25Temmuz

A z i z

N e s i n

İstanbul'un Halleri

BU KÎTABIN TELİF HAKKI NESİN VAKFI'NINDIR 2

Aziz Nesin, yapıtlarının telif haklarını tümüyle NESİN VAKFI'na bağışlamıştır. NESİN VAKFI'nın amacı, kimsesiz, yoksul ve eğitime muhtaç çocukları, ilköğretimden başlatarak bir yüksekokul bitirinceye ya da bir meslek edininceye dek her türlü gereksinimlerini sağlayarak barındırmaktır. NESİN VAKFI'nın senedi gereğince, vakfın amacına uygun olması koşuluyla, her dileyen her türlü yardım, katkı ve bağışta bulunabilir. İsteyenlere şu adreslerden broşür gönderilir: NESİN VAKFI, PK 5 Çatalca 34540 İstanbul e-posta: nesinvakfi@tnn.net • www.nesinvakfi.org Nesin Vakfı Bağış Hesapları Vakıf Bank, Çatalca Şubesi, 237 4348459 Ziraat Bankası, Çatalca Şubesi, 130 48907 Posta çeki, 164 0009 Nesin Yayıncılık LTD. ŞTİ. Kayahatun Sokak Oktay Bey Apt. No: 11/1 Harbiye Şişli/İstanbul Tel: 0212 291 49 89 • Faks: 0212 234 17 77 nesin@nesinyayinevi.com www.nesinyayinevi.com 2005 Aralık 3

Genel Yönetmen: Ali Nesin Yayın Yönetmeni: Atay Eriş Yayın Yönetmeni Yardımcısı: Süleyman Cihangiroğlu Kapak: Süleyman Cihangiroğlu 0010102 001-39 ISBN 975-9038-50-1 Tasarım Uygulama: 25Temmuz Baskı ve Cilt: MMP Ofset Tesisleri Tel: (0212) 886 52 13 Aziz Nesin İstanbul'un Halleri öykü Dağıtım Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş. Hürriyet Medya Towers. 34212 GUneşlı-İstanbul Tel: (0212) 677 00 06 NESİN YAYINEVİ 4 .

.............................................. 082 Cürme Teşvik......................... ..................................................................................................................067 Bizim Apartmanın Sahibi...............119 5 .........................................095 istanbul'u Yaşamak...........072 istanbul'dan Bir Kız Kaçtı........................................................................021 Bir Muzır Öykü: Vah Yavrum Vah...........062 Erkeklik Yüzünden..................... ................016 Hepsi Hepsi îyi............................101 Beni Enayi mi Belledin?...............................................................................058 Boğaziçi Hastalığı........................................................................................ 111 Dolmuşun Kapısı..................006 Bizim Hemşeri..........054 Babıâli Canavarı.........................İçindekiler Kumbara Hırsızı................................................................................012 istanbul'un Havası Kalleştir............................................................................026 Kiracıya Maşallah..........................................................092 Gebe Kadın İçin Ağlama Konçertosu................076 Zavallı Necla.................033 Zekânızı Bileyiniz..................................................................................

Uzmanlardan biri şu teklifi ortaya attı: . telefonu. bu sefer olduğu gibi sandığı da birlikte yürüttüler. telefon sandığını birbirinden ayrılmayacak biçimde perçinli yapalım. Bir tedbir olmak üzere. olmadı. kumbaranın sökülmesi olanaksızdı. — Öyleyse ne yapalım? diye bir ses yükseldi. hırsızlara komisyon. komisyon üyelerine uygun geldiyse de içlerinden biri. kutuyu ve odayı hep bir yapalım. Ama bu sefer de hırsızlar. sayın arkadaşlarımız kumbarayı. — Ne hacet? Prim vereceğimize aylığa bağlayalım. kumbarayla birlikte bütün telefon sandığını olduğu gibi çalıp götürmeye başladılar. garlarda ne kadar otomatik telefon varsa. Telefon İdaresi buna karşı başka bir tedbir düşündü. haftada bir yeni telefonlar koyuyor. hemen hepsi çalınmıştı. kumbaraları çalmamalarını kendilerinden rica etmektir. ertesi gün. -Bu bir tedbir değil! dedi. yahut prim vererek. olur mu böyle şey? 6 A . Çalmasınlar diye kumbarayı telefon sandığına perçinli yaptırdık.Kumbaraları nasıl telefon sandığından sökülmez bir halde bütün yaptıysak. Bu buluş. telefon odalarındaki otomatik telefonların kumbaraları çalınıyordu. topunu birden çalacaklarından İdare'mizin zararı daha büyük olur. Bunların kumbarası telefon sandığıyla birlikte olduğundan. şimdi de telefon odasıyla. perçinli olsun da birbirinden ayrılmasın diyorlar. iskele ve duraklarında. hırsızlar bu sefer odayı da birlikte. Bir komisyon kuruldu. Şimdi. yeni konulan telefon çalınıyordu. -Yapılacak şey. İdare. Fakat düşünmüyorlar ki. -Neden? — Biz bunu denedik. Telefon idaresi Almanya'dan yeni otomatik telefonlar getirtti. Geç efendim. Eskiden hiç olmazsa yalnız kumbaralar çalınıyordu. postanelerde. Vapur iskelelerinde. hatta o gün. alıp memur yapalım.Kumbara Hırsızı ltı aydanberi İstanbul'un sokaklarında.

— Olsun. aylıktan konuşuyorsunuz. Şarlok Holmes'a taş çıkartacak kadar dikkatli bir polis. Önce herifleri yakalamalı.. kaçakları tutmaya. — Peki ama. telefon odalarından çıkan bir adamdan şüphelendi. yakalanır mı hiç? -Biz kendi aramızda konuşuyoruz. her filiz toprağa dalınca boyuna kök saldığından polisin işi zorlaşmıştı. iki kere iki dört eder gibi ezberlemeli: Polisin gözünden hiçbişey kaçmaz bir. Demokratik rejim gereği. hırsız kovalamakta. telefon kumbaralarını çaldırtmamak tedbirleri düşüne dursun. — Kardeşim. geniş omuzlu bir adamdı. Her muhalifin arkasına bir polis takmaya. Sivil polis. Uzun boylu. izlemekte olduğu muhalife. Dünyada şu iki gerçeği..— Sayın arkadaşlar! Bir noktayı unutuyorsunuz. İyi giyimliydi. Yerin kulağı vardır. Bunun üzerine polislere beş altı iş birden veriliyordu. rica ederim biyere ayrılma. siz primden. Polisler ilk iş olarak muhalifleri izlerken. Telefon İdaresi. — Yakaladıktan sonra ne diye aylık verecekmişiz? Polise teslim ederiz. Herifler ortada yok. hırsız yakalamakta ve yakaladıklarını kaçırmaktaki büyük değerini herzaman ve heryerde ispat etmiş olan polisimiz. biz bize. muhalefet yerelması gibi durmadan filiz verip. gelirim. telefon kumbarası hırsızlarından birini enselemişti.. ancak ondan sonra telefon odasından çıkmıştı.. 7 . dedi. biyandan da hırsızları yakalamaya. Pardösüsünün altında bir şişkinlik vardı. Haydarpaşa Garı'nda altı işi birden yapan. Orta yaşlıydı. randevu evlerini basmaya çalışacaklar ve nöbet tutacaklardı. komisyondan. Telefon odasının kapısını açıp başını dışarı uzatmış. sonra aylığa bağlamalı. hırsız bu söylediğimizi duyarsa. polis kuvveti yetmiyordu. dört biyanı kuşkuyla gözetlemiş. bir de dünyanın öbür ucuna kaçsan adaletin pençesi yakandadır iki. ben beş dakikaya kalmaz.

Gangster. -Yoruldum. adamın düzgün kılığına bakıp: — Kibar hırsız! dedi. — Rica ederim Komiser Bey. Yardımcılar geldi. diyorum. Belki bu hırsız da. — Ne istiyorsunuz benden? diye sordu. dedi. Sonra da... — Oooo. o ticarethanenin sahibi olduğunu söylemişti. Hırsız. Polisler birbirlerine: — Amma soğukkanlı hırsız! dediler. elini kafasına götürüp "terelelli" işareti yaptı. Komiser hırsıza. Hırsız. garın merdivenlerini iniyordu. yoksa evine mi? — Yazıhanemde de telefon var. Pardösüsünün altındaki koskoca otomatik telefonu Komiserin masasına koydu. omzundan yakaladı. -Nedir o pardösünün altındaki? Adam hiç kalıbını bozmadı. Komiser. Polis kurnaz kurnaz güldü: -Telefon ha?. "Telefon İdaresi'nin tamircisiyim. — Evet. — Telefon. Pençe. bir ticarethanenin kasasını kamyona yükleyen bir hırsız görmüştü.. çalmadım. Polis bir daha sordu: -Ne var. satın aldım.. ama satın almak zorunda kaldım. Düdükler öttü. Hırsızı karakola götürdüler. Odadaki polislerden biri arkadaşlarına. Makine bozulmuş da tamirhaneye götürüyorum. evimde de.. bir gece yarısı. Tecrübeli polis böylelerini çok görmüştür. dedi.." diyecekti. hiç şaşırmadan. Üstelik pahalı da. Örneğin şimdi bu polis var ya....Telefon odasından çıkan adam. -Ya n'aptın? Bu koca alameti yazıhanene mi kuracaksın. — Deli numarası yapma. Bu genel telefon benim hiçbir işime yaramaz. 8 . -Hırsız değilim. deliyi akıllı eder. bak şu copa! Akıllıyı deli.

Hiç bunu sorduğunuz yok. sizi müşahede altına almaları için Adli Tıp'a yollamak zorunda kalacağım. Ne istiyorsunuz benden? Parasını ödedim. .. dedi. benim kim olduğumu bilmeden. — Merak etme. parmak izinden şimdi öğreniriz ne mal olduğunu..Bu telefon benim malım. Eski bir polis.. Kısa bir araştırma sonunda bu adamın hiçbir sabıka kaydı bulunmadığı gibi.. . deyip duruyordu.Adam tekrar..Beyefendi. depo olmak üzere Ulvi Yatkınay adına üç ayrı telefon numarası vardı. . Siz. Adam hâlâ. ev.. — Yaa. Bu telefon makinelerinin. satın aldım. dedi. sabıka arşivinden. Satın aldım diyorum size. — Benim hiç sabıkam yok.. -Rica ederim.Ben böylelerini çok gördüm.. kumbarası ve kutusuyla Almanya'dan üçyüz liraya getirildiğini. Beni herkes tanır. Telefon 9 . dedi. -Adın ne senin? . gerçekten de Ulvi Yatkınay adında zengin bir tüccar olduğu anlaşıldı. Gerçekten de telefon rehberinde.. Buna kleptomani hastalığı denir. Adamın kimliğini. -Neden? -Hiç genel telefon satın alınır mı? -Hah. Demek yeni başladın bu zanaata? — Yanılıyorsunuz. orada adımı göreceksiniz. Komiser. aklınca yakayı kurtaracaksın elimizden. çalmadan duramazlar. bunlar kibarlar arasından çıkar. -Demek şimdi de sahtecilik ha? dedi.. yazıhane.Ulvi Yatkınay. Ne kadar zengin olurlarsa olsunlar. Başka birinin adını verip. eğer satın aldım diye ısrar ederseniz. inanmıyorsunuz. rica ederim Komiser Bey. Telefon rehberine bakın. tanınmış biri olduğunu öğrenen Komiser.

. . dedi. yirmibeş kuruş düşmedi. düşmedi. dedi. vurdu.Hep birlikte girelim de hepiniz görün. dedi. Sokakta olduğum zamanlar. Telefonu kapadı. Yirmibeş kuruş yine düşmemişti. Komiser. .. dedi. . Otomatik telefona yirmibeş kuruş attı. Konuşamayınca. Komiser. Komiser. Kolu yerine koydu... Adam. ben de herkes gibi bu genel telefonlarla konuşmak isterim. ama. dedi. Adam.Hiç de tabii değil. ben beş senedir. delikten yirmibeş kuruş attı. Kolu yerine koydu. Komiser bir yirmibeş daha attı. Adam. Ben ticaret yaptığımdan hergün yirmi otuz defa telefon ederim.. Komiser. bir de adam Gar'ın telefon kabinelerinden birine geldiler. Numarayı çevirdi. numarayı çevirdi. iki polis. . dedi.Durun. Numarayı çevirdi. çengele asılı rehberden Telefon Müdürlüğü'nün numarasına baktı. -Acayip sesler geliyor! dedi. . -Cevap vermiyorlar.. . Komiser otomatik telefon kolunu kaldırdı. değil mi görün bakalım. yumruklamaya. benimle şu telefon kabinelerinden birine kadar gelin de. Dört kişi zar zor küçük odaya girdiler.. dedi. dedi. İyice hırslanan Komiser. Eliyle kurcaladı. tabii mi.Şimdi lütfen kendi karakolunuza telefon edin! dedi. telefon kutusunu sarsmaya.Vay anasını!.Lütfen bikez de Emniyet Müdürü'ne telefon edin. -Tabii. Sonra. Komiser: -Vay anasını!.İdaresi'ndeki bir arkadaşımdan öğrendim. oynadı. -Neden tabii değilmiş? -Lütfen. Adam: .Meşgul.Bi kez de Telefon Müdürlüğü'nü arayın. Komiser'e. atılan yirmibeş kuruşun alt delikten düşmesi gerekirdi. bu otomatik umumi te10 . Yine yirmibeş kuruş düşmemişti. sallamaya başladı.

-Evet.. Sonra hep birden karakola gittiler. Yalnız Telefon İdaresi kâr eder. Komiser. Yani bütün resmi idareler zarar eder.. Hiçbirinde konuşamam. Şimdi bunu söküyorum. yılda yedi sekiz yüz lira. hâlâ telefon kutusuyla uğraşıyordu. Günde ikibuçuk lira.Hem ben size bişey söyleyeyim mi. dedi. param düşmedi. Havagazı zarar eder.. Şimdi anladınız mı neden kâr ettiğini? Komiserle polisler. Adam içerde kalmış.. Ertesi gün bütün gazeteler. bizde Elektrik İdaresi zarar eder. — O söktüğünüz telefonun yetmişbeş kuruşluğu benimdir. dedi. yumrukladım. . Evrak düzenlenip adliyeye gönderildi. Ben de sizin gibi hırslandım.Ne yapıyorsunuz? diye sordu. Ben bunun parasını yirmi kere vermişim. Adamın evinde yapılan aramada üç genel telefon daha bulundu. . 11 . Adam. "Aylardanberi genel telefonları çalan hırsız yakalandı" diye yazıyorlardı. Bu beşinci. Otobüs İdaresi zarar eder. Evde üç tane daha var. Para bu. dedi. Beş yılda şu kadar para. ayda yirmibeş lira. Tünel zarar eder.Söküyorum. dedi. . Bir mal başka nasıl satın alınır? Komiser. Bir de sabahleyin söktüm. bu da benim. vurdum. Komiser.lefonlardan günde enaz on defa telefon ederim. Param da geri gelmez. Daha iki tane hakkım var. salladım. Bu kutu üçyüz lira. Adam. En sonunda kutuyu olduğu gibi kaldırdım. Sular İdaresi zarar eder. sarstım. kabinden çıkmışlardı. Tramvay İdaresi zarar eder.

"aşkolsun" anlamına gelmez. "kerhut". Oğlan çocuklar büyüyüp iş tutacak duruma geldiler mi. Konuşması. söyleyiş biçimine. iş yapamayacak kadar yaşlanınca. Kaç tane sözlük olursa olsun. "bravo". kötü niyetine göre değişir. söyleyen adamın iyi. "vatana evlat" yetiştirmeye yeter. Hemşerilerimin konuşmaları çok hoşuma gider. ne anlama gelir? Herhalde "aferin". atlarla iyi su satarlar. apartman kapıcılığı yaparlar. sonra bikaç ay da memlekete giderler. istanbul'da temelli yerleşenler de. Bu. bir de bahçıvanlık. sesin sertliğine. Kelimelere. "pezevenk". insanların dilinde ayrı ayrı anlam alıyor. Hayatları boyunca geçinemedikleri topraklara gömülmek. bizim köy ağzıyla konuşması hoşuma gider. en son arzularıdır. Arasıra gider. Erenköy'de benim bir hemşerim var. tek başlarına istanbul'da kalırlar. ama köşklerde. Açın sözlüğü bakın: "dürzü". belirli bir anlamı yoktur. Geçende yine ona gittim. Asfalt yol üzerindeki bir büyük köşkte bahçıvanlık eder. istanbul'a iş tutmaya gelecek başka çocuklar yetiştirirler. Karıları köydedir. memleketin nüfusunun artmasına. Daha doğrusu kelimelerin belli. Bu. şehirlilerin verdiği anlamdan başka bir anlam verirler. onunla konuşurum. onlar da istanbul'a gelirler. bizim hemşeriler kelimelerin sözlükteki anlamlarına boş verirler. Bizim hemşerilerin istanbul'da yaptıkları işler çok bellidir. Bahçenin çimenleri üstünde 12 K . yumuşaklığına. köye dönerler. memurların emekliye ayrılmalarına benzer. yada yılın çok aylarını istanbul'da bir işte geçirir. Hiçbiri gurbette ölmek istemez. Kızlar evlenir. arabalarla. Bizim hemşerilerin çoğu ya temelli istanbul'a yerleşmişlerdir. Köyde geçen bu bikaç ay.Bizim Hemşeri elimeler. Istanbul'dakiler. konaklarda park bahçıvanlığı yaparlar. "deyyus" ne demektir.

maşallah aslan gibisin. onun ayağında şalvar olmuştu.. Dudaklarında dua kıpırdayışıyla yanıma geldi. Bizim hemşeri delikanlıya döndü: -Len goca pezüvenk. Şişman olduğundan zor eğilip doğruluyordu. -Ooo. ihtiyarlık işte. Bizim hemşerilerin..namaz kılıyordu. işten güçten vahit mı galıyo? Bahçıvan hemşerim. başını önüne eğdi.. Yaşlıcası. . Elbiselerinden bile hemen onları tanırım.. Len. Namazı bitene kadar bekledim. delikanlıyı sordu: . Bu gelenler de bizim hemşerilerdendi.Kim bu babayiğit? ya. dedi.Gusura galma emice. bahçıvan hemşerim gelenlerden yaşlıcasını tanıdı. Hele bak şu bibik Yusuf'a. Selam verdi. hep ahlımdasın ya. -Hoş geldin. Bizim 13 . -Demee. Gencinin ayağında lacivert ketenden bir kovboy pantolonu vardı.. Nasılsın amca? Benim bahçıvan hemşerim bol bol altmışında vardır.. üniforma gibi kendilerine özgü bir giyinişleri vardır. dedi. -Hoş bulduk. Öbürünün üniforması büsbütün yerliydi. Biz bahçenin göbek çimleri üstünde oturuyorduk.asıl kumaşıyla yamaları birbirinden ayırt edilmiyordu. Biz surdan burdan konuşurken bahçeye iki kişi daha girdi. Onlar da yanımıza gelince. elbisesinin -eğer buna elbise denirse. -Tanımadın mı emice. bizim ganbur Mustua vardı Eeee? -Ganbur Mustua'nın oğlu. nirelerdesin? Soyha çıhası. . dedi. Ama bu kovboy pantolonu..Hele dur canım. bu babayiğit o gavatın oğlu mu? -Hee ya... -Bundan sonra nasıl olacağız.. insan bi yol emicesine gelmez mi? Delikanlı utangaçlıkla güldü.

. Iraşit dayın ne ediyo? O eşşolu eşşek de eyi ya. Bizim hemşeri.Eleykümselam.Eyidir emice.. Maşşallah maşşallah.... O kerhut da eyi ya. — Eyi ossun dürzü. dooğru bana gelsin..Bu oğlana bi iş aradıydık..hemşeri iltifatına devam etti: -Vay ocağı batası vay... Yaşlıcası.. Len elimde büyüdün..Hapisten düneyin çıhtı emice. Bildiğin bi iş var mı emice? ... Eferüm len goca gavat.. Hatırımı sayıp geldiğiz dimek.. şuncacıktın be.. Memiş ne ediyo. -Yusuf emicen ne ediyo? O goca deyyüsten bi habar var mı? . boyuna gülüyor. Vay goca herüf vay. Vay goca dürzü vay. Mahsus selamları var... Geçmiş ossun.. He mi? . -Bize gayrı misade emice. hal hatır sorak. Len deve gadar olmuşun be. . -Heleee. .Eyidir emice.. Hemüşeriler var. severim o deyyusu.. -Oldu mu ya.. Bizim hemşeri köyden gelen delikanlının sırtını okşuyor.Bu ayu gadar herüf şindiyecek boşda mı gezdi yattı? .Eyidir emice.. .Başüstüne emice. Dama neden girdiydi? 14 . dedi.. Vah vah. Heh heh he.. Selam etti. biz bi de gayfeye gidek..Pek memnin oldum. -Hele şu alçağa bah. — Eyidir... Kih kih kih. Kih kih kih. Memiş. Heh heh hee..... Goca daldaban. -Vay eşşek zıpası vay. Baban olacak hergüle ne ediyo? . Daha ne var ne yoh be? Köye varanda o dürzü bubana söyle... köyünden bir delikanlıyı gördüğüne sevinçli. . İrahat bi zamanda gene gelin.

. .Ne didi canım? . Bizim hemşeriler haysiyetlerine pek düşkündürler. ölmemiş. ... sana nasıl "len" der? Yabani. Yarıntesi bi uğran hele.Ne diyerek söğdü? . İraşit dayın olacak deyyusa da selam et.. söğdü.Olur emice. kendilerine ağır bir söz söyletmezler. Herüfün biri oyunda söğdü. Bahçıvan hemşerinin yüzü kızgınlıktan pancar gibi kızardı. Memiş emicen gavatına da.Çok ağır söğdü emice.Nee? Len.. -Temizleseydin.Cinayet. Namus bir. sen de ses itmedin mi? -Etmem olur mu? -Temizledin mi? ...Besbelli kötü bişiy. Buban olıcak dürzüye selam söyle. ayu gadar olmuşsun be. Hadi Allasmarladık.Gayfede kâhat oynuyorduk. bu oğlana bi iş var mı? -Sincik mi? Bi soruşturalım. -Gulegule. . Vay goca zıpa vay. Eyi etmişsin.Bi irezillik işten mi yoksa? . İt enüğü gadardı be..Dimek sana "len" didi ha. Kih kih kih. -Gulegule.. . Bizim köylerden hırsızlıktan. Eferüm len.Huzurunuzda haya iderim emice... . Onlar gittikten sonra bahçıvan hemşerim bana. . eşkıyalıktan suçlanan hiç görülmemiştir. Yaşlısı söze karıştı: -Buna. Delikanlıya sordu: .Bize misaade emice. Delikanlı cinayetini anlattı: .. Pek memnin oldum.Hee.Başüstüne emice. Eferim len goca eşşek.Değil emice... haysiyet işi iki. "len" dimiş. yaralandı. . Ne çabıh geçti zaman heyy.. 15 . .Söğdü mü? .Bıçağı vurdum ya. -Namıs işi mi? -Yoh. -Emice... .

Deftere yazdığım telefon konuşmaları bana sonradan çok eğlenceli geldi. biz. başka bir zaman. o başka.. istanbul'un Havası Kalleştir adıköy vapur iskelesinin bekleme salonunda karşılıklı iki genel telefon vardır. Geçen gün Kadıköy iskelesine geldiğim zaman vapura yirmi dakika vardı.. eğlenirim.. kelimelerin sözlükteki anlamlarına bakmayın. herüfü gebertememiş ki.. dedi. bizim niyetimize göre değişir. Siz. Siz. Yok eğer. resimden çok iyi anlayanların.. başkalarının konuşmalarını dinlemek ayıptır diye kulaklarınızı tıkarsanız. -Vay eşşoğlu eşşek. K Açıkta olduğu için. Bakalım. size de oradan telefon edilmese bile.. Bu konuşmalar gizli kapaklı da değil. telefonda konuşanın neler söylediğini bütün salondakiler duyar.-Neye yarar. O iki telefonda konuşanların sözlerini defterime geçirdim. Çantamı dizimin üstüne koydum. Eğer sağır değilseniz. Hep içimden şuracıkta bir ses alma makinesi olsa da şu telefon konuşmalarını makineye alabilsem diye geçirirdim. duymak. sizin düşünceniz nedir? Bir daha söyleyeyim. Belki o sırada telefonda konuşanlardan biri de sizdiniz. Ayıp mı diyeceksiniz? Ben kimsenin konuşmasına kulak vermiyorum ki.. onlar. Kelimelere verdiğimiz anlam. Kadıköy vapur iskelesi bekleme 16 . diye ressamları değerlendirdiklerini çok duymuşsunuzdur. amma da yapmış!.. herkesin içinde oluyor. dinlemek zorundasınız. Bekleme salonunda oturacak yer de buldum. Yada oradan telefon edenlerden biri sizinle konuşuyordu. başka biyerden bu biçim telefon konuşmaları yapmışsınızdır. Kâğıdımı kalemimi de çıkardım. O sırada siz oradan telefon etmeseniz. Bu telefon konuşmaları çok eğlenceli oluyor.. Benim için bundan iyi fırsat olamazdı. Vapur gelinceye kadar bekleme salonunda bu telefon konuşmalarını dinler. Bu telefonlar açıktadır. Sergilerde.

. bu Amerikalı ticaret heyetine.Allo.... Adamın karısı telefonda düdük sesini duyar. fırrr!... fırrt!) Bak şu Amerikalıya. Allo. Şimdi Amerikalı heyet benim yazıhanemde.. (O sırada salona giren gazeteci çocuğun bağırması duyulur: Yazıyoooor!) Ne? Ne diyorsun Faik? Yazıyor mu? Aaa. Konuşması kati olarak yasakmış.Beni dinle yavrum. iyi giyimli bir erkek. Buraya gelen ticaret heyetinin başkanının bir huyu var. Sana yazıhaneden telefon ediyorum. İki telefonun başında da konuşmak için kadınlı erkekli sıraya girmişler. Sen misin yavrum? Ben şimdi yazıhanedeyim.. bu Amerikalılar dünyanın en acayip insanlarıdır. O kadar rica ettim.. onları da Allah böyle bir acayip yaratmış. ama hava yazdan bigün gibi. olmaz... Sen çıldırdın mı? Yanımda kimse yok vallahi. N'apalım. Faik. deniz durgun. Eğer ellerinden kurtulabilirsem erken gelmeye çalışırım yavrum. Saat onüç.... Allo. bir ziyafet vermek... açık ve ılık.Ben sabahtanberi hastanedeyim Faik.. Kim olurmuş yanımda? Soldaki adam . İkidebir cebinden düdüğü çıkarıp çıkarıp öttürüyor..Allo.. İşte o iş. dinle beni!. malum ya. (O sırada iskele memuru düdük öttürür. Soldaki erkek . Semahat. Sana hastaneden telefon ediyorum. Kış. anladım. sağ yandakinde vazo ve kuş yuvasına benzeyen şapkalı bir kadın. Hastaneden telefon ediyorum ayol. Ha? Evet.Yavrum. Olacak galiba. Sen misin canikom? Ben şimdi hastanedeyim.. Faik. Burada müzakere halindeyiz. gezdirmek filan lazım. boyuna düdük öttürüyor.. Bilirsin ya. Sağdaki kadın . Haydi 17 . yalvardım. amma acayip adam.. Semahat. Allo.. fırrr. Sol yandaki telefonda orta yaşlı. hani Amerikalılarla bir işimiz vardı ya. gök duru... Soldaki erkek ..) Ne? Düdük mü? Ne düdüğü canım? Yanımda birisi düdük mü çalıyor? Haa. (İskele memurunun düdüğü: Fır. Sağdaki kadın . dediler. Doktorlar.. annenle görüşmeme müsaade etmediler. Allo. Onun için ben belki bu gece gelemem.salonu.

. Allahaısmarladık canım.. Aman anne.. Hemen geleyim mi? Aman baba. allahaısmarladık. Telefonu.. Soldaki telefona bir delikanlı geçti. bu istanbul havası. Ne zamandanberi mi? Bu sabah onda evden çıkmış. burada kaldım. nasıl geleyim? Havayı görmüyor musun? Havada ne mi var? Hava berbat. Baba.Baba ben şimdi Beykoz'dayım. bilirsiniz.. hem dolu yağıyor. bir daha gelmemiş.. üç ay daha hastanede yatması gerekirmiş. Siz misiniz? Ben Yalçın.. Yokmuş. ne yapacağım bilmem. Anne. beni merak etme. bir yağmur.. kalleştir. Orada bişey yok mu? Güneş mi var? Baba. (Gazeteci. Dolmuş mu? Ne diyorsun anne?. Sağdaki kız .. sorma. En aşağı iki. Yalvardım. Gözümüzün 18 .. "kayıp aranıyor" diye ilan vereceklermiş. Belki bir kolayını bulur. Millet!) Ne? Anlamıyorum. Allo!. fırtına. imkânı yok konuşturmam. Konuşturmuyorlar. Millet var... nereye gittiğini kimse bilmiyor. Yani şey.Doktorlar konuşturtmuyorlar. Sağdakine bir genç kız. Kar. zavallı kadıncağızı bırakıp da nasıl geleyim?... Gülbinlerin evindeyim. Hem yağmur.Aman anne. Sen boşu boşuna gelme.. yakardım. Ben Ayla... Yazık değil mi? Ben akşama kadar burada bekleyeceğim. burası berbat. arkada bekleyenlerden sırası gelen aldı.. illet çıktı. Annende illet çıkmış. Nasıl? Orada hava açık mı? Yaz gibi mi? Bilmem işte. Sokakları seller götürüyor.... Bir haftadır ortada yokmuş. Sağdaki kadın . Doktor.. Beni merak etme Faik.. Cafer Bey'i evinde bulamadım. illet. Millet mi? Millet değil ayol. Akşama kadar hastanedeyim. konuşurum.Baba. Şimdi bir kadın denize uçtu. Gelmemin imkânı yok.. Gazetelere. Belki geç kalırım. Sordum baba. bir yağmur..Allo.... bırakmadılar.canım. Size Beykoz'dan telefon ediyorum.. Sağdaki kız . Soldaki delikanlı ... Sana Gülbinlerden telefon ediyorum. Bir tipi. tipi. bir tipi.. diyor. Soldaki delikanlı .. Ben geleyim mi? Ayol.

Yok Beyefendi. Kadın mutfaktan telefona çağrılır mı? Gülbin'i mi vereyim? Aman anne. Bir sis... sağdakine de kadın geçer. Radarlı vapurlar mı? Radarlar işlemiyormuş efendim.. Sıtkı!...) Kız sesi mi? Bir kız mı gülüyor? Ne kızı baba? (Yanındaki kıza: Gülme Ayla!) Sizin kulağınıza öyle gelmiştir baba. bugün hiçbir vapur işlemeyecekmiş. Sordum efendim. Hadi allahaısmarladık. Hava açınca gelirim. Olur... Ben Şahap. Bu havada nereye çıkılır?. Geldi mi? Allah Allah. Allo. Elli yıldanberi görmemiş. Üsküdar'dan mı? Oradan da vapurlar işlemiyor..Anne. Hiçbiyere çıkmam..... Göz gözü görmüyor.. Olur bazen. Çıkmam.. benim okul arkadaşım. Kız ders çalışıyor içerde. Beni merak etme. Sağdaki kadın . Sıtkı ben Pendik'te kaldım.. Allo. Gaz yok Beyefendi. Nasıl çağırayım canım... Sabahtanberi Kadıköy iskelesindeyim. gaz nerde? Gaz olmayınca radar madar işler mi? Bir okul arkadaşım. Hava açar açmaz gelirim baba. Olur olur... Yatacak biyer bulurum. Sana Nazan-lardan telefon ediyorum. Allasmarladık anneciğim. (Delikanlının yanındaki kız kıkır kıkır güler... 19 . hava düzelinceye kadar ben Gül-binlerde kalırım. Soldaki genç erkek — Bugün işe gelemeyeceğim.Allo. Beyefendi. bir sis. Merak etmeyin. Soldaki genç erkek .Ben artık havanın düzelmesini bekleyeceğim baba... Nasıl? Kaç yaşında mı?. Ne? Gülbin'in annesini mi istiyorsun? Annesi mutfakta. Bir adam rıhtımdan denize uçtu. Bendeniz iskeleyi bile zor buldum Beyefendi.. Belki akşama işler diyorlar... gelmemiştir. diyor. Sağdaki kız . Gelemeyeceğim Beyefendi.. Soldaki telefona bir erkek. Ahmet Bey geldi mi? Nasıl olur Beyefendi.. Siz bikez gelip gelmediğini kendisine sorun.önünde bir taksiyi seller aldı götürdü.. vapurlar işlemiyor. Evet. elli yıldır istanbul'da böyle sis olmadı. Hiçbiyere çıkmam.. Sıtkı Bey'i rica ediyorum..Beyefendi... Soldaki delikanlı ... Vapur bekliyorum.

