You are on page 1of 30

Mehemmed Fuzûlî

(Kerbelâ, 1494 - Kerbelâ, 1556)

Dahî Azerbaycan şairi Mehemmed Fuzûlî 1494 "Sohbet-ü'1-Esmar" adlı allegorik mesnevileri,
yılında Irak'ın Kerbelâ şehrinde dünyaya gelmiştir. mektupları, "Sıhhat ve Maraz", "Rind ü Zahid"
Oğuzların Bayat boyundandır. Babası Süleyman, adlı allegorik ve bediî-felsefî mensur eserleri,
ileri gelen; bilgili bir kişi olduğu için oğlunun iyi "Hadis-i Erbaîn", "Hadikat-ü's -Süeda" gibi ter-
eğitim ve terbiye almasını sağlamıştır. Fuzûlî, daha cümeleri, "Matla'-ü'l-İ'tikad" adlı bir Arapça felsefî
okul çağlarındayken şiir yazmaya başlamıştır. Hiç risalesi vardır Daha ziyade gazel tarzında eserler
kimsenin beğenmediği "Fuzûlî" mahlasını alarak veren Fuzûlî'nin divanlarında kıt'a, rubaî, terkib-i
da adının diğer şairlerle karışmasını önlemiştir. bend, terri'-i bend, müseddes, muhammes, mu-
Çocukluk ve gençlik devri, Irak'ın Safevîlerin rabba, musammat, müfred, tekbeyt (matla') ve
elinde olduğu bir devreye rastlar. Daha gençlik yıl- muammaları da vardır.
larmdayken "Beng ü Bade" adlı eserini yazarak
Bediî sözü dirilik, canlılık kaynağı sayan, can ve
Şah İsmail'e sunmuştur. Irak, 1534 yılında Os-
ruhla mukayese eden Fuzûlî, lirik şiirlerinde mu-
manlıların idaresine girer. Fuzûlî 1537 yılında şa-
habbet, aşk felsefesinin derin ve manâlı şerhini
heseri olan "Leyla ve Mecnun" adlı mesnevisini
yapmıştır. "Leyla ve Mecnûn" mesnevisinde insan
Kanunî Sultan Süleyman adına kaleme alır.
sevgi ve kaderinin muhteşem bir abidesini mey-
Fuzûlî, 1556 yılında Kerbela'da taun has-
dana getirmiştir. Epik eserlerinde içtimaî düşünce
talığından vefat etmiştir.
ve mülahazalarını aksettirmiştir.
Şair, şiir yazmaya çok küçük yaşlarda baş-
lamıştır. "Nazm-i nazik" üstadı Fuzûlî, Türkçe ve Fuzûlî'nin eserleri beş cilt olarak Baku'de neş-
Farsça divanlar yazmıştır. Üç dilde de divanı var- redilmiştir. Onun hakkında H.Araslı, Mir Celal, M.
dır. Onun "Leyla ve Mecnun" adlı romantik- Guluzade, M. Cefer ve F. Gasımzade'nin mühim
âşıkâne mesnevisi, "Bengü Bade", "Yedd-i Cam", tedkikleri vardır.
QEZELLER

I

Aldı gülzar içre su eks-i izer-i âlini, Al yanağının aksiyle suyun içi gül bahçesine
Çekdi güller suretin menzûr edib timsâlini, döndü. Güller senin şeklini, güzelliğini görünce
utanıp suretlerini çektiler (kendilerini sakladılar,
gizlediler).

Adın etmiş gün, alıb bir eks mir'at-ı felek, Sabahleyin kutlu, güzel yanağını gösterince feleğin
Sübh gösterdikde sen rüxsâr-i ferruxfâlını. aynası senden bir akis almış ve onun adma gün
demiş.

Şerhe bir gün qıldığm bîdâdi çekmez heşredek, Â'mal defterini yazmak isteyen melek, bir günde
Ol melek kim, yazmaq ister nâme-i e'mâlini. yaptığın zulmü, işkenceyi kıyamete kadar ya-
zamaz, açıklayamaz.

Seyl-i xun xâlm xeyâline pozub göz merdümün, Kan seli, senin beninin hayaliyle göz bebeğini boz-
Merdüm etmiş çeş-i xunbâre xeyâl-i xâlini. muş ve beninin hayalini kan saçan gözlere göz be-
beği etmiş.

Mürğ-i dil qalmadı kim, seyd olmadı, ey xuş-çeşm, Ey gönül gözü, av yok, olmadı. Gönül kuşu kal-
Sakin et pervazden şehbaz-i mişginbâlini. madı. Misk kokulu kanadı olan doğanını uçurma.
(Sevgilinin gönlü kasdediliyor).

Qoymadm bir kimse cövrün çekmeye, rehm et demi, Senin çevrini artık hiç kimse çekemiyor, (Hiç kim-
Men'ı qıl xunrizlikden qemze-i gettâlini. seyi çevrini, nazını çekmeye koymadın, rahmet et).
Katil gamzeni kan dökücülükten (kan dökmekten)
alıkoy, men'et

Qem günü üstümde senden qeyri yox, ey dud-i ah! Ey ahimin dumanı, gam keder günü üstümde sen-
Lütf qıl, menden götürme saye-i iqbâlını. den başka birşey yoktur. Lütfet, ikbalinin, talihinin
gölgesini benden çekme (götürme). (Dud-i ah'la
sevgili de kasdediliyor. Aynı zamanda beddua,
ilenç demektir).

Ey Fuzûlî, bes ki, qem-nak oldu ehvâlın senin, Ey Fuzûlî, yeter artık! Böyle gamlı,kederli halde
Gemden ölsen, hiç kim sormaz dex-i ehvâlini. olman bitsin. Gamdan, kederden ölsen de senin ha-
lini hiç kimse sormaz.

II

Âlem oldu şâd senden, men esr-i qem henüz, Senden bütün alem şad, mutlu oldu. Ben ise hâlâ ga-
Âlem etdi terk-i qem, mende qem-i âlem henüz. mının esiriyim. Alem gamını terk etti. Bende ise hâlâ
bütün alemin gamı, kederi var.

Can bağışlardı lebin izhar-i göftar eyleyib, İsa daha henüz can bahşeden dudağıyla nefes ver-
Vurmadan Isa leb-i canbexşlikden dem henüz. meden önce senin dudakların konuşup, söz söy-
leyip can bağışlardı.

Secdegah etmişdi eşq ehli gaşın mehrâbmı, Melekler, daha henüz Âdeme secde etmeden önce
Qılmadan xeyl-i melâik secde-i Âdem Henüz aşk ehli senin kaşının mihrabını secdegah etmişti.
:

Câne derdin cisme peykânın revan etmişdi hökm, Daha ruhla beden bağı, irtibatı sağlamlaşmadan
Cism ile can irtibatı olmadan möhkem henüz. önce senin derdin canıma, ok gibi kirpiklerin vü-
cuduma hükmetmişti.

Eşq serf eyler felekden kâm hâsil qılmağa, Yaşlı göz, daha bu cevherin kadrini bilmezken fe-
Bu hüher qedrini bilmez dide-i pürnem henüz. lekten mutluluk almak için gözyaşı dökerdi, sarf
ederdi.

Perde-i çeşmim meqam etmişdi bir tersâbeçe, Daha Hz. İsa'nın beşiği Meryem'in eteği olmadan
Olmadan mehd-i Mesihâ dâmen-i Meryem henüz.
önce, benim gözlerimin perdesi (kapağı) bir Hris-
tiyan çocuğuna makam olmuştu.
Ey Fuzûlî, eyledi her derde derman ol tebib,
Ey Fuzûlî, o tabip her derde derman, çare buldu.
Bir menim zexmimdir ancaq bulmayan merhem
henüz. Sadece benim yarama bir merhem bulamadı.

III

Âh eylediğim serv-i xuramânm içündür, Salınarak yürüyen selvi boyun için ah çek-
Qan ağladığım qönçe-i xendânın içündür. mekteyim. Kan ağlamam (Kanlı gözyaşı dökmem)
da senin goncaya benzeyen dudakların yü-
zündendir.

Sergeşteligim kâkil-i miskinin ucmdan Başımın dönmesi senin misk kokulu kıvrım kıvrım
Aşüfteliğim zülf-i perişanın içündür. kaküllerin (saçların) yüzündendir. Perişan halim
de dağınık saçların içindir.

Bîmar tenim nergis-i mestin eleminden Bedenim mahmur gözlerinin üzüntüsünden hastadır
Xûnin ciyerim la'l-i dür-efşânun içündir. (Nergis gibi olan gözlerinin eleminden bedenim has-
tadır). Bağrım, inci saçan kırmızı dudakların yü-
zünden kan içindedir.

Yaxdım tenimi vesl güni şem tek, emma Kavuşma gününde vücudumu mum gibi yakıp erit-
Bil ki, bu tedârük şeb-i hicranın içündür. tim. Bu tedariğimin sebebinin senden ayrı geçecek
olan geceler için olduğunu bil.

Qurtarmağa yağma-yı qeminden dil ü canı, Gönlümü ve canımı gamının yağmasından kur-
Se'yim nezer-i nergis-i fettanın içündür. tarmaya çalışmam, onları fettan gözünün ba-
kışından saklamak içindir.

Can ver könül, ol qemzeye kim, bunca zamanlar, Ey gönül, o gamzeye can ver. Seni bunca zamandır
Can içre seni beslediğim ânın içündür. canımın içinde bunun için saklamaktayım

Vaiz bize dün düzexi vesf etdi, Fuzûlî, Fuzûlî, dün camide vaiz bize cehennemi vasfetti,
Ol vesf senin külbe-i ehzânm içündür. anlattı. O anlatılanlar, senin hüzünlü kulüben için-
dir. (O anlatılanlar senin hüzünlü kulübene ben-
ziyor). (Âşığın gönlü kasdedilmektedir).

IV

Âşiq oldum yene bir taze gül-i re'nâye Ben yine, beni her zaman hileyle yüz kavgaya
Ki, salır âl ile her dem meni yüz govğaye. salan taze, güzel bir güle âşık oldum
Müşt urub, galib-i fersudemi geh hebs qıhr, O, kâh yıpranmış vücûdumu dövüp hapseder. Kâh
Geh serâsime vü üryan buraxır sehrâye. çıplak ve başıboş olarak beni sahraya bırakır.

Üzümün qani ile sinemi al etdim kim, Sanat aleti olsun diye o pervasız, korkusuz sev-
Âlet-i sen'et ola ol büt-i bîpervâye. gilim için yüzümün kanı ile sinemi, göğsümü al
kan ettim (al kana boyadım).

Bu ne işdir ki, bizi iyne kimi inceldib, Bizi iğne gibi incelten bu iş, nasıl bir iştir? Bizi her
Salır iplik kimi herdem bir uzun sevdâye. zaman iplik gibi uzun bir sevdaya salar.

Ayağın bağlamış avarelerin sen'et ile, Avarelerin ayağını san'at ile kendine bağlamış. Ma-
Yox nihayet ser-i kûyinde gezen şeydâye. hallesinde, semtinde gezen çılgınların, şeydalarm
haddi, hesabı yoktur.

Lext-lext olmuş iken, gemze direfşini çekib, Gamından yorulmuş, bitmiş, parça parça olmuş ol-
Çaresiz olmadı bir gün meni qemfersâye. mama rağmen gamzenin bayrağım (okunu) çe-
kerek bana çare olmadın.

Yaxa çak edeni başmaq kimi salır ayağa, Ey Fuzûlî, onun gösterdiği kanaate bak ki, yakasını
Ey Fuzûlî, bax onun etdiyi istiğnâye. parçalayanı ayağına ayakkabı gibi salmakta.

Âşiyân-i mürğ-i dil zülf-i perîşânındadır, Gönül kuşunun yuvası perişan, darmadağınık sa-
Qanda olsam, ey perî, könlüm senin yanındadır. çındadır. Ey peri gibi güzel, her nerede olursam ola-
yım, gönlüm senin yanındadır.

Eşq derdile xoşam, el çek elâcımdan, tebib, Doktor, ben aşk derdinden memnunum. Beni te-
Qılma derman kim, helakim zehri dermânındadır. davi etmekten el çek, vazgeç. Derdime çare arama.
Çünkü beni öldürecek olan zehir, senin ilacmdadır.

Çekme dâmen naz edib üftâdelerden, vehm qıl, Nazlanıp âşıklardan elini, eteğini çekme, ilgini
Göklere açılmasın eller ki, damânmdadır. kesme. Eteğine sarılan eller, göklere açılmasın.

Gözlerim yaşın görüb şur, etme nifret kim, bu hem Gözyaşlarımın tuzlu olmasını görüp de nefret
Ol nemekdendir ki, la'l-i şekker-efşânındadır. etme, tiksinme. Bu, aynı zamanda şeker saçan du-
dağının tuzundandır.

Mest-i xeb-i naz olub cem' et dil-i sedpâremi Naz uykusundan mest ol da; her parçası bir kir-
Kim onun her paresi bir növk-i müjgânmdadır. piğinin ucunda asılı olan yüz parçaya bölünmüş
gönlümü toplayıp bir araya getir.

Bes ki, hicrânmdadır xasiyyet-i qet'-i heyat, Ayrılığında hayatı sona erdirme karakteri olduğu
Ol heyât ehline heyrânem ki, hicrânmdadır. halde (olmasına rağmen) senden ayrı olarak ya-
şayabilenlere şaşıyorum.

Ey Fuzûlî şem' tek mütleq açılmaz yanmadan, Ey Fuzûlî, sevgilinin saçı yüzünden can ipliğinde
Tâblar kimi, sünbülünden rişte-i cânmdadır. oluşan kurumlar, mum gibi yanmadan kesinlikle
açılmaz.

VI

Bağe gir bülbüle erz-i gül-i rüxsâr eyle, Bağa girip gül yanağını bir bülbüle göster. Gülün
Yıq gülün irzini bülbül gözüne xâr eyle. ırzını yıkarak (yok ederek) bülbülün gözüne diken
et.
Bağ şâhidlerine zülf ile çeşmin göster, Bağ şahitlerine zülfünle gözünü göster. Sünbülü
Sünbülü derhem edip, nergisi bîmâr eyle. incitip, nergisi hasta et.

Gönçeye lâf-i letâfetde ağız açdırma, Goncaya güzel sözde ağız açtırma. Göz ucunla ba-
Lehze-lehze onu şermende-i göftâr eyle. karak (zaman zaman) onu sözle utandır.

