You are on page 1of 260

ANKARA ÜNİVERSİTESİ BASIN-YAYIN YÜKSEK OKULU YAYI NLARI NO: 2

T O P L U M S A L L A Ş M A
V E
K İ T L E S E L İ L E T İ Ş İ M
Doç. Dr. Aysel AZİ Z
ANKARA - 1982
ANKARA ÜNİVERSİTESİ BASIN-YAYIN YÜKSEK OKULU YAYI NLARI NO: 2
TOPLUMSALLAŞMA
VE
KİTLESEL İLETİŞİM
Doç. Dr. A/ sel AZİZ
ANKARA -1982
Bu çalışma A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ııe "Sosyoloji" bilim kolunda doçent-
lik tezi olarak sunulmuş, Prof. Dr. Nermin ERDENTUĞ başkanlığında Prof. Dr.
Nephan SARAN, Prof. Dr. Rezzan ŞAHİNKAYA, Prof. Dr. Ruşen KELEŞ ve Prof.
Dr. Cevat GERAY'dan kurulu bilim jürisince değerlendirilmiş ve 1980 yılı mart
ayında doçentlik tezi olarak oybirliği ile kabul edilmiştir.
A.Ü. S.B.F. VE BASIN-YAYIN YÜKSEK OKULU BASIMEVİ, ANKARA -1982
Eşim Er gün'e...
I-
O N S O Z
Çalışmada ele alınan "Toplumsallaşma" olgu ve süreci, bireyin için-
de bulunduğu toplumla ilişkisini ele almakta. Birey toplumla nasıl
uyuşuyor, bu uyuşmada neler etkili? Gerçekte 'toplumsallaşma', üç di-
siplinin —ruhbilim, toplumsal ruhbilim ve toplumbilim—, konusu,
Her üç disiplin açısından konuya bakmak olanaklı. Biz, çalışmamızda
bu üç disiplinden daha çok toplumsal ruhbilim ile toplum bilim açı-
sından üzerinde durmaya çalıştık.
Böyle bir çalışmaya, hele görgül bir araştırma konusu olarak bu
tür bir çalışmaya neden girdik? Sanırım bunda en önemli etken, bu
konunun Türk yazınında, bilimsel çalışmalarında derinlemesine ele
alınmamış olması ve özellikle kırsal kesimde bu tür bir araştırmanın
yok denecek kadar az olması ya da en azından bizim üzerinde durdu-
ğumuz boyutlarda araştırılmamış olmasıdır.
"Toplumsallaşma ve Kitlesel İletişim" adlı çalışmada üzerinde önemle
durulan husus, toplumsallaşma etmenlerinden olan, teknolojik geliş-
meler karşısında, klasik toplumsallaşma etmenlerine eMenen, son otuz-
kırk yıldır bireyin yaşamını yakından etkileyen kitlesel iletişim araç-
larının bu olgu ve süreçte ne derece rol aldığını ortaya çıkarmak olmuş-
tur.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısında elektronik tekniğin-
deki hızlı gelişme ise, kitle iletişim araçlarını daha da sınırlandırarak t
elektronik kitlesel iletişim araçları olan radyo ve televizyon üzerinde
yoğunlaşmamızı gerektirdi. Bu iki aracın girmediği ülke, toplum yok
gibi. Özellikle, radyosuz bir ülke bulmak olanaksız. Radyo elli yılı aşkın
bir süreden beri toplumların yaşamına girmiş, onun kendi dışındaki ev-
reni ile bağlantısını, ilişkisini ses yolu ile kurmaya çalışan bir araç. Te-
levizyon için bu denli geri gidememekle birlikte, görüntüye yer vermesi
yönünden, radyoya göre daha hızlı bir gelişme gösteren, geniş kitlele-
ri ses ve görüntü yolu ile etkileyen bir araç. Birey bu araçlarla kendi
küçük dünyasının dışına çıkarılmakta, büyük evrende neler olup bit-
tiğine ya anında ya da çok kısa bir süre sonra, tanık olabilmekte. Tüm
bunların olumlu olumsuz yanları, yönleri, etkileri olacağı açıktır. En
V
azından bireyin şimdiye değin yaşam biçimi, düşüncesi, yöntemi, bu
araçlar yolu ile şu ya da bu ölçüde değişikliğe uğramakta; olumlu ya
da olumsuz olarak etkilenmektedir. Bir başka deyişle, bireyin gelenek-
sel toplumsallaşma biçimi değişmeye zorlanmaktadır. Öyleki bireyin, bu
araçlara kapalı olsa bile, içinde bulunduğu toplumun açık olması du-
rumunda, yine de etkilenmesi söz konusudur.
Çalışmanın odak noktası olarak özellikle kırsal kesimin alınması
ise, bu etkinin kentsel kesime göre çok daha farklı boyutlarda olabile-
ceği düşüncesinden kaynaklanmıştır. Gelenek ve göreneklere sıkı sıkıya
bağlı olma özelliğini gösteren kırsal topluluklarda bu araçların toplum-
sallaşma olgu ve sürecine etkisinin çok daha değişik olduğu varsayım-
lanmıştır. Kuşkusuz, daha önce de belirtildiği üzere, şimdiye değin ko-
nunun bu boyutta kırsal kesimde hiç ele alınmamış olması da destek-
leyici bir öge olmuştur.
Çalışma iki kısımda ele alınmıştır. Öncelikle kuramsal çalışmanın
yer aldığı birinci kısımda, toplumsallaşma olgu ve süreci üzerinde du-
rulmuş; bu konudaki kuramlar özetlenerek, görgül çalışmalara temel
oluşturacak, onu destekleyecek biçimde verilmeye çalışılmıştır. Çalış-
mada etkisini araştırdığımız kitle iletişim araçları —radyo ve televiz-
yona ağırlık verilerek— kuramsal olarak ele alınmaya çalışılmıştır.
Görgül araştırmanın yapıldığı evren olarak aldığımız kırsal kesim ise,
kuramsal çalışmamızın üçüncü bölümünü oluşturmuştur. Kırsal kesim
olgusu genelden alınarak Türkiye koşullarına indirilmiş; görgül çalış-
ma bulgularının yorumlanmasında destekleyici olarak kullanılmıştır.
Çalışmanın ikinci kısmı, toplumsallaşma ve kitle iletişim araçları
—radyo ve televizyon—nın etkilerinin kırsal alanda incelenmesini sağ-
layan sormaca (anket) uygulamasının sonuçlarının yer aldığı kısım-
dır. 115 sorudan oluşan sormacada, kırsal kesimdeki toplumsallaşma ol-
gu ve süreci doğrudan ya da dolaylı sorular ile ortaya konmaya çalışıl-
mış, ancak, tüm verilerin değerlendirilmesi yerine, kuramsal çalışmayı
desteklecek türdeki veriler değerlendirilmiş, bulgulara yer verilmiştir.
Araştırmanın kuramsal ve görgül çalışmaları kapsaması, bu konu-
da benim dışımda pek çok çabayı gerektirmiştir. Özellikle, görgül ça-
lışmaların, sormacanın hazırlanmasından, uygulanmasına, düzeltilme-
sine, verilerin bilgisayarda değerlendirilmesine değin pek çok emeğe
gereksinim olmuştur. Bunun yanında çalışmanın ortaya çıkması için
düşünce aşamasından kitap durumuna gelinciye değin de yine pek çok
kişiden yardım gördüm. Emeği geçenleri, ad olarak da olsa anmak, bi-
limsel çalışmaların güzel bir geleneğidir. Ben de bu geleneği sürdürme-
yi içtenlikle istiyorum.
VI
Öncelikle, görgül araştırmada öğrenci genç arkadaşlarımdan çok
yardım gördüm. A.Ü. Eğitim Fakültesinin 1977-1978 öğrenim yılında
Halk Eğitimi Bölümü son sınıf öğrencileri Ezel Tavşancıl, Meral TJ ysal,
Ramazan Dumlu Eker, Bayram Sakın, Hikmet Çimen, Celâl Olgun ge-
rek sormacanın hazırlanmasında, gerek köylerin seçiminde, gerekse
önsormacanın ve sormacanın uygulanmasında benimle birlikte iki ya-
rıyıl özveri ile çalıştılar.
Sormacanın uygulandığı Velihimmetli (Haymana), Mülk, Fet-
hiye (Yenimahalle) ve Büğdüz (Çubuk) köylerindeki sormacaya ka-
tılan denekler ile muhtarlar başta olmak üzere köy ileri gelenleri, gös-
terdikleri konukseverlik ve yardımla Türk köylerindeki geleneksel
toplumsallaşmanın, tüm zorlamalara, değişmelere karşın yine de var
olduğunun güzel bir örneğini verdiler. Yardımlaşma, konukseverlik,
karşılilksız verme, Batı'dan, kitle iletişim araçları yolu ile gelen olum-
suz kimi iletilere karşın yine de sürdürülüyor. Kıvanç duydum.
Sormacanın bilgisayarda değerlendirilmesi, dökümünün yapılması,
genellikle bu tür araştırmaların, parasal yönü olduğundan, en zor kıs-
mını oluşturur. Bu konuda da bürokratik engelleri kaldıran, alayişli
tutum ve davranışlardan ötürü, A.Ü.S.B.F. —o zamanki— Dekanı Prof.
Dr. Cevat Ger ay' ı ve O.D.T.Ü. yöneticilerini, Bilgi İşlem Merkezi yetki-
lilerini, programcı, uzman arkadaşları ve özellikle Perihan Çevikçe dos-
tumu burada anmak isterim.
Çalışmanın planı ile sormacanın hazırlanmasında Prof. Dr. Özer
Ozankaya'nın eleştirilerinden çok yararlandım. Özellikle başlangıçta
oldukça geniş olan araştırmanın planı, Ozankaya'nın yerinde karışma-
ları ile daha anlamlı bir duruma geldi.
Çalışmanın kitap durumuna gelmesinden önce çalışmayı özenle
inceleyen, dil yönünden eleştirilerde bulunan, ve çalışmanın tümünde
tutarlı bir dil kullanılmasına olanak sağlayan Prof. Dr. Ruşen Keleş'in
yardımlarını unutamam. Katkıları sınırlı da olsa, bu çalışmanın dışın-
da da dil konusunda her zaman yardımlarını gördüğüm A.Ü. Basın Ya-
yın Yüksek Okulu öğretim görevlisi Emin Özdemifi de burada anmayı
bir borç bilirim.
Çaışmanın tez olarak hazırlanmasında, bilimsel çalışmalar dışında
da bir takım çaba gerekti. Zamana karşı savaş olarak da niteleyeceği-
miz bu çabalarda, tezi özveri ve özenle makinede yazan ve haritaları çi-
zen S.B.F. ve BYYO çalışanlarından Hür ÇalışaZ ile Şafak Erdoğan'ı
özellikle belirtmek isterim.
Tagore'un şu özdeyişini hepimiz anımsarız : "...tükenmeyen bir
vn
sabırla gölgede durarak lambayı tutanı unutma..." Elimizdeki kitap,
teknik bir takım ortak çalışmaların ürünüdür. Bu ürün S.B.F. ve Basın
Yayın Yüksek Okulu Basımevinde gerçekleştirildi. Bizi aydınlatan lam-
bayı tutan eller onların elleri, bu basımevinde çalışanların yetenekli
elleridir. Dizgiden cilt yapımına değin pek çok elin emeği var bu ça-
lışmanın kitap olarak ortaya çıkışında. Bu özverili çalışanların hepsini
ad olarak anamıyorum burada. Dizgi ustası Orhan Yasamtürk ile atöl-
ye şefi Yalçın Durdağ kendi görevleri dışında da bana yardımcı oldular.
Yaratıcı yeteneklerini de kullanarak kitabın daha yararlı, daha güzel
olmasını sağladılar.
Tüm adlarını anmaya çalıştıklarım yanında anamadıklarım da
var. Hepsine teşekkür ederim. Çalışmanın eksiksiz, kusursuz olduğu
savında bulunmak istemiyorum, ancak bu duruma gelmesi, yukarıda
adlarını andıklarımla, anamadıklarımın katkılarıyla olduğunu büyük
bir içtenlikle söyleyebilrim.
Toplumsallaşma, olgusunun, kitle iletişim araçlarının etkilerinin,
yapılacak diğer araştırmalarda çok daha değişik boyutları ile ele alın-
ması Türk yazınındaki konu ile ilgili eksikliği, boşluğu dolduracaktır.
İnanıyorum.
Ankara, Aralık, 1982 Doç. Dr. Aysel AZİZ
VIII
KI SALTMALAR
AJ S : American J ournal of Sociology
AP : Adalet Partisi
CHP : Cumhuriyet Halk Partisi
C.V.İ. Cevap vermek istemedi
Çev. : . Çeviren
Der. : Derleyen.
DHMİ Devlet Hava Meydanları İşletmeleri
DİE : Devlet İstatistik Enstitüsü
DPA : Devlet Planlama Teşkilatı
E : Erkek
I.B : İkinci Baskı
K : Kadın
MHP : Milliyetçi Hareket Partisi
MSP : Milli Selâmet Partisi
O : Ortalama
T : Toplam
T.Ç. : Türkçe Çeviri
TRT ; Türkiye Radyo - Televizyon Kurumu
IX
İ Ç İ N D E K İ L E R
Önsöz V
Kısaltmalar IX
İçindekiler XI
Çizelgeler Listesi : XVII
GİRİŞ 1 - 7
A. Çalışmanın Amaç, Kapsam ve Yöntemi 3
B. Çalışmanın Varsayımları ve Kuramsal Modeli 4
KISIM I
TOPLUMSALLAŞMA KURAMLARI VE SÜRECİ
BİRİNCİ BÖLÜM : TOPLUMSALLAŞMA KURAMLARI 11-14
A. Psikanalitik Kuram 11
B. Kültürleştirme Kuramı 12
C. Öğrenme Kuramı 14
İKİNCİ BÖLÜM : TOPLUMSALLAŞMA SÜRECİ VE YETİŞKİN TOPLUM-
SALLAŞMASI 15-31
A. Toplumsallaşma Etmenlerinin Yetişkin Toplumsallaşmasmdaki Yeri ... 16
a. Yetişkin Toplumsallaşmasında Birincil Kümeler 17
Aile 17
Okul 18
Arkadaş-Yaşıt Kümesi 18
b. Yetişkin Toplumsallaşmasında İkincil Kümeler 19
c. Yetişkin Toplumsallaşmasında Kitle İletişim Araçlarının Yeri 20
B. Yetişkin Toplumsallaşma Sürecindeki Özellikler 21
a. Toplumsallaşma Sürecindeki Gelişim Dinamiği ile İlgili Boyutlar ve
Yetişkin Toplumsallaşmasında Uygulanabilirliği 22
XI
aa. Toplumsallaşma Sürecinin Sürekliliği 22
ab. Toplumsallaşmada Yeni Rollerin Oynanması Yeni Kuralların
Üstlenilmesi Asıldır 22
ac. Toplumsallaşmada Aynılığın Olmaması 23
ad. Toplumsallaşmada Kuşaklar Arası Farklılıklar Vardır 24
ae. Toplumsallaşmada Sıçramalar Olur 24
af. Toplumsallaşmada Gelişim Dinamiği Basitten Karmaşığa, So-
muttan Soyuta Doğrudur 25
ag. Toplumsallaşma İki Yönlü Bir Süreçtir 25
ah. Toplumsal Değişmenin Toplumsallaşma ile İlişkisi Vardır ... 26
ai. Toplumsallaşma Yöntemi, Öğrenmedir 26
b. Yetişkin Toplumsallaşmasındaki Koşullar ve Sınırlılıklar 28
ba. Yetişkin Toplumsallaşmasındaki Koşullar 28
bb. Yetişkin Toplumsallaşmasındaki Sınırlılıklar 29
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : KIRSAL KESİMDE TOPLUMSALLAŞMA 32-4?
A. Geleneksel Toplum Yapısı 33
a. Eğitim Yetersizliği 34
b. Din ve Törelere Bağlılık 35
c. İş-güç Tek Düzeliği 36
B. Kırsal Kesimde İletişim Yolları 36
a. Yüzyüze İletişim - Sözlü Gelenek 36
aa. Benzerlik - Benzeşmezlik : Homophily - Heterophily 38
ab. Duygusal Benzeme: Empathy 38
b. Kitlesel İletişim Araçları ile İletişim 39
C. Kırsal Kesim Toplumsallaşmasında Yeniliklerin Benimsenmesi 40
a. Yeniliklerin Kırsal Kesimde Yaygınlaşma Süreci 40
b. Yeniliklerin Kırsal Kesimde Benimsenme Aşamaları 41
c. Yeniliklerin Benimsenmesinde Kanı Önderleri 43
d. Yeniliklerin Benimsenmesinde İletişim Yolları 44
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI VE TOPLUMSAL-
LAŞMA 48-58
A. Kitle İletişim Araçlarının Toplumlardaki İşlevleri ile İlgili Görüşler ... 48
B. Kitle İletişim Araçlarının Etkileri ile İlgili Görüşler 51
a. Kitle İletişim Araçlarının Olumlu Etkileri ile İlgili Görüşler 52
b. Kitle İletişim Araçlarının Etkisinin Sınırlı Olduğu Görüşü 53
C. Radyo ve Televizyondan Etkilenme Yolu: Simgesel ve Gözlemsel Öğ-
renme ... 54
D. Yeniliklerin Benimsenmesinde Radyo ve Televizyonun Etkisi 55
E. Siyasal Toplumsallaşmaya Radyo ve Televizyonun Etkisi 56
XII
KISIM II
KIRSAL KESİMİN TOPLUMSALLAŞMASINDA RADYO VE TELEVİZYONUN
ETKİSİ İLE İLGİLİ GÖRGÜL ARAŞTIRMA SONUÇLARI
BİRİNCİ BÖLÜM : GÖRGÜL ARAŞTIRMA İLE İLGİLİ GENEL BİLGİ ... 61-64
A. Köylerin Seçimi ve Örneklem ... 61
B. Sormacanın Hazırlanması, Uygulanması ve Verilerin Dökümü 63
İKİNCİ BÖLÜM : KÖYLERİN ÖZELLİKLERİ ... 65-76
A. Konum ve Tarihçe ... 66
B. Nüfus ... ... ... ... ... ... 67
C. Öğrenim Durumu 68
D. Uğraşı Alanları, Geçim Kaynaklan 69
E. Toplumsal Hizmetler - Çalışmalar 70
F. Siyasal Durum ... , 72
G. Kitle İletişim Araçlarına Açıklık 73
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : DENEKLERİN TOPLUMSAL VE EKONOMİK ÖZEL-
LİKLERİ 77-86
A. Cinsiyete Göre Dağılım 77
B. Yaşa Göre Dağılım 78
C. Öğrenim Düzeyine Göre Dağıhm 79
D. Meslek ve Gelire Göre Dağılım 81
E. Deneklerin Yazılı Kitle İletişim Araçlarına İlgileri 83
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : RADYO VE TELEVİZYONU KULLANMA VE YA-
RARLANMA 87-109
A. Radyo ve Televizyon Yayınlan ile İlgili Genel Bilgi 87
a. Radyo Yayınlan 87
b. Televizyon Yayınlan ... 88
B. Radyo ve Televizyona Açıldık ... 90
a. İzleme Durumu ... ... ... 90
b. İzleme Sıklığı ... ... 92
C. Radyo ve Televizyondan Yararlanma 96
a. Radyo ve Televizyonu İzleme Nedenleri 97
b. En Çok İzlenen Yayınlar ... 99
c. Yaymlardan Yararlanma .... .... 101
XIII
BEŞİNCİ BÖLÜM : KIRSAL KESİME YENİLİKLERİN GİRMESİNDE ET-
MENLER 110-128
A. Tarımsal Yeniliklerin Yayılması 110
B. Hayvancılıkla İlgili Yeniliklerin Yayılması 118
C. Tarımsal Örgütlenmede Etkilenme 121
D. Kadınlarla İlgili Yeniliklerin Yayılması 124
ALTINCI BÖLÜM : GELENEKSEL YAPIDA TOPLUMSALLAŞMA ... 129-146
A. Ailenin Hukuksal ve Toplumsal Yapısı ile İlgili Tutum ve Davranışlar 129
a. Ailenin Yasal Durumu 130
aa. Çok Kadınla Evlenme ile İlgili Görüşler 130
ab. Mirastan Yararlanma ile ilgili Görüşler 131
ac. Kadın ve Erkeğin Yasalar Önünde Eşitliği 132
b. Ailenin Toplumsal Yapısı ile İlgili Tutum ve Davranışlar 133
ba. Ailede En Sözü Geçen Kişi 134
bb. Kadınların Önemsenmesi 134
B. Sağlıkla İlgili Tutum ve Davranışlar 136
a. Hastaların Geleneksel Yöntemlerle İyileştirilmesi 137
b. Doğumlardaki Yardımcılar 138
C. Eğitim Konusundaki Tutum ve Davranışlar 140
a. Çocuğa öncelikle Din ya da İlkokul Eğitiminin gerektiği 140
b. Kız ve Erkek Çocuklar için İstenen Öğrenim Düzeyi 141
YEDİNCİ BÖLÜM : KIRSAL KESİMİN TOPLUMSALLAŞMASINDA DİN
VE TÖRELER 147-158
A. Dinsel Tutum ve Davranışlar 147
a. Namaz Kılma w 147
b. Dinsel Toplumsallaşmada Kaynaklar ... ... 150
B. Törelerle İlgili Tutum ve Davranışlar 152
a. Törelere Bağlılık 152
b. Başlık Parası 153
C. Giyim-Kuşam ile İlgili Tutum ve Davranışlar 155
SEKİZİNCİ BÖLÜM : SİYASAL BİLİNÇLENME VE DEMOKRATİK SÜRECE
KATİLMA İLE İLGİLİ TUTUM VE DAVRANIŞLAR 159-172
A, Demokratik Sürece Katılma 159
a. Oy Verme Yaşı 160
b. Seçimlerin Yapılma Sıklığı 161
XIV
B. Siyasal Bilgi Düzeyi 162
a. Dar Anlamlı Siyasal Bilgilenme 163
b. Geniş Anlamlı Siyasal Bilgilenme 166
c. Haber Kaynağı Olarak Radyo ve Televizyon 169
ÇALIŞMANIN TOPLU ÖZETİ VE SONUÇ 173-183
EKLER : 185-236
Sormaca Yapılan Köylerin Haritası ... 187
Ek Çizelgeler 189
Sormaca 191
»
Kaynakça ; 225
Dizin 233
XV
ÇİZELGELER LİSTESİ
I
Çizelge 1.1 Köylere göre kadın-erkek deneklerin dağılımı ... 77
Çizelge 1.2a Köylere göre deneklerin yaş dağılımı 78
Çizelge 1.2b Deneklerin cinsiyete göre yaş dağılmı 79
Çizelge 1.3 Öğrenim durumuna göre deneklerin dağılımı 80
Çizelge 1.4 Deneklerin mesleklere göre dağılımı 82
Çizelge 1.5 Köylere göre deneklerin toprak durumu 83
Çizelge 1.6 Cinsiyete göre deneklerin gazete okuma durumları 84
Çizelge 2.1 Cinsiyete göre Radyo ve Televizyonu izleme durumu 91
Çizelge 2.2 Cinsiyete göre Radyo-Televizyon izleme sıklığı 92
Çizelge 2.3a Cinsiyete göre Radyo yayınlarını izleme zamanı 93
Çizelge 2.3b Cinsiyete göre televizyon yayınlarını izleme süresi 95
Çizelge 2.4 Radyo ve Televizyon izleme nedenleri 97
Çizelge 2.5 Televizyonda en çok izlenen yayınlar 100
Çizelge- 2.6a Köy yayınlarından yararlarıma 102
Çizelge 2.6b Köy yayınlarından neler öğrenildiği f 104
Çizelge 2.6c Köy yayınlarından nelerin uygulandığı 105
Çizelge 3.1a Cinsiyete göre "Kanada-Rus" buğdayım duyuran, benimseten
ve uygulatan etmenler 112
Çizelge 3.1b Radyo izleme durumuna göre "Kanada-Rus" buğdayını
duyuran, benimseten ve uygulatan etmenler 114
Çizelge 3.1c Televizyon izleme durumuna göre "Kanada-Rus" buğdayım
duyuran, benimseten, uygulatan etmenler 114
Çizelge 3.2a Cinsiyete göre tarımsal ilaçlamada "böceğe karşı böcek"
yöntemini duyuran, benimseten ve uygulatan etmenler 110
Çizelge 3.2b Radyo izleme durumuna göre tarımsal ilaçlamada "böceğe
karşı böcek" yöntemini duyuran, benimseten, uygulatsın et-
menler ... 117
Çizelge 3.2c Televizyon izleme durumuna göre tarımsal ilaçlamada "böceğe
karşı böcek" yöntemini duyuran, benimseten ve uygulatan
etmenler 117
Çizelge 3.3a Cinsiyete göre Hollanda ineği yetiştirmeyi duyuran, benimseten
ve uygulatan etmenler ... 119
Çizelge 3.3b Radyo izleme durumuna göre Hollanda ineği yetiştirmeyi
duyuran, benimseten ve uygulatan etmenler 1 ... 120
Çizelge 3.3c Televizyon izleme durumuna göre Hollanda ineği yetiştirmeyi
duyuran, benimseten, uygulatan etmenler 120
XVII
Çizelge 3.4a Cinsiyete göre kooperatifleşmeyi duyuran, benimseten ve
uygulatan etmenler I
2 2
Çizelge 3.4b Radyo izleme durumuna göre kooperatifçiliği duyma, benim-
seme ve uygulamada etmenler 123
Çizelge 3.4c Televizyon izleme durumuna göre kooperatifçiliği duyma, be-
nimseme ve uygulamada etmenler 124
Çizelge 3.5a Kadınların korunma yollarını duyuran, benimseten ve uygu-
latan etmenler ... 125
Çizelge 4.1a Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumlarına göre erkeğin
birden fazla evliliği ile ilgili görüşler 131
Çizelge 4.1b Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumlarına göre mira-
sın paylaşılması ile ilgili görüşler 132
Çizelge 4.1c Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumlarına göre ka-
dın ve erkeğin eşit haklara sahip olup olmadığı 133
Çizelge 4.İd Cinsiyete ve Radyo-televizyon izleme durumlarına göre ailede
en sözü geçen kişi ile ilgili görüşler 134
Çizelge 41e Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumlarına göre evde-
kilere —anne ya da karıya— danışma 135
Çizelge 4.1f Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre ailede
kadın ve kızdaki değişmeyi etkileyen etmenler 136
Çizelge 4.2a Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumlarına göre hasta-
lıkların hoca ve okuyup-üfleme ile iyileşeceğine inanma 138
Çizelge 4.2b Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre doğum-
da kimlerin yardımcı olduğu 139
Çizelge 4.3a Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre çocuğa
önce din mi yoksa ilkokul eğitimi mi gerektiği 141
Çizelge 4.3b Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre erkek
çocuk için istenen öğrenim 142
Çizelge 4.3c Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumlarına göre kız
çocuk için istenen öğrenim 143
Çizelge 5.1a Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre namaz
kılma 148
Çizelge 5.1b Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre neden
namaz kılmadığı 149
Çizelge 5.1c Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre din konu-
sunda yararlanılan kaynaklar 151
Çizelge 5.2a Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumlarına göre töre-
lerin değişmesi 153
Çizelge 5.2b Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumlarına göre başlık
parası ile ilgili geleneğin sürdürülmesi 154
Çizelge 5.3a Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre kızların
kadınların başı açık gezmelerinin nasıl karşılandığı 155
Çizelge 5.3b Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumlarına göre kadın-
ların pantolon giymelerinin nasıl karşılandığı 156
Çizelge 6.1a Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre seçmen
yaşı 16C
XVIII
Çizelge 6.1b Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre seçimle-
lerin kaç yılda bir yapıldığı löl
Çizelge 6.2a Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre hükümeti
hangi partilerin oluşturduğunu bilme 164
Çizelge 6.2b Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre Cumhur-
başkanı, Başbakan ve Köyişleri Bakan adlarını bilme 165
Çizelge 6.2c Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre ülkenin
en önemli sorunu 167
Çizelge 6.2d Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre "ambar-
go" sözcüğünü bilme 168
Çizelge 6.3a Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre ülke içi
haberlerin öğrenilme kaynağı 170
Çizelge 6.3b Cinsiyete ve Radyo-Televizyon izleme durumuna göre ülke dışı
haberlerin öğrenildiği kanallar 171
XIX
G İ R İ Ş
Toplumbilimci Bohanan, toplumun temel görünümünün biyolojik
anlamdaki "insan" ve "insanlar" değil, daha karmaşık bir yapı olan
"toplumsal davranış" olduğunu söyler. O'na göre, toplumun başlangı-
cı için temel olan bu durumda, en az iki kişi arasındaki bekleyişler,
yani ortak kültür, ortak bilgi gerekir (Bohanan, 1965). İnsanın
biyolojik varlık olmaktan çıkıp, toplumun bir üyesi olması, ancak top-
lumda ondan önce var olan kuralları öğrenmesi, değer ve inançları
benimsemesi, onaması ve bunlara uygun olarak kendisine verilen rol-
leri oynaması, gerçekleştirmesi ile olanaklıdır. Bireyin, içinde yer al-
dığı toplumun bir üyesi olabilmesi için geçirdiği aşamalar ise "toplum-
sallaşma" (socialization) denilen süreç ile gerçekleşir. Bu süreç yolu
ile birey, kişilik kazanmakta ve belli bir toplumda yaşamasını olanak-
lı kılan tutum ve davranışlar kazanmaktadır.
Bireyin, doğumu ile başlayan ve yaşamının sona ermesi ile biten
bu süreç, çok boyutlu ve karmaşık yapısı ile çeşitli çalışmaların konusu
olmuştur. Konuya, değişik disiplinlerden, değişik açılardan bakıldığın-
dan, gerek toplumsallaşma olgusunun tanımlanmasında, gerekse bu
sürecin nasıl işlediği konularında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Sü-
recin, her şeyden önce, birey yaşantısı boyunca sürmesi, bireyin yaş
dönemlerine göre incelenmesini gerektirmiştir. Her ne kadar, kimi ta-
nımlamalarda, toplumsallaşma olgusu, çocuk dönemi ile sınırlandırı-
larak, "...kültürün çocuğa iletilmesi..." (Reading, 1977; 193) ya da
"...kişiliği geliştirme süreci..." (Zadnozy, 1959; 312) olarak tanımlan-
makta ise de sürecin tüm yaşam boyu sürdüğü açıktır.
Birey toplumdaki kuralları, değer ve inançları benimseyip, onar-
ken, toplumdaki rollerini öğrenirken, toplumda var olan olgularla kar-
şı karşıyadır. Bu ise, Malinowski'nin tanımı ile, geçmiş kuşaklardan
kalıtımla gelmiş araçlar, şeyler, teknik süreçler, düşünceler, alışkanlık-
lar ve değerin oluşturduğu "kültür" olgusudur (Bottomore, 1977; 136).
Birey, ilgili olduğu toplumun kültürünü yaşamınm her devresinde alır;
çeşitli yollardan bilgi edinir. Değişik kültürlerde alınan bilgiler ve bun-
ların belirli olaylarda kullanılması ve yorumlanması da farklıdır. Bu
durumu kişilerin anlayışları belirler, çerçeveler. Özellikle karmaşık
uygarlıklarda bilgi kümeleri, bireyin özümsediğinden çok daha fazla
olabilir. Burada kişinin, kültürü parçalarından öğrenmesinin, onu a
evreni anlamadaki bireyselliğine katkısı olacaktır. Bu açıdan ele alın-
dığında kişinin bilgisi, kişiliğinin gerçek yanını oluşturur. Günlük ya-
şamında, daha çok biçimsel alanlarda yoğun bir kültürel bilgi ile
karşı karşıya kalır. Burada önemli olan kişinin ne kadar bilgiyi
özümseyebileceğidir. (Heise, 1972; 10). Bu da, bilgiyi alan birey ile bil-
giyi veren ya da iletişim kuramları açısından söylenirse, "alıcı kaynak"
ile "verici kaynak" arasındaki ilişkiye, kaynakların özelliğine bağlı
bir durumdur. Kaynakların özelliği ise türlü etkenlerle belirlenmek-
tedir. Bilgiyi aktaran etmenlerin toplumsallaşma sürecinde önemli ol-
malarına karşm, bilgiyi alan bireyin her türlü özelliği bu bilginin ni-
celiğini ve niteliğini belirleyecektir.
Toplumlar sürekli değişme içerisindedirler. "Toplumsal değişme"
olarak adlandırılan bu olgu, çoğunlukla, "uygarlaşma" biçiminde, var
olan kültür olgusuna teknolojik gelişmeler sonucu katılan özdeksel
(maddi) değerleri kapsamaktadır.* Toplumun bu değişen ya da geli-
şen yapısına uygun toplumsallaşma ise, özellikle yetişkin bireyin top-
lumsallaşmasında önemlidir. Çocuğun o değerler içinde toplumsallaş-
ması söz konusu iken, yetişkinin aynı durumda olmadığı, daha önce-
den toplum kültürü ile çerçevelenen bir toplumsallaşma olgusu için-
de bulunduğu ve birtakım deneyimlere sahip olduğu açıktır. Bireyin,
içinde bulunduğu toplumun yapısı, bu konudaki deneyimleri daha da
belginleştirir (netleştirir). Kırsal ya da kentsel yaşamdaki bireyin top-
lumsallaşma sürecindeki deneyimleri ve "uygarlık"daki gelişmelere-
tepkileri, onlara açık olup olmamaları, onları benimseyip benimseme-
meleri de farklüık gösterecektir.
J apon toplumbilimcisi Kato (1976; 253), "çağımız kaplama çağı-
dır" diyerek, çevremizde her şeyin kaplama olduğunu ve çağımızın son
çeyreğinde ise bu kaplamaya "elektronik kaplamanın" eklendiğini, yer-
yüzünün sayısız elektronik dalgalarla kaplandığını söylüyor. Gerçek-
* "Kültür" ve "uygarlık" kavramları toplum bilimcilerce değişik biçimde tanım-
lanmaktadır. Weber bu ayrımda, uygarlığı maddi kültür olarak tanımlamak-
ta; Bottomore ise "kültürü", toplumsal yaşamın, bireyler arasındaki fiili
ilişkilerden ve ilişki biçimlerinden ayrı olarak, düşünsel yapı olarak almakta,
ve uygarlığı bunun dışında tutmaktadır. Bu konudaki tartışmalar için bknz..
Bottomore, 1977; 137-143.
2
ten de, radyo dalgaları (radyo ve televizyon yayınlarını taşıyan) evre-
nin her yerinde izlenebilme durumuna gelmiştir. İster gelişmiş, ister
gelişmekte ya da gelişmemiş toplumlarda olsun, bugünün insanı bu dal-
gaların, bu dalgalarla gelen iletilerin yoğun etkisi altındadır. Bireyin,
köyde olsun, kentte olsun, içinde bulunduğu evren, bu elektronik ağla
örülmüştür. Bu ise, uzakları yakm etmiş, Mc Luhan'm çok bilinen de-
yişi ile evrenimiz, büyük bir köy durumuna, herkesin, herkes hakkın-
da her şeyi bildiği köysel yaşama biçimine dönüşmüştür (Mc Luhan,
1967).
Bu evrensel köy yaşantısında, geleneksel köyün, onu oluşturan bi-
reylerin durumu nedir? Bu yoğun iletilerden ne denli ve nasıl yarar-
lanmaktadır? Kırsal kesimdeki, geleneksel yapısının biçimlendirdiği
birey, bu iletiye nasıl bir tepkide bulunmaktadır? Tüm bu soruların
yanıtlan bizi, kırsal kesim toplumsallaşma sürecine ve elektronik ile-
tişim araçlarmm bu süreç içindeki yerini saptamaya götürmektedir.
Çalışmamızda bu konuyu kuramsal (teorik) ve görgül (ampirik) yan-
ları ile incelemeye çalışacağız.
A. ÇALI ŞMANI N AMAÇ, KAPSAM VE YÖNTEMİ
Görgül araştırma ile desteklemeye çalıştığımız incelemenin ama-
cı, toplumsallaşma ile kitle iletişim araçlarının ilişkisini bulmaya ça-
lışmaktır. Ancak, toplumsallaşma birey ve toplum ilişkisini geniş ola-
rak içerdiğinden, bu tür kapsamlı bir ilişkiyi incelemekten kaçınılmış-
tır. Üzerinde fazla görgül araştırma yapılmayan ve toplumsallaşma
açısından kent insanına göre oldukça farklı bir yaşam biçimi gösteren
kırsal kesimdeki insanın toplumsallaşma süreci araştırılarak
çalışmanın sınırları daraltılmıştır. Araştırma birimleri yönünden
yapılan bu sınırlamaya ek olarak, etkisini araştıracağımız kitlesel ile-
tişim araçlarında da bir sınırlandırmaya gidilmiştir. Kitlesel iletişim
araçları içerisinde, Ülkemiz koşulları açısından fazla işlevsel olacağı-
na inanmadığımız yazılı kitle iletişim araçları gazete, dergi, kitap ile
elektronik olmayan görsel kitle iletişim aracı sinemanm toplumsallaş-
maya etkisi çalışma dışı bırakılmıştır. Böylece, çalışma konusu, kap-
samı; kentsel olsun, kırsal olsun her yerde izlenebilme olanağı bulu-
nan elektronik görsel ve işitsel kitle iletişim araçları olan radyo ve te-
levizyonun, kırsal kesim insanının toplumla bütünleşmesine, toplum-
daki kuralları, değer ve inançları benimsemesine ne denli etki yaptık-
larının araştırılması ile sınırlandırılmıştır. Daha açık bir söyleyişle,
konumuz, radyo ve televizyonun, bireyi ve içinde yer aldığı aileyi na-
sıl etkilediği değil, bireyin aile yaşantısına ve çevresine ya da geniş
3
anlamı ile topluma uyumunda ne gibi etki yaptığının araştırılmasıdır.
Bu yönden bakıldığında konuyu, birey-toplumsallaşma-radyo ve tele-
vizyon üçlüsü olarak gösterebiliriz.
İnceleme, görgül araştırmaya dayanak olacak yaklaşımları, tip-
lemeleri, özellikleri kapsayan kuramsal çalışma ile, varsayımlarımızın
denendiği görgül araştırma olmak üzere, iki kısımda ele alınmıştır. Ge-
nel olarak toplumsal araştırmalarda kişi, küme ve bunlar arasındaki
ilişkilerden elde edilen bilgilerin toplumsal düzen içine yerleştirilmesi
ya da toplumsal düzenden başlayarak kişi, küme ve ilişkilerin çözüm-
lenmesi, bilindiği üzere, iki ayrı yaklaşım biçimi ortaya koymaktadır.
Makro ve mikro yaklaşımlar olarak nitelenen bu yöntemler Crozier'in
(1972; 239) belirttiği üzere, makro toplumsal verilerin kişi ve kümele-
re nasıl ve ne ölçüde indirgenebileceği ya da mikro toplumsal verilerin,
makro düzeye nasıl genellenebileceği yeni çözüm yolları gerektirdiğin-
den, makro ve mikro toplumsal modeller arasında yer alabilecek ve
biri diğerini dışarda bırakmayacak nitelikteki "orta boy" modeller,
kuramlar geliştirilmiştir. Çalışmada, geliştirilen bu orta boy modeli
kullanarak, kimi durumlarda, makro düzeydeki yaklaşımlardan —ör-
neğin kitle iletişim araçlarının genel işlevleri gibi durumlarda—, ki-
mi durumlarda ise toplumsal yapımıza uygulanabilirliği söz konusu
olan mikro düzeydeki yaklaşımlardan yararlanma yoluna gidilmiştir.
Kuşkusuz, toplumsal yaşantıların ortak yanları, yönleri olmasına
karşm, birbirlerinden çok farklı yönleri de vardır. Merton'un ileri sür-
düğü gibi, her toplumun kendi çerçevesinde incelenmesi, araştırılma-
sı, ortaya çıkan ortak özelliklerden genel kurallara gidilmesini gerek-
tirmiştir (Gökçe, 1971; 23). Bu bakımdan, toplumumuzun özellikleri,
kuramsal çalışmalar sırasında gözden uzak tutulmamış; özellikle, gör-
gül araştırma bulguları değerlendirilirken, kırsal kesimdeki insanın
kendine özgü nitelikleri de dikkate alınmıştır.
B. ÇALI ŞMANI N VARSAYI MLARI VE KURAMSAL MODELİ
Toplumsallaşmayı, toplumdaki özdeksel ve tinsel (maddi ve ma-
nevi) tüm değerlerin, kuralların, inanışların toplumu oluşturan bi-
reylerce onanması, bunları tutum ve davranışlarına yansıtması ola-
rak tanımlarsak, kapalı toplum ya da geleneksel toplum özelliği
gösteren kırsal kesim insanının, o toplum koşullarında toplumsallaş-
ması doğaldır. Daha açık söylenecek olursa, kırsal kesimdeki insan,
kırsal düzeyde toplumsallaşmaktadır. Çünkü, bireyin toplumsallaşma-
sını sağlayan aile, yaşıt kümesi ve çevre, kırsal kesimin olgularıdır.
4
I
Kuralları, değer ve inançları geleneksel toplum yapısını yansıtır. Top-
lumsallaşma etmeni olan okul ise kırsal kesimde toplumsallaşma yö-
nünden, türlü nedenlerle fazla etkili değildir. Toplumsallaşmayı sağ-
layan bir diğer etmen olan "dış çevre" ise, ancak kırsal kesim bireyi-
nin dış çevre —kent, ilçe gibi— ile ilişkisindeki yoğunluğa bağlı ola-
rak etkili olabilir.
Elektronik kitle iletişim araçları, toplumsallaşmada, özellikle kır-
sal kesim toplumsallaşmasında etkili olmaya başlamıştır. Kendi gele-
neksel toplumsallaşma kalıplan, kanalları içinde toplumla bütünleş-
meye çalışan birey, bu araçlara açık olma koşulu ile, yöre dışı olgular-
la karşılaşmakta; bunların kurallarını, değer ve inançlarını benimseme,
onama durumunda kalmaktadır. Böylece, kırsal kesim insanı kendi
küçük toplumu dışındaki toplumlarm —ulusal ve uluslararası— ge-
niş anlamı ile kültür olgusuna açılmış olmaktadır. Toplumsallaşma
yöntemi olan öğrenme yolu ile, kırsal kesim bireyi bilinçli ya da bi-
linçsiz olarak bu kanallardan gelen iletileri (mesajları) almakta; tu-
tum ve davranışlarında bunu yansıtmaktadır.
Bu genel varsayıma dayanarak geliştirdiğimiz özel varsayımları-
mız ise, kırsal kesimdeki bireyin nitelikleri ile radyo ve televizyonun
yaym özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
Radyo ve televizyon yayınları toplumun (ülkenin) tümüne ses-
lenmek zorunda olduğundan, iletilerin çok az bir kesimi, kırsal kesi-
min geleneksel toplum yapısını yansıtır. Bu iletiler, toplumun gele-
neksel yapısına, değer ve inançlarına ters düşmüyorsa, radyo ve tele-
vizyon, sözlü geleneğin; yüzyüze iletişim kanallarının yerini alabilir.
İletilerin önemli bir kesimi, bireyin bilmediği, duymadığı ya da
çok yüzeysel bilgisi olduğu, kendi dışındaki toplumlara özgüdür. Bire-
yin bunları algılaması ve onlardan yararlanması bilgi düzeyi ve ge-
reksinimleri ile bağlantılı olduğundan, kendi yaşantısı ile uzaktan ya
da yakından ilişkisi bulunmayan bu tür iletilerden toplumsallaşma
süreci içinde doğrudan yararlanamayacaktır.
Bu varsayımımıza bağlı olarak, kırsal kesimdeki insanın gereksini-
mini karşılayacak, ilgisini çekecek nitelikte iletilerden, özellikle bilgi-
verme, duyurma ya da haberdar etme aşamalarında bireyin yarar-
lanması sağlanabilir. Burada, iletilerin niteliği ve tümü ile veriliş bi-
çimi bu etkinliği artıran ya da azaltan özelliklerdir.
Toplumsallaşma olgusunda kadm-erkek farkı, kırsal kesimde da-
ha belirgin olduğundan, kırsal kesimdeki kadının gerek okullaşmadaki
5
yetersizliği, gerekse dış çevre etkisinde daha az kalması nedeni ile
geleneksel toplumsallaşmanın daha çok etkisindedir. Bundan ötürü,
kadınların radyo ve televizyondan etkilenmeleri, ancak benzeşme ge-
reksinimi duyduğu konularda olacaktır.
Gençlerin yaşlılara göre geleneksel etmenlerin etkisinde daha az
kalmış olmaları, radyo ve televizyon yolu ile gelen her türlü ileti-
ye daha açık olmaları sonucunu doğurmaktadır. Bundan ötürü genç-
lerin toplumsallaşma sürecinde radyo ve televizyonun etkisi daha bü-
yük olacaktır.
Genel ve özel varsayımlarımıza dayanarak başladığımız çalışma-
mızda, önce kuramsal çalışmalara değinilecek, onu izleyen kesimde
ise, bu kuramların da ışığında, görgül araştırma bulgularımız değer-
lendirilecektir.
Çalışmamızın kuramsal modelini varsayımlarımızdaki ana görüş-
lere uygun olarak şöyle kurabiliriz. Yetişkinlerin toplumsallaşma sü-
recinde, çocukluktaki toplumsallaşmanın belirlediği hazır bir toplum-
sal olgu vardır. Bu durum, yetişkinin, toplum içindeki yeni rollerine
uygun kuralları, değerleri alması ile biçimlenecektir. Bu biçimleniş-
te, toplumsallaşma etmenlerinden bir kısmı daha etkindir. Bu etmen-
ler içerisinde kitle iletişim araçlarının yeri önemlidir.
Yetişkin Toplumsallaşma Süreci:
Çocukluktaki Toplumsallaşma
_ _
Aile * Yetişkin Birey * Kitle İletişim Araçları
l
Çevre —> Yetişkin Toplumsallaşması Örgütsel Etmenler
Genel olarak yetişkin toplumsallaşmasını gösteren şemamızda aile
ve çevre etmenleri toplumsallaşma sürecinde yer almakla birlikte, et-
kileri daha azalmış, onun yanında kitle iletişim araçları ve örgütlen-
miş etmenlerin etkisi güçlenmiştir. Bu model, kırsal kesimdeki bire-
yin toplumsallaşma olgu ve sürecinde kimi değişiklikler gösterir.
K ırsal K esimdeki Yetişkin Bireyin T oplumsallaşması.
Aile
Çevre
Geleneksel toplumsallaşma
(komşu, yaşıt, akraba)
Kırsal kesimde yetişkin
toplumsallaşması
Kitle iletişim araçları
(radyo ve televizyon)
Dış yöre ile ilişki
Gelenek dışı toplumsallaşma
Şemamıza göre, kırsal kesimdeki yetişkin birey, kitle iletişim
araçlarına açık olur ve yöre dışı ile ilişkide bulunursa, geleneksel ka-
lıpların dışmda da toplumsallaşma olgusu ile karşılaşacaktır.
Çalışmamızın birinci kısmında, varsayım ve modellerimizin ku-
ramsal yanı, ikinci kısmında bunların denenmesini sağlayacak görgül
araştırma bulguları üzerinde durulacaktır.
7
K I S I M I
Toplumsallaşma Kuramları ye Süreci
Bİ Rİ NCİ BÖLÜM
TOPLUMSALLAŞMA KURAMLARI
Toplumsallaşma olgusunun karmaşık yapısı, konu ile ilgilenenle-
ri zorunlu olarak değişik kuramsal yaklaşımlara götürmüştür. Mc
Neil' in (1971; 6) söylediği gibi, eğer insan tam yetişmiş olarak doğsa
idi, toplumsallaşma kuramları da daha az karmaşık olacaktı. Ancak,
insan doğar, büyür, gelişir, yaşlanır ve bugünkü insan dünkünün aynı
olmaz. Bu karmaşık yapıdaki toplumsallaşma olgusu ve süreci ile ilgili
olarak geliştirilen görüşler, getirilen yaklaşımlar da bu durum yansı-
maktadır.
Gerçekte, toplumsallaşma olgusu insanın varoluşu ile ortaya çık-
mış bir olgu olmasma karşılık, üzerinde durulmaya, bu konuda
kuramsal çalışmalar yanında görgül çalışmaların da yapılmaya
başlanması, yoğun olarak son 50 ya da 60 .yılın ürünüdür. Özellikle, in-
san ile ilgili ruhbüim (psikoloji), toplumbilim (sosyoloji) ve toplumsal
ruhbilim (sosyal psikoloji) ve insanbilim (antropoloji) gibi bilim dal-
larındaki gelişmeler, bu dalların ilgili alanına giren "toplumsallaşma"
olgusunun yakından ele alınmasına neden olmuştur. Bu bakımdan,
konu ile ilgili kuramsal görüşlerin de bu bilim dallarına göre sınıflan-
dırılması doğaldır. Ancak, toplumsallaşma olgusunda, bu bilim dalla-
rından özellikle toplumbilim ve ruhbilimin temel iki disiplin olması,
yapılan kuramsal çalışmalar da öncelikle bu iki disiplinden hareketle
olmuştur. Bu yönden alındığında, makro ve mikro düzeylerde konu
ile ilgili kuramsal görüşler getirilmiştir. Makro düzeyde alındığında,
bireyin toplumla bütünleşmesi, toplum içindeki rolü; kültür, kişilik
ilişkisi üzerinde durulmuştur. Mikro düzeyde ise, "ahlâk" gelişmesi
ya da "ahlâk toplumsallaşması" olarak alınmıştır. Bu iki bakış açısın-
dan ilki "dıştan bakmak", ikincisi ise "içten bakmak" olarak tanım-
lanabilir (Kağıtçıbaşı: 1976; 262).
A. PStKANALİ Tİ K KURAM
Toplumsallaşmanın gerek tanımlanması, gerekse süreci konusun-
da ortaya atılan ve etkisini uzun süre, daha sonraki araştırmalarda
11
sürdüren ilk kuramsal yaklaşım psikanalitik yaklaşımdır. Bu yaklaşı-
mın öncüleri ve güçlü savunucuları Freııd, Piaget ve Kohlberg'dir. An-
cak, bu üç ruhbilimci aynı kuramsal görüşte birleşmemekte; buna kar-
şılık toplumsallaşma sürecinde, özellikle çocuğu birim olarak almaları
ve çocuğun ahlâk gelişmesinde kalıtımsal (genetic) niteliklerden ha-
reket etmeleri ortak yanlarını oluşturmaktadır.
Freud 1900'lerde toplumsallaşma konusunda bireyin kişilik olu-
şumunu, duygusal-güdüsel bir süreç olarak ele almıştır. Bireydeki ah-
lâk gelişimini ise, bireydeki "alt ben" (i d), "ben" (ego) ve "üst ben"
(süper ego) ilişkilerindeki denge kavramına bağlamıştır. (Newcomb,
1956; 366). Çocuğun kalıtımsal niteliğinden doğan bu durum, daha son-
ra, çocuğun yakın ilişkide bulunduğu anne-baba ve ailedeki diğer ki-
şilerin etkisi ile biçimlenmektedir. Sonraları Freud, bireyin toplum-
sallaşmasında temel aldığı kalıtımsal özelliklere "çevresel" (environmen,
tal) etmenlerin etkisini benimsemiş ve böylece psikanalitik görüşe ye-
ni bir boyut eklenmiştir. Ancak, temel etmen, bireyin kalıtımsal özel-
likleridir (Burton, 1968; 535, Newcomb, 1956; 247 ve Silis, 1968; 534).
Toplumsallaşma olgusu ile ilgilenen Piaget ve Kohlberg ise, ahlâk
gelişimini, kural, yasa ve daha yüksek ilkelerin öğrenilmesini içeren
bilişsel bir yaklaşımla incelemişlerdir. Piaget'ye göre çocuk, düşünce
ve sorunların çözümünde niteliksel farklılık gösterir ve her çocuk bir
devre deneyim dizisinden geçerek bilişsel gelişmesini sağlar. Bu devre-
ler kültürel ve toplumsallığına karşın, evrensellik gösterir (Ashton;
1975; 475).* Burada Piaget ile Freud arasında farklılık ortaya çıkmak-
tadır. Freud, çocuğun dıştan yalnızca alır görüşünü ileri sürmesine
karşılık Piaget yalnızca almadığmı ve bunu sindirdiğini (hazmettiği-
ni) de üeri sürmektedir.
Psikanalitik yaklaşımda Piaget'yi izleyen diğer ruhbilimci Kohlberg
ise, genel olarak Piaget tarafından ortaya atılan kuramı benimsemek-
le birlikte, çocuğun bilişsel temele dayanan kişilik gelişmesinde farklı
tanımlamalar ve devreler ileri sürmektedir. (Kağıtçıbaşı, 1974; 254-256).
B. KÜLTÜRLEŞTİ RME KURAMI
"Toplumsallaşma" olgusuna bir başka kuramsal yaklaşım, insan-
bilimsel (antropolojik) yaklaşımdır. Bu yaklaşım, özellikle 1930'larda
insanbilimcilerin toplumsallaşmayı, toplumdaki kültürün bir sonraki
* Piaget'nin çocuğun ahlâk gelişimi ile ilgili olarak yaptığı sınırlamalar ve bu ko-
nudaki diğer geniş bilgiler için şu çalışmalara bakılabilir: Ashton, 1975, New-
comb, 1956 ve Kağıtçıbaşı, 1976).
12
kültüre aktarılması biçimindeki insanbilimsel tanımlamaları ile gün-
cellik kazanmıştır. Bu kurama göre, birey, içinde bulunduğu kültürü
öğrenir ve davranışlarına bu kültürü yansıtır. Bu konuda ilk kuram-
sal yaklaşımı ortaya atan Dollard (1935), "yeni bir bireyin kümeye
nasıl kabul edildiği ve cinsiyetine ve yaşma göre toplumun gelenek-
sel beklentilerini karşılayabilecek duruma nasıl geldiği" sürecini ta-
nımlamakta idi (Burton, 1968; 545). Ancak, gerek bu yaklaşım, ge-
rekse daha sonraları Invin Child'in (1954) açıklamaları, toplumsallaş-
ma konusunda, inanışların, değerlerin ve kültürün diğer bilişsel yön-
lerinin açıkta kalmasına neden olduğundan, iki insanbilimci K luchohn
(1938) ve Herskovist (1948) "kültürelleşme" (culturalization) ve "kül-
türleştirme" (acculturation) kavramlarını ortaya attılar. Ancak, çocuk
büyütülmesi sürecinde birçok özelliği dışarda bıraktığı için bu kuram
fazla önemsenmemiştir (Whitting, 1968; 545).
Toplumsallaşmayı salt kültür açısından ele alan bu görüş yanın-
da, kimi insanbilimciler, Freud'un, toplumsallaşma sürecinde başat
unsur olarak gösterdiği kalıtımsal (genetic) kuramı da benimseyerek
toplumsallaşmada kültürelleşme, kültürleştirme yanında, bireyin kalı-
tımsal niteliklerinin de rol oynadığı görüşünü benimsemişlerdir. Özellikle
1925'lerde insanbilimci Margaret Mead'in yaptığı araştırmalarda, bi-
reyin toplumsallaşmasında Freud'un kuramlarının da etkisini görmesi,
bu konuda psikanalitik görüşün ilk kez insanbilimcilerce benimsen-
mesine, onanmasma neden olmuştur.* Bu arada K roeber (1920) ve
Malinovvski (1927) gibi Amerikan insanbilimcileri, daha sonraları ise
E dvvard S apir, toplumsallaşma sürecinde toplum kültürünün bireye,
bireyin kalıtımsal kişilik oluşumunun da etkisi ile aktarıldığı kuramını
geliştirmişlerdir. Geliştirilen bu kurama göre, her kültür diğerinden
farklıdır. Öyleyse, kişilik gelişimi, cinsiyetle ilgili roller, çocuk yetiştirme,
akıl hastalıkları gibi toplumsal ruhbilimsel (sosyo-psikolojik )olgu ve
süreçlerin kültürlerarası genelliği ileri sürülemez. Bunlar kültürden
kültüre değişir (Levine, 1973). Oysa, konuyla ilgilenen ilk insanbilim-
ciler, bir toplumun bireylerinin, aynı kurumların ve aynı çevrenin et-
kisinde olduklarından, birbirlerine benzer karakter göstereceklerini
ileri sürmekte idiler (White, 1969 ve Goffman, 1961).
Geliştirilen bu kurama göre, bireysel ruhsal etkenler, kültürel
toplumsal davranışın bağımsız nedenleri olup, siyasal ve ekonomik du-
rum bile o toplumdaki bireylerin kişilik özellikleri ile açıklanabilir.
* İnsanbilimci Margaret Mead, 1925 de Samoa'da, 1930 ve 1938'de Yeni Gine'de
yerli halk arasında yaptığı görgül araştırmalarında, başlangıçta psikanalitik ku-
ramla işe başlamamış olmasına karşın, bulguları, bu kuramın, toplumsallaşma
kuramları arasındaki yerini kabul ettirmiştir (VVhitting, 1968; 545).
13
C. ÖĞRE NM E K U RA M I
Toplumsallaşma konusunda yoğun çalışmaların yapıldığı 1930'
larda, yine insanbilimcilerce ortaya atılan ve sonradan etkisini uzun
süre gösteren ve günümüz araştırmacılarının çoğunluğunun temel al-
dığı bir başka yaklaşım, "öğrenme ve davranış kuramı" adı ile tanım-
lanan yaklaşımdır.* Bu kurama göre, toplumsallaşma, sürdürülen
düzenlerin bir etkisi ve ilerideki, olması istenen düzenlerin ise bir ne-
denir.** Böylece, bu yaklaşımda, toplumsallaşma, yerleşik yapıyı ve
toplum üyelerinin kişiliğini etkilemekte, kültürün bütünleştirdiği bir
işleyiş olmaktadır (Whitting 1968; 547). Kişilik, kültürün hem sonu-
cu, hem nedeni olarak ara değişken niteliğini kazanmaktadır.
Bir çok araştırma sonucunda ortaya atılan bu kuram, ilk olarak
Watson (1919) tarafından önerilmiş ve bireyin davranışlarının, hare-
ketlerinin sınırlı sayıda içsel hareketlerden ayrı olarak, koşullandırıcı
deneyimlerin ürünü olduğu görüşü getirilmiştir. Daha sonraları ise
Whitting bu görüşü benimseyerek, ilkel toplumlarda çocuk büyütülme-
si ile ilgili araştırmalarında denemiştir. Kuramın Sears, Guthrie, Hull,
Thorndike ve Toiman gibi araştırmacılarca da karşı kültürlerde de-
nemesi yapılmıştır (Burton, 1968; 535-536).
Ana hatları ile vermeye çalıştığımız toplumsallaşma ile ilgili ku-
ramlar, önce psikanalitik yöntemlerle başlatılmıştır. Öncülüğünü ün-
lü ruhbilimci Freud'un yaptığı bu kuramda çocuğun ahlâk gelişimi
üzerinde durulmuş, daha sonra bu gelişmede çevrenin de etkili olabi-
leceği görüşü getirilmiştir. Konuya ilgi duyan insanbilimciler ise, top-
lumsallaşmada kültürün önemli olduğunu, bireyin kalıtımsal nitelikle-
rinin etkin olmadığını kanıtlamaya çalışmışlar; ancak, araştırma bul-
guları, bireyin kalıtımsal niteliklerinin de önemli olduğunu göstermiştir.
Bugün özellikle benimsenen görüş olarak alman "öğrenme ve davra-
nış" kuramında ise, bireyin toplumdaki kültürü öğrenme yolu ile al-
dığı, bunu davranışlarında gösterdiği ve kendinden sonraki toplumu
da bu yolla etkilediği görüşü ağır basar.
* "Öğrenme kuramı" ilk kez 1930 yılında Yale Üniversitesi insan İlişkileri Ensti-
tüsünce yapılan bir toplantıda ortaya atılmış ve Leonard Doob, Cari Hovland,
Clark Hull, O. Hobart Mowrer, Neal Miller ve Robert Sears tarafından navunul-
muştur (Whitting, 1968, 546).
** Burada kültürün hem bağımlı değişken, hem bağımsız değişken olarak, farklı ki-
şilik düzeylerinde yer aldığı görüşü getirilmektedir.
14
İ K İ N C Î B Ö L Ü M
T O P L U M S A L L A Ş M A S ÜRE Cİ V E YE T İ Ş K İ Nİ N T O P L U M S A L L A Ş M A S I
Çalışmamızın birimi "yetişkin"dir. Bu bakımdan, toplumsallaşma
sürecinde çocuğun toplumsallaşması değil, yetişkinin toplumsallaşma-
sı üzerinde durulacaktır. Ancak, son zamanlara kadar, özellikle 1953'
lere değin, yetişkin toplumsallaşması ile ilgili olarak yapılan toplum-
sallaşma araştırmaları oldukça sınırlıdır. Konunun önem kazanması,
son yıllarda, demokratik, yönetimde söz sahibi olan bireyin siyasal dav-
ranışları ile ilgili olarak, siyasal bilinçlenme, siyasal ilgi ve tutum gi-
bi gelişen toplum olguları ile ilgili araştırmaların yapılması ile olmuş-
tur. Ancak tüm bu çalışmalara karşın, yetişkin kişiliğinde gelişme ve
değişimindeki güçler ve koşullar hakkmda çok az şey bilinmektedir.
Harris'in (1968) deyimi ile, 20-50 yaş arası araştırılmamış bir plato
görünümündedir. Harris, yetişkinin toplumsallaşmasmdaki bilgi boş-
luğunun nedenlerini şu üç noktada toplamaktadır : (i ) Bireyin "ço-
cuklukta" oluştuğu yolundaki güçlü inanış, (i i ) yetişkinlik dönemi ile
bağımsızlık ve bireysel özgürlük döneminin başlaması; özellikle onla-
rın durumu ile ilgilenecek okul ya da başka örgütlenmiş kurumların
bulunmayışı, (iii) bireyin kendisini, başarısız ve yeteneksiz, sorunları
olan kişilere mesleksel yardımcılar olarak görmesi (Harris, 1968; 12).
Bireyin çocukluk ve ergenlikten çıktıktan sonraki durumu "genç-
lik" ve "yetişkin" ya da "ergin" sözcükleri ile açıklanmaktadır. Ergen-
likten çıkan bireyin, toplumdaki tüm rolleri üstlendiği, tüm bek-
lentilerini bitirdiği söylenemez.* Kimi kişilik gelişmesi ile ilgili ku-
ramlar, biyolojik gelişmede olduğu gibi, belirli yaşlarda, özellikle deli-
kanlılığın son aşaması ile toplumsallaşmanın da tamamlandığını;
toplumdaki değerlerin, inançların belirli yaşlarda tüm olarak özürn-
* Ergenlik tadolescence) ve delikanlılık (teenage) dönemlerinin fiziksel olarak
ne zaman başlayıp, ne zaman bittiği konusunda kuramsal çalışmalar ve yasal
düzenlemeler arasında bile farklar vardır. Bu farklılıklar, Türkiye'de özellikle
evlenme, iş bulma ve oy verme gibi toplumsal olgularla kendini açıkça göster-
mektedir. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için bknz. Gökçe, 1971, s. 14-19.
15
sendiğini, bireyin toplumdaki rolleri, görevleri karşılayabileceğini söy-
lemektedirler (Harris, 1968; I I ). Ancak, durumun böyle olmadığı, bi-
reyin biyolojik gelişimi durduğu zaman buna koşut (paralel ) olarak
ruhsal ve toplumsal gelişiminin de durmadığı, özellikle toplumsal ge-
lişimin sürdüğü ve yeni durumlara göre yeniden oluştuğu, değiştiği
bilinmektedir. Bu durum ise bizi, yetişkinin toplumsallaşması olgusuna
götürmektedir.
Reading, "Toplumbilimleri" sözlüğünde yetişkin toplumsallaşma-
sını, "...Bir kültür ya da alt kültürün yetişkin kişiye aktarılması, ile-
tilmesi..." olarak tanımlamaktadır (Reading, 1977; 193). Rosovv ise,
yetişkin toplumsallaşmasını, "...Yetişkin durumuna ve küme üyeliği-
ne yeni değerler ve uygun davranışların öğretilmesi süreci..." olarak
tanımlamaktadır. Rosow bu sürecin, doğal olarak, inandırma ve öğren-
me süreci ile içiçe olduğunu söyler. Bu ise, bireyin kendinde tanımla-
dığı ve diğerlerinin onda görmek istedikleri yeni tasarılar, beklentiler,
yetenekler ve kurallar gibi değişiklikleri kapsar (Rosow, 1977; 31-32).
Yetişkin toplumsallaşması konusunda yapılan bu tanımlamalar,
bireyin yaşamı boyunca, toplumsallaşma süreci içinde bulunduğunu
vurgulamaktadır. Ancak, yetişkinin toplumsallaşmasında, çocuğa gö-
re farklılıklar olacağı, Locke'un tanımı ile çocuktaki "tabula rasa"
(boş masa) özelliğinin yetişkinde bulunmadığı, yetişkin oluncaya de-
ğin geçen süre içinde kazanılan tutum ve davranışların yetişkini bi-
çimlendirdiği de bir gerçektir (Hagen, 1962; 5-9).
A. TOPLUMSALLAŞMA ETMENLERİ Nİ N YETİ ŞKİ N
TOPLUMSALLAŞMASI NDAKİ YERİ
Toplumsallaşma olgusu herşeyden önce, bir toplum içinde oluş-
maktadır. Birey, o toplumun bir üyesi olarak toplumdaki rollerini al-
makta; topluma egemen olan kuralları (normları) benimsemekte, ona-
maktadır. Ancak, bu sürecin ilk bakışta somut gibi görünen, gerçekte
ise soyut bir kavram olan toplumda değil, toplumu oluşturan, biçim-
lendiren aile, okul, yönetsel birimler, dernekler, yaşıt, arkadaş ve kom-
şu kümeleri v.b. gibi etmenler yolu ile yapıldığı bir gerçektir. Toplum
bu etmenlerin tümünü kapsayan bir olgudur.
Toplumbilimciler, bireyin toplumsallaşmasını sağlayan etmenleri
ya önemlerine göre birincil, ikincil kümeler ayrımı ile ya da aile, okul,
arkadaş, yaşıt kümeleri, çevre, kitle iletişim araçları gibi tek tek bi-
rimler olarak kümelendirirler. Ancak çoğu kez, bu farklı kümelendir-
meler içiçe girmiştir. Biz, yetişkinin toplumsallaşmasında etkisi olan
16
aile, okul vb. gibi etmenleri temel olarak aldığımız birincil-ikincil kü-
meler içinde inceleyeceğiz.
a. Yetişkin T oplumsallaşmasında Birincil K ümeler
Toplumsallaşma sürecinde en geniş ve temel ayırımlardan biri
"birincil" ve "ikincil" küme ayrımıdır. Cooley (1915) birincil kümele-
ri, içten yüzyüze ilişki ve işbirliği özelliklerini taşıyan kümeler olarak
tanımlamaktadır. Cooley'e göre bu kümeler, bireyin toplumsal niteli-
ğini ve ülkülerini biçimlendirmede önem taşıdıkları için birincildirler.
Ruhsal yönden içten ilişkilerin sonucu bireyler, ortak bütünde birleş-
meleri ve bireyin kendisinin, en azından birkaç amaç yönünden, küme-
nin ortak yaşamı ve amacı durumuna gelmesi gibi özellikleri vardır
(Lundberg-Schrag-Larsen, 1970; 75).
Birincil küme ayrımına, başta aile olmak üzere, yaşıt, arkadaş,
oyun kümeleri, okul gibi etmenler girmektedir. Bu kümenin önemli
özelliği, küme içerisindeki ilişkilerin yüzyüze olması, sıklığı ve süresidir.
Uzun süreli sık sık yinelenen yüzyüze ilişkilerin, bireyin toplumsallaş-
ma olgusunda birinci yeri alması doğaldır. Bu yapı içerisinde etkili bir
denetim sağlanacağı ve karşüıklı bir sürece yöneleceği de açıktır. Bi-
rey, kendisini toplumsallaştırmaya çalışan, daha önce toplumsallaş-
mış bireyin denetiminden kaçamayacağı gibi, yüzyüze sürekli ilişkiler-
den ötürü, toplumsallaşma unsurunu da etkileyecektir.
Birincil kümelerin toplumsallaşma süreci içerisinde etkisinin gö-
rüldüğü devre, çocukluk devresidir. Yetişkinin toplumsallaşmasında
ise, birincil küme etmenlerin önemi zayıflamış, bunun yerini ikincil
kümeler almaya başlamıştır.
A ile :
Birincil toplumsallaşma etmeni olan aile, Cooley'in deyimi ile top-
lumdaki tüm değişmelere karşın, birincil küme özelliğini korumakta-
dır. Çünkü, birey toplum içinde aile ortamında doğar, büyür. Bireyin
ilk deneyimlerini kazandığı, ilk tutum ve davranışlarını belirlediği or-
tam ailedir. Klasik aile tipi olan ana-baba-çocuk üçlüsünde, ana-ba-
banın temel görevi çocuğu toplumsallaştırmaktır. Böylece çocuk, için-
de yaşadığı toplumun bir üyesi olabilmektedir. (Koening, 1961; 130).
Yetişkin bireyde ise, ailenin toplumsallaşma sürecindeki yeri, eskiye
göre zayıflamıştır. Yüzyüze ilişkilerin sürdürülmesine karşın, ilişkide-
ki yoğunluk azalmış; birey daha çok toplumsal beklentilerini, rolleri-
ni karşılayacak ikincil kümelere dönmüştür.
17
O kul
Birincil ve biçimsel bir toplumsallaşma etmeni olarak alman okul
etmeninin, bireyin özellikle çocukluk çağlarındaki toplumsallaşmasın-
da önemli yeri vardır. Bu etmenin toplumsallaşmaya katkısı, ilkokul,
hatta ana okulundan başlayarak orta ve yüksek öğrenim boyunca sü-
rer ve bireyin, değişen içerikte, doğrudan eğitim yolu ile toplumsal
kuralları almasını sağlar. Böylece, bireyin toplumdaki rol beklentileri-
ne uygun bir kişilik almasına; bilgi ve davranış kazanmasına yardımcı
olur. Kuşkusuz, eğitimin bir amacı da toplumsal "miras"m bir kuşak-
tan diğerine iletmektir. Ancak, burada, okul yolu ile toplumsallaşma-
nın "tutucu" olduğu sanısı olabilirse de, değişen toplumlarda bunun
söz konusu olmadığı söylenebilir (Lundberg-Schrag-Larsen 1970; 2.C;
164). Yetişkin toplumsallaşmasında ise okulun da önemi, aileye göre,
çok daha fazla zayıflamıştır. Ancak, daha önceki toplumsallaşmanın
etkileri sürebilir. Bunun dışmda, yetişkin bireyin bu tür birincil kü-
melerle ilişkide bulunma olanağı çok sınırlıdır.* Burada konumuz yö-
nünden önemli olan husus, toplumsallaşma etmeni olan okulun, bu
sürece katkısının her zaman ve her yerde aynı işlevi görmediğidir. Özel-
likle kırsal kesimde, genel olarak okulların yetersizliği, özel olarak ise,
ülkemiz gibi gelişmekte olan ya da azgelişmiş ülke kırsal kesimlerin-
deki okullaşma ve okul durumları, çocuklukta önemli etkisinin olma-
sı beklenen bu etmenin tam olarak işlemediğini göstermektedir. Bu
konu "kırsal kesimde toplumsallaşma" bölümünde geniş olarak ele
alınacaktır.
A rkadaş-yaşıt kümesi :
Aile ve okul etmeninden sonra, toplumsallaşma sürecinde önemli
olan arkadaş-yaşıt kümesi, birey yaşamının hemen hemen her aşama-
sında etkili bir birincil kümedir.** Benzeyiş kümesi olarak, rol beklen-
tilerini belirleyen kümeler olarak, düşünce ve davranış modelleri ola-
rak arkadaş-yaşıt kümeleri önemlerini sürdürürler.
* Yetişkinin "okul" etmeni yolu ile toplumsallaşması, ancak bireyin kişisel giri-
şimleri ile sürdürdüğü öğrenime bağlıdır. Bu, hiç öğrenim görmemiş ya öğre-
nimini belirli aşamalarda bırakmış ya da yüksek öğrenim (doktora, master
gibi) yapmak isteyen birey için söz konusu olabilir. Kuşkusuz, burada "halk
eğitimi" adı ile tanımlanan kısa süreli biçimsel toplumsallaştırma çalışmaları
da unutulmamalıdır (Bu konuda geniş bilgi için bknz. Cevat Geray, "Halk
Eğitimi" A.Ü. Eğitim Fakültesi Yayınları, Ank., 1978.
** Arkadaş-yaşıt sözcükleri, İngilizce "peer" karşılığı kullanılmıştır. "Peer"in söz-
cük anlamı "yaşıt" olmakla birlikte, gerek arkadaş, gerekse yaşıt, akran küme-
lerini de kapsamaktadır.
18
Arkadaş-yaşıt kümesinin, özellikle bireyin çocukluk yıllarında
—oyun kümeleri yolu ile— daha sonraları ergenlik döneminde, kişilik
gelişmesi çağmda öncelikli bir yeri vardır. Arkadaş-yaşıt kümelerinin
çocuğun toplumsal davranışlarını etkilediği, halk arasında genel ola-
rak benimsenen bir görüştür.* Bilimsel araştırmalarda da değer, na-
mus anlayışı, saldırganlık, önderlik, çeşitli eylemlere katılma gibi ko-
nularda arkadaş-yaşıt kümesinin bireye olan etkisi ortaya konmuş-
tur (Burton, 1968; 542). Yetişkin bireyin biçimlenmiş kişiliği üzerin-
deki arkadaş-yaşıt küme ya da kümelerinin etkisi, göreli olarak, daha
azdır. Yetişkin birey, arkadaş-yaşıt kümesini seçerken, kendi kişiliğini
ölçek olarak alacaktır. Çünkü birey, yaş ve cinsiyetinin beklediği bir-
takım yeni kurallara, rol beklentilerine ve yeni sorumluluklara açık-
tır ve bu durum, arkadaş-yaşıt kümesinin bir değişim etmeni olma ola-
sılığını sınırlayacaktır (Bensman-Rosenberg, 1963; 132 ve Alkan, 1978;
91).
Arkadaş-yaşıt kümesinin önemi, aile içindeki toplumsallaşma ba-
şarısız olduğu zaman çok daha fazladır. Çünkü bu durumda arkadaş-
yaşıt kümesi, ailenin veremediği toplumsal kuralları, kendi yöntemle-
ri ile küme üyesine verecektir. Bu ise, kümenin diğer üyelerinin top-
lumsal kuralları hangi içerik ve yöntemle aldığına ya da eşdeyişle, kü-
me üyelerinin nasıl toplumsallaştığı ile bağımlı olacaktır.**
b. Yetişkin T oplumsallaşmasında İ kincil K ümeler
İnsan ilişkilerinde birincil kümelerin yakın, sıcak ilişkilerinden
ayrıldıkça, ilişkilerin daha az kişisel ve daha az duygusal olduğu kü-
melere yaklaşılır. Bunlar ikincil kümelerdir. Chester Barnard (1945),
ikincil kümeler olarak en yakm akrabalar, arasıra rastlanılan kişiler,
tanışlar, bize sözü edilen kişiler, kalabalıklar, sayısal bilgiler gibi hem
oldukça geniş kapsamlı, hem de ikincil kümeler içinde olması gereken
dernekler, siyasal partiler gibi kümelerin dışta bırakıldığı bir sınırla-
ma yapmaktadır. Bensman ve Rosenberg (1963) ise, ikincil kümeler-
le ilgili sıralamasına fabrika, askeri kamplar, dernekler, partiler gibi
* Bu nedenledir ki ailede çocuğun "iyi arkadaş" edinmesi istenir., Çocuğun bun-
larla olan benzeşmelerinde, toplumca onanan tutum ve davranışlar kazanacağı
düşüncesi yaygındır.
** Bensman ve Rosenberg, özellikle son yıllarda gelişmiş batı ülkelerinde sık sık
gözlemlenen gangsterler, klikler, takımlar, küçük kalabalıklar adları ile anı-
lan arkadaş-yaşıt kümelerinin toplumsallaşmada önemli bir etmen olarak or-
taya çıktığını belirtmektedirler. Bu kümeler —örgüt olarak da adlandırılabi-
lir—, üyelerin benzer beğeni, gereksinim ve çıkarlarına göre oluşan Ve fazla
biçimsel olmayan kümelerdir (Bensman-Rosenberg, 1963; 130-132).
19
kümeleri de sokmaktadır. İkincil kümelerin önemli özellikleri, birincil
kümelerde gözlemlenenin tersine, yüzyüze ilişkinin çoğunlukla olma-
dığı, ilişkinin daha az sıklıkla ve daha az süreli olduğu ve bireyin kü-
me ile olan ilişkisinin işlerin yürütülmesinde bir araç olarak alındığı
kümeler olmalarıdır. Birincil kümelerdeki sayısal azlığa karşılık, ikin-
cil kümelerde sayısal çokluk, ikincil kümelerin bir başka önemli özel-
liğidir.* Geniş, kişisel olmayan ikincil kümelerin ortaya çıkışının, bi-
rincil kümelerin çoğunda olduğu gibi, çok eski bir geçmişi yoktur. Son
yüzyülarda giderek sayısı artan ikincil kümeler, özellikle çağdaş kent
toplumlarında yaygınlaşmış; birey, zaman ve gücünden artan kısmını
giderek bu tür katılmaya ayırmaya başlamıştır (Lundberg-Schrag-
Larsen, 1970; 2.C; 81).
İkincil kümelerin, birim olarak aldığımız yetişkin toplumsallaşma-
sı üzerinde etkisi oldukça önemlidir. Birincil kümelerin etkisinde da-
ha çok çocukluk ve ergenlik dönemlerinde kalan bireyin, yetişkinlik
döneminde, bu kümelerle olan ilişkisi zayıflamış, bunun yerini ikincil
kümelerin etkisi almıştır. Yetişkinin toplum içindeki rolleri, beklenti-
leri, onu, ikincil kümelerle daha sık ilişki içinde bulunmaya zorlamak-
tadır. Geçimini sağlama amacı ile fabrikada çalışanlar, ya da askerli-
ğini yapanlar, siyasal ve toplumsal eğilimlerine uygun derneklerle, ör-
gütlerle ilişkide bulunanlar, doğal olarak bu kümelerin etkisinde ka-
lacaklardır.
Çalışma alanımız olan kırsal kesimde, kent toplumuna göre, ikin-
cil küme olgusunun çok fazla gelişmediğini belirtmek gerekir.
c. Yetişkin T oplumsallaşmasında Ki tl e İ letişim A raçlarının Yeri
Yoğun olarak i20. yüzyılın olguları olan kitle iletişim araçlarının
toplumsallaşma sürecinde önemli bir yeri vardır. Bireyin gerek çocuk-
luk ve ergenlik, gerekse yetişkinlik durumlarında, bu kanallarla da
toplumsallaştığı onanan bir durumdur. Ancak, bu etmenin, şimdiye de-
ğin incelemeye çalıştığımız kümeler içinde de doğrudan yer almadığı
görülmektedir. Gerçekte, kitle iletişim araçlarının özelliklerinin belir-
lediği bu durum, bu etmenin ne tam olarak birincil kümeler içeri-
sinde, ne de tam olarak ikincil kümeler içerisinde yer almasına olanak
vermektedir. Birincil kümelerde görülen yüzyüze ilişki, değişik biçim-
de ve tek yönlü olarak kitle iletişim araçlarında görülmektedir. İlişki-
nin sık olması ise, eğer birey bu tür bir kanala açık ise, olanaklıdır.
* Bu ilişkilerin en önemlisi, "sözleşme" ile olan ilişkidir. Sözleşme bitiminde
ikincil kümelerle olan ilişki de son bulur. Bu konuda geniş bilgi. için bknz.
Lundberg-Schrag-Larsen, 1970.
20
Bu yönden kitle iletişim araçlarının doğal olarak, birincil kümeler dü-
zeyinde bir toplumsallaşma etmeni olduğu söylenemez. Kitle iletişim
araçlarının toplumsallaşma etmenleri arasındaki yeri ile ilgili olarak
ortaya atılan bir görüşe göre, bu etmen, ikincil küme etmenlerin etkin
bir toplumsallaşma sağlamaları için "araç" olarak kullanılmaktadır.