çımacı bağırır: "Köprüü") Kim? Düdük mü? Sisten Beyefendi. Nazanların evinde. tabii. Ana-baba günü... Yaralı da var.. Evet.. Biri çarpıştı.. Birisi "Köprü" mü dedi?. istanbul havası Beyefendi.. Herkes ağlaşıyor. Ben nerde miyim? Canım nerde olurum. Şaka.. Gelmemiştir. Nerde mi? Tiren kazasında... Şaşkınlık Sıtkı.. Erkenden gelirim Beyefendi... Ahmet'e inanmayın Beyefendi. Nerde miyim? Sana kaç kez söyleyeceğim... İskeleyi görmeyin.. Ama Pendik istasyonundayım.. siz deyin yüzbin kişi. Bu eğlenceli telefon 20 . ağlaşıyor... Sen de mi Pendik'teydin. Ölülerin sayısı daha belli değil. Bir de utanmadan Pendik'teydim diye beni aldatıyorsun.. (Vapur düdüğü öter. Allahaısmarladık. Allah Allah!... kalleş bir havadır." Jilet satan adam bağırır: "Yedi milimlik atom jiletleri.. Tiren yolu bitane mi? N'olacak? Bir yoldan iki tiren gidemez mi? Ne? Nasıl? Demek.. alçak! Rezil!.. Aaaa..... Nasıl? Ay. Utanmaz yalancı. Royal Emeriken çiklet. Sağdaki kadın — Sıtkı.. (Cikletçi bağırmaya başlar: "Çikleeet.... onu bilmem... Babamın okul arkadaşı. Nazan' dayım... Vapura girdim... Tiren çarpıştı. Belki o saatte iki tiren birden kalkıyor.Yani şey. Herkes vapur bekliyor. Orada hava açık mı? Olabilir. Pendik'teyim işte. Sende mi o tirendeydin? Aman biyerine bişey olmadı ya. sayıyorlar. Yarın... malum-u âliniz. Mahşer gibi. Olur şey değil. biri çarpışmadan kenardan dolaşıp geçti.") Ne? Sıtkı! Ne diyorsun? Kulağına ses mi geliyor? Canım şaşırmış millet! Herkes şaşkınlıktan ne yaptığını bilmiyor. sisten vapurlar boyuna düdük öttürüyor. ben yalan söylüyorum.. İskele kapısı açıldı.. Sizin tirene bişey olmadı mı? Öyleyse sen başka tirendeydin.. Öyle mi? Bana inanmıyor musun? Yalancı... Vatandaşlar!. istanbul yakasında kaldıysa. En sert sakalları. ben diyeyim ellibin. ağlaşıyor. Üstüme iyilik sağlık. Bana bişey olmadı.. Ahali şaka ediyor... Pendik'te miydin? Ne? Çarpışma hangi tirende mi? Saat kaç tireni mi? Canım ben onikiye çeyrek tirenine bindim.

Kadınlar yine o solgun yüzlü kadınlar. İçerisi ikinci mevki insanlarıyla tıklım tıklım dolar. Ada. o peykelerde oturur görürüm. çocuklar yine o büyümeden yaşlanmış çocuklar. bibakıma çok kolaydır. Şimdi Erenköy'de oturuyorum. vapurların ikinci mevkilerinde gördüğüm insanlar sanki hiç değişmemişlerdir. telefon konuşmalarını dinleyin. paranız da olmadığı zaman siz de Kadıköy iskelesine gidip. O otobüsün ölü ışığındaki kişilere bakınca. Otobüsün birinci. Telefon odaları kurulmadıkça. sözler. konuşmalar. Dahası var. Rengi atmış elbise kumaşları. Vaktiniz bol. otobüse binip. hep sakalı uzamış orta yaşlılar. Bu İçerenköy'e giden son otobüstür. Kadıköy vapurlarının ikinci mevkilerine girip bakın. dolmuşa. Boğaz. dokuz otobüsünde bunlardan birini gördüm. Çocukluğum Heybeliada'da geçti. Kadıköy'e gelen dokuz vapuru yolcularını alan halk otobüsüne binerim akşamları. otuz yıl önce Ada vapurunun ikinci mevki insanlarının arasındayım sanırım.. Otobüse geç bindiği için ayakta kalmıştı. birinci mevki yolcuları. ikinci mevkii yok. otuz yıl öncesinin ikinci mevki insanlarını sanki yine o sıralarda. Olmadığı için de. çünkü dış görünüşleriyle azçok hepsi birbirlerine benzerler. hep yaşamadan ihtiyarlamış gençler. Geçen gece. Çok kolaydır. Ama arasıra. şakalara kadar hiçbişey değişmemiş. otuz yıl önce. Ne zaman ikinci mevkiye girsem. Hep o dişsiz ihtiyarlar. taksiye binerler. oralarda hep o ikinci mevki insanları vardır.. O zamandanberi.konuşmalarının arkasını dinleyemedim. Hepsi Hepsi İyi kinci mevki insanları vardır. bilir misiniz? Yaşamımın çoğu ikinci mevki insanları arasında geçtiği için onları çok iyi tanırım. istanbul havasının kalleşliği sürüp gidecek . Onları tanımak bibakıma çok zor. yanlışlıkla ikinci mevki yolcuları arasına düşenler de olur. yamalı çoraplar bile değişmemiş. Boyu 21 İ .

irikıyım ve iyi giyimli adamla yakınlık kurmak istiyordu. İrikıyım bir adamdı. -Merhaba. Otobüs kalkmadan içeri bir adam daha girdi. İçerenköy'e.İyilik. Belki de. Gözlüklü olanı.Ne var. lacivert bir palto vardı.. deyip sözü kesti. dedi. geniş kafa. . çene çalmak istemiyordu. 22 . Kocaman sağ eliyle askı kayışını avuçladı. Gözlüğünün sol kulpu kopmuş. İri adam ileri doğru zorlandı ama otobüs kalabalıktı. yine sordu: -İşler nasıl Cafer Bey?. gözlük çerçevesini iplikle kulağına bağlamıştı. Gidemeyince. dedi. Anlaşılan konuşmak. . Öbürü. Konuşmak istemiyordu işte. gidemedi. Sırtında kalın. Tuhaf ama.Merhaba. İkinci mevki insanları arasında bulunmaktan tedirgin bir duruşu vardı. ne yok? diye sordu.. . İri adam başını çevirmeden kısaca. Gözlüklü bunu anladı da kızdırmak için inadına mı. Dedikten sonra da gözlüklüye sırtını çevirdi. neredeyse otobüsün tavanına değecek. Oysa öbürü. Belki de otobüstekilere. "Bu da eskiden bizdendi" demek istiyordu.uzundu. ille konuşmak istiyordu. Başında da pahalı bir şapka. yani otobüsün son durağına bilet aldı. -Nasılsın Cafer Bey? diye sordu..İyiyim. İrikıyımlık adamla karşı karşıya durdular. Mussolini'ninki gibi... Heryerinden ikinci mevkilik akıyordu. Onunla konuşup kendine övünme payı çıkaracaktı.. . Suratı. kendisinin de eskiden ikinci mevki insanı olduğunu otobüstekilerin anlamamaları için konuşmak istemiyordu. ondan da geniş çeneli bir dörtgendi. yoksa ille de konuşmak için mi bilmem. önce ayağındaki yamalı lastikleri gördüm. Eski paltosunun bir dirseği yamalıydı.. dedi. İri adam da ona.

-Çok iyi. Gözlüklü.. İyi olsunlar.Ne var yahu? — Daha daha ne var. Bir sarsıntı oldu. Öbürü bir daha sordu.. dedi. — İşler de iyi.. Otobüs kalktı. Allah iyilik versin. hem ters. Aman Allah iyilik versin. Adam yer verdi. -Patron olacak dürzü nasıl? O da iyi mi? -O da iyi. iyi olup olmadığı sorulmamış biri hatırına gelirse. ne yok diye soruyorum. — İyilik birader! dedi. düşünüyor. iyilik işte. Bu sarsıntıyla iri adam. -Yaa.. siz benim yerime geçer misiniz lütfen? Arkadaşım var da. hemen soruyor: -Yahu Cafer Bey. Allah iyilik versin.. ters ters.. iri adamın sırtına vurdu... aralarına giren adama. dedi. Cafer Bey yine duymamışçasına sesini çıkarmadı. bir kişi öne geçti. — Oh oh. Gözlüklü üçüncü sorusuna da karşılık alamayınca elini uzattı. -Oh oh. Gözlüklü düşünüyor. İkisinin arasına başka biri girdi. Cafer Bey bağırdı: . hani sizin bir komşunuz vardı. hem sert.Cafer Bey kızdı. Çocuklar ne âlemde? -İyiler. ne olsun. adı Naci 23 ..Daha daha iyilik be kardeşim! -Aman çok iyi. .. — Daha ne var ne yok Cafer Bey? Cafer Bey başka bişey sormasın diye. — Bayım. senin Ahmet Bey ne yapıyor? .. sonra bir daha sordu: — Daha daha ne var ne yok Cafer Bey? Cafer Bey sesini çıkarmadı. Gözlüklü yine iri adamın arkasındaydı. Kadıköy'den sonra üç durak geçtik.. İki dakika kadar durdu.. çok iyi.. Allah iyilik versin.İyidir.

..O da iyi. Sözünü tamamlatmadan cevap verdi: . Bir kötülük duymayınca içi rahatlamıyor belki. Adam yerine konulmak istiyor.Bütün komşular iyi.. düşünüyor... İyi olsunlar. Cafer Bey.. Gözlüklü boyuna ortaklaşa tanıdıklarını hatırlayıp O nasıl?".. Ama gözlüklü arkasını bırakmıyor. "Sen nasılsın?" diye sormasını bekliyor..." dese. "İyi. gözlüklüden kurtulmak için durakta inenlerin yerine..... — Daktilo giren kadın?. Neydi bakayım. Sormuyor ki şu herif anlatsın da rahatlasın.. Ya şey nasıl? Adı dilimin ucunda. . ileri doğru geçiyor. "Bu nasıl?" diye sorup öbürü de sıkıntıdan sövercesine.. çok kötü. Hepsi iyi be!. gözlüklü rahatlar da artık sormaz mı? Belki kötü adam. Cafer Bey. Hepsi iyi. ..mi. "İyi değil.. Adını unuttum." deyip susacak yada anlatmak zorunda olduğu bir derdi var... sizin muhasebeci nasıl allasen?. Hepsi de iyi yahu! -Oh oh. ." diye bağırdıkça düşünmeye başladım.. Hani balıkçılık yapardı." denildiği için kızıyor mu? Acaba Cafer Bey. Belki de hiç öyle değil. Hepsi iyi be kardeşim. 24 ..Komşularınızdan.. -Hani.. Cümlesi iyi.. -İyi be!. "Sen nasılsın?" diye sorsa gözlüklü sevinecek.. sorulanlardan biri için.. Ne istiyor bu gözlüklü? Kimi sorsa. .... "Hamdolsun iyiyim.Sizin bir komşunuz daha vardı. Necdet mi neydi? Ne yapıyor? -iyi. sonra birini daha hatırlıyor: — Şey nasıl? -İyi. Gözlüklü duruyor.. -Karısı filan.Hepsi iyi. İyi dedik ya işte. -İyi be birader.. iyi giyimli eski arkadaşının da kendisine.. Şu iriyarı. -Cafer Bey. belki de. "İyi..... — İyi dedik ya yahu.

.-İyi iyi.. "Ben nasılım?" diye sormasını bekliyorum. -İyi dedik ya. Otobüs durdu.. Hani kapıcıyla kavga etmişti. .. Gözlüklü. -Kocası? -Kocası da iyi. -Çamaşıra giden bir Fatma'nım vardı. derken lafını tamamlayamadı. Allah belanı versin... Onu da soruyor: — Son günlerde hastalandım Cafer Bey. karısı da. gözlüklü yapışkan adamdan kurtulmak için gide gide şoförün yanına kadar gitti. hepsi iyi. Daha içerenköy'e çok var..... yırtık lastiklerini sürüyerek arkasından adım adım sokuluyor. -Laz bahçıvan vardı..Melahat Hanım nasıl? -İyi.. namussuz herif.. hepsi iyi. dayandı. -O da iyi. Daha gidilecek yer yok. Hepsi iyi be!. Daktilo maktilo hepsi iyi... Allah Allah.. Çok iyi.. Hepsi iyi ulan!. Gözlüklü arkasından bağırıyordu: ... Biletçi. -Hani bir terzi Melahat Hanım vardı.. -Ustabaşı Kâzım? -O da iyi be! Hepsi iyi.. Cafer Bey gideceği İçerenköy'e kadar dayanamaz.. çocukları da... Yeni paltolu iri adam. Ön kapının ağzına geldi. o şoförü.Şoförü soruyorum. Hepsi toptan iyi. Gözlüklü dürtüyor: .... O nasıl? -İyi. Yarı yola bile gelmedik.. Gözlüklünün.. 25 . mutlak bomba gibi patlar... Cafer Bey kendini otobüsten attı..Sahrayı Cedit! diye bağırdı. Ön kapı açıldı.. Zayıfladım Nasılım? -İyi iyi. -Patronun şoförü vardı? Cafer Bey susuyor. Gözlüklü.. Alçak.

Cafer Bey. vah yavrum vah. henüz geneleve düşmemiş genel kızlardı. Bunların hepsi de kendilerine bir özgeçmiş.. otobüstekilere duyurarak konuştu: -Yalan söylüyor hergele. ama vazgeçtim. Çoktan ölmüş olmalı. Bir Muzır Öykü: Vah Yavrum Vah gibi değildim.. kız arkadaşlarım vardı.. anlata anlata gerçek sanmaya başlar. "temiz aile kızı" değildi.. Canım zor attı otobüsten. Bu uydurma yaşamöyküsünü o denli çok kişiye yineleye yineleye anlatırlardı ki.. Benim o zamanki kız arkadaşlarım. eroine de alışmıştı. Vah yavrum vah! Birsen kendine uydurduğu öyküye göre bir öğretmenin kızıydı. O kadar parası var da hâlâ Kadıköy’den bir taksiye binmez. ne otomobil.. Sonradan adını Nedret yaparak Abanoz Sokağı'ndaki bir geneleve düşmüş.. çok doğal değil mi. Bunların hiçbiri "iyi aile kızı"... Otobüsümüz kalktı. Belki de bir damla bile helal süt emmiş değildi zavallılar. Ben tanıdığımda daha onyedisindeydi. ille bu otobüse binecek.. Gözlüklü kendi kendine. bir yaşamöyküsü uydururlardı.. "Hepsi iyi" diye bağıra bağıra karanlıklarda kayboldu. Kerata bu soğukta İçerenköy'e kadar yayan gitsin de aklı başına gelsin. 26 en o zamanlar "çakı gibi teğmendim" diye başlayaB caktım. Ben dolmakalem gibi bir teğmenken. ne otobüs bulunur. . Bir Birsen vardı örneğin. Çünkü teğmendim ama çakı . Çünkü benim o "iyi aile çocukları" çevresiyle ilişkim yoktu ki onlarla arkadaşlık edeyim. -Bu saatte ne dolmuş. İyi kızdırdım hergeleyi. Bu zamanda herkes iyi olur muymuş? Hepsi iyi olur mu? Bunların hepsi de mi partiye girdiler? Kih kih güldü.. Olsam olsam "dolmakalem gibi bir teğmendim" demem daha uygun bir benzetiş olur. Vallahi yalan söylüyor.. Cimri alçak.. ayıptır söylemesi. sonunda uydurduklarına kendileri de inanırlardı.

gecenin bir zamanı kendimi sokağa attım. yaşlılığımda tanıştığım bu genel kızlardan birinin yaşamını özetlemek.. Erkek Sabahat. kimi malları ucuzluk olsun diye dışalımla getiriyoruz da. Üstelik. Kaşları eski yazıyla sekiz biçiminde olduğundan seksensekiz Sabahat denirdi. O da bir yalan uydurmuştu.. Elli yıl önce sık sık yinelediği bir sözü unutamıyorum: "Toprak dolacağına tokmak dolsun. Kimi tek dolaşır.. gençliğimde değil de.. Uydurduğu yaşam öyküsüne göre bir subayın kızıydı. benim o gece niyetim uydurulmuş bir yaşam öyküsü dinlemekti. Kızı eve getirdim..." Bu bir özdeyiş. Veremdi zavallı. Bilindiği ve bizzat Başbakan'in da söylediği gibi.. Ya Arnavut Perihan... Yalnızlık bir hançer gibi göğsüme saplanmıştı ve gümüş işli sapından tutup yüreğimden çekip çıkaramıyordum bu görünmeyen hançeri.Bir Sabahat daha vardı..... Vah yavrum vah! Neyse. Vah yavrum vah. Bu Perihan kadar kendini aşkına yok edesiye veren bir başkasını görmedim. Eskisi gibi hiçbişeyin sıkıntısını çekmiyoruz çok şükür. Bütün yaşamımda onun kadar güzel çiftetelli oynayan kadın görmedim. Erzincanlı Semiha.. Gerçekten erkek kızdı. Herşey tasarladığım gibi oldu. Kendi uydurduğu yaşamöyküsüne öyle inanırdı ki. O saatlerde Taksim'den Nişantaşı'na dek yolun bu türlü kadınlarla dolu olduğunu her istanbullu bilir.. kendisiyle ilk cinsel ilişkiyi babasının kurduğunu söylerdi.. Aradığımı bulmam hiç de zor olmadı.. Benim istediğim..Bir seksensekiz Sabahat vardı. ben size koleksiyonumu sergilemek istemiyorum. Anlatamayacağım kertede dertli olduğum bir geceydi.. memleketimizde hertürlü mal bol bol bulunuyor. başka hiçbişey değil.. Ben bu 27 . gençliğimde olduğu gibi bana uyduruk bir özgeçmiş anlatacak bir kızı öylesine gereksindim ki. anlatırken ağlardı. kimi ikisi üçü birlikte. Vah yavrum vah.. değil mi? Vah yavrum vah. işte o zaman. Açıkça söylüyorum. Vah yavrum vah..

bağırıyordu: -Nereye? — Buraya kadar yavrum. Kız. göstergelerin üstünde "Allah'ın dediği olur" yazılı bir levha yapıştırılmıştı. Sürücü. Sürücünün önünde. Bağlarbaşı'na gelince sürücü arabayı daha hızlı sürdü. bir sinirlensin. Buna da "Vah yavrum vah. Yoldan sapan araba çalılar arasından "Allah'ın bol. "Vah yavrum vah. dedi... .. Bu söz bana geçmişimi anımsatıyor. Vites kolunu tutarmış gibi yaparak elini kızın bacağına değdirdi ve kıvılcım sıçramış benzinin parlaması gibi. anlardınız neden sinirlendiğimi.." derim. tiril tirildi. Kız.Bu dolmuş değil mi? diye sordu.kızlara çok acıdığım için hep. Kızın giysisi incecik." deyince bir kızsın. Ben de onun anlattıklarını size aktarıyorum.. Sürücü. ama yolcu yok. ipini koparıp istanbul'a düşenlerden. birden kontak anahtarını çevirip gazladı. gücü yetmeyince 28 . Sürücü kızın eteğinin örtemediği dizkapağına yan gözle baktı. sürücüyle boğuşmaya giriştiyse de. -Dolmuş. Kız. Nasıl olsa yoldan alırız. Arabaya binen ilk yolcu olduğundan daha rahat olur diye sürücünün yanına oturdu. Dönemeçleri dönerken kız istemeden sürücünün üstüne savruluyor ve sürücüye engel olmamak için "Allah'ın dediği olur" levhasına tutunuyordu.Başıma gelenleri bilseydiniz.. Kapının kilit düğmesini bastırıp kızın üzerine atıldı. Bu hızla giden arabanın yoldan yolcu alması olanaksızdı.. . Hava sıcaktı. Dizkapağından yukarıya doğru pembe beyaz baldırı azıcık görünüyordu. Özgeçmişini anlattı.. insanın kıt olduğu" yerlere gitti. Genç kız Üsküdar iskele alanından Bağlarbaşı'na gidecek olan dolmuş arabasına bindi.Ne var bunda bu kadar kızacak? . insan biçimine girmiş bir itti.

İşini bitiren sürücü kızı kucaklayıp arabadan çıkardı.. Erkeklerden biri kızı kucaklayıp sırtını bir ağaca dayadı.. Ama gönül 29 . her iş güzellikle. Yan baygın kızı bir külçe gibi yere bıraktı. dedi... yanaklarını öperlerken. yavaş yavaş elleri kızın belden aşağılarına doğru kaymaya başlamıştı... Kızın haykırışlarını mı duymuşlar... Bu alçaklığı yapan sürücüye sövüp sayıyor ve "Vah yavrum vah. içim parçalanıyor. Kurtuldun şükür. dedi. omuzlarını... yoksa olanları uzaktan görüp kuşkulanmışlar mıydı. — Vah yavrum vah.yalvarmaya başladı: — Yapma n'olursun.. iki erkek koşarak olay yerine geliyordu ki. İki erkek de zavallı kıza çok acımışlardı. -Vah yavrum vah. Hâlâ ağlamakta olan kıza sol yanındaki. Sürücü. gönül rızasıyla olsun isterim.. Boğuşurken kızın giysisi yırtılmış. Kız." diye iki yanından sarıldıkları kızı sağlı sollu okşayıp sevip duruyorlardı. eteği beline dek açıktı. yerde uzanmış ağlayıp duran kıza sokuldu. Kızın solundaki. .. ewelallah biz senin kız oğlan kızlığına kıl kadar zarar vermeyiz.. -Artık ağlama. onlara bir araba çağırmaları için yalvardı. sen hiç kaygılanma. biz o kadar da vicdansız değiliz.. İlkin saçlarını. sürücü arabayı gazlayıp uzaklaştı. -Vah yavrum vah. sırtını okşarlar ve yaşlı gözlerini. İki erkek. dediler. İki erkek kızın iki yanına oturdular.Ben o alçak sürücü gibi zor kullanmıyorum ki. ben kız oğlan kızım. dedi. Kız onların acınmalarından yüreklenerek.. Erkek. Kız ağladı.. Solundaki erkek kalktı ve bikaç adım uzaklaşıp bekledi. Şimdi kızı "Vah yavrum vah. kurtarıcısının niyetini anlayınca yalvarmaya başladı.. çırpındı." diyerek sevip okşayan ve öpen sağındakiydi. Üzülme! Vah yavrum vah. dedi. ama gücü yetmediğinden kendini savunamadı. İyi yürekli olduklarından kıza acıyıp.

. Beş erkek de. Yaklaşan birileri vardı... kapısı takılmış ve orası işçilerin barınağı olarak kullanılıyordu. İçlerinden biri. Onlardan biri. Bu yapıda.. O da. Bu törensel yürüyüş epey sürdü. Bisüre sonra. vay ırz düşmanları.." sesleri. "Vah yavrum vah. Ama yürümeye gücü yoktu. pantolonunu çekip toparlandı. "Vah yavrum vah"ları da hızlanıyordu. Kollarından tutup kızı ayağa kaldırdılar. Yer döşekleri bile vardı. yerde iki büklüm olmuş ağlayıp duran yarı çıplak kızın başında toparlandı. gelini ilk gece gerdek odasına sokan damat gibi. "Vah yavrum vah. salt bir odanın camı. çerçevesi. dedi." demekteydiler. Hâlâ. çatısı ancak yarı kapanmış büyük bir yapıya soktular. Bu görünüm sanki görkemli bir törendi. Kız. -Arkadaşlar.rızasıyla olmazsa. İriyarı olan biri.. "Vah yavrum vah. Konutların başladığı biyere geldiler. kurtarılacağı umuduna kapılıp sevindi. bir koşuşma duyulunca. Beşi de ayakta durmuş kıza bakıp cık cık diye sesler çıkararak ağız şapırdatıyor ve arada.. Başka biri de. dedi.. o zaman başka. Öbürleri de arkasından yürüyüp hâlâ cık cık sesleri çıkararak. vay alçaklar. az sonra vazgeçip kızın yanına döndü.. "Vay namussuzlar. İki erkek de tabana kuvvet kaçtılar.. Yetişenler beş erkekti. Birara beş erkekten birden çıkan. "Vah yavrum vah"ları kesilince erkek ayağa kalktı." diye kaçanların arkasından koştuysa da.. "Vah yavrum vah" diyerek kızcağızı avutmaya çalıştı. "Vah yavrum vah" deyip duruyor ve gittikçe soluğu da. -Bizim inşaata götürelim." diyerek zavallı kıza acıyorlardı. yazıktır.. Kollarında taşıyan adam kızı döşeğe 30 . Kızı. bu yapının işçileri olabilirdi. Bu kez ayakta bekleyen öteki erkek kızın yanına çöktü. kızı iki kolunun arasına yatırıp götürdü.. bu kız burda bırakılmış.. çok sesli bir koroya dönüştü yada ilahi okunuyormuş gibi oldu. dahaca duvarları örülmemiş. Bu beş kurtarıcı. Kız ne yaptıysa herifi üstünden atamadı. bunu çatı altı biyere götürelim. kız umuda kapılıp haykırışlarını yükseltti. O sırada ayak sesleri.

"Vah yavrum vah" demeye başlayınca ödü kopan kız kaçmak istediyse de.. Hepsi de zavallı kızcağıza acıyor ve "Vah yavrum vah.. Kız. Bir hafta sonra eve adamın akrabası olan bir genç geldi. İriyarı adam odadan çıktı. vicdanlı bir gençti. Kızcağız. O başkası çıkınca öbürü. dudaklarından öpmeye başladı. Kır başka. ama artık gözlerinden yaş gelmediğinden içini çekip duruyordu." demekteydiler.. kızı orda bırakıp savuştular. Bu adam. Başında orta yaşlı bir adam vardı.. Adam evinde yalnız yaşıyordu. "Vah yavrum vah... Bütün gece herbiri bikaç kez odaya girip. -Hadi yahu. çabalasa da işe yaramıyordu. Adam. başkası girdi. adam kapıyı kilitleyip anahtarı sakladı.koyup yanına çöktü. Adam keyfîni getirip kalkınca bir cıgara yaktı. dedi. dinlen. Bir sesle gözlerini açtı. üstünü başını toparla.. İriyarı adam. Ama banyodan sonra adamın acıma duyguları birden kabarıp kıza. "Vah yavrum vah. "Vah yavrum vah" demediği için kız ona güven duydu. boğuşacak. Öbürleri kapının dışında kalmışlardı. üzeri kare kare değişik basma ve pazen bezlerinden dikilmiş kirli yorganı üstlerine çekti. Adam. sonra gideceğin yere gidersin. çıktı. Ne var ki. Kız o kirli yatakta uyuyakalmıştı. ne de olsa bir çatı altı başkaydı. ordan ayrılırken bile.." diyerek kızın ıslak yanaklarından. Sabah olunca.. Anahtar deliğinden onu seyreden arkadaşlarından biri.Seni evime götüreyim. Kız o evde banyo bile yaptı. cıgaranı da artık dışarda iç. Bu 31 . . kendini kurtarmaya çalışacak gücü kalmamıştı." diyorlardı. dedi. "Vah yavrum vah" diyerek acıdı... Kıza gerçekten iyi davrandı. tam bir hafta kıza. korkuyla bu adama baktı. O adam. Kızın didişecek. kızın başına gelenleri durumundan anlamış olacak ki. Namuslu. Orta yaşlı adam kızı yakındaki evine götürdü.. ağlıyor. Başına gelenleri öğrenince kızı kurtarmaya karar verdi.

ben düşmüş kadınlara öyle acıyorum ki. koynundaki kıza. "Kendi şeyini kendin ş'aap!" döneminde. "Kendi uçağını kendin yap!". Bu olay burda bitmedi. "Kendin pişir... ama kızıyordu. Doğrusu ya. yoksa elli yıl önce bana o biçim kızların anlattıkları gibi uydurma mıydı? Doğrusu ben ikircimliyim. bir zaman sonra delikanlı eve uğramaz oldu. onu da açıklamalıyım. vah yavrum vah demeden bişey. Kızı o yaşlı akrabasının yanına bırakıp koruyacaktı." diyerek kızı koyunlarına alıyorlardı. kadın kılığına girmiş bir erkek çıkmadı mı? İşte o zaman tepem attı. Artık eskisi gibi kendisine erkekler. hepsi neyse de. — Ulan. Gençle kız evden kaçıp o yaşlı teyzenin evine geldiler. demindenberi bana o olayları nasıl yutturdun kızım diyerek. O güler yüzlü sevecen teyzenin eve erkek konuklan gelmeye başladı. yapamıyorum. Bu kızın başından geçmiş diye anlattığı bu olaylar gerçek miydi. "Vah yavrum vah." derken hüngür hüngür ağlayanlar bile vardı.. dedi. "Vah yavrum vah!" diyordu. kendin ye!". doğru da olabilir. ayıp da olsa. İyi ama. "Vah yavrum vah. "Kendi okulunu kendin yap!". "Vah yavrum vah!" demeyin. Yeminler ederek başından geçenlerin hepsinin doğru ve 32 . Nice zaman sonra kız o güleç yüzlü yaşlı teyzenin evinden kaçtı.Şimdi anladınız mı....gencin yaşlı bir kadın akrabası vardı. ama. . İkisi birlikte beş on geceyi o evde geçirdiler. elbette bu kızcağız da kendi işini kendi yapacaktı ve de öyle yapıyordu.. Kızın buna karşı koyduğu filan yoktu ama. "Vah yavrum vah" dedikleri zaman ağlamıyor. Her gece değişik konuklar geliyor ve hepsi de son kertede acımalı insanlar olduklarından. Bu erkeklerin içinde.." diye diye yanaştığım o kız. Kendi başının umarına bakmaya başladı.. diye bağırdım. Uydurma olduğunu gösteren bir ipucu yakaladım. "Vah yavrum vah.. Vicdanlı genç de kıza acımıştı ve bu yüzden ona sık sık. bana ne derseniz deyin. uydurma da olabilir.

.. min gayri haddin. "Vah yavrum vah" diye açınılan kızlarla oğlanlar ortadan kaldırılacak. desturun o el hareketini yapmaklığımın helbet bir esbabı var efendim. alameleinnas. bendenizden hiç böyle gayri ahlaki bir hareket memul eder misiniz? İstirham ederim muhterem beyefendi." Deyefendiciğim. Bu memlekette hiç öyle. şöyle bir harekette bulundum. yok olacak mı? Kiracıya Maşallah Bu hikâyedeki vaka eskiden olmuştu. Bir bakın yeter. konu komşu yardımıyla değil. onun anlattıklarına inanmak yada inanmamak bana ve size kalmış bişey. o hareketi yapacak insan mıyım? Hiçbir tarafımı teşhir etmiş değilim... 33 " . hâşâ min huzur. çok iyi de. ama erkek olarak bu başından geçenleri anlatmaya utandığı için bir kızın başından geçmiş gibi anlattığını söyledi. Bendeniz. affedersiniz. Ertesi sabah gazeteleri okuyorum. hepsini alnımın teriyle meydana getirmiş bir aile reisiyim. Böylece müstehcen yayınlar da önlenecekmiş. İyi iyi. Meseleyi minelbab ilelmihrab arz etmezsem olmaz efendim. Onun da esbabını arz edeyim efendim. belli değil. Eğer fakire hak vermezseniz. yalnız elimle. Sabi sübyanlara hiç böyle şey yapılır mı? Bende yalan yok beyefendi. ama ne kadar eskiden.gönderdim. Bütün gazetelerde en önemli haber şu: Muzır yasası çıkarılacakmış. adab-ı umumiyeye mugayir hareket edecek. affedersiniz burnumdan düşmüş gibidir. cezama razıyım efendim. hiç aşağılamadan. çoluk çocuk sahibi bir aile reisiyim. hepsi de şıp demiş. Kızı yada kız kılığına girmiş oğlanı -hayır. Artık. bu yasayla istanbul'un bütün anayollarını dolduran ve kendilerine.artığı olmayıp eksiği bile olduğunu.

Nasıl varacağım? Şöyle bir öksürüp: -Yenganım!. Gelir.. Bendeniz yanına varacağım. Senede bikaç kere evin içinde göç ederiz. insanda vallahi ne akıl bırakıyorlar. yirmibeş lira asli maaşlı.. tekme. hani zevcem diye söylemiyorum.. Hafazanallah. deriz. Kadın. kendimi takdim etmeyi unuttum.. Hemşireyi. aman efendiciğim. Refika bendeniz. Biri de biladerin.. varacağım ama. Vallahilazim. terlik.Allah gani gani rahmet eylesin. bari karı olsa. Yengemiz olacak şıllık.Hadi. yirmibeş senelik Belediye Mezarlıklar Müdürlüğü'nde memur Hasbi kulunuz. tokat. amcamızın yetimleri bu direği bitürlü paylaşamıyorlardı. Dirlik düzenlik bozulmasın diye-rekten. üç haylaz oğlanla. . bitürlü oda beğenmez.. İki odasında.. Haaaa.. demeye kal34 . Son günlerde öyle dalgın. şamar. neme lazım iyi kalplidir. Oyuncak olduğuna göre değse a beyim. Defterdarlıkta memurdur. Karıyı da görseniz. Bilader gibi boynu altında kalsın.. öyle dalgın oldum ki. Vur ensesine. Zeyrek'teki fakirhane beş odalı idi. ne göreyim. affedersiniz Çingene maşasından farksız. Bigün daireden döndüm ki. ne görsem beğenirsiniz. Üçüncü direğin sahibi münazaalı idi. al ağzından lokmayı.. Yenganım!.. Bu ahşap hanenin üç direğinden biri bendenizindi.. herif karısının elinde oyuncak. habis otururdu. gel sen otur. halim selim bir hatundur. Başta akıl mı kaldı beyefendi. aman efendim. almış refika bendenizi ayağının altına... peder merhumdan Zeyrek Yokuşu'nda bir viran hane miras kalmıştı... Sille. yumruk. oturur bikaç gün sonra cayar. bizim bilader olacak mendebur. mazlum. veryansın ediyor. ne fikir. İlle de gözü bizim oturduğumuz odalarda. sizlere ömür toprağa verdikten sonra. Bendeniz. Bu tellallar yok mu.... nur içinde yatsın.. Affedersiniz. diyecek oldum.