Serve azadelik ismile yaraşmaz yürümek, Selviye özgürlük adına yürümek yakışmaz. Onu
Onu hem şîve-i reftâre giriftar eyle. da yürüyüşündeki edayla esir e.

Dâr-i dünyâni könül, cehd qılıb terq ede gör, Gönül, dünyayı terketmeye çalış. Gaflet uy-
Xâb-i qefletde iken özünü bîdâr eyle. kusundan kendini uyandır.

A ciyer zexmi, ağız açma xedengin gömben, Ey ciğer yarası, oku görünce ağız açma. Benim
Yetene râz-i nihânım, yeter, izhâr eyle. gizli sırlarım anlayana yeter. Onları açıkla.

Kes, Fuzûlî, temein qeyri temennâlerden, Fuzûlî, gayri temennalardan, (selamdan) tamahını
Qanda olsan teleb-i dövlet-i dîdâr eyle. kes. Nerede olursan ol, isteğini devlet kapısından
talep et, iste.

VII

Bilmez idim, bilmek ağzın sirrini düşvâr imiş, Ağzının sırrını bilmenin zor olduğunu bilmezdim.
Ağzını derlerdi yox, dediklerince var imiş. Ağzının yok olduğunu söylerlerdi. Onların de-
diğince varmış.

Âciz olmuş yaxmağa âh ile kûh Kûhken Dağ kazıcı (Ferhad), dağı yakmayı becerememiş.
Neylesin miskin onun eşqi hem ol migdâr imiş. Neylesin o miskin ki, onun aşkı o kadarmış

Daşe çekmiş xelq üçün Ferhad Şîrin suretin, Ferhat, halk için Şirin'in suretini (resmini) taşa çek-
Erz qılmış xelqe mehbûbin, eceb bîâr imiş. miş (kazımış). Utanmaz halka sevgilisini arz etmiş,
göstermiş.

Ke'be ehrâmine zâhid, dediler bel bağladı, Zahidin (Kaba sofu) Ka'be ehramına bel bağ-
Eyledim tehqiq, onun bağlandığı zünnâr imiş. ladığını söylediler. Araştırıp gördüm ki onun bağ-
ladığı zünnarmış (papazın bel kuşağıymış).

Ömrlerdir eylerem ehvâl-i dünyâ imtehan, Ömür boyunca dünya halini imtihan ettim, (sı-
Neqd-i ömr ü hâsil-i dünyâ heman bir yâr imiş. nadım.) Ömrün serveti (Ömürden elde ettiğim) ve
dünyadan hasıl ettiğim sadece bir yarmış (yar
oldu).

Zövq-i dîdârile dildârın yox etdim vârimi, Gönül sahibi olan yarin yanağının, yüzünün zev-
Dövlet-i bâgî ki derler, dövlet-i dîdâr imiş. kiyle bütün varımı, malımı mülkümü yok ettim.
Baki olan devlet, yüz servetiymiş.

Dün Fuzûlî ârizin görgec, revân tapşırdı cân, Fuzûlî dün yanağını görünce akıp giden canını
Laf edib derdi ki, canım var, emânetdâr imiş. sana havale etti. Benim canım emanetdardır, der-
miş.

VIII

Gametin xedmetine servin eyilmez başı, Senin boyuna hizmet için selvinin başı eğilmez. O
Ne bilir ehl-i terqin revîşin ol naşı. ağaç ( o yerden çıkma), tarikat ehlinin halini ne-
reden bilsin
Ögünür dîde ki, heyrânem ezelden üzüne Göz, senin yüzüne hayranım diyerek övünür.
Oldu me'lum bu lafında ki, çoxdur yaşı. Onun bu sözünden çok fazla yaş döktüğü bes-
bellidir.

Eşq le'li reh-i eşqinde tutubdur eteyim, Aşk yolunda gözyaşı incileri eteklerimi tut-
Qorxuluqdur nece salıb gedelim yoldaşı? maktadır. Bu haldeki yoldaşı nasıl bırakıp gi-
deyim, korkmaktadır.

Yetdi ol qayete ze'fim ki, çeker tesvirim, Zayıflığımın öyle bir zor mertebesine geldim ki,
Her zaman daire-i heyrete min neqqaşı. benim görünüşüm her an bir nakkaşı hayretler
içinde bırakır.

Möhtesib Tanrı üçün gel mene çox verme ezab, Ey hesabımı tutan, Allah için bana çok edep verme.
Meyli mescid mi eder meykedeler ovbaşı? Meyhaneler, hiç aşağılık kimseleri mescitten yana
gönderir mi?

Kesdi men şif teden ehl-i selâmet yolunu, Benim gibi çılgın bir âşığa selâmet ehli yak-
Bes ki, etrafıma cem' oldu melâmet daşı. laşmamaktadır. Melâmet yolunda olanların et-
rafıma toplanmaları bana yeter.

Ey Fuzûlî, ne belâ oxları kim, gelse mene, Ey Fuzûlî, bana ne türlü belâ okları gelirse gelsin
Sebeb ol qaşları yayın gözüdür, yâ qaşı. sebep, o kaşları yay gibi olan sevgilinin ya gözü, ya
da kaşıdır.

IX

Qansı mâhin bilmezem mehrile olmuş zâr sübh. Sabah, ayın yüzünden mi, yoksa güneşin yü-
Her gün eyler xelqe bir dağ-i nihân izhâr sübh. zünden mi bilmem ağlar, inler olmuş. Sabah, her-
gün halka gizli bir yarasını gösterir, açıklar.

Batdı encüm, çıxdı gün, yâ bir esîr-i eşqdir, Yıldızlar battı, güneş çıktı. Bir aşk esîri olan sabah,
Tökdü dürr-i eşk, çekdi âhi ateşbâr sübh. bu sırada sürekli gözyaşı incileri döktü; ateş saçan
ahlar çekti.

Nola ger emvâte ehyâ verse sübhün demleri, Sabahın nefesi, ölüleri diriltse ne olur. Saban
Zikr-i leyindir kim, eyler dem-be-dem tekrar sübh. daima dudağının zikrini terkarlar durur.

Bir müsevvirdir ki, zerrin kilk ile her gün çeker, Sabah, öyle bir musavvirdir ki, altın kalemle dün-
Sefhe-i gerdûne neqş-i âriz-i dildâr sübh. yanın yüzüne gönül sahibi olan sevgilinin ya-
nağının nakşını (suretini) çeker.

Müjde bir xurşîdden vermiş meğer bâd-i sebâ, Sabah rüzgârı güneşten bir müjde verince sabah,
Kim, nisâr eyler ona yüz min dür-i şehvâr sübh. ona yüzbin iri inci saçar.

Âşiq-i sâdiqdir, izhâr-i qem eyler her seher, Sabah, her seher gam saçan sadık bir âşıktır. "Ah"
Âh ile xelqi yuxusundan gılır bîdâr sübh. ile halkı uykusundan uyandırır

Ey Fuzûlî, şâm-i gem encamına yoxdur ümîd, Ey Fuzûlî, gam gecesinin sona ereceğine dair bir
Bir tesellidir sene ol söz ki, derler var sübh. ümit yoktur. "Sabah var" demeleri sana teselli
veren bir sözdür.
Qebrim daşma kim qem odundan zebânedir. Gam, keder ateşi aleviyle yanan kabir taşıma ayıp-
Te'n oxun atma kim, xeteri çox nişanedir. lama okunu atma. Çünkü o, tehlikeli bir nişanedir.

Eylen qedeh zemâne gemin def galiba Kadeh zamane gamını defeder, yok eder. Galiba
Dövr-i qedeh müxâlif-i dövr-i zemânedir. kadeh devri, zamane devrinin muhalifidir

Qaldırdı eşk-i dûn men ol âsitâneden Beni o eşikten alçak gözyaşı kaldırdı. Fakat, benim
Kim, meqsedim menim dexi ol âsitânedir. maksadım yine o eşiktir.

Vaiz sözüne tutma qulaq, qâfil olma kim, Sen vaiz sözüne kulak verme, gafil olma. Gaflet
Qeflet yuxusunun sebebi ol fesânedir uykusunun sebebi, o efsanedir, hikâyedir (Gaflet
uykusunun sebebi, vaizin o sözleridir).

Nezr etmişem ferâqine kim, yox nihayeti, Tükenmez hazine olan gözyaşı sermayemi senin
Neqd-i sirişkimi ki, tükenmez xızânedir. sonu olmayan ayrılığına adadım.

Cân vermeyem mi qürbete kim bim-i te'neden Gurbette sensizlikten dolayı ağlayıp can ver-
Yâd-i veten feğânima sensiz behânedir. meyeyim mi? Asıl olan sensin. Vatan yadı utanma
korkusu yüzünden bahanedir (Ağlamamın asıl se-
bebi, sensizliktir. Vatan yadı bahanedir).

Ey dil hezer qıl ateş-i âhunle yanmasın Ey gönül, dert kuşlarının yuvası olan vücudum,
Cismin ki, derd quşlarına âşiyânedir. ahinin ateşiyle yanmasın. Sakın, dikkat et.

Menden Fuzûlî, isfeme eş'âr-i medh-ü zem, Fuzûlî, benden övgü ve yergi şiirleri isteme. Ben
Men âşigem hemîşe sözüm âşiqânedir. âşığım. Bu yüzden sözüm de daima âşıkanedir.

XI

Qıldı ol serv seher, nazile hümmâme xüram, O selvi boylu güzel, seher vakti hamama gitti. Ya-
Şem-i rühsârı ile oldu münevver hemmam. nağının mumu ile hamam aydınlandı.

Görünürdü bedeni, çak-i girîbânmdan, Yakasının yırtığından bedeni görünürdü. Böylece
Câmeden çıxdı, yeni ayını gösterdi tamam. elbiseden çıktı ve dolunayını gösterdi (Bedeni, ya-
kasının yırtığından görünürdü. Elbiseden çıkınca
dolunay gibi tamamiyle ortaya çıkıp göründü).

Nîlgun futaye sardı beden-i üryanın, Lacivert peştemalı çıplak bedenini sardı. Sanki so-
Sen benefşe içine düşdü meqeşşer badam. yulmuş badem, menekşe içine düştü. (Soyulmuş
bademin menekşe bahçesi içine düşmesi gibi la-
civert peştemala çıplak bedenini sardı).

Oldu pâbus-i şerifile müşerref leb-i hovz, Havuzun dudağı şerefli, uğurlu ayaklarını öp-
Buldu dîdar-i letîfile ziya dîde-i câm. mekle müşerref oldu, şereflendi. Kadehin gözü
güzel gözlerinle ziyalandı. (Latif gözlerinden ışık
buldu).

Sandılar kim, satılır dâne-i dürr-i eraqi, İnci gibi ter tanesini satılır sandılar. Bu yüzden
Vurdu el kîseye çoxlar qılıb endîşe-i xam. çokları boş bir endişeyle keseye el vurdular.
Kakilin şane açıb, qıldı hevayi miskin. Tarağın açtığı kâkülün havayı kararttı (havaya
Tîğ mûyin dağıdıb, etdi yeri enberfâm. misk kokusu saldı). Kılıç saçlarım dağıtıp yere
anber kokusu saçtı.

Tas elin öpdü, hesed qıldı qara bağrımı su, Tas elini öpüp su vücûduna değince kara bağırımı
Yetdi su cismine, reşk aldı tenimden ârâm. haset kapladı. Kıskançlık vücudumdan, tenimden
rahatı, mutluluğu aldı.

Çıxdı hemmamdan o, perde-i çeşmim sarınıb, O, göz perdeme sarınarak hamamdan çıktı. Rahat
Tutdu asayiş ile gûşe-i çeşmimde meqam. bir şekilde gözümün köşesinde yer tutu.

Merdüm-i çeşmim ayağine revân su tökdü Selvinin ayağına gerek olan suyun sürekli dö-
Ki, gerek su töküle servin ayağine müdam. külmesi gibi göz bebeğimde onun ayağına su
döktü (gözbebeğimden akan su onun ayağına dö-
küldü).

Müzd-i hemmâm, Fuzûlî, vererem cân neqdin, Fuzûlî, hamam ücreti olarak can sermayemi ve-
Qılmasm serf-i zer ol serv-qad ü sîm-endam. ririm. O selvi boylu, gümüş endamlı güzel altın
harcamasın.

XII

Dehenin derdime derman dediler cânânm, Cananın, sevgilinin ağzını derdime derman de-
Bildiler derdimi, yoxdur dediler dermanın. diler. Derdimi bildiler. Dermanın yoktur, dediler.

Olsa mehbûblarm eşqi cehennem sebebi, Sevgililerin aşkı cehennem sebebi olsa huri ve gıl-
Hur ü gılmanı qalır kendisine rizvânm. manlar cennetin kendisine kalır.

Keçdi meyxâneden el, mest-i mey-i eşqin olub, Bütün halk, aşkının şarabının, sarhoşu olarak mey-
Ne meleksin ki, xerâb etdin evin şeytânın? haneden geçti. Sen ne biçim bir meleksin ki, şey-
tanın evini de yıktın.

Urmazam sehhet üçün merhem oxun yâresine, Okunun yarasına sıhhat bulmak için merhem koy-
İsterem çıxmaya zevk elem-i peykânm. mam. Temreninin eleminin zevkine çıkmak (ulaş-
mak) isterim.

Ne bilir oxumayan müshef-i hüsnün şerhin, Güzelliğinin mushafının açıklamasını okumayan
Yere gökden ne üçün endiyini Qur'ânın. Kur'anm gökten yere niçin indiğini ne bilir?

Yerden ey dil göye qavmuşdu şirişkim meleki, Ey gönül! gözyaşım meleği yerden gökyüzüne
Onda hem qoymayacaqdır oları efğânm. kovmuştu. Yine ağlayıp, inlemen onlara rahat ver-
meyecektir.

Ey Fuzûlî, oluban qerqe-i girdab-i cünûn, Ey Fuzûlî, delilik, çılgınlık girdabında suya battım.
Gör ne gehrin çekerem döne-döne dövrânm Gör, devranın ne kahırlarını çekmekteyim.

XIII

Dehenin şevkini can-sûz gûman etmez idim, Ağzının şevkinin can alıcılığından şüp-
Yoxsa birdem onu men mûnis-i cân etmez idim. helenmezdim. Yoksa onu ben asla canıma ya-
kınlaştırmazdım.

