You are on page 1of 12

GİRİŞ

Tarihi kaynaklar, Azerbaycan Edebiyatının Orta asırlar. Azerbaycan edebiyatının şe-
çok eski bir geçmişe sahip olduğunu gös- killenmesi ve teşekkülünde eski Türk âbidelerinin
termektedir. Bu edebiyatın kökü, doğrudan doğ- de büyük önemi vardır. Bedii söz sanatı, özellikle
ruya şifahî halk sanatına dayanır. Yazılı söz sanatı bu kaynaklardan yola çıkarak edebî-millî bir hu-
ortaya çıkmadan evvel, o dönem insanının inanç susiyet kazanmış, millî kimliğine bürünmüştür. V-
ve görüşleri, ilk bedii düşünceleri folklor ör- XIV. asırlarda ortaya konan edebî âbideler tek ve
neklerinde ifadesini bulmuştur. müşterek kaynaklardır ve bütün Türk halklarının
Sözünü ettiğimiz dönemin başlarında, Azer- estetik düşünce tarihi bu muhteşem temele bağ-
baycan'da yayılan ve sevilen eserlerden biri "Aves- lıdır. V-VIII. yüzyıllarda yazılan Orhun-Yenisey ki-
ta" idi. Dinî-felsefî âbide sayılan bu eser, yakın ve tabeleri, XI.yy. yazarlarından Balasagunlu
orta şark ülkelerinde geniş şekilde yayılmış, yazılı Yusuf'un "Kutadgu Bilig" i, Mahmut Kaşgarî'nin
edebiyat üzerinde de tesirleri büyük olmuştur. "Divan-ı Lügat-it-Türk" kitabı, eski Türk edebiyat
"Avesta" aslında ateşperestlik inanç ve dü- ve tarihinin ilk örnekleridir. Nizami Gencevî 'nin
şüncesinin kitabıdır. Azerbaycan'da bulunan ölümsüzlük ve mutluluk ideali, Balasagunlu
Gezen şehri, bu dinin kutsal şehirlerinden biri sa- Yusuf'un "Kutadgu Bilig" destanıyla uyum içe-
yılırdı. Avesta'ya göre arzın tabakalarını yaratan risindedir. Özellikle türkçe şiirimiz biçim ve muh-
Zerdüşt de Azerbaycanlıydı ve Zerdüşt dininin ra- teva itibariyle sözünü ettiğimiz müşterek Türk sa-
hipleri, Midiya'da altı kabileden biri olan "Muğ" natıyla yakından ilgilidir.
kabilesinden çıkarlardı. Avesta, dinî ve felsefî öne- "Kitab-ı Dede Korkut" Azerbaycan halkının,
minin yanında, bir sanat eseri olarak da kabul edil- kahramanlıklarla dolu tarihî geçmişini en iyi şe-
mektedir. Eserde, çeşitli şiir biçim ve türleri, lirik kilde aksettiren muhteşem bir sanat abidesidir. Bu
ve epik unsurlar yer almaktadır. eserin günümüze intikal eden iki elyazmasından
VII. yüzyıldan itibaren, Azerbaycan'da Arap biri 1052 yılında kaleme alınmıştır.
dilli bir edebiyat türemeye başlar. Bu devrin şair Oğuz boylarının âbidesi sayılan "Dede Kor-
ve âlimlerinden Musa Sehevat, İsmail İbn Yesar, kut" ta, bir halkın manevî hayatı, savaş ve barışları,
El-e'ma ve daha başkaları kaside ve hicivleriyle ta- inanç , fikir ve düşünceleri, istek ve arzuları, alp-
nınırlar. Büyük bir dilci ve edebiyatçı olan Xetip erenlik azameti bütün güzelliğiyle ortaya konur,
Tebrizî ise Arap ediplerinden de fazla şöhret bulur. estetik bir biçim alır. Eserde tanıtılan Oğuz yiğitleri
ve kadınları, başlıbaşına bir halkı temsil eden kah- neklere sahibolmuştur. Onun gazel ve kasideleri,
ramanlardır. Bu kitap, bütün Oğuz dünyası hak- şark âleminde yüzyıllardan beri örnek olarak
kında yazılmış edebî-bedii bir salnamedir. Oğuz kabul edilmiş, geniş yankılar uyandırmıştır.
hayatı ve tarihinin ansiklopedik-estetik man- Nizami* şiiri, dünya edebiyatı tarihinde yeni
zarasıdır. Kendi geçmişini edebî bir tarzda ölüm- bir hadise ve merhaleydi. Şiirin yeniden ya-
süzleştiren Oğuzların bu büyük kültür mirası, ratıcılarından biri sayılan bu ölümsüz şair, şark rö-
nazım ve nesrin iç içe, bir arada kullanıldığı bir an- nesansmın üstün fikirlerini büyük bir sanat gü-
latım biçimine sahiptir. Eserde kullanılan şiir ve cüyle ve ilk defa olarak edebiyata taşımış, insanı,
nesir dili çok güzel ve saftır. Oğuz ozanının söz ve sanatın başta gelen gayesi yapmıştır. Şark sanatına
ifadeleri, atasözleri gibi hikmetli ve manalıdır. canlı, reel kadm tipini ilk o getirmiş, devlet adam-
X-XI. yüzyılın edebî ve estetik seviyesi, larının akıl ve şahsiyet yönünden bir olgunluk
Dede Korkut âbidesinden açık bir şekilde an- içinde olmaları lazımgeldiğini ifade etmiş, insanı
laşılmaktadır. Eserdeki Oğuz kahramanlarının saf, mutluluğa götürecek yolları açıklamış ve ay-
duru kişilikleri, yürek açan gönül güzellikleri, top- dınlatmıştır. Dâhi şair bütün eserlerinde, bir mü-
rak ve vatan sevgileri, düşmanlara karşı coşup tefekkir-sanatkâr olarak insanın saadeti üzerine de-
taşan öfke ve gazapları onların karakteristik özel- rinlemesine düşünceler geliştirmiş, insanlık
likleridir. Oğuz kadınlarıysa dağ çiçeği gibi, göze değerini ve onurunu her şeyden üstün tutarak,
suyu gibi saf, mavi gökler gibi temiz ve yenilmez zaman ve dünyaya örnek olacak kahramanlar ya-
kadınlar olarak tanıtılmışlardır. Oğuzların kendi ratmıştır.
kadın ve kızlarını mukaddes varlıklar gibi yüce Nizâmî'nin divanı elimizde olmasa da,
tuttukları, canları gibi sevip kolladıkları anlatılır. 'Hamse"si tam olarak korunup saklanabilmiştir.
"Dede Korkut" hem şifahî, hem de yazılı ede- Kendisi, "Hamse"sinde topladığı beş eseri "Beş
biyat abidesidir. Bu eserin şifahî değil yazılı olarak hazine" olarak adlandırmıştır. Gerçekten de
günümüze intikali, özel sanatkârlık gerektiren es- Nizâmi'nin her bir eseri başlıbaşına bir hazine de-
tetik yapısı, fikir, mevzu ve kaynakları da bunu ğerindedir. Asırlardan beri dünyanın her tarafında
açıkça göstermektedir. tanınmakta olan bu ölümsüz eserler değerlerinden
XI-XII. yüzyıllarda Selçuklular'ın, Revvadi ve hiç bir şey yitirmeden günümüze kadar gelmiştir.
Şeddadilerin devrinde Azerbaycan'da yepyeni bir Nizami, dünya şiir tarihinde büyük bir edebî
medeniyet kurulmaya başlar. XI. yüzyılda II- mektebin temelini atmış, dünya edebiyatına yeni
denizler devletinin kurulması, şehirlerin mer- estetik güzellikler ve aydın fikirler aşılamış, çeşitli
kezîleşmesine ve gelişmesine uygun ortam ha- nesillerin ve halkların şiir güneşi olarak par-
zırlar. Acemî İbn Ebubekir Nahçivan'ın mimarlık lamıştır.
âbideleri, Suhreverdi'nin edebî-felsefî risaleleri, XIII-XIV. yüzyıllarda, Azerbaycan'da ortaya
Mehsetî, Hakanî ve Nizâmi'nin şiiri, Mehmet çıkan en büyük edebî hadise şairlerin ana dil-
Hoylu'nun resim eserleri bilhassa bu çağlarda or- lerinde yazmaya başlamalarıdır. Nizâmi'nin küçük
taya çıkar. Edebiyat ve sanat, yeni doğuş me- çağdaşı Ali'nin "Kıssayı Yusuf" şiiri bu açından de-
deniyetine mahsus hümanizm zirveye çıkar. ğerli ve yeni bir sanat eseridir. Bu eserde insan gü-
Yükseliş devrinin iki büyük şairi Hakanî ve zelliği ve sevgisi, zamana ve kadere galip gelir.
