakıflar, şeriat şirrat mahkemeler ve medreseler
2- Organizasyon

2- Oluşum: Milli encümen, gizli encümen 3- Zafer: Camiler, topluluklar, toplantılar, milli meclis

Meşrutiyet Devrimindeki Ruhanilerin Rolü

3- Seferberlik

1- Hazırlama: Protestolar (Mosyonoz olayı, banka olayı, tüccarın sopalanması, pazarın tatili), grevler, eylemler 2- Oluşum: Dini törenler, konuşmalar, minberler, gösteriler, küçük hicreti, büyük hicreti, yas tutarak, şahadete hazırlanarak. 3- Zafer: Sloganlar, gösteriler, meclis’de konuşmalar 1- Hazırlama: -------2- Oluşum: Tabatabai, Behbahani, Melekübül, Motekellimin 3- Zafer: Eminül-ül Zarb-Tabantabani, Behbarhani, Nuri ve Necef Ulemalar

4- Liderlik

119

1- İdeoloji

1- Hazırlama: Geleneksel İslam 2- Oluşum: Liberalizm, nasyonalizm, dış emperyalizm karşı, ülkü bütünlüğü, iç istibdattan korunma, 3- Zafer : Özel mülkiyet, iş emniyeti

2- Seferberlik

Meşrutiyet Devrimindeki Esnafın Rolü

1- Hazırlama: Dini Törenleri 2- Oluşum: Eylemler (İngiltere elçiliğindeki eylem, eylemlerin masraflarını karşılamak, dükkanlarını kapatıp, toplantılar, oturma ve grev 3- Zafer : Bazıları aydınlara ve bazıları ruhanilere katıldılar

3- Organizasyon

1- Hazırlama: Cami 2- Oluşum: Topluluklar (Azerbaycan Derneği, İslami Adalet ve Meşrutiyet Derneği), İctimayun Derneği 3- Zafer : Milli Meclis

1- Hazırlama: -------2- Oluşum: Haydar Han Amuoğlu, Ali Mosyo,
4- Liderlik

Sadaghıyani, Devafurush, Khazdonz, Gengceyi 3- Zafer : Şenl Furuş

120

Meşrutiyet Devrimindeki Aktörlerin Rolleri ve Etkililikleri Milli aydınlar Ulema Hazırlama Çok Az İdeoloji Çok Orta Esnaf Az Az

Oluşum Zafer

Milli aydınlar Hazırlama Seferberlik Çok Orta

Ulema Az Orta

Esnaf Az Orta

Oluşum

Zafer

Değişim mimarları Değişim faktörleri Değişim şartları Meşrutiyet devrimi

Milli aydınlar Hazırlama Organizasyon Çok Çok

Ulema Az Orta

Esnaf Az Orta

Oluşum

Zafer

Milli aydınlar Hazırlama Liderlik Çok Orta

Ulema Az Orta

Esnaf Az Orta

Oluşum

Zafer

121

Milli Aydınlar

Milli Aydınlar

Dini Ulema

Dini Ulema

Dini Ulema

Dini Ulema

Esnaf

çok

Milli Aydınlar

Esnaf

az

İdeoloji

seferberlik

Organizasyon

Esnaf

orta

Liderlik

Grafik 2.3. Meşrutiyet devriminde değişim mimarlarının değişik rollerde etkinlik derecesi.

F. Genel Değerlendirme Grafik 2.3'de görüldüğü gibi, ideolojik anlamda esas rol

oynayanlar sırasıyla 1. Milli aydınlar, 2. Ulema, 3. Esnaf olmuştur. Bu bölümün bulguları ve sonuçları bilimsel araştırmanın sonuçlarını da teyit etmektedir. Çoğu düşünce sahipleri, aydın kesimi kültürel toplumun lideri aynı zamanda fikir üretip topluma sunan bir kesim olarak biliyor. Milli aydınlar, esnaf ve ulema seferberlik aşamasında aynı derecede olmalıdır ve bu aşamada sırası 1- Milli aydınla ve 2- Esnaf ve Ulema etkilidir. Milli aydınlar, dernekleri, gazeteleri ve benzer olanakları daha çok kullanırken, ulema Sogra ve Kobra hicretlerde ve oturma eyleminde daha çok halk ve esnafı kullandılar. Sonuçlar 2.3'deki grafiğe göre organizasyon açısından, milli aydınlar, ulema ve esnaf sıralamasını ortaya koymaktadır. Şekil 2.3'den elde edilen son sonuç aydınların liderlik konusunda ulema ve esnaftan daha fazla rol üstlendiklerini söyleyebiliriz. 122

Milli Aydınlar

Esnaf

Grafik 2.4'te görüldüğü gibi esas rolü oynayanların etkinlik derecesi sırasıyla şu şekildedir. 1. Milli aydınlar, 2. Ulema ve Esnaf

çok

orta

az

Milli Aydınlar

Esnaf

Dini Ulema

Grafik 2. 4. Meşrutiyet devriminde esas rol oynayanların etkinlik derecesi.

123

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 20. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA İRAN'DA TOPLUMSAL HAREKET VE DEVRİMLER 20. yüzyılın ikinci yarısı, İran tarihinde önemli değişimlere sahne olmuştur. Birinci ve ikinci dünya savaşları sonucunda hakim olan eski düzen değişime uğrayarak bu değişimleri direkt ve dolaylı yollarla İran’ın iç dengelerini etkilemiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında İran müttefikler tarafından işgal edildi ve Rıza Şah sürgüne gönderildi. Bu dönemden sonra, İran’da siyasal açıdan açık bir ortam oluştu ve bu ortam sayesinde Rıza Şah döneminde bastırılan sosyal hareketler kendini göstermeye başladı. Bu bölümde, 20. yüzyılın ikinci yarısında halkın desteği ile gerçekleşen Petrolün Millileştirilmesi durumu ve İran İslam Devrimi ele alınmaktadır. Fakat bu dönemi daha iyi anlamak için Rıza Şah hükümet dönemin genel durumu da kısaca ele alınmaktadır.

Rıza Şah 1919 Muahedeye göre İran resmen İngiltere kolonisi haline

geliyordu.Muahedesine tepkiler Tahran merkezi hükümete yöneldi. Sovyet hükümeti hemen tepki verdi ve kuzeye asker gönderdi. Azerbaycan Demokratları Cumhuriyet ilan ederek İran’dan ayrıldı ve bu hareket 1920 yılında Hiyabani’nin öldürülmesiyle birlikte sona erdi. Bu ortamda Rıza Han Kazak Birliğinin komutanı olarak Tahran’ı işgal etti ve reformist bir gazeteci olan Seyit Ziya başbakanlığa getirildi ve Rıza Han “Serdar Sepeh” (Genel kurmay) unvanını kabul etti. Onlar hemen Sovyetler Birliği ile işbirliği ve dostluk anlaşması imzalayarak 1919 Muahedesini feshettiler. 1922 yılında Seyit Ziya’yı işten alarak Savaş Bakanlığını üstlendi ve tüm eyalet ve özerk güçleri yendi, özellikle Cengel Hareketini yenmekle kendi pozisyonunu güçlendirdi.

124

Rıza Han güce kavuşması yolunda Dördüncü Mecliste Reformistler (eski İtidaliyun) ile iş biriliği yaptı. Bu işbirliği Kavam-ül Saltana, Seyit Ziya’nın yerine başbakan olması gibi muhafazakarların bazı isteklerini karşıladı. Muhafazakarlar da Rıza Han’ın Savaş Bakanlığında kalmasını kesinleştirdiler. Rıza Han Dördüncü ve Beşinci Meclis arasındaki zamanı değerlendirerek laik reformistlerle işbirliğine gitti. Rıza Han orduyu kullanarak çoğu seçim bölgesinde seçimleri etkilemeye çalıştı. Böylece Meclis çoğunluğu Rıza Han’ı başbakanlık ve Fruği’ni Dışişleri Bakanlığına getirdi. Muhafazakar vekillerle Rıza Han’ın işbirliği 1925 yılında en üst noktasına tırmandı. Teceddüt Partisi (eski Demokrat Parti) yaklaşık tüm reformist vekillerin desteği ile Kacar Hanedanının feshi ve Kurucular Meclisin açılışına kadar Rıza Hanın ülke yönetimini üstlenmesi hakkında meclise bir önerge verdi. Bu önerge Mussadık dahil beş muhalif dışında tüm vekillerce kabul edildi. 1926 yılında Rıza Şah taç giyerek saltanatını başlattı. O ordu ve kamu bürokrasisinin güçlendirilmesiyle kendi saltanatını güçlendirdi. Kacar döneminde reformistlerce önerilen çoğu reformları uygulamaya koydu. O 1941 yılına kadar bir yeni düzen inşa etti ve İngiltere ve Sovyetlerin işgaliyle istifaya zorlandı. Azınlıklar ve Kavmiyetlerin muhalefet nedenlerinden biri de onlara ait olan okul ve yayınların yasaklanmasıydı. Şahın bu eylemi ciddi bir muhalefetle karşılaştı. Onun bu tutumu yeni bir gruplaşmayı beraberinde getirdi. Bu gruplaşma köyler, kabileler ve şehirlerin bölgelerine değil dil ve kültürel azınlıklar temeline dayanmaktaydı. Müttefikler tarafından (ABD, Rusya ve İngiltere) İran’ın işgali teknik açıdan gerçek bir işgal olmamakla birlikte, İngiliz ve Sovyet askerlerinin İran’da bulunması, halkın hiç hoşuna gitmemekte; halk Rusya ve İngiltere’nin eskiden beri ülkeyi paylaşmak şeklindeki önerilerinin fiilen gerçekleştiği sonucunu çıkarmaktaydı. Köylerden kentlere göç hız kazanmış, siyasi ve toplumsal cemiyetler su yüzüne çıkmaya başlamıştı. Siyasi tutuklular serbest bırakılmıştı.

125

Komünist Partisi kendi varlığını ilan etmiş, iki yıl içinde Komünist Partisi (Tudeh) ve ona bağlı birlikler bir araya toplanarak büyük bir güç kazanmışlardı. Halk, özellikle işçi kitlesi, yabancılara ve onların aracılarına nefretlerini gizlememekteydi.

Rıza Şah’ın Düşüşünden Muhammed Rıza Şah’ın Doğuşuna Kadar 1941 yılında Rıza Şahın devrilmesinden başlayıp 1953 yılında Muhammed Rıza Şah’ın askeri saltanatıyla biten zaman diliminde, güç beş ayrı kutup (saray, meclis, bakanlar kurulu, yabancı elçilikler ve halk kitlesi) arasında elden ele dolaşıyordu. Ayrıca bu kutupların içinde de iç çekişmeler devam etmekteydi. Saray danışmanları asil bir Meşrutiyet demokrasisini düşünürken, ordu subayları iktidarlı bir mutlak hükümeti tasarlamaktaydılar. Meclis muhafazakar, liberal ve radikal gruplar ve İngiltere yanlıları, Amerika yandaşları ve Rusya sevdalıları olarak ayrılmıştı. Bakanlar kurulundaki bakanlar da kendi makamını saray veya meclisteki çeşitli gruplar veya dış güçlere borçlulardı. Soğuk Savaş sonucunda yabancı güçler de birbirine kin kusuyorlardı. Siyasal partiler halkın temsilcileri ve onlara yön göstermeleri neticesinde halk rakip sosyal güçleri olarak ortaya çıkmışlardı 1. Bu güç odakları çekişmelerinin çoğunu bakanlar kurulunda

göstermekteydiler, bu durum da bakanlıklardaki istikrarsızlıkları artırmıştı. 13 yıl içinde 12 başbakan, 31 bakanlar kurulu ve 148 bakan ve 400 bakanlık kadrosunda görev aldılar. Bu hızlı değişimler İran’ın sosyal hareketlilik ve orta sınıfın güç ocaklarına girişinden kaynaklanmamaktaydı ve 12 başbakandan dokuzu on dokuzuncu yy.’ın tanınmış ailelerinden, ikisi Rıza Şah’ın idari teşkilatı ve birsi de ordu komutanlarındandı. İran basını da sınıfsal çekişmelerine sahne olmuştu. Saltanat değişiminden sonraki dört yıllık dönemde sürekli olarak yayımlanan otuz altı gazetelerinin hepsi İran’ı çelişkili sınıflardan oluşan bir ülke olarak
1

Abrahamian, Ibid, p. 103.

126

tanımlamaktaydılar. Tahranda basın sınıfsal konularla ilgilenirken, diğer illerde basın kavimsel farklılıklar, özellikle Müslüman ve gayri Müslüman ve dil azınlıkları üzerinde durmaktaydılar. 1941 yılında en önemli konu saltanatın ayakta kalması idi. Muhammed Rıza Şah kendi tahtını korumaya yönelik yapabildiğince dost edinmeye çalıştı ve Müttefiklerin güvenini kazanmak için onlara işbirliği sözü verdi ve karşılığında da Rusya ve İngiltere de İran’la birlik antlaşması imzaladılar. Onlar Pehlevi saltanatının sürmesi hakkında açıkça garanti vererek en geç altı ay içinde İran’ı terk edeceklerine dair kesin söz verdiler. Şah tüm siyasi tutukluları serbest bıraktı ve tüm el konulan vakıf arazisini dini kurumlara geri verdi. Ayrıca Tahran’da İlahiyat Fakültesini inşa etti. Ayanın güvenini kazanmak için o ant içme törenlerini milletvekillerinin önünde yaptı ve siyasal dokunulmazlığı yeniden vekillere geçerli kılarak meclisten bakanlar kurulunu kurmada katılımlarını beklediğini söyledi. Milletvekilleri ilk önce başbakanı seçip onay için şaha gönderiyorlardı ve daha sonra hem onun programına hem de bakanlarına güven oyu veriyorlardı. Şah orduya olan kişisel ilgisini muhafaza etti. On üçüncü meclis döneminde şekillenmemiş vekiller kümesi gittikçe dört değişken fraksiyonda (İttihad-i Milli, Ana Vatan, Azerbaycan, Adalet) gruplaşmaya başladılar. Ordu zayıflamıştı ve bu dört grup kimin orduyu idare edeceği hakkında ve dış işleri özellikle yabancıların işgal altında nasıl milli bağımsızlığı koruyacakları konusunda farklı görüşlere sahiplerdi. İttihad-i Milli grubu en büyük gruptu ve soyluları temsil ediyordu, bu grup muhafazakar bir yaklaşım sergilerken Ana Vatan özgürlükçü ve liberal bir yol izlemekteydi ve söz konusu grup toprak sahipleri ve tüccarlardan oluşmaktaydı soylularından ve İngiltere yanlıydılar. ve Azerbaycan fraksiyonu fakat Kacar Adalet oluşmaktaydı Sovyetlere eğilimlilerdi,

fraksiyonu diğer grupların tersine eski aydın kuşaklarını temsil etmekteydi ve bu grubun üyeleri üst düzey memurlar, teknokratlar ve eski aydınlardan oluşup Amerika’ya eğilimlilerdi. Ana Vatan Seyit Ziya, Azerbaycan Kavam ve Adalet fraksiyonu Soheyli’yi başbakanlık için destekliyorlardı. Bu yıllarda 127

Fruği ve Soheyli başbakanlık yaptılar, fakat Kavam’ın başbakanlığı daha fazla sürdü. 1943 yılında on dördüncü meclis seçimleri çok heyecanlı fakat karmaşık bir vaziyette yapıldı ve sonuçlar bir yandan rakip sosyal güçler ve diğer yandan siyasal partiler ve meclis fraksiyonlar ve onların destekleyici yabancı ülkeler tarafından belirlendi. Bu seçimlere 16 siyasal parti katılırken seçimden sonra sadece 6 parti faaliyetini sürdürdü (Tudeh Partisi, Hemrahan Partisi, İran Partisi, Adalet Partisi, İttihad-i Milli Partisi ve Vatan Partisi). Hemrahan Partisi radikal aydınlardan oluşmuş ve Tudeh Partisiyle yakın ilişkideydi, bu parti 1942 yılında kurulmuş ve Tudeh Partisinin Sovyetlere aşırı bağımlılığından şikayetçiydi. İran Partisi 1941 yılında “Mühendisler Cemiyeti”nden oluşmuş ve daha sonra ülkenin gayri mezhebi ve nasyonalist örgütü haline geldi, ve Mehdi Bazergan her iki teşkilatın kurucularından sayılmaktadır. Adalet Partisini yaşlı aydınlardan oluşmuş ve Amerika yanlısı ve Sovyetler karşıtı bir görünüm sergiliyorlardı. İttihad-i Milli Partisi, Şah severlerdi ve İngiltere ve Rusya’ya karşı ve Amerika ilişkilerinden yana idiler. İttihad-i Milli Partisi seçim döneminde ismini Halk Partisi olarak değiştirdiler. Vatan Partisi İngiltere yanlısıydı ve Seyit Ziya tarafından kurulmuştu. Bu parti ruhaniler ve göçebelerin desteği ile askeri despotizm ve Tudeh komünizmine karşı kuruldu ve beş ay sonra da ismini Milli İrade olarak değiştirildi. On Beşinci Meclis, Kavam’ın başbakanlığı döneminde şekillendi ve Tahran seçimlerindeki hileli olması nedeniyle Musaddık liderliğinde siyasal grupların itirazlarına yol açtı. Diğer seçim bölgelerinde yerel hükümdarları belirleyici rol aldılar. On Beşinci Meclis üç önemli fraksiyona bölündü; Demokrat Partisi seksen koltuğa sahipti ve grup başkanlığı Hikmet üstlenmişti ve şair Bahar’da partinin meclis dışı radikal aydınlarındandı. Saltanat yanlıları İttihad-i Milli adıyla ikinci meclis gücünü teşkil ediyordu ve otuz beş koltuğa sahipti. İngiltere yanlıları 25 koltukla meclisin üçüncü

128

fraksiyonunu oluşturuyordu. Meclisin çoğunluğu Kavam’ı destekliyorlardı fakat bu durum kısa bir süre sonra bozularak Kavam kabinesi düştü.

I. PETROLÜN MİLLİLEŞTİRİLMESİ Kavam sonrası iki yıl içersinde Şah’ın siyasal arenaya geri döndüğünü görüyoruz. Şah 1947 yılına kadar kendinden bir meşrutiyetçi padişah görüntüsünü sergiliyordu. Fakat 1948 yılında alenen mali işlere karışmaya başladı ve sadece bakanlar değil başbakanları da tayin edip işten alıyordu. 1949 yılında Şah’a yapılan terör girişiminin ardından muhaliflerin ortadan kaldırılması için fırsat doğdu, böylece Şah olağanüstü hal ilan etti. Muhalif gazeteler kapatılıp Tudeh Partisi yasaklandı, Kaşani Beyrut’a ve Mussadık doğduğu yere sürgün edildi. Aynı zamanda hemen “Kurucular Meclisi”ni kurdu ve bu meclis, üyelerinin yarısı şahın tarafından seçilen “Senato”nun kurulması ve şahın meclisi kapatmasına oybirliği ile onay verdi. On beşinci meclis Kavam ve Şah arsındaki çekişmelere sahne olurken, On altıncı meclis Şah ve Mussadık arasındaki anayasa tartışmaları ve “İran – İngiliz Petrol Şirketi”nin mülkiyet çekişmelerine sahne oldu. Şah 1949 yılında yardım isteme amacıyla Amerika’ya gitti. Birkaç gün yolculuğundan önce Mussadık, bazı siyasetçi, üniversite öğrencileri ve esnafla birlikte seçimlerin serbest olmamasını protesto etme amacıyla saraya gitti. Protestocular sarayla görüşme için yirmi kişilik bir temsilci komite oluşturdular. Bu komite daha sonra “Cepheyi Milli”nin temelini oluşturdu. Saraydaki oturma eylemi o kadar endişe yarattı ki saray seçimlerdeki kuralsızlığa son vereceğine dair söz verdi. Yirmi kişilik komite saraydan söz aldıktan sonra yandaşlarını dağıtıp Mussadık’ın evine gittiler ve geniş bir konuşma sürecinin ardından “Cepheyi Milli” adında bir koalisyon kurmaya karar verdiler. Cepheyi Milli bu koalisyonla seçimlere girdi. Cepheyi Milli üniversite ve çarşıda genel mitingler düzenlemeye başladı ve bu mitinglerin biri sonucunda 12000 kişi meclis önünde toplandı. Bu mitinglerde saray seçimlerde yolsuzluk 129

yapma planında ısrarcı olduğu ileri sürüldü. Daha önce Kesrevi’yi öldüren “İslam Fedaileri” örgütüne mensup bir kişi (Seyit Hüseyin Emami) Hejir’i öldürdü ve bu olaydan sonra çatışmalar tırmandı. Başbakan Saed seçimleri durdurarak Tahran’da oyların yeniden sayılması için talimat verdi. Meclis Cepheyi Milli azınlığı ve Şah yanlılarının çoğunluğuna sahip oldu. 1951 yılında Mussadık başbakanlığa seçildi ve dikkatler meclisten Mussadık ve Cepheyi Millinin güç kaynağı olan sokaklara çevrildi. Bakanların çoğu muhafazakarlardan oluşmaktaydı ve bu durum İslam Fedaileri’nin tepkisine yol açtı, Mussadık’tan beklenildiği gibi ilk olarak petrol meselesiyle uğraştı. On Yedinci Meclis hazırlıkları gerekçesiyle Mussadık iç siyasete yöneldi. 1952 yılının başlarında On Yedinci Meclis açıldı ve 79 milletvekilinden 30’u Cepheyi Millinin üyesi veya ona yakınlardı. Beş ay tartışmanın ardından Mussadık başbakanlık hakkını kullanarak aniden savaş bakanlığını belirledi ve Şah’ın reddetmesi nedeniyle istifa edip meclise götürmeden direkt olarak halkla paylaştı, böylece konu büyük bir milli tartışmaya neden oldu. Başbakanın isteği heyecan yarattı. Cepheyi Milli, Tudeh Partisi’nin yardımıyla halkı genel grev ve gösteriye davet etti. İlk önce Şah ordu ile bu olayları bastırmaya çalıştı fakat beş gün genel gösteri ve kanlı itirazlar ayrıca ordu arasında ayrışmalar gözüktüğü için, Şah geri çekilip Mussadık’tan yeni bir hükümet kurulmasını istedi. Mussadık kolaylıkla yenmişti, ve bu başarı 21 Temmuz 1952 ayaklanması olarak İran tarihine geçti. Mussadık galip geldikten sonra sadece Şah ve ordu değil, ağalar ve Senatoya da darbeler vurdu. Saltanat yanlılarını Bakanlar Kurulu’ndan atıp savaş bakanlığını kendisi üstlendi. Rıza Şah arazisi devlete devredildi. Saray bütçesi kesildi ve savaş bakanlığının ismi, savunma bakanlığına olarak değiştirildi. Senato ve Şura Meclisini feshederek Ağustos 1953’te milli referandum düzenledi.

130

Bu eylemlerin sonucunda Mussadık eski müttehitlerini kaybetti. Petrol fiyatlarının düşüşü, işsizliğin artması ve gıda maddeleri fiyatlarının artışı onun problemlerini artırdı. O, 19 Ağustos 1953 referandumu yaparken darbe oldu. Bu darbenin kolayca başarılı olmasını iki faktöre bağlamak mümkündür; Cepheyi Milli içindeki orta ve gelenekçi sınıf arasındaki farklılaşma ve üst düzey ordu mensuplarının ülke yönetiminden uzaklaştırma.

A. Milli Aydınların Petrolün Millileştirilmesindeki Rolü a) Liderlik Petrolün Millileştirilmesi hareketi, Tütün Ayaklanması ve Meşrutiyet Devrimine kıyasla daha güçlü bir yönetim ve liderliğe sahipti. Bu harekette sadece bir grubu değil aydın ve değerli, akılcı bir insanın liderliğini de görüyoruz. Musaddık hareketin değişik aşamalarında öyle karizmatik bir liderlik örneği sergiledi ki sadece aydınları değil halk tabanını da kendisine çekebildi. Cepheyi Milli (C.M.) etkili ve organize hareket eden bir grup olarak kendini kanıtladı ve Musaddık, milliyetçilik akımının liderliğinde bulunmasına rağmen diğer halk gruplarının da ideolojik liderliğini yapıyordu. Max Weber'e göre: “Karizmatik liderlik, geleneklere, akla veya kanunlara göre değil, belirli bir bireysel kişilik ön plana çıktığında kendini gösterir.” Örneğin, 21 haziran günü kentlerde Musaddık’ı desteklemek için hiçbir mağaza açılmadı ve halk hisse senetleri basıldığı zaman onları satın alarak kendisine destek verdi. 1 James Bill, Musaddık'ın kişiliği hakkında şöyle yazıyor: "O hiçbir zaman makamını kendi menfaati doğrultusunda kullanmadı. Başbakanlık ve milletvekilliği sırasında maaş almaktan kaçındı ve konumu ile ilgili masrafları çoğunlukla kendisi üstleniyordu" 2. Bireysel özellikleri ve halkla olan direk bağlantısı onu çok popüler bir lider durumuna getirdi. Kamuoyuna şekil veriyordu, genelde halkın duygularını dile getiriyordu. Millet, liberalizm ve
1 2

Hüseyin Abdulhasan Tenhaii, Moghaddemii Ber Didgahaye ve Mektephaye Jameshenasi, Tahran Merendiz Yayınları, 1992, s. 242. James Bill – William Rojer Lewiss. Musaddık, Neft ve Nasyonalism İran, Çev. Abdülrıza Houşeng Mehdevi ve Kaveh Beyat, Tahran, Goftar Yayınları, 1993, s. 75.

131

demokrasi kavramlarını çok iyi kullanıyordu. Genel liderliği Cepheyi Milli yapmasına rağmen, Musaddık'ın kişiliğinin çok belirgin bir üstünlüğü vardı. Musaddık halkla olan çok özel ilişkisi ve karizmatik yapısı nedeniyle her zaman Cepheyi Milli’yi gölgede bırakıp pratik kararlar verebilen lider konumuna geçti. Suzan Siaveşi Musaddık ile ilgili şöyle yazar: "Musaddık'ı bir tarih yaratıcısı ve yakın dönemlerin en önemli kişiliği olarak sayarsak hiçte abartmış olmayız." 1 Var olan duruma kendisinin açık eleştirileri 1915 yılında 3. dönem Mecliste, milliyetçi aydınlar ve özellikle Tahran'ın demokratik kesiminin güçlü desteğini sağladı. Rıza Han'ın aşırı yetkilerine, sansüre, Tudeh Partisi'nin yasadışı ilan edilmesine, özellikle seçimlerdeki hilelere tepki olarak Cepheyi Milli oluştu. 1950'de Petrolün Millileştirilmesine dair önergesini vermesi onun başbakanlığı için zemin hazırladı. Milli aydınlar ve Musaddık'ın görüşlerine göre sürtüşmeleri önlemek için Cepheyi Milliyi bir partiye tercih ediyordu. b) Organizasyon Milli aydınlar, partiler, siyasi gruplar, meclis kulisleri, bakanlıklar ve başbakanlık, gazeteler ve değişik dergiler, siyasi mitingler vasıtasıyla halk arasında hareket ve devrim düşüncelerini yaymaya çalışıyorlardı. Asıl amaç kendi hedeflerine ulaşmaktı. Cepheyi Milli : Cepheyi Milli iki grubun birleşimi sonucu meydana gelmiştir. Musaddık ve arkadaşları teşkilat ve düzenli bir organizasyonun bulunmadığından şikayet ediyor ve Musaddık, Ahmet Abad'dan Ali Şayıgan'a yazdığı mektupta bu önemli hususa değiniyordu: "Biz İranlıların siyasi ve sosyal bir teşkilatı olmadığından dolayı geri kaldık ve bu eksiklik, aziz ülkemizin özgürlük ve bağımsızlığını kaybetmesine neden olmuştur." 2 Cephenin manifestosuna göre bir merkezi şura belirlenmişti. Üyeleri bireyler değildi; gazeteler, öğrenci birlikleri, siyasi partiler davet edilmişlerdi. Cepheyi Milli'nin ilk oturumunda Musaddık, genel sekreter seçildi; program ve
1

Suzan Siaveşi, Der İran Liberal Nasyonalizm, Çev. Ali Muhammed Kutsi, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1991, s. 109. 2 Musaddık'ın Yazışmaları, Telashha Beraye Teshkile Cepheye Milli 3, 1975, s. 103.

132

amaçlar belirlemek için bir komite oluşturuldu. Birkaç ay sonra yayınlanan cephe programında, Sosyal adalet ve anayasanın uygulanması, serbest seçimler, siyasi düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi ve ekonomik şartların düzeltilmesi isteniyordu. 1 Sonraki aylarda İran Partisi, Zahmetkeşan Partisi, İran Milleti Partisi ve İslam Mücahitleri Toplumu Cepheyi Milli’ye katıldılar. İran Partisi'nin sınıfsal yapısı yeni orta sınıflar idi. Mühendisler, devlet dairelerinde çalışan yüksek öğrenimliler, eğitimli kadınlar ve öğrencilerdi. 2 İran Mühendisler Derneği, adını İran Partisi olarak değiştirince üyelik çerçevesini çok genişletmiş oldu. Yeni üyeleri de vekiller, hukuk hocaları ve devlet memurları oluyordu. İran Partisi İngiliz ve Ruslardan kurtulup şiddetle bağımsızlığın peşinde idi. Buna dayanan "İran için İranlı yaratıcılığı" sloganını seçmişti. 1949'da bu parti Cepheye Milli'ye katılıp Musaddık'ın petrol mücadelesini destekledi. Suzan Siaveshi bu parti hakkında şöyle yazar: "İran partisi modern bir siyasi partiden çok bir grup olarak tanınıyordu. 1949'da resmi üyeleri çoğunlukla Tahran, İsfahan ve Reşt'ten olmak üzere yaklaşık 3.000 kişiydi." 3 İkinci büyük aydın organizasyonu ve petrolün millileştirilmesinde etkili olan Zahmetkeşan Partisiydi. Bu parti 1950'de Muzaffar Baghai ve Halil Meleki tarafından kurulmuştu. Parti ilk bildirisinde Musaddık ve hükümetini meşrutiyetin istikrarını destekledi. Baghai ve taraftarları parlamenter ve siyasi görevleri, Meleki ve sempatizanları örgütleme, eğitim ve ideolojik çalışmalar yapma görevlerini üstlenmişlerdi. Tahran'da yaklaşık 5000 kayıtlı üyesi ve 1.000.000 taraftarı ile İran'da parti üyesi sayılıyordu. 4 Şehit Gazetesi, aylık Hayat dergisi ve Atarod Gazetesi, bu partinin hareketi destekleyen faaliyetlerinden sayılırdı. Musaddık’ın diğer taraftar partisi Pan İranist Partisi'ydi. Daryush Fruhar tarafından kuruldu ve Musaddık'ın ilk taraftarlarından sayılırdı. 1947'de Musaddık'ı desteklemek amacıyla öğrenci

1 2

Cepheyi Milli, "Bernameha ve Manifest", Bakhter Gazetesi, 1950. İran Partisi Üyelik Şartları, Mart 1946. 3 Suzan Siaveshi, a.g.e., s. 77. 4 Abrahamian, Ibid, p. 251.

133

gösterileri düzenledi. Bu partinin aşırı milliyetçi, anti-siyonist (antisemist) ve anti-kapitalist görüşleri vardı. 1 Milli aydınlar güçlerini topladıktan sonra, meclis, seçimler, başbakanlık gibi kurumları kullanmaya çalıştılar. 2 Milli aydınlar tarafından çok kullanılan başka malzemeler şunlardır; gazeteler, şuralar, bildiriler, makaleler. Bunlar genellikle kültürel malzemelerdi. Raade Emruz, Şehit, Atarod, Nedaye Mellet aydınların görüşlerini belirleyip ve bu görüşleri halka iletme görevini üstlenmişlerdi.

c) Seferberlik Genel olarak aydınlar, sosyal hareketlerin teorik ve organizasyon rolünü üstleniyorlar, bazen bu grup öğrenciler ve üniversiteliler, hocalar ve eğitimli sınıfların da seferberliğini üstleniyorlar. 16. Dönem Meclis Seçimlerine halk tarafından Musaddık liderliğinde ve bazı aydınların desteği ile yapılan itirazlar sonucu seçimlerin iptali ve yenilenmesi bunu doğrulayan bir örnektir. Hareketin oluşum dönemi boyunca üniversiteler, adı geçen gruplar ve aydınlar için ortam hazırlayarak seferberlik görevi yaptılar. Musaddık taraftarları ve aydınlar öğrencileri değişik aşamalarda seferber ettiler. Musaddık her zaman halk ile yakından ilgileniyordu. 3 Milli aydınların konuşmaları, halkın seferber olmasında ve organizasyonunda en önemli etkenlerden biriydi. Cepheyi Milli genelde halkı vergi artışı, vatandaşlık haklarının ihlali gibi konularda etkiliyordu. Cepheyi Milli, halkı üniversite ve çarşıda bir araya getiriyordu. Meclis dışında 12 bin kişilik gösteri bunların en büyük örneğiydi (8 Mart 1951). Musaddık'ın istifa haberini duyan petrol işçilerinin grev, işi bırakma ve gösterilere teşvik etmek bu cephenin eylemlerinden bir diğeridir (Nisan 1951). 1949 yılında Şah Amerika'ya gitmeden önce siyasi gruplar, öğrenciler ve esnaf serbest seçimlerin olmadığı gerekçesiyle köşke girdiler. Bu eylem aslında 1947 tepkisinin tekrarıydı.
1 2

Fuad Ruhani, Bibliyografi Siyasi, s, 132. Abrahamian, Ibid, p. 333. 3 Musaddık Meclisteki Hitabe, Muzakerate Mejlis, 1950.

134

Ancak bu defa Şah'ı hedef almıştı. Musaddık bir duyuruyla tüm İran halkına hitap ederek şöyle diyordu: "12 Ekim Cuma günü öğleye 2 saat kala ekselanslarının kapısında hazır bulunmaya karar verdik. Ey halk, bizi orada yalnız ve kimsesiz bırakmayın." 1

d) İdeoloji Meşrutiyet ile başlayan milliyetçilik hareketleri Petrol Hareketinde de görünür. Meşrutiyet ve milliyetçilik cephede toplanan milli aydınlardan geliyordu. Onlar bu düşünceleri batıdan alıp İran ruhuyla birleştirdiler. Petrol Hareketinde Cepheyi Milli ve ona bağlı aydınlar, ve gazeteleri çok etkili olmalarına rağmen, hareketin esas ideoloğu Musaddık'ın kendisiydi. Cepheyi Milli'nin esas ideolojisini, İstibdad'a karşı milliyetçi bir ruhla mücadele ve sömürge karşıtlığı ile özetleyebiliriz. Cepheyi Milli'nin nihai amacı parlamenter gücü sağlamlaştırmak, anayasa ve kanunları uygulamak ve ülkenin gerçek bağımsızlığını sağlamaktı. Cephenin kısa süreli stratejisi, petrolün dışarıya verilmesine karşı mücadele ve özellikle İran – İngiliz petrol şirketinin kapatılmasıydı. Ancak esas amacı, petrol mücadelesini İran'ın milli, demokratik liberal ve ulusal mücadelesinde bir malzeme olarak kullanmaktı. Cepheyi Milli'nin genelgesinin 3. maddedeki amaç özgür seçimler ve özgür düşünce yolu ile milli hükümeti kurmaktı. Kendi yayınlarında cephenin amaçları 4 husus olarak belirlemişlerdir: 1. Seçim yasalarını düzeltmek, 2. Yayın yasalarında revizyon yapmak, 3. İktidarı düzeltmek, 4. Anayasa'nın 48. maddesini yeniden yorumlamak (Demokrasi ve Meşrutiyet). Musaddık seçim mücadelelerinde üç önemli konuya değinmiştir:

1

Muhammed Ahmeti, Enghelabe İslami ve Azadi Hareket, s. 334.

135

1. İran ancak eski yanlış pozitif dengeleme siyasetini uygun tarafsız politikayla (kendi deyişiyle olumsuz dengeleme) değiştirirse dış siyasetinde milli istikrarını koruyabilir. 2. Şahın demokrasi yöntemine saygı duyup ordunun yönetimini kendi elinden bırakması gerekir. 3. Seçim düzeninin değiştirilmesi gerekliliği, yani halkın gözetiminde ve dürüstçe yapılması 1. Görüldüğü gibi hareketin ideolojisi ve milli aydın grupların esas amacı, istibdat'a karşı mücadele etmek ve meşrutiyet anayasası çerçevesinde demokrasi temeline dayanıyordu.

1

Hüseyin K. Stone, Siyasete Mobareze Menfi Dar Mejlise 14, 2. Cilt, Tahran, Musaddık Yayınları, 1976, s. 67.

