You are on page 1of 34

i dBmi

~~,
~~ ~

...•~
iü ğ ü
Toplumsal Araştırmalar Dergisi

200& 2
Akademi Günlüğü
Toplumsal Araştırmalar Dergisi
ISSN: 130&-228X
Ciil: 1 Sayı: 2 Bahar 200&
Sahli
MAlisu ois Tic. LTD. SıL AlıNA
Abdullah TEMİZKAN

Sorumbf Yazı illariMüdürü
MusaKILIÇ

EtItÖr
Hayati BEŞİRLİ

EdItör YardlDICIlan
Abdullah TEMİZKAN Ahmet KARAÇA VUŞ

Yayın Kurulu
Cafer GÜLER Serdar SARISIR
İbrahim şİRİN Funda SELÇUK
Musa KILIÇ Fuat GÖK
Yusuf KODAZ İbrahim ERDAL
Mehmet EKİZ Turgay YAZAR
Bayram YILDIZ

Akad8mik Damşma Kurulu
Prof. Dr. İzzet ÖZTOPRAK Doç. Dr. Abdullah GüNDOÖDU
(Ankara Üniversitesi) (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Azmi SÜSLÜ Doç. Dr. H. Gazi TOPDEMİR
(Ankara Üniversitesi) (Ankara Üniversitesi)
Prf. Dr. Mehmet şAHİNGÖZ Doç. Dr. Üçler BULDUK
(Gazi Üniversitesi) (Ankara Üniversitesi)
Prof. Dr. Kurtuluş KAYALI Yrd.Doç. Dr. Serdar SAÖLAM
(Ankara Üniversitesi) (Hacettepe Üniversitesi)
Prof. Dr. Beyhan KARAMAÖARALI Doç. Dr. A.Vecdi CAN
(Hacettepe Üniversitesi) (Sakarya Üniversitesi)
Prof. Dr. Sadettin GÖMEÇ Doç. Dr. Mehmet MEDER
(Ankara Üniversitesi) (Pamukkale Üniversitesi)
Doç. Dr. Recai COŞKUN YrdDoç. Dr. Süleyman SEYDİ
(Sakarya Üniversitesi) (S. Demirel Üniversitesi)
İletişim Bilgileri
Hanımeli Sk. 45/5 Sıhhiye/ Ankara, Tel: (312) 229 92 62 ve (312) 229 92 63
Web: www.akademigunlugu.come-posta:bilgi@akademigunlugu.com
Dizgi ve oEset hazırlık Fuat Gök
.
Içindekiler
( Cilt: 1 Sayı: 2 Bahar 2006)

• Osmanlı İmparatorluğu'nda İçki Küıtürü/
Abdullah Temizkan, 1-23

• Türk-Yunan Nüfus Mübadelesinde Gayrimübadi! Konusu ve Mübadeleden
Iskat ( Çıkma) Yolları/
İbrahim Erda~ 25-39

• Osmanlıların Rakip Devletlerin Taht Mücadelelerine Müdahaleleri/
Haldun Eroğlu, 41-55

• Roman v.~Otobiyögrafi'l
Nurettin Oztürk, 57-87

• Yeni Üç Tarz-ı Siyaset Veya Türk Dünyasında Düşünce Sorunları/
Abdullah Gündoğdu, 89-102

• Tapu Tahrir ve Maliyeden Müde"vverDefterlere Göre Rumeli'de
Ahiler (1430-1480)/
Hava Selçuk, 103-113

• Günümüze Ulaşamayan Anadolu Selçuklu Saray Ve Köşkleri/
Alptekin Yava!, 115-129

• Türkiye'nin Sanayileşmesinde Küresel ve Yerel Belirleyiciler "Denizli örneği" /
Gürcan ŞevketAvaoğlu, 131-149

• Kültepe Metinlerinde Geçen Hububat Türleri ve Ticareti/
L. Gürkan Giikçek-Rem'{j Kui!4oğlu, 151-160

• Textile Industry in ındo-Pakistan Subcontinent During tlıe Middle Ages/
Çeviren: S. Haluk KORTEL, 161-165

.,: Kitap Tanıtımları ...•
• Osmanlı İmgeleminde Avrupa/
Abdullah Temizkan, 167-176

• Niğde Tarihi Üzerine/
Akademi Günlüğü, 177-178
Akademi Günlüğü
Toplumsal Araştırmalar Dergisi
Cilt: i. Sayı: 2 Bahar 2006,57-87 ss.

Roman ve Otobiyografi
Sıradışı Bir Kadının Otobiyografisi ve Kırmızı Karanfıl Ne
Renk Solar? Adlı Romanların
Otobiyografik Kaynakları Üzerinde Bir İnceleme
Nurettin ÖZTÜRK'

Özet
Türk romanı dünya romanının önemli ve gelişmiş bir şubesidir. Batı romanına göre
Türk romanı geç ortaya çıkmıştır. Ancak, yaklaşık 135 yıllık bir süre içinde, Türk kültür ve
edebiyatının göreceli zenginliğine dayalı olarak hızla gelişmiş ve bir dünya romanı haline
gelmiştir. 1980'den bu yana, Türk romanı yeni bir döneme girmiştir. Bugünkü Türk
romanının başat özelliği, edebi türler açısından girişik oluşudur.
Bu çalışmada usta bir erkek yazar olan Erhan Bener ile genç bir bayan yazar olan
Feyza Hepçilingirler'in birer romanı, girişiklik ve özellikle otobiyografık veriler açısından
incelenmiştir.
Ulaşılan sonuç şudur: Romancılar tipoloji ve kurgu bakımından otobiyografiyi a,na
kaynak olarak kullanmaktadırlar. Bu durum bir acemilik eğilimi değil yeni Türk romanının
özgül niteliklerinden biridir.
Arıahtar Sözcükler: Roman, girişik, özyaşamöyküsü, tipoloji, Erhan Bener, Feyza
Hepçilingirler

Roman and Otobiyografi
Abstract
The Turkish novel is an important and higWy developed part of the world noveL.
The development of the Turkish novel is delayed compared to the West noveL.However,
Turkish novel has rapidıy improved in the last 135 years and it is nowamong the well
known the world novels trough the contributions of relatively rich the Turkish cultur and
literature. The Turkish novel has been came into new era since 1980. One of the main
characteristics of the Turkish novel is that it has carried involved features among the other
literature genre. .
In this study, experienced novelist Erhan Bener's and new novelist Feyza
Hepçilingirler's one of the novels is were investigated with respect to involved and
autobiographical features.
İt has been concluded that both novelists have used typology and fiction as a main '
source in their autobiographies. Inspide of the novelists inexperiences, this issue can be
explained as the specific characteristic of the new Turkish noveL.
Key Worrls: Novel, involved, autobiography, typology, Erhan Bener, Feyza
Hepçilingirler

Giriş
Roman XX. yüzyıla değin yalnızca kurmaca gereksinimini karşılamışu. Bu
nedenle diğer türler bağımsız biçimde varlıklarını sürdürebilmiştir. Ancak XX.
yüzyılda güçlenen modernist roman anlayışı, türleri karıştırarak anlatı genel başlığı
alunda toplanabilecek metinler ortaya çıkarmıştır.

Son çeyrek yüzyıl içinde Türk romanı da nitelik değiştirmiş ve girişik bir
biçime bürünmüştür. Klasik romanın tektürden/birörnekli yapısı yerini türlerin
bileşimine ve girişik bir bütünlüğe bırakmışur. Roman aruk bünyesinde
otobiyografı, anı, söyleşi, şiir, tiyatro, sinema gibi edebiyat ve sanat türlerini bariz
biçimde barındırmaktadır. Girişiktiğin ikinci görünüşü çok-alanlı tutumdur. Eskiden
tarih, toplumbilim ve siyasetle daha yakın ilişkileri olan romanda psikolojik, felsefi,
dinsel ve mistik eğilimler güçlenmiştir. Bugünkü Türk romanını incelemek için hem
edebiyat kuramı, hem de bilim dalları açısından çok-alanlı olma gereği doğmuştur.
Bu incelemede iki roman odak alınarak yazarlarının yaşam öyküleri ile ilişkileri
sorgulanmış; bu arada bir romanı incelerken yazarın diğer romanları da destek metni
olarak referans alınmışur. Böylece romanlar kendi iç bütünlükleri, kardeş romanlar
dünyası, türler arası ilişkiler ağı, bilim dalları arasındaki alışverişler bakımından
incelenmeye çalışılmışur. Bu inceleme kertelerinde kullanılan ana yöntem
karşılaşurma olmuştur. Varılan yargı, roman incelemesinde çok-alanlı tutumun
kaçınılmazlığı ve romanın girişikliğinin bir dönem karakteristiği olduğudur. Türk
romanı modernist roman anlayışının egemen olduğu bir dönemi yaşamaktadır.
Yazarlar genellikle fıziksel portreyi göz ardı edip psikolojik gerçekliği öne çıkarırken
hayaun anlamını, sevgiyi, yalnızlığı ve haksızlığa karşı mücadeleyi bireyekseninde
anlatmaya başlamışlardır. Bu incelemede ele alınan romanlarda, özünde mistik
eğilimi güçlenen yoğun bir hümanizm gözlemlenmektedir. Çünkü yazarlar
romanlarında hayatı anlaurken aynı zamanda insanın bu dünyadaki yeri ve anlamını
da sorgulamaktadırlar. Romanın vardığı bu aşama, yaşananların ve çekilenlerin
kazandırdığı olgunluğun eseridir.
Bu çalışmada temel hareket noktası şu soru olmuştur:

Roman ile özyaşamöyküsü ve anı arasında nasıl bir ilişki
örgüsü vardır?
Gerçekte her yapıt az veya çok ölçüde, doğrudan ya da dolaylı biçimde
özyaşam ögelerine dayanır!. Yazar fıgüratif ve tipik malzemeleri kendi yaşamından
ve anılarından türetir. Çoğunlukla başkişi yazarın yansımasıdır. Fuzuli "Bende
Mecnun'dan füzun aşıklık isti'dadı varl Aşık-ı sadık benim, Mecnun'un ancak adı
var" derken bu gerçeği en yalın ve kestirme biçimde dile getirmiştir. Tanzimat
romanının "züppe" tipi Ali Bey'den Biliruz'a; "Didon Arif'2lerin romana
yansımasıdır. Ahmed Midhat'ın Rakım'ı attar çıraklığından yükselen, hesabını
kitabını iyi bilen yazarın; Mizaneı Murad'ın Mansur Bey'i Dağistan'dan Avrupa'ya
geniş bir coğrafyayı kültürel dinamikleriyle tanıyan yazarın kendisidir. Fikret'in
Süha'sı, Halid Ziya'nın Ahmed Cernil'i, bir bakıma umutsuz aşkından dolayı intihar
edip arkadaşlarınca kurtarılan Mehmed Rauftur. "Salon Köşelerinde" nin kişileri ve
"Zavallı Necdet" ler melankolik ve bohem bir kuşağın temsilcisidirIer. Hüseyin
Cahid'in Nezih'i hem yazarın, hem de o kuşağın otobiyografik arke-tipidir.
Gökalp'ın Ortaç'ı düşünürün tipik aynasıdır. çalıkuşu, Anadolu Notları'nı kaleme
alan Reşat Nuri'dir3. Han Duvarları bir anı-şiirdir. Handan ve Rabia Halide Edib'in
kalın çizgilerle belirgin biçimde çizilmiş oto-portreleridir. Mavi Sürgün
otobiyografik bir romandır. Ahmed Haşim kendi kişiliğini şürlerinde melalkolik bir
tip olarak yansıtır. Huzur'daki İhsan Yahya Kemal, Mümtaz Tanpınar ve Nuran
yazarın bir arkadaşının eşidir. Tarık Buğra'nın Küçük Ağa'sı ile Yaşar Kemal'in İnce
Memed'i ebeveyn anılarından beslenir. Orhan Kemal'in romanları bir ırmak gibi
akan yazarın hayatının kesitleridir. Bu noktada son ve önemli bir örneğe
değinilmelidir. Önertoy, Yakup Kadri'nin romanlarını "nehir roman" kavramı
açısından incelemiştir4. Kiralık Konak'tan Panorama'ya değin Yakup Kadri'nin
romanları uç uca eklendiğinde 1850-1950 arasını anlatan bir ırmak-roman dizilişi
gösterir. Ancak bu dizilişe koşut başka bir ırmak daha vardır: Yakup Kadri'nin
anıları. Yazarın özyaşamöyküsünden anıya doğru gelişen kendi geçmişi ile ilgili
anlatılarını Anamın Kitabı, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, Vatan Yolunda, 'Zoraki
Diplomat ve Politikada Kırk Beş Yıl biçiminde dizrnek mümkündür. Uç uca
ekleyerek bu anılara "ırmak-anı" demek uygun olur. Adile Ayda'nın aşağıya alınan
anısı, yazarın iki ırmağı nasıl birlikte değerlendirdiğini, anı birikimlerini ne ölçüde
romanlarında kullandığını göstermesi bakımından önemlidir:

" ... şu suali sordum:
-Geçen gün bütün eserlerinizi sırf hatıralarınızIa yazdığınızı söylüyordunuz.
Halbuki romanlarınızda bu kadar hayalperest tipler vardır. Bunları da
sadece hatıralarınızIa mı yarattınız?
Biraz düşündü ve :
-Hatıralarıınla ve hayallerimin hatırası ile.
-Hah, dedim, öyleyse buna muhayyile ismi verilemez mi?
Güldü ve 'Belki!' dedi" 5

2 Didon Arif, Kuleli Yakası sanıklarındandır. "O vakte göre şık giyinir, Frenk usUlü tavırlar
takınır, tırnaklarını uzatır, daima münevver fikirli görülür ve ihtilalci geçinirdi ve 'Ah bir ihtilal
olsa bayrağı çekip öne geçeceğim' diye söyler idi. Teşebbüsün sebepleri arasında dini hükümlere
riiiyet edilmemesi de sayı/dığından Arif Bey bu gibi kayıtlarla zaten iiziide bir kimse olduğundan, o
zamanın devlet adamları tarafindan sevilip sayılan ve menkfbeleri bir cilt dolduracak kadar çok
olan meşhur Ebu 'I-Enf Vehbi Molla : 'Haydi diğerlerine bir şey demeyelim, fakat şu din
diiviisında Didon Arif'in işi ne' der idi. " Bkz. Ali Rıza-Mehmed Galib, 1977, s.26, ıo3
JÖnertoy, 1974, s.81-109; Önertoy, 1989a
4 Önertoy Olcay, 1989b, 5.35-56

5 Ayda, 1998,5.76-77,212
Bir özyaşamöyküsü olan Anarrun Kitabı'nın önsözünde de Yakup Kadri
"ömrü yeterse okurlara ikinci bir Anarrun Kitabı'nda romanlarının bütün
anahtarlarını "vermiş olacağını" belirtir.6

Bu son sözden yola çıkılarak "romanların anahtarları anılardır" yargısına
ulaşılabilir. Yakup Kadri anılan yapıtın önsözünde Anamın Kitabı'nı "devlet
düşkünü bir aile içinde bir zavallı çocuğun romanı" biçiminde tanımlar.
Özyaşamöyküsü ve anı ile roman bu noktada sınırları belirsizleşen, girişik türler
olarak görünmektedir?

Güncel Türk edebiyatında anı ile romanı iç içe veren en önemli romano
Selim İleri'dir. Onun bütün romanları, yitip gitmiş ve bir daha geri gelmeyecek
zamanları anlatan birer anı-romandır. Bu anı-romanların arkasındaki hakim fon ise
annesinin yüzünden yansıyan ve yazarın kişiliğinde sürüp giden hüzündür8. Cemal
Süreya da Selim İleri'nin anı-romanlarında anlattığını Fotoğraf şiirinde özetler9.