Nizâmi'nin sanatı, insan sevgisi, halka yakınlığı, XIII. yüzyılda. I.Hesenoğlu iki dilde yazmışsa
demokratik ruhu ile farklılık arz eder. İsyankâr bir da, Türkçe yazılmış iki şiiri zamanımıza kadar
şair sıfatıyla meşhur olan Hakanî, Azerbaycan ulaşmıştır. Onun çağdaşı olan ve adı bilinmeyen
edebiyatı tarihinde mesnevi türünün ilk uy- bir başka şairse "Ahmed Harami" destanını ya-
gulayıcısıdır. Kaside tarzını da biçim ve konu yö- zarak Türkçe destan şirinin temelini yüceltmiştir.
nünden zenginleştirmiştir. O'nun lirik şiirlerinde XIV. yüzyılda Gazi Burhaneddin, Suli Fegih, Mus-
orta asır insanının aşkı, toplumsal düşünceleri, tafa Darir, Yusuf Meddah ve başka şairlerin lirik
insan ve hayat karşısındaki tavrı çok üst seviyede ve epik eserleri yeni epik-estetik bir gelenekten
ele alınmıştır. Hakanî'nin günümüze kadar gelen doğar. Dil ve üslûbca canlı halk dilinden kuvvet
altmış mektubu ise, edebî mektup türünün ilk alır. Bunların içerisinde Gazi Burhaneddin'in
güzel ve yetkin kaynaklarıdır. Bu mektuplarda "Divan"ı çok daha seçkin bir yere sahiptir. Gü-
onun, zamanı -bu arada aydın ve yönetici smıflar- nümüze kadar ulaşmış bu ilk Türkçe divan örneği
hakkındaki samimi düşünceleri dile getirilmiştir. XIV. yüzyılın edebî-tarihî havasını, Azerbaycan şi-
Hakanî sanatının şahsında, Azerbaycan gazeli, irinin estetik özelliklerim anlamak açısından
kasidesi tam bir olgunluğa kavuşarak ulaşılmaz ör- büyük imkan yaratır. Gazi Divanı, Türk-Oğuz di-

Hakanî, Nizamî gibi Azerbaycan şiirini büyük ölçüde etkilemiş şiir dehalarının şiirleri, Türkçe yazmadıkları için antolojiye alın-
mamıştır.
linde yazılmış ikinci muhteşem sanat abidesidir. kikatle sona eren ömür yoluna ışık tutması, sefa ve
Gazi şiirindeki sadelik, samimiyet ve tabiilik, dil- güzelliğin şiire konu olması çok yeni ve farklı bir
üslûp güzellikleri şiir tarihimizde yeni bir özel- tavırdı. Nesîmî'nin şiirinde dilsiz harfler, mücerred
liktir. İnsanın coşkun ve ümidli sevgi duyguları, rakamlar, uzak uzak yıldızlar, ay, güneş, tabiatın
ruhundaki kahramanlık eğilimlerinin dile getirilişi kalbe dolan güzellikleri, kırmızı lâle, nergis, yü-
Gazi şiirinde yeni estetik zorunluluklara dayanır. cellik sembolü selvi ağacı, inci, sedef, Kur'an ayet-
XIV-XV. yüzyıllarda Azerbaycan'da kavgacı leri , peygamberlerle ilgili rivayetler, dağlar, ka-
felsefî şiirin ortaya çıkması, bu değişimle bir yalar, denizler, dile gelip konuşurdu. Yerler,
genişlik kazanması devrin kendi sosyal ve kültürel gökler, "enelhak" "benim gerçeklik, benim Hakk"
ihtiyaçlarından doğmuştur. Bu çağlarda sûfîlik ve diye seslenirdi. Her yerde dilsiz varlıklar bile dile
hurûfîlik tarikatlarının zuhuru ve geniş şekilde ya- gelip insanın azameti ve büyüklüğüne alkış tu-
yılması da orta asırlara karşı bir tepkinin ürü- tardı.
nüydü. Ayrıca, her iki tarikat mazlum insanların Orta çağlarda Azerbaycan'da hurûfîlikden
dünya görüşü ve ruhunun ifadesi olarak ortaya sonra en büyük haraket " Kızılbaşlık-Safeviyye"
çıkmış, rağbetle karşılanmıştır. hareketiydi. Bu hareketin öncüsü Azerbaycan'ın
XIII. asırda İlhanlılar devletinin kurulması, kurucusu Şah İsmail Hataî sayılırdı. Safeviyye ta-
ilim ve sanatın da çiçeklenmesi neticesini do- rikatı Şah İsmail'in dedesi Safiyeddin'in adı ile il-
ğurmuştur. Daha sonraki Akkoyunlu ve Ka- gili olsa da, kızılbaşlığın bir haraket olarak yük-
rakoyunlu hakimiyeti dönemlerinde türkçe geniş selişi ve yayılması Hataî'nin çabaları sonucudur.
bir kullanım alanı bulur, Türk edebiyatı yay- Bütün fikir ve arzuları birleştirip yeni bir mecraya
gınlaşır ve ana dilde yazılmış pek çok eser mey- salmak, tarikatı siyasi ve tarihi bir hadiseye dö-
dana gelir. Azerbaycan Türk dilinde güzel, kâmil nüştürmek fikri, kızılbaşlığa yeni bir sosyal felsefi
şiirler ustası Imadettin Nesîmî, eserlerinde devrin mana ve muhteva kazandırıyordu. Kızılbaşlar hik-
muhalif sesini, orta asırların hümanist felsefesini metli fakat hareketsiz şark insanına hareket ve fa-
yeni bir tarzda işleyerek estetik düşünce tarihimize aliyet hissi aşılıyor, tarihin hareketsiz, sukûnetli
yeni fikirler ve bakış açıları kazandırır, Azer- muhitinde keskin çıkışları ile dikkat çekiyordu. Ta-
baycan'da anadilli felsefî şiirin temelini atar. rikat mesleğini toplumsal gayesiyle uygunlaştıran
Nesîmî, Timurlenk istilasına karşı sufi-hürüfi kızılbaşlar sûfî ve hurûfîler gibi pasif seyirci değil,
temalı şiirler ile karşı çıkarak insanın manevi hür- mücadeleci ve kavgacıydılar. Şiilik, kızılbaşlarda
riyetine, gönül serbestliğine destek veriyor, insan gaye değil, vasıtaydı.
liyakati ve şerefim yücelterek onu tanrı seviyesine Kızılbaş şair ve hükümdarı Şah İsmail Hataî
yükseltiyordu. Şair, insanda ilahi vecd duyguları merkezileşmiş Safevi devletini kurmak suretiyle kı-
uyandıran nağmeyi, musikiyi takdir edip be- zılbaş unsurları birleştirir, bütün tarikatlere bir
yeniyor, Müslüman olmayan halklara sempatiyle gözle bakarak tarihin önüne koyduğu misyonu ba-
yaklaşıyordu. Zulüm ve şerri,n bütün tezahürlerine şarıyla yerine getirir. Hataî kendi de bir şair olarak,
karşı çıkıyordu. örneklerini ortaya koymak suretiyle dili, edebiyat
XIV-XV. yüzyıllarda Nesîmî kadar insanı sev- ve sanatı himaye eder, sarayını ilim ve medeniyet
dirip yükselten, ona ilâhî bir varlık nazarıyla bakan sarayına çevirir. Öyle ki, Hataî sarayında sayısız
ikinci bir şair bulmak zordur. Kâmil insan dü- şairler, musikişinas ve sanat severler, ressam ve
şüncesinden yola çıkan şair, zerrede güneşi arar, nakkaşlar faaliyet gösterirdi.
kendi varlığında iki cihanı-maddî ve manevî Hataî'nin şiir sanatı ozan-âşık geleneğinden,
âlemi-birleştiren insanın yüceliğine, büyüklüğüne Gazi ve Nesîmî şiirinden besleniyordu. Neşe ve
nağmeler dizer: coşku, alperenlik ruhu, açıklık, tabiilik ve dü-uslûp
"Mende Sığar iki cahân, men bu cahâna sığmazam, güzelliği Hataî'nin koşma, geraylı ve gazellerinde
Gövher-i lâmekân menem, kövn ü mekâna sığmazam." seçkin estetik özelliklere dönüşür. Zamanın ih-
diyen Nesîmî, insanı mekansız cevher sayardı. Yer- tiyaçlarından hareket eden bu şiir, Kızılbaşlık dü-
lerin ve göklerin, bütün kat ve güzelliklerinin açığa şüncesinin estetik ifadesidir. Panteizm, onun şi-
çıktığı, bulunduğu insanda yenilmez bir ilahî kud- irinde mücerred, mistik bir yöneliş olmayıp, insana
ret görürdü. muhabbetin ifadesi olarak ifade edilir. Aslolan ve
Nesîmî'nin harfler ve rakamlar teorisi soyut ve idealize edilen insandır.
mistik görüşleri de, onun insan gayesine hiz- Hataî'nin sûfî-kızılbaş tiplemeleri gazi, mürid,
metidir. Şairin, insanın zahirî çizgilerine ilâhî- mürşid ve seven aşıklar, seçkin, idealist in-
remzî bir mana vermesi, harflerde mana ve sırların sanlardır. Zahid ve fakihler onların fikrî düş-
gizlendiğini ileri sürmesi, şeriatla başlayan ve ha- manlarıdır. Gerçekten de zâhidlik ve âşıklık dünya
görüşü orta çağların birbirine ters düşen iki dü- ihtirasla dile gelip konuşur.
