SADAKATIN KOYNUNDA KOCA BİR İHANET

Geçmişden gözleri buğulatan bir içli hisdir sadakat. Geçmişin derin hülyalarında yolculuğa çıkmış,günümüz dünyasına pek ugramaz,meyletmez bir haldedir sadakat. Sadakatın yolundan yürümek zor ve çetindir. Kaldı ki bahçesinde bir gül bile koklamaya cesaret edemez çoğu kimse. Yorucudur, sabır ve metanet ister.Kolaya sığınanların,kaçkınların yiyecegi nane değildir sadakat. Kaypakların,ürkeklerin taşıyacağı mangal gibi bir yürek değildir sadakat. Hece hece ezberlemektir kadırşinaslığı, ve yüklenmekdir sırtına onca ağırlığı. Sadakat: mis kokan çıplak bir bebeğin anne kucağında bulduğu huzurlu bir uyku gibidir. Sadakat: yorgun bir serçenin kanatlarını azgın rüzgara bırakması gibidir. Sadakat: şeytanın verdiği vereceği vesveseye kapılmadan,iftira kapılarını kapatıp,sabır şerbetinden içmek gibidir. Sadakat: zulmün boyunlara taktığı zincire direnmek,gerekirse katlanmak,ve ölümüne dişlerini sıkmak gibidir. Sadakat: yutulması zor, acı bir lokum gibidir. Sadakat: Bin emek,gözyaşı ve içten hislerle beslediğimiz ümitler gibidir. O gerçek kapıyı çalıp açamasakta. Sonu olmayan seferlerin, nihai son durağıdır sadakat.Nedense insanlar bir tek ölüme sadakat besler. Solgun bir dudak ile kara topragı öpmek için. Ey insanlık söyle, sadakat senin nerende ? bilirimki ölüme çare yok,kaçamadığın ölümün eşiğinde. Nankörsün. Bir o kadar kör. Sende saklı bir altın idi sadakat.Gün geçti nafile şimdi solgun bir ölüsün. Uğramazdın insanı şerefli kılan faziletlerin kapısına. Katlanmazdın sabır denen ruhunun arzuladığı şefkat kapısına. Sadakat'den uzak ihanetlerin kapısında büyüdün. Zaman oldu ellerin ile, dillerin ile ve zaman geldi gözlerin ile ihbar ettin sevginin bütün masum yanlarını. Ey nankör! bir o kadar kör. Görmedinmi? seni sen yapan bir erdemdi sadakat. Her uğradığın ihanetlerin girdaplarına saldın sadakatı. Alçaksın, kaçaksın,kaypaksın. Ve nihayetinde işde bir ömür peşine düşdüğün nefs'in oyuncağısın. Hadi çağır vesveselerini, çağır günahlarınla imar ettiğin yumak yumak

ihanetlerini. türküsünü çalanda söyleyende sendin.

Şeytanın

Doğruya yalanı katan, masumları çileden cıkaran, şeytan kapısında oynaşan, yallananda sen idin. Hiçmi SADAKAT besleyeceğin kimsen olmadı? Bilirim zordur birinin birisine sadakat beslemesi.Değişen çağların değişen insanlığıdır sadakatsizlik. Zorda olsa bu erdemi unutmayan nice sine'lerinde bu hasleti yaşatan Anadolu insanı var. Türk'e has değerli bir karakter yapısıdır SADAKAT. İhanet kapıları açık oldukca sadakat bahçeleri daima yeşerecektir. Bir kötünün yanında bir iyi muhakkak var olacaktır. Hani meşhur bir hikaye vardır sadakatı ve ona beslenen ihaneti anlatan. ......................... İhanetin adı göçmen bir kuşa verilir.Sadakatın adı ise bir serçeye. İki dost bütün bahar ve yaz boyunca uçarlar, küçük bir köyün semalarında. Küçük sinekleri,kurtçukları yerler.Arsız yağmurların şaha kaldırdığı derelerden içerler. Çiçek açan ağaçlara konup,papatya tarlalarında gezerler. İki dost söz verir birbirine. AYRILMAYACAĞIZ ! Öyle ya mevsim değişiyor. Kış gelmiş. Almış bir telaş göçmen kuşunu. Serçe ise her zaman verdiği söze sadık. Ayrılık acı,ihanet kotüymüş serçe için. Yaşamaksa önemli imiş göçmen kuşu için. Geçen baharın tatlı bir eğlencesi hatırına gel demiş göçmen kuşu serçeye " yeni baharlara uçalım." Serçe çaresiz burda bekleyelim demiş yeni bir baharı. Ama kış acımasızdır demiş göçmen kuşu " aç kalırız,üşürüz,ölürüz burda " Serçe hayır demiş gözüyaşlı," korunuruz direniriz birlikte bütün zorluğa." Göçmen kuşu inanmamış zayıf ve zarif dostuna. Israr etmiş "gidelim" Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse onca yaşadığı yere, kalmakda aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye. Ve seçerek sevgiyi karar vermiş. Uçacakmış göçmen dostuyla yeni baharlara. Göçmen ile Serçe çıkmışlar yola.Fakat serçe zayıfmış, kanatları narin. Izdırap iliklerinde gezinmeye başlamış serçenin.

Kanatları uzun uçuşlar için degil.Dayanamayacak hale gelmiş bu yola. Göçmen kanatları sanki çelikden ve güçlü.Nice baharlara yelken açmada usta bir uçucu. Acımasız yaklaşan bir fırtına kanatlarını dövüyormuş inceden kuşların. Göçmen önde serçe arkada. Yorgunlukdan serçe iyice yavaslamış. Göçmene "duralım" demiş artık. " Biraz dinlenelim" İtiraz etmiş göçmen.Demiş " daha aşılacak okyanuslar var ölürüz. EYVAH ! çok fırtınalar görmüş serçe. " Kurtuluruz" desede nafile. İhanet almış başını en önde gidiyor. Sadakat narin yapısıyla onun peşinde. Serçe sevgisine uymuş,son bir gayretle salmış zarif kanadını fırtınalara. Gökyüzünden daha büyük gelmiş okyanus serçeye.Yorgun bir sesle son kez seslenmiş göçmen dostuna. "Yoruldum uçamıyorum" Göcmen serçeye söyle bir bakmış " dostum bağışla beni, ben yaşamak istiyorum ve devam ediyorum. Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT. Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET. Selam ve Sevgiyle..... Kaanhan Kurultay