. Öbür odalarda kiracılar ikamet ederler. ne diyordum? Haaaa.. dediler.. bu kadar sıklete mütehammil olmadığını mübeyyin raporlar tanzim ettiler.. Geldiler. On güne kadar. Bir de Tekir'imiz. gittiler... Efrad-ı ailemiz bundan ibarettir. yerde buldum..madı. bir de baldız... refika cariyeniz. yengemiz olacak -hay yengeler götürsün inşallah. Çare nerde? Ha deyince ev bulunur mu? Döküldük mü sana çoluk 35 ... Abd-i aciz. İçi havayla şişirilmiş balon gibi..... Odaların birinde gümrük memuru Zati Bey'le hane halkı. Geldiler. onlar bize o payeyi verdikten sonra.. Gerçi nüfus kaydında insanız. Öğünmek gibi olmasın. O kadar kalabalık da sayılmayız hani. üç yumurcağı. O gün bugün. kaynanası oturur.. zayıf zuafa takımıyız. Siz bizim sayımıza ne bakıyorsunuz? Siz bu hanede oturan 29 kişiyi kantara vursanız. nasıl oldu anlayamadan beyefendi.. Kapıdan girdiniz mi malta gelir. başınızın çaresine bakın.karının da yüzünü görmedim.. Uzatmayalım beyefendiciğim. evrak çantam biyana. mahdum bendeniz. sekiz adam etmez. refika cariyenizin yanında. familyası. ver elli dirhem dersin. insanlıktan kaydımızı düşürecek değiliz ya. Dii mi ya?.. İstida verip. Kendimi. Ondan sonra efendicağızıma söyliim.. Öyle ya efendim. birinde manav İsmail Efendi. Evin iki odasında biz otururuz.. bilader olacak herif-i na şerifin de. Viran hanemizin kasret-i nüfus dolayısiyle.. Tekir'i unuttum. gittiler. Senin bu çare dediğin şey. Eh.. ne denir. Şeytan görsün yüzlerini. karınca kararınca hatırlarını hoş ettik. kerime köleniz. Zemin odada Necati Efendi'nin altı nüfus ailesi ikamet eder. Bikaç kere belediyeden fen memurları geldi. bize de artık susmak düşer... Sonunda: -Size on gün mühlet. taşlıktan sağ tarafı mutbak.. aktar Faik Efendi'de olsa. Bizi evden kapı dışarı edeceklerdi. daireye öğle yemeğimi götürdüğüm bakır sefertası biyana.

Daireden izin vermezler. maili inhidamdı der yıkar. dedikse de.. bir sabah kazma kürek evin kapısına dayanmazlar mı? Mirim. maili inhidam değildi der yıkar.. Canım mirim efendim.. yanlarına yaklaşılmıyor. iki verdi. Valde Camisi'nin ilerisini bilmez. bir verdi. Kıznan oğlan biyandan paçaları sıvadılar. eylemeyin. Birden aklım başıma geldi. Kaymakam Bey'i üç günde makamında bulduk. -Olmaz. sıva kollan.. refika cariyeniz. aklım birden gelir. Bizim ev aramamız bir yılan hikâyesidir. kime anlatırsın a beyim! Kaymakama yalvar yakar olmaya gittik. bu seferkilerin maksadı başkaymış. pederin yahşi. . Biz ev arıyorduk. hemen yıkılmak mı lazım?.. "Maili inhidam" olduğu için değil de.. Hepsi de maşallah.. toprak saha der yıkar.Daha verdiğiniz mühlet dolmadı. gelecekti.. iş başa düştü.. Ama gel gör. Az bişey yana çarpılmakla. Çoluk çocuk bizi sebilhane bardakları gibi sokak ortasına dökmeyin. Piza Kulesi gibi yana yatmış. dediler. neler yıkılmaz. Biz de yalvardık. -Aman etmeyin.. Hergün izin olur mu? Arz etmiş miydim. Bre valden yahşi. Teftiş askerleri gibi ço36 . dedim. Verseler bile.. Bazen öyle olurum efendim. derken efendim. Aman beycim. buralarını yeşil saha yapmak için yıkıyorlarmış. Hadi Hasbi Efendi. sapasağlam yerinde durur. Hep bir Allah'ın kuluyuz. Meğer efendim. kendi kendime. belediye ile başa mı çıkılır? Bir kere yıkmaya niyet ettikten sonra.. Yıkar oğlu yıkar. maşallah hükümet gibi sağlamdır. zamane. hürriyet gelmişmiş... bir kere emir çıktı.. memlekete demokrasi geldiydi. doğma büyüme Aksaraylıdır. anlamazlar.. yeşil saha der yıkar.... bilmem. dedim. zatıâliniz olsanız? Yalvarırsınız. ev mi? Ateş pahası. Eğer her maili inhidam olan yıkılsa. Siz evimizin duruşuna bakmayın... gelecekmiş. arayacaktık. Şimdiki çocuklar malum.çocuk yollara.

yirmibeş sene içinde bigün daireye yirmibeş saniye geç gitmiş değilim. tellallık. — Elbette Kaymakam Bey. Allah devlete millete zeval vermesin. dedi. bu zamanda sizin gibilere ev yok.. Kanım beynime sıçradı. neden bizim gibilerine ev yokmuş sanki. beyhude aramayın. Evet efendimiz. Affedersiniz beyefendiciğim. iş mi görür. bizim dairede mukayyit bir Misbah Efendi vardır. başta demezler mi? En başa en küçük mahdum geçti. O hiddetle: .. Kaymakam bize ilk iptida: — Kanun kanundur! dedi. O zata gittim. çoluk çocuk güle oynaya bendehaneye döndük.Bilader dedim. Fakat doğrusu bu sefer. Eksik olmasın... bu zehir zemheride sokakta mı kalalım? Diyerekten ab-u ru döktük. — Kaymakam Beyefendi. Bereket versin kan zafiyeti vardır da bişeycik olmadım. Allah razı olsun Kaymakam Bey yumuşar gibi oldu. Kaymakam bir iyi adammış. hükümet günahımı affetsin. astım daireyi. O bir ahbabını salık verdi. astım efendim. Bendeniz müddeti ömrümde bir topal karınca bile incitmiş değilim.luğu çocuğu boy sırasına soktum. senalar. Dualar.. ağzıma ne geldiyse söyle37 . Evimizi değil. -Vallahi bilader bey. vallahi yalan. ev simsarlığı yaparmış.. Amenna ve saddakna. Tatlı dil yılanı kovuğundan çıkarır derler. Gayrı gözüm daire mi görür. Dünya öküzün boynuzunda durur derler. Bu kış kıyamette. Allah sizi inandırsın. dedi. Yana yakıla arz-ı hal ettim. Akıl yaşta değil. Yani biz ümmet-i Muhammed'den değil miyiz? Biz de elhamdülillah Müslümanız. Övünmek gibi olmasın ama biz de efrad-ı milletten sayılırız. ne arz ediyordum? Haaa. Böyle iyi insanların üstünde duruyor. elbette kanun kanundur. Sevinç delisi olduk. isterseniz bizi de istimlak eder yeşil saha yaparsınız. — Size bir hafta mühlet.

— Sorması ayıp olmasın ama bilader. şu üstümdeki pantolon beş sene önce Bitpazarı'ndan alınmıştır. — Pazarları olsun plaja gider misiniz? Artık bu ahret suallerinden içime fenalık geldi. — Senede kaç kat elbise yaptırırsınız? — Senede mi? Allah şahidimdir.Sinemaya gider misin? -Nerdee. yedinci sene satılacak hali kalmışsa eskiciye satar. E peki. Boyuna ne sorup duruyorsun? — Lafı sen açtın. dedim. altıncı sene bozar mahdumun üstüne yapar.Ömrümde gitmişliğim yok.. Bulursam. . üçüncü sene tersyüz eder. dedi. benim gibiler adamız diye övünüyoruz ama.. . plaja gitmezsin. maaştan maaşa. ikinci sene boyar. -Maça gittiğin var mı? . Arasıra açar okurum. .. tiyatro bilmezsin. -Günde kaç kilo et alırsın? -Ayıptır söylemesi.. gezmeye gitmezsin. görüyorsun ki. Meğer ben ne sersem herifmişim. ben de sordum. Birinci sene elbiseyi giyerim.Her yemekte tatlı yer misiniz? -Eh. beşinci sene yamar. Sinema bilmezsin.Ne gezer? Peder merhumdan kalma bir Muhammediye vardır. yani sen de adam mısın? Vallahi dünya başıma yıkıldı sandım. senin gibi.Tiyatro ? -Yoooo. Tellal: -Darılma bilader. dördüncü sene tersini bir daha boyar.. dedi. kalmamışsa tahta bezi olaraktan kullanır. Tatlıya.dim.. Allah dağına göre kar verirmiş.. kendimi 38 . Bereket versin. Sonra bana sordu: .. bizi adam yerine koyan yok.Kitap. et yüzüne hasretsin. sabahlan kahve ile nefsimi körletirim. refikam da ev kadınıdır da. mecmua alır mısın? . Şu adamcağız da hatırlatmasaydı. sen söyle bakalım. hani sakın darılma.

-Telefonlu mu istersiniz? . Doğrusu ağzımın suyu akıyordu.Kalorifer? .. — Mutfak da olsun mu? -A beyim. istediğim ev.. oh. haydi bekâr olsam. .Bilmem. âlâ.Havadar. Eh işte biz de at kıçında sinek gibi yaşayıp gidiyoruz. pazara yakın. -Banyo? -Olursa iyi olur. Ev nerde? işimiz.. oldu olacak.Elbette. -Affedersiniz bey bilader.Havagazı? -Tabii. — Bana ne soruyorsun? Kelin merhemi olsa kendi başına sürermiş. -Apartman mı istersiniz. apartman olsun.hâlâ adam zannedecektim. -Manzarası? . -Möbleli mi olsun? 39 . lebiderya olursa memnun oluruz. ..Hela da ister misiniz? Hani neredeyse terbiyemi bozacaktım... Aman efendim.. Bu zamanda gemisini kurtaran kaptan. dünyada ne iyi insanlar varmış.. -Elektrik de ister misiniz? .. ben şimdi naaapiiim?.. yoksa müstakil ev mi? -Bize layık değil ama. -Münasip. beş nüfus....Beyciğim. dükkân değil ki.Kasvetli olmasın aman. çarşıya.Şöyle vapura. Bir başka tellala gittim. Ne yapalım. Güya komisyonculuk yapıyoruz da. . o da olsun.. dedim. . ..Eh... ona buna ev buluyoruz. Tellal sordu: — Nasıl bir ev istersiniz? — İki üç oda olsun. tramvaya. önümüze kim gelirse kafese koymak. dedim. Baktım olacak gibi değil. affedersiniz lazımlık kullanayım ama. Herif beni çıldırtacak. varsın telefonlu olsun. Mutfaksız ev olur mu hiç? . -Oh.

. Hasbi kulunuz kepçe. içimden dedim. hangibirini anlatayım? istanbul kazan. yok. Adama: . sizden o parayı istiyor. — Kontratı ikiyüzden yapacak.. kirası da ucuz. Dile kolay.. yükseltilmez. Bendenizin hesabım kuvvetlidir. sizin aradığınız ev nerde? Adresinizi verin de deftere yazayım.. demesin mi? -Hay gözün kör olsun e mi. bir münasibi yok. Ev sahibi. yok. ikiyüz lira.. Bu kadar sorgu sualden sonra. Malum ya.Baksana sen bana bilader dedim. — İkibin lira da şey. bakmadık yol. bende öyle.. efendim. -Eeee?. terbiyem müsaade etmediği için.-Olsun... hangisini.. dedi. Dedim ama. Aklım başımdan gitti. sormadık sokak mı kaldı? Yok. tastamam beşbin lira.. Adam zahir aklını oynatmış.. İkiyüz lira mı? Adamcağız benim şaşkınlığımı ucuz bulduğum için sandı da: — İkiyüz ama. — Hakkıdır ister. ne olursa olsun razıyım. Bir kaleme vurdum. şimdi kiracılar hava parası almadan çıkmıyorlar. evvelki kiracıları çıkartmak için de. dedim.. Bir tellal: -Bir ev var. bir senelik de peşin istiyor. -Ney? -Şey... adam ne dese beğenirsiniz? -Beybaba.. dedi... Beşbin lira bu. — Evet?.. — Ne?. malumuâliniz. -Bir de efendim. Sonra. Oradan tersyüz döndük mü? Ah beyefendiciğim. şimdi kiralar yeni kanuna göre. aramadık mahalle.. ama ayda elli liradan farkını da bir senelik ne tutarsa istiyor. Başımızı sokacak biyer olsun da. kötü bir 40 .. İçine tamir koydu.. Olmasına var ama.

dedi. Onu da eve gelene kadar. borçların bir kısmını kapatırım. Allah'ıma bin şükür. Bende kötü bir adam hali mi var? Çok teessüf ederim size.Estağfurullah. dedim. dedi. namusumla yaşadım. Dükkânlar bir açıldı mıydı. "Boş pan41 . eroin tüccarı mı sandın. bakkala.Sen beni. Tramvay yolu üzerinde affedersiniz. . Borç yiyen kesesinden yer.. Geriye bikaç kuruş kalmışsa. Kabzımal değilim. Bir kere. affedersiniz efendim. çıktısı. Hasbi kulunuz da böyle tığ-ı teber şah-ı merdan dımdızlak kalır. artık yandım demektir. kömürcüye. ya kalmaz. Bir kızdım. Allah'ın bildiğini kuldan ne saklayayım? Niyetim şöyleydi: Münasip bir ev bulup. Vergisi. demişler. "Kiralık kat". görüyorsun elim ayağım zangır zangır titriyor. yoksa kaçakçı mı sandın? Ben kumarhane işletmiyorum. Camekânında bisürü ilan: "Satılık ev". . . kala kala elimde yüz lira ya kalır. kasaba. Bu sefer. algısı. daha o gün maaş almıştım. Benim gibi namuslu adamda beşbin lira ne gezer?. para suyunu çekmeden. manava yatırır. randevucu mu sandın. maaşı alır almaz.Daha nasıl sinirlenmeyeyim. mutlaka bir ev bulmaya karar vermiştim. hiçbir yerde kaydım yok. bir kızdım. Hiç unutmam. şu evden kimselere görünmeden kaçalım. "Apartman dairesi". Maaşım bordroda ikiyüz küsur liradır. ondan sonrasına Allah kerim. sabah namazı erkenden bir arabaya eşyayı yükleyip kaçmak. girdisi. yavaş yavaş borçlarımızı öderiz. eve dönünce onu da çoluk çocuk elimden alır. ama neden sinirlendiğinizi anlamıyorum. Bütün sinirlerim boşandı. Anladın mı sen? Bunca senedir. bizim memişhane kadar daracık bir komisyoncu dükkânı bulduk.adam hali var mı? . çakkala. allahaısmarladık demeden kapısını çektim. Mahallenin cümle esnafı kapıya dolacak. Adam arkamdan bakakaldı.Halinizden belli.

dedi. Anladın mı sen? Bir defter açtı: — İşte ticaret odasına kaydımız. dedim.. Yolda komis42 .. kime bağıracağız kardeşim? Adam: — Teşekkür ederim. Ondan biraz sinirliyim. Mazur görün.siyon". öyle iyi adam. çağır. adamın bir ağırına gitsin de. Bağır bağır!. Neme lazım. öyle iyi adam.. "İstida yazılır".. Kusura bakmayın. Zembereği boşanana kadar konuştu. "İş bulma bürosu". piyasada kahve bulunmuyor da. başım tuttu. söylendi. Sonra birdenbire yumuşadı: -Affedersiniz. bu kadar iyi adamı görünce yadırgıyor adeta: . Yola düzüldük. işte sicilimiz. "Her nevi evrak takibi". tellal siz misiniz? Der demez. neler söylediğini anlatamam.Tam size göre uygun bir ev var. Ah efendiciğim. Beğenilmeyen evlerden mesuliyet kabul edilmez!" Beş lirayı takdim ettim. Hem efendim.. Hiç ısrar etmeyin. dedi... efendi! Burada tellal yok.. "ikmale kalan talebeler yetiştirilir". Burada resmen komisyoncu var!.. peşini de yok. beş dakika kadar bağırdı. Rahatla!. sizden iyi olmasın."Müşterilere ev göstermek için peşinen 5 lira alınır.. İnsan bu zamanda. — Estağfurullah kardeşim.. Biz de birbirimize bağırmazsak. Biz hükümete vergi veriyoruz. Yooo. Duvardaki ilanı gösterdi: . Allaşkına bağır. adamcağızın başı belaya girer. hava parası da yok. -Aman görelim. Usuletle kapıdan başımı sokup: — Bey bilader. ağzını açıp gözünü yummasın mı? -Efendi. dedi. "Hususi Fransızca ve piyano dersleri"... ben halden anlarım. onun neler söylediğini zaten anlamışsınızdır ya.

Komisyoncu bey: . Bizim de geçinmemiz bu yoldan. dedi. Hepsini bir bir anlatacağım." Çalarız zili..Kutu gibi bir ev. Düzayak. Bendenizi size sabi sübyana gayri ahlaki harekette. bir beş lira daha takdim ettim. Üstüme ölü toprağı serpmişler gibi.. dedim. haklı değilsem cezama razıyım.. Elinizi vicdanınıza koyun. dedi. zırrr. fasulye oda. dün. Ama talihimize hepsi kapalı çıktı. Vicdanlı bir adammış. Evvelce de arz etmiştim ya. Bir tellal. "Zırr. naaapalım. -Aman efendi kardeşim. Bakla sofa. istical buyurmayın!. bütün gün boş ev aradık. Sabah sabah evden fırladım. Yirmibeş lira komisyoncu parası gidince ağlamaklı oldum: -Allah lillah rızası için beni boş dolu lotarya çeker gibi ev ev dolaştırma. Şansımıza bakın o da kapalı değil mi?.. yoklar. Bir başka eve gittik. Dedim ki: — A beyim. Dedi ki: 43 . İkinci kata çıktık. Eve gidip bir boylu boyunca uzanmışım. hükümete vergi veriyoruz. Ah beyciğim. O da kapalı. taaa ertesi sabah zor uyandırmışlar.. Beni boş yere gezdirmeyin!. Kimseler yok evde. malum ya biz her evi göstermek için komisyonumuzu peşin alırız. Ev aramaktan ayaklarıma karasu inmişti. dönelim bari.. bir apartmana geldik.yoncu anlatıyor: .. Bir başka komisyoncuya gittim. dedi.Eh.. Tam size biçilmiş kaftan. Sizden rica ederim. Deftere tabiyiz.Olmaz olur mu? Var ama. el işaretlerinde bulundu diye şikâyet etmişler. kapı duvar.. beni ev ev gezdirdi. Durun. diye yalvardım. o gün maaş aldığım için.. Bir beş lira daha. Uzatmayalım efendim. Komisyoncu: — Öyleyse yarın teşrif edin.. başka bildiğiniz ev yok mu? . hangibi-rini anlatayım.

-Üç oda.. Kapalı evlerin adresini bulup müşteriyi boşu boşuna gezdiriyorlar. Banyo bu tarafta. Tuğla duvarlar birazcık örülmüş. iki duvarcı ile bir işçi çalışıyor. beş lira komisyon almak için böyle yapıyorlar. Yolda adam anlatıyordu: -Göreceksiniz ya. Caddeden bir sokağa. sola.... . -İşte burası!. Ben para canlısı adam değilim.Buyurun hakkınızı. diye sordum. Bir bayır indik. Beğendiniz mi? diye sordu. evin içindeki odaların duvar çizgileri belli olmuş. ferah balkon.. kum yığılı.. sokaktan başka bir sokağa saptık. dedim. aydınlık sofa. Üçüncü kat dediği yerde bulutlardan başka bişey yoktu. Sağa. O. Saptık. -Hela geniştir.... İsterseniz bu katı tutun. Hol aydınlık. Elini havaya kaldırıp boşluğu gösterdi: -İsterseniz ikinci katı tutun. Çöplük olmuş bir meydanlık geçtik. Sanki adam hayal görüyordu. dedi. Adamın havaya kaldırdığı parmağıyla. çimento. -Nasıl bir ev?. ben de başımı yukarıya kaldırdım... yerden bir karış yükselmiş tuğla duvarları göstererek anlatıyordu: -Burası mükemmel yatak odası. geniş mutfak. Ortada tuğla. Harikulade bir kattır. Burası da salonu. Kutu kutu oyunu gibi. Ev falan yok. O zaman kafama dank dedi. Eğer inip çıkmaktan rahatsız olmazsanız..Dördüncü katın manzarası çok güzeldir ama.. üçüncü kata taşının. iki karış kadar temel duvarları yükselmiş. Cevap veremedim. Adam istemeden beş lirayı uzattım: . Yollara revan olduk.... -Nasıl?.. Bir yokuş çıktık..Bak.. Oradan bir ara sokağa girdik.. Derken bir çıkmaz sokağın dibine girdik. beş parmağın beşi de bir mi? Şimdi bazıları. orası tu44 . Kazıklandığımı anladım. Toprağı kazmışlar. Gösterdiği yere baktım. Tek sizin işiniz olsun.

.Hazır ya. eline bir arsa geçiren bir de apartman planı yaptırırmış. -Siz hayal mi görüyorsunuz? diye sordum. plan üzerinden kirasını ödedikleri halde hâlâ evin içine girememiş kiracılar varmış. Apartman yapılırken bir de bakmışsın ki çivi piyasadan kalkmış. apartman planı gördüler mi. Komisyoncu hiç bozulmadı: -Altı yedi aya kalmaz. kurbağa ihraç edelim diyerekten onların ticaret heyetini allar pullarmış. -Ayol.. tütün verelim.tuldu. Almanya. size palamut satalım. bizim hapı yutmamıza razı olamazmış.. yahut da biz hapı yutarız. Amerika her ne sebep-tense. Siz uyuyor musunuz bayım? Evler daha yapılmadan tutuluyor. Sonra başlarmış apartmanı yaptırmaya. bir adamın elinde bir ev. Esrar mı içtin?. — Şimdi evleri hep böyle kiraya veriyorlar. pencere?. Afyon mu yuttun? Bir sonradan görme gibi hep havadan atıyorsun. Daha temeli atmadan. -Neresi hazır?. Bir sene sonra mı. sen bana ev hazır demedin mi? . eski taktığınız borçlarınızı ödemeden size çivi değil. İşte böyle böyle apartmanlar yapılarak. dermiş. çimento bitermiş. plan üzerinden katları kiraya verirmiş.. planı gösterip. salyangoz. 45 . Şimdi kiracılar. nerede beşinci kat?. iki sene sonra mı ne. Çünkü biz ticarette bir. demirler gelirmiş. Sonra bizimkiler. Birer ikişer senelik de kirayı peşinen alırmış. Meğer beyefendicim. Üst yanını da pangadan borç alır tamamlarmış.. Nerede kapı.. Bu sefer Amerika'yı "ya bize yardım edersin. o zaman sen de gününü görürsün!. Tam apartman yapılırken bu sefer de boya. siyasette iki. Nerede üçüncü kat.. apartman tekmil tamamlanır. Beşinci kat da tutuldu. dedi." diyerek tehdit edermişiz. Bu sefer inşaat demiri kalmazmış. bir de tahin helvacılığında pek ileri imişiz. memleketimiz imar edilirmiş.. topluiğne bile vermem diye aksilik edermiş. Demirleri başka işte kullanmazsanız veririm. Beş sene önce. Almanya'dan çivi gelecek diyerekten beklermiş.. Çiviler gelirmiş. Artık altı ay mı olur.

hep o komisyoncu efendi anlatıyordu. Inanmasan da ne yapacaksın?. Adama: -Peşin peşin al şu beş liranı. -Peki. dedim. sen baksana bana..medeniyet icabı kuyruk olup sıraya girerlermiş. Denize düşen yılana sarılır. Ne yapacaksın. Şunca yıllık evli olurum da çocuğum olmaz mıymış? Bu sefer kadın: — Ben çocukluya veremem. Başka bir komisyoncuya gittim. yanında saray.. Adam beni bir eve götürdü... Adam. Ölür müsün. dedi. Bizim Zeyrek'teki berhane. Ben senin bildiğin erkeklerden değilim. neler geldi bu ev yüzünden ba46 . Benim bunlara aklım ermez.Hanım.. öldürür müsün? -Ayol. beni yapısı bitmemiş eve götürme. Ondan da ümidimizi kestik. bunlar öyle sübekli kundaklı çocuk değil. Bir de çaçaron kadın. ama ağzım yanmış da bitürlü inanamadım. ah. Duvarlarındaki çatlaklarda tahtakuruları şehir kurmuşlar. -Şimdi nerde içine girilecek hazır ev? dedi. Bana evli misin? diye sormaz mı? -Önümüzdeki rebiyülâhırın onüçünde. dedim. çaresiz beğendim. kulun kölen olayım. dedi. dedim. yalnız senden ricam. Kadın beni gözüne mi kestirmiş ne? Suratını asıp da: -Yoksa çocuklarınız da mı var? deyince.. hanım. biri gelinlik. biri askerlik.Veremem.. Sıra ev sahibi ile pazarlığa geldi. teehhül edeli yirmiiki sene oluyor hamfendi... yalan yere kiralık diye yazlığa gidenlerin evlerini dolaştırma. ayağının altını öpeyim... Ama ne ev. . -Ah beyefendiciğim. artık beynim attı da: . Gezinirken duvarları sallanıyor.

.. . altı ay memurluk yaptım.Hani görmemiş ev sahipleri vardır.. yalnız mahiye peşinen ikiyüzseksen lira.. bakalım mı? dedi.Ona ne şüphe efendim.şıma.Biz görmemiş insanlar değiliz." dedik. 47 . Kira meselesinde nasıl olsa uyuşuruz. -Bir ev daha var.. bizi onlardan zannetmeyin. Bir beşlik daha takdim ettim. .. şıpır şıpır.. oradan da ardımıza baka baka döndük.Biz öyle kiracıların ciğerini söken takımından da değiliz.. Sekiz nüfuslu ailemiz. Doğrusu bu eve diyecek yoktu.. Parmaklarını alnına götürüp akan terleri siler gibi yaparak bağırdı: -Nah böyle. . malum ya. dedi. yemedik içmedik. neler. kiracıdan satış bedeli kadar kira alırlar.. . namussuz ev sahiplerinden değiliz.. Elini uzattı.Estağfurullah beyciim.. . "İşten artmaz. Siz yabancı sayılmazsınız. . ev sahibi olan zat: . rüşvetle.. dişten artar.. Alnımızın teriyle.. şimdi naapiciiz? dedim. biz öyle bildiğiniz gibi insafsız. Bir nefes aldı: -İşte..Komisyoncu bilader. daha ustalara borcumuz harcımız.Biz bu apartmanı başkaları gibi. -Aman efendim. Onun için. altı katlı bu apartmanı yaptık. Defterdarlıkta. hediye ile yapmadık. zatıâlinizin mübarek nasiyenizden ne iyi kalpli. Affedersiniz.. Başkalarından beş senelik istiyorum. iş pazarlığa gelince. belediyede. Kirayı bir senelik. . Tam manasıyla maaile mesut ve müreffeh oturacak düzayak bir ev. . -Bendeniz de yirmi küsur senelik memurum da. Sizi de gönlüm çekti.Bakalım. Sooona..Efendim. 1500 lira da. Bendeniz insan sarrafıyım.

Başınızı ağrıttım beyefendiciğim. -Onlar size gelir. terbiyem müsaade etmedi. . Adamın lafını kestim: -Anladım bilader.Hay ağzını öpeyim. Bende ağzımı açacak takat kalmamıştı. üstünüze almayın. Nasıl söyliim. Başkalarının size kazık atmasını içim götürmüyor. -Allah'a emanet olun efendim..Bey bilader. daha o ağzını açmadan komisyoncunun eline bir beşlik daha sıkıştırdım.. Sokağa çıkınca. dedi. kiralık ev var mı der. dişimden tırnağımdan. bizim gibilere kiralık ev nerede? Eh biz de komisyoncuyuz. Ah biladeri can beraberim ah. Allah razı olsun. Ayağınızın türabı olayım.. Bazı ev sahipleriyle anlaştık.Hay babana rahmet. bu zamanda sizin gibi. . Sayenizde yevmiyeyi doğrulttuk. Maaş da suyunu çekti efendim.Hay gözünü seveyim. ağzımızı poyraza açacak değiliz a. Maaştan cebimde kala kala son bir ikibuçukluk kalmıştı. Akşama çoluk çocuk nafaka bekler. -Yoo. .Hay Allah belanı versin. evvelce anlaştığınız ev sahiplerinin evlerine götürürsünüz. enayileri.. anladım. görüyorum ki pek temiz insansınız.. Sonra anlatmaya başladı: . . alamam.Komisyoncunun yüzüne baktım ellerini ovuşturuyor.. aptalları beklersiniz... Arkamdan hâlâ: . ben söyliim. Bu kadarına namusum elvermez. tam bir hafta böyle tellal komisyoncu komisyoncu dolaştım. nasıl anlatiim.Ben namusumla altı ay memurluk yaptım. Ama peşinen beş lirayı cebe indirirsiniz.. Hergün bakkal çakkal da kapımızın eşiğini aşındırmaya başladı. — Siz de var dersiniz. dedim. diyecektim. diye söyleniyordu.. Kapıdan çıktım. 48 .

oh. ah. şöyle tozpembe olursa.. nasıl olsa olur. "Kiralık daire. Bize müsait bişey bulunur mu sizde? Adam bıyık altından pis pis güldü. Nihayet bir eve girdik.Burada tam sana göre vardı ama beybaba dün gece mühürlediler. otuzunun içinde..Elbette. — Kendinize göre mi istiyorsunuz? dedi. -Neden? -Cürmü meşhut yaptılar da. bu yaşıma gelmişim. inşallah bize kısmettir. pazarlıkta uyuştuk. Bir dükkânın camekânında üzeri yazılı kâğıtlar asılı idi: "Hertürlü muamele yapılır.. Ah efendim. . Besmele ile içeri girdim: Selamünaleyküm. — Sarışın mı. bilmediğim yan sokaklara saptım. -Oh olmuş. Başınızı ağrıttım beyciim. bu yaştan sonra neler geliyor insanın başına..Parayı kim verirse ona kısmet. kat. nasıl söyli-im? 49 . Tam size münasip. .. nasıl el âlemden hava parası alırlar mı? Demek yakayı ele vermişler ha?. geniş mi? -Eh. -Var beybaba. .Aman hava parası olmasın kuzum. dedim. güneş görmez arka sokaklarına saptık. Büyük caddeden. Tellal bir ev gösterdi: . Tellallan çıktık mı yola. gördüğüm yerler değil." "Vatandaşların her çeşit ihtiyaçları görülür".. Ah nasıl anlatiim. aleykümselamdan sonra: — Evlat. pansiyon". badanayı bendeniz de yaparım ama. Beyoğlu'na çıktım.Allah'a yalvardım.. pek dar olmasın evladım. yirmi otuz.İnce mi olsun.. . Allah sizi inandırsın. esmer mi? — Yani badanası mı evladım.Ne kadara kadar olsun? . Beyoğlu'nun rutubetli yıvış yıvış..Oh. yedi göbek istanbullu olacağım. içinde rahat nefes alalım. .

Bu daire kiralık mı efendim? -Evet efeeem. Hulasai kelam. Adamakıllı apartmanın içinde gezip eğleniyoruz.Noolacak efendim? dedi. çeşit çeşit kızlar.. Bu yaşıma geldim. . En iyisinin boynu altında kalsın. Ev sahibi anlatıyor: . dedi. Çat kapayıp dışarı çıkıyorum. koca istanbul'da başımızı sokacak bir kovuk bulamadık.Tuuu reziller! diye bağırıp kendimi sokağa zor attım. Çıktık mı yola. dedim. Çıkarken ev sahibine: -A. Boy boy.Kalk çarşaflan hanım. bin lira aylık.. nerede en büyük apartman varsa çaldım kapısını. sıkıldınızsa söyleyin. saçı uzun aklı kısa.Huucum. namahreme el uzatmış herif değilim. Ayağınızın türabı olayım. maalesef evinizin soğuk hava tertibatı yok. . affedersiniz ev tellalı diye. banyosu kıbleye karşı değil.. diye onu tersliyorum. dedik50 . İnsanın derdi bini aştı mı. . . Kadın milleti değil mi.. Meğer ben.. . geveze oluyor. harama uçkur çözmüş. Bu sefer başka bir apartmana giriyoruz. hatta iki senelik de peşin verirdim ama. bin de veririm..Yahu! diye seslendim. .Beşyüze efeeem. sen çıldırdın mı Allaasen? diyor. ondan sonra: -Vallahi beşyüz değil. bu nasıl ev ayol.. Bizim hatuna: . kadın kısmı..Kaça efeeem? .Bir senelik peşin efeem.. Hanım'la beraber içeri giriyoruz.. Neyse efendim. Gittim gittim de. Biz evi baştan aşağı geziyoruz. bizimki çarşaflandı.Hicabımdan yer yarılsa da yerin dibine geçsem. renk renk. -Sen sus. benim içimde fenalık olmadığını biliyor ya.Ne var huucum. Hatun korkmuş bir halde: . Bigün artık canıma tak dedi. muhabbet tellalının arkasına düşmemiş miyim? Rabbim günah yazmasın.