şünce kutbudur ve onları âşık ve zahitler temsil Göklerin sihir ve mucizesinden süzülmüş
eder. Âşıklık felsefesinin temelinde aşk, zâhidliğin Fuzûlî şiiri, insan aklı ve duyumunun kemal zir-
temelindeyse ilâhî duygu ve düşünceler yatar. vesi, zengin ve hasretli bir kalbin içli nağmeleridir.
Hataî şiirindeyse bu iki dünya görüşü ve onları Azerbaycan gözeleri gibi saf, şirin, mavi gökler
temsil eden güçler arasında daha doğrusu âşıklıkla kadar derin, yüce dağları gibi müdrik ve azametli
zâhidlik arasında keskin fikir kavgaları nisbeten bir sanat dünyasıdır.
zayıflayarak, yerini karşılıklı anlayış ve hoşgörüye Panteist felsefî bakış , Fuzûlî sanatında, onun
bırakır. Bu yüzden de, Hataî sanatında derin bir hümanist idealleriyle iç içe girmiştir. Şairin ga-
keder ve trajedi yok derecesindedir. Tam tersi, zellerinde gerçek insanî duygular esas alınsa da,
neşe, umut, kavuşma sevinci gibi duygular bu şi- bu duygular ayrıca tasavvufî-felsefî bir kılıfa bü-
irde daha güçlüdür. Bunun sebebi de şairin kendi rünmüştür. Tasavvuf, orta çağların aşk ve irfan fel-
devrinin durumu ve şahsi hayatındaki zaferleri ile sefesi olarak Fuzûlî'nin ilgisini çekmemiş ola-
izah edilebilir. Artık kızılbaşlık coğrafyası ve ede- mazdı.
biyatında gerçekçi düşünce tarzı, insan ve hayat Fuzûlî şiirinde tasavvuf, hakim zihniyete karşı
hakkında inandırıcı, samimi ve coşkulu duygular çevrilmiş, yeni bir dünya görüşünün ifadesidir. Ta-
itibar görüyor, ruhları okşuyordu. İyimserlik kö- savvufun zamana karşı muhalif ruhundan fay-
tümserliğe, hayır şerre, ışık karanlığa, güzellik çir- dalanan şair, güzelliğe, saadete can atan insanın
kinliğe galip gelir ve bu netice okuyucunun ya- parlak arzu ve dileklerini yansıtmış, tasavvufun
şama sevincini kamçılar. İlk defa olarak şiirde zevk ve hikmekle yoğrulmuş tezlerine iştirak et-
sevinç ve mutluluk neşesini tadar, gönlü huzur miştir. Sufi-panteist yaklaşım Fuzûlî şiirine ilâhî
bulur. bir hikmet, derin hayatî bir ruh, ulaşılmaz bir es-
Hataî'nin "Dehnâme"sinde de hadiselerin tetik olgunluk ve birleştirici bir mana ve mazmun
iyimser bir sonuca bağlanması şairin iyimser kazandırmıştır.
dünya görüşünden doğar. Bu eser orta asırlarda İnsan ve onun yetkinlik ve mutluluğu, iç dün-
yazılmış, aşkın visal ile sona erdiği tek eserdir. yasının manevi güzelliği Fuzûlî şiirinin kanı ve ca-
Orta asırlarda anadilli şiirin zirvesi Me- nıdır. Şair, boyu serviye, gülüşü ve dudakları in-
hemmed Fuzûlî'nin sanatıdır. Bu dâhi söz üs- ciye, goncaya, dış görünüşü güzellik hazinesine
tadının bütün eserleri yenilik ve yenilikçilik ör- benzeyen sevgiliyi gülzâr içinde açılan kızıl gül ile
neğidir. Onun şiirlerindeki estetik ifadeli tefekkür makayese ediyor, onun güzellik ve cazibesini
tarzı, dil-uslûp güzelliği beş yüz yıldır örnek vas- bütün tabiata denk tutarak, insan güzelliğini daha
fını devam ettiren bir edebî mektep yaratmıştır. anlamlı sayıyordu. İnsan güzelliğinin vurgunu
Fuzûlî zarif, ince duygular, güzel fikir ve dü- olan Fuzûlî, onun bahtı, kederi ve gamlı heyatmı
şünceler şairidir. O, kendi devrinde geçerli olan da unutmuyordu. Bu yüzden de, Fuzûlî sanatında
bütün şiir türlerinde kalemini sınamıştır. Ancak derin bir kederin ifadesi vardır. Şairin bu kederi,
edebiyatta Fuzûlî denince gazel tarzı akla gelir. devrin acılarının yansımasından başka bir şey de-
Dâhi şairin gazele yönelmesi ve ağırlık ver- ğildir. Seven âşığın gece gündüz felekten, dev-
mesi de sebepsiz değildir. O, gazeli saflık ve güzellik randan şikayetlenip göz yaşı dökmesi de bun-
sanatı, hüner gülistanının parlak ve gösterişli gülü dandır.
olarak kabul etmiştir. Gazelde açık olmayan söze, Fuzûlî"nin lirik kahramanı arzusuna bir türlü
maksada, karşı çıkmış, herkesin anlayabileceği bir kavuşamadığı için şansını onun mücerred var-
dilde gazel yazmayı tasviye etmiştir. lığında sınar. Saadet ve huzuru bu mücerret var-
İki dilde divanı olan Fuzûlî'nin divanları esa- lıkta arar. Tabiatımdaki nefsi arzuları, dış
sen gazelden ibarettir. Azerbaycan Edebiyatı ta- güzelliğe duyduğu tutkuyu öldüren âşık dünya
rihinde şekil ve muhtevaca en olgun ve güzel gazel malına da ilgisizdir. Acı göz yaşı onun varı
de yine Fuzûlî gazelidir. Fuzûlî gazeli neden bu yoğudur. Böyle bir gam ve keder , bu arada
kadar geniş yayılmış ve sevilmiştir? Sebebi odur sevgilinin ilgisizliği ve zulmü ona sevinç ve
ki, Fuzûlî gazeli ninnilerimiz ve bayatılarımız gibi mutluluk verir.
latif ve yumuşak, atalar sözü ve masallarımız gibi Âşığın kederine, cemiyet ve zamanın kederi
müdrik ve manalıdır.Şairin her gazeli insan ruhu anlamını veren Fuzûlî, sevgilinin güzelliğini de
ve kalbinin şiiriyetinin aynası ve aksidir. Bu ga- ilâhî mertebelere yükseltir. Bu dünya güzeli, za-
zelde insanın gönül çırpıntıları, ince, zarif duy- manın kendisi gibi ilgisiz, vefasız ve zulmedicidir.
guları, sevgisi, kederi, hasreti ulaşılmaz estetik se- Aşığın âhımda gökler bile ateş olup yansa da, mu-
viyelerde tezahür eder, hayretamiz bir zevk ve radının semi yanmaz, kara bahtı uyanmaz, sevgili
kendi cefasından, âşık da aşk sevdasından usanıp
yorulmaz. Gül faslında akar suların bulanması "Ey Fuzûlî, odlara yansın büsat-i saltanat, Yeğdir
gibi, sevgilinin gülyüzünün karşısında da âşığın ondan hak bilir bir güşey-i külhan mana".
