You are on page 1of 97

A.A.

J D A N O V
Edebiyat Müzik ve
Felsefe Üzerine

IAIISV9

Z

A.A. JDANOV
Edebiyat Müzik ve
Felsefe Üzerine

Bu kitabın yayın haklan Analiz Basım Yayın Tasanm Uygulama Ltd. Birinci Basım: Bora Yayınlan.252 21 99 . Music and Philosophy (Lawrence and Wishart. 184/4 80070 Beyoğlu/İstanbul Tel/Faks: (0212) 252 21 56 . Şubat 1977 İkinci Basım: Temmuz 1996 İngiltere'de yayımlanan On literature. ŞTİ İstiklal Cad. Şti. 1950) adlı kitaptan dilimize çevrilmiştir. Dizgi ve Teknik Hazırlık: Analiz Basım Yayın Baskı: Sistem Ofset ISBN: 975-343-124-4 KAYNAK YAYINLARI: 188 KAYNAK YAYMAM ANALİZ BASIM YAYIN TASARIM UYGULAMA LTD.nindir.

A.A. JD A N O V Edebiyat Müzik ve Felsefe Üzerine Çeviren: Fatmagül Berktay (Baltalı) .

Felsefe Cephesindeki Durum 87 .Sovyet Yazarları Birinci Kongresinde Konuşma 13 O. Aleksandrov Yoldaşın Kitabının Eksiklikleri 70 2.İÇİNDEKİLER SUNUŞ 7 EDEBİYAT ÜZERİNE 11 I."Zvezda" ve "Leningrad" Dergileri Leningrad'da Yayınlanan İki Derginin Hataları 21 Leninizm ve Edebiyat 34 MÜZİK ÜZERİNE 47 Müzikte İki Akım 49 Ulusal Müzik 56 Natüralizm 59 Sanatsal Ustalık 62 Sovyet Müziğinin Görevleri 64 FELSEFE ÜZERİNE 67 Sovyet Felsefe İşçileri Konferansında Konuşma 69 1.

.

sosyalist toplumun kültür yaşamında varlığını sürdüren. Stalin döneminde izlenen resmi kültür politikasını. "Müzik Üzerine" ve "Felsefe Üzerine" başlıklı üç bölümden oluşan kitap. Parti Kongresinde Merkez Komitesi. Yayınevimizin. Stalin dönemi Sovyetler Birliğinde Bolşevik Partisinin edebiyat. ister olumlu. "Edebiyat Üzerine”. Hitler'in faşist ordularının Leningrad işgaline karşı da kentin sa­ vunmasını başarıyla örgütleyen bir savaşçıydı. gerekse de çeşitli maskeler ardında beliren bur­ juva düşüncelerini yayan sanat ve felsefe akımlarına karşı verilmesi ge­ reken ideolojik mücadeleyi ağırlıklı nokta olarak koyuyor. yaklaşık 20 yıl sonra ikinci basımını gerçekleştirdiği elinizdeki kitap. Bora Yayınlan'nca ilk basımının gerçekleştirildiği 1977 yılından bu yana geçen süre içinde önemini koruyan ve çeşitli tar­ tışmalarda. 1934’teki 17. bir baş­ vuru kaynağı olarak kullanılan kitap. 1938'deki 18. bu politikanın en önemli temsilcisi Jdanov'un ağzından ortaya koyuyor. Kitapta yer alan konuşma ve rapor metinleri 1934'ten 1948'e uzanan bir tarih dilimini ilgilendiriyor ve Sovyeder Birliği'nin o dönemdeki zorlu koşullarının kültür dünyasındaki yansımalarını barındı­ rıyor. gerek doğrudan. İç savaşta karşıdevrimci Beyaz Ordu'ya.SUNUŞ Andrey Aleksandroviç Jdanov (1896-1948) 1915'te Bolşeviklere ka­ tıldı ve Ekim Devrimi'nden sonra parti içinde hızla yükselerek Leningrad parti örgütünün önderlerinden biri oldu. sosyalizmin inşası döneminde de Troçkizme ve diğer sağcı odaklara karşı verilen mücadelede ömek bir komünist tavır sergileyen Jdanov. isterse de olumsuz anlamda ele alınsın. müzik ve felsefe konularına teorik yaklaşımım ve pratiğe dönük eleştirilerini içeriyor. Parti Kongresinde ise ölümüne kadar yükümlendiği propaganda ve ajitasyon göreviyle Siyasi Büro üyeliğine seçilmişti. Jdanov. .

Bu saldırıların ve "Jdanov korkusu"nun bugün de devam ettiği görülüyor. o da jdanov'un. sosyalist toplumun gelişmesinin özünün sınıf mücadelesi olduğu konusundaki kav­ rayışının yetersizliğinden kaynaklanıyor. orospular ve serserilerdir" biçimindeki sözlerinin bugün de geçerli olmadığım söyle­ mde. Jdanov'un düşünceleri ve dönemin devrimci Sovyet sanatçılarının ürünleri. Yaklaşık 50 yıl önce . burjuva kültürünün çöküşünün ve yozlaşmasının belirleyici özellikleridir. Jdanov'un emperyalizm ve revizyonizmin yozlaştırıcı etkilerine karşı sürekli olarak halk kültürünün zenginliğine sığınmayı önermesi ve bu mirası "Bütün ülkelerinkinden daha genç olan" devrimci bir kültürle birleştirme çağnsı bu noktada önem kazanıyor. Jdanov’un "Gizemciliğin ve softalığın alıp yürümesi. özellikle günümüz Türkiyesi'nde mümkün mü? İşte bu açıdan bakıl­ dığında ve Ahmalova ile Zosçenko eleştirildi de göz önüne alındığında Jdanov özellikle "Baü'yı körü körüne izlemek" hastalığından kurtulma yo­ lundaki düşünceleriyle bugün de geçerliliğini koruyor. edebiyatın da. pornografi merakı. gerekse de 20. Birincisi: Jdanov sosyalist gerçekliğin temel ilkelerini sanat ve edebiyata uygularken temel kriter olarak halkın duygu. ajanlar. müzi­ ğin de. Kalemini sermayeye satmış olan buıjuva edebiyatının 'ünlü kişileri'.Kitaptaki yazılar okunduğunda iki şey hemen göze çarpıyor. Kongre’de ikti­ darı ele geçiren Knışçev revizyonizmi tarafından ağır saldırılara uğ­ ramış ve "slogancılıkla" eş tutulmuştur. felsefenin de kitlelerin elinde güçlü birer silah ha­ line gelmesini engelleyici bir düşünceyi sahipleniyor. düşünce ve ihtiyaçlarım alıyor. Bununla birlikte bir ikinci nokta daha var ki. tam terane devrimci bir kapsayıcılıkla yaklaşıyor. Bu noktada Jdanov. çoğunlukla iddia edildiğinin aksine geçmiş kültüre kibirli ve inkâra bir tutumla değil. hırsızlar. artık. gerek uluslararası burjuvazi. "Sosyalist üretim biçiminin ke­ sin olarak ve bir daha geri dönmemecesine zafer kazandığı" ya da "kapi­ talist unsurların milli ekonominin bütün kesimlerinden uzaklaştınldığı" bir dönemden söz eden ve parti iradesini mutlaklaştıran Jdanov. Mao Zedung Düşüncesi ve Kültür Devrimi deneyi düşünüldüğünde Jdanov'un ve o dönemdeki resmi kültür politikasının içinde bulunduğu "darlık" ve "sekterlik" daha iyi anlaşılacaktır. halkın birikimini bitmez tükenmez bir kaynak olarak görüyor.

. Jdanov. eksiklerinin devrimci bir sorumluluk içinde tartışılması ge­ rektiğine inanıyor. KAYNAK YAYINLARI . bir dönemin ihanet içindeki Rus aydınlarına özenircesine. "Ben de yüce saydığım her şeyi yaktım ve yaktığım her şeyi yüce saydım" diyen "aydın" sayısının çoğal­ dığı bir dönemde. güçlü sosyalist mirasın unsurlarından biri ko­ numunda. eleş­ tirmek ve devrimci bir tarzda aşmak çabasına duyulan ihtiyaç kadar. bu devrimci kültür sanat teorisyenine aynı doğallık içinde sahip çıkıyor ve1 hatalarının. ölmekte olduğunu saptayan Jdanov'a yönelik karalama kampanyasını doğal karşılayan yayınevimiz.burjuva kültür ve sanatının çürüdüğünü. Emperyalizmin ve onun ideolojisi neoliberalizmin sal­ dırısı karşısında. Tıpkı onu tartışmak.. Kapitalizmin saldırısı günümüzde Jdanov'un düşüncelerine ve devrimci tavrına duyulan ihtiyacı büyütüyor. Jdanovün Edebiyat. Müzik ve Felsefe Üzerine kitabım. sanatçı ve aydınların tartışmasına sunuyoruz.

.

EDEBİYAT ÜZERİNE .

sömürücü sınıflar ortadan kalkmış. SSCB. ülkemizde Komünist Partisinin önderliğinde ve büyük yö­ neticimiz ye ustamız Stalin yoldaşın bilge yönetiminde. sosyalist üretim biçiminin kesin olarak ve bir daha geri dömnemecesine zafer kazandığı bir dönemde toplanmış bulunuyor. Sosyalist düzenin zafer kazanması sonucunda. Sovyet Yazarları Birinci Kong­ resine ve onun aracılığıyla. sanayileşme siyasetinde ve sovhoz ve kolhozların inşasında kazanılan zafere bağlı olarak ülkemizde sos­ yalist ekonominin temellerinin atıldığı bir dönemde toplanmış bulunuyor. işsizliğe ve köylük bölgelerdeki yoksulluğa son ve­ rilmiş. başta büyük proleter yazar A. kentlerdeki yoksul mahalleleri ortadan kaldırılmıştır. öncü sosyalist kültür ülkesi ve Sovyet kültürünün gür bir şekilde boy attığı bir ülke haline gelmiştir. kapitalist un­ surları milli ekonominin bütün kesimlerinden uzaklaştırarak ülkemizin kapitalist unsurlara karşı zafer kazanmasını sağlamıştır. Yoldaşlar. zaferden zafere ilerleyerek iç savaşın ateşlerinden kuruluş dönemine. Partimiz adım adım. SSCB bugün ileri bir sanayi ülkesi ve dünyanın en büyük sosyalist tarım ülkesi haline gelmiştir. Sovyet . sosyalizmin inşası yolunda karşımıza çıkan önemli engellerin aşılmaya başlandığı. Gorki olmak üzere bütün Sovyet yazarlarına en içten Bolşevik selamlarımı yollamama izin verin.M.SOVYET YAZARLARI BİRİNCİ KONGRESİNDE KONUŞMA 17 Ağustos 1934 Sovyetler Birliği Komünist Partisi (Bolşevik) Merkez Komitesi ve SSCB Halk Komiserleri Konseyi adına. kuruluş döne­ minden de bütün milli ekonomide sosyalist inşaya geçerek. Kongreniz. Kongreniz.

İşte bu yüzden. Stalin yoldaşın önderliğinde Parti. Sovyetler Birliği'nin iç ve dış durumunun güçlenmesi. Stalin yoldaş. Partimizin 17. burjuvazinin proletarya üzerindeki her türlü etkisine. artık. tembelliğe. Sosyalist tarımımızın en önemli kesimle­ rinden olan hayvancılığı yaygınlaştırma çalışmasını geliştirmeliyiz. . kapitalist unsurların kesin olarak tasfiye edilmesi. karşılaştığımız güçlüklerin ve eksiklerimizin nedenle­ rini ortaya koydu. Bunlar. Partinin 17. ülkemizde sos­ yalizmin kazandığı zaferlerle el ele gitmektedir. gevşekliğe.ülkesinin çehresi bütünüyle değişmiştir. Aynı şekilde uluslararası pror letaryanın öncü müfrezesi ve yaklaşan dünya proleter devriminin güçlü kalesi olarak oynadığı rol de artmaktadır. kazandığımız zaferlerin. çalış­ mamızdaki aksayan yönlerin ve Partimizin ve onun önderliği altındaki milyonlarca işçi ve kolhozcu köylünün. ör­ gütlenme çalışmamızı önümüzde duran büyük siyasi görevlere uygun bir düzeye çıkarmamız gerektiğine işaret etti. İnsanların bilinçleri de aynı şekilde köklü bir değişikliğe uğramıştır. Kongresi. açgözlülüğe ve kolektif mülkiyet konusundaki so­ rumsuzluğa karşı mücadele etmek demektir. en geniş biçimde. sosyalizmi inşa edenler. Partinin siyasi çizgisinin ve ikinci beş yıllık planın gereklerine oranla pratik örgütlenme çalışmasındaki geriliğin bir sonucudur. Kongresinde. bir an bile durup dinlenmeden üstesinden gelmek için mücadele ettikleri güçlüklerin de derin bir tahlilini yapmıştır. Ne pahasına olursa olsun. deniz ve demiryolu ulaşımı. demirsiz metaller gibi ulusal ekonominin çok önemli kesimlerindeki ge­ riliğin üstesinden gelmeliyiz. Stalin yoldaş. aylaklığa. on­ ları yaratan koşulların ve bugünkü durumumuzun ustalıklı bir tahlilini yapmış. Sovyetler Birliğinin ulus­ lararası saygınlığı ve etkisi artmaktadır. kapitalizmin eko­ nomide ve insanların bilincinde varlığını sürdüren kalıntılarının yok edil­ mesi ve ulusal ekonominin teknik inşasının gerçekleştirilmesi uğrunda verilen mücadelede kitleleri örgütlemektedir. meta dolaşımı. küçük bınjuva disiplinsiz­ liğine ve bireyciliğine. Kapitalizmin insanların bi­ lincindeki kalıntılarını yok etmek. yani işçiler ve kolhozcu köylülerdir. Bizim "büyük adamlarımız". sınıfsız sosyalist toplumun inşasının gerçekleştirilmesi için uzun vadeli çalışma programını ortaya koymuştur. Stalin yoldaş.

birim edebiyatımız gibi. . Hiçbir burjuva ülkesinde. Onun gelişmesi. sosyalist rejimimizin yerleşmesinin ve başarı kazanma­ sının ifadesidir. Başka hiçbir yerde. Edebiyatımız. sosyalist inşamızın eti ve kanı olan Sovyet edebiyatı gerçeklen ileti. Engels. Aynı zamanda. Kongreniz yapılamazdı.Elimizde. Sovyet edebiyatı dışında. Bolşeviklerden başka hiç kimse gerçekleştiremezdi. Partinin ön­ derliğinde. içerik bakımından en zengin. her türlü gizemciliğe. Merkez Komitesinin dikkatli ve titiz yönetimi altında ve Stalin yoldaşın büyük destek ve yardımı ile. başka hiçbir ülkede bütün ulusların emekçilerinin eşit haklara sahip olmasını. Sovyet yazarları daha şimdiden Sovyet ülkesindeki yaşamı titizlikle ve gerçeğe bağlı kalarak yansıtan oldukça iyi eserler vermişlerdir. yolumuz üzerindeki bütün zorlukların üstesinden gel­ memizi sağlayacak sağlam bir silah var. Bu silah Marx. en ileri ve en devrimci ede­ biyattır. bütün ülkelerin edebiyatından daha gençtir. Lenin ve Stalin’in yüce davası zafer kazanmıştır. Sovyet yazarları. Bu zafer olmasaydı. Ve işte Sovyet edebiyatımızın yay­ dığı ışık. Böyle bir kongreyi bizlerden. içerik bakımından zengin ve devrimci bir edebiyat ola­ bilirdi ve öyle de olmuştur. Partimizin ve Sovyetlerin varlığında cisiffileşen yüce ve yenilmez öğretisidir. Ve işte bu zafer sayesindedir ki. Lenin ve Stalin'in. muzaffer sosyalizm rejimi ile can çekişen ve çürüyen kapitalizm arasındaki karşıtlığı daha da açık ve kesin bir bi­ çimde ortaya koymaktadır. her türlü yobazlığa ve şarlatanlığa kesin bir biçimde karşı çıkan bir edebiyat yoktur. Engels. her türlü bilgisizliğe. bizim rejimimiz. şu anda Sovyet Yazarları Birinci Kongresi top­ lanmış bulunuyor. Marx. İşçi sınıfının ve köylülüğün hayatım ve onların sosyalizm uğruna verdik­ leri mücadeleyi konu alan bir edebiyat yoktur ve hiçbir zamanda olmamış­ tır. sosyalist inşanın başarısına bağlıdır. Sovyet iktidan ve Parti çevresinde birleşmişlerdir. Yalnızca. kadınların eşit haklara sahip olmasını savunan bir edebiyat yoktur. işçileri ve ezilenleri her türlü sömürü­ nün ve ücretli kölelik boyunduruğunun ortadan kaldırılması için mücadele­ ye seferber eden ikinci bir edebiyat yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır. Daha şimdiden göğsümüzü kabartacak bir dizi yazarımız vardır. Sovyet edebiyatının başansı.