Hatunun başı yukarda. Meteliğimiz de kalmamıştı.. Ertesi sabah daha kahvemi içmeden hanıma seslendim. Ölü Safînaz' dan doğma ha. bunca yıllık eyalimsin... aaa. Küçücük bişey... Ama siz hak verin. bana ağız açtırmıyor.İlahi bin diil. hiç bugünkü gibi beni eğlendirdiğini bilmiyorum. Yirmibeş yıllık memuriyetten olduğuma yanmıyorum.. -Haydi çabuk ol. Eşşoğlu gibi bişey. kanununun . Bendeniz de şöyle gazeteye bakayım dedim. ilan olunur.. Yirmibeş lira asli maaştan olduğuma.Huucum. hiçbir sebep ve mazeret dermeyan etmeden onbeş gündür vazifesi başına gelmediği için .... Hani ölmüş 51 . şu ilana ne dersiniz. buna ne buyurulur? Ölü Abdürrezzak oğlu ha... Artık işi Allah'a havale etmiştik... Refika köleniz ne dese beğenirsiniz? . Gazetelerde bazı kiralık hane ilanları oluyor. Üstelik ev bulamadığıma da yanmıyorum. Fakat. gözlerim karardı. maddesi hükümlerine uyularak.... şimdi bakkal... O gün akşama kadar bir eğlendik...ten sonra çat kapıyı kapıyorum.. .. yine ölü Safinaz'dan doğma Hasbi. -Ayol. dedi. Bir ay geçineceğimiz maaşı. beşbin verelim ama. Cebimdeki son parayı verip bir gazete aldım.. Muşambasının çiçekleri pek demode.... Nihayet. Hani affedersiniz.. dalgayı bizimki de çaktı. hep bizimle ev sahipleri mi alay edecek ayol? Akşam eve yorgun argın geldik. Hay bakmaz olaydım.... kasap kapıya dayanır. kendisinin müstafi sayılacağı Genel Müdürlükçe onaylanarak tarafımıza ivedilikle iletilen . ev bulmak bahanesiyle kör olası tellallar elimden almışlardı. Apartmanı gezdikten sonra. diyor... kalorifer musluğunun boyası atmış. hep perdesiz pencere arıyor... bu diyor.. Çıktık yola. çoluğun çocuğun nafakasından olduğuma yanmıyorum. nasıl da gözüme ilişti? "1289 doğumlu ölü Abdürrezzak oğlu.. sözüm meclisten dışarı.. bu nasıl apartman böyle?." Başım döndü.

. İkibini cebime koyunca cihetimi şaşırdım. adama: — Kimseye bir fenalık yapmadım. — Beşbin veriyorlar ama. Yangın yerine dönmüş. Ev aramaktan çaresiz vazgeçtik. -Ne istiyorsunuz? dedim. hangi birini anlatayım.. dedim. rengin duvar gibi. — Noolacak.. benim hisseme binikiyüzelli düşüyor. Ah efendim ah. -Ne kadar veriyorlar?.tavuğun makatından yumurta çıkarır gibi. bilmem ki. Eşya52 . istimlak bedelini aldınız mı? dedi... adam binliğin ucunu gösterince elim ayağım titremeye başladı. Bizim ev yok. -Hayır. daha almadım. — Size bir iyilik yapmaya geldim. Bari ev bulsak. ağzımı bozmuş adam değilim. On gün geçti geçmedi.. Eve geldik. baksana işten kovdular! Eve döndük. Ayıp değil ya. Bir adam sabahtanberi beni bekliyormuş. neden herkes bana iyilik yapmak ister. Öyle gözüm korkmuş ki iyilikten. ama ne ev... Refika bendeniz sordu: — Huucum. affedin... ben bu yaşıma geldim. Hay ölüsü kınalılar. Hemen o gün satış muamelesini yaptım. dedi. hay ölüsü kandilliler. -İkibin versem hisseni bana satar mısın? Uzatmayalım efendim. Ölü ha. Cinler top oynuyor. Evin yerinde yeller esiyor. ne gezer. hayatımda bin lira görmemiştim. Ayağınızın türabı olayım.. Alınca elimden gider diye korkuyorum da. Arkadan yeni bir hızla ev aramaya başladık. derdimize yanmak için muvakkaten oturduğumuz baba mirası Zeyrek Yokuşu'ndaki fakirhaneye yollandık. nooldu sana böyle. fakirde paralar suyunu çekti. Adam: -Evinizi istimlak edeceklermiş... İlk işim borcu harcı temizledim...

Yolda giderken. Kıtır kıtır kesseler. O gün bir de öğreneyim ki. istimlak bedeline itiraz etmiş. Beni görünce bir kâğıt uzatıp. Artık bizim ev aramamız dillere düştü. bir yolunu bulup belediyeye evi yirmibin liraya satmamış mı? Ah beyefendiciğim ah!. yorgunluktan bitmişim. çoluk çocuk. ahbap evlerine taksim olduk. bütün haylazı. istanbul şehrinin imar planına göre istimlak edilerek yeşil saha haline getirilmesi icap edilen hanenin sahibine müteaddit defalar evi boşaltması için ihtar yapılmış ve kendisine yapılan son tebligatla kanuni müddeti içinde. Nasıl olsa ev bizim değil artık.İmzala.. yıkılma esnasında hiçbir güna zarar ziyana uğramadığıma dair mazbata.. eksik olmasınlar konulara komşulara taksim ettik. Memlekette candarma kalmamış. Kiracılara da bir zabıt imzalatmışlar.. iti kopuğu peşime takılıyor. Bacaklarımda derman kalmamış. refika ile birlikte yine kiralık ev aramaktan geliyordum. Neticede efendim. Bir ev bulur inşallah!. Ben bu haldeyken mahallenin piçleri. evdeki hissemi benden ikibine alan herifin bilmem nerde nüfuzlu bir tanıdığı varmış. imzala şunu dediler. . eline kazmayı. Eşyaları. kan ter içinde kalmışım. kendimiz de sağa sola. Kiracıya maşallah!. Bu haberi aldığım gün. 53 .ları kapının önüne yığmışlar. diye bağırıyorlar. Ne de iştahlıymışlar ev yıkmaya kardeşim. Bir saat içinde ev hak ile yeksan olmuş. — Kiracıya maşallah!. burnumdan soluyorum. baltayı alan evi yıkmaya gelmiş. peşime düşüp de. hep bir ağızdan makamnan. besmelesiz veled-i zinalar.. Gerile gerile imzaladım... Ben o terbiyesizliği kolay kolay mı yapmışım. bir damlacık kanım akmaz. Durmadan ha babam ev arıyorum.

Belki de dedikleri gibi. bir hafta önce istanbul'a gelmişlerdi. konuşmanın yarı yerinde kesilmesi. -Sevgilim! Sevgilim!. Zekânızı Bileyiniz kaldıkları otelde acı acı telefon çaldı. 2-Telefonun. diye inledi. O sırada telefon çaldı. Fakat Nat Pinkerton. dedi.. dedi. izmaritinden derin bir nefes aldıktan sonra. Fakat Nat Pinkerton. sevgiliniz az önce palamut avına çıktı. -Yanılıyorsunuz Mister Holmes. bişey söyledi. istanbul'da olağan islerdendir. -Sevgilim!. Bir sabah . Telefon kapanmıştı. kiralık ev bulmak kısmet olmasın beyefendi. 54 eşhur polis hafiyesi Şarlok Holmes'le Nat PinkerM ton. SORU: 1-Telefon eden kimdi? 2-Telefon niye kesildi? CEVAP: 1-Telefondaki kadın. ne yapmışsam yapmışım. Eğer bilerek yaptımsa. öbür eli şakağında bir saat kadar düşündükten sonra Nat Pinkerton'a.-Kiracıya maşallah. diye bağırdı ve telefon kesildi. -Nat. kasketini burnunun üstüne çekti. bir ev bulur inşallah!. — Telefon edenin kim olduğunu anladım. cinayet olmadığını anladı... Telefon etmesine imkân yok. adaba muhalif bir el işareti yapmışımdır. Bir kadın sesi telefonda. o zaman Şarlok Holmes. bir cinayet karşısındayız. aynı kadın sesi. Şarlok Holmes. Şarlok Holmes'in sevgilisiydi.. dedi. Sevgilim!. Şarlok Holmes bir elinde telefon alıcısı. diye dalıma basmazlar mı! İşte o zaman kendimi kaybetmişim.

Şarlok Holmes. banyoda boğulmuş. 55 . SORU: Acaba Nat niçin böyle söylemişti? CEVAP: Banyoda boğulacak kadar. havagazı musluğunu açmış!. — Sabahleyin banyoya girmişti.. son kalan serçeparmağını da yedi.Size suda boğuldu diyen kim? diye bağırdı.SORU: Nat Pinkerton Şarlok Holmes e acaba ne söyledi? CEVAP: Nat Pinkerton şunu söyledi: Bu kadın telefonda sevgilisini arıyor.. tıpkı radyofonik temsillerde olduğu gibi camlan zangırdatan bir kahkaha attı. SORU: Nat Pinkerton niçin güldü? CEVAP: — Sinirleri bozulmuştur. sevgiliniz nerede öldü? diye sordu. Çıkmayınca adeta merak ettim. sonra kadına döndü: -Madam. istanbul'da musluklardan su akmadığını Nat Pinkerton biliyordu. — Madam.. dedi. — Hayır.. Bu sırada kapıdan saçını başını yolan bir kadın girdi. Fakat Türkiye'de bir telefon numarasını çevirdiniz mi. Genç kadın. — İnanma Holmes. — Niçin telefonuma cevap vermiyorsunuz? Sevgilim öldü. . -Hımmm!. Nat Pinkerton. Banyonun kapısını açınca. dedi. sevgilinizin suda boğulmasına imkân yok!. bir de baktım ki. Gece yarısına kadar bekledim. Nat Pinkerton. Şarlok Holmes piposunu dişleri arasında üç defa çiğnedikten sonra. mutlaka aramadığınız yer çıkar.. namussuzum bu karı atıyor! dedi.

SORU: Nat Pinkerton niçin böyle söylemişti? 56 . — En son ben gördüm.— Açıkta bişey görmüştür. Nat Pinkerton. Şarlok Holmes ölen adamın kâtibelerini sorguya çekti: — Bey'i ölmeden önce en son nerede gördüğünüzü yeriyle. saatiyle söyler misiniz? Kâtibelerden birisi. -Bayan Domestik. mutlaka 7.. — Hayır. Köprü'den 6. yine bilemediniz. Sonra ben ayrıldım.30'da burada bulunur. SORU: Nat Pinkerton. Bu sırada başka birisi. atıyorsun! dedi. dedi. hizmetçiye neden inanmamıştı? CEVAP: Çünkü istanbul'da vapurların hiçbir zaman tarifeye uygun hareket etmediklerini öğrenmişti. havagazı musluklarından gaz değil. dedi. — Hanımın kocası evde bulunmadığı zamanlar gelir. havagazı musluğunu açın da biraz temiz hava gelsin. -Arkadaş. Banyoda bir adam boylu boyunca yatıyordu. Nat Pinkerton mendili ile adamın edep yerini örttükten sonra. Nat Pinkerton. yalan söylüyorsunuz!. Nat Pinkerton dişleriyle bıyıklarını çekiştirdi. dördü kırkbeş geçe Beyazıt'a geldik. dedi. Şarlok Holmes'le Nat Pinkerton kadının evine gittiler.Bey eve ne zaman geldi? diye sordu. sade hava geldiğini biliyordu. -Mister Holmes. Nat. Saat dörtte Taksim'den dolmuşa bindik. — Bu sorunuza cevap vermeme terbiyem müsait değildir. dedi. . Şarlok Holmes hizmetçiye.45 vapuruna biner.

.Mister Nat Pinkerton. sizin ölmüş olmanız lazım!. yüzündeki ifadeden ruhunu okumak için böyle söylemişti. . istanbul'da bir dolmuş hiçbir zaman Taksim'den Beyazıt'a 45 dakikada gelemez de onun için diyeceksiniz. yattığı yerden. yakaladığınız benim uçkurum. SORU: Ölü nasıl konuştu? CEVAP: Yazar da buna bir kulp düşünüyor ama.Susun! dedi. . Şarlok Holmes. Nat Pinkerton. -Mister Holmes! diye bağırdı. 57 . uyduramadı. — Hayır!. — Hayır! — Öyle ise nüfus sayımı vardı o gün. Nat Pinkerton bir müddet yerinde eşelendi. bu adamı şaşırtıp.Çok önemli bir cinayet karşısında bulunduğumuzun farkında mısın? dedi.CEVAP: Şimdi siz. eldeki kesin delillere göre. çekmeyin! dedi. Bu sırada Şarlok Holmes. rica ederim. en sonunda bir ipucu yakaladım! Ölü adam.. alıştınız. . dedi. — Çaktım dalgayı Mister Holmes. cıgarasını yaktı. dolmuşlar işlemiyordu. ölü adama. Nat. sonra cebinden lupu çıkarıp güneşe tuttu.

Kadıköy'de bir şaraphaneye girerken yakalanmıştır. Dört aydanberi hali firarda bulunan Aziz Nesin'in. biri şöyle yazıyor: "Sivil polisler dün gece her tarafı basmışlar ve Aziz'i bir kahvede saç sakal karışmış bir vaziyette kıskıvrak tutmuşlardır.Babıâli Canavarı geçtik. dinin yarısı. Mısır ve İran devlet başkanlarının açtığı davadan altı ay yatıp... geceleri parklarda. çıktım. İngiliz. Ankara Canavarı. bir 58 re efendiler! Sözlüklerde ayıp diye bir kelime vardır. sabahçı kahvelerinde geçiriyorum. Vaz- . insaf çeyrek din olsa. bu haberi veren gazeteleri okuyalım.. Beyoğlu'nda. firari Kadıköy'de rıhtım civarında bir meyhanede. Hanginizin tavuğuna kış dedim." Hele bir de şunu okuyalım: "Polisin bütün aramalarına rağmen sol temayüllü bazı şahıslar tarafından Kasımpaşa'da. Adapazarı Canavarı. mütemadiyen yer değiştiren suçlu. Polis tarafından yakalandığım gün.. bitürlü bulunamamaktaydı. Sonunda yakalandım. Meğer ben neymişim? Gazeteleri okuyunca kendi kendimden korkmaya başladım.. Niğde Canavarı gibi. Aziz Nesin polise de karşı gelmişse de." Bre canına yandığımın işi." Başka birini okuyalım: "Aziz Nesin'in yurttan dışarı kaçmış bulunması ihtimali de ileri sürülmüş. elinden bir kaza çıkmasına meydan verilmemiştir!" Bir başkası şöyle yazıyor: "Aziz Nesin ifadesinde. demiştir. yine böyle yazılmaz. B hiç mi gözünüze çarpmadı? İnsaf. Taksim civarında. şehrin daha başka semtlerinde saklanmakta olan. Nihayet Aziz Nesin. bu kadar mı hıncınız vardı? "Azizname" adlı kitabım yüzünden aranıyordum. emniyet memurları tarafından nihayet yeri keşfedilmiş. kırlarda.. üç kişi ile kafayı çekerken körkütük bir halde yakalanmıştır.

tatlı mırıltılarla dik kıyıya çarpıyor. bütün günlerimi istanbul kütüphanelerinde okumakla geçiriyordum...de yeni Babıâli Canavarı. korkusuz yazmak.. müzik. Kadıköy'de bir evin bir odasını tuttum. — Garson... Oh!. polis de kütüphaneye girmez düşüncesiyle. -İşte. gözlerim karşı kıyıdaki istanbul sergisinin renkli ışıklarında. Teşbihte hata olmaz. dedim. -Bir bira. bunalmıştım. Mahmut Yesari de gelirmiş.. kavun. Bişey eksik. radyoda hafif bir müzik. Kulağım müzikte. Bundan bisüre önce de bazı gazeteler "Türklüğe hakaret" suçundan arandığımı yazıyorlardı.. İşin doğrusunu bir de ben anlatayım: Kaçıyordum. kolum sevgilimin omzunda. Baktım önümde gazino.. bira. huzur içinde çalışmak. ılık bir meltem saçlarımı okşuyor.. Yalnızlıktan. Bütün bunların neden böyle yazıldığını elbette anlıyorsunuz. Hiç kimseyle görüşüp konuşmadan okuyordum. neden ve kimden kaçtığımı mahkemede açıkladım. hiç. çalışıyordum.. Hemen girdim... kaşarpeyniri. Sokak aralarında dolaşıyor ve şöyle düşünüyordum: Rahat bir evde oturmak. Kendi kendime.. Deniz. Karşıda istanbul ışıl ışıl. Gel keyfim gel! Bu benim kırk yılın başında yaptığım iştir. Cebime baktım. tam fırsat! Önceden işittiğime göre. bir bira daha! 59 . felekten kam almak istiyordun.. Sağ yanımdaki sandalyenin arkalığına kolumu uzattım. dolunay.. denizde pırıl pırıl. bu gazinoya Ahmet Rasim. nasıl şeytan camiye girmezse. kimseyle konuşmamaktan ve durup dinlenmeden çalışmaktan sinirlerim bozulmuş. Ay. deniz. onbeş lira var... hiç nasip olmayacak mı? Felekten hiç kâm almayacak mıyım? İşte bu düşüncelerle Mühürdar'a gelmiştim. yanı başımda bir de sevgilim olsa. sarıldım ve varsaydım ki yanı başımda bir sevgilim vardır. Hayal âlemine dalmışım.

Hepsi bundan ibaret. Dokundum. — Yavrum! Fakat sevgilimin sesi gittikçe kalınlaşıyordu: -Aziz Bey! — Emret ciğerim! — Müdüriyete kadar gideceğiz! Bir de başımı çevirdim ki. Derken DP iktidarının zorbalığı başladı.Kendi kendime "Bu akşam hovardalığın üstünde oğlum. sıcak. istediğim sevgili yanı başıma gelmişti. — Canım! — Aziz Bey!. Hatta üstelik... DP iktidara geçti.. herzaman kısmet olmaz. 60 . dedim. — Olmaz! dedi. Yine. başımı çevirip bakmıyordum. Bişeycikler demem.." diyordum. -Olmaz! dedi. müsaade et de pazartesi geleyim! diye rica ettim.. Kendisine: — Bugün cumartesi. Tabii kabul etmedim ve tıpış tıpış. Demek ki. gözün kör olsun felek! Kırk yılın başında senden bir gece çalayım dedim. Tam bu sırada. müdüriyette iki gece geçirmeyeyim. 1948'de başımdan geçmiştir. Sonra. CHP tek parti yönetiminin en zorba günlerini yaşıyorduk. çok partili düzen geldi. benim sevgili sandığım. — Öyleyse şu biramı içeyim. canlı bişey. meğer Birinci Şube memuruymuş. bu kez kalemimizi yeni zorbalığa yönelttik. içtiğim biranın parasını ödemek için ısrar edecek kadar nezaket gösterdi. İşimiz. iskemleye sarılmış olan sağ kolumun altında bir kıpırdanma oldu. onu da fitil fitil burnumdan getirdin! EK: Bu gerçek olay. İşte Babıâli Canavarı böyle yakalandı. Tatlı bir ses kulağıma fısıldadı: -Aziz Bey!. konuşa konuşa gittik.. zorbalar ve zorbalıkla savaş olduğundan. Hayalimi bozmamak için.

çoktan ayrıldım polislikten. kim bilir. dedi. Bigün.. Apartmanları yapıp yapıp satıyormuş. -Yok canım. Bu heriflere polislik yapılır mı? Müteahhidim. Benim pek şaştığım bu küçük olaya.. . Kolay bulunmuyormuş da. 61 .. Adam beni görüp geldi. Ama bundan daha şaşırtıcı bişey oldu. yanımdaki boş koltuğa oturdu.. Görmezden gelip. Aradan on yıl geçtiği için. Köprü'de ayrılınca bu eski polis ve yeni inşaatçının arkasından bisüre düşüne kaldım. pek. Kadıköy'den istanbul'a giden vapurun lüks mevkiinde. salonda biyere oturdum. Baskının arttığı en zorlu günlerde.. Yazılarımı... bu sivil polis de komiser muavinliğine yada komiserliğe yükselmiştir diye düşünüyordum. iktidarla olan mücadelemi aşırılıkla övüyor. Ama yapı gereçleri öyle pahalıymış ki. yukarda anlattığım olaydaki kalın sesli sivil polisi gördüm. Pek şaştım. Konuşmaya başladı... belki de siz hiç şaşmayacaksınız.. O da koyu CHP'liydi ve hükümete verip veriştiriyordu. zorbalarla en keskin çatışmadayız.Yıl 1959. Ben "Yurdu kurtaran aslan"dım.. beni göklere çıkarıyordu..Şimdi komiser misiniz? dedim... Kendi adına inşaat yapıyormuş.

Boğaziçi Hastalığı
martısız, yosunsuz, denizsiz hikâye çok az yazdı. Başka bir kitap çektim. Ruşen Eşrefin "Boğaziçi". Niyete bakar gibi bir sayfa açtım: "İki sandalda iki sandalcı, suya oltalarını atmışlar, parmakları birer haber bekler gibi tetikte idi. O sırada, biri ötekine dedi ki: - Balık tutmak para tutmak gibidir." Kitabı bıraktım, gazeteyi aldım. Havadis: "Boğaza balık akını. Dün tutulan balıklardan onbin çift palamut denize döküldü." Balıkçıların bir ilanı: "Vatandaş! Balık ye!" Tam o sırada mutfaktan bir ses: - Öğleye kalkan pişirelim, kalkanın tam mevsimidir. Balık lafı duymamak için, kendimi dışarı attım. Köşe başından balıkçının sesi: -Derya kuzuları bunlar!.. Sokağa saparken balıkçı dükkânından sesleniyorlar: - Hey babam hey... Babalık, bu balık, başka balık... Oynar oynar... Köprü'ye geldim, ne göreyim. Köprü'nün Haliç, Boğaz, iki yanı silme balıkçı kayıklarıyla dolu... Denizin yüzü görünmüyor. İskeleye indim. Her dubanın üstünde, birer adım arayla insanlar çömelmişler, ellerinde olta, balık bekliyorlar. Balık oltaya düştü mü, kulacı açıp kapayıp oltayı çekmenin bir raconu var. Oltanın iğnesindeki balık, havada küçük, kesik kavisler çize çize çırpınıyor. Güneş ışınları, balığın kaygan, ıslak sırtında çakıp sönüyor. Canım lüferi insanın serin serin tutup öpesi geliyor. Solungaçları açılıp kapanıyor. Vapura bindim. Güverteye çıktım. Vapur kalktı. Sarayburnu'ndan Üsküdar'a kadar deniz balıkçı kayıklarıyla örtülü. Yanımda 62 azar sabahı elime rasgele bir kitap aldım. Sait Faik'in P bir hikâyesi çıktı: "Sinağrit Baba...". Sait de balıksız,

oturan adam, — Bey oğlum, dedi, dünyanın en lezzetli balıkları Boğaz'da çıkar. Neden dersen... Benim "neden" diye sorduğum yok ama, o anlatıyor: — Çünkü efendim, Karadeniz'in suyu Akdeniz'inkinden daha az tuzludur. Karadeniz'e malumuâliniz, nehirler karıştığından litresinde onsekiz miligram tuz bulunur. Akdeniz suyuna gelince, litresinde kırk miligram tuz vardır. Hemşeriyiz diye değil vallahi... -Ne hemşerisi? -Yani ben de Boğazlıyım da... Boğaz balıklarını hemşerim oldukları için övüyorum sanmayın. Filozof Aristo da bunu böyle yazmış: Boğaz balıklarının üstüne dünyada yok. Ünlü coğrafyacı Amasyalı Strabon da o düşüncede. Haaa... Sonra Romalı ünlü bilgin Plyne de Boğaz balıklarının lezzetini öve öve bitiremez. Adam sanki büyük bir ansiklopediden "Balık" maddesini okuyor. — Balıkçılık Enstitüsü'nde hoca mısınız? — Yok canım... istanbulluyum, artık bu kadarcık da balığa dair bilgimiz olmasın mı? Sormak ayıp olmasın ama, siz nerelisiniz? Utandım da "Doğma büyüme istanbulluyum," diyemedim. — Konyalıyım, dedim.I Sen misin diyen... Tatlı su balıkları, göl balıkları, alabalık... -Bana müsaade... Bu iskelede iniyorum... dedim de zor kurtuldum. Vapurun kıçına kaçtım. Orada da bir adam, -Tam levreğin mevsimi, dedi... Boğaz'ın en iyi balıkları, levrek, kefal, ilirya, lüfer, sarıkanat, çinakop, palamut, torik, izmarit, istavrit, uskumru, kalkan, gümüş, ateş, kolyoz, hamsi, kırlangıç, gelincik, iskorpit, kaya, pisi, karagöz, barbunya, sinağrit, tekir, kılıç... Ben, yanından vapurun burnuna kaçarken, o dalmış 63

hâlâ balık ismi sayıyordu. Bir genç bana, parmağını denize uzatıp, — Kılıcı görüyor musun, kılıcı?., dedi. Cevabımı beklemeden devam etti: — Hay aslan hay... Denizlerin padişahı... Hiçbişeyden korkmaz bu kılıçlar. Balina yok mu, balina... Ona bile saldırır... Testerebalıklarının, camgözlerin anasını ağlatır. Hızlı da yüzer haaa... Gemilere öyle saldırır, hızından kuyruğu kırılır. Tahta motorların bordrosuna bir kılıç atar, bazı deler de motoru batırır bile... Havuza giren gemilere bak, kılıcın nişan bıraktığı yara bere izi görürsün. îşte bu kılıç küçük bir böcekten yılar. Lerne derler, sert kabuklu bir böcek vardır. Kılıcın göğsündeki kanat altına girdi mi, zavallı kılıç deli olur, kendini kaldırır kaldırır, kayalara çarpar, kayıklara bile fırlatır. "Yeter be birader!" diyemiyorum. O boyuna kılıcı anlatıyor. -Bizim Boğaz'ın kılıçları, en kabadayısı seksen, yüz kilo çeker. Sicilya dolaylarında yedi metre boyunda ikiyüz kilolukları olurmuş... Daha dinlesem kılıç üstüne bikaç kitaplık bilgi anlatacaktı. — Siz balıkçı mısınız? — istanbulluyuz, balığı bu kadarcık da bilmezsek ayıp... Sonra bu kılıçlar... — Ben bu iskelede ineceğim, dedim. Hemen salona kaçtım. Yanına oturduğum yaşlı bir kadın, — Balık tutmak marifet değil evladım, dedi. Marifet onu pişirmede. Mesela al izmariti... Nasıl pişer bilir misin? Bak, anlatayım da öğren... Eğer pişirmesini becerebilirsen çok lezzetlidir evladım. Yalnız tulumunu çıkarman şart... -Ben tulum giymem... -Kendi tulumunu değil, izmaritin tulumunu... İlkin tulumunu bir güzel çıkaracaksın... Bol unla yumurtaya batır. 64

Vapurda oturacak yer bulamıyorum. Kılıç haziran.... -Eylüle girdin mi lüfer. Anlatayım da dinle. .. bir de Dolmabahçe önünde. eve gidince karına öğretirsin de pişirir sana.. En iyisi nerde tutulur. Ben sana bir iskorpit pilakisi yapayım. ne renk o be!. İlle haziran. Hava sıcak olduğu için burada kimseler yok. — Ben bu iskelede çıkıyorum... . Şimdiki tazeler ne bilir iskorpit yapmasını... Tam oturacaktım....... Vapurun sancak yanına geçtim.. ben de geceleri ateş balığına çıkacağım. kör olayım. Mecbur oldum partiden istifaya.. -Birader. Doyum olmaz. Vapurun en dip salonuna indim. Kırlangıca ne buyurulur? Ne renk. börek gibi olur.. bilir misin? Ahırkapı önünde.Kalkanın mevsimi 15 nisandan 15 hazirana kadar.. Tıpkısı ıstakoz lezzetinde olur. çok şükür balıktan değil. . -Yenimahalle'nin dalyanı da iyidir. İskele yanına kaçtım...Ben artık demokrasiden ümidimi kestim... şu balık politikaya bile girmiş.. Ateş balığına "mangal söndüren" derler. Beykoz?.. otur da parmaklarını ye. Partiden çıkınca denizden çıkmış balığa döndüm.. temmuz gelecek... Daha gözüm karanlığa alışmadan bir ses: -Maşallah bu sene balık bol... -Uskumrunun yağlısı ekimde. ağustos arası..Halis zeytinyağında nar gibi olana kadar kızart.. O da çok güzel olur ama yapmasını bilmeli. demez mi! Baktım yaşlı bir adam. Benim gibi ayakta üç kişi.. Sonra iskorpit. yanındakine anlatıyor: -Ben haziran gelmeyince balığa çıkamam.. -Ya Bebek dalyanı.. Orada da balık.... Hele pilakisi. Bo65 . Tuh... Ağzına layık. politikadan konuşuyorlar: -Derken efendim. demezler mi balık baştan kokar diye.. Ayakta kaldım. iki adam konuşuyor: — Kilyos'un dalyanı üstüne dalyan yoktur..Balık kavağa çıkınca inşallah demokrasi de gelir. Allahaısmarladık...

balla.. — Balıkçı mısınız? diye sordum. Malum ya dervişler kör nefislerini terbiye eder. balığın kudretine bak sen. o zaman Beyazıt Kulesi'ne bak.. Selâhaddin-i Eyyubi bu sefer dervişlerin önüne birer hamsi kor... Kulenin balkonunu görür görmez oltayı at. Orası uskumrunun yatağıdır.ğaz'da her balığın yeri ayrıdır evlat... ne dört cariye yetişmez olur. Selâhaddin-i Eyyubi.. bu iki dervişi yağla. 66 . herif randevu vermiş gibi balıkları yükler gelirdi. dedi.. Padişah dervişlerin artık kıvama geldiklerini görünce. Yenikapı'dan Kınalı'ya doğru açılacaksın. Bebek'te indim. etle. Karadeniz'den Marmara'ya geçerler. şu herifleri baştan çıkarın!" diyerek.. iki dervişin hizmetine verir. iki güzel cariyeyi "Göreyim sizi. Hiçbiri para etmez. İki derviş. İşve. albaylıktan emekliyim. balığın etkisiyle azıtırlar. Toprağı bol olsun Yenikapılı bir Artin Reis vardı. cariyelere saldırırlar. — Müsaadenizle.Balıksız bir laf yok mu? Emekli albay bir terslendi: -Balıksız lafın tadı mı olur?. Tam Yedikule gazhanesiyle Selimiye kulesi arasına geldin mi. başlarını çevirip cariyelere bakmazlar bile. Selimiye Kışlası'nın soldaki kulesini nişanla. Ne dersin. Lafını kestim: . sonbaharda bir. naz. ben burda ineceğim... Artık vapurda kaçacak yer olmadığı için dinlemeye mecburdum. Biz eli boş dönerdik. öldü gitti de oğluna bile balık yuvalarının adresini vermedi. Balıklar ilkbaharda bir. Allah seni inandırsın.. -Yooo. tatlıyla. İşte balık. harama bakmazlar.. İki derviş serçe parmağı kadar hamsiyi yer yemez artık dayanamazlar. Dervişler yer içer.. İş o kadarla da kalmaz. Peki öyleyse sana balıksız bir hikâye anlatayım: Selâhaddin-i Eyyubi sarayına iki derviş misafir eder... Doğru sahil lokantalarından birine. İşte o zaman. Boğaziçi'nde bütün balıkların adresini bilirdi. şişer de şişer. kaymakla günlerce besler.. Mesela uskumru. Ne iki.

Bir saatin içinde canciğer oluverdiler.. Sultanahmet. Kafayı çekmek için kahveden çıktılar. serbest yazılmış şiirleri. kendini bildi bileli Tophane kaldırımlarında. dedim. Bundan başka.. Garson saymaya başladı: -Midye tavası. mayonezli lüfer. midye dolması.Ne var? diye sordum. — Nereye böyle? -Arkadaşla şöyle çıktık. Tophaneli diye tanınır ama.. afiyetle bir bardak balıkyağı içtim.. istanbul'un bütün umumi helalarının duvarlarını da. Hemen kaynaştılar. kimlik belgesi olmadığından nereli olduğu belli değil. Taze ıstakoz. çiroz salatasını da unutma! Eve gider gitmez de. — Merhaba ulan Yamuk.. Tophaneli Yamuk İhsan'ın müdüriyetteki "Müteferrika" duvarlarında. lıkır lıkır. Mercan.. balık füme. dedi. onaltı kiG şiyle beraber bir odada geceliği "bir teklik"e kalı- .. Otelin kahvesinde daha bir saat önce tanıştığı Yamuk İhsan.. Paşakapısı. Beraber yürüdüler. hatıraları vardı. . -Aman hepsinden birer porsiyon getir.. alçakgönüllülüğünden imzasını atmadığı aşk üstüne yazılmış şi67 alata'daki "Banyolu Otel"in üst katında. Ondan sonra olanları bana sormayın artık.Garsona.... Toptaşı cezaevlerinin bütün koğuşlarının duvarlarında imzasını taşıyan beyitleri. kılıç şiş. — Birez eğlenek içek didik hani. — Merhaba abi.. Erkeklik Yüzünden yordu. Rizeli Pestil Hüseyin'le karşılaştılar. Balık yumurtası. Öteki hiç tanımadığı Pestil Hüseyin'e. balık ezmesi.. Emekli albayın anlattığı hikâyeyi dinledikten sonra. Garsona "Balıksız bişey yok mu?" demedim... midye yahnisi.