Yukarıda sergilenen bakış açısı doğrultusunda, bu çalışmada iki çağdaş Türk
romancısının birer odak metni ve ona yardımcı olacak destek metinler çevresinde,
roman ile anı ve özyaşamöyjüsü arasındaki ilişkiler örgüsü karşılaştırmalı bir biçimde
incelenmeye çalışılacaktır.

I-Erhan Bener'in Romanlarında Otobiyografik Unsurlar
Yazar niçin yapıtta anılarına ve otobiyografık ögelere yer verir? BU soruyu
doyurucu biçimde yanıtlayabilmek için öncelikle yazarın niçin yazdığına bakılmalıdır.
Yazma nedenlerinin başında ölümlÜ, yalnızlık ve haksızlığa karşı çıkma duyguları
gelir. Bu üç kaygı yazarın bir insan olarak bütünlenme ve bireyleşme süreci sonunda
bir bakıma ebecli hayat özlemini yapıtıyla gerçekleştirmesine yol açar.

Güncel Türk edebiyatında Erhan Bener bu izlekleri bütün yapıtlarında
bilinçli bir biçimde işler.
Yazarın çıkış noktası doğrudan doğruya anı, gözlem ve yaşantılarıdır. Bener
bu gerçeği "Yazar olarak hiç kuşkusuz beslendiğim en önemli kaynak, kendim' dir" 1 1
sözleriyle dile getirmiştir.

Nasıl Reşat Nuri Güntekin erken dönem Cumhuriyet edebiyatının en
önemli öğretmenlerlZ ve memurlar13 romancısı14 ise; yakın dönem Cumhuriyet

6 Karaosmanoğlu, 1983, s.16
7 Özyer, Alman yazınbilimciterin çoğu kez bu türlerin hepsi için "Anı Edebiyatı" terimini
kullandıklanm belirtiyor. Özyer, 1994, s. 17
8 İleri, 2002, s.14,18,192, 308, 345; İleri, 2003, s.56
9 Cemal Süreya, 2000, s,182

LO Özdenoğlu, 1998, s.28-29
ı1 Tunç, 2004a, s. 24-27
12 Kavcar, 1994, s.39-43 ve 96- i i 1

13 Reşat Nuri'nin erkek başkişileri; i hukukçu, 3 mülkiyeli, 3 doktor, 2 mühendis ve 2
öğretmenden oluşur. Emi!, 1989, s.32, 46
edebiyatında da Erhan Bener bürokratlar ve öğretmenler romancısı olarak dikkati
çekmektedir. Bener bir söyleşisinde Reşat Nuri'nin Sivas'a maarif müfettişi olarak
geldiği zaman evlerinde konuk olduğunu ve kendisini yüreklendirdiğini, yazarlık
hevesini e~kilediğinibelirtirıs.

Erhan Bener'in yazma grafiği hep aynı doğrultuda; genel müdür,
malmüdürü, kaymakam, hükümet doktoru, emniyet amiri, daire başkanı, şube
müdürü, bakan gibi görevlilerin geçit töreni yaptığı Bürokratlarl6 adlı anı kitabından,
bir öğretmeni anlatan Sıradışı Bir Kadının Otobiyografisi17'ne doğru gelişir.

Aşk-ı Muhabbet Sevda18 adlı öykü kitabında yer alan Alabalık öyküsü 3/4
oranında anılara dayanır ve olay Paris Büyükelçisi Necdet ile eşi Semin etrafında
gelişir19.

Emre Kongar'ın Hocaefendi'nin Sandukası ve Hilmi Yavuz'un Taormina'sı
türünden düşsel (fantastik) ve uzaksamalı (egzotik) bir roman olan Ünlü Gezgin
Macellos Da Vinci'nin Akılalmaz Serüvenleri20 adlı romanının başkişisi Kerim
Turgut Amerika'da ve Hindistan'da Türkiye'yi temsil etmiş bir diplomattır.

Polisiye roman tütündeki Loş Ayna21'nın üç önemli kişisinden (Milide-
Sahir-Selçuk) Sahir savcıdır.
Sisli Yaz22'ınbaşkişisi Aydın otuzlu yaşlarında başarılı bir avukattır.
Elifin Öyküsü23'nde üst kurmacanın anlatıcısı yaşlı avukattır.
Kafka'nın Değişim'ini ansıtan Böcek24'in başkişisi emekli komiser Recai'dir.
İç içe geçmiş iki öyküden oluşan ve yazarın romanlarının anahtar kavramını
veren Tekilleşme2s'nin iki başkişisinden Çiğdem doktordur.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Politika'da Kırk Beş Yıl adlı anı kitabı ile
Panorama adlı romanının karışımı gibi olan Ortadakiler26 adlı üstkurmacalı romanın
başkişisi emekli avukattır. Ortadakiler'de eşcinsel kimliği ile başarılı bir biçimde
çizilen şair Doğan, kaymakam olur. Yine Ortadakiler'de önceleri Ecvet'i seven, ben-

14 Kaplan, 1957, s.4-7
15 Andaç, 2004, s.33
16 Bener, 1982, 1984, C. I, C.I1; II. Cildin 175-267. sayfalan arasında aynı metnin oyunlaştırılmış

biçimi de bulunmaktadır. Bu bölüm aynı adla bir tiyatro metni olarak da bir çok kez basılmış ve
sahnelenmiştir.
17 Bener, 2004b (Bundan sonra kısaca Otobiyografi olarak anılacaktır.)
18 Bener, 1993a
19 Bener, 1993a, s.7-18; Yıldız, 1996, s.7-12
20 Bener, 1981

21 Bener, 2000a

22 Bener, 1999b
23 Bener, 1994

24 Bener, 1995
25 Bener, 1993b "'-,
26 Bener, 2003a
anlatıcı İhsan ile evlenen ve romana temel olan anı defterini kaleme alan Zeynep,
Atatürkçü bir öğretmendir.

Hınzır Kız27'ın iki başkişisinden biri emekli validir. Aynı romanda emekli
vali ile gizli ilişkisi olan Ruhan tarih-coğrafya öğretmenidir28. İşlevlerinden biri
öğretmenlik olan akademisyenleri de "hoca" terimiyle öğretmenler öbeği içinde
düşünmek uygun olur. Bu bağlamda Hınzır Kız'daki psikiyatri profesörü "Hoca",
Dönüşler'deki dayı emekli arkeoloji profesörü, Köleler ve Tutkular'daki sorunlu ve
bunalımlı kişiliğiyle felsefi bir kahramana dönüşen başkişi sosyoloji profesörü
"Hoca" dır. Aynı romandaki işlevsel tiplerden biri olan yardımcı kişi Batur sosyoloji
doçenti, Oyuncu29'nun başkişisi Kerim Turgut'un oğlu ve yardımcı kişilerden biri
olan Cüneyt iktisat doçentidir.3o

Pek çok romanında olduğu gibi yalnızlık izleğinin önde olduğu Ölü Bir
Deniz3ı romanının başkişisi düzenli bir hayat sürmüş evli, dört çocuk babası ve üç
torun dedesi emekli biyoloji öğretmeni Adnan Refik'tir.

Öğrencilerine insan olarak öncelikle saygı duyan bir öğretmen etrafında
bazen masal, bazen tarihsel örnek veya oyun yardımıyla sevgi, arkadaşlık ve
çalışkanlığı aşılayan Burcu Öğretmenin Öyküleri32'nde başkişi Burcu Öğretmen'dir.

Yalnızlar33 romanının başkişisi Nevzat doktor, sürgün edildiği Edremit'te
arkadaş olduğu Galip üsteğmen, Galip'in eşi Nerınin müzik öğretmeni, Tanpınar'ın
Huzur'undaki Suat'ı andıran ve kalbinin üzerine çarpı atarak intihar eden Necati
Fransızca öğretmenidir.

Otobiyografik yanı ağır basan Baharla Gelen34 romanında başkişi, iktisat
fakültesi mezunu, bankacı, filozofik ve sanatkar kişilikteki asteğmen Reha'dır.

27 Bener, 2005
28 Bener'in hem ruhı, hem de fizikı tasvirini yaptığı nadir kahramanlardan biri olan Ruhan'a ve
Hınzır Kız romanının öğretmen tipine ilişkin yönüne Özçelebi değinmez. Özçe!ebi, 2004a, s.276-
279; Tezden beni haberdar eden ve kendisindeki nüshadan yararlanmama izin veren Hocam Prof.
Dr. Önder Göçgün'e teşekkür ederim.
29 Bener, 1999a

30 Özçelebi, 2004a, s.330-337; Özçelebi'nin tezi, Otobiyografi yayınlanmadan bitirilmiştir. Bu
yüzden bizim incelediğimiz roman üzerinde doğalolarak bu tezde durulmaz. Bununla birlikte
Özçelebi Bener'in kahramanlarını tezinde yapısal, sosyal, psikolojik, zihinsel tipler biçiminde
tasnif ederek incelemiştir. Bener'in tipleri için genelolarak bu kaynak doyuıucudur. Yalnız
romanları kendi aralarında ve çağdaş Türk edebiyatının benzer romanıarı ile karşılaştırmak daha
yararlı olurdu. Özçelebi'nin Otobiyografi üzerinde tahlili olmayan takdirkar bir tanıtım yazısı
vardır. Bkz. Özçelebi, 2004b, s. 28-29;
31 Bener, 200la

32 Bener, 1992

33 Bener, 2002

34 Bener, 1985s. 8; Andaç, 2004, s.95; Romanm sonunda Reha, nöbetçi askere "Çerkes misin?"

der. Nöbetçi "Hayır teğmen im " diye yanıtlar. Oysa ast üste "komutanzm" der; ancak üst astı
rütbesiyle anar. Bener askerliğini Niğde'de yedeksubay (asteğmen) olarak yapmıştır. Bener Erhan,
Gemilerde makine mühendisi gibi çalışan 45 yaşında bir emekli
çarkçıbaşının başından geçen düşsel bir öyküyü Eliadegil"sonsuz dönüş söyleni"
çerçevesinde anlatan Dönüşler35' de, başkişinin ölen dayısı üniversitede arkeoloji
dersleri veren, filozof nitelikli bir hocadır.

Bürokratlar oyununda önemli kişilerden biri Hülya Öğretmen'dir. Hülya
Öğretmen, Aşk-ı Muhabbet Sevda adlı öykü kitabında yer alan "Taşrada Gizli Aşk"
öyküsünün de İstanbul'a atama yaptırabilmek içın gönül ilişkisine giren
başkişisidir.3G. Adını "Söyle ey mutrib-i nazende eda/ Ne imiş Aşk-ı Muhabbet
Sevda" nakaratlı şarkıdan alan "Ne İmiş Aşk-ı Muhabbet Sevda" adlı öykünün
başkişisi, bir genelev kadınına vurulan Almanca öğretmeni Hüdai Bey'dir37.

Görüldüğü gibi Bener'in ana kişileri toplumsal tipoloji açısından üç
sözcükle tanımlanabilir: Emekli, memur (hukukçu, maliyeci, kaymakam, doktor,
asker, polis), öğretmen (sınıf öğretmeni, Türkçe, tarih, biyoloji, müzik). Bu tipoloji
için de üç kaynak belirlenebilir: Babası, kendisi ve tarudıkları. Bu çevre bir yanı
maliyeci bir yanı avukat olan Bener'in sivil toplumdan ziyade politik toplum (resmi
kurumlar) içinden yaşama baktığıru gösterir. Kamu çalışanı olmayan tek başkişi Elif
de, bir avukat duyarlılığı ile değil edebiyatçı duyarlılığı ile anlatılır.

Erhan Bener'in bir yandan bürokratlar romancısı, bir yandan da anıları
kurmacaya dönüştüren bir yazar oluşunun en önemli göstergesi, yukarıda sıralanan
yapıt ve kişilerin ötesinde, kaleme aldığı Bir Büyük Bürokratın Romanı38'dır. Bu
yapıt Türk yazınında örneğine fazla rastlanmayan biyografik roman türünün önemli
örneklerindendir. Yapıtı aşağıda anılan kitaplar dizisinde değerlendirmek uygun
olacaktır39:

2001 b, s. 46; Roman Aytaç tarafmdan psikolojik gerçekçi roman kavramı açısından incelenmiştir:
Aytaç, 1990, C.I, s.39-46; aynı yazı Bener, 1985, s.5-ll'e aynen alınmıştır.
35 Bener, 2004a; Bener'in amcası, Tanrı Anlayışı, Hz. Muhammed'in Felsefesi, Filozoflar
Ansiklopedisi (4 cilt) gibi yapıtları olan ve 1928'de Sorbon'da felsefe doktorası yapan ünlü
felsefeci Cemil Sena (Ongun)'dır. Bener'in amcası ile ilişkileri ve onun kişiliği ile ölümü üzerine
verdiği bilgiler, Dönüşler'deki dayı figürü ile örtüşmektedir. Bkz. Bener, 2001 b, s.240,253;
Andaç, 2004, s.28-30; Ongun'un Zerdüşt Böyle Dedi'den esinlenerek yazdığı Ahuramazda
Böyle Dedi ve Bener'in Fransızcasından okuduğu nu belirttiği Kuran'ı çağrıştıran Zaratuştra ile
Kuran Meali, Dönüşler'de filozof day mm kütüphanesinde orta rafta durur. Bener, 2004a, s.118;
Ongun'a göre, ölümden sonraki yaşam üzerine ilk inanç, Kuran'm bazı imalarda bulunduğu
Zerdüşt'ün kitabıdır. Dönüşler, Ongun'un kitapları eşliğinde okunarak ayrıca değerlendirilmelidir.
Şimdilik bkz. Ongun, 1979, s.23,146,343,370
36 Bener, 2004c, s. 12l-l35

37 Bener, 2004c, s. 19-32

38 Bener, 1991
39 Mithat Cemal Kuntay'ın ilk olgun örneklerini (Namık Kemal, Mehmet Akif, Ali Suavi) verdiği
bu türde, adı belirtilen biçimde olmasa da iki yaşamöyküsüne, araştırmacı titizliği, güzel Türkçesi
ve sevgi dolu yaklaşımı ile nesnellik arasında kurduğu denge bakımından önemle değinme gereği
vardır: Ayvazoğlu, 1995, ve Ayvazoğlu, 1997
1.Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp, Mehmet Emin Erişirgi!, İst.
Remzi Kitabevi, 1984
2. İslamcı Bir Şairin Romanı: Mehmet Akif, Mehmet Emin Erişirgil, İst.
Remzi Kitabevi, 1986
3. Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan, Oğuz Atay, İst. İletişim
Yayınları, 19984o
4. Yüzbaşı Selahattin'in Romanı, İlhan Selçuk, İst. Remzi Kitabevi, 1975,
CI-II
5. Bir Büyük Bürokratın Romanı: Memduh Aytür, Erhan Bener, İst. Bilgi
Yayınevi, 1991 1. bs. 2000c 2. bs

Cemal Süreya'nın portrelerden oluşan 99 Yüz41'de "Cumhuriyet'in en
büyük bürokratı" diye tanıttığı Memduh Aytür, Bener'in bu biyografik romanının
başkişisidir. Kurgu ile yorumun iç içe geçtiği bu yapıtta Bener 1981'de "bu
dünyadan gerisinde güçlü bir iz bırakarak göçenlerden" Aytür'ün ibretli yaşam
öyküsünü yeniden kurar. Bener, yapıtı içinecİnsanlar öldükten sonraki yaşamlarını,
onları tanıyanların anılarında sürdürürler. Ben de onu başkalarının anılarından
çıkarmaya çalışacağım. Kendi anılarırnla karıştırarak. Belki bir puzzle oyunu gibi,
onu tanıyabileceğimiz bir imge oluşacak." der. Bener'e göre onurlu, dürüst,
görevinde ödünsüz ve başarılı bir bürokrat olan Aytür Don Kişotlar çizgisinden
gelen bir savaşçı, sevimli, ilginç, inatçı, bazen öfkeli bir roman kahramanıdır. DPT
uzmanlarından Aytür'ün "19S0'li yıllardan beri Türk ekonomi ve maliye tarihinin
dönemeçlerinde hep gölgesi" vardır.42