Çünkü, ikinci] kümeler, sayısal olarak geniş etmenler olduklarından,
küme üyeleri arasında zorunlu bağlılık ve uyum sağlayabilmek için
yalnızca kişisel ilişkilere bağlı kalınamaz. Etkili bir toplumsallaşma
sağlayabilmek için kişisel olmayan denetimlere, dolaylı iletişime ve
"bürokratik" örgüte gereksinim vardır. Radyo, televizyon, gazete, der-
gi gibi iletişim araçları, ikincil kümelerin kişisellik eksikliğini gider-
mek, ama yine de kişisel olmayan ikincil kümelerin etkinliğini ko-
ruma çabalarında kullanılan araçlardır. Kitle iletişim araçlarının top-
lumsal önemi bu ortam içinde meydana çıkmaktadır (Lundberg-Schrag-
Larsen, 1970; C.l, 81).
Bu açıklamalardan ortaya çıkan durum, kitle iletişim araçlarının
tek başına bir toplumsallaşma etmeni olmasından çok, ikincil küme-
ler yolu ile toplumsallaşmada kullanılan araçsal bir etmen olduğudur.
Konu ile ilgili olarak daha sonraki bölümlerde ayrıntılı olarak duru-
lacaktır.
Özetlersek, yetişkin bireyin toplumsallaşma sürecinde bir çok et-
menin yeri vardır. Bu etmenleri, yüzyüze ilişkilerin sık olarak yer
aldığı ve aile, okul, arkadaş-yaşıt gibi kümelerin oluşturduğu ve önem-
lerinden ötürü birincil küme olarak adlandırılan etmenler ile, yüzyüze
ilişkilerin yer almadığı ve ilişkilerin fazla yoğun olmadığı, bireyin işi,
ilgisi, beğenisi sonucu ilişkide bulunma durumunda kaldığı, oldukça
geniş ikincil kümeler olarak iki ana kümede toplayabiliriz. Bu küme-
lerden birincil kümeler, daha çok çocukluk ve ergenlik dönemlerinde
etkin iken, ikincil kümeler yetişkinlik döneminde etkisini göstermek-
tedirler. Son yılların olgusu olan kitle iletişim araçları ise, kendine öz-
gü özelliklerinden ötürü, birincil ve ikincil kümeler içerisinde tam ola-
rak yer almayan, bunların dışında, ancak bu yollarla toplumsallaşma-
ya yardımcı etmenler olarak alınmaktadır.
B. YE T İ Ş K İ Nİ N T O P L U M S A L L A Ş M A S ÜRE Cİ NDE K İ
ÖZE L L İ K L E R
Bireyin doğumla başlayan toplumsallaşma süreci, ergin duruma ge-
linceye değin geçirilen aşamalarda, kuşkusuz birbirinden farklı olacak-
tır. Hiçbir bilgisi olmayan çocuğun toplumsallaşması ile, ergin duru-
21
ma gelinceye değin türlü toplumsallaşma etmenleri ile karşı karşıya,
onların etkisinde kalan yetişkin insanın toplumsallaşması farklı ola-
caktır. Yetişkinin yeni roller almasında, toplum kurallarını benimse-
mesinde aynı biçimin, işleyişin olmayacağı açıktır! Yetişkin birey, da-
ha önce edindiği rollerin üzerine yeni statüsü ile ilgili rolleri alacak,
kuralları benimseyecektir. Kuşkusuz, burada da her yetişkinin aynı
özellikleri taşımadığı; gerek daha önceki toplumsallaşmasının, gerekse
fiziksel özelliklerinin belirlediği bir takım farklılıklar da ortaya çıka-
caktır. Ancak biz, bu tür farklılıklara, daha doğrusu toplumsallaşma
sürecindeki sapmalara, konumuz dışında bıraktığımızdan, değinmeye-
ceğiz.
Yetişkin toplumsallaşmasının gösterdiği özellikleri açıklarken, ça-
lışmamızın görgül araştırmanın yer aldığı ikinci kısımdaki bulgularm
değerlendirilmesinde sağlam bazlar oluşturması yönünden, genel ola-
rak toplumsallaşma sürecindeki özelliklere de değinmede yarar var-
dır.
a. T oplumsallaşma S ürecindeki Gelişim Dinamiği ile İ lgili
Boyutlar ve Yetişkin T oplumsallaşmasına U ygulanabilirliği
Toplumsallaşma olgusunun karmaşık yapısı, uzun süreli olması,
onunla ilgili kimi özelliklerin saptanmasını engellememektedir. Tersine,
saptanan kimi özellikler, bu karmaşık olguyu daha anlaşılır, incelene-
bilir duruma getirmektedir. Genel olarak, toplumsallaşma ile ilgilenen
tüm toplumbilimciler ve bu konu ile uğraşan diğer kimselerin üzerin-
de ortaklaşa karara vardıkları özellikleri şöyle sıralayabiliriz.
aa. T oplumsallaşma sürecinin sürekliliği:
Toplumsallaşma, bireyin doğumu ile başlayıp, ölümü ile sona eren
bir süreçtir. Birey yaşantısı boyunca toplumsal ilişkilerde bulunur. Bu
ise, bireyin toplumsallaşma olgusu ile içiçe olduğunun bir belgesidir.
Bu süreç, bilinçli ya da bilinçsiz, bireyin isteği ile ya da isteğine kar-
şın sürüp gidecektir (Bensman-Rosenberg, 1963; 49).
ab. T oplumsallaşmada yeni rollerin oynanması, yeni kuralların
üstlenilmesi asıldır :
Toplumsallaşma olgusunun içeriğini belirleyen bu özellik, bireyin,
toplumla olan ilişkilerinde kendisinden beklenen rolleri oynadığını ve
böylece toplumdaki var olan kuralların bireyce alındığını, özümsendi-
ğini vurgulamaktadır. Burada "rol " ve "kural" kavramlarmm üzerin-
de durmak gerekir. Toplumbilimci P erlman "roP'u "...basit olarak in-
22
san davranışının toplumsal biçimlendirilmesi..." olarak tanımlamak-
tadır. L inton adlı bir başka toplumbilimci ise, rol kavramını, "...top-
lumsal statünün dinamik yönünü göstermesi ve algılanan toplumsal
durumun, bireyce eyleme dönüştürülmesi..." olarak tanımlamakta-
dır (Perlman, 1968; 41).
Toplumda yapılan her işlev bir roldür. Bireylerin toplumsallaşma
süreçleri içerisindeki rol beklentileri, bireyin içinde olduğu aile ve çev-
resinin beklediği hareketlerin belirlediği rollerdir (Bensman-Rosen-
berg, 1963; 44-48). Doğal olarak, her yaştaki bireyin rol beklentileri
farklı olacağından, yetişkin bireyin rol beklentileri de farklı olacak-
tır. Bu nedenledir ki yetişkin birey, toplumsallaşmasında birincil kü-
melerden çok, ikincil kümelere dönmüştür. Çünkü, rol beklentilerinin
bir kısmı bu kümeler aracılığı ile sağlanabilmektedir.
Toplumsallaşma olgusundaki kural (norm) kavramı ise, toplumun
0 güne değin gelen tüm değer yargıları, toplumdaki tüm özdeksel ve
tinsel varlığını düzenleyen olgular olarak tanımlanabilir. Ancak bu-
rada ruhsal ve tıpsal kurallar (sayılara dayanan kurallar değil) ile
toplumsal kurallar söz konusudur (Rosow, 1974; 39-40).* Yetişkin bi-
reyin toplumsallaşmasında rol beklentileri farklı olduğu gibi, bu bek-
lentileri karşılayacak olan kurallar da farklı olacaktır. Daha açık söy-
leyişle, yetişkinin içinde bulunduğu topluma uyum göstermesi için al-
ması gereken kurallar, rol beklentilerine uyacak niteliktedir.
ac. T oplumsallaşmada aynılığın olmaması:
Her toplumun yapısı farklı olduğundan, bu yapının biçimlendirdi-
ği ya da belirlediği işlevler de farklı olacaktır. Bundan ötürü, farklı
toplumlardaki bireyin toplumsallaşma sürecinde de belirgin farklarm
olacağı doğaldır. Özellikle gelişmişlik, gelişmemişlik olgularının belir-
lediği farklı kültürler, bireyin farklı kuralları benimsemelerini zorun-
lu kılacaktır. İlkel toplum özelliği gösteren bir Afrika toplumu ile ge-
lişmiş ülke toplumundaki toplumsallaşmanın, etmenler aynı olsa bi-
le, farklı olacağı açıktır.
Toplumlararası farklı toplumsallaşma özelliği yanında, bir toplu-
mun altkültürlerinde de, bireylerin toplumsallaşma olguları farklı-
dır. Her altkültür, kendi özel toplumsallaşma karakterini gösterir
(Bensman-Rosenberg, 1963; 65-66). Bu özellik, çalışma alanımız olan
* Rosow, kuralları "kliniksel", "istatiksel" ve "toplumsal" kurallar olarak üçe
ayırmaktadır. O'na göre, toplumsal kurallar geliştiricidir, tanımlayıcı değildir.
23
kırsal kesim toplumsallaşmasında önemlidir. Kırsal kesimin kendine
özgü kültürü, yetişkin bireyin farklı toplumsallaşmasına neden ola-
caktır.
ad. T oplumsallaşmada kuşaklar arasında farklılıklar vardır:
Bir önceki özelliğin doğal sonucu olarak ortaya çıkan bu özellik,
değişen toplumlarda daha belirgindir. Toplumsal süreklilik, toplum-
sal geleneğin, toplumsallaşma süreci aracılığı ile yeni kuşaklara akta-
rılması yolu ile sağlanmaktadır. Ancak bu aktarmada, nesillerin, ken-
dilerinden önceki kuşağın toplumsal yaşantısını yinelemediklerinden
bu toplumsallaşma, hiçbir zaman tam bir toplumsallaşma olmamakta-
dır. Bottomore bu konuda şöyle demektedir: "...Gelenekler konusun-
da herzaman eleştiriler, yadsımalar ve yenileşmeler görülmektedir.
Modern zamanlarda bu özellikler, çevredeki değişimler, yeni kuşaklara
değişik 'yaşam biçimleri' arasında, bir dereceye kadar istediğini seç-
me ya da kültürdeki değişik öğeleri yeni kalıplar içinde, yeniden bir-
leştirme olanağı veren kurallardaki ve değerlerdeki farklılaşmalar ne-
deni ile daha önem kazanmıştır..." (Bottomore, 1977; 333). Benzer gö-
rüşü Bensman ve Rosenberg de paylaşarak, toplumsallaşmanın hiçbir
zaman tam olmayacağı ve hiçbir bireyin tüm olarak içinde bulunduğu
toplum kültürünü alamayacağını, benimseyemeyeceğini ve özümleye-
meyeceğini söylemektedirler (Bensman-Hosenberg, 1963; 51) .
Gerek Bottomore'un, gerekse Bensman ve Rosenberg'in bu görüş-
lerinin, özellikle görgül araştırmamızın yapıldığı kırsal toplumlarda
çok daha geçerli olacağı söylenebilir. Çünkü, kırsal kesim toplulukla-
rında geleneksel yapı, değişen evren koşullarından türlü yollarla etki-
lenmeye açık toplum birimleri olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
ae. T oplumsallaşmada sıçramalar olur :
Toplumsallaşma süreci doğumla başlayan, ölümle sona eren bir
süreç olmasına karşın, toplumsallaşma aşamalarında, bebeklik, çocuk-
luk, ergenlik, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi, aynı sıralar izlen-
mez, sıçramalar görülür. Özellikle bireyin yaşamındaki toplumsal, eko-
nomik farklılıklar ile buhranlı devrelerin, bu tür kesilmelere, sıçrama-
lara neden olduğu bilinmektedir. Okullaşmanın olmadığı ya da çok
yetersiz olduğu azgelişmiş toplumlarda, bu yolla yapılması gereken
toplumsallaşmanın ya hiç olmayacağı ya da çok yetersiz olacağı açık-
tır. Özellikle, kırsal kesimde bu özelliğin belirgin olduğuna daha son-
raki bölümlerde değinilecektir.
24
af. T oplumsallaşmada gelişim dinamiği basitten karmaşığa,
somuttan soyuta doğrudur:
Bireyin, önce aile içinde toplumsallaştığı ve kümede sayıca az ki-
şi ile ilişki içerisinde olduğu görülür. Doğal olarak bunlardan öğreni-
lecekler sınırlıdır ve bireyin gereksinimlerini karşılamaya yönelik, ço-
cuğun karmaşık olmayan rollerinin beklendiği bir ortamdır. Dolayısıy-
la, bireyin oldukça sınırlı olan bu ortamda aldığı bilgiler, basit bilgi-
ler, tutum ve davranışlar olacaktır. Yaş ilerledikçe, bireyin diğer top-
lumsallaşma kümeleri ile olan ilişkisinin artması toplumsallaşma içe-
riğini de doğal olarak etkileyecek ve aldığı, benimsediği ve özdeşleştiği
rol ve kurallar da karmaşık duruma gelecektir. Basitlikten, karmaşıklı-
ğa, somuttan soyuta gelişme özellikleri bireyin siyasal toplumsallaşma
sürecinde daha belirgindir.*
ag. T oplumsallaşma iki yönlü bir süreçtir:
1960'lara gelinceye değin toplumsallaşma süreci tek yönlü bir sü-
reç olarak alınmakta idi. Bu tek yönlülük, doğumla başlamakta, ço-
cukluk, ergenlik ve hatta yetişkin toplumsallaşma aşamalarında onan-
makta idi. Son yirmi yıldır yapılan araştırmalar sonucu, bireyin top-
luma uymasında, toplumla bütünleşmesinde tek yönlü değil, iki yön-
lü bir sürecin işlediği ortaya konmuştur. Birey, bebeklikten başlaya-
rak, etkilendiği gibi etkilemektedir. Bireyin yaşı ilerledikçe, içinde bu-
lunduğu toplumun özelliklerine bağlı olarak, etkileme-etkilenme olgu-
sunda da değişmeler olmakta, özellikle etkileme durumuna geçmek-
tedir (Silis, 1968; 536).
Günümüz toplumbilimcileri, toplumsal etkileşimi-etkilenme ve et-
kilemeyi-toplumsal yaşamın ve sürecin temeli saymaktadırlar. L ıuıd-
berg'e göre, etkileşim kümesel bir süreçtir ve insanın toplumsal yaşa-
mının tümünün merkezcil etmenidir. Bireyin davranış düzenleri etki-
leşimden oluşmaktadır. M erril ise, toplumsal etkileşimi, "iki ya da
daha çok toplumsallaşmış insan arasında sürekli ve karşılıklı ilişki di-
zeleri" olarak almaktadır. M erril, karşılıklı etkileşimi, çevreye tepki-
nin ve çevre üzerinde etkinin "iki yanlı" süreci olarak tanımlamakta-
dır (Osipov, 1977; 97-98)*.
r
* Siyasal toplumsallaşmadaki gelişim dinamiğinin boyutları ile ilgili geniş, ay-
rıntılı bilgi için bknz. Türker Alkan, 1978; 40-42. (basılmamış doçentlik tezi).
* Osipov, "Toplumbilim Teori ve Yöntem Sorunları" adlı çalışmasında, batılı top-
lumbilimcilerin toplumsallaşma sürecindeki "etkileşim" sürecine eleştiride bu-
lunmaktadır. O'na göre, Batılılar etkileşimi yalnızca toplumsal ve ruhsal bir
görüngü saymakta; nesnel, özdeksel ve toplumsal niteliğini önemsememektedir-
ler.
25
Araştırma biriminin yetişkin olması, bu özelliğin önemini arttır-
maktadır. Etkileşim sürecinde, bireyin o zamana kadar aldığı bilgileri,
tutumları, değer ve inançları toplumdaki farklı rollerinde uygulaya-
cağı doğaldır. Yetişkinlik sürecinde bireyin kendisi de toplumsallaş-
tırma etmeni durumuna gelmiş olmaktadır.
ah. T oplumsal değişmenin toplumsallaşma ile ilişkisi vardır :
Toplumsal değişme, bir toplumun özdeksel ve tinsel varlık ve de-
ğerlerinde eskiye göre bir farklılaşmayı gösterir. Toplumsallaşma ol-
gusu ile toplumsal değişme olgusu arasında, bu yönden bakıldığında,
herhangi bir benzerlik söz konusu değildir. Ancak, iki olgu arasında
ilişkinin varlığından söz edilebilir. Her iki olguda da bireyin bulunma-
sı, bu ilişkiyi kanıtlamaktadır. Toplumsal değişme ile toplumsallaşma
olgusu arasmdaki ilişkiye değinen Bottomore, toplumsal değişimde
bireylerin ve toplumsal güçlerin göreli ağırlıkları olduğunu ve "toplum-
sal güç" teriminin bireylerin eylemlerinden soyutlanabilecek güçleri
değil, bireyler arasmdaki karşılıklı eyleşimin sonucu olan, fakat tek
tek bireylere sanki kendilerinin dışında birşeymiş gibi gözüken değer-
leri ve eğilimleri anlattığını, söylemektedir (Bottomore, 1977; 334). Bu
açıklamaya göre, bireyin toplumsal değişime katkıda bulunabileceği
onanmakta, ancak bunların etkilerinin algılanabilecek duruma gele-
bilmeleri için çok sayıda bireyin yeni biçimde davranış göstermeleri
gerekmektedir. Birey, toplumdan etkilenirken, toplumu da etkilemek-
te; aldığı kuralların, bilgilerin bileşimi ile toplumun geleneksel kültü-
ründe "toplumsal güçler" olarak yeni değerler yaratmaktadır. Top-
lumdaki değişmeler de bireyin toplumsallaşmasını etkilemektedir.
Toplumsal değişme ile kırsal kesimde toplumsallaşma arasmdaki
ilişkinin oldukça önemli olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü, gelenek-
sel, kapalı toplum yapısı özelliği gösteren kırsal kesimde, bireylerin
toplumsallaşmasının, toplumsal değişmeye uygun olması, başarılı top-
lumsallaşma olarak nitelenmektedir. Özellikle, değişen toplumsal ya-
pının ürünleri olan kimi yeniliklerin kırsal alanlarda yaygınlaştırıl-
ması, kırsal kesimdeki bireyin bunları benimseyip, onaması ve uygu-
laması, toplumsal değişmeye uygun bir toplumsallaşmayı göstermek-
tedir. Bu konuya kırsal kesimde toplumsallaşmayı açıklayan bölümde
ayrıntılı olarak değineceğiz.
ai. T oplumsallaşma yöntemi, öğrenmedir :
Toplumsallaşma olgusunda değineceğimiz son özellik, toplumsal-
laşma sürecinin hangi yöntemle gerçekleştiğidir. Daha açık söyleyişle,
çeşitli özellikler gösteren, oldukça karmaşık bir yapısı olan toplumsal-
26
laşmanm, bireyin toplumla bütünleşmesinin, nasıl oluştuğu ile ilgili
özelliktir.
Hemen hemen tüm toplumbilimciler, toplumsallaşmanın, toplum-
sal öğrenme yolu ile olduğu konusunda birleşmişlerdir. Eğitim ve öğ-
renmede birçok farklar olmasına karşın, yöntem olarak toplumsallaş-
mada kullanılan tek yol "toplumsal öğrenme" yöntemidir. Hatta ki-
mi zaman, eğitim sürecinin toplumsallaşma süreci ile aynı olduğu bile
söylenebilir. Özellikle, toplumsallaşmada birincil küme etmenler ara-
sında yer alan "okul" etmeni yolu ile yapılan toplumsallaşmada bu
durum söz konusudur.
Toplumsal öğrenme yolu ile toplumsallaşmanın yapıldığı husu-
sunda çağımızın başından beri üzerinde uzun uzun durulmuş, araştır-
malar yapılmış, kuramlar geliştirilmiştir. Williams bu geliştirilen öğ-
renme kuramlarını yedi kümede toplamıştır. Bunlardan "uyarı-tepki
güçlendirme" kuramı, Thorndike (1911, 1932, 1933, 1935) ve Hull (1942,
1943, 1950, 1951, 1952), "alan öğrenme" kuramı Levine ve arkadaşları
(1935,1936), "işlevsel öğrenme" kuramı ise Woodworth (1918, 1929)
tarafından geliştirilmiş ve etkilerini uzun süre sürdürmüşlerdir. (Wil-
liams, 1959; 42).
Hangi kuramsal yaklaşım kullanılırsa kullanılsın, toplumsal öğ-
renmede, birey, "tipleme" ya da "örnekleme" olarak tanımlayacağımız
öğrenme sürecinden yararlanmaktadır. Özellikle, dilsel yetenekler ge-
liştikçe, sözsel örnekleme, davranışsal modeller için geliştirilir. İnsan-
ların toplumsal, becerisel ve yaratıcı yetenekleri kazanmalarına, nasıl
davranacakları ile ilgili yazılı tanımlamaları izlettirilerek yardım edi-
lir. Sözsel örnekleme çok geniş olarak kullanılmaktadır. Çünkü, birey
sözlerle çok çeşitli davranışları taşıyabilmektedir (Bandura, 1977; 38).
Toplumsal öğrenme kuramında, özellikle son yıllarda geliştirilen
"gözlemsel öğrenme" yönteminde birey ya da gözlemci, modeli göz-
lemleyerek öykünmekte (taklit etmekte) ve modele benzemeye çalış-
maktadır. Ancak burada etkili bir gözlemsel öğrenme için, bireyin, dav-
ranış modelleri hakkında önceden haberli olması gereklidir. Bandura'
nın (1977) geliştirdiği bu kuramsal yaklaşım, özellikle toplumsallaş-
ma sürecinin gözlemlenerek oluştuğu, oluşabileceği etmenler olarak
kitle iletişim araçları ile yapılan toplumsallaşmada çok daha önem ka-
* Diğer öğrenme kuramları ve bunlarla ilgilenen toplumbilimciler şöyledir:
"uyarı- tepki yakınlık kuramı" (Gutrie, 1935, 1952), "ikili öğrenme kuramı"
(Skinner, 1938, 1953, Mowrer, 1950), "bilişsel İşaret ya da holistik öğrenme ku-
ramı" (Tilman, 1932, 1951, S tem, 1938, Alport, 1937, Leeper, 1951) ve "Klasik
geştalt kuramı" (VVertheimer, 1923, Kafka, 1024, Koliler, 1925).
27
zanınaktadır. Bu konu üzerinde "Ki tl e İletişim Araçları ve Toplumsal-
laşma" bölümünde ayrıntılı olarak durulacaktır.
b. Yetişkin T oplumsallaşmasındaki K oşullar ve S ınırlılıklar
Yetişkin bireyin toplum koşullarına uyması, yeni statülerinde ba-
şardı olması, yeni rollerini etkili biçimde yürütebilmesi için gerekli
olan toplumsallaşmada bireyin, alış yeteneği ve daha önceki toplum-
sallaşmasındaki etkiler, yeni rollerin benimsenmesini yönlendiren ve
sınırlayan etmenlerdir. Bireyin yaşı ilerledikçe, toplumsallaşma kap-
samında da değişiklikler olmaktadır. Her şeyden önce, bireyin rolünü
doyurucu olarak yapabilmesi, bu rollere uygun tutum ve davranışta
bulunabilmesi için kimi koşulların, kimi sınırlılıkların bilinmesi ge-
rekir.
ba. Yetişkin T oplumsallaşmasındaki K oşullar :
Brim ve Wheeler (1966), yetişkin kişinin toplumsallaşması için şu
üç koşulu ileri sürmektedir : Bilgi, yeterlilik ve güdü. Birey toplumda-
ki yeni rolleri, durumu, kuralları hakkında kendisinden beklenen bil-
giye sahip olması gerekir. Bu bilgi, öğrenme sırasında uzun bir sürede
olabileceği gibi, kısa sürede de olabilir. Bu bilgiye sahip bireyin rolünü
yapabilme yeterliliğinin bulunması gereklidir. Bu yeterlilik, öğrenme
yeteneği ve beklentileri de karşılayacak yeni uygun becerilerin kulla-
nılmasını da kapsamaktadır. Bireyin rolünü onaması için yeterli güdü,
uyarıcı ve istek sahibi olması gerekmektedir (Brim-Wheeler, 1966;
85-86). Bu üç koşul, yetişkin bireyin etkili olarak toplumsallaşması
için, ister biçimsel bir örgütte ya da biçimsel olmayan bir yapıda ol-
sun, isterse birincil ya da ikincil küme etmenler yolu ile olsun, gerek-
li olan koşullardır. Bu üç koşuldan özellikle "güdü" eksikliği yetişkin
toplumsallaşmasında birçok yönlerden sorun yaratmakta ve bireyin
bilgi ve yeterliliğine karşılık, ilgisizlik ve isteksizlik göstermesi, etkili
bir biçimde toplumsallaşmasını önlemektedir. Ancak, olumlu güdüler
olmaksızın da yetişkinin toplumsallaşması söz konusu olabilmektedir.
Bu ise, bireyin güdüsüzlüğüne, isteksizliğine karşın içinde bulunduğu
aktif durumdan ötürü, zorla yapılan toplumsallaşmadır*.
* George Orwell'in "1984"ünde ve toplama kamplarındaki "beyin yıkama" (bra-
inwashing) adı ile anılan işlemlerle bu tür toplumsallaşmadan söz edilebilir.
Ancak, bu tür toplumsallaşmalar, güçlü küme baskısı kalktığında,, zayıflamak-
tadır. Bu konuda yapılan araştırmalar için Bruno Bettelheim (1943). "Indivi-
dual and Mass Behaviour in Extreme Stuation", Albert Biderman (1962), "The
Image of Brainwashing" ve Edgair Schein (1961), "Coercive Persuation" adlı
çalışmalara bakılabilir.
28
bb. Yetişkin T oplumsallaşmasındaki S ınırlılıklar :
Yetişkin bireyin toplumsallaşma sürecinde önemli sınırlayıcı et-
men, bireyin çocukluktaki toplumsallaşmasıdır. Brim, "...Bireyin ço-
cuklukta toplumsallaşması, daha sonraki yıllarda kendisinden bekle-
nilen görevler için hazırlanmasında tam olarak yeterli değildir..." de-
mektedir. (Brim, 1966; 18). Birey olgunlaştıkça, yaşantısmdaki farklı
aşamaları karşılayan statü sahneleri ile harekat eder. Yaşam boyun-
ca, toplumun beklentilerinin bir kesiminin göreli durgunluğuna kar-
şın, önemli bir kesimi bir yaştan diğerine değişiklik gösterir.
Çocukluktaki toplumsallaşmanın etkisi, özellikle, değişmeyen, dur-
gun toplumlarda çok daha belirgindir. Bu toplumlardaki durgunluk,
zaman geçmesine karşın, bireyin içinde bulunduğu diğer önemli kişi-
lerin sürekliliğinden gelebilir. Özellikle, ilk toplumsallaşmayı sağlayan
etmenler olarak ana-babanm bireyin yaşamında uzun süre kalması, bi-
reyin daha sonraki toplumsallaşmasını da etkilemektedir. Bu tür top-
lumlarda, çocukluktaki toplumsallaşma, gelecekteki rollerin başarı ile
karşılanmasına çoğunlukla engel olmaktadır. Daha sonraki yaşlarda-
ki toplumsallaşma, önceden edinilen bilgi ve tutumlar üzerine yapıl-
dığından, daha çok öğrenmeyi gerektirmektedir.
Karmaşık ve değişen toplumlarda ise, yetişkinin toplumsallaşma-
sında bu durum daha önemli sorunlar yaratabilmektedir. Erken top-
lumsallaşmadaki yetersizlikler, bireyin ilerde yükleneceği rollerin ba-
şarılı biçimde yürütülmesini önler. Özellikle, sürekli değişme gösteren
toplumlarda bireyin topluma ayak uydurması, toplumla bütünleşmesi
zordur.
Yetişkinin toplumsallaşmasında bir diğer sınırlama, toplumdan
gelen bir sınırlamadır. Brinı'e göre, yetişkinlerin toplumsallaşmasında
belirli bir tip rollere ya da öğrenme sınırlılıklarına uygun inanç ve
davranışlar uygun güdüler yaratabilirse, toplumsallaşma unsuru yal-
nızca açık rol oynama ile uğraşmak zorunda kalır. Toplum, yetişkin
toplumsallaşması için çok fazla zaman harcamayacak; belki de fazla
para ve zaman harcamasını gerektiren bu tür toplumsallaşmayı, an-
cak toplumda o tür kişilere çok gereksinme duyulduğunda yapacak-
tır. Özellikle yaşlıların toplumsallaşmasında, toplumdaki yeni rolleri
benimsemeleri için fazla çaba harcanmamasmm nedenleri bunlardır
(Brim, 1966; 26-27). Gerçekten de, yetişkin bireyin toplumsallaşmasın-
da genellikle yeni bilgiler alma yerine eski bilgilerin bileşimi ortaya
konulur. Çünkü, bulunduğu pmana değin almış olduğu bilgiler, tutum,
değer ve inançlar yetişkinde bir "repertuar" oluşturmuştur. Bireyin
yeni rollere uyması, çoğunlukla daha önceki yaşam devrelerinde alı-
29
nan bilgilerin, değer ve inançların yeni düzenlenmesi biçimindedir.
Eşdeyişle, yetişkinin toplumsallaşma süresince aldığı bilgiler, daha ön-
ce, bireyin depoladığı bilgilerin düzene konulması, parlatılması ile or-
taya çıkan bilgilerdir.
Yetişkin toplumsallaşmasında "ülkücülük" ve "gerçekçilik" yönün-
den de sınırlılık görülür. Birey olgunlaştıkça, toplum, ondan beklediği
rolleri daha gerçekçi bir temele oturtmasını ister. Çocuk toplumsallaş-
masında biçimsel —toplum statüsü ile ilgili— bir toplumsallaşma söz
konusu iken, daha sonraki öğrenmelerde gerçek ve biçimsel olmayan
toplum statüsü, yapısı da öğrenilir.
Yetişkin toplumsallaşmasında bir diğer sınırlama da. bireyin da-
ha önceden edindiği değerler, inançlar, kurallar arasında uzlaşmanın
gerekli olmasıdır. Birey rollerinde ikilemler görülür. Bireyin yeni rol-
leri benimsemesi ile rol çakışmaları ortaya çıkar. Bunun için, toplum-
da "ara reçeteler" kullanılarak bu tür çakışmalar önlenmeye çalışıl-
maktadır.
Yetişkin toplumsallaşmasında bir başka sınırlama, bireyin çocuk-
luktaki genel değer ve davranışları yerine, özelleştirilmiş davranışları
kazanma eğilimidir. Genel boyutta toplumsallaşma yerine, özel boyut-
larda toplumsallaşma söz konusudur. Özellikle, cinsiyet ayrımına gö-
re, özelleşme, yetişkin toplumsallaşmasında çok daha belirgindir. Bu-
rada belirtilmesi gereken bir durum da, yetişkin bireyin toplumsallaş-
ma sürecinde "ben" ve "onlar" ilişkisine daha çok girilmesidir, Eşde-
yişle, bireyin diğer düzenlerin, varlıkların ilişkisini düşünme durumu-
na gelmesidir. Sınırlamadan çok, bir özellik olarak nitelenebilecek bu
durumda özdeşleşme daha yüksektir (Brim, 1966; 21-33).
Özellikle yaşlıların toplumsallaşma süreci ile ilgili araştırmalar
yapan Rosovv, yaşlı toplumsallaşmasının, önceki toplumsallaşmalara
göre bir takım sınırlılıkları olduğunu söyler. Araştırmamızda "yetiş-
kin" tanımlamasına yaşlıların da girdiğini gözönünde bulundurarak,
yaşlı bireylerin toplumsallaşmasmdaki sınırlamalara da değinmekte
yarar vardır. Rosow, yaşlı toplumsallaşmasının, önceki toplumsallaşma
aşamalarına göre bir takım sınırlamalarının olduğunu ve bu sınırla-
maların başında, yaşlı bireyin yeni rolleri benimsemedeki isteksizliği,
hatta bu konuda, toplumun kendisinden bekledikleri konusunda bilgi-
sizliğinin geldiğini söyler. Aynı biçimde Brim ve Wheeler de yaşlıların
çeşitli organik ve toplumsal dezavantajları olduğunu; kendilerinden
onanması beklenen bireysel statülere ve onun etkilerine yetersiz ilgi
gösterdiklerini ileri sürerler. Yaşlı bireyde, "yeterlilik" olmasına kar-
şılık "bi l gi " ve "güdü" eksikliği vardır (Rosow, 1974; 81-88).
30
Özetle belirtmek gerekirse, bu bölümde toplumsallaşma süreci ve
bu süreç içerisinde yetişkin toplumsallaşması açıklanmaya çalışıldı.
Toplumsallaşma etmenleri olan aile, okul ve arkadaş-yaşıt kü-
melerinin oluşturduğu birincil küme etmenler, bireyin çocukluk ve
ergenlik dönemlerinde etkilerini gösteren etmenlerdir. Bireyin bun-
larla yüzyüze ve yoğun bir ilişkisi söz konusudur. Yetişkin toplumsal-
laşmasında birincil kümelerin etkisi oldukça zayıflamıştır. Toplumsal
ilişkilerin geniş çaplı yapıldığı, yüzyüze ilişkinin azaldığı dernek, parti,
çalışma yerleri, askeri kamplar gibi etmenlerden oluşan ikincil küme
etmenler ise, yetişkin toplumsallaşmasında etkilidirler. Toplumsallaş-
ma etmenleri olarak alınan kitle iletişim araçlarının bu kümeler içeri-
sindeki yeri ise tartışmalıdır. Kitle iletişim araçlarının kimi nitelikleri
birincil küme etmenler arasında yer almasına, kimi nitelikleri ikincil
küme etmenler arasında yer almasına neden olmaktadır. Genel olarak
onanan durum ise, ikincil kümelerin etkinliğini artırmak için araç
olarak kullanıldığı biçimindedir.
Yetişkin toplumsallaşması kimi özellikler göstermektedir. Bu özel-
likler, genel olarak toplumsallaşma sürecinde bulunan özellikler, nite-
liklerdir. Toplumsallaşma sürecinin sürekliliği, iki yönlü oluşu, sıçra-
malar oluşu, bireysel özelliklere bağlı olarak bireyden bireye, kü-
meden kümeye, toplumdan topluma ve kuşaktan kuşağa değiştiği, ge-
lişim dinamizminin somuttan soyuta doğru olduğu gibi özellikler ye-
tişkin toplumsallaşmasında görülen özelliklerdir. Kuşkusuz, toplum-
sallaşma yöntemi olarak alman "toplumsal öğrenme"nin yetişkin top-
lumsallaşmasında da uygulandığı açıktır,
Yetişkin toplumsallaşmasında görülen bu genel nitelikler yanın-
da, yalnızca bu sürece özgü kimi özellikler; koşullar ve sınırlamalar da
söz konusudur. Yetişkin toplumsallaşmasında bireyin bilgisi, yeterlili-
ği ve güdüsü olması gerekir. Bu nitelikleri taşımayan ya da eksik ola-
rak taşıyan yetişkinlerin toplumsallaşma sürecinde aksamalar olacağı
açıktır. Bu niteliklerden özellikle "güdü" eksikliği, bireyin yaşı ilerle-
dikçe ortaya çıkmaktadır.
Yetişkin bireyin toplumsallaşmasındaki sınırlılıkların başında, ço-
cukluk ve ergenlik dönemlerindeki toplumsallaşma olgusunun meyda-
na getirdiği bir sınırlandırma vardır. Daha önceki toplumsallaşmada
alman değer ve inançlar, kazanılan roller, tutum ve davranışlar ye-
tişkin bireyin toplumsallaşmasını etkilemektedir. Yetişkin bireyin top-
lumsallaşma sürecinde aldığı bilgiler, roller ve onlara dayanarak ge-
liştirdiği tutum ve davranışlarının, önceki toplumsallaşması ile uyum
sağlaması beklenir. Bunun için, yetişkin toplumsallaşması önceki top-
lumsallaşma süreçlerine göre farklılık göstermektedir.
31
Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M :
K IRS A L K E S İ M DE T O P L U M S A L L A Ş M A
David Riesman toplumları geleneksel yönlenmiş, içe yönlenmiş ve
diğerleri olarak başlıca üç kümede toplamaktadır. Bunlardan geleneğe
yönlenmiş toplumlarda gelenek ve görenek nesiller aracılığı ile geçi-
rilen egemen bir güçtür; gelenek baskısı, toplum üyeleri üzerinde de-
netleme yolu ile yürütülür (Koening, 1961; 50)*.
L erner (1965) ise, Riesman'a benzer bir kümelendirme ile toplum-
ları modern, geçiş ve geleneksel olmak üzere üç ana kümede toplamak-
tadır.
Toplumların gelişme durumlarına göre yapılan bu kümelendirme-
lerde geleneksel toplum tipi, genellikle kırsal yerleşimlerdeki topluluk-
lardır. Kentsel yerleşim birimlerine göre, gerek nitelik, gerekse nicelik
yönünden önemli farklar gösteren kırsal yerleşim birimleri, gelişmiş
olsun olmasın, hemen hemen her toplumda değişen oranlarda gelenek-
sel yapıyı sürdürürler.
Kırsal kesimdeki toplumsallaşma sürecinde, kente göre farklılık-
lar bulunduğu araştırmalarla saptanmıştır. Toplumsallaşmayı psika-
nalitik kuramla açıklayan Piaget kuramının çeşitli kültürlerde yapı-
lan denemelerinde, kırsal kesimdeki çocukların bilişsel gelişiminde,
özellikle soyutluk ve somutluk yönünden, fark bulunduğu sonucuna
varılmıştır. Bu farklılık, sorun çözümüne ve kapsam dışı iletişime açık
olmadaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Bu durum, kent çocuk-
larının istekle okula gitmelerine karşılık, aynı yaştaki kırsal kesim ço-
cuklarının okula gitmeye pek istekli olmadıkları gerçeği ile birleşmek-
* İkinci toplum kümesi olan içe yönlenmiş toplumlarda, anamal yığılımı, yüksek
üretim ve sömürgeci yayılma belirgin nitelikler olup, bireyler başlıca bağım-
sız, varlıklı, güç ve saygınlık dolu belirli hedeflere varmak için durmadan sava-
şım verirler. Üçüncü küme olarak alman "diğer" toplumlar da ise, endüstri-
leşme, kentleşme ve bürokrasi olup, üretimden çok tüketime yönelmiş bir
toplum yapısı söz konusudur.
32
tedir. Değişik kültürlerde araştırma yapan Maccoby ve M adiano, kent-
lileşen kimselerin soyut yetenekleriyle birlikte, dezavantajlarının da
bulunduğunu ve endüstrileşmiş kentlinin elde ettiği karmaşık bilgile-
rin birçoğunu biçimlendirme, nedensellik bağı kurma ve kodlama için
de yeterlilik kazanmak zorunluğu vardır demektedirler (Maccoby-
Madiano, 1986 ve Ashton, 1975; 488-489). Ancak, bu konudaki çalışma-
ların, kent ve kır kesimlerindeki toplumsallaşmalar arasındaki farklı-
lıkları açık olarak ortaya koymadığı açıktır.
Araştırma alanımız olan kırsal kesimdeki toplumsallaşma olgu ve
sürecini daha iyi anlamak için, kırsal kesimin özelliklerini, kentsel ya-
şama göre olan farklarını belirtmek gerekir.
A. GELENEKSEL TOPLUM YAPI SI
Kırsal yerleşim birimlerinin tanımlanmasında genel olarak kul-
lanılan kavram, "geleneksel toplum"dur. Bununla belirtilmek istenen,
kentsel yerleşimlerde görülmeyen, bulunmayan kimi özelliklerin kırsal
kesimlerde görülmesi, bulunmasıdır. S orokin ve Zimmerman, bugün
de pekçok azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler için geçerli olan
tarımsal teknolojinin gelişmesinden önceki kırsal toplumlar için şu
farkları sıralamaktadırlar: Mesleksel farklar, nüfus yoğunluğunun az
oluşu, çevre ile ilgili özellikler, aynı türden (homojen) oluş, toplumsal
hareketlilik ile toplumsal tabakalaşmada sınırlılık, toplumsal ilişkiler-
de ve iletişimde farklılık. Kuşkusuz, tarımdaki teknolojik gelişmeler,
ulaşım ve iletişim olanaklarının artması gibi nedenlerle, geleneksel
kapalı toplum tanımlamasında ve dolayısıyla kente göre farklılıkların-
da da değişmeler olmuştur. Günümüzde, kırsal kesim yine geleneksel-
lik özellikleri gösteren kapalı toplumlardır. Ancak bu kapalılık pek çok
etmen tarafından zorlanmıştır. Bunların başında, kırsal kesimde üre-
tim biçimindeki —teknolojik buluşların etkisiyle— değişmeler gelmek-
tedir. Özellikle, teknolojik yeniliklerin kırsal kesime girmesi, yayılması
ile "kapalılık" oldukça aralanmıştır.
Rogers, bugünkü kırsal kesim özelliklerini şöyle belirtmektedir:
Gelişmemiş, karmaşık olmayan bir teknoloji, okur-yazarlığm, eğitimin
en alt düzeyde oluşu, dışla ilişki azlığı, içe kapanıklık, ekonomik akıl-
cılık eksikliği, empati noksanlığı, başkasının rolünü benimseme ye-
teneğinin eksikliği (Rogers, 1969; 60-62). Genel olarak, kırsal yerleşim
birimlerinin onanan bu özelliklerine, ülkemiz koşullarını da dikkate
alarak, dine ve törelere bağlılık özelliğini de ekleyebiliriz. Bu özellik-
teki bir toplumun bireyi ise "geleneksel kişi" niteliğindedir. Gelenek-
33
sel kişi, ilişkinlik kümeleri dar, ana-babanm sözünden çıkmayan, adak,
niyet, büyü, gibi mistik yöntemlere inanan, gelecek için planlar yapa-
mayan, dünyaya kuşku ile bakan, kendini, anlayamadığı güçlerin de-
netiminde hisseden kişi olarak tanımlanabilir (Kağıtçıbaşı, 1976; '276-
279).
a. E ğitim yetersizliği
Herhangi bir dilde basit bir iletiyi (mesajı) okuma ve yazma yete-
neğinin bulunmayışı olarak tanımlanan okumamışlık ya da okur-ya-
zar olmama durumu, kırsal kesimlerin önemli özelliklerindendir. Bu
olgu özellikle, gelişmemiş ya da azgelişmiş toplumların kırsal kesim-
lerinde önemlidir. Kırsal kesimlerin işgüç-üretim biçimlerine de bağlı
olan bu durum, okuma-yazma bilen ya da okullaşma oranlarının yük-
sek olduğu kırsal kesimlerde bile, kente göre büyük farklılık gösterir.
Özellikle, yalnızca okuma-yazma yeterliliği değil de işlevsel okur-yazar-
lık olarak bilinen, bireyin çeşitli eylemlerinde etkili olarak kullanabi-
leceği okur-yazarlık oranının, kırsal kesimde çok düşük olduğu yapı-
lan araştırmalarla saptanmıştır.
Kırsal kesimde eğitim eksikliğinin, toplumsallaşma sürecine doğ-
rudan ve dolaylı olarak pek çok etkisi vardır.* Öncelikle, biçimsel top-
lumsallaşmada birincil küme olarak alınan okulun, bireyin çocuklukta-
ki toplumsallaşmasında önemli yeri olduğuna daha önce değinmiştik.
Okur-yazar yetişkinin toplumsallaşması ile okur-yazar olmayan bire-
yin toplumsallaşması, toplumla bütünleşmesi doğaldır ki farklı ola-
caktır. Bunun yanında, işlevsel okur-yazarlık yeterliliği kazanmış ye-
tişkinin de toplumun kendinden bekledikleri ile kendi rol beklentileri-
ne uyumu yine farklı olacaktır. Kırsal kesimde işlevsel okur-yazarlı
ğm düşük olması, yetişkinin toplumsallaşmasını olumsuz yönden, doğ-
rudan etkileyecektir. Dolaylı yönden etkilenme ise, toplumsallaşma et-
meni olarak aldığımız kitle iletişim araçlarından ve özellikle radyo ve
televizyondan etkilenmede, yararlanmada, en üst düzeyde doyum sağ-
lamada görülecektir. Varsayımımızda belirttiğimiz üzere, bireyin ile-
tiyi alması, onu algılama yeterliliğinin bulunması, yeterli bilgi düze-
yinin olması ile orantılı olacaktır. Bu ise, işlevsel bir okur-yazarlık ya
* Okur-yazarlık ya da işlevsel okur-yazarlığın yalnızca toplumsallaşma olgum
ile değil, diğer toplumsal olgular olan ulusal kalkınma, modernleşme üzerin-
de de önemli etkileri vardır. Lerner (1965), 6 Orta Doğu Ülkesinde yaptığı araş-
tırmasında, okur-yazarlık ile modernleşme süreci arasında sıkı bir ilişki oldu-
ğunu göstermiştir, özellikle modernleşme göstergeleri olan kentleşme, endüst-
rileşme, kitle iletişim araçlarına ilgi, katılma ile siyasal katılma arasında ya-
kın ilişki olduğunu ortaya koymuştur.
34
da işlevsel bir okullaşma ile olanaklıdır. Kırsal kesimde ise, bu işlevsel-
liği destekleyecek yeterli okul ve konferans, toplantı, gösteri, yazılı
basma sürekli açıklık gibi diğer toplumsal hizmetlerin ve olanakların
bulunmayışı, yaşamı doğa ile savaşım sonucu üreterek kazanma zo-
runda oluş ve toplumsal ilişkilerde kendi düzeyinde bireylerle sürek-
li ilişkide bulunuş, kırsal kesimdeki bireyin, çoğunlukla işlevsel bir
okur-yazarlık kazanmamasının nedenleri olarak gösterilebilir. Burada
özellikle, kadınların kırsal toplumdaki statüleri gereği, bu yönden daha
da yetersiz olduğunu belirtmek gerekir.
b. Din ve T örelere Bağlılık
Kırsal kesimlerin tanımlamalarında genel olarak alman din et-
meni, kırsal kesimlerin belirgin özelliklerindendir. Dinsel değerlerin,
inançların kırsal kesimdeki insan üzerindeki etkisi çok daha belirgin-
dir. Genel anlamda, kutsal bir dünya ile ilgili bir inanç ve uygulama-
lar düzeni olarak tanımlanan din etmeni, özellikle Türk toplumunun
biçimlenmesinde etkin bir rol oynamış ve Devlet örgütünden günlük
yaşamm en ince ayrıntılarına değin toplumsal yapının oluşumuna kat-
kıda bulunmuştur (Sencer, 1974; 9). Bu etkinlik, toplumun küçük çap-
lı olmasından ötürü daha yoğundur. Bireyin tinsel dünyası, özdeksel
dünyasından önce gelmektedir. Bireyin günlük yaşantısında din unsu-
ru başattır. Burada, küçük yaşta kazanılan "danışma çerçevesi" önem-
li rol oynamaktadır.
Din etmeni, toplumlarda insanların doğa ile, başka insanlarla iliş-
kilerini düzenleyen kuralların önemli bir bölümünü oluşturur. İnsan-
lararası ilişkilerin dince düzenlenmesi daha çok kentleşmemiş, sanayi-
leşmemiş toplumlarda görülür (Ozankaya, 1971;). Toplumsallaşma ol-
gusu da, bireyin toplum içinde diğer bireylerle olan ilişkisi olarak alın-
dığında, dinsel etmenlerin güçlü olduğu bu tür toplumlarda bu tür
ilişkilerin çoğunlukla din etmenince, onun kurallarınca düzenleneceği,
yöneltileceği açıktır.
Kırsal toplumların kapalı yapılarının neden olduğu bir diğer özel-
lik, din yanında, törelere olan bağlılıktır. Bir bakıma, "geleneksellik"
tanımının bu özellikten kaynaklandığı da söylenebilir. Kırsal toplum
içindeki bireyin yaşamını etkileyen, yönlendiren törelere uyması;
onları benimsemesi ve gerektiğinde uygulaması zorunludur. Töreler;
gelenek ve görenekler uzun bir geçmişe sahip olduklarından, çoğunluk-
la, değişen toplum yapışma uymayan, hatta ters düşen nitelikleri var-
dır. Bu durum ise, toplumsallaşma sürecinde bireyin, geçmiş ile bu
günün etmenleri arasmda kalmasına neden olmakta; kimi kez diğer
etkenlerin de yardımıyla tüm olarak gelişen, değişen toplum yapısına
35
uygun bir toplumsallaşma göstermekte, kimi kez, yine diğer etkenle-
rin desteklemesi ile, törelere bağlı bir toplumsallaşma sürecini tamam-
lamaktadır. Kuşkusuz, her ikisini bağdaştırarak toplumsallaşmaya ça-
lışanlar da bulunmaktadır.
c. İ ş-güç tekdüzeliği
Kırsal kesimlerin uğraş alanları, geçimlerini sağladıkları kaynak-
lar, kentsel yaşama göre oldukça sınırlıdır. Genel olarak doğa ile sa-
vaşımdan gelirlerini sağlarlar. Bunların başmda da kuşkusuz tarımla
uğraşma gelmektedir. Bunun yanında yine doğa ile savaşımı simgele-
yen hayvancılık, ormancılık, balıkçılık gibi çalışma alanları farklı ko-
num ve yapıdaki kırsal kesimlerdeki belirgin çalışma alanlarıdır. Bir
kırsal toplumdaki iş-güç yönünden fazla farklılaşma görülmez. Eğetf
o toplum, örneğin kuru tarımcılık yapıyorsa, ufak sapmalar olsa bile
bu, genel bir uğraş alanıdır. Bu yönden bireylerin birbirleri ile olan
iş-güç ilişkilerinde de tekdüzelik'vardır. Bu da bireyin kendi uğraşısı
dışında fazla bilgisi olmamasına yol açmaktadır. Birey, ancak içinde
bulunduğu ve çoğunlukla kendi uğraşısı olan iş-güç ile ilgili bir top-
lumsallaşma olgusu içinde bulunmaktadır.
B. K IRS A L K E S İ M DE İ L E T İ Ş İ M YO L L A RI
Nüfus ve çevre bakımından sınırlı toplumlarda ilişkilerin yüzy ti-
ze olması, insanların yaşantılarını paylaşmaları, Freyer'in terimi ile,
'ortak düşün' evrenine sahip olmaları, toplumun türdeş bir takım nite-
liklere sahip olmasını zorunlu kılar. Nüfusun yoğunlaştığı bölgelerde
ise, türdeşlik yerini ayrı türden niteliklere bırakır (Freyer, 1963; 164).
Kitle iletişim araçlarının toplum iletişiminde kullanılmasından
önce, tüm toplumlarda yapılan iletişim, kişiler arası ya da sözlü, yüz-
yüze iletişim olarak tanımlayacağımız yöntemlerle yapılmakta idi. Gi-
derek toplumların büyümesi, teknolojik gelişmeler ile, iletişim kişiler-
arası olmaktan çıkarılmış, topluluklara, kitlelere, yığınlara yapılan bir
iletişim türü doğmuştur. Ancak, tüm bu gelişmelere karşm, kişilerarası
iletişim önemini saklı tutmuş; kimi toplumların teknolojik gelişme-
lerden yararlanmamış (endüstrileşmemiş) olması, kimi toplulukların
ise yapısal durumu, toplumsal, ekonomik koşulları, kişilerarası iletişi-
min ön planda kalmasına neden olmuştur.
a. Yüzyüze İ letişim-S özlü Gelenek
Kırsal toplulukların sayıca az, uğraşı alanlarının çoğunlukla or-
tak olması, okul, yol, su, v.b. gibi ortak sorunlarının bulunması, kişi-
•36
I
lerarası, yüzyüze iletişimi kolaylaştırmaktadır. Fisher, ilkel topluluklar
ile, küçük tarım topluluklarmdaki bu tür iletişimi birlikte alarak, top-
lum içindeki türdeşlik (homojenlik) yoğunluk ve diğer toplumlardan
ayrı olma gibi özelliklerin, bu toplumların, temel kültürel gelenekleri
paylaşmalarına neden olduğuna değinmektedir. Bu tür toplumlardaki
yetişkinler arasındaki bilgi alış-verişi, geçmiş bilgilerin zenginliğine
dayanmakta ve kişiye kimi şeylerin doğruluğunu, değerini yitirmeleri-
ne karşın, saygınlık sağlamaktadır (Fisher, 1973; 317-319).
Kırsal kesim içerisindeki geleneksel törelerin; değerlerin, inanç-
ların nesilden nesile aktarılması, bireyin bu değerlerle toplumsallaş-
ması, sözlü gelenek ile ya da yüzyüze iletişimle olmaktadır. Sözlü gele-
nek insanoğlunun en büyük buluşu olarak, toplumun kendi içinde ve
kendinden önceki sürelerindeki olayların, bilgilerin aktarılmasını sağ-
layan bir teknik olarak alınabilir. Şarkılarda, öykülerde, özdeyişlerde
(vecize) kullanılarak, yeni olayların deneyimlerle karşılanmasını sağ-
lar. Böylece, toplumdaki deneyimler, toplumu oluşturan herkesçe pay-
laşılmakta ve onların olaylar hakkında karar vermelerine yardımcı
olunmaktadır (Stevens, 1976; 1-2).
Bu süreç, okur-yazar toplumlarda daha zayıflamış ve harcanmış
bir biçimde iken, okur-yazarlık oranının düşük olduğu küçük toplum-
larda, kırsal yörelerde daha güçlüdür. Günümüzde, özellikle kapalı ge-
leneksel toplum yapısının, çeşitli yönlerden aralandığı kırsal kesimler-
de sözlü gelenek, yüzyüze iletişim ile sürmekte ise de, kitlesel iletişim
araçlarının da etkisi ile, bu tür geleneğin göreli de olsa, zayıfladığı bir
gerçektir. Ancak, kitle iletişim araçları ile verilen iletilerin, o toplu-
mun sözlü geleneği ile aktarılanları kapsayamadığı sürece, bu gelene-
ğin sürmesi zorunludur*.
Kuşkusuz, iletişim olgusunda, ister kişilerarası olsun, ister kitle-
sel iletişim araçları yolu ile olsun, kimin kime ulaştığı önemlidir. Özel-
likle, yüzyüze iletişimin önemini koruduğu kırsal kesimde, bu konuda
iki temel kavram ortaya atılmaktadır. Bunlar benzer kişilerle iletişim
anlamına gelen "homophily" ve benzer olmayan toplumsal kümeler-
deki kişilerin iletişimi anlamına gelen "heterophily" kavramları ile
"empathy" kavramlarıdır. Kırsal kesim toplumsallaşma sürecinde
önemli etkenler olan bu özellikler üzerinde durmamız yararlı olacak-
tır.
* Gelişmiş ülkelerde kitlesel iletişim araçlarındaki sürekli teknolojik ve yapısal
değişiklikler sonucu, küçük toplumlara inen, o toplumun özelliklerini yansı-
tan türde iletişim sağlanmaya çalışılmaktadır. Ancak, bu durumun, özellikle
gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, kırsal kesime değin inmesi bugün
için olanaksız görülmektedir.
37
aa. Benzerlik-BenzeşmezHk: Homophily-Heterophily
İlk kez, 50 yıl önce Fransız toplum bilimcisi Gabriel T arde tara-
fmdan kullanılan bu kavramla, birbirine benzeyen (homophily) ve ben-
zemeyen (heterophily) kişiler arasında iletişim durumu anlatılmak-
tadır.* T arde, birbirine eğitim ve meslek yönünden benzerlik göste-
ren kişiler arasında toplumsal ilişkilerin daha yakın olduğunu söyle-
miştir. Daha sonra bu kavramların, kitle iletişimi ile uğraşan L azarfeld
ve M erton (1964) tarafından kullanıldığı görülmektedir.
Kavramlar ilk kez, kırsal kesimdeki iletişim konusu ile ilgilenen
ve daha sonra yeniliklerin kırsal kesimde yayılması konusunda da ken-
disinden sık sık söz edeceğimiz toplum bilimci Rogers tarafından kul-
lanılmıştır. Rogers, kırsal kesimde, kişilerarası iletişimde aktarılan ile-
tilerin; bilgilerin belirli bir benzerlikte sık sık olduğunu, değerler, eği-
tim ve toplumsal yapıda, inançlarda benzerliğin yüksek olduğunu,
onun deyimi ile "homophily" olgusunun bulunduğunu söyler. Çünkü,
benzer bireyler aynı kümelerdendir; birbirlerine yakın yaşarlar ve bir-
birlerine, aynı nesnelere ilgi duyarlar. Bu fiziksel ve toplumsal yakın-
lık ise "homophily"ye yol açmaktadır. Böylece, ©tkili bir iletişimin, an-
cak verici (kaynak) ile alıcı arasında "homophilious" yüksek olduğun-
da ortaya çıkacağı açıktır. Bunun tersi, "heterophily" (benzeşme olma-
yan) bireyler arasında ise iletişim etkili olmayacaktır (Rogers, 1973;
300-302).
ab. Duygusal Benzeme : E mpathy
Bireyin kendisini başkasının yerine koyarak göstermesi yeteneği
olarak tanımlanan "empathy" ya da "duygusal benzeme", özellikle
kırsal kesimde yüzyüze iletişimde önemli bir etken olarak alınmakta-
dır.** Kavram ilk olarak, Freud tarafından kişilik gelişmesinde psika-
* Rogers "Homophily" sözcüğünün, Yunanca "homoious" (benzer-eşit) sözcü-
ğünden geldiğini söylemektedir. Yaptığımız sözlük araştırmasında ise, kavra-
mın, yine Yunanca "homo" (insan) ve "philos" (sevme, hoşlanma) sözcükleri-
nin karışımından doğduğunu söyleyebiliriz. Kavram, yazında ise, benzer ki-
şiler ile iletişim, onanma ve katılma olarak tanımlanmaktadır. Bu konuda Türk-
çe çalışmalarda karşılık bulunmadığından, biz bu kavramlar karşılığı olarak
"benzeşirlik" (homophily) ve "benzeşmezlik" (heterophily) sözcüklerinin kul-
lanılabileceği görüşündeyiz. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için şu kaynaklara
bakılabilir: Everett Rogers-Philip Bhomik, "Homophily-Heterophily : Relational
Concepts for Communication Research", Public Opinion Quarterly, s. 34, 1971,
sh. 523-538 ve Webster's Seventh New Colligate Dictionary, 1965' sh. 398-399, 630.
** "Empathy" kavramı dilimizce "duyumsama" olarak çevrilmiştir. Biz, kavramın
daha açık anlamlı olması için "duygusal benzeme" olarak kullanmayı yeğledik.
38
nalitik kuramında kullanılmış ve şöyle tanımlanmıştır : "...Kendini
bir başkasının yerine koyabilmek, olayları bir başkasının bakış açısın-
dan görebilmek, başkalarının duygularını anlayabilmek ve başkalarını
anlamada gerçeğe yakın olmak..." (Kağıtçıbaşı, 1976; 251).
Benzeşmezlik (heterophily) olan bir toplumda, bireyler arasındaki
iletişim olgusunda ya da alıcıda "duygusal benzeme" (empathy) özel-
liğinin bulunması ile etkili bir iletişim olacağı varsayımlanmaktadır.
Bu konuda daha önce araştırma yapan Gans (1962) ise, empathy ye-
teneğinin kaynakta (vericide) olabileceği gibi alıcıda da görülebilece-
ğini, her ikisinin benzeşmez kümelerden olması durumunda da etkili,
başarılı bir iletişim olabileceğini söylemiştir (Rogers, 1973; 302).
Lerner, Türkiye'yi de kapsayan çalışmasında, "duygusal benzeme"
(empathy) kavramını, bireyin kendini başkasının durumunda görmesi
ve kısa zaman içerisinde, kişilik sistemini yeniden düzenleme yetene-
ği olarak tanımlamaktadır. O'na göre, bir toplumda empatik kişilerin
sayısı arttıkça, o toplum değişmeye daha yatkın olacaktır. Geleneksel
toplumlarda bu nitelik düşük düzeydedir (Lerner, 1905; 48-52).*
b. K itlesel İ letişim A raçları ile İ letişim
Kırsal kesimde görülen iletişim kanallarının ikincisi ise, kitlesel
iletişim araçlarıdır. Son yarım yüzyılın olguları olan kitle iletişim araç-
ları içerisinde radyo ve televizyon dışta bırakılırsa, yazılı kitle iletişim
araçları olan gazete, dergi, kitap gibi araçlar kırsal kesimde yoğun
olarak kullanılmamaktadır. Gelişmemiş, azgelişmiş ya da gelişmekte
olan ülkelerde ise, bu durum daha da olumsuzdur. Bu tür toplumlarda
özellikle okur-yazarlığm kırsal kesimlerde düşük olması, bu tür araç-
larla sürekli karşılaşmanın, bu hizmetten sürekli yararlanmanın zor-
luğu gibi nedenlerle yazılı kitle iletişim araçlarının iletişim kanalları
olarak kullanılması oldukça sınırlıdır.
Kitle iletişim araçları arasında, görüntü özelliği bulunan sinema-
nın ise, kente göre kırsal kesimde sınırlı bir kullanılışı vardır. Kırsal
kesimde doğrudan bu kaynakla karşılaşmayan —özellikle kadınlar
arasında— pek çok kişi vardır. Genellikle, bu kanaldan yararlanma,
* Duygusal benzeme (empathy) konusunda Türkiye'de araştırma yapan Türk-
doğan, gecekondu ailelerinde "grup empatisi" ni araştımıştır. Türkdogan, bu
konuda şu sonuçlara varmaktadır: "... Yoksul insanın yaşantısında tevekkül
ve kader, kültürel şifre rolünü oynar ve ferdin dünyaya açılan penceresi, ka-
zanılan bu sembollere göre yeni imajlar meydana getirir. Bu yüzden yoksul
ve yarı aç insanların empati düzeyi düşüktür. Gecekondu halkının empatisi
çalışan insan tipine yöneliktir..." (Türkdoğan, 1974; 52).
39
kente ya da nüfus yoğunluğu fazla olan yerleşim birimlerine giden
erkekler için daha çok söz konusu olmaktadır.
Elektronik kitle iletişim araçları olan radyo ve televizyondan kit-
lesel iletişimde yararlanma ise, son 30-40 yılın ürünüdür. Özellikle te-
levizyon olgusu çok daha yenidir. Radyo ve televizyonla yapılan ileti-
şim elektronik dalgalarla yapıldığından yersel engeller tanımamakta,
elektriği olma koşulu ile her yöreye gidebilme, izlenebilme özelliği gös-
termektedir. Ulaşım sorunu olmayışı, özellikle kırsal kesimlerin kolay-
ca ulaşabilecekleri bir iletişim aracı olmasma neden olmaktadır. Ya-
rarlanma yönünden de, okuma-yazma gibi bir yeterliliğe gereksinim
duyulmaması da, kırsal kesim insanının —izleme olanağına sahip ol-
ması koşulu ile— yararlanmasını kolaylaştırmaktadır.
Kitle iletişim araçları yolu ile yapılan iletişimin kırsal kesim yö-
nünden gösterdiği özellik, yüzyüze iletişimde olduğu gibi, iletilerin
(mesajların) o toplum bireyleri ile doğrudan ilişkili olmayışıdır. Eşde-
yişle, kitle iletişim araçları ülkenin ya da bölgenin tümüne seslenmek
zorundadır. Kırsal kesim bireyinin tek tek sorunları ile ilgili bir ileti-
şimde bulunmamaktadır. Kitle iletişim araçları ve özellikle radyo ve
televizyonun gerek genel olarak toplumlara etkisi, gerekse özel olarak
kırsal kesime etkisi konuları ayrıntılı olarak bir sonraki bölümde,
"Ki tl e İletişim Araçları ve Toplumsallaşma" bölümünde ele alınacak-
tır.
C. K IRS A L K E S İ M T O P L U M S A L L A Ş M A S INDA YE Nİ L İ K L E Rİ N
BE Nİ M S E NM E S İ
Teknolojik gelişmelerin sonucu, yaşam koşullarını iyileştirmeye
yönelik bir takım yeniliklerin, özellikle kırsal kesimde benimsenmesi,
onanması, günümüzde kırsal kesim toplumsallaşmasında üzerinde
önemle durulan bir konudur. Yeniliklerin kırsal kesimde benimsenme-
si, varsayımlarımızdan birini oluşturmaktadır. Özellikle, kırsal kesim-
deki toplumsallaşma olgusunun bir parçası da, kırsal kesim bireyinin
yenilikleri benimsemesi, onaması ve uygulamasıdır.
a. Yeniliklerin K ırsal K esimde Yaygmlaşma S üreci
Bir toplumdaki kurallar; değer ve inançlar, belirli davranış kalıp-
ları, o toplumda yeniliklerin yaygınlaşmasını genellikle engeller. Bir
yerde, kurallar tutucudur. Bir toplumdaki tüm kuralların içinde yer
aldığı kültür, yeniliklerin hem girmesini, hem de yayılmasını etkileyen
bir etmendir. Ancak, önemli olan, bu yeniliklerin benimsenmesi kadar,
40
bunların istenilen amaçla kullanılmasıdır.* Kurallara toplumdaki de-
ğer ve inançlara çok daha sıkı bağlı geleneksel toplumlarda ise yenilik-
lerin benimsenmesi, onanması çok daha zordur (Rogers, 1969; 57-59)
Yeniliklerin kırsal kesime girmesinde bireysel özelliklerin etkileri
vardır. Bu özellikler, bireyin yaşı, cinsiyeti, toplumsal statüsü, gelir
durumu, ussal yeterliliği, uzmanlaşma yeteneği gibi özelliklerdir. Bi-
reyin yaşı yeniliklerin benimsenmesinde önemli bir etkendir. Genel-
likle genç yaştakiler, yaşlılara göre yenilikleri daha kolay benimser-
ler. Özellikle toplumsallaşma olgusunun çocukluktan başladığı anım-
sanırsa, bu özelliğin doğruluğu daha iyi belirlenmiş olur. Özellikle kül-
tür değişiminde gençlerin bu konuda öncülük yaptıkları görülmekte-
dir. Gençler eski ya da var olan kültürle daha az ilişkilidirler.
Kırsal kesimde toplumsal statüyü belirleyen en önemli etkenler,
bireyin eğitim düzeyi, mesleği ve geliridir. Genellikle, eğitim görmüş
olanlarm yeniliğe daha açık oldukları görülmüştür. Kırsal kesimde
meslek ve gelir çoğunlukla birlikte düşünülür. Kırsal kesimin uğraşı
alanma göre çiftçi, hayvancı ya da başka uğraşı sahipleri, söz-
gelimi çok fazla mal mülk sahibi olan ya da köyde kimsede bulunma-
yan ve toplum içinde saygınlığı olan bir işle uğraşanlar da yenilikleri
kolayca benimsemektedirler. Aynı biçimde, gelirin yüksek olması da,
bireylerin yeniliklere karşı daha duyarlı ya da atılgan olmalarma ne-
den olmaktadır.
Yeniliğe açık olmada bir diğer özellik ise, bireyin ussal durumu-
dur. Daha az dogmatik, daha az sert, daha çok esnek olan bireylerin
yenilikleri kolayca benimsedikleri, onadıkları görülmektedir. Ancak bu
yeteneğin ölçülmesinin çok kolay olmadığına da değinmek gerekir
(Rogers, 1969; 172-179).
b. Yeniliklerin Kırsal Kesimde Benimsenme Aşamaları
Toplumsallaşmanın bir parçası olan yeniliklerin kırsal kesime gir-
mesi, yaygınlaşması her birey için aynı etkiyi yapmayabilir. Kırsal yer-
leşim birimleri arasında farklılaşma yanında, bu tür bir farklılaşma
da söz konusudur. Her ne kadar Katz (1965), bu yönden toplumları
"tutucu" ve "ilerici" olarak iki kümede toplamakta ise de, aynı yerle-
şim birimindeki, yukarıda sözünü ettiğimiz bireysel farklılıklardan
ötürü, bu sürecin de farklı işlemesi söz konusudur.
* Kırsal kesimde yeniliklerin yayılması konusunda son 25 yıldır yoğun çalışma-
lar yapılmaktadır. Bu konuda gerek kuramsal, gerekse uygulamalar ve yeni-
leşme süreçleri için şu kaynaklara bakılabilir; Roger, 1969, 1973, 1976; Katz.
1963; Rahim, 1976a, 1976b; Lerne'r, 1966, 1967; Dube, 1976 ve İnayatullah, 1976.
41
Farklı özelliklere göre bireylerin yenilikleri benimsemeleri de fark-
lı olacaktır.* Bir kısım birey, yenilikleri hemen duyup, benimsemekte
ve onamakta ve hatta uygulamakta iken, diğer bir kısmı, bu konuda
aynı duyarlılığı, atılganlığı göstermemektedir. Rogers, bireyleri yeni-
liklere karşı gösterdikleri ilgiye göre başlıca iki kümede toplamakta-
dır. Bunlar "erkeııciler" ya da "yenilikçiler" ile "gecikenler"dir. Er-
kenciler daha çok eğitimli, genç, gelir durumu iyi ve ussal esnekliği
olanlardır. Gecikenler ise, bunun tersi özellikler gösterirler (Rogers;
1969).
Yeniliklerin bireyce alınmasında oldukça karmaşık bir süreç var-
dır. Her yenilik genellikle uygulamaya dönüktür. Özellikle, teknolojik
gelişme ürünü olan yeniliklerin amacı, uygulamayı sağlamaktır. Gör-
gül araştırmamızda da kullandığımız bu aşamaları kısaca görmekte
yarar vardır. Birey yeniliklerden dört aşamada yararlanabilmektedir.
Bunlar; duyma, benimseme, onama ve uygulama aşamalarıdır. Bu aşa-
malardan duyma, haberli olma aşaması, ilk aşama olup iletişim kanal-
ları ya da kaynakları ile ulaşılır. İkinci aşama olan benimseme aşama-
sı ise, bireyin bilgi sahibi olduğu yeniliği, düşünce olarak benimseyip,
benimsememesidir. Bunu izleyen aşama ise, onama (kabul etme) aşa-
masıdır. Bu aşamada yenilik düşüncesi bireyde iyice yerleşmiştir. Son
aşama ise, yeniliğin kullanıldığı uygulama aşamasıdır.
Yeniliklerin kırsal kesime girmesi ile ilgili bu aşamalarda, genel-
likle, "erkenciler" tüm aşamalarda erken hareket ederler. "Gecikenler"
ise tam tersi olarak tüm aşamalarda geç hareket ederler. Ancak, bu-
rada önemli görünen bir nokta da, her yenilikte bu sürecin tüm ola-
rak işlemesinin gerekmediğidir. Birey, çeşitli etkenler altında bu aşa-
maların herhangi birisinde kalabileceği gibi, bunların hepsini aynı an-
da da geçirebilir (Rogers; 1969).
Yeniliklerin girmesinde, yayılmasındaki bu aşamalarda da birey-
leri etkileyen kanallar farklıdır. Daha sonra ayrıntılı olarak değine-
ceğimiz bu hususda belirtilmesi gereken şey; bu aşamalarda kaynak-
ların etkinliğinin farklı olduğudur. Duyurma ya da haber verme aşa-
masında daha çok kitlesel iletişim araçları etken olurken, diğer aşa-
malarda, kimi kez ilk aşamada da kişisel ya da yüzyüze iletişim etkili
olmaktadır. Rogers'm geliştirdiği bu süreç, şematik olarak şöyledir:
* Burada "benimseme" sözcüğü, genel olarak girme, yayılma karşılığında kul-
lanılmıştır. Yeniliklerin aşamalarından olan "benimseme" aşaması anlamına
gelmemektedir.
42
YENİLİKLERİN KIRSAL KESİMDE YAYILMASINDA HABER KAYNAKLARI*
DUYMA-F ARKINDA İLGİLENME DEĞERLENDİRME DENEME
OLMA
1. Kitle İletişim Araç-
ları
2. Komşu ve arkadaş-
lar
3. Resmi İdareler
4. Satıcılar
1. Kitle İletişim
araçları
2. Komşu ve arka-
daşlar
3. Resmi İdareler
4. Satıcılar
1. Komşu ve arka-
daşlar
2. Resmi İdareler
3. Satıcılar
4. Kitle İletişim
Araçları
1. Komşu ve Ar-
kadaşlar
2. Resmi İdareler
3. Satıcılar
4. Kitle İletişim
Araçları
c. Yeniliklerin Benimsenmesinde Kanı Önderleri
Yeniliklerin benimsenmesinde "kanı önderleri" (opinioıı leader),
önemli rol oynarlar. İlk kez L azarfeld tarafından 1940'da yaptığı araş-
tırmasında kullanılan bu kavram, daha sonra yeniliklerin yayılması
sürecinde de kullanılmıştır.** Özellikle, azgelişmiş ülkelere özgü olan
bu durumda, yenileşme sürecinin hedef aldığı bireyler, doğrudan doğ-
ruya değil, bireylerin, üyesi bulundukları toplumsal kümedeki kanı ön-
derleri aracılığı ile etkilenmektedirler (Hyman, 1963; 142, ayrıca Ro-
gers, 1969; 209).
Yeniliklerin yayılmasında kişisel etkiler çok önemlidir. Bu etki-
ler, doğrudan değiştiriciler ya da yenilikçiler olarak adlandıracağımız,
dıştan yenilik getiren uzmanlar olabildiği gibi, çeşitli bireysel özellik-
lerinden ötürü, kanı önderi niteliğini kazanmış kişiler yolu ile de ol-
maktadır.*** Kanı önderlerinin etkisi, bireysel özelliklerinden ötürü
daha çok "gecikenler" kümesinde toplanan bireyler üzerindedir.
Kanı önderleri, kimi toplumlarda, kırsal yerleşimlerdeki varlık-
larının sonucu "toprak ağası" gibi kişiler olabildikleri gibi, kimi kez
de eğitim, ussal yetenek, uzmanlaşma gibi etkenlerden ötürü bu nite-
liği kazanmaktadırlar. Köylerde, yönetimin başı olan kişiler —Türkiye'
de muhtarlar— genel olarak kırsal kesimlerde doğal önder olarak
* Lundberg, G. - Schrag, C. - Larsen, O., Sosyoloji. Çeviren: Özer Ozankaya, Cilt I,
Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları, Ankara, 1970, sh. 292.
** Lazarfeld'in kanı önderlerini dikkate alarak geliştirdiği iki aşamalı akış mode-
lini daha sonra göreceğiz.
~***Kanı önderlerinin bireysel özellikleri, daha iyi eğitim, daha iyi toplumsal statü
ve varlıklı olma, yeni düşüncelere, kitle iletişim araçlarına daha çok açık olma,
daha çok empati yeterliliğine sahip, toplumsal katılması daha sık ve daha çok
kozmopolit olması biçiminde sıralanabilir (Rogers, 1973; 298).
43
onanmaktadırlar.* Kuşkusuz, kanı önderlerine, doğal olmayan kanı
önderi olarak tanımlayacağımız köy okulu öğretmen ya da öğretmen-
lerinin de katılması gerekir.**
d. Yeniliklerin Benimsenmesinde İletişim Yolları
Yeniliklerin kırsal kesime girmesi herhangi bir kaynak aracılığı
ile olmaktadır. Bu kaynak ya da kaynakların türü ve sayısı ise o top-
lumun hangi tür iletişim kaynaklarından yararlandıkları ile dışa ne
denli açıldığına bağlıdır. Bu bakımdan, kimi kırsal toplumlara yenilik-
lerin girmesi, yayılması kolay olurken, kimi toplumlarda, özellikle ge-
leneksellik özelliği ağır basan toplumlarda, oldukça zor olmaktadır.
Kırsal kesime kitle iletişim araçlarının girmesi sonucu, yeniliklerin ya-
yılması ile ilgili kanallarda da değişmeler olmuştur. O zamana değin,
yüzyüze iletişim kanalları ile yenilikler kırsal kesime girerken, kitle
iletişim araçlarının kullanılmaya başlanması ile bu kanaldan da ya-
rarlanılmaya başlanılmıştır.
Yeniliklerin yayılmasında kişisel, yüzyüze iletişim kanalları kul-
lanılırken, yenilemeci (yeniliği götüren) ile kırsal kesim bireyi arasın-
da doğrudan, yüzyüze bir ilişki vardır. Kişisel olmayan kanalda ise,
yüzyüze bir ilişki söz konusu olmayıp, ilişki tek yönlüdür. Bu özellik-
lerinden ötürü kişisel kaynak daha çok değerlendirme, deneme aşama-
sında etkili iken, kitle iletişim araçları uyarma ve haber verme aşama-
larında etkilidir. (Rogers, 1969; 98-102).
Ryan, Gras ve Katz (1961), yenileşmedeki iletişim kaynaklarını
"kozmopolit" ve "yerel" olarak kümelendirmektedir. Kozmopolit kay-
nak, dıştan gelen, yerel olmayan kaynak olarak tanımlanmakta ve bu
tür kaynağın daha çok uyarma, haber verme aşamasmda etkili olduğu
ileri sürülmektedir. Yerel kaynak ise, çoğunlukla kişinin çevresini
oluşturan, yeniliği benimsemiş kimselerden oluşmakta ve daha çok de-
ğerlendirme aşamasmda etkili olmaktadır. Kozmopolit iletişim kaynak-
ları, daha çok, kitle iletişim araçları ile yapılan bir iletişimdir. Ryan,
Gras ve Katz, kozmopolit iletişim kanallarından gelen bilgi ve habe-
* Kırsal yerleşimlerde doğal önder olarak alınan muhtarın, yeniliklerin kırsal
kesime girmesinde çoğunlukla olumlu katkıları vardır., Bu, özellikle görevleri
gereği, köy dışı daha üst .yönetsel birimlerle, çeşitli kamu kuruluşları ile sü-
rekli ilişkide bulunmalarının sonucu, yüzyüze iletişim yolları ile daha sık iliş-
kilerden de kaynaklanmaktadır.
** Öğretmenin kırsal kesimde kanı önderi olma niteliği, özellikle okullaşmış Türk
köyleri ve benzer nitelikteki kırsal kesimlere özgü bir durumdur. Köy öğret-
meninin kanı önderliği nitelikleri ve bu konuda yapılan araştırma bulguları
için bknz. DPT, 1968; 171-176 ile Geray, 1974; 40-41 ve 111-121
44 4
rin genellikle ilk uygulayıcılar üzerinde etkili olduğunu söylemektedir-
ler. Çünkü, yenilikçi hareketler o toplumsal düzenin dışından gelen
hareketlerdir.
Yeniliklerin yayılma aşamaları ve bu aşamalardaki etkili iletişim
kanalları ile ilgili olarak Herbert Lionfoerger "S" eğrisini geliştirerek;
erken, orta ve geç aşama olarak üç aşama olduğunu ileri sürmekte ve
erken aşamadaki erkencilerin, genellikle kozmopolit kaynaklardan ve
özellikle kitlesel iletişim kaynaklarından ve konu ile ilgili dergiler ve
yüksek kamptan, çiftçilerden etkilendiklerini söylemektedir. Orta aşa-
mada ise, yeniliklerden oldukça hızlı bir etkilenme vardır. Geç aşama-
da ise yaşlı, ayrılmış kişiler ile bireysel güvenliği düşünenler yer alır.
Gerek orta aşamada, gerekse geç aşamada etkili iletişim kaynakları
daha çok yüzyüze, kişisel iletişimdir. Katz ise iletişim kanalları yönün-
den kırsal kesimi, yapısal durumuna göre iki kümede toplamaktadır.
O'na göre, toplu köylerde yeniliklerin yayılmasında etkili olan kanal,
yüzyüze iletişim ve özellikle "kanı önderleri" iken, dağınık köylerde ya
da çiftlik biçimindeki köylerde yeniliklerin benimsenmesinde kozmo-
polit iletişim araçları ve özelükle kitle iletişim araçları etkili olmakta-
dır (Katz, 1963; 88).
Yeniliklerin kırsal kesimde yayılması ile ilgili görüşler, gelişmek-
te olan ülke toplumbilimcilerince eleştirilmektedir. Bu eleştiricilere
göre, teknolojik yeniliklerin benimsenmesi, bunların getirdiği toplum-
sal olgular; değerler, inançlar, ilişkilerdeki farklılık gibi bireysel dü-
zeyde ele alınmamaktadır. Bireylerin yenilikçilerle deneyimlerinden
gelen etkileri ele alınmamaktadır. Bu konuda ileri sürülen son eleşti-
ri ise, araştırmacıların, bireysel yeğlemeleri ele almalarıdır. Oysa, kır-
sal kesim insanının bireysel kararları büyük ölçüde küme kararları
ile belirlenmiştir (Rahim, 1976; 223-225).