Pestil Hüseyin. Zengin bir köylüyü. hiç molasız bir araba sopa yemiş. masaya yumruğunu vurdu. Sonra.. biz mi? Biz erkek. camında "Sarı Gül.. Ceneviz'den kalma antika diye yirmibin papele yutturmuşlar. bağırdı: -Baksana Koço. Bize bir yeni rakı. tak damlayacaksın. şimdi tanıştıkları bu iki arkadaşın havası birden sarıvermişti. bizi yan geçme!.Koço oğlum.. bir omzu düşük. Şerefe kalkan kadehler tokuşturuldu. Pestil Hüseyin bu işten yakayı ele vermiş de. Tahtakaleli Cemali nasıl vurduğunu anlattı. Yüzüne yayılmış basık burnundan ötürü kendisine "Pestil" denilen Rizeli Hüseyin. Pestil Hüseyin. Bir tarihte iki arkadaş demirden bir Meryem Ana. günlük anıları. Biz geldik mi. Pestil Hüseyin'in yampiri temposuna uydurmaya çalışıyordu. altın suyuna batırmışlar. vücudunda taşıdığı bıçak.. müdüriyette bir hafta. . Bizans'tan. Arkasından Yamuk İhsan kapıyı omzuyla iterek içeri girdi. Adımlarını... Ulan Koço!. — Bırak ulan. delikanlıyı uyurken kancıkçasına vurdunuz. dedi. tunçtan da iki haç yaptırıp. sonra İzmir'de toprağa gömmüşler. Pestil Hüseyin. Konuşma erkeklik üstüneydi. Öteki de onlar gibi yaptı. istanbul'a yeni gelen ötekini. taşlama ve yergileri süslerdi. dokuz aylık gebe bir kadın kadar şişkin bir dosyası olan sabıkalılardan olduğu için. -Kim. yampiri yampiri yürüyordu. şiş.. bakır parçalarını.irleri. Hem 68 . define bulduk diye kandırıp. falçata yaralarına yaraşır bir kabadayılıkla adımları raconlu.. Yamuk. Bir ara Yamuk İhsan. bir de bakırdan çarmıhta İsa "Aleyhisselam"ın heykeliyle... İçkili Lokanta" yazılı kapıyı. İkinci şişede muhabbet koyulaştı.. Dört kişi bir olup. topa dış vurur gibi bir tekme ile açtı.. İkinci Şube'de.. Yamuk İhsan gibi sol omzunu az aşağı indirmişti. demir. anlatmaya başladı. hiç paydossuz.. Üst yanını sen bilirsin.

. Bir şişe daha getir. Göğsü. Erkeklik... -Bu dünyada erkek kalmamış be!. — Koço. Ama yine de arkadaşını ele vermemiş. Yamuk İhsan'a. cam kırığı yaralarından çeteleye dönmüştü.... Şimdi Tophaneli Yamuk İhsan anlatıyordu.. jilet... "Ah ulan ah Sarı Melahat" yazılı kolunu sıvadı.. Erkeklik dediğin böyle olur. Yamuk İhsan. -Kim? Ben mi? Ben. Öteki altta kalmak istemedi.. bir karı satın almışlar.. Ulan Koço.ne sopa. ben öyle üç şişeyle. — Kim! Ben mi? Ulan ben. nişaneleri meydanda. ulan!. Erkeklik. bıçak. erkeklik için ölürüm be!.. nasıl şişlemişti mabadından. Heryerinde bi kaç yara.. ötekinin anlatacağı hiçbir erkeklik hikâyesi yoktu. Anam avradım olsun erkek yok.... diyordu.. Ötekinin de sol böğründe bir yara vardı ama. manda süsmüş. Göğsünü açtı. — Görün ulan! dedi. İşte erkeklik buna derim ben. Üç gün üç gece durmamasıya içmişler de yine sarhoş olmamışlar.. Ölürüm. kurşun yarası değil. kıçını aç da göster. Masa yangın yerine döndü.... Hatta karıyı.. Kürt Cumanın önünden dörtnala kaçarken. dedi. 69 . Tophaneli Yamuk İhsan atıldı: -Sen Galatalı Recep'i demiyor musun? Aynasızlara kamış koyup onu ele veren senmişsin be!. Dövme ile. Dağa kaldırıp oynatmışlar. yüz kayme kârla başka köy delikanlılarına satmışlardı. Hayır. Beş candan arkadaş. boydan boya bıçak yarası. Öyle bıçak. diye bağırdı.. beş şişeyle "sarhoş" olmam..... böğrünü boynuzlamıştı. Pestil Hüseyin... -Ulan. — Yani. Bir şişe daha getir.

erkeklik üstüne bir laf söylemiş olmak için. yani sen ne demek istiyorsun? dedi. — Arkadaş.. O zamana kadar hiç sesini çıkarmayan. bahak!... — Erkeksen.. -Kak len!. Arkalarından çıksa bitürlü. irçek kimse görek. Demem o deme değel. — Erkek dediğin muhabbet yerinde belli olur... Lafın gelişi didik işte. -İrkekliğini göstert!.. Pestil Hüseyin. diye bir sunturlu savurdu. dedi.. — Di heydi içek.... o gık demeden dinlemişti. dedi.. Kendisi bir laf söyleyince. ne demek istiyorsun sen? Yamuk İhsan.. -Erçeçlik öldü mü ulan. Pestil Hüseyin sordu: — Sen erkek misin len? -îrçeğim!. -Nasıl hiç? Yamuk da.. Kantarın topuzunu kaçırma.. çık dışarı. Öteki. — Sen şimdi gıcık kodun.. sokakta bekliyoruz. Allah Allah... Ne demeğe getiriyorsun? Aramızda karı mı var? -Yooo.. dedi. Ne oluyordu şimdi bu adamlara? Onlar boyuna anlatmışlar.. lafını tart da söyle... -Heç!.. Yamuk İhsan. erkeksen söyle. Elinin tersiyle bıyıklarına bulaşmış rakıları silen öteki. onun yakasına yapışmıştı. çıkmasa bi70 . -Heç.. yalnız üstün bir hayranlıkla anlatılanları dinleyen öteki..Bu söze alınan Rizeli. Koço!. diye bağırdı. -Nirde garı varsa. Yamuk İhsan'la Pestil Hüseyin... Bir şişe daha getir. -Yörü dışarı. Vallaha heç. — Söyle arkadaş. dedi. Kadehi susuz yuvarlayan ötekinin gözlerinde şimşek çaktı.... -Ulan. diye meyhaneden fırladılar.

. Hiçbiri aldırış etmiyordu. Parayı vermeden çıkmak için aklına bir kurnazlık geldi. Hele sen bir şişe daha getir. Sallanarak ayağa kalktı: . Cebinde bikaç kuruş bozuk parayla. -Yani sen kendini irçekten mi sayıyosun? dedi. Yine cevap yok. dedi. . O da. on parası olmadığını.. başına dikildi: -Elliiki lira. Meyhaneci..Sen irçek değel misin? Arkasındaki masada oturan birine bağırdı: -İrçeksen çık dışarı! Ses yok.. — Şuna bak. bir de ceketinin kol astarı içine dikili. dirimlik bir yüz lirası vardı.. -Peki. Yine parayı vermeyecekti ama. Adam cevap vermedi. Koca meyhanede senden başka erkek yok. canından "kıymatlı" ölümlük. virek. burnunun üstüne iki yumruk yiyip yere çökünce. Parayı verirken. Ulan sen irçek misin be!. Koço hesap pusulasını uzattı.. 71 . Buraya iş aramaya geldiğini. şuna hele!. Öbür masadakine döndü: -Sende irçeklik var mı? Herif sağır mı ne: . Şu goca meyhanede ortaya çıkacak bir irçek yok mu be!.. Kollarına yapışıp tezgâhın arkasına çektiler. Yandaki masada içen adama. dedi.. komisi birden yakasına yapışınca. Ama kurtuluş yoktu. ceketinin astarını söktü. Paraları ver de erkekliğini göster. peki.türlü.Gene irçeklik bende kalsın! dedi.Topunuz garısınız.. -Gördün ya. Öndekine seslendi: -İrçeklik öldü mü be!. Meyhanenin üç dört garsonu.. arkadaşlarının zorla meyhaneye soktuklarını anlatmaya çalıştı. istanbul'a iş bulup çalışmaya gelmişti. arkadaşları gibi yapacaktı.

Ben işte. yeraltındaki bu yarım katta otururum. Bizim katın tavanları o kadar alçaktır ki. Bizim evin susuz kalmak tehlikesi kesinlikle yoktur. Bizim katta neler yaptığımızı seyretmek için denizaltılardaki gibi teleperiskop dürbünü gerektir. Bu iki katın altında da bir yarım kat var. bitürlü karar veremedim. iki yıldır apartman sahibi mi daha alçak. buradan başka istanbul yok!" diye beni uyarır. Hoş bu evde iki yıldır çok şükür seyre değer bişey yapacak halimiz de kalmadı ya. evimizin en iyi niteliğidir. yeraltında babam başı gibi.Bizim Apartmanın Sahibi yeraltındadır. içeri girsin.... iki katı da maden ocakları gibi . bir de başımı kapı tavanlarına çarpmamak için kısa kaldığım halde. Röntgenciler seyre gelseler adamlara fena halde mahcup olacağız. Güneş adresimizi bulamıyor ki. yoksa tavanlar mı. Zeki desinler diye. Ama güneşin adresi bulup gelemediği evimizi icra memurları. Ben bu evden çok memnunum. günde iki üç kez tavanlar Demokles'in kılıcı gibi başıma küt küt vurur. röntgenciler evin penceresinden içersini dikizleyemezler. böylece de kazancımızla evimizde namusumuzla rahat rahat geçinmekteyiz. Biz de solmuyoruz. Apartmanın Y beş katı yer üstünde. Güneş girmediği için perdelerimiz solmuyor. Hele güneş girmemesi. nezle olmak tehlikeleri de yoktur. soğuk almak. Çünkü "manzara" denilen hiçbişey olmadığı için evdekilerin günden güne iştahı kapanmakta. Bizim evin bir iyiliği daha vardır. Topraktan daha aşağıda olduğu için. Evimiz hava da almadığından cereyanda kalmak. Hani "Yeraltında babam başı" diye bir bulmaca vardır ya. Evimizin iyilikleri saymakla bitmez.. Bütün istanbul'un suları 72 edi katlı bir apartmanda oturuyorum. "Kendine gel. elleriyle koymuş gibi bulurlar.

On şişeden fazla içilirse.kesilse. Bizden önceki kiracının duvarlarından sızan sulardan para kazandığını gören ev sahibimiz. Maşrapayı daldır daldır. yalnız böbreklerdeki taş. Yaz kış. Ev sahibi duyacak diye ödümüz patlıyor. su doldur. Güherçileden para kazandığımızı bir du73 . istanbulluların yaz sıcaklarında susuzluktan yanıp kavrulmalarına dayanamamış. bağırsakları da döküldüğünden "Duvar memba suları" reçeteyle satılmaya başlanmış. biz susuz kalmayız. çakıl değil. Hoş bu kadar zahmete değmez. Her sabah duvarlardan bir kilo kadar güherçile topluyoruz. bütün sindirim organları kireç bağlıyormuş. duvarlardan şişe şişe sular almış. gürül gürül. Hem de bu "Duvar memba suları" o kadar etkiliymiş ki. Bizden önceki kiracı bir açıkgöz adammış. Duvar suyundan on gün süreyle içenlerin. sucular kapıda kuyruk olurlarmış. insanın böbrekleri. sidik torbası. mutfakta çukurlar var. ancak bize yetiyor. Zaten apartman sahibi suların çoğunu kendi oturduğu yandaki apartmanına çevirdiğinden bizim duvarlarda satılacak kadar su yok. Bu suları "Duvar memba suyu" adıyla piyasaya sürmüş. Biliyorsunuz güherçile pahalı bir kimya maddesi. Eline bir musluk al.. sonra çevir. ağızdan bağırsağın son noktasına kadar. İşte biz ondan sonra taşındık. iki şişe içenin içinde ne varsa hepsini boşaltıp temizliyormuş. burada insan oturamaz diye belediyeden ve sağlık müdürlüğünden rapor alarak kiracıyı evinden çıkarmış. şarıl şarıl sular akar. Koridorun duvarları rutubetten güherçile bağlıyor. kum. Bizim apartman katında çok önemli bişey daha var. evimizin duvarlarından sular sızar. donmuş çimento gibi taş kesilip heykele dönüyorlarmış. evin duvarlarına musluklar takıp. istanbul susuzluktan yanıp kavrulsa.. Biz topladıklarımızı kalaycılara satıyoruz. Ama kontratta duvar sularını satmayacağımıza dair bir madde var. Daha çok içenler. musluğu duvarın rasgele biyerine çak. O zaman bizim ev ayazmaya dönmüş.

dedi ki. Önce kapıya. hamamböceği. O zamana kadar zooloji dünyasının bilmediği üç tür haşere keşfetmiş burada. Onları da yanında getirir. hiçbişeyin kıymatını bilmiyorsunuz. Evimizde karınca. demek yok mu. Yine bizim kattan dünyanın en zengin haşere koleksiyonunu elde etmiş. sümüklüböcek. Bizim eve hiç misafir gelmez. öğrenirler. Benim apartman sahibim eskiden apartman kapıcısıymış. Eğer böyle biyer bizim Alamanya'da olsa. O sebepten kirayı on para indiremem. misafirden başımızı kaşıyamazdık. — inanmazsan bak! diye gösterir. örümcek. salt bu cakası insana yeter. ferah. Zavallının her ay ödeyeceği bikaç bin liralık bonosu vardır.. tırtıl. çıyan.Nerde oturuyorsunuz? dedikleri zaman. Bir de işin fiyakası var. aylık bir metronom düzeniyle damlar. öyle yanar yakılır ki. Biz ayın biri olduğunu apartman sahibimizin gelişinden anlarız. havalı. güneşli bir evimiz olsa. dedi. akrep. -Falan apartmanda!. tespihböceği. yazık size dedi. Açıklık. . Bizim evin bir özelliği daha var. Bitanesini daha söyleyeyim. Burada herbir hayvanı görür. karafatma. dedi. güve gibi bilinen bilinmeyen ne kadar haşere varsa hepsi bulunur. insanın değil yalnız kirayı vermek. Çocuklarını hiç mektebe göndertmeye lüzum yok. sinek. 74 .O Alman profesür. sonra apartmana sahip olmuş. ayın biri oldu mu. Bu apartman ilk yapıldığı zaman istanbul Üniversitesi'nde ders veren bir Alman zooloji profesörü bizim katta araştırma yapmış.yarsa bizi de evden çıkartır. Kirayı vermek için biriki gün müsaade istesek öyle ağlar. kasıla kasıla. Apartman sahibimiz. bize bu katı kiralarken bunları anlatmış ve şöyle demişti: . Ucuz bilem viriyorum. biyerden faizle borç para bulup adama yardım edeceği gelir. Apartman sahibimiz. kırkayak. orasını hemen hayvanat muzası yapardık. solucan. Evimizin iyilikleri saymakla bitmez.

Nişantaşı'nda bir evi. O günden sonra. Zavallı ev sahibimi avutmak için. bonolarını gösterse. -Aman Ali Efendi..Kirayı almaya geldim. Artık bir cezaevine de mi girmeyeceksin yahu? Aldırma. . yirmiiki değil. diyorum. maşallah bu kadar malı mülkü ne zaman yaptın? O da herzaman. -Yapmazsak ayıp Hasan Bey. alışırsın kardeşim. Yirmi yıl önce bizim patronun kapıcısı olduğu için patronum hemen onu tanıdı. -Nerelisin? diye sorsalar. şunun şurasında yirmiiki yıldır istanbul kaldırımı çiğniyoruz. der. dedim. daha çok girer çıkar. Cezaevi tellerinin arkasında ağlıyordu. Dört paket İkinci cıgarası alıp ziyaretine gittim. -Ne kirası?. -Ne o Ali Efendi? . artık bir apartmanım da olmasın mı? Ben doğma büyüme istanbullu olduğuma. adamın bize bunca iyiliği var. Geçen gün apartman sahibimin başına büyük bir felaket geldi.Nasıl? Ay senin apartmanın da mı var? Apartman sahibim.Sivaslıyım. Zavallı adamı murakıplar karaborsa yaparken yakalamışlar. Aydan aya kirayı almaya gelip de ne zaman borçlarını söylese. dükkânı da var.. . yirmiiki yıldır istanbul'dayım. 75 .. bundan başka bir apartmanı. Eh insanlık ölmedi ya. Savcı da cezaevine tıkmış. aldırma. . -Hasan Bey benim apartmanda kiracı da.Üzülme Ali Efendi.. başımı önüme eğdim. derim. patronumun bu şaşkınlığına alındı. yirmiiki yıldır istanbul' dasın. istanbul kaldırımı çiğniyorum. kırkiki yıldır istanbul'da yaşadığıma utandım. -İnsaf edin beyefendi. bikaç yerde arsası.Bir ay kirayı verememiştim. Apartman sahibimin yalnız oturduğumuz değil. dedi. Apartman sahibim çalıştığım derginin idarehanesine damladı. istanbul'a geleli altı ay oldu..

Geçen yıl bu aylardaydı. vapurlarda.Hela ile memleket kalkınmasının ne ilgisi var? -Var. Bir memlekette önce genel helalar işi yoluna konulmalı. doğrudan doğruya kendi adreslerini vermiyorlar. Kimisi de. Söylemiyordu. neyin var? diye bikaç kez sordum. arkadaş bulma bürolarının ilanlarıyla doludur. Aşağı yukarı şöyle bir ilandı: "Müessesemiz. turizmin gelişmesine bağlayanların konferanslarını. Memleketin kalkınmasını. hem de çok var. Ondan sonra başka işler. kendilerine arkadaş. Haftalık Fransızca bir gazetenin sekizinci sayfasının yarısı. Kimisi doğrudan doğruya büroların kendi ilanlarıydı. başlıca yurt derdinin hela olduğunu söyleyeni ilk duyuyordum. bir büronun adresini veriyorlardı. erkekler. Şu bürolardan birine mektup yazayım. tirenlerde çok dinlemiştim ama. Anladın mı?. Şeytan aklımı dürttü. bir parmak ilerleyemeyiz.. . dedim. sen bu anlayışa nasıl vardın? — Nasıl olacak. Teker teker ilanları okudum.İstanbul'dan Bir Kız Kaçtı — Nedir.. Anlamamıştım. Bürolardan birinin ilanını gözüm tuttu. İlan veren kadınlar. Marmara'da avlanan balıkların tekrardan denize dökülmemesine. yetmişdört yıllık temiz mazisi ile iftihar eder. eş arayan kadınların ve erkeklerin verdikleri ilanlardı. . Bişeye canı sıkıldığı belS liydi. kendim hela sıkıntısı çektim de oradan biliyorum. karaborsa yapan gezginci esnafın alanlarda salkım salkım asılmasına. Dünyanın dört bir tarafından onbinlerce insanın birbir76 on günlerde suratı asıktı.... Hela meselesi halledilmedikçe. -Peki ama. otobüslerde. Bigün nasılsa konuştu: .Bütün sıkıntımız heladan geliyor.

kartpostal değiş tokuşu istiyordu. arkadaş olmalarına yardım ettiğimiz gibi. karakterinizi yazar ve arkadaşlık kurmak istediklerinizin niteliklerine değgin bilgi verirseniz. Esmer.. Kendi fizik ve moral niteliklerinizi. kelebekler ve akvaryum balıkları hakkında bilgisi olan bayanlarla İngilizce mektuplaşmak istiyorum.. sarışın." "Yaş 31.." Bu türlü büro ilanlarından başka bir de şuna benzer özel ilanlar vardı: "Yaş yirmialtı. Karakterim gayet sağlamdır. entelektüel bir kız." Kimisi. Ben bu tanışma bürolarından birine mektup yazarak kendimi tanıttım: "Ellidört yaşındayım. başka memleketlerden bilgi istiyor. İkinci mektubu yazan kız da akvaryum balıklarına değgin bir kitaplık bilgi veriyor.. siyah saçlı ve çakır gözlüyüm. Şöyle yazılmıştı: "Yirmi ile otuz yaş arasındaki sarışın kadınların balıklar ve kelebekler 77 . Paris'te bir arkadaşıma rica ettim." Gazeteden cevap geldi.55 olup.. benden de burada yetişen balıklar için bilgi istiyordu. Mektubumun yayımlanması için büroya yüz frank göndermem gerekliymiş. mektubunun sonunda da. akvaryum balıkları üzerinde çalışmamış olduğunu yazıyordu.. Aradan bir zaman geçti. yirmi ile otuz yaş arasında. müessesemiz size hizmetten şeref duyacaktır.72. kimisi pul. Boyum. Mavi gözlü. kilom 76'dır. üç kızdan mektup aldım..) bürosu eliyle. Boy: 1. 1.leriyle tanışıp mektuplaşmasına. 78 numara ile (. Lise mezunuyum.) bürosuna müracaat. Bitanesi dört daktilo sayfası uzunluğunda Fransa'nın batı kıyısındaki kelebekler hakkında bilgi veriyor. Doğu ülkelerinden genç erkeklerle arkadaşlık kurmak istiyor. pekçok çiftin aile yuvası kurmalarını da sağlamış bulunuyoruz. Almanca mektup (. benim adıma büroya yüz frangı göndermiş... Üçüncü mektup çok ilginçti.. Sarışın. Dul.

dedim. Kızı. tuvaletli. Müslüman olsun.. yan çıplak. Yahu. kıza mektupla durumumu anlatmıştım. Allah razı olsun. kıza da ayıp. bizim Mevlanakapı'daki eve getirdim.. Sabah çıkıyoruz. gece yarısı eve dönüyoruz. Ben kızı görünce apıştım kaldım. Sonunda birbirimize âşık olduk: Kız "Paris'e gel!" diye yazdı. Kıza istanbul'u gezdireyim diye daireden bir hafta izin almıştım. Biz öbür bir odaya doluştuk. Bu kez de bizim evdekiler. bizim evdekilere de. Kız bir harika! Resimlerinden bin kat güzel! Şimdi böyle bir kızı bizim yoksul eve götürürsem. Ben Paris'e nasıl giderim? Şurada üç kuruş aylığa bakan bir küçük memurum.. poz poz. Herşeyi açık açık yazdım.... anlayacaksın..Biraz sabırlı ol." Buraya kadar sözlerini sabırla dinlediğim arkadaşıma. elbiseli. Anlatamadıklarımı da takside anlattım. yalnız kelebekler üstüne bilgisi olduğu için aradığım nitelikte değildi. Buçuk odayı kıza verdik. Param yok. Otuziki yaşında bir kumral: Madlen. Kızın bende bir albümlük resmi birikti. . vicdanlı bir kızmış. Birbuçuk odamız var. o benden istedi. geldi. Mektuplarımızda balık ve kelebekten başka herşey vardı.. Bir sabah yine evden çık78 .. Ben ondan resim istedim. Üçüncüsü tam aradığım kadındı. Zaten bizim ev oturulacak gibi değil.Bütün bu anlattıklarının hela ile ve helanın memleketin kalkınması ile ne ilgisi olduğunu hiç anlamadım. İkincisinin de. gökten inmiş bir melek. Kız. atladı uçağa.. ona da razı oldu. Birinci mektubu yazan kadın. Aylarca mektuplaştık. . yalnız balıklar üstüne uzmanlığı olduğundan aradığım nitelikleri yoktu. Evlenmeye karar verdik. dedi. "Benim param var.." diyor.. mayolu. Neyse. Sen gel!" dedim. Bu kadar iyi yürekli bir kız olamaz.hakkında daha geniş bilgileri olduğunu mu sanıyorsunuz? Balık ve kelebek üstüne mektup beklediğiniz kadınların neden renklerini ve yaşlarını sınırladığınızı anlayamadım. diye tutturdular.. Mektuplarla dostluğu ilerlettik.. boy boy resimler. kız değil.

ikişer çay içtik. Oturduk. -Aman Madlen. Karnı acıkmış.. hela vardı yahu burada? Çoktan yıkılmış. Tuvalet neredeydi? Haa. Üstünde kocaman "WC" yazılı kapıya yöneldik. koca genel hela yok olmuş. Öğlen olmuştu. öyle ya.. Kız iki büklüm olmuş kıvranıyor. -Affedersiniz... "Bayanlara mahsus" yazılı kapının üstüne çaprazlama iki tahta çakmışlar. Madlen.. istasyonlarda hela olmaz mı? dedi. -Sizin iskelelerde.tık erkenden. orası da tamir ediliyor.. Olur.. onun kapısına da çaprazlama tahta çakmışlar. Sirkeci'deydik. Bir sütçü dükkânına girdik. Ayasofya'yı gezdirdim. Aman. Yorulmuştu. Hemen kızı bir taksiye attım. dedikçe büsbütün şaşırıyorum." dedi. biraz sık kendini. diyor. Vişne şurubu ile üzüm şırası içti. Madlen.Patlayacağım.. Ne?. Sahi. Bereket arabadan inmemiştik... Tuvalet mi? Yahu.. Hay Allah. Erkeklerin helasına koştuk. . hela var mı?.. şaşkınlıktan bende akıl mı kalmış!.. 79 . Madlen. Karaköy Vapur İskelesi'ne geldik. hemen karşıda gar var. -Eminönü'nde. tuvalete gideceğim.. dedi. Zavallı kız. yok. buralarda bildiğiniz yerde. Bahçeli bir kır kahvesi gördü.. -Biraz tut kendini şekerim. O yalnız iki bardak süt içti. -Yürüyemeyeceğim!. Madlen. Gara koştum. -Affedersin. şurada bir genel hela olacaktı. tuuu.. yalnız ayran içti. -Çek kardeşim Karaköy'e. "Aman ne güzel.. dedi. Gittik... "Aman bir meyve suyu. İstimlak edip yıkmışlar kardeşim! Bereket... biraz canım. Eminönü'ne geldik.." dedi. olmaz olur mu.. Çıkınca. kıpkırmızı olmuş. elleriyle kasıklarını tutuyor. Yahu buralarda biyerde hela olacaktı. köprünün başında. aman.. Arkeoloji müzesini gezdik.

kilitli... Bir taksiye bindik. Yahu. iki adam daha geldi... Dördüncü katta indik. Öyle ya. Tamam.. yarı yarıya bayılmış. siz ne yaparsınız? . Asansörcü sordu: — Kaçıncı kat?... çatlayacak zavallı. bekleriz kimse gelmez. Asansöre bindik.Peki.. Şimdi. — Canım. Madlen.-Yürü Madlen!. dört kişi olmadan asansörle çıkılmaz. Madlen'i hanlardan birinin kapısından ittim. Galatasaray'da genel hela var. Kız kıvranıyor..Sana ne? Öyle ya. Genel helaya geldik. Koridoru dolandım. Kızcağız sürüklenir gibi duvarlara tutuna tutuna merdivenlerden indi. Kız mosmor olmuş. Sağa bakarız. hela kilitlenir mi?.. hela kapısının dibine çömeldi. hela yok. Asansörcü. Kızın terli şakaklarını okşuyorum...... açar girerlermiş.. — Madlen. Neyse. Yahu bu memlekette asansörle çıkacak bir insan evladı yok mu be? Çıldıracağım. sancısı tutmuş gebe kadın gibi kıvranarak. — Bekleyin. dedi. Galatasaray'da arabadan indik. dur... İskele memurlarından birine sordum: -Hela?.. Bekleriz.... -Kımıldayacak halim yok... dedim. yürü yavrum.. sola bakarız. Gir birine.. Laf olsun diye. hayatım. Yürü Madlen.. İşte geldik... Kızın merdivenlerden çıkacak hali kalmamış.. 80 . döndüm. -Dört.. Yahu bu Karaköy'de bisürü han var.. Her yazıhanede hela kapısının anahtarı varmış. şimdi.. Oradan geçen kahveci çocuğa sordum. şimdi... Şimdi canım.. Bende hiç akıl kalmamış.... Vah yavrum bir görsen yüreğin parçalanır.. Çok şükür helayı buldum ama.. kalk sevgilim.. -Yok!.. yavrum. Madlen kendini kaybetmiş. — Madlen. .

ağla sevgilim. Yine konuşmadı. ne yaptığını göremedim.. Yaaa. Bir de helanız olsaydı.. ne çıkar. Ağla. Kapıda kalakalmıştım.. Herkesin içinde... işte hela. Kolumdan çıktı.... adım atsın. Şurada var. Yahu koca istanbul'da. ferahlarsın. Eve geldik. Birden Taksim'deki genel hela aklıma geldi.. Gidiş o gidiş.. Zavallı bacaklarını açamıyor ki.. yürü sevgilim.. -Ağla.... Baktım.. sarsık sarsık ağlıyordu.. Kolundan tutup kaldırdım. kurtuldu zavallı. Oh... -Olsun Madlen.. Anlamıştım. Haydi gir!. dedim.. açılırsın.. Madlen merdiven basamaklarından birine oturmuş.. bütün ağırlığı ile omzuma yüklenmiş. Anladın mı?. Madlen'in koluna girdim: — Yürü canım.. Kapıdan girdim. Madlen... İçerisi karanlıktı. Biraz daha.. — Yapamam. başını korkuluğa dayamış ağlıyor.. siz de çok iyi insanlarsınız... sağdaki apartman kapısından daldı." diye yazmış. Önce hela beyim. Azkaldı. Su şeridi yaya yolundan kıvrıla kıvrıla kaldırıma uzadı.. — Aaa.... kurtuldun nonoşum! dedim. Madlen kendini tutamıyor. Öyle ya.. Ertesi gün bavullarını hazırlamıştı.— Haydi yavrum.... Birden merdivenleri koşarak çıktı.. haydi. kapıdan sokağa doğru bir su şeridi uzanıp akmakta.. Hiç konuşmuyordu. Yukarı doğru giden araba da yok. — Geçmiş olsun.. Yerdeki sulara basarak dışarı çıktık. Bir mektup aldım: "Memleketiniz çok güzel.. burası yalnız erkekler için. Hela işi halledilmeden bu memlekette hiçbişey olmaz.. hela... burası..... 81 ..

dokuzbuçuk oldu. cıgaraböreklerini yağlı kâğıda sardık.Nereye gidilecek? diye sordum. istanbul'u bilmeyen istanbullu benim işte. dedi. Siz de gelir misiniz? Kır gezmesinin adı şimdi piknik oldu. Herkes yemeklerini birlikte I götürecek.. Yaza yeni girdiğimiz günlerdeydi. istanbul'un en güzel yerlerinden biriymiş.ayaklarından başka taşıt aracı olmayanlar. Saat dokuz oldu. Benim kız. Karım kızarak. Rakımız da gani. bizim arkadaş yok. Kabataş İskelesi'nde. çok akıllıdır. . sakın sen Beşiktaş'ı Kabataş anlama. Bir şişeye zeytinyağı. ayıp doğrusu. . öyleyse Çemberlitaş da olur..Bentler'e. Onlar sana Dikilitaş demişlerdir. dedi. Bizim gibi -ona da şükür. Yoldan üzümle şeftali de aldık.... -Baba. Belki de şimdi bizi Beşiktaş'ta bekliyorlardır. Bol domates. -Olabilir.. sizden iyi olmasın. Dikilitaş'tır. Dokuza on kala... öyle derler. köfteler yaptık.. Senin zaten ilk söyleyişte bişeyi anladığın görülmemiştir. saat dokuzda buluşacağız. Aklından yana kızdan da baskın olan oğlum.Bu pazar piknik yapacağız. sirkeyi doldurduk. dedim. arkadaş arabalarına doluşup Bentler'e gideceğiz. Kabataş İskelesi'nde olduk.. -Olabilir. .Olabilirse. Arabası olanlar varmış. dedi. 82 D .Zavallı Necla oğma büyüme istanbullu ol da istanbul'u bilme.. sen Kabataş anlamışsındır. Yumurtaları kaynattık. Herhalde telefonda Çemberlitaş'ı sen Kabataş anladın. dedim. bu kır gezintisine katılacaklar yirmiden aşkın. Dolmalar.. Bentler'e hiç gitmedim. Bir arkadaşım telefon etti: . -Belki de. Arkadaşımın verdiği bilgiye göre. hıyar.

Demindenberi ellerinizde sepetler. Coşkun söyledi ama. -Bir de Taşlık var.... dedim. nereden bildiniz? -Biz de oraya gideceğiz de.-Olabilir.. dedi. Belki de bizi şimdi Kızta-şı'nda bekliyorlar. ne kadar taş varsa hepsini dolaşmaya karar vermek üzereydim.. istanbul'da ne kadar çok taş olduğunu o zaman fark ettim. — Çok kalabalıkmış.. — Burada demindenberi bekleşenler var.. Küçük oğlum. Kıztaşı mı?. -Bir de Kıztaşı var.. Daha sabahtan ağzımızın tadı bozuldu. dedim. Bizimle konuşanlar bir kadınla erkek. soralım.. -Sakın Nişantaşı olmasın. dedim... Bir taksiye binip. düşününce hangisi olduğu aklıma gelir. Bize Coşkun telefonla söylemişti.. Ama sabahleyin Coşkun yine telefon etti. dedi. anladım.. Oğlum.. sizin de Bentler'e gideceğinizi. Dikilitaş mı. siz Bentler'e mi gideceksiniz? -Evet. dedi. dedi.. — Başka kimler vardı birlikte gideceğimiz? diye sordum.. Bu sabah burada buluşacaktık. çantalar beklediğinizi görünce. -Sayın bakayım şu istanbul'daki taşlan. — Ne yapacağız? -Bilmem. karıkoca olacak83 . Karım kızdı: . Sizin tanıdıklarınız yok mu? — Hayır. hiçbirini tanımıyorum... gelemeyecekmiş. -Atlamataşı olmasın. Çemberlitaş mı. Kızım... Birdenbire hastalanmış.. Büsbütün aklım karıştı. Karım. Kabataş mı.Canım nasıl olabilir? Beşiktaş mı. yanıma çok uzun boylu birisi sokuldu: -Affedersiniz. -Olabilir.