göz yaşları kanlı akar. Âşığın acı talihi ve acı gün-
leri ile tabiatın kendisi arasında tabii bir uyum bir Zâlim ve hayırsız bir hayat, acı bir talih kar-
benzeşme vardır. şısında heyrete düşen, sarsılan, inancı kırılan,
gönlü yaralı şairin ömrü kısadır. Bununla birlikte,
Fuzûlî'nin gamı, o devri yaşayan aydm, öncü, Anka kuşu gibi ömründen geçib yanıb-yakılmayı,
düşünen insanların gamıdır. Bu keder Fuzûlî kah- simurg kuşu gibi hayatının son gününde de hazin
ramanının düşüncesi, sevgisi ve amalidir. Bu yüz- neğmeler okumayı üstün tutar. Fuzûlî'nin kah-
den de âşık derdinden kurtulmayı aklına bile ramanı, cevher gibi tabiatını, simasını değiştiren,
getirmez. Onun, yürek derdini unutup yüz çe- her esen rüzgarla dalgalanıp kendinden geçen de-
virmesi, saf, yüksek arzu ve dileklerinden, sevgi ve nizlere de benzemez. Tavus kuşu gibi kendini
güzellik dünyasından ayrılması demektir. Âşığın süslemeyi sevmez, aksine güneş gibi her gördüğü
kederi, zâhid zevksizliğine, sûfî cehaletine, şeyden elini eteğini çeke çeke göklere yükselir, kar-
riyakârlığına, fakih hilekârlığına, kadı ve hakim aç- şısına her çıkan Şirin gibi güzellere vurulmayarak
gözlülüğüne, tabulaştırılmış âdet, anane ve değer görünüşe aldanmaz. mana, akıl irfan şerbetini içen
yargılarına bir karşı çıkıştır. Bu ilâhî keder, aşk ve âşığın kalbi sırlarla dolup tassa da kalbindekileri
saadetle dolu bir âlemde, manevî olgunluğa zevk cansız varlıklara bile açmaz, dünya ve onun ni-
ile sevib yaşamağa, melekler ve feleklerin secde et- metlerini seyretmeyi onlara sahibolmaktan üstün
diği insanî güzelliği duyup anlamaya yönelik bir tutar. Çünki bu âlem ve onun insanları zamanenin
çağırış, bir davettir. kendisi gibi dönek ve vefasızdır. Âşığın insanı an-
Fuzûlî şiirinde seven insan, yüce dağlar gibi dıran gölgesine bile itimadı kalmamıştır. Seven in-
eğilmez ve mağrurdur. O, taht-tac, mal-mülk pe- sanın bu manevi sıkıntı ve yalnızlığı aslında ce-
şinde koşanlardan uzaktır. Ayağa köstek, başa bela miyetin kendi tratejisidir.
olan tac, melamet mülkünün sultanı olan âşıkm Azerbaycan epik şiiri tarihinde Fuzûlî'nin al-
âhmın yıldırımı karşısında değersiz; altın ve legorik mesnevi ve destanlarının da ulaşılmaz ve
gümüş onun gözyaşları ve sevgilinin anber saçları, değişmez bir yeri vardır. Onun "Bengü Bade"si
hindu beninin yanında sönük kalır. Aşk ve gü- tarihî bir hadise olan Çaldıran savaşının alegorik
zellik şahına nefis ve mensep sevgisi ve duyguları ifadesidir. Şah İsmail ile Sultan Selim'in mek-
yabancıdır. Onun yüreğinde ikinci bir ateş ve ar- tuplaşması ve savaşmaları şiirin temelini oluş-
zuya yer yoktur. turur.
İki kardeş halkın faciası olarak tarihe mal olan
Hürriyet aşkı, manevî serbestlik, irade ve vic- bu muharebe Fuzûlî'yi de kalben sarsmış, Onu,
dan bağımsızlığı, gönül isteğine kavuşmak hasreti duyduğu acıyı şiir diliyle ifadeye tahrik etmiştir.
Fuzûlî kahramanının arzu ve dilekleridir. O, bu Fuzûlî, bu iki şahın akıldan ve düşünceden uzak
mukaddes istek ve duyguları ile zamanının ka- olan çatışmalarını içki ve uyuşturucu iptilasi ile bir
ranlık göklerini, donuk ve kararmış yürekleri, şu- tutarak onları kötülemiş, tarihî bir hadiseye ilgisini
urları aydınlatan aşk güneşidir. Fuzûlî'nin sevgi ve açıkça ortaya koymuştur.
muhabbat güneşi, akıl ve hikmet âşığı, dilsiz duy- Fuzûlî'nin "Yedi Cam" eseri sâkinâme örneği
gulara hayatın nefesini getirir. olarak farklı bir öneme sahiptir. Allegorik-felsefî şi-
Fuzûlî'nin arifane, rindâne ve zarif şiirleri ya irin parlak bir timsali olan bu eser, Tasavvufî-
nında sosyal muhtevalı şiirleri de vardır. Bu şi panteist karakteri ile seçilir. Eserin kahramanı şa-
irlerinde o, toplumsal düşüncelerini yansıtarak, ha irin kendisidir. O, çok derdlidir, acılar yüreğini sır-
yatın içtimai olumsuzluk ve çelişkilerine karşı larla doldurmuştur. Pîr-i mugâna sığınan şair,
çıkar, zulüm ve şerri, insan saadeti ve iradesine meyhaneye giderek sakiden şarap alıp içer. Günde
mâni olan güçleri tenkit ve ifşa eder. Şaire göre, ya bir cam şarap içib ney, def, cenk, ud, kanun ve
şadığı cemiyetin hali ve kuruluşunda bir ka mutrible derdini bölüşür, kalbini, ruhunu saf-
nunilik, standart bir ölçü ve düstur yoktur. Dostun laştırır. Eserde içilen şarap sembolik bir şaraptır.
vurdumduymaz, feleğin acımasız, devranın se İnsanın manevî bağımsızlığı ve hürriyetinin sem-
batsız olduğu bu dünyada, herkesin düşmanı bolüdür. Öyle ki, sakinin verdiği yakıcı su şairin
güçlü, bahtı ise acıdır. Derdi çok, ancak dert bileni, dilini açar, kalbini ve gönlünü konuşturur, sırlar
anlayanı yoktur. Böyle bir saltanat şenliğinin ateşte kapısını dışarıya açar.
yanması, yaşamasından iyidir. Onun varlığı adi bir Eserde musikî aletleri ile sohbetler, manevi-
hamam külhanına bile değmez. rûhî âlemin, sırlarla dolu dünyanın, geçmiş çağ-
larm ibret dersleri, akıl irfan gecelerinin arayış ses- tığım, Leylî ve Mecnûn'un dili ile derin düşünceler
leri gibi seslenen sembolik felsefî sohbetleridir. ifade etdiğini bildirir. Böylelikle de, iki âşığın fa-
Musiki, şarap, hikmetli sohbetler gamlı âşığın ciasının zamanın kendi faciasıyla özdeşleştirir, ef-
gönül evini mum gibi aydınlatır, bu dünya evinin sane değil hakikati kaleme aldığını kesinlikle ifade
derd ve kederini unutturur. "Yedi Cam" da Fuzûlî, eder. Şiirin sonunda, Gerdun ile sohbetinde de te-
kendisini derdli, yüreği sırlarla dövünen âşığıyla meli, itibarı, vefası olmayan zamanı günahkâr
aynileştirir. Gerçekten de âşığı düşündüren sualler sayar.