136

Petrol Millileştirilmesinde Milli Aydınların Rolleri ve Etkililikleri
Hazırlama
İstibdat ve istismara güçlü milliyetçilik ile muhalefet Şah’a muhalefet, toplumsal adalet ve ekonomik şartların düzelmesi Anayasayı destekleme Seçim ve düşünce özgürlüğü İstismarla mücadele ve Ghavam’ın Kuzey petrolü üzerinde S.S.C.B. ile anlaşmasını kabul etmemek Tarafsızlık siyaseti Halkın seçimler üzerinde denetimi Anayasa çerçevesinde demokrasi Meşrutiyet Gazeteler, partiler, radyo İletişim araçları CM oluşumu Siyasi partiler (İslam mücahitleri, Millet İran Partisi) Üniversiteler, esnaf ve milli şura Mecliste kürsü kazanmak Bakanlık, başbakanlık, İlanlar, bildiriler, makaleler

İdeoloji

Oluşum

Zafer

Hazırlama

Organizasyon

Oluşum

Zafer

Hazırlama Değişim mimarları Oluşum Seferberlik Değişim şartları Zafer

Topluluklarda hitabeler Esnaf, yerel şuralar Makaleler, mitingler Halkın 16. meclis seçimlerine itirazı ve seçimlerin iptali, seçimin Musaddık liderliğinde yenilenmesi Halkın Musaddık liderliğinde itiraz olarak meclis dışında toplanması Öğrencilerin Millete İran Partisi liderliğinde Musaddık’ı desteklemek için gösterileri Siyasetçiler, öğrenciler, esnafın Musaddık liderliğinde köşk sahasında oturumu 1949 Musaddık’ın istifası ve petrol şirketleri işçilerini onu desteklemek için greve gitmeleri Ocak 1951’de halkın Musaddık liderliğinde gösterileri petrolün milleşmesini istemeleri Petrol şirketi işçilerinin CM nin daveti üzerine 20 Mayıs 1951’de greve gitmesi Musaddık’ın 1915’de 3. mecliste açık eleştirileri Rıza Han’ı nüfuzuna, seçimlerdeki hilelere, sansüre, itirazı Tudeh Partisi’ni yasa dışı ilan etmesi Kamuoyunu şekillendirmek 21 Temmuz’da Musaddık’ı desteklemek amacıyla dükkan ve ofisleri kapatmak Hisse senetleri satımı Petrol hakkının verilmesini engelleyen genelgenin meclise sunulması 1933 anlaşmasının feshi ve Kevamın S.S.C.B. ile anlaşmasının reddi 1951 Musaddık liderliğinde gösteriler petroün millileştirilmesinin istenmesi Petrolün millelşmesi ve eski petrol şirketinin kapatılması ve yenisinin açılması

Değişim faktörleri

Meşrutiyet devrimi

Hazırlama

Oluşum Liderlik

Zafer

137

B. Marksist Aydınlar 1. Üçüncü Güç ve Tudeh Partisi 1943'ten itibaren İran'da iki temel siyasi görüş vardı: 1. Sovyetler Birliği taraftarlarının temsilciliğini Tudeh Partisi yapıyordu. 2. Batı taraftarlarını siyasi iktidar temsil ediyordu. (En fazla nüfuz sahibi batılı ülke İngiltere'ydi). İngiltere Seyit Ziya, Kevam, Saed ve Takizade gibi siyasetçilerin desteğine güveniyordu. Üçüncü güç teorisi Meleki tarafından ortaya atılmıştı. Meleki bu teoriyi önce makaleler dizisi olarak 1951 de yazmıştı, daha sonra "Üçüncü güç zafere ulaşır" "Üçüncü güç nedir?" başlıkları altında geliştirdi. Yazdıklarında alışılmış "Sovyetler Birliği ve ABD'ye bağlı güçler dışında ülkelerde bu güçlerden kurtulmak için mücadele eden üçüncü bir güçten bahsediyordu. Üçüncü dünyada, üçüncü güç milli hareketlerin sol kanadından oluşur. Amacı da hareketleri zaman ve mekan bazında geliştirmek, ayrıca sosyalist çözümlerle siyasi ve ekonomik gelişmeyi sağlamaktır. İran'da üçüncü gücün genel anlamda örneği Nehzete Milli ve Nehzet’in içinde bulunduğu sosyal demokratlardı. 1 Üçüncü güç sadece doğu ve batı egemenliğine karşı mücadele vermekle kalmayıp, kendini özgür düşünen kadın ve erkeğin yeni oluşumu olarak görüyordu. 2 Petrolün Millileştirilmesinde Marksist aydınların en önemli partisi, Zahmetkeşan Partisi’ydi. Bu parti Baghai ve Halil Melekinin itilafı ve çok sayıda Tudeh partisinden ayrılandan oluşuyordu. Baghai meclis ve kamuoyu parti liderliğini üstleniyordu. Zahmetkeşan Partisi hızla çok sayıda işçi, öğrenci ve üniversiteliyi toplayıp milli bir partiye dönüştü. Bu parti Tudeh partisi ile mücadele edebilecek güce sahipti. Zahmetkeşan Partisi halka dayanan milli bir partiydi ve C.M.'nin potansiyelinden geldiği fark ediliyordu. Bu parti hem o zamanda hem de daha sonra 1952'de Baghai'nin ayrılmasından sonra (üçüncü güç) hareketin en etkili modern siyasi gücü oldu.
1

H. Katozian, Musaddık ve Kudrete Mobareze, Çev. Farzaneh Taheri, Tahran, Yayınlar Merkezi, 1993, s.110. 2 III. Güç, Gazete, 1952.

138

Üçüncü güç ve ondan sonraki sosyalistler grubu Musaddık taraftarlığı için C.M.'den ayrıldı ve iktidarla ideolojik mücadelede çok önemli bir rol oynadı. 1941 yılında İran Komünist Partisi, aydın kitlenin bir toplantısı ile resmen örgütlenmişti. Bu topluluğun temel çekirdeğini 53 kişilik bir Marksist grup oluşturmuştu. Bu grup yurtdışında Marksist felsefeyi tanımış ve eğitim almışlardı. Bu grubun çoğunluğunu orta tabaka ve küçük burjuva kökenli kişiler oluşturmaktaydı. Partinin ilk önderi Dr. A. Arani idi. 1937 yılında grup üyeleri tutuklandı. Arani, duruşmada Rıza Şah’ın bir İngiliz uşağı olduğunu ve İran halkına yaptığı hıyanetleri açıklamış; sonunda hapishanede öldürülmüştü. 1941 yılında Ruslar’ın İran’ı işgali üzerine, tutuklanan bu grup hapishaneden çıkarılmış, Komünist Partisi hemen örgütlendirilmişti. 1 Tudeh Partisi, bu tarihten itibaren hızla gelişti. O sırada halkın ilgi alanı petrol mukavelesinin iptali ve petrol sanayinin devletleştirilmesi idi. Parti bu durumu kullanmasını çok iyi bildi ve halk arasında, işçi sınıfı içinde büyük bir taraftar sağladı. 1942’de Tahran’da baş gösteren yiyecek sıkıntısı üzerine gösteriler düzenleyerek, 1946’da petrol işçilerin direnişe geçmelerini sağlayarak tesislerde yönetimi ele geçirmişlerdi. Bütün bu gelişmeler, Komünist Tudeh Partisi’nin 1954’te İran İşçi Sendikası’nın direnişine önderlik etmesini gündeme getirmiştir. Bu direniş, Uluslararası işçi sendikalarının da desteğini almıştır. İran’da ilk özgürlük direnişleri sayılabilecek bu direniş hareketlerinde önderlik eden Tudeh Partisi, artık İran siyasal tarihinde önemli bir yere sahip oluyor ve kendini kabul ettiriyordu. İran siyasi hayatında böyle bir konuma gelen Tudeh Partisi, Sovyetler Birliği ile sıkı ilişkiler kurmuştur. İdeolojik olarak Marksist-Leninist bir yapıya sahiptir. Tudeh Partisi dışında başka hiçbir parti ülke dışından organize bir şekilde destek ve yardım almıyordu. Ülkede Marksist-Leninist devrim kuramı gereği bir devrim öngörmektedir. Fakat Sovyetler Birliğine bağlı bir politika gütmektedir. Hatta II. Dünya Savaşı sırasında Azerbaycan’da Sovyetler Birliği

1

B. Juazani; Strateji Enghelab Dar Iran, Maziyar Basımevi, Tahran, 1979, s.18.

139

desteğinde demokratik bir hükümet kurulmuş ve İran yönetimi bunun sonucu Sovyetler Birliğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine bile şikayet etmiştir. Tudeh Partisi bu durumuyla Musaddtık döneminde de İran siyasi hayatında Cepheyi Milliyi desteklemiş, ancak Musaddık’ın liberal yapısı gereği, önerileri geri çevrilmiştir. Daha sonraki yıllarda da İslam Devrimi öncesi ve devrim sırasında önemli sayılacak görevler üstlenmiştir.

2. Marksist Aydınların Petrolün Millileştirilmesindeki Rolü a) Liderlik Tudeh Partisinin, hareketin lideri olan Musaddık'la arası pek iyi değildi. Musaddık Tudeh Partisi'ne tahammül ederek düşünce, ifade ve organizasyonda özgür bırakmıştı, ama partiyle olan diyaloğunda araya bir mesafe koyuyordu. Tudeh Partisi'nin liderliği de petrolün millileştirilmesi konusunda tek görüşlü değildi. Partinin tecrübe üyeleri Musaddık'ı ileri görüşlü ve anti emperyalist olarak kabul ediyorlardı. Ancak daha genç üyeler onu, komprador burjuvazi ve emperyalizmin uşağı ve feodal olarak nitelendiriyor ve karşı tavır alıyorlardı. 1 İki taraf da halk tabanının isteğine rağmen hareketin büyük bölümünde etkili bir iş birliğine pek giremediler. Ancak, Tudeh Partisi işçi sınıfının himayesinden yararlandığı için zaman zaman petrolün millileştirilmesinde olumlu bir rol üstlenmediği gibi karşıt olarak da olumsuz etkiler bıraktı. Bu konuda parti tabanı ve liderliği arasında bile anlaşmazlık mevcuttu. Hatta 1952'de parti taraftarları parti liderliğinin izin vermemesine rağmen Musaddık'ın görevde kalması için aktif bir rol de oynadılar. Tudeh Partisi, Musaddık'ın petrolü millileştirme çabalarını,

emperyalizmin hala Kuzey Petrol hakkı peşinde olan S.S.C.B.'ne karşı bir planı olarak nitelendiriyordu. Parti petrol mücadelesini ve 1933 anlaşmasının

1

Mesud Hejazi, Ruydadha ve Doreha, Tahran, Nilüfer Yayınları, 1998, s.20.

140

feshini red etmekle herkesi hayrete düşürdü. Parti lideri, Musaddık'ı ve destekleyenlerini küçük burjuva ve gerici güçler olarak nitelendirdi. 1 Bu görüş, partinin birçok taraftar ve üyesinin kaybına yol açtı ve parti liderlikte de bazı değişimler meydana geldikten sonra zayıfladı. Ancak, Musaddık'ın başbakanlığa geçmesiyle parti faaliyet için daha özgür bir ortam buldu. Çünkü Musaddık özgür siyasi ortam yaratılmasını hızlandırdı. Devletin baskıları azalınca, parti ve taraftarları, yayın ve faaliyetlerine yeni bir ortam buldular. 2 Partinin 1951-1953 yılları arasında güçlenmesiyle liderleri, Musaddık yönetimini desteklemek konusunda ikileme düştüler. Tecrübeli merkez komite üyeleri Cepheyi Milli ile işbirliğine girmeyi doğru buluyorlardı. Çünkü C.M. İngiliz emperyalizmiyle mücadelede milli burjuvazinin temsilcisiydi ve sonuçta Tudeh Partisi bu demokratik milli devrimi ileride halk tabanından yardım alarak sosyalist devrime çevirebilirdi. 3 Ancak, daha genç üyeler bu itilafa karşı oldukları gibi Musaddık ve C.M. liderliğine direkt karşı çıkma düşüncelerini destekliyorlardı. Parti C.M.'yi yalnız bırakarak sosyal dayanaklarını güçlendirecekti. Parti tek başına orta sınıfı seferber edecekti. 4 Bu parti içi görüş ayrılığı sonucunda daha genç üyelerin görüşü ağırlık kazanınca, parti petrol hareketinde hükümete karşı olumsuz bir rol üstlendi. Dönemin parti liderlerinden Nurettin Kianuri bir röportajında, liderliğin bu büyük hatasını bir bilgi yetersizliği olarak nitelendirdi. Ayrıca parti liderlerinin Marksizm-Leninizm'den öğrendiklerini toplumun seviyesine indirgeyemeyip halkın derin dini inançlarını iyi yorumlayamadıklarını iddia etti. 5

b) Organizasyon Parti baştan itibaren işçi dernekleri kurma yoluyla hareket etti. Erdeşir Avanesian ve Reza Rousta eski komünistler olarak bu işe önderlik yaptılar ve
1

H. Katozian, İran Beyne Do Enghelab, Çev. Muhammed Rıza Nefisi ve Kambiz Azizi, Yayın Merkezi, Tahran, 1994, s. 380. 2 a.g.e., s.392 3 "Dar Bare Hareket Burjuvazi", Liberal – Felda 1950. 4 Tenha Tabeghe Karegar Tevane Mobareze Ba Emperyalizm ve Feodalizm Ra Dared, 1953. 5 Haterate Nurettin Kianuri, a.g.e., s. 284.

141

zamanla tüm İran'da işçi dernekleri kurup bir merkezi şura oluşturdular. Buna paralel olarak parti çiftçi derneklerini de yönetti. Parti, 1948'de şahın teröründen önce üniversitelerdeki siyasi etkinliğini kaybetmişti. Arkasından yasa dışı ilan edilmesiyle yeraltı örgütlenmeye geçildi. Bazı parti liderleri 1950'de Rezmara döneminde hapisten kaçtılar. O sırada bazı üniversitelileri kendi gizli örgütlerine aldılar. 1 Tudeh Partisi kendi geçici programını belirledikten sonra organizasyon faaliyetlerine Tahran'dan başladı. Bir liderin açıklamasına göre partinin Ekim 1942'de ülke çapında 6.000 üyesi vardı, bunun dörtte birini aydınlar, diğer kısmını işçiler ve küçük burjuvalar oluşturuyordu. 2 Tudeh Partisi'nin bazı yazarları partiyi, 1940'lı yıllarda ülkenin en organize ve teşekküllü partisi olarak nitelendirmişlerdir. 1 Ağustos 1946'da Kevam kabinenin üç bakanlığını Tudeh Partisi'nin liderlerinden Keşaverz, Yezdi ve İreç Eskenderi'ya bıraktı. Bu Tudeh Partisi'nin en büyük zaferlerinden biri oldu. O sıralarda partinin 50.000 asil üyesi ve 100.000 yedek üyesi vardı. Partinin müttefikleri kuzeybatıdaki illerde Kürdistan ve Azerbaycan demokrat fırkalarıydı. Bu iki örgütün kendi bölgelerinde çok güçlü alt yapıları vardı. Merkezi şuranın raporuna göre partinin 355.000 üyesi bulunuyordu. Partinin çiftçi dernekleri, özellikle büyük kentlere yakın köylerde büyük gelişmeler kaydetti. İngiliz basını muhabirlerinin söylediklerine göre Tudeh Partisi o dönemde yayınlanan 172 gazete ve derginin çoğunda nüfuz sahibiydi ve yerel şubelerle silahlı gerillalar vasıtasıyla Reşt, Sari, İsfahan, Ahvaz, Abadan gibi sanayi kentlerinde idareyi ellerinde bulunduruyorlardı. Partiye bağlı örgütlerin ve teşkilatların kendi adlarına yayınları vardı. Bunlardan, 1) İran Kadınlar Örgütü’ne bağlı Bidari Dergisi, İmtiyaz sahibi: Zehra Eskandari, 2) Merkezi Şura’ya bağlı Beşer Gazetesi, 3) Barış yanlısı İranlılar Cemiyeti’ne bağlı Zafer Marşı ve Maslahat Dergileri, 4) İstismarla
1 2

Mesut Hejazi, a.g.e., s. 20. R. Radmenesh, Soghanranı Sarane Konferanse, Tahran, 1942.

142

Milli Mücadele Cemiyeti’ne bağlı Şhanbaz Dergisi, birkaç örnek olarak sayılabilir.

c) Seferberlik 5 Aralık 1951 ve 28 Mart 1952'deki Tudeh Partisi'nin gençlik örgütünün kışkırtıcı gösterileri hareketin gerilemesinde çok etkili oldu. Ancak, ondan daha etkili olan 14 Temmuz 1951'de gençlik örgütünün yaptırdığı yürüyüştü. Bu, petrol işçilerinin İngiliz petrol şirketlerine karşı Musaddık önderliğinde yaptıkları ilk grevin anısına yapıldı ve Tudeh Partisi diğer bütün grupların tersine C.M. ve Musaddık'ı desteklemek yerine olaylar çıkartarak devlete zarar vermeye kalkıştılar. Kamuoyunu emperyalizme karşı yapılan petrol savaşından saptırmak istediler. Bu olaylar bazen polis güçlerinin yaptıkları hatalarla değerlendirilse bile yine de Tudeh Partisi'nin yarattığı hataları gidermez. 2 Tudeh Partisi bu yolla, Musaddık'ın dikkatini petrol mücadelesinden, siyasi ve ekonomik bağımsızlık mücadelesinden başka yönlere çevirmeye çalışıyordu.

d) İdeoloji Tudeh Partisi Marksist olmasına rağmen kendisini komünist

saymıyordu. Bunda parti liderlerinin ulemadan korkmaları yanında başka sebepleri de vardı. 1931 anayasası komünizme yönelik her çeşit düşünceyi yasaklamıştı. Ayrıca, 25 yıllık iktidarın propagandaları halk arasında sosyalizm-komünizm ve S.S.C.B.'ye karşı bir düşmanlık yaratmıştı. Partinin kurucuları eğitimli aydınlar olarak görüşlerini Avrupa'nın sol düşünceleri ve Marksizminden almışlardı. Onlara göre: “İran gibi geri kalmış bir ülkede halk tabanı, işçiler, çiftçiler, sanatkarlar ve aydınlar dışında hiçbir güç, anti emperyalist mücadeleye katılamaz”. Bu yanlış değerlendirmeden dolayı

1

Davud Nevruzi, "Hezbe Tudeh, Zerurete Tarihi Keshvereman", Belgeler ve Görüşler, 1960, s. 47. 2 Mesut Hejazi, a.g.e. s. 20.

143

Musaddık'ın

mücadelesini
1

onun

geçmişini

bilmelerine

rağmen

desteklemediler.

Onların hedefi, halk tabanı, işçiler, çiftçiler, tüccar ve aydınlar arasında bir ittifak kurmaktı. Onlara göre: “İran'daki sınıfsal ve ekonomik çelişkiler, emperyalizme karşı mücadele bahanesiyle toprak sahipleri, sermaye sahipleri ve istismarcıların gölgesinde kalmıştır. Partinin görevi bu istismar edilmiş halkı birleştirmekti.” 2 Partinin “Anayasayı 1942'de yayınlanmış medeni programında ve hukuki şöyle denmektedir: korumak,

desteklemek,

özgürlükleri

vatandaşların haklarını korumak ve demokrasinin faşizme karşı mücadelesini evrensel olarak desteklemek partinin temel ideolojisi ve amacıdır.” Parti Stalin'in Marksist-Leninist ideolojisine teorik ve pratik olarak bağlı hareket ediyordu. Bu tarz iki kanaldan zarara yol açtı: 1) Partinin Marksizmden algıladığı esasında ikinci el Stalin diktatörlüğü oluyordu ve 2) Partinin İran'ın durumundan hareketle ortaya koyduğu yorumların İran'ın tarihine, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi yapısına hiçbir yakınlığı yoktu. 3

1 2

Nurettin Kianuri, a.g.e., s. 282. İraj Eskandari, Notghe Rehberan Dar Avellin Kongre Hezb, 1944. 3 Katozian, a.g.e., s. 212.

144

Petrol Etkililikleri

Millileştirilmesinde

Marksist

Aydınların

Rolleri

ve

Hazırlama

İstismar, Sosyal demokrat İstismar, Sosyal demokrat Nasyonalizme muhalefet S.S.C.B.ye bağımlılık

İdeoloji

Oluşum

Zafer

Hazırlama

53 kişilik grup Tudeh Partisi Yeraltı örgütleri Çalışanlar partisi İşçi dernekleri Çiftçi dernekleri Aydınlar, öğrenciler Tudeh Partisi İran Kadınlar Örgütü Barış yanlısı cemiyeti Merkezi şura İstismarla mücadele cemiyeti Demokrat partisi Bakanlık makamları Tudeh Partisi 3. Güç ve sosyalistler derneği

Oluşum Organizasyon

Değişim mimarları

Zafer Meşrutiyet devrimi

Değişim faktörleri Değişim şartları

Hazırlama

Gazete ve yayınlar Tudeh Partisi’nin 14 Temmuz 1951 Musaddık aleyhine gösterileri 5 Aralık 1951 Tudeh Partisi’nin gençler örgütünün Musaddık aleyhine gösterileri 28 Mart 1952 Tudeh Partisi’nin gençler örgütünün Musaddık aleyhine gösterisi

Oluşum Seferberlik

Zafer

Hazırlama

1942 Komünist partilerin şekillendiğinden dolayı özel bir rolleri yoktur İşçi derneklerinin halk itilafına katılımını engellemek Bu aşamada zafere karşı rol üstlendiler

Liderlik

Oluşum Zafer

145

C. Esnafın Petrolün Millileştirilmesindeki Rolü a) Liderlik Pazar, hareketin siyasi liderliğini değil, ekonomik ve mali destek liderliğini üstleniyordu ve özellikle seferberlik döneminde yaptığı desteklerle 27 Temmuz ayaklanmasında çok ciddi bir rol oynadı. C.M.'de içinde onlara bağlı kuruluşlar bulunuyordu. Mücahit Müslümanlar Topluluğu lideri Şems Gahanatabadi C.M. itilafının üyelerinden biriydi. Aynı zamanda pazarın ulemaya, özellikle Ayetüllah Kaşani'ye verdiği destek ile harekete etkili oldu. Sonuç olarak, pazar, ekonomik ve dini yapısından dolayı seferberlik aşamasında daha çok maddi desteklerle ön plana çıkıyordu; pazarın siyasi liderliğini ulema yapıyordu.

b) Organizasyon Pazarın organizasyon rolü, Petrolü Millileştirme meselesini, meclisin onayladığı yasaları ve ulemayı özellikle Ayetüllah Kaşani'yi desteklemekti. Petrolün Millileştirilmesinden sonra Mussaddık'ın programlarını desteklemek onların gündemine oturdu. Onların en önemli etkilerinden biri, Musaddık'ın petrolsüz ekonomi planın desteklemekti. 1951'den sonra İngiltere'nin petrol fiyatına müdahale etmesi ve onu ucuza satın almaya çalışmasına karşı Musaddık, petrolün satılmamasını daha uygun görüp İran'ın petrolünü satmadan da ayakları üzerinde durabileceğini sandı. Bu program her ne kadar çok güçlükler yarattıysa da, pazar sonuna kadar maddi destekte bulundu.

c) Seferberlik Pazarın Petrol Hareketinde faaliyette olan siyasi gruplarla çok geniş bir irtibatı vardı. C.M. Mücahit Müslümanlar Topluluğu ve İslam Fedaileri bu grupların birkaç örneğiydi. Pazar geniş bir şebeke olarak bir taraftan tüketiciler ve halkla, diğer taraftan ulemayla olan karşılıklı işbirliği nedeniyle 146

halkı çok kolay bir biçimde seferber edebilirdi. Genellikle bu hareket ulemanın desteğiyle mümkün oldu. Bunun basit bir örneği 1948’de Hakim’den sonra Hejir’in başbakanlığı döneminde yaşandı. Pazarın himayesi ve Kaşani’nin yönlendirmesiyle büyük bir halk grubu meclise doğru yürüyüp aleyhte sloganlar atarak gösteri düzenlediler. Gösteride polis güçlerinin ateş açması sonucu birkaç kişi öldü ve yaralananlar oldu. Ertesi gün halk islami sloganlar atmaya başladı ve Hejir’in düşüşünü hızlandırdı. Böylece Hejir ancak 100 gün başbakanlıkta kaldı. 1 16. dönem mecliste Kaşani, petrolün millileştirilmesine karşı olanlardan biri olan Rezmara’ya karşı muhalefete başladı. Bir duyuru yayınlayarak halkı Rezmara’ya karşı yürüyüşe davet edip dükkanların kapatılmasını istedi. Esnafın ulema yanında etkili olduğu en önemli halk seferberliği, 21 Haziran 1952 tarihinde pazarın tatil edilmesi, grev ve halkın meclise doğru yürüyüşü ile görülmüştü.

d) İdeoloji Esnaf, ulemayla olan tarihi birliğinden dolayı her zaman ulemanın arkasından yürümüştür. Bu birliğin en önemli boyutu ulemaya yapılan fitre ve zekat ödemeleridir. Bu yüzden onların desteklediği ideolojinin her zaman dini çerçevede olması gerekiyordu. O dönemde hakim ideoloji seküler nasyonalizm olduğundan olayı pazarda dini nasyonalizm biraz daha etkindi. Ancak Ayetüllah Kaşani’nin pazardaki nüfuzu diğerlerinden daha fazlaydı. O daha çok Mücahit Müslümanlar Derneği ve Şems Ghanatabadi’yi destekliyordu. Pazarda her ne kadar anti-milliyetçi ve köklü islami görüşler gündemde olsa da nüfuz alanı azdı.

1

Mehdi Bazergan, “Mejmue.Eserha”, Bazergan Kültür Vakfı, 1998, s. 57.

147

Petrol Millileştirilmesinde Esnafın Rolleri ve Etkililikleri

Hazırlama Oluşum

İslam ve şiilik Nasyonalizm, Sosyalizm Dini nasyonalizm, Anti nasyonalizm

İdeoloji

Zafer

Hazırlama

Esnaf İslam Mücahitleri topluluğu Ulema ve özellikle Ayetüllah Kaşani’yi desteklemek Meclisin tetkik ettiği genelgeleri desteklemek Petrolün millileşmesini ve Musaddık programlarını destelemek _____

Organizasyon

Oluşum

Değişim mimarları

Zafer

Değişim faktörleri Değişim şartları

Esnaf Hazırlama

Milli, sosyalist ve hatta İslam Fedaileriyle irtibat Kaşani’yi desteklemek Halkın gösterilerine katılmak Camide miting düzenlemek (Hejir aleyhine) Kaşani’nin daveti üzerine Rezmara aleyhine gösterile ve pazarın tatili Ocak 1952’de pazarın tatili ve halkın oradan meclise yürüyüşü

Seferberlik

Oluşum

Zafer

Hazırlama Liderlik Oluşum Zafer

Şems Ghanatabadi _______ 21 Ocak 1952 ayaklanmasına mali destek

148

E. Ulema ve Dini Aydınların Petrolün Millileştirilmesindeki Rolü Yapısal devrim demokrasiye yol açmamıştır ve Rıza Şah seçimle işbaşına gelmemişti. Bununla birlikte sekularizm ve nasyonalizm toplumun kültürel trendinde merkezi bir yer almaktaydı. Söz konusu düşünceler partiler dahilinde ve dışında, sosyal kriterler ve entelektüeller arasında sürmekteydi. Dini durgunluk, halkın yobazlığı ve kabilecilik İran’ın büyüme ve gelişmesinde büyük bir engel oluşturmaktaydı. Sekular nasyonalizm söylevi şekillendi ve Rıza Şah’ın modernizasyon politikalarıyla güçlendi. Toplumda baskın kültürel trend bu ideolojik akıma aitti 1. Bu ideolojik çerçeve Rıza Şah’ın modernizasyon politikalarının kısmen başarılı olmasını açıklamaktadır. Ulema onun saraya karşı üstünlüğüne bir araç olmuşlardı, fakat kendi gücünü pekiştirdikten sonra onların güç ve imtiyazlarına karşı bazı eylemlerde bulundu. Bu doğrultuda ulema, eğitim ve yargı kurumlarda olduğu gibi meclisteki koltuklarını kaybettiler. O dini vakıfları devlet kontrolüne geçirdi. Halkın giyim tarzını önemli derecede değiştirdi (peçeyi yasaklama dahil), bu değişim zorla gerçekleştirildi. Şah İslam öncesi şahlık düzeni ve kültürü övdüğü zaman Şii İslam küçümsenmeye başlandı. Ulema modernizasyon karşısında çelişkili tavır sergilemekteydiler. Onlardan bazıları Şah’ı desteklemekten vazgeçip muhalif cephede yer almışlardı (Ayetüllah Kaşani, Hac Ağa Nurullah İsfahani, Seyit Hasan Müderris, Şeyh-ül İslam Melayeri ve Şeyh Nasır Resuli). Fakat karşı cephede Rıza Şah’ın yasalarını destekleyen ulemalar vardı ve bu grup önemli mevkiler ve servete ulaştılar (Haerizade, Muhammed Tedeyyun, Şeyh Esedüllah Memekani, Şeyh Ali Deşti, Seyit Yakup Enver, Seyit Ahmet Behbahani, Mirza Haşim Aştiyani ve Seyit Hasan Takizade) 2. Rıza Şah’ın baskıcı politikası ve ordu gücü, muhalif harekette ulemanın çok az yer aldığını açıklayabilir. Bu faktör kesin gözükmemektedir, özellikle Rıza Şah’ın 1941’de devrilmesinden sonra ulemanın devlete eğilimli olmaları, zikredilen faktörün geçerliliğini düşürüyor. 1859 yılına kadar olan
1 2

Moaddel, Ibid., p. 55. Ibid., p. 57.

149

sürede ulema ve tüccarların aynı hizada hareket etmeleri göze çarpmaktadır. Muhafazakar ulema (Ayetüllah Behbahani, Şeyh Nuri, Şey Levasani ve Felsefi) yeni şahı desteklediler ve saray ve ordu tarafından düzenlenen şahın sağlığı ve iyiliği için dua törenine katıldılar. Ruhanileri destekleyen siyasal örgütlerden biri de “İslam Fedaileri” adında küçük bir silahlı gruptu. Bu örgüt Kaşani ile yakın ilişkilere sahipti. Bu örgüt Tahran’da yirmi iki yaşındaki bir medrese öğrencisi olan “Seyit Müçteba Mir Lohi” (İran’da Şii devlet kuruyucusu olan Safaviler hatırına kendine Nevvab Safavi adını takmış) tarafında kurulmuştu. İslam Fedaileri her türlü dinsizliğe karşı çıkış olarak ilk eylemlerinde Kesrevi’yi terör etti. İslam Fedaileri ve Kaşani grubu (İslam Mücahitleri Toplumu) hem sosyal yapı hem de inanç açısından fakat diğerinden İslam farklılardı. örgüt Kaşani olarak siyasal radikal açıdan İslam’a muhafazakardı, Fedaileri

inanmaktaydılar. İslam Fedailerinin planı şeriat çerçevesini aşıyordu ve içki, tütün, esrar, sinema ve kumarın yasaklanması ve suçluların ellerini kesilmesi v.b. şeyleri istemekteydiler.

a) Liderlik Petrol hareketinin liderliğinde Musaddık’ın adı geçiyorsa da Ayetüllah Kaşani’nin bu liderlikte rolü inkar edilemez. O Lübnan’a sürülmesine rağmen 16. dönem meclis seçimlerinde Tahran halkı tarafından milletvekili seçildi ve 1940’da halkın büyük coşkusuyla karşılanarak Tahran’a döndü. Dönüşü sırasında halkı birliğe davet ederek İran petrolünün İran’a ait olduğunu ve daha önce yapılan anlaşmaların (Ges-Golshaian) hukuki bir geçerliliğinin olmadığını açıkladı. 1 Petrolün millileşmesinde Musaddık’ı desteklemek amacıyla yapılan bütün büyük mitingler Ayetüllah Kaşani’nin hitabeleriyle başlıyordu ve ülkede onun desteğiyle defalarca genel protestolar yapıldı. Kaşani basınla yaptığı mülakatlarda ve Jackson Stoki ve Hirmen Amerika Birleşik Devletleri'nin
1

Celalettin Medeni, a.g.e., s. 348.

150

heyetleriyle Musaddık’ın

yaptığı da

görüşmelerde,

devletin

petrolün

millileştirilmesi kalacağı

konusunda halk iradesini yerine getirmesi gerektiğini, aksi takdirde Rezmara’nın sonunu paylaşmak zorunda açıklamalarında bulundu. 1 Ayetüllah Kaşani’nin liderlik konumunu belirlemek için onun dini konumunu ilanlar, konuşmalar, fetvalar yoluyla halk üzerindeki yönlendirme etkisini dikkate almak gerekir. Örnek olarak Musaddık hükümetini desteklemek amacıyla halkın devletin hisse senetlerini satın alması fetvasını ve 1952’deki cihat fetvasını gösterebiliriz. Musaddık’ın istifasından sonra Kaşani hareketin liderliğini tek başına üstlendi. John Foran’ın görüşüne göre: “Ulema bu dönemde değişik gruplarda sınıflandırılabiliyordu. Birinci sıradaki tarafsız ulema, hiç bir etkinlikte bulunmuyordu. Örneğin, Ayetüllah Brojerdi 1949’da Şii dünyasının merkezinde bulunduğu sırada ulemayı siyasi partilere katılmaktan men ediyordu. Ancak, çoğu genç ulema hareketi coşkuyla destekledi. Ayetüllah Kaşani çok büyük bir imam olduğundan halkın desteğini arkasında buluyordu ve hareketin başında geliyordu. Ancak daha sonra çok hassas bir noktada ve zafer aşamasında Musaddık’tan ayrıldı.” 2

b) Organizasyon Diğer partiler ve aktif gruplara kıyasla ulemanın harekete katılımı çok az olmasına rağmen geçmişten gelen dini ortam onların rolünü daha belirginleştiriyordu. Bundan dolayı hareketin organizasyonunda etkili rol oynadılar. Dini eğilimli siyasi gruplar arasında “İslam Mücahitler Toplumu” ve “İslam Fedaileri”ni örnek alabiliriz. Bunlar diğer gruplara kıyasla özel bir rol üstlendiler. İslam Mücahitleri, dükkan sahipleri, esnaf liderleri, dinci eylemciler ve Şems Ghanatabadi ve Ayetüllah Kaşani’nin liderliğindeki ulemayı kapsamı içine almaktaydı. 3
1 2

a.g.e., s. 444. John Foran, a.g.e., s. 427. 3 John Foran, a.g.e., s. 425.

151

Abrahamian görüşüne göre: “İslam mücahitlerini Ayetüllah Kaşani ve pazarın zengin tüccarları yönetiyordu. Onların esas amacı Kaşani’nin siyasi konumunu güçlendirmekti. Pazar adına yayınladıkları genel bildirilerinde şeriatın uygulanması, dini olmayan yasaların feshi, başörtüsü, milli sanayinin muhafazası ve Batıya karşı Müslümanların birliğini savunuyorlardı.” 1 Petrolün millileştirilmesine karşı çelişkili davranışlarda bulunan diğer bir grup olarak Rezmana'nın öldürülmesine katılan İslam Fedailerini söyleyebiliriz. John Foran bu grubu siyasi terör yapan ve Kaşani’yi destekleyen küçük bir grup ve C.M. karşıtı olarak anmaktadır. 2 Bu örgüt, 1946’da kendisince Seyit Nevvab Safavi adındaki 22 yaşında bir dini talebeyi ilk Şii devletinin kurucusu olarak seçti. İslam Fedaileri örgütü ilk terör eyleminde anti-dini görüşlü ünlü yazar Kesrevi'yi öldürdü. Bu grup komünizme şiddetle karşı görüşte bulunduğu ve Şah'da komünizm korkusu taşıdığı için, zaman zaman aralarında bir işbirliği oluşuyordu. Ancak, genel olarak Fedailer iktidara karşı gelerek Kaşani’yi, Kevam'a karşı yaptığı grev organizasyonunda desteklediler. Ayrıca, Filistinlileri ve dönemin başbakanı Hejir’e karşı yapılan şiddet gösterilerinde de fedailer yine onu desteklediler. Hatta 1949’a kadar yabancılar genelde Kaşani’yi islam fedailerinin lideri sanıyorlardı. 3 Ancak bu birliktelik çok uzun sürmedi. Grup içinde muhalefetler başladı ve şiddetli düşmanlıklara dönüştü. Abrahamian’a göre: İslam Fedaileri Kaşani grubun arasında, hem toplumsal yapıları açısından hem ideolojik yaklaşımları bakımından farklar vardı. Kaşani grubunu geleneksel orta sınıf bütün ülkede destekliyordu. Fedaileri ise Tahran pazarının genç çalışanları destekliyorlardı. Onların çok köklü ve fanatik islami görüşleri vardı". 4

1 2

Abrahamian, Ibid, p. 417-418. John Foran, a.g.e., s. 427. 3 Abrahamian, Ibid, p. 318. 4 Abrahamian, Ibid, p. 318-319.

