SOSYAL GÜVENLİK Sosyal güvenlik, İslam dini içinde geniş yer tutar.

İslam’da, servet sosyal güvenlik harcamaları ile gerektiği ölçüde transfere uğrar ve Allah’a kulluk yapmayı unutturan fakirlik ile azdıran zenginlik de önlenmiş olur. Diğer canlılara karşı üstün olarak yaratılmış olan insan, dilenecek hale düşürülemez……………. Gibi birçok ayet-i kerimede İslam’ın sosyal güvenliğe bakış açısı belirtilmiş ve bununla da kalınmayarak zekât, fitre, sadaka, vakıf vb… gibi kurumlarla da sosyal güvenlik sistemi kurumsallaştırılmıştır. Kur’an-ı Kerim’in emirlerinden biri zekât verilmesidir. Zekat, zenginin malından fakire tanınan belirli bir haktır. Tam ehliyetli Müslüman ve hür kişilerin yeme, içme, giyinme, oturma gibi temel ihtiyaçlarını üzerinde mülkiyetlerinden kalan malların (gelirlerinin değil, servetlerinin) Allah’ın tayin ettiği belirli bir kısmı çıkarıp; müslüman fakirlere, muhtaç kişilere verilme işlemidir. Bu oran her yıl itibariyle 1/40’tır. Kuran’da zekatın miskinlere, kölelere, borçlulara, yolculara ve zekat toplayanlara verileceği belirtilir. Böylece asgari bir hayat standardının altına düşenlere; asgari hayat standardı çizginin üstünde kalanlar tarafından verilen zekat; bugün çok tartıştığımız; adil servet dağılımını sağlar. Zekatın, bir sosyal güvenlik müessesesi olduğunu gösteren diğer yönü de, verilmesinin mecburi oluşudur. Zekat veren, Kuran’ın bir emrini ve İslam’ın bir şartını yerine getirmiş olduğundan; bundan büyük bir haz duyar. Sadaka ve fitre için de durum aynıdır. İslam’da sosyal güvenlik bakımından üzerinde durulması gereken en önemli müesseselerden biri de vakıf müessesesidir. Kuran’ın hayır işleme, yardım etme yolundaki emirlerini yerine getirmek için kurulmuş olan vakıflar da, tıpkı zekat müessesesi gibi adil servet dağılımını sağlamışlardır. Vakıflar sayesinde; varlıklı, hayırsever kişiler özellikle taşınmaz mallarının gelirlerini dini ve sosyal amaçlı hizmetlerin görülmesi için kurulmuş olan kurumların finansmanına tahsis etmekte, bu amaçla bu malların mülkiyetini sözü edilen kurumlara devretmekteydiler. Vakıf kurumu eğitim, bilim ve uygarlığın gelişmesinde de büyük rol oynamıştır. Bu sayede sosyal barış sağlanmış ve Osmanlı büyük enerjisini, dış güvenlik konularına harcayabilmiş, 600 yıl ayakta kalabilmiştir. Batı ise, sosyal güvenlik fikriyle ancak, İslam’dan 13 yüzyıl sonra daha dün, 1935 yılında tanışabilmiştir. 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin sosyo-ekonomik açıdan derin izler ve güvensizlikler ortaya çıkarmasından sonra, ABD’de başkan Roosvelt döneminde 1935 yılında çıkarılan “Sosyal Güvenlik Yasası” ile resmi ifadesini bulabilmiştir. 18 ve 19. yüzyıllarda yoksulluğu doğal bir durum gibi gören ABD Kapitalist-Pragmatizmi (Faydacılık), Komünizm tehdidi ortaya çıkınca, bir bakıma zorunlu olarak sosyal güvenlik uygulamalarına geçmek zorunda kalmıştır. Keynes’in dediği gibi, “Bunu yapmazsak, kuzeyden gelirler.” Bugün gelinen noktada, devletlerin sosyal güvenlik ödevlerini şu şekilde sıralayabiliriz: 1– Sosyal güvenlik, her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır, asgari bir hayat sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar. 2– Hastalanma yahut sakatlanma suretiyle kazanma gücünü kısmen ya da tamamen kaybedenleri iyileştirmek için onlara sağlık yardımları yapar, sakatları tekrar çalışma hayatına döndürmek için rehabilitasyon hizmetleri sağlar. 3– İş kazalarına engel olucu önlemler almaya çalışır. 4– İşsizliği yenmeye, çalışanlara işsiz kaldıkları sürece yardım yapmaya çaba gösterir. 5– Dar gelirli insanların konut ihtiyaçlarını uygun ölçüde karşılamaya çaba gösterir.

6– Aileye ek maddi yük getiren bazı durumlarda (evlenme, doğum, eğitim vb… gibi) yardım yapar. Görüldüğü gibi sosyal güvenlik, ekonomik yönden güçsüzleri, insanca yaşamak için yeterli olan geliri olmayanları korumayı amaçlar. Bir toplum içinde yaşayan bu kişilerin, ihtiyaçlarını kendilerinin sağlaması olanaksız olduğundan; işverenlerin daha doğrusu ekonomik yönden güçlü olanların katkısı zorunludur. Böylelikle, toplumdaki ekonomik eşitsizlikler bir ölçüde azaltılmış ve sosyal adaletin ve sosyal barışın sağlanmasına yardımcı olunmuş olur. O halde sosyal güvenliğin bir amacı da toplumda gelirlerin yeniden dağıtılmasıdır. Osmanlı’nın cihan devleti olabilmesinin sırlarından birisi de budur. Bunları uygulamış olmasındadır. Bütün bunlara rağmen siz, bugün AKP’nin yaptığı gibi, sosyal güvenliği genişletici ve geliştirici adımlar atmak yerine kapitalistlerin ideolojik ve bilinçli önerileri doğrultusunda hareket ederek, kısıtlayıcı adımlar atmaya kalkışırsanız, sosyal adaleti sağlayamaz, bunun sonucunda da sosyal barış da bozulur ve sonuç felaket olabilir. Kapitalist-Pragmatistlerin ideolojisi zaten budur. Adam SMITH…………………………….. AKP iktidarı peki sizin ideolojiniz ne? Çok kullandığınız, “Garip-gurabanın” haklarını bütçenin kara delikleri diye elinden almaya kalkışmaktansa, bütçedeki asıl kara delik olan faiz ödemeleri üzerinde durmanın gerekirken devletin aslî üç güvenlik görevinden bir olan sosyal güvenlikle ilgili yukarıdakileri niçin aklınızdan bile geçirmezsiniz? Unutmayalım ki, Abraham LINCLON ABD’de köleliği kaldırınca gelişme engellenmedi, bilakis arttı. Sosyal güvenlikte gelişmeyi engelleyici değil, arttırıcı bir etkendir.