You are on page 1of 261

T.C.

ANADOLU ÜN‹VERS‹TES‹ YAYINI NO: 2073 AÇIKÖ⁄RET‹M FAKÜLTES‹ YAYINI NO: 1107

Anadolu Üniversitesi ‹lâhiyat Önlisans Program›

TÜRK ‹SLÂM EDEB‹YATI

Editör Prof.Dr. Hasan AKSOY Yazarlar Prof.Dr. Bilal KEM‹KL‹ (Ünite 1, 10) Prof.Dr. Mustafa ‹smet UZUN (Ünite 2, 4) Prof.Dr. Hasan AKSOY (Ünite 3, 8) Prof.Dr. Alim YILDIZ (Ünite 6, 7) Yrd.Doç.Dr. Ali ÖZTÜRK (Ünite 5, 9)

ANADOLU ÜN‹VERS‹TES‹

Bu kitab›n bas›m, yay›m ve sat›fl haklar› Anadolu Üniversitesine aittir. “Uzaktan Ö¤retim” tekni¤ine uygun olarak haz›rlanan bu kitab›n bütün haklar› sakl›d›r. ‹lgili kurulufltan izin almadan kitab›n tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kay›t veya baflka flekillerde ço¤alt›lamaz, bas›lamaz ve da¤›t›lamaz. Copyright © 2010 by Anadolu University All rights reserved No part of this book may be reproduced or stored in a retrieval system, or transmitted in any form or by any means mechanical, electronic, photocopy, magnetic, tape or otherwise, without permission in writing from the University.

Genel Akademik Koordinatörler Prof.Dr. ‹brahim Hatibo¤lu (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi) Prof.Dr. Ali Erbafl (Sakarya Üniversitesi) Program Koordinatörü Doç.Dr. Cemil Ulukan Uzaktan Ö¤retim Tasar›m Birimi Genel Koordinatör Prof.Dr. Levend K›l›ç Genel Koordinatör Yard›mc›s› Ö¤retim Tasar›mc›s› Doç.Dr. Müjgan Bozkaya Ö¤retim Tasar›mc›s› Yard›mc›lar› Arfl.Gör. Mehmet F›rat Arfl.Gör. Nur Özer Grafik Tasar›m Yönetmenleri Prof. Tevfik Fikret Uçar Ö¤r.Gör. Cemalettin Y›ld›z Ölçme De¤erlendirme Sorumlusu Ö¤r. Gör. Atilla Tekin Kitap Koordinasyon Birimi Doç.Dr. Feyyaz Bodur Uzm. Nermin Özgür Kapak Düzeni Prof. Tevfik Fikret Uçar Dizgi Aç›kö¤retim Fakültesi Dizgi Ekibi

Türk ‹slâm Edebiyat›

ISBN 978-975-06-0756-1 3. Bask› Bu kitap ANADOLU ÜN‹VERS‹TES‹ Web-Ofset Tesislerinde 60.000 adet bas›lm›flt›r. ESK‹fiEH‹R, Ocak 2013

İÇİNDEKİLER

Ünite 1: Din ve Edebiyat……………………………………………………2 Ünite 2: Türk – İslâm Edebiyatının Kaynakları ………………………… 22 Ünite 3: Türk – İslâm Edebiyatında Nazım Şekilleri …………………… 52 Ünite 4: Türk – İslâm Edebiyatında Belâgat Başlıca Edebî Sanatlar …… 82 Ünite 5: Ünite 6: XV. Yüzyıla Kadar Türk – İslam Edebiyatı ……………………110 XVI – XX. Yüzyıl Türk – İslam Edebiyatı ……………………136

Ünite 7: Allah Teâlâ ile İlgili Edebî Türler………………………………156 Ünite 8: Hz. Peygamber ile İlgili Edebî Türler………………………… 182 Ünite 9: Dinî Tür ve Konular ……………………………………………208 Ünite 10: Tasavvuf ve Edebiyat …………………………………………234

  iii  

 

   iv  

ÖNSÖZ

Edebiyat, düşünce ve hayallerin duygularla birlikte heyecan ve estetik zevk uyandıracak şekilde ifade edilmesidir. Binlerce yıldan bu yana varlığını sürdüren Türk edebiyatı İslâmiyet’le birlikte durmadan gelişmiş ve hatta yenilenmiştir. Türkler’in İslâmiyet’i kabul etmelerinden sonra İslâm kültür ve medeniyetinin birleştirici, bütünleştirici etkisi altında ortaya çıkan İslâm medeniyeti tesiri altındaki Türk edebiyatı Osmanlı Dönemi boyunca varlığını güçlendirerek devam ettirmiş, Fuat Köprülü, Ali Nihad Tarlan, Nihat Sami Banarlı ve Neclâ Pekolcay gibi Cumhuriyet Dönemi edebiyat araştırmacıları tarafından Türk-İslâm Edebiyatı adı altında bilim dalı haline getirilmiştir. Ana hatlarıyla ifade edilecek olursa, Türk-İslâm edebiyatı, din ağırlıklı edebî eser ortaya koyan şair ve yazarları inceleyen bir bilim dalıdır. Diğer İslâmî dallarda olduğu gibi, bu alanın da ilk kaynakları Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerdir. Siyerler, kısas-ı enbiyâlar, tasavvuf ve akaid, tefsir, fıkıh gibi İslâmî ilimler, devrin ilimleri, yerli malzeme, İran ve Arap Edebiyatı bu bilim dalının diğer kaynakları arasında sayılabilir. Ön lisans öğrencilerine hitap eden elinizdeki kitapta Türk-İslâm edebiyatı hemen bütün yönleriyle ele alınmaya çalışılmıştır. Birinci ünitede dinedebiyat ilişkisi incelenmiş, Türk-İslâm edebiyatının kapsamı ve diğer bilim dallarıyla irtibatı anlatılmıştır. İkinci ünitede Türk-İslâm edebiyatının kaynakları bütün yönleriyle incelenmiştir. Bu ünitede önce Türk-İslâm edebiyatına konusunu ve özelliklerini veren kaynaklar tanıtılmış, sonra Türk edebiyatı metinlerinin kaynakları ve Türk-İslâm edebiyatı çalışmalarında başvurulacak kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü ünitede Türk-İslâm edebiyatında kullanılan nazım şekilleri, vezinler, eski Türk edebiyatında sıklıkla kullanılan aruz kalıpları ve kafiyeler örneklerle anlatılmıştır. Dördüncü ünitede Türk-İslâm edebiyatında çoğunlukla başvurulan edebî sanatlar, belâgat ve unsurları tanıtılmış, edebiyat-sanat ilişkisi üzerinde durulmuştur. Beşinci ünitede Türk-İslâm edebiyatı tarihinin XV. yüzyıla kadar seyri hakkında bilgi verilmiş, Türkler’in müslüman olduktan sonra meydana getirdikleri ilk eserlerin ortak özellikleri ana hatlarıyla aktarılmış, XIII-XV. yüzyılların edebî özellikleri anlatılmış, öne çıkan şair ve yazarlar eserleriyle birlikte kısaca tanıtılmıştır. Altıncı ünitede Türk-İslâm edebiyatı tarihinin XVI-XX. yüzyıllardaki seyri takip edilmiş, yüzyılların özellikleri şiirlerden seçmelerle anlatılmış, bu edebiyatın canlı ve devam eden bir edebiyat olduğu gözler önüne serilmiştir. Yedinci ünitede Türk İslâm Edebiyatı’nda Allah’la, sekizinci ünitede Hz. Peygamber’le ilgili edebî türler hakkında genişçe bilgi verilmiştir. Bu iki ünitede önce türler genel olarak tanıtılmış, sonra her türün tarihî gelişimi anlatılmış ve her tür önemli örneklerle desteklenerek okuyucunun is-

 v  

dinî-tasavvufî türler zengin örneklerle anlatılmıştır. 3. Onuncu ünitede ise tasavvufun edebiyatla irtibatı ele alınmış. dinî konulu destânî mahiyetteki eserlerle ramazâniyye. ünite Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Doç. 6. 5. ve 7. Alim Yıldız tarafında hazırlanmıştır. gazavatnâme. Dokuzuncu ünitede dinî-edebî türler ile genel edebiyat türleri karşılaştırılmış. Dr. Gayret bizden tevfik Allah’tandır. Ön lisans kitaplarının koordinatörleri değerli meslektaşlarım Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanı sayın Prof. ıydıyye. Mustafa Uzun. Türkçe dinî eserler edebî bakımdan değerlendirilmiş. ve 4. ve 10. ve 9. Ali Öztürk. Önemli bir boşluğu dolduracağına inandığımız bu kitap bir ekip çalışmasının ürünüdür. İbrahim Hatiboğlu ile Sakarya Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dekanı sayın Prof. Dr. kültür tarihimizde önemli bir edebiyat ve sanat ortamı olan tekkeler hakkında bir değerlendirme yapılmış. Bilal Kemikli. 2. Dr. ünite Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Ali Erbaş’a ve basım konusunda yardımlarını ve gayretlerini esirgemeyen Eskişehir Anadolu Üniversitesi Rektörü ile Açık Öğretim Fakültesi Dekanı’na ve çalışanlarına en kalbî teşekkürlerimi sunarım. Dr. fetihnâme. ünite Cumhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yoğun mesai sarfederek kitabın en güzel şekilde tamamlanması için titizlik gösteren ve büyük bir özveriyle çalışan ve hepsi de fakültelerinde Türk-İslâm Edebiyatı Anabilim dalı öğretim üyesi olan kıymetli meslektaşlarıma teşekkürü borç bilirim.tifadesine sunulmuştur. Dr. Dr. Hasan AKSOY (Editör)   vi   . mersiye ve maktel gibi dinî-edebî türler hakkında etraflıca bilgi verilmiştir. Hasan Aksoy. ve 8. Dr. 1. ünite İstanbul Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. tasavvuf edebiyatının temel kavramları tanıtılmış. Prof. ünite Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.

   1   .

• Türk-İslâm Edebiyatını tanımlayabilecek. • • Türk-İslâm Edebiyatının kapsamını açıklayabilecek. Fuat Köprülü’nün Edebiyat Araştırmaları adlı kitabından “Türk Edebiyatı’nın Menşe’i” başlıklı bölümü okuyunuz.  2   . Türk-İslâm Edebiyatının diğer bilim dallarıyla ilişkisini belirleyebileceksiniz. Cilt Giriş adlı kitabın “Edebiyat Tarihimizin Başlıca Sorunları” başlıklı bölümü inceleyiniz. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nden “Edebiyat” maddesini okuyunuz. Agâh Sırrı Levent’in Türk Edebiyatı Tarihi I.  Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra. • Din ve edebiyatı ilişkilendirebilecek. Anahtar Kavramlar • • • • Din Edebiyat Türkler İslâm Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için öncelikle. • • • M.

insana ait bir duyguyu. her dinin bir kutsal metni vardır. Bununla birlikte edebiyat açısından dinin tarifini yapmak güçtür. ortak şuur ve vicdan etrafında birleştirir. düşünceyi. bir dönemin. kaynağı. hayranlık ve estetik zevk uyandıracak şekilde ifade edilmesidir (Okay:1994. yorumları. dile bağlı bir sanattır. duygu. 395). düşünce veya hayallerin heyecan. DİN VE EDEBİYAT Edebiyat. Buradaki asıl amaç. Din. metafizik problemlere getirdiği çözümler. Kutsal metin. Her şeyden önce. bireyi ve toplumu etkileyen ilkeleri ve esasları itibariyle de tanımlanmıştır. Diğer bir ifadeyle edebiyat. bilgilerini. gözlemleri dilin imkânlarıyla en güzel şekilde anlatma sanatıdır. bilgi ve ahlak anlayışıyla estetik duyguyu besleyen en önemli kaynaktır. Kelimenin etimolojik kökeni ve tariflerinin yanında. bireyi içten kuşatarak yönlendirir. hayata yüklediği anlam. varlık. tanınmasında. Çünkü din.Din ve Edebiyat GİRİŞ Din. öte yandan da onu metafizik gerçeklikle buluşturur. kavrayışını ve estetik dünyasını yansıtan ayna konumundadır. bir yönüyle edebiyatın kaynağıdır. tasnifi. bir yandan okuyana dinin temel ilkelerini öğretirken. Ulaşılan bu bilinç ve dil zevki. Bu ünitede. farklı disiplinler açısından ele alınıp tanımı yapılan bir kavramdır. irfanını. kutsal kitabı okurken edebî bir bilince ve dil zevkine de ulaşır. tutumları. Daha sonra Türk-İslâm Edebiyatı’nın tanımı yapılarak kapsamına işaret edilecek ve diğer ilimlerle olan ilişkisi ortaya konacaktır. inançlarını. Bunu da büyük oranda sözün büyülü gücünden yararlanarak yapar. Bir kavram olarak dilimizde Tanzimat sonrasında kullanılmaya başlayan edebiyat. ifade ve formlarından yararlanan bir sosyal kurumdur. Bu sanat. Böylece dindar.  3   . bir toplumun hissiyatını. Din ve edebiyat ilişkisi edebiyat bilimcilerinin ve eleştirmenlerin üzerinde durduğu konulardan birisidir. ahlâkî bir kurum olarak insanlara yön verir. algılarını. sanatın merkezinde ye alan estetik duyguyu ifade eder. hayali. kitabın diğer ünitelerinde ele alınan konuların anlaşılmasına teorik bir temel oluşturmaktır. diğer yönüyle de. öncelikle din ve edebiyat ilişkisi inceleme konusu edilecektir. Din bireyi mukaddes duygu. yayılmasında ve kültürel değerlerini oluşturmasında edebî eserin dil.

sözlü kültür içinde gelişen edebiyat sanatının kökleri insanlık tarihi kadar eskidir. düşünce ve tecrübenin oluşturduğu sembollerden oluşan bir din dili vardır. sahip olunan dili ve edebî duyguyu geliştirir.Alman düşünürü Hegel. ölenlerin arkasından sagu. Sığır ve Yuğ adlarıyla bilinen ayinlerde söylenerek geliştiğini bilmekteyiz. Dil.” (Köprülü: 1989. edebiyattır. Oyun. Bu dil. Bazı dilbilimciler insanın varoluşuyla birlikte sözün de var olduğu kanısındadırlar. Dinî ayini idare eden şaman. sanatı. günlük hayatın dayanılmaz meşakkatleri ile yorulan fikri eğlendirecek ve dinlendirecek oyun ve sanat gibi şeylere serbest bir saha bırakmak. fonetik ve söz sanatı olmak üzere üç guruba ayırır. sanat ve edebiyatın din ile olan bağlantısı hakkında şunları dile getirir: “Dinin mahiyeti hakkında yapılan tetkikler açıkça ortaya koymuştur ki. Edebiyat sanatının yegâne malzemesi sözdür. içinde bulunulan dinin değerlerini. maddî hayatın devamı için gıdalara olan ihtiyaçtan daha kuvvetsiz değildir. 49). aynı zamanda ilk sanatkârlardır. Şiirin de ilk örnekleri bu ayinlerde söylenmiştir. zamanla dünyevî (maddi/seküler) alana doğru dönüşmüştür. raksın. her dinde mutlaka şiir olduğunu bilmeliyiz… Manevî varlığın muntazam bir surette işlemesi için ona olan ihtiyaç. değiştirip dönüştüren bir özelliğe sahiptir. söz sanatı ise. Her halükarda söz. bütün ayinlerde mevcut bir zarûrî unsur gibi telâkkî etmeli. Diğer bir ifadeyle sanatın ilk örnekleri ayinlerde ortaya çıkmıştır. 67-69). mûsikî. Edebiyat da dile paralel olarak gelişmiş. güzel sanatları. lirik duyguları ifade eden koşuk ve hikmete ilişkin savlar söylemiştir. İslâmlaşma öncesi bu edebî eserlerde. Bahşı ve Ozan gibi isimlerle anılan şair (Köprülü: 1986. ilkelerini ve beslediği duyguyu bulmak mümkündür. mimari ve resimdir. “önce söz vardı” denilmektedir. heykel ve dekoratif sanatlar. kelimelerdir. ortak şuur ve vicdan etrafında birleştiren ve ona ahlâkî açıdan yön veren dinle bir ilişkisi var mıdır? Eğer var ise. Bu ifadeyi esas alan bazı dilbilimciler. Edebiyat ve din öylesine iç içedir ki. duygu. Beş temel sanattan birisi olan edebiyatın insanı mukaddes duygu. içine girdiği yeni toplum ve medeniyetlerle birlikte değişen ve gelişen bir varlıktır. dinî inanç. mûsikîşinâs. büyücü. kendi tefekkürünün ifadesini kendi dilinde taşır. “dinsiz edebiyat. toplumsal hadiseleri destân şeklinde şiire dönüştürmenin yanında. edebiyatsız din olmaz” düşüncesini temel ilke olarak benimseyenler olmuştur. Fuat Köprülü. söylediği şiirlerle sözlü kültüre. Daha doğrusu.  4   . Sanatı her ne şekil ve mahiyette olursa olsun. o medeniyet dairesine giren toplumun dili üzerinde etkili olur. Şeylân. insanla yahut insandan evvel vardı ve bu söze bağlı olarak da edebiyat sanatı ortaya çıktı. bu söz varlığını zenginleştiren. Toplumun en önemli aktörü olan şaman. bunun mahiyeti nedir? Her şeyden önce şunu ifade etmek gerekir: Güzel sanatların başlangıcı hakkında araştırmalar yapan ilim adamları ve estetik zevkin ortaya çıkışını ve gelişimini araştıran uzmanlar. mûsikînin. 50-51) Başlangıçta din adamları. Fonetik sanat. Bu dönemde Kam. plastik. Hatta bazı kutsal metinlerde. inanç esaslarını. sözün insandan eski olduğunu düşünmektedirler. şiir ve edebiyatın menşeinin din olduğu kanaatine sahiptirler (Köprülü: 1989. En azından Türk şiirinin. Toplumların geçirdiği tarihî süreç ve içine girilen kültürel ortamlar. insanın yaptığı yeni keşiflerle. dinin aslî tabiatında mevcuttur. Plastik sanatlar. Din. bu görevinin yanında. sanata ve edebiyata hayat vermiştir. rakkas ve şairdir. Dolayısıyla buralarda söylenen yahut okunan şiirler de dinî içeriğe sahiptir. Diğer bir ifadeyle din. başlangıçta dinî törenlerde söylenen dua ve ilahilerle sınırlı iken. bir toplum ancak onunla varlığını devam ettirip kuvvetlendirebilir. Demek ki. şifacı.

Bu dönemde doğrudan doğruya dinî kaynaktan beslenen edebî eserlerin iki koldan gelişim gösterdiğini söylemek mümkündür: 1. hayat ve varlık tasavvurunda kendini göstermiştir. Hz. Her ne kadar o edebiyata faydacı nazarla baksa da. Dinî duygu. dünya görüşünde. Dinî metinleri açıklamayı ve öğretmeyi amaçlayan edebî eserler. tematik yönünün yani öğretici. Tanzimat. dinî duyguyu ve düşünceyi edebî eserde söz ve mana sanatlarıyla yoğuran eserlerdir. Dolayısıyla onlara göre. edebî eserin hedefi vardır. Daha doğrusu bu türden eserler. edebî eserin zevke ve duygulara hitabeden estetik yönünden başka. Bu da kendi içinde iki kategoride kendini gösterir: Sanatı önceleyen eserler ve sufi şairlerin eserleri. zevk ve ahengi ihmal etmez. bu türden eserler için. tasvir ve çağrışımlar açısından bir araçtır. dinî kültür ve düşünce de edebiyattan etkilenmiştir. edebiyatın dil ve ifade imkânından yararlanarak dinî düşünceyi ve ilmi birikimi sunan edebî eserlerdir. Çünkü klasik dönem edebiyatçıları. Bu edebî anlayış Tanzimat dönemine kadar devam etmiştir. Yeni dönemde ortaya çıkan bu tartışmaları şu iki soruyla özetlemek mümkündür: Dinî duygu ve düşünceler edebî eserlere konu olabilir mi? Edebî eserler dinî düşüncenin oluşmasına ve gelişmesine katkıda bulunur mu? Bu sorulara cevap arayan edebiyatçılar öncelikle. düşünce ve semboller. 2. Her iki kol da Kur’an.ünitesinde Türk-İslâm Edebiyatı’nın İslâmî kaynaklarını okuyunuz.  5   . mesaj verici ve etkileyici tarafının olmasına da dikkat etmişlerdir. sadece benzetme. Oysa Tanzimatla birlikte içine girilen süreçte Fransız edebiyatından yapılan tercümelerle yeni bir edebî anlayış gelişmiştir. Bu soru. İslâmlaşma sonrası edebî eserler bir bütün olarak değerlendirildiğinde şu görülecektir: İçine girilen yeni hayatta edebiyat dinden. din dilinin tecrübeyle. yaratılış telakkisinde. mantığı ve metodundan yararlanarak gelişen bir edebiyat vardır. “edebî eserin bir hedefi olmalı mıdır?” sorusuyla karşılaşmışlardır. İslâmi ilimlerin temel kavramları. Fakat bu sanatını ortaya korken içinde yaşadığı kültürün dil zenginliklerinden yararlanır. Peygamber’in sünneti. İslâm Tarihi gibi dinî metinlerden beslenerek gelişmiştir. hayatla ve zamanla buluşması söz konusudur. dinî duyguyu yoğun bir şekilde yaşadığından. Bu estetik anlayış. dinî kaynaklıdır. Kitabınızın 2. Fransız aydınlanmasının etkisiyle dünyevî (seküler) algıyı ön plana çıkardığından bu dönemde din ve edebiyat ilişkisi etrafında tartışmalar olmuştur. Nitekim Türkler İslâmlaşma sürecinde tabii bir kültür değişimi yaşamış. Sanat onun için duyumsadığı ve idrak ettiği hakikati sunmasına yarar. Bütün bunlar içine girilen yeni dil havzası içerisinde yeni edebî eserlerin hayat bulmasını sağlamıştır. Oysa sufi şair. modern bir sorudur. İkincisinde ise.İslâmlaşmayla birlikte edebiyat ve din ilişkisi daha zengin bir mahiyet kazanmıştır. bizzat tecrübe ettiği ve içselleştirdiği konuları sanata dönüştürür. Fakat ilkinde. Bir bakıma bu dönemdeki edebî faaliyetler. yeni bir estetik anlayış içerisinde kendilerini bulmuşlardır. Bu bakımdan onda hikmetli söz sanata ve lirizme bürünmüştür. yine de eserinde edebî heyecan. Edebî eser. Sanatı önceleyen eserler. Şair. ya lirik (garâmî) ya da didaktik (hikemî/felsefî) olmalıdır. her şeyden önce sanatkârdır. Dinî duyguyu ve tecrübeyi aktaran edebî eserler.

İşte böyle zamanlarda ahlâk. toplumun ve çevrenin düşüncesini. kendileri ister bu değerlerle yaşasın. edebiyata bir bütün olarak bakan edebiyat tarihçileri tarafından eksik bulunmuştur. din ve edebiyat arasında herhangi bir ilişkinin kurulamayacağı ve dolayısıyla da dinin edebî eserin oluşmasında herhangi bir katkısının olamayacağı fikrindedirler. inançlarını yansıttığı muhakkaktır. Ahlâk değerlerindeki değişmelere gösterilen bu uyum. o devrin edebiyatı tarafından etkilenebilir hale gelir. insanların ahlâk hükümlerini ne tutarsız temellere oturtabileceklerinin bir delilidir.” (Eliot: 1990. 2. ondan sonraki kuşak için çok tabii sayılabilir. değişmeye ve ön yargılarla değerlendirilmeye mahkûmdur. gelişmeden ziyade. Sanat sanat içindir. klasik dönemin sanat  6   . Ancak bu görüş. Buna göre iki görüş belirmiştir: 1. Meşâirü’şşuarâ. Sanat toplum içindir. S. doğru ve güzel olanı öğreteceği ve dolayısıyla da topluma yararlı olacağı fikrindedirler. “Edebî eserin bir hedefi olmalı mıdır?” sorusu bu tartışmaların temelini teşkil eder. “Sanat sanat içindir” görüşünü benimseyen edebiyatçılar. bazen toplumdaki gelişmenin delili olarak memnuniyetle kabullenilir. kendisini meydana getiren dinî kaynaktan koptuğu zaman. bir nesli şaşırtan değerler. Eliot şöyle demektedir: “Son yüzyıllarda edebiyat ve din ayrı kurumlar olarak düşünülmüştür. yazıldığı çağın. Belli bir dinden kaynaklanan ahlâk hükümlerine göre yaşayan bir toplumda bu hükümler oldukça tutarlıdır. çağdaş kuşağın tecrübesinin mahsulleridir. Öte yandan bir devrin ahlâk ölçüleri. Edebî eserlerde ifade bulan ahlâk hükümleri. yani sadece bir alışkanlık meselesi halini aldığı zaman. ister yaşamasın.Batıda Yeni Eleştiri Okulu’nun kurucusu olarak kabul edilen T. 98-99) Bu yeni edebî anlayış. “Sanat toplum içindir” görüşünde olanlar. faydacı düşünceye sahiptirler. 772. 50b). Edebî eserin insana iyi. edebî eserlerin belli bir din ve ahlâk ölçüleri dışında değerlendirilmesi anlamına gelmemelidir. Resim 1. Bunların yaklaşımı. Hâlbuki bu değişme olayı. Zira en saf şiirin bile. Bu gerçek. edebî esere farklı anlamlar yükleyerek yeni bir tartışma başlatmıştır. Ali Emiri Bölümü. Hepimiz biliyoruz ki. Millet Kütüphanesi.1: Şairler Sultanı Ahmet Paşa şiir okurken (Kaynak: Aşık Çelebi.

Bu değişim. Çünkü profane (dindışı) olarak kabul edilen bazı eserlerde din dilinin sembollerinden yararlanıldığı görülmüştür. sosyoloji. başarılar ve doğal felaketler sanatçı üzerinde derin tesir yaratır. 49). Bu bakımdan Türk Edebiyatı. malzemesi. Daha sonraki dönemlerde Tanzimat’la birlikte Batı kültürüyle yakın temasa geçilmiştir. sanat ve edebiyatta da görülmüştür. edebî eserin oluşmasında etkili olabilir. Aristotelese göre. ahlâk. savaşlar. sosyal değişmenin göstergelerinden biridir. formları. sanatı bir taklit olarak görürken. malzemenin ve dilin değişmesine de sebep olur. İslâmiyet. sosyal ve kültürel yapılarda. sanat anlayışı. estetik bir yapıya sahip olmasıdır.Batı Kültürü Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı Bu üç dönem. apaçık güdümlü bir edebiyat her zaman tenkide uğrar. sanat anlayışının. malzemenin ve dilin değişmesidir. sosyal değişmeye sebep olduğu gibi. sanat ve edebiyatın seyrini de değiştirmiştir. Sanat. felsefi düşünce.İslâm Kültürü Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı 3. yapısı itibariyle. gerçeğin taklidi diye nitelendirir. Bunlar: 1. İslâmlaşma sonrası süreçle birlikte başlayıp Tanzimat’a kadar devam edegelen edebî eserleri böyle bir tasnife tabi tutmak güçtür. sübjektif ve şahsi yaşantılara dayalı olsa da. ilmi bakış ve estetik kaygının yanında dinî mahiyete de sahip olabilir. Toplumdaki değişmeleri sanat eserinden yola çıkarak izah etmek mümkündür. Dolayısıyla göçler. Diğer bir ifadeyle. Sosyal değişme. Aristoteles. eğitme ve arındırma etkisi vardır. Sanat. Tanzimat kavramı size ne anlatmaktadır? Araştırınız. yenilgiler. sanatın eğlendirme. Platon. Fakat yine de edebî eserde temel belirleyici husus. Türk edebiyatını da bu tasnife göre ele alan edebiyat tarihçileri vardır. Ancak klasik dönem olarak nitelendirilen. tarih gibi diğer fikir ve ilim alanları da edebiyatla ilgilidir. TÜRK-İSLÂM EDEBİYATI Toplum olarak yaşanan büyük hadiseler sanatı etkiler. dinî edebî eserler ve profane (lâ-dînî/dünyevî) eserler şeklinde iki grupta tasnif etmişlerdir. Bir bakıma sanat. kaynakları ve dili itibariyle birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Zira edebî eser. Bu temas.İslâm Öncesi Türk Edebiyatı 2. Türk toplumunun yaşadığı en önemli değişimlerden birisi İslâmiyet’le tanışmasıdır. Tarih içinde sanatın mahiyetine dair birçok teori geliştirilmiştir. bu hadiseler sosyal değişmeye sebep olduğu gibi. Günümüz edebiyatçıları edebiyat ve din ilişkisinden yola çıkarak edebî eserleri.  7   . gerçekliği estetik ve zevk uyandıran sembollerle ifade etmektir. formların. sosyal ve kültürel yapıyı değiştirerek dönüştürmüştür. tanıtıcı. formların. Sadece din değil. Edebiyat açısından İslâmlaşma. öğretici ve hâli tasvir edici olmalıdır. Bu bakımdan da edebî eser.anlayışını andırır. psikoloji. sanat anlayışının. tarihi sosyal değişmeye göre üç aşamada ele alınıp incelenmektedir. Dolayısıyla din. toplumsal hadiselerden uzak da değildir. bu sebeple de sanat değerini tamamıyla ihmal eden. gözlenebilir farklılıkları ifade eden bir kavramdır (Turhan:1987. estetikle beraber felsefe.

yazılı edebiyatı bulunan ilk devlettir. Türk destanlarından bazıları şunlardır: Yaratılış. Alp Er Tunga. sagular. eski Arap ve İran (Pehlevî) edebiyatlarının estetik formlarından yararlanarak gelişmiştir. Türeyiş ve Göç destanları. Şaman şairin söylediği Sagu. dil. Şaman yahut kam. ifade. Koşuklar ise. Sogdca ve Tibetçe’den çevrilen dinî metinlere rastlanmaktadır. Bu dönemden geriye kalan en önemli eser. tarih ve edebiyat değeri bakımından önemlidir. Destanların çoğu bu dönemde ortaya çıkmıştır. Yazılı edebiyatın iki önemli kolu vardır: Köktürk (Göktürk) dönemi ve Uygur dönemi. İslâm Öncesi Türk Edebiyatı’nın ilk sözlü edebî ürünleridir. Türkü ve Şarkı gibi edebî eserlerin öncülleri olarak kabul edilebilir. Aynı zamanda şair de olan şaman yahut kamın söyledikleri şiirler. Arabistan sınırları dışında ilk kabul edenler İranlılar olmuştur. Şamanizm’dir. Oğuz Kağan Destanı’dır. Ağıt ve Mersiyelere ilham teşkil eder. mesel ve irsâl-i mesel sanatı kavramlarının ne anlama geldiğini sözlüklerden öğreniniz ve kitabınızın 4. ahlâkî ve hamâsî eserler yazılmıştır. doğaüstü güçlere inanma temeline dayanan bir inanç sistemidir. yüzyıldan itibaren başlayan bu edebiyat. İslâm öncesi sözlü edebiyat. semâvî dinlerin sonuncusudur. bu dinin rehberidir. duyuş ve zevk itibariyle millî edebiyat dönemi olarak nitelendirilir. İslâm Öncesi Türk Edebiyatı’nın ikinci kolu. başlangıçtan İslâm’ın kabul edildiği zamana kadar sürer. İslâm. Bozkurt. Miladi VIII. sözlü kültür içerisinde daha eskilere dayanır. hikmetli söyleyişi. Şamanizm. Yüzyılda Kül Tigin. Türk Edebiyatı. dil. Kâbe duvarına asılan bu tür şiir-  8   . Buralarda eleştiri süzgecinden geçirilerek seçilmiş şiirler tomarlara yazılarak Kâbe’nin duvarına asılmıştır. Uygur dönemidir. Türklerin kabul ettikleri en eski din. Bu bakımdan İslâm edebiyatı. Mani ve Buda dinlerine girmişler ve bu kültürlerin etkisiyle eser vermişlerdir. Toharca. Bu destanlardan en önemlisi.Türklerin kitleler halinde İslâm’a girmesi hangi savaştan sonra olmuştur? Araştırınız. İslâmiyet’le birlikte yenilenmiş ve gelişmiştir. dinî. Bunlar. Arap yarımadasının çeşitli yörelerinde kurulan Ukaz gibi panayırlarda şiir yarışmaları yapılmıştır. İslâm Öncesi Türk Edebiyatı. Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilmiş olan bu abideler. Sanskritçe. koşuklar ve savlardır. Uygurlar. Koşma. başka toplumların ve kültürlerin etkisinden uzak kalınmıştır. Bu dönem. Bilhassa Cahiliye Dönemi olarak nitelendirilen İslâm öncesi Arap toplumu şiire büyük değer vermiştir. Ergenekon. VIII. destanlar. Çünkü daha çok göçebe bir toplum özelliğine sahip olunması sebebiyle. Daha çok Budizm’in etkisiyle. Manzum olarak söylenen atasözleri ve hikmetli söz anlamına gelen savlar ise. Yazılı metinleri itibariyle miladi VIII. Köktürkler. Çince. Hikmetli söyleyiş. doğaya tapma. yüzyılın ilk yarısında dikilen Orhon Abideleri(Orhon Kitabeleri. Miladi 610 tarihinde Arap yarımadasında doğan İslâm’ı. mesel ve irsâl-i mesel sanatını etkilemiştir. Orhon Yazıtları)’dir. daha sonraki dönemde Âşık Edebiyatı veya Halk Edebiyatı’nın oluşmasına kaynaklık etmiştir. Ünitesini inceleyiniz. İslâm Öncesi Türk Edebiyatı yazılı ve sözlü olarak gelişmiştir. Orhun Abideleri hakkında daha geniş bilgi için Talat Tekin’in Orhun Yazıtları (1988) adlı kitabını inceleyiniz. Oğuz Kağan. Elimizde bu döneme ait zengin malzeme vardır.

İslâmî edebiyatı sadece şiire dayalı bir edebiyat değildir. Böylece Türkler arasında gelişen İslâmlaşma süreci. Buradaki Türk. bu kültür coğrafyasında yazılmış olması ve Türk kültür değerleriyle uyumlu olmasıdır. Bu bakımdan Türk-İslâm Edebiyatı. Peygamber’in şairleri olarak bilinen şairler kimlerdir? Araştırınız. Dolayısıyla herhangi bir edebî eserin Türk-İslâm Edebiyatı içerisinde değerlendirilmesi için. Diğer bir ifadeyle bu terim. İslâm. bir kültür coğrafyasını işaret etmektedir. Türk diline ve edebiyatına büyük hamle yaptıracak bir kudret göstermiştir (Banarlı: 1987. Hz. dili ve edebiyatı geliştirmiştir. Müslim’in Mâverâünnehr’i ve oraya sınır olan bölgeleri fethetmesiyle gelişmiştir. Boşnak. Budizm ve Maniheizm gibi dinleri benimsemişlerdir. Eski Türk Dini Tarihi adlı kitabında toyunizmin Budizmden başka bir şey olmadığını ifade ederek. Temel belirleyici husus. edebî eserin. Türk toplumlarının medeni hayatında etkili olmuş. özellikle Osmanlı Devleti döneminde İranlı. makâmât. daha sonraki dönemlerde Ebû Müslim Horasânî’nin ve komutanlarının çaba ve gayretleriyle hız kazanmış ve güçlenmiştir. Zamanla gelişen ticari ve siyasi ilişkiler. Ziya Gökalp eski Türk dinini toyunizm adıyla nitelendirerek millî bir din tasavvur etmiştir. Türk-İslâm Edebiyatı’nın Tanımı Türkler.lere muallakât denir. Türk-İslâm Edebiyatı’nın ilk eserlerini tanımak ve bu süreci değerlendirmek için kitabınızın 5. Emevîler’in Horasan valisi Kuteybe b. bu esere hayat veren sanatkârın etnik olarak Türk olması zorunlu değildir. Nesir bu türler içinde gelişmiştir. sosyal ve kültürel alanda büyük değişmeler yapmış.  9   . Türkler’in eski dinini Şamanizm olarak isimlendirmek gerektiğini söyler. Arap. Özellikle Sâmânîler (892-999)’in Mâverâünnehir ve Azerbaycan’a kadar sınırlarını genişletmeleri. Arapça ve Farsça’yı da içeren zengin bir dil varlığı bulunmaktadır. Bu ilişki. her şeyden önce bu yeni edebiyatın adıdır. hem müslüman hem de Türk olan şair ve yazarın ortaya koyduğu edebî etkinlikleri ifade eder. Bu süreç içerisinde. Emevîler devrinde askeri ilişkiye dönüşmüştür. Türkler’in İslâm’la tanışması ve kabulü dört asır sürmüştür. İslâm’ın İran’da yayılmasıyla Türk toplumu da İslâm coğrafyasıyla komşu olmuştur. Bunlar. Bu kültür coğrafyasında Türkçe’den başka. hikâye ve masal türüdür. ancak nesirle (düzyazı) de yazılan edebî eserler vardır. buralardaki Türkler’in İslâmlaşmasını sağlamıştır. Prof. Daha çok şiir yazılmıştır. Bu tanım genel bir tanımdır ve iki temel kavrama dayanır. Bu şiirlerin ve eski İran şiirinin müslüman şairleri etkilemediği düşünülemez. Ünitesindeki ilgili bölümü okuyunuz. ne de diğer dinler ve kültürler. Böylece Karahanlılar döneminde. Arap edebiyatı içinde gelişen mürasalât. Türk ve İslâm kavramlarıdır. Abdulkadir İnan. 81). Böylece Türk illeri ve boyları İslâm’dan haberdar olmaya başladılar. Türk-İslâm Edebiyatının ilk eserleri de yazılmaya başlanmıştır. Arnavut gibi farklı etnik kökenden gelen edebiyatçıların yazdıkları eserleri de içine alan geniş bir edebî alanı ifade eder. sosyal ve kültürel değişme kemale ermiştir. Türkİslâm Edebiyatı. Müslüman olmadan önce Şamanizm. Ancak Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han’ın İslâm’ı kabulüyle Türk illerinde yeni dini kitleler halinde kabuller başlamıştır. Fakat ne eski Türk dini olarak nitelendirilen Şamanizm. Bu eserlerin ilk örnekleri.

Bu medeniyet. İslâmî Arab edebiyatına benzedi. tarihi miras ve formların da olması gerekir. Bu konuda M. İranlı şair ve yazarların da Arap-İslâm Edebiyatından yararlandığı düşünülürse. hece vezni. dörtlüklerle oluşan nazım şekilleri ve kafiye anlayışıyla belirginlik kazanır. Türk-İslâm Edebiyatı içinde kullanılarak gelişmiştir. Bu ruhun temelinde tevhit ve iman vardır. İran-İslâm Edebiyatı’nın şekil ve esaslarını alarak edebî eserler yazdılar (Köprülü: 1986. Bu üslûp. Bu sebeple de Türk sanatkârlar. dinin kültürel ve tarihi mirasını da ihtiva etmektedir. Türk milletini diğerlerinden ayıran değerler manzûmesi olan millî karakter ise. ortak İslâm kültürü ve medeniyetinin karakteri ve üslûbuyla mezceden edebî eserleri içerdiğini söyleyebiliriz. Fuad Köprülü Türk Edebiyatı Tarihi’nde şu değerlendirmeyi yapar: “İslâmiyetten evvel kavmî bir takım husûsiyetlere mâlik olan Arab Edebiyatı.” (Köprülü:1986. Arab ve Acem'lerin müşterek mahsûlü olarak «Klâsik bir edebiyat» ve ona dayalı olan bir takım umumî «edebiyat esasları» takarrür etmişti. Aşık Edebiyatı ve Tekke Edebiyatı gibi isimlerle nitelendirilen edebî faaliyetler millî üslûpla varlık kazanmıştır. bilgelik ve doğruluk gibi kavramlar. dil. «Sâsânîler» devrindeki İran Edebiyatı. İslâm Öncesi Türk Edebiyatı’na millî edebiyat özelliği kazandıran millî üslûp ve karakteri yok saymamıştır. aynı zamanda o esere üslûp ve karakter kazandıran kültürel değerler. Bu bakımdan Dede Kokut Oğuznameler’i dikkat çeker. ağaç. Türkler. millî karakter ve üslûbu. millî üslûp ve karakteri içinde barındırdığı gibi. Daha doğrusu bir esere İslâmîlik vasfı kazandıran şey. ortak İslâm kültür ve medeniyetinin üslûp ve karakterine de sahiptir. anlayış. Tanzimat’tan itibaren gelişen ve devam eden yeni edebî anlayışta millî edebiyatın formları şairler için yeni imkânlar sunmuş. ışık. at ve su gibi imgeler ve mitolojik temaları ifade eder. 99) Türkler. Arab edebiyatı -başka medeniyetlerle ve meselâ İran'la temas neticesindeeski çöl edebiyatından çok farklı bir hâle geldiği gibi. İslâmiyet dâiresine lâyıkıyla girdikleri sırada. İslâmlaşma sonrası bir edebiyat vücuda getirmek istediklerinde.   10   . Türk-İslâm Edebiyatındaki ikinci kavram. Halk Edebiyatı. Buradaki İslâm kavramı. form. Millî karakter. estetik değer ve dil bakımından klasik bir edebiyat halini almıştı. kadın. önceki tecrübelerden yararlanmışlardır. sadece Kur’an ve Sünnet kaynaklı olmak değildir. özellikle de Oğuznameler’in İslâmlaşma sonrası İslâmi karakter kazandığı bilinmektedir. bozkurt. Millî üslûp. edebî eserde işlenen yiğitlik. Her şeyden önce komşuları olan İranlıların edebiyatı. Türk-İslâm Edebiyatının mahiyeti daha iyi anlaşılmış olur. Arab istilâsından yüzyıllarca sonra meydana çıkabilen İslâmî İran Edebiyatı da. her hususta olduğu gibi zevk ve edebiyat hususunda da farklı dilleri konuşan ve farklı edebiyatlara sahip olan müslüman milletleri etkisine almıştır. Sözlü kültürde aktarılarak gelen bazı destanların. Dolayısıyla Türk-İslâm Edebiyatı’nın. İslâm’dır. birçok bakımlardan. Bu bakımdan İslâm bir medeniyetin adıdır. âşık yahut tasavvuf edebiyatı geleneğinde yetişmemiş şairler de millî üslûpta şiirler yazmışlardır. «Tu-kiie»ler zamanındaki Türk Edebiyatı birbirinden pek derin farklarla ayrılıyordu. doğrudan doğruya İslâm dinini ifade etmekle birlikte.Türk-İslâm Edebiyatı. 117). Dolayısıyla Türk-İslâm Edebiyatı. hâlbuki İslâmiyet’ten sonra. İslâmlaşmayla birlikte yeni bir ruha bürünmüştür.

İslâmiyet’le birlikte millî karakter ve üslûp. edebî eserden beklentileri gibi temel konular aynıdır. Türk-İslâm Edebiyatı’nın Kapsamı Türk-İslâm Edebiyatı.2: Türk-İslâm Edebiyatı Karahanlılar döneminde başlamııştır Kaynak: Çetin. hayat ve varlık anlayışı. 3). İslâmlaşma sonrası edebî hayatı ifade eder.Cumhuriyet döneminde Türk-İslâm edebiyatının temalarını kullanarak şiir yazan şairler var mıdır? Araştırınız. fıkra. Bu değişim yeni edebî anlayışı da beraberinde getirmiştir. Tanzimat ile birlikte kırılmaya uğrayacaktır. 1839 yılında Gülhane Hatt-ı Şerîfi’nin okunmasıyla başlayan bu süreç. edebî eserin özünde herhangi bir değişikliğe sebebiyet vermez. Çünkü bu üç dönemde de sanatkâr. İslâm uygarlığı çerçevesinde gelişen Türk-İslâm Edebiyatı’nın yerini Tanzimat Edebiyatına bıraktığını ileri sürmüşlerdir (Levend: 1962. Karahanlılar devrinde Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı Kutadgu Bilig ile başlamıştır. düşünceler ve bilgilerle birlikte gelişen yeni estetik zevki ve anlayışı toplumda egemen kılmıştır. zamanla Batılı değerler. Türk-İslâm Devletleri Tarihi. Bursa. Bu edebiyat. Tanzimat bir devlet politikasıdır. her ne kadar bir kısım zihni değişimleri beraberinde getirse de millî üslûp ve karakteri bütünüyle etkisi altına alamamıştır. Selçuklular döneminde gelişmiş ve Osmanlı döneminde klasikleşmiştir. Bu tarihi seyir. Türklerin Ortadoğu ve Anadolu’ya doğru cereyan eden göçleri neticesinde. Düşünce Kitabevi. Dolayısıyla bazı edebiyat tarihçileri. bir kısım sosyal ve kültürel değişmeleri içerir. III. şiirde bir kısım biçimsel ve tematik değişikliklerin yanında. Dolayısıyla Tanzimat döneminde uygulanan değişim politikaları. Bu edebiyat. sanata yüklediği anlam. hikaye. Resim 1. bütün bu değişimler. kültürler ve dillerin keşfiyle tekâmül etmiştir. Bu politikaya bağlı olarak uygulanan zorunlu kültür değişimleri. O (2009). İslâm ilimlerinin ve düşüncesinin imkânlarından yola çıkarak eserini yazmıştır. yeni coğrafyalar. Kronolojik olarak Karahanlılar döneminde ilk ürünlerini veren bu edebiyat. Dünya görüşü. tiyatro ve makale gibi yeni türleri ve formları kazan-   11   . düz yazıda roman. Bu aynilik. Tanzimat. Selim döneminden itibaren bir devlet politikası olarak uygulanmaya konan ıslahat hareketlerinin neticesi olarak hayata geçirilen modernleşme ve yenilenme döneminin adıdır. Fakat şu var ki. tevhitçi dünya algısıyla yeni bir şekil almıştır.

İslâmî ve millî kültürün birçok sanatkârlar üzerindeki te'siri bârizdir. din tasavvurları ve algıları zaman içinde Türk aydınını etkisi altına almıştır. dil. gazelleri. Batı’da gelişen maddeci görüşlere dayalı felsefe okullar. Böylece seküler (dünyevî) konuların ağırlıklı varlığını gösterdiği yeni bir sanat anlayışı gelişmeye başlamıştır. her ne kadar yeni türlere. gereğince sıralayıp işleyebilen Yahyâ Kemâl. Batı Kültürü Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı iki koldan gelişme gösterir: 1. form ve zihniyetle eserler telif eden şair ve yazarların var olduğu bir gerçektir. bâzılarında sathî. Millî Türkoloji Kongresi’ne sunduğu “Yahya Kemâl’in Şair Olarak İslâmî Türk Edebiyatındaki Yeri” başlıklı bildirisinde şunları söylemektedir: “Şiir bâzı şahsiyetler için his ve inançları en iyi şekilde anlatma vasıtasıdır. bâzılarında derin izlerle kendini gösterir. manzum ve mensur eserleriyle kendine özgü bir dünya anlayışını aksettiren ve klasikleşen İslâm Kültürü Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı. klasik edebiyatın aksine. Yahyâ Kemâl'in yetiştiği devrede. daha çok nesre dayanan. Bu şairlerden üçünü zikrediniz. İslâmî konuları. Batı Kültürü Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı olarak nitelendirilmektedir. makale. Dolayısıyla bu dönem de ve daha sonraki dönemler de Türk-İslâm Edebiyatı içinde ele alınıp incelenmesi mümkün olan eserlere sahiptir. Hatta bu şairlerin bir araya gelerek Encümen-i Şuarâ adıyla bir topluluk oluşturdukları da bilinmektedir. Encümen-i Şu’arâ topluluğu hakkında bir araştırma yapınız. İslâmî Türk Edebiyatı içinde belirli bir yere sahip olmuştur.dırmıştır. tema ve forma sahip olsa da içinde eski olarak nitelendirdiği kültürden izler de taşır. Kasideleri. bilim ve sanat anlayışları. eskiye ait unsurların bir kısmını tasfiye eden. Şu halde Türk-İslâm Edebiyatı. Bu edebiyat. bu hususta sâhib olduğu kültür sayesinde. dindışı temalara öncelik veren bir sanat anlayışını ifade eder. Bu sebepledir ki. vatanının her parçasına ve milletinin fertlerine karşı duyduğu içten sevginin ve millî kültüre vukufunun sâyesinde de. bu dönemde de varlığını korumuştur. Kullanılagelen biçim. Karahanlılar döneminden başlayan ve devam eden bir edebiyattır. fıkra gibi yeni edebî türlerle birlikte. Yaşadığı her an ve yerde.Devam eden klasik edebiyat. vatan ve vatandaşı kendi öz benliğiyle kaynaştırmıştır. Bu yeni anlayış içinde gelişen edebiyat. şâirimizin milletini ve dînini hemen dâima hatırladığı. 2. onun şiirinin.Yeni edebiyat. tiyatro. Türk milletini ve Türk vatanını lâyıkı ile tanıtabilmiş. hakîkat ve hayâlin karıştığı gidiş yolu içinde millî ve dinî duygu da birleşmektedir. doğal olarak zihni değişmi beraberinde getirmiştir. Fakat bu te'sir. Yahyâ Kemâl ikinci tür sanatkârlardandır. tema ve form yapısı ile kaynaştıran bir edebiyattır. Milletine güvenme ve en zor anlarda bile   12   . Bu etki. Yeni edebiyat. yaşatmak zorunda olduğu unsurları ise yaşanan sosyal ve kültürel değişmenin gerektirdiği dil. Necla Pekolcay. VI. hikâye. bu meyanda da eski ve yeniyi his ve ifadesiyle mezcettiği görülmektedir. mesnevileri. bu guruba dâhil etmemiz gereken şahsiyetlerden biri olarak. Aynı zamanda. Yahya Kemâl de.

hitap formları. tarîkat-nâmeler ve bazı tasavvufi mesnevileri gösterebiliriz. dil varlığını.” (Pekolcay:1986. na’tlar. Bu bakımdan Türk-İslâm Edebiyatı içinde yazılan eserleri iki gurupta ele almak mümkündür: 1. tasavvurları. Bunların her şeyden önce Tanrı tasavvurları. Bu guruba giren eserler. Türk-İslâm Edebiyatı’nın Hedefi Sanat eserinin hedefinin olup olmayacağı konusu tartışmalıdır. ilmihal kitapları. Genel olarak edebî eserin. mevlidler. dinî ve tasavvufi konuları ele alan edebî eserler ve doğrudan doğruya dinî ve tasavvufi konularda yazılmamakla birlikte. Dinî-tasavvufi bilgiyi. Bu eserlere örnek olarak. bakış açısını ve kavrayışı geliştirmeleri bakımından önemlidir. dinî-tasavvufi bilgiyi. Dolayısıyla bir mesaj taşıma niyetinde değildir.ümit. Bu tür eserlere örnek olarak. Bunlar. hilyeler. Bu guruba giren eserler de kendi içinde ikiye ayrılırlar: a. Meselâ münâcâtlara dair çalışmaların. varlık ve ahlak felsefesi açısından ilâhî olanı anlama çabaları gibi hususlar dikkat çekicidir. ışık timsâlidir. eskilerin garâmî diye nitelendirdikleri lirik eserlerdir. Bu türden eserlerde temel amaç öğretmektir. kutsal olanı tasvirleri. bilgi ve tecrübeden yararlanan ve bunları söz ve mana sanatları içinde değerlendiren eserlerdir. Osmanlı şairlerinin hemen hepsi münâcât yazmıştır. Bilhassa yeni edebiyat içinde. Temel ilkesi sanattır. Aynı durum tevhîd ve esmâ-i hüsnâ türleri için de geçerlidir. münacat ve tevhidler gibi dinî-edebî türlerin yanında hikemî tarzda yazılan şiirleri de gösterebiliriz. Bu türden eserler. Kelâm ve tasavvuf araştırmalarına zemin oluşturması beklenir.   13   . zaferlerimiz birer cihad sonucudur. geleneksel dil formlarını günümüze taşımaktadır. duygulara hitabeden estetik yönü ile birlikte mesajının da olacağı düşünülmüştür. duyguyu ve düşünceyi öğretmek amacıyla yazılan eserler. Onun için. menâsik-i hac. onda dâimâ mevcuttur. Okuyucuda edebî bir zevk ve heyecan oluşturmaktan ziyade doğrudan doğruya öğretici olan eserler. 2. Bu eserler. dinî-tasavvufi kaynaklardan. aydınlık. zevke. edebî eserin içeriği itibariyle sınırlandırılması mümkündür. b. imgeleri ve motiflerinde bu kaynaklardan yararlanan eserler Türk-İslâm Edebiyatı içinde değerlendirilebilir. Okuyucuda edebî bir zevk ve heyecan oluşturan eserler. Dinî-tasavvufi verilerden yararlanan edebî eserler. Bu eserleri didaktik edebî eserler olarak nitelendirmek mümkündür. İlahiyat eğitimi ve araştırmalarında Türk-İslâm Edebiyatı’nın önemine ilişkin şu değerlendirmeler önemlidir: “Dînî Edebî türlere ilişkin yapılan çalışmalar. 81) Tarihi açıdan geniş bir alana sahip olan Türk-İslâm Edebiyatı’nın. Dolayısıyla estetik kaygı ikinci planda yer alır. duyguyu ve düşünceyi estetik kaygılarla sunan eserlerdir.

Hatta edebî eserin. dönemin ilim ve bilim anlayışından yararlanmış ve bunların kavramlarını estetik değere dönüştürerek kullanmıştır. bilimin araştırmaya. Sûfî şairin sübjektif tecrübeleri. Daha doğrusu ilâhiyat araştırmalarında üzerinde durulan ve çözümlenmek istenen konular. edebî eserin ilmi kaynaklardan ve bilimsel tespitlerden yararlanacağını söylemişlerdir. öncelikle Tefsir. tecrübe etmek yahut bir tecrübeden yola çıkarak tahlil ve tasvir etmektir. bu iki farklı dilin ilişkisini değerlendirmişlerdir. hedefi olan bir edebiyattır. Derûnî dil. Türk-İslâm Edebiyatı içerisindeki edebî eserlerin bilimlerle ilişkileri iki açıdan izah edilir: 1. Bunlardan başka. Edebiyat bilimcileri ve eleştirmenler. tahlil ve tenkit etmeye çalışılırsa çalışılsın. 50) Türk-İslâm Edebiyatı ve Diğer Bilimler Türk-İslâm Edebiyatı kavramının iki boyutu vardır: Birincisi. dünya tasav-   14   . Fıkıh ve Kelâm gibi İslâmî ilimlerin kaynaklarından ve kavramlarından yaralanarak yazıldığı bir gerçektir. biraz da din felsefecisidir ve kendine has bir dil geliştirmek durumundadır. onun kendine mahsus (öznel). sübjektif ve gerçeğimsi (kurgusal) bir dili varıdır. Bazıları bu iki dilin bir araya gelemeyeceğini. bu edebî eserleri inceleyen edebiyat bilimini ifade eder. incelemeye ve gözleme dayalı gerçeklik ifade eden dilinden farklıdır. Siyer-i Nebiler. Bu edebiyata hayat veren sanatkârın varlık ve güzellik anlayışı. Bu dil. Derûnî dil. Sanatkâr. bu kendine haslıkla ortaya çıkar. Menâsik-i Hac ve Akâidnâme gibi türlerde görüldüğü gibi. Kur’an tercümeleri. Hadis tercüme ve şerhleri. Yûnus Emre. Bilgiye dayalı edebî eserlerin yanında. Kimi edebiyatçılar ise. Bu demektir ki. Bu türden eserlerin. tecrübenin dilidir. Mevlânâ Celâleddîn er-Rûmî. 2.Tasavvuf edebiyatı araştırmaları. Bu bakımdan her ilâhiyat araştırmacısı. Bu bakımdan derûnî dil. her şeyden önce bir sanat eseri olması sebebiyle. Sun’ullâh-ı Gaybî gibi bilge şairler üzerinde yapılan çalışmaların izini sürerek öğrenmek mümkündür. dînî duygunun dilidir. devlet erkânına sunulan kasideler ve aşk hikâyelerini konu edinen mesneviler gibi sanat yönüyle öne çıkan edebî eserlerde de temel İslâmî ilimlerin ve devrin ilim anlayışının izleri görülebilir. dönemin ilimlerini. Sanatkâr. Hadis. sosyal ve siyasi konuları tasvir eden eserler. Edebiyat ve bilim ilişkisine dönük farklı yaklaşımları değerlendirmek için. ona meşruiyet kazandıracağını ve kültürel bir değere dönüştüreceğini düşünenler de vardır. Türk-İslâm Edebiyatı. dînî olanı içselleştirmelerine imkân vermiştir. Bu dili. görünürde her hangi bir temayı öğretme amacı olmayan lirik şiirler. ilmi kanaatleri ve bilimsel sonuçları geniş kitlelere tanıtacağını. ikincisi ise. doğrudan doğruya İslâmi ilimlerle alakalı edebî eserler yazılmıştır. Edebiyat eseri. bu alanda ortaya çıkan edebî eserleri. hikemî tarzda didaktik eserler de yazılmıştır. Türk-İslâm Edebiyatı. İslâm ilim ve kültür ortamının içinde doğmuştur. o kadar da içten bakmayı gerektirir. İçten bakmak.” (Kemikli:2009. Mirâciye. ne kadar dışarıdan bakarak anlamaya. Mermi Uygur’un İnsan Açısından Edebiyat adlı kitabından Edebiyatta Bilgi başlıklı denemeyi okuyunuz. dolayısıyla edebî eserin bilimle herhangi bir ilişkisinin olamayacağını ileri sürmüşlerdir. İslâm Tarihi. derûnî dil kazanımına katkı sağlayacaktır. edebî form içerisinde manzum ve mensur telif etmiştir.

Peygamber’i. simya. hayat algısı ve estetik telakkisinde Tasavvuf ve İslâm Felsefesi’nin derin izleri görülür. bireysel ve toplumsal değişmeyi ifade eden İslâmlaşmaya katkısı olmuş mudur? Diğer bir ifadeyle Türk-İslâm Edebiyatının. Siyer-i Nebî. ailesini ve dört halifeyi anlatan ve mucizeleri nakleden İslâm Tarihi (Siyer-i Nebî) ve diğer peygamberlerin hayatlarını anlatan Kısâsu’l-enbiya türü eserler sanatkârın sıkça başvurduğu kaynaklardır. manzum ilmihal. Bunlar: 1. zâyiçe. kıyâfet ve mûsikî gibi ilimlerin kavramlarını ve bilgilerini de bulabiliriz. Sadece sanatı önceleyen. Bu temel kaynaklardan başka. sosyoloji. Tasavvufnâme ve pendnâme gibi doğrudan doğruya dinî. Kırk Hadis. ancak kullandığı dil. iktibas ve telmih gibi sanatlarla müracaat ettiği temel kaynaklardır. coğrafya. 2007) adlı kitabını okuyunuz. İslâm inancının. reml.vuru. Edebiyatçı. O. akaidnâme. Edebiyatın. TÜRK-İSLÂM EDEBİYATI VE İSLÂMLAŞMA Türkçede İslâmlaşmak. sihhatnâme ve kıyâfetnâme gibi tarih. bireyin yahut toplumun İslâm diniyle tanışması ve bu dinin esaslarını benimsemesi anlamında kullanılan bir kavramdır. Ayrıca bu dönem eserlerde. savaş ve cenk bilgisi. ahlâkî ve tasavvufî konuları ele almaktadır. Edebiyat bilimi olarak Türk-İslâm Edebiyatı. İslâmiyet’e yönelmek. hem geleneksel hem de modern bilimlerle ilişkilidir. Bu konuyu daha iyi anlayabilmek için kitabınızın 7. Kur’an ve Hadisler. İslâmî mahiyet kazanmak gibi anlamlara gelir. kendi döneminin dil ve anlayışıyla takdim edebilmek için de filoloji. tarih. 9. atçılık ve okuçuluk gibi devrin spor anlayışını ele veren bilgiler ve tarihi hadiselerin izine rastlamak mümkündür. Aynı zamanda herhangi bir şiirde. Hz. Ünitesindeki Tasavvuf bölümlerini inceleyiniz. 2 . Bu konuda ayrıntılı bir bilgiye ulaşmak için İsmail Çetişli’nin Edebiyat Sanatı ve Bilim (Ankara. efsane ve mitlere ait bilgiler veren tarih ve halk kitapları. dönemini. Ünitesindeki dinî-edebî türler ve 10. 3. dönemin sağlık anlayışını ele veren tıp kitaplarıyla tabiat bilgileri. Kâbe-nâme. sağlık ve ilm-i kıyâfet konularını anlatan eserler de yazılmıştır. satır arası veya manzum Kur’an tercümeleri. analizleri. Türk-İslâm Edebiyatı’nın metinlerinin bir bölümü. nücûm. Ünitesindeki türler.İslâm inancını. Müslüman olmak. kimi uydurma (bâtıl) ve doğru (hakîkî) bilgiler içeren kimya. Hilye-i Şerîf. İslâmiyet’i benimsemek. sembol ve mazmunlarla İslâm dinine ilginin oluşmasını sağlayan eserler. Sosyolojik bir terim olan İslâmlaşma ise. tılsım. psikoloji ve felsefe gibi bilimlerin kuram ve kavramlarına aşina olmalıdır. cenknâme. gelenek ve göreneklerin tasviri. sanatkârın tercüme.   15   . dinî-edebî türler olarak bilinen. Türkler arasında İslâm’ın yayılmasında ve benimsemesinde herhangi bir katkısı olmuş mudur? Bu sorular dikkate alınarak Türk-İslâm Edebiyatının eserlerini dört bölümde ele almak mümkündür. sihir. düşüncesini ve değerlerini yayma (tebliğ) niyetiyle yazılan eserler. eski kültürlere. düşüncesinin ve değerlerinin anlaşılmasını ve öğrenilmesini sağlayan eserler. sanat eserini analiz edebilmek için eserin yazıldığı dönemdeki bilgi anlayışını ve ilimleri dikkate almak durumundadır. Bunlardan başka.

dinî ve tasavvuf yolunu öğretmeyi amaçlayan manzumelerdir. sembol ve mazmunlarla İslâm dinine ilginin oluşmasını sağlayan eserler de yazılmıştır. atanın şamanı andırması bu kültüre aşina olan halkı etkilemiş ve onların Müslümanlığı benimsemesini sağlamıştır.1333 )’nın Garibnâme’si. Yazıcızâde Muhammed Bîcân (ö. Türk-İslâm Edebiyatının ilk ürünü olan Kutadgu Bilig’den başlamak üzere pek çok eser adı zikredilebilir.gazi. Âşık Paşa(ö. Bu eserlerde ele alınan konu. Şem ü Pervâne. 1422)’nin Vesiletü’n-necat’ı. Hamzanâmeler. doğrudan doğruya İslâm inancını.edu. Fütüvvetnâmeler. düşüncesini ve değerlerini yayma (tebliğ) niyetiyle yazılan eserler pek azdır. Bununla birlikte hikmetler. halkın kolayca okuyup anlayacağı bir dille yazmıştır. ata diye nitelendirilen dervişler ve âşıklar tarafından kopuz eşliğinde ilâhî olarak okunmuştur. düşüncesinin ve değerlerinin anlaşılmasını ve öğrenilmesini sağlayan eserler yazılmıştır. 1273)’nin Mesnevi’si. Anadolu’da Yunus Emre’nin sehl-i mümtenî üslûbuyla söylediği şiirlerle yeni bir tarza bürünmüştür. çile ve gaye gibi idealizmi besleyen fikirlerinden yararlanılarak oluşturulan alegorik sembollerle sunulmuştur. Sanatı öncelemekle birlikte kullandığı dil.pdf Hikmet geleneği. Ali Cenknâmeleri. Dinî-tasavvufî edebiyatın ilk temsilcisi olarak görülen Hoca Ahmet Yesevî’nin hikmet adını verdiği şiirleri. Süleyman Çelebi (ö. dinî-tasavvufi düşüncenin ve inançların Anadolu ve Rumeli’de yaygınlık kazanmasını sağlamıştır. Bu yüzden de yazılı edebiyatı olduğu kadar. Belki bu özelliği dolayısıyla hikmetler. belki de ondan daha çok sözlü edebiyatı da etkilemiştir. Yunus ve takipçilerinin şiiri.tr/dergi_dosyalar/33-231-252. İslâm ahlakını ve değerlerini sembolik bir dille takdim eder. Doğrudan doğruya dinî telkin (tebliğ) maksatlı eserlerin yerine. Ahmet Yesevî’nin şiirleriyle başlayan hikmet geleneğinin günümüzdeki izlerine ilişkin olarak şu adrese başvurabilirsiniz: http://www. Battal-nâmeler. sabır. düşüncesinin ve değerlerinin anlaşılmasını ve öğrenilmesini sağlayan eserleri içeren dinî edebî türlerin her biri. Gül ü Bülbül. Mantıku’t-Tayr. Yunus Emre. Hz. Böylece Yunus tarzı yahut Yunus üslûbu adı verilen bir edebî anlayış ortaya çıkmış ve Yunus Emre pek çok şair tarafından taklit edilmiştir. Leylâ vü Mecnûn. İslâm inancının. İslâm inancının. Türk-İslâm Edebiyatının en seçkin   16   . Musikîyle şiirin birleşmesi. Bu anlamda. Bülbülnâme ve Hüsn ü Aşk gibi eserler. yalnızlık. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (ö. 1484)’nin Müzekki’n-Nufûs’u gibi eserler. sadece estetik değerleri öne çıkartan eserler. aynı zamanda dinin yayılmasına da katkı sağlamıştır. sanat ve estetik özellikleri öne çıkan eserlerdir. dinî-tasavvufi düşünceyi geliştiren ve halk irfânını besleyen eserlerdir. Bunlardan farklı olarak sözlü ve yazılı edebiyat içerisinde gelişen ve halk irfanını besleyen Dede Kokut Hikâyeleri. Herhangi bir dinî sembol ve mazmundan yararlanmayan. Menâkıbnâmeler.hbektasveli. tasavvuf düşüncesinin aşk ve güzellik anlayışından. Bir siyâsetnâme olarak da nitelendirilen Kutadgu Bilig.4. baştan itibaren bir ahlak ve değerler kitabıdır. Bunu takip eden Atabetü’l-Hakâyık.1451)’ın Muhammediye’si ve Eşrefoğlu Rûmî (ö. Sohbetnâmeler ve gaza fikrini oluşturan bazı gazavatnâmeler de İslâm ahlak ve değerlerini aktaran eserlerdir. dinî düşünceyi ve inancı yayma niyetinde olan edebî eserler olarak nitelendirilebilir. Bu tasnif içerisinde.

Edebiyat dili bu etkiyle oluşan bir dildir. İslâmlaşma sonrası edebî hayatı ifade eden Türk-İslâm Edebiyatı. Türk tarihi içerisinde en önemli hadiselerden birisi İslâmlaşmadır. tılsım. eserin yazıldığı dönemdeki bilgi anlayışını ve bilimleri ta-   17   . Zamanla dindışı konulara doğru kayan edebiyat sanatının. Buna göre. Edebiyat da dinî düşünce. kültür ve sanat ortamının içinde doğan Türk-İslâm Edebiyatı. Dile bağlı bir sanat olan edebiyat. Din dili. bilgi telakkisi. içine girilen İslâm kültür coğrafyasının estetik değerleri. kimya. hem geleneksel hem de modern bilimlerle ilişkilidir. simya. aynı zamanda birer edebî eserdir. bir edebiyat bilimi olarak. dinî duygu ve tecrübeye olan ilgisi hiçbir zaman bitmemiştir. Türk-İslâm Edebiyatının kapsamını açıklayabilmek. dil zenginliği ve mûsikîsinden yararlanılarak ortaya çıkarılan edebiyattır.eserleri olan bu türden aşk mesnevileri. tasavvurları. Türk-İslâm Edebiyatının tanımlayabilmek. bu arayışlara uygun olarak form değiştirmiş ve günümüze değin devam etmiştir. Türk-İslâm Edebiyatı. sanat ve estetik yönü hikmetle buluşturan öğretici eserlerin de bu ilgiyi geliştirdiği söylenebilir. reml. başlangıçta dinî törenlerde ortaya çıkmıştır. İslâmlaşma. güzellik ve varlık anlayışı. İslâm ilim. İslâm dininin anlaşılmasını. Edebî eserler yazıldığı dönemlerin bilimlerinden. anlatan ve çözümleyen bazı temel eserler. Türk-İslâm Edebiyatı. kültür ve sanat anlayışından etkilenirler. imgeleri ve motiflerinde bu kaynaklardan yararlanan eserler Türk-İslâm Edebiyatı içinde değerlendirilmektedir. Özet Din ve edebiyatı ilişkilendirebilmek. edebiyat ve şiir dilini beslemiştir. kıyâfet ve mûsikî gibi ilimlerden de yaralanmıştır. inanç ve değerlerin tanıtılması. zâyiçe. Tanzimat sürecinde Batı tarzı yeni bir edebiyat arayışının başlandığı dönemlerde. millet olarak yaşanan toplumsal ve kültürel değişimi ifade eder. Türkİslâm Edebiyatı. Karahanlılar devrinde Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı Kutadgu Bilig ile başlamıştır. Bu değişimle birlikte Türkler. Tefsir. anlaşılması ve öğretilmesi için imkanlar sunmuştur. İslâm öncesi gelişen millî edebî formların yanında. Bunlardan başka Hayriye gibi. nücûm. kavranmasını ve yayılmasını sağlayan eserlerin yazıldığı bir edebiyattır. Bu alanları tanımlayan. Bu edebiyat içinde üretilmiş olan sanat eserini analiz edebilmek. edebî eserin içeriği esas alınarak alanın sınırlandırılması mümkündür. Bu kronolojik süreklilikle birlikte. Tasavvuf gibi temel dinî ilimlerin yanında. sihir. Hadis. yeni bir kültür coğrafyasının içine girmişlerdir. Görüldüğü gibi. Türk-İslâm Edebiyatının diğer bilim dallarıyla ilişkisini belirleyebilmek. dinî ve tasavvufi konuları ele alan edebî eserler ve doğrudan doğruya dinî ve tasavvufi konularda yazılmamakla birlikte. İslâm sanatına ve dolayısıyla İslâm düşüncesine ilginin oluşmasını sağlamıştır.

İrsâl-i mesel IV. Kam b. Kıyâfet-nâme b. Ozan d. Mirâciye d. Oyun 2. Aşağıdaki edebî eserlerden hangisi İslâmî ilimlerle doğrudan ilgili değildir? a. Ayrıca filoloji. I. Kendimizi Sınayalım 1.Teşbih İslâm Öncesi Türk Edebiyatında bir tür olan sav.Mecaz II. Bahşı e. Yalnız III d.nımayı gerekli kılar. coğrafya. Yalnız I b. Selçuklular Dönemi   18   . Yalnız IV e. Aşağıdakilerden hangisi İslâmlaşma Öncesi Türk Edebiyatında şair kavramını karşılamaz? a. Türk-İslâm edebiyatı hangi dönemde klasik hâle gelmiştir? a. Siyer-i Nebî 4. yukarıdakilerden hangi edebî sanatın oluşmuna katkı sağlamıştır? a. I-II-III-IV 3. Akâid-nâme e. Tasavvuf-nâme c. Uluğ c. Yalnız II c. psikoloji ve felsefe gibi bilimlerin kuram ve kavramlarının da bilinmesi analiz ve değerlendirmeleri sağlıklı kılacaktır. tarih. sosyoloji.Tenasüp III. Babürlüler Dönemi b.

Bu sebeple Talas Muharebesi. Aşık Paşa e. Osmanlı İmparatorluğu'nda 1839’da Gülhane Hatt-ı Şerif'inin okunmasıyla başlayan modernleşme ve yenileşme döneminin adıdır.   19   . c 5. Yanıtınız doğru değilse. c 3. Talas Muharebesi. b 2. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Tanzimat’ın. Hakim Süleyman Ata c. “Türk-İslâm Edebiyatı ve Diğer Bilimler” konusunu yeniden okuyunuz. b Yanıtınız doğru değilse. Aşağıdaki şairlerden hangisi doğrudan İslâm’ı yayma niyetiyle hikmetler yazmıştır? a. a 4. Yanıtınız doğru değilse. Yanıtınız doğru değilse. sözcük anlamı "düzenlemeler. Abbasîler ve müttefiki olan Karluklar ile Çinliler’e karşı yapılan bir muharebedir. Yunus Emre b. Süleyman Çelebi d. Osmanlılar Dönemi d. Sıra Sizde 2 Türkler’in kitleler halinde İslâm’a girmesi. Yanıtınız doğru değilse. Hacı Bektâş-ı Velî Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. Talas Muharebesi ya da Talas Meydan Muharebesi adıyla bilinen savaştan sonra olmuştur. 751 yılında bugünkü Kırgızistan sınırları civarında. “Türk-İslâm Edebiyatının Kapsamı” konusunu yeniden okuyunuz. “Türk-İslâm Edebiyatı” konusunu yeniden okuyunuz. Tarihi bir kavram olarak. “Türk-İslâm Edebiyatı ve İslâmlaşma” konusunu yeniden okuyunuz. “Din ve Edebiyat” konusunu yeniden okuyunuz. çoğu tarih kaynağında Türkler’in Müslümanlığı kabul etmesi konusunda başlangıç noktası olarak kabul edilir. Beylikler Dönemi 5.c. Türkler bu savaşta Müslümanlığı yakından tanıma fırsatı bulmuştur. reformlar" demektir. Karahanlılar Dönemi e.

II. 10. 45-50. N. Dönemin öne çıkan pek çok şairi bu topluluğa katılmıştır. İslâmî Türk Edebiyatı Metinlerini Tetkik Metodları. İstanbul. Pekolcay. (1987).S.Ümmet Çağı Türk Edebiyatı.Sıra Sizde 3 Hz. (1989).   20   . Özellikle Hersekli Arif Hikmet’ten başka. MEB Yayınları. Ka'b b. Ebî Sulmâ ve Abdullah b. A. Kemikli. F. Bunlardan bir kaçını zikredebiliriz: Mehmet Akif Ersoy. Turhan.S. Ankara. B. Levent. “Türk Edebiyatı’nın Menşe’i”. M. Resimli Türk Edebiyatı Tarihi I. Hersekli Ârif Hikmet Bey’in evinde her hafta toplanan Encümen üyelerinin şiirleri okunur. N (1986). Kantarcıoğlu). Yararlanılan Kaynaklar Banarlı. İstanbul. Kültür Değişmeleri. S. s. Edebiyat Araştırmaları 1. Köprülü. KB Yayınları. (1990). Ötüken Yayınları. (1994). T. M. değerlendirmeler yapılırdı. Türk Edebiyatı Tarihi. Sıra Sizde 4 Cumhuriyet döneminde Türk-İslâm edebiyatının temalarını kullanarak şiir yazan pek çok şair vardır. “Edebiyat”. Leskofçalı Galib ve Tanzimat döneminin ünlü şairi Namık Kemal bu toplulukta temayüz eden şahsiyetlerdir. Bahar.(1962). Asaf Halet Çelebi ve Sezai Karakoç. DİB Yayınları. Tanzimat’la birlikte başlayan yeni arayışlara karşı klasik edebiyatı canlandırmak ve yenilemek isteyen şairlerin oluşturduğu edebî bir topluluktur. F. Ankara. “İlahiyat Araştırmaları: Dil ve Edebiyat”. 1. Zuheyr b. Sabit El-Ensârî. Ankara Okay. (Çev. Necip Fazıl Kısakürek. Ötüken Yayınları. 395-397. Eliot. s. İstanbul. İstanbul. MÜİF Yayınları. Yahya Kemal. M. Arif Nihat Asya. (2009). O. S. Peygamber’in şairleri şunlardır: Hassan b. (1986). (1987). Marmara Üniversitesi Yayınları. Revaha. Sıra Sizde 5 Encemün-i Şuarâ. İstanbul. İstanbul. Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi. Edebiyat Üzerine Düşünceler. Diyanet İslâm Ansiklopedisi. Köprülü.

  21   .

Mustafa Uzun. 5. vs. Fuad Köprülü. 414-417. Kur’an ve Tefsir Araştırmaları II. Kısas-ı Enbiya. Tasavvuf. “Kur’an (Edebiyat)” DİA.   22   . Hadis. 389. İstanbul 2001. Araştırma kaynakları: Tabakat. Türk Edebiyatı Tarihi. Metinlerin kaynakları: Divan. İstanbul 1994. Türk-İslâm Edebiyatının kaynaklarını sıralayabilecek. Mustafa Uzun. M.   Anahtar Kavramlar • • • • Kaynak Muhtevayı belirleyen kaynaklar: Kur’an. IX. 21-38. s. “Kur’an ve Edebiyat (Türk Edebiyatı). İstanbul 1980. Tezkiretü’ş-şuarâ. cönk.    Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra. XXVI. mecmua. s. İslam Ansiklopedisi.   Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce: • • • • Ömer Faruk Akün. Türk-İslâm Edebiyatının özelliklerini ayırt edebileceksiniz. “Divan Edebiyatı”. TDV. Türk-İslâm Edebiyatının muhtevasını açıklayabilecek. • • • • Kaynak kavramını tanımlayabilecek.

bütünleştirici etkisi altında ortaya çıkan İslâm medeniyeti tesiri altındaki Türk edebiyatı. bu edebiyata genel özelliklerini ve muhtevasını veren kaynaklar meydana getirmektedir. kaynakça. İkincisi. son yirmi yıldan bu yana İlâhiyat Fakülteleri programındaki adıyla Türk-İslâm edebiyatı şeklinde anıldığı gibi edebiyat fakültelerinde Divan   23   . TÜRK-İSLÂM EDEBİYATINA MUHTEVASINI VE ÖZELLİKLERİNİ VEREN KAYNAKLAR Türk-İslâm edebiyatına sahip olduğu özellikleri. Türk Edebiyatının İslâmiyet’in kabul edilişinden sonraki dönemi. Türk-İslâm edebiyatının kaynaklarından ilk kısmını. gibi yazma ve matbu eserlerdir. mecmua ve cönk vs. Bunu Türkçe’de kaynak kavramına bir terim olarak verilen manalardan çıkarmak da mümkündür.Türk-İslâm Edebiyatının Kaynakları GİRİŞ Türk-İslâm edebiyatının kaynakları üç alt başlık altında ele alınmaya müsaittir. bir başka deyişle bu edebiyatı tanımak. bir başka deyişle muhtevasını veren kaynakları incelemeden önce. edebiyatla dinin irtibatını ele alan ilk ünitedeki bilgileri yeniden hatırlamakta fayda vardır. Bu alâka dinin edebiyat üzerindeki derin ve köklü etkisini yeterli bir biçimde ortaya koyduğundan konuyu. Bu son kısma giren eserler için her tür araştırmada rastlanılan bibliyografya. Bu devrede ortaya konan bütün edebî ürünlerin değişik mâhiyet ve nisbetlerde bu etkiyi taşıdığı. Üçüncü kısım ise Türk-İslâm edebiyatı araştırmalarında. müracaat eserleri ve başvuru kaynakları gibi terimler kullanıldığını hatırlamakta fayda vardır. yuvarlak bir hesapla on asra yakın süren en uzun devre olmuştur. öğrenmek ve doğru biçimde günümüze aktarmak için yapılacak araştırma ve çalışmalarda başvurulacak kaynaklardan oluşmaktadır. bir ders olarak yer aldığı Yüksek İslâm Enstitüleri programında İslâmî Türk Edebiyatı. edebî metinlere ulaşmada başvurulacak başlıca kaynaklar olan divan. Türk edebiyatı üzerinde İslâm dininin ne derecede etkili olduğu noktasından incelemeye başlayabiliriz. Türk edebiyatını adlandırmak için kullanılan bazı isimlendirmelerde de açıkça görülmektedir. Türklerin müslüman olmalarından itibaren İslâm kültür ve medeniyetinin birleştirici.

Doç. 127. Türk Edebiyatının bu en zengin devresinin. çoğu kere karalayıcı. özellikle Osmanlı devletinin tarihe karışmasından sonra. 102) açıklamaktadır. Türk edebiyatının. toplumun başlıca özelliği olarak göze çarpar” diyerek (Ümmet Çağı Türk Edebiyatı. Kelâm. s. isimlerle anılmıştır. “bu edebiyatın ilim ve fikir kaynağı başlangıçta tamamiyle Kur’an’dır. Tanzimat’tan beri itham ve redde başlanmış olmakla birlikte. Türk edebiyatının İslâmî karakterini açık bir surette ortaya koyacak ve konumuza ışık tutacak en güzel ifade.edebiyatı. I. adını koyduğu edebiyatın en belirgin vasıflarını açıklıkla aktarmıştır. Türk Edebiyatına Şekil ve Muhtevasına Ait Özelliklerini Kazandıran Kaynaklar Bunların en önemlilerinden biri. Nitekim Banarlı bunu. İslâm medeniyetine ve milletlerine olduğu gibi bu edebiyata da hayat veren en önemli kaynağın İslâm dini ve onun birinci derecede kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm olduğunun da ifadesi demektir.VII. Eski metinlerde hemen hiçbir sayfa yoktur ki. Bu adlandırılmalar arasında. Enstitü yıllarında olduğu gibi müesseselerimizin İlâhiyat Fakültesine dönüştürülmesinin ilk yıllarında da bu ad kullanılmış olmakla birlikte bilahare Türk-İslâm Edebiyatı şeklinde değiştirilmiştir. içinde Kur’an’dan bir âyet. 81. Devrin ilim ve tefekkür hayatı da esasen aynı kaynaktan nemâlanmıştır” cümleleriyle (age. küçümseyici veya reddedici maksatlarla yapılan adlandırmalardan biri de bu edebiyatın varlığını sürdürdüğü devrin bir ümmet çağı olduğu fikrinden hareketle “Ümmet Çağı Türk Edebiyatı”dır. Ankara 1962. Farklı bir hareket noktasına dayanmakla birlikte bu isimlendirme. daha doğru ifadeyle eski edebiyatımızın dinî mahiyeti ve muhtevasını daha isabetle anlamak için bir de ona hususiyetlerini kazandıran. Banarlı. İman ve itikad. Bu adı Yüksek İslâm Enstitülerinde okutulmak üzere yazdığı iki ciltlik bir eserle. Peygamber hadisinden bir cümle bulunmasın ve düşünceler bunlara bağlanmış olmasın. Osmanlı edebiyatı v.   24   . 3). Türk Edebiyatı literatürüne daha kuvvetle yerleştirmiştir. Ayrıca. İstanbul 1971. Klasik Türk edebiyatı. Eski Türk edebiyatı. edebiyat araştırmacısı Nihat Sami Banarlı’ya aittir. daha belli bir alanı ifade etmek üzere kullanarak temellendirmişti: İslâmî Türk Edebiyatı (İstanbul 1967-1972). I. Tefsir.. İslâmî Türk Edebiyatı olarak adlandırmıştır. İslâm dini ve İslâm ümmetinin müşterek değerlerinden kaynaklanarak var olmuş bir edebiyat olduğunu kesin bir açıklıkla ortaya koymaktadır.Resimli Türk Edebiyatı Tarihi. muhtevasını belirleyen kaynaklar açısından bakmak gerekmektedir. bu devreyi “İslâm Medeniyeti Çağlarında Türk Edebiyatı” genel başlığı altında. 1. (bk. Neclâ Pekolcay’dır. ismi ilk defa ortaya atan ve aynı adla bir kitap yazan Agah Sırrı Levend de eserinde: “Ümmet çağı Türk edebiyatı İslâm dininin ortaya koyduğu hükümlere dayanır. Sonraki yıllarda birçok baskı yapan İslâmî Türk Edebiyatında Neviler (İstanbul 1981) ve ardından gelen İslâmî Türk Edebiyatı Metinlerini Tetkik Metodları (İstanbul 1982) gibi eserleriyle bu kavramı. Nitekim. Fıkıh gibi İslâmî bilimler kültürün dayanağıdır.b.) Pek çok başka araştırmacı tarafından da kabul gören bu değerlendirmeler ve isimlendirme. Dr.

müslüman Türk halkının hayatında ve kültüründe ilâhî kitabın ne kadar çok yönlü ve kuşatıcı bir yeri olduğunu en kapsamlı v şekilde ortaya koymaktadır. İslâm dini toplumu. muhtevalarını. Dikkat edilirse Türk edebiyatının ilk iki kaynağı. aydınlatıcı ve yönlendirici bilgilerle zenginleştirip beslemekle kalmamış. ilim. Tabii olarak edebiyat ve sanat da bu geniş çerçevenin derin etkisi içinde kalmış ve ondan büyük ölçüde faydalanmış ve edebî metinlerde yer verdiği kâinat. kısas-ı enbiya ve buna bağlı olarak eski kavimlerle ilgili tarihi bilgilerle. Ayrıca Kur’an’ın belâgat yönüyle fevka’l-beşer. Şimdi bunları teker teker inceleyebiliriz 1. Kur’an’ın muhteva bakımından hudutlarının genişliğini anlatmak için bizzat bu ilâhî kitaptan aktardığı “kuru ve yaş her şey bu apaçık kitapta mevcuttur” şeklindeki kapsayıcı bir ifade (el-En’am 6/59) dikkat çekicidir. muhtevasına. tasavvuf şeklinde sıralanabilecek olan diğer doğrudan dini kaynaklar da yine Kur’an’la yakın irtibatlı ve ondan doğup gelişmiş alanlarlardır. muhtevasına ve bazı türlerin ortaya çıkışına kadar hemen her alanda esas vasfını veren ana kaynağı olmuştur. aynı zamanda fıkıh literatüründe edille-i şer’iyye olarak adlandırılan dört ana kaynağın da ilk ikisi olmaktadır. hayatını. Bunun boyutlarını anlamak için Kur’an’ın Türk kültüründe yer etmiş en kapsamlı tanımına kulak vermek açıklayıcı olacaktır. kültür ve sanatını Kur’an’a göre şekillendirmeyi hedef alan müslüman topluluklar arasında özellikle de. Kur’an geniş ve zengin muhtevasıyla İslâmî Türk Edebiyatının hemen bütün malzemesini teşkil etmiştir. Bu tanımlama. Son iki kaynak ise. bu edebiyatın şekle ait birtakım özelliklerinden. mah-   25   . üstün bir îcaza sahip olması. Şimdi bunları ana hatlarıyla ele alabiliriz. İslâmî Türk edebiyatına şeklinden. bazı türlerin doğmasına kadar hemen her alanda esas vasfını veren birinci ve en önemli kaynaktır. Öncelikle belirtmek gerekirse. Ayrıca bu kaynakların tamamı Türk Edebiyatında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış eserlere sadece malzeme temin etmek. araştırıcıların bu edebiyatın kaynaklarını dinî ve din dışı olarak iki bölümde ele almasında da görülmektedir: Dini kaynakların başında gelen Kur’ân-ı Kerîm. Kur’ân–ı Kerîm Yukarıda da ana hatlarıyla işaret edildiği üzere Kur’ân-ı Kerîm. Ancak. Hadis veya sünnet-i nebevî. Aslında bağlamı farklı olmakla birlikte halkın. bunların estetik yönünün oluşmasında da başvurulacak esasları belirlemiştir. A) Doğrudan Dinî Kaynaklar: İslâm dininin ve kültürünün Türk Edebiyatına kaynak olmak bakımından önemi.Eski Türk edebiyatının kaynakları genellikle dinî ve din dışı olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmektedir. doğrudan dinî olanlar ve doğrudan dini olmayanlar şeklinde tasnifi daha isabetlidir. bütün İslâmî ilimler gibi esas olarak Kur’andan doğmuş ve sonraki asırlarda başka menbalardan elde edilen bilgilerle gelişip zenginleşmiş sahalardır. sanat değerinin belirlenmesini sağlayan edebi sanatlarla (belâgat) ilgili ölçülerinden. onu rehber edinen toplumların edebiyatları için de her yönüyle en seçkin örnek kabul edilmesini sağlamıştır. hayatı ve değerleri bütünüyle kuşatıcı olduğundan edebiyatı etkileyen unsurların.

lûkat, geçmiş ümmet ve milletler, onların peygamberleri ile başlarından geçmiş olaylar, ibret verici kıssalar v.b. gibi hemen bütün malzemeyi bu kaynaktan derleyip işlemiştir. Kur’an ayrıca, Türk edebiyatının günümüz ifadesiyle edebî sanatlar, eski ve özel ifadesiyle de belâgat anlayışını temellendirmiştir. Çünkü Arap dilinin belâgati, aslında kendisi de bir söz mucizesi olan Kur’ân-ı Kerim’den, onu daha iyi anlama zaruretinden doğmuş, belâgat ilmi en güzel örneklerini ilâhî kelâmın eşsiz ifadelerinden oluşturmuştur. Nitekim Osmanlı-Türk dünyasında belâgat eğitimi, Cevdet Paşa’nın Belâgat-i Osmaniyye’yi (İstanbul 1209) kaleme alarak ilk defa klasik İslâm belâgatini tam kadrosuyle veren ve örnekleri Türkçe olan bir eser ortaya koymasına kadar, asırlarca hem Arapça hem de misalleri Kur’an’dan ve Arap edebiyatından derlenmiş eserlerin telifi, şerh, haşiye ve talikatlarının yazımı ve okutulmasıyle gerçekleştirilmiştir. Kur’an’ın Türk dili tarihi bakımından çok önemli olan bir başka etkisi de, Türkçe Kur’an tercümeleri sebebiyle ortaya çıkmıştır. Bu alanda oldukça geniş bir malzeme ve bilgiye sahip olduğumuzu, bunu da Kur’an’a borçlu olduğumuzu belirtmeliyiz.
Türkçe Kur’an tercemeleri ve bunların Türk dili ve edebiyatı bakımından önemi hakkında geniş bilgi için bu konuda kıymetli araştırmalar yapmış olan Abdülkadir İnan’ın Makaleler ve İncelemeler (Ankara 1991, s.128-186) adlı eserine bakılmalıdır.  

Elde mevcut en eski yazmaları on üç ve on dördüncü asırlara ait olan ve XI. yüzyılda tercüme edilmiş bu metinler, özellikle Türk dilinin kelime kadrosu ve gramerine ait zengin araştırma alanlarından birini, “Türkçe Kur’an Tercümeleri” sahasını teşkil etmektedir. Bu arada, son yıllarda belirli bir ilgiye mazhar olsa da henüz yeterince incelenmemiş bir diğer alan olarak Türkçe tefsirlerin de aynı öneme sahip oldukları, araştırmacıların ilgisini bekledikleri belirtilmelidir. Ferişteoğlu ve Kanun-ı İlâhî vb. gibi Kur’an lügatleri de yine Kur’an’ın etkisiyle, onu en iyi şekilde anlama niyetinden ortaya çıkmış ve Türk dili tarihi bakımından eski ve değerli malzemelerin bir araya toplanmasına imkân vermiştir. Edebiyatımıza kazandırdığı başlıbaşına manzum tür ve eserlere geçmeden önce Türk nesrinde Kur’anın örnek alınışına da dikkat çekmek gerekmektedir: Eski Türk edebiyatında inşâ adıyla anılan nesir dilinde Kur’anın, cümle kuruluşundan metnin örgüsüne kadar geniş bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Nitekim “sözlerin en güzeli” olan bu mukaddes ve taklid edilemez örnek ana özellikleriyle Türk nesrine aktarılarak ta Dede Korkut Hikayeleri’ndeki sade nesirden başlayarak, Sinan Paşa ve emsâli gibi büyük sanatkârlar elinde çok âhenkli ve zevkle okunup-dinlenen eserler vermiştir. Banarlı bunun sebebini, “Kur’an diliyle daha iyi anlaşan ve sözün mûsıkîleşmesinden büyük zevk alan Anadolu Türkçesi’nin Türk halk edebiyatındaki kafiye ve aliterasyon an’anesinden istifade etmesidir.” şeklinde açıklayarak, Kur’an âyetlerindeki ahengin en önemli unsurunu teşkil eden fasılaların seci adıyla Türkçe cümlelerin iç yapısıyla sonlarındaki ahenge etkisinden kaynaklandığını izah etmektedir.

  26  

Kur’an’ın Türk nesri üzerindeki bir başka önemli etkisi de âyetlerin asıl ibâreleriyle Türkçe’nin cümle yapısına girmiş olmasıdır. İktibas, istişhad denilen edebî sanatlara başvurarak manayı en güzel, en kuvvetli ve etkileyici biçimde kullanılma olarak vasıflandırılacak bu anlayış Kutadgu Bilig’in mukaddimesiyle başlayıp Rabgûzî’nin Kısasü’l-enbiyâ’sı ile gelişerek Anadolu sahasında Behçetü’l-hadâik, Merzuban-nâme, Tazarru’ât gibi eserlerle gelişmiştir. Hatta Veysî ve Nergisî’den Namık Kemal, Muallim Nâci ve Ziya Paşa’nın eserlerine kadar her devirde çeşitli örnekleri görülen bu ifade tarzı, mânayı en güzel ve kesin bir şekilde anlatmak bakımından önemlidir. Kur’an’ın Türk şiir ve nesrine kazandırdığı bu ifade tarzının daha iyi anlaşılması için şu örnekler izerinde düşünmek yeterlidir: “Hâk-i pâyin olduğum gördü dedi kâfir rakîb Taş ile bağrın döğüp ‘yâ leytenî küntü türâb” beytinde “aşığı sevgilisinin ayağı altındaki toprak olarak gören kâfir rakibin” kıskançlığını ve pişmanlığını ifade için, tıpkı Nebe Sûresindeki (78/40) âyette yer alan, kıyamet gününde, dünyadayken yaptıklarına pişman ‘kâfirler gibi’ taşlarla bağrını döğüp ‘keşke toprak olaydım’ diye döğünmesini ifade eden ‘yâ leytenî küntü türâb’ kısmı vezne uygun bir şekilde mısraa yerleştirilerek beytin mânası te’kid edilmiş, itiraza yer kalmayacak şekilde kuvvetlendirilmiştir. “Nağme-i bülbül yine remz eyledi gülşende kim Hâzihî cennâtü adnin fe’dhulûhâ hâlidîn” beytinde Ahmed Paşa, Tâhâ sûresindeki (20/76) ‘cennâtü adnin / adn cennetleri’ kelimelerinin başına Arapçada ‘bu’ mânasına gelen ‘hâzihî’ kelimesini eklemiş, ardından da ‘fe’dhulûhâ hâlidîn / ebedî olarak kalmak üzere oraya girin’ mânasında Zümer sûresinde yer alan (39/73) âyetin bir parçasını öncekiyle birleştirerek son beyti meydana getirmiştir. Böylece Sultan Bâyezid için yazılmış olan bu bahariyyedeki beytin mânası “Bahar geldiğinde gül bahçesinde öten bülbüllerin nağmeleri ‘işte bu bir cennet bahçesidir. Haydi oraya girin ve ebedî olarak kalın’ mânasını vermektedir” demek olur. Kur’an âyetleri beyitlerde bazan sadece meâlen veya mânaya telmih olarak, bazan “rahmet âyeti, fetih âyeti, secde âyeti” gibi isimleriyle, bazan “tâhâ, ve’l-leyl, ve’d-duha, yâsîn, kevser, ihlâs, Yusuf, neml” gibi sûre adlarıyla, bazan da “elif lâm, elif lâm mîm, nûn ve’l-kalem” gibi sûre başlarında yer alan ve mukattaât denilen, rumuzlu mânalar taşıyan harflerin anılmasıyla, bazan ise sadece mânalarının iktibasları sûretiyle yer almıştır. Aydınlı Dede Ömer’in tevşih olarak bestelenmiş meşhur na’tinin makta beyti olan: “Ve’d-duhâ virdine ve’l-leyl okuram sünbülüne Rûşenî virdi budur küllü gadâtin ve aşiy” beytinde adları zikredilen Duhâ (93) ve Leyl (92) sûrelerinde Hz. Peygamber’in İslâmiyet’i insanlara getirişi karanlıktan aydınlığa geçişe benzetilerek anlatıldığından, şair tarafından da ismen beyte yerleştirilmiştir. İkinci mısraın sonundaki Arapça cümle ise “küllü” kelimesi hariç En’am (6/5) ve Kehf

  27  

(18/28) sûrelerinden kısmen iktibas edilmiş âyet parçalarıdır. Nesîmi’nin bir na’tindeki: “Vasfını ve’n-necmi, ve’ş-şemsi, tebârek söyledi Şânına Tâ-hâ vü Yâ-sîn geldi Hak’dan beyyinât” beytinde ise Hz. Peygamber’le alâkalı belli başlı sûre adları zikredilerek onun vasıflarının, isimleri anılan sûrelerde topluca anlatıldığı ifade edilmek istenmiştir. Türk-İslâm edebiyatının en zengin türlerinden biri olan Tevhidler ile Münacaatlar hakkında ileride geniş bilgi verileceğinden şu kadarını söyleyebiliriz. Bu türler, özellikle tevhid Kurân’ın tebliğ ettiği ana fikirden doğmuştur. Yani doğrudan Kur’andaki Allahın varlığı, birliği, esmâ ve sıfatı ile bunları kâinattaki tezahürleri karşısında insanın aczi ve Allah’a sığınması, dua ve münacatta bulunması hakkındaki âyetlere dayanmakta, bunların mana ve lafızlarından hareketle şair ve ediplerin hayal-hanelerinden süzülerek beslenen estetik unsurlarla lafza aktarılmış, nazma yahut nesre çekilmiştir. Kur’an hakkında, bu mukaddes kitabın tanınması, sevilmesi, emir, yasak ve tavsiyelerinin benimsenmesi hakkında kaleme alınmış müstakil manzumeler de bir hayli yekûn tutar. Bu şiirler Kur’an’ın bizzat kendisi hakkında sanatkârın muhayyilesine ilham ettiği düşüncelerin edebiyatımızın estetik ölçüleriyle harmanlanmasından doğmuştur. İsmail Safa’nın: “Bir şâhika balasına inseydi kitabın Ey kahir-i mübdi’ Eylerdi serâpâ cebeli havf-i hitâbın Hâşi’, Mütesaddi’ mısralarıyla başlayan Kitabullah şiiri bunların son devirde kaleme alınmış en güzellerinden biridir. Şair bu mısralarda Haşr suresinin (59) 21. âyetini nazmen ve çok güzel bir şekilde tercüme etmiş, ayetteki hâşi’ ve mütesaddi’ kelimelerini son mısraya ustaca yerleştirerek güzel bir iktibas örneği de vermiştir. Mehmed Âkif’in yayımlanan ilk şiirlerinden biri: Ey nüsha-i cânı ehl-i dînin Ey nâsih-i şânı münkirînin” mısralarıyla başlayan 28 beyitlik Kur’ân’a Hitab’tır. Bu şiiri dışında seçtiği âyetlerin mânasını müstakil manzumeler halinde nazma çekerek bu tarzı geliştiren Mehmet Âkif, Safahât’ında bu tarz bir çok şiire yer verdiği gibi, pek çok beytinde de Kur’anı anlatan, geleneksel çizgide beyitler kaleme almış, bu yüzden Kur’an şairi olarak tanınmıştır. Türk-İslâm edebiyatı metinlerinin büyük çoğunluğu doğrudan veya dolaylı olarak tasavvufla bağlantılıdır. Tasavvufî düşünce ve yaşama biçiminin esası, Kur’anda zühd ve takva kavramları etrafında yer almıştır. Bu konulara

  28  

temas eden birçok sûre ve âyet, manzum-mensur, lirik-didaktik tasavvufî veya edebî pek çok esere ve metne intikal etmiştir. Bu durum âyetlerin tasavvufî manalarının daha geniş çevrelere yayılmasına, mutasavvıf şairler yanında, sanatkâr hüviyetleri gereği, sözün yoruma açık söylenmesinden hoşlanan diğer şuarayı da farklı ölçülerde etkilemesiyle neticelenmiştir. Hatta tasavvufla irtibatı olsa da olmasa da bütün şairler, bu âyetlerden istifade etmek; telmih, iktibas, istişhad, irsal-i mesel gibi sanatların gösterilmesinde bu malzemeden faydalanma imkânı bulmuştur. Bir başka deyişle tasavvuf edebiyatımıza her yönüyle önce Kur’an kaynaklı olarak girmiştir. Kur’an’ın dışındaki kaynaklar da yine onunla yakın irtibatlı ve Kur’an’dan geniş çapta etkilenmiş, onu tamamlayan ve daha iyi anlaşılmasına imkân veren kaynaklardır. Bu kaynakların başında Hadis veya sünnet gelmektedir.
Türk-İslâm edebiyatının doğrudan Kur’an’la beslenen türleri hangileri olabilir, araştırınız.