yazarları ve kahramanlan bu­ gün genel bir yozlaşma içindedir. yakmaktadır. Kapitalist rejimin çöküşünün ve yozlaşmasının ifadesi ola­ rak burjuva edebiyatının çöküşü ve yozlaşması. pornografi merakı buıjuva kültürünün çöküşünün ve yozlaşmasının belirleyici özellikleridir. Burjuva toplumunun feodaliteye karşı zaferini yansıtan burjuva edebiyatının.Kapitalist ülkelerdeki işçi geleceğe güvenle bakamazken ve bir gün sonra iş bulup bulamayacağını bilmezken. yeni bir emperyalist savaşın girdabına çekilmesi olasılığı varken burjuva yazarı ne yazabilir. burjuva edebiyatının ve burjuva kültürünün bugünkü durumunun belirleyici eğilimi. Bütün bunlar. Bu dunımu en şiddetli biçimde hisseden buıjuva edebiyatının temsilcileri karamsarlığa. yarından kuşku duymaya ve karanlık korku­ suna kapılmaktadırlar. her şeyin iyiye gittiğini ve kapitalist toplumda hiçbir şeyin çürüme yolunda olmadığım boş yere kanıtlamaya uğraşan buıjuva edebiyatının özellik­ leridir. neyi düşleyebilir. düşünceleri hangi coşkuda akıp gidebilir ve o coşkuyu nerede bulabilir? Dünyanın. Bu edebiyatın işlediği konular. insanlığı tarihin en barbar ve en karanlık çağlanna geri döndürmeye çalışmakta. köylü elindeki toprak parçası üzerinde ertesi gün de çahşabilecek mi yoksa kapitalist bunalım sonucu onu terk etmek zorunda mı kalacak bilmezken. Ka­ lemini sermayeye satmış olan burjuva edebiyatının "ünlü kişileri". en büyük dehalann yarattığı eserleri vahşice yok etmekte. ajanlar. hangi coşkuyu duyabilir? Buıjuva edebiyatı bugün artık büyük eserler yaratacak durumda değildir. kafa emekçisi bugün işsizken ve yarın da iş bulup bulamayacağını bilmezken buıjuva yazan yazacak ne bulabilir. artık. "Danimarka Krallığında" hiçbir şeyin değişmediğini. be­ lirleyici özelliğidir. Proletarya devriminden ölümüne korkan faşizm kültüre saldırmakta. hırsızlar. orospular ve serserilerdir. Onlar karamsarlığı. burjuva toplumunun soysuzlaşmasını örtbas etme ça­ basında olan. Gizemciliğin ve softalığın alıp yürümesi. kapitalizmin ilerlediği dönemde yarat­ tığı büyük eserleri verme zamanı bir daha geri gelmemecesine geç­ miştir. bugün yann. sanatın teori ve pratiği olarak .

bu ordu genişlemektedir ve sınıf mücadelesine önem vermek ve dünya proleter devriminin güç­ leriyle aynı yolda yürümek koşuluyla günden güne genişlemeye. Bu devrimci yazarların tem­ silcilerini bugün burada. başka yönlerde bir çıkış yolu aramakta ve proletaryanın ve onun devrimci mücadelesinin yanında saf tutmaktadır. sosyalist inşa davasına hizmet etmesinden gelmektedir. edebiyat eserlerinin baş kahramanlan. sanat­ çılarından oluşan bir ordu yaratmıştır. Kapitalist ülkelerin proletaryası daha şimdiden yazarlarından. yeni bir davaya. biricik ilerici ve öncü sınılın. mühendisler. cep­ helerimizin ötesinde dünya proleter devriminin yaratacağı güçlü pro­ leter yazarlar ordusunun çekirdeğini ve tohumunu oluşturduğuna kuv­ vetle inanıyoruz. yöneticiler. Ülkemizde. Edebiyatımız özünde iyimserdir. Coşkunluk ve kahramanlık tutkusu edebiyatımızı sar­ mıştır. Edebiyatımız iyimserdir ama bu iyimserlik bilinçsiz bir içgüdü biçiminde değildir. Yazarlarımız malzemelerini yiğit Çeliyuskin döneminden. Kapitalist ülkelerde durum budur amabizdeki durum farklıdır. Sov­ yet edebiyatının gücü. Parti üyeleri. erkek ve kadın kolhozcular. size ne gibi yükümlülükler getirmektedir? . Bugün burada hazır bulunan otuz kadar yabancı yoldaşın. "insan ruhunun mimarları" adını ver­ miştir. imgelerini. Sovyet Yazarlarının Birinci Kongresinde se­ lamlamaktan sevinç duyuyoruz. devam edecektir. ne var ki. Yalnızca en dürüst ve en ileri görüşlü çok az sayıda yazar. dillerini ve üsluplarını Dinyeprostroy'daki. Stalin yoldaş yazarlarımıza. Magnitogorsk’taki insanların hayatın­ dan ve deneylerinden alırlar. Bu ne demektir? Bu ad. ülkemizin dört bir yanında sürmekte olan yaratıcı faaliyetten alırlar. canla başla yeni hayatı inşa edenlerdir. proletaryanın edebiyatıdır. Sovyet edebiyatının başlıca tipleri ve esas kahramanlan işte bunlardır. kolhozlanmızın deneylerinden.yüceltmektedirler. Kapitalist ülkelerdeki devrimci yazarlar ordusu henüz pek büyük değildir. Sovyet yazarları sanat ürünlerinin malzemelerini. erkek ve kadın işçiler. yani. genç komünistler. çünkü ilerleyen sınıfın. genç öncülerdir. konularını.

işçi sınıfının bütün hayatı. geleceğe doğnı sürekli ilerlemeyle. Sovyet edebiyatının ve edebiyat eleştirisinin temel yöntemi oldu­ ğunu söylüyoruz. onun hayalci olmasını getirmez. Ayağım sağ­ lam materyalist temele basan edebiyatımızda da romantizm vardır. komünist toplumun inşası mücadelesiyle birleştire­ bildiği için daima güçlü olmuştur. taraflı olmayan. Partimizin bütün hayatı. eski tür romantizmden. en çetin pratik anlayışım en geniş yönelimlerle. devrimci romantizmdir. her şeyden önce sanat eserlerinde hayatı gerçeğe uygun bir bi­ çimde yansıtabilmek. var olma­ yan bir dünyayı ve kahramanlan yansıtan. her dar kafalıya. çünkü yarınla­ rımız bilinçli ve yöntemli bir çalışmayla bugünden yaratılmaktadır.ve mücadelesi. durağan ve cansız bir biçimde ya da yalnızca "nesnel gerçeklik” biçiminde değil de. Sovyet edebiyatı kahramanlarımızı yansıtmayı bilmelidir. İşte burada. Partimiz. emekçilerin sosyalizm ruhuyla eğitilmeleri ve ideolojik dönüşümlerinin sağlanması göreviyle birleştirmek gerekir. edebiyatımızın taraf tutma özelliğinden söz eden her kalın kafalı burjuvaya. Sovyet edebiyatı taraflıdır ve biz bun­ dan gurur duyuyoruz. gerçeği ve somut tarihsel nitelikteki sanatsal yansıtmayı. Bu. Çünkü. . Bence. Sovyet edebiyatı taraflı bir edebiyattır. ama bu yeni tür bir romantizm. siyaset dı­ şı bir edebiyat olamaz. devrimci romantizmin. sınıf edebiyatı olmayan. Sosyalist gerçekçilik adını verdiğimiz edebiyat ve edebiyat eleştirisi yöntemi budur. devrimci gelişmesi içinde yan­ sıtabilmek amacıyla hayatı tanımak demektir. çünkü sınıf mücadelesinin var olduğu bir çağda. okuyucuya temelsiz ve düşsel bir dünya sunarak hayatın çelişmelerinden ve boyunduruğundan kaçma­ sını sağlayan romantizmden bağlarını koparmak demektir. Çünkü biz emekçilerin ve bütün insanların ka­ pitalist kölelik zincirinden kurtarılmasından yanayız. her burjuva yazarına Sovyet yazarı şöyle cevap vermelidir: "Evet. Bu. Sovyet edebiyatı taraflılık suçlamasından korkmamaktadır. en akılcı pratik çalışmayla kahramanlığı ve en yüce hedefleri birleştirmeye adanmıştır. Evet. Bunun anlamı ise. edebi yaratı­ cılığın ayrılmaz bir parçası olması gerektiğidir. yarınlarımı­ za bakmayı bilmelidir.” İnsan ruhunun mimarı olmak demek. Sosyalist gerçekçili­ ğin.Bu. her iki ayağım da gerçek ha­ yatın toprağına basmak demektir. en sıkı.

niteliği yüksek bir edebiyat ve 2engin bir dil yaratma mücadelesinde Partiye ve proletaryaya yaptığı hizmet büyüktür. kültür alanında kitlelerin geniş ihtiyaçlarına ce­ vap verecek eserler yaratmasının bütün koşullan sağlanmıştır. bize düşen bu mirası toparlamak. iktisadi hayatın gerisinde kaldığını yansıtmaktadır. Burada. Bu kongre. Sovyet edebiyatının. okuyucularına. teknik ustalık kazan­ mak ve önceki çağların edebiyat mirasını eleştirici bir biçimde özümle­ mek. zengin bir dil ve niteliği yük­ sek eserler yaratmak için canla başla çalışmak demektir. Edebiyat sanatında yetkin bir ustalığa ihtiyacımız vardır. insan ruhunun miman olabilmek mümkün değildir. Öyle ki bu görevi yerine getirmeden. Yalnızca Sovyet edebiyatı. İşte bu yüzden. Sov­ yet yazarları sosyalizm ruhuyla kendilerini eğitmek ve ideolojik bakım­ dan cihazlanmalarını sağlamak için yorulmak bilmeden çalışmalıdırlar. Sovyet edebiyatı her türden silahı (anlatım. bilincin. Sayısız silaha sahipsiniz. dünya edebiyat hâzinesinde iyi olan her şeyin mirasçısıdır. Sovyet yazarları çağa uygun. Onun zayıflığı. biçim ve edebi yaratıcılık yöntemleri) çeşitliliği ve bütünlüğü içinde ve bu alanda daha önceki çağlarda yaratılmış iyi olan ne varsa alıp kullan­ mak yönünde her türlü olanağa sahiptir. Gorki'nin. Sovyet yazarlarının okuyucularını eğitebilmelerinin ve böylece insan ruhunun miman olmayı başarabilmelerinin vazgeçilmez koşuludur. İnsan ruhunun mimari olmak demek. bir görevdir. emekçilerin hayatına bu kadar yakın ol­ ma olanağanı sahiptir. Edebiyatımız henüz çağımızın ihtiyaçlarına cevap verecek düzeyde değildir. yazarın tekniğinin. bu açıdan A. proletarya. maddi ve manevi kültürün diğer alanlarında olduğu gibi edebiyat alanında da. Bu açıdan.Edebiyat tekniğini bilmezsek insan ruhunun mimarı olmayı başara­ mayız. incelemek ve eleştiri­ ci bir biçimde özümleyerek daha ileri gitmektir. yazarlarımız da elbette bundan bağımsız değildir. Yoldaşlar. çağdaşlannm dersler çıkarabileceği ve gelecek kuşakların gurur duyacağı eserler yaratmanın bütün koşullarına sahiptirler. bu açıdan özellikle önemlidir. kendine özgü nitelikler taşıdığını da belirtmek gerekir. Burjuvazi edebiyat mirasını har vurup harılan savurmuştur. Bu çalışma. M. Yalnızca .

yazarlar tarafından değil. yazarların yaratıcı faaliyetinin sosyalizmin kazandı­ ğı zaferlerle el ele gitmesini sağlayacak biçimde düzenleyin. onlarla birlikte bütün ülke tarafından hazırlan­ mıştır. Yetkin ustalıkta. ideolojik ve sanatsal içeriği yüksek eserler ortaya koyun! Halkın sosyalizm ruhuyla yeniden eğitilmesinin en etkin örgütleyicileri olun! Sınıfsız sosyalist toplumun kurulması mücadelesinin en ön safında yer alın! . Bizim yurdumuzdan başka hiçbir yerde edebiyata ve yazarlara bu kadar değer verildiği görülmemiştir. aynı zamanda Sovyet ya­ rarlan konusunda gösterdikleri titizlik ve onlardan bekledikleri şeyler par­ lak bir biçimde ortaya konmuştur. Bu hazırlık sırasında Partinin. Kongrenizin çalışmalarını ve Sovyet Yazarlar Birliğinin gelecek­ teki çalışmasını. işçilerin ve kolhozeu köylülüğün Sovyet yazarlarına duydukları sevgi ve ilgi.

yiğitliğiyle. Bunlara değinmez bile. hayatın en aşağılık ve en değersiz yanlarım konu alır. onun. donuk. çabalarıyla. Leningrad’a geri döndüğünde. Zoşçenko'nun diğer öykülerinden farklı değildir. Zoşçenko'nun bu "eseri"ne damgasını vuran şey. Zoşçenko.n "ZVEZDA" VE "LENİNGRAD" DERGİLERİ 1947 Leningrad'da Yayınlanan İki Derginin Hataları Merkez Komitesinin karan. Eleştirmenlerin dikkatini çekmesi. Sovyet halkının çalışmasıyla. bü­ tün ucuz burjuva yazarlarına özgü bir niteliktir. yüksek top­ lumsal Ve manevi nitelikleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. bu öykünün Zoş­ çenko'nun "edebi çalışmasındaki" bütün olumsuz nitelikleri en somut bi­ çimde yansıtmasından dolayıdır. aptal ve kaba saba olarak göstermek­ tir. mutfak tenceresinin dibindeki karadan ötesini göremeyen sözde "edebiyatçılarda nasıl alay ettiğini hatırlarsınız. Burada Zoşçenko'nun "eseri". Bütün bayağı küçük burjuvalar gibi Zoşçenko da. Sovyet halkını tembel.' yalnızca. Bir Maymunun Serüvenleri'ilde ortaya koyduğu . Zvezda'nın en büyük hatasının Zoşçenko ve Ahmatova’nın yazılarına yer vermek olduğunu açıkça belirtmektedir. Kuşkusuz hepiniz onu okumuşsunuzdur ve benden daha iyi bilirsiniz. Bir Maymunun Serüvenleri. Sovyet halkının yaşantısında herhangi bir olumlu şey ya da onlar ara­ sında olumlu bir tek tip bile bulamadığını anlatan birçok yazı yazdığım biliyoruz. Gorki bundan sık sık söz ederdi: 1934 yılındaki Sovyet Yazarlar Kongresinde. Bu bir rastlantı değil. Bir Maymunun Serüvenleri adb kitabı an­ latmaya gerek görmüyorum.

kasıtlı bir biçimde. Böyle bir şeyin mümkün olabilmesi için Leningrad'daki ideolojik çalışma önderliğinin düzeyinin gerçekten de düşük olması gerekir! Zoşçenko. Alman istilacılarına karşı Sovyet halkının verdiği kurtuluş sava­ şının doruğuna ulaştığı bir zamanda yazılan bu romanda Zoşçenko. Bir Maymunun Serüvenleri'ni daha dikkatli okumak zahmetine katla­ nırsanız maymuna. Sovyet halkının arasında olduğundan daha özgür soluk alınabilir. insanların davranışlarını değerlendirebilecek akıllı bir yaratık olarak tanımlanır. Üstelik Zvezda. Sovyet yaşantısıyla. Maymun.ri"ni vermeye başlamıştır. Ahlaki ve siyasi bakımdan bundan daha aşağılık bir yere düşmek mümkün müdür? Leningrad halkı kendi dergilerinde böylesine iğrenç­ liği ve saçmalığı nasıl hoş görebilir? Sovyet okuyucularına böyle bir "eseri" sunabilmek için. zehirli ve Sovyet düşmanı yargıya varmasını sağlar: Hayvanat bahçesinde yaşamak Sovyet toplumunda özgür olmaktan daha iyidir ve bir hayvan kafesinde. adi bir yazan bağrına basan bir dergi böyle bir görevi yerine getirebilir mi? Zvezda'nın yazı kurulundakiler onun ne olduğunu bilmiyorlar mı? Bolşevik dergisi daha kısa bir süre önce -1944 başlarında. gelenekleriyle ve halkıyla alay etmeyi ve bu alayı ucuz eğlence ve boş hiciv perdesi altında gizlemeyi alışkanlık ha­ line getirmiştir. siyasete karşı tümüyle ilgisiz olanlar bunların kendi dergilerinde yayınlanmasına izin Verebilirler. önemli bir Leningrad dergisinin sayfalarında ken­ disine bir yer sağlamış ve orada kendi nefret verici "ahlak öğütle. Sovyet hal­ kının yaşantısını donuk ve bayağı göstererek alaya alır ve böylece may­ munun şu iğrenç. Zvezda’mn Leningradlı yöneticileri gerçekten de uyanıklıktan yok­ sun olmalılar! Ancak edebiyat dünyasının ayaktakımı böyle "eserler" ya­ ratabilir ve ancak kör.Zoş­ çenko'nun Şafaktan Önce adlı kitabı hakkında sert bir eleştiri yayın­ ladı. Zoşçenko'nun ökyüsünün Leningrad'ın dört bir yanında okunduğu söyleniyor. . gençliğimizi eğitmesi gereken bir dergidir. Sovyet düze­ nine karşı böylesine derin bir kinle dolup taşan eserleri yayınlayabilmek için.gibi. Zoşçenko gibi Sovyet düşmanı. Sovyet halkına ahlak dersi veren bir akıl hocası rolünü verdi­ ğini görürsünüz. bizim toplumsal geleneklerimizi yargılayan yüksek bir yargıç. Yazar.