Bener'in ilk romanı Acerniler, yazarın Kayseri' de 1944-1946 arasında
okuduğu lise yıllarından ürettiği otobiyografik bir romandır. Brüksel'de iki yıl resim
öğrenimi gören altmış yaşında ve üç aylık ömrü kalmış ressam ve resim öğretmeni
Zamt İloğlu'nun düş, saneı ve sanrılarını anlatan Kedi ve Ölüm43 adlı romanı ile
"tuvallerine imzasını atmasa da, yapıtlarına damgasını vurmuş olan o üstün yetenekli
sanatçılardan biri" nin, dostu ressam Cernil Eren'in biyografik romanı Işığın
Gölgesi44 aynı kaynağın, yazarın anılarının ikiz ürünleridir. Bürokratlar yazarının
yazarlık serüvenini anlatan otobiyografik romanı Oyuncu' da ve Çıldırtan Yağmurlar

40 Bkz. Yalçın, 1982, s.88-97; Aytaç, 1982, s.94-104
41 Cemal Süreya, 1991
42 21.07.1960- 17.11.1 960 tarihleri arasında tedviren Merkez Bankası Başkanlığı, ardından Hazine
Genel Müdürlüğü (iki kez), Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı, DPT Müsteşarlığı (iki kez),
TürkiyeInin OECD nezdindeki büyükelçiliği, SSK Yönetim Kurulu Üyeliği ve T. İş Bankası
Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmış olan, "bürokratların en büyük ismi" olarak anılan, meslektaşı
Cemal Süreya (Cemalettin Seber) tarafından Nizamülmülk tasarımına sahip diye nitelenen ve
Türkiye'nin kalkınmasında büyük emekleri bulunan Ay tür' ün "kalkınma" kavramı, idaresi ve
bilgisi alanında (Kalkınma Yarışı ve Türkiye, Ank. Bilgi Yayınevi, 1970; Türk Kalkınma
Hukuku, Ank. TODAİE Yayınları, 1988; "Ortak Pazar", Amme İdaresi Dergisi, Haziran 1970
gibi) önemli kitapları ve makaleleri vardır. Bener bu biyografıyi Aytür'ün kızkardeşi Macide
Alpen'in ısrarlı isteği üzerine yazmıştır. Bu biyografık romanıarın ayrı bir incelemede Goethe'nin
Faust'u ve Balzac'ın Mutlak Peşinde'si ile karşılaştırmalı olarak ele alınması gerekir.
43 Bener 2003b

44 Bener, 2000b
oyunundan romanlaştırdığı Macellos Da Vinci'nin Akılalmaz Serüvenleri'nde aynı
ad: Kerim Turgut, başkişi olarak bulunur. Ortadakiler'de Bener İhsan'dır. Erhan
Bener bu romanda Yakup Kadri'ninkine göre ters bir panorama çizer. Grekçe pan
bütün, rama görüntü demektir. Panorama, "bir nokta çevresinde 360 dere çe
dönüldüğünde görülebilen tüm çevre görüntüsüdür"45. Bener ise dokuz kişinin
çevresinde dolaşarak 1950'lerden 1990'lara yaklaşık yarım yüzyıllık Türkiye ve dünya
gelişmelerini bireyodaklı olaylarla anlatırken çevreden, yani toplumsal olandan
kişilere yani bireysel olana ve merkeze doğru iner.Yakup Kadri aynı kurgu sürecini
Politika'da Kırk Beş Yıl46 adlı anı kitabında da kullanır. Bu anı aynı zamanda İsmet
İnönü merkezli bir romandır. 1922'den 1965'e dek süren gelişmeler bu am-romanda
"altın çağdan uzaklaşma" söylenine (mitosuna) bağlı olarak anlatılır. İsmet Paşa'yı
sürekli uyaran duygu Atatürk'ün erken ölümüdür. Yazar ise İsmet Paşa'yı ilk
dönemlerindeki kararlılık ve sağlamlıktan sürekli uzaklaşan biri olarak gösterir. Bu
durumuyla "Zoraki Diplomat", hem Panorama'da ve hem de Politika'da Kırk Beş
Yıl'da geriye yönsemeci bir tutum içindedir. Erhan Bener'in Ortadakiler romanında
ise böyle bir geriye yönseme tutumu (regression) ve iş işten geçtikten sonra geçmişe
dönme eğilimi (retrospection), inkisar yoktur. Bener bu konuda çağıyla uyumludur.
Üstelik onun merkezi çocukluk yıllarını hep bir kurtarıcı bekleyerek geçiren Yakup
Kadri ve kuşağı gibi "büyük adam" değil bizzat kendisidir. Yakup Kadri'ye göre
Cumhuriyet'in özlenen düzeyde yerleşememesinin nedeni halkla önderin arasında
giren bürokratlardır. Oysa Bener için bürokrasi daha genel düzlemde Prens
Sabahattinci bir kavramdır. Bu bakımdan Yakup Kadri bürokrasinin resmini, Bener
ise onların filrnini yapar47. Yakup Kadri'nin roman ırmağı bir romandan öbürüne
kıvrılan dönemeçler biçiminde akarken Bener'in romanlarında akış bireylerin iç-
oluşum süreçleri biçimindedir. Dönem romancısı diye nitelenebilecek olan iki yazar
arasında böyle bir fark olduğu vurgulanmalıdır. Bu fark aynı zamanda partili bir
yazar ile bürokrat bir yazar arasındaki farkı ifade eder. Emekli avukat olan yazar ile
tez yazmak için onunla görüşmeye gelen bir çocuklu 1959 doğumlu asistan
arasındaki yakınlaşma süreci ile iç içe 1940'lardan 1980'lerin sonuna dek gelişen ülke
olaylarının dokuz arkadaş çevresinde anlatıldığı Ortadakiler'in kişileri için,
üstkurmacanın yazarı onları yakından tanıdığını, sevip değer verdiğini, birlikte
yaşadıklarını belirtir. Bu yazar birçok açıdan İhsan'dır. Bener Bolu'da şiddetli mafsal
romatizması geçirir ve İstanbul Validebağ' da bir süre prevantoryumda yatar48.
Ortadakiler'in üstkurmacasındaki "yazar" da asistan hanıma burada on iki-on üç
yaşında iken yattığını anlatır. "İhsan'ın sanatoryum hakkındaki düşünceleri,
duyguları, büyük ölçüde o prevantoryum günlerinden esirılenilerek yazıldı."49 Bener
kişilerini anılarından "kes/parçala-yapıştır" la yani kolaj tekniğiyle yaratır.
Üstkurmacanın "yazar" kişisi ile dönem romanının İhsan'ının yolları romanın

45 Karaosmanoğlu, 1987, s. 14
46 Karaosmanoğlu, 1999
47 Aslında Erhan Bener 'in bütün yapıtlarının, sahneye ve sinemaya uyarlanabilecek bir yanı var. "
Aliye, 2001, s.334
48 Andaç, 2004, sAO; Vedat Günyol, Hilmi Ziya Ülken ve Berna Moran gibi ünlüler de 1930

sonlarında, Bener ile aynı dönemde bu prevantoryumda kalmışlardır. Günyol 4-5 yıl sonra yine
aynı yerde kalmıştır. Bkz. Günyol, 2004, s.92-93
49 Bener, 2003a, s.75
sonunda kesişir. Asistan ile "yazar" el eledir ve emekli banka memuru İhsan'ın eşi
Zeynep, onlara bakarak "Utanmıyorlar!" der. 33jXL'UII bölümlük düzenlemesiyle
tesbihi ve sabrı çağrıştıran Ortadakiler, başarılı bir kurguya sahiptir. Bener'in yazma
grafiği içinde Ortadakiler üç nokta ile dikkat çekmektedir. Bunlardan ilki Tekilleşme,
Böcek, Ölü Bir Deniz ve Hınzır Kız gibi romanlarda görülen emekli ve boşanmış
yaşlı Faustyen kamu çalışanı erkek ile genç, çocuklu, mutsuz genç kadın ilişkisi ya da
Ölü Bir Deniz'deki sözlerle "gecikmiş mucize"so; ikincisi "hınzırlık" vurgusuS1,
sonuncusu da şiir alıntıları ve Bener'in platonik döneminden kalma şairliğini sürekli
duyumsatan şiirsel anlatımdır.

Bener, yayınlanan ilk romanı Acemiler'deki adıyla Türkçe öğretmeni Nesrin
Hanıms2'ın gözüne girmek ve pek başarılı olmadığı edebiyat derslerinden kurtulmak
için, Kayseri'de lise öğrencisiyken, şürler yazar. Babası Raşit Bey, Bener'in aruzIa
yazdığı ve içinde bir iki haması şürin de bulunduğu Bener'in Sesler adını verdiği şür
dosyasını 1948'de bastırır. Bener'in şiirle ilgisi romanlarında iki biçimde gözlemlenir:
Şiir yazma ve şiir alıntılama. Şiir yazma konusunda yazarın dört ayrı tutumu vardır:

a) Bener roman ve öykülerine bazen özgünS3,
b) bazen de uyarlamaS4 şürler koyar.
c) Bazen ünlü şairlerden dizeler alırss.

50 Bener, 200 ıa, s.293; altmış yaşlarındaki emekli biyoloji öğretmeni Adnan Refik tiplemesinde
Bener başka kişisel anı, gözlem ve yaşantıları yanında, yaşama anlayışını biyolojiye ve doğa
bilimlerine dayandırmış olan Türkiye'nin ilk doğa bilimleri doktorlarından babası Mustafa Raşit
Bey'in özelliklerini de kes-yapıştır yöntemiyle kullanmıştır. Krş. Bener, 200 ib, s.120; Andaç,
2004, s.22-27; Aytaç, 1999, s.283-290; Özkırımlı, 1995, s.155-157
51 Bener, 2003a, s.398, 421; Hınzır kavramı Bener, 200S'te 7 kez (s.16,17,30,145,167,191,192);

Otobiyografi'de üç kez (s.232,235,476) geçer.
52 Bener'in Hikmet adını kullanmasının nedeninin ailesince göbek adı olarak verilmesi mi, yoksa
orta okulda platonik olarak aşık olduğu Hikmet mi olduğu bilinmiyor. "Müthiş aşık" olduğunu
söylediği ikinci kişi, kurmaca adıyla Türkçe öğretmeni Nesrin'dir. SBF'nde okurken de onunla
buluşur. Yıllar sonra yeniden karşılaşırlar. Andaç'a "Hiilii onun etkisi var üzerimde" der. Andaç,
2004, s.36,73,77; Ellinci yaş dönümünde kendisiyle hesaplaşırken Faust benzeri bir 17 yaşa dönüş
travması geçirdiğinde bu aşkları yeniden değerlendirme gereği duyar. Andaç, 2004, s.169;
Bener'in gecikmiş mucize etrafında pek çok romanında anlattığı aşk bu içten içe süren geçmişe
dayalı yaşantı olmalıdır.
53 Bener, 1981, s.18, 19,20-36,42,46-47,63,88,93-98,104,140-141 (İğneleyici uyarlarnaların
bolca yer aldığı bu yapıtı yazar önce oyun olarak yazmış, sonra romanıaştırmıştır. O nedenle, bu
uyarlamalar koro tarafından sahnede söylenmek üzere yapılmıştır.) Bener Erhan, 2003c, s.106,
109-11 i
54 Bener, 1984, s. 177-178, 194, 196-197,211,214,219,224,237,243,245,262,267 (Şarkı ve
türkülerden uyarlarnalar. Bu yapıt da Bener, 1981' in tersine anı-öyküden türetilmiş bir oyundur.
Bu bakımdan Bener, Yaprak Dökümü yazarına benzer. Reşat Nuri bu yapıtı önce oyun, sonra
roman biçiminde yazmıştır.). Bürokratlar oyunundaki şu dörtlüğü, yazarın anılarının özeti olarak
aktarmakta yarar görüldü: "Erhan Bener der ki ben de memurdum/Yirmi beş yılzmı zar zor
doldurdum/Devlete millete hizmet ederken/Roman, öykü yazdım; oyunlar kurdum!"
55 Bener, 1993b, s.25 (Gökalp'tan); Bener, 2004a, s.297 (Yahya Kemal'den); Bener, 2005, s.99,
196 (Can Yücel'den Sevgi Duvarı); Bener, 2003a, s.26, 154, 164 (Bilge Karasu-Ece Ayhan
karışımı roman kahramanı Doğan'dan), 166, 176 (şarkı ve türkü dizeleri), 168 (A.Haşim'den);
Ayrıca bkz. Andaç, 2004, s.47
Yazarın şairanelik konusunda Andaç'a söyledikleri, bu bağlamda önemlidir.
Bir arkadaşı, Baharla Gelen romamndan aldığı cümleleri alt alta dizerek şiir gibi
okur. Vapurda karşılaştığı bir okuru, Yalmzlar'dan esinle şiirler yazmıştır5G. Böyle
cümlel dizeler Hınzır Kız' da da vardır. Durak veya tefilelere de bölünebilen şu
cümleler gerçekte şiir değil, yazarın diline sinmiş iç uyaklı ve ölçülü söyleyişin
kendiliğinden çıkışı biçiminde anlaşılmalıdır:
"Masasına davet etse gelirler mi acaba? i Arkalardan bir esinti geliyor. i
Başında bir hafiflik var.1 Eliyle bileğini tutup kontrol ediyor. i Arada yine, i
Tekliyor mu ne? i O zaman bir garip oluyor insan./ Ölüm sanki/ O iki atış
arasındaki / Duraklama sırasında pusu kurmuş, bekliyor. / Yeter, söz
benim deyip, çıktı işin içinden./ Şimdi artık, emekli bir memur 0./ Hemen
her akşam burada./ Yarım saat önce, yarım saat sonra, ama hiç
aksatmadan./ Hiçbirini tammıyor. Hepsi ona yabancL"57

İlk kez 1988' de yayınlanan ve Zeynep'in am defterinden hareketle
kurgulanan Ortadakiler'de kullandığı "hınzırlık" kavramım Bener, ilk basımı 1995'te
yapılan ve Olcay'ın not defterine dayalı olarak kurgulanan Hınzır Kız adlı
romamnda hem ad, hem de motif olarak kullamr. Olcay'ı MülkiyeWer Birliği
lokalinin bahçesinde uzaktan izleyen emekli vali, bu kızın zeki, hırçınlıI< ve küstahlık
ışıkları saçan bakışlarından hınzırlık okur. Önceden birkaç kez lokalde onu şair-
fılozof5s biriyle otururken görmüştür. Daha ilk göz göze gelişte yargısım koyar:
"Hınzır bir kızdı bu. Bu tür kızlara gerek var mıydı?"59 Olcay'ın arkadaşları Aysel ve
Nurten'e göre de o "hınzır kız" dırGO.Emekli valiye göre hınzır olmamn ölçüsü açık
ve cesur olmak, hiçbir şeye aldırmamak, gözü kara ve garip olmak, korkutucu bir
ciddiyet içinde anlaşılmaz ama vazgeçilmez olmak, oyuncu olmak gibi niteliklerdirGl.
Bu niteliklerden hınzırlık tammlaması değil olsa olsa güçlü bir kişilik çıkar. Gerçekte
hiç güçlü bir kadın sayılamayacak olan otuz yaşlarındaki Olcay da kendini hınzır
olarak görmemektedir. Bu niteleme yalmzca emekli valinin kuruntu ve
yakıştırmasıdır. Okay'ın sevgi, cinsellik, annelik ve yaşam yönlerinden kimlik ve
güvence sorunları vardır. Bu durumuyla Okay Türk romamndaki kadınlık
durumlarım yaşayan ve sorgulayan Bovaryen kadın kişilerden herhangi biridir.
Dolayısıyla erkek başkişinin yaşlılık, ölüm kaygısı, ve cinsellik gibi kaygılarım odak
alan roman, Okay'ın "kendisi olmak" sorunsalım derinlikli ve bağımsız biçimde
işlemez. Zaten Okay'da valinin boşandığı Hale gibi "feminisilik krizleri" yoktur. O
ara sıra siyasal kimlikle ilgili takıntılarına yamt arar. Ama temel kaygısı o yamtlar
değil örneğin düpedüz açlığı, gebeliği ve geleceğidir. Arka fondaki toplumsal
sorunlar yazarın "aşk-ı memnu" yu "aşk-ı meşru" kılma sürecine eklenmiş,

56 Andaç, 2004, s.l 07
57 Bener, 2005, s.II-13; Bener'in şiirleri üzerine genel bilgiler için bkz. Özçelebi, 2004a, s.444-
450
58 Metin Altıok olabilir.
59 Bener, 2005, s. i6, i7
GO Bener, 2005, s.30
61 Bener, 2005, s.16, 145, 167, 191, 192
romandan çıkarılsa pek de eksikliği duyulmayacak motiflerden ibarettir. Ne yazık ki
bu romanda Bener'in ana deği olan tekilleşme sorunu yoktur. Bihter/Okay,
BehlüljOğuz'u değil Adnan Bey/Emekli valiyi seçer. Kadın kahraman
erkeğiniiktidarın koruyuculuğu altına girerek kızının ve karnındaki çocuğun
geleceğini kurtarmış; vali tekilliğinden ödün vererek yalnızlığından kurtulmuş ve
mudu sona ulaşılmıştır. Romanın dili iç dünyaların çözümlenmesi ve dış
görünüşlerin betimlenmesi sırasında daha akıcı olmakla birlikte, aynı cümle de iki kez
"aldırmayan" sıfat-fıilinin kullanılması62, peşpeşe yerine peşi peşine63 biçiminin
yeğlenmesi, "burun burna" zarfının sıkça ve ünlü düşürülerek kullanılması64 gibi dil
yanlışlarına rasdanmaktadır.65.

