You are on page 1of 10

Molla Penah Vakıf

(Salahh, 1717 -Şuşa, 1797)

XVIII. yüzyıl Azerbaycan Edebiyatının en Gacar, 1797 yılında ikinci defa saldırınca Vakıf
güçlü temsilcisi Molla Penah Vakıftır. Vakıf, 1717 yakalanıp zindana atılır, ibrahim Han ise kaçar. Bu
yılında Kazak vilayetinin Gırag Salahh köyünde sırada Gacar gece yatağında öldürülünce Vakıf da
dünyaya gelmiştir. 1759 yılında Gürcistan sınırında kurtulur. Ancak bu durum çok sürmez ve ibrahim
meydana gelen karışıklıklardan sonra birçok aile Han'ın kardeşinin oğlu Mehemmed Bey Cavanşir,
Kazak'ı terk etmiş, köyler boşalmıştır. Vakıf, ai- Vakıfı oğlu Aliağa ile birlikte feci şekilde öldürtür.
lesiyle birlikte geldiği Terterbasar'da ve Şuşa'da Vakıf, Azerbaycan şiir tarihinde güzellik ve
özel okullarda ders verir. Bir süre sonra Karabağ sevgi şairi olarak kabul edilir. Onun gerçekçi ve
hanı İbrahim Han, Vakıfı sarayına davet eder. halkın duygularını anlatan şiirleri dil, üslûp ve es-
Molla Penah Vakıf, ömrünün sonuna kadar bu tetik açıdan da güzel ve yenidir. Vakıfın "Bak" ve
sarayda kalmıştır. 1795 yılında Azerbaycan'ın "Görmedim" adlı şiirleri ise Orta Çağ Azerbaycan
Gacar soyundan olan Aga Mehemmed Şah Gacar, Edebiyatının en değerli örnekleridir.
Karabağ hanının Rusya'ya meyletmesinden ra- Molla Penah Vakıfın şiirleri defalarca ya-
hatsız olarak oraya hücum eder. Vakıf, Şuşa şeh- yımlanmış ve hakkında birçok makale ile eserler
rinin savunmasında da aktif olarak bulunur. yazılmıştır.

Şiirler
I

Bulut zülflü, ay qabaqh gözelin, Bulut gibi sarı ve ay yüzlü güzelin etrafında do-
Duruban basma dolanmaq gerek. laşarak ona yalvarmak gerekir. Böyle bir güzeli
Bir evde ki bele gözel olmaya, olmayan evin yağma edilip berbat olması ge-
O ev berbad olub talanmaq gerek. rekir.

Endamı ağ gerek, sinesi mermer, Sevgilinin sinesi mermer, vücudu ak olmalıdır.
Siyah zülfü qametine beraber. Siyah saçları boyu kadar uzun, koynunun içi
Qoynu içi guyâ müşkle enber, misk ve amber kokulu olmalıdır. Böyle güzelin
Basdığı torpağı yalanmaq gerek. bastığı toprağın yalanması gerekir.
Serxoş durub sarayından baxanda, O güzel, sarhoş şekilde sarayından bakınca;
Ağ gerdene hemayiller taxanda, beyaz gerdanına muskalar takınca ve gözüne
Göze sürme, qaşa vesme yaxanda, sürme çekip kaşına rastık çekince benim canım
Canım eşq oduna qalanmaq gerek. aşk ateşiyle yanmalıdır.

Çıxa sarayından canlar alan tek, O güzel, canlar alan padişah gibi sarayından
Xişme gele geh,geh qehri olan tek, çıkmalıdır. Bazen kahrı olan gibi hışma gel-
Şahmar zülfü dal gerdende ilan tek, melidir. Yılanların şahı Şahmaran gibi olan
Herdem terpenende bulanmaq qerek. zülfü dal gerdanında yılan gibi olmalıdır ki ne
zaman kıpırdasa ondan korumak gerekir.

Vâqif, senin işin müdam ah olsun, Ey Vakıf! Senin işin daima âh çekmek olsun.
Seg reqibin ömrü qoy kütah olsun. Bırak köpek rakibin Ömrü kısa olsun. Dostsuz
Hemdemsiz kimsene eğer şah olsun, kimse şah olsa bile o dilenci sayılır ve o kim-
Gedadır o kimse dilanmaq gerek. senin dilenmesi gerekir.

n
Bir endamı nesrin, dodağı qönce, Vücudu yaban gülü gibi, dudağı gonca gibi,
Bir qameti gülbün yara aşiqem. boyu gül fidanı gibi olan sevgiliye aşığım. Yüz
Olsa yüz üzü gül, girmez eynime, tane gül yüzlü olsa da, gözümde yoktur. Ben
Men ancaq bir gül'üzara aşiqem. ancak bir gül yanaklıya aşığım.

Geceler sübhe dek eylerem nale, Geceleri sabaha kadar inlerim. Gönlüm hiçbir
Hergiz düşmez könlüm özge xeyale. zaman başka hayale düşmez. Ben gerdanı billur
Bir gerdeni mina, ağzı piyale, gibi, ağzı kadehe benzer, dili tatlı bir güzele aşı-
Bir lehçesi şirinkara aşiqem. ğım.