152

c) Seferberlik Yenilikçilik ve modernizm, Pehlevi iktidarının başında İran’a girmesine rağmen toplumun çoğu dini geleneklere ve dini usullere göre yaşıyordu. Halkın siyasal davranışlarını dini kültür etkiliyordu ve bu arada din büyükleri halk arasında söz sahibiydiler. Halkın davranışlarını yönlendirme konusunda önemli rolleri vardı. Ulemanın halkın seferberliği konusunda Safavi döneminden başlayan etkinliği İran-Rus savaşlarında zirvesine ulaştı. Petrolün millileştirilmesinde Ayetüllah Kaşani’nin bildirileri ve fetvaları, mitingleri ve konuşmaları halkın büyük katılımıyla ön plana çıktı. Halkın hareketi desteklemesi büyük ölçüde Ayetüllah Kaşani’nin varlığından dolayıdır. Bu durum, ulemanın seferberlikteki etkinliğini özellikle ifade etmektedir. 1

d) İdeoloji Petrolün millileştirilmesi hareketinde aktif olan ulema grubu, Ayetüllah Kaşani önderliğinde harekete gerekli maddi desteği halktan toplayarak ve dindar kesimi örgütlemek suretiyle çok önemli rol oynadı. Her ne kadar hareketin sonunda ayrılıp Musaddık’a karşı olmuşlarsa da yaptıkları katkılar inkar edilemez. Muhafazakârlar Ayetüllah Behbahani ve Kum alimleri, ne petrolün millileştirilmesini ne de Musaddık’ı desteklediler. Radikaller Ayetüllah Kaşani önderliğinde başta hareketi destekleyip daha sonra kendi içlerinde Musaddık’a karşı ve Musaddık taraftarı diye ikiye bölündüler. Mücadele verenler İslam Fedaileri idi ve Musaddık’ın başbakanlığından önce onu destekliyorlardı. Ondan sonra karşısına geçtiler. Faal din alimleri ideolojisi, istimale mücadele, ülke bütünlüğü ve istikbali için cesurca mücadele yolundan geçiyordu.

1

Feradon Akbarzadeh, a.g.e., s. 102.

153

Petrol Millileştirilmesinde Ulemaların Rolleri ve Etkililikleri
Hazırlama Oluşum Kendine dönüş İstimar ile mücadele İstimar ile mücadele Petrolün millileşmesini destekleyip Musaddık’ı desteklememek Muhafazakarlar Ayetullah Behbahani Petrolün millileşmesini destekleyip 1) Musaddık’ı desteklemek 2) Musaddık’la muhalefet Ayetullah Kaşani Petrolün millileşmesine ve Musaddık’a muhalefet İslam fedaileri, Nevab safavi

İdeoloji Zafer

Hazırlama Oluşum Organizasyon Zafer Değişim mimarları

______ İslam mücahitleri topluluğu İslam fedaileri İslami encümenler Kaşani’nin Musaddık’a destek olmaması İslam fedailerinin Musaddık’a muhalefeti

Değişim faktörleri Değişim şartları

Ulema

Hazırlama

______ İlanlar, pazar tatili, halkın Rezmara aleyhine gösterileri, Mitingler, hitabeler Kaşani’nin 16. meclisteki konuşması Yürüyüş: Kashani liderliğinde halkın meclise doğru yürüyüşü Kaşani’nin röportajlarda görüş belirtmesi Grevler, fetvalar, pazar tatili, halkın pazardan meclise yürüyüşü (1952)

Seferberlik

Oluşum

Zafer

Hazırlama

______ Görüş belirlemesi ve halkın iradesiyle petrolün millileştirilmesi röportajlarda belirlemesi Halkı hisse senetlerini almaya davet eden bildiriler 1952 cihat fetvası, Musaddık’ın hassas zamanda yalnız bırakılması

Oluşum Liderlik

Zafer

154

Milli Aydınlar Hazırlama İdeoloji Oluşum Zafer Orta Çok Çok

Marksist Aydınlar Orta Az Az

Ulema Orta Orta Az

Esnaf Az Orta Orta

Milli Aydınlar Hazırlama Seferberlik Oluşum Zafer Değişim Mimarları Değişim Faktörleri Değişim Şartları Petrölün Millileştirilmesi Hareketi Hazırlama Organizasyon Oluşum Zafer Milli Aydınlar Orta Çok Çok Orta Çok Çok

Marksist Aydınlar Az Orta Az

Ulema Çok Orta Az

Esnaf Az Orta Orta

Marksist Aydınlar Orta Orta Az

Ulema Orta Orta Az

Esnaf Az Orta Orta

Milli Aydınlar Hazırlama Liderlik Oluşum Zafer Çok Çok Çok

Marksist Aydınlar Az Orta Az

Ulema Orta Orta Az

Esnaf Orta Az Az

155

Genel sonuç:

Grafiklerden anlaşıldığı gibi petrolü millileştirme hareketinde bütün boyutları açısından aşağıdaki sıralamayı önerebiliriz: 1) Milli aydınlar; orta seviyenin üstünde 2) Ulema; az ve orta arasında 3) Esnaf; azdan biraz daha yüksek 4) Marksist aydınlar; azdan biraz yüksek

çok
Ay d ın la r

r

dı n

Petrolün millileşmesinde etkinlik açısından rollerin mukayesesi

M

az

ar ks

156

is t

ay

Es

na

la

f

Ul

em

orta

M

illi

a

II. İRAN İSLAM DEVRİMİ İran İslam Devrimi (1978) hem iç ve hem de dış etkilerinden dolayı bir çok araştırmacının dikkatini çekmiştir. Bu devrim iç ve dış dengeleri bozarak yeni bir düzenin oluşmasına neden olmuştur. Ayrıca, İran İslam devrimi ruhanilerin hükümete gelmelerini sağlamıştı. Bu devrimden sonra, diğer grupların -özellikle aydınların- hükümette çok az yer almaları nedeniyle, devrim oluşumunda grupların ne derece rol aldıkları sorgulanabilir durumuna getirmektedir. Bu sorgusal durum nedeniyle, burada Devrim’deki aydın, esnaf ve ruhanilerin rolleri ele alınmaktadır. Söz konusu devrim bir çok teori ile açıklanmaya çalışıldığından dolayı bu teoriler gruplanarak açıklanmaya çalışılmıştır.

A. İslam Devrimini Açıklayan Siyasal Teoriler İran İslam Devriminin gerçekleşmesi hakkında çeşitli yorumlar yapılmıştır, fakat bunları dört temel grupta kategorize etmek mümkündür 1.

1- Kompolo Teorileri Şah başta olmak üzere saltanat ailesi üyeleri, bazı üst düzey yöneticiler, sosyete sınıfı, askeri kurmaylar ve rejime bağlı olanlar İslami Devrimin yabancı güçlerce önceden planlanmış bir kompolo olduğuna inanmaktalar. Devrim sonraki ekonomik sıkıntılar da daha geniş bir kitlenin bu düşünceyi paylaşmaya yöneltti. Bu varsayımın İranlılar arasında yayılması bir sosyo psikolojik konudur. İran siyasal tarihinde kompolo teorilerine dayandırılmayan çok az sayıda olaya rastlamak mümkün olabilir.

1

Sadiq Ziba Kelam, Moghaddemei Bar Enghelebe Eslami, III. Baskı, Rozeneh Yayınları, 1999, ss. 57-93.

157

2- Modernizasyon Bu teori genellikle batılı araştırmacılar arasında yaygındır. Bu görüşe göre Şah’ın son 10 – 15 yılları arsındaki geniş çapta ekonomik ve sosyal değişimler derin sosyal sapmalara yol açmıştır (geleneklerle modernizm arasındaki çelişki). Onlara göre hızlı modernizasyon halkın Şah’a karşı ayaklanmasına sebep olmuştur.

3- Ekonomi Teorileri Ekonomi teorileri genelde Marksistler arasında yaygındır. Bu görüşe sahip olanları iki ayrı grupta ayrıştırma mümkündür: Birinci grupta batılı yazarlar yer alırken ikinci grupta İranlı sol gruptakiler (Marksist – Leninist) yer almaktalar. Her iki grup da ekonomiyi şahın devrilmesinin nedeni olarak görüyorlar fakat niteliğinde birbirlerinden farklılaşmaktadırlar. Birinci grubun bakış açısına göre petrol fiyatlarındaki hızlı artış ve petrol gelirlerinin artışından dolayı ekonomik reformların gerçekleşmesi ve bunun ardından fiyat artışları ve enflasyonun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ekonomik sıkıntılar Huveyda’nın görevden alınıp yerine Amuzgâr’ın başbakan olmasıyla da çözülemedi. İkinci grubun teorileri Marksist tezine dayalıdır. Sol hareketin dört temel grubu (Halk Fedaileri Partizanları, Halk-i Mücahitler, Tudeh Partisi ve Maoist Gruplar) arasında ortak bir görüş hakim değildir.

4- Mezhep Teorisi Bu teori İran İslam Devrimi nedeni olarak diğer görüşlere göre tez konusu ile daha fazla ilgilidir, böylece bu teorinin üzerinde daha fazla dayanılacaktır. Mezhep ve İran İslam Devrimi arasındaki ilişki hakkında sunulan görüşler, üç temel grupta kategorize edilebilir: 1

1

a.g.e. ,ss. 94–104.

158

Birinci grup mezhep ve devrimdeki rolüyle ilgilenmemekteler. Bu grup dahilinde sol veya Marksist gruplar, kompolo teorilerine inananlar, bazı batılı yazarlar ve bazı İran milliyetçileri mevcuttur. İkinci grupta (genellikle batıda) mezhebi negatif bir unsur olarak görmekte olan yazarlar yer almaktadırlar. Bu açıdan din Şah’ın yenilemesine karşı bir tepki olarak ele alınıyor. Onlar Şah karşıtı hareketin dincileşmesinden önemli rol alan sosyal sınıfları böyle sıralamaktalar; çarşı esnafı, kentlere göçen köylüler ve ruhaniler. Bu grubun görüşüne göre: “Şah din karşıtı olan muhalif gruplarla (milliyetçiler, Tudeh Partisi ve diğer gruplar) ilgilenmekteydi böylece dini muhalifleri önemsemedi.” Bu nedenle dinciler bir yandan Şah’ın reformları nedeniyle oluşan hoşnutsuzluğu kullanarak ve diğer yandan muhaliflerin Şah tarafından bastırılması nedeniyle Şah’a karşı olan devrimi kendi kontrollerine almayı başardılar. Üçüncü grup tam birinci grubun karşısındalar. Bu gruba göre “Devrim dini nedenler veya dinle ilgili konular nedenleriyle gerçekleşmiştir.” Bu görüşe göre; “Şah İslam’ı ayaklar altına aldı ve bu durum tepki uyandırdı, böylece halk İslam ve İslami bir hükümetin kurulması için Şah rejiminin devrilmesini istemişlerdi.” Sözedilen üç grup arasında ikinci grubun görüşleri daha fazla savunulabilir, çünkü birinci grubun dinin devrimde etkili olmadığına dair görüşleri reddedilebilir ve üçüncü grubun görüşleri de çok abartılıdır. İkinci grubun öne sürdüğü kentlere göçen köylülerin devrimdeki rolü Ferhat Kazemi tarafından yapılan incelemeye göre önemsiz sayılacak kadar az olduğu ve diğer gruplar gibi devrim sürecinin başladığından sonra harekete katıldıkları gözlemlenmiştir. Böylece dini yaklaşımdan bakıldığı zaman çarşı esnafı ve ruhaniler devrimin önemli oyuncuları oldukları belirlenmektedir. Mezhep teorileri esnaf ve ruhanileri devrimin temel oyuncuları olarak almasına rağmen İran İslam Devrimi dahil tüm devrimlerde aydınların (dini, milli ve Marksist) önemli rol aldıklarına işaret eden birçok yazar ve bilim 159

adamı vardır. Bu nedenle bu tezin başında ruhaniler, esnaf ve aydınların hareket ve devrimlerdeki rollerini incelediğimiz gibi İran İslam Devriminin incelenilmesinde de aynı metot uygulanacaktır.

B. Pehlevi Dönemindeki İran’ın Toplumsal, Siyasal ve Ekonomik Durumu İran Devrimini anlamak için, Devrimi hazırlayan ekonomik, toplumsal ve siyasal koşulları, o dönemdeki İran’ın sosyo-ekonomik yapısı ve siyasi iktidarla olan bağlarını incelemek gerekir. İran’ın devrim öncesi döneminde siyasi iktidarın halktan kopuk oluşu, halkın, sisteme gittikçe yabancılaşmasına ve halkın desteğini kaybetmesine neden olmaktaydı. 1970’lerde, uluslararası sistemde ve bu genel durumdan etkilenen Orta Doğu’da da oluşan gelişmelere paralel olarak İran’ın, sosyo-ekonomik yapısında önemli değişiklikler meydana gelmekteydi. Özellikle 1973 petrol krizi ve arkasından ortaya çıkan gelişmeler devrim üzerinde oldukça önemli bir rol oynamıştır. Petrol fiyatlarındaki artışla birlikte, İran’da, hükümetin artan gelirine paralel olarak halkın yaşam standartlarında da bir iyileşme beklenirken öyle olmadı. Bu dönemde, ortaya çıkan petrol patlaması ekonomide belirli bir büyümeye yol açtı. Petrol, İran’ın, özgün bir kapitalistleşme süreci izlemesine neden olmaktaydı. Ancak bu ne Batı Avrupa’daki gibi klasik ne de az gelişmiş ülkelerindeki gibi çarpık bir kapitalistleşme süreciydi. İran’a özgünlüğünü kazandıran kapitalist ve geleneksel üretim sektörleri arasında, petrol dolayısıyla oluşan ilginç ilişki idi. Petrolden elde edilen gelir ve devletin desteğiyle kurulan kapitalist işletmeler, lüks tüketim malları üretiyorlardı, ancak bu malların üretimi tüm ülkeyi kapsayacak bir pazar yaratmak üzere İran halkına değil, egemen sınıflara yönelikti. Dolayısıyla halka yönelik üretim yapan geleneksel işletmeleri kendilerine rakip olarak görmeyen modern işletmeler, bunları ortadan kaldıracak biçimde gelişmiyorlardı. Böylece modern işletmeler aşağı-yukarı hiç teknik araç 160

kullanmayan küçük zanaatkârların egemen olduğu küçük işletmelerin yanı başında yer alıyorlardı. Üretimde görünen bu ikiliye, toplumsal ve kültürel alanda da rastlanıyordu. İran toplumu iki ayrı yaşam biçimini sürdürüyordu: Geniş köylü yığınları ve kentlerdeki esnaf-zanaatkârlardan oluşan büyük kitlelerin geleneksel yaşam biçimiyle, burjuva sınıfın üst tabakalarına özgü yaşam biçimi arasında açık bir kopukluk ve ilişkisizlik vardı. Kontrolsüz gelişme ve sektörler arasında düzensiz harcama

ekonomide büyük bir dengesizliğe yol açmış ve toplumdaki istikrarı olumsuz şekilde etkilemişti. Petrol gelirlerinin büyük bir bölümünü, Batı eğilimli liberal burjuva sınıfını oluşturan azınlık tarafından tüketilmesi, ülke için üretim yapan ve ticareti elinde tutan geleneksel burjuvayı rahatsız ediyordu. Sınıflararası uçurumun giderek büyümesi, hükümetin vaat ettiği iyi yaşamı verememesi, üstelik, Şah’ın geleneksel burjuvaziye karşı tavır alışı, ülkede hemen hemen herkesi rahatsız etmekte ve hoşnutsuzluk sürmekteydi. Ayrıca petrolden elde edilen gelirin önemli bir kısmı silahlanmaya ayrılmaktaydı. Şah için, modernleşmenin anlamı her şeyden önce sanayileşme ve askerileşmeydi. Silahlanmaya ve genel olarak savunmaya yapılan aşırı harcama, yabancı şirketleri ve onların İran’daki ortaklarını memnun etmekte; teknisyen, uzman, yönetici ve satış temsilcisi gibi değişik isimler altında İran’a akın etmelerine neden olmaktaydı. Şah’ın, kimi başarılarına rağmen modernleşme girişimi yapay kalmıştı. İran hala Batı’ya bağımlıydı. Geleneksel yapılarda dengeler alt üst olmuş, küçük bir azınlık aşırı derecede zenginleşmiş, buna karşılık milyonlarca işsiz barındıran bir kentleşme olgusu olmuştu. Kırlar boşaldıkça, ülkenin gıda maddelerine bağımlılığı artmıştı. Geleneksel olarak güçlü olan pazar artık bankaların gücüne ve fiyatların kontrolüne bağımlı hale gelmişti. Nüfusun % 10’luk bir bölümü, gelirin %40’ını elinde tutuyordu. 1 Şah, ekonomik gelişmeye önem verirken, halkın geleneksel yapısını, dini duygularını dikkate almıyordu. Amacı İran’ı modern ve laik görüntüsü ağır basan bir ülke durumuna getirmekti. Ülke her geçen gün biraz daha

161

Batı’nın etkisi altına giriyordu. Ülkede bulunan onbinlerce Batı’lı danışman karşısında, İran halkı derin bir aşağılanma duygusu içindeydi. İran’ın dini ve geleneksel değerlerine ters düşen Batı’nın toplumsal ve kültürel değerlerini, Şah’ın taklit etmesi halkı rahatsız etmekteydi. Şah’ın Batılılaşma programı özellikle de ruhanilerde derin bir nefret uyandırmaktaydı. Çünkü, bu planlar onların özellikle yargı organlarında sahip oldukları, dini otoritelerinin ciddi bir şekilde sarsılmasına neden oluyordu. Şah’ın getirdiği kurallar hem yargı organlarında “emmamesiz” (sarıksız) insanların üst sıralarda oturmasına, hem de Medeni Kanununun genişletilmesine hükmediyordu. Özellikle kadınlar ve azınlıklara verilen haklar dini çevrelerde tepki uyandırıyordu. Bu kurallar din adamlarında aşırı tepkilere yol açmakta ve 1976 yılından itibaren protesto gösterilerine neden olmaktaydı. Onlar, Şah’ın, Batı’yı değil, İslam’ın köklü adabını, örnek alması gerektiğini savunuyorlardı. 2 Şah, İran tarihini, İslam öncesi monarşilere dayandırmak amacıyla, Büyük Kuroş (Siros) tarafından kurulan İran Monarşisinin 2500 yıldönümünün görkemli kutlamalarında, halkının özelliklerini göz ardı etmiştir. Bu heyecan verici gösterilerde, Şah, halkının, İran “Rönesanssına” katıldığını hayal etmekteydi. Şah’ın görkemli gösterişleri ile Batı’ya hayranlığı ve bağımlılığı birleşerek dozu giderek artan toplumsal tepkilere yol açıyordu. Böylece yavaş yavaş toplumun her kesiminden insanlar (esnaf, kent yoksulları, din adamları) görece olarak özgür yerler haline gelmiş tek mekan olarak camilerde örgütlenen bir birlik filizlendirmeye başlıyordu. Ekonomik ve toplumsal dengesizliğin yanında, İran’ın siyasal yapısı da, halkın siyasal yöndeki taleplerine cevap verebilecek nitelikte değildi. Kitlelerin siyasal katılımını sağlayacak kurumların yokluğu da sosyoekonomik gelişme ile siyasal gelişme arasındaki dengesizliğin artmasına yol açmıştı. Modernleşme sonucu ortaya çıkan yeni toplumsal sınıfların
1 2

Gresh, Vidal, a.g.e., s. 90. M. Muhammedi, Tehlili Ber Engelab (Devrimin Analizi), Amir Kabir Yayınevi, Tahran, 1366(1987), s. 68. Ayrıca bkz. Murteza Mutehheri, Piramune Engalabe Eslami (İslam Devrimi Hakkında), Efset Yayınevi, Tahran, T.Y.

162

taleplerini karşılayacak mekanizmalar gelişmediğinden kitleler, sisteme yabancılaşıyordu. Siyasal yapı oldukça geri ve siyasal güç Şah’ın elinde toplanmaktaydı. Demokratik normlar her geçen gün biraz daha azalmaktaydı. Çeşitli sınıf ve grupların rejime karşı tavır aldıkları görünüyordu. Siyasal yapı, bu muhalefeti kendi içinde yatıştırabilecek mekanizmalara sahip değildi. Her türlü muhalefet baskı altında tutuluyordu. 1 Şah ülkeye döndükten ve ekonomik darboğazın ülkenin aleyhine sonuçlanan bir antlaşmayla giderilmesinden sonra; devlet içinde yerleşen muhalefeti sindirme harekatına girişti. Çok sayıda dergi ve gazete yasaklandı, basımevleri kapatıldı, kitaplara el kondu, basılacak ya da halka duyurulacak her söz sıkı bir sansürden geçmeye başladı. Hak tarafından sevilen gazeteciler hapse atıldı. İran’ın en önemli yazarlarından olan Karimpur Şirazi, Musaddık’ı desteklediği ve halkı Şah’a karşı yönlendiren yazılar yazdığı gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı ve daha sonra hapiste kendisini öldürdüğü duyuruldu. Musaddık hükümeti ve bu cephenin üyeleri Cepheyi Milli (Ulusal Cephe) mahkemeye verildi. Binlerce taraftar hapishanelere kondu. Musaddık’ın Dışişleri Bakanı Hüseyin Fatimi hapsedildikten sonra öldürüldü. Adalet Bakanı da aynı akıbete uğradı. Bu arada işçi hareketleri de hızlanmıştı. Petrol Konsorsiyumunun ilk faaliyet yıllarında, Abadan petrol işçileri, kendi ücretlerinin artması için grev kararı almışlardı. 1957 yılı sonbaharında Mescidi Süleyman ve Agacari petrol işçileri de ücretle ilgili sorunların giderilmesi için grev yapmışlardır. İran hapishaneleri işçi birlikleri üyeleri ve parti mensupları ile dolmuştu. Şah bu yolla hakimiyetini sağlamayı düşünüyordu. 1 1953 Aralık ayında Şahın aleyhine gösteri yapan öğrencileri susturmak için üniversite binasına girerek, olayların daha da büyümesine neden olundu.
1

M. Muhammedi, a.g.e., s. 72. Ayrıca bkz. Fred Halliday, “Niruhaye Mokhalef Dar Jameye Iran Che Kasani Hastand ve Che Mikonand?”, Birikim, 8: 48. (Şubat 1979), ss.11-15.

163

Komünizmle mücadele adı altında orduda temizlik harekatına girişildi. Çok sayıda subay ve astsubay öldürüldü. Bir kısmı ise (282 subay) 3 ilâ 15 yıl süren hapis cezalarına çarptırıldı. İran Anayasası gereğince meşruti bir krallık olmakla birlikte, Musaddık’ın devrilmesinden sonra “Hür Dünyanın” her türlü desteğini gören Şah, sınırsız egemenlik sahibi olmuştu. En küçük ayrıntıya kadar kanun yapıcılar ve yöneticiler üzerinde söz sahibi olmuştu. Seçimler öncesi parlamentoda kimlerin bulunacağını önceden saptar, bütün milletvekilleri parlamentoya girmeden önce, tarihsiz bir istifa dilekçesi imzalatmakta, bakanlar Şah’ın isteğine göre atanıp-azledilebilmekteydi. Bu durum, özgür bir yönetici kesimin yetişmesini önlemekle kalmamış, tüm yönetimde rüşvet, iltimas ve kayırmacılığın artmasına neden olmuştur. Musaddık’tan sonra Şah, ulusun itiraz edilmez bir önderi haline gelmiştir. Ülkenin bütün politikacıları, onun birer kuklası durumuna gelmiştir. İktidarını güçlendirmek amacıyla Şah, 1956 yılında İran Gizli Polis Teşkilatı SAVAK’ı kurmuştur. 2 Ülkede Şah tarafından iki parti kurdurulmuş, bunlardan birine Milli Parti (İktidar Partisi), diğerine de Halk Partisi (Muhalefet Partisi) denmişti. Fred Holiday, kapitalist ülkelerin siyasetleri ve ekonomik ilişkilerine dayanan II. Pehlevi iktidarını militarist bir diktatörlük olarak nitelemektedir. 3 Devrimin oluşum nedenleri, ekonominin hızlı gelişmesine paralel olarak toplumdaki gelir dağılımının eşit olmaması ve siyasal yapının, farklı sınıf ve grupların taleplerini karşılamamasına bağlıydı. Şah’ın sürekli Batı’ya doğru ilerlerken geleneksel yapıya sahip halkın tepkilerini göz ardı etmişti. Ancak Şah’ın İç Politikası kadar Dış Politikası da tepkilere yol açmıştı. Şah, Orta Doğu’da ABD’nin en sadık dostu ve doğal müttefiki olarak onun çıkarlarının bekçisi durumundaydı. Bu çerçevede Amerikan yönetimleri
1 2

Dünya Dergisi, Sayı 12, Şubat-1975, s. 66. Bijen Jazani, a.g.e., s. 112. 3 Fred Holiday, Diktatori ve Touse Sermaydari Dar İran, Çev. Fazullah Mikain, Tahran, Amir kabir Yayınları, 1980, s. 48.

164

bölgedeki çıkarlarını korumak düşüncesiyle bu ülkeye aşırı derecede silah satmıştı. Şah’ın bölge polisliğini üstlenmesi, İran’lılar tarafından bağımsızlığın yitirilmesi olarak niteleniyordu. Şah ABD’den aldığı silahlarla bir taraftan bölgedeki durumunu güçlendirmeyi amaçlarken, diğer taraftan içeride oluşturduğu baskı yönetimiyle, ortaya çıkabilecek muhalefeti kontrol etmeyi düşünmekteydi. Şah’ın ülke içindeki baskıları ve bölge çapında uyguladığı Dış Politikasına karşı oluşan tepkiler nihayet halkın sokak gösterileri başlatmalarıyla devam etti. Gösteriler Şah rejimine karşı açık bir savaşımı ifade etmekteydi. Her seferinde şehit kortejlerin de içinde yer aldığı ve sene boyunca devam eden gösterilerin arkası kesilmiyordu.

c. İran’ın II. Pehlevi Dönemindeki (1953-1963) Durumu 21 Ağustos 1953 darbesi ABD ve İngiltere’nin işbirliği ile yapılmıştı. ABD, özellikle İran’ın ekonomik kaynaklarını, özellikle petrol hammaddesinin elde edilmesi için siyasal faaliyetlere başlamıştı. Sonuçta, İran’da petrol ayrıcalığına sahip bir konsorsiyum oluşturularak, petrol şirketi örgütünü kontrol altına alıp, kendi amacına ulaşmış bulunmaktaydı.

165

Bu konsorsiyumdaki ülke payları şöyle gözükmektedir: Şirketin Adı Ülkesi

1

Hisse Oranı

Anglo Iranian Oil Company Royal Dutch-Shell Compagnie Française des Pétroles Standard Oil of New Jersey Socony-Vacuum Oil Standard Oil of California Gulf Oil Corporation Tekxas Oil Company TOPLAM

İngiltere Hollanda Fransa Amerika Amerika Amerika Amerika Amerika

% 40 % 14 %6 %8 %8 %8 %8 %8 %100

Konsorsiyum oluşturan şirketler, antlaşma uyarınca yeni kurulan National İranian Oil Company (NIOC) adına bu ayrıcalıktan yararlanacaklar ve kârlarından bu şirkete %50 pay vereceklerdi. Konsorsiyum antlaşmasının ABD lehine sonuçlanmasıyla birlikte, ABD yardımları İran’a akmaya başladı. 1955 yılında, yabancı malların İran’a ithali artmıştı. Ham petrol üretiminin artması ile altı yıl içinde yapılan bir milyar dolar yardım, her çeşit yabancı malların ithalini kolaylaştırmıştı. Birkaç yıl içinde, yüzlerce tüccar, yabancı sermayedarlarla ilişki kurarak, bu yoldan gelirlerini artırmışlardı. İlişkisi fazla olan tüccar, daha fazla gelire sahipti. Ticari şirketler yabancı mal tekelleri kurmuşlardı. 2

Şükrü S. Gürel, a.g.e., s. 89. Bijen, Jazani, Vegayeye Sisaleye, İran (İran’ın 30 Yıllık Olayları), Tahran, Çemen Basımevi, 1979, s. 48.
2

1

166

a. Ak Devrim Başbakan Amin’in istifası üzerine Şah, o zamana kadar oynadığı iktidar temsilcisi rolünü bıraktı ve sözde bir “Halk İmparatoru” olarak ortaya çıktı. Artık resimlerde Ordu Başkomutanı olarak üniforması içinde kendini göstermiyor, İran köylüsüne yardım etmeye hazır bir halde sivil elbiselerle resim çektiriyordu. “Yukarıdan aşağıya devrim” propagandası ile bu “Ak Devrim”i 6 maddelik bir program halinde halk oyuna sundu. Program verilen oyların %98’i ile kabul edildi. 1963 yılında yürürlüğe girdi. Bu programın 1. ve 3. maddeleri, büyük toprak sahiplerinin kayıplarını karşılamak için basit ve ustaca bir yolu hedef alıyordu. 3. madde, toprak reformu ile birlikte finansman sağlanması için devlet fabrikalarının pay senetlerinin satılmasını öngörüyordu. Bunun amacı açıktı. Toprak dağıtımı ile feodal sistem kaldırılacak, aynı zamanda da eski toprak ağalarına devlete ait kuruluşların hisseleri satılarak sosyal ve mali üstünlüklerini yeniden garanti altına alma fırsatı sağlanacaktı. Zamanın feodal ağaları, bu rol değişiminden son derece hoşnut kaldılar, yüksek üretimli bir tarımla zaten ilgilenmiyorlardı. Bu yüzden verimsiz toprakları, yüksek kar getirecek sanayi payları karşılığında değişmeye hazırdılar. Burada da üretimin yükselmesiyle değil, sömürü ile ilgileniyorlardı. Daha önce yedişer yıllık iki plan dönemi geçiren İran, üçüncü plan dönemine, beş yıllık olarak Ak Devrim’le beraber uygulamaya başlamıştır. Bu plan, sanayi ve altyapı dallarında bir çok gelişmelere neden olmuştur. Demirçelik fabrikaları, yerel su ve elektrik kurumları, üniversiteler, yüksek teknik okullar, sosyal hizmetler ve sigortalılar, bu planda yer alan çalışmalarla geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde, bakanlıklarda da yeni yeni örgütlenmelere gidilmiştir. 1 Şah, uyguladığı bu reformları, dünya çapında bir propaganda ile dünyanın her köşesine yaymaya çalışmıştır.

1

Devlet İstihdam ve İdari İşler Teşkilatı, s.100.

167

b. 1963 Ayaklanması Yapılan toprak reformunun köylünün lehine olmadığının görülmesi üzerine, halkta bir kıpırdanma başladı. Ücretlerin azlığı, geçim standardının düşmesi üzerine işçi hareketleri hızlandı. Bu hareketleri Şah, gizli polis örgütü ve ordusuyla kanlı bir şekilde bastırma yoluna gitti. Bu dönemdeki bazı işçi grevleri aşağıda verilmiştir. 1960 yılında Tahran Tuğla Kurumları işçilerinin %30 ücret zammı

için giriştikleri grev (sonuçta 50 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştır). Yine aynı yılda Tahran mezbaha ve maden işçilerinin ortaklaşa

direnişi (13 yaralı, 15 tutuklu). 1961 yılında Mescidi Süleyman petrol işçilerinin ücret azlığını

belirterek greve gitmeleri. Yine aynı yılda Rest Tekstil Fabrikası, TV, Güney Petrol, Tahran

Rafinerisi işçileri de iş yasasının değiştirilmesi için grevde bulunmuşlardır. 1962 yılında Tahran Tuğla Fabrikası kurumlarında tekrar 25 bin

kişinin greve gitmesi. 1 Şahın anti-demokratik uygulamalarına karşı, işçi kitleleri ile birlikte, öğretmenler, öğrenciler, esnaf, köylü vs. herkes rejime karşı çıkmışlardır. 2 1961-63 yılları arası, İran tarihinde tayin edici bir dönem olarak kabul edilmektedir. Günümüzdeki İran politikasının önde gelen bir çok ismi, 195153 dönemi bir kenara bırakılacak olursa, en esaslı siyasal mücadele eğilimlerini bu dönemde almışlardır. Söz konusu dönem, yalnız Ayetüllah Talagani, Mehdi Bazergan, Ali Şeriati gibi kişilerin parladığı bir dönem olmakla kalmayıp, İslam Devriminin önderi Ayetüllah Humeyni’nin de İran siyasi sahnesine ilk kez çıktığı dönem olması bakımından önemlidir. 3

1 2 3

İran Devrimci Örgütü M.L., Harekate Karegari Dar Iran, Tahran-1978, s. 66. a.g.e., s. 63. M. Abbasi, Tarihi Enghilabı İran (İran’ın Devrim Tarihi), s. 567.

168

Uzun yıllar İran’ın en büyük din otoritesi olan Ayetüllah Borocerdi’nin 1961 yılında ölmesi üzerine, din adamları İran siyaseti ile ilgilenmeye başlamış ve etkilerini artırmışlardır. Ayetüllah Humeyni, bu dönemde, din adamları arasında, rejimin en uzlaşmaz karşıtlarından biri olarak ün kazanmıştır. Ayetüllah Humeyni, Amerikalıların İran toplumsal yaşamında artan bir biçimde söz sahibi olmalarına, İsrail’i, İran Silahlı Kuvvetlerini, ticareti vs. gibi alanlardaki etkilerine karşılık dikkatleri çekerek, Şahlık rejimine şiddetli eleştiriler yöneltmiştir. 1963 yılında ilan edilen Ak Devrim’e de tepki göstererek, bu girişimin İran’ın kültürel kişiliğini yok etme hedefine yönelik olduğunu, toplumsal yaralar açacağını ve İran ekonomisinin “Ak Devrim” aracılığı ile dışa iyice bağlı hale getirilirek, çökertileceğini savunmuştur. İran’daki Amerikan askeri personeline İran’da işledikleri suçlardan dolayı bağışıklık taşıyan bir yasanın çıkarılması üzerine, Ayetüllah Humeyni bir kez daha baş kaldırmış ve yasayı İran’ın ulusal egemenliğine indirilmiş bir darbe olarak yorumlamıştır. Bunun üzerine, 4 Haziran 1963’de polis Humeyni’yi tutuklamıştır. Humeyni’nin tutuklanması, Kum’da ayaklanmaya yol açmış, bu ayaklanma giderek Tahran, Meşhet, Tebriz ve İsfahan’a sıçramış ve 10 bin kişinin öldürülmesi ve yaralanması sonucu bastırılmıştır. İran tarihinde 15 Khardad ayaklanması olarak geçen bu büyük eyleme, bugünkü İran politikasında görülen bir çok isim katılmıştır. Örneğin, Beni Sadr, Ayetüllah Halhali, Ayetüllah Motehari, Ayetüllah Montezeri. 1963 ayaklanmasından sonra Şah, gizli istihbarat örgütü aracılığıyla yürüttüğü baskı daha da arttı. Sayısız İranlı bu ayaklanmadan sonra öldürülmüş yada tutuklanmıştır. Ayaklanmanın önderi olarak görülen Ayetüllah Humeyni, 1964 yılında sürgüne gönderilmiştir. Türkiye’nin Bursa ilinde 11 aylık ikametle başlayan sürgün yılları, Irak’ın Necef kentinde 14 yıl ve son olarak da Fransa’da 3.5 ay sürdükten sonra son bulmuştur.

169

Tüm baskı ve zulüm koşullarına rağmen, 1963 ayaklanmasını izleyen yıllar 1979’daki İslam Devriminin temellerini atan gelişmelerle geçmiştir. Ayaklanmanın ardından, bir dizi düşünür, yazar ve sanatçı yeni edebi temalar geliştirerek, Devrimin fikri temellerini hazırlamışlardır. Bunlar arasında en önemli yeri Celâl Al-i Ahmet, Samed Behrengi ve daha sonra Ali Şeriati yer almıştır.