Vesl-i xâl-i lebini bilse idim nameqdur, Dudağının benine kavuşmanın tuzlu olduğunu
Arzusundan qara bağrımı qan etmez idim. bilseydim, onun uğruna (onun arzusuna) bağrımı
kan etmezdim (yaralamazdım; parçalamazdım).
Xûblar âşiqe meyi etmediyin bilse idim, Güzellerin âşığa meyletmediğini bilseydim, ken-
Özümü eşq ile rüsvâ-i cahân etmez idim. dimi aşk için cihana rezil etmezdim.

Düşmeseydi gözümün yasine feyz-i nezerin, Gözümün yaşma senin bakışının feyzi düş-
Onu her servin ayaqine revân etmez idim. meseydi, onu her selvi boylu güzelin ayağına akıt-
mazdım.

Salmasaydım dil-i vîrâne imaret terhin, Yıkık gönlümü tamir etmeseydim o zaman aşk
Onda genc-i güher-i eşqi nihân etmez idim. gevherinin hazinesini saklamazdım.

Sitem-i te'ne-i eğyâre değildim vâgif, Yabancıların ayıplamalarından, sitemlerinden ha-
Yoxsa yârın ser-i kûyinde mekân etmez idim. berim yoktu. Yoksa, yârin yanında, semtinde mekan
tutmazdım.

Etmeseydi sitem-i yâr, Fuzûlî meni zâr, Fuzûlî, yarin sitemi beni inletmeseydi, ağ-
Bunca feryâd çekib, âh u feğân etmez idim. latmasaydı bunca feryat edip ah çekmez, ağ-
lamazdım.

XIV

Dust bî-pervâ, felek bî-rehm, dövran bî-sükûn, Dost umursamaz, felek acımasız, devir bî-sükûn,
Derd çox, hem-derd yox, düşmen qevî, tâle' zebûn. karışır. Dert çok, dert ortağı yok, düşman güçlü, ta-
lihim ise âciz.

Sâye-i ümmîd zail, âfitâb-i şevk germ, Arzu, istek güneşi yakıcı, umudun gölgesi de kay-
Rütbe-i idbâr alî, pâye-i tedbîr dûn. bolmuş. Düşkünlüğün rütbesi yüksek, çaresizliğin
derecesi ise alçaktır.

Eql dûn-himmet, sade-yi te'ne yer yerden bülend, Akıl çabasız, tenbel. Ayıplamalar, söğüp saymalar
Bext kemşefget, belâ-yi eşq gün günden füzun. yer yer haykırışlara dönüşmüş. Baht, acımasız. Aşk
belâsı ise gün güne artmada, çoğalmada.
Men gerib ü mülk-i râh-i vesl pür teşviş ü mekr, Ben garibim, kimsesiz bir yabancıyım. Sana ka-
Men herif-i sâde lövh ü dehr pür neqş-i füsun. vuşmanın yolu tuzaklarla, karışıklıklarla dolu. Ben
gönlü saf, sade bir adamım. Dünya ise hile ve ka-
rışıklıklarla dolu.
Her sehî-qed cilvesi, bir seyl-i tûfân-i bela, Her düzgün boylu güzelin cilvesi, bir belâ tu-
Her hilâl-ebrü qaşı, bir serxet-i meşk-i cünûn. fanıdır, selidir. Her hilâl kaşlı güzelin kaşı, bir de-
lilik yazısının başlığıdır.
Yelde berğ-i lâle tek temkîn-i daniş bî-sebat. Bilginin temkinliliği, ağırbaşlılığı yele kapılmış ge-
Suda eqs-i serv tek te'sir-i dövlet vâjgûn. lincik yaprağı gibi sebatsızdır, geçicidir. Zen-
ginliğin, mutluluğun etkisi selvinin sudaki aksi
gibi tersine dönmüş.
Serhed-i metlûbe pür möhnet terig-i imtahen, Varılması istenilen smır zorluklar ve zahmet dolu
Menzil-i meqsûde pür asib râh-i azmûn. bir sınama yoludur. Varılması hedeflenen yer belâ
ve feleketlerle dolu bir sınama yoludur.
Şâhid-i meqsed nevâ-yi çeng tek perde-nişin, Ulaşılmak istenilen güzel, çeng nağmesi gibi per-
Sâğar-i işret hübâb-i sâf-i sehbâ tek niqûn. deler arkasında gizlenmiştir. Hayat bahşeden
kadeh, şarabın saf kabarcıkları gibi tersine dön-
müş.
Tefrige hâsil, terig-i mülk-i cemiyyet mexuf, Sonuçta hep ayrılık, anlaşmazlık; anlaşıp birleşme
Âh bilmen neyleyim, yox bir müvâfiq reh-nümûn. mülkünün yolu tehlikeli. Ah bilmem ne yapayım;
uygun bir yol gösterici de yok.

Çöhre-i zerdin Fuzûlî'nin tutubdur eşk-i al, Fuzûlî'nin sarı yüzünü al renkli gözyaşları sarmış,
Gör ona ne rengler geçmiş sipehr-i nilqûn. kaplamış. Ona bu mavi gökyüzü ne düzenler, hi-
leler hazırlamış.

XV

Ey gül ne eceb silsile-i mişk-i terin var, Ey gül yüzlü sevgili, ne acayip, şaşılacak derecede
Vey serv, ne xoş cân alıcı işvelerin var. taze, misk kokulu saçların var. Ey selvi boylu sev-
gili, ne hoş can alıcı nazların, işvelerin var.

Acıtdı meni acı sözün tünd nigâhın, Ey güzellik fidanı, ne acayip, ne garip acı mey-
Ey nexli melâhet, ne belâ telx berin var. velerin var. Acı sözlerin, sert bakışların beni üzdü,
acı verdi.

Peykânları ile doludur çeşm-i pür-âbım, Benim yaşlarla dolu gözlerim, sevgilinin bakış ok-
Ey behr, sanırsan senin ancaq göherin var? ları ile doludur. Bu yüzden ey deniz, sen sadece
senin incilerin olduğunu sanma.

Ol seng-i dile nâle-i zârm eser etmiş, Ey gönlüm, o taş yürekli segiliyi ağlayıp, inlemem
Ey dil sene bu zövg yeter, tâ eserin var. etkilemiş. Bir eserin olduğu için bu zevk sana
yeter.

Eşq içre könül, deme ki, men bîxudem ancaq, Ey gafil olan gönül, senin yalnız kendinden ha-
Ey gâfü özünden senin ancaq xeberin var. berin olduğu için aşk içinde kendinden geçenin
yalnız sen olduğunu söyleme.

Çox baxdığınız qemze ilen bagrm ezersen, Ey sevgili, yanbakışmla çok baktığının bağrını ya-
Her kime ki, baxmazsan, onunla nezerin var. ralarsın. Gerçek ilgin bakmadığın kimseyedir.

Eşq ehline ol mâh, Fuzûlî nezer etmiş, Fuzûlî, o ay yüzlü güzel âşıklara bakmış. Eğer bir
Sen hem özünü göster, eğer bir hünerin var. hünerin varsa sen de kendini göster.

XVI

Ey müsevvir, yâr timsâline suret vermedin, Ey ressam, yârin resmini yapmadın, (iyi res-
Zülf ü rûx çekdin, velî, tâb ü terâvet vermedin. metmedin). Zülf ve yanak yaptın, fakat ışık ve ta-
zelik vermedin.

Eşq sevdasından, ey nâsih, meni men eyledin, Ey öğüt verici, beni aşkın sevdasıyla ben ettin. Aklın
Yox imiş eqlin, mene yaxşı nesîhet vermedin. yokmuş. Bana iyi öğüt vermedin.

Dün ki, fürset düşdü xâk-i dergehinden kâm alam, Dün dergahının toprağından, mutluluk almak için
Noldu, ey gözyaşı göz açmağa fürset vermedin. fırsat düşmüştü. Ey gözyaşı, ne oldu ki gözümü aç-
maya fırsat vermedin?

Göz yumub âlemden, isterdim açam rühsârine, Gözlerimi bütün âleme yumup sadece yanakların
Canım aldın, göz yumub açınca möhlet vermedin. için açmak istedim. (Yanaklarından başka hiçbir
şeye bakmak istemezdim). Fakat, gözlerimi yumup
açana kadar bile zaman vermedin, hemen canımı
aldın.
Bu mudur rehmin ki, xâlin eyler iken qesd-i cân, Benin canımı kastederken sakalın, bıyığın çaktı.
Çıxdı xettin kim onu men' ede rüxset vermedin. Senin rahmetin bu mudur ki onu yok etmeye izin
vermedin?

Verme hüsn ehline yâ Reb, qudret-i resm-i cefa, Yarab, güzellik ehline eza, cefa için âşıklara güç,
Çün cefâ çekmekde eşq ehline tâget vermedin. kuvvet vermedin.

Ey Fuzûlî, öldün, efğân etmedin rehmet sene! Ey Fuzûlî, öldün fakat, ağlayıp inlemedin. Rahmet
Rehm qıldm xelqe efğânmla zehmet vermedin. sana. Halka acıdın. Ağlamanla, inlemenle ona zah-
met vermedin, onu yormadın, (ağlamanla, in-
lemenle halkı yormadın, onlara acıdın).

XVII

Ey xoş ol mest ki, bilmez qem-i âlem ne imiş, Ey gönlü hoş, mest olan, âlemin gamının, ke-
Ne çeker âlem üçün qem, ne biler qem ne imiş. derinin ne olduğunu bilmezsin. Ne alem için gam,
keder çekersiniz, ne de gamın olduğunu bilirsiniz.

Bir perî silsile-i eşqine düşdüm nâgâh, Birdenbire bir perinin aşkının zincirlerine düştüm.
Şimdi bildim sebeb-i xilget-i Âdem ne imiş. Ademin yaratılmasının sebebini şimdi anladım.

Vaiz evsâf-i cehennem qılır ey ehl-i vere, Ey dindarlar, ey din ehli, vaiz cehennemin va-
Var onun meclisine, bil ki, cehennem ne imiş sıflarım söyler, okur. Sen git o sevgilinin meclisine
var da cehennemin ne olduğunu öğren, gör.

Oxu köksümden ötüb, qalmış imiş peykânı, Oku göğsümden geçti; göğsümü deldi. Peykanı,
Âh, bildim sebeb-i âh-i dem-â-dem ne imiş. temreni içimde kaldı. Sürekli ah etmenin sebebim
şimdi anladım.

Ey Fuzûlî meze-i sâgi vü sehbâ bildin, Ey Fuzûlî, sâkînin mezesini ve şarabını gördün, öğ-
Tövbe qıl tâ bileşen zerg ü riya hem ne imiş. rendin. Tövbe et de riya, ikiyüzlülüğün ne ol-
duğunu öğren, bil.

XVIII

Eşqden canımdan bir pünhan merez var, ey hekim! Ey doktor, aşk yüzünden canımda gizli bir maraz,
Xelqe pünhan derdim izhâr etme zinhar, ey hekim. (hastalık) var. Ey doktor, halktan gizli olan der-
dimi sakın aşikâr etme,( açıklama).

Var bir derdim ki, çox dermandan artıgdır mene, Ey doktor, benim birçok dermandan fazla olan
Qoy meni derdimle, derman eyleme, var, ey hekim! (birçok dermanın tedavi edemediği) bir derdim
var. Beni derdimle bırak, derman eyleme, git.

Ger basıb el nebzime, teşxîs qılsan derdimi, Ey doktor, eğer nabzıma el koyup derdimi teşhis
Al amânet, qılma her biderde izhâr ey hekim. edersen onu emanet olarak al, kabul et. Dertsizlere
aşikâr etme, (açıklama).

Gel menim tedbir-i bihbudemde sen bir se'y qıl, Ey doktor gel, benim vücudumun çaresi, dermanı
Kim, olan bu derde aktıqraq qiriftâr, ey hekim. için uğraş ki bu derde daha fazla tutulayım.

Gör ten-i üryan ile ehvâlımı hicran günü, Ey doktor, benim çıplak vücûdumla halimi ayrılık
Var imiş rûz-i qiyâmet, qılma inkâr ey hekim. gününde gör. Kıyamet günü varmış, bunu inkar
etme.
Çekmeyince çâre-i derdimde zehmet bilmedin, Ey doktor, derdimin çaresi için zahmet çek-
Kim olur dermân-i derd-i eşq dişvâr ey hekim! mediğinden aşk derdinin dermanının zor ol-
duğunu bilmezsin.

Rene çekme, sehhet ümmîdin Fuzûlîden götür, Ey tabip, böyle hasta, sıhhat kabul etmez (iyi-
Kim, qebûl-i sehhet etmez böyle bîmâr, ey hekim. leşmez). Bu yüzden eziyet çekme. Sen Fuzûlî'nin
iyileşeceği ümidini kes.

XIX

Ezel kâtibleri üşşaq bextin qare yazmışlar, Ezel meclisinin kâtipleri, âşıkların bahtını kara yaz-
Bu mezmun ile xet ol sefhe-i rühsâre yazmışlar. mışlar. Bunun gizli anlamını sevgilinin yanağına
tüy şeklinde yazmışlar.

Xevâs-i xâk-i pâym şerhini tehqiq edib merdüm, Senin ayağının toprağının özelliklerini inceleyen
Gübâr ile beyaz-i dîde-i xünbâre yazmışlar. insanlar, bunu gubar yazısıyla kanlı gözyaşı döken
gözün beyazına yazmışlar.

Qülüstân-i ser-i kuyin kitabın bab-bab, ey gül, Ey gül yüzlü sevgili, senin bulunduğun gül bah-
Xet-i reyhan ile cedvel çekib, gülzare yazmışlar. çesine benzer yerin özelliklerini bölüm bölüm fes-
leğen hattıyla çizgi çekerek gül bahçesine yaz-
İki setr eyleyib ol iki meygû le'ller vesfin, mışlar.
Görenler her birin bir çeşm-i gövher-bâre yazmışlar.
O şarap rengindeki iki dudağını görenler, onların
her birinin vasfını iki satır halinde inci saçan göze
Girib bütxâneye qılsan tekellüm, can bulur seksiz yazmışlar.
Müsevvirler ne suret kim, der ü divâre yazmışlar.
Ey sevgilim, kiliseye girip konuşsan, şüphesiz res-
samların duvarlara ve kapılara çektikleri resimler
Müherrirler yazanda her kese âlemde bir rûzi, canlanırlar.
Mene her gün dil-i sedpâreden bir pare yazmışlar.
Kâtipler, herkese dünyadaki bir günlük rızlarını
yazarlarken bana da her gün için yüz parça olmuş
Yazanda Vâmiq ü Ferhad ü Mecnûn vesfin ehl-i derd, gönlümden bir parçasını yazmışlar.
Fuzûlî adını gördüm ser-i tumâre yazmışlar.
Dert ehlilerinin, Vamık, Ferhat ve Mecnun'un va-
sıflarını yazdıkları zaman Fuzûlî adını defterin en
başına yazdıklarını gördüm.