Özetlersek, bu bölümde kırsal kesimdeki yetişkin bireyin toplum-
sallaşmasını incelemeye çalıştık. Kırsal kesim, köy toplulukları, kent-
sel kesime göre, gerek toplumsal açıdan, gerekse ekonomik açıdan bir-
çok yönlerden farklılık gösterir. Geleneksel ya da toplum yapısı özel-
liği gösteren kırsal kesim, başta üretim biçimleri olmak üzere, eğitim
yetersizliği, din ve törelere bağlılık gibi özelliklerin belirlediği toplum-
sal yapı farklılığı gösterir. Kırsal kesimde eğitim düzeyinin düşük olu-
şu ya da hiç olmayışı, yalnızca geri kalmış ya da azgelişmiş ülkelere
özgü değil, her toplumda görülen bir durumdur. Toplumun bir kısmı
hiç okuma-yazma bilmezken, büyük bir kısmı da yalnızca okur-yazar-
dır. İşlevsel okur-yazarlık oranı ise oldukça düşüktür. Kırsal kesimin
belirgin özelliği din ve törelere bağlılık, kırsal kesimin yapısal özelli-
45
ğinin bir sonucudur. Az sayıda insandan oluşan kırsal topluluklar, din-
sel inançların, değer ve yargıların güçlü olduğu topluluklardır. Din
etmeni, kırsal kesim bireyinin doğa ile ilişkilerini düzenlemekte çoğu
kez başvurulan kurallar olarak benimsenmiştir. Geleneksel yapı özel-
liği olan töreler ise, kırsal kesimin yıllar boyu oluşturduğu kurallar,
değerler ve roller yolu ile nesilden nesile aktarılır. Kırsal kesim uğra-
şı alanlarının geçim kaynaklarının tek düzelik göstermesi, birkaç
ana uğraş kolunda toplanması, kırsal kesime özgü bir başka önemli
niteliktir.
Kırsal kesimde iletişim kanalları; yüzyüze ya da kişisel iletişim
ile, son yılların olgusu olan kitle iletişim araçlarından meydana gel-
mektedir. Geleneksel kırsal kesim yapısının bir özelliği olarak alman
yüzyüze iletişim ile, daha çok geleneksel çerçevede iletişim, yani top-
luluk içinde iletişim yapılmaktadır. Kırsal kesimdeki bu özellik yüzyüze
iletişimde önemli olan "benzeşirlik", "benzeşmezlik" ve "duygusal ben-
me" gibi özelliklerin üzerinde durulmasını gerektirmektedir. Kırsal ke-
sim bireyinde bu özelliklerin bulunup bulunmaması, iletişimin de et-
kili olmasmda rol oynamaktadır. Kırsal kesimdeki iletişim kanalları-
nın ikincisini oluşturan kitlesel iletişim ise, yaygın olarak radyo ve te-
levizyon ile etkinliğini sürdürmektedir. Öğrenim yetersizliği ve diğer
nedenler, gazete kanalı ile iletişimde bulunulmasmı sınırlandırmakta-
dır.
Kırsal kesimin kendine özgü nitelikleri, doğal olarak bireyin, ye-
tişkin bireyin toplumsallaşmasında da kimi farklılıklar gösterecektir.
Kırsal kesimdeki toplumsallaşma sürecinde, özellikle teknolojik geliş-
melerin ürünü olan ve çoğunlukla daha iyi yaşam koşulları sağlamayı
amaçlayan "yenilikler"in kırsal kesime girmesi ve yaygınlaşması, kentsel
topluluklara göre farklılık göstermektedir. Yüzyüze iletişimin etkili ol-
duğu bu topluluklarda, yeniliklerin benimsenmesi aşamalarında farklı
iletişim kanallarının farklı etkileri görülür. Yapılan araştırmalar, bu
etkiyi, kitle iletişim araçları için, ilk aşama olan duyurma ya da far-
kında olma aşamasmda göstermektedir.
Yeniliklerin kırsal kesime girmesinde ortaya çıkan bir özellik de
"kanı önderleri" olarak tanımlanan yerel kişilerin, yeniliklerin yayıl-
masmdaki rolleridir. Kişisel kimi özelliklerinden ötürü, toplum içinde
iletişim kanallarına daha açık olan ve genellikle yenilikleri duyma,
ilgilenme, deneme ve uygulama aşamalarmda öncü olan bu kişiler, ye-
niliklerin benimsenmesinde, toplumun diğer bireylerini etkilemekle
görevlidir. Burada iki aşamalı bir haber akışı modeli çalışmaktadır.
Yeniliklerin kırsal kesime girmesinde iletişim kanalları kozmopo-
46
lit ve yerel olarak kümelendirilmektedir. Kitlesel iletişim araçları ile
yapılan iletişim daha çok kozmopolit iletişim araçları sayılırken, ki-
şisel, yüzyüze yapılan iletişim ise "yerel" iletişim araçları olarak adlan-
dırılmaktadır. Bu kanallardan etkilenmede, kırsal toplulukların coğ-
rafik özellikleri, diğer etkenler yanmda, önemli farklılık gösterirler.
Yenüiklerin kırsal kesime girmesi, yaygınlaşması ile ilgili olarak
daha çok batılı toplumbilimcilerce ortaya atılan bu görüşler, az geliş-
miş ülke araştırmacılarmca eleştirilmekte; bireyin tutum ve davranış-
larının, yeniliklerin benimsenmesinde etkili olacağı ve çoğunlukla kü-
me kararlarının bu süreci etkileyeceği ileri sürülmektedir.
47
D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M
Kİ TLE İ LETİ Şİ M ARAÇLARI VE TOPLUMSALLAŞMA
Toplumsallaşma etmenleri arasında gördüğümüz kitle iletişim
araçları, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında, önemini giderek artı-
ran bir etmendir. Kitlelerle etkili bir iletişim sağlanmasını isteyen si-
yasal erkler (hükümetler), siyasal partiler ve çeşitli kamu kuruluşları,
özel kurumlar, baskı kümeleri, kitle iletişim araçlarını kendi yan-
larında, kendi amaçlarını gerçekleştirmek için kullanma eğilimindedir-
ler.
Kitle iletişim araçlarının aynı anda, geniş kitlelere seslenme ve
etkileme olanağının bulunması, özellikle elektronik kitle iletişim araç-
ları radyo ve televizyonun giderek yaygınlaşması, bu konuda bilimsel
çalışmalar yapılmasına, kuramlar geliştirilmesine neden olmuştur. Ko-
numuzla yakmdan ilişkili olmasından ötürü, genel olarak kitle ileti-
şim araçlarının, özel olarak ise radyo ve televizyonun işlevleri ve etki-
leri üzerinde durmak; bu verilere dayanarak, radyo ve televizyon ile
kırsal kesim toplumsallaşması arasmdaki ilişkiyi ortaya koymak isti-
yoruz.
A. Kİ TLE İ LETİ Şİ M ARAÇLARI NI N İ ŞLEVLERİ İ LE
İ LGİ Lİ GÖRÜŞLER
Kitlesel iletişim olgusunun ortaya çıkması ve giderek yaygınlaş-
ması ile yüzyüze iletişime yeni boyutlar getirilmiştir. Birbirinden ba-
ğımsız çok geniş kitlelerin, kitlesel iletişim araçlarına açık olmaları,
onların bilgi düzeylerini, tutum ve davranışlarını etkilemeye başlamış-
tır. Bu ise toplumsal, hatta toplumsal ruhbilimsel (sosyal psikolojik)
farklı kuramların, yaklaşımların, modellerin geliştirilmesine neden ol-
muştur.
Kitle İletişim araçlarının topluma olan etkileri ile ilgili ilk kuram-
sal görüş Mills'in (1951) öncülüğünü yaptığı, "kültürün yansıması"
48
görüşüdür. Mills'e göre, kitle iletişim araçları, modern toplum yaşamı-
nın aynasıdır. Aynı görüşü paylaşan Berelson ise, neyin yansıtıldığı
üzerinde durur. Berelson'a göre, kimi kitle iletişim araçları, kimi ko-
nularda, kimi koşullar altında, kimi insanlara, kimi etkiler yaparlar
(J acobson, 1961; XXI I - XXI I I ). Kitle iletişim araçlarının etkilerini
oldukça geniş bir çerçevede ele alan bu görüşün birçok araştırmada
üzerinde durulmuş; görüşün sınırlılığı ve koşulları bu konuda yeni gö-
rüşlerin getirilmesine neden olmuştur.
Daha sonra yapılan çalışmalarda kitle iletişim araçları ile yapılan
iletişimin "uyarı-tepki-etki" yaklaşımı ile işlediği ileri sürülmüştür.
Buna göre, iletiler "dev bir şırınga" ile bireylere verilmekte, bireyleri
etkilemekte ve ona göre bir tepki gösterilmektedir. Katz bu modeli,
güçlü iletişimle izleyicinin savunmasız düşüncelerinin etkilenmesi ve
bireylerin atomize olması, parçalara ayrılması, birbirlerinden ilişkisiz,
buna karşılık kitle iletişim araçları ile bağlantılı olması ile açıklamak-
ta idi. (Katz, 1963; 80). Ancak, 1940'larda Lazarfeld ve Katz'm bu yak-
laşımı kullanarak yaptığı araştırmalarda kuramın zayıflığı ortaya
çıkmıştır (Lazarfeld; 1946).*
Yaklaşımın yapılan araştırmalarla zayıflaması bu konuda başka
yaklaşımların ortaya konmasına neden olmuştur. Lazarfeld'iıı bu konuda
yaptığı çalışmalarında, "uyarı-tepki, etki" kuramının yerine "iki aşa-
malı akış" modeli geliştirilmiştir. Özellikle kırsal kesimde iletişimde
önem kazanan bu yaklaşıma göre, kitle iletişim araçları ile verilen ile-
ti doğrudan olabileceği gibi, dolaylı olarak, başka kişiler aracılığı ile
de etki yapmaktadır. Burada "kanı önderleri" adı verilen kişilerin iki
aşamalı modelde önemli rol oynamaları ve kitle iletişim araçlarına açık
olan bireylerin, aldıkları iletiyi, kendi süzgeçlerinden geçirerek, bu tür
iletişime açık olmayan bireylere aktarmaları söz konusudur (Hyman,
1963; 142).
Kitle iletişim araçlarının topluma olan etkilerini sürekli olarak
izleyen Lazarfeld ve diğer araştırmacıların ortaya attıkları bir görüş
de "toplumsal denetim" görüşüdür. Bu yeni yaklaşıma göre, kitle ile-
tişim araçları, açıkça kamuoyunu, toplumsal kuralları —bu kurallar-
dan sapmaları da göstererek— güçlendirme hizmeti görmektedirler
(J acobson, 1961; XXI I - XXI I I ). Bu yaklaşımm savunucularından
Lasswell (1948), kitle iletişim araçlarının bu etkisini, "çevrenin gö-
* Lazarfeld ve Katz, A.B.D. 1940 Başkanlık seçimlerinde, seçmenlerin oy verme
davranışlarına radyonun etkisini bu modele göre ölçmüşlerdir. Ancak bulgu-
lar, modeli tüm olarak doğrulamamış; radyonun oy vermeye etkisi çok az gö-
rülmüş, tüm olarak toplumu biçimlendirememiştir.
49
zetimi", "çevreye uyum" ile "geleneksel ve alışılmış örneklerin akta-
rılması" işlevleri ile açıklamıştır. Bu yaklaşım ile kitle iletişim araçla-
rı ile ilgili "etki " ve "toplumsal denetim" yaklaşımları birleştirilerek
güçlendirilmiş olmaktadır.*
Kitle iletişim araçlarının toplumlara etkisi konusunda son yıllar-
da ortaya atılan bir başka yaklaşım "kullanma ve doyum" yaklaşımı-
dır.** Kitle iletişim araçlarının toplumdaki etkisini ilk kez makro dü-
zeyden mikro düzeye indiren bu yaklaşıma göre, bireyin kitle iletişim
araçlarını kullanması ile elde edilen doyumla arasındaki ilişki araştı-
rılmaktadır. Bu yaklaşımda, kitle iletişim araçlarıyla verilen iletilerin
içerikleri ile bireyin iç-güdüsel ilgisinden doğan doyum arasında nes-
nel ilişkilerin bulunduğu görüşü getirilmektedir (Mc Qauil-Gurevitch,
1974; 287-288).
Son on yıllık zaman içerisinde "kullanma ve doyum" yaklaşımını
kullanarak pek çok araştırma yapılmıştır. Yapılan tüm araştırmalarda
farklı noktalardan başlanmakla birlikte, sonuçta, bireylerin toplumsal,
ruhsal gereksinimlerinin kökenleri, bu gereksinimin karşılanmasında,
kitle iletişim araçlarmdan beklentileri ve bu nedenlerle kitle iletişim
araçlarma açık olmaları (kullanmaları) arasındaki ilişkiler üzerinde
durulmaktadır (Katz, Blumler, Gurevitch, 1974; 21-22). Weiss (1971),
izleyicinin kitle iletişimine açık olmasını "değişik düşünüş, kaçış" ile
"bilgilenme ve eğitilme" olarak iki kümede toplanmaktadır. Bu kü-
melendirmeler, Schramm (1949), yine Schramm - Lyle - Parker (1961),
Pretile (1969) ve Furu'nun (1971) araştırmalarında görülmektedir. Bi-
reyin bu gereksinimlerini karşılamak ya da doyum sağlamak üzere,
kitle iletişim araçlarma açılmaları ise, içinde bulunduğu toplumsal-
ekonomik, toplumsal-ruhsal kimi nedenlerle sınırlanmaktadır. Gerek-
sinimlerin çok ve farklı olması, hangi iletişim kanalının, hangi ileti
içeriğinin, hangi gereksinmeyi doyurmak için kullanılacağı konusun-
daki genellemeleri zorlaştırmaktadır (Katz, Blumler, Gurevitch, 1974;
23-33).
* Bu yaklaşımla birlikte iletinin akış modelinde de "tek aşamalı akış" modeli ile
açıklanan yeni bir model geliştirilmiştir. Bu modelle, kitle iletişim araçları ile
verilen ileti, aynı yön ve yoğunlukta olmamakla birlikte izleyene doğrudan
doğruya ulaşabilmektedir (Rogers, 1976; 295-296).
** Türkiye'de kitle iletişim araçları ile ilgili çalışmalarda bu konuda da kavramın
Türkçe karşılığı üzerinde durulmamıştır. Konu ile ilgili çalışmalarda yaklaşım,
"yararlanma ve ödüllendirme" olarak çevrilmiştir (Tokgöz, 1978). İngilizce
karşılığı "uses and gratification" olan bu kavramın, içeriği de gözönünde bu-
lundurularak, "kullanma ve doyum" karşılığının daha işlevsel olacağı görüşün-
deyiz.
50
Kullanma ve doyum kuramının gelişmesindeki bu sınırlılık, ister is-
temez araştırıcıları kitle iletişiminin toplumdaki etkileri konusunda or-
taya atılan "uyarı-tepki" yaklaşımına geri döndürmüştür. Özellikle
Lasswell'in "işlevselcilik" yaklaşımından yararlanma yoluna gidilmiş;
toplumsal evrenin hareket ve olaylarının işlevsel ve bağımsız olduğu,
bir başka deyişle, nedensel zincirler ve dairelerle düzenli bağlantı içe-
risinde bulunduğu görüşü getirilmiştir. Birey, kitle iletişim araçların-
dan yararlanma ile ilgili davranışını —kökeni farklı da olsa— belirli
gereksinimlerini karşılamak üzere düzenler. İletişim araçlarından alı-
nacak doyumda, bireyin (i ) kişilik özellikleri, (i i ) geçmiş ve şimdiki
toplumsal rolleri ve deneyimleri, (iü) çevresel ve bireyin durumu ile il-
gili koşullar olarak sıralanabilen toplumsal ve ruhsal belirleyicilerin
etkisi vardır (Mc Quail-Gurevitch, 1974; 288-290).*
Açıkça görüldüğü üzere, kitle iletişim araçlarının toplumdaki et-
kisi konusu, çok sayıda kuramsal ve görgül çalışma konusu olmuş; baş-
langıçta makro açıdan topluma olan etkisi incelenirken, daha sonra-
ları, bireyin kendisinin tutum ve davranışları ile kitle iletişim araçla-
rından yararlanması arasındaki ilişkiler araştırılmış, konuya bireysel
açıdan bakılmıştır. Ancak, bireysel tutum ve davranış belirleyicilerinin
çok geniş ve karmaşık olması, mikro yöntemlerin yanında makro yön-
temlerin, yaklaşımların da kullanılmasını gerektirmiştir. Bir yandan
birey davranışmdaki içgüdüsel nedenler açıklanmaya çalışılmış, diğer
yandan da bireyin içinde yer aldığı çevrenin, koşulların, bireyin kitle-
sel iletişim araçlarmı kullanmasını, bunlardan yararlanmasını belirle-
diği üzerinde durulmuştur.
B. Kİ TLE İ LETİ Şİ M ARAÇLARI NI N ETKİ LERİ İ LE
İ LGİ Lİ GÖRÜŞLER
Kitle iletişim araçlarının —özellikle radyo ve televizyonun— kır-
sal kesimde yaşayan bireye etkisine geçmeden önce, kitle iletişim araç-
larının genel olarak toplumdaki etkileri ile ilgili görüşleri belirtmekte
yarar vardır.
* Kitle iletişim araçlarının bireye olan etkisi ile ilgili bu kuramsal gelişmeye ko-
şut (paralel) olarak, iletinin akış modelinde de değişmeler olmuştur. Daha ön-
ce ortaya atılan, şırınga, iki aşamalı, tek aşamalı ileti akış modellerinin karı-
şımı niteliğinde olan bu yeni model, "çok aşamalı akış modeli" dir. Bu mode-
lin belirli sayıda aşama ile ilgisi olmamasına karşın, kaynağın amacı, kanalın
uygunluğu, izleyicinin açıklığı, iletinin yapısı ve izleyicideki çarpıcılığı gibi
nitelikler gözönünde bulundurulmaktadır (Rogers, 976; 296). Model günü-
müz araştırmalarında, en az sınırlandırıcı olmasından ötürü, yaygm olarak
kullanılmaktadır.
51
Kitle iletişim araçlarının topluma olan etkileri, özellikle elektronik
kitle iletişim araçları olan radyo ve televizyonun geniş toplumlara ses-
lenmesinden sonra daha da önem kazanmıştır. Bu konuda ortaya atı-
lan görüşler, araştırmaların yapıldığı toplumlara —gelişmiş, gelişme-
miş,— araştırılan konulara, araçların niteliğine ve içeriklerine göre
farklıdır.
a. Kitle İletişim Araçlarının Olumlu Etkileri İle İ lgili Görüşler
Özellikle batılı toplumbilimcilerce (Schramm, 1965, Millikan, 1967,
Oshima, 1967, Lerner, 1963) ortaya atılan bu görüşe göre, kitle ileti-
şim araçları ile toplumda etkili bir değişim, toplumsal değişim sağla-
nabilir. Özellikle, az gelişmiş ülkeler için kurtuluş reçeteleri olarak su-
nulan bu görüşe göre, kitle iletişim araçları, toplumda yapılması iste-
nen değişikliklerde, uygun araçlar seçildiğinde ve diğer koşullar yerine
getirildiğinde etkili olabilirler. Toplumsallaşma sürecinde ise, birey
toplumsal değişmeye koşut olarak toplumsallaşacağmdan, kitle iletişim
araçlarının bu süreçte de etkili olacağı söylenebilir. Bireyin yenileşme-
den yana yeni tutumlar kazanmalarında, yeni yaşama istek duymala-
rında etkili olabilir. Özellikle, radyo ve televizyon aracılığı ile, ekono-
mik yönden gelişmiş ülkelerin olgularını aktararak; onların siyasal,
ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşantılarına özgü bilgiler vererek,
gelişmekte olan ülke insanının kendi gelenekleri üzerinde değişik yön-
den düşünmesini sağlayarak, ülkede "değişik bir entellektüel iklim"
yaratırlar. Böyle bir iklim içerisinde ise toplum, geleneksel yapısındaki
kimi kurumlarını atar, yenilerini geliştirir; bu yolla da insanlar ara-
smdaki ilişkileri kolaylaştırır ve toplumda daha etkin toplumsal iliş-
kiler kurulmasını sağlar.
Bu görüşü ileri süren toplumbilimcilerin ortaya attıkları ikinci
husus, kitle iletişim araçlarının "toplumun ufkunu gözetlemesi"dir.
Kitle iletişim araçları topluma bilmediği, gitmediği yerler ve ko-
nular hakkında bilgi vererek, dolaysız yaşam deneyimleri ile gelişen in-
san bilgisinin dolaylı yaşam deneyimleri ile gelişmesini sağlar. Böylece
ülkeyi dış dünyaya bağlar, ulusal pazarları genişletir, akrabalık bağ-
ları gibi, Orta Çağ ilişkileri içinde ve küçük kümeler içinde yaşayan
insanlarm "büyük topluma"; toplumun ise geleneksel toplum yapısın-
dan "modernleşen toplum" yapısına geçmesini sağlar.
Bu konuda ileri sürülen son görüş ise, kitle iletişim araçlarının
toplumdaki tehlikeler, olanaklar ve olaylar hakkındaki farklı kaynak-
lara kulak veren geleneksel toplumun kitle iletişim araçlarına yönel-
52
meşini sağlayarak "dikkati odaklaştırdığı" hususudur. Böylece, ulusal
kalkınma ve modernleşme gibi sorunlar üzerinde odaklaşmış bir ka-
muoyu yaratılabilir; bu konuda kişilerarası, sözsel nitelikteki azgeliş-
miş ülke iletişim alışkanlıklarının biçim, nitelik ve etkileri yönlendi-
rilebilir (Oskay, 1978).
Kitle iletişim araçlarının toplumda, özellikle toplumsal gelişme,
modernleşme, ulusal kalkınma gibi olgulara yardımcı olacağı konusun-
da ileri sürülen bu görüşler, ülkemizin azgelişmiş ya da gelişmekte
olan ülke niteliğinde bulunması, çalışma alanımızın ise geleneksel top-
lum yapısının belirgin olduğu kırsal topluluklar olması nedeni üe,
toplumsallaşma olgusu açısından da tartışması yapılabilir. Belirtilen
hususlar kırsal kesimdeki bireyin toplumsallaşmasında da etkili ola-
caktır. Yani birey, kitle iletişim araçları yolu ile kendi geleneksel ka-
palı toplum yapısı içinde değil, toplumun dışındaki evrenin olguları-
nın etkisi ile de toplumsallaşacaktır.
b. Kitle İletişim Araçlarının Etkisinin Sınırlı Olduğu Görüşü
Kitle iletişim araçlarının gerek gelişmiş ülkelerde, gerekse gelin-
mekte olan ülkelerde toplumu, toplumu oluşturan bireyleri etkilemede
birtakım sınırlılıkları bulunduğunu savunan bu görüşte, kitle iletişim
araçlarının etkisinin, toplumu tek başına değiştirici değil, toplumsal
ve ekonomik kurulu düzenin pekiştirilmesi, ya da güçlendirilmesi bi-
çiminde bir etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Özellikle, Kîapper'in
(1963) ileri sürdüğü ve Pool (1963), Hyman (1963) ve diğerlerince de
benimsenen bu görüşte, kitle iletişim araçlarının toplumdaki etkileri
şöyle sıralanmaktadır:
Herşeyden önce, kitle iletişim araçlarının kişiyi etkilerken, onu bir
başka kişi yapma gücü yoktur. Eşdeyişle, etken (aktif) olan kişiyi,
edilgen (pasif), edilgen olan kişiyi ise, etken yapamazlar. Ancak istek-
li ilgili kişiler uyarılabilir ve harekete geçirilebilir. Çünkü, bireyin (iz-
leyicinin) her verilen iletiyi alması değil, kendi hoşlandığı, beğendiği,
ilgisini çeken iletileri seçici olarak alması asıldır. Bu, iletiyi algılama
ve yorumda da kendini gösterir. Bireyin algıladığı ya da öğrendiği şey,
kendi görüşlerini destekleyen iletilerdir (Klapper, 1963; 66-68).
Kitle iletişim araçlarının, özellikle okuma-yazma bilmeyi gerek-
tirmeyen radyo ve televizyonun, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ül-
kelerin toplumsal gelişmelerine ya da modernleşmelerine kimi koşul-
ların yerine getirilmesi ya da kimi değişkenleri denetim altına almak-
la etkili bir iletişim sağlayabileceği ileri sürülmektedir.
63
C. RADYO VE TELEVİ ZYONDAN ETKİ LENME YOLU :
SİMGESEL VE GÖZLEMSEL ÖĞRENME
Toplumsallaşma yöntemlerinde, toplumsal öğrenme kuramı üze-
rinde durulmuştu. Şimdi ise, bu kuramın, toplumsallaşma sürecindi
radyo ve televizyona uygulanabilirliği üzerinde durmak istiyoruz. Ge-
nel olarak, toplumsal öğrenmede kullanılan bol ve çeşitli modeller te-
levizyon, radyo ve filim gibi görsel ve işitsel kitle iletişim araçlarından
verilen modellerdir. Gerek çocuk, gerekse yetişkin, tutumları, duygu-
sal tepkileri, yeni yapım stillerini filim ve televizyon tiplemesi yolu ile
elde etmektedirler (Bandura, 1973, Liebert,-Neali - Davidson, 1973).
Bunlar içinde özellikle televizyon modellemesi de kitle iletişim araçları
içerisinde davranışları ve toplumsal tutumları biçimlendirmede etki-
leyici rol almaktadır. İletişim teknolojisindeki gelişmeler ile, insanla-
rın bilgisayarlara bağlanarak istediği hareketi gözleme olanağı bula-
cağı da düşünülmelidir.
Radyo ve televizyon ile kırsal kesimde pek yaygın olmayan filim gi-
bi kitlesel iletişim araçlarından simgesel öğrenme ile tiplemenin art-
ması, toplumsallaşma etmenlerinin durumunu da etkileyecektir. Özel-
likle, bireyin çocukluk, ergenlik hatta gençlik ve yetişkinlik dönemle-
rinde etkin olan aile —ana, babanın—, öğretmen ve diğer geleneksel
etmenler, rol modelleri giderek daha az etkili olmaktadırlar.
Radyo ve televizyondan toplumsallaşmada toplumsal öğrenme yo-
lu ile etkilenmede simgesel modellemenin önemi, onun çoklu gücünde
yatmaktadır. (i ) Gözlemsel öğrenmede tek bir model aynı anda, bir-
birinden ayrılmış çok sayıda bireye yeni davranış örnekleri aktarır.
Oysa, kişisel iletişimde "yaparak öğrenme" söz konusu olduğundan,
öğrenme, her bireyin yinelenen deneyimleri ile biçimlenir, (i i ) Birey,
günlük yaşantısı içerisinde, çevrelerinin küçük bir kısmı ile doğrudan
ilişki içerisindedir. Toplumsal gerçekleri tüm olarak algılamaları, bü-
yük ölçüde başkalarının deneyimlerinden etkilenir. Bireyin kitle ileti-
şim araçlarında gördükleri, duydukları, hatta okuduklarından etki-
lenmesi söz konusudur. Eşdeyişle, araçların simgesel çevreden çıkan
halkın gerçek tasarımları (imajları) ne denli çoksa, toplumsal etkiler-
de o denli fazla olacaktır (Bandura, 1977; 39-40).
Temel tipleme (örnekleme) süreci, davranış, ister sözler, ister re-
simler ya da canlı hareketlerle aktarılsm, aynıdır. Ancak, farklı örnek-
leme herzaman aynı etkide değildir. Kimi kez, aynı ölçüde bilginin re-
sim ve canlı gösterilerle aktarılması, sözle aktarılmasından daha ko-
laydır. Buna ek olarak, kimi örnekleme biçimleri dikkati yönetmede
daha güçlü olabilir. Çocuk ve yetişkinde aynı hareketin sözlü ya da
54
yazılı bilgileri, aynı süreli dikkati toplamaz. Ayrıca, simgesel örnek-
ler, etkileri için daha çok bilişsel öngereksinime dayanır. Gözlemcilerin
(izleyenlerin) eğer kavramsal ve sözlü yetenekleri gelişmemişse, bun-
lar sözlü örneklemelerden çok, davranışsal gösterilerden yararlanacak-
lardır (Bandura, 1977; 40).
D. YENİ Lİ KLERİ N BENİMSENMESİNDE RADYO ve
TELEVİ ZYONUN ETKİ Sİ
Daha önce değindiğimiz toplumsallaşma sürecinin bir parçası olan
yeniliklerin kırsal kesimde yayılması sürecinde, kitle iletişim araçları
da etkileyici kanal olarak yer almaktadır. Rogers'm (1963) çizdiği şe-
mada, yeniliklerin kırsal kesime girmesi aşamasmda, kitle iletişim
araçları, gazete yaygın olarak tüketilmediğinden radyo ve televizyo-
nun, yeniliklerin bireylere duyurulmasında daha etkili olabileceği, da-
ha sonraki aşamalarda ise, bu etkinin giderek zayıflayacağı belirtil-
mektedir.* "Kozmopolit" iletişim kanalları olarak da adlandırılan kit-
le iletişim araçlarının etkinliği, yeniliklerin duyurulmasında bile bir
takım koşulların yerine getirilmesine bağlıdır.
Bu konuda Pool, azgelişmiş ülkelerde kitle iletişim araçlarının bi-
rey üzerinde istenilen etkiyi yapabilmesi için, bu ülkelerde, "kitle ile-
tişim araçları ile verilecek yenilikçi iletilere destek olacak nitelikte, ki-
şilerarası iletişimi yaratabilecek etkin bir siyasal örgütlenmenin"
gerekli olduğunu söylemektedir (Pool, 1963; 236-237), Aynı gö-
rüşte olan Klapper ise, kitle iletişim araçlarının tek başlarına ye-
nileşme ve değişim yaratmayacağını, ancak diğer etmenlerin bileşi-
mi içinde olunca, bu yönde etkide bulunabileceğine dikkati çekmek-
tedir (Klapper, 1963; 8). Görüleceği üzere, radyo ve televizyon yeni-
liklerin yayılmasında tek başlarma değiştirici, benimsettirici ya da
uygulattırıcı etmenler değil, başka etmenlerin de desteklemesi ile et-
kili olabilecek etmenlerdir.
Yeniliklerin kırsal kesimde yaygınlaşması için radyo ve televizyon
yayınlarının niteliği de önem kazanmaktadır. Bu nitelikler hem nicelik
hem de nitelik yönünden önemlidir. Klapper (1963), nicelik ile ilgili
özellikleri şöyle belirtmektedir: Tek bir radyo ya da televizyon prog-
ramı bireylerde tutum ve davranış değişikliği yaparak yeniliklerin be-
nimsenmesini sağlayamaz. Özellikle kırsal kesimdeki insanın değer ve
yargıları köklüdür ve tek tek programlar ile de değişmeleri beklene-
mez. Çünkü, bu değerler, yargılar, tutum ve davranışlar bireyde rad-
* Konu ile ilgili şema daha önce verilmişti.
55
yo ve televizyonla gelen yeni iletilere açık olmadan önce ve açık olma
sırasında da vardır. Gelen yenilikçi iletilere bireyin açık olması bu et-
kenlerle belirlenir.
Nitelik yönünden önemli olan husus, programların içeriği ve ha-
zırlanış biçimi ile ilgilidir. Radyo ve televizyon yayınları ile planlanan
bir yeniliğin etkili olabilmesi için, bireyin, onu anlayacağı düzeyde ol-
ması gerekir. (Stevens, 1076; 19). Bunun için ise, bireyin, yenilikçi ileti
hakkında önceden hazırlanması, iletilerin içeriğinin, bireyin özellikle-
rine göre, onun algılamasına uygun gelecek biçimde hazırlanması ge-
rekir.
Yeniliklerin benimsenmesinde kırsal kesimin geleneksel ya da bi-
reysel iletişim kanalları ile kitlesel iletişim kanalları arasında bağlan-
tının olması gereklidir. Eşdeyişle, bu iki iletişim kanalının birbirinden
bağımsız değil, birbirine bağımlı, birbirleri ile düzenli ilişki içerisin-
de bulunması gerekir. Katz (1960), değişmeyi sağlamada kitlesel ileti-
şim araçları ile, yüzyüze iletişim kanalları birbirlerini tamamlayan iki
kanaldır, demektedir. Kırsal kesimde, yüzyüze iletişim kanallarının
etkili olduğu bireyler ise daha çok, önceden değindiğimiz, "kanı önder-
leridir." Kanı önderlerinin önemli özelliklerinden birinin, kitle iletişim
araçlarma açıklıkları olduğu anımsanırsa, bu ilişkinin etkili olarak
yürüyeceği söylenebilir. Kimi kez ise, yüzyüze iletişim kanalı, yerel, o
toplumdan değil; toplum dışından, çoğunlukla "değiştirici" adı ile anı-
lan, yeniliğin planlandığı örgütün elemanıdır. Ancak, bu durumda da
çoğunlukla, kırsal kesimdeki yerel kanallara yine de gereksinim du-
yulabilir.
E. Sİ YASAL TOPLUMSALLAŞMAYA RADYO VE
TELEVİ ZYONUN ETKİ Sİ
Toplumsallaşma sürecinin önemli bir kesimini oluşturan ve özel-
likle, son yıllarda üzerinde yoğun araştırmalar yapılan siyasal toplum-
sallaşma olgusu, kitle iletişim araçları ile ve özellikle elektronik ileti-
şim araçları ile yakından ilişkilidir. Hatta denilebilir ki, siyasal top-
lumsallaşma olgusu ile kitle iletişim ilişkisinin önem kazanması, rad-
yo ve televizyonun yaygınlaşması ve toplumlara yoğun etkisi ile orta-
ya çıkmıştır.
Radyo ve televizyonun bireyin siyasallaşmasına; siyasal bilgi edin-
mesine, ilgisine ve katılmasına olan etkisi ile ilgili olarak yapılan ku-
ramsal ve görgül çalışmalar da, bu durumun, bireyin genel toplumsal-
laşma sürecinden farkı olmadığını ortaya koymaktadır. Radyo ve te-
56
levizyona açık olma İle siyasal bilinçlenme, demokratik sürece katıl-
ma arasındaki ilişki, bu açıklığın derecesine göre değişmektedir. Ancak,
radyo ve televizyonun bireyin siyasal yönelimlerini tüm olarak değiş-
tirmesi değil, var olan yönelimlerini, eğilimlerini güçlendirmesi söz
konusudur (Greenstein, 1968; 55, Katz ve Lazerfeld, 1960; 15).
Radyo ve televizyonun bireyin siyasal toplumsallaşma sürecine
olan etkisi konusunda farklı görüşler vardır. Mills ve Riesmam, konu-
ya olumsuz olarak bakmaktadırlar. Onlara göre, "kitle iletişim araçla-
rının siyasallaşmayı arttırıcı gücü yoktur ve siyasal davranış, kısmen
kitle iletişim araçlarının etkisi ile duyumsamazlık şekline girmiş, il-
giden çok ilgisizlik sonucunu doğurmuştur..." (Mills, 1956).
Daha sonra yapılan araştırmalarda ise, radyo ve televizyonun bi-
reyin siyasal bilgilenmesine, ilgisinin artmasına, ve demokratik sürece
katılmasına göreli etkisi olduğu, bu araçlara açık olma oranında bu
araçların etkisinin bireyin var olan siyasal bilgi, ilgi ve katılması ko-
nusundaki eğilimlerini "güçlendireceği" sonucuna varılmıştır (Greens-
tein, 1968, Katz ve Lazarfeld 1960). Bu etkilenmenin de koşulu olarak,
yayınların içeriği yanmda, bu araçlara açık olma süresinin önemli ol-
duğu; araçlara açık olma süresinin fazlalığı oranında, etkilenmenin
de fazla olacağı görüşü getirilmiştir (Hirsch, 1971).
Siyasal toplumsallaşma konusunda çok genel hatları ile vermeye
çalıştığımız bu görüşler, radyo ve televizyonun siyasallaşmaya olan et-
kilerinin, genel olarak toplumsallaşmaya olan etkilerinden farklı ol-
madığını ortaya koymaktadır.*
Özet olarak belirtmek gerekirse, bölümde, toplumsallaşma etmen-
lerinden radyo ve televizyon ile ilgili kuramsal çalışmalara ve bunla-
rın toplumsallaşma olgusundaki yerleri ile ilgili görüşlere yer verildi.
Radyo ve televizyon ile ilgili kuramsal çalışmalar, daha çok kitle
iletişim araçları ile ilgili genel kuramsal çalışmalar içinde yer almak-
* Siyasal toplumsallaşma konusu tek başına incelenmesi gereken kapsamlı bir
konudur. Biz burada, görgül araştırma bulgularımızda, deneklerin siyasal bil-
gi alma kanallarını ve radyo televizyona açık olma ile onlardan etkilenmesini
de araştırdığımızdan, konuyla ilgili kuramsal çalışmalara da değindik. Bu ko-
nuda, Ankara'da yapılan görgül araştırmayı kapsayan Tokgöz'ün (1978) geniş
çalışması, radyo ve televizyonun kentsel siyasal toplumsallaşmaya olan etki-
sini, ayrıntılı olarak kapsamaktadır. Çalışma bulgularına göre, radyo ve te-
levizyonun toplumsallaşmadaki etkisi, tek başına bağımsız bir değişken ola-
rak ortaya çıkmamakta, birincil etmenler olan ailenin biçimlendirdiği, oluştur-
duğu bir siyasallaşmayı etkilemektedir. Siyasal ilgi, radyo ve özellikle televiz-
yondan bilgi almasına neden olmaktadır. Bu ise, aile yolu ile biçimlenmekto-
dir.
57
la birlikte, asıl önemini, bu elektronik araçların toplumlarda yaygın-
laşması ile kazanmıştır.
Kitle iletişim araçlarının, toplumdaki işlevleri ve etkisi ile ilgili
görüşler oldukça farklıdır. Araçların kullanıldığı ülkelerin toplumsal
ve ekonomik değerleri, araçlarla verilen iletilerin (mesajların) niteliği,
ve niceliği, farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu gö-
rüşler içerisinde; araçlarm, toplumun kültürünü yansıttığı, toplu-
mun aynası olduğu görüşü etkili olmuştur. Daha sonraları ise, "top-
lumsal denetim" ve son yıllarda da "kullanma ve doyum" görüşleri
getirilmiştir. Böylece, kuramsal çalışmalar makro düzeyden mikro dü-
zeye, bireye indirilmiştir.
Kitle üetişim araçları ile ilgili bu kuramsal çalışmalar, bu araç-
ların toplumu nasıl etkilediği hususlarında da farklı görüşlerin orta-
ya çıkmasına neden olmuştur. Bu görüşler olumlu etkiler, olumsuz
etkiler olarak kümelendirilmektedir. Bir görüşe göre, kitle iletişim
araçları, özellikle radyo ve televizyon, toplumları istenilen yönde etki-
leyerek, toplumsal değişme, kalkmma gibi süreçlere yardımcı olabilir.
Bu görüşün toplumsallaşma olgusu yönünden önemi, özellikle gelenek-
sel yapı içinde toplumsallaşan kırsal kesimdeki birey içindir. İkinci
görüşe göre, kitle iletişim araçlarının toplumlara etkisi sınırlıdır. Top-
lumları tek başına değiştirici değil, varolan düzeni pekiştirici nitelik-
leri vardır.
Toplumsallaşma etmeni olarak radyo ve televizyondan şu ya da
bu ölçüde etkilenildiği gözönünde bulundurularak, bunun nasıl çalış-
tığı, hangi sürecin nasıl ve nelerle etkilendiği üzerinde çalışmalar ya-
pılmıştır. Toplumsallaşma yöntemi olan "toplumsal öğrenme" yönte-
minde "simgesel" ve "gözlemsel modelleme," özellikle radyo ve tele-
vizyondan etkilenme yöntemleri olarak alınmaktadır.
Radyo ve televizyonun yeniliklerinin benimsenmesindeki etkisi ise,
kitle iletişim araçları ile ilgili kuramlar ve etkileri konusundaki gö-
rüşlerle bağlantılı olarak ele alınabilir. Radyo ve Televizyon, yenilikle-
rin —özellikle kırsal kesime— aktarılmasında etkili olabilir. Bu etki-
nin daha çok konu ile ilgili duyurma aşamasında olacağı, yapılan araş-
tırmalar sonucu saptanmıştır.
Radyo ve televizyonun, toplumsallaşmasının bir bölümünü oluştu-
ran siyasal toplumsallaşma üzerindeki etkileri, son yılların araştırma
konularındandır. Genel olarak radyo ve televizyon, bireyin siyasal ilgi,
siyasal bilgi ve siyasal katılma konusundaki düşüncelerini etkilemek-
tedir.
58
K I S I M I I
Kırsal Kesimin Toplumsallaşmasında Radyo
ve Televizyonun Etkisi İle İlgili Görgül
Araştırma Sonuçları
B İ R İ N C İ B Ö L Ü M
GÖRGÜL ARAŞTI RMA İ LE İ LGİ Lİ GENEL Bİ LGİ
Çalışmamızın görgül (ampirik) araştırması Ankara'nın üç köyün-
de uyguladığımız sormaca ile yapıldı. Sormaca çalışması ile elde et-
tiğimiz bulgulara geçmeden önce köylerin seçimi, sormacanın yapılma -
sında uygulanan yöntem ve verilerin dökümü, bulguların değerlendi-
rilmesi ile ilgili açıklamalarda bulunmak yararlı olacaktır.
A. KÖYLERİ N SEÇİMİ VE ÖRNEKLEM
Çalışmamızda, kırsal kesimde toplumsallaşma olgusu ile radyo ve
televizyonun bu olguya etkileri araştırılacağından, araştırılacak köy-
lerin, toplumsallaşma sürecinin geleneksel kalıplara göre, geleneksel
yöntemlerle yapılan köyler olmasına özen gösterilmiştir. Bunun için
Ankara köyleri taranmış. Yenimahalle, Çankaya, ve Haymana ilçele-
rine gidilerek köylerin, belirlediğimiz ölçütlere (kriter) göre, seçimi ya-
pılmıştır.* Tipik Anadolu köyünü temsil etmesi için, sormaca uygula-
yacağımız köylerde şu ölçütler aranmıştır:
(i ) Köylerde elektrik bulunması; Radyo ve televizyon etkilerinin
ölçülmesi temel olduğundan, bu olanaklardan yararlanmanm önkoşu-
lu olan köylerde elektrik bulunması, bu yönden ilk ölçütümüz olmuş-
tur.**
(i i ) Radyonun ve televizyonun bulunması: İkinci temel ölçütü-
müz, etkisini araştırdığımız radyo ve televizyonun köylerde bulunma-
* Ankara'ya yakın ilçelerle ilişki kurulması, anket çalışmaları için günü birli-
ğine, köylere gidip gelme olanağından kaynaklanmaktadır.
** Köylerin Ankara dolayında aranması, elektriği olmayan köylerin bulunmaya-
cağı izlenimini vermekte ise de araştırmanın yapıldığı zamanda (1978) bile
Ankara'nın, örneğin Çubuk İlçesine bağlı kimi dağ köylerinde elektrik olma-
dığı, hatta araştırma yaptığımız köylerden biri olan Fethiye köyünde elektri-
ğin henüz 5-6 yıllık bir geçmişi olduğunu belirtmek gerekir.
61
sı idi. Köylerin Ankara dolayında olması, radyo ve televizyon yayın
alanı kapsamına girmesini sağlıyorsa da, özellikle, televizyonun gir-
mediği ya da yaygın izlenme olanağı bulunmayan pek çok köy olduğu
görülmüştür. Bu bakımdan radyonun her köyde olduğu varsayım-
lanmış ve televizyonun en az 3-4 yıldır, köylünün en az yarışınca iz-
lendiği köyler seçilmiştir.
(i i i ) Köyde 5 derslik ilkokul bulunması: Bugün çoğunlukla köy-
lerde ilkokul bulunduğundan, bu ölçütün, araştırma sonuçlarının ge-
nellenmesinde kolaylık sağlayacağı düşünülmüştür.
(i v) Uğraş alanlarının, geçim kaynaklarının büyük bir kesimi-
nin tarım ve hayvancılık olması: Bu ölçüt, geleneksel toplumsallaşma-
da etkili olacağmdan, iş-gücün, uğraşı alanlarının bu kesimde yoğun-
laşmış olmasma özen gösterilmiştir.*
(v) Köylerin, küçük ya da büyük köyler değil, orta büyüklükte-
ki köyler olması; Bunun için ölçüt, köylerdeki ev sayısının 100 dola-
yında olmasıdır. Bundan amaç örneklemde herhangi bir yanılmayı ön-
lemek ve geleneksel yapının nüfus azlığı ya da çokluğu gibi etkenlerle
bozulmasının önlenmesidir.
(vi ) Köyde fabrika, yatılı okul gibi, geleneksel köy yapısı dışın-
daki olguların bulunmaması: Bu ölçüt de geleneksellik özelliğinin bo-
zulmaması için düşünülmüştür.
(vii) Köylerin göçmen köyü olmaması: Araştırmamız gelenek-
sel Türk köylerindeki toplumsallaşma olgusunu ortaya çıkarmayı
amaçladığından, bu kültürden olmayan —örneğin göçmen köyleri gi-
bi— köyler de araştırma alanımızın dışında bırakılmıştır.
Bu ölçütler gözönünde bulundurularak, sormaca uygulaması için
dört köy seçilmiştir. Bunlar Haymana İlçesine bağlı "Velihimmetli"
köyü, Yenimahalle İlçesine bağlı "Mülk" ve "Fethiye" köyleri ile Çubuk
İlçesine bağlı "Büğdüz" köyüdür. Velihimmetli köyü önsormaca uygula-
ması için, diğer üç köy; Mülk, Fethiye ve Büğdüz köyleri ise sormaca
çalışması için seçilmiştir.**
* Başlangıçta bu ölçütü, köyün "tümünün" uğraşı alanı olarak ararken, tara-
malar sonucu, köylerin Ankara'ya yakınlığı ya da çevrelerinde çalışabilecek-
leri fabrika gibi işyerlerinin bulunuşu nedeni ile "büyük bir kesimi" olarak
değiştirmek zorunda kalınmıştır.
** Araştırma kümemiz, A.Ü. Eğitim Fakültesi; Halk Eğitimi Bölümü 1977-1978
ders yılı 4. Sınıf öğrencileri Meral Uysal, Ezel Tavşancıl, Celal Olgun, Rama-
zan Dumlu Eker, Bayram Sakın ve Hikmet Çimen'den oluşmakta idi. Gerek
sormacanın hazırlanması, gerek köylerin seçimi ve gerekse önsormaca ve sor-
maca uygulama çalışmaları birlikte yürütülmüştür.
62
Sormaca uygulamasında üç ayrı köy alınmasının nedeni, köyler ara-
sındaki farklılığı ortaya koymak, karşılaştırma yapmak değildir. Kı r-
sal toplulukların nüfus yönünden oldukça sınırlı topluluklar olmala-
rından ötürü, sayısal azlığın doğuracağı yanılmaları ortadan kaldır-
ma, daha doğrusu azaltma amaçlanmıştır. Bunun için köylerin seçimin-
de aynı niteliklerin bulunmasına özen gösterilerek, köyler arasındaki
farklar enalt düzeye indirilmiştir.
B. SORMACANIN HAZI RLANMASI , UYGULANMASI VE
VERİ LERİ N DÖKÜMÜ
Sormaca soruları, toplumsallaşma olgusu gözönünde bulundurularak
hazırlandı. Bunun için bu konuda yapılmış soru kağıtları ve bulguları
gözden geçirilmiş; daha önceki deneyimlerimizle birleştirilerek, konu-
muzla ilişkileri kurulmuştur. Sormacada yer alan sorular önce araştırma
kümemizde tartışılmış, işlevsel bulunduğunda soru kağıdına alınmış;
ayrıca konu ile ilgili uzmanlarla da görüşülmüştür.
Sormacanın tümü 114'ü temel, 5'i güvenlik olmak üzere 119 sorudan
oluşmuştur. Önsormaca uygulaması, Mayıs 1978'de Haymana'ya bağlı
Velihimmetli köyünde 30 denek üzerinden yapılmıştır. Kırsal kesimde
toplumsallaşma olgusunda radyo ve televizyonun yerini saptamayı
amaçlayan sormaca ise aynı yılın mayıs ve temmuz aylarında, Mülk,
Fethiye ve Büğdüz köylerinde toplam 240 kişi üzerinde yapılmıştır.
Örnekleme yöntemi olarak, tüm köyün kapsanması temel alınmış; her
haneden bir kişi (yetişkin) ile görüşülmüştür.*
Sormaca verilerinin dökümü O.D.T.Ü. Bilgisayar Hesap Merkezince
yapılmıştır. Son yılların teknolojik gelişmelerinin ürünü olan "paket
program" yöntemi, sormaca verilerinin dökümünde kullanılmıştır. Araş-
tırmanın içeriğine uygun olması bakımından paket programlardan
"SPSS" (Statistical Package for the Social Sciences) sistemi kullanıl-
ması uygun görülmüştür.
Toplumsallaşmada radyo ve televizyonun etkisi, radyo ve televiz-
yon izlemeyen kümenin denetleme kümesi olarak alınması ile göste-
rilmeye çalışılmıştır. Böylece her bulguda radyo ve televizyona açık
olan Ue olmayan arasındaki toplumsallaşma farkları ortaya konmuş-
* Sormacanın, yaz aylarında, köylünün çoğunlukla tarlasında, işinin başında bu-
, lunduğu bir zamanda yapılmış olması, deneklerin zor bulunmasına neden ol-
muştu. Özellikle erkeklerin evde bulunması ender olduğundan, toplu olarak
bulundukları cami, köy odası, bakkalın önü, kahve gibi yerlerde yapılması zo-
runlu olmuştur.
63
tur. Bulguların değerlendirilmesinde istatistiksel önemlilik testlerinden
khikare (x
2
) testi kullanılmıştır. Bu testler çizelgelerin altında, hesap-
la bulunan khikare (xH
2
), serbestlik derecesi (SD) ve yanılma yüzde-
si (ex) plarak verilmiştir. Genellikle yanılma payı 0,01 ile 0,05 arasında
tutulmuştur.
Bulguların değerlendirilmesi —köyler arasında belirgin farklar ol-
madığından— toplam denek sayısı üzerinden yapılmış, gerektiğinde
köyler arasında farklara değinilmiştir.
64
İ K İ N C İ B Ö L Ü M
KÖYLERİ N ÖZELLİ KLERİ
Görgül araştırmanın yapıldığı Ankara'nın Mülk, Fethiye ve Büğ-
düz köylerinin özelliklerine geçmeden önce, kısa da olsa, Türk köyle-
rinin genel olarak toplumsal ve ekonomik özelliklerini belirtmekte ya-
rar vardır.
Türkiye'de kentlerle kırları birbirinden ayırmak için ileri sürülen
nüfus ölçütü, yönetsel yönden 2000'dir. Ancak, kimi yerli ve yabancı
yazarlar bu ölçütü 3-5 bin olarak önermekte, DPT ise 10 bin ölçütünü
kullanmaktadır (Tütengil, 1977; 13). 2000 nüfus ölçütü alındığında,
Türkiye'de bucak ve köy toplam sayısının 36.115 olduğu ve buralarda
toplam Türkiye nüfusunun % 58,2'ni oluşturan 23.478.651 kişinin ya-
şadığı görülmektedir.* Ortalama köy büyüklüğü ise 650 kişi dolayın-
dadır (DİE, 1977; 3). Genel olarak alındığında, toplu ve dağınık köy
tiplerinin egemen olduğu ülkemizde toplu köylerin daha çok ova köy-
leri, dağınık köylerin ise orman ve dağ köyleri olduğu görülür. Paul
Stirling'in "Türk Köyleri" (1965) adlı çalışmasında belirttiği üzere, kır-
sal kesim ve kentsel yaşam iki ayrı evreni simgelemektedir. Kırsal ke-
sim, doğurganlık oranı yüksek, sosyal yönden küçük topluluklardır.
Geleneksel kültürün sürdürüldüğü bu topluluklarda, kente göre tutu-
cu bir yapı vardır. Öğrenim yönünden kırsal kesimdeki insan ya öğ-
renimsizdir ya da çok düşük bir öğrenim görmüştür. Kırsal kesimde
yaşıyanların ancak % 39 (1968) okuma yazma bilmemekte; bunun ise
% 70'ini erkek, % 30'unu kadın oluşturmaktadır. Genel olarak geçim-
lerini tarım ve hayvancılıktan sağlarlar. Toplam toprağın 1/ 3'ü tarı-
ma ayrılmaktadır. 1960 Köyler İstatistiğine göre ise, köylerin % 85'in-
de herhangi bir el sanatı gelişmemiştir. 1950'den beri tarımsal tekno-
lojideki gelişmeler Türk köylerinde görülmeye başlanmış ve özellikle
tarımla uğraşan kırsal kesimde traktöre bağlı olarak işlenen toprak
* Geray (1977; 18-20), Kırsal yerleşim birimlerinin giderek büyüdüğünü, 1935
yılı 100 olarak alındığında 1970 yılında 341'e ulaştığını, ancak, bu gelişimin hiç
bir zaman kentsel topluluklardaki gelişmeyi aşmadığını belirtmektedir.
65
oranı giderek artmıştır. 1974'de ekilen ve nadasa bırakılan tarlaların
% 61'nin traktörle işlendiği saptanmıştır (Kurtkan, 1968, 1976; 125-
136).
Köyde smıf ve tabakalar arası fark, kentten çok azdır. Kentsel ya-
şamdaki hızlı değişmelere karşılık, kırsal kesimdeki tutuculuk daha
güçlüdür. Artan köy-kent ilişkileri, ulaştırma kolaylıkları, özellikle sağ-
lık ve tarım teknikleri konusundaki yeniliklerin kolaylıkla onanmasına
yol açmıştır. Geleneksel toplumsal yapı kimi değişmeleri onayarak ken-
dini korumağa çalışmaktadır. Toplumsal denetim bugün de güçlüdür
(Tütengil, 1974; 74-75).
Görgül araştırma uygulamasının yapıldığı köyler, Ankara'ya bağlı
nüfusu 2000'den aşağı 1133 köyden ya da sınırı daha da daraltırsak,
nüfusu 251 ile 750 arasında olan 585 köyden üç tanesidir. Orta Ana-
dolu'nun ova köylerinin belirgin özelliklerini gösteren köylerin, diğer
köylere göre önemli farklılığı, başkent Ankara'nın yakınında bulun-
ması ve bunun sonucu kente gidip-gelmede yoğunluk, gelir sağlama
için kentte çalışma olanaklarıdır.
A. KONUM ve TARİ HÇE*
Sormaca uygulamasının yapıldığı köylerden Mülk ve Fethiye köyle-
ri Ankara'nın kuzey batısında Yenimahalle ilçesine, Büğdüz köyü ise
Ankara'nın kuzeyinde Çubuk ilçesine bağlıdır. Ankara'ya uzaklıkları
ise 30 ile 60 km. arasında değişen köylerden Mülk köyü Ayaş
yolu üzerinde Ankara'ya 40 km., yine aynı yol üzerinde olan Fethiye
57 km., Çankırı yolu üzerinde olan Büğdüz köyü ise 30 km. uzaktadır.
Köyler ana yoldan 1 ile 7 km. içeride olup, ilçe ve kentle olan bağlan-
tıları asfalt yollarladır. Köyler, kendileri gibi özellikler taşıyan köy-
lerle çevrilidir.**
Tarihçe yönünden her üç köyün oldukça eski bir geçmişleri var-
dır. Köyde yaşıyanlarm kulaktan dolma köy tarihçeleri ile ilgili bilgi-
leri, Ankara'nın tarihi ile ilgili bilgilerle birleşince köylerin Cumhuri-
yet öncesi köyler olduğu ortaya çıkmaktadır.
*
* Köylerle ilgili toplumsal ve ekonomik bilgiler, köylerde muhtar, öğretmen ve
köy ileri gelenleri ile yapılan görüşmelerden, DtE 1975 -1976 Köy Bilgi anke-
tinden (henüz yayımlanmamış) ve Ankara Yıllığı (1973) ile köylerdeki gözlem-
lerimizden derlenmiştir.
** Mülk köyü, İlyakut, Akçaviran, İncirlik köyleri ile Mürted hava alanı; Fethiye
köyü, İncirlik. Bitik, Kınık ve Kışla köyleri; Büğdüz köyü ise Balıkhisar, Gül-
darbı, Akyurt, Kalaba, Şeyhler ve Çınar adlı yerleşim birimleri ile çevrilidir.
(Köylerin konumunu belirten harita için bknz. ekler bölümü; Ek 2a, 2b).
66
Köylerden Mülk ve Fethiye köylerinin tarihçelerinin daha eski ol-
duğu, Türklerden önce buralarda Rumların ya da Ermenilerin otur-
duğu sanılmaktadır.*
Mülk köyünün "Melek" olan eski adı, belirtildiğine göre, 1882'den
Cumhuriyet'e değin kullanılmış, Cumhuriyet ile köyün adı Mülk köyü
olarak değiştirilmiştir. Fethiye köyünün eski adı ise "Grindos" iken,
Cumhuriyet'ten sonra değiştirilerek Fethiye adını almıştır. Diğerleri-
ne göre oldukça yeni olan Büğdüz köyünün adı ile ilgili anılar ve bil-
gilere göre, köyün düz bir konumu olmasından ötürü "bu düz" ya da
"bu düzlük" sözcüklerinin zamanla kaynaşmasından ileri geldiği sanıl-
maktadır.
B. NÜFUS
Köylerin nüfusları, yukarıda da açıklandığı üzere, orta büyüklük-
teki köy kümesi içindedir. DİE'ce 1975 yılında yapılan genel nüfus sa-
yımına göre, köylerin nüfusları Mülk 273, Fethiye 552, Büğdüz köyü
769'dur.** En kalabalık köyün, Çubuk ilçesine bağlı Büğdüz köyü oldu-
ğu ve nüfusunun giderek çoğaldığı görülmektedir. Köyler arasında nü-
fus yönünden küçük olan Mülk köyünün, nüfusunda ise bir azalma
görülmektedir. Söz gelimi, 1987'de yapılan bir araştırmada köyün nü-
fusu 407 iken, 1975'de bu sayı 273'e düşmüştür (Aziz, 1968; 45). Bile-
şim yönünden ise, kadın nüfus erkeğe göre az da olsa fazlalık gös-
termektedir. Köylerdeki nüfus ve bileşimini bir çizelgede gösterme bu
yönden kolayca karşılaştırma olanağı verecektir.
Kadm Erkek Toplam
Mülk Köyü 186 163 349
Fethiye 307 245 552
Büğdüz 395 374 769
Kaynak: DPT, 1975 Genel Nüfus Sayımı, İdari bölünüş.
* Mülk köyü camisi önündeki taş yazmanın Yunan alfabesi ile yazılması ve köy-
lülerin "buralarda eskiden gavur varmış" sözleri ile 1877 de 38.150 olan Anka-
ra nüfusunun 1/ 3'nin Katolik Ermeni olması (Ankara Yıllığı, 1973; 46), buralar-
da oturanların Rum ya da Ermeni olduğu konusunda kesin bir bilgi edinilme-
sini önlemektedir.
** Nüfus yönünden oldukça ilginç olan husus, köy muhtarlarının köy nüfusu ve
bileşimi hakkında kesin bilgileri bulunmadığıdır. Köy nüfusları ile ilgili bil-
gilerimiz, DİE'nin Genel Nüfus Sayımı ile henüz yayımlanmamış "1975-1976 Yılı
Köy Genel Bilgi Anketi" nden derlenmiştir. Bu iki anket arasında da aynılık
değil, ayrılık vardır. Bunun nedeninin, nüfus tanımının iyi yapılmamış olma-
sından kaynaklandığı söylenebilir.
67
Nüfusun yaş yönünden görünümü ise, genel kırsal kesimdeki gö-
rünümüne benzerlik göstermektedir. Köylerde "dinamik" ya da "aktif"
yaş gurubundan özellikle 15-30 yaş arası grupta yoğunlaşma yerine
çocuk, orta ve yaşlı kümelerde yoğunlaşma görülmektedir., Köylerde-
ki nüfusun barındığı ev sayısı ise Mülk köyünde 90, Fethiye köyünde
100, Büğdüz köyünde 117'dir. Ev sayısı yönünden yıllara göre azalış,
nüfusdaki azalışa bağlı olarak, yine Mülk köyünde görülmektedir.
Nüfusun, gerek genel nüfus toplamında, gerekse cinsiyet ve yaş
yönünden gösterdiği bu özellik, Türkiye'nin hızlı kentleşme olgusu ile
açıklanabilir. Özellikle, büyük kentlerin gecekondu olgusu; kırsal ke-
simden iş bulma amacı ile kentlere göç ve yerleşme ya da geçici iş bul-
mak için gidiş, nüfusun bileşimini etkileyen önemli bir etken olarak
karşımıza çıkmaktadır. Genellikle genç erkek nüfusun bu olguya ka-
tılması köylerde daha çok kadmlarm ve yaşlıların kalmasına neden ol-
maktadır. Görgül araştırma sırasında, deneklere bu konuda sorulan
sorulara alman yanıtlarda, bugünkü köy gençliğinin kentte yaşama
özlem ve istekleri de bu durumu kanıtlamaktadır.
C. ÖĞRENİ M DURUMU
Mülk, Fethiye ve Büğdüz köylerinde öğrenim durumunun genel
Türkiye, hatta daha da daraltırsak, Orta Anadolu köylerindeki öğre-
nim düzeyinden çok yüksek olduğu görülür. Köylerde ancak çok yaşlı
erkek ve kadınlar öğrenimsizdirler. Bu durumun en önemli nedeni, her
üç köyde öğrenim olanaklarının 1937-38'lerden beri var olması ile açık-
lanabilir. Köylere ilkokul açma çalışmalarının öncü yıllarının bu yıl-
larda üç yıllık olarak başladığı anımsanırsa, köylerdeki yaşlılar dışın-
daki ilkokul öğrenimli oranının genel köy ortalamasından yüksek ol-
masını doğal karşılamak gerekir. Köylerde okuma yaşma gelip de oku-
la gönderilmeyen kız ya da erkek çocuk bulunmamakla birlikte, ilkokul
sonrası öğrenimin aynı düzeyde olduğu söylenemez. Her üç köyde de
ilkokuldan başka herhangi bir öğrenim kurumu yoktur. İlkokul son-
rası öğrenim, yakın kasaba ya da Ankara'da sürdürülmektedir. Cinsi-
yet yönünden ise bu olanak yalnızca erkek çocuklara tanınmakta, kız
çocuklara orta öğrenim ya da herhangi bir mesleki eğitim yaptırılma-
maktadır. Mülk köyünde şu anda orta öğrenim yapan 12 öğrencinin
biri kızdır. İlk öğrenim sonrası öğrenimlerini ortaokul, lise ve yüksek
öğrenimde sürdürenler Fethiye köyünde oldukça kalabalık bir grup
oluşturmaktadırlar. Köyün bağlı bulunduğu Kazan bucağında yatılı
orta ve lisenin bulunması, köyde erkek çocukların orta öğrenimlerini
sürdürmelerine olanak vermektedir. Ankara ve Fırat Üniversitelerinde
68
25 kadar öğrenci yüksek öğrenim olanağı bulmuştur. Bu arada orta
öğrenimlerini İmam-Hatip okulları ile çeşitli sanat okullarında sürdü-
renler de vardır.
Büğdüz köyündeki durum ise, diğer köylere benzerlik göstermek-
te; orta ve daha sonraki öğrenimden erkek çocuklar yararlanmakta-
dır.
D. UĞRAŞI ALANLARI , GEÇİM KAYNAKLARI
Köylerin ova köyleri olmaları sonucu uğraşı alanları ve geçim
kaynakları tarımda yoğunlaşmaktadır. Özellikle buğday ekimi başta
olmak üzere, arpa, mercimek gibi kuru tarım adı verilen tarımla uğ-
raşılmaktadır. Sulamayı gerektiren sebzecilik ve meyvecilik ise Mülk
köyü dışında fazla gelişmemiştir. Mülk köyünde sebzeciliğin ve mey-
veciliğin gelişmesi ise, kurmuş oldukları gölet suyunun kanallarla bah-
çelere verilmesi ile gerçekleştirilmektedir.* Tarım alanları Mülk kö-
yünde 12.000 dönüm, Fethiye köyünde 30.000 dönüm, Büğdüz köyünde
13.000 dönümdür. Sulu tarım alanı olarak ise Mülk köyünün 800 dö-
nümlük toprağına karşılık, Fethiye köyünün 180 dönüm, Büğdüz kö-
yünün 300 dönümlük bir toprağı vardır. Köylerde, Türkiye'nin özellik-
le doğu ve güney doğu bölgelerinde sık sık rastlanan türde "toprak
ağası" yoktur. En fazla toprak olarak Fethiye'de 10 kişinin 500 dönüm
toprağı vardır. En az toprağı olanlar ise, 20-30 dönüm toprağa sahip
olanlardır. Köylerin içinde Mülk köyünün bir diğer önemli tarım geliri
de kavun üretiminden gelmektedir.**
Tarım dışında köylerin bir diğer önemli ortak geçim kaynağı hay-
vancılıktır. Özellikle koyun-keçi gibi küçük baş hayvancılık ile inek
gibi büyük baş hayvancılık oldukça gelişmiştir. Son yıllarda Mülk kö-
yünde Hollanda ineği (Ala inek) türü yetiştirilmesine başlanmıştır. Bu
işe Ziraat Bankası kanalı ile Hollanda'dan getirilen ineklerle başlanü-
mış, daha sonra Dünya Bankasınca desteklenmiştir. Bugün köyde he-
* Mülk köyünün "gölet" ya da "sulama havuzu", köyün toplum kalkınması ala-
nında yaptığı güzel bir uygulama örneğidir. Köyün kendi olanakları ile 1974
yılında bitirdiği gölet ile, o zamana kadar başı boş akan sular bir yapay göl-
de toplanmış ve böylece sulu tarıma olanak sağlanmıştır.
** Son bir kaç yılın çalışması olan kavun üretimi bir yıl yapılmakta, ikinci yıl
ise aynı toprağa buğday ekilmektedir. Bu üretim biçimini, Mülk köyünün ya-
kınında bulunan Fethiye köyü de, çok yaygın olmamakla birlikte, kullanmaya
başlamıştır.
69
men hemen her evin bir Hollanda tipi ineği vardır. Fethiye köyünde de
bu tür inek alımına başlanmıştır.*
Köylerin bu iki genel geçim kaynağı dışında el sanatları gibi bir
başka geçim' kaynağı yoktur. Ancak, gerek köyde yeterli toprağın ol-
maması, gerekse büyük kentte yaşama, bir meslek sahibi olma özle-
minden doğan nedenlerle Ankara'ya çalışmaya giden genç erkek nüfu-
sundan söz edilebilir. Yaşları 14-20 dolayında olan bu gibi kişiler, ör-
neğin Mülk köyünde 25 genç, çalışmak amacı ile Ankara'ya gitmekte,
tornacı, kaynakçı, boyacı olarak çalışmaktadır. Bu gençler hafta son-
ları köylerine gelmektedir. Aynı durumda Fethiye ve Büğdüz köylerin-
den dışarı çalışmaya giden gençler vardır. Büğdüz köyünden çalışmaya
giden 30 kişi, daha çok yakında bulunan Esenboğa DHMİ'de çalışmak-
tadırlar. Köylerden yurt dışına çalışmaya giden olmadığından bu yol-
la gelir sağlama söz konusu değildir.
E. TOPLUMSAL Hİ ZMETLER - ÇALI ŞMALAR
Kırsal kesimde toplu yaşamın gerekleri olan bir takım hizmetle-
rin, kentsel yaşamdaki gibi yoğun olmasa da görülmesi, getirilmesi zo-
runludur. Özellikle, sağlık, ulaşım, kooperatif, PTT gibi hizmetler çağ-
daş toplumun gereksinmeleridir. Köylerin bu yönden, genel olarak
Türk köylerine göre, oldukça iyi durumda olduğu görülmektedir.
Sağlık hizmetleri yönünden her üç köyün, Hacettepe Üniversite-
since "Sosyalizasyon" bölgesine alınmış olması, bu yörelerin sürekti
olarak sağlık hizmetinden yararlanmalarını sağlamıştır. Ayrıca, bü-
yük köy olmalarından ötürü Mülk köyü dışında Fethiye ve Büğdüz köy-
lerinde sağlık ocağı vardır. Buna ek olarak köylere haftada bir doktor
ve ebe gelerek sağlık hizmetlerini yürütmektedir.** Hastahane gerek-
sinimleri ise, Mülk ve Fethiye köylerinde oturanlar için öncelikle Eti-
mesgut Askeri Hastahanesince karşılanmakta, daha sonra, gerekirse,
Ankara'daki Hacettepe Hastahanesinde ya parasız ya da çok düşük üc-
retle bakım ve iyileştirilmeleri yapılmaktadır. Büğdüz köyü hastalan
ise doğrudan doğruya Hacettepe Hastahanesinden yararlanmaktadır.
Köylerde sağlık hizmetlerinden uzun yıllardan beri düzenli olarak ya-
rarlanılması, köylerde ölüm. oranlarını da azaltmıştır.
Haberleşme ve ulaşım yönünden, PTT hizmetleri köylere mektup
ve telgraf olarak ulaşmasına karşılık, telefon hizmetleri yalnızca Büğ-
* Hollanda ineğinin en önemli özelliği, günde 20 kg. dolayında £Üt vermesidir.
Bu ise köylünün önemli bir geçim kaynağını oluşturmaktadır.
** Fethiye köyü sağlık ocağında sürekli ebe bulunmaktadır.
70
düz köyünde vardır. Ulaşım yönünden ise, gerek dolay köy ve ilçelerle,
gerekse kent merkezi Ankara ile asfalt yollarla bağlıdır. Köylerin dışla
sürekli ilişkisi olması, köylerle diğer yerleşim birimleri arasında otobüs,
minibüs ve taksilerle ulaşımı arttırmıştır. Özellikle, köylerde otosu bu-
lunan kişilerin Ankara'da çalışmaları —genellikle dolmuşçuluk yap-
maları— ulaşımın gelişmesine neden olmuştur.*
Kırsal yerleşimlerin en önemli gereksinimlerinden olan, üreticile-
rin ortak yararlanmalarını, ortak harekette bulunmalarını sağlayan
kooperatif erin köylerdeki durumu ele alındığında, köylüler arasında
bu düşüncenin öneminin anlaşıldığı görülmektedir. Ancak, iyi işleme-
mesinden doğan sorunlar, zaman zaman kooperatiflere olan güveni
azaltmış, köylüyü köy dışındaki kooperatiflere yöneltmiştir. Köylerdeki
kooperatifler, kalkınma kooperatifleri olarak kurulmuş olup, amaçları,
üyelerine kredi olanakları sağlamaktır. Kooperatifler içinde en eski
olanı, Fethiye köyündeki 25 yıl önce kurulan Tarım Kredi Kooperati-
fidir. Ziraat Bankasının desteği ile başlamış ve yürütülmektedir. Yeni-
mahalle ilçesine bağlı kooperatifin 400 üyesi vardır. Mülk köyündeki
kalkınma kooperatifi ise, 1975 yılında kurulmuştur ve 60 üyesi vardır.
Kooperatifin yaptığı işler arasında yem ve akar-yakıt sağlama başta
gelmektedir.** Son yıllarda kooperatifçilik alanında kendini gösteren,
adını duyuran "Köy-Koop"a üye olmak için girişimlere başlamışlardır.
Büğdüz köyünde ise 1972 yılında kurulan kalkınma kooperatifinin 29
üyesi bulunmasına karşın, etkili bir çalışması yoktur. Köy içinde et-
kin bir kooperatifin bulunmamasından boşluğu, köyün bağlı bulundu-
ğu Akyurt bucağındaki Tarım Kredi Kooperatifine tüm köylünün üye
olması doldurmaktadır.
Dinsel tapınmanın yapıldığı ve köylerin toplumsal faaliyetleri ara-
sında yer alan camiler, her üç köyde de vardır. Cami imamları ise ço-
ğunlukla, yakın kasabalardan getirilmekte ve geçimleri köy halkınca
sağlanmaktadır.
Toplumsal hizmet olarak sayabileceğimiz bakkal, berber, değirmen,
çamaşırhane, köy odası, konuk odası genellikle tüm köylerde bulun-
maktadır. Ancak Merkezi yönetimce kırsal kesime götürülen hizmetler-
den halk eğitimi ile ilgili hizmetlerden yararlanmada köyler arasında
belirgin farklar görülmektedir. Görgül araştırmamızın yapıldığı üç
köyden Büğdüz köyünde özellikle kadınlara yönelik sürekli biçki-dikiş
* Ankara'da çalışanların sayısı Mülk köyünde 10, Fethiye köyünde 5, Büğdüz
köyünde ise 6 kişiyi bulmaktadır Doğal olarak bu kişiler sabah ve akşamları,
kente gidip gelmeleri sırasında ulaşımı da sağlamaktadır.
** Kalkınma Kooperatifleri, üyelerine kredi, yem, tohum, gübre, tarımsal sava-
şım araç ve gereçleri sağlamaktadır.
71
kursu 5 yıldır çalışmalarını sürdürmekte, Fethiye köyünde, bağlı bu-
lunduğu Yenimahalle ilçesinden haftada iki gün gelen uzmanlarca
biçki-dikiş, nakış, konserve yapımı, yemek pişirme, peynir yapma gibi
yine kadınlara yönelik yetişkin eğitimi ile ilgili beceri ve uğraşılar öğ-
retilmektedir. Mülk köyünde ise bu tür çalışmalar, nüfusun azlığının
da etkisi ile ancak zaman zaman yapılmaktadır. Yetişkinlere yönelik
okuma-yazma kursları 1942-43'lerde akşam okulları olarak açılmış. Da-
ha sonraları bu tür çalışmalar, genç ve orta yaşlılar arasında okuma-
yazma bilmeyenlerin sayısının giderek azalmasından ötürü, bu çalış-
maya gerek duyulmamıştır. Köyler içinde halk eğitim binası iki yıl ön-
ce Büğdüz köyünde yapılmış olup, köyde yapılan halk eğitimi çalışma-
ları burada sürdürülmektedir.
Türk yaşamında erkeklerin toplumsal faaliyetleri arasında yer
alan ve özellikle kırsal kesimde köy erkeklerinin bir araya gelerek ko-
nuşup, tartıştıkları, yüzyüze iletişim geleneğinin sürdürüldüğü yerler
olan kahvehaneler, araştırma yaptığımız köyler içinde yalnızca Fethi-
ye'de çalışır durumdadır. Mülk köyünde tüm olarak —gençlerin ku-
mar oynamalarına neden oluyor gerekçesiyle— kaldırılmış, Büğdüz kö-
yünde ise, kışın çalışır durumdadır. Bu köylerde kahvehanelerin top-
lumsal işlevi köyodasmda ya da köy konuk odasında karşılanmakta ve
bu gibi yerlerde oyun oynanmasına izin verilmemektedir.*
F. Sİ YASAL DURUM
Kuşkusuz toplum bilimsel tanımlarda kent olsun köy olsun; o ye-
rin siyasal durumunu da ele almak gerekir. Her ne kadar, araştırma-
mızın konusu siyasal toplumsallaşmada odaklaşmamış ise de toplum-
ların iyi biçimde tanıtılmasında bu yönün de önemli olduğu yadsına-
maz.
Araştırma alanımıza giren köylerde siyasal görünüm yönünden
koyu bir particilik görülmemekle birlikte, şu ya da bu partinin daha
ağırlıklı olduğu söylenebilir.**
* İlk bakışta, bu durumun köylerin geleneksel yapıları, dine bağlılıkların güçlü
olduğu toplumlar olarak alındığında, bu nedenlerden izin verilmediği ya da
kaynaklandığı izlenimi edinilmekte; yorumu yapılmaktadır. Ancak, görüşme-
ler sonucu bu durumun, dinsel inançlara saygınlıktan çok, gençlerde oyun oy-
nama alışkanlığı yapabilecek bu tür yerlerin onları çalışmadan alakoyduğu ya
da verimli çalışmalarına engel olabileceği görüşünden kaynaklandığı saptan-
mıştır.
** Sormaca uygulaması sırasında deneklerin hangi siyasal partiye oy verdikleri sap-
tanmaya çalışılmış, ayrıca görüştüğümüz köy muhtar ve önderleri de bu ko-
nuda toplu bilgi vermişlerdir.
72
1977 Milletvekili Genel Seçimlerinde Mülk köyünün 145 seçmenin-
den 133'ü oy kullanmış ve büyük çoğunluk (109) AP'ye oy vermiş, ge-
ri kalan oylar ise 17'si CHP, 7'si ise MHP olmak üzere iki parti arasın-
da dağılmıştır.*
Fethiye köyünde ise tüm 276 seçmenden milletvekili seçiminde oy
kullanılan 237 seçmenin 96'sı AP'ye, 70'i MSP'ye, 60'ı MHP'ye, 11'i ise
CHP'ye oy vermiştir. MHP'ye oy verenlerin çoğunlukla gençlerden
oluştuğu belirtilmiştir.
Büğdüz köyünde ise siyasal yeğleme yönünden karışık bir durum
saptanmıştır. 312 seçmenin 215'i CHP'ye, 9'u AP'ye, geri kalan 17'si
MSP ve diğer siyasal partilere dağılmıştır.
Siyasal durum yönünden köylerde gözlemlenen husus, köylünün,
siyasal partileri çoğulcu demokrasinin ayrılmaz bir parçası olarak gör-
dükleridir. Bu nedenledir ki özellikle son yıllarda, köylerdeki gençlerin
kimi siyasal düşünceleri zorla onatmak girişimleri kaygı ile karşılan-
maktadır.
G. Kİ TLE İ LETİ Şİ M ARAÇLARI NA AÇI KLI K
Köylerin toplumsal yapılarını incelerken, görgül araştırmamızda
üzerinde yoğun olarak duracağımız kitle iletişim araçlarından yarar-
lanma ve toplumsallaşmaya etkisi konusu dışmda, köylerin bu tür
araçlardan yararlanmalarını toplumsal durumları içinde belirlemek
gerekir.
Yazılı, sözlü ve sözlü-görüntülü olarak üç kümede toplayacağımız
kitle iletişim araçlarından yazılı olan gazete ve dergilerin köylerde
düzenli ve sürekli kullanılmasının söz konusu olmadığı söylenebilir.
Özellikle dergilerden yararlanma yok denecek kadar azdır. Gazeteler-
den yararlanma ise, kentsel yaşamdaki gibi yaygın olmayıp, kentle sü-
rekli ilişkili kimselerin kendi beğeni ve yeğlemesine uygun olarak
alıp okudukları ve köye gelişlerinde getirdikleri günlük gazetelerden
oluşmaktadır. Köy odası, konuk odası, bakkal ya da berber gibi köy
erkeklerinin işleri dışında toplandıkları yerlerde bulunan bu gazete-
lerden okuma alışkanlığı olan kişilerin yararlanmaları söz konusudur.
Bir önceki kesimde değinildiği üzere, köy toplumlarında iletişim ka-
nalları giderek değişmektedir. Ancak eskiden okuma-yazma bilmeme
* Siyasal yeğlemeler, Mülk köyünde ilginç bir görünüm göstermektedir., 1973 se-
çimlerinde MHP oyları 45 iken, bu durum son milletvekili seçiminde AP yö-
nünden olumlu bir gelişme göstermiştir.
73
nedeninden kaynaklanan gazete okumama, bu kez de okuma alışkan-
lığının gelişmemiş olmasından ötürü, birinci elden bilgi alma yerine,
ikinci elden bilgi alma yöntemi ile sürdürülmektedir.
Gazeteden yararlanmanın kırsal kesimde daha çok erkekler için
olanaklı olduğu unutulmamalı. Çünkü kadınların, gazetelerin top-
landığı bu gibi yerlerde okuma olanakları yoktur. Ancak, kadınların,
ailedeki erkeklerin eve kentten getirecekleri gazetelerden, düzenli ol-
masa da yararlanmaları söz konusu olabilir.
Sözlü kitle iletişim aracı olarak alacağımız radyo en eski ve yay-
gın elektronik kitle iletişim aracı olarak hemen hemen her evde vardır.