Peki bu "Serapion Kardeşler" grubu kurulduğunda Zoşçenko toplumsal ve siyasal bakımdan ne du­ rumdaydı? Bu grubun kurucularının görüşlerini yansıtan Literatur- . İki yıldan az bir zaman sonra dos­ tumuz Zoşçenko’nun Leningrad’a döndüğünü ve Leningrad dergileri­ nin sayfalarına serbestçe yerleştiğini görüyoruz. Zoşçenko’nun. hayasız hayvanlar olarak göstermektedir. Ama o kamuoyunu hiçe saydı. bu kadar utanç verici şeylerin olmasına nasıl izin vermiştir? Zoşçenko'nun baştan aşağı yoz ve çürümüş toplumsal. Zoşçenko’nun Sovyet edebiyatında yeri olmayan aşağılık bir iftiracı ol­ duğunu belirtti. Sovyet devleti­ nin hayatı bir pamuk ipliğine bağlıyken ve Sovyet halkı Almanları ye­ nilgiye uğratmak için sayısız fedakârlıklarda bulunurken Zoşçenko'nun Sovyet okurlarına. Leningrad edebiyatının parklarında ve bahçelerin­ de elini kolunu sallayarak gezinmesine izin vermek için ne gibi bir haklı gerekçeniz var? Leningrad'daki etkin Parti kadroları ve Le­ ningrad Yazarlar Birliği.içindeki bütiin bayağılığı ve küçüklüğü olduğu gibi ortaya dökmekte ve kendini hayasızca teşhir ederek. "bakın ben ne ka­ dar ahmağım!" diye haykırmaktadır. Leningrad da onun yazılarına sayfalarını açtı. Zoşçenko bu kitabında. Sovyet Yazarlar Birliği’nin Leningrad kesiminde yönetici bir mevkiye gelmesine. Onun son "eserleri" hiç de bir rastlantı değil. Bolşevik gazetesi. Yalnızca Zvezda de­ ğil. Tiyatro salonları derhal emrine sunuldu. sunduğu ders işte buydu! Ama kendisi cep­ he gerisinde. Leningrad'ın edebiyat dün­ yasında etkin bir rol oynamasına izin verildi. Şafaktan Önce adlı kitabında ver­ diği "ders "ten daha tiksindirici bir şey bulmak zordur. Üstelik. bütün dünyaya. Halkımız. 1920'lerden kalan edebiyat "mirasının" sürdürülmesinden ibarettir. Zoşçenko geçmişte kimdi? "Serapioh Kardeşler" adıyla bilinen edebiyat grubunun kurucularından biri. kendini ve diğerlerini utanma duygusu ve vicdanı olmayan iğrenç. Alma-Ata'da güvenlik içindeydi ve yardım etmek için parmağını bile kıpırdatmıyordu. haklı olarak. eşi görül­ medik derecede amansız bir savaşta kanını dökerken. siyasal ve edebi tutumu yakın geçmişte meydana gelen bir değişikliğin ürünü değildir. Edebiyatımızda. Zoşçenko'nun.

N. "Kendim ve Daha Başka Bir-îki Şey Hakkında" adlı makaleyi içermektedir. boş ka­ falılığın ve bayağılığın savunucusu.genel olarak bir yazar olmak çok zor bir şeydir.. O günden bu yana değişti mi? Gördüğünüz gibi.. Hangi partiden olduğunu Allah bilir. 1922)* dergisine bir göz atalım. Başka şeylerin yanı sıra bu dergi. benim bil­ diğim onun bir Bolşevik olmadığı.) . vb. ’İdeolojinin'’ böylesine ne dersiniz? Zoşçenko bu "itirafım" yayın­ layalı 25 yıl oldu. öyle olsun! Kendi payıma şunu söyleyebilirim: Ben ne bir komünist.. Ne can sıkıcı bir durum! Söyleyin. Ama bir sosyalist-devrimci mi yoksa bir Kadet mi olduğunu da bilmiyorum ve bilmek de is­ temiyorum. tam tersine. ben yalnızca bir Rusunı ve üstelik siyasi ahlakı olmayan bir Rusum." vb. Bu günlerde yazarların bir ideolojisi olması isteniyor. zerre kadar değişmedi...niye Zapiski (3. Yani Zoşçenko. Zoşçenko'nun "inancını” ortaya koyduğu. Zoşçenko burada hayasız bir tutumla kendini kamuoyuna teşhir etmekte ve büyük bir içtenlikle edebiyat ve siyaset konusundaki "görüşlerini” açıklamaktadır: . ciddiyetsizliğine ve uyanıklık eksikliğine şaşmamak elde değil. edebiyat dünyasımn ilkesiz ve bi­ linçsiz bir süprüntüsü olarak ortaya çıkmaktadır.. ikiyüzlü bir içtenlikle Zoşçenko. . Bütün bunlara karşın Zoşçenko Leningrad'da neıdeyse bir edebiyat yıldızı haline gelmişse ye kendisine övgüler düzülüyorsa. hangi partiye üye oldu­ ğunu bile bilmem. Tamam. Son 25 yılda hiçbir şey öğrenmediği ve hiçbir şekilde değişmediği gibi.. hiçbir parri bana çekici gel­ mezken nasıl belirli bir ideoloji’ye sahip olabilirim? Parti üyelerine sorarsanız ben prensip sahibi bir adam değilim. Doğruyu söylemde gere­ kirse bugüne kadar. ona yolu açan­ ların ve onu alkışlayanların ilkesizliğine. ne bir sosyalist-devrimci ne de bir kralcıyım. Şu ideoloji işini ele alalım. * Edebiyat Anılan dergisi (Ç. örneğin Guçkov'un. geç­ mişte olduğü gibi bugün de Sovyet geleneklerine metelik vermemekte ve gene geçmişte olduğu gibi bugün de Sovyet edebiyatına karşı çıkmak­ tadır ve orada yeri yoktur.

sanatın ba­ yağılaşmasını. Rus edebiyatı çok uzun süre ve çok acı bir İnçimde resmi ideolojinin egemenliği alanda kaldı. Bundan çıkan sonuç nedir? Zoşçenko Sovyet geleneklerini sevmi­ yor. Bu. Lev Lunts da. Zinayda Hippiusün. Mihail Kuzmin’in. Onlar sanatın hiçbir ideolojik niteliği olmadığını savunuyor. bayağı. "Büyük bir siyasal ve devrimci gerilimin hüküm sürdüğü bir dö­ nemde bir araya geldik. boş eserlere yer olmayan Sovyet edebiyaündan sürülüp atılmalıdır. gerçektir ve gene üpkı onun gibi."Serâpioiı Kardeşlerin ne biçim bir şey olduğunu açıklamak için bir ömek daha vereyim. sanat için sanat yapılmasını istiyorlardı. Zvezda ve Leningrad dergileri konusundaki kararı alırken Merkez Komitesinin hareket noktası işte buydu! Şimdi de Anna Ahmatova'nın edebi "eserleri" üzerinde duracağım. 1922) bir başka Serapion'cu. "Serapion Kardeşler"m tem­ sil ettiği ve Sovyet edebiyatının ruhuna yabana olan zararlı akımın ide­ olojik temelini şöyle açıklamaya çalışıyor. Viaçeslav îvanovün. herhangi bir amacı ya da an­ lamı olduğu için değil zorunlu olduğu için varlığını sürdürüyor. Öyleyse onun değişmesi ge­ rekir. Hem sağdan hem soldan. değişmek istemiyorsa." İşte Serapion Kardeşler’in sanattan anladıkları buydu: Onu bütün sınıfsal içeriğinden. Liıeratumiye Zapiskınin gene aynı sayısında (3. Andrey Beli'nin. amacı ve anla­ mı olmayan. Fiyo- . o zaman Zoşçenko. 'bizimle birlikte ol­ mayan bize karşı demektir' diyorlar. toplumsal'niteliğinden yoksun bırakmak. yapaylaşmasmı ve siyasetten uzaklaşmasını istemek demekti. Bu. Peki öyleyse ne yapmalıyız? Kendimizi Zoşçenko’ya mı uydura­ lım? Zevklerimizi değiştirmek söz konusu olamaz Ona uymak için kendi yaşantımızı ve düzenimizi değiştirenleyiz. yoksa onlara karşı mısınız?' Ger­ çekten de biz Serapion Kardeşler kimden yanayız? Biz Keşiş Serapion'dan yanayız. 'komünistlerden yana mı. üpkı hayatın kendisi gibi. Merejkovski’nin. anlamsız. Biz faydacılık istemiyo­ ruz Propaganda amacıyla yazmıyoruz Sanat. ‘siz kimden yanasınız?' diye so­ ruyorlar. Son zamanlarda onun eserleri Leningrad dergilerinde "sanatsal üretimdeki artı­ şın" örnekleri olarak boy göstermektedir.

Halkı yadsıyan. "Sanat için sanat” ve "güzellik için güzellik" anlayışım savunuyorlar ve halk hakkın­ da. Hepsinin de ortak korkusu. İhanetlerini de şu "güzel" cümleyle örtbas etmeye kalktılar: "Ben de yüce saydığım her şeyi yaktım ve yaktığım her şeyi yüce saydım. Bunlar. ege­ men sınıfların şair ve teorisyenlerinin acı gerçekten kaçmak için din­ . toplumsal yaşantı hakkında hiç bir şey öğrenmek istemiyorlardı. yaklaşmakta olan işçi devrimiydi. Anna Ahmatova da edebiyattaki bu fikir yoksunu gerici bataklığın temsilcilerindendir. Akmeist' 1er. boş. aşın bireyci bir sanat akımının temsilcileriydi. içerikten yoksun bir biçimsel güzellik peşinde koşarak örtbas etmeye çalışan sem­ bolistler. 1905 Devriminden sonraki bu on-y. Gorki bir keresinde. Bu gerici edebiyat hareketlerinin en önde gelen "teorisyen"lerinden olan Merejkovski’nin sözlerini anımsamak yeter. O günlerde sembolistlerin saflarından çıkan "Akmeist” grubuna dahildir ve Sovyet edebiyatında yeri olmayan anlamsız.ıl içinde aydın­ ların birçoğu devrime sırt çevirdi. edebiyatın anlamsız olma­ sı gerektiğini savunan ve kendi ideolojik ve ahlaki yozluklarını. imgeciler ve her türden çürümüşlük de bu dönemde su yüzüne çıktı. Rus ay­ dınlarının tarihindeki en utanç verici. 1907'den 1917'ye kadar olan on yılın. Rus toplumunun en iyi ve en ilerici temsilcilerinin uğ­ runda savaştıkları yüce ülkülerin değerini düşürmeye çalıştılar. sanat için sanat anlayışım yücelten. yaklaşan işçi dev­ imlini "ayaktakımı hareketi" olarak nitelemiş ve EkimDevrimini nefretle karşılamıştı. burjuvazinin ve aristokrasinin günlerinin sayılı olduğu. Yani. en kısırdönem olarak nitelenebi­ leceğini söylemişti. aristokrat salonlarına özgü şiir akımının bayraktarlarından biridir. ileri bir bilince sahip olan kamuoyumuzun ve edebiyat çevrelerimizin her zaman gericiliğin ve ihanetin sanat ve siyasetteki temsilcileri olarak gördüğü ya­ zarların eserlerinin yayınlanmasıyla aynı anlamdadır. Merejkovski. Bu." Ropşin'in Beyaz At adlı kitabı ve Vinniçenko ile gerici kampa kapâğı atan diğer devrim döneklerinin eserlerinin yayınlanması da bu döneme rastlar. Zinovyeva-AnnibaTın ve benzerlerinin eserlerinin yeni baskılarının yapılması kadar şaşırtıcı ve aykın bir şeydir.dor Sologup'un. pornografi ve gerici gizemcilik çamu­ runa battı.

artık bir daha geri gelmemek ilzere yıkılmış olan eski aristokrat dünyamn.. kötümserliğin ve ölümden sonraki hayatın propagandasını yapıyorlardı. Onun bir rahibe mi yoksa düşmüş bir kadın mı olduğunu söylemek zordur. Sembolistler. heykelleri. Pavlovsk'taki tren istasyonunu ve soyluların kültürünün diğer ör­ neklerini üzüntüyle anmaktan başka yapacak bir şeyi kalmamış olan es­ ki aristokrat Rusya'nın on bin kişilik seçkinler zümresinin şiiridir An- . özlem. gizemcilik ve kadercilik temalarıyla iç içe geçmiş erotik aşktır. "Melekler bahçesi üzerine. "Katerina'nın eski güzel günlerinin" bir kalıntısıdır.. Şiirleri acınacak derecede kısırdır ve garsoniyerle kilise arasında yalpalayan yoz bir aristokrat kadının duygularım yansıtır. çocuğumuz üzerine. kemerleri. Tsarkoye Selo’yu. ıstı­ rap. Yalnızca eski aristokrat Rusya'nın ölüm saati çoktan gelmiş ve "eski güzel günleri" anmaktan başka. yazlıkları ve değersiz hanedan armalarıyla aristokrat St. dekadanlar ve çözülmekte olan burjuvaaristokrat ideolojinin diğer temsilcileri gibi Akm eistltr de teslimiyet­ çiliğin. îşte bayağı. çeşmeleri. kendi değersiz deneylerine ve kendi içle­ rine döndükleri bir zamanda ortaya çıkan burjuva-aristokrat ve edebi­ yat akımıydı. Petersburg'u. Yemin ederim ateşli aşkımızın meyvesi. kış bahçelerini.sel gizemciliğe sığındıkları. Başlıca konusu." Anna Ahmatova'nın Anno Domini adlı şiirinden. ölüm. Ahmatova'nın ruhsal dünyasını. sığ kişisel yaşantısı. değersiz deneyleri ve dinsel gi­ zemci erotizmiyle Anna Ahmatova budur! Onun şiirleri halktan çok uzaktır. ıhlamur ağaçlarının gölgelediği caddeleri. belki de her ikisi birden olduğunu söylemek en doğrusu olur. O. Ahmatova'nın işlediği temalar tepeden tırnağı bireycidir. Ka­ terina zamanının büyük malikanelerini. kadercilik duygusu (ölüme doğru giden bir toplumsal grubun normal duygusu). Mucizeler yaratan ikona üzerine yemin ederim. ihtirasları ve duaları öylesine iç içe geçmiştir ki. erotizmle karışık gizemci deneyler oluşturur. karanlık bir umut­ suzluk.

kişisel varlığın belirgin bir başarı olarak değerlendirildiği. tekrar tekrar. Her ikisinin de ortak atası." "Ortaçağların bi­ zim için değerli olmasının nedeni... bu küçük grubun toplumsal... "Her şey talan edildi. siyasal ve edebi ülküleri hak­ kında şunları yazıyordu: "Abneisfler. herkesi bir­ birine bağlayan. sembolistlerin ve Akmeist'lerin mensup oldukları gerici edebiyat akımlarının. fizyolojik bakımdan mükemmel olan ortaçağların örgüt ve örgütlenme sevgisini paylaşmaktadırlar. kendi içlerine dönerek. Akmeistlzûe.. aristokrat salon yozluğunun ve gizemciliğinin kurucularından biri olan Hoffman'dır." "Akılcılıkla gizemciliğin soylu bir karışı­ m ı ve dünyanın canlı bir denge olarak kavranması." Mandelstam'm bu sözleri Akmeistltnn umutlarını ve emellerini yan­ sıtmaktadır.. bizi bu çağa yakınlaş­ tırmakta ve 1200 yıUannda Roma topraklarında ortaya çıkan eserlerden güç almaya yöneltmektedir. Halkın ruhuna bu kadar yabancı bir kültürün temsilcileri olan ve bugüne kadar bir mucize sonucu varlıklarını sürdüren bu kişilere. mücevher gibi işlenmiş bir kültür labirentinden geçti. devrim­ den az önce. kâbus içinde yaşamaktan başka hiçbir şey kalma­ m ıştır. yüksek bir sınırlar ve ayrımlar anla­ yışı geliştirmiş olmasıdır.matova'nın şiiri." Zoşçenko da "maymuna geri dönelim" diyerek aynı koroya katılmaktadır. Büyük Devrimin 'eşitlik ve kardeşlik’ ruhuna o kadar ya­ bana olan aristokrat yakınlığının doğmasına yol açtı. Akmeistferin önde gelenlerinden biri olan Osip Mandelstam. ihanete uğradı ve satıldı"diye yazmaktadır Anna Ahmatova. erdemlerinden bağımsız olarak her bireyde görüyor ve his­ sediyordu.. bir zamanlar Avrupa. Bu da. Bu aristokrat salon grubunun toplumsal düşüncesi "Ortaçağa geri dönülmesiydi. Sovyet edebiyatının büyük devrimci-demokratik geleneklerine ve onun en önde gelen temsilci­ .. Bütün bunlar artık bir daha geri gelmeyecek olan geç­ mişte kalmıştır. Serapion Kardeşlerin kökü aynıdır. bütün süslerinden arınmış so­ yut varlığın." "Evet. bunu." "Bir insanın göreceli değerini kendine özgü bir şekilde belirlemesini bilen or­ taçağ. Durup dururken Ahmatova'nın şiirlerini yayma gereği nereden çık­ mıştır? Onun Sovyet halkıyla ne ilgisi vardır? Bütün bu teslimiyetçilere ve Sovyet düşmanı edebiyat akımlarına söz hakkı vermeye ne getek vardır? Rus tarihi bize.