D. İslâmi Hareketin Faaliyet Kazanması 1963 ayaklanmasının tarihsel işlevi, Şahlık rejimine karşı, lâik akımın öncülüğünde yürüyen muhalefet dönemine son vermesi ve devrimci İslami akımların ve grupların Şahlık rejimine karşı muhalefetin başına geçmesi olmuştur. 1963 yılından 1979 yılına kadar, İran’da Şahlık rejimine karşı olan muhalefet, değişik eğilimlerde de olsalar birbirlerinden farklı gruplaşmalar içinde de yer alsalar, İslamcı güçlerin eline geçmiştir. 1 Bir anlamda, Musaddık hareketinin lâik kanadı etkisini yitirmiş, Musaddık hareketinin İslami kanatları ile 1963 ayaklanmasıyla ortaya çıkan devrimci din adamları Şahlık rejimine karşı mücadeleyi sürüklemeye başlamışlardır. Bu dönemde İslam ve İran’ın öz kültürel değerleri eş anlamda algılanmış ve İslami bazı akımlar ve gruplar için İran yurtseverliği, özgürlükçülüğü ve hatta milliyetçiliğinin bir ifadesi haline dönüşmüştür. Kısacası, İslam, 1960’lardan başlayarak, İran devrimci mücadelesini yeni bir ruhla ateşlemiş, muhalefet hareketine yeni bir içerik sağlamıştır. Musaddık Cephesi’nin laik kanadını oluşturan ve Cepheyi Milli (Ulusal Cephe) II ismiyle anılan cepheden; 1963 ayaklanmasından sonra Ayetüllah Talagani ve Mehdi Bazangan’ın ayrılarak İran Özgürlük Hareketini kurmasıyla, bu cephe ortadan kalkmıştır. Cephenin bazı üyeleri yeniden

1

M. Abbasi, a.g.e., s.603.

170

örgütlenmişler, ancak İran içindeki açık faaliyetlerini durdurarak, İran dışına çıkmaya karar vermişlerdir. Cephe, esas faaliyetini Avrupa ve ABD’deki İranlı Öğrenciler Konfederasyonu’na kaydırmıştır. Musaddık hareketinin laik unsurları yıllar sonra 1977’de İran Cepheyi Milli (Ulusal Cephe) Güçleri Birliği adıyla yeniden ortaya çıkmışlardır. İran İslam Devrimi’nin zafere ilerlediği 1978 sonbaharında ise tekrar Cepheyi Milli (Ulusal Cephe) adını almıştır. Cepheyi Milli (Ulusal Cephe), Şahpur Bahtiyar başkanlığındaki İran Partisi, Daryüş Foruhar’ın İran Millet Partisi ve Ulusal Hareketin sosyalistlerinden oluşmuştur. Cepheyi Milli (Ulusal Cephe) lideri Kerim Sencabi, 1978 sonbaharında Şahın ısrarla başbakanlık teklifini geri çevirmiş, Fransa’ya giderek Humeyni ile görüşmüş ve Cepheyi Milli (Ulusal Cephe)’nin İran İslam Devrimine katkısına aracı olmuştur. Sencabi, Cepheyi meydana getiren örgütlerin tümünün özlemlerini kapsayıcı biçimde Cepheyi Milli (Ulusal Cephe)’nin ideolojisini şu üç sözcükle ilan etmiştir: Milliyetçilik, demokrasi, sosyalizm. Ancak, 1963’den sonra İran’da Şah’a karşı sürdürülen muhalefet hareketinde İslamcı akımların ve örgütlerin kazandığı ağırlık nedeniyle Cepheyi Milli (Ulusal Cephe)’nin laik güçleri Musaddık dönemindeki siyasal konumlarıyla orantılı bir konuma, İran İslam Devrimi sırasında erişememişlerdir. Bunun nedenlerini en anlamlı bir biçimde Kerim Sencabi’nin oğlu Said Sencabi açıklamaktadır 1: “Musaddık dev bir isimdi ve öyle kaldı. Ancak, 1963 ayaklanmasından sonra yetişen bizim kuşak için siyasal mücadeleye atılmaya karar verdiğimiz dönemde Musaddık’çı eylem ve Musaddık’çılar nefeslerini tüketmiş gibiydiler. Bu hareketin başını çeken babam ve mücadele arkadaşları yeni koşullara uygun bir görünüm içinde, yeni koşuldaki mücadeleyi omuzlayacak güç ve yapıda değillerdi. Oysa o dönemde gerek Ayetulah Humeyni’nin kişiliğinde öne çıkan din adamları hareketi, gerekse Celâl Al-i Ahmed’in ve Ali Şeriati’nin
1

Sait Sencabi, Gozaşti Tarihi, Tahran, 1970, s. 102.

171

yaydığı fikirler, İslami bir devrimci çekim odağı haline gelmişti. Şahlığa karşı mücadeleye katılacak İranlı yeni kuşaklar ve halk için siyasal faaliyetleri İslamcı düşünce ve eylemlerin dışında olamaz gibiydi. 1960’ların sonuyla birlikte İslam düşüncesi ve hareketi, İran Devrimciliğiyle eş anlama gelmeye başlamıştı”. 1963 ayaklanmasından sonra gelişen süreç, böylece İslam’ın, devrimci İslam’ın damgasını taşıdı. Lâik akımlar, örgütler yada kişilerin İran siyasetinde (liberal olsun, Marksist olsun) ikinci plana düşmeleri kaçınılmazdı. Dolayısıyla, 1979’da zafere ulaşan Devrimin, İslam Devrimi olması da rastlantısal değildir. İran’ın mücadele çizgisinin tarihsel bir sonucudur. İşte vurgulanması gereken bu özellik, İran’da bugün devam eden iktidar mücadelesinin ve sürtüşmelerinin İslami hareketin değişik kanatları ve eğilimleri arasında meydana gelmiş olması da başlıca nedenidir.

E. Devrimin Gelişimindeki Etkili Olan Olaylar Şah rejiminin ortaya çıkardığı hoşnutsuzluktan dolayı oluşan böylesine ulusal bir muhalefet, 1978 yılında sokak gösterilerine dönüştü. Şah rejimini bu muhalefete karşı destekleyen bazı kesimler de vardı. Özellikle ordu mensupları ve güvenlik görevlileri ilk başta Şah’ı desteklemekteydiler. Bu destek Şah’ın devrilmesine kadar devam etti, ancak krizin önlenemeyeceğini görünce desteklerini geri çektiler. Bununla birlikte rejimden bir takım maddi ve manevi çıkarı olan çevreler, teknokrat sınıfı ve bürokrasiden en üst makamların sahibi geleneksel elitler, Şah’ın toprak reformu sayesinde durumları düzelmiş zengin çiftçi kesimi de Şah’ı desteklemekteydi. Ancak bu gruplardan bir kısmı oldukça dindar kimseler olduklarından, devrimci liderler tarafından kolayca hareketin içine sokuldular. Bir kısmı da devrim sırasında saf değiştirerek devrimi destekler bir tutum içine girdiler. Monarşiyi destekleyen vasıflı sanayi işçileri bile bu harekete katılarak grevler yoluyla rejimin çökmesine katkıda bulundular. 172

1963’ten 1973’e kadar geçen dönemde hemen hemen toplumun bütün kesimleri rejimden memnun görünmekteydi. Çünkü bu dönemde hızlı ekonomik büyümeye karşılık enflasyonun düşük olmasından dolayı halkın reel gelirlerinde bir artış gözlenmişti. Ayrıca bu dönemde, işsizlik söz konusu olmadığı gibi iş imkanı öylesine boldu ki, İran’a çalışmak için gelen ve çoğunluğunu Afganlı ve Pakistanlıların oluşturduğu yabancıların akınına uğramıştı. Fakat bu tarihten sonra gelir dağılımı hızla bozulurken, halkın daha iyi bir yaşam standardı yönündeki talepleri de artmaya başladı. Gerçi Şah, 70’li yıllarda, petrol fiyat artışından ülkeye giren gelirin, çeşitli sınıflar arasında dağılması amacıyla, 1974 yılından itibaren, toplu konutlar yapıp, düşük fiyatlarla halkın çeşitli kesimlerine satılması, tüccar ve sanayicilere düşük faizli krediler verilmesi ve benzeri mali yardımlar gibi hizmetler vermeye başlamıştı. Ama, devletin yaptığı yardımlar artan enflasyonun gerisinde kalınca, gelir dağılımında bir bozulma meydana geldi. Şah’ın planlarının tutmamsıyla devlet sıkı tedbirler almaya başladı. Ama durumda bir düzelme sağlanamadı. Bir yıl sonra, ortaya çıkan ekonomik sorunların etkisi ayrıca tepkileri bastırmak amacıyla, 1964’ten beri Şah’ın başbakanlığını yapmakta olan, Emir Ebbas Huveyda görevden alınarak yerine, iyi eğitim görmüş ve tecrübeli bir bürokrat olan Cemşid Amuzgâr atandı. Amuzgâr bir taraftan enflasyonla mücadele etmeye çalışırken diğer taraftan ekonomiyi düzeltmek için sıkı bir program izledi. Fakat kredileri dondurması ve kamu harcamalarını azaltması bir çok sektörde durgunluğa yol açtı. Bu durum, Cafer Şerif Emami’nin, Amuzgar’dan görevi devralmasına kadar devam etmişti. Emami, kamu yararına bir takım programlar uyguladıysa da toplumun tepkileri neticesinde yapıldı. Ancak hiçbir sonuç alamadı sadece Şah’ın, dirayet ve iradesinin sarsılmasına neden oldu. 1 Muhalefetin sokaklara düşmesi, 1977 yılından başlamışsa da, oluşumu esas itibariyle çok daha öncelere dayanmaktadır. Fakat son şeklini, Şah rejiminin, sokaklarda sorgulanması ve sınanmasıyla aldı. Ekim 1977’de Ayetüllah Humeyni’nin oğlu Seyyid Mustafa Humeyni’nin, sürgünde yaşadığı
1

İrani, a.g.e., s. 34.

173

Irak’ın Necef şehrinde, meçhul bir şekilde öldürülmesi üzerine, halk, özellikle de ABD Cumhurbaşkanı Carter’in dünyanın her yerinde insan haklarına titizlikle eğileceklerine ilişkin sözlerini de dikkate alarak, Şah’a karşı protesto gösterileri düzenlediler ve İmamın oğlunun anma törenlerini, siyasi mitinglere dönüştürdüler. Bu tarih ayrıca, İran’ın, büyük İslam düşünürü olan Ali Şeriati’nin de, Şah baskılarından dolayı kaçtığı İngiltere’de, aynı şekilde öldürülmesine rastlıyordu. İran İslam devriminin zafer yolundaki üçüncü büyük dönemeci, Muharrem ayının kutsal 9 ve 10.günlerinde dönüyordu (1978 Ocak). Tasua ve Aşure adı verilen ve Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit olmasına rastlayan bu iki günde Tahran’da halk büyük kitle gösterilerine çağrılmıştır. Tahran sıkıyönetim komutanı olan ve “Tahran Kasabı” namıyla anılan General Ali Oveysi, sokağa çıkma yasağı olduğunu hatırlatarak gösteri yapmak üzere toplanacaklara ateş açılacağını söylediği halde, Ayetüllah Humeyni’nin çağrısı üzerine Tasua gününde 1 milyon, Aşure gününde 2 milyon kişinin katılması ile gösteriler gerçekleşiyordu. Gösterilerin öncülüğünü ömrünün 15 yılını Şah rejiminin zindanlarında geçiren ve özgürlüğüne kısa bir süre önce kitle hareketlerinin baskısı sayesinde kavuşan Ayetüllah Talegani yapmıştır. Hemen yanında İslamcı hareketlerin tanınmış önderlerinden ve düşünürlerinden İran İnsan Hakları Komitesi Başkanı Mühendis Mehdi Bazergan ile laik muhalefetin lideri olarak kabul edilen, Musaddık’ın örgütü Cepheyi Milli (Ulusal Cephe)’nin yöneticiliğini yapan Dr. Kerim Sencabi de vardı. 1

1. Tebriz Olayı (8 Şubat 1978) Tebriz olayı, 2500 yıllık monarşinin yıkılması ve İslam Devrimi ile sonuçlanan olaylar zincirini başlatıyordu. İslam geleneklerine göre Kum kentinde ölenlerin anısına ölümlerinin 40.gününde (28 Şubat 1978). 2 Çeşitli
Kiyami Khonin Tebriz, Kültür Bakanlığı Yayını, C.I., Tahran, 1983, ss. 9-16. Kamuran Cürün; Dış İlişkiler ve Türk Politikası, SBF Yayınları No:531. Ankara, 1973, ss. 364.
2 1

174

kentlerde anma toplantıları düzenleniyordu. Ülkenin 4.büyük kenti, Doğu Azerbaycan’ın merkezi ve nüfusunun neredeyse tümü Türk olan Tebriz’deki toplantı, polisin dini önderlere hareket etmesiyle büyük bir ayaklanma ve kanlı çatışmalara dönüşüyordu. Ardında yüzlerce ölü bırakan Tebriz ayaklanması, İran İslam Devrimi’nin dönemeç noktası oluyordu. Bu kez Tebriz şehitlerini anmak için ülkenin çeşitli kentlerinde anma toplantıları düzenleniyordu. Ülkenin çeşitli yerlerinde durum gerginleşerek, Başkent Tahran’ın ardından ikinci büyük kent olan İsfahan’da da sıkıyönetim ilan ediliyordu. 1 Bu arada Ramazan ayı geldi. Ayetüllah Humeyni, Irak’tan yayınladığı mesajında Ramazan ayı boyunca halkın ve din adamlarının sürekli olarak camilerde toplanmasını, işlenen cinayetleri ve İslam Cumhuriyeti kurulması hedeflerinin tartışılması çağrısında bulunuyordu. Ramazan boyunca giderek büyüyen bu kitle hareketi, Humeyni’nin kişiliğinde önderini de bulmaya başlayarak, Humeyni ve halk arasında bir iletişim kurulmuştu. Humeyni’nin her çağrısında halk harekete geçiyor ve halkın her hareketi ile Humeyni yüceliyordu.

2. Sinema Olayı Olayların bu denli büyümesi üzerine Şah’lık rejimi, din adamlarının itibarını kırmak ve hareketin yaygınlaşmasının önüne geçmek amacıyla bir komplo hazırladı. 2 1978 yılı Ağustos ayında ülkenin en büyük petrol rafinerisinin bulunduğu Abadan’da yüzyılın kaydettiği en büyük cinayetlerden biri sahneye kondu. Abadan’daki Rex sineması kundaklandı (20 Ağustos 1978) 3, kapıları kitlendiği için dışarı çıkamayan 347 kişi yakıldı. Sinema yangınını “çağdaş gelişmeye ve tekniğe” karşı çıktığı iddia edilen dini muhalefetin üstüne yıkmak, böylece gelişen devrimci hareketi parçalayarak gözden düşürmek ve etkisiz bırakmak amaçlanmıştır.

1 2 3

Kiyam Khonin Tebriz; a.g.e., ss. 25-70. Sinama Rex ve Shah (Sah ve Rex Sineması) Tahran, 1980, ss. 32-34. Kamuran Gürün; a.g.e., s. 364.

175

Ne var ki, daha sonra Abadan sinema yangınının rejimin marifeti olduğu ortaya çıkıyordu. Buna inanan halk muhalefeti daha da artmış duruma geldi. Şah, halkın öfkesinden kendisini kurtarmak için Cemşid Amuzgâr hükümetini feda ederek yerine, İslamcı çevrelere yakın olan, dini bir aileden gelme Cafer Şerif Emami’yi başbakanlığa atadı. Emami, işbaşına gelir gelmez “Kötü yönetime son vereceğiz ve ülkenin yasalarını İslami yasalara dayandıracağız, fuhuş ve kumarı önleyeceğiz”, “Ayetüllah Humeyni’nin İran’a dönmesine izin vereceğiz” şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. Emami, muhalefeti gözden düşürerek kitlelerden koparmak ve devrimci ayaklanmayı bu biçimde önlemek yerine, İslami maske ardına sığınarak aynı amaca ulaşmayı deniyordu. Emami’nin son vaadinden bir gün sonra, rejime karşı yürütülen mücadelenin tartışılmaz önderi Ayetüllah Humeyni halkın merakla beklediği mesajını yayınladı. Bu mesajında; mücadele amacının Şah rejiminin yıkılması ve bir İslam Cumhuriyeti kurulması olduğunu, halkın, rejimin aldatmacalarına kanmaması ve mücadeleye devam etmesi gerektiğini anlatıyordu. Ramazan’ın ardından gelen Şeker Bayramı’nda gösteriler, Tahran’da yüz binlerce kişinin sabahtan akşama kadar her gün yaklaşık 10 kilometrelik yürüyüşler yapmasıyla yeni boyutlar kazanıyordu.

3. Sıkıyönetim Ramazan Bayramı yürüyüşlerinden üç gün sonra, son günlerde ölenlerin şahadetlerinin haftası nedeniyle Tahran’da büyük bir anma gösterisi düzenlenmişti. 7 Eylül’de düzenlenen gösterilerde sayıları yirmi bini bulan göstericiler ilk kez Silahlı Kuvvetler ile yakınlaşmaya başlıyorlar ve yürüyüş yollarında güvenlik önlemleri alan askerlere çiçekler sunarak “Askerler kardeşimiz, Humeyni Önderimiz”, “Askerler Amerika’nın değil bizimsiniz”, “Size çiçek veriyoruz, siz bize kurşun mu vereceksiniz?” gibi sloganlar atılıyordu. 176

Gerek gösterilerin ulaştığı boyutlar, gerekse yöneldiği amaçlar ve muhtemel etkileri, hükümeti telaşa düşürüyor, orduda bölünme olasılıklarından korkan hükümet 8 Eylül sabahı Tahran ve 12 ilde sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan ediyordu. 1 Ancak, sabahın erken saatlerinde Tahran’ın yoksul kesimi olan güney mahallelerinde toplanan yüz binlerce kişi yeniden gösteri yürüyüşü düzenliyor, göstericiler, Güney Tahran’ı başkentin merkezine bağlayan Jale (Bugünkü adıyla Şüheda Şahitler) meydanına geldiklerinde üzerlerine ateş açılıyordu. Çocuk, kadın ve yaşlı binlerce kişinin öldüğü ya da yaralandığı katliam, İran devrim terörüne “Kara Cuma” ya da akan kanlardan ötürü “Kızıl Cuma” adıyla geçerek, Devrimin Tebriz ayaklanmasından sonraki ikinci önemli dönemecini oluşturuyordu. Emami hükümeti bu olayla birlikte tüm etkisini kaybediyor, katliamın uyandırdığı tepkiye İslami güçlerin dışında, siyasi akımlar ve güçlerde rejime karşı yürütülen mücadeleye katılıyorlardı. Gösteriler yeni bir ivme kazanarak sürüyordu. 8 Eylül katliamından bir süre sonra Humeyni İran’daki Şah’lık rejimiyle arasını bozmak isteyen Irak Baas rejimince Irak’ı terke zorlanıyordu. 2 Kuveyt’e gitmek isteyen Humeyni bu ülke tarafından kabul edilmeyince, yakınlarının ısrarlarıyla Fransa’ya gitmeye karar verdi. Humeyni, 1978 yılı Ekim ortasından 1 Şubat 1979’a kadar İran İslam Cumhuriyeti Devrimi’nin karargahını Paris yakınlarında küçük bir köy olan Nevphlae Chateau’da kuruyordu. Emami, Aralık ayında hükümetten çekilerek, yerine Genelkurmay Başkanı General Kulam Rıza Azhari başkanlığında bir askeri hükümet kuruluyordu. Askeri hükümet Emami hükümetinin son dönemlerinde ülkenin hemen her kurumuna bu arada en önemlisi Kürdistan eyaletindeki petrol merkezlerine yayılmış olan grevleri önlemeye çalışarak işe başlamıştır.

1 2

M. Muhammedi, Tarihi Novin İran, a.g.e., ss. 122-129. Kamuran Gürün; a.g.e., s. 364.

177

Emami hükümeti zamanında, bir ölçüde özgürlüklerini kazanmış olan basın kuruluşları kapatılarak, petrol kuyuları, radyo ve televizyon gibi önemli merkezler askeri birliklerin denetimine sokuluyordu. Azhari hükümetinin göreve başlamasından üç hafta sonra Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit düştüğü ve özellikle Şii mezhebi mensuplarınca kutsal ay sayılan Muharrem ayına giriliyordu. Humeyni, Muharrem ayını “Kanın kılıca karşı zafer kazandığı ay” olarak tanımlıyordu. İran’da devrimci hareketin en son haddine vardığı Muharrem ayı, Azhari hükümetinin kurmak istediği otoriteyi de yerle bir etmiştir. 31 Ekim 1978’de 37.000 petrol işçisi greve başlamıştı. 1 Dünya petrol ihracatında ikinci sırada bulunan İran’da petrol ihracı bir yana kendi iç tüketimini bile karşılayamaz durumda üretim durmuştur.

4. Şah’ın Kaçışı Şah, elindeki son çareye başvurarak, muhalefet hareketi içinden uzlaşabileceği isimler aramış, özellikle büyük muhalefet hareketinin laik kanadına yönelmiştir. Ülke çapında saygınlığı olan fakat hiç kimsenin yardımını sağlayamamakla birlikte Ulusal Cephenin yöneticileri arasında yer alan Şahpur Bahtiyar’a yeni hükümeti kurmasını kabul ettiriyordu. Şahpur Bahtiyar, ulusal cepheden ihraç ediliyor, muhalefete önemli tavizler vererek işe koyuluyordu. Basının üzerindeki sansür kaldırılarak, üniversiteler açıldı. Ne var ki üniversiteler açılır açılmaz, buralara yine direnişin merkezi haline geldi. Ayetüllah Humeyni, Şah tarafından atanan Bahtiyar hükümetinin yasal olmadığını ilan ettiğinden gösterilerin önü alınmıyordu. Bahtiyar hükümetinin de gösterilerin ve direnişlerin önüne

geçememesi üzerine, hareketi kırabilmek içinse gerekli zemini hazırlamak için Şah, son şansını kullanarak Ocak 1979’da İran’ı terk etti.

1

Kamuran Gürün; a.g.e., s. 364.

178

Humeyni, 15 yıllık bir aradan sonra 26 Ocak 1979’da İran’a döneceğini ilan etti. Bu karar karşısında ülkenin her tarafından milyonlarca insan artık bir imam olarak anılmaya başlayan devrimin öncüsünü karşılamak için Tahran’a akın akın geliyordu. Humeyni 1 Şubat 1979’da İran’a döndü. 5 Şubat’ta Bazergan’ı Başbakan kaldırıldı. 1 olarak görevlendirdi. Şah 11 Şubat bütün 1979’da da Bahtiyar ortadan Başbakanlıktan ayrılarak, rejiminin müesseseleri

F. Devrim ve Humeyni’nin Gelişi Bahtiyar hükümeti İmam’ın dönüşünü engellemek için bütün

havaalanlarını kapatma kararı aldı. Havaalanları askeri birliklerce kuşatıldı, karar olaylara yol açtı. Öfkeli yığınlar Tahran havaalanı çevresindeki askerlerle çarpışmaya başladı. Bu arada, sel gibi akan kitle hareketi karşısında silahlı kuvvetler de parçalandı, bazı gösterilere askerlerin üniformalarıyla katıldıkları görüldü. Humeyni’nin ülkeye dönüşü, bu dönüşü engellemek isteyen askerler arasında da karışıklıklara yol açtı. Özellikle hava kuvvetleri personeli karara karşı cephe aldılar. 26, 27 ve 28 Ocak 1979 günleri Tahran’da protesto gösterileri yapılıyor ve kanlı sonuçlarıyla büyüyerek gelişiyordu. 28 Ocak günü Tahran’ın merkezinde bulunan ve bugün Devrim Meydanı adını taşıyan alanda onbinlerce kişi, hükümete bağlı birliklere karşı silahsız olarak çarpışıyordu. 5 saat süren çarpışmalar ardında yüzlerce ölü ve yaralı bırakıyordu. Bu olayın ardından çaresiz kalan hükümet bir karar alarak havaalanlarını açmak zorunda kaldı. İmam Humeyni, belki de tarihin kaydettiği en kalabalık ve görkemli karşılama törenleri arasında 1 Şubat 1979 tarihinde Tahran havaalanına
1

Kamuran Gürün; a.g.e., s. 365.

179

ayak bastı. Humeyni, Devrim şehitlerinin gömüldüğü “Beheşt-i Zahra”da yaptığı ilk konuşmada, Bahtiyar hükümetini yasa dışı ilan ederek halkın yakında ezici bir çoğunluğunun arzularını yerine getirecek olan bir hükümeti atayacağını belirtti. 1 Nihayet 5 Şubat 1979 günü, Mehdi Bazergan’ı geçici Devrim Hükümeti Başbakanlığına atadığını duyurarak, halktan yeni hükümeti gösteri ve yürüyüşlerle desteklemesini istedi. Bazergan 8 Şubat 1979’da Tahran Üniversitesi kampüsünde 1 milyon kişiye hitap eden konuşmasında yeni hükümet programını açıkladı. Tahran’ın ortasında birbirine sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunan iki hükümet ortaya çıkmış oldu. Yıkılmaya başlanmış olan 2500 yıllık Monarşi ve Şah’ın 37 yıllık baskıcı yönetimi son şansını deneyerek sokağa çıkma yasağının ilanı ile birlikte Şah’ın Cavidan (Ölümsüzler) adını taşıyan, özel yetiştirilmiş muhafız birlikleri, başkentin doğusunda yer alan ve devrime bağıllığını açıklamış olan Duşantepe hava üssüne saldırıya geçiyordu. 2 Saldırının gerçek hedefi Güney Tahran’da bir okul binasına yerleşen İmam Humeyni’yi ve Devrim’in diğer önderlerini öldürerek bir askeri darbe ile yönetime el koymaktı. İmam Humeyni, halkı sokağa çıkma yasağına uymamaya çağırdı. Devrim saflarına katılmış olan askeri garnizonlar halka silah dağıtmaya başladı. 10 ve 11 Şubat günleri Tahran’ın her köşesinde barikatlar yükseldi. Birbuçuk yıla yakın bir süredir mücadele eden İran halkı iki gün süren kanlı, silahlı çatışmalardan sonra, parçalanan ordu yönetiminin tarafsızlığını ilan etmesiyle hedefine ulaşmış oluyordu. 11 Şubat 1979 günü radyo ve televizyon binası, monarşinin son destekleri olan askeri ve sivil merkezler ile SAVAK karargahı işgal edildi. İran İslam Devrimi nihayet zafere ulaşmış oluyordu.

1 2

Humeyni’nin Konuşması, Cilt:1, s. 32. M. Saidi, İran-i Azad (Özgür İran), Tebriz 1968, ss. 25-27.

180

G. Devrimde Rol oynayan Gruplar a. Halkın Mücahitleri Örgütü Devrim sırasında bir süre varlık gösterdikten sonra özellikle Halkın Mücahitleri Örgütü ile Humeyni yönetimi arasında başgösteren ayrılık iyice artmıştır. Halkın Mücahitleri Örgütünün ülke çapında Humeyni aleyhine başlattığı eylemler tam bir iç savaş biçimine dönüştü. Özünde tam bir yol ayrımı dönemi yaşanmaya başlandı. Yeni rejimi sarsabilecek bu savaşım uzun bir süre sonra; ancak Irak savaşının patlak vermesiyle, rejimin milliyetçi gelişimi, söz konusu örgüte tam bir darbeyi beraberinde getirmiştir. Bugün ise dağılmış gibi görülen bu örgütün ülkenin çeşitli yerlerinde varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Kurucularının hemen hemen hepsi Şah’lık döneminde öldürülen Halkın Mücahitleri, Filistin mücadelesi ve onun en büyük örgütü olan Fetih ile yakın ilişkiler kurmuşlar ve bir çok örgüt üyesi 1969-1970 yıllarında Ürdün’deki çarpışmalara katılmışlardı. Halkın Mücahitleri Marksist yaklaşım ve terminolojiden etkilenmiş ve İslam ile Marksizm karışımı bir ideolojik çizgi geliştirmiştir. Bu nedenle Şah’lık rejimi tarafından kendilerine “İslam Marksistleri” adı verilmiştir. Programları kollektivist bir ekonomi düzenini, kapitalist sınıfın

tasfiyesini öngörmektedir. Sovyetlere karşı, düşmanca olmayan bir tutumu benimsemiştir. Bu nitelikleriyle, hem İran İslam hareketi içinde, hem de İran solu içinde sayılmaktadır. Radikal görüşlerinin Ali Şeriati’nin damgasını taşıdığı görüşü de yaygındır. Örgütün ideolojik çerçevesi İslami olmakla birlikte solcu, radikal bir çizgiye ve programa sahip olmalarıyla İran özgürlük hareketinin eylem planının çok ötesine geçmişlerdir. Başkanlığını Mesut Recevi’nin 1 yaptığı örgüt, özellikle üniversite öğrencileri arasında yaygınlık kazanmış ve çizgisindeki değişik sol kesimler nedeniyle gerek “Marksist-Leninist” halk

Mesut Recevi; Fetih savaşçılarından, uzun yıllar hapishanede yatan, kurucular kuşağına dahil yüksek düzeydeki en eski yönetici.

1

181

fedaileri

örgütünün,

gerekse

İran’daki

etnik

toplulukların

önemli

bir

bölümünün ilişki kurduğu ve desteklediği tek İslami örgüt olraak belirmiştir.

b. Nehzeti Azadi: Ayetüllah Talegani ile Mehdi Bazergan’ın kurdukları İran Özgürlük Hareketi (Nehzeti Azadi İran) örgütünde günümüz İran politikasında görülen bir çok isim görev almıştır. Bu kişiler Ulusal Cephe’nin İslamcı kanadı olarak ilk kez oluşan ve 1961’de Musaddık’çı örgütün laik kanadından ayrılarak bağımsız bir örgüt halinde bu hareket içinde çalışmışlardır. Bu harekete bağlı unsurlar, devrim sonrasında kurulan Bazergan hükümetinin iskeletini meydana getirmişler, ayrıca 1980 sonlarına dek ülkenin en yüksek otoritesi durumunda olan Devrim Konseyi içinde bir grup oluşturmuşlardır. İran Özgürlük Hareketi varlığını koruyarak Parlamentoda bir grup oluşturmuşlardır. En bilinen şahsiyetleri, seçimlerinde hareketin “Beni lideri Mehdi Bazergan, başlıca

Cumhurbaşkanlığı

Sadr”ın

karşısındaki

adaylardan biri olan Devrim Konseyi üyesi ve eski Kültür Bakanı Dr. Hasan Habibi, eski Petrol Bakanı Ali Ekber Moinfar’dır. 1963 ayaklanması ile 1979’daki İslam Devrimi arasındaki kalan dönemde, İran Özgürlük Hareketi, İran’daki örgütlü islami mücadelenin ağırlığını yüklenmiş ve özellikle islamcı aydınların toplandığı bir siyasi merkez gibi işlev görmüştür. 1965-66 yıllarında hareketin çoğunlukla genç unsurlardan oluşan bir bölümü, Şah’lığa karşı silahlı mücadelenin başlatılması gerektiği görüşünü savunarak hareketten kopmuşlar ve Muhammed Hanifejad, Said Muhsin ve Rızai kardeşler gibi kişilerin öncülüğünde İran Halk Mücahitleri Örgütünü kurmuşladır. İran’da mücahidin ya da Halk Mücahitleri adıyla anılan örgüt, 1971 yılında şehir gerillası eylemlerine başlamış ve uzun yıllar İran’ın en güçlü silahlı eylem örgütü olmuşlardır.

182

c. Bağımsız Din Adamlarının Faaliyetleri: 1963-1979 arası İslami gruplaşmalar içinde bir başka ve büyük öneme sahip grup, devrimci din adamlarından oluşmuştur. Bu kesim, daha ziyade Irak’ta, Necef’te sürgünde yaşayan önder Ayetüllah Humeyni ile yakın bağlar geliştirmiş ve onunla ilişkilerini her zaman korumuştur. 1960’lı yıllarda ve 1970’li yılların başında diğer İslamcı güçlere oranla pek göze çarpmayan bu kesim, devrimci ayaklanmasının başladığı 1978 yılından başlayarak hem ayaklanmanın başlatılmasında, hem sürdürülmesinde ve hem de zaferinde tayin edici bir rol oynamıştır. Bu kesimde bulunan din adamlarının önemli bir bölümü devrimden sonra kurulan ve bugün İran’ın en büyük siyasal örgütü olarak parlamentoyu denetimi altında tutan İslam Cumhuriyet Partisi’nin içinde örgütlenmiştir. Diğer bir grup ise bağımsız yeni örgüt ya da grup bağı olmayan din adamlarından oluşmuştur. İlk grubun tanınmış isimleri arasında İran Yüksek Mahkemesi Başkanı ve İslam Cumhuriyet Partisi Lideri Ayetüllah Dr. Muhammed Beheşti, İran Parlamento Başkanı Hüccetülislam Ali Ekber Haşimi, Rafsancani ve Tahran’ın Cuma imamı, Humeyni’nin Yüksek Savunma Konseyindeki temsilcisi Hüccetülislam Ali Hamaney bulunmaktadır. Sözü edilen ikinci grupta ise güçlerini dinsel otoritelerinden ya da siyasal mevkileri ve Şah’lığa karşı mücadele sicillerinden alan, parti bağı bulunmayan din adamları vardır. Bunlar arasında tanınmış isimler, Ayetüllah Hüseyin Ali Montazeri, Devrimden sonra devrim mahkemeleri başyargıcı olarak ün yapan Hüccetülislam Sadık Halhali, devrim Muhafızlarının kuruculuğunu ve ilk başkanlığını yapmış olan Ayetüllah Lahuti’dir. 1963-1979 döneminde herhangi bir örgütsel bağı olmadan kuramsal görüşleriyle dikkati çeken ve bir çevre oluşturan bireyler de islami hareketin ilginç önderlerinden birini meydana getirmiştir. Bunların en tipik örneği o günkü Cumhurbaşkanı Abulhasan Beni Sadr’dır. Beni Sadr, 1951-53 döneminde Musaddık hareketinde bir genç militan olarak mücadele etmiş kişi 183

olarak 1964-1978 arasında yaşadığı Paris’te Cepheyi Milli (Ulusal Cephe)’ye bağlı unsurlarla bağını hiç koparmamış, ancak bir yandan Necef’teki Ayetüllah’ın oğlu olarak İslami bir ortamda yetişmiş olması sayesinde çok sayıda dini çevre ile bağları olagelmiş ve bütün bunların yanı sıra özgün görüşler getiren bir İslami kuramcı olarak çalışmıştır. Bu ilişkileriyle Paris’te kendisine bir çevre edinmiştir.

d. Diğer Ülkelerde Faaliyet Gösteren Örgütler 1963 sonrasının İran’da hüküm süren çok ağır baskı ortamı bir çok İranlı aydın ve devrimciyi yurtdışına itmiştir ve İran dışında çok geniş bir alana yayılan İran muhalefet faaliyeti bir yapısal nedenden ötürü çok sayıda kişi ve grubun, çok farklı ülkelerde oluşmasına neden olmuştur. 1 Örneğin, Filistin mücadelesinin geliştiği Lübnan, nüfusunun çoğunluğunun Şii’lerden meydana gelmesi nedeniyle İranlı muhaliflerin bir bölümünün barındığı ve faaliyet sürdürdüğü başlıca alanlardan biri olmuştur. Lübnan’da İran kökenli din adamı İmam Musa Sadr’ın kurduğu Şii Gerilla Örgütü El-Emel’de bir çok İranlı yer almıştır. Bunların en ünlüsü Bazergan hükümetinde Savunma Bakanlığı yapan, İran-Irak savaşı sırasında Huzistan cephesinde komutanlığa getirilen Dr. Mustafa Çamran’dır. Çamran gibi İslamın birliğinden çok Şii’ler arası bağlara önem veren ve bu yönde siyasal akım geliştiren bir başka isim son Bazergan hükümetinde Dışişleri bakanlığı yapan Dr. İbrahim Yezdi’dir. Yezdi ve eski dışişleri Bakanlarından Sadık Kutbzade ve eski Başbakan Yardımcısı Sadık Tabatabai İran dışında geçirdikleri uzun yıllar boyunca özellikle Suriye rejimiyle yakın ilişkiler kurmuşlar ve bu yüzden kimi çevrelerde İran devriminin “Suriye Çetesi” sıfatıyla nitelendirilmişlerdir. Gerek Çamran, gerek Yezdi ve gerekse Kutbzade şiddetli anti-Sovyet görüşleri ve Şii unsurunu öne çıkaran tutumları ile devrim öncesi ve sonrası İran islami hareketinde kendine özgü bir kanadın temsilcileri olmuşlardır.

1

M. Abbasi; İran Devrim Tarihi, s. 98.

184

İran İslami hareketinin renkli yapısı bunlarla da kalmamaktadır. Çok sayıda irili ufaklı İslami gruplaşma, 1963 sonrası dönemde İran siyasal sahnesinde belirmişlerdir. Bunlar arasında İslam Fedaileri, İslam Mücahitleri gibi örgütler ve grupları saymak mümkündür. Bu irili ufaklı güçlerin önemli bir bölümü devrimden sonra kurulan Devrim Muhafızları’nı oluşturmuşlar, devrimin doğurduğu bu yeni silahlı kuvvete destek vermişlerdir. 1979’da 2500 yıllık monarşi ve yarım yüzyılı aşkın Şah’lık rejiminin çökmesiyle ortaya çıkan iktidar boşluğunda, İslami hareketi yıllar boyu oluşturmuş örgütler, gruplar ve kişiler bu anlamda otomatik biçimde iktidar odakları halinde belirivermişlerdir. Böylece, İran’da önce Devrim Konseyinde, daha sonra Parlamento’ya da yansıyan iktidar, diğer yandan onu devralan İslami hareket, bütünselliği olmayan, çok renkli ve kendine özgü öğelerden oluşan bir İslami hareketti. 1963 sonrası, Şah’lık rejiminin yıkılmasıyla ortaya çıkacak iktidar boşluğunu doldurmak için yürütülen mücadeleyi, İslami hareketi ile laik hareket arasındaki çekişme olarak biçimlenmemiştir. Bu mücadele sözü edilen tarihsel olgu nedeniyle İslami hareketin değişik öğeleri arasında oluşmuştur.

H. Dini Aydın 1. Din Aydınları Arasında Farklı Dini Görüşler Din aydınları bir bütünü temsil etmemektedir. Onların görüşlerinde ve mücadele biçimlerinde farklılık mevcuttur. Genel olarak din aydınları üç esas gruba bölünmüştür. a. Bilimsel İslam : En ünlü temsilcisi Bazergan’dı; islamı batıl inançlardan arındırıp modern bilimler ve islamdan oluşan yeni, bilimsel bir islam meydana getirmeye çalışıyordu. Bazergan bilimsel yöntemlerle din hakkında modern bir yorum ortaya koyup, bilim ve din arasında karşılıklı bir bağlantı olduğunu göstermek için uğraşmaktaydı.