Bu konuda ayrıntılı bilgi, görgül araştırma bulgularında verilecektir.
Sözlü ve görüntülü elekronik kitle iletişim aracı olarak tanımlaya-
cağımız televizyon ise, köylerde 4-5 yılı geçmeyen bir geçmişe sahiptir.
Mülk köyünde ilk televizyon 1971 yılında Hükümetçe köy odasına ar-
mağan olarak verilmiştir. Erkeklerin ve çocukların izlemesine açık olan
televizyon yaymları başlangıçta, yaşlılarca "gavur icadı" olarak kar-
şılanmış; giderek yaygınlaşmıştır. Bu gün çok yoksul olanlar (bekçi,
çoban ve bir iki aile) dışında hemen hemen her evde bir televizyon
alıcısı vardır. Fethiye köyüne ilk televizyon alıcısı ise, köye elektrik
verilmesinden sonra, 1972 yılında yine Hükümetçe köy muhtarlığma
verilen televizyon alıcısı yolu ile gelmiştir. İlk yıl 5-6 kişinin aldığı te-
levizyon alıcıları, yıllar geçtikçe artmıştır. Bugün köyde 45 dolaymda
televizyon alıcısı olduğu saptanmıştır.
Araştırmamızın üçüncü köyü olan Büğdüz köyüne televizyon aynı
yıllarda gelmiştir. Araştırmamızın yapıldığı 1978 yılı yaz aylarında
köyde 80 televizyon alıcısı olduğu saptanmıştır.*
Elektronik olmayan sözlü ve görüntülü kitle iletişim aracı olarak
tanımlayacağımız sinema, hiç bir köyde yoktur. Ancak kentle ve yakın
kazalarla olan ilişki, özellikle köy erkeklerinin bu olanaktan yararlan-
malarını sağlayabilmektedir. Ancak, genel olarak televizyonun köyde
izlenmeye başlanmasından sonra, televizyon yayınları arasmda, kırsal
kesimdeki halkın beğenisini üzerinde toplayan Türk sinema filimleri-
nin yer alması, köy dışında bu tür filimlere olan ilgiyi azaltmıştır.
Kentsel yaşamda bile çok yaygm olmayan tiyatroya olan ilgi ya
da yararlanma ise, köylerde bu olanağın bulunmaması ve kentle olan
ilişkilerde de bu tür yerlere gitme alışkanlığının olmaması nedenleri
ile, hemen hemen hiç yoktur.
* Televizyon alıcı sayısı, köy ilkokul müdürünce araştırmamız için kesin nü-
fus sayımı yapılırken saptanmış, kesin sayıdır.
74
Özetlenecek olursa, Görgül araştırmamızın yapıldığı Mülk, Fethi-
ye ve Büğdüz köyleri, Orta Anadolu köylerinin özelliğini göstermekte-
dirler. Ova köyü olan her üç köyün uzun geçmişleri vardır. Köyler, An-
kara'ya 40-45 km. uzaklıkta ve çoğunlukla asfalt yollarla kente ve ya-
kın ilçelere bağlanmışlardır.
Köyler, nüfus yönünden, orta büyüklükteki köyler sınıfına girmek-
tedir. En az nüfuslu Mülk köyünde hane sayısı 100 dolayındadır. Köy-
lerin nüfusunda, özellikle Mülk ve Büğdüz köylerinde, çalışma amacı
ile kente gitme nedeninden yıllara göre azalma görülmektedir. Bu du-
rumun doğal sonucu olarak da, kadın ve yaşlı nüfus, erkek ve genç
nüfusa göre daha fazladır.
Köylülerin öğrenim durumu, ilkokulun 1940'lardaıı beri var olma-
sı ve kente yakınlıktan ötürü, hem okuma-yazma bilme oranmda, hem
de ilkokul sonrası öğrenim durumunda, Türkiye köy öğrenim ortala-
masının üzerindedir.
Köylerin Orta Anadolu köyleri olması, uğraşım olanaklarını ta-
rım ve hayvancılık ile sınırlamaktadır. Özellikle kuru tarım, köylerin
başlıca gelir kaynağını oluşturmaktadır. Son yıllarda, hayvancılık da
önem kazanmıştır.
Köyler toplumsal hizmetlerin pek çoğundan yararlanmaktadırlar.
Sağlık hizmetleri yönünden durum, köyler, Hacettepe Üniversitesince
tarama bölgeleri içine alınmasından ötürü, sürekli denetim altındadır.
Köylere sık sık sağlık ekipleri gelmektedir. Köylere sağlıkla ilgili so-
runlarında, en yakın hastahane ya da Hacettepe Hastahanesine baş-
vurmaları ve parasız iyileştirilme kolaylığı sağlanmıştır.
İletişim yönünden köylerin durumunun oldukça iyi olduğu söyle-
nebilir. Telefon dışında posta, telgraf gibi hizmetler düzenli olarak ça-
lışmaktadır. Kent ve çevre ile ulaşım olanakları ise sık ve düzenlidir.
Kırsal kesim yaşamında önemli örgüt niteliğinde olan kooperatif-
ler her üç köyde de vardır. Daha çok tarım kredi kooperatifleri olarak
çalışan bu örgütler dışında, köylerin, yakınlarındaki daha etkin koo-
peratiflerle de ilişkiler kurdukları görülmektedir.
Toplumsal hizmetler olarak niteleyebileceğimiz cami, berber, bak-
kal gibi yer ve hizmetler her üç köyde de bulunmaktadır.
Köylerin siyasal durumlarında koyu particilik yerine, hoşgörülü bir
parti anlayışı yardır. Köylerden Büğdüz CHP, diğer iki köy ise AP ağır-
lıklıdır.
75
Köylerin kitle iletişim araçlarından yararlanma durumları, yoğun
olarak radyo ve televizyonda görülmektedir. Köylerde radyo izleme
uzun, televizyon izleme ise 4-5 yıllık bir geçmişe sahiptir. Radyo kadar
yaygın olmamakla birlikte, köylerin büyük bir kesimindeki evlerde te-
levizyon alıcısı bulunmaktadır.
Köyler, radyo ve televizyon dışmdaki kitle iletişim araçları olan
gazete, dergi ve sinemaya, radyo ve televizyon kadar açık değildirler.
Her ne kadar yazılı kitle iletişim araçlarından yararlanma, diğer köy-
lerle karşılaştırıldığında daha iyi durumda ise de, yine de bu hizmet-
ler sürekli ve düzenli değildir. Bireyin kentle ilişkisi sonucu alıp oku-
ması ya da köye getirilen gazetelerin okunması gibi rastlantısal bir ya-
rarlanma söz konusudur. Sinema ise, hizmet olarak bu köylerde yok-
tur.
Sonuç olarak belirtmek gerekirse, çalışma yaptığımız köyler, Tür-
kiye'deki köy ortalama düzeyinin üzerindedir. Bunda, köylerin başkent
dolaymda köyler olmalarının ve bunun sonucu, kentle sıkı ilişki içinde
bulunmalarının payı büyüktür. Ancak, köyler yine de geleneksel kır-
sal kesim yaşantısını sürdürmektedirler.
76
Ü Ç Ü N C Ü B Ö L Ü M
DENEKLERİ N TOPLUMSAL VE EKONOMİ K ÖZELLİ KLERİ
Görgül araştırma bulgularına geçmeden önce, sormaca uyguladı-
ğımız deneklerin, özellikle bulgularımızın değerlendirilmesinde bağım-
sız değişken olarak saptadığımız, çeşitli toplumsal ve ekonomik özel-
liklerine değinmek gerekir.
Tüm görgül araştırmalarda hemen hemen üzerinde durulan en
önemli bağımsız değişkenlerin cinsiyet, yaş, öğrenim düzeyi, meslek,
gelir vb. gibi olduğu onanmış bir durumdur. Kuşkusuz, bu arada araş-
tırmanın türüne, içeriğine göre diğer değişkenlerin de alındığı —örne-
ğin bizim araştırmamızda olduğu gibi, kitle iletişim araçlarını kullan-
ması, çevre ile ilişkilerindeki yoğunluk derecesi gibi— görülmektedir.
Görgül araştırmamızın yapıldığı köylerin birbirlerine benzerlik
göstermesi, denekler arasında da büyük farkların olmamasını sağla-
mıştır. Ancak toplumsallaşma sürecinde önemli olan farklı cins, yaş
özellikleri örneklemede üzerinde titizlikle durulan ölçütler olmuştur.
A. Cİ NSİ YETE GÖRE DAĞI LI M
Araştırmamızdaki 117 kadın denek ve 123 erkek deneğin köylere
göre dağılımı şöyledir (Çizelge 1 / A) :
Çizelge ı l/ A
Köylere göre kadın-erkek deneklerin dağılımı
Köyler
Kadın Erkek Toplam
Köyler Sayı % Sayı % Sayı %
Fethiye Köyü 43 36.8 53 43.2 96 40.0
Mülk Köyü 23 19.7 37 30.0 60 25.0
Büğdüz Köyü 51 43.5 33 26.8 84 35.0
Toplam s. 117 100.0 123 100.0 240 100.0
Toplam içindeki Yüzde % 49 % 51 % 100
77
Sormacaya katılan toplam 117 kadının % 43.5 Büğdüz, % 36.8
Fethiye, % 19.7 ise Mülk köyündedir. Erkek deneklerle karşılaştırıldı-
ğında Büğdüz köyü dışında kadın denek sayısmm, erkek denek sayısı-
na göre daha az olduğu görülmektedir. Bunun nedeni, Büğdüz köyün-
de kadın nüfusunun toplam köy nüfusu içinde çok olması yanında, da-
ha önce de açıklandığı üzere, bu köydeki sormaca uygulamasının, er-
keklerin daha çok köy dışındaki tarlasında çalıştığı zamanda yapılmış
olmasıdır.
Kadm-erkek denekler arasındaki dağılım, her köydeki farklı cins-
lerdeki toplumsallaşma olgusunu belirgin olarak ortaya koyabilecek
oranlardadır.
B — YAŞA GÖRE DAĞI LI M
Yaş özelliği yönünden denekleri, "gençler", "orta yaşlılar", ve "yaş-
lılar" olarak üç genel kümede topladığımızda, yaş dağılımının % 49
oranla "gençler" de yoğunlaştığı görülür. Bunü % 33 ile "orta yaşlılar",
% 18 ile "yaşlılar" kümeleri izlemektedir.* Yaş dağılımında yaşlıların
sayısal azlığını, ankete katılmak istemeyişleri ile açıklayabiliriz (Çi-
zelge : 1.2a).
Çizelge s 1.2a
Köylere göre deneklerin yaş dağılımı
Köyler
Gençler Orta Yaşlılar Yaşlılar Toplam
Köyler Sayı % Sayı % Sayı % Sayı %
Fethiye 54 56 27 28 15 17 98 100
Mülk 26 43 17 28.5 17 28.5 60 100
Büğdüz 37 44 35 41.5 12 14.5 84 100
Toplam 117 79 44 240
% 49 % 33 % 18 100
Cinsiyet yönünden kadın deneklerin daha çok "gençler" kümesin-
de % 54 gibi yarıdan fazla bir oranda bulunmaları ilginç görülmekte-
* Yaş ile ilgili anket sorusunda, yaş dilimlerini "15-19, 20-29, 30-39, 40-49, 50-59,
60-69 ve 70 den yukarı" olarak 7 kümede belirtmiş olmamıza karşın, bulgula-
rın değerlendirilmesinde amaca daha yönelik olduğunu sandığımız gençler
(15-29), orta yaşlılar (30-49) ile yaşlılar (50 ve yukarısı) biçiminde bir küme-
lendirme yapmayı uygun gördük. Aynı kümelendirmeyi Ozankaya (1971; 114-
116) da kırsal kesim ile ilgili görgül araştırmasında kullanmaktadır.
78
dir (Çizelge : 1.2b). Bu duruma, köylerdeki genç erkek nüfusun çoğun-
luğunun çalışmak ya da okumak üzere ilçe ya da kente gitmeleri ol-
gusuna bağlayabiliriz.* "Yaşlılar" kümesinde kadın deneklerin oranı
% 38.5 iken, aynı kümede erkeklerin oranı % 61.5 gibi oldukça yüksek
bir düzeydedir. Bunun nedeni ise, genel olarak "yaşlılar" için belirtti-
ğimiz "çekingenlik" nedeninin yaşlı kadınlarda daha fazla olması ile
açıklayabiliriz.
Çizelge t 1.2b
Deneklerin cinsiyetine göre yaş dağılımı
Gençler Orta Yaşlılar Yaşlılar Toplam
Sayı % Sayı % Sayı % Sayı %
Kadın 63 54 37 31.5 17 14.5 117 100
Erkek 53 43 43 35 24 22 123 100
Toplam 116 48 80 33.5 44 10.5 240 100
C. ÖĞRENİ M DÜZEYİNE GÖRE DAĞI LI M
Kırsal kesimde eğitim düzeyinin düşük olması hemen hemen tüm
ülkelerde gözlemlenen bir olgudur. Kırsal kesimdeki gerek yaşam ko-
şulları, gerekse öğrenim kurumlarının yetersizliği, kırsal kesimdeki öğ-
renim düzeyinin, kentteki öğrenim düzeyine göre oldukça geri kalma-
sına neden olmuştur.
Köylerin öğrenim düzeyi ile ilgili olarak daha önce de belirttiğimiz
üzere, görgül araştırmamızın yapıldığı Fethiye, Mülk ve Büğdüz köy-
lerinde okur-yazarlık oranı, Türk köylerindeki okur-yazarlık ortalama-
sının çok üzerindedir. Kırsal kesimde okur-yazarlık oranı % 39 (Ge-
ray, 1974; 47 ve DPT. 1968) iken, araştırma yaptığımız köylerdeki de-
neklerin okur-yazarlık oranı % 80'in üzerindedir. Bu oran genel Tür-
kiye köy ortalamasının iki katıdır. Ancak deneklerin okur-yazarlık
oranlarmm yüksek olmasına karşın bunların işlevsel bir okur-yazarlık
olduğu kuşkuludur. Kırsal kesimde okulların etkilerini ortaya çıkar-
mayı amaçlayan bir araştırmada "...İlkokul çıkışlı köy insanlarında
okul tarafından verilen bilgilerden hemen hemen hiç birşey kalmadığı,
bazılarının kalem tutmasmı da unuttuklarının görüldüğü; ilkokul çı-
* Deneklerin yaş yönünden dağılımı konusunda "Köylerin özellikleri" bölümün-
de de değinildiği üzere, kesin bir bilgi alınamadığından, deneklerin yaş dağı-
lımının köylerdeki toplam yaş dağılımını ne oranda yansıttığı da bilinmemek-
tedir.
79
kışlı ailelerin yaşayışlarında ileri sayılabilecek hiç bir değişikliğe rast-
lanmadığı..."* biçimindeki saptamalar da gözönünde bulundurulursa,
yüksek orandaki okur-yazarlığm ya da okulun Türk köylerindeki ya-
şamı, özellikle toplumsallaşma sürecini çok fazla etkileyeceği görüşü
ileri sürülemez (Tütengil, 1977 a; 129, 1977 b; 133-134). Kitlesel ileti-
şimdeki bilişsel algılamada da yalnızca okur-yazarlığm yeterli olma-
dığı işlevsel bir okur-yazarlığm da gerekli olduğu bilinmektedir.
' Çizelge ! 1.3
Öğrenim Durumuna göre Deneklerin Dağılımı
K adın E rkek T oplam
Sayı % Sayı % Sayı %
Okur-Yazar değil 26 22 13 10.5 39 17
Okur-Yazar ve Yalnızca
okur 4 3.5 5 4 9 4
İlkokulda okumuş 22 19 14 11.5 36 15
İlkokul çıkışlı 60 51 62 50.5 122 50
Orta okulda okumuş 5 4.5 11 9 16 7
Orta okul çıkışlı — — 3 2.5 3 1
Liseli — — 15 12 15 6
Toplam 117 100 123 100
%
240 100
Çizelge 1.3'de görüldüğü üzere, deneklerin öğrenim düzeyleri, % 50
oranmda ilkokul çıkışlıda yoğunlaşmaktadır. Bunu % 15 gibi bir oran-
la ilkokulda okumuş, okuma-yazma öğrenmiş, ancak okulu bitirmemiş
deneklerin kümesi izlemektedir. Deneklerin okullaşma yönünden bir
diğer önemli özelliği, ilkokul sonrası öğrenim oranının oldukça yüksek
(% 14) olmasıdır. Kuşkusuz, bunda kente (Ankara'ya) yakın olmanın
sağladığı kolaylığın yeri büyüktür.
Cinsiyet yönünden öğrenim durumunu inceleyecek olursak, okur-
yazar olmayanların büyük bir kesimini (% 22) kadınların oluşturdu-
ğu görülür. Öğrenim düzeyi yönünden kadm-erkek arasında bir başka
belirgin fark, ilkokul sonrası öğrenim görenlerin erkeklerde % 23.5 gi-
bi oldukça yüksek bir oranda olmasma karşılık, kadmlarda bu oranın
% 4.5 olmasıdır.
* Kanımızca, Şeref Tekben tarafından 1960 yapılan araştırma bugün de geçer-
liğini korumaktadır. Çünkü, aradan geçen 19 yıllık bir zaman dilimi içerisin-
de köy okullarındaki nicelik artışına karşılık, nitelik yönünden fazla bir geliş-
me olmadığı bilinmektedir.
80
Yaş yönünden öğrenim durumunda belirgin özellik ise, "yaşlılar"
kümesinin okuma-yazma bilmeyenleri oluşturmasıdır. Doğal olarak,
orta öğrenimli olanların hemen hemen tümü, "gençler" yaş kümesi-
nin özellikle 15-19 yaş diliminde toplanmaktadır.
Deneklerin öğrenim durumu konusunda değinmek istediğimiz bir
diğer husus, köyler arasındaki dağılımda belirgin farkların bulunma-
dığıdır. Ancak, Fethiye köyünde gerek toplam köy nüfusunun diğer iki
köye göre daha çok olması, gerekse köyün bağlı bulunduğu Kazan
bucağında yatılı okulun olması nedeni ile orta öğrenimde bulunanla-
rın sayısı bu köyde daha çoktur.
D. MESLEK ve GELİRE GÖRE DENEKLERİ N DAĞI LI MI
Deneklerin ekonomik durumlarını belirleyici özellikler olarak ge-
çimlerini ne ile sağladıkları hususundaki veriler, deneklerin meslekle-
ri ile ekilebilen kaç dönümlük toprağı bulunduğu konusundaki iki soru
ile ortaya konmaya çalışılmıştır.
Genel olarak kırsal kesimde iş-güç alanları ve buna bağlı olarak
da geçim kaynakları fazla farklılaşmamıştır. Köylerin ova köyleri ol-
ması nedeni ile, deneklerin meslekleri çiftçi ve hayvancıdır. Geçimle-
rini tarım ve hayvancılıkla sağlayanların oranı % 50 dolayındadır.
Yalnızca tarımla uğraşanların oranı % 30'dur. Deneklerin % 10 gibi
oldukça az bir kısmı, çiftçilik yanında bir kısım gelirlerini bakkal, ber-
ber, şoför gibi "esnaf-zanaatçı" adı altında topladığımız meslek küme-
sinden sağlamaktadır (Çizelge 1.4).
Mesleklerin kadm-erkek yönünden dağılımı ise oldukça ilginç bir
durum göstermiştir. Kadın denekler -% 77 gibi oldukça yüksek bir
oranda mesleklerini "ev kadını" olarak belirtirken, % 15'i "çiftçi",
"çiftçi-hayvancı", % 6'sı "tarım işçisi" olarak belirtmiştir. Ancak, kır-
sal yerleşme ile eş anlamlı olan tarımsal çalışmalar kadının geniş öl-
çüde katıldığı bir üretim alanı olmaktadır (Tütengil, 1977; 48). Bun-
dan ötürü kadınları, ayrı bir meslek olarak üretken olmayan "ev ka-
dını" yerine, kırsal kesimde gerçeği daha iyi yansıttığına inandığımız
"çiftçi" ya da "çiftçi-hayvancı" kümesinde toplamak yanlış olmaya-
caktır.
81
Çizelge i 1.4
Deneklerin Mesleklere Göre Dağılımı
Kadın Erkek Toplam
Meslekler Sayı % Sayı % Sayı %
Çiftçi 8 7 63 51.5 71 29.5
Çiftçi-hayvancı 10 8 35 28.5 45 19
İşçi (tanm-mevsimlik) 7 6 7 5.5 14 6
Esnaf-Zanaatçı 1 1 11 9 12 5
Ev kadını 90 77 — — 90 37.5
Öğrenci 1 1 3 2.5 4 1.5
Başka Toplam 117 100 123 100 240 100
Kırsal kesimde mesleğin çiftçilik olması, büyük ölçüde, toprak sa-
hibi olma ile bağlantılıdır. Bir başka deyişle, toprağı olmayanların
çiftçilik ile değil, olsa olsa maraba ya da kiracı, ortakçı gibi başkaları-
nın toprağında çeşitli düzenlemelere göre çalışarak geçimini sağlama-
ları söz konusudur. Oysa deneklerin meslek dağılımında, bu tür mes-
leklerin yok sayılacak kadar az olduğu görülmüştür.
Toprak dağılımı yönünden ele alındığında, Anadolu'nun daha çok
doğu, güney ve güney-doğu yörelerinde görülen toprak ağaları yoktur.
Genellikle deneklerin sahip oldukları, ekip-biçtikleri toprak 100-400
dönüm arasında yoğunlaşmaktadır (Çizelge: 1.5). Toprak ağası nite-
liğinde kişilerin bulunmamasının doğal sonucu olarak, köylerde topra-
ğı olmayan aile oranı % 13 gibi oldukça düşük bir orandadır.* Bunu,
200-400 dönüm toprağı olanlar (% 17.5) ile toprağı 50-100 dönüm olan-
lar (% 17) izlemektedir. Köyler arasında önemli fark, Büğdüz köyünde
görülmektedir. Toprağı 200 dönümden fazla olan deneklerin oranı Büğ-
düz köyünde % 33.5 iken, bu oran Fethiye köyünde % 14.5, Mülk kö-
yünde % 16.5'dir.
Bir ailenin geçinmesi için en az 50 dönüm toprak gerektiği görü-
şü benimsenirse, deneklerin toprak büyüklüğünün bu düzeyi büyük
çoğunlukla aştığı söylenebilir. Bu konuda Geray'm toprak bütünlüğüne
* Görgül araştırmaların, özellikle ülkemiz koşullarında, en zor yanıtlanan soru-
larından birisi de deneğin geliri ile ilgili sorulardır. Deneğin bu yönden güven
duyması için, toprak kümelendirmesi oldukça geniş tutulmuştur. Alınan ya-
nıtlarda gözlemlediğimiz husus, deneğin toprağının girdiği kümenin tabanın-
dan çok tavanına yakın olduğudur. Ancak, yine de % 10 dolayında, özel-
likle kadın denek bu soruyu yanıtlamamıştır.
82
göre yapmış olduğu kümelendirme "orta-köylüler" kümesi, denekleri-
mizin kolaylıkla yer alabileceği kümeyi oluşturmaktadır denebilir.*
Çizelge ! 1.5
KöyleVe Göre Deneklerin Toprak Durumu
Topraksız 50-100 D. 100-200 D. 200-400 D. 400-1000 D.
Sayı % Sayı % Sayı % Sayı % Sayı %
Fethiye 14 45 16 39 34 51.5 13 31 6 37.5
Mülk 3 10 12 29 18 27 8 19 2 12.5
Büğdüz 14 45 13 32 14 21.5 21 50 8 50
Genel Toplam 31 100 41 100 66 100 42 100 16 100
Yüzdesi % 13 % 17 % 25.5 % 17.5 % 7
E. DENEKLERİ N YAZI LI Kİ TLE İ LETİ Şİ M ARAÇLARI NA
İ LGİ LERİ
Kitle iletişim araçlarından olan yazılı basma deneklerin ilgileri;
okuyup okumadıkları, neleri okudukları hususları her ne kadar, denek-
lerin cinsiyet, yaş, öğrenim, meslek ve gelir gibi toplumsal ve ekono-
mik özelliklerine girmiyorsa da, bir sonraki bölümde üzerinde ayrıntılı
biçimde duracağımız deneklerin elektronik kitle iletişim araçlarına
olan tutum ve davranışları ile ilgili bulgulardan önce ele alınması ge-
reken bir özelliktir.
Okuma bilme koşulunu gerektiren yazılı basın —gazete, dergi, ki-
tap, v.b. gibi— kırsal kesimde kente göre daha az tüketilmektedir. Bu
durumun öncelikle okur-yazarlığm işlevsel olmamasından ötürü oku-
ma alışkanlığının kazanılmamış olması, sürekli elde etmenin zor-
luğu yanında bireyin çalışma koşullarının onu, toplumdan çok doğa-
ya çevirmesi gibi nedenlerden kaynaklandığını söyleyebiliriz.
Yazılı basın içinde kırsal kesimde en çok tüketilen günlük gazete-
lerdir. Deneklerin % 38'i hiç gazete okumadıklarını bildirmişlerdir. Bu
* Geray, çeşitli kaynaklardan yararlanarak yaptığı sınıflandırmasında, Tür-
kiye'deki köylüleri, tarım işçileri, yoksul köylüler, küçük köylüler, orta
köylüler, büyük toprak sahipleri olarak 5 kümede toplamakta ve orta
köylüleri şöyle tanımlamaktadır: "...Ailesine yetebilecek ölçüde (100 ile 500
dönüm arasında) toprağa, yeterince tarım araçlarına sahip bulunan, zaman
zaman ücretli işçi kullanan, bazan sermayeye dönüşebilecek küçük bir ürün
artığı yaratabilen köylüler orta tabakayı oluşturmaktadır..." (Geray, 1974; 48-53).
83
oran, kadınlarda % 43'e yükselmektedir. En çok okunan günlük gaze-
teler içinde magazin türü konulara yer veren Hürriyet ve Günaydın
(% 25), Tercüman gazetesi (% 19) ile Milliyet (% 9) ve Cumhuriyet
{% 6) gazeteleri izlemektedir (Çizelge: 1.6).
Çizelge : 1.8
Cinsiyete Göre Deneklerin Gazete Okuma Durumları*
Kadın Erkek Toplam
Sayı % Sayı % Sayı %
Okumayan 54 46 37 30 91 38
Hürriyet-Günaydın 30 25.5 30 24.5 60 25
Tercüman 14 12 22 26 46 19
Milliyet 4 3.5 18 14.5 22 9
Cumhuriyet 5 4.5 9 7.5 14 6
Hergün 4 3.5 4 3.5 8 3.5
Diğerleri** 10 8.5 21 17 31 13
Köylere düzenli ve sürekli gazete dağıtımının, ülke koşulları dik-
kate alındığında, bugün için olanaksız olması, gazetelerin kente gidip
gelenlerce köye getirilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Bu ise köy-
lerde şoförlük yapan, ya da işi gereği kente sık sık gidip gelen erkek
denekler aracılığı ile olmaktadır. Bu bakımdan, gazete okuyanların
önemli bir kısmı, köye başkasının getirdiği gazeteyi okumak zorunda
kalmaktadır. Ancak belirli siyasal eğilimi olan kimselerin, seçme ola-
nağı bulduğunda, eğilimine uygun düşen gazeteyi okuyacağı, okuma
becerisi ya da alışkanlığı yoksa, toplu okumada, dinlemeyi yeğleyeceği
açıktır. Kadın deneklerin ise, seçici bir gazete okuyuculuğu yerine eve
gelen ile yetindiği, ne bulursa onu okuduğu açıktır. Bu arada kadın-
ların bol resimli, magazin türü olaylara yer veren Hürriyet-Günaydm
gibi gazetelere ilgi gösterdikleri de saptanmıştır.
Deneklerin gazete okumaya gösterdikleri ilgi genel olarak kırsal
kesimdeki ilgi ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek olarak görülmek-
tedir.***
* Yanıtlar iki şıklı olduğundan toplam sayı 100 ü aşmaktadır.
** Çizelgede oldukça yüksek oranda görülen "diğerleri" adı altındaki gazeteler
Son Havadis, Milli Gazete gibi gazetelerden oluşmaktadır.
*** j çı r s a ı alanlarda farklı zamanlarda yapılan araştırmalarda, gazete okuma ile
ilgili bulgular için şu çalışmalara bakılabilir: Geray (1974) Ozankaya (1971),
DPT (1968), Frey (1966).
84
Bu bölümde, sormaca çalışmasına katılan deneklerin toplumsal ve
ekonomik özellikleri verilmektedir. Köylerle ilgili olarak verdiğimiz
özelliklerin bireylerdeki göstergesi olan bu özellikler, sormaca uygula-
nan bireylerin tutum ve davranışlarının belirli niteliklerde yansıdığı-
nı göstermesi bakımından önemlidir. Bağımsız değişken olarak sapta-
dığımız bu özellikler; cinsiyet, yaş, öğrenim, meslek ve gelir ile kitle
iletişim araçlarına açıklık gibi özellikleridir.
Görgül araştırmamıza katılan deneklerin köyler arasındaki dağı-
lımı, köylerin nüfus yoğunluğuna bağlı olarak, Mülk köyünde % 25,
Fethiye köyünde % 40, Büğdüz köyünde % 35 oranındadır. Yaş yönün-
den ise, 15 yaş yukarısı tüm yetişkinlere anket uygulandığından, de-
neklerin farklı yaş kümelerine dağıldığı görülmektedir. Gençler % 48,
orta yaşlılar % 33.5, yaşlılar % 18.5 oranında sormacada yer almışlardır.
Öğrenim durumuna göre deneklerin dağılımı, ilkokul öğrenim dü-
zeyinde olanlarda yoğunlaşmaktadır. Deneklerin yarısı, ilkokul çıkışlı-
dır. Deneklerin % 15'i ilkokulda okumuş, % 14'ü ilkokul sonrası öğre-
nim görmüştür. Deneklerin % 17'si, okur-yazar değildir. Bu durumun,
genel olarak köylerdeki okuma-yazma bilme oranmnı üzerinde oldu-
ğunu belirtmek gerekir. Genel olarak okuma-yazma bilmeyenler yaşlı-
lardan oluşmaktadır. Kadınlardaki öğrenim düzeyi, erkeklere göre dü-
şüktür.
Deneklerin meslek ve gelir dağılımı, köylerin ana uğraşı alanları-
nın tarım ve hayvancılıkta yoğunlaşmasından ötürü, çiftçilik ve hay-
vancılıkta toplanmaktadır. Deneklerin (erkeklerde) yarısından fazlası
(% 51.5) yalnız çiftçilikle, % 28.5'i hem çiftçilikle, hem hayvancılıkla
geçimlerini sağlamaktadır. Geri kalan kesim, toprağının az ya da ye-
tersiz olması sonucu işçi, tarım işçisi ve esnaf-zanaatçıdır. Kadınların
meslekleri "ev kadını" olarak belirtilmiştir. Ancak, doğrudan ev so-
rumluluğunu üzerine alan kadınlar, çiftçilik ya da hayvancılıkla ge-
çindiğini belirtmişlerdir. Gerçekte, tüm köy kadınlarının niteliksiz
çi olarak, aile işletmeleri olan tarlada ya da diğer işlerde çalıştıkları
bilüımektedir.
Deneklerin mesleklerinin çiftçilikle ilgili olması, doğal olarak, eki-
lebilecek topraklarının bulunup bulunmaması ile bağıntılıdır. Denek-
85
lerin büyük bir kesiminin (% 43), 100-400 dönüm arasında değişen
ekilebilir toprağı vardır. Köylerde toprak ağası niteliğinde kişilerin
olmamasından ötürü, çok büyük toprağı olan yoktur. Topraksız köy-
lüler ise, tüm deneklerin % 13'ünü oluşturmaktadır.
Deneklerin kitle iletişim araçları ile olan ilişkileri, konumuz yö-
nünden önemlidir. Elektronik kitle iletişim araçlarma olan açıklık, bir
sonraki bölümde inceleneceğinden, burada yazılı kitle iletişim araçla-
rına olan açıklık üzerinde durulmuştur. Deneklerin ortalama olarak
% 38'i herhangi bir gazete ya da dergi okumadıklarını söylemişlerdir.
Bu oran, kadınlarda % 46'dır. Ancak, bireyin özelliklerinde de değüı-
diğimiz üzere, bu okuma düzenli değildir. Okunan gazetelerin türleri
yönünden dağılımında, "renkli basın" olarak adlandırılan, bol resimli
gazeteler başta gelmektedir.
66
D Ö R D Ü N C Ü B Ö L Ü M
RADYO VE TELEVİ ZYONU KULLANMA VE YARARLANMA
Çalışmamızın bu ve bundan sonraki bölümlerinde görgül araştır-
mamızın kırsal kesimdeki bireyin toplumsallaşma sürecinde radyo ve
televizyonun etkisini gösteren bulgularına yer verilecektir. Ancak, de-
neklerin toplumsallaşma süreçlerinde etkili olduğunu varsayımladığı-
mız bu iki etmenin ülkedeki durumu ile deneklerin bunları kullanma
ve bunlardan yararlanması ile ilgili bulgulara da gereksinim vardır.
A. RADYO ve TELEVİ ZYON YAYI NLARI İ LE İ LGİ Lİ GENEL
Bİ LGİ
a. Radyo Yayınlan
Radyo yayınlarının ülkemizdeki geçmişi 50 yılı aşmıştır. Ülkenin
tümü bir ya da iki, kimi kısımları üç yaym kanalını izleyebilmektedir.
1974 yılından beri ulusal nitelikteki bu yayınlar TRT I, TRT I I ve TRT
I I I adı ile yayım yapmakta, bunun yanında yerel radyo istasyonlarının
yayınları da sürdürülmektedir. Radyo yayınlarının son 5 yıllık uygu-
lamasında TRT I kanalı için kesintisiz, diğerleri için ise günde 17-18
saat arasmda yayım yapılmaktadır (Aziz, 1981, 8. Bölüm).
Radyo yayınlan kamu hizmeti gördüklerinden toplumun tümüne
seslenmek durumundadır. Bu bakımdan yayınlarının içeriği, farklı
cins, yaş, eğitim, meslek özelliklerine göre ayrılan izleyicinin gereksi-
nimlerini karşılayacak, istek ve beğenisine yanıt verecek biçimde dü-
zenlenmiştir. Radyo izlenceleri, genel olarak haber, eğitim, kültür, eğ-
lence ve tanıtı işlevlerini yerine getirecek biçimdedir. TRT'nin yıllik
yaym planlamaları ile yaym türleri saptanmaktadır. TRT I ve TRT I I
kanallarında, genel olarak söz ve müzik ikili ayırımında ağırlık müzik
yayınlarındadır. TRT I ve TRT II'nin, izleyicinin farklı toplumsal özel-
liklerine göre düzenlenen yaym oranlan şöyledir :
87
TRT I TRT II
% %
1979 1982 1979 1982
Haber 15 16 15 15
Eğitim-Kültür Yayınları 30 28 28 24
Müzik 48 50 56 60
Eğlence 6 5
Kaynak: "TRT, 1979 Yılı Genel Yayıın Planı" sh. 38-39. TRT, 1982 Genel Yayın Pla-
nı, sh. 16.
Yayınların içeriği incelendiğinde kadınlara, çocuklara ve kırsal ke-
sime yönelik yayınlara, diğerlerine göre daha çok önem verildiği gö-
rülmektedir. Ancak, bu önemin gerçek gereksinimi karşılayıp karşıla-
madığı konusunun tartışılması gerekir.
Konumuz olması yönünden özellikle kırsal kesime yönelik yayın-
lar üzerinde durmak istiyoruz. Kırsal kesim yayınlarında uzun süreli
bir kararlılık görülmektedir. Özellikle "günaydın" adı ile sabahları ya-
yımlanan kuşak programının geçmişi, TRT'nin kuruluşuna değin uzan-
maktadır. Köy yayınları içinde uzun süredir yayımlanan bir diğer iz-
lence ise, yazın "tarla dönüşü", kışın ise "ocakbaşı" olarak değişen
izlencedir. TRT I'de yer alan bir diğer izlence "köy dağarcığı" adı ile
akşam saatlerinde hafta günleri yayımlanmaktadır. Yayınların içeriği,
kırsal kesim sorunlarından, kırsal kesimle ilgili yeniliklerden, özellikle
üretim ile ilgili teknolojik gelişmelerden oluşmaktadır.
b. T elevizyon yayınlan
Bilindiği üzere, 1968 yılında kurulan TRT televizyonunun, radyo
gibi uzun bir geçmişi yoktur. Bu nedenledir ki televizyon yayınlarının
henüz tüm olarak, ülke çapında yayınları da söz konusu değildir. Bu-
gün için, ülkenin yarısının yayın alanı içinde olduğu söylenebilir. Ya-
yın süreleri yönünden de radyo yayınlarına göre, kesintisiz ya da uzun
süreli bir yayın yerine, yalnızca akşam saatlerini kapsayan 4-5 saatlik
bir yayın süresi vardır. Dolayısıyla, izleyicinin televizyon yayınlarını
yalnızca akşam saatlerinde izleme olanağı bulunmaktadır.
Televizyon yayınlarının tek bir kanal üzerinden yapılması radyo
yayınlarına göre, bir başka sınırlılığını ortaya koymaktadır. Toplumu
oluşturan herkese, bu tek ve süre yönünden sınırlı kanaldan seslen-
mek zorunluluğu vardır. Doğal olarak bu sınırlılıklar içerisinde izleyi-
ci kitlenin tümünün tüm gereksinimlerinin bu yayınlarla karşılanma-
sı söz konusu değildir.
88
Televizyon yayın türleri, görüntüsel özelliğinden ötürü radyoya
göre farklılık göstermektedir. Bu özellik, belirgin olarak film türü
(sinema filimleri, dizi filimler, kısa filimler, belgesel filimler) yayınlarda
ağırlık kazanmaktadır. Bunun yanında, genel olarak tüm izleyicilere
seslenen haber, müzik, eğlence, eğitim ve kültür izlenceleri de yayınlar
arasında yer almaktadır. Belirli izleyici kitlesine seslenen yayınlar ola-
rak köy ve çocuk izlenceleri, sürekli olarak, televizyonun yayma başla-
masından bu yana sürdürülen yayın türleridir. Kadına, gençliğe, işçiye
ve diğer belirgin mesleklere göre yapılan yayınlarda ise süreklilik gö-
rülmemektedir. Televizyonun yıllık yayın içinde türlere göre oranları
şöyledir: Haberler % 15, Müzik % 9, Eğlence % 4, Çocuk % 12, Kadın
% 0.5, Köy % 2.5, Genel kültür ve eğitim % 12, Güncel konular % 12,
Sinema, tiyatro ve diğer filmler % 23, Spor % 8, Reklamlar % 5 (TRT
program dergileri; 1979 Mayıs-Haziran) .*
Televizyon yayınları arasında kırsal kesime yönelik izlenceler, te-
levizyonun ilk yayın yılından beri yayınlar arasında yer almaktadır.
"İ mece", "Dağarcık", "Köyden köye", "Köy odası", "Köy kahvesi" adı
ile yer alan bu izlencelerde, görüntüsel anlatımdan da yararlanarak,
köy ile ilgili üretim sorunları, sağlık sorunları, toplumsal sorunlar ele
alınmakta; bunlar ya oyunlaştırılarak anlatılmakta, ya da köyün için-
den, dışından uzman kişilerin görüşleri alınarak çözüm yolları gösteril-
meye çalışılmaktadır. Ancak verilen konular çoğunlukla ön araştırma-
ya, planlı işbirliğine dayanmadığından yapımcıların el yordamı ile ya
da kırsal kesimle —bireysel olarak— kurulan ilişkiler sonucu yayın-
larda yer almaktadır. Aynı durum radyo yayınları için de söz konusu-
dur. Projeli çalışma başka alanlarda olmadığı gibi, kırsal kesime yöne-
lik yayınlarda da şimdiye değin yapılmamıştır.**
Kısaca vermeye çalıştığımız radyo ve televizyon ile ilgili yayın-
ların nicelik ve nitelik durumu, görüldüğü üzere, radyo için daha olum-
ludur. Radyo yaymlarmm uzun bir geçmişi olması, toplumca benim-
senmesine ve özellikle "haber" kaynağı olarak izlenmesine neden ol-
maktadır.
* Televizyon yayınlarında başlangıçtan bu yana yer alan yayın orantıları ile il-
gili olarak bknz. Aziz, 1981, sh. 121-132, Geray, 1978.
** TRT radyo ve televizyonlarında, bildiğimiz kadarı ile, kırsal kesime yönelik
projeli yayın yapılmamıştır. Televizyonun ilk yılında, 6 Ankara köyünde izle-
me merkezleri kurularak projeli, kırsal kesime dönük yayınlar yapılmış, an-
cak, deneme niteliğindeki bu yayınlar, çeşitli nedenlerle sürdürülememiş, so-
nuçlandırılmamıştır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bknz. Baytok, 1969.
89
B. RADYO ve TELEVİ ZYONA AÇI KLI K
Radyo ve televizyonun bireyin toplumsallaşmasına etkisini araştı-
rırken, öncelikle bireyin bu kanallara ne denli ve nasıl açık olduğu
hususlarının belirlenmesi gerekir. Bu bakımdan, görgül araştırmamı-
zın toplumsallaşma ile ilgili varsayımlarımızı deneyen bulgularına geç-
meden önce, birey ile radyo-televizyon arasındaki ilişkiyi gözden ge-
çirme zorunluluğu vardır.
Genel olarak bakıldığında kitle iletişim araçlarına açık olma ile
bireyin ya da bireylerden oluşan toplumun, toplumsal ekonomik özel-
likleri arasında bir ilişki görülür. Bu ilişki, araçlara açık olma yanın-
da, içerikle ilgili olan "neye" açık olduğu hususlarında da önemlidir.
Bireyin cinsiyeti, yaşı, eğitim düzeyi, meslek ve gelir düzeyi ile yerle-
şim yerinin konumu da önemli etkenlerdir. Kentsel yerleşimlerde ya-
pılan pek çok izleyici araştırmaları genellikle çocukların, gençlerin,
yaşlıların, kadınların, düşük eğitim ve gelir düzeyinde bulunanların
radyo ve özellikle televizyon yayınlarına daha çok açık olduğunu or-
taya koymuştur. Özellikle, bu tür araştırmaların yoğun olarak yapıl-
dığı A.B.D.'de televizyon izleyenlerin daha çok "mavi yakalılar" deni-
len işçi kesimi ile kadınların olduğu saptanmıştır (Steiner, 1963).
Toplumlar arasındaki toplumsal ve ekonomik farklılıklar bireyle-
rin genel olarak tutum ve davranışlarını etkileyeceği gibi, özel olarak
kitle iletişim araçlarına; radyo ve televizyona olan tutum ve davra-
nışlarını da etkileyecektir. Söz gelimi, televizyon izlemenin, alıcıya sa-
hip olma koşulu, alıcı ederlerinin ise oldukça yüksek olması, televiz-
yonun düşük toplumsal ve ekonomik düzeyde olanlarca izlenememesi
sonucunu doğurmaktadır.
a. İzleme Durumu
Üç köyde yapılan sormaca bulgularına göre, deneklerin büyük ço-
ğunluğu radyo (% 90) ve televizyonu (% 86) izlemektedirler (Çizelge:
2.1). Radyoya açık olma, göreceli de olsa, televizyon ile karşılaştırıldı-
ğında daha fazladır. Aradaki farkın nedenini, radyonun 25-30 yıllık
geçmişine karşılık televizyonun araştırma yaptığımız köylerde henüz
5-6 yıllık bir geçmişi olması ve radyonun gece-gündüz sürekli yayın
yapması ile açıklayabiliriz. Ayrıca, geleneksel iletişim kalıplarına sıkı
sıkıya bağlı olması gereken bir toplumda radyo ve televizyona göste-
rilen ilgiyi çok yüksek olarak nitelemek gerekir.
90
Çizelge : 2.1
Cinsiyete Göre Radyo ve T elevizyonu İ zleme Durumu
Radyo T elevizyon
K adın E rkek T oplam K adın E rkek T oplam
izleyen Sayı 102 116 218 100 106 206
% 87 94.5 90.5 85.5 86 86
İzlemeyen Sayı 15 7 22 17 17 34
% 13 5.5 9.5 14.5 14 14
Toplam Sayı 117 123 240 117 123 240
% 100 100 100 100 . 100 100
Kadm-erkek arasında radyo ve televizyona açık olma yönünden
önemli farklılık, radyo yayınlarına açıklıkta görülmektedir. Radyoya
açık olan erkekler kadınlara göre % 7 daha fazladır. Televizyonda ise
bu tür bir farkın görülmemesinin nedeni, kadınların görsel unsuru
ağır basan bir filim gibi kadınların duygusal yönlerine seslenen yaym
türlerinin yer alması ile açıklanabilir. Daha açık söyleyişle, kadınların
radyo yayınlarına olan ilgileri, televizyondan ötürü azalmıştır. Özel-
likle, gündüz radyo yayınlarını izleme olanağı bulamayan, tarlada, bah-
çede çalışan kadın, ilgisini akşamları yayın yapan televizyona çevir-
miştir. Burada değinilmesi gereken önemli bir diğer husus, erkeklerin
radyoyu daha çok "haber" kaynağı olarak görmeleri ve bu alışkanlık-
larını televizyona karşın sürdürmeleridir.
Deneklerin yaş özelliği, radyo ve televizyon izlemede önemli fark-
lar göstermektedir. Yaşlı kadınların radyo ve televizyon izlemeye genel
olarak ilgi göstermedikleri, buna karşılık gençlerin ve orta yaşlıların
radyo ve televizyonu sürekli izledikleri ortaya çıkmaktadır. Öğrenim
yönünden durum ise, çok belirgin fark göstermemesine karşın, özel-
likle radyo izlemeyenlerin % 32 gibi bir oranının okur-yazar olmadığı
hususuna değinmek gerekir. Ancak burada okur-yazar olmamanın
yaşlılıkla bağıntısı anımsanırsa, bu farkın yaşlı ve öğrenimsiz kimse-
lerin radyo ve televizyona açık olmayışları biçiminde değerlendirilme-
si gerekir. Gelir ölçütüne göre radyo ve televizyona açık olma arasın-
daki önemli ilişki ise, geliri düşük olan ya da topraksız deneklerin, tele-
vizyon izlemeye tüm olarak açık olmadıkları biçimindedir. Bunun da
nedeni, televizyon alıcılarının pahalı oluşu, geliri düşük olanların te-
levizyon alıcısına sahip olmaya akçal güçlerinin yetmeyişi ile açıkla-
nabilir.
91
b. İzleme Sıklığı
Radyo-televizyona açık olmanın anlamlı olması kuşkusuz bu araç-
ların ne kadar sıklıkla kullanıldığı ile yakından ilgilidir. Haftada bir ya
da daha seyrek olarak izlenen yayınlardan etkilenmenin ve doyum
beklemenin fazla yararlı olmayacağı açıktır. Bu yönden, deneklerin
radyo ve televizyonu ne kadar sıklıkla izledikleri ile ilgili bulgularımı-
za değinmek gerekir.
Genel olarak deneklerin yarıdan çoğu gerek radyo yayınlarını, ge-
rekse televizyon yayınlarını sürekli izlemektedirler (Çizelge: 2.2). Bu
izleme televizyon yayınlarında az da olsa fazlalık göstermektedir. Ka-
dm-erkek yönünden farklılık, kadınların gerek radyo, gerekse televiz-
yon yayınlarını erkeklere göre daha sık izledikleri biçimindedir. Yaş
yönünden önemli olan husus ise, daha çok gençlerin radyonun ve te-
levizyonun sürekli izleyicisi olmaları biçiminde kendini göstermekte-
dir. Öğrenim ve gelir yönünden önemli farklılık, izleme-izlememe ne-
denlerinde değindiğimiz üzere, öğrenimsiz ve düşük gelirli olanlann,
özellikle televizyon yayınlarını çok seyrek olarak izlemelerinde ortaya
çıkmaktadır. Öğrenim düzeyinde, ilkokulda okumuş ya da ilkokul çı-
kışlı olma ile orta öğrenimli olma arasında, izleme sıklığı yönünden
anlamlı bir bağlılık görülmemektedir.
Çizelge i 2.2
Cinsiyete Göre Radyo - Televizyon İsleme Sıklığı
Radyo Televizyon
Sıklık Kadın Erkek Ortalama Kadın Erkek Ortalama
% % - % % % %
Her gece 65 53.5 58 65 58.5 61.5
5-6 gece 4 5 4.5 4 14 9
3-4 gece 8 6.5 7.5 12 15 13.5
1- 2 gece — 1 0.5 9 3 6
Daha seyrek 4 11.5 8.5 10 9.5 10
Boş kaldıkça 19 22.5 21 — — —
Toplam 100 100 100 100 ICO 100
Radyo ve televizyon yayınlarında açıklığı belirleyen bir başka gös-
terge, bir günlük yayının sürekli olarak, başından sonuna kadar izle-
nip izlenmediği hususudur. Kuşkusuz, bu göstergede yayınların süre-
si, yayınların içeriği ile, bireyin izleme için ayıracağı süre önemli et-
menlerdir. Bu bakımdan, kesintisiz yayın yapan radyo ile, yalnız ak-
92
şanı ve geceleri yayın yapan televizyon izlemede de belirgin farklar
olacaktır.
Deneklerin yarıya yakın kısmı radyo yayınlarını gündüzleri ve
sabahları izlemektedirler. Akşamları izleyenler, deneklerin 1/ 4'ünü
oluşturmakta geri kalan denekler ise, radyo yayınlarını ya yalnızca
"haber yayınları" sırasında ya da "zaman buldukça" izlemektedirler.
(Çizelge : 2.3a). Radyo yayınlarını izleme zamanı, cinsiyete göre önem-
li farklılık göstermektedir. Kadınların % 70'den fazlası gündüz yayın-
larını izlerken, erkeklerin ancak % 26'sı radyonun gündüz yayınlarını
izlemekte, daha doğrusu izleyebilmektedirler. Deneklerin radyo yayın-
larını izleme zamanı yönünden bir diğer önemli fark da, erkek denek-
lerin 1/ 4'ünün radyoyu yalnızca "haber saatlerinde" izlemeleridir. Da-
ha sonra değineceğimiz bu durumun, özellikle kırsal kesim erkekleri-
nin radyoyu uzun yıllardan beri yansız, doğru bir haber kaynağı ola-
rak gördüklerini vurgulaması yönünden önemlidir. Birey, toplumdaki
yüzyüze iletişimin eksikliklerini gidermek, topluluk dışı olayları, ge-
lişimleri öğrenmek, anlamak için kitle iletişim araçlarına ve özellikle
de radyo yayınlarına yönelmiştir.
Çizelge: 2.3a
Cinsiyete Göre Radyo Yayınlarını İ zleme Zamanı
İzleme Zamanı Kadın Erkek Ortalama
% % %
Sabahlan 29.5 17.5 23
Gündüzleri 43 8.5 25
Akşamlan 15 31 23.5
Haber Saatlerinde 5 25 15.5
Zaman buldukça 7.5 18 13
Toplam 100 100 100
Kadınların radyo yayınlarını akşamları daha az izlemelerinin ne-
deni, televizyon yayınlarının akşamları başlaması ile açıklayabiliriz.
Görüntülü yayınların, özellikle eğlence türü dramatik yapımların yer
aldığı televizyon yayınlarının, radyo yayınlarına ilgiyi azaltacağı açık-
tır. Bu durumu kanıtlayan bulgularımıza göre, televizyon yayınları-
nın izlenmeye başlanmasi ile radyo izlemede % 55 oranmda bir azal-
ma olduğu ve bu azalmanın erkeklerde % 78'e ulaştığı görülmektedir.
Erkeklerin çoğunun radyonun akşam yayınlarını izledikleri düşünü-
lürse, televizyon izlemenin bu saatleri alması doğaldır.
93
Deneklerin yaş yönünden önemli özelliği, gençlerin daha çok gün-
düz yayınlarını izlemelerine karşılık orta yaşlılar ile yaşlıların akşam-
ları ya da zamanları oldukça yayınları izlemeleridir. Bu durumu, köy-
deki çalışan nüfusun çoğunlukla gündüzleri işinde olmasından ötürü,
radyo yayınlarına ayıracak zamanının bulunmaması ile açıklayabili-
riz.
Deneklerin televizyon yayınlarına ayırdıkları zamanlan, radyoya
göre farklılık göstermektedir. 1974'den beri televizyon yayınlarının
haftanın her gecesi ve genellikle 19-23 arası yapılması, izleme süresini
de doğal olarak bu saatlerle sınırlandırmıştır.* Radyo yayınlarına göre
oldukça dar olan bu zaman kesiti içinde deneklerin yayınları başından
sonuna kadar izleyip izlemedikleri de önemlidir.
Yayınların görüntülü olması, izleme için bireyin sürekli oturup
izlemesini gerektirdiğinden 4-5 saatlik yayın süresince, deneklerin ne
kadar zamanı televizyon yayınlarını izlemeye ayırdığı hususu araştı-
rılmıştır.
Çizelge : 2.3b'de görüldüğü üzere, yayınları başından sonuna ka-
dar izleyenler % 31 iken, haberleri sonuna kadar izleyenler % 8'dir.
Deneklerin, seçici izleme dediğimiz, saate bağlı kalınmaksızın belirli
yayınları seçerek izlemesi ise % 42 gibi oldukça yüksek bir orandadır.
Bulgularımız, bu tür izleme biçiminin, yüksek öğrenim ve kültür dü-
zeyi ile doğru orantılı olduğu görüşü ile çelişir görünmektedir. Çünkü
bu tür izlemede, öncelikle hangi yayınların, hangi gün ve saatlerde
yer alacağmm bilinmesi gerekir. Bunun da en etkin yolu, bu konuda
bilgi veren televizyon, radyo ve yazılı kitle iletişim araçlarıdır. Oysa
bunlardan sonuncusunun kırsal kesimde fazla etkin olmayacağı hu-
susu daha önceki açıklamalarımızdan anımsanabilir. Kırsal kesimdeki
bireyin yayınların niteliği hakkında bilgi veren diğer yollan sürekli
izleyeceği, yayınlarla ilgili seçimini ona göre yapacağı yorumu ise ol-
dukça zayıftır. Belirli programların izlenmesindeki asıl neden, kanı-
mızca kırsal yaşantı ile ilgilidir. Belirli yayınların seçilerek izlenmesi,
sürekli açık olan televizyonun, başka toplumsal çalışması ya da katıl-
ması olmayan bireyin, ilgi duyduğu, hoşlandığı yayma bakması, buna
karşılık, kendisine seslenmeyen yayınlara bakmaması, başka işle uğ-
raşması ya da uyku saatinde ise uyuması biçiminde olmaktadır. Bu
yorumumuz, deneklerin hangi tür yayınları severek izledikleri husu-
su ile de doğrulanmaktadır. Özellikle erkeklerde % 45.5 olan belirli ya-
* TRT Televizyonu ilk yayma başladığı 1968'de haftada üç gece olan yayınlarını
giderek çoğaltmıştır. 1974'den beri her gece yayma ek olarak, yaz aylan dı-
şında pazar günleri de yayın yapılmaktadır.
94
yınların izlenmesi hususu, en çok izlenen yayınların başında haber ya-
yınlarının gelmesi ile bağdaşmaktadır. Eşdeyişle, bireyin, hergün ya
da belirli günlerde yer alan izlenceler içinde seçerek izlemesi söz ko-
nusudur. Ancak, bireyin güncel bir izlencenin şu ya da bu konusu ile
ilgili, ya da şu konulu bir dizi filmin ya da uzun sinema filimlerinden
şu ya da bu yönetmenin filmini seçerek izlemesi söz konusu değildir.
Çizelge: 2.3b
Cinsiyete Göre T elevizyon Yayınlarım İ zleme S üresi
İ zleme S üresi K adın Erkek O rtalama
% % %
Başından Sonuna 39 25 31
8.30-9'a kadar 8 8.5 8
Belirli İzlenceler 38 45.5 42.5
Rastgele 15 12.5 14
Başka — 8.5 4.5 .
T oplam 100 100 100
Yaş özelliği ile televizyon izleme zamanı arasında önemli gördü-
ğümüz ilişki ise, sayıları az olmakla birlikte, yaşlıların televizyonu, ge-
nellikle haber sonrasına ya da uykuları gelinceye kadar izlemeleridir.
Bunun da yaşlıların fiziksel yapıları, ilgi alanlarının darlığı ve öğrenim
düzeylerinin düşük ya da hiç olmaması nedeni ile yayınları algılama-
daki güçlüklerinden ileri geldiği söylenebilir.
Deneklerin radyo ve televizyona açıklıkları ile ilgili bulgularımızı,
bu konuda yapılan diğer görgül araştırmalar ile karşılaştırmak ve da-
ha belirgin sonuçlara varmak yararlı olacaktır.* Yapılan araştırma-
larda, özellikle kırsal kesimdeki bireyin radyoya açıklığı saptanmış-
tır. 196'2 Frey araştırması ile aynı örneklemde yapılan 1968 DPT araş-
tırmalarında köylerde hiç radyo izlemeyenlerin oranları % 36 olarak
saptanmıştır. Ankara'nın altı köyünde yapılan bir araştırmada ise, hiç
radyo izlemeyenlerin oranı % 15 dolayındadır (Geray, 1978; 119-121).
* Radyo ve televizyonu izleme nedenleri yanında, üzerinde durulması gereken
bir konu da, sayıları az da olsa yayınlan izlemeyen deneklerin "izlememe ne-
denleri"nin saptanmasıdır. Bulgularımıza göre, radyo ve televizyonu izleme-
me nedenlerinin başında, radyo ve televizyon alıcısının olmayışı gelmektedir.
Bu nedeni, radyo yayınları için "zamanı olmayış" (% 45.5) nedeni, televizyon
için ise "yayınların iyi olmayışı", "açık saçık olması" (% 26.5) gibi nedenler
izlemektedir (Ek, Çizelge: 1).
95
Ozankaya'nm (1971) yaptığı iki küme köydeki radyo izleme durumu,
köylere ve kadm-erkek izleyiciye göre farklıdır. Radyo izlemeyen ka-
dınların oranı % 9.5 ile % 43.5 arasında değişirken, erkeklerde bu oran
% 1.5-% 11 arasında değişmektedir (Ozankaya, 1971; 123-125). 1974
yılında, 2'si Ankara dolayında olmak üzere 4 köyde yapılan radyo araş-
tırmasında, radyo izlemeyenlerin ortalama oranı % 22'dir (Alican,
1975; 83-84).
Görüleceği üzere, radyo izlemede oranlar arasında oldukça büyük
farklar görülmektedir. Kuşkusuz bu farklılığın nedenleri yapılan araş-
tırmalar arasında örnekleme ve zaman farklarının bulunmasından ile-
ri gelmektedir. Ancak, araştırmaların yapılış yılları dikkate alınırsa
toplumsal gelişmeye, kitle iletişim araçlarının, özellikle radyo yayınla-
rının yayılmasına koşut olarak, radyo yayınlarını izleyenlerin oranla-
rında da artma görülmektedir. Radyo izlemedeki bu gelişmeye uygun
olarak, yayınların sürekli izlenmesinde de olumlu bir değişme görül-
mektedir. Örneğin, 1962 araştırmasında yayınları hergün izleyenler
% 19 iken, 1968 araştırmasında bu oran % 40'a çıkmıştır. Ozankaya'
nm bulgularına göre ise, radyoyu hergün izleyen erkeklerin oranları
dört köyde % 47-92 arasında değişmektedir.
Özetlersek, deneklerin radyo ve televizyon yayınlarına açık olma-
ları ile ilgili bulgularımıza göre, deneklerin büyük kısmı radyo ve te-
levizyon yayınlarını izlemektedirler. İzlemeyenlerin oranı radyoda % 9
iken, televizyonda bu oran % 14'dür. Köylerdeki televizyon yayınları-
nın 4-5 yıllık bir geçmişi olduğu anımsanacak olursa, televizyon izle-
menin köy toplulukları arasında oldukça hılzı benimsendiğini ve ya-
yıldığını söyleyebiliriz. Kuşkusuz, bunda akçal durumun da, köylünün
televizyon alıcısını satın alma gücünün bulunması da rol oynamakta-
dır. İzlemeyenler kümesini, daha çok köyün en yoksul, topraksız ki-
şilerin oluşturması da bu durumu kanıtlamaktadır. Radyo ve televiz-
yon yayınlarına bu açıklık yanında, bu yayınları sürekli izleme oranı-
nın da yüksek olduğu, özellikle bireyin gereksinimini karşılayan, ilgi
ve beğenisini kazanan "belirli izlenceleri" izleme eğiliminde olduğunu
söyleyebiliriz.
C. RADYO ve TELEVİ ZYONDAN YARARLANMA
Birey, tutum ve davranışlarını belirli gereksinimlerini karşılamak
amacı ile düzenler ve yöneltir. Kitle iletişim araçlarına açıklıktada, on-
ların kullanılmasından doğan doyum, kuşkusuz başta gelen bir un-
surdur. Bu açıdan bakıldığında, bireyin radyo ve televizyonu hangi
96
gereksinimi karşılamak için, hangi doyumu sağlamak üzere izlediği hu-
susları da önem kazanmaktadır. Toplumsallaşmaya etkisini araştırdı-
ğımız radyo ve televizyonun bireye olan etkisi, bireyin onu hangi amaç-
la izlediği hususu ile yakından ilgilidir. Ancak, burada genel olarak
kitlesel iletişim araçlarını, özel olarak, radyo ve televizyonun ne tür
yayınlara yer verdiği ve bu yayınlarla bireyin hangi gereksiniminin
karşılandığı konusuna değinmek gerekir.
a. Radyo ve Televizyonun izlenme Nedenleri*
Genellikle tüm radyo ve televizyon yayınlarında haber, eğitim, kül-
tür, eğlence, müzik gibi yayın türleri ile tanıtı (reklam) adı altında
toplayacağımız mal ve hizmetlerin satılmasını amaçlayan yayın tür-
lerine değişen oranlarda yer verilmektedir. Bireyin radyo ve televizyon
yayınlarına açık olmasının nedenlerini, anılan bu yayınlardan bekle-
diği doyuma dayanacağı doğaldır. Bir başka deyişle, birey bu yayınla-
rın çerçevelediği gereksinimlerini karşılamak için radyo ve televizyon
araçlarını kullanmaktadır. Bu durumu saptamak için deneklerin radyo
ve televizyon yayınlarını neden izledikleri araştırılmıştır. Gerek radyo,
gerekse televizyon yayınlarının izlenmesindeki nedenler 'haber alma',
'öğrenme', 'eğlenme' gibi belli başiı üç kümede toplanmaktadır. Ancak,
deneklerin bu nedenlerle radyo ve televizyona yönelmelerinde oransal
farklılıklar vardır (Çizelge : 2.4).
Çizelge: 2.4
Radyo ve Televizyon İzleme Nedenleri
İzleme Nedenleri Kadın Erkek Ortalama Kadın Erkek Ortalama
% % % % % %
Haber alma 17 47.5 33 8 13 11
Haber ve Öğrenme 8 20 14.5 8 21 14.5
Eğlenme 31 8.5 19.5 30 3.5 16.5
Eğlenme ve .Öğrenme 31 15 22.5 33 53 43
Pirşeyler Öğrenme 11 2 6 13 6 9.5
Haber-Eğlenme (müzik) 2 7 4.5 1 3.5 2.5
Diğer — — — 7 — 3
T oplam 100 100 100 100 100 100
* Kitle iletişim araçlarının, özellikle ülkemizde yeni bir olgu olan televizyon ya-
yınlarının kırsal kesimde izlenmesi, etkileri konusunda yapılmış, sonuçlan açık-
lanmış araştırma bildiğimiz kadarı ile yoktur. Radyo ile ilgili olarak kırsal
kesimdeki araştırmalar ise üniversitelerin seminer ve doktora çalışmaları ile
genel olarak yapılan toplumsal çalışmalar içinde yer alan radyo ile ilgili bil-
gilerden oluşmaktadır. Karşılaştırma olanağı sağlanması için başvuracağımız
97
Radyo yayınlarının dinlenmesinde "haber alma" (% 33) nedeni
ile izleme başta gelmekte, bunu "eğlenme ve öğrenme" (% '22.5), yal-
nızca "eğlenme" (% 19.5) ile "haber alma ve öğrenme" (% 14.5) ne-
denleri ile dinleme izlemektedir. Televizyonda ise, deneklerin hemen
hemen yarıya yakın kısmı "eğlenme ve öğrenme" (% 43) nedeni ile
yayınları izlemektedirler. Yalnızca "eğlenme" (%16.5), "haber alma
ve öğrenme" (% 14.5) ile yalnızca "haber alma" (% 11), yalnızca "bir
şeyler öğrenme" nedeni ile televizyon yayınlarını izleyenler diğer yarı-
yı oluşturmaktadır. Bu duruma göre, radyonun daha çok "haber" ve
"eğlenme" aracı olarak alınmasına karşılık, televizyonun "eğlence" ve
"birşeyler öğrenme" aracı olarak alındığı ve izleme nedenlerinin, da-
ha önce açıkladığımız, TRT radyo ve televizyon yayın türlerindeki
oranlarına koşut olduğu görülmektedir.
Radyo ve televizyon izleme nedenleri kadm-erkek arasında farklı-
lık göstermektedir. Kadınların, özellikle ülkemiz koşullarmda erkeğe
göre farklı biçimde toplumsallaşması; rol beklentileri, inanç ve dav-
ranışlanndaki farklılıklar, gereksinim ve ilgi alanlarının değişik olma-
sına neden olmaktadır. Kırsal kesimdeki kadında bu farklılık daha
belirgindir. Bu yönden bakıldığında, kadınların radyo ve televizyona
açık olma ya da onları kullanma, onlardan yararlanma nedenleri ge-
rek radyo, gerekse televizyon yayınlarında "eğlence" ve "öğrenme" ne-
denlerinde yoğunlaşmaktadır. Kadm deneklerin radyo ve televizyon
yayınlarını % 30-31 gibi oldukça yüksek bir oranda yalnızca "eğlen-
me" nedeni ile izlemeleri yanında, yine aynı orandaki kadın deneğin
bu yaymları hem "eğlenme" hem "öğrenme" nedeni ile izledikleri de
saptanmıştır. Bu durumda eğlenme nedeni % 60 gibi yüksek bir ora-
na yükselmektedir. Köy kadınmm kentsel yaşama göre eğlence gerek-
sinimini karşılayacağı çeşitli toplumsal gösterilerden (sinema-tiyatro-
gazino-konser vb. gibi) yoksun olması, köy kadınını bu tür yayınlar-
dan doyum sağlamaya yöneltmiştir. Kadınların, radyo ve televizyonu
yalnızca "birşeyler öğrenme" nedeni ile izlemeleri % 11-13 gibi düşük
olmasına karşılık, "eğlence ve öğrenme" nedeni ile izleme birlikte alın-
dığında, oldukça önemli bir neden olarak karşımıza çıkmaktadır. "Eğ-
lenme" nedeni ile izlemede olduğu gibi, "öğrenme" nedeni ile izlemede
de kadının öğrenme gereksinimini, içinde bulunduğu toplumsallaşma
etmenleri olan aile, yaşıtlar, okul ve çevreden karşılayamaması sonucu
olduğu söylenebilir. Ancak buradaki öğrenmenin, yayınların içeriğine
bağlı olarak kendi topluluk koşullarındaki bilgi ve beceri yetersizliğini
araştırmalar, Frey (1966), DPT (1968), Aziz (1968), Ozankaya (1971), ve Alican'
ırı (1975) görgül araştırmaları ile bu araştırmalann önemli bir kesimini kap-
sayan Geray'ın (1978) "Halk Eğitimi" adlı çalışmasıdır.
98
giderecek nitelikte olabileceği gibi, "empati" ya da "özdeşleşme" istek
ve gereksinimlerinden de doğabilir. Radyo ve özellikle televizyon yayın-
larının içeriğine bakarak kadınların gerçek gereksinimlerinden çok,
çoğunlukla kendi ulusu dışındaki toplumların olgularını yansıtan iz-
lencelerden, bu tür bir öğrenme sağladığı söylenebilir.
Erkeklerin radyo ve televizyon izleme nedenlerini, çizelgede de
açıkça görüldüğü üzere, farklı oranlardaki nedenler oluşturmaktadır.
Erkeklerin % 47.5'i radyo yayınlarını "haber alma" nedeni ile izler-
ken, aynı neden televizyonda % 13'e düşmektedir. Buna karşılık hem
"haber alma", hem "öğrenme" nedenleri birlikte % 21'dir. Erkeklerin
televizyon izleme nedenleri arasında "eğlenme ve öğrenme" nedeni ise
% 53 gibi oldukça yüksek bir oran ile başta gelmektedir. Bu duruma
göre erkekler, radyoyu bir "haber alma" kaynağı, televizyonu ise daha
çok hem "eğlenme" hem de "öğrenme" aracı olarak görmektedirler.
Kuşkusuz, kadınlar için yaptığımız yorumları erkekler için de yinele-
yebiliriz. Haber gereksinimini geleneksel iletişim kanalları ile sağlaya-
mayan erkeklerin bu olanağı sağlayan radyoya yönelmeleri, aynı bi-
çimde eğlenme ve öğrenme gereksinimini —kente daha kolay gidip
gelme olanağı olsa bile— karşılamakta sınırlılıkları olanların televiz-
yona yönelmeleri, onlardan yarar sağlamaya çalışmaları doğaldır.
b. En Çok İzlenen Yayınlar
Doğaldır ki yayınların izlenme nedeni ile izlenen yayınların türü
aynı olacaktır. Eğer birey radyo ya da televizyonu "haber alma" nede-
ni ya da amacı ile izliyorsa, en çok izlediği yayınlar da bu tür yayın-
lardır. Sormacamızda deneklere yönelttiğimiz bu tür sorularda, hem
izleme nedeni ile ilgili bulgularımızı güçlendirme, hem de daha son-
ra değineceğimiz, izlenen yayınlardan sağlanan yararların denetlen-
mesi amaçlanmıştır.
Deneklerin radyo yayınları arasmda en çok izledikleri yayınlar,
cinsiyet yönünden önemli farklılık gösterdiğinden, bu ayırımı göz
önünde bulundurarak değerlendirme yapmak gerekir. Erkek denekle-
rin % 90 gibi oldukça önemli bir kısmı haber yayınlarını izlerken, ka-
dınlarda bu durum tam tersi bir görünüşle, müzik yayınlarında yoğun-
laşmaktadır. Özellikle "gençler" kümesinde bu yönelme daha yoğun-
dur.* Deneklerin kendilerine seslenen yaym türü olarak bilinen "köy
yayınları"na ilgileri oldukça düşüktür. Erkeklerin % 32'si bu tür ya-
* Bu durumu kanıtlayan bir başka bulgu da, en çok hangi istasyonun izlendiği
hususu ile ilgili bulgudur. Kadınların büyük bir kesimi, TRT I radyosu yanın-
da, müzik yayınlarına daha çok yer veren TRT dışı "Polis" ve "Meteoroloji"
gibi radyo yayınlarını izlediklerini belirtmişlerdir.
99
ymları izlerken, kadınlarda bu oran % 29'dur. Kadınların kendilerine
seslenen, onların gereksinimlerine yanıt vermeye çalışan kadın izlen-
celerinde ise, % 70 gibi oldukça yüksek bir oranda ilgi olduğu saptan-
mıştır. Kuşkusuz, burada kadınların gündüz izleme olanağının daha
çok olması ile izlencelerin içeriğinden sağlanan doyumun etkisi büyük-
tür.
Televizyon yayınları arasında en çok izlenen yayın türleri, görün-
tü unsurunun olmasından ötürü, radyo yayınlarına göre farklılık gös-
termektedir. Özellikle televizyon yayınları arasında dramatik yapım-
ların ağırlıkta olması, ilgiyi bu yönde yoğunlaştırmaktadır (Çizelge :
2.5).
Çizelge : 2.5
T elevizyonda E n Çok îzlenen Yayınlar*
Yayın Türü Kadın Erkek Ortalama
% % %
Haber 22 63 43
Yerli Sinema 48 29 38
Dizi Filimler 55 65 60
Şarkı - Türkü 31 14 22.5
Eğlence 22 19 42
Köy Yayınları 5 17 11
Eğitsel Yayınlar 3 13 8
Spor — 24 12.5
Başka (Sanat-Çocuk-Kadm) 13 4.5 9
N<t> 206
N<K) 100
N<E) 106
* Yanıtlar birden çoktur.
Televizyon yayınları arasında "dizi filimler" (% 60) başta gel-
mekte, bunu "haber" (% 43), "yerli sinema" (% 38) "şarkı-türkü-eğlen-
ce" (% 35) türü yayınlar izlemektedir. Dramatik yapım olarak sinema
ve dizi filimlerin birlikte alınması durumunda, bu tür yaymlara gös-
terilen ilgi % 98.5 gibi bir orana çıkarak, hemen hemen her deneğin
izlediği yaym türü olmaktadır. Erkek ve kadın yönünden bu ilgide pek
önemli fark yoktur. Kırsal kesimdeki insanın bu tür gereksiniminin
kitle iletişim araçlarından, görsel nitelikli sinema ve bir dereceye ka-
dar tiyatro ile karşılanması olanağının hemen hemen hiç bulunma-
ması, bu tür gereksinimlerin bu yolla karşılanmasına neden olmakta-
dır. Ayrıca, daha önce de değindiğimiz üzere kırsal kesimdeki bireyin
100
katılacağı, eğlenceyi de kapsayan toplumsal gösterilerin, çalışmaların
—düğün törenleri dışında— bulunmaması da televizyon yayınları ile
bu gereksinimin karşılanmasına neden olmuştur.*
Cinsiyete göre, en çok izlenen yaym türleri yönünden önemli fark-
lılık, izleme nedenlerinde de değindiğimiz üzere, "haber" yayınlarına
erkeklerin daha fazla ilgi göstermeleridir. Erkeklerin % 63'ü en çok
izlediği yaym türü olarak haber yayınlarını gösterirken, bu oran ka-
dınlarda % 22'ye düşmektedir. Ancak, kadınların radyo haberlerine
gösterdikleri ilgi ile karşılaştırıldığında, yine de yüksek olduğu görü-
lür. Bunda, televizyonun sürekli açık olması yanında, haberlerin gö-
rüntülü olarak verilmesinin etkisi olduğu söylenebilir.
Yaş özelliği yönünden üzerinde duracağımız husus ise, genel ola-
rak gençlerin dramatik yapımlar ile eğlence-müzik türü yayınlara ilgi
duymalarıdır. Ayrıca genç erkek deneklerin "spor" yayınlarını ilgi ile
izlediklerini belirtmek gerekir. Orta yaşlılar ise, haber ve eğlence türü
yaym dışmda, eğitsel nitelikli yayınlara da ilgi göstermektedirler. Öğ-
renim düzeyi yönünden ise, yaym türlerine gösterilen ilgi de önemli
bir farklılık görülmemiştir.
Sonuç olarak belirtmek gerekirse, radyo ve televizyonda en çok se-
verek, beğenilerek izlenen yayınlarla, izleme nedenleri birbirlerini doğ-
rular niteliktedir.
c. Yayınlardan Yararlanma
Yayınları izleme, bireyin belirli gereksinimlerini karşılamak ama-
cına yöneliktir. Bu ise, bireyin toplumsallaşma olgusunun bir parça-
sıdır. Gerek izleme nedenleri, gerekse en çok izlenen yaym türlerinin
"haber", "eğlence" de yoğunlaşmasına bakarak, bireyin haber ve eğ-
lence gereksinimlerinin bu yollarla karşılandığı varsayımlanabilir. An-
cak, gerçekte, bireyin gereksinimlerinin ne ölçüde karşılandığı husus-
ları daha derin ve karmaşık boyutludur.**
* Dramatik yayınlardaki bu ilgi, oranlan değişmekle birlikte, kentlerde de sap-
tanmıştır. Ancak bu oranlar hem biraz daha düşüktür, hem de farklı toplum-
sal ve ekonomik düzeydeki bireyler arasında, izlememe ya da daha az izleme
gibi farklılıklar göstermektedir. Özellikle, yüksek öğrenim ve kültür ile yüksek
gelir düzeylerinde bu tür yayınlara ilgi daha azdır. Kentteki görgül araştır-
ma sonuçları için bknz. Aziz, 1975, 1981.
** Her izlenen haberin bireyin gerçek haber gereksinimine yamt verip vermediği,
haberin içeriğinin diğer kitlesel iletişim araçlanna fazla açık olmayan kırsal
kesimdeki birey için yeterli olup olmadığı; haberin veriliş biçiminin, sunuluşu-
nun, kullanılan sözcüklerin, kırsal kesimdeki bireyin algılama düzeyinde olup
olmadığı; ne kadannın nasıl algılanmakta ve bireyin bilgi düzeyini etkilemek-
te olduğu hususlan, bu yayınlardan yararlanmayı, daha doğru söyleyişle ha-
101
Araştırmamızda, izlenen yayınların, bireyin toplumsallaşma ol-
gusuna ne denli etkisi olduğunu saptamaya çalıştık. Bunun için bire-
yin, izlediği haber ve eğitsel içerikli yayınlardan yararlanıp yararlan-
madığı; toplumsallaşma yöntemi olarak aldığımız "öğrenme" yolu ile
neleri aldığı, bunları toplumsallaşma süreci içindeki bireysel yaşantı-
sında uygulayıp uygulamadığı hususlarını araştırdık. Ancak, haber
yayınlarının bireyin bilgi düzeyine geniş çapta etkisini varsaydığımız-
dan bu konudaki bulgulara daha sonra değineceğiz. Bu kesimde, TRT
radyo ve televizyon yayınları içerisinde, bireyin toplumsallaşmasına
etkisi olan, onun, değişen kırsal kesim koşullarına daha bilinçli, daha
uyumlu olmasmı sağlamayı amaçlayan "köy yaymları"nm etkisi üe
ilgili bulgulara değineceğiz.
Radyo yayınlarını izleyenlerin % 68 gibi önemli bir kısmı, köy ya-
yınlarından bir şeyler öğrendiklerini belirtmişlerdir. Televizyonda bu
oran % 64'dür. Öğrendiklerini yaşantılarına uygulayanların oranı ise
radyoda % 59.5, televizyonda % 70'dir. Gerek radyoda, gerek televiz-
yonda deneklerin yarıdan çoğu kırsal yayınları izlemekte, öğrenmekte
ve öğrendiklerini uygulamaktadırlar.
Çizelge ? 2.6a
K öy Yayınlarından Yararlanma
Yararlanma Radyo T elevizyon
Durumu K adın E rkek O rtalama K adın E 'rkek O rtalama
İzleyen % 67.5 % 68.5 % 68 % 73 % 85 % 79
İzlemeyen 32.5 31.5 32 27 15 21
T oplam 100 100 100 100 100 100
Öğrenen % 63.5 86.5 68 54 71.5 64
Öğrenmeyen 19 1 9 36.5 25 30
Anımsamayan 17.5 12.5 14.5 9.5 3.5 6
T oplam 100 100 100 100 100 100
Uygulayan % 45.5 70.5 59.5 68.5 71.5 70
Uygulamayan 50 26 36.5 27.5 24.5 25.5
Anımsamayan 4.5 3.5 4 4 4 4.5
T oplam 100 100 100 100 100 100
ber yayınlarının işlevini yerine getirip getirmediğini ortaya çıkarabilir. Aynı
durum, eğlence yayınlan için de söz konusudur. Radyo ve televizyon yaym-
lannı haber ve eğlence nedenleri dışında "bir şeyler öğrenme" amacı ile izle-
yenler içinde bireyin bu yayınlardan yararlanıp yararlanmadığı hususlannın
araştmlması gerekir. Bu da, çeşitli araştırma ölçekleri kullanılarak yapılacak
özel araştırmalann konusudur.
102
Çizelge : 2.6a'ya genel olarak bakıldığında, izlemede, köy yayın-
ları televizyonda yoğunluk gösterirken, öğrenme ve uygulamada radyo
köy yayınlarının daha ağır bastığı görülmektedir. Televizyonun öğ-
renmede ve buna bağlı olarak uygulamada daha etkili olduğu savları-
na dayanarak bu sonucun, bu savlara ters düştüğü ya da kesin olarak
doğrulanmadığı söylenebilir. Ancak bu sonucun, radyo ve televizyon
yayınları ile ilgili bölümde de açıkladığımız üzere, televizyon yayın-
larının yeni, köye yönelik yayınların radyoya göre çok sınırlı ve yayın-
ların içeriğinin farklı olmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Daha
sonra yeniliklerin benimsenmesinde ve diğer kırsal kesim yaşantısı ile
ilgili bulgularımızda da bu hususların doğrulandığı görülecektir.