2. Hadis veya Sünnet–i Nebevî
Bu kaynaklara Hadis yanında Hz. Peygamberin hayatı demek olan Siyer-i Nebi’yi de ilâve etmek icap etmektedir. Bilindiği gibi hadis veya sünnet esas itibariyle Kuran’ın ana hatlarıyla, özet olarak verdiği pek çok bilgilerin (mücmel) doğru ve geniş bir biçimde açıklanarak anlaşılması (tafsil) yanında, ilâhi bir hikmet sebebiyle âyetlerde açık seçik bir şekilde ifade edilmemiş (müphem) manaların murâd-ı İlahî’ye en uygun biçimde izah edilmesini (temyiz) sağlayan bir göreve sahiptir. Bu sebeple hadis veya sünnet dini noktadan birbirini tamamlayan iki esas kaynak olduğu gibi, kültür, edebiyat ve sanat bakımından da birbirini destekleyen ve besleyen iki ana kaynaktır. Türk-İslâm edebiyatında başka hiçbir müslüman milletin edebiyatında olmadığı kadar Hz. Peygamber konulu manzum ve mensur tür ve eser ortaya konmuştur. Bunların hemen hepsi peygamber sevgisinden doğmuştur. Bu konuda Türk toplulukları diğer İslam milletlerinden daha farklı bir yere ve nasibe sahip olmuştur. Bunu Türk-islâm edebiyatında bu konuda ortaya konmuş eserlerin hem tür olarak hem de sayıca zenginliği yeterince ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber konulu manzum ve mensur tür ve eserlerin başlıcalarını Na’at, Mevlit, Miraciye, Hilye, Kırk Hadis, Siyer, Esmâ-i Nebi, Mûcizâtı Nebî vb. olarak sıralamak mümkündür. Özelikle Mevlit, Miraciye, Hilye, Kırk Hadis, Siyer, Mûcizât-ı Nebî türlerinin ana kaynağı hadisler olmuştur. Hadislerin tasavvufla irtibatı, bu konudaki rivayetlerin tıpkı âyetler gibi temin ettiği malzemenin zenginliğinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, ilgili âyetlerin doğru anlaşılmasında hadislerin açıklayıcı görevleri bulunduğu âşikârdır. Burada işaret edilmesi gereken bir başka husus ise bazı hadislerin sıhhati hakkındaki değerlendirmeler arasında tasavvuf literatüründe “mükaşefe yoluyla sahih” şeklinde ifade edilebilecek bir anlayışın ortaya çıkması olmuş, hatta bu değerlendirmeye sahip hadisler üzerinde büyük bir tasavvuf literatürü oluşmuştur. Buna tasavvuftaki “fakr” anlayışının temelini teşkil eden “elfakru fahrî/fakirlikle iftihar ederim” hadisi ile aşk anlayışının temelinde yer alan “Küntü kenzen mahfiyya.../Ben bir gizli hazine idim...” hadîs-i kudsîsi

  29  

gibi tanınmış örnekler verilebilir. Böylece zühd ve takva konusunda hadisler, bir taraftan tasavvufî âyetlerin doğru şekilde anlaşılması ve hayata nasıl aktarılması gerektiğinin belirlenmesine yardımcı olmakta, diğer taraftan da bu tasavvufla ilgili meselelerde yeni ve tamamlayıcı bilgiler vermektedir. Bu irtibatın bir ayağını da, tasavvufi hayatın en güzel şekilde yaşanması konusundaki en mükemmel örneğin Hz. Peygamber’in şahsında ve hayatında gerçekleşmiş olması teşkil eder. Bir yönüyle Hadis, diğer tarafıyla Kısas-ı Enbiya ile irtibatlandırılabilecek olan Siyer/sîre türünün ana kaynağı da hadis ve sahabe rivayetleri olduğundan konuyu burada işlemek daha uygun görünmektedir. Vakıa Hz. Peygaber’in hayatı Kısas-ı Enbiya’nın son halkasını teşkil etse de her iki alan, özellikle Türk-İslâm edebiyatının en değerli ve zengin kaynaklarından bulunduğu için ayrı ayrı ele alınması, gerektiğinde müşterek noktalara dikkat çekilmesi yeterli olacaktır. Türkçe’de siyer, başlangıçtan, özellikle de Osmanlı’dan Cumhuriyet öncesine kadar, tarih ilminin konusu olmaktan ve bu alanda gelişmekten ziyâde, edebiyat sahasına kaymış ve bu vadide şekillenmiş görünmektedir. Kısas-ı enbiyânın genel olarak Türk Edebiyatına, özel olarak da İslâmî Türk Edebiyatına en zengin malzemeyi sağlayan dinî kaynakların önemlileri arasında yer alması bunda derinden etkili olmuştur. Bu verimli kaynağın en geniş ve bazan yer yer İsrailiyyat’a varan teferruatlı bilgilerle donanmış, çeşitli mûcizelerle heyecan verici hale gelmiş kısmı ise şüphesiz Hz. Peygamber’in şahsı, hayatı, ailesi (ehl-i beyt) ve başta hulefa-i raşidin olmak üzere aşere-i mübeşşere, ashâb-ı suffe gibi yakın, ashâb-ı kiram gibi geniş çevresiyle ilgili olan bölümdür. Bu sebeple sadece dinî ve tasavvufî edebiyatta değil, halk edebiyatından divan edebiyatına varıncaya kadar Türk edebiyatının hemen bütün devre, tür ve şekillerinde bu zengin malzemeden en geniş biçimde faydalanıldığı, bu konunun şair ve sanatkârların ilhamını besleyen lirik unsurlarla daha da ilgi çekici hale gelmiş ana kaynak durumuna yükseldiğini söylemek yerinde olacaktır. Bunda ilk eserlerin tercüme de olsa Hz. Peygamber’e duyulan derin sevgi ve saygının etkisiyle samimi, hisli ve coşkun bir şekilde, bir başka deyişle lirik edebî unsurlar bakımından zengin olarak kaleme alınmasının tesiri de vardır. Ayrıca bunların Türk edebiyatında başka örnekleri de görülen teliftercüme eserler denilen özellikte ortaya konması şair ve yazarına, esas metne tamamen bağlı kalmak yerine, kalemini ilhâmının etkisine ve seyrine bırakma imkânını vererek, duygularını bütün samimiyeti ile aktarma fırsatı tanımış olmasını da ilâve etmek gerekir. Ayrıca bütün müslüman milletlerin, özellikle de Türkler’in kültür hayatında önemli bir yeri olan sohbet meclislerinin en mühim ve devamlı konularının başında siyer mevzularının geldiği bilinmektedir. Padişah saraylarından köy odalarına, tekkelerden kışlalara kadar yayılmış bu meclislerde okunan, anlatılan, dinlenilen olaylar hemen bütünüyle Hz. Peygamber’in hayatı, şahsiyeti, mûcizeleri, savaşları yanında Hz. Ali başta olmak üzere halifeleri ve yakın arkadaşlarının (sahabelerin) yer aldığı hadiseler etrafında geliştiğinden, bunlar -bazen bizzat anlatıcılar tarafından- zamanla kitaplaştırılmış, ardından da meclislerde artık bu kitaplar okunup dinlenmiştir. Türk toplumu üzerinde yaygın din eğitimi yoluyla etkili olmuş en önemli ilk eserlerden olan ve siyer-mevlid türünün en dikkate değer manzum örneği

  30  

Süleyman Çelebi’nin Mevlid’inin çok beğenilmesini.” Kısas-ı enbiyâ hakkında pek çok bilgi. Adem’den beri bütün peygamberlerin tebliğ ettiği hakikatlerin aynı olduğunu da ortaya koymaktadır: “Dört kitâbın mânâsı bellidir bir elifte Sen elif dersin hoca mânâsı ne demektir. İslâm kültürüne başka yazılı ve sözlü kaynaklardan intikal eden eski ümmet ve milletlerin başlarından geçenleri de eklemek gerekir. yüzyıla ait Muhammediye’si de Arapça Megâribü’z-zamân’ın Hz. Nitekim bu anlayışın en güzel manzum örneklerini Yûnus’un mısralarında görmek mümkündür: “Tevrât ile İncîl’i Zebûr ile Furkân’ı Bunlardaki beyânı cümle vücutta bulduk” veya: “Sen seni ne sanırsan ayruğa da onu san Dört kitâbın mânâsı budur eğer var ise” gibi beyitler güzel örneklerdir. 3. Peygamber’le ilgili kısmının Türkçe’ye nazmen tercümesinden doğmuştur. her türlü toplantıda okunmasını ve halk arasında Hz. İbrahimi konu alan Halilname adlı eserin müellifi Abdülvâsi Çelebi’nin “Der medh ü sebeb-i nazm-ı kitab” bölümüne. Bu alanın malzemesini önce Kur’an ve hadis sağlamakta. Siyerle ilgili eserlerin Osmanlı ülkesinin her yanında bu derece yayılmasına. Hatta çok beğenildiği için eserin ilk kaleme alınmasından itibaren ezberlenerek dini törenlerde ve sohbet meclislerinde okunduğu bilinmektedir. Kısas–ı Enbiyâ ve Tevârîh–i Hulefâ Bu kaynak grubuna. Kur’an ve hadiste mevcut olduğu halde onu müstakil bir kaynak olarak zikretmemizin sebebi yukarıda işaret edildiği gibi bu alanın İslâm dışı yazılı ve sözlü başka kaynaklardan beslenen malzeme ile zenginleşerek müstakilleşmesidir.İncil ve Tevrat gibi mukaddes kitaplarıyla bunların tefsirlerinden gelen bilgiler ciddi bir zenginliğe sebep olmakta. İsrailiyyat’tan gelen malzeme ve rivayetler dinî açıdan değerli ve önemli olmasa da Türk-İslâm edebiyatının zenginleşmesine katkı sağlamak bakımından önemli bir kaynaktır. Peygamber’e duyulan bağlılığın artmasındaki derin ve yaygın etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Türk-İslâm edebiyatında aynı adla anılan bir türün ortaya çıkmasının sebebi hakkında bir fikir vermek için XV. zamanla doğumdan ölüme kadar. Ayrıca bu beraberlik Hz. ayrıca doğruluğu tartışılsa da bu dinlere inanan kavim ve milletler arasında dolaşan sözlü (şifâhî) rivayetler de şair ve ediplerin anlatımını renklendirmektedir. yüzyılda Anadolu’da Hz. ardından semavî dinlerin -İslâm inancına göre tahrif edilmiş sayılsa da.sayılan Yazıcıoğlu Mehmed’in XV. yani eseri neden yazdığını anlatan mısralara bakmak yeterlidir: Çelebi Sultan   31   . Yine bu sebeple Muhammediye İslâmî Türk edebiyatında siyer-mevlid türünün de ilk örneği kabul edilmektedir.

XIII. bazısı tasavvufi mahiyette bu konuda on yedisi elde bulunan otuzdan fazla mesnevi kaleme alınmıştır. 230-237). Selçuk Eraydın. Peygamber kıssaları içinde en çok sevildiği için pek çok örneği kaleme alınan “Ahsenü’l-Kasas / Kıssaların en güzeli” diye vasıflandırılan Yusuf u Zeliha’lar da Kur’an ve Hadis yanında diğer kaynaklardan da beslenen türün en dikkat çekici. şair Ahmedî’den Farsça Veys ü Ramin’i tercüme etmesini istemiş onun çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra. Erol Kılıç. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. âyet ve hadislerde yer alan bilgileri tasavvufî bakış açısından yorumlayıp etkileyici örnekler çıkarmıştır. ne garâib Ne pend ü ne nasihat ne acâib” beytinde ifade ettiği gibi beğenmemiş. İsmail” gibi maddeler yanında. 620-621) Türk-İslâm edebiyatında kaleme alınmış en meşhur Yusuf u Züleyhâ mesnevisi kime aittir. Tasavvuf ve Edebiyat Yazıları. karakteristik ve sayıca zengin örneğidir. M. Hz. aynı zamanda hem tasavvufun. VIII. “Yusuf ile Zeliha”. bu kaynağın sağladığı malzemeyi değerlendirme yoluna gitmiş. “Fusûsu’l-Hikem” DİA. (Ankara 1992) adlı eserinin ilgili maddelerine bakılmalıdır. “Hz. ümmetleriyle olan münasebetlerine ve maceralarına dair sûre. (bk. bütün peygamberler ve onlarla ilgili diğer olayların tasavvufi olsun olmasın. tercümeyi tamamlayamadan ölmesi üzerine mesneviyi Abdülvâsi Çelebi’ye havale etmişti. Türk edebiyatında telif veya tercüme. Belli başlı peygamber kıssalarının Türk-İslâm edebiyatındaki yeri önemi ve değeri hakkında daha geniş bir fikir elde etmek için Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Hz. birer divan mazmunu olarak beyitlere nasıl intikal ettiği hakkında bilgi edinmek için Ahmed Talât Onay’ın Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar. İstanbul 1998. İbrahim”. Yirmi yedi peygamberin her birinin hikmetlerine izâfeten yirmi yedi bölüm halinde kaleme alınan Fusûs. İsâ” ve “Hz. Ne kim dünyada var maksûd u mahbûb Bunun içinde vardır hûb u matlûb Bunu nazmeylemek yeğ gördüm andan Nebîler kıssası kandan o kandan” beyitlerinde ifade ettiği üzre “peygamber kıssası nerde o nerde” diyerek Halilnâme’yi kaleme almıştır. araştırınız. Adem’den itibaren bütün peygamberlerin hayatlarına. Tasavvuf edebiyatı da. Çelebi bu eski hikâyeyi: Ne vaaz ü ne hikâyet. “Hakikat-i Muhammediye ve İlgili Beyitler”. İstanbul   32   . hem tasavvuf edebiyatının. hem de İslâmi Türk Edebiyatının başlıca mevzuları arasında bulunan “hakîkat-i Muhammediye / insan-ı kâmil” meselesi (Geniş bilgi için bk.Mehmed. Bu anlayışın en müessir ve seçkin örneklerinden biri Muhiddin İbnü’lArabî’nin Fusûsü’l-Hikem adlı eseridir (Geniş bilgi için bk.

Netice olarak zamanla başlı başına özel bir alan halinde gelişerek Tasavvuf ve Tekke edebiyatı adı altında çok zengin bir saha teşekkül etmiş ve tasavvuf Türk edebiyatının klasik ve halk edebiyatı sahalarına da kaynaklık yapmış. geniş kitlelerin anlayabileceği bir şekilde işlemekte. İslâmî ilimlerin ortaya çıkması safhasında müstakil bir disiplin olarak gelişmeye başlayan tasavvuf. Hüsn ü Aşk müellifi Şeyh Galib’in. devir vb. esaslarını edebî bir dille. Nitekim her tarikatin ilahileri adlarından başlayarak. metinleri Türkçe olduğu için Türk-İslâm edebiyatıyla daha yakın ilgisi bulunan ilâhiler ve gülbankları hatırlamak yeterlidir. Türkçe. Arapça ve Farsça duaları da tarikatlere ve okundukları yerlere göre farklıdır. Tasavvuf ve Tarikatlerden Gelen Malzeme Yukarıda zikredilen üç kaynağın dışında. İslâmî Türk edebiyatında yerini almıştır. Onun Divan-ı Kebir’i tasavvufun vahdet-i vücüd. s. pratiği yani tekke zaviye gibi müesseseleri ve burada yaşanan tasavvufî hayatın adabı ve merasiminden meydana gelen özel ritüelleri. muhtevası zikir esnasında okundukları yerler bakımından farklılık gösterdiği gibi gülbank denilen manzum mensur. aşk. yüksek felsefî bir bakış açısıyla ortaya koymakta. Arapça yazdığı Fusûs şerhinden hareketle eserin bazı konularını daha sonra 5500 beyit halinde nazma çekmiştir. Bu bilgiler çoğu kere mesnevi formunda yazılan eserlerin malzemesini teşkil etmiş ayrıca İslâmî Türk edebiyatının en zengin telmih hazinesini oluşturarak bütün şiirlere ve dolayısıyla da edebiyata mal olmuştur. tekemmülünü tamamladıktan sonra fikri yönü yani teorisi. Mesnevî’si aynı esaslarla tasavvufi ahlâk ve anlayışları ibret verici bir takım hikâyelerle. Mevlevî dergâhları olan Mevlevihânelerde yaşanan tekke hayatı da pratiğini. Burada Hz. XV. eserini Mesnevi’den intihal etmekle suçlayanlara verdiği cevap bu etkiyi bütün Türk şiirine şâmil kılacak kadar vecizdir: “Esrarımı Mesnevî’den aldım Çaldımsa da mîrî malı çaldım”. ilim ve sanat tarafı yani literatürü ve edebiyatı yanında. Mevlânâ ve Mesnevî’sinin de ayrı ve önemli yerine işaret etmek gerekir.1997. 982/1487) müntesiplerinden Bayezid Halife. Nitekim ilk defa Ahmed Bican’ın Türkçe’ye çevirdiği Fusûsü’l-Hikem. bu alanları da beslemiştir. Neticede kısas-ı enbiya’nın Osmanlı şiirini kuvvetle etkilediği ve sağladığı malzemenin hemen her tür ve şekilde edebî-tasavvufî metinlere intikal ettiğini söylemek bir hakikatin ifadesi olmaktadır.   33   . bu mekânlar dışındaki genel yaşama/yaşanma biçimiyle. Bu konuda bir fikir edinmek için Hz. Mevlânâ’dan ve Mevlevîlik’ten hareketle örnek vermek uygun görünmektedir. 289-300) üzerine bina edilmiştir. asrın tanınmış mutasavvıf şairlerinden ve esere ayrı bir önem verdiği için “Fusûsîlerden” diye suçlananlardan Dede Ömer Rûşeni’nin (ö.   4. merasim ve adabını meydana getirmektedir. Diğer tarikatler için ise benzeri farklılıklara örnek olarak. Ayrıca bu birikim arasında tefsir literatüründe “İsrailiyyat” adıyla anılan Kur’an ve hadis dışındaki kaynaklardan intikal eden bilgilerin de yer aldığını ve tasavvufî yorumlarla metinlere girdiğini söylemek gerekir.

İstanbul 1980. Ankara 2000) mevlevî şeyh. ve Çoban-nâme’sidir. Nabî. 200’den fazla mevlevi şairinin biyografisine yer veren Tezkire-i Şuarâ-i Mevleviyye’si (nşr. hatta Nedim gibi isimlerin farklı derecelerde olmakla birlikte. İlhan Genç. Tasavvufî ve dinî yahut tekke ve cami ilâhileri olarak iki kısımda incelenebilecek olan bu manzumeler. Yunus Emre. Bakî. Yeni Türk Şiirinde Mevlânâ Okulu ve Misyonu. Nitekim Sakıp Dede’nin. Tasavvufun Türk-İslâm edebiyatıyla yakın ilgisini gösteren bir başka önemli taraf da her iki alanın özellikle terâcim-i ahvâl (biyografi) kaynaklarının büyük ölçüde müşterek oluşudur. ağır bir inşa üslubuyla ve devrine göre bile son derece ağdalı ifadelerle kaleme aldığı Sefine-i Nefise-i Mevleviyan’ı (I-III. “Mağz-ı Kur’an ve lübbü ehâdis /Kur’an ve Hadisin özü” tanımlamasıyla nitelenen evliya sözlerinden oluşmaktadır. derviş ve şairlerinin hayatlarını anlatan eserlerin başında gelir. diğer yandan da divan şairi olarak tanınan Şeyhî.   34   .1993) halvetî meşâyih ve şairleri hakkındaki en önemli tabakattır. Burada söze ilâhî sıfatı verilmekle ondaki rabbanî öze işaret edilmektedir. ilâhî’ye daha genel olarak bakmak yeterlidir. Yapılan araştırmalar Mevlânâ’nın edebiyatımız üzerindeki tesirinin eskisi kadar olmasa bile günümüz Türk şiirinde devam etmekte olduğunu göstermektedir (Geniş bilgi için bk. Ney-nâme. Kahire 1283). Edirne 2002). Hasan Aktaş. şiirlerinde tasavvufî mazmunları ustaca kullanmış olmalarının etkisi çoktur. Mevlâna ve Mesnevî’nin ilhamıyla yazılmıştır. Bunlardan ilk akla gelenler Aydınlı Dede Ömer Rûşenî’nin Miskinlik-nâme. Eşrefoğlu Rûmî. Şeyh Galip gibi bir kısım şairlerin aynı zamanda mutasavvıf kimliğine sahip olmaları. Hulvî Mehmed Efendi’nin Lemezât-ı Hulviyye ez lemeât-ı ulviyye’si (yetersiz bir sadeleştirmesi Serhan Tayşi. Tasavvufun Türk edebiyat ve sanatındaki yeri ve önemini anlamak için tekke edebiyat ve musıkîsinde en kıymetli türünü meydana getiren. Niyazî-i Mısrî. Fuzulî. Nitekim Yunus Emre’nin: “Yunus’un sözü şiirden amma aslı Kitaptan Hadis ile denene key bil sadık olmak gerek” ile “Söz karadan aktan değil yazıp okumaktan değil Bu yürüyen halktan değil Hâlik âvâzından gelir” gibi beyitleri bu gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Bunda bir taraftan Ahmet Yesevi. Nef’î. Bu etkide dinî Türk musıkîsinin önemli bir yeri olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. muhteva itibariyle ise “en güzel sözü” beşeri ölçülerin en güzeliyle gönüllere aktarmada ve anlatmada etkili bir vasıta kabul edilmesinin önemi vardır. ile Esrar Dede’nin.Nitekim Türk edebiyatında başta tasavvufi mesneviler olmak üzere pek çok eser Hz. Türk Edebiyatında mutasavvıfların nesirden ziyade manzum söze rağbet etmelerinde birçok sebep yanında ilâhîlerin maddî mânada “sözün güzeli” nitelemesine daha uygun düşmesi.

Bunlar bir yönüyle mevlevi mutasavvıfları tanıtırken diğer taraftan bir tarikatle şu veya bu seviyede irtibatı olan şairlerin hayatı hakkında bilgi verirler. Osmanzâde Hüseyin Vassâf’ın Sefîne-i Evliya’sı ise (I-V, İstanbul 2006) XVII-XX. yüzyıllarda yaşamış, çoğu Osmanlı 2000 kadar mutasavvıfın hayatını eserlerini ve bunların manzum metinlerini aktaran önemli bir eserdir. Netice olarak bu tasnifte yer alan unsurların tamamı Türk Edebiyatında manzum ve mensur şekilde kaleme alınmış eserlere adeta tükenmez bir malzeme temin etmiş olmaktadır. Bir başka deyişle, edebî eserlerin muhtevasını, Kur’an ve Hadis yanında, onlardan kaynaklanmakla birlikte farklı menbalardan gelen bilgilerle zenginleşerek adeta müstakilleşmiş olan kısas-ı enbiya, siyer ve tasavvufla daha kapsamlı, aydınlatıcı ve doyurucu bir şekilde beslemiştir.

B) Doğrudan Dinî Olmayan Kaynaklar:
İslâmî Türk edebiyatının, aynı dine inanmak, aynı değerlere bağlanmak, yakın coğrafyaları paylaşmak sebebiyle daha sıkı irtibat kurduğu Arap ve Fars edebiyatı ve kültürü yanında Türk milletinin kendi yaşama biçimi, eğlenceleri, mühim gün ve geceleri kutlama şekli, ahlâkı, sahip olduğu âdet ve an’aneler, devrin hakiki ve batıl ilimleri, efsâne ve masallar, savaşlar vb. gibi doğrudan dini olmayan ikinci derece kaynakları da müslümanın hayatını her yönüyle kuşatan İslâm dininin ve bu dinin mukaddes kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in geniş ve zengin izlerini aksettirir.

1. İslâm Öncesi ve Sonrası Arap Kültüründen Gelen Malzeme
Arap kültüründen gelen malzemeyi İslâm öncesinden intikal edenlerle başlatmak bazı cahiliye devri şahıs ve olaylarının müslüman olan diğer milletler gibi müşterek kültürümüz üzerindeki etkilerine ve yerine işaret etmek içindir. Türk-İslâm edebiyatına da kaynaklık yapmış bu malzeme kısaca Ahbâr veya Ahbarü’l-Arap, Eyyâmü’l-Arap adlarıyla anılır. Araplarla ilgili olarak “Bir kavim, kabile, şahıs, bir ülke, bölge veya şehir, bir hadise hakkında naklolunan bilgiler ve sözler” şeklinde tanımlanabilecek bu malzeme bazan kıssa diye adlandırılmış ve “çok uzak mazide cereyan etmiş olaylar ve hayalî unsurlarla süslenmiş remizli hikâyeler” suretinde de tarif edilmiştir. Araplar’ın eski tarihine dair destanî ve menkıbevî rivayetlerden ibaret bu birikimi tabii olarak eski Arap şiirinden, atasözleri (emsâl) ve vecizelerden (kelâm-ı kibar), kabile ve aile şecerelerinden (ensâb) ayırmak mümkün değildir. Böylece bu malzeme aynı zamanda edebî hüviyet kazanmış olup başta şiir olmak üzere edebî metinlerin muhtevalarına yerleşmiştir. Konuyu enine boyuna inceleyen ve bunu “Ahbar” maddesinde derleyen Prof. Dr. Nihad Çetin meseleyi biraz daha açarak şu bilgileri verir: “Eski Araplar’da daha cahiliye devrinde iyi ahlâk ve iyi davranışlar telkin eden, kötülüklerden korunmayı öğreten veya hoş vakit geçirmeyi sağlayan ahbâr ve kıssalar anlatmak hususi bir meslek olmuştu. Bu mesleği icra edenlere kass (cemi kussâs) veya kasas denirdi. Cahiliye devrinde anlatılan kıssaların içinde ehl-i kitaptan gelen unsurlar vardı. Gerek bu dini kıssalar gerek Araplar’a komşu kavim ve ülkelere dair ahbâr, hem sözlü yoldan, hem yazılı kaynaklardan geliyordu.

  35  

Bunlar eski muhitlerinde ve eski kitaplarda mevcut, hususiyetle Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen peygamberler vesâir şahsiyetlere, kavimlere dâir ahbâr ve kıssaları, hatta bu kıssaların benzerlerini Arapça’ya naklettiler (DİA, I, 488). Nitekim Arap, Fars ve Türk edebiyatında cömertliğin timsali olarak kuvvetle yer bulmuş olan cahiliye dönemi Arap şairlerinden Hâtim/Hâtem et-Tâî hakkındaki bilgiler Ahbâr’dan intikal etmiştir. Hatta onun menkabevi hayatını ve özelliklerini anlatmak üzere büyük Fars şairi Hüseyin Vâiz-i Kâşifi Kısâs u Âsâr-ı Hâtim-i Tâ’î adıyla bir eser yazmış, bu Hikâye-i Hatim-i Tâ’î adıyla Türkçe’ye çevrilmiş, çeşitli yazmaları yanında bir çok kere basılmıştır. Bunlar Hâtim/Hâtem et-Tâ’î hakkındaki rivayetlerin Türk-İslâm edebiyatının her tür ve şekildeki eserine intikal ettiğini göstermekte olup günümüzde bile Anadolu halkı arasında kuvvetle yaşamasının sebebini de gözler önüne sermektedir. Bu bilgiler Türk-İslâm edebiyatının, özellikle etkilenip beslendiği Arap ve Fars edebiyatlarında yer bulmuş birikim ile daha İslâmiyet’le tanışır tanışmaz karşı karşıya kaldığını gösterir. Hatta o zaman derlenerek kitaplara geçmiş ve tedvin edilmiş bulunan bu malzemeyi kendilerinden önce müslüman olmuş bulunan Farslar’la beraber, ayrıca onların kültüründen gelen unsurlarla birlikte alıp kullanmakta bir beis görmemişlerdir.

2. İslâm Öncesi ve Sonrası Fars Kültüründen Gelen Malzeme
Türk-İslâm edebiyatına Fars kültüründen gelen malzemenin de önemli bir bir kısmı İranlılar’ın İslâm öncesi devirlerinden gelen dinî (ateş-perest) ve millî rivayetlerinden kaynaklanmaktadır. Bunların tamamına yakın kısmını, Gazneli Mahmud adlı bir Türk hükümdarının desteğiyle yazılması yanında, pek erken zamanlarda Türkçe’ye de tercüme edilmiş bulunan ve Türk kültürü üzerinde çok etkili olmuş bulunan İran milli destanı olan Şehnâme’de bulmak mümkündür. Şehnâme aslında İran’ın Pişdâdîler, Keyanîler, Eşkânîler, Sasanîler gibi eski devirlerinin tarihini ve bu devirlerde hüküm sürmüş sülalelerine ait padişahların efsanevî hayatlarını Farslar’ın gelenek, mitoloji, masal ve menkıbeleriyle kaynaşmış kahramanlarını ve kahramanlık hikayelerini, millî kimliklerini her şeyden üstün tutan bir anlayışla anlatan bir destandır. Onda mevcut malzeme her edebiyatın daima ihtiyaç duyduğu ve beslendiği efsanevî ve destanî özellikleri her şeyden çok taşımaktadır. Hattâ Şehnâme İranlılar ile Turanlılar arasındaki mücadelelerin destani hikayesi olduğuna göre, belli miktarda da olsa Türkler’le alakalı malzemeye de yer verdiğinden avam ve havas tarafından kolaylıkla benimsenerek okunmuş, Türk kültür ve sanatı üzerinde etkili olmuştur. Şehnâme’nin kahramanlarından birinin adının Rüstem oluşu ve bu ismin Türk halkı arasında ne kadar benimsendiği düşünülürse bu etkinin boyutları hakkında yeterli fikir edinilebilir. Buna Türk-islâm edebiyatı metinlerinde çokça zikredilen Nuşirevân-ı Âdil’in (Kisrâ) adaleti, adalet sarayı olan kasrı, kaşa benzetilen tâkı (tak-ı Kisra, eyvan-ı Kisrâ), daima onunla birlikte anılan tâcı, adalete ihtiyacı olan herkesin kendisine kolayca ulaşmasını sağlamak maksadıyla kapısına astığı zencir-i adl’i hakkındaki teşbih, telmih vs. sanatların da yer aldığı manzume ve beyitler örnek gösterilebilir. Bursalı Ahmed Paşa’nın:

  36  

“Kisrâ-yı hüsndür ki bugün kaşı tâkına Zencir-i müşk asar ham-ı gisûsu Kasımın” beyti bu unsurların pek çoğunu bir arada zikreden karakteristik bir örnektir.

3. Devrin ilimleri
Türk-İslâm edebiyatını her yüzyılda o devirde mevcut veya kuvvetli olan her türlü ilim ve fen etkilemiştir. Bunları devrin dinî ilimleri ile hakiki olan ve olmayan ilimler şeklinde sıralamak mümkündür. Aşağıda yeri geldikçe sayılacak bütün ilimler yanında özellikle sayılan alanların, önde gelen isimleri, kitapları, terimleri, başlıca meseleleri edebiyatımızın çeşitli metinlerinde açık/kapalı bir biçimde, mazmun ve remiz halinde, kültürümüzde yer etmiş unsurlarıyla zikredilmiştir. 1. Dini ilimler. Bunların her birinin edebiyat üzerinde etkili olmasının sebebi bu edebiyatı inşa edenlerin büyük çoğunluğunun medrese ve tekke gibi günümüz tabiriyle örgün ve yaygın birer dini eğitim kurumu sayılacak eğitim kademelerinden geçmesi, bilgi ve kültürlerini buralardan elde etmiş olmasıdır. Bu zevatın çoğu mezuniyetlerinden sonra da müderrislik, kadılık, şeyhlik gibi dinî-idârî görevler ifâ etmişlerdir. Ayrıca Osmanlı devletinin yönetiminde dinin hatırı sayılır bir etkiye sahip olması da, resmi görevlerde bulunanların ahlâk, adalet, mes’uliyet, yardım severlik, insanları Hakk’a ve hayra yöneltme hizmeti gereği dini özelliklere sahip olmalarını icap ettirmiştir. Bu gibi sebeplerleTürk-İslâm edebiyatını ortaya koyan, destekleyen ve yaşatanlar resmi veya özel manada hatırı sayılır derecede dinî birikmleri olan kişilerdir. Neticede fıkıh, tefsir, hadis, kelâm ve akaid gibi klasik dini ilimler, bunların kavram ve terimleri, hayata, bakış açısına getirdikleri izah ve çözümler edebî eserlere doğrudan veya dolaylı olarak, açık/kapalı şekillerde intikal etmiştir. Bu noktada verilebilecek pek çok örnek yanında sadece büyük sanatkâr Fuzûlî’nin Matlau’li’tikad adlı bir akaid kitabı yazdığını hatırlamak yeterlidir. Ebu Hanife gibi mezhep imamları, İmam Gazalî gibi alim ve ahlâkçılar, Fahreddin-i Razî gibi müfessirler vs. de edebiyatımızın isimlerini sıkça andığı şahıs kadrosunun başında gelmektedir. a. Gerçek İlimler: Bu tabirin içine felsefe, matematik (riyaziye), mûsıkî, astronomi, fizik, kimya, tıp vs. gerçek ilimler girmektedir. Burada zikredilen ve edilmeyen bütün ilimler yanında özellikle sayılan alanların, önde gelen isimleri, eserleri ve kavramlarına manzum-mensur metinlerde sıkça rastlanmaktadır. Buna karakteristik bir örnek olarak musiki terimleriyle yazılmış kaside ve gazellerle, kâr-ı nâtık denilen büyük mûsıkî formunun güftelerini vermek mümkündür. b. Gerçek olmayan ilimler: Bunlar astroloji (ilm-i tencim), simya, büyü (sihir) vs. gibi havas yahut gizli ilimler denen alanlara ait bilgilerdir. Devrinde avam-havas ayırımı yapmadan Padişahından sade vatandaşa kadar hemen herkesi ilgilendiren bu ilimler de edebiyatımıza, alanlarının önde gelen isimleri, eserleri ve kavramlarıyla girmiş bulunmaktadır. Bu alanların çoğunu beraberce ilgilendiren ve kabaca gelecekten haber vermeye yönelik bir alan olan fal ve bunun edebiyata aksi olan fal-nâme karakteristik bir örnektir. Havas ilimlerine ait pek çok özelliğe dayanan bu alanda ortaya konan eserlerden bir kısmı İmam Ali, İmam Cafer (Cafer es-Sadık), Muhiddin Arabî gibi dinî hüviyeti önde

  37  

gelen kişilere atfedilirken, bazıları da Kur’an falnâmeleri, Falnâme-i nebî/esmâ-i nebî, Kur’a falnameleri, Çiçek falnameleri gibi manzummensur eserdir. Bunun yanında Hz. Mevlâna’nın Mesnevi’si ile Divan-ı Kebir’i, Sa’dî’nin Gülistân’ı, Hafız-ı Şirâzî’nin, Yunus Emre ve Niyazi-i Mısrî’nin divanlarıyla, Ahmediye, Muhammediyye ve Envârü’l-Âşıkîn gibi eserler de tefe’ül maksadıyla başvurulan diniedebî metinlerdir.

4. Yerli Malzeme
Bu başlık altında, Türk milletinin kendine has yaşama biçimi, eğlenceleri, mühim gün ve geceleri kutlama şekli, sahip olduğu âdet ve an’aneler gibi hususlar toplanabilir. Bu malzemenin en bol biçimde kullanıldığı, değerlendirildiği alan edebî metinler olmuştur. Savaş-barış, düğün (sûr/hıtan)-eğlence, ramazan gün ve geceleri, Ramazan, kurban, nevruz gibi bayramlar, Kadir gecesi, Mevlid, Mirac, Berat, Regaip kandilleri, bahar, yaz, kış gibi mevsimler daima şiire konu edinilmiştir. Burada önemli olan husus bu konuların Türk kültür ve adetleri arasındaki yeri özelliği hem yeni türlerin ortaya çıkışına, hem de bu zaman dilimlerinin Türk kültüründe karşılanması, kutlanması, bu esnada yapılan törenlerin de Türk milletinin değerlerini aksettirmesi sebebiyle mahallî unsurlar bakımından kendine has özellikler taşımasıdır. Nitekim hem Hz. Peygamber’le ilgisi, hem din ile alâkası olduğu halde, milletimizce büyük bir samimiyet ve heyecanla kutlanan, diğer müslüman milletlerden daha esaslı bir surette ve derinlikte benimsenen bu konular daha farklı ele alındığından bu türlerin bazıları Türk edebiyatına hastır. Nitekim ilk mevlid kutlamaları bir Türk Atabeği olan Selahattin Gökbörü tarafından başlatılmış, zaman içinde Türkçe’de ikiyüze yakın manzum mevlid kaleme alınmış olduğu halde, Arapça mevlidler mensur olanlar da dahil onu geçmemekte, Farsça’da ise Hz. Ali ve Fatıma mevlidi bulunduğu halde, Peygamberimiz hakkında XIX. asırda İstanbul’da yaşamış İran asıllı bir Osmanlı şairinin kaleme aldığı mevlid dışında başka bir eser bulunmamaktadır. Ayrıca Sûriyye/Sûrnâme, Ramazâniyye, Bayramiyye, Nevrûziyye, Bahâriyye, Şitâiyye, Mevlid, Mi’râciyye, Regâibiyye vb. türler de Türk-İslâm edebiyatı şairlerince mahallî renkleri ağır basacak şekilde ortaya konmuştur.

Türk Edebiyatı Metinlerinin Kaynakları
Bu kısımda Türk-İslâm edebiyatının metinleriyle ilgili başlıca kaynaklar anahatlarıyla tanıtılacaktır. Böylece bu metinlerle karşılaşmak isteyenler bunların başlıca kaynakları olan divan, mesnevi, mecmua, cönk ve müntehâbât (seçki, antoloji), münşeât gibi eserler hakkında, başlıca özelliklerini kavrayarak yeterli bilgi sahibi olacaklar, bunları nerelerde bulabileceklerini ve bu tür kaynaklardan nasıl faydalanabileceklerini öğrenmiş olacaklardır. Bilindiği gibi Türk-İslâm edebiyatında edebî eser denince akla önce şiir, yahut manzum eserler gelmektedir. Bu, eski edebiyatımızın şiire düz yazıdan yani nesirden daha fazla değer vermesiyle ilgilidir. Vakıa şiirin yanında ikinci plana düşen nesir, inşa denilen üslüp ile sanatkârâne ifade yolunda ciddi merhaleler kazanmış, bazı sanatkarlar tanıtılırken “şi’r ü inşâda mâhir, nazm ü nesre kâdir” gibi ifadelerle her iki fende de başarılı oldukları özellikle vur-

  38  

gulanmış olsa da şiir nesirden, şâirlik nâsirlik ve münşîlikten üstün tutulmuştur. Bu bakımdan metinlerin kaynaklarını ele alırken de öncelikle şiiri ve şiiri aktaran kaynakları ele almak daha isabetli olacaktır.

1. Divan
Türk şiirinin en önemli yazılı kaynaklarının başında Divan denilen şiir kitapları gelmektedir. Bir divan, “bir şairin hayatı boyunca yazdığı şiirleri toplayan kitab” şeklinde tarif edilebilir. Yani Türk-İslâm edebiyatı şairleri şiirlerini bir yönüyle anonim bir ad altında tek kitapta toplamışlardır. Divanlarda çoğu kere şairlerin eski ve yeni bütün şiirleri bir araya getirilmiştir. Buna divan tertib etmek denir. Bazı şairler divanlarını kendileri tertib ederken bazılarının şiirleri ölümlerinden sonra yakınları tarafından derlenmiştir. Ancak bazı şairler divanlarının, yazdıkları şiirlerin dağılıp kaybolmaktan korunmasını sağladığını açıkça ifade etseler de divan tertibinden sonra yazdıkları şiirler bunun dışında kaldığı gibi, bazan önce yazıldığı halde beğenmedikleri manzumelere de divanlarında yer vermemişlerdir. Böylece her şairin bir miktar şiiri divan dışında kalmış olmaktadır. Divanlarda şiirler nazım şekillerine göre sıralanır. En başta büyük nazım şekilleri yer alır: kasideler (Tevhid, na’t, münacaat, medhiye), terkib-bend, terci'-bend ve musammatlar. Ardından orta hecimde şiirler sayılacak gazeller yer alır. Bu bölümdeki şiirlerin her biri kafiyelerine göre elif’ten ye’ye kadar sıralanır. Hemen hemen her harfte bir gazel yer almışsa bu divan mürettep kabul edilir. Divanın son kısmında küçükten en küçüğe doğru şu nazım şekilleri yer alır: rubâî, kıta, nazım, müstakil beyit ve mısralar.
Bu konuda daha fazla bilgi için Ömer Faruk Akün’ün Diyanet Vakfı Ansiklopedisi’ndeki “Divan” maddesine bakılmalıdır.

Divanların genel ve kalıplaşmış şekli yukarıda belirtildiği gibi olmakla beraber, musammat ve şarkıların gazellerden sonra yer alması suretiyle alışılmış tertibin kısmen dışına çıkıldığı da olmaktadır. Fakat böyle yer değiştirme ve kaymalar olsa da usulün şaşmaz prensibi, her divanda kasidelere diğer bütün nazım şekillerinden önce yer verilmesi, gazellerin ortada bulunması ve son kısımda da rubaîlerden başlayarak, müstakil beyit ve âzâde (serbest) mısralarla divanın son bulmasıdır. Anadolu Türkçesi'nin en eski divanlarının başında, çoğu hece ile yazılmış şiirlerden ibaret ve klasik ölçülere uygun olmasa da Yunus Divan’ı gelir. Orta Asya sahasında hatırlanacak ilk eser de Ahmet Yesevî’nin Divân-ı Hikmet’idir. Bu iki eser Türk-İslâm edebiyatının en eski ve değerli mahsullerini topladıkları için çok öremlidir. Osmanlı edebiyatı sahasının klasik ölçülere uygun ve aruzla yazılmış şiirleri toplayan divanlarının başında Ahmedî’nin eseri gelmektedir. Ahmed-i Dâî ve Şeyhî’nin divanları bundan sonraki önemli divanlardır.

2. Mesnevi
Bir nazım şeklinin de adı olan mesnevî, Türk-İslâm edebiyatında “kahramanları hep aynı olan aşk maceralarının anlatıldığı uzun manzumeler” olarak tanımlanabilir. Mesneviler klasik edebiyatın divanlar kadar önemli ve onlardan hacimli metinleridir.

  39  

Gülşen-i Aşk. şarkılar. mecmûa-i ebyat gibi adlar taşır.Mesnevî bir nazım şekli olarak başlangıçta Arap edebiyatında yoktur. mecmûa-i münşeât. Sur-nâme. mecmûa-i ed’iye. genelde bir veya daha fazla yazar yahut şaire ait çeşitli şekil ve hacimlerdeki dinî. asırda Rûdegî gibi şairlerin eserleriyle ortaya çıkmış. Leylâ ve Mecnûn. mecmûa-i eş’âr. Zenân-nâme. Gazavat-nâme vb. ilâhiler. gibi isimlerle anılmıştır. Selim-nâme. Ancak bu isimlerden herhangi birini taşımadığı halde mecmua özelliğine sahip pek çok eser bulunmaktadır. İskender-nâme gibi esas kahramanlarına göre isimler taşırlar. toplamak” anlamındaki cem’ masdarından türeyen mecmû’ kalıbından (bir araya getirilmiş. tarihî belge ve kayıtların derlendiği bir not defteri halinde ortaya çıkmış. Kelime. şekli gibi vasıfları   40   . Mecmualar. Mecmua Mecmualar. Mecmûanın yanı sıra mecâmî’. Bir kısmı nazma çekilmiş küçük hikâyeleri anlatırlar: Hilyetü'l-efkâr. Daha çok Osmanlı ve İran sahasında rağbet gördüğü anlaşılan mecmuaların kâğıdının kalitesi. cildi. Har-nâme. mecmûa-i fetâvâ. Türk şiirinin İslâm öncesi devresinde bu nazım şeklinin bilindiğini ve kullanıldığını göstermektedir. Bazan da eserin adı. lugaz ve muammalarla ilâç tariflerinin ve faydalı bilgilerin (fevâid). İslâmî Türk edebiyatının bilinebilen ilk büyük manzum eseri Kutadgu Bilig'in mesnevi şeklinde oluşunu. boyutları. Mecmua başlangıçta. Firdevsî ile büyük bir gelişme gösterdikten sonra Araplar'a geçmiştir. Bu iznin ardından bazı sahâbîler Resûlullah’tan duyduklarını mecmua tertip etme anlayışı içerisinde kendi seçimlerine. hutbeler. şiirler. Cilâü'l-kulûb. Suhbetü'l-esmâr. firkatnâme. Hüsn ü Aşk vb. Nefhatü'l-ezhâr. Peygamber’in hadis yazımına izin vermesiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Hayrâbâd. 3. bir kısmı başlıca iki mühim kahramanının adıyla anılırlar. aynı veya farklı türden seçilmiş çeşitli büyüklükteki metinlerin ve risâle denilen küçük kitapçıkların derlenip bir araya getirilmesiyle oluşturulan ve bazen derleyicisi belli çoğu kere de derleyeni bilinmeyen eserler olarak tarif edilebilirler. Hûban-nâme. Kökü Pehlevî edebiyatına kadar giden bu şekil. sözlükte “dağınık şeyleri bir araya getirmek. zamanla gelişip düzenli bir tertip ve şekle kavuşarak benzerlerine göre bazı farklılıklar gösteren bir kitap veya telif çeşidi özelliği kazanmıştır. sergüzeştnâme. Gülşen-i Envâr. Bazıları ise Ferhadnâme. dualar. din dışı. tezhibi. ihtiyaç ve değerlendirmelerine göre bir araya getirince hadis literatüründe sahîfe. birçok bakımdan benzediği cönk gibi âyetler. latifeler. yazısı. İslâm kültüründe mecmua türü. Gencîne-i Râz. defter ve cerîde isimleri de aynı mânada kullanılmıştır. cüz ve kitap adıyla anılan ilk derlemeler doğmuştur. mektuplar. mecmûa-i tevârîh. konusunun belirten kelimenin sonuna "nâme" sözü eklenerek oluşturulmuştur: Pendnâme. Şâh u Gedâ. Nakş-ı Hayâl. rengi. hadisler. böyle bir birikime bağlamak mümkündür. Riyâzü'l-gufrân. Türk edebiyatına da İran şiirinden gelmiş olması düşünülebilirse de Dîvânü lugati't-Türk'teki manzum parçalar arasında rastlanması. Fars edebiyatının İslâmî devrinde X. fetvalar. Edebî olanları ise. henüz adı konulmadan Hz. nesir ya da şiirlerden oluşan derleme kitaplardır: Dinî olanları mecmûatü’l-ehâdîs. Süleyman-nâme. Divanların aksine her mesnevînin daima bir özel adı vardır: Yûsuf u Züleyhâ. notların. toplanmış) gelmektedir.cüzdan. mecma’. Şem' u Pervane. câmi’ gibi aynı kökten türemiş kelimelerle -yalnız Osmanlı Türkçesi’nde.

destan. bir kısmının düzensiz. Cönk Genellikle âşık edebiyatı. fevâid. Uzun özel kitaplığı)   41   . Düzensizlerin çoğu doğrudan derleyicisinin eliyle yazılmış olduğu için okunaksız ve istinsah hatalarıyla dolu. inşâ. Pek çoğu bir tür el kitabı mahiyetinde olduğundan fazla rağbet gören. Farsça. nazîre. rubâî. münşeat. şiir. yüzyılın sonlarına ait dinî-tasavvufî muhtevalı bir cönkten iki sayfa (M. lugaz. Türkçe olarak tek bir dille kaleme alındığı gibi derleyenin bu dilleri bilip bilmemesine ve derlenen metinlerin diline göre bunların ikisinin veya üçünün birlikte kullanıldığı metinler halinde de yazılmıştır. Bunlar çoğu kütüphane kataloglarına mecmua adıyla girmiş bulunan edebiyat ve kültürümüzün kaynaklarını muhafaza eden önemli eserlerdir. ayrıca iddiasız bir isim taşıdığı için kitap yazmaktan kaçınan müellifler tarafından tercih edilen mecmua bundan dolayı Osmanlı dünyasında çok yaygınlaşmış ve ilim dallarına göre çeşitli türlere ayrılmıştır. mersiye. halk edebiyatı ve folklor ürünlerinin toplandığı anonim mahiyette bir mecmua türü olarak tarif edilen bu gruptaki eserlere ad olan kelimenin. lugat. muamma. medhiye. Çoğunlukla ilmî ve dinî konularda derlenmiş mecmuaların mensur ve Arapça. Bunlardan içinde edebî metinlerin yer aldığı başlıcaları şunlardır: divan. Cava ve Malaya dillerindeki djong (conk) kelimesinden gelen cönk batı dillerine de yakın bir telaffuzla geçmiş olup. vefeyât. “Çin denizlerinde kullanılan dibi düz ve dört köşeli. babadan oğula veya elden ele intikal ettiğinden dolayı farklı kişilerin yazısına ve ilgisine göre şekillenmiş. risâle. değişik konulara yer veren güvenilmez metinler halindedir. bir kısmının çok düzenli ve özenli bir sanat eseri niteliği taşıdığı görülmektedir. kaside. sözlüklerle ansiklopedilerde aslı. mâna ve muhtevası hakkında farklı bilgiler verilmektedir. musiki. gazel. Mecmualar Arapça. puruvası. 4. na’t. Resim 2. dümeni muallakta olan yelkenli gemiler için de genel bir ad olmuştur (Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi).ve maddî nitelikleri itibariyle birbirlerinden çok farklı olduğu. letâif. biyografi (terâcim). çıkıntılı baş bodoslaması ve kıç pupası. âdeta karalama defteri. 1: XIX. edebiyat ve sanat konularındakilerin ise manzum ve FarsçaTürkçe olduğu görülmektedir.

halk arasında ise "sığır dili" olarak adlandırıldığı bilinmektedir. uzun yazma mecmualara verilen ad" olarak tanıtılmış ve "mecmua"nın belli konularda seçilmiş örnek metinlerden oluşan yazma ve basma kitaplar için kullanıldığı söylenerek cönkle mecmua arasında bir ayırım yapılmamıştır. s. koşma. fakirlerin kullandığı satrançlı çul ve kilim. Genellikle âşıkların. mâni ve ilâhiler. Geniş hacimli eserlerin içinden belirli kısım veya konuların seçilmesi. Aralarında bazı küçük farklar bulunmakla birlikte mecmûa. Müntehabât Sözlükte “seçilmiş. tekrarlardan arındırılıp özetlenerek bazan müelliflerince yeniden düzenlenmesiyle meydana gelen kitaplarla tanınmış müelliflerin eserlerinden yapılmış manzum-mensur derlemelere müntehab (müntehabât) adı verilmiştir. 5. böylece sayısız ve birbirinden çok farklı muhtevaya sahip cönkler meydana gelmiştir. seyrek olarak da divan şairlerinin bir kısım şiirlerini ihtiva eden cönklerde çeşitli dualar. zübde başlığını taşıyan eserlerin bir kısmı da bir tür müntehabât sayılır. tehzîb. gezgin şairlerin uğradıkları yerlerde söyledikleri türkü. Cönkler kütüphane kataloklarında çoğu kere "mecmûa-i eş'âr" adıyla fişlenerek. destan ve fıkraları. muktetaf / muktetafât gibi adlar taşıyan derlemelerle muhtasar / muhtasarât. 408). hatta hattat elinden çıkmış kadar güzel olanları da vardır. dinî-tasavvufî edebiyat ve birçok folklor örneklerinin yazılı kaynaklarının başında cönkler gelmekte ve bu eserler ilk derlemelerin bulunduğu yazılı kaynaklar olarak büyük önem taşımaktadır. büyük nesne" anlamlarında kullanıldığını söyler (Ferheng-i Nizâm.Kelimenin Türkçe olduğunu söyleyen bazı araştırıcılar cöngü "türlü konuların. anonim türkü. fişin bir köşesine "cönktür" kaydı konulur. Bir cönkte ayrı yüzyıllarda yetişmiş şairlerden örneklere rastlanması da bu durumun başka bir tanığıdır. Cönk ansiklopedilerde genellikle "uzunlamasına açılan ensiz. Günümüzde âşık edebiyatı. muhtâr / muhtârât. Kütüphanecilik açısından bir kitap şekli olarak da değerlendirilebilecek olan cönklere şekillerinden dolayı "dana dili" denilmekte. Cönk kelimesi gerek gemi anlamıyla gerekse mecmua ve diğer anlamlarıyla XV. hulâsa. II. telhîs. 142). ilâç tarifleri. sahibini ilgilendiren doğum ve ölüm tarihleri. özellikle çeşitli şairlerden seçilmiş şiirlerin yazılı olduğu kitap veya defter" şeklinde tarif eder ve "büyük gemi. Şeyh Süleyman Efendi de cönge "gemi. alacak verecek hesapları. mülahhas. hikâyeleri çok defa aklında tutabildiği kadarıyla eksik ya da yanlış olarak kâğıda geçirmiş. sihirle ilgili notlar.   42   . yüzyıldan beri Türkçe'nin çeşitli lehçelerinde kullanılmıştır. Okunamayacak kadar kötü yazılmış olanlar yanında çok düzgün ve okunaklı. sefîne" karşılığını verir ve bir edebiyat terimi olarak "mecmua" anlamına da geldiğini belirtir (Lugat-ı Çağatay ve Türkî-i Osmanî. Ayrıca cönklerin ilk sahibinden sonra kaç el değiştirdiğini anlamak kolay değildir. Bazı cönklerde bulunan farklı yazılardan metnin tek elden çıkmadığı anlaşıldığı gibi imlâ değişiklikleri de yine bu sebepledir. Halk. Cönklerin bir başka özelliği de bunlarda çok önemli dil malzemesi bulunmasıdır. halk hikâyeleri ve daha birçok konu ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. seçilerek bir araya getirilmiş” anlamındaki müntehab kelimesiyle çoğulu olan müntehabâtın İslâm dünyasında bir telif türünü ifade eden terim olarak yaygın bir kullanım alanı vardır.

Manzum edebî eserlerden seçilerek oluşturulmuş mecmuaların birçok özelliği müntehabât adı taşıyan eserler için de söz konusudur. İstanbul 1326 [manzum]. XX. yüzyıl başlarında edebî metinleri derleyen antoloji niteliğindeki kitaplar arasında Bulgurluzâde Rızâ Bey’in Müntehabât-ı Bedâyi’-i Edebiyye’si (I.   43   .müntehabat Türk edebiyatında manzum-mensur eserlerden yapılmış seçkilerin adlandırılmasında görülmektedir Türk-İslâm edebiyatı metinleri için kullanıldığında. 432 Türk. mecmûatü’l-eş’âr. öğrenmek. kullanımını öğrenmek gerekmektedir. mecmûatü’l-ebyât gibi adlarla anılan manzum eserlerin isimlerinden başlayarak tespit etmek mümkündür. Mecmûa-i Müntehabât-ı Kasâid ve Eş’âr-ı Fârisiyye gibi derlemelerle mecmûa-i edebiyye. yüzyıldan sonra gelişmiştir. XIX. İstanbul 1326 [zeyil]). İstanbul 1326 [mensur]. Müntehabâtların Türk edebiyatında en tanınmış örneği Ziyâ Paşa’ya aittir. günümüz Türkçesi’nde “seçki. Mecmûa-i Müntehabât-ı Eş’âr. şiir seçkisi” kelimeleriyle karşılananan müntehabât. Edebiyatımızın ekseriyetle kasideden mısra’ya kadar manzum eserlerini derleyen kitaplar bu adla anılmaktadır. II.) örnek verilebilir. yüzyıldan sonra gelişmiş müntehabatlara Şinâsi’nin (İstanbul 1289) Müntehabâtı Eş’âr’ı ve Edirne Müftüsü Fevzi Efendi’nin Müntehabât-ı Dîvân-ı Fevzî adlı eserleri (İstanbul. 1292). Mecmûa-i Müntehabât-ı Şi’riyye-i Arabiyye ve Fârisiyye. günümüzün her seviyeden okuruna aktarmak için yapılacak araştırma ve çalışmalarda başvurulacak kaynaklardan oluşmaktadır. bir başka deyişle bu edebiyatı tanımak. müracaat eserleri ve başvuru kaynakları gibi terimler kullanıldığını hatırlamakta fayda vardır. Re’fet Avni ve Süleyman Bahri’nin birlikte hazırladıkları Resimli Müntehabât-ı Edebiyye (İstanbul 1329). Fâik Reşad’ın Muharrerât-ı Nâdire yâhud Hazîne-i Müntehabât’ı (İstanbul 1307). IIIII. daha yaygın bir ifade ile antoloji manasına gelmektedir. Sadece beyit ve mısraları derleyen müntehabâtlar da vardır. Bu son kısma giren eserler için her tür araştırmada rastlanılan bibliyografya. Mehmed Cevdet’in Müntehabât-ı Sahâif-i Nefîse’si (İstanbul 1330) zikredilebilir. En eski örnekleri nazire mecmuaları olan bu metin kaynağı. kaynakça. Bu yakınlığı Mecmûa-i Müntehabât. ts. Türk-İslâm edebiyatı araştırmaları söz konusu olduğunda öncelikle şair ve nasirler için İslâm telif geleneğinde tabakat adıyla anılan eserleri tanımak özelliklerini bilmek. İstanbul 1291. TÜRK-İSLÂM EDEBİYATI ÇALIŞMALARINDA BAŞVURULACAK KAYNAKLAR Bu gruba giren kaynaklar daha önce de ifade edildiği üzere Türk-İslâm edebiyatı araştırmalarında. 448 Fars ve 382 Arap şairinin 1262 şiirini ihtiva eden Harâbât’ı Türk edebiyatında bütünüyle şiire tahsis edilen müntehabâtların en hacimli ve en önemli örneğidir (I. doğru ve anlaşılır biçimde günümüze. bizde daha çok XIX.

Ardından ulema ve meşâyih hakkındaki eserler gelir. nasir. şeyhülislamlar. hocaları. Ancak aşağıda zikredilecek örneklerden de anlaşılacağı üzere Osmanlı devrinde bu tür kitapların adlarında hemen hiç rastlanmayan “tabakat” kelimesi gibi “teracim” de pek az kullanılmış. yazarın ulaşabildiği bilgiler yanında onunla çağdaş veya arkadaş olması da belirlemektedir. alimler.1289. bunların yerini “tezkire” kelimesi almıştır. yazı ve şiirlerinden kısa örnekler aktarılmaktadır. beraber ders okuduğu kişiler (ders şerikleri). Eser. Tabiî olarak bunlarla ilgili araştırma yapılırken çeşitli meslek gruplarıyla ilgili tabakatları tanımak ve onlardan faydalanma yollarını bilmek gerekir. hakkındaki bazı rivayetler. Tabakat Bir telif tarzı olarak İslâm dünyasındaki ilk örnekleri.1. minyatürcü. İstanbul 1979). önce Ali Şîr Nevâî tarafından 170 kadar Türk ve Hind sûfîsinin terceme-i hali eklenerek 901’de (1495) Nesâyimü’l-mahabbe min şemâyimi’l-fütüvve adıyla Çağatay Türkçesi’ne (nşr. Dikkat edilirse bu sayılan sınıflarda yer alan pek çok kişi Türk-İslâm edebiyatıyla ilgili manzummensur eserler ortaya koymuş kişiler. Bu tür eserlerdeki hal tercemeleri (terâcim-i ahvâl) ve biyografiler (terâcim) genellikle alfabetik bir sıralamayla ve ele alınan kişinin kısaca ailesi. işaret edilen hususların ötesinde. çok zengin ve çeşitli olabilmektedir. fikirleri ve sanatı üzerine bazı tenkidler. Ancak tabakatlarda. ilmî ve edebî hüviyetine dair bilgiler. Tabakatlar zamanla farklı özellikler kazanarak gelişmişse de esas itibariyle günümüzdeki ansiklopedik biyografi kitaplarına benzeyen bir telif türüdür. hattatlar. şairlerle ilgili olandır. Bu alan çok zengin olmakla birlikte belli başlı tabakat kitaplarından daha önce değişik ünitelerde temas edilenler dışında şunlar zikredilebilir: Molla Cami’nin Farsça yazdığı bir sûfi tabakatı olan Nefehâtü’l-üns. mücellit vb. Bunun hudutlarını ise ele alınan kişi hakkında. Bursalı Lamii Çelebi tarafından da Fütûhul’-mücâhidîn li-tervîhi kulûbü’l-müşâhidîn adıyla Anadolu Türkçesi’ne tercüme edilmiş ve otuz kadarı kadın olmak üzere 629 sufînin hayat hikayesini kapsamaktadır. Uludağ’ın girişiyle tıpkı basım 1980) ve Lamiî’nin daha geniş çevrede tanınmasını sağlamıştır. S. gibi üstadlar ile musikişinaslar hakkında yazılmıştır. hayatı ve yetişmesi. Nitekim Mehmet Süreyya Beyin Meşhur eseri Sicill-i Osmani veya Tezkire-i Meşahir-i Osmâniyye’nin adında ise tezkire kelimesi yer almaktadır. kaptanpaşalar. Araplar arasında ortaya konulmuş ve onlardan İslâm kültürü etkisiyle Farslara intikal ettikten sonra Osmanlı öncesinden itibaren Türk dünyasında da yaygın bir gelişme göstermiştir. önde gelen arkadaşları. âlim ve sanatkârlardır. Osmanlı çevrelerinde Nefehât Tercümesi olarak tanınmış (İstanbul 1270. bazen yukarıda sayılan her hususta yeterli malumatın bulunması mümkün olamayacağı gibi bazan da bilgi verilen konular. belli eserleri. ve eserleriyle bunların kısa tanıtımlarıyla biyografi sahibinin. Bunların içinde en zengin Türkçe tabakat. nakkaş. aynı zamanda şair. Osmanlı tabakat kitapları daha çok devlet adamları (vezirler ve sadrazamlar. bir başka deyişle. Kemal Eraslan. şeyhler.   44   . Bu grupta yer alan kitaplar Osmanlı sahasında daha çok terâcim/ terâcim-i ahvâl kitapları adıyla anılmıştır. şairler. bugünkü yazıyla 1970. kitap sanatkârları başlığı altında toplanabilecek mücellit. müzehhip. reisülküttaplar). şahsı ile ilgili nükteler.

Onun Künhü’lahbâr’ının dördüncü rüknü de Osmanlı devlet adamları. Türk mûsıkîsi alanında ilk tabakat Şeyhülislâm Ebûishakzâde Esad Efendi tarafından Atrabü’l-âsâr fî tezkireti urefâi’l-edvâr adıyla kaleme alınmıştır. Bu alandaki son ve mühim tabakat İbnülemin Mahmut Kemal İnal’ın kaleme aldığı Hoşsada’dır (Ankara 1958). Taşköprülüzâde). alim ve şairlerinin hayatlarına ait bilgiler ihtiva eden bir tabakat sayılır. tasavvuf ve siyaset alanlarında meşhur olmuş 1165 kadınla ilgili genel bir eserdir. Bu genel manadaki Osmanlı tabakat kitaplarına çok sonraları kaleme alınmış Mehmed Süreyya Bey’in Sicill-i Osmanî veyâ Tezkire-i Meşahir-i Osmaniyye’si (I-IV. İbnülemin. Gürsoy Naskali. Kilisli   45   . Silsile-i Celvetiyye (İstanbul 1291). En güvenilir Türkçe tercümesi ise Süleyman Uludağ tarafından yapılmıştır (İstanbul 1984. 1991). Ancak en değerli tercümesi esere birçok kaynaktan derlediği yeni bilgileri ekleyerek telif-tercüme suretiyle adeta yeni bir tabakat meydana getiren Edirneli Mecdî Efendi olmuştur. Osmanlı alimleri. ta’lik.Feridüddin Attar’ın yetmiş iki mutasavvıfın hayatına dair Farsça yazdığı Tezkiretü’l-evliya’sı da Osmanlı sahasında çok rağbet bulmuş ve Türkçe’ye Sinan Paşa (nşr. İbnülemin. İstanbul 1928) adlı eserini ilave etmek gerekir. bibl. Nefeszâde İbrahim Efendi’nin Gülzar-ı Savab’ı (nşr. Ankara 1987) başta olmak üzere birkaç kere tercüme edilmiş sûfî tabakatlarındandır. Buna büyük Osmanlı biyograflarından Müstakimzâde’nin Tuhfe-i Hattâtîn (nşr. nakkaş ve mücellitler hakkında bilgi veren Menâkıb-ı Hünerverân’ı (nşr. sanat ve zanaatkârlarının gerek alfabetik sıralama suretiyle gerek devirlere ve tabakalara ayrılarak toplandığı tabakat türü pek çok eser değişik konularda tanınmış isimlerin bir araya getirildiği genel tabakat kitaplarıdır ve farklı adlarla bu alandaki yerini almıştır: Bunların başında Taşköprülü-zade’nin Osman Gazi’den başlayarak Kanunî devri dahil olmak üzere on padişah zamanında Osmanlı coğrafyasında yaşamış beş yüzden fazla alim ve şeyhi tanıtmak üzere on tabaka halinde Arapça kaleme aldığı eş-Şaka’iku’n-nu’mâniyye fî ulema-i devlet’iOsmâniyyesi gelmektedir (nşr. devlet adamları. İstanbul 1342) eklenebilir. Fars ve Türk dünyasında ilim. Hatta Osmanlı medeniyetine şu veya bu şekilde katkı sağlamış her tabaka ve alandan zevatın tercüme-i halleriyle âdeta müstakil bir vadi oluşturmuştur (bk. E. edebiyat. ) ile Bursalı Mehmet Tahir Bey’in Osmanlı Müellifleri’ni (I-III. Bu tipteki eserlerin ilki sayılabilecek bu hacimli kitap daha müellifi hayatta iken Âşık Çelebi. Gördüğü rağbet üzerine eş-Şaka’iku’n-nu’mâniyye zamanla Osmanlı sahasında tercüme.) XVII-XVIII. III Halvetiyye İstanbul 1341. Bu kısım Mustafa İsen tarafından müstakil olarak Künhü’l-ahbârın Tezkire Kısmı adıyla (Ankara 1994) neşredilmiştir. telhis. Sadık Vicdânî’nin Tomâr-ı Turuk-ı Aliyye dizisi (I Melâmilik. II Kadiriyye. tezyil. İstanbul 1985). edip ve yazarları. Hacı Zihni Efendi’nin Meşâhiru’n-nisa’sı (I-II İstanbul 1294-1295) da İslâm öncesinden itibaren Arap. Osmanlı hattatları hakkındaki tabakatların başında Gelibolulu Mustafa Âlî’nin hattat. İstanbul 1340. Osmanlı dünyasında rağbet bulmuş olan sufi tabakatlarına İsmail Hakkı Bursevî’nin. IV Sûfî ve Tasavvuf. Ahmet Suphi Fırat. Hakî Efendi gibi isimlerin Türkçe’ye tercüme edilmiştir. İstanbul 1926) gelmektedir. Üzerinde Zeynep Sema Yüceışık’ın bir doktora tezi hazırladığı eser (b. İstanbul 1333-1342) ilave etmek gerekir. İstanbul 1338. İstanbul 1308-1316. tahşiye suretiyle kaleme alınmış başka eserlerle desteklenerek bu vadide önemli bir faaliyetin gelişmesine ve ortaya konan eserlerle türün zenginleşmesine yol açmıştır. yüzyıllar arasında yaşamış Osmanlı musıkîşinaslarından yüze yakın bestakârın kısa biyografisiyle eserlerinden bazı örnekleri ağır bir inşa üslubuyla aktarmaktadır.

Bu seriyi İbnülemin Mahmut Kemal İnal’ın. Tezkiretü’ş-Şuarâ Türk-İslâm edebiyatı araştırmalarına kaynaklık yapan eserlerin başında özellikle XV. Gelibolu Mustafa Âlî ise Künhü’l-ahbâr adıyla yazdığı tarihinin dördüncü rüknünü teracimi ahvale ayırmış ve bu kısım devrin 130 kadar ulema. Güftî. Freiburg 1969). Bu esere zeyil olarak Dilâver Ağa-zâde Ömer Vahid. İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın Son Asır Türk Şairleri isimli dört ciltlik eseriyle (İstanbul 1930-1941) XX. İstanbul ts. Genel özellikleri itibariyle tabakatlarla aynı hususiyetleri taşısalar da bunlar öncelikle devirlerinde şiir ve edebiyatla doğrudan meşgul olmuş kişiler hakkında bilgi vererek şiirlerinden örnekler aktararak sanatları hakkında değerlendirmeler yaparlar. asır Osmanlı şairlerinden 229’unu anlatan Heşt Bihişt’idir. İstanbul 1940-1948) tamamlar.. Ardından Meşâiri’ş-şuarâ adlı eseriyle Âşık Çelebi gelir. Râmiz. Bağdatlı Ahdi ise Gülşen-i Şuarâ’sında 384 şairi söz konusu eder. Şehrî-zâde Mehmed Said (Gül-i Zîbâ). Sadettin Nüzhet Ergun’un tamamlayamadığı Türk Şairleri ise tezkirneler başta olmak üzere çeşitli tabakat kitaplarındaki bilgilerin derlenmesi ve şairlerin şiirlerinden geniş çaplı örnekler aktarılmasıyla oluşturulmuş bir kaynaktır. Tezkirecilik bu ilk ve önemli örneklerden sonra başlıcaları.   46   . Kilisli Rıfat. Safâî. Sâlim. Müstakimzade’nin eserine sonraki şeyhülislamların da ilâvesiyle zeyiller yazılmıştır. yüzyıldan sonra ve Osmanlı sahasında şairler hakkında bilgi veren en önemli kaynaklar Sehi Bey’in Tezkire’sinden itibaren Tezkire-i Şuarâ adıyla müstakil bir alan ve tür oluşturan tezkireler gelmektedir. asra bağlanmıştır. Yüzyıl sonlarında Ali Şîr Nevâî tarafından Çağatayca kaleme alınan ilk tezkiresi Mecâlisü’n-Nefâis 455 şairin hayat hikayesini aktarır. Yümnî. Bağdatlı Abdülfettah Şefkat. Ahmet Rıfat Efendi’nin bu esere yazdığı zeyil ile birlikte hepsi Devhatü’l-meşâyih maa zeyl adıyla yayımlanmıştır (İstanbul ts. şuarâ ve fuzalasından bahseden önemli bir tezkire değeri kazanmıştır. Riyazî. Latifî tarafından kaleme alınan Tezkiretü’ş-şuarâ ve Tabsıratü’nnuzamâ olup 334 şair hakkında bilgi vermektedir. Fatin gibi isimlerin eserleriyle iyice zenginleştikten sonra. Faizî. Osmanlı devlet adamlarıyla ilgili tabakat kitaplarının en önemlileri arasında sadrazamlarla ilgili olarak kaleme alınmış bulunan Osmanzâde Taib’in Hadîkatü’l-vüzerâ’sı gelir (İstanbul 1271. Beliğ. Hasan Çelebi ise Tezkiretü’ş-şuarâ adıyla yazdığı kitabında 631 şairin hal tercümesini ele almıştır. 2. Cavid Ahmed (Verd-i Muattara). Âsım.. Osmanlı sahasında ilk eser Sehî Bey’in XVI. Bu asırda kaleme alınmış tezkirelerin ikincisi. Türk edebiyatın XV. İstanbul 1942). Habib Efendi’nin Hat ve Hattâtân’ı (İstanbul 1305). Ahmet Rıfat (Verdü’l-hadâyık. İbrahim İbnülemin Mahmut Kemal İnal’ın Son Hattatlar’ı (İstanbul 1955) ile Nurullah Tilgen’nin Eyüplü Hattatlar’ı (İstanbul 1950) bu konudaki diğer eserlerdir. İstanbul 1940-1953) ile Mehmet Zeki Pakalın’nın Son Sadrazamlar ve Başvekiller’i (I-V.Rıfat (İstanbul 1939). Freiburg 1970) gibi kitaplar yazılmıştır. Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar’ı (14 fasikül. tıpkıbasım:İstanbul 1978). Müellif eserine iki de zeyl yazmıştır. Şeyhülislâm Ârif Hikmet. Rıza. Beyânî. Şeyhülislamlar hakkındaki ilk tabakat Müstakimzâde’nin Devha-i Meşâyih-i Kibâr’ıdır. Suyolcuzâde’nin Devhatü’l-küttâb’ı (nşr.

Bilindiği gibi Türk-İslâm edebiyatında edebi eser denince akla önce şiir. Doğrudan Dinî Olmayan Kaynaklar’a gelince bunları Arap ve Fars edebiyatı ve kültürü.İbnülemin Mahmmud Kemâl’in Son Asır Türk Şâirleri dışında yazdığı biyografik eserler hangileridir? Özet Türk-İslâm edebiyatına özelliklerini ve muhtevasını veren kaynakları belirleyebilmek. mecmua ve cönk vs. Bu kısma giren eserler için bibliyografya. bazı sanatkarlar tanıtılırken “şi’r ü inşâda mâhir. Bunların sayısı ilk örneklerin ortaya konduğu XVI. mühim gün ve geceleri kutlama şekli. eğlenceleri. kaynakça. müracaat eserleri ve başvuru kaynakları gibi terimler kullanıldığını hatırlamakta fayda vardır. öğrenmek ve doğru biçimde günümüze aktarmak için yapılacak araştırma ve çalışmalarda başvurulacak kaynakları tanıyabilmek. nazm ü nesre kâdir” gibi ifadelerle her iki fende de başarılı oldukları özellikle vurgulanmış olsa da şiir nesirden. Türk milletinin kendi yaşama biçimi. Türk-İslâm edebiyatını daha doğrudan ilgilendiren biyografik eserler ise Şuara Tezkireleri başlığını taşırlar. şâirlik nâsirlik ve münşîlikten üstün tutulmuştur. Ancak bu eserlerin kendileri bir taraftan edebi eser hüviyetini taşımakta diğer taraftan da devrin anlayışına göre şekillenmiş bulunmaktadır. İkincisi hadis veya sünnet-i nebevîdir. gibi yazma ve matbu eserleri tanıyabilmek. sahip olduğu âdet ve an’aneler. Bu eski edebiyatımızın şiire düz yazıdan. ahlâkı. Edebî metinlere ulaşmada başvurulacak başlıca kaynaklar olan divan.   47   . devrin hakiki ve batıl ilimleri. Bu bakımdan metinlerin kaynaklarının başında divan. efsâne ve masallar. savaşlar vs. yahut manzum eserler gelmektedir. inşa denilen üslüp ile sanatkârâne ifade yolunda ciddi merhaleler kazanmış. bir başka ifade ile nazma nesirden fazla değer vermesiyle ilgilidir. Üçüncüsü kısas-ı enbiyâ ve buna bağlı olarak eski kavimlerle ilgili tarihi bilgilerdir. Bunlar genel olarak tabakat adını taşır. olarak sıralamak mümkündür. bu edebiyatı tanımak. İslâm dininin ve kültürünün Türk Edebiyatına kaynak olmak bakımından önemi. yüzyıldan bu yana yazılanlar dikkate alındığında 30’u aşmıştır. Bir diğeri ise tasavvuftur. araştırıcıların bu edebiyatın kaynaklarını dinî ve doğrudan dinî olmayan kaynaklar olarak iki bölümde ele almasında da görülmektedir: Dinî kaynakların başında Kur’ân-ı Kerîm gelmektedir. Vakıa şiirin yanında ikinci plana düşen nesir. mecmua ve cönk gibi şiire ve şiiri aktaran kaynakları tanımak önemlidir. Türk-İslâm edebiyatı araştırmalarında.

Aşağıdakilerden hangisi Türk-İslâm edebiyatının doğrudan dinî kaynaklarından sayılmaz? a. Harabât e. Mecâlisü’n-nefâis d. Gülşen-i Şuarâ e. Tezkire-i Hattâtîn d. Tezkiretü’ş-Şuarâlar c. Kısas-ı Enbiyâ d. Fıkıh e. Genellikle âşık edebiyatı. Menâkıb-ı Hünerverân 4. Hadîkatü’l-vüzerâ   48   .Kendimizi Sınayalım 1. Sufi tabakatları b. Aşağıdakilerden hanğisi Türk-İslâm edebiyatını tanımak. Cönk b. Sünnet b. Divan 3. Tezkire-i Şuarâ-yı Bağdâd c. öğrenmek ve doğru biçimde günümüze aktarmak için yapılacak araştırma ve çalışmalarda başvurulacak klasik kaynaklardan biri değildir? a.Ali Şîr Nevâî tarafından Çağatayca kaleme alınan tezkirenin adı aşağıdakilerden hangisidir? a. Atrabül-âsâr b. Tabakat c. Mesnevî e. Ahbârü’l-Arab c. halk edebiyatı ve folklor ürünlerinin toplandığı anonim mahiyette bir mecmua türü olarak tarif edilen eserlere ne ad verilir? a. Müntehabât d. Tasavvuf 2.

b 2. münâcât. Dinimiz ve kültürümüz en gür ve etkili şekilde bu kaynakların tamamından beslenmiştir. gerek zamanında ve gerek XVI. c.” Sıra Sizde 3 İbnülemin Mahmmud Kemâl’in Son Asır Türk Şâirleri dışında yazdığı biygrafik eserler Son Sadrazamlar. onun şöhretini teminde başlıca amil olmuştur. Kur’an dinin kaynağıdır. asırda umumi rağbete mazhar olarak. Türk Edebiyatı tarihçisi M.   49   . Sıra Sizde 2 Türk-İslâm edebiyatında kaleme alınmış en mehur Yusuf u Züleyhâ mesnevisi Fâtih’in hocası Akşemsedin Hazretlerinin oğlu Hamdullah Hamdi’ye aittir. Şairimizden bahseden bütün tezkireciler ve terâcim müellifleri bu hususta müttefiktirler.5. Hoş Sadâ. Yanıtınız doğru değilse “Tezkire” konusunu yeniden okuyunuz Yanıtınız doğru değilse “Türk-İslâm Edebiyatı Araştırmalarında Bavurulacak Kaynaklar” konusunu yeniden okuyunuz Yanıtınız doğru değilse “Doğrudan Dinî Kaynaklar” konusunu yeniden okuyunuz Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Türk-İslâm edebiyatının doğrudan Kur’an’la beslenen türleri arasında tevhid. e Yanıtınız doğru değilse “Doğrudan Dinî Kaynaklar” konusunu yeniden okuyunuz. d. “Kur’an ve hadisin kaynak oluşu” kavramı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur? a. Fuat Köprülü’ye göre “bu mesnevi. b. Yanıtınız doğru değilse “Türk Edebiyatı Metinlerinin Kaynakları” konusunu yeniden okuyunuz. Hadis dini yaşamanın rehberidir. Peygamber kıssaları dini hayatın vazgeçilmezidir. d 5. Tasavvuf bir müslümanın asla ihmal etmemesi gerekli bir alandır. Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. a 3. c 4. e. Son Hattatlar. esmâ-i hüsnâ sayılabilir.

XXI. a. a. DİA. mlf. XXIII.. Ankara M.. a. 272-273. Ney-nâme (Tenkidli Basım). “Hz. a. IX. “Hz. İstanbul İsmail Ünver “Mesnevi” Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı II (Divan Şiiri). 80-82   50   . İstanbul Cemal Kurnaz. İsâ”.. Ankara Nihat Sami Banarlı. “Hz. DİA. Ankara Mustafa Uzun. 225 a. İstanbul 1990.. Erol Kılıç. DİA. “XIII-XV. 81-83. “İlâhî”. mlf. “Dede Ömer Rûşenî” DİA. İsmail” DİA. Resimli Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara Amil Çelebioğlu. Fuad Köprülü.. mlf. Türküden Gazele:Halk ve Divan Şiirinin Müşterekleri Üzerine Bir Deneme. mlf.Yararlanılan Kaynaklar M. XXI. Yüzyıl (ilk yarısı) Mesnevîlerinde Mevlânâ Tesiri” III. İstanbul Agah Sırrı Levent. İbrahim”. Türk Edebiyatı Tarihi. Uluslarası Mevlânâ Semineri. mlf. XXIII. 473. Sûfî ve Şiir Osmanlı Tasavvuf Şiirinin Poetikası. Ümmet Çağı Türk Edebiyatı.

    51   .

Eski Türk Edebiyatında sıklıkla kullanılan aruz kalıplarını sıralayabilecek. • • Metin içerisinde tanımı verilmeyen kelimeler için Misalli Türkçe sözlüğe başvurunuz.   52   . Türk Edebiyatında kullanılan vezinleri tanıyabilecek. Türk-İslâm Edebiyatında kullanılan nazım şekillerini açıklayabilecek. Metin içerisinde geçen terimler hakkında daha fazla bilgi için Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin ilgili maddelerine ve Necla Pekolcay’ın İslâmî Türk Edebiyatında Şekil ve Nevilere Giriş adlı eserinde ilgili yerlere bakınız. Anahtar Kavramlar • • • • Mısra-Beyit-Kıta-Bend Aruz-Hece-Serbest Açık hece-Kapalı hece Kafiye-Redif Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce.Amaçlarımız   • • • • Bu üniteyi tamamladıktan sonra. Türk-İslam Edebiyatında kullanılan kafiyeleri sıralayabileceksiniz.

şâirlerin. aruzun Türk Edebiyatına da girmesini sağlamıştır. IX. bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. özellikle Saray çevresindeki şâirler ve yazarlar. Divan şiirinde nazım birimi genellikle beyit olup şiirler çeşitli nazım şekilleri içinde kurallarını Arap ve Fars Edebiyatı’ndan alan aruz vezniyle yazılmıştır. kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Bu akımın “Divan Edebiyatı” olarak adlandırılmasının sebebi. “Yeni Farsça” diye adlandırılan bir dille vermeye başlamışlardır. DİVAN EDEBİYATI’NDA NAZIM BİRİMİ Nazım. Fars Edebiyatı’nın bu ürünlerinden Türk Edebiyatı büyük ölçüde etkilenmiştir. eserlerini Arapça ve Farsça yazmaya başlamışlardır. Bu etki. Nedim ve Şeyh Galip gibi bazı şairlerin hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerine rastlamak mümkündür. Öte yandan. Ama Divan Edebiyatı’nda nazım dendiğinde şiir anlaşılır. Şairler eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak zorundadır. esas olarak hecelerin uzunluğu ve kısalığı temeline dayanan bir şiir ölçüsüdür. “düzen” demektir. Aruz. İranlılar. sözlük anlamıyla “sıra”.   53   . Anadolu’da kurulan Türk devletleri. yüzyılda edebiyat ürünlerini. şiirlerini divan denen kitaplarda toplamış olmalarıdır. Bununla beraber. Arap ve Fars Edebiyatlarının etkisi altında gelişmiştir.Türk-İslâm Edebiyatında Nazım Şekilleri GİRİŞ Divan Edebiyatı Türkler’in İslâm dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı edebiyattır. Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçe’ye girmesinin yanı sıra. ilk zamanlarda resmî yazışma dili olarak Arapça ve Farsça’yı kullanmışlardır. Osmanlı Devleti döneminde Arapça ve Farsça’nın yoğun etkisinde kalmış olan Osmanlı Türkçesi. Kur’an’ın Arapça olmasından dolayı pek çok toplumun kültürü ve dili değişime uğramıştır. Aruz vezninde açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda. Bu durum. Divan Edebiyatı’nda kullanılan ana dildir. edebî dilin değişmesine de yol açmış. Türkler’in İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetişen şairlerin Farsça’yı edebiyat dili olarak benimsemeleri.

serbest şiirlerin bir kısmında daha ileri gidilerek mısraın sınırları belirsizleştirilmiş. Divanların sonunda herhangi bir manzume içinde yer almadan başlı başına bir şiir gibi yazılmış mısralar bulunmaktadır. Son dönemlerde dize kelimesiyle karşılanan mısra hakkında Türk edebiyatı kaynakları. çadır. bir edebiyat terimi olarak aynı vezinde iki mısradan meydana gelen nazım birimini ifade ettiği gibi gerçek anlamı “çadır kapısının iki yanı. kolayca hatırlanabilen. Bâkî’nin. Mısra en küçük nazım birimi olduğu gibi aynı zamanda en küçük nazım şeklidir. Divan edebiyatında kaside. Bir manzume içinde yer almayan. Müşterek bir iç kafiye ile mısraların birbirine bağlandığı bendlerden meydana gelen musammatlarda ise nazım birimi mısradır. kapı kanadı ve pervazı” olan mısra da terim olarak beyti meydana getiren iki parçadan biri için kullanılır. ifadeler olmasının yanında sağlam kuruluşu ile âdeta atasözü gibi kullanılan örneklerdir. oda. “Ne ararsan bulunur derde devâdan gayrı” ve Muallim Nâci’nin gülümserken çekilmiş bir resminin altına yazdırdığı. terkib-bend ve tercî-bendde nazım birimi beyittir. Diğer bir ifadeyle bir nazım parçasını oluşturan her bir satıra mısra adı verilir. gazel. Bunlar eser değerinde kabul edildiğinden mısraı berceste söyleyebilen kişinin de şair sayılmasına yeterlidir. Bunlar manzumelerden kopuk ya da tamamlanmamış şiir parçaları şek-   54   . “Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal / Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”. II. bu da şiiri nesre daha fazla yaklaştırıp boğmuştur. “Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz / Kişi noksânını bilmek kadar irfân olmaz” ve Koca Râgıb Paşa’nın. mesnevi. Böyle mısralar şiirin en güzel parçası olup mânasının derinliği ile dillerde dolaşan. bazan diğer mısraları tamamıyla unutulan ve mânaları kendi içlerinde tamamlanan. bazan tek kelimeden ibaret mısralar yazılmış. Ayrıca “ev” mânasındaki “beyt”in kapısındaki her bir kanada mısra denildiğine işaret edilir. Bursalı Tâlib’in. Mahmud’un hekimbaşısı Abdülhak Molla’nın ecza dolabının kapısı üzerine yazdırdığı. “Miyân-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun / Şecâat arzederken merdi kıptî sirkatin söyler” beyitlerinin ikinci mısraları bugün de dillerde birer atasözü halinde dolaşmaktadır. kapıyı iki kanatlı yapmak” anlamlarını da ifade eder. “ölçülü veya ölçüsüz bir satırlık nazım parçası” tarifinde birleşmiş gibidir. âhengiyle hâfızalarda yer alacak kadar dikkat çekici bir ustalık ve güzelliğe sahip mısralar “mısra-ı berceste” (son derece latif ve sağlam) veya “şah mısra” adını almıştır. mânalı en küçük nazım birimidir. mesken. Diğer nazım şekillerinde beyitler nasıl bir bütünlük gösteriyorsa musammatlarda da mısralar aynı görevi yerine getirmektedir. mısra-ı bercesteler gibi dillerde dolaşan bu tek mısralara “mısraı âzâde” veya yalnızca “âzâde” denilmektedir. “Mudhikât-ı dehre ben ölsem de tasvîrim güler” örnekleri birer mısraı âzâdedir. Divan edebiyatında bir mânayı en kapsamlı şekilde ifade edebilecek. Sözlükte “yıkıp yere çalmak” mânasına gelen sar’ / sır’ kökü “şiirin beytini iki mısralı yani iki kafiyeli.MISRA Arap. Nitekim eve kapıdan girildiği gibi şiire de mısra ile başlanmaktadır. Fars ve Türk edebiyatlarında beyti oluşturan bir satırlık nazım parçası demektir. Son dönem Türk edebiyatında Batı edebiyatının da etkisiyle mısradaki mâna bütünlüğü kaybolmuş. konak” olan beyit. Bu açıklamalardan hareketle gerçek anlamı “ev. Divan edebiyatında mısra beytin yarısıdır. Divan şiirindeki örneklerden hareket edildiğinde mısraa beyit gibi kısa bir nazım şekli olarak bakmak da mümkündür.

fıkra ve makale gibi yazıların kısımları” demektir. sözlük anlamıyla “bağ. yüzyılda oluşmaya başlayan divan edebiyatı Arap ve İran edebiyatlarının nazım şekillerini kabul ederken konu yönünden eski koşuklara benzeyen kasideyi de kolaylıkla benimsemişti. terkibbend ve tercî’-bend’dir. taştîr. kafiyesiz olanlara “ferd” ya da “müfred” denir. anlam bütünlüğüne sahiptir. Bendler 3-10 mısra olabilir. Fars ve Türk şiirinde en çok kullanılan eski ve uzunca bir nazım şeklidir. yüzyılda yazılmaya başlanan kasidelerin Türk beyliklerinin ileri gelenleri hakkında düzenlenmiş olmasıyla ilk mükemmel örneklerin ortaya çıktığı XV. arzıhal gibi konuları da ihtiva edecek çeşitlilikte yazılan kaside Hz. şairin çağında yaşamakta olan bir kişiyi öven örnekler yanında Allah’a yakarış. Peygamber’i ve diğer din büyüklerini. Beyit. Türkler’in müslüman olmadan önceki ozanlarının. hakanları yahut beyleri övmek için kopuz eşliğinde söyledikleri koşuklarla kaside arasında muhteva yönünden fazla fark görülmüyordu. Tek bendli nazım şekilleri rubâ’î. Divan edebiyatında nâzım birimi sayılan beyit. bir gazelin en seçme beyti olursa “beytü’l gazel” bir kasidenin en güzel beyti olursa “beytü’l kaside”. Kafiyeli bir beyite “beyt-i musarra”. birbirine vezin ve kafiyeyle bağlanmış ikiden çok mısra topluluğudur. yüzyılda ise kasidenin bu edebiyata has kuralları iyice belirlenip şekil ve bölümleri oluşmuştur. Kafiyeli beyitlerin olduğu bölüme de “metali’” denir. BEYİT Arapça “ev” anlamına gelen beyit iki mısradan oluşan nâzım parçasıdır. kafiyeli iki mısradan meydana gelirse “beyt-i musarra”. mütessa’ ve tetsî’. hasbihal. Bunlara parça anlamında kıt’a dendiği de olmuştur. Anadolu’da XIV. çoğu zaman kıta.linde kalmayıp “müfred” adını alan tek beyitler gibi genellikle divanların son taraflarında “mesâri’(mısralar)” adıyla anılan özel bir bölümde yer alır. çok bendli nazım şekilleri ise murabba ve bunun değişik türleri olan terbî’ ve şarkı. Bendlerden meydana gelen nazım şekilleri tek ya da birden çok bendliler olmak üzere ikiye ayrılırlar. muhammes ve tahmis. Hicviyye. müsebba’ ve tesbî’. Konusu diğer İslâmî edebiyatlarda görülmediği kadar genişleyen kaside buna bağlı olarak değişik isimlerle anılmaya başlar. tuyuğ. Divanlarda müfredler müfredat adıyla ayrı bir bölümde toplanır. içinde şairin adının ya da mahlasının bulunduğu beyitse “tac beyit” bir kasidenin ya da gazelin ilk beyti ise “matla” son beyti ise “makta” adını alır. tardiyye. Resûli Ekrem’den şefaat dileme. kuşak. Türk edebiyatının klasik özelliklerinin bütünüyle teşekkül ettiği XVI. bir devlet büyüğünden mansıp ve me-   55   . BEND Bend. bağlanan şey. müseddes ve tesdîs. Türk edebiyatında ilk örnekleri XIV. muaşşer ve ta’şîr. KASİDE Arap. Nazım terimi olarak da Bend. müsemmen ve tesmin. yüzyılda sultanlar ve devlet büyüklerini övmek için yazılmaya başlanması koşuk geleneğinin bir devamı gibi kabul edilebilir. mersiye.

sünbül olana sünbül kasidesi (sünbüliyye) gibi isimler verilir. kıştan söz eden kasidelere şitâiyye denmesi gibi ramazâniyye. mersiye. hamâsî duyguları açıklama. 1. Bazan bu sınırların dışına çıkıldığı olmuşsa da şairlerin genelde kırk-elli beyit uzunluğundaki kasideleri tercih ettikleri görülür. Bu şekilde olan girişler nesîb.. hançer. Kasidede ilk beyte matla’. Redifi güneş olan methiyeye güneş kasidesi (şemsiyye).muriyet talebi. Kaside içinde tecdîdi matla’ ile başlayan bir gazel olup beş-on beyit arasında değişir. “Der Sitâyîş-i Sultan (. “Hicviyye der Hakkı (. istikbâliyye gibi olaylara dayalı bir hayat kesitini. dâriyye gibi bir bina tebrikini konu alan kasideler de yine teşbîbinde işlenen konuya göre isim almıştır. İstanbuliyye ve Bağdâdiyye gibi şehirleri. “Tevhîd-i Hazret-i Bârî” “der Na’t-ı Seyyidi’l-Mürselîn”. aşk dışında tasvir vb.)”. sayfiye. Kasidenin giriş bölümüdür. Şairin methiyeye geçtiğini bildiren bir ya da iki beyitten ibaret olup konuya uygun bir nükte taşımasına ve nesîble methiye arasında anlam ilişkisi kurulmasına dikkat edilir. na’t. Şairin mahlasını söylediği beyit taç beyit. kelimelerin redif olarak kullanıldığı kasideler ünlüdür.)” gibi ibarelerin yer aldığı bu başlıklar aynı zamanda kasidenin türünü de belirtmiş olur. Kafiye harfi râ ise râiyye. Türk edebiyatında su. nevrûziyye gibi zaman dilimlerini. Kasidenin en sanatkârane bölümü olup uzunluğu konuya ve şaire göre değişir. Son adlandırma şekli Arap edebiyatında olduğu gibi kafiye harfine göre yapılandır. kasidenin en güzel beyti beytü’l-kasîd olarak isimlendirilir. hamâmiyye. sünbüliyye ve rahşiyye gibi çiçek veya hayvanları. kalem. 3. benefşe. son beyte makta’ denir. “Kasîde der Medh-i (. Bir kasidenin başında yahut sonunda yer alabildiği gibi tegazzül bölümü olmayan kasideler de vardır. Türk şairleri kasidenin altı bölümden oluşmasını benimsemiş ve buna uymaya özen göstermişlerdir. Kasidelerin ikinci tür adlandırması redifine göre yapılır.. herhangi bir konu işlenmişse teşbîb adını alır.. Bu tanımlama genellikle şairin kasidesine koyduğu başlığı esas alır. gül vb. Şairin kendisini övdüğü ve bazan da dileğini bildirdiği bölümdür. sûriyye.. kasriyye. Bir kasidenin teşbîb bölümünde yer alan konuya göre bahardan bahseden kasidelere bahâriyye (rebîiyye). vatan sevgisini dile getirme gibi sebeplerle de düzenlenmiştir.   56   . hicviyye gibi manzumeler kasidenin konu bakımından değişik türlerini oluşturur. sühan. Nesîb veya görev süresi teşbîb ortalama on-on beş beyit uzunluğunda olur. Türk edebiyatında kasideler hemen hemen en az otuz ile en fazla doksan dokuz beyit arasında değişen uzunlukta düzenlenmiştir.. İşlediği konuya göre de kaside özel bir adla anılır. ıydiyye (bayramiyye). himaye görme arzusuna yönelik istekte bulunma. Beyit sayısı şairlere göre değişebildiği gibi fahriyye bölümü konulmamış kasideler de mevcuttur. Kafiye örgüsü “aa/ ba/ ca…” şeklindedir. Dua. tîğ. Methiye. Girizgâh (giriz / güriz). tâ ise tâiyye gibi. tevhid. Kasidenin maksadına uygun olarak övülen kişi veya şeyden bahseden bölümdür. Diğer nazım şekilleriyle yazılabilmekle birlikte daha çok kaside biçiminde kaleme alınmalarından dolayı münâcât. Genelde bir gazel gibi âşıkane duygulardan bahseder. Türk kasideciliğinin üstadı sayılan Nef’î’nin fahriyyeleri sanatlı bir üslûpla yazılmış olup beyit sayısı hayli kabarıktır. lâle.. bir cezadan kurtulmak için af dileme. 4. kudûmiyye. Övgüsü yapılan kişi veya şey ile şairin kendisi hakkında dua edilip iyi dileklerde bulunulan son birkaç beyitten ibarettir.)”. cülûsiyye. Nesîb (teşbîb). Bunlardan ilki teşbîb veya methiyede ele alınan konuya göre yapılan adlandırmadır. 6. Fahriyye. Türk edebiyatında kasideler üç şekilde adlandırılmıştır. mîm ise mîmiyye. 5. 2. gül olana gül kasidesi (verdiyye). Tegazzül.

sevgiliden söz eden bölümlere verilen addır ve “nesîb” karşılığında kullanılmıştır. Daha sonraları şairin aşk. Türk edebiyatında gerçek anlamda kasidecilik ise divanında yer alan on altı kasidesiyle bu nazım şeklini klasik özellikleriyle Türk edebiyatının malı yapan Şeyhî ile başlamıştır. Türk şiiri Özel sayısı II (Divan şiiri). Rûhî-i Bağdâdî yirmi dört kaside yazar. Övülen kişilerin devlet ihtişamının gölgesinde kalmaması için mübalağalı bir şekilde methedildiği bu dönemde Bâkî özellikle nesîb kısımlarında parlak tasvirlerin yer aldığı yirmi yedi. Mehmet Çavuşoğlu. hatta Cumhuriyet’in ilk yıllarında kaside düzenleyen şairler çıkmışsa da modern Türk şiiri bu nazım şeklini tamamen terketmiştir. söyleşmek” anlamına gelir. İran ve Arap kasidecilerini geride bırakmıştır. Divanında en geniş yeri işgal eden elli dokuz kasidesi fahriyye bölümleriyle ünlüdür. Onu değişik konularda yirmi dokuz kaside ile Şeyh Galib takip eder. Türk Dili Dergisi. Tanzimat döneminde Âkif Paşa’nın ilk defa bir soyut kavramı konu edinen “Adem Kasidesi” ve Nâmık Kemal’in “Hürriyet Kasidesi” diye meşhur olan şiiri bunlardandır. yüzyılda Türk edebiyatının en büyük kaside şairi olan Nef’î. Divanındaki az sayıda kasidelerden bir veya birkaçı ile ün kazanmış yahut söylediği kasidelerden biri diğerlerinden daha çok tanınmış şairler de vardır. şarap. Daha geniş bilgi için bk. Enderunlu Fâzıl seksen dört ve Keçecizâde İzzet Molla kırk sekiz kaside söylemiştir. XVIII. Arap şiirinin etkisi altında oluşan yeni İran edebiyatında lirik şiirin en beğenilen şekillerinden biri ol-   57   . sevgili. yüzyıl kasidede İran örneklerinin aşılmaya çalışıldığı ve abartmalara yol açıldığı bir dönemdir. Nâbî’nin otuz iki kasidesiyle bu yüzyıl Türk kasideciliğinin en parlak devri olmuştur. Bursalı Ahmed Paşa otuz bir. “Kasîde”. Gazel kelimesi sözlükte “kadınlarla sevgi üzerine konuşmak. bahar gibi coşkulu haller karşısındaki duygularını anlatan şiirlere uzun yahut kısa olsun gazel denilmiştir. Nev’î elli. Ancak bu yüzyılın kasideciliğinde en önemli yer Fuzûlî’ye aittir. bunların pek çoğunu da kaside nazım şeklinde kaleme almıştır. Daha sonra Karamanlı Nizâmî on bir.Kaside yazan şair için kasîdegû. Nedîm’in ince ve zarif bir âhenkle yazdığı kasidelerinin adedi otuz sekizdir. Arap edebiyatında gazel bir nazım şekli olmayıp kasidelerin başında aşktan. yüzyılın başlarında Yahyâ Nazîm büyük bir cilt tutan divanının tamamını na’tlara ayırmış. kasîdeperdâz vb. tabirler kullanılmıştır. ss. Âşık Paşa’nın Garibnâme’deki na’tlarıyla Ahmedî’nin divanındaki kasideler bu şeklin ilk örnekleri sayılır. Sayı: 415-417. 1-38. Divan edebiyatında kaside yazma geleneği Tanzimat’tan sonra da sürmüş. Necâtî Bey yirmi altı kaside yazmıştır. Hayâlî Bey zengin hayallerle övdüğü yirmi yedi. GAZEL Eski şiirin en çok kullanılan ve sevilen nazım şeklidir. İran’ın İslâmiyet’i kabulünden sonra gazel. Yüzyılın diğer kaside ustalarından Sabrî de Nef’î’nin etkisinde kalmıştır. Sünbülzâde Vehbî’nin “Sühan Kasidesi” ile Sâbit’in ramazâniyyesi. Bu yüzyıldaki en güzel örnekler Ahmed Paşa’nın kasideleridir. XVI. Yüzyılın sonlarında ise kasideleriyle dikkat çeken Sünbülzâde Vehbî elli dört. XVII. Onun na’tları da dahil divanında otuz yedi kaside mevcuttur. Nâilî’nin otuz beş.

Kafiye örgüsü “aa/ba/ca . ahlâkî ve tasavvufî konuların işlendiği görülür.muştur. Nev’î. Zatî. Bakî’nin gazelleri genellikle beş. yüzyıla gelindiğinde gazel. Ahmed Paşa. dört müstef’ilün gibi ortalarından iki eşit parçaya ayrılabilen aruz kalıplarıyla yazılır. öteki mısralardan herhangi birinin tekrarlanmasına “redd-i mısra” denir. Şeyh Galib’de daha uzun. Onlardan sonra gelen Hafız-ı Şîrâzî ise gazellerinde rindce hayal kurmaya. XIV..” olan gazelin bazı beyitleri ve içindeki kısımları özel adlar alır. Arapça. yüzyılda Nedîm rindliği ve coşkunluğu. Ahmedî ve Nesîmî’nin otuz ve elli beyte kadar uzayan gazelleri vardır. XVII. Mahlas yerine doğrudan doğruya kendi asıl adını yazan şairler de vardır. Gazelin iki mısraı kafiyeli olan (musarra’) ilk beytine “matla”“. Anadolu edebiyatı sahasında yazılan ilk gazellerde daha çok dinî. On beş beyitten uzun gazellere “gazel-i mutavvel” adı verilir. adı verilir. “Tahallus” denilen makta beytinde mahlas söylenir. son beytine “makta’” ve makta’dan önceki beytine de “hüsn-i makta’” denir. Matla’ mısralarından bîrinin makta’ beytinde tekrarlanmasına “redd-i matla’”. matla’dan sonra gelen beytine “hüsn-i matla’”. Matla’dan sonra gelen beyitlerin mısra ortalarının baştaki ilk mısra ile kafiyelendiği gazellere “musammat gazel”. felsefî ve ahlâkî düşüncelere de yer vererek türün konusunu genişletti. XVIII. Tanzimat’tan sonra Encümen-i Şuarâ şairleri gazelde yeni bir atılıma girmişlerse de onu daha ileriye götürecek bir başarı ortaya koyamamışlardır. Necâtî ve Çağatay edebiyatında da Ali Şîr Nevâî ile mükemmellik kazanmıştır. yüzyılın tanınmış gazel şairleridir. Azerî alanında Fuzûlî gazeli doruğa eriştirmişlerdir. bunların mısra ortalarındaki kafiyelerine “iç kafiye” adı verilir. En çok yazılanlar beş ve yedi beyitli gazellerdir. Redd-i mısra’ daha çok Tanzimat’tan sonraki dönemin şairlerince rağbet görmüştür. Fuzûlî’nin yedi beyitlidir. yedi. Hayalî Bey.   58   . Gazelin en güzel beytine “şah beyit” veya “beytü’l-gazel” adı verilir. duyarlılığı ve Mevlevîlik neşvesiyle büyük gazel şairleri olmuşlardır. İranlı şairler bu hükümdarlar hakkında kaside yazma yerine onların yol açtığı tahribattan duydukları elem ve kederleri gazellerle dile getirmeyi tercih ettiler. Rûhî-i Bağdadî XVI.. Nâilî’nin öncülüğünü yaptığı sebk-i Hindî üslubuyla yeni bir incelik ve zarafet kazanır. Bu yüzyılın sonunda Nâbî gazele fikrî bir ağırlık kazandırmıştır. Farsça ve Türkçe’den ikisi veya üçüyle karışık surette söylenmiş gazellere “mülemma’ gazel”(kaside için de geçerlidir) denir. Hüsn-i matla’ın matla’dan olduğu kadar hüsn-i makta’ın da makta’dan güzel olmasına özen gösterilir. Türk edebiyatında gazellerin beyit sayısı genellikle dört-on beş arasında değişir. yüzyılda İran’dan Fars edebiyatı yoluyla geçmiştir. Şairler bazan mahlas beytinden sonra gazellerini bitirmeyip bir ya da birkaç beyit daha eklerler. Gazel tarzının gelişmesinde kasidelerden pek zevk almayan Moğol hükümdarlarının da rolü olmuştur. Türk edebiyatına gazel XIII. Nesîmî ve Ahmedî ile gelişmesini sürdüren gazel türü XV. Bu tür gazeller dört mefâîlün. yüzyıldan başlayarak Kadı Burhâneddin. on bir-on beş beyitli gazellerle karşılaşılır. yüzyılda Şeyhî. on bir gibi tek sayılı beyitlerle söylenmiştir. Şeyh Galib inceliği. Bunlara “müzeyyel gazel”. Ferîdüddîn-i Attâr ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi sûfî şairler gazellerinde ilâhî güzellik ve ilâhî aşk konularını işlediler. dokuz. Kesin bir kural olmamakla birlikte gazeller genellikle beş. Kadı Burhâneddin ve Kemalpaşazâde gazellerinde mahlas kullanmayan böyle ender şairlerdendir. Dört beyitli gazellere çok az rastlanır. Bu yüzyılda Anadolu’da Bakî. Yeni İran şiirinde de ilk dönemlerde kasidelerin nesîb veya teşbîb kısmını oluşturmuştur.

bütün beyitleri aynı güzellik ve kuvvette söylenen gazeller de “yek-âvâz” adını alır. yüzyıldan başlayarak “mecmûatü’n-nezâir” denilen şiir mecmualarında toplanmıştır. yüzyıl şairi Nesîmî’ye (ö. Leylâ Ha-   59   . Divan edebiyatında en çok gazel tarzında görülür. beyit ve mesnevi şeklinde müstezadlar da bulunmaktadır. bahttan yakınma gibi başka konuların da işlendiği olur. Hemen her şairin çok sayıda naziresi vardır. yapılmıştır. ona duyulan hasret ve bundan dolayı çekilen üzüntüdür. Bunun yanı sıra bir düşüncenin. Nazirenin tanzîr edilen gazelle aynı anlam ve üslûp doğrultusunda olması gerekir. Divan Edebiyatı’nda en çok kullanılan nazım şekilleri nelerdir. XVIII. bu gazele de “nazire” denir. Gazelden bazı nazım şekilleri de türetilmiştir. Sevgiliyle bağlantılı olarak ayrıca şaraptan ve tabiat güzelliklerinden de söz edilir. Bir şairin gazeline her beytin mısraları arasına iki ya da üç mısra konularak taştîr. ziyadeleşmiş” anlamına gelen müstezâd kelimesi edebiyat terimi olarak uzunlu kısalı (bir uzun. araştırınız. tesmîn vb. bir hayat görüşünün. Nâbî. kaside. başka bir şairin gazeline aynı vezin ve kafiyede benzer bir gazel söylemeye “tanzîr etme” ya da “cevap verme”. yine her beytin önüne iki mısra eklenerek terbî’. Gazel söylemeye “tegazzül”. üç mısra eklenerek tahmîs ve daha çok sayıda mısra eklenerek sırasıyla tesdîs. tesbî’. Ali Şîr Nevâî. Şuarâ tezkirelerinde çok defa şiirle eş anlamda kullanılan gazel. Nâilî. Rûhî-i Bağdâdî. Bütünüyle belirli bir konuyu işleyen gazeller “yek-âhenk”. Şeyh Galib. Bunlardan en çok kullanılanları tahmîs ve tesdîs şekilleridir. Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin. Enderunlu Fâzıl. Çerçeve olarak gazelin her mısraının altına gelmek üzere “ziyade” denilen kısa mısralar eklenerek müstezad yapılmış. Türk edebiyatında tesbit edilen ilk müstezad örnekleri XIV. Bundan dolayı gazelin her beytinde değişik konuların işlenmesi kusur sayılmamıştır. Daha sonra gelen belli başlı müstezad şairleri Şeyhî. yüzyıldan sonra gazelin konusunun daha da genişlediği görülmektedir. Nedîm. bir kısa) mısralar halinde yazılan nazım şeklini ifade eder. bunun dışında nadiren rubâî.Gazelin esas konusu aşk ve sevgili. Tanzimat’tan sonraki yenilik dönemine kadar Türk edebiyatında çok önemsenen ve her şairin kullandığı başlıca nazım şekli olmuştur. Gazelde öncelikle beyit güzelliğine önem verilir. Bu vezinde ziyade mısralar “mef’ûlü feûlün” cüzüyle yazılır. kıta. XV. Az miktarda da olsa diğer aruz kalıplarıyla beraber ziyade mısralar da hesaba katılarak müstezadlarda yirmi dört kalıbın kullanıldığı belirlenmiştir. sevgilinin güzelliği. Müstezadların asıl vezni “mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün” kalıbıdır. MÜSTEZAD Divan edebiyatında her mısra veya beytin sonunda aynı veznin bir cüzüyle yazılmış birer kısa mısra bulunan manzumelerdir. Her beytin kendi içinde bir anlam bütünlüğü vardır. 821/1418) aittir. Arapça’da “artmış. Mürettep divanlarda daima kasidelerden sonra gelen gazeller kolayca bulunabilmeleri için Arap alfabesine göre kafiyelerinin son harfleriyle sıralanırlar. ayrıca her beytine değişen sayıda mısra katmak suretiyle bendlerden meydana gelen daha hacimli şekiller elde edilmiştir. Nazireler. Necâtî.

yüzyılda Yûnus Emre’nin Risâletü’n-nushiyye’si. konu ve muhteva bakımından büyük ölçüde benzerlikler görülmektedir. Câfer Çelebi’nin Hevesnâme’si. Mesîhî’nin Şehrengîz’i. Meşrutiyet’in ardından hece veznine de uygulanmış. Ahmed-i Dâî’nin Çengnâme’si. Türk şairleri tasavvufî mesnevilerde Senâî’nin. Yûsuf Meddah’ın Varka ve Gülşâh’ı. Hoca Mesud’un Süheyl ü Nevbahâr’ı. yüzyılda Sulî Fakih’in Yûsuf u Züleyhâ adlı mesnevisi kadar Ahmed Fakih’in Kitâbü Evsâfı Mesâcidi’ş-şerîfe’si de önemlidir. Mesnevi Türk şairlerine sadece tasavvufî açıdan değil Farsça’yı şiir yazacak kadar ilerletmeleri. Böylece müstezad geniş müstezad. Ferîdüddin Attâr’ın. Nizâmî-i Gencevî’nin. zafernâmelerle şehrengizler. edebî bilgi ve zevklerinin gelişmesi açısından da tesir etmiş. Hamdullah Hamdi’nin Hamse’si ve bilhassa Yûsuf u Züleyhâ’sı. Türk edebiyatında ilk mesnevi Yûsuf Has Hâcib’in (ö. Gülşehrî’nin Mantıku’t-tayr çevirisi. ta’rîfat gibi eserler özellikle muhtevaları bakımından Fars edebiyatı etkisi dışında kalmıştır. mevlid. mesnevi nazım şeklinin önce Fars edebiyatında ortaya çıkması ve Türk edebiyatındaki ilk örneklerin bundan büyük ölçüde etkilenmesinin tabii bir sonucudur. Çağatay sahasında Ali Şîr Nevâî’nin Hamse’si bu yüzyılın önemli mesnevileri arasındadır. Türk şiirinin serbest nazma doğru gelişmesine yol açmıştır. Buna karşılık bazı ortak yönleri olmakla beraber kırk hadis ve yüz hadis çeviri ve şerhleri. yüzyılda Lâmiî Çelebi ve Taşlıcalı Yahyâ gibi hamse sahibi şairler yetişmiş. Vezin. hasbihal. Şeyyad Hamza’nın Yûsuf u Züleyhâ’sı ile Altın Orda sahasında Kutb’un Hüsrev ü Şîrîn’i. Süleyman Çelebi’nin Mevlid olarak tanınan Vesîletü’n-necât’ı.   60   . Emîr Hüsrev-i Dihlevî’nin. 1077) Kutadgu Bilig adlı eseridir. serbest müstezad basamaklarından geçerek özellikle II. üzerlerinde her yönüyle eğitici bir rol oynamıştır. Fars ve Türk edebiyatlarındaki mesneviler arasında tertip. MESNEVİ Arapça’da ikişerli anlamına gelmekte olup Fars. Müstezadların bazıları bestelenmiştir. fetihnâmeler. Ahmedî’nin İskendernâme’si ile Cemşîd ü Hurşîd’i değerli örneklerdir. XIII. Şeyhoğlu Mustafa’nın Hurşîdnâme’si. Fars edebiyatından daha çok tasavvufî konulu eserlerle İslâm âlemindeki ortak konuları işleyen bazı mesnevilerden etkilenmişlerdir. mi’râciyye ve hilye gibi dinî türler ise tamamen Türk edebiyatına ait orijinal mesnevilerdir. sûrnâmeler. Âşık Paşa’nın Garibnâme’si. menâkıbnâmeler. XIV. Tanzimat’tan sonra müstezada rağbet eden sanatçıların başında Abdülhak Hâmid ve Servet-i Fünûn edebiyatçıları gelmektedir. yüzyılda Türk edebiyatında gelişme gösterdiği görülmektedir. Bu yüzyılda yazarı bilinmeyen pek çok mesnevi bulunmaktadır. Bu. Mesnevinin XV. Türk ve Urdu edebiyatlarında birbiriyle kafiyeli beyitlerden oluşan nazım şeklidir.nım’dır. Şeyhî’nin Hüsrev ü Şîrîn’i ile Harnâme’si. XVI. şekil ve kafiye özelliklerinde birçok değişiklik yapılarak ziyade mısraların düzenli düzensiz dağılımlarıyla müstezadlar yazılmıştır. gazavatnâmeler. sergüzeşt. Molla Câmî’nin mesnevilerinden ve özellikle tasavvuf edebiyatının en önemli şairi Mevlânâ Celâleddîni Rûmî’nin Mesnevî’sinden etkilenmişlerdir. Türk şairleri.

destanî manzumeler. Türk edebiyatında kıta iki veya daha çok beyitten meydana gelmiş bir nazım şekli olup matla’ ve mahlası (taç beyti) bulunmayan bir gazel gibi beyitlerinin ikinci mısraları birbiriyle kafiyelidir. Nâbî’nin Hayriyye’si ve Sâbit’in Edhem ü Hümâ’sı da bu yüzyılın önemli mesnevilerindendir. birinci beytinin mısralarının aynı kafiyede olmaması ve umumiyetle bütün beyitlerinde aynı konunun ele alınmasıdır. Müstakil kıtalar en az iki. Pek çoğunun müellif veya musannifi bilinmeyen bu tür mesneviler için genellikle mevlidlerin sonunda yer alan Dâsitân-ı Kesikbaş. Kıtanın beyitlerle yazılan nazım şekillerinden ayrılmasını sağlayan en belirgin özelliği. Türk edebiyatında mesnevi hemen her dönemde gazel ve kasideden geride kalmış. Türk-İslâm edebiyatında dinî. Dâsitân-ı Güvercin. Dâsitân-ı Geyik. Eski Arap şairlerinden intikal eden bazı kısa manzumeler arasında uzun şiirlerden kalmış parçalar kadar kıta şeklinde söylenmiş kısa şiirler de vardır. İranlılar’ın İslâmiyet’i kabul ettiği tarihlerden itibaren hem kaside veya gazelden ayrılmış parçalar hem de müstakil bir nazım şekli olarak kullanılmıştır.Kemalpaşazâde’nin Yûsuf u Züleyhâ’sı. kıssa ve hikâyeler hangi nazım şekliyle kaleme alınmıştır? KIT’A İran ve bilhassa Türk edebiyatında kullanılan bir nazım şeklidir. en fazla yedi ilâ on beyit kadardır. hatta yalnızca mesnevi yazan şairler küçümsenmiştir. Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn’. Ganîzâde Mehmed Nâdirî Şehnâme’si Nev’îzâde Atâî de Hamse’siyle XVII. yüzyılda tanınmışlardır. yüzyılda mahallî hayata ait bilgilerle mesnevi şekline Türk edebiyatına has bir mahiyet kazandırmış olan Enderunlu Fâzıl’ın Hûbannâme ve Zenannâme’si. Dâstân-ı İbrâhim Edhem ve Hikâyet-i Kız ve Cehûd gibi eserler örnek verilebilir. Türk edebiyatında bu tür kıtalar daha çoktur. Sözlükte “parça. İzzet Molla’nın Mihnet-keşân ve Gülşen-i Aşk’ı ile Tanzimat döneminde Ziyâ Paşa’nın Harâbât’ı önemlidir. Türk edebiyatında mesnevilerin halk edebiyatına yönelik örnekleri de bulunmaktadır. Zâtî’nin Şem’ ü Pervâne’si. Arap şiirinde mâna bütünlüğü taşıyan aynı vezin ve kafiyedeki beyitler topluluğu için kullanılmaktadır. XIX. felsefî konuların işlendiği kıtaların çıkış noktası bu şiirler olmuştur. Edirneli Güftî’nin Teşrîfâtü’ş-şuarâ adlı manzum tezkiresi. Nahîfî’nin Mesnevî-i Şerîf Tercümesi ve Sünbülzâde Vehbî’nin Lutfiyye’si diğer mesnevilerdir. kısım” anlamına gelen kıt’a. Dört mısralık kıtaların birinci ve üçüncü mısraları da genellikle birbiriyle kafiyeli olur. Hâkanî Mehmed Bey’in Hilye’si gibi müstakil mesneviler kaleme alınmıştır. yüzyılda Şeyh Galib türün Türk edebiyatındaki en muhteşem örneği olan Hüsn ü Aşk’ı kaleme almıştır. Daha sonraki dönemlerde aşka dair konularla dinî. Öte yandan bendler halinde yazılan nazım şekillerinin her bendine   61   . İran edebiyatında kıta. Mesnevi yazımının azaldığı XVIII. Mesnevi şeklinin Türk edebiyatına ait bir özelliği de eserlerdeki kahramanların ağzından yazılmış gazellerin vezin ve şekil bakımından divanlardaki gazellerle aynı özelliği taşımasıdır.

Cumhuriyet döneminde rubâî yazan önemli şairler ortaya çıkmıştır. Bedri Gürsoy. yüzyılda olgun örneklerini vermeye başlamış ve yaygınlaşmıştır. Eski Türk şiirinde nazım biriminin dörtlük olması rubâînin Türk şairleri tarafından kolayca benimsenmesini sağlamıştır. “mef’ûlün” ile başlayan on iki kalıba da “ahrem” denir. Talat Sait Halman ve Yılmaz Karakoyunlu gibi isimler bu dönemde rubâî yazan diğer şairler arasında yer alır. Rubâî nazım şekli Türk edebiyatına İran edebiyatından geçmiştir. Çeşitli konularda bir bütünlük içinde yazılmakla birlikte bilhassa düşünce. yüzyıl Türk edebiyatında rubâînin altın çağı kabul edilebilir. Fuzûlî (81 rubâî) ve Rûhî-i Bağdâdî (28 rubâî) XVI. XVII. sadece hezec bahrinin bu nazım şeklinde kullanılan yirmi dört özel kalıbıyla yazılmış olmasıdır. Azmîzâde Hâletî 1000 kadar rubâîsiyle Türk edebiyatının en çok ve en güzel rubâîlerini yazan şairi olmuştur. Bazan kıtanın birinci beytindeki mısralar birbiriyle (musarra’).de kelimenin sözlük anlamından hareketle kıta denilmektedir. Rubâînin kafiye düzeni a a x a şeklindedir. modern Türk edebiyatı şairleri tarafından da kullanılmış. Rubâî. Bu şekilde kafiyeli olan kıtalara diğer nazım şekillerinden ayırt edilmesi için “nazım” adı verilmektedir. Türk şairleri daha   62   . Divan edebiyatı şairlerinin çoğu bu nazım şeklini bir millî şiir gibi kabul ettiğinden her biri birkaç rubâî yazmıştır. Hikemî ve felsefî düşüncelerin yer aldığı rubâîleriyle Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bu nazım biçiminin Anadolu’da fikir öncüsü olmuş. Bunların başında Yahya Kemal Beyatlı gelir. Türk edebiyatında rubâî XVI. Rubâînin tuyuğdan ve diğer dört mısralık şiirlerden farkı. Sâbit (24). yüzyılda rubâî yazan diğer şairler arasında önemli bir yere sahiptir. nükte ve hicve dair kaleme alınan kıtalar divanlarda “mukattaât” veya “kıtaât” başlığı altında toplanmıştır. Sezâî-yi Gülşenî (49). yüzyıldan itibaren rubâî veznini kullandıklarını belirtmesi bununla alâkalı olduğu gibi İran’da rubâînin ortaya çıkışında İslâmiyet öncesi Türk şiirinin etkisi büyüktür. RUBÂÎ Dört mısralı nazım şeklidir. Eski Türk edebiyatında hemen her şair kıta yazmış ve bunlara divanında yer vermiştir. Nâbî (218). Recep Bulut. Bunlardan “mef’ûlü” ile başlayan on iki kalıba “ahreb”. ikinci beytinin ikinci mısraı birinci beyitle kafiyeli olabilmektedir. Fuad Köprülü’nün Türk şairlerinin XII. Muhtevalarından dolayı rubâî adı taşımalarına rağmen vezin yönünden klasik rubâîye benzemeyen dörtlükler yazan şairler arasında Ümit Yaşar Oğuzcan. Feyyaz Sağlam ve Yusuf Ahıskalı gibi isimler sayılabilir. Çok beyitli olanların gazel ve kasideden farkı nazmın konu bütünlüğü içinde bulunmasıdır. Rıfkı Melûl Meriç. M. İki beyitten meydana gelen nazımların kafiyelenişi aynı olan rubâîden farkı rubâîlerin özel aruz kalıplarıyla yazılması ve daha çok hikemî konuları ele almasıdır. Dîvân-ı Kebîr’de yer alan rubâîleri pek çok Türk şairini etkilemiştir. Arif Nihat Asya. Bekir Sıtkı Erdoğan. ancak sonraları kafiyelenişi x a x a şeklinde olan veya bütün mısraları birbiriyle kafiyeli rubâîler de ortaya çıkmıştır. Fuat Bayramoğlu. Daha sonraki dönemlerde tesbit edilebilen örneklerine göre Cevrî (37). Erzurumlu İbrâhim Hakkı (82) ve Esrar Dede (145) gibi rubâî yazmaya önem veren şairler yetişmiştir. hikmet. Çok sayıda beyitten oluşan (iki beyitten daha fazla olan) kıtalara “kıt’ai kebîre” denilmektedir.

çok ahreb kalıplarını tercih etmiş, ahremin yalnız ilk iki kalıbıyla rubâî yazmıştır. Türkçe rubâîlerde kullanılan sekiz kalıp şunlardır: Ahreb. 1. Mef’ûlü / mefâîlü / mefâîlün / fâ’. 2. Mef’ûlü / mefâîlü / mefâîlü / feûl. 3. Mef-’ûlü / mefâilün / mefâîlün / fâ’. 4. Mef’ûlü / mefâilün / mefâîlün / feûl. 5. Mef’ûlü / me-fâîlün / mef’ûlün / fâ’. 6. Mef’ûlü / mefâî-lün / mef’ûlü / feûl. Ahrem. 1. Mef’ûlün / fâilün / mefâîlün / fâ’. 2. Mef’ûlün / fâilün / mefâîlü / feûl. Rubâîler çok zengin bir mâna ve muhteva örgüsüne sahiptir. Aşk, hâtıra, yalnızlık, talihten şikâyet, hiciv gibi ferdî; Allah, tasavvuf, rintlik, ölüm gibi dinî ve metafizik; adalet, zulüm, barış gibi toplumsal yahut siyasî, millî, tarihî, felsefî, ahlâkî vb. pek çok konu rubâîde dile getirilebilir. Bununla birlikte rubâî oldukça zor söylenen bir şiir biçimidir.
Yahya Kemâl kimin rubailerini Türkçe’ye çevirmiştir, araştırınız.

KOŞMA
Şekil, konu ve ezgi özellikleri bulunan ve Türk halk edebiyatında en çok kullanılan nazım şeklidir. Türkçe koşma kelimesi koşmak (eklemek, katmak) fiilinden türemiş olup “güfteye beste ilâvesi” demektir. Tarihî metinlerin raks ile beraber söylenen “koşuk”una çok benzeyen koşma “saz eşliğinde okunmak için hece ölçüsüyle yazılmış, ilk parçanın birinci, ikinci ve dördüncü mısralarıyla öteki parçaların dördüncü mısraları birbiriyle, diğer mısralar kendi aralarında kafiyeli, konuları sevgi ve tabiat olan halk şiiri türü” olarak tanımlanmaktadır. Türkler’in İslâmiyet’in etkisi altında meydana getirdikleri ilk manzum eserlerden Kutadgu Bilig’in asıl metninde koşmaya rastlanmamakta, ancak esere daha sonra ilâve edilmiş bir manzum parçada koşuğ kelimesi geçmektedir. Koşuğa göre daha yeni bir kelime olan koşma, küçük farklarla günümüzdeki çeşitli Türk lehçelerinde de mevcuttur. Türk edebiyatında hece vezniyle yazılmış ilk şiirlerin koşmalar olduğu söylenebilir. Türk edebiyatında hece vezninin kullanıldığı şiirler içinde ilk sırada yer alan koşmanın kafiye şeması birinci dörtlük abab (veya aaab), diğer dörtlükler ise cccb/dddb... şeklinde düzenlenir. Baştan sona kadar devam eden ana kafiye (b) şekil birliğini sağlar. Ana kafiyenin bulunduğu mısralara “bağlama mısraı” denir. Koşmanın diğer özellikleri değişse bile bağlama mısraı ve kafiyesi değişmez. Buradaki bağlama mısraı bazan nakarat da olabilir. Hece vezninin genellikle 4 + 4 + 3 = 11’li veya 6 + 5 = 11’li kalıbıyla yazılan koşmanın değişik hece kalıplarıyla olan örnekleri de vardır. Âşık edebiyatı ile bazı tekke edebiyatı mensuplarının koşmalarında son dörtlükte şairin adı ve mahlası geçer. Dörtlük sayısı çoğunlukla üç olmakla birlikte dört, beş ve daha fazla da olabilir. Şekil özellikleri bakımından koşmalar şu adları alır: 1. Düz (âdi) koşma. Âşık edebiyatında en çok rastlanan ve her mısraı on bir heceli olan koşmadır. 2. Yedekli koşma. Doğu Anadolu ve Âzerî sahasındaki saz şairlerinin kullandıkları bir şekildir. İki çeşidi vardır: Birincisi koşma-mâni karışımıdır. İkincisi yedekli beşli koşmadır. Hece ölçüsü sekizdir. Her bentte ilki beş, ikinci ve yedek sayılan kıta dört mısralıdır. Birinci bent aaabb + cncn, ikinci bent dddee + cncn, üçüncü bent fffgg + cncn ...

  63  

şeklinde kafiyelenir. Her bendin ikinci kıtasında ikinci ve dördüncü mısralar nakarattır. 3. Musammat koşma. Her mısraı iki bölümden oluşan ve bu bölümleri aynı kafiyeyi taşıyan koşmadır. 6 + 5 durakla yazılan musammat koşmalarda iç kafiye genellikle altıncı hecenin üzerinde olur. 4. Ayaklı koşma. İlk dörtlüğü oluşturan iki beyitle diğer dörtlüklerin sonuna “ziyade” adı verilen beş heceli mısraların eklenmesinden oluşur. 5. Zincirleme koşma. Her dörtlüğün son mısraında kafiyenin bulunduğu kelimenin sonraki dörtlüğün ilk mısraının başında tekrar edilmesiyle oluşur. 6. Zincirbent ayaklı koşma. Ayaklı koşmadaki ziyadelerin zincirleme koşmadaki kafiye kelimesi gibi kullanılmasıyla oluşan koşmadır. 7. Koşma-şarkı. İlk dörtlüğün ikinci ve dördüncü mısralarının her dörtlüğün sonunda tekrarlandığı koşmadır. 8. Tecnis. Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmadır. 9. Şatranç. Aruz vezninin dört “müfteilün”den oluşan kalıbıyla yazılan ve musammat özelliği taşıyan koşmadır. Koşmalar genellikle lirik şiirlerdir. Bu özellikleriyle divan edebiyatındaki gazeli hatırlatırlar. Halk edebiyatında aşk, üzüntü, çeşitli acılar, sevgiliye kavuşma isteği, ayrılıktan yakınma, tabiatla ilgili duygu ve düşünceler koşma vasıtasıyla anlatılır. Konularına göre özel adlar alan koşmalar şunlardır: Ağıt, Güzelleme, Koçaklama, Taşlama. Koşmalar şekilleri ve konuları yanında müzikle ilgili özellikler de taşır. Koşma nazım şekli bazı küçük farklarla türkü, semâi, varsağı, destan, ilâhi ve nefesler için de yaygın olarak kullanılır. Cönklerde koşma başlığı altında toplanan manzumelerin bir nazım şeklini değil bir ezgiyi ifade ettiği aynı ölçü ve uzunluktaki manzumelere koşma, türkü, türkmani gibi değişik adlar verilmesinden anlaşılmaktadır.

TUYUĞ
Tuyuğ, Türkler’in yaratıp Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir. Maninin divan edebiyatındaki karşılığı sayılabilir. Klasik Türk Edebiyatı’nda aruzun fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılan dört dizelik milli bir nazım biçimidir. Tek dörtlükten oluşur. Kafiyelenişi rubaiyle aynıdır: aaxa. Genellikle lirik tarzda olan ve aaaa şeklinde kafiyelenen tuyuğlara “Musarra Tuyuğ” denir. Manide olduğu gibi, cinaslı kafiye kullanılır. Halk şiirinde 11’li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir. Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir. XIV. yüzyıl Azerî şairi Kadı Burhanettin bu türün kurucusu sayılır. Çağdaşı Azerî şairi Nesimi ve XV. yüzyıl Çağatay şairi Ali Şir Nevaî bu türde çokça ürün vermişlerdir.

MUSAMMAT
Bendlerden kurulu nazım şekillerinin genel adıdır. Sözlükte “inci dizilen iplik, gerdanlık” anlamındaki sımt kökünden türeyen musammat “inci dizisi” demektir. Arap edebiyatında daha çok müveşşah adıyla ele alınan musammat, bünyesinde kafiyedaş kelimeler ve söz bölükleri içeren beyitleri tanımlamak için de kullanılmıştır.

  64  

İran edebiyatında ilk defa müseddes şekliyle Menûçihrî tarafından kullanılan musammat daha sonra Türk edebiyatına da geçmiş ve dört, beş veya altı bendli olanları divan şairlerinin gazelden sonra en çok tercih ettikleri nazım şekli olmuştur. Bu tercihte musammatlardaki kafiye örgüsünün şaire sağladığı imkânlar da rol oynamıştır. Kaside veya gazelde olduğu gibi beyit sonlarında aynı kafiyeyi uygulamak yerine musammatta üç, dört, beş, altı ... mısradan sonra aynı kafiyeye dönülerek vezinde ortak, ama bend içi kafiyede farklı mısra öbekleri sayesinde anlatım gücüne yeni ve zengin imkânlar sağlanır. İlk bendin mısraları kendi arasında diğer bendlerin son mısraı ilk bendle diğerleri ise kendi arasında kafiyeli olursa “müzdevic musammat”, bendlerin bütün mısraları kendi içinde kafiyelenir ve sonlarındaki mısralar aynen tekrarlanırsa “mütekerrir musammat” denir. Genelde beş-yedi bend olarak düzenlenen musammatların bendlerindeki mısra sayısı birbirine eşit olup üç ile on arasında tekrarlanan bu mısralara göre müselles, murabba / terbî, muhammes / tahmîs gibi adlar alır. Musammatlar bir şair tarafından başka bir şairin gazeli esas alınarak bu gazelin beyitlerine mısra ilâvesiyle de meydana getirilebilir. Bu tarz musammatlarda şair, bir başka şairin gazelini aynı ustalıkta veya daha üstün derecedeki mısralarla zenginleştirmek ve meydana getirdiği musammat dolayısıyla kendi değerini ispatlamak amacını taşır. Şairlerin kendi gazellerini musammata dönüştürdüğü örnekler de vardır. Musammat üç büyük İslâmî edebiyat içinde (Arap, Fars, Türk) yaygın olarak Türk edebiyatında kullanılmıştır. Hemen bütün kaynakların musammat başlığı altında tanımladıkları nazım şekilleri şunlardır: 1. Müselles: Her bendi üçer mısradan oluşur. Türk şairleri musammatın bu çeşidine itibar etmemiştir. 2. Dört mısralı bendlerden oluşan musammatlar: a) Murabba: Bend sayısı genelde beş-yedi arasında değişirse de en az üç, en çok yirmi yedi bendden müteşekkil murabbalar da mevcuttur. Aşk, ayrılık, bahar, bayram, savaş, ölüm manzum mektuplar gibi değişik konuları içeren murabbaların pek çok örneği mevcuttur. Bilindiği kadarıyla Türk edebiyatında ilk murabba Nesîmî (ö. 821/1418) tarafından yazılmış, XVI. yüzyılda Türk şairleri arasında murabba yazma moda haline gelmiş, hatta nazîre murabbalar yazan şairler görülmüştür. Mesîhî’nin murabba şeklinde nazmettiği bahâriyyesi türünün güzel örneklerinden olup Batı dillerine de çevrilmiştir. Edirneli Nazmî çoğu mütekerrir 519 murabba ile bu alanda ilk sırayı alır. Onu Enderunlu Vâsıf 194, İlhâmî (III. Selim) doksan yedi, Üsküdarlı Aşkî elli dokuz, Nâfiz elli bir, Nedim ve Şeref Hanım otuz beşer, Muhibbî (I. Süleyman) otuz bir, Hayretî yirmi altı ve Taşlıcalı Yahyâ yirmi beş murabba ile takip eder. Murabbalarda daha ziyade “fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün” veya “feilâtün feilâtün feilâtün feilün” gibi hece vezninin 4 + 4 + 4 + 3 = 15’li kalıbına veya bunların bir tef’ile eksiğiyle 4 + 4 + 3 = 11’li kalıbına (feilâtün feilâtün feilün) uyan işlek kalıplar tercih edilmiştir. Bunun en önemli sebeplerinden biri, murabbaın eski Türk şiirindeki koşukla bunun halk şiirindeki uzantısı olan türkü veya koşmaya çok benzemesidir. Nitekim halk şairleri aruzla şiir söyleyecekleri zaman mütekerrir murabba tarzını kullanmışlardır. b) Terbî’: Bir şairin yazdığı gazele ait beyitlerin önüne aynı vezin ve kafiyede iki mısra ilâvesiyle meydana getirilir. Terbîin mütekerrir türüne rastlanmaz. Terbî’de ilâve mısralar beyitlerin arasına konursa “taştîr” adını alır. Son bendde hem gazel şairinin hem de onu musammata dönüştüren şairin mahlasının yer aldığı terbî’lerde bazan gazel beyitlerinden birkaçının atlandığı da olur. Mehmed Aydî Baba’nın (ö. 1865) tanınmış şairlerin gazellerine yaptığı terbî’ler meşhurdur. c) Şarkı:

  65  

Türk halk şiirindeki türkünün karşılığı olup yalnız Türk edebiyatında görülür. Genelde dört mısralı bendler halinde ve bestelenmek için yazılan şarkılarda daha çok aşk ve ayrılık konuları işlenir. Mûsiki literatüründe bu bendlerin ilk mısraına “zemin”, üçüncü mısraına “miyan” (miyanhâne), sonda tekrarlanan mısraına “nakarat” denir. Bestelenmek maksadıyla yazıldığı için şarkıların dili oldukça sadedir. Bend sayısı çoğunlukla ikibeş arasında değişir. Şarkı adıyla yazılan ilk musammatlar XVII. yüzyılda ortaya çıkmış, daha önceki dönemlere ait aşk konulu mütekerrir murabbaların gittikçe daha yalın dille söylenmesi ve besteye uygun şekle dönüşmesi şarkının yaygınlaşmasına yardımcı olmuştur. Murabba ile şarkıların kafiye düzeni aynıdır. XVII. yüzyıldan itibaren şarkıların ilk bendindeki kafiyeleniş biçiminde büyük bir zenginlik görülür. Türk edebiyatında şarkı formuna uyan ilk şiirleri Nâilî, en güzel şarkıları Nedîm, şarkı formunda en çok musammatı (211 adet) Enderunlu Vâsıf kaleme almıştır. Şeyh Galib, Enderunlu Fâzıl, İlhâmî (III. Selim), Leylâ Hanım, Şeref Hanım, Osman Nevres şarkı formunda musammatlar yazan diğer şairler arasında sayılabilir. Bazı şairlerin özellikle iki-üç bendden oluşan şarkılarında mahlas kullanmadıkları olmuştur. 3. Beş mısralı bendlerden oluşan musammatlar: a) Muhammes: Aynı vezinde ve genellikle dört-sekiz bend halinde yazılır. Konuları çeşitli olmakla birlikte felsefî, tasavvufî düşünceleri, aşkı ve övgüyü ele alan muhammesler çoğunluktadır. Altmış bir şiirle Edirneli Nazmî Türk edebiyatında en çok muhammes yazan şairdir. b) Tahmîs: Bir gazelin her beytinin önüne aynı vezinde üç mısra ilâve edilerek yazılır. Tahmîsin başarısı, esas alınan beyitlerle ilâve edilen mısralar arasındaki anlam bütünlüğünün derecesine göre ölçülür. Tahmîsler genellikle beş-yedi bend arasında tertiplenir ve son bendle her iki şairin de mahlası yer alır. Kasidelere yapılan tahmîslerde bend sayısı beyit sayısı kadar olabilir. Musammatlar içerisinde en çok örneği bulunan nazım şekli olan tahmîse XV. yüzyıldan itibaren hemen her şairin divanında rastlamak mümkündür. Şeyh Galib (17), İzzet Molla (12) ve Leylâ Hanım (12) en çok tahmîs yazan şairlerdir. Fuzûlî ve Bâkî gibi şairlerle I. Süleyman ve III. Selim gibi şair padişahların şiirleri çokça tahmîs edilmiştir. c) Taştîr: Bir gazelin beyitlerinin mısraları arasına aynı vezinde ve anlam bütünlüğünü koruyacak şekilde üçer mısra ilâvesiyle yapılır. “Tahmîsi mutarraf” da denilen taştîr XVIII. yüzyıldan sonra pek kullanılmamıştır. Dört mısra ile yapılmış taştîrler beş mısralı taştîrler kadar yaygın değildir. Türk edebiyatında Nedîm’in Nedîm-i Kadîm’e, Yahya Kemal’in Bâkî’ye ait gazeller üzerindeki taştîrleri meşhurdur. İslâm edebiyatında pek çok şair Kâ’b b. Züheyr’in Kasîdetü’l-bürde’sine tahmîs ve taştîr yazmıştır. d) Tardiye: Aslında bir mesnevi içinde gazel veya kaside yazmanın adı iken Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ında musammat şekliyle kullanılmış ve bu isimle anılır olmuştur. Muhammesin özel bir şekli olup aruzun yalnız “mef’ûlü mefâilün feûlün” vezniyle nazmedilir. Kafiye düzeni aaaab, ccccb ... biçiminde olup âşıkane konularda yazılmıştır. 4. Altı mısralı bendlerden oluşan musammatlar: a) Müseddes: Aynı vezinde ve genellikle beş-yedi bend halinde tertiplenir. Bazan on iki bende kadar uzatılmış müseddeslere de rastlanır. Müseddesin mütekerrir şekli yaygın olup terkibibend gibi son iki mısraı kendi arasında kafiyeli olanlar daha çok tercih edilmiştir. Hemen her konuda yazılabilirse de tasavvufî düşünceleri işleyen müseddesler daha fazla itibar görmüştür. Muhammes ve murabbadan sonra en çok kullanılan musammat şekli olarak müseddesin hemen her divanda örnekleri bulunabilir. Türk edebiyatında en çok müseddes yazan şair yirmi iki manzume ile Şeref Hanım’dır. Rûhî-i Bağdâdî’nin ve Cevrî’nin divanlarında yedişer, Şeyh Galib’in divanında sekiz müseddes yer alır. b) Tes-

  66  

dîs: Bir gazelin her beytinin önüne aynı vezinde dört mısra ilâvesiyle düzenlenen tesdîs, çok kullanılan bir musammat şekli olmayıp örneklerine nâdiren rastlanır. Türk şiirinde bu nazım şeklini Fevrî meşhur etmiştir. 5. Yedi mısralı bendlerden oluşan musammatlar: a) Müsebba’: Genellikle beş-yedi bend halinde tertiplenir. Türk edebiyatında örnekleri az olup bunlarda da nakaratla bağlanan mütekerrir şekli kullanılmıştır. b) Tesbî’: Bir gazelin beyitleri önüne aynı vezinde beş mısra ilâvesiyle yazılır, ancak Türk edebiyatında hiç kullanılmamıştır. İzzet Molla Fuzûlî’nin, Leylâ Hanım da İzzet Molla’nın birer beytini tazmin yoluyla nakarat gibi kullanarak tesbî’ etmişlerdir. 6. Sekiz mısralı bendlerden oluşan musammatlar: a) Müsemmen: Bend sayısı değişken olan müsemmenin müzdevic örnekleri pek azdır. Mütekerrir şekli daha çok terciibendlerle karıştırılmış ve divanlarda bu adla yer almıştır. b) Tesmîn: Bir gazelin beyitleri önüne aynı vezinde altı mısra ilâvesiyle yazılır. Nâdir rastlanan örneklerinde ise bir gazelin matlaının tazmin yoluyla tesmîn edildiği görülür. 7. Dokuz mısralı bendlerden oluşan musammatlar: a) Mütessa’: Türk edebiyatında tek örneği Refîi Kalâyî’ye aittir. b) Tetsî’: Bir gazelin beyitleri önüne aynı vezinde yedi mısra ilâvesiyle yapılan tetsîin Türk edebiyatında örneği bulunmamaktadır. 8. On mısralı bendlerden oluşan musammatlar: a) Muaşşer: Aynı vezinde ve genellikle beş-yedi bend halinde tertiplenir. Çok mısralı musammatlar içerisinde müseddesten sonra en çok kullanılanıdır. Bunun bir sebebi de tercî-bend ile olan yakın benzerliği ve sürekli onunla karıştırılmasıdır. Pek çok şairin sonradan tertip edilen divanlarında tercî-bend başlığı altında yer alan manzumelerden bazıları gerçekte birer muaşşerdir. Türk edebiyatında Yahyâ Bey, Hayâlî Bey, Rûhî-i Bağdâdî, Muhibbî, Üsküdarlı Aşkî ve Pertev Paşa’nın mütekerrir muaşşerleri bu şeklin güzel örneklerindendir. b) Ta’şîr: Bir gazelin beyitleri önüne aynı vezinde sekizer mısra ilâvesiyle tanzim edilir. Bazan bir gazelin matla’ beytini tazmin yoluyla da ta’şîr elde edilebilir. Türk edebiyatında örnekleri nâdirdir. Yahyâ Bey’in Muhibbî’ye ait “(devlet) gibi” / “(sıhhat) gibi” redifli gazeli ta’şîri bu şeklin güzel bir örneğidir Terkib-bend: Bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. Yaşamdan, talihten şikâyet; felsefî düşünceler, dinî, tasavvufî konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila 10 beyitten oluşur. Bentlerin kafiye düzeni gazele benzer. Her bendin (terkibhane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında kafiyelenir. Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. aa xa xa xa xa xa bb/ cc xc xc xc xc xc dd/ … (aa aa aa aa aa aa bb/ cc cc cc cc cc cc dd) Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhî ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. ikisi de toplumsal konularda yazmıştır. Tercî-bend: Kafiyeleri gazel biçiminde düzenlenmiş “hane” adı verilen 5-10 beyitlik şiir parçalarının (genellikle 5-12 hane) “vasıta” denen ve sürekli tekrarlanan bir beyit ile birbirine bağlanmasından oluşan nazım biçimidir. Bent sayısı ve bentlerdeki beyit sayısı bakımından terkib-bendle aynıdır. Beyitler terkib-bend gibi kafiyelenir. Tercî-bendde bentleri birbirine bağlayan vasıta beyiti her bentten sonra aynen tekrarlanır burada vasıta beyiti aynen tekrar-

  67  

Kesik (cinaslı) mâni: -İlk dizesi cinaslı bir sözden oluşur. Necla Pekolcay. Vasıta beyitinin kafiyelenişi ise farklıdır. aaxa şeklinde kafiyelenir. İstanbul 1997. Bu ilk mısra hece sayısı bakımından diğerlerinden eksiktir. Asıl anlatılmak istenen son iki mısrada verilir. Mâniler çok çeşitlidir. hoyrat da denir. İslâmî Türk Edebiyatında Şekil ve Nevilere Giriş. Düz (tam) mâni: . başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk edebiyatı nazım türüdür. Kesik mânilere. dört mısradan oluşur.landığı için konular arasında uyum olmak zorundadır.7’li hece ölçüsüylesöylenir. MÂNİ Divan edebiyatındaki tuyuğun karşılığı olan mâni. En çok kullanılanları düz ya da tam mâni. 1. Son iki mısra ile anlam bağlantısı yoktur. Buraya kadar anlatılan nazım şekillerihakkıda daha geniş bilgi için bkz. cinaslı mâni. Güle naz Bülbül eyler güle naz Girdim bir dost bağına Ağlayan çok gülen az Bağ bana Bahçe bana bağ bana Değme zincir kâr etmez Zülfün teli bağ bana   68   . kesik mâni. ikinci dördüncü mısralar birbirleriyle kafiyeli. Birinci. Yani kafiye dizilişi aaxa’dır. Dolayısıyla tercîbendde konu bütünlüğü vardır. Mâniler şekillerine göre 4’e ayrılırlar. mâninin en yaygın şeklidir. Çoğunlukla 7 heceli dört mısralık bir bendden meydana gelir. artık mâni’dir. cinaslı mâni. üçüncüsü serbesttir. yedekli mâni. Şu dağlar olmasaydı Çiçeği solmasaydı Ölüm Allah’ın emri Ayrılık olmasaydı 2. Ama mısraları 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş mâniler de vardır. İlk iki mısra hazırlık dizeleridir.

Ağıt söylemeye ağıt yakma. Yedekli (artık) mâni: -Düz mâninin sonuna anlamı tamamlamak ya da pekiştirmek için iki mısra daha eklemek suretiyle elde edilir. Halk edebiyatında en çok varsağı söylemiş şair Karacaoğlan”dır. ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir. Gösteri bölümüyle tiyatro. Ağıtlar türkü ve destanla yakın ilişki içindedir. üzücü bir olayın ardından söylenen halk türkü’südür. Türklerde ağıt geleneği çok eskidir. Ağlarım çağlar gibi Derdim var dağlar gibi Ciğerden yaralıyım Gülerim sağlar gibi Her gelen bir gül ister Sahipsiz bağlar gibi 4. En çok rastlanılanı 8 hecelilerdir. mertçe bir üslupla söylenir. Ah o beni o beni Kâkül örtmüş o beni Ben yarimi unutmam Unutsa da o beni AĞIT Ağıt. 8 ve 10 heceli ağıtlar yaygındır. hastalık gibi çaresizlikler karşısında korku. Dörtlük sayısı ve kafiye düzeni “Semâi” gibidir. Bunlara doldurmalı kesik mâni de denir. Erkeklerin söylediği ağıtlar varsa da ağıtları daha çok kadınlar söyler. 4+4 şeklinde 8’li ölçüyle söylenen bu dörtlüklerde üslup “bre” “hey” “behey” gibi ünlemlerle sağlanır. divan edebiyatındaki adı ise mersiyedir. Türkçede 7. Doğal afet’ler. Ağıtlar yarı anonim folklor ürünleri arasında da sayılabilir.Ağıtın halk edebiyatındaki adı anonim. üzüntü. Anadolu’nun hemen her yerinde söylenir. Varsağılar yiğitçe. genellikle bir ölüm’ün ya da acı. VARSAĞI Güney Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak Türkleri’nin özel bir ezgiyle söyledikleri türkülerden gelişmiş bir şekildir. ölüm. isyan gibi duyguları ifade eden ezgili sözlerdir. Bunlara artık mâni de denir. heyecan. söyleniş biçimiyle şiirseldir.3. Ayaklı Mâni: -Kesik mânilerin birinci dizesinin doldurularak söylenen şeklidir.   69   .

oldukça uzun bir nazım biçimidir. Söyleyeni belli Türküler de vardır. deprem. Türkü iki bölümden oluşur. İkinci bölüm ise bentlerin sonunda tekrarlanan nakarattır. Birinci bölüm asıl sözlerin bulunduğu bölümdür ki buna “bent” adı verilir. Konuları bakımından destanları savaş. Ninniler de bu gruptandır. Kimi destanlarda dörtlük sayısı yüzden fazladır.SEMAİ Hece ölçüsünün sekizli kalıbıyla yazılır (4+4 duraklı ya da duraksız). Anadolu halkı bütün acılarını ve sevinçlerini Türkülerle dile getirmiştir. sekizli. Genellikle hece ölçüsünün on birli kalıbıyla yazılır. on birli hece kalıplarıyla yazılmıştır. Söğüdün yaprağı narindir narin İçerim yanıyor dışarım serin Zeynep”i bu hafta ettiler gelin ( bent ) Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim Üç köyün içinde şanlı Zeynebim ( nakarat ) KAFİYE Şiirlerin mısra sonlarındaki yazılış ve okunuşları aynı olan ses benzerliğine denir. mizahi gibi gruplandırabiliriz.   70   . Kafiye düzeni koşma gibidir: baba “ ccca “ ddda Semâilerde daha çok sevgi. salgın hastalık. Kafiye düzeni koşma gibidir: baba “ ccca “ ddda Destanın son dörtlüğünde şair mahlasını söyler. genellikle yedili. Semâilerin kendine özgü bir ezgisi vardır ve bu ezgiyle okunur. Konuları çok değişik olabilir. manzumenin dış yapı özelliklerinden olup âhengi temin eden en önemli unsurdur. Türküler. İncecikten bir kar yağar Tozar Elif Elif diye Deli gönül abdal olmuş Gezer Elif Elif diye DESTAN Dört mısralı bentlerden oluşan. yangın. doğa. Halk edebiyatının en zengin alanıdır. Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir. güzellik gibi konular işlenir. Bu bölüme “bağlama” ya da “kavuştak” denir. Kafiye. ünlü kişilerin yaşamları. TÜRKÜ Türlü ezgilerle söylenen anonim halk şiiri nazım şeklidir.

Ahmet Hamdi Tanpınar). Cumhuriyet döneminde kafiye genellikle halk şiirine göre incelenmiş. mısra sonlarında yalnızca bir sessiz harfin benzeşmesiyle olur (Ecel büke belimizi / Söyletmeye dilimizi. Arap ve Fars edebiyatlarında beyit temeline dayandığı için genelde kafiye düzeni ve harflerin diziliş esasına göre adlandırılmıştır. Zengin kafiye. Tam kafiye. sarma ve karma olabilir. Bu sebeple Arap edebiyatında aruzla kafiyenin birlikteliği esası II. Şekil Bakımından Kafiye Kafiye mısra sonlarındaki dizilişine göre düz. Oktay Rıfat). koşma ve manilerde dörtlüklerin tek rakamlı (1 ve 3) mısraları ile çift rakamlı (2 ve 4) mısraları birbiriyle kafiyeli olursa (xaxa. tam   71   . yapı ve şekil bakımından ayrı tasniflere tâbi tutulmuştur.. fakat yazılış ve söylenişleri aynı olan kelimelerin kafiye olarak kullanılmasıyla olur (Her nefeste eyledik yüz bin günâh / Bir günâha etmedik hiçbir gün âh. bcbc. Yenisey mezar kitâbeleri ve Orhun âbideleri gibi nesir örneklerinde bile izleri bulunan sese dayalı kulak için kafiye Türkler’in İslâmî edebiyat dönemlerinde halk şiiri geleneği içinde devam etmiş ve divan edebiyatının Arap ve Fars kafiye geleneğine ve yazıya dayalı göz için kafiye ile paralel yürümüştür. Cinaslı kafiye halk şiirinde daha ziyade ayaklı mani nazım şekliyle kullanılmıştır (Gül erken / Bilmem ki yaz mı gelmiş / Niçin açmış gül erken / Aklımı kayıp ettim / Nazlı yarim gülerken). Süleyman Çelebi)... Beyit sonlarındaki uyumla (tenâsüp) bunu bozan unsurları inceleyen kafiye ilmi retorik kitaplarının en önemli bölümlerinden birini meydana getirmiştir. Zengin kafiyede üçten fazla sesten oluşan bir kelime diğer kafiye kelimesi içinde tekrarlanıyorsa buna “tunç kafiye” denilir (N’oldu sana? Yeşil pancurun indi / Karanlık akşamlara döndü ikindi. tam. mısra sonlarında iki sesin (ünlü + ünsüz.Kafiye bir ses. gibi) düz (bk. Kafiye usulünü ilk ortaya koyanlar Araplar’dır. mısra sonlarında ikiden fazla sesin benzeşmesiyle olur (Dünya nedir. dede veya dcdc . ünsüz + ünlü. Kafiye.. Türk dilinde uzun ünlünün olmayışı. zengin ve cinaslı olabilir. (VIII. Buna göre beyit. anmasak unutsak / Âvâreyiz âşîyâna tutsak. Türk divan edebiyatının İran edebiyatı örneğinden yola çıkmış olması bu tür beyit esasına dayalı kafiye kullanımını yaygınlaştırmışsa da Türkler’in en eski şiirlerinden yola çıkarak kullandıkları bir de dörtlük düzeninde kafiyeleri vardır ki bu şiirlerde kafiyelerin şekil ve yapı bakımından farklı biçimleri ortaya çıkar. bend veya dörtlüklerin bütün mısraları birbiriyle kafiyeli olursa (aa. Cinaslı kafiye anlamları ayrı. Fars ve Türk edebiyatları başta olmak üzere Doğu edebiyatlarında kafiyenin ayrıntıları ve biçimleri üzerine kitaplar yazılmıştır. vav ve yâ ünlülerinden oluşan kafiye harfleri yerine kafiye düzeninde daha basit ve anlaşılır bir sıralamayı gündeme getirmiştir. Yarım kafiye. Muallim Nâci). Yûnus Emre). bir hece veya bir kelimeden meydana gelir. çift ünsüz veya uzun ünlü) benzeşmesiyle olur (Bir garip rüya rengiyle / Uyumuş gibi her şekil / Rüzgârdaki yaprak bile / Benim kadar hafif değil. aaaa . gibi) çapraz (bk. daha çok halk şiirinde ve redifle birlikte kullanılmıştır. kafiyede elif.) yüzyılda yazıya geçirilmeye başlanmış ve daha sonra da yüzyıllar boyunca Arap. Yapı Bakımından Kafiye Kafiyeyi meydana getiren seslerin azlığı veya çokluğuna göre kafiye yarım. yarım kafiye örneği). çapraz.

  72   . DİA. dörtlük veya bendlerde mısraların bir-dört. tabiatlarına uygun gelenleri seçtiler ve kullandılar. gibi) sarma Cânân aramızda bir adındı Şîrin gibi hüsn ü âna unvân Bir sâhile hem şerefti hem şân Çok kerre hayâlimizde cânân Bir şi’ri hatırlatan kadındı (Yahya Kemal Beyatlı) Bendlerin mısraları arasında kafiye bulunmakla beraber dizilişlerinde düzensizlik ve değişkenlik olursa karma kafiye ortaya çıkar. Araplar’ın kullandığı nazım ölçüsü olan aruz’u kullanmaya başladılar. iki-üç sırasına göre kafiyeli olursa (abba cddc veya abbba cdddc . VII-XIII. Kendilerine göre bir ayıklamaya tabi tutarak kulaklarına hoş. VEZİN (ÖLÇÜ) Türk Edebiyatında başlangıcından günümüze kadar üç çeşit vezin kullanılmıştır.kafiye örneği). VIII-XIV. yüzyıllarda Anadolu Türkçesi’ne.. Bunlar Hece. “Divan Edebiyatı”. Ah şu ufkun arkasında Sonsuz bahar havasında İşitiyorum kuşların Kuşların ötüştüğünü İşitiyorum bir narın Çatlayarak düştüğünü (Ziya Osman Saba) Divan Edebiyatı ve divan şiirinde nazım şekilleri hakkında daha geniş bilgi için bkz. Ancak Araplar’ın kullandıkları aruz ölçüsünü olduğu gibi kabul etmediler. Bir edebiyat terimi olarak “hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan nazım ölçüsü” demektir. Aruz vezni. Aruz ve Serbest vezindir. IX (İstanbul 1994). Ömer Faruk Akün. yüzyıllarda Hakaniye Türkçesi’ne. onlardan da bize geçmiştir. Hecelerin uzunluk ve kısalıkları(kapalı-açık) dikkate alınarak belli kalıplara göre düzenlenmiş bir vezindir.. Şiirde. Şimdi bunları tek tek ele alalım: ARUZ Aruz. V-XI. İranlılar İslâmiyet’i kabul edince. Arap kültürünün de büyük tesiri altında kaldılar. Arap Edebiyatı’nda manzum sözlerdeki ahenk ölçülerini konu alan ilmin adı olup Arapça bir kelimedir ve “Çadırın ortasına dikilen direk” anlamına gelir. Bu vezin Arap’lardan İranlılar’a.

Aruz ölçüsünde hece ölçüsündeki duraklar yoktur. fâilâtün. Yahya Kemâl. 1908’den sonra şairler arasında başlayan aruz-hece tartışmasında hece ön plana çıkmış. Bu kalıplar yan yana geliş biçimlerine göre. Daha sonra İran Edebiyatı’na geçen bu ölçü. Aruz ölçüsüyle şiir yazmak için kelimeleri bu kalıplara uydurmak gerekir. XI. Diğer yandan Türkçe. kimi zaman da kısa okumak gerekir. asırdan beri heceyle beraber kullandığımız ölçüdür. Bu yüzden heceleri kimi zaman uzun. ancak Divan Edebiyatı nazım ölçüsü olan aruzun da artık bir Türk şiir ölçüsü olduğu kabul edilmiştir. Bundan dolayı Aruzu ilk defa kullanan Karahanlılar Türkçe’nin kelimelerini bozarak kısa heceleri uzun okuma yoluna gitmişlerdir. Aruzda bir kelime sessizle biter. Bir kısım divan şairleri hece vezniyle. 3. 5. Uzun heceler çizgi (-). aslında Türkçe’nin kelime yapısına pek uygun değildir. 2.) ile gösterilir. Sık rastlanan bu iki duruma imâle (uzun okuma) ve zihaf (kısa okuma denir. Aruzla yazılan ilk Türk eseri Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig’dir. şairler. Aruzla birlikte. Bu durum giderek Türkçe’ye yabancı kelimelerin girmesine yol açmıştır. Rahat kullanılabilmesi için bol miktarda uzun heceye ihtiyacı olan bu ölçü. fâilün. yüzyıllar arası ve sonrası bu vezinde edebiyatımızın Anadolu Türkçesi döneminde bazı aruz şairleri ile bazı halk şairleri birbirlerinden karşılıklı olarak etkilenmişlerdir. Faruk Nafiz gibi şairlerimizin elinde ustalıkla kullanılmıştır. 1. Dolayısıyla mısralardaki hece sayıları eşit olmayabilir.   73   . Aruz ölçüsü ilk olarak Arap edebiyatında kullanılmıştır. Aruzda heceler uzun ve kısa(açık-kapalı) olarak ikiye ayrılır.-XVII. 4.yüzyıllarda Çağatay ve Azeri Türkçesi’ne girmiş ve zamanımıza kadar birçok şiir bu vezinle yazılmıştır. Türk şairleri daha sonraları Türkçe’deki sonu sessizle biten kapalı heceler uzun. halk arasında yaşamaya devam eden vezin ise millî şiir ölçümüz ola hece veznidir. Mısra sonlarındaki heceler kısa da olsa uzun kabul edilir. Aruzda kelimeleri ses özelliklerini bozmadan kullanmak her zaman mümkün olmayabilir. Böylece birinci kelimenin sonundaki sessizle biten uzun hece kısa hece durumuna gelir. yüzyıldan itibaren Türk şairlerince de uygulanmaya başlanmıştır. Milli Edebiyat döneminde ve zamanımızda ise şairler aruz veznini bırakarak hece veznine ve serbest tarza yönelmişlerdir. XI. Arapça ve Farsça kelimeleri sık sık kullanmaya başlamışlardır. kısa heceler nokta (. Zihaf. bu sesli harf birincinin sonundaki sessiz harfi kendisine çeker. mefâilün ve benzeri değişik adlarla anılır. Uzun ve kısa heceler çeşitli biçimlerde yan yana gelerek bahir denilen aruz kalıplarını oluşturur. Zamanla bu da yeterli olmamış. Aruz XI. sonu sesliyle biten açık heceler ise kısa hece olarak değerlendirmişlerdir. aruzda kusur sayılır. Bu duruma da vasl (ulama) denir. bir kısım saz şairleri de aruz vezniyle şiirler söylemişler. Bu ölçü zamanla Türkçe’ye en iyi şekilde uygulanmış. Mehmet Âkif. aldığı bu yabancı kelime ve kavramları Türkçeleştirdiği zaman güçlü bir dil olmuştur. ondan sonra gelen de sesli harfle başlarsa.

Hatta Mehmet Âkif o kadar başarılı olmuştur ki bir çok kişi İstiklâl Marşı’nın hece ölçüsüyle yazıldığını zanneder. Oysa bu marş aruzun “Fe i lâ tün / Fe i lâ tün /Fe i lâ tün /Fe i lün” kalıbıyla yazılmıştır. Açık . Bahâr kelimesi bahâr[ı].uzun hecelerin ses değeri “tam”dır.   74   . Türkçe kelimelerle aruz veznindeki başarı Muallim Naci ile başlamış olup Türk aruzu daha çok Tevfik Fikret. Yine bu dillerden gelen iki ünsüz bitişik düzende olan (aşk. Bu heceler aruz incelemesinde (-) işaretiyle gösterilir. Bir şiirin vezni bulunurken şunlara dikkat edilmelidir: a) Veznini bulacağımız mısraların hecelerindeki uzun seslilere dikkat ederek yazmalıyız. ı” sesi varmış gibi okunur. rûy. Kapalı. 2. Sessizlerle ve dilimize Arapça ve Farsça’dan geçmiş uzun ünlüler (â.) 1. ûl…) gibi iki sesli hecelerle. cûy…) gibi üç sesliler yerine göre. î. Bu heceler aruz incelemesinde ( . Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün kalıbıyla yazılan şiirlerde ilk tef’ile bazı mısralarda Fâilâtün. yerine göre bir buçuk hece değerinde kabul edilir. eşkden kelimesi ise eşk[i]den şeklinde söylenmelidir. Farklı tef’ile parantez içinde hemen altında gösterilir. Medli heceler hafif bir “i. ( rûy. Bu sadece bu kalıba özgü bir durumdur.Aruz vezninde heceler iki şekilde değerlendirilir: Açık / kısa heceler ( . son tef’ile ise Fa’lün olabilir. aruzda bir buçuk hece değerinde tutulur ve (. ) işaretiyle gösterilir.Açık / Kısa Heceler Seslilerle biten hecelerdir. Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Âkif Ersoy tarafından gerçekleştirilmiştir. b) Önce mısralardaki hecelerin açık mı kapalı mı oldukları tesbit edilir.. vü” bağlacı vezin gereği uzun da kısa da olabilir.kısa hecelerin ses değerleri “yarım” kabul edilir. û )’le biten hecelerdir. Farsça tamlama eki olan “-i” ile “ve” anlamındaki “ü. 1. ) ve ( v ) işaretleriyle gösterilir. ahd…) gibi heceler de. Arapça ve Farsça’dan gelme uzun ünlülerle kurulan ( âb. Bu kalıpla yazılan şiirlerde başta imale yapmaya gerek yoktur. Kapalı / Uzun Heceler Tam ses değeri taşıyan hecelerdir. ) ( v ) | Kapalı / uzun heceler ( .

_ _ / . _ _ / _ . Fe i lün.__/_. _ _ / _ . _ _ / _ .__/__ Ağlarım hâ / tıra geldik / çe gülüştük / lerimiz _ . ARUZ KALIPLARIYLA İLGİLİ UYGULAMALAR 1. Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün Dinle neyden / kim hikâyet / etmede _.. _Fuzûlî 2. _Mâhir 4. _ _ / . Bu ihmal edilirse bir mısradaki hece değeri eksik çıkar. f) Yazılan aruz kalıbı ile işaretler arasında uyum olmasına dikkat edilmelidir. Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün Saçma ey göz/ eşk[i]den gön / lümdeki od / lare su _. yoksa imale yapılır.c) Uzatmalı hece olup olmayacağı özellikle kontrol edilmelidir. e) Hecelerin karşılaştırılması yapıldıktan sonra açık kapalı değerleri çizgi ve nokta şeklinde ayrı bir yere işaretlenir. İlk tef’ile genellikle az heceden oluşur. d) Hecelerin açık kapalı değerleri karşılıklı kontrol edilir.. .__/_._ Ayrılıklar / dan şikâyet / etmede _ . Önce imkân varsa ulama. Feilâtün / Feilâtün / Feilün (Fâilâtün) (Fa’lün) Ne Süleymân / ne Selîm’in / kuluyuz   75   . Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün (Fâilâtün) (Fa’lün) Hani ol gül / gülerek gel / diği demler / şimdi . Mısra sayısına göre tef’ile sayısı tahmin edilmeye başlanır. _ Nahifî 3. _ _ / _ . _ _ / . Zihaf çok az bulunduğu için en son ihtimal olarak düşünülür. Genelde az heceli Fa’. .._ Kim bu denlü / tutuşan od / lare kılmaz / çâre su _ .__/_.__/_.__/_.__/. . Mısralardaki heceler sayılarak uzatmalı hece olup olmadığı konusunda bir ipucu yakalayabiliriz. _ _ / _ . Fâ i lün gibi tef’ileler sonda bulunur.__/.

__/. _ / _ .__._/. _ _ _ / .___ Gönül derler / ser-i kûyun / da bir dîvâ / nemiz kaldı . Mefâilün / Feilâtün / Mefâilün / Feilün Cihânda â / şık-ı mehcû / r[ı) sanma râ / hat olur . / ._ Nergis gi / bi kıyâme / te dek çeksi / n intizar _ _ ._.___/. _ _ / .___/.__ Ol va’de / -i tekrâr[ı] / -be-tekrârı / unutma _ _ . _ _ _ / . _ _ _ / .. _ _ _ / . Mef’ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün Ağlatma / yacaktın yo / la baktırma / yacaktın __.___/./_. / .___/./. _ _ . _ _Esrar Dede 9._ Hazret-i Rab / b-i rahîmin / kuluyuz _ . _ _ _Hayâlî 6. Mefâîlün / Mefâîlün / Feûlün Geçer firkat / zamânı böy / le kalmaz . _ _ _ / ./. _ _ . _ . _ _ . yüzyılda aruz vezni ile yazdığı şiirlerle ön plana çıkmış şairlerimiz kimlerdir./._ Neler çeker / bu gönül söy / lesem şikâ / yet olur . .__/.   76   .___/_.__ Sağ olsun sev / diğim Mevlâ / kerimdir .__. araştırınız. _ _ / .. / _ . _ _Nâilî 7./_./. /.___/. _Şeyhülislâm Yahya 8. / . _ _ / . Mef’ûlü / Fâilâtü / Mefâîlü / Fâilün Gül hasre / tinle yolla / ra tutsun ku / lağını __..__. _ . .. _Bâkî XX. _Esrar Dede 5.._. Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün Anı hoş tut / garîbindir / efendi iş / te biz gittik .__/. / . _ / . _ _ . .

HECE VEZNİ Türkçe’de heceler uzunluk kısalık bakımından hemen hemen aynı değerdedir. 5. Türk edebiyatının başlangıcından bu yana kullanılmıştır. 4. Hece veznine parmak hesabı da denilir. İslâmiyet’ten sonra Divan edebiyatında aruz vezni kullanılırken. 11’li kalıp ise başta koşma ve destan olmak üzere aşık ve tekke edebiyatı şiirlerinde kullanılmıştır. Hece sayısı aynı zamanda o şiirin kalıbı demektir. 3. İlk yazılı Türk edebiyatının ürünleri olarak bilinen Göktürk Yazıtları’nda şiir bulunmamasına rağmen şiirsel özellikler taşıyan ve hece veznine uyan bölümler vardır. 14’lü hece veznine ise daha çok tekke şiiri ve çağdaş Türk şiirinde rastlanır. atasözü. 11’li ve 14’lü olanlardır. 8’li kalıp semâi. Hece vezninde durağın önemi büyüktür. Milli veznimizdir. uzunluk. destan ve türkülerin ölçüsüdür. 6. Bu bakımdan hece vezni Türk dilinin yapısına da en uygun ölçüdür.. en çok 5 duraklı olabilir. Türkçe kelimelerde hemen hemen bütün heceler eş değerde söylenir. Hece kalıpları duraklar ve duraklardaki hece sayıları bakımından bölümlenir. Az heceli. yani 2’liden 6’lıya kadar kalıplar tekerleme. Türkler’in İslâmiyet’i kabulünden sonra divan edebiyatı ve aruz vezninin yaygınlaşması hece ölçüsünün yalnızca tekke ve âşık edebiyatına özgü bir ölçü olmasına yol açtı. Hece Sayısı: Hece vezniyle yazılmış bir şiirin bütün mısralarında eşit sayıda bulunur. varsağı. bu bölümlerin okuma sırasında hafifçe durularak vurgulanan yerlerine de “durak” denir. Bu va tan top ra ğın ka ra bağ rın da Sı ra dağ lar gi bi du ran la rın dır Bir ta rih bo yun ca o nun uğ run da Ken di ni ta ri he ve ren le rin dir   77   . Maddeler halinde sıralayacak olursak: 1. Her mısrasında 11 hece bulunan bir şiirin kalıbı “11’li hece ölçüsü” olarak gösterilir. 2. Kaşgarlı Mahmut’un Dîvânü Lugati’t Türk eserindeki şiirler de hece vezniyle yazılmışlardır. Hecelerde kalınlık.. Bir durakta bulunan hece sayısı ise 1 ile 10 arasında değişir. Kalıplar 2’liden başlayarak 20’lilere kadar çıkar. Şiirde mısralar arası hece sayısı eşitliğine dayanır. 7’li ölçü daha çok mânilerde kullanılmıştır. incelik. Bu tür kısa kalıpların durakları mısranın sonundadır. 8’li. Bir kalıp en az 2. Bu kalıplar içinde en çok kullanılanlar 7’li. a. Bu yapısal özellik şiirde hece vezninin kolayca kullanılmasına imkân verir. Hece vezninde kalıbı mısralardaki hecelerin sayısı belirler. kısalık farkı gözetilmez. Halk edebiyatında hece ölçüsü kullanılmaya devam edilmiştir. Bir hecenin belli bölümlere ayrılmasına “durgulanma”. Hece vezni. bilmece gibi ürünlerin şiirsel parçalarında uyum öğesi olarak yer alır. Hece vezninin “hece sayısı” ve “duraklar” olmak üzere iki temel özelliği vardır.

Ne giden.Bu dörtlükteki bütün mısralar 11 heceden oluşmaktadır. şiirin ölçüsünün bir parçasıdır. Hecelerin açık veya kapalı olmasına ya da sayılarına bakmaksızın şairin tamamen kendi üslubuna göre yazmasıdır. Türk şiirinde 1940’lardan sonra Orhan Veli Kanık ile yaygınlaşmaya başlamıştır. SERBEST VEZİN Serbest vezin. Şimdi yalnız kavafil-i evrâk (yaprak yığını) Mütemadî sürüklenir bir uzak Ufk-ı pür-ıztırab u nermide. Yine şems-i mesâda. Divan şiirinde nazım birimi genellikle beyit olup şiirler çeşitli nazım şekilleri içinde kurallarını Arap ve Fars Edebiyatı’ndan alan aruz vezniyle yazılmıştır. Yine yollarda serseri dolaşan Âşiyânsız tuyur-ı pür-nâliş( inleyen yuvasız kuşlar)Tehi kalan ovalar Sükût eder sanılır mevsimin gumûmuyla Harab olan sarı yollarda kalmamış ne gelen. kısa. KIŞ Yine kış. hece. Bununla beraber. yine kış Bütün emelleri bir ağlayan duman sarmış Ahmet Hâşim Özet Divan Edebiyatında nazım birimini açıklayabilmek. giderek nesre yaklaşmış olur. Bu şiirde kafiye düzeni belirli bir kurala bağlı değildir. Bu nazım biçiminde düşünceler mısradan mısraya atlayarak devam eder. ah o bakış. Nazım. Günümüzde yazılan şiirlerin çoğu serbest vezinde yazılmaktadır. Kısa mısraların ölçüsü. Herhangi bir ölçü veya şekille kayıtlı değildir. Dolayısıyla bu şiir Hece vezninin 11’li kalıbıyla yazılmıştır. Bu nazım şeklinde uzun. aruz gibi herhangi bir ölçüye bağlı kalınmayan vezindir. Yine kış. çok kısa dizeler bazen düzenli. bazen de düzensiz olarak tekrarlanırlar. Serbest vezin. Nedim ve Şeyh Galip gibi bazı şairlerin hece ölçüsüyle ya-   78   .

Aşağıdakilerden hangisi divan edebiyatı nazım şekillerinden değildir? a. Tuyuğ b. Divan şâirleri de nadiren de olsa bu vezni tercih etmişlerdir. Müseddes   79   . kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Bir gazelin beyitleri önüne aynı vezinde sekizer mısra ilâvesiyle tanzim edilen nazım şekline ne ad verilir? a. varsağıdır. Koşma d. Halk Edebiyatında en çok kullanılan nazım şekillerini sıralayabilmek. Türk Edebiyatında başlangıcından günümüze kadar üç çeşit vezin kullanılmıştır. Türk-İslâm Edebiyatında kullanılan vezinleri açıklayabilmek. Muhammes e. Müsemmen c. Mâni b. Aşağıdakilerden hangisi bendlerle kurulan nazım şekillerindendir? a. Serbest vezin ise son dönemde revaç bulmuştur. destan. Kaside c. kıt’alar gelir. Mesnevi 3. Gazel 2. Kıt’a c. millî veznimiz olup. Aruz ve Serbest vezindir.zılmış şiirlerine rastlamak mümkündür. Türk-İslâm Edebiyatında en çok kullanılan nazım şekillerini sıralayabilmek. musammatlar. yüzyıllar boyunca halk şâirlerimiz ve ozanlarımız tarafından kullanılmıştır. Ta’şir b. Tesdis d. Aruz. Kaside e. Semai d. Aruz vezninde açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda. Kendimizi Sınayalım 1. Bunlar Hece. Aruz. manzum sözlerdeki ahenk ölçülerini konu alan bir ilimdir. Türk-İslâm edebiyatında en çok kullanılan nazım şekillerinin başında gazel. kaside. Şairler eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak zorundadır. mani. türkü. Hece. esas olarak hecelerin uzunluğu ve kısalığı temeline dayanan bir şiir ölçüsüdür. Halk edebiyatında en sık kullanılan nazım şekilleri koşma. Divan edebiyatının vezni aruz veznidir. Rubai e.

d 3.4.destanî manzumeler. Tegazzül b. Aşağıdakilerden hangisi kasidenin bölümlerinden değildir? a. c 2. Dua e. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Divan Edebiyatı’nda en çok kullanılan nazım şekilleri gazel. “Bend” kısmını yeniden okuyunuz. Taştir e. Cevabınız doğru değilse. Medhiyye c. rubaidir. Divan edebiyatında her mısra veya beytin sonunda aynı veznin bir cüzüyle yazılmış birer kısa mısra bulunan manzumelere ne denir? a. musammatlar. Terbi Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. Müstezad c. kıssa ve hikâyeler mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır. Cevabınız doğru değilse “Musammat” kısmını yeniden okuyunuz. “Semâî” kısmını yeniden okuyunuz. kaside. e 5.   80   . Cevabınız doğru değilse “Kaside” kısmını yeniden okuyunuz. Sıra Sizde 2 Türk-İslâm edebiyatında dinî. Sıra Sizde 3 Yahya Kemâl Ömer Hayyam’ın rubailerini Türkçe’ye çevirmiştir. Fahriyye d. Müsebba b. Kaside d. a 4. kıt’a. b Cevabınız doğru değilse. Mersiye 5. Cevabınız doğru değilse “Müstezad” kısmını yeniden okuyunuz.

İskender. Filiz. “Mesnevi”. Âgâh Sırrı. “Rubai”. Hasan. Nurettin. Albayrak. Cemal-Çeltik. Nurettin. Kurnaz. Yararlanılan Kaynaklar Aksoy. Türk Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i. DİA. Pekolcay. İstanbul 1973. “Mısra”. Halil. İpekten. “Müstezad”. “Koşma”. İstanbul 1996. Nihad M. “Gazel”. Edebiyat Lügati. İslâmî Türk Edebiyatında Şekil ve Nevilere Giriş. Aksoy. Divan Şiiri Şekil Bilgisi. Ankara 1996. Tahir. İskender. Ankara 1996.Kılıç. “Musammat”. DİA. “Aruz”. Haluk. Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz. “Kıta”. DİA. Necla. Albayrak. Hasan. İsmail.Sıra Sizde 4 XX. İpeten. Levend. Kılıç. yüzyılda aruz vezni ile yazdığı şiirlerle ön plana çıkmış şairlerimizin başında Mehmed Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı gelir. Pala. Haluk. İstanbul 1984. Onay. Ahmet Talat. DİA. İstanbul 2010. Onay. DİA. DİA. DİA.. Türk Şiirlerinin Vezni. Divan Edebiyatı. Ahmet Talat. DİA. Filiz. Olgun. İstanbul 2003. DİA. Pala. Çetin. DİA. “Kaside”.   81   . Ünver.

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin “Divan Edebiyatı” maddesinde yer alan sanatkârın dünyasıyla ilgili kısmı okuyarak onu tanımaya çalışınız. Beyan ve Meâni’nin ele aldığı farklı konuları kavrayarak muhtevalarını açıklayabilecek. Metin değerlendirme. istiâre. vs. Beyân. sanatkârın ortaya koyduklarını yorumlayabileceksiniz. onları daha iyi tanıyıp. irsâl-i mesel. iktibas. • • Bu bilgilerin ışığında. Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü’ndeki (İstanbul 2000) “Teşbih. vs. irsâl-i mesel. telmih. Bu ilim dalını oluşturan Bedî’. gibi edebî sanatlarla ilgili bilgileri değerlendiriniz. • Türk-İslâm Edebiyatına ait eserlerin sanat değerini belirlemede kullanılan klasik ölçme-değerlendirme birimi olan belâğat ilminin tarihçesini anahatlarıyla tanıyabilecek. Menderes Coşkun’un. Sözün Büyüsü Edebi Sanatlar. Meânî Başlıca edebî sanatlar: Teşbih. Bedî’. iktibas. İskender Pala’nın. günümüzde edebî sanatlar adıyla bilinen Türkİslâm Edebiyatında sıkça karşılaşılan sanatları açıklayabilecek. Bedî’.Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra. telmih. •   82   . Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce. leff ü neşr. leff ü neşr. Anahtar Kavramlar • • • • Belâgat. istiâre. Türk edebiyatı bölümleri üzerinde daha dikkatle durarak. Beyan. okuyunuz. (İstanbul 2007) adlı eserinin ilgili maddelerini inceleyiniz. • • • TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Belâgat. Meânî” maddelerini.

Mecâzü’l-Kur’ân. Arapça. Müslümanların kullandığı hemen bütün dillerde aynı adı taşıyan bu ilim. Araplar arasında büyük bir edebi varlığa ve değere sahip olan cahiliye şiiri üzerinde. İslâm’ın ilk asırlarından sonra Arapça konuşan yeni nesillerle. Beyan ve Bedî’dir. İlerleyen zamanlarda. haşiye   83   . Kurân’ın Türk-İslâm Edebiyatına etkisini incelerken Belâgatin bu etki altında ortaya çıkarak şekillendiğinden bahsedilmişti. İslâmî ilimler arasında bağımsızlığına en geç kavuşan ve en sonra teşekkül etmiş bir disiplindir. grameri ve edebiyatı konularını da bilmeyi gerektiriyordu. belâgat konuları.Türk-İslâm Edebiyatında Belâgat Başlıca Edebî Sanatlar GİRİŞ İslâm dünyasında. lügaz ve muammâ. Beyânü’l-Kur’ân. İkinci ünitede. onlardaki güzellikleri lâyıkıyla kavrama ihtiyacı arttı. edebî tenkid maksadıyla yapılan çalışmalardan doğmuştur. İslâm câmiasına katılan ana dili farklı olan toplulukların. fesâhat. Bu sebeple. Kur’an’ın Arap diliyle ortaya konmuş bir belâgat mucizesi oluşu. yüzyıl ortalarından XIX. Türkçe. eski adıyla ilm-i Belâgat üç ana konudan meydana gelir. yüzyıl sonlarına kadar devam eden uzun süreyi kapsayan üçüncü safha yeni eserler yerine. edebiyat dili seviyesine yükselmiş bütün dillerle ortaya konulan edebî ürünlerin sanat değerini belirlemede kullanılan ölçü müşterektir ve adına da Belâgat denilmektedir. İ’râbü-Kur’ân. yüzyılları kapsayan bu ikinci devre. terimlerinin ortaya çıktığı. belâgatin bir ilim dalı olarak teşekkül etmeye başladığı. Kur’an ve hadisi doğru anlama. Belâgat. bu konudaki şerh. aruz ve kafiye. Ayrıca bu devrede. XIV. önceleri “İ’câzü’l-Kur’ân. Belâgat ve delâilü’l-i’câz” gibi adlar taşıyan kitaplarda yer aldı. sonraki yıllarda Türk ve Fars belâgati üzerinde tercüme ve şerhleriyle asırlarca etkisini sürdürecek olan Abdülkâhir el-Cürcânî’nin (ö. onu anlamak için Arap dili. 1079). Bu sebeple X-XIV. yazılan eserlerde belâgat bahislerinin ağırlık kazandığı ve böylece söz konusu ilim dalının Meânî.1229) Miftâhu’l-ulûm’u gibi sonradan sahanın klasikleri sayılan eserler de kaleme alınmıştı. Farsça yanında müslüman milletlere ait. Beyan ve Bedî’den ibaret klasik şeklini alarak teşekkülünü tamamladığı bir zaman dilimi oldu. Kur’an ve tefsir ilmi içinde gelişti. Delâilü’l-i’câz ve Esrârü’l-belâğa adlı kitapları ile Ebû Ya’kûb es-Sekkâkî’nin (ö. ebcedle tarih düşürme gibi “levâhik/mülhâkât” denilen ek konularla tamamlanan belâgat. Bunlar Meânî. Müşkilü’l-Kur’ân.

Bu tanım klasik belâgat kitaplarında “Sözün fasih olmak şartıyla mukte-   84   . Tenâsüp. fasih ve açık karşılığında kullanılmış olup “sözün maksadı en güzel şekilde ifade edebilme özelliğini” anlatır. TÜRK-İSLÂM EDEBİYATI METİNLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE VAZGEÇİLMEZ ÖLÇÜ BELÂGAT 1. ikincisine Recâizade Ekrem’in Talîm-i Edebiyat’ı örnektir. Farsça ve Arapça bilen ünlü dil bilgini Hatip el-Kazvinî (ö. Son devir. sözün “fasih ve açık seçik olması” demektir. İstiâre. Peygamberle ilgili olarak kaleme alınan eserlerin daha sanatkârâne metinler olmasına yol açmıştır. 1338). Tevriye. biri klasik anlayışı devam ettirmeye. Teşhis ve intak. diğeri batı retoriği ile belâgat konularını kaynaştırmaya çalışan yenilikçi yazarların eserleri olmak üzere. es-Sekkâkî’nin Miftâhu’l-ulûm’unun üçüncü bölümününden faydalanarak Telhisü’l-Miftâh’ı kaleme almış. Aynı kökten gelen “el-belîg”. Tecahül-i ârif. tasnif ve değerlendirmelerle kelâm ve felsefe mektebinin en önemli eserini ortaya koymuştur. Nitekim Türkçe. Birincisi meleke ve kabiliyet manasını taşır. Bu diğer edebiyatlarda da Hz. sözlükte. yeterince ve zamanında ifadesi” manasına gelir. Bu dönemin edebiyat bakımından işaret edilmesi gereken önemli bir özelliği. İkinci yolu seçen yazarlar belâgat meselelerini daha çok edebî tenkid ve estetik endişelerle birlikte ele almışlardır. Seci gibi sanatlarla daha çok yüz yüze gelinmektedir. Türk-İslâm Edebiyatı metinlerinde klasik belâgatin bütün kadro ve konularına ait örneklerle karşılaşılmakla birlikte Teşbih. iki farklı istikamette gelişmiştir. Peygamberin medhini yapan bediiyyât adlı bir nazım türünün ortaya çıkması olmuştur. Bunlardan birincisine Türk edebiyat camiasından Ahmed Cevdet Paşa’nın kaleme aldığı Belâgat-i Osmaniyeniyye’si. her beytinde en az bir bedîî sanat kullanarak Hz. Arap edebiyatında. Leff ü neşr. Edebî metinlerden zevk almayı kolaylaştıran sanat unsurları arasında hangilerini sayabilirsiniz? Divan şiirinin kendine mahsus dünyası içinde gelişen ve onu derinlemesine anlayıp zevkine varabilmeyi üst seviyelere taşıyan özelliği sebebiyle bilinmesi gereken Remiz ve Mazmunlar da başlı başına önemli bir alandır. Mecaz.ve talikatların kaleme alındığı duraklama yahut derinleşme devresidir. Belâgatin bir edebiyat terimi olarak iki manada kullanıldığı görülmektedir. İslâm dünyasının Batı ile temasa geçmesinin etkisiyle. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu özelliğe sahip olan kitap anlamında “el-belâgu’l-mübîn/benzeri ortaya konamayacak apaçık söz” olarak adlandırılmıştır. Batı dillerinde “eloquence/elokuans” kelimesiyle karşılanan belâgatin bu yönü “bir fikrin yazılı ve sözlü olarak yerinde. Kinâye. Telmih. belâgat çalışmalarında mantıkî tarif. Tanım Arapça “be-le-ga” kökünden gelen belâgat. Hüsn-i ta’lil.

Ana hatlarıyla söylemek gerekirse. nâib-i fail). istifham. hakikat. kolay anlaşılır. kelimenin dil kaideleri ve yazarların kullanışlarına aykırılığı (kıyasa muhalefet). teşbih. 2. kinâye. manaca zengin ve derin olur. ölçülü söz söyleme (müsâvât). Bu sayılan vasıflara sahip olan söz. özne (fail. kısaltma veya daraltma (kasr). zamanında ve yerli yerinde söz söyleme/yazma kâidelerini inceleyen” bir ilmî disiplinin adı şeklinde tanımlanabilir. sözü güzel. tazmin. Meânî konularının başlıcaları şunlardır: İsnad. batı dillerinde “rhetorique/retorik” terimiyle karşılanan ve belâgat ilmini ifade eden ikinci anlamı ise “en açık. Kelimenin. mecaz. mübalağa. iktibas. mülemmâ. tecâhül-i ârifâne. bağlama (vasıl). iltifat. maksadı gereğinden fazla sözle ve uzun ifade etme (itnâb). Beyân. Meânî denilen ve “kelâmın mukteza-yı hâle uygunluğunu sağlamak için gerekli olanları bilme” şeklinde tanımlanabilecek konular. cümle ve unsurları. hüsn-i ta’lil. nehiy. ta’riz vb. ifadenin kasdedilen manayı anlamayı zorlaştıracak şekilde kapalı olması (ta’kîd) ve yazım hataları (imlâsızlık) hakkında bilgiler verilmiştir. ünlem (nidâ). tevriye. Vücûh-ı tahsin/ sözü güzelleştirme yolları olarak da adlandırılan bu bahis genel olarak edebî sanatları içine alır. klasik belâgat kitapları fesâhat konusuyla ilgili bir girişle başlar. îham. ifade zayıflığı (za’f-ı telif). sık tekrarlar (kesret-i tekrar). İşte bu sebepten dolayı da bütün edip ve yazarların maksadı da böyle bir söz söyleyebilmektir. alışılmamış sözlerin kullanılması (garabet). Nitekim bu gerçek Kur’ân-ı Kerîm’de “Allah insana beyânı (düşündüğünü açık bir şekilde ifade etmeyi) öğretti” (er-Rahmân 55/3-4) âyetiyle ifade edilmiştir. bir ifadedeki kelimeler arasında kulakla farkedilebilen uyuşmazlık (lüknet). mezheb-i kelâmî. Muhtevada yer alan başlıca konuları şöylece sıralamak mümkündür. nidâ. kolay ve anlaşılabilmesini temin etme yolları.   85   . emir. teşhis ve intak. Konu Belâgat ilminin içina aldığı konular yukarıda zikredilen Meânî. Beyân ve Bedî’ bahisleri altında yer almış ana meseleler ile. telmih. istiâre. Bedî’. inşâ. Beyân konuları ise şöylece sıralanabilir: Lafzın manaya delâleti. okuyana-dinleyene zevk ve haz verir. Burada fesâhati bozan tenâfür.zâ-yı hâle mutabık olması” şeklindedir. mecâz-ı mürsel. ayırma (fasl). süslü ve etkili söyleme usulleri. akıcı. yüklem (müsned). rücû. Bu anlamıyla belâgat insanda doğuştan var olan ve ona has bir melekedir. tevâbi denilen ve belâgati tamamlayıcı edebî unsurlardan meydana gelmektedir. sözü bir maksatla kısa söyleme (icâz). 3. Bedî’. dilek (temenni). Bu tanım klasik belâgat kitaplarında yine “Kelâmın fasih olmak şartıyla muktezâ-yı hâle mutabık olmasının usûl ve kaidelerini bildiren” ilim şeklinde yer almıştır. mensur bulunsun kısa ve veciz. Lafız ve mânâya ait olmak üzere ikiye ayrılan bu sanatların başlıcaları şunlardır: İrsâl-i mesel. tekrir. “sözün açık-seçik. Belâgatin bu maksadına ulaşılabilmesi için şu üç bahis ve ekleri hakkında bilgi sahibi olmak gerekir: 1. 2. manzum olsun. zincirleme tamlamalar (tetâbu-i izâfât).

İslâm ilim ve kültürüne başından beri büyük katkıları olanTürkler’in bu ilme hizmetleri pek erkenden başlamış ve meselâ büyük Türk dil bilgini es-Sekkâkî Miftahu’lulûm adlı eserinin üçüncü kısmını belâgat konularına ayırmıştır. Tanzimattan sonra yaklaşık dokuz asırlık bir gelenek kırılarak. söz konusu ilim dallarıyla ilgili kaynakları doğru bir şekilde anlayıp onlardan günümüz problemlerine çözümler çıkarabilmesi için âlet ilimlerinin en mühimlerinden sayılan belâgat hakkında yeterli bilgiye sahip olmaları gereğine işaret edilmelidir. Ancak özellikle belirtilmelidir ki. klasik Türk belâgati literatüründe bir dönüm noktası olmuş ve sekiz defa basılmıştır. Ahmed Cevdet Paşanın Mekteb-i Hukuk’ta okuttuğu belâgat derslerine ait notlar takib eder. Şam camii hatibi. yüzyıla kadar genellikle önce Arapça kitaplardan. es-Sekkâkî’nin Miftâhu’l-ulûm’unun bu bölümünü tercüme. belâgati hemen bütün kadrosuyla veren Miftâhu’l-belâga ve misbâhu’l-fesâha isimli telif tercüme bir eser kaleme almıştır. bu eserleri XIX. tefsir. leff ü neşr. cinas. Fransız yazar Emil Lefranc’dan faydalanarak kaleme alırken batı retoriğinin birçok konusunu Türk belâgatına sokmuştur. kelâm-ı edebî. önce Kaya Bilgegil’in Edebiyat Bilgi ve Teorileri Belâgat (İstanbul 1989) isimli eserini. 1390) Telhisü’l-Miftâh’a yazdığı el-Mutavvel isimli şerhtir. Tarihçeye geçmeden önce. Onun kaleme aldığı el-Muhtasar’la birlikte bu eserler Osmanlı medreselerinde de asırlarca okutulmuştur. Ayrıca Abdünnafi Efendi. Türkçe. tensîk. Mesnevî’yi şerhetmesiyle tanınan İsmail Ankaravî ise. Farsça ve Arapça bilen ünlü dil bilgini Hatip el-Kazvini (ö. sonra Arapça ve Farsça’dan tercüme eserlerden.tenâsüb. yüzyılda. büyük hukuk külliyatı Mecelle’yi de kaleme alan. Süleyman Paşa Mebâni’l-inşâ’yı klasik belâgat kitapları yanında. secî. daha sonra da bunu açıklayan el-İzah’ı kaleme almıştır. Belâgat-i Osmâniye   86   . belki daha çok dinî ilimler açısından da belli bir seviyeye ulaşmak için. 1338) ise. Belâgat-i Osmâniye adıyla kısım kısım (cüz cüz) yayımlandığında (İstanbul 1298) büyük bir yankı uyandıran kitap. daha sonra M. cem ve taksim. Bu sebeple sadece edebiyat bakımından değil. A Yekta Saraç’ın Klâsik Edebiyat Bilgisi Belâgat (İstanbul 2000) isimli eserinin okunması tavsiye edilir. örnekleri bakımından zayıf olsa da Ahmed Hamdi’nin Belâgat-ı Lisân-ı Osmânî adlı kitabıdır (İstanbul 1293). Tarihçe Daha önce de belirtildiği gibi belâgat bütün İslâm dünyasındaki gibi bizde de. hadis ve kelâm ilimleriyle ciddî bir biçimde ilgilenmesi gereken ilâhiyatçıların. örnekleri çoğu kere Arapça ve Farsça metinler üzerinden okutulmuştur. kısaltma ve değerlendirme suretiyle Telhisü’l-Miftâh’ı. kalb ve aks. ardından Cevdet Paşa’nın Belâgat-i Osmaniye’sini. Bu eseri. Belâgat konusunda benzer etki ve rağbete kavuşan diğer kitap ise Taftâzânî’nin (ö. telif tercüme belâgat kitaplarının hazırlanmasında batılı eserlerden faydalanma adımı atılmıştır. en-Nef’u’l-muavvel fi-tercemeti’t-Telhis ve’l-Mutavvel adıyla (İstanbul 1290) Türkçe’ye çevirmiştir. Türk belâgat literatüründe klasik özellikteki ilk Türkçe eser. Kuran. XIX. Ayrıca nesir örnekleri de önceki anlayışın aksine bu kitapta hatırı sayılır derecede yer bulmuş olur. Çok rağbet gören bu eserler sondaki asırlarda bütün İslâm dünyasında defalarca şerhedilmiş ve devrin çeşitli ilim müesseselerinde okutulmuştur.

Sözün Büyüsü Edebi Sanatlar.dibâce. “İfadede yerine. konusuna ve amacına yakışan güzel ibareler kullanmaktır” şek-   87   . eski Türk edebiyatını ilgilendiren hemen her konuda başvurulacak bir ilk kaynak özelliğine sahiptir. Arap ve Fars edebiyatlarında “Resmî yazışmalarda kullanılan nesir dilini ifade eden edebî tür ve dil bilimi” için kullanılmış. zamanla genel olarak her türlü nesir ve düz yazı karşılığını da kazanmıştır. 250). İnşâ İnşâ Türk. (İstanbul 2007) adlı eserleri dikkat çekmektedir. Belâgat konusundaki son çalışmalar arasında eski ve yeni anlayışları birleştirmeye yönelen Kaya Bilgel’in Edebiyat Bilgi ve Teorileri (Belâgat) (İstanbul 1989) ile Menderes Coşkun’un. Buna Tahirü’lMevlevî’nin Edebiyat Lügati (İstanbul 1973) eklenebilir. Bu çerçevede inşâ “yazıların münşî adıyla anılan usta yazarların beğenecekleri özelliklere sahip olması için bilinmesi gerekenleri öğreten fen” olarak tarif edilmiştir (Taşköprüzâde. anlaşılır bir şekilde günümüz okuyucusuna sunması bakımından önemlidir. Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü (İstanbul 2007) de sadece belagat ve edebi sanatlar konusunda değil. Türk-İslâm edebiyatı metinlerinde karşılaşılacak başlıca edebî sanatlar ele alınacaktır. Recaizade Ekrem’in Talîm-i Edebiyat’ı bu alanda atılmış önemli bir adımdır. Bu da inşâ terimiyle ifade edilen ve münşeât denilen bir türün doğmasına sebeb olmuş nesir sanatıdır. Ancak önce bütün İslâm edebiyatlarının. bir taraftan yeni anlayışın ortaya koyduğu bütün edebi meseleleri ele almaya çalışırken klasik kadroyu oluşturan üç ana konunun her birine bir cilt ayırarak üç cilt halinde yazılmış hacimli bir eserdir. Manastırlı Mehmet Rıfat’ın Mecâmiu’l-edeb’i. TÜRK-İSLÂM EDEBİYATI METİNLERİNDE KARŞILAŞILAN BAŞLICA EDEBÎ SANATLAR Ünitemizin bu bölümünde. I. Eserin önemli bir yanı da artık Türkçe’ye mahsus bir belâgat kurulması fikrini kuvvetlendirmesi ve bu alanda yeni eserler kaleme alınmasına zemin hazırlamasıdır.A. Benzer bilgileri tekrarlayan Kâtib Çelebi buna. İskender Pala’nın. şiirin gölgesinde kalmış ama sanat değeri ve kültürümüzdeki yeri bakımından ondan çok da geride bulunmayan bir yönü üzerinde durmak faydalı olacaktır. 1. Bu eserin diğer mühim tarafı ise batı retoriğinden de faydalanarak konuları çeşitlendirmesi ve klasik belâgat bahislerine bile farklı izahlar kazandırmasıdır. M. mukaddime ve lâhika başlıklarını taşıyan bir giriş bölümünden sonra üç ana bölüm ve lâhika’dan (ek) meydana gelmektedir.Yekta Saraç’ın Klâsik Edebiyat bilgisi Belâgat’ı (İstanbul 2000) ise klasik kaynaklardaki bilgileri bol Türkçe örneklerle. Muallim Naci’nin Istılâhât-ı Edebiyye’si (İstanbul 1307) bazı belâgat bahisleri dahil bir kısım edebiyat kavramlarını belirli bir anlayışa bağlı kalmadan açıklayan günümüzde de rağbet bulmuş bir eserdir. Bu eserlerden sonra belâgat artık Türk edebiyatının hayatî konuları arasına girmiştir.

Münşeât mecmualarını. irâdei seniyye. nesir/mektup beraberliğinin son zamanlara kadar sürdüğünü göstermektedir. 77-80) Türk Dili (nr. temessük. Genellikle nesir halinde yazılan mektup türünün de inşâ içinde özel bir yeri vardır. lâyiha adını taşıyan belgelerle fetva. Kemalpaşazâde. 181). I. mektup türünde başlangıçtan beri ortaya konan edebî birikimi büyük ölçüde yayımlayarak. Nitekim Ziyâ Paşa’nın. sened. devletin resmî yazışmalarının yürütüldüğü dairede sultanlar adına kaleme alınan hatt-ı hümâyun. Bunlardan mahkeme yazışmalarında kullanılan ve ilm-i sak adıyla anılan yazı türü konusunda müstakil kitaplar hazırlanmış. Nitekim Kâtib Çelebi mektubu inşânın bir dalı olarak ele almıştır. hüccet ve vakfiyeler de inşânın konusunu teşkil etmektedir. İnşâ kelimesi dar anlamda. metinlerin kaleme alınmasının yollarını ve bu hususlarla ilgili kuralların bilgisini ifade eder. Âlî Mustafa Efendi. Tâcîzâde Câfer Çelebi ve Koca Nişancı lakabıyla bilinen Celâlzâde Mustafa Çelebi bunların başında gelir. menşur. Celâlzâde kadar şöhret bulduğu için “Küçük Nişancı” lakabıyla tanınan Ramazanzâde Mehmed Çelebi ile Münşeâtü’l-inşâ adlı eserin müellifi Okçuzâde Mehmed Şâhî ve Hamza Paşa da bu sahanın tanınmış isimleridir. bu alâkayı ortaya koyan çeşitli örneklere yer vermenin yanı sıra. İstanbul 1307). tahrirat. türün gösterdiği gelişmenin metinler üzerinden takip edilmesinı kolaylaştırmıştır. kaime. tezkire. Osmanlılar’da Dîvân-ı Hümâyun denilen. münşî. Ganîzâde Mehmed Nâdirî ve Azmîzâde Mustafa Hâletî gibi bazı şahısları da eklemek mümkündür. Bunlara Münşeât sahibi Nergisî ile Veysî ve değişik yönleri olan Sinan Paşa. Selçuklular’da Dîvân-ı İnşâ. Resmî ve hususi yazışmalarda ortaya koydukları usûl ve kaideler yanında geliştirdikleri imlâ ve üslûpla bir gelenek oluşturan. takrir. Secîin biri klasik   88   . küttâb denilen kâtipler ve kalem efendilerinin yazdıklarıyla mahkemelerde ve özellikle Tanzimat’tan sonra gelişen nezâret kalemlerinde yazılan yazılar ayrı bir nesir dili ve üslûbunu geliştirmiştir. daha çok münşeât adıyla anılan her türlü resmî yazışma ile bunların bir parçası sayılabilecek mektup vb. kendilerinden sonra adları inşâda ortaya koydukları esaslarla birlikte anılan bazıları aynı zamanda divan sahibi şair olan Osmanlı münşîlerinden de bahsetmek gerekir. kelimelerin cümle içinde söz dizimi (terkîb-i kelâm) kurallarına göre sıralanmasını da ifade etmektedir. Ayrıca yeni Türk edebiyatında bir tür kompozisyon tekniği ve güzel yazı yazma sanatı olarak da anlaşılmıştır. Dîvânı Hümâyun ve diğer devlet kurumlarında nişancı. mazbata. İstanbul 1318) gibi adlar taşıması. İlâveli Hazîne-i Mekâtîb yahut Mükemmel Münşeât (Ahmed Râsim. telhis. 2. emirnâme gibi resmî yazıların tamamı inşânın bu türü içinde yer alır. Ayrıca inşa. ilmühaber. Lâmiî Çelebi. Tercüme ve (nr. “Şiir ve İnşâ” adlı makalesinde kelimeyi doğrudan doğruya nesir yerine kullanması dikkat çekmektedir. Secî İnşa ile yakın ilgisi bulunan ve daha çok bir nesir sanatı kabul edilen secî. bu ders için hazırlanan kitapların Usûl-i İnşâ ve Kitâbet (Mehmed Tevfik.linde bir ilâvede bulunur (Keşfü’z-zunûn. mazhar. i’lâm. 274) dergilerinin mektup özel sayıları. öğretici mahiyette eserlerle antoloji özelliği gösteren ve sadece örneklerden ibaret olanlar şeklinde iki grupta ele almak gerekir. müzekkire. Ayrıca buyruldu. Tanzimat’tan sonra orta öğretim kurumlarına “usûl-i kitâbet ve inşâ” adıyla bir ders konulması. söze güzellik ve süs katan hususlardan biri kabul edilmiştir. Çavuşzâde Aziz Mehmed Efendi’nin Dürrü’ssükûk adlı eseri gibi bazıları da basılmıştır (İstanbul 1277).

tarsî‘ gibi seci ile ilgili ve ona bağlı sanatlardan da bahsedilmiştir (Bilgegil. ''Yağmur yel ile. lafza tâbi olması veya lafza feda edilmesi önemli birer kusurdur. ''Aç koyma hırsız edersin. düğün el ile'' gibi atasözleri örnek gösterilebilir. secili ifadenin başarılı örnekleridir. mümâsele. az ve eşit sayıda kelimelerden meydana gelmesi. secînin sağladığı âhenk unsuru onların ezberlenmesini kolaylaştırmıştır. Buna karşılık ''hâlemiz'' ve ''lâlemiz'' kelimelerini içeren bir cümlede her iki kelimenin son hecesi olan ''le'' secîyi meydana getirir.anlayışa göre. Bunlara. Nitekim günümüze intikal etmiş metinlerde bu özellik açıkça görülmekte. çok söyleme arsız edersin''. 338-341 Türk edebiyatında secî uygulamasına düz yazı dilinde (inşâ) ve resmî yazışmalarda daha önemle yer verildiği açık olmakla birlikte bazı örneklerin konuşma diline de girdiği görülmektedir. muvâzene. Klasik anlayışta secî mensur bir sözün son kelimesinin. Belâgat kitaplarında tasrî‘. lüzûm-ı mâ lâ yelzem. ''Bir şeyi murad etme. ''Duâ-nâme'' adıyla anılan bu Türkçe eserlerin bilhassa mensur olanları bu üslûpla kaleme alınmıştır. Arapça ve Farsça dualar. Türk hitabet sanatının en eski belgesi kabul edilen Orhon yazıtlarında ve konuşma dilinin zengin ve etkili örneklerini içine alan Dede Korkut hikâyelerinde bu husus dikkat çekmektedir. Kelime gruplarında da rastlanan secîler daha çok atasözleri ve vecizelerde bir âhenk unsuru olarak yer almış. diğeri yeni anlayışa göre.   89   . Vaaz ve hutbe gibi dinî konuşmaları da içine alan hitabet sahası secîin en etkili olduğu alandır. Mukayyed veya rabtî secî denilen ikincisi cümle ve fıkraların sonunda bulunup aralarında bir kelime ile bağ kurulan şekillerdir. şiirde ise mısraın son kelimeleri olan ve kafiyesini meydana getiren iki fâsılanın tek bir harfte birleşmesi üzerine kurulmuştur: ''Kesâfet-i sehâbda letâfet-i şihâbı unutmuştuk'' cümlesindeki ''kesâfet-letâfet'' ve ''sehâb-şihâb'' arasında secîyi ''t'' ve ''b'' harfleri sağlamaktadır. Klasik anlayışta secîyi oluşturan kelimeler arasındaki ses benzerliğinin azlığı veya çokluğu esasına dayalı olmak üzere üç çeşit secî vardır: Yalnız fâsılalar sonundaki harflerin aynı olduğu mutarraf secî. tokun imanı olmaz''. Secîin tekellüfsüz olması. Bunlardan ikincisinin ardından gelen ''ettiğinden'' kelimesini rüzgâra bağlamak imkânsız olduğundan secî burada mutlaktır. fâsılaların vezin bakımından birbirine uygun olduğu mütevazi secî ve cümlenin iki tarafının sonunda yer alan kelimelerin revî harfinin vezin ve harf sayısı bakımından birbirine uygun olmasıyla gerçekleşen murassa‘ veya müvâzî seci. olduysa inad etme''. ''Abdal tekkede hacı Mekke’de bulunur''. Buna Nâmık Kemal’in şu sözleri örnek verilebilir: ''Sevk-i rüzgâr eczâ-yı vücûdunu târumâr ettiğinden'' Burada secîyi meydana getiren ''rüzgâr'' ve ''târumâr'' kelimelerinin son heceleridir. Seci yapmak için mânanın tekrarı. Yerlerini esas alarak secileri yeniden tasnif eden Recâizâde Ekrem’e göre ise iki çeşit secî vardır. Birincisi cümle ve fıkraların arasında olup bir kelime ile birbirine bağlanmayan mutlak secîdir. s. Recâizâde Mahmud Ekrem tarafından yapılmış iki türlü sınıflandırılması vardır. ''Açın amanı olmaz. Edirne Müftüsü Fevzi Efendi’nin Mevhibetü'l-vehhâb adlı 30’a yakın baskı yapmış eserindeki Türkçe. vâkıf-ı keyfiyyet-i hâl ve âlim-i dekayık-ı ef‘âlsin'' cümlesinde ''hâl'' ile ''ef‘âl'' kelimeleriyle biten cümleler ''ve'' ile birbirine bağlanmaktadır. çoğu Arapça kaleme alınmış vaaz ve hutbe mecmualarında bu tarz örnekler bulunmaktadır. ''İlâhî. bu eşitlik sağlanamazsa ikinci cümlenin son kısmında yer alan kelimelerin öncekinden az olması gerekir. Daha çok Mevlevîlik ve Bektaşîlik gibi tarikatlara ait manzum ve mensur dua metinleri sayılabilecek gülbanklar ve tercümanlar da secîli olarak tertip edilmeleriyle dikkat çekmektedir. Sözlü edebiyat alanının önemli bir bölümü olan dua metinlerinde secî etkili bir ifade tarzı olarak dikkat çekmektedir.

vak‘anüvis tarihleri başta olmak üzere çeşitli tarih kitapları. Bütünüyle secîli ifadelerle kaleme alınmış olduğu için burada özellikle anılması gereken eserlerin en önemlisi secî sanatının Türk dilindeki en mükemmel örneği olan Sinan Paşa’nın Tazarru‘nâme’sidir. Türkçe belâgat kitaplarında ıtnâbın üçe ayrılarak incelendiği görülmektedir. Bunlar birer mukaddime olmaktan öte müellif veya şairin ifade sanatındaki gücünü gösteren metinler haline gelmiştir. “Sen kim gelesin meclise bir yer mi bulunmaz (Baş üzre yerin var) Gül goncesisin kûşe-i destâr senindir” mısraları arasında paranteze alınmış olan cümle açıklama (tafsil) için yapılmış makbul ıtnâba örnektir. Itnâbı Ma’nevî. Itnâb-ı Makbûl. Bazı kitaplarda “ıtnâb-ı muhil” şeklinde de zikredilmektedir. pekiştirme.Secînin yazılı edebiyattaki kullanımı daha geniş ve daha itinalıdır. Siyer-i Veysî. Nâmık Kemal ve Recâizâde Ekrem gibi ediplerin bu konudaki tenkitleriyle secîli ifadeye rağbet ciddi ölçüde azalmıştır. Nedim’in. Tanzimat’tan sonra Şinâsi. hem olumlu hem de olumsuz olarak ele alınmıştır. Ancak anlamı bütün yönleri kapsayacak genişlikte ve kuvvetle belirtmek için yapılan gerekli uzatmalar da ıtnâbla ilgili bulunmuş. “(İtaat kıl) sözüme (olma âsî)” mısraı buna örnektir. Tezkiretü'l-evliyâ. Itnâb “Bir düşüncenin gereğinden fazla sözle ifade edilmesi” anlamına gelen bu belâgat terimi. Menâkıbnâme gibi tasavvufî kitaplarla Erzurumlu İbrâhim Hakkı’nın Ma‘rifetnâme’si gibi ansiklopedik eserler. Sünbülzâde Vehbî’nin: “Harfgîr olma zerâfet satma Sözüne kizb ü dürûğu katma” beytinde “yalan” mânasına gelen “kizb” ve “dürûğ” kelimeleri haşvi kabîh olarak ıtnâb-ı mümille örnek gösterilmiştir.   90   . Genellikle “sözü gereksiz yere uzatmak. Özellikle mensur divan dîbâceleri başta olmak üzere manzum ve mensur eserlerin başlangıçlarında bu üslûba daha çok önem verilmiştir. 1. Bu eserin açtığı yolda kaleme alınan Müzekki'n-nüfûs. “Bıktıran. böylece ortaya makbul olan ve olmayan ıtnâb çıkmıştır. Mânayı açıklığa kavuşturma. lafı dolaştırmak” biçiminde menfi mânasıyla anlaşıldığı için belâgat kitaplarında çok defa “haşiv” yahut onun zıddı olan “îcâz” ile beraber işlenmiştir. mübalağa ve tasvir amacına yönelik bir fayda elde etmek üzere sözü uzatma veya tekrarlamadır. 3. ifadeye lüzumsuz kelime veya cümle katma işi kastedilmiştir. Şekåik tercüme ve zeyilleriyle şuarâ tezkireleri gibi biyografik eserlerde de bol secili ifadeler görülmektedir. usandıran uzun söz” demek olan bu tabirle ya manzumede vezin doldurma veya gereksiz yere sözü uzatma. 2. 3. Itnâb-ı Mümil. Câiz görülen bu ıtnâb bir yahut birden fazla unsurla gerçekleştirilebilir. Belâgat kitaplarında “haşv-i ma’nevî” şeklinde de yer alan bu ıtnâb türü “ifadede mânanın farklı lafızlarla tekrarı” şeklinde tarif edilmiştir.

Âyet ve hadislerden dinin ölçülerine aykırı ve İslâm âdâbına uygun düşmeyecek şekilde yapılmış aktarmalardır.” İkinci mısrada tırnak içinde verilen hadis “katili ölümle cezalandırılacağını belirterek ikaz edin” demektir. Bu türler.4. Söz veya yazıda dini ölçülere aykırı düşmeyecek şekilde yapılan nakillerdir. Türk edebiyatında yenileşme dönemine kadar âyet ve hadislerden seçilen ibarelerin aktarılması şeklinde kullanılmışken sonraları iktibas edilen metinler çok çeşitlenmiş ve her türlü nakil bu kapsama dahil edilmiştir. telmih ve mülemma’ (ilmâ’) gibi sanatlarla karıştırılmıştır. ayrıca benzer özellikler gösteren irsâl-i mesel (îrâd-ı mesel). Metinde kullanılan lafzın Kur’an ve hadiste aynen yer almadığı. Bu türde esas özellik aktarılan sözün asıl anlamı dışında kullanılamaz oluşudur. a) Ahsen İktibas. cümle veya beytin tamamını aktarma bakımından tazmin. c) Müstehcen İktibas. Şeyhî’nin bir na’tındaki:   91   . Müstahsen İktibas. İktibas. Nakledilen âyet veya hadisle içinde zikredildiği ibare arasındaki ilginin öğüt verme dışında yukarıdaki şartları taşımasıdır. Özellikle hiciv ve hezel türü şiirlerde dinî esasları hafife alan bu çeşit iktibaslardan kaçınılması tavsiye edilmiştir Bunun dışında iktibas tam ve nâkıs olarak da ikiye ayrılır. İktibas genel olarak iki başlık altında ele alınabilir. “Onun eşi ve benzeri yoktur” (el-En’âm 6/163) manasındaki âyet güzel bir örnektir. b) Hasen İktibas. Yahya Kemal’in: “Mesâğ olaydı eğer ‘lâ şerike leh’ derdim Nazîri gelmedi âlemde hüsn ü ân olalı” beytinin birinci mısraında iktibas edilen. taştîr ve tahmisten. İktibas edilen âyet veya hadis arasındaki uygunluğun hoş bir tesir bırakması. nakledilen âyet veya hadisin bütününün yahut bir kısmının aktarılmasıyla ortaya çıkmıştır. Ancak atasözleriyle örnek verme açısından irsâl-i meselden. ibareyi esas lafzıyla nakletme yönünden telmihten ayrılmaktadır. muhatapta heyecan uyandırması ve anlamı güçlendirmesinin yanında öğüt özelliği de taşımasıdır: “Katl ile zulm-i beşer eylemeden eyle hazer ‘Beşşiri’l-katile bi’l-katli’ dedi Peygamber. Müstahsen iktibas da ikiye ayrılır. Bilhassa kısmî iktibaslarda vezin zarureti sebebiyle nakledilen metinler üzerinde birtakım değişiklikler yapıldığı görülmektedir. fakat bu mânaya gelen farklı ibarelere dayandırılarak yapılan iktibaslar da vardır. İktibas “Kur’an ve hadisten alınmış bir ibareyi beyte/mısraa/cümleye yerleştirmek” şeklinde tanımlanabilecek bu sanatla. Türk-İslâm edebiyatı metinlerinde çokça karşılaşılmaktadır.

iktibasta. Allah’ın Hz. Şair veya yazarın ifadeyi kuvvetlendirmek. anlamı zenginleştirmek. âyetinin başında yer alan. örnek olarak atasözleri veya benzer özlü sözler. hatta âyet ve hadisleri meâlen zikretmenin de iktibas çerçevesinde değerlendirildiği olmuştur. sözü daha sanatlı hale getirmek gibi amaçlarla âyet veya hadis. Manzum kırk hadis tercümelerinde. İstişhâdda ise örnek söz veya mısraların kime ait olduğunun belirtilmesi gerekir. s. hadislerden ve edebî eserlerden örnek (şevâhid) aktarmanın adı olan istişhâd da bir nevi iktibastır. İrsâl-i meselde. ardından. mısra ve beyit zikretmesi istişhâdı ortaya çıkarır. hadis metinlerinin kıtaların son mısralarına yerleştirilmek suretiyle nakledilmesi de iktibas sayılabilir. Orta Asya devresinde kaleme alınan Kutadgu Bilig’in mukaddimesiyle başlayıp kısa ve secili cümle yapısına sahip Rabguzî’nin Kısasü’l-enbiyâ’sı ile gelişen bu anlatım tarzı.“Ey fahr-i halk kimde ola zehre utsa e Çün Hak dedi “leamrüke levlâke ve’d-duhâ” beytinin ikinci mısraında önce Hicr sûresinin 72. “Divan nesri” adıyla anılan yazı dilinde Sinan Paşa’nın Tazarruât’ından itibaren rağbet gören bu üslûp özellikle sanatkârane nesirde yaygın bir kulla-   92   . (Aksoy. “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” anlamındaki kutsî hadisin ilk kelimesi. Peygamber’in hayatı üzerine yemin edişine ait ibare. Anadolu sahasında kaleme alınan ilk eserlerde çok sayıda istişhâd örneğinin bulunduğu görülmektedir. Sözlüklerde âyetlerden. “Kuşluk vaktine yemin olsun ki” mânasına gelen ilk âyeti nakledilerek tam ve nâkıs iktibaslar bir mısrada toplanmıştır. Âlî utsafa Efendi’nin kırk hadis tercümesinden alınan: “San’at-ı kesbe rağbet et her gâh Onu bil devlet-i ma’âşa güvâh Hak sever kâsibi niteki Resûl Dedi ‘el-kâsibü habîbullah’” kıtası buna bir örnek teşkil eder. 5. yaygın kullanım gibi farklı özelliklere sahip kalıplaşmış ifadeler oluşturur. vecize. Dede Korkut hikâyelerinden bu yana atasözlerinin de bu amaç için kullanılmaya başlanmasıyla zenginleşmiştir. atasözleri. bu sebeple Türkçe belâgat kitaplarının çoğunda istişhâd bahsi yer almamıştır. Belâgat terimi olarak istişhâdın asıl malzemesini doğruluk. sonra da Resûl-i Ekrem’e müjde vermek için indirilen Duhâ sûresinin. âyet ve hadisler zikredilir. İstişhad Türk edebiyatında bir edebî sanat olarak istişhâddan ziyade ona çok benzeyen “irsâl-i mesel” veya “iktibas” tercih edilmiş. güzellik. Türk nesrinin başlangıcından itibaren istişhâdın kullanıldığı görülmektedir. 52-53). Günümüzde edebî veya ilmî her türlü iktibasa “alıntı” denilmektedir. Tanzimattan sonra âyet ve hadislerden başka Arapça ve Farsça kelâm-ı kibarlar (vecize) yanında meşhur mısralar ve sözler de iktibas kapsamına girmiş.

Mücmel teşbih herkes tarafından anlaşılması biraz zor olan bir sanattır. Hepsinde belirleyici unsur teşbihin dört rüknüdür: Benzeyen (müşebbeh). misal” kelimeleriyle “-casına. araştırınız. çün. Teşbih Klasik İslâm belâgatıyla Batı retoriğinde. Mufassal teşbih. Müekked (mûcez) teşbih. mecazla birlikte ele alınmış bir sanat olarak üzerinde çok geniş bir şekilde durulmuştur. -âsâ. İslâm büyüklerinin ifadelerinden seçilmiş sözler. Ancak eski edebî metinlerde bunun yanında “tek. benzeme yönü. böyle bir geline bakmaya nasıl doyulamazsa dünya süslerine de doyulmayacağını dile getirmektedir. -veş. 1. kadar. Türkçe’de teşbih edatı günümüzde kullanılan “gibi” takısıdır. 2. -cılayın. 3. sanki. benzeyen. gibi benzeme edatı olup benzeme yönü ise okuyucunun anlayış ve hayaline bırakılmıştır. Bu türde benzeme yönü zikredilmez. Arapça ibareler. Bâkî’nin: “Açılma ey yüzü gül şahs-ı nâdâna kitâb-âsâ” mısraında yüzü gül. yüzyılın ikinci yarısından sonra gelişen inşâ anlayışının da etkisiyle bilhassa mensur eserlerin bütününe yayılmıştır. İktibas ve istişhâd yoluyla ifadeyi zenginleştirme ve süsleme anlayışı Türk nesrinde ayrı bir yeri olan divan mukaddimelerine de yansımış bulunmaktadır. -âsâ. benzeme yönü (vech-i şebeh) ve teşbih edatı (edât-ı teşbih).   93   . Bu teşbih mufassal teşbihe göre daha abartılı bir söyleyiş olup belâgat açısından daha makbul sayılır. benzetilen (müşebbehün bih). mısralardan manzumelere kadar her çeşit malzemenin kullanıldığı görülür. rüya benzetilen. Başlangıçta daha çok eserlerin mukaddime kısımlarında görülen ve âyet. kitap. Teşbihle mecazın esas farkı kelimelerin gerçek anlamıyla kullanılmasıdır. Mücmel yahut muhtasar teşbih. güya. açılmak. Burada benzeme yönü “bakmaya doymamak” fiilidir. unsurlarının mümkün olduğunca azaltılımasıyla ifadenin güçlendirildiği bir söyleyiştir. benzetme edatıdır.nım alanı bulmuştur. Yûnus Emre’nin: “Bu dünya bir gelindir yeşil kızıl donanmış Kişi yeni geline bakubanı doyamaz” beytinde dünyayı süslerle bezenmiş geline benzeten şair. Dört çeşit teşbih vardır. -vâr” ekleri de çokça kullanılmıştır. mânend. Tam teşbih adı da verilen bu çeşit teşbihlerde bütün unsurlar zikredilir. Teşbihler şekil ve muhtevalarına göre farklı gruplar halinde incelenmiştir. Ayrıca özellikle şiir şerhlerinde istişhâd için âyet ve hadislerden özlü sözlere. hadis. nitekim. sıfat. Yahya Kemal’in: “Rûyâ gibi bir yazdı yarattın hevesinle” mısrasında yaz benzeyen. XV. Türk nesrinde en sanatkârane istişhad örneklerine hangi müelliflerin eserlerinde rastlayabiliriz. Bir teşbihte ya bütün teşbih unsurları yer alır veya bunlardan en az ikisi bulunur. benzetilen. gûne. Diğerlerine daha sanatlı ve üstün kabul edilen bu tür teşbih.

Teşbihler farklı bakış açılarına göre daha değişik biçimlerde de sınıflandırılmış olup bu hususta kesin bir sınır çizmek mümkün değildir. Onun îcâzını sağlayan özelliklerden biri de engin tasvir ve mâna yüklü bu istiarî mecazlar olduğundan Türk-İslâm edebiyatı şair ve yazarları da eserlerinin bu vasıflara sahip bulunmalarının onları okuyanlar üzerindeki üzerindeki etkilerini artıracağından bu sanatı özellikle benimsemişlerdir. Ancak teşbihte benzeyen ve benzetilen birlikte kullanılırken istiârede bunlardan yalnızca biri yer alır. “Bu dil ağzımda annemin sütüdür” mısraı bir teşbîh-i belîğ örneğidir. asık suratlı veya zalim yerine ''Nemrut''. 1. Şair konuştuğu dili doğrudan anne sütüne benzetmektedir. İstiâre Sözlükte ''ödünç istemek. Bir kelimeyi asıl anlamını akla getirmeden kullanmanın. Kur’ân-ı Kerîm en güzel istiâre örnekleri bakımından zengin olduğundan bu vadide çok etkili anlatıma sahip örnek bir metin kabul edilmiştir. şeklinde artmaktadır. İlk devrede bazı belâgat âlimleri istiâreyi bir teşbih türü olarak kabul etmişlerse de daha sonra gelenler onu bir mecaz türü olarak da görmüşlerdir. Teşbihin iki ana unsurunun yani benzeyen ve benzetilenin kullanıldığı teşbihtir.4. 6. Ayrıca dilimizde pek çok benzeri bulunan “ağır söz. Beliğ teşbih. mânayı güzel ifade etmede en etkili yol kabul edilmesi istiârenin önemini arttırmıştır. ödünç almak'' anlamına gelen istiâre kelimesi bir belagat terimi olarak. Belâgat kitaplarında istiâre genellikle üç ana başlık altında incelenmiştir. Hatta günlük konuşma dilindeki istiâreli anlatım Türkçe’yi güzelleştiren dil husûsiyetlerinin başında gelmektedir. teşbihi kuvvetlendirmek. sözünde durmak. inatçı yerine ''keçi/katır''. Belâgat kitaplarında yer alan teşbih türlerinin sayısı ve sıralanması hususunda farklılıklar görülmektedir. yufka yürekli” gibi istiâreye dayalı bazı deyimler de önemli bir yekün tutmaktadır. Mana daha etkili ve abartılarak ifade edildiğinden teşbih türlerinin en makbulü sayılır. İstiâre. Yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir. Yahya Kemal’in. Mecazda ise istiârenin aksine benzetme amacı bulunmaz. kulak kabartmak. Bu husus konuya yaklaşım biçiminden kaynaklanmakta. âşık veya şaşkın yerine ''Leylâ'' gibi” örnekler verilebilir. Benzetilen unsurun açık olarak zikredildiği bu türe güzel bir misal olarak Yahya Kemal’in: ''Zaman o gül gibi gül görmemiş zamân olalı Gülün güzelliği dillerde dâstân olalı''   94   . onu abartarak muhataba daha güçlü yorum imkânı sağlamak için benzeşme ilgisiyle ve bir karîneye dayalı olarak gerçek anlamı dışında kullanılması'' şeklinde tarif edilmiştir. ''bir kelime veya ibarenin. melfûf. Burada benzeme yönü muhatabın anlayışına bırakılmıştır. Bir süsten ziyade dilin tabii bir parçası olarak günlük dilde de yer alan bu tür kelimelere: “sersem yerine ''kaz''. böylece teşbih çeşitlerinin sayısı da mefrûk. tesviye ve teşbîh-i cem‘ vb. Batı retoriğinde “metafor” (istiâre) olarak tanımlanan bu teşbihte benzetme niyetinden ziyade istiârede olduğu gibi anlam aktarımı söz konusudur. baştan çıkmak. Açık İstiâre (istiâre-i musarraha). Türk dilinin tabii yapısında ve özellikle deyimlerde çok yer bulmuş bir sanattır.

Bu tür istiâreler dilde yaygınlık kazandığında mesel/atasözü haline gelir: “Ayağını yorganına göre uzat!” atasözünde olduğu gibi. şimşâd. ''Saman altından su yürütüyor'' denilmesi de bu tür bir istiâredir. Türk milletinin Kurtuluş Savaşı'ndaki şahlanışını yağız atla temsil eden bu şiir. Her kapalı istiârede. Osmanlı şiirinin klasik üslûbu ve mazmun denilen klişeleşmiş mecazlar yaratma gayretidir.. Bâkî’nin bu beytinde hayal gücünün benzetilenin özelliklerini benzeyene (ağaçlar) isnat etmesi de aynı zamanda istiâre-i tahyîliyye olur. ar‘ar. 2. ona bağlı biçimde hayal gücüne dayanan ''istiârei tahyîliyye'' adı verilen bir istiâre türü daha ortaya çıkar. Mecaz Bir ilgi veya ipucu ile gerçek anlamı dışında kullanılan kelime veya terkibi ifade eden bu belâgat terimi. Yalnızca benzeyenle yapılan bu türde benzetilen öğe zikredilmeyip okuyucunun onu belirlemesini sağlayacak bir ipucu mevcuttur. nokta. Burada ağaçlar (benzeyen) söylenmiş. 3. istiâre-i tebeiyye vb. Sevgili yerine “nigâr. Bu konuyla ilgili bilgilere geçmeden önce ke-   95   . İstiârenin bunların dışında da istiâre-i asliye. Gizl gizli iş yapan bir kimse hakkında. Bâkî’nin: ''Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan'' beytinde bahçedeki ağaçların dervişlere benzetilmesi kapalı istiâredir. kelimelerin mânalarına dayalı edebî sanatların en önemli ve yaygın olanıdır. gül” gibi klişeler kullanmak hep istiâreli ifadelerdir. Burada gül kelimesiyle Peygamber Efendimiz kastedilmiştir. dudak ve ağız yerine “la‘l. onun yerine ''tecrid hırkasına girmek'' ve ''el almak'' gibi dervişlere ait iki özellik ipucu olarak zikredilmiştir. araştırınız. Çünkü Türk edebiyatında gül remzi öncelikli olarak peygamberimiz için kullanıldığından açık istiâre yapmıştır. Mürekkep istiâre (İstiâre-i temsîliyye).beyti verilebilir. boy yerine “nihâl. büt. fakat derviş (benzetilen) söylenmeyerek. İstiare sanatına Türk edebiyatında en çok klasik şairler ilgi duymuştur. hokka. âfet” vb. Kapalı İstiâre (istiâre-i mekniyye). Batı retoriğinde bu türe “alegori” denilmektedir. Bu sanat istiârede yer alan bir unsurun değişik yönleri ve özelliklerinin benzetme konusu yapılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Temsilî istiarenin en güzel ve beğenilmiş yeni örneklerinin başında Faruk Nafiz’in: ''Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor'' mısralarıyla başlayan ''At'' şiiri gelmektedir. gonca. servi. Bunun sebebi. İstiârenin okuyucu ve dinleyicinin tasavvuruna etkisi ne olabilir. temsilî istiare üzerine kurulmuş ve her beyitte benzetmenin farklı yönleri sıralanmıştır. başka bazı sınıflamaları da yapılmıştır. kadeh.

Bu ise sözün gerçek anlamında kullanılmadığını gösterir. “Gözü doymaz” veya “aç gözlü” deyimlerindeki “göz” mecazi anlamdadır. zira. onu mısraa veya vezne uydurmak için küçük değişiklikler yapılabilir. Günümüzde buna “türeme anlam. araştırınız. Günümüzde “mecâzî mâna” denildiği gibi “iğreti anlam. Ayrıca mecaz denildiğinde umumiyetle mecâz-ı mürselin anlaşılması gerektiği hususunda bir görüş birliği bulunmaktadır. “Mecazda esas olan anlaşılır bir müphemiyettir. Bu bakımdan iktibasa. düz anlam” terimleri kulanılmaktadır.limelerin anlam bakımından üç farklı özelliği bulunduğunu hatırlamakta fayda vardır. Nitekim. “Su kaynağı. “kulağı delik” tabirinin ise “olan bitenden haberdar” mânasına kullanılmasında da aynı özellikler bulunmaktadır. diğer taraftan gerçek mânasının anlaşılmasına “karîne-i mânia” denilen aklî bir engelin mevcudiyeti lâzımdır. nitekim’’ gibi kelimeler de kullanılabilir. “Gözü açık” deyiminin “becerikli”. özellikle “atasözünü kullanma” olarak tanımlanabilir. Kelimenin kullanımı sırasında zamanla kazandığı ikinci derecedeki manasıdır. otomobilin uçması mümkün olmadığı için gerçek anlamının dışında ve mecaz olarak kullanılmıştır. derler. muhatabın kavrayışını arttırdığı gibi ona güzel bir duygu ve bir nevi heyecan verir. imgesel anlam. Kelimenin asıl ve yan anlamlarının dışında ilişki ve benzerlik yoluyla daha başka ve farklı bir kavramı ifade etmek üzere kazandığı yeni manadır. 7. Terazi kefesi için “göz” denilmesiyle kelimenin yan anlamı ifade edilmiş olur. bazan da “siyak ve sibak” denilen sözün bağlamından anlaşılır veya hissedilir. onu daha kolay benimsetmek için herkesçe kabul edilmiş bir başka sözü. Üçüncüsü mecâzî anlamdır (ma’nâ-yı mecâzî). temel anlam. Manzum yahut mensur her tür ve şekilde edebî metinde yer almakla birlikte çoğunlukla beyitler halinde yazılan şiirlerin ikinci mısraında bulunan atasözü üzerinde. Yani kelimenin hakiki mânası ile mecaz anlamı arasında bir taraftan bir ilginin. İkincisi manâ-yı tâlî de denilen yan anlamdır. meseldir. Türkçe belâgat kitaplarında mecazlar yapılarına göre kaç kısımda ele alınmışlardır. canlılık ve etkinlik katar. Bu delil bazan ibarenin içinde yer alır. Bunların ilki kelimenin manâ-yı hakîkî/aslî de denilen asıl anlamıdır. kullanış anlamı” gibi adlar da verilmiştir. “Onun otomobili uçuyor” cümlesindeki “uçmak” kelimesi. İşte mecaz sanatı bu anlamdan hareketle doğmuş. İrsâl-i Mesel “Îrâd-ı mesel” diye de adlandırılan bu sanat manzum yahut mensur bir ifadede söze destek sağlamak. Nakledilen söz başka dillerden geçmiş ve dilimizde de atasözü gibi kullanılmakta olan bir hükmü ifade edebilir. kullanılan sözle asıl anlatımdaki mana benzerliği dolayısıyla teşbihe ve anlatımla örnek gösterilen öğelerin denkliği yönünden leff ü neşre benzer. Fuzûlî’nin:   96   . Ayrıca ibarenin atasözü olduğuna veya herkesçe kabul gören bir ifade bulunduğuna dair ‘’meşhurdur. konuşanın ifade etmek istediğinin daha kuvvetle anlaşılmasına imkân tanır. kelimenin lafzı ile mânası arasındaki alâka üzerine kurulmuştur. Mecazlar söze güzellik. Günümüzde ise “öz anlam. üreme anlam. “Göz” kelimesinin görme organının adı olarak kullanılması onun hakiki mânasını karşılamaktadır. denilmişdir. elbette. su menbaı” yerine kullanılması da böyledir. değişmece anlamı” gibi yeni isimlendirmeler de kullanılmaktadır.

9. “bilinen bir hususun bir nükteye bağlı olarak bilinmiyormuş gibi ifade edilmesi”şeklinde tarif edilebilir. şiir ve nesirde. İrsâl-i mesel belâgat açısından daha değerli olup mısraı berceste gibi kolayca hâfızada kalır. Ayrıca vezne uygun atasözlerinin bir kısmının. işaret etmiş olmaktadır. Şeyhî’nin:   97   . Koca Râgıb Paşa’nın: ‘’Miyân-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun Şecâat arzederken merd-i kıbtî sirkatin söyler’’ beytiyle Nev‘î’nin: ‘’Geldimse ne var ben şuarâ bezmine âhir Âdet budur âhirde gelir bezme ekâbir’’ beytinin ikinci mısraları gibi. Şair herkesçe bilinen bir gerçeği örnek verirse buna ‘’îrâd-ı mesel’’ denir. Batı retoriğindeki karşılığı ironidir. Eskiden nazım ve nesir için müştereken kullanılırken gazeteciliğin yayılmasından sonra tazmin nazma. Şair bunun için muhatabına aslında cevabını bildiği sorular sorar. Nef‘î’nin: “Bihamdillâh zamânında be-kavl-i Sabri-i Şâkir Girîbân-ı felek mehcûr-ı dest-i âh-ı şekvâdır “ beyti buna iyi bir örnektir. hem de söze nükte ve zarâfet kazandırılır. Tazmin Tazmin “başka bir şaire ait olan mısranın bir şiirde kullanılması”anlamına gelir. Tecâhül-i ârifâne Osmanlı edebiyat çevrelerinda kısaca “tecâhül” veya “tecâhül-i ârifâne” şeklinde anılan tecâhül-i ârif sanatı. Tazmin daha ziyade gazel ve kasidede uygulanır. şaşırmasına sebep olmak. 8. azen tek beytin başına mısra ilâvesiyle birden fazla bent oluşturularak tazmin beytinin her bentte tekrarlandığı musammatlara da yazılmıştır. Böylece hem maksadı doğrudan söylemenin basitliği yahut yeknesaklığı kırılmış olur. onu herkes duyar” manasına gelen Arapça atasözünü ustaca beyte yerleştirerek “doğru derler” hükmüyle bunun bir atasözü olduğuna. Çok bilinen bir mısra veya beytin iktibas edilmesi halinde şairin adının söylenmemesi kusur sayılmamaktadır. Tecâhül-i ârifte gözetilen nükteler muhatabı neşelendirmek. ilk mısraları unutulmuş irsâl-i mesel örnekleri olduğu düşünülebilir. Tazminde alıntılanan şiir parçasının kime ait olduğunu söylemek bir kuraldır. Şair burada “bir sır iki kişiyi aşarsa fâş olur. hislerinin şiddetini ortaya koymak ile övme ve yermede abartı şeklinde sıralanabilir. iktibas nesre ait bir terim haline dönüşmüştür. azarlamak.“Geçtiğim dünyadan vü ukbadan seninçün oldu fâş Doğru derler ‘küllü sırrı câveze’l-isneyni şâ’” beytindeki kullanım buna iyi bir örnektir.

onu anlamaya çalışan bir kişi hüviyetine bürünür. Azarlama yahut şaşırma amacıyla tecâhül-i ârife başvurulmasına Hüsnî’nin şu beyti örnek gösterilebilir: “Ey hâk-i Kerbelâ nedir ol sebz câmeler Eyyâm-ı mâtemin bu mudur resm ü âdeti. İstifhamda ise kelimeler gerçek anlamıyla kullanılır. Pek çok eski örneği bulunmakla birlikte müstakil olarak Batı retoriğinin etkisiyle Türk belâgatına girdiği kabul edilen bir sanat görünümündedir. peri hatta Cebrâil’e benzeterek güzelliğini abartmaktadır. muhatabı incitici bir söz haline de dönüşebilir. bir düşünceyi vurgulamak. matem günlerinde de yeşil giyinme âdeti mi vardır?” diyerek tecâhül göstermektedir. İstifhama başvuran kimse bazan konuyu tam bilmeyen. dikkat çekmek.” Baharın gelişiyle Kerbelâ toprağının yeşillere büründüğünü gören şair onu Muharrem matemine kayıtsız kalmakla suçlamakta matem renginin siyah olduğunu bildiği halde. ayrıca burada mecâzî anlam gözetilir. İntak ise “konuşma. Tecâhül-i ârif en çok hangi sanatlarla birlikte kullanılabilir. Bununla birlikte istifhamla tecâhül-i ârif arasında kesin bir ayırım yapmak her zaman mümkün değildir. Nâmık Kemal’in “Baykuş Sesi” adlı manzumesindeki: “Serilip hâk-i hakarette vatan can veriyor Yetişin son nefesimdir. Tecâhül-i ârifte cevap sorunun içine yerleştirilerek muhataba sezdirilir. Ancak ifadeyi güzelleştirmek. Genelde intak ile bütünlük kazandığından her intak sanatına başvurulduğunda orada teşhis de bulunur. Teşhis ve İntak Tahayyüle bağlı sanatlardan olan teşhis “varlıkların kişileştirilerek yeni kimlikler kazanması” şeklinde tanımlanabilir.“Melek misin yâ perîsin yâ rûh-ı kudsî aceb Bu hüsn ile bu melâhat beşerde buluna mı?” beytinde başvurduğu tecâhül güzel bir örnektir. araştırınız. sevgilisinin güzelliğini övmek için onun insan üstü bir varlık olmadığını bildiği halde bilmez görünmekte onu melek. Tecâhül-i ârifte istifham çoğunlukla bir üslûp özelliği olarak kullanılmaktadır. “Yoksa oralarda. Aksi takdirde ifade. İstifham sanatında düşünce soru şeklinde dile getirilir. gelin imdâda diyor Sevgili vâlidemiz âkıbet elden gidiyor Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini   98   . beklenen etkiyi meydana getirmeyeceği gibi. Şair. insan gibi dile gelme” demektir. Tecâhül-i ârif daha çok soru sorma (istifham) yoluyla oluşturulduğundan klasik belâgat kitaplarında istifham konusu bu bahis içinde ele alınmışsa da ilk defa Ta‘lîm-i Edebiyyât’ta ayrı bir edebî sanat şeklinde tanımlanmıştır Buna göre istifhamda sorulan soruya cevap beklenmez. bu durumda istifham tecâhül-i ârife yaklaşır. 10. söze samimiyet katmak gibi sebeplerle soru sorulması bir sanattır.

''hüsn-i tevcîh'' de denilir. Fuzûlî ''Su Kasidesi''ndeki: ''Hâki pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su'' beytinde suyun gürül gürül akışını. bitki ve çiçek adlarının aynı ibare. muhatabın da aynı hislere dalmasına ve hayrete düşmesine sebep olur. Tenâsüb Sözlükte “uyum.   99   . yol kenarlarındaki servilerin sıra sıra dizilişi oradan geçecek olan servi boyluyu seyretme arzusuna” bağlanır. aksi takdirde anlatımda basitliğe düşüleceğini ileri sürer. Teşhis ve intakı “mecazın en etkili türleri” diye tanımlayan Recâizâde Mahmud Ekrem bunların gerçek sanatkârlar tarafından kullanıldığında söze bir değer katabileceğini. mısra veya beyit içerisinde zikredilmesi gerekir. Tenâsübün sağlanması için genellikle birbirine yakın veya farklı ilim dallarına ait terim ve kavramların. 11. telfîk. Böylece. birbiriyle alâkalı hayvan. “Yetişin son nefesimdir” diye imdat istemesiyle intak ortaya konmaktadır. Divan şairleri teşhisi intak dolayısıyla daha sık kullanırlar. Eski belâgat kitaplarında aynı veya yakın anlamda “cem‘iyyet. Hadiselere o andaki ruh halinin yorumunu katmak. İlk mısrada canlı varlıklarla ilgili olan “can vermek” fiili vatan için kullanılarak teşhis yapılmakta. Hüsn-i ta‘lîl. Hüsni ta‘lîl Türk-İslâm edebiyatı eserlerinde özellikle şiirde sıkça kullanılmıştır. Hz. orantı. ikinci mısrada alışılmışın dışında bir sebeple izah edilir. vatanın. 12. Peygamber’in ayağının toprağına ulaşabilmek için hasretle başını taştan taşa vurarak akması şeklinde göstermektedir. tevfîk. güneşe bakınca gözlerinin yaşarması güneşe benzeyen sevgiliyi hatırladığında hasretle göz yaşı dökmesine. Hüsn-i ta’lil Türk edebiyatında hüsn-i ta‘lîl’e. yakışma” anlamına gelen tenâsüb kelimesi. “yağmurun yağışı semanın kendisi için ağlamasına. tarihî ve efsanevî kahramanları yahut bu isimler etrafında gelişen olayları hatırlatan kelimelerin. miskin siyahlığı yüzünün karalığına. i’tilâf” gibi terimler de kullanılmıştır.Yok imiş kurtaracak bahtı kara mâderini” kıtası hem teşhis hem intak sanatına güzel örnektir. Zikredilen gerçek dışı sebep. Ta‘lîm-i Edebiyyât’tan önceki edebiyat nazariyesine dair eserlerde ve klasik belâgat kitaplarında teşhis terimi yer almadığı gibi başka bir adlandırma ile de geçmez. Genellikle ilk mısrada sözü edilen husus. “bir olayın gerçek sebebinin göz ardı edilerek heyecan unsurunun ön plana çıkarılması” şeklinde tarif edilebilir. hayatı ve dış dünyayı gönlüne aksettiği gibi algılamak isteyen her sanatkâr hüsn-i ta‘lîle başvurur. Günümüzde çocuklar ve gençler için yazılan fabllerde bu sanattan bolca yararlanılmaktadır. mecâz-ı mürsel veya teşbih gibi sanatlarda. mürâât-ı nazîr. İstiare. insana ait özellikler insan dışı varlıklar için kullanıldığında kısmen teşhis içerir. edebiyat terimi olarak “aralarında karşıtlık dışında bir ilgi bulunan iki veya daha çok kelimenin anlam güzelliğini ve bütünlüğünü sağlamak amacıyla aynı sözde bir araya getirilmesini” ifade eder.

Divan şairleri tenâsübü bir nükte oluşturacak biçimde kullanmıştır. Âgehî’nin. Neşr’e âit unsurlar. dürme. nazîreleri yazılmıştır.  100   . yayma'' mânasındaki neşr kelimelerinden oluşan leff ü neşr “cümlenin kuruluş ve dizilişiyle ilgili. sıraya riayet edilmişse ''mürettep”. edilmemişse “gayr-i mürettep” diye ayrılır. atasözü vb. anlama güzellik katan” söz sanatlarından biri olarak tanımlanabilir. Tenâsüp. Bazı şairler sırf tenâsüp sanatına dayalı şiirler yazmayı denemiştir. kelimelerin zikrediliş sırasına göre ikiye ayrılır. “Keştî Kasidesi” yalnız gemici deyim ve terimleri kullanılarak meydana getirilmiş. 13. birden çok (müteaddit) cüz veya unsuru içine alan bir tek lafız halinde anılmışsa ''icmâlî (mücmel)'' denir. Necâtî Bey’in: “Hâk-i kûyun var iken cennet anılmak sanemâ Şuna benzer ki teyemmüm edeler su olıcak” beyti de dinî terimlerin bir anlam uyumu içerisinde. başka bir anlama zemin hazırlanması ve sevgilinin mahallesi varken cenneti arzulamanın anlamsız olduğunun söylenmesi bakımından tenâsübe örnektir. bunları belirleme işi okuyucuya bırakılır. Telmih Arap-Fars-Türk kültür ve edebiyatına ait “bir metinde bu kültürlerin örnek gösterilecek değerlerine sahip kişi ve olaylarla âyet.Tenâsübün edebî sanat derecesine ulaşabilmesi için kelime seçiminde titiz davranılması gerekir. 14. Bu sanatta önce iki veya daha fazla unsur ayrı ayrı yahut kısaca zikredilir (leff). Bu unsurlar ayrı ayrı zikredilmişse buna ''tafsilî''. daha sonra tahmîsleri yapılmış. diğer edebî metinlerde de yer almakla birlikte özellikle şiirde çok kullanılmıştır. mihrap ve Kur’an kelimeleriyle tenâsüp yapılmış. Anlamca yakın kelimelerin gelişigüzel veya zorunlu biçimde bir araya gelmesiyle tenâsüp gerçekleşmez. Meselâ. “Öğrenci bugün okulda öğretmenini dinlemedi” cümlesinde öğrenci. leff bölümündekileri tamamlayıcı ve açıklayıcı nitelikte olur. hadis kelâm-ı kibar. imamın mihrapta sevgilinin kaşı ve gözünün hayaliyle (divan şairleri mihrabı sevgilinin kaşına benzetirler) kendinden geçtiği için âyetleri doğru okuyamayacak duruma geldiği nükteli bir şekilde anlatılmıştır. Leff ü neşr Sözlükte ''toplama. Leff ü neşr. İlk bölümde yer alan öğelerin ikinci bölümdeki unsurlardan hangisine ait olduğu açıkça belirtilmeden aralarındaki ilgiye göre. Bursalı Ahmed Paşa’nın: “Mest oluptur çeşm ü ebrûnun hayâlinde imam Okumaz mihrâpta bir harf-i Kur’ân’ı dürüst” beytinde imam. kalıplaşmış ibarelere gönderme yapma sanatı” olarak tarif edilebilir. ardından bunların her biriyle ilgili öğeler anılır (neşr). okul ve öğretmen kelimeleri anlamca birbirleriyle ilgili olmakla birlikte cümlede tenâsüp sanatı yoktur. bükme'' anlamına gelen leff ile ''dağıtma.

yere. âyetine telmih bulunduğu Kur’an kültürüne vukuf yanında. İktibas ile îrâd-ı mesel ve tazminin telmihten farkı. ışığın çakması. kelâmı kibarlar yanında. bu iki edebiyatın İslâm öncesi ve sonrasında sahip olduğu kültürel ve dini unsurlardan meydana gelmektedir. insana yapılan ilahî teklifi bilme ve adem oğlunun bunu kabule yönelmesinin cehaletinden kaynaklandığını anlama nüktesi vardır. Telmih sanatı ve malzemesi. Günümüz edebiyatında telmih yerine gönderme ve anıştırma. Onlar bunu yüklenmekten çekindiler. yakın ve uzak çevresi. parıl parıl parlamak” gibi manalara gelen Arapça “lemh” kökünden türemiştir. İnsan onu yüklendi. Telmihte ise bu gibi ibârelere sadece işaret edilir. Ancak bu işaretlerin açık (âşikâre) ve kapalı (müphem) olmasına göre iki türlü telmihten söz etmek mümkündür. hikâyeler. dinî ve tasavvufî edebiyat üzerinde yoğunlaşan Türk-İslâm edebiyatında. kıssalar. Çünkü o pek zâlim çok cahildir” şeklinde tercüme edilebilecek 72. dağlara teklif ettik. Fuzûlî’nin “Su Kasidesi”ndeki: “Hayret ilen parmağın dişler kim etse istimâ Parmağından verdiği şiddet günü Ensâr’a su” beytinde ise Hz. müslüman milletlerin İslâm öncesi ve sonrasına ait müşterek kültürlerinde yer almış peygamberler. Ayrıca Fars edebiyatının destanî ve hamasî -bu alandaki  101   . Türk edebiyat ve belâgatine Arap-Fars edebiyatından intikal etmiş olup. mühim tarihî ve destanî olaylar.Lügatte “göz ucuzla bakmak. batı edebiyatında ise “allusion” ve “metalepsis” terimleri kullanılmaktadır. Peygamber’in Tebük gazvesi sırasında su sıkıntısı çeken ashâbının ihtiyaçlarını karşılamak için parmaklarından su akıtması mucizesine ve bu hususu nakleden rivayete de telmih vardır. o devirde ahlâkî özellikleriyle öne çıkmış önemli şahıslar. ensab ve nevâdir gibi kadim malzemesinden -bunun içinde Leylâ ve Mecnun kıssasının ayrı bir yeri vardır. Telmih divan edebiyatıyla. Kapalısında ise telmih edilen husus okuyucunun üzerinde düşünüp bir tür isabetli yoruma erişmesiyle ortaya çıkar: Şeyhî’nin: “Zaif ü acz ile sıkl-i tekellüfata hamûl Zalûm u cehl ile himl-i emânete hammal” beytinde Ahzâb sûresinin “Biz emaneti taşımayı göklere. benzer muhtevaya sahip âyet ve hadislere yapılan göndermeleri içine almaktadır. beyit ve mısralar. ikincisinde ise atasözünün bazı değişiklerle zikredilmesidir. bütünüyle veya kısmen metne aktarılması. onların içinde yaşadıkları kavimlerle olan maceraları.gelmektedir. bunları kalıplaşmış bir şekilde anlatan ifadeler olan atasözleri. beyitte telmih edilen unsura delalet eden uygun bir kelime yer alır: Neşatî’nin: “Hâl-i dili ne yâr u ne ağyâr ile söyleş Ferhad-ı belâ-keş gibi kühsar ile söyleş” beytinde “Ferhad” ve “kûhsâr” kelimleri telmihin adresini açıkça göstermektedir: Aşkı uğruna dağları delen Ferhad’ın macerası. Türk-İslâm edebiyatında kullanılan telmih malzemesinin bir kısmı İslâmiyet öncesindeki cahiliye kültürü ile Arap edebiyatının ahbaru’l-Arap başlığı altında toplanabilecek rivayetler. ilkinde ibârenin lafzen. Bunlardan birincisinde.

putları kırması ve ateşe atılması. Peygamberliği. huttî. Süleyman’ın başından geçenler: Saba melikesi Belkıs ile münasebeti.en önemli malzemeyi veren Findevsî’nin Şehname’si ile başta İskendernâme. Tur’a çıkması. aynı veya yakın anlamlara gelen bazı değişik kelimelerin ebced karşılıklarının aynı sayıyı verdiği örneği gösterilebilir: Meselâ zebân/dehân=60. kelemen. bu eskilerle birlikte Kur’an. ahlâkî ve hamasi malzemeyi daha çok kullanmışlar. vakıf kayıtlarında da aynı usule  102   . Bu konuda açık bir fikir vermek için. Türkçe’de bu tertibin son kelimesi. Hızır ile ab-ı hayatı aramak maksadıyla yolculuğu ve karşılaştığı olaylar. ehl-i beyt ve hulefa-i raşidinin içinde bulunduğu mühim olaylar. İsa ve annesi Meryem’den babasız doğması. Firavunla ve Karun ile maceraları. tefsir ve hadislerde yer alan peygamber kıssaları (kısas-ı enbiya. doğumu. X. Buna Hind destanlarından ve mukaddes kitaplarından gelerek Fars kültürüne girmiş malzemeyi de eklemek lâzımdır. ayrı bir rakam değerine sahip olmayan lâmelif ile bitirilerek “dazığlen” şeklinde söylenmekte ve ardına da daima Mü’minûn sûresinin 14. Musa. destanî. Nil’e bırakılması. ayak/kadeh=112. harflerin önceleri “et-tertîbü’l-ebcedî” denilen “ebced. cinlere ve hayvanlara hükmetmesi. sa’fez.. “ Vak’anüvislerin çeşitli olayların tarihlerini tesbit maksadıyla bunların ebced karşılıkları olan kelimeleri yazdıkları. 15. Yusuf. Nuh ve Tûfan. babası Ya’kub ve kardeşleri. ortadaki ikisi onlar (aşerât: 20-90) ve son üçü de yüzler (miât: 101-1000) basamağında bulunan rakamları gruplandırır. Siyeru’l-Mülûk gibi tarihlerde yer alan isimler ve olaylardan gelen millî veya tarihi malzeme de denebilir. ilim/amel=140. Tarîh-i Taberî. Ayrıca Türkçe bir deyim olan “işi 66’ya bağlamak” da bu sebeple meseleyi Allah’a havale etmek şeklinde izah edilmiştir. beşikteyken konuşması. Ebced tertibinde sıralanan harflerin oluşturduğu kelimelerin ilk üçü birler (âhâd: 1-10). dazığ” sıralamasıyla düzenlenmiş oldukları ifade edilmektedir. Âsâr-ı Bâkıye. özellikle Hz. Nitekim “Allah” ve “hilâl” kelimelerinin ebced değerleri (66) eşit olduğundan Türk bayrağındaki hilâlin Allah’ı sembolize ettiği kabul edilmiştir. hüthüt ve karınca hikayeleri vs. nefesinin ölüleri diriltmesi gibi mucizeleri ve ashab-ı kefh konusundaki bilgiler –bu bilgilere israiliyyattan gelen malzemeyi de eklemek lazımdır. Arap alfabesi hakkında bilgi veren klasik kaynaklarda. millî. Peygamber’in hayatı (siyer. hevvez. cennetten çıkarılmaları. tevbe/peşîmân=413. Hz. özellikle mucizât-ı nebi. âyetinin sonunda yer alan “fe-tebâreke’llahü ahsenü’l-hâlikın/her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah mubarek kılsın” ibaresi eklenmektedir. Züleyha ile macerası. asırdan sonra ise Türk edebiyatının da katılmasıyla her üç edebiyatın telmihlerinde kullanılan malzeme. Hz. Hz. Hz. karaşet. tasavvuf ve ilk mutasavvıfların içinde yer aldığı ibretlik keramet ve hadiseler olmak üzere dini-İslamî bir mahiyet kazanmıştır. Hz. mi’rac). Kerbelâ hadisesi. Hz. dîvâne/gönül=66 gibi.-). Âdem ile Havva.birikiminden gelenler olarak iki grupta toplamak mümkündür. İbrahim. Hz. bu çiçek de aynı sembolik değeri taşır. Lâle de ebcedle aynı rakamı verdiği için. Ebced Arap alfabesinin “ilk tertibi ve harflerinin taşıdığı sayı değerlerine dayanan hesap sistemi” olarak tanımlanabilir. Her iki edebiyatta da ilk devir şair ve yazarları telmihlerinde İslâm öncesi yerli.

evrensel gerçeklerin sırrî niteliklerine ulaşmayı amaçlayan bu harf sembolizmiyle ilgilenenlerin başında gelen Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin eserlerinde konuyla ilgili geniş açıklamalar vardır. mevt. Devlet tarafından yaptırılan bazı sayım ve tesbitlerde ortaya çıkan rakamların değiştirilmesini önlemek için bunların yine ebced tertibindeki kelimelerle ifade edildiği bilinmektedir. Ali Nihad Tarlan. Başta alfabe değişikliği olmak üzere eski edebiyat gibi kültürel unsurların Cumhuriyetten sonra gittikçe gözden düşürülmesi/düşmesi sonucunda azalarak da olsa devam eden tarih manzumesi kaleme alma işi Tâhirülmevlevî. Recâizâde Mahmud Ekrem. yüzyılda Nâmık Kemal. asırda Ahmed Paşa’dan itibaren başlayan tarih düşürmeye rağbet. Tarih düşürme sanatı. tarih söyleme” denilir. XV. XIV. Cevdet Paşa. XII. asırdan itibaren daha çok Türkçe ve manzum olarak kaleme alınmıştır. Hamâmîzâde Mehmed İhsan. tasavvuf ehli arasında ebced harfleriyle ilgili olarak yapılan izahları Esrârü’l-hurûf adlı eserinde toplamıştır Bilhassa Hurûfîlik’le Bektaşîlik’te ve genel olarak bütün tasavvufî edebiyatlarda ebced harflerinin bazı sırları ve rakam değerlerinin de çeşitli havassı olduğu yolunda yaygın bir kanaati yansıtan manzum veya mensur birçok örnek bulmak mümkündür. Halil Nihat Boztepe. Meselâ İstanbul fetih yılı Kurân-ı Kerim’deki “beldetün tayyibe” kelimesinin ebcedle karışılığı olan (h. Muallim Nâci. tarih yazma. yüzyılda ortaya çıkmıştır. yüzyıl mutasavvıflarından İsmâil Hakkı Bursevî. “Câmi’un zîde ömrü men a’merehû/Bu camiyi imar edenin ömrü uzun olsun” mısraı ile başladığını söylemişse de (Belâgat-ı Osmâniyye. Kanûnî devrine kadar mimari eserlerin çoğunlukla Arapça ve Farsça yazılan tarih kitâbeleri XVI. Mehmed Çavuşoğlu ve özellikle Arif Nihat Asya gibi şairler tarafından sürdürülmüştür. Türk edebiyatında manzum tarihin ilk defa Hızır Bey tarafından 850 (1446) yılında Fâtih Sultan Mehmed’in yaptırdığı bir cami için söylenen. daha sonra şairliğin gereklerinden biri sayılarak bir nevi sanat gösterme aracı ve sanatkarın kudretinin göstergelerinden biri sayılmıştır. Türk edebiyatında tarih manzumelerinin en başarılı ve zengin örnekleri XVIII. Ayrıca pek çok alim ve şairin vefat tarihleri “fevt. gerçekte kökenleri Mısır ve Hint gibi geleneksel medeniyetlere dayanan. bu ise müslüman topluluklar tarafında ilâhî/Kur’anî bir mucize olarak kabul edilmektedir. Başlangıçta öğrenme ve ezberleme kolaylığı için ortaya çıktığı tahmin edilen tarih düşürme. Kemal Edip Kürkçüoğlu. 857/1453) yılına rastgelmekte. yüzyılın ortalarından sonra ise Türkler’den de Araplar’a geçmiştir. yüzyılda Türkler tarafından tarih manzumeleri yazıldığını göstermektedir. s. Tarih Düşürme Türkçe’de tarih manzumesi yazarak vuku bulan hadiselerin tarihlerini zikretmeye “tarih düşürme. 170). Abdülbaki Gölpınarlı. XVII. 16.  103   . yüzyılda Türkler’e. XIX. Üsküdarlı Talat gibi birçok şair tarafından devam ettirilmiş ve sanatkarane tarih manzumeleri kaleme alınmıştır. adn” gibi kelimelerin ebcedle karşılıklarıdır. Genel olarak Şiî kaynaklı zannedilen. yüzyılda önce Fars edebiyatında ortaya çıkmış.başvurulduğu bilinmektedir. Ebced tasavvufta ayrı bir öneme sahiptir. mevcut bilgiler daha XIV. Türk edebiyatında XV.

bir bilmece özelliği taşıdığından bu türe “ta‘miyeli tarih” denmiştir. Tarih mısraındaki eksik veya fazla sayı bir muamma. Mânen (mânevî) tarih. 3. Olayın tarihinin ebced hesabına göre harflerin sayı değerlerinden çıkarıldığı tarihtir. Bu da açık ze gizli ta‘miye şeklinde iki türlü olur. Tam (müstevfâ/mutlak) tarih. İlkinde işaret edilen eksik veya fazla sayı kolayca bulunur-  104   . Buna “düz tarih” adı da verilir. Bunlar yazıldığı nazım şekline göre divanların da aynı türden şiirlere ayrılan bölümlerinde (kasâid. Tarihler farklı biçimlerde düzenlenmiştir. Lafzan ve mânen tarih. malî (rûmî) ve milâdî tarihe göre düzenlenmiş beyit ve şiirlere de rastlanmaktadır. 1. Birçok şair ise bu tür şiirlerini divanlarının “tevârîh” başlığı altında ayrı bir bölümde toplanmıştır. Söylenmek istenen yılı hem sözle hem de harflerinin sayı değerleriyle ifade eden tarihtir. mukattaât. 2.Tarih düşürmede genellikle hicrî kamerî yıl kullanılmakla birlikte son devirlerde hicrî şemsî. Ta‘miyeli tarih. Tarih mısraındaki harflerin sayı değerinin istenen tarihi karşılamadığı durumlarda ekleme veya çıkarma şeklinde bir hesap yapılması gereğinin bir önceki mısrada söylendiği tarihtir. Tarihi verilecek olayın rakamla değil sözle zikredildiği tarihtir. III. Bu türde bazı kelime oyunlarıyla bir sayı veya bu sayının karşılığı olan bir harf. Lafzan (lafzî/sûrî) tarih. kelime yahut tamlamanın tarih mısraından çıkarılması ya da eklenmesi suretiyle yılı gösteren sayı tamamlanır. 1030 (1620-21) yılında İstanbul Boğazı’nın donmasına Neşâtî’nin düşürdüğü tarih gibi: “Lafzan vü mânen ona dedi Neşâtî târîh Be-meded dondu sovukdan bin otuzda deryâ” Tarihin hesaplanma şekline göre genellikle üç türlü tarihle karşılaşılmaktadır. musammat vb. 1. Zor söylenmesine rağmen en çok kullanılan şekil budur. Ahmed’in 1139’da (1726) yaptırdığı köşke Nedim’in düşürüğü: “Duâ edip Nedîmâ söyledi bu mısrâı ol dem Bu kasr-ı pâk Sultân Ahmed’e yâ Rab saîd olsun” beyti gibi. Tarih manzumeleri divan edebiyatının hemen bütün nazım şekilleriyle yazılmakla beraber eldeki örnekler daha ziyade kıta şekline rağbet edildiğini göstermektedir. Hesaplandığında yılın tam olarak ortaya çıktığı tarih olup en makbul ve en güç söylenen çeşittir: İstanbul’un fethinin müjdelendiği yılı belirten Kur’an’daki “beldetün tayyibetün” (857/1453) ibaresi gibi.) yer alır. Kâtip Feyzi Efendi’nin kendi ölümü için söylediği böyle bir tarih daha sonra mezar taşına yazılmıştır: “Sıhhatimde Feyziyâ lafzan dedim târîhimi Bin yüz elli sâlde (1737) kıldım âlem-i lâhûtı câ” 2.

Birinci mısradaki “nâse” kelimesi hem “insanlara. akrostiş veya vefk tarzında anlaşılması çok zor sanatlı tarihler söylemiştir. Mu‘cem ve Mühmel Tarih: Tarih mısraı veya beytindeki noktalı ve noktasız harflerin ayrı ayrı sayı değerleri toplamının aynı yılı göstermesi şeklinde düzenlenen tarihtir. halka” hem de “nâ-se” şeklinde “üç yok” anlamı taşıdığından tarih (1144-3= 1141) (1728-29) şeklinde hesaplanacaktır. 2. Türk edebiyatında tarih düşürme bilhassa XVIII. cevherîn. Bu ilim önce Cahiliye şiirini değerlendirme maksadıyla Araplar arasında başlamıştır. Bütün harflerle söylenenler. şairler muamma veya lugaz biçiminde. Bu tür tarihe “bî-nukat. menkut. Kur’an ve tefsir ilmi içinde gelişti. Türk-İslâm edebiyatında metinlerin sanat değerini ölçe işi Belâgat ilmine havale edilmiştir. Beyânü’l-Kur’ân.  105   . Yalnız noktasız harflerin hesap edilmesiyle söylenen tarihtir. Noktasız harflerin ebced sisteminde sayı değeri çok olmadığından mühmel tarih çok zor söylenir. düşürdükleri tarihin mu‘cem olduğunu genellikle tarih mısraından önce bu kelimelerden birini zikrederek belirtirler. gevher. cevher. Sadece tarih mısraındaki noktalı harflerin hesap edilmesiyle ortaya çıkan bu tarih ayrıca “münakkat. Dütâ (dübâlâ/muzâaf) tarih. 1. Mühmel Tarih. Bu tür tarihlerde noktalı olup olmadığına bakılmaksızın bütün harfler hesaba katılır. 3. Özet Türk-İslâm Edebiyatına ait eserlerin sanat değerini belirlemede kullanılan klasik ölçme-değerlendirme birimi olan belâğat ilminin tarihçesini anahatlarıyla tanımlayabilmek. Müşkilü’lKur’ân. sâde tarih” de denir. Bunun neticesinde belâgat konuları başlangiçta “İ’câzü’l-Kur’ân. Şairler. kinaye. İ’râbü-Kur’ân. 3. İslâmdan sonra ise bir belâgat mucizesi olan Kur’an-ı Kerim’in İlâhî maksadını bütün yönleriyle anlama kaygısı bu konudaki çalışmaları daha da gerekli kılmıştır. Harflerin kullanılışından doğan özelliklere göre tarihler birkaç türlü olur. Mecâzü’l-Kur’ân. bî-cevher. mücevher.ken ikinci türün çözümü oldukça zordur. yüzyıldan sonra bir tür hüner gösterme yarışına dönüşmüş. cevherdâr. Mu‘cem tarih. taklîb veya tashîf yoluyla. Tarih mısraını meydana getiren harflerin toplamından çıkan tarih hadisenin cereyan ettiği yılın iki katını verdiği tarihtir. güher” adlarıyla da anılmaktadır.. cevherî. Üsküdar’da Şehzâde Seyfeddin Efendi Çeşmesi’nin kitâbesi ikinci türe örnektir: “Itâş-ı ‘nâse’ işrâb eyledim târîhin ey Rahmî Ne a‘lâ çeşme âbâd eyledi Şehzâde Seyfeddin”. Belâgat ve delâilü’l-i’câz” gibi adlar taşıyan kitaplarda yer aldı.

İkinci yolu seçen yazarlar belâgat meselelerini daha çok edebî tenkid ve estetik endişelerle birlikte ele almışlardır. e. yazılan eserlerde belâgat bahislerinin ağırlık kazandığı ve böylece söz konusu ilim dalının Meânî. Bu sebeple X-XIV. sanatkârın ortaya koyduklarını yorumlayabilmek. XIV. haşiye ve talikatların kaleme alındığı duraklama yahut derinleşme devresidir. Türk-İslâm Edebiyatı metinlerinde klasik belâgatin bütün kadro ve konularına ait örneklerle karşılaşılmakla birlikte Teşbih. Edebiyat konularıyla meşgul olacak her seviyedeki kişilerin bu konuları asgari özellikleriyle bilmesi ve elde ettiği bilgileri metin üzerinde değerlendirmesi gerekmektedir. Son devir.1229) Miftâhu’l-ulûm’u gibi sonradan sahanın klasikleri sayılan eserler de kaleme alınmıştı. Mecaz. Kendimizi Sınayalım 1. Delâilü’l-i’câz ve Esrârü’l-belâğa adlı kitapları ile Ebû Ya’kûb es-Sekkâkî’nin (ö. c. onları daha iyi tanıyıp. sonraki yıllarda Türk ve Fars belâgati üzerinde tercüme ve şerhleriyle asırlarca etkisini sürdürecek olan Abdülkâhir elCürcânî’nin (ö. yüzyıl sonlarına kadar devam eden uzun süreyi kapsayan üçüncü safha yeni eserler yerine.  106   . diğeri batı retoriği ile belâgat konularını kaynaştırmaya çalışan yenilikçi yazarların eserleri olmak üzere. Beyan ve Bedî’den ibaret klasik şeklini alarak teşekkülünü tamamladığı bir zaman dilimi oldu.Bu ilim dalını oluşturan Bedî’. Tecahül-i ârif. Yine bu devrede. Metinleri derinliğine anlamayı sağlar. İslâm dünyasının Batı ile temasa geçmesinin etkisiyle. yüzyıl ortalarından XIX. Teşhis ve intak. iki farklı istikamette gelişmiştir. Telmih. Bu bilgilerin ışığında. d. ikincisine Recâizade Ekrem’in Talim-i Edebiyat’ı örnektir. Belâgat konuları hakkında bilgi sahibi olmayı temin eder. bu konudaki şerh. Türk-İslâm edebiyatı metinlerini doğru okumayı sağlar. Arap dili. b. Şiirlerdeki edebi sanatları bulmamıza yardımcı olur. Seci gibi sanatlarla daha çok yüz yüze gelinmektedir Ayrıca belâgat konularının eklerinden olan ebced hesabı ve tarih düşürme bahisleri de edebî metinlerden zevk almayı kolaylaştıran sanat unsurlarındandır. yüzyılları kapsayan bu ikinci devre belâgatin bir ilim dalı olarak teşekkül etmeye başladığı. Tenâsüp. terimlerinin ortaya çıktığı. grameri ve edebiyatı konularını da bilmeyi gerektiriyordu. Beyan ve Meâni’nin ele aldığı farklı konuları kavrayarak muhtevalarını açıklayabilmek. Yine Kur’an’ın Arap diliyle ortaya konmuş bir metin oluşu. biri klasik anlayışı devam ettirmeye. günümüzde edebî sanatlar adıyla bilinen Türk-İslâm Edebiyatında sıkça karşılaşılan sanatları açıklayabilecek. İstiâre. 1079). Birincisine Türk edebiyat camiasından Ahmed Cevdet Paşa’nın kaleme aldığı Belâgat-i Osmaniye. Hüsn-i ta’lil. Leff ü neşr. Bu konuda başarılı olmanın çok metin okuma ve okunanlar üzerinde çok yönlü olarak durmayla elde edileceği açıktır. Okuduğumuz şiirlerden zevk almamıza imkân verir. Belâgatin size sağladığı en önemli husus aşağdakilerden hangisi değildir? a.

Başka bir şaire ait olan mısranın bir şiirde kullanılmasına ne ad verilir? a. Resmî yazışmalarda kullanılan nesir dilini ifade eden edebî tür ve dil bilimi aşağıdakilerden hangisidir? a. İktibas e. c. veciz. Kelâmın fasih olmak şartıyla muktezâ-yı hâle mutabık olması. Seci 4. İnşâ 5. süslü ve etkili söyleme usûlleri hakkında bilgi veren ilimdir. kolay anlaşılır. Ebced e.2. Mecâz b. Belâgat ilminin klasik tarifi aşağıdakilerden hangisidir? a. İrsâl-ı Mesel c. 3. Telmih c. Kısa. Tazmin  107   . Mecaz-ı mürsel d. b. İnşâ b. İktibas c. İstişhad d. onu daha kolay benimsetmek için herkesçe kabul edilmiş bir başka sözü. e. Teşhis d. özellikle “atasözünü kullanma” olarak tanımlanabilecek belagat unsuru aşağıdakilerden hangisidir? a. Kelâmın fasih olmak şartıyla muktezâ-yı hâle mutabık olmasının usûl ve kaidelerini bildiren bir ilmi disiplindir. Bir ifadede söze destek sağlamak. Sözü güzel. İntak e. Kelâmın fasih olmak şartıyla muktezâ-yı hâle mutabık olmasının usûl ve kaideleri. okuyana-dinleyene zevk ve haz veren söz söyleme yollarını gösteren bir ilim dalı. Tecâhül-i ârifâne b. d. manaca zengin ve derin.

d 2. hasretin ifadesi olarak kullanılan “toprak gözümde tütüyor” cümlesindeki örfîye. örneklerinde olduğu gibi zaman. Alegori ve sembolleri kullanarak zihindeki bir kavramı benzer başka bir şeyle. Yanıtınız doğru değilse İnşâ kısmını gözden geçiriniz. mekân ve sebebe bağlanarak yapılanları ise aklî mecazlara örnektir. lügaz ve muammâ.  108   . namaza delâlet eden “salât” kelimesiyle dua kastedildiği zaman şer’îye. “Ağustos buğdayları iyice sararttı”. Yanıtınız doğru değilse Belâgat konusunun girişindeki tanım ve tarif bölümünü yeniden okuyunuz. yüzyıldan itibaren süslü anlatıma yönelme eğilimi yanında. okuyucu veya dinleyicinin tasavvur ve tahayyül imkânını zenginleştirip aktarılmaya çalışılan mânaya parlaklık kazandırır. bir fiilin asıl fâilinden başkasına isnat edilmesiyle yapılanına “aklî” adı verilir. Ayrıca “örfî” ve “şer’î” olarak da bir ayırım yapıldığı görülmektedir. ebced hesabı ve tarih düşürme bahisleri edebî metinlerden zevk almayı kolaylaştıran sanat unsurlarındandır. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Belâgat konularının eklerinden olan aruz ve kafiye. Sıra Sizde 4 Türkçe belâgat kitaplarında mecazlar yapılarına göre dört kısımda ele alınmıştır: Kelime veya lafızların sözlük mânası dışında kullanılmasından kaynaklananlarına “lügavî”. Türk nesrinin külfetli ve ağır bir ifade tarzına rağbet etmesinde iktibas ve istişhâd yoluyla anlatımın önemli bir rolü olmuştur. özellikle soyut varlıkları somutlarla değiştirmek suretiyle daha etkili bir anlatım gücü sağlar. Yanıtınız doğru değilse “Tazmin” kısmını yeniden okuyunuz. Yanıtınız doğru değilse “İrsâl-ı mesel” kısmını yeniden okuyunuz. e Yanıtınız doğru değilse Belâgat bahsini yeniden ve daha dikkatle okuyunuz. a 4. c 3.Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. Sıra Sizde 2 XVI. Sanatkârane Türk nesrinin en mükemmel örnekleri sayılan Veysî ve Nergisî’nin eserlerinde görülen istişhâd örnekleri bu konudaki en uç misaller olarak kaydedilebilir. b 5. Sıra Sizde 3 İstiâre. Bir örnekle açıklayacak olursak “toprak” kelimesinin “mezar” mânasında kullanılması lügavîye.

Mustafa Ali'nin Manzum Kırk Hadis Tercümeleri. tenâsüp ve mübalağa sanatlarıyla birlikte bulunabilir. Hüsn-i Ta’lil”. a.. mlf. Ayrıca bk.V. Yekta Saraç. a. “Divan Edebiyatı”. İstanbul 1994. Kütükoğlu.”. TDV İslâm Ansiklopedisi. Yararlanılan Kaynaklar Ahmed Cevdet (Paşa). Kaya Bilgel. Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik). TDV İslâm Ansiklopedisi’nin. M. İskender Pala. 323-324. İstanbul 1299. Ömer Faruk Akün. İstanbul 1989. Ta’lîm-i Edebiyat. Mübahat S.V. İstanbul 2007. TDV İslâm Ansiklopedisi. mlf. Edebiyat Bilgi ve Teorileri (Belâgat). istiare. Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü. 384387. “İstiâre”. İstanbul 1330. “Belâgat (Türk Edebiyatı)”. TDV İslâm Ansiklopedisi. mlf. İstanbul 2000. IX. İstanbul 1991. 33-34. 451-452. Klâsik Edebiyat bilgisi Belâgat.XXIII. TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Ansiklopedisi. “Belâgat-i Osmâniye”. XIX. 380-383.V. ünitede zikredilen ve çoğu tarafımdan yazılan veya redakte edilen “edebi sanatlar”la ilgili maddeleri.Sıra Sizde 5 Tecâhül-i ârif en çok teşbih. s.XXII. “Belâgat”. TDV İslâm Ansiklopedisi.. İsmail Durmuş-İskender Pala.V. Kazım Yetiş. Menderes Coşkun. Hulûsi Kılıç. TDV İslâm Ansiklopedisi. 315-318. “İrsâl-i Mesel”. TDV İslâm Ansiklopedisi. Hasan Aksoy. Mehmed Çavuşoğlu). 387-388. A. İstanbul 2000. Recâizade Ekrem. a. Sözün Büyüsü Edebi Sanatlar. “Bedîiyyât”.. 52-53..  109   . Belâgat-i Osmâniye (nşr.

Türk İslâm Edebiyatına ait eserlerin dini ve tasavvufi vasıflarını ayırt edebilecek. Nihad Sami Banarlı’nın Resimli Türk Edebiyatı kitabından “Dinî Edebiyat Cereyanı” ile “Tekke ve Halk Edebiyatı” konularını okuyunuz.  110   . Anahtar Kavramlar • • • • Orta Asya sahası Türk edebiyatı Anadolu sahası Türk edebiyatı Tekke ve tasavvuf edebiyatı Dîvân edebiyatı Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce. yüzyıla kadar gelişim seyrini aktarabileceksiniz. Necla Pekolcay’ın İslamî Türk Edebiyatı kitabından ilgili bölümü okuyunuz. Tarihî hadiseler ve edebî ürünler arasındaki etkileşimleri yorumlayabilecek. Türk edebiyatının XV. Türk İslâm edebiyatının Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan tarihi gelişimini açıklayabilecek. • • • Türk dilinin tarihi dönemleri hakkında bilgi edininiz. • • • • • Türklerin müslüman olduktan sonra meydana getirdikleri ilk eserlerin ortak özelliklerini açıklayabilecek.Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra.

Bu dönemde yazılan eserlerde Uygur yazısı ile birlikte Arap yazısı da kullanılmıştır. devlet yöneticileri her ne kadar Türk de olsa Farsça konuşan toplulukların çoğunluğu oluşturması sebebiyle Farsça eserlerin yazıldığı görülmektedir.  111   . İslâm öncesinde Türk boyları arasında yaşayan bazı destanlar sonradan İslâmî karaktere bürünerek Müslüman Türk toplulukları arasında varlığını sürdürmüştür. pek çok alanda olduğu gibi edebî sahada da etkisini göstermiş. Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han’ın Müslüman olmasıyla devletin resmî dini haline gelen İslâmiyet Türkler arasında hızla yayılmıştır. Hâkâniye Türkçesi olarak da isimlendirilen Karahanlı Türkçesidir. Orta Asya’da Karahanlılar döneminde ortaya çıkan Türk İslâm edebiyatı bilinen büyük eserlerini XI ve XII. Yüzyıla Kadar Türk-İslâm Edebiyatı GİRİŞ VIII. Selçuklular hâkimiyetindeki Anadolu coğrafyası. Daha çok hafızalarda kayıtlı bu sözlü edebiyat. 1020) Şehnâme isimli mesnevisini Gazneli Mahmud (ö. dâhil olunan yeni medeniyet çevresinin etkisiyle yeni bir ruh ve heyecanla yoluna devam etmiştir. Müslüman Türkler’in kabul ettikleri yeni dinin kurallarını öğrenmek amacıyla Kur’an-ı Kerim’in tercüme ve tefsiri işine giriştikleri bilinmektedir. Anadolu’nun Türk ve İslâm yurdu olmasından sonra Türk İslâm edebiyatı varlığını burada devam ettirmiştir. Bununla birlikte Türklerin İslâmiyet sonrasında meydana getirdikleri müstakil eserler Karahanlılar dönemine (840-1212) rastlamaktadır. bu milletin hayatında yepyeni bir dönemi başlatmış. Kaşgar. İslâmî konu ve motiflerin hâkim olduğu bir edebiyatın ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur.XV. 1030)’a sunmuştur. Paralel dönemlerde hüküm süren Gazneliler (999-1030) devrinde Türkçe yazılan eserlere rastlanmamıştır. yüzyıldan itibaren Türkler’in Müslüman Araplar’la ilişki kurmasıyla başlayan süreç. Semerkant. Gazneliler sahasında. Osmanlı İmparatorluğu döneminde zirveye tırmanmıştır. Beylikler devri ile birlikte canlanma aşamasına geçen Türk edebiyatı. Fergana gibi Karahanlıların hâkimiyeti altında bulunan kültür merkezlerinde Türk halkına hitap edecek olan ilmî ve edebî eserler meydana getirilmeye başlanmıştır. Türklerin Müslüman olmadan önce elbette bir edebiyatları vardı. Bu dönemde kullanılan Türkçe. Şöhreti günümüze kadar ulaşmış olan İranlı büyük şair Firdevsî (ö. Türk edebiyatı bakımından en zayıf dönemini yaşamıştır. Dolayısıyla İslâmî dönemde Türklere ait ilk yazılı ürünlerin Kur’an tercüme ve tefsirleri olması muhtemeldir. Buhara. yüzyıllarda meydana getirmiştir.

şehirleri gezerek Türk lehçelerini ve manzumelerini öğrenmiştir. Bu şahsiyetler.com sitesini inceleyiniz. Araplar’a Türkçe’yi öğretmek maksadıyla yazılmıştır. bu temsili kişilerin karşılıklı soru-cevap tarzında karşılıklı konuşmalardan meydana gelmektedir. vezirin oğlunun şahsında aklı. Odgurmış’tır. hükümdara sunduğu ve huzurunda okuduğu eseri sebebiyle Has Hâciplik (Başmabeyincilik) göreviyle mükâfatlandırılmıştır. Dîvânu Lugati’tTürk. Aruzun feûlün feûlün feûlün feûl kalıbıyla yazılmıştır. YÜZYILLAR (ORTA ASYA SAHASI) Türklerin İslamiyeti kabul ettikten sonra meydana getirdikleri ilk müstakil eserler. kitabı) anlamına gelen Dîvânu Lugati’t-Türk. iyi eğitim almış bir kişi olan Balasagunlu Yusuf tarafından yazılmıştır. Nüsha. Türkçe’nin ilk sözlüğüdür. Satuk Buğra Han’ın altıncı kuşaktan torunu olan Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılmıştır. Günümüze kadar ulaşan bu eserler. Kün Togdı. 2. Balasagunlu Yusuf. Eser. Eserin aslını oluşturan dört temsili şahsiyet bulunmaktadır. 3. Kahire ve Fergana nüshaları Arap harfleriyle yazılmıştır. Eser. devlet içerisinde yönetenleri ve yönetilenleri bilgilendirmeyi hedefleyen siyasetname türünde 6645 beyitlik bir mesnevîdir. dönemin önde gelen bilginlerinin bulunduğu medreselerde yetişmiş. Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hâcib) Kutadgu Bilig. her üç nüshaya dayanarak tenkitli metin hazırlamıştır (Arat. Kutadgu Bilig. bazı şiirleri 6+5’li hece ölçüsüne de uymaktadır. Odgurmış da vezirin kardeşi şahsında kanaati temsil etmektedir. Bunlardan Herat Nüshası Uygur harfleriyle. Kutadgu Bilig. Ögdülmiş. 4. 1072 yılında yazmaya başladığı eserini 1077 yılında tamamlayarak Abbâsî halifesi Muktedî Biemrillâh (1075-1094)’a sunmuştur.turkceciler. Dîvânu Lugati’t-Türk. Kutadgu Bilig. Ay Toldı. Orta Asya’da Karahanlılar döneminde Hakaniye Türkçesi ile yazılmıştır. Türk İslâm edebiyatının bilinen ilk eseridir. Balasagun’da yazılmaya başlanmış olmakla birlikte 10691070 yıllarında Kaşgar’da tamamlanarak dönemin hükümdarı Tavgaç Kara Buğra Han’a sunulmuştur. şark-İslâm geleneğine uygun olarak Allah’ı Peygamber’i. 1. Mutluluk veren bilgi anlamına gelen Kutadgu Bilig’in amacı. Dîvânu Lugati’t-Türk (Kaşgarlı Mahmud) Türk dillerinin dîvânı (lugatı. Fatih Millet Kütüpha-  112   . Eserin tek nüshası Ali Emirî Efendi tarafından 1917 yılında sahaflar çarşısındaki bir kitapçıda bulunarak satın alınmıştır. dört sahabeyi ve dönemin hükümdarı Büyük Buğra Han’ı öven medhiyeler ile başlamaktadır. 1991). Yıllarca Türk boylarının yaşadığı bozkırları. Reşit Rahmetî Arat. Arapça ve Farsça’yı iyi bilen. Türk dilinin inceliklerine vâkıf bir kişidir. Atabetü’l-hakâyık ve Dîvân-ı Hikmet’tir. Kün Toğdı. Ay Toldı. vezirin şahsında mutluluğu. Mahmud. ancak. 1991). insanları şairin tasavvur ettiği ideal hayat tarzına kavuşturmaktır (Arat. Ayrıca eserde halk şiir geleneğine uygun olan 173 dörtlük bulunmaktadır.Türk edebiyatının tarihi dönemleri ilgili daha geniş bilgi ve örnek metinler için www. Ögdülmiş. hükümdarın şahsında doğruluğu ve adaleti. Arapça ve Farsçaya hâkim. Kutadgu Bilig’in üç nüshası bilinmektedir. XI-XII.

kültür. Dilin bütün gramer özelliklerini kapsayacak şekilde sekiz ana bölümden meydana gelmektedir. VII. coğrafya. A. Eserde yer alan şiirlerin çoğu anonim mahiyette savaş ve kahramanlık şiirleridir. Atabetü’l-hakâyık (Edip Ahmet Yüknekî) Türk İslâm edebiyatının üçüncü önemli eseri manzum bir ahlâk kitabı olan Atabetü’l-hakâyık’tır. Alp Er Tunga’nın ölümü (m. Edib Ahmed bin Mahmud Yüknekî tarafından yazılmıştır. Resim 5. Türk dilleri sözlüğü olmasının yanı sıra tarih. Yüzyıl) üzerine söylenen dörtlükler Türk şiirinin bilinen en eski örneği kabul edilmektedir. Türkçe kelime ve ekler alfabetik olarak sıralanmıştır. Edib Ahmed’in Türkistan’da Taş-  113   . kısmen de beyitler halinde yazılmış ve koşma tarzında kafiyelenmiştir. alanlarda Türk millî hafızasına ait zengin malzemeler ihtiva eden en önemli yazılı kaynaklardan biridir.1: Kaşgarlı Mahmud’un dünya haritası (Kaynak: Caferoğlu. (1970) Kaşgarlı Mahmud.nesi Ali Emirî Efendi kütüphanesinde muhafaza edilmektdir. Kelimelerin Arapça anlamı verildikten sonra sözcüklerin kullanıldığı atasözü. Eserin tıpkıbasımı ve günümüz Türkçesine çevirileri yayımlanmıştır. hikmetli söz ve manzumelerden örnekler getirilmiş ve bu örnekler Arapça olarak açıklanmıştır. vb.ö. folklor. İstanbul). Hakîkatler eşiği anlamına gelen eser. Türkçe’den Arapça’ya bir sözlük şeklinde düzenlenmiş olan eserde kelimelerin sınıflandırlmasında Araplar’ın kolay anlaması için Arapça kelime türetme sistemindeki tasnif yöntemleri kullanılmıştır. Bu şiirler büyük ölçüde dörtlükler. Mili Eğitim Basımevi. oldukça sistematik bir tarzda hazırlanmıştır. Eser. edebiyat. Dîvânu Lugati’t-Türk. Eserde ayrıca Türkler’in yaşadıkları bölgeleri göstermek üzere Kaşgarlı Mahmud’un çizdiği dünya haritası yer almaktadır.

1218-19). Sahabiler tabaktan hurma alırken bir hurma yere düşer. Bunlardan en dikkat çekici olanı Arslan Baba ile karşılaşmasıdır.  114   . Peygamber’e “Bu hurma. Bilginin faydası. Ahmed. Kitabın esasını oluşturan ve dörtlükler halinde yazılan kısımda ahlâkî konular nasihat üslubuyla ele alınmaktadır. Edib Ahmed. Süleyman Hakîm Ata (ö. Yusuf-ı Hemedânî’nin ölümünün ardından yerine geçen iki halifesinin de vefat etmesiyle üçüncü olarak Ahmed Yesevî irşad makamına geçmiştir. zamanın kötüleşmesi gibi konular sade bir dille anlatılmaktadır. kaside ve gazellerde olduğu gibi kafiyelenmiştir. Ahmed Yesevî. Cebrail Hz. Medhiyyeler hariç eserin asıl kısmı mâni tarzında kafiyelenen (aaxa) dörtlükler halindedir. İyi huylar zikredilerek övülmekte kötü huylar da yerilmektedir. Gazvelerden birinde yiyecek bulamayan sahabe Hz. Eserin sonunda yazarı belli olmayan bir dörtlükte Edib Ahmed’in gözlerinin doğuştan görmediği ifade edilmiştir. Mansur Ata (ö. Eser. rivayete göre.” der. Ahmed Yesevî Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında dünyaya gelmiştir. Said Ata (ö. peygamber. Eserin sonunda kimin tarafından yazıldığı belli olmayan muhtemelen Edip Ahmed’in çağdaşı bir şair tarafından yazılan müelliften bahseden ilave şiirler bulunmaktadır (Arat.1197). Arapça ve Farsça’yı bilen takva sahibi bi zattır. dinî ilimlere vâkıf. altmış üç yaşına eriştiğinde Hz. Bundan sonra Yesi şehrine dönerek irşad görevini burada sürdürmüştür. ona olan saygısının bir işareti olarak bir kuyu kazdırıp ömrünün geri kalanını yerin altında geçirmiştir. Çocuk yaşta iken anne ve babasını kaybetmiş ve bakımını ablası Gevher Şehnaz Hanım üstlenmiştir. dört sahabi ve hükümdarın övgüsüyle eserine başlamaktadır. 1992). Muhammed’e gelerek yiyecek ricasında bulunurlar. 1166) ve Hikmetleri Ahmed Yesevî. Arslan Baba vefat edince Buhara’ya giderek Şeyh Yusuf-ı Hemedânî’ye intisap etmiştir. Çok sayıda müridi olmuştur. Onun tarihî hayatı ile ilgili bilgiler oldukça azdır. dilin korunması. Sahabilerden cevap gelmeyince orada bulunanlardan Arslan Baba Allah’ın inayeti ve Hz. Türkler arasında kendi adıyla tarikat kurmuş bir mutasavvıftır. ümmetinizden Ahmed adlı birinin kısmetidir. Muhamed’in sahabilerinden birisidir. Ahmed Yesevî’nin hayatı hakkında menkıbeler de teşekkül etmiştir. dünyanın aldatıcılığı. yüzyılın başlarında yaşadığı tahmin edilmektedir. eğitimine bu şehirde başlamıştır. Muhammed’in bu yaşta vefat etmesi sebebiyle. Peygamber’in duası üzerine Cebrail tarafından bir tabak hurma getirilir. Bu kısımlar beyit düzeninde yazılmış. Bunun üzerine Hz. Hz. Daha sonra Yesi’de bulunan mutasavvıflardan Arslan Baba’ya intisap ederek tasavvuf yoluna yönelmiştir. yüzyılın sonları ile XII. Atabetü’l-hakâyık. aruzun feûlün feûlün feûlün feûl kalıbıyla yazılmıştır. Menkıbeye göre. Müellif. Peygamber emaneti kimin teslim edeceğini sorar. Peygamber’in delaletiyle görevi yerine getireceğini bildirir. Ablasıyla birlikte Yesi’ye göç etmişlerdir. 1186) bunlardan en meşhur olanlarıdır. Karahanlılar döneminde medana getirilen ilk edebî eserlerin muhtevalarında hangi unsurlar öne çıkmıştır? Hoca Ahmed Yesevî (ö. Arslan Baba Hz.kent yakınlarındaki Yüknek şehrinde XI. Emîr Muhammed Dâd Sipehsâlâr Bey adındaki bir hükümdara takdim edilmiştir. geleneksel tertibe uygun olarak Allah.

sebep anlamlarına gelmektedir. Ölecek sıçan kedi ayağını kaşır. / arkasız kahraman çeriyi bozamaz. Zaman içerisinde Ahmed Yesevî’nin söylediği hikmetlerle müridlerin söyledikleri hikmetler karışmıştır.Hz. hangisinin dervişlerine ait olduklarını belirlemek de mümkün değildir. 2. Sonradan söylenilen bazı hikmetlerin Ahmed Yesevî’ye mal edildiği de görülmektedir. Dîvânu Lugati’t-Türk. Tembele bulut (dahi) yük olur. Tay atasa at tınur / Oğul eredse baba dinlenür. Korkmuş kişige koy başı koş körünür. Arpasız at koşmaz. Biş erngek tüz ermes. Bir karga birle kış kelmes. Bir karga ile kış gelmez. Arpasız aşumas. Teve silkinse eşgekke yük çıkar. 5. / Arkasız alp çerig sıyumas. konular oluşturur. 4. Deve silkinse eşeğe yük çıkar. ve Atabetü’l-hakâyık isimli eserler. Dîvânu Lugati’t-Türk’de Geçen Bazı Atasözleri 1. Ermegüge bulut yük bolur. Zira bu eserlerin yazıldığı dönemde Türkler arasında tasavvuf henüz yayılmamıştı. cennet ve cehennem vb. ahlakî düsturlar. Ahmed Yesevî Orta Asya bozkırlarında kendisine tabi olan dervişlerine dinî ve tasavvufî hakikatleri. Arslan Baba beş yüz yıldır damağında sakladığı hurmayı ağzından çıkararak sahibine teslim eder (Eraslan. Bu bakımdan elimizdeki Dîvân-ı Hikmet nüshalarındaki bütün hikmetlerin Ahmed Yesevî’ye ait oldukları söylenemez. Onu arkadaşlarıyla oynarken bulur. kıyamet. 3. Tay yetişirse at dinlenir /Oğul erleşirse baba dinlenir. Orta Asya’da tasavvuf edebiyatı Ahmed Yesevî’nin hikmetleri ile başlamıştır. Bununla birlikte hikmet adı altında yazılan şiirler temelde Ahmed Yesevî’nin inanç ve düşünce dünyasını yansıtmaktadır. Hikmetlerin ana çerçevesini şeriat ve tarikat esasları. 6. Hatta bu hikmetlerin hangisinin Ahmed Yesevî’ye. Orta Asya’da Ahmed Yesevî’nin önde gelen halifelerinden Süleyman Hakîm Ata’nın eserleri hakkında bilgi edininiz. Arslan Baba bu işaretle Yesi’ye gelerek küçük Ahmed’i aramaya başlar. Öldeçi sıçgan muş ayakı kaşır. Arslan Baba henüz hurmadan bahsetmeden Ahmed emaneti vermesini ister. 1993). Hikmet. Edebî olarak ise Ahmed Yesevî’nin dinîtasavvufi manzumelerine hikmet denilmektedir. bilgelik. tarikatın âdâb ve erkânını öğretmek gayesiyle “hikmet”ler söylemiştir. dünya hayatı. Hikmet söyleme geleneği Yesevî dervişleri tarafından devam ettirilmiştir. Beş parmak düz (bir) olmaz. Korkmuş kişiye koyunun başı koç görünür. Hatta bazı hikmetlerin dil özellikleri bakımından Yesevî’nin yaşadığı dönenmin dil özelliklerini yansıtmadığı görülmektedir. Peygamber mübarek hurmayı kendi eliyle Arslan Baba’nın damağına yerleştirir.  115   . Bu manzumelerin toplandığı esere de Dîvân-ı Hikmet adı verilmiştir. peygamber sevgisi. Karahanlılar döneminde yazılan Kutadgu Bilig. dinî muhtevalı olmakla beraber tasavvufî özellik taşımamaktadır. ilâhî aşk. 7. 8. kelime anlamı itibarıyla hâkimlik.

Âyet. hadis her kim dese sâmi ol sen. Kanı kan ile yıkamazlar. Ben defter-i sâni sözünü açtım işte Sözü didar isteyen herkes için söyleyip.  116   . hemdem ol sen. yetimlerin gönlünü avlayıp. Hem o gece Mirâc’a çıkıp didar gördü. Mahşer günü dergâhına mahrem ol sen Ben-sen diyen kimselerden geçtim işte. Geri inip garip. Canı cana bağlayarak damarları ekleyip. Ümmet olsan.9. Kanı Kan ile yumas. Öyle mazlum yolda kalsa. Gönlü bütün kimselerden geçtim işte. cevher saçtım işte. yetim izleyip yürüdü. Bir tilkinin derisi iki kere soyulmaz. Riyâzeti katı çekip. merhem ol sen. yetimleri Resûl sordu. Bir tilkü terisin ikile soymas. kanlar yutup. fakir. Nerde görsen gönlü kırık. Gariplerin izini izleyip indim işte. 10. Ahmed Yesevî’nin Hikmetlerinden Bismillâh dip beyân eyley hikmet aytıp Tâliblerge dürr ü güher saçtım muna Riyâzetini katığ tartıp kanlar yutup Min defter-i sânî sözin açtım muna Sözni aydım her kim bolsa dîdâr-taleb Cânnı cânğa peyvend kılıp rengni ulap Ğarîb fakîr yetîmlerni könglin avlap Köngli bütün halâyıkdın kitçim muna Kayda körseng köngli sınuk merhem bolğıl Andağ mazlûm yolda kalsa hemden bolğıl Rûz-ı mahşer dergâhığa mahrem bolğıl Mâ vü menlik halâyıkdın kitçim muna Ğarîb fakîr yetîmlerni Resûl sordı Uşol tüni Mi’râc çıkıp dîdâr kördi Kaytıp tüşüp ğarîb yetîm izlep yördi Ğarîblemi izin izlep tüştim muna Ümmet bolsanğ ğarîblerge tâbî’ bolğıl Âyet hadîs her kim aytsa sâmî’ bolğıl Rızk u rûzî her ne birse kâni’ bolğıl Kâni’ bolup şevk şarâbın içtim muna Bugünkü Türkçesi Bismillah’la başlayarak hikmet söyleyip Tâliplere inci. Garip. Garip. fakir. gariplere tâbi ol sen.

nasip her ne verse. YÜZYIL (ANADOLU SAHASI) Malazgirt zaferiyle birlikte Anadolu’nun kapıları Türkler’e açılmıştır. bugün Afganistan sınırları içerisinde kalan Belh şehrinde dünyaya gelmiştir. eski Türk destanlarındaki “alp” tipinin İslâmî hüviyete bürünerek “gazi” tipine dönüştüğü görülmektedir. Mevlâna’nın ikinci eseri. yüzyıl Anadolu’sunda Türk-İslâm edebiyatının temsilcilerinin mutasavvıf. kani ol sen. Diğer taraftan Anadolu’da gerçekleştirilen fetihlerde adı öne çıkan kahramanların mücadeleleri destanî anlatımlarla yaşatılmıştır. Mevlâna’nın olgunluk dönemi eseridir. Mevlâna. XIII. Mevlâna eserlerini Farsça yazmış olmasına rağmen Türk edebiyatı üzerinde en etkili şairlerden biri olmuştur. 17 Aralık 1273 yılında Konya’da vefat etmiştir. İlk eğitimini babası Burhaneddin Veled (ö. Mevlâna Mesnevî’nin özü  117   . Türkler’in Anadolu’da yerleşmeleri ile bu coğrafyada İslâmî Türk edebiyatının gelişimi arasında sıkı bir münasebet vardır. sonra da Anadolu’ya gelmişlerdir. Bu destanlar başlangıçta eski Türkler’deki destan geleneğine uygun olarak sözlü olarak söylenmiş. yüzyılda Moğol akınları ve çeşitli sebeplerle çok sayıda Oğuz Türk’ü Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya göç ederek burayı yurt edinmişlerdir.48) XIII. Kani olup şevk şarabını içtim işte. 1231)’den alan Mevlâna. Şems’in ortadan kaybolmasıyla Mevlâna derin bir yalnızlığa düşmüştür. Özellikle Orta Asya’dan göçen ve hikmetler söyleme geleneğine sahip Yesevî dervişlerinin Anadolu’da Türk edebiyatının gelişmesinde önemli rolü olmuştur (Köprülü. 1991). Şems. Mevlâna’nın üçü mensur beş adet eseri bulunmaktadır. (Eraslan. Bir süre sonra babasının öğrencilerinden Selahaddin Zerkub isimli bir kuyumcu ile dostluk kurmuş. Divandaki şiirlerinde Şems mahlasını kullanmıştır. onun da vefatıyla Mesnevi’nin yazılmasını teşvik etmiş olan Hüsameddin Çelebi ile arkadaş olmuştur. XIII. Hepsi de dönemin edebî geleneğine uygun olarak Farsça yazılmıştır. Bizanslılar’a karşı savaşlarda gösterdiği kahramanlık sebebiyle Battal Gazi’nin ismi etrafında Battalnâme. Mevlâna’nın sanatçı kişiliğini ortaya koyan ve lirik şiirlerini ihtiva eden eseri Divân-ı Kebir’dir. Bu dönemde. ona dünya çapında şöhret sağlamış olan Mesnevi’sidir. özellikle de Mevlevîliğe mensup şairleri derinden etkilemiştir. sonraki yüzyıllarda yazıya geçirilmiştir. Mevlâna. 1242)’nin yanında tasavvufi eğitim almıştır. Türk asıllı olan ancak eserlerini Farsça yazmış olan Mevlâna Celâleddin-i Rûmî bu yüzyılın en büyük şairidir. Şiir tekniği bakımından Divan şairlerine öncülük etmekle birlikte tasavvufi düşüncesi itibarıyla da hemen hemen bütün tasavvuf şairlerini.Rızık. 1212 yılında ailesiyle birlikte önce İran’a. 1993. Mevlâna’nın duygu ve düşünce dünyasının şekillenmesinde fevkalade etkili olmuştur. Bu eserlerde. ilk yazılı ürünlerin de dinî tasavvufî mahiyette eserler olduğu görülür. Orta Anadolu’ya kadar birçok şehri fethetmiş olan Dânişmend Gazi’nin ismi etrafında da Dânişmendnâme ve Anadolu ve Rumeli’nin fethinde önemli rolü bulunan Saru Saltuk’un menkabelerini anlatan Saltuknâme isimli destanlar meydana getirilmiştir. daha sonra babasının öğrencisi Seyyid Muhakkik Tirmizî (ö. Bu yüzden esere Divânı-ı Şems-i Tebrizi de denilmiştir. Seyyid Burhaneddin’in vefatından sonra Konya’ya gelen Şems-i Tebrizî ile tanışmıştır.

Türkçe yazma konusunda âlim ve edipleri cesaretlendirmiş olmalıdır. Arapça yazılmış. atasözü ve eğitici hikâyeler bulunmaktadır. 1725). Şefik Can (ö. Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled (ö. Mesnevi etrafında Türk edebiyatında bir çeviri ve şerh edebiyatı meydana gelmiştir. Bütün bir devrin âdetleri. mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşmayacak. Eser. gören[ek]leri. Kitâbü’l-fevâid. geri kalan yaklaşık 25600 beytini Hüsameddin Çelebi’ye yazdırmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makâlât. mesnevî nazım biçiminde aruzun Failatün failatün failün kalıbıyla yazılmıştır. gözle görülür bir halde canlanır. 1277)’dir. yüzyıl sona ererken edebî eserlerde Farsça ile birlikte Türkçe de kullanılmaya başlamıştır. Bazen da Mevlâna. hadis. irşad göreviyle Anadolu’ya gönderildiği nakledilmiştir. Mevlâna’nın dönemin önde gelen kişilerine yazdığı 145 mektuptan oluşmaktadır. 2005) tanınmış Mesnevî şârihleridir. gördüğü şeyleri anlatırken de realiteye büyük ehemmiyet verir. fikirlerini izah eder. Şerh ve tercüme faaliyetleri günümüzde de devam etmektedir. Mesnevî’nin muhteva özelliklerini şöyle açıklamaktadır: “Mesnevî’nin hemen her bahsinde Kur’an kıssaları geçer. Makâlât. Bursalı İsmail Hakkı (ö. Menkabelerde göre Ahmed Yesevi’nin müridlerinden olduğu. 1938). Ankaralı İsmail Rusuhî Efendi (1631). ve her bir kapıda on prensibi ihtiva eden kırk makamın açıklaması oluşturmaktadır. 1951). Hacı Bektaş-ı Veli’inin tasavvufi görüşleri en ayrıntılı olarak Makâlât isimli eserinde yer almaktadır. bu sistem içinde yaradılış ve dünya telâkkilerinden. Fatiha Sûresi Tefsiri. “Yedi meclis” anlamına gelen Mecalis-i Seb’a Mevlâna’nın gençlik döneminde yapmış olduğu yedi vaazı ihtiva eden mensur bir eserdir. çok sayıda derviş yetiştirmiştir. 1738-39 ) şair Mesnevi’yi aynı aruz kalıbıyla nazmen tercüme etmiştir. düşünce ve sezişleri elle tutulur. Mesnevî’nin İçerisinde çok sayıda ayet. Mesnevî. Yunan felsefesiyle bu felsefenin İslâmî şekli olan Hükemâ felsefesinden. kitabında kelâm kaidelerinden. Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiş ve Sulucakarahöyük’e yerleşmiştir. 1312) eserlerini genel olarak Farsça yazmakla birlikte eserlerinin içinde Türkçe beyitler de  118   . kendi maceralarını kapalı yahut açık bir surette anlatır. Ahmet Avni Konuk (ö. Bu bakımdan Mesnevî’ye ‘Magz-ı Kur’an-Kur’an’ın içyüzü’ diyenler tamamıyla haklıdırlar.” (Gölpınarlı. Mevlâna’nın bir diğer eseri çeşitli konulardaki sohbetlerininin derlenmersinden oluşan Fihi Ma fih’tir. büyük sofilerin menkabelerinden bahseder. Karamanoğlu Mehmed Bey’in 1277 yılında devletin idaresini ele aldıktan sonra yayımlamış olduğu “Bu günden sonra hiç kimse divanda. Bektaşîlik tarikatının kurucusu olan Hacı Bektaş-ı Veli. yüzyılın eser sahibi mutasavvıflarından biri Mevlâna ile çağdaş olan Hacı Bektaş-ı Veli (ö. Abdülbaki Gölpınarlı (ö.” şeklindeki fermanı. 1988.kabul edilen ilk on sekiz beytini bizzat yazmış. XIII. Mevlâna. Mevlâna gezdiği yerleri. bargâhta. Bunlardan başka nasihat ve şathiyelerini içeren risaleleri bulunmaktadır. marifet ve hakikat). isimli eserleri vardır. Bu yalnız hikâyelerde değildir. Tahir Olgun (ö. sonradan mensur ve manzum olarak Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Türkçe başta olmak üzere birçok dünya diline çevrilmiştir. Makâlât’ın temel konusunu dört kapı (şeriat. Son eseri Mektubat. Mesnevî’de yer yer realiteye de ehemmiyet vermiştir. XIII. 1981). tarikat. dergâhda.V). Besmele Şerhi. Süleyman Nahîfi (ö. Abdülbâkî Gölpınarlı. Birçok beyitlerinde âyet ve hadislerden lâfzî ve manevî iktibas ve tazminler vardır.

Şiirlerinde bugün arkaik kabul edilen pek çok Türkçe kelime kullanmıştır. Mekke. Bununla birlikte Yunus’un şiirlerindeki lirizm. Niyazi-i Mısri gibi meşhur mutasavvıf şairler Yunus’un açtığı yolda yürümüşlerdir. şiirsellik öylesine yoğundur ki öğreticilik vasfı. Hayatı hakkında bilinenlerin çoğu menkabelere dayanmaktadır. Rebabnâme isimli manzum. Bu eserlerden İbtidanâme’de. Vâhib Ümmî. Onun asıl önemi. Na’t. gıybet ve bühtan olmak üzere altı başlık halinde yazılmıştır (Tatçı. Türk tasavvuf edebiyatının şüphesiz en dikkate değer şairi Yunus Emre (ö. türlere de rastlanmaktadır (Tatçı. temel prensiplerini Mevlâna’nın koymuş olduğu Mevlevîliği sistemli bir tarikat haline getirmiş olmasıdır. ilahî bilgiyle donanmış âlim ve ârif bir kişidir (Tatçı. 1989). sanatı.  119   . Yunus Emre’yi önemli kılan onun dili. Yüzyılın sonlarında yaşadığı söylenen şairlerden biri hakkında fazla bilgi bulunmayan Şeyyad Hamza’dır. sabır. Yunus Emre’nin Divan’ı ve Risâletü’n-nushiyye isimli mesnevisi bulunmaktadır. buhl ve hased. Aziz Mahmud Hüdayi. Eldeki bilgiler onun tahsil yapıp yapmadığını açıklamaya yetmemektedir. nutuk. Maarif adıyla da mensur eseri bulunmaktadır. Aslında bu yüzyılda birden fazla Ahmed Fakih adına rastlanmaktadır. Eski kaynaklarda Yunus’un ümmî bir kişi olduğu nakledilmiştir. Onun şiirlerinin dikkat çekici bir yönü de âşıkane bir üslupla yazılmış olmasıdır. Rebabnâme’de 162 Türkçe beyit bulunmaktadır. Elmalılı Ümmî Sinan. Türkçe tasavvufî terim dilinin kurucusu sayılmıştır (Tatçı. Kudüs gibi şehirleri ile buradaki kutsal mekânların anlatıldığı Kitâbü Evsâf-ı Mesâcid isimli eserler Ahmed Fakih ismine izafe edilmektedir (Sertkaya. 1990). Yunus Emre’nin altı yüz beyitlik didaktik bir mesnevîsidir. Bunun yanı sıra dile yerleşmiş olan ve yaşadığı dönemde kolayca anlaşılabilecek Arapça ve Farsça kelimeleri de kullanmaktadır. Şam. 1307 yılında yazılmıştır. nefes türünde şiirler yer almakla birlikte Münâcât. 76. 1320) de bu yüzyılda yaşamıştır. Şeyyad Hamza’nın 1529 beyitlik Yusuf u Züleyha isimli mesnevisi. Hemen hemen bütün şiirlerine hâkim olan bu üslup “Yunus tarzı” olarak ekolleşmiştir. Risâletü’n-nushiyye. Tasavvuf edebiyatının bütün ürünlerinde olduğu gibi Yunus’un şiirlerinin de amaç öğretmek olup şiir araç olarak kullanılmıştır. âşıkane üslubu ve kendisinden sonra gelen bütün mutasavvıf şairleri etkileme gücüne sahip olmasıdır. On üçüncü yüzyılda yaşamış ve eserleri günümüze ulaşan şairlerden biri de Ahmed Fakih’tir. 1990). 1990). İbtidanâme. Eşrefoğlu Rûmî. tekke çevresinde yetişmiş. Bununla birlikte o. Ruh ve akıl. Sultan Veled’in Divan. İbrahim Ümmi Sinan. buşu (gazab). Miraciye. ölüm ve ahiret hayatına hazırlanmanın gerekliliğinden bahseden ve bazı araştırmacılar tarafından edebiyatımızda ilk mevlid örneği olarak da kabul edilen Çarhnâme. 1991). Dünyanın geçiciliği. Dîvân’da daha ziyade ilâhi aşkı konu edinen ilâhî. Nasihatnâme vb. Çok eser yazmakla birlikte Sultatn Veled babası kadar güçlü bir şair değildir. Kesin olmamakla birlikte Orta Anadolu ve Batı Anadolu bölgelerinde yaşadığı kabul edilir. 36 beyitlik Dasitan-ı Sultan Mahmud adlı küçük bir mesnevisi ile az sayıda dini-tasavvufi şiirleri bulunmaktadır. dâhi bir sanatkârın dilinde âdeta eriyip gitmektedir. Kullandığı Türkçe dönemin karakteristik özelliklerini yansıtır. Yunus şiirlerinde aruzun hece veznine uyan basit kalıplarını kullanmıştır. Medine. İntihanâme. Sonraki yüzyıllarda yetişen Kaygusuz Abdal.bulunmaktadır. Eser. kibir ve kanaat.

yüz suyın bulmakdur. İkincisi. Üçünci Makâmı: Elinden geleni men’ itmemekdür. Dokuzuncı Makâmı: Münâcâtdur. Birincisi. Sekizinci Makâmı: Sırdur. Yunus Emre çizgisinde daha çok halk edebiyatı nazım şekillerini kullanarak ilerlemiştir. Makâlât’tan “Hakîkat Makâmın Beyân ider: Hakîkatun Evvel Makâmı: Toprak olmakdur. Zîrâ kim vahdet evindedür. Yunus Emre Dîvânı’ndan İlim ilim bilmekdür ilim kendin bilmekdür Sen kendüni bilmezsin yâ niçe okumakdur Okumakdan ma’nî ne kişi Hakk’ı bilmekdür Çün okudun bilmezsin ha bir kuru emekdür Okıdum bildüm dime çok tâ’at kıldum dime Eri Hak bilmezisen abes yire yilmekdür Dört kitâbun ma’nîsi bellüdür bir elifde Sen elif dirsün hoca ma’nîsi ne dimekdür  120   . Anadolu’da meydana getirilen tasavvufî edebiyat iki ana koldan ilerlermiştir. Onuncı Makâmı: Müşâhededür ve Çalab’a ulaşmakdur. Yedinci Makâmı: Seyrdür.” (Yılmaz. Altıncı Makâmı: Sohbetdür ve esrâr-ı hakîkat söylemekdür.Fuad Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar isimli eserini okuyunuz. İkinci Makâmı: Yetmiş iki milleti ayıblamamakdur.81). Mevlâna ve Sultan Veled çizgisinde divan edebiyatının nazım şekillerini. 2005. Dördünci Makâmı: Dünyâ içinde yaradılmış nesneye emîn olmakdur. Beşinci Makâmı: Mülk ıssına yüz sürüp.

Yûnus Emre dir hoca gerekse bin var hacca Hepisinden eyüce bir gönüle girmekdür (Tatçı. 1990) Mevlâna ve Yunus Emre’den sonra Anadolu’daki Türk edebiyatı ne şekilde bir gelişim seyri izlemiştir? Mesnevî’nin İlk On Sekiz Beyti (Nahîfî Tercümesinden) Dinle neyden kim hikâyet etmede Ayrılıklardan şikâyet etmede Der kamışlıkdan kopardılar beni Nâlişim zâreyledi merd ü zeni Şerha şerha eylesin sînem firâk Eyleyem tâ şerh-i derd-i iştiyâk Her kim aslından ola dûr u cüdâ Rûzgâr-ı vaslı eyler muktedâ Ben ki her cem’iyyetin nâlâniyem Hem dem-i hoş-hâl ü bed-hâlâniyem Her kişi zu’munca bana yâr olur Sohbetimden tâlib-i esrâr olur Sırrım olmaz nâlişimden gerçi dûr Lîk yok her çeşm ü gûşa feyz-i nûr Birbirinden cân ü ten pinhân değil Lîk yok destûr-ı rü’yet câna bil Oldu âteş sıyt-ı ney sanma hevâ Kimde bu âteş yoğ ise hayf ana Âteş-i aşk iledir te’sîr-i ney Cûşiş-i aşk iledir teşvîr-i mey  121   .

Yârdan mehcûra hem-derd oldu ney Çâk-sâz-ı perde-i merd oldu ney Ney gibi bir zehr ü tiryâk olamaz Ney gibi dem-sâz ü müştâk olamaz Ney verir bir râh-ı pür-hûndan haber Aşk-ı Mecnûn kıssasın takrîr eder Bî-dilândır mahrem-i esrâr-ı hûş Yok zebâna müşterî illâ ki gûş Derdimizden rûzlar bî-gâh olur Rûzlar çok söz ile hemrâh olur Gam değildir günler eylerse güzer Sen hemân bâkî ol ey pâkize-ter Mâhiyi bahr olamaz sîrâb-sâz Rûz-ı bî-rûzî olur gâyet dirâz Puhte hâlin hîç fem etsin mi hâm İhtisâr üzre gerek söz vesselâm (Çelebioğlu. etrafında toplanan âlim ve sanatkârlardan Türkçe eser yazmalarını istemişlerdir. Bu durum. İyi eğitimli Selçuklu sultanlarına göre Türkçe’den başka dil bilmeyen Beyler. Fatiha ve ihlâs sureleri) tefsirleri. YÜZYIL On dördüncü yüzyıl. Bu yüzyılda yazılan ve Anadolu’daki çeşitli Beylere takdim edilen kısa surelerin (Yasin. Anadolu’da Türkçe’nin yazı dili haline gelmesinde bir dönüm noktasıdır. Tebareke. Selçuklular’ın yıkılmasından sonra Anadolu’da kurulan Beylikler. 1999). konuşulan ve yazılan dilin özellikleri itibarıyla Eski Anadolu Türkçesi veya Erken Dönem Osmanlı Türkçesi olarak adlandırılan Türk dilinin özel bir devresi kabul edilmiştir (Özkan. Bu dönem.1967) XIV. siyasi tarih bakımından olduğu kadar edebiyat tarihi bakımından da bir geçiş dönemini temsil ederler. Anadolu’da edebî dilin gelişmesinin itici gücü olmuştur. Kısas-ı Enbiya ve Tezkiretü’l-evliyâ çevirileri Türk dilinin tarihi gelişimi bakımından kıymetli belgeler olarak değerlendirilmiştir (Levend. 1949).  122   .

Himayesinde bulunduğu Mısır meliki Mansur Ali’nin isteği üzerine yazmıştır. Bugün Çorum’un Mecitözü ilçesine bağlı. Allah aşkı. Âşık Paşa’nın oğlu Elvan Çelebi (ö. halkı Hak’tan mahrum etmemek için eserini Türkçe yazmıştır. Soylu bir aileye mensuptur. Garibnâme’nin sanat düşüncesinden ziyade okuyanları bilgilendirme amacına yönelik olarak yazıldığı aşikârdır. her bölüm ayrı ayrı on kıssaya yer vermiştir. Asıl adı Süleyman’dır. Sema Risalesi ve Tasavvuf Risalesi adlı eserleriyle muhtelif şiirleri vardır. XV. vahdet-i vücud anlayışını işleyen yaklaşık 5000 beyitlik bir mesnevidir. toplum ve devlet anlayışına uzanan oldukça geniş ve çeşitli konu kadrosuna sahiptir. İbn Hişam. Konusu itibarıyla Türk İslâm edebiyatında siyer türünün müstakil bir örneğidir.613 beyit tespit etmiştir (Yavuz. Vasf-ı Hal. Eser. Feridüddin Attar’ın Mantıku’t-tayr isimli eserini bazı ilave ve değişiklerle çevirerek Türkçe’ye kazandırmıştır. Garibnâme isimli eseriyle şöhret bulmuş olan Âşık Paşa (ö. Yüzyılın ünlü tarihçisi Aşıkpaşazâde’nin büyük dedesidir. Gözleri görmediği için anadan doğma kör anlamına gelen “Darîr” lakabını kullanmıştır. Menâkıbü’l-kudsiyye isimli 2081 beyitlik bir mesnevisi bulunmaktadır. Yüzyılın önde gelen mutasavvıf şairlerinden biri. peygamber sevgisinden alimlere saygı ve muhabbete. 1368) de mutasavvıf bir şairdir. Âşık Paşa. Garibnâme ayrıca. Gülşehrî’nin Türkçe ve Farsça başka eserleri de bulunmaktadır. Bununla birlikte şairin samimi üslubu okuyucularda tesir uyandıracak niteliktedir. Beyit sayısı on iki bin olarak bilinmekle birlikte eser üzerinde çalışanlar farklı sayılar ileri sürmüşlerdir. 1317’den sonra)’dir. Garibnâme. babasının ölümü üzerine Kırşehir’deki zaviyede şeyh olmuştur. Onun en mühim eseri. Darîr’in Siretü’n-  123   . Âşık Paşa’nın Garibnâme isimli eseri aruzun fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılmış dinî. Süleyman Çelebi’nin mevlid manzumesine kaynaklık eden eserlerden biridir. Yazımı 1330 yılında tamamlanmıştır. Babaîler isyanına karışan Baba İlyas Horasanî’nin torunu. 1332)’dır. Türk dilinin hakir görüldüğü bir dönemde her türlü eleştiriye göğüsleyerek. zahirî ve batınî ilimleri tahsil etmiş. Bu yüzyılda eser vermiş olan müelliflerden biri Gülşehrî (ö. Âşık Paşa’nın Türkçeye verdiği değer onun eserinin kıymetini artırmaktadır.Anadolu’da Türkçenin edebî dil haline gelmesinde siyasî hadiselerin ne tür bir etkisi olmuştur? On dördüncü yüzyıl dinî-tasavvufi edebiyatın verimli bir dönemi olarak göze çarpmaktadır.tasavvufî öğütler içeren bir mesnevîdir. Garibnâme’yi yayımlayan Kemal Yavuz 10. Âşık Paşa’nın Garibnâme’den başka Fakrnâme. Vakıdî gibi siyer müelliflerinin eserlerinden yararlanarak meydana getirdiği altı ciltlik Siretü’n-Nebî‘dir. Kırşehir’de doğmuş olup asıl adı Ali’dir. mensur olmakla birlikte zaman zaman manzum parçalar da ihtiva etmektedir. hastalıklar ve çarelerinden aile. kendi adıyla anılan köyde yaşamıştır. Eserin matematiksel bir düzeni vardır. Hafıza gücüyle ilimleri tahsil ederek kadılık makamına ulaşmıştır. Kimya Risalesi. Başlıca on bölüme. Yavuz’un tepsilerine göre işlediği konu sayısı 550’yi bulmaktadır. Âşık Paşa’nın eseri gibi Süleyman Çelebi’nin mevlid manzumesine kaynak oluşturmuştur. On dördüncü yüzyılda yetişen dinî edebiyatın temsilcilerinden biri Erzurumlu Kadı Mustafa Darîr’dir. Gülşehrî. Eser. Adı. 2000). Kırşehir’in Gülşehir kasabasında yaşadığı için bu mahlası kulanmıştır.

Nebî’den başka Fütuhu’ş-Şam Tercümesi. Âzeri sahasında olmakla birlikte Seyyid Nesimî (ö. 1404) Türk tasavvuf edebiyatının bu asırdaki en büyük şairlerinden biridir. 1331’den sonra)’i. 1412). Divan şiirinin öncülerinden olan Ahmedî (ö. Ali Gazavatnâmeleri ve Muhammed Hanefi Cenknâmeleri’nin müellifi Dursun Fakih (ö. Yüz Hadis Tercümesi ve Kıssa-i Yusuf isimli eserleri vardır. Hamza’nın kahramanlıklarını konu edinen Hamzanâme isminde mensur bir eseri vardır. İskendernâme isimli meşhur mesnevisine dinî edebiyata ait bir tür olan “Mevlid” manzumesini eklemiştir. Yine Ahmedî’nin kardeşi Hamzavî’nin Hz. Hz. Muhammed’in amcası Hz. İnancı yüzünden Halep’te derisi yüzülerek öldürülmüştür. 1393)’ye intisap etmiş. Hurufiliğin kurucusu Fazlullah-ı Hurufî (ö. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makalât’ını Türkçeye tercüme ettiği rivayet edilen ve Yunus tarzı şiirleriyle tanınan Said Emre’yi ve Hacı Bektaş’ın takipçilerinden olup Nasihatnâme’siyle tanınan Abdal Musa’yı sayabiliriz. Türk İslâm edebiyatına dair bu yüzyılda eser veren diğer temsilcilerini de şöylece sıralayabiliriz. Garipnâme’den Kim alursa bu kitâbı yâdına İre cümle ma’nînün murâdına Gerçi kim söylendi bunda Türk dili İlle ma’lûm oldı ma’nî menzili Çün bilesin cümle yol menzillerin Yirmegil sen Türk ü Tâcik dillerin Kamu dilde varıdı zabt-ı usûl Bunlara düşmüşidi cümle ukûl Türk Diline kimsene bakmazıdı Türklere hergiz gönül akmazıdı Türk dahi bilmezidi ol dilleri İnce yolı ol ulu menzilleri Bu Garib-nâme anın geldi dile Kim bu dil ehi dahi ma’nî bile  124   . Bunlardan başka yüzyılın dikkate değer simaları arasında Kıssa-i Yusuf isimli mesnevisi ile Sulu Fakih’i. onun fikirlerini savunmuştur.

kimden ma’siyet ve kimden tâ’at gelsin. biribirine düşmandur. ol ılanlardan aşağa bir ejdeha ağzın açmış. birkaç aru kuyu kıranında dirilmiş birkaç gömeç bal eylemiş. Nâgah bir kuyuya irişdi. İt mahrûm kaldı. Ol iki sıçan ol köki kesdiler. dünya zevkine aldanup ölümlerin unıtmadılar. Pes âkıl oldur ki bu dünyâ zevkine mağrur olup ölümi unutmaya. Sınamak (25/a) bir kişiye gerek ki ol işlerün sonı ne olasın bilmeye. yüz. Deve dahı yaklaşdı. ecel vaktinde biribirin helâk kılurlar. Ol iki kökden murâd ömrdürür. Deve kasd eyledi ol kişiyi helâk kılmağa. ol bilür Tangrıdur. elin ala kuyudan çıkara uçmak yazusına irişdüre. Etmegi kodı gölgesin dutmağa meşgûl oldı. Bu korku içinde dururken gördi. belki halk arasında bellü ola ve firişteler bileler ki anun kulları. Iki ayağı barmağı yire irdi. etmegi dahı mevc aldı. Gölge elde kalmaz. kaça kaça ardı. yil. Murâd ol ejdehadan tamudır. korkusından unutdı.Türk dilinde ya’nî ma’nî bulalar Türk ü Tâcik bile yoldaş olalar Yol içinde birbirini yirmeye Dile bakup ma’nîsin hor görmeye Türk dilinde anlayalar ol Hakk’ı Tâ ki mahrûm kalmaya Türkler dakı Tebâreke Tefsîri’nden “Sual: Eger sorarlarısa ki Tangrınun ne ihtiyacı vardur sınamağa. deve üstine çökdi. Hâli ma’lûmdur ki ne oldı. toprak bir yirde cem olup dururlar biribirine düşman. Ol balı yimege meşgul oldı. Ol kuyunun ağzına yakın ağaç köki arkurı durdı.” Kaynak: Mülk Sûresi Tefsîri. Deve issine yalvara. Nükte: Bir it deniz kenarına su içmege vardı. Diledi ki alayıdı. Pes sınamağa ne ihtiyacı varıdı? Cevab: Sınamakdan murad kendü bilmek degüldür. ol köke yapışmış keserler. Adnan Ötüken Ktp. nr. Su üstinde bir pâre etmek gördi. dünyanun az hoşlığıyıçün Tangrı rızasın terk idüp kendülerin azâba giriftar kılmadılar. kuyuya aslındı. nefsine uyup Tangrınun buyrığın sımaya. giru bakdı. Murâd ol kişiden gâfillerdür ki ol balun tatlucağına aldandılar ölümi unutdılar. Elde kalmaz gölgeye inanan gölgeden yadakalır. Bakdı gördi. su. gördi Iki sıçan: biri ak. ayağı altında dört ılan başları birbirine çatılmış. Gölgeyi dutamadı. deve issi deveyi durdura. Ol iki sıçandan murâd gündiz-ile gicedür (25/b) ki âdem oğlanının ömrin keserler. Nite kim meselde gelmişdür: Bir kişi bir girmiş deveyi urdı. 329  125   . Cânına korku düşdi. Ol dört nesne od. Pes dünya âhiretün gölgesidür. Ol dört ılandan murâd vücûdumuzdur ki dört nesnedür. Döndi. Tangrınun ukubeti katıdur ana âsî olanlara. Aşağa düşdi. Ol kişi deveden kaçdı. Uslu kişi oldur ki Tangrıya mutî’ ola. deve issine duta. Sunun altında etmegün gölgesin gördi. Ol baldan murad dünyâ zevkidür. biri kara. Murâd ol deveden eceldür ki issinün üstine çökmiş durur. Ol iki köke yapışdı.

I. Yüzyılın başında Yıldırım Bazyezit (13891402)’in Ankara Savaşında Timur’a yenilmesi Osmanlı Devletinde siyasi çalkantılara sebep olmuşsa da Çelebi Mehmed (1413-1421) siyasi birliği tekrar sağlamıştır. Hz. Gerek üstlendiği görevlerden gerekse yazdığı eserinden iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. 1430). ayeti ile karıştırmış ve Hz. Dinî-tasavvufî gayelerle yazılan manzum-mensur eserler de sayıca çoğalmıştır.XV. İstanbul fethedilmiş. samimi bir üslupla kaleme alınmıştır. İsa’dan üstün tutulmadığını açıklamıştır. Anadolu’nun manevî önderlerinden biri ve Bayramiyye tarikatının kurucusu olan Hacı Bayram-ı Velî (ö. Dinî edebiyatımız açısından on beşinci yüzyıla baktığımızda Vesîletü’nnecât isimli mevlidiyle Türk halkının gönlünde taht kurmuş olan Süleyman Çelebi (ö. Eserin yazılışına Ulu Cami’de görevli olduğu sırada meydana gelen bir olay sebep olmuştur. Peygamber’in doğum hadisesini konu edinen “mevlid” türünün en meşhur örneğidir. Bu şiirler tekkelerde ilahî olarak okunmuştur. Kendisinden sonra yazılan mevlidlere örnek oluşturmasına rağmen onlarca mevlid metninden hiç biri Süleyman Çelebi mevlidinin şöhretini yakalayamamıştır. Hz. hatta katline hükmettirmiştir. Vesilet’n-necât. arkasından meşhur eserini tamamlamıştır (Pekolcay. Kaynaklarda Ahmet Paşa’nın oğlu olan ve Orhan Gazi’nin değer verdiği Şeyh Mahmud’un torunu olduğu belirtilmiştir. On beşinci yüzyıl. Süleyman Çelebi Vesiletü’nnecât’ı 1409 yılında altmış yaşındayken tamamlamıştır. Peygamber’e duyduğu derin sevgi ve saygının bir ifadesi olarak “Ölmeyüp İsâ göğe bulduğu yol / Ümmetinden olmağiçün idi ol” beytiyle başlayan beş beyit yazmış. Muhammed’in Hz. Bursa Ulu Camii imamlığı görevlerinde bulunmuştur. Arabistan. YÜZYIL On beşinci yüzyıl Anadolu’nun siyasî coğrafyası önemli değişikliklere uğramıştır. Bu yüzden sehl-i mümteni (kolay görünmesine rağmen benzerinin söylenmesi zor söz) tarzının güzel örneklerinden biri kabul edilmiştir. Rivayete göre. sanat. İkisi aruzla üçü de heceyle yazılmış olan beş şiiri bulunmaktadır. Türk edebiyatının Anadolu’da gelişiminin hız kazandığı. Aruz vezninin remel bahrinde fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla mesnevî nazım biçiminde yazılmıştır. İki büyük beylik olan Karamanoğulları ve Candaroğulları yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devletine iştirak etmiştir. müellif ve eser bakımından geçmiş yüzyıllara oranla hayli kalabalık olduğu bir dönemdir. ayetinin delil getirerek vâizi susturmuştur. Mısır ve Halep’ten vaizin aleyhine fetvalar almış. edebiyat faaliyetlerinin de merkezi haline gelmiştir. İmparatorluğun başkenti yapılmıştır. bunun üzerine o kişi. “Çalabım bir şâr yaratmış iki cihân âresinde / Bakıcak dîdâr görünür ol şârın kenâresinde” beytiyle başlayan meşhur ilahisine şerhler yazılmıştır. 1422) ilk göze çarpan müelliflerimizdendir. Fetihle birlikte başkenti yapılan İstanbul. Ancak halk vâizin tarafını tutmuş. İranlı bir vâiz. Bu yüzyılda İslâmî Türk edebiyatının şaheserleri sayılacak kitapların yazıldığı görülmektedir. ayetini tefsir ederken 253. Bakara sûresinin 253. Bayezid’in dîvân-ı hümayun imamlığı. kültür.  126   . Bakara sûresinin 285. sayıca az. ancak tesiri çok olan şiirleriyle yüzyıl edebiyatına katkı yapmış mutasavvıf şairlerdendir. Camide bulunanlardan bir şahıs. Bu hadiseye çok üzülen Süleyman Çelebi. Daha önce de belirtildiği gibi Süleyman Çelebi eserini yazarken Erzurumlu Mustafa Darir’in Sîretü’n-Nebî’si ile Âşık Paşa’nın Garibnâme’sinden faydalanmıştır. ilim. Sade ve külfetsiz bir dil. Süleyman Çelebi’nin hayatı hakkında pek fazla bilgi yoktur. 1980).

Muhammediye çok okunduğundan dolayı kütüphanelerde ve özel kitaplıklarda çok sayıda yazma ve basma nüshaları bulunmaktadır. Babası. 1996) Yazıcığlu’nun kardeşi Ahmed-i Bîcân (ö. Ancak. Hicaz. Envârü’l-âşıkîn ismiyle şöhret bulmuş olan eseri Megâribü’z-zamân’ın mensur tercümesidir. Eşrefoğlu. Yunus Emre’nin mutasavvıf şairler üzerinde etkisi olduğu bilinmektedir. 1451)’dir. tarikat âdâbından ve ehl-i beyt sevgisinden bahseden Tarikâtnâme ve bazı küçük risaleleri vardır. Eser 1449 yılında tamamlanmış olup dokuz bin beyit civarındadır. Manzum eserleri: Dîvân. Şiirlerinde aruzun yanında ve hece veznini de kullanmıştır. yüzyılın sonuna kadar Yunus tarzı şiirleriyle tanınan beş şair ismi tespit ediniz. Vücûdnâme. Eserin Hz. sonra da Hacı Bayram’ın kızıyla evlendirilir. mükemmel derecede Arapça ve Farsça öğrenmiştir. dünyanın faniliğini. müellifin daha önce yazmış olduğu Megâribüz-zamân isimli Arapça eserinin manzum çevirisidir. Gördüğü bir rüya üzerine medreseyi terk ederek Abdal Mehmed isimli bir meczubun yönlendirmesiyle Emir Sultan’a başvurmuştur.Kaygusuz Abdal lakabıyla tanınmış olan Alaaddin Gaybî (ö. Peygamber’in teşvik ve telkinleriyle yazdığını söylemiştir. nefsin hallerini çarpıcı benzetmelerle anlatmıştır. Tasavvuf yolunda daha da ilerlemek için Hacı Bayram’ın tavsiyesiyle Kâdirî şeyhi Hüseyin Hamevî’ye intisap etmek üzere Hama’ya gitmiştir. kıyamet alametleri ve ahiret hayatı olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. 1981). 1444). Eşrefoğlu burada tasavvufî eğitimini tamamlayarak İznik’e dönmüş ve dergâhını kurarak irşada başlamıştır (Pekolcay-Uçman. XV. Saraynâme (Güzel. yüzyıllar boyu geniş halk kitleleri arasında okunan Muhammediye isimli eseriyle şöhret bulmuş olan Yazıcıoğlu Mehmed (ö. Peygamber’in hayatı. Yazıcıoğlu’nun ünlü eseri Muhammediye. Mısır ve Rumeli’de bulunmuştur. devlet hizmetinde yazıcı (kâtip) olarak çalıştığı için Yazıcı Salih olarak tanınan ve Şemsiyye isimli astrolojiye dair manzum eser yazmış bir kişidir. kardeşinin ısrarı ve rüyasında gördüğü Hz. Mesnevîler. şiir tarzı bakımından Yunus Emre’nin en eski takipçilerinden biridir.  127   . Çok sayıda eseri vardır. Bu yüzyılda Yunus tarzı şiirleriyle meşhur olan mutasavvıf şairlerden biri de İznikli Eşrefoğlu Rûmî(1469-70)’dir. Kardeşi Ahmed-i Bîcân ile beraber Hacı Bayram-ı Velî’ye intisap etmişlerdir. Divan’da ilâhî aşkı. vahdet düşüncesini. Gevhernâme. Eşrefoğlu Rûmî. 1995). Yazıcıoğlu Mehmed ilk eğitimini babasından almış. Minbernâme. Alâiyye Sancak Beyi’nin oğlu iken Elmalı’da Abdal Musa’ya intisap ederek tasavvufî hayata yönelmiştir. Kitâb-ı Miglâte. Mensur eserleri: Budalanâme. Eser. 1465’ten sonra) da ağabeyi gibi âlim ve fâzıl bir kişidir. XV. Doğum yeri belli olmamakla birlikte Gelibolu’da yaşamıştır. Kazan’da ve Başkurt Türkler’i arasında da kutsiyet kazanmıştır (Çelebioğlu. Emir Sultan yaşlılığını bahane ederek onu Ankara’da Hacı Bayram-ı Veli’ye gönderir. Kırım’da. Peygamber’i anlattığı kısmı “manzum siyer” türünün güzel bir örneğidir. yüzyılın dinî edebiyat sahasında haklı bir üne sahip şairlerinden biri de. Manzum-mensur karışık eserleri: Dilgüşâ. Müellif eserini dostlarının. Eşrefoğlu’nun şiirleri Divan’da toplanmıştır. Gülistan. Tasavvufî ahlâkı anlttığı Müzekki’n-nüfûs. Irak ve Suriye’yi dolaşmış. Türkiye dışında. Hz. Hacı Bayram dergâhında on bir yıl hizmet ettikten sonra önce dergâh imamlığına getirilir. ileri yaşlarda Bursa Çelebi Mehmed Medresesi’nde tanınmış müderrislerden ders okumuştur.

Muslihuddin Muhammed isminde bir müellifin Mülk Suresi Tefsirini Letâyifnâme adıyla nazma çekmiştir. Allah’a karşı yakarış ve duaları içerir. Mürşidinin vefatından sonra Halvetiyyenin Ruşeniyye şubesini kurarak irşad faaliyetlerini Tebriz’de sürdürmüştür. 1459)’in oğludur. Yine II. Fatih Sultan Mehmet’in hocası ve devrin tanınmış âlim ve mutasavvıflarından biri olan Akşemseddin (ö. Fatih Sultan Mehmet(1451-1481)’in İstanbul’a atadığı ilk kadı olan Hızır Bey(ö. Aydınlı olduğu için şiirlerinde “Rûşenî” mahlasını kullanıştır. Murad (1421-1451)’a ithaf etmiştir.Yüzyılın yetiştirdiği bilginlerden Sinan Paşa (ö. cennetin sekiz tabakasına nisbetle sekiz meclisten oluşan fezâil kitabı ile Vesiletü’l-mülûk liehli’s-sülûk isminde âyete’l-kürsi tefsiri tercümeleri vardır. Daha sonra tövbe ederek Halvetî şeyhi ağabeyi Alaaddin Ali(ö. içkiye düşkün bir şair olarak bilinen Melihî ile de arkadaşlık yapmıştır. Murad’ın isteği üzere Muînüddîn bin Mustafa (ö. Kaynaklarda hayatı hakkında fazla bilgi edinilemeyen. 1462)’nin yanına Karaman’a gitmiştir. 1436’dan sonra) Mesnevî’nin birinci cildini Mesnevî-i Murâdiye adıyla tercüme ve şerh etmiştir. Özellikle dinî konulu eserlerin manzum ya da mensur tercüme edildiği dikkat çekmektdir. Hatta kendisini dahi hicvettiği söylenir. Miftâhu’l-cennet isimli. 1952). 1459)’in din. Çok iyi bir eğitim almış. Yüzyılın ünlü mutasavvıf şairlerinden biri de Halvetiyye tarikatı mensubu olmakla birlikte Mevlâna ve Mesnevî hayranlığı ile tanınan Aydınlı Dede Ömer Rûşenî (ö. kâtibin elindeki kaleme benzeterek anlatan Kalemiyye isimli mesnevileri bulunmaktadır. ahlâkî öğütler içeren bir eserdir. Hatiboğlu. Daha sonra ağabeyinin tavsiyesiyle Bakû’ya giderek Yahya Şirvânî’nin müridi ve halifesi olmuştur. Ney’den bahseden ve Mesnevi’nin on sekiz beytinin tercümesini içeren Neynâme. tasavvufî inceliklerden bahsettiği Miskinnâme. 1425’ten sonra). yüzyılın ikinci yarısı ile on beşinci yüzyılın ilk yarısında yaşayan Divan şairi Ahmed Dâi (ö. Maarifnâme (Nasîhatnâme). 1486). Yukarıda bahsedilenlerden başka bu yüzyılda Türk-İslâm edebiyatı sahasında eser veren pek çok müellif ve mütercim bulunmaktadır. Tasavvufî bir mahiyette yazılan Tazarrunâme. 1320)’nin Gülşen-i Râz isimli eserini nazmen tercüme etmiştir. tasavvuf ve tıp konularında eserlerinin yanı sıra tasavvufî mahiyette hece ve aruzla yazdığı az sayıda şiir-  128   . Ruşenî’nin eserlerinin tamamı manzum olup dini-tasavvufî mahiyettedir. Dede Ömer gençliğinde nefsanî bir hayat sürmüş. Tezkiretü’levliyâ ise Feridüddîn-i Attar’ın eseri esas alınarak yazılmıştır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makâlât’ını nazmen tercüme etmiş ve eserine Bahrü’lhakâik adını vermiştir. 1487)’dir. Mesnevî’yi öven Der Medh-i Mesnevi. Vikâye Tercümesi diye bilinen 6960 beyitlik fıkhî mesnevisini bu yüzyılda yazarak II. Mahmud Şebusterî (ö. secili nesrin en başarılı örneklerini vermiştir. 2008). yaptığı manzum çevirilerle kendisinden söz ettiren bir şair Hatiboğlu Muhammed (1435’ten sonra)’dir. XIV. Edirne ve İstanbul medreselerinde müderrislik yapmıştır. Şeyh Elvân-ı Şirazî (ö. Mesnevî’de geçen Musa ile Çoban hikâyesinin genişletilmiş manzum bir çevirisi niteliğinde olan Çobannâme. Balıkesirli Devletoğlu Yusuf. Bunlardan biri Ebu’l-Leys Semerkandi Tefsiri’nin tercümesi olup manzum bir mukaddimesi vardır. 1421’deb sonra)’nin çok sayıda mensur tercümeleri bulunmaktadır. Bu dönemde daha çok hiciv ağırlıklı şiirler yazmıştır. maşukun nezdinde âşıkın durumunu. varlık. Ayrıca yine ona atfedilen Tezkiretü’l-evliya tercümesi bulunmaktadır. Divan’ından başka. (Ertaylan. Bir de Ferahnâme adında manzum yüz hadis tercümesi bulunmaktadır (Coşan. İçinde çok sayıda manzum parça yer almaktadır. Bunların yanı sıra çok sayıda Arapça eseri bulunmaktadır. aşk ve âşıkın halleri.

1494) de on beşinci yüzyılda yaşamıştır. İlâhî! Eğer halk-ı evvelîn ü âhırîn cem’ olup etbâk-ı âsümânı evrâk-ı defâtir itseler. 1482)’dir. feyzun bârân-ı dâyim. bu yüzyılda yetişen şairlerdendir. keremün deryâsı bîkerân. ebedî eksük eyleme. Cûdun denizinden dü âlem bir katre. Mevlid-i Nebi. (Tulum. Kıyâfetnâme isimli beş mesnevisiyle Anadolu’da ilk “hamse sahibi” şair olarak tanınmıştır. mihrün havâsında iki cihân bir zerre. İlâhî! Çün evvel bizden sevâbık-ı tâ’at ve levâhik-ı hizmet olmadın. lütfun hazînesi bî-pâyân. Karahisârî’nin ayrıca Minyetü’l-ebrâr isminde tasavvufi mahiyette yazılmış bir eseri vardır. afv itmek dahı ahdündür. 1503) de Yusuf u Züleyha. Vahdetnâme mesnevisi ve Kaside-i Bürde tercümesiyle bilinen Abdurrahim-i Karahisâri (ö. Bu yüzyılda yaşayan mutasavvıf şairlerden biri de Yunus tarzı ilahileri ve dinî-ahlâkî mahiyette beş bin beyit civarında Gülzâr-ı Manevi’si ile Akşemseddin’in müridlerinden İbrahim Tennûrî (ö. bağışlamak dahı va’dündür. Leylâ İle Mecnûn Tuhfetü’l-uşşâk. Rahmetün in’âm-ı şâmil. Tennûrî’nin müridlerinden Akşemseddin’in oğlu Hamdullah Hamdi (ö. İlâhî! Mücrimlere ikâb itmek hakk-ise. bir demde ittügün eltâf u in’âmun yüz binde birinün hisâbını göremeyeler ve eger benî-âdemün her kılı dil ve her ahşâsı gönül olsa. bu mücrim âsîlerün taksîr ü küfrânü’n-ni’meleri sebebi-y-ile.leri de bulunmaktadır.82) Eşrefoğlu Rûmî’den İy aceb bilsem nedür yâ Rab bu derdün çâresi Gün gün artar hiç onulmaz yüreğümün yâresi Yüreğümün yâresine hiç tabîb kılmaz ilâç İy âceb var mı dahı bencileyin bî-çâresi Çâresi bî-çârelikdür yine bu derdün hemân Çün belâ burcındadur âşıklarun sitâresi  129   . İlâhî! Âsîlere azâb itmek adl-ise. kudretün âsâr-ı kâmil. bir nefeste kılduğun ihsân ü ikrâmun bahirden katresinün. kendü lütfı amîm ve hulk-ı kerîmünden tevhîd milkine mâlik ve tefrîd silkine sâlik idüp “kâlû belâ” ahdini alup tâc-ı “le-kad kerremnâ”y-ile müzeyyen ü mükerrem eyledün. gine ol lutf-ı bî-ivaz ve kerem-i bî-garazundan. Yunus Emre tarzında şiirler yazan. Şol şarâb-ı ezelî ki elst güninde içirdün. îmân tâcını başumuzdan alma. 1971. zemînden zerresinün şükrin edâ idemeyeler. Divan ve didaktik muhtevalı Kırk Armağan isimli mesnevileri ile Kemal Ümmî (1475). Tazarru’nâme’den İlâhî! Sen ol pâdişâhsın ki. Cûdun sehâb-i kâyim. kaht-ı târâcını musallat idüp.

Dolayısyla meydana getirilen ilk eserler sadece dinî eserlerdir.409) Özet Türkler’in müslüman olduktan sonra meydana getirdikleri ilk eserlerin ortak özelliklerini açıklayabilmek. Orta Asya’da Karahanlılar zamanında Hâkâniye Türkçesiyle yazılmıştır. Tasavvufî edebiyat. Dinî eserler. Anadolu coğrafyasında meydana getirilen ilk edebî ürünlerin çoğu tasavvufî içeriklidir. akaid. nefsin mertebelerini. fıkıh gibi dinin zahirine yönelik bilgileri.Gözi yaşlu bağrı başlu ciğeri delük delük Olmuşam âlem içinde ışkınun avâresi Her kim inler bu belâdan varsun ol âşık değül Görsün ol bir ana neyler dünyânun mekkâresi Dünyâ-yı mekkâreye her kim tolaşdı tâ ebed Gitmedi gitmeyiser anun yüzinün karesi Her kimün gönlinde zerre denlü dünyâ hubbı var Anı mahrûm itdi bilsün nefsinün emâresi Dôst yolında âşıkı ger kılsalar yüz bin pâre Düşmeye dôst dôst diyü çağıra her bir pâresi Eşrefoğlu Rûmî bu derde giriftâr olalı Düşdi bir deryâya kim yokdur anun kenâresi (Güneş. ilk tarikat kurucusu olarak kabul edilen Ahmed-i Yesevî ile Orta Asya’da başlamıştır. tefsir. Türkler’in Müslüman olduktan sonra meydana getirdikleri ilk müstakil eserler. tasavvufî eserler ise ilâhî aşkı. 2000. Yesevî’nin takipçileri Anadolu’da tasavvufî edebiyatın temellerini atmışlardır. varlık bilgisini. Türk İslâm edebiyatına ait eserlerin dinî ve tasavvufî vasıflarını ayırt edebilmek. Bu dönemde yazılan eserler dinî muhtevalıdır ve didaktik gayelerle yazılmıştır.  130   . Tasavvuf cereyanının Türkler arasında yayılması İslâmiyet’e girmelerinden çok sonradır. seyru sülûk yollarını öğreten bilgileri içerirler.

Anadolu’da Oğuz Türkçesi kullanılmıştır. Aşağıdaki eserlerin hangisi tasavvuf ile ilgilidir? a. Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Türk toplulukları arasında âlim. fetret dönemleri. Yüzyıllara kabaca bakıldığında her yeni yüzyılda bir öncekine göre daha fazla eserin telif edildiği görülmektedir. Sözgelimi Selçuklular’ın dağılmasıyla ortaya çıkan yeni siyasî durumda. 2. kullanılan dil. üslup vb bakımlardan nitelik olarak da gelişmektedir. Ancak bu etkinin hızı farklı olmaktadır. Sadece yöneticilerin okuması için yazılmışlardır. Beylikler’in başında bulunan beylerin Türkçe dışında dil bilmemeleri. tercümeyle yetinmeyip ilaveler yaparak yarı tercüme yarı telif eserler meydana getirmişlerdir. b. Pek çok mütercim. Türk edebiyatının XV. Türk kültürüne ait bazı öge ve motifler İslâmî hüviyete bürünmüştür d. c. hepsi edebiyat eserleri üzerinde belirleyici role sahiptir. Battal Gazi Destanı b. Anadolu’ya gelmemiştir. Eski Türk geleneklerinden izler taşımaktadır. Onlar bu yeni vatanlarında ilmî. yapılan savaşlar. Öğreticilik vasfı hâkimdir. Her edebiyat eseri şüphesiz meydana getirildiği dönemin bir ürünüdür. Kur’an Tercümeleri  131   . edebî ve tasavvufî faaliyetlerine devam ettiler. Anadolu’da yazılan llk eserlere bakıldığı zaman tarihî sürekliliğin izlerini görmek zor değildir. Fetihler. Anadolu’ya göçler. e. Bununla birlikte Orta Asya’daki yazı dili. Eserlerin mevzuları çeşitlenmiş. Türkler’in İslâm dinini kabul etmeleri. himayelerindeki âlim ve şairlerin eserlerini Türkçe yazmalarına yol açmıştır. Türk dilinin gelişmesini hızlandırmıştır.Türk-İslâm edebiyatının Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan tarihi gelişimini açıklayabilmek. şair ve mutasavvıflar da bulunuyordu. Kendimizi Sınayalım 1. Tarihi hadiseler ve edebî ürünler arasındaki etkileşimlerini yorumlayabilmek. Bu vesileyle Türkçe eserler çoğalmış. Bununla birlikte tıpkı tarihi olaylarda olduğu gibi edebî eserelerde de süreklilik esastır. Tarihî hadiseler edebî eserleri doğrudan etkilemektedir. Ahmed Yesevî ile Yunus Emre arasında pek çok benzerlik vardır. Yüzyıla kadar gelişim seyrini aktarabilmek. İslâm öncesi Türk edebiyatının şekil yapısını kısmen korumuşlardır. Özellikle edebî esererlere bakıldığında sadece nicelik olarak değil. hâkimiyetin el değiştirmesi. Arapça ve Farsça’dan yapılan tercümeler bu çeşitliliği artırmıştır. Aşağıdakilerden hangisi İslâmiyet sonrası meydana getirilen eserlerin ortak özelliklerinden biri değildir? a. nazım tekniği.

Karamanoğlu Beyliğinin kuruluşu e. Aşağıda ismi verilen mutasavvıf şairlerden hangisinde Ahmed Yesevî’nin etkisi görülmez? a. Oğuz Türkçesi’nin edebiyat dili haline gelmesi aşağıdaki siyasi olayların hangisinden sonra gerçekleşmiştir? a. Yunus Emre e. d 2. Yüzyıl konusunu yeniden okuyunuz. Hacı Bektaş-ı Velî b. XV. Garibnâme 3. Selçuklu Devletinin Kuruluşu b. Yüzyıllar” bölümünü yeniden okuyunuz Yanıtınız doğru değilse. Osmanlı Devletinin Kuruluşu 5. Şairler Türkçe’yi Arapça ve Farsça’ya tercih etmişlerdir. b. Âşık Paşa 4. Yüzyıl konusunu yeniden okuyunuz. Yanıtınız doğru değilse. Yüzyıl” konusunu yeniden okuyunuz. b 4. b Yanıtınız doğru değilse. Nesîmî c. c. e. Yanıtınız doğru değlse.c. d. XV. “XI-XII. Kaygusuz Abdal d. a 5. Göktürk Devletinin Kuruluşu d. “XIV. Anadolu’da ilk hamse sahibi şair bu yüzyılda yetişmiştir. İskendernâme e. Yüzyıl” konusunu yeniden okuyunuz.  132   . Sîretü’n-nebî d. “XV. Yüzyıl Türk İslam edebiyatıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? a. Karahanlı Devletinin Kuruluşu c. XIII. Türk nesrinin en güzel örnekleri verilmeye başlanmıştır. Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. Yanıtınız doğru değilse. e 3. Arapça ve Farsça’dan yapılan tercümeler yavaşlamıştır. İslâmî Türk edebiyatının en meşhur eserleri bu yüzılda yazılmıştır.

Kemal Ümmî (ö. 1469-70 ). 1444). Anadolu Selçuklu Devletinin dağılma süreci. R. Çelebioğlu. (1970).R. A.Kutadgu Bilig I Metin. Sıra Sizde 2 Süleyman Bakırgânî olarak da bilinen Süleyman Hakîm Ata. A. resmi yazıların Türkçe yazılmasını zorunlu kılmıştır. İstanbul.R. (1967). Arat. Kaşgarlı Mahmud. ?). Aslı ve Sadeleştirmesiyle Manzum Nahifi Tercümesi. R. Meryem Kitabı ve Bakırgan Kitabı adlı üç manzum eseri günümüze ulaşmıştır. Yararlanılan Kaynaklar Arat. Ahir Zaman Kitabı. İbrahim Tennûrî (ö. Eşrefoğlu Rûmî (ö. Yesevî’nin üçüncü halifesidir ve hikmetler ve manzumeler söylemekle meşhur olmuştur. 1475 ). Mevlâna ve Sultan Veled çizgisinde divan edebiyatının nazım şekillerini. Ankara. Sıra Sizde 3 Anadolu’da meydana getirilen tasavvufî edebiyat iki ana koldan ilerlermiştir. Atabetü’l-hakâyık. Kaygusuz Abdal (ö. Ankara. Ankara. Ayrıca Beylere sunulmak amacıyla Türkçe eserler yazılmasının yanı sıra Arapça ve Farsça bazı meşhur eserleri Türkçeye kazandırma faaliyetleri de hız kazanmıştır. Birincisi. İkincisi. Sıra Sizde 4 Selçuklu Döneminde Anadolu’da Türkçe sadece halkın konuştuğu bir dil olarak varlığını sürdürmüştür. Beyliklerin başında bulunanların çoğunlukla Arapça ve Farsçayı bilmemeleri. (1991).Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Karahanlılar döneminde yazılan Kutadgu Bilig’de siyaset düşüncesi. Yunus Emre çizgisinde daha çok halk edebiyatı nazım şekillerini kullanmıştır. Bu da Türkçenin edebî ve ilmî bir dil olarak gelişmesine katkıda bulunmuştur.  133   . Dîvânu Lügâti’t-Türk’te dil düşüncesi. her bölgede ayrı bir Beyliğin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. (1992). Sıra Sizde 5 Yunus Emre tarzında şiirleriyle tanınmış olan şairler: Said Emre (ö. Atabetü’l-hakâyık’ta da ahlâk düşüncesi ağır basmaktadır. 1482 ). Bu dönemde Türkçe yazılan eserlerin sayısı oldukça azdır. Caferoğlu. Mesnevî-i Şerif.

A. İstanbul. A. (1991). Ankara. Güzel. A. Ankara. Tatçı. Diyanet İslam Ansiklopedisi. İstanbul. Uçman. M. (2000). Tatçı. Dîvân-ı Hikmet’ten Seçmeler. Ali Yılmaz-Mehmet Akkuş-Ali Öztürk). Osmanlı c. Güneş. Ahmed-i Dâi Hayatı ve Eserleri. “Eski Dönem Osmanlıca Türkçesi”. İstanbul. M. Yavuz. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. A.H. İstanbul. (1990).I-VII. Hacı Bektaş-ı Veli. Risâletü’n-nushiyye. Âşık Paşa-Garibnâme. N.F. Eşrefoğlu Rûmî Dîvânı. Eraslan. Mertol Tulum. (1952). Özkan. Köprülü. (1995). İnceleme Karşılaştırmalı Metin. (2009). (1981).Çelebioğlu. Sertkaya. Ankara. Muhammediye. (1999). İstanbul. “Eşrefoğlu Rûmî”. Nu: 329. (1981). Mülk Sûresi Tefsîri. Ankara. Mesnevi I. (1996). Haz. Ertaylan. (1971). (1991). M. İ. Adnan Ötüken Ktp. Gölpınarlı. F. Diyanet İslam Ansiklopedisi. Tazarru’nâme. Pekolcay. Sinan Paşa. O. Ankara. (1989). (2000). Ankara. Yunus Emre Dîvânı. Ankara. M. Ankara. Ankara. K. Makâlât (haz. İstanbul. Kaygusuz Abdal. K. (1993). A. “Ahmed Fakih”.  134   .

   135   .

Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra. İbrahim Şener ve Alim Yıldız’ın Türk-İslâm Edebiyatı adlı kitabının “Tarihi Süreç” kısmını gözden geçiriniz. Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’un beşer adet şiirini okuyarak üzerinde düşününüz. Hangi yüzyıllarda hangi şairlerin yetiştiğini aktarabilecek. Türk-İslâm Edebiyatının canlı ve devam eden bir edebiyat olduğunu açıklayabileceksiniz. • • • • Diyanet İslâm Ansiklopedisi “Divan Edebiyatı” maddesini okuyunuz. Yüzyılda Şair ve Yazarlar XVI-XX. • • • • Türk-İslâm Edebiyatının mahiyetini açıklayabilecek. Yüzyıl Şiirimizden Örnekler Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce. Anahtar Kavramlar • • • • Türk-İslâm Edebiyatı XVI-XX. Mine Mengi’nin Eski Türk Edebiyatı Tarihi kitabını inceleyiniz. H. yüzyıllarda yazılmış bir çok şiiri tanıyabilecek. Yüzyılda Edebî Durum XVI-XX.  136   . Mehmet Akif Ersoy. XVI-XX.

Tüm İslâmî ilimlerde olduğu gibi. Türk edebiyatının gelişimi içinde İslâm kültürü ve İran edebiyatı etkisiyle Anadolu’da XIII. TarikatTekke Edebiyatı ve Menâkıb-ı Evliyâ). Eski Türk Edebiyatı yahut yaygın adıyla Divan Edebiyatı’ndan bazı farklarla ayrılan bir edebiyattır. Her iki alanın ortak çalışma sahası Anadolu’da XIII. ikincisi dini merkez kabul eder. Bu itibarla Eski Türk Edebiyatı başlangıcı ve sonu itibariyle belli bir zaman dilimi içerisinde yer alan bir edebiyatı incelerken. yüzyıldan Tanzimat Edebiyatı Dönemi’ne kadar olan dönemdir. yerli malzeme ve İran Edebiyatı da bu edebiyatın diğer kaynaklarıdır. Türk şair ve müelliflerinin oluşturduğu bir edebiyattır.XVI-XX. Yüzyılın ortalarından itibaren edebiyatımız kurallarıyla. Türkler’in İslâm’ı kabul etmelerinden başlayarak. Türk-İslâm Edebiyatı ise Türklerin müslüman olmalarından başlayarak günümüze kadar gelir. devrin ilimleri. Yüzyıl Türk-İslâm Edebiyatı GİRİŞ Türk-İslâm Edebiyatı. Bu kıstasa uymayan eserleri vezni aruz bile olsa kendisinden saymaz (Akün: 1994: IX/389). remiz ve mazmunlarıyla klasik bir hale gelmiş ve XVI. bu alanın da ilk kaynakları Kur’ân-ı Kerîm ile hadislerdir. klasik olarak değişikliğe uğramadan Tanzimat Dönemi’ne ve oradan da çeşitli değişiklerle günümüze kadar ulaşan din ağırlıklı edebî ürünlerle müellif ve şairleri inceleyen bir bilim dalıdır. Türk-İslâm Edebiyatı ise bu dönem içerisinde meydana getirilen eserlerde bir ayrıma gitmez ve hepsini kendi bünyesinden kabul eder. XVII. Tasavvuf (Umumî tasavvuf. Türkİslâm Edebiyatı hala ürün vermeye devam eden ve canlılığını devam ettiren bir edebiyatı incelemektedir. yüzyılda zirve şairlerin eserleri edebiyat dünyamızda kendilerini göstermişlerdir. Kısas-ı Enbiyâlar (Siyerler ve diğer peygamberlerin kıssaları). yüzyılın iki büyük şairi Şeyh Gâlib ve Nedim ile bir soluk almışsa da XIX. XV. XVI. Yüzyıl Osmanlı’nın en güçlü olduğu ve hemen her alanda mükemmeliyete eriştiği dönemdir. Türk-İslâm Edebiyatı. Osmanlı’nın duraklama ve gerileme dönemleri diğer alanlara olduğu kadar edebiyatımıza da yansımıştır. Manzum eserlerde İran şiirinin bütün geleneklerini benimsemiş ve onu kendisine yegâne örnek almış olan eserler bu edebiyatın ilgi alanıdır. yüzyıldan itibaren edebiyatımızda görülen bu duraklama XVIII. Birincisi tarihi temel alırken.  137   . yüzyılın ortalarında klasik dönem sona ermiştir. Eski Türk Edebiyatı kendi alanı içerisinde mütalaa edeceği eserlerde seçici davranır. yüzyıldan başlayarak klasik dönemin sona erdiği Tanzimat’a kadar gelen. Eski Türk Edebiyatı.

1599). 1575). 1582). Yedi İklim. şiirdeki kudret ve şöhretleriyle yaşadıkları çağı aşan Fuzûlî (ö. Hayretî (ö. hamse alanında önem arz eden Taşlıcalı Yahya (ö. Bu yüzyıl. 1600) ve Kemâlpaşazâde (ö. XX. 1583) Osmanlılarda nesrin birdenbire gelişmesinde yardımcı olmuşlardır. Hisar. aynı zamanda Divan şairlerinin istiklâllerine kavuştukları bir yüzyıldır. aşk ve rindâne hayatın usta sözcüsü Hayâlî (ö. Risâle-i Tasavvuf ve Hüsn-i Dil gibi eserleriyle şöhret bulmuştur. münşeât alanında Feridun Bey (ö. yüzyıl bir ihtişam dönemi. Bu yüzyıl. 1548). 1600) olmak üzere. Bu yüzyılın başta gelen şairleri. Büyük Doğu. Lâmiî Çelebi ve Kara Fazlı (ö. 1534). Hoca Sadeddîn (ö. Bu yüzyılın diğer önemli şairleri olarak Emrî (ö. Câmî-i Rûm lâkabıyla anılan Lâmii Çelebi (ö. 1557). Türk Edebiyatı. yüzyılın başlarında aruz Mehmet Akif. tarih alanında Lütfi Paşa. nesir alanında da önemli temsilcileri olan bir yüzyıldır. başta Âzerî lehçesiyle şiir yazmakla beraber. 1605) bu yüzyılın usta şairleridir. XVI. geniş hayal gücüne sahip olan Zâtî (ö. Hz. insan ruhunu tahlilde gerçekten başarılı olan tenkitçi ve terkîb-i bendleriyle isim yapmış olan Rûhî-i Bağdâdî (ö. 1599). Her ne kadar XX. 1546). 1532). Leylâ vü Mecnûn mesnevisi ile önem arz ederen. Beyânî (ö. eski edebiyatımızın kaynaklarından yararlanarak yeni ve modern tarzda eser veren şairlerin edebiyatımızda görülmesi 1950’den sonraki yıllara rastlar. Nefehâtü’l-Üns Tercümesi. Gelibolulu Mustafa Âlî (ö. Edebiyat. Peygamber’in fizikî yapısı. Diriliş. Âşık Çelebi (ö. 1572). sevilen ve okunan. Figânî (ö. 1603).Bundan sonra Tanzimat ve Yeni Türk Edebiyatı dönemleri başlayacaktır. Tezkire alanında Sehî Bey (ö. sâde diliyle Nev‘î (ö. yüzyıllar boyunca bütün Türk ülkesinde tanınan. bir altın çağı mesâbesindedir. tavrı ve ahlâkı hakkında hadislerden derlediği esasları genişleterek mesnevî tarzında kaleme aldığı Hilye’siyle Hâkânî Mehmed Bey (ö. Peygamber dışında hakkında hilye yazılan kimseler var mıdır? Araştırınız. 1597) ve Ahdî (ö. Dergah. denizcilik alanında Seydi Ali Reis (ö. Lâtîfî (ö. 1606) sayılmalıdır. yüzyılın başlarında önce hece daha sonra serbest vezinle şiir yazımı ağırlık kazansa da eski edebiyatımıza uygun aruz vezniyle şiir yazmaya devam eden ve divan meydana getiren şairler de olmuştur. Bu dönemde dergilerin büyük bir öneme sahip oldukları görülür.  138   . Yahya Kemal gibi şairlerce mükemmeliyete ulaşmışsa da hece karşısında hayatiyetini devam ettirememiştir. 1593). Şekil açısından olmasa da içerik açısından Divan şiiri geleneğinin tekrar başlaması. 1556) ve gazelde ileri giden ve İstanbul Türkçesi’ni genel bir şiir dili hâline getirerek yüzyıllar boyunca unutulmayan Bâki (ö. 1562) ve Pîrî Reis (ö. 1564) mesnevi tarzında eser yazan şairlerin başında gelmektedirler. 1554). 1534) ve büyük bir aşkın mahsûlü olan ve Hz. 1582). 1532) Şevâhidü’nNübüvve. devrinin “sultânü’ş-şuarâ”sı olan Bâki Divan’ı ile. Hece gibi edebiyat dergileri gelenekten beslenen şair ve yazarların ürünlerinin yayımlandığı dergilerdir. Bu etki günümüzde de devam etmektedir. YÜZYIL Divan edebiyatı ve şiiri için XVI. Kınalızâde Hasan Çelebi (ö. Sosyal hadiselerin bir anda başlayıp bir anda bitmesi mümkün değildir. Fuzûlî Divan’ı. Yine Fuzûlî.

bu Türkî-i basit hareketini bir heves olmaktan öteye götürememişlerdir. Edirneli Nazmî (ö. Millî Edebiyat tarihimizde çok mühim bir yer ayırmak mecbûriyetindeyiz. Gazel Beni cândan usandırdı cefâdan yar usanmaz mı Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı Kamu bîmârına cânan devâ-yı derd eder ihsân Niçin kılmaz bana dermân beni bîmâr sanmaz mı  139   . Şemseddin Sivâsî (ö. Fuat Köprülü. Arapça ve Farsça’nın dil ve edebiyatımıza en çok girdiği bir sırada. Tatavlalı Mahremî için. Bu uslûbla bir iki gazel dahi derc eylemişti. onun Türkî-i basit tarzında şiir yazmasını hiç önemsemeden. Fuat Köprülü’nün “Millî Edebiyatın İlk Mübeşşirleri” diye vasıflandırdığı ve haklarında makâle yazdığı bu iki şairden biri olan Tatavlalı Mahremî. dil açısından oldukça önemli olan bu Türkî-i basit hareketini. millî lisan ve edebiyat cereyânının âdeta ilk müjdecisi sayabileceğimiz bu şair için. içlerinde lafz-ı Arabî ve Acemî yoktur. aruzla yazdıkları bazı şiirlerde Arapça ve Farsça kelime ve terkip kullanmayarak Türkî-i basit adını verdikleri yeni bir tarz oluşturmuş ve sâde Türkçe ile şiir yazmışlardır. 1555) ve Tatavlalı Mahremî (ö. 1535). İbrahim Gülşenî (ö. 1534). 1546). Görüldüğü gibi Âşık Çelebi. 1524).” (Köprülü 1986: 281 vd. sonradan bazı şairler. Mahremî’nin biyografisi hakkında bilgi verirken. Şah Hatâyî (ö. Hâşimî Emir Osman (ö. modern roman tarzı ile benzerlik ve farklılıklarını göz önünde bulundurarak inceleyiniz. Türkî-i basit çeşidi de bulunsun diye bu tarzda da birkaç şiir yazmışlardır. yepyeni bir iddia ortaya atmışlardır.. önce Türkî-i basit ile şiirler yazdığından. 1590). 1595). M. Bu iki şair. şairlik yönlerinin zayıf olması nedeniyle. XVI. Muhyiddin Üftâde (ö.Bu yüzyılda.. Bu iki şair. Ahmed Sârbân (ö. Yüzyılda kaleme alınan ve klasik bir mesnevî örneği olan Fuzulî’nin Leylâ vü Mecnun isimli eserini. millî edebiyat tarihinde ona ayrı bir yer verilmesinin gerektiğini vurgulayarak şöyle demektedir: “Her nereden mülhem olursa olsun. Türkî-i basit hareketinin öncüsü kabul edilmektedir.ve bir Basit-nâmesi vardır ki elfâz ve teşbîhât ve temsîlâtı Türkî’dir. M. Bu dahi andandır: “Gördüm seğirdir ol ala gözlü geyik gibi / Düştüm saçı tuzağına bön üveyik gibi”. Mahremî’nin Basit-nâme isimli bir eserinden ve manzum veya mensur mu olduğu bile anlaşılamayan bu eserin “elfâz ve teşbîhât ve temsîlâtı Türkî” olduğundan söz edilmekte ve hiçbir önem atfedilmemektedir. Âşık Çelebi. 1595). 1597). 1580).) Durum böyle olmakla beraber. Vâhib Ümmî (ö. Pir Sultan Abdal (ö. Kul Himmet ve Muhiddin Abdal bu dönemin mutasavvıf şairlerindendir. diğer yandan. bir yandan arûzla öztürkçe şiir yazmanın güçlüğü ve bu veznin Türkçe’ye uygulanabilmesinin mümkün olmayışı. şöyle diyor: “.

Gamım pinhân dutardım ben dediler yâre kıl rûşen Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı Gül-i ruhsârına karşı gözümden kanlı akar su Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı Değildim ben sana mâil sen etdin aklımı zâil Bana ta‘n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır Görün kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı Fuzûlî Gazel Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan Kenz açılmaz şol gönülden tâ ki pür-nûr olmadan Sür çıkar gayrı gönülden tâ tecellî kıla Hak Pâdişah konmaz saraya hâne ma‘mûr olmadan Mûtü kable en temûtü sırrına mazhar olan Gördü onlar haşr u neşri nefha-ı sûr olmadan Sen müyesser eyle yâ Rab bizlere beytin tavâf İlmin ile âmil eyle va‘de tekmîl olmadan Hak cemâlin Ka‘be’sini kıldı âşıklar tavâf Yerde Ka‘be gök yüzünde Beyt-i ma‘mûr olmadan Mest hem mestâne geldim tâ ezelden tâ ebed İçmişim aşkın şarâbın âb-ı engûr olmadan Mest olanların cevâbı gayriden gelmez velî Pes ene’l-hak nice söyler kişi Mansûr olmadan  140   .

asırda idarî ve ictimaî hayattaki gerilemenin edebiyat hayatına tesiri olmamıştır. Nihat Sami Banarlı bu dönemi anlatırken şöyle demektedir: “Bir cemiyette idarî. Celali İsyanları adı altında devlete karşı çeşitli ayaklanmaların düzenlenmesi gibi belli başlı olaylar yüzyılın portresini meydana getirir. rüşvet olayının yaygınlık kazanması. diyen Edebiyat Tarihi’nin bu asırda yanıldığı görülür: XVII.Bir devâsız derde düşmüş bu dil-i Şemsî müdâm Hakk’a makbûl olmak ister halka menfûr olmadan Şemseddin Sivâsî Resim 6. YÜZYIL XVII. H Semsi F Guneren Blm. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselişin hemen ardından gelen bozgun. Bu-  141   . Kaynak: Süleymaniye Ktp. No: 49 XVII. Askerin bazı güçsüz padişahlar karşısında her fırsatta kazan kaldırması.1: Şemseddin Sivasî’nin Gülşen-âbâd isimli mesnevisinin ilk sayfası. medenî ve ictimâî hayat ileri ise sanat ve edebiyat hayatı da ileridir. yenilgi ve iç karışıklıklarla siyasi ve ekonomik gücünü giderek kaybetmeye başladığı duraklama dönemidir.

Murat “Murâdî” ve IV. Türk edebiyatının her dalında olduğu gibi. 1644) ve Sebk-i Hindî akımının ilk temsilcileri olan Nâilî (ö. Sarayın. yüzyılda ulaşılan edebî seviyenin bu yüzyılda da muhafaza edilmesine sebep olmuştur. 1674) bu yüzyılın usta şairleridir. sanat ve edebiyat sahasında geçen asırlarda atılan temellerin ve varılan seviyenin sağlamlığıdır” (Banarlı 1987: II/649) Gerçekten de dışta ve içte çeşitli karışıklıkların yaşandığı bir dönem olan XVII. Fehîm-i Kadîm (ö. 1603 yılında klasik devir sona ermiş. Yahya Kemal’in de bir şiirine konu ettiği XVII. Örneğin. Mûsikîyi seven. Aynı padişah “Bağdat Seferi” dönüşünde hanende Mehmed Bey ile şeştârî Hacı Murad Ağa’yı beraberinde getirmiştir (Özalp 2000: I/356). Şiir. 1635)’yi. musikî ve edebiyat alanlarında önemli temsilciler yetişmiştir. 1712) ve Nâdirî (ö. gelişmesini ve sanat akademisi durumunu almasını. Murad “Murad. Bu devir divan edebiyatımız. her gittiği ülkeden tanınmış sanatkarları İstanbul’a getirmiştir. Başta Mevlevîlik olmak üzere bütün tekkelerde dinî mûsikîmizin her formunda eserler verilmiştir. samîmî edâlı Şeyhülislâm Yahya (ö. şiirde de en gelişmiş bir dönemdir.nun belli başlı sebebi. hikemiyât şairi Nâbî (ö. III. geçmiş asırlarda olduğu gibi. şairler üzerinde İran şiirinin etkileri görülmeye devam ediyorsa da. bu dönemde gazel ve kasîde alanında altın çağını yaşar. onun yerine “Sebk-i Hindî” diye isimlendirilen yeni bir akım başlamıştır. en parlak yıllarından birini Sultan IV. 1626) de ilk akla gelen diğer şairlerdir. Mehmet “Vefaî” mahlaslarıyla şiir yazan birer şairdirler (Ak 2001). başka bir devrede görülmesi mümkün olamayacak çok geniş bir temsilci kadrosuna sahip bulunmaktadır (Üzgör. 1712)’yi. Ahmet “Bahtî”. Divan edebiyatında. Mehmet “Adnî. 1654). Muhammed”. mimarî. Bu yüzyılın temsilcileri olarak kasîde ustası Nef‘î (ö. I. Zâkirî Hasan Efendi. Hafız Post’un öğrencisi olan Itrî ise devrin üstad şahsiyetlerindendir. hatta onlardan üstün olduklarını iddia eder duruma gelmişlerdir. ünlü mûsikî üstatları burada hocalık etmiştir. Osman “Fârisî”. Her ne kadar. Enderûn’a yeni sanatkarlar kazandırmış. aynı zamanda bestekar olan bu padişah.  142   . Muradî”. Bu yüzyıl Türk mûsikîsi açısından çok önemli bir zaman dilimi ve aşamasıdır. Dönemin en önemli gelişmesi musikî alanında olmuştur. yüzyılın büyük bestekârı Itrî’nin hayatı hakkında kısa bir araştırma yapınız. Enderûn. bu sayede büyük mûsikîşinaslar yetişmiş. ilim ve fikir adamları ile sanatkârlar açısından oldukça zengin bir görünüm arz eder. II. XVII. Sâbit (ö. (Özalp: 359). öğrenci yetiştirmesini sürdürmüş. Genişleyen mûsikî hayatı yalnız sarayla sınırlı kalmamış. neyzen ve çengi Mevlevî Yusuf Dede onun döneminde saraya girmiş ve onun ölümünden sonra saraydan ayrılmıştır. Murad’ın saltanatı sırasında yaşamıştır. Türk edebiyatı. Bayatî makamındaki Mevlevî âyini bu dönemde bestelenmiştir. Mûsikî. Türk şairleri nazım ve ahenk inceliğinde İran edebiyatı temsilcilerinden geri kalmamışlar. bir önceki yüzyılın sağlam temelleri üzerinde gelişmiştir. 1648). 1991: 1-2). Bunlardan ayrı Bahâî (ö. Edirneli Derviş Mustafa Dede. IV. yüzyıl. Bezcizâde Mehmed Muhiddin ile Kovacızâde Mehmed Efendi bu yüzyıldaki dinî mûsikînin gelişmesinde büyük katkısı bulunanlardandır. varlıklı kimselerin konaklarına kadar girmiştir. yüzyıl. Dönemin padişahlarından III. 1666) ile Neşâtî (ö. devlet adamları ve sultanların saraylarına. Bu dönemde. XVI. şair ve ilim adamlarını korumaya devam etmesi.

1639). Yümnî (ö. Sun‘ullah Gaybî (ö. çeşitli alanlarda yazdığı ilmî eserlerle. 1635). 1653). 1651). Gani-zâde Nadirî (ö. Riyazî (ö. Koçi Bey’in Risâle’si (telifi: 1631) bu yüzyılın önemli çalışmalarıdır. Elmalılı Ümmî Sinan (ö. 1622). 1660) gibi şairler gazel ve kasideleri ile tanınmışlardır (Banarlı. Muradiye mevlevihanesi şeyhi Neşati Ahmet Dede dönemin tasavvuf etkisindeki başlıca divan şairleridir. Sabrî (ö. 1670). 1644)’nin Riyâzu’ş-Şuarâ. Tezkireci olarak da Sadıkî. 1635). Alî (ö. Ankaravî İsmail Efendi (ö. 1657)’nin. Yümnî (ö. 1671)’nın Tezkire-i Şuarâ. Nergisî (ö. 1627) ve Nergisî (ö. Kâtip Çelebi (ö. 1660). 1631’de telif edip IV. 1655). Kaf-zâde Fâizî (ö. Hüseyin Lâmekânî (ö. Naîmâ (ö. 1648). Koçi Bey. 1628)’nin Siyer-i Veysî’si vardır. Niyazi Mısrî (ö. 1644). 1693) de bu asırda yaşayan önemli mutasavvıf şairlerdendir. 1662). Akkirmanlı Nakşî (ö. 1626). 1677) anılması gereken isimlerdendir.Şeyhülislâm Bahaî (ö. Sabûhî (ö. 1675) ve Güftî (ö. Rızâ (ö. Bu yüzyılın nesir ürünleri olarak bir tarafta Evliya Çelebi (ö. Adâlet tûl-ı ömre sebebdir ve intizâm-ı ahvâl-ı fukarâ Pâdişâhlara mûcib-i cennetdir”. Abdülmecid Sivâsî (ö. yüzyıl tekke mensupları ile medreselilerin birbirlerini suçlayarak hararetli münakaşalara giriştikleri bir dönemdir. başta Keşfü’z-zunûn olmak üzere. 1662)’nin Tezkiretü’ş-Şuarâ. Tarih sahasında ise Peçevî (ö. 1716) ve Peçevî (ö. 1677)’nin Teşrifâtü’ş-Şuarâ’sıdır (Kılıç 1998). 1716) bulunmaktadır. 1712). Fenâyî (ö. Sarı Abdullah Efendi (ö. Vecdî (ö. 1671). Riyâzî (ö. 1628). orijinal mazmunlara ve güçlü bir söyleyişe sahip Nâilî. divan ve hilye-i enbiya sahibi Edirne. zulm ile durmaz. 1675)’ın Zeyl-i Zübdetü’l-Eş‘âr ve Güftî (ö. Şehrî (ö. XVII. diğer yanda ise Veysî (ö. Müftî Aziz (?) ve Hulvî Mahmud (?) ise dönemin önemli hamse yazarlarıdır (Kortantamer 1997: 1016). 1682)’nin Seyâhat-nâme’si. İlahi aşkı temiz bir dil ve üslûpla anlatan Şeyhülislâm Yahya. Kaf-zâde Fâizî (ö. Âsım (ö. halvetiye tarikatına bağlı yoğun hayallere. 1660). Abdülahad Nûrî (ö. Nesir alanında sâde ve süslü eserler verilmiştir. 1649) tarihleri. 1622)’nin Zübdetü’l-Eş‘âr. Fehîm-i Kadim (ö. 1624). Nedîm-i Kadim (ö. 1631). 1649) ve Nâimâ (ö. 1647). sanatlı ve süslü nesir üslubunun temsilcileridir. Bu dönemde yazılan mensur edebî eserlerin başında “Şuarâ Tezkireleri” yer almaktadır. 1635). 1665). 1650). Gazel Dil aşk ile yâr oldu yâ Hû haberin söyler Kapında kulun oldu tapu haberin söyler  143   . Rızâ (ö. 1648). Murad’a sunduğu 22 adet layihadan oluşan Risale’sinde yöneticilerin zulm etmekten kaçınmalarına dair şunları söyler: “Memâlik-i İslâmiyye’den bir memlekette zerre kadar bir ferde zulm olsa rûz-ı cezâda mülûkdan suâl olunur… Küfr ile dünya durur. 1645). Sâbit (ö. Tamamı yedi adet olan bu tezkireler şunlardır: Sadıkî’nin Mecmau’l-Havâs. 1657). 1645). Oğlan Şeyh İbrahim (ö. Aziz Mahmud Hüdâyî (ö. Âsım (ö. Veysî (ö. Nev‘î-zâde Atâyî (ö. II/651-736). Riyâzî (ö. 1676). Bu dönemde birçok divan şairi de tasavvufun etkisi altındadır.

Aşk câmını dil içdi sarhoş-ı ezel oldu Buldu ebedî sıhhat mûtû haberin söyler Benzettim idi verde nâzik lebini yârin Dil mağlatasın bildi tûbû haberin söyler Sabr edemedi gamma dil sâha-ı aşkında Rûh ceyşine anun’çün sîhû haberin söyler Şimden geri cân murgı eski vatanın ister Her demde hitâb edip rüddû haberin söyler Abdülmecid Sivâsî Gazel Vücûdum dârını ma‘mûr eden yâr Beni zâkir iken mezkûr eden yâr Celâli perdesin ağyâre çekmiş Cemâliyle bizi mesrûr eden yâr Aradan kaldırır bir gün hicâbı Cemâlin gösterip pür-nûr eden yâr Ene’l-Hak sırrının izhârı için Nice âşıkları Mansûr eden yâr Tecellî gösterir Mûsâ-yı rûha Beden dağın aña ol Tûr eden yâr Velâyet bahrinin tâliblerine Kerâmet lü’lü’in mensûr eden yâr Kimini irgörüp vahdet iline Kimin kesret ilinde dûr eden yâr Devâsın lütf eder ey Nûri bir gün Seni derdi ile meşhûr eden yâr Abdülahad Nûrî  144   .

kendi döneminin orijinal şairi olduğu gibi. yüzyılda her alanda usta şairlerini vermiştir. 1810). birbirinden bazı fark ve özellilerle ayrılan XVII. 1738). Teknik ve estetik açıdan aynı temel ve esaslara dayanmakla beraber. 1796). ?) ve Râşid (ö. Ülkenin içinde bulunduğu rehavet yüzünden şiire. 1743). Edebiyatımız. Bu yüzden XVII. XVIII. XVIII. edebiyatta nazım ve nesir alanında önemli eserler verilmiştir. Esrâr Dede (ö. Çeşitli tekkelerin etrafında toplanan kişiler Yunus Emre geleneğini devam ettirerek özgün olmayan ilahiler yazmışlardır. Holbrock’un Aşkın Okunmaz Kıyıları isimli eserini okuyunuz. Safâyî (ö. 1735). Dil ve söyleyiş tarzı açısından özgün eserlerin sayısında bir azalma görülmüş. Şiirin merkezi Bağdat’tan İstanbul’a taşınmıştır. Belîğ (ö. yüzyıl divan edebiyatı.XVIII. 1785) ve Esrâr Dede’dir. Koca Râğıb Paşa (ö. XVIII. 1768). 1725). deyimlerine ve kısmen de olsa günlük konuşmada kullanılan kelimelere yer verilmiştir. 1814). Sürûrî (ö. 1723). YÜZYIL Her yüzyılın. 1763). 1799) ise Sebk-i Hindî akımının ve bu dönemin en güçlü temsilcisi ve şairidir. Divan edebiyatı döneminin de nev’-i şahsına münhasır şairi sayılır. yüzyıla damgasını vurmuştur. Ahmet ve III. XVIII. Haşmet (ö. Hatta Divan Edebiyatı’nın iki önemli ismi Nedim ve Şeyh Galip hece vezniyle türküler kaleme alarak Divan Edebiyatı ve Halk Edebiyatı arasındaki bağları güçlendirmişlerdir. 1729). kelime kullanımında tekrara çokça yer verildiği gibi kafiye ve vezin yanlışlıklarının yapıldığı eserler kaleme alınmıştır. yüzyıl tasavvuf şiirinde Lale Devri’nin etkisiyle genel olarak bir duraklama söz konusu olmuştur. Sünbül-zâde Seyyid Vehbî (ö. Selim’in de sanatçı kişilikleri sayesinde edebi hayat canlı kalmıştır. Şairler İstanbul’un güzelliğinin farkına varmışlar ve şiirlerinde hayali olarak yer verdikleri Bağdat yerine canlı bir İstanbul’u işlemişlerdir. bir önceki yüzyıldan farklı tarafları olacağı şüphesizdir. Fıtnat Hanım (ö. Divan şiirinin anlaşılmaz aristokrat yapısı çatırdatılarak. Daha önce XVI. tezkirecilerden Sâlim (ö. yüzyılda Edirneli Nazmi ve Tatavlalı Mahremi’nin de ortaya attıkları ama başaralı olamadıkları bu düşünce XVIII. Bu yüzyılın edebi özelliklerinin en belirgini Nedim’in öncülüğünde başlayan Mahallileşme Akımı’dır. 1730). Değişik konularıyla Kâmî (ö.  145   . Nahîfî Süleyman (ö. Bu yüzyılda anılması gereken diğer şairler ise Nazîm Yahya (ö. yüzyıl bir hazırlanma ve geçiş devri. şiirlerinde halkın adetlerine. III. bu yüzyılda dikkat çeken diğer yazarlardandır. Enderunlu Fâzıl (ö. 1780). Mahallileşme sadece coğrafi açıda olmamıştır. 1727). Şeyh Gâlib (ö. İstanbul Türkçesi’nin başta gelen temsilcisi ve büyük şairi Nedîm (ö. Şeyh Gâlib’in Hüsn ü Aşk mesnevisini konu alan W. Râmiz (ö. Yüzyılda Osmanlı Devleti siyasi alanda otoritesini kaybetmeye başlamasına rağmen edebî açıdan gelişimini sürdürmüş. gibi şairlerdir. Nesir alanında tarihçilerden Silahdâr-zâde (ö. eğlenceye olan düşkünlük artmış ve bu eğlenceler dönemin bütün şairlerinin şiirlerinde ve divanlarında yer almaya başlamıştır. yüzyıl ise verim devridir (Gölpınarlı 1954). İran edebiyatının tesirinden kurtularak kendi benliğine kavuşmuş ve mahallîleşmiştir. atasözlerine. 1736).

1772)’dır. Na‘t Senin vasfın leb-i takrîre gelmez yâ Rasûlallâh Nikât-ı midhatin tahrîre gelmez yâ Rasûlallâh Okundu mushaf-ı hüsnün debistân-ı hakîkatde Rumûz-ı âyetin tefsîre gelmez yâ Rasûlallâh Ta‘ayyün cilve-gâhında erişdin sûk-ı imkâna Bahâ-yı cevherin takdîre gelmez yâ Rasûlallâh Senin zâtın tasavvurdan berî bir sırr-ı mübhemdir Murâd etsem dahi ta‘bîre gelmez yâ Rasûlallâh Olursa sırr-ı zâtında olur bir remz-i icmâli Anı tafsîl ile tastîre gelmez yâ Rasûlallâh Sebak-hân-ı rumûz-ı “men ‘aref” anlar mikâtimden Çü kîl ü kalîle teşhîre gelmez yâ Rasûlallâh Müdâm-ı cân-ı ‘aşkınla yitirdi re’y ü tedbîrin Salâhî bir dahi tedbîre gelmez yâ Rasûlallâh Salâhî Gazel Efendimsin cihânda i‘tibârım varsa sendendir Miyân-ı ‘âşıkânda iştihârım varsa sendendir Benim feyz-i hayâtım hâsılı rûh-ı revânımsın Eğer sermâye-i ömrümde kârım varsa sendendir Veren bu sûret-i mevhûma revnak reng-i hüsnündür Gülistân-ı hayâlim nev-bahârım varsa sendendir  146   . Nasûhî (ö. Cemâlî (ö. 1724) ile Erzurumlu İbrahim Hakkı (ö. 1750) Salâhaddîn Uşşâkî (ö. 1782) ve Üsküdarlı Haşim (ö.Dönemin önemli mutasavvıf şairlerinden ikisi Bursalı İsmail Hakkı (ö. Neccarzâde Şeyh Rızâ. 1717). 1782) de bu dönemde yaşayan diğer mutasavvıf şairlerden bazılarıdır.

mahallî tabirlere varıncaya kadar yerlileştirerek döneminin özelliklerini tespit ediyordu. 1824). Fakat.Felekden zerre mikdâr olmadım devrinde rencîde Ger ey mihr-i münevver âh u zârım varsa sendendir Senin pervâne-i hicrânınım sen şem‘-i vuslatsın Beher şeb hâhiş-i bûs ü kinârım varsa sendendir Şehîd-i ‘aşkın oldum lâlezâr-ı dâğdır sînem Çerâğ-ı türbetim şem‘-i mezârım varsa sendendir Gören ser-geştelikde gird-bâd-ı deşt zanneyler Fenâ-ender-fenâyım her ne varım varsa sendendir Niçin âvâre kıldın gevher-i galtânın olmuşken Gönül âyînesinde bir gubârım varsa sendendir Şafak-tâb eyledin peymânemi hûn-âb ile sâkî Sabâh-ı sohbet-i meyde humârım varsa sendendir Sanadır ilticâsı gâlib’in yâ Hazret-i Monlâ Başımda bir külâh-ı iftihârım varsa sendendir Şeyh Gâlib XIX. en şuh şarkıları söylemişti. güçlü bir divan şiiri temsilcisi olmakla beraber. Farsça’dan Burhân-ı Kâtı‘ isimli lügatleri dilimize çeviren Mütercim Âsım (ö. yüzyılda divan edebiyatı en büyük üstadlarını vermişti. gözden kaçırılmaması gereken bir şey vardı ki o da. Keçeci-zâde İzzet Molla (ö. Bu yüzyılda. Şeyh Gâlib. 1819)’ı görüyoruz. 1829) da. bu yerlileşme ve ilerleyiş. İran edebiyatından nasîbini aldığı kadar. divanında. YÜZYIL XVIII. örnek alıp taklit ettiği eskiyi giyim-kuşama. Batı dünyası veya Fransız edebiyatı idi. Kasîde. Mihnet-keşân isimli mesnevîsinde İstanbullu  147   . Artık Türk divan edebiyatının ekseni İran değil. Fransız edebiyatından da alacaktı. İran’ın neo-klâsik şiirini Türkçe’de örneği görülmemiş bir tarzda kullanmış ve başarıya da ulaşmıştır. mahallîleşme cereyanının hızla ilerlemiş ve gelişmiş olmasıydı. Nedîm ise. Türk edebiyatı. gazel. kadın konuşmalarına. 817/1414)’nin elKâmûsu’l-muhît’ini. bu edebiyattan. Nedîm’de olduğu gibi estetik incelikte olmasa da. daha önce en ince hayalleri örmüş. mesnevî nazım şekilleri bütünüyle işlenmişti. eskiyi istediği kullanamayan Enderunlu Vâsıf (ö. Bu yüzyılın başında Arapça’dan Fîrûzâbâdî (ö.

Osman Nevres (ö. Enderunlu Vâsıf (ö. Ancak. düşünüş. 1880). anlayış. Bu dönemin nesir yazarları ise Şânî-zâde Atâullah (ö. 1859). henüz sosyal hayatımızda ele alınıp incelenmemiş fakat. Daha sonra yetişecek ve Tanzimat dönemini temsil edecek olan Şinâsî (ö. Ahmed Sûzî (ö. 1899) ve Kâzım Paşa (ö. 1819). tarihçi Es‘ad Efendi (ö. 1824). incelenmeye hazır bir belge vermişti. 1848) anılması gereken isimlerdir.ile taşralının görüş. 1888) gibi şairler ise. önceki yüzyıllar gibi usta şair ve yazarlar yetişmemekte. 1871). Âdile Sultan (ö. Batı tesirindeki Türk edebiyatı karşısında Divan edebiyatının gerilemeye yüz tuttuğu dönemdir. Leskofçalı Gâlib (ö. veya Sadullah Paşa (ö. içinde bulunduğu yüzyılın keşif ve îcâtlarını dile getiren şairler de vardır. 1891) gibi divan şiiri tekniğine uyarak. 1874) sayılmaya değer isimlerdir. hatta hece vezniyle bir de şiir yazan. Bu dönemin tezkirecileri olarak da Fatîn (ö. bize. Şeyhülislâm Ârif Hikmet (ö. divan şiirinde ustaca eserler veren şairlerle birlikte. 1864). 1889) bu edebiyat ve bu yüzyılın son temsilcileridir. Âkif Paşa (ö. 1829). 1845). Bu yüzyılda. Artık. Ziya Paşa (ö. 1859). 1867) ve Mehmed Emin Bey (ö. 1826) ile Mütercim Âsım (ö. Müştak Baba (ö. Gazel Ne beyân-ı hâle cür’et ne figâna tâkatim var Ne recâ-yı vasla gayret ne firâka kudretim var Yanayım mı hasretinden geçeyim mi ülfetinden Hele derd ü firkatinden sana bin şikâyetim var Nice etmem âh u efgân beni yâre geçdi yârân Nigeh etmez oldu cânân buna pek kasâvetim var Düşüp ol cefâ-şiâre gönül oldu pâre pâre Çekerim gamın ne çâre geçemem muhabbetim var O fısıltıyı işitdim düşüp ardı sıra gitdim Yanılıp bir işdir etdim şu kadar kabâhatim var  148   . Divan edebiyatını çok iyi bilen ve o kültürle yetişen kişiler olmakla beraber. Keçeci-zâde İzzet Molla (ö. Nâmık Kemâl (ö. Ayrıca. hatta anlatış özelliklerini belirtmiş. Âkif Paşa (ö. son demlerini yaşamaktadır. 1876). Yenişehirli Avnî (ö. 1845) gibi bazı nesirlerinde sâde dil kullanan. Şeyhülislâm Ârif Hikmet (ö. eskinin tekrarı gibi de olsa. yüzyıllarca devam eden Divan edebiyatının yıkılışına zemîn hazırlayan ve yardımcı olan kişilerdir. 1832) ve Turâbî (ö. 1830). sonradan yanlış bir hükümle Avrupaî edebiyatın müjdecisi sayılan. 1868) dönemin önemli mutasavvıf şairlerindendir. Bu yüzyıl. 1883).

daha sonraları “Divan Edebiyatı Uzmanı” ünvanıyla karşımıza çıkan isimlerce bile küçük görülen ve hafife alınan bir edebiyat olarak gösterilme gayreti içerisine girilmiştir. Edebiyatımızın yenileşmesinde Tanzimat ve Edebiyat-ı Cedide edebiyatçıları büyük bir rol oynamış olmalarına rağmen. Geleneksel edebiyatın yeniden ve fakat öncekinden farklı bir tarzda gündeme gelişi Necip Fazıl (ö. Ancak dil ve üslup olarak Arap ve Acem terkiplerini kullanıyorlar. Edebiyat-ı Cedide gibi adlarla devam eden edebiyatımız. Mustafa Fehmi Gerçeker (ö. yüzyılın ortalarında edebiyatımıza daha önceden kullanılmayan yeni tür ve şekiller girmeye başlamış ve edebiyatımız klasik tür ve nevilerin dışında eserler vermeye başlamıştı. XX.Gece bir yana varılmış orada biri sarılmış Ya bana niçin darılmış duyarım ferâsetim var O meh işte bana nisbet ediyor seninle ülfet Bana Vâsıf açma sohbet sana pek adâvetim var Enderunlu Vâsıf XX. Fransız edebiyatına bağlı kalarak aruz veznini muhafaza ediyorlardı (Kocatürk 1964: 196). XX. kullandığı remiz ve mazmunlar yönüyle. yüzyılda Milli Edebiyat akımıyla devam etti. Yahya Kemal Beyatlı. Tanzimatla başlayan bu süreç yeni toplulukların oluşmasına ve bazı dergilerin etrafında toplanan yazar ve şairlerle farklı isimler altında çeşitli edebiyat akımları olarak ortaya çıkmıştı. Mustafa Nihat Özön ve Abdülbaki Gölpınarlı gibi klasik şiirimizi çok iyi bilen ve o kültürle yetişmiş olan edebiyatçılar tarafından savunulan bu görüş toplantı sonunda oy çokluğuyla reddedilmiştir. Asaf Halet Çelebi (ö. Darendeli Osman Hulusî (ö. Cumhuriyet sonrasında yeni estetik anlayışın tesiriyle eskiye ait ne varsa kötülenmeye tabi tutulmuş. 1931). Servet-i Fünûn. Ahmet Hamdi Tanpınar. YÜZYIL XIX. Roman ve tiyatro türlerinde ise konular halkın hayatından oldukça uzaktı. Necip Fazıl. Avlarlı Efe olarak da tanınan Erzurumlu Muhammed Lutfî (ö.  149   . XX. yüksek zümrenin uğraştığı bir edebiyat olarak görülmüş. Sivaslı Şeyh Halid (ö. yüzyılın ilk yarısında klasik edebiyatımız. 1983) ile başlar. Türk-İslâm edebiyatı sahasında eser veren şair sayısı oldukça sınırlıdır. hayattan kopuk. 1990) bunlardan bir kaçıdır. özellikle klasik edebiyatla ilgili olumsuz bir hava oluşturulmuştur. bunlar edebiyatımızı daha çok Avrupalılaştırmışlardı. 1958) gibi br kaç şairi istisna edersek. 1956). yüzyılın ortalarına kadar. XX. yüzyılda az da olsa aruz veznini kullanarak geleneğe uygun şiirler kaleme alan ve Divan teşkil eden mutasavvıf şairler de bulunmaktadır. Nur Harmanı isimli eseriyle geleneksel edebiyatımızdaki manzum kırk hadis türünü yeniden gündeme getirmiştir. Osman Kemâlî (ö. 1950). Ağustos 1930’da Ankara’da düzenlenen Türkçe ve Edebiyat Muallimleri Kongresi’nde klasik şiirimizin lise ders müfredatından çıkarılması hususunda Ahmet Hamdi Tanpınar bir önerge vermiştir. Tanzimat. Mehmed Akif Ersoy. 1954).

Leyla ile Mecnun gibi modern anlamda mesnevi tarzında yazmış olduğu eserler ve denemeleri. Peygamber’in hayatının devrelerini konu alan 63 ayrı şiirden oluşan manzum siyer diyebileceğimiz modern bir mesnevîdir.Necip Fazıl’ın Esselâm –Mukaddes Hayattan Levhalar. Akif İnan. Türk Edebiyatı ve Dergah dergileri de bu anlamda önemli dergilerdendir. Muhammed’in 63 yaşında vefat etmesi dolayısıyla Hz. Necip Fazıl’ın çıkarmış olduğu Büyük Doğu mecmuası (1943). Cahit Zarifoğlu (ö. bozuldu bağlar. Diriliş Yayınları ile de Türk-İslâm edebiyatının günümüzdeki örneklerini vermiştir. Veriyor. Bekletme Yunus'um. Türk-İslâm edebiyatının XX. Şiirinde kullanmış olduğu sembollerle geleneği güne ve geleceğe taşıyan Sezai Karakoç. Necip Fazıl’ın başlatmış olduğu bu hareketin ikinci ismi ise hiç şüphesiz Sezai Karakoç’tur. 1987). İçime bayıltan. Cahit Zarifoğlu’nun bir şiir kitabına da isim olan “Yedi Güzel Adam” kimlerdir? Araştırınız. Alaattin Özdenören. Bu dergi ve daha sonra çıkan Mavera dergisi (1976) çevresinde yer alan M. Gelenekten beslenen. Düşüyor yapraklar. İsmet Özel gibi yazar ve şairler. geçiyor çağlar. boynumda kement? Beni de. Rasim Özdenören. Ebubekir Eroğlu. Necip Fazıl’la başlayan Türk-İslâm edebiyatı geleneğini devam ettirmişlerdir. Kurmuş olduğu Diriliş dergisi (1960) gençlerin yetiştiği bir okul olmuş. Yunus Emre Kaç mevsim bekleyim daha kapında. yüzyıldaki üçüncü adımı ise Maraş’ta başlayan ve Nuri Pakdil’in Ankara’da çıkardığı Edebiyat dergisi (1969) etrafında devam eden edebî harekettir. özellikle ikinci dönemi olan 1945’ten sonra geleneğin dirilişi anlamında önemli bir görev üstlenmiştir.adlı eseri Hz. piştiğin bela kabında. Kaynata kaynata buhara kalbet. Erdem Beyazıt (ö. Hisar. Ayağımda zincir. Hazırlıklarına 1949 yılı sonlarında “eski şiirimizden millî kültür ve edebiyatımızdan kopmadan yeni ve güzel bir şiir sergilemek o yıllarda şiirimizi çıkmaza sokanlara ve yozlaştıranlara karşı çıkmak ve tavır almak” parolasıyla başlanan Hisar dergisi ilk sayısını 16 Mart 1950'de yayımlamıştır. ayrılık dolu semalar. 2008). hikaye ve monografileriyle edebiyat geleneğimizin yeniden inşası yolunda örnekler meydana getirmiştir.  150   . acı bir lezzet. Milliyetçi ve İslâmcı dünya görüşünü savunan yazar ve şairlerin çıkarmış olduğu dergiler günümüz Türk-İslâm Edebiyatı alanında ürünler vermeye devam etmişler ve etmektedirler.

Eski Türk Edebiyatı ile bazı ortak yönleri olmasına rağmen. izine doğru arkandan. Geleyim. Türkler’in müslüman olmalarından itibaren günümüze kadar meydana getirmiş oldukları. Türk-İslâm Edebiyatı. Medet ey şairim. referanslarını İslâm’dan alan bir edebiyatın adıdır. hırkandan. Yunus'um medet!! Necip Fazıl Kısakürek Adsız Gazel Yanışlar ağıtlar elimde değil İçimin sesi hiç üzmesin seni Kaçmak mı mümkün mü alınyazımdan Kaderdir yüklendim yıkılmışlığı Sen attın bilmeden kuyuya taşı Dinemez yankısı mahşerde bile Bir kutsal emanet gibi sır gibi Ve bir ayıp gibi saklarım seni Başımda kavganın kıyameti var Okşadım ismini kitap içinde Her akşam bir düşle kundaklanırım Sözümün bittiği yerde başlarsın Yılların alnıma çektiği çizgi Kocalttı başımı bir ehram gibi Yaslasam gövdemi karlı dağlara Sonsuz bir uykuya kavuşsam bir gün Mehmet Akif İnan Özet Türk-İslâm Edebiyatının mahiyetini açıklayabilmek.Rüzgara bir koku ver ki. tutmuşum artık yakandan. Bırakmam. zaman  151   .

Bursalı İsmail Hakkı  152   . Akif Ersoy. yüzyıldan günümüze kaynağı İslâm olan bir edebiyat var olagelmiştir. Şeyh Gâlib. Zatî d. yüzyıldan günümüze kadar her yüzyılda çok sayıda şair yetişmiştir. Necip Fazıl Kısakürek. XVI. Keçecizade İzzet Molla e. yüzyılın ortalarına kadar aruz ve hece vezni ile şiirler kaleme alınmış. yüzyılın ilk yarısında bir süre sekteye uğrasa da ikinci yarısında içerik ve muhteva anlamında tekrar ürün vermeye başlamış ve vermeye de devam etmektedir. Osmanlı devletinin ihtişamlı çağı olan XVI. Şemseddin Sivasî. Neşatî. Aşağıdakilerden hangisi XVI. Fuzulî. Hangi yüzyıllarda hangi şairlerin yetiştiğini aktarabilmek. yüzyılın ortasında sona ererken Türkİslâm Edebiyatı hayatiyetini devam ettirmektedir. Nâbî. yüzyılın ortalarından günümüze kadar ise hece ve serbest vezinle binlerce şiirler yazılmıştır. İbrahim Gülşenî gibi mutasavvıf şairler ile XX. Kendimizi Sınayalım 1. Sezai Karakoç gibi şairler yetişmiştir. Şeyh Gâlib d. XIX. yüzyılda yaşayan şairlerden biri değildir? a. Fuzulî b. İsmail Hakkı Bursevî. Peygamber’in hadisleri olan Türk-İslâm Edebiyatı XX. Bu dönemler içerisinde XIX. XVI-XX.itibariyle Eski Türk Edebiyatı XIX. Nedim e. Aziz Mahmud Hüdayî. Türklerin İslâm dinini kabul etmelerinden itibaren ilk iki kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Hz. Nihat Asya. A. Zâtî. Bağdatlı Ruhî. Enderunlu Vasıf c. Aşağıdakilerden hangisi Türkî-i basit hareketinin öncülerindendir? a. Hayretî c. Nedim. Yenişehirli Avnî gibi Divan Edebiyatı içerisinde eser veren şairlerin yanında. Ünite içerisinde dönemlerin önemli şairlerinden örnek şiirlere yer verilmiştir. Yüzyıllarda yazılmış bir çok şiiri tanıyabilmek. Türk-İslâm Edebiyatının canlı ve devam eden bir edebiyat olduğunu açıklayabilmek. Hayâlî 2. Yüzyılda içerik açısından geleneğe bağlı M. Tatavlalı Mahremî b.

Yüzyıl” kısmını yeniden okuyunuz Yanıtınız doğru değilse. Muhammed Lutfî d. Siyer-i Veysî ve Keşfü’z-zunûn isimli eserler hangi yüzyılda kaleme alınmışlardır? a. yüzyıl e. Verim devri a. XVI. Edebiyatımız ve kültürümüzde önemli bir yere sahip olan Seyâhat-nâme. “XVIII. Gazel devri e. XV. Yüzyıl” kısmını yeniden okuyunuz. “XVII. c 4. d 2. XVIII. Yanıtınız doğru değilse. Hazırlık devri d. Yükseliş devri 5. Yanıtınız doğru değilse. XVIII. a 5. “XVI. b Yanıtınız doğru değilse. yüzyılda geleneğe uygun ve tasavvufî neş’eyle eser veren şairlerden biridir? a. XVII. yüzyıl c. Yahya Kemal Beyatlı c. “XX. Mehmet Akif Ersoy b. Aşağıdakilerden hangisi XX. Yüzyıl” kısmını yeniden okuyunuz. Yüzyıl” kısmını yeniden okuyunuz Yanıtınız doğru değilse.3. Yüzyıl” kısmını yeniden okuyunuz  153   . Arif Nihat Asya Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. a 3. yüzyıl 4. “XVI. yüzyıl d. Ahmet Hamdi Tanpınar e. Yüzyıl edebiyatımız ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur? a. yüzyıl b. Geçiş devri c. XIX.

Â. Özalp. (1988). Kemikli. T. Nev‘î-zâde Atâyî ve Hamsesi. XVII. F. “İlahiyat Araştırmaları: Dil ve Edebiyat”. s. Banarlı. F. Ankara. Kemikli. Ersin Gürdoğan. (1998). İstanbul. V. II. yüzyılın başında İstanbul’da doğmuştur. Musikideki asıl üstadı Hafız Post olarak bilinen Tanburî Mehmed Çelebi’dir. (1986). M.Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Hz. Ankara. (2000). (1987). A. Aleaddin Özdenören. N. Ankara. dönemin en önemli sohbetçisi diye bilinen Hasan Seyithanoğlu'dur. İstanbul. (1997). XVII. (1994) “Divan Edebiyatı”. İstanbul. Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi. İstanbul. İ. Yedincisi ise yazar olmayıp ancak sözü. Cahit Zarifoğlu. Edebiyat Araştırmaları. Tekbîr’in de bestekârı olan Itrî dinî ve lâdinî bir çok bestenin sahibidir. Peygamber dışında diğer peygamberler ve dört halifeye de hilyeler yazılmıştır. Türk Mûsikîsi Tarihi. Kocatürk. Köprülü. Ankara. (1996) “Osmanlı Edebiyatı”. N. Neşatî’nin Hilye-i Enbiya’sı ile Cevrî’nin Hilye-i Çâr-yâr-i Güzîn’i bu sahada yazılan örneklerden ikisidir. Ankara. Sıra Sizde 2 Asıl adı Buhûrîzâde Mustafa olan Itrî. Gölpınarlı. saatlerce konuşsa bile dinlenebilen. M. Çocuk yaşlarda Yenikapı Mevlevihanesi’ne devam ederek tasavvuf musikisiyle haşir neşir olmuştur. M. Şair Padişahlar. hikayeci ve yazardır. İzmir. S. (2000). Bahar. M. Osmanlı Ansiklopedisi. İstanbul. Yüzyıl Tezkirelerinde Şair ve Eser Üzerine Değerlendirmeler. Ö. Kortantamer. 45-50. Akün. C.  154   . Kılıç. (1954) Divan Şiiri. F. Rasim Özdenören. Resimli Türk Edebiyatı Tarihi I-II. Sun‘ullâh-ı Gaybî Dîvânı İnceleme – Metin. Kurucu altı kişi şu isimlerden oluşmaktadır: Erdem Bayazıt. TDV İslâm Ansiklopedisi. Ankara. Yararlanılan Kaynaklar Ak. B. (2001). 1712’de İstanbul’da vefat etmiştir. Türk Edebiyatı Tarihi. Pala. Türk Edebiyatı Tarihi I. (1964). 1. İstanbul. Levend. (2009). Akif inan. S. B. Sıra Sizde 3 Bu yedi güzel adamın altısı şair.

. İ. İslâmî Türk Edebiyatı. İstanbul. H. Şener. İstanbul. (1976). Türk-İslâm Edebiyatı.Yıldız A. (2003).Pekolcay. N.  155   .

• • • • Türk İslâm Edebiyatı’nda Allah ile ilgili edebî türlerin neler olduğunu sıralayabilecek. Bulabildiğiniz bir Divan ve Mesnevî’nin ilk şiirlerini inceleyiniz. Allah’ın güzel isimlerinin edebiyatımızda nasıl yer bulduğunu ifade edebilecek.Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra. Anahtar Kavramlar • • • • Esmâ-ı hüsnâ Tevhîd Münâcât Edebiyatımızda adet ve gelenek Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce. Şairlerimizin eserlerine başlarken nasıl bir gelenek takip ettiklerini belirleyebilecek.  156   . Tevhîd ve Münâcât maddelerini okuyunuz. Tevhid ve münâcâtlarda hangi konuların üzerinde durulduğunu açıklayabileceksiniz. • • Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nden Esmâ-ı hüsnâ.

Divanlarda bu sıraya uyulduğu gibi. mensûr ve manzûm olmak üzere iki tarz ve şekilde yazılmaları usûldendir. Bunları sıra ile açıklayalım. Aslen bir aşk şiiri formu olan gazel ile zamanla felsefî ve mizahî konuları da ele almışlardır. Öyle ki bazen Arapça veya Farsça bir sözlüğün bazense bir dilbilgisi kitabının bile manzum olarak yazıldığını görmekteyiz. hamdele.Allah Teâlâ ile İlgili Edebî Türler GİRİŞ Eski edebiyatımız dinî temele dayanır ve ilk kaynağı da İslâmî ilimlerin tümünde olduğu gibi Kur’ân-ı Kerîm’dir. münacat ve naatlar yazdıkları gibi din ve devlet büyüklerine de methiyeler meydana getirmişlerdir. Hz. Hiç kuşkusuz şiir. böyledir. Müslüman bir müellif ve şâirin eserine “Besmele” ile başlayarak “Hamdele” ve “Salvele” ile devam etmesi ve “ammâ ba‘dü” sözü ile de asıl konuya geçmesi “âdet ve gelenek” idi. Bu âdet ve geleneğin mensur eserlerde nasıl ve hangi sıraya göre uygulandığına bakalım. Tevhîd-Münâcât. genel olarak. Mesnevî nazım şekliyle dinî ve dünyevî hemen her konuda kalem oynatmışlardır. Mensur eserlerde müellifin âdet ve geleneğe göre. Belki bu tasnifle kastedilenin. Ancak. Bu âdet ve geleneğin dayanağını şu şekilde açmak ve açıklamak mümkündür. Na‘t. ammâ ba‘dü” sözleridir. Peygamber’i medh edip öven parçalar ve manzûmeler bulunmaktadır. Sebeb-i Te’lîf-i Kitâb” şeklindedir. O’na yalvarma ve duâyı ifâde eden. bu âdet ve geleneğin bir dayanağı olmalıydı.  157   . Kasidelerle tevhid. takip ettiği sıra: “Besmele. Her şeyden önce eserlerin. Her ne kadar Eski edebiyatımızla ilgili olarak “dinî” ve “lâ-dinî” gibi tasniflere rastlasak da dinin yaşanan hayatın bir parçası olduğunu düşündüğümüzde “la-dinî” nitelemesinin çok da ayaklarının yere basmadığını görürüz. Manzum eserlerde ise bu sıra: “Besmele. mesnevîlerde de. içeriğin tamamen dinî bir konu olup olmasına göre şeklinde anlamamız gerekir ki burada da yine “lâ-dinîlik” tasnifi yerli yerine oturmaz. Eserlere bu şekilde başlamak İslâm sonrası edebiyatımızın ilk eserlerinden itibaren herkesce uyulan bir âdet ve gelenek olagelmiştir. salvele. bu edebiyatımız içerisinde önemli bir yere sahiptir. Türklerin İslâm’ı kabul etmelerinden sonra yazılan eserlerin hemen hepsinde önce Allah’ın birliği ve ululuğunu anlatan. Şairlerimiz anlatmak istedikleri hemen her şeyi çeşitli nazım şekilleriyle kaleme almışlardır. İşte bu âdet ve geleneğin delil ve dayanakları hakkında şu bilgileri vermek faydalı ve yerinde olacaktır.

33/56). Hamdele’nin delîli. “Tevhîd” veya “Kelime-i Tevhîd” denilmektedir. yerinde daha detaylı işleneceğinden. Âyetin asıl metninde geçen “sallû” ve “sellimû” emirleri. Allah hakkında: “Allah’ın bir olduğuna inanma. “Lâ İlâhe ille’llâh” cümle ve terkîbinin söylenmesine de. sonu güdük ve verimsizdir. Hz. Münâcât ve Na‘t. Salvele: “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed” cümlesinin kısaltılmış şeklidir. Peygamber’e salât ü selâm getirmenin Kur’an’daki delili: “Allah ve melekleri. Çünkü Câhiliye döneminde okunan hutbelerde “Hamd ü senâ ” yoktur (Şener: 1995). şânını yüceltmeğe özen göstermekte)dir. burada kısa bilgiler verilecektir. bazan da Tevhîd-Münâcât birlikte bulunur. içtenlikle selâm edin (Ahzab. “Salvele” yerine ise Na‘t sıralamasına uyulur. o işten hayır gelmez. “Allah’a şükretme” anlamına gelen “el-Hamdü li’llâh” cümlesinin kısaltılmış şeklidir. birleştirme. öncelikle Tevhîd. bir nazarıyla bakma” anlamlarına geldiği gibi. “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” demek olan Besmele’nin dayanağı. Kelime-i tevhidin anlamı nedir? Edebî ıstılâh olarak Tevhîd. Peygambere salât ü selâm’dan sonra” anlamında bir deyimdir ki. yazdıkları “Tevhîd” ve “Münâcât”ları Divan’larının başına koymayı kendileri için bir şeref saymış ve bunu âdet hâline getirmişlerdir (Olgun. sonra “Hamdele” yerine Tevhîd ve Münâcât. Türk İslâm Edebiyatı konularından olan Tevhîd. “Vahdet” kökünden “birkaç şeyi bir etme. Peygamber’e “salât ü selâm” getirme görevini Müslümanlara yüklemektedir. bir addetme. İslâmî literatürde. Hz. kâil olma. peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeğe. Tevhîd’in kelime anlamı. Ammâ ba‘d: “Allah’a hamd. Manzum eserlerde “Besmele”den sonra. Hamdele. Manzum Eserlerde Manzum eserlerde de bu geleneğe bağlı kalınarak. Şâirler. Âyetten delîli ise Kur’ân-ı Kerîm’in ilk suresi olan Fatiha’nın ilk âyetinin: “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun. Ey inananlar. konu olarak.” (Aclûnî: 1352) anlamındaki hadîsidir. Peygamber’in: “Her iyi ve güzel bir işe “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı” ile başlanmamışsa.  158   . önce yine “Besmele”. şâirlerin “Allah’ın varlığına ve birliğine dâir yazdıkları manzûmeler”e verilen isimdir.1. “Ammâ ba‘dü” deyimi yerine de özellikle mesnevîlerde “Sebeb-i te’lîf-i kitâb” ibaresi yer alır. 2. Hz. bundan sonra asıl konuya geçilir. birleme” demektir. siz de ona salât edin (onun şânını yüceltmeğe özen gösterin). Asıl konu ile Hamdele ve salvele faslını ayırdığı için “ammâ ba‘dü” sözüne “faslu’l-hitâb” da denir. Kur’ân-ı Kerîm’in ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi-ilk âyetinin “Hamd” kelimesiyle başlamış olması ve bir de Hz.” ifadesiyle başlamasıdır. Mensur Eserlerde Besmele. 1973).” anlamındaki âyettir. Peygamber’in hutbelerinin Allah’a “Hamd ü senâ” ile başlamış olmasıdır.

bütün kudret ve ilimlerin ona âit oluşu gibi konular. edebî bir üslûp ve kisve içerisinde verilmektedir. çok geniş ve çeşitli türleri içerisine alan Türk İslâm Edebiyatı meydana gelmiştir. bazı olaylar. Tevhîdler. Yazıcıoğlu Mehmed (ö. mensûr olarak da yazılmıştır. tevhîdin en güzel örneğidir. isimleri. Şâirler.  159   . XII. Münâcâtlarda dînî konulara daha çok yer verilmiştir. sıfatları. Şairlerimiz tertip etmiş oldukları Divanlarda tevhîdlerden sonra en az bir tane münâcât koymayı da bir kural ve âdet hâline getirmişlerdir. Eski Türk Edebiyatı içerisinde. Münâcâtlar çoğunlukta manzûm olmasına rağmen. inanç. Yûnus Emre’nin ilâhileri. bir başka deyişle Türk İslâm Edebiyatı’nın en sevilen. ona yalvarmak ve yakarmak için yazılmış olan manzûmeler”. belirli gün ve aylar. kuvvet ve kudretinin sonsuzluğu. kudret ve azamet sâhibi olan Allah’ın yüceliği ve ululuğu karşısında çâresiz. hadislerinden kırk kadarını bir araya getirerek “Hadîs-i Erba‘în/Kırk Hadîs”i oluşturan eserler de oldukça yekün tutmaktadır. Hz. zavallı kullar olarak Allah’a yakarışta bulunur. 1422)’nin Mevlid’i. Türk İslâm Edebiyatı’nda Hz. Münâcâtın ıstılah anlamı ise: “Allah’tan bir şey istemek için. dînî eserlerin konularını oluşturmuştur. kâinâtta ondan başka müessir bulunmaması. “Allah’a duâ ve niyâz etme”. en tanınmış ve yaygın hâle gelmiş eserleri. mensûr münâcâtlar da yazılmıştır. Münâcât denilmesinin sebebi. Dînî edebiyatımızın. Bunların büyük bir kısmı manzûm olarak yazıldıklarından. İçeriğinin tamamen dinî olmasını göz önünde bulundurarak edebiyatımızdaki bir dinî-edebî nazım türlerinden bahsedebiliriz.Tevhîdlerde. Ahmed Cevdet Paşa (1822-1895)’nın Kısasu’l-Enbiyâ’sıdır. diğer bölümlere yer verilmeden. Arap ve İran edebiyatlarında yer alan münâcât türü. 1556)’nin Hadîkatü’s-su‘adâ’sı. Arapça olup “Neciv” kökündendir. nasîhat ve ahlâkî öğütler. ona muhtâç oluşlarından bahseder. en büyük güç. Allah’ın büyüklüğü. Kasîde tarzında yazılan tevhîdlerde. Ayrıca. Kelime anlamı “fısıldamak. kulağa söylemek” demektir. tasavvuf esasları. Fuzûlî (ö. bir kimsenin ellerini kaldırıp dilediği şeyi Allah’tan gizlice istemiş olmasındandır. Bu tasnifi kullandığımızda da üç ana başlık karşımıza çıkar: Allah’la ilgili nazım türleri. Peygamber’le ilgili nazım türleri ve dinî-ahlaki diğer nazım türleri. “Allah’a hitâbederek duâ ve niyâzı ihtiva eden şiir” demektir. mucizelerini anlatan. Allah’ın karşısında kulun âcizliği vurgulanır. önemli dînî savaşlar. dînin esasları. Peygamber’in hayatını. Süleyman Çelebi (ö. evliyâ menkıbeleri. Mutasavvıf şâirler tarafından yazılmış olan tevhîdlerde “vahdet-i vücûd” felsefesinden de söz edilir. yüzyıldan itibaren bizim edebiyatımızda da yer almaya ve şâirlerimiz tarafından yazılmaya başlanmıştır. 855/1451)’in Muhammediyye’si. vasıf ve güzelliklerini. Peygamber kıssaları. manzûm olarak yazıldığı gibi. mesnevîlerde de mesnevî tarzında yazdıkları münâcâtlara yer vermişlerdir. 91 beyitten oluşan manzûme. Şâir Nâbî (ö. düşüncelerini âyet ve hadislerden yaptıkları lafzî ve manevî alıntılarla ifâde ederek kuvvetlendirmeye çalışırlar. hiçbir şeyin ona eş ve benzer olmayışı. Mensûr olan bu münâcâtlara da “Tazarru‘-nâme” denilmektedir. sanatlı bir uslupla işlenir. Münâcât. zâtının tasvîr ve hâyâl edilebilir şeylerden soyutlanması. doğrudan konuya geçilir. 1712)’nin yazdığı. Mensûr olanlarına “Tazarru‘-nâme” denilir. Ahmed Yesevî’nin hikmetleri yerine. Bu eserler.

Kur’ân-ı Kerîm’de dört ayrı surede yer alan birer ayette geçmektedir. İbrahim Şener (ö. yüzden bir eksik. “Esmâ-ı  160   . Tirmizî ve İbn-i Mâce’nin çeşitli bölümlerinde birbirine yakın ifadelerle yer alan bir hadiste “Allah’ın doksan dokuz. En güzel isimler anlamına gelen bu isim tamlaması “Allah’ın Güzel İsimleri” anlamıyla edebiyatımızda bir tür olarak kabul edilmiştir. Fars ve Türk birçok müellif ve şair bu türde eserler kaleme almışlardır. Bunlardan ilki Araf suresinde yer almaktadır. Hadislerde sayılan Allah’ın güzel isimlerinden her birinin farklı anlamları vardır. hangisini derseniz deyin.I HÜSNÂLAR Allah’la ilgili edebî türlerden ilki Esmâ-ı hüsnâ ya da Arapça söyleyişle Esmâü’l-hüsnâlar’dır.” (Tâhâ 20/8) “O. Bu isimleri kim sayarsa (veya ezberlese) cennete girer” ifadelerinden sonra Tirmizî ve İbn-i Mâce’de bu 99 isme yer verilmiştir. Bu tür eserlerde. Birer Esmâ-ı hüsna şerhleri olan ve bu türde verilen mensur eserlerde isimlerin anlamları detaylı olarak verilmektedir. Bu alandaki ilk ve tek olan araştırmada Arap. Kütüb-i Sitte olarak bilinen altı hadis kitabından Buharî.” (Araf 7/180). Allah’ın zatî ve sübûtî sıfatlarından bahseden Tevhidler ve kulun acziyetini dile getiren Münâcâtlar. Fars ve Türk edebiyatlarında mensur ve manzum olarak hazırlanan Esmâ-ı hüsnâlar hakkında detaylı bilgiler verilmektedir (Şener: 1985). Dr. ALLAH’IN GÜZEL İSİMLERİ: ESMÂ. en güzel isimler onundur. yarattıklarına şekil veren. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir. Kitabınızın 1. Edebiyatımızda Esmâ-ı hüsnâların oluşumunda hiç kuşkusuz bu hadisin büyük bir etkisi vardır. en güzel isimler onundur. “De ki: Gerek Allah deyin. Esmâü’l-hüsna ifadesi. O’na o isimlerle dua edin. O’nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Ünitesinden Din ve Edebiyat kısmını okuyunuz.Bu ünitede Allah’la ilgili edebî türlerden bahsedeceğiz.” (İsra 17/110) “Allah’tan başka ilah yoktur. 1. var eden. Bu isimlerin sayısı ve neler olduğuyla ilgili bilgiler hadislerde yer almaktadır.” (Haşr 59/24) Bu âyetlerde Allah’a ait güzel isimlerin sayısının kaç tane olduğuyla ilgili bir ibareye yer verilmemiştir. güzel yaratan. Edebiyatımızdaki dinî edebî türlerin birçoğunda da olduğu gibi bu hadisteki cennete girme müjdesinden dolayı Arap. Diğer âyetlerde de en güzel isimlerin sadece Allah’a ait olduğu vurgulanmaktadır. Allah’la ilgili edebî türleri de üç ana başlık altında inceleyeceğiz: Allah’ın Güzel İsimleri olan Esmâ-i Hüsnâlar. “En güzel isimler Allah’ındır. H. Bu ayette Allah’ın güzel isimleriyle dua edilmesinin gereği belirtilmektedir. gerek Rahmân deyin. Müslim. 2006) tarafından bir doktora tezi hazırlanmıştır. en güzel adlar kendisinin olan Allah’tır. Konuyla ilgili olarak Prof. ismi vardır.

1492) Risâle-i Muammâ-yı Nefîse’si ile Lamiî Çelebi tarafından Türkçe’ye tercüme edilen Mîr Hüseyin eş-Şirâzî’nin (ö. Dert ve sıkıntılardan kurtulmak. Bıçakcızâde İsmail Hakkı (ö. Bunlardan manzum olanların sayısı sekizdir. Maksadu’l-Esnâ fî Şerhi Esmâillâhi’l-Hüsnâ’sı. Ayrıca İngilizce olarak da yazılan biri manzum diğeri mensur iki eser vardır (Şener: 1985). Örneğin.1933) Türkçe manzum Esmâ-ı hüsnâ kaleme alan şairlerden sadece bir kaçıdır. Her ne kadar sayı belirtsek de yapılacak yeni araştırmalarla bu türdeki eser sayısının artacağında kuşku yoktur. Mensur ve manzum olmak üzere Farsça altı tane eser bulunmaktadır. hangi ismin hangi bir faydaya yönelik olduğu belirtilen özelliklerinden bahsedilmektedir. makam. Türkçe kaleme alınan Esmâ-ı hüsna sayısı elliye yakındır ve bu eserlerden on dokuz tanesi manzumdur. Levâmiu’l-Beyyinât Şerhu Esmâillâhi Teâlâ ve’s-Sıfât’ı ilk akla gelenlerdendir. 1286). çocuğu olmayan birinin de yedi gün oruç tutup iftar vaktinde yirmi bir kez el-Musavvir ismini okuması tavsiye edilmektedir. İbrahim Cûdî (ö. Esmâ-ı hüsnâ ile ilgili en çok eser verilen dil Arapçadır. Arapça ve Türkçe mensur ve manzum Esmâ-i hüsnâlar. Farsça olarak da mensur ve manzum Esmâ-i hüsnâlar yazılmıştır. Bunu sırasıyla Türkçe ve Farsça izler. bu konuda çoğunluğu mensur olmak üzere seksen küsur eser verilmiştir. Fahreddîn Râzî’nin (ö. Müslümanların herhangi bir isteklerini Allah’a arzedip dua ederlerken bu isteklerini karşılayan İsim ile dua etmeleri tavsiye olunmaktadır. oldukça hacimli ve muhtevalı olmalarına mukabil. 1926). eşler arasında sevginin meydana gelmesi. 1559). Bu isimlerin hangi vakitte ve kaç kez okunacağı ile ilgili farklılıklar olsa da bu türdeki hemen her eserde ilgili ismin hangi maksat ve isteğe yönelik olduğu mutlaka ifade edilir. hangi ismin hangi durumda okunacağı meselesi halk arasında da oldukça yaygındır. çocuk. Aslında bir sihir ve büyü kitabı olmakla birlikte içerisinde Esmâ-ı hüsnâ havâssının da yer aldığı Seyyid Süleyman Hüseynî’nin Kenzü’l-Havâss isimli eseri bundan dolayı halk arasında yaygın olarak okunan kitaplardan birisidir. Ancak. 1111). 1499) Şerhu’l-Esmâi’l-Hüsnâ’sı en çok bilinenlerdendir. Şeyhoğlu Mustafa (ö. Farsça yazılanlar kısa ve hacimsiz ve daha çok manzum olarak yazılmışlardır.  161   . Ahmed Şâkir Paşa (ö. Beyzâvî’nin (ö. Her üç dilde manzum olarak yazılan Esmâ-ı hüsnâ otuza yakındır ve bunların üçte ikisi Türkçe yazılmıştır. Arapça olan mensur eserlerden Gazâlî’nin (ö. Îsâ Saruhânî (ö. 1401). 1818). Arapçada. Farsça eserlerden Abdurrahman Câmî’nin (ö.Hüsnâ Havâssı” olarak da nitelenen. bol rızık isteğinde bulunan bir müslümanın günde 308 defa erRezzâk ismini. Tasavvuf ve tarikatlarda Esmâ-ı hüsnâ zikrine çok önem verilmekte olduğu gibi. Müntehe’l-Münâ fî Şerhi Esmâillâhi’l-Hüsnâ’sı. zenginlik sahibi olmak ve benzeri birçok konuda insanların birçoğu bu isimlerle Allah’a yakarmaktadırlar. Bu da Türk edebiyatında bu türe gösterilen ilgi açısından dikkate değer bir noktadır. Bu eserlerin bazılarında duadaki beklentinin karşılığı olan Allah’ın İsmi’nin günde kaç kez okunacağı belirtilirken bazılarında da hangi vakitte okunması gerektiğine işaret edilmektedir. rütbe. 1209).

Örnekler Âlimü’l-gaybi ve’ş-şehâdeh: Her kim etse edâ namâzını Cân u dilden kılıp niyâzını Akabince bu ismi yâd etse Bu safâyı revâna zâd etse Anı keşf ehli eyleye Rahmân Ere Hak’dan revânına ihsân Kılsa beş vakt namâzını âdem Okusa yüz kerre bunu ol dem Ana mekşûf ola kamu esrâr Dola gönlü safâ ile envâr es-Selâm : Kim ki bir derd ile ola bîmâr Bunun ile olur ana tîmâr Ger yüz on bir kez okısa anı Bula sıhhat-i safâ-y-ıla cânı el-Cebbâr : Kim okursa yigirmi bir nevbet Ermeye her güzin ana nikbet Ger olursa dilinde bu virdi Zulm-i zâlimden olmaya derdi el-Bârî : Her ki yüz kerre okusa zâhir Dahi yitmiş bir okusa âhir  162   .

Kabre vardığı dem işit anı Yalınuz olmaya anun cânı Hak musâhib vere ana anda Kalmaya havf ile gidüp anda el-Musavvir : Her kimin olmasaydı ferzendi Bu hevâ olsa gönlünün bendi Yedi gün pâk olup ola sâim Dilde bu ismi zikrede dâim Vakt-i iftâr olıcak her bâr Okuya bîst ü yek anı ey yâr Ya‘ni su üzre okuya anı İçe ol dem safâ bula cânı Yedi gün eylese bu hâl üzre Hak murâdın vere kemâl üzre Hak ana bir oğul verse âşık Ola ilmi ile izzete lâyık el-Gaffâr : Her ki yüz nevbet okusa sâfî Ola her derdine anun şâfî Cum‘adan sonra okusa her gâh Açıla lûtf ile ana dergâh el-Hâfız : Her ki havf eyleye adûsundan Ya adû ins ola yâhûd cinden  163   .

Ede bir halveti hemân hâlî Okuya yetmiş ile bin hâli Ref‘ ola düşmanın o dem şerri Ere Hakkın emân ile birri es-Semî‘ : Her kim ister murâdını hâsıl Ola maksûduna o dem vâsıl Okuya beş yüz ismi her demde Kalmaya kalbi hasret ü gamda Hak du‘âsın kabûl ede anı Ola şâd akl ile dil ü cânı el-Vedûd : Er ü avret miyân-ı ceng olsa Dilleri gussa ile teng olsa Okur ise bu ismi ol dâyim Ola tevfîk-i sulh ile kâyim el-Latîf : Her kimin kim ma‘aşı dar olsa Gussa vü gam anunla yâr olsa Okusa yüz kerre bunu her rûz Ere her kûşeden ana sad rûz et-Tevvâb : Her ki nisyân ile ede isyân Erişe fazl-ı Hak ile gufrân  164   .

veriyoruz.Okusa ger duhâ zamânında Ola da‘im Hudâ emânında es-Sabûr : Her ki bir derde mübtelâ olsa Ya meşekkatle bâtını tolsa Ger otuz bin okursa bu ismi Ola hâlis revân ile cismi Hak devâ ede derdine ol dem Ola zevk ü safâ ile hurrem Verdiğimiz bu örnekten sonra. sâat : Güneş) Gel ey tâlib edin vird ism-i Rahmân Ki rahmetden erişe lûtf u ihsân Şumarınca sürersen her gün anı Sa‘âdetle dutasın dû-cihânı Bunu terk etme dâim virdin olsun Ki sürdükce gönül nûr ile dolsun Kesâfet yerine gelsin letâfet Nühûset yerine dönsün sa‘âdet Kasâvet kalmasın bulsun safâ dil Ziyâlar bağlar ol vakt hemçü kandîl Ola ger nûr-ı Rahmân mazhar-ı dil Elest ahdine bulsun hem vefâ dil  165   . ikinci örnek olarak. Türkçe ilk manzum Esmâ-ı Hüsnalar arasında yer alan İbn Îsâ Saruhânî’nin Şerhu Esmâi’l-Hüsnâ isimli eserinde Rahmân ismi şu şekilde anlatılmaktadır. Yâ Rahmân: (aded 298. Türkçe ilk manzum Esmâ-ı hüsnâlar arasında yer alan İbn Îsâ Saruhânî’nin Şerhu Esmâi’l-Hüsnâ isimli eserinden sâdece. Allah’ın Güzel İsimleri’nden olan Rahmân adının şerhi ile ilgili kısmı.

gazel. Kök itibâriyle vahdet kelimesinden gelen ve tef‘il kalıbıyla ifâde edilen Tevhîd. Tevhîderde işlenen konular. kelime olarak birlemek anlamına gelmektedir. mesnevî nazım şekilleriyle yazılmıştır. Türk İslâm Edebiyatı konularının başında gelmesi nedeniyle. TEVHÎDLER Allah’ın birliği ve yüceliği konusunda yazılan manzûm ve mensûr eserlere tevhîd denir. kıdem. Konuyla ilgili yayın yapan araştırmacıların edebiyatımızda biri tasavvufî. “Allah’ın varlığına ve birliğine dâir yazılan manzum ve mensur eserler”e Tevhîd ismi verilmiştir.Eger vird edine bu ismi nâ-kes Sahî olur ana bî-kes dimez hâs Olursan nâ-kesin birine meşgûl Sahî olup atâ eyler sana bol Bunu kim vird edine mâlı artar Kovan cismi içinde balı artar Hem artar mansıb u kadr u sehâsı Anılır Hâtem-i Tây’ın atâsı Sehâvet her kime olduysa âdet Ölünce gitmez andan ol sa‘âdet Şumarı iki yüz toksan sekiz hem Güneşdir sâ‘ati va’llâhü a’lem Kur’ân-ı Kerîm’de Allah ismi ilk olarak hangi surede yer almaktadır? Araştırınız. tasavvufî tevhîdlerle dînî tevhîdleri birbirinden ayırdetmek de oldukça güçtür. Tevhîdlerde. Sübûtî  166   . Manzum tevhîdler. Nihayetinde tasavvuf da dinin içerisindedir. çoğunlukla kasîde. Şairlerimiz Divanlarına tevhîd ve münâcâtla başlamayı bir âdet hâline getirmiş ve böyle başlamayı kendileri için de bir şeref kabul etmişlerdir. öncelikle. Istılah olarak da. âyet ve hadislerden alıntılar yapılarak veya bu iki ana kaynaktan faydalanılarak kaleme alınmışlardır. Tevhîd konusu. 2. burada daha geniş olarak üzerinde durulacaktır. muhâlefetün li’l-havâdis ve kıyâm bi-nefsih denilen sıfatlarıdır. Bunlar: Vücûd. Allah’ın zâtî (selbî) ve sübûtî sıfatları yer almaktadır. daha önce kısmen işlenmişse de. Ancak. diğeri dînî olmak üzere iki tür tevhîdden bahsetmektedirler. Allah’ın zâtî sıfatları altı tanedir. bekâ. vahdâniyet.

Ebû Bekir’in. kâinâtın yaratılış nedeni olarak “Allah’ın kendi güzelliğini temâşâ ve yokluk aynasında tecellî etmesi” sonucu mevcudatın var oluşu inancı önem arzeder. ilim. O latîf (gözle görülmez veya lûtuf sahibi). o gözleri görür. Allah’a: “Yâ Rabbi! Lime halakte’l-halka / Ey Allahım! Bu mevcûdâtı niçin yaratttın?” der. Allah mülkün sâhibi. Davud’un bu sorusuna: “Küntü kenzen mahfiyyen fe-ahbebtü en u‘rafe.” anlamına gelen bu kudsî hadisin dayanağı. Âdem peygamberi topraktan yaratmış olan Allah’ın ilminde saklı ve gizli varlıkların kudret kalemiyle meydana gelişi. “Kenz-i mahfî” terkibi bir kudsî hadiste geçmektedir ki bu hadis şöyledir: “Hz. Allah’tan bir nişan ve alâmettir. Şâir. cinleri ve insanları.” (En’am. “O’na benzer hiçbir şey yoktur.  167   . Allah. aynadaki akis ve gölgeler gibidir. Kâinât. O. irâde.s). öyle Allah’tır ki ondan başka tanrı yoktur. 6/102) ve “O. çok esirgeyen. beşer aklının Allah’ın zâtını idrâk etmekten âciz olduğu ifâde edilmektedir. akıl sahipleri tarafından bilinir fakat. Allah’ın zâtı idrâk edilemez ve buna insan güç yetiremez. işitendir. şehâdet ve gayb âleminin Hâlık’ıdır. semî‘. Onu dünya gözüyle görmek mümkün değildir. Bu yüzden de. Dâvûd (a.sıfatlar ise sekiz tanedir.” (Haşr. kudret.” (En’am: 6/103) anlamındaki âyettir. özellikle İran ve Anadolu şâirlerinde. O. Bu kudsî hadîsten hareketle. her şeyi haber alandır. mahlûkta Hâlık’ı idrâk etmeli. bilinmem ve tanınmam için bütün varlıkları yarattım. kâinâtta var olan her şey vehim. Bunun delîli. Eserden müessire (cüz’den kül’e) intikâl edip. kesrette vahdeti (çoklukta birlik). anlamalıdır. Bunlar da: Hayat.” (Şûrâ. Bunun delîli: “Gözler onu görmez. Cenâb-ı Allah Hz. gizli bir hazîne idim. şöyle diyor: Kendi hüsnüñ hûblar şeklinde peydâ eyledin Çeşm-i âşıkdan dönüp soñra temâşâ eylediñ Tevhîdlerde yer alan ve işlenen diğer esas ve konuları şu şekilde sıralamak mümkündür: Vahdet-i vücûd (varlıkta birlik) inancına göre. şu iki âyettir: “(O). görendir. çok acıyandır. 59/22) Allah. 42/11) âyeti bunun delîlidir. nasıllık (kemmiyet) ve nicelikten (keyfiyet) münezzehtir. Tasavvufî tevhîdlerde ise “Kenz-i mahfî / Gizli hazîne” esasına dayalı bir anlatım yer almaktadır. zuhûr edişi anlatılır. her şeyin yaratıcısıdır. bilinmek ve tanınmak istedim. Hz. basar. kelâm ve tekvîn. Dînî tevhîdlerde. İnsan aklı onu anlamaktan âcizdir. gözlerden gizlenmişdir. “Ben. sanki şu beytinde. Ehl-i tasavvuf’a göre: “Ben. Görülmeyeni ve görüleni bilir. sıfatlarıdır. hayal. kafa yorun. “Allah’ın nimetleri hakkında istediğiniz kadar düşünün. “el-aczü an-derki’l-idrâki idrâkü ” mısrâında çok açık bir şekilde. fe-halaktü’lhalka li-u‘rafe” diye cevap verir. ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât: 51/56) anlamındaki âyettir. söz konusu kudsî hadîsi tercüme edercesine.

öyle bir “Vahdet denizi”dir ki. kesret içinde olan vahdettir. 57/3) âyeti. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-  168   . O. İlk’tir (kendisinden önce hiçbir varlık yoktur). vehimler ve hayallerden ibarettir. akıllar O’nun zâtını idrâk edemez). Bu. Allah’ın “eşi ve ortağı” olmadığının açık delîlidir. Son’dur (kendisinden sonra hiç bir varlık yoktur. kıyısı olmayan bir okyanustur. başka hâller getirir). Herkes O’na muhtaçtır ama o hiç kimseye muhtaç değildir. her şey yok olurken O. Cemâl ve Celâl sahibidir. Her şey. bir çeşit tasavvuf yoludur. “O. her ân hayatı tâzeler.fakat. Buna göre Vücûd (varlık) birdir ve o da Allah’ın varlığıdır. bunun sünnetteki delilidir. O. O. düşünceye dalmayın. Her şey ona muhtaçtır. daha çok vahdet-i vücûd’la ilgilidir. Mutasavvıf şâirlerin tevhîdlerinde. Halbuki. zaman ve mekân kayıtlarından uzak olduğunu ifâde eder. işiyle-gücüyle meşgul iken bile herkesin ve her şeyin Allah’ın kudreti ile meydana geldiğini idrâk etmekten ibarettir. göze çarpan hususlar ise. zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Bütün varlıkların Vücûd-ı mutlak olan Allah’ın isim ve sıfatlarından tecellî ettiği nazariyesine dayanan Vahdet-i vücûd. bir hâli giderir. Çünkü Allah’a yakın olmak ve onun rızâsını kazanmak için gerekli olan amel ve ibâdet. zâhir ve bâtın odur. Bütün varlıklarda çeşitli şekillerde tecellî eden de odur. Kâinât. Bütün varlık ve eşyâda onun nûru zâhir olmuş. işte bu tecellîlerden. tecellî etmiştir. Eşya. Kendisi doğurmamıştır ve (başkası tarafından) doğurulmamıştır. Kur’an’da. her şeyi bilendir. yüzyldan itibâren. Bir adı da Tevhîd sûresi olan İhlâs sûresi. Allah’ın eşi ve ortağı yoktur. bu ifade dört ayrı yerde geçmektedir: “Merhametlilerin en merhametlisi sensin ! ”(Âraf. Onsuz hiçbir şey olamaz. Tasavvufta gerekli ve önemli olan vahdet.” Evvel. sakın Allah’ın zâtı hakkında kafa yormayın. El yârda. Her şeyin başvuracağı. merhametlilerin en merhametlisi (Erhamü’r-râhimîn) ve Ekremü’lekremîn’dir. O. “Göklerde ve yerde bulunanlar (her şeyi) ondan isterler (çünkü tüm varlıklarını ona borçludurlar). dünyaya bağlılık nisbetinde zayıflar ve azalır. Allah Samed’dir (her şey varlığını ve bekâsını ona borçludur. bizâtihî mevcut ve var olan sâdece Allah’tır. toplum ve halkla birlikte. O. âhir. kimilerini öldürür. Allah’a olan bağlılık ve muhabbet. Vahdet-i vücûd nazariyesi XIII.” hadisi de. kalacaktır). Hiçbir şey onun dengi (ve eşi) olmamıştır. O’nun keyfiyyetini anlamak isteyen sapıklıkta ve yanlış yoldadır. “De ki: O Allah birdir. onun varlığına ve birliğine delâlet eder. O. gönül kârda olmalıdır. Bunun anlamı. hiçbir şeye muhtaç değildir. o. onun varlığının alâmetidir. Çokluk (kesret). Muhyiddin İbnü’l-Arabî (1165-1240). yardım dileyeceği tek varlık odur. onun dalgaları (isim ve sıfatlarının tecellîleri) hiçbir zaman kesilmez. Zâhir’dir (delilleriyle varlığı gün gibi açıktır).” (Hadîd. Hakk’ın sonsuz ve sınırsız. her gün (her an) yeni bir iştedir (kimilerini yaratırken. Bâtın’dır (Zâtı’nın hakîkatı gizlidir. bunu açıkça ifâde etmektedir. ezelî ve ebedîdir. 7/151) Gönül levhasından mâsivânın (Allah’tan gayri her şeyin) silinmesi şarttır.” (Rahmân. gönülden mâsivânın uzaklaştırılmasıyla gerçekleşebilir. 55/29) âyeti bunun açık delîlidir. İşte bundan yola çıkarak Vahdet-i vücûd nazariyesi doğmuştur.).

ulaştıracaklardı?” (Tahirü’l-Mevlevi: 1966) Ehl-i tasavvufun. Ezelî olan Allah. Çünkü Allah. Bu kısa bilgiden sonra. Eşyânın Allah’ın aynı olduğu inancı. Allah’ın gayrıdır. Çünkü bir kısmı Allah ile. tarîk-ı bedâhet (apaçık) ile şâhid olmuşlardır ki. Vahdet-i vücûda kâil olan ve inananların dediği gibi. Leyse fi’l-kâinâti gayruke şey’ün Ente şemsü’d-duhâ vü gayruke fey’ün Küllü mâ-fi’l-kevni vehmün ev hayâl Ev ‘ukûsün fi’l-merâyâ ev zılâl  169   . biri Arapça. Allah. Mekândan münezzeh olan Allah. Allah’ın varlığına delâlet eden şâhitlerdir. îsâl etmek için gönderilmişlerdir. Münezzeh olana. Aşağıdaki. Bir’dir. asla sonradan olanın aynı değildir. önemli olması nedeniyle. diğer bir kısmı da yaratılmış olan şeylerle var olan çeşitli varlıklar yoktur. sıfâtıyla da değişmez. şu iki sözde. Varlık. Mekândan münezzeh olanı. zâtı ile de. tenezzül (inme) ve teşbih (benzetilme) yoktur. birtakım şüphelerle dolu bir yol ve metotla değil. Allah. Vahdet-i vücûd demek değildir. “muhâlefetün li’l-havâdis” sıfatıyla muttasıftır. Vahdet-i vücûd inancına kâil olanları. Çünkü O. hiçbir şeyle ittihâd hâlinde bulunmaz. Allah’tır. onu savunanları kökünden reddetmektedir: “Peygamberler. Allah.” (Yûsuf: 12/108) Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273)’nin şu beyti. Halk ile Hak. Vücûdu vâcib olan. Sonradan olan mümkinâta mevcûd demek ise tecellî alâkasıyla mecâzîdir. Âlem. panteizm değildir ve onunla hiçbir ilgisi yoktur. Anlamını vereceğimiz şu âyete dikkatle bakılırsa. ayniyet (tıpkısı olma). Allah. Sadreddin-i Konevî (1210-1274) gibi bilgin ve şâirlerle büyük ilerleme kaydetmiştir. (Vahdet-i vücûd’a inanan ve onu savunanların dedikleri gibi) yek-vücûd (aynı) olsalardı neyi îsâl edecek. açıklamakta fayda vardır. Dış dünya ve iç âlemde görünmüş olanlar. mukayyet olan eşya ve varlıktan ayrı düşünmek gerekir. sonradan olan şeyle bir ve aynı kabul etmek imkânsızdır. özetlenmiş olduğunu söyleyelim: “Lâ-mevcûde ille’llâh / Allah’tan başka varlık yoktur” veya “Leyse fi’l-vücûdi ille’llâh / Mevcudatta Allah’tan başkası yoktur”. sonradan olanlara aslâ benzemez (Pekolcay: 1976). mevcûd-ı hakîkî ancak. Burada Vahdet-i vücûdla ilgili bir noktayı. Allah’ı şânına lâyık olmayan şeylerden tenzîh ederim ve ben Allah’a ortak koşanlardan değilim. Allah’ın eşyâda görünmesinden (cem‘) ziyâde farka delâlet ettiği. her şeyden münezzeh ve mutlak kudret sahibidir. âlem ise bunlarla sınırlıdır. vahdet-i vücûd hakkındaki görüşü. o da Allah’ın zâtından başka bir şey değildir (Kam: 1994). sınırlı olanın aynı demek ve Allah’ı. mahlûk ile Hâlık’ın birbirinden tamamıyla ayrı olduğu anlaşılır: “De ki: İşte benim yolum budur: ‘Allah’a basîretle davet ederim. Çünkü bu makâmda ittihâd (birleşme). varlığı mümkün ve sonradan olanla birleşemez. mekâna sığmaz. halkı Hakk’a ulaştırmak. buna göre. Ben (böyle olduğum gibi) bana uyanlar da böyledir. diğeri Türkçe olan beyitlerde Vahdet-i vücûd inanç ve akîdesi “uslûb-ı şâ‘irâne” ile şu şekilde ifâde edilmiştir. Vahdet-i vücûd. yoksa Allah demek değildirler.1273). nasıllık ve nicelikten münezzeh. âlem de âlemdir. Vahdet-i vücûd inancının temel düstûrunun. Allah’tır.

ya da gölgelerden ibârettir. Çıhâr rükn-i anâsır olunca mazhar-ı “Kün” Mürekkeb oldı ‘ademden cevâhir-i eczâ Râmî Debistân-ı kıdemde ol Debîr-i Lem-yezel’sin kim İki harf ile kıldıñ on sekiz biñ ‘âlemi imlâ Âlî Bu iki beyitte.” Şair Nev‘î’nin şu kıtası Vahdet-i vücûdu çok güzel bir şekilde özetlemektedir. veya aynadaki akisler. telmih ve işaretlerle ilgili bazı beyitleri. Kur’an’da sekiz yerde geçen âyetlere telmih ve işârette bulunulmuştur. Kâinâtta mevcut olan her şey. örnek olarak. Âyetin tamâmı ise “Fe-eynemâ tüvellû fe-semme vechü’llâh. alıntı yapılmıştır. sâdece “Kün” emrini almak sûretiyle.”tır. ona sâdece “ol” der. sen kuşluk güneşisin. aslı biraz değiştirilerek. Ben bilmez idim gizli ayân hep Sen imişsiñ Tenlerde vü cânlarda nihân hep Sen imişsiñ Senden bu cihân içre nişân ister idim ben Âhir bunı bildim ki cihân hep Sen imişsiñ Nev‘î Tevhîdlerde âyetlerden zaman zaman alıntılar ve âyetlere telmih ve işâretler yapılmaktadır. vehim ya da hayâlden ibârettir. Bakara Sûresi 2/31’den “alleme’l-esmâ” kısmı. Bir fikir verebilmek için. tam olarak. “Kün” emrinin geçtiği sekiz âyetten ilki olan Bakara Sûresi 2/117’de yer alan âyetin metni: “Ve izâ kazâ emran fe-innemâ yakûlü lehû kün fe-yekûn” : “Bir şeyi yaratmak istedi mi. veriyoruz..“Kâinâtta senden başka hiç bir şey yoktur. “Ve ‘alleme  170   . Âyetin bu kısmı. senden başka varlıklar gölgeden ibârettir. Varır her zerreye bir râh Sen’den Dü-âlem “semme vechü’llâh” Sen’den Lâ-mekânî Bu beytin ikinci mısraında Bakara sûresi 2/115’den sâdece “semme vechu’llâh” kısmı iktibâs edilmiştir. o da hemen oluverir. bu alıntı.” Eyledi Âdem’i hem ol Mevlâ Vâkıf-ı ilm-i “alleme’l-esmâ” Subhî Bu âyette de.

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.. konu yönünden. Özellikle tercî-i bendler.. kasîdenin bölümlerinden olan nesîb. doğrudan doğruya konuya geçilir (İsen: 1992). Edebiyatımızda terkîb-i bend. Tevhîdler. tegazzül. 1694)’ye aittir. tevhîde daha elverişli şiirlerdir. Tasavvufî bir tevhîdin tüm özelliklerini taşıyan bu şiir şöyledir: Zihî kenz-i hafî k’andan gelir her var olur peydâ Gehî zulmet zuhûr eder gehî envâr olur peydâ Zihî deryâ-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvâcı Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ Ne sihr-i bü’l-acebdir kim bu yüzden görünür ağyâr O yüzden gayri yok tenhâ gelir dildâr olur peydâ O yüzden görülen ağyâr döner şem’-i cemâlinden Felekler de görüp anı döner edvâr olur peydâ Taşınır günde yüz bin cân adem iklîmine her dem Gelir yüz bin dahi andan bulur a‘mâr olur peydâ Dışın içe hayâlâtı için dışa zuhûrâtı Birinden ol birine tuhfeler her bâr olur peydâ O devr ile gelipdir enbiyâ mürsel merâtibce Gehî mü’min zuhûr eder gehî küffâr olur peydâ Tecellî eyledikçe ol sarây-ı sırr-ı ahfâda Bu sûret âlemi içre satû bâzâr olur peydâ Anın zâtına gâyet sun‘una hergiz nihâyet yok Anınçün her bir isminden gelir bir kâr olur peydâ Tecellî eyler ol dâim celâl ü geh cemâlinden Birinin hâsılı cennet birinden nâr olur peydâ  171   . kasîde şeklinde yazılır ve kasîdenin türlerinden biri olarak kabul edilir. “Âdem’e isimlerin tamâmını öğretti. genel olarak.Âdeme’l-esmâe. Edebiyatımızdaki en güzel tevhîdlerden biri Niyazii Mısrî (ö. Kasîde tarzında yazılan tevhîdlerde.” şeklindedir.” anlamına gelmektedir. tercî-i bend ve musammat şekilleriyle yazılmış tevhîdler de vardır. fahriye gibi bölümler bulunmayıp.

Muhibbî mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman (ö. 1566)’ın bir tevhîdi şöyledir: Dest-i kudretle yoğ iken âlemi var eyledin Kimini müslim kılıp kimini küffâr eyledin Hârdan güller bitirdin nahlden hurma-yı ter İbret için kullarına hikmet izhâr eyledin Kimine verdin behişt ü hil‘at u tâc u kemer Kiminin yerin cehennem menzilin nâr eyledin Kiminin kaddini kıldın serv ü ‘ar‘ardan yüce Gözleri yaşın kiminin cû-yı enhâr eyledin Rûzı rûşen eyledin emrinle gün etdi tulû‘ Geceyi encümler ile zeyn edip târ eyledin  172   . Şair padişahlar da geleneğe uygun olarak tevhidler kaleme almışlardır.Cemâli zâhir olsa tez celâli yakalar anı Görürsün bir gül açılsa yanında hâr olur peydâ Bu sırdandır ki bir kâmil zuhûr etse bu âlemde Kimi ikrâr eder anı kime inkâr olur peydâ Velî ârif celâl içre cemâlini görür dâim Bu hâristânın içinde ana gülzâr olur peydâ Ne sırdır ki iki kimse nazar eyler bu ekvâna Biri ancak görür dârı bire deyyâr olur peydâ İçi ummân-ı vahdetdir yüzü sahrâ-yı kesretdir Yüzün gören görür ağyâr içinde yâr olur peydâ Alan lezzâtı birlikden halâs olur ikilikden Niyazî kanda baksa ol hemân dîdâr olur peydâ Osmanlı padişahlarından Muhibbî mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman (ö. 1566)’ın bir tevhîdini de yine örnek olarak verelim Osmanlı padişahlarından bir çoğu şairdir.

Bu yönüyle de mensur eserlerdeki “hamdele”nin şiirdeki karşılığıdır. Eski edebiyatımızın vazgeçilmez şiir türlerinden biri olan münâcât. yüceliğinden ve kudretinden bahsedilirken münâcâtlarda kulun hatalı. gazel. mesnevi. Münâcât aslında kulun acziyetini ifade halidir. rubai gibi hemen her nazım şekliyle yazılmasına rağmen Halk ve Yeni Türk edebiyatı şairleri tarafından da hece ve serbest vezinle verilen yüzlerce güzel örnekleri de vardır. Divan edebiyatı şairlerince kaside. edeple kendi eksiklik ve noksanlığını itiraf edip Allah’tan kısık bir sesle yardım istemesidir. Fuzulî bir münâcâtında bu durumu Yok bende bir amel sana şâyeste âh eğer A’mâlime göre vere adlin cezâ bana mısralarıyla ifade eder.  173   . Bununla birlikte mensur olarak yazılan münâcâtlar da vardır ki bunlara da “Tazarrû-nâme” adı verilir. Kişinin yüce Allah karşısında kulluğunun farkında olarak. kıta. Yapmış olduğu ibadetler ve amelleri Allah’a layık değildir. Kelime anlamı olan “kulağa fısıldamak ve iki kişi arasındaki gizli konuşma” münacatı tam olarak karşılamamaktadır. kelime olarak “fısıldamak. iki kişi arasında geçen gizli konuşma” anlamları taşımaktadır. tevhîdlerle benzerlik göstermesine rağmen aralarında bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Kulağa fısıldamak normal konuşmalarda hoş karşılanmayan bir iletişim şeklidir. Tevhîdlerde Allah’ın zât ve sıfatlarından. MÜNÂCÂTLAR Münâcât. bağışlayıcı olan Yüce Allah’tan bir dilekte bulunmak için yazılan manzûmelere verilen isimdir. Kul. edebiyâtımızda. Allah’la ilgili edebî bir nazım türü olan münâcâtlar. Buna rağmen Allah kulun ameline göre ceza vermez. kusurlu ve aciz olduğu vurgulanarak Allah’tan yardım isteği ön plana çıkar.Güller ile gülşen içre hârı kıldın hem-nişîn Geceler tâ subha dek bülbülleri zâr eyledin Zâhide erzâni kıldın kevser ü hûr u behişt Bu Muhibbî bendeni müştâk-ı dîdâr eyledin 3. hemen her şairin divan ve mesnevisinde ya ilk ya da ikinci şiir olarak yerini alır. Bir kimsenin ellerini semaya kaldırarak dilediği şeyi Allah’tan gizlice istemesine münâcât denilmekle birlikte. Dinî ve edebî bir nazım türü olan münâcâtlar ayet ve hadislerden alıntılarla İslâm’ın iki ana kaynağından faydalanılarak kaleme alınmışlardır. kusurludur. kulağa söylemek.

daima korku ve ümit arasında olmalıdır. güçsüzüz biz. Yegâne Ganiyy-i Mutlak olan sadece Allah’tır. Eğer Allah’ın rahmet ve mağfireti olmazsa kulun durumu perişandır. ibadetlerine güvenmemeli. geçmiş günahlarına pişmanlık duymalı ve bir daha yapmamaya karar vererek. Ne ilmim var ne tâatim ne gücüm var ne tâkatim Meğer kıla inayetin yüzümüzü ak Çalab’ım Rahîm dürür senin adın Rahîmliği bize dedin Mürşidlerin müjdeledi “Lâ taknetû” hitap nedir Münâcâtlarda Allah’ın bazı sıfatlarından da söz edilir. Celâlin nârına yakma ibâdı Kerem lutf u inâyet senden olur Cemâlinle münevver et fuâdı Kerem lutf u inâyet senden olur Allah. ilim ve kudretinin sonsuzluğu. aciz ve ihtiyaç sahibidir. Şahlığa lâyık olan odur. Yunus Emre bu hususu iki farklı şiirinde şöyle anlatır.  174   . Kıdem ve Bekâ sıfatları ön plana çıkarılır. tövbe ve istiğfar etmelidir. günahından pişman olan ve tövbe eden kulunun tövbesini kabul eder. Tanrı’m! Ne oldurmak murâd etsen Yeter bir tek “ol!”un Tanrı’m Allah. kerem. Asır mutasavvıf şairlerinde Fenayî Cennet Efendi’nin bir münacatının ilk dörtlüğü şöyledir. lütuf ve yardım sahibi olduğu. kâinatın yegâne hâkimi. kol kolun. Mevcut olan her şey onun kudretinin eseridir ve var olan her varlık bizlere onun kudretini göstermektedir. sonsuz lütuf. Tevvâb ismiyle. Arif Nihat Asya da bir münâcâtında bu durumu şöyle ifade eder Zaîfiz. Kul. daima zayıf. el Elindir. XVII.Cumhuriyet döneminde münâcât yazan şairler var mıdır? Araştırınız. Çünkü “Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek” bir mü’minin uyması gereken kurallardandır. Bir kul olarak insan. Bütün padişahlar onun kuludur. Çünkü veren odur ve o dilemedikçe hiçbir şey meydana gelmez. Celal ve Cemal. rahmet ve mağfiret sahibidir. Yüce Allah karşısında insan aczini itiraf etmeli. ezel ve ebedin padişahıdır.

yüzyıldan itibaren de Türk şiirinde kullanılır olduğu görülür. yüzyıllarda İran edebiyatında. Cahit Zarifoğlu’nun “Sultan” isimli şiiri de son dönemlerde yazılan en güzel münâcâtlardan biridir: Seçkin Bir kimse değilim İsmimin baş harfleri acz tutuyor Bağışlamanı dilerim Sana zorsa bırak yanayım Kolaysa esirgeme Hayat bir boş rüyaymış Geçen ibadetler özürlü Eski günahlar dipdiri Seçkin bir kimse değilim İsmimin baş harflerinde kimliğim Bağışlanmamı dilerim Sana zorsa yanmaya razıyım Kolaysa affı esirgeme Eski şâirlerimiz. Dr.Çok sayıda örneği bulunan münacatlarla ilgili Prof. Geçmişten günümüze güzel münâcât örnekleri için Cemal Kurnaz tarafından hazırlanan Müünâcât Antolojisi adlı kitabı okuyunuz.  175   . tertip ettikleri Divanlarına ve kaleme aldıkları mesnevîlere tevhîd ve münâcâtla başlamayı bir kural olarak kabul etmişlerdir. İslâm’ın etkisiyle Arap edebiyatında ortaya çıkmış olan münâcât türünün. Cemal Kurnaz tarafından hazırlanan Münâcât Antolojisi (Ankara 1992)’nde türün güzel örnekleri bir araya getirilmiştir. X-XI. XII.

Örnekler Sun‘ullah Gaybî (ö. 1657)’dan Ey cümle halkın maksûdu Al gönlümü senden yana Ey küllî şey’in mevcûdu Al gönlümü senden yana  176   . 1677)’den Cehâlet perdesin kaldır İnâyet eyle yâ Mevlâ Ma‘ârifle dili doldur İnâyet eyle yâ Mevlâ Şarâb-ı aşkını içtim Hicâblardan kamû geçtim Bilip nefsim seni seçtim İnâyet eyle yâ Mevlâ Vücûdum aşk ile kül et Dehir bağında bir gül et Geçir cüzden beni küll et İnâyet eyle yâ Mevlâ Fenâ eden kamû vârın Bugün oldu aña yârın Temâşâ etmede yârin İnâyet eyle yâ Mevlâ Dile ilhâm-ı Gaybî ver Kemâlâtı gönülde der Kamû halde bana irgör İnâyet eyle yâ Mevlâ (Kemikli: 2000) Ümmî Sinan (ö.

Budur yüreğim yâresi Gitmedi yüzüm karası Ey bîçâreler çâresi Al gönlümü senden yana Nefs elinden âvâreyim Hırs elinden bîçâreyim Gayri kime yalvarayım Al gönlümü senden yana Kurtar nefsin belâsından Can bu lütfu bula senden N’ola ihsân ola senden Al gönlümü senden yana Elim sana ermekliğe Gözüm seni görmekliğe Tapuna yüz sürmekliğe Al gönlümü senden yana Nefsin meyine kanmasın Firkat oduna yanmasın Mâsivâya aldanmasın Al gönlümü senden yana Dâim sen ol dilde sözüm Seni fikreylesin özüm Gayrıya bakmasın gözüm Al gönlümü senden yana Mustafâ’nın minnetine Murtazâ’nın himmetine  177   .

İçeriğinin tamamen dinî olmasını göz önünde bulundurarak edebiyatımızdaki bir dinî-edebî nazım türlerinden bahsedebiliriz. Bu tasnifi kullandığımızda da üç ana başlık karşımıza çıkar: Allah’la ilgili nazım türleri.Şol birliğin hürmetine Al gönlümü senden yana Gözlerimi giryân eyle Hem ciğerim biryân eyle Esrârına hayrân eyle Al gönlümü senden yana Evliyâlar hürmetine Enbiyâlar izzetine Mukarrebler kurbetine Al gönlümü senden yana Aşkına yoldaş olmağa Derdine dildaş olmağa Sırrına haldaş olmağa Al gönlümü senden yana Ey keremler kânı hâce Sensin yücelerden yüce Ayrılmasın bir zerrece Al gönlümü senden yana Ümmî Sinan der Yaradan Götür perdeyi aradan Kurtar beni bu yaradan Al gönlümü senden yana (Bilgin: 2000) Özet Türk İslâm Edebiyatı’nda Allah ile ilgili edebî türlerin neler olduğunu sıralayabilmek.  178   . Hz. Peygamber’le ilgili nazım türleri ve dinî-ahlaki diğer nazım türleri.

Bu isimleri kim sayarsa (veya ezberlese) cennete girer” hadisinin büyük bir etkisi vardır. genel olarak. Sebeb-i Te’lîf-i Kitâb” şeklindedir. Kur’ân-ı Kerîm’de dört ayrı surede yer alan birer ayette geçmektedir. Türklerin İslâm’ı kabul etmelerinden sonra yazılan eserlerin hemen hepsinde önce Allah’ın birliği ve ululuğunu anlatan. Manzum eserlerde ise bu sıra: “Besmele. Kırk Hadis b. Divanlarda bu sıraya uyulduğu gibi. Hz. Na‘t. Na’t c. Esmâ-ı hüsnâ “Allah’ın Güzel İsimleri” anlamıyla edebiyatımızda bir tür olarak kabul edilmiştir. mesnevîlerde de. Aşağıdakilerden hangisi Allah’la ilgili edebî türlerden biridir? a. Peygamber’i medh edip öven parçalar ve manzûmeler bulunmaktadır. hamdele. yüceliğinden ve kudretinden bahsedilirken münâcâtlarda kulun hatalı. Edebiyatımızdaki dinî edebî türlerin birçoğunda da olduğu gibi bu hadisteki cennete girme müjdesinden dolayı Arap. Edebiyatımızda Esmâ-ı hüsnâların oluşumunda hiç kuşkusuz “Allah’ın doksan dokuz. Kendimizi Sınayalım 1. Allah’ın zatî ve sübûtî sıfatlarından bahseden Tevhidler ve kulun acziyetini dile getiren Münâcâtlar. ismi vardır. Tevhîd-Münâcât. takip ettiği sıra: “Besmele. Tevhîdlerde Allah’ın zât ve sıfatlarından.Allah’la ilgili edebî türleri şunlardır: Allah’ın Güzel İsimleri olan Esmâ-i Hüsnâlar. Esmâü’l-hüsna ifadesi. O’na yalvarma ve duâyı ifâde eden. Besmele e. Mensur eserlerde müellifin âdet ve geleneğe göre. Allah’ın güzel isimlerinin edebiyatımızda nasıl yer bulduğunu ifade edebilmek. Müslüman bir müellif ve şâirin eserine “Besmele” ile başlayarak “Hamdele” ve “Salvele” ile devam etmesi ve “ammâ ba‘dü” sözü ile de asıl konuya geçmesi “âdet ve gelenek” idi. Âdet ve gelenek  179   . kusurlu ve aciz olduğu vurgulanarak Allah’tan yardım isteği ön plana çıkar. Tevhîd d. Fars ve Türk birçok müellif ve şair bu türde eserler kaleme almışlardır. ammâ ba‘dü” sözleridir. Şairlerimizin eserlerine başlarken nasıl bir gelenek takip ettiklerini belirleyebilmek. Eserlere bu şekilde başlamak İslâm sonrası edebiyatımızın ilk eserlerinden itibaren herkesce uyulan bir âdet ve gelenek olagelmiştir. böyledir Tevhid ve münâcâtlarda hangi konuların üzerinde durulduğunu açıklayabilmek. Allah’la ilgili edebî bir nazım türü olan tevhîdler ve münâcâtlar arasında benzerlikler olmasına rağmen ikisi arasında bazı farklılıklar da bulunmaktadır. yüzden bir eksik. salvele.

Kenz-i mahfî b. Îsâ Saruhânî c. “Tevhîdler” konusunu yeniden okuyunuz. Tasavvufî-ahlakî e. Kasîde Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. Muhâlefetün li’l-havâdis d. d Yanıtınız doğru değilse. Esmâ-ı hüsnâ c. Mensur olarak yazılan Münâcâtlara ne ad verilir? a. Dinî-edebî b. İbrahim Cudî e. Ahlâkî-dinî c. Aşağıdaki isimlerden hangisi Esmâ-ı hüsna kaleme alan Türk şairlerden biri değildir? a. Aşağıdakilerin hangisinde tevhid türleri tam ve doğru olarak verilmiştir? a. Şeyhoğlu Mustafa b. “Tevhîdler” konusunu yeniden okuyunuz. Edebî-tasavvufî 3. Alleme’l-esmâ 4. Yanıtınız doğru değilse. Ahmed Şâkir Paşa d.  180   . Yanıtınız doğru değilse. Tercî-i bend c. Tazarru‘-nâme e. Terkîb-i bend d. Abdurrahman Câmî 5.2. Tegazzül b. Tevhîdlerde işlenen “varlığın birliği” esası aşağıdakilerden hangisidir? a. c 3. Vahdet-i vücûd e. “Giriş” kısmını yeniden okuyunuz. c 2. Dinî-tasavvufî d.

M. Sıra Sizde 3 Cumhuriyet Dönemi’nde münâcât yazan oldukça çok şair bulunmaktadır. Türk Edebiyatında Manzum Esmâü’l-Hüsnâlar. (1989). İ. Sun‘ullâh-ı Gaybî Divanı İnceleme – Metin. 1-34. Yararlanılan Kaynaklar Bilgin. T. Allah ismi Besmele’de yer almaktadır. İsen. Ayrıca Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yapılan ve Bahattin Karakoç’un Beyaz Dilekçe isimli şiirinin 1. S. Şener. Kurnaz. Ankara. Şerh-i Mesnevî. Tasavvuf Terimleri Sözlüğü. İstanbul. H. (1992). C. (2008). Vahdet-i Vücûd (sâdeleştiren Ethem Cebecioğlu). Uludağ. Olgun. d Yanıtınız doğru değilse. M. B. (2000). s. “Dînî Edebiyatımızın Başlıca Ürünleri”. olduğu yarışmada dereceye giren şiirler de bir kitap halinde yayımlanmıştır. A. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten. 45-50. (1991). A. Türk Edebiyatında Tevhidler. Besmele ayet olarak görülmese bile Allah adı ilk olarak Kur’ân-ı Kerîm’in ilk sûresi olan Fatiha’da yer almaktadır. Kam. (1966). “Türk Edebiyatında Esmâ-i Hüsnâ Şerhleri ve İbn-i İsâ-yı Saruhânî’nin Şerh-i Esmâ-i Hüsnâsı”. II.Ü. İstanbul. Sivas. Sıra Sizde 2 Besmele’nin âyet olup olmadığı İslam alimleri tarafından tartışılmıştır. A. İstanbul. Yıldız.). (1985). bir kabul etme anlamında olup Lâ ilâhe illa’llâh Arapça lafzının “Allah’tan başka ilah yoktur” şeklinde Türkçe’ye tercüme edilmiş şeklidir. Ankara. İlahiyat Fakültesi Dergisi. M. Yılmaz. Levend. (1998). Sayı 90. C. F. Ay Vakti. Münâcât Antolojisi. Edebiyat Lügatı (haz. (2000). (1994). S. (1992). Ankara. “Allah'ın Güzel İsimleri: Esmâ.4. İzmir (Basılmamış Doktora tezi. Ünite içerisinde bunlardan A. Ankara. Edib Kürkçüoğlu). K. “Münâcâtlar” konusunu yeniden okuyunuz Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Kelime-i tevhid Allah’ı birleme.ı Hüsnâ”.  181   . İstanbul. İstanbul. T. Olgun. “Esmâ-ı Hüsnâlar” konusunu yeniden okuyunuz Yanıtınız doğru değilse. (1973). Nihat Asya ve Cahit Zarifoğlu’nun şiirleri örnek olarak verilmiştir. e 5. Ümmî Sinan Divanı. (İnceleme – Metin). Kemikli. A.

 182   . şemâil Mi’raciyye. Bu türlerin birbirleriyle olan irtibatını açıklayabilecek.Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra. • • Metin içerisinde tanımı verilmeyen kelimeler için Misalli Türkçe Sözlük’e başvurunuz. mucizât-ı nebî. hadis-i erbaîn Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce. hicret-i nebî Hilye. regaibiyye. Anahtar Kavramlar • • • Na’t. Peygamber’le ilgili türleri sıralayabilecek. Örnek metinleri okuyarak bu türler hakkında tartışabileceksiniz. Bu türde yazılmış eserleri tanıyabilecek. • • • • Türk-İslâm Edebiyatında Hz. mevlid. Metin içerisinde geçen terimler hakkında daha fazla bilgi için Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin ilgili maddelerine ve Necla Pekolcay’ın İslâmî Türk Edebiyatında Şekil ve Nevilere Giriş adlı eserinde ilgili yerlere bakınız. siyer.

birçok beyti hattatlar eliyle levhalara nakşedilip mescid. mesnevi. müstezad. Na’tlar divan ve mesnevilerde genellikle tevhid ve münâcâtlardan sonra yer almaktadır. dergâh. Türk edebiyatında diğer türler içinde örnekleri en bol ve yaygın olan na‘t XI. Peygamber ile İlgili Edebî Türler NA‘T Sözlükte bir şeyi vasıflandırma. Peygamber’in affına mazhar olması gibi şairler de na‘tları ile Resûl-i Ekrem’in mahşerde tecelli edecek olan şefaatini ümit etmişlerdir. müfred ve mısra şeklinde pek çok na‘t örneği bulunmaktadır.Hz. Bununla beraber şairler Kur’ân-ı Ke-  183   . günümüze kadar da kuvvetli bir gelenek halinde devam etmiştir. bütün âlemin onunla ilgili olarak yaratıldığı hakkındaki ayet ve hadislere telmihte bulunmuş veya onlardan alıntılar yapmışlardır. yüzyıldan itibaren Türkler’in yaşadığı hemen bütün bölgelerde yazılmış. kıta. Şairleri na‘t yazmaya yönelten çeşitli sebeplerin başında Hz. bunun yanında bazı şairlerin divanlarının mukaddimesinden itibaren hemen her bölümünde na‘ta yer verdikleri görülmektedir. medhederek anlatma mânâlarına gelen na’t Hz. Bazı mürettep divanların doğrudan doğruya na‘t ile başladığı. Na’tlarda şairler Hz. Peygamber için yazılan medih şiirleridir. Na‘tlarda şairler Hz. Kâ‘b b. tuyuğ. terci-bend ve terkib-bend. Peygamber’e duyulan sevgi gelir. belâgat kurallarını ve geleneğin kültür birikimini kullanarak hünerlerini gösterme imkânını bulmuşlardır. Na‘t yazma geleneğinde bir diğer amaç da Resûlullah’ın şefaatine nâil olma isteğidir. gazel. Daha çok kaside nazım şeklinde yazılmakla birlikte. Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde ahlâkı ve üstün şahsiyeti methedildiğinden Cenâb-ı Hakk’ın da habibi olan Resûl-i Ekrem’e duyulan bu sevgi aynı zamanda Allah’ın arzusuna uymayı ifade etmektedir. Peygamber’i tavsif için divan şiirinin bütün söz sanatlarını. ev ve dükkân gibi mekânları süsleyen birer sanat eseri olarak itibar görmüştür. Peygamber’i överken onun üstünlüğü. Züheyr’in Kasîde-i Bürde’yi yazmak suretiyle Hz. Sayıları binlerle ifade edilebilecek olan na‘tlar ayrıca bestelenerek cami ve tekkelerde okunmuş. musammat. rubâî.

veliler. XVII. hac yolculuğu esnasında Medine yolunda söylediği bildirilen ''Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ’dır bu / Nazargâh-ı ilâhîdir makam-ı Mustafâ’dır bu'' matla‘ beyitli na‘tı meşhurdur. Daha sonra Şeyh Galib’in. Anadolu sahasında Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Farsça. Bazı şiir mecmuaları tamamıyla na‘tlara hasredilmiş olup bunlar ''mecmûa-i nuût'' olarak anılmıştır. yüzyıldan başlayarak yalnızca nat‘lardan oluşan divanlar tertip edildiği görülmektedir. Na’t Örneği Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su  184   . yaratılışın gayesi ve Allah’ın sevdiği oluşu. divan ve mesnevilerinin tamamında ve mensur eserlerinde çok sayıda na’t yazmış. fizikî özellikleri. ''Sen Ahmed ü Mahmûd ü Muhammed’sin efendim / Hak’tan bize sultân-ı müeyyedsin efendim'' beytiyle mütekerrir müseddes şeklindeki na‘tı. Na‘tlar. Peygamber’in isim ve sıfatları. Dört halife için yazılanlara na’t-ı çehâr-yâr-ı güzin. Neşâtî. Muhteva itibariyle na‘tlarda Hz. Yûsuf Has Hâcib ile başlayan bu gelenek Edib Ahmed Yüknekî’nin Atebetü'l-hakåyık ve Ahmed Yesevî’nin Dîvânı Hikmet’inden sonra Anadolu sahası dışında pek çok şair tarafından devam ettirilmiştir. Şeyh Galib gibi şairler tarafından nazîre yazılan ''rûz ü şeb'' redifli na‘tları zikredilebilir. Fehîm-i Kadîm’in daha çok edebî muhitlerde şöhret kazanan ve Nazîm. bu yüzden de na‘t şairi unvanına lâyık görülmüştür. Türk edebiyatında ilk na‘t örneğine Kutadgu Bilig’de rastlanmaktadır. Ardından kıyamet gününün tasviri. Divan edebiyatında Peygamberimiz için yazılan na’tlar ekseriyet teşkil etmekle beraber peygamberler. Nâbî’nin. diğer peygamberlerden üstünlüğü âyet ve hadislere dayanılarak dile getirilir. Çağatay edebiyatında Ali Şîr Nevâî. yüzyıldan itibaren edebiyatın vazgeçilmez bir türü halini almıştır. kâinatın efendisi. halifeler hakkında da na’tlar kaleme alınmıştır. örnek ahlâkı. din büyükleri. o çetin günde şefaat yetkisinin yalnız Peygamber’e ait olduğu belirtilerek onun âlemlere rahmet olarak gönderildiği vurgulanır. Tanzimat’tan sonra gelişen yeni Türk edebiyatındaki örneklerle günümüze kadar devam etmiştir.rîm’i Resûlullah’ın şanını âleme ilân eden bir methiye kabul ederek Allah’ın övdüğü o yüce zâtı övmekteki âcizliklerini de itiraf etmişlerdir. üstün vasıfları. veliler için yazılanlara nuût-ı evliyâ denir. Divan edebiyatındaki binlerce na‘t içinde en çok tanınanlar arasında ilk sırayı Fuzûlî’nin ''Su Kasidesi''adıyla da meşhur olan na‘tı alır. son bölümlerde şair günahkârlığını itiraf edip şefaat talebinde bulunur. mûcizeleri. Yûnus Emre’nin Türkçe na‘tlarıyla bu tür XIII.

Âb-gûndur künbed-i devvâr rengi bilmezem Yâ muhît olmış gözümden künbed-i devvâra su Zevk-ı tîğından aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su Ohşadabilmez gubârını muharrir hatuna Hâme tek bakmakdan inse gözlerine kara su Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su İste peykânın gönül hicrinde şevkum sâkin it Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi Nitekim meste mey içmek hoş gelür hüş-yâra su Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su Dest-bûsı ârzûsıyla ölürsem dostlar Kûze eylen toprağum sunun anınla yâra su Servi ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su  185   .

İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile Gül budağınun mizâcına gire kurtara su Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc’da Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su  186   .

Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. İstanbul 1940) SİYER Kelime anlamı bir kimsenin hâli. Kısas-ı Enbiyânın genel olarak Eski Türk Edebiyatı’na. doğumu. Peygamber’in savaşlarının anlatıldığı Megazi kitapları da siyerin kaynakları arasında sayılır. Peygamber’in söz ve davranışlarından bahseden hadis ilmi siyerin en önemli kaynaklarındandır. ahlâkı. tür ve şekillerinde bu zengin malzemeden en geniş biçimde faydalanıldığını ve dolayısıyla da ana kaynak durumuna yükseldiğini söylemek yerinde olacaktır. Türkçe’de özellikle Osmanlı’dan Cumhuriyet öncesine kadar. peygamberliği. Zaman içinde soyu. çeşitli mucizelerle heyecan verici hale gelmiş kısmı ise daha çok Hz. gidişi. tarih ilminin konusu olmaktan daha çok edebiyat alanında şekillenmiş görünmektedir. Peygamber’in hayatından söz eden kitaplara da siyer / siyer-i nebî denmiştir. halk edebiyatından divan edebiyatına varıncaya kadar Türk edebiyatının hemen bütün devre. Peygamber’in şahsı. Mekke ve Medine’de meydana gelen olaylar ve gerçekleşen savaşları da içine alacak şekilde. Bu sebeple sadece dinî ve tasavvufî edebiyatta değil. Sahabeden gelen rivayetler ve Hz. hâl tercümesi demek olan siyer. Arapça sîret kelimesinin cem’i olup edebiyatımızda Peygamberimiz’in hayatını anlatan eserler için kullanılır bir terim olmuştur. hayatı ve çevresiyle ilgili olan bölümdür. gençlik yılları. Siyer/sîre türü. İzahlı Divan Şiiri Antolojisi. tavrı. doğumundan vefâtına kadar Hz. özel olarak da Türk-İslâm Edebiyatı’na en zengin malzemeyi sağlayan dinî kaynakların önemlileri arasında yer alması bunda etkili olmuştur. Necmettin Halil Onan. çocukluğu.  187   .Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su (Fuzuli’nin Su Kasidesi) Açıklaması için bk. Bu verimli kaynağın en geniş ve bazen israiliyyata varan derinlemesine bilgilerle donanmış.

yüzyıla ait eseri de. 1033/1624-25) Delâil-i Nübüvve’si önemli tercüme siyerlerdir. Türk toplumu üzerinde yaygın din eğitimi yoluyla etkili olmuş en önemli ilk eserlerden olan ve siyer-mevlid türünün en dikkate değer manzum örneği sayılan Yazıcıoğlu Mehmed’in XV. konunun hassasiyetinden kaynaklanmıştır. Nabî’nin (ö. Lamiî Çelebi (ö. Bunların yanında mensur ve manzum olarak kaleme alınmış bir çok telif siyer mevcuttur. Şeybe anun bigi eyledi ki söyledi. Ali başta olmak üzere halifeleri ve yakın arkadaşlarının (sahabelerin) yer aldığı hadiseler etrafında geliştiğinden bunlar zamanla kitaplaştırılmış. Şeyhülislâm Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi (ö. Hatta çok beğenildiği için eserin ilk kaleme alınmasından itibaren ezberlenerek dini törenlerde ve sohbet meclislerinde okunduğu bilinmekte ve Türk edebiyatında siyer-mevlid türünün de ilk örneği olarak kabul edilmektedir. senün tapuna ben turayım. ardından da meclislerde okunup dinlenmiştir. ondan yanlış ifadeler aktarmak da dinî sorumluluğu gerektiren bir husustur. Türk edebiyatında en eski Türkçe siyer. Çünkü Hz. Memlük Sultanlarının sohbet meclislerinde âmâ olan müellifin. bir başka deyişle lirik edebî unsurlar bakımından zengin olarak kaleme alınmasının tesiri de vardır. çok zârılıh eyledi. Peygamber’e duyulan derin sevgi ve saygının etkisiyle samimi ve hisli bir şekilde. oğlunı ben bisleyem. Abdulmuttalib Resûl anasınun gönlüni ala getürdi. yüzyıla ait Muhammediye’si de Arapça Megâribü’z-zamân’ın Hz. hızmat ben eyleyem. mûcizeleri. Veysi’nin Dürretü’t-tâc fî siret-i sahibi’l-mi’rac’ı. Nazmizâde Murtaza Efendi'nin Siyer-i Veysî’ye yazdığı zeyl. ahlakı. and içdi. savaşları ve Hz. Peygamberle ilgili kısmının Türkçe’ye manzum olarak çevrilmesinden doğmuştur. Bu arada Türk müelliflerin Arapça yazdıkları kitaplarla siyer türüne erken devirlerden itibaren önemli katkıları olmasına rağmen. tekkelerden kışlalara kadar yayılmış bu meclislerde anlatılan-dinlenilen olaylar hemen bütünüyle Hz. dahi gişiye inanmayam. Türk edebiyatında türün gelişmesi ve Türkçe kaleme alınmış metinlerin ortaya çıkması diğer müslüman milletlerin edebiyatlarına nazaran daha gecikmiş ve dolayısıyla da teliften ziyade Arapça ve Farsça’dan tercüme veya telif-tercüme eserlerle başlamıştır. Ayrıca bütün müslüman milletlerin. 938/1532)’nin Terceme-i Şevâhidi’n-Nübüvve li-takviyeti yakîni ehli’lfütüvve’si. Altıparmak lakabıyla tanınmış Üsküplü Çıkrıkçızâde Muhammed b. Siyer Örneği Andan Âmine hâtun katı ağladı. Muhammed’in (ö. Nitekim bilinen en eski Türkçe siyer kitabı olan Darîr’in XIV. kendisine okunan Arapça bir siyer kitabını mecliste bulunanlara Türkçe anlatması suretiyle ortaya çıkmıştır. Peygamber’in hayatı. özellikle de Türklerin kültür hayatında önemli bir yeri olan sohbet meclislerinin en mühim ve devamlı konularının başında siyerleri geldiği bilinmektedir. Peygamber hakkında doğru bilgiye ulaşmak dinin bir gereği olduğu gibi. 1068/1657) tarafından yazılan el-Fevâyihu’n-Nebeviyye fi’s-sireti’l-Mustafaviyye adlı eser.Bunda ilk eserlerin tercüme de olsa Hz. 1124/1712) Zeyl-i siyer-i Veysî’ ismiyle basılan ve edebi değeri çok yüksek olan zeyli. Âmine hâtunun  188   . Eyüp Sabri Paşa’nın Mahmûdü’s-siyer’i önemli örneklerdendir. Padişah saraylarından köy odalarına. didi. İslâmî Türk edebiyatında siyer türündeki ilk eserlerin Arapça ve Farsça’dan yapılmış tercümeler oluşu. Darîr’in 790’da (1388) Kahire’de tamamladığı ve muhtemelen Mısır Memlük Sultanı Berkuk’a takdim ettiği Tercüme-i Siyer-i Nebî adlı beş cildlik manzum-mensur eserdir. eyitdi: Yâ Âmine hâtun sana kulluh.

ol üç günün gicelerinde Abdulmuttalib Kabe’den evine varmaz idi. eyyâme’l-beyz gicelerinün evveli oldı.  189   . Kulağun aç kim işidesin ol habîb sözin Nicesi oldı cihânda hikâyet-i mevlûd Vücûda gelmek içün ol Muhammed-i Muhtâr Vücûda geldi ademden bu cümle-i mevcûd Zihî kabûl ü zihî sevgü vü zihî hürmet Kim ol şerîf vücûda virip durur ma’bûd Muhammed oldur u Ahmed Hamîd ü Hâmid ol Acab mı ümmetine olsa âkıbet Mahmûd Sev anı sünnetini dut muhabbeti birle İbâdetünden anun sevgüsi durur maksûd Kaynak: Darîr. kırnakların yoldan çıkaralar. eydür idi olmasun kim düşmanlar kulların. Âmine hâtunun gözine firişteler kuş sûratında görinürler. Âmine hâtuna kasd ideler dirdi. Çün ol isneyn gicesi kim Resûlün mevlûdi gicesiydi. nice göründiler. ne iş işlediler. Ol gice Şeybe oğlanları birle yine tavâfa meşgûl oldılar. Acâyiblerden ne göründi. Resûl nice vücûda geldi. Abdulmuttalibün âdeti ol idi kim eyyâm-ı beyz giceleri. Koğuşlar Bölümü. eve yol bulalar. Rebîü’l-evvel ayınun on iki gicesi isneyn gicesine geldi. habar viricisi Âmine hâtundur. anun dilinden söylediler. Cemî-i nakl idenler. eksügin. Şeybe Âmine hâtun katına geldi. ol gice olan ahvâlun râvisi. zîrâ korkar idi. yani ayun on iki gicesinden on beşine değin üç gün gice ve gündüz aydınlıh olur. irteye değin Kabe’yi tavâf eyler idi. Peygamber’in doğum yıl dönümünde yapılan törenlere verilen isim. yaşıl kanatlar ile gökyüzinde uçarlar idi. 91a MEVLİD Arapça “velede” fiilinden türeyip sözlükte doğum. uçmak hûrilerinden. dahi kapusını üsdine kilidledi. kilid dilini bile aldı. ulu firiştelerden ne söylendi. ayrıca bu törenlerde okunmak üzere yazılmış eserlerin ortak adıdır. doğum yeri ve zamanı mânâlarına gelen mevlid terim olarak Hz. işine yumuşına yügürdi. nr 1001. Kaçan kim ay tokuz ay oldı. Âmne hâtun hücresinde yalunuz oturupdur. beşâret işidür idi. Mevlid İslâm edebiyatı ve sanatında Hz. Hâtiften ün işidür idi kim “Behhun leki yâ Âmine” yani bahtlısın yâ Âmine hâtun kim âhiri’z-zamân peygamberinun anası olısarsın diyü. andan nakl eylediler. ihtiyât ider idi. vr. Topkapı Müzesi Kütüphanesi. Ol gice Resûlün mevlûdi gicesiydi. Peygamber’in doğumunu anlatan manzum eserlere denir.hızmatına turdı. Tercüme-i Siyer-i Nebî. Kaçan kim sekiz ay oldı. geregin gördi.

bir kısmının bazı motifler yönünden ayrılık gösterdiğini. kâinatın zuhur kaynağı olan nûr-ı Muhammedî’den bahsedilerek Hz. Bu eserlerin hemen hepsi Ehl-i sünnet inancı doğrultusunda kaleme alınmış. daha sonra vefatından bahsedilmektedir. ardından mi‘racı ele alınmakta. ''Olmak istersen habîbe âşinâ / Ver salâtı bul onunla rûşenâ'' şeklindedir. İlk Türkçe mevlid metni hakkında kaynaklarda kesin bilgi yer almamakla birlikte Süleyman Çelebi’nin 812’de (1409) kaleme aldığı Vesîletü'n-necât adlı mesnevinin ilk mevlid olduğu görüşü yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Bunlardan biri Ahmed Fakih’e (ö. yer yer âyet ve hadislerden iktibaslarla veya bunlara telmihlerle desteklenmiş. Süleyman Çelebi’den kısa bir süre önce Erzurumlu Mustafa Darîr’in yazdığı manzum-mensur eseri Tercüme-i Siyer-i Nebî de yer yer mevlidi hatırlatmaktadır. ''Haşre dek ger denilirse bu kelâm / Niçe haşrola bu olmaya tamâm / Ger dilersiz bulasız oddan necât / Aşk ile derd ile eydin es-salât''. Ancak bundan önce Türkçe yazılmış mevlid benzeri eserlerin varlığı da bilinmektedir.Diğer İslâm edebiyatlarına nisbetle mevlidlerin Türk edebiyatında ayrı bir yeri vardır. Peygamber’in doğumu üzerinde durulmakta. en sonunda Resûl-i Ekrem ve ashabı başta olmak üzere eseri yazan. Çoğunlukla manzum kaleme alınan bu eserler. Peygamber’e salâtın da bulunduğu tekrar beyitleri yer almaktadır. Şiirlerin yanı sıra mensur kısımdaki bazı ilâvelerle Darîr’in yaptığı bu tercüme bir telif mahiyetindedir. Hikâye-i Güvercin'' gibi Hz. Mevlid Örneği Âmine Hâtun Muhammed anesi Ol sadeften doğdu ol dürdânesi  190   . Türkçe’de kaleme alınan mevlidlerin sayısı 200 civarındadır. Şemseddin Sivâsî’nin mevlidinde. geri kalanların ise tamamen farklı olduğunu ortaya koymuştur. Vesîletü'n-necât’ın ve diğer bazı mevlidlerin sonundaki ''Hikâye-i Deve. onun mi‘racı ve diğer mûcizelerinin anlatılmasının ardından vefatı konusuna yer verilmekte. birtakım iddiaların aksine çoğunda bid‘at denebilecek fikirlere yer verilmemiştir. okuyan ve dinleyenler için bir dua ile sona ermektedir. Peygamber’e nisbet edilen bazı mûcizevî olaylara dair hikâyeler eserlere sonradan ilâve edilen destanî manzumelerdir ve bunların asıl mevlid metinleriyle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu beyitler Vesîletü'n-necât’ta. Türkçe mevlid metinlerinin çoğu aruzun ''fâilâtün/fâilâtün/fâilün'' kalıbıyla ve mesnevi tarzında yazılmıştır. 650/1252) ait Çarhnâme olup Vesîletü't-necât’ın hâtime kısmında Çarhnâme’dekine benzer ifadeler yer alır. Bunlar üzerinde yapılan çalışmalar bir kısmının Süleyman Çelebi’nin eserine aynen benzediğini. Mevlidler umumiyetle tevhid. münâcât ve na‘t ile (bazılarında ashâb-ı kirâma. Ortalama 600-1400 beyitten oluşan mevlidlerde genellikle Hz. Hikâye-i Geyik. Peygamber’in doğumuna geçilmekte. çeşitli mûcizeleri anlatılmakta. Türk halkının peygamber sevgisinin bir göstergesi olarak sayı itibariyle de hemen hemen dinî türlerin hiç birinde görülmeyecek zenginliktedir. Hemen her faslın bitiminde içinde Hz. çehâryâr-ı güzîne methiye ile) başlamakta. Süleyman Çelebi’nin nazmettiği mevlidin herkes tarafından beğenilip okunmasından dolayı bu konu sonraki yıllarda da çokça işlenmiştir.

Peygamber’in fizikî özelliklerini. Türk İslâm edebiyatında bilhassa Hz. İstanbul 1992 Türkiye’de mevlidler ve özellikle Süleyman Çelebi’nin mevlidi hakkında hangi bilim adamları çalışmalar yapmıştır.  191   . vasıflarını ve güzelliklerini anlatan edebî eserlerle aynı konuda hüsn-i hatla yazılmış levhalar için kullanılan terimdir.Çünki Abdullah’dan oldu hâmile Vakt irişti hefte vü eyyâm ile Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn Çok alâmetler belirdi gelmedin Ol Rabîu’l-evvel ayın nicesi On ikinci gice isneyn gicesi Ol gece kim doğdu ol hayrü’l-beşer Anesi anda neler gördü neler Dedi gördüm ol habîbin anesi Bir acep nûr kim güneş pervânesi Berk urup çıktı evimden nâgehân Göklere dek nur ile doldu cihân Gökler açıldı ve feth oldu zulem Üç melek gördüm elinde üç alem Biri meşrik biri mağribde anın Biri damında dikildi Kâbe’nin İndiler gökten melekler saf saf Kâbe gibi kıldılar beytim tavaf (Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-necât’ından. güzel yüz demek olan hilye.) Metnin açıklamasi için bk. güzel sıfatlar. zinet. HİLYE Sözlük anlamı süs. cevher. araştırınız. Mevlid. Necla Pekolcay.

Hâkanî Mehmed Bey’in 1015’de (1606) Hilye adlı manzum eserini kaleme almasından sonra hilye türü eserlerin yaygınlaştığı görülür. Resûl-i Ekrem’in vasıflarını kendi ilim ve idrakleri nisbetinde tesbit etmeye çalışmış. Beni gören insan bana muhabbetle bağlanırsa Allah ona cehennemi haram kılar. Hz. Zamanla diğer peygamberler. Peygamber’in fizikî özelliklerini anlatan eserlerle hattat ve müzehhiplerin ortaya koyduğu levhalar “hilye-i şerif. Hilye Örneği Dedi ol mazhar-ı envâr-ı celî Esedullâh-ı velî yani Ali Rûy-ı rahşânı değirmiydi anın Nitekim cirmi meh-i tâbânın  192   . o kişi kabir azabından emin olur. Ali’den rivayet edilen. Hz. Peygamber’in fizikî özellikleri anlatılmakla birlikte bazı eserlerde ruhî portresiyle ilgili hususlara da yer verilmiştir. hilye-i Resûlullah. Tirmizî’nin şemâil ve hilye türü eserlere kaynaklık eden eş-Şemâ’ilü’n-nebeviyye’sinin pek çok şerhi bulunmaktadır. Hilyenin müstakil bir tür olarak gelişmesinin en önemli sebepleri.Sahâbîler. Hilyelerde esas olarak Hz. peygamber sevgisini her şeyin üstünde tutan Türkler’in bu sevgiyi diğer milletlerde görülmeyen bir şevkle edebiyata aktarmaları konusundaki gayretleridir denebilir. ardından on beş-yirmi beyit halinde tercüme ve şerhi yapılmıştır. Bu husus şemâil kelimesinin hilye anlamında da kullanıldığını gösterir. “Hilyemi gören beni görmüş gibidir. hilye-i saâdet. Bu tarzın en tanınmış örneği Nahîfî’nin Hilyetü’l-envâr’ıdır. mahşer günü çıplak olarak haşredilmez” meâlindeki hadis de bu rağbetin sebeplerinden birini teşkil etmiştir. Hulefâ-yı Râşidîn ve aşere-i mübeşşere ile din ve tarikat büyükleri için de bu tür eserler kaleme alınmıştır. Peygamber’i rüyada gören bir müslümanın onu gerçekten görmüş sayılacağına dair hadisle. Söz konusu rivayetlerde Resûl-i Ekrem’i lâyıkıyla tavsif edebilmek için devrin Arapça’sında pek sık rastlanmayan kelimelerin kullanıldığı dikkati çekmektedir. Herhangi bir dinî dayanağı tesbit edilememekle birlikte içinde hilye bulunan evin felâkete uğramayacağı ve üzerinde hilye taşıyan kişinin her türlü musibetten korunacağına inanılması da bu hususta teşvik edici bir rol oynamıştır. Böylece Hz. Bazı müellifler ise hilye hadislerindeki kelimelerin gramer özelliklerine dair çalışmalar yapmışlardır. 1110/1698) hilyeye dair rivayetlerin metinlerini hat ve tezhip sanatının estetik ölçüleri içinde levha olarak düzenlemiştir. Hâfız Osman da (ö. Bu sebeple ilgili rivayetlerin anlaşılmasını sağlamak amacıyla bunların şerhedilmesi yoluna gidilmiş ve bu ihtiyaç aynı zamanda tercümeyi de gerekli kılmıştır. hilyetü’n-nebî” gibi adlarla anılmıştır. Diğer bazı Türkçe eserler de “şemâil” adını taşımakla birlikte sadece hilye hadislerinin tercüme ve şerhinden ibarettir. bu durum hilye konusunda değişik rivayetlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Hilyelerde genellikle Resûli Ekrem’in her vasfı ayrı ayrı ele alınarak önce bunu ifade eden ibarenin Arapça aslı verilmiş.

gecesinde yaptığı mi’racı konu alan eserlerin genel adıdır. Mi’râciyye ise İslâm edebiyat ve sanatlarında Hz. Hilye-i Saadet. minyatür. Ancak bu konudaki eserlerin mi’râciyye veya mi’râcnâme adıyla daha  193   . Hz. Peygamber’in hicrî aylardan recep ayının 27. Peygamber’in göğe çıkmasıyla meydana gelen mucizesidir.) Açıklama için bkz. s. Mi’rac mûcizesi hemen bütün müslüman milletlerin medeniyetlerine edebiyat. 114-117. mûsiki. göğe çıkma demek olan mirac. Türk edebiyatında şöhret bulmuş en önemli hilyeyi kim kaleme almıştır? Mİ’RÂCİYYE Kelime anlamı merdiven. Bu gecede Hz. hat ve kitap sanatları bakımından kuvvetle yansımıştır. Bu konu Kur’ân-ı Kerîm’de İsra suresinin ilk ayeti ile Necm suresinin ilk yirmi ayetinde ele alınmaktadır. İskender Pala. oradan da semaya yükseltilmiştir.Yüzü benzerdi müdevver aya Zâtı âyîne idi Mevlâ’ya Sâğar-ı ârız-ı meh-sîmâsı Bâde-i aşkın idi meclâsı Arz-ı hüsn etse o mahdûm-ı Halîl Yûsuf’un anmaz idi İsraîl Şöyle pür-nûr idi ol vech-i hasen Ana bakılmaz idi şevkinden Âlemi devlet-i nâgâh gibi Tâbnâk eyler idi mâh gibi Vâzı’ etmişti o yüzden Fettâh Neydiğin âyet-i “Fîhâ misbâh” Ka’be-i vechine ettikçe nazar Secde eylerler idi şems ü kamer Deyr-i âlemde o rûy-ı pür-tâb Etti âteşgede-i dehri harâb (Hakani Mehmed Bey’in Hilye’sinden. Peygamber Allah tarafından Mekke’den Kudus’e götürülmüş. İstanbul 2002.

XIV. Daha sonra Hz. Mesnevilerde ise tevhid. Ardından gecenin ve gökyüzünün tasvirine geçilir. şairlerin hayal dünyalarının zenginliğine göre olaya şahsî yorumlar getirdiği görülmektedir. mesnevilerin ise mi’racnâme adıyla anıldığı zengin bir edebî tür oluşmuştur. en çok eserin verildiği edebiyat alanını minyatür. yüzyılda Yazıcıoğlu’nun  194   . müminlerin kabulü ve müşriklerin inkârı gibi hususlar işlenir. Müstakil olanların dışında siyer ve mevlidlerle mu’cizât-ı nebî gibi eserlerin. Zaman içinde belirgin özellikler kazanan mi’racnâmeler XV. yüzyıla ait Âşık Paşa’nın Garibnâme’sinde. Bu muhteva Ganîzâde Mehmed Nâdirî’nin mi’râciyyesinde en güzel ifadesini bulmuştur. Resûlullah’ın “kabe kavseyn” makamına ulaşması. Mi’rac Türkçe eserlerde çokça işlenmiştir. hadise. kaside ve gazellere de yer verildiği. Ümmü Hânî’nin evinden başlayan bu yolculukta Cebrâil’in burağı cennetten getirişi anlatılır. Konunun genellikle dinî kaynaklara dayanarak didaktik bir şekilde ele alındığı eserlerde müellifin sanatkâr yönünün ikinci planda kaldığı. na’t ve münâcâtın ardından yukarıdaki konuların her biri bir kaside hacmine ulaşan bölümler halinde bazan İsrâiliyat’a dayanan rivayetlerle anlatılır. yüzyılda yaygınlık kazanmıştır. zamanla kasidelerin mi’râciyye. Aruzun en çok “fâilâtün fâilâtün fâilün” ve “mefâilün mefâilün feûlün” kalıplarının kullanıldığı mi’râciyyelerin kaside formuyla yazılanlarında konu ortalama elli-altmış beyit içinde özetlenirken mesneviler-de 2000’e yaklaşan beyit hacminin sağladığı imkânla daha geniş bir şekilde işlenmektedir. cennet. hûriler. küfür karanlıklarını ortadan kaldıran nûrânî ve ilâhî bir mûcize şeklinde takdim edilerek gecenin önemi vurgulanır. Tahkik-i Mi’râc-ı Resûl başlıklı 497 beyitlik eser. Bu arada na’t ve münâcâtlara. mensur yahut çoğu manzum karma metinler halinde gelişimini sürdürmüştür. Kudüs’ten tekrar semaya yükselişi (urûc) sırasında sahrenin Resûl-i Ekrem’in ardından harekete geçmesi ve “dur” ihtarıyla havada asılı kalması (hacer-i muallak) mûcizesi telmihler. sema katlarında diğer peygamberlerle tanışma. Peygamber’in Mescid-i Aksâ’ya gidişi. tûbâ. yüzyıldan itibaren daha fazla rağbet bulmuş. orada diğer peygamberlere namaz kıldırması ve onlardan üstünlüğü vurgulanır. Namazın mi’racda farz kılınması. Dinî-tasavvufî manzum eserlerin içinde mi’rac hadisesine bir bölüm ayrılması da yine XV. hüsn-i ta’lîllerle süslenerek nakledilir. Bazan da mi’rac öncesi yine gece gerçekleşmiş olan şakk-ı sadr mûcizesine temas edilir ve mi’racın safha safha tasvirine girişilir. yüzyılın başında (808/1405) Ahmedî tarafından yazılmıştır. ırmaklar ve cehennem hayatı tasvirleri takip eder. Ayrıca divanlarla din dışı mesnevilerde bu konuda şiirlere yer verilmesi bir gelenek halini almış. manzum.çok İranlılar’la Türkler tarafından ortaya konulduğu. tecâhül-i ârifler. tasavvufî açıdan işlenen mesnevi ve kasidelerde ise daha lirik ve sanatkârane bir üslûbun ön plana çıktığı. Burağın uzun uzadıya tasviri mi’râciyyelerin en önemli konularındandır. Peygamber’in dönüşte hadiseyi ashabına müjdelemesi. Hz. Bunu gökyüzünde dolaşma. hat ve kitap sanatlarının takip ettiği. Anadolu sahasında ilk müstakil mi’râciyye XV. XV. namaz ve diğer ibadetler hakkında bilgiler aktarıldığı dikkat çeker. şairin divanındaki kısa mi’râciyyelerden farklı olduğu gibi İskendernâme’sindeki mevlid bölümünden de ayrıdır. Muhammediyye ve Garibnâme gibi kitapların birer bölümü de mi’raca ayrılmıştır. Kasidelerin nesîb kısmı. mi’rac gece meydana geldiğinden bu mânaya gelen Arapça ve Farsça kelimeler üzerinde kurulmuş söz sanatlarıyla başlar. köşkler. mûsikinin ise sadece Osmanlılar’da mevlid gibi bir form oluşturduğu görülmektedir. Allah ile mülâkatı ve rabbi katındaki değeri anlatılarak sanatkârın bakış açısına göre farklı yorumlarla şekillendirilir.

Ganîzâde Mehmed Nâdirî ise türün meşhur mi’râciyyesinin şairidir. Muhterem-i sümme denâ iştihâr Mahrem-i sırr-ı fe-tedellâ şi’âr 7. yüzyıllarda ise hemen her şairin divanında bir veya birkaç mi’râciyyenin yer aldığı görülmektedir. Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-necât’ında. Nahîfî’nin Mi’râcü’n-nebî isimli 1157 beyitlik eserinde ilgili âyetler ve sahih hadisler başta olmak üzere diğer rivayetler ve ulemânın mi’raca dair görüşleri değerlendirilmiştir. Seyyid-i mev’ûd-i fe-terdâ meâl Ayn-ı atâyâ-yı şefâ’at-nevâl 8. Sâhib-i mi’râc şeh-i enbiyâ Dâver-i zî-tâc u meh-i pür-ziyâ 4. Mi’râciye Örneği 1. Hatm-i nebiyyîn ü şeh-i mürselîn32 Mefhar-i âhir şeref-i evvelîn 3. Mazhar-ı sıdk-ı haber-i mâ-raâ Server-i sâhib-i nazar-ı mâ-tağâ 6. XVII ve XVIII.Muhammediyye’sinde. yüzyıldan itibaren divanların içinde mi’râciyyelerin artmaya başladığı. Bunların en eski örneği Lâmiî Çelebi’ye aittir. XVI. Dest-res-i mu’ciz-i Şakku’l-kamer Eşref-i mahlûk-ı ma’âlî-siyer 5. Hâkanî Mehmed Bey’in Hilye’sinde mi’rac hadisesine temas edilmiştir. yüzyılda Nâyî Osman Dede’nin mi’rac kandillerinde okunmak üzere yazıp bestelediği Mi’râcü’n-nebî aleyhisselâm adlı 102 beyitlik eseri türün en tanınmış örneğidir. Seyyid-i kevneyn ü Habîb-i Hudâ Nûr-i ferîkayn ü Nebiyyü’l-hüdâ 2. XVIII. Zâtın idüp iki cihân seyyidi Hak ve refa’nâ leke zikrek didi  195   .

(sümme denâ fe tedellâ: Sonra yaklaştı.) âyetindeki (Necm 11) doğru haberin mazharı. Şakku’l-kamer (ayın yarılması) mucizesinin sahibi.] hadisinden iktibastır. iki cihanın nuru ve hidayet yolunun peygamberi. 9. O öyle yüce bir peygamberdir ki. (“levlâk” kelimesi “Levlâke levlâke lemâ halaktü’l eflâke” [Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım. “fe-tedellâ” sırrının alâmeti.9. 3. nr. Süleymaniye Ktp. Peygamberlerin sonuncusu ve padişahı. Türk Edebiyatında Manzum Miracnâmeler. 2b Metin Akar. şefaat hediyesinin ve ihsanının kaynağı… 8. Zâtını iki dünya efendisi eyleyen Allah onun için “ve refa’nâ leke zikrek” (Biz senin şanını ve ününü yücelttik) (İnşirah 4) dedi.) Kaynak: Süleyman Nahîfî. “Sümme denâ” hürmetiyle şöhret bulan. Aşir Efendi Bölümü. 5. hak ve hidayet yolunun rehberidir. “le amrük” ise Hicr Sûresi’nin 7. Mazhar-ı levlâk ü le-amrük hitâb Rehber-i hakk hâdî-i râh-ı savâb 1. O “levlâk” ve “le-amrük” hitabıyla şereflenen.) âyetindeki (Necm 17) nazarın sahibi ve seyyidi… 6. Türk-İslâm edebiyatında en tanınmış miraciye kim tarafından kaleme alınmıştır?  196   . Âyet-i ferhunde-i feth-i mübîn Oldı aña zîver-i levh-i cebîn 10. 2. 323. “Mâ zâga’l-basaru ve mâ tegâ” (Bakış kaymadı ve haddi aşmadı. sonradan gelenlerin iftihar kaynağı öncekilerin şereflisi. 4. taç sahibi hükümdar ve ışık dolu ay. Ankara 1987. (Necm 8) 7. “fe-terdâ” (razı olacaksın) (Duhâ 5) âyetindeki va’din muhatabı. “Mâ kezebe’l-fuâdü mâ reâ” (Gözleriyle gördüğünü kalbi yalanlamadı. İki cihanın efendisi ve Allah’ın sevgilisi. 10. derken daha da yaklaştı. büyügü. Mirac sahibi. yüce vasıflarıyla yaratılmışların en şereflisi. Mi’râcü’n-nebî. senin ömrüne yemin ederim ki” mealindeki başlangıç kısmından alınmıştır. feth-i mübîn (Mekke’nin fethi) ile ilgili âyetler onun alnının süsü oldu. peygamberler şâhı. ayetinin “Habibim.

“tercüme-i hadîs-i erbaîn”.KIRK HADİS II. Farsça ve Arapça kırk hadis tercümeleri daha çok kıt’a ve mesnevi nazım şekliyle kaleme alınırken aruzun en çok “fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün”. (VIII. Kırk hadis türü Arap. 40 rakamına dayanılarak tertip edilenler e. “hadîsü’l-erbaîn”. “kırk hadis”. “şerh-i hadîs-i erbaîn”. a. şerh ve tercümelerini şekil bakımından mensur. 1015/ 1606) ve Hazînî’nin eserleridir. “fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün” ve “müfte’ilün müfte’ilün fâ’ilün” vezinleri kullanılmıştır.898/1492)’nin eseridir. “çihl hadis”. Kutsi hadislerden seçilenler b.) asrın sonlarında derlemeler halinde ilk basit örneklerini veren. Az sayıda da olsa divanların veya başka eserlerin belli bölümlerinde yer alan kırk hadis tercüme ve şerhleri de mevcuttur. Veciz. Fasih ve sahih hadislerden seçilenler h. Böyle bir durumda hadis metnini vezne uydurmak kolay olmadığından mevzu bütünlüğü her zaman sağlanamamaktadır. Kırk hadis türü çalışmalar müstakildir. Mensur olanların bir kısmı hem tercüme hem şerh iken. Peygamberin hutbelerinden seçilenler c. Bu türün örnekleri arasında içindeki hadis sayısı kırkın üzerinde olanlar olduğu gibi sadece hadis metinlerinin derlenmesiyle oluşan ve din eğitim ve öğretimine dayalı örnekler de mevcuttur. 7 ve 10 ile alakalı veya isnatsız hadislerden seçilenler d. Fars ve Türk ediplerinden büyük alaka görmüş ve “hadis” ile “edebiyat” kavramlarının yan yana gelmesiyle kıymetli eserler hazırlanmıştır. İslâmî edebiyat türleri içerisinde en az mevlid. Peygamberimize ait hadislerden genellikle kırk adedinin bir araya gelmesiyle oluşan kırk hadis tertib. “erbaîn” gibi adlarla anılan kırk hadis türü dinî. Mesnevi şeklinde yazılanların en meşhurları ise Hakânî Mehmed Bey’in (öl. “hadîs-i erbaîn”. manzum ve hem manzum hem mensur olarak üçe ayırmak mümkündür. Ezberlenmesi kolay ve kısa hadislerden seçilenler f. manzum tercümelerde genellikle tercüme bir kıta ile yapılır hadis metni bu kıtadan önce veya sonra verilir. Kırk hadis türündeki eserleri muhteva bakımından aşağıdaki gibi tasnif etmek inceleme açısından kolaylıklar sağlamaktadır. toplumsal ve edebî özellikleri ile hem Arap ve Fars hem de Türk edebiyatında önemli bir tür halini almıştır. camialı hadislerden seçilenler g. Bunun dışında az da olsa metin ve tercümenin aynı kıtada verildiği de görülmüştür. Zıt isnatlı. hilye. mirâciye. Kıt’alar halinde yazılan çihl hadis tercümelerinin en ünlüsü Abdurrahman Câmî (ö. Noktasız harflerden seçilenler  197   . siyer. maktel. Senetleri sahih hadislerden seçilenler ç. megâzi türleri kadar başarılı örnekleri verilmiştir. ahlaki. Mustafa Âlî’nin Manzum Kırk Hadis Tercümeleri buna örnek gösterilmektedir.

Fuzûlî (öl. 1232/1827). Yazılma Sebepleri Kırk hadis türündeki eserlerin yazılış sebepleri eserin içeriğinden ve özellikle müellifin önsözde veya ilk tercümesindeki ifadelerinden anlaşılmaktadır. Bu sebepleri şöylece tasnif etmek mümkündür: a.sanat yönünden zayıf örnekler görülmeye başlanmıştır. XVIII. Peygamber’in şefaatine ulaşma umudu. Hastalıklardan kurtulmak ve şifa bulmak beklentisiyle. asrın ikinci yarısından sonra –ara sıra Köstendilli Şeyhî gibi dikkate değer manzum kırk hadis mütercimleri ortaya çıkmış olsa da. İslamın şartları. Osmanlı müellifleri çoğunlukla Arapça ve Farsça kırk hadisler kaleme almışlarsa da bunların hiçbiri Türkçe yazılanlar kadar edebî-didaktik bir kıymete ulaşamamıştır. Muhammed. h. Usûlî (öl. Devlet başkanı vb. asırda Ali Şîr Nevâî. e. 1012/1603). Hz.Eser Kur’ân’ın faziletleri. 1309/1892) önemli isimler arasında sayılabilir. 930/1524). b. g.Kırk hadisler dinî her konuyu ihtiva edebilirler. 1120/1708). Buna rağmen didaktik mahiyetteki bu tür yayılmaya devam etmiştir. âlim. d. İlgi duyulan bir konuda hadis derleme arzusuyla. siyaset ve hukuk. XVI ve XVII asırlarda gelişip genişlemiş. Nev’î (trc. asırda Mahmud b. ilim. Müstakimzâde Sâdeddin (trc. Hüseyin Remzî (trc. c. toplumsal ve ahlaki hayat gibi konularla ilgili söylenen kırk hadis bir araya getirilerek oluşturulur. 963/1556). tarafından görevlendirilmiş olmak. Hz. XVIII. asırda Köstendilli Şeyhî (öl. Peygamber’in “Ümmetim içinde din emirlerine dair kırk hadis ezberleyeni Allahü Teâlâ fakihler ve âlimler zümresi arasında haşreder. 979/1571). 1200/1786). asırda Hazînî (trc. XIX. Bursalı İsmail Hakkı (trc. Kırk hadis tercüme ve şerhlerine edebî bakımdan en fazla kıymet gösteren ve en çok manzum örneğini veren Türkler’dir. XVII. 1041/1631). âl ve ashabı.” hadisindeki müjdeye nail olmak. 977/1569). asırda Osmanzâde Tâ’ib (trc. 945/1538). XIV. Daha evvel kırk hadis yazanların geleneğini sürdürüp onların kervanına dahil olmak. Ankaralı İsmâîl Rüsûhî (öl. XVI. Ali’nin (öl.  198   . Hocasının veya dostlarının arzusu üzerine. Hz. XV. Bazı kırk hadis kitapları tek bir konuyu ele alsa da çoğunluğu farklı konuları içeren hadislerden oluşur. Âşık Çelebi (trc. f. Okuyanların hayır duasını almak.761/1360) Nehcü’l. asırda Hâkânî (trc. 1137/1724).Ferâdis adlı eseriyle ilk örneğini veren Türkçe kırk hadis geleneği XV.

1197/1783) atfedilen Matlau’l-fecr adlı mesnevi ile Edirne Müftüsü Fevzi Efendi’ye ait Envârü’l-kevâkib fî leyleti’r-Regâib adlı manzume türün önemli örneklerindendir. Hz. gazel ve kaside gibi şekillerin tercih edildiği görülmektedir. evlenmeleri ve Hz. bilhassa Türk-İslâm kültüründe cami ve tekkelerde özel programlarla Regaib kandili olarak kutlanmaktadır. Peygamber’in ana rahmine düştüğü kabul edilen receb ayının ilk cuma gecesi. ilâhi. bazılarında ise kıta. Türk-İslâm edebiyatında kırk hadis kitaplarının özelliklerini araştırınız. Selâhaddin Uşşâkı’ye (ö.Kırk Hadis Örneği Edeb ile hayâda itme gümân Anı bil fer-i zübde-i edyân Ki buyurdı habîb-i kevn ü mekân “el-Hayâu şu’betün mine’l-îmân” İlm-i hıfz u tilâvet-i Furkan Hayr-ıla eylesün sizi zi-şân Ki olupdur hadîs-i fahr-i cihân “Hayrüküm men tealleme’l-Kur’ân” Az yimek çünki sıhhattendür Çok yimek tûl-i ömre rehzendür Az ye çok yaşa didi Resûl “Kül kalîlen ta’iş tavîlen”dür (Mustafa Âli’nin Hadis-i Erbain’ininden. İstanbul 1991. Mustafa Âlî’nin Kırk Hadis Tercümeleri. Hasan Aksoy. s. REGAİBİYYE Regaib kandilinde okunmak üzere yazılıp bestelenmiş manzumelere verilen isimdir.) Daha geniş bilgi için bkz.  199   . Bu manzumelerde Resûl-i Ekrem’in anne ve babasının birbirine lâyık temiz gençler oluşu. 47-49. ahlâkî özellikleri. Peygamber’in ana rahmine düşmesinin kâinat için büyük bir rahmet olduğu anlatılmaktadır. Regaibiyyelerde daha çok mesnevi nazım şeklinin kullanıldığı. bunların bir kısmı kandil gecesi okunmak üzere bestelenmiştir. Bu vesileyle mevlid türüne benzeyen manzumeler yazılmış.

Yine başlarım söze Allah deyu Evvelinde fazl-ı bismillah deyu  200   . 129-153. Kudsiyân ol giceye rağbet tamâm İtdiler andan Regâib oldu nâm Kaynak: Salâhî. c.Ü. siyerlerde ve bazı mesnevilerde kimi zaman Hz. Burc-ı rahm-ı ismete itdi nüzûl Ol gice ıyd itdi ervâh u ukûl 7. “Edebiyatımızda Regaibiyye ve Salahî’nin Matlau’l-fecr’i”. İzzetoğlu’nun Tavus Destanı. Oldılar çün dâhil-i beyt-i şeref Eyledi ol dürri ilka-yı sadef 5. Girdi çün mâh-ı Receb şehr-i Hudâ Leyle-i Cum’a olunca ibtidâ 2. Mehmet Akkuş. Sadreddin’in Geyik Hikâyesi gibi halk tipi mesneviler gösterilebilir. XXXII (Ankara 1992). Ya’ni ol şems-i Hudâ-yı pür ziyâ Ol şeb-i rahmet-fezâda gâlibâ 6. Burc-ı ismette bi-izni Müsteân Kevkeb-i sa’deyn itdi iktirân 4. Kesikbaş Destanı. Güvercin Hikâyesi. Bunlara örnek olarak. s. Daha geniş bilgi için bk.Regaibiyye Örneği 1. İlâhiyat Fakültesi Dergisi. MU’CİZÂT-I NEBÎ Na’tlarda. Hikâye-i Geyik’ten Örnek: 1. Deve Hikâyesi. Mâder-i pâki Emine hazreti Kıldı Abdullah ile çün halveti 3. Peygamber’in mûcizelerine yer verildiği gibi bazen de başlı başına eserler halinde de mucizelerin anlatıldığı görülmektedir. A.

2. Dinle imdi bir acâib hoş haber Mustafâ’dan ideyüm sahib hüner 5. İstanbul 1311  201   .Gördüler karşudan kırk atlı gelür Kırkı dahi heybetlü gelür 11. Oturur idi söykenüb mihrabına Vaaz eder idi cümle ashabına 9.Sürüben mescide değin geldiler Çünki mescid kapusuna yettiler 12. Cümle ashabı dahi anda bile Sohbet eder bular Resul ile 10. Mevlid-i Süleyman Çelebi. İşit imdi bir acâib mucizât O Resuldendir ki oldurur pâk zât 7. Başladım bir mucize uş gül gibi Şerh edeyüm tapuna bülbül gibi 3.Mustafâ’nın anda olduğun bildiler Cümlesi anda aşağı indiler Kaynak: Devamı için bk. Mustafâ’nın mucizâtın söyleyim Dinler isen ben şerh eyleyim 4. Gör ne kıldı Tanrı’nın Peygamberi Yaratılmışta oldurur serveri 6. Ol Habibullah Muhammed Mustafâ Din adın pak kendüsi o safâ 8.

şefaati. Esmâ-i Nebî Örneği 1. Sen murâdım vir İlâhî kim penâh itdüm bunı Ol Habîbün Mustafâ’dur yâ Ra’ûf 5. Hz. Muhammed’in mübarek isimlerini konu alan Esmâ-i Nebî’ler de kaleme alınmıştır. şairler bu adları şairane benzetmeler veya hüsn-i ta’lillerle ele alırlar ve bazı adlarındaki harflerden yola çıkarak ilginç tespitlerde bulunurlar. Neciyyullâh Kelîmullâh Hâtemü’l-enbiyâ Hâtemü’r-rusüli Muhyî Müncî Müzekkirun  202   . Peygamber’in isimleri hakkında yazılan eserlere denmektedir. Âkıbün Tâhâ Yâsin Tâhirün Muahherün Tayyibün Seyyidün Rasûlün 3. Genellikle mensur olan bu türdeki eserlerden Hasib Efendi’nin Esmâ-ı Nebi’si 1000 beyit olup Delail-i Hayrât’tan istifade ile yazılmıştır. Bu eserlerde.ESMÂ-İ NEBÎ Esmâ kelimesi Arapça isim kelimesinin çoğuludur. Terim olarak esmâ-i nebî Hz. Peygamber’in dinî kültürümüzde yer alan isimlerinin manzum veya mensur müstakil eserler hâlinde toplanılması bir gelenektir. Diğer yandan dinî ve tasavvufî eserlerde de Esmâ-i Nebî’deki harflere dair yorumlar mevcuttur. ümmetinin gözündeki değeri ile ona duyulan sevgi ve hürmet anlatılır. Peygamber’in medhine mahsus bir tür olan na’tlarda da bu isimlere yer verilirken. seçkin oluşu. Hz. Nebiyyün Rasûlü’l-melâhımi Kayyimün Câmiun Muktefin Mukaffî Rasûlü’l-melâhimi Rasûlü’r-râheti 4. Bu isimlerde Hz. Muhammedün Ahmedün Hâmidün Mahmûdün Ahîdün Vahîdün Mâhün Hâşirün 2. Hz. Peygamber’in isimleri ile dinî kültürde ona verilen adlar ve künyeler bir araya getirilir. Eski Türk edebiyatında Cenâb-ı Hakk’ın isimlerini anlatan Esmâ-i Hüsnâ türü gibi Hz. rahmeti. Kâmilün İklîlün Müddessirün Müzzemmilün Abdullâh Habîbullâh Safiyyullâh 6. hidayeti. Cenab-ı Hakk’ın huzurundaki konumu. Peygamber’in üstünlükleri.

Peygamber ile ilgili türleri sıralayabilmek.  203   . İbrahim Sarıtaş. 1551/1738-39). mânâlara gelen nâme ile birleşik isim olarak Hz. mu’cizât-ı nebî. Peygamber’in hicretini konu alan eserlere isim olmuştur. esmâ-i Nebî. Hz.Peygamberi öven. Özet Türk-İslâm Edebiyatı’nda Hz. Hz. Mücíbün Mücâbün Hafiyyün Afüvvün Veliyyün Hakkun Kaviyyün Emînün Kaynak: Daha geniş bilgi için bk. Sen murâdım vir İlâhî kim penâh itdüm bunı Ol Muhammed Mustafâ’dur yâ Rahîmü yâ Ra’ûf 9. Türk-İslâm Edebiyatında Hz.7. Bu eserde. Peygamber’in doğumundan başlayarak çocukluğu. Farsça mektup. Hatice ile evlenmesi. kırk hadis. Mevlid. hilye. Nâsırun Mensûrun Nebiyyu’r-rahme Nebiyyü’t-tövbeti Harîsun ‘aleyküm Ma’lûmun 8. HİCRET-NÂME Sözlük anlamı ayrılmak. ayrılış olan hicret. takriben 88 beyitlik Hicreti’n-Nebî’si bilinmektedir. Hz. (yüksek lisans tezi 2008). Nûrun Sirâcun Misbâhun Hüden Mehdiyyün Münîrun Dâin Med’uvvün 11. miraciye.Ü. Şehîrun Şâhidün Şehîdün Meşhûdun Beşîrun Mübeşşirün Nezîrün Münzirün 10. Sosyal Bilimler Enstitüsü. kitap vb. hicretnâme gelir. Bu konuda Süleyman Nahifî’nin (öl. mi’raciye ve hilyeler kadar olmasa da bu türde eserler yazılmıştır. s. göç etmek. C. miracı ve peygamberliğe gelişi anlatılarak 162. 279. beyitten itibaren hicret konusuna yer verilir. Hz. Peygamber ile ilgili türler denince akla na’t. mevlid. Külliyât-ı İsmail Gürünî. üstünlüklerini anlatan türler na’tlardır. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini ele alır. Siyerlerin bir bölümü olduğu gibi bağımsız eserler olarak da kaleme alınan Hicret-nâme. siyer.

Na’t-ı çehâr-yâr c. Türkİslâm edebiyatında yazılmış en öenmli mevlidlerin başında Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-necât’ı gelir. Hz. “kırk hadis”. Hz. Daha çok tercüme ile edebiyatımızda ağırlık kazanan türleri sıralayabilmek. Peygamber medhetmek için yazılan şiirlere ne ad verilir? a. Regaibiyye d. Kendimizi Sınayalım 1. “şerh-i hadîs-i erbaîn”. “hadîs-i erbaîn”. doğumu. gençlik yılları. Peygamber’in hayatını anlatan türleri açıklayabilmek. mevlid ve miraciye kadar önem arz etmektedir. Peygamber’in doğumundan bahseden türleri sıralayabilmek. Kısaca “erbaîn” adıyla da anılan Peygamberimiz’le ilgili tür aşağıdakilerden hangisidir? a. Hz. Hicretnâme b. Çoğu mevlide Peygamberimiz’in doğumunun yanı sıra mucizeleri de yer alır. “tercüme-i hadîs-i erbaîn”. Şemail 2. Hilye e. çocukluğu. Peygamber’le ilgili türlerden biri değildir? a. “çihl hadis”. Peygamber’in hayatını ele alan türe ve bu türde yazılan kitaplara siyer / siyer-i nebî denmiştir. peygamberliği. Soyu. Na’t d. II. “erbaîn” gibi adlarla anılan kırk hadis türü dinî. (VIII. Hilye 3. Mi’raciyye b.) asrın sonlarında derlemeler halinde ilk basit örneklerini veren. Aşağıdakilerden hangisi Hz. doğumundan vefâtına kadar Hz. Te’lifleri de olmakla beraber özellikle tercümeler ile ön plana çıkan bu tür Türk edebiyatında en az na’t. Peygamber’in doğumunu anlatan manzum eserlere mevlid denir. Mevlid b.Doğumundan vefatına kadar Hz. Mekke ve Medine’de meydana gelen olaylar ve gerçekleşen savaşları da içine alacak şekilde. “hadîsü’l-erbaîn”. Mu’cizât-ı nebî  204   . ahlaki. Mevlid e. Medhiyye c. toplumsal ve edebî özellikleri ile hem Arap ve Fars edebiyatında önem kazanmıştır.

Aşağıdakilerden hangisi Hz. Peygamber’in fizikî özelliklerini. vasıflarını anlatan edebî eserlere verilen addır? a. Mevlid c. “Kırk Hadis” kısmını yeniden okuyunuz Cevabınız doğru değilse. Kırk hadis d. Mevlid Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. Na’t b. En önemli örneklerini Darîr. d Cevabınız doğru değilse. Hasan Aksoy imza atmışlardır. Siyer e. Münâcât 4. “Na’t” kısmını yeniden okuyunuz Cevabınız doğru değilse.c. Mi’raciyye c. e 5.  205   . Siyer b. Altıparmak ve Veysi’nin verdiği Peygamberimiz’le ilgili tür aşağıdakilerden hangisidir? a. “Hilye” kısmını yeniden okuyunuz Cevabınız doğru değilse. “Na’t” kısmını yeniden okuyunuz Cevabınız doğru değilse. Evsâf-ı nebî e. Ahmed Ateş. “Siyer” kısmını yeniden okuyunuz Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Türkiye’de mevlidlerle ilgili en önemli çalışmalara Neclâ Pekolcay. Hilye 5. Esmâ-i hüsnâ e. Muhammediyye d. c 2. c 4. b 3. Faruk Kadri Timurtaş. Sıra Sizde 2 Türk edebiyatındaki en önemli hilye Hakani Mehmed Bey tarafından yazılmıştır. Yazıcıoğlu Mehmed. Mucizât-ı nebî d.

Hasan. Mustafa. Yararlanılan Kaynaklar Akar. Hasan. Hz. Sıra Sizde 4 Kırk hadislerle ilgili eserler Kur’ân’ın faziletleri. Metin. Türk Edebiyatında Manzum Miracnâmeler. âlim. Muhammed. Necmettin Halil. DİA. “Regaibiyye”. İstanbul 1992. “Miraciyye”. İstanbul 1940. DİA. s. Onan. “Hilye”. Uzun. İzahlı Divan Şiiri Antolojisi. Karahan. 323-332. İstanbul 1991. “Na’t”. Necla. Aksoy. Uzun. İslâm’ın şartları. DİA. Emine. Aksoy. İskender. Aksoy. 9 (İstanbul 2007). toplumsal ve ahlaki hayat gibi konularla ilgili söylenen kırk hadis bir araya getirilerek eser oluşturulur. Necla. Pala. Mustafa. siyaset ve hukuk. “Kırk Hadis”. ilim. Mustafa. Pekolcay. DİA. İstanbul 2002. DİA. Mevlid. İslâmî Türk Edebiyatında Şekil ve Nevilere Giriş. Uzun. “Mevlid”. DİA. DİA. Mustafa. "Eski Türk Edebiyatında Mevlidler". sy. âl ve ashabı. İstanbul 1997.  206   . Hilye-i Saadet.Sıra Sizde 3 Türk-İslâm edebiyatında en tanınmış miraciye Ganizâde Nadirî tarafından kaleme alınmıştır. Abdülkadir. Mustafa Âlî’nin Kırk Hadis Tercümeleri. Eski Türk Edebiyatı Tarihi I. Ankara 1987. Yeniterzi. “Siyer”. Uzun. Hasan. TALİD. Pekolcay.

 207   .

“Mersiye”. “Maktel”. Edebiyatımızda gelişen dinî. • • • • • Dinî-edebî türleri ile genel edebiyat türlerini karşılaştırabilecek. “Gazavatnâme”. •  208   . Dinî konulu destânî mahiyetteki eserleri ayırt edebileceksiniz. “Pendnâmeler” ve “Ramazan” maddelerini inceleyiniz. Anahtar Kavramlar • • • • • • Dinî-edebî tür Mersiye-maktel Ramazâniye-Bayramiye Gazavâtnâme. İslâmiyet’in Türk edebiyatına katkısını açıklayabilecek. Türkçe dinî eserleri edebî bakımdan değerlendirebilecek.edebî türleri tanımlayabilecek. • Agâh Sırrı Levend’in “Dinî Edebiyatımızın Başlıca Ürünleri” başlıklı makalesi ile Âmil Çelebioğlu’nun “Türk Edebiyatında Manzum Dinî Eserler” başlıklı makalesini okuyunuz.  Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra.Fetihnâme Nasîhatnâme-Pendnâme Menkabe-menâkıb Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için okumaya başlamadan önce. “Iydiye”. Diyanet İslâm Ansiklopedisi ve Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’ndeki “Fetihnâme”.

çok defa dini tebliğ etme. Bu tür ve konuları üç  209   . edebiyatın hem ilham hem de bilgi kaynağı olagelmiştir. Sanat gayesiyle dini araç olarak kullananlar bir tarafa. Klasik şiir ustalarının birçoğu. Klasik edebiyatın ürünlerini verdiği tarihî ve kültürel ortam. ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin O’nun hakkıyla anlatılmasını imkânsız kılmıştır. kimi zaman da araç olarak edebiyata konu olmuştur. Tarih boyunca din. Allah ile ilgili daha az tür gelişmiştir. af dilemeyi içeren edebî ürünlerle sınırlı kalmıştır. asırlarca toplum hayatında yer etmiş ve özellikle törensel içeriğe sahip dinî hadiselerin heyecanını hissedip duygularını nazma dökmüşlerdir. yüzyıllar boyu dinî karakteriyle temayüz ettiğinden. ölen kimsenin ardından duyulan üzüntüye kadar insanı ilgilendiren her hadise. Konusu Allah ve peygamber olan edebî eserler dışında dinî hayatın pek çok veçhesi ile ilgili hayli eser yazılmıştır. dini amaç olarak görenlerin vasıtasıyla zengin bir dinî edebiyat meydana getirilmiştir. öğretme gibi pratik hedeflere yönelik olarak sanat değeri zayıf eserlerin yanı sıra fevkalâde sanatkârane bir üslûpla dinî lirizmin zirvesine yükselen eserler de meydana getirilmiştir. Şairler. Türk-İslâm edebiyatında dinî türlere baktığımızda en çok türün Hz. O’nun vahdâniyeti. Bununla birlikte bir edebî ürünün dış yapısı ile ilgili unsurların şekil. esma ve sıfatları ile O’na karşı sığınmayı. kimi zaman amaç olarak. Günümüzde de bu vadide eserler yazılmaya devam etmektedir. din. Peygamber ile ilgili türler müstakil üniteler halinde işlendiği için bu ünitede diğer dinî tür ve konular ele alınacaktır. Dinî duyguların etkisiyle doğup gelişen bu edebiyatta.Dinî Tür ve Konular GİRİŞ Edebiyatımızda tür ve şekil konusu üzerinde tam bir uzlaşma sağlanabilmiş değildir. Dolayısıyla bu alanda gelişen edebî türler. muhtevası ile ilgili unsurların da tür kapsamında değerlendirilmesi yaygınlaşmıştır. Dinî türler denildiğinde dinî içeriğe sahip ve türe adını veren aynı konudaki edebî ürünler kastedilmiş olur. Hz. yaşadıkları dönemlerde üzüldükleri sevindikleri ve heyecan duydukları her hadiseyi edebî bir form içerisinde kültür dünyamıza kazandırma gayreti içerisinde olmuşlardır. Peygamber ile ilgili olarak geliştiği görülür. Ramazan ayının coşkusundan. Peygamber’in bir beşer olması sebebiyle kendisini hiç görmeyenler tarafından dahi kolayca anlatılabilmesine karşılık Allah’ın yüceliği ve varlığının insan idrakini aşması. Allah ve Hz. dinî edebiyatımız içerisinde yerini almıştır.

sevilen bir şahsın. Mersiye. Klasik edebiyatımızda mersiyeler genellikle. Hüseyin Elmalı’nın özel kitaplığı. Dr. İzmir). konularında yazılan eserler. şair ile maddi manevi bir bağı bulunan kişinin ölümü üzerine yazılır. ölenin meziyetlerini anlatmak suretiyle yazılan duygu yoğunluğu yüksek manzumelere denir. ahlâk vb. devlet büyükleri. Mersiyenin muhtevası şöyledir: Şair şiirin giriş kısmına dünyanın geçici olduğunu. Ölenin arkasından söz söyleme geleneği İslâmiyet öncesi Türk şiirinde “sagu”. Daha sonra vefat eden kişinin övgüsünü ve böyle bir kişiyi kaybetmekten dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirir. dinî edebiyatımızda bir kimsenin vefatı üzerine duyulan üzüntüyü ifade etmek üzere. padişahlar. Türk halk şiirinde ise “ağıt” olarak isimlendirilmiştir. ikincisi. Birincisi. Kısas-ı enbiyâ. Mersiye daha çok bir yakının.   Resim 9. üçüncüsü de destânî anlatım tarzının benimsendiği dinî konulu eserlerdir. Maktel.1: Satır arası Kur’an Tercümesi (Kaynak: Prof. dost ve arkadaşların kaybı üzerine yazılmıştır. Kahramanın ölümüne âdeta bütün âlem  210   . DİNÎ TÜRLER Mersiyeler ve Makteller “Mersiye”.başlık halinde tasnif etmek mümkündür. Bu bölüm şairin yasına tabiatın da katılmasıyla farklı bir hal alır. aile fertleri. vezirler. Tezkiretü’l-evliyâ ve Menâkıbnâme gibi biyografik bilgi ihtiva eden yaşam öyküleri etrafında gelişen türler ile Kur’ân-ı Kerîm’in tercüme ve tefsiri. itikat. Ramazâniye gibi ortak bir ad altında anılan türler. şehzadeler. ibadet. şeyhler. bu güzelliklere aldanmamak gerektiğini ve dünyanın ne kadar acımasız olduğunu vurgulayarak başlar.

Hüseyin’in şehadetiyle ilgili şiirlere Kerbelâ mersiyeleri de denilmiştir. 1988. Şeyh Gâlib gibi önde gelen şairleri mersiyeler yazmışlardır. Hayâlî. Dinî edebiyatımızda “maktel” ya da “maktel-i Hüseyin” denildiğinde Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehid edilmesini konu edinir. Kanunî Sultan Süleyman Mersiyesi’nden Ey pây-bend-i dâmgeh-i kayd-ı nâm ü neng Tâ key hevâ-yı meşgale-i dehr-i bî-direng An ol güni ki âhır olup nev-bahâr-ı ömr Berg-i hazâne dönse gerek rûy-ı lâle-reng Âhır mekânun olsa gerek cür’a gibi hâk Devrân elinden irse gerek câm-ı ayşa seng İnsân odur ki âyineveş kalbi sâf ola Sînende n’yler âdem isen kîne-i peleng İbret gözinde niceye dek gaflet uyhusu Yetmez mi sana vâkı’a-i Şâh-ı şîr-ceng Ol şeh-süvâr-ı mülk-i sa’adet ki rahşına Cevlân deminde arsa-i âlem gelürdi teng Baş eğdi âb-ı tîgına küffâr-ı Üngürûs Şemşîri gevherini pesend eyledi Freng Yüz yire kodı lutf ile gül-berg-i ter gibi Sandûka saldı hazîn-i devrân güher gibi (…) (Küçük. Mersiyelerin son bölümü genellikle dua ve temennilerden meydana gelir (İsen. Mersiye genel olarak vefat hadisesini ele alırken. Ahmed Paşa.130)  211   .ağlamaktadır. Hz. Ardından böylesine değerli ve genç bir kişiye kıymış olmasından dolayı feleğe sitem edilir. Fuzûlî. Nâilî. Zâtî Bakî. Klasik edebiyatımızın Şeyhî. 1994). Ancak maktel hususi bir anlamda kullanıldığından her mersiye maktel sayılamaz. Hüseyin ve arkadaşlarının Kerbelâ’da hunharca şehid edilmesini acıklı bir biçimde anlatan şiirler anlaşılmalıdır. maktel sadece Hz. Maktel türünün en güzel örneğini Hadîkatü’s-süedâ isimli eseriyle Fuzûlî vermiştir. Necâtî. Taşlıcalı Yahyâ. Mersiye genel anlamda kullanıldığı için aslında her maktel bir mersiye sayılır. Lâmii Çelebi’nin Maktel-i Hüseyin’i de önemli örneklerdendir. Nev’î.

Ramazan ayı dolayısıyla.1726).1712). genel olarak fıkıh ve ilmihal kitaplarında dinî bir konu olarak yer almakla birlikte. şairlerin. Sâbit (öl. Ramazan ayının girmesi dolayısıyla sunulan kişinin Ramazanı tebrik edilir. Nazîm (öl. XVIII. edebî alanda yazılan eserler şöyle tasnif edilebilir.1810) ve Enderunlu Vâsıf (ö. İşte klasik dinî edebiyatımızda konusunu Ramazan ayından alan bu şiirlere “Ramazâniye” denir. Edebiyatımızda Ramazan’a dair şiirler. padişaha veya devlet büyüklerine yahut dostlarına sunmak amacıyla yazdıkları kaside nazım biçiminde şiirlerdir. rubâî. gerekse dindar olan ve olmayan bütün toplum kesimlerinde oluşan Ramazan’a özgü hava.1730). yüzyıla gelindiğinde sayıca artarak müstakil bir tür oluşturacak boyutlara ulaşmıştır. o kişi padişah veya devlet büyüğü ise pek tabii olarak övgüsü yapılır. Enderunlu Fâzıl (ö. Ramazan ilâhîleri. Ramazâniyeler.1824) vermişlerdir. koşma vs. Ramazâniyeler. 2. 1994. yüzyıldan itibaren yazılmaya başlanmıştır. sosyal hayata kattığı canlılık ve renklilik sebebiyle edebiyatın da ilgi alanına girmiştir. 4. gerek dinî duyarlılıklar bakımından ortaya çıkan manevi atmosfer. 234) Ramazâniyeler Ramazan ayı. eski ve yeni şairlerimiz tarafından gayet güzel değerlendirilmiş ve pek zengin bir Ramazan edebiyatı meydana getirilmiştir. 3. Âl-i abâ Mersiyesi’nden (…) Ey derd-perver-i elem-i Kerbelâ Hüseyn V’ey Kerbelâ belâlarına mübtelâ Hüseyn Gam pâre pâre bağrını yandurdı dâğ ile Ey lâle-i Hadîka-i Âl-i abâ Hüseyn Tîg-ı cefâ ile bedenün oldı çâk çâk Ey bûstân-ı sebze-i tîg-ı cefâ Hüseyn Yakdı vücûdını gam-ı zulmet-serây-ı dehr Ey şem’-i bezm-i bârgeh-i Kibriyâ Hüseyn Devr-i felek içürdi sana kâse kâse kan Ey teşne-i harâret-i berk-ı belâ Hüseyn Yâd it Fuzûlî Âl-i abâ hâlin eyle âh Kim berk-ı âh ile yakılur hirmen-i günâh (Pekolcay. XVI. Bu şiirlerde. Nedim (öl. Bu ayda.  212   . Klasik edebiyatımızda bu türün en güzel örneklerini.Fuzûlî. 1. Ramazan mânileri. Ramazan ile ilgili dinî ve tasavvufî amaçla yazılan eserler dışında. Ramazan ile ilgili gazel.

Aziz Mahmud Hüdâyî (ö. Allah’ın nimet ve rahmeti bu ayda dünyayı doldurmuştur. bayramları karşılamak için “ıydiye”ler yazıla gelmiştir. kışın gelmesiyle “şitâiyeler”. bir sevinç ifadesi olarak Ramazan şiirlerine yansımıştır. Bunlardan bazıları bestelenmiş olup günümüzde okunmaya devam etmektedir. Bu tip kimseler ‘Ramazan sofusu’ olarak nitelendirilmiş ve dindar kimseleri kıskandıracak derecede alışılmadık davranışları iğneleyici bir üslûpla dile getirilmiştir (Uzun. Osmanlı toplumunda Ramazan ayı ve müteakiben kutlanan bayram vesilesiyle tertip edilen eğlenceler. bu aya mahsus olmak üzere şeytan zincire vurulmuştur. Bir kısmı da Ramazan ayını uğurlamak maksadıyla yazılan ve bu kutlu ayın sona ermesinden dolayı duyulan üzüntüyü dile getiren ilâhîlerdir. nevruz için “nevrûziye”ler.Klasik edebiyatımızda. Ramazâniyelerde ayrıca bu ay dolayısıyla girilen manevî ortam ve buna paralel olarak sosyal hayatta meydana gelen değişiklikler de yer almıştır. feyiz ve bereketini. Toplum hayatında fevkalade önemi hâiz olan Ramazan ayının gelmesiyle de eski şairler. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi bu aydadır. oruç ayının maddi ve manevi güzelliklerini. dört mevsimin. 1994). belli ayların. Hilâlinin görülmesi dolayısıyla yaşanan tatlı telaştan tutun. ilk başta Ramazan ayının rahmet ve bereket ayı oluşudur. Bu şiirler. Diğer taraftan. Bu ilâhîlerin bir kısmı Ramazanın gelişini konu edinen şiirleridir ve Ramazanın başladığı günlerde okunur. özellikle kasidelerin nesîb denilen giriş bölümlerinde bir mevsimin veya hususi ay ve günlerin gelmesiyle yazılır. Ramazan mukabeleleri. bayramların. Ramazan münasebetiyle toplumun dindar kesimlerindeki hareketlilik ve buna ilaveten Ramazan öncesi ve sonrasında dinî hayata mesafeli kişilerin. sohbetler. teravih namazları ve Ramazan eğlencelerine kadar bu aya mahsus çeşitli faaliyetler Ramazâniyelerde dile getirilmiştir.1628)’nin hocası Üftâde’nin bir Ramazan karşılaması mahiyetinde olan ilâhîsi şöyledir: Âşıklara eydin salâ Oruç ayı geldi yine Rahmet denizi cûş edip Âlemlere doldu yine Kur’an’da Allah öğüdü Cümle nebîler sevdiği Ümmete Allah verdiği Oruç ayı geldi yine  213   . Ramazâniyelerin konusu. özel günlerin konu edildiği şiirler vardır. iftar için hazırlanan türlü yemekler. günahlardan arınma ayı oluşunu vesile ederek insanlara öğüt ve irşad mahiyetinde şiirler yazmışlardır. Bahar mevsiminin gelmesiyle “bahâriye”ler. Ramazâniyelerden bu mübarek ay dolayısıyla tasavvufî mekânlarda ve camilerde okunan Ramazan ilâhîleri vardır. kandillerle ve mahyalarla süslenen camiler. Ramazanın girmesiyle birlikte Ramazana özgü dindarlıkları şairlerin gözünden kaçmamıştır. Mağfiret kapıları sonuna kadar açılmış.

Geniş toplum kesimleri arasında yaygın olan Ramazan manileri. savaş anlamına gelen gazâ/gazve kelimesinin çoğuludur. İslâm tarihinde Hz. özellikle de Ramazan bekçilerinin halka mahsus bir ifade ve eda ile söyledikleri maniler. yazıldıkları döneme ait Ramazan kültürünü yansıtan pek çok uygulamayı tespit etmek mümkündür. Manzum ya da mensur olarak yazılmışlardır. Gazavâtnâmeler Gazavât. cenk.Cümle aya sultan olan Dertlilere sultan olan Hak’dan bize ihsan olan Oruç ayı geldi yine XVII. dini hoşgörünün sınırları çerçevesinde zengin bir birikimi ve halk kültürünü yansıtmaktadır. Ramazana dair şiirler. Gazâ kelimesi din uğruna savaş anlamına gelen cihad kelimesi ile aynı anlamda kullanılmıştır. sadece klasik edebiyatımızla sınırlı kalmış değildir. Ramazan ayına dair şiirler için Filiz Kılıç ve Muhsin Mâcit’in hazırladığı Türk Edebiyatında Ramazan Şiirleri (Güldeste) adlı kitabı okuyunuz. Çağdaş edebiyatımızda da bir takım üslup ve muhteva farklılıklarıyla Ramazanı konu alan şiirler yazılmaya devam etmektedir. yüzyılın meşhur mutasavvıf şairi Niyazî-i Mısrî (ö. Peygamber’in fiilen iştirak ettiği savaşlara da gazve denilmektedir. 1694)’ye ait ilâhînin ilk iki dörtlüğü veda mahiyetindeki ilâhîlere örnek teşkil eder: Yine firkat nârına yandı cihân Hasretâ gitdi mübarek Ramazan Nûriyle bulmuştu âlem yine cân Firkatâ gitti mübârek ramazân İndi Kur’an sende ey nûru güzel Leyle-i kadrinde ey kadri güzel Gitti ey tehlil ü tekbîri güzel Elvedâ gitti mübârek ramazân Ramazâniyelerden. Ramazan ilâhîlerinden başka bir de Ramazan manileri vardır. düşmanlara karşı mukaddes değerler uğruna yapılan savaşların anlatıldığı eserlerdir. Bir Ramazan bekçisi manisi şöyledir: Âlem bu gece nûr oldu Kalbimize sürûr oldu Ey benim ağam efendim Kalkın vakt-i sahûr oldu Ramazâniyelerden veya Ramazan konulu diğer şiirlerden. Tek bir savaş anlatılmış-  214   . Bir dinî edebiyat terimi olarak gazavâtnâme.

Eğer savaş zaferle neticelenmişse galibiyeti anlatan eserlere zafernâme. Süleymannâme gibi eserler. fetihnâme ve zafernâmeler (Levend. Bu eserlerde çoğunlukla Barboros Hayrettin.266) Yukarıda anlatılan türlerin dinî edebiyat içerisinde değerlendirilmesinin en önemli sebebi ne olabilir?  215   . İlk örnekleri Arap edebiyatında görülür. Köprülü Fâzıl Ahmed. Vezirlerin veya ünlü komutanların gazalarını tasvir eden gazavâtnâmeler. genel olarak savaşları anlatan eserlerdir. Gazavâtnâmeler başlıca şu konularda yazılmıştır: 1. Özdemiroğlu Osman gibi bazı paşaların şahsiyetleri ele alınmıştır. birden fazla savaş anlatılmışsa gazavâtname şeklinde isimlendirilmiştir. küçük farklarla gazavâtnâmlerden ayrılır. Gazavâtnâmeler. 1956. Gazavatnâmelere benzeyen zafernâme ve fetihnâmeler. Bir seferi ya da bir kalenin fethedilmesini konu edinen gazavâtnâme. Padişahlardan birinin hayatını esas alarak onun zamanında meydana gelen olayları mensur ya da manzum olarak anlatan Selimnâme. 3. Sûzî Çelebi Gazavâtnâmesi’nden Çü togdı matla’-ı rahmetden âftâb-ı gazâ Götürdi zulmeti ref’ eyledi hicâb-ı gazâ Bu bezme cân sakınan gelmesün yasag eylen Ki ser piyâle ciğer kanıdur şerâb-ı gazâ Ne gam kalursa bu yazıda teşne-dil gâzî Şerâb-ı kevser olur âkıbet şerâb-ı gazâ Fezâ-yı rıf’atına Cebrâ’il akıl irmez Bülendimiş felek ü sidreden cenâb-ı gazâ Bu yolda toprak ol iy Sûzî kim kıyâmete dek Saça gubâruna rahmet suyın sehâb-ı gazâ (Levend. 2. savaş sonunda bir kale ya da şehir zaptedilmişse bu hadiseyi hikâye eden eserlere de fetihnâme denilmiştir. 1956). Arap edebiyatında savaşları ve bu savaşlarda gösterilen kahramanlıkları anlatan eserlere megâzî denilmiştir.sa gazânâme. Gazavâtnâmelerde savaşın bütün ayrıntıları anlatılmış olduğu için tarih bilimi bakımından önemli bir bilgi kaynağı durumundadır.

Osmanlılar’da yabancı devlet hükümdarlarına gidecek fetihnâmeler o ülkenin diliyle ve genellikle Türkçe. Fetihnâmelerde mutantan bir ifade kullanılır. Aslında fetihnâme. Türk edebiyatında XV. padişah için tebaanın işlerinin düzenlenmesi ve zulmün önlenmesinin gereği. Arapça. hadis ve kelâm-ı kibarlarla süslenen ve Osmanlı diplomatiğinin mühim belgelerinden olan nâme-i hümâyun grubu belgeleri içinde yer alan fetihnâmelerin özel yazılış şekilleri vardı. Hz. Peygamber'e salât. ilgili oldukları savaşın bir tarihçesini ihtiva ettiklerinden ve zaferin hemen ardından kaleme alındıklarından aynı zamanda değerli birer tarihî kaynak niteliği taşırlar. Edebiyat tarihiyle ilgili kitaplarda ise fetihnâme ayrı bir edebî tür olarak bir seferin başlangıcından sonuna kadar geçen olayları. askerin çokluğu. ülke zaptında padişahın kudretini göstermek için düşman askerinin fazlalığından bahsedilir ve olaylar genellikle uzun uzadıya anlatılırdı. hatta Selimnâme ve Süleymannâme adlarıyla anılan eserlerden hem konu hem de üslûp bakımından ayırt etmek mümkün değildir. Osmanlı Devleti’nde fetihler. büyük zaferler. Allah'a şükür. Bundan dolayı fetihnâmeler bazan “zafernâme”. Nâbi’nin Fetihnâme-i Kamaniçe’si sayılabilir. kalenin alınışı veya bir savaşın kazanılmasını konu edinen eserler şeklinde ele alınmaktadır. bazan da savaşta öldürülenlerin başları ve alınan esirlerle birlikte gönderilen bu mektuplar dost devletler için bir müjde. yüzyıldan itibaren doğrudan doğruya müelliflerince “fetihnâme” olarak adlandırılan manzum ve mensur eserler arasında Kıvâmî’nin Fetihnâme-i Sultan Mehmed’i.Fetihnâmeler İslâm ve Türk-İslâm devletlerinde fethedilen beldeleri. zafernâme. Ortaçağ İslâm dünyasında hükümdarlar.  216   . Murâdî’nin Fetihnâme-i Hayreddin Paşa’sı. Düşmanlara gönderilen tehditnâmelerde ise ağır ve küçültücü ifadeler yer alırdı. doğrudan doğruya resmî bir hüviyeti olan. “beşâretnâme”. Sa’yi’nin Fetihnâme-i Bağdad’ı. Farsça olarak yazılırdı. ülke içinde ve dışında otoritelerini ve güçlerini göstermek için süslü ifadelerle yazılmış mektup ve fermanlar göndererek kazandıkları zaferleri bildirme ihtiyacı duyarlardı. Osmanlı padişahlarına ait fetihnâmeler genellikle Allah'a hamd. Fetihnâmeler. Ancak bu tür eserler doğrudan doğruya tarihin bir parçasıdır ve bunları gazavatnâme. Allah'ın padişaha yardımı. hükümdarlara zafer haberinin gönderilmesi. Umumi tarihlerin dışında pek çok türü görülen bu tarz eserlerin başlıkları da böyle bir tasnif yapmayı zorlaştırmaktadır. düşmanın ne sebeple cezalandırıldığı. Dolayısıyla bunları adlarından hareketle ayrı birer tür olarak gösterilmesi karışıklıklara yol açmaktadır. kazanılan zaferleri haber veren mektup ve fermanlarla bu fetihleri anlatan tarihî eserlerin genel adıdır. Genellikle sefaret heyetleri vasıtasıyla ve ganimet olarak alınmış hediyelerle. fetihnâmenin kiminle gönderildiği ve padişahın Allah'a duası gibi on beş esasa dikkat edilerek yazılmaktaydı. düşmanın durumu ve cesaretinin anlatılması. düşman devletlere karşı ise bir tehdit mahiyetinde idi. düşmanın yenilmesi. padişahın hareketi. düşman ülkesinin zaptının anlatılması. özellikle hıristiyan dünyasına karşı kazanılan başarılar “nâme-i hümâyun” kategorisinde değerlendirilebilecek fetihnâmelerle İslâm devletlerinin hükümdarlarına bildirilmekteydi. bazan da “tehditnâme” diye anılmıştır. nâme-i hümâyunlarla fermanların edebî bir türü gibi ele alınmalıdır. Mukaddime sayılabilecek baş kısmı gönderildiği yerin durumuna uygun âyet. sefernâme. bir şehrin.

Hâbil anı yavlak sevdi.” Ve ol vaktin kaçan kurbanlar kabûl olsa gökden od ineridi. Bunların en meşhuru Ahmed Cevdet Paşa (ö. bu din mensuplarının yazılı ve sözlü kültürlerinde var olan geçmiş peygamberlerle ilgili bilgilere vâkıf oldular. Hz. Gönlünden Tanrı işin râzılık ve anun buyruğına boyun virmek geçeridi. kuşlar ve geyikler yiridi. Gönlünden geçeridi gerek kabul olsa gerek olmasa kız kardaşumı ana virmeyem. Kisâî (ö. Süleyman ile ilgili yazılan Süleymâniyye’ler bu tür eserlerdir. biraz sâfi süt. 1334)’e sunulmuştur. ?)’nin Kitâbu Kısası’l-enbiyâ’sı ile ondan sonra yazılan Sa’lebî (ö. Türk edebiyatındaki kısas-ı enbiyaların çoğu adı geçen eserlerin doğrudan çevirileri ya da bazı ilavelerle hazırlanan genişletilmiş çeviri mahiyetindeki eserlerdir. 7-19) ve aynı müellifin DİA’daki “Fetihnâme” maddesine bakınız. Bir dene Kaabil kurbanından yimedi. İsmail bin Dafi’ eyitti: “Haber degdi bana kim Hâbil koyunından bir kuzı doğdı. Kaabil ekinciyidi. Ol kuzuyı kurban iletdi. Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi sekiz peygamberin adı geçmekte ve bunların kıssalarına yer verilmektedir. 1035)’nin Kısasu’l-enbiyâ (Arâisü’l-mecâlis) isimli eseridir. Son dönemlerde de Peygamber kıssalarıyla ilgili kitaplar yazılmıştır. belkim sen anı kendü re’yünden benüm üstüme yegledün. Kaçan ana kurban buyruldı. Kaçan kabûl olmasa od inmezidi. Kangunız kurbanı kabul olursa ululuğa ol yegrekdür. Sa’lebî’nin eseri kimliği bilinmeyen bir mütercim tarafından Türkçe’ye tercüme edilerek Aydınoğlu Mehmet Bey (ö. Kısas-ı Enbiyâlar Kısas-ı Enbiyâ. İslâmiyet’in ilk asrından itibaren yahudi ve hıristiyanlarla temas kuran müslümanlar. Ve Hâbil davarlu ve koyunluyidi. Anuniçün kim gönül arılığı varıdı. Tanrı ol koçı  217   . Tâ kim İbrahim oğlın kurban eylemeğe fermanladı. Biraz yetilü buğday kurban iletdi. Anı arkasına götürdi. Ve haklu oldur. Ol kuzuyı ve südi ve kereyağın yidi. Bes ol kuzı uçmaka vardı otladı. Ve Hâbil kurbanı kabûl oldı. biraz kereyağı kurban iletdi. Adem’den Hz. Bes ol iki çıkdılar kim kurban eyleyeler.” Kaabil eyitti: “Böyle değüldür. Bütün peygamberlerin hikâyelerini ihtiva eden kısas-ı enbiyâlardan başka tek bir peygamberin hayatını anlatan eserler de yazılmıştır. II/2 (İstanbul 1997). Efsanevî ve destanî unsurları ihtiva eden bu tarz bilgilere dayanarak ciltler dolusu peygamber kıssaları meydana getirdiler.Fetihnâmeler hakkında daha geniş bilgi için Hasan Aksoy’un "Tarihî Bir Belge ve Türk-İslam Edebiyatında Bir Tür Olarak Fetihnâmeler" başlıklı makalesi (İlam Araştırma Dergisi. kurbanı yiridi. Bes bir semiz kuzı. Sa’lebî’nin Arâisü’l-mecâlis Tercümesinden Kaabil eyitti: “Ey ata! Kardaşum Hâbil’den ulu değül miven? Ol işe ben hakluven değül miven?” Âdem eyitti: “Ey oğul! Fazıl Tangrı elindedür. varun ikinüz kurbân eylen. Yusuf ile ilgili kaleme alınan Kıssa-i Yûsuf’lar ve Hz. s. Muhammed’e kadar gelip geçen peygamberlerin hayat hikâyelerinin anlatıldığı eserlere verilen isimdir. Anuniçün kim gönül arılığıla degülidi. Arap edebiyatında yazılan ilk kısas-ı enbiyâlar. Bes gökden od indi. 1895)’nın yazmış olduğu Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârîh-i Hulefâ isimli eser olup günümüz harfleriyle de yayımlanmıştır. Hz.” Âdem eyitti: “Eğer haklu kimdügin bilmek dilersen. Andan ol iki kurbanı bir tağ üstinde kodılar. Şöyle kim cümle mâlinden ana sevgülürek idi.

bazı meslek sahipleri için yazılan biyografik eserlere verilen isimdir. Kuşlar ve canavarlar üşdi anı yiyevüz diyü. Ben eyitdim: “Ey Bâr-ı Hudâyâ! Her kimse kim sana gide şöyle mi ederler?” dedim. Akşam erişdi. ol bana şapla vuran kişinün başın önümde kodı. Hattâ kim yiyidi. Bir yıl tamam arkasına götürdi. Anuniçünkim âdem oğlanından evvel yir yüzinde ölen olidi. Ben âlemler Tanrısından korkarven. Veliler tezkiresi anlamına gelen Tezkiretü’l-evliya da İslâm velilerinin hayat hikâyelerinin yazıldığı eserlerdir.fidi viribidi… Pes ol tağdan indiler ve dağıldılar. kendi zamanına kadar yaşamış olan tasavvuf büyüklerini de ekleyerek ilaveli bir çeviri meydana getirmiştir. Ellerim yüzüme tutdum. Yolı yavı kıldım. Nâgâh bir it ünin işitdim… Ol yana gitdim. nidesin bilimezidi. Feridüddin Attâr’ın eserinin tercümesiyle başlamıştır. Bes canavarlar anı yimeğe kasd eyledi. Birbirile savaşdılar. Tasavvufun yayılmasıyla birlikte isimleri öne çıkan tasavvuf büyüklerinin tanıtılması amacıyla telif edilmişlerdir. Lamîî Çelebi. sen bizim emrümüzden çıkdın. Ta bir köye erdim.” … Bes kaçan anı depeledi. Darb yedim. Kaabil Hâbil’e geldi ve ol koyun katındayıdı. Karanuluk oldu. yüzyılda Aydınoğlu Mehmet Bey’e sunulmuştur. Kaabil ana bakarıdı kaçan böyle gördi…” (İz.196) Tezkiretü’l-Evliyâlar Tezkire. Bir kimesne gördüm. Bes âdemiler seni benden ulu ve yiğrek söyleşe. Mütehayyir oldum. Başım kaldırdım. Geldi. Molla Câmî (ö. eyitti: “Seni depelerven” Hâbil eyitti: “Neden ötrü?” Eyitti: Anuniçünkim Tanrı senün kurbanunı kabûl eyledi ve benüm kurbanumı red eyledi ve sen benüm görklü kız kardaşumı evlendün ve ben senün çirkin kız karındaşunı evlendüm. Türk edebiyatında tezkiretü’l-evliyâlar. Ta ol vaktedegin kim Âdem peygamber Mekke’ye vardı. İt  218   . Gözlerimden yaş geldi. 1996).” Bes Hâbil eyitti: “Eğer sen beni depelemeğe el uzadurısan ben seni depelemeğe el uzatmasven. Tespit edilebilen ilk tezkiretü’l-evliyâ çevirisi XIV. Türk edebiyatında meşhur olmuş bir evliyâ tezkiresi de Lâmiî Çelebi (ö. Klasik Türk nesrinin büyük temsilcisi Sinan Paşa’nın Tezkiretü’levliyâ’sı yazarın güçlü üslubu sayesinde telif hususiyeti göstermektedir (İz. Feridüddîn-i Attâr’ın Tezkiretü’l-evliyâ adını taşıyan eseri bu türdeki ilk örkektir. Kaabil anı tağarcukına koydı. Andan burnile ve ayağıla çukur kazdı. ol çukura bırakdı ve üstüne doprağın girü örtdi. Kâbe ziyâret kılmağa … Bes kaçan Âdem Mekke’ye gitdi. Her ki bizim emrümüzde ola azîz ü mükerrem olur. 1492)’nin eserini çevirmekle yetinmemiş. oturu vardım. İnen katı zahmet çekdim. 1531)’nin Nefhâtü’l-üns çevirisidir. Henüz dahi yerimden turımadım. Ve düşmanlıkın gizledi. Bes Tanrı ana iki karga viribidi. Bu tercümeler ya doğrudan çeviri ya da Attâr’ın eserini esas alarak bazı ilavelerle yeniden telif şeklindedir. Nâgâh yüzüme bir kişi bir şapla vurdı ki iki gözümden od çıkdı. Gönlünde hased bitti. yirinde kodı. Kaabil kurbanı kabul olmaduğıçün kakıdı. birisi birin depeledi. 1996. Eydür: “Yâ İbrâhîm! Bizden gile etme. Anonim Tezkiretü’l-Evliyâ Tercümesi’nden İbrâhim Edhem İbrâhim Edhem eydür: “Bir gün bir yerde giderdim.

Halvetiyye. Hacı Bayram-ı Velî. Mevâlîden Efdalzâde hizmetinde olup gâhî meşâyih meclisine varırdı. Tezkiretü’l-evliyâlar ile kıyaslandığında daha abartılı bir üslup hâkimdir. Bayramiyye gibi bir tarikat zümresi hakkında Menâkıbnâmeler yazılmakla beraber bir mürşdin hayatını anlatan türleri çoğunluktadır. tasavvufun yaygınlaşmasıyla birlikte tarikat pîrlerinin hayat hikâyelerini ve kerametlerini müridlere anlatma ihtiyacından doğmuştur. Çerâkise zamânında diyâr-ı Mısr’da küllî i’tibâr bulup fazl ve irfânına cemî’-i ulemâ-i Mısr ikrâr itmişlerdir…” (Yusuf b. Bu dahi almak murâd idinür. Menâkıb-ı Halvetiyye’den “Zikrü menâkıb-ı Hazret-i Sünbül Sinân Çelebi Efendi’nin halîfesi ve kâim-makâmı ve dâmâdı Şeyh Sünbül Sinan Efendidür ki mevlidi Merzifon ve neşv ü nemâsı Hamîd ilinin Borlu olup ilm-i zâhirde Hidâye ve Şerhu Mevâkıf hıfzında idi. ancak eller ta’ab ve nasb sebebi ile tahsîl etdikleri feyzler sana karşu gelür. İbrahim Gülşenî.ününe uydun gitdin. 1290[1873]. Su kuyunun ağzına çıkup bilâ-ta’ab alur. Hacı Bektaş-ı Velî. Niçün kuvvetüni fi’le getürmezsin?” deyü işrâk-ı mâ fi’z-zamîr ider ve Sünbül Efendi’yi alup sînesine basup “sende râiha-i mahabbetu’llâh var” deyü Sünbül ile koklaşırlar. Ayrıca Fatih’in hocası Akşemseddin ve veziri Mahmud Paşa gibi bilge kişilikleriyle meşhur olmuş bazı devlet görevlileri hakkında da Menâkıbnâmeler yazılmıştır. Korkdum. Bir gün bir vâkı’a görür ki halk bir kuyudan su alur. Menâkıbnâmeler genellikle mensur olarak yazılmış olmakla birlikte bazılarında manzum parçalar da bulunmaktadır. Bu türdeki eserler. 32)  219   . Ol kadar şugl üzre olur ki Çelebi Efendi hazretleri Sum’asında huzûr idemeyüp muttasıl Sünbül’ün hücresin devr idermiş.” der. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu sahasında yazılmaya başlanmıştır. XIV. tarikat müntesibi kimselerin kolayca anlayabilmeleri için sade bir dille yazılmışlardır. Üç yıldan sonra hilâfet virüp diyâr-ı Mısr’a göndermiş. Hemân Şeyh Sünbül örf ü izâfeti ve câh ü riyâseti terk idüp mücâhede kemerin beline berk ider. Bir tarikat silsilesindeki mürşidlerin ya da tek bir kişinin menkabevi hayatı anlatılmıştır. Menâkıbnâmelerde sade bir dil kullanılmıştır. Yakub. Şemseddin-i Sivâsî. Menâkıpnâmeler. Kısasü’l-enbiyâ ve Tezkiretü’l-evliyâlar çeviriye dayanan eserler olmasına karşılık Menâkıbnâmeler Türkçe olarak kaleme alınmışlardır.206) Tezkire adıyla yazılan başka biyografik eserler var mıdır? Varsa kimlerle ilgili yazılmıştır? Menâkıbnâmeler Menâkıbnâmeler. tevbe eyledim kim “ayruk küstahlık etmem ey Çalabım” dedim. Eşrefoğlu Rûmî. Niyazî-i Mısrî gibi pek çok tarikat önderine ait Menâkıbnâmeler bulunmaktadır. 1996. secdeye vardım. Çelebi Efendi’ye ta’bîr etdürmeğe geldikde hemân “Mevlânâ! Vücûdunda mevcûd olan füyûzât-ı ilâhiyyenün galeyânı var. (İz. Emir Sultan.

Tebareke. Bu yüzden  220   . Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe’ye Tercüme ve Tefsirleri Türkler. 1964). Bu tercüme satır arası bir tercüme olup.. Tefsirli tercümelerde bir Arapça kelimenin bir Türkçe kelimeyle karşılanmasından ziyade bütün bir ayetin uzun cümlelerle açıklanması esas alınmıştır (Topaloğlu. Anadolu’da Türkçe büyük tefsir ve tercüme faaliyetleri ise mevcut en eski nüshalara göre Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan bir asır sonra yani on dördüncü yüzyılda başlamıştır.mümkün olduğu kadar mukaddes ve dini bir eserin. Kısa sûre tefsirleri sonraki dönemlerde Kur’ân-ı Kerîm’in birçok sûresinin müstakil tefsirinin yapılmasına örnek teşkil etmiştir. Yasin. ahlâka dair kitaplar. umumiyetle.. Kur’ân-ı Kerîm önce Samanoğulları döneminde Emîr Mansur b. Mevcut tefsirlerin çoğu Ebu’l-Leys Semerkandî’nin tefsiri esas alınarak yapılmış veya onun aynen tercümesidir. Türkler Müslüman olmadan önce başka hangi dinlerin kutsal metinleriyle ilişkileri olmuştur? Araştırınız. Bunu. 1976). Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe’ye ilk çevirileri satır arası çevirilerdir. İslâmiyeti kabul etmeleri ile birlikte dinin birinci kaynağı Kur’ân-ı Kerîm’i Türkçe’ye çevirmekte gecikmemişlerdir. dinî konularda yazılan ve edebî değeri olan pek çok eser mevcuttur. Kur’an’ın Türkçe tercüme ve tefsirlerinin dil tetkiki bakımından önemini şöyle anlatır: “. kelime kelime ve alt alta tercüme edildikleri için tercümedeki her bir sözün karşılığı kolaylıkla tespit edilebilmektedir.DİNÎ EDEBÎ ESERLER İslâmî Türk Edebiyatı’nın ürünleri sadece bir tür adı altında yazılan eserlerle sınırlı değildir. Türkler’in arasında İslâmiyet’in yayılması. dinin asıl kaynağının anlaşılması yanında Türk dilinin olgunlaşma ve gelişme süresini takip etme ve inceleme bakımından önemi büyüktür. Türkçe’ye tercüme ve tefsirlerin. Bahusus. Nuh (961977)’un oluşturduğu bir kurul tarafından Taberî Tefsiri esas alınarak Farsça’ya çevrilmiştir (Topaloğlu. 1976). dua kitapları müslümanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak üzere kaleme alınan dinî eserlerdir ve bunların bir kısmı manzûm olarak kaleme alınmışlardır. Taberî Tefsiri’nden yapılan kelime kelime Farsça tercümeye dayanmaktadır (Togan. Ahmet Caferoğlu. Bu faaliyet satır arası tercüme ve uzun tefsirlerle tercüme şeklinde iki koldan ilerlemiştir. Bu yöntemde satırların araları açılarak her bir Arapça kelimenin altına Türkçe karşılıkları yazılmaktadır. İslâmiyet’in Türkler arasında yayılmaya başlamasının hemen ardından yazılmaya başlanan Kur’an-ı Kerîm’in Türkçe’ye tercüme ve tefsirleri bu eserlerin başında gelmektedir. Fatiha. İslâmiyetin kabulünden günümüze kadar çok sayıda tercüme ve tefsir yapılmıştır (Cunbur. Bunların dışında herhangi bir türe sığdırılamayan. İslâm dinine ait bazı temel bilgilerin yer aldığı akâid ve fıkıh kitapları. aslına sadık kalabilmek gayesi ile izahına ve tercümesine azami derecede dikkat edilmiş ve bu yüzden bu Türkçe metinlerin şive ehemmiyetleri yükselmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe’ye ilk tercümesi yine Farsça’ya yapılan tercüme ile aynı dönemde muhtemelen aynı heyetin Türk üyesi tarafından meydana getirilmiştir. İhlâs gibi kısa surelerin tefsirleri takip etmiştir. bu gibi eserler. Söz konusu tercümenin bir nüshası bugün İstanbul Türk-İslâm Eserleri Müzesi’nde sergilenmektedir. 1959).

Sana taparuz. Satır arası Kur’an çevirileri ve sonra yazılan Türkçe tefsirler özellikle dil tarihi bakımından çok kıymetlidir.1976) Türkler ilk dönemlerden beri Kur’an’ı Türkçe’ye tercüme etmişlerdir. mükerrerler hariç 2.500’e yakın kelimeden sadece on kadar Arapça ve Farsça kelimeye rastlanmıştır. kakınılmışlar degüller ya’nî cuhûd degüller. dakı azmışlar degüller ya’nî Nasrânî degüller. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe tercüme ve tefsirleri Türkçe’nin edebî bir lisan haline gelmesine katkı sağlamıştır. Türkİslâm eserleri müzesi 73 numarada kayıtlı.89). dakı senden arka virmek isterüz. satır arası Kur’an tercümeleri olarak nitelendirilmiştir. Yanut güni issi ya’nî kıyamat güninde hükm eylemege mâlik olan 4. rahmat kılıcı 3. Yol anlarun kim eylük eyledün anlarun üzerine. 1636)’nin Manzum Akâid’idir. İnanç alanında manzum akâidler. 5. bazı dinî kuralları halka öğretme ihtiyacından kaynaklanan. Bu alanda yazılan eserlerin en meşhuru. rahmat kılıcı 1. (Muhammed bin Hamza. 1943. Kur’an’da geçen terimlerin karşılarına bundan altı yüzyıl önce bile kullanılmayan Türkçe karşılıkları konulmuştur. kazâ ve kader ile ilgili eserler yazılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe’ye ilk tercümeleri dil bakımından ne gibi bir katkı sağlamıştır? Satır Arası Kur’an Tercümesi’nden Sûretü’l-Fâtiha [Bismillâhirrahmânirrahîm] Tanrı adı-y-ıla ya’nî başların yâ okırın gey rahmat kılıcı. Akâid ve Fıkıh Kitapları İnanç ve ibadet hayatıyla ilgili eserler. Eski Kur’an çevirilerinde dil Türkçe olmasına rağmen cümleler Arapça’nın söz dizimine (sentaks) uygundur. mevcut en eski tercüme kabul edilen nüsha üzerinde yapılan incelemede.bu eserler bir nevi lügat mahiyetini almış olup muhtelif şekil ve mefhumların inkişaf merhalelerinin tespitinde ayrıca bir kaynak rolü de oynamaktadır. Kelimelerin anlamları satır arasına yazıldığından dolayı bu tercümeler. melek kelimesinin karşılığı bulunamamış ve Farsça “ferişteh” kelimesi ile karşılanmıştır (Erdoğan. Gey rahmat kılıcı. Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe’ye ilk tercümelerinde Arapça ve Farsça kelimeler yok denecek kadar azdır. âlemlere issi – yâ bisleyicisi2. Yol göster bize toğru yol 6-7. Ögmek Tanrı’nundur.” (Caferoğlu. Birgili Mehmed b. Mehmed İlmî Efendi (ö.  221   . Âmentü şerhleri. Mesela şeytan kelimesi “yak” ile tercüme edildiği halde. dinî edebiyatımızın öğretici vasfının öne çıktığı didaktik eserlerdir. 1969). Bu şekil cümleler Türkçe’nin söz dizimine aykırı olup anlaşılmayı zor hale getirmektedir.

1988). Bahtî tarafından 1642 yılında nazma çekilmiştir (Çelebioğlu. miras konularının ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı Manzûme-i ferâiz türünden eserlerdir. ö. Bu alanda bilinen ilk manzum eser. dil ve edebiyat tarihi bakımından önemli bir külliyat meydana getirilmiştir. 1573)’nin kaleme aldığı Vasiyetnâme isimli risâlesi. Ancak bu eser ele geçmemiştir. Bu eserlerin bazılarında. manzum feraizler vb. orucun çeşitleri ve faziletini anlatan Fezâilü’s-sıyam. Namazın ibadetinden bahseden Şurûtü’s-salât. Ravzatü’l-îmân’dan (Halîlî. öğretici amaçlarla yazılmış dinî eserlerdir. Eser Sultan İkinci Murad (1451-1455)’a sunulmuştur (Çelebioğlu. Fıkhın bazı konularında müstakil manzumeler yazıldığı da olmuştur. 1578’den sonra) Bâb-ı Sünenü’l-vuzû’ Gel beru gel ey Muhammed ümmeti On durur bil âbdestin sünneti Besmeleyle başlamakdır evvelâ Besmeleyle cümle uzvun pâk ola Ellerin üç kez yumakdır ey âzîz Dâhil olmadan inâya kıl temiz Su bulunan yerde istincâ ile Pâk olanları sever Hak ey dede Su bulunmazsa kesekle taş ile Pâk olacak mevzi’i muhkem sile  222   . inanç ve amele dair bazı mevzuları öğrencilere daha kolay öğretmek. okuyanların aklında kalmasını sağlamak amacıyla manzum anlatım tekniğinden yararlanılmıştır. ile din. Ayrıca günlük dinî meselelere verilen cevapları ihtiva eden manzum ve mensur olan fetvâ kitapları yazılmıştır. Böylelikle manzum akâidler. hacca dair bilgilerin yer aldığı Menâsikü’l-Hac. ezberlenebilmesi amacıyla. manzum ilmihaller. İmam A’zam Ebû Hanîfe’nin Fıkh-ı Ekber’inin tercüme ve şerhleri de önem arz etmektedir. Gülşehrî’nin Manzum Kudûrî Tercümesi’dir. 1983). Akâid ve fıkha dair eserler.Pîr Ali(ö. Fıkıh alanında da aynı öğretici gayelerle pek çok eser yazılmıştır. Diğer bir eser Balıkesirli Devletoğlu Yusuf’un 1425’te tamamladığı Vikâye Tercümesi olarak tanınan ilmihal konularını içeren mesnevîsidir. manzum menâsik-i haclar.

İslâmiyet’in iyiliği emir ve kötülükten sakındırma esasına dayanmaktadır. topluma ve devlete faydalı fertler yetiştirmek. Feridüddîn-i Attar’ın Pendnâme isimli eserinin tesiriyle çok sayıda eser yazılmıştır. Edebiyatımızda. iyi ahlâklı. Çeşitli meslek mensuplarını uyarmak maksadıyla da nasîhatnâmeler yazılmıştır. Dinî. 1597)’nin Mir’âtü’l-ahlâk’ı. Bununla birlikte insanların sahip olmaları gereken iyi huylar ile uzaklaşmaları gereken kötü huyları müstakil olarak anlatan kitaplar da yazılmıştır. 1605)’nin Ahlâku’l-kirâm’ı. amacıyla yazılan bu eserlere hepsi de aynı anlama gelen “nasîhatnâme”. 1571)’nin Ahlâk-ı Alâî’si. bu tür eserlerdir. Nasîhatnâmelerin amacı. “pendnâme” ve “öğütnâme” adları verilmiştir. tasavvufî konular çoğu zaman iç içe geçtiği için bu türdeki eserleri birbirinden ayırmak zordur. 2008.Eyle misvâk ağzına hem sağ u sol Anı isti’mâl ediptir bil Rasûl Hem birisi eylemekdir mazmaza Ya’nî su vermek dürür bil ağıza Eyle istinşâk burnun pâk ola Cennet içre hoş kokularla dola İki kulaklarına mesh et velî Başa mesh olan sudandır bil yolu Ol mübârek lihyene eyle hilâl Öyle buyurmuş Rasûl-i Zü’l-Celâl Hem hilâlle iki ellerin dahi Hem ayakların hilâlle ey ahi Ağzın u burnun yüzün yu ey hümâm Hem kolun hem ayağın üç kez tamâm (Şener-Yıldız. Kutadgu Bilig ve Atabetü’l-hakâyık’tan başlayarak hemen her devrin özelliklerine uygun olarak ahlâkî konuları işleyen telif ve tercüme pek çok eser meydana getirilmiştir. İslâmiyetin erdemlerini şahsında yaşayan. Kınalızâde Ali Çelebi (ö. Ahlâk kitaplarının önemli bir bölümünü nasihat/öğüt tarzındaki kitaplar oluşturur.235) Ahlâk ve Nasîhate Dair Eserler Dinî edebiyatın öğretici karakteri dikkate alındığında yazılan eserlerin büyük çoğunluğunun dinî ve ahlâkî nasihatleri içerdiği görülecektir. ahlâkî. medrese  223   . insanları iyiye ve güzele yönlendirmek. Muhyî-i Gülşenî (ö. Şemseddin Ahmed Sivâsî (ö. Âyet ve hadislerdeki “öğüt” içerikli ifadeler.

eğitiminden geçmiş divan şairlerinin nasîhatnâme türünde eserler yazmasına zemin hazırlamıştır (Kaplan, 1). Nasîhatnâme türünde yazılan eserlerden bazıları şunlardır: Yunus Emre (ö. 1320), Risâletü’n-nushiyye, İbrahim Gülşenî (ö. 1534) Pendnâme, Sinan Paşa (ö. 1486) Nasîhâtnâme (Ahlâknâme), Zaifî (ö. 1553?) Bûsitân-ı Nasâyıh, Güvâhî (ö. 1519) Pendnâme, Azmî (ö. 1582) Pendnâme, Nâbî (ö. 1712) Hayriyye, Zarifî Ömer Baba (ö. 1795) Pendnâme, Sünbülzâde Vehbî (ö. 1799) Lutfiyye.
Nasîhatnâmelerin belli bir hedef kitlesi var mıdır? Araştırınız.

Hayriyye-i Nâbî’den
İy sehî-serv-i hıyâbân-ı şuhûd Nev-hırâmende-i bustân-ı vücûd Âlemün meşgalesinden akdem Budur insâna ehemmü elzem İdüp encâm-ı umûrın tedbîr Eyleye hâne-i dînin ta’mîr İtdi endâze-i hikmetle kıyâm Penc erkân-ı binâ-yı İslâm Bu binâ içre olan râhatdur Taşrası pâ-zede-i âfetdür Bu binâ dâhilidür bâğ-ı na’îm Hârici nâhiye-i nâr-ı cahîm Dâhili ehl-i hidâyetdür hep Hârici ehl-i gavâyetdür hep Farzdur itme sakın fevt-i salât İktidârun var ise hacc ü zekât Kıl edâsında derûnî tek ü tâz Birinün fevtine gösterme cevâz

 224  

Olma gerden-keş-i fermân-ı ganî Her ne emr itdi ise eyle anı Mü’mine hil’at-ı dîndür kat kât Vâcibât ü sünen ü mendûbât Sırrı var her birinün hikmeti var Hasra gelmez nice hâsıyeti var Eylemiş Hazret-i Vahhâb-ı kerîm Her birin vâsıta-i lutf-ı azîm Hak ganîdür senün a’mâlünden Yine sensin yiyecek mâlundan Sana râcî olur iy bahr-ı kemâl Nîk ü bed her ne idersen a’mâl Sâhib-i hamse ol iy pâk-meniş Bilesin hams-i mübârek ne imiş (Kaplan, 2008;182)

DİNÎ DESTANÎ METİNLER
Dinî-Destânî Eserler
Savaş kabiliyetine sahip Türkler’in yerleşecek yurt arama teşebbüsleri, Müslümanlıktaki cihad ve gaza ruhu ile birleşince fetihler kaçınılmaz hâle gelmiştir. Anadolu’nun Türk hâkimiyetine girerek müslümanlaşması sürecinde, bazı gazi-mücahid komutanların savaşlarda gösterdikleri fedakârlık, yiğitlik ve kerametler destanlara konu olmuştur. Bu destanların en eskisi Hâricîlerin ünlü kahramanı Hamza’nın adı etrafında gelişen Hamzanâmeler ile Horasanlı Ebû Müslim’in destanî hayatını anlatan Ebu Müslim Kitabı’dır. Bunlardan başka, Bizanslılara karşı giriştiği savaşlarda ismi öne çıkan Seyyid Battal Gâzi’nin menkabelerini anlatan Battalnâme, Anadolu içlerine kadar birçok şehri fetheden Dânişmend Gâzi’nin fetihlerini anlatan Dânişmendnâme, Anadolu ve Rumeli’deki fetihlerde gösterdiği kahramanlıklarla Sarı Saltuk’un maceralarını anlatan Saltuknâmeler meydana getirilmiştir. Söz konusu destanların tamamı başlangıçta sözlü olarak dilden dile aktarılmış, sonradan yazıya geçirilmiştir (İz, 1996).
Anadolu’nun Türklerin hâkimiyetine geçmesi bir dizi fetihlerin sonunda olmuştur. Bu fetihleri gerçekleştiren bazı komutanların, savaşlarda gösterdikleri başarılar, destanlaştırılarak milli hafızaya kaydedilmiştir. Bu destanlarda, Müslüman Türk komutanların keramet motifleriyle zenginleştirilmiş kahramanlık anıları anlatılmaktadır.

 225  

Battalnâme’den
…Seyyid çağırdı er diledi meydana kimsenün zehresi olmadı kim meydana gire ayruk kimse meydana girmedüğin Seyyid Hazreti bildi atından aşağa indi kolanın muhkem berkitdi girü bindi sağ kola hamle eyledi yitmiş seksen kişi öldürdi birisi Seyyid’ün önüne turmadı yine meydan yirine geldi çağırdı kim iy âsîler din düşmanları meydana gelsenüze didi bu yana Kayser kakıdı çağırdı kim ne oldunuz ortanuzda bir er yokdurur kim işbu nâbkâre cevap viremeyicek yüzi suyun yirine getüre diyü yürürken ezin cânib karşudan toz uyandı gün yüzi tutuldı toz içinden yüz bir alay yüz bir alem çıka geldi İsmâil Semerkandî irdi sünnîler karşu vardılar muâneka kıldılar Halîfe’i sordılar İsmâil ayıtdı uş irişdi didi anun ardınca elli bin kişiyle Husrev Şah Şirvan geldi saf bağladı durdılar anun ardınca Minuçihr-i Gîlânî çıka geldi otuz bin er ile saf bağladılar turdı anun ardınca altı bin kişiyle Baturânî Hindî çıka geldi ne kıssai draz idelüm tolup tolup müsülmanlar geldiler alaylar bağladılar durdular himmetleri budur kim Kayser’e kendüler uralar ezin cânib bu tarafdan Kayser teferrüc iderdi nâgâh bir acâyib toz belürdi toz içinden Halîfe’nün alemi peydâ oldı ve Rasûlullâh’un alemi Ahmedî ve Muhammedî peydâ oldı bir ak fil üzerine taht bağlamışlardı üstünde çetr-i hümâyun yeşil atlastan dutulmuş kubbe içinde Halîfe-i rûy-ı zemîn oturmuşdı bin beşyüz müftî ve müderris sağında ve solunda yidi yüz cârî hâfız-ı kelâmullah hoşâvâzla okırdı dört yüz hoş mugarri ve münevverin önünce âşıkâne ez-derûn-i dil ü cân birle aydurlardı lâ ilâhe illallâh Muhammedü’r-rasûlullah dirlerdi dört bin fülân bin fülân gömgök demür geyüp Halîfe’nün önünde yalın kılıçlar durup yürürlerdi dört bin has er sağ yanınca yayalar kabzasın durup oklar gizleyüp yürürlerdi dört bin er solunda gürzler getürürlerdi dört bin kişi akabince ağır bozdoğanlar getürürlerdi bu azametle Halîfe nikaabı yüzinde oturmışdı üç yüz altmış fil çünkü ardınca yürürlerdi bin yidi yüz altun eyerlü bedevî ve arabî atlar önünce yidürleri bu vech ile çıkageldiler Emir Ömer ve gaazîler karşu vardular piyâde olup görüşdiler yüz yire urdılar Halîfe dükelin nevâhat kıldı çünkim Kayser bunı gördi kanı kudurdı gövdesine ditreme düşdi dahi sıtma dutdı ezin cânib bu yana Seyyid dahi meydan içinde at başın çeküp teferrüc iderdi Halîfe dahi tahtından ol kenâr-ı leşkerin teferrüc iderken gözi Seyyid’e tokandı aydur şol meydan ortasında turan kimdür didi ayıtdılar yâ Emîre’l-mü’minîn bir cins yiğitdür ne erlükler idüpdür hiç kimse mukaabil olamaz bizüm leşkerümüzi ol turdurdı yohsa Kayser bizüm günümüz keserdi ve külümüz göğe savururdı ammâ Hüdâvend kad u kâmeti yâl ü bâli söz kelecisi yüzi gözi kaşları ve dişleri ve duruşı oturuşı vurması dutması dükelisi ana benzer ammâ Battal ağ idi bu siyahdur didiler şol karşu dağdan iner erlikler gösterür kim hezârân Rüstem destanlar gerekdür kim bunun erlüğin kıla gice olıcak yine ol tağa gider didiler çünkim Halîfe bu sözleri işitdi el getürdi Seyyid’e duâ kıldı sünnîlerden birisi segirdüp Seyyid’e geldi aydur iy gâziler serveri Halîfe senünçün duâ kıldı didi Seyyid bunu işidicek atınan sıçradı aşağa indi Halîfe’ye karşu yüz yire urdı yine atına bindi bir müddet silâhşörlük gösterdi yitmiş iki lu’bile tarafeynden mütehayyir kıldı hayran oldılar Seyyid’ün yârenleri Halîfe’ye ayıtdılar Şâh-ı âlem işbu hünerler kim gösterür hamusu Battal’dur illâ kim bu siyahdur Halîfe ayıtdı Hakk Taâlâ kaadirdür her kimi kim dilerse Battâl sûretinde viribir kim İslâma meded yitişe… (Pekolcay, 1994; 282)

 226  

Cenknâmeler ve Muhtelif Dinî Hikâyeler
Savaşma, vuruşma anlamına gelen cenk kelimesinden türetilen cenknâme, Hz. Ali ve oğlu Muhammed Hanefiyye’nin katıldığı çeşitli savaşları anlatan dinî destanî mesnevîlere verilen genel isimdir. Mensur çeşitleri de bulunmaktadır. Türk edebiyatında XIV. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan Cenknâmelerin önemli temsilcileri bu yüzyılda yüzyılda yaşamış olan Yusufı Meddah, Tursun Fakih, Kirdeci Ali ve Begpazarlı Maazoğlu Hasan isimli müelliflerdir. Türk-İslâm edebiyatında varlığından haberdar olunan, ancak üzerinde fazla durulmayan edebî türlerden biri de halk diliyle yazılmış olan dinî hikâyelerdir. Hz. Muhammed başta olmak üzere hikâyelerdeki şahıslar kadrosunda gerçek kişiler olmasına rağmen anlatılan olaylar hayal gücünü zorlayıcı mahiyettedir. Daha çok Arap edebiyatından tercüme yoluyla geçen dinî hikâyeler, ilave ve değişikliklerle geliştirilmiştir. Kütüphanelerde destan mecmualarında kayıtlı bazen de mevlid metinlerinin arkasına ilave edilmiş halde bulunan hikâyeler şunlardır: Kesikbaş Destanı, Güvercin Hikâyesi, Geyik Hikâyesi, Ejderha Destanı, İbrahim Destanı, İsmail Destanı, Fatıma Destanı, Ukkâşe Hikâyesi vb. Bu hikâyeler çoğunlukla manzum olup bazılarının mensur sürümleri de bulunmaktadır. Yazarları ise belli değildir. Anadolu’da, uzun kış gecelerinde evlerde köy odalarında okunarak edebî zevkin gelişmesine hizmet etmiştir. Mevlidlerin arkasına ilave edilmiş olması da çok okunduğunu göstermektedir.
Dinî hikâyeler, gerçek tarihî kişiliklere atfedilen gerçek ya da gerçek dışı bazı olayların anlatıcının edebî kabiliyeti ölçüsünde yeniden üretildiği eserlerdir. Kurguya dayalı metinler olduğu için tarihi gerçeklikle örtüşmesi beklenmez. İslâm dinini ve kahraman öncülerini geniş halk kitlelerine tanıtmak ve sevdirmek amacıyla yazılmışlardır.

Muhammed Hanefî Cenknâmesi’nden
Çün Ali’nün işidür ceng ü gazâ Başladı gâzîlerin adın yaza Virdi Hasan eline bir ak alem Kim çıka taşra dike evvel kadem Gâzîler anda derilüp cem΄ ola Kâfirin cem΄i tagılup gam ola Ol Alî ma´deni cûd-ı vakâr Düldüle bindi dakındı Zü’l-fekâr Çün Muhammed Hanefî gördi anı Aglar eydür bilece al git beni

 227  

Ben dahi kâfir kırup gâzî olam Sag esen Allah getürürse gelem Alî eydür ey ogul sen dön eve Tarlıgansan hâtırun bingil ava Medîne’nün tagların eyle şikâr Allâh’ın avni olsun sana nigâr Sen tıfılsın sana [farz] olmaz cihâd Biz kılalum din yolunda ictihâd Alî istemez gazâya ilete Ol heves kılur bilesince gide Çün Muhammed Hanefî turmagıla Tarlıgandı evde oturmagıla Av diledi evde nice bir yata Aldı eline sünü bindi ata Baglandı Alî kemendin beline Karşu çıkdı çâk-seher tag yolına Medînenün gün dogrısından yana Azim kıldı Hâk Çalap yoldaş ana Her canavar kim gözine dûş ola Çâre yok kim kurtıla ger kuş ola Seyr iderken bir gazâla ugradı Bilmedi kim fi´l-i âle ugradı Na´ra urdı girdi kâfir içine Hamle kıldı önüne vü kıçına Şöyle çâpuk süvâr idi harp ede On kâfiri yıkardı bir darbede Ol iki yüz ere baş bir pehlüvân Cenk içinde ugradı ol nevcivân Darb ile kıldı sünü zahmın ana

 228  

Milli Ktp. savaşları konu edinen şiirler gazânâmeleri. halkı dinî konularda aydınlatmak amacı taşıdığından sade bir dil ve üslupla kaleme alınmışlardır. İslâmiyetin Türk edebiyatına katkısını açıklayabilmek. Bir edebî eser. 06 Mil Yz A 3538/6 Özet Dinî-edebî türleri ile genel edebiyat türlerini karşılaştırabilmek. dinî bir gaye ve heyecanla yazılmış olması da gerekir. motif ve mazmunları ihtiva ediyor da olabilir. eğitim ve öğretiminde en önemli iletişim aracı olarak “söz”e başvurulmuştur. Bu tür edebî ürünleri dinî türler arasında değerlendirmek mümkün değildir. Bir eserin dinî edebiyat kapsamında değerlendirilebilmesi için tek başına bunlar yeterli değildir. Dinî duygu ve heyecan uyandıran bazı olayların edebiyata yansıması tabii bir durumdur. Klasik Türkçe dinî eserler. ramazan ayı münasebetiyle ortaya çıkan manevî havayı anlatan şiirler Ramazaniyeleri meydana getirmiştir.edebî türleri tanımlayabilmek. edebiyatı besleyen ana unsurlardan biri olduğu görülecektir. Söz gelimi vefat hadisesi üzerine yazılan şiirler ağıt ve mersiyeleri. lafzî. doğrudan doğruya dinî bir konu üzerine yazılmış ya da dinî konuları içermiş olabilir. Birbirinin aynı veya benzeri hadiseler üzerine yazılan eserlerin zaman içerisinde sayıca artmasıyla o konu etrafında edebî türler meydana gelmiştir. Söz. Hatta dinî kavram. Edebiyatımızda gelişen dinî. Türkçe dinî eserleri edebî bakımdan değerlendirebilmek. Türk-İslâm edebiyatının tarih içerisinde meydana getirdiği ürünlere bakıldığında dinin. İslâmiyet’in tebliği. mecazî ve estetik unsurları içermektedir. Dolayısıyla dinin öğretilmesini ya da dinî bir heyecanın ifade edilmesini amaçlayan her anlatım. Böylelikle dinî  229   . Zira dinî amaç gözetilmeksizin sadece sanat kaygısıyla dinî kavram ve motifler kullanılmış olabilir. Yine bu amaca hizmet etmek amacıyla bazı dinî eserler manzum olarak yazılmıştır.Pehlüvân oldı baş virdi ana Sünü zahmın çıkdı gögsinden yere Ol sâ’at can virüben düşdi yere Anı gördi bir yavaş oglandur özi İllâ od gibi yanar iki gözü Hay deyince ol iki yüz kâfiri Kırdı komadı hiç kimse[yi] diri İndi kesdi pehlüvânun başını At yanına götürüp asdı anı Kaynak: Dursun Fakih. edebî alanın imkânlarını kullanmaktadır.

Halkın dilinin kullanılmış olması sebebiyle söz konusu eserler. Ali ve oğlu Muhammed Hanefiyye’nin savaşları anlatılmıştır. Menâkıbnâmelerde ağır ve ağdalı bir dil kullanılmıştır. Aşağıdaki türlerden hangisi toplum hayatıyla diğerlerine göre daha çok ilgilidir? a. Kendimizi Sınayalım 1. b. Yine dinî hikâye türünde olmakla beraber cenknâmelerde sadece Hz. Yaşam öyküsüne bağlı gelişen edebî türlerle ilgi aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır? a. Kandil geceleri c. Mersiye c. Babanın oğluna tavsiyeleri d. Aşağıdakilerden hangisi dinî-edebî türde yazılan eserlerin konusu olamaz? a. dönemin dili ve edebiyatı hakkında çok değerli bilgiler ihtiva etmektedir. Bir de okuyan ya da dinleyeni heyecana getirmek için çeşitli dinî konularda çoğunlukla manzum olarak yazılan hikâyeler vardır. Destânî mahiyetteki dinî konulu eserleri ayırt edebilmek. Evliya tezkirelerine ait bazı çeviriler. Gazavâtnâme e. Kısasü’l-enbiyâlarda gerçek ile gerçek dışılık çoğu kez iç içedir. yapılan ilavelerle telif özelliği kazanmıştır. Destânî konulardaki eserler genel olarak destansı anlatıma dayanan eserlerdir.  230   . c. Zafernâme b. Maktel d. Hac ziyareti b. Cenaze törenleri 2. Düğün törenleri e. Muhammed’dir. kahramanlığı veya kerametleri sebebiyle halk üzerinde tesir bırakmış şahıslar etrafında gelişmiştir. Ramazâniye 3. Anadolu’da gelişen savaş ve fetih konulu destanlar. Bu hikâyelerin birçoğunun başkahramanı Hz.konuların kolay öğrenilebilmesi hatta bazı kuralların ezberlenebilmesi imkânını doğurmuştur.

“Dinî Türler” konusunu yeniden okuyunuz. Yanıtınız farklıysa “Dinî Edebî Eserler” konusunu yeniden okuyunuz.d. dinî duygu. e. a 5. e. Dinî destanlar 5. c. Ahlâk kitapları d.Destânî Metinler” konusunu yeniden okuyunuz. Tek bir tarikat pîrin anlatıldığı Menâkıbnâmeler olduğu gibi bir tarikatın bütün pîrlerinin anlatıldığı Menâkıbnâmeler de vardır. b Yanıtınız doğru değilse. Manzum metinlerin yanı sıra mensur olanları da vardır. Başlangıçta sözlü anlatıma dayanmakla beraber sonradan yazılı hâle getirilmiştir. “Dinî. b. Çoğunlukla halkın anlayabileceği bir dille yazılmışlardır.  231   . Tarih bilimi açısından doğrudan kaynak olarak kullanılabilir. Dinî-destânî metinlerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? a. “Giriş” kısmını yeniden okuyunuz. dinî heyecan ve dinî düşüncenin bir ürünüdür. Aşağıdaki eserlerden hangisi Türkçe dinî kelimeler bakımından diğerlerinden daha zengindir? a. Menâkıbnâmeler e. Yanıtınız doğru değilse. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Bahsi geçen edebî türlerin konuları doğrudan ya da dolaylı olarak dinî hayatla ilgilidir. Kahramanları genellikle gerçek kişilerden oluşur. e 3. Yanıtınız doğru değilse. b 4. Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. d 2. Bu türdeki eserler genellikle mensur olarak yazılmışlardır. Satır arası Kur’an Tercümeleri b. 4. d. Kısas-ı Enbiyâlar c. Yanıtınız doğru değilse. Bu yüzden bu konularda meydana getirilen her bir eser. “Dinî Türler” konusunu yeniden okuyunuz.

"Tarihî Bir Belge ve Türk-İslam Edebiyatında Bir Tür Olarak Fetihnâmeler" İlam Araştırma Dergisi. Çelebioğlu. “haşrolmak” yerine “kopmak” vb. M. “amel defteri” yerine “amel biti”. Çelebioğlu. Sıra Sizde 5 Nasihatnâmelerin hedef kitlesi genel olarak toplum olmakla birlikte bazen babanın oğluna yönelik öğütleri. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. “günah” yerine “yazuk”. A. İstanbul. Sıra Sizde 3 Türkler müslüman olmadan önce Uygurlar döneminde Maniheizm ve Budizm dinleri ile münasebette bulunmuşlar ve bu dinlerin kutsal metinlerini tanımışlardır. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi. Türkçe Kur’an Tefsir ve Çevirileri Bibliyografyası. Sıra Sizde 4 Eski Kur’an çevirilerinde Arapça kavramların yerine Türkçe karşılıklar bulunmuştur. İstanbul. o hükümdardan da öte bundan sonra devleti yönetecek olanları hedef almaktadır. (Şükrü Elçin Armağanı). Tasavvufî bir nasihatnâmenin hedef kitlesi ise müritler olmaktadır. A. tarikat önderleri için Tezkiretü’l-meşâyihler (şeyhler tezkiresi). Cumbur. “can” yerine “tin”. (1983). “mezar” yerine “sin”/”kör”. (1959). A. Ankara. Kur’ân-ı Kerîm çevirilerinde kullandıkları pek çok arkaik Türkçe dinî kavramı bu dinlerden almışlardır. Caferoğlu. Ankara. “Türk Edebiyatında Manzum Dînî Eserler”. (1943). Ankara. hattatlar için Tezkiretü’l-hattâtînler (hattatlar tezkiresi) yazılmıştır. Eski Kur’an çevirilerinde yer alan bazı Türkçe kelimeler şunlardır: “Allah” yerine “Tanrı”/”Çalap”. Yararlanılan Kaynaklar Asoy. II/2. Mesela şairler için Tezkiretü’ş-şuarâlar (şairler tezkiresi). “Balıkesirli Devletoğlu Yusuf’un Fıkhî Bir Mesnevîsi”. (1997). diğer yetişme çağındaki çocukları hedef almaktadır. (Mehmet Kaplan İçin).  232   . “cehennem” yerine “tamu”.Sıra Sizde 2 Çeşitli meslek gruplarına ait kişiler için Tezkire adı altında biyografik eserler yazılmıştır. (1988). Bu da Türkçe dinî terminolojinin oluşmasına katkı sağlamıştır. “cennet” yerine “uçmak”. Bu gün dahi kullandığımız kimi Türkçe dinî kavramlar o dönemin ürünüdür. H. Türk Dili Tarihi Notları. Bir hükümdara yönelik tavsiyeler. “Rab” yerine “İzi”.

Acıyı Bal Eylemek Türk Edebiyatında Mersiye. (1988). (2008). N. (1964). A. Levend. M. (1994). Kılıç. Erdoğan. Ankara. Tahralı. H. Eraydın. İz..V. İstanbul. (1995). Yıldız.İ. (Genişletilmiş 2. Ankara. Topaloğlu. M. (1956). F. Ankara. A. Ankara. S. Satır Arası Kur’an Tercümesi. A. (2... Kaplan. Ankara. “The Earliest Translation of the Qur’an in to Turkish” İslâm Tetkikleri Dergisi. Pekolcay. No: 06 Mil. (2008).S. M. cilt IV. M. Macit. İslâmî Türk Edebiyatında Şekil ve Nev’îlere Giriş. (1996). Togan. (2. Ankara. Eski Türk Edebiyatında Nesir. İsen. Baskı). M.(1994). Türk Edebiyatında Ramazan Şiirleri (Güldeste). Muhammed Hanefî Cenknâmesi. İstanbul. Vakıflar Dergisi. A 3538/6. (1969). S. (1976). Ankara. Baskı). “Kur’an Tercümelerinin Dil Bakımından Değerleri”. Türk-İslâm Edebiyatı. Yz. A. Subaşı. Baskı). Gazavât-nâmeler ve Mihaloğlu Ali Bey’in Gazavâtnâmesi. Sayı: 1. (2.Dursun Fakih.H. Hayriyye-i Nâbî. (3. Milli Ktp. Şener. İstanbul. Baki ve Dîvânından Seçmeler. Baskı).. Ankara. Küçük. M. Z.  233   . F. baskı).. Uzun.

Bilal Kemikli’nin Dost İlinden Gelen Ses adlı kitabından “Temel Nitelikler Üzerine” başlıklı bölümü okuyunuz. • • • • M. Kültür tarihimizde bir edebiyat ve sanat ortamı olarak tekke hayatı hakkında değerlendirme yapabilecek. • • • • Tasavvuf ve edebiyatı ilişkilendirebilecek.Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra. Mustafa Kara’nın Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler adlı eserini inceleyiniz. Fuat Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı kitabına başvurunuz. Tasavvuf edebiyatının türlerini açıklayabileceksiniz. Mahmut Erol Kılıç’ın Sûfî ve Şiir Osmanlı Tasavvuf Şiirinin Poetikası adlı kitabından “Tasavvufî Dünya Görüşü ve Osmanlı Şiiri” başlıklı kısmı okuyunuz. Anahtar Kavramlar • • • • Tasavvuf Edebiyat Tekke Tarikat Öneriler Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için. okumaya başlamadan önce. Tasavvuf edebiyatının temel kavramlarını tanımlayabilecek.  234   .

Kelime olarak sof giymek. bir öğretiyi (tarîk). Genel olarak. Müslüman toplumlarda derin tesirler yaratmış bir düşünme ve yaşama biçimidir. irfân. sâlik. urefa) denir. bu öğretinin öğretimini (sülûk) ve metodunu (usûl-erkân) bünyesinde bulundurur. Bu ilmin yegâne gayesi. sonra ibâdet ederek ve çile çekerek nefsini arındırır. derviş. Hakk'ın kendi hakkında sâlike verdiği bilgidir. Sâlik kendine ve çevresine yabancılaştığı ölçüde Hak ile tanışır. İrfâna. Süleyman Uludağ Tasavvuf Terimleri Sözlüğü’nde marifet kavramını şöyle açıklamaktadır: “Marifet. ona yaklaşır. hadis ve kelâm gibi dinî bir ilim olarak kabul edilir. değerleri.) Sûfîlerin rûhanî halleri yaşayarak. Bilgi. Bu bilgi. âşinâlık. mânevi ve ilâhî hakikatleri tadarak (iç tecrübe ile ve vasıtasız olarak) elde ettikleri bilgi. tecrübeyle elde edilen. tarîkat adı verilen farklı irfan okullarının doğmasını sağlamıştır. Dolayısıyla onun bir ilim olarak kendine has kavramları. sonuç ve belirtileri hakkında açıklamalar yapmışlardır. Tarîkat. Sûfîlere göre ulu ve yüce Allah hakkında tam anlamıyla marifet sahibi olmak imkânsızdır. bir takım kuralları ve esasları (usûl-erkân) bulunan yol demektir. buna sahib olan kişiye ârif-i billâh (ârif. Kuşeyrî'ye göre sâlik önce Hakk'ı.Tasavvuf ve Edebiyat GİRİŞ Türk-İslâm Edebiyatı’nda dinî konularla birlikte tasavvufî konular da ele alınmıştır. tâlib. Sûfîler marifetin kendisinden çok onun sebep. Bu bilgiyi alan sâlik artık ârif veya ârif-i billâhtır. seyr ve sülûk (seyr ü sülûk) kavramlarıyla işaret edilen bir süreç içerisinde ulaşılır. tanımak. Bilindiği gibi tasavvuf. ilk safta bulunmak ve suffa ashabı gibi yaşamak anlamlarına gelen tasavvufun pek çok tanımı yapılmıştır. konuları. tecrübî ve amelî bilgi. mürid ve cân gibi isimlerle anılan sûfiyi ma‘rifet kavramıyla ifade edilen bir bilgiye ulaştırmaktır. saf olmak. Bu yoldan Hakk'a dair elde edilen bilgiye marifetullah. Tarihî süreç içerisinde  235   . tefsir. onun sıfat. irfân olarak nitelendirilen bilgidir. Bu yüzden o. hakîkî ve en mükemmel marifete ermiş olur. Bu süreç. İşte marifet budur. isim ve fiillerini tanır. O zaman Hak kendisini ona tarif eder. bir mânâda tecrûbî bir ilim ve insanın kendini tanıması yöntemidir. (Tas. ma’rifete ulaşmak için tutulan. Bir insan onu tanımak için olanca gücünü harcadıktan sonra onu tanımasının imkânsız olduğunu anladı mı. anlayışı ve yöntemi vardır. özel bir dili. Tasavvuf.

Daha sonra Süfyânü’s-Sevrî (ö. eski Yunan filozoflarından yapılan tercümelerle gelişmeye başlayan felsefî hareketler. Hakk’ın rızasını ve sevgisini kazanan kişidir. kendine özgü eğitim yöntemleri. Yesevîlik. IV. belki de en çok şairler ve yazarlarda görülür. Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı. sadece tasavvuf şii-  236   . zamanla tekke adı verilen kurumların doğmasını sağlamıştır. Hâl sahibi. Nitekim bu tesir. TASAVVUF VE EDEBİYAT Çeşitli tarifleri bulunmakla birlikte tasavvuf. Farklı mezheplerin ilk dönemlerden itibaren yaydıkları itikatlar. mîmarları. İbn Sinâ. kurumları.Bektâşîlik. ahlâkı düzgün. Esed el-Muhâsibî (ö. Ebü’l-Kâsım Abdü’l-Kerim el-Kuşeyrî (ö. Türk Tasavvuf Edebiyatı. Bayramîlik ve Rifâilik gibi adlarla anılan tarikatlar olmuştur. bu cereyan kısa zamanda halk arasında yayılmıştır. 223/838)’den başlayarak. Hz. gönlü zengin. Tasavvufun sanatkâr üzerindeki tesiri. Bu ise. yaratılışın sırlarını anlamak istemeye yöneliktir. Bu hareket. dervişlerin ruhen ve ahlâken eğitilip olgun ve yetkin kişiler hâline geldikleri yerdir. Horasan Melamiliği ile İbnü’l-Arâbî’nin eserlerinde sistematik bir mahiyet kazanan bu düşünce. geleneksel güzel sanatlarla uğraşan hattatları. Sühreverdi-i Maktûl gibi İşrâkî felsefeyi ve Yeni Eflâtuncu düşünceleri yayan filozofların da katkısıyla gelişmiştir. tasavvuf dilini oluşturmuş ve sûfi düşüncesinin varlık. tarikatın usûl ve erkânının öğretildiği. Bütün bu yollar. bilgi ve varlık anlayışı ve bu anlayışa bağlı olarak oluşan diliyle mûsikîşinasları. İslâm tasavvufunun oluşumuna kaynak teşkil etmiştir. Peygamber’in yaşadığı dönemde zâhidâne yaşayan pek çok sahabe vardı. bilgi ve ahlâk anlayışını ortaya çıkarmıştır. Başlangıçta herhangi bir kurumsallaşma içerisinde teşekkül etmeyen tasavvuf. manevi yaşayışı güzel. 150/768)dir. İlk sûfî yazar Basralı Haris b. Nakşîlik. Türk-İslâm Edebiyatı içerisinde. Tasavvuf. Bâyezid-i Bistâmî ve Ebû Said Ebu’l-Hayr gibi sûfilerin söz ve menkıbelerinde görülen vücûdiyye mesleği. Mevlevîlik. 245/860). 309/922) ve Cüneyd-i Bağdâdî gibi sûfiler yetişmiştir. ilkeleri. Edebiyatımızda bilhassa Horasan Melâmiliği ile İbnü’l-Arâbî ve Mevlânâ’nın tesiri çok açıktır. müzehhibleri. asra kadar İslâm dünyasının her bölgesinde çeşitli isimlerle tarîkatler olarak kurumsallaşmıştır. Hind ve İran’ın kültür ve dinî geçmişinden alınan bazı nazariyeler. Zü’n-Nûn el-Mısrî (ö. 168/785). 261). zâhidâne yaşantıyla sağlanacaktır. hâl sahibidir. ruhu temiz. halk içerisinde zühdî hayatın gerekliliğine ilişkin bir anlayışı da beraberinde getirmiştir. Halvetîlik. Bunların fikirlerinin temelinde vücûdiye mesleği (vahdet-i vücûd) olarak da ifade edilen varlık düşüncesi egemen fikir olarak kabul edilebilir. İlk sûfî adıyla anılan Kûfeli Ebû Hâşim (ö. Başlangıçta Bağdatlı Cüneyd. Sûfî. 465/1073) ve İmâm-ı Gazzâlî (505/1112) gibi büyük âlimlerin tasavvufu sistemleştiren eserler yazmalarıyla. daha çok bir hâl ilmi olarak kabul edilir. Kadirilik. bilhassa Yeni Eflâtuncu varlık anlayışından da ilham alınarak zenginleştirilen bu zühdî hayat. Horasanlı Bâyezid-i Bistâmî (ö. İlk Abbâsî asrında görülen sosyo-ekonomik refah. nakkaşları ve diğer sanatçıları etkilemiştir. Tasavvufî Halk Edebiyatı ve Tekke Edebiyatı gibi adlarla anılan bir edebiyatın oluşmasını sağlamıştır. ünlü düşünür İbnü’l-Arâbî’ye kadar bütün büyük sûfîlerin eserleri. Şazelîlik. Bu hayat biçimi daha sonraki dönemlerde sistematik olarak gelişecek olan tasavvuf düşüncesinin habercisi olarak değerlendirilmektedir. düşüncelerinden ötürü idam edilen Hallâc-ı Mansûr (ö. Tekke. yüzyıldan başlayarak VI.

1: Türkmen sûfi şairi Ebû Sâid Ebu’l-Hayr’ın Sultan Sencer tarafından yaptırılan türbesinin kapısı. Kısaca tarihsel sürecine ve felsefesine işaret edilen tasavvuf. Diğer bir ifadeyle aşk yolu olan tasavvuf. hiçlik demektir. aklî bilgiye dayalı sözle (kâl) değil. ancak o güzelliği temaşa edecek başkaca bir göz yoktu. böylece tabii aşktan hakîkî aşka geçiş gerçekleşir. İşte varoluşun sebebi. Resim 10. müstakil olarak mevcut değildir. Vücûd-ı Mutlak. kitabi bilgileri okuyup öğrenmekle (ta’allüm) değil. Bu itibarla Hüsn-i Mutlak ve Hayr-ı Mahz olan Vücûd-ı Mutlak’ın bilinmesi. ancak nefsi adem. takdir edilmek ister. kubh ve şirkten arındırmakla mümkün olacaktır. mutlak güzellik vardı. Oysa aşk-ı hakîkî. Bu. Sufilere göre. Vücûd-ı Mutlak olan Allah’tır. Adem. O’dur. bizzat yaşayarak. Kısaca bu düşüncede vücûdun tek olduğu fikri işlenmektedir. Fenâ. Tasavvuftaki varlık ve aşk anlayışının şiir diline katkısına dair geniş bilgi için Beşir Ayvazoğlu’nun Aşk Estetiği (İstanbul 1993) kitabını inceleyiniz. ademe duyulan aşktır. bütünüyle Türk şiiri için önemli bir tesir icra etmiştir. Bu nedenledir ki. Vücûd ile karşılaşınca. Hâlbuki güzellik (hüsn) doğası gereği görülmek. zarûrî olarak Vücûd-ı Mutlak’ta dahildir. insan adem unsurunu mümkün olduğu kadarıyla yok etmeli (mâsivâ). Bu uzunca bir yolculuğu gerektirir (seyr). Tabii aşk. karanlıklarla doludur. vücut bir aynada aksetmiş gibi akseder. Bunun yolu ise aşktır. hakîkat dünyasıdır. yokluk.rimiz için değil. Hakk’ın visâline ulaşmak için Hak ile Hak olmalıdır. Hâdiseler âlemi olan dünya hayatının kaynağı. Hüsn-i Mutlak ancak aşkla görülür. Adem. fenâ kelimesiyle anlam kazanır. Bu düşünce biçiminin şairane hayaller için önemli bir kaynak teşkil  237   . Adem. aynı zamanda mutlak hayır (hayr-ı mutlak) ve mutlak güzellik (hüsn-i mutlak)tir. Vücûd tektir. Adem bir hayalden ibarettir. göz makamında olan insanda da mutlak güzellik akseder. yegâne sâhib-i vücûd. adem ile gerçekleşir. Aşkı. tecellî dolayısıyla geçici bir süre için varlık evreninde bulunur. Durgun bir göle akseden güneş gibi. Bu akis gerçekte hayalden öte bir şey değildir. güzelliğin kendini gösterme arzusudur. yaşananın dili olan hâlle öğrenilir. zaman yaratılmazdan önce. Mehne-Türkmenistan (Kaynak: Bilal Kemikli fotograf arşivi) Her şey zıddıyla bilinir. tecrübe ederek (tahalluk) tatmak gerekir. insanı mutlak hakikatlerle yüzleştirerek kâinattaki umumi ahengin derin sırlarını ruhlara duyurur.

Bilhassa rubaileri ile tanınan Ebû Sâid. Fâriz’in Kasîde-i Tâiyye isimli eseri tercüme. Baba ve Ata olarak anılan dervişleri benimsemişlerdir. Tasavvuf şiiri. Bazı göçebe boyların içerisine de giren bu dervişler. epistemik ve etik anlayış olarak ortaya koymaya çalışmışlardır. Hâkim Senâî ve Feridüddin-i Attâr’ın müjdecisi olmuştur. 1167)’dir. Bundan başka. Rudegi. fikir ve sanat hayatına ışık tutmuş. Bu etkilenmeyi. İslâm’ı din olarak kabul eden halk kitlelerinin büyük bir çoğunluğu. Daha sonraki dönemlerde eserlerini Farsça yazan Mevlanâ. başlı başına bir ontolojik. bâtinî temâyülün geliştirdiği sembolik dil zâhirî düzleme entellektüel bir nitelik ve derinlik kazandırmakta. Nişabur. Herat. Bununla birlikte Türk sûfîliğinin en önemli temsilcisi Hoca Ahmed Yesevî (ö. bütün uygarlıklarda metafizik düzlemin sanata olan etkisinin bir takım haricî âmillerin ışığında değerlendirilmemesi gerekmektedir.edeceği açıktır. Bu itibarla lâ-dini (din dışı) şiirde de estetik ve aşkın boyutta varlığını gösteren tasavvuf etkisinin felsefî ve metafizik bir temele sahip olduğu açıktır. Ancak sadece İslâm’da değil. Nitekim hem Doğu ve hem de Batı’nın bâtinî yönelişleri hakkında karşılıklı mukayese yapabilecek yetkinlikte olan F. Hoca Ahmed Yesevî. Schoun’un da açıkça işaret ettiği gibi. Ömer b. Sa’id Ata. bu yolla da onun yitip gitmesini engellemektedir. Şeyh Ebû Sâid Ebu’l-Hayr da şiirleriyle bu çığıra katkıda bulundular. her bakımdan bir Türk tarikatıdır. hem de halkın anlayacağı bir dille tasavvuf anlayışını onlara sunmuşlardır. Buhara. Tasavvuf. asra gelindiğinde. Firdevsî. eski Türk inanç ve gelenekleriyle paralellik arz eden metafizik tasavvurlarıyla kısa zamanda benimsenmiştir. Fergana ve daha birçok yerde bu faaliyetlerini sürdürmüşlerdir (Köprülü: 1993. XII. derin ilâhî hayat ile İslâm düşüncesinin sanat formu almasını sağlamıştır. Kübrevîlik ve Nakşîlik de Türk illerinde gelişen tarikatlardandır. Fâriz’e kadar Arap edebiyatı içerisinde sınırlı bir daire dâhilinde gelişti. Türk illeri tasavvuf ve tarikatların en yoğun olduğu bölgelerden biri hâline gelmiştir. yukarıda işaret edildiği gibi İran tesirinde gelişen edebî atmosfer ve tasavvufun sosyal hayatta sahip olduğu seçkin mevki bağlamında değerlendirmek. mutasavvıf düşünürler. Korkut Ata ve Çoban Ata isimleriyle tanınan sûfîlerdir. bir doktrin olarak tasavvufun geliştirdiği ritüelden haberdar olan şâirleri de etkilemiş olması kuvvetle muhtemeldir. hem bu boyların İslâm dinini tanımalarına öncülük etmişler. tasavvuf düşüncesini felsefî anlamda sadece bir metafizik / ezoterik zeminden öte. Bu kesimlerde şair-şamanların yerini dolduran Baba ve Ataların ilk temsilcileri. Bu bölgelerde Muhammed Ma’şuk Tûsî ve Emir Ali Ebû Hâlis gibi sûfîler de yetişmiştir. Mansur Ata. tahmis ve şerh olunarak tasavvuf edebiyatı içerisinde bir çığır açmıştır. sadece bu disiplinin öngördüğü içsel tecrübeye sahip olan mutasavvıf şâirleri değil. Böylece tasavvuf. başlangıçta Halac-ı Mansûr’dan başlayarak Mısırlı şâir Ömer b. Dervişler bölgeyi bir ağ gibi sarmış. İran’da İbn Sinâ’nın sûfiliğe ilham teşkil edecek düşünceler serdetmesinin yanında. 71) Türk-İslâm Edebiyatı ve Tasavvuf Türk boylarının İslâm’ı kabul etmesinde gönüllü dervişlerin önemli fonksiyonlar icra ettiği bilinmektedir. Burada bir hususa işaret etmek gerekir. Merv. Süleyman Hakim Ata ve Lokman Parende gibi hâlifelerini ve yüzlerce öğrencisini muhtelif bölgelere  238   . Ahmed Yesevî’nin tasavvufî anlayışıyla kurumsallaşarak bir tarikat hüviyetini kazanan Yesevîlik. 1419). (Kemikli: 2004. Dolayısıyla tasavvufun. ince sezgi. Abdurrahman Câmî ve Kâsimü’l-Envâr gibi büyük şairler yetişmiştir. izahı zor olmayan bir durumdur.

Kalanderîlik. büyük insan yığınları arasında itibar görmüştür. hem ihtişam çağı olarak değerlendirilebilir. bilahare Yunus muâkkibleri (takipçileri) olarak tavsif edilen sûfî şairler tarafından sürdürülmüştür. Haydarîlik. Acem kültürünün tesiri ile yazılan şiirlerden ayrı değildir. Böylece tasavvuf. Horasan ve Azerbeycan yoluyla Türklerin yeni yurdu olan Anadolu’ya gelmişlerdir. halk dili. hece vezni ve milli formlara bağlı tasavvuf edebiyatı yahut tekke edebiyatı adıyla bilinen yeni bir şiir anlayışının doğmasına imkân vermiştir. Bu yeni tarz. tasavvuf edebiyatı açısından hem kuruluş. tasavvufî mesnevîler. geniş kitlelerin teveccüh ettiği bu mekânların ve şahsiyetlerin etrafında zümreleşmiştir.göndermiş. Hikmet geleneği. Türk edebiyatına hayat veren büyük şairler yetişmiştir. Başka bir ifade ile Farsça ve Acem etkisiyle tasavvufî düşüncelerini yazan büyük şair Mevlana (1207-1273) ile Türkçe ve hikmet geleneği etkisine bağlı olan Yunus Emre‘nin (1250-1320) şiirlerindeki ahlâkî öğreti ve felsefe aynıdır. Moğol istilasıyla birlikte alperen.  239   . yazılı ve sözlü ifade etmeleriyle. Kitabınızın 1. şekil ve muhteva itibariyle İslâm kültür coğrafyasının bir eseri olan. hikmetlerle oluşturulan edebî zevk de tasavvufî edebiyatın şekillenmesine imkân vermiştir. asrın büyük önemi olduğu görülür. esnaf ve ahâlinin tekkelerde icra edilen ayin ve sohbetlere katılması yadırganmamıştır. Tasavvufun divan şiirine etkisi. Bu şiirde ele alınan konular. abdal yahut Horasan erenleri gibi adlarla tarihe geçen Yesevî ve Haydarî dervişleri. dil. gerekse üslup ve vezinde tamamıyla farklı ve orijinaldir. Ahmet Yesevî’nin başlattığı ve Yesevî dervişlerinin geliştirip yaydığı hikmet geleneğinde ortaya çıkmaktadır. hikmet adıyla anılan tasavvufî şiirleriyle Türk illerini aydınlatmıştır. Dolayısıyla sûfi düşünce. Mevlevîlik ve Bektâşîlik gibi tarikatlarla birçok koldan tesir alanını genişleterek yeni yurdu sarmağa başladığı bu dönemde tasavvuf edebiyatı geniş bir sahada. Moğol istilasıyla birlikte Yesevî dervişleri olan Alperenler. bir yandan Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşmasına katkı sağladığı gibi. Özelikle Selçuklular ve Osmanlılar döneminde mülkî ve askerî bürokratların. Yesevîlik. Divan şiirine etkisi: Tasavvuf. Bu bakımdan edebiyat tarihine bakıldığında. doğrudan doğruya tasavvuf disiplininden mülhem bir edebî hayat neşet etmiştir. göçebe halk topluluklarına katılıp Anadolu’ya göç ederek buralarda yerleşmişlerdir. menâkıbnâme ve tezkiretü’l-evliyâ gibi türlerin doğmasına sebep olmuştur. tasavvuf edebiyatı için XIII. Harezm. kısa zamanda Türk toplumunda yaygınlık kazanmıştır. Zira bu asırda. Tasavvufun Türk edebiyatına iki şekilde etkisinden söz edilmektedir: 1. saray mensuplarının ve sosyal statüsü yüksek işçi. Padişahtan tebaaya. Anadolu’da Yunus Emre ile yeni bir sese kavuşmuş ve yeni bir tarza bürünmüştür. özellikle XVI. vezin. eda. 2. Burada kısaca tasavvuf edebiyatının tarihsel sürecine işaret etmekte yarar vardır. Halk şiirine etkisi: Bu etki. Bu dervişlerin beraberinde getirdikleri Yesevîlik. yüzyıllarda gerçek anlamda hüviyetini kazanan divan şiirine etki etmiştir. vezin ve şekil farklıdır. duygularını ve pir olarak kabul edilen tarikat büyüklerinin keramet ve hatıralarını. sanatkârdan rençbere her sınıftan insanın aynı his ve fikir çevresinde toplanmasını sağlayan tasavvufun. fakat gerek dil ve ifadede. Zamanla bu zümrelerin düşüncelerini. ve XVII. Bu dervişlerin getirdiği hikmet geleneği. Bu dönem. ünitesinden Türk-İslâm Edebiyatı ve İslâmlaşma başlıklı kısmı yeniden okuyunuz.

Öte yandan aslen Belh’li bir aileye mensup olan Mevlânâ’nın. 1404) ile birlikte. fikrî. Mevlevilik yolunu kurumsallaştıran Sultan Veled (1226-1312) de Türk halkına hitap etmek amacıyla Türkçe şiirler yazmıştır.Yunus Emre’nin eserlerini araştırınız. merkezden muhite yayıldığı bir dönemdir. Bu yüzyılda İstanbul fethedilerek Türk-İslâm kültürünün merkezi hâline dönüştürülmüştür. Bununla birlikte Çelebi Mehmed’in etrafında yeniden bir toparlanma gerçekleşmiş. Mevlid türünün oluşmasını sağlayan Vesîletü’n-Necât’ın şâiri Süleyman Çelebi (ö. Bu gelişmelere paralel olarak tasavvuf edebiyatı da çığ gibi büyümüştür. ortak İslâm kültürünün ve bilhassa İran şiirinin etkisi altında. Buna mukabil daha çok halk kitleleri arasında etkili olan Hacı Bektaşı Velî ( ö. Bu dağınıklık Timur’dan da sonra devam etmiş. şiirlerinde ele aldığı konular şeriata aykırı bulunan ve bu yüzden idam edilen Nesîmî (ö. yaşamı. Somuncu Baba ismiyle bilinen Hamîd-i Velî (13251413). Menâkıbnâme tarzının ilk örneği olan Menâkıbü’l-Ârifîn’in yazarı Eflâkî (ö. XV.semazen. daha çok Yunus takipçilerinin asrı olarak kabul edilir. mimârî ve sanatsal açıdan tasavvufun geliştiği. Türk halkına tasavvufî ilkeleri öğretmek amacıyla Garibnâme’yi kaleme alan Âşık Paşa (1272-1333). yüzyıl. manzum ve mensur olarak Türkçeye çevrilmiş. Bu yüzden dönemi. Ahmet Fakih ve Şeyyad Hamza gibi şairler.1360). Bu yüzyılın sonlarında. Emir Sultan (1368-1429). Bütün bu şairler. asır.1210)’nin Arapça olan Makâlât isimli eseri. İslâmî İran edebiyatının tesirinde Farsça olarak kaleme aldığı tasavvufî manzûmeler de farklı bir geleneği inşa etmiştir. tasavvuf düşüncesi içerisinde bâtinî tevil ve tefsirleriyle başlı başına bir ekol olan Hurûfîlik de Türk edebî hayatına dâhil olmuştur. Anadolu’da yoğrulan yeni bir medeniyetin de öncüleridir. Hâlilnâme’yi kaleme alan Abdülvâsî Çelebi. şehzâde ve beyler arasındaki iktidar mücadeleleri halkta siyasi ve iktisadi buhranların oluşmasına sebebiyet vermiştir. Fatih’in  240   . Anadolu’daki Türk kültür hayatının tedvin asrı olarak nitelendirmek mümkündür.net/author_article_detail. kısa zamanda toparlanan yönetim. kendi elit zümresini oluşturma sürecinde önemli başarılar sağlamıştır. Nitekim dönem içerisinde. Mevlana’nın Türk-İslâm Edebiyatına etkisi için http://akademik. gerek şâir. Bazı tarihçilerin Fatih Rönesansı olarak nitelendirdikleri bir süreci de içine alan bu dönem. Timur’a karşı kaybedilen Ankara Savaşı’yla Anadolu’da Türk birliğinin dağılmasıyla başlar. Hacı Bektâşî Velî’nin müridi olup Yunus tarzını bu muhit içerisinde en güzel temsil eden Said Emre ve Attar’ın Mantıku’t-Tayr isimli ünlü mesnevîsini Türkçe’ye kazandıran Gülşehrî’yi de bu dönemde anmak mümkündür. Türkçe yazdıkları şiirlerle Anadolu’da filizlenen edebî hayatı beslemişlerdir. 1422). düşünceleri ve şiirleriyle mutasavvıf şairleri etkilemiştir. dinî. gerekse eser yönünden oldukça zengindir. daha güçlü bir devlet ve toplum oluşturmayı başarmıştır.php?id=891 bakınız: XIV. Bu dönemde bir yandan Yunus’un izinde giden şairler tekkelerde şiirler söylerken. Ankara’yı merkez edinerek çiftçi ve esnaf üzerinde derin tesirler icra eden Bayramiye Tarîkatı’nın kurucusu Hacı Bayram-ı Velî (1332-1429). bu bakımdan dönem. Bilhassa İslâmî edebiyatlarda aşk şehidi olarak kabul gören Hallac-ı Mansur’a benzetilen Nesîmî. öte yandan kurumsallaşarak Mevlevîlik adıyla bir tarikat hüviyetini kazanan Mevlana’nın açtığı çığır. doğrudan doğruya tasavvufu konu edinen Fakrnâme ve Vasf-ı Hâl isimli mesnevîleri de telif etmiştir.

İdrisi Muhtefî (ö. Seyyid Seyfullah (ö. 1451). Cahîdî (1659). 1606). Molla Câmi’nin ünlü eseri Nefehatü’l-Üns’ü tercüme eden Nakşî şeyhlerinden Lamiî Çelebi (1473-1532). Gencine-i Râz ve Şâh u Gedâ isimli ahlâkî ilkeleri telkin edici mesnevîlerin yazarı Dükâkinzâde Taşlıcalı Yahya (ö. Yunus’u takip eden birkaç güçsüz soluk dışında mutasavvıf şair görülmemektedir. asır siyâsî alanda duraklama asrı olarak bilinir. Şemseddin Sivâsî (ö. 1657). 1545). sayıları gittikçe artan tekkelerde şiir ve mûsikînin ön plana çıktığı ve hece-aruz ayrımı yapılmaksızın bol miktarda tasavvufî şiir örneklerinin verildiği bir çağdır. bütün bir dünya için önemli bir kültürel ve siyasi merkez olmuştur. Bu dönemde. Zâkirî (ö. 1482) gibi sûfi şairler yetişmiştir. Sinan-ı  241   . Cemâl-i Halvetî (ö. Vahib Ümmî. Buna paralel olarak iktisadi ve sosyal gelişmeler de bariz bir şekilde kendini gösterir. Şeyhî (ö. sadece Türkler için değil. ilmî ve edebî üslup içerisinde cevap vermişlerdir. Bununla birlikte bu dönemde tasavvuf edebiyatında güçlü temsilcilerin yetiştiğini söylemek güçtür. entelektüel anlamda çıkışlarını yaparak medreseliler tarafından ileri sürülen eleştirilere. Aziz Mahmûd Hüdâyî (ö. 1611). Bu dönem. Geçen asırda adeta sindirilen sûfî çevreler. Ahmed-i Sarban ve İdris-i Muhtefî ile edebî sahada yer edinmeye başladığı görülmektedir. Siyasi alanda gelişen Celâlî isyanlarının yanında. 1624). Bunlardan başka Kara Fazlî. Hilye-i Hakânî ve Hadîs-i Erbâin Tercümesi ile haklı bir şöhrete ulaşan Hakânî Mehmed Bey (ö. içeride de iç ayaklanma ve fikrî tartışmalarla sosyal buhranlar artmıştır. yenilgi ve iç karışıklıklarla siyasi ve iktisadi alanda gücünü giderek kaybederken. İbnü’l Arâbi’nin ünlü eseri Fusûsu’l-Hikem’i tercüme eden Nev’î Yahyâ (ö. 1469) ve İbrahim Tennûrî (ö. dinî kültürel alanda da Sivâsîler-Kadızâdeliler mücadelesi adıyla tarihe geçen tekke-medrese tartışmalarının ayyuka çıkmıştır. Akkirmanlı Nakşî (ö.1597). Ahmet Sarban (ö. Halvetîlik içinde Gülşeniyye kolunun kurucusu olan İbrahim Gülşenî (ö. Dönemin sûfî şairleri içinde. Sarı Abdullah Abdî (1584-1660). Kerbela faciasının destanı olarak nitelendirilmesi mümkün olan Hadîkatü’s-Süedâ isimli makteli ve mecazî aşktan hakîkî aşka geçişi anlatan Leylâ vü Mecnûn ile dinî edebiyata dair Hadîs-i Erbaîn Tercümesi’ni yazan Fuzûlî (1480-1556) ve sultânü’ş-şu’arâ olarak kabul edilen Bakî (1526-1610) yetişmiştir. Hüseyin Lâmekânî (ö. 1466). bozgun. XVII. 1627). Bununla birlikte bu münakaşaların edebî hayatı canlandırdığı ileri sürülebilir. 1599). 1639). 1651). Böylece dinîtasavvufî edebiyat alanında canlanma görülmüştür. Kemal Ümmî (ö. Devlet. Kaygusuz Abdal olarak da tanınan Alaiyeli Alaaddin Gaybî (ö. Abdulehad Nûrî (ö. Anadolu merkez edinilerek kurulan Osmanlı Devleti’nin coğrafî planda sınırlarının en geniş olduğu bir dönemdir. 1615). XVI.hocası Akşemseddin (1389-1458). Zâkirzâde Abdullah Biçâre (ö. İstanbul. 1628). 1557). 1469). Muhyî (ö. 1444). Dede Ömer Rûşenî (ö. 1487). Dükâkinzâde Ahmed (ö. Kâtip Çelebi’nin dönemin tartışmalarını ele alarak yorumladığı ünlü eseri hangisidir? Araştırınız. 1475). Eşrefoğlu Rûmî (ö. 1582). Yazıcıoğlu’nun kardeşi ve Envâru’l-Âşıkîn’in müellifi Ahmed Bîcan (ö. Bununla birlikte.1650). Hurûfî şâir Arşî ve şathiyyesi ile tanınan Azmî Baba dönemin sûfi şairleri olarak kabul edilmektedir. Muhammediye’nin yazarı Yazıcıoğlu Mehmed (ö. Bayramiyye tarikatı içerisinden çıkan ve İkinci Devre Melâmîliği olarak kabul edilen vahdet-i vücutçu tasavvufî yorumun. 1601). Derviş Osman (ö. asır siyasi alanda yükseliş dönemini temsil eder. 1533). 1622). Üftâde (1477).

siyasîideolojik kutuplaşmaların olduğu bu çağda tasavvufî edebiyat zayıflamıştır. XIX.  242   . Üsküdarlı Hâşim. tasavvufî yaşantıyı kendine şiar edinen Şeyh Galib (17571799). vahiy. peygamberlik ve velayet gibi konuları şiirlerinde ele alır. insan. Ancak bu konuları ele alırken. Târifü’s-Sülûk isimli eserin müellifi Nazif Dede (17941861). Şairin içinden geldiği edebi muhit. Tasavvuf Edebiyatında Zümreler Tasavvufun temel konularından birisi. Hanya Mevlevîhânesi dedelerinden Kara Şemsî (1828-1884). Kuddusî (1760-1848). Bu bakımdan sanatkâr. iktisadi ve sosyal sıkıntılarla geçmiştir. sûfi şairi diğer herhangi bir şairden ayıran özelliktir. Terzi Baba adıyla anılan Hayyat Vehbî (ö. özellikle tasavvuf edebiyatda umumi bir duraklama ve gerilemenin ortaya çıktığı çağ olarak da gösterilebilir. Edebi muhit. varlık konusudur. insanın âlemle ve Tanrıyla ilişkileri. kendi şiirlerini okuduğu ve icabında eleştiriler alarak yetiştiği ortamlardır. Bununla birlikte. diğer ilmî disiplinler ve felsefî ekollerde olduğu gibi. Bu tecrübe. Divitçizâde Mehmed Talib (ö. Fahreddin Fahrî ve Mustafa Zekâî de tasavvufî şiir vadisinde eserler ortaya koymuş şairlerdir. Sosyal değişmelerin hızla geliştiği. asır. 1847). Mesnevî Tercümesi ile tanınan Süleyman Nahifî (1648-1738). kozmogoni. Sunu’llâh-i Gaybî (ö. ilâhî bilgi. Sivaslı Sûzî (1765-1830). Lâle devrini kapatan Patrona Hâlil İsyanı ve ıslahat hareketlerinin öncülerinden olan III. Hasan Senâyî. Çünkü sûfi şairlerde eski coşkunluk kalmamıştır. Mustafa Azbî. Bu yüzden de manevi yolculuğun (seyr ü sülûk) gerçekleştiği tekkelerin her biri birer edebi muhit olarak nitelendirilir. varlığın mahiyeti. Bektâşî mürşitlerinden Mehmed Ali Hilmi Dede (1842-1907). edebiyatçının içinde yetiştiği. sadece bir şair yahut hayata ilişkin temel konuları tartışan bir entelektüel değildir. geçen asırdan miras kalan siyasi. XVIII. Tanzîmat Fermânı ve Islahat Fermânı gibi batılılaşma yönünde güçlü adımlar atılmıştır. bilgi. Bununla birlikte. Süleyman Zâtî. 1738). Derviş Himmet (ö. Aynı şekilde bu dönem. izini süreceği ustaların şiirlerini ve sohbetlerini dinlediği. Nakşî mürşidlerinden Neccarzâde Rıza (1679-1746) ve Mârifet-nâme adlı ansiklopedik eseriyle tanınan Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1772) gibi şairler de yetişmiştir. âşık tarzındaki deyişleriyle tasavvufî duygularını ifade eden Dertli. onun ünlü müridi Esrar Dede (ö. 1724). Sûfi şair.Ümmî (ö. Edib Harâbî Baba (ö. Niyâzi-i Mısrî (ö. Selim’in ölümüne sebebiyet veren Kabakçı Mustafa İsyanı gibi iki önemli sosyal hareket yaşanmıştır. Bunlardan başka. 1693) ve Mehmed Nazmî (ö. 1918). zaman ve mekân. Cemâleddîn-i Uşşâkî. Seyrânî ve Türâbî gibi şahsiyetler bu asırda yetişmiştir. Tasavvufî tecrübe. Mirâciye ve Rûh-ı Mesnevî gibi pek çok eser bırakan Bursalı İsmail Hakkı (ö. Mahvî. yaşamış ve yaşayarak ulaştığı irfanî bilgiyi şiirsel formla söylemiştir. ona ortak dil. tecrübe ve üslup kazandıran bir okuldur. asır. yetiştiği muhitin sesidir. o. Mehmed Nasûhî. Edirne’de Sezâî-i Gülşenî (ö. 1676). 1683). Yeniçeri Ocağı’na karşı Nizâmî-ı Cedîd Ocağı’nın kuruluşuyla başlayan bu asırda. 1679). içinde bulunulan tasavvufî ekollerin (tarikat) metotlarındaki (usûl ve erkân) çeşitlilik sebebiyle farklılık arzeder. ıslahat hareketlerinin devletin temel politikalarını belirlediği dönemdir. 1664). o konuları birebir tecrübe etmiş. varlık. Mehdî. 1700)’yi zikredebiliriz. 1796).

hayat ve dünya görüşleri. cins. problemlere getirdikleri çözümler ve çözüm yolları gibi hususlar bir gelenek oluşturur. tasnif yaparak çözümleme yapmak isteyenlerin işini zorlaştırır. işimizi kolaylaştırmaz. tercîbend. 1. algıları. Bu iki temel koldan başka konuları ele alış biçimlerine göre de üç temel zümreden bahsetmek mümkündür. Bu gelenek. aşk ve cezbe. ilâhî. aruz vezniyle. nefes. hilye gibi dinî edebi türleri içerir. Vahdetçi aşkın zümre edebiyatı 3. ibadetlerden. musammat. Nakşî zümresi gibi bir tasnif. medednâme ve düvaz imam gibi türleri içerir. nutuk. tasavvurları. na’t. destûr. cennet ve cehennemden bahseden. Bu edebiyat içinde daha çok. muhit farklılığının yanında edebi zümreleri de oluşturur. kıt’a. her tarikatı bir edebi okul olarak ele almak anlamına gelir. konuları ele alış biçimleri. cemaat. terkîb. nevi gibi anlamlara gelir. Muhammed'in hayatından. Klasik tasavvuf edebiyatı. yolun rehberlerinin tecrübelerini aktaran yazılı ve sözlü menkabeler. o muhit içinde yetişen şairi etkiler. Vahdetçi aşkın zümre edebiyatı. bu arada bazı sahabenin ve velilerin menkabelerinden söz eden eserler yazılmıştır. Buna göre tasavvuf edebiyatı iki ana koldan gelişmiştir: 1. içinde yetiştiği tekkedir. Zümre. bölüm. Klasik tasavvuf edebiyatı Tasavvufî halk edebiyatı. Edebiyat biliminde ise. grup. şathiye. Tasavvufî halk edebiyatı 2. Bu edebiyat. Bu zümrede. takım. ne de Alevî-Bektaşî edebiyatının karakteri vardır. cân) bir birleriyle olan ilişkileri. dervişlerin (sâlik. Bektâşî zümresi. Bunlar. devriye. Genel olarak her tekkenin kendisine has bir geleneğinden sözetmek mümkündür. Bu bakımdan muhitten yola çıkmakla birlikte edebi eserin mahiyetini dikkate alarak bir tasnif yapmak yerinde olur. peygamberlerin ve Hz. Mevlevî zümresi. mâni ve koşma gibi nazım şekilleriyle oluşur ve hikmetten başka. burada okunan kitaplar ve şiirler. sınıf. Bu etki. ölümden. dil. Diğer bir ifadeyle. mevlid. sûfi şairler de içinden geldikleri muhite ve eserlerine göre zümrelere ayrılırlar. Dolayısıyla. vücûdun birliği ilkesini (vahdet-i vücûd) benimseyen. dünyanın geçiciliğinden. Bu itibarla her tekkenin bir zümre teşkil ettiği düşünülebilir. Bu ise. münacat. gazel. vahdet inancı. edebi eserleri tasnif etmek için kullanılan bir tabirdir. konu gibi özellikleriyle tasnif edilir.Sûfi şairin muhiti. rubâî. Bektâşî zümre edebiyatı Zühdî edebi zümre. aşk ve cezbeyi esas alan tasavvufî çevrelerin eserlerini  243   . topluluk. hece vezniyle. Zühdî edebî zümre 2. ne Melâmî-Hamzavî edebiyatındaki irfan. Ancak bu türden bir tasnif. Edebi eserler. Tekkenin tarihi.bend. hac yollarından. Sûfî şairlerin eserlerini inceleyiniz ve bunlardan tasavvufî halk edebiyatı alanında eser veren iki şairi tespit ediniz. Yesevî’nin hikmet geleneğiyle gelişen edebiyattır. bölük. Mevlana çizgisinde gelişen bir edebiyattır. tâlib. kasîde. Yesevî zümresi. daha çok dinî ve tasavvufî düşünceyi telkin eden eserleri içerir. tuyuğ ve mesnevi gibi nazım şekilleriyle oluşur ve tevhid. üslup. Bu edebiyat.

Bu sebeple onların daha çok şatahata varan sözler söyledikleri görülür. Bu zümre içerisinde vahdet neşesini tatmış. Bu özel karakter. bir yönüyle Bektâşiliği öne çıkartmanın yanında. doğrudan doğruya ilâhî aşkın. bu zümrenin şiire yüklediği anlamı şu şiirinde açıkça ortaya kor: Derviş dilinden söyleyen kim idügin bilir misin Yâ kulağunda dinleyen kim idügin bilir misin Od u su toprak u yeli hep bir yere cem eyleyüp Bunlara özüni gizleyen kim idügin bilir misin Sıfâtında zâtunı gören mülkünde hem hükmün süren Ârif gözünde gözleyen kim idügin bilir misin Kendiligünden saf olan 'âriflerün kalbin alan Zât-ı nûrun bağışlayan kim idügin bilir misin Yerde yüzün yol eyleyen yokluğı kabul eyleyen İbrâhimi kul eyleyen kim idügin bilir misin (Kemikli: 2003. İdris-i Muhtefî. 86-87) Bektaşî zümre edebiyatı. Sarı Abdullah Efendi. Melâmiler. Muhyî. Oğlanlar Şeyhi İbrahim Efendi. Bu zümre içerisinde eser veren bazı şairleri zikredebiliriz: Yunus Emre yolunda giderek şiir söyleyen Hacı Bayram-ı Velî. Sarban Ahmed. kendilerini herkesten aşağı görmek ve göstermek. Sunullah Gaybî. toplumun kınamasını sağlamayı tercih etmişlerdir.. bir özellik olmuştur. Bu eda.  244   . bir yönüyle vahdetçi aşkın zümre edebiyatını andırmakla birlikte.. irfanla. her yaratıktan aşağı saymak. Ahmed Rindî. tecelli. kendisine has karakteri olan bir edebiyattır. esas itibariyle ata ve baba adlarıyla anılan Yesevî dervişlerinin edasına dayanan köklü bir geleneği ifade eder. Oğlanlar Şeyhi İbrahim. iyilikle göstermeyi. Kaygusuz Vizeli Alaaddin. daha çok Bayramî-Melâmî muhitten geldiklerini söylemek mümkündür. kendini beğenme (kibir) kabul ederler. Onlara göre. Bu eserleri. Bu zümre içinde daha çok lirik ve coşkun bir üslupla eserler yazılmıştır.içermektedir. Hüseyin Lâmekânî. kalender-meşrep ve âşık şairler eser vermiştir. Osman Kemâlî. mânevî sarhoşluğun ve cezbenin eserleri olarak nitelendirilir. Dukâkinzâde Ahmed Bey. Bilindiği gibi. Şatahat ve şathiye konusunda ayrıntılı bilgi edinmek için Cemâl Kurnaz ve Mustafa Tatcı’nın Türk Edebiyatında Şathiyye (Ankara 2001) adlı eserini inceleyiniz. kendilerini zahitlikle. vâridât ve sunuhât gibi tasavvufî kavramlarla. Emir Osman-ı Haşimî. toplumun hoşuna gitmeyen davranışlarda bulunarak. Hatta şeriata aykırı olmayacak şekilde. rindâne söyleyişi mûsikî ile buluşturur. Bu türden şairlere hemen her sûfi ekol içinde rastlamak mümkünse de.

tenbihnâme. divan edebiyatında olduğu gibi. Kızılbaş.  245   . nutuk. ve Tahtacı gibi isimlerle anılan muhitleri de içine alarak genişleyen bu zümre içerisinde. besmelenâme. özellikle tasavvufî halk edebiyatı yahut tekke edebiyatı olarak kabul edilen saha içerisinde ortaya konan. tezkiretü’l-evliya. tahassürnâme gibi gafletle geçen zamanın muhasebesini yapan eserleri de bu grupta değerlendirebiliriz. devriye ve şathiyelerin. minbernâme ve vasiyetnâme gibi yolun esaslarını telkin eden eserler. edebi eseri çoğunlukla bir amacı yerine getirmek için yazar. devriye. Onun öncelikli konusu sanat yapmak değildir. Hurûfi. Sûfi şair. Bununla birlikte sanatı öne çıkartan sûfi şairler de vardır. hâl dilinin dışa yansıdığı eserlerdir. Abdal Musa. ibretnâme. sohbetnâme. Şah İsmail Hataî. desturnâme ve istimdadnâme gibi ululardan yardım dilemeyi salık veren eserleri. nefes. maktel ve hicretnâme gibi dinî-edebi türlerde yazılmıştır. yolun usul ve erkânını öğretici eserlerdir. vecdin ve cezbenin tesiriyle söylendiği görülür. na’t. erkannâme. münâcaat. menakıbnâme. na’t. Bu eserler. Pir Sultan Abdal. uyarıcı. manzum (şiirsel) ve mensur (düzyazı) pek çok eser yazmışlardır. TASAVVUFÎ TÜRLER Sufi şairler. Seyrani ve Kalender Abdal gibi büyük şairler yetişmiştir. ilâhî. ramazannâme. Bunlardan başka. faziletnâme. kıyametnâme. ilâhî. şathiye ve devriye gibi tasavvuf düşüncesinin temel konularını açıklayan eserleri. Bu bakımdan hikmet ve ilâhî gibi musiki yönü öne çıkan türlerde de öğretici ve telkin edici amaçlar güdülür. Tasavvufî düşünceyi öğretmeyi amaçlayan eserler. miracnâme.Tasavvufî düşünceyi öğretmeyi amaçlayan eserler. şefaatnâme. nutuk. hacnâme. Kaygusuz Abdal Viranî. bir bilgiyi yahut bir manayı kaydetmek veya okuyucuya ulaştırmaktır. Tasavvufî eserleri genel olarak iki gurupta tasnif etmek mümkündür: 1. Bazı sufi müellifler. faydacılık esastır. Yemini. hilye. tâcnâme ve tarikatnâme gibi edeb ve erkânını gösteren eserlerdir. tevhid. Kalenderi. klasik tasavvuf edebiyatına hayat vermiştir. mirâciye. telkin edici. nefes ve bazı hikmet. Kul Himmet. oruçnâme. mahşernâme ve fetvanâme gibi dinî görevleri ve temel hukuki meseleleri öğreten eserleri de zikretmek gerekir. ihlâsnâme ve ayetnâme gibi sûfiyi Kur’anın anlamıyla buluşturan eserleri ve salatnâme. Ayrıca istihracnâme gibi geleceğe ilişkin çıkarımlar yapan manzumeleri. Dolayısıyla heceyle aruzu bir arada kullandıkları gibi. Kalanderî. Hacı Bektâş-ı Velî’den başlamak üzere. Bu şairlerin eserleri. 2. Bunlardan başka. Bunlar başta tasavvufî mesneviler olmak üzere.Zamanla Babâî.Hâl dilinin dışa yansıdığı eserler. vücûdnâme. Teslim Abdal. evliyânâme velâyetnâme ve mansûrnâme gibi tekke geleneğini ve tarihini aktaran manzum ve mensur eserler. şiirle de düz yazıyı birleştirmişlerdir. Dolayısıyla onun eserlerinde. vahdetnâme. münacat. aynı eser içinde şiiri ve düzyazıyı birleştirmişlerdir. nasihatnâme. Ancak yine de tevhid. tarîkatnâme. destur ve düvazdeh gibi türler de vardır. Muhyiddin Abdal. telkinnâme. ramazaniye. Onların asıl maksadı bir düşünceyi. şefaatnâme. Bu eserler.

ahlâk ve değerleri telkin eden manzûmeleri ifade eder. Bu anlamda hikmet. zühd. Dr. Dolayısıyla hikmetlerde kötü huylar kınanır. insanın mevcudâtın hakîkatini bilip hayırlı işler yapmak sıfatı. ahlâk. Tasavvuf edebiyatının temel özelliklerini gösteren. Hikmet. Ahmed Yesevî. insan ruhunun kemalini ifade eder” veya “En iyi ilim vasıtası ile. nefes. en iyi şeyin bilinmesi” gibi mânalar verilip tarifler yapılmıştır. tasavvuf. Hikmetli anlatım taşıyan şiirlerde didaktik (öğretici) bir üslup. bakmanın ve anlamanın yolunu gösterir. Divan-ı Hikmet adıyla bilinmektedir. daha önceleri felsefe kelimesinin yerinde kullanılmıştır. sözlü kültür içinde bazı değişikliklere uğrayarak günümüze değin gelmiştir. Böylece o. Yesevî'nin heceyle yazdığı hikmetlerin ölçüsü 14'lü (7+7)'dür. Türkçede. batılı batıl bilip kaçınma. Bu hikmetler zamanla dilden dile dolaşmış.Burada zikredilen türlerden bazıları kitabınızın önceki ünitelerinde ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. hikmet kavramını ve Yesevî’nin hikmetlerini şöyle değerlendirmektedir: “Değişik telaffuzlarıyla îbranice (hakhmâ) ve Süryanlce'de (halkhmethâ) de yer alan "hikmet" kelimesi. Hikmetler. kâinat ve yaradılıştaki ilahî gâye. Ancak diğer türlerde de hikmetli söyleyiş bulunabilir. ve 9. güzel huylar övülür. Sözlüklerde ise hikmet'e çok değişik mânalar verilmiştir: İlim ve adaletin birleşmesinden meydana gelen sıfat-ı şerife. Hakk'ı hak bilip bağlanma. gizli sebep. âdet ve ahlâkla ilgili özlü söz. eşyanın iç ve dış keyfiyetlerinden bahseden ilim. şeriat. insanların fark edemikleri yanlışlıkları. Kainata. dünya hayatına ve hadiselere ibret gözüyle bakan sufi şair. varlığı. öncelikle Ahmed Yesevî'nin manzumelerine verilen isimdir. Hikmet Hikmet. mârifet-i hakayık-ı mevcûdât. Tanrı  246   . Kur'ân-ı Kerîm'in ilk nazil olan âyetlerinde "Hz. Zaten onun eseri.. Bu bilgi. etimolojik olarak. devriye. eksiklikleri ve aksamaları şiir diliyle göstererek doğru düşünmenin. müstahsen ameller işlemek itiyadını kazanmak sâyesinde. Diğer bir anlamı ise. hikmetleri İslâm’ın ve tasavvufun ilkelerini öğretmek için yazmıştır. ilâhî. Ahmed Yesevî ve Divân-ı Hikmet üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Filozofa ise. gülbank ve menakıbnâme türlerini ayrıntılı olarak ele almakta fayda vardır. gelenek. Daha doğrusu. adetler gibi konular üzerine söylenir. Peygamber'in vaaz ve irşadları" mânasında kullanılmıştır. Doğu edebiyatlarının temeli hikmetli (hikemî) anlatıma dayanır. herhangi bir konuda hüküm vermek ve yargılamak anlamına gelir. Üniteleri yeniden inceleyiniz. felsefe. hikemiyyat ve rubai tarzı söylenen şiirlerde görülür. Bu farkedişi hikmet adı verilen şiire dönüştürür. eşyayı olduğu gibi bilmektir. hikmet. adab. bazen rindâne bir eda. dervişâne bir kanaat ve tevekkülü amaçlayan telkinler görülebilir. 8. ahlâka faydalı özlü söz. tecrübe ve test edilen bir bilgidir. Ulema arasında hikmet'e "Nazarî İlimler iktisap etmek ve yapılabildiği kadar iyi. mefhumları en iyi ve en doğru bilgiyle bilmek anlamına gelir. hakîm denmiştir. görünenin arkasındakinin farkına varır. düşünme melekesinin itidal hâlinde olmasıdır. Türk-İslâm edebiyatının bir türü olarak hikmet. Kemal Eraslan. Bunun için özellikle 7. akıl ve hareketlerdeki uygun Hak emrine mutlak şekilde uymak. Allah'a itaat ile salih amel sahibi olma. Hikmet daha çok pendnâme.

” (Eraslan: 1983. dünya hayatı. Mutlak varlık. tasavvufî. terk. yaratılış. azamet ve kudretini. Bu bakımdan hemen her tekkede. Hz. sûfi şairlerin Allah aşkıyla söylediği dinî ve ahlâkî manzumelerdir. tasavvufî ve ahlâkî hususiyet taşımasıdır.hakikatini ifade eden dinî. İnsanın Rabb'ini bilmesi ve kendisinin âlemdeki yerini ve değerini idrâk edip özlü şekilde ifade etmesidir. Peygamber'in şeriatına ve sünnetine uymağı telkin eden. Bektâşiler. Bektaşi tekkelerinde daha çok âyin-i cemlerde saz eşliğinde okunur. Nefes: Alevî-Bektaşî ve Melâmî şairlerin vahdet telkin eden ilâhîlerine verilen addır. metafizik mes'eleler üzerinde tefekkürdür. Tapuğ: Gülşenî tekkelerinde zikir esnasında mûsikî eşliğinde okunan ilâhîlerdir. Daha çok Allah'ın varlığını. gönül mülkü. Allah aşkıyla dile getirilmiş her türlü şiire denir. aruz yahut hece vezni kullanılarak ilâhîler yazılmış ve besteli olarak okunmuştur. Denilebilir ki hikmet. gözyaşı. Onun bir ilâhîsini burada zikretmek mümkündür: İlim ilim bilmekdür ilim kendin bilmekdür Sen kendüni bilmezsin yâ niçe okumakdur Okumakdan ma'nî ne kişi Hakk'ı bilmekdür Çün okudun bilmezsin ha bir kurı emekdür  247   . Mevlevi tekkelerinde zikir ve semâ sırasında okunmak üzere çeşitli makamlarda bestelenen şiirlerdir. aşk. kerem denizi. birliğini. Âyinleri okuyan kişilere âyinhan adı verilir. Bunlar vücûdun birliği ilkesini (vahdet-i vücûd) nefeslerle telkin ederler. ilâha ait. Çeşitli usullerle bestelenip okunan ilahîlerde tasavvuf neşvesi hakimdir. ahlâkî ve öğretici özlü söz ve benzerleri gibi. tanrısal demektir. insanı kötü amellerinden kurtarmağa çalışan ahlâkî prensiplerdir. na’t ve Hz. İslâmiyet'in manzum olarak ifadesidir. Bu çeşitli tariflerde ağırlığı teşkil eden husus hikmet'in dinî. fena. c. Edebiyatımızda ilahî denildiğinde akla gelen isim Yunus Emre’dir. ilâhî aşkı ve muhabbeti anlatan veya telkin eden eserlerdir. e. Allah ve insan sevgisini gönüllerde yerleştirmeği gâye edinen. Ali medhiyesini de nefes olarak isimlendirirler. aruzla yazılanları da vardır. tevbe. cemal şevki ve celal ateşi. Bir başka deyişle hikmet. kelime olarak. ilâhî. Nefesler. Cumhûr: Tekkelerde cemaat hâlinde okunan ilâhîlere verilen addır. 154) İlâhî İlâhî. mürşide bağlanmak ve manevi zevklere ermek gibi konular işlenir. Türk-İslâm edebiyatının bir kavramı olarak ilâhî. rahmet kapısı. Diğer bir ifadeyle. gazel ve koşma tarzında heceyle yazıldığı gibi. çokluk âlemi. Âyin: Genel olarak dinî tören anlamına gelen âyin. Duraklar: Ekseriyetle Halvetî tekkelerinde ve zikrin iki faslı arasında bir veya iki zâkir tarafından okunan ilahîlerdir. İslâmî esaslar içinde kalmak şartıyla. Bazı tekkelerde farklı isimlerle anılsa da özü itibariyle ilâhî olan türler şunlardır: a. b. d.

İşte bu merâtib. madenden bitkiye. Esâsen semâ ve devrân da Hak’tan gelip ve yine O’na gidişi sembolize eder. “nüfûs-ı tis’a”. askerî bölük veya takımın teftiş ve güvenlik için dolaşması. yaratıcı kudretin aktif kâbiliyeti olup “nefs-i kül” denilen pasif kâbiliyeti meydana getirmiştir. Bu oluş içerisinde insân en son ve en mükemmel varlık olduğundan. “ukûl-ı tis’a”. 47) Devriyeler işledikleri konulara göre ikiye ayrılmaktadır: Bunlardan dünyaya gelişi (kavs-i nüzûl) anlatanlara ferşiyye. Kelime tasavvufta iki farklı anlamda kullanılmaktadır: Bunlardan ilki. varlıkların Hak’tan gelişini ve tekrar ona dönüşünü açıklayan tasavvufî bir nazariyedir. Bu ikinci devreye “maâd”. Ferşiyyelerde mutlaktan ayrılarak âlem-i süflîye geliş. hava. bir şeyin kendi mihveri üzerine hareketi. bitkiden hayvana. en son durak kabul edilmiştir. ünlü mutasavvıf ve şâir Niyâzî-i Mısrî (ö.  248   . 783/1371)’nın Devriye-i Ferşiyye’si ferşiyyelerin. “suûd” (son) veya “kavs-i urûc” denilmektedir. yani mutlak varlığa ulaşır. “tabâyi-i erbaa” (dört mizac) ve “anâsır-ı erbaa” meydana gelmiştir. Üsküdarlı Hâşim Baba (ö.1694)’nin Devriye-i Arşiyye’si de arşiyyelerin en tanınmış örnekleridir. 148) Devriyye Devir kelimesi. hacıların Kâbe ve gezegenlerin güneş etrafında dönmeleri de devran mefhûmuyla ifade edilmektedir. Eflâk-ı tis’a ve anâsır-ı erbaanın birleşmesinden cansızlar. insanın ahlâken olgunlaşarak hakîkate ermesini (kavs-i urûc) anlatanlara ise arşiyye adı verilmektedir. arşiyyelerde ise dünyadan tekrar yüce âleme doğru yapılan seyâhat anlatılmaktadır. dönme. Akl-ı kül ve nefs-i külden “eflâk-ı tis’a” (dokuz gök). “anâsır-ı erbaa” (toprak. su ve ateş) ve oradan da toprağa kadar inmiştir. bitkiler ve hayvanlar meydana gelmiştir. “mebde” (başlangıç) veya “kavs-i nüzûl”dür. aynı sırayı takip ederek topraktan madene. ilk geldiği yere. Bu nedenle insân. “tabâyi-i erbaa” (dört mizac).” (Kemikli: 2004. bir şeyin etrafında dolaşma. Tasavvuf şiirinde meleklerin arş. Akl-ı kül. Devir düşüncesinin bir izahı şöyledir: “Başlangıçta mutlak varlıktan ayrılan ilâhî nur. Bütün bu mertebelerden sonra toprağa inmiş olan ilâhî nur. bazı tarîkatlarda dervişlerin dönerek icrâ ettikleri zikir ve semâ’ı ifade etmektedir. zaman ve asır gibi anlamlara gelir. bir memleketin her tarafını gezip dolaşma. bir şeyin diğerine teslimi. sırasıyla “akl-ı küll” (taayyün-i evvel). hayvandan insâna ve insândan da insân-ı kâmile geçmek sûretiyle.Okıdum bildüm dime çok tâ'at kıldum dime Eri Hak bilmezisen abes yire yilmekdür Dört kitâbun ma'nîsi bellüdür bir elifde Sen elif dirsün hoca ma'nîsi ne dimekdür Yûnus Emre dir hoca gerekse var bin hacca Hepisinden eyüce bir gönüle girmekdür (Tatcı: 1997. en yüce mertebede yer almaktadır. İkincisi ise.

uğurlu olması veya sağlık. Terim olarak. gül sesi anlamına gelir. yapılacak işin hayırlı. tekkelerde ayinlerde. Farsça kökenlidir. dualar gibi seci ve iç kafiyelerin de yardımıyla  249   . esenlik dileğiyle ve kalıplaşmış bir ifade tarzıyla Allah'a yalvarıp yakarmayı dile getiren dua metinleridir. Gülbanklar. Osmanlı cemiyet hayatında çeşitli toplantılar yanında dinî törenlerde.Yunus Emre'den Bir Devriye Örneği Ey kardeşler ey yâranlar sorun bana kanda idim Divanlar dinler isen diyivirem ezelî vatanda idim Evvel dilimdeki budur Tanrı bir rasûl Hak'dürür Anı böyle bilmez iken bir aceb gümânda idim Kalû belâ dinilmeden tertip düzen eylenmeden Hak'tan ayru değil idim ol ulu dîvanda idim Eyyub ile derde esir inledim ben çektim ceza Belkıs ile hem taht üzre mühr-i Süleyman'da idim Yunus ile balık beni çekti demeye yuttu beni Zekerriyya ile kaçtım Nuh ile tufanda idim İsmail'e çaldım bıçak bıçak bana kâr etmedi Hak beni âzâd eyledi koç ile kurbanda idim Yusuf ile bir kuyuda yatdım bile çektim ceza Yakub ile çok ağladım bulunca efganda idim İsa ile Musa ile sürdüm çıktım Tür dağına İbrahim ile Mekke'ye bünyad bırakanda idim Mi'rac gicesi Ahmed'in döndürdüm arşda na'linin Üveys ile öründüm taç Mansur'la urganda idim Ali ile saldım kılıç Ömer ile adi eyledim On sekiz yıl Kaf dağında Hamza'yla meydanda idim Yunus senin âşık canın ezelî âşıklar ile Allah'ın dergâhında cevlân-ü seyranda idim Gülbank Gülbank kelimesi. bazı dinî ve resmî törenlerde belli bir makamla okunan dualara denir. özellikle tarikat âyinlerinde okunan birbirinden farklı gülbank metinlerinin en belirgin vasfı.

hû diyelim. Demler safâlar ziyâde ola. Tekkelerde doğum. kalfalık. genellikle bitirilen işin ardından gülbank çekmekle görevli kişi tarafından okunur. Zühd ve takvasıyla ünlenen velilerden söz eden eserler. çeşitli faaliyetleri ve vefatı bir irtibat dahilinde anlatılır. hû!" Menâkıbnâme Menâkıb. Dem-i Hazret-i Mevlânâ. sünnet olma. din büyüklerinin manevî hallerini ve durumlarını anlatan rivayetleri ifade eder. mektebe başlama. Bu eserler. velînin ölümünden uzun bir zaman sonra yazılmış olan eserlerdir. hareket ve meziyet anlamına gelir. Edebiyatımızda iki çeşit menâkıbnâme yazılmıştır. Bu türden eserlerde. Cenknâmeleri. 1. iki çeşittir: 1. maceralarını ve manevî kuvvetlerini konu edinen destansı eserler. Hamzanâmeleri. kerem-i İmâm-ı Alî. Battalnâmeleri ve bazı gazavatnâmeleri birinci grubun içerisinde değerlendirmek mümkündür. Din uğruna savaşanların hayatlarını. şeyhliğe geçmesi. Bektâşiyye ve Halvetiyye'nin bazı kollarının yanı sıra Yeniçeri Ocağı'nda da gülbank okunması yaygın bir âdetti. velînin doğumu. konu edilen velîlerin devrinde yahut çok kısa bir zaman sonra kendisiyle aynı çevrede yaşayan kişiler tarafından kaleme alınmıştır. Onlardan bir tanesi şöyledir: "Vakt-i şerîf hayrola. Menâkıbnâme ise. hayırlar fethola. ustalık gibi esnaf teşkilâtı merasimlerinde de gülbangin önemli bir yeri vardı. Derleme menâkıbnâmeler Biyografik menâkıbnâmeler. Allâhu azîmüşşân ism-i zâtının nûru ile kalbimizi pür-nûr eyleye. sırr-ı Şems-i Tebrîzî. tarikata giren yeni dervişe arakıyye giydirme. kelime olarak öğülecek iş. Fütüvvet ehli esnaf arasında yapılan yâran toplantılarıyla çıraklık. Gülbankler. ad koyma. ayrı ayrı kişiler veya velînin takipçileri tarafından yazılır. şerler defola. evlenme gibi törenlerde ve cenazelerde bir şeyh veya hoca efendi tarafından gülbank okunurdu. bir velinin hayatının çevresinde oluşmuş menkabe veya kerametleri anlatan eserlerdir. Abdulbâki Gölpınarlı Mevlevi Âdab ve Erkanı isimli kitabında Mevlevi gülbanglerine de yer verir. İkinci grup eserler ise. Mevleviyye. Bunlar. 2. Terim olarak.ve belli bir eda ile yüksek sesle okunmaya elverişli melodik bir yapıya sahip bulunmalarıdır. yetişmesi. Biyografik menâkıbnâmeler 2. Derleme Menâkıbnâmeler ise.  250   .

2: Yahya b. Kerâmet. Bahşı’nın Emir Sultan’ı konu edinen Menâkibü’l-cevâhir adlı eserinin başlangıcı. Anlar dahi birlikte Bektaş'a teslim oldular. Hünkar seccade üzerinde Hak Teâlâ’ya namazın eda eyledi. eğer sizden biri susam üzerinde seccade salar ise piriniz ol kişidür. Kimsecikler bir ayıbın görmedi. velâyet. Horasan pirleri toplanup sual ettiler. Baki Yaşa Altınok. Hacı Bektaş Velî Menâkıbnâmesi’nden: “Andan Horasan erleri Bektaş’ın ününü işidüp huzuruna vardılar. kudretullah deyüp susam üzerine saldu. Kaynak: Süleymaniye Kütüphanesi. Hünkar Hacı Bektaş Veli kaddesallahü sırrehü’l-azîz. Sultanlığı emmisi Hasan’a virdiler. Bu zamanda mürşidimiz kimdür? Bektaş eyitti. Hünkâr’a babası yerini virdiler. Ol dahi Muhammed Sani oğludur…” Kaynak: Daha geniş bilgi için bk. s. “Hacı Bektaş Veli Hakkında Yazılmış Bir Menâkıbnâme…”. abdestsiz bir gez yere ayak basmadı.Resim 10. Ol pir kabul itmedi. 27 (Ankara 2003). Onlar eyittiler. No: 4559. Hünkar eyitti velâyetimüz iki cihan serveri Hazret-i Muhammed yolağındayım. Pes ol kutb-ı cihân Hazret-i Hünkâr kaddesallahü sırrahü’l-azîz dest edüp ol seccadeyi eline heman alup Bismillah. Pes Hünkar mubarek alnını açup gösterdi. Hacı Mehmet Efendi Bölümü. ömri müddetinde bir gün nefsine uymadı. Şîr-i Rabbü’l-âlemin İmâm Ali’nin sırrındayım. Hacı Bektaş Veli Dergisi. Kerametin gören Horasan erleri toplaşup gelüp Hünkâr’ın pirliğin tasdik ettüler. Velâyete düçar olan ol Şîr’in borçlu iken devesinü satın alıp girüsün girü viren benim. Taharetsiz. görelim. bi-emrillah. Erenler hep birlikte eyittiler. Siz Şahın sırrınu işler isenüz onun nişanlarundan bir nişan kim gösteresüz. Ol Şah-ı Ali’nin kutlu alnında da bir ben nişaneydi. sy. Pes Hünkar Veli ol mübarek sağ ilen açup ayasında yeşil beni nişan gösterdi. duymadı. 177-194  251   . Mevlânâ’nın menkabevî hayatını anlatan eserlerden birini inceleyiniz. Kudretullah emri üzerine seccade öyle kim boşlukta durdu. Onlar dahi bunu göze alamadılar. kudret Hak Telâlâ’dan bize mirasdur. Velâyetinüz nerden gelür didiler.

evreni tanıması ve bütün bu varlıklara hayat veren Allah’ı isim ve sıfatlarıyla idrak etmesi. Dolayısıyla tasavvuf. Tasavvuf edebiyatının temel kavramlarını tanımlayabilmek. tasavvuf düşüncesini öğreten temel kitaplar ve divanlar grup hâlinde okunur. Tasavvuf bu anlamda sanatı besleyen en önemli kaynaklardan birisidir. tecrübeyle elde edilen öznel bilgilerdir. insanın nefsini arındırması ve olgun ahlâka sahip olmasını sağlayan bir disiplindir. tasavvufî edebi zümrelerin isimleri. zikredilen bilgi kaynaklarına ilişkin görüşünün yanında. keşif. Bu kurumlarda. buralarda yazılan eserler ve tasavvuf edebiyatında kullanılan türleri de içerir. Tasavvuf düşüncesinde murâkabe ve müşâhâde gibi bilgi edinme yolları vardır. bazı durumlarda ilgili kaynaklar gösterilmiştir. sâlik ve tâlib gibi isimlerle anılan öğrencinin. mürid. Bunun yanında. sanatçı kişiliği besleyen hususlardandır. Ancak bunu yaparken tasvirlerinde ve konuyu aktarırken kullandığı dilde çok özneldir. Bu ise. haklarında yazılan menkıbeler. mürşid. Her şeyden önce sanat.  252   . Kültür tarihimizde bir edebiyat ve sanat ortamı olarak tekke hayatı hakkında bir değerlendirme yapabilmek. mürid. Bu türden uygulamalar da müridin dinleme. Tasavvufun düşüncesi zaman içinde gelişmiştir. kendine has diliyle de şairleri etkilemiş ve edebiyata yön vermiştir. öncelikle insanın kendini tanıması. çevresinin ve diğer varlıkların farkına varmasıyla mümkün olacaktır. Tekkeler. Bu ise. tecelli. Tekkelerde. sanatta aranan bir durumdur.Özet Tasavvuf ve edebiyatı ilişkilendirebilmek. Böylece tarikat adı verilen tasavvuf ekolleri ve yolları ortaya çıkmıştır. vâridât. İslâm toplumu içinde ortaya çıkan tasavvuf. Bu bilgiler. sûfî. sezgisi. tasavvuf. sünûhât ve ilham gibi kavramlarla ifade edilen çok özel bilgilere dönüşür. Fetihlerle genişleyen İslâm coğrafyası içerisinde değişik kültürlerle karşılaşyan sufiler. yalnızlık ve derin düşünceyle beslenir. Çoğu tekke aynı zamanda bir edebi muhit (çevre) olarak da kültür tarihimizde işlev görmüştür. Sanatkar. yolun usul ve erkanını öğrenip manevi yolları katedebilmesi için bazı sanatlarla uğraşması telkin edilir. Bu bakımdan hemen her tekke bir yönüyle edebiyat eğitimi veren bir okul gibi değerlendirilebilir. Bütün bu özellikler. yolun kurucu şahsiyetlerinin (pir) veya temâyüz eden rehberlerinin edebi eserleri. tekkeler. bu yeni kültürlerden de yararlanarak zamanla farklı tasavvufî görüşlere sahip olmuşlardır. Tekkeler temsil ettikleri yolun ve ekolun usul ve erkanını öğreten kurumlardır. İnsanın kendi iç alemini tanıması. devir ve marifet gibi tasavvufî düşünce içerisinde kullanılan tabirlerdir. vahdet-i vücûd. Geleneksel sanatların yanında mûsıkî ve şiir burada öğretilen başlıca sanat dallarıdır. hayali ve ilhamıyla eserini anlamlı hâle getirecektir. Böylece her tekkenin kendine has özel bir dili ortaya çıkar. Bu kavramlar ünite içinde yeri geldiğinde açıklanmış. Bu yollarla edinilen bilgiler. Tasavvuf edebiyatının temel kavramları. ezberleme ve benzeri metinleri yazma melekesini geliştirir. anlama. bu yolların ve ekollerin kurumlaşmış hâlidir. tekkeleri tarihi süreç içerisinde edebi hayatın merkezi hâline getirmiştir.

Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdakilerden hangisi tasavvufî-edebî türlerden değildir? a. nefes.Tasavvuf edebiyatının türlerini açıklayabilmek. Hikmet e. bazen de halk edebiyatının nazım şekilleri (formlar) kullanılarak yazılmıştır. Bu türlerdeki ürünler. hikmet. Âyin b. Semâî d. ilgili konu içerisinde açıklanmıştır. Durak 2. Ferşiyye b. Bunlar içerisinde en çok kullanılan. Tekkede cemaat hâlinde okunan ilâhîlere ne ad verilir? a. özel türler de vardır. Cumhur 3. devriye. Cenknâme d. bazen divan edebiyatının. divan edebiyatı ve halk edebiyatıyla birlikte kullanılan türler olmakla birlikte. Tasavvuf edebiyatında. Medednâme c. Aşağıdaki eserlerden hangisi destansı menâkıbnâmelerden değildir? a. Hamzanâme b. gülbank ve menâkıbnâme türleri ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. ilâhî. Nefes c. Velayetnâme c. Aşağıdakilerden hangisi tasavvufî-edebî zümreler içerisinde değerlendirilmez? a. Desturnâme d. Mevlevîlik  253   . Gazavatnâme e. Diğer türler ise. Tapuğ e. Battalnâme 4. Bektâşîlik b.

Mizânü’l-Hak’tır. Mustafa Tatcı tarafından yeniden yayınlanmıştır. Yanıtınız doğru değilse. Vesîletü’n-Necât b. Risâletü’n-Nushiyye ise tasavvuf düşüncesinin ele alındığı bir mesnevi olup. e 3. c 5. “Tasavvuf Edebiyatında Zümreler” konusunu yeniden okuyunuz. “Menâkıbnâmeler” okuyunuz. Yunus Emre’nin şiirlerinin biraraya getirildiği Divan’ı. Aşağıdakilerden hangisi 15.  254   . Fakrnâme e. “Tasavvufî Türler” konusunu yeniden okuyunuz. Melâmîlik e. Yanıtınız doğru değilse.c. c 2. Tâhirîlik d. b 4. Hâlilnâme c. d Yanıtınız doğru değilse. konusunu yeniden Yanıtınız doğru değilse. Divân ve Risâletü’ün-Nushiyye olmak üzere iki adet eseri vardır. Halvetîlik 5. Bu eser İslâm’da Tenkit ve Tartışma Usûlü adıyla. Sıra Sizde 2 Kâtip Çelebi’nin dönemin tartışmalarını ele alarak yorumladığı eseri. Muhammediyye d. Yanıtınız doğru değilse. Mustafa Kara ve Süleyman Uludağ tarafından yeniden yayınlanmıştır. bu da Mustafa Tatcı tarafından yayınlanmıştır. Envâru’l-Âşıkîn Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. yüzyılda yazılan tasavvufî-edebî eserlerden değildir? a. “Türk-İslâm Edebiyatı ve Tasavvuf” konusunu yeniden okuyunuz. “Tasavvufî Türler” konusunu yeniden okuyunuz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Yunus Emre’nin.

Tatcı. B. M. Köprülü. İstanbul. Yunus Emre Divanı II. (1997). A. M. Kemikli. Eraslan. İstanbul. Ankara. II.Sıra Sizde 3 Birçok sûfi şair. Sıra Sizde 4 Mevlânâ’nın menkabevî hayatını anlatan en önemli eser. Hikmet Geleneği. Güzel.  255   . İstanbul. (2006). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri. İstanbul. Ankara. (2003). Kemikli. 153-166. Yararlanılan Kaynaklar Artun. (1993). Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı. Dini Tasavvufî Halk Edebiyatı. F. Oğlanlar Şeyhi İbrahim Müfid ü Muhtasar. Dost İlinden Gelen Ses: Tasavvuf Edebiyatı Üzerine Araştırmalar. Ancak özellikle Bektâşî şairlerde bu durum daha açık bir şekilde görülür. K. II. halk edebiyatının nazım şekillerini kullanmıştır. (1983). Bu şairlerden özellikle Kaygusuz Abdal ve Pir Sultan Abdal’ın halk şiiri açısından öne çıktığını görüyoruz. (2008). Ahmed Eflâkî’nin yazdığı Menâkıbü’l-Ârifîn’dir. E. Ankara. Bu bakımdan onların çoğunu halk şâiri yahut halk âşığı olarak da zikretmek mümkündür. B (2004).