Hınzır Kız'da geçen iki motif, bu romanı Otobiyografı'ye bağlar. Birinci
motif, lise mezunu olmasına rağmen kitap düşkünü olan, psikiyatr "Hoca" ya, onun
deontolojik etiğine rağmen hasta duyguları yanında Elektral bir ilgi duyan ve valiye
Çalıkuşu'nun Feridesi'ni soran66 Okay ile, valinin yirmi beş yıldır tanıştığı ve bu süre
içinde sekiz-on kez gizlice birlikte olduğu, alkolik olan askeri yargıç kocası öldüğü
için iki yıldır dul yaşayan 45-50 yaşlarındaki tarih-coğrafya öğretmeni Ruhan
hakkında yine valinin "Ruhan ve Okay ... Çok mu sıradışı kimselerdi?"67diye içinden
kendine soru sormasıdır. İkinci motif ise bir öğretmen olarak başına buyrukluğu,
gerçek anlamda aldırmazlığı, serbesiliği, dulluğu, sürgünü ve baskıyı yaşayan
öğretmen Ruhan tiplemesidir. Acaba Ruhan sıradışı bir kadın mıdır?

62 Bener, 2005, s.ll
63 "Annesiyle babası peşi peşine ölüverince ... " Bener, 2005, s.55; Bener, Otobiyografı'de "peş
peşe doğan iki oğul" diyerek doğru söyleyişi kuııanır.
64 Bener, 2005, s.14, 85

65 Ortadakiler'deki dizgi yanlışları hem yazarın titizliğine, hem yayınevinin duyarlılığını aşıyor:
kom(ün)iste s.85, ödedi(ği) s.236, serin (senin) s.244, yeni (y)etmeler s.282, sihip (sahip) s.331,
oğlunda(n) s.374, İnsani (İhsani) s.416, ha(m)burgerci s.450; Bener, anı ve söyleşilerinde
babasının Arapça ve Farsça bilgisinin kendisine de yararlı olduğunu söyler. Babasından öğrendiği
bir Bektaşi ayin-i cem sofra duasında geçen nan ve ateşbaz sözcüklerini Arapça gösterir. Oysa
bunlar Farsçadır. Bkz. Bener, 2001 b, s.76; Kamu görevlisi iken resmi yazışmalarda eski
sözcükleri, kendi yapıtlarında ise yalın Türkçeyi kuııandığını söyleyen ve dil duyarlılığı hiç
kuşkusuz yüksek olan yazarın dikkatsizlik sonucu bazı isimleri yanlış yazdığı görülüyor. Örneğin
Otobiyografı'de Trabzon'daki ünlü kaya manastın önce Sümene (s.86), sonra Sümela (s.189)
biçiminde yazılmıştır. Aynı romanda dışarıda, içeride gibi standart yazım yanında dışar'da ve
içer'de biçiminde yazımlar da vardır. "Fark etmezden gelmek" (s.476) yerine "görmezden gelmek,
fark etmemiş gibi davranmak. .. " biçiminde bir deyim daha uygun olur. Bener'in sıkça kullandığı
bir isim de "arka kanepe" dir. Bener, 2005'te arabanın arka koltuğu için "arka kanape" (s. 136),
ön koltuk (s.97) ve Freudyen koltuk için "kanape" (s.103) denirken Otobiyografı'de arka koltuk
için ısrarla "arka kanepe" (s.219, 330, 399) denir. Otobiyografı'de bir yerde yanlış olarak
"halüsünasyon" terimi geçer (s.244); bir yerde ise doğrusu yazılır: "halüsinasyon" (s.478). Bener,
2004a, s.59'da: "halüsünasyon", s.216'da "hallüsinasyon" yazılmış. Ayrıca Bener, 2004a, s.288
ve 292'de araba markası Suziki değil Suzuki olacak. Nemrut Dağı Doğu Anadolu'da değil Güney
Doğu Anadolu'da Adıyaman'dadır. Bener, 2004a, s.228; Otobiyografı'de ben anlatıcı başkişi olan
bayan öğretmen, eşi ile birlikte buraya gider ve krater gölüne hayran olur (s.359).
66 Bener, 2005, s.4l; Çalıkuşu'na Otobiyografı'de de atıf vardır. Burada, güncel durumun
romantik Feride'nin döneminden çok daha acıklı olduğu vurgulanır. Bkz. s.35 i
67 Bener, 2005, s.138
Otobiyografisini yazmış ve Ortadakiler'in Zeynep'i, Hınzır Kız Okay· ve Elif'in
Öyküsü'ndeki Elif gibi Bener'e vermiş midir?

Bener'in ben-anlatıcırıın kadın olduğu ilk romarıı, Elif'in Öyküsü'dür.
Ebubekir Hazım Tepeyran'ın Küçük Paşa ve Gülten Dayıoğlu'nun Fadiş ve Yeşil
Kiraz'ındeki gibi "üveyevlat" motifine yer veren Elif'in Öyküsü, kurgusu
bakımından bir yandan Ateşten Gömlek, Yaban gibi not/anı defterine dayalı
romanlara, bir yandan da Bener'in Ortadakiler'deki Zeynep'in hatıra defteri, Hınzır
Kız'daki Okay'ın not defteri, Macellos Da Vinci'nin Akılalmaz Maceraları'ndaki
Macellos'un elyazması ve Sıradışı Bir Kadının Otobiyografisi'ndeki öğretmenin not
defterine dayalı kurguya benzer. Kentli bir romancı ve kent romancısı olan Bener'in
romanları arasında pek ilgi toplamayan 17 yaşındaki köylü kızı Elif'in Öyküsü'ne,
savunmadan çok edebiyatla ilgilenen yaşlı avukata baro başkanının, Elif'in kargacık
burgacık yazısıyla 15 okul defteri sayfası tutan ve 17 Mayıs 1979'da sonlanan
anı/ günlük defterinin fotokopisini avukat-yaz ara verip kızın davasını üstlenmesini
istediği görüşmeyle giriş yapılır. Böylece roman üstkurmacalı bir metin olarak başlar.
Yazar anıları bir gecede okur. Ertesi gün tutukevine kızı görmek için gittiğinde
Elif'in jiletle bileğini kesip hastaneye kaldırıldığını öğrenir. Başhekim, yazara hekim
gömleği giydirip jandarmaların gözetimindeki Elif'i ona gösterir. Bu girişimi Bener
kendi anılarında "Yalruzlar'daki operatörü anlatabilmek için operatör bir dostumun
yardımıyla, doktor kılığında altı saatlik ameliyatlarda bulundum"68 der. Dolayısıyla
bu anlatırun gerçeğe dayalı olma olasılığı çok yüksektir. Ancak yazar Elif'i bir bileği
yatağa kelepçeli betimlerken ulaştığı gerçekçiliği, bu kılık değiştirmeyi "öyle yaptık"
diye geçiştirirken sergilemez. Öykünün gerçeğe dayalı olması ile gerçekçi olması
arasında, yaşam ve anlatım farkı bulunmaktadır. Yazar da bu durumun bilincinde
olarak, romanın sonraki bölümlerini Elif'in güncesinden olduğu gibi aktardığını
vurgular. Yani görülecek eksiklikler Bener'in temsilcisi olan avukat yazarın değil,
Elif'indir. Romanın sonunda da üstkurmacaya yeniden dönülmez. Bu durumda
romanda yazara ait olan bölüm, "Elif'in Avukatının Önsözü" başlıklı sayfalardan
ibarettir. Yazar bu yöntemi Elif gibi bir köylü kızının dil ve düşünce düzeyini daha
iyi yansıtacağı gerekçesiyle seçtiğini belirtmektedir69.Romanda birinci, ikinci ve
üçüncü defter adıyla üç bölümden oluşan 200 sayfa vardır. Bu, 15 okul defteri
sayfası olduğunu söyleyen Bener'in öyküyü bir yandan yeniden düzenlerken bir
yandan da kurguyu genişlettiğini göstermektedir.

Elif'in Öyküsü, doğumu ve çocukluk anılarından on iki yaşına değin bir kız
çocuğunun ergenleşme ve bedensel açıdan kadınlaşma sürecini içeren bir oluşum
tomanıdır. Erhan Bener'in kurmaca düzenlerken sıklıkla yararlandığını belirttiği bir
psikolog dostu vardır: Ankara Üniversitesi Psikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.
Dr. Neriman Sanurçay. Samurçay'a göre "psikolojik romanın büyük ustası" Erhan
Bener, onların yaptığının fazlasını yapmaktadır70• Aynı zamanda Bener Bakırköy

68 Andaç, 2004, s. 115
69 Bener, 1994, s.6; Andaç, 2004, s.94
70 Bener, 2003a, s.8; Andaç, 2004, s.97
Akıl Hastalıkları Hastanesi'ndeki bir dostundan da psikiyatrik bilgi ve deneyim
konusunda yararlanmıştır.71

Bener'in psikoloji ve psikiyatri bağlamında edebiyat ile tıp arasında kurduğu
verimli ilişkiye vurgu yapılmalıdır72. Bu kurmaca ustasının araştırmacı tutumu,
özellikle Peyami Safa'yı hatırlatmaktadır. Bu bağlamda Tanpınar'ın rüya estetiği ve
Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ndeki psikolojik yetkinliği de anılmalıdır. Bener'in Elif'e
gördürdüğü rüyalar iki açıdan dikkat çekicidir. Öncelikle Elif bedensel gelişimini bir
bakıma ırmak rüyaları aracılığıyla fark eder. İkinci olarak, Elif'in rüyalarından birinde
geçen uçma motifi, açıkça belirtilmeksizin bilinçli olarak düş azması durumunu
simgeler. Bener'in romanın ilk basımındaki bazı erotik ögeleri sonradan çıkarması ve
Elif'in "abim" dediği ev sahibi beyin herşeye rağmen sergilediği olgun yaklaşım
genellikle Faustyen erkek-Bovaryen kız ilişkisini işleyen Bener'in tipleri arasında
Hınzır I<ız'daki "hoca" ile birlikte etik davranışı bakımından dikkati çeker73.
Mezhep kimliği sorunları da roman ilk yayınlandığında yapılan tartışmaların aksine
insancıl ve nesnel bir tutumla ve çok arkada kalan bir motif olarak işlenmiştir.

Ekim 2004'te basılan Sıradışı Bir Kadının Otobiyografisi adlı roman, Gazi
Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik
Anabilim Dalı mezunu bir bayan öğretmenin; kendisinden on-on beş yaş büyük,
felçli annesiyle birlikte yaşayan psikolog doktora hocasına yazdığı on dosyalık
özyaşamöyküsü, anı ve mektup karışımı metinden oluşur. Trabzonlu74 öğretmen,
konuşmalara çok az yer vererek hayatına giren Reşit (Trabzon-Ankara), Emre eni ci
Foça-Ankara), Deniz (Trabzon-Van), Fırat (Van-Bitlis-Gevaş), Hikmet (Ankara-
Amerika) ve Muammer (Ankara) ile ilişkilerini, yaşamının dönemeçlerini ve kişilik
gelişimini, bir zamanlar asistanı olduğu "Hoca" ya yazdığı yaşamöyküsü7Snde anlatır.
Bu öykü aynı zamanda bir günah çıkarma76 ve arınma (katarsis) dır. Öğretmen,
hocasından ve hayattan üç şey umar: Sevgi, anlayış, yardım.

71 Bener, 2001b, s.44, 70
72 Bkz. Bener, 2001b, s.217-223
73 Olcay şöyle düşünür: "Bir daktanm hastasıyla ilişki kurması, deantalaji kurallarına
aykırıymış!" Bener, 2005, s.61
74 Öğretmen "Annem anne tarafından Çerkez" (s.28) derken Elif "Anam GÜrcüköyıü ...
Gürcüköylülerin aslı Kajkasyalıymış. Saçları sarıydı. Ben ona çekmişim. " der. Bener, 1994, s.23,
136; Bener de Andaç'a "Babaannem Azize hanım tipik bir Çerkez kızıymış. " bilgisini verir.
Andaç, 2004, s.21; Bu otobiyografık veriler arasında tesadüfe dayalı olmayan bir bağlantı olduğu
söylenebilir.
75 Bener, 2005'te Olcay da yazdığı not defterinde "yaşamöyküm" dediği geçmiş yaşantı ve
izlenimlerini anlatır (s.5, 50, 56).
76 Psikoloji bilim uzmanı olan ve aynı alandaki doktorasını yarım bırakan öğretmen, Hoca'ya
mektubunun başında günah çıkartma mantığıyla hareket etmediğini söylemekle birlikte, içtenlikle
kendini anlatacağını sürekli yinelerken arındığının ve baca temizliği yaptığının bilincindedir.
"Günah çıkartma" (confession-itiraf) Bener 2005'te de dört kez (s.66, 103,104,127), "baca
temizleme" terimi ise iki kez (s.50,58) geçer. Bener Andaç'a Hıristiyanlık ile İslamiyet arasında
gÜnah çıkartma ve baca temizleme yöntemi açısından karşılaştırma yapar ve Hıristiyanlığı bu
konuda daha gelişmiş bulur. Andaç, 2004, s.191; Bu görüş daha önce Tanpınar tarafından
savunulmuştur.
Bener bu romanla ilgili olarak kendisiyle yapılan söyleşilerde77 öğretmen
tıpını üç kadına ilişkin bilgileri birleştirerek yarattığını söyler. Yazar bir öykü
incelemecisi olarak tip yaratmanın, tipin kendi tutarlılığını koruması şartıyla,
kutlanması gereken bir beceri olduğunu belirtir,78. Bize göre Bener, incelediğimiz
romanlarında Emma Bovary tipinin yerli çeşitlernelerini sergilemiştir. Bovaryen tipin
zaaflarını gidermek için çabaladığı da gözlemlenmektedir. Otobiyografi'de bu
79
konuda önemli veriler bulunur . Öğretmenin yetiştiği mekanlar da bu kanıyı
güçlendirmektedir. Başkişinin ilk Bovaryen mekanı, sandık odasındaki gömme
dolaptır80. Bu kapalı ve dar mekandan, kısa süre sonra biraz daha geniş bir mekana,
küçük odaya kendini kapatır81. Kahramanın üçüncü dar ve kapalı mekanı, tam da
manastır benzeri Kuran kursu odasıdır. Cami eski yıkık, kararmış taş duvarlarıyla,
kapkara demir parmaklıklı pencereleriyle Ortaçağ zindanlarını andırır. Kursun
yapıldığı yer ise caminin karanlık, küflü, havasız, taş zerninli, küçücük demir
parmaklıklı penceresi örümcek bağlamış ufacık bir odasıdır. Hoca çocukları şeytan
ve iblislerle korkutur.