XX

Zülfü kimi ayağın qoymaz öpem nigârm, Sevgilinin uzun saçları ayağını öper de ben öpemem.
Yoxdur onun yanında bir qılca e'tibârım Onun yanında bir kıl kadar bile itibarım yoktur.

İnsaf xoşdur, ey eşq, ancaq meni zebûn et, Ey aşk, insaf hoş şeydir. Ancak beni aciz, güçsüz
Ha böyle mehnet ile geçsin mi rûzigârım? bırak. Yoksa benim ömrüm böyle mihnet ile mi
geçsin?

Bildi temâ-i âlem ki, derdmend-i eşqem, Ya Rab, dert sahibi olduğumu bütün âlem bildi,
Yâ Reb, henüz halım bilmez mi ola yârım? öğrendi. Hâlâ o yârim halimi bilmez mi? (anlamadı
mı?).
Veslinden ayrı nola qanım tökülse gül gül, Senin vaslından ayrı olduktan sonra (senden ayrı
Men gülbün-i belâyem, bu fesidir behârım. olduktan sonra) kanım gül gibi kıpkırmızı dökülse
ne olur ki? Ben gam, keder gülünün köküyüm; ba-
harım bu mevsimdir (Baharım ayrılık zamanıdır.)

Tevsir eden vücûdim yazmış elimde sâğer, Vücudumu (Beni) tasvir eden (resmeden), elimde
Ref olmağa bu suret yox elde bctiyârım. kadeh yapmış. Bu resmi yok etmeye, kaldırmaya
ihtiyarım, yok.

Dur istemen zameni mey sayesin başımdan, Ya Rab, bir an bile şarap gölgesinin neş'esinin ba
Torpaq olanda yâ Reb, dürd-i mey et gübârım. şımdan uzak olmasını istemem. Toprak olunca
(ölünce) toprağımı şarap tortusu et. :

Rüsvâlerinden ol meh saymaz meni, Fuzûlî, Ey Fuzûlî, o ay yüzlü güzel, beni rezil, düşkün et-
Dîvâne olmayım mı, dünyâda yox mu arım? tiklerinden saymaz. Bu yüzden deli, divane ol-
mayayım mı, dünyada bundan büyük utanç olur
mu?

XXI

Yene ol mâh menim aldı gerârım bu gece. O ay yüzlü sevgili, bu gece yine benim kararımı
Çıxacaqdır feleke nâle vü zarım bu gece. aldı. Bu gece ağlamam, iniltim gökyüzüne çı-
kacaktır.

Şem'veş mehrem-i bezm eyledi ol mah meni O ay yüzlü sevgili, beni mum gibi içki (muhabbet)
Yanacaqdır yene eşq oduna varım bu gece. meclisiyle mahrem etti (içli, dışlı etti). Bu gece
aşkın ateşiyle yine bütün vücudum (mum gibi) ya-
nacaktır.

Hem visali vurur od canıma, hem hicranı, Bu gece, başım acayip bir mumla derde (işe) düştü.
Bir eceb şam' ile düşdü ser ü kârım bu gece. Hem kavuşması, hem ayrılığı canıma ateş düşürür
(canını yakar).

Ne tütündür ki çıxar çerxe, dil-i zâre meğer, Gönlün inlemesinin, ahinin tütünü, dumanı gök-
Hicr dağini vurur lâle-uzârım bu gece(?) yüzüne çıkar. Meğer gül yanağının aksi bu gece
ayrılık dağına vurmaktaymış (düşmekteymiş).

Sübhe saldı bu gece şem'kimi qetlimi hicr. Bu gece ayrılık, mum gibi benim de öldürülüşümü,
Ola kim, sübh gelince gele yârım bu gece. katlimi sabaha bıraktı. Ola ki, sabah olunca yârim
gelir.

Pâre-pâre ciğerim itlerine hezr olsun, Eğer bu geceki geçişim, yolum oraya, sevgilinin ol-
Ol ser-i kûye eğer düşse güzârım bu gece. duğu yere düşerse parça parça olmuş olan ciğerim
itlerine adak olsun.

Var idi sübh visaline, Fuzûlî, ümmîd, Ey Fuzûlî, eğer bu gece yaralı canım hasretinden
Çıxmasa hesret ile cân-i fikârım bu gece. çıkmazsa sabaha (sevgiliye) kavuşmaya ümit var-
dır.

XXII
Könlüm açılır zülf-i perişanını görgec, Perişan, (dağınık) saçlarını görünce gönlüm açılır.
Nitqim tutulur qönçe-i xendânmı qörgec. Gonca dudağını görünce nutkum tutulur; (ko-
nuşamam).
Baxdıqca sene qan saçılır dîdelerimden, Sana baktıkça gözlerimden kanlı gözyaşları saçılır.
Bağrım delinir nâvek-i müjgâmnı görgec. Kirpiklerinin okunu görünce bağrım delinir.

Re'nâlıq ile qâmet-i şümşâdı qılan yâd, Şimşir ağacının boyunun güzelliğini anıp, yad edip
Olmaz mı xecil serv-i xuramânını görgec. öven, senin selvi gibi olan boyunun güzelliğini gö-
rünce utanmaz mı?

Çox eşqe heves edeni gördüm ki, hevâsın, Aşka heves edeni çok gördüm, fakat senin ağlayıp
Terk etdi, senin âşig-i nâlânını görgec. inleyen âşığının halini görünce bu hevesten (aşk-
tan) vazgeçti.

Kâfir ki, deyil mö'tref-i nâr-i cehennem, Cehennem ateşine inanmayan kafir, senin ay-
îmâne geler ateş-i hicranını görgec. rılığının ateşini görünce imâna gelir.

Naziklik ide gönçe-i xendâmn eden yâd, Açılmış goncanın güzelliğini, inceliğini anlatan,
Etmez mi, heyâ le'l-i dürefşânını görgec. senin inci saçan yakut renkli ağzını görünce bu ha-
linden utanmaz mı?

Sen hâl-i dilin sölemesen, nola, Fuzûlî, Fuzûlî, sen gönlünün halini söyleme ne olur? Halk,
El fehm qılır çâk-i girîbânmı görgec. yakanı yırttığını görünce halinin nasıl olduğunu
zaten anlar.

XXIII

Könül, seccadeye basma ayaq, tesbîha el urma, Ey gönül, elinde kadeh varken seccadeye basma;
Namaz ehline uyma, onlar ile durma, oturma. tesbiha el vurma; namaz ehline uyma (namaza
durma). Onlarla oturma, durma (kalkma).

Eyilib secdeye, salma ferâğet tacını başdan, Secdeye eğilip feragat, zenginlik (tok gözlülük) ta-
Vüzûden su sepib, râhet yuxusun gözden uçurma! cını başından düşürme. Abdest alırken su serpip
güzel uykuyu gözünden uçurma (kaçırma).

Saqin pâmal olursan bûriyâ tek, mescide girme, Mescide girme, hasır gibi ezilip çiğnenirsin. Eğer
Ve ger nâçar girsen, onda minber kimi çox durma! çaresiz kalıp girersen de orada minber gibi çok
durma (uzun durma).

Müezzin nâlesin alma qulağe, düşme teşvişe, Müezzinin inlemesini, sesini duyup karışıklığa
Cehennem qapısm açdırma, vaizden xeber sorma! düşme. Vaizden haber sorup da cehennem kapısını
açtırma.

Cemâet izdihâmi mescide salmış küdûretler, Cemaatin izdihamı, kalabalıklığı mescide sıkıntılar,
Küdûret üzre, lütf et, bir küdûret sen hep artırma! kederler salmış. Lütfet de bir sıkıntı da sen sokarak
bu sıkıntıları, kederleri artırma.

Xetîbin sanma sâdiq, vaizin qövl ile fe'l etme, Hatibin sözünden duran sadık biri olduğunu
İmamın sanma âqil, ixtiyârın ona tapşırma! sanma. Vaizin sözüyle hareket etme. İmamın sö-
zünü dinleme. Kendi güzel, akıllı isteğini, arzunu
ona havale etme, bırakma.

Fuzûlî, behre vermez tâet-i nâqis, nedir cehdin, Ey Fuzûlî, niye uğraşıyorsun ki, eksik ibadet fayda
Kerem qıl, zergi tâet suretinde hedden aşurma! vermez. Hileli ibadet halini hadden aşırma, kerem
et.
XXIV

Kûhken künd eylemiş min tîşeni bir dağ ilen, Ferhad, bir dağ için bin külüngü kör etmiş (es-
Men qoparıb salmışam min daği bir dırnağ ilen. kitmiş). Ben ise bir tırnakla bin dağı koparıp attım.

Qem yolunda men qalıb, getdise Mecnûn, yox eceb, Gam yolunda Mecnun gidip ben kaldıysam bunda
Sayruya düşvârdır hemrehlik etmek sağ ilen. bir gariplik yok. Hastaya sağ ile yol arkadaşlığı
yapmak zordur.

Gerd-i râhm vermese göz yâşine teskin nola, Senin yolunun (sana kavuşmanın yolunun) toprağı
Tutmaq olmaz beyle seylâbın yolun toprağ ilen. gözyaşını durduramazsa bunda bir gariplik yok-
tur. Çünkü böyle bir seli, toprak ile tutmak olmaz.

Qem okurlar eşq bazârında neqd-i ömrümü, Ömür sermayemi aşk pazarında gam, keder çalar.
Qılmaq olmaz sud sevdade yaman ortağ ilen. Kötü ortakla yapılan aşkta, sevdada kâr edilmez.

Rövze-i kûyinde bulmuşdur Fuzûlî bir megam, (Ey sevgili) Fuzûlî senin bahçende bir makam, yer
Kim, ona cennet quşu yetmez min il uçmağ ilen. bulmuştur. Oraya cennet kuşu bin yıl uçsa da va-
ramaz. (Ey sevgili Fuzuli'nin senin bahçende bul-
duğu yere cennet kuşu bin yıl uçsa da ulaşamaz).

XXV

Ger deyil bir mâh mehrilen menim tek zar sübh, Ay, sabah vakti güneşin yüzünden benim gibi ağ-
Başm açıb nişe her gün yaxasm yırtar sübh. layıp inlemezse sabaha kadar başını açıp ney gibi
yakasını yırtar.

Gün deyil, her gün bir ay mehr ile köksün çak edib, Ayın bir gün değil, her gün güneşle göğsünü par-
Taze taze dağlerdir kim, qılır izhar sübh. çalayıp sabah vakti gösterdiği taze taze yaralardır.

Tîğ-i xurşîd ile ref olsa yeridir kim, müdam, Sabah güneşin kılıcıyla (okuyla) yükselse uy-
Yandırıb pervaneyi, şem'e verir âzâr sübh. gundur (yeridir). Çünkü daima pervaneyi yakıp
mumu azarlar.

Sübhi şâm ü şâmi sübh olmuş menem âlemde kim, Dünyada sabahı akşam, akşamı da sabah olmuş
Şâm şem'-i bezm olub, ayrıldı menden yâr sübh. olan benim. Akşam eğlence meclisinin mumu olan
yâr, sabah olunca benden ayrıldı.

Gör ne âşiqdir ki, bir xurşîd veslin bulmağa, Sabah, öyle bir âşıktır ki, güneşe kavuşmak için
Serf eder her lehze min min lö'lö-i şehvâr sübh. her an binlerce iri inci harcar.

Eşqde sadiqlik izhar etdi dağın gösterib, Sabah, kendisine yalancı dedikleri için utanıp ya-
Gâlibâ derlerdi kâzib qıldı ondan âr sübh. rasını göstererek aşkta sadık olduğunu ortaya
koydu.

Hicr samında qem etmişdi Fuzûlî, qesd-i can, Gam çeken sabah, merhametten söz edip yal-
Olmasaydı merhemetden dem vurub qemxâr sübh. varmasaydı, Fuzûlî ayrılık akşamında canma kast
etme derdindeydi.

XXVI

Mende Mecnûndan füzûn âşiqlik istedâdı var, Bende Mecnun'dan fazla âşık olma yeteneği var.
Âşiq-i sâdiq menem, Mecnûnun ancaq adı var. Gerçek âşık benim. Mecnun'un yalnızca adı var.
Nola qan tökmekde mahir olsa çeşmin merdümü, Gözbebeğim kan dökme işinde usta olsa ne olur;
Nütfe-i qâbildürür, qemzen kimi ustâdı var. şaşılır mı? Kabil'in tohumundandır. Yanbakışm,
gamzen gibi bir de ustası var.

Qıl tefâxür kim, senin hem var menim tek âşiqin, Eğer Leyla'nın Mecnun'u, Şirin'in Ferhad'ı varsa
Leylinin Mecnûnu, Şirinin eğer Ferhâdı var. sen de benim gibi bir âşığın olduğu için öğün.

Ehl-i temkînem, meni benzetme, ey gül, bülbüle, Ben temkinli, ölçülü bir insanım. Ey gül yüzlü sev-
Derde yox sebri onun, her lehze min feryadı var. gili, beni bülbüle benzetme. Onun dert çekmeye
sabrı yok; her an sürekli bin kez feryat ediyor; hay-
kırıyor.

Öyle bedhâlem ki, ehvâlım görende şâd olur, Öyle kötü haldeyim ki her kim dünya çevrinden,
Her kimin kim, dövr cövründen dil-i nâşâdı var. (üzüntüsünden) gönlü tasalı ise benim halimi gö-
rünce kendi durumuna şükredip sevinir, mutlu
olur.

Gezme ey könlüm quşu, gafil fezâ-yi eşqde, Ey gönül kuşum, aşk göğünde başı boş, dalgın do-
Kim, bu sehrânm güzergâhında çox seyyâdı var. laşma. Bu sahranın geçidinde, pusu kurmuş; çok
avcı vardır.

Ey Fuzûlî, eşq men'in qılma nâsehden qebûl, Ey Fuzûlî, nâsihin, vaizin aşkı yasaklayan öğüt-
Eql tedbîridir ol, sanma ki, bir bünyâdı var. lerini dinleme. Onlar akıl tedbirleridir; bir temele
dayandıklarını sanma.