185

b. Din ve Dini Bilinç : Bu grup, insanın bilinç alanında meydana gelen değişimlerden dolayı, dinde de bazı yeniliklerin ve değişimlerin gerekli olduğuna inanıyordu. Bu düşüncenin dayandığı temel Kuran ayetleri ve dini büyüklerin aktardıkları rivayetlerdi. c. Devrimci İslam : Şeriati’nin düşüncelerindeki görünür ve esas amaç, toplumun farklı grupları, özellikle (1960-1970) aydınlar arasında sorumluluk duygusu ve mücadele ruhu yaratmaktı. Siyasi dini akım, Sosyalist Müslümanlar, İran Halk Partisi, Jama (Jonbeşe Enghelabi Mobarez Müslüman), Halk Mücahitleri ve Nehzete Azadı gibi bir sürü siyasi akımı içeren geniş bir kitleye hitap ediyordu. Dini aydınlar akımının, din ve siyaset ilişkisini açkılamak için Ayetüllah Taleghani, Bazergan ve Sahabı tarafından yapılan çabaları unutmamak gerekir. 1 Bu akım dini ulemanın dışında kalan bir akımdır. Bazı etkili ruhanilerini yanına alsa bile yine de bu hareket şiilikte yenicilik olarak ilmiyenin dışında bir düşünce çizgisidir. Ancak ilmiyenin karşısında değildir. Bu hareket temelde islamdaki çöküş, batının istilası, siyasi ve ekonomik bağımlılık, baskı, diktatörlük ve komünistlere karşı direniş niteliğinde meydana getirilmiş bir harekettir. Bazergan, ideoloji tartışmasında, kendi ideolojisini şu şekilde açıklıyor: 1950’li yılların aydınlarının amacı, İslam'i, batı kapitalizmine karşı siyasi ve sosyal bir sistem olarak yenilemekti. Bu yeni anlayışın öncüleri olarak da Celal Ale Ahmet, Ali Şeriati, Halk Mücahitleri’nin kurucuları, Jonbeşe Enghelabi Mardome Müslüman (Jama) ve Nehzete Azadi’yi sayabiliriz. Bunların hepsi batı kapitalizmi ve emperyalizmine karşı İslam toplumsal düzeniyle İslam'ın yeni ve siyasi yorumundan yana olan gruplardır. 2

1

Muhammed Ahmedi, Harekete Azadi Beghsh ve Enghelabe İslami, Siyasal Bilimler Bölümü, Terbiyet Modarres Üniversitesi, Doktora Tezi, 2001, s. 217. 2 Hüseyin Beşeriye, Jameshenasi Siyasi, a.g.e., s. 260.

186

2. Dini Aydının Özellikleri: Bu konuda en iyi tanım Suroosh’a aittir. Ona göre: Dini aydın hiçbir şekilde çelişkili bir terim olmayıp dinsiz dinci anlamına gelmez. Dini aydın gayri dini dünyayı da bilen bir aydındır. Kendi ideolojisi dışında diğer ideolojileri de bilmektedir ve dinin akılcı yönünü daha çok ön plana çıkartıp unutulmaktan kurtarır ve bilimsel gelişmelerden doğan şüphecilik yıkımını da dinden uzak tutmaya çalışır. 1 Bazergan dini aydın için bazı özellikler sayıyor: 1. Fanatizm ve gösterişten arınma, aynı zamanda özgür iradesini ve hürriyetini koruyabilme. 2. Ulemalardan bağımsızlık ve düşünce zenginliği. 3. Kuran-ı Kerim’e ve öze dönüş. 2 Yusufi Aşkeveri da dini aydın için bazı özellikler sayıyor. Batıya bakış: 1. Batı kültürü bir iç yapıdır. 2. Bütün değil, bilim ve teknikleri kısmen taklit edilebilir. 3. Ülkenin geri kalışının asıl nedeni içerideki getirilerini inkar etmemek. Genel usul, İslam'ın modern yorumu ve değerlere dönüş anlamında islama bakış : Din ve siyasetin bütünlüğü, (dinin siyasete alet edilmemesi kaydıyla) grup liderliğine ve çoğunluğa siyasi alanda değer vermek. 3 köklere dayanıyor.

Çözüm yolu kendine dönüş, modernizmin doğru yorumlanması ve onun

1 2

Beşeriye, a.g.e., s. 334. a.g.e., s. 75. 3 Hüseyin Yusufi Aşkevari, Nemayendegi ve Tejaddad Gerai Salhaye Ekhir Dar İran, İran Farad Dergisi, 6: 35, Ağustos 1996, s. 41.

187

3. Siyasi Dini Aydınların Faaliyet Dönemleri a) 1941 – 1953 yılları arasında, dini aydınların esas faaliyet yeri, Hedayet Camisi, Tahran Üniversitesi ve yeni kurulan öğrenci islami dernekleriydi. Bu dönemde esas konu din ve bilimi uzlaştırmaktı. b) 1953'ten 1961'e kadar dini aydınların faaliyetinin temsilcisi Milli Direniş hareketi olmuştur. Bunların esas amacı diktatörlüğün her şeklini reddetmek ve İslam'ı komünizm ve kapitalizmden daha üstün bir ekol olarak tanıtmaktı. Bazergan ve Ayetüllah Taleghanı'nın eserleri bu doğrultudaydı. c) 1961 – 1977 arası özgürlük hareketinin tesisi ve dini aydınların siyaset alanına girişiyle faaliyetler gelişip düşünsel eserler de oluştu. 19631977 yılları arasında siyasi partiler ve devlet muhaliflerinin bastırılmasıyla bu gruplar değişik doğrultularda faaliyetlerine devam ettiler.

4. İran –İslam Devriminde Dini Aydınların Rolü a) Liderlik Aydın dini düşüncelerden etkilenen Nehzete Azadi İran (NAI)'dir ve İslam devriminin zaferinde önemli rolü vardır. NAİ 1960'da kuruldu. Esas kurucuları Ayetüllah Taleghanı, Mehdi Bazergan ve Yedüllah Sahabı idi. Düşünce doğrultusu Musaddıkçılık Müslümanlık ve anayasaya uyumluluktu. Aynı zamanda dini ve milli bir kimlik taşıyordu. Bu teşekkül Milli Direniş Cephesi içinden çıkmıştı ancak, onlarla arasında bazı farklılıklar vardı. NAI'nin esas amacı dini güçler ve C.M. arasında bir yakınlık oluşturmak ve Şah iktidarının demokratikleştirilmesiydi. NAİ milli ve dini özellikleri nedeniyle siyasi ve dini aydınlar tarafından yönetiliyordu. Taleghanı dışında diğer bütün liderleri gayri ruhani liderlerdi. Ancak, dini bir kimlik taşıdıkları için dönemin ulemalarıyla (Motahhari-Allame Tabatabii-İmam Humeyni ve bazı genç alimler) yakın ilişkileri vardı. NAI'ın liderliği konusunda Abrahamiyan şöyle yazmaktadır: Tahran'da Bazergan ve Taleghanı dışında diğer liderler Yedullah Sahabı, İzzetullah Sahabı, Hasan Nezih, Abbas Şaibani-Sadık Tabatabaii'den oluşuyordu. Ülke dışında 188 Kuzey Amerika'da NAI'nin

faaliyetlerini İbrahim Yezdi, Mustafa Çehamran ve Abbas Amir İntizam yönetiyorlardı. İslami devrim sırasında NAI'nin liderleri daha çok dini ve gayri milli dini siyasi kültürlerin elçiliğini üstlendiler. Muhalifleri sahneye çıkıncaya kadar NAI liderleri muhafazakar gruplardan bir itilaf oluşturarak Şah hükümetine demokratikleşmesi için baskı uygulamayı amaçlıyorlardı. Ancak, muhalefeti daha radikal bir şekil alıp saltanat sistemini tümden reddederek, İmam Humeyni'nin liderliği belirginleşince, islami devrim fikir birliği ve geçici islami devlete katıldılar. 1

b) İdeoloji N.A.İ.'nin ideolojisi milli hareketin aslını koruyup yenilikçi islam hareketiyle birleştirmeydi. Düşünsel temellerini Musaddık'ın düşüncelerinden almış, milli direniş hareketinin bir devamıydı. C.M. ile ideolojik irtibatı vardı. N.A.İ.'nin temel düşünceleri reformculuk hareketinin başlangıcı sayılır. Bazergan "Rahe Tey Şodeh" kitabında batı kültürü ve değerleri ile islam dini ve kültürü arasında bir birlik sağlamaya çalışarak islamdan daha modern bir yorum ve görüntü vermek için çabalıyordu. Bu düşünce hareketi İran liberalizmi olarak bilinmektedir ve çoğu görüşlerini Avrupa toplumlarından almıştır. Hümanizm ve liberalizm bu düşüncenin temelini oluşturur. Onların ideolojik kollarından biri de insan akılcılığına dayanan bilimcilikti. N.A.İ.'nin liderleri, özellikle Bazergan, dini bilimsel olarak açıklayabilmek için çok çaba harcamışlardır. 2
İslamiyet

lik kim mi İsla n’lı İra

Yeni bilimlerin bulguları
1 2

Din i

ye nili kçi lik

- İs lam

İran’cılık

Muhammed Ahmedi, a.g.e., s. 180. Kum kenti ilmiyesi siyasi propaganda bilimi, 1990, s. 66.

189

N.A.İ.'nin hedeflerinden biri demokrasi olduğundan parlamenterist mücadeleyi daha çok ön planda tutuyor ve demokrasiye aykırı radikal hareketlere karşı çıkıyordu. 1961'de, NAI'nin açılış töreniyle üç temel değeri baz alarak harekete geçtiler. Genel olarak Bazergan'ın düşüncelerini bu üç boyutta ele alabiliriz. Bazergan 1940 yıllarında din ve bilimin uyumlu bir ikili olduğunu göstermekteydi. 1963'te siyasi faaliyetlere başladı. Ona göre: "Dini sadece genel siyasi asıl değerlere ve iktidarın hedeflerine belli bir seviyeye kadar katılımda bulunabilir, ancak devlet makamlarının seçimine karışmaması gerekirdi. Dini liderler kendi isteklerini siyasi liderlere kabul ettirmek için konumlarını kullanmamalıdırlar". 1 Taleghani'nin düşüncesinin özelliklerini şu şekilde özetleyebiliriz: "İnanç, ibadet ve itaat, birlik, milli hakimiyet ve halkın düşüncesine saygı, insanın saygınlığı ve özgürlüğü, diktatörlüğe hangi şekilde olursa olsun muhalefet etme, adalet ve eşitlik" 2 Taleghanı'nın Rıza Şah diktatörlüğüne karşı olma İslami Merkezde kültürel ve düşünsel faaliyette bulunma, petrolün millileştirilmesini destekleme, milli direniş hareketinde etkin olma, Halkın Mücahitleri örgütüyle işbirliği ve hapisten çıktıktan sonra İslam devrimine katılma gibi bir siyasi öz geçmişi vardı.

c) Seferberlik N.A.İ. ve dini aydınlar islamın yeni yorumu ve batı kültürünü birleştirerek modern bir ideoloji ortaya koymakta başarılı olduysalar da bu ideoloji halk tabanını kapsayacak güçte değildi; daha çok yeni orta sınıf ve aydın kesimlerin dikkatini çekti. Ayrıca bazı tüccarlarla işbirliğine gitmelerine rağmen maddi güçleri çok fazla olmadığından sıkıntı içindeydiler. Faaliyetleri daha çok büyük kentler ve özellikle Tahran'da odaklanmıştı ve bu seferberlik
1 2

Suzan Siyaveşi, a.g.e., s. 91. İran'e Ferda, 5: 21, Ekim 1996, s. 40.

190

için bir engel oluşturuyordu. Ancak, islam devrimindeki seferberlik rollerini de inkar etmek mümkün değildi. 1977 yılındaki açık siyasi ortamda ve Şah'ın liberalleşmesiyle N.A.İ., daha aktif bir rol üstlenmek için çaba harcadı. N.A.I. liderleri hapisten çıktıktan sonra zindanlardaki teşekkülleri organize etmeye başladılar. 5 Ocak 1979'daki "İran ve Siyah-Kırmızı Sömürge" adı altında çıkan makale üzerine N.A.I.nin liderleri Humeyni liderliğindeki ulemaya katıldı ve ulema yoluyla (camiler, medrese, mescitler, tekke ve zaviyeler vb.) seferberlik güçlerini ikiye katladılar.

d) Organizasyon N.A.I. nın devrime ilk katılımı devrim şurasında oldu ve organizasyon amaçlı idi. Bu şura İmam Humeyni Paris'teyken devrim meselelerini organize etmek, iktidarın el değiştirmesi ve devrimci güçlerin iktidara geçmesi için oluştu. Şuranın üyeleri zaman içinde Bazergan, Sahabı, Ayetüllah Beheşti, Hamenei, Mehdevi Keni, Bahonar, Haşemi Rafsanjani, Musavi Erdebili, Beni Sadr, Habibi ve Motahhari'yı başkan olarak seçtiler. Şura 5 Şubat 1979'da Bazergan'i yeni devletin ilk başkanı olarak seçti. İmam Humeyni ve devrim şurası geçici devletin görevlerini ve gelecek iktidarın şeklini belirlemek amacıyla genel referandum, halktan oluşan Meclis–i Müassesan meclisinin oluşumu, yeni anayasanın kabulü ve meclis için yeni seçimler, olarak belirledi. Geçici hükümet liberal olduğu için radikal güçlere karşı sadece 9 ay dayanabildi.

191

5. Şeriati: Mezhebi Aydınlarının Önderi Şeriati'nin islam dininden algıladığı hayatın tüm boyutlarını içeren ideolojik bir inançtır. Bu anlayış toplumun üyelerinin görüşlerini ve öz bilgilerini geliştirip harekete geçiriyordu. 1 Şeriati'ye göre: “islam sınıfsal farklılıklara, cehalete, gericiliğe, emperyalizme, haksızlığa ve sömürüye karşı idi. Onun mantığında İranlı aydınların islami ulemanın tekelinden çıkartılıp ve emperyalizme ve sömürüye karşı güçlü bir islami güce dönüştürülmeleri gerekirdi. Şeriati'nin ideolojisi büyük bir genç kitlesini etkiledi. Şeriati şehit olma, özgürlük için bir hareket ve adalete dayalı bir toplumun oluşumu için bir araç olarak nitelendiriyordu” 2.

1 2

Abrahamian, Ibid, s. 574. Muhammed Amjad, "Az Diktatori ta İktidare Dini", Çev. Hüseyin Mofteheri, Tahran, Soghan Yayınları, 2001, s.100.

192

İran İslam Devriminde Dini Aydınların Rolleri ve Etkililikleri
Radikal islam: Şeriati Liberal islam : Bezirgan reformculuk Nasyonalist islamcılık: Özgürlük mücadelesi Anayasaya dayalı demokratik meşrutiyet iktidarı, islam ve yeni bilimler arasında bir uyum sağlamak, emperyalizme sömürgeye karşı mücadele, ulemadan bağımsızlık, batı ve liberalizmi örnek almak, demokrasi Liberal islam : Demokratik cumhuriyetçilik ve saltanatın reddi. İran-İslam cumhuriyeti

Hazırlama İdeoloji Oluşum Zafer

Hazırlama Oluşum Seferberlik Zafer Değişim mimarları

Esnafın bir kısmıyla işbirliğine girmek Faaliyetlerin Tahran’da odaklanması Muhafazakar grupların Şah’a baskı yapmak amacıyla birleşmesi, “Kırmızı siyah sömürgesi” makalesinin yayınlanması İmam Humeyni ve mücadeleci kültürü benimseyen gruplarla itilaf, gayri dini siyasal kültürlü grupları dini liderle buluşturmak, seferberlik gücünü dini ulemayla birleşerek artırmak Milli direniş hareketi Siyasi akımlar Sosyalist inançlılar, Jama, Halk mücahitleri örgütü, N.A.İ. Hezbe Mardome İran İslam merkezi, öğrenci dergisi Tahran üniversitesi ve islami dernekler, Hedayet camisi Zindandan teşkilat organizasyonu Devrim şurası, Geçici devlet

Değişim faktörleri Değişim şartları

Mezhebi aydınlar

Hazırlama Organizasyon Oluşum Zafer

Hazırlama

Taleghanı, Bazargan, Sahabi (Milli aydınlar) Şeriati (Din aydını) Milli direniş hareketine katılım ve liderliği Rıza Şah diktatörlüğüne karşı mücadele, petrolün millileşmesine karşı mücadele İkinci CM.de faaliyet Dini ulemayla yakınlaşmak özellikle Şeriati’nin ölümünden sonra Dini ulemayla yardımlaşmak özelilkle Bezirgan’ın geçici devletine katılmak ve bakanlar kurulunu oluşturmak

Liderlik Oluşum Zafer

193

I. Milli Aydınlar a) Liderlik Cepheyi Milli veya ulusal cephe devrimci ve aktif bir grup olarak diğer mevcut siyasi gruplar yanında devrimde önemli bir rol üstlendi. N.A.I., C.M., dini aydınlar (Şeriati Taleghanı, Bazergan vb.) bazı sol örgütler vb. devrim sırasında halkı yönlendiren en önemli gruplar arasında yer alıyorlardı. Başka bir değişle İmam Humayni'nin akılcı liderliğinde bütün bu gruplar devrimci bir islam ideolojisinin çatısı altında toplanıyordu. Adı geçen gruplar ve öncüler devrimin ideologları olarak halkın seferberliği ve devrimin organizasyonu için çabalıyorlardı. Aydınların İran İslam devrimi liderliğindeki rolü ve değişik aşamalardaki varlıkları organizasyon, seferberlik ve ideoloji tartışmalarında daha açık bir şekilde gözükebilir.

b) Organizasyon 1) Birinci Cepheyi Milli C.M. organizasyon, grupların oluşumu ve örgütlü iletişimleri

bakımından devrimde önemli bir grup olarak faaliyette bulundu. C.M. çatısı altındaki teşekküller şu şekilde sıralanıyordu. 1. İran Partisi 2. Pan-İranist Partisi 3. Millete İran Partisi 4. Mardome İran Partisi 5. Zahmetkeşan Partisi 1. İran Partisi : Bu parti 1944 yılında Zirek Zadeh, Şhapur Bahtiyar, Moazzami, Allahyar Saleh gibi batıda eğitim görmüş siyasi muhalifler ve aydınlar tarafından kuruldu. Partinin iç siyasetindeki ideolojisi demokrasi, milli egemenlik ve her çeşit diktatörlük iktidarlarına muhalefet, il derneklerinin

194

tesisi, yerel gelenekler ve dillerin ülke bütünlüğünü muhafaza ederek korunması üzerine duruyordu. 1 Partinin işçiler ve esnaf diye iki kolu vardı Partinin İsfahan, Horasan, Gilan, Şiraz vb. kentlerinde şubeleri bulunuyordu. Partinin dergisi Cepheye Azadi adı altında yüksek tirajda yayınlanıyordu. 2 2. Pan –İranist Partisi: En önemli amacı eski İran'ın ihtişamını geri getirmekti ve Tudeh partisiyle mücadele üzerinde yoğunlaşıyordu. Petrolün millileştirilmesinden sonra "Mellete İran partisi" onlardan ayrıldı. Partinin dergisi "Nedaye Pan İranist ve Nasyonalizm" ülke dışında ve "Bahre" ülke içinde yayınlanıyordu. 1970'lerin baskı ortamında devletin onlara karşı daha sert bir tutum izlemesine sebep oldu. 3 Yukarıdaki dergilere ek olarak Khak ve Khoon dergisini de yayınlıyorlardı. Bu dergi bir süre için kapatıldı ve 1973'te yeniden yayına girdi ve rejim muhaliflerini toplamak için büyük bir faaliyete geçti. Parti 1977'de açık siyasi ortamın ilan edilmesiyle yeniden faaliyete geçti ve "Ahmet EbneAhmet" liderliğindeki "Ettehad Baraye Azadı" cemiyetiyle birleşti. Ocak 1978'de parti lideri Pezeşkpur mecliste 23 kişilik millet vekili grubuyla milletvekilliğinden istifa ederek İmam Humeyni'nin tarafına geçti. 4 3. Millet-i İran Partisi : Bu parti Pan-İranist partisinden Fruher liderliğinde ayrılan bir partidir. Partinin tabanını öğrenciler ve üniversiteliler oluşturuyordu. Dergisi Apadana adında ve yüksek tirajda yayınlanıyordu. Bu partinin liderlikteki önemi bazı üyelerinin C.M.'nin merkez şurasında yer almasından kaynaklanıyordu. 1970'lerin ortalarında parti, C.M. yanında rejime karşı büyük mücadeleye girdi, bazı üyeleri yakalandı ve tutuklandı. Bu partinin milliyetçi görüşleri vardı ve İran'ın siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak tam bağımsızlığı için çalışıyordu. Kanun egemenliği ve bütün toplumsal sınıfların haklarını korumaya yönelik faaliyette bulunuyordu.

1 2

Sosyalizm Hezbe İran, İran Partisi Yayın Merkezi, Tahran Bi Ta, ss. 4-5. Kerim Sanjabi, Haterat Sonjabi, Londra, Milliyon Yayınları, 1989, s. 197. 3 Mosahebe Keyhane Havai Ba Pzeşkpur, Yaz 1991. 4 Medareki Dar Bare Hezbe Pan İranist Dar Enghelabe İslami, 1981, s. 3.

195

4. Mardome İran Partisi : 1952 Muhammed Nakhshab tarafından kuruldu. Partinin gazetesi "Piruziye Mardome İran"dı. 1963'te partiden ayrılmalar oldu ve O Jonbeşe Müslüman Mobarez partisini oluşturdu. 5. Zahmetkeşan Partisi : 1951'de kuruldu. Muzaffer Baghai ve Halil Meleki partinin güçlü liderleriydiler. Bu parti milliyetçi, mezhepçi ve sosyalist üyeleri bir arada bünyesinde bulunduruyordu ve çeşitli dergilerle (İlim ve Heyet Şehit, 3. Güç vb.) kendi üslubunu yaymaya çalıştı. Bu parti ve Mardome İran Partisi'nin temel ideolojisi Marksizm ve sosyalizmdi.

2) İkinci Cepheyi Milli Cepheyi Milli 1960'da ve seçimlere itiraz sonucu şekillendi.

Sancabi'nin dediğine göre Saleh ve Seyit Bağır Han evinde özel toplantılar yoluyla özgürlükçü ve diktatörlüğe karşı mücadelede geçmişi olan insanlar milli partilere yardım amacıyla Musaddık'çı düşünce etrafında toplanıp küçük bir grup oluşturdular. C.M.'nin yaklaşık olarak üyelerinin sayısı aşağıdaki gibiydi. 1 Millete İran Partisi Üçüncü Güç N.A.I. Partili olmayan üyeler Öğrenciler örgütü 300 kişi 200 kişi 700 kişi 1.500 kişi 5.000 kişi

1961'de Cephe seçimlerin şekli ve 3 öğrencinin tutuklanmasına tepki olarak polislerle çatışmaya varan gösteri düzenledi. Gösteriye katılan sempatizanların sayısı 5.000 kişi civarında tahmin edilmiştir. 2. C.M. 1960'lı yıllarda Şah'ın toprak reformu, beyaz devrim ve diğer teşebbüslerine tepki gösterdi ve bir bildiriyle "reformlara evet diktatörlüğe hayır" sloganıyla halkı gösterilere davet etti.

1

Hatırate Sanjabi, a.g.e., s. 167.

196

3) 3 ve 4 Cepheyi Milli 1964'te 2. C.M.nin kapanışıyla 3. C.M. kuruldu ve faaliyete Mardome İran Partisi, Millete İran Partisi, N.A.I. ve Sosyalistler Topluluğundan temsilcilerle başladı. 1965'te merkezi şura üyelerinin büyük çoğunluğu tutuklandı ve Cephenin liderine faaliyetlerin durdurulması için emir verildi. Ancak, daha sonraki yıllarda üyeleri açık veya gizli gazete yayını, resmi makamlarla yazışmalar, parti ve dışarıdaki diğer gruplarla iletişim gibi faaliyetlerde bulundular. 4. Cepheye Milli 1976'da oluştu. Resmi olarak 1977'de bir duyuru ile faaliyete geçti. Mardome İran Partisi, Milete İran Partisi, Sosyalistler Topluluğu ve İran Partisi cepheyi oluşturdular. Bu dönemde C.M, devlete karşı eleştirileriyle birlikte dini ulema, N.A.I ve diğer mezhep gruplarıyla yakınlaşarak rejimin yasa dışı olduğuna dair görüşlerini belirledi ve bir sürü radikal girişimlerde bulundu. 1 Bu stratejik değişmeler yanında C.M. iç ve dış organizasyonlarını sürdürüyor ve liderlere yazılar yazıyordu. C.M. uluslararası kuruluşları İran hükümeti aleyhine mevzi tutmaya davet ederek rejime karşı halk ve grupların uyanmasında çok etkili bir rol üstleniyordu. Sencabi Paris bildirgesinin önemi konusunda şu açıklamada bulunuyor: "İlk defa ünlü bir siyasi örgüt İran saltanatının yasa dışı olduğunu uluslararası seviyede resmi olarak açıklamış oldu." 2

Diğer gruplar Siyasi ortamın genişlemesiyle değişik gruplar ve partiler faaliyete başladılar. "Nehzete Radikal" 1977'de batıda eğitim görmüş liberal aydın Rahmatüllah Moghaddam Maraghai tarafından kuruldu. Parti üyeleri meshepler üstü bazı teknokratlardan oluşuyordu ve esas çekirdeği 1975 yılında 30 kişilik bir üniversite hocası ve düşünürden meydana gelmişti. 3

1

Muctaba Maksudi Taghirate Siyasî ve Ejtimai İran, Tahran, Rozaneh Yayınları, 2001, s. 195. 2 Kerim Sanjabi, "Jebheye Milli Ba Mardom Sohbet Mikonod", Peyam Gazetesi, sayı:89, 1980, s. 7. 3 Asnade Sefarete Amir Amerika, Cilt 25, Tahran Casusluk Yuvası Yayınları, 1985, s. 21.

197

İlanlar, bildiriler tepkiler grubun rejim aleyhine en önemli eylemleriydi. Genel çizgisi sosyal demokrattı ve C.M. ile yakın bir iş birliği içinde olmak suretiyle devrimde etkili konuma geldi. 1 İran Hukukçular Cemiyeti 1978'de Kazım Habibi, Sencabi, Sami, Bazergan, Mogaddam Maraghai gibi adları içinde bulunduran ünlülerin imzasıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne bir yazı yazarak rejimi, insan hakları ve anayasanın ihlali, siyasi tutukluların katliamı, tek partili sistemin hakimiyeti ve şiddetli sansürden dolayı şikayet etti. 2

c) Seferberlik 1970'li yıllarda özellikle 1976'dan sonra C.M., çoğu gösterilere, grevlere veya direkt olarak katılıyor veya destekliyordu. 9 Ocak 1978'de İttilaat Gazetesinde çıkan makaleyi cahilce bir yazı olarak niteleyip tepki olarak halk gösterisini destekledi. 3 Tebriz olayından sonra rejimi kınayarak bütün çabaların milletin
4

egemenliğinin

tesisi

üzerinde

yoğunlaşması

gerektiğine kanaat getirdi.

Bu ilanda dini ulemanın himayesi talep edilerek rejime karşı mücadelede itilaf ve devrimci seferberliği için ilk resmi adım atıldı. C.M. 21 Temmuz 1978'deki halk gösterilerinde diğer gruplarla ittifak kurdu. Cephenin merkezi Tahran'daydı ve bu dönemde rejimin değişmesini hedefleyerek dönem başbakanı Şerif Emami'den Savak'ın kaldırılması, ordunun gelişigüzel suçlara karışma yetkisinin feshi, yargının bağımsızlığı, düşünce ve basın özgürlüğü, siyasi partililerin resmileşmesi ve siyasi mahkumlar hakkında halk iradesini istedi. 5 4 Eylül 1978'deki gösterilerde C.M. nin liderleri ve taraftarları sahnedeydiler ve Sencabi BBC ile yaptığı röportajda bu gösteriyi bir milli referandum olarak nitelendirdi. 1 Onlar ayrıca diğer geniş kitleli gösterilerde de islam devrimine kadar aktif olarak katılımda bulunup, şikayetler ve grevlerin
1 2

Gholamreza Sanjabi, Tarihe 25 Sale, Cilt 2, s. 28. Gholamreza Sanjabi, a.g.e., s. 28. 3 Sanjabi, a.g.e., s. 286. 4 İlamiyeh Kerim Sanjabi Dar Bare Khiyam Mardome Tebriz, 1978. 5 Rozname Keyhan, 1979.

198

sanayi ve devlet merkezleri, okullar, ofisler ve üniversitelere yayılmasında etkili bir rol oynadılar. C.M. nin gündeme getirdiği istekler eğitilmiş sınıf tarafından tutulduğundan taraftarları hızla çoğalıp gösteriler ve mitinglerine katılım oranı çok yüksek oldu. Resmi olmayan bir açıklamaya göre gösterilere katılanların seferberliğini %33 oranında C.M. üstleniyordu. 2

d) İdeoloji İslam devriminin zaferinden önce C.M. ve N.A.I. milliyetçi görüşleri temsil ediyorlardı. Mücadelelerinde temel aldıkları istekler diktatörlük zorbalığına karşı mücadeleydi. NAI anayasaya dayanarak "Şah'ın görevi hükümet değil saltanattır", demekle saltanat makamına dönüşmektir. 3 Bu strateji devrime yakın yıllarda rejimi düşürme mücadelesi şeklinde yön değiştiriyor ve Bazergan rejime hitaben şu şekilde konuşuyordu: "Biz anayasa çerçevesinde sizinle son grup olarak konuşuyoruz. Devrimci gruplar rejime daha radikal bir biçimde davranacaklardır. N.A.I. ve C.M.'in islam ve islami rejime özel bir bakış açıları vardı. Çoğu milliyetçiler için mezhepler insanlar için kişisel konularıdır ve din siyasetten ayrıdır "Bazergan'ın değişine göre ulemaların görevi islam yoluyla ülkeye hizmet etmektir. 4 Bu yüzden İmam Humeyni, diğer ulema ve dini aydınlar tarafından ortaya atılan islami hükümet projesi milli gruplar tarafından olumlu karşılanmadı. Belli bir dönemde diktatörlüğe, yabancılara karşı ve özgürlük için mücadele, adalet ve benzeri ortak isteklerden dolayı bu aydınların bazıları (Bazergan, Sahabi, Fruher, Taleghanı) ve dini liderler arasında bir itilaf oluştu. Michel Foucault Pehlevi diktatörlüğü ortamında milliyetçi düşünce ve eylemlere baskı konusunda şöyle yazıyor: "C.M. Musaddık'ın mirasçısıydı ve 15 yıldan beri hareketsiz, siyasi ortamın değişmesini bekliyordu. Ancak bu Amerika'nın

1 2

Baghi, a.g.e., s.282. Ahmet Eşraf ve Naboo Azizi, Revayeti Az Jafar Hakpanah, a.g.e., s. 118. 3 Mehdi Bezirgan, Müdafe Hob Dar Dadgah, Tahran Ekim 1979, s. 132. 4 Manucher Muhammedi, a.g.e., s.132.

199

desteği olmadan imkansızdı. Bunlar milliyetçi politikalar izleyen güçlü bir siyasi rejimi rüyalarında görüyorlardı." 1 Böylece bu dönemin en önemli milliyetçi düşünceleri olarak, demokrasi ve milli egemenliğe inanç, her çeşit diktatörlüğün ve yabancı istilasının reddi, toplumsal adalet, toprak bütünlüğünün korunması, medeni çerçeveler ve parlamenter oluşumların güçlenmesi vb. düşüncelere yer verebiliriz. Bunlardan bazıları 1979'da devrimci devletin yeni sistemindeki organlarında etkili oldular. Bazıları da yasalar çerçevesinin dışına çıkamadığından bir sonuca varamadı. 2

1

Michel Foucault, İraniha Che Ruyahayi Dar Sar Dashtanend, Çev. Hüseyin Mensuri, Tahran 1999, ss. 62-63. 2 Hezb Sosyalist İran, İran Partisi Yayın Merkezi, Tahran Bita, ss. 4-5.

200

İran İslam Devriminde Milli Aydınların Rolleri ve Etkililikleri

Hazırlama

Meşrutiyet düşüncesi Anayasanın uygulanması Saltanatın yok olması İslam, demokrasi ve istiklal Milli egemenlik Basın özgürlüğü

İdeoloji

Oluşum

Zafer

Hazırlama

Üniversitelere ilan vermek Nedeye Pan İranist ve Nasyonalizm dergileri Grev Üniversitelilere ve okullara ilan vermek Dernekler (cephe azadi)

Seferberlik

Oluşum

Değişim mimarları

Zafer

İlanlar Diğer gurplarla ittifak kurmak Gösterilere katılmak

Değişim faktörleri Değişim şartları

Milli Aydınlar

Hazırlama

Cepheyi Milli İran Partisi Mardome İran Partisi Emekçiler Partisi Pan İranist Partisi, Millete İran Partisi İkinci Cepheyi Milli Üçühcü Cepheyi Milli Dördüncü Cepheyi Milli Nehzete Radiakl

Organizasyon

Oluşum

Zafer

Hazırlama

Nakhshab Baghai Meleki Bahtiyar, Moghaddam Maraghai, Sanjabı, Pzeshkpoor, Frohur

Liderlik

Oluşum

Zafer

201

J. Marksist Aydınların İslami Devrimdeki Rolleri Halk Fedaileri Örgütü: Bu örgüt 1971'de iki grubun birleşmesinden meydana geldi: Jazani ya Siyahkal grubu ve Tahran'daki Ahmetzadeh grubu. Jazani grubu 1966'da Bijan Jazani (felesfe bölümü) Abbas Soorki (siyasal bilimler) Muhammed Aştiani (hukuk), Hamit Eşraf (teknik), Aliakbar Safai Farahani tarafından oluşturuldu. Ancak, bu grubun bütün üyeleri Safai Farahani ve Hamit Eşraf dışında Savak tarafından tutuklandılar. Kalan iki kişi iki bölümden oluşan yeni bir takım oluşturdular. 1. Orman grubu, 2. Kent grubu Siyahkel olayından sonra Hamit Eşraf liderliği üstlenip, şehir içi gerilla savaşı tezini örgüte sundu. Bu örgüt yasal yollardan mücadele veren diğer siyasal grupları eleştiriyordu. Çoğu üyesinin tutuklanmasına rağmen kalan üyeler örgütün ilerideki operasyonlarının organizasyonunu planladılar. Elçiliklere saldırdılar, üniversitede Siyahkel olayının yıl dönümünde grevler ve gösteriler düzenlediler ve birçok silahlı operasyon gerçekleştirdiler. İran Halk Mücahitleri Örgütü : Bu örgüt Haziran 1963'ten sonra silahlı eylemlere yöneldi. Örgüt kurucuları Ayetüllah Talaghanı ve Bazergan yeni düşüncelerin etkisi altında hareket edip islami toplumsal adaleti, eşitlik ve özgürlük taraftarı olmayı bilimsel bir ideoloji olarak tanımaktaydılar. Hatta daha ileriye gidip islam ve Marksizmin benzer tutulan bazı taraflarını birleştirmeye çalıştılar. Ancak, bu uzun sürmedi. 1975'de örgütün giderek Marksizme mehil göstermesinden sonra örgüt liderleri çoktan Marksist olduklarını açıklamışlardı bile.

a) İdeoloji Halkın Fedaileri örgütünün kurucusu Bijan Jazani, Marksizmi iki grupta sınıflandırıyor. 1. Devrimci Marksizm, 2. Burjuva Marksizm. Burjuva Marksizmi, Marksizmi sosyolojik ve ekonomik bir ekol olarak tanımlıyor hatta işçi hareketlerine karşı onu kullanmaya çalışıyordu. Halbuki devrimci Marksizm-Leninizm alt yapı ve üst yapının ilişkisinden diyalektik ve 202

bilimsel bir algılama ortaya koyuyor, dini ve objektif faktörlere devrim hazırlığında yer veriyordu. Yani tarihi gerekçelerin toplumsal hareketler kanalından geçmesi gerekiyordu. Marksizm-Leninizm bir aşamadan diğer aşamaya geçiş sırasında bilinçli bir harekettir. Jazani'nin sosyoloji yorumunda halk emperyalizm ve onun sosyal müttefiki yani komprador burjuvalar ve özellikle idari ve militaristler ile çelişki içindedir. Jazani Çin komünist devrim örneğini öneriyordu. Mücadele stratejisi olarak Mao'nun teorisine göre köylerde ve tarımsal alanlarda halk tabanına dayalı tartışmaları kentlere taşımak lazımdı. Siyahkel operasyonu bu teoriye dayanarak planlanmıştır. Maoculuk başlangıçta solcu harekette ve özellikle genç öğrenciler üzerinde derin bir etki yarattı ve halk ordusu veya özgürlük ordusu fedaileri adı altında, küçük gerilla grupları, oluşturuldu. Gerilla savaşlarının etkisi konusunda teorik yaklaşımların en orijinal yazıları Ahmetzade, Poyan Jazani'ya aittir. Bunların arasında Jazani'nin yazıları kendi yaratıcı beynine aittir; ancak diğer yazılar tamamen Latin Amerika'nın gerilla savaşı teorisyenlerine ait klasik metinlerden alınmıştır. 1 Jazani'ye göre: “İran 1960-1963 yılları arasında kısa bir duraklama dönemi yaşadıktan sonra harekete geçmiş ve Haziran 1963'de devrimci gücünü ortaya koymuştur”. Ona göre: "Artık siyasi bir topluluğu oluşturmanın ve parlamenter mücadelenin hiçbir yararı yoktur". 1 Bu şartlar altındadır ki başta Marksist-Leninist ögeler olmak üzere devrimci güçlerin ayakta kalabilme mücadelesinde dağılmamak için direnişlerini yükseltip birleşmeleri gerekir. Halk fedailerine göre bireylerin ve örgütün yok olması önemli değil, önemli olan deneyimlerin kalmasıdır. b) Organizasyon Halk fedaileri ve halk mücahitleri gerilla örgütlerinin her ikisi de organizasyonu aynı derecede önemsiyorlardı. Halk fedailerinin geçmiş
1

Bijan Jazani, Chigone Mobareze Mosellehane Be Jeng Tebdil Mishavad, Halk Fedaileri Örgütü, Tahran, 1978, s. 18.

203

mücadelelerine

dayanarak

hizmetlerin

en

önemli

faktörü

olarak

organizasyonun yokluğunu belirlemesi, sonraki çalışmalarda organizasyona özel bir önem verilmesine sebep oldu. 2 Leh Dvan marksist aydınlardan biri olarak gücün organizasyonda saklı olduğunu ortaya koyuyordu ve ona göre, organizasyon kadrolarla konuşup tartışmadan mümkün değil; En etkili organizasyon tarzı tam bilgi gerektiriyordu. Her örgütün siyasi çizgisine uyumlu siyasi görevleri vardı. 3 Halk fedaileri örgütünün oluşumunun ilk yıllarında ilişkiler daha çok arkadaşça devam ediyordu. Ancak, ilerideki şartlar gizliliği gerekli kılınca örgüt liderleri kararları merkezi bir sistem içinde düzenlediler ve yukarıdan aşağıya kanalize ettiler. Örgüte indirilen ilk darbelerden önce örgütte demokratik merkezcilik uygulanıyordu. Ancak 1971-1972'de rejimin örgüte olan saldırıları ve örgütün bu saldırılardan aldığı derslerden sonra demir oligarşi veya demir düzen uygulamaya konuldu. Yeraltı çalışması, gizlilik ve baskılardan dolayı geniş iletişim imkansızlaşıyordu ve bundan dolayı kararlar tek veya en çok iki kişi tarafından veriliyordu. Örneğin halk fedaileri örgütünde 1971'den sonra karar merkezi Hamit Eşraf oldu. Halk fedaileri tarafından ciddi biçimde uygulanan organizasyon düzenini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz. 1. Merkezi iradenin kanun olarak kabul edilmesi, 2. Olayları ideolojik şekle sokmak, 3. Gizli evlerde yaşamak, 4. Bireyleri normal günlük hayatlarından ayırmak. Bu örgütün esas sorunu, organizasyon değil halkla olan ilişki biçimindeydi. Zira mevcut baskıcı koşullar ve kabul edilmiş marksist organizasyon biçimi onların savunma mekanizmasını güçlendirmesine rağmen halkla geniş çapta birleşmeleri için uygun bir mekanizma bulamadılar ve zamanla halktan uzaklaştılar.

1

Bijan Jazani, Usule Ejtimai ve Strategy Hareket Enghelabi İran, Tahran, Maziyar Yayınları, 1979, s. 7. 2 Tarih ve Tesise Sazemane Mujahedin Halk, Halk Mücahitleri Örgütü, Temmuz 1979. 3 Leh Dvan, Sazeman ve Teshkilat Tahran, Binaz Yayınları, 1979, s. 47.

204

c) Seferberlik Halk fedailerinin faaliyetleri daha çok örgüt içindeydi ve gerilla eylemleri örgütün içinden yönlendiriliyordu. Bu eylemler örgüt faaliyetlerinin başında geliyordu. Düzenli siyasi bildiriler ve gece dağıtılan ilanlar, rejimin işkenceleri ve milli sermayenin dışarıya kaçırılmasını açıklıyordu. Bunlar halkın rejimi daha iyi tanımasında çok etkiliydi. Silahlı ve gerilla eylemlerini üçe bölebiliriz. 1. Patlama eylemleri, sivil polis merkezlerine saldırma (bombalı saldırı, el bombası saldırıları). 2. Terör eylemi, Şah rejimine bağlı kişilerin, yabancı müsteşarların veya mücadeleyi terk edip Savakla işbirliğine girenlerin öldürülmesi, örgüt içi tasfiyeler. 3. Ekonomik kaynak yaratmak için bankalara silahlı saldırılar düzenleme. Tam olarak yapılan gerilla hareketlerinin sayısı konusunda bir liste bulunmuyor. Ancak, 1970-1977 yılları arasındaki ilanlara, el yazılarına ve gazetelere bakarak böyle bir liste ortaya çıkıyor. 1971'de en önemli operasyonlar Korgeneral Farsio'ya karşı yapılan suikast, Gholhak karakoluna saldırı ve iki rehin alma eylemidir ki halk mücahitleri tarafından yapılıp başarısız kalmıştır. 1977'de fedailer dört bombalama operasyonu gerçekleştirdiler. 1976'da iki patlama ve bir terör operasyonu, iki Amerikalı müsteşarın ölümüne neden oldu, 1974'te dokuz eylem (iki rejim elemanının, bir kapitalistin, bir hain fedainin öldürülüşü ve beş patlama) gerçekleştirdiler. Halk Fedaileri ve Halk Mücahitleri gibi halk kaynaklarına ulaşamadıklarından bankalara silahlı soygun düzenliyorlardı. 1 Bazı merkezlere el bombası atılmasından amaç antiemperyalist duygularını göstermekti. Farklı ülkelerin temsilciliklerine, İran-Amerikan derneği, Umman Elçiliği, Shell Petrol Şirketi, Pan Amerikan uçak şirketi vb. merkezlere daha çok saldırılıyordu. Bu eylemlerin hepsi büyük hasar ve can kaybına yol açmıyordu ve bazıları silah elde etmek için yapılıyordu. Örnek olarak Gholhak ve Tebriz karakollarına yapılan saldırıyı gösterebiliriz. Bu örgütün çoğu faaliyetleri 1970-1977 yılları arasında Tahran'da ve az sayıda diğer kentlerde gerçekleşti. Bu eylemler onun stratejisini yansıtmayıp daha

205

çok günlük olaylardan etkileniyordu. Yani eylemler ve amaçlar arasında mantıklı bir ilişki yoktu. Siyahkel olayı örgütün İran'ın yakın tarihine ilk gerilla hareketi olarak geçen radikal operasyonlarından biriydi. 1970 yılında örgütün orman kolunun birkaç üyesi Siyahkel etrafındaki dağlarda, Gilan iline yerleştirilen. Ancak, Savak tarafından belirleyip, Siyahkel sınır karakoluna yapılan saldırıda (1971) tutuklanıp idam edildiler. Gerilla saldırılarının liderleri, işçi ve köylülerin rollerinin öneminin bilincinde değillerdi. Bildirilerinde işçiler ve çiftçileri destekleme amacıyla bol miktardaki slogan bulunmasına rağmen, pratikte işçi ve çiftçi tabanları ile bir sağlıklı bir bağ kurulamadı. Bazı eleştirmenlere göre silahlı saldırı halkı organize etmek için değil belki halkı uyandırmak için sadece bir araçtır. Ancak, böyle bir saldırı da devrimcileri halktan ayıran duvar arkasındaki bir harekettir. 2 Köy ve kentlerdeki halk tabanı bir aşamada bu örgütleri

desteklemediği gibi, çoğu durumlarda eylemi yapanlar halk tarafından tutuklanıp, rejim güçlerine teslim edildiler. Örneğin Siyahkel sınır karakoluna saldıranlar köylere indikten sonra köylüler tarafından tutuklanarak polise teslim edildiler. 3 Bazen de şehir içi operasyonlarda halkın müdahalesi sonucu operasyon başarısız kalıyordu. Örneğin, halk fedailerinin Şah'ın yeğenine (Şahram) saldırısı halkın müdahalesiyle başarısız kaldı. 4Böylece halk fedailerinin silahlı mücadelesi siyasi bir değişime veya bir halk devrimine yol açamadı. 5

1 2

Bijan Jazani, Si Sal Tarihe İran, II. Cilt, Tahran, Ferda Yayınları, 1978. Organe Rahe Kariger Dar Enghelab, Fedailer Halk Partisi Yayınları, 1980, s. 105. 3 Raveshhaye Savak, I. Kitap Halk Mücahitleri Örgütü Üyeleri, Tahran, Samadiye Yayınları, 1982. 4 Dastone Siyahkal, Halk Fedaileri Örgütü, 1980, ss. 33-34. 5 Errand Abrahamina, Radicalism The İraian Mojahedin, İbid, p. 260.

206

d) Liderlik Marksist örgütlere hakim ideolojik esaslardan dolayı lider ve liderlik sadece örgütün içinde gündeme geliyordu. Rejimin darbelerinden önce halk fedaileri örgütü demokratik merkeziyetçilik yönetimiyle yönetiliyordu. Daha ileri aşamalarda liderin görüşleri örgütün yasalarına dönüşüyordu. Bu yöntem 1972-1976 arasında, yani bireysel yönetimin uygulandığı dönemde göze çarpıyor. (Michels'in tunç ironi oligarşi). 1 Fedailer örgütünü incelemeye aldığımızda bunların halk liderliğini ele geçirmek için herhangi bir çabada bulunmadıklarını görüyoruz. Hatta böyle bir çaba olsa bile örgüte hakim ideoloji ve bu ideolojinin halkın dini inançlarıyla uyuşmaması ayrıca rejimin bu grupları kafir ve dinsiz olarak halka tanıtma çabaları, halk arasında bir destek bulamamalarına sebep oldu. Halk fedaileri örgütü tarafından kazanılan güçlerin istatistiksel verileri, onların eğitim görmüş insanlar arasında bile başarısız olduklarını gösteriyor. Yani, iki gerilla örgütünün Savak'dan korunmuş olanların sayısını toplasak 250 kişi, yani %0.5 oranından daha yüksek bir oran çıkmaz, zira o yıllarda tüm ülkedeki öğrenci sayısı yaklaşık 8.000 kişiydi.

1

Robert Michels, Jameshenasi Ahzab, Çev. Ahmet Naghibzadeh, Tahran, Soghan Yayınları, 1990, ss. 220-221.

207

İran İslam Devriminde Marksist Aydınların Rolleri ve Etkililikleri

Hazırlama İdeoloji

Marksizm - Leninizm İslam - Marksizm Demokratik - Merkezcilik Santralizm ve gerilla çizgisi _____

Oluşum Zafer

Hazırlama

Siyasi ve nizami ilanlar gece yazıları, dağıtımı. Kor General Farsio, Şah ve sermaye sahiplerinin terörü, patlama operasyonları, batı ülkeleri ve şirketlerine silahlı saldırı, Siyahkel olayı Amerikalı müsteşarın terörü, patlama operasyonu, silahlı operasyonlar, grev Siyahkel olayının yıl dönümü adına üniversitede itirazlar Halk hareketleriyle birleşmek

Seferberlik Değişim mimarları Oluşum

Değişim faktörleri Değişim şartları

Marksist aydınlar

Zafer

Hazırlama Organizasyon Oluşum Zafer

Halk mücahitleri örgütü Halk fedaileri örgütü (Jazani-Ahmetzade grubu) Halk ordusu, özgürlük ordusu, Arkadaşlık topluluğu

Gizli çalışmalar, demir düzen sistemi ____

Hazırlama Liderlik Oluşum Zafer

Jazani ve Ahmetzadeh Eşraf ____

208

K. Dini Ulemanın İslami Devrimdeki Rolü İran’da batıcı lâik anlayışı savunan görüş, Musaddık döneminin ve onun izleyicilerinin yansıtmaya Cumhuriyetinin İran İslam Devrimi döneminde de düşüncelerini Bu görüşleri laik bir savunanlara göre İslam şeklinin anlayışta gerçekleşebileceğini çalışmışlardır. idare

benimsememektedirler. Yani din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve din adamlarının asli görevlerinin ibadet alanlarında kalmasıdır. Bu görüşü savunanlar, Ayetulah Telegani başta olmak üzere, Ayetüllah Şeriatmadari ve zaman zaman Humeyni ile çatışmalarından dolayı Mehdi Bazergan ve Beni Sadr olmuşlardır. Humeyni’nin bu konudaki görüşleri şöyledir: İslam dini ibadeti siyaset, siyaseti ibadet olan bir dindir. 1 Devrimin önderi, bu görüşü ile tutarlı biçimde din adamlarının siyasetin içinde olmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Diğer taraftan dini, siyasetten ayıran ve din adamlarını camilere hapseden anlayışın islam toplumlarını zayıflatmayı amaçlayan sömürgeci batı anlayışı olduğu kanısındadır. Onun kanısınca, din adamları camiye kapandıkları sürelerde islam dünyasını kültürel olarak kendisine yabancılaştırmış böylece siyasal ve ekonomik alanlarda yabancı boyunduruğu altına girmiştir. Ne zaman ki, din adamları camiden çıkıp siyasete dalmışlar, işte o zaman islam devrimi başarıya ulaşmıştır. Humeyni’nin gerek Mehdi Bazergan ile çatışması ve gerekse Cumhurbaşkanı Beni Sadr ile sürtüşmesi ya da farklı tutumlarının kaynağında, laik düşünen kişilere karşı duyduğu güvensizlik yatmaktadır. Onun gözünde din adamlarının siyasetten ayrılıp salt dinsel görevlerle ilgilenmesinden yana olan bu kişilerin tavrı, devrimin saptırılması anlamına gelen ve tüm felaketlerin kökeni sayılan batı kültürüne davetiye çıkarmak ve islam kültürüne ve dolayısıyla İran halkının yeniden köleleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu yüzden Humeyni, devrimin ilk günlerinden başlayarak sürekli biçimde din adamlarını kollamış ve onların kenara itilmesinin önüne dikilen bir
Humeyni’nin Konuşması; Cilt I, İran İslam Cumhuriyeti Büyük Elçilik Yayını, Ankara, 1982, s. 128.
1

209

engel olmuştur. Dolayısıyla, söz konusu din adamlarına en yüksek mevkilerde görevler vermiştir. Humeyni’nin bu tür atamalarına örnek olarak İçişleri Bakanlığı’na Ayetüllah Mehdevi-Kani ve daha sonra İran parlamentosu başkanlığına seçilen Hacetül İslam Ali Ekber Haşimi Rafsancani, Devrim mahkemeleri başyargıcı Hacetül İslam Sadık Halhali, Devrim Mahkemeleri başsavcısı Ayetüllah Kuddusi gibi isimleri görmekteyiz. Humeyni bu aşamada, sadece laik akımlarla ya da laik gruplarla ilişkili islamcı siyaset adamlarıyla değil aynı zamanda bazı din adamları ile de zaman zaman ters düştüğü görülmüştür. Örneğin, bir eylem adamı olan ve Şah’ın zindanlarında tam 15 yıl hapis yatan Ayetüllah Talagani, Musaddık geleneklerini izleyen bir din adamıydı. Devrim komitesinin bazı uygulamalarında şikayetçi olmuş ve din adamlarının yürütme görevleri alması görüşünü benimsemiştir. Ayetüllah Talagani, Musaddık geleneğini izleyen bir din adamı, parlak ve çileli devrimci sicili nedeniyle popülaritesi ancak Humeyni ile kıyaslanabilen bir önderdi. Adından İran’ın rakipsiz Cumhurbaşkanı olarak sözediliyordu. Ancak, ölümünden kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, din adamlarının bu tür görevler almaması gerektiği görüşünde olduğunu ilan ederek, Cumhurbaşkanlığının asla söz konusu olamayacağını duyurmuştu. İmam Humeyni, her ne kadar din adamlarının toplumdaki yerlerini yıpratacak nitelikte olan Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık gibi görevleri üstlenmeleri gerektiği görüşünde Talagani ile birleşmekteyse de, din adamlarının yürütme erkinin çeşitli kademelerinde görev almalarını özendirici tutumlara giderek, bu eğilimdeki din adamlarını desteklemiştir. Hatta daha ileri giderek, devrim komiteleri, devrim mahkemeleri gibi din adamlarının denetiminde olan kurumlardan şikayetleri; din adamlarına yönelebilecek ve karşı devrimci güçlerin yararlanabileceği bir eleştiri kampanyasının başlangıcı olarak değerlendirmiş, hatalarını görmezlikten gelerek bu kurumları savunmuştur. Ayetüllah Talagani gibi sınırsız saygınlığa sahip bir önderin kaygıları bile, Humeyni’nin bu tutumunu değiştirmeye yetmemiştir.

210

Ancak, Humeyni’nin din adamları zümresinin bazı unsurları ile arasındaki çelişkilerin en ciddisi ve en kayda değeri kuşkusuz, Ayetüllah Şeriatmadari ile içine girdiği çekişmedir. İran Şii ulemasının tümü politize değildir. Hatta sayısal olarak bakıldığında belki de siyaset dışı din adamlarının sayısı daha fazladır. Humeyni nasıl 1950’lerde Musaddık ile sürtüşmesiyle ün yapan Ayetüllah Kaşani gibi politize bir din adamı ise; Ayetüllah Şeriatmadari de tıpkı 1950’lerde yanına erişilmez din otoritesi Ayetüllah Borucederi gibi siyaset dışı bir din adamıdır. Üstelik Şeriatmedari, dini bilgisiyle Humeyni’den daha üstte sayılmaktadır. İran’daki beş Ayetüllah El-Uzma’dan biri ve en önde geleni olarak kabul edilmektedir. Humeyni-Şeriatmedari çekişmesi, daha devrim zaferinin öncesinde, devrimci kitle gösterileri sürerken gözlenebilmiştir. Ülkeyi saran kitle hareketlerinin giderek genişlemesi üzerine, İran’ın en önde gelen Merc-i Taklid’i olarak belirli bir ağırlığı bulunan Ayetüllah Şeriatmedari de ağzını açmış belki de açmak zorunda kalmıştır. Yaşlı din adamı, Kum’da yaptığı açıklamalarda Şah’lığı eleştirmiş, din adamlarına yasaların islama uygun olup olmadığını denetleme olanağını sağlayan 1906 Anayasası’na dönülmesi çağrısını yapmıştır. Şeriatmedari, uzun süre Şah’lık rejiminin yıkılması çağrısında bulunmamış, daha ziyade meşruti monarşiden yana gözükmüştür. Buna karşılık, İran dışındaki Humeyni uzlaşmazlığını ve kararlı biçimde İslam Cumhuriyeti çağrısı yapan tutumuyla dikkati çekmiştir. Olaylar, Humeyni’nin istediği ve onun tutumunu doğrular biçimde gelişip, Devrim zafere ulaşınca Humeyni de Devrim’in önderi olarak yeni İran’daki yerini almış ve Şeriatmedari’yi bir kenara bırakmıştır. Devrimci gösteriler döneminde dini konumu nedeniyle “Ülke içindeki muhalefetin önderi” olarak sunulmaya çalışılan Ayetüllah Şeriatmedari, İmam Humeyni ülkeye döndükten ve yeni rejimin dizginlerini eline geçirdikten sonra devrimin gerçek önderine karşı ince ve hesaplı bir muhalefete geçmiştir.

211

Şeriatmedari’nin, Humeyni’ye muhalefeti, Şii geleneğine uygun olarak din adamlarının devlet iktidarında bulunmamalarının gerektiği anlayışına dayandırılmıştır. Bu sayede Şeriatmedari, tüm batıcı liberal eğilimleri barındıran laik grupların da manevi koruyuculuğunu ister istemez yüklenmiştir. Hatta Humeyni ile Bazergan arasında çıkan çatışmalarda dolaylı olarak, Bazergan’ın yanında toplanmanın koruyucusu görünümünü kazanmıştır. Devrim sonrası koşullarda, Humeyni’nin muhalifleri Merc-i Taklid olan İmam-ı ancak bir başka Merc-i Taklid ile ve üstelik daha da önemli bir din otoritesi sayılan Ayetüllah Şeriatmedari ile dengeleyebileceklerini düşünerek Şeriatmedari şemsiyesi altına girmişlerdir. Şeriatmedari, biraz kendi bilinçli tutumu, biraz da kendi iradesi dışında oluşan nedenlerle bir güç merkezi olarak, Humeyni’ye karşı olan laik kesimlerin dini lideri olarak, daha da ötesi din adamları topluluğunun içinde Humeyni’ye karşı akımın lideri olarak sahneye çıkmıştır. Bu nedenle Şeriatmedari’den biraz daha bahsetmek yararlı olacaktır. Ayetüllah Şeriatmedari Azerbaycan’lıdır. Yani Türk kökenlidir. Bir Merci-i Taklid olduğu için gücünü sadece İran nüfusunun üçte birini oluşturan Türkler’den almaktadır. Ancak, etnik köken, ortaklığı nedeniyle İran’ın Türk eyaleti olarak Azerbaycan’daki manevi otoritesi de su götürmez niteliktedir. Onun için Türk’lükten önce Müslümanlık esastır. Ayetüllah Şeriatmedari gelenekçi bir din adamı olarak, elbetteki bir ümmetçi, bir pan-islamist idi. Bununla birlikte, etnik kıpırdanmaların ortaya çıktığı devrim sonrası İran’da Humeyni ile giriştiği çekişmede Türk’lerin dini lideri görünümünü kabullendi ve Türk kartını ustaca oynadı. Türklüğünden Humeyni’ye karşı gücünü korumak amacıyla yararlanmayı düşündü. Ayetüllah Şeriatmedari, İran siyasal çevrelerinde çok zeki ve kurnaz bir şahsiyet olarak tanımlanmaktadır. Humeyni’ye karşı muhalefetini hiçbir zaman aleni biçimde yürütmemiştir. Uygun anları kollamış ve en kritik noktalarda iyi tasarlanmış çıkışlar yapmıştır.

212

1979 yılı Aralık ayında Azerbaycan eyaleti ve merkezi Tebriz’de büyük bir ayaklanma gerçekleşmiş ve bu ayaklanma Şeriatmedari’nin prestij kaybına neden olmuştur. Bunun üzerine Şeriatmedari Kum’daki köşesine çekilmiştir. Ancak çok kişi, yeniden uygun zamanı kolladığı yargısına varmıştır. 1 Şah döneminde Anayasal monarşiyi, devrim sonrasında ise din adamlarının siyasal görevler almamasını liberal bir “İslam Cumhuriyeti”ni savunan Şeriatmedari’nin; Humeyni ile en belirgin ayrılığı, İslam Cumhuriyeti’nin Anayasası’na ilişkin olarak ortaya çıkmıştır. Bunların da başında yeni Anayasa’nın 5.maddesi olan “Velayeti Fakih” adıyla anılan ve Humeyni’ye İslam Cumhuriyeti’nin önderliğini bir din adamının yapması yetkisini vermesinde belirginleşmiştir. Bu gelişmeler 1979 yılı Aralık ayında yapılan Anayasa

referandumunda daha da hızlandı. Şeriatmedari’nin referandum sırasında “Velayeti Fakih” hükmünü eleştirmesi kimi gruplarca provake edilerek Kum’daki evine saldırılmasına neden oldu. Dış basında Humeyniciler ile Şeriatmedariciler çatışması olarak yansıyan çatışmalar Azerbaycan’a sıçradı ve Tebriz’de Anayasa’ya karşı gösterilere dönüştü. Şeriatmedari’nin ismini siper eden karşı devrimci ve eski rejim yanlısı taraftarlar bir nevi rejimi yıkmayı amaçlayan ayaklanma denemesine çevirdiler, olay sonucu, Humeyni’nin resimleri yırtıldı. Tebriz’deki bölünme İran çapındaki bir bölünmenin habercisi olarak değerlendirildi. Batı ve Amerika basını olayları, “Humeyni rejiminin karşılaştığı en ciddi sorun” olarak niteledi. Ayaklanmanın ciddiliği anlaşılınca, Başbakanlıktan ayrılmış olmasına karşılık Türk kökenli ve Tebrizli mehdi Bazergan Azerbaycan’a gitti. Daha sonra o tarihlerde devrim konseyi üyesi, ekonomi ve maliye bakanı sıfatlarını taşıyan Beni Sadr ile devrim komitesi başkanı Ayetüllah Mehdevi-Kani de Tebriz’de karargah kurarak rejim için en ciddi bir ayaklanmanın önüne geçmiş oldu.

1

Havadisi Enghilab (Devrim Olayları), Tahran, 1982, s. 29.

213

Adı geçen ayaklanma girişiminin 1979 yazında kurulan, Ayetüllah Şeriatmedari’nin oğlunun yönetimindeki Müslüman Halkın Cumhuriyetçi Partisi adlı örgütün yönlendirdiği anlaşıldı. Bir çok karşı devrimcilerin bu partiye sızdığı ve bu partinin adı altında Ayetüllah Şeriatmedari’yi bayrak yaptıkları açığa çıkarıldı. Ayetüllah Şeriatmedari durumu fark edince köşesine çekildi. Parti de yasaklanarak kapatıldı. Ayetüllah Şeriatmedari’nin kişiliğinde geliştirilen olaylar öyle ilginç bir biçime dönüştürüldü ki hatta bu konuda Tebriz olayları ile ABD’’nin rehineler sorununun aynı günlere rastgelmesi sonucu, Şeriatmedari ABD yanlısı olarak bile suçlandı. 1

a) Liderlik Rafipur'a göre devrimci lider aşağıdaki özelliklere sahip olmalıdır: 1. İktidardakilerle mücadele cesareti olmalıdır. 1. Davranışlarında uzlaşmacı değil mücadeleci olmalıdır. 2. Halkın isteklerini sert, mücadeleci ve duygusal olarak ifade edebilme yeteneğine sahip olmalıdır. Ona göre: "1977-79'daki İslami devrimi yönetebilen tek kişi bu özelliklere sahip İmam Humeyni idi. O halk tarafından kabul edilmişti ve aynı zamanda halk arasında dini lider olarak da söz sahibiyidi." 2 Humeyni İslami hükümetten yeni uygulanacak bir yorum ortaya koyarak devrimin mimarlığını yaptı. Şahla mücadelede stratejiler ve tatbikler konusunda karar veriyordu. Onun üçüncü rolü devleti oluşturmasıydı. Kendisi direkt olarak devletin yapısına girmedi, ancak devletin teşekkülü ve yapılanmasında adım adım rolü vardı. İmam Humeyni bütün iktidar ve meşruiyet (geleneksel, karizmatik ve akılcılık) özelliklerini birarada taşıyordu. Bir yandan dini konumundan dolayı geleneksel bir meşruiyeti vardı; diğer
1 2

Ahmet Kesrevi; Tarihi İran, s.173. Faramarz Rafipur, a.g.e., s. 97.

214

yandan devrimci mücadeleleri ve uzlaşmaz görüşleri kişiliğindeki özelliklerle bütünleşip ona karizmatik bir görüntü vermişti. Devrim, zaferden sonra seçim sisteminin yerleşmesiyle akılcı ve medeni bir meşruiyete kavuştu. 1 İmam Humeyni dini, konumu ve ünü vasıtasıyla gruplaşmış bir toplumun öfkesini tek bir hedefe doğru yönlendirip yönetebildi. Humeyni rejime karşı mücadelede taktikler belirleyip ulema, camiler ve öğrenciler yoluyla bunu topluma empoze ediyordu. Rejime karşı özel teşebbüslere izin verip halkı İslam'i bir ekol ve hayat biçimi olarak kabul etmeye teşvik ediyordu. 2 İmam Humeyni'nin liderliği devrimin oluşumu sırasında iki belirgin özellik taşıyordu. 1. İmamın konuşmaları sırasında ortaya çıkan gerçek onun halka dayandığını ortaya koyuyordu. 2. Halkın sloganları da, halkın karşılıklı olarak imama dayandığını gösteriyordu. Yani İmam Humeyni ve halk karşılıklı olarak birbirlerine destek veriyorlardı.

b) Organizasyon Ulema devrimin organizasyonu konusunda çok önemli rol oynadı. 7 Ocak 1978'de İttilaat gazetesinde Humeyni'ye hitaben aşağılayıcı bir makale yayınlanınca Kum kentinin talebelerinin rejim aleyhine ayaklanmaları sonucu polis müdahalede bulundu ve ölümlere neden oldu. Bundan sonra devrim organizasyonu geleneksel ve mezhebi yöntemler ve modern araçlar yardımıyla başladı. 1. Humeyni'nin emirleri, kasetler, camilerde namazdan sonraki haberler, motosikletliler tarafından hızla halka ulaştırılıyordu. Ayrıca o

1

Naser Hadian, Ahemmiyet Didgahe Skampel ve İdeoloji ve Rehberi Dar Enghelobe İslami İran, Tahran Üniversitesi Yayınları, 1990, s. 489. 2 Naser Hadian, a.g.e., s. 18.

215

dönemde devrim olaylarından doğru ve gerçekçi haberler yayınlayan önemli bir görevi yerine getirmiş oluyorlardı. 2. 17 Ocak 1978'de Kum ayaklanması ardından 18 Şubat 1978'de Tebriz, Yezd ve Meşhet kentlerindeki ayaklanmalarda şehitlerin sayısı artmış ve sonraki anmalarda katılanların sayısının çoğaldığı ayaklanmalar günden güne daha büyük ölçüde yayılıyordu. 3. Caddelerde kalabalık cemaat namazlarının düzenlenmesi (örneğin, şeker bayramı namazı) askerleri gösterileri bastırmakta zor durumda bırakıyordu. Çünkü askerler vicdani duygularının aksine olarak namaz kılan insanların üzerine gönderiliyordu. Bu durum orduda ciddi problemlere neden oldu. 4. En önemli organizasyon silahı mezhebi-heyeti yürüyüşlerinin kullanılmasıydı. 1978 devrinden önceki dönemde Aşura ve Tasua günlerinde geleneksel örf ve adetlere göre heyetler (yürüyüş grupları) organize edilip, mezhep faktörü de kullanılarak devrim için ve evrimin stratejileri doğrultusunda halk çok iyi organize edildi. Hatta bu organizasyon şekli yabancı bilim adamlarının bile şaşkınlığına yol açtı. 1 Sadık Zibakelam'a göre 1940'lı, 1950'li, 1960'lı, 1970'li yılların zor şartlarında ulema devrime destek vermemişti ve organizasyon adına kayda değer herhangi bir programda yoktu. Ancak ulemanın son dönemdeki mücadelesinde en güçlü taraf, İmam Humeyni'nin kayıtsız şartsız egemenliğiydi. Ayrıca bazı Humeyni taraftarı ulema Ayetüllah makamına ulaşmamalarına rağmen ilmiye okullarında hoca konumuna geçip liderlik grubuna katıldılar. Devrim görünüşte düzenli bir teşkilata sahip olmamasına rağmen bu iki faktör birleşerek Humeyni taraftarlarından oluşan organizasyonlar ülke çapında çok güçlü bir örgüt gibi hareketlenmeye yol açtılar. Hapisten çıkan, sürgünden dönen onlarca din hocası 77-78 yıllarındaki ortamda kentlerde camileri ve tekkeleri kullanarak halkı harekete geçirdiler. 1977'nin ortalarında İmam Humeyni taraftarı ulemadan Beheşti
1

Faramarz Rafipur, a.g.e., s. 100.

216

başkanlığında Ruhaniyete Mobarez adında bir teşekkül oluşturdular. Gösterilerin programlanması, camilerdeki konuşmalar, nutuklar, slogan hazırlanışı ve kısaca hareketin organizasyonu büyük ölçüde bu teşekkül vasıtasıyla yürütüldü. Bu grubun liderleri arasında Haşemi Rafsanjani, Bahoner, Mehdevi Keni, Hosruv Şahi, İrvani, Nutuk Nuri, Moadihah, Kerubi ve benzerlerini sayabiliriz. 1

c) Seferberlik Ulemanın halkı seferber etme konusundaki belirgin gücü, İran İslami devriminin İslami ideolojisinden ileri geliyordu. Toplumu batı kültür ve medeniyetinden arındırma, yeni bir toplum ve insan yaratma vaadini veren bir ideoloji, halkı sahneye çıkartıp onun desteğini hatta fedakarlığını mümkün kıldı. İran devrimindeki halk katılımı dünyadaki çoğu devrimlere göre benzersizdir. Bu gösteri ve yürüyüşlerin mezhebi törenlerle eş zamanlı olması göze çarpan en önemli noktadır. Örneğin şeker bayramının gösterileri, Aşura ve Tasua hareketleri dünyanın en büyük gösterileri arasında yer aldı. Hatta dini düşünceleri olmayan insanlar bile bu yürüyüşlere katılıp Allahu Akbar sloganını tekrarladılar. 1 Şii ruhaniyeti belli sebeplerden dolayı İran'ın devrimci ve İslami hareketlerinde önemli bir rol oynamıştır. Bu sebepleri şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Ulemanın Toplumsal Konumu : Çoğu ulema toplumun yoksul kesimlerinden çıkıp, zorluklar içinde yetişmişti. 2. Şii Hocaların Ekonomik İstiklali : Şii ruhaniyeti maddi açıdan siyasi sistemden bağımsızdı. Ruhaniler geçimlerini halkın fitre ve zekat yardımlarından temin ediliyorlardı. 3. İletişim Ağı : İçtihat ve taklit Şii ekolünde özel bir önem taşıyor. Bütün halkın din büyüklerine ulaşamamasından dolayı ulema, büyüklerin
1

Sadık Zibakelam, a.g.e., ss. 267-268.

217

düşünceleri ve görüşlerini halka iletme rolünü üstlenmekteydi. Büyüklerin görüşleri ve fetvalarını camilerde halka iletip, karşılıklı olarak halkın problemlerini de liderlere aktarıyorlardı. 2 Bu özellikler sayesinde İran devriminde halkın seferberliği, Şii ideolojisi ve dini bir kişiliğin liderliği vasıtasıyla mümkün oldu. İmam Humeyni İslami devrimi boyunca halkı seferber eden en önemli etkendi. İran'a dönüşünde bütün sınıflar ve grupları Şaha karşı ayaklandırdı ve devrim boyunca bütün İran halkı meşrutiyet rejiminin düşmesi ve İslam Cumhuriyetinin kurulması için seferber oldu. 3

d) İdeoloji İran devrimiyle birlikte Skotch Paul gibi birçok düşünür ve sosyolog devrimlerde ideolojinin rolünü daha fazla önemsediler. Skotch Paul 1982'de kendi eski düşünceleriyle söylediklerinin reddinde şöyle diyor: "Halkın devrimi gelmedi önce ideolojik bir lider sayesinde bir bütünlüğe kavuştu." 4 Devrimde değişik düşünce sistemlerinin var olmasına rağmen sonuçta devrimin mahiyeti din ve Şiilik üzerinde şekillendi. Bunun birçok sebebi vardı. 1. Şii mezhebinin yorumlar (içtihat) için güçlü bir teorik yapısı vardır. 2. Şii ulemalarda organizasyon ve teşkilatlanma mevcut olduğundan dolayı yorumlara katabilme yetenekleri vardır. 3. Taklit ve içtihat faktörleri vardır. 4. Büyük dini ulema, merkezi iktidardan uzak Necef kentinde yaşadığı için devletin baskısından kurtuldu. 5. 1960 yıllarından itibaren İran'ın gündemindeki problem batıcılık ve tahriplerini yok etmekti.

1 2

Manuchehr Muhammedi, a.g.e., s. 101. Munchehr Muhammedi, a.g.e., ss. 104-106. 3 Feradoon Akbarzadeh, a.g.e., ss.204-205. 4 Faramarz Rafipul, a.g.e., ss. 96-97.

218

6.

Halkın

din

dışındaki

alternatiflerden

(Marksizm-Liberalizm-

Nasyonalizm) başarısız tecrübelere sahip olması. 7. Yeni orta sınıfın gelişimi ve dini kabul etmesi. 8. Dinden yeni yorumlar ve söylemlerin ortaya konulması (Mevludi özgürlüğü, Seyit Kutup, Muhammed Abdeh vb.) 9. Bazı ulema tarafından yazılan yeni dini kitapların dine yeni bir görüntü verilmesi. 1

İstiklal, Akılcılık, Maneviyatçılık 2 Akhavan Mofrad'a göre Aşağıdaki etkenler İslami devrimin

ideolojisinde önemli ölçüde etkili olmuşlardır: A. İran'daki İslam düşüncesinde iç değişim İslami alimlerin İslam hakkındaki düşüncelerinin değişmesi ve Şiilikten farklı yorumlar ortaya koymaları (takiyye, kavramlara sosyal bir itiraz şekli vermek ve İslamın antiemperyalizm bir yönde hareket etmesi). B. Dini teşekküller ve ulemanın organizasyonunda meydana gelen değişimler: 1. Ulemanın özel organizasyon ve iletişim şekilleri (Camiiler, tekkeler, zaviyeler) ve ayrıca dini heyetler ve siyasallaşmaları. 2. Dini faaliyetlerin niteliği ve niceliğinin değişmesi. 3. İslami radikalizm, İslami aydın grupları ve pazara dayalı İslami grupların gelişmesi. 4. İslami şahsiyetlerden ötürü İslamın halk diline göre anlatılması (Şeriatı- Motahhari)

1 2

Naser Hadian, a.g.e., s. 479. Ali Muhammed Hazeri, "Marahel Pishrafte İdeoloji Enghelabe İslami", Fasıl Name, Metin No 1, Kış 1999, s.120-130.

219

İran İslam Devriminde Ruhanilerin Rolleri ve Etkililikleri

Hazırlama

Mücadeleci İslam İslamdan yeni yorum Geleneksel Taklit ve içtihat istiklal Kapitülasyon kaldırmak İslam Cumhuriyeti

İdeoloji

Oluşum Zafer

Hazırlama

Camiler, mescitler ve tekkeler Ulema ve öğrenciler Konuşmalar Kum ayaklanması Kasetler, camiler, Şehitlerin anıları Konumşamalar Şehitlerin anıları Şeker Bayramı namazı

Seferberlik

Oluşum

Zafer Değişim mimarları

Değişim faktörleri Değişim şartları

Dini Ulemalar

Hazırlama

İlmiye okullar Mezhebi törenler Camiler

Organizasyon

Oluşum

İlmiye okullar Mezhebi törenler Camiler İlmiye okullar Ruhaniyete Mobarez Dini törenler

Zafer

Hazırlama Oluşum

İran-İslam Cumhuriyetci Partisi Humeyni : geleneksel Humeyni: karizmatik Humeyni: akılcılık Beheşti ve Motahhari

Liderlik

Zafer

220

L. Esnafın İslam Devrimindeki Rolü 1963-1979 yılları arasında geleneksel orta sınıf siyasal açıdan küçülüp ekonomik olarak rejimin himayesi dışında kaldığı gibi devlet de onları daha çok kontrol altına almaya çalıştı. Diğer taraftan komprador burjuvazi sermayedarlarının oluşumu ve ekonomiye hakimiyeti geleneksel orta sınıfın yok olmasını hızlandırdı. Buna ek olarak rejim, 1965-75 yılları arasındaki enflasyonu tüccarların üzerine yıkmaya çalıştı. 1 1975'te Tahran Büyükşehir Belediyesi'nin açıklanan bir planına göre Tahran çarşısının tam ortasından geçecek bir cadde projesi hazırlanmakta idi. Aynı zamanda Şah da halkın sevgisini kazanmak için pahalılıkla mücadeleye başladı; sonucunda 8000 tüccar ve dükkan sahibi hapse atılıp, 23000 kişi de sürgüne gönderildi. 2 Bunlardan dolayı 1977'den itibaren muhalif grupların (Ulema, aydınlar ve tüccarlar) tepkileri daha belirgin olarak dile getirildi. Esnaf bu harekete eşlik eden ilk gruptu. Esnafın ardı ardına grev yapması, itirazları, hareketin kentlerde hızlanmasını ve devamlılığını sağladı. Bu sınıf, rejime karşı harekette ve İslami devrimin oluşumu aşamasında önemli rol oynadı. Pazarın devrimdeki en önemli teşekküllerinden biri cemiyetler ve dernekler oldu. Zira başlangıçta organize olmayan iletişimden dolayı esnafın hareketi daha çok bireysel çaptaydı. Bu gruplar başta "Cebheye Müslüman Azadeh" adını aldılar. Ancak, İmam Humeyni'nin de varlığı İslami parti oluşumu için bir zemin hazırladı. içindeydiler. Bu dernekler arasında üç heyet daha belirgin bir faaliyet 1.Şeyh Ali Camisi'nin heyeti, 2. Aminüldevle Camisi'nin heyeti,

3. Tahran Sakini İsfahaniler heyeti (Müslüman Pazarı). Bu heyetlerin görevleri ulema ve din büyüklerinin duyurularını basıp yaymak, gösteriler ve yürüyüşler düzenlemek, oturumlar ve konuşmalar örgütleyip teşkilat oluşturmak ve kısacası bütün siyasi ve dini ve devrimci etkinliklere ulemadan yardım alarak katılmak çerçevesindeydi. Bu aktivitelerden bazı örnekler olarak 5 Haziran ayaklanmasına katılım, İmam Humeyni'nin duyuruları ve
1 2

Abrahamian, Ibid, p. 75. Holiday, a.g.e., s. 231.

221

kasetlerini Tahran'da ve büyük kentlerde dağıtmak Beset ve İntikam dergilerini yayınlama ve silahlı örgüt kurma ve başbakan Hasan Ali Mensur'a suikast düzenlemeyi sayabiliriz.

a) Liderlik Devrimin liderliği ulema ve yeni orta direk sınıfının elindeydi. Camiler, heyetler, ilmiye okulları yaklaşık 200.000 din hocası ve 80.000 camii, ayrıca zekat, fitre gibi maddi kaynaklar ulemaya bütün ülkede kayıtsız şartsız liderlik için uygun bir ortam oluşturdu. Yeni orta sınıfın bütün teşekkülleri (C.M., N.A.I, Halk Fedaileri ve Halk Mücahitleri gibi gerilla gruplar) halkı organize ve seferber etme konusunda maddi olarak zayıf kaldıkları için liderlik konusunda geri adım atmak zorunda olarak liderliğe ortak oldular. kaldılar. Bu olayda esnaf ve pazarın ulemayı maddi olarak desteklemeleri büyük etken oldu. Ayrıca, kendileri de ekonomik

b) Organizasyon Bütün devrimci teşekküllerde esnafın varoluşu onlara önemli bir rol kazandırıyordu, İran-İslam Cumhuriyet Partisi'nin oluşumu ve katılan heyetlerin rolleri esnaf sınıfının devrimdeki varlığını açıkça ortaya koyuyor. Yeni orta sınıfın liberal partileri de ulemanın elinde bulunuyordu. Bu iki grubun toplumsal tabanları farklıydı. Liberal ve muhafazakar grupları Bazergan, hukukçular, sermayedarlar, kapitalistler, yüksek dereceli devlet memurları, yargıçlar gibi gruplar siyasi ortamdan dolayı nisbi olarak desteklerken, ulema ve din hocalarını pazar halkı, esnaf, tüccar ve halk tabanı tam olarak destekliyordu. Bu iki grup arasındaki itilaf sonunda iktidarın şekli, iç ve dış siyasetin niteliği tartışmaları nedeniyle bozulmakla noktalandı. Devrimin ilk yıllarında islami partiler ve ulema, halk tabanının desteğine dayanarak iktidarı halk katılımlı bir şekle soktular.

222

c) Seferberlik Ahmmet Raşidi'nin "Kırmızı ve Siyah Sömürge adı altında İttilaat gazetesinde 7 Ocak 1978'de çıkan aşağılayıcı makalesi halkın sinirlenmesine ve ayaklanmasına neden oldu. Yapılan gösteriler islami devrim tarihinde "kırklar zinciri" olarak anılıyor. Bu kırklar din törenlerine denk geldiği için çok renkli bir şekil aldı. Özellikle İmam Hasan ve Hüseyin'in Muharrem ayında Aşura ve Tasua adı altındaki anma törenlerine denk gelen olaylar esnaf tarafından daha büyük çapta organize edilip siyasi açıdan çok etkili silahlara dönüştü. Abrahamian bu konuda şöyle diyor: "İmam Humeyni hareketinin bel kemiğini geleneksel orta direk, özellikle esnaf ve ulema oluşturuyordu; zira Humeyni onların dilinden konuştuğu için onlar da Humeyni'ye çok vefalı ve sadık bir destek veriyorlardı." Rejime karşı savaş ilan edilince bütün gruplar olduğu gibi Humeyni'nin liderliğine girdiler. 1 Dini örgütler ve esnaf bütün kaynaklarını Humeyni'nin idaresine bıraktılar. Devrimin başında devlet, bütün siyasi grupları dağıtmasına rağmen camiler ve pazara hakim olamadı. Bu yüzden pazarın devrimin asıl merkezine dönüşmesine şaşırmamak gerekir. 2

d) İdeoloji Pazarın ekonomik bir merkez olduğundan dolayı ideolojik bir üretkenliği yoktur ve onun ideolojik referansları ulemadır. Ulema İmam Humeyni devriminde bu rolü üstlendi. Yanında farklı düşünen insanlar olmasına rağmen (liberal islamın yorumcusu Bazergan, radikal islamın yorumcusu Şeriati) Humeyni devrime ideolojik ağırlığını net bir şekilde empoze etmeyi başardı ve diğer görüşler onun ağırlığı altında etkisiz kaldı. İmam Hümeyni'nin düşüncelerini halka aktarma elçiliğini Ayetüllah Motahhri üstleniyordu.

1

Seyit Celalettin, Tarihe Siyasi İran Dar Salhaye Akhire İran, Tahran, İslam Yayınlar Merkezi, 1982, s. 170-171. 2 Madani, a.g.e., s. 246.

223

İran İslam Devriminde Esnafın Rolleri ve Etkililikleri

Hazırlama İdeoloji Oluşum Zafer

Gelenekçi islam Gelenekçi islam _____

Hazırlama

5 Haziran ayaklanmasında etkin yardımlaşma ve şehitlerin 7. ve 40. günlerini anma. Başbakan Hasan Ail Mensur’un terörüne katılma

Seferberlik Değişim mimarları

Oluşum

Grev dini ulemanın ilanlarını yayınlamak, yürüyüşler ve gösterişlerin hazırlığına katılmak, toplantılar ve konuşmalar düzenlemek, İmam Humeyni’nin ilanlar ve kasetlerini geniş çapta dağıtmak, besat ve intikam dergilerini hazırlamak ve dağıtmak Tabriz ve Kevam ayaklanmalarının 7. ve 40. günün anılması İmam Humeyni’nin ülkeye girişinde yürüyüşler ve gösterilere katılma

Değişim faktörleri Değişim şartları

Esnaf

Zafer

Hazırlama Organizasyon

Devrimden sonra bütün faaliyetlerde ekonomik liderlik Camilerin birlik dernekleri Esnaf şurası İslam Cumhuriyeti Partisi İtilaf Heyetleri

Oluşum Zafer

Hazırlama Oluşum Liderlik Zafer

Bütün hazırlama faaliyetlerinde maddi liderlik Şah’a karşı bütün faaliyetlerin ekonomik liderliği Cebheye Müslümane Azadeh Şeyh Ali Camisi’nin heyeti Aminuldevleh Camisi’nin heyeti Tehran Sakini, İsfahanlılar heyeti

224

Dini Aydınlar Hazırlama İdeoloji Oluşum Zafer Çok Çok Orta

Milli Aydınlar Çok Orta Orta

Marksist Aydınlar Çok Orta Az

Ulema Az Orta Orta

Esnaf Az Az Az

Dini Aydınlar Hazırlama Seferberlik Oluşum Zafer Değişim Mimarları Değişim Faktörleri Değişim Şartları İran İslam Devrimi Az Çok Orta

Milli Aydınlar Orta Çok Orta

Marksist Aydınlar Çok Çok Az

Ulema Çok Çok Çok

Esnaf Orta Orta Çok

Dini Aydınlar Hazırlama Organizasyon Oluşum Zafer Çok Çok Orta

Milli Aydınlar Çok Çok Orta

Marksist Aydınlar Orta Çok Az

Ulema Çok Çok Çok

Esnaf Orta Orta Orta

Dini Aydınlar Hazırlama Liderlik Oluşum Zafer Çok Çok Çok

Milli Aydınlar Çok Orta Orta

Marksist Aydınlar Orta Orta Az

Ulema Çok Çok Çok

Esnaf Az Orta Orta

225

Genel Değerlendirme

M illi

Ay dı nl ar

U le m a

çok

D in iA yd ın la r

M ar ks ist

orta

az

İran – İslam devriminde etkinlik açısından rollerin mukayesesi.

226

Es na f

Ay dı nl ar

SONUÇ Çalışmada dört sosyal hareket olan; Tütün Ayaklanması, Meşrutitet Devrimi, Petrolün Millileştirilmesi ve İran İslam Devrimi incelenmiştir. Bu sosyal hareketin oluşmasında katkıda bulunan üç temel grup ve sınıf, esnaf, aydın ve ruhaniler ön plana çıkarılmıştır. Çalışmanın temel sorusu, sosyal hareketlerin hazırlama, oluşum ve gerçekleşme aşamalarında liderlik, organizasyon 1, ideoloji 2 ve seferberlik 3 açısından söz konusu grubu sınıfların ne derecede etkili olduğudur. Söz konusu hareketlerin oluşumunda söz edilen grubun sınıfların üstlendikleri rol diğer hareketlere göre farklı derece ve öneme sahip oldukları için her bir hareket farklı sonuçlara ulaşılmaktadır. Bu nedenle her bir harekette liderlik, organizasyon, ideoloji ve seferberlik açılarından sınıfların etki dereceleri ayrı ayrı olarak ele alınmıştır. İkinci ve üçüncü bölümlerdeki her kısmın sonuna gelen tablolar ve elde edilen sonuçlar göz önünde bulundurularak, giriş kısmında ortaya konulan sorular yanıtlanmıştır.

I. Tütün Ayaklanması: İkinci bölümün birinci faslındaki tablolar ve grafiklerden görüldüğü gibi aydınlar, esnaf ve ulemanın ideoloji, seferberlik, organizasyon ve liderliğe ilişkin rolleri, hazırlama, oluşum ve zafer aşamalarında aşağıdaki gibi sıralanmaktadır.

A. İdeoloji: 1. Milli Aydınlar, 2. Ruhaniler, 3. Esnaf 1. Aydınlık akımı batıda 1894'te yani Tütün Ayaklanmasından sonra başladığı için, İran'da aydınlık akımının çok kalıcı bir yönü yoktu ve sadece üniversiteliler ve batılı hayranı olan akademisyenler sahnedeydiler. Onlar da batıda hakim olan milliyetçi düşüncelerin etkisinde oldukları için milliyetçi
1 2

Organizasyon ortak kimlik ve iletişim ağından oluşur. İdeoloji şu şekilde tanımlamıştı: Eski değerleri eleştirip, yeni değerler ortaya atmak. 3 Seferberlik, hazırlanan olanaklar ve kaynakları kullanma yeteneğidir.

227

düşünce tarzını kendi ideolojileri olarak seçtiler. Bunun da anlamı milli ekonomiyi desteklemek, emperyalizmle mücadele etmek, eski yapıları değiştirip yeni oluşumlar meydana getirmekti. Bu dönemde henüz Marksist ve dini aydınlar yoktu. Zira, Marksist aydınlar Rusya'daki 1917 Ekim Devrimi'nden sonra, dini aydınlar ise 20 nci yüzyılın 70'li yıllarından sonra oluştular. 2. Dini ulema hazırlama döneminde yabancı istilasına mücadele etmek, oluşum aşamasında dış istismara karşı koymak ve zafer aşamasında da Mirzaye Şirazi'nin Fetvasıyla önemli rolü oynadı. 3. Esnaf, kendi özelliklerinden dolayı sadece dini eğitime ilgi gösteriyordu ve sadece oluşum aşamasında liberalizm, ekonomik nasyonalizm ve sosyal adaletçiliği dile getirdi.

B. Seferberlik: 1. Ruhaniler, Esnaf ve Milli Aydınlar 1. Ruhinlerin hazırlama aşamasında kullandıkları olanaklar ve kaynaklar camiler, tekkeler, zaviyeler gibi değer taşıyan binaları kullanmış ve oluşum aşamasında halk ve kutsal değeri olan Hz. Şah Abdülazim gibi kaynak olarak yararlandılar. Ruhaniler halkın yardımıyla ve Mirzaye Şirazi'nin Fetvasıyla Tütün Ayaklanmasını zafere ulaştırdılar. Sonuç olarak Ruhaniler eskiden beri tekkeler, zaviyeler ve camileri kaynak olarak her zaman kullanmışlar ve aynı zamanda oluşum ve zafer aşamalarında kutsal değeri olan merkezlerini de değerlendirmişlerdir. Esnaf hazırlama aşamasında hiçbir yapıcı faaliyet göstermedi, ancak oluşum aşamasında ulemanın arkasında hareket ettiği için pazarı tatil etme, grev, ilan dağıtımı, tehdit ilanları, oturma eylemi, provokasyon ve depoları ateşe vermek gibi hareketlerde bulundu. Zafer aşamasında da Ruhanilerin yönünde hareketle beraber, fetvanın ön hazırlıklarında işbirliği ve fetvada tüm olanaklarıyla katıldılar. Milli aydınların hazırlama aşamasında kullanabildikleri olanak kitap ve gazetelerdi. Bu gazetelerin de az sayıda olması, bir kısmı ülke dışında 228

basılması ve halk çoğunluğunun yazma okuması olmadığı için halkı seferber etmekte pek başarılı olamadılar ve zafer aşamasında da gazete yoluyla çok etkili olabildiler.

C. Organizasyon: 1. Ruhaniler, 2. Milli Aydınlar, 3. Esnaf 1. Dini ulema eskiden beri İslam ve Şii eğitimi ve propaganda vasıtasıyla gelenekçi kesim ve halk arasında ortak kimliği oluştururlar. Vakıflar, medreseler, şeriat mahkemeleri, bazı idari makamları yönetmek için hükümetlerle işbirliği yapmış ve oluşum aşamasında camiiler, minberler, zaviyeler ve tekkeleri kullanarak hareketi organize etmekte esas rolü oynamışlardır. Zafer aşamasında ise "ecnebi", "kafirler" gibi kavramları ortaya atarak yine üst düzeyde katkıda bulundu. 2. Aydınlar, hazırlama döneminde Darülfünun okulu, hükümetle işbirliği ve hakimiyette olma yolu ile etkili olmuşlardır. Aydınlar, Feramuşhane Derneği, bakanlık rolünü almak yolu ile oluşum aşamasında rol oynadılar. Zafer döneminde de Ruşdiye okulları ve Maarif Derneği kullanarak etkili oldular. 3. Esnaf eskiden beri dini ulemanın dini eğitimi ve propagandalarının etkisinde kalıp hareketin organizasyonunda sınıfsal ve ticari teşekküller yolu ile iletişim şebekesi oluşturdu. Zafer aşamasında, grevcilere katılıp ve din hocalarının arkasında durup iletişim şebekesini takviye etti.

D. Liderlik: 1. Esnaf ve Milli Aydınlar, 2. Ruhaniler 1. Esnaf hazırlama döneminde liderlik rolünde etkili olamadı, ancak oluşum ve zafer aşamalarında çok etkili ve oldular. Mirzaye Örneği Şirazi fetvanın tarafından Melekültüccar imzalanmasıydı. tarafından hazırlanması

229

Aydınların hazırlama döneminde Abbas Mirza ve Amir Kabirle liderlik rolünde etkili oldular. Oluşum ve zafer aşamalarında Müşirüldevle, Müşteşarül Devle, Melkom Han, Seyit Cemal, Ahund Zade ile çok etkili olabildiler. 2. Liderlik; İran din adamlarının olduğu gibi dini ve kültürel değerleri taşıyarak düşünce üretebilen kişiye liderlik görevi veriyorlar. Söz konusu dinitoplumsal statü Safavi döneminden sonra da güçlendi. Hareketin zafer aşamasında Mirzaye Şirazi'nin fetvası Şii alemine canlılık getirdi.

II. Meşrutiyet Devrimi: A. İdeoloji: 1. Milli Aydınlar, 2. Ruhaniler, 3. Esnaf 1. Milli aydınlar batıdan gelen pozitivizm, laiklik, liberalizm, milli egemenlik, demokrasi, modern devlet, kanun egemenliği, anayasa ve parlamentarizm aşamasında düşünceleri etkili etkisinde kalarak hazırlama ve oluşum çok olabildiler. Zafer aşamasında meşrutiyetçilik

düşüncesiyle devrime yardım ettiler. 2. Ruhaniler dini ve geleneksel konumlarından dolayı hazırlama aşamasında etkisiz kaldılar ve sadece mevcut hakimiyeti reddettiler. Bazıları da meşrutiyeti meşruiyet şartıyla kabul ettiler. Ancak Ruhanilerin esas özelliği, her zaman zafer aşamasında sahneye çıkmaları ve bu devrimde de adliye ve meclisi kurarak önemli rol oynamalarıdır. 3. Esnaf: Hiçbir hareket ve devrimde ideolojik olarak çok etkili olamama geleneğini bu devrimde de bozamadılar.

B. Seferberlik: 1. Milli Aydınlar, 2. Ruhaniler, 3. Esnaf 1. Milli aydınlar hazırlama aşamasında, kitaplar, okullar, topluluklar ve gazeteler yolu ile ve oluşum aşamasında da gece ilanları, konuşmalar ve devrim komiteleri yolu ile etkili oldular. Zafer aşamasında daha da etkili oldular.

230

2. Ruhaniler hazırlama aşamasında az, ama zafer aşamasında çok etkili oldular. Oluşum aşamasında halk yardımıyla Aşura ve Tasua gibi önemli mezhebi törenlerde seferberlik rolünü çok iyi yerine getirdiler. Zafer aşamasında da halk İngiltere elçiliğinde oturma eylemine yönlendirdiler. Ulema seferberlik rolü açısından dini törenler ve ziyaret merkezlerini değerlendirirken, aydınlar gazeteler, hitabeler yolu ile etkili oldular. 3. Esnaf, hazırlık aşamasında din adamları gibi etkili olamamış, ancak kepenk kapatarak oturma eylemleri yaparak din adamları ile yardımlaşmışlardır. Zafer döneminde ise İngiltere'nin Tahran büyükelçiliği önünde düzenlenen oturma grevine katılarak eylemcilere destek vermişlerdir.

C. Organizasyon: 1. Milli Aydınlar, 2. Ruhaniler, 3. Esnaf 1. Milli aydınlar her zaman olduğu gibi hazırlama sırasında organizasyonda hassas roller aldılar: Onlar liberalizm, demokrasi, milli hükümet kurulması, kanun hakimiyeti gibi batılı düşünceleri ortak kimlik olarak halka ileterek ve aynı anda gazeteler, kitaplar, milli kütüphane, dernekler ve okullar yolu ile iletişim ağı kurarak önemli rol oynadılar. Oluşum aşamasında meşrutiyet iktidarını ortak kimlik olarak ilan ettiler ve il derneklerini iletişim ağında kullandılar. Aydınlar zafer aşamasında meclis, topluluklar, dernekler yolu ile etkili oldular. 2. Ruhaniler yine hazırlama aşamasında devrimi organize etme bakımından çok etkili olamadılar, sadece istibdatla mücadeleyi dile getirdiler. Oluşum aşamasında bazı ruhaniler meşrutiyet ve meşruiyeti ortak kimlik olarak kabul ederek, aynı zamanda camiler, tekkeler ve emakin denilen kutsal yerleri iletişim ağı olarak kullanarak önemli rol oynadılar. Din adamları ayrıca zafer döneminde meşrutiyet yönetimini kabul ederek küçük ve büyük güç anlaşması teklifini protesto etmek amacı ile İngiltere'nin Büyükelçilik binası bahçesinde düzenlenen oturma grevine katılarak eylemcilere destek vermişlerdir.

231

3. Esnaf hazırlamada devrimin organizasyonu açısından beklendiği gibi teorik temelleri olmamasından dolayı hiç rolleri yoktu. Ancak oluşum aşamasında oturma eylemcilerine maddi destek vererek, oturmacıların isteklerini devlet makamlarına ileterek orta derecede rol üstlendiler, ama zafer aşamasında rolleri azdı.

D. Liderlik: 1. Aydınlar, 2. Esnaf ve Ulema 1. Aydınlar: Hazırlamada Seyit Cemalettin Asetabadi, Mirza Taghikhan Amirkabir'in varlığıyla halk ve iktidarda çok derin iz bıraktılar. Oluşum aşamasında devrim komitesi liderliği, Ectımayun Partisi, Amiyun Partisi ve Miraz Melkom Han, Talebof ve Melek Motekellemin gibi aydınların varlığı ile çok etkili oldular ama her zamanki gibi zafer aşamasında etkili olamadılar. 2. Ruhaniler: Hazırlamada çok az etkili oldular, oluşum aşamasında Soğra ve Kobra göçlerine liderlik ederek etkili oldular. Zafer aşamasında Behbahani ve Tabatabai liderliği ile, elçilikteki oturma eylemi ile, devrimde önemli rol oynadılar. Esnaf hazırlık döneminde az etkili olmakla beraber oluşum sırasında grevcilere maddi yardım sağlayarak küçük ve büyük güç dalgası sürecinde etkili olmuşlar zafer aşamasında ise İngiltere Büyükelçiliği bahçesinde düzenlenen oturma grevine katılarak eylemcilerle hükümet arasında ara buluculuk yaparak önemli görev almışlardır.

232

III. PETROLÜN MİLLİLEŞTİRİLME HAREKETİ A. İdeoloji: 1. Milli Aydınlar, 2. Ruhaniler, 3. Marksist Aydınlar ve Esnaf 1. Milli aydınlar, toplumsal yapıları gereği en önemli rolleri üstlenmiş, batı rönesansı ve yeni bilimsel buluşlar sayesinde hareket ve devrimlerin hazırlamada oluşumunda halka yeni fikirler aşılayabilmişlerdir. Petrolün millileştirilmesinde nasyonalizm, sosyal adalet ve istibdadla mücadele düşünceleriyle başlandı ve ileride ana yasanın uygulanması, parlamento tahkimi, seçim ve düşünce özgürlüğü düşünceleriyle devam edildi. Zafer aşamasında, aydınlar Musaddık'ın varlığı sayesinde tütün ayaklanması ve meşrutiyet devrimine göre daha etkin oldular. Bağımsız siyaseti ve anayasa çerçevesinde demokrasi uygulanmasını gündeme getirdiler. 2. Ruhaniler daha önceki hareketlerde olduğu gibi hazırlama ve oluşum aşamalarında ideolojik olarak pek rol alamadılar; sadece diktatörlükle mücadele sloganıyla ortaya çıktılar. Zafer aşamasında üç gruba bölündüler 1. Grup Ayetüllah Behbahani liderliğinde hem petrolün millileşmesini hem de Musaddık'ı desteklediler. 2. Grup Ayetüllah Kaşani Liderliğinde petrolün millileşmesini desteklediler, ama Musaddık'ı desteklemediler. Navvab Safavı'nın başını çektiği Musaddık'a karşıydılar. 3. Esnaf, hazırlama aşamasında, ideoloji açısından az etkiliydi. Sadece nasyonalizm ve sosyalizm düşünceleriyle harekete eşlik ettiler. Zafer aşamasında onlar da iki gruba ayrıldılar; bir grup dini nasyonalizmi kabul etti, diğer grup nasyonalizme karşıydı. Marksist aydınlar hazırlama aşamasında, sömürgeye karşı ve sosyal demokrat bir yaklaşımla siyasal mücadeleye girdiler. Başlangıçta diktatörlüğe karşı mücadeleyi ön plan alıp zafer aşamasında nasyonalizme karşı durulan ve Sovyetler Birliği'ne bağımlılığı ortaya attılar. üçüncü grup ise ne petrolün milleşmesine, ne

233

B. Seferberlik: 1. Milli Aydınlar, 2. Ruhaniler, 3. Esnaf, 4. Marksist Aydınlar 1. Milli aydınlar, hazırlama aşamasında Musaddık liderliğinde halk seferberliği sırasında konuşmalar yaparak, oluşum aşamasında öğrenci gösterileri ile 16 ncı meclis seçimlerine itiraz ederek, iptalini istediler ve zafer aşamasında da şahin köşkü önünde protesto gösterisi yapmakla Ocak 1951 yılında gösteriler düzenlemekle tamamlamış, Musaddık'ın başbakanlıktan istifası ve petrol ofisi işçilerinin düzenlediği greve katılmakla başarılı faaliyetlerde bulunmuşlardır. 2. Eskiden olduğu gibi hazırlık aşamasında pek etkili olmamış oluşum döneminde ise ilan dağıtımı, kepenk kapatma eyleminin başlatılması, gösteriler düzenlenmesi, konuşmalar yapılması ve röportajlar düzenlenmesini sağlayarak çok etkili olmuşlardır. Din adamları ayrıca harekatın son aşamasında bazı ünlü müftüler tarafından alınan cihat fetvası kararı, harekatın başarıya ulaşmasında çok etkili olmuştur. 3. Esnaf, ulema gibi hazırlama aşamasında önemli rol oynamadı. Oluşum aşamasında, gösteriler, yürüyüşler ve çarşıyı kapatma etkinliklerine katılarak, zafer aşamasında da 21 Haziran 1951 ayaklanmasında yer alarak etkili oldu. 4. Marksist aydınlar, gazeteler ve yayınlar yolu ile hazırlama aşamasında halkı seferber etmeye çalıştılar. 14 Temmuz 1951'de Musaddık'a karşı gösterileri ile kendi inançları çerçevesinde seferberlik aşamasında etkili olduklarına inandılar. Zafer aşamasında da Musaddık'a karşı 28 Mart 1952'de gösteri düzenleyerek eski davranışlarını tekrarladılar.

C. Organizasyon: 1. Milli Aydınlar, 2. Ulema, Esnaf ve Marksist Aydınlar 1. Milli aydınlar, milliyetçi düşünce ve partiler, gazeteler, radyo ve iletişim araçları yolu ile hazırlama aşamasının, organizasyonunda başarılı davrandılar; oluşum aşamasında, gazete merkezleri, öğrenci birlikleri ve 234

siyasi partilerden oluşan milli bir cephe oluşturarak başarılı oldular. Zafer sırasında ise Millet vekili seçilen aydınların meclis kürsüsünden halka hitap etmesi Bakan olarak kabine de çalışmalarına devam etmeleri, Cepheyi Milli partisi ile diyalogu sürdürmeye imkan tanımış ve medya aracılığı ile de halka ulaşmayı başarmışlardır. 2. Ruhaniler, esnaf ve marksist aydınlar organizasyon rolü açısından aynı derecede etkili oldular. Ruhaniler hazırlama aşamasında herhangi bir katkıda bulunamamışlardır. Oluşum aşamasında İslam mücahitleri, İslam Fedaileri ve İslami dernek ile iş birliği yaptılar; zafer aşamasında da Musaddık'a inanmadıklarından dolayı zayıf davrandılar. Esnaf, hazırlama aşamasında, esnaf şurası ve islam mücahitleri yolu ile sahneye çıktılar; oluşum aşamasında ikilem içinde hareket ettiler. Bir yandan ruhanilerle temastaydılar, diğer yandan Musaddık ve programlarını desteklediler. Zafer aşamasında ulema arasında görüşbirliği sağlanamadığı için esnaf tarafsız kaldı. Marksist aydınlar, hazırlama aşamasında, 52 kişi grubunu oluşturarak, oluşum aşamasında da gizli örgütler, işçiler partisi, işçi birlikleri, çiftçi birlikleri, öğrenci teşekkülleri ve Tudeh Partisi'ni oluşturarak, halk kitlesini organize etmekte başarılı davrandılar, ama zafer aşamasında Sovyetler lehine ve Musaddık'ın tersine hareket ettikleri için halkla irtibat konusunda başarısız kaldılar.

D. Liderlik: 1. Milli Aydınlar, 2. Dini Ulema, 3. Esnaf ve Marksist Aydınlar 1. Milli aydınlar: Musaddık'ın liderliği ile her şeyi kendi etkileri altına aldılar. Musaddık, 1915'te yapılan seçimlerden sonra çalışmaya başlayan üçüncü dönem meclis oturumunda mevcut ülke durumu eleştirerek Rıza Şah'ın etkinliğine meclis seçimlerindeki sahtekarlığa ve basındaki sansüre itiraz edip Tudeh Partisi'nin yasa dışı olduğunu ilan ederek hazırlama aşamasında hareketin liderliğini üzerine almış oldu. Musaddık'ın oluşum 235

dönemindeki yürüttüğü yönetim sırasında hisse senetlerinin basılması, petrol çıkarma hakkı anlaşması yapılmasının yasaklanması, 1933 yılında imzalanan ek petrol anlaşmasının iptal edilmesi ve Tudeh Partisi ile Kavam aralarındaki iş birliğinin sona erdirilmesi Musaddık döneminde meydana gelen en önemli icraatlar olarak tarih kaydına geçmiştir. 1933 senesinde yapılan icraatlara ek olarak Ocak 1951 yılında petrolün millileştirilmesi amacıyla yapılan gösterilerin ardından zamanın Millet Meclisi petrolün millileştirme yasa tasarısı ile, eski yabancı petrol şirketlerinin kapatılmasını kabul etmiş ve İran petrol ofisinin kurulmasına karar vererek harekatın zafere ulaşmasında büyük rol oynamıştır. 2. Ruhaniler: Sadece oluşum aşamasında, Ayetüllah Kaşani'nin petrol hareketine destek vermesi ve halkı hisse senetlerini satın almaya yönlendirmemesiyle rol oynadılar. 3. Esnaf sadece zafer aşamasında, ayaklanmaya mali destek vererek rol oynadı. Marksist aydınlar, liderlik açısından olumlu bir rol üstlenmedikleri gibi tutumlarıyla Musaddık'ın liderliğini de engellediler.

236

IV. İRAN İSLAM DEVRİMİ A. İdeoloji 1. Dini aydınlar, 2. Milli Aydınlar, 3. Marksist Aydınlar, 4. Ulema ve 5. Esnaf 1. Dini aydınlar, Şeriati ve Bazergan gibi düşüncelerle İslam'dan daha modern bir yorum ve görüntü vermeye çalışarak, İslam devriminin aşamalarında, özellikle hazırlama aşamasında çok etkili oldular. 2. Milli aydınlar, hazırlama aşamasında diktatörlüğe karşı mücadele vermiş ve oluşum aşamasında anayasaya dayanarak "Şah'ın görevi hükümet değil saltanattır" diyerek yönetimi hükümet olmaktan çıkararak saltanat prosedürüne dönüştürülmesini istemişlerdir. Milli aydınlar bu isteklerle yetinmeyip zafer döneminde iki ek istekle daha ortaya çıkmış, şah yönetiminin tamamının devrilerek yerine İslam Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasını istemişlerdi. 3. Hazırlık aşamasında Komünist Çin'i bir örnek ülke sistemi olarak göstermiş Mao'nun teorisine ideoloji temeli olarak önererek ülkenin kuzey bölgesinde bulunan "Siyahkel" yöresinde Şah yönetimi birliklerinin düzenlediği operasyonda oluşum aşamasında hükümete karşı Gerilla savaşı vermeyi bir düşünce ve mücadele yönetimi olarak seçmiş ve zafer döneminde ise İslam Cumhuriyeti taraftarlarının diğer gruplarla birleşmesi sonucu aydınlar etkisiz hale gelmişlerdir. 4. Ulema, geleneksel düşünceleriyle hazırlık döneminde etkili olamamış ancak Şii mezhebinin özel idin yorumlarıyla güçlü bir teori ortaya koyarak diğer aşamalarda başarılı olmuşlardır. 5. Esnafların ekonomik bir olumlu potansiyel olarak ideolojik üretkenliği söz konusu olmamıştır. Esnafların ideolojik referanslarını usulen din adamlarından aldığı için devrimin bütün aşamalarında ideolojik bir başarı elde edememişlerdir.

237

B. Seferberlik 1. Ulema, 2. Milli Aydınlar, Marksist Aydınlar, Esnaf ve 3. Dini Aydınlar. 1. Ulema camileri, tekkeleri ve dini törenleri kullanarak seferberlik yolunda etkili oldu; özellikle hazırlama (5 Haziran 1963) ve zafer aşamalarında bu başarısı göze çarpmaktadır. 2. Milli aydınlar 1970'li yıllarda, özellikle 1976'dan sonra, çoğu gösterilere ve grevlere veya direkt olarak katılıyor veya destekliyordu. Marksist aydınlar düzenli olarak siyasi bildiri ve gece ilanları dağıtarak rejimin işkence uygulamalarını protesto etmiş ve Gerilla eylemleri çalışmalarıyla halkı seferber etmekte önemli rol oynamışlardır. Esnaf bütün kaynaklarını Humeyni'nin idaresine bıraktı. Pazarın, bütün dönemlerinde devrimin asıl merkezine dönüştüğünü söylemek gerekir. 3. Dini aydınlar maddi güçleri fazla olmadığından dolayı sıkıntı içindeydiler. Faaliyetleri daha çok büyük kentler ve özellikle Tahran'da odaklanmıştı ve bu seferberlik için bir engel oluşturuyordu.

C. Liderlik 1. Dini Aydınlar ve Ulema, 2. Milli Aydınlar, 3. Marksist Aydınlar ve Esnaf 1. Humeyni 1963'ten beri İslam devrimini yönetebilen tek kişi idi. O ve halk karşılıklı olarak birbirlerine destek veriyorlardı. İslam Devriminde liderlik açısından etkili olanlar şunlardır: Talegani, Bazergan, Sahabı ve Şeriatı Muhalifleri sahneye çıkıncaya kadar, Şeriati dışında adı geçen liderler muhafazakar gruplardan bir itilaf oluşturarak şah hükümetine demokratikleşmesi için baskı uygulamayı amaçlıyorlardı. Ancak oluşum aşamasında saltanat sistemini tümden reddettiler ve zafer aşamasında geçici İslam devletine katıldılar. 238

2. Cepheyi Milli sırasında halkı yönlendiren en önemli gruplar arasında yer alıyorlardı. Ancak Humeyni'nin akılcı liderliğinde CM devrimci bir İslam ideolojisinin çatısı altında toplanıyordu. 3. Marksist örgütlerce lider ve liderlik konusu sadece örgüt içinde gündeme geliyordu. Halk Fedaileri örgütü tarafından örgüte alınan kişilerin istatistiksel verileri, onların eğitim görmüş insanlar arasında bile başarısız olduklarını gösteriyor. Esnaf ve pazarın ulemayı maddi olarak desteklemeleri büyük etken oldu. Ayrıca, kendileri de ekonomik olarak liderliğe ortak oldular.

D. Organizasyon 1. Milli aydınlar, ulema ve dini aydınlar, 2. Marksist aydınlar, 3. Esnaf CM organizasyonu, grupların oluşumu ve örgütlerin iletişim

bakımından devrim süreci içerisinde önemli bir grup olarak faaliyette bulundu. CM çatısı altındaki teşekkürler şu şekilde sıralanıyordu: İran Partisi, Pan İranist Partisi, Millet İran Partisi, Mardomu İran partisi ve Zahmetkeşan Partisi. Ulema, ilmiye okullar camiler, tekkeler, heyetler, dernekler ve dini törenler yoluyla devrimin organizasyonu konusunda en önemli rolü oynadı. Dini aydınlar, Nehzate Azadi İran Partisi, Halk Mücahitleri Örgütü, Tahran Üniversitesi ve Hidayet Camisi gibi araçlarıyla organizasyon rolünü iyice oynadılar. 2. Halk Fedailer ve Halk Mücahitleri gerilla örgütlerinin ikisi de organizasyonu aynı sürede önemsiyorlardı. Halk Fedailerinin geçmiş mücadelelerine dayanarak hizmetlerin en önemli faktörü olarak organizasyonun yokluğunu belirlemesi, sonraki çalışmalarda organizasyona özel bir önem verilmesine sebep oldu. 3. Esnaf camilerin birlik dernekleri, esnaf şurası, itilaf heyetleri ve İslam Cumhuriyeti Partisi yoluyla organizasyon rolünde etkili oldu. 239

Genel Sonuç: Sonuç olarak İran’da sosyal hareketlerde incelenmiş bulunan Tütün Ayaklanması, Meşrutiyet Devrimi, Petrolün Millileştirilmesi ve İran İslam Devrimi’ni sınıflar açısından etki derecelerine göre kullandığımız model çerçevesinde aşağıdaki gibi gösterilebilir. Bir sosyal hareket olarak Tütün Ayaklanmasında oyuncuların etki dereceleri sırasıyla aşağıdaki gibidir: 1. Ulema, 2. Milli Aydınlar ve 3. Esnaf

Meşrutiyet Devrimini ele aldığımızda önceki hareketten farklı bir yapı arz ettiğinden oyuncuların etki dereceleri de farklı olmuştur. Bu nedenle Milli aydınlar Ulema’dan daha fazla etkili olmuşlardır. Bunun nedeni de Meşrutiyet kavramının batı kaynaklarından gelmiş olması ve aydınların bunun sahiplenmesinden kaynaklanmaktadır. Kullandığımız model çerçevesinde Meşrutiyet Devriminde oyuncuların etki derecesi aşağıdaki gibidir. 1. Milli Aydınlar, 2. Ulema ve 3. Esnaf

Petrolün Millileştirilmesi konusunda ise, Meşrutiyet Devrimine benzer bir yapı arz etmekle beraber Marksist Aydınlar, Milli Aydınlardan farklılaşarak söz konusu sosyal harekette farklı etki derecesine sahiptirler. Böylece Milli Aydınlar Petrolün Millileştirilmesi hareketinde en fazla etkiye sahip iken Marksist Aydınlar harekete incelediğimiz sınıflar arasında en az etki etmişlerdir. Bu durumda, Petrolün Millileştirilmesi hareketinde sınıfların etki dereceleri aşağıdaki gibi sıralanabilir. 1. Milli Aydınlar, 2. Ulema, 3. Esnaf ve 4. Marksist Aydınlar

İncelediğimiz sosyal hareketlerinden sonuncusu ve yakın geçmişte olan İran İslam Devrimindeki oluşum diğer incelediğimiz hareketlere göre

240

farklılık göstermektedir. Dini Aydınlar gruplar arasında ilk defa bu harekette yüksek derecede etkili olmuştur. Bu durum üçüncü kuşak aydınların bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Devrimin islami niteliği taşımasına rağmen burada Ulema’nın ikinci sırada yer aldıkları gözükmekte ve birinci sırayı dini aydınlar almaktadır. İlginç olan Marksist Aydınların islami devriminde dini yönelimleri fazla olması gereken esnaftan daha fazla etkili olmasıdır. Sonuç olarak İran İslam Devriminde kullandığımız model çerçevesinde grupların etki dereceleri aşağıdaki gibi sıralanabilir: 1. Dini Aydınlar, 2. Ulema, 3. Milli Aydınlar, 4. Marksist Aydınlar ve 5. Esnaf

Grupların incelediğimiz sosyal hareketler açısından ortak olarak değerlendirdiğimizde Ulema incelediğimiz bütün hareketlerde etkili olduğu görülmüştür. Şii düşüncesine göre: On İkinci İmamı olan “İmamı Zaman”ın geçici olarak görünmezliği başladıktan sonra görününceye dek din adamları ve ruhaniler İmam’ın vekili olarak görev yapabilirler. Ayrıca Şii ruhanileri hükümetten bağımsız olma çabaları ve çoğu zaman devlet ile işbirliği yapmalarına rağmen devlet kontrolü dışında kalma çalışmaları ve devletten bağımsız olarak gelir elde etmeleri nedeniyle bağımsızca hareket edebiliyorlardı. Ayrıca kacar hanedanı devrinde Şii mezhebinin temeli olarak kabul edilen içtihat ve taklit farizalarının uygulanması din adamlarının gücünü artırmıştır. Tütün ayaklanmasında en çok etkili olan grup ulemadır. Gördüğümüz gibi Tütün Hareketi dışında diğer hareketlerde aydın sınıfı en etkili sınıf olmuştur. Fakat aydın sınıfı homojen bir yapıya sahip olmadığı için ve diğer sınıflara göre daha fazla farklılığa sahip olduğundan dolayı, farklı aydın akımları söz konusu hareketlerde farklı performans ve etkililik sergilemişlerdi. Milli Aydınlar özellikle Meşrutiyet Devrimi ve Petrolün Millileştirilmesinde en fazla etkide bulunurken, İran İslam Devriminde daha az etkide bulunmuşlardır. Fakat dini aydınlar, İran İslam Devriminde etkili olmakla kalmayıp en fazla etkiyi bırakmışlardır. Marksist Aydınlar, son iki

241

harekette etkili olmuşlarsa da diğer gruplara göre genellikle daha az etkili olmuşlardır. Esnaf ise, tüm hareketlerde etkili olmalarına rağmen etki derecesinde diğer gruplara göre genellikle son sırayı almışlardır. On dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren küçük burjuvazi Batı Kapitalizminin iktisadi ve kültürel girişimlerine karşı direnmiştir. Esnaf, ulemayla olan tarihi birliğinden dolayı her zaman ulemanın arkasından yürümüştür. Bu birliğin en önemli boyutu ulemaya yapılan fitre ve zekat ödemeleridir. Bu yüzden onların desteklediği ideolojinin her zaman dini çerçevede olması gerekiyordu. Ruhaniler baştan dini ve emperyalizm karşıtı söylemlerle küçük burjuvaların desteğini kazandılar. Bu çalışmada yakın tarihte İran’da gerçekleşmiş bulunan dört önemli sosyal hareketler modelimiz çerçevesinde ele alınmış olup, yerel veya küçük çaplı hareketler konu dışında bırakılmıştır. Fakat ele alınmayan hareketler ele aldığımız hareketlere ne derece de etkili oldukları veya etkilendikleri ayrı araştırma konuları olabilir. Ayrıca, ele alınmayan hareketlerdeki oyuncuların ne derece de etkili oldukları ve onlardan elde edilecek sonuçların elde ettiğimiz sonuçlarla karşılaştırılması yeni araştırmaların konusu olarak sunulabilir.

242

KAYNAKÇA H. Abadiyan, “Tafakkure Dini ve Harkeete Zide Harekete Reji”, Tahran, İran Tarihi Mutaleat Müessesesi, 1997 (Dini Düşünceleri ve Reji Hareket Zıddına Hareket). M. Abbasi, “Tarihe Novine İran”, Tahran, Ney Yayınları, 1980 (İran’ın Yeni Tarihi). ----------, “Tarihe İngelabi İran”, Tahran, Ney Yayınları, 1985 (İran’ın Devrim Tarihi). E. Abrahamian, “Radikalizm ve Mujahedin İran”, Çev. Ali Muhammed Kutsi, Tahran, Amirkabir Yayınları, 1990 (Radikalizm ve İran Mücahitleri). ----------, “İran Between Two Revolution”, N.J. Princeton University Press, 1982. F. Ademiyet, “Azadi Tafakkur ve İngelabe Meshrute”, Tahran, Soghan Yayınları, 1961 (Özgürlük Düşüncesi ve Meşrutiyet Hareketi). ----------, “Nameye Haji Mohammed Rehim Esfehani Be Aminulzarb ve Harekete Reji”, Tahran, Peyam Yayınları, 1975 (Haci Muhammed Rahim İsfahani’nin Aminulzarb Mektubu ve Reji Ayaklanma). ----------, “Shouresh Bar İmtiyaz Reji”, II. Baskı, Tahran, Peyam Yayınları, 1976 (Reji İsyanı). J. Afari, “Iran Dar İngelabe Meshrute”, Çev. Rıza Rızai, Tahran, Biston Yayınları, 2000 (İran’ın Meşrutiyet Devrimi). M. Ahmedi, “Harekete Azadibaghsh ve İngelabe İslami”, Siyasal Bilimler Bölümü, Terbiyet Modarres Üniversitesi, Doktora Tezi, 2001 (İslam Devrim ve Özgürlük Hareketi). J. A. Ahmet, “Khedmet ve Khiyanete Roshanfikran”, Cilt 1, Tahran, Harezmi Yayınları, 1995 (Aydınların Hizmet ve İhaneti Hakkında). J. Ajand, “Harekete Tutun” Amir Kabir Yayınları, 1998 (Tütün Hareketi). 243

M. Ajodani, “Meshruteye İranı”, Tahran, Ahtaran Yayınları, 2003 (İran’ın Meşrutiyeti). F. Akbarzadeh, “Neghshe Rehberi Dar Meshrutiyet ve Milli Kardene Naft ve İngelabe İslami”, Tahran, İslam Devrimi Belgeler Merkezi, 2001 (Meşrutiyet, Petrolün Millileşmesi ve İslami Devriminde Liderliğin Rolü). H. Alavi, “Peasant and Revolution in The Socialist Registror”, New York, 1965. Alem, “Usule Elme Siyaset”, Tahran, Ney Yayınları, 1977 (Siyaset Biliminin Temelleri). H. Algar, “The Islamic Revolution in Iran”, London, Open Press, 1983. M. Amjad, “Az Diktatori Ta İktedare Dini”, Çev. Hüseyin Mofteheri, Tahran, Soghan Yayınları, 2001 (Diktatörlükten Din İktidarına). D. Apter ve C.F. Anderson, “İtiraze Siyasi ve Taghire Ejtimai”, Çev. Muhammed Rıza Sait Abatı, Tahran, Rahboardı Yayınları, 2001 (Siyasi İtiraz ve Sosyal Değişim). H. Arendt, “On Revolution”, London, Penguen, 1963. ----------, “The Origin of Totalitarianism”, Clevland, Merdian Books, 1958. S. Arjomand, “The Shadow of God and The Hidden İmam”, Chicago University of Chicago Press, 1979. “Asnade Sefarete Amerika”, Cilt 25, Tahran Casusluk Yuvası Yayınları, 1985 (Amerika Elçiliği Belgeleri). Bademci, “Usul ve Shenakht İngelabe İslami”, 9.Baskı, Tahran, Peyam Yayınları, 1997 (İslami Devrimin Tanımı ve Temelleri). E. Baghi, “Tarihe Dore Jadide İran”, Tahran, Araştırma ve Programlama Teşkilatı, Tarihi Bölümü, 2001 (İran’ın Yeni Dönem Tarihi). M. Beheşti Sereşti, “Neghshe Ulema Dar Siyaset”, Tahran, İslam Devrim Yayınları, 2001 (Ulemanın Siyasetteki Rolü).

244

H. Beşeriye, “Jameshenası Siyasi”, 5.Baskı, Tahran, Ney Yayınları, 1999 (Siyasal Sosyoloji). ----------, “İngelab ve Besije Siyasi”, Tahran, Ney Yayınları, 1995 (Devrim ve Siyasi Seferberlik). M. Bazergan, “Do Hareket Dar İnglabe İran”, Tahran, Nehzete Azadi İran, 1984 (İki Harekette İran Devrimi). ----------, “Mudafe Khob Dar Dadgah”, Tahran, Ekim 1979 (Mahkeme’de İyi Müdafaa). ----------, “Mejmua Eserha”, Tahran, M. Bazergan Kültür Vakfı, 1998 (Mecmua Eserler). J. Bill and W. Rojer Lewiss, “Musaddık, Neft ve Nasyonalizm”, Çev. Abdülrıza Honşeng Mehdevi ve Kaveh Beyat, Tahran, Goftar Yayınları, 1993 (Musaddık, Petrol ve İran Nasyonalizmi). T. B: Bottomore, “Jameshenasi”, Çev. Seyit Hasan Mensur ve Seyit Hasan Hüseynikoljahin, Tahran, Amirkabir Yayınları, 1991 (Sosyoloji). M. Brojardi, “Roshanfikran ve Gharb”, Çev. Çemşit Şirazi, II.Baskı, Tahran, Farzan Yayınları, 1998 (İran Aydınları ve Batı). Cepheye Milli, “Barname ve Manifest”, Bakhtter Gazetesi, 20 Şubat, 1950 (Program ve Manifestosu). R. Cottam, “Nationalism in İran”, Pittsburg, 1964. “Dastane Sıyahkel”, Halk Fedailer Örgütü, Halk Fedailer Örgütün Yayınları, 1980 (Sıyahkel Hikayesi). R. Davari, "Engelabe İslami ve Moghiyet Dunya”, Tahran, Allameh Tabatabai Kültür Merkezi Yayınları, 1982 (İran İslami Devrimi ve Dünya Durumu). J. C. Davies, “Toward a Theory of Revolution”, American Sociological Review, 27 (1962).

245

A. Delavar, Mabani Nazari ve Amali Pajohesh Dar Olume İnsani ve Ejtemaee, Tahran, Rüşt Yayınları, 1995 (Sosyal Bilimlerde Teorik Ve Uygulamalı Araştırma Temelleri) Devlet İstihdam ve İdari İşler Teşkilatı, İstihdam Yayınları, Tahran, 1974. L. Duvan, "Sazeman ve Teshkılat", Tahran, Binaz Yayınları, 1979 (Organizasyon ve Teşkilat). H. Eckstein "Internal War" New York, Free Press, 1964. N. K. Elahi "Beresi Ejtimaî Taghırate Engelabe İslami”, Tahran, Farzan Yayınları, 1998 (İslami Devrim Değişimlerin Sosyolojik İncelemesi). A.R. Elevi, “İktisad Siyasî, Khotud Siyasî Baed Az Engelabe İslami İran”, Tahran, İşletme ve Programlama Yüksek Eğitim ve Araştırma Müessesesi, 2003 (Siyasal Ekonomi, İslami Devrimden Sonra İran’da Siyasal Çizgi). A. Eskandari, “Notghe Rehberan Dar Avellin Kongre Hezb”, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1944 (Partinin İlk Kongresine Hitabetler). J. L. Esposito, “The Iranian Revolution, its Global Impact”, Florida International University Press, Miami, 1990. A. Eşraf, “Mevane Tarihi Towse Sermayedari Dar İran”, tahran, Zemine Yayınları, 1980 (İran’da Kapitalizm Gelişiminde Tarihi Engeller). ----------, “Rant Ejtimaî Dar Dore Kajar”, Tahran, Zemine Yayınları, 1981 (Kajar Döneminde Sosyal Rant). M. Etemadül Saltaneh, “Hatirat Rozename Negari”, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1971 (Gazetecilik Anıları). İ. Fahrai, “Serdar-e Jengel”, Tahran, 1954 (Orman Kahramanı). W. Floor, “Nemunehai Az Tarihe Ejtimaî İran Dar Dore Kajar”, Çev. Abülghasem Seri, II. Cilt, Tahran, Soghan Yayınları, 1986 (İran’ın Kajar Dönemindeki Sosyal Tarihinden Örnekler).

246

M. Foucault , "İraniha Che Ruyahai Dar Ser Dashtanend", Çev. Hüseyin Mensuri, Tahran, Goftar Yayınları, 1999 (İranlıların Beyninde Nasıl Bir Rüya Vardır). J. Foran, "Mukavemet Shekenendeh", Çev. Ahmet Tedeyyon, II. Baskı, Tahran, Resa Yayınları, 1999 (Kırılgan Direniş). H. Ghaderi, "Tefsire Engelabe İslami”, Tahran, Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1996 (İslam Devriminin Yorumu). J. Gold ve W. L. Coulb, "Ferhange Ulume Ejtimaî”, Çev. Bagher Parham, Tahran, Maziyar Yayınları, 1997 (Sosyal Bilimler Sözlüğü). K.D. Gomone, "Se Sal Dar İran", Çev. Zebihüllah Menusri, Ferrah Yayınları, 1973 (İran’da Üç Yıl). M.R. Gülşen Fumani, “Jameshenasi Engelab”, Tahran, Azad Üniversitesi Yayınları, 1990 (Devrimin Sosyolojisi). K. Gürüns, “Dış İlişkiler ve Türk Politikası”, SBF Yayınları, No:531, Ankara, 1973. N. Hadian, "Ahemmiyet Didgahaye Skampel ve İdeolojy ve Rehberi Dar Engelabe İslami İran”, Tahran, Tahran Üniversitesi Yayınları, 1990 (Scample Görüşünün Önemi ve İran-İslam Devriminde İdeoloji ve Liderlik). Abdülhadi Haeri, "Shiî Dar İran ve Meshrute", II. Baskı, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1985 (İran’da Şiilik ve Meşrutiyet). Abdülrafi Hakikat, "Mardom Salary ve Azadifikr Dar İran", Tahran, Özgürlükçüler Yayınları, 1980 (İran’da Özgür Düşünüş ve Halkçılık). S. Hantington, “Political Order in Changing Societies”, New Haven Yale University Press, 1968. ----------, “Zamane Siyasî”, Çev. Hasan Şelati, Tahran, İlim Yayınları, 1991 (Siyasi Zaman). Havadise Mejlis, Tahran, 1953 (Meclis Olayları). 247

A.M. Hazeri, “Merahale Pishrefte İdeolojy Engelabe İslami”, Fasıl Name Metin, No 1, Kış 1999 (İslami Devrim İdeolojisi Gelişim Aşamaları). M. Hejazi, “Roydadha ve Doreha”, Tahran, Nilüfer Yayınları, 1998 (Olaylar ve Süreçler). “Hezbe Sosyalist İran”, İran Partisi Yayın Merkezi, Tahran, Bita Yayınları, 1960. (İran Sosyalist Partisi) F. Holiday, “Diktatori ve Towse Sermayedari Dar İran”, Çev. Fezüllah Nikain, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1980 (İran’da Diktatörlük ve Kapitalizmin Gelişmesi). H. Hüseyni, “Rehberi ve Besije Siyasî”, Tahran, Ney Yayınları, 2001 (Liderlik ve Siyasi Seferberlik). R. Jahanbeglo, “Moje Charom”, Çev. Mansur Goodarzi, Tahran, Ney Yayınları. (Dördüncü Dalga) Kavegaribar Ivan, İran Devrimci Örgütü Hareketi, M.L. (İran’da İşçi Hareketleri), Tahran. 1978. M. Javaheri, “Naghshe Ulema Dar Enjumenha ve Ahzabe Dore Mushrate”, Tahran, İslami Devrim Merkezi, 2001 (Meşrutiyet Döneminde Ulemanın Topluluklar ve Partilerdeki Rolü). B. Jazani, “Sı Sal Tarihe İran”, II. Cilt, Tahran, Ferda Yayınları, 1978 (İran’da 30 Yıllık Tarihi). ----------, “Usule Ejtimai ve Strategy Harekete Engelabi İran”, Tarhan, Maziyar Yayınları, 1974 (İran Devrimci Hareketin Sosyolojik ve Stratejik Temelleri). ----------, “Chegone Mobareze Mosellehane Be Jeng Tebdil Mishaved”, Tahran, Halk Fedailer Yayınları, 1978 (Silahlı Mücadele Nasıl Savaşa Dönüşüyor). C. Johnson, “Taghire Engelabi”, Çev. Hamit Elyası, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1994 (Devrimci Değişim).

248

A. Kambaghsh, “Jonbeshe Karegarı Dar İran”, Tahran, Tudeh Parti Yayınları, Bita. (İran’da İşçi Hareketi) A. Kasravi, “Tarihe Meshrute İran”, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1984 (İran Meşrutiyet Tarihi). R. Kathim, “Nasyonalizm Dar İran”, Çev. Ahmet Tadayyon, Tahran, Kavir Yayınları, 1999 (İran’da Nasyonalizm). H. Katozian, “Musaddık ve Kudrete Mobareze”, Çev. Farzaneh Taheri, Tahran, Tahran Yayınları Merkezi, 1993 (Musaddık ve Mücadele Gücü). ----------, “İran Beyne Do Engelab”, Çev. Muhammed Rıza Nefisi ve Kambiz Azizi, Tahran, Tahran Yayın Merkezi, 1994 (İki Devrim Arasında İran). ----------,“The Political Economy of Modern İran, Des Potizm and Pseado Modernizm 1925-1979”, New York Mc Millan Press. Ltd., 1981. N. Keddi, "Religion and Rebellion in Tobacco, Reji Prelute to Revolution", Fasıl Name Goftogu, No. 48, 1999. ----------, "Tehrime Tutun ve Gherardad 1890 Reji”, 3. Baskı, Tahran, Cep Kitapları Yayınları, 1982 (İran’da Tütün Boykotu ve 1890 Reji Anlaşması). ----------, “The Roots of Revolution: An Interpretive History of Modern Iran”, New Heaven, Yale University Press, 1981. ----------, “The Iranian Revolution in Comparative Perspective”, American Historical Review 88, No:33, June 1983. N. Kermani, "Tarihe Bidari Iranian", I. Cilt, Agâh Yayınları, Tahran. 1990 (İran’ın Uyanış Tarihi). M. Khatemi, "Zeminehaye Zuhure Meshrute”, Tahran, Paya Kültür ve Yayın Müessesesi, 1998 (Meşrutiyetin Çıkış Zeminleri). M. Khochani, “Do Jenahe Rast”, Şarq Gazetesi, No 161, 8 Mart, 2004 (İki Sağ Kanat)

249

N. Kianuri, “Haterate Kianuri” Tahran, Digâh Yayınları, 1993 (Kianouri Anıları) . “Kiyam Khonin, Tebriz”, Kültür Bakanlığı Yayını, C.I, Tahran, 1983. (Tebriz’in Kanlı Ayaklanması) M. Larousse, J. Leenhardt and B. Maj "Khodret Kelâm ve Naghshe Roshonfikran", Çev. Manuchehr Firuz Asgari, Meşhed, Firdevsi Üniversiteis, 1999 (Söz Etkililiği ve Aydınların Rolü). R.H. Lower "Bazi Didgaha Dar Bare Taghirate Ejtimaî”, Çev. Kavus Seyit İmami, Tahran Üniversitesi Yayınları Merkezi, 2000 (Sosyal Değişim ile İlgili Bazı Görüşler). S. J. Madani "Tarihe Siyasî İran Dar Salhaye Ekhir İran”, Tahran, İslami Yayınlar Merkezi, 1982 (İran’ın Yakın Dönem Siyasal Tarihi). ----------, "Rabitehaye Kharigi İran Dar Tarihe Siyasî", II. Cilt, Tahran, İslami Yayınlar Merkezi, 1984 (İran’ın Siyasi Tarihinde Dış İlişkiler ). M. Maksudi, "Taghirate siyasî ve Ejtımaî İran”, Tahran Rozaneh Yayınları, 2001 (İran’ın Siyasal ve Toplumsal Değişimleri). K. Mannheim "Jameshanasi Roshanfikran”, Çev. Hamit Mededi, Tahran, Sağlıklı Toplum yayınları, 1975 (Aydınların Sosyolojisi). R. Michels, "Jameshanasi Ahzab”, Çev. Ahmet Naghibzadeh, Tahran, Soghan Yayınları, 1990 (Partilerin Sosyolojisi). M. Moaddel, “Class, Politics and Ideology in the Iranian Revolution”, New York, Columbia University Press, 1993. M. M. Mohammedi, “Din ve Dolet Dar Asre Safevi”, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1962. (Safavi Döneminde Din ve Devlet) M. Mohammedi, “Tehlili Ber Engelab”, Amir Kabir Yayınevi, Tahran, 1987. (Devrimin Analizi) M. Mohseni, “Jameshanasi Umumi”, Tahran, Zahiri Yayınları, 1993 (Genel Sosyoloji). 250

B. Moor, "Usule Ejtimaî Demokrasi ve Diktatori”, Çev. Hüseyin Beşeriye, Tahran, Tahran Üniversitesi Yayınları, 1990 (Demokrasi ve Diktatörlüğün Sosyal Temelleri). "Mosahebe Keyhane Havai Ba Pezeşkpur", Keyhane Havai Gazetesi, Sayı 99, Yaz 1991.( Keyhane Havai Gazetesinin Pezeşpur’la röportajı) M. Muhammedi, “Beresi Engelab İslami İran”, Atıncı Baskı,Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1997 (İran İslami Devrimi Üzerine Bir İnceleme). A. Musaddık, “Telaşhha Beraye Teshkile Cepheye Milli Sevvem”, Tahran, Musaddık Yayınları, 1975.(Üçüncü Milli Cephe Kurulması Yolunda Çabalar) ----------, “Notghha ve Muzakerate Musaddık Dar Mejles”, Tahran, Meclis Yayınları, 1950.(Mussadık’ın Meclisteki Nutuk ve Müzakereleri) “Muzakerate Mejlese Shurâye Milli”, 1. Dönem, Tahran, Meclis Şurâye Millî Yayınları, 1946. (Milli Şura Meclisindeki Müzakereler) H. Nateg, “Sar Aghaz-i Egtedar-i Egtesadi ve Siyasi-y-Mollayan (The Rise of The Political and Economic Lominance of the Clergy)” Alefbaz (Summer 1989). D. Neuruzi, “Hazbe tudeh, zerurete Tarihi Keshvareman”, Belgeler ve Görüşler, 1960 (Tüdeh Partisi, Ülkemizin Tarihi Zarûreti). “Organe Rahe Karegar Dar Engelab”, Fedailer Halk partisi Yayınları, 1980.( Devrimde Rahe Karegar Partisi) S. Öngör, “Orta Doğu (Siyasi ve İktisadi Coğrafya)”, Sevinç Matbaası, Ankara, 1964. R. Radmenesh, "Soghanranı Saran Konferanse Tahran", Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1942 (Tahran Konferansının Başkanların Konuşmaları). F. Rafipur, "Towse ve Tezad", Tahran, İntişar Şirketi, 2000 (Gelişme ve Çelişki).

251

M. Rajebi, Tasire Angizehaye Dini Bar Peydayeshe Engelab, Tahran, Maarif Yayınları, 2000 (Dini Motiflerin Devrim Oluşumuna Etkileri) “Raveshhaye Savak”, 1. Kitap, Halk Mücahitleri Örgütü Üyeleri, Tahran, Samadiye Yayınları, 1982.(Savak Yöntemleri) H.Rezm, "Dar Bare Hareket Burjuvazi", Tahran, Ferda Yayınları, 1950 (Burjuvazi Hareketiyle İlgili). ----------, "Tenha Tabeghe Karegar Tevan Mobareze Ba Emperyalizm ve Feodalizm Ra Daved”, Ferda Yayınları, 1953 (Sadece İşçi Sınıfı Emperyalizm ve Feodalizme Karşı Mücadele Verebilir). G. Rocher, "Taghirate Ejtimaî", Çev. Mansur Vosoki, 7. Baskı, Tahran, Ney Yayınları, 1998 (Sosyal Değişimler). Roznameh Mardom, (Halkın Gazetesi) Tudeh Partisi Yayın Organı, Tahran, 1954. F. Ruhani, “Tarihe Milli Karden Sanate Nafte İran”, 2. Cilt, Tahran, Soghan Yayınları, 1973.(İran Petrolünün Millileştirme Tarihi) M. Saidi, “İran-i Azad (Özgür İran)”, Tebriz, 1969. K. Sanjabi, “Jebheye Milli Ba Mardom Sohbet Mikonad”, Peyam Gazetesi, Sayı 85, Ekim, 1980. (Milli Cephe Halkla Konuşmaktadır) ----------, “Haterate Sencabi”, Londra, Milliyon Yayınları, 1989.(Sencabi Anıları) S. Sardarriniya, "Mosyo Ali", Tahran, Tahran Yayınları, 1980 (Ali Mösyö). A. Saten, “Nafte İran”, Çev. Rıza Ris Tus, 1. Cilt, Tahran Saberin Yayınları, 1993 (İran Petrolü). D.C. Schwartz, “Theory of Revolutionary Behavior”, New York, Free Press, 1971. E. Sait, “Tesire Roshanfikran”, Çev. Hamit Azadanlu, Tahran, Amuzeş Yayınları, 1998 (Aydınların Etkisi).

252

B. Shawadron, “The Middle East Oil and The Great Powers”, 2nd, Printing, New York, Halsted Press, 1974). S. Sıaveşi, “dar İran liberal Nasyonalizm”, Çev. Ali Muhamed kutsi, Tahran, Amir Kabir Yayınları, 1990 (İran’da Liberal Nasyonalizm). T. Skocpol, “Rentier State and Shi’a Islam in the Iranian Revolution”, Theory and Society 11, no.3 (May 1982). A. Souruş, “Roshanfikri, Dindarı ve Hemdeli”, 4. Baskı, Tahran, Sırat Yayınları, 1999 (Sırdaşlık, Dincilik ve Aydınlık). Şahbaz Gazetesi, 9 Ağustos 1953. A. Şeriati, “Che Bayed Kard”, 5. Baskı, Tahran, sırat Yayınları, 1998. (Ne Yapılmalı) H. K. Stone, "Siyasete Mobareze Menfi Dar Mejlis 14", II. Cilt, Tahran, Musaddık Yayınları, 1976 (14. Mecliste Negatif Mücadele Siyaseti). S.H. Taghizadeh, "Tarihe Engelabe Meshrute İran", Tahran, Firdevsi Yayınları, 2000 (İran Meşrutiyet Devrimi Tarihi). M. Takkarı, “Tarihe Siyasi İran”, Tahran. 1985 (İran’ın Siyasi Tarihi) Tahlıli Az Sharayete Ejtemgee Rostaee, Tahran, 1978 (Köy Sosyal Durumunun Analizi) “Tarih ve Tesis Sazeman Mujahedin Halk”, Tahran, Mücahidin Halk yayınları, Temmuz, 1979.(Halk-ı Mücahitler Örgütünün Kuruluş Tarihi) H.A. Tenhaii, "Mogheddemii BarDidgaha ve Mektephaye Jameshenasi”, Tahran, Merendiz Yayınları, 1992 (Sosyoloji Ekol ve Görüşlere Giriş). I. Teymori, "Tahrim Tutun, Gherardad 1890 Reji", 3. Baskı, Tahran, Cep Kitaplar Yayınları, 1982 (Tütün Boykotu 1890 Reji Anlaşması). C. Tilly, "From Molibization to Revolution", London, Wesly, 1976. G. R. Verahram, "Tarihe Siyasî ve Enjumanha Dar Dore Kajar”, II. Baskı, Tahran, Moin Yayınları, 1999 (İran’ın Kacar Döneminde Siyasal Tarihi ve Toplumsal Topluluklar). 253

Vezarete Egtesad ve Daraee, Amare Sanaye Bözork, Tahran, 1974. (İktisat Bakanlığı, Büyük Sanayiler İstatistikleri) A. Vincent, "Theories of the States", Oxford, Basil Black Well, 1987. H. Yusuf Aşkevari, "Nemayendigi ve Tejeddod Gerai Dar Salhaye Ekhir İran”, İran Ferda Dergisi, No: 35, Ağustos, 1996 (İran’ın Yakın Dönem İslam’ında Teceddüt ve Temsilcilik). A. Zaker Hüseyin, Matboat-e Siyasi-e İran Dar Asre Meşrute, Tahran, Tahran Üniversitesi Yayınları, 1991 (Meşrutiyet Döneminde İran Siyasal Basını) S. Ziba Kelam, Moghaddemei Bar Engelabe Eslami, III. Baskı, Rozeneh Yayınları, 1999 (İslam Devrimine Bir Giriş)

254

Alam Tabriz, Asghar, Aydınlar, Dini Liderler ve Esnafın İran’ın Yakın Dönem Toplumsal Hareketlerindeki ve Devrimlerindeki Rollerin İncelenmesi, Doktora Tezi, Tez Danışmanı : Prof. Dr. Mehmet Ali Ağaoğulları, 254 s.

Kacar Hanedanı (1794-1925) ile başlayan modern İran tarihi bir çok nedeniyle geleneksel düzenin zayfılamasıyla birlikte ülke çok sayıda toplumsal harekete sahne olmuştur. Ancak bu hareketler modern İran tarihinde yeralmalarına rağmen hepsi katılım, etki ve oyuncuları açısından aynı değillerdi. Halkın katılım derecesi ve modern İran tarihini yönlendirme açısından diğer sosyal hareketler arasından Tütün Ayaklanması, Meşrutiyet Devrimi, Petrolün Millileştirilmesi ve İran İslam Devrimi ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle, çalışmada bu dört toplumsal hareket ele alınmıştır. İran’da sosyal güçler silahlı kuvvetler, soylular ve toprak ağaları, köylüler, işçiler, kapitalistler, esnaf, ruhaniler ve aydın sınıfları ve grupları şeklinde kategorize edilebilir. Ordu, köylü, soylu, işçi ve işçi sendikaları fazladır. Devrimin değişik aşamalarında (Hazırlama, Oluşum ve Zafer) ve rollerde (liderlik, Seferberlik, Organizasyon ve İdeoloji), milliyetçi, dinci ve marksist aydınlar, dini liderler ve esnafın hangisinin daha önemli bir rolü üstlendiğini görmek mümkün müdür? Genel Sonuç : Tütün Ayaklanması: 1. Ruhaniler, 2. Milli Aydınlar ve 3. Esnaf. Meşrutiyet Devrimi: 1. Milli Aydınlar, 2. Ruhaniler ve 3. Esnaf, Petrolün Millileştirilmesi Hareketi: 1. Milli Aydınlar, 2. Ruhaniler ve 3. Esnaf ve Marksist Aydınlar. Son olarak, İran İslam Devrimi: 1. Dini Aydınlar 2. Ruhaniler, 3. Milli Aydınlar, 4. Marksist Aydınlar ve 5. Esnaf İran’ın değişim ve devrim süreçlerinde pek etkili olmamışlardır. Fakat esnaf, aydınlar ve ruhanilerin etkisi ve önemi

255

Alam Tabriz Asghar, The Role of Intellectual, Religious Leader and Tradesman in Rebellion, Movement and Revolution of İran (1872-1979), Doctora’s Thesis, Advisor, Prof. Dr. Mehmet Ali Ağaoğulları, 254 p. The Modern Iran began with the governmets of Kacar dynasty (1794-1925). But for some reasons the traditional structure of soclety became weak during their government. So in these situations, İran people observed several movements and revolutions. The role and quantity of groups and classes (social forces) influences and people involvements are different in all of these movements and revoluitions. Because of the quantity of people participations, this resuarch is Concentrated on Tabaccop Rebellion, Costitutional Revolution, National Petroleum Movement and Iran Islam Revolution. In Iran, social forces can be categorized suchas armies, landowners, peasant, labors, capitalists, tradesmen, religious leaders and intellectuals. But just tradesmen, intellectuals, and religions leaders had more influances than other social forces in those movements and revolutions. Evrey revolution and movement has there processes:

Preparation, formation, victory and the roles of players are such as leadership, organization, ideology and mobilization. This research is trying to anwers these questions: Which one of the players suchas national, religious and marxist intellectuals, religious leaders and tradesmen had more influences in different roles and processes of movements and revolutions. General results: Tabacco Rebellion: 1- Religious Leaders, 2. National Intellectual and 3. Tradesman. Constitutional Revolution: 1. National Intellectual, 2. Religious Leaders and 3. Tradesman. National Petroleum Movement: 1. National Intellectuals, 2. Religious Leaders 3. Tradesman and 4. Marxist intellectual, Iran Islam Devrimi: 1. Religious Intellectuals, 2. Religious Leenders, 3. National Intellectuals, 4. Marxist Intellectuals and 5. Tradesman 256

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful