You are on page 1of 17

1.

BÖLÜM

TÜRKİYE’DE TARIM
Türkiye’de tarımı açıklamadan önce, tarımın ne olduğuna ilişkin bazı bilgiler vermekte yarar
görmekteyim. Tarım denilince toplumumuzun çoğu bitki yetiştiriciliğini, hatta daha dar anlamda
tarla bitkileri yetiştiriciliğini anlamaktadır. Oysa tarımın birçok anlamı bulunmaktadır:

Tarımın bilimsel olarak anlamı şöyledir: ‘Tarım, toprağı ve tohumu kullanarak bitkisel ve
hayvansal hammedeler üretmek ve bizzat üretilen bu maddeleri yarı veya tam mamul hale
getirmektir’.1

Gelir vergisi kanunumuzda ise tarım şu şekilde tanımlanmaktadır: ‘Zirai faaliyet, arazide,
deniz, göl ve nehirlerde ekim, dikim, bakım, üretme, yerleştirme ve ıslah yolları ile ya da doğrudan
doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle nebet, orman, hayvan, balık ve bunların mahsullerinin
üretimini, avlanmasını, avcıları ve yetiştiricileri tarafından muhafazasını, taşınmasını, satılmasını
veya mahsullerden yeterli bir şekilde faydalanmasını ifade eder’.2

Tarımın genel anlamda tanımını yaptıktan sonra şimdi Türkiye’de tarımı ele alabiliriz.

Tarım, özellikle, az gelişmiş ve sanayileşmesini henüz tamamlayamamış, gelişmekte olan
ülkelerde ekonomiye önemli katkılarda bulunan bir sektördür. Bu ülkelerde ekonominin temelini
tarım oluşturur. Bu nedenle, bunlar, ekonomisi tarıma dayalı ülkeler olarak da nitelendirilirler.
Tarımın ülke ekonomisindeki yerini ve önemini belirten bazı göstergeler vardır. Bu göstergelere
ülkemiz açısından bakmak gerekirse;

A) Geçimini Tarımdan Sağlayan Nüfus Miktarı

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde tarım, nüfusun büyük bir kısmı için geçim kaynağıdır
ve aynı zamanda çalışabilecek yaştaki nüfusun çoğunluğuna istihdam imkanı veren bir sektördür.
Gelişmekte olan ülkeler arasında sayılan ülkemizde de bu durumu gözlemek mümkündür.
Aşağıdaki tabloda ülkemiz nüfusunun tarımla ilgilenen kesiminin yıllara göre sayısal dağılımı
görülmektedir.

YIL TOPLAM NÜFUS TARIMSAL NÜFUS TARIMSAL NÜFUS ORANI %
1927 13.648.000 10.342.000 76%
1960 27.755.000 18.895.000 68,10%
1970 35.605.000 21.914.000 65,10%
1980 44.736.000 25.092.000 56,10%
1990 56.473.000 23.147.000 40,90%
1997 62.606.000 21.870.000 34,90%
2000 67.803.927 23.797.653 35,10%
3

Cumhuriyet döneminden günümüze Türkiye’nin günden güne geliştiğini göz önüne alırsak,
ülkemizin toplam ve tarımsal nüfusu genellikle artarken, tarımsal nüfus oranın azalmakta olduğu

1
A.Fethi Açıl, Tarım Ekonomisi, Ankara, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1971, s.18
2
İleten: Cahit Karagölge, Tarım Ekonomisi, Erzurum, Atatürk Üniversitesi Basımevi, 1987, s.5
3
Devlet İstatistik enstitüsü, Nüfusun Ekonomik ve Sosyal Nitelikleri, Ankara, DİE Matbaası, 2001, s.225

1
görülmektedir. Bunun nedenlerini ise başlıca; tarımda makineleşmeye gidilerek, insan gücüne
duyulan ihtiyacın azalması ve buna paralel olarak kırsal nüfusta istihdam sorunu ile karşılaşan
insanların kentlere göç ederek farklı sektörlere yönelmesi şeklinde açıklayabiliriz.

B) Ülkenin Gıda Maddeleri İhtiyacının Karşılanması

Tarım, çeşitli gıda maddelerini üreten, nüfusun bu maddelere olan ihtiyacını karşılayan,
dolayısıyla beslenme konusunda ve bununla bağlantılı olarak toplumun sağlığı ve kalkınması
konularında etkisi fazla olan önemli bir sektörtür. Toplum sağlığının ve ekonomik-sosyal
kalkınmanın, yeterli ve dengeli beslenmeyle ilgili olduğu bilinmektedir. Beslenmenin yeterli ve
dengeli olabilmesi için ise insanların, gıda maddelerini satın alabilecek gelire sahip olmaları, daha
da önemlisi, almak istedikleri bu maddeleri, ülke içinde, bol miktarda bulabilmeleri gerekir. 80’li
yıllara kadar ülkemiz kendi kendine yetmesinin yanında tarım ürünlerini ihraç dahi etmekte iken,
günümüzde uygulanan yanlış politikalar, sözde yararlı AB normları, Dünya Bankası ve IMF gibi
kuruluşların dayatmacı politikalarıyla bırakın ürünlerimizi ihraç etmeyi, kendi kendimize bile
yetememekte; bunun sonucu olarak da birçok tarım ürününü ithal eder hale gelmiş
bulunmaktayız.

C) Sanayinin Desteklenmesi

Tarımın, sanayi sektörünün gelişmesine olan etkisi ve bu suretle ülke ekonomisne yaptığı
katkı iki yönüyle açıklanabilir.

1-Sanayi için hammadde sağlaması
Gelişmekte olan ülkelerde tarım sektörü, sanayi için de dayanak olmakta, sanayinin ihtiyaç
duyduğu hammaddeleri üretmektedir. Tarımsal hammadeleri işleyen çeşitli sanayi kolları
bulunmaktadır. Ülkemizde, başta gıda ve dokuma sanayileri olmak üzere, deri, kundura, yem,
ilaç, içki sanayileri hammaddesini tarımdan sağlayan önemli faaliyet kollarıdır. ‘Türkiye’de
tarımsal ürünleri sanayide değerlendirme oranı %5-6 olup, gelişmiş ülkelerdekinden (%60’a kadar
çıkmakta) çok düşüktür’.4

2-Sanayi ürünlerine talebin arttırılması
Tarım, sanayi ürünlerini tüketen bir sektör olarak da ekonomide önemli bir yere sahiptir.
Tarımsal üretimde teknoloji geliştikçe ve tarımda verimi arttırıcı girdilere talep fazlalaştıkça, bu
talebi karşılamak üzere ilgili sanayi kollarında gelişmeler olacağı açıktır. Tarım sektöründe yıldan
yıla artan miktarlarda sanayi ürünü kullanılmaktadır. Basit bir örnek vermek gerekirse 1967
yılında kullanılan traktör sayısı 74.982 iken, 1982 yılında bu rakam 491.001 olarak göze
çarpmaktadır.5

D) Milli Gelirde Tarımın Payı

Ülkemizde, tarımsal faaliyet gelirinin milli gelire katkısı giderek azalmaktadır. Ülke
ekonomimizin gelişme hedefi, bilindiği gibi, tarımın milli gelirdeki payının giderek düşürülmesi,
sanayinin payının ise arttırılmasıdır. Yani hedefimiz: sanayiyi ekonominin temel sektörü yapmak,
sanayileşmeyi tamamlamak ve gelişmiş sanayi ülkeleri düzeyine çıkmaktır. Buna somut bir örnek
vermek gerekirse: 1930’da GSMH’da tarımın payı %45’lerde iken, bu oran 1998 yılı itibariyle
%16,5’e kadar gerilemiştir.6

4
İleten: Cahit Karagölge, Tarım Ekonomisi, Erzurum, Atatürk Üniversitesi Basımevi, 1987, s.37
5
İstatistik Göstergeler, Ankara, Devlet İstatistik Enstitüsü Matbaası, 2001, s.185
6
Mahir Gürbüz, Türkiye İçin Tarım, İstanbul, Tema Vakfı Yayınları, 2005, s.26

2
E) Tarım Ürünlerinin İhracatından Sağlanan Gelir

Uluslararası ticarete konu olan tarım ürünlerinin ve sanayi hammaddelerinin piyasalarına
bunların satıcısı olan azgelişmiş ülkeler değil, güçlü ülkeler ve bunların tekelci kuruluşları hakim
durumdadır. Ticari işlemler piyasayı kontrolünde bulunduranların belirlediği ve satıcı ülkelerin
kabullenmek zorunda olduğu şartlarda yapılmaktadır. Ayrıca tarım ürünlerinin yıllık
miktarlarındaki değişmeler veya dalganmalar, bunların ihracatını da etkilemekte ve bu
ürünlerden istikrarsız ihracat gelirleri elde edilmektedir.

‘Türkiye’de ihracatın büyük bölümünü, uzun bir dönemde, tarım ürünleri oluşturmuştur.
Öyle ki, tarım ürünlerinin toplam ihracatımızdaki payı, bazı dönemlerde %90’ları bulmuştur. 1955-
1970 döneminde bu oran %80-85 sevyesinde iken, ülkemiz geliştikçe tarım ürünlerinin ihracattaki
payı giderek azalma eğilimi göstermiştir’.7

2.BÖLÜM

TÜRKİYE’DEKİ TARIM ALANLARI
»Türkiye; toplam 77,9 milyon hektar alana sahip olup, bu alanın yaklaşık %26sını
ormanlar, %16sını çayır ve otlaklar, %35ini de tarımalanları oluşturmaktadır. Türkiyenin
tarım yapabilen toprakları arazi kullanım yetenek sınıflandırılmasına göre
sınıflandırıldığında birinci sınıf arazi miktarı 4,8 milyon hektar, ikinci sınıf arazi miktarı
5,9 milyon hektar, üçüncü sınıf arazi miktarı 6,2 milyon hektar ve dördüncü sınıf arazi
miktarı ise 4,6 milyon hektardır. Ülke topraklarının %60tan fazlası kamuya (devlet,
belediyeler ve özel idareler) aittir. Bunun büyük bir kısmı ise mera ve orman arazisidir.●8

»Bölge Yüzölçümüne Göre Ekili-Dikili Alanların Oranları:

1. Marmara Bölgesi: %30
2. İç Anadolu Bölgesi: %27
3. Ege Bölgesi: %24
4. G.Doğu Anadolu Bölgesi: %20
5. Akdeniz Bölgesi: %18
6. Karadeniz Bölgesi: %16
7. Doğu Anadolu Bölgesi: %10

Türkiye'deki topraklar kullanım amacına göre aşağıdaki gibi sıralandırılabilir:

Ekili dili alan : 174.480.000 dekar
Nadas arazisi : 36.551.000 dekar
Orman : 192.376.000 dekar
Ürün vermeyen : 113.403.000 dekar
Çayır-mera : 123.776.000 dekar
Kullanılmayan alanı : 662.195.000 dekar ●9

7
Karagölge, a.g.e. , s.44-45
8
Cengiz Sayın, Türkiye’de Tarımsal Destekleme Politikaları, Ankara, Afşaroğlu Matbaası, 2003, s.28
9
İstatistik Göstergeler, a.g.e. , s.65

3
Ekili - Dikili Alanların Kullanımı ve alanların kullanım amacına göre dağılımı:

Ekili alan (Tarla) 145.178.000 dekar
Dikili Alan (Meyveli ağaç) 23.373.000 dekar
Sebze-çiçek bahçesi (Sera dahil) 5.929.000 dekar ●10

Ekili - Dikili Alanların Coğrafi Dağılımı

»Türkiye'deki Tarım Bölgeleri:

Karadeniz Kıyıları : Kış ılıklığına ve bol neme gereksinim duyan çay, fındık, mısır ile
tütün, sebze, meyve, keten, kenevir, ayrıca Doğu Karadeniz kıyılarında turunçgil yetişir.

Akdeniz ve Kıyı Ege : Akdeniz iklimine uyumlu olan, turunçgiller, zeytin, incir, susam,
pamuk, pirinç, turfanda sebzeler, muz, çekirdeksiz üzüm, tütün gibi ürünler yetiştirilir.

Marmara : Geçiş iklimi koşullarına bağlı olarak ürün çeşitliliği en fazla olan bölgedir.
Başlıca ürünleri ayçiçeği, zeytin, tütün, çeşitli sebze ve meyveler, tahıllar, dut, fındıktır.
İç Tarım Bölgeleri : Yükselti ve denize göre konuma bağlı olarak çeşitlilik gösteren
tarım bölgeleridir.

Karadeniz Ardı : İç Anadolu ile kıyı arasında geçiş özelliği gösterir. Yüksek yerlerinde
çavdar, buğday, sulak yerlerde pirinç ve sebze yetiştirilir. Hayvancılığın geliştiği,
özellikle tiftik keçisinin yoğun olarak yetiştirildiği alandır.

İç Anadolu ve Çevresi : Bozkırların geniş yer kaplaması nedeniyle koyun ve keçi gibi
küçükbaş hayvancılık yaygındır. Yarı kurak iklim nedeniyle buğday, arpa gibi tahıllar
ile fasulye, nohut gibi baklagiller yetiştirilir.

Erzurum - Kars Bölümü : Yazların kısa ve serin geçmesi tarımsal faaliyetleri
sınırlamıştır. Buğday, arpa gibi tahıllar yetiştirilir.

Yaz yağışlarına bağlı olarak gür otlakların olması büyükbaş hayvancılığı
yaygınlaştırmıştır.

Doğu Anadolu ve Dağlık Yerler : Tarım alanlarının sınırlı olduğu bu yerlerde hayvancılık ön
plana çıkar. Tahıl tarımı yapılır. Sebze ve meyve üretimi önem taşımaz.●11

3.BÖLÜM
10
Bahri Çevik, Türkiye Tarım Arazilerinde Erozyon Sorunu, İstanbul, Tema Vakfı Yayınları, 2005, s.156
11
Genel Tarım Sayımı, Ankara, Devlet İstatistik Enstitüsü Matbaası, 2002, s.148

4
TÜRKİYE’DE TARIMIN GELİŞİMİ ve DEĞİŞİMİ
»Osmanlı’dan Devraldığımız Tarımsal Yapı ve Toplum Düzeni

Ülkemiz tarihinde, tarım alanında yaşanan gelişim ve değişimlere girmeden önce,
konuyu aydınlatıcı olması bakımından Osmanlı’dan devraldıklarımızı kısaca özetlemekte
fayda görmekteyim.

Osmanlı, Cumhuriyete tarıma dayalı bir ekonomi ve toplum yaşamı bırakmıştır.
Osmanlı toprak düzeni aynı zamanda toplumsal yapının da belirleyicisidir. 19. yüzyılın
küresel koşullarında Osmanlı ekonomisinin neredeyse tümüyle yabancı sermayeye bağımlı
bir yapı gösterdiği gözönüne alınırsa, bu yapının, ekonomiyi ve toplumsal yapıyıda
etkileyeceği açıktır. Ayrıca Osmanlı’da üretim, öz tüketim için yapılmaktadır. Üretimin
pazar değeri ancak üç beyaz diye adlandırılan ‘gaz-şeker-bez’12 için geçerlidir. Kullanılan
teknoloji ise karasaban, kağnı ve organik enerji üçlüsüdür.

Sonuçta; Cumhuriyet, ‘Osmanlı’dan toplam nüfusun %88’i, çalışanların %82’si köylü
olan, yaklaşık 7 milyon hektar araziyi işleyen, 1 milyona yakın haneye sahip olan bir tarımsal
yapı devralmıştır’.13 Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da dinsel otorite destekli feodal toprak
ağalığı ve ortakçılık/marabacılık, batıda ise zengin köylü-kiracı ilişkileri vardır. Yani ağa ve
zengin, köylü ile küçük üreticiden oluşan ikili yapı vardır. Toprak mülkiyeti küçük üretici
açısından yaygın değildir. Osmanlı’da tarım-ekonomi-toplum ilişkisini kısaca özetledikten
sonra, şimdi Cumhuriyet tarihinde tarımsal gelişim ve değişim sürecini ele alabiliriz.

CUMHURİYET TARİHİNDE TARIMSAL GELİŞİM ve DEĞİŞİM SÜRECİ

A) İlk On Yıl (1923-1933)

Osmanlı’dan devralınan tarımı yukarıda kısaca belirtmiştim. Cumhuriyetin tarım
bakımından anlamlı değişimlerin gerçekleştiği ilk dönemi, kuruluş yıllarını kapsayan ilk on
yıl oluşturmaktadır. Bu dönemde üretime dönük gerçekçi bir yaklaşım benimsenmiştir. ‘Bir
zulüm haline gelen aşar vergisi (o dönemde mevcut bütçenin %22’sini oluşturmaktadır)
kaldırılmıştır (17 Şubat 1925)’.14 ‘1926’da çıkarılan Medeni Kanun ile köylüye toprak
mülkiyet hakkı tanınmıştır’.15 ‘1927-1929 yılları arası 711 bin hektar arazi dağıtımı
yapılmıştır’.16

Özetlenen bu somut siyasetin sonucu, sultanın kulu olan reaya köylü, Cumhuriyetin
özgür yurttaşı köylüye dönüşmüştür. Dağıtılan arazide kullanılan girdilerle artan üretim,
yurt genelinde döşenen demir yolu ağlarıyla, tüketim pazarlarına taşınmaya, dolayısıyla
değer bulmaya başlamıştır.
Görüldüğü gibi tarım 1923-1933 yıllarında ana sürükleyici sektördür ve savaş
yıllarından sonra ekonominin yeniden inşası, esas olarak tarım kesiminin dinamizmi
12
Mehmet Özaslan, Küreselleşme ve AB ile Bütünleşme Sürecide Türk Tarım Politikaları, Gaziantep, GÜ Basımevi,
2003, s.13
13
Mahir Gürbüz, a.g.e. , s.35
14
Bilsay Kuruç, ‘Cumhuriyet Döneminde İktisat Politikalrı Üzerine Gözlemler’, TMMOB Dergisi, 2001, yıl;7, sayı:7,
s.8
15
Mehmet Özaslan, a.g.e. , s.36
16
Mehmet Özaslan, a.g.e. , s.36

5
sayesinde gerçekleşmektedir. Köylüyü sahiplenme ve destekleme anlayışına dayalı bu süreç
tarımsal üretimi de arttırmıştır. Günün zor koşullarına ve 1929 dünya ekonomik
bunalımına rağmen, ülkenin iç tüketimi karşılanabilmektedir.

B) Devletçilik Dönemi (1933-1946)

Tarımda önemli, anlamlı değişim ve gelişimlerin yaşandığı ikinci belirleyici dönemi
1933-1946 arasını kapsayan devletçi ekonomi kesiti oluşturmuştur. 1933-1938 1’nci Sanayi
Planının damga vurduğu bu dönemde, sanayide olduğu gibi tarımda da önemli gelişmeler
olmuştur. Sermaye birikiminin ve özel girişimciliğin son derece yetersiz olması ve ekonomik
uğraşların devlet eliyle yerine getirilmesinin zorunluluğu nedeniyle uygulanan devletçi
politikalar tarımda da etkili olmuştur. ‘Devletin tarıma ilişkin politikaları bu anlayış
neddeniyle kamu sorumluluklarının gelişmesi, korumacı-desteklemeci anlayışların
yaygınlaşması biçiminde ortaya çıkmıştır’.17

Bu dönemde de miri toprakların dağıtım siyaseti sürdürülmüştür. Bu siyaset 1945
yılında çıkarılan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ile daha da kapsamlı hale getirilmiştir.
‘Örneğin, 1930’da 5 milyon hektar olan hububat ekiliş alanı, 1940’da 8 milyon hektarı
geçmiştir’.18 Toprak dağılım dengesizliğini gidermeye yönelik, torak reformu gibi radikal
çözümler gündeme gelmesine rağmen, iktidara etkili olan büyük toprak sahiplerinin
etkisiyle uygulanamamıştır. Bu dönemde göze çarpan diğer önemli gelişmeler ise sırasıyla
şöyledir:

1- 1935’te Tarım Kredi Kooperatifleri kurulmuştur.
2- 1937’de Ziraat Bankası kurulmuştur.
3- 1944’de Türkiye Zirai Donatım Kurumu kurulmuştur.
4- 1945’te Toprak İşleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur.(tarımsal destekleme
politikaları)
Sonuç olarak devletçilik dönemi, devletin tarıma dönük sorumluluklarının çok geliştiği,
bu amaçla uzun yıllar sektöre hizmet eden kurumların oluştuğu, tarımsal örgütlenmenin
başladığı ve üretimin geliştiği bir süreci oluşturmuştur.

C) Çok Partili Dönem (1946-1960)

Tarımın önemli gelişmeler gösterdiği bir başka dönemi ise 1946 ile başlayan çok partili
ya da devletçiliğe tepki politikalarının ortaya çıktığı zaman kesitini oluşturmuştur. ‘Dönem
içerisinde 1946-1953 yılları göreli açık pazar koşullarında tarıma dayalı büyüme yılları ve
1954-1960 yılları iç pazara yönelik korumacı dış ticaret politikaların izlendiği yıllar olarak
tanımlanabilir’.19

1946 yılında Cumhuriyet Türkiye’si geçmişiyle siyasi ve ekonomik anlamda yeni bir
kopuş yaşamıştır.
Bu yıl 16 yıldır kesintisiz olarak izlenen kapalı, korumacı, dış dengeye dayalı ve içe
dönük iktisat politikalarının adım adım gevşetildiği, ithalatın serbestleştirilerek büyük
ölçüde arttırıldığı, dış ticaret açıklarının kronikleşmeye başladığı; dolayısıyla dış yardım,

17
Salih Sönmez, ‘Özelleştirme ve Yapısal Uyarlama’ Oknos, 2001, yıl;10, sayı:10, s.9
18
Mehmet Özaslan, a.g.e. , s.11
19
Mahir Gürbüz, a.g.e. , s.38

6
kredi ve yabancı sermaye yatırımları ile ayakta duran bir ekonomik yapının yerleştiği bir
dönemi açmıştır.

Dönemin belirleyici bir başka niteliği de savaş sonrası konjonktürdür. Birçok ülke gibi
Türkiye’nin gündemine de IMF, Dünya Bankası, OECD gibi uluslararası oluşumlar
girmeye başlamıştır. Savaş sonrasının gündeme getirdiği Marshall Planı döneme damgasını
vurmuştur. Her ne kadar bu plan savaşta yıkılmış Avrupa’ya besin üretmek için ortaya
çıkmış ise de, nihai amacı bu olan plan, sonuçta Türkiye tarımında modernleşmenin de
önemli belirleyicisi olmuştur.
Truman Doktrini ve Marshall Planı çerçevesinde alınan dış yardımlarla, Türkiye’nin
özellikle SSCB sınırına yönrlik karayolları yapıldı, traktör dışalımı gerçekleştirildi.
Bunlardan birincisi ABD’nin askeri, ikincisi ise ABD’nin ekonomik istemlerini karşılar
niteliktedir. ‘Türkiye IMF, Dünya Bankası ve OECD’ye 1947, NATO’ya 1952 yılında üye
olmuştur. 1946 Nisan’ında Amerikan Missouri zırhlısının İstanbul’a gelişi abartılı gösterilere
sahne oldu ve Türk-ABD yakınlaşmasının halka ilişkiler bölümü de böylece tamamlandı. Bu
yakınlaşma, Türkiye’nin 1950 yılında Kore Savaşı’na katılma kararının alınması ile, uzun
yıllar değişmeyecek olan ‘sadık müttefik’ boyutuna taşındı’.20

Sistemli bir biçimde devletçi-korumacı politikalara son verilmesini, Türkiye üzerindeki
inceleme, öneri ve raporları ile telkin eden yabancı danışmanlar, iktisat politikalarının
biçimlenmesinde rol oynayan dışsal etkenlerin arasında sayılabilir. Belli bir süre sonra,
Amerika kurumlarında ve üniversitelerinde ‘yetiştirilen’ Türk uzmanlar, aynı doğrultudaki
önerilerin hareketli savunucuları ve uygulayıcıları olarak Türkiye Cumhuriyeti kamu
yönetimine de egemen olacaklardı.

İyi tarafından bakacak olursak; tarıma dönük kamu hizmeti gelişimi ve korumacı
anlayış, liberal ekonomi politikalarına rağmen bu dönemde de hızlanmıştır. ‘DSİ, EBK, Yem
Sanayi, Toprak Su, Zirai Mücadele, Toprak İskan Genel Müdürlükleri bu dönemde
kurulmuşlardır’ 21

Kısaca özetlemek gerekirse, makineleşmeye bağlı ekili alanların artışı ve girdi
kullanımına bağlı verim yükselişi toplam üretimi yükseltmiş, tarım ürünü pazara açılmaya
ve köylünün ürün kazancıyla yaşam biçimi gelişmeye başlamıştır.

D) Planlı Dönem (1960-1980)

1960’la başlayan ve süreçte Planlı Dönem diye anılan yirmi yıllık zaman da tarım
açısından önemli gelişmelere tanıklık etmiştir. Dönemin belirleyici etkenini ‘teknoloji
kullanımı’ oluşturmuştur. Siyasete genelde popülizm damga vurduğundan, iktidara farklı
partiler gelmesine rağmen, benzer tarım politikaları uygulanmıştır. Verim artışıyla yükselen
üretimin değerini bulması anlamında fiyat ve alım desteklemeleri de gelişmiştir. ‘Dönem
başında 8 olan destekleme kapsamındaki ürün sayısı 1980’de 24’e çıkmıştır’.22
Destekleme araçları artmış, desteklemeye ayrılan kaynaklar yükselmiştir. Ürün fiyat ve
devlet alımı desteklerinin yanında, girdi sübvansiyonları da gelişmiştir. Özellikle devletin

20
Mahir Gürbüz, a.g.e. , s.41
21
Mehmet Özaslan, a.g.e. , s.15
22
Mahir Gürbüz, a.g.e. , s.41

7
görev zararı üstlenmesi karşılığında, gübre maliyet altında fiyatlarla üreticiye aktarılmış,
ilaç destekleri uygulanmış, düşük sulama ücretleri ve düşük kredi faizleri geçerli olmuştur.

Tarımsal üretimin pazara açılımı ve pazar talebine göre ürün deseni gelişimi planlı
dönemde çok daha hızlanmıştır. ‘Süreç sonucu, bitkisel üretim içinde hububatın değer payı
%25’lere inerken, sanayi bitkisi payları %30’lara, meyve-sebze değer payları ise %50’lere
yaklaşmıştır’.23 ‘Dönem boyunca kırdan kente göç de hızlandığından, tarımsal nüfus oranı
%68,1’den %56,1’e inmiştir. GSMH payı ise fiziksel üretimde azalma olmamasına rağmen
sanayi ve hizmet sektörlerinin daha hızlı gelişmeleri nedeniyle %40’tan %25,5’e düşmüştür’.24

Planlı dönem olarak bilinen 1960-1980 için özet bir değerlendirme olarak, üretimde
modernleşmenin hızlandığını, üretimde en hızlı artışların meydana geldiğini, üretim
gelişimine teknoloji kullanımına bağlı verimliliğin damga vurduğunu, destekleme
uygulamalarının kapsam ve yöntem olarak geliştiğini, kente göçün arttığını, dünya
pazarıyla ilişkilerin geliştiğini ifade etmek mümkündür.

E) Seksen Sonrası Dönem –Pazar Ekonomisi-

Seksen sonrası yılları, tarımla ilgili ilginç bir dönem olarak nitelemek mümkündür. Ne
var ki bu ilginç niteliği tarımda önemli gelişmelerin olduğu bir dönem olarak
değerlendirmemek, tersine tarımda önemli sorunların yaratıldığı bir süreç olarak görmek
gerekmektedir. ‘24 Ocak 1980 kararları, tipik bir IMF istikrar politikası paketi ile Dünya
Bankası yapısal uyum programının tüm unsurlarını içermektedir: devalüasyon, KİT zamları ve
fiyat denetimlerinin kaldırılması, politika değişimleri önlemleri…’ 25 Bu genel çerçevenin
tarıma yansıması; destekleme kapsamının daraltılması, tarımsal ürün fiyatlarının
baskılanması ve iç ticaret hadlerinin Cumhuriyet döneminde görülmemiş ölçüde tarımın
aleyhine dönmesiyle kendini göstermiştir.

Dönemin tarım açısından ilk belirleyici özelliğini, işlenen tarım arazilerinin artık
artmaması, hatta azalaması oluşturmaktadır. Kentsel gelişme, sanayi yatırımı, yol
güzergahı, turizm ve benzeri gerekçelerle, özellikle verimli toprakların bulunduğu
bölgelerde, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı, toplam işlenen arazide azalmaya yol
açmıştır. ‘Toplam tarım arazisi miktarı 28 milyon hektardan, 26,4 milyon hektara inmiştir’.26

‘1989 yılında 32 sayılı karar çıkartılarak, döviz getirme misyonu finans kapitale devredildi.
Bu, bankacılık kesimini kamudan beslenen bir asalak şekline dönüştürdü’.27 Türkiye’nin
2000’li yıllarda giderek sıklaşan krizlerle karşı karşıya kalmasının önemli nedenleri
arasında da, bankacılık kesiminin bu sağlıksız ve kırılgan yapısı bulunmaktadır.

Sermayenin merkezleşmesi ve kısa süreli sermaye hareketlerinin kural tanımaz bir hız
kazanması, az gelişmiş ülke ekonomilerini yapısal krizler ile karşı karşıya bırakmıştır. 1994
ile başlayan kriz dönemlerinde, üretken tüm sektörlerde yaşanan krizi tarım sektörü daha
derin olarak yaşamıştır.
23
Mehmet Özaslan, a.g.e. , s.16
24
Mahir Gürbüz, a.g.e. , s.42
25
Mehmet Özaslan, a.g.e. , s.16
26
Mehmet Özaslan, a.g.e. , s.18
27
Salih Sönmez, a.g.m. , s.10

8
IMF ve Dünya Bankası’nın biçimlendirdiği ‘istikrar programları’nın harcama azaltıcı-
kaydırıcı politikaları, özelleştirme adı altında süre giden talan ve kamunun devreden
çıkarak örgütsüz köylü ile sermayeyi karşı karşıya bırakması, kişi başına ulusal gelirin
1/3’ünü alan Türkiye köylüsünün yoksulluğunu daha da derinleştirmiş, açlık sınırında-
altında bir yaşama mahkum etmiştir.

Desteklemeye konu olan ürün sayısı, 1994 krizi sonrasında keskin bir şekilde
azaltılmıştır. ‘1992 yılında 26 olan desteklenen ürün sayısı, 5 Nisan 1994 kararlarıyla birlikte
9’a düşürülmüştür’.28 Türkiye, 1996 yılından bu yana, tarım ürünleri ithalatçısı bir ülke
konumuna girmiş, temel tarım ürünlerinde kendine yeterli ülke konumun hızla yitirmiştir.

Kısaca, kamuoyunda dışa açılma yönlü pazar ekonomisi olarak adlandırılan 1980
sonrası döneminin tarım açısından özetini, teknoloji gelişimi, girdi kullanım artışı ve
sulamaya dayalı verim ve üretim artışına rağmen, ürün ve girdi fiyatları nedeni ile sektörün
göreli olarak kaynak yitirdiği bir dönem olarak nitelemek uygundur.

» İlk on yıl (kuruluş yılları), devletçilik dönemi, çok partili dönem (devletçiliğe tepki
dönemi), planlı dönem ve pazar ekonomisi dönemi olarak sektör tarım açısından belirleyici
zaman dilimleri kapsamında verilmeye çalışılan bu süreci, ‘tarımda önemli değişim ve
gelişim’ olarak nitelemek yanlış olmayacaktır. Ne var ki, tanımlayıcı örnekleri verilen bu
gelişim sürecini, Türkiye’nin tarımda yeterli gelişmişliği sağladığı anlamında yorumlamak
mümkün değildir. Kuşkusuz son derece önemli ve etkili gelişmeler yaşanmıştır ama, bugün
bile Türkiye’nin üretmesi gerekeni, gerekli olan verimlilikte, yeterli kalitede, gereken
maliyette ürettiğini söylemek zordur. Ülkenin doğal, ekolojik olanak ve potansiyelinin
üretim gücünden optimal ölçüde yararlandığımızı ifade etmek güçtür.

Ülkemiz tarımında bütün bu sorunların olması ne tarımda yaşanan önemli gelişimin göz
ardı edilmesini ne de tarımın Türkiye toplumu ve ekonomisi açısından taşıdığı yaşamsal önemin
yadsınmasını kesinlikle gerektirmez.

YAPILMASI GEREKENLER

Son çeyrek yüzyılda izlenen politikaların, tarım sektörünün çökme noktasına getirdiği
ve Türkiye köylüsünün yoksulluğunu derinleştirdiği, üretimin sürdürülebilirliğinin önemli
bir tehdit altında olduğu ortadadır.
Türkiye’nin sosyo-ekonomik özellikleri açısından son derece önemli bir sektör olan
tarım sektörünün, planlı bir kalkınma ilkesi doğrultusunda geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu, aynı zamanda ülkenin bütüncül kalkınması açısından da önemli bir zorunluluk
taşımaktadır.

Yapılması gerekenler:

a) Ulusal Tarım Politikası Belirlenerek Yaşama Geçirilmelidir.

28
Bilsay Kuruç, a.g.m. , s.11

9
Kamu yararı ilkesi doğrultusunda, emekçi sınıfların çıkarına uygun bir politika
belirlenmeli, uzun ve kısa dönemli planlamalarla bu politika hayata geçirilmelidir. Türkiye
tarım politikalarını, IMF ve Dünya Bankası’nın belirlediği teslimiyetçi-işbirlikçi döneme
son veilmelidir. DTÖ’nün ‘daha fazla liberalizasyon’ amacıyla tüm dünyada başlattığı
görüşmelerde, Türkiye tarımının sosyo-ekonomik koşullarına uygun pozisyonlar
alınmalıdır. Açıkça Türkiye çıkarlarına aykırı bir şekilde gelişen Gümrük Birliği
Anlaşması’nın tarım ile ilgili kapsamının değiştirilme olanakları gözden geçirilmelidir.

b) Tarımsal Kamu Yönetiminde Düzenlemelere Gidilmelidir.

Tarım alanındaki özelleştirmelere son verilmeli, yaşanan deneyimler ışığında, üretim ve
üretici açısından olumlu sonuçlar ortaya koymayan, verilen taahhütlere uyulamayan,
üretici ve tüketici kesimlerinin çıkarları aleyhine özel sektör tekelleri oluşturan geçmiş
özelleştirmeler incelenerek, alanın kamu yararı ilkesi doğrultusunda düzenlenmesine özen
gösterilmelidir.

c) Tarım Sektörünün Üretim Cephesi Düzenlenmelidir.

Tarımın, yoğun teknoloji kullanarak, düşük maliyetler ve yüksek verimlerle çalışan bir
yapıya kavuşması sağlanmalıdır. Bu amaç için öncelikle uygun tarımsal işletme büyüklüğü
gerçekleştirilmelidir. Katma değeri yüksek işletme süreçleri kurgulanarak, genel ülke
ekonomisine katkı sağlayacak ürünlerin üretimine ağırlık verilmelidir.

»Tüm bunların başarılabilmesi, ulusalcı ekonomi politikaları ile olanaklıdır;

Türkiye bütçesi, iç ve dış borç faiz yükü altında ezilmektedir. Borcun çevrilebilir olması,
bu yapı altında ancak yeniden borçlanmaya bağlıdır. Ülkenin çıkışı, sanılanın (bazı çevreler
tarafından kurgulananın) aksine, ancak ülke ekonomisinin üretime odaklandırılması ile
olanaklıdır.

KAYNAKÇA
1) Gürbüz. Mahir, Türkiye İçin Tarım, İstanbul, Tema Vakfı Yayınları, 2005.
2) Özaslan. Mehmet, Küreselleşme ve AB ile Bütünleşme Sürecinde Türk Tarım Politikaları, Gaziantep,
GÜ Basımevi, 2003.
3) Sayın. Cengiz, Türkiye’de Tarımsal Destekleme Politikaları, Ankara, Afşaroğlu Matbaası, 2003.
4) İstatistik Göstergeler, Ankara, Devlet İstatistik Enstitüsü Matbaası, 2001.
5) Genel Tarım Sayımı, Ankara, Devlet İstatistik Enstitüsü Matbaası, 2002.
6) Karagölge. Cahit, Tarım Ekonomisi, Erzurum, Atatürk Üniversitesi Basımevi, 1987.
7) Çevik. Bahri, Türkiye Tarım Arazilerinde Erozyon Sorunu, İstanbul, Tema Vakfı Yayınları, 2005.
8) Devlet İstatistik Enstitüsü, Nüfusun Ekonomik ve Sosyal Nitelikleri, Ankara, DİE Matbaası, 2001.
9) Sönmez. Salih, ‘Özelleştirme ve Yapısal Uyarlama’, Oknas, 2001, sayı:10, s.9
10) Kuruç. Bilsay, ‘Cumhuriyet Döneminde İktisat Politikaları Üzerine Gözlemler’, TMMOB Dergisi,
2001, sayı:7, s.12

10
11
12
13
14
15
16
17