aslında Fuzûlî'nin kendisini bütün ömrü boyu dü- "Leylî ve Mecnûn"da iki zihniyet ve dünya
şündüren, yakıp-yandıran suallerdir. Şair söz ko- görüşünün karşı karşıya gelip çatışması çok mer-
nusu estetik felsefî suallere cevap maksadıyla kezliliğin ve münakaşaların esas sebebidir. Bu alî
"Yedi Cam" ını yaratmıştır. psişik çelişki ve çatışmalarda feodal zulüm ve ka-
Fuzûlî'nin sanatının zirvesi, onun "Leylî ve nuniyetlerin mahiyeti, sosyal ve manevi faciası
Mecnûn" destanıdır. Ayrıca bu muhteşem sanat türlü renklerle somutlaştırılır. Eserde konu iki
âbidesi sadece Fuzûlî'nin değil, Azerbaycan hal- âşığın dünyaya gelmesi mutluluğuyla başlar.Ölüm
kının şiir tarihinin en yüce ve ulaşılmaz bir zir- acısıyla sona erer. Hayat boyu kahramanların kıs-
vesidir. Derin lirizm, sosyal ve felsefî muhteva, çok meti acı, göz yaşı, ayrılık derdi, feryat figandır. On-
yüksek seviyede işlenen aşk felsefesi, insan kal- ların müdriklik, güzellik ve yetkinlik örneği olan
binin en ince duygularının bile ifade edilmiş ol- sevgisi daha ilk günden düşmanca tavırlarla kar-
ması, yüksek estetik ve canlılığı, tefekkür tarzı, şi- şılaşır. Leylî namusunu, kabilesinin şerefini ko-
irin esas meziyyetleridir. "Leylî ve Mecnûn"da rumak için aşkını görünüşte gizli tutar. Mecnûn ise
renkli şiir biçim ve şekillerin bir bütünlük oluş- zamanın bu soğuk tavrına dayanamayarak aşkını
turması eserin estetik güzelliklerinden sa- dillendirir, ateşli gazeller yazıp okur, ana babasına
yılmalıdır. derdini açarak göz yaşları akıtır. Orta Çağların kül-
1537 yılında şiiri kaleme alan Fuzûlî, "Etrak" türü, sevgililere sevmeyi değil, aşk hastalığından
üçün yeni bir eser yazıp bitirdiğini bildiriyordu. vazgeçmeyi, bir takım çarelerle samimî, saf duy-
Eski ve dillere düşen bir efsane üzerinde çalışmayı gularından kurtulmayı, bu tür dertlere deva bul-
zor bir imtihan olarak anlıyordu. Çünki mevzu mayı öğütlüyor. Zaman, onlara sevgisiz, duygusuz
Arap sahrası gibi kuru ve can sıkıcı görünüyordu. bir mutluluk vadediyordu. Saadeti karşılıklı aşkta
Ayrıca Nizâmi'nin şikayet ettiği bir mevzuyu iş- gören Mecnûn, hayat telakkilerinin tersine, insan
lemek ağır ve mes'uliyetli bir adımdır. Fuzûlî, dâhi güzelliğinden zevk alır. Ona göre evlenmek, kalbin
selefinin kaleme aldığı efsaneyi sanatçılık hü- arzusuna, ruhun kendi güzellik meleğine ka-
neriyle bezemiş, onu yeni bir biçim ve muhtevayla vuşması manasına gelir.
yeniden ortaya çıkarmıştır. Her şeyden önce ana Fuzûlî, "Leylî ve Mecnûn" daki kahramanını
dilinin şiiriyet ve güzelliğini ilâhi bir sanatkârlık tekrar tekrar tahlil eder ve her seferinde onun iç
kudretiyle konuşturmuştur. âlemine yeni bir ışık tutar. Babası, oğlunu iyi-
Gays'ın ağlaya ağlaya dünyaya gelmesi, leştirmek için pîrlere götürür. Ancak mukaddes
Nofel'in, Mecnûn'un duasıyla mağlup olması, İbn ocaklar da onu iyileştirebilmez. Nihayet babası,
Selam'ın Mecnûn'un ahi ile ölmesi, vahşilerin me- Mecnûn'un derdinin çaresiz olduğunu anlar ve
lekler gibi takdim edilmesi, âşıkların cansız var- kabul eder.
lıklarla dertleşmesi vs. epizodlar Fuzûlî'nin yeni ve Mecnûn bütün dünyayı aşk aynasından görüp
orjinal taraflarıdır. Fuzûlî, efsane üzerinde yaptığı seyre dalar. Avcıların tuzağına düşen ağızsız dilsiz
değişikliklerle ona yeni bir karakter vermiş, kah- hayvanlara acır, onları avcıdan alıp serbest bırakır.
ramanların manevî yalnızlık trajedisini, aşkın be- Bununla da yetinmeyerek vahşi hayvanların av-
deli olan ağır ve üzücü hayatım, yeni yeni, ren- landığı yere gider. Kendi, dönek, yırtıcı muhitine
garenk levhalarda eksettirmiştir. Bu yüzden de, büsbütün sırt çevirir, serbestlik ve hürriyeti ilk
Fuzûlî şiiri kendi trayizmi itibariyle de farklıdır. defa burada tadar.
Orta asırlar hayatını acı bir tarihçe gibi göz önünde Mecnûn'un yaşadığı cemiyet, seven âşığa
canlandırır. Şair kendi hayatının bütün acılarını ve hasta, yürekten sevmeyi bilmeyen İbn Selem'e sağ-
belalarını, feryad ve figanını, göz yaşı ve elemlerini lam gözüyle bakar. Leylî'nin sevdiğiyle değil, sev-
bu iki kahramanın şahsında tecessüm etdirdiği için mediğiyle evlenmesini daha gerekli görür, takdir
onun şiiri talihsiz,nâkâm bir aşkın somutlaşmasına eder ve alkışlar. Çünki o çağlarda aile, sevgi üze-
dönüşür, keder âbidesi gibi yükselir. rinde değil, servet, geçici ve tek yönlü duygular
Fuzûlî, şiirinin başlangıcında mecaz yoluyla üzerine kurulurdu. Cemiyet, açıktan açığa
hakikatten, efsane bahanesiyle sırlardan söz aç- Mecnûn'un sevgisini ve sevgilisini neredeyse me-
zata koyup satar. Fakat ruhen ve cismen Leylî'ye Süleyman'dan ayda 9 akça verilmesi için berat alan
yabancı olan İbn Seleni başkasının bedbahtlığı üze- Fuzûlî'nin maaşını alırken çektiği azap ve eziyetler,
rinde kendi saadetini kuramaz. Korkak, âciz ve mahallî yöneticilerde yaygın hale gelen baştan sav-
bencil İbn Selam bu ilâhi güzellik ve aşk karşısında macılık ve rüşvetçiliğin acı neticeleri tabii renklerle
sararıp solar, isteğine kavuşamaz, Şiirde, âşıkların tenkit edilir. Fuzûlî'nin "Sıhhat ve Maraz", "Rind ü
aşkı menfî bir sonla noktalanır. Sonlara doğru Zâhid" adlı nesirleri Farsça yazılmıştır. Bunlardan
zaman Leylî ve Mecnûn'u sanki kendi hallerine bı- başka tercüme sahasında da kalemini sınamış,
rakmıştır. Hakikatte ise durum böyle değildir. "Hadis-i-Erbain" ve "Hadikat'üs-Süeda" adlı ter-
Mecnûn'un ömrü sona ermek üzeredir. Artık o, cüme eserleriyle bu sahada da yenilikçi bir şair ter-
aşkın son merhelesinde karar kılmıştır. Öyle ki, yıl- cümeci olarak parlamıştır. "Hadikat'üs süeda" dinî
larca sahralarda yaşayan Mecnûn cismen ölü, felsefî bir eser olsa da, o, burada parlak dü-
ruhen diridir. Cismen zevale uğrayan bir insanın şüncelerini kaleme alarak yüksek bir mevkii tut-
cismanî arzular taşıması tabiata aykırıdır. Gençlik muş, inanç ve düşünce tarihimizin yeni bir kud-
coşkusu artık ihtiyarlık durgunluğuna dönüşen retli örneğini meydana getirmiştir.
âşık, kendini sevgilisiyle ruhen birleşmeye ha- Fuzûlî şiiri, şekil ve muhteva yönünden Türk
zırlamıştır. Bu birleşmeninse yaşanılan değil, dilli halkların edebiyat tarihinde yeni bir edebî
ancak mücerret bir âlemde gerçekleşeceğine inan- mektep olarak meydana çıkmış, pek çoğunun
maktadır. Yaşadığı hayata karşı bütün inanç ve sanat ve edebiyat kültürüne zenginlik katan örnek
ümitleri kırılmıştır. bir külliyat hüviyeti kazanmıştır. Öncü estetik dü-
Fuzûlî'nin şiirinin ilâhi bir aşk motifiyle ta- şünce ve fikirleri, renkli poetik keşifleri, bitmez tü-
mamlanması da, aynı yönden tabii ve mantıkîdir. kenmez bir manevî hazine ve edebî gelenek olarak
Eserde aşıkların, başka bir yoldan, yani ilâhi aşk yayılmış, şöhret kazanmıştır.
yoluyla yine de arzularına nail olmaları, orta çağ Fuzûlî 'den sonda Azerbaycan Edebiyatı, uzun
telakkilerine bir reddiyedir. Onların ruhî manevî yıllar büyük şairin anane ve fikirlerini yaşatıp devam
birliği fikri, şairin kendi kahramanlarına verdiği ettirmekle beraber, yeni ve orjinal edebî âbideler, ya-
yüksek değerin ve onlara duyduğu yakınlığın te- radıcı simalar da yetiştirmiştir. XVII-XVIII. yüz-
zahürüdür. Bir vücudun birlik iddiası, şiirin fi- yıllarda Fuzûlî tesiri en çok lirik şiirde kendini gös-
nalinde iki sevgilinin düştüğü vaziyet için yegâne terir. Epik şiirde ise konu, üslup, fikir arayışı ve
çıkış yoludur. Anlaşılıvor ki, Fuzûlî'ye göre bu dün- yenilikleri daha kabarıktır. Bu devrin şairlerinde
yada saf ve samimi sevgi duygularına, karşılıklı aşk Emâni, Sâib,,Gövsî, Mesihî, Te'sir, Melik Bey Ovcu,
üzerinde kurulan aile saadetine, insanî olgunluk ve Mehcûr, Hamid, Ağa Mesih ve başkalarının eserleri
güzelliğe yer yoktur. Servet, ticaret ve mevki ih- söyleyiş ve üslûp özellikleri itibariyle Fuzûlî'yi ha-
tirasları, başıbozukluk, sevgisiz, duygusuz insan tırlatır. Bununla beraber halk edebiyatından gelen
münasebetleri, miskinlik ve acı, gündelik hallerdir. fikir ve motifler de burada klasik ananelerle bir-
Karanlıkta bir nur gibi parlayan sevgililerin aşk ve leşerek yeni bir güzellikle ifade edilmiştir.
saadet anlayışını, yaşadıkları cemiyetin çıkar ve XVII-XVIII. yüzyıllarda meydana gelen ede-
mevkii düşkünlüğü gölgelemiştir. Bu yüzde de ha- biyatda, Emani'nin manzum hikayeleri, Fedâi'nin
yatta duyan, düşünen, seven insanın görüp gö- "Bextiyarnâme" ve Mesîhî'nin "Verqa ve Gülşa"
receği acıdır. O, yıldırım gibi çaksa da, karanlıkta şiirleri sanattaki yeni arayışların ve başarıların
kaybolur ve sefil hayatın içinde yitip gider. meyvesidir. Nizamî ve Fuzûlî konularının moda
Nesir ustalığı açısından da Fuzûlî, Azerbaycan olduğu bir devirde Fedai, orjinal bir konuyu iş-
Edebiyatı tarihinde müstesna bir yer tutar. Onun leyerek epik şiiri hayata daha da yakmlıştırır.
Azerbaycan, Fars ve Arap dillerinde renkli nesir Onun eserinde Celâlîler hareketiyle uyuşan fikir ve
eserleri vardır. Fuzûlî ana dilinde mektuplar ve arzular, yönetime halk temsilcilerinin iştiraki dü-
ayrı ayrı eserlerinde mukaddime ve dibaceler yaz- şüncesi yeni ve manalıdır. Şiirde verilen on ma-
mıştır. Edibin, Gazi Alaeddin'e, Ahmet Bey'e, Ba- salda epik kahramanların çoğu halk içerisinden
yazid Çelebi'ye, Nişancı Paşa'ya, Ayaş Paşa'ya yaz- çıkmış şahsiyetlerdir. Onların en sonunda gelip yö-
dığı mektuplar edebi nesir örneği olarak da netimi ele alması, şahlık makamına yükselmesi, bu
karakteristiktir. Bu mektuplar onun ilgi ve ala- arada yeni bir adaletle idare etmesi, üsûl-i idare
kalarını araşdırmak için de çok değerlidir. kanunları düşündürücü ve ibretâmizdir. Bütün
Fuzûlî'nin Nişancı Paşa'ya yazdığı "Şi- bunlar da göstermektedir ki, Fedai anane, tip ve
kayetname" adlı mektubu, ifşa edici konusuyla ta- olayları kendi yaşadığı hayatla irtibatlandırmış,
nmır. Bu eser onun kendi başından geçen bir ola- celâliler hareketiyle bağdaşabilecek fikirler ileri
yın bedii ifedesidir. Burada Kanunî Sultan sürmüş, tarihî hadiselerden kalben etkilenmiştir.
Mesihî'nin "Verqa ve Gülşa" şiiri âşıkane kah- Tarihî manzume ve risaleler yazmak geleneği de
ramanlık destanıdır. O, eskiyi temel alarak yeni bir XVII-XVIII. yüzyıllarda son şeklini alır ve yeni bir
eser yaratmıştır. Burada, aşkın mana ve karakteri, yaygınlık kazanır. Hatta belirli, reel tarihî ha-
âşık kahramanların özellikleri, geleneksel tiplerin diseleri konu alan ciddi, geniş hacimli epik eserler
işleniş tarzı, tarihî epik gelenekten ayrılmaktadır. meydana gelirdi. Saib Tebrizî'nin "Qendaharnâme"
Mesihî'de aşk yeni bir anlayışla ele alınmış, çok ve Sadık Bey Efşar'm "Fethnâmeyi, Abbas-i-
seslilik, çatışmalar, sosyal ve hukukî statü fark- namdâr" adlı tarihî-epik destanları aynı asırların
lılıkları üzerinde kurulmuştur. Devrin sosyal uyuş- sosyal-siyasî durumu ve ayrı ayrı hükümdarların
mazlıkları Verga ile Gülşa'nın birleşmelerine mani psikolojik özellikleri ve kişiliklerini tanımak ba-
olur, şer güçler âşıkların mutluluğuna gölge dü- kımından çok ilginçtir. Bunlardan başka Şakir
şürürler. Verga onlara karşı mücadele ederek mut- Şirvâni'nin "Ehvâl-i Şirvan", Ağa Mesih'in man-
luluğa giden yolu açar, Emir, Enter ve Pelenglerle zumesi, Vidadî'nin "Müsibetnâme"si de konu ve
vuruşarak yoluna çıkan kara güçleri bertaraf eder. fikir yönünden hanlıklar devrinin hayatı ile uy-
Amma bu yiğit ve cesur âşık kahraman öz merd- gunluk arzeden manzumeler içerisinde hususi yer
liği ve insan sevgisini bir tarafa atamadığı için tutar.
şahsî isteğine yani sevgilisine kavuşamaz. Şahsî sa- XVII-XVIII. asırlarda romantik ve fantastik
adet hissi, insanî duygularından daha zayıf ve mevzulu eserler de yazılırdı ve onlar kaynağını
daha sığ görünen Verga'da hümanizm, manevî ol- esasen halk sanatından alırdı. Bu eserlerde ha-
gunluk ve merdanelik daha güçlü ve hay- diseler, bir kural olarak uzak ülkelerde cereyan
retamizdir. Onun Möhsun Şah için yaptığı ederdi ve hayatın çok dar bir alanına hasredilir,
fedakârlık, alicenaplık, insana hürmet ve mu- suje de sade ve yoğun bir olayla sınırlanırdı. Böyle
habbet örneğidir. mesnevilerde klasik şiirlerde işlenen geleneksel
"Verga ve Gülşa" da Verga ve Möhsun Şah başlıklara yer verilmiyordu. Artık resmî formal
tipleri, Mesihî'nin hümanizmini ve insanî ga- alâmetler yaygınlığını kaybetmeye başlamıştı.
yelerini temsil eden yeni karakterli kahraman Yoğun sujeli şiirler âşıkane romantik ve fan-
âşıklardır. Her iki âşığın, rakiplerinin saadet ve aş- tastik macera konularında yazılırdı. Mehcur'un
kına sonsuz saygı göstermeleri ve birbirlerinin der- "Qisseyi Şirzâd" ve Hamid'in "Seyfelmüluk" şi-
diyle dertlenmeleri, şer güçlere, kokuşmuş âdet irleri bu yeni tarzın göze batan örnekleriydi. Her
anane ve ihtiraslara yeterli bir cevaptır. Bu yüzden iki eser fikir ve konu yönünden halk masal ve des-
de onların manevî-insanî liyakatleri, insan sevgileri tanlarını hatırlatır. Aynı zamanda bu eserler çifte
zamanın hatta ilâhi güçlerin gözünden kaçmaz. kahramanların değil, baş kahramanların adı ile ad-
Ölen âşıkların yeniden dirilip visale ermesi, lanır. Konu tamamen onların başından geçen olay-
Verga'mn hatta hükümdar olarak tahta çıkması, ların anlatımından ibarettir.
"mehebbet" adlı bir ülkenin meydana gelmesi, Yoğun sujeli mesnevilerde hadiseler kah-
Mesihî'nin ideali ve kahramanlarına verdiği yük- ramanın doğumuyla başlar, arzusuna ulaşmasıyla
sek değerin ifadesidir. da sona erer. Hadiseleri yoğun ve sınırlı sahada ele
Mesihî'nin "Verga ve Gülşa" şiirinde üstün bir alan böyle eserlere "kıssa" denilmesi de sebepsiz
aşkla hümanizmin birlikte düşünülmesi, onlardan değildir. Mehcur, başkasının saadeti, malı mülkü
birinin diğerini tasdiki, epik şiirde ferdî samimi ve hakimiyet alanına tecavüz eden şer odaklarını
duyguların yüksek hümanist arzu ve ideallerle kötüleyerek hakikat ve adaletin galibiyetini al-
ikame edilmesi, bu arada âşığın aşkın cismi gibi kışlar.
gösterilmesi,toplumsal dertler ve uyumsuzluklarla Azerbaycan Edebiyatı tarihinde edebî nesrin
yüz yüze getirilmesi yeni bir bakış ve düşüncenin de ayrı bir geleneği vardır. XVII-XVIII. yüzyıllarda
sanata yansımasıdır. şiir, divan ve külliyatlardan başka nesir eserler de
XVII-XVIII. yüzyıllarda Azerbaycan Ede- yazılırdı. Bu eserlerden Möhsin Neziri'nin "Tu-
biyatında manzum hikaye yazmak geleneği de ka- tinamesi", Şeyh Şefi Menkıbeleri, "Kelile ve Dimne"
rakteristik bir özellik arzeder. Şairlerin ahlâk, aile tercümesi, "Seyf'el-Müluk", "Hekayet-i Kerem",
ve maişet mevzularında yazdığı müstakil hi- "Düzd ve Gazi", "Tûtinâme", "Şehriyar" vs. edebî
kayelerinde toplumsal düşüncelerin aksi henüz za- nesir örnekleri, tür ve biçim, fikir ve ideal özel-
yıftır. Bu türde yazılan eserler espirili bir tesir bı- likleriyle seçilmektedir. Bunların hepsinin klasik,
rakır. Bununla birlikte, onlarda halk mizahı ve seçili nesir üslûbunda yazılmış olması, devrin ede-
hikemat karakteristik bir özelliktir. Emanî'nin, biyatının karakteristik bir özelliğidir.
Heyrâni ve Veli Ereşî'nin hikayeleri halk ruhu ve Didaktik, nasihat verici bir eser olan Möhsin
arzularının tasdiki ve bedii şerhidir. Nezirî'nin "Tûtinâme" sinde, üstün insanî vasıflar
tebliğ edilir, zulüm, hile ve şer ise kötülenir. Bu- açık bir üslûpla devam ettirerek, ata sözlerinden,
rada alegorik hikayeler kaleme alan yazar, kendi hikmetli şiirlerden faydalanmış, keskin çatışmaları
zamanının ruhunu ve hassasiyetlerini dikkate ala- esas alan hikayeler yazmıştır. Uzun cümle ve ifa-
rak ibretâmiz neticeler çıkarır. "Göy Tülkünün Na- deler kullansa da, yoğun ve özlü bir anlatımı var-
ğılı" nda, kendi rengini değiştiren tilkinin, tilki ol- dır. Her hikayenin adı da, konuya uygun olarak bir
duğunu diğer hayvanlar bilmediğinden, onu kaç cümleyle verilmiştir. Eser, "Tûti" ile "Xo-
kendilerine şah seçerler. Tilki olduğu öğ- ceste"nin sohbetiyle başlayıp, yine onların soh-
renildiğindeyse hayvanları bırakıp kaçar. Başka bir betiyle sona erer.
hikayedeki serçe, ağaçkakan ve kurbağanın bir- XVII-XVIII. yüzyıllarda, şifahî edebiyat ör-
leşerek, fili öldürüp intikam almaları da ib- neklerinin de yazıya alındığını görmekteyiz. Ata-
retamizdir. sözleri, latife ve kıssaların derlenmesi işi üst ma-
Eserdeki, "Kurbağaların Şahı Şapurun Nağılı" kamların bile ilgisini çekmiştir. XVII. yüzyılda, Şah
ise, gerçekçi yönü daha ağır basan bir hikayedir. Abbas'm talimatıyla, Azerbaycan atasözleri ve la-
Devrin sosyal hadiselerinin alegorik ifadesi ve es- tifelerinin yazıya alınması özellikle bu ilginin ne-
tetik tezahürü olarak dikkat çeker. Hikayedeki ticesiydi.
Şapur Şah, kurbağaların şahıdır. Çok zâlim ol- XVIII. yüzyıldaki en görkemli nesir eseri Me-
duğundan kurbağalar onu başlarından atarlar. hemmed'in "Şehriyar" destanıdır. Bu eser, orta
Şapur, intikam almak için yılana sığınır. Yılan, kur- asırlar Azerbaycan edebî nesrinin son büyük
bağanın kendisine muhtaç olduğunu görünce se- âbidesidir.Burada, destanla klasik nesir üslûbu bir-
vinir ve çoktandır beklediği bu fırsatı kaçırmaz. Hi- leşir. Eserin mevzusu, estetik kurgusu, kullanılan
kayede, yılanla kurbağa arasında varılan anlaşma motiflerin ve detayların özellikleri, ifade yön-
çok özel bir anlam taşır. Hemcinslerinden intikam temleri, dil ve üslûp güzellikleri de bunu açıkça
almak için yılanı kendi vatanına götüren Şapur Şah göstermektedir.
bile sonuçtan hayrete düşer. Yılan, kısa zamanda "Şehriyar" destanının yazarı Mehemmed
kurbağaları yiyip bitirir, kurbağa neslini kurutur.
adında bir şahıstır. Sadece bu eserde adına tesadüf
Kurbağaların yurdunda sefa süren yılan, orayı
ettiğimiz yazarın, bir başka eserinin bulunup bu-
kendine mesken tutar. Yılan bu ikiyüzlü ve hilekâr
lunmadığı henüz bilinmemektedir.
siyasetini dostluk perdesi altında sürdürür. Hatta,
Şapur Şah'ı yalnız bırakmamak için kendi evine "Şehriyar", şifahî değil, yazılı edebiyat ör-
gitmediğini ileri sürerek bir de onu minnet altında neğidir. Yazılı şekilde günümüze ulaşan destan,
bırakır. Yılanı, kendi toprağına kendisi davet eden, sevgi konusunda yazılmış yepyeni bir eserdir.
kendi eliyle başına dert açan Şapur Şah yanıp tu- Eserde, aşk zevkinden haberi olmayan insan, insan
tuşur. Kurtarıcısının gerçek yüzünü gördükçe, af- sayılmaz. Reel aşk, mecazî aşktan üstün tutulur.
fedilmeyecek bir hata yaptığını anlar. Mehemmed'in eserinde, sevgililerin çile çek-
Hikayede, yılanla kurbağanın karşılıklı ko- meleri tamamen sosyal yapıdan kaynaklanır. Tacir
nuşmalarından yılanın iç yüzü açığa çıkar. Yılan, oğlu Şehriyar'la, hükümdar kızı Senuber'in aşkı,
kurbağa neslini kuruttuktan sonra bile Şapur toplum telakkilerine göre hoş karşılanmayan ve
Şah'in dostu olduğunu iddia eder. Kesin bir dille, umulmayan bir hadisedir. Ancak Şehriyar'la Se-
bütün bunları dostluk adına yaptığını, neticede nuber'in, zaman ve ortama yabancı olan, onlarla
dostu Şapur Şah 'a hürriyet ve mutluluk getirdiğim ters düşen aşkı ilâhî bir gücün eliyle vücut bul-
anlatır. Yaptıklarının karşılığı olarak Şapur Şah'in muştur. Rüyada sevgilinin elinden bade alıp aşka
da kendisi için çalışmasını, onu açlık derdinden düşmek âdet anane tanımaz, toplumun itirazına al-
kurtarmasını, çalışıp çırpınarak karnını do- dırış etmeyerek, sevgililerin kalbine ve ruhuna
yurmasını söyler. hâkim olur. Doğrudan bir ilâhî gücün iradesinden
Hikaye, son kurbağanın -Şapur Şah'in- ve- doğan aşk hudut bilmez. Hayatın hiç bir engel ve
dalaşarak kendi yurdunu terketmesiyle sona erer. imtihanı onun karşısında duramaz.
Yazarın vermek istediği mesaj, zâlimle mazlumun Destanlarda bade içenler, bir kural olarak aynı
dostluklarının mümkün olamayacağı, yılanların zamanda kurbanlarla, adaklarla doğmuş bulunan
hiç bir zaman kurbağalara hürriyet ve mutluluk âşıklardır. Bu keyfiyet, toplumu olağandışı bir şe-
getiremeyeceğidir. kilde dünyaya gelen âşığın, olağanüstü bir insan
Orta asırlar Azerbaycan edebî nesrinin değerli olacağı düşüncesine iten psikolojik bir hazırlıktır.
bir numunesi olan "Tûtinâme" eseri sanat değeri Hayat çizgisinde ve yaradılışında sıradışılıkları bir-
itibariyle de çok önemlidir. Masal ve destan ge- leştiren âşığın, hayatta da muvaffak olacağına, ba-
leneklerine sadık kalan yazar, tahkiyeyi sade ve şarılar kazanacağına artık hiç bir şüphe kalmaz.
Mehemmed'in "Şeriyar"ı da böyle bir âşıktır.
Âşıklar sakisi, rüyasında ona da bade verir. betlik çekenlere duyduğu sevginin ifadesi olarak
Tacirlik yapmaktansa, aşka düşüp seyahate çık- anlayan Vidâdi, "Şikestexatir", "Merhametli" ve
manın daha güzel bir hayat tarzı olacağını anlayan "Mürüvvetli" şiirler yazarak, hanlıklar devrinin acı
Şehriyar, uyandıktan sonra, içtiği badenin tesiriyle hayatı ve trajedisine yas tutardı. Ahengi, maddî ve
ilhama gelir, saz çalıp okumaya başlar. Onun yeni manevi birliği bozulan, sarsılan vatanın akibetini
yeni kaabiliyetleri, yeni özellikleri gün ışığına düşündükçe içli ve gamlı nağmeler dizerdi. Vidâdi
çıkar. şiiri, vatanından ayrı düşen, gönlü yaralı, gam ate-
Destan kahramanları gibi, Şehriyar'm da mu- şiyle ülke ülke dolaşan ve derdine çare bulamayan
cizeler göstermesi kaçınılmazdır. Kendisi de bu ha- dost ve sırdaşlarının çektiği acıların ifadesiydi.
lini, erenlerin verdiği "cam" a bağlar: Vâgif, aşk ve güzellikler nağmekârı olarak,
XVIII. asır Azerbaycan Edebiyatında yeni bir edebî
Yatmışdım, üstüme geldi erenler, mektebin temelini atmıştır. Onun şiirlerinde ifa-
Bir cam verüb saldı bu hala meni. desini bulan güzellik felsefesi, insana duyulan
yüksek bir sevgi, rağbet ve prestişin ifadesi olarak
Aşk destanlarının estetik kurgusu ve ge- anlamlıdır. Azerbaycan şiir tarihinde Vâgif gü-
leneksel özelliklerini dikkate alan ve takip eden zellemesi yeni bir oluşumun, dünya görüşünün,
Mehemmed, iki sevgilinin yolunda duran engel ve hayata ve insana yeni bir yaklaşımın estetik felsefî
uçurumları ortaya döker, kahramanın bahtını uzak tezahürüdür. Şairin güzellik ideali gerçek, hayatî,
ülkelerde sınavlardan geçirir. Eserde, Şehriyar'm insanî ve millî bir güzellik anlayışı olarak samimi
mücadele silahı saz, söz ve nağmedir, "Kemâl ve bir ilgi görmüştür. Bu bakımdan, onun seve seve
cemâlidir". O, kendi gayreti ve becerisiyle aşk yo- kaleme aldığı güzeller de içimizdeki,yakınımızdaki
lundaki engelleri ortadan kaldırır ve büyük is- biri gibi görünür. Canlı ve gerçekçi tavırları, giyimi
teğine kavuşur. ve edasıyla akılda kalan simalardır.
Azerbaycan halk destanlarında âşığın, rüyada Vâgif, zahiri güzelliği dâhili ruhî güzelliğin bir
yakıldığının (buta) dışında ikinci bir güzelle ev- parçası olarak görürdü. Onun güzellik idealinin te-
lenmesi nadir rastlanan bir hadisedir. Nizâmi'nin cessümü olan kadınlar şöhretleri, devirleri ve ka-
"Hüsrav ve Şirin"inde de, Hüsrav, Meryem ve rakterleriyle seçkin kadınlardır. Şair, huri melekten
Şekerle evlendikten sonra Şirinle evlenir. "Şeh- değil, dünya güzelinden zevk almayı tasviye eder,
riyar" da âşık, bu tadan başka ve aynı zamanda görüp sevdiği kadınların bakışı, duruşu, giyim-
Gence Hanı'nm kızı Şamama Beyim ile yuva kurar. kuşamı ona ilham kaynağı olur, kadının örtüler al-
Elbetteki yazar, Şehriyar'm ikinci bir güzelle ev- tına gizlenmesine, toplumdan kaçmasına ve utan-
lenmesini, butası Sanuber'in bu yöndeki te- masına karşı çıkar. Güzeli olmayan evi harabe
şebbüsüne dayandırır. Bununla beraber çok eşlilik sayar. Dostu olmayan şahı dilenciden aşağı görür.
geleneği destanda önemsiz bir yer tutmaktadır. Klasik şiirin lirik âşığından farklı olarak,
"Şehriyar" destanında, masal ve klasik destan Vâgif'in âşığı talihsiz adam değildir. O, arzu ve di-
üslûp ve söyleyiş özellikleri belirgin bir şekilde leklerine kavuşan, sevgi şerbetini tadan, ? 3nu be-
kendini göstermektedir. Eserde başvurulan ifade lirsiz aşktan uzak olan bir âşıktır. O, köşesinden
vasıtaları, bu arada şiir örnekleri, diyaloglar, tabiat bakan, âşığına zulmetmekten zevk alan güzeli be-
ve günlük hayat tasvirleri destanın sanat yönünü ğenmez.
zenginleştirir, şiir söyleyişine ve ahengine ulaş-
masını sağlar. Eğer yarsan gel sarmaşak gol-boyun,
XVIII. asır şiir tarihimizde Vidâdi ve Vâgif'in Durup daldalardan baxmagm nedir?
sanatı, yeni bir hadise ve şiirde yeni bir merhale Yar değilsen çek ayağın, geri dur,
olarak sesini duyurur. Her iki güçlü şair, hem ozan Canımı odlara yaxmagm nedir?
âşık , hem de klasik üslûbda yazarak, Azerbaycan
şiirine renkli, aydınlık fikirler, estetik güzellikler Vâgif şiirinde aşk, estetik-felsefî bir sembol,
getirmiş, orta asırlar edebiyat tarihini yeni gü- hayat ve dünyanın mücerret ve umumi şiirsel ifa-
zelliklerle, yeni inceliklerle ve mana zen- desi değil, yaşanmış, gerçek duyguların, yaşama
ginlikleriyle tamamlamışlardır. Aynı devirde ya- sevinci ve gerçek güzelliğin reel, tabii yan-
şayan Vidâdi karamsar, Vâgif ise coşkulu şiirler sımasıdır. Bu yüzden de Vâgif'in lirik kahramanı
yazardı. Daha doğrusu Vidâdi derde dalar, ke- mecnûnâne bir yol tutmaz. Hayalî ve ilâhî aşka sı-
derlenir, Vâgif ise neşeyle, yaşama sevinciyle ğınmayarak gerçek duygu ve düşünceleri ile se-
coşar, dünyanın bütün sıkıntılarını düğün-bayram çilir. Nesîmi ve Fuzûlî'in idealize ettiği âşık,
gibi karşılardı. Ağlamayı, insana, halka ve gur- Vâgif'te reel bir hüviyet kazanır. Onların romantik
sembol ve tipleri de burada reelleşerek halka ait, biilik ve sadelik onun şiirine hususi bir incelik ve
saf ve canlı bir dilde ifadesini bulur. güzellik aşılamıştır.
Aşk ve güzellik mevzuu, Vâgif şiirinin temel Eski ve Orta Çağlar Azerbaycan Edebiyatının
konusu olmakla beraber, onun sanatı bununla sı- ortaya çıkışı, geçtiği gelişme ve yükseliş yolu gös-
nırlı değildir. Onun, "Bayram oldu", "Düşer", termektedir ki, bu edebiyat, yüzyıllar boyu hü-
"Bax", "Görmedim" vb. şiirleri, sosyal muhtevalı manist ve dünyevî muhtevası ile farklılık arz etmiş,
şiirlerdir. Diğerlerinden farklı olarak, bu şiirlerde dünya edebiyatına da soylu bir etkisi olmuştur.
Vâgif'in gazabı, nefreti, heyecan ve dalgalanmaları Azerbaycan şiiri, ilk ortaya çıktığı asırlardan iti-
daha fazla dikkat çeker. baren, sûfi-hurûfî şiiri, kızılbaşlık edebiyatı,
Vâgif şiiri sanatkârlık, dil-üslûp bakımından Nizami ve Fuzûlî edebî mektebi, Vâgif'in realist-
da Azerbaycan şiiri tarihinde yeni bir hadisedir. lirik geleneği ile sonraki asırlarda devam ederek
Halk sanatından gelen açıklık, halka yakınlık, ta- gelişmiştir.