Akmeist\znn sloganı. Sov­ yet edebiyatının ruhuna yabancı olan bu yalnızlık ve umutsuzluk havası onun bütün şiirlerine sinmiştir. Hayatı hiçbir şekilde ilerletmek istememe­ lerinin nedeni neydi? Çünkü onlar eski buıjuva-aristokrat hayatını sevi­ yorlardı ve devrimci halk da onlann hayatım altüst etmeye hazırlanıyor­ du. Sov­ yet hayatına yabancıdır ve bizim dergilerimizde yer almasına izin ve­ . "hayatı hiçbir şekilde ilerletmemek ve onu hiç­ bir şekilde eleştirmemek" ti. sosyalist devriftıin 29. Saltikov-Şçedrin'e karşı tantanalı ve gösterişli haçlı se­ ferlerine giriştikleri halde. Ve şimdi. Leningrad'ın sayılannın birinde. Büyük Yurtsever Savaş'taki geri çekilme sıra­ sında yazılmış bir şiir var.4önerirlerden.lerine karşı haçlı seferleri başlatmaya kalktıklarını ve Sovyet edebiya­ tını yüksek ideolojik ve toplumsal özünden yoksun bırakmaya ve onu an­ lamsızlık ve bayağılık çamuruna batırmaya çalıştıklarını öğretiyor. aynı derecede tantanayla başarısızlığa uğradı­ lar ve onlardan geriye hiçbir şey kalmadı. Kedinin kendisine dikilmiş gözleri. "Karo Valeleri"nden ve Niçevoö'lerden ("hiççiler") geriye ne kalmıştır. Rus devrimci-demokratik edebiyatının büyük temsilcileri olan Belinski. Ahmatova'nın 1909 ile 1944 yıllan arasında yazılmış eserlerini kapsayan bir tür antoloji yayınlandı. yüzyıllann gözleri gibidir. Çemişevski. ideolojilerini yansıttıkları sınıflarla birlikte mezara gömülmüşlerdir. "San Gömlekliler"den. Bu şiirde Ahmatova. tarihin çöp tenekesine atıldılar. B ir Leningrad dergisinin sayfalan Ahmatova’ya sonuna kadar açılıyor ve zararlr şiirleriyle gençlerimizin zihinlerini zehirlemesi için açık kart veriliyor. Herzen. Ahmatova'nın eserleri uzak geçmişe aittir. yılında birdenbire bazı müzelik eşyalar yeniden piyasaya çıkıyor ve gençliğimize nasıl yaşaması ge­ rektiğini öğretiyor. Bu şiirin. Sovyet edebiyatında bütün bu sembolistlerden. Ahmatova 1909 yılında da siyah bir kediyi anlatıyordu. devletimizin ve halkımızın çıkarlarıyla ne ilgisi vardır? Hiçbir ilgisi yoktur. . siyah bir kediyle pay­ laşmak zorunda kaldığı yalnızlığım ve terk edilmişliğini anlatır. Bu tema hiç de ye­ ni değildir. 1917 Kaşım'ında hem egemen sınıflar hem de onlann teorisyenleri ve borazanlan. Dobrolyubov. Bütün bu "moda" akımlar. Bunlar. Diğer süprüntülerin yanı sıra.

Ahmatova'nın eserlerinin. edebiyat pazarının durmadan değişen talep­ lerini karşılamak için yapılan bir özel girişim değildir. Sovyet devleti ve Partimiz. Gazetelerimizin gücü.rilemez. berrak bir siyaseti olmayan. gençliğimizi iyim­ serlik ve kendi gücüne güvenme ruhuyla eğittiği içindir ki. Bu durumda. Sadofyev ve Komissarova’riın eser­ leri var aklımda. Gençliğimizi bir umutsuzluk havası ve davamıza karşı ilgisizlik içinde yetiştirseydik ne olurdu? Büyük Yurtsever Savaş'ı kazanamazdık. umutsuzluk ve Ahmatova'nın o kadar düşkün olduğu yalnızlık tohum­ lan saçıyorlar. karamsarlık tohumların­ dan başka ne saçabilir? Toplumsal yaşantının en can alıcı sorunların­ dan kaçma ve toplumsal yaşantının ve çalışmanın geniş yolundan sa­ parak daracık bireysel deneyler dünyasına dalma arzusundan başka ne uyandırabilir? Genç insanlarımızın yetiştirilmesini nasıl ona ema­ net edebiliriz? Ama işte gene de onun şiirleri bazen Zvezda'da. gençlerimizi yozlaştırmada düşmana yardımcı olan bir ga­ zete haline gelmiştir. siyasete karşı kayıtsızlık. Sovyet edebiyatının da yardımıyla. gençliğimiz için ne gibi bir eğitici değeri vardır? Onlara ancak zarar verir. umutsuzluk ve karamsarlık aşılayacağını söy­ lemeye gerek yoktur. zengin bir içeriğe ve iyimser bir havaya sahip olan iyi eserlerin yanı sıra. teslimiyetçi ve ideolojiye kayıtsız bir tutum almaya baş­ layan diğer yazarların eserlerinin de Leningrad dergilerinde boy göster­ mesine hiç şaşmamak gerek. Bu ne demektir? Bu demektir ki. Bu eserler can sıkıntısı. bazan Leningrad'âdi ve hatta ciltler halinde yayınlanabilmişim Bu ciddi bir siyasal hatadır. Bizim edebiyatımız. her zaman onların eklek- . kasvet. Örneğin. Bunlar bazı şiirlerinde Ahmatova'ya öykünerek bıkkın­ lık. Böyle nıh dunımlannın ya da bunlann yüceltilmesinin gençliğimiz üzerinde yalnızca olumsuz bir etki yaratabileceğini ve onlan zehirleyerek. sosyalizmi kur­ ma ve Almanlarla Japonlan yenilgiye uğratma mücadelesinde karşımıza çıkan muazzam güçlüklerin üstesinden gelebildik. fikir yönünden boş. Sovyet halkının manevi değerleri ve nitelikleriyle hiçbir ortak yanı olmayan zevklere ve değerlere edebiyatımızda bir yer bulmak zonında değiliz. ucuz ve gerici eserlere sayfalarında yer vermekle Zvezda.

t izinlerinden. bugün ülke ekonomisini yeniden kurmada gösterdikleri yiğit­ liği yansıtmalarını ve genelleştirmelerini istiyor. Bütün bunların üzerine tuz biber eken bir şey daha vardır. Bu yazarlar. Leningrad yazarlar örgütünde o kadar güçlü bir durumda gözükmektedir ki. Leningrad dergisi konusunda da bir iki şey söylemek istiyorum. Bazı edebiyatçıla­ rımız kendilerine. Büyük Yurtsever Savaş'ta kazandıklan büyük deneyi kavramalarını ve eserlerinde yan­ sıtmalarını. bir tür edebiyat ağası haline gelmiştir. kendisiyle aynı fikirde olmayanları bastırabilmekte ve kendisini eleş­ tirenleri de ilerde yazacağı eserlerde alaya almakla tehdit edebilmektedir. Zvezda'dz olduğundan . iyimser ve devrimci bir yönelime sahip olmala­ rından ileri gelmiştir. Bu uşakça hayranlık ruhu. halkımızın istekleri. Kendisine övgüler yağdıran bir hayranlar grubuyla çevrili olan Zoşçenko. Zoşçenko. Zvezda ise fikirsizliğin propagandasına sayfala­ rını sonuna kadar açmıştır. çıkarlan ve durumu konusunda tam bir yanılgı içindedirler. her türlü burjuva düzenin­ den yüz kat ileri ve güzel olan Sovyet düzenini kuran biz Sovyet yurt­ severlerine yaraşır mı? Dünyanın en devrimci edebiyatı olan ileri Sovyet edebiyatımıza. Bah'mn ucuz ve bayağı edebiyatı karşısında hayranlıkla eğilmek yaraşır mı? Yazarlarımızın eserlerindeki bir diğer eksiklik de. artık insanlara anlamsız "eğlencelik" edebiyat sunmak gerektiğini ve ideolojik içerikli edebiyatın çağının geçtiğini öne sürüyorlar. küçük buıjuva yazarların öğretmenleri değil öğrencileri gözüyle bakmaya ve yabancı edebiyat karşısında da hayranlıkla eğilme­ ye başlamışlardır. tek yanlı bir biçimde tarihsel konulara ya da salt eğlendirme amacıyla anlamsız konulara yönelmeleridir Çağdaş Sovyet temalannı işlememelerini haklı göstermek amacıyla bazı yazarlar. Zoşçenko'nun ve Ahmatova'nın bu dergideki durumu. çağdaş Sovyet ko­ nulan yerine. fikir yönünden boş olmalarından ve siyasi bilinç eksik­ liklerinden değil. Halkımız Sovyet yazarlarından. Peki hangi hakla? Böylesine gerici ve aykırı bir dutumun gerçekleş­ mesine nasıl izin verebildiniz? Leningrad'ın edebiyat dergilerinin Bah'mn ucuz çağdaş buıjuva ede­ biyatına yer vermeye başlamaları da rastlantı değildir.

Bu "güldürii"nün amacı. Bir düello ile bu hakarete karşılık vermek istedi: Ceplerine baktı. kenti açıkça küçük düşür­ mesine nasıl izin verdiklerini anlamak güçtür. Leningrad dergisi başka hatalar da yapmıştır. gıda maddeleri vesika]an ve izin kâğıtları ortaya çıkmıştır. Boyun eğip susmayı yeğledi. Her ikisi de bu dergilerde etkin bir güç haline gelmişlerdir.. Alay­ cı ve yukardan bakan bir tutumla Leningrad'a ve Sovyet halkına hakaret etmektedir. Petersburgla karşılaştırmakta ve bugünün çok daha kötü oldu­ ğunu savunmaktadır. Eski gelenekleri anımsayarak. . Khazin adlı birinin yazdığı Yevgeni Onegin parodisini ele alalım.. Khazin bugünkü Leningrad'ı. Bu "parodi' nin yalnızca birkaç satırını okumak ye­ ter. Onegin’in öylesine hayran olduğu o narin yaratık­ lar. Hayal kırıldığıyla Onegin. Bu eserin adı Onegin'in Dönüşü'düı. ama Birisi eldivenlerini iç edivermişti. vb.. Zoşçenko gibi ucuz yazarlara ve Ahmatova gibi salon şairlerine sayfalarım açmış olmaktan sorumludur. Kızlar. kendisini bugünkü Leningrad'da bulan Onegin'in başına gelen­ leri alaya almak değildir. Bugünkü Leningrad'ımızda yazarın beğendiği hiçbir şey yoktur. Onun karanlık çağı Hiç böyle bir ulaşım aracı tanımazdı. Şimdi ise her şey bambaşkadır Bir konut dairesi. kamına vurulduğu zaman Kendisine ahmak dendi. yalnızca. Ama gene de talih yüzüne güldü Yevgeni'nin: Yalnızca bir tek ayağının ezilmesiyle paçayı kurtardı. Ve yalnızca bir kez. Ne var ki. Puşkin'in zama­ nındaki St. Khazin'in yaptığı gibi. şimdi trafiği yönetmekte ve Leningrad'ın evlerini onarmaktadırlar. Leningrad tiyatrolarının sah­ nelerinde sık sık oynandığı söylenmektedir. Ona göre Onegin'in zamanı bir altın çağdır. Dola­ yısıyla Leningrad. Leningrad halkının. vb. Örneğin.da iyidir. Bu "parodi"den bir tek pasaj aktarmama izin verin: Zavallı Yevgeni'miz İşte bir tramvayın içinde.

İşte bu yüzden Parti Merkez Komitesi. en iyi edebi güçleri Zvezda'da toplayabilmek amacıyla Leningrad'ın yayınına son verilmesini . Leningrad'ın yazı kurulu bu paçavrayı yayınla­ makta bir an bile duraksamamıştır. Ve her kültürlü insanı öfkeyle dolduracak niteliktedir. Ne var ki.İşte Leningrad bu hale gelmiştir Berbat. kötü niyetli ve sahtedir. özel olarak da savaş yıllan boyunca kendilerini hiç düşünmeden ağır yükleri omuzla­ yan. Leningrad'da bununla ilgili herhangi bir şey yayınlandı mı? Kent halkı çalışmada kazandığı başanlann bu der­ gide yayınlandığı günü görecek mi? Şimdi de Sovyet kadını konusunu ele alalım. kent kuşatma sırasında aldığı yaralan sar­ maktadır. sefil bir kent Zavallı sevgili Onegin'in de yüz yüze geldiği şey budur. Leningrad halkı coşkuyla savaş sonrasının yeniden inşa ça­ lışmasına sanlmış durumdadır. Leningrad'ı ve halkını işte böyle anlatmaktadır. Sovyet okuyucularına. Khazin. Leningrad'da başka neler görüyoruz? Belli ki on dokuzuncu yüzyılın bayağı öykü derlemelerinden aktarılmış. Leningrad’ın yazı kurulu. şimdi ise kentin ekonomik bakımdan yeniden inşasının getirdiği zorlu görevleri gerçekleştirmek üzere fedakârca çalışan Leningrad'ın genç kızlannın ve kadınlannın gerçeğe uygun bir biçimde yansıtılmamasına izin verilebilir mi? Sovyet Yazarlar Birliği’nin Lenigrad kesiminin. artık. Leningrad'a ve onurlu halkına böylesine if­ tira eden bir eseri nasıl kabul edebildi? Khazin'in Leningrad dergilerinde boy göstermesine nasıl izin verebildi? Nekrasov'un bir parodisi üzerine yazılan bir parodiyi ele alalım. Bu eser. donuk ve boş bir yabancı kısa öykü. kadınların rolü ve görevleri konusunda Ahmatova’ya özgü utanç verici görüşlerin aşılanmasına ve genel olarak Sovyet kadınının. kaba. doğrudan büyük ve ünlü şair Nekrasov'un anısını küçük düşürmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu iftira dolu parodinin ardındaki düşünce zararlı. Leningrad’ın sayfalarını doldurabileceği başka bir şey yok mudur? Leningrad'ın yazabileceği hiçbir konu gerçekten yok mudur? Kentin ye­ niden inşa edilmesi gibi bir konuya ne dersiniz? Leningrad'da harikulade bir çalışma yürütülmektedir. iki edebiyat der­ gisini doldurmaya yetecek kadar iyi eserler verebilecek durumda olma­ dığı açıktır.

Edebiyat adamlarına gelince. yani siyaseü rehber edinmelerini istiyoruz. Bir­ çok yazar ve sorumlu yazıişleri müdürleri olarak görev yapan ya da Ya­ zarlar Birliğinde önemli mevkilerde olanlar. Çemişevski. hatta üçüncü dergiye sahip olmayacağı anlamına gelmez. koşullar uygun olduğunda. sa­ nat açısından güzelse. Bu sonınu. iyimser ve devrimci bir ruhla yetişsinler. Leningrad’daki ideolojik cephemizin önderlerinin. Bu. Hükümetin ya da Merkez Komitesinin işi olarak görmektedir. eleştirici bir gözle özümlenmiş olan geçmişin kültür mirasından kay­ naklandığım ve beslendiğini biliyoruz. Leninizm ve Edebiyat Bu hataların ve eksikliklerin nedeni nedir? Bunun nedeni adı geçen dergilerin yöneticilerinin.kararlaştırmıştır. gençlerimizin kafasını bulandırabilecek zehirli un­ surlar taşısa bile. on dokuzuncu yüzyılın Rus devrimci demokratlarının en iyi geleneklerini bağrında topladığını ve Sovyet kültürümüzün. Lenin ve Stalin’in ağzından Partimiz. Bir tek dergiye sığ­ mayacak kadar çok sayıda iyi eser yaratılırsa. Sovyet edebiyat adamlarımızın. hatta üçüncü dergi yayınlanabilir. her şey Leningrad yazarlarının ortaya ko­ yacağı eserlerin ideolojik ve sanatsal niteliğine bağlıdır. siyaseti. Öyle ki gençlerimiz. Belinski'den itibaren devrimci demokrat Rus aydınlarının en . Belinski. Leninizmin edebiyata ilişkin bazı temel ilkelerini unutmuş olmalarıdır. Eğer bir eser iyi yazılmışsa. Komünist Partisi Merkez Komitesinin Leningrad ile Zvezda'nın çalışması konusundaki kararında Ortaya konan ciddi halalar ve eksik­ likler bunlardır. Leninizmin. Leningrad'ın ikinci. dik­ kate değer edebiyat eserlerinin yaratılması çözecektir. her şeye boş verme ruhuyla değil de. Hem yazarlık yapan hem de edebiyat alanında önder durumda olan yoldaşlarımızdan. Saltikov-Şçedrin ve Plehanov gibi büyük Rus devrimci demokrat yazar ve eleştirmenlerin edebiyat alanındaki büyük önemlerini defalarca belirtmiştir. o olmadan Sovyet düzenimizin yaşayamayacağı şeyi. Dobrolyubov. yayınlanması gerekir. siyasetle uğraşmak onlann işi değildir. o zaman bir ikinci.

Sanat kendisini halkın ka­ derinden uzak tutamaz. sanat ve edebiyat konusundaki ide­ alist ve bilimsel olmayan anlayışları açığa çıkarmak ve bize edebiyatın halka hizmet etmede bir araç olduğunu öğreten büyük Rus devrimci de­ mokratlarının temel ilkelerini savunmak için çok çaba harcamıştır. edebiyat­ ta gerçekçilik ve ulusal etken ilkelerinin kararlı savunucusu oldu. Çemişevski ve Dobrolyubov'un yüce geleneğini sürdüren Marksist edebiyat eleştirisi. . "hayat edebiyatın ölçülerine değil. toplumsal içeriğe sahip gerçekçi bir sanattan yana olmuştur. sanatın görevinin. Lenin bu mektubun. sanat toplumsal hayatta ve toplumsal bilincin şekillenmesinde etkin bir rol oynar. Ona gö­ re. Belinski'nin ünlü Gogöl'e Mektup'unu hatırlayın. insanlara toplumsal olayları doğru bir şekilde değerlen­ dirmeyi öğretmek olduğunu söylüyordu.iyi temsilcileri "saf sanat” ve "sanat için sanat" görüşlerini reddetmişler ve sanatın eğitici ve toplumsal bir içerik taşımasını savunarak halk için sanat anlayışının sözcülüğünü yapmışlardır. her zaman. edebiyat ha­ yatin akımlarına uyar" derdi. "sınıf mücadelesi ruhunun belirti­ lerini taşıyan" Çemişevski. günün en acil sorularına cevaplar getirmeli ve çağının düşüncelerini izlemelidir. Bütün Rus devrimci demokrat gazeteciliği Çarlık düzenine karşı derin bir nefret ve halkın temel çıkarları uğruna. Onun silah arkadaşı ve en yakın dostu olan Dobrolyubov. Halkın en yüce ülküleri uğruna savaşan militan bir sanat İşte Rus edebiyatının büyük temsilcileri sanat ve edebiyau böyle görüyorlardı. sansür edilmemiş demokratik basının en iyi ör­ neklerinden biri olduğunu ve büyük edebi önemini bugüne kadar ko­ ruduğunu söylemişti. Lenin'in belirttiği gibi. Belinski. bütün içtenliği ve coşkusuyla. edebiyat da topluma hizmet etmeli. Plehanov. hayat hakkında bilgi ver­ menin yanı sıra. sanatın temelinin hayat olduğunu sanatsal yaratıcılığın kaynağının hayat olduğunu belirten Dobrolyubov. Bütün hayalci sosyalistler içinde bilimsel sosyalizme en fazla pakla­ şan ve eserleri. Gogol’ün halkın davasına ihanet ederek Çar'ın tarafına geçmeye kalkışmasını kı­ nar. bu mektupta büyük eleştirmen. Edebiyatın toplumsal öneminin o kadar güçlü bir şekilde ortaya kon­ muş olduğu Dobrolyubov’un yazılarını hatırlayın. eğitilmeleri ve Çarlık düzeni nin zincirlerinden kurtulmaları uğruna mücadele etmek soy­ lu isteğiyle doludur. onların karanlıktan kurtarılmaları.

parababalanna. proletaryanın genel davasının ayrılmaz bir parçası olmalıdır.. "sanat için sanat" anlayışını benimseyemeyeceği. edebiyatın taraflı olması şeklindeki Leninist ilke doğar. sanatçısının ya da aktörünün özgür­ lüğü. proletaryanın ge­ nel davasından kopuk bireysel bir uğraş olamaz. maskelenmiş (belki de ikiyüzlü bir biçimde maske­ lenmiş) bir bağımlılıktır. "Edebiyat. edebiyatın tarafsız olamayacağım ve proletarya davasının bütününün önemli bir parçası olduğunu ortaya koymuştu. "Burjuva alışkanlıklarına karşı çıkmak için.Seri toplumsal düşüncenin sanat ve edebiyata karşı nasıl bir tutum al­ ması gerektiğini berrak bir biçimde ilk ortaya koyan Lenin olmuştur. Burjuva yazarının. Kahrolsun kendi­ lerini üstün insanlar sanan yazarlar! Kahrolsun tarafsız yazarlar! Edebiyat." Leninizm. Bundan da.. tam tersine toplumsal hayatta önemli ve önder bir rol oynaması gerektiği ilkesinden hareket eder. edebiyatımızın siyaset dışı olamayacağı." Gene aynı makalede Lenin şöyle diyordu: "Hem toplumda1yaşayıp hem de ondan bağımsız olmak mümkün değildir. yalnızca. bireyler ya da gruplar için bir kâr aracı ol­ maması demek d ep d ir. Lenin'in edebiyat incelemesi konusundaki en önemli katkılarından biri olan. harçlıklara olan bir bağımlılıktır. yalnızca. parti edebiyatı olmalıdır" diye yazıyordu Lenin. rüşvete. edebiyat hiçbir şekilde. . 1905 yılının sonunda yazdığı "Parti Örgütü ve Parti Edebiyatı" adlı ünlü makalesini hatırlatmama izin verin Bu makalesinde Lenin. tüccar buijuva basını­ na karşı çıkmak için. edebiyatta burjuva kariyerizmine ve kendi çı­ kan peşinde koşmaya karşı çıkmak için 'aristokrat anarşizmine' ve kâr peşinde koşmaya karşı çıkmak için sosyalist proletarya Parti edebiyatı ilkesini öne sürmeli ve bu ilkeyi en zengin ve en bütünsel biçimde uygulamalı ve geliştirmelidir. Sovyet edebiyaümızın gelişmesinin dayandığı bütün ilkeleri bu makalede bulmak mümkündür. kendisine öz­ gü güçlü dille. edebiyatın sosya­ list proletarya açısından. 'Parti edebiyatı ilkesi ne demektir? Bu.

Ama insan ruhunun etkilenmesi. toplumu değiştirmede çok önemli bir araç olarak görmektedir. tüketim maddelerinin üretim programında aksama olduğunda ya da kereste ikmali planlanan he­ defin gerisinde kaldığında insanlann açık eleştiriye tabi tutulması doğal karşılanmaktadır. halk için yapılan kut­ sal bir hizmet olarak görüyorlardı. kötü edebiyat eserlerine göz yumulmaması konusunda taşıdıktan büyük sorumluluğu ortaya koymaktadır. Çemişevski ve Saltikov-Şçedrin'in başlattıkları. on dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatının en iyi geleneklerini. insan ruhunun mimarları adını vermiş­ tir. Dobrolyubov. edebiyatımızı. Bu şanlı gelenekler nasıl unutulabilir? Bunlan nasıl görmezlikten gelir de Ahmatova'ların. Sovyet gençliğini eğitmede. büyük eğitici rolünde herhangi bir gerilemeye izin verecek olsaydı bunun sonucu bir geriye dönüş. "taş dev­ rine dönüş" olurdu. Sovyet edebiyatının en iyi yönü. şiirine ilham verenin "ıstırap ve öçmüzleri''* olduğunu söylüyorda Çemişevski ve Dobrolyubov edebiyatı. Nekrasov. Zoşçenko’lann gerici "sanat için sanat" slo­ ganını yaymalarına. Bu tanımın derin bir anlamı vardır. Stalin yoldaş yazarlarımıza. Bazılan Merkez Komitesinin edebiyat konusunda böylesine sert ted­ birler almasını garip bulmaktadırlar.) . büyük devrimci demokratlarımız Belinski. çalışmamızın bütün diğer kesimleriyle uygun adım yürümesini sağlama amacına yöneliktir. Sovyet yazarlarının taşıdığı bü­ yük sorumluluğu. * İlham Perileri (Ç.N.Dolayısıyla. Çarlık düzeninde Rus aydınlarının en iyi temsilcileri bu yüce ve soylu ülküler uğruna canlannı verdiler ya da sürgün ve zorla çalıştırma cezalannı gönüllü olarak göze aldılar. tarafsızlık maskesi ardında Sovyet halkının ru­ huna yabancı düşünceler aşılamalarını izin verebiliriz? Leninizm. Plehanov’un sürdürdüğü ve Lenin ile Stalin’in bilimsel bir şekilde geliş­ tirdikleri ve somutlaştırdıktan gelenekleri sürdürmesidir. bir üretim programının gerçekleştirilmemesinden ya da bir üretim görevinin yerine getirilmemesinden daha önemli değil midir? Merkez Komitesinin karan ideolojik cephenin. Bu bizim alışkın olduğumuz bir şey değildir. gençlerin yetiştiril­ mesi konusunda hata yapıldığında buna göz yumulmaktadır. Sanayi üretiminde hatalar yapıldığında. Sovyet edebiyatı. Oysa bu.

kötü de olsa her şeyi kapışacaktır. Ancak bu şekilde işleri düzene sokabiliriz. halkı yeni fi­ kirlerle donatarak onu ileri götürmesi gerekir. Merkez Komitesi soruna el koymak ve kararlı bir şekilde işleri düzene sokmak zorunda kalmıştır. Bolşeviklere yaraşan bir biçimde amansızca eleştirmeliyiz. halkın zevk­ lerini geliştirmesi. yeniden inşa planlarının gerçekleştirilmesini ve ülkemizin ulusal ekonomisinin gelişmesini ilerletmeye yardımcı olacak manevi bir besin kaynağı istemektedir. ideolojik çalışmada berrak bir çizgi geliştir­ mek istiyorsak. Savaş sırasında koşullar. Halkımızın zevkleri ve talepleri çok yüksek bir düzeye ulaşmıştır ve bu düzeye çıkamayanlar ya da çıkmak istemeyenler geri kalacak­ lardır. Ama halk günlük olayları kavramak istemektedir ve kültürel ve ideolojik düzeyi yükselmiş durumdadır.Son zamanlarda ideolojik cephede ciddi boşluklar ve eksiklikler or­ taya çıkmıştır. . bizi bu talepleri karşılamaktan alıkoydu. Üyelerimizin dikka­ tini ideolojik çalışmaya ilişkin sorunlara çekmek ve bu alandaki işleri düzene sokmak istiyorsak. Edebiyatın. Sovyet halkına. kültürel ve ideolojik ihtiyaçları­ nın karşılanmasını istemekte ve edebiyatçılardan bunu talep etmektedir. Bu baştan aşağı yanlıştır ve biz. Zvezda ve Leningradda olup bitenler bir yana. Sovyet halkı Sovet yazarlarından. Ülkemizde ortaya çıkan sanat ve edebiyat eserlerinin niteliğinden çoğunlukla tatmin olmamaktadır. Şöyle düşünen edebiyatçılar var: Savaş sırasında çok az kitap basıldığı ve halk okumaya susamış ol­ duğu için şimdi okuyucu. İdeolojik cep­ hedeki bazı emekçiler bu durumu anlamamışlardır ve anlamak niyetinde de değillerdir. taleplerini sürekli olarak yükseltmesi. yayıncıların. Sovyet halkı. güvenilir bir ideolojik cihazlandırma. bu çalışmadaki hataları ve eksiklikleri. sinema sa­ natımızın geriliğini ve tiyatrolarımızın repertuvarlanrun kötü eserlerle dolu olmasını hatırlamak yeter. yazarların. Merkez Ko­ mitesi halka karşı. yazıişleri müdürlerinin hiçbir ayrım yapmadan bize kakıştırdıkları eski eserleri kabul etmek zo­ runda değiliz. Edebiyatın görevi yalnızca halkın taleplerini karşılama düze­ yinde kalmak değil. her zaman öncü olmaktır. gençliğimizin yetiştirilmesine karşı görevlerini unu­ tanlara yumuşak davranmak hakkına sahip değildir. Halka ayak uyduramayan.

onun gittikçe aitan taleplerini karşılayamayan ve Sovyet külttlrünü geliş­
tirmek görevini başaramayanlar günün birinde mutlaka artık okunmaz ol­
duklarını göreceklerdir.
Zvezda ile Leningradm yöneticilerinin ideolojik zaafları ikinci bir
ciddi hataya yol açmıştır. Bazı sorumlular, çeşitli yazarlarla olan ilişkile­
rinde kişisel çıkarları, dostluk çıkarlarını Sovyet halkının siyasal eğitimi­
nin ya da o yazarın siyasal eğiliminin üzerinde tutmuşlardır. İdeolojik ba­
kımdan zararlı ve edebi açıdan da zayıf olan birçok eseri, yazıişleri so­
rumlularının, yazarları kırmamak için yayınladıkları söylenmektedir. Bu
sorumluların gözünde, bir yazan kırmaktansa halkın ve devletin çıkarla­
rından fedakârlık etmek yeğdir: Bu baştan aşağı yanlış ve siyasi ba­
kımdan da tehlikeli bir anlayıştır. Bir kopekle bir milyon rubleyi değiş­
tirmeye benzer.
Parti Merkez Komitesi, kararında, ilkelere dayanan ilişkilerin yerine
kişisel dostluğa dayanan ilişkileri geçirmenin oluşturduğu tehlikeye işa­
ret etmektedir. Bazı edebiyat adamlarımız arasında var olan ilkesiz kişi­
sel dostluklar son derece olumsuz bir rol oynamış, birçok edebiyat eseri­
nin ideolojik düzeyinin düşmesine ve bu alana Sovyet edebiyatının ru­
huna yabancı olan insanların girmesinin kolaylaşmasına yol açmıştır,
Leningrad'ın ideolojik cephesinin önderlerinin ya da Leningrad dergileri­
nin sorumlularının eleştiriyi bir yana bırakmaları büyük zarar vermiştir;
ilkelere dayanan ilişkilerin yerine dostluk ilişkilerinin geçirilmesi, halkın
çıkarları pahasına yapılmıştır.
Stalin yoldaş, bize, insan kaynaklarımızı korumak istiyorsak, halka
önderlik ve öğretmenlik etmek istiyorsak, tek tek bireylerin kalbini kır­
maktan korkmamamız ve cesur, açık, nesnel, eleştiriden çekinmememiz
gerektiğini öğretiyor. Edebiyatla ilgili olsun olmasın her türlü örgüt, eleş­
tiri olmaksızın yozlaşabilir ve gene eleştiri olmaksızın her türlü hastalık
daha da artarak onulmaz bir hal alabilir. Yalnızca açık ve cesur eleştiri
halkımızın çalışmadaki başarısızlıkların üstesinden gelmesine yardımcı
olabilir. Eleştirinin olmadığı yerde durgunluk egemen olur ve ilerlemeye
yer bırakmaz.
Stalin yoldaş, gelişmemizin en önemli koşullarından birinin, her
Sovyet vatandaşının her akşam o günkü çalışmasının muhasebesini yap­
ması, kendini korkusuzca değerlendirmesi, çalışmasını cesıir bir şekilde

tahlil etmesi, hatalarını ve başarısızlıklarını eleştirmesi ve daha iyi so­
nuçlar almak için ne yapılması gerektiği konusunda kafa yorarak sürekli
olarak kendini geliştirmeye çalışmış olduğunu tekrar tekrar belirtmiştir.
Bu sözler edebiyat adamlan için de aynı derecede geçerlidir. Çalışma­
sının eleştirilmesinden çekinen bir kimse, halkın saygısına layık olma­
yan zavallı bir korkaktır.
Eleştirici olmayan bir tutum ve ilkelere dayanan ilişkilerin yerine ki­
şisel dostluk ilişkilerinin geçirilmesi, Sovyet Yazarlar Birliği Yönetim
Kurulu'nda da egemendir. Yönetim Kurulu ve özellikle başkanı Tikhonov yoldaş, Zvezda ile Leningrad'da ortaya çıkan kötü durumdan sorum­
ludurlar; onlar Zoşçenko, Ahmatova ve Sovyet düşmanı olan diğer ya­
zarların zararlı etkisinin Sovyet edebiyatına sızmasını önlemek için bir
şey yapmamakla kalmadılar, Sovyet edebiyaümn ruhuna yabancı olan
eğilimlerin ve biçimlerin dergilerimizde yer almasına göz yumdular.
Leningrad dergilerinin başarısızlıklarına yol açan bir diğer etken de bu
dergilerin yöneticileri arasında hüküm süren sorumsuzluk havasıdır. Öyle
ki hiç kimse derginin genel sorumluluğunun ya da çeşitli bölümlerin so­
rumluluğunun kimde olduğunu bilmiyor ve dolayısıyla en basit bir düzen
kurmak bile mümkün olmuyordu. Bu yüzden Merkez Komitesi, kararında,
Zvezda'ya derginin siyasetinden, içeriğinin ideolojik düzeyinden ve edebi
niteliğinden sorumlu olacak bir yazıişleri sorumlusu atamıştır.
Başka herhangi bir yerde olduğu gibi, edebiyat dergilerinin yayınında
da düzensizlik ve anarşiye bundan böyle göz yumulmayacaktır. Dergile­
rin siyaseti ve içeriği konusunda sınırlan belli olan açık seçik bir sorum­
luluğun gerçekleştirilmesi zorunludur.
Leningrad'ın ideolojik ve edebi cephesinin şanlı geleneklerini canlan­
dırmalısınız. Her zaman en ileri fikirleri savunmuş olan Leningrad dergi­
lerinin bayağılığı ve ideolojiye karşı kayıtsızlığı banndırdığım görmek
çok acı bir şeydir. İleri bir ideolojik ve kültürel merkez olarak Le­
ningrad’ın onuru yeniden sağlanmalıdır. Leningrad'ın Bolşevik Leninist
örgütlerin beşiği olduğunu hatırlamalıyız. Lenin ve Stalin'in, Bolşevik
Partisinin, Bolşevik dünya görüşünün ve Bolşevik kültürünün temellerini
attıklan yer burasıydı.
Bu şanlı gelenekleri canlandırmak ve daha da ileri götürmek Le­
ningrad yazarları ve Parti üyeleri için bir onur sorunudur. Leningrad ede-

biyaündan bayağılığı ve ideolojiye kayıtsızlığı sürüp atmak, Sovyet ede­
biyatının bayrağını yüksekte tutmak, ideolojik ve edebi gelişmeyi sağ­
lamak için her fırsattan yararlanmak, günün sorunlarını işlemek, halkın
taleplerine ayak uydurmak, kendi eksildiklerinin cesur bir biçimde eleş­
tirilmesine, yaltaklanma ya da dostluk ve grup bağlılıklarına dayanma­
yan, gerçek, cesur, bağımsız, ideolojik, Bolşevik eleştiriyi her yolla
özendirmek, Leningrad'ın ideolojik cephesinde çalışanların, ve özellikle
yazarların görevidir.
Leningrad Kenti Parti Komitesinin ve özellikle propaganda bölümü­
nün ve ideolojik çalışmadan sorumlu olan, dolayısıyla da bu dergilerin
hatalan konusunda esas sorumluluğu taşıyan propaganda sekreteri Şirokov yoldaşın ne kadar ciddi bir hata işledikleri sanırım artık açıklığa
kavuşmuştur.
Leningrad Parti Komitesi Haziran'ın sonunda, Zvezda'mn, Zoşçenko’nun da dahil olduğu yeni yazı kurulu konusundaki karan onaylamakla
ciddi bir siyasal hata işlemiştir. Kent Parti Komitesi Sekreteri Kapustin
ve Kent Komitesi propaganda sekreteri Şirokov yoldaşlann böylesine ha­
talı bir karan onaylamalan, ancak onların siyasi körlükleriyle açıklana­
bilir. Tekrar ediyorum, Leningrad'ın Partimizin ideolojik hayatındaki ye­
rini yeniden alabilmesi için bu hataların hızla ve kararlılıkla giderilmesi
gerekmektedir.
Hepimiz, Partimizin bir öncü müfrezesi olarak Leningrad Parti örgü­
tümüzü ve Leningrad’ı seviyoruz. Leningrad'ı kendi emelleri uğruna kul­
lanmak isteyen edebiyat alanındaki maceracıların hiçbirinin orada sığı­
nak bulamaması gerekir. Zoşçenko, Ahmatova ve benzerleri Sovyet Le­
ningrad'ına hiçbir yakınlık duymamaktadırlar. Onların burada egemen
olmasını istedikleri, başka bir toplumsal ve siyasal düzen, başka bir ide­
olojidir. Onların gözlerini kamaştıran görüntüler, simgesi Bronz Atlı
heykeli olan eski St Petersburg'un göriintüleridir. Biz ise tam tersine,
Sovyet Leningrad’ını, Sovyet kültürünün ileri merkezi olan Leningrad'ı
seviyoruz. Biz, Leningrad’ın büyük devrimci ve demokratlarının şanlı
soyundan geliyoruz. Bugünkü Leningrad'ın şanlı gelenekleri, bu büyük
devrimci-demokrat geleneklerin sürdürülmesidir ve biz onları dünyada
hiçbir şeyle değiştirmeyiz.

Değişmeyi reddeden ve halkın gittikçe artan ihtiyaçlarını karşılayamayan sanat ve kültür emekçileri çok geçmeden halkın güvenini yitireceklerdir. Aynı Şekilde. çünkü Merkez Komitesi halkın ve onun edebiyatının çıkarlarım gözetmekte ve Leningrad yazarlan arasında hüküm süren durum konusunda büyük endişe duymaktadır. bilinçsizlik ve ideolojiye karşı kayıtsızlık batağına sürükleme girişimle­ rine bir son verme gücünü kendilerinde mutlaka bulacaklarına inan­ maktadır. eserlerinin ideolojik yönünü yıkmak ve bir toplumsal biçimlendirme aracı olarak bu eserlerin önemini ortadan kaldırmak isterler. Sovyet edebiyatı. mad­ di zenginliğinden daha az önemli değildir. Merkez Komitesi bu karan geçirirken işte bunu düşünüyordu. hatalarını cesur bir şekilde. Ne maddi üretim alanında ne de ideoloji alanında. Sovyet edebiyat emekçilerinin Leningrad müfrezesini temelsiz bırakmak. Sov­ yet halkı artık kendisine yutturulmak istenen her türlü manevi gıdayı yut­ mayacak kadar gelişmiştir. Leningrad Parti Komitesi ideolojik cephede böyle bir durumun or­ taya çıkmasına nasıl izin verebilmiştir? Komite. Sovyet ideolojisini ve Sovyet top­ lumsal bilincini şekillendirmede önderler safındaki yerlerini almalıdırlar.Leningrad Parti üyeleri. Edebiyat halkın sevdiği ve. Dolayı­ sıyla halk. Partiyi ve devleti derinden yaralar. Hiçbir ideolojik tutum takınmayanlar. Ne var ki. ko­ layına kaçmadan tahlil etmeli ve böylece işleri en iyi ve en hızlı bir şe­ kilde düzelterek ideolojik çalışmamızı daha ileri götürmelidirler. İdeolojik çalışma unutulmamalıdır. yalnızca. Bu yüzden her başarılı eser zaferle sonuçlan­ mış bir muharebe ile ya da ekonomi cephesinde kazanılan büyük bir za­ ferle karşılaştırılabilir. Sizler ideolojik cephenin en ön safında bulunmaktasınız. ideolojik çalışmanın ve eğitim çalışmasının öne­ mini unutmuştur. Sovyet edebiyatının her başarısız­ lığı halkı. Halkımızın manevi zenginliği. körler gibi yaşayamayız. Merkez Komitesi. Ama bu unutkanlık Leningrad örgütüne pahalıya mal olmuştur. her önemli edebiyat eserini kendi zaferi olarak görmektedir. edebiyattaki her başarımızı. büyük . kentin yeniden inşası ve sanayisinin geliştirilmesi konusundaki günlük pratik çalışmaya öy­ lesine batmıştır ki. benimsediği bir uğraştır. halkımızın ve ülkemizin çıkarları için ya­ şamalıdır. Leningradlı ede­ biyatçıların. yarım düşünmeden. Le­ ningrad Bolşevikleri bir kere daha. Leningrad'ın edebiyat müfrezesini ve dergilerini ilkesizlik. kıvırtmadan.

toplumun ilerici tabakasının dikkatini toplumsal ve siyasal mücadelenin can alıcı sorunlarından ayırmaya ve onları ucuz. gazeteciler. film yönetmenleri ve tiyatro prodüktörleri günıhu. Bir burjuva yazarlar. Büyük Yurtsever Savaş'ta Ortaya koyduğu ve bugün de . an­ lamsız sanat ve edebiyat batağına. buıjuva kültürünün izleyicisi ya da hayranı olmak yaraşır mı? Her türlü burjuva-demokratik düzenden çok daha ileri bir düzeni ve buıjuva kültü­ ründen kat kat üstün bir kültürü yansıtan edebiyatımız. bütün bu kötü niyetli iftiralara. Bu durum. onlar kendi burjuva kültürlerini ne kurtara­ bilirler ne de canlandırabilirler. politikacılar ve diplomatlar. film ve ti­ yatro yöftetmenlerinin moda olan eserlerinin dış görünüşü ne kadar göz kamaşüncı olursa olsun. bur­ juva dünyası. ister uluslararası alanda olsun. devletine ve Partisine karşı duyduğu so­ rumluluğu ve omuzlarındaki görevin önemi konusundaki kavrayışını artırmalıdır. Sovyet yurtseverleri. Bizim ülkemiz ve halkımız gibi bir ülke ve halk başka nerede vardır? Sovyet halkının. Sosyalizm. Bu kültür. dolandırıcıların ve kumarbazların pro­ pagandasını yapan sanat ve edebiyat batağına çekmeye çalışmaktadır. ahlaksızlığı göklere çıkaran. Amerika'daki ve Avrupa'daki çağdaş burjuva yazarlarının. kazandığımız başarılardan tedirgin olmaktadır. yalnızca. hiç kuşkusuz. aym zamanda yoz ve çürümüş burjuva kültürüne karşı cepheden saldırıya geçmektir. yazarlar. Emperyalistler ve onların ideoloji alanındaki uşak­ ları. Bu koşullar altında Sovyet edebiyatının gö­ revi. Bu du­ rum her türden emperyalistlen hoşnutsuzluğa sürüklemektedir Onlar sos­ yalizmden ve bütün ilerici insanlık için bir ömek oluşturan sosyalist ül­ kemizden korkuyorlar. başkalarına yeni evrensel değerleri öğretmek hakkına sahiptir. İkinci Dünya Savaşının sonucunda sosyalizmin dunımu sağlamlaşmıştır. her yola başvurarak ülkemize iftira etmeye. çünkü buıjuva kültürünün ahlaki temeli çürümüştür ve dağılmaktadır.ve uluslararası öneme sahip görevlerle karşı kargıyasınız. kapitalist özel mülkiyetin. İster ülkemizin sınırları içinde. ileri Sovyet kültürünün temsilcileri olan bizlere. her gerçek Sovyet yazannın halkına. birçok Avrupa ülkesinde gündeme girmiştir. gangsterleri. onu olduğundan başka türlü göstermeye ve sosya­ lizmi karalamaya çalışıyorlar. varyete yıldızlarım konu alan. bur­ juva toplumunun üst tabakasının bencil ve kendine dönük çıkarlarının hizmetine girmiştir. Sovyet kültürüne ve sosya­ lizme yapılan bütün bu saldınlara karşılık vermek değil.

Her bilinçli Sovyet yazarının görevi. bütün bu çabalan başarısızlığa uğramaya mahkûmdur. jimnastikçilerimizin vb. halkımızı yalnızca bugün olduğu gibi yansıtmakla kalmamak. ay­ nı zamanda geleceği de görerek önlerindeki yolu aydınlatmaya yardımcı olmaktır. kendi gücüne güven ve hiçbir zorluktan yılmama ruhuyla eğitmede. uygarlık ve kültür tarihindeki en iyi şeyleri bağnnda toplayan yeni bir sosyalist düzen kurmakta olan bizlerin. hayatımızı dikkatle ve bilinçli bir şekilde inceleyerek ve gelişme süreçlerimiz konusunda daha derin bir kavrayış kazanmaya çalışarak halkımızı eğitmeli ve onu ide­ olojik bakımdan silahlandnmalıdır. gençliğimizi iyimserlik ruhuy­ la. yeni kurulan düzeni selamlayan ve öven bir sanat ve edebiyat yaratabildilerse. Biz. yükselme dönemlerinde. bir yandan da. Burjuva politikacıları ve yazarları Sovyet düzeninin ve kültürünün ba­ şarılarını istedikleri kadar örtbas etmeye çalışsınlar. Bir yazar olayların peşinden sürüklenip gidemez. Sovyetler Birliğinin gerçek durumunun dışarıya yansımasını önlemek için istedikleri kadar de­ mir perdeler çekmeye uğraşsınlar. ona. halkın en ön saflarından yürümek ve gelişme yolunu aydınlatmak yaraşır. Ya­ zar. geçmişteki en güzel eser­ leri geride bırakan. Bütün yabancı şeyler önünde hayranlıkla eğilmek ya da pasif bir biçimde savunmada kal­ mak bize yaraşmaz. . devlete ve Partiye yardımcı olmalıdırlar. ne Rusyamız ne de karakterimiz eskisi gibidir. dünyanın en ileri edebiyatını yaratabilmemiz gerekir. bü soylu yeni nitelikleri dile ge­ tirmek. halka. Artık 1917'den önceki Ruslar değiliz. maddi ve kültürel hayatı yeniden inşa etmek konusunda harcadığı çabalarda ifadesini bulan nitelikleri kadar göz kamaştırıcı nitelikler başka nerede bulunabilir? Halkımız her geçen gün daha ileri gidiyor. kültürümüzün gücünü ve olanaklarım çok iyi biliyoruz. Sovyet kültürünün gerçek gelişmesini ve boyutlarını istedikleri kadar küçük göstermeye çabalasınlar. Sovyet insanının en iyi duygularını ve niteliklerini yansıtır ve ona ge­ leceğini gösterirken. Sovyet yazarları. Dışanya yolladığımız kültür heyetleri­ nin. sosyalist gerçekçilik yönetimini rehber alarak. Feodal düzen ve sonra da burjuvazi. halkımızın nasıl olmaması gerektiğini göstermeli ve Sovyet halkının ilerlemesini engelleyen geçmişin kalıntıla­ rını da mahkûm etmeliyiz.ekonomimizi barış içinde geliştirmek. başanlannı hatırlamak yeter. Ülkemizin çehresini temelinden değişti­ ren büyük dönüşümlerle birlikte bizler de değiştik ve olgunlaştık.

Bu amaçla. tam tersine Sovyet hayatının her yönünü ele al­ masını istiyor. Bu büyük gö­ revleri yerine getirebilmeleri için genç kuşağımızın. . Sovyet yazarları ve ideolojik çalışmada görev alan herkes. Bolşevikler edebiyata büyük değer verir ve halkın ma­ nevi ve siyasal birliğini pelciştirmede. Halkı­ mız yüce ülküleri. Leningrad Parti üyelerinin ve yazarların. edebiyatın günün sorunlarından uzaklaşmasını değil. Sovyet edebiyatının Leningrad müfrezesinin manevi ve siyasal açıdan sağlam olduğuna ve hızla hatalarının üste­ sinden gelerek Sovyet edebiyatı saflarında layık olduğu yeri alacağına inanmaktadır. halkı eğitmede ve saflarının sık­ laştırılmasında edebiyatın oynadığı büyük tarihsel rolü çok iyi bilirler. Parti Merkez Komitesi. gelişmiş ahlaki ve kültürel talepleri olan aydın bir halk olmalıdır. Leningrad yazarlarının çalışmasındaki hataların düzeltileceğine ve Leningrad Parti örgütünün ideolojik çalışmasını Par­ tinin. devletimiz ve Partimiz. zorlukları göğüsleyebilecek ve onların üstesinden gelebilecek bir biçimde yetiştirilmesi gerekir. edebiyatımızın. daha bile artmıştır. Kültürel zenginliği gerçekleştirmenin sosyalizmin en önemli görevle­ rinden biri olduğunu kabul eden Merkez Komitesi. çünkü barışçı gelişme koşullarında ideolojik cephedeki ve özellikle edebiyattaki görevlerimizin önemi azalmak şöyle dursun. maddi ve kültürel iler­ lememizi geliştirmek için Sovyet toplumunun bütün iüci güçlerinden so­ nuna kadar yararlanmak görevleriyle karşı karşıyadır. Merkez Komitesi. ide­ olojik çalışmamızın düzeyini yükseltme zamanının artık geldiğini berrak bir biçimde kavramalarını istiyor. insan ruhunu gerektiği gibi beslememizi istiyor. mücadelenin en ön cephesinde savaşmaktadır.Merkez Komitesinin isteği ve dileği nedir? Parti Merkez Komitesi. tam tersine Partiye ve halka. yüksek zevkleri. Halkımız. dergilerimizin günün acil görevlerinden kopmamaları. zorluklardan korkmayacak. Genç Sovyet kuşağı sosyalist Sovyet düzeninin gücünü artırmak ve sağlamlaştırmak. halkın ve devletin çıkarlarının gerektirdiği düzeye hızla çıkarılaca­ ğına inanmaktadır. bugün. gençliğimizi Sovyet düzenine tam bir bağlılık ve halka hizmet ruhuyla eğitme konusunda yardımcı olmalan gerekir. sağlam ve coşkulu bir biçimde.

.

MÜZİK ÜZERİNE .

.

özellikle Besteciler Birliği'ndeki hatalı önderlik yöntemlerine işaret ettiler. Bazıları. müzik alanındaki. örgütlenme konusundaki eleştiriye katılmanın ya­ nı sıra Sovyet müziğindeki ideolojik yönlendirme eksikliğinin üzerinde durdular. ama müzikte bir şey gördüğümüz yok. Müzik alanındaki durumun genel bir değerlendirmesi yapıldığında işlerin yeterince iyi gitmediği ortaya çıkmaktadır. Bazı konuşmacılar zaafın örgütsel so­ runlarda yattığını söylediler ve eleştiri-özeleştirinin zayıflığına. Ama ayrıntılar ne kadar çeşitli olursa olsun. yayınlamaya layık olan bütün yazılara yer bulmakta büyük güçlük çekiyorlar. Atonalité (tonsuzluk) sorunu bugünlerde epey moda olduğu halde ben bu değerlendirmeye "atonalité" ya da "uyumsuzluk" sorununu katmak is­ temiyorum. .Sovyet Müzik İşçileri Konferansında Kapanış Konuşması 1948 Yoldaşlar. ama diğer alanlardakilerle karşılaştırıldığında müzik alanındaki başarılarımızın tümüyle önemsiz olduğu kabul edil­ melidir. durumun ciddiliğini hafifletmeye çalıştılar ya da iç açıcı olmayan konularda susmayı yeğ tuttular. Film ve tiyatro alanlarında da ilerleme olduğunu görüyoruz. Sovyet müziğinin başarılarını yadsımak niyetinde değilim. ilkönce burada yapılan tanışmanın niteliği konusunda bir iki şey söylememe izin verin. Tartışma sırasında çe­ şitli görüşlerin çıktığı doğrudur. Başarılar elbette vardır. tartışmanın genel havası durumun pek iyi olmadığı­ nı göstermektedir. Örneğin edebiyatı ele alalım. Ama müzikte böyle bir "üretkenliğin" sözünü etmek mümkün değildir. Bazılan da. Bazı büyük dergiler.