.. çanta. sana ne? — Gidersiniz efendim. Bentler'e daha kimlerin gideceğini öğrenmek için üç ailenin dört erkeği. Hemen oradan kırdım.. Sorduk. Bir adamın yanına yaklaştım: -Affedersiniz. Az önce tanıştığımız adam da. Olduk üç aile. kızdı: -Bentler'e mentlere gitmeyeceğim!. Adam galiba alay ediyorum sandı.. Allah Allah. Adamın yanındaki kadın atıldı: — Bentler'e gideriz.. Sordum. vapur iskelesi alanına dağılıp soruşturmaya başladık. Hünkâr'a gideriz. Bentler'e mi gideceksiniz? -Ne bentleri? — Su bentleri. Sordum işte. Ben. Bentler'e mi yolculuk?... Onlar da Coşkun'u bekleyip duruyorlarmış. İskele alanında bekleşenler çok var. bana ne? Nereye isterseniz oraya gidin... — Sana ne? -Hiç. Sizi Bentler'e gidin diye zorlamıyoruz. -Su bentlerinde ne işim var? — Bilmem. — Gitmeyin beyim. Bizim çocukların yanına geldim. Bentler'e gidecek bir aile daha bulmuş. Bizim gibi ellerinde sepet. başka birine yanaştım: — Affedersiniz. — Gitmeyeceğim yahu!.. Bentler'e mi yolculuk? -Size ne? 84 . — Siz bilirsiniz. Bu güzel pazar sabahı da herkesin tersliği üstünde..... Öbür arkadaş. canınızın istediği yere. iskelede bekleşenlerden gözüne kestirdiklerine. Çırçır'a gideriz.lar.. paket olanlardan birine sokuldum: -Affedersiniz efendim. Zorla değil ya.. Bentler'e gidip gitmeyeceklerini soruyordu.. Çıngar çıkarmadan adamın yanından çekildim.

Fena halde bozuldum. -Arkadaşlar vardı da... Onları arıyoruz, hep birlikte Bentler'e gidecektik... Adamın yanındaki kadın sinirli sinirli bağırdı: — Hayır, hayır, hayır... Bentler'e gitmeyeceğiz işte... Şile'ye gideceğiz, anladınız mı? -Anladım... Anladığım şuydu: Kadınla erkek, benden önce Şile'ye gidip gitmemek için tartışırlarken ben de üstlerine gelip, - Bentler'e mi gideceksiniz? diye sormuşum. Nedense "Bentler" der demez herkes kızıyor. Bu kez bir adama: — Çok affedersiniz, nereye gideceğinizi sorabilir miyim? dedim. — Neden sordunuz? — Biz Bentler'e gideceğiz de... — Biz gitmeyeceğiz... — Biz gideceğiz... -Biz gitmeyeceğiz yahu... — İyi ya, gitmeyin efendim. — Neden sordunuz? — Hiç... Birisini arıyoruz da... — Ama neden sordunuz efendim? Allah Allah... Adam yakamı bırakmaz. -Sorduksa günah mı yani? Sorduk işte... — Ama niçin? Siz benimle alay mı ediyorsunuz? — Estağfurullah... — Demindenberi kaçıncı? Gelip gelip soruyorlar: "Bentler'e mi gideceksiniz?" Gitmeyeceğim işte be!.. — Gitmeyin efendim. — Ne diye birbirinizi gönderip soruyorsunuz? Benimle dalga mı geçiyorsunuz? Haaa... Demek benden önce, öbür arkadaşlar da gelip sormuşlar. Adama üç kişi üst üste gelip de, "Bentler'e mi yolculuk?" diye sorunca adam da kızmış, hakkı var... Böyle kavgalı gürültülü araştırma sonunda Bentler'e git85

mek için orada bekleyenleri bulduk. Kimlermiş biliyor musunuz? Hep benim sorduklarım. Bekleye bekleye kızmışlar, bütün terslikleri üstünde de ondan, "Sana ne? Gitmeyeceğiz işte..." diye bağırıyorlarmış. Coşkun, bütün tanıdıklarına telefon etmiş. Ama onun tanıdıkları, birbirlerini tanımıyorlar. Kendisi gelse, bizi birbirimize tanıtacakmış. Arabalara bindik. Dört arabayla yola çıktık. Biz, san bir spor arabaya düştük. Arabanın sahibi direksiyonda, yanında hanımı ile baldızı... Somurtup duruyorlar. Coşkun gelmedi diye mi kızmışlar, beklemekten mi sinirlenmişler, nedir bilmem... Bebek'te arabalar durdu. Kimisi cıgara, kimisi ekmek alıyor. Bu fırsattan yararlanıp, bu somurtkan insanlardan kurtulmak için başka arabaya geçtik. O arabadakiler daha da kızgın... İşte bu sinirli hava içinde fosur fosur soluyarak somurta somurta Bentler'e geldik. Bir kır gazinosunda oturduk. Birbirlerini tanımayan insanlar orada toplanmışız. Yemekler ortaya açıldı. - Sizde ne var? -Köfte, börek, yumurta, dolma... - Bizde de... -Biz de köfte, börek, dolma, yumurta getirmiştik... - Aaa... Biz de... Bir mezeci dükkânını dolduracak köfteler, dolmalar, cıgarabörekleri, lop yumurtalar çıktı ortaya. Bu bile kızgınlık yaratıyor. İşte o kızgınlık içinde yemeklerimizi yedik, biyandan da içkilerimizi içiyoruz. Kimse, birbirinin kim olduğunu, adını sanını bilmiyor. Havayı yumuşatmak için şakalar yapıyorum, fıkralar anlatıyorum. Sululuk yapmışım gibi, donuk donuk bakıyorlar yüzüme. Biraz sarhoş olsak, belki bu somurtuk hava çözülür diye boyuna kadehlere rakı dolduruyorum. Uzun boylu adam açılır gibi oldu. Geçenlerde başından geçmiş bir olayı anlattı. 86

Büyük Postane'nin önünde dolmuştan inmiş. Bir kalabalık... Nedir, ne oluyor diye kalabalığa sokulmuş. Önce bir açıkgöz, kireçle kül karışığını küçük paketler içinde haşarat tozu diye satıyor sanmış. Değilmiş. Bir kadın, "Adalet!.. Adalet yok mu?" diye feryat ederek, Adliyenin merdivenlerinden aşağı koşarak iniyor-muş. Izbandut gibi üç erkek de, bağıran kadını herkesin içinde dövüp duruyorlarmış. Kadın, "Polis!.. Polis yok mu? İmdat!.. Adalet isterim!.." diye feryadı yükseltmiş. Bunun üzerine kalabalıktan fırlayan bir polis, copunu çekip ya Allah diye kadının üstüne yürümez mi? Bir polis, üç sivil zavallı kadını parçalayacaklar. Kadıncağızın saçı başı dağılmış, göğüsleri çıkmış ortaya... Kadını kaldırım taşları üstünde sürüklüyorlar. Kadının atkuyruğu biçiminde saçları varmış. Polis, kadının atkuyruğu saçından yapışıp çekiyormuş. Uzun boylu adamı merakla dinliyoruz. -Yahu, diyor, ben polise kızmadım. Polistir, elbet döver, görevini yapıyor. Öbür üç herife de kızmadım. Belki biri kadının kocasıdır. Elbet karısını dövmek hakkı... Öbürleri de kadının belki dostlarıdır. Onlar da ne yaparsa yapar... Benim kızdığım, şu kalabalık... Kadını gözlerinin önünde dövüyorlar da, öyle toplanmış bakıyorlar. Kadın da "Adalet isterim ben!.. Adalet!.." diye çırpınıyor. Birden hamiyetim kabardı, -Ulan, sizde hiç mi din iman yok, alçaklar!., diye bir nara vurup, kalabalığı bıçak gibi yarmamla, o dört herifin üstüne varmam bir oldu. Polisin elinden copu nasıl kaptıysam bunları oracıkta perişan ettim, çil yavruları gibi dağıldılar. Merdivenin üstünden kalabalığa, — Bre nabekârlar, gözlerinizin önünde bir zavallı kadını parçalayacaklar da, kaz gibi bakışıp duruyorsunuz!., diye bağırırken, yerdeki kadın birden doğrulup üstüme yürümez mi!.. İskarpinin tekini çıkarmış, tak tak kafama indiriyor. Önce neye uğradığımı şaşırdım. O şaşkınlıkla ne kendimi koruyabildim, ne de kurtardığım kadına, "Hanım 87

.. İkindiye doğru. tenha biyere çektik ki. göbek atmakta Çingene kızını bastırdı. kadını döven herifler. Bu kez kadının yerine ben "Adalet isterim ulan!. "Bentler'e mi gideceksiniz?" diye sorduğum için benimle kavga eden adam. Vuran vurana. Yahu. ne duruyorsunuz? Sonra. Arabaları. polis görevlisi candarma gelsin!. efendim bunlar "Vurun Namussuza!" adlı yerli bir film çeviriyorlarmış.. O kadın.." diye feryada başladım.. Halkın işe karışmaması da ondanmış. hepsi artistmiş.. operatör kamerayı birden durduramamış. Derken neşeli bir hava doğdu. 27 Mayıs İhtilalinden önce.. bizi bir uyku bastırdı. işin içyüzünü öğrendik. Kısacası.. Yahu bu ne iş!.... Kimisi arabaların içinde.. Meğer. Yine bir Çingene saz takımı geldi. kimisi ağaçların gölgesinde uykuya 88 . Ben de filme girmişim. Çevirdikleri sahne.. Çingene karıları gelip fallarımıza baktı. gürültü olmasın. beni kargatulumba ederek aldılar.. Uzun boylu adamın anlattığı olaya kahkahalarla gülmeye başladık. Polis yoksa. demeye kalmadı birader. Herifin biri barut kesilmiş gibi bana bağırıyor: — Allah belanı versin!. polis. "Şile'den başka yere gitmem!" diye tutturan kadın Çingene karılarının arasına katılıp bir güzel çiftetelli oynadı. Yirmibin lira zararı göze alamadıklarından.. zalimlerden yana olduğunu anlatmak için çevriliyormuş. Ben kadını kurtarmaya koşunca. kadını kurtarışımı da filmde göstereceklermiş. Belgrat Ormanı'nın içine. Beni yirmibin lira zarara soktun. Bu memlekette hiç mi adalet kalmadı?. Kabataş İskelesi'nde "Bentler'e mi?" diye sorduğum zaman.. "İşte böyle hamiyetli vatandaşlarımız da vardı eski idare zamanında" gibilerden.yavaş!" diyebildim. o kalabalıktan beş on kişi üstüme gelip. Dinleyen yok birader. polisin nasıl halkı dövdüğünü. Bir başkası ayı oynattı. bu ne iş!. kadın döverek yirmibin lira kazanılıyorsa. pek güzel eğlendik. Beni silkeleyip biyana attılar. Namussuzlar. Polis yok mu? Bütün polisler bugün izinli mi gitti?..

. Ben biraz sokulayım. Hep birlikte ormanın içinde. 89 .. işte öyle bir kamera... Kız bağırıyor: . Başka bir herif de kızın üstünü başını parçalamış. Bizden bir erkek de. — Film abi. O altı erkekten biri. kamera dedikleri mi.. başını siyah bezle örter de kafasını makinenin içine sokar.. -Sansürün bu filme müsaade edeceğini sanmam. ceketini çıkarıp başına örtmüş. o altı kişiden biri. kızın ağzına bir bez tıkıyor. Operatör. -Aman abi sokulma.. kafasını tenekeden içeri sokmuş. Bizim gruptan... film çeviriyoruz.Can kurtaran yok mu? Canavar gibi bir herif bağırmasın diye. filmi berbat edersin!. entarisini çıkarmaya uğraşıyor.... kudurmuş gibi. -Ne yapıyorsunuz? diye yürüdüm. bilmem. Hani sokaklarda alaminüt fotoğraf çekerler ya.... yoksa başka bişey mi. sesin geldiği yere doğru yürüdük. Sahiden makineye benzer bişey var ama. Ben o zamana kadar film çekme makinesi görmemişim. namusuma tasallut ediyor!. çırpınan kızı öpmeye çalışıyor.yattı. -Neden? -Çok açık saçık baksana. Fotoğraf makinesinin arkasındaki fotoğrafçı. biraz önce çiftetelli oynayan hanım. Öbür arkadaşlar da uyanmışlar. Kız bağırıyor: -Canavarlar. Paslı gaz tenekesinin bir ucu delik. ben deminki hikâyeyi hatırlayıp durdum. sandım. -Çok canlı bir film olacak!. deyince. Bir de ne bakalım. altı erkek. üç ağaç dalından ayak yapmışlar. Önce rüya görüyorum. Herifin biri. Tam içim geçerken bir kadın çığlığıyla sıçradım. dedi. dedim. Paslı bir gaz tenekesinin altına. dedi. Rüya değil!. bir körpe kızı perişan ediyorlar. dedi..

. Olmadı. diye bağırdıkça. daha yüksek.Birisi de. Zavallı kız.. Sahiciymiş gibi. dedi. Kız birara ellerinden kurtulup kaçmak istiyor. çığlık çığlığa bağırıyor... Ben doğrusu biraz kuşkulandım. yerli malı.İmdat!... Bağır.. -Evet... Kız. gözümüzün önünde kızı perişan ediyorlar.. çalı çırpıdan çizilip. Canlı olsun!.. realist bir film olacak. Kız ne kadar feryat etse. Çünkü.. . Hükümetin dövizi olmadığından... Rejisör. Taarruz ediyorlar!.. Kombinezonu da parça parça oldu. Ne kadar realist olursa olsun. -Daha çok bağır... Kızı çalıların içine atıyorlar. o da kıza.. biz bu kamerayı burada yaptırdık. Rejisöre yaklaştım: — Bu ne biçim film makinesi? -Ne olacak abi. Yüksek. öbür artistlere de bağırıyor: — Saldırın ulan. kanlı bir film! dedi. daha çok bağır!. -İnşallah Kan Festivali'ne göndereceğiz. Kız bağırıyor: — Namusum elden gidiyor! Rejisör de ona bağırıyor: -Bağır kızım. dedi. diye bağırıyor.... — Çok heyecanlı. İyice yapışın. Yatırın yere!. rejisör yine az buluyor: -Daha heyecanlı!. bağır!. Kız kombinezonla kaldı. bu kadarı da olmaz. Rejisör davranıyor: — Yakalayın!. Rejisör. Bizde bu rezaletler çok olur. Bir de rejisör var. dışarıdan makine getirtemedik. daha yüksek bağıra90 . daha bağır... Bizim kadınlardan biri.... -Hayatı hakikiye sahnesi. dikenlerden berelenip kan içinde kaldı.

Üç kişi önümüzden koşarak. -Filmin adı ne? diye sordum. Ertesi gün bir de gazeteye baktım ki.caksın. Birara film o kadar realist yada naturalist olmaya başladı ki. onları durdurduk: -Bişey yok... bişey yok." 91 . Aradabir. -"Zavallı Necla!" dedi. Az sonra kızın feryadı yine duyuluyor. -Haydi artık gidelim!. aramızda çocuklar... Zavallı Necla'yı sürükleye sürükleye ormanın içine götürdüler. dediler. Sanki sahiden namusun gidiyormuş gibi... Zavallı Necla'yı sürüklüyorlar. O gün çok eğlendik. Gördüğümüz filmin heyecanıyla uykumuz kaçmıştı. Kız bağırıyor: -Beni mahvediyorlar!... Adamlar... Rejisöre. Bentler'de film çeviren altı erkeğin resmi: "Otomobille kaçırdıkları bir genç kızın Belgrat Ormanlan'nda namusuna tecavüz eden altı canavar tutuklandı. Geç vakit Bentler'den döndük. Ses kesiliyor. Zavallı Necla'nın imdadına gidiyordu.. dedi. kadınlar olduğu için ayıp olacak. Taarruz ediyorlar!. her ne kadar bu sahneleri hepimiz görmek istiyorduysak da. dönüp gittiler.. Zavallı Necla'nın feryadı bize kadar geliyor: -İmdat!. Uzun boylu arkadaşımız. Bağır!.. Film çeviriyorlar.. Yeniden içmeye başladık.... -Biz de bir aile faciası sandık.

-Aman ben de sıkıldım. Sıcak olduğu için. Bayıltıcı bir rayiha ile adeta sarhoş oldum.Suçlu olup olmadığımı anlayabilmeniz için. Muhterem Reis Bey!. Hem güpegündüz. torunlarım var. ben bu hanımlara laf attım. Beyoğlu'nda giden bu iki hanıma laf attım. hadiseyi bütün teferruatıyla huzurunuzda arz etmem gerekiyor. gelinlerim. ayan beyan meydanda olan koltuk altıyla burnuma temas eyledi. Muhterem Reis Beyefendi. göğsünü açtı. aşağı salona indim. hem de ceketini çıkararak nim üryan bir halde kaldı. Gözlüklerimin üstünden nazarı hayretle temaşaya devam 92 M . Bilahara. sarışın hanım.Cürme Teşvik uhterem Hâkim Bey!. Tekaüt olalı seneler var. Artık sinnikemale geldiğimden. diyerek. -Jartiyerlerim pek sıktı. affınızı istirham ederim. -Aman ne sıcak! diye düğmelerini çözüp de. Siz benim yerimde olsaydınız bakmaz mıydınız? Bunun üzerine yanındaki sedef tenli hanım. Bendeniz altmışsekiz yaşında çoluk çocuk sahibi bir insanım.. yüksek sesle. ne suretle hareket ederdiniz? Bu kez sarışın hanım. Karşımda iki hanım oturuyordu. iş yapmıyorum. Siz benim yerimde olsaydınız ne yapardınız? Fakirhane Kanlıca'dadır. Evvela nazarı dikkatimi celp etmediler. Elinizi vicdanınıza. Böyle bir insan hiç yolda gördüğü kadına laf atar mı? Ama itiraf ederim ki. Damatlarım. Yalnız arada sırada istanbul'a inerim. Bu sabah sekizbuçuk vapuruna bindim. Bu da kâfi değilmiş gibi. benim başımın üstündeki fileye çantasını koyarken. kendinizi benim yerime koyunuz. İnsafınıza iltica ediyorum. bir anda etekliğini mıntıka-i memnua'ya kadar fora edip çorap bağlarını çözdü. diyerek hem gerdanını.. göğsünü mehtap gibi açınca gözümü oradan alamadım. zatıâliniz benim yerimde olsaydınız. Size hadiseyi olduğu gibi anlatacağım.

Yirmi senedir hâb-ı sükûnette duran damarlarımda cevalân-ı dem başladı. Bikaç kez tekellüme cesaret eylediysem de. Biz adam yiyecek değiliz ya. Ayol insan iki çift laf eder.... yanlışlıkla kucağıma çıktı ve bir müddet dalgınlıkla böyle oturdu. 93 .. kendi yerine oturur gibi yaparak. terbiye kalmamış.. Bunlar mevtime kâfi sebep değilmiş gibi. başımız dönüyor! deyince. biri soluma geçtiler. nermin vücutlu pâkize dedi ki: -Hâlâ konuşmuyor. Siz olsanız ne yapacağınızı bilemem. Badehu. Dünya yüzünde hiç nezaket. o dahi bayram günü bayrak çeken sefineler gibi. . benim oturduğum kanepeye. her iki hanım da mütemadi surette sıkıldıklarından. biri sağıma. bendeniz yine kemal-i sükûnetle ve daire-i nezaket dahilinde seyre devam ettim. -Vapura ters oturmuşuz. Bu kez. Muhterem Reis Beyefendi. Kadından ancak yaşlı erkekler anlar.. sütbeyaz tenli hanım da.Bazı erkekler de dilini kedi yutmuş gibi susarlar. Daha sonra da aralarında şöyle musahabeye başladılar: -Ben yaşlı erkeklerden hoşlanırım. çorap bağlarının baldırlarını sıktığı bahanesiyle. zatıâliniz kendinizi. Zatıâlileri olsalar acaba ne yolda hareket ederlerdi? Her iki hanım. ikidebir yere bişey düşürüp yerden almak bahanesiyle eğiliyor. her iki melek. Hatta kaymak beyazı hanım. Bu sefer beyaz tenli. henüz bana mestur olan kısımlarını da teşhir ediyorlardı.. sarışın hanım. -Ben de öyle. bendenizin yerine ikame ediniz. dantel iç çamaşırlarını başına kaldırıp çorap bağlarını gevşetti. vücutlarındaki bütün lastikleri gevşettiler. yere düşürdüğü mecmuayı aldıktan sonra. renk renk ipek. nermin vücutlarının. her iki yanımdan bendenizi tazyike başladılar.eyledim. Vapur bomboş olduğu halde sanki oturacak yer kalmamış gibi... ağzımdan kelime-i vahide çıkmadı. dilim tutuldu..

Vapurdan çıkarlarken. ağzımı açmıyordum.Bendenize düpedüz hakaret ediyorlardı. bizimle evde konuşacaklar. Gelip bendenizi derdest ettiler. dedi. iki hanımın arkasını takip oldu. Ben hâlâ bir terbiyesizlik yapmamak için. Yine de terbiyemi bozup bir kelime söylemeyecektim. Vuku-i hal bundan ibarettir. geriye dönüp bendenize öyle bir nazar-ı âşıkane atfettiler ki. bende de kalp var... Aynı dolmuşla Beyoğlu'na çıktık.. ben de Allah'ın kuluyum. Fazla heyecana gelemem.. Dönüp dönüp geriye. Bende kalp olduğunu anlatmak için birara yanlarına sokulup.. Onlar önde. İki hanım da çantalarından düdük çıkarıp öttürmeye başladılar. Benim yerimde siz olsaydınız nasıl bir hattıhareket takip ederdiniz? Benim takip ettiğim hattıhareket. Pek muhterem Reis Beyefendi!. insaf edin! dedim. Bu sırada Köprü'ye geldik. Sarışın hanım. bu hanımlar da beni cürme teşvik ile suçludurlar. Poliiiis!.. her ne kadar ihtiyarsam da. -Herhalde beyefendi. Polisler de galiba evvelden hazırmış. Kalbimden mustaribim. Hem bir cürüm işlediysem. Yaşından utanmadan koskoca herif bize laf atıyor!. melekâne tebessümleri ve davetkâr bakışlarıyla bendenizi perişan ediyorlardı. İstirham ederim muhterem Hâkim Bey. İşte kızılca kıyamet o zaman koptu. Yalnız o kadar seri gidiyorlar. serçe gibi sekiyorlardı ki bu sinni salimde. o anda yıldırımla çarpılmışa döndüm. Muhterem Reis Beyefendi. Bilahara muttali oldum ki.. -Affınızı istirham ederim muhterem hamfendiler.. bendeniz peşlerinde yürüyorduk. peşlerinden takip bendeniz için pek zahmetli oluyordu. Her iki kibar hanım birden sokak ortasında avazları çıktığı kadar bağırmaya başladılar: -İmdaaaat!. bu her iki hanım da polise 94 .

yaseminler.. işli oymalı. içleri alengirli.. filbahriler açar. filizlere bitler üşüşür. O kıyıda istanbul'un en güzel köşkleri: Dışları mermerli. Bir zaman sonra Emriye hizmetçilikten caydı.. kızları alımlı.. Bahçıvanlar bitten korumak için gül dallarını ilaçlar. Bu gecekondulardan birine.. süslü tuğlalı.. biri de Kalamış-Fenerbahçe kıyısı: Havası ılımlı.. yağlıboyah. gündüzleri güneşi çakmak çakmak. Bakımlı bahçelerinde yorgun bakışlar dinlenir. Emriye başka bir köşkte orta hizmetçisi oldu.. gözünü sevdiğim istanbul'u. gündelikçi oldu. doğu illerinden birinin bir ilçesinin bir köyünden üç çocuklu bir karıkoca konuk geldi: Emriye'yle İshak. Bitakım insanlar. hanımelleri. Yollarda kadınlara harfendazlık eden zampara ararlarmış. onlara bakanın insanlık haysiyetini çiğner. oğlanları çalımlı. Hergün bir 95 . canım istanbul.. kireçlerler. geceleri ay ışığı yalım yalım. gözümün bebeği. İshak bahçıvan yamağı durdu köşklerden birine. O gün iş bulamadıklarından elleri boş dönmemek için bendenizi gözlerine kestirmişler. Mayısta köşk bahçelerindeki güller..mensup olup sivil taharri memuresiymişler. o köşklerle deniz kıyısı arasındaki yoldan geçerlerken utanırlar kendilerinden.Bu istanbul'un üç güzel yeri varsa. ne yapardınız? Gebe Kadın İçin Ağlama Konçertosu Müzehher Vânû'ya Uvertür Bu yeryüzünün üç güzel kenti varsa biri istanbul. Köşklerin de bitleri vardır: Arkalara gizlenmiş gecekondular.. Kapılarındaki özel arabalar durdukları yerde. Gül dallarını bit sarar. Zenginliğin bahçelere taşan zevksiz gösterileri: Heykeller. Vicdanınıza hitap ediyorum: Zatıâliniz benim yerimde olsaydınız..

saçları güler.... Ençok sevdiği bu Hanım'dır. O gün iş göreceği köşkün kapısını çalar elleri gülerek. konuk kaldıkları gecekondudan çıkıp ayrı bir gecekondu kiraladılar.. toplar eder ortalığı. İshak'la Emriye çalışıp para kazanınca. Bir hamarat. Çünkü bu Hanım öbürlerinden daha az para verir ama. Kocasını. mis kokulu çamaşır su96 . Çamaşır yıkayan elleri güler. Güneş doğarken yataktan gülerek kalkar Emriye. Ah o köy. bir bakar.. sözleri güler... bakışı güler. Hanımın biri. bir hamarat. güçlü. topuğu. Anlatır da anlatır. bayılıyorum sana kız. Nah bu elleri var ya. hizmetçiliğe gidiyor. bu elleri. ortalık işine gider. hep gülerek. yıkar ütüler çamaşırları. Ama bu Hanım köşklerdekilerden değil. Ben gülmeyeyim de kimler gülsün a Hanımım... Sen hep böyle güler misin? — istanbul'a geleli güleç oldum Hanım'ım.. canlı..başka köşke çamaşıra. sen benim köylük yerde neler çektiğimi bir bilsen... dertleşir Emriye'yle. Gülmesi hiç eksilmez.. Yüzü güler. Genç irisi bir kadın Emriye. /. -Ayol Emriye. kollarıyla. siler süpürür. çatlamıştı. onun omuzlarıyla. bir söyleşir. tezek karmaktan yarım yarım yarılmış. Bölüm (Emriye neden güler?) Emriye güleç bir genç kadın.. elleri. Emriye o Ha-nım'a da haftada bir çamaşıra.. gözlerinin içi güler. içirir yine gülümseyerek.. parmaklarının uçları güler Emriye'nin. ayaklarıyla gülüşü bir hoşuna gider ki. ah o köy. böyle daha çok para kazanıyordu. Emriye iş görürken Hanım bakar bakar da. gözü güler. Hey gidi. bu gülmemi az bile bulursun bana.. Şimdi sokuyor ellerini sıcacık. Erkenden çıkar evinden etekleri gülerek.. Çekip çevirir. yapılı.. çocuklarını yedirir. sağlam. bir apartmanın çatı katında oturur. adam yerine kor da konuşur.

.. yeter." //. Git dağlara ot yol da.. "Bizim oralarda.. "Köyde sabun mu vardı Hanım'ım. isinden yüzleri karaya keser hep. oynarım da. .. Başımızı sokacak bir gecekondu yapalım... kaynanasının kölesiydi. gülerim de.. yeter! Bu kadar çocukla nasıl başa çıkacaksın? . aş yap. kocasının nettiğini hiç bilmez. hele istanbul.. Doğurma! Deli misin sen. Akşam olunca yorgunluktan ölüsü çıkar da döşeğe serilir. oysa burda iki göz evinin bir Hanım'ı.. Ocakta yanan tezeğin dumanından. elleri gülüyor. yersin içersin. -Ayol Emriye... bu kadar çocuğa nasıl bakacaksın? .. yeter artık.. Ben gülmez miyim hiç Hanımım. Nasıl geçindireceksiniz o 97 .Kendimize bir gecekondu yapacağız da ondan doğuruyorum Hanım'ım. 'sineğin akıllısı işkembeye konar da şehre göç eder.. yaşanmaz yerler Hanım'ım.. Her yıl bir çocuk doğuruyor.Başımızı sokacak bir gecekondu yapana kadar doğuracağım Hanım'ım........ "Hiç tadı yok köy yerinin a Hanım'ım. bizim yenimiz. Şehir yeri gibi var mı. "Bizim oraları bir görsen.larına köpür köpür.Kız doğurma artık.." Yedi ay kış sürer oralarda. yılda iki kez doğuramıyor da ondan. Burası öyle mi? Zengin evlerinde yediğin önünde.' derler. dedi. Emriye sekizinci çocuğunu da doğurdu. nasıl gebe kaldığını bile anlamaz. eve de götürürsün.. bir de bakar ki karnı şişiyor.." Kaynatasının kulu. sonra doğurmayacağım. Emriye ertesi yıl altıncı çocuğunu doğurdu.. Emriye'nin sevdiği o Hanım.. Ertesi yıl da beşinci çocuğu doğdu. yemediğin ardında. artık doğurma. Bölüm (Emriye neden doğurur?) Üç çocukla gelen Emriye'nin istanbul'da bir çocuğu daha oldu. — Ayol Emriye. artanı verirler." Köy evinin penceresi bile yok. Köşklerden verdikleri eskiler.

. kutu sütü.. Sütü kuvvetli olsun... memelerine bir süt yürüyor ki. cızbız mı 98 . sütannelik ediyor. -Bir yapsak gecekondumuzu Hanım'ım... Yağ diyorum. Emriye. koyun sütü.. İnek sütü. Bir dam altına sokalım başımızı. haftasına. parmağının ucunu dokundursan.. Kendini besletiyor Emriye. hizmetçiliğe gitmiyordu artık.. göğsü gülüyor. Emriye'nin dolgun memelerinde öyle gür süt var ki. Et dedim mi. Emriye dokuzuncu çocuğunu da doğurdu. kendi malımız.... aman kesilmesin diye Emriye'nin iyi beslenmesi gerekli. tamam. -Yayıldım yatıyorum Hanım'ım... fış diye fışkıracak süt memelerinden. kendimi bigüzel besletiyorum ki. köşklerdeki taze gelinlerin bebelerine süt emzirmek için doğuruyordu.. hiçbir zaman ana sütünün yerini tutmaz ki. Çocuğunu doğurdu mu. yağ geliyor. memeleri kuruyor. bonfile mi? Dana rostosu mu olsun... bir yapsak. gür olsun. Kendimizin bir gecekondu. Emriye'nin memeleri gülüyor...kadar çocuğu? -Bir gecekondumuz olsun da Hanım'ım. bir daha gebe kalırsam yaptıracağız gayrı. aman nasıl gür süt.. Azkaldı Hanım'ım.. çamaşıra. Bölüm (Emriye'nin bir eli yağda.. Elimi sıcak sudan soğuk suya soktuğum yok. işte öyle. köşklerdeki kuru memeli annelerin çocuklarını emziriyor gülerek. bal diyorum bal geliyor... sütü gülüyor. hepsine yeter de artar. ayına kalmıyor.. bir eli balda) Emriye dördüncü çocuğunu doğurduktan sonra.. Bu tahta göğüslü kadınlar doğurdular mı. "Biftek mi istersin.. "Aman neresinden?" diye soruyorlar. Emriye kendisi için doğurmuyordu ki.. Ha babam besliyorlar Emriye'yi. ///. Gebe kaldıkça karnı gülüyor. Avrupa maması. yirmi çocuğu birden emzirse.

hastalanma. Ne olur. Emriye'nin emzirdiği çocuklar topaç gibi. Kuvvet şurupları içiriyorlar Emriye'ye.... Bizim gelin şubatta doğuracak.. onlara göre gebe kalıyor.. şekerim. Nasıl istersen. tosun gibi. turp gibi... Emriye gülerek anlatıyor: -Aman Hanım'ım. Ona göre.. topuz gibi.. Gecekondu yaptılar mı.. hazırlan şekerim... Yalvar yalvar yalvarıyorlar Emriye'ye: -Aman Emriye. ne zaman doğuracağını biliyor... En iyi doktorlara baktırıyorlar. Hacı 99 .. -Aman cicim... yada şıp diye hazır oluveriyor.. koşuyorlar Emriye'ye: -Aman Emriye. Bizim çocuğa.yoksa? Pirzola mı.... — İstersen bikaç gün bizde kal... bir rahatım... Emriye ondan ya üç gün önce doğurmuş oluyor. artık doğurmayacak. Aman sinirleri bozulmasın. Sorun bakalım canı ne istiyor. Hiç şaşmaz tarifesi var. Sakın sıkılma canım. Dokuz çocuk doğurdum. Emriye zaten ya hazır.. Kalamış-Fenerbahçe arasındaki köşklerden hangisinde hangi kadının gebe kaldığını.. Köşklerden birinde tahta göğüslü... kuru memeli bir kadın doğurdu mu.. tamam.... Emriye. Ne isterse alın. -Aman Emriye'ye iyi bakın ha!.. idrarını muayene ettiriyorlar.. O da isterse. gecekondu yapacaklar. aradabir gider çamaşıra. bir rahatım ki. o da kendini ayarlıyor. külbastı mı?" Emriye sütannelikten aldığı parayı biriktiriyor.. albümin olur da... yada beş gün sonra doğuruyor. Salt kocası çalışacak. e mi şekerim... arabaya koyup gezdiriyorlar.. şubat sonunda bir yavrumuz daha olacak. ama bu seferki gibi olmadı hiç. Sinirim bozuldu gene diyorum.. Tahta göğüslülerden biri gebe kaldı mı... Allah korusun. Vitaminler veriyorlar Emriye'ye. verin istediğini. Ama isterse.. ortalık işine.

aman Emriye. bir yemişim havyarı. Bu onuncu çocuğum olacak.. Çok zenginler.Sonra Hanım'ım.. Emriye bir gülüyor.. dedi. üç aylık gebeyim. Bu kez sütannelik edeceği çocuğun annesi.. bir ihtiyacın var mı.. benim çocuğum helal süt emmiş olmalı. kızım dedi.. bir gülüyor. dedi. dedi. havyar istedim. . burdaki köşklerin en büyüğünde oturuyor. dedi. söyle ben alırım. Çok Müslüman adam Hacı Bey. 100 ... kaynatam haramzadesinin aldığı hiçbişeyi yeme. dedi. torunum helal süt emmiş olmalı. sakın onun aldığından yeme.Kız Emriye. Hanım'ım. bu benim namert damadımın ne bok karıştırdığı. sana dediğimi duymasın. tamam. zehirlenmişim Hanım'ım. benim torunum temiz süt emmiş insan evladı olmalı. söyle allahaşkı-na. sonra sütün bozulur da çocuğum sütü bozuk olur. bu benim kaynatam olacak dürzü. nerden para kazandığı hiç belli değil. dedi ki. turşunun ardından pekmez diyorum. dedi. onun kazandığı parayla aldığı herşey haramdır. dedi.. bir karışık namussuz herif. o alçağın hacılığı maskedir. Emriye'nin karnı da. dedi.. Bigün yine gülerek geldi. damadım olacak alçağın eve getirdiği hiçbişeyi yemeyeceksin. Artık bundan sonra yok.. Emriye bir gülüyor. sakın kimseye söyleme. dedi. sorma başıma geleni. dedi. dedi. ben alırım en âlâsını.. sen çocuğumun sütanası olacaksın. dedi. -Aman Hanım'ım. dedi... azkaldı ölüyordum. beni Hacı Sabri Bey'in damadı çağırdı. Bir yemişim... her ne canın çekerse. turşu isterim diyorum. dedi. bir gülüyor.. her ne istersen bana söyle kızım. dedi. saçlarından topuklarına dek gülüyor. Em-riye'nin kocası gecekonduyu yapacak bu kez artık. göğsü de gülüyor...Sabri Bey'in kızı gebe. Bizim köylük yerde havyar mı vardı ki. Çilek isterim diye tutturuyorum. azkal-sın zehirleniyordum. Aşeriyorum. dedi. sonra bozukluk sütünden torunuma geçer. dedi. dedi. . Beni çağırdı. dedi. Gecekonduyu yaptıracağız inşallah. dedi..