XXVII

Meni candan usandırdı, cefâdan yar usanmaz mı? Sevgili beni candan usandırdı. Kendisi bana cefa
Felekler yandı ahimden, muradım şem'i yanmaz etmekten usanmayacak mı? Ahımdan gökyüzü
(gök kubbesi) yandı, dileğimin, (muradımın)
Qamu bîmârine canan, devâ-yi derd eder ehsân, mumu hâlâ yanmayacak mı?
Neçün qılmaz mene derman, meni bîmâr sanmaz mı?
Sevgili bütün âşıklarının, sevdalılarının derdine bir
çare bağışlar da benim derdime neden bir çare bul-
Qemim pünhân tutardım men, dediler yâre qıl rövşen, maz? Yoksa beni hasta sanmaz mı?
Desem ol bîvefâ, bilmen inanar mı, inanmaz mı?
Ben gamımı gizli tutmaktaydım. Sevgiliye açıkla
dediler. Bilmem acaba açıklasam, o vefasız sevg'ili
Şeb-i hicran yanar canım, töker qan çeşm-i giryânım, inanır mı, inanmaz mı?
Oyadar xelqi efgânım, qara bextım oyanmaz mı?
Ayrılık gecesi benim canım yanar. Ağlayan göz-
lerim kanlı gözyaşları döker. Ağlayıp inlemem
bütün halkı uyandırır da uykuda olan kara bahtım
Gül-i ruxsârine qarşu gözümden qanlı axar su, hâlâ uyanmaz mı?
Hebîbim f esl-i güldür bu, axar sular bulanmaz mı?
Yanağının gülüne karşı (Gül gibi olan yanağına
karşı) kanlı gözyaşlarını akar. Sevgilim bu gül
mevsimidir (ilkbahardır). Bu mevsimde akar sular
Değildim men sene mail, sen etdin eqlimi zail, bulanmaz mı?
Mene te'n eyleyen qâfil seni görcek utanmaz mı?
Ben sana düşkün değildim. Benim aklımı ba-
şımdan sen aldın. Beni ayıplayan kişi, acaba seni
görünce bundan utanmayacak mı?
Fuzûlî rind-i şeydâdır, hemîşe xelqe rüsvâdır, Fuzûlî (aşk yüzünden) deli divane olmuş bir rind-
Sorun kim, bu ne sevdadır, bu sevdadan usanmaz mı? dir. Her zaman dile düşmüş halka rezil olmuştur.
Bu nasıl bir aşktır, sorun. Bu aşktan usanmayacak
mı?

XXVIII

Menim tek hiç kim zar ü perişan olmasın, yâ Reb! Ey Tanrım, benim gibi hiç kimse ağlayıp
Esîr-i derd-i eşq ü dağ-i hicran olmasın, yâ Reb! inlemesin; perişan olmasın. Tanrım, aşk derdinin
ve ayrılık yarasının tutsağı olmasın.

Dem-â-dem cövrlerdir çekdiyim bi-rehm bütlerden Bu acımasız güzellerden her zaman çektiğim eza
Bu kâfirler esîri bir Müselmân olmasın, yâ Reb! ve cefadır. Tanrım, bu kafirlerin esiri, bir müs-
lüman olmasın.

Görüb endîşe-i qetlinde ol mâhî, budur virdim, Ey Tanrım, o ay yüzlü güzelin beni öldürme dü-
Ki, bu endîşeden ol meh peşîmân olmasın, yâ Reb! şüncesinde olduğunu görünce derdim şu oldu: O
ay yüzlü güzel, bu düşüncesinden caymasın.

Çıxarmaq etseler tenden, çekib peykânın ol servin, Ey Tanrım, o selvi boylu güzelin okunun ucunu
Çıxan olsun dil-i mecruh, peykân olmasın yâ Reb! vücûdumdan çıkarmak isterlerse yaralı gönlümün
çıkmasını, fakat okun ucunun çıkmamasını di-
lerim.

Cefâ vü cövr ile mö'tadem, onlafsız nolur hâlim, Ey Tanrım, sevgilinin derdine, cefasına alışmışım,
Cefâsine hed ü cövrüne pâyân olmasm yâ Reb! onlarsız halim nasıl olur? Sevgilinin cefasının
sonu; eziyetinin ölçüsü olmasın.

Demen kim, edli yox, yâ zulmü çox, her hâl ile olsa, Onun adaleti yok, ya da eziyeti, cefası çoktur de-
Könül textine ondan özge sultân olmasm, yâ Reb! meyin. Ey Tanrım, gönül tahtıma ondan başka sul-
tan olmasın (oturmasın).

Fuzûlî buldu genc-i afiyet meyxâne küncünde, Fuzûlî, sağlık, afiyet hazinesini meyhane
Mübarek mülkdür ol mülk, vîrân olmasın, yâ Reb! köşesinde buldu. Ey Tanrım, orası mübarek bir
yerdir. Sakın yıkılıp virane olmasın.

XXIX

Nâlendedir ney kimi âvâze-i eşqim bülend, Ey sevgili, aşkımın yüksek sesi, iniltisi ney gibi
Nâle terkin qılmazam ney tek kesilsem bend bend. senin aşkının nalesindedir, inlemesindedir. Parça
parça kesilsem de ney gibi inlemeyi terketmem.

Qıl meded, ey bext, verne kâm-ı dil mümkün Ey baht, yardım et yoksa, gönül neş'esi, mutluluğu
değil. Böyle ol dil-rübâ bî-derddir, men derdmend. mümkün değil. Öyleki, o gönül alan sevgili dert-
sizdir. Ben ise dert sahibiyim.

Dağlerdir odlu könlümde garası qopmamış, Ateş üzerinde yanan nice tütsü tohumu (üzerklik)
Yâ sabât-i eşq üçün od üzre bir nece sipend. gibi duran ateşli göğsümde karası kopmamış olan
dağlar, yaralar aşkımın ispatı içindir.

Açılır könlüm gehî kim, girye-i tekim görüb, Bazen iri gözyaşlarımı görünce gönlüm açılır. O
Açar ol gülrux tebessüm birle le'l-i nûşxend. tatlı dudağının tebbümüyle birlikte o gül yanak
açar (açılır).
Xâk-i râhinden meni qaldıra bilmez saye tek, Dünya, güneşin her ışığını bir kemend yapsa yo-
Qılsa gerdunâfitabın her şüâm bir kemend. lunun toprağında beni gölge gibi kaldırabilmez.

Câm tut der, sâqi-i gülçöhre, zâhid, terk-i cam, Gül çehreli saki, kadeh tut der. Zahid ise kadehi
Ey könül, fikr eyle gör kim, qansıdır tutmalı pend, terketmememi söyler. Ey gönül, düşün gör, han-
gisinin öğütünü tutmalı.

Ey Fuzûlî sûret-i feqrin qebûl-i dustdur, Ey Fuzûlî, fakirliğin görünüşü dost kabulünde
Hiç dervişi senin tek görmedim sultan-pesend. belli olur. Senin gibi sultana düşkün olan hiç der-
viş görmedim.

XXX

Penbe-i dağ-i cünun içre nihandır bedenim, Vücudum aşk, delilik yarasının pamuklarıyla ör-
Diri olduqça libâsım budur ölsem kefenim. tülüdür. Sağ oldukça giyeceğim, ölünce de ke-
fenim budur.

Canı canan dilemiş, vermemek olma, ey dil! Ey gönül, canımı sevgili dilemiş, vermemek olmaz.
Ne niza eyleyelim, ol ne senindir, ne menim. Niçin tartışalım ki o ne senindir, ne de benim.

Daş deler ahim oxu, şehd-i lebin şövqünden, Dudağının balının şevkiyle, aşkıyla ahımm oku
Nola zenbur evine benzese beyt'ül-hezânım. taşı deler. Hüzünlü evim arı kovanına benzese ne
olur; şaşılır mı?

Tövq,i zencîr-i cunun daire-i dövletdir, Delilik zincirinin ucundaki halka zenginlik çen-
Ne reva kim, meni ondan çıxara ze'f-i tenim. beridir. Vücudumun zayıflığı onu boynumdan çı-
karırsa bu reva mıdır, yakışır mı?

Eşq sergeştesiyem, seyl-i sirişk içre yerim, Aşk sarhoşuyum. Yerim, gözyaşı seli içidir. Göm-
Bir hübâbem ki, hevâden doludur pîrehenim. leğinin içi hava ile dolu bir su kabarcığıyım.
(Heva; hava, arzu, istek, aşk anlamlarında
kullanılmıştır).
Bülbül-i qemzedeyem, bağ u baharim sensen,
Dehen ü qedd ü ruxün, gönce vü serv ü semenim. Bir kederli bülbülüm. Bahçem ve ilkbaharım sen-
sin. Senin ağzın boyun ve yanağın benim bah-
çemde goncam, selvim ve yaseminimdir.
Edemen terk Fuzûlî, ser-i kûyin yârın,
Vetenimdir, vetenimdir, vetenimdir, vetenim. Fuzûlî, sevgilinin bulunduğu yerleri bırakamam.
(Orada eziyet görsem de) vatanımdır, vatanımdır,
vatanımdır, vatanım.

XXXI

Perîşân xelq-i âlem ah u efğan etdigimdendir, Dünyadaki herkesin perişanlığı, ah çekip haykırıp
Perîşân olduğum, xelqi perişan etdigimdendir. inlediğimdendir. Benim perişanlığım ise halkı
böyle perişan ettiğimdendir.

Dil-i zârimde derd-i eşq gün günden füzun olmaq, Zayıf, mecalsiz gönlümde aşk derdimin günden
Yeten bîderde tedbîr ile derman etdigimdendir. güne artması, gelen her dertsizin derdine derman
bulmamdandır.

Gözüm kim bağrımın qanm töker perkâle perkâle Sürekli sevgilinin karmızı renkli dudağının ar-
Dem-â-dem arzû-yı le'l-i canan etdigimdendir. zusuyla gözüm, ciğerimin kanını parça parça
döker.
Değil bî-hûde ger yağsa felekden başıma daşlar, Binasını (yapısını) ahımm kazmasıyla yıktığım,
Binasın tîşe-i ahimle viran etdigimdendir. viran ettiğim için başıma gökten taşlar yağsa bo-
şuna değildir.

Qaçan rüsvâ olurdum, qan udub sebr ede bilseydim, Eğer kan yutup sabredebilseydim nasıl rezil olur-
Melâmet çekdigim bî-hûde efğan etdigimdendir. dum. Ayıplanmam kınanmam hep boş yere ağ-
layıp haykırdığım içindir.

Xetâ senden değil, cismim oxundan bî-nesib olsa, Vücudumun bakış oklarından yoksun olmasının
Hübâb-i eşk,i gül-gûn içre pünhan etdigimdendir. hatası sende değil. Ben onları kanlı gözyaşlarımın
kabarcıkları içinde sakladığım için vücûduma eri-
şemediler. (Fuzûlî çok fazla ağladığını ve kanlı
gözyaşlarının vücudunu bir zırh gibi kapladığını
söylemek istemiş).

Fuzûlî, ixtilât-i merdum-i âlemden ikrahim, Ey Fuzûlî, bu dünyanın insanlarıyla birlikte ol-
Perîveşler xeyâlm mûnis-i can etdigimdendir. maktan nefret etmem, peri gibi olan güzellerin ha-
yalini canıma dost etmemdendir.

XXXII

Tökdükce ganimi oxun, ol âsitan içer, Bakışlarının oku kanımı döktükçe kanımı o eşik
Bir yerdeyem esîr ki, torpağı qan içer. (sevgilinin eşiği) içer. Öyle bir yerde esirim ki top-
rağı kan içer.

Ehl-i zemane qanına çox teşnedir zemin, Yer, zaman ehlinin kanma çok fazla susamıştır.
Qanm kimin tökerse felek, ol zaman içer. Felek kimin kanını dökerse o an onu içer.

Mey içmeden açılmaz imiş bâb-ı meğrifet, Bağış kapısı, şarap içmeden açılmazmış. Bu
Sövğendler bu bâbde pîr-i mügan içer. kapıda andları, yeminleri meyhaneci içer.

Üqbâde kövser istemesin rind-i meykede, Meyhanenin kalenderi, ahirette kevser istemesin.
Dünyâda bes değil mi mey-i erğevan içer. Dünyada içtiği kırmızı şarap yetmez mi?

Qemzen görünmeyib göze, qanlar içer müdam, Gamzen, yan bakışın göze görünmez. Badeyi elde
Zâhid kimi, ki badeni elden nihan içer. gizlice içen sofular gibi o sürekli kan içer.

Meyden egerçi tövbe verir el Fuzûlîye, Halk, Fuzûlî'yi şarap içmeye tövbe ettirse bile ey
Ey serv, sen qedeh sunar olsan, revân içer. selvi boylu güzel; eğer kadehi sen sunacak olursan
dönüp su gibi içer.

XXXIII

Tutuşdu qem oduna şâd gördüğün könlüm, Şad, mutlu gördüğün gönlüm gam ateşiyle tutuştu.
Müqeyyed oldu ol âzâd gördüğün könlüm. O azat, hür gördüğün gönlüm artık bağlandı.

Aşk fezasında şen, mutlu gördüğün gönlüm, ay-
Diyâr-i hicrde seyl-i sitemden oldu xerab, rılık diyarında sitem, eziyat seli yüzünden harap
Fezâ-yi eşqde âbâd gördüğün könlüm. oldu, yıkıldı.

Sofu karakterlilerin müridi gördüğün gönlüm, şa-
Ne gördü badede bilmen ki, oldu bâdeperest, rapta ne gördü bilmem; şaraba tapan, şaraba düş-
Mürîd-i meşreb-i zöhhâd gördüğün könlüm. kün biri oldu
Ferâqm odunu gördükçe mûm tek eridi, Karar, sabır ve sebatta çelik gibi sağlam gördüğün
Sebat ü sebrde fulâd qördügün könlüm. gönlüm, ayrılık ateşini gördükçe mum gibi eridi.

Getirdi acz görüb eşq müşkül olduğunu, Bütün işlerde, sanatlarda, hünerlerde usta olarak
Qamû hünerlere ustâd qördügün könlüm. gördüğün gönlüm, aşk müşkilini, zorluğunu gö-
rünce acz getirdi, aciz kaldı.

Değildi böyle mükedder, bir ehl-i işret idi, Bu kanlar içmeye alışmış gördüğün gönlüm, böyle
Bu qanlar içmeye mö'tâd gördüğün könlüm. kederli değildi; bir içki içme ehliydi.

Fuzûlî, eyledi âheng-i eyşxâne-i Rum, Fuzûlî, Bağdat belasının, sıkıntısının tutsağı olarak
Esîr-i möhnet-i Bağdâd gördüğün könlüm. gördüğün bu gönlümü Rum (Anadolu) mey-
hanesinin ahengi etti.

XXXIV

Xelqe ağzın sirrini her dem qılır izhâr söz, Söz, her zaman ağzının sırrını halka açıklar. Bu
Bu ne sirdir kim, olur her lehze yoxdan vâr söz. nasıl bir sırdır böyle ki sözle sürekli yoktan var
olur.

Artıran söz qedrini sidg ile qedrin artırar, Sözün kadrini, kıymetini artıran, kendi doğ-
Kim ne miqdar olsa, ehlin eyler ol miqdâr söz. ruluğunu temizliğini ve kadrini, kıymetini artırır.
Herkes neyin ehliyse, derecesi neyse o miktarda
söz söyler.

Ver söze ehyâ ki,tutduqca seni xâb-i ecel, Ecel uykusu seni tuttukça (sana yaklaştıkça) sen
Ede her sâet seni ol uygudan bîdâr söz. söze tazelik, canlılık ver. Söz her saat seni o uy-
kudan uyandırır.

Bir nigâr-i enberin xetdir könüller almağa, Söz, gönül alan anber kokulu hattı, tüyü olan sev-
Gösterer herdem niqâb-i qeybden rühsâr söz. gilidir. Her zaman, gaiplik perdesinden yanağını
gösterir.

Xâzine-i gencne-i esrardır her dem çeker Söz, sırlar hazinesinin muhafızıdır. Her zaman or-
Rişte-i izhare min min gövher-i esrar söz. taya çıkarma ipiyle binlerce sır cevherini çıkarır.

Olmayan qevvâs-i behr-i me'rifet arif değil, Şahlara yakışır inci gibi olan sözün vücûdun ter-
Kim sedef terkîb-i tendir, lö'lö-i şehvâr söz. kibi sedef olduğunu, ma'rifet denizinin dalgıcı ol-
mayan bilmez.

Ger çox istersen, Fuzûlî izzetin az et sözü Ey Fuzûlî, eğer değerini, kıymetini çoğaltmak is-
Kim, çox olmagdan gılıbdır çox ezîzi xâr söz. tersen az söyle. Söz çok olduğundan bir çok aziz,
hakir olmuştur.

GESIDELER

Men kimem? Bir feqir bî-ser ü pâ, Ben kimim? Herşeyden, dünyadan ve canından
Kemterin bende vü kemine gedâ. geçmiş bir yoksulum. Aciz, düşkün bir kul ve za-
vallı bir dilenciyim.

Sâyir-i gargâh-i sebr ü sükun, Sabır ve şükür, sessizlik yerlerinde dolaşan, gezen
Sâlik-i şahrâh-i fegr ü fena. yoksulluk ve yokluk âleminin yolcusu.
Ne mizâcimde irtikâb-i qürur, Ne yaratılışımda gururlanma kötülüğü, ne iş-
Ne feâlimde ehtimâl-i riya. lerimde yaptıklarımda iki yüzlülük, ihtimali vardır.

Künc-i üzletde feqr ü fâge ile, Yalnızlık, kimsesizlik köşesinde yokluk ve yok-
Olmuşam eyle mehv kim, meselâ: sulluk ile öyle mahvoluyorum ki, mesela:

Merkez-i xâki etse zîr ü zeber, Sabah yeli, yerin merkezinin altını üstüne getirse
Bulamaz gerdimi nesîm-i sebâ. de vücudumun tozunu bile bulamaz.

Ezl qılmış meni emellerden Dünya işlerinin amili, yürütücüsü beni bütün iş-
Âmil-i kârxâne-i dünyâ lerden azletmiş, uzak tutmuş.

Gılmazam kâr ü bâr-i âleme meyi, Dünyanın kârına, kazancına meyletmem. Yük-
Çekmezem ezl ü nesb üçün qovğâ. selmek veya gözden düşmemek için kavgaya gir-
mem.

Mene vermiş cahan qamu feğrin, Dünya bütün yoksulluğunu bana vermiş. Dün-
Nola ursam cahâne istiğne. yadan elimi eteğimi çeksen ne olur?

Âlem-i uzletin yegânesiyem, Yalnızlık aleminde tek basmayım. Kaftan Kafa
Qâfdan qâfa yox mene hemtâ bana benzeyen biri dahi yoktur.

Suretim feqr ü siyretim mün'im Dış görünüşüm yoksul, fakat içim zengindir. Gö-
Heyretim mur ü himmetim enqâ. rünüşüm karıncaya benzer ama himmetim, yar-
dımım anka gibidir.

Rif'et-i qedrim iltifat etmez Kadrimin yüceliği Süleyman'ın bağışlarına bile il-
Ger Süleyman qılırsa erz etâ. tifat etmez.

Fâni-i mütleqem, qebûl etmen Öyle faniyim, yok olmuşum ki Hızır'ın minnetini
Minnet-i Xizr ile zülâl-i beqâ. ve ölümsüzlük suyunu kabul etmem.

Demezem vehşiyem, tebîet ile Tabiatta yalnız dolaşan, insanlardan kaçan bir vah-
Tâlib-i zövq-i söhbetem emmâ. şiyim demiyorum. Herkesle sohbetten zevk alan
birsiyim ama,

Bir diyar içreyem ki, xelqinden, Öyle bir diyardayım ki, halkından benimle il-
Eylemez heç kim mene perva. gilenen hiç yok.

Kimse yox derdim eyleyim izhar, Derdimi açacağım ve çare istiyeceğim kimse yok.
Eyleyim ondan iltimâs-i deva.

Le'l-veş daş içindedir vetenim, Vatanım yakut gibi taşın içindedir. Gül gibi, ben
Gül kim xârı qılmışam me'vâ. de dikenlerin arasına sığındım.

Dün bu hal ile mehv-i heyret iken, Dün bu halde, şaşkınlıktan mahvolmuş bir du-
Geldi bir qâsid ü getirdi manâ. rumdayken bir haberci geldi ve bana...

Bir eceb nâme-i fereh-te'sir, Ferahlık veren garip bir mektup getirdi, imlâsı ve
Mehz-i hüsn-i ibret ü imlâ. cümleleri güzellik dolu.

Zahiri dil-pezir ü feyzresen, Dışı gönül alan, coşkunluk veren; içi feyz ba-
Batini feyzbexş ü ruh-efzâ. ğışlayan ve ruhu ferahlatan...
Neqş-i xettinde eltefi suret, Yazısının nakşında şekillerinde hoş görünüşler,
Terz-i lefzinde eşref-i me'nâ. sözlerinde yüksek, şerefli anlamlar.

Cilvegâh-i nezerde her lefzi, Her sözü insanın gözünde bir peri yüzü ve melek
Bir perî-peyker ü meleksîmâ. siması.

İşve vü şive vü girişme ile, İşve, naz ve edâ ile gönlü avlar, aklı da yağma
Dil eder seyd ü eql eder yeğmâ. eder.

Fehm qıldıgda hüsn-i mezmûnun, Anlamının güzelliğini, hoşluğunu anlayınca se-
Qıldım onda sürûrlar peyda. vindim, içime sevinçler doldu.

Bendeyi lütf birle yâd etmiş, O, uğurlu, mübarek yüzlü seyyid hazretleri lüt-
Hezret-i seyyid-i xüceste-liqâ. fedip kulunu, kölesini hatırlamış.

Ol felekqedr kim, ona vermiş, Yüce Allah, sadâkat ve saflığın en güzelini o kadri,
Hikmet-i Haq kemâl ü sidg ü sefa. kıymeti göğe yükselen insana vermiş.

Zet-i pâki cami-i âlemden O temiz insan rütbesinin, derecesinin yüksekliğiyle
Şeref-i rütbe ile müstesna. bütün âlemde bir tane!

Feyz-i elm-i ifâde-i beşeri, İnsanlığını ifade etme ilminin bolluğu, feyzi ona
Ona ervâh-i qütsden ilqâ. kutsal ruhlardan kalmıştır.

Eslidir nûr-i pâk-i müstefevi, Onun aslı Mustafa'nın temiz nûrundandır. Onun
Hükmüdür rövneq-i serîr-i qezâ. hükmü, kararı kaza tahtının süsüdür.

Elmidir bâis-i refâhet-i xelq, Onun ilmi, bildikleri halkın refaha kavuşmasının
Fe'lidir mücîb-i rizâ-yi Xudâ. sebebidir. İşleri, yaptıkları ise Allah rızasının ge-
reğidir.

Az olur bir arada cem olmaq, Hükümde, ilimde, efendilikte ve ibadette bu kadar
Hökm ü elm ü seyâdet ü tegvâ. üstünlük çok az bir araya gelir.

Mir seyyid Mehemmed-i Qazi, Cömertliğin, eli açıklığın, bilginin ve iyi huyun
Menbe-i elm ü helm ü cûd ü sexâ. menbaı, kaynağı Gazi Seyyid Muhammed Haz-
retleri

Ey gezâ-hökm kim, müyesserdir, Ey kaza hükmü , şerîat hükmü gibi olan, yücelik
Zâtine iqtidâr-i izz ü e'lâ. ve büyüklük sana verilmiştir.

Gül-i gül-zâr-i itret-i nebevî, Sen peygamberler soyunun bahçesinin gülü; temiz,
Çemen-ârâ-yi millet-i Zehra. pâk insanların toplandığı bahçenin süsüsün.

Nûr-i çeşm-i tamâmi-i sadat, Seyyidlerin, uluların tamamının gözünün nurusun.
Mügtedâ-yi cem-i ehl-i zekâ. Zeki kişilerin tümünün öncüsüsün.

Mene teqsîr hökmün etmişsen, Benim için "kusurlu" hükmünü vermişsin. Bu
Demek olmaz bu hökme hökm-i xetâ. hükme hatalı bir karardır demek olmaz.

Lîk bir bende-i heqîrem men, Fakat ben hakîr, zavallı bir kulum. İşim bütün ha-
Emelim ehl-i xeyre xeyr du'â. yırlı insanlara hayır dua etmektir.
Sâhib-i üsretem, mene ne düşer Zorluklar, sıkıntılar sahibi biriyim. Bana zen-
Kim, olam hemnişîn-i ehl-i qinâ? ginlerle bir arada oturmak düşmez.

Mehz-i cehlem mene ne nisbetdir Cehalet sahibi biriyim ben. Fâzıl, üstün insanların
Ki, qılam meyl-i söhbet-i füzelâ? sohbetlerine katılmayı, onlarla sohbet etmeyi nasıl
isterim?

Gerçi eflâke reğbet eyler xâk, Gerçi tozlar göğe ulaşmak isterler fakat düşkünler,
Yetmez e'lâye rütbe-i ednâ. alçaklar yükseklere ulaşamazlar.

Lütf senden mene münâsib iken, Senin bana lütfetmen münâsipken, beni senden is-
Menden olmaq mütâlebet ne reva? tekte bulunman reva mıdır, yakışık alır mı?

Ey Fuzûlî, bu növ' de'vâde, Ey Fuzûlî bu çeşit davalarda şerîat yolunu tutman
Meslehetdir dutam terîq-i rizâ. en iyisidir, en uygunudur.

Hâl müşküldür onda kim, bir ola, Hüküm sahibiyle dâva sahibi bir olunca durumu
Sâhib-i hökm ü sâhib-i de'vâ. çözmek oldukça zordur.

Var ümidim ki, tâ müessirle, Ümidim, yerin ve göğün duranı ve hareket ede-
Sabit ü sâyir ola erz ü semâ. niyle etkisini göstermesidir.

Ola hökm-i qezâ ile bâqî, Yüzü mübarek, uğurlu Gazi Kadı, ilahî hükümle
Qâzi-i gâzi-i xüceste ligâ. bakî kalsın; sonsuza dek yaşasın.

TERCİ-İ BENDLER

Men kimem? - Bir bîkes ü bîçâre vü bî-xânimân, Bern kimim? Kimsesiz, çaresiz ve yersiz yurtsuz bi-
Tâleyim aşüfte, iqbâlım nigun, bextim yaman, riyim. Talihim iffetsiz, ikbalim ters, uğursuz, bah-
tım yaman, kötüdür.

Nemli eskimden zemin nemlu, ünümden âsimân. Nemli, sulu gözyaşımla yer; ünümle, iniltimle gök-
Âh ü nâlem nâvek-i peyveste, xem qeddim keman, yüzü dolu. Ah ve iniltilerim ardı arkası kesilmeyen
oklardır, eğri boynumda kemandır.

Tîr-i ahim bî-xetâ, te'sir-i nâlem bîgümân, Müttesil Ah okum hatasız, sapmaz. Feryadım, iniltim seksiz
qemxâne-i sinemde yüz gem mihmân, şüphesizdir. Sinemin gamhânesinde (gönlümde)
devamlı yüz gam misafirdir.

Qanda bir qem itse, menden istesinler, men zeman, Bana mihnet tuzağından ve belâ müptelalığmdan
Yox mene qeyd-i belâ vü dâm-i möhnetden âmân, kurtuluş yok. Onun için ne zaman bir gam gerekse
benden istesinler. Ben kefilim, hazırım.

Çıxmadı könlümden endûh ü qem ü möhnet heman, Ey benim canım sevgilim! Gönlüm seninle mutlu,
Ey menim canım sen ü könlüm seninle şâdımân, bahtiyar olduğundan; gönlümden keder, gam ve
mihnet hemen çıkmadı.

Sensiz olman ayrı möhnetden, belâdan bir zaman, Ben sessiz belâ ve mihnetten bir an bile ayrı kal-
El-emân, hicran belâ vü möhnetden, el-emân. mam. Medet ayrılığın belâ ve eziyetlerinden medet
imdat!
Fariğ idim cümle âlemden, bilir âlem meni, Âlem benim mâsivâdan (bütün varlıklardan, ni-
Eyb ederdi bî-xeber sanıb, benî âdem meni, metlerden) uzak olduğumu bilirdi. İnsanoğlu beni
dünya ve dünya meşelerinden habersiz sanıp ayıplardı.
(Fuzûlî, beyitte, kendisinin Allah'ın rızasına
yöneldiğini, Allah dışındaki şeylerden uzak olduğunu
belirtmek istiyor).

Goymadı dövrân-i çerx öz hâlime xürrem meni, Felek (zaman) kendi halimde mutlu, mesut bı-
Şâd iken âlemde çerx etdi esîr-i qem meni, rakmadı. Alemde (dünyada) mutlu ve bahtiyarken
döneklik edip beni gama esir etti.