Kimse başkişiye "masal ve öykü kitabı almamıştır. Yalnız babası boyama
kitapları almış; bu kitaplar onun düş gücünü zenginleştirmiştir82. İlkokulda en yakın
arkadaşı, sonradan bütün yaşamı boyunca kendisine yardım edecek olan Erkek
Fatma'dır83. Bu döneminde farklı sözcüklerle anlattığı hamam ve sünnet oyunu gibi
yaşantılar, Elif'in anılarıyla benzeşir84. Öğretmen okuduğu çocuk kitaplarından söz
etmez. Ancak Elipıs ve Bener86'in okuduğu kitaplar hemen hemen aynıdır.
Öğretmenin okuduğu kitaplar klasik romanlardır. Oburcasına okuduğu bu
romanlardaki mekanlara, kişilere ve aşklara imrenir. Kendisi için balkonlara
tırmanan, düello eden, ölümü hiçe sayan bir sevgilisi olması için dua eder.
Düşlerinde kendini onların arasında görür87. Emma'yı andıran öğretmen, beklediği

77 Tunç, 2004a, s.26; Özel, 2004, s.6-13; Tunç, 2004b, s.2-5; Öztop, 2005, s.68-76; Ateş, 2005,
s. 1 8- 19;
78 Karabey, 1982, s.89-91

79 Şu cümleler bu bağlamda anılma1ıdır: "Hepimizin düşü yakışıklı bir delikanlıyla evlenip yuva
kurmaktı (s.82). 'Beklediğim beyaz atlı prens bu işte, ' demiştim kendi kendime (s.95). "
80 "O dolap, beni dış dünyanın baskısından, tehlikelerinden koruyan bir ana rahmi gibiydi". s.27;
Bener, 2003a, s.59-60, 481
SI "Yıllarca o odada oturup kalktım, ders çalıştım, saraylarda yaşayacağım günlerin, beni o
saraylara götürecek beyaz atlı prensin, doğrusu şehzadenin düşlerini kurdum. " s.27
82 Otobiyografi, s.50; Krş.: "İlkokul birinci ve ikinci sınıfları Sivas 'ta, çifte minareli caminin
bitişiğindeki, adı sanırım Merkez İlkokulu olan bir okulda okudum. " Andaç, 2004, s.3 1; Öğretmen,
Bener'in okuduğu okulu betimliyor gibidir.
83 Krş. Elif'in Öyküsü'nde: İsmihan.
84 Krş Otobiyografi, s. 27, 30, 65; Bener, 1994, s.66, 134 (Sünnet oyunu ve kaynar suyla yıkama
motifi aynı). Göğse tas bağlama motifi de Bener, 1994, s.98 ve Bener, 2003a, s.59'da tekrarlanır.
85 "Hazreti Ali 'nin cenkleri, Hayber Kalesi, Yusuf ile Züleyha, Şahmeran, Billur Cengi, Kerbela

Vakası, Kerem ile Aslı... "Bener, 1994, s.53
86 "Hazreti Ali'nin Cenkleri, Hayber Kalesi, Alamut Kalesi gibi risaleler elimden düşmezdi."
Andaç, 2004, s.35
87 Otobiyografi, s.93
Rodolpho'yu asla bulamayacaktır. Ancak Deniz ve Fırat ona düşünce kitapları verir
ve politik bilinçlenmesine katkıda bulunurlarBB.

Otobiyografi, mekan genişliği bakımından Türkiye'yi doğudan batıya
kuşatır. Bu seyirde dört ana durak vardır: Trabzon, Ankara, Yeni Foça ve Van-
Gevaş. Bunlardan Yeni Foça, Dönüşler romanında da ana mekandır. Mekan ve
çevre betimlemeleri, Yeni Foça'yı görmüş, gezmiş ve tanımış birinin yapabileceği
betimlemelerdirB9. İki romanın benzerliği yalnızca ortak mekan değildir. Yazarın
yaşamı ölüm, birliktelik/yalnızlık ve itaat/haksızlığa karşı çıkma izleklerini "cilıana
bir daha gelmek hayali"9oaçısından işlediği Dönüşler ile Otobiyografi, gerçekte tek
bir sorunu tartışmak için kaleme alınmıştır: Kader91. Yazar, trajiği bu "irade-i
cüziye" tartışması içinde yakalamaya çalışır. Yaşamının ve yazarlığının en olgun
çağlarını yaşayan yazarın temel sorusu da bütün bilim, felsefe din ve sanat
etkinliklerinin yanıt aramaya çalıştığı "insanın bu dünyadaki yeri ve anlamı nedir?"
biçimindeki trajik sorudur. Yazarın gizemci ve esoterique öğretilere gitgide daha
yatkın olmaya başladığı gözlemlenmektedir92. Bu süreçte yazar Freud'dan Jung'a,
libidodan arketipe, pozitivizmden panteizme doğru bir dönüşüm içindedir. Ulaştığı
nokta, hiçbir zam~n kanıtlanmamış olan "davranışların kökeninin (antropolojik
değil) genetik93 ve arketipal94 oluşu" düşüncesidir. Bener'in bütün yapıtları bir kimlik
arayışı etrafında döner. Bu bakımdan özellikle Dönüşler ve Otobiyografi, psikolojik
olduğu kadar felsefi roman olarak da nitelenebilir. Bu düşünce Dönüşler'de
"Değişmeyen Senaryolar Kuramı" diye anılır. Otobiyografi'deki öğretmenin de
temel trajedisi, kadere karşı savaşmanın gereği veya gereksizliğidir95.Hınzır Kız'daki
"Hoca" nın ta kendisi olan Hoca, öğretmen için ilahi bir varlık, hatta Tanrı gibidir.
Olcay'ın da, öğretmenin de, aşklarını anlamazlıktan geldiğinden yakındıkları96ve tek
umut olarak gördükleri97 Hoca, öğretmenin gözünde bir idoldür. Öğretmen, bir
müminin Tanrı'sına aşkı gibi, Hoca'ya karşı adeta kutsal bir aşk besler9B.Kahraman,
herşeyden sonra O'na dönüşle rüştüne (emancipation: yazarın terimiyle tekilleşme)
erip özgürleşeceğine ve kurtuluşa ereceğine inanmaktadır. Bu hoca belki Bener'in
babası Raşit Bey, belki amcası Cernil Sena, belki ilk tutkulu aşkı Nesrin Hanım, belki
bir psikolog veya psikiyatrdır. Bunların tümünün bir alaşımı olması ise daha büyük
bir olasılıktır.

88 Hınzır Kız Olcay da kitap tutkunudur. Sık sık kitap alacak parası olmadığından yakınır. Emekli
valinin evindeki kitaplara hayran kalır.
89 Andaç, 2004, s.236'daki resme göre, Bener 1984'te ailesiyle Foça'dadır.
90 Bener, 2004a, s.84, 139, 154, 188 ve 219 (reenkamasyon)

91 Bener, 2004a, s.38, 57, 84, 86, 91, 152, 153, 195,272,276,297
92 Bu bağlamda "bol ödüllü" bir yazar olarak anılan Bener'in Dönüşler'de Yunus Emre'nin
"devriye" anlayışına atıfta bulunması ve (Bener, 2001b, s. 251) 2003'te bütün yapıtlan dolayısıyla
aldığı "Dünya Kardeşlik Mevlana Vakfı" ödülü anılmalıdır.
93 Otobiyografi, s.21; Bener, şaka olarak belirtse bile, yazarlığına gen yapısı oluşurken formüle
bir damla romancılık katkı maddesi kanşmış olabileceğini söyler. Tunç, 2004, s.25
94 Andaç, 2004, s.85,175

95 Otobiyografi, s.9
96 Bener, 2005, s.54; Otobiyografi, s.12
97 Bener, 2005, s.149; Otobiyografi, s.51O
98 Otobiyografi, s.ll, 433
II. Kırmızı Karanfıl'den Tanrıkadın'a: Sıradışı Bir Öğretmenin
Otobiyografisi
Roman ve öykülerinde pek çok. öğretmene yer vermesine karşılık Bener
öğretmen değildir. O nedenle öğretmenlik mesleğinin kendine özgü değerlerini ve
yaşantılarını anlatmak yerine bir bireyolarak öğretmenlerin kişilik çatışmalarını
anlatır. Bu bakımdan ona öğretmenler romancısı dense bile öğretmen romancı
denemez. Bener'in yazar kimliği ile öğretmenlik mesleği örtüşmez. Türk öykü ve
romanında çok ödüllü yazar Bener gibi edebiyat dünyasına ödüller alarak girmiş
başka bir yazar, Feyza Hepçilingirler, hem öğretmenler romancısı, hem de öğretmen
romancı olarak nitelenebilecek bir kalemdir.

FH'nin şimdiye dek yayınlanmış iki yol romanı romanı vardır99:
1. Kırmızı Karanfıl Ne Renk SolarlOO
2. Tanrıkadın 101

KI<:'de iki anlatıcı vardır. Ben anlatıcı (1. teklik kişi) ağzından anlatılan olay,
"şimdi" de geçer. Tarih 1983-1984 yıllarıdır. O anlatıcı (3. teklik kişi) ağzından geri
dönüş tekniğiyle anlatılan olaylar ise, otobiyografık özellikler taşıyan çocukluk ve
gençlik yaşantılarından oluşur. Tarih 1940'ların sonundan "şimdi" ye değin uzanır.
Olay kısaca şöyledir: Babası Girit göçmeni, anne tarafı Midilli göçmeni olan Sibel
Ceylan 1948 Ayvalık doğumludurlOZ. İlkokul öğretmeninin diğer öğrencilere örnek
göstererek öğretmenlik bilinci aşıladığı Sibel, önce yatılı olarak öğretmen lisesinde
okur. Ardından İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirir. Haluk Gökşen ile evlenir. Bir
süre liselerde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra, Milli Eğitim Bakanlığının açtığı
sınavda birinci gelip Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği
Bölümüne öğretim görevlisi olarak atanan Sibel, Yeni Türk Edebiyatı dersinde
Kadro dergisinden ve Nazım Hikmet'ten söz ettiği, Mehmet Akiri "az" işlediği
gerekçesiyle bir öğrencisi (tC) tarafından imzasız bir ihbar mektubuyla şikayet
edilir. Açılan soruşturmayı İİBF'nden bii: profesör (A.G.) yürütür. 2547 sayılı
yasanın 7. Maddesinin 1 (le) bendine göre103 KTÜ Eğitim Fakültesine atanır. ,Başkişi
ve öğrencileri, bu atamayı sürgün olarak algılamaktadırl04. İdari yargıya adli açıdan
yapılan yapılan itirazla başlayan yargı süreci, "Soruşturma dosyasının karar vermeye
salih olmadığı"lOS yargısıyla lehine sonuçlanır. Bu sonuç aynı zamanda bir istifa ve
bir boşanma kararı ile örtüşür. Eşinden ayrılır. Ayrılış sorgulaması, akademisyen ve

99 Kırmızı Karanfil Ne Renk SoiarTdan sonra iki romanın sırada olduğu haberi varsa da
bunlardan biri yayınlamnamıştır.
100 Hepçilingirler, 1998b, (Bundan sonra KK olarak anılacak)
101 Hepçilingirler, 2002, (Bundan sonra TK olarak anılacak)
102 KK s 58

103 " ... bu· kanunda belirlenen yükseköğretimin amaç, ana ilkeleri ve öngördüğü düzene aykırı
harekette bulunanları ... denenmek üzere başka bir yükseköğretim kurumuna atamak" Sibel bu
bendi "eşya takası" na benzetir. Bkz. KK, s. i i i
104 KK, s. 54, 58, 59, 65, 122, 171,213
105 KK, s. 228
kadın olarak Sibel'in kimlik açısından oluşum sürecinin sonunda manevi rüştünü
edinmesine yol açar. Artık başkişi haksızlığa karşı direnişl06 ile birlikte yalnızlığı
seçmişlO?ve kendi-olma108 olgunluğuna ermiştir. Sibel öğretmen, kendini arketipal
açıdan çileci bir ermiş olarak görmektedir: "Derviş ruhumun zorluklarda sınanmaya
bayıldığını anladım"109. Önünde başat olarak bundan sonra azimli bir yazarlık
serüveni vardır.

Olaydan da anlaşılacağı gibi KK bir "oluşum romanı?' dır. Ben-anlatıcının
anlattığı düz çizgili olayın kurgusu bakırrundan dramatik roman kategorisine giren
KK, türsel alaşırru, psikolojik betimlemeleri, iç konuşma ve çağrışımları ile
modernist roman özellikleri göstermektedir. O-anlatıcının konuştuğu bölümlerde
geriye dönüşlere sıkça rastlanır ve bu dönüşler çocukluğa değin uzanan
özyaşamöyküsü verileri içerir. Sibel ve o-anlatıcı annesini küçük yaşlarda yitirmiş,
anneannesinin yanında yetinmeci, çileci ve zor bir çocukluk dönemi geçirmiştir.
Babası onunla uzaktan ilgilenmiştir. Haluk ile mantık evliliği yaprruştır. Ailede
çalışmasına gereksiz gözüyle bakılmış, evi ve iki çocuğunu ihmal ettiği suçlamaları
kaynanası Hayriye'nin yoğunlaştığı temel eleştiri olmuştur. Kaynanada gelinine karşı
yapısal insanbilim açısından arketipal tutumlar gözlemlenmektedir. Kardeşi Orhan'ı
doğururken annesinin ölmesi üzerine küçük yaşta öksüz kalan ve anneannesinin
yanında büyüyen Sibel'e kaynanası bu öksüzlüğü hep bir suçlama olarak hatıtlatır.
"Gelin" rolünü oynayan "kadın"l1o ile "öğretmenlik" rolünü oynayan "insan"l1 ı,
Sibel'in kendi-oluş sorgulamasının diyalektik kutuplarını oluştururl12. Hayriye
Hanım'a göre Sibel anne elinde büyüse, gelin ve anne rolünü meslek kadını olmaya
yeğleyecektir. Gerçekte çok yoğun annelik duygularına sahip olan Sibel, bu
duygusunu öğrencilerine de yayan biridir113. çünkü; "becerebileceğim tek rolü
oynuyorum, öğretmenliği"114.Romanda ders vermeyi, sınıfı, öğrencilerini özlediğini
belirten pasajlardaki duygu yoğunluğu, Bener'in hiçbir öğretmen kişisinde yoktur.
Sibel Hanım; Bener'in kişileri gibi yaşamını anlatan ya da yaşarru anlatılan kişiler
olmanın ötesinde; yaşarruna ve mesleğine "içeriden" bakan biridir. Bu içeriden
bakış, kadınlığı Freud-Adler-Jung psikolojisiyle anlatan Bener'e göre daha sahici ve
"içten" dir. Bu içtenlik, yaşamın ince ayrıntılarındaki insani duyarlılıkları ve kadınlığı
kendi doğallığı içinde anlatan Feyza Hepçilingirler'i; kadınlık durumunu çoğunlukla
cinsellik: yaşantıları ve erkek deneyimleri "üzerinden" anlatan Bener' den daha
başarılı kılmaktadır. Bu noktada Fethi Naci'nin bir görüşüne değinmek zorunlu
görünmektedir. Fethi Naci, Sibel'in çocukluğunda komşu kızı Birsen ile aralarında

106KK, s.11, 166,203,213,222
107KK, s. 66, 71, 72, 155,212
ıos KK, s. 15,22,49,106,185,206,212,228,229; Yazar bir söyleşide "kendi-olmayı başardığı"
m söyler. Şannan, 2001, s.2
ı09KK, s.94
lıoKK,s.31,32,33,35,39,51, 106, lll, 154, 194,202
ı ıı KK, s.l 4, 18, 27,40, 49-50, 6 I, 62, 65, 87, 194, 225, 226
112 Gürsel Aytaç, romam meslek kadınının kimlik savaşımını YÖK uygulamaları ile
ilişkilendirerek içerik açısından yenilik yaratan bir yapıt olarak niteler. Aytaç, 1999, s.366-368
113 KK, s.14, 143, 173, 176
114 KK, s. 122
geçen cinseloyundan yola çıkarak yazarı imgelem gücü ve yüreklilik açısından
över115. Bu övgü romanın değerlendirilmesinde indirgemeci ve seksist bit bakış
açısına yol açabilir. Oysa kimlik oluşumunu yaşamının merkezine yerleştiren Sibel'in
otobüs yolculuğu sırasında gördüğü bir rüya, erotik veya pornografik sözlere
başvurmadan kadın sı veya cinsel duyguların anlatılabileceğinin başarılı bir örneğini
oluşturur. Müeddep üslubuyla dikkati çeken bu rüyada Sibel'in Haluk ya da Faik
olmayan "katışıksız bir sevgili" ye sokulup hazzı ve sevgiyi duyumsaması
anlatılır116.Buna karşılık, Fethi Naci'nin değindiği sahnelere Bener'in Elirin Öyküsü
veya Otobiyografi'sinde sıradan ve açık saçık biçimde birkaç yerde rastlamak
mümkündür. Bener'de anlatılan olay, Hepçilingirler'de ise anlatım biçimi ön
plandadır. Dolayısıyla Fethi Naci'nin görüşü Bener'e daha çok uyar. K.K'da
vurgulanması gereken ana izlek, Bener'in erkeğe dayanmadan bütünlenemeyen
kadınlarının aksine kendi ayakları üstünde durma savaşırnı veren, aydınlanmış ve
bireyleşmiş "güçlü kadın" imgesidir. Sibel öğretmen boşanmadan sonra çocuklarının
bakımını da üstlenen ve kendini/doyumu işinde bulan "Cumhuriyet kızı" dır. Elif,
Hınzır K.ız Olcay ve Otobiyografi'deki ben-anlatıcı öğretmen bütünleniş çerçevesini
somut erkeklerde bulurken Sibel Öğretmen soyut Aydınlanma ve Atatürk
ülkülerinde kendini gerçekleştirir. Sibel'in bu bağlamda iki örneği vardır önünde:
Onu öğretmenliğe özendiren ilkokul öğretmeni ve Sibel'in

"Hiç evlenmemiş, bütün enerjisini fakülte çalışmalarına ayıran, öğretmen
okulundan yetişmenin ve yıllarca bu okullarda hizmet vermenin
çelikleştirdiği bir eğitim anlayışıyla öğrencilerini okula girdikleri anda
meslektaşlığa kabul eden, soyu hızla tüketilmeye çalışılan bir öğretmen
kuşağının son temsilcilerinden, inancından ödün vermeden, inandığı
doğruları insanın yüzüne tokat gibi indiren kadın"

sözleriyle nitelediği Huriye Hanım. Biri onu mesleğe yönlendirmiş; öbürü
meslekteki doğru duruşu yaşamıyla örnekleyerek göstermiştir. Huriye Hanım'ın
Sibel'e ışık tutan görüşleri, Atatürk üslubunu andıracak biçimde şöyle anlatılır:

"Öğretmen, yarını avucunda tutar efendiler, öğretmen deyince orada biraz
durun bakalım. Atatürk boşuna mı güvendi, boşuna mı dayandı
öğretmenlere. Toplumun hep önünde olmalıdır onlar, otuz yıl, kırk yıl, elli
yıl önünde. Onlar önde yürümezse kim tutacak bilime, sanata, uygarlığa
giden yolların meşalesini?"117

İzmir'den uğurlanırken, onun çok sevdiği ve onu çok seven öğrencileri
Sibel'e birer karanfil vermişlerdir. Bu karanfiller tek tek solar ve Sibel onları atar. Bu
arada gülün önce boynunun bükülüp sonra solduğunu, karanfillerin ise önce
solduğunu, sonra boyun büktüğünü fark eder. En son solan karanfili kitabının

115 Fethi Naci, 1998, 8. 281-281
116 KK, 8.76
117 KK, 8.14
arasında saklar. Romanın son cümlesi, "sanatçının kutsal telaşı" nı, Don Kişot
ruhunu veya daha iyisi] ean d'Arc ülküsünü özlü biçimde yansıtır:

''Yarın dilekçemi alacağım dekandan, kor karanfilimi onun arasında
kurutacağım. Uçamaz da düşer kalırsam bir yerlerde, salarsam,
.ölümsüzlüğün anısını o yaşatsın."118

Karanfıl, romanda kararlılığın ve direncinin simgesidir. Bu simge,
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde kadın duyarlılığının ve analığın yapıcı öfkesinin
şairi olan Gülten Akın'ın 1956'da yayınlanan Rüzgar Saati adlı şür kitabındaki
"Kadın Olanın Türküsü" şürinin dizelerill9 ile yine aynı şairin 1971'de yayınlanan
Kırmızı Karanfıl adlı şiir kitabındaki İlkyaz şiirinin dizelerini120 çağrıştırmaktadır.
Ayrıca romanda çeşitli biçimlerde yoğun bir şürsellik gözlemlenmektedir. Yazar, beş
bölümün her birine ayrı bir şairin dizelerini alınlık (epigraf) olarak koymuştur:

1. GültenAkın: "Gidilir siyahaıÇünkü siyahtan dönülmez" (s.7)
2. Hüseyin Yurttaş: 'CVardın/Bir uçurumun başında durdun" (s.47)
3. Leyla Şahin: "Söz kendini anlatır ve zulüm/Ucuza satar ruhunu" (s.123)
4. Hulki Aktunç: ''Yangın kavmindeniz ne giysek alev" (s.183)
5.Hilmi Yavuz: "Ve hüzün en büyük muhalefettir şimdi" (s.205)

Bu alıntılar dışında Mehmet Emin Yurdakuı'un Anadolu121, Ahmet
Haşim'in Karanfıl122, Nazım Hikmet'in Kuvayı Milliye Destanı'ndan123
montajlar/iktibaslar dikkati çeker. Romanın birkaç yerinde de türkülere gönderme
vardır124.Ben-anlatıcı kendini şürsever" olarak nitelemektedir12s. Şiirsever anlatıcın
ve elbette yazar, roman dilinin en güzel pasajlarında şairane anlatımı yeğlemişlerdir.
Bu şairane ve romantik betimlemeler, Türkçenin ve Türk romanının ulaştığı dil

ı 18 KK, s.93, 230; Bir söyleşide yazar, "Ölüm her an elimizi uzatıp tutabileceğimiz kadar
yakınımızda. Hayattaki tüm çabalarımızın da aslında ölüme karşı verilen bir mücadele olduğuna
inanıyorum. " der. Alptekin, 2000, s.4
ı19 "Git oldu can, sürgün geldi dayandı/ Sürgün yine geldi dayandı/ Kitapları topladım, çocukları
giydirdim/ Hadi de doğrulalım Dranazın karına/ Biz nereye düşeriz, halklakir fıkara/ Her bahar,
her yaz gurbette/ Sılaya dönmesi olur velakin/ Ne sılamız belli, ne gurbetimiz/ Çiğdemi Ardahan
yaylalarında/ Nergisi Sinop 'ta/ Van 'da koparmışsak sarı gülü"
120 "Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya/ Kalın fırçalarını kullanarak
geçiyorlar/ Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya/ Yitenler olduğu görülüyor bir türkü yü
açtılar mı/ Bakıp kapatıyorlar/ Geceye giriyor türküler ve ince şeyleri Memelerinde biraz irin,
biraz balık ve biraz gözyaşı/ Bir devoluyorsun deniz deniz denizi Sisin dere ağızlarından sokulup
akşamları/ Fındıklarımızı basıyor/ Neyleriz kararan tomurcuklarıl Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç
durun biraz/ Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş/ Toprağa tutku, kendinden dolayı/
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para/ Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga/ Sorar belki
biri: Kavga ama neden kavga"
12IKK,s.118
122 KK, S. 100
123 Kadınlar: KK, s.64 ve KK, Davet: s:74
124 KK, s.112, 113, 117
125KK, s.158
becerisini bir kaclın yazarın kaleminden sergiler126.Bunlardan yalnızca üçünü a)
ağaçla özdeşleştirdiği dirençli kişiliğini sergilemek ve Bener'in Otobiyografi'de
Sümela'yı anlatmasıyla karşılaştırmak, b) annelik duygusunu dile getirmek, c) söz
ressarnlığı açısından aşağıya almakta yarar görülmektedir:

1. "En az Sümela kadar ilgimi çeken iki şey daha var. Biri
yamaçlardaki bitki örtüsü. Toprağın görünmeyeceği bir sıklıkta ağaçların
altım kapatan çiçekler, inamlmaz güzellikteki dağ menekşeleri ... İkincisi
yamnda durduğumuz su... Bu deli suyun ortasında bir ağaç. İşte bu,
gerçekten inamlmaz. İki yanından dalgalarla geçen ve çepçevre gövdesini
kuşatan suya alclırmadan, ortada dimdik duran bir ağaç, öyle yeniyetme
falan değil. Belli ki uzun yıllarclırburada ve yerini bu çılgın suya kaptırmaya
hiç niyeti yok."127

2.Yapayalmzım, sesleri bitti, görüntüleri silindi. Ozan mutfağa mı
yürümüştür telefondan sonra, Özlem yeniden yatağına girip örtüyü çekmiş
midir başına? Belki ağlıyordur, babasına küsmüş olabilir telefonu elinden
çekip alclığıiçin. Bana kırılmış olabilir, dersleriniz nasıl, diye bile sormadım.
Belki kırmızı kurdelesini anlatacaktı bana, belki öğretmenin onu nasıl sımfa
gösterip, işte Özlem gibi olun dediğini. Telefondan sonra hemen odaya
girmek gelmiyor içimden. Şöyle bir dolaşıyorum bahçede, Karadeniz' e
bakıyorum, ağaçları yokluyor, çiçeklere dokunuyor, tekrar bakıyorum
Karadeniz' e. Sakin uslu uslu yatıyor yerinde. Herhangi bir taşkınlık yapacak
gibi görünmüyor."128

3. "Kat kat beyaz tüllerin arasından yeşilin her tonuyla harelenmiş bir
deniz, özenli bir ressamın fırça darbeleri, az açık, şimdi bir ton koyu, az
daha koyusuyla şöyle incecik bir çizgi, şuraya çağla yeşili birkaç minik
benek, dikkatli gözler için, zehir yeşilinden küçük açılımlarla çimen yeşiline
bir geçiş, dalgalarla tablonun sağ üst ucuna kadar, sol altta onlarla kontrast
oluşturacak beyaz noktalar, papatya tarlası gibi evler; kıyıya özel bir dikkat
isterim, gerçek bir dantel, her girinti ve çıkıntı ayrı ayrı işlemeli."129

Yukarıda üzerinde durulan önemli noktaları yanında KK modernist
romamn türsel girişikliğini de olgun bir biçimde sergilemesiyle dikkat çeker.
Romamn otobiyografik yönü açıkça ortadadır. "Bilinçaltım çıfıt çarşısı gibi. Ben
istemeden ne çok şey birikmiş orada"130 sözlerinden bir arınma (katarsis) ve itiraf
(confession) süreci yaşadığı anlaşılan yazar, yazılarında ve söyleşilerinde

126 KK, s. 9, 43, 50, 63, 66, 67,155,211,219,223,229; Burada dil başarısı ve özeni vurgulanan
yazarın romanındaki bazı dizgi yanlışlarına, Bener'de yapıldığı gibi, değinmekte yarar vardır.
Aleytarı (aleyhtarı olacak) s.145, sofradan kalmasının (kalkmasının olacak) s.202, vadalaşmış
(vedalaşmış olacak) s.212, allah (Allah olacak) s.223-224
127 KK s211
128 KK' s' 155

129KK: s:2 19-220
130 KK, s. 191
yaşamöyküsüne ilişkin ögeleri içten bir biçimde dile getirmıştır. Bu veriler
değerlendirildiğinde, yazarın "Ben kimim? Dünya nedir? Neden yaşıyorum?"
sorularıyla özetlediği ve "varlık problemi" diye adlandırdığı ilk kimlik ve dünya
görüşü dönüşümünün, Hüseyin Rahmi romanları okuyarak gerçekleştiği görüıür!31.
Feyza Hepçilingirler'in henüz KK'da anlattığı "sürgünsel atama" gerçekleşmeden,
"Önümüzdeki zaman diliminde neler yapmak istiyorsunuz?" sorusuna 1982
Ağustos'unda verdiği şu yanıt hem KI<:.'nıniçten içe hazırlandığını göstermekte,
hem de sonraki yaşamın örtük ipuçlarını içermektedir:

"En büyük güçlüğüm, yapmak istediklerimle, yapabileceklerimi birbirine
uyduramamak. Yapamayacağımı bildiğim halde yapmak istediğim çok şey
var. Ama devlet memurluğunun yanısıra 'ev memurluğu' insana o denli az
zaman bırakıyor ki...Öykü alanında kendimi yetkinleştirmek için bile uzun
bir zamanı kullanmam gerekecek. Ancak zaman ile sürdürdüğüm yarıştan
yengiyle çıkabilirsem, daha büyük yapıtlara geçme gücünü kendimde
bulabilirim."132

Yukarıda da değinildiği gibi, I<I<:.'daSibel babasının Girit göçmeni, anne
tarafının da Midilli göçmeni olduğunu söylemişti133.Bir gazete haberinde134, yazarın
iki roman tasarısı olduğu bildirilmiştir. Bunların ilki 1800'lerin ortalarında başlayacak
ve İstanbul'da geçecek; "bugüne dek pek anlatılmamış bir kesimin romanı"
olacaktır. Bu romanda yazar babası etrafında göçmenlıği anlatacaktır. İkincisi ise
anne tarafını mübadil ve göçmen bir aile etrafında kurgulayacaktır. Ayrıca Göç
Öyküleri adlı bir öykü kitabı üzerinde çalışmaktadır. Görüldüğü gibi
Hepçilingirler'in yazarlığı öncelikle yaşamından kaynaklanmaktadır. Bir söyleşide
"Romanınızda otobiyografık ögeler var. 1402'lik Sibel Öğretmen'in başından
geçenleri siz yaşamış olmayasınız? İlk romanların otobiyografik olacağı yolunda bir
yargı vardır" sorusuna;

"KK'deki olaylar bende safra etkisi yapmaya başladı. Giderek ağırlaştı,
yaşadıkça ağırlaştı. Ve anlatmazsam olmayacak bir duruma getirdi beni ...
Bizim edebiyatımızda sanıldığı kadar çok 'öğretmen romanı" yazılmamıştır.
Ben kadının 'çalışan kadın" olma mücadelesini de anlatmak istedim"
yanıtını verirl3s.
Kl<:.'dabu otobiyografik yön yanında ayrıca bir senaryo denemesi de vardır.
Bu senaryo denemesi, Sibel'in romanda meslektaşı Faik Bayral (Raif Özben) ile
hazırladığını ama fakülte yönetimince sahnelenmesine izin verilmediğini belirttiği
oyun olmalıdır. "Gerçekdışı Bir Gece Filmi İçin Çeşitlerneler" adlı senaryoda
idamlık bir çocuğun (EE) affı için uğraşan ailenin trajik girişimleri ironik bir dille
anlatılır.