- Hiçbir ihtiyacım yok sayenizde, yalnız canım kuşin-ciri çekti... -Koşun çabuk kuşinciri bulun Emriye'ye... Final Emriye ağlıyordu, istanbul'a geleli ilk ağlayışı... "Ağlama Emriye, ağlama!" "Ağlarım..." Hacı Sabri'nin kızı kürtaj oldu, üç aylık çocuğunu aldırdı. -Hanım'ım, ona güvenip de gebe kaldımdı... Çocuğunu aldıracaktı da bana neden gebe kal diye yalvardılar öyleyse! Onuncu çocuğum doğacak, kolay mı? Gecekonduyu da yaptıramadık... Ağlarım ya, Hacı Sabri'nin kızı çocuğunu aldırdı. Hacı Sabri'nin kızının ısmarlaması üzerine onuncu çocuğuna gebe kalan Emriye, Hacı Sabri'nin kızı kürtajla çocuğunu aldırdı diye ağlıyordu... Emriye'nin elleri gülmüyor artık, saçları da, gözleri de, parmaklarının uçları da gülmüyor. Hiç gülemeyecek on çocuk anası, gecekondusuz Emriye...

istanbul'u Yaşamak
sopça yedi göbekten, belki de onyedi göbekten istanbulluyuz, istanbul dışına çıktım mı, boğulur gibi oluyorum. Avrupa'da epiy gezdim, dolaştım. Bisüre Amerika'da da bulundum, bir heyetle birlikte. Evet, Paris, Venedik, Prag filan, güzeldir, ama hiçbiri istanbul'un yerini tutamaz, istanbul'un güzelliği hepsinden başka... Ne derseniz deyiniz, ben bir istanbul tutkunuyum, istanbul' dan başka yerde yaşa-yamıyorum. Buyüzden orta dereceli bir memur olarak kaldım ya... Taşraya atadılar, gitmedim. Kaç işten çıktım, istanbul'dan ayrılmamak için... Bu yaştan sonra da, ne olacak 101 oğma büyüme istanbulluyum. Annem de öyle D babam da... Onların ana babaları da öyle... Soy

sanki, beş yıl sonra emekli olacağım. Karım da benim gibi, soy sop istanbulludur. Böyle olmasa onunla evlenmezdim. Sakın köküm, soy ocağım istanbullu diye, çekirdekten yetişme istanbul çocuğu olduğum için övünüyorum sanmayın, hoş övünsem de değer ya, ama ben övünmeyi sevmem. Şu koca istanbul'da, istanbullu kalmadı. Ençoğu iki kuşak önce taşradan kopup gelmiş, istanbul'a yerleşmiş olanlar. Kendilerini istanbullu sayıyorlar. Konuşmalarından bunların sonradan istanbullu olduklarını hemen anlarım. Çünkü, en güzel Türkçe, istanbul ağzıdır... Biz istanbullular, "yanlış," demeyiz, "yaanış..." deriz; "demin," demeyiz, "temin," deriz... Yani biz istanbullular, Türkçenin en güzelini konuştuğumuzdan birazcık yanlış ve bozuk konuşuruz Türkçeyi... Bundan bikaç ay önce, Londra'da görevli olan bir arkadaşım, -sizden iyi olmasın, çok iyi bir insandır- bana bir mektup gönderdi. Yazıyor ki mektubunda, yakın dostu olan bir İngiliz karıkoca istanbul'u on gün kadar gezmek, öğrenmek istiyorlarmış, acaba onlara yardım edebilir miy-mişim. Bu kadar yakın bir arkadaşımın dileği olduktan sonra niçin etmeyeyim? Hem yabancılara istanbul'u öğretmek, benim gibi köklü istanbulluların görevi sayılır. Yazık ki, kışın geliyorlar, yazın gelselerdi daha iyi olurdu. Üç yıldanberi yıllık iznimi kullanmadığım için, işimden onbeş günlük izin almam kolay oldu. Arkadaşımın Londra'dan yazdığı mektuplara göre, İngiliz karıkocanın kalacakları otelden gezecekleri yerlere, alışverişlerine kadar her işleriyle özenle uğraşmam gerekiyordu. Ne olacak, seve seve yaparım. Uçakla geldiler. Havaalanında onları karımla birlikte karşıladık. Önceden odalarını ayırttığım otele götürdüm. Üç saat sonra onları aldım otelden, akşam yemeği için bizim eve götürdüm. Türk yemeklerini çok beğendiklerini söylediler. Oysa karım onlara, Türk yemeklerine alışık değillerdir diye, alafranga yemekler yapmıştı. İngiliz kadın, Türk yemekleri konusunda konuşurken birden, 102

— Siz, imambayıldıyı nasıl yaparsınız? diye sordu. İmambayıldı mı? Bu İngiliz kadın nereden biliyor imambayıldıyı? Arkadaşım, onların istanbul'a ilk geldiklerini yazmıştı. — Daha önce istanbul'a gelmiş miydiniz? — İlk gelişimiz. — İmambayıldıyı nerden biliyorsunuz, yediniz mi? Hayır, ama istanbul'a gelmeden burası için çok yazı, çok kitap okudum da... Yemeklerinizi de okuyup öğrendim, bütün özelliklerinizi... İngiliz kadın, imambayıldının yapılışını bir anlattı, bir anlattı... Onun anlattıklarını, karım için Türkçeye çeviriyordum. İmambayıldıyı anlattıktan sonra, — Siz papazyahnisini nasıl yaparsınız? Önce soğanı kavurur musunuz, yoksa kavurmadan mı atarsınız tencereye? dedi. Karım utana sıkıla, hiç papazyahnisi yapmadığını söyledi. İngiliz erkek, — Sizin büyük bir imparatorluğun mirasçısı olduğunuz, yemeklerinizin adından bile belli oluyor, dedi, mesela şunlar, Arnavut ciğeri, Çerkez tavuğu, Kürt poğaçası, Tatar böreği, Türk kahvesi... Türk yemekleri konusundaki bilgisizliğimizi örtbas etmek için, hazırladığım on günlük gezi programını anlatmaya başladım; bikaç müze, cami filan... Kadın, -Çok güzel, dedi, ama ben istanbul'a gelmişken genelevleri de görmek istiyorum. Genelevler mi? Rezalet... Utançtan biraz sertçe, — istanbul'da genelev yoktur, dedim. Kocası, -Var, var, dedi biz okuduk kitaplarda... Sonra karımla bir kahvehaneye gidip nargile içmek istiyoruz... — Nargile mi? Yok canım... Onlar eskidendi, kalktı öyle şeyler... Şimdi bizde nargile içilmez... 103

Elin İngilizi. taaa nerden kalkıp gelmiş. — Sonra bir gece Boğaziçi'nde lüfer avına çıkalım. Yemekten sonra. nargile içilen kahvehaneleriniz var.. -Bu otel hem iyi değil.. boşuna okuryazar sayısını yüzde otuzun üstüne çıkarmıyorlar. 104 .. — Hiç balık avına çıkmadım.. Hatta kitapta resimlen bile vardı.... gecenin kadifesinde deniz pırıl pırıl yanarmış.. onlara uygun otellerin adlarını saydı. ben götüreyim. Allah belasını versin bu kitapların. Rehber kitabı yanımızda olsaydı. dedim... okuduğu kitaplardan bize istanbul'u öğretecek. Ertesi gün sabahtan gidip aldık onları. — Türk kahvesi içmez misiniz? dedi. -Aman nasıl olur?. Taksiye bakınıp dururken: — Az ilerde taksi durağı var. Bizim hükümetlerimiz eksik olmasınlar. gidelim. Amerikan malı.. -Bir taksiye binelim. dedim. Şuna bak. dedi. başka bir otele çıksak.. bu mevsimde lüfer bol olurmuş Boğaziçi'nde. karım soğuk Amerikan kahvesi getirdi.. Gece yarısına doğru. Adam. Çantasından çıkardığı "gid"e bakarak....... Biz okuduk kitapta. gösterirdim size. hem de pahalı... dedi. lambalarını yakar. — Hiç sanmam..— Sanmam. onları otellerine götürüp bıraktık. Denizi kayıklar doldururmuş da hepsi fenerlerini. Çok canım sıkılmıştı... — Neyi sanmazsınız? — Dediğiniz yerde taksi durağı olacağını.... Kadın. dedi.. istanbullu değil misiniz? istanbul'un lüfer avı çok ünlü. Hiçbirini bilmiyordum.. bir peri ülkesi gibi. — Çoktanberi içmiyoruz.. Kadın. dedi. Elektrikli yeni kahve ocağı aldık da..

— Aman.." dediniz? diye sordu. Şoför. trafik memurları para cezası alır. İki gün önce taksiye bindiğiniz duraktan bugün de binmeye kalkarsanız... -Hay o kitabın Allah belasını versin.amma da sinir İngiliz haa. Önce şoförleri. Allah allah. Hayır. taksi durağı diye biyere alıştırırlar. helaya gitmek istedi de. dedi.. "Allah belasını versin.. -Kör müsün be.. 105 . İyi ki. kollarımı kanat gibi boyuna çırpıyorum. Ama İngiliz. Siz Türkçe de mi biliyorsunuz yoksa?. anlamasınlar diye. ama Türkçe dedim. burası taksi durağı değil mi? Canımın sıkıldığını anlayan ingiliz. ceza mı kessin. -Niçin... sıkışmış.. dedim. Yahu.. orada trafik memuru var. Ama bizdeki bir kitapta. onun da Türkçesini kitaptan öğrenmişler. laf gargaraya geldi.. -Bizdeki kitapta yazıyor.. istanbul'daki taksi durakları seyyardır. hertürlü resmi ve kanuni dalaverelerimizi biliyor. elin İngilizi. bizim bütün devlet sırlarımızı. dedi.. dedim. "Allah belasını versin. hiçbiri durmuyor.." derler diye yazıyor da. Türkler kızınca.. -Hela nerde... Kadın hemen — Who "book yer?" dedi. Demek. Yahu.... diyor kitapta... baksana. Biz. bir memlekete gitmeden o memleket için yazılmış bütün kitapları okuruz. o sırada adam. taksiler vızır vızır geçip gidiyor. sonra orada durmayı yasaklayıp ceza keserlermiş ki.. sık sık yerleri değişir. baktık baktık. Birden ağzımdan kaçtı: -İyi bok yersiniz. Gittik durağa.... affedersiniz... belediyemizin kurduğu tuzakları. trafik geliri artsın. Önümüzden yavaşlayarak geçen bir taksi şoförüne durmasını söyledim..

çok tarihi bir taş. dedi. Kocataş. kitaptan istanbul'un genel helalar planını çıkardı. iki kolunu açtı.. Atlamataşı. — İstanbul'da çok taş var. . Onları otele yerleştirdikten sonra. iki eliyle apışını tutarak. sol yanını gösterdi: -Şu soldaki sokakta. hela nerde? Kadın. Planı araziye uyguladı.bir de yurttaş var. şu İngiliz şakır şakır sokak ortasında donuna işer..Bak bakalım." diye dua ediyordum ki. arabanın penceresinden baktı. Kıztaşı.. onların söylediği adrese göre..Çok canım sikıldığı için. gördüğüm yer değil... otele dönelim. -Buralarda genel hela yok. — Evet taş çoktur. Gerçekten ucuz ve güzel.. -Var.. Eskiden varmış. arkasını alandaki anıta verip. yerinde döne döne. Çemberlitaş.. Taşkızak. Gittik.. atalarımız insanın yalnız düşünen yaratık değil. Toptaşı... güzel ve ucuz otele gidiyoruz. "Hey Allah'ım inşallah orda hela yoktur da. o nerde? — Kimse bilmiyor yerini.. genel hela olacak. Kabataş.. İngiliz iyice sıkışmış. İngiliz. "gid"e.. Bilmiyorum.. cami avlularında olur.. karıkoca İngiliz.. İçimden.. -Karısına döndü. Sonra bir taksiye bindik. burda hela var. bir de kitaba baktı: -Burası Beşiktaş mı? -Evet. Hemen ben de helaya dalıp. dedim: — Yurttaş. Hiç bildiğim. Beşiktaş. Nişantaşı.Hela mı? Burda hela var mıydı? Benim bildiğim istanbul'da genel hela. biraz eğilip. helaya da giden yaratık olduğunu göz önünde tutup cami avlularına genel hela yapmışlar. dedim. şimdi yeraltında kalmış. Dikilitaş.. 106 .. bir güzel rahatladım. Nur içinde yatsınlar. Dedikleri otele gittik. Taşkasap. elleriyle koymuşlar gibi genel helayı buldular. elli metre gidince..

— Hayır. Kadın. çantalarını dolduran kitaplardan birine bakıp.. Balıkpazarı'nın arkasında üç masalı küçük bir izbeye girdik. bir de bu eksikti. — Palamut... Genelev yok.. Sirkecideki o lokantaya giderken... — Galata'ya. — Bunlar yabancı. dedi. oraya gittik. Benim niyetim onları iyi yemekler yapan lüks ve ünlü bir lokantaya götürmekti.. O sokaktan geçerken karısı çaktırmadan fotoğraflar da çekti. Hah.. -O da kitapta yazılı mı? dedim. Şarapları da içtik. palamut.. Beyoğlu'nda Bayram Sokağı yada Abanoz denilen yerde genelevler olduğunu duymuştum.. Şoföre.. — Burada şarap da güzelmiş.. ne bileyim ben? Hayatımda hiç nargile içmemiştim.. bunlar beni bir de randevuevine götürsünler. dediler. Çingene palamudu.... İngiliz erkek. dedi. iyi nargile yapan kahveye beni 107 . plana baktı: Ben sizi götüreyim geneleve. sanki orasını bilirlermiş gibi.. çoktan belediye genelevleri kapatmış. Taksiyle oraya gittik. Tuh.. Zibâ diye bir yer aklımda kalmış.. Balık lokantası mı? Buralarda hiç öyle küçük balık lokantası bilmiyorum. dedi.. hepsi özel ev. adresini yazdık defterimize. diye tutturdular. Tavada kızarmış palamutlar geldi.-Bir de genelevi görelim. Epiy arandığımız için İngiliz. filan diyordum ki. Ocaktaki adama. istanbul'da nargile nerde içilir. burasını nasıl olsa görürüz. çantasından kitabı çıkarıp. İster misin. Bir zamanlar. -Şimdi de kahveyle nargile içelim. dedi. bize en iyi balıklarından. Abonoz'dakiler gibi.. dedi. ingiliz'in sayesinde genelevleri de gördük... burasını bize istanbul'da bisüre yaşamış bir İngiliz dostumuz salık verdi. orada da.. -Bir küçük balık lokantasına gidelim. Yine.

. -İşte buraya Kapalıçarşı derler. geriye dönüp dönüp. O söylerken... övüne övüne. Hah. kimin yaptırdığını. hem de karıkoca bana Kapalıçarşı'nın tarihini.. sonra dumanı havaya savuracaksınız. Hem geziyoruz. Girdik Kapalıçarşı'ya. — Burada biyerde. kaç kere onarıldığını. küller ortalığa savruldu. — Siz nargile içmesini bilmiyorsunuz. Erkek.. Sonra. Düştüm önlerine. Ben de onlarla birlikte nargile içmek zorundaydım. Kitaplardan birini açıp o dükkânın yerini buldu. bomba patlar gibi.götürdüler.. ne zaman. deve derisinden orijinal Karagöz tipleri. Kahveden çıktık. Karıkoca nargileyi fokurdatmaya başladı. istanbul'da çok iyi bildiğim bir yerdir Kapalıçarşı. 108 . soluğunuzu içinize çekip. ne biçim yerler varmış. üflemeyeceksiniz. dedi. onlar ne yapıyorlarsa. ben tömbekinin dumanından boğulur-casına öksürüp duruyordum. nargile kavanozundaki sular ortalığa yayıldı. ben de öyle yapıyordum. üflememle. iki adım önden giderek.. İngiliz karıkocaya bakıyor. nargile tablasındaki ateşler. Meğer biliyorum sandığım o Kapahçarşı'yı hiç bilmezmişim. çok şükür. ne oldu? Kadın. ne zaman. diyordum.. Ben de elimdeki marpucu kehribar ağızlığına. eski Türk işi çevre satılan dükkânları buldu. — Yazmacılar nerde? Ne yazmacısı be?. ikidebir.. dedi. en iyi Karagöz tasvirleri satan bir dükkân olacak. onlar gibi üfledim. Yahu. Üç nargile ısmarladılar.. bikaç deve derisi Karagöz tipi satın aldı.. dedi. — Yorgancılar nerde? — Antika çarşısı nerde? — Bitpazarı nerde? Alık alık durduğumu görünce kadın. -Şimdi. Kapahçarşı'yı gezelim. — Kapalıçarşı'ya burdan gidilir işte.

otelinizde banyo yapsanıza!. Ama kitaplardan birinde yazıyor... dedim. kitaplara bakarak adlarını da bir bir söyleyerek eski hanları gösterdiler.Tahtakale'de eski hanlar olacak.. kullanılmaz olanları işaretledi. .. Kadın. dedi. O gün çok yorulduğumuz için. 109 . Beni Tahtakale'ye götürüp. okuruz.En iyisi işte bu hamammış. bu hanlarda ne işler yapıldığını anlattılar. . -Ben size öğretirim.Hamama gidelim.. Kadını. akşam onları otellerine bıraktım.. Kadın yine o kitaplardan birinden. görelim.. biz Türk hamamı istiyoruz. Bakırcılar'dan öteberi aldılar. Ertesi sabah. Ben dışarda bekliyorum. akşam ben de. dedi erkek. sonra.. Sonra beni Bitpazarı'na götürdüler. anlatıp duruyorlardı..yandığını. yıkılmış. -Biz de sizinle tavla oynayalım bir kahvede. siz beni hamama bırakıp biyerde bekleyin.. -Ben tavla bilmem ki.Burası hamam değil. Erkek. Girmeleriyle çıkmaları bir oldu: . dediği adresteki hamama bıraktık... bozulmuş. dedi. dediler.. .. İngiliz'i zorla vazgeçirdim tavla oynamaktan. — Biliyor musunuz? -Yoo.. Biraz dolanıp. ta Londra'dan buraya hamam için mi geldiniz? Evinizde... -Duydum ama. kadını hamamdan aldık. yeniden yapıldığını. onların sayesinde hamamın içini de görmüş oldum. hep evimde yıkanırım. ama gündüzleri kadınlar. Yahu. Sahaflar Çarşısına götürdüler. dedi. Neyse. istanbul'un hamamlarını gösteren bir plan çıkardı. Hamamı öyle övdü ki. . geceleri erkekler. kocasıyla hamama gittim. Kapanmış. Tahtakale nerde bilmiyorum. Hoppala!..Buradan Bakırcılar'a gidilir. bunları modern bir saunaya götürdüm. Ben hayatımda hamama girmemiştim.

-İşte tam istanbullu. dedim.. ne güzel çiniler. sabahları çalıştığım daireye. otururum.. istanbul'da ne de çok müze varmış. bana istanbul'u gezdirdikleri için kendilerine bir teşekkür mektubu yazdım. Bir gece. akşamları daireden evime. -Yazık. Kadın atıldı. İngiltere'ye güllaç götürmek istiyorum. Kadın. Araya sora bir bakkaldan güllaç aldık. kitapların birinde istanbulluyu böyle anlatıyor. ama yıllardır yememişim. — Pişirmesini biliyor musunuz? -Yemek kitabına bakar. Cevap verdiler. Gidecekleri gündü.. Çok utandığım için.. Yazın da geleceklerini.O gün işte böyle geçti. -Ne kadar oldu? — Ancak beş yıl.. çinileri gördüm. adresini bir İngiliz arkadaşlarından aldıkları balıkçıyı buldular. tarihi yerlerini gezdirdiler bana. güllaç diye bişey hatırlıyorum. Şile'yi. — Siz asıl istanbullu değil misiniz? Sonradan mı geldiniz? dedi. Erkek.. Ayrılacakları sabah. erkek. Havaalanına götürüp uçağa bindirdim konuk karikocayı... yaz olsaydı. öğrenirim. Sonra istanbul'un bilmediğim müzelerini. Belgrat Orma110 . Camileri gezdirdiler. Denizin üstü fener alayı gibiydi lüfer avcılarının ışıklarından. onlardan önce. Beni istanbul'da en güzel suböreği yapılan.. size istanbul'un yazlıklarını da gezdirirdik. Çocukluğumdan. Hayatımda istanbul'da bu kadar güzel şey görmemiştim.. uğurladımv Hemen... en güzel irmik helvası yapılan yerlere götürdüler. dedi. -Ne? Beş yıl mı? Peki.. dedi. istanbul'da ne yapıyorsunuz? — Hiç.. -istanbul'a yeni geldik.. onun kayığıyla lüfer avına çıktık.

Ne? İlle de gideceksin he mi? Çok dizini döveceksin. bizim köyden ve de Yusuf Çavuş'un akrabası çıkmış: "Senin adın neydi. istanbul'un taşı toprağı altınmış. Bentler'i de o zaman bana gezdireceklerini vaat ettiler.. "Vay yiğenim.. Bizim kuşağımız. Hint'e. daha çocukluğumuzdan bu istanbul laflarıyla dolmuş. herbir köy haberini Yusuf'un ağzından 111 . gidilmez o cenabet yere. kaç para eder. istanbul'a gidip soyulmayacaksın.nı'nı.. Rahmetli Bedir amcanın oğlu gitti. Sen gel baba sözü dinle yiğidim. Övünmek gibi olmasın. dinle biyol babam. iş işten geçecek. sen babandan akıllı mısın ki. Ulan sıpa. Ben köyden çıkışın sen daha bebeydin.." diye her lafı... hey benim avanak oğlum. "Bu istanbul'da adamın donunu ayağından habersizce çıkarıp da şayak şalvar diye gene kendine satarlar. Altın değil ya... istanbul'un kaldırımları bütün zümrüt. sen bu istanbul sevdasınG dan vazgeç. istanbul ahalisinde insaf. Kilyos'u. Ocağı batsın o istanbul'un.. sonra büyüklerimin hayır duaları sayesinde dünyaya kazık atmış hatırı sayılır ve de parmakla gösterilen eşraftan bir kişiyken ben o istanbul'da boyumun ölçüsünü aldım da.. Yusuf Çavuş'u dersen. istanbul'a gelince. tirenden inip istanbul toprağına ayağını basınca. Her nereye gidersen git.. başını taşlara çalacaksın ya... evvel Allah'ın. istanbul'u iyice gezip öğreneceğim inşallah!." diye boynuna sarılarak.. "Derimizi yüzmediklerine çok şükür.. bir herif peydahlanıp. Şuna bak hele. Yiğenlerden Rıfat gitti. gitmesiyle dönüp. zebercet bezeli olsa sana bana ne. ı-ıh. sen daha kıssadan hisse almaz mısın? Beri bak. Yemen'e git. dur hele... İran'a git.. Beni Enayi mi Belledin? el etme eyleme oğlum. işte benden sana destur. Bu yaz da gelirse şu İngiliz kankoca." diyerek nasıl dolandırıldığını anlattı." diye cıscıbıl döndü. merhamet kalmamış hemşeriler.. Çin'e Maçin'e git.

.. kese yok.. 112 . istanbul'a gideceğim.. otobüste karı yok.. Kanlardan biri diye elini attığı yerden.. savul!" diye eliyle ayağıyla itelemiş. "Bilet. gözleri süzülmüş. dört çoban. "Kese gitti.. "Beni tanımadın mı? Vay yiğenim!" diyen herifi. Sarı Cemil.. öğreniyoruz.. istanbul'da oyun çok. Süleyman'ı dersen. para kazanacağım. hep inmişler çoktan. otobüse binmiş. ne dersin akıllanmadık.. Kan nerde.." diye akşamacak fır fır dönüp oradaki milleti güldürmüş. yolda düşmüş desteyle bulunan paraya ortak çıkıp kesik gazete kâğıdını para diye yutturma bunlarda.. bunun üzerine herif. dersleri dinleye dinleye büyüdük de. kesem. eyvah kesem.. giden başka bir oyuna çarpılıyor. "Hööööst. Süleyman karı diye heriflerin bacaklarına yapışırmış.. duyduk ki istanbul'da pahalıymış. O yıl burda davar ucuz. Süleyman kendini cennet hurileri içinde bilip gevşemiş. bizi madara ettin. diye tutturdum. kadınlar bunu "ortada sandık" hesabı aralarına alıp sıkıştırmışlar. "Kusura kalma hemşeri. bir meteliksiz bırakmış. neredeyse boğacak Cemil'i. akrabayız diye Yusuf Çavuş'u soymuş." deyip de elini cebine atınca bakmış ki cüzdan yok. biz dersimizi iyi yerden aldık. Sarı Cemil kurtulup iskeleye gelmiş. Paça kasnak girmişler birbirlerine.. Senin aha şimdi tutturduğun gibi. bir de ben. Yusuf Çavuş'u da sen böyle soymuşsun.. Köylerden yüz davarla yirmi sığır toparladım. nah kafa." diye ses gelirmiş. bunu bildiğinden tirenden istanbul'da iner inmez boynuna sarılıp.." diye muhabbetinden sarılmış bir daha. para makinesi icat ettim diye Kara Davut'un bin kaymesini yürütme bunlarda.. Hayvanlar karadan otlaya otlaya götürülecek de etten düşmeyecek.. bir de elini atmış ki. Biz bu hikâyeleri. Babam ne dese kâr etmedi. "Ulan namussuz. Biletçi başına dikilip. Hangibirini anlatsam. vapur bileti alacak. biz de başka kapıdan yolumuza bakalım.alıp. gel helallaşalım.... Toprak altından çıkmış antika diye halis demiri yutturma bunlarda. Gelen anlatıyor.

. bizi hacıağa bellemesinler de dolandırmaya kalkmasınlar diye kasabanın terzisinden yeni urba dikinip giydim.." dedi." dedim. sen hele ırak dur da. Arkamda sıradakiler. Tirenden iner inmez. Yahu bunlar eşkıya çetesi. bir namussuz bana hızlı bir çarptı.." diyorum. nasıl etsek de şunu dolandırsak diye plan kuruyorlar.. "Onyedibuçuk kuruş. "Pazarlık yok. Ulan alçaklar. demeleriyle ben elimi göğsümdeki cüzdanımın üstüne bastırdım. cezadır mezadır diye bizden parayı söktüler. Beni itip sıradan attılar. "İşte istanbul sınırına girdik. bilet pazarlığı olur mu?" diye söylendiler. bize ha?. belli ki. Ben iyice tetikteyim. aman ne yandan çarpacaklar. gözüm fır fır dönüyor. "Neye olduğunu ben bilirim. Hah şöyle yola gel alçak.. Velakin bizi istanbul'dan iyice ürkütmüşler. gözüm korkmuş. "Neye?" dedi. Biletçi.. olacağını söyle de alalım şunu. kıravatı da bağladım.. ben de tirenle.... fötürü de geçirdim başıma. yankesici olduğunu anladım. "Hadi yahu.istanbul'a varışın. "Bizim istanbul'a ilk gelişimiz değil. Sürü karadan gidecek. kaç para?" "Seksenbeş." dediysem de." Vapur bileti alınan yere geldim. Bunların bir dediği bir dediğini tutmaz. bizi harazaya getirip kazıklayacaklar. Bunlar hep kumpanya. "Bilet!" dedi. cüzdan da kalbimin üstünde.. Vapur iskelesine sokulurken biri üstüme abanınca hemen herifin yankesici olduğunu anladım. sen bizi enayi mi belledin.. "Uyarını söylesen toptan alırım ya.. "Verelim. Biletçi geldi. Anladım ki bunlar hep ortak.. delikteki adam.. Hele." dedim." dedim. Bindim vapura. O yandan dolanıp 113 . Etrafımdakilere. Elim cüzdanın.. "Efendi. Fırlayıp aradan çıkmasam cüzdanı götürecekler.. Bilenler.. sen bizi enayi belleme." dedim. nerden dolandıracaklar diye huylu katır gibi ürkek olmuşum..." dediler. şimdilik bir numune alalım.. "Aman istanbul sınırına girince haber verin. Vapurda bana yan yan bakıyorlar. "Olacağını söyle de alalım." Gördün mü sen namussuzları.. Şimdi on kuruştan verdiler de almadık. "Hemşeri uzak dur. "Kaç bilet istiyorsun?" dedi.." dedi.