Cinsiyet yönünden ayrılık, erkek deneklerin gerek radyoda, gerek-
se televizyonda köy yayınlarını daha çok izlemelerinde, daha çok öğ-
renmelerinde ve bu öğrendiklerini daha çok uygulamalarında görül-
mektedir. Bu fark, özellikle radyo köy yayınlarından yararlanmada da-
ha fazladır. Özellikle, izlediklerinden bir şey öğrenmeyen kadınların
oranı anımsamayanlarla birlikte alındığında— radyoda % 36.5, televiz-
yonda ise % 47 gibi— oldukça yüksek oranlara varmaktadır. Bu sonuç,
kadınların radyo ve televizyonu izleme nedenleri ile bağdaşmaktadır.
Bunda kadınların ilgi alanlarının farklı ve algılama yeteneklerinin ye-
tersiz oluşu yanında, bu yayınlardaki özellikle uygulamaya dönük, ka-
dınların doğrudan sorumluluklarına girmeyen konuların verilmesinin
payı büyüktür. Bir diğer söyleyişle, kadınlar yayınları öğrenme, yarar-
lanma amacı ile değil de, radyo ve televizyonun rastlantı sonucu açık
olması ya da televizyon görüntüsünün ilgi çekici olması gibi nedenler-
le izlemektedirler. Kuşkusuz, burada, yayınları sürekli izleyenlerden
çok, gelişigüzel izleyen, kadın ve erkek deneklerin yayınlardan yararla-
namadıklarını da eklemek gerekir.
Yaş yönünden önemli olan husus, daha çok gençler ile yaşlıların
bu tür yayınlardan bir şeyler öğrenmedikleri ve uygulamadıklarıdır.
Bunun nedeni, gençlerin henüz bu tür bilgilere gereksinim duymama-
ları, verileni uygulayacak sorumluluğu almamış olmaları ile açıklana-
bilir. Yaşlılarda ise durum, algılamada, öğrenmede zorluk, uygulamada
tutuculuk ya da Rogers'ın tanımı ile "gecikenler" özelliği ile açıklana-
bilir.
Deneklerin toplumsal özelliklerinden, öğrenim düzeyine göre izle-
mede, öğrenmede ve uygulamada çok önemli farklılık yoktur. Ancak,
yaş ve öğrenim ölçütlerinin birleştirilmesi durumunda, öğrenimsiz yaş-
lıların daha az öğrendikleri ve uyguladıkları görülmüştür.
Deneklerin kırsal kesime seslenen köy yayınlarından neler öğren-
103
dikleri ve neler uyguladıkları ile ilgili bulgularımız, yayınların içeriği
ve deneklerin gereksinimleri ile çerçevelenmiştir. Yayınlarda ağırlığın
tarım ve hayvancılığa verilmesi ve araştırma yaptığımız köylerin ge-
çim kaynaklarının, uğraşılarının bu alanlarda olması, doğal olarak
radyo ve televizyondan öğrenme ve uygulamayı da bu konularda yo-
ğunlaştırmıştır.
Çizelge: 2.6b
Köy Yayınlarından Neler Öğrenildiği
Radyo Televizyon
Öğrenilenler* Kadm Erkek Ortalama Kadın Erkek Ortalama
Tarım % 30 % 72 % 51 % 45 % 72 % 61
Bağ-Bahçe Bakımı 30 19 25 43 19 29
Hayvancılık 20 59 40 23 54 41
Sağlık 18 12 15 6 3 4
Toplumsal Sorunlar 9 2 5 11 3 6
Folklor 4 4.5 4 4 12 9
* Yamtlar birden fazladır.
Çizelge : 2.6b'de görüldüğü üzere öğrenilenlerin başında gerek rad-
yoda (% 51), gerek televizyonda (% 61) tarımla ilgili konular gelmek-
tedir. Bunu, % 40 gibi yine oldukça yüksek bir oranla hayvancılık-
la ilgili öğretiler izlemektedir. Tarım ve hayvancılık konularında bir-
likte birşey öğrendiklerini söyleyenlerin oranı % ı25 dolayındadır. Bağ-
bahçe bakımı ile ilgili bilgiler ise % 25 - 29 gibi deneklerin dörtte bi-
rince öğrenilmiştir. Ancak burada köyler arasında fark vardır. Sulu
tarım olarak adlandırılan bahçecilikle daha çok uğraşan Mülk köyün-
de, bu tür bilgileri yayınlardan öğrendiklerini belirtenlerin oranı daha
fazladır. Tarım ve hayvancılıkla ilgili olarak öğrenilenler dışında, yi-
ne radyo ve televizyon izlencesinde işlenen konular arasında yer alan
sağlık, başlık parası, kız kaçırma, kan davası, boş inançları kapsayan
toplumsal sorunlar, ürünlerin satılması ile ilgili pazarlama konuların-
da bir şey öğrenenlerin oranları ise, gerek radyoda gerek televizyonda
oldukça düşüktür.
Öğrendiklerini uygulayan deneklerin oranı, radyo ve televizyonda
farklılık göstermektedir. Radyoda hayvancılıkla ilgili uygulamalar
% 37.5 ile başta gelirken, bunu % 20 ile bağ-bahçe, % 18 ile tarımla ilgi-
li konuların izlediği görülmektedir. Televizyonda ise, uygulama oranının
bütün olarak yüksek olmasının yanında, tarımla ilgili uygulamanın
104
% 52 gibi oranla başta geldiği görülmektedir. Bunu % 47 ile hayvan-
cılık, % 32 ile bağ-bahçe bakımı konusundaki öğretiler izlemektedir.
Uygulamada radyo ve televizyonda bu farklılık, ilk bakışta televizyon-
dan öğrenilenlerin uygulanabilir oluşu ile açıklanabilir. Bu da hem bil-
gilerin kırsal kesimde o güne değin uygulanmamış olmasından, hem de
görüntülü anlatımın bellekte daha iyi kalması, daha iyi öğrenilmiş ol-
masından kaynaklanabilir. Özellikle, görüntülü anlatımın çok fazla
işlevsel olmadığı toplumsal sorunlarla ilgili konularda uygulayanların
radyoda daha çok olması, bu durumu doğrular niteliktedir.
Çizelge: 2.6c
Köy Yayınlarından. Nelerin Uygulandığı
Radyo Televizyon
Uygulayanlar* Kadın Erkek Ortalama Kadın Erkek Ortalama
Tarım % 11 % 23 % 18 % 24 % 68.5 % 52
Bah-Bahçe Bakımı 16 23 20 5 22 32
Hayvancılık 13.5 56 37.5 36 54 47
Sağlık 4.5 2 3 1 — 1
Toplumsal Sorunlar 16 12 14 3 — 1.5
Folklor 2 42 24.5 45 24 32
* Yanıtlar birden fazladır.
Köy yayınlarından öğrenilenlerden nelerin uygulandığı, bireyin
gerek kendi yaşantısında, gerekse toplumla ilişkilerinde bu olanağı
bulup bulmamasına bağlıdır. Bu bakımdan uygulama konusundaki
bulguların değerlendirilmesinde, bireyin cinsiyet, yaş ve meslek ile sa-
hip olduğu toprağın genişliği önemli etkenlerdir.
Cinsiyet yönünden, radyo ve televizyon izleyen deneklerin uygu-
lama oranları kadınlara göre çok yüksektir. Burada kadınların uğraşı
alanlarının tarım ve hayvancılık olmasına karşılık aile işletmelerinde
evin erkeğinin bu tür sorumlulukları üstlendiği; karar vermeye yetkili
olduğu anımsanırsa, bu sonucun doğal olduğu görülür. Toplumsal ve
sağlıkla ilgili konularda uygulamanın kadınlar arasında daha yüksek
elması da, bu durumun bir sonucudur. Cinsiyet yönünden önemli bir
özellik ise, Çizelge 2.6c'de de görüldüğü üzere, radyodan öğrendiklerini
uyguladıklarını belirten erkeklerin % 42 gibi yarıya yakın kısmı, te-
levizyonda ise kadınların % 45'i "folklor" başlığı altında topladığımız
türkü, oyun havası gibi kırsal kesimin beğenisini kazanan müzik türle-
rini uygulamalarıdır. Burada uygulamadan çok öğrenme, bildiğini pe-
105
kiştirme gibi bir durumdan söz edilebilir. Önemli olan husus, kırsal
kesim kültürünün bir parçası olan folklorun bireyin toplumsallaşma
sürecine olan etkisidir. Birey kendi folklorunu sözlü gelenek ya da
yüzyüze iletişim yolu yanında, kitle iletişim araçları olan radyo ve te-
levizyon yolu ile de alabilmektedir. Burada, radyo ve televizyonun, bi-
reyin içinde bulunduğu kültürü yansıtan yayınlara yer vermesi duru-
munda, geleneksel iletişim yollarının yerini alabileceği ile ilgili varsa-
yımımız da kanıtlanmaktadır.
Radyo ve televizyon köy yayınlarından öğrenilenler ile uygulanan-
lar yaş yönünden de farklılık göstermektedir. Gençlerin tarım, hayvan-
cılık ve bağ-bahçe bakımı ile ilgili konularda herhangi birşey öğren-
memelerine karşılık, başlık parası, kız kaçırma gibi toplumsal konu-
larda bir şeyler öğrendikleri saptanmıştır.
Deneklerin meslek ve sahip olduğu toprak büyüklüğü de, köy yayın-
larından öğrenme ve uygulamada önemli farklar göstermektedir. Köy
yayınlarında tarım, hayvancılık ve bağ-bahçe bakımı ile ilgili konular-
da bir şeyler öğrenenler ile bu öğrendiklerini uygulayanların tümüne
yakın kesimi çiftçi-hayvancıdır ve 100 dönümden çok ekilebilir toprak-
ları vardır. Buna karşılık mevsimlik ve tarım işçisi durumunda olan-
lar bu tür yayınları ya hiç izlememekte ya da izleseler bile herhangi
birşey öğrenememektedirler. Aynı durum, mesleği öğrenci olanlarda
da saptanmıştır. Burada özellikle, öğrencilerin "gençler"den oluştuğu
düşünülürse yaş kıstasında söylediklerimiz de doğrulanmış olmakta-
dır.
Radyo ve televizyondan yararlanma ile ilgili bulgularımızı, çoğun-
lukla radyo yayınları ile ilgili olarak yapılan diğer araştırma bulguları
ile karşılaştırmak —aralarında zaman ve örnekleme farklılıkları olma-
sına karşın— yararlı olacaktır.
Frey'in 1962'deki köy araştırması ile DPT'nin 1968 köy araştırma-
larında en çok izlenen radyo yayınları olarak haber (% 39-37) ile Türk
Müziği (% 38-35) yayınları başta gelmektedir. Dinsel yayınlar ise Frey
araştırmasında % 12 gibi bir oranda üçüncü iken, DPT araştırmasın-
da köy yayınları ikinci sırayı almaktadır. Her iki araştırmada da kadın
ve erkek yönünden farklılık, haber yayınlarını erkeklerin izlemesine
karşılıklı kadınların müzik yayınlarını izlemeyi yeğlemeleridir. (DPT,
1968; 196-200). 1967 Mülk köyü tekyazımı (monografisi) ile 1969'da yi-
ne Ankara'nın 6 köy tekyazımmda en çok izlenen yayınlar arasında
müzik yayınları birinci sırayı, haber yayınları ile köy yayınları ikinci
sırayı almaktadır. Kuşkusuz, kadm-erkek yönünden izleme farklılığı
burada da söz konusudur (Aziz, 1968; 58-59, Geray, 1978; 125-127).
106
O zankaya'nın 1968'deki farklı dört Anadolu köyünde yaptığı araştır-
masında, oranlar değişmekle birlikte, en çok izlenen yayınlar olarak
yine haber ile şarkı-türkü izlenceleri ilk sırayı almaktadır. Köylerin bir
kısmında ise dinsel yayınlar, en çok izlenen radyo yayınlarıdır (Ozan-
kaya, 1971; 125-127).* 1973'de dört köyde yapılan bir başka araştırma-
da da yine haber ve türkü yayınlarının ilk sırayı aldığı, bunu köy ve
dinsel yayınların izlediği saptanmıştır. (Alican, 1975; 113-150).**
Araştırma bulguları, radyo yayınlarından en çok izlenen yayınlar-
la ilgili bulgularımıza ters düşmemektedir. Haber yayınları ile müzik
yayınlarına gösterilen ilgi, farklı köylerde 10 yıllık zaman dilimi içinde
pek büyük değişikliğe uğramamıştır. Bu durumun, geçen süre içerisin-
de kırsal kesimin hızlı bir toplumsal değişim süreci içinde olmaması-
nın, teknolojik gelişmelerin kırsal kesime hızla girmemesinin bir so-
nucu olduğu söylenebilir. Bu süre içinde kitle iletişiminde önemli de-
ğişiklik, televizyon yayınlarının köylerde izlenmeye başlanmasıdır.
Bunun etkisi ise, radyodan şu ya da bu yayının izlenmesinde değişik-
lik yerine, bireyin kimi gereksinimlerinin televizyon ile karşılanması
sonucu, radyo yayınlarına olan ilginin, daha doğru söyleyişle ayrılan
zamanm azalması biçimindedir.
Özetlersek, bu bölümde, kırsal kesim toplumsallaşmasında etmen
olara kaldığımız radyo ve televizyon yayınları konusunda genel bir
açıklama yapılmış ve deneklerin bu yayınları izleme durumları ile ne-
lerden yararlandıkları ile ilgili bulgular değerlendirilmiştir.
TRT radyo ve televizyon yayınları, bir kamu hizmeti olarak top-
lumun tümüne seslenmek zorundadır. Bunun için de yayınlarını top-
lumdaki farklı cins, yaş, eğitim ve meslekte olan izleyici kümelerinin
gereksinimlerini karşılayan, onların beğenisini kazanan nitelikte dü-
zenlenmektedir. Ancak, radyonun hem yayın kanallarının fazla oluşu,
hem de yaym sürelerinin uzun olmasından ötürü yayınları, tüm top-
luma daha iyi seslenir. Televizyonun ise, tek kanaldan ve sınırlı bir sü-
re ile yaym yapmasından ötürü, herkese her zaman seslenme olanağı
yoktur.
Radyo ve televizyonda yayımlanan izlenceler içerisinde köy ya-
yınlarına öncelik tanınmıştır. Kırsal kesimin ilgi alanına giren konu-
* Dinsel yayınların ilk sırayı aldığı köylerin daha çok kapalı köy yapısını gös-
terdiği ve kitlesel iletişim araçlarına, diğer köyler gibi, açık olmadığı saptan-
mıştır.
** Araştırmada, dört köydeki deneklerin en çok izledikleri radyo yayınlan, de-
neklerin toplumsal ve ekonomik özelliklerine göre aynntılı biçimde verilmek-
tedir.
107
lara, sürekli izlenceler içinde yer verilmektedir. Ancak, her iki araçta
da, köye hizmet götüren diğer kuruluşlarla işbirliği yapılarak geliştiri-
len, projeli köy yayınları yoktur. Yapılan yayınlar, yapımcıların, ço-
ğunlukla kendi girişimleri ile ürettikleri izlencelerden oluşmaktadır.
Deneklerin bu yayınları izleme ve onlardan yararlanma durumları,
doğal olarak radyo ve televizyon yayınları ile bağlantılıdır. Denekle-
rin % 90'nı radyo, % 86'sı televizyonu izlemektedir. Böylece radyo iz-
lemeyen (% 10) ve televizyon izlemeyen (% 14) kümeler, oran olarak
düşük de olsa, denetleme kümesi olarak değerlendirilmiştir.
Cinsiyet ve yaş bileşimi yönünden izleme durumundaki farklılık,
kadın ve erkek arasında televizyon izleyenlerde görülmektedir. Kadın-
larda televizyon izleme oranı, erkeklere göre daha yüksektir. Radyo
izlemede ise, durum bunun tersidir. Yaş yönünden önemli olan husus,
yaşlıların radyo ve televizyon yayınlarına ilgilerinin daha az olması
biçimindedir. Öğrenim ve gelir düzeyleri yönünden duruma bakıldığın-
da daha çok öğrenimsiz ve geliri düşük olanların televizyon yayınlarını
izlemedikleri görülmüştür.
Radyo ve televizyondan yararlanmada, deneklerin bu yayınlara ne
kadar açık oldukları kususu önem kazanmaktadır. Bu konudaki bul-
gularımız değerlendirildiğinde, gerek radyo, gerekse televizyon yayın-
larını izleyenlerin çoğunluğunun, yayınları sürekli izledikleri görül-
müştür. Bu süreklilik, televizyon yayınlarında radyoya göre, kadın-
larda ise erkeklere göre daha fazladır. Burada, kadm-erkek arasındaki
ilgi oranlan ile, boş zamanı değerlendirmedeki farklılıkların etkili ola-
cağı söylenebilir. Bu durum, yayınları izleme zamanına da yansı-
maktadır. Kadmlar radyo yayınlarını daha çok gündüzleri, erkekler
ise akşamları ve haber saatlerinde izlemektedirler. Aynı biçimde, tele-
vizyon yayınları kadmlar ve gençler tarafından sürekli —başından so-
nuna— izlenirken, erkeklerde ve orta yaşlı ile, yaşlı kümelerinde be-
lirli yaymlar izlenmektedir.
Deneklerin radyo ve televizyondan yararlanma konusu, radyo ve
televizyonun neden izledikleri ile ilgili bulgulara dayanmaktadır.
Radyo ve Televizyonun izlenme nedenleri, daha önce açıkladığımız, ya-
yınların içeriği ile sınırlıdır. Eşdeyişle, izleyici bu yayınları belirli ge-
reksinimlerini karşılamak, doyum sağlamak üzere izler. Bunun nede-
ni ise, izleyicilerin bireysel özelliklerinin belirlediği nedenlerde toplan-
maktadır. îzleme nedenleri, 'haber', 'eğlenme' ve 'öğrenme' gibi genel
başlıklar altında toplayacağımız nedenlerle açıklanabilir. Bunlar ise,
radyo ve televizyon yayın türleri ile bağıntılıdır. Erkekler radyo ya-
yaymlarını, büyük çoğunlukla haber alma nedeni ile izlerken, kadmlar
108
eğlenme ve birşeyler öğrenme nedenleri ile yayınları izlemektedirler.
Aynı durum televizyon izleme nedenlerinde de görülmektedir. Ancak,
erkeklerin radyoyu daha çok haber alma amacı ile izlemelerine karşı-
lık, televizyonu eğlenme ve öğrenme amacı ile izledikleri görülmüştür.
Burada 'öğrenme' kavramının geniş kapsamlı olarak alındığını da be-
lirtelim. Bu durumun doğal sonucu olarak, radyo ve televizyondan iz-
lenen yayın türleri de izleme amaçlarını gerçekleştirecek yayınlarda
toplanmaktadır.
Erkek denekler televizyonda en çok izledikleri yayınları haberler,
dizi filimler ve yerli sinema olarak belirtirken, kadınlarda dizi filim-
ler, yerli sinema ve müzik yayınları önde gelmektedir. Deneklerden,
kendilerine seslenen köy yayınlarını en sevdikleri yaym olarak belir-
tenlerin oranı oldukça düşüktür. Bu durum kadınlarda daha da azdır.
Deneklerin yayınlardan yararlanmaları hususu, özellikle kırsal ke-
sime yönelik yayınlardan birşeyler öğrenip öğrenmedikleri, toplumsal-
laşma olgusu ile yakından ilintili olduğundan, üzerinde durulmuştur.
Genel olarak radyo ve televizyon köy yaymları deneklerin büyük bir
kesimince izlenmekle birlikte, görüntü unsurunun çekiciliği ile televiz-
yon daha fazladır. İzlediklerinden birşeyler öğrenenler de yine, izle-
yen deneklerin yarısından fazlasıdır. Öğrendiklerini uygulayanların da
oldukça yüksek oranda oldukları görülmüştür. Burada radyo ve tele-
vizyon yönünden önemli farklılık gerek izlemede, gerekse uygulamada
televizyondaki köy yayınlarının daha etkili olduğu hususudur. Burada,
toplumsallaşmada, toplumsal öğrenme yönteminin, televizyondan göz-
lemsel öğrenme yöntemi ile etkilendiği kanıtlanmış olmaktadır.
Kadınların gerek radyoda gerekse televizyonda köy yayınlarını iz-
leme, öğrenme ve uygulama oranları erkeklere göre düşüktür. Bu du-
rumun, yayınlarda yer alan konuların, daha çok erkeklerin uğraştığı
tarım, hayvancılık, pazarlama gibi konularda yoğunlaşmasından ileri
geldiği söylenebilir.
109
B E Ş İ N C f B Ö L Ü M
KI RSAL KESİ ME YENİ Lİ KLERİ N GİRMESİNDE ETMENLER
Çağımızda hızlı teknolojik gelişmeler kentsel ve kırsal yaşamda
etkisini göstermektedir. Özellikle geleneksel yapıdaki kırsal toplumlar-
da üretim biçimleri, bireyin doğayla olan savaşımmdaki geleneksel
yöntemler teknolojik gelişmelerin etkisindedir. Bir bakıma, değişen
topluma uyma, değişen koşulları onama, bireyin bilgi, beceri, davranış
ve değerlerinde yenileşme olduğuna göre, yenilikleri benimseme, uygu-
lama ve yeniliklerin yanında olma eğilimlerinin bilinmesi gerekir (Ge-
ray, 1978; 37). Genellikle "yenilikler" olarak tanımlayacağımız bu tür
teknik gelişmeler ve bunların etkisiyle de değişen üretim biçimleri kır-
sal kesime iletişim yolları ile girmektedir. Daha önceki açıklamaları-
mızda kırsal kesimde bu tür yeniliklerin girmesinde kullanılan yolların
ve bu yolların hangi aşamalarda etkili olduğu konusunda geliştirilen
kuramsal modellere değinmiştik. Bu konuda, özellikle Rogers'm Güney
Amerika köyleri için geliştirdiği modeli de benimseyerek, ileri sürdüğü-
müz varsayımlarımızdan biri olan elektronik kitle iletişim araçlarının
kırsal kesime yeniliklerin girmesinde özellikle "duyurma" ve "benim-
setme" aşamalarında etkili olacağı hususunu deneklere yönelttiğimiz
kimi sorularla ortaya koymaya çalıştık. Teknolojik gelişmelerin daha
çok tarım ve hayvancılıkta yoğunlaşmasından ötürü, yeniliklerle ilgi-
li sorularımızı bu konularda odaklaştırdık. Bu arada, kooperatifleşme
ve aşırı doğurganlığı önleme ile ilgili yalnızca kadınlara yönelik yön-
temlerin kırsal kesimde yayılmasındaki etmenleri de araştırdık.
A.TARI MSAL YENİ Lİ KLERİ N YAYI LMASI
Ülkemizde tarımsal yenilikler, gelişmiş ülkelerin teknolojik buluş-
ları ile ortaya çıkan yeniliklerdir. 1950'lerden beri köye traktörün gir-
mesi, yapay gübre kullanılması, üstün verimli tohumluk buğday ya
da diğer tahıl türlerinin getirilmesi, sulama yöntemlerindeki gelişme-
lerler, seracılık gibi tarımsal yenilikler, özellikle gelişmiş batı ülkele-
110
rinin tarımsal teknik gelişmelerinin bir sonucudur. Batıda kırsal ke-
simlere bu yenilikler çoğunlukla terimsel yollarla girerken, ülkemizde
kurumsal yollarla, daha çok devlet kanalı ile girmektedir. Eşdeyişle,
değiştirici etmenler (change agent), batıda, çoğunlukla o teknik bu-
luşu yapan özel ya da tüzel kişilerin elemanlarıdır. Ülkemizde ise, dev-
letin, kamu kuruluşlarm ya da gönüllü kuruluşların teknisyenleri, uz-
manları kırsal kesimde yeniliklerin yayılmasına çalışmaktadırlar.*
Kırsal kesime yeniliklerin girmesinde, köylünün genellikle yeni-
likleri —özellikle tarımsal yenilikleri— benimsemesinde ölçü olabile-
cek kimi uygulamaları, davranışları vardır. DPT 1968 köy araştırma
bulgularma göre, köylünün % 50'si yapay gübre kullanmakta, % 16'sı
tarlasını traktörle sürmekte, % 50'si tarımsal ilaç kullanmakta, % 96'sı
ise daha çok ürün veren tohumu ilk kez eken olmayı istemektedir
(DPT, 1968; 40-49 ve Geray, 1974; 37).
Bölgelere göre farklılık gösteren bu oranların, bugünkü kırsal top-
lumlardaki değişmelere bakarak daha da arttığını söyleyebiliriz. Araş-
tırma yaptığımız köyler ise, Ankara'ya yakın olmaları, ulaşım olanak-
ları, tarım teknisyenlerinin sık sık köylere gitmeleri sonucu, genel ola-
rak yeniliklere açık köylerdir.
Tarımsal yeniliklerle ilgili sorularımızı, köylerde son yıllarda üre-
timine başlanan, yüksek verimli Kanada ve Rus tipi buğday üretimi
ile, tarımsal savaşımda son yeniliklerden olan "böcekten böceğe" yön-
temi konularında topladık. Her iki konuda da, gerek radyoda, gerek
televizyonda doyurucu nitelikte yayınlar yapılmıştır.
Çizelge : 3. la'da görüldüğü üzere, deneklerin Kanada-Rus buğday
türünü ilk duydukları kanallar, tarım teknisyeni (Ziraatçi) (% 24),
komşu (% 18) ve aile (% 11) de yoğunlaşmaktadır. Radyo ve televiz-
yondan duyanların oranı ise toplam % 7'dir. Diğer etmenler arasmda,
muhtarı da kapsayan "yerel önder" ve "komşu köy" de vardır. Denek-
lerin % 23'ü ise "Kanada" ya da "Rus" türü buğdayı hiç duymadıkla-
rını belirtmişlerdir. Burada hemen belirtilmesi gereken husus, kadın-
ların ve genç erkeklerin bu konuda herhangi bir bilgileri olmadığıdır.
Burada kadınların ve gençlerin aile işletmeleri olan tarla çalışmala-
rında karar vermede, ekilecek tohumluğu alma, değiştirme gibi işlerde
fazla yetkileri olmamasının etkisi büyüktür. Kadmlar arasında, konu
* 1968 DPT araştırmasında, tarım teknisyenlerinin yeniliklerin yayılması için
köylere gitme sıklıkları saptanmıştır. Bulgulara göre, tarım teknisyenleri köy-
lerin % 24.5'ine ayda birden daha sık, % 40.5'ine ayda birden daha seyrek.
% 35'ine de hiç gitmemişlerdir, (DPT, 1968; 49-52).
111
ile ilgili ilk bilgileri aldıkları etmenleri belirten kadınlar, daha çok ev-
de karar verme sürecine katılanlardır. Bunların en çok etkilendikleri
kanal, aile başta olmak üzere, komşu ve tarım teknisyenidir. Özellikle
"aile" den bilgi almada iki aşamalı haber akışının işlediği; önce kadı-
na göre erkeğin, genç erkeğe göre ise orta ve yaşlı erkeklerin bilgilen-
dikleri, duydukları söylenebilir. Kadınların yüzyüze iletişim kanalları
dışındaki radyo ve televizyondan ilk kez duyma oranları (% 10), er-
keklere göre yüksektir. Ancak, buradaki durumun işlevsel olmadığı,
gerçekte ailenin uyguladığı şeyi ilk kez duyma sanısından ileri gelmek-
tedir.
Çizelge s 3.1a
Cinsiyete göre "K anada-Rus Buğdayını'*
duyuran, benimseten ve uygulatan etmenler (%)
E tmenler Duyma Benimseme U ygulama
K E O K E o K E O
Duymayan 27.5 19.5 23
Benimseyen 33 21.5
Ekmeyen 10.5 22 18.5
Teknisyen 9.5 37.5 24 4.5 30 19.5 23.5 37.5 33
Komşu 12 24.5 18 21 35 29.5 23.5 30.5 28
Yerel Önder 3 2.5 3 4.5 4 4 — — —
Komşu Köy — 4 2 — 2 1 — 2 1.5
Radyo 5 0.5 3 4.5 — 1.5 4 — 1.5
Televizyon 5 2.5 4 — — — — — —
Başka (Aile) 15.5 6.5 11 14 10 12 23.5 fi 11.5
Anımsamayan 22.5 2.5 12 18.5 6 11 15 2 6
Toplam 100 100 100 100 100 100 100 100 100
Duyma için: XHa = 74.53 SD = 27 tx - 0.01
Denekerin "benimseme" ya da "kabul etme" aşamasında etkilen-
dikleri kanallarda bu kez "komşu" (% 29.5) etmeni başta gelmekte, onu
teknisyen (% 19.5) ile aile (% 12) etmenleri izlemektedir.* Radyo ve
televizyonun benimsetme aşamasındaki toplam oranları çok düşük-
tür (% 1.5). Televizyondan tek olarak etkilenen yoktur. Benimseme
aşamasmda, herhangi bir etkileyici kanala gerek duymadan bu düşün-
* "Benimseme" aşaması, ilk duyma ile uygulama aşamaları arasında, çok kesin
çizgilerle aynlamayan bir aşamadır. Bu aşamada, bireyin kendini çözümle-
mesinin eğitim ve kültür düzeyi ile de bağlantılı olduğu da gözönünde bulun-
durulmalıdır.
112
ceyi benimseyenlerin oranı ortalama % 21.5'dir. Kadınlarda bu oran
% 33'e ulaşmaktadır. Burada kadınların yenilikleri erken benimseyen-
ler arasmda olduğu görülmektedir. Ancak yukarıda değindiğimiz üze-
re, kadınların özellikle üretimin arttırılması konusunda sorumluluk
alma, karar verme sürecine katılma gibi rollerinin çok sınırlı olmasın-
dan ötürü, hemen benimsedikleri söylenebilir.
Uygulamayı, yani deneklerin Kanada ya da Rus buğdayını ekme-
sini etkileyen kanallar, yine teknisyen (% 33), komşu (% 28) ve aile
(%11.5) de toplanmaktadır. Genel olarak kadınların etkilendikleri ka-
nallar, tarım teknisyeni, komşu ve aile arasmda eşit olarak (% 23.5)
dağılmaktadır. Sözü edilen buğday türlerini ekmeyenlerin oranı ise
% 18.5'dir. Bu oran, erkeklerde % 22'dir. Burada önemli olan neden-
ler, bu tür buğdayın yararlı olduğuna inanmama iie ekilecek yeterli
toprağın bulunmaması nedenleridir. Kadınlarda uygulamama neden-
lerinin başında % 28 oranında bu konuda bilgisi olmaması gelmekte-
dir. Radyo ve televizyon izleme açısından ilginç olan husus, radyo izle-
meyen deneklerin (çoğunlukla kadın) % 44'ü, bu buğday türünü ya-
rarlı görmemektedir. Deneklerin % 28.5'nin ise bu konuda bilgisi yok-
tur.
Bulgular değerlendirildiğinde, deneklerde, üretimi yükseltmeyi
amaçlayan daha verimli buğday türlerini duyma, benimseme ve uygu-
lama aşamalarında yüzyüze iletişim etmenleri olan "tarım teknisyeni",
"komşu", "yerel önder" ya da "komşu köy" gibi kanalların etkili oldu-
ğu görülmüştür. Tarım teknisyeni "değiştirme kanalı" olarak alındı-
ğında, tüm araştırmalarda en etkin kanal olduğu görülmektedir. Gele-
neksel iletişim kanalları olarak aldığımız "komşu" ile "ailenin" toplum-
sallaşma sürecindeki işlevleri, yeniliklerin benimsenmesinde de öne-
mini sürdürmektedir. Kitlesel iletişim etmenleri radyo ve televizyon-
dan etkilenme ise oldukça düşüktür. Bunda, köylere tarım teknisyeni-
nin çok sık gelmesinin, buğday türünün yıllar önce ekilmeye başlanıl-
masının ve bu konularda radyo ve televizyonda sürekli yayın yapılma-
masının payı vardır.
Radyo ve televizyona açık olma; izleme-izlememe durumuna göre
yeniliklerin duyulma, benimsenme ve uygulanması ile ilgili bulguları-
mız Çizelge : 3. l b ve 3. lc'de verilmektedir.
113
Çizelge s 3.1b
Radyo İzleme Durumuna Göre "Kanada-Rus" Buğdayım
Duyuran, Benimseten ve Uygulatan Etmenler (%)
Etmenler Duyma Benimseme Uygulama
İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Duymayan 22.5 32
Benimseyen 20 30.5
Ekmeyen 17 40
Teknisyen 25 9 20 7.5 35 —
Komşu 17 32 28 54.5 28 60
Yerel Önder 2 9 3.5 7.5 — —
Komşu Köy 2 — 1.5 — 1.5 —
Radyo 3 — 2 — 1.5 —
Televizyon 4 4.5 — — — —
Başka (Aile) 12 — 12.5 — 12.5 —
Anımsamayan 12.5 13.5 12.5 — 5.5 —
Toplam 100 100 100 100 100 100
Duyma için : XH2 = 121.48 SD = 63 cx = 0.05
Benimseme için: XH2 = 180.91 SD = 63 cx = 0.05
Uygulama için : XH2 = 58.95 SD = 49 oc = 0.05
Çizelge: 3.1c
Televizyon İzleme Durumuna Göre "Kanada-Rus" Buğdayım
Duyuran, Benimseten, ve Uygulatan Etmenler (%)
Etmenler Duyma Benimseme Uygulama
İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Duymayan 20 48.5
Benimseyen
Ekmeyen
Teknisyen 26 13
Komşu 19.5 13
Yerel Önder 2.5 6.5
Komşu Köy 1.5 6.5
Radyo 3 —
Televizyon 4 —
Başka 11.5 6.5
Anımsamayan 12 7
Toplam 100 100
20 30.5
18.5 12
20 7.5 32 23
28 54.5 25.5 35
3.5 7.5 — —
1.5 — 1.5 —
2 — 1.5 —
12.5 — 10.5 17.5
12.5 — 10.5 12.5
100 100 100 100
Duyma için : XH2 = 24.63 SD = 27 o< = 0.05
Benimseme için: XH2 = 18.87 SD = 27 cx = 0.05
Uygulama için : XH2 — 12.77 SD = 21 oc = 0.05
114
Kanada-Rus buğdayı konusunda bilgisi olmayanlar gerek radyo,
gerekse televizyon izlemeyenlerde oldukça yüksektir. Burada radyo ve
televizyonu izlemeyenlerin daha çok yaşlı kadın ve erkekler ile düşük
gelirli, toprağı az kişilerden oluştuğu anımsanırsa, konuya ilgi göster-
meme sonucu, duymadığı söylenebilir. Etkileyen kanallar radyo ve te-
levizyonda farklılık göstermektedir. Radyo izlemeyenler her üç aşama-
da da en çok komşu etmeninden, yani geleneksel iletişim kanalından
etkilenirken, izleyenlerde bu kanal teknisyen olmaktadır. Özellikle, uy-
gulama aşamasında, radyo izlemeyen deneklerin % 60'ı, ya da ekmeyen
% 40 çıkartılırsa, deneklerin % 100'ü Kanada-Rus buğdayını ekmede
kendilerini etkileyen etmenin "komşu" olduğunu belirtmişlerdir. Rad-
yo izleyenlerde ise bu oran % 28'dir. Radyo izleme yönünden üzerinde
durulması gereken bir husus da, 'yerel önderler'in az da olsa, radyo iz-
lemeyenleri etkilemeleridir. Özellikle, duyma ve benimseme aşamala-
rında bu etki daha fazladır.
Televizyon izleme durumuna göre önemli farklılık, ekmeyen-uy-
gulamayanlarm izlemeyen deneklerin ancak % 12'sini oluşturmasıdır.
Oysa aynı dunun, radyo izlemeyenlerde % 40'a ulaşmaktadır. Burada
televizyon izleme ile Kanada-Rus buğdayını ekme arasında önemli bir
bağ olmadığı anlaşılmaktadır.
Tanmsal yeniliklerde ikinci olarak, tarımsal ilaçlamada yeni bir
yöntem olan "böceğe karşı böcek" yönteminde deneklerin ilgisi araş-
tırılmıştır.* Yöntemin yeni olmasından ötürü deneklerin % 79 gibi
önemli bir kısmının bu konuda bilgileri yoktur. Kadınlarda bu oran
% 85.5'e varmaktadır (Çizelge : 3. 2a). Bu yöntemi deneklerin % 5.5'i
teknisyenden, % 12.5'i ise televizyondan duyduklarını söylemişlerdir.
Kadmlann ancak % l 'i ilk kez teknisyenden duymalarına karşılık bu
durum erkeklerde % 10'a ulaşmaktadır. Kadınlar yönünden ilginç bir
husus da nereden duyduğunu anımsamayanlarm % 5 olmasıdır. Bura-
da kadınların büyük çoğunluğunun televizyondaki köy yayınlarını öğ-
renme amacından çok, zaman geçirmek üzere, gelişi güzel izledikleri
ile ilgili bulgularımız da bir kez daha doğrulanmaktadır.
Benimseme aşamasında ise oldukça yüksek bir oranda (% 75)
"duyar duymaz benimseme" söz konusudur. Yüzyüze iletişim etmenle-
rinden olan "komşu", duyma aşamasında olmamasına karşılık, bu aşa-
mada kadın ve erkek üzerinde etkisini (% 8.5) göstermektedir. Kadm-
* "Böceğe karşı böcek" yöntemi, bahçe ve meyva ağaçlarındaki zararlı böcekleri,
parazitleri yok etmek için faydalı böceklerden yararlanmayı öngörmektedir.
Yöntemle ilgili geniş bilgi, televizyon köy yayınlarında, araştırma yaptığımız
1978 yılı ilkbaharında verilmiştir.
115
lar üzerinde, geleneksel iletişim kanalı olan "aile"nin de düşük bir
oranda etkisi vardır.
Çizelge i 3.2a
Cinsiyete Göre Tarımsal İlaçlamada "Böceğe Karşı Böcek"
Yöntemini Duyuran, Benimseten ve Uygulatan Etmenler (%)
Etmenler Duyma Benimseme Uygulama
K E O K E O K E o
Duymayan 85.5 72 79
Benimseyen 78.5 73 75
Uygulamayan 75 76 75.5
Teknisyen 1 10 5.5 — 6 4 — 16 12
Komşu — — — 7
9
8.5 — — —
Televizyon 8.5 16.5 12.5 7.5 6 6 — 8 6.5
Başka (Aile) — — — 3 — 1.5 25 — 6
Anımsamayan 5 1.5 3 4 5 5 — — —
Toplam 100 100 100 100 100 100 100 100 100
Uygulama aşamasında, deneklerin % 75.5 gibi yüksek bir oranı,
uygulamadıklarını ve uygulamayacaklarını belirtmişlerdir. Burada
üzerinde durulması gereken husus, yöntemin kitle iletişim araçların-
dan olan televizyon kanalı ile ilk kez deneklere duyurulması ve tek-
nisyenin bu konuda uzun süreli çalışma yapmamış olmasıdır. Televiz-
yondan bu yöntemi duyan bireylerin, bu bilgilerini pekiştirici kanal-
lar olarak, teknisyen, yerel önder, komşu gibi etmenlerin etkisinden
yoksun olmaları, uygulamanın düşük oranda kalmasına neden olmuş-
tur. Burada Rogers'm şemasmdaki kitle iletişim araçlarının kırsal ke-
sime yenilik götürülmesinde, duyurma, haber verme aşamasında etkili
olduğu, benimseme aşamasında, eğer denek bu araçlara sürekli açık
ve "erkenciler" kümesinden ise, etkili olacağı konusundaki modeli
doğrulanmaktadır.
Deneklerin radyo ve televizyona açık olma ile "böceğe karşı bö-
cek" yönteminin benimsenmesi arasındaki ilişki (Çizelge : 3. 2b ve 3.
2c) oldukça önemlidir. Radyo ve televizyonu ya hiç ya da sürekli izle-
meyen deneklerin % 95'i bu konuda bilgileri olmadığını belirtirken, iz-
leyenlerde bu oran, % 77 dolayındadır. Benimseme ve uygulama aşa-
malarında da benzer sonuçlar görülmektedir. Radyoyu izlemeyenlerin
% 40'ı televizyonu izlemeyenlerin ise ancak % 20'si duyar duymaz be-
nimsediklerini belirtirken, bu oranlar izleyenlerde % 75 dolaymdadır.
Uygulamada da, radyo ve televizyona açık olmayan deneklerin bu ko-
116
nuda bilgisi ol anl arı n tümü böyle bir uygul ama yapmayı düşünme-
mektedi rl er. İ zl eyenl erdeki etki l eyi ci kanal l ar ise, kişisel i l eti şi m i l e
kitlesel i l eti şi m kanal l arı arasında dağı l maktadı r. Sonuç ol arak belirt-
mek gerekirse, tarı msal savaşımda yeni bir yöntem ol an "böceğe karşı
böcek" yöntemi tel evi zyonun duyurma aşamasında etkisini ortaya
koymuştur.
Çizelge: 3.2b
Radyo İzleme Durumuna Göre Tarımsal İlaçlamada "Böceğe Karşı
Böcek" Yöntemini Duyuran, Benimseten ve Uygulatan Etmenler (%)
Etmenler Duyma Benimseme Uygulama
İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Duymayan 77 95.5
Benimseyen 75.5 40
Uygulamayan 74 100
Teknisyen 6 — 4.5 — 13 —
Komşu — — 9 — 3 —
Televizyon 14 — 6.5 — 6.5 —
Başka (Aile) — — — 33.5 — —
Anımsamayan 3 4.5 4.5 26.5 3.5 —
Toplam 100 100 100 ioo 100 100
Duyma için : XH2 = 26.62 SD = 28 o< = 0.05
Benimseme için: XH2 = 58.75 SD = 42 oc = 0.05
Uygulama için : XH2 = 31.18 SD = 42 oc = 0.05
Çizelge : 3 2c
Televizyon İzleme Durumuna Göre Tarımsal İlaçlamada "Böceğe
Karşı Böcek" Yöntemini Duyuran, Benimseten ve Uygulatan Etmenler (%)
Etmenler Duyma Benimseme Uygulama
İzleyen İzlemeyen İzieyeri İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Duymayan 77.5 94
-
Benimseyen 73.5 20
Uygulamayan 73 100
Teknisyen 14.5 6 4.5 — 12 —
Komşu — — 9 — 3 —
Televizyon 5.5 — 6.5 — 6 —
Başka (Aile) — — 2 20 3 —
Anımsamayan 2.5 — 4.5 60 3 —
Toplam 100 100 100 100 İOO 100
Duyma için : Xh2 =19.55 SD = 12 oc = 0.05
117
B. HAYVANCI LI KLA İ LGİ Lİ YENİ Lİ KLERİ N YAYI LMASI
Araştırma yaptığımız köylerin geçim kaynakları ya da uğraşı alan-
larından biri de hayvancılıktır. Bu konuda deneklere yeniliklerle ilgili
olarak yönelttiğimiz sorular, her üç köyde son 3-4 yıldan beri yetişti-
rilmeye başlanan "Hollanda ineği" ile ilgilidir.* Bu konuda radyo ve
televizyon köy yayınlarında bir kaç kez duyurucu, tanıtıcı izlencelere
yer verilmiştir.
Bulgularımıza göre, deneklerin % 31'inin bu konuda bilgisi yokı
tur. Kadınlarda bu oran % 46'ya varmaktadır (Çizelge : 3. 3a). Burada
kadınların —özellikle genç ve çok yaşlı olanların— ailenin geçim kay-
naklan konusundaki sorumsuzlukları, karar verme sürecinde yeri bu-
lunmayışı gibi, daha önceki yorumlarımızı anımsarsak, bu bilgisizliği
doğal karşılamak gerekir. Deneklerin Hollanda ineği konusunda ilk
bilgileri alma, bunları benimseme ve hatta yetiştirmelerine etkili olan
kanalların başında "teknisyen" adı altında topladığımız veteriner, bay-
tar, tarımcı ve hatta Ziraat Bankası yetkilileri gibi, kişisel kaynaklar
ve kurumlar gelmektedir.** Bunun dışında doğrudan radyo ve televiz-
yondan duyanlar toplam % 5 oranındadır. Deneklerin geri kalan % 30
dolayındaki kesimi ise, bu konudaki ilk bilgileri geleneksel iletişim ka-
nalları olan komşu, yerel önder, aile, komşu köy gibi kanallardan, ikin-
ci elden almışlardır. Bu kanallardan etkilenenler kadınlarda daha yük-
sektir. Özellikle ailenin, her üç aşamada da etkisi büyüktür. Bu küme-
ye henüz evlenmemiş ya da genç evli erkeklerin de girdiği görülmek-
tedir.
Kırsal kesimde aile yapısının 'çekirdek aileden' çok, 'genişletilmiş
aile' tipinde olması, aile erkeğinin (baba ya da yaşlı erkeğin), ailenin
diğer bireyleri üzerindeki etkisini sürdürmesine neden olmaktadır.
* Hollanda ineği günde 20 kg.'a kadar süt veren bakımı kolay bir inek türüdür.
Bu konuda öncülüğü yapan Mülk köyünde, hayvancılıkla uğraşan her ailenin
genellikle bir Hollanda tipi ineği vardır. İneğin köylüler arasında bir diğer adı
da "hoştayım"dır.
** Mülk köyünde "Hollanda" tipi ineğin yetiştirilmesi, köyün, Ankara'da yakın
ilişkide olduğu Ziraat Bankası aracılığı ile olmuştur.
118
Çizelge: 3.
Cinsiyete Göre "Hollanda ineği" Yetiştirmeyi
Duyuran, Benimseten ve U ygulatan E tmenler (%)
E tmenler Duyma Benimseme U ygulama
K E O K E O K E o
Duymayan 46 18 31
Benimseyen 56 50 53
Yetiştiren 28 35.5 33
Teknisyen 15 48 32 7 29 20.5 10.5 39 29 5
Komşu 7 16.5 12 5 14.5 11 13 18.5 16.5
Yerel Önder 3 5 3.5 — 2 1 5 — 2
Komşu Köy — — — — 1 0.5 — — —
Radyo 1 1 1
Televizyon 3 6 4 5 1 3 — — —
Başka (Aile) 15.5 3 10.5 15 1 6.5 38.5 , 7 17
Anımsamayan 9.5 2.5 6 12 1.5 4.5 5 — 2
Toplam 100 100 100 100 100 100 100 100 100
Radyo televizyon izleme-izlememe durumlarına göre deneklerin
etkilendikleri kanallar ile ilgili bulgular, tarımdaki yeniliklerle ilgili
bulgulara benzerlik göstermektedir. (Çizelge . 3. 3b ve 3. 3c). Radyo ve
televizyon izlemeyenlerde Hollanda ineği konusunu duymayanlar rad-
yoda % 41, televizyonda % 58 iken, izleyenlerde radyoda % 30, televiz-
yonda ise % 2S.5'dir. Değişim kanalları olan teknisyenden etkilenenler
de yine tarımsal yeniliklerde olduğu gibi, radyo ve televizyon izleyen-
lerde yüksektir. Benimseme aşamasında, hemen benimseyenler açısın-
dan izleyen ile izlemeyenler arasında büyük fark görülmemektedir.
Uygulamada ise, herhangi bir etmene gerek kalmadan hemen yetişti-
renler televizyon izleyenlerde % 31, yani bu konuda bilgisi olan ve be-
nimseyen deneklerin oranı yaklaşık 1/ 3 iken, bu oran izlemeyenlerde
% l l 'di r. Radyoda izleyen-izlemeyen arasında yetiştirme yönünden
önemli bir fark yoktur. Ancak, uygulamayı etkileyen kanallar, radyo
izlemeyenlerde komşu ve aile gibi geleneksel iletişim kanallarında top-
lanmaktadır.
119
Çizelge 3.
Radyo İzleme Durumuna Göre Hollanda İneği Yetiştirmeyi
Duyuran, Benimseten, Uygulatan Etmenler (%)
Etmenler Duyma Benimseme Uygulama
İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Duymayan 30 41
Benimseyen 52.5 54
Yetiştiren
33 35
Teknisyen 32 27.5 22 — 33 —
Komşu 13 13.5 11 7.5 15 30
Yerel Önder 4.5 4.5 1.5

2
Komşu Köy 2 4.5 —
7.5
— —
Radyo 0.5 — — — — —
Televizyon 4.5 — 3 — — —
Başka 6.5 9 5 23.5 15 35
Anımsamayan 7 — 5 7.5 2 —
Toplam 100 100 100 100 100 100
Duyma için : XH2 = 59.13 SD =70 oc = 0.05
Benimseme için: :XH2 = 59.24 SD = 56 oc = 0.05
Uygulama için j :XH2 =112.95 SD = 49 oc = 0.05
Çizelge: 3.3c
Televizyon İzleme Durumuna Göre Hollanda İneği
Yetiştirmeyi Duyuran, Benimseten, Uygulatan Etmenler (%)
Etmenler Duyma Benimseme Uygulama
İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Duymayan 26.5 58
Benimseyen 53.5 55.5
Yetiştiren 31 11
Teknisyen 34 19.5 20.5 22.5 25 55.5
Komşu 13 6.5 11 11 15 11
Yerel Önder 5.5 — 1.5 — 1.5 —
Komşu Köy 2.5 3 — 11 10 11
Radyo 0.5 3 — — — —
Televizyon 5 — 2 — — —
Başka 7.5 — 7 — 16 11.5
Anımsamayan 6.5 10 5.5 — 1.5 —
Toplam 100 100 100 100 100 100
Duyma için : XH
2
= 32.50 SD = 30 c< = 0.05
Benimseme için: XH
2
= 30.88 SD = 24 oc = 0.05
120
Genel olarak belirtmek gerekirse, hayvancılık konusundaki yenili-
ğin kırsal kesimde yayılmasında, radyo ve televizyonun duyurma aşa-
masında göreceli bir etkisi vardır. Bunda, kuşkusuz yüzyüze iletişim
kanallarının —teknisyenin— köylerde yoğun çalışmasının; radyo ve
televizyon yayınları ile birlikte ya da daha önceden başlamasının et-
kisi büyüktür. Radyo ve televizyona açıklıkta ise, televizyon etmeni
ile Hollanda ineği ile ilgili yeniliği benimseme arasında doğru orantı
vardır.
C. TARI MSAL ÖRGÜTLENMEDE ETKİ LENME
Tarım üreticisi, hem tarımsal girdi, kredi, araç-gereç sağlamada,
ürünlerini pazarlamada, hem de tüketim mallarını sağlamada güçlük-
lerle karşılaşmaktadır. Tüm bunlar, büyük çoğunluğu cüce ve küçük
işletmelerden oluşan köylü kitlesini, üretim, kredi, pazarlama ve satış,
makine gereksinmelerini karşılamak üzere birbirleri ile güçbirliği yap-
maya zorlamaktadır. "Kooperatifleşme" adı altında örgütlenen bu
güçbirliği, köylerin özellikleri ile ilgili bölümde de değindiğimiz üzere,
araştırma yaptığımız köylerde bir yeniliktir, yenileşmedir.*
Kırsal kesimdeki yetişkinin —özellikle erkeklerin— değişen toplum-
sal koşullara uyması, onlarla bütünleşmesi ya da toplumsallaşması sü-
recinde rol oynayan bu yeniliğin yayılmasında etkili olan etmenlerle
ilgili bulgularımız şöyledir:
Kooperatif konusunu deneklerin % 17'si hiç duymamıştır. Bu oran
kadınlarda % '26.5, erkeklerde % 8'dir. Erkeklerin hemen hemen tümü-
nün yaş ortalaması, gençler kümesinin 15-19 yaş arasmda toplanmak-
tadır. Deneklerin kooperatif konusunu ilk duydukları kanallarda ol-
dukça eşit bir görünüm olmasına karşılık, yoğunlaşmanın % 22 ile yine
komşu etmeninde olduğunu belirtmek gerekir. Bu kanalı, televizyon
(% 17), radyo (% 10), aile, yerel önder (% 7) ile teknisyen (% 7) et-
menleri izlemektedir (Çizelge : 3.4a).
Burada, şimdiye değin görmediğimiz iki farklı husus ortaya çık-
maktadır. Birincisi, "teknisyen" etmeni, yerini "komşu" etmenine bı-
rakmıştır. İkincisi ise, kooperatifleşme olgusunun eski olmasına kar-
şılık, bu konuda ilk bilgilerin % 17'ye varan bir oranda radyo ve tele-
vizyondan alınmasıdır.
* Köylerde kooperatifleşmenin yaygınlaşması ile ilgili sayısal bilgiler 1968 DPT
araştırmasında şöyledir: Araştırma kapsamına giren köylerden % 57'si bir
kooperatife bağlıdır. Bu kooperatifler arasında tanm-kredi kooperatifi % 50
oranla başta gelmektedir (DPT, 1968; 75-80, ayrıca Geray, 1974; 187-195).
121
Çizelge: 3.4
Cinsiyete Göre Kooperatifleşmeyi Duyuran,
Benimseten ve Uygulatan Etmenler (,%)
Etmenler Duyma Benimseme Uygulama
K E O K E O K E O
Duymayan 26.5 8 17
Benimseyen 71.5 66 68.5
Uye Olmayan 92.5 32.5 60.5
Tarım Uzmanı — 14 7 — 7 4 —
6.5 3.5
Komşu 9.5 33.5 22 8 16 12.5 5.5 35.5 21.5
Yerel Önder 6 7 7 — —
3.5 2
Aile 16.5 4 10
Radyo 14 7.5 10
Televizyon 9.5 5 7 — 3.5 2 • — — —
Başka 14 18 16 9 5.5 7 —
20 10.5
Anımsamayan 4 3 4 11.5 2 6 2 2 2
Toplam • 100 100 ıoa 100 100 100 100 100 100
Duyma için: XH2 = 84.36 SD = 27 cx = 0.05
Kadınlarda da bu oran % 23.5'dir. Bu durumun nedenleri şöyle sı-
ralanabilir : Kooperatifleşme olgusu her ne kadar kırsal kesim için bir
yenilik ise de, tarımda ya da hayvancılıktaki yenilikler gibi, elle tutu-
lur, görülür, somut bir yenilik değildir. Bu bakımdan, teknisyenin yüz-
yüze iletişim gereği, göstererek duyurması, benimsetmesi söz konusu
olamaz. Komşu etmeninin özellikle erkeklerde % 33.5'e ulaşması, kır-
sal kesimde önder niteliğinde kişilerin dışla ilişkilerinde bu konu hak-
kında çeşitli kanallardan etkilenmesi ve sonunda bu düşünceyi köyde
yayması biçiminde yorumlanmalıdır. Daha öncede belirttiğimiz üzere
komşu etmeni "kanı önderleri"ni ya da "erkenciler"i de kapsamak-
tadır. Duyma aşamasmda % 16 olan "başka" etmeninde, öğretmen ve
halk eğitimcisi gibi değişme etmenleri de önemli yer tutmaktadır. Rad-
yo ve televizyondan etkilenme yaymlar konusunda da değindiğimiz üze-
re, köy yayınlarında kooperatifleşme konusunun sık sık, derinlemesine
ele alınması sonucudur. Radyodan etkilenmenin daha yüksek oranda
olmasının nedenleri bu tür bilgilerin çok eskiden beri verilmesi, görün-
tülü anlatıma (televizyona) gerek duyulmadan, konunun yalnızca ses
yolu ile de öğrenilmesi ile açıklanabilir.
Kooperatifçiliği benimseme ve uygulama ya da üye olma aşama-
smda kitlesel iletişim araçları değil, geleneksel iletişim etmeni "kom-
şu" etkili olmaktadır. Ancak, üye olmada önemli husus, kadınların
122
% 92.5'inin üye olmamasıdır. Bunun nedeni, kadınların bu yeniliğe
karşı olmaları değil, kooperatiflere genellikle aile başkanı olan evin er-
keğinin üye olmasından kaynaklanmaktadır. Kadın, ancak evde ye-
tişkin erkeğin bulunmaması durumunda üye olabilmektedir. Kadınla-
rın bu yeniliğe karşı olmadıkları, hemen benimseyen kadın denek ora-
nının % 71.5 olması ile de kanıtlanmaktadır.
Radyo ve televizyonu izleme durumuna göre kooperatifçiliğin kır-
sal kesimde yayılması, duyma aşamasında önemini göstermektedir.
Radyo izleyen deneklerin % 16'sı kooperatifçiliğin ne olduğunu bilme-
diklerini söylerken, radyo izlemeyenlerde bu oran % 32'dir. Televizyon-
da ise durum, daha da farklıdır. Televizyon izleyen deneklerin % 13'ü,
izlemeyenlerin ise % 40'ı kooperatifçiliğin ne olduğunu bilmemekte-
dirler (Çizelge : 3. 4b ve Çizelge : 3. 4c). Benimseme ve uygulama aşa-
malarında ise izleyenler ile izlemeyenler arasında önemli fark, izleme-
yenlerin daha çok geleneksel iletişim kanalı "komşunun" etkisinde kal-
masıdır.
Çizelge: 3.4b
Radyo İzleme Durumuna Göre, Kooperatifçiliği
Duyma, Benimseme ve Uygulamada Etmenler (%)
Duyma Benimseme Uygulama
Etmenler İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Duymayan
Benimseyen
Üye Olmayan
Tarım Uzmanı
Komşu
Yerel Önder
(Muhtar)
Aile
Radyo
Televizyon
Başka
Anımsamayan
T oplam
Duyma için: X„2 =73.54 SD = 63 o< = 0.05
16 32
71 33.5
61 56.5
7.5 4.5 4 6.5 4
21 27 11 33.5 20 31
5.5 — 0.5 — 2 —
11 4.5 — — — —
6.5 13.5 2 — — —
17 13.5 5 26.5 10.5 12.5
4.5 5 6.5 — 2.5 —
100 100 100 100 100 100
123
Çizelge : 3. 4c
Televizyon İzleme Durumuna Göre Kooperatifçiliği
Duyma, Benimseme ve U ygulamada E tmenler (%)
Duyma Benimseme Uygulama
E tmenler İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Duymayan 13.5 40
Benimseyen 70.5 50
Üye Olmayan
61.5 50
Tarım Uzmanı 7 11.5 4 5 3 10
Komşu 21 26 9.5 35 20.5 30
Yerel Önder 8 —
0.5 2
(Muhtar)
Aile 10.5 6.5
Radyo 11 6.5
— —
Televizyon 8 — 2 — — —
Başka 18 6.5 6 10 10.5 10
Anımsamayan 3.5 3 7.5 — 2.5 10
Toplam 100 100 100 100 100 100
Duyma için: XH2 = 35.15 SD = 27 o< = 0.05
D. KADI NLARLA İ LGİ Lİ YENİ Lİ KLERİ N YAYI LMASI
Yeniliklerin kırsal kesime girmesi ile ilgili tarım, hayvancılık ve
örgütlenme konusundaki bulgularımız, kadınların ve erkeklerin tu-
tumları arasındaki farkları yansıtmakla birlikte, daha çok erkeklerin
ilgi alanına giren konulara özgüdür. Bu bakımdan, kadınların bu ye-
niliklere dolaylı ilgilerinden çok, doğrudan ilgi sahalarında olan yeni-
liklerden etkilenmeleri üzerinde durduk. Bunun için kadınların çocuk
yapmada korunma yolları ile ilgili yeniliklere tepkilerini araştırdık.
Özellikle kırsal kesimdeki kadınların aşırı doğurganlık ve bunun sonu-
cu geleneksel, tıp dışı yollarda çocuk düşürme yöntemleri, kadınların
korunma yollarmı öğrenmelerini zorunlu duruma getirmiştir.* Nüfus
planlaması çalışmaları arasmda zaman zaman sağlık ekipleri köylere
giderek, bilgi vermekte ve isteyenlere yol göstermektedir. 1968 DPT köy
araştırmasında bu konudaki bulgulara göre, araştırma yapılan köylerin
% 27.3'üne nüfus planlaması ekipleri gelmektedir. Kadınların % 45 gi-
* Sormaca uyguladığımız köylerden Mülk ve Fethiye köyleri dolayında (Sincan
ve Yenikent'te) 1973 yılında Hacettepe Üniversitesince yapılan kadın sağlığı
konusundaki araştırmada, kadın hastalıklarının önemli bir kısmının gebelik
sonucu olduğu saptanmıştır. Kırsal kesimde kadınların gebelik, çocuk düşürme
ve diğer kadın hastalıkları ile ilgili karşılaştırmalı bilgi için bknz. Sabahat
Tezcan, 1979, sh. 73-88.
124
bi yarıya yakın bir kısmı ise modern korunma yollarını benimsemiş-
lerdir. (DPT, 1968; 240-241). Ancak aradan geçen 10 yıllık süre içinde
bu sayıların arttığını, özellikle sağlık ekiplerinin daha çok köye, daha
sık gittiklerini söyleyebiliriz.
Kadınların korunma konusu ile ilgili duyma, benimseme ve uygu-
lamasındaki etmenler ile özellikle radyo ve televizyonun etkisi konu-
sundaki bulgularımıza göre (Çizelge : 3.5a), kadm deneklerin % 24.5'
inin korunma konusunda bilgileri yoktur. Bu kümeyi daha çok evlen-
memiş genç kızlar ile yaşlı kadınlar oluşturmaktadır. Deneklerin
% 39.5'i ebe, % 15'i köye sık sık gelen sağlık memuru, % 3'ü ise kent-
te doktordan olmak üzere toplam % 57'si korunma yollarmı "teknis-
yen"den duyduklarını belirtmişlerdir. İkinci elden, geleneksel iletişim
kanalı olan "komşu"dan etkilenme ise % 6'dır. Korunma yollarını rad-
yodan duyan olmamasına karşılık, televizyondan duyanlar % 1.5 gibi
çok azdır. Burada, köylerin sağlık tarama bölgeleri içinde yer alması-
nın, "değiştirici"lerin köylerdeki yoğun çalışmalarının da etkisi var-
dır. Deneklerin % 74'ü duyar duymaz benimserken, % 18'nin benimse-
mesinde başta komşu etmeni olmak üzere, televizyon ve ebenin etkisi
görülmektedir. Uygulamada ise, korunma yollarını benimseyen denek-
lerin % 13.5'inin uygulamamasına karşılık, % 38.5'inin ebe etkisi ile,
% 34'ünün ise komşu ve aile gibi geleneksel iletişim kanallarının etki-
si ile uyguladığı görülmüştür. Kitlesel iletişimin etkisi, gerek benim-
semede, gerekse uygulamada görülmektedir. Ancak, radyonun etkisi
daha çok uygulamada, televizyonun etkisi hem benimsemede, hem uy-
gulamada vardır.
Çizelge ı 3.5a
Kadınlara Koruma Yollarını Duyuran, Benimseten Uygulatan Etmenler (%)
Etmenler Duyma Benimseme Uygulama
Duymayan 24.5
Benimseyen 74
Uygulamayan 13.5
Ebe 39.5 2 38.5
Sağlık Memuru 15
— —
Doktor 3 —
Komşu 6 12 25
Radyo — — 4
Televizyon 1.5 4 3
Başka (aile) 10.5 —
9
Anımsamayan — 8 7
Toplam 100 100 100
Duyma için : Xh2 = 58.71 SD = 56 c< = 0.05
Benimseme için: XH2 = 33.62 SD = 42 oc = 0.05
125
Burada modele ters düşen bir durum vardır. Kitlesel iletişim araç-
ları, duymadan çok —oran olarak yüksek olmasa da— benimseme ve
özellikle uygulamada etkili olmuştur. İlginç olan husus, radyonun du-
yurma, benimsetmede etkin olmamasına karşılık, uygulamada etkili
olmasıdır. İlk bakışta, varsayımımızda ileri sürdüğümüz hususu kanıt-
lar gözükmemektedir. Ancak kadınların koşulları ile yayınların duru-
mu karşılaştırıldığında bu etkinin koşullar sonucu olduğu görülür. Şöy-
leki, köylere sık sık giden teknisyenler, uzmanlar bu konuda ilk du-
yurmayı yapmışlar; ya doğrudan ya da dolaylı komşu-aile yolu ile bi-
reylere ulaşmışlardır. Radyonun, özellikle bu konuları işleyen kadın
izlenceleri, daha önce de değinildiği üzere, yoğun olarak izlenmemek-
te; kadınlar radyoyu daha çok müzik yayınlan için izlemektedir. Bu
konuda düzenli ve projeli yayınların radyo ve televizyonda yapılma-
mış olmasının etkisi büyüktür. Ancak, rastlantısal bir ilgilenme ile bu
tür bilgilerin güçlendiği, uygulama aşamasında da etkili olduğu söy-
lenebilir.
Kırsal kesimde yapılan kimi araştırmalarda kadınların doğum
kontrolü, nüfus planlaması konularında tutum ve davranışları ölçül-
meye çalışümıştır. Ancak, araştırma bulgulanmız ile doğrudan karşı-
laştırabileceğimiz araştırmalar sınırlıdır.*
1967 M ülk köyü araştırmasında, kadın deneklerin 1/ 3'ünün kadın-
lara yönelik yayınları izledikleri ve bu yayınlardan öğrenilenler ara-
sında doğum kontrolü ile ilgili bilgilerin olduğu saptanmıştır. Araştır-
ma bulgularma göre, radyodan ilk kez duyulan bu bilgiler, köye sağ-
lık ekiplerinin gelmesi ile uygulamaya dönüşmüştür (Aziz, 1968; 73-74).
Araştırma yaptığımız köylerden biri olan Mülk köyünde yaptığımız on
yü önce bu araştırma bulguları, araştırma bulgularımız ile çelişir gö-
zükmektedir. Ancak, aradaki zaman ve büyük olasılıkla örnekleme
farklan, bu değişik durumu yaratmaktadır. Geçen on yıl içinde köye
sürekli sağlık ekiplerinin gelmesi, özellikle bu konuda bilgisi olma-
yanların örnekleme girme olanağının bulunması (yaş büyümesinden
ötürü), bu çelişkili durumun nedenleri olarak gösterilebilir.
Kırsal kesimde yeniliklerin benimsenmesi ile ilgili olarak yapılan
araştırmalardaki kimi bulguları araştırma bulgularımızla karşılaştıra-
biliriz. Bu konuda özellikle A.B.D. de kırsal kesimde tarımsal yenilik-
lerin yayılması konusunda görgül araştırmalar yapılmıştır. 1950'lerde
Iowa eyaletinde Ryan ve Gross'un yaptıkları araştırmada hybria (mı-
sır) tohumlarının kabul edilmesinde kitlesel iletişim araçlarınm etki-
* Konu ile ilgili olarak DPT (1968) ve Hacettepe araştırmaları (1971, 1975) veri-
lebilir.
126
si araştırılmıştır. Araştırmada erken benimseyen ve uygulayan birey-
lerin, daha çok dışa açık oldukları ve çiftlikle ilgili bültenleri oku-
dukları ve bu kişilerin geç benimseyenleri etkiledikleri görülmüştür.
(Katz, 1963; 86 ve Rogers; 1969; 33-36). Bu kişileri, bizim araştırma
bulgularımızdaki "komşu" etmeni yerine koyabiliriz.
Yeniliklerin yayılması konusunda A.B.D. dışında, özellikle Güney
Amerika'da, Kolombiya!'da, Güney Asya'da Hindistan'da yapılan araş-
tırmalar, yüzyüze ilişkilerin, yeniliklerin yayılmasında önemli oldu-
ğunu ve özellikle eğitimsiz ya da düşük eğitimlilerde bu etkinin çok
daha fazla olduğunu ortaya koymuştur (Katz-Lazarfeld, 1955; Coleman,
1957; Beal ve Rogers, 1957, Ranudkar, 1958).
Ülkemiz kırsal kesiminde yeniliklerin yayılmasmdaki etmenleri or-
taya çıkarmayı amaçlayan araştırmalar çok sınırlıdır. A lican'in 4 köy-
de yaptığı araştırmasında, kırsal kesimde yeniliklerin yayılmasını et-
kileyen kanalların başında yerel önder olarak nitelenen 'Muhtar'
(% 32) gelmektedir. 'Teknisyen'lerin oranı ise % 17'dir. Kitlesel ile-
tişim araçlarından radyonun yeniliklerin yayılmasmdaki etkisi ise
% 31'dir. Bu oran "okumuş" olanlarda daha yüksektir. Yazılı kitlesel
iletişim araçları gazete ve kitap birlikte % 3'tür ve doğal olarak okur-
yazarlarda bu etki görülmektedir (Alican, 1975; 167-180).* Bu araştır-
ma bulgularını görgül araştırma bulgularımızla karşılaştırırsak, yerel
önderlerin —muhtarların— yeniliklerin yayılmasmdaki etkilerinin çok
yüksek olduğu görülür. Aynı biçimde radyonun da etkisi, bizim bulgu-
larımıza göre yüksektir. Ancak köylerin gelişmişlik düzeyleri, büyük
kente uzaklık yakınlık gibi niteliklerin bu farkı yaratacağı söylenebi-
lir.
Özetlersek, bu bölümde toplumsallaşma olgusu içinde yer alan ve
varsayım olarak ileri sürdüğümüz yeniliklerin, kırsal kesime girmesin-
deki süreç üzerinde durduk.
Yenilikler, değişen toplumsal olgular olarak her toplumda şu ya
da bu ölçüde benimsenir, onanır ya da reddedilir. Kırsal kesimlerin
geleneksel yapıları, yeniliklerin buralara girmesinde bir takım özellik-
ler göstermektedir. Kitle iletişim araçlarının yeniliklerin kırsal kesime
girmesinde, birey ile yenilik arasında daha çok "duyurma" aşamasın-
da etkili olduğu hususunu bireylerin tarım, hayvancılık, örgütlenme
ve doğum kontrolü konularındaki tutum ve davranışları ile ortaya ko-
nulmaya çalışıldı.
* Araştırma yapılan köylerde televizyon ya hiç ya da yaygın olmadığından,
televizyonun etkisi ölçülememiştir.
127
Tarım konusunda, köylerin uğraşı alanı olan buğday ekimi ile il-
gili yenilikler ile bahçecilik ve meyvacılıkta zararlı böcekleri yok etme-
de yeni yöntemlerle ilgili yenilikleri hangi kanalla duydukları, benim-
sedikleri, onadıkları ve uyguladıkları konusundaki bulgular, yüzyüze
iletişim kanallarının etkili olduğunu göstermiştir. Bunların ise, yeni-
likçi olarak "teknisyen-uzman" kişi ile, yerel iletişim kanalı olan "kom-
şu" da toplandığı görülmüştür. Radyo ve televizyonun göreli etkisi ise,
"duyma" aşamasmda daha fazladır. Radyo ve televizyona açık olma,
hem doğrudan iletişim kanalı olarak etkilemekte, hem de bu kanallar
dışmda, doğrudan yeniliklerden yararlananların sayısını yükseltmek-
tedir. Buna karşılık, radyo ve televizyona açık olmayanlar, daha çok
geleneksel iletişim kanallarını kullanmaktadırlar.
Tarımla ilgili ikinci bulgumuzda ise, konunun oldukça güncel ol-
ması ve henüz bu konuda değiştirici ya da yenilikçi uzman-teknisyen-
lerin etkili bir iletişimde bulunmamış olmalarından ötürü, iletişim ka-
nalı televizyon olarak belirlenmiştir. Doğal olarak, televizyon izleme-
yenlerde, başka etkili bir kanal bulunamadığından, yeniliğin başka ka-
nallarla duyulması söz konusu değildir.
Hayvancılık konusunda yenilik olarak saptadığımız Hollanda ine-
ği yetiştirmedeki etmenlerle ilgili bulgularımız, yine iletişim kanalı
olarak "teknisyen-uzman" etmeni ile "komşu" etmeninin önde geldiği
hususundadır. Radyo ve özellikle televizyonun "duyurma" ve "benim-
seme" aşamalarında göreli bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır.
Kırsal kesimlerin güç birliği olan kooperatifçilikle ilgili örgütlen-
me konusunda, deneklerin, geleneksel kanal olan "komşu" etmeni ile
kitle iletişim araçları "radyo ve televizyondan" etkilendikleri görül-
mektedir. Özellikle, radyo ve televizyona açık olmayanlarda koopera-
tifçiliği bilmeyenlerin oranı daha fazladır.
Kırsal kesimde tutum ve davranışı erkeğe göre çok farklılık gös-
teren kadınlara seslenen yenilik olan "doğum kontrolü" konusunda-
ki bulgularda, radyo ve televizyonun doğrudan iletişim kanalı olarak
etkisinin fazla olmadığı görülmüştür. "Uzman-teknisyen" kanalı, köy-
lerin sağlık tarama bölgelerinde olmalarından ötürü, çok daha etkili-
dir. İlginç olan husus radyo ve televizyonun "duymada" değil, "benim-
seme" ve "uygulama" aşamalarında etkili olmasıdır. Bu durumun ne-
deni olarak bu tür konuların radyo ve televizyonda sürekli ve düzenli
biçimde işlenmeyişi gösterilebilir.
128
A L T I N C I B Ö L Ü M
GELENEKSEL YAPI DA TOPLUMSALLAŞMA
Kırsal kesimdeki bireyin toplumsallaşma sürecinde, toplumdaki
değerlerin, tutum ve davranış kalıplarının benimsenmesi asıldır. An-
cak, kentsel yaşamda olduğu gibi, hatta daha hızlı bir biçimde deği-
şen yaşam koşulları kırsal kesimdeki kimi geleneksel kuralların değiş-
mesine neden olmaktadır. Özellikle, bir önceki bölümde üzerinde ay-
rıntıları ile durduğumuz yeniliklerin kırsal kesime girmesi, yalnızca o
yeniliğin benimsenmesi biçiminde bir değişikliğe değil, onun etkisi ile
geleneksel bir çok değerde, inanışda da değişikliğe yol açmaktadır. Do-
laylı etki olarak alabileceğimiz bu tür etkiler, yeniliğin o toplumsal dü-
zene uyum sağlaması için oluşan etkilerdir.* Ogburn ve Gulfillia (1935)
tarafından A.B.D. yapılan bir araştırmada, radyonun toplumda yayıl-
masının Amerikan kültüründe 150 değişik etkisinin olduğu saptanmış-
tır (Rogers, 1969; 273-276).
Araştırmamızda, radyo ve televizyona açık olma, ondan yararlan-
ma ile geleneksel yaşantıda; bireylerin yaşamının önemli kesimlerini
oluşturan sağlık, eğitim, aile yapısı ile giyim-kuşamdaki tutum ve dav-
ranışlardaki değişme ilişkisini ortaya çıkarmaya çalıştık. Böylece, var-
sayımlarımızın temeli olan kırsal kesimdeki bireyin, başka etmenler
yanında, radyo ve televizyon yayınlarını izlemesinin, geleneksel kalıp-
lar dışında toplumsallaşmasına yardımcı olabileceği görüşü de sınan-
mış olmaktadır.
A. Aİ LENİ N HUKUKSAL ve TOPLUMSAL YAPI SI İ LE İ LGİ Lİ
TUTUM ve DAVRANI ŞLAR
Bireyin toplumsallaşmasında, özellikle çocukluk döneminde aile-
nin önemli bir etmen olduğuna değinmiştik. Aile, Türk toplumunda
kutsal yeri olan bir topluluktur. Tarih boyunca ailenin durumu dinsel
* Kuşkusuz, bu etkilerin bir kısmı, bireyin topluma uyum sağlamasına, bir kısmı
da istenmeyen etkiler olarak, uyumsuzluğuna neden olabilir.
129
ya da yasal yollarla düzenlenmiş; evrim geçirmiştir. Özellikle, aile
içinde kadm erkek arasında yetki, hak ve görevlerin bölüşümü yönün-
den değişmeler olmuştur. Dinsel kurallara göre düzenlenen ailede, ge-
nellikle erkeklere üstünlük sağlanırken, hukuk devletinin kurulması
ile bu durum değişmiş; Cumhuriyetle birlikte aile yapısına; ailedeki
anne-baba-çocuklarm yetki hak ve görevleri yönünden yeni düzenle-
meler getirilmiştir. Bu düzenlemelerin sonucunda, ailenin geleneksel
yapısında da değişmeler olmuştur.
a. Ailenin Yasal Durumu
Yasal düzenlemelere göre kadm ve erkek yasa önünde eşittir. An-
cak aradan geçen süre içinde, bu düzenlemelerin bir kısmının benim-
sendiği, onanmadığı, dolayısıyla uygulanmadığı, yasa dışı yollarla ge-
leneksel yöntemlerin; değer ve inanışların sürdürüldüğü bir gerçek-
tir.
aa. Çok Kadınla Evlenme ile İ lgili Görüşler
İslam yasalarına göre birden fazla kadınla evlenme, çok karılılık,
bilindiği üzere, Cumhuriyetin kurulmasından sonra "Medeni Kanun"
un kabul edilmesi ile yasaklanmış ve kaldırılmıştır.* Ancak, yasalar
yolu ile konulan bu durum, kapalı toplum yapışma oldukça zor gir-
miştir. Günümüzde kimi kentsel yaşantılarda —Özellikle Doğu ve Gü-
ney Doğu yörelerinde— bile görülen bu durum, kırsal kesimde daha
yaygındır. Her ne kadar bugünün 50 yaşındaki insanı "Medeni Kanun"
kurallarına göre düzenlenmiş bir toplumda yetişmişse de, toplumsal-
laştığı ilk kurum olan ailenin geleneksel değerleri, yetişkinin bu konu-
daki tutum ve düşüncelerini, hatta davranışlarını etkileyebilmektedir.
Deneklerin bu konuda düşüncelerini öğrenmek için sorduğumuz
"erkeğin birden fazla kadmla aynı anda evli olmasını uygun buluyor
musunuz?" biçimindeki soruya verilen yanıtlar, köylerimizin gelişmiş
köyler tipine girmesine karşın oldukça ilginçtir (Çizelge: 4. l a). De-
neklerin % 69'u bu tür evliliği uygun bulmazken, geri kalan % 31'i uy-
gun bulduğunu belirtmiştir. Uygun bulanların % 8'i koşullu uygun
bulmaktadır. Bu koşullar, çocuk ya da erkek çocuk olmuyorsa (% 34),
kadm yaşlı ise (% 21), karısmı sevmiyorsa, kadm hasta ise ve parası
varsa gibi nedenlerdir. Deneklerin % 19'u ise, bu tür evliliği herhangi
bir koşul olmaksızın uygun bulduklarını belirtmişlerdir. Çok kadınla
evli olmanm sakıncaları genel olarak kadm üzerinde görülür. Bunun
* Çok kanlılık ile ilgili geniş bilgi için bknz. L undberg, S chrag, L arsen (1970)
"S osyoloji K itabı" Cilt: 2 sh. 99-136.
130
doğal sonucu olarak da kadınların bu tür evliliği doğru bulmadıkları-
nı belirtmeleri beklenirken, bu oran kadınlarda genel ortalamanm bi-
raz üzerinde, % 74'dür. Bu tür bir evliliğe kadınların % 12'si koşulsuz
olarak evet derken, % 7'si koşullu olarak onamaktadır. Çizelgede gö-
rülen ilginç bir durum da, kadınların % 12.5 gibi bir oranının bu ko-
nuda bilgisi olmamasıdir.
Çizelge: 4.1a
Cinsiyete, Radyo ve Televizyon İzleme Durumlarına
Göre Erkeğin Birden Fazla Evliliği İle İlgili Görüşler (%)
Görüşler
K
Cinsiyet
E
Radyo Televizyon
O
İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Uygun
Koşullu
Uygun Değil
Bilmiyor
T oplam
12 - 25 19
7 8 8
74 66 69
7 1 4
17
8
70.5
4.5
32
9
54.5
4.5
17
6
72
5
29
18
51
2
100 100 100 100 100
100
100
Radyo için : XH2 = 35.80 SD = 28 oc = 0.05
Televizyon için: X„2 - 23.46 SD = 12 o< = 0.05
Radyo ve televizyon izleme durumuna göre önemli farklılık, uy-
gun diyenlerin izlemeyenlerde daha fazla olmasıdır. Radyo izlemeyen-
ler de, koşullu ya da koşulsuz olarak uygun diyenler toplam %. 41 iken,
izleyenlerde bu oran % 25'dir. Aynı durum, televizyon izleyenlerde de
görülmektedir. Televizyon izlemeyenlerin % 47'si bu tür evliliği uygun
görürken, izleyenlerin % 23'ü uygun görmektedir. Burada radyo ve
özellikle televizyona açık olan, ondan yararlanan deneklerin ailenin
hukuksal yapısını daha çok benimsedikleri, onadıkları söylenebilir.
ab. Mirastan Yararlanma ile İ lgili Görüşler
Medeni Kanuna göre, ölen ana ya da babanın kalan her türlü ma-
lı—mirası— çocukları arasmda eşit olarak bölünmektedir. Oysa, özel-
likle kırsal kesimde, çoğunlukla İslam hukukunun bu konudaki kural-
ları uygulanmakta; erkek çocuğa kız çocuktan daha fazla mal bırakıl-
maktadır. Kırsal kesimdeki aile yapısının da etkilediği bu durum, ara-
dan uzun yıllar geçmesine karşılık, kimi kez kız çocuğunun isteği ile
kimi kez de isteğine karşın olarak sürdürülmektedir. Deneklerin, yasala-
rın getirdiği bu düzenlemelerle ilgili tutum ve davranışları, toplum-
sallaşma açısından önemlidir.
131
Çizelge: .
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon İzleme Durumlarına
Göre Mirasın Paylaşılması ile İlgili Görüşler (%)
Paylaşma Cinsiyet Radyo Televizyon
K E O İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Eşit 68 73 70 68 82 71 78
E rkek Çocuk
Fazla 25 25 25 26 13.5 26 18
Başka 2 — 1.5 2.5 4.5 2

Bilmiyor 5 2 3.5 3.5 — 1 4
Toplam 100 100 100 100 100 100 100
Radyo için XH2 =20.36 S D = 35 oc = 0.05
T elevizyon için: XH2 = 6.03 S D = 15 cx = 0.05
Çizelge : 4. lb'deki mirasın paylaşılması ile ilgili bulgulara göre,
deneklerin çoğunluğu (% 70) Medeni Kanun ile getirilen kurallara
uymakla birlikte, % 25'i, erkek çocuğun daha çok miras alması gerek-
tiği düşüncesindedir. Kadm ve erkek arasında, erkek çocuğun daha
fazla alması ile ilgili oranlarda bir fark yoktur. Buna karşılık, kadın
denekler arasında, "erkek çocuk hepsini" ve "kız çocuk hepsini" diyen-
ler de çıkmıştır. Yaş yönünden önemli olan husus, "bilmeyenlerin" bü-
yük çoğunluğunun 15-19 yaş arası gençlerden oluşmasıdır.
Radyo ve televizyon izleme ile mirasın çocuklar arasında paylaşıl-
ması ile ilgili görüşler arasında çok sıkı bir ilişki yoktur. Burada, rad-
yo ve televizyondaki yayınların içeriği ile ilgili konular önem kazan-
maktadır. Bu konuda sık sık uyarıcı, aydınlatıcı yayınların yapılma-
masından sözedilebilir.
ac. Kadın ve Erkeğin Yasalar Önünde Eşitliği
Daha önce ailenin hukuksal yapısı ile ilgili iki soruyu denetler ni-
telikte olmak üzere, kadm ve erkeğin yasa önünde eşit haklara sahip
olup olmadığı konusunda deneklerin düşüncelerini öğrenmek istedik.
Bulgulara göre (Çizelge : 4. l c), "eşittir" diyenler % 76.5, "kimi kadın-
lar eşittir" diyenler % 15.5, eşit olmadığını belirtenler % 4.5'dir. Cin-
siyet yönünden ise, erkeklerin % 80.5'i, kadınların % 73'ü yasa önün-
de kadın ve erkeğin eşit olduğunu belirtmişlerdir. Oldukça ilginç olan
durum, kadınların bir kısmının yasalar karşısındaki haklarının bilin-
cinde olmadıklarıdır. Erkeklerin, kadm hakları konusundaki bilgileri
daha fazladır.
132
Radyo ve televizyona açıklık yönünden, kadınların erkekler kadar
eşit hakları olduğu ile ilgili görüşler arasında kesin bir ilişki yoktur.
Radyo izleyenlerde ve izlemeyenlerde bu ilişki ters olarak da yorum-
lanabilir. Çünkü izlemeyenlerin % 95.5'i "eşit" derken, izleyenlerde bu
oran % 75'dir. Ancak, bu konudaki bilinçlenmede başka etkenlerin ge-
rekliliği, radyo izlemenin yeterli olmadığı yanında, radyodaki yayın-
ların bu bilinci yaymasının da etkisi vardır. Televizyon izleyen ile iz-
lemeyen denekler arasındaki farklılık, bizim varsayımlarımız yönünden
anlamlılık göstermektedir.
Çizelge 4. lc
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme Durumlarına Göre
K adın ve E rkeğin E şit Haklara S ahip O lup O lmadığı (%)
E şitlik Cinsiyet Radyo T elevizyon
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
E şit 73 80.5 i 76.5 75 95.5 77 75.5
K oşullu 18.5 12.5 • 15.5 12 — 15 15
E şit Değil 4 5 4.5 5 — 5 3
Bilmiyor 4.5 2 3.5 3 4.5 3 5.5
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
(*) Cinsiyet için : XH2 =85.32 S D =15 oc = 0.01
Radyo için :Xh2 =29.89 S D =35 oc = 0.05
T elevizyon için :Xh2 =14.51 S D =15 o< = 0.05
b. Ailenin Toplumsal Yapısı ile İ lgili Tutum ve Davranışlar
Geleneksel aile tipi, ata-erkil aile tipinin belirgin bir örneğidir.
Kırsal kesimdeki aile tipinin geleneksel aile tipi ve çoğunlukla geniş-
letilmiş aile tipi olduğu bilinmektedir. Bu tip ailelerde genellikle koca-
nın, babanın aile içinde her dediği olur ve evin "mutlak hakimi"dir.
Değişen toplum yapısı, kadının erkek yanında eşit yasal haklara sa-
hip oluşu, geleneksel aile tiplerinin de değişmesine yol açmaktadır.
Özellikle, kadının eğitim görmesi, çalışma yaşamında görevler yüklen-
mesi, bu geleneğin yıkılmasına ya da daha yumuşatılmasına neden ol-
muştur. Araştırmamızda ailenin geleneksel yapısı ile ilgili görüşlerin
radyo ve televizyondan yararlanma ile ilgisi, deneklere yöneltilen iki
soru ile ölçülmeye çalışılmıştır.
* Çizelgede de görüldüğü üzere, hesaplanan XH2 =değeri, 15 serbestlik derece-
sinde 0.01 yanılma payı ile tablo XH2 — değerinden yüksektir.
133
ba. Ailede en Sözü Geçen Kişi
Deneklerin % 56.5'i ailede en sözü geçen kişinin "koca", % 27'si
"yaşlı erkek", % 6.5'i ise yaşlı kadının olduğunu belirtmişlerdir (Çizel-
ge . 4. İ d). Deneklerin % 9'u bu yetkinin duruma göre değişeceğini
söylemiştir. Burada birleştirme yapılacak olursa, evin en sözü geçen
yetkili kişisi % 83.5 oranında evin erkeği (koca ya da yaşlı erkeği) ol-
duğu görülür. Kadınla erkek arasındaki fark ise, düşüktür. Ancak, en
yetkili kişinin evin yaşlı kadını olduğunu söyleyenler, kadmlarda % 12
iken, erkeklerde bu oran % l'dir.
Çizelge: 4. İd
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon İzleme Durumlarına
Göre Ailede En Sözü Geçen Kişi İle İlgili Görüşler
1
(j%)
S özü geçen kişi
K
Cinsiyet
E O
Kocanın 53 61 56.5
Yaşlı Erkeğin 28 26 27
Yaşlı Kadının 12 1 6.5
Değişir 6 12 9
Başka 1 — 1
Radyo Televizyon
İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
57 50 58.5 42
29 9 25 39
5 23 6 9
8 18 9 9
1

1.5 1
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
T elevizyon için: XH
2
= 8.12 S D = 12 <x = 0.05
Radyo için : XH
2
= 31.39 S D = 28 oc = 0.05
Deneklerin radyo Ve televizyon izleme durumları ile ailede en sö-
zü geçen yetkili kişinin kim olduğu hususları arasında çok güçlü bir
bağlantı yoktur. Ancak, gerek radyo, gerekse televizyon izlemeyenlerde
evin en yetkili kişisini evin "en yaşlı kadını" olarak belirtenlerin ora-
nı, göreceli de olsa fazladır. Bu durum, geleneksel aile yapısında anaya
olan saygının bir göstergesi olabileceği gibi, bu soruyu yanıtlayanların
ailesel yapılarından da kaynaklanabilir.
bb. Kadınların Önemsenmesi
Ailede kadının konumunu, önemini belirleyen ikinci soruyu, aile-
nin önemli işlerinin karı-koca, ya da kadm-erkek işbirliği ile yapılıp
yapılmadığı hususunda düzenledik. "Önemli işleri yaparken karmıza
ya da annenize danışır mısınız?" biçiminde yalnızca erkeklere yönelti-
134
len soruya (Çizelge : 4. l e) deneklerin % 29'u danışmadığını, % 34'ü
gerektiğinde, bir-iki konuda danıştığını, % 35'i her zaman danıştığını
söylemiştir. Radyo ve televizyon izleyip izlememede önemli fark, radyo
izleyenlerin, gerek koşulsuz, gerekse koşullu danışanlara göre oran ola-
rak yüksek olmasıdır.
Çizelge ı 4. le
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme Durumlarına
Göre E vdekilere —A nne ya da K arıya— Danışma
Danışma durumu Cinsiyet* Radyo T elevizyon
E rkek İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
Danışmam 29 29 28.5 31 18
K oşullu 34 33 28.5 32.5 35.5
Danışırım 35 35.5 28.5 34 41
Başka 2 2.5 14.5 2.5 5.5
T oplam 10C 100 100 100 100
Radyo için : XHa = 49.42 S D = 35 o< = 0.05
T elevizyon içiıjı: XH2 = 11.05 S D = 15 o< = 0.05
Ailenin geleneksel yapısmda kadının erkeğe karşı saygılı olması,
hizmet etmesi, söylenen her şeye hemen uyması asıldır. Aynı durum,
çocuklardan da beklenirse de kız çocuklarının "buyruğa uyma"sı daha
çok beklenir. Kitle iletişim araçlarının, geleneksel toplum yapısını ol-
duğu kadar, geleneksel aile yapısmı da bu yönden etkilediği söylene-
bilir. Artık kadın ve kız çocuklar koşulsuz her söyleneni yapma yerine,
kendi düşüncelerini de söylemeye, davranışlarını olmasa bile düşünce-
lerini yeni koşullara uydurmaya çalışmaktadırlar. Sormacamızda, bu
konuda yeni ve görsel bir araç olmasmdan ötürü, televizyonun etkisini
ölçmeye çalıştık.
Aile yapısı ile ilgili olarak yalnızca erkek deneklere, "son yıllarda
karınızda, kızınızda size göre hareketlerinde herhangi bir değişme ol-
du ise, nedenleri?" sorusu sorulmuştur. Alman yanıtlarda (Çizelge :
4. l f) erkek deneklerin % 57.5'i herhangi bir değişme olmadığını söy-
lerken, yarıya yakm kısmı, % 42.5'i, bu tür değişmeleri gözlemledikle-
rini söylemişlerdir. Bu etkilerin nedenleri içinde televizyon önemli bir
yer tutmaktadır.
* Yalnızca erkeklere sorulmuştur.
135
Çizelge: .
Cinsiyete, Radyo ve T elevizyon izleme Durumuna Göre
A ilede K adın ve K ızdaki Değişmeyi E tkileyen E tmenler (%)
E tmenler Cinsiyet* Radyo T elevizyon E tmenler
E rkek İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
O lmadı 57.5 60 50 60 75
T elevizyon 29.5 30 50 35 12.5
Başka** 13 10 — 5 12.5
T oplam 100 100 100 100 100
Radyo İ çin : X„2 — 67.43 S D =ı 42 c< = 0.05
T elevizyon için: XH2 = 15.05 S D = 18 cx = 0.05
' Televizyon izlemeyenlerin % 75'i, izleyenlerin % 60'ı, herhangi bir
değişiklik olmadığını belirtirken, radyo izlemeyenlerin yarısı böyle bir
etki bulunmadığını, diğer yarısı ise bu etkinin televizyon olduğunu söy-
lemiştir. Radyo ve televizyonun, kırsal kesim dışındaki evrenlerden;
ulusal ve ulus dışı evrenlerden görüntülü ya da sesli olarak iletiyi (me-
sajı) aktarmaları, tutum ve davranışlarda değişikliğe, farklılaşmalara
neden olmaktadır. Öyleki, bu tür farkı, televizyon izlemeyenler bile be-
lirtmişlerdir.***
Burada üzerinde durulması gereken husus, televizyon izlemeyen
deneklerin, televizyonun içeriği ve ne tür bir etkisi olduğu hakkında
bilgilerinin bulunmasıdır. Burada ikinci elden bilgi alma ya da etki-
lenmeden söz edilebilir.
B. SAĞLI KLA İ LGİ Lİ TUTUM ve DAVRANI ŞLAR
Bireyin toplumsallaşmasında sağlık önde gelen unsurlardandır.
Aile içinde çocukken başlanılması gereken sağlıkla ilgili öğretiler, ye-
tişkin duruma gelince daha değişik biçimler alır. Kırsal kesimde sağ-
lıkla ilgili olarak yetişkinin toplumsallaşmasında pek çok eksiklikler
vardır. Bunlar, toplumun geleneksel yapısından kaynaklandığı gibi,
* Yalnızca erkek deneklere sorulmuştur.
** Başka şıkkında, "radyo", "gazete", "kentle ilişki" ve "çevre" gibi etmenler vardır.
*** Kuşkusuz bu değişikliklerin nedenini televizyon olarak belirtmek için diğer
tüm bağımsız etkenlerin sıfıra indirilmiş olması gerekir. Bu tür bir araştırma
ise ancak denetleme (kontrol) kümeleri yolu ile yapılabilir.
136
kentsel yaşama göre, bu tür hizmetlerin kırsal kesime yeterli olarak
ulaşıp ulaşmamasına da bağlıdır. Her ne kadar araştırma yaptığımız
köylerde sağlık hizmetleri, diğer köylere göre daha iyi ise de, bu i pl i -
ğin göreli olduğu unutulmamalıdır. Bu koşullarda yetişen bireyin sağ-
lıkla ilgili görüşleri, iki soruyla ölçülmeye çalışılmıştır.
a. Hastalıkların Geleneksel Yöntemlerle İyileştirilmesi
Kırsal kesimde geleneksel, kapalı toplum yapısının etkisini sür-
dürmesi, kimi hastalıkların dinsel, boş inançların etkisiyle hoca-mus-
ka-okuma-üfleme yolları ile iyileşeceği geleneğinin de sürdürülmesine
neden olmaktadır, "geleneksel hekimlik" ya da "halk hekimliği" ola-
rak adlandırılan bu yöntemler toplum kültürünün bir kısmı olarak ne-
silden nesile aktarılmaktadır. Geleneksel hekimlik yönteminde, kırsal
kesimdeki deneyimler sonucu elde edilen kimi ilaçlarm, bugün bile
"kocakarı ilacı" adı ile kullanıldığı bilinmektedir. Ancak, kimi ruhsal
hastalıkların ya da "psikosomatik"" adı ile anılan hastalıkların, ağrı-
larla ilgili rahatsızlıkların iyileştirilmesi için köyde bulunan hocaya,
ocağa, yatıra gitme gibi yöntemler kullanılmaktadır. DP T araştırma-
sında psikosomatik hastalıkların iyileştirilmesi için bu tür yöntemlere
baş vurulup vurulmadığı araştırılmıştır. Bulgulara göre, köylülerin
% 85.5'i son beş yıl içinde bu gibi yerlere gitmediklerini belirtmişler-
dir. Gidenlerin ise daha çok kadın ve öğrenimsiz ya da düşük öğrenim-
li oldukları görülmüştür (DPT; 1968, 228-232).
Araştırmamızda, bu bulgularla doğrudan karşılaştırılacak bulgu-
lar yerine, genel olarak hastalıkların iyileştirilmesi yolları arasında
geleneksel hekimlikle ilgili görüşlerin saptanması yoluna gidilmiştir.
Deneklere sorduğumuz "hastalıkların iyileştirilmesinde hocaya, yatıra,
muskaya vb. inanır mısınız?" sorusu ile bu konuda tutum ve davranış-
ları ölçmeye çalıştık.
Deneklerin % 2'2.5'i hastalıkların geleneksel hekimlik yolları, özel-
likle hoca ile, yatırla, okuyup üfleme yöntemleri ile iyileşeceğine inan-
maktadır. Bu oran kadınlarda % 15 iken, erkeklerde tam iki katıdır.
Tüm hastalıkların değil de kimi hastalıkların bu yollarla iyileşeceğine
inananlar ise, % 36'dır. Burada "kimi hastalıkların daha çok, ruhsal
hastalıklar olduğunu hemen belirtmek gerekir. Kadınlarda bu oran
% 40'a ulaşmaktadır. Bu tür inançlarının olmadığını belirtenler ise ka-
dın ve erkekte % 39'dur. Genel bir değerlendirme yapılacak olursa,
tüm deneklerin yarıdan fazlası (% 58.5) koşullu ya da koşulsuz, hasta-
lıkların doktorsuz, ilaçsız olarak iyileşebileceğine inanmaktadır.
Bu durumun deneklerin radyo ve televizyon izlemeleri ile sıkı bir
137
ilişki olmamasına karşılık, yine de kimi karşılaştırmalar yapılabilir.
Özellikle, bu tür inançları olmayanlar, radyo ve televizyon izleyenlerde
izlemeyenlere göre hemen hemeıı iki katı fazladır. Bu arada, koşullu
inanan deneklerin de radyo ve televizyonu izlemeyenlerde çoğunluğu
oluşturduğu görülmektedir.
Çizelge: 4. 2a
Cinsiyete ve. Radyo - T elevizyon İ zleme Durumlarına Göre
Hastalıkların Hoca ve O kuyup - Üfleme ile İ yileşeceğine İ nanma (%)
Görüşler Cinsiyet Radyo T elevizyon
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
İ nanma 15 30 22.5 24 4.5 23 26
K oşullu inanma 40 31 36 31.5 73 33 51.5
İ nanmama 39 39 39 41 18 42 22.5
Başka 5 — 2.5 2 4.5 1.5 —
Bilmiyor 1 — 0.5 1.5 — 0.5 —
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
Radyo için :Xh2 =54.25 S D = 35 oc = 0.05
T elevizyon için: XH2 = 18.98 S D = 15 oe = 0.05
Deneklerin öğrenim düzeyleri ile hastalıkların iyileştirme yolları
hakkındaki görüşleri arasmdaki ilişki oldukça anlamlıdır (Ek çizelge :
2). Tüm olarak manan deneklerin öğrenim düzeyleri yükseldikçe, oran-
ları azalmaktadır. Bunun doğal sonucu, tüm olarak inanmayan denek
oranı, öğrenim düzeyine bağlı olarak artmaktadır.
b. Doğumlardaki Yardımcılar
Sağlıkla, özellikle kadın ve çocuk sağlığı ile ilgili önemli bir husus,
hiç kuşku yok ki, doğumlardır. Özellikle, köylerimizde bir çok kadının
doğum sırasında ya da sonrasında hem kendi sağlığını, hem bebeğin
sağlığını tehlikeye soktuğu yapılan pek çok araştırma sonucunda sap-
tanmıştır (Tezcan, 1979). Bunda, doğumlarda yetenekli, deneyimli uz-
man kişilerin yardımı olmamasının payı büyüktür. Araştırma yaptığı-
mız köylerin, gerek kente yakınlıkları, gerekse sağlık taranmasında pi-
lot bölge içinde bulunmaları, bu konuda da bilgili olmalarını, bu ola-
naklardan yararlanmalarını sağlamaktadır. Ancak, yine de kırsal ke-
simlerin geleneksel yapıları, modern hekimlik yöntemlerinin kullanıl-
masını geciktirmekte, engellemektedir. Doğum sırasında deneklerin
hangi kanallardan yardım gördüklerini ve bunun radyo ve televizyo-
na açık olma ile bağlantısını, "son yıllarda çocuklarınızın doğumuna
138
/
kim yardımcı oluyor?" sorusu ile ortaya çıkarmaya çalıştık. Bulgulara
göre yardımcılar, "ebe" (% 65.5) ile "kentte doktor" ya da "hastane"
(% 28.5) dir (Çizelge : 4. 2b). Herhangi bir uzman kişinin yardımı ol-
maksızın, ya kendi kendine ya da bu konuda deneyimli köyden kişi-
lerle (çoğunlukla komşu kadınlar) doğumu yaptıranlar ise % 4.5 gibi
oldukça düşük bir orandadır. Ancak, burada iki hususun üzerinde dur-
mak gerekir : İlki "ebe"lerin niteliğidir. Ebelerin bu konuda öğrenim
görmüş diplomalı kişiler olması doğalken, köylerin ancak birinde
—Fethiye köyünde— sürekli ebe bulunuşu "ebe" tanımının köylerde
farklı bir biçimde anlaşıldığını göstermektedir. Köyde bu konuda eği-
tim görmemiş, deneyimli yaşlı kadınların çoğunlukla "ebe' 'olarak ta-
nımlandığı söylenebilir. Üzerinde durulması gereken ikinci husus, köy-
lerin kente, hastanelere bu denli yakın olmasına karşm, % 4.5 gibi bir
oranda da olsa ya hiç yardımcısız ya da deneyimli komşu kadınlarnı
yardımı ile —tıp dışı geleneksel yöntemlerle— doğum yapma gelene-
ğinin sürdürülmesidir. Toplumsallaşma açısından konuya bakıldığında
ise, bireyin, değişen toplum koşullarında toplumsallaşmadığı görülmek-
tedir.
Kadm ve erkek denekler yönünden önemli farklılık "ebe"den yar-
dım görenlerin kadmlarda fazla olması, buna karşılık erkek deneklerin
çocuklarının doğumunda % 40 gibi bir oranla, bu konuda uzmanlaş-
mış doktor ya da hastane gibi yardımcıları yeğlemeleridir. Burada
önemli olan ilçe ya da kentle daha sıkı ilişki içinde bulunan erkeklerin
kadınlara göre daha uyanık olmaları, sağlıkla ilgili bu konunun öne-
mini anlamış bulunmalarıdır.
Çizelge s 4.2b
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme Durumuna
Göre Doğumda K imlerin Yardımcı O lduğu (%)
Yardımcılar Cinsiyet Radyo T elevizyon Yardımcılar
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
E be 76 56 65.5 65 68 66.5 57.5
Doktor 10.5 9 9.5 8 16 10 6.5
Hastane 6 31 19 19.5 9 19 16.5
Deneyimliler 3.5 1 2 2 — 1 10
K endi K endine 2 2 2.5 1 5 2 6.5
Bilmiyor 2 1 1.5 4.5 2 1.5 3
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
Radyo için : XH
2
= 65.27 S D = 49 oc = 0.05
T elevizyon içiıl: X„2 = 22.11 S D = 21 oc = 0.05
139
Deneklerin radyo ve televizyona açık olmaları ile doğumlarını ge-
leneksel yöntemle yaptırıp yaptırmamaları arasındaki ilişki, izlemeyen
deneklerde geleneksel yöntemleri sürdürenlerin oranının oldukça yük-
sek olmasıdır. Özellikle, televizyon izlemeyen deneklerin % 16.5'i gele-
neksel yöntemlerden yararlanırken, izleyenlerde bu oran ancak % 3'tür.
Sağlık konusunda deneklerin tutum ve davranışları ile radyo-te-
levizyona açık olmaları konusundaki bulgularımızı özetleyecek olur-
sak, genel olarak, modern tıbbın öneminin anlaşılmış olduğu söylene-
bilir. Ancak, sağlık yönünden oldukça geniş olanaklara sahip köyler
olmalarına karşm, geleneksel sağlık yöntemleri de kullanılmakta ya
da kullanılması düşünülmektedir. Radyo ve televizyon izleme-izleme-
me yönünden ilişki ise izleyenlerde geleneksel hekimlik yöntemlerine
inananların izlemeyenlerde daha fazla olması biçimindedir. Özellikle,
görsel niteliği olan televizyonun etkisi daha belirgindir.
C. EĞİ Tİ M KONUSUNDA TUTUM ve DAVRANI ŞLAR
Kırsal kesimlerin belirgin özelliği olan eğitim yetersizliği, gelenek-
sel topluluk yapısının belirlediği bir durumdur. Yıllardır gerek yaşam
koşulları; üretim-insan ilişkileri, gerekse öğrenim olanaklarının sınır-
lı oluşu, bu durumun nedenleridir. Araştırmamızda, kırsal kesimdeki
eğitim olgusu değil, biçimsel eğitim, okul eğitimi konusunda denekle-
rin tutumları, düşünceleri ölçülmeye çalışılmıştır. Bu konuda denek-
lere yönelttiğimiz üç soru, deneklerin doğrudan kendileri ile ilgili ol-
mayıp, kız ve erkek çocukların eğitimleri ile ilgilidir.
a. Çocuğa Öncelikle Din ya da İlkokul Eğitiminin Gerektiği
Kırsal kesimde geleneksel yapı özelliği, bireylerin din eğitimini ön-
de götürmüştür. Yıllar boyu dinsel kurallar, değer ve inançlar, gele-
nek ve görenekler üstün gelmiş; birey yaşantısının pek çok yönünü et-
kilemiştir. Bu özelliği dikkate alarak deneklere, çocuklarına önce han-
gi eğitimin gerekli olduğu sorulmuştur. Bulgularımıza göre (Çizelge;
4. 3a), önce din eğitimi (% 39.5) diyenler ile önce ilkokul eğitimi (% 40)
diyenlerin oranları birbirine çok yakındır. Din ve ilkokul öğreniminin
her ikisinin birden gerekli olduğunu söyleyenlerin oranı % 20.5'tir.
Kadınlarda, "ilkokul öğrenimi önce" (% 47) diyenler, erkeklere
(% 33.5) göre oldukça yüksektir. Din eğitiminde doğal olarak bu durum
tersinedir. Yani erkekler, kadınlara göre % 10'a yakın bir fazlalık gös-
termektedirler. Burada önemli olan husus, aralarında farklar olsa bile,
kırsal kesim kadmı da, erkeği de artık ulusal ilköğrenimiıı öneminin,
140
gerekliliğinin bilincinde olmasıdır. Kadınlarda ilkokul öğreniminin
oran olarak daha yüksek oluşu, kendi toplumsallaşmalarında bu tür
yetersiz bir öğrenimden geçmiş olmaları sonucu, bunun çocuklarında
yinelenmesini istememe biçiminde yorumlanabilir. Deneklerin öğreni-
mi açısından konuya bakıldığında, bu durumun da kanıtlandığı görül-
mektedir. Öğrenim görmüş ya da görmemiş kadınlarda da aynı tutum
vardır.
Çizelge •4.3a
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon İzleme Durumuna Göre
Çocuğa Önce Din mi Yoksa İlkokul Eğitimi mi Gerektiği (%)
E ğitim Cinsiyet Radyo T elevizyon E ğitim
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
Din E ğitimi 35 44.5 39.5 39 41 39 40
İ lkokul 47 33.5 40 40 41 42 29
Her İ kisi 18 22 20.5 21 18 19 31
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
Radyo için : XR2 =251.58. S D = 21 oc = 0.01
T elevizyon için: Xw2 = 9.63 S D = 9 oc = 0.05
Deneklerin, çocuklar için önce din ya da ilkokul eğitimi konusun-
daki yeğlemelerinde radyo ve televizyon izleme-izlememe arasındaki
ilişki, özellikle televizyon için önemlidir. Dinsel eğitimin önce ya da ilk-
okul eğitimi ile birlikte başlamasını isteyenler, televizyon izlemeyenler-
de % 71 iken, izleyenlerde % 58'dir. Televizyona açık olma ile dinsel
eğitime öncelikle yer vermeme arasında doğru bir ilişki kurulabilir.
Aynı durum, radyo izleme durumunda da gözlemlenmektedir. Ancak,
burada salt izleme yanında, yaş özelliğininde önemli bir etken olduğu
söylenmelidir. Gençler önce "ilkokul" öğrenimi derken, yaşlıların ön-
ce "di n" eğitimi dedikleri görülmektedir. Burada bireyin toplumsallaş-
masının etkisi açıkça görülmektedir. Din unsurunun ağır bastığı bir
toplumsallaşma sürecinden geçen birey, bunun etkisiyle, kendisi top-
lumsallaşma etmeni (genellikle ailede) olduğu zaman, bu durumunu
yansıtmaktadır.
• -
b. Kız ve Erkek Çocuklar İçin İstenen Öğrenim Düzeyi
Deneklerin biçimsel okul öğrenimi konusundaki düşünce ve tutum-
ları, erkek ve kız çocukların öğrenim düzeyi ile ilgili iki soruyla sap-
tanmaya çalışılmıştır. Bunlardan ilki, erkek çocukların öğrenim düze-
yi konusunda, diğeri ise kız çocukların öğrenimleri ile ilgilidir. Kırsal
141
kesimde özellikle erkek çocuğa verilen değer, belirgin ve yaygın oldu-
ğundan bu tür bir ayrımın daha açıklayıcı, tanımlayıcı olduğu düşü-
nülmüştür.
Deneklerin erkek çocukların ilkokulu bitirdikten sonra görecekle-
ri eğitim ile ilgili görüşleri % 36 "orta okul ve devamı", % 28 "İmam-
Hatip okulu", % 16.5 herhangi bir "meslek okulu" olarak dağılmakta-
dır (Çizelge : 4. 3b).* Deneklerin % 16.5 gibi oldukça önemli bir kısmı
ise, "çocuk nereyi kazanırsa" biçiminde düşüncelerini açıklamışlardır.
İ l k bakışta buradaki dağılımın, bir önceki bulgularla benzeştiği görül-
mektedir. Aynı durum, kadm-erkek yönünden de gözlemlenmektedir.
Kadınların, erkek çocukları için daha çok yüksek öğrenime giden orta
okula gitmelerini yeğlemelerine karşılık, erkekler imam-hatip okulla-
rına gitmelerini istemektedirler. Bulgular arasında "nereyi kazanırsa"
biçimindeki ilk bakışta baştan savma bir yanıt gibi görünen bulgu, ger-
çekte, eğitim düzeyindeki kararsızlığın, karmaşıklığın kırsal kesime
yansıması olarak yorumlanmalıdır. Öğrenim kurumlarındaki yığılma-
nın sonucu, öğrencinin kuruma smavla, yarışma ile girme zorunda ka-
lışı, "nereyi kazanırsa" yanıtını daha da anlamlı yapmaktadır.
Çizelge. 4.3b
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon izleme Durumuna Göre
Erkek Çocuk İçin İstenen Öğrenim t%)
Öğrenim Cinsiyet Radyo T elevizyon Öğrenim
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
O rtaokul 40 34 36 35 50 39 21
İ mam-Hatip 19 38 28 29 23 27 36
M eslek O kulu 9.5 21 16.5 14.5 27 15.5 18.5
Nereyi
K azamrsa 27 0 16.5 17.5 — 14 «5 24.5
Bilmiyor 4.5 1 3 4 — 4 —
Toplam 100 100 100 100 100 100 100
Kı z çocuk için istenen öğrenim düzeyinde (Çizelge : 4. 3c), "yük-
sek okul" % 23.5 gibi bir oranla başta gelmektedir. Ancak, yüksek öğ-
renime açık kapı bırakan "okuyabildiğince" şıkkı, % 24.5 gibi daha
* Burada, köyler arasında önemli bir farkı belirtmek gerekir. Fethiye köyünde
gerek tutum olarak, gerekse davranış olarak imam-hatip orta okuluna çocuk-
larını gönderen ve göndermeyi düşünen oldukça fazladır. Bunun en önemli
nedeni de, kanımızca, köyün bağlı bulunduğu Kazan ilçesinde imam-hatip or-
ta okulunun bulunuşudur. Kuşkusuz, köyler içinde kapalı toplum özelliğini en
çok bu köyün gösterdiğini de yineleyelim.
142
yüksek bir orandadır. Kızların herhangi bir meslek sahibi oluncaya ka-
dar okumasını isteyenler % 13.5'dir.* Kı z çocukların zorunlu olan ilk-
öğrenimi yapmasını yeterli görenler ise % 19 gibi azımsanmayacak bir
orandadır. Bu oran erkeklerde % 23'e çıkmaktadır. Kadm-erkek ara-
sındaki belirgin fark yüksek öğrenimde görülmektedir. Kadınların
% 31'i kız çocuk için yüksek öğrenim isterken erkeklerde bu oran
% 15'dir. Burada önemli iki hususa değinmek gerekir. Kırsal kesimde
genel olarak kadınların eğitimindeki olumsuz durum, bu olgunun için-
de bulunan kadının kendi çocuğu söz konusu olunca, gevşemektedir.
Özellikle, kız çocuğunu yüksek okullarda okutmak, önemli bir düşünce
yapısını yansıtması yönünden anlamlıdır. Ancak bu durumun, nasıl
gerçekleşeceği konusundaki sınırlılıklar, davranışları etkilemektedir.
Bu bakımdan, erkeklerin kız çocukları için istedikleri öğrenim düze-
yinin daha gerçekçi olduğu, kadınlarda ise bunun bir "özlem" olduğu
söylenebilir. Ancak, özlem de olsa, geleneksel kalıplara göre toplumsal-
laşmış bireylerin bu kalıpları yıkmağa ya da zorlamaya çalışması, de-
ğişen toplum koşullarında bir toplumsallaşma olduğunu göstermekte-
dir.
Çizelge: 4.3c
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon İzleme Durumlarına
Göre Kız Çocuk İçin İstenen Öğrenim (%)
Öğrenim Cinsiyet Radyo T elevizyon
Öğrenim
K E o İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
İ lkokul 15.5 23 19 18 27 18 29
O rtaokul 10 13 11.5 12 9 12 7
Yüksek O kul 31 15 23.5 23 22 27 6.5
M eslek S ahibi
O luncaya K adar 14 15 13.5 14.5 13.5 16.5 3
O kuyabildiğince 24 24.5 24.5 25 18 22 39.5
O kumasın 5.5 8.5 7.5 3 9 4.5 13
Başka — 1 0.5 4.5 1.5 — 2
T oplam 100 100 100 ' 100 100 100 100
Radyo ve televizyon izleyen ile izlemeyen denekler arasında erkek
ve kız çocuklar için istenen öğrenim düzeyleri ile ilgili olarak kimi an-
lamlı ilişkiler bulunmaktadır. Kız çocuğun öğrenim düzeyi ile radyo
yayınlarına açıklık, "okuyabildiğince" şıkkında ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca, ilkokul öğrenimini yeterli görenlerin oranı radyo ve televizyon
izlemeyenlerde daha yüksektir. Çocuklarının yüksek okulda okumasını
* Bu mesleklerin başında "öğretmen' ve "ebe", "hemşire" gibi kırsal kesimdeki-
lerin sık sık ilişkide bulunduğu kişilerin meslekleri gelmektedir.
143
isteyenlerin oranı, televizyon izleyenlerde (%!27), izlemeyenlere göre
(% 6.5) oldukça yüksektir. Erkek çocukların imam-hatip okuluna gön-
derilmesini düşünenler de, televizyon izlemeyenlerde daha yüksektir.
Televizyon izlemeyenlerin dinsel inanç ve bağlarının daha güçlü oldu-
ğu yargısma varabiliriz. Radyonun ise bu tür etkisi daha azdır.
Araştırma bulgularımızı, kırsal kesimde daha önce yapılmış, öğre-
nimle ilgili benzer araştırma bulguları ile karşılaştırabiliriz.*
DPT araştırmasında erkek ve kız çocuklar için düşünülen, özlem-
lenen öğrenim düzeyleri, erkek çocuklar için % 74 gibi yüksek bir oran-
la yüksek öğrenimde yoğunlaşırken, kız çocuklar için bu durum % 26'
ya düşmektedir. Buna karşılık kız çocukların ilkokul bitirmelerini ye-
terli görenlerin oranı % 30'dur. Kız ve erkek çocuğun öğrenimleri yö-
nünden, aynı örneklemde yapılan 1962 Frey araştırmasında ise bu
oranlar daha düşük olup, 6 yıllık bir zaman kesitinde öğrenimle ilgili
düşüncelerde olumlu bir gelişme olduğu söylenebilir. (DPT, 1969; 176-
185). Her iki araştırma bulguları da bizim bulgularımıza göre farklı-
dır. Ancak bu farklılık, erkek ve kız çocuğun öğrenim düzeylerinde de-
ğil, öğrenim yapacakları kurumlarla ilgilidir. Gerek kız, gerekse erkek
çocukların sanat-meslek okullarına gitmelerini isteyenlerin oranları
DPT araştırmasında oldukça düşük olmasına karşılık, araştırma bul-
gularımızda bu durum erkek çocuklarda % 16.5, kız çocuklarda ise
% 13.5'dir. Buna karşılık araştırmamızda erkek çocukların tinsel (ma-
nevi) değerlerin okutulduğu imam-hatip gibi okullarda öğrenim gör-
mesini isteyenlerin oranı, Frey ve DPT araştırmalarına göre, oldukça
yüksektir.
1973, 1975 Köy Araştırmasında ise, bulgular doğrudan karşılaştır-
ma yapacak nitelikte olmamasına karşılık, eğitime verilen değerleri
göstermesi yönünden önemlidir.
1975 Hacettepe Köy Araştırmasında 15-49 yaşları arasmda kadın-
ların "kadm eğitimi" hakkındaki düşüncelerine göre, kadınların % 40
gibi yarıya yakın kısmı, kadınlar için yüksek eğitimin ve bir meslek
sahibi olmanın gerekmediğini belirtmişlerdir.** Kadınların eğitime kar-
şı bu olumsuz tutumları, öğrenim düzeyi ile yakından ilişkilidir. İlk-
okul bitirmiş kadınlarda bu oran daha düşüktür. Öğrenim görmüş ka-
dın, kızının daha çok öğrenim görmesini istemektedir. Araştırma bul-
gularımızda ise bu oran ilkokul bitirsin ve okumasın diyenlerle birlik-
* Bu konudaki kaynaklar, DP T 1968 araştırması ile Hacettepe Üniversitesinin
köylerde yaptığı 1973 ve 1975 araştırmalarıdır.
** A raştırmada özellikle kadınların öğrenimi üzerinde durulduğundan, karşılaş-
tırmada doğal olarak kız çocukların öğrenimleri ağırlık kazanmaktadır.
144
te toplam olarak % 21'dir. Erkeklerde ise % 31.5'e çıkmaktadır (Özbay,
1975; 208-211).* 1975 Hacettepe Üniversitesi araştırmasmdaki bulgu-
lar, DPT araştırmasına göre, eğitime verilen değerlerin olumsuz bir
gelişmesi olarak nitelenebilir. Ancak, bir kadın için okuyup, meslek
sahibi olma isteği ve gereği, içinde bulundukları çevre koşullarına gö-
re değişeceğinden, kırsal kesim kadınının gerçekçi bir yaklaşımla,, bu
düşüncede olduğu söylenebilir. Türkiye'nin toplumsal yapısı açısından
öğretici niteliği de olan bu bulgular, çoğunlukla, ilkokul öğrenimi bile
bulunmayan annelerin % 50 gibi bir oranının kızları için daha yüksek
bir beklenti içinde olmalarmı da göstermektedir.
Eğitim ile ilgili bulgularımızı özetleyecek olursak, deneklerin tü-
müne yakın kesimi çocukların ilk öğrenim görmelerini onamışlardır.
Ancak bu onama, kadın ve erkek denek yönünden farklılık göstermek-
dir. Kadınlar eğitim konusunda daha olumlu görüşlere sahipler. Özel-
likle kız çocukların okumasında bu fark belirginleşmektedir. Erkek de-
neklerin daha büyük bir kesimi çocukların dinsel eğitiminin önce gel-
diğini onamaktadır. Radyo ve televizyon izleyip izlememede sürekli
izlemenin bu düşünce ve tutumlarda etkili olduğu ortaya çıkmakla bir-
likte, genelde eğitim olgusunun, kitle iletişim araçlarının dışında, top-
lulukların toplumsal, ekonomik koşullan, öğrenim düzenindeki düzen-
sizlik, karmaşıklık gibi bir takım nedenlerden etkilendiği de açıktır.
Özetlersek, bu bölümde deneklerin kırsal kesimin geleneksel kalip-
larına göre toplumsallaşmasında radyo ve televizyona açık olma yönün-
den bir fark olup olmadığı üzerinde duruldu. Ayrıca, kırsal kesimde
deneklerin özelliklerinden cinsiyet ayırımı ile yaş ve bir dereceye ka-
dar da öğrenim düzeyi ile ilişkileri araştırüdı.
Geleneksel yapıda toplumsallaşma olgusunda kuşkusuz, öncelikle
bireyin aile içindeki toplumsallaşması önem kazanmaktadır. Burada,
ailenin hukuksal yapısı ile ilgili görüşlerde, geleneksellik özelliğinin
sürüp sürmediği; değişikliklerin radyo ve televizyona açık olma ile iliş-
kisi araştırılmıştır. Bulgulara göre, Medeni Kanuna uygun olarak iş-
lemesi gereken aile yapısında, İslamiyetin belirlediği, Cumhuriyet ön-
cesi geleneksel tutum ve davranışlar sürdürülmektedir. Özellikle, yasa-
lara karşı düşünce ve tutum olarak saptadığımız, çok kadınla evlen-
me, kız ve erkeğin mirastan eşit olarak yararlanmamaları, kadın ve
erkeğin yasalar önünde eşit olmaması gibi hususlarda bireylerin tu-
tumlarında, düşüncelerinde, eskiye göre yumuşama, esneklik olmakla
* Kuşkusuz, araştırma bulguları gelişmiş-gelişmemiş köy özelliğine göre farklı-
lık göstermekte; gelişmiş köylerdeki kadınların daha yüksek oranı kız çocu-
ğun yüksek okula gitmesini istemektedir.
145
birlikte, geleneksel yapının etkisini sürdürdüğü görülmüştür. Radyo
ve televizyona açık olup olmama bu konuda farklılık meydana getir-
mekte ise de beklenildiği kadar olmadığı ve başka nedenlerin de bu
düşünce ve tutumlarda rolü olduğu görülmüştür. Özellikle yaşlı ve öğ-
renimsiz olanlar ile, genel olarak erkeklerde, kadm-erkek arasında hu-
kuksal eşitliği kapsayan konularda, daha gelenekçi düşünce yapısının
egemen olduğu görülmektedir.
Ailenin toplumsal yapısı; aile içinde karı-koca-çocuk ilişkisi açı-
sından bulgularımız ise geleneksel tutum ve davranışların çoğunlukla
sürdürüldüğü biçimindedir. Erkek evin "hakimi"dir. Kadın ve çocuk-
lar ona uymak zorundadırlar. Ancak, evde yaşlıların —özellikle yaşlı
kadınların— yetki ve saygınlığı sürmektedir. Radyo ve televizyon bu
geleneksel olguda önemli bir etken olarak görülmemektedir. Televiz-
yonun doğrudan aile içi —özellikle kadın ve kızların— tutum ve dav-
ranışları etkilemesi ise önemli görülmüştür. Özellikle, gelenek dışı bir
toplumsallaşma olgusunun başladığı söylenebilir.
Kırsal kesimde toplumsallaşma olgusunun bir kesimini oluşturan
sağlıkla ilgili tutum ve davranışlarda, geleneksellik etkisinin sürdürül-
düğü görülmüştür. Hastalıkların, özellikle ruhsal hastalıkların, gele-
neksel yöntemlerle iyileştirileceği hususundaki tutum ve davranışta,
radyo izlemenin etkisi görülmektedir. Televizyonda ise böyle bir etki
söz konusu değildir.
Doğumların geleneksel yöntemlerle ya da modern tıbbın yöntem-
lerine göre yapılıp yapılmadığı konusundaki bulgular, büyük ölçüde
modern yöntemlerin uygulandığı biçimindedir. Özellikle "ebe"deıı ya-
rarlanma oranı yüksektir. Geleneksel yöntemlerle, halk hekimliği yo-
lu ile doğum yapılması ise, oran olarak düşüktür. Ancak, burada, özel-
likle televizyona açık olmayanların bu yöntemleri kullandıkları söyle-
nebilir.
Toplumsallaşmanın önemli bir kısmını oluşturan öğrenim, biçim-
sel öğrenim konusundaki bulgular ana-babalarm kız ve erkek çocukla-
rı için düşündükleri öğrenim biçimi ve düzeyi ile ilgilidir. Genel ola-
rak resmi ilkokul öğrenimi, tüm çocuklar için aranan bir durumdur.
Ancak, bu arada dinsel eğitimin de tüm olarak bırakılmadığı, gelenek-
sel toplumsallaşmanın bir göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır. İlk-
okul sonrası öğrenim ise, daha çok erkek çocuklar için istenen bir du-
rumdur. Kızların ilkokul sonrası öğrenimlerini sürdürmeleri çoğunluk-
la kadmlar tarafından istenmektedir. Radyo ve televizyona açık olma
ise, diğer etmenlerle birleştiğinde, önemli bir etki olarak ortaya çık-
maktadır.
146
Y E D İ N C İ B Ö L Ü M
KI RSAL KESİ Mİ N TOPLUMSALLAŞMASI NDA Dİ N VE TÖRELER
Dinsel inançlar, değerler ve kültür olgusu yolu ile yıllar boyu ne-
silden nesile aktarılan töreler; gelenekler, görenekler kırsal kesimin
belirgin özelliklerindendir.*
A. DİNSEL TUTUM ve DAVRANI ŞLAR
Köylerin çeşitli eksiklikleri, yetersizlikleri olmasına karşın, her
köyde, büyüklüğüne göre bir ya da daha çok cami bulunduğu bilinmek-
tedir.** Ancak, toplumsal değişme sonucu, din ile devlet işlerinin ay-
rılması sonucu bir takım toplumsal çalışmalann din işlerinden ayrıl-
ması —örneğin din ve ulusal eğitim ayrılığı, evlenmelerde medeni ni-
kâh olma zorunluluğu gibi— din etmeninin etkisini eskiye göre, ol-
dukça zayıflatmıştır. Kuşkusuz burada ulaşım ve iletişim olanakları-
nın artmasının da etkisini eklemek gerekir.
a. Namaz Kılma
Araştırmamızda, toplumsallaşmada önemini sürdürdüğüne inan-
dığımız din olgusunun yerini, müslümanlıkta dinsel tapınmanın en
önemli bir göstergesi olan namaz kılma durumunu saptama ile başla-
dık.
Bulgulara göre, deneklerin % 38'i sürekli, % 11'i zaman buldukça,
% 20'si ara sıra, % 14.5'i yalnız cumaları namaz kılmakta, % 18'i ise
hiç namaz kılmamaktadır (Çizelge : 5. l a).
Sürekli namaz kılanları dışta bırakırsak, deneklerin % 48 gibi ya-
rıya yakın kısmının sürekli olmayıp, önemli zamanlarda namaz kıldık-
* T ürk köylerinde inançlarda değişme konusunda bilgi için bknz. Nermin Erden-
tuğ, "T ürkiye Geleneksel T oplumlarında (K ültüründe) K ültür değişmeleri",
A ntropoloji, A .Ü. Dil ve T arih-Coğrafya Fakültesi S ayı: 4, A nk. 1967-1968.
** Her ne kadar 1968 DP T araştırmasında köylerin % 84'ünde cami bulunduğu be-
lirtilmekte ise de, bunun, toplu olarak tapınmanın (ibadet) yapıldığı küçük
yetersiz yerleri kapsamadığı kanısındayız.
147
ları söylenebilir. Bu önemli zamanlar, namaz kılmanın "farz" ve "se-
vap" olduğu cuma öğle namazı, dinsel önemli günler ile ramazan ayı-
dır. Bu tür namaz kılmanın, erkekler arasında —özellikle camiye gidi-
lerek kılman cuma ve 'teravih" namazları gibi— daha yaygın olduğu-
nu belirtelim. Bu arada cinsiyet ayrımında önemli bir durum da sü-
rekli namaz kılanlarda görülmektedir. Kadınlarda, namaz kılanlar
% 40 iken, erkeklerde bu oran % 29'dur.
Çizelge: S. la
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme
Dürumuna göre Namaz K ılma (%)
Namaz K ılma Cinsiyet Radyo T elevizyon
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
S ürekli 40 29 34 33 45.5 27 78
Zaman Buldukça 13 10 11 10 23 13 —
A ra - sıra 18 22 20 20 18 20 18
Cumaları 1 28 14.5 16 4.5 17.5 —
K ılmıyor 25 10 18 18 9 20 —
Başka 3 1 2.5 3 — 2.5 4
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
T elevizyon için: XH2 = 39.99 S D = 21 <x = 0.05
Yaş, namaz kılmada önemli bir etken olarak karşımıza çıkmakta-
dır. Özellikle 15-19 yaş kümesindeki gençlerin tümünün namaz kılma-
dığı görülmektedir. Yaş kümesi 50'nin üzerinde olanların tümü ise,
sürekli namaz kıldıklarını belirtmişlerdir. Burada toplumsallaşma ol-
gusunun etkisi belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Çocukluk ve ergen-
lik toplumsallaşmasını, dinsel etmenlerin yoğun olduğu dönemde ge-
çiren ve bugünün yaşlılar kümesini oluşturan bireylerin dinsel inanç-
larının daha güçlü olduğu, buna karşılık, toplumsal değişme ile orta-
ya çıkan koşullara göre toplumsallaşan gençlerin, bu inançlarının çok
güçlü olmadığı söylenebilir.
Eğitim ve namaz kılma arasındaki ilişkinin tek başına değil, yaş
özelliği ile birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Çünkü, köyler-
de öğrenimsiz olanların genellikle yaşlılardan, ilkokul sonrası öğre-
nimlilerin ise gençlerden oluştuğu gözönünde bulundurulursa, bu iki
özelliğin birlikte düşünülmesinin daha anlamlı olacağı açıktır.
Radyo ve televizyon izleme ile namaz kılma arasındaki ilişkiler ol-
dukça anlamlıdır. Özellikle, televizyon izleyenler ile izlemeyenler ara-
sında namaz kılma yönünden önemli oranda fark vardır. Televizyon
148
izleyenlerin ancak % 27'si sürekli namaz kılarken, bu oran televizyon
izlemeyenlerde % 78'e çıkmaktadır. Burada, dinsel inançları çok güçlü
olan kırsal kesimdeki bireyin, televizyonu "günahtır" düşüncesi ile iz-
lememesi de önemli bir etkendir. Böylece dinsel inançları güçlü olan-
ların, sürekli namaz kılanların, bu inançlarının etkisinde kalarak te-
levizyon izlemedikleri ya da televizyon izlemeyenlerin bir kesimini din-
sel inançları güçlü olanların oluşturduğu söylenebilir.
Radyo izleme ile namaz kılma arasındaki ilişki ise, televizyon ka-
dar önemli değildir. Burada radyonun, her yaştaki bireyin toplumsal-
laşmasında bir etmen olarak yer almasının etkisi vardır. Ancak, yine
de radyo izleyenlerin % 33 gibi bir oranının sürekli namaz kılmasına
karşılık, izlemeyenlerde bu oranın % 45.5 olduğunu ve namaz kılma-
yanların oranının radyo izlemeyenlerde daha düşük olduğunu belirte-
lim.
Konumuz yönünden önemli olan, sürekli namaz kılma dışındaki
durumu; hiç namaz kılmama ile arasıra namaz kılma nedenlerini de
araştırdık. Bulgulanmıza göre bu nedenler, "zaman yokluğu" (% 50.5),
"tembellik" (% 32) ve "gençlik, inançsızlık" (% 8) gibi diğer neden-
lerde toplanmaktadır (Çizelge : 5. l b). Nedenler arasındaki "tembel-
lik" üzerinde durmak gerekir. Tembelliğin ruhsal bir durum olduğu va
birşeyi yapma ya da yapmamayı belirten içgüç (irade) ile ilgisi oldu-
ğu açıktır. Dolayısıyla, dinsel inançların yoğun olduğu kırsal kesimde,
"tembellik" nedeni ile açıklanan bu durumun, gerçekte "inanç" ile ya-
kından ilgili olduğu ve kırsal kesimdeki dinsel inançların eskisi gibi
çok güçlü olmadığı sonucuna varılabilir. Ancak bu nedenin, daha çok,
hiç namaz kılmayanlarca belirtildiğini de ekleyelim.
Çizelge: 5. lb
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon İzleme Durumuna
Göre Neden Namaz Kılmadığı (%)
Nedenler Cinsiyet Radyo Telev izyon
İ zlemeyen
Nedenler
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen
izyon
İ zlemeyen
Zamanı Yok 51 50 50.5 48 92 51.5 28.5
T embellikten 34 30.5 32 34 — 23 57
Genç 4 7 5.5 6 — 6 —
İ nancı Yok 4 1 2.5 2 — 2.5 —
Başka* 1.5 10.5 6.5 7 8 14 14.5
Bilmiyor 5.5 1 3 3 — 3 1
Toplam 100 100 100 100 100 100 100
* "Hasta" ve "ailede namaz kılan yok"
149
Radyo ve televizyon izleme-izlememe durumu ile namaz kılmama
nedenleri arasında çok önemli bir ilişki görülmektedir. Radyo izleme-
yenlerde, namazı sürekli kılmamanın nedenleri arasmda "zaman yok-
luğu" % 92 ile başta gelmekte, izleyenlerde çeşitli nedenler arasmda
dağılmaktadır. Televizyon izleyen-izlemeyenlerde ise, "inancı olmadığı"
nedenini belirtenler, az bir oranda da olsa, televizyon izleyenlerde or-
taya çıkmaktadır.
DPT araştırmasında, köylerde din olgusu da incelenmekle birlik-
te, araştırma bulgularımızla doğrudan karşılaştırabileceğimiz bulgu-
lar yoktur. Ancak, erkeklerin namaz kılma durumları; camiye ne ka-
dar sıklıkla gittikleri saptanmıştır. Bulgulara göre, erkeklerin hergün
camiye gitme oranları oldukça düşük olmasına karşılık, yetişkin er-
keklerin büyük çoğunluğu cuma öğle namazı için camiye gitmektedir
(DPT. 1968; 148-149). Benzer bulgu, bizim araştırmamızda da, "cuma"
ve diğer önemli "dinsel günler" olarak saptanmıştır.
b. Dinsel Toplumsallaşmada Kaynaklar
Dinsel inançlarm, kuralların öğrenilmesinde ya da dinsel konular-
da toplumsallaşmada doğal kaynaklar, dinsel kişiler (imamlar) ile aile-
dir. Özellikle kırsal kesim için bu durum daha da geçerlidir. Ozankaya,
kırsal kesimde dinsel toplumsallaşmada ailenin yerinin zayıf olduğunu
ve hatta, aile bireylerinin çoğunluğunun dinsel kuralları tam olarak
bilmediklerini ve bu yüzden çocuklarının din eğitimi için ve özellikle
"eski yazı Kuran öğrenmelerini" sağlamak üzere çocuklarını imama
gönderdiklerine değinmektedir (Ozankaya, 1971; 56-58). Bu sonuçlar
araştırma bulgularımızda da görülmüştür. Aile, dinsel toplumsallaşma-
da yerini, konu ile ilgili uzman kişilere bırakmıştır. Hatta, ailenin bu
işlevini radyo ve televizyon ile diğer yazılı kitle iletişim araçlarının al-
dığı bile söylenebilir.
Çizelge. 5. lc'de görüldüğü üzere, dinsel konulardaki kaynakların
•başında % 67.5 gibi oranla "imam" gelmektedir. Bu oran erkeklerde
kadmlara göre, televizyon izlemeyenlerde izleyenlere göre daha fazla-
dır. Diğer kaynaklar ise, televizyon, radyo, kitap, aile, komşu, yaşlı
kimseler gibi kaynaklarda toplanmaktadır. Televizyonu kaynak ola-
rak belirtenler, erkeklerde % 8.5 iken, kadınlarda % 3'tür. Radyonun
dinsel konularda kaynak olması % 4 ile kadınlarda görülmektedir.
Kitle iletişim araçları içerisinde "kitap"ı kaynak olarak belirtenler ise
erkeklerde, imam-kitap şıkkı da birlikte alındığında, % 15'e varmak-
tadır. Ancak, btirada "ki tap" kaynağının, gerçekte yalnızca Kuran'ı mı
içerdiği hususu açık değildir. Ancak, televizyon izlemeyenlerin % 6.5'
150
inin kaynak olarak belirttiği kitabın, televizyonu izlemeyenlerin, daha
çok yaşlılardan ve öğrenimsizlerden de oluştuğu düşünülürse, eski ya-
zı ile yazılmış Kuran olduğu sonucuna varabiliriz. Kaynak olarak be-
lirtilen kitabın diğer kısmını ise, ilkokullarda okunmakta olan "din
bilgisi dersleri" ile ilgili ders kitaplarının oluşturduğu söylenebilir.
Çizelge: 5. lc
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme Durumuna Göre
Din K onusunda Yararlanılan K aynaklar (%)
K aynaklar Cinsiyet Radyo T elevizyon
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
İ mam 66.5 70 67.5 69 55 67.5 71
T elevizyon 3 8.5 5.5 6 — 65 —
Radyo 4 — 2 — — 2.5 —
K itap 1 12 7 2 4.5 7 6.5
İ mam-K itap 2 3 2.5 2.5 — 2.5 —
Başka* 18.5 5 12 19.5 13.5 11.5 12.5
Bilmiyor 5 1.5 3.5 1 27 2.5 10
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
T elevizyon için: XH2 = 69.40 S D = 24 oc = 0.01
Radyo için : X„2 =81.40 S D = 56 oc = 0.01
Radyo ve televizyonun, dinsel kaynaklar arasmda yer alması do-
ğal olarak, yayınların içeriği ile sınırlıdır. Daha çok perşembe akşam-
ları ile cuma sabahları ve dinsel günlerde (kandillerde ve ramazan
ayında) yer alan dinsel yayınlara ilgi olduğunu, daha önce belirtmiş-
tik. Dolayısıyla bu yayınların oranı ile, kaynak olma durumunun doğ-
ru orantılı olacağını, dinsel konuda toplumsallaşma kaynağının radyo
ve televizyona dönebileceği söylenebilir.
Burada konumuz yönünden önemli olan husus, geleneksel yapı-
nın belirgin özelliği olan din olgusunda bile, kitle iletişim araçlarına
açılma, onları kullanma ile onlardan yarar sağlama sonucu, yüzyüze
iletişim kaynağının öneminin zayıflamasıdır. Varsayımlarımızdan olan
radyo ve televizyondan toplumsallaşma etmeni olarak doğrudan ya-
rarlanmanın kanıtlandığını görmekteyiz.
* "A ile", "komşu", "kendi kendine"
151
B. TÖRELERLE İ LGİ Lİ TUTUM ve DAVRANI ŞLAR
Töreler; gelenek ve görenekler kırsal toplumda günümüzde de et-
kisini sürdüren niteliklerdir. Toplumsallaşma olgusunda törelerin öne-
mi büyüktür. Ancak törelerin bir kısmının değişen toplum koşullarına
uymadığı; bir kısmının sağlık, bir kısmının ise parasal yönden zarar-
ları olduğu bilinen bir gerçektir. Bir kısmı ise, çocuk doğumunda, ev-
lenme, askere gitme ve hatta ölüm hallerindeki törenler gibi, küçük
kapalı topluluk yapısının gereği olan, bireylerin bir araya gelerek bir-
likte kutladıkları, sevindikleri, üzüldükleri olaylardır. Araştırmamızda
bunları kümelendirerek; toplumsallaşmalarında etkili olan bu tören-
lerin, kırsal kesimdeki bireylerce benimsenip benimsenmediğini ve bu-
nun radyo ve televizyon izleme ile olan ilişkisini ortaya çıkarmayı
amaçladık.*
a. Törelere Bağlılık
Bu konudaki bulgularımız, hemen hemen her üç köyde de aynı ni-
telikte yapılan —evlenme törenleri gibi— törenlerin değişip değişme-
mesi ile ilgili görüşlere dayanmaktadır.** Deneklerin yarısı bu tür tö-
relerin değişmemesini isterken, % 16'sı tüm olarak değişmesi düşün-
cesindedir (Çizelge : 5. 2a). Koşullu olarak kimi törelerin değişmesini
isteyenler ise % 32'dir. Buradaki koşullar, günün koşullarına uymayan,
örneğin törenler sırasında zengin yemek sofralarının kurulması ya da
kurşun atarak kutlanması gibi geleneklerin değişmesini istedikleri gö-
rülmüştür. Bulgularımızda, ilginç olan husus, kadmlarda tüm olarak
ya da koşullu olarak değişmesini isteyenlerin, erkeklere göre fazla ol-
masıdır. Burada önemli olan, kadınların, ulaşım olanaklarının artması,
köy-kent-kasaba ilişkilerinin sıklaşması ile kitle iletişim araçlarma
açıklık sonucu "duygusal benzeme" (empathy) özelliğini gösterme-
leridir. Köy kadını, kendine yük yükleyen törelerin değişmesini isteye-
rek, kendini kentsel ya da diğer yerleşim birimlerindeki kadınların ye-
rine koymaktadır.
* Bu törenler kızın istenmesi ile başlamakta, nişan öncesi takı takmak üzere ki2
tarafından ağır bir yemek sofrası kurularak sürmektedir. Daha sonraki nişan
ve düğün törenlerinde ise, bunlara ek olarak her aşamada kıza altın takılmak-
ta, sürekli kurşun atılmaktadır.
** K ırsal kesimde özellikle evlilik ile ilgili törenler konusunda ayrıntılı bilgi için
bknz. Nermin E rdentuğ, T ürkiye T ürk T oplumlarında K ültürel A ntropolojik (E t-
nolojik) İ ncelemeler, A .Ü. E ğitim Fak. Yay. No. 29. A nk., 1972. ve Nermin E r-
dentuğ, S osyal A det ve Gelenekler, K ültür Bak. Yay. 254, A nk., 1977.
152
Çizelge ı S. 2a
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon îzleme Durumlarına Göre
T örelerin Değişmesi (%)
Cinsiyet Radyo T elevizyon
Değişme K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
Değişmemeli 47.5 52 49.5 48 59 47 66
Bazıları Değişmeli 25.5 37.5 32 33 13.5 33 24
Değişmeli 25 8 16 17 22.5 17 10
Bilmijror 2 2.5 2.5 2 5 3 —
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
Eğitim ve yaş ölçütleri, törelerin değişmesini ya da değişmemesini
isteyenlerde önemli özellikler göstermektedir (Ek Çizelge : 3) * Öğre-
nimsiz olanların yarısından fazlası (% 54) törelerin aynen kalmasını
isterken, ilkokul çıkışlı olanlarda bu oran daha azdır (% 48). Ancak,
daha önce değindiğimiz üzere, eğitim özelliği tek olarak değil, yaş öl-
çütü ile değerlendirildiğinde daha anlamlı olmaktadır. Hiç öğrenim
görmemiş ya da yetersiz öğrenim görmüş (okuma-yazma öğrenmiş),
yaşlı kişilerin geleneksel bağlantılarının daha güçlü olduğu, günün
koşullarına uymasa da, bu kuralları, gelenekleri, görenekleri sürdür-
mek istedikleri görülmektedir.
Radyo ve televizyon izleme ile geleneklere, göreneklere bağlılık
arasmda sıkı ilişki görülmektedir. Gerek radyo, gerekse televizyon izle-
meyenlerin önemli bir kısmı, bu tür törelerin değişmemesini isterken,
izleyenlerde bu oran daha düşüktür. Ancak, tek başına radyo ve tele-
vizyon izlemenin belirleyici olmadığını da belirtelim.
b. Başlık P arası
Kırsal kesimde evlenme öncesi bir gelenek olan "başlık parası"
günümüzde uygulaması yaygın olan bir gelenektir.** Oğlan tarafının
* Bir rastantı sonucu, M ülk köyünde, bir nişan öncesi "takı" töreninde bulun-
duk. T örende, A nkara'dan getirilen özel ahçılarla oldukça kalabalık konuklara,
zengin bir yemek verildiğini gözlemledik. Bunu yapan ailenin verdiği yemekle
orantılı bir varlığı yoktu.
** Başlık parası ile ilgili geniş bilgi için şu çalışmalara bakılabilir: Nermin E r-
dentuğ, "T ürkiye Geleneksel T oplumlarında Başlık", I. U luslararası T ürk Folk-
lor K ongresi Bildirileri, Cilt IV , DS İ Basım ve Fotoğraf İ şletmesi M üdürlüğü,
A nkara, 1976. M ahmut T ezcan, K ültürel A ntropoloji A çısından Başlık P arası
Geleneği, A nkara, 1981.
153
beğendiği, sevdiği kız ile evlenmesinin ik koşulu olan bu gelenek, gü-
nün koşullarına oldukça ters gelen, parasal külfet yükleyen bir gelenek-
tir. Araştırma yaptığımız köylerde bu gelenek yaygın olmamakla bir-
likte, "takı " adı ile bir başka biçime dönüştürülmüştür.*
Deneklerin, "başlık parası ile ilgili geleneğin sürdürülmesinin uy-
gun olup olmadığı" konusundaki soruya verdikleri yanıtlar (Çizelge :
5. 2b), % 86 gibi bir oranda, "uygun değil" biçimindedir. Uygun bulan-
lar % 5 gibi çok düşük bir orandadır. Kadınlarda uygun bulanların
oranı, erkeklere göre, biraz daha yüksektir (% 8). Burada uygun bu-
lanların ya da bu geleneğin sürdürülmesini isteyenlerin, çoğunlukla
bu tür sorunu bulunmayanlardan oluştuğu da gözlemlenmiştir.
Çizelges 5.2b
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme Durumuna Göre
Başlık P arası ile İ lgili Geleneğin S ürdürülmesi (%)
S ürdürülme Cinsiyet Radyo T elevizyon S ürdürülme
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
U ygun 8 3 5 5.5 4.5 6 9
K oşullu U ygun 9 8.5 9 8 13.5 7 18
U ygun Değil 83 88.5 86 86.5 82 87 73
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
Öğrenim yönünden farklılık, "uygun değil" diyenler hiç öğrenim-
sizlerle, okuma-yazma bilenlerde % 80 oranında iken, bu durum ilkokul
bitirenlerde % 88'e çıkmakta, daha yüksek öğrenimlilerde ise % 95'e
yarmaktadır. Öğrenimsiz ve ilkokul eğitimsizlerin çoğunluğunun yaş-
lılardan oluştuğu göz önünde bulundurulursa, geleneklere, görenekle-
re bağlılığın bu tür kişilerde daha güçlü olduğu bir kez daha vurgu-
lanmış olmaktadır.
Radyo ve televizyon izleyen ile izlemeyen arasmda büyük farklar
olmamasına karşm, yine de kimi farklar görülmektedir. Özellikle, ko-
şullu olarak sürdürülmesi ya da değiştirilmesini isteyenlerin gerek rad-
yo, gerekse televizyon izlemeyenlerde oldukça yüksek olduğu görül-
mektedir. Burada radyo ve televizyonun köye yönelik yayınlarında, ko-
nu ile ilgili aydınlatıcı, sakıncalarını ortaya çıkarıcı nitelikte program-
ların sık sık yapıldığını da anımsatalım.
* T akı, evlenme öncesi, kız tarafından istenen özellikle altın kolye, bilezik, yüzük
gibi ederi oldukça yüksek süs eşyalarını kapsamaktadır.
154
C. Gİ Yİ M-KUŞAM İ LE İ LGİ Lİ TUTUM ve DAVRANI ŞLAR
Genel olarak kırsal kesimde dinsel duyguların güçlü olması, müs-
lümanlıkta kadın ve kızların örtünmelerini ve özellikle saçlarını ört-
meleri geleneğini yerleştirmiştir. Giyim-kuşam ile ilgili yenileşme-
lerin yapılmasından bu yana geçen 50 yılı aşkın sürede, her ne kadar
çarşaf ve peçe gibi kadın giysüeri değiştirilmişse de, kırsal kesimdeki
geleneksel yapının yeniliklere geç açılması, benimsenmesi, uygulan-
ması, bu tür geleneksel giyim kuşamın sürdürülmesine neden olmak-
tadır. Araştırma yaptığımız köylerin kendilerine özgü özel bir giysile-
ri olmamasına karşılık kapalılık geleneğini sürdürdükleri; başlarını
örttükleri görülmüştür. Geleneksel kalıplar içinde toplumsallaşmanın
bir sonucu olan bu durum, toplum dışındaki çeşitli etmenlerin etkisi
ile zorlanmaktadır. Şalvar giyen kadm, bugün pantolon giyebilmekte-
dir.
Giyim-kuşam ile ilgili geleneklerin sürdürülmesi konusundaki bul-
gularımız, bu konudaki tutumların yavaş da olsa değişme yönünde ol-
duğunu göstermektedir (Çizelge : 5. 3a). Kadın ve kızların başı açık
gezmeleri % 70 gibi oldukça yüksek bir oranda onanmaktadır. Bunla-
rın içinde kentte gezebileceklerini belirtenlerin oranı % 39'dur. Böy-
lece, kapalı olmanm dinsel değil, töresel bir durum olduğu, eşdeyişle,
köyde baş örtmemenin "günah" değil, "ayı p" olduğu düşüncesinde
olanların varlığı ortaya çıkmaktadır. Kadm ve erkek ayrımı, "gezebi-
l i r" diyenlerde belirgindir. Kadınların % ı26'sı, erkeklerin % 15'i kadm
ve kızların başı açık gezebileceklerini belirtmişlerdir. Doğal olarak bu-
rada da kadınların benzeşme ve duygusal benzeme özelliklerinin yük-
sek olduğu söylenebüir.
Çizelge ı 5.3a
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme Durumlarına Göre
K ızların - K adınların Başı A çık Gezmelerinin Nasıl K arşılandığı (%)
Gezme Durumu Cinsiyet Radyo T elevizyon Gezme Durumu
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
K entte ve K öyde 37 38 38 39 27 35 54.5
gezemezleı
K öyde gezemezler 32 46 39 36 68.5 39 45.5
Gezebilirler 26 15 20 21.5 4.5 23 2
K ızlar gezebilir 5 1 3 3.5 — 3 —
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
Radyo için :X„2 = 32.34 S D = 21 « = 0.05
T elevizyon için : X„2 = 11.66 S D = 9 cx = 0.05
155
Yaş unsuru da yine geleneksel toplumsallaşmanın güçlü olduğu
yaşlı kümede kendini göstermektedir. Yaşlıların hemen hemen tümü,
kadın ve kızların köyde de kentte de başı açık gezmemeleri gerektiği-
ni belirtirken, gençlerin tümü, gezebilecekleri düşüncesindedirler.
Radyo ve televizyon izleme-izlememe ile kadın ve kızların başı
açık gezmeleri arasındaki ilişki önemlidir. Özellikle televizyon izleme-
yenlerin toplam olarak % 98'i, başı açık gezilmemesi düşüncesinde ol-
malarına karşılık, bu oran televizyon izleyenlerde % 64'dür. Radyo iz-
lemeyenlerde ise, "gezemez" diyenlerin oranı biraz daha düşüktür.
Kuşkusuz burada televizyonun görüntü unsurunun, kırsal topluluk dı-
şındaki yaşam biçimlerini yansıtması, özellikle de diğer toplumlardaki
kadının giyim-kuşamı ile ilgili görüntüleri yansıtmasının bu farkı ya-
rattığı söylenebilir. Böylece, genel olarak radyo ve televizyon izleme-
nin, geleneksel toplumsallaşma dışı bir toplumsallaşmaya neden oldu-
ğu da kanıtlanmış olmaktadır.
Giyim-kuşam konusunda deneklere yönelttiğimiz ikinci soru, ka-
dınların-kızlarm pantalon giyip giymemeleri konusunda ne düşündük-
leri ile ilgilidir. Pantalon giymenin dinsel bir yönü olmadığı, ancak bir
erkek giysisi olarak geleneklere aykırı bir giysi biçimi olarak alındığı
açıktır. Deneklerin % 54'ünce, kadm ve kızların pantalon giymeleri
olumlu karşılanmamıştır. Erkeklerde bu oran % 63'dür. Yalnız kızla-
rın giyebileceğini belirtenler ise % 9.5'tir. Deneklerin % 35.5'i ise ka-
dm ve kızların pantalon giyebileceklerini belirtmişlerdir (Çizelge :
5. 3b).
Çizelge s 5.3b
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme Durumlarına
Göro K adınların P antalon Giymelerinin Nasıl K arşılandığı (%)
Giyme Duftımu Cinsiyet Radyo T elevizyon
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
Giyemezler 46 63 54 53 68 50 80
K oşullu Giyebilirler* 8 12 9.5 10 4.5 10 e
Giyerler 46 25 35.5 37 27 5 40 12
T oplam ioo 100 100 100 100 100 100
Radyo için : X„2 = 57.96 S D = 21 oc = 0.01
, T elevizyon için :Xh2 = 11.17 S D = 9 oc = 0.05
* Genç kızlar giyebilir.
156
Yaş yönünden, daha önceki bulgularımızı denetler nitelikte, yaşlı
kümenin olumsuz, buna karşılık gençlerin olumlu tutum içinde olduk-
ları görülmüştür.
Kadm ve kızların giyimi ile radyo ve televizyon izleme arasmda
ilişki önemlidir. İzlemeyenlerin radyoda % 68; televizyonda ise % 80'i
bu tür giyimi onamazken, izleyenlerde bu oran % 50 dolayındadır. Bu-
rada, özellikle televizyonun, giyim-kuşam konusundaki etkisinin oldu-
ğu söylenebilir.
Özetlersek, bu bölümde kırsal kesim toplumsallaşmasında dinsel
ve töresel etmenlerin etkisi ve bu etkilemede radyo ve televizyonun ye-
ri ile ilgili bulgularımızı değerlendirmeye çalıştık.
Genel olarak, araştırma yaptığımız köylerin geri kalmış köyler
olmaması, hatta ortanın biraz üzerinde köyler olması, köylerdeki din
ve törelere göre toplumsallaşmayı ya da geleneksel toplumsallaşmayı
yumuşatmış, esneklik getirmiştir.
Dinsel inançların ilk göstergesi olan namaz, deneklerin ancak 1/ 3'ü
tarafından kılınırken, geri kalan önemli kısmı namaz kılmanın daha
"sevap" olduğu günlerde namaz kılmaktadır. Hiç kılmayanların oranı
daha az olmakla birlikte, namaz kılmayanların varlığını yansıtması yö-
nünden anlamlıdır. Kadınlarda ve gençlerde ve bu arada yetersiz de
olsa ilkokul ve daha sonraki öğrenimlilerde namaz kılmayanların ya
da sürekli kılmayanların oranı yüksektir. Radyo ve televizyon izleme
ile namaz kılma arasmda ilişki, özellikle televizyon izlemeyenlerin bü-
yük bir kesiminin sürekli namaz kılmaları biçiminde kendini göster-
mektedir.
Dinsel görevlerden namaz kılmamanın nedenleri ise "zaman yok-
luğu" ve "tembellik" olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle gençlerin ve
kadınların "tembellik" nedeni ile namaz kılmamaları ya da sürekli
olarak kılmamaları, toplumsallaşma sürecinde din etmeninin, eskiye
göre, gücünün ve etkisinin zayıfladığını göstermektedir.
Dinsel bilgilerin kaynağı konusundaki bulgularımız, yüzyüze ile-
tişim kanallarının yerini, yavaş yavaş, kitlesel iletişim kanallarının al-
maya başladığını ortaya koymaktadır.
Toplumsallaşma olgusunda törelere bağlılık önemlidir. Bireyin
içinde doğup büyüdüğü aile, içinde yer aldığı toplum yapısı törelere
bağlı geleneksel topluluk özelliği gösterdiğinden, bireyin törelere; ge-
lenek ve göreneklere bağlı olması doğaldır. Bulgularımızda, denekle-
rin tümünün, sıkı sıkıya törelere bağlı olmaları yerine, toplumsal de-
157
ğişmeye uygun olarak törelere bağlı kalmayı yeğledikleri görülmekte-
dir. Özellikle kadınların, gençlerin koşulları daha iyi değerlendirdikleri,
değişen bu koşullara göre toplumsallaşma eğiliminde oldukları görül-
mektedir. Bu durumda törelere bağlı kalma ile radyo ve televizyona
açık olma arasında da ilişkiden söz edilebilir. Sürekli radyo ve televiz-
yon izleyenlerin, başka etkenlerin de yanında, değişen toplum koşulla-
rını daha yakından izledikleri ve bunu davranışlarında olmasa bile,
tutumlarında, düşüncelerinde yansıttıkları söylenebilir.
158
S E K İ Z İ N C İ B Ö L Ü M
Sİ YASAL Bİ Lİ NÇLENME VE DEMOKRATİ K SÜRECE
KATI LMA İ LE İ LGİ Lİ TUTUM VE DAVRANI ŞLAR
Son yıllarda, Anglo-Sakson ülkelerinde, kitle iletişim araçlarının
ve özellikle radyo ve televizyonun, bireyin siyasal toplumsallaşmasına;
siyasal bilgilenme, siyasal ilgi ve demokratik sürece katılmasına etkisi
konusunda yapılan çalışmalara birinci kısımda değinmiştik. Toplum-
sallaşma sürecinin önemli bir kısmını oluşturan siyasal toplumsallaş-
ma konusuna, çalışmamızın sınırları içinde yer verdik. Deneklere yö-
nelttiğimiz sorularla siyasal toplumsallaşma sürecinde, deneklerin si-
yasal bilgi edinme, siyasal ilgi ve katılmalarına radyo ve televizyonun
ne gibi etkisinin olduğunu ortaya çıkarmaya çalıştık.*
A. DEMOKRATİ K SÜRECE KATI LMA
Demokratik yaşamın ön koşulu olan seçme ve seçilme hak ve gö-
revleri, bireyin siyasal bilinçlenmesinin bir simgesidir. Ülkemizde 4
yılda bir yapılan milletvekili, il ve yerel yönetim seçimleri ile 2 yılda
bir yapılan üçte bir senato yenileme seçimlerinde birey, kendisini yö-
netecek olanları seçmektedir. Deneklerin oy vermesi ile yapılan seçi-
me katılma, bilindiği üzere, 21 yaşı dolduran her kadm ve erkek vatan-
daşın hakkı ve görevidir.** Bu konuda toplumu bilinçlendirmek siyasal
ilgi ve katılmayı arttırmak için, siyasal partilerce yüzyüze iletişim ka-
nallarının kullanılması yanında, kitle iletişim araçları da kullanılmak-
tadır. Bu konuda, devletin olan radyo ve televizyon yönetimleri de, özel-
likle seçimlere yakın dönemlerde aydınlatıcı, bilgilendirici, ilgi arttır-
mayı ve katılmayı sağlayıcı nitelikte yayınlar yapmaktadır.***
Demokratik sürece katılmayı belirleyen olgu olarak, oy verme ko-
nusundaki bulgularımıza göre, deneklerin büyük bir kısmı (% 68) oy
* Çalışmamızda genel olarak toplumsallaşma olgu ve süreci araştınldığında'i,
siyasal toplumsallaşma konusu derinlemesine incelenmemiştir.
** 1961 Anayasasına göre değerlendirilmiştir.
*** A raştırma yaptığımız 1978 yılı haziran ve temmuz aylarına değin, T ürkiye'de
milletvekili, il ve yerel yönetimlerle ilgili seçimlerin yapıldığı tarih olan 1977
yılı haziran ayından buyana tam bir yıl geçmiş olduğunu anımsatalım.
159
vermektedir. Oy vermemenin nedeni ise çoğunlukla yaş küçüklüğü-
dür. Bunun dışında, deneklerden ilgisizlik ya da bilgisizlikten ötürü
seçime katılmayanların oranı önemsenmeyecek kadar küçüktür (Ek
Çizelge : 4). Seçime katılmaya karşı deneklerin gösterdiği bu ilgi, köy-
lerin genel olarak siyasal ilgilerinin yüksek olduğunu göstermektedir.
Siyasal ilgi yanmda, deneklerin siyasal bilgi düzeyleri konusunda bul-
gularımız iki temel noktada toplanmıştır: Bunlar, "seçmen olma" ya
da "oy verme" yaşı ile "milletvekili seçimlerinin kaç yılda bir yapıldığı"
hususlarıdır.
a. Oy Verme Yaşı
Türk seçim yasalarına göre, 21 yaşmda elde edilen seçme hakkı ile
ilgili bulgulara göre (Çizelge : 6. l a), seçmen yaşını doğru olarak ya-
nıtlayanların oranı çok düşüktür (% 15.5). Seçmen yaşını yanlış bilen-
lerin oranı gerçekte 21 yaşın üstünde ve altında olmak üzere, % 74 gibi
oldukça yüksek bir orandadır. Bir başka deyişle deneklerin 3/ 4'ü seç-
men yaşının 21 olduğunu bilmemektedir. Bu yaşın 21'den aşağı oldu-
ğunu —19-20 yaş gibi— belirtenlerin oranı % 35.5'tir. Buna karşılık
21'den yukarı olduğunu söyleyenlerin oranı % 12 gibi daha düşüktür.
Bulgularda ilginç olan husus, seçmen yaşı ile ilgili bilginin kadm ve
erkek seçmende değişmesi, erkekte askerlik sonrası 22, kadında ise 20
yaş olarak belirtilmesidir.* Burada, yasal yaş olan 21 yaşın alınması
yerine, erkeklerin askerden döndüklerinde yaşlan olan 22 yaşın pra-
tik bir yöntemle benimsendiğini görmekteyiz. Kadınlarda 21 yaş yeri-
ne, 20 yaşın belirtilmesinde hangi ölçütün alındığı anlaşılamamıştır.
Çizelge: 6. la
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme Durumuna Göre S eçmen Yaşı
S eçmen Yaşı Cinsiyet Radyo T elevizyon
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
Doğru (21) 15.5 16 15.5 16.5 4.5 17 6.5
Yanlış** 66.5 81.5 74
(21'den aşağı) (38) (34) (35.5)
(21'den yukarı) (12) (12) (12)
(E rkek 22, K adın 20) (16.5) (35.5) (26.5) 75.5 55.5 74.5 71.5
Bilmiyor 18 2.5 10.5 8 36 8.5 22
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
Radyo için ! XH2 = 123.18 S D = 35 oc = 0.01
* Bu konuda, seçmen kütüklerinin yazılmasında görevli olan köy muhtarların-
dan her ikisinin de aynı yanıtı vermesi ilginçtir.
** A yıraç içindeki yazı ve sayılar, "yanlış" şıkkının dökümüdür.
160
Denekler arasında kadm ile erkek arasında önemli fark "bilme-
yen"lerde çıkmıştır. Erkeklerin % 2.5'i seçmen yaşmı bilmemesine kar-
şılık bu oran kadınlarda % 18'dir. Burada yaş özelliğinin etkili olduğu
görülmektedir. Erkeklerde "bilmeyen"leri 15-19 yaşları arasındaki genç
denekler oluşturmakta; kadınlarda ise, çok genç, yaşlı ve öğrenimsiz
kadınların seçmen yaşı konusunda doğru ya da yanlış herhangi bir bil-
gileri bulunmamaktadır."
Deneklerin radyo ve televizyon izlemeleri ile seçmen yaşının bilin-
mesi arasındaki ilişki, özelikle radyo izleyenler ile izlemeyenler arasın-
da görülmektedir. Seçmen yaşmı doğru olarak bilenler, radyo izleyen-
lerde % 16.5 iken, izlemeyenlerde % 4.5'dir. Aynı farklılık bu konuda
hiç bilgisi olmayanlarda da görülmektedir. Radyo izleyenlerin % 8'inin,
izlemeyenlerin ise % 36'smın bu konuda herhangi bir bilgileri yoktur.
Televizyon yayınlarının izlenip izlenmemesinin de, seçmen yaşınm
doğru olarak bilinmesine etkisi vardır. Televizyon izleyenlerde seçmen
yaşmı doğru olarak bilenler % 17 iken, bu oran izlemeyenlerde ancak
% 6.5'tir. Bu konuda bilgisi olmayanlar ise, izleyenlerde % 8.5, izleme-
yenlerde % 22'dir.
b. S eçimlerin Yapılma S ıklığı
"Oy verme" işlemi ile yakından ilişkili olan, yönetenlerin seçimi-
nin kaç yılda bir yapıldığı hususundaki siyasal bilgi ile ilgili bulguları-
mız, deneklerin bu konuda daha bilgili olduğunu göstermektedir.
Deneklerin % 74'ü seçimlerin 4 yılda bir yapıldığını belirtmişlerdir.
Kadınlarda bu oran daha düşüktür (% 59). Buna karşılık bu konuda
bilgisi olmayanlar kadınlarda % 38 iken, erkeklerde % l l 'di r (Çizel-
ge : 6. l b).
Çizelge ı 6. lb
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon İ zleme Durumuna
Göre S eçimlerin K aç Yılda Bir Yapıldığı (%)
K aç Yılda Cinsiyet Radyo T elevizyon
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
4 Yılda 59 89 74 74 68 75 64.5
Başka 3 — '2.5 6 9 5.5 6.5
Bilmiyor 38 11 23.5 20 23 19.5 29 '
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
Cinsiyet için : XH2 = 158.72 S D = 21 oc = 0.01
Radyo için :XHa = 193.19 S D = 49 o< = 0.01
181
Deneklerin siyasal bilgilenmelerinde cinsiyetin olduğu kadar, yaş
ve öğrenim özelliklerinin de etkisi vardır. Genç yaş kümesinde (15-19)
olanların % 21 gibi bir oranı, öğrenim yönünden, okuma-yazma bilme-
yenlerin yarıya yakın kısmı (% 49), bu konuda bilgilerinin olmadığı-
nı belirtmişlerdir.
Konu ile ilgili doğru bilginin radyo ve televizyon izleme ile ilişkisi,
yine radyoda yüksek olarak karşımıza çıkmaktadır. Radyo izleyenlerde
konu hakkında doğru bilgi sahibi olanların oranı radyo izlemeyenlere
göre yüksek; bilmeyenlerin oranı düşüktür.
Doğrudan siyasal katılma ile ilgili bu iki bulgu, deneklerin oy
verme işlemine katılmada çok bilinçli olmadıklarını göstermektedir.
Bireyin cinsiyet, yaş ve öğrenim düzeyinin de etkilediği bu durum,
radyo ve televizyona açık olma ile ondan sağlanan yarar arasındaki
ilişkiyi de ortaya koymaktadır. Özellikle, kırsal kesimdeki bireyin top-
lumsallaşma sürecinde uzun süreden beri var olan radyo etmeninin
bireye siyasal bilgi vermede etkisi daha fazladır.
Doğrudan demokratik sürece katılma ile ilgili bulgularımızı, köy-
de siyasal kültürün derinlemesine araştırıldığı O zankaya'nm çalışma-
sındaki kimi bulgularla karşılaştırabiliriz. Çalışmada genel olarak oy
verme oranının, araştırma yapılan köylerde yüksek olmakla birlikte,
gurbetçilik, gelir sağlama amacı ile köy dışma çıkma ile bunun azal-
dığına değinilmektedir. Özellikle, eşleri bu tür çalışma için köyde bulun-
mayan kadmlarda oy vermeme oranı daha yüksektir. (Ozankaya, 1971;
196).
B. Sİ YASAL Bİ LGİ DÜZEYİ
Genel olarak kırsal kesimde siyasal haber alma kaynakları, yüzyü-
ze iletişim kanalları ile kitle iletişim araçlarından radyo, televizyon,
gazete ve dergidir. Kişisel, yüzyüze iletişim olgusunun, daha çok ikinci
elden bilgi alma ya da LassweH'in iki aşamalı haber akışı modeline uy-
gun olarak işlediği bilinmektedir. Bu durumun, kitle iletişim araçları
ile yapılan haberleşmede de geçerli olduğu söylenebilir. Bireydeki ilgi
yokluğu, ya da yetersizliği ve bunun doğal sonucu bilgisizlik, özellik-
le kitle iletişim araçları yolu ile gelen haberlerin de kimi kez ikinci el-
den alınmasına ya da yanlış alınmasına neden olmaktadır.
Araştırmamızda, deneklerin siyasal toplumsallaşmasında, kitle ile-
tişim araçlarının —radyo ve televizyonun— yerini saptayıcı nitelikteki
sorularımızı, dar ve geniş anlamlı "siyasal bilgi" olarak düzenledik.
162
Eşdeyişle, doğrudan siyasal sürecin işlemesinden doğan kimi sorular
ile ilgili bulgularımız yanında, ülkenin içinde bulunduğu ya da ele al-
dığı konularda deneklerin bilgi düzeyleri saptanmış, bunlarm radyo ve
televizyon izleme ile ilişkisi bulunmaya çalışılmıştır.
a. Dar Anlamı İ le Siyasal Bilgilenme
Bu konudaki bulgularımız, hükümetin kuruluşu, Cumhurbaşka-
nının, Başbakanın, Köyişleri Bakanının adları ile ilgilidir. Bu konu-
ların özellikle seçilmesindeki amaç, seçimine katıldığı, oy verdiği, seç-
tiği yöneticilerin kimlerden oluştuğunu bilip bilmediğinin saptanma-
sıdır. Özellikle, tüm kitle iletişim araçlan ile bu konularda sürekli ya-
ym yapılmasının hem doğrudan, hem dolaylı, iki aşamalı olarak, de-
nekleri bilgilendireceği varsayımlanmıştır.- Demokratik sürece yüksek
oranda katılmanın, bu süreç ile ilgili toplumsallaşmanın hem bilinçli,
hem de sürekli olup olmadığı böylece ortaya konmaya çalışılmıştır.
Deneklerin, kendilerini yöneten siyasal erkin hangi partilerden
oluştuğu konusundaki bilgileri ile ilgili bulgularımız Çizelge : 6.2a'da
gösterilmiştir.* Doğru olarak yanıt verenler % 23.5 gibi oldukça düşük
bir orandadır. Deneklerin % 49.5'i yanlış bilgi sahibidir; % 27'sinin ise,
bu konuda herhangi bir bilgisi yoktur. Kadm erkek arasında konu ile
ilgili bilgi sahibi olma yönünden de çok büyük fark vardır. Özellikle
bilmeyenler, kadmlarm yarısına yakın kısmını oluşturmaktadır.
Bulgularımızın ilk değerlendirilmesinde, deneklerin demokratik
sürece katılmalarmdaki ilgi ile bu katılmanın sonucu, siyasal
erkin kimlerden oluştuğu konusundaki bilgisizlikleri ya da yanlış bil-
gileri birbirleri ile çelişir gözükmektedir. Ancak, "yanlış" olarak kü-
melendirdiğimiz bilgilerin pek çoğunun, siyasal erki oluşturan partile-
re yakın olduğu görülmektedir.** Kanımızca bu durum, siyasal erkin
karmaşık, çok yanlı olmasından kaynaklanmaktadır. Gerçekte doğru
yanıtm, ancak siyasal ilgisi yüksek kişilerce verilebileceği söylenebilir.
Doğal olarak kadmlarm siyasal ilgi düşüklüğü, bu tür karmaşık bir si-
yasal erkin bileşiminin doğru olarak bilinmesini önlemektedir.
* Yanıtlar, daha sonra "doğru" ve "yanlış" olarak iki kümede toplanmıştır. Doğ-
ru yanıt, CHP-DP-CGP ve Bağımsızdır.
** Örneğin gerek kadm, gerekse erkek deneklerin büyük bir kısmı (% 40 kadın..
% 33 erkek), hükümetin CHP'ce kurulduğunu belirtmişlerdir.
163
Çizelge: 6.2a
Cinsiyete ve Radyo - T elevizyon îzleme Durumuna
Göre Hükümeti Hangi P artilerin O luşturduğunu Bilme (%)
Bilme Durumu Cinsiyet Radyo T elevizyon
K E O İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
Doğru* 10 36 23.5 25 9 25 14
Yanlış 46 55 49.5 50 41 48 57
Bilmiyor 44 9 27 25 50 27 29
T oplam 100 100 100 100 100 100 100
Cinsiyete göre : XH2 = 61.49 S D = 15 <x = 0.05
Radyo için : X„2 — 28.92 S D = 35 o< = 0.05
T elevizyon için: XH2 = 28.79 S D = 15 <x = 0.05
Siyasal bilgi düzeyi ile radyo ve televizyona açıklık ise, izlemeyen-
lerde izleyenlere göre, oldukça farklıdır. Bu fark, televizyon izleme-iz-
lememede daha belirgindir. Burada görüntü unsurunun, hem konuya
ilgi çekmede, hem de bellekte daha çok yer etmede rolü vardır. Ancak,
radyo izleme ya da izlememenin, bu konuda yanlış ya da doğru her-
hangi bir bilgisinin olmadığını belirtenlerde önemli bir fark gösterdiği;
radyo izlemeyen deneklerin yarısının, siyasal erkin hangi partilerden
oluştuğu konusunda bilgileri olmadığı ortaya çıkmıştır. Burada önem-
li olan husus, radyonun, karmaşık nitelikteki siyasal iletinin aktarıl-
masında, eğer birey konu ile doğrudan ilgili değilse, etkisinin zayıf ol-
duğudur.
Dar anlamlı siyasal bilgi konusunda, deneklerin bilgi düzeyi ile il-
gi l i bulgularımız, siyasal erki elinde bulunduran Cumhurbaşkanı, Baş-
bakan ve Köyişleri bakam adlarının doğru bilinip bilinmemesi ile il-
gilidir.* Her üç yöneticinin adları, cinsiyet ve radyo-televizyon izleme
durumlarına göre, karşılaştırma kolaylığı sağlaması için, bir çizelgede
toplanmıştır (Çizelge. 6. 2b). Bulgulara göre, yöneticiler arasmda en
çok bilinen yönetici adı, "Başbakan"ın adıdır. Deneklerin % 89'u Baş-
bakanın adını doğru olarak söylemişlerdir. Bu oran erkeklerde % 97'
dir. Cumhurbaşkanının admm doğru olarak bilinmesi ise, % 67.5 ora-
nındadır. Erkeklerde bu oran % 79.5'e yükselmektedir. Köyişleri baka-
nının adı ise, deneklerin ancak % 12.5 gibi çok düşük bir oranmca
* A raştırma yapıldığı sırada Fahri K orutürk Cumurbaşkanı, Bülent E cevit baş-
bakan, CHP milletvekili A li T opuz K öyişleri bakanı idi.
164
doğru olarak bilinmiştir. Burada da erkeklerin oranı % 18 ile genel
ortalamanm üzerindedir.
Deneklerin yaş özelliklerine göre bilgi durumları ise oldukça ilginç
bir görünümdedir (Ek Çizelge 5). Gençler (15-29) kümesinin her üç
siyasal yöneticinin adlarını bilme oranı, orta ve yaşlı kümelere göre
yüksektir. Buna karşılık, "yanlış" bilme ile bu konuda "bilgisi olma-
ma" yönünden farklılık, orta ve yaşlı kümelerde "yanlış" bilgide yo-
ğunlaşırken, gençlerde "bilgi olmaması" biçiminde kendini göstermek-
tedir. Burada deneklerin siyasal toplumsallaşma sürecinin kırsal ke-
simde işleyişi, özellik göstermektedir. Siyasal konularda bilinçlenme
çocuklukta yoğun olmadığmdan, gençlerin siyasal konulara ilgi duy-
maları, daha önceki deneyimlerine dayanmamaktadır. Dolayısıyla, bi-
reysel ilgi sonucu olan siyasal bilgilenmede ya "doğru" olarak bilgi
edinme ya da hiç "bilmeme" biçiminde ortaya çıkmaktadır. Buna kar-
şılık, orta ve yaşlı kümelerde daha önce var olan bilgilere yeni bilgi-
lerin eklenmesi ya da yenilerle eskilerin yer değiştirmesi söz konusu
olmasma karşın, bu konuda yoğun ilgi olmamasından ötürü çoğunluk-
la yanlış ve eksik bilgilerin ortaya çıkmasına, neden olmaktadır.
Çizelge s 6.2b
Cinsiyete ve R| idyo - T elevizyon İ zleme Durumuna Göre Cumhurbaşkanı,
Başbakan ve K öyişleri Bakan A dlarım Bilme (%)
Bilme Durumu Cinsiyet
K E O
Doğru
Cumhurbaşkanı 54 79.5 67.5
Başbakan 81 97 89
Köyişleri Bakanı 7 18 12.5
Yanlış
Cumhurbaşkanı 2 5.5 3.5
Başbakan — — —
Köyişleri Bakanı 1.5 2 2
Bilmiyor
Cumhurbaşkanı 44 15 29
Başbakan 19 3 11
Köyişleri Bakanı 91.5 80 85.5
Toplam
Cumhurbaşkanı 100 100 100
Başbakan 100 100 100
Köyişleri Bakanı 100 100 100
Radyo T elevizyon
İ zleyen İ zlemeyen İ zleyen İ zlemeyen
69.5 45.5 71 42
90 73 91.5 71
12.5 14 13.5 3
4 4.5 4.5 —
1.5 4 2.5 —
26.5 50 24.5 58
10 27 8.5 29
86 82 84 97
100 100 100 100
100 100 100 100
100 100 100 100
165
Eğitim yönünden durum ise, yaş durumuna benzer bir özellik gös-
termektedir. Öğrenim görmeyenlerde bu konuda doğru bilgi sahibi
olanlar, oran olarak düşük, buna karşılık hiç bilmeyenlerin oranı yük-
sektir. İlk öğrenimlilerde doğru olarak bilenlerin oranı, öğrenimsizle-
re göre yüksek olmakla birlikte, yanlış bilme oranı da yüksektir. İlk-
okul sonrası öğrenimlilerde ise, özellikle Cumhurbaşkanı ile Başbaka-
nın adını doğru olarak bilme oranları yüksektir.
Köyişleri Bakanı ile ilgili doğru bilgi oranının düşük olması, kanı-
mızca, önemli bir olguyu vurgulamaktadır. Her ne kadar hükümetin
geçmişi 6 ay gibi kısa süre, yapısı karmaşık ise de, doğal olarak 'kırsal
kesimdeki bireyin, kendi sorunları ile ilgili bir bakanlığın, Köyişleri
Bakanlığının, yeni yönetimde kimin tarafından yönetildiğinin en azın-
da "merak" nedeni ile bilineceği varsayımlanmıştı. Bulgularda bu du-
rumun tersinin olması bir gerçeği ortaya koymaktadır: Köye hizmet
götüren bakanlık ile hizmet götürülen topluluk arasında ilişki güçlü
değildir. Hatta belirli kişiler dışında bu ilişki hiç yoktur. Köylü, Köyiş-
leri Bakanından fazla bir şey beklememektedir.*
Üst düzeydeki siyasal yöneticilerin adlarının doğru olarak bilin-
mesi ile, radyo ve televizyona açık olma arasında ilişkiler önemlidir.
Daha önceki bulgularımızda saptanan durum, burada söz konusudur.
Radyo ve televizyon izleyenlerde doğru olarak bilme oranları yüksek,
buna karşılık, izlemeyenlerde düşüktür. İki kaynak arasındaki belirgin
fark, Köyişleri Bakanının adını doğru olarak bilenler televizyon izle-
meyenlerde çok düşük (% 3) olmasına karşılık, aynı durumun radyo
izlemeyenlerde tersine olmasıdır. Burada, televizyonun görüntü özel-
liğinin etkileri bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
b. Geniş A nlamlı S iyasal Bilgilenme
Bu kısımdaki bulgularımız, doğrudan siyasal amaçlı haberleri de-
ğil, genel olarak ülkenin içinde bulunduğu durum hakkındaki bilgile-
ri kapsamaktadır. Bundan amaç, deneklerin, kitle iletişim araçları,
özellikle radyo ve televizyon haberlerinde yer alan konulara, kendi bi-
reysel yaşantıları dışındaki yaşantıya ne denli ilgi gösterdiklerinin sap-
tanmasıdır. Diğer bir söyleyişle, topluluğun dış çevre ile ilişkisinin de-
recesini ortaya koymaktadır. Bu konudaki bulgular, ülkenin en önemli
sorununun ne olduğu ile bu sorunlardan biri olan "ambargo"nun ne
anlama geldiği ile ilgilidir. Her iki konu da kitle iletişim araçları —özel-
* Bu yargımız, bulgular dışında, deneklerle yapılan konuşmalarla da doğrulan-
mış, Köyişleri Bakanlığının kendilerine "bir şey yapmadığını" söylemişlerdir.
166
J ikle radyo ve televizyonda gerek haberlerde, gerekse haber izlencele-
rinde sık sık derinlemesine işlenmiştir.
Ülkenin içinde bulunduğu en önemli sorunun ne olduğu ile ilgili
soru, hem deneklerin sorunları kendileri ile ilgili boyutlarda görüp
görmemeleri, hem de radyo ve televizyondan etkilenip etkilenmedikle-
rini ortaya çıkarma yönünden önemlidir.
Çizelge : 6. 2.c'de, ülkenin en önemli sorunu ile ilgili bulguların
tek bir konuda yoğunlaşmadığı görülmektedir.* Sorunlar anarşik olay-
lar, zamlar ve pahalılıkta yoğunlaşmaktadır. Burada cinsiyet yönünden
önemli husus, genel olarak kadınların kendi yaşantıları dışındaki ko-
nulara ilgilerinin az olduğudur.
Çizelge: 6.2c
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon İzleme Durumuna
Göre Ülkenin En Önemli Sorunu (%)
Sorunlar Cinsiyet Radyo Televizyon
K E O İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Anarşi 23 33 28 28 27.5 30 13
Anarşi - Zam 10 25 17.5 19 4.5 19 6.5
Pahahlık-Zamlar 17 13 15 16 4.5 13 32
Başka** 17 21.5 19.5 18 27 19 19.5
Bilmiyor 33 7.5 20 19 36.5 19 29
Toplam 100 100 100 100 100 100 100
Radyo için : XH2 = 114.21 SD = (53 oc = 0.01
Televizyon için: XH
2
= 32.20 SD = 2.7 oc =; 0.05
Radyo ve televizyona açık olma ile sorunların ne olduğu arasın-
daki ilişki, daha çok radyoda önemlidir. Özellikle, bilgisi olmayanlar,
radyo izlemeyenlerde % 36.5 iken, izleyenlerde % 19'dur. Bu durum te-
levizyonda daha az fark göstermektedir. Sorunların ne olduğu hususu,
ise, televizyon izleme ve izlememede önemli farklılıklar getirmektedir.
Televizyon izleyenlerin % 30'u, ülkenin en önemli sorunu olarak anar-
* Bu dağılımın ülkenin içinde bulunduğu durumla, ilişkili olduğunu belirtelim.
Gerçekte yeni hükümetle birlikte zamlar, yeni vergi yasa tasarıları, özellikle
kırsal kesimle ilgili tarım vergi yasa tasansı-anarşik olaylar, petrol darlığı,
ambargo gibi sorunlar önem kazanmıştır. .
** Vergiler, Kıbrıs sorunu, işsizlik, ambargo, eğitim, din-ahlâk, sanayileşme.
167
şiyi gösterirken, izlemeyenlerde bu oran % 33'tür. Buna karşılık paha-
lılık ve zamlar izleyenlerde % 13, izlemeyenlerde % 32'dir. Buradan çı-
karacağımız sonuç, televizyona açık olanların, sık sık haberlerde gö-
rüntülü olarak yer alan anarşik olaylardan etkilenerek, bu konuya
ülkenin önemli sorunu olarak belirtmeleridir. Televizyon izlemeyenlerin
ise kendi toplulukları dışmdaki sorunları değil, kendilerini ilgilendiren
sorunları —pahalılık, zam gibi— ülkenin önemli sorunları olarak gör-
meleridir. Bir başka yorumlayışla, birey, televizyona açıldığı oranda
toplumsallaşma olgusunda kapalılıktan ayrılmakta; olaylara bakış açı-
sı değişmekte, genişlemektedir.
Deneklerin radyo ve televizyon haberlerinden ne denli etkilendik-
lerini ortaya çıkarmayı amaçlayan soru, A.B.D.'nin Türkiye'ye yaptığı
silah yardımmı kesmesini kapsayan "ambargo" sözcüğünün ne olduğu
ile ilgilidir. Bu sözcüğün özellikle seçilmesinin nedeni, araştırma yap-
tığımız sıralarda, bu konunun çok güncel olması ve haber bültenlerin-
de sık sık yer almasıdır. Özellikle haberlerin yoğun olarak izlendiği
kırsal kesimde, bu sözcüğün anlaşılıp anlaşılmadığı, haberlerin işlev-
sel olarak izlenip izlenmediğini de ortaya çıkarması bakımından önem-
lidir.
Çizelge 6. Ûd'de görüleceği üzere, deneklerin bu konudaki bilgileri
oldukça zayıftır. Deneklerin % 39'u bu konuda doğru yanıt verirken,
% 11'i yanlış tanımlamış, % 50'si ise hiç bilgisi olmadığını ya da anım-
samadığını belirtmiştir. Kadınların doğru bilme oranı (% 26), erkek-
lerin yarısı (% 52) dır.
Çizelge: 6.2d
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon İzleme Durumuna Göre
"Ambargo" Sözcüğünü Bilme (%)
Bilme Durumu Cinsiyet Radyo Televizyon
K E O İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Doğru 26 52 39 40 23 43 13
Yanlış 5 17 11 11.5 13 10.5 12
Bilmiyor 69 31 50 48.5 64 46.5 75
Toplam 100 100 100 100 100 100 100
Cinsiyete göre : Xf,2 = 52.49 SD = 15 oc = 0.01
Radyo için : XH2 = 62.44 SD = 35 oc = 0.05
Televizyon için: XH2 = 46.21 SD = 15 oc = 0.01
168
Deneklerin yaş yönünden "doğru" bilme durumları ise çok an-
lamlı olmayıp, zikzaklı bir görünümdedir. Örneğin, genç yaş kümesin-
de doğru bilmeyenlerin oranı % 50 dolayında iken, sonraki yaş küme-
lerinde iniş çıkışlar göstermektedir. Öğrenim düzeyi ile ilişki de anlam-
lıdır. Deneklerin öğrenim düzeyi yükseldikçe, "ambargo" sözcüğünü
doğru tanımlayanların oranmda yükselme görülmektedir. Hiç öğrenim-
sizlerde ambargo sözcüğünü doğru tanımlayanların oranı % 18 iken,
ilkokul sonrası öğrenimlilerde (orta okulda okumuş ve orta okul çıkış-
l ı ) bu oran % 45.5'e yükselmektedir (Ek Çizelge : 6). Burada önemli
olan husus, kitle iletişim araçları ile gelen bu sözcüğün algılanmasının,
bellekte tutulmasının ve tanımlanmasının, bireyin bilgi düzeyi ile ilin-
tili olmasıdır. Yani birey, yabancı kökenli bu sözcüğü daha önceki de-
neyimleri ile bağdaştırıp, bir yere koyabiliyorsa ya da ileti, bireyin da-
nışma çerçevesi (izafet çerçevesi) ile kesişiyorsa, iletiden yararlanmak-
ta, doyum sağlamaktadır.
Deneklerin radyo ve televizyon izleme durumu ile doğru yanıt ver-
me arasındaki ilişki, izleyenlerde doğru bilenlerin oranının yüksek ol-
ması biçimindedir. Bu fark televizyon izleyenlerde (% 43), izlemeyen-
lerden (% 13) daha yüksektir. Radyoda ise, izleyenlerin % 40'ı, izleme-
yenlerin % 23'ü doğru tanımlamışlardır. Ambargo sözcüğünün bir ülke,
bir hükümet sorunu olduğu düşünülürse, bu tür haberlerin kırsal ke-
sime girmesi doğal olarak kitle iletişim araçları ile olacaktır. Yazılı
kitle üetişim araçları gazete ve derginin köylerdeki tüketiminin yoğun
olmadığı anımsanırsa, bu kanalın radyo ve televizyon olduğu sonucuna
varılabilir. Bulgularımıza göre, radyo ve televizyon izlemeyenler de
sözcüğü doğru olarak tanımlamışlardır. Burada bir çelişki ya da başka
kanalların varlığı söz konusu gibi ise de, daha önce değindiğimiz, kırsal
kesimde haber akışının iki aşamalı modelinin izlendiğini söyleyebili-
riz. Radyo ve televizyon izlemeyenler, çoğunlukla köy odası, kahve ya
da bakkalın, berberin bulunduğu yerlerdeki konuşmalardan etkilen-
mekte; izleyenlerden bu konuda bilgi almaktadırlar. Kaynağın güve-
nilir, tam bilgili olduğu durumlarda, haberin bozulmadan, çarpıtılma-
dan aktarılması, yüzyüze iletişim kanalı da araya gireceğinden, daha
etkili olmaktadır.
c. Haber K aynağı O larak Radyo ve T elevizyon
Araştırmamızla ilgili olarak şimdiye değin açıklamaya çalıştığı-
mız bulgular, deneklerin toplumsallaşma sürecinde radyo ve televiz-
yonun dolaylı olarak yerini belirlemeyi amaçlıyordu. Bölümün bu ke-
siminde vereceğimiz bulgular ise, radyo ve televizyonun haber kaynağı
olarak doğrudan yerini saptamayı amaçlamaktadır.
169
Bir önceki bulguların da denetlenmesi niteliğindeki bu bulgular,
deneklerin ülke içi ve ülke dışı haberleri ilk önce hangi kanallardan
öğrendikleri ile ilgilidir.
Ülkemizde olup bitenlerin önce kimden ya da nereden öğrenildiği
ile ilgili bulgulara göre bu kanal büyük çoğunlukla radyo ve televizyon
kanallarının her ikisinde (% 57) toplanmaktadır (Çizelge: 6. 3a). Bu-
nu, kanalların tek tek belirtildiği % 15 televizyon ve % 13 radyo izle-
mektedir. Üç şık oranları birlikte alındığında, deneklerin % 85 gibi
büyük bir kısmının ülke ile ilgili haberleri radyo ve televizyon kanalla-
rından aldığı ortaya çıkmaktadır. Geri kalan % 15 oranındaki kanallar
ise yüzyüze iletişim ya da geleneksel iletişim kanalları olan "ai l e" bi-
reyleri ile "komşu" kanallarından oluşmaktadır. Bu kanalların daha
çok kadınlarca haber kanalı olarak gösterildiği görülmektedir. Bura-
da, aile ve komşunun haber kanalı olmaları, ancak iki aşamalı haber
akış modelinin uygulanması ile olanaklıdır. Yani komşu ya da aile bi-
reyleri öncelikle radyo ve televizyondan haberleri almakta, bunu aile-
nin diğer bireylerine ya da komşuya aktarmaktadırlar. Ülke ile ilgili
haberlerin hem radyodan hem televizyondan izlenmesi erkek denek-
lerde % 65 iken, bu oran kadınlarda % 50'dir.
Çizelge s 6. 3a
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon İzleme Durumuna Göre
Ülke İçi Haberlerin Öğrenilme Kanalları (%)
Kanallar Cinsiyet Radyo Televizyon
K E O İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Radyo -TV. 50 65 57 58 50 64 16
Televizyon 15 16.5 15 15.5 9 17 3
Radyo 15.5 11 13 14 — 5 58
Radyo-TV-Gazete — 1.5 1 5.5 — 6 —
Komşu-Aile 11.5 2.5 7.5 4.5 23 6 10
Başka 2.5 3.5 3 1.5 9 1.5 3
Bilmiyor , 5.5 — 3.5 1 9 0.5 10
Toplam 100 100 100 100 100 100 100
Radyo için :Xh2 = 84.72 SD = 56 oc = 0.05
Televizyon için : XH2 = 107.67 SD = 24 oc = 0.01
Yaş ve öğrenim düzeyleri de haber kanallarından yararlanmayı
etkilemektedir. Gençler ve yaşlılar ile öğrenimsizler daha çok yüzyüze
iletişim kanallarından yararlanmaktadırlar.
170
Doğal olarak Radyo ve televizyon izleyenlerde haber kanalları rad-
yo ve televizyonda yoğunlaşmaktadır. Ancak, televizyon izlemeyenlerin
kanalları doğal olarak radyoda yoğunlaşmakta iken, radyo izlemeyen-
lerde bu kanal, komşu ve aile gibi geleneksel iletişim kanallarıdır. Bu
kümeyi, özellikle yaşlı kadınlarla, öğrenimsizlerin oluşturduğunu da ek-
lemek gerekir.
Deneklerin, ülke dışı haber kaynakları, bir iki nokta dışında, ülke
içi haber kaynaklarından fazla farklı değildir. Çizelge : 6. 3b'de görül-
düğü üzere, denekler haber kaynağı olarak toplam % 87 oranında rad-
yo ve televizyondan yararlanmaktadırlar. Bulgular arasındaki küçük
farklardan ilki, kadınların ülke dışı haberleri almada görüntü öğesinin
egemen olduğu televizyon yayınlarından yararlanma oranlarının, ülke
içi haberlere göre daha yüksek olmasıdır. İ ki çizelge arasmdaki bir
başka fark da, haber kaynakları arasına yazılı basının da girmesi ve
radyo-televizyon-gazete üçlüsünün haber kaynağı olarak belirtilmesi-
dir. Ancak, bu kanal, kadınlarda ve radyo-televizyon izlemeyenlerde
görülmemektedir.
Çizelge: 6.3b
Cinsiyete ve Radyo - Televizyon İzleme Durumuna Göre
Ülke Dışı Haberlerin Öğrenildiği Kanalla^ (%)
Kanallar Cinsiyet Radyo Televizyon
K E O İzleyen İzlemeyen İzleyen İzlemeyen
Radyo - TV. 46 65 55 57 41 63 10
Televizyon 21 15 17.5 18 9 20 3
Radyo 17 12 14.5 16 — 8 55
Radyo-TV-Gazete — 6 3 3.5

3

Komşu-Aile 9 2 6.5 4 23 5 10
Bilmiyor 7 — 3.5 1.5 27 0.5 22
Toplam 100 100 100 100 100 100 100
Radyo için :Xh2 = 100.32 SD = 49 oc = 0.01
Televizyon için: XH
2
= 118.17 SD = 21 oc = 0.01
Sonuç olarak belirtmek gerekirse, kırsal kesimde radyo ve televiz-
yon, dışsal —ülke içi ve ülke dışı— konularda haber kaynağı olarak be-
nimsenmiştir ve kullanılmaktadır. Radyo ve televizyon yayınları ara-
sında haber yayınlarına olan ilgi de bunu kanıtlamaktadır.
Özetlersek, bu bölümde, toplumsallaşma sürecinde oldukça önemli
bir kısım olan deneklerin siyasal toplumsallaşma olgusu üzerinde dur-
duk. Yetişkinin toplumsallaşmasında siyasal bilinçlenme, siyasal ilgi
171
ve demokratik sürece katılma, çocukluk ve ergenlik çağlarmdaki top-
lumsallaşma sürecinde aile, okul ve çevre etmenleri aracılığı üe biçim-
lenmiş olmasına karşın, kesin durumunu gençlik döneminde almak-
tadır. Herşeyden önce, birey kimi demokratik sürece katılma hakkını
belirli bir yaştan sonra almaya başlamaktadır.
Siyasal toplumsallaşma sürecinde deneklerin, bu süreç ile ilgili oy
verme, seçmen yaşı, milletvekili seçimlerinin yapılma sıklığı gibi bu
sürece katılma ile doğrudan ilgili bulgulara yer verildi. Genel olarak,
kadınların ve öğrenimsizlerin radyo ve televizyona açık olsalar bile bu
konularda fazla bilinçli olmadıkları görülmüştür. Ancak radyo, ve te-
levizyonun, özellikle radyonun etkisi, bu tür bilinçlenmede çok etkili
bulunmuştur.
Deneklerin siyasal erkle ilgili olarak kümelendirdiğimiz siya-
sal bilgiler ile, geniş ve dar kapsamlı olarak kümelendirdiğimiz siyasal
haber alma konusunda bilgileri, siyasal katılma ile orantılı değildir. De-
neklerin ancak 3/ 5'i kendilerini yöneten, siyasal erki elinde bulundu-
ran örneğin 7 yıldır devlet yöneten Cumhurbaşkanının admı doğru
olarak bilmektedir. Bunun yanında, kendileri ile doğrudan ilgili Köyiş-
leri Bakanmın adı ise deneklerin 1/ 10 gibi çok düşük bir oranı tarafın-
dan doğru olarak bilinmiştir. Burada deneklerin çok yakından izleme-
lerine karşın ilgi duymadıkları ya da önemsemedikleri konularda bil-
gisiz oldukları göze çarpmaktadır. Bu durum kadınlarda daha da be-
lirgindir.
Deneklerin daha geniş kapsamlı siyasal nitelikteki bilgileri alma-
ları ile, radyo-televizyona açık olmaları arasındaki ilişki ise, deneğin
cinsiyeti, yaş ve öğrenim düzeyi ile bağlantılıdır. Durumu saptamak
üzere deneklere yönelttiğimiz, ülkenin en önemli sorunu ile "ambargo"
sözünün, Türk siyasal yaşamındaki anlamı konusunda deneklerin ken-
di danışma çerçevelerine göre yanıt verdikleri ve doğru yanıtlayanların
radyo ve televizyona açık oldukları görülmüştür.
Bölümde, üzerinde son olarak durduğumuz husus ise, radyo ve
televizyonun doğrudan haber kanalı olarak kırsal kesimdeki işlevi ol-
muştur. Kırsal kesim dışındaki olaylarla ilgili haber kaynağı ya da ka-
nalları arasmda radyo ve televizyonun, yüzyüze iletişimin yerini aldığı
görülmüştür. Ancak, deneklerin cinsiyet, yaş ve öğrenim düzeyi gibi
kimi özelliklerin kanallarda değişiklik yaptığı, sayıca az olmalarına
karşın, geleneksel iletişim kanallarının haber almada kullanıldığı gö-
rülmektedir.
172
ÇALI ŞMANI N TOPLU ÖZETİ VE SONUÇ
"Toplumsallaşma ve Kitlesel İ letişim" adlı çalışmamızda yetiş-
kin toplumsallaşması, kırsal kesim ile radyo ve televizyon üzerinde du-
rulmuştur. İ ki kısımdan oluşan çalışmamızın birinci kısmmda toplum-
sallaşma olgusu ve süreci, kırsal kesim olgusu ile radyo ve televizyo-
nun içinde yer aldığı kitle iletişim araçları konusunda kuramsal ko-
nular ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci kısmında ise, Ankara'nın üç
köyünde yaptığımız kırsal kesimde toplumsallaşma sürecinin nasıl iş-
lediğini ortaya çıkarmayı amaçlayan sormaca bulgularına yer veril-
miştir.
Çalışmamızın amacı ve kapsamı, kendine özgü bir toplum yapısı
olan kırsal kesimdeki yetişkin bireyin toplumsallaşma sürecinde, çe-
şitli etmenler arasmda radyo ve televizyonun yerini saptamak, başka
deyişle radyo ve televizyona açık olma ile toplumsallaşma süreci ara-
sındaki ilişkiyi bulmaktır.
Toplumsallaşma (Socialization), geniş anlamı ile bireyin toplum
içindeki tüm kültürü, kuralları, değerleri, inançları kazanması, toplum-
daki rollerini yerine getirmesi olarak tanımlanabilir. Bireyin gerek
tüm yaşantısı boyunca sürmesi, gerekse yaşantısının tüm yönleri ile il-
gili olması, toplumsallaşma sürecine karmaşık bir nitelik kazandırmış-
tır.
Toplumsallaşma sürecinin karmaşık yapısı, konunun ruhbilim,
toplumbilim, toplumsal ruhbilim ile insanbilim yönünden incelenmesi-
ne ve bu konuda kuramlar geliştirilmesine neden olmuştur. Özellikle,
ruhbilimsel çalışmalarda çocuğun kişilik gelişmesi ile ilgili olarak ge-
liştirilen, öncülüğünü Freud'un yaptığı "psikanalitik" kuramda, bireyin
kişilik gelişmesinin kalıtımsal olduğu üzerinde durulmuştur. Konuya,
toplumbilimciler ile insanbilimcilerin yaklaşımı, kültür açısmdan ol-
muştur. Daha sonraki kuramsal ve görgül çalışmalarda her iki kura-
mın eksik yanlarını gidermek amacı ile bu kuramlar birleştirilmiş-
tir. Buna göre, bireyin toplumsallaşma sürecinde bireysel özellikler ya-
nında, çevresel etkiler de söz konusudur. Birey bunu, toplumdan öğ-
renme yolu ile almaktadır.
173
Toplumsallaşmada birim olarak aldığımız yetişkinlerin toplumsal-
laşma süreci, çocukluktaki ve ergenlikteki toplumsallaşmaya göre fark-
lılık göstermektedir. Her ne kadar, genel olarak toplumsallaşma sü-
reçlerindeki özellikler, yetişkinlerin toplumsallaşma sürecinde de gö-
rülmekte ise de, "yetişkin" olmanın belirlediği sınırlılıklar vardır. Ge-
nel olarak toplumsallaşma olgusundaki süreklilik, iki yönlülük, sıçra-
maların olması, olgunun toplumsal gelişme ile ilişkisi, basitlikten kar-
maşıklığa gidişi, her bireyde aynı olmaması, önceki kuşaktan farklı
olması gibi özellikler, yetişkin toplumsallaşmasında da görülen özel-
liklerdir. Ancak, bunun yanında yetişkin, daha önceki toplumsallaşma-
sının sınırlandırdığı bir toplumsallaşma süreci içerisinde bulunmakta-
dır. Kuşkusuz, bu sınırlama yanında yetişkin bireyin fiziksel yapısı,
özellikle güdü eksikliği gibi özellikleri de bulunmaktadır.
Yetişkinin toplumsallaşmasındaki etmenlerde de farklılıklar var-
dır. Birincil küme olarak alman aile ve okulun, yetişkin toplumsallaş-
masındaki yeri zayıflamış, onun. yerini, ilişkilerin yüzyüze ve fazla sık
olmadığı ikincil küme etmenler alarak, bireyin, içinde bulunduğu ya
da yeni roller gereği ilişkide bulunduğu daha geniş kümeler almıştır.
Kırsal kesimdeki yetişkin bireyin ise, içinde bulunduğu topluluğun
yapısından kaynaklanan bir takım özellikleri vardır. Topluluk yapısı-
nın geleneksel oluşu, bireyin toplumsallaşmasında da bu özellikleri
gösterecektir. Burada özellikle, varsayımlarımızdan biri olan, kırsal ke-
simde toplumsallaşma sürecinde kitlesel iletişim araçlarının —radyo
ve televizyonun— bireyin gelenek dışı toplumsallaşmasına etkisi önem
kazanmaktadır.
Topluluğun küçük olması, eğitim noksanlığı, genellikle tarım ve
hayvancüık ya da diğer üretim alanlarında çalışma, dine ve törelere
bağlılık gibi özellikler, kırsal kesimin yerini belirleyen, topluluğa, ge-
leneksel toplum niteliğini veren özelliklerdir. Kırsal kesimin iletişim
kalıpları da kente göre farklılık gösterir. Yüzyüze, kişiler arası iletişi-
min yaygın olduğu ve köydeki özdeksel ve tinsel kültürün kuşaktan
kuşağa sözsel geleneklerle aktarıldığı bu topluluklarda, son 50 yılın
ürünü olan kitlesel iletişim de etkili olmaya başlamış; iletişimde yeni,
yüzyüze olmayan bir kanal ortaya çıkmıştır. Kırsal kesimdeki yüzyü-
ze iletişimde önemli olan "Homophily", "Heterophily" ve "Empathy"
gibi bireysel özelliklerin, kitlesel iletişimde de önemli olduğu onan-
maktadır.
Kırsal kesim için, alışılmışın dışmda, yeni bir iletişim kanalı olan
kitle iletişim araçları, özellikle elektronik kitle iletişim araçlarının, ile-
174
tiyi (mesajı), aynı anda, geniş kitlelere yayma özelliği bulunmakta-
dır.
Bu konuda yapılan çalışmalarda bu araçların toplumlarda ne gibi
işlevleri, etkileri olduğu, hangi yöntemlerle kişileri, kitleleri etkilediği
hususları araştırılmıştır. Bu konudaki görüşler, bu araçların kitleleri
etkilemekteki gücü ile bu gücün sınırlı olduğu biçimindedir. Etkisini
uzun süre sürdüren, yankı bulan görüş ise, bu araçlarla bireyin tüm
olarak değiştirilmesi yerine, var olan değerleri sağlamlaştırıcı, pekiş-
tiriri bir etkisinin olduğu hususudur. Özellikle, toplumsallaşma yön-
temleri olan davranışsal ve gözlemsel öğrenme yöntemlerinden, kimi
konularda gözlemsel öğrenme yönteminin daha etkili olacağı hususu,
radyo ve televizyonun etkisini daha da belirginleştirmiştir.
Kırsal kesimde radyo ve televizyonun toplumsallaşma sürecindeki
etkisi, özellikle geleneksel yapı dışından gelen, çoğunlukla üretime iliş-
kin ya da toplumsal nitelikteki yeniliklerin, kırsal kesimde benimsen-
mesi ile bireyin siyasal toplumsallaşma sürecinde görülmektedir.
Genel hatları ile özetlediğimiz çalışmanın I . kısmındaki kuramsal
çalışmalar, toplumsallaşma sürerinin nasıl çalıştığını, kırsal kesimde-
ki bireyin toplumsallaşma özelliklerini ortaya koymaktadır. Bu ise gör-
gül çahşma bulgularının değerlendirilmesinde önemlidir.
Görgül A raştırma Bulguları ve V arsayımlarımız :
Çalışmanm ikinci kısmında, görgül araştırma bulgularımızı değer-
lendirmeye çalıştık. Görgül araştırmamızı yaptığımız köyler, Ankara'
nın Yenimahalle ve Çubuk ilçelerine bağlı, orta büyüklükte ve Ana-
dolu köylerini temsil edebilecek köylerdir. Mülk, Fethiye ve Büğdüz
adlı bu köylerde 240 yetişkin üzerinde yaptığımız sormaca uygulama-
sı sonucu elde ettiğimiz bulguları, varsayımlarımızın denenmesini sağ-
layacak biçimde ve özellikle kırsal kesimde aralarında farkm daha be-
lirgin olduğu kadın-erkek ayırımı ile, radyo ve televizyona açık olup
olmama durumuna göre değerlendirdik.
Görgül araştırmada deneklerin cinsiyet, yaş, öğrenim, meslek, ge-
lir yönünden gösterdikleri dağılım, yaş ve meslek dışında, oldukça dü-
zenlidir. Denekler, yaş kümelendirilmesinde gençlerde, meslek yönün-
den çoğunlukla çiftçi ve hayvancılıkla uğraşanlarda yoğunlaşmıştır.
Öğrenim durumunda ise, ilkokul çıkışlılar, deneklerin yarısını oluştur-
muştur.
Bulgularımıza göre, deneklerin büyük kısmı radyo ve televizyon
izlemektedir. İzlemeyen azınlık, denetleme kümesi olarak alınmıştır.
175
Radyo ve televizyona açık olmada sıklık, daha çok kadınlarda ve genç-
lerde süreklilik göstermektedir. İzleme zamanı, radyo için gündüzleri
iken, televizyon için akşamları ve geceleri olmaktadır. Özellikle kadın-
ların akşamları radyo izlemeleri, televizyon nedeni ile, azalmaktadır.
Erkekler ise, özellikle "haber" izlencelerine olan yakın ilgileri dolayı-
sıyla, radyo yayınlarını akşamları ve sabahları dinlemektedirler. De-
neklerin radyo ve televizyonu izleme nedenleri ile, en çok izlenen ya-
yınlar birbirlerini denetler niteliktedir. Radyo daha çok haber aracı
olarak izlenirken, televizyon eğlence ve haber aracı olarak izlenmekte-
dir. Cinsiyet yönünden kadınlarda haber alma amacı ile izleme, yerini
eğlence, hoş zaman geçirme ile birşeyler öğrenme amacı ile izlemeye
bırakmıştır. Dolayısıyla radyo ve televizyonda eğlence türü, daha doğ-
ru söyleyişle haber, eğitim ve kültür yayınları dışındaki yaymlara da-
ha çok ilgi vardır. Varsayımlarımız açısından önemli olan husus, de-
neklerin radyo ve televizyonu ne amaçla izledikleri, bu araçlardan ne
aldıkları ya da yayınların onlara neler verdiklerinin toplumsallaşma
olgusu ile yakm ilişkisidir. Burada radyo ve televizyonun toplumdaki
işlevleri konusunda ortaya atılan "kullanma ve doyum" kuramının
işlediği görülmektedir. Birey, araçları kullanırken, onlardan belli ko-
nularda doyum sağlamak, belirli gereksinimlerini gidermek amacını
taşımaktadır.
Bu konu ile ilgili olarak, özellikle doğrudan kırsal kesime seslenen
köy yayınlarından bireyin nasıl doyum sağladığı ya da yararlandığı
hususundaki bulgulara göre, genellikle bu tür yayınlar izlenmekle bir-
likte, hedef izleyici kitle olan kırsal kesimin tümünce izlenmemektedir.
Özellikle, kadınların köy yayınlarına ilgisi daha azdır. Burada, erkek-
lerin daha büyük çoğunluğunun köy yayınlarını izlemeleri, bekledik-
leri doyumla yakından ilişkilidir. Çünkü, yayınlarda onlarm ge-
reksinimleri olan, onların sorumluluğundaki konulara yer verilmek-
tedir. Burada, yaymlara gösterilen ilgi ve açıklığın büyük ölçüde bire-
yin gereksinimi ile belirlendiği ve bu gereksinimle bireyin araçları
kullandığını ve doyum sağladığını söyleyebiliriz. Bulgularımıza göre,
erkeklerin köy yayınlarından öğrendikleri ve uyguladıkları incelendi-
ğinde, bunların bireyin belirli gereksinimlerini karşılamaya yönelik
konularda olduğu görülür. Ancak, burada toplumsallaşma sürecinde,
geleneksel yapının bu gereksinimleri biçimlendirdiği de açıktır.
Araştırmada, toplumsallaşma sürecinde önemli yer tutan yenilik-
lerin kırsal kesime girmesinde, yayümasmda radyo ve televizyonun
ne gibi etkileri bulunduğu hususu üzerinde duruldu. Bu hususa, var-
sayımlarımızdan biri olan radyo ve televizyonun, kırsal kesime yeni-
176
liklerin girmesinde etkili olacağı ile ilgili görüşümüzü sınama
amacı ile yer verildi. Dört kümede topladığımız yenilikçi hareketler,
kırsal kesimdeki bir kısım yeniliklerin saptanmasından sonra oluştu-
rulmuştur. Bunlar, tarımla ilgili yenilikler (Kanada ve Rus buğdayı
ekimi ve tarımla savaşımda yeni bir yöntem olan böcekten böceğe yön-
temi), hayvancılıkla ilgili yenilikler (Hollanda ineği), kooperatifçilik
ve doğum kontrolü ile ilgili yenilikler olarak saptanmıştır. İlk bakışta
bu yeniliklerin, bir kaçı dışında (böcekten böceğe yöntemi, Hollanda
ineği gibi), çok yeni gelişmeler olmadığı görülmekte ise de,.kırsal ke-
simle ilgili olarak, geleneksel üretim ya da yaşam koşullarına göre, gö-
reli bir yenilik söz konusudur. Bu husustaki bulgular değerlendirildi-
ğinde, sözsel, yüzyüze iletişim kanallarından "teknisyen, uzman", "de-
ğiştirici" kişilerin, kırsal kesimde yeniliklerin girmesinde ilk sırayı al-
dıkları görülmektedir. Bunu, ikincil olarak, yüzyüze iletişimin yerel
kaynakları olan "komşu" ve "aile" izlemektedir. Radyo ve televizyonun
iletişim kanalları olarak yeri, yeniliklerin niteliğine bağlı olarak, daha
sonra gelmektedir. Bu nitelikler ise, yeniliğin çok yeni olup olmaması
—özellikle televizyon kanalının etkinliği yönünden—, yeniliklerin dav-
ranışsal ya da gözlemsel, simgesel modelleme yöntemleri ile öğrenilip
öğrenilmemesi gibi niteliklerdir.
Yenilikler içinde tarımsal yenilik olarak aldığımız böcekten böce-
ğe tarımsal savaşım yöntemi konusundaki bulgular, radyo ve televiz-
yonun etkisini tek başına ortaya koyacak niteliktedir. Bu yöntemin kır-
sal kesimde fazla yaygın olmaması ve bu konuda televizyon ile görün-
tülü yayın yapılması, "haber" kanalının televizyonda toplanmasına
neden olmuştur. Diğer yenilik konularından "kooperatif" kurma ile il-
gili bilgilerin öğrenilmesinde radyo kanalı etkili olmuştur. Burada rad-
yonun eski bir kitle iletişim kanalı olarak kırsal kesimde yer alması
yanında, bu tür konulara radyo yayınları arasında sık sık yer verilmesi-
nin de önemli olduğu söylenebilir.
Kırsal kesimin toplumsallaşma süreci içinde yeniliklerin yayıl-
masında radyo ve televizyonun yerini, Rogers'm bu konuda geliş-
tirdiği ve gelişmekte olan ülkelere uygulanabilirliğine inandığımız,
"yeniliklerin yayılması" şemasına dayanarak geliştirdik. Rogers yeni-
liklerin kırsal kesime girip yayılması aşamalarını "duyurma-farkmda
olma", "benimseme", onama" (kabul etme) ve "uygulama" aşamaları
olarak dört aşamada toplamaktadır. Biz bunlardan "onama" aşamasını
çıkararak şemayı uyguladığımızda, kitle iletişim araçlarının daha çok
"duyurma" aşamasmda etkili olduğu hususu, göreli olarak, doğrulan-
mıştır. Ancak burada, modelin Türk köylerinde uygulanamazlığı de-
ğil, Rogers'm şemasını uyguladığı koşulların, bizim araştırma yaptığı-
177
mız yeniliklerin niteliği ve bu konuda kitle iletişim kanallarının, bu tür
yeniliklerin yayılması için düzenli, dizgeli (projeli) yayın yapmamala-
rından kaynaklandığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.* Bir başka söyleyiş-
le, eğer belirli yenilikler projeli yayınlar ile kırsal kesime sokulursa,
radyo ve televizyon iletişim kanalları olarak duyurma aşamasında tüm
olarak etkili olabileceklerdir.
Burada, Bandura'nm geliştirdiği gözlemsel modellemede —özellik-
le televizyondan—bireyin önceden haberli olması gerektiği hususu da
önem kazanmaktadır. Kırsal kesime bir yeniliğin girmesinden önce, ha-
zırlayıcı, ön bilgilerin verilmesi gerekir. Bu konuda, uzun yıllardan be-
ri Hindistan'da deneyim ve uygulamaları yapılan radyo ve televizyon
izleme merkezleri yolu ile, yeniliklerin kırsal kesimde yaygınlaşması
deneyimlerinin anımsanması yararlı olacaktır.
Varsayımlarımızdan bir diğeri, radyo ve televizyonun, yeniliklerin
kırsal kesime girmesinde, yayınların içeriği ile, geleneksel yapıda bir
toplumsallaşma sürecini de etkileyeceği ve gelenek dışı bir toplumsal-
laşma sürecine bireyi sokacağı hususu idi: Bunun için geleneksel yapı-
nın belirgin özellikleri olan aile yapısı, sağlık ve eğitimle ilgili tutum
ve davranışların radyo ve televizyondan etkilenip, etkilenmeyeceği ko-
nusu araştırılmıştır. Bulgulara göre geleneksel yapının giderek, top-
lumsal değişmeye ayak uydurduğu, çeşitli etmenlerden ötürü, bireyin
tutucu niteliğini bırakmaya eğilimli olduğu saptanmıştır. Ailenin top-
lumsal ve yasal bir takım düzenlemelere geç de olsa ayak uydurduğu,
özellikle kimi konularda —çok kanlı evlilik gibi— geleneksel yapînın
dışmda kaldıkları görülmektedir. Burada deneklerin cinsiyet, yaş, eği-
tim gibi özellikleri önemli etkenler olmakla birlikte, radyo ve televiz-
yona açık olma ile de ilişkiler görülmüştür. Genellikle, radyo ve tele-
vizyona açık olma ile ailenin yasal düzenlemelere göre görev ve işlev-
lerini sürdürmesi arasında doğru bir ilişki vardır. Özellikle radyonun
bu konuda etkisi, televizyona göre daha fazla görünmektedir. Kuşku-
suz, bu durumda radyonun kırsal kesimdeki kitlesel iletişim aracı ola-
rak uzun bir geçmişinin olması ve bu tür konuların gözlemsel ya da
davranışsal öğrenmeden çok, sözsel ve simgesel bir öğrenme ile bireyi
etkileyebileceği hususu da önem kazanmaktadır.
Ailenin toplumsal yapısı —aile içi ilişkiler— konusunda, gelenek-
* "Projeli yayın" deyimi, radyo ve televizyon yayıncılığında, özellikle Batı radyo
ve televizyon yönetimlerince geliştirilmiş bir yayın yöntemidir. Daha çok eğit-
sel nitelikli yayınların düzenli, dizgeli diğer yazılı kitle iletişim araçları ile
desteklenerek, izleme klüpleri kurularak yayınların izlenmesidir. Bu konuda
geniş bilgi için bknz. Aysel AZİZ, Radyo ve Televizyonla Eğitim, A.Ü. Eğitim
Fak. EFAM Yay. No. 2, Ank., 1982, sh 120-168.
178
sel tutum ve davranışlar sürdürülmektedir. Özellikle erkeğin kadına
olan üstünlüğü gerek kadınlarca, gerekse bu üstünlüğü benimsemiş
erkeklerce onanan bir görüştür. Burada, geleneksel aile yapısının,
radyodan ve özellikle görüntüsel özelliğinden ötürü televizyondan
etkilenmesinden söz edilebilir. Özellikle kız çocuklarında duygusal
benzeşme olarak aldığımız "empathy" özelliğinin bulunması, televizyo-
nun da etkisi ile güçlenmektedir. Sormacaya katılan erkek deneklerin
—özellikle kızları olanlar— televizyonun, kızların giyinme, yemek ye-
me yöntemlerini değiştirici bir etkisi olduğunu söylemeleri önemlidir.
Burada, radyo ve televizyonun gelenek dışı bir toplumsallaşma süreci-
ni başlattığı yorumunu getirebiliriz. Gerçi, köylerin eski kapalı yapı-
larının çeşitli nedenlerle oldukça gevşeme gösterdiği bilinmektedir. An-
cak, bu durumun hızlanmasında, özellikle televizyonun etkisi olacağı
açıktır.
Geleneksel yapının bir özelliği olan sağlıkla ilgili tutum ve dav-
ranışlarda da, geleneksel yöntemler ile ilgili tutum ve davranışların,
göreli de olsa, sürdürüldüğü görülmektedir. Özellikle ruhsal hastalık-
ların ve çeşitli ağrıların iyileştirilmesinde modern tıbbın olanaklarından
yararlanma yerine kimi dinsel inançlardan yararlanma yolu yeğlen-
mektedir. Burada, köylerin özellikle sağlık olanaklarının da diğer köy-
lere oranla oldukça gelişmiş olduğunu belirtmek gerekir. Ancak, varsa-
yımlarımız açısmdan sınanan durum, deneklerden radyo ve televizyon
izlemeyenlerde bu tür inançların oran olarak yüksek oluşudur. Radyo
ve televizyona kapalı olanlarda, geleneksel yöntemlere bağlılığın daha
fazla olduğu görülmektedir.
Kırsal kesimin önemli bir niteliği olan eğitim durumu, gerek oku-
ma-yazma oranının, gerekse ilkokul sonrası öğrenim düzeyinin düşük
olması gibi özellikler gösterir. Toplumsallaşma sürecinde öğrenimin ye-
ri yadsınamaz. Deneklerin öğrenim düzeylerinin daha çok ilkokul dü-
zeyinde olduğuna değinerek, bu konuda çocukları için nasıl bir öğre-
nim istedikleri hususları araştırılmıştır. Kırsal kesimde okul eğitimi
kabul edilmiş bir durumdur. İlkokul sonrası eğitim ise, genel olarak
onaylanmakla birlikte, özel olarak erkek çocuklar için istenmektedir.
Kı z çocuklar için, daha çok kadınların, yüksek öğrenim istedikleri gö-
rülmektedir. Burada yaşlı ve öğrenimsiz olanların, daha önceki top-
lumsallaşmalarının biçimlendirdiği tutum ve davranışları nedeni ile,
genel olarak ilkokul sonrası öğrenime, özel olarak ise kızların öğreni-
mine karşı oldukları görülmektedir. Televizyon izlememenin etkisi,
özellikle yaşlılarda ve öğrenimsizlerde görülmektedir.
Öğrenim konusunda, genel olarak geleneksel tutum ve davranışın
dışına çıkılmış olmakla birlikte, dinsel eğitimin de önemi saklı tutul-
179
maktadır. Çocukta din eğitiminin de gerekli olduğu ve çoğunlukla ilk-
okul öğrenimi ile birlikte olması gereği üzerinde durulmaktadır.
Kırsal kesimdeki yetişkinin toplumsallaşmasında kitle iletişim
araçlarının geleneksel değerlere etkisi konusunda varsayımımızı sına-
dığımız bir diğer husus, köydeki din ve törelere bağlılıkla ilgilidir. Her
ne kadar, toplumsal değişme, kırsal kesim toplumsallaşmasını etkile-
mekte ise de, geleneksel özelliklerin ağır bastığı, üyeler arasında ben-
zerliğin (homophily) yüksek olduğu toplumlar olan kırsal kesimde,
dinsel inanışların ve gelenek göreneklere bağlılığın katı olmadığı gö-
rülmüştür. Özellikle gençlerin bu tür inanç ve bağlılıkları oldukça za-
yıftır. Kadınların ise, kadın olmalarından ötürü ilgi duydukları ya da
doğrudan ilişkide bulundukları konularda bu tür bağlılıkları zayıfla-
mıştır. Bulgularımızda deneklerin ancak yarıdan azmin sürekli namaz
kıldığı görülmüştür. Hiç kılmayanların varlığı ise, kırsal kesim için
azımsanmayacak bir orandadır. Radyo ve televizyon izlemenin dinsel
inançları etkilediğini, radyo ve televizyon izleyenlerde namaz kılmama
oranının yüksek olması ile ilgili bulgulara dayanarak, söyleyebilriiz.
Kırsal kesimde din ile ilgili kaynaklar, genel olarak o konunun
uzmanı sayılan imamlar ile, bu konuda bilgisi olan köyün yaşlı kişile-
ridir. Geleneksel toplum yapısında birey, din ile ilgili gereksinimleri bu
kanallarla yüzyüze iletişimle giderir. Bu konudaki bulgularımız, bu
tür kaynaklardan "imam" kaynağının önemini göstermekle birlikte,
geleneksel yapıda alışıla gelmişin dışında radyo ve televizyonun da
din ile ilgili kaynaklar arasmda yer almasıdır. Radyo ve televizyonda
izlenen yayınlar arasmda dinsel yayınların yer aldığı anımsanırsa, her
iki hususun birbirini denetlediği de ortaya çıkmaktadır. Araştırmamız
yönünden önemli olan husus, geleneksel iletişimin simgesi niteliğinde-
ki dinsel konularda imam kanalının (yerel kaııal), düşük bir oranda
da olsa, kitlesel iletişim kanalma kaymasıdır. Burada, kitlesel iletişim
kanallarının doğrudan toplumsallaşma sürecinde yer alabileceği, hele
gelenekselliğin, tutuculuğun en belirgin olduğu din konusunda bile et-
kili olacağı ortaya çıkmaktadır.
Geleneksel toplumlarda din yanında, törelere, gelenek ve görenek-
lere göre bir toplumsallaşma söz konusudur. Burada da, diğer gelenek-
sel toplum olgularında olduğu gibi, kırsal kesimdeki bireyin gelenek
ve göreneklere çok sıkı bağlılığı söz konusu değildir. Özellikle, bireyin
cinsiyeti, yaş ve öğrenim durumu, törelere bağlı olup olmaması belir-
leyici unsurlardır. Gençlerin geleneklere, göreneklere bağlılıkları, çeşit-
li etkenler yanında radyo ve televizyonu sürekli izlemelerinin de etki-
si ile, yaşlılara göre daha gevşektir. Kuşkusuz burada gençlerin top-
180
lumsallaşma etmeni olan aile, yaşıt-arkadaş gibi yerel birincil kümeler
yanında, daha geniş toplulukların içinde yer aldığı çalışma kümeleri
ile kitle iletişim araçlarma açık olmalarının, yaşlılara göre daha yoğun
olması ve önceki toplumsallaşmalarının katı kurallarla çerçevelenme-
miş olması önemli etkenlerdir.
Kitle iletişim araçları, özellikle radyo ve televizyon ile toplumun
siyasal toplumsallaşması konusundaki bulgular ise, bu araçlara açık ol-
ma oranında yoğunluk kazanmaktadır. Geleneksel toplum yapısının
genellikle bireyi belli bir çevrede tutması, iş-güçte ilişkide bulunan ki-
şilerin aynı çevreden, benzer kişiler olması, bireyin siyasal bilinçlen-
mesini, ilgisini ve katılmasını sağlayacak iletişim kanallarını daralt-
maktadır. Bu konuda belirgin yerel kanallar olarak aile, komşu, yaşıt-
arkadaş, kanı önderleri gibi birbirine oldukça benzer kişisel iletişim
kaynakları kırsal kesimde yaygmdır. Ancak, kırsal kesimdeki bireyin,
çoğunlukla erkeklerin, radyo ve televizyonda en çok izledikleri yayın-
ların haber yayınları olması bu konuda verilen iletilere bireyin açık
olacağını göstermektedir. Bulgularımızda da bu husus doğrulanmıştır.
Radyo ve televizyon doğrudan haber kaynağı olarak görev yapmakta,
yayınlara açık olma ve ilgi duyma oranında da bireyi etkilemektedir.
Bu etkilemede siyasal yönden bilgilenme açık olarak görülmektedir.
Ancak, burada önemli olan hususun, var olmayan bir ilginin doğması
yerine, var olan bilginin güçlenmesi, daha işe yarar biçime sokulması-
dır. Burada ilginç olan husus, cinsiyet farkının, siyasal bilgi almada
etken olduğudur. Kadınların siyasal bilgi yönünden —radyo ve tele-
vizyona açık olmalarına karşm— zayıf oldukları görülmektedir. Genel
olarak radyo ve televizyona açık olma, izleme, daha çok tutum ve
davranışlarda etkili iken, siyasal toplumsallaşma gibi özel ilgi ve bilgi
gerektiren konularda, etkili olmamaktadır. Burada radyo ve televizyo-
nun işlevsel olarak izlenip izlenmediği hususu da önern kazanmakta-
dır. Özellikle Stevens'in (1976) üzerinde durduğu, bireyin iletiyi an-
layacağı düzeyde olması önem kazanmaktadır. Aynı durumla, kadm-
larm köy yayınlarından yararlanmalan konusunda da karşılaştığımızı
anımsatmakta yarar vardır.
Gençlerin siyasal bilgi almaları, ilgileri ile orantılıdır. Gençlerde
güdü eksikliği söz konusu olmayacağı için, yayınlara açık olma bireyi
etkilemekte, bellekte yer etmektedir. Öğrenme istek ve güdüsü yoğun-
dur.
Sonuç olarak söylemek gerekirse, kırsal kesimdeki yetişkin bire-
yin toplumsallaşması, geleneksel kalıpların dışında bir toplumsallaşma
göstermektedir. Bunda doğal olarak, değişen toplum koşul! arınm, kır-
sal kesimin geleneksel yapısını zorlamasının da etkisi büyüktür.
181
Radyo ve televizyona açık olma ile ondan sağlanan doyumlar bi-
reysel özelliklere göre, toplumsallaşma olgusunda da etkisini göster-
mektedir. Bu özellikler cinsiyet, yaş ve öğrenim düzeyidir. Meslek ve
gelirin kırsal kesimde fazla etkili olduğu söylenemez. Bu etkenler sı-
fıra indirildiği ya da azaltıldığı oranda, bireylerin radyo ve televizyo-
na açık olmaları, toplumsallaşma sürecinde göreli bir etki yapacaktır.
1. Radyo ve televizyona açık olanların geleneksel kalıplara göre
toplumsallaşmaları oldukça sınırlıdır. Çünkü yayınların içeriğine ba-
kıldığında, geleneksel değerlerin pekiştirilmesine değil, çoğunlukla de-
ğiştirilmesine çalışılmaktadır. Ancak, yayınlar aracılığı ile geleneksel
değerler, kurallar aktarıldığında, iletildiğinde, dinsel bilgilerin radyo
ve televizyondan verilmesinde olduğu gibi, birey, bunları gelenek dışı
iletilere karşılık daha kolay almaktadır. Çünkü değer çatışması söz ko-
nusu değildir.
2. Radyo ve televizyona açık olma, özellikle görüntüsel niteliğin-
den ötürü televizyonu yoğun olarak izleme, toplum dışı bir toplumsal-
laşmayı başlatmıştır. Bu tür etkiler, geleneksel değerlere fazla bağlı ol-
mayan genç üzerinde daha fazladır. Gençler, radyo ve televizyona açık
olmaları oranında, toplumsallaşma olgularmda geleneksel ya da gele-
nek dışı bir toplumsallaşma süreci içinde bulunmaktadırlar. Bu duru-
mu, özellikle kadm ve kızların öğrenimi, giyim ve kuşamı ile din konu-
sundaki görüşleri kanıtlamaktadır.
Genel olarak toplum dışı ile ilgili iletilerden, bireyin hemen yarar-
lanması, bilgilenmesi söz konusu değildir. Bunun için önbilginin ve il-
ginin, algılama yeteneğinin bulunması gerekir. Sorulan pek çok siya-
sal habere doğru yanıt alınamaması bu durumun bir kanıtıdır.
Yeniliklerin kırsal kesime girmesinde radyo ve televizyon kanalla-
rının etkinliği göreli olarak doğrulanmıştır. Kuşkusuz burada araştır-
ma yaptığımız köylerde "değiştirici" uzmanların, yüzyüze iletişim ka-
nallarının, radyo ve televizyondan çok önce kırsal kesime ulaşmaları-
nın etkisi büyüktür. Doğrudan bu kanalların kullanılması durumunda
ise, radyo ve televizyonun ilk haber veren kaynak durumuna geleceği
açıktır. Ancak, bunun için geniş kapsamlı yaym planlamaları gerekli-
dir.
Varsayımlarımızın büyük ölçüde denendiğini gördükten sonra, kır-
sal kesim bireyi için geliştirdiğimiz modelimizin de geçerli olup olma-
dığını tartışabiliriz. Kırsal kesimdeki yetişkin toplumsallaşmasında ge-
leneksel toplumsallaşma yanmda, gelenek dışı bir toplumsallaşma ol-
gusunun da yer aldığını, ancak bugün için, geleneksel toplumsallaşma
olgu ve sürecinin başat olduğunu söyleyebiliriz.
182
. I
Kırsal kesimlerde kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel kültürde,
toplumsal gelişmeye de uygun, değişmeler olacağı, ancak bu değişme-
nin, geleneksel yapıya çoğunlukla uymayan bir özde olacağı yorumu
yapılabilir. Burada da kitlesel iletişim araçlarının, özellikle radyo ve
televizyonun etkisi olacaktır. Ancak, üzerinde durulması gereken hu-
sus, kitle iletişim araçlarının toplumlardaki etki gücünün "sınırlı" ol-
duğu hususunun dikkate alınmasının gerektiğidir. Radyo ve televizyon,
kırsal kesim bireyinin araçlara açık olmasına bağlı olarak, gelenek dı-
şı bir toplumsallaşma olgu ve sürecinde, diğer etmenlerle birlikte, et-
kili olabilecektir.
Çalışmamızın bulgularını, kuşkusuz tüm Türk köylerine genelleş-
tirmemiz gerçekçi olmayacaktır. .Ancak, toplumsallaşma sürecinin kü-
çük farklarla değişmeyeceğini radyo ve televizyonun etkisinin ise, ben-
zer köyler için geçerli olacağını söyleyebiliriz.
183
E K L E R
Ek. 1: Araştırma Yapılan Köylerin Haritaları
Ek. 2 : Ek Çizelgeler
Ek. 3 : Sormaca
Ek. 4 : Kaynakça
Ek. 5 : Dizin
"AfcMçMÜr V
o a»/ a
jK.An/ 'lis O
MtuM.
}AKÜuut
ÇUBUK
AUKAfA
Çubuk İlçesine bağlı Büğdüz köyü
K aynak! A nkara V aliliği, 1973 A nkara Yıllığı.
187
Yenimahalle ilçesine bağh Mülk ve Fethiye Köyleri
Kaynak s Ankara Valiliği, 1973 Ankara Yıllığı.
188
-t
E k Çizelge:
Cinsiyete Göre Radyo ve Televizyonu
izlememe Nedenleri (%)
Radyo Televizyon
İzlememe nedenleri Kadın Erkek Ortalama Kadın Erkek Ortalama
Radyo-TV. yok 26 57 36 47 53 50
Zamanı Yok 40 43 45.5 17.5 — 10
Yorgun — — — 6 12 9
izlenceler İyi Değil
—açık, saçık— 13 — 9 29.5 23 26
Başka 21 — 9.5 — 12 5
Toplam 100 100 100 100 100 100
Ek Çizelge: 2
Öğrenim Durumuna Göre Hastalıkların
Hoca ve Okuyup-Üfleme ile iyileşeceğine İnanma (%)
İnanma Okumaz-Yazmaz Okur-Yaza'r ilkokul Ortaokul ve Sonrası
İnamr 10.5 37 21 20.5
Koşullu 51 31 31 41
İnanmaz 31 31 45 38.5
Başka 7.5 — 3 —
Bilmiyor — 1 — —
Toplam 100 100 100 100
Ek Çizelge, 3
Öğrenim Durumuna Göre Törelerin Değişmesi (%)
Değişme Okumaz-Yazmaz Okur-Yaz ar İlkokul Ortaokul ve Sonrası
Değişmemeli 54 49 48 51
Koşullu Değişmeli 31 18 36 36
Değişmeli 15 27 15.5 10.5
Bilmiyor — 6 0.5 2.5
Toplam 100 100 100 100
189
E k Çizelge : 4
Cinsiyet ve Radyo - Televizyon İzleme Durumuna Göre
Oy Vermeye Katılma
/
Oy Verme Kadın Erkek Toplam
Sayı % Sayı % Sayı %
Evet 69 58 S 89 72 158 66
Hayır 45 39 29 23.5 74 31
Bilmiyor 3 3 5 4 8 3
Toplam 117 100 123 100 240 100
Cinsiyet için : XH2 =: 68.20 SD = 15 oc = 0.01
Ek Çizelge: 5
Yaş Durumuna Göre Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Köyişleri Bakan
Adlaiını Bilme (%)
Bilme Durumu Gençler Orta Yaşlılar Yaşlılar
Doğru
Cumhurbaşkanı 78 54 60
Başbakan 92 86 84.5
Köyişleri Bakanı 14.5 14 2
Yanlış
Cumhurbaşkanı 1 9 7
Başbakan — — —
Köyişleri Bakanı 0.5 1 9
Bilmiyor : v
Cumhurbaşkanı 21 37 33
Başbakan 8 14 5.5
Köyişleri Bakanı 85 85 89
Ek Çizelge; 6
Öğrenim Durumuna Göre "Ambargo" Sözcüğünü Bilme tl%)
Bilme Durumu Okumaz-Yazmaz Okur-Yaz ar İlkokul Ortaokul Ve Sonrası
Doğru 18 22 36 45.5
Yanlış 5 — — 5.5
Bilmiyor 77 78 64 49
Toplam 100 100 100 100
190
I
4'
' S O R M A C A
RADYO VE TELEVİ ZYONUN KI RSAL KESİ MDEKİ
TOPLUMSALLAŞMAYA ETKİ Sİ
Araştırmayı Yöneten : Dr. AYSEL AZİ Z
Anketin Uygulandığı Tarih :
Anketin Uygulandığı Köy :
Anketi Uygulayan :
Anket Sıra No. :
ı
I. K I S I M S OR U L AR : RADYO İZLEME ALIŞKANLIKLARI VE ETKİLERİ
L. RADYOYU HERGÜN DİNLER MİSİN?
(0) Radyoyu hiç dinlemem (2. soruyu sor)
(1) Her gün dinlerim.
(2) Haftada 4-5 gün
(3) Haftada 2-3 gün
(4) Haftada 1 gün
(5) Daha seyrek
(6) Cumartesi - pazar
(7) Zamanım oldukça-boş kaldıkça
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.*
2. (Radyoyu hiç dinlemeyenlere sorulacak) NEDEN RADYO DİNLEMİYOR-
SUN? (Bu Sorudan Sonra II. Kısım Sorulara - Sayfa 196'ya Geç)
(0) Radyom yok
(1) Zamanım yok
(2) Televizyon yeterli
(3) Programlar bana göre değil
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
3. RADYOYU DAHA ÇOK HANGİ SAATLERDE DİNLERSİN?
(0) Sabahlan (6-9)
(1) Sabahtan öğleye kadar
(2) Öğleden sonraları
(3) Gündüzleri
(4) Akşamlan
(5) Yalnız haber saatlerinde
(6) Zamanı belli olmaz
(8) Başka ı'Beliruniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
4. RADYOYU NİYE DİNLİYORSUN?
(0) Haber için
(1) Eğitim için
(2) Haber ve eğitim için
(3) Eğlence, hoş vakit geçirmek için
(4) Hem eğlence hem bir şeyler öğrenmek için
(5) Haber ve müzik için
(8) Bakşa (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
* C.V.İ.: Cevap Vermek İstemedi.
193
5. EN ÇOK HANGİ RADYOYU (lan) DİNLİYORSUN? (İki Şık)
(0) TRT I
(1) TRT II
(2) TRT III
(3) Kısa dalga Ankara Radyosu
(4) Polis
(5) Meteoroloji
(8) Bakşa (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
6. RADYODAKİ KÖY PROGRAMLARINI DİNLİYORSAN, ŞİMDİYE KADAR
SANA HANGİ KONULARDA YARDIMCI OLDU, BİRŞEYLER ÖĞRETTİ?
(Üç Şık)
(0) Dinlemiyorum (8. Soruya geç)
(1) Herhangi birşey öğrenmedim
(2) Tarımla ilgili
(3) Bağ-bahçe bakımı ile ilgili
(4) Hayvancılıkla ilgili
(5) Sağlıkla ilgili
(6) Ürünlerin satılması, pazarlama, kooperatifçilikle ilgili
(7) El sanatları
(8) Toplumsal sorunlar (kız kaçırma, kan davası, başlık, çok kadınla ev-
lenme, batıl inançlar, çocuk eğitimi)
(9) Folklor (Türkü)
(10) Başka (Belirtiniz)
(11) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
7. BU ÖĞRENDİKLERİNDEN İŞİNDE GÜCÜNDE, YAPTIĞIN, KULLANDIĞIN
OLDUYSA, BUNLAR NELERDİR? (Üç Şık)
(0) Olmadı
(1) Tarımla ilgili
(2) Bağ-bahçe bakımı ile ilgili
(3) Hayvancılıkla ilgili
(4) Ürünlerin satılması, pazarlama, kooperatifçilikle ilgili
(5) El sanatları
(6) Toplumsal sorunlar (Kız kaçırma, kan davası, başlık parası, çok ka-
dınla evlenme, batıl inançlar, çocuk eğitimi)
(7) Folklor
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
8. RADYODAKİ KADIN PROGRAMLARINI DİNLİYORSAN, ŞİMDİYE KADAR
BİLMEDİĞİN, DUYMADIĞIN NELERDEN HABERİN OLDU? (Üç Şık)
(0) Dinlemiyorum (10. Soruya Geç)
(1) Çocuk bakımı, eğitimi, yetiştirilmesi
(2) Kadın sağlığı
(3) Doğum, hamilelik
(4) Çocuk yapmama - doğum kontrolü - aile planlaması
194
(5) Kan-koca geçimi
(6) Ev ile ilgili pratik bilgiler (yiyeceklerin saklanması, hazırlanması)
(7) Ev geçindirmesi - Ev ekonomisi
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.Î.
9. BU HABERİN OLAN ŞEYLERDEN ŞİMDİYE KADAR ÖĞRENİP YAPTIĞIN
OLDUYSA NELERDİR? (Üç Şık)
(0) Olmadı
(1) Çocuk bakımı - eğitimi - yetiştirilmesi
(2) Kadın sağlığı
(3) Doğum, hamilelik
(4) Çocuk yapmama - doğum kontrolü - aile planlaması
(5) Kan - koca geçimi
(6) Ev ile ilgili pratik bilgiler (yiyeceklerin saklanması, hazırlanması)
(7) Ev geçindirmesi - ev ekonomisi
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.I.
10. (Kadm Yayınlarını Dinlemeyenlere Sorulacak) KADIN PROGRAMLARINI
NİYE DİNLEMİYORSUN?
(0) Zamanım yok, o saatte iş yapıyorum
(1) Bana göre değil, ihtiyaçlarımı karşılamıyor
(2) Dediklerini anlamıyorum
(3) Evde radyom yok
(8) Bakşa (Belirtiniz) ......
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.I.
195
il. K İ S İ M S OR U L AR : TELEVİZYON İZLEME ALIŞKANLIKLARI VE ETKİ-
LERİ
11. TELEVİZYON SEYREDİYOR MUSUN?
(0) Evet
(1) Hayır
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
12. (Cevap Hayırsa Sorulacak) NEDEN SEYRETMİYORSUN? (Bu Sorudan
Sonra III. Kısım Sorulara - Sayfa 203'e Geç)
(0) Evde Televizyon yok
(1) Çevremde rahatlıkla seyredeceğim yer yok
(2) Programlan beğenmiyorum
(3) Seyredecek zamanım yok
(4) Yorgun oluyorum
(5) Açık-saçık oluyor
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
13. NEDEN TELEVİZYON SEYREDİYORSUN?
(0) Haber almak için
(1) Bir şeyler öğrenmek için
(2) Hem haber almak hem öğrenmek için
(3) Eğlenmek için
(4) Hem eğlenmek, hem bir şeyler öğrenmek için
(5) Merak ettiğim için
(6) Çocuklar açtığı, açık olduğu için
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ,
14. KAÇ YILDIR TELEVİZYON SEYREDİYORSUN?
(0) Başladığından beri (1968)
(1) 7- 8 yıldır
(2) 5-6 yıldır
(3) 3-4 yıldır
(4) 1- 2 yıldır
(5) 1 yıldan az
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
196
15. TELEVİZYONU EN ÇOK NEREDE SEYREDERSİN?
(0) Kendi evimde
(1) Akrabamda
(2) Komşuda
(3) Öğretmenin evinde
(4) Muhtarın evinde
(5) Kahvede
(6) Köy odasında
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
16. HAFTANIN HER GECESİ YAYI NLARI SEYREDER MİSİN?
(0) Her gece
(1) 5-6 gece
(2) 3-4 gece
(3) 1- 2 gece
(4) Daha seyrek
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.Vj.
17. SEYRETTİĞİNDE GENELLİKLE BAŞINDAN SONUNA KADAR SEYRE-
DER MİSİN?
(0) Başından sonuna (açılıştan-kapanışa) kadar
(1) 8.30 -9'a kadar (haber ve hemen sonraki program)
(2) Belirli - ilgili programlan seyrederim
(3) Gelişigüzel seyrederim, saati belli olmaz
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.Vj.
18. TELEVİZYONU ALDIĞIN İLK GÜNLERE GÖRE DAHA MI AZ, AYNİ
ÖLÇÜDE Mİ, YOKSA DAHA MI ÇOK SEYREDİYORSUN?
(0) Daha az seyrediyorum (19. Soruyu sorunuz)
(1) Aynı derecede
(2) Daha çok seyrediyorum
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
19. (Azaldı Diyenlere Sorulacak) NEDEN DAHA AZ SEYREDİYORSUN?
(İki Şık)
(0) Zamanım yok
(1) Programlar eskisi gibi ilgi çekici değil
(2) Programlar bama seslenmiyor
(3) Yorgun oluyorum
(4) Anlamadığım için
(5) Açık - saçık şeyler veriyor
(6) İlgim azaldı
(7) Rahatlıkla seyredeceğim yer yok
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
197
20. EN ÇOK HANGİ PROGRAMLARI SEYREDİYORSUN? (Üç
(0) Haberler ve hava durumu
(D Dini yayınlar (Mevlüt - Kur'an vb.)
12) Şarkılar
(3) Türküler - ozanlar
(4) Oyunlar (folklor)
(5) Türk Hafif Müziği (Aranjmanlar)
(6) Spor
(7) Eğlence programlan
(8) Çocuk programlan
(9) Kadın programlan
(10) Köy programlan
(11) Eğitsel programlar (5 dak., Sağlık, Trafik vb.)
(12) Yanşmalar
(13) Sanat - kültür - sohbet - tanıtıcı programlar
(14) Tiyatro
(15) Yerli sinema \
(16) Dizi filmler (Mutsuzlar - Zengin ve Yoksul - Acemiler vb.)
(17) Aktüel haber programlan
(18) Reklamlar
(19) Başka (Belirtiniz) ......
(20) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.I.
21. NEDEN BU PROGRAMLARI BEĞENİYORSUN? (İki Şık)
(0) Eğlendiriyor
(1) İlgimi çekiyor
(2) Haber veriyor
(3) Eğitiyor, bilgi veriyor, birşeyler öğretiyor
(4) Heyecan veriyor, sürükleyici oluyor
(5) İyi hazırlanıp sunuluyor
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
22. KÖY PROGRAMLARINI SEYREDİYORSAN, NİYE SEYREDİYORSUN?
(İki Şık)
(0) Seyretmiyorum (23. Soruyu sorunuz)
(1) Televizyon o saatte açık olduğu için
(2) Dertlerime çare bulmak için
(3) Birşeyler öğrenmek için
(4) Arada müzik ve oyun olduğu için
(5) Vakit geçirmek ve dinlenmek için
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
23. (Köy Programlannı Seyretmeyenlere Sorulacak) NEDEN KÖY PROG-
RAMLARINI SEYRETMİYORSUN?
(0) Köy sorunlanm yeterince ele almıyor
(1) Konular ilgimi çekmiyor
(2) İyi hazırlanmıyor
198
(3) Dili anlaşılmıyor
(4) Zamanım yok
(5) Yorgun oluyorum
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı C.V.İ.
24. KÖY PROGRAMLARINDA ŞİMDİYE KADAR BİRŞEYLER DUYUP ÖĞ-
RENDİYSEN, NELERDİR? (Üç Şık)
(0) Olmadı (26. Soruya geç)
(1) Tarımla ilgili
(2) Bağ-bahçe bakımı ile ilgili
(3) Hayvancılıkla ilgili
(4) Sağlıkla ilgili
(5) Ürünlerin satılması, pazarlanması, kooperatifçilik
(6) El sanatları
(7) Toplumsal sorunlar (Kız kaçırma, kan davası, başlık parası, nikâh-
sız çok karılı evlenme, batıl (boş) inançlar, çocuk terbiyesi vb.)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı C.V.İ.
25. BU KÖY PROGRAMLARI İLE İLGİLİ GÖRDÜĞÜN, DUYDUĞUN ŞEY-
LERDEN KENDİ İŞİNDE YAPTIĞIN OLDU İSE, NELERDİR? (Üç Şık)
(0) Olmadı
(1) Tarımla ilgili
(2) Bağ-bahçe bakımı ile ilgili
(3) Hayvancılıkla ilgili
(4) Sağlıkla ilgili
(5) Ürünlerin satılması, pazarlanması, kooperatifçilik
(6) El sanatları
(7) Toplumsal sorunlar (Kız kaçırma, kan davası, başlık parası, nikâh-
sız çok kanlı evlenme, batıl (boş) inançlar, çocuk terbiyesi vb.)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı C.V.İ.
26. TELEVİZYONDA KÖY YAYI NLARI DIŞINDA BİR SÜRÜ EĞİTEN, BİLGİ
VEREN PROGRAMLAR VAR. ŞİMDİ SÖYLEYECEĞİM BU PROGRAM-
LARI SEYREDİYORSAN, BUNLARDAN HANGİSİNİ ÖĞRENDİN? (Şık-
lar Okunacak) (Üç Şık) (Bu Sorudan Sonra Erkek Denekler İçin 29. So-
ruya Geç)
(0) İnsan sağlığı ile ilgili
(1) Çocuk sağlığı - bakımı ,,
(2) Dinsel programlar
(3) Çevre sağlığı
(4) Trafik
(5) Ufak tefek el sanatları
(6) Kadının toplum içindeki durumu, haklan
(7) Hiçbirini (18. Soruya Geç)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı C.V.İ.
199
27. (Yalnız Kadın Deneklere Sorulacak) KADIN PROGRAMLARINI İZLİYOR-
SAN, İLK OLARAK TELEVİZYONDAN DUYUP ÖĞRENDİĞİN NELER
OLDU? (Üç Şık)
(0) Çocuk bakımı - eğitimi - yetiştirilmesi
(1) Kadın sağlığı
(2) Doğum kontrolü, hamilelik - doğum
(3) Dikiş - örgü
(4) Aile geçimi (karı - koca ilişkisi) - Ev ekonomisi
(5) Ev işleri ile ilgili pratik bilgiler
(6) İzlemiyor (29. Soruya geç)
(7) Yok (29. Soruya geç)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı C.V.İ.
28. BU GÖRÜP ÖĞRENDİĞİN ŞEYLERDEN YAPTIĞIN OLDU İSE, NELERDİR?
(0) Çocuk bakımı - eğitimi - yetiştirilmesi
(1) Kadın sağlığı
(2) Hamilelik - doğum
(3) Doğum kontrolü - Aile plânlaması
(4) Dikiş - örgü
(5) Aile geçimi (Karı - koca ilişkisi) - Ev ekonomisi
(6) Ev işleri ile ilgili pratik bilgiler
(7) Yok
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı. C.V.İ.
29. TELEVİZYON YAYI NLARI NI ÇOCUKLAR İÇİN YARARLI MI YOKSA
ZARARLI MI BULUYORSUNUZ?
(0) Çok yararlı
(1) Biraz yararlı
(2) Ne zararlı ne yararlı (32. Soruya geç)
(3) Hem yararlı hem zararlı
(4) Biraz zararlı
(5) Çok zararlı
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı C.V.İ.
30. ("Yararlı" ve "Hem Yararlı Hem Zararlı" Diyenlere Sorulacak) NE GİBİ
YARARLARI VAR?
(0) Bilgisini genişletiyor, birşeyler öğretiyor
(1) Boş zamanını dolduruyor
(2) Eğlendiriyor
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C,V.İ.
31. ("Zararlı" ve "Hem Yararh Hem Zararlı" Diyenlere Sorulacak) NE GİBİ
ZARARLARI VAR?
(0) Geç yatmasına neden oluyor, uykusuz kalıyor
(1) Başka işlere bakmıyor
200
(2) Derslerine çalışmıyor
(3) Açık-saçık şeyler görüyor
(4) Vurdulu - kırdılı şeyler öğreniyor
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C,V.İ.
TELEVİZYONDA EN ÇOK HANGİ KONULARA YER VERİLMELİDİR?
(Hatırlamazsa Şıkları Okuyun) (İki Şık)
(0) Haberlere
(1) Eğlenceye
(2) Eğitime
(3) Türkülere (Türk Halk Müziği)
(4) Şarkılara (Türk Sanat Müziğine)
(5) Dinî yayınlara
(6) Ahlâksal konulara (Kahramanlık dahil)
(7) Spora
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
TELEVİZYONU SEYRETMEYE BAŞLADIĞINDAN BU YANA EV DÜZE-
NİNDE BİR DEĞİŞİKLİK OLDUYSA NELERDİR? (İki Şık)
(0) Olmadı
(1) Misafir çok geliyor
(2) Giyim kuşamda değişiklik oldu
(3) Geç yatıyoruz
(4) Ev işlerine ayıracak zaman azaldı
(5) Daha çok dışarı gidiyorum (Televizyon seyretmek için)
(6) Kahveye daha az gidiyorum
(7) Ev eşyalarında değişiklik oluyor
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C,V.İ.
TELEVİZYON SEYRETMEYE BAŞLAMADAN BU YANA RADYO DİNLE-
MENDE BİR DEĞİŞİKLİK; AZALMA YA DA ÇOĞALMA OLDU MU?
(0) Değişiklik olmadı
(1) Azaldı
(2) Ancak belirli programlan dinliyorum (haberler gibi)
(3) Çoğaldı
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C,V.İ.
TELEVİZYONDAKİ REKLAM PROGRAMLARINI SEYREDİYORSAN, BU
SÖYLENENLERİ ALDIN YA DA YAPTI N MI? ALMAYI YA DA YAPMA-
YI DÜŞÜNÜRMÜSÜN?
(0) Yaptım, aldım
(1) Düşündüm, ama yapmadım
(2) Alacağım, yapacağım
(3) Hayır düşünmedim
201
(4) Reklamları seyretmem
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C,V.İ.
36. (Reklamları Seyretmeyenlere Sorulacak) NEDEN REKLAMLARI SEYRET-
MİYORSUN?
(0) Doğruyu söylemiyorlar
(1) Aynı şeyler tekrarlanıyor
(2) Açık - saçık şeyler oluyor
(3) Zamanım olmuyor
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C,V.İ.
202
K I S I M S OR U L AR : RADYO VE TELEVİZYONUN TOPLUMSALLAŞMAYA
ETKİSİ
37. SON YILLARDA ÇOCUKLARINIZIN DOĞUMUNU KİME YAPTIRIYOR-
SUNUZ?
(0) Anne kendi kendine
(1) Köyün tecrübeli, yaşlı kişilerine
(2) Ebeye
(3) Doktora (kasabada)
(4) Hastahanede (kasabada)
(5) Kente götürürüz (Doktora ya da hastahaneye)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
38. KÖYÜNÜZDE ÇOCUĞUN DOĞUM ÖNCESİ, DOĞUM SIRASINDA YA
DA DOĞDUKTAN SONRA BİR TAKI M ADET VE TÖRELERİNİZ VAR
ÖRNEĞİN GİBİ BUNLAR DEĞİŞMELİ Mİ YOKSA AYNEN
KALMALI MI?
(0) Aynen kalmalı
(1) Anlamsız olanlar değişmeli
(2) Hepsi değişmeli
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
39. ERKEĞİN BlRDEN FAZLA KADINLA AYNI ANDA EVLÎ OLMASİN!
UYGUN BULUYORMUSUN?
(0) Uygun buluyorum
(1) Bazı şartlarla uygu buluyorum (40. Soruyu sorunuz)
(2) Uygun bulmuyorum
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.I.
40. (Koşullu Uygun Bulanlara Sorulacak) HANGİ ŞARTLARLA UYGUN BU-
LUYORSUN?
(0) Kadın hasta ise
(1) Çocuğu olmuyorsa
(2) Erkek çocuğu olmuyorsa
(3) Kadın yaşlı, iş yapamıyorsa
(8) Başka (Belirtiniz) ,
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.I.
203
I
41. SANA GÖRE MİRASDAN, YANİ ÖLEN ANA YA DA BABANIN
MALINDAN MÜLKÜNDEN KIZ VE ERKEK ÇOCUKLAR NASIL YARAR-
LANMALIDIR?
(0) Erkek çocuk hepsini almalı
(1) Erkek çocuk kızdan fazla almalı
(2) Kız-erkek eşit olarak
(3) Kız çocuk daha fazla
(4) Kız çocuk hepsini
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
42. EVLENMEDE OĞLAN TARAFI KIZ TARAFINA "BAŞLIK PARASI" ADI
İLE BİR PARA VERRMEKTE, SANA GÖRE, BU ADET KALKMALI MI
YOKSA DEVAM ETMELİ Mİ?
(0) Aynen kalmalı
(1) Şartlı olarak devam etmeli
(2) Tüm olarak kalkmalı
(8) Ba^ka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
43. HASTALIKLARIN HOCA İLE MUSKA İLE İYİLEŞECEĞİNE İNANIYOR
MUSUNUZ, İNANMIYOR MUSUNUZ?
(0) İnanıyorum
(1) Bazıları iyileşebilir
(2) İnanmıyorum
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
44. MEKSİKA BUĞDAYI KONUSUNDAKİ İLK BİLGİYİ NEREDEN DUYDUN?
(0) Duymadım, bilgim yok (48. Soruya geç)
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Teknisyen - tarımcı
(4) Komşu
(5) Yerel önder
(6) Muhtar
(7) Komşu köy
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
45. MEKSİKA BUĞDAYI EKME KONUSUNU İLK DUYDUĞUNDA KABUL
ETTİN Mİ, YOKSA BUNU SANA BENİMSETEN YA DA KABUL ETTİ
REN BAŞKALARI OLDU MU?
(0) Kabul etmedim
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Teknisyen - tarımcı
(4) Yerel önder
(5) Komşu
(6) Muhtar
(7) Komşu köy
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
46. MEKSİKA BUĞDAYI EKMENE KİM NEDEN OLDU YA DA NE ETKİ
YAPTI?
(0) Ekmiyorum (47. Soruyu sor)
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Teknisyen - tarımcı
(4) Yerel önder
(5) Komşu
(6) Muhtar
(7) Komşu köy
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
47. (Meksika Buğdayı Ekmeyenlere Sorulacak) NEDEN MEKSİKA BUĞDAYI
EKMİYORSUN?
(0) Yeterli toprağım yok
(1) Buğday ekmiyorum
(2) Bu konuda bilgim yok
(3) Yararlı olduğuna inanmıyorum
(4) Tohumu alacak param yok
(5) Yabancı tohumu ekmek bana aykırı geliyor
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
48. MERİNOS KOYUNLARI HAKKINDA BİLGİN VAR MI, VARSA BU KO-
NUDA İLK OLARAK NEREDEN YA DA KİMDEN BİLGİ ALDIN?
(0) Bilgim yok (12. Soruya Geç)
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Teknisyen - uzman - baytar
(4) Yerel önder
(5) Komşu
(6) Muhtar
(7) Komşu köy
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
49 MERİNOS KOYUNLARI KONUSUNDA İLK DUYDUĞUNDA HEMEN
/ KABUL ETTİN YA DA BENİMSEDİN Mİ, YOKSA KABUL ETMEN İÇİN
BAŞKALARININ ETKİSİ OLDU MU?
(0) İlk duyduğumda kabul ettim
(1) Televizyon
205
(2) Radyo
(3) Teknisyen - uzman - baytar
(4) Yerel önder
(5) Komşu
(6) Muhtar
(7) Komşu köy
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
50. MERİNOS KOYUNU YETİŞTİRMEYE BAŞLAMANDA KİMİN YA DA
NEYlN ETKİSİ OLDU?
(0) Hiç kimsenin, benimsedikten sonra uyguladım
Cl) Televizyon
(2) Radyo
(3) Teknisyen - uzman - baytar
(4) Yerel önder
(5) Komşu
(6) Muhtar
(7) Komşu köy
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
51. TARIMDA "BÖCEĞE KARŞI BÖCEK" DİYE BİR USUL KULLANILMAYA
BAŞLANDI. BU KONUDA BİLGİN VARSA, BUNU İLK ÖNCE NEREDEN
DUYDUN?
(0) Hiç duymadım
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Teknisyen, uzman, tarımcı
(4) Yerel önder
(5) Komşu
(6) Muhtar
(7) Komşu köy
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
52. BÖCEĞE KARŞI BÖCEK USULÜNÜ İLK DUYDUĞUNDA HEMEN BE-
NİMSEDİN, KABUL ETTİN Mİ YOKSA KABUL ETMENDE BAŞKALA-
RININ ETKİSİ OLDU MU?
(0) İlk duyduğumda kabul ettim
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Teknisyen, uzman, tarımcı
(4) Yerel önder
(5) Komşu
(6) Muhtar
(7) Komşu köy
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ
206
53. BÖCEĞE KARŞI BÖCEK USULÜNÜ KULLANDIN YA DA İLERDE KUL-
LANMAYI DÜŞÜNDÜNSE BUNDA KİMİN YA DA NEYİN ETKİSİ OLDU?
(0) Kullanmadım ve kullanmayı düşünmüyorum
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Teknisyen, uzman, tarımcı
(4) Yerel önder
(5) Komşu
(6) Muhtar
(7) Komşu köy
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
54. (Yalnız Kadınlara Sorulacak) KORUNMA YOLLARINI İLK ÖNCE NERE-
DEN YA DA KİMDEN DUYDUN?
(0) Bilgim yok
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Ebe
(4) Sağlık memuru
(5) Komşu kadınlardan
(6) Şehirden doktordan
(7) Gezici nüfus plânlayıcılanndan
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
55. KORUNMA YOLLARINI İLK DUYDUĞUNDA HEMEN KABUL ETTİN
Mİ, YOKSA BUNU KABUL ETMEN İÇİN BAŞKALARININ ETKİSİ OL-
DU MU?
(0) Hemen kabul ettim
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Ebe
(4) Sağlık memuru - Sağlık Ocağı
(5) Komşu kadınlardan
(6) Şehirde doktor
(7) Gezici nüfus plânlayıcıları
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
56. ÇOCUK YAPMAMAK İÇİN KORUNUYORSAN KORUNMAYA BAŞLA-
MANDA KİMİN YA DA NEYİN EN ÇOK ETKİSİ OLDU?
(0) Korunmuyorum (57. Soruyu sor)
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Ebe
(4) Sağlık memuru
(5) Komşu kadınlardan
207
(6) Şehirde doktor
(7) Gezici nüfus plânlayıcıları
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
57. (Korunmayanlara Sorulacak) NEDEN KORUNMUYORSUN? (İki Şık)
(0) Korunma yollarını bilmiyorum
(1) Çok çocuk olsun istiyoruz
(2) Buna gerek yok, çocuk olmuyor (kısırlık ve yaşlılık)
(3) Çocuklarımız yaşamıyor
(4) Kocam karşı çıkıyor
(5) Dinimize aykırı, Allah veriyor
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
58. KOOPERATİFİN NE OLDUĞUNU BİLİYORSAN, BUNU İLK OLARAK
NEREDEN DUYDUN?
(0) Kooperatifçiliğin ne olduğunu bilmiyorum (62. Soruya geç)
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Halk eğitimci
(4) Yönetici
(5) Yerel önder
(6) Komşu
(7) Muhtar
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
60. KOOPERATİFE ÜYE İSEN, SENİ BUNA TEŞVİK EDEN NE, YA DA KİM
OLDU?
(0) Üye değilim (61. Soruyu sor)
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Halk eğitimci
(4) Yönetici
(5) Yerel önder
(6) Komşu
(7) Muhtar
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
01. (Kooperatife Üye Olmayanlara Sorulacak) NEDEN KOOPERATİFE ÜYE
OLMADIN?
(0) Bu konuda bilgim yok
(1) Bana bir faydası yok
(2) Çalışacağına güvenim yok
(3) Üye olmak istiyorum, kabul etmiyorlar
(4) Köyde kooperatif yok
(5) Maddi olanak yok
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
62. TABAN Fİ ATI NEDİR?
(0) Devlet - hükümet tarafından belirli ürünlere verilen fiat
(1) Tüccarın ürünlerimizi aldığı fiat
(2) Belediyenin koyduğu fiat
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
63. ÜRÜNÜNE VERİLEN TABAN Fİ ATI N NE KADAR OLDUĞU KONU-
SUNDA İLK BİLGİLERİ NEREDEN YA DA KİMDEN ALIRSIN? (İki Şık)
(0) Radyo - Televizyon
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Yönetici (kaymakam, belediye bşk.)
(4) Komşu - arkadaş
(5) Kahvede - köy odasında
(6) Muhtar
(7) Öğretmen
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
209
IV. K I S I M S OR U L AR : RADYO TELEVİZYONA AÇILMA İLE TOPLUMSAL-
LAŞMA ARASINDAKİ İLİŞKİYİ ORTAYA ÇIKARMAYI AMAÇLAYAN SO-
RULAR
64. HERHANGİ BİR DERDİN OLDUĞUNDA, GİDİP FİKRİNİ ALDIĞIN
KİMSELER VARSA, BUNLAR KİMLERDİR?
»
(0) Muhtar
(D Öğretmen
(2) Komşu
(3) Aile - akraba
(4) Yerel önder
(5) Köyün en yaşlı kişisi
(6) İmam
(7) Böyle birisi yok
(8) Başka (Belirtiniz)
(9)' Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
65. HERHANGİ BİR KONUDA RADYO BAŞKA, TELEVİZYON BAŞKA, GA-
ZETELER BAŞKA SÖYLESE, KÖYDE DE MUHTAR, ÖĞRETMEN, KOMŞU
BAŞKA ŞEYLER SÖYLESE SEN BUNLARDAN ÖNCELİKLE KİME
İNANIRSIN?
(0) Radyo - Televizyon
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Gazete
(4) Yerel önder
(5) Muhtar
(6) Öğretmen
(7) imam
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
66. NEDEN BUNA İNANIRSIN?
(0) Devletindir, resmidir, tarafsızdır ,
(1) Yazılıdır
(2) Daha bilgilidir, okumuştur, herşeyi bilir
(3) Resimlidir, görüntülüdür
(4) Yaşlıdır, tecrübelidir
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.Vİ.
210
67. DÜNYADA OLUP BİTENLERİ ÖNCE NEREDEN ÖĞRENİRSİN?
(0) Radyo - Televizyon
(D Televizyon
(2) Radyo
(3) Gazete
(4) Uzmandan
(5) Öğretmenden
(6) Komşudan
(7) Aile çevresinden (ana - baba - çocuk)
68. YURDUMUZDA OLUP BİTENLERİ ÖNCE NEREDEN YA DA KİMDEN
ÖĞRENİRSİN?
(0) Radyo - televizyondan
(1) Televizyondan
(2) Radyodan
(3) Gazeteden
(4) Öğretmenden
(5) Köy kahvesinden
(6) Muhtardan
(7) Komşudan
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
69. RADYO VE TELEVİZYONDAN DUYDUĞUN, SEYRETTİĞİN BİRŞEYİN
DOĞRU OLUP OLMADIĞINI YA DA TARTIŞMASINI YAPARSAN, ÖN-
CELİKLE KİMİNLE YAPARSIN?
(0) Yapmam
(1) Evdekilerle
(2) Komşumla
(3) Arkadaşımla, yaşıtımla
(4) Yerel önderle, tecrübeli, bilgili kişi ile
(5) Kahvede herkesle
(6) Muhtarla
(7) Öğretmenle
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
70. ŞİMDİYE KADAR RADYO VE TELEVİZYONA MEKTUP YAZIP HER-
HANGİ BİR ŞEY SORDUN YA DA İSTEDİN Mİ?
(0) Radyoya
(1) Televizyona
(2) Radyo ve Televizyona
(3) Hayır (72. Soruya Geç)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
71. (Cevap Olumlu İse Sorulacak) NE YAZDIN YA DA İSTEDİN?
(0) Sağlıkla ilgili
(1) Ailemle ilgili
211
(2) Köyün üretim ve pazarlama sorunu ile ilgili
(3) Köyün yol - su - elektrik sorunu
(4) Okuma-yazma ile ilgili
C5) Başlık, kan davası gibi sosyal sorunlar
(6) Din ile ilgili
(7) Türkü istedim
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
72. KÖYÜNDE ESKİ TÖRELERİ, GELENEK VE GÖRENEKLERİ ANLATAN
YAŞLILAR, BİLGİLİ KİŞİLER VARSA, BUNLARİ SIK SIK ZİYARET EDER,
ANLATTIKLARINI DİNLER MİSİN?
(0) Böyle kişiler yok
(1) Dinlemem
(2) Bazan dinlerim
(3) Sürekli gidip dinlerim
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
SİYASAL İLGİ VE DEMOKRATİK SÜRECE KATILMA İLE İLGİLİ SORULAR
73. SİYASAL PARTİLERLE İLGİLİ HABERLERİ NEREDEN ÖĞRENİRSİN?
(0) Radyo - Televizyondan
(t) Televizyondan
(2) Radyodan
(3) Gazetelerden - dergiden
(4) Muhtardan
(5). Öğretmenden
(6) Komşulardan
(7) Şehirle ilişkili olandan
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
74. TELEVİZYONDA HABERLERİ SEYREDİYORSAN YA DA RADYO DA
DİNLİYORSAN SİYASİ PARTİLERLE İLGİLİ HABERLERDEN SONRA
PARTİ BAŞKANLARININ KONUŞMASINA VE GÖRÜNÜŞÜNE GÖRE
FİKİRLERİNDE NASIL BİR DEĞİŞİKLİK OLUYOR?
(0) Seyretmiyorum, dinlemiyorum
(1) Herhangi bir değişiklik olmuyor
(2) Partiler hakkındaki bilgim artıyor
(3) Kendi partimi daha çok seviyorum, güvenim artıyor
(4) Diğer partilere daha çok kızıyorum
(5) Kendi partime kızıyorum, güvenim azalıyor
(6) Söylediğine göre bazan k
l z ı
y
o r u l î l
. bazan beğeniyorum
(7) Herhangi bir partiyi tutmuyorum
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
75. SEÇİMLERDE OY VERİYOR MUSUNUZ?
(0) Evet (77. Soruya Geç)
(1) Hayır
212
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
76. (Hayır Diyenlere Sorulacak) NEDEN OY VERMİYORSUN?
(0) Yaşım küçük
(1) Oy kullanmasını bilmiyorum
(2) Evdekiler izin vermiyor (koca-baba-kardeş gibi)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
77. KAÇ YAŞINDA OY VERME HAKKI DOĞAR, BİLİYOR MUSUN?
(0) 21
(1) 21 den aşağı
(2) 21 den yukarı
(3) Erkekde askerlikten sonra (22), kadında (20)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
78. MİLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ KAÇ YILDA BİR YAPILIR, BİLİYOR MUSUN?
(0) 4 yılda bir
(1) 6 yılda bir
(2) 2 yılda bir
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
79. SANA GÖRE ŞİMDİ, YURDUMUZDA EN ÖNEMLİ SORUN NEDİR?
(İki Şık)
(0) Kıbrıs konusu
(1) Anarşik olaylar, can güvenliği
(2) Okulların kapatılması
(3) Pahalılık - zamlar
(4) Vergiler
(5) Ambargo
(6) Enerji darlığı
(7) Bazı maddelerin bulunmayışı
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
80. CUMHURBAŞKANIMIZIN ADINI BİLİYOR MUSUN?
(0) Fahri Korutürk
(1) Cevdet Sunay
(2) Bülent Ecevit
(3) Süleyman Demirel
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
81. BAŞBAKANIN ADI NEDİR, BİLİYOR MUSUN?
(0) Bülent Ecevit
(1) Süleyman Demirel
213
(2) Fahri Korutürk
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
82. BAŞBAKANIMIZ SON GÜNLERDE DEVAMLI OLARAK DIŞ ÜLKELERE
GİDİYOR. SANA GÖRE BU GİTMELERİN, GEZİLERİN AMACI NEDİR?
YANİ NE İÇİN GİDİYOR?
(0) Ambargoyu kaldırıp, para yardımı sağlamak için
(1) Hem ziyaret hem ticaret için
(2) Sadece ziyaret için
(3) Kıbrıs konusunu çözümlemek için
(4) Türkiye'yi tanıtmak için
(5) Silâh satın almak için
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
83. ŞİMDİKİ HÜKÜMETİ HANGİ PARTİ YA DA PARTİLER KURDU?
(0) CHP +AP +Bağımsızlar +CGP +DP
(1) CHP
(2) CHP + Bağımsızlar
(3) CHP + AP
(4) AP
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı. C.V.İ.
84. KÖY İŞLERİ BAKANI NI N ADINI BİLİYOR MUSUN?
(0) Ali Topuz
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
85. NATO NEDİR?
(0) Doğu blokuna (Rusya'ya) karşı kurulmuş askeri bir savunma paktı
(1) Amerikan askeri örgütü
(2) Türkiye'yi düşmana karşı koruyan bir anlaşma
(3) Devletlerin birleşmesi
(4) Birleşmiş Milletler (BM)
(5) Savaşı önleyen örgüt
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
86. NATO TÜRKİYE'NİN YARARI NA MI YOKSA ZARARINA MI OLAN BİR
ÖRGÜT?
(0) Yararına
(1) Zararına
(2) Hem yararına hem zararına
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
87. (Yararına Diyenlere Sorulacak) NE GÎBİ YARARLARI VAR? NİYE YA-
RARLI?
(0) Düşmana karşı koruyor
(1) Askeri yardım alıyoruz
(2) Her türlü yardım alıyoruz
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
88. (Zararına Diyenlere Sorulacak) NEDEN ZARARINA, NE GİBİ ZARAR-
LARI VAR?
(0) Tarafsızlığımızı kaldırıyor
(1) Askerî yönden elimizi kolumuzu bağlıyor
(2) Zorla savaşa girme tehlikesi var
(3) Amerika'nın bir üssü durumuna geliyoruz
(4) Askerlerimizi öldürüyor (Kore Harbi)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
89. AMBARGO NEDİR?
(0) Amerika'nın Türkiye'ye yaptığı silâh satışını durdurması
(1) Amerika'nın para yardımı yapmaması
(2) Türkiye'nin parası olmaması
(3) Amerika'mn Kıbrıs ile ilgili baskısı
(8) Başka (Belirtiniz) ......
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
90. MÜMTAZ SOYSAL KİMDİR?
(0) Kıbrıs konusunda Türk görüşünü karşı tarafa götüren prof.
(1) S.B.F.'nin profesörü
(2) Kıbrıs danışmanı
(3) Milliyet yazan
(4) Uluslararası af örgütü başkamı
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
91. EVDE Kİ Mİ N EN ÇOK DEDİĞİ OLUR?
(0) Evin erkeği (koca)
(1) Evin en yaşlısı (erkek)
(2) Evin en yaşlısı (kadın)
(3) Konuya göre değişir
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.Î.
92. SANA GÖRE KADIN VE ERKEK KANUNLARA GÖRE EŞİT HAKLARA
SAHİP MİDİRLER? YA DA KADIN ERKEK KADAR HAKLARA SAHİP
MİDİR?
(0) Evet, sahiptir
(1) Bazı konularda sahiptir
ı
215
(2) Hayır, hiç bir hakkı yoktur
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
93. (Yalnız Erkeklere Sorulacak) ANANI ZA YA DA KARINIZA DANIŞMA-
DAN SORMADAN, ONLARIN CAHİL OLDUĞU DÜŞÜNCESİYLE, SIK
SIK KENDİ BAŞINIZA KARAR VERİP, İŞ YAPAR MISIN?
(0) Evet, sık sık yaparım
(1) Çok önemli bir iki konuda danışırım
(2) Her zaman danışırım, sorarım
(3) Yalnızca anama danışırım, sorarım
(4) Yalmzca karıma danışırım sorarım
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
94. İLK OKULU BİTİREN ERKEK ÇOCUĞUNUN NASIL BİR EĞİTİM GÖR-
MESİNİ İSTERSİN? NORMAL ORTAOKUL, LİSEYE Mİ GİTSİN, ÎMAM-
HATİP OKULUNA MI GİTSİN, ÖĞRETMEN OKULUNA MI, YOKSA BİR
MESLEK ÖĞRETEN OKULA MI GİTSİN?
(0) Normal ortaokul ve liseye
(1) İmam-hatip'e
(2) Öğretmen okuluna
(3) Meslek okullarına
(4) Çocuk nereyi kazanırsa, isterse
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
95. KIZ ÇOCUĞUNUN, İMKÂNIN OLSA NE KADAR OKUMASINI İSTER-
SİN?
(0) Hiç okumasın
(1) Okuma yazma öğrensin yeter
(2) İlk okulu bitirsin yeter
(3) Orta öğrenimini tamamlasın
(4) Yüksek okulları bitirsin (üniversite)
(5) Bir meslek sahibi oluncaya kadar
(6) Kısa yoldan bir meslek sahibi oluncaya kadar
(7) Okuyabildiği kadar
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
DİNSEL, AHLAKSAL DEĞERLERDE TOPLUMSALLAŞMAYA RADYO - TELEVİZ-
YONUN ETKİSİ İLE İLGİLİ SORULAR
96. SÜREKLİ NAMAZ KILAR MISIN?
(0) Evet sürekli (98. Soruya geç)
(1) Zaman bulduğumda kılarım
(2) Ara-sıra kılarım
216
(3) Cumaları
(4) Cumaları - teravih
(5) Ramazanda
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.Î.
97. (Namazı Sürekli ya da hiç Kılmayanlara Sorulacak) NEDEN NAMAZ
KILMIYORSUN, YA DA SÜREKLİ KILMIYORSUN?
(0) Zamanım yok
(1) İnancım yok
(2) Hastayım
(3) Tembellikten
(4) Genç yaştayım
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
98. SANA GÖRE ÇOCUĞUN ÖNCE DİN EĞİTİMİ Mİ YOKSA İLKOKUL
EĞİTİMİ, ÖĞRENİMİ Mİ ÖNEMLİDİR?
(0) Din eğitimi
(1) İlkokul eğitimi
(2) Her ikisi birden
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
99. DİN İLE İLGİLİ KONULARDA DAHA ÇOK KİMLERDEN YA DA NELER-
DEN FAYDALANIRSIN?
(0) Televizyon
(1) Radyo
(2) İmam
(3) Muhtar
(4) Yerel önder
(5) Köyün en yaşlısı
(6) Öğretmen
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
100. KADINLARIN - KIZLARIN BAŞI AÇIK GEZMELERİNİ NASIL KARŞI-
LIYORSUN?
(0) Köyde de şehirde de gezmemeleri gerekir, dine aykırı
(1) Geleneklerimize aykırı, olmaz
(2) Kızlar gezebilir ama kadınlar gezemez
(3) Kızlar da kadınlar da gezebilir
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
101. KADINLARIN - KIZLARIN PANTALON GİYMELERİNİ NASIL KARŞILI-
YORSUN?
(0) Giymemeleri gerekir, geleneklere aykırı
(1) Kızlar giyebilir, ama kadınlar giyemez
217
(2) Gençler giyebilir
(3) Giyebilirler
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.Î.
(Yalnız Erkeklere Sorulacak) SON YILLARDA KARINDA, KIZINDA
SANA OLAN HAREKETLERİNDE BİR DEĞİŞME OLDU İSE BUNUN
NEDENLERİ SANA GÖRE NEDİR?
(0) Olmadı
(1) Televizyon
(2) Radyo
(3) Gazete
(4) Şehire gidip geliyorlar
(5) Kasabaya gidip geliyorlar
(6) Çocukların etkisi
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı. C.V.İ
K I S I M S OR U L AR , DENEĞİN SOSYO - EKONOMİK DURUMU İLE İL-
GİLİ SORULAR
103. CİNSİYETİ? (Sormayınız - İşaretleyiniz)
(0) Kadın
(1) Erkek
104. KAÇ YAŞINDASIN?
(0) 15 -19
(1) 20-29
(2) 30-39
(3) 40-49
(4) 50-59
(5) 60-69
(6) 70 den yukarı
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ. (Kendi gözleminizi işaretleyin)
105. TAHSİLİN NEDİR?
(0) Okur - yazar değil
(1) Yalnızca okur
(2) Kendi - kendine okuma - yazmayı öğrenmiş
(3) Askerde öğrenmiş
(4) Okuma - yazma kurslarında öğrenmiş
(5) İlkokulda okumuş
(6) İlkokul mezunu
(7) Orta okulda okumuş
(8) Orta okul mezunu
(9) Lise ve dengi okulda okumuş
(10) Lise ve dengi okul mezunu
(11) İmam-Hatip mezunu
(12) Başka (Belirtimiz)
(13) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
106. GEÇİMİNİ NE İŞ YAPARAK SAĞLIYORSUN? NE İLE UĞRAŞIYORSUN?
(0) Çiftçi, kendi toprağında
(1) Ortakçı
(2) Marabacı
(3) Hayvancılıkla
(4) Çiftçilik - hayvancılıkla
(5) Zanaatkar (Dülger, badanacı, inşat işçisi vb.)
(6) Esnaf (Kasap, bakkal, berber)
219
C7) El sanatları ile uğraşıyor
(8) Şöför
(9) Tarım işçisi
(10) Mevsimlik işçi
(11) Ev kadım
(12) İşsiz
(13) Başka (Belirtiniz)
(14) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
107. EKİP - BİÇTİĞİN TOPRAĞIN VARSA NE KADARDIR?
(0) Toprağı yok
(1) 25 dönümden az
(2) 26-50 dönüm
(3) 51 -100 dönüm
(4) 101-200 dönüm
(5) 201-400 dönüm
(6) 401 - 1000 dönüm
(7) 1000 den fazla
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
108. ANKARA'YA GİDERSEN NE KADAR SIKLIKLA GİDERSİN?
(0) Her gün
(1) Haftada 3-4 gün
(2) Haftada 1- 2 gün
(3) 15 günde bir
(4) Daha seyrek
(5) Belli olmaz, işim olduğunda
(6) Hiç gitmedim
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
109. YAKI N KASABAYA GİDERSEN, NE KADAR SIKLIKLA GİDERSİN?
(0) Her gün
(1) Haftada 3-4 gün
(2) Haftada 1- 2 gün
(3) Daha seyrek
(4) Belli olmaz, işim olduğunda
(5) Hiç gitmedim
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
110. YAKI N KÖYLERE GİDİYORSAN, NE KADAR SIKLIKLA GİDİYORSUN?
(0) Her gün
(1) Haftada 3-4 gün
(2) Haftada 1- 2 gün
(3) 15 de bir
(4) Ayda bir
220
(5) Daha seyrek
(6) Belli olmaz, işim olduğunda
(7) Hiç gitmedim
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
111. İLERİDE BİR İ MKÂNI N OLSA, ANKARA'YA GİDİP YERLEŞMEK İSTE's
MİSİN?
(0) Evet isterim (112. Soruyu sor)
(1) Hayır istemem (113. Soruya geç)
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
112. (Evet Diyenlere Sorulacak) NEDEN GİTMEK İSTERSİN? (İki Şık)
(0) Şehirde yaşamak daha iyi
(1) Köyde geçimimi sağlayamıyorum
(2) Çocuklarımı okutmak için
(3) Akrabalarım şehirde oturuyor
(4) Şehirde iş daha az
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
113. (Hayır Diyenlere Sorulacak) NEDEN GİTMEK İSTEMEZSİN? (İki Şık)
(0) Köyde herşeyim var, geçimimi sağlıyorum
(1) Şehir bize göre değil, biz orada yaşamayız
(2) Yaşlıyız, artık çok geç
(3) Ankara pahalı, geçinemeyiz
(4) Ankara'nın havası pis
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
114. (Denekle* Açık İse ve Bir Sakıncasını Görmüyorsanız Sorunuz) HANGİ
SİYASİ PARTİYİ DAHA ÇOK TUTUYORSUNUZ?
(0) A.P.
(1) C.H.P.
(2) M.H.P.
(3) C.G.P.
(4) D.P.
(5) M.S.P.
(6) T.İ.P.
(7) Parti tutmam, ekmek partisi
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
115. GAZETE OKUYORSAN, DAHA ÇOK HANGİ GAZETEYİ YA DA GAZE-
TELERİ OKURSUN? (İki Şık)
(0) Okumam
(1) Hürriyet - Günaydın
221
(2) Milliyet
(3) Cumhuriyet
(4) Tercüman
(5) Son Havadis
(6) Milli Gazete
(7) Barış
(8) Başka (Belirtiniz)
(9) Bilmiyor, hatırlamadı, C.V.İ.
VI. K I S I M S OR U L AR , GÜVENİRLİK SORULARI
(Bu Kısım Sorular Sormacayı Yapaıı Tarafından Sormacanın Bitiminden He-
men Sonra Doldurulacaktır)
116. SORMACANIN NE KADAR SÜRDÜĞÜ
(0) 15 dakikadan az
(1) 15-25
(2) 25 - 35
(3) 35 - 60
(4) Daha fazla
(8) Başka (Belirtiniz)
117. DENEĞİN SORMACAYA İSTEKLE KATILIP KATILMADIĞI
(0) İstekle katıldı
(1) Fazla istekli değildi
(2) İsteksizdi
(8) Başka (Belirtiniz)
118. DENEĞİN SORMACA SORULARINI ANLAYIP ANLAMADIĞI
(0) Kolayca anladı
(1) Bazılarım açıklamak gerekti
(2) Çok zor anladı, açıklama yapıldı
(8) Başka (Belirtiniz)
119. DENEĞE DIŞARDAN KARIŞILIP KARIŞILMADIĞI
(0) Kimsenin karışması olmadı
(1) Zaman zaman dışarıdan karışıldı
(2) Sürekli olarak karışıldı
(3) Anlamakta ve cevaplamakta güçlük çektiği sorularda karışıldı
(8) Başka (Belirtiniz)
120. SORMACANIN BİTİRİLİP BİTİRİLMEDİĞİ
(0) Tüm olarak bitirildi
(1) Yansı bitirildi
(2) Başlandıktan sonra kaldı
(8) Başka (Belirtiniz)
121. SORMACANIN YAPILDIĞI YER
(0) Evde
(1) Bahçede
(2) Tarlada
(3) Yolda
(4) Kahvede
(5) Dükkânda
(8) Başka (Belirtiniz)
223
KAYNAKÇA
ABADAN, Nermin, "Türkiye'nin Üç Büyük Kentinde Radyo ile İlgili Halk Oyu
Yoklaması", S.B.F. Dergisi, Cilt XIX, yı l : 1965, sayı, 3-4.
ALİCAN, Cahit, "Radyonun Kırsal Yörelerde Yaşayanlara Halk Eğitimi Açısından
Etkisi, Eğitim Fakültesi, Ankara, 1975 (basılmamış doktora tezi).
ALLEN-HART-MILLER-OGBURN-NIMKOFF, Technology and Social Change,
Appleton Century Crofts Inc. New-York, 1947.
Ankara Valiliği, "Cumhuriyetin 50. Yılında ANKARA", 1973 İl Yıllığı, Ankara 1973.
Annals, AAPSS, "Rural Urban Differencies in Attitudes and Behaviour in the U.S.,""
Annals of the American Academy of Political and Social Sciences, 429, J an.,
1077.
ARI, Oğuz, Köy Sosyolojisi Okuma Kitabı, Boğaziçi Üniversitesi yayınları, 114, 1977.
, "Reading in Rural Sociology", Boğaziçi University Publications, İst.,
1977.
, Türkiye'de Sosyal Araştırmaların Gelişmesi, Hacettepe Üniversitesi ya-
yınları, D. II, Ank., 1971.
ASHTON, Patricia Teague, "Cross Cultural Piagetion Research: An experimental
Perspective" Hamard Educational Review, Vol. 45, no: 4., 1975.
ASO, Makoto - AMONO, Ikno, Education and J apan's Modernization, Ministry of
Foreign Affairs, J apan, 1972.
ATKIN, Charles - MURRAY, J ohn - NAYMAN, Oğuz, Television on Social Behaviomv
National Institute of Mental Health, New York, 1971.
AZİZ, Aysel, Radyo ve Televizyon ile Eğitim, A.Ü. Eğitim Fak. EFAM Yayınları,
No: 2, Ank., 1982.
, "Radyo ve Televizyona Giriş" S.B.F. Basın Yayın Yüksek Okulu yayın-
ları, No: 393/ 4 Aıık., 1976 (I. basım), 1981 (II. basım).
, Televizyonun Yetişkin Eğitimindeki Yeri ve Önemi, T.O.D.A.İ.E. ya-
yınlan, No: 148, Ank., 1975.
, Radyo ve Köy Yayınları, TRT Merkez Program Dairesi yayınlan, No:
11, Ank., 1968.
BANDURA, Albert, Social Learning Theory, Printice Hail Inc., Englewood Cliffs:
New J ersey, 1977.
BAŞARAN, İbrahim, Eğitim Psikolojisi, Modern Eğitimin Psikolojik Temelleri, Bilim
Matbaası, Ank., 1978.
225
BAYTOK, Gülseven, "Köy Yayınlan Projesi", Hacettepe Ün. Nüfus Etüdleri Ens.
Halk Eğitimi Konferansı, 1969.
BBC, Agricultural Programmes on Radio and Television, BBC, Audience Research
Department, 1969.
BENSMAN, J oseph-ROSENBERG, Bernard, Mass, Class and Bureaucracy, the
Evolution of Comtemporary Society, Printice Hail, Socıology Series, 1963.
BERKES, Niyazi, "Bazı Ankara Köyleri Üzerinde Bir Araştırma", Köy Sosyolojisi
Okuma Kitabı, (der.) Prof. Dr. Oğuz An, Boğaziçi Üniversitesi Yayınlan, 114,
İdari Bilimler Fakültesi 77-55/ 01 İst., 1977.
BETTELHEIM, Brono, "Individual and Mass Behaviour in extreme Situations"
J ournal of Abnormal and Social Psychology, 38, 1943.
BIDERMAN, Albert, "The Image of Brainwashing", Public Opinion Quarterly, 26,
1962.
BLUMLER, J ay G. - KATZ, Elihu (der.) The Uses of Mass Communications (Current
Perspective on Gratifications Research), Sage, Publications, Beverly Hills,
London, 1974.
BOGART, Leio, "The Age of Television, A Study of Viewing Habits and the Impact
of TV. on American life, Cross, hockwood Son. Ltd. London, 1958.
BOTTOMORE, T.B., Toplumbilim (Sorunlanna ve yazınına ilişkin bir kılavuz) Ün-
sal Oskay (çev). Doğan Yayınevi, Ank., 1977.
BOWER, Robert, T., "Television and the Public, Holt, Rinehart and Winston Inc.
U.S.A. 1973.
BRİM, Orville G., "Socialization: Adult Sociahzation" Davit S. Silis, (der.) Inter-
Inte'rnational Encylopedia of the Social Sciences, Mac Millian Com., Vol. 14, 1968.
, "Socialization Through the Life Cycle", Socialization After Childhood r
Standon, J ohn Wiley and Sons Inc., New York, 1966.
BURTON, Roger V., "Socialization: Psychological Aspects", David L. Silis, (der.)
national Encyclopedia of Social Sciences, Mac Millian Com., Vol. 14, 1968.
CAMPBELL, Ernest Q., Socialization: Culture and Personality, WMC. Brown
Company Publishers, lowa, 1975.
CASTY, Alan, Mass Media and Mass Man, Holt, Rinehart and Winston, Inc., U.S.A.
1968.
CARROL, J ohn B.-CHALL, J eanne S., Toward a Literate Society, (A report from
the National Academy of Education), Mc Grawhill Book Company, U.S.A., 1975.
CATER, Douglass-ADLER, Richard (der.), Television as a Social Force; Ne w
Approaches to TV. C'riticism, Preager Publishers, San Francisco, 1975.
CHANEY, David, Process of Mass Communication, Harper and Harper, New York,
1972.
CHILDS, Harwood, L., Public Opinion; Nature formation and Role, Van Nostrand
Co., 1965.
CHITAMBAR." J .B., Introductory Rural Sociology, Halsted Press, New York, 1973.
COFFIN, Thomas E., "Television's Impact on Society" the American Psychologist,
10.10.1Q55.
COVVLSON, Margaret A.,-RIDDEL, Card, "Approaching Sociology" (A critical
Introduction), Routledge and Kegan Paul, London, 1970.
226
Council of Europe, Systems Development in Adult Language Learning, Council for
Cultural Co-operation Council of Europe, Strasbourg, 1973.
CROZIER, Michel, "The Relationship Between Micro and Macro Sociology" Human
Relations, Vol. 25, Plenium Press, London, 1972.
DANZIGER, Kurt, Socialization, Penguin Sciences of Behaviours, Penguin Books
Middlesex, England, 1971.
DAVISON, W. Phillips-YU, Frederich T.C., Mass Communication Research,
Preager Publisher, New York, 1974.
DEXTER, Lewis A., - WHITE, David Manning, People Society and Mass Communica-
tion, the Free Press, New York, 1964.
Devlet istatistik Enstitüsü, Türkiye İstatistik Yıllığı 1977, Başbakanlık Devlet İsta -
tistik Ens. Yayın No: 825, Ank., 1977.
DE FLEUR, Melvin L., Theories of Mass Communication, David Mckay Company
Inc., New York, 1970.
DPT, Türk Köylerinde Modernleşme Eğilimleri Araştırması, DPT, Yayın No: 860,
SPD. 193, Ank., 1970.
DUMAZEDIER, J offre, TV. and Rural Adult Education : the tele-clubs in France,
Unesco, 1956.
I
E.İ.T.İ. Akademisi, Türkiye'de Yaygın Eğitim, E.I.T.İ.A. Yayınlan, No: 138/ 84, Es-
kişehir, 1975.
ENDLEMAN, Robert, "Personality and Social Life (Text aınd Reading), Random
House, New York, 1967.
The Encylopedia of Education, "Illiteracy", 1971, Vol, 4.
ERDEN1UĞ, Nermin, Türkiye Geleneksel Toplumlarında (Kültüründe) Kültür De-
ğişmeleri, Antropoloji, A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fak., Sayı: 4, Ank., 1967-1968.
, Türkiye Türk Toplumlarında Kültürel Antropolojik (Etnolojik) İnce-
lemeler, A.Ü. Eğitim Fakültesi Yayınlan, No: 29, Ank., 1972.
, Türkiye Geleneksel Toplumlarında Başlık, I. Uluslararası Türk Folklor
Kongresi Bildirileri, Cilt: IV, DSİ. Basım ve Foto-Film İşletme Müd. Ank., 1976.
• , Sosyal Adet ve Gelenekler, Kültür Bakanlığı Yay., 254, Ank., 1977.
, "Türk Köyünde Modernleşme", A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fak. Dergisi,
Cilt: XXIX, Sayı: 1-4, 1971-1978.
FANCONNIER, G., Mass Media and Society, Universitaire Pers Luven, Belgium,
1975.
FORE, William, F., Image and Impact; How Man Comes Through in the Mass Media,
Friendship Press, New York, 1970.
FOS1ER, George, Tratıonal Culture: and the Impact of Technological Change
Harper and Harper, New York, 1962.
, "What is Peasant?", Peasant Society, A reader, (der.) Potter, Diaz,
Foster, The Little Brown Series, Boston, 1967.
FREY, Frederich, The Mass Media and Rural Development in Turkey, Report No: 3,
Cambridge, Mass, 1966.
, "Surveying Peasant Attitudes in Turkey", Public Opinion Quarterly,
Vol. 27, No: 3, 1969.
1
i
227
GALESKÎ, Boguslaw, Basic Concept of Rural Sociology, Manchester Un. Press, U.K,.
1Q72.
GER AY, Cevat, Planlı Dönemde Köye Yönelik Çalışmalar (Sorunlar, Yaklaşımlar),
T.O.D.A.I.E., Ank., 1974.
, "Türkiye'de Köysel Yerleşme Düzeni" Köy Sosyolojisi Okuma Kitabı,
Oğuz An, (der.) Boğaziçi Ün. Yayınlan, 114, İdari Bilmler Fak. İst., 1977.
, "Toplumsal ve Eğitsel Açıdan Türkiye'de Radyo ve Televizyon Ya-
yınlanılın amaç, ilke ve öncelikleri üzerine bir deneme" A.Ü. Eğitim Fakültesi
Dergisi, Cilt: 4, No : 1-4, 1971.
, Halk Eğitimine Giriş, A.Ü. Eğitim Fak. Yayınları, (2. Bası) Ank., 1978.
GÖKÇE, Birsen, Gecekondu Gençliği, Hacettepe Üniversitesi Yayınlan, C. 15, Azık.,
1971.
GREENSTEIN, Fred, "Socialization: Political Socialization" David L. Silis, (der.)
International Encylopedia of Social Sciences, Millian Com., Vol. 14., 1968.
GREENSTERN, Fred-NELSON, Polsly, "Preadult and Adult Socialization", Hand-
book of Political Sciences, Vol. 2., Micropolitical Theory, Addison Wesley, 1975.
GÜVENÇ, Bozkurt, Sosyal ve Kültürel Değişme, Hacettepe Ün. Yayınları D. 21.
Ank., 1976.
HALLORAN, J ames, The Effect of Televison, Panther Modern Society, London, 1970.
HEISE, David R., Perscnality and Socialization, Un. of North Caroline, Rand Mc
Nally and Com., Chicago, 1972.
HYMAN, Herbert., Mass Media and Socialization, American Socialogical Revieıv,
1973, No: 4.
, "Mass Media and Political Socialization tlıe Role of Patterns of Com-
munication, Communication and Political development, tder.) L. Pye, Prince-
ton, 1963.
KAĞITÇIBAŞI, Çiğdem, İnsan ve İnsanlar: Sosyal Psikolojiye Giriş, Sosyal Bilim-
ler Derneği Yayınları. G. 8, Ank., 1976.
KATZ, Elihu, "The Diffusion of New Ideas and Practices", W:lbur Schramm (der.).
The Science of Mass Communication, Basic Books Inc., Publishers, New York,
1963.
KAZGAN, Gülten, "Türkiye'de Kadın Eğitimi ve Kadın Çalışması; Nedenler, Et-
kiler, İlişkiler, Sonuçlar", Toplum ve Bilim, No: 15, İst., 1978.
KING, Edmond, Education and Social Change, Pergamon Press, Great Britain, 1969.
KIAPPER, J oseph T., "What ve Kaıow About the Effect of Mass Communication",
The Public Opinion Quarterly, Winter, 1957-1958.
, The Effects of Mass Communication, The Free Press of Glenceo, Illinois,
1960.
."Social Effects of Mass Communication", Wilbur Schramm (der.), Tho
Science of Communication, Basic Books Publishers Com., Chicago, 1963.
KOENING, Summel, Sociology: An Introduction to the Science of Society, Barnes
and Noble, New York, 1961.
KOLB, J ohn H., Emerging Rural Communities, The University of Wisconsin Press,
Maddison, 1959. >
228
KONGAR, Emre, Toplumsal Değişme: Kuramlar-İIkeler, Bilgi Yayınevi, Özel Dizi:
12, Ank., 1972.
KURTKAN, Amirân, Genel Sosyoloji, İst. Üniversitesi İktisat Fakültesi Yayınları,
No: 373, İst., 1976.
, Köy Sosyolojisi, İst., Üniversitesi İktisat Fakültesi, No: 243, İst., 1963.
LASSWELL, Harold D., " The Structure and Function of Communication in Society",
Wilbur Schramm (der.), Mass Communication, University of Illinois, Urbana,
1260.
LERNER, Daniel, The Passing of Tradional Society, The Frees Press, New York,
1965.
, "Toward a Communication Theory", L. Pye (der.), Communication and
Political Development, Princeton Uni., Princeton, 1963.
LERNER, D.,-SCHRAMM W., Communication and Change in the Developing
Countries, East-West Center Press, Honolulu, 1967.
LUIS, Roger-ROVAN, J oseph, Television and Tele-Clubs in Ru'ral Communities,
UNESCO, Paris, 1955.
LUNDBERG, George - SCHRAG, Clarence - LARSEN, Otto, Sosyoloji, Cilt I-II. (Çe-
viren : Özer Ozankaya), Türk Siyasi İlimler Derneği, Yayın No: 19, Ank., 1970.
MADDISON J ohn, Radio and Television in Literacy, UNESCO, Paris, 1971.
MERTON, Robert, Social Theory and Social Structure, Glenceo, Illinois, The Free
Press, 1964.
MERRIL, J ohn - LOVENSTEIN, Ralp, Media Massage and Men, David Mc Kay
Comp., Inc., New York, 1971.
MEYER, J ohn, "The Effects of Education as an Institution", AJ S., Vol. 83, No: I.
MC NEIL, Elton, "The Concept of Development", Elton Mc Neil, (der.), Readinfis
in Human Socialization, Books/ Cole Publishing Comp., Belmont, Calf., 1971.
, "The Concept of Human Development, Wadsworth Publishing Comp.,
Inc., Belmont Calf., 1966.
MC QUAIL, Deniş, "Sociology of Mass Communication, Penguin Books, Bungay,
Sulfolk, 1972.
NEWCOMB, Theodore M., "Social Pyschology, Dryden Press, New York, 1956.
NIEMI, Richard, "Political Socialization", J oanne Knutson (der.), Handbook of
Political Psychology, J ossey-Bass Publishers, 1973.
OSIPOV. G„ Toplumbilim, Teori ve Yöntem Sorunları, (Çeviren Ünsal Oskay), Sol
Yayınlan, Ank., (T.Y.).
OSKAY, Ünsal, "Kitle Haberleşme Açısından Sosyal Algılama ve Tutumlann Di-
namiği", A.Ü. S.B.F. Dergisi, Cilt: XXIX, sayı : 1-2, Ank., 1975.
— , Kitle Haberleşme Teorilerine Giriş, A.Ü. S.B.F. Yayınlan, No: 281 Ank.,
1969.
OZANKAYA, Özer. Toplumbilime Giriş, A.Ü. S.B.F. Basın-Yaym Yüksek Okulu Ya-
yınlan, No : 431, Ank., 1979.
, Toplumbilim Terimleri Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınlan, Ank., 1975.
229
, Köyde Toplumsal Yapı ve Siyasal Kültür, A.Ü. S.B.F. Yayınları, No: 322,
Ani., 1971.
ÖZBAY, Ferhunde, "Türkiye'de Kırsal - Kentsel Kesimde Eğitimin Kadınlar Üze-
rinde Etkisi", Nermin Abadan-Unat (Der.), Türk Toplumunda Kadın, Sosyal
Bilimler Derneği, Ank., 1969.
PACE, W. - PETERSON, B., RADCLIFFE, T„ Communicating Interpersonality, (A
reader), Charles E. Merril Publishıng Comp. Colombus Ohio, 1973.
PERLMAN, Harris, "Persona", (Social Role and Personality), University of Chicago
Press, Chicago, 1968.
PETERSON, T.,-J ANSEN, J .-RIVERS, W. The Mass Media and Modern Society,
Holt, Rinehart and Wisconsin, Inc., U.S.A., 1975.
RAHİM, Syed A., "Communication Approacher in Rural Development", Wilbur
Schramm - Daniel Lerner (der.), Communication and Change, East-West Center
Book, Hawai, 1976 (a).
, "Diffusion Research Past-Present and Future", Wilbur Schramm-Daniel
Lerner (der.), Communication and Change, East-West Center Book, Hawai,
1976 (b).
READING, Hugo, A Dictionary of the Social Sciences, Routledge and Kegan, Paul,
London, 1977.
ROCHER, J uy, Talcott Parsons and American Sociology, Barnas and Noble, U.SA.,
1975. ' '
ROGERS, Everett, "Mass Media and Interpersonal Communication", Pool-Frey-
Schramm-Maccoby-Parker (der.), Handbook of Communication, Rand Mc
Nally College Publishing Comp., Chicago, 1973.
, Diffusion of Innovations, The Free Press, New York, 1961.
, "Mass Media Exposure and Modernization among Colombian Peasant",
Public Opinion Quarterly, Vol., XXIX, No: 1965-1966.
SARAN, Nephan, "Sosyal Antropolog Gözüyle Toplumumuzda Kadın", Sosyal Ant-
ropoloji ve Etnoloji Dergisi, Sayı : 3, İst., 1979.
SHEIN, Edgar, Coercive Persuation, W.W Norton, New York, 1961.
SCHRAMM, Wilbur - LERNER, Daniel, Communication and Change, The Last Ten
Years and the Next, An East-West Center Book, Hawai, 1976.
, Man Massage and Media, (A look at Human Communication), Harper
and Harper, Row, Publlishers, New York, 1973.
, Mass Media and National Development: The Role of Information in
the Developing Countries, Stanford, Calf-Stanford Uni. Press, 1964.
, The Science of Human Communication, Basic Books, Inc., Publishers,
New York, 1963.
, The Process and Effects of Mass Communication, Uni. of Illinois Press,
Illinois, Urbana, 1955.
SELIGMAN, Edwin - J OHNSON, Alvin (der.), Encyclopedia of the Social Sciences,
Voi. XIII, Mc Millian Comp., New York, 1937.
SENCER, Muzaffer, Dinin Türk Toplumuna Etkileri, May Yayınlan, İstanbul 1974.
SILLS, David (der.), International Encyclopedia of the Social Sciences, Vol. 14, Mc
Millian and Free Press, Nevv York, 1968. v
230
. "Socialization" International Encyclopedia of the Social Sciences,
Mc Millian and Free Press, New York, 1968.
SMITH, Alfred, Communication and Culture (Reading in the Codes of Human In-
teraction), Holt, Rinehart and Winston, U.S.A., 1966.
STEINER, G., The People Look at Television, Knoff, New York, 1963.
STEVENS, Evelyn, "Literacy, Oral Tradition and Political Changes (Prepared for
the develivery at the Edinburg IPSA Congress) IPSA, 16-21, Aug. 1976.
SVERIGES, Radio, "Uses and the Gratifications Studies Theory and Methods",
Audience and Programme Research Department, 3 rd. - 5 th. Oct., Stockholm,
1973.
TEZCAN, Mahmut, "Eğitim Sosyolojisine Giriş, I. Cilt, Çağ Matbaası, Ank., 1976.
, "Ülkemizde Başlık Parası Uygulaması ve Değişme Eğilimleri", Türk
Folklorü AraştıTmaları Yıllığı, 1976 Ank., İ977.
, Kültürel Antropoloji Açısından Başlık Parası, Kadıoğlu Matbaası, Ank.,
1981.
TEZCAN, Sabahat, "Türk Toplumunda Kadın Sorunları", Nermin Abadan-Unat
(der.), Türk Toplumunda Kadın, Türk Sosyal Bilimler Derneği Yayınları, Ank.,
1979.
THOMAS, Darvvin - GECAS, Victor (vd.), Family Socialization and Adolescent,
Lexington Books, U.S.A., 1974.
TOCH, Hans-SMITH, Clay, (der.), Social Perception, Van Nostrand Insight Series,
U.SA., 1968.
TRIBE, David, Broadcasting, Brainwashing Conditioning, National Secular Society,
Landon, 1972.
TUGAÇ, Ahmet, Kırsal Topluluklarda Değişmeler, DPT, Ank., 1972.
TURNSTALL, J eremy, Media Sociology, The Sociology and Social Welfare Series,
Constable, Lornlon, 1970.
TÜRKDOĞAN, Orhan, Yoksulluk Kültürü Gecekonduların Toplumsal Yapısı, Er-
zurum Atatürk Üniversitesi Yayınları, Erzurum, 1974.
TÜTENGlL, Cavit Orhan, Kırsal Türkiye'nin Yapısı ve Sorunları, (100 soruda),
Gerçek Yayınevi, No: 45, 1977 a.
, "Sorunlar - Çözümler - Öneriler" Prof. Dr. Oğuz Arı (der.), Köy Sos-
yolojisi Okuma Kitabı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, İdari Bilimler Fakül-
tesi, İst., 1977 b.
UNESCO, Mass Media in an Af rican Context, UNESCO, NO: 69, Paris, 1974.
, Radio and Television in the Service of Education and Development in
Asia, UNESCO, Paris. 1967.
WANIEWIEWICZ, Ignacy, Broadcasting for Adult Education, UNESCO, Paris, 1972.
VVHITTING, J ohn, "Socialization: Anthropological Aspects", David L. Silis (der.),
International Encyclopedia of the Social Sciences, McMillian Com., Vol. 14, 1968.
VVILLIAMS, Thomas R., Introduction to Socialization Human Culture Transmitted.
The C.V. Mosby Comp., Saint Louis, 1972.
231
ı
\ VILMORT, VVilliam W., - WENBURG, J ohn R„ Communication Involvement Per-
sonal Perspectives, J ohn Wiley and Sons, Inc., New York, 1974
WRIGHT, Charles, Mass Communication, Random House, New York, 1963.
YAVUZ, Fehmi, Din Eğitimi ve Toplumumuz, Sevinç Matbaası, Ank., 1969.
ZADNOZY, J ohn T., "Dictionary of Social Sciences, Public Affairs Press, Wash-
ington, 1959.
ZIGLER, E.F. - CHILD, I.L., (der), Socialization and Personality Development, Addi-
son-Wesley Publishing Company Reading, Massachusetts, 1973.
232
Dİ Zİ N
A
Ahlâk gelişimi, 11, 12, 14
Ahlâk toplumsallaşması, 11
Alan öğrenme kuramı, 27
Alican, 107, 127
Altkültür, 23
Ambargo, 166, 168, 169, 172
Ara reçeteler, 30
Arkadaş - yaşıt, 18, 19, 21, 98, 121
Aşın doğurganlık, 110
Ata-erkil aile, 133
B
Bandura, 27, 178
Başlık parası, 153, 154
Bensman ve Rosenberg, 19, 23, 24
Berelson, 49
Benzerlik (homophily), 37, 38, 46, 174,
180
Benzeşmezlik (heterophily), 37, 38, 39,
46, 174
Benzeyiş kümesi, 18
Beyin yıkama, 28
Birincil kümeler, 16, 17, 31, 34, 181
Bohanon, 1
Bottomore, 2, 24, 26
Böcekten Böceğe Yöntemi, 111, 115, 116,
117, 177
Brim ve Wheeler, 28, 29, 30
C
Chester Barnard, 15
Cooley, 17
Crozier, 4
Ç
Çekirdek aile, 118
Çevre, 98
Çevrenin gözetimi, 49, 50
Çevresel etkiler, 173
Çevreye uyum, 50
Çok aşamalı akış modeli, 51
Çok kanlılık (çok kadınla evlilik), 130,
145, 178
D
Dağınık köy, 45, 65
Danışma çerçevesi (izafet çerçevesi),
35, 169, 172
Davranışsal öğrenme (modelleme), 174,
177, 178
Değiştiriciler, 45, 56, 111, 125, 177, 182
Değiştirme kanalı, 113
Denetleme kümesi, 108, 175
Dev bir şınnga, 49
Dıştan bakmak, 11
Dinsel duygular, 155
Dinsel inançlar, kurallar, 147, 149, 150,
157
Dinsel toplumsallaşma, 150
Dinsel yayınlar, 151, 180
Doğum kontrolü, 126, 127, 128, 177
Dollard, 13
DPT Araştırması, 95, 106, 111, 124, 137,
144, 145, 147, 150
Duygusal benzeme (empathy), 37, 38,
39, 46, 99, 152, 155, 174, 179,
E
Edvvard Sapir, 13
Elektronik kaplama, 2, 3
Empathy (bknz. duygusal benzeme)
Erkenciler, 42, 45, 116, 122
Etkileşim, 25
Etkileşim süreci, 26
233
F
Fisher, 37
Freud, 12, 13, 14, 38, 173
Frey, 93, 106, 144
Freyer, 36
Furu, 50
G
Gabriel Tarde, 38
Gecikenler, 42, 43, 103
Gelenek dışı toplumsallaşma, 7, 146, 174,
182, 183
Gelenek - göreneklere bağlılık, 154
Gelenekçi düşünce yapısı, 146
Geleneksel aile, 133, 134, 135
Geleneksel bağlantı, 153
Geleneksel değerler, 180, 182
Geleneksel hekimlik (sağlık) yollan,
137, 140
Geleneksel iletişim, 90, 99, 106, 113, 115,
118, 119, 122, 125, 170, 171, 172, 180
Geleneksel kalıplar, 7, 129, 143, 155, 181,
182
Geleneksel kanal, 128
Geleneksel kişi, 33
Geleneksel kurallar, 129
Geleneksel kültür, 183
Geleneksel toplum, 5, 32, 33, 39, 45, 52,
53, 135, 136, 140, 157, 174, 182
Geleneksel toplumsallaşma, 6, 7, 146, 156,
157, 182
Geleneksel tutum ve davranışlar, 145,
146, 179
Geleneksel ve alışılmış örneklerin akta-
nlması, 50
Geleneksel yapı, 5, 127, 138, 140, 145, 175,
178, 179, 180, 182
Geleneksel yöntemler, 146, 179
Geleneksellik, 35, 145, 146
George Qrwell, 28
Genişletilmiş aile, 118
Geray, 82, 83
Gözlemsel öğrenme^ 54, 174
Gözlemsel örnekleme, modelleme, 27, 58,
177, 178
Grindos, 67
Gross, 126
Grup empatisi, 39
Gulfillia, 129
Gutrie, 14
Güdü eksikliği, 28, 31, 174
H
Haber kaynağı, kanalı, 89, 91, 169, 170.
171, 172, 177, 181, 182
Hacettepe Köy Araştırması, 144, 145
Kalk Hekimliği, 137, 146
Harris, 15
Herkovist, 13
Heterophily (bknz. benzerlik)
Hollanda ineği (ala inek, hoştayım) ,
69, 70, 118, 119, 120, 121, 177
Komophily (bknz. benzeşmezlik)
Homophilious, 38, 174
Hubert Lionberger, 45
Hull, 14, 27
Hyman, 53
I
Irwin Child, 13
î
İçe yönlenmiş toplum, 32
İçten bakmak, II
İki aşamalı akış, 49, 112, 162, 163, 169,
170
İkincil kümeler, 16, 17, 19, 20, 21, 30,
31, 174
İşlevsel okur-yazarlık, 34, 35, 45, 83 '
İşlevsel öğrenme, 27
İşlevselcilik, 51
İzleme klüpleri, 178
K
Kanada-Rus buğdayı, 111, 113, 114, 115,
177
Kanı önderleri (opinion leader), 43, 45,
46, 49, 56, 122, 181
Kapalı köy, toplum, 107, 130, 137, 179
Kato, 2
Katz, 41, 45, 49, 56
Kişise iletişim, 46, 54, 117, 162, 181
Kişisel kaynak, 118
Klapper, 53, 55
Kluchohn, 13
Koca-kan ilacı, 137
234
Kohlberg, 11
kooperatifleşme, 110, 121, 123, 124, 128,
177
Korunma yollan, 124, 125
Kozmopolit kaynak, 44, 45, 47, 55
Köy yayınlan, izlenceleri, 89, 102, 105,
106, 109, 154, 176, 181
Kroeber, 13
Kullanma ve doyum kuramı, 50, 51,
58, 176
Kural (norm), 22, 23, 40, 41, 45
Kültürleşme, 13
Kültürelleştirme, kültürelleştirme ku-
ramı, 13
Kültürün yansıması, 48
L
Lasswell, 49, 51, 162
Lazarfeld, 38, 43, 49
Lerner, 32, 34, 39, 41
Levine, 27
Linton, 23
Locke, 16
Mc Luhan, 3
Lundberg, 25
Lyle, 50
M
Maccoby, 33
Madiano, 33
Malinowski, 1, 3
Melek köy, 57
Merril-, 25
Merton, 4, 38
Mills, 48, 49, 57
Modern hekimlik, 138
Mülk köyü tekyazımı, 106, 126
N
Mc Neil, 11
Nüfus planlaması, 126
O
Ogbum, 129
Okul, 18, 27, 98
Orman ve dağ köyleri, 65
Ova köyleri, 65, 66, 69, 75, 81
Ozankaya, Özer, 78, 96, 107, 150, 162
Ö
Öğrenme kuramı, 14
Öğrenme ve davranış kuramı, 14
Öğrenme yolu, 5, 102, 173
Örnekleme, 27
Özdeşleşme, 99
P
Parker, 50
Paul Sterling, 68
Perlman, 22
Pertile, 50
Piaget, 12, 32
Pool, 53, 55
Projeli yayın-çalışma, 89, 108, 126, 178
Psikanalitik kuram, 11, 32, 173
Psikosomatik hastalıklar (bknz. Ruhsal
hastalıklar),
R
Rahim, 41, 45
Reading, 16
Reisman, David, 32, 57
Renkli basın, 86
Rogers, 33, 38, 42, 55, 103, 116, 177
Rol, 22, 23, 28, 29, 45
Rol beklentileri, 23, 98
Rosow, 16, 23, 30, 110
Ruhsal hastalıklar (Psikosomatik) has-
talıklar, 137, 146, 179
S
Schramm, Wilbur, 50
Sears, 14
Simgesel öğrenme, 54, 58, 177, 178
Siyasal bilgi, 57, 58, 159, 162, 164, 172,
181
Siyasal bilgilenme, bilinçlenme, 56, 57,
58, 159, 162, 163, 165, 166, 174, 181
Siyasa ilgi, 57, 159, 161, 163, 171
Siyasal katılma-, 56, 57, 58, 162
Siyasal tcplumsalaşma, 25, 26, 56, 57,
58, 72, 152, 159, 165, 171, 172, 175,
181
Sorokin, 33
Sözlü gelenek, 36, 37, 106
Sözsel örnekleme, 27, 174, 177, 178
Stevens, 181
235
T
Takı, 154
Tarımsal yenilikler, 115, 177
Tek aşamalı akış, 50
Televizyon modellemesi, 54
Televizyon tiplemesi, 54
Thorndike, 14, 27
Tipleme, 27, 54
Tokgöz, Oya
Tolman, 14
Toplu köy, 45, 65
Toplumsal değişme, 2, 26, 147, 157, 158
Toplumsal denetim, 49, 58
Toplumsal güç, 26 ,
Toplumsal kurallar, 23, 40, 49
Toplumsal öğrenme, 27, 31, 54, 58
Toplumsal roller, 51
Toplumsal statü, 41
Toplumsallaşma yöntemi, 26
Toplumun ufkunu gözetleme, 52
Töreler, 152, 157, 158, 180
Törelerin değişmesi, 153
Türk köyleri, 68
U
Uyan-tepki-etki, 49, 51
Uyarı-tepki-güçlendirme, 27
Uygarlık, 2
V
Velihimmetli köyü, 62, 63
W
Weiss, 50
Williams, 27
Woodworth, 27
Y
Yaparak öğrenme, 54
Yaşıt, (bknz. Arkadaş-Yaşıt)
Yaşlıların toplumsallaşması, 29, 30
Yenilikçi ileti, 55, 56
Yenilikçiler, 42, 43, 128
Yenilikler, 110, 121, 177, 178
Yeniliklerin benimsenmesi, 103, 110,
113, 124, 177
Yeniliklerin yayılması, 177, 178
Yerel iletişim, 128
Yerel kanal, kaynak, 44, 46, 180, 181
Yerel önder, 111, 115, 118, 127
Yeterlilik, 28, 30, 31
Yetişkin toplumsallaşması, 6, 15, 16
Yüzyüze iletişim, 36, 37, 44, 46, 56, 93,
106, 112, 115, 122, 151, 157, 162, 170,
172, 174, 177, 180
236
Doç. Dr. Aysel (İdil) Aziz 1941 yılında Trab-
zon'da doğdu. İlk öğrenimini Trabzon'da, orta
öğrenimini Ankara'da yaptı. 1964 yılında A.Ü. Si-
yasal Bilgiler Fakültesi Diplomasi ve Dış Mü-
nasebetler Şubesinden mezun oldu. 1964-69 yıl-
larında TRT Merkez Program Dairesinde pro-
düktör, raportör, koordinatör ve TRT Program
Dergisi so'rumlu müdürlüğü gibi değişik görev-
lerde bulundu. 1S69 yılında A.Ü. Siyasal Bilgi-
ler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okuluna
Radyo ve Televizyon konusunda asistan olarak
girdi. 1974 yılında "Televizyonun Yetişkin Eği-
timindeki Yeri ve Önemi" adlı tez ile İdari ve
Siyasi İlimle}- doktoru, 1980 yılında da "Radyo
ve Televiryopun Kırsal Kesimin Toplumsallaş-
masına Etkisi" adlı tezi ile de Sosyoloji bilim
kolunda doçent oldu.
Doç. Dr. Aziz A.Ü. Basın - Yayın Yüksek
Okulunda görevlidir. 1874-1982 yıllarında A.Ü.
Eğitim Fakültesinde lisans, lisans üstü dersleri ile 1980-1382 yıllarında da A.Ü.
S.B.F. de lisans üstü dersleri vermiştir. Bugüne değin çeşitli bilimsel dergilerde
15 den fazla makalesi, bu kitapla birlikte 5 kitabı yayımlanmıştır. Yazarın kitap-
ları şunlardır:
"Televizyonun Yetişkin Eğitimindeki Yeri ve Önemi" (19751, T.O.D.A.İ. yayın-
ları.
B
"Radyo ve Televizyona Giıiş" (I. basını 1978, II. basım 1981), A.Ü. S.B.F.
Basın-Yayın Yüksek Okulu Yayınları. • TV. nin Türk Toplumuna Etkileri (1976),
Milliyet Yayınları (Karacan Armağanı 2. lik ödülü).
a
"Radyo ve Televizyonla
Eğitim" (1982) A.Ü. Eğitim F&kültesi, EFAM Yayınları, • "Toplumsallaşma ve
Kitlesel İletişim" (19821 A.Ü. Basın - Yayın Yüksek Okulu Yayınları.
Doç. Dr. Aziz 1968 dan beri evlidir. İdil (121 ve Elvan (71 adlarında iki kızı
vardır.
A.Ü. S.B.F. ve Basın - Yayı n Yüksek Okulu Basımevi, Ankara - 1982
270 T L .