Eşq nâ-geh oldu peyda, tutdu müstehkem meni, Aşk ansızın ortaya çıkıp beni sardı. O kıvrım kıvrım
Saldı yüz sevdâye ol geysû-yi xem-der-xem meni, olan saç, beni yüzlerce sevdaya saldı.

Şimdi Mecnundan reh-i eşq içre sanman kem meni, Şimdi aşk yolunda beni Mecnun'dan az sanmayın.
Yâr xud qılmaz herem-i vesline mehrem meni. Yarin kendisi beni kavuşma mahremine sokmaz.

Sen ki, mehremsen sebâ billah anıb her dem meni, Vallahi sabah rüzgârı her zaman beni anmasına
Söyle ey gül kim sene, bext eylemez hemdem meni, rağmen (benim halimden sana söz etmesine rağmen)
sen bana sırsın. Ey gül yüzlü sevgili, söyle seni bana
kısmet etmeyen, yakm etmeyen kimdir? (Baht sözüyle
aynı zamanda beni sana yakmlaştırmayan bahttır,
manası kastedilmektedir.)

Ben sensiz belâ ve mihnetten bir an bile ayrı kalmam.
Sensiz olmam ayrı möhnetden, belâden bir zaman,
İmdat, ayrılığın belâ ve eziyetlerinden imdat!
El-emân, hicran belâ vü möhnetden, el-amân
Al yanağın gülünden ayrı düşmüş inleyen bir bül-
bülüm. Şekere benzer sözlerinden ayrı düşmüş lal bir
Bülbül-i zârem, gül-i ruhsâr-i âlinden cüda, tutiyim.
Tûti-i lâlem, şekernisbet meqâlinden cüda.
Yüzünün güzelliğinden ayrı olsam da sabredeyim,
derdim. Fakat visalinden, (kavuşmandan) ayrı ol-
Der idim sebr eyleyim, olsam cemâlinden cüda. manın (senden ayn olmanın) güç olduğunu bil-
Bilmedim düşvâr imiş olmaq vüsâtinden cüda. medim.
Zülfünden ve beninden ayrı düşünce dünyam karardı
(...rüzgârım, yelim karıştı, bulandı). Vahşi
Tîre oldu rûzigârım, zülf ü halinden cüda, ceylanından ayrılınca menzilim (mekânım) sahra, çöl
Oldu sehrâ menzilim, vehşî qezâlinden cüda, oldu.
İnce, güzel fidanından (boyundan) ayrı olan tenim,
bedenim (yani ben) kıl gibi inceldi. Siyah kaşından
Mû tek inceldi tenim, nâzik nâhâlinden cüda, ayrılan boyum eğrildi.
Xem getirdi qâmetin, miskin hilâlinden cüda.
Şirin, tatlı suyundan (dudağından?) ayrılan güçsüz
Çıxdı cân-i nâtevân, şîrin zülâlinden cüda, canım çıktı. Uğurlu, kutlu olan yanağından ayrılalı
Oldum, el-qisse, ruh-i ferhende-fâlinden cüda. hikâye (hulâsa; deli divane) oldum.

Ben sensiz belâ ve mihnetten bir an bile ayrı kalmam.
Sensiz olman ayrı möhnetden, belâden bir zaman, İmdat ayrılığın belâ ve eziyetlerinden imda*
El-amân hicran belâ vü möhnetinden, el-amân.
Feqr eşq içre, Fuzûlî izz ü câhimdir menim, Ey Fuzûlî, aşk içinde fakirlik, yoksulluk benim de-
Şîve-i mehr ü mehebbet resm ü rahimdir menim, ğerim ve itibanmdır; mekânımdır, sevgi, aşk nazı,
edası ve muhabbet adetim, usulüm ve yolumdur.
(Rah, kaygı, keder ve şarap manalarında da kul-
lanılmıştır. Aşkın ve sevginin şarabı, meyi yani
kendisini mest eden, sarhoş eden şeyler olduğunu
söylemek de istiyor.)

Derdimi sabit qılan, üşşâqe, âhimdir menim, Benim derdimi âşıklara ispat eden âhımdır (çek-
Âh bu de'vâde bir âdü güvâhimdir menim, tiğim âhtır). Benim bu davada âdil olan tek şa-
hidimdir.

Gerçi qem meqsûdu, getl-i bî-günâhımdır menim, Gerçi gam isteği benim günahsız yere katlimdir,
Qem değil, çün künc-i meyxâne penâhimdir menim, (Öldürülmemdir). Asıl gam değil, meyhane köşesi
sığmağımdır.

Dergeh-i pîr-i muğân ümmid-gâhimdir menim, Meyhanecilerin pirinin tekkesi, benim ümit ye-
Men onun bir çâkeri, ol pâdşâhimdir menim! rimdir, kapımdır. Ben onun bir kölesi, kulu; o
benim padişahımdır.

Ey ki, her cürm olsa lütfün üzr-xâhimdir menim! (Ey Sevgili) her ne suç olsa da (her ne suçum olsa
Ayıran senden meni, bext-i siyâmmdır menim! da) güzelliğin benim özür, af istememin sebebidir.
Beni senden ayıran kara talihimdir. (Fuzûlî, ne
kadar suç işlemişsem bunlar senin (sevgilinin) gü-
zelliğin yüzündendir, bu yüzden ben suçsuzum
demek istiyor. Aynı zamanda sevgilinin suç iş-
lemesi ve güzelliği yüzünden affedilmesi de bah-
sedilmektedir.)

Sensiz olman ayrı möhnetden, belâden bir zaman, Ben sensiz belâ ve mihnetten bir an bile ayrı kal-
El-amân, hicran belâ vü möhnetden, el-amân. mam. İmdat, ayrılığın belâ ve eziyetlerinden
imdat!

MÜSEDDESLER

Menem ki, qefilesalar-i kârvân-i qemem, Ben gam kervanının kafile başıyım; mihnet, sıkıntı
Müsâfir-i reh-i sehrâ-yi möhnet ü elemem, ve elem sahrasının yolunun konuğuyum. Bana hor
Heqîr baxma mene, kimseden sağinma kemem, bakma, kimseden aşağı olduğumu düşünme. Pa-
Feqîr-i pâdşah âsâ gedâ-yi möhteşemem, dişah gibi yoklusum, fakirim, muhteşem bir di-
Sirişk text-i revandır mene, bu âh elem, lenciyim. Gözyaşını bana yürüyen tahttır ve ahım
Cefâ vü cövr- mülâzim, belâ vü derd-heşem. bayraktır. Ezâ ve cefâ, eziyet askerlerim, dert ve
belâ hizmetçilerimdir, maiyetimdir.

Ne mülk ü mâl mene çerx verse memnûnem, Ne felek bana mal ve mülk verse sevinirim, ne de
Ne mülk ü mâhden âvâre qılsa mehzûnem, malı mülkü alsa üzülürüm. Gerçi herşeyini kay-
Egerçi müflis ü pest ü müheqqer ü dönem, betmiş, iflas etmiş, zavallı hor görülen düşkün bi-
Dem-â-dem öyle xeyâl eylerem ki, Qârûnem. riyim ama kendimi her zaman Karun gibi dü-
Könülde neqd-i vefa gencilîk pünhânî şünürüm, hayal ederim. Gönlümde vefa
Gözüm xezîne-i le'l ü güher, velî fânî. sermayesinin hazinesi vardı, fakat gizlidir, saklıdır;
gözümde inci ve cevher hazinesi var fakat fânî, ge-
çicidir.
Heyât serf edüben, derd qümışam hâsil, Ömrümü verip karşılığında dert elde etmişim. So-
Sirişk~i âl ü rux-i zerd qılmışam hâsil, nunda kanlı gözyaşı ve sarı bir yüz hasıl etmişim.
Zemîr güzgüsüne gerd qılmışam hâsil, Gönül aynasını toza toprağa bulaştırdım. Gece do-
Tebîet-i segi şebgerd qilmışam hâsil, işim laşan (bekçilik yapan) köpeğin tabiatına girmişim
qara gece tâ sübh nâle vü feryâd, (gövireni üstlenmişim). İşim kara geceden sabaha
Ne verseler ona şâkir, ne deseler ona şâd. kadar ağlayıp inlemektir. Ne verirlerse ona şük-
rederim, ne yaparlarsa ona sevinirim.

Sirişk-riz gülendamlar hevâsîle, Gül boyluların, endamlıların hevesiyle, aşkıyla
Şikeste-hal siyeh zülfler belâsîle, gözyaşı dökerim. Kara saçlıların belasıyla kırılırım.
Zemane içre qem-i eşq mâcaresîle, Ömrüm, zamanım aşk gamının macerasıyla geçer.
Hemişe meslehetim özgeler rizâsîle, Her işim, yaptığım hep başkalarının rızasıyla, is-
Ne dövr-i gerdiş-i gerdun menim murâdimle teğiyle olur. Ne dünyanın gidişi, dönüşü benim is-
teğimledir; ne de emellerimin gayesi inançlarım
Ne Qâyeti emelim hüsn-i eti qâdimle
doğrultusundadır.

Hesûd sûret-i ehvâlime nezer qılmaz, Kıskanç olanlar kötü halime bakmazlar. Bîçâre
Cefâ qıhr men-i bîçâreye, hezer qilmaz, olan bana cefâ etmekten çekinmezler. Ağlayıp in-
Sanır ki, nâle vü zarım ona eser qılmaz, lemeleriminin ona tesir etmeyeceğini sanır. Dün-
Onu mürur ile âlemde derbeder qılmaz, yada onu da perişan edeceğine inanmaz. Zaman
içinde zamanın intikam alacağı tecrübe edilmiştir.
Zemâne içre mücerrebdir intiqâm-i zaman
O iyiye iyilik, kötüye de kötülük verir.
Hemîşe yaxşıya yaxşı verer, yamâne yaman.

MUXEMMESLER

Vây, yüz min vây kim, dildârden ayrılmışam, Vah, yüzbinlerce vah! Sevgilimden ayrılmışım.
Fitne-çeşm ü sâhir-i xunxârdan ayrılmışam. Gözü fitne çıkaran ve kan içici bir sihirbazdan ay-
Bülbül-i şûrîdeyem gülzârden ayrılmışam, rılmışım. Perişan bir bülbülüm ben, gül bahçesinden
Kimse bilmez kim, ne nisbet yârden ayrılmışam, ayrılmışım. Nasıl bir sevgiliden ayrıldığımı kimse
Bir qedi şümşad ü gülrüxsârdan ayrılmışam. bilmez. Şimşir boylu, gül yanaklı bir güzelden ay-
rılmışım.

Qeddi tûbâ, le'li firdovsun şerâb-i kövseri Boyu tûbâ ağacı, dudağı cennetin kevser şarabı,
Xülg ü xûyi bir melek, sûretde emsâl-i peri, huyu ve yaratılışı melek surette, (görünüşte), peri
gibi, gökyüzünün şerefli ve mutlu yıldızı, gü-
Bürc-i eflâkin seâdetli, şerefli exteri.
zellikte bütün güzellerin serveri, şimşir boylu, gül
Hüsn- arâ mecmû-i xubların ser-â-ser serveri, yanaklı bir güzelden ayrılmışım.
Bir qedi şümşad ü gülrüxsârden ayrılmışam.

Dûstlar, men nâle vü feryâd qılsam, eyb imes, Ey dostlar! Ben ağlayıp, inlesem ayıp değildir. Acı-
Çerx-i bedmehrin elinden dâd qılsam, eyb imes, masız feleğin elinden sızlansam, yakmsam ayıp de-
Qem diyârm dil arâ âbâd qılsam, eyb imes, ğildir. Gam ülkesini gönlümü şenlendirip, yâd kıl-
Bu bina birle cahânda ad qılsam, eyb imes, sam da ayıp değildir. Bu binayla (bu işle, bu
Bir qedi şümşad ü gülrüxsârden ayrılmışam. halimle) dünyada ad, ün kazansam da ayıp de-
ğildir.Çünkü ben şimşir boylu, gül yanaklı bir gü-
zelden ayrılmışım.

Düşmüşem gemxâne-i hicrâne zâr ü derdnâk, Ağlayıp sızlayarak, dert çekerek gam evine düş-
Nâxun-i hesret bilen edib girîbânimi çâk, müşüm. Hasret tırnağıyla yakamı parçalayarak,
Günde yüz gez hicr tiğilen oluram men helak, günde yüz kere ayrılık kılıcıyla Ölüp yok olurum.
Dönen feleğin (dünyanın) çevrinden, cefâsından
Gerdiş-i devvâr cövründen men-i dilxeste nâk,
gönlü hasta olan ben şimşir boylu, gül yanaklı bir
Bir qedi şümşad ü gülrüxsârden ayrilrraşam. güzelden ayrılmışım.
MÜREBBE'LER

Perişan hâlim oldum, sormadın hâl-i perişanım, Senin yüzünden perişan hallere düştüm, fakat pe-
Qeminden derde düşdüm, qilmadm tedbîr-i rişan halimin sebebini sormadın. Senin gamından
dermanım, derde düştüm hastalandım. Fakat sen derdimin ça-
Ne dersen rûzigârım böyle mi keçsin, gözel xânım! resini bulmadın. Ne dersin sultanım, ömrüm (ba-
Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, dövletli sultânım! harım, gençliğim) böyle mi geçsin? Gözüm, canım
efendim, sevdiğim yüce sultanım.

Esîr-i dâm-i eşqin olalı, senden vefa görmen, Aşkının tuzağına tutsak olalı senden vefa gör-
Seni her qanda qörsem, ehl-i derde âşinâ görmen, medim. Seni nerede ve ne zaman görsem dertlilere
Vefa vü âşinâlıg terkini senden reva görmen, yakın görmedim. Gerçi vefa ve yakınlığı da (ya-
Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, dövletli sultânım! kınlık adetini de) sana uygun görmem. Gözüm,
canım efendim, sevdiğim yüce sultanım.

Değer herdem vefasız çerx yayından mene bir ox, Bana vefasız feleğin yayından her an bin ok doğar.
Kime şerh eyleyim kim, möhnet ü endûh ü derdim çox, Derdimin, kederimin, sıkıntımın çok olduğunu
Sene qaldı mürüvvet, senden özge hiç kimsem yox, kime açıklayabilirim? İnsanlık, iyilik, mertlik sana
Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, dövletli sultânım! kaldı. Senden başka hiç kimse yok. Gözüm, canım,
efendim, sevdiğim yüce sultanım.

Gözümdendem-be-dembağrımezibyaşımkimigetme! Her an gönlümü yaralayıp gözümden akan göz-
Seni terk etmezem çün men, meni sen dexi terk etme! yaşlarım gibi gitme. Ben seni nasıl terketmiyorsam,
İken hem zâlim, olma men kimi mezlûmu incitme! sen de beni terketme. Öyle zalim olma, benim gibi
Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, dövletli sultânım! mazlumu incitme. Gözüm, canım efendim, sev-
diğim, yüce sultanım!

Qatı könlün neden bu zülm ile bî-dâde rağibdir, Katı gönlün neden zulüm ve haksızlık etmek is-
GÖzeller nisbeti olmaz cefâ, senden ne vâcibdir, tiyor? Güzeller senin gibi olmaz. Cefâ etmek sana
Senen tek nazenine nazenin işler münâsibdir, yakışmıyor. Senin gibi nazlı, zarif güzele ince nazik
Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, dövletli sultânım! işler uygundur. Gözüm, canım, efendim, sevdiğim
yüce sultanım!

Nezer qılmazsan ehl-i derd gözden axidan şeyle, Dertlilerin gözlerinden akıttıkları gözyaşı seline
Yamanhqdır işin üşşâg ile, yaxşı mıdır böyle, bakmazsın, aldırmazsın. İşin aşıklara kötülük yap-
Gel Allâhı sevirsen âşiqe cövr etme, lütf eyle, maktır. Bu güzel bir şey mi? Allah'ını seversen gel,
Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, dövletli sultânım! kuluna bu kadar eziyet etme; lutfetlik, iyilik yap.
Gözüm, canım efendim, sevdiğim, yüce sultanım!

Fuzûlî şîve-i ehsânm ister bir gedâyindir, Fuzûlî, senin ihsanını görmek isteyen bir di-
Dirildikce senin kûyin yolunda xâk-i pâyindir, lencidir. Yaşadığı müddetçe kapının köpeği, ölün-
Gerek öldür, gerek qoy hökm-hökmün, re'y re'yindir ce de ayağının toprağıdır. İster öldür, ister bırak,
Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, dövletli sultânım! fikir senin fikrin, karar senin kararındır. Gözüm,
canım, efendim, sevdiğim yüce sultanım!
QİT'ELER

Ey müellim, âlet-i tezvirdir eşrâra elm, Ey muallim, kötüler için ilim, yalan; kovu aletidir.
Qılma ehl-i mekre te'lîm-i meârif, zînhâr! Sakın hile ehline bilgi Öğretme.

Hiyle üçün elm telimin qılan müfsidlere, Hile için fesatlara, kötülere ilim öğreten; temiz,
Qetl-i am üçün verer cellâde tîğ-i âbdâr. sağlam kılıcını katliam yapması için cellada vermiş
gibidir.

Her ne tezvir etse ehl-i cehl ona olmaz sebat, Cahiller her ne yalan, tevzir söylerlerse söylesinler,
Mekri ehl-i elmdir, esl-i fesâd-i rûzigâr. onlara inanmak olmaz. Dünyanın fesadının aslı
ilim ehlinin yalanıdır.

Her kim var ise zâtında şerâret küfrü Cevherinde kötülük, şerlik karanlığı olan her kim
İstilâhet-i ulum ile müselmân olmaz varsa; ilim tabirleriyle, sözleriyle Müslüman
olmaz.

Ger qara daşı gizil gar ile rengin edesen Kara taşı kızıl kan ile boyasan, süslesen bile ta-
Teb'e teğyir verib le'l-i Bedehşân olmaz biatım (özelliğim) değiştirip Bedahşan yakutu (cev-
heri) olmaz.

Eylesen tûtiye telim edâ-yi kelimât Tutiye (düzgün) konuşma eğitimi versen de sözü,
Nitgi insan olur amma özü insan olmaz. konuşması insan olur ama; kendisi insan olmaz.

Her uzun boylu şücâet ede bilmez de'vâ Her uzun boylu olan, kavgada yiğitlik gösteremez.
Her ağaç kim boy ata serv-i xuramân olmaz. Her ağaç da boy atar ama nazla sallanan selvi ola-
maz.

Ol sebebden Farsi lehzile çoxdur nezm kim, Türkçe ile güzel şiir söylemek zordur, güçtür. Bu
Nezm-i nâzik Türk lefzile iken düşvâr olur. yüzden Farsça şiir çoktur.

Lehçe-i Türkî gebûl-i nezm-i terkib etmeyib, Türk dili nazm ve terkip kabul etmez. Sözlerinden
Ekseren elfâzi nâmerbutü nâhemvâr olur. çoğu (ekserisi) bağlı ve düz değildir.

Mende tövfiq olsa bu düşvârı asan eylerem, Bana Allah'ın yardımı olursa (bende güç; uy-
NÖvbahar olgaç tikenden berg-i gül izhâr olur. gunlaştırma gücü olsa) bu güçlüğü kolaylaştırırım.
İlkbahar gelince dikenden gül yaprağı meydana
gelir.

RUBAİLER

Canımda olan zexire-i nitq ü heyât, Canımda olan konuşma ve yaşama serveti; cis-
Cismimde olan cövher-i hüsn-i herekât, mimde (vücûdumda olan) güzel hareket etme cev-
Serf olmadı xublar rehq eşqinde, heri güzellerin aşkının yolunda harcanmadı. Yazık
Efsûs ki, bîhûde keçirirdim övqât. ki ömrümü boş yere geçirdim.
Te'mîr-i beqâ vü cem'i mal etdin, tut! Farzet ki ülkeler ma'mur ettin ve mal, mülk, servet
Her arzu edirse, ona yetdin tut yığdın; yine farzet ki neyi arzu ettinse ona ulaştın.
Çün ömr beqâsma tutulmaz ümmîd Çünkü ömrün bakiliğine ümit bağlanmaz. Nasıl
Her hâl ile geldiğin kimi getdin, tut! geldiysen gittiğim farzet (Fuzûlî, insanın dünya
hırsını kapılmamasmı istiyor. Neyi olursa olsun so-
nunda insanın geldiği gibi gideceğini söylüyor)

Derler ki, qılır qönçe leb-i yâr ile behs, Goncanın yarin dudağıyla sohbet ettiğini, ko-
Gülberg-i ter ol le'l-i güherbâr ile behs. nuştuğunu söylerler. O taze gül yaprağı mücevher
Ol bir nece dilsizlere töhmetdir bu, saçan dudakla bahisleşir. O birçok dilsize ithamdır.
DeVâye gele lehçe vü göftâr ile behs. Zira, bahis, iddia için dil ve söz gerektir.

Mey şövgü olubdur mene âdet, ey şeyx Ey şeyh, şarap isteği bana adet oldu. Bu şevk gel-
Geldikçe bu şovg olur ziyâdet, ey şeyx dikçe fazlaşıyor. Bu düşünceyle aşk ve istekle olur.
Xoşdur mene mey, ne ibâdet, ey şeyx
Re'y ile değil eşq ü irâdet, ey şeyx
Ey sözü şeker gibi tatlı olan bal dudaklı güzel, de-
Ey şehd-i lebin sözü şeker var lezîz diğin gibi bir şeker nered var? Halka gibi olan
Le'lin kimi qanda bir şeker var lezîz? ağzın şeker rengi olmasaydı, ondan çıkan sözler
Tüng-i şeker olmasaydı dürc-i dehânın öyle tatlı olmazdı.
Olmazdı çıxan lehce-i göftâr lezîz.
Yar bana sürekli yüzünü gösterir. Böylece beni
Herdem mene yar erz-i rühsâr eyler, güzlliğine çok kötü bağlar. Sanki aşk olgunluğu
Hüsnile meni beter giriftar eyler, dersini okutur. Her zaman dersini, eğitimini tekrar
Gûyâ ki, kemâl-i eşq dersin oxudur. eder.
Herdem mene telîmini tekrar eyler.
Ayrılığın kimin ciğerini parçalarsa, vasim da onu
Hicrin ciğerini her kimin qan eyler yavaş yavaş tedavi eder. Saçların zamanla kimi
Tedrîc ile veslin ona derman eyler kâfir ederse dudağın onu bir anda müslüman eder.
Zülfün kimi kim, müddet ile kâfir idi,
Le'lin onu bir demde Müselmân eyler. Kim senin gammdayken ağlayıp inlemezse derdini
sana inleyerek açıklayamaz. Sen hiç kimsenin fer-
Kimdir ki- qeminde nâle vü zâr etmez
Derdin sana nâle ile izhâr etmez! yadına cevap vermeyecek olduktan sonra ne kadar
Feryadına hiç kimsenin yetmezsen, feryâd edilse de kâr etmez.
Feryâd ki, feryâd sene kâr etmez.
İstediğin sevgili ise candan umudunu kes. Sev-
Cânân ise metlûb, teme' candan kes, diğin, istediğin can ise canandan umudunu kes.
Metlûb ise cân, ümîd, canandan kes Canı sevince canan nasib olmaz. Ya bundan ümi-
Cân sevmek ile müyesser olmaz cânân, dini kes ya da ondan isteğini kes.
Yâ bundan ümîd, yâ teme' ondan kes.
Senin semtinde ne taşlara başımı vurdum. Gö-
ECûyinde senin ne daşe kim, vurdum baş, zümden yaş dökerek onu kana boğdum. Uzun sü-
Qıldım onu qer-i xûn, töküb gözden yaş,
redir senin zulmüne sabredip bağrıma taş bas-
Göz yasine rehm eyle ki, çox müddetdir,
Bîdâdine sebr edib basar bağrına daş. maktayım. Gözyaşlarıma rahmet et, onlar için
yardım et.
Zâhid mey-i nâbdendir ikrah qelet! Ey Zahid (ham sofu)! Sen sözümü ister doğru, ister
Sen xâh sözüm sehîh tut, xah qelet. hata kabul et ama; saf şaraptan nefret etmek ha-
Mescidlere girdiğim değil rağbetden. tadır. Mescidlere girdiğim oraya rağbet ettiğimden
Sermestligimden eylerem râh qelet. değildir. Sarhoşluğumdan yolu şaşırmışım.

Dağ vurma dil-İ hazîne, ey mişkinxet! Ey yanağının tüyleri misk kokulu olan sevgili, eğer
Ger mâil-i hüsn-i xettsen, qılma qelet bu yanağının tüylerinin güzelliğine mail isen (se-
Kim, eylememiş kâtib-i divân-i qezâ viyorsan), hata edip hüzünlü gönüle dağ vurma
Dil herflerin qâbîl-i tezyini nüqet! (gönlü yaralama). Kaza divanının kâtibi de (Allah)
gönül harflerini noktasıyla süslemeyi mümkün kıl-
mamış tır.

Mey nefyini eyleyib şüâr, ey vaiz! Ey vaiz, şarabın yasak olduğunu adet edip yar aş-
Tutdun reh-i te'n-i eşq-i yâr, ey vaiz! kını ayıplama yolunu tuttun. Ey vaiz, cennet için
Terk-i mey ü mehbûb ederiz cennet üçün, şarap ve sevgilinin terkini söyledin. Cennette ne ol-
Şerh eyle ki, cennetde ne var, ey vaiz? duğunu açıkla, anlat.

Pervaneye zülm-i bîhesâb eyler şem' Mum, pervaneye hesapsız zulmeder. Mum, zulüm
Zülm oduna bağrını kebâb eyler şem' için onun bağrını kebap eder. Zulüm hadisesinin
Gûyâ ki, bilir zülm serancâmı nedir ne olduğunu bilir, fakat bunu boş yere değil, iş-
Bîhûde değil ki- iztirâb eyler şem'. kence için yapar.

Hergeh ki, bahar qıldı ârâyiş-i bağ, Bahar her yerde bağı süsledi. Zira, bülbül diken üs-
Növmîdlik urdu lâle veş bağrıma dağ, tünde mesken tuttu. Gül, rüzgarın geçit yerinde
Zîrâ tıkan üzre tutdu bülbül mesken çıra yandırdı.
Gül bed güzergehinde yandırdı çirağ.

Yox dehrde bir müvâfiq-i teb' herif, Dünyada zarif tabiatlı, gönül açıcı sohbeti olan bir
Kim söhbet-i dilguşa ola, teb'i zerîf. dost yok. Yazık ki, uygun olmayan yârenlerle şe-
Feryâd ki, nâ-cins müsâhibler ile, refli, güzel vaktim boş yere geçti.
Bî-fâide zâye1 oldu övqet-i şerîf.

Ey nâvek-i bî-dâdine her sine hedef Ey sevgili senin zalim okuna her sine hedeftir. Ve
V'ey cövher-i peykânine her dîde sedef yine okunun devrini cevherine her göz inci ka-
Feryâd ü feğânım qem-i hicranından, buğudur. Ayrılığının gamından ettiğim feryâd ve
Bezm-i qemedir nâle-i ney, növhe-i def. figanlar gam meclisi için mey sesi ve tef iniltisidir.

Sermenzil-i her murâde rehberdir eşq, Aşk, her muradın durağına rehberdir. Her ol-
Keyfiyyet-i her kemâle mezherdir eşq. gunluğun niteliğine nail olmadır. Alemin ha-
Gencîne-i kâinata gövherdir eşq, zinesine cevherdir. Aşk gerçekten de temiz, mü-
Her sâdir olan neş'eye mesderdir cşq. barek şeydir.

Xoş ol ki dem-i ecel çekem bâde-i nâb Ey halis, duru şarap; öyle güzel ol ki ecel vaktinde
Sermest yatam gebrde tâ ruz-i hesâb de seni içeyim (Halis, duru şarap özde hoştur, güzeldir;
Qavga-i qıyametde duram mest ü herâb ecel gününde de onu içeyim). Kabirde hesap gününe
Ne fikr-i hesab ola ne idrâk-i ezâb dek sarhoş olayım. Kıyamet kavgasında, gü-
rültüsünde mest ve viran olayım. Ne hesap dü-
şüncesi olsun ne ceza anlayışı, idraki. {Fuzûlî kıyamet
gününde, içtiği şarapla hesabı ve azabı düşünemeyecek,
idrak edemeyecek bir halde olmak istiyor).

Sâqî kerem et şerab-i gül-fam yürüt Saki! Lütfet gül renkli şarabı getir. Güle renkli şa-
Gül-fâm seraba verme ârâm yürüt raba ara verme, getir. Meclise gül renkli gözyaşı
Bezm içre hübab-i eşk-i gül gunumdan kabarcıklarından bin kadeh getirme. Dudak du-
Min câm yürütme can içün cam yürüt. dağa kadeh getir.