. Birine otelin yolunu soracağım.. istanbul'un insanında insaf mı var hey oğlum.. hop diye koynumdan cüzdanı kapıp gidecek.. "Ulan durun. hem de dört kişi birden. sığın celebe satıp ondörtbin kaymeyi cebime yerleştirdim. Düzüldüm yola. "Sirkeci ne yanda?" dedim. biz istanbul'un göbeğine düştük. inmemle elimdeki bavula saldırmazlar mı. biraz daha kaldırım çiğne..." demezler mi? Ulan siz bırakın da ben götüreyim.. ya hırsız uğursuzsa.. Şuna mı sorsam.. ben çekerim." dedi. bırakın.. Zor aldım bavuluellerinden.. istanbul'da kime ne sorulur. Neyse oteli buldum.." demez mi.. "Ateşin var mı hemşeri?" dedi. Dedi ya. "Bilet pazarlığı olmaz." Hayır bırakmazlar. Şunun olacağını söyle de bir bilet kestirelim. göz göre göre bavulumu alıp kaçacaklar elimden. Biletçi taşralı olduğumuzu anladı da. Otelin adresini almışım. Ben kibrit çakarken.. cıgarasını uzatıp. Sonunda biri gözüne kestirip sokuldu.... Gündüz gözüyle dört kişi birden üstüme saldırdığına bakılırsa. bura dağ başı mı..." dedim.. biletçi geldi. Birine sokuldum. elimi cüzdanın üstünden boşlayacağım da. siz kimin malını nereye götürüyorsunuz. Vapurdan indim." dedim. "Herkes kendi malının hamalıdır. Daha çekiyorlar bavulu. Parayı verdim.." Herife bi güldüm.... Biz çekişirken bavulun sapı kopup yuvarlanmaz mıyım.. "Bırak da götürelim. "İn öyleyse.geçiyorum. Hiçbirini gözüm tutmuyor.. Onlar çeker bavulu. "Sen bizi yabancı belleme. bırakın bavulumu!" diye bağırdım... 114 .. "Biz bunca yıldır istanbul kaldırımı çiğnemekteyiz oğlum. istanbul'dan gelenler bize dersimizi vermiş. buna mı sorsam?. Tramvayı durdurup da. adamı alır batakhaneye atarlar. Hiç olmaz mı?. biz bu istanbul'un kurduyuz. "Kaça bilet?" "Beş kuruş.. Devrisi gün de davarı. Yahu.. eşkıyalar? Bunlar iskele hamalıymış. ateş mateş yok. inanmalı mı ki? Tramvaya bindim. "Sen her gördüğünü enayi belleme." dedi. az daha denize uçacağım..." dedim. Seyirttim arkalarından... Bak sen alçağa. gidersin. "Şu tramvaya bin.. bu yandan başka dolandırıcı.

gene az... Biz neler duymuşuz. Yanıma sokulurlar. bacak kadar çocuk. Ulan biz fasulyeyle pilav. Bir kadın yanıma sokuldu.. korktuğum başıma geldi. Adam geldi. Çağırdım garsonu. bir hafta öncenin gazetesi değil mi? Lokantaya gidip yemek yedin mi. daha buralarda durulmaz. kazıklanmadan otelden çıktım. dedim de.. aldım gazeteyi. iki elim paraların üstünde.. "Beri bak. Otobüse bindim. tiren biletini aldım. on kuruştan metelik aşağı inmedi. "Git işine!" Yol soracak adam bulamadın mı?. "Yoksa. içime bir korku düşmüş ki. biri üstüme doğru geliyor." "Git ulan!. "Affedersiniz. "Kayseri. çocukla yedibuçuk kuruşa kesişip. Bak sen namussuza. "Kayseri'ye tiren kaçta acep hemşerim?" diye sordu. hesap pusulasını bir bir gözden geçireceksin. git be!" "Tiren kaçta?. Bir de ne baksam. oturdum biyere. Baktım.. Selametle şu istanbul sınırından dışarı bir ataydım kendimi. Tövbe! Sırnaşacak da beni yolacak kahpe. paraları apışımın altına bağlayıp öyle yattım. "bende hödük suratı var mı?" "Yok... tireni bekliyordum. Celepten ondörtbin lirayı alınca. bir de hoşaf yedik. Devrisi günü akşamı tirene binip gideceğim.. burdan şimdi garsoniyeyi çıkar.." dedim. aman. adamın boğazına basıp zorbalıkla alırlar. Çünkü bu istanbul denilen yerde parayı dolandırıp alamazlarsa." "Git yahu.." diye bağırdım. Ahbaplığı kurup da beni kaz diye yolacak. Vur aşağı tut yukarı. Evet. Paralar cebimde.. soyguncusu. "Öte var. Sen ne diyorsun. dedim. Hey'allah.. Otelin lokantasında ilk yemekte baktım." dedi. paralar cebimde..Evet. altına bir de garsoniye yazmışlar. hırsızı. adamın koynundaki paranın kokusunu alıyorlar ve de bir bakışta cebindeki paranın hesabını biliyorlar. hepsi böyle. akıllarınca beni çarpacaklar. iterler.. hiç sorma. öte!. Bunlar tavşan kokusu almış zağar iti gibi. bir gazete alayım. Gece. yankesicisi bol dersem. Git!." 115 . Allah'a şükür dolandırılmadan. şuraya nerden gidilir?" diye bir yer sordu. bu garsoniyeyi kim yedi?" Neyse uzatmayalım.. istanbul..

" dedi. "İşte bu karısının gerdanlığı. Bak namussuza." diye ünnememle zırt diye pulis ortaya çıkmaz mı! Eyvah. hemi de hapse atacaklar.. Ulan sen babanın hayrına mı söyleyeceksin bu sözü. bu bileziği. yabani!" diye bana saldırmaz mı!.. Göz göre göre cüzdanı çarpacak." dedi. dünya namussuz birader. bu istanbul'da askere de güvenilmeyecek." dedi. "Size bişey söyleyeceğim. onbeşbinden fazla veren yok. "Yazık adama. Halis inci ve yirmidört ayar altın.. o sokuldu. Velakin olmuyor. ben geriledim. "Merhaba. "Çıkar şu baklayı ağzından. ben geriledim." dedim. "Albay gibi namuslu bir adam yok ama adamın başına bir bela geldi. Ben gene alaylı alaylı.Herif yalandan bir parlayıp da. kendine başka bir müşteri ara. fırlayıverdi. ölmüş eşek arıyorlar......." dedim. Adam ar ediyor. "Vah vah ki vah vah.. Bu istanbul insanının selamı da alınmayacak. kutunun içi kırmızı kadife. bunları bugün 116 . ne istiyorsun onu söyle şimdi?" "Hiç sorma.. Askere. Kim bilir ne maval uyduracak da... yalanlar kıvıracak.. vah vah. iki adım beri çekilip. herif nasıl uyutacak beni.. Bana verdi ki satayım..." Elinde tuttuğu bir kutuyu açtı.... Hayır. İntihar edecek.. bu küpesi. Duvarın dibine geldik. Koca albay. "Merhaba efendi." dedi. Bakalım pulisin pulis olduğu doğru mu? Pulis de pusudaymış ki." diyerek bununla alay ettim. Yahu. bunlar pulislen ortak çalışıyor... Güldüm. kendi de satışa çıkaramıyor.. Kutudan dizili boncuklar çıkardı. Gösterdim kuyumculara.... "Hiç çeneni yorma boşuna... "Sen hiç medeniyet görmedin mi." dedim... "Ne olmuş senin albayına?" "Hiç sorma.. Bizim kaçın kurası olduğumuzu anlasın diye alaylı alaylı gülerek.. "Ben bir albayın yanında emirberim." dedi. "Eeee. Güldüm. "Söyle bakalım neymiş?. cebimizdeki parayı yürütecek." Beni bir gülmedir aldı." dedim.. "Puliiiis!." Gördün mü. Neyse pulisi mulisi zor bela savdım başımdan. albayı işinden çıkaracaklar. Asker sokuldu.." dedi. Karısının boynundan söktü aldı. Bir asker geldi yanıma. "Herifin başına olmadık bir iş geldi. "Alasın diye söylemiyorum..." "Yaa.

he mi?" dedim.." dedi. Allah bilir çalmıştır." Herifler nerdeyse ağlayacak. "Haydi eyvallah. şu cibiliyetsize. Albayın karısının dedi ya. "Hem-şerim. Onbeşbin verdik.. izini bulamadık. "Biz kuyumcuyuz yahu." diye bağırarak seğirttiler. "Ne kadar ederdi mücevherler?" dedim.. "Ne yana gitti?" "Aha.. on-dörtbini denkleştirdi. "Yok. Vah yazık... çıldırır. "Kuyumcu onbeşbin verdi-ya. "Elinde bir kutu vardı. dedi. arkasından gidip bulacaklar askeri..almaya kalksan yüzbin eder su içinde. iki kişi köşeyi canavar gibi dönmesiyle bana çarptı. Hayırlısıyla şu cenabet yerden bir savuşsam. sen onu söyle. Şu yana saptıydı.... "Yüzbine elini öpene ver... Bunlar birbirlerine.. kara yağız bi oğlan. "Sen şimdi bir enayi arıyorsun ki bunları dehleyesin. Boşa vakit geçirmeyelim... gelmedi de." Askerin ardından baktım kaldım." Askerin gittiği yanın tersini gösterdim." dedim. "Nasıl askermiş.. Herif bana soluk soluğa.. Ben askerin ardından dalmış düşünürken." dedi. Yahu.. Daha durulur 117 . adamı benzetirler de pabucunu da eline verirler. Askeri gördün mü. Biz parayı denkleştiresiye çıktı gitti dükkândan.. kim bilir hangi garibin canını yakacak........" "Evet. seni bir iyi adam gördüm. şu yana döndü. Vah. olmaz..." Anlat sen külahıma.. ağlamak ne." "Çarptı mı sizi yoksa?" "Ne çarpması arkadaş. demek asker bunları dolandırdı. üstü çıkışmadı. anlattım..." Gördüm demesem. "Aman koş. Su içinde yüzbin lira eder mücevherler.. insan yetmiş seksenbin lira kazancı yitirir de." Bak. sende bende o kadar para nerde? Yoruldum da surda dinlenirken... Bekledik gelir diye. bizde çarpılacak göz var mı?" "Hiç belli olmaz. "Asker bize gayet kıymetli mücevher getirdi. Bana çarpan adamlardan birinin elinde pangnot destesi.. bunun burası istanbul." Para destesini elinde tutan. "Sana al diye söylemiyorum." dedim. buralarda bir asker gördün mü?" dedi." Askere." "Gülegüle yiğidim. Elimi cüzdana bastırıp... Vah vah.. gitti.. "Önüne bak. gördüm..

. "Eyvallah..." Kuyumcu baktı. Koş ha koş. Metelik alacaksam ciğerime yapışsın..." deyip ellerinden atıyorlar. sen bu işte ne komisyon alacaksın?" "Töbe de. gayet sıkı..." dedim. ne eder sen onu söyle.. "Bunlar boncuk... mercimek kadar. güldü. Sen kendine gel ulan oğlum.. Benimkisi bir iyilik. yankesici değil.." "Ne istersin?" "Onbeşbin dedik bir kere. biz pazarlığa oturmuşken tiren kaçmış. ulan seni istanbul'da donsuz gömleksiz komazlar mı?. 118 . "Cam boncuk bırıkı lira eder.. bildiğimiz.. Albayı kurtarmalı. asker uzaklaşmış. "Bak şuna hemşerim.. parayı koynuma kor... O nasıl söz. hiç alıcılığımı belli etmeden. dönerim memlekete. koştum askerin arkasından." "Burada alınıp satılmaz. albayın çok ekmeğini yedim ve de iyiliğini gördüm." "Biz de biliyoruz boncuk.. Biriki lira eder.. bizi dilimizden taşralı bildi de...mu. Bir de baktım. Cam boncuk." "Arkadaş.." Bir düşündüm. Hamza Peygamber gelse. bedenimden sökemez. pazarlıkta ondörtbinbeşyüze kesiştik. paralan sayıp mücevherleri aldım. öbüründen berikine.. ' Ben benken bu kazığı yersem.... "Ne yana böyle?" "Demin gittiğim kuyumculara gideceğim. Yetiştim buna.. Oradan öbür kuyumcuya." dedi. İstasyona döndüm ki. "Asker ağaaaa!" diye ardından ünnerim. bir hafta süründüm de sonunda mücevher diye camları aldığımı zor anladım.. hırsız.." Bre oğlum... Koşmaktan çatlayacağım. şu mücevherleri sat bana. Yahu bunlar hep birbirinin ağzına mı tükürdü. duymaz. "Arkadaş.. Mücevher kutusunu iman tahtamın üstüne basmışım ki.." "Hayhay. sen bu istanbul adamını nerden bileceksin. Mücevherleri satar. hazineyi elimizden cam diye alacak..." Vur aşağı. "Uğurlar ola. bunda iş var.... Paraları tomarla görünce babam şaşıracak.. tut yukarı. Hemen kuyumculara koşturdum.. onbeşbine vereceğim... Zaloğlu Rüstem pehlivan gelse. ne yapalım.. koş ha koş. Varsın kaçsın.

. Kapının kulpu dönmez.. -Yok kardeşim. Utancımdan renkten renge giriyorum. dikkatsizlik.Dolmuşun Kapısı Şoför. şoförün de çenesi açıldı: — Ne adamlar var be dünyada?. boyuna dır dır ediyor: — Bir kapıyı açmasını öğrenemeyen insan bu dünyada ne diye yaşar bilmem ki.. Şoför içerden bağırıyor: — Sola kıvır! Sola kıvırıyorum kıvırmasına ama. Ne yaptımsa kapıyı bi türlü açamam. Bu sefer yolcular da şoförü tutup ona hak veriyorlar. — Sola kıvır be! — Kıvrılmıyor kardeşim. Trafik memuru. tak açılır.. kapıyı açıyor. yok. içeri giriyorum. fıurt düdük öttürüyor. Bu adamlara araba kapısı açmasını öğretmek için bir kurs açmalı. sağımı mı şaşırdım? Dolmuşun arkasına başka arabalar.. İnsa119 . hiç sesimi çıkarmam. Kendimi övmek gibi olmasın. kulp kıvrılmıyor. — Kurtuluş! der demez. Medeniyetin mektebi yoktur.. Tüh allah kahretsin. Şoför bağırıyor... Kapı bu yahu. vallahi bıktım artık. dikkatsiz insanlar. diyor.. arabanın kapısına saldırdım. Şoför uzanıyor.. kamyonlar yığıldı. Bir şoför. bir o şişman adam söylüyor: -Bayım. Ne dese adam haklı. Dolmuş yürüyor ama. otobüsler. hızını alamamış. Yahu sağını solunu daha öğrenememişler be! Şoförün çenesi kapanmıyor bitürlü: — Her yolcuya teker teker anlat... bir iyi huyum vardır: Haksız olduğum zaman karşımdaki ne derse desin. fııırt... Solumu. Bir şişman adam: -Efendim.. Sola çevir... Şoför.

Başka bir araba bekliyorum. olmuyor.. Oooooh. olmuyor. dışardayım. Sağa çeviriyorum. Yukarı kaldırınca kulpu. — Odun oğlu odunlar.. — Çevrilmiyor kardeşim. az önce öğrendiğim gibi kapının kulpunu sola çeviriyorum. Şoför uzanıp kapıyı açıyor... bitürlü kapıyı açamıyor. Araba önümde. — Bay şoför. — Kurtuluş? -Evet. Şimdi bu şoför başladı: -Buradan başka istanbul yok.. Sağa çeviriyorum.. Açabilmek için az önce şoföre öyle dikkat etmiştim ki. Kıpırdamıyor kör olası.. Şoför bağırıyor: -Yukarı kaldır yahu. — Kardeşim. Yahu bu cenabet.. kapı bitürlü açılmıyor. yukarı. Neredeyse küfüre başlayacak. ne sağa.. Şoför paylamasın diye.nın kendisinde olmazsa ne yapsan boş.. Bir hayli çekişiyorlar. Şişman adam kendini zor dışarı atıyor. Büsbütün kızan şoför söylenip duruyor.. ne sola dönüyor.. dışardan sola. sağa çevir kulpu. Yarmalar!... ben burada ineceğim.. Kurtuluş'a gitmekten vazgeçtim ama. — Artık bir taksi kapısı açamayan da insanım diye ya120 . çok şükür. Kapının kulpuna yapıştım. içerden sağa çevrilecek. Sihirli define kapısı gibi. öyle ki elime kan oturuyor... Yolculardan biri şoföre hak veriyor: — Boşu boşuna kaldırım çiğniyorlar.. Bir daha zorluyorum. Herifin pis ağzına dayanılır gibi değil. bu sefer ona bağırıyor: -Bayım. Şoför. -Sola çeviriyorsun bayım. Eminönü'nde şişman adam arabadan inmek istiyor.. İstiyor ama. ya kapıyı açamazsam diye korkumdan inemiyorum. bir daha.. kapı açılıyor....

Bir yolcu. yavaş be!.. Kulpu dört yöne çeviriyorum. Şoföre soruyorum: . bana mısın demiyor. Bre aman. ne olur ne olmaz ben de kapıyı açamam diye dışarı atıyorum kendimi. Karaköy'de bir yolcu inmek istiyor.. Zar zor bir araba buluyorum.... Alt tarafı yirmibeş kuruş vereceksiniz be!. . 121 .... Küt!. Ama kapı açılmaz. Şoför kapıyı açıyor.Kaz gibi adamlar! diyor.. -Olmadı!.. Pat!.Nereye iteyim? -Nereye itilir yahu?. Şimdi Karaköy'deyim.. yukarı. Adam bir daha deniyor.. Kapının kulpunu sola çeviriyorum. aşağı. İtmesini de mi bilmiyorsun.Her müşteriye teker teker öğret.. -Kapıyı itme be! Kulpu it!. Çat!. kalkmıyor. -İt be it!.. Şoförden paparayı yiyeceğim sağlam.Kapı açık! diye tersliyor. adam çıkar çıkmaz. ı-ıh. İt!. olmuyor. olmuyor. asılıp duruyorum. Adam kapıyı açıp küt diye kapıyor... Şoför: -Yukarı kaldır! diye bağırıyor. yine kapanmıyor. diyor. . Şoför durur mu? . İçeri doğru it! Hiç böyle içeri doğru itilip de açılan kapı görmedim.şamamalı dünyada. . Kapanmadı.Hızlı çek! diyor.Kapanmadı! Yanındaki yolcu... Şoför onu. a-ah. -Yavaş yahu. Hele şükür kapı açılıyor. -Asıl be! -Asılıyorum. . Bunu söyleyen yolcu kapının yanında oturuyor. Bu ağır sözlere nasıl dayanılır? Şoför de. sağa çevir. yolcular da hep beni haksız çıkarıyorlar.

nasıl buyuracaksın? Kapının kulpuna yapışıyorum. Bütün kuvvetimi deniyorum. yavaşça tık diye kapatacaksın. aşağı indir inmez. it itilmez. sağa. Yukarı kaldır kalkmaz. yukarı. Kaç para eder. sonra üstüne basarsın.. Bir kısmını iteceksin. Koca Yusuf pehlivan kalksa mezardan bu kapıyı açamaz. kimini sola çevireceksin. sola. Chevrolet oldu mu iteceksin kulpu. bu kadarına dayanamam artık.Birader. .. İş mi bu yani? Sizin evinizde kapı yok mu? Saat gibi kapı bu. Fiat arabası oldu mu önce bir sağa çevirir. Bir yolcu Galatasaray'da inmek istiyor.. aşağı.. hepsinin kapısı bir başka çeşit bunların.İnsanın bu kadarcık bişeyi öğrenmemesi için mankafa 122 . çıt diye açılır kapı. kuvvetlice aşağı indirirsin.. ... bir sağa çevirir. Studbaker'leri sağa çevireceksin..Kurtuluş? -Evet. Sonunda kapı açılıyor. Tüh allah kahretsin. Buick'ler en kolayı..Haftada bir kapı tamiri.. buyurun! Buyurması kolay ama. kıyamet.. Şoför. Ama yooo.. kimi aşağı. durmadan her marka otomobil kapısının nasıl açılacağını anlatıyordu. bay şoför başlıyor söylenmeye. sonra kendine doğru çekip de. Kazan kazan kapı tamirine ver. . Yolcunun arkasından kendimi sokağa fırlatıyorum. diyorum. hafifçe üstüne basar.. sağa sola dönmez. Bizim ne suçumuz var bunda? Kimini sağa. itersen. bir kısmını çekeceksin..Şoför uzanıp kapıyor kapıyı ama çenesini açıyor: . Hilman'ları kendine doğru çekeceksin.. Ben tatlı tatlı dinliyordum ama lafının sonunu kötü bağladı: . Yine kapı açılmaz. bir sola.. kulpu kendine doğru biraz çeker. Ford arabaların kulpunu sola. Bir patırtı. büsbütün kızıyor: . sonra biraz yukarı kaldırır.İnsan bu kadarcık şeyi de bilmez mi be. Şoför.Kendine çek! Bu kapı da kendine çekilince açılırmış. Kimi yukarı.

kaldırsın kendini denize atsın... istanbul surlarının kapısını bir haftada açan Fatih Sultan Mehmet gelse açamaz. Ben düğmeye basıyorum... Elinden şakır şakır kanlar akarken kapıya sövüp sayıyor: — Namussuz kapı. kulpla hiç ilgisi olmayan biyerde. -Ne oldu? Ne var? İyi olmuş kerataya. Kapıyı kaparken başparmağı araya sıkışmış. adam kulpa. Yolculardan biri şoförden de baskın çıkıyor: -Dangalaklık efendim. Ölsün daha iyi. Harbiye'ye uçuyoruz... Harbiye'de bir müşteri daha binmek istiyor ama ne mümkün. Herif aman zaman diye bağıradursun. ölsün be!. yesin. diye bağırıyor. kilitle. Şoför onaylıyor: -Öyle ya... Açılır açılmaz da canımı dar atıyorum dışarı. -Bastır! Bastır be!. Hiç böyle kapı görmedim.Koy önüne bir torba saman.. Düğme dediği nerede biliyor musunuz? Kapıyla. — Neresini bastırayım? — Ömründe hiç arabaya binmedin mi? Düğmesini bastır! — Düğmesi nerede yahu? -Kilit düğmesi be!. Otomobil kapısı değil. Tam kapıdan çıkarken: — Vaaay. Artık yürümeye karar verdim. Yanımda bir araba duruyor. şoför gaza basıyor. Alt yanı yirmi otuz çeşit otomobil var. Düpedüz dangalaklık bu.. . Şoför. Aman!. arabanın iç yanında.olması lazım... Bana sövüp sayan yolcu Taksim'de iniyor.. diye bağırıyor.Nereye bayım? 123 .. pencere camının altında.. istanbul gibi bir şehirde yaşayan insan bu kadarcık bişeyi öğrenemezse.. . kapı açılıyor. kale kapısı namussuz.

Hiçbirimiz açamıyoruz. Bilirim bunları. Bu sefer de bitürlü kapanmaz. dedi.. Ben çekerim. . ben dışardan zar zor kapıyı açıyoruz. şoför çeker.Bu araba De Soto. Şoför söylenerek kapıya uzanıyor. bu seferkiler bana değil. Şoför sövüp sayıyor. Döndür! — Döndürdüm.. başkalarına.. Araba duruyor. İtiyorum.Kaç defa döndürdün? -İki. Şoför. herbirinin ayrı bir huyu vardır. Yolcular bir yılda hurdaya çıkarmışlar. şoför anlatıyor durmadan. Üç defa. yaşlıca bir adam. Şoföre bakıyorum. Açılmaz. Bereket. Kurtuluş'a geliyoruz. Dolmuşa inip binmesini.. sola it. baştan döndür.. Gidiyoruz. Ayda bikez kapıyı tamire götürürmüş.Kurtuluş.. Öbür yandaki kapıyı kurcalıyoruz. zorluyoruz.. yukarı al. Ellibin liralık arabaymış.. diyorum içimden. Zaten kapının kulpu da yok. Küüt diye bir ses. -İt!. Kan ter içinde kalan şoförde küfrün 124 . o da açılmıyor. üçüncüsü yardım ediyor. İçerde de üç yolcu daha var.Bastır! Bastırıyorum. -Hah.. — Çek!.. Elimi kapı kulpuna atmadan soruyorum.. Bir yolcu kapıyı açmak istiyor. . Acaba kapıyı açmayı. -Olmaz. kapı kapanmaz. kapıyı açıp kapamasını bilmiyorlarmış.. kapandı şimdi. Öbür yolcu işe karışıyor.. Kendine çek!. Şoför yardıma geliyor. Kaldık mı arabanın içinde.. Yolcularla şoför içerden.. o da açamıyor. Artık bu küfür filan etmez. Bütün kuvvetimle kapıyı çektim. Eski araba sarsıldı. "DeSoto" mu? Bu nasıl açılır. .. diye öğrendiklerimi satıyorum. -Arabanız ne marka? -De Soto!..

biz hâlâ dolmuşta mahpusuz. Kadıncık çığlık çığlığa. bir kısmımız sol kapıda uğraşıyoruz. Trafik memuru sesleniyor. Masallardaki sihirli kapı gibi.bini bir para. -Imdaaat!.. kapıyı açmaya çalışırken. ne yapsan açılmaz. -Bir çilingir çağırın en iyisi. . Kilitçi İbo'ya gidiyoruz. — Siz bunu Tarlabaşı'ndaki kilitçi İbo var. kapı açılmıyor. Başka bir şoför bizimkine: -Arkadaş.. Kadın yolcu avazı çıktığı kadar. Usta evine gitmiş. keser. bunu açsa açsa Yenişehir'de tamirci Yanko açar. Ustaya haber gidiyor. ne dışardan. Ne içerden açılıyor.. iki saat mi sonra usta geliyor. . biri de öbür kapıyı tekmeliyor. Bir zaman da o uğraşıyor. Polis koşup geliyor.. Şoför arabayı kenara çekiyor. diyor.. Geçen gün Büyükdere'ye müşteri götürmüştüm. Öldür allah kapı açılmadı. Tramvaylar. dışardakiler güler halimize.İçerde kaldık.. Bir saat mi..Bir keser yok mu. beş tamirhane dolaştıktan sonra Yanko Usta açtı.. . Sonra müşterileri tersyüzü getirdim. Kadın kaçırıyor zannedecekler.Ne var? .Sus hanım. -Ne yapacağız? 125 . Seyirciler gittikçe artıyor.. Bir erkek yolcu ceketini çıkarmış. Benim de başıma geldi. ona götürün. Bir kısmımız sağ. diye bağırıyor. arabalar arkamıza yığılmış.Keserle açılmaz. ... varyoz lazım. diyor. Karanlık bastı. Yenişehir'de Yanko Usta'nın tamirhanesine gidiyoruz. şoför kapı kilidinin sustasını bozan müşterilere küfreder. Biz içerde artık patlayacağız.. ortalığı telaşa verme. -Sustalının dili dişliye geçmiş. diyor. etrafımızı kalabalık çeviriyor. -Sustayı çekin! Hadi! Dayanın!.

. Çeke çeke adamı yarı beline kadar dışarı çıkardık. Ama tam beline gelince. Gecenin onikisinde.. ocağına düştük. Şişman yolcuyu çıkarmaya çalışıyorlardı. Yolcunun biri şişman olduğu için. o günden sonra dolmuşa binmeye tövbe ettiğimi tahmin edersiniz. İçerde yalvarmaya başladık: -Aman İbo Usta. yarısı içerde. 25Temmuz . içeri sokun! diye yalvarıyor." dediler. adam pencereye takılı kaldı. ne yaptıksa dışarı çıkaramadık. İçeri de sokamıyoruz. Hürriyet havasını ciğerlerime çektim. Halimize acıyan İbo Usta işe girişti.. Bizi buradan kurtar. Bunun bir günlük işi var. kocama bir haber verin bari. Ben artık oradan uzaklaştım. dedi. Tabii Kurtuluş'a yaya gittiğimi. Ayaklarından biz tuttuk. ne içeri. Pencereden çıkın!.. Kadın ağlamaya başladı: -Ah n'olur. Pencereden başını uzattı.İstanbul 126 .. Bana da: "Yardım et. Ne istersen verelim. — Vazgeçtim. ikiyüz.— Gece vakti olmaz.. İlkin kadının canını kurtardık. kargatulumba kadını çıkardık. başından dışardakiler. ne dışarı. yüz. Gündüz gözüyle inşallah. — Olmuyor. Ne yaptılar bilmiyorum. bunun işi uzun. Sonra beni çıkardılar... yarısı dışarda..

Koltuk (1957). Memleketin Birinde (1958). Hangi Parti Kazanacak (1957).Aziz Nesin (Mehmet Nusret Nesin) (20 Aralık 1915) Heybeliada. Geriye Kalan (1953). Fil Hamdi (1956). Nazik Alet (1958). Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1977). Yüz Liraya Bir Deli (1961). Gol Kralı (1957). Saçkıran (1959). Surname (1976). Hoptirinam (1960). Mahallenin Kısmeti (1957). Öykü: Parti Kurmak Parti Vurmak (1946). Toros Canavarı (1957). Zübük (1961). Gıdıgıdı (1958). Damda Deli Var (1956). Yeşil Renkli Namus 127 . Aferin (1959). Ah Biz Eşekler (I960). Deliler Boşandı (1957). İzmir BÜTÜN KİTAPLARI Roman: Kadın Olan Erkeğin Hatıraları (1955). Ölmüş Eşek (1957). Tatlı Betüş (1974). Şimdiki Çocuklar Harika (1967). Tek Yol (1978). Erkek Sabahat (1957). Bay Düdük (1958). Yedek Parça (1955). Havadan Sudan (1958). Kazan Töreni (1957). İt Kuyruğu (1955). Gözüne Gözlük (I960). Mahmut ile Nigâr (1959). Biz Adam Olmayız (1962). Düğümlü Mendil (1955). Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1961). Kördöğüşü (1959). İstanbul (06 Temmuz 1995) Çeşme.

Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990). Rıfat Bey Neden Kaşınıyor (1965). Başarılarımı Karılarıma Borçluyum (1992). Onursal Doktor Olamamanın Büyük Onuru (1993). Aşkım Dinimdir (1991). Merhaba (1971). Anı: Bir Sürgünün Anıları (1957). Benim Delilerim (1984). Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1992). Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982). Beş Kısa Oyun (1979). Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968). Seyyahatname (Duyduk Duymadık Demeyin) (1976). Şiir-taşlama: Azizname (1948). Hoşça Kalın (1990). Gözünüz Aydın Efendim (1997). Toros Canavarı (1963). Nah Kalkınırız (1988). Poliste (1967). Bir de Ölüm (1992). Hadi Öldürsene Canikom (1970). Herkesin İşi Gücü Var (2005). Bir Aşk Var. Salkım Salkım Asılacak Adamlar (1987). Sivas Acısı (1995). Mum Hala (1996). 70 Yaşım Merhaba (1984). Hazreti Dangalak (1992). İhtilali Nasıl Yaptık (1965). Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı (1973). Hayvan Deyip de Geçme (1973).Yokuş Yukarı (1996). Tut Elimden Rovni (1970). Üç Karagöz Oyunu (1969). Vatan Sağolsun (1968). Maçinli Kız İçin Ev (1987). Dünya 128 . Böyle Gelmiş Böyle Gitmez I-Yol (1966).Irak ve Mısır (1977). Bir Şey Yap Met (1959). Nutuk Makinesi (1958). Türkiye'de Kürtler (1989). On Dakika (1957). Araştırma-deneme-söyleşi: Mizah Hikâyeleri Antolojisi (1955). Böyle Gelmiş Böyle Gitmez II-Yokuşun Başı (1976). Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984). Çiçu (1969). Bir Zamanlar Memleketin Birinde (1992). Sosyalizm Geliyor Savulun (1965). Bulgaristan'da Türkler. Oyun: Biraz Gelir misiniz (1958). Böyle Gelmiş Böyle Gitmez III . Büyük Grev (1978). Kendini Yakalamak (1988). İnsanlar Uyanıyor (1972). Dünya Kazan Ben Kepçe I .Gazı (1964). Az Gittik Uz Gittik (1959). Seviye On Ölüme Beş Kala (1986). Bir Vicdan Davası (1998). Sondan Başa (1984). Sait Hopsayıt (1992).

Pırtlatan Bal (1976). Nasrettin Hoca Gülütleri (1991). Okuduğum Kitaplar (2001). Sora Sora Cennet Bulunur (1990). Korkudan Korkmak (1988).Alamanya (1983). İnsanlar Konuşa Konuşa (1988). Mektuplar (1999). Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985). Aziz Dede'den Masallar (1978). Aziz Nesin-Me-ral Çelen Mektuplaşmaları (1998). Türkiye Şarkısı Nâzım (1997). Çocuklar için: Monologlar (1949). Mektup: Aziz Nesin-Ali Nesin Mektuplaşmaları (19941995). Aziz Nesin-Tahsin Saraç Mektuplaşmaları (1995). Soruşturmada (1986). Borçlu Olduklarımız (1976). Aziz Nesin'e özgü başlıca yazım biçimleri -beri bidolu -buçuk bigün aradabir bikaç arasıra bikez arayer birara ardarda azbiraz birdenbire 129 .Kazan Ben Kepçe II . Bir Tutam Aydınlık (1994). Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995). Uyuşana Tosunum (1971). Bu Yurdu Bize Verenler (1975). Anıtı Dikilen Sinek (1982). Bir Dokun Bin Dinle (1994). Aziz Nesin-Saliha Scheinhardt. Ben de Çocuktum (1979).

azçok biriki azkaldı bisüre azkalsın bisürü başüstüne bibaşına bitek biçok bişey beribenzer bitakım bitürlü biyana biyer buyüzden candarma cıgara çokaz enaz ençok epiy fotoğraf gülegüle hangibir herbir herbişey hergün herhangibir herhangibiri herneyse herşey hertürtü heryan 130 .

heryer herzaman hiçbişey hiçkimse hoşgeldin hoşbulduk İstanbul ikidebir işgören kıravat kimbilir nağra pekaz pekçok sağol Sivas tiren varol yada 25Temmuz yazıyla gösterilen her sayı bitişik 131 .

Nesin Vakfı'nda neredeyse yok yoktur. koyun.. vakfın koruması altındadır. güvercin. Nesin Vakfı'nın konutlarının kiralarından ve bağışlardan oluşmaktadır. varsa Nesin Vakfı'nın evlerinde. daha doğrusu kendi ayakları üstünde duruncaya değin. ortalama 40 çocuğu ve 1 20 çalışanıyla. tiyatro salonu.972'de kurulan Nesin Vakfı. 25Temmuz 132 . Her çocuğun ayrı bir odası vardır. Ve elbette Aziz Nesin her zaman bizimle birliktedir. seramik atölyesi. tavuk. sebze bahçeleri. Aziz Nesin'in yapıtlarının telif haklarından.) çeşit çeşit meyve ağaçları. gönüllüleri de sayarsak 70 kişilik cıvıl cıvıl bir ailedir. müzesi. bilgisayar odası. tavşan. keçi. bulundukları kentlerde.. Nesin Vakfı'nın gelirleri. hayvanları (inek. hindi. ördek. yüzme havuzu. tavuskuşu. ilk ve orta eğitimdeki çocuklarımız Çatalca'daki devlet okullarında okurlar.. 15 dönümlük yemyeşil bir bahçe içindedir. yoksa kiralanan bir evde ya da yurtlarda kalırlar. spor ve oyun alanları. ilkokul çağına girmeden vakfa giren çocuklar bir meslek edininceye. marangozhanesi.. Vakfın ana binası Çatalca'da. Yüksek öğretimdeki gençlerimiz. Yirmi beş bin kitaplık kütüphanesi.