Besteciler Birliği'nin Örgütlenme Komitesi hem bir manastıra hem de ordusu olmayan bir genelkurmay başkanlığına benzetildi. Her iki benzetmeyi de tartışmaya gerek yoktur. Komitenin pek sözü edilmedi ve yeterince eleştirilme­ di. Besteciler Birliği'nde ve Sanat Sorunları Komitesi'nde de işlerin iyi gitmediği açıktır. Birlikteki hatalı eleştiri yönteminin ve tartışma ortamının olmama­ sının üzerine gitmek gerekir. Oysa Komitenin oynadığı rol kötüydü. Ne var ki. Sovyet müziğinin geleceği. tutucu örgütlenme sistemi ve şimdiki önderliğinin müzik konusundaki sözüm ona çok ileri görüşleriyle Besteciler Birliği’nin. Birlik konferanslarında ya saygılı bir suskunluktan ya da seçkin azınlığın dalkavukça övülmesinden başka bir şey yoksa. gelişme kaynaklarının kurumakta oldu­ ğu ve durgunluğun baş gösterdiği anlamına gelir. Birliğin önderliğinin. Dahası. Burada. her yola başvuracak biçimde akımı destekledi. bağrında böylesine uzlaş­ maz çelişmeler barındırdığım gördükleri zaman şaşkınlığa düşmeleri bir rastlantı değildir. Müzik konusundaki bir konferansa ilk kez katılan insanların. önde gelen bestecilerden ve eleştirmenlerden (bestecilere karşı dalkavukça tu­ tumlarından dolayı seçilmiş eleştirmenler) oluşan ayrıcalıklı bir seçkinler grubunun elindeyse. o zaman müzik Olimpus’undaki durumun gerçekten endişe verici olduğu açıktır. bir . Birlik hakkında ise daha çok şey söylendi ve daha sert bir biçimde eleştirildi. müzik sorunlan konusunda bilgisiz ve yetersiz olan Ko­ mite. Besteciler Birliği'ndeki çalışmalarının gösterdiği kadarıyla.Müzik geride kalmıştır. Canlı tartışmaların. Müzikte gerçekçi akı­ mı yürekten desteklemek yaftası altında. yenilik yapma. modası geçmiş gelenekleri reddetme Ve "kuynıkçüluğa" ("epigonizm" ) karşı mücadele etme gibi umut vaat eden sloganları bayrak edindiğini biliyoruz. bestecilerimiz arasında var olan örgütsel ve ideolojik kargaşalığa önemli ölçüde katkıda bulundu. Birlikte canlı bir tartışma ortamı yoksa ve bestecileri birinci ve ikinci sınıf olarak ikiye ayıran bayat ve boğucu bir hava hüküm sürüyorsa. Biçimci akımın temsilcilerini yücelterek. tartışmaların genel havasının ortaya koydu­ ğu gerçek budur. eleştiri ve özeleştirinin olmaması ilerlemenin olmadığı. çalışmalarında en radikal ve hatta en hızlı devrimci gözük­ mek isteyenlerin ve modası geçmiş ölçütlerin yıkıcıları olarak ortaya çı­ kanların. biçimci besteciler akımına kapılıp gitti.

bu akımlar arasında mücadele olduğu ve birinin yerine diğerinin geçiril­ mek istendiği her şeye karşın ortaya çıktı. Müzik cümlelerinde berraklığa ulaşmanın yanı sıra mü­ ziğin gelişmesi sorununa da berraklık getirmeliyiz. bir bahar temizliğinin gerekli ol­ duğu gün gibi açıktır. çünkü bu. tek tek kişilerin hatalı tutumlarından. Sovyet müzik akımı sorunudur. Sovyet müziğindeki sözüm ona yeni bir akım konusunda kendini beğenmiş gevezelik hiçbir ilerici eylemle birleştirilmezse. Besteciler ve müzisyenler örgütündeki havanın. Bu sorunu ele almama konusunda böyle eğilimlerin var olması. . bazı yoldaşlar eşyanın adım koymaktan kaçındıkları ve oyun da ancak kısmen açık oynandığı halde. Ne var ki. tek tek kişilerin tekhiğe duydukları hayranlıktan ve şura­ da burada görülen natüralizm eğilimlerinden ibarettir. çok önemli olduğu halde. Her konunun örgütsel yönünün büyük önem taşıdığını hepimiz çok iyi biliriz. Klasik müziğin ilkelerinin hiçbir değişikliğe uğramadığım ve sonuç olarak tartışması yapılacak hiçbir şey bulunmadığım belirttiler. Ayrıca çalışma ve ön­ derlik yöntemleri de tutucudur ve sık sık gönüllü olarak örgütsel sorun­ larda kötü alışkanlıklara kapılmaktadırlar. Dahası. Eğer öyle olsaydı. bir nitelik değişikliği olmadığı ve burada yalnızca klasik okulun Sovyet koşullarında gelişmesi ile karşı karşıya olduğumuzu öne sürerek akımlar arasındaki mücadele sorununu ele al­ mamızın gerekli olmadığım söylediler. iki akım arasındaki mücadelenin daha iyi incelenmesini gerektirmektedir. yal­ nızca bu olgu bile böyle gerici yöntemlerden doğan ideolojik akımlann ve yaratıcılık akımlarının ilerici niteliği konusunda haklı bir kuşkuya yol açmaktadır. temel olan. Tartışma sırasında müzikte iki akımın varlığı belirginleşti. örgütsel sorun de­ ğil. Bunun nedenini uzakta arama­ ya gerek yoktur. temizlenmesi ve yarana çalışmanın gelişmesini sağlayacak normal bir ortamın ger­ çekleşebilmesi için yeni bir rüzgârın. yalnızca Konservatuvar'ın damının akması ve önanni gerektirmesi sorunu değildir. Şebalin yoldaşın haklı olarak belirttiği gibi.yenilikle karşılaştıklarında ya da bir değişildik yapmak gerektiğinde son derece gerici ve inatçıdavranmaları şaşırtıcıdır. Burada yapılan tartışma bu soru­ nu bulandırdı. Onlara göre bütün sorun. kolayca halledilirdi. Oysa bu. bazı yoldaşlar. Sovyet müziğinin te­ mellerinde ortaya çıkan çok daha büyük bir çatlak sorunudur.

Eklemek istediğiniz kimse var mı? Bir ses: Şaporin. Kabalevski ve Şebalin yoldaşların adından söz edildi. Ne var ki. önde gelen besteciler gru­ bumuz açısından. Haçaturyan. Myaskovski. pek başarılı. bugün belli bir grup tarafından oynandığını bütün konuşmacılar belirttiler. bu gerçekleri ortaya koymak için. Zaharov yoldaşın deyişiyle. Buna katılmamak elde değil. yumuşak bir deyimle.Besteciler Birliği'nin yaratıcı faaliyetlerinde önde gelen rolün. pek o kadar da rahatsız edici olmadığıdır. Bu açık­ lamalar çok daha önce yapılabilirdi. anık köklü değişikliklerin zamanının geldiği belirtildi. Prens İgor'daki Vladimir . Ne olursa olsun hiçbiri. olmayan -ya da hiç başarılı olmayan. Besteciler Birliği'ndeki bazı yönetici yoldaşlar Birlik'te bir azınlık ik­ tidarı olmadığı iddiasında bulundular. Sovyet müziğindeki belli başlı mevkiler adı ge­ çen yoldaşların elinde olduğuna göre. aynı zamanda müzikteki biçimci akımın. Şimdi. Prokofıev. müzik örgütlerindeki biçimci hizbin hegemonyasının. Besteciler Birliği'ndeki durumu değiştirmeyi düşünmemiştir. Şostakoviç. temelden yanlış olan bir akımın da önde gelen isimleri olan bu yoldaşları ele alalım. Jdanov: Dizginleri elinde tutân bir önder gruptan söz edildiği za­ man adı en çok geçenler bunlardır. Yoldaşların bu hegemonyanın olumsuz yönleri de olduğunu keşfetmeleri için Parti Merkez Komitesinde bir tartışma açılması gerek­ miştir. Popov. onları eleştirmek için girişilen her türlü çaba fırtınalar kopmasına ve bu eleştiriye karşı derhal bir saflaşma doğmasına yol açacağına göre. bu yoldaş­ ların şimdi rahatsız olduklarını belirterek mahkûm etmek istedikleri "gü­ venli" durgunluk ve kişisel ilişkiler ortamının gerçekte kendileri tara­ fından yaratıldığı sonucuna varmak gerekir. kendilerinin gereğinden fazla övülme­ lerinden rahatsız olduklarını ve bestecilerin esas kitlesiyle ve konser din­ leyicileriyle aralarında belli bir kopukluk olduğunu hissetiklerini belirtti­ ler. O zaman şu soru ortaya çıkıyor Öyleyse neden Birlik’teki yönetici mevkilere sımsıkı sarılıyorlar? İktidar için istediklerinden mi? Kendilerine birazcık. Burada. ama sorunun can alıcı noktası. Sözü edilen yoldaşlar da tartışmaya katıldılar ve onlar da Besteciler Birliği'ndeki eleştiri eksikliğinden. konferanstan önce.bir operanın yaratılması gerekmezdi.

halk türkülerine yakından ve örgütsel olarak bağlı olan ve bütün bunlan yüksek bir ustalıkla birleştiren bir müziğin yaratılmasında klasik mirasın ve özellikle Rus okulunun muazzam bir rol oynayacağını kabul eden görüşü temel alan. Birliğin yö­ netiminin bir akımla ilgisi olmadığım söylemek için bir neden yoktur. sosyalist gerçekçiliğin temel ilkelerini kabul etme perdesi ardında sür­ dürmektir. güzel ve insani müziğin yerine sahte. Sovyet müziğindeki iki akım arasında. Örneğin Şostakoviç için böyle bir suçlamada bulunamayız. Ve gene öyleyse. gerçekçi olması. klasik miras karşısındaki tutumu ele alalım. gerçekte. Ömek verecek olursak. halk mü­ ziğine. Bu da. Klasik müziğin belirleyici özellikleri. biçimci okulu destekleyenlerin klasik müzik geleneklerini sürdürdükleri ve geliştirdikleri konusunda hiç­ bir belirti yoktur. biçimci akımın gerçek ni­ teliğinin ve Sovyet müziğinin gelişmesine verdiği zarann açığa çıkarıl­ masını daha da gerekli kılmaktadır. cepheden hücuma geçmek yerine. Öyleyse. hegemonyanın bir akımın çıkarına olarak sürdürüldüğü sonucuna varıyoruz. Tarihte revizyonizmin. parlak sanat bi­ çimlerini derin bir içerikle birleştirebilme yeteneği ve en yüksek teknik gelişmeleri basitlik ve anlaşılabilirlikle kaynaştırabilmesidir. kaba ve çoğunlukla bütünüyle hastalıklı bir müziği geçirir. Diğeri ise Sovyet sanatına yabancı olan. Bir akım Sovyet müziğindeki. yenilik adına klasik mirası reddeden. gerçekçi bir içeriğe sahip ve halka. ilerici ilkeleri temsil etmektedir. Biçimci akım. küçük bir seçkin estetikçiler zümresinin bireyci duygularını yüceltmek amacıyla müziğin halktan kaynaklandığı ve ona hizmet ettiği fikrini red­ deden bir biçimciliği temsil etmektedir. Biçimcilik . Bu tür saman altından su yürütme yöntemleri.Galitski gibi yönetme arzusu veren bir tür yönetim tutkusuna kapıldık­ larından mı? Yoksa bu hegemonya belli bir akımın mı çıkarınadır? Ben­ ce birinci varsayımdan çok sonuncusu gerçeğe daha yakındır. kuşkusuz yeni değildir. revizyonist faaliyetlerini. Ne kadar aksini iddia ederlerse etsinler. doğal. Üstelik bu akımın özelliği. Biçimci akımı benimseyen Sovyet bestecilerinin eser­ lerinin klasik müzikten temelden farklı olduğunu her dinleyen anlayabilir. belli bir öğretiyle sahte bir uzlaşma ar­ dında gizlenmesinin çok örneği vardır. üstü kapalı olmakla birlikte şiddetli bir mücadele hüküm sürmektedir. sağlıklı.

"müziği yara­ tan halktır. Balakiev'in kurduğu bir müzikçiler grubuydu.A. bir eleştirmen ya da bir Parti üyesi. müziğin köklerinin halkın müzik yaratıcılığında olduğunu ka­ bul etmesi ve halka. özel olarak da Rus klasik müziğine yabancıdır. bunu savunanlan bir onur kurulu önünde eleştirmiyorlar? Müziğin halkçı kökleri konusunda "Güçlü Azınlık’m* ve daha sonra katılan büyük müzik bilimcisi V. bir sanatçı. onun ruhuna ve yaratıcı dehasına sırt çevirmekle müzikteki biçimci akım. Rimski-Korsakov. Rimski-Korsakov. Bizim biçimciİerimiz gerçek müziğin temellerini yıkarken. çağdaşlan tarafından anlaşılmayı beklemiyorsa.ve kaba natüralizm genel olarak klasik müziğe. Çaykovski. Eğer Sovyet bestecilerinin bir bölümü elli ya da yüz yıl sonra anla­ şılacaklarım ve çağdaşlan tarafından değilse bile kendilerinden sonrakiler tarafından övüleceklerini düşünüyorlarsa. . halk müziğine ve türkülerine karşı derin bir saygı ve sevgi beslemesidir. Bir yazar. Bu gru­ bun diğer üyeleri Cui. Dargomijski ve Mussorgski’den ne kadar farklılar! Halkın ihtiyaçlarına. Böyle bir düşünceye kapılmak son derece tehlikelidir. halktan uzaklaşmayı ifade eder. Aynı zamanda klasik bestecilerin. 1861’de M. onun. biz sanatçılar yalnızca onu düzenleriz" şeklindeki sözlerini de biraz unutmuş görünüyoruz. Stasov’un ortaya koydukları açık se­ çik fikirleri yarı yanya unutmuş görünüyoruz. Besteciler bu tür teselliye karşı nasıl kayıtsız kalabiliyor ve en azından. kimin için yaşıyor ve çalışıyor? Böyle bir tutum kişiyi manevi yal­ nızlığa ve çıkmaza sürüklemez mi? Bu teorinin bazı dalkavuk müzik eleş­ tirmenleri tarafından bestecilerimizi teselli etmek amacıyla ortaya atıldı­ ğım işitiyoruz. halk düşmanı yüzünü olduğu gibi ortaya koymuştur. milyonlarca Sovyet halkı için değil de küçük gruplar ve seçkinler için yapılmış. . geniş halk kitlelerine yabancı. müzik sa­ natının geniş halk kitleleri arasinda yayılmasına hizmet ettikleri sürece * "Giiçlii Azınlık’'. kötü ve sahte müzik eserleri bestelerken müziğin gelişme yolunda ne kadar büyük bir geri adım atıyorlar! Kendi yaratıcı güçlerinin gelişmesinin temeli olarak. Mussorgski.V. Bu teori. eserlerinde halkın duygularını ve karakterini yansıtabilme yeteneğini gö­ ren Glinka. idealist duygularla örülmüş. işte o zaman durum gerçekten korkutucudur. öy­ leyse. Glinka'nın. Borodin ve sınırlı bir ölçüde Çaykovski'ydi.Klasik müziğin yüksek düşünsel içeriğinin kayna­ ğı.

her sanat eserinin en büyük çekiciliği ve sun Olan basitliğin bilgeliğini ve dokunulmamış yaratıcı dehayı bulutuz. bu alanda hal­ kın taleplerini karşılamanın sizin için küçük düşürücü bir şey olduğunu düşünüyorsunuz. bütün halkın yapay müziğin bütün süslerinden arınmış olan besteleridir. Şarkılara. hiç bir şekilde tek tek bireylerin yaratıcılığının eseri değil. "Saflığın harikulade giysisine bürünmüş olan bir zambak nasıl bro­ karın ve mücevherlerin pırıltısını sönükleştirirse. bir mü­ zik türü olarak operayı bile küçümsüyor ve onu çalgısal (enstrümantal) ve senfonik müziğe göre ikincil bir tür olarak kabul ediyorsunuz. Toprak ağası Glinka'nın." . Öyle ki. koro ve konser müziğine karşı kibirli bir tutum takınarak. bilgiçlerin konservatuvarlarda ve müzik aka­ demilerinde öğrettikleri cansız bilgi yığınının karmaşıklığından bin kez daha zengin ve güçlüdür. halk müziği de o çocuksu basitliğiyle. Bu çiçekler. çok önceden. GogolÜn Ölü Canlar'da çok güzel bir şekilde belirttiği gibi. Senfoni bestecilerimizin halk müziğini değerlendirme konusunda göster­ dikleri isteksizlik nedeniyle arada büyük bir uçurum doğmuştur. Başka bir deyişle halk türkülerinde. Serov'un halk müziğine karşı nasıl bir tutum takındığını hatırlayalım.hiçbir müzik türünü küçümsemediklerini de unutuyoruz. Halk müziğinden yana olduğunuz konusunda süslü sözler etmek yet­ mez. "akademik" yani profesyo­ nel müziğin halk müziğinin yanı sıra ve ondan bağımsız olarak gelişme­ sine işaret edip bu durumu eleştirdiği halde. eğer gerçekten öyleyseniz. tam tersine. Ne var ki Mussorgski. Bu yüzden de kültürlü bestecilerin limonlukta yetişen çiçekleri andıran eserlerine hiç mi hiç benzemezler. neden bu konuda hatalar ya­ pılmaktadır? Çalgısal ve senfonik müziğimizin halk müziği ile sıkı bir karşılıklı etkileme içinde geliştiği söylenebilir mi? Hayır. "Gopak"ı müziklemişti ve Glinka da en iyi eserlerinden birinde "Komarinski"yi kullanmıştı. neden bestelerinizde halk müziğini bu kadar az kullanıyorsunuz? Serov. "Güney Rus Türküleri Müziği" adlı makalesinde şöyle diyor "Halk türküleri. devlet memuru SeroVun ve aristokrat Stasov'un sîzlerden daha demokrat olduklarını belirtmek gerekir. kendiliklerinden toprağı yararak gün ışığı­ na çıkarlar ve en ufak bir yazarlık ya da bestecilik hakkı talep etme­ den serpilip gelişirler.