Bir buxağı turunç, sinesi meydan, Ben çenesinin altı turunca, sinesi meydana,
Bir sözü cevahir, mirvari dendan, sözü inci mercana, ağzı inciye, bakışı ceylana,
Bir maral baxışlı, kirpiyi peykan, kirpiği oka ve kaşları ise zülfikâra (Hz. Ali'nin
Bir qaşları zülfüqara aşiqem. kılıcına) benzeyen bir güzele aşığım.

Bir gülende leblerinden bal axan, Ben bir gülünce dudaklarından bal akan, süs-
Bir bezenib serxoş tavus tek çıxan, lenip sarhoş tavus gibi ortaya çıkan, bir örtü al-
Bir niqab altından pünhani baxan, tından gizlice bakan ve acayip hoş sözlü bir gü-
Bir acayib xoşgöftara aşiqem. zele aşığım.

Vâqif'em, bedenden canım dağılır, Ben Vakıfım, canım bedenimden ayrılır. Mec-
Mecnun kimi xanimanım dağılır, nun gibi yuvam dağılır. Görmeyince dinim ima-
Görmeyende din-imanım dağılır; nım gider. Gece gündüz ben o güzel yüze aşı-
Gece gündüz men didara aşiqem. ğım.

III

Gerdeninde, qametinde ayıb yox, Sevgilinin boyunda ve gerdanında eksik yok-
Amma ne gözeldir perişan zülfün! tur, ancak dağınık saçları çok güzeldir. Ruhlar
Etrinden dinlenir ser-â-ser ervah, baştanbaşa, onun ya misk ve anber, ya da rey-
Ya müşk-i enberdir, ya reyhan zülfün. hana benzeyen saçlarının kokusunda dinlenir.

Gülab sepiliben deyende şana, Gül suyu serpilerek tarağa değince kokusu
Qoxusu çulğaşır cümle cahana. bütün cihana yayılır. Böyle olan saçın, ben de
Dönderibdir meni Şeyx Sen'an'a, ne din, ne iman bırakır ve beni Şeyh Sen'an'a çe-
Ne din qoyub mende, ne iman zülfün. virir.(Şeyh Sen'an: aşkı uğruna dinini terkettiği
rivayet edilen efsane ve hikaye kahramanı)
Ağ elin ki, deyer o müşk-i naba, O saf misk gibi saçlarına ak elin deyince bulut
Benzer bulut içre giren mehtaba, içine giren aya benzer. Halka halka olunca ucu
Helqelenir, dönür ucu qüllaba, çengele döner. Saçların günde binlerce can ve
Asar günde min-min dil ü can zülfün. gönülü asar.

Yastılanıb ay qabağm yanında, Ay gibi yüzünün yanında yassılaşınca taze ger-
Başı çıxrr ter buxağm yanında. danının yanından ucu görünür. Siyah beninin
Siyah xalm, al yanağın yanında ve kırmızı yanağının yanından hiçbir zaman
Eksik olmaz hergiz, her zaman zülfün. eksik olmaz, her zaman oradadır.

Vaqif em, olmuşam zülfe giriftar, Ben Vakıfım, saçlara bağlanmışım. Bu yüzden
Könlüm viran, halım xarab, günüm zar, gönlüm viran, hâlim haraptır ve günlerim ağ-
Bir nezer qıl mene, ey çeşm-i xumar, lamakla geçmektedir. Senin saçların beni ser-
Eyleyibdir meni sergerdan zülfün. sem etmiştir.

IV
Bir mina gerdenli, gül üzlü yarın Billur gerdanlı, gül yüzlü bir sevgilinin her
Her axşam, her seher yanağından öp, sabah, her akşam yanağından öp. Pervane gibi
Durub dolan pervane tek başına, onun etrafında dön ve saçlarının tellerini ok-
Sığalla tellerin, qabağmdan öp. şayarak alnından öp.

Bir gözel görmüşem bu gelen geşte, Bu gezme sırasında ayrılığı başında, sevdası
Feraqi başında, sevdası başda. başta olan bir güzel gördüm. Her sabah, her
Her axşam, her seher sultanı çaşda, akşam gezmede sultanın çenesini kaldırıp boy-
Qaldırıb çenesin, buxağmdan öp. nundan öp.

Ne ola oxuya, hem yaza Vâqif, Vakıf hem yazsa, hem de okusa ne olur? Ey
Müştaq oldun gelen bu qıza, Vaqif. Vakıf! Bu gelen kıza âşık oldun. Eğer size böyle
Bir beleşi gelse ger size, Vâqif. birisi gelirse ikram ve secde ederek ayağından
Eyle secde, ikram, ayağından öp. öp.

V
Sevdiyim, leblerin yaquta benzer, Ey sevdiğim! Dudakların yakuta benzer. Diş-
Ser-â-ser dişlerin dürdaned endir, lerin baştanbaşa inci tanesindendir. Sedef gibi
Sedef dehanmdan çıxan sözlerin, ağzından çıkan sözlerinin her biri gaibler
Her biri bir qeyb-i xezanedendir. âleminin hazinesindendir.

Nedendir sözüme cavab vermemek, Sözüme cevap vermemek, güzelliğini gizleyip
Hem camal gizleyib, üz göstermemek, yüzünü göstermemek nedendir? Geceleri göz-
Geceler gözlerim xabı görmemek, lerimin uyku görmemesinin sebebi sarhoşça
Ol siyah nergis-i mestanedendir. bakan ve nergise benzeyen siyah gözlerindir.

Men ha seni nur~i ilahi sannam, Ben seni ilâhi bir nûr sanayım, yüz güzelliğinin
Camalmm şö'leşine dolannam, ışığı etrafında döneyim, senin ateşinle mertçe
Ateşine merd ü merdane yannam, yanayım. Benim bu özelliğim, pervanedendir.
Bu xasiyyet mene pervanedendir.

Bir name yazmışam can üze-üze, Canımı üzerek bir mektup yazdım. Ey sabah
Bad-i seba, apar sen o gül üze, rüzgârı, sen onu gül yüzlü sevgiliye götür. Sev-
Soruşsa yar ki, bu kimdendir bize? gili; "Bu mektup kimden?" diye sorarsa "Sizin
Söylegilen: sizin divanedendir. divanenizdendir" diye söyleyin.

Xumar-xumar baxmaq göz qaydasıdır, Sarhoş sarhoş bakmak gözün, lale gibi kı-
Lale tek qızarmaq üz qaydasıdır. zarmak yüzün, dağınıklık ise saçların ka-
Perişanlıq zülfün öz qaydasıdır. idesidir. Bu dağınıklık ne sabah rüzgârından,
Ne bad-i sebaden, ne şanedendir. ne de taraktandır.
Müştaqdır üzüne gözü Vâqif in, Vakıfın gözü sevgilinin yüzüne âşıktır. Vakıfın
Yolunda payendaz üzü Vâqif in, yüzü sevgilinin yolunda ayak altı halisidir.
Sensen fikri, zikri, sözü Vâqif in, Vakıfın fikri, zikri ve sözü sensin. Senin dı-
Qeyri söz yanında efsanedendir. şındaki sözler efsanedendir.

VI

Ala gözlü, serv boylu dilberim, Elâ gözlü, servi boylu dilberim; hasretini çek-
Hesretin çekdiyim canan, beri bax! tiğim sevgili! Beri bak. Gece gündüz fikrim, zik-
Gece-gündüz fikrim-zikrim, ezberim, rim, ezberim olan sevgili! Gücüm kesildi, aman
Üzüldü taqetim, aman, beri bax! beri bak.

Kim dozer menim tek bele firqete, Böyle ayrılığa, sıkıntı yüküne, meşakkat ve ezi-
Rene ü meşeqqete bar-i möhnete. yete beniin gibi kim dayanabilir? Ne zamandır
Haçandır düşmüşem tar-i zulmete, zulmet karanlığına düşmüşüm. Beri bak da bu
Çekilsin üstünden duman, beri bax! duman üstümden çekilsin.

Paybendem, qem-i eşqe giriftar, Aşk derdine düşmüşüm, ayağı bağlıyım. Ay-
Hicran ateşinden can oldu bimar. rılık ateşinden canım hasta oldu. Gönül sırrımı
Raz-i dilim ede bilmem aşikar, açıklayamam senin derdini gizli gizli çekerim.
Çekerem derdini pünhan, beri bax! Sen beri baki

Gün-be-gün konlümün artır qubarı, Gönlümün derdi gün-be-gün artar. Perişan ol-
Perişandır, tapmaz o qemküsarı. duğu için o gam dağıtan sevgiliyi bulamaz.
Ölsün, itkin olsun bele eğyan, Böyle yabancılar ölsün, kaybolsun. Sen beri bak
Gezmesin arada yaman, beri bax! ki, aramızda kötüler dolaşmasın.

Çok çekir hicrini Vâqif-i xeste, Hasta Vakıf, gece gündüz, akşam sabah daima
Leyi ü nahar, şam ü seher pey veste, ayrılığını çekiyor. Ey lâle yanaklı, fıstık dudaklı,
Ey yanağı lale, lebleri püste, şeker dilli ve akide şekeri ağızlı sevgili, beri
Ağzı nabat şeker zeban, beri bax! bak!

VII

Gözel boylu, gözel xoylu, gözel yar, Ey güzel boylu, güzel huylu güzel sevgili! Kır-
Ne gözelsen, geyinibsen alı sen. mızılar giyinip ne güzel olmuşsun. Güzel gö-
Gözel gözün herbir qıya baxanda, zünle her yan bakışınla güzel bir canı, güzel bir
Gözel canı gözel tenden ahsan. vücuttan alırsın.

Gözel qamet, gözel gerden, gözel üz, Güzel boylu, güzel gerdanlı ve güzel yüzlü sev-
Gözel olmaz sen tek olsa, gözel yüz, gili! Yüz güzel olsa yine de senin gibi güzel ola-
Gözel canı munca yeter, gözel üz, maz. Ey güzel yüzlü sevgili! Bu kadar yeter.
Gözel deyil, etme, gözel alı sen. Hile yapma, bu güzel değildir.

Gözel durub, gözel gezib, gözel bax, Güzel durup güzel gez ve güzel bak. Ben güzel
Gözel kelbem, sal boynuma gözel bağ, bir köpeğim, boynuma güzel bir bağ tak. Güzel
Gözel seyr ü keşt eyleyib gözel bağ, bahçeleri güzel şekilde gez ve seyran et. Ey
Gözel, der budaqdan gözel alı sen. güzel! Daldan güzel eriği topla.

Gözel saqi, gözel tutub, gözel kes, Ey güzel saki, güzel tutup güzel içki sun. Kebap
Gözel doğra, kebab bağrım, gözel kes, gibi olan bağrımı güzel doğrayıp güzel kes. Ey
GÖzel canan, gözel adam, gözel kes, güzel sevgili, güzel insan, güzel kişi! Sen güzel
Bir gözel kimsenin gözel alısen. bir kişinin güzel soyundansın.
Gözel qaşmdadır, gözel hey derin, Ey güzel, senin can kapın güzel kasnıdadır.Ey
Gözel sev demişem gözel hey, derin güzel, "güzel sev" dedim, her zaman derim.
Gözel, Vâqif qulun, gözel Heyderin Vakıf, güzel Haydar'm kuludur. Ey güzel Ali,
Gözel, yetiş dade, gözel Alı sen. sen imdada yetiş. (Haydar ve Ali sözleri, Hz.
Ali'yi ifade etmektedir.)

VIII

Kim ki, sevdâ-yi seri zülf-i perîşâne düşer, Kimin başı, dağınık saçların sevdasına düşerse
Kâh zindane, gehi çah-i zenexdâne düşer. bazen zindana, bazen de sevgilinin çenesinin al-
tındaki makama düşer.

Âfet-i dehr deyer ol kese kim, kamildir, Dünyanın afeti kime değse, o olgundur. Ay her-
Mâh her gün ki, kemâle yete, nöqsâne düşer. gün kemale erse de yine eksiktir.

Merd igidler özüne mehbesi meydân bilir, Mert yiğitler hapishaneyi kendine meydan bilir.
Sanma kim, nâkes ü nâmerd bu meydâna düşer. Namert ve cimrilerin bu meydana düşeceğini
sanma.

Eybden sâf çıxar, pâk ü müberrâ görünür, Ayıptan, eksiklikten sağlam çıkar, temiz ve par-
Her tila kim, küre-yi ateş-i suzane düşer. lak görünür. Her işlenmemiş altın yakıcı ateş
küresine düşer.

Pîç ü tâbe düşenin işi, belî, üzde olur, Izdırap ve sıkıntıya düşenin hâli yüzünden belli
Zülf bu vechle rüxsâre-yi tâbâne düşer. olur. Saç, bu yönden ışık saçan yanağa düşer.

Her yaman yer ki, olur-yaxşılarm menzilidir, Her kötü yer, iyilerin durağıdır. Lâl, taşın için-
Le'l daş içre, xezîne dexi virane düşer. dedir. Hazine ise viran içindedir.

Şâm-i qem şâdlıq eyyamına xoş ziyverdir, Üzüntü akşamı, mutluluk günlerine hoş bir süs-
Nece kim, xâl-i siyeh ânz-i canâne düşer. tür. Aynen sevgilinin yanağına düşen siyah ben
gibidir.

Ey Vidâdî, gem-i hicrâne giriftar olmaq, Ey Vidâdî! Ayrılık derdine bağlanmak, bir sana,
Bir sene, bir mene, bir Yûsif-i Ken'ân'e düşer. bir bana, bir de Yusuf-i Kenan'e düşer. (Sı-
kıntılara katlanışıyla kıssalarda geçen Yusuf
peygamber).

Eşqe düşmek sene düşmez, qocalıbsan bele dur. (Ey Vidâdî!) Aşka düşmek sana düşmez. Sen ih-
Bele işler yene Vâqif kimi oğlana düşer. tiyarsın, şöyle dur. Böyle işler yine Vakıf gibi
gençlere düşer.

IX

Ey Vidâdî, gerdîş-i dövran-i keçreftâre bax! Ey Vidâdî! Şu eğri giden feleğin dönüşüne bak.
Ruzigare qıl tamaşa, kare bax, kirdâre bax! Zamanı seyret; işe, meşguliyete bak.

Ehl-i zülmu nece berbâd eyledi bir lehzede, Adaletli hüküm veren, güçlü ve kahredici pa-
Hökmii âdil, pâdişâh-i qadîr ü qehhâre bax! dişaha bak ki, bir anda ne kadar zulüm ehlini
berbat etti.

Sübh söndü şeb ki, xelqe qible idi bir çırağ, Sabah olunca gece bitti, bir mum (ışık) halka
Geceki iqbâlı gör, gündüzdeki idbâre bax! kıble idi. Geceki mutluluğa, gündüzki ta-
lihsizliğe bak.
Tâc-i zerden tâ ki, ayrıldı dimâğ-i pürqürur Gururlu akıl, altın taçtan ayrılalı başkanın ba-
Pâyimâl oldu tepiklerde ser-i serdâre bax! şının tekmeler altında çiğnendiğini gör.

Men feqîre emr qılmışdı siyâset etmeye, Siyaset yapmamam için ben fakire emir ver-
Saxlayan mezlûmu zâlimden o dem qeffâre bax! mişti. O zaman mazlumu zalimden koruyan af-
fediciye bak.

Qurtaran endîşeden âhenger-i bîçâreni, Zavallı demirciyi düşünceden kurtaran şah için
Şâh üçün ol midberi tebdil olan mismâre bax! o talihsizliği değiştiren çiviye bak.

İbret et Ağa Mehemmed Xan'dan, ey kemter gedâ, Ey hakir dilenci, Ağa Mehemmed Han'dan ibret
Tâ heyâtm var iken ne şâhe, ne xunxâre bax! al. Daha hayatın varken ne padişaha, ne de kan
dökücüye bak.

Baş götür bu ehl-i dünyâdan ayaq tutduqca qaç, Dünya ehlinden çekin ve ayakların tuttukça
Ne qıza, ne oğula, ne dûsta, ne yâre bax! kaç; ne kıza, ne oğula, ne dosta, ne de sevgiliye
bak.

Vâqifâ, göz yum cahânm baxma xûb ü ziştine, Ey Vakıf! Cihanın güzeline çirkinine bakma, göz
Üz çevir âl-i ebâye, Ehmed-i Muxtâre bax! yum. Peygamberimizin ailesine yönünü çevir ve
Ahmed-i Muhtar'a, (Hz. Muhammed'e) bak.

X

Men cahan mülkünde, mütleq, doğru halet görmedim, Ben yeryüzünde mutlak doğru bir durum gör-
Her ne gördüm, eyri gördüm, özge bâbet görmedim. medim. Ne gördümse eğri gördüm, başka uygun
Âşinâlar ixtilâtmda sedâqet görmedim, bir şey görmedim. Tanıdıkların karşılaşmasında
Beyat ü iqrâr ü imân ü deyânet görmedim, sadakat görmedim. Sadakat, sözünde durma,
Bîvefâdan lâcerem tehsîl-i hacet görmedim. din ve iman görmedim. Hiç şüphesiz ki
vefasızlardan bir ihtiyacımı karşılayamadım.

Gâh sultan gâh derviş ü gedâ bilittifaq, İster sultan ister derviş, ister dilenci olsun,
Özlerin qılmış giriftâr-i qem ü derd ü feraq, hepsi ayrılık, dert ve üzüntüye tutulmuşlar.
Cîfe-yi dünyâyedir her ehtiyâc ü iştiyaq, Her ihtiyaç ve istek dünya leşinedir. Bu kadar
Munca kim, etdim tamâşâ, sözlere asdım qulaq, seyrettim ve pek çok söz dinledim. Yalan ve
Kizb ü böhtandan sevâyı bir hekâyet görmedim. iftiradan başka hikâye görmedim.

Her seda vü ses ki dünyâye dolub ekser eqel, Akıllıların çoğu dünyaya dolmuşlar. Bütün ses
Cümle mekr ü al ü fenn ü fitnedir, ceng ü cedel, ve sedaları; hile, arabozuculuk, savaş ve ça-
Dirhem ü dînar üçündür her şeye yapışsa el, tışmadır. Elleri neye yapışsa dinar ve dirhem
Müqtedîlerde itâet, müqtedâlerde emel, gibi para içindir. Örnek alanlarda itaat, örnek
Bendelerde sîm ü beylerde edâlet görmedim. alınanlarda bir gaye; kölelerde gümüş (varlık),
beylerde ise adalet görmedim.

Xelq-i âlem bir eceb düstûr tutmuş her zaman, Dünya halkı her zaman bir acayip kural koy-
Hansı qemli könlü kimi, sen eder olsan şâdiman. muş: (Buna göre) sen hangi üzüntülü gönlü
O sene, elbette ki, bedguluq eyler, bîgüman, mutlu edersen mutlaka o sana kötü söz söyler.
Her kese her kes ki, etse yaxşılıq, olur yaman, Kim kime iyilik etse kötülük görür. Düşmanlık
Bulmadım bir dost ki ondan bir edâvet görmedim. görmediğim bir dost görmedim.

Âlim ü câhil, mürîd ü mürşîd ü şâgird ü pir, Bilgili veya cahil, derviş veya şeyh, öğrenci
Nfefs-i emmare elinde serbeser olmuş esir. veya hoca olsun herkes "nefs-i emmare"leri
Heqq'i bâtil eylemişler işlenir cürm-i kebir, elinde baştanbaşa esir olmuş. Hakk'ı batıl hâle
Şeyxler şeyyâd, abîdler abûsen qemterir, getirip büyük günah işliyorlar. Şeyhler riyakâr,
Hiç kesde Heqq'e lâyiq bir ibâdet görmedim. kullar ise somurtkan ve sert. Hiç kimsede
Allah'a layık bir ibadet görmedim.
Her kişi her şey ki, sevdi, onu behter istedi, Herkes güzel olan neyi sevdiyse ister. Kimi
Kimi texti, kimi tâci, kimi efser istedi. taht, kimi taç ister. Padişahlar zaman zaman ül-
Pâdişâhlar dem-be-dem tesxir-i kişver istedi, keler zaptetmek isterler. Pek çok kimse de aşka
Eşqe hem çox kimse düşdü vesl-i dilber istedi, düşüp dilberlere kavuşmak istedi. Ancak hiç-
Heç birinde âqibet, o zövq ü râhet görmedim. birinde bir son, bir zevk ve rahat görmedim.

Men özüm çox kûzekân kimyager eyledim, Ben çok testi ustasını kimyager ettim. Kapkara
Sikkelendirdim qübâr-i tireni zer eyledim. tozu sikke haline getirip altın yaptım. Kara taşı
Qara daşı dönderib yâqut-i ehmer eyledim, kırmızı yakuta çevirdim. Değersiz bir boncuk ta-
Dâne-yi xermöhreni dürre beraber eyledim, nesini bile inciye eşit hale getirdim. Kadir ve kıy-
Qedr ü qiymet isteyib, qeyr ez xesâret görmedim. met istedim, kırıklıktan başka bir şey görmedim.

Eyleyen virane Cemşîd-i Cemin eyvanını, Cem'in köşkünü viran edenin eğlence mec-
Yola salmış, bil ki, bezm-i işretin çendânmı lisinin ne kadarını gönderdiğini, kimin kal-
Kim qahbdır ki, onun qem tökmeyibdir qânmı, dığını bil, onun kanını üzüntü dökmez. Feleğin
Döne-döne imtahat erdim felek dövrânını, dönüşünü döne döne imtihan ettim. Ancak
Onda men bir ber'ekslikden özge âdet görmedim. onda aksilikten başka bir adet görmedim.

Gün kimi bir şexse xeyr versen sed hezar, Güneş gibi bir şahsa yüzlerce binlerce hayırda
Zerrece etmez edâ-yi şükr-i ne'met aşikar, bulunsan zerre kadar bu nimetlere şükür et-
Çhlmayıbdır qeyret ü şerm ü heyâ, nâmûs ü ar, meyeceği açıktır. Ayrıca bir gayret, utanç, haya,
Dediler ki, e'tibâr ü e'tiqâd âlemde var, namus ve ar göstermez. İtibar ve inanışın dün-
Ondan ötrü men de çox gezdim, nehâyet, yada var olduğunu söylüyorlar, ancak bu se-
görmedim. bepten dolayı çok gezdim, fakat bir şey gör-
medim.

Müxteser kim, beyle dünyadan gerek etmek hezer, Özet olarak böyle dünyadan çekinmek gerekir.
Ontan ötrü kim, deyildir Öz yerinde xeyr ü şer. Bundan dolayı hayır ve şer kendi yerinde de-
Âliler xâk-î mezelletde, denîler mö'teber, ğildir. Yüce insanlar aşağılık toprağında, kö-
Sâhib-i zerde kerem yoxdur, kerem ehlinde zer, tüler ise itibar görüyorlar. Altın, para, pul sa-
İşlenen işlerde ehkâm ü leyâqet görmedim. hibinde cömertlik; cömertlerde ise altın yoktur.
Yapılan işlerde liyâkat ve hüküm yoktur.

Dövlet ü iqbâl ü mâlın âxırın gördüm tamam, Devlet, gelecek ve varlığın sonunu tamamıyla
Heşmet ü câh ü celâlin âxırm gördüm tamam, gördüm. Haşmet, itibar ve büyüklüğün de so-
Zülf ü rûy ü xett ü xâhn âxırm gördüm tamam, nunu tamamen gördüm. Saç, yüz, ben ve yanak
Hemdem-i sâhibcemâlin âxırm gördüm tamam, tüylerinin de sonunu tamamen gördüm. Gü-
Başedek bir hüsn ü suret, qedd ü qâmet görmedim. zellik sahiplerinin dostlarının da sonunu ta-
mamen gördüm. Ancak başa kadar süren bir
güzellik, yüz, boy ve endam görmedim.

Ya imâme'1-ins ü velcinn ü şehenşâh-i umur, Ey insanların ve cinlerin imamı, şahların şahı!
Getdi din elden, bu günden böyle sen eyle zuhur, Din elden gitti, bu günden itibaren ortaya çık.
Qoyma kim, şeytân-i mel'un eyleye îmâne vur, Melun şeytanın imana vurmasına müsaade
Şö'le-yi hüsnünle bexş et tazeden dünyâye nur, etme. Güzelliğinin ışığıyla yeniden dünyaya
Kim şerîet meşelinde istiqâmet görmedim. ışık sal. Çünkü ben şeriat meşalesinde bir is-
tikamet görmedim.

Baş ağardı, rûzigârım oldu gün-günden siyah, Saçlarım ağardı, hayatım günden güne sim-
Etmedim sed heyf kim, bir mâh rüxsâre nigah, siyah oldu. Yüzlerce defa yazıklar olsun ki, bir
Qedr bilmez hemdem ile eyledim ömrü tebah, ay yanaklıya bakmadım. Ömrümü kıymet bil-
Vâqifâ, yâ Rebbenâ, öz lütfünü eyle penah, meyen bir dostla harcamışım. Ey Tanrım,
Senden özge kimsede lütf ü inayet görmedim. Vakıfa bağışlayıcılığnı göster. Çünkü senden
başka kimsede bağışlayıcılık ve yardımseverlik
görmedim.
DEYIŞME DEYIŞME
Vâqif Vakıf:
Ey Vidâdî, senin bu piiç dünyada, Ey Vidâdî, senin bu boş dünyada ne derdin var
Ne derdin var ki, zâr-zar ağlarsan? ki, ağlayıp inliyorsun. Ağlama günü ahirettedir.
Ağlamalı günün axiretdedir, Şimdi sende ne var da ağlıyorsun?
Ne indi sende ne var, ağlarsan?
Vidâdî Vidâdî:
Vâqif, ne çox yan, baş-ayağ atarsan, Ey Vakif, ne çok konuşup haddini aşıyorsun.
Mene dersen, ne bu qeder ağlarsan? Bana "Neden bu kadar ağlıyorsun?" diyorsun.
Senin de başında mehebbet beyni Eğer senin de başında sevgi dolu beyin olsa,
Eğer olsa, eyler eser, ağlarsan! sana tesir eder ve sen de ağlarsın.
Vâqif Vakıf:
Ta cesedin cüda olmayıb candan, Cesedin ruhundan ayrılmadan kendinin sul-
Bil özünü artıq sultandan, xandan. tandan, handan büyük olduğunu bil. Ayrılık,
Qeriblik, ayrılıq nedir ki, ondan gurbet nedir ki, sen bu kadar incinip ağ-
Bu qeder çckiben azar, ağlarsan? lıyorsun?
Vidâdî Vidâdî:
Ağlamaq ki, vardır, mehebbetdendir, Ağlamak, sevgidendir. Alçakgönüllü olmak
Şikestexatirlik merhemetd endir. merhamettendir. Bunların hepsi aslında iyi-
Esil bunlar cümle mürüvvetdendir! likseverliktendir. Eğer senin de yüreğinde bun-
Olsa üreyinde, beter ağlarsan! lar olsa benden beter ağlardın.
Vâqif Vakıf:
Sen qenimet diriliyin demini, Sen canlılığın nefesini ganimet bil. Giden, ölen
Keçen hemdemlerin çekme qemini, dostlarının üzüntüsünü çekme. Aklın varsa gö-
Eqlin olsun sil gözünün nemini, zünün yaşını sil. Onlar senin ağlamanla bir
Dexi geri gelmez onlar ağlarsan! daha geri gelmez.
Vidâdî Vidâdî:
Ağlamaq mö'minin elametidir, Ağlamak, müminin işaretidir. Peygamberin di-
Nebinin dininin xoş adetidir, ninin hoş bir adetidir. Eğer ağlamanın Allah'ın
Eğer bilsen, Heqqin kerametidir, bir kerameti olduğunu bilsen gözlerinin nuru
Ta gedince nur-i beser ağlarsan! sönünceye kadar ağlarsın.
Vâqif Vakıf:
Elinden kendini aldıran felek, Senin elinden köyünü aldıran, ineklere buzağıyı
İneklere buzov saldıran felek, saldırtan, dost ve yoldaşını öldüren felek, seni
Yar ü yoldaşını öldüren felek, Öyle bir hale koymuş ki, ağlıyorsun.
Meğer seni beyle qoyar, ağlarsan?
Vidâdî Vidâdî:
Neylersen söylemiş buzov-ineyi, Buzağıyı ineği ne diye söylersin? Bizimle böy-
Bizimle eylemiş bele heneyi, lece eğleniyorsun. Hazretkulu Bey'in ak değ-
Hezretqulu beyin ağ deyeneyi, neğini eline alırsan sen de ağlarsın.
Alıbsan eline, meğer, ağlarsan?
Vâqif Vakıf:
Kimdir indi bu dövrde ol adem, Bu devirde o insan kimdir ki, perisi yanından
Perisi yanından heç olmaya kem. hiç eksik olmaz. Zaman zaman bulut gibi ka-
Qaralırsan bulut kimi dem-â-dem, rarırsın ve yağmur gibi gözyaşın yağar, ağ-
Ağ yağış tek yaşın yağar, ağlarsan. larsın.
Vidâdî Billem çox uşaqsan, üreyin toxdur, Vidâdî:
Çok küçüksün ve yüreğinin tok olduğunu bi-
Lehv ü leeb ile hevesin çoxdur, liyorum. Oyuna, eğlenceye hevesin de çoktur.
Qocahq eseri könlünde yoxdur, Gönlünde ihtiyarlığın izi yoktur. Daha sonra
Hele sonra eğlin keser, ağlarsan! bunları akim alınca sen de ağlarsın.
Vâqif Vakıf:
Toy- bayramdır bu dünyanın ezabı, Bu dünyanın sıkıntısı düğün bayramdır. Aklı
Eqli olan ona getirer tabı, olan ona meyleder. Senin gibi, oğlanlarla hesabı
Senin tek oğlana deyil hesabı, yoktur. Sen her şeyden dertlenip ağlıyorsun.
Her şeyden eyleyib qübar ağlarsan!
Vidâdî Vidâdî:
Oğlan, sen uşaqsan, cavansan hele, Ey oğlan, sen daha çocuksun, gençsin; vü-
Yenice cismine düşüb velvele. cuduna daha yeni yeni heyecan düşmüştür.
Tezece deyenek alıbsan ele, Eline daha yeni yeni değnek almışsın, sağlam
Qaim tut ki, nâgah düşer, ağlarsan. tut ki, ansızın düşüp ağlarsın.

Vâqif
Bîdemağ olmaqdan ne düşer ele, Vakıf:
Şükr eyle Allah'a, gez güle-güle! Akılsız olmaktan ele ne geçer? Allah'a şükür
Uşaq ha deyilsen tez-tez, habele, edip güle güle gez. Çocuk da değilsin, ama sık
Könlünün şişesi sınar, ağlarsan! sık gönlünün camı kırılır, ağlarsın.

Vidâdî Vidâdî:
Uzaqdan bax, yaxşi fehm et satire, Gizleyene uzaktan bak ve iyi anla. Bu iş hiç gö-
Bu iş baxmaz heç könüle, xâtire. nüle, hatıra bakmaz. İstersen bu yollara yüz yıl
İster yüz il bu yollara qat zire, zire kat, bir gün canın, ciğerin yanar, sen de ağ-
Bir gün yanar can ü ciyer, ağlarsan! larsın.

Vâqif Vakıf:
Keçen işden merd igidler pozulmaz, Olan işten mert yiğitler etkilenmez. Atalar "Dö-
Atalar deyibdir: "Tökülen dolmaz", külen dolmaz" demişler. Kış mevsiminde katık
Qatıq üçün qışda ağlamaq olmaz, için ağlamak olmaz. İnşallah bahar gelince ağ-
İnşaallah, geler bahar, ağlarsan! larsın.

Vidâdî Vidâdî:
Dövletinden yetdik nan ü nemeye, Ekmek ve tuza senin devletinde (mut-
Düşdük indi cad ü qatıq yemeye. luluğunda) erdik. Şimdi mısır ekmeği ile katık
Söz ki, çoxdur, yeri yoxdur demeye, yemeye düştük. O kadar söz vardır ki, onu söy-
Eğer bilsen, ey bîxeber, ağlarsan. leyecek yer ve zaman yoktur. Ey bundan ha-
bersiz olan, eğer bilsen, sen de ağlarsın.
Vâqif
Nece ki, dirisen, ölü deyilsen, Vakıf:
Qocahban yaylar kimi eyilsen, Nasıl ki, sen ölü değil, sağsın. Yaşlanıp yay gibi
Padişahsan eğer özünü bilsen, eğilmişsin. Eğer kendini bilsen, padişahsın.
Neçün olub candan bezar, ağlarsan! Niçin canından şikayetçi olup ağlarsın.

Vidâdî Vidâdî:
Ele ki, taxüdı burnuna çeşmek, Öyle ki, burnuna gözlük takıldı. İhtiyarlık gel-
Qocalıq el verib, dexi ne şişmek... miş, daha ne diye kendine güvenirsin. Gü-
Uşağlar içine düşer gülüşmek, lüşmek çocuklara uygundur. Senin de acıman
Senin de açığın tutar, ağlarsan! tutar, ağlarsın.

Vakıf:
Vâqif Yavuz çox qocalan bayatı sever, Çok ihtiyarlayan kişi, bayat şeyleri sever. Bazen
Gah öyüner, tek-tek özünden deyer. öğünerek sık sık kendinden söz eder. Sen de bu
Sen de yetişibsen o hedde meğer, hale gelmişsin ki, aklına bayatı uyar ve ağlarsın.
Beynine bayatı uyar, ağlarsan? (Bayatı: Azeri Türkçesinde mani tarzına verilen
addır.)
Vidâdî Külli Qarabağ'm âb-i heyâti,
Vidâdî:
Nerm-i nâzik bayatıdır, bayatı. Bütün Karabağ'm hayat suyu, nazik ve latif
Oxunur meclisde xoş kelimâtı, olan bayatıdır. Onun hoş sözleri toplantılarda
Ox kimi bağrını deler, ağlarsan! okununca ok gibi bağrını deler, sen de ağlarsın.
Vâqif Vakıf:
Müxemmes demeyin seyreklenibdir, Ona "muhammes" demeyin pek bilmez. Ancak
Bayatıda zehnin zireklenibdir, "bayatı"da zihnin açıktır. İhtiyarlamışsın, kal-
Qocalıbsan qelbin köyreklenibdir, bin incelmiştir. İşsiz güçsüz kalıp ağlarsın.
Işden-gücden olub bekar, ağlarsan.

Vidâdî Vidâdî:
Gel danışma müxemmesden, qezelden, Gel; muhammesten, gazelden, hakiki şiirden,
Şe'r-i heqîqetden, medh-i gözelden, güzelleri övmekten bahsetme. Ben eskiden beri
Senin ki, halım bülem ezelden, senin halini bilirim. Öyle deyip de sevgili ve
Ele deyib canan, dilber, ağlarsan. güzel uğruna ağlarsın.

Vâqif Vakıf:
Yetmişde ki, bele nem gele göze, Yetmiş yaşında gözlerine böyle yaş dolan kişi,
Kesmeye arasın, baxmaya söze, söze bakmayıp devam etmelidir. Yaşın ne
Ol zaman ki, yaşın yetişer yüze, zaman yüz olursa, gör o zaman ne kadar çok
Gel gör, onda ne bîşümar ağlarsan. ağlarsın.

Vidâdî Vidâdî:
Sarı Çoban oğlu gelsin yanına, Sarı Çobanoğlu, senin yanma gelip hoca diye canım
Axund deye canın qatsm canına. canına katsın. Padişahın heybetine, senin şanına o
Xanm şövketine, senin şanına, güzel muhammes yazar, sen de ağlarsın.
O yaxşı müxemmes düzer, ağlarsan.