131 Hepçilingirler, 1998a, s.23-24
132 Pala, 1993, s. 50
133 KK s 58
134 Alp~eıdn, 2000, s.5

135 Karaca, 1998
KK, romanı şınle, otobiyografiyle, anıyla, sinemayla, tiyatroyla, birleştiren
bu özellikleriyle ve iç konuşma, bilinç akışı, montaj, geri dönüş (flash-back) gibi
anlatım teknikleriyle modernist romamn başarılı bir örneğidir.

Yazarın yayınlanmış olan öbür romanı Tanrıkadın136, kimlik bakımından
Sibel'in gerisine düşen Ayşe'nin eski sevgilisi Tahir'in "gel" çağrısı üzerine onun
yaşadığı yere gitmesi, Tahir'in yasak aşkı Sacide ve karısı Zehra ile birlikte yüzleşerek
onun kanserden öleceğini öğrenip geride bıraktıklarına kol kanat germesini anlatan
sinernatografik bir psikolojik yol romanıdır. Bu romandaki belirgin otobiyografik
ögeler, öksüz Ayşe'nin yoksulluğu, öğrenimi, öğretmenliği, yolculuk duyguları ve
"yanındaki kadın" imgesidir. Ayşe Alçın üzerinden sergilenmeye çalışılan "güçlü
kadın" tipi, Sibel'in kişiliğinin bir yanını yeniden canlandırmaktadır. Zorluklara karşı
Sibel'i derviş yamyla ayakta tutan yazar, Ayşe'yi de bu doğrultuda bir evliya ve mistik
öğretinin sonul ereği olan fenafıllah aşamasının ifadesi olarak Tanrıkadın diye niteler
ve adlandırır. Nitelernede yeni olan, Türk romanında feminist yaklaşımla Rabiatü'l-
Adeviye arketipinin bileşimidir. Ayşe, Sinekli Bakkal'ın Rabia'sından çok daha fazla
ana örnek Rabia'ya yakındır. Çünkü o, tasavvuftaki "terk" aşamalarını bütünüyle
yaşamıştır. Kız Tevfik'in kızı ne terk-i dünya (peregrini-Osman), ne terk-i ukba
(Vehbi Dede) ne de terk-i terk (stoik ataraxia:sekinet:dinginlik) aşamalarını
geçmiştir. Halide Edip, başkişisini hiçbirşeyden yoksun kılınadan herşeyin sahibi
kılmıştır. Oysa Ayşe Alçın Mustafa ile kız1ığından/karılığından (terk-i dünya), Tahir
ile aşkından (terk-i ukba) ve yolculuk (seyr ü sülı1k) ile dinginlik aşamalarından
geçmiş ve Tanrıkadın olmuştur. Romanın olay örgüsünü ve başkişinin kimliğini bu
mistik modelle açıklamak ne kadar uygundur? Tanrıkadın bu modele uyar mı? Yazar
mistik deneyim yaşamış mıdır? Yoksa bu modele uydurma işlemi incelemecinin
kendi zihninin incelediği nesneye yansıtılması (projection) mıdır? Eğer son sorunun
yanıtı olumlu olursa, yukarıdaki değerlendirmeler bütünüyle temelsiz duruma
gelecektir. Bize göre sufi öğretisine atıf yapmayı meşrulaştıran veriler hem KK'da,
hem de TK' da bilinçli bir biçimde yer alır. KK' da Sibel, "Derviş ruhumun
zorluklarda sınanmaya bayıldığını anladım."137 diye düşünür. Cumhuriyet dönemi
Türk şıninin temsil gücü yüksek baş yapıtlarından biri olan "Nerdesin?" şiirinde
geçen"Bütün sevgileri atıp içimden/Varlığırnı yalnız O'na verdim beniElverir ki bir
gün bana derinden/Ta derinden bir gün bana 'gel' desin" dizelerini anımsatan
Tahir'in "gel" çağrısı138nauyan Ayşe Öğretmen'i devindiren anlayış da ruhunu
Derviş Yunus'tan almaktadır. Yazarın deyişiyle "Kendisi için değil, başkaları için
çırpınan olağanüstü bir özveri simgesi: Ayşe Alçın"139;
/

136 Hepçilingirler,2002,(BundansonrakısacaTK olarakanılacaktır.)
137 KK, s.94
138 TK s 29
139 TK: s:29
"...daha çok, 'Çalış, kazan, ye, yedir/Bir gönül ele getir/yüz IGbe'den
yeğrektir/Bir gönül ziyareti' diyen Yunus'un dediklerine uydu. Salt kendisi
için bir şey yapmaya alışmadı."l40

TK üzerine yaptığı bir söyleşide, "Kadın olma biçimlerini tartışan, ama öte
yandan kadım yücelten, kutsallaştıran bir kitap Tanrıkadın. Kadından evliya olur mu
gerçekten?" sorusuna verdiği yamt da yazarın kadınlık durumuna seküler bakış açısı
ve kavramlar yerine mistik ve dinsel kavramlarla yaklaştığım göstermektedir:

"Kadımn yüceltilmeye gerçekten gereksinmesi olduğunu düşündüğümden
'Tanrıkadın' oldu romamn adı. O yüceltme, kadımn kendi doğal
özelliklerini, doğurganlık, besleme, büyütme, doyurma özelliklerini
unutarak, tüketimi körükleyen bir süs nesnesi olarak algılanmasına
duyduğum tepkiden doğan bir ammsama çabası yalmzca. Bana sorarsamz
kadından evliya da olur, peygamber de tanrı da. Yeter ki kadınlar
birbirlerinin gözünü oymaya koşullandırılmasın ve başarılı erkeğin
arkasında durmaktan vazgeçip, yamnda yer almaya karar versin."141

Yazar iki romamnda da kadım üç kertede kategorize eder: Sokak kadım, ev
kadım, meslek kadım. Bu basamakların üzerine Hepçilingirler Tanrıkadın'ı
yerleştirir. Tanrıkadın'ın beslendiği damarlar Aydınlanma birikimi ile geleneksel
Türk kültürünün özgeci kodlarımn bileşimidir. Bu bileşim güçlü kadın imgesinde
ifadesini bulmaktadır. Bizce bu kadımn ilk otobiyografık örneği, başkişilerin
anneanne/babaanneleridir. Kahramamn· kendi-oluş sürecinde kişiliğini böldüğü ve
her bölünük tipe birer örnek verdiği görülür. TK'mn nüvesi KIZ.daki şu pasajdır:

"Kimi zaman iki kişi olduğuma. o kadar inamyorum ki! Üstelik birbiriyle hiç
geçinemeyen iki kişi. Biri kalk gidelim derse; öteki, otur oturduğun yerde,
sesini çıkarma diye ayak diriyar. Yoksa üç kişi miyiz? Bu kavgacı ikiliyi
uzlaştırmaya çalışan üçüncü kişi kim?"142

"Zaman zaman trende, otobüste yamma oturan meraklı yol arkadaşlarına
başka bir insanın yaşarmm sunmayı nasıl özlemişimdir. Hiç başaramadım
ama! Ben kim miyim? Öğretmen falan değilim. İnsamn almnda yazılı olmaz
ya öğretmenliği! En aykırı kişiyim. Bir pavyonda çalışıyorum ..."143

Hepçilingirler'in romanlarındaki kadın tipleri, bu itiraftan hareketle şöyle
eşleştirilebilir:

140 TK, s.28; Başka bir yerde de Ayşe Leyla-Mecnun hikayesindeki platonik ve beşeri aşk çelişkisi
içinde Kays', anar. TK, s.191
141 Akgün, 2002

142 KK, s.157
143 KK, s.49
KK
İşlevsel Kadın Kişiler
Başkişi Sibel-Huri e
Yardımcı kişi Zehra
İstek Nesnesi Son ""I

Başkişilerin istek nesnesi olan işlevsel erkek tipleri de şu biçimde
sıralanabilir:
Sibel Öğretmen'in Erkek Tipleri (KK) Ayşe/Tanrıkadın'ın Erkek Tipleri (TK)
Yavuz (ilk aşk) Tahir (İlk aşk)
Haluk (koca) Mustafa (cinsel partner) ,
Faik (platonik aşk) Tahir (Ölü maşuk)

Tablolardan anlaşılacağı gibi Hepçilingirler'in romanlarında kurgu plammn
arketipi cenneti bulma/yitirme/yeniden bulma mitosudur. Başkişi, evrensel ve
toplumsal tipoloji bakımından önem taşımayan, işlevsel açıdan istek nesnesi olabilen
üç erkek tipi ile, aşamalı olarak üç deneyim yaşar. Bu deneyim süreci aym zamanda
bir kendini bulma/kendi olma ve düşüşe direnerek kemali bulma sürecidir. O
bakımdan, KK. bir kadımn çevresinde üç erkek tipini ve üç kadın kimliğini
sorgulayan; TK ise üç erkek tipinden ikisini, ilk ve son tipi temsil eden bir erkek
(Tahir) çevresindeki üç kadım anlatan oluşum romanlarıdır.

TK'da da yalmzlık, ölüm ve sevgi üzerine derin ve şairane düşüncelere
rastlamr. Yazarın dil becerisi bu romanda da akıcı, anlaşılır, sürükleyici cümleler
biçiminde gözlemlenebilmektedir144.

Hepçilingirler'in romanları, modernist romarun özelliklerine uygun biçimde
psikolojik gerçekliğin sorgulanmasım ağırlık noktası yaparken Bener'in romanlarında
da görülen bilinçli bir eksiklik her satırda fark edilmektedir: Bu romanlarda fiziksel
portreye ve betimlemeye hemen hemen hiç yer verilmemektedir. Modernist
romanda psikolojik özdeşleyim için bu kaçımlmazdır. TK, KI<:'yagöre otobiyografik
nitelikten uzaklaşarak kurmaca çizgisine daha çok yaklaşrmştır. Ancak Tanrıkadın'ın
yüceltilmesi (psikolojik savunma düzeneklerinden: sublimation) sırasında Tahir ve
öbür kadınların gölgede bırakılması romamn bütünlüğünü zedelemekte ve akışı
aksatmaktadır. Bu da herhalde anlatıcımn kendisiyle giriştiği savaşın bitmemesinden
ileri gelmektedir. Gerçekte bu durum yaratıcılığın süreceğini de gösterir. Yazarın
sonraki romanlarında yalmzlık, ölüm ve sevgi izleklerini daha derin ve kişiliklere
sindirilmiş olarak sorgulamayı sürdüreceği tahmin edilebilir.

144 TK' daki birkaç yanlışa da burada değinmelidir. Semra ile Ayşe 'den çekinmeye gerek yok
(Ayşe 'den değil Ay ten 'den olacak) 5.179; Tahir kaçıncı gün doğuşu? (doğmuştu olacak) 5. 209;
karısında (karşısında olacak) 5.239
Oğlu Yiğit Bener, anlatım ve biçem bakırmndan Erhan Bener'in
romanlarının ortak noktasının aralarında bir ortaklık bulunmaması olduğunu
söyler145. Buna karşılık, Erhan Bener, bayan öğretmen ve tanıdıkları aracılığıyla
okuru kimlik labirentlerinde geri dönüşlerle dolaştırırken sürekli iki tiple karşılaştırır:
Erkekler yaşlandıkça Oblomovlaşan Dr. Faust, kadınlar Emma'dır. Tipolojik
çeşitlerne zenginliğinin arkasında hep bu arayış içindeki doyumsuz evrensel tiplerin
tekrarlandığı görülür. Bener'in yaşarmnda bürokrat (Memduh Aytür) ve ressam
(Cemil Eren) Don I<:işotlarolsa bile sanatında yoktur. Toplumsal tipoloji açısından
yazarın gözde mesleklerinin emekli bürokratlar ve öğretmenler olduğu da bir kez
daha yinelenmelidir.

Bener'in Macellos Da Vinci'nin Akılalmaz Serüvenleri, Ortadakiler,
Dönüşler, Elirin Öyküsü, Otobiyografı gibi romanları modernist özellikler taşır.
Bunlarda romanla romanın öyküsü iç içedir. Modernist romanın bir diğer başat
özelliği olan psikolojik gerçekliğin öne çıkması durumuna da, bu romanlarda yoğun
biçimde rastlanır.

Erhan Bener'in romanlarında genellikle iki sonuç bulunur:
1.Mutlu son.
2. Kötüler ölür.

Bener'in son dönem yapıtlarındaki olay ve kişiler, Lale Müldür'ün Destina
adlı şiirini andırır: Yaşarmn yönlendirici etkeni kaderi alınyazısıdır. Olaylar yazarın
hoşlandığı, olmasını beklediği biçimde biter. Son döneminde Bener'in kötü sona eli
varmaz. Roman sonları ani, ayrıntısız ve sevgiyi vurgulayacak biçimde gelir. Baş
göğse yaslanır, el ele tutuşulur, aşk ve umut sözcükleri söylenir. Bazen örtülü bir
barış ve huzur duygusu, Memduh Şevket Esendal biçemini andıran bitişIerde güçlü
biçimde vurgulanır. Tanpınar'ın dediği gibi: "Herşey yerli yerinde ..." Bu yönüyle
Bener'in romancılığı modern/gerçekçi roman öncesi romantik/klasik roman
geleneğine bağlanır.

Bener'in romanlarında gözlemlenebilen başka bir özellik de erkek egemen
bakış açısıdır. Bu bakış açısı sorgulanmaz ve tartışılmaz. Halide Edib'in kadın kişileri
güçlü ve dirençli insanlardır. Onlar aynı zamanda erkeklerini veya kaderlerini de
kendileri seçerler. İçgüdülerini bastırıp güçlerini yüce ülkülere yönlendirebilirler.
Yakup Kadri de bu bakımdan Halide Edib'e benzer. Onun kadınları da seçme
haklarını kullanırlar. Peyami Safa ise seçme hakkını Doğulu ve Batılı kadın arasında
kalan erkeğe verir. Seçilen, Doğu yönü baskın Batılı bir sentezdir. Bener'in
romanlarındaki kadın kişilerin en belirgin özelliği meslek, sınıf, inanç, eş-anne-sevgili
rollerinden ve küıtürel kimlik sorunlarından önce, libidolarıdır146. Kadınları

145Bener, 1994, 5.8; Bener Yiğit, 1995, 5.15; Bener, 2003a, 5.13
146 TekiIleşme'deki Medeni, Böcek'teki Recai ve Ortadakiler'in 'yazar"ı, Hınzır Kız'daki
emekli vali gibi erkek başkişiler de libido ekseninde yaşamı anlamlandırmaya çalışan
kahramanlardır.
devindiren ana güdü cinsellikleridir. Rollerini bu işlev belirler. Güçlü, yalmz
kalabilen, tek başına yaşanun yükünü taşıyabilen kadın imgesi Bener'de yoktur.
Onun kadın kişileri protest, muteriz, reddeden, "hayır" diyebilen varlıklar değildir.
Buna bağlı olarak siyasal ve toplumsal sorunlara ilgi Bener'in kadın kişilerinde bir
rozet, broş, makyaj gibidir. Onların tek kaygısı, melankoliden libidoya yönelmiş,
Servet-i Fünun maraziliğine benzer bir durumdur:

Erhan Bener'in romanları Baharla Gelen, Sisli Yazlarda yaşanan, Loş
Aynalarda Işığımn Gölgesi Yansıyan, kızların Hınzırlıktan vazgeçip çalışan veya
emekli kamu görevlileri ile yaşanum birleştirdiği, Nereye Giderse gitsin
Ortadakilerin Aşk-ı Muhabbet Sevda yaşantılarım anlatan, Sonbahar Yapraklarına
karışıp giden otobiyografik ürünlerdir. Yazardaki siyasal vurgunun arka fona 12
Eylül karşıtı bir tutum olarak yansıdığı da belirtilmelidir. O bakımdan Bener'in 1975
yılında kamu görevinden ayrılması ve 1979'da ellinci yaşdönümünü sorgulaması ile
girdiği olgunluk döneminin romanları, bunalımdan esenliğe doğru kimlik arayışlarım
ön planda işlemeleri nedeniyle psikolojik romanlar olarak nitelenebilmeleri yamnda;
II. Dünya Savaşı'ndan günümüze değin süren tarihsel-toplumsal gelişme ve
sorunları hep duyumsattıkları için "dönem romam" olarak da tammlanabilirler.
Hatta, bazı öyküleri ile Tekilleşme, Böcek, Ortadakiler, Hınzır Kız ve Otobiyografi
adlı romanları, "12 Eylül Romanları" kategorisine alınabilir.

Otobiyografi, üç ayrı öykünün kaynaştırıldığı kurgusu, dili, üslubu, mekan
ve zamam olayla kaynaştırması, tipleştirmesi ve bakış açısı ile başarılı bir romandır.
"Bir düş, bir ütopya olarak insanlık idealine bağlılık, benim yaşanumda, hayata bakış
açırnda, ince ayrıntılar dışında değişikliğe uğramanuştır" diyen yazarın bu romamm,
yeni Türk edebiyatımn iletisi anlatırmmn içine yedirilmiş "hümanist" yapıtlarımn
başında görmek uygun olur. Bener Elif'in Öyküsü ve Hınzır Kız ile soydaş bir üçlü
oluşturan Otobiyografi'de Türk Emma'sımn yeni ve başarılı bir versiyonunu
yaratmıştır. Yaratıcılığımn en önemli kaynağı, bu incelemede ayrıntılı bir biçimde
gösterildiği gibi kendi yaşantıları, anıları, gözlemleri ve birikimleridir. Bu bakımdan
adındaki gibi otobiyografik bir romandır. Yazar romanda bir erkeğin kaleminden
kadınlık hallerini başarıyla edebileştirmiştir. Otobiyografi, Aşk-ı Memnu'dan
günümüze değin Türk romammn ulaştığı olgunluk düzeyine tamklık etmektedir.

Son olarak bu incelemenin Bener ile ilgili kısmım bir soru ile bitirmek
uygun görünmektedir. Hilmi Ziya Ülken Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi'nde,
Niyazi Berkes Türkiye'de Çağdaşlaşma'da ve Bernard Lewis Modern Türkiye'nin
Doğuşu'nda Mehmet Akif Ersoy hakkında susarlar. Acaba Ahmet Oktay, Enis
Batur, Selahattin Hilav, Murat Belge ve Berna Moran Erhan Bener hakkında niçin
susmuşlardır?

Romanları incelenen yazarlar dış özellikleri ile karşıt özellikler taşırlar: Çok
yazan yaşlı erkek romancı ve az yazan genç bayan romanc!. Bener kendi yaşantılarım
ötekine yedirerek başarıyla anlatırken Hepçilingirler başkasını anlatır gibi yaparak
kendini başarıyla estetize edebilmektedir. Bu yüzden Bener duygusal boşlukları
araştırmacı kişiliği ile doldurarak kadın kişilerine daha dışarıdan ve nesnel bakarken
Hepçilingirler doğrudan kendi yaratıcılığı ile kadın kişilerine içeriden ve öznel bakar.
Bener'deki cinsellik bu bakımdan Hepçilingirler'in platonik anlatımlarıyla tam bir
karşıtlık oluşturur. Aynı karşıtlık Bener'in babalık fıgürüne, felsefeye ve evrenseki
tutuma yakınlığı ile Hepçilingirler'in annelik fıgürüne, edebiyata ve milli olana
yakınlığında da görülür. Ancak benzerlikler daha dikkat çekicidir: Çok alanlı tutum,
psikolojiye ve hatta genelolarak "edebi tababet" e düşkünlük, muhalif siyasete
mensubiyetle birlikte derin bir mistik ve dinsel epistemolojik sorgulama; bölümlerin
düzenleniş ve dizilişinde post-modern eğilimler; kompleks cümleler, şairane üslup
ve yüksek Türkçe duyarlılığı; kurmacayı kendi yaşamından türetme; üretkenlığin ve
yaratıcılığın artışı; yazarlığı ciddiye alma ve okura değer verme; hayata sadakat...

Erhan Bener nasıl Halit Ziya geleneğine bağlanabilirse, Feyz
Hepçilingirler'in de Muhadarat yazarı Fatma Aliye Hanım'ın başlattığı, Halide Edip
ve Halide Nusret'in sürdürdüğü idealist güçlü kadın geleneğinin son halkalarından
biri olduğu söylenebilir. Bener'in çocukluk anılarında canlanan büyükanne
fıgürünün Hepçilingirler'in romanlarında da vurgulu bir biçimde yer aldığı görülür.
Kahramanların oluşumunda ırmağın kaynağı anneanne veya babaanne fıgürüdür.
Hümanist anlayış açısından iki yazarın benzeştiği söylenebilir. Çağına tanıklık etme
bilincinin iki yazarda da yüksek olduğu gözlemlenmektedir.

Ancak bütün bu benzerlik ve karşıtlıkların üstünde bir nokta özellikle
vurgulanmalıdır:
Onların başarısı Türkçenin ve romanın kazanımıdır. Otobiyografı ve KK
hem Türk romanının son yüzyıllık seyrinin ulaştığı noktayı, hem de son çeyrek
yüzyıl Türk romanındaki başat özellik ve yönelişleri anlamak açısından göz önünde
bulundurulması gereken temsil yeteneği yüksek romanlardır.
(Not: Metin içinde künyesi verilen kitapIara burada ayrıca yer verilmemiştir.)
Adıvar Adnan, 1952, "Tarih ve Biyografi", İÜEF Tarih Dergisi, CIL, S:3-4
Akgün Ayten, 2002, "Söyleşi",
http://www.ozgurpolitika.com/2002/07 /31/ allkul.html
Ali Rıza-Mehmed Galib, 1977, XIII. Asr-ı Hicride Osmanlı Ricili, İst. Tercüman
Yayınları, C II
Aliye Zeynep, 2001, "Erhan Bener: Sanatçı Kişiliği ve Yapıtları Üzerine", Yüzyüze
Edebiyat içinde, İst. Bilgi Yayınevi
Alptekin Fecir, 2000, "Çok Yakında İki Roman Daha Geliyor", Yeni Binyıl Kitap
Eki, 21 Ocak
Andaç Feridun, 2004, Erhan Bener'in Dünyasına Yokuluk, İst. Dünya Kitapları
Ateş Nurgül, 2005, "Erhan Bener: Roman İnsanı Anlatır", Virgül, Ocak, S:80
Ayda Adile, 1998, Bir Demet Edebiyat, Ank. T.İş B. Yayınları
Aytaç Gürsel, 1982, "Bir Bilim Adamının Romanı", Yazko Edebiyat, Ağustos, S:22
Aytaç Gürsel, 1990, Edebiyat Yazıları, Ank. Gündoğan Yayınları, CI
Aytaç Gürsel, 1999, Çağdaş Türk Romanları Üzerine İncelemeler, Ank. Gündoğan
Yayınları
Ayvazoğlu Beşir, 1995, Eve Dönen Adam, İst. Ötüken Yayınları, 1995
Ayvazoğlu Beşir, 1997, Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak, İst. Ötüken Yayınları
Bener Erhan, 1981, Macellos Da Vinci'nin Akılalmaz Serüvenleri, İst. Yazko
Yayınları
Bener Erhan, 1982, 1984, Bürokratlar, İst. Adam Yayınları, C I, CIL
Bener Erhan, 1985, Baharla Gelen, İst. Yazko Yayınları
Bener Erhan, 1991, Bir Büyük Bürokratın Romanı, İst. Bilgi Yayınevi
Bener Erhan, 1992, Burcu Öğretmenin Öyküleri, İst. Bilgi Yayınevi
Bener Erhan, 1993a, Aşk-ı Muhabbet Sevda, Ank. Bilgi Yayınevi
Bener Erhan, 1993b, Tekilleşme, Ank. Bilgi Yayınevi
Bener Erhan, 1994, Elirin Öyküsü, İst. Bilgi Yayınevi
Bener Erhan, 1995, Böcek, Ank. Ümit Yayıncılık
Bener Erhan, 1999a, Oyuncu, İst. Remzi Kitabevi
Bener Erhan, 1999b, Sisli Yaz, İst. Remzi Kitabevi
Bener Erhan, 2000a, LoşAyna, İst. Remzi Kitabevi
Bener Erhan, 2000b, Işığın Gölgesi, İst. Remzi Kitabevi
Bener Erhan, 2001a, Ölü Bir Deniz, İst. Remzi Kitabevi
Bener Erhan, 2001b, Sonbahar Yaprakları, İst. Remzi Kitabevi
Bener Erhan, 2002, Yalnızlar, İst. Remzi Kitabevi (İlk baskı Gordium adıyla)
Bener Erhan, 2003a, Ortadakiler, İst. Remzi Kitabevi
Bener Erhan, 2003b, Kedi ve Ölüm, İst. Remzi Kitabevi (ilk basımı 1961'de Ara
Kapı adıyla)
Bener Erhan, 2üü3c, "Sevginin Doğuşu", Aşk Nereye Kadar içinde, İst. Dünya
Kitapları
Bener Erhan, 2üü4a, Dönüşler, İst. Remzi Kitabevi
Bener Erhan, 2üü4b, Sıradışı Bir Kadının Otobiyografisi, İst. Dünya Kitapları
Bener Erhan, 2004c, Aşk-ı Muhabbet Sevda, İst. Dünya Kitapları
Bener Erhan, 2005, Hınzır Kız, İst. Dünya Kitapları
Bener Yiğit, 1995,"Erhan Bener ve Sanatı Üzerine", Gündoğan Edebiyat, Bahar,
C.IV, S:14 .
Cemal Süreya, 1991,99 Yüz (İzdüşümler-Söz Senaryoları), İst. KaynakYayınları
Cemal Süreya, 2000, Sevda Sözleri, İst. YKY
Emi! Birol, 1989, Reşat Nuri Güntekin, Ank. KB Yayınları
Fethi Naci, 1998, Kıskanınak, İst, Oğlak Yayınları
Günyol Vedat, 2004, Uzak Yakın, Bölük Pörçük Anılar, İst. Dünya Kitapları
Hepçilingirler Feyza, 1998a, "Bugün Hüseyin Rahmi", Yazarlar Dünyası, l<:ış,S:6
Hepçilingirler Feyza, 1998b, l<:ırmızıKaranfıl Ne Renk Solar?, 1. bs. İst. Simavi
Yayınları, 1993; 2. bs. İst. Remzi Kitabevi, Nisan 1998; 3. bs. İst. Remzi Kitabevi,
Haziran 1998 (İncelemede bu son bs. kullanıldı.)
Hepçilingirler Feyza, Tanrıkadın, (1. bs.) İst. Remzi Kitabevi, Haziran 2002; 2. bs.
İst. Remzi Kitabevi, Haziran 2002 (İncelemede bir ay içirıde iki baskı yapan kitabın
2. bs. kullanıldı.)
İleri Selim, 2002, Anılar; ıssız ve Yağmurlu, İst. Doğan Kitap
İleri Selim, 2003, Annem İçin, İst. Doğan Kitap
Kaplan Mehmet, 1957, "Öğretmenler ve Memurlar Romancısı: Reşat Nuri",
İstanbul, Şubat
Karabey Zeynep, 1982, "Romanda Tip Olgusu ve Tipirı İşlevi Üzerirıe Yazarlarla
Söyleşiler: Erhan Bener", Yazko Edebiyat, Aralık S:26
Karaca Emin, 1998, "Karanfılın Ağırlığı",
http://www.radikal.com.tr/1998/06/11 /kultur/01kar.htrril
Karaosmanoğlu Yakup Kadri, 1983, Anamın l<:itabı,İst. İletişim Yayınları
Karaosmanoğlu Yakup Kadri, 1987, Panorama, İst. İletişim Yayınları
Karaosmanoğlu Yakup Kadri, 1999, Politikada l<.lrkBeş Yıl, İst. İletişim Yayınları
Kavcar Cahit, 1994, "çalıkuşu ye Türk Eğitimindeki Yeri" ve "Bir Öğretmenin
Romam: Yeşil Gece", Edebiyat ve Eğitim içirıde, Ank. AÜEBF Yayınları
Levend Agah Sırrı, 1984, Türk Edebiyatı Tarihi, Ank. TTK Yayınları
Mehmet Serdar, 2001, "Özyaşamöyküsü", Adam Sanat, Eylül S:188
Moran Berna, 1981, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İst. Cem Yayınevi
Olgun İbrahim, 1972, "Am Kaynakçası", Türk Dili, Mart S:246
Ongun Cemi! Sena, 1979, Hz. Muhammed'in Felsefesi, İst. Remzi Kitabevi
Önertoy Okay, 1974, "Reşat Nuri Güntekirı ve Anadolu", AÜDTCF Türkoloji
Dergisi, evı, S:1
Önertoy Okay, 1989a, "Reşat Nuri'nin Eserlerinin Kaynağı: Anadolu Notları",
Hürriyet Gösteri, Aralık S:109
Önertoy Okay, 1989b, "Edebiyatımızda 'Dönem Roman' ve 'Nehir Roman'
(Yakup Kadri)", Ortak l<:itap,Mayıs S:1
Özçelebi Betül, 2004a,Erhan Bener, Hayatı, Sanatı ve Eserleri, AÜ SBE TDE AbD
YTE Bilim Dalı Basılınamış Dr. Tezi, Damşman: Doç. Dr. Nurul1ah çetin
Özçelebi, Betül, 2004b, "Sıradışı Bir Kadın Üzerine", Varlık, Ekim, S:1165
Özdenoğlu Şinasi, 1998, "Sanatçımn Kutsal Telaşı", Yaşasın Edebiyat, Nisan, S:6
Özel Sevgi, 2004, "Erhan Bener: Yazar Dünyadan ve Toplumdan Kendini
Soyutlayamaz", Hürriyet Gösteri, Aralık, S:265
Özkırımlı Atilla, 1995,"Erhan Bener, Ölü Bir Deniz", Öykülerle Romanlarda
Yaşamak içinde, İst. Ümit Yayıncılık
Öztop Erdem, 2005, "Erhan Bener: Erkek Yazarlar Cinsellik Konusunu Bir Şekilde
Daha Rahat Anlatabiliyorlar", Adam Sanat, Ocak, S:228
Özyer Nuran, 1984, "Otobiyografi Türü ve İki Örnek", Edebiyat Üzerine içinde,
Ank. Gündoğan Ya)'lnları
Pala Mustafa, 1993, Yanıtlarıyla Söyleşiler, Ank. Yaba Yayınları
Şarman Hande, 2001, "Feyza Hepçilingirler ile Söyleşi", Varlık Kitap Eki, Mart,
S:122
Tunç Yasemin, 2004a, ""Erhan Bener ile Söyleşi: Gen Yapım Oluşurken Formüle
Bir Damla Romancılık Katkı Maddesi Karışmış Olabilir.", Varlık, Ekim, S:1165
Tunç Yasemin, 2004b, "Erhan Bener: Roman Bir Trajedidir", Kitap-lık Babil
Kulesi, Aralık, S:78
Wellek Rene-Austin Warren, 1983, Edebiyat Biliminin Temelleri, (çev. A.E.Uysal)
Ank. KTB Yayınları
Yalçın Küçük, 1982, "Bir Estetik Kuramı", Yazko Edebiyat, Şubat, S:16
Yıldız Cemal, 1996, "Erhan Bener'in Haldun Taner Öykü Ödülü Alan Hikayesi
Alabalık'ın Yapısal İncelemesi", Gündoğan Edebiyat, Bahar S:18