Ne kadar yerinde ve güçlü bir tanım! Esas sorun olan. Batı Avrupa klasik müziği konusunda işte bunlan söylemişti. Bazı yoldaşlar. Ay m şekilde bunun. Rus müziği ve daha sonra da Sovyet müziği konusunda yapılan her araştırma. onun. son zamanlardaki teorik makalelerimizde ve eleştiril' rde gö­ rülmez olmuştur. çağdaş Batı buıjuva müziğine. yozlaşma müziğine karşı bir tutku. müziğin geliş­ mesinin karşılıklı etkilemeyi temel alması. yani "akademik" müziğin halk müziği ile zenginleştirilmesi sorunu ne kadar doğru ifade edilmiştir! Bu fikir. çok haklı olarak. Çağdaş buıjuva müziğine gelince. ama bunu yaparken abartmalı bir tutumdan kaçınırlar. Ama yalnızca geçmiş yüzyılların Avru­ pa'sındaki uzun skolastik dönemler dizisinin yükünü sırtlarında ta­ şımayan yeni Rus müzikçileri bilime karşı doğru bir tutum takına­ bilirler Ona saygı gösterirler ve getirdiği olanaklardan yararlanırlar. ondan yararlanmaya çalışmak boştur. çünkü bu müzik çürüme ve yozlaşma durumundadır. önünde uzun yıllar pasif bir biçimde boyun eğmezler. Rus müziği ile Batı Avrupa müziği arasındaki ilişki. büyük bir güç haline gelmesinin nedeninin kendi . müzik de dahil olmak üzere. hatta belli bir yönelim olduğunu söylediler." Stasov. Stasovün "Yeni Rus Sanatına Vurulan Zincirler" adlı makalesinde çok doğru bir biçimde ele alınmıştır. herhangi bir alanda reddetmek gülünç olur. Ulusal Müzik Şimdi de ulusal müzik ile yabancı müzik arasındaki ilişkiyi ele alalım. Ve onun kutsal töresel sırlan. dolayısıyla ona kar­ şı hayranlık eğilimi de gülünçtür. Stasov bu makalede şöyle demekteydi: "Bilimi ve bilgiyi. Kuru ve bil­ giççe aşırılıkları reddederler ve Avrupa'da binlerce insanın o kadar önem verdiği bilimsel cambazlık gösterilerine de karşı çıkarlar. Sovyet müziğindeki biçimci eğilimin temel özelliklerinden biri olduğu da belirtildi.

Ne var ki. ilerici geleneklerden de uzaklaşma anlamına gelmektedir. ulusal müziğin gelişerek çiçek açmasının sanatta enternasyonaliz­ min azaldığını gösterdiğini düşünenler büyük bir yanılgı içindedirler. Konulu müzikten uzaklaşma. SSCB'nin bütün deneyi bu­ nu kanıtlar. yeni bestelerin içeriğini çalındıktan sonra kişisel sezgiye dayana­ rak çözmeye çalışan yorumcular ortaya çıkmıştır. konulu müziğin rolünü azalttıklarını da söylemeliyiz. bestecinin kendisi için de beırak olmadığı söylenmektedir. Yalnızca. Biçimci akımın klasik mirasın ilkelerinden uzaklaşüğını belirtirken. Rus klasik müziğinin kural olarak ko­ nulu müzik olduğunu hepiniz bilirsiniz. yenilik başlı . biçimci akımın belli başlı özelliklerinden biri olduğu söylendi. yüksek düzeyde gelişmiş kendi müzik kültürüne sahip olan bir halk. Sovyet müziği ile yabancı müzik arasındaki ilişkiyi ele alırken bütün bunlan akılda tutmalıyız. İşler bir bestenin içeriğinin ancak açıklandıktan sonra anlaşılmasına kadar varmıştır. Bu konu burada daha önce ele alındı ama sorunun özü yeterince açıklığa kavuşturulmadı. diğer uluslarla paylaşa­ cağımız ulusal müzik kültürümüzün geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi temelinde yükselmektedir. kişiliğini yitirmek ve vatanı olmayan bir kozmopolit durumuna düşmek demektir. Burada yenilik sorunundan da söz edildi. aynı zamanda. Bunu unutmak. ulusal kültürün serpilip geliş­ tiği yerde boy verir. Bu içeriğin anlamının. Tam tersine enternasyonalizm. Eleştirmenler arasında yepyeni bir meslek. diğer uluslann müzik zenginliğini değerlendirebilir. ulusal sanatın gerilemesi ve sönükleşmesinden kay­ naklanmaz. Yeniliğin. İster Rus müziği ister Sovyetler Birliği’ndeki diğer halkların müziği olsun. Entemasyonalist sanat.ayaklan üzerinde durması ve halkımızın iç dünyasının zenginliğini or­ taya çıkarmasını mümkün kılan kendine özgü gelişme yollanm bulması olduğunu ortaya koyacaktır. Konulu müziğe o kadar ender rastlanmaktadır ki. çoğu zaman. Kendi hal­ kına sevgi ve saygı duymadan ne müzikte ne de herhangi bir başka şey­ de entemasyonalist olmak mümkün değildir. neredeyse varlığını yitirdiği söylenebilir. İşte bu yüzden müzik alanındaki enternasyonalizmimiz ve di­ ğer halkların yaratcı dehasına duyduğumuz saygı. ulusal müziğin gerile­ mesi. yabancı biçimlerin körü körüne kopya edilmesi ve müzikteki bütün ulusal özelliklerin yok edilmesi temelinde değil.

tutuculuk yüzünden değil de herhangi bir yeniliği ifade etmediği için terk edilmemesi gereken yasa ve ölçütlerinden uzaklaşmak. yeni olarak da neye ulaşmak istediğimizi iyi bilmeliyiz. bunlar görünüşte son derece "sol" olsalar bile gerçekte tepeden tırnağa gericiydi ve okulun ortadan kalkmasına götürüyordu. Öğretmen sınıfa girer ve "bugün ne yapacağız?" diye so­ rardı. Bunlar kendilerini çeşitli zamanlarda aşırı . "bize Antarktika’yı anlat". Buna göre. Bunun adı "deneysel” yöntemdi ama gerçekte bütün eğitim düzenini tersyüz ediyordu. Yeninin eskiden daha iyi olması gerekir. sizin kardeş sanalmızdır. Neden? Çünkü. "bize Artika’yı anlat". "bize Çapayev’i anlat”. İşte gerçek "kuyrukçular" bunlardır. Sanal Akademisi kısa bir süre önce açıl­ dı. birçok genç müzikçinin kafası karışmış du­ rumdadır. Resim. öğretmenin rolü asgariye indiriliyor ve her öğrenci dersin konusünu be­ lirleyebiliyordu.başına bir amaç değildir. Bildiğiniz gibi bir zamanlar resimde güçlü buıjuva eğilimler vardı. yok­ sa bir anlamı kalmaz. öz­ gün olmadıkça yeni Ramayacakları ve tutucu geleneklerin içine kısılıp kalacakları söylendiği için. yeniliğin sözünü etmenin bir tek anlamı olabilir: Müziğin temellerini revizyondan geçirmek ve müziğin. hayal içinde yüzmek demektir. Bunların tümü yenilikti ama şoranm size. ders kitapları önemsenmiyor ve bir not verme sistemi bulunmuyordu. Yenilik ilerleme ile eş anlamlı olmadığına göre bu türden fi­ kirler yaymak. Her türlü çarpıtma ve acaipliğe yenilik adı verilmemelidir. eğer kasıtlı değilse. biçimciliğin savunucuları ye­ nilik sözünü esas olarak kötü müziğin propagandasını yapmak amacıyla kullanıyorlar. Bir zamanlar bütün ilk ve ortaokullarda "deneysel" yöntemlerin ve "Daltön Planının" ne kadar gözde olduğunu hatırlayacaksınız. Bir başka örneği ele alalım. eski olanın nesinden kopmak istediğimizi. Yalnızca büyük laflar etmekle kalmak istemiyorsak. onların bütün "yenilikleri" akla. "bize Dinye Prostroy'ü anlat” derlerdi. Avrupa ve Amerika'nın çağdaş yoz müziğini getirmektedir. Ayrıca yenilik her zaman ilerleme anlamına gelmez. bu yenilikler ilerici miydi? Partinin bu "yenilikleri" kaldırdığını biliyoruz. Üstelik biçimcilerin "yenilikleri" hiç de yeni değildir. Öğrenciler. öğrenciler öğretmene hükmediyorlar. Kendilerine. Bana öyle geliyor ki. Eğer bu yapılmazsa.

bence "kuyrukçu" olmak hiç de. bugüne kadar klasikler aşılmamıştır. Müziğin sağlıklı ve doğal ölçütlerinden uzaklaşmanın çok sık görüldüğü ortadadır. Bu çok iyi bir şey olurdu. Müzikte de . Serov. Bütün bunlar nasıl sonuçlandı? Yeni akımın tam bir fiyaskosuyla! Parti. içerik. ezginin inceliği ve güzelliği açısından klasik müziğe yaklaşan bestelerin çoğalmasının hiçbir zararı yoktur. Klasiklerde iyi olan ve Sov­ yet müziğinin daha da ilerlemesi için gerekli olan ne varsa onu almak. etkisinde kalmıştı! Bunların hepsi saçmadır."sol” bayraklar ve fütürizm. Klasik resim hâzinesini koruyup. res­ mi tasfiye edenleri yıktığımız zaman doğru hareket ettik mi? Belki de bu tür "okulların" varlığının sürmesi resmin tasfiyesi anlamına gelmezdi. Ama Sovyet dinleyi­ cilerine sorarsanız. Klasik mirasın müzik kültürünün doruk noktası olduğunu iddia etmiyoruz. oysa siz sanki bu iş olup bitmiş gibi davranıyorsunuz. "Kuyrukçuluk" üzerine yapılan bir sürü gevezelik yüzünden gençleri­ miz. "kahrolsun yoz akademim" sloganı altında yenilik peşinde koşuyorlardı ve bu yenilik merakı tek başlı ve kırk ayaklı. "kuynıkçuluğun" vb. Ne var ki. kuş­ kusuz. Eğer bunun adı "kuyrukçuluk” oluyorsa. ya da Merkez Komitesi klasik resim mirasını korumakla tutucu davranmıştı ve "gelenekçiliğin". Bugünlerde geçerli olan slogan. Vasnetsov ve Surikov’un klasik mira­ sına gereken önemi yeniden verdi.küçül­ tücü bir şey değildir! Natüralizm Şimdi de naiüraîist çarpıtma konusuna gelelim. kübizm. klasikleri aşmaktır. Bryullov. on­ dan öğrenmek ve öğrenmeyi sürdürmek gerektiğini ortaya koyar. Kaba natüralist etkenler gittikçe daha büyük ölçüde müziğimize sızmaktadır. Eğer böyle bir şey söyleseydik ilerlemenin klasiklerle son bulduğunu kabul etmiş olurduk. Bu da. klasiklerden öğrenmek konusunda korkak davranıyorlar. kaba natüralizm tutkusu konusunda şöyle uyarmıştı: . doksan yıl önce. Ne var ki. m odem im gibi isimler altoda gös­ teriyorlardı. klasikleri aşmak için önce onlara erişmek gerekir. Repin. bir gözü size diğeri de Kuzey Kutbuna bakan bir kız resmi yapmakla en çılgın do­ ruğuna ulaşıyordu. biçim. Vereşçagin.aynı şey geçerlidir.

Müzik. Bolşevik Partisinin Merkez Komitesinin müzikte güzellik ve incelik araması sîzleri şaşırtabilir. Bu seslerin her biri müzik dilinde ancak olağandışı durumlarda. çanların çalması. yalnızca normal insan duygularının değil aynı zamanda normal insan aklının da ötesine atılmış bir adımdır. adı verilir. ör­ neğin. fısıltı. su sesi."Doğada. bir müzik cinayetini hatırlatmaktadır. Müziğin kendine özgü materyeli. zillerin birbirine vurması. hışırtı. amaç ne olursa olsun geri bir adımı ifade eden bu affedilmez kaba natüralizm tutkusu aramızda ne kadar da yaygındır! Açık söylemek gerekirse çağdaş bestecilerin çoğunun eserleri natura­ list seslerle öylesine doludur ki. Sovyet hal­ kının sanat zevkini ve estetik ihtiyacım karşılayabilecek müzikten yana . sıradan bir insanın normal du­ rumunda ulaşamayacağı ruhsal doruklara ulaşabileceklerini öne süren moda "teoriler" bulunduğu bir gerçektir. Has­ talıklı bir durumun daha yüksek bir düzey olduğunu. onu kötürüm bırakmak isteyenlerden öç almıştır. mırıltı. Ama bunlann hiçbiri güçlü eserler değildir. şizofrenlerin ve paranoyakların çılgınlık nöbetlerinde. belli karakterlerdeki seslerdir. Bu. konuşma. akılsal olanın. çınlama. gökgüriiltüsü. insana dişçinin dolgu makinasını ya da deyimi mazur görün. güzel ve uyumlu müzikten. bazı durumlarda da sözle ifade edilemezler. Bunlar burjuva kültürünün yoz­ laşma ve çürüme dönemine özgü teorilerdir. Bu "teoriler"in ortaya çık­ ması kuşkusuz bir rastlantı değildir. Bazı durumlarda onlara gürültü. vızıltı. gümbürtü. sonsuz sayıda birbirinden farklı ve çok çeşitli ses vardır. inilti. çatırtı. çelik üçgenin çın­ laması ya da davulların ve teflerin çalınması durumlarında kullanılır. Müzik yaratıcılığının yasa ve ölçütlerinin bir yana bırakılmasının sonucu ne olmuştur? Müzik. kendi varlık nedeni olan gerekleri yerine getiremez ve müzik olmaktan çıkar. Böyle "deneyleri" çılgın­ lara bırakalım ve bestecilerimizden normal İnsanî müzik yapmalarını isteyelim. gıcırtı. içerikten ve yüksek bir sanat değerinden yoksun ka­ lır da kaba ve çirkin bir hale gelirse." Müzik eserlerinde zillerin ve davulların olağandışı olması ve ku­ ral olmaması doğru bir şey değil midir? Müzik eserlerine her türlü do­ ğal sesin alınmaması gerektiği açık değil midir? Oysa. ıslık. Evet. vb.

Halkın anlamadığı eserler yazan besteciler. Ve bu zevkler ve ihtiyaçlar olağanüstü de­ recede yükselmiştir. içerik ve derinliğinin derecesi. anlamadığı müziğe ihtiyacı yoktur. A. bir tek tel ya da bir tek duygu yeterli değildir. Müziğin yoksullaşmasına izin verirseniz ve Muradeli'nin operasında olduğu gibi orkestranın sunduğu bütün olanakları ve şarkıcıların olanca yeteneklerini sonuna kadar değerlendiremezseniz. Çaykovski ve Serov. Müziksel algılama açısından insan o kadar olağanüstü bir alıcı. Çağdaş insan. Serov. bir müzik eserini halkımızın ve çağımızın ruhunu derinlemesine yansıtıp yansıtmadığına ve geniş kitleler tara­ fından anlaşılabilme derecesine bakarak değerlendiriyor. müziklerini halk bugün an­ lamasa bile yarın olgunlaştığı zaman anlar diye düşünmesinler. "sanatlarındaki gerçek ve zamana meydan okuyan gü­ zellik olmasaydı ne Homer. dinleyicilerinizin müzik konusundaki taleplerini karşılayamazsınız Ne ekerseniz onu biçersiniz. Halk. klasik müziğin büyük ölçüde yaygınlaşması sonucunda son derece zenginleşti. neden onun beğenisini kazanamadıklarım anlamak ve halkın bu eserleri anlamasını ve . onu beğenen insanların ve coşku verdiği insanların sayısı ile kanıtlanır. Bir müzik eseri ne kadar büyü kse hitap ettiği insan ruhunda da o kadar duyarlı titreşimler yaratır. ne Rafael. Hemen alkışlanan her şey bir de­ ha eseri değildir. binlerce dalgası olan bir alıcıdır ki. yalnızca bir tek no­ tayı. Glinka. geniş kitleler tarafından o kadar daha fazla anlaşılır.olduğumuzu ilan ediyoruz. ne de Palestrina.N. onun için bir tek nota. Sovyet iktidarı yıllarında halkın müzik kültürü olağanüstü bir düzeye ulaştı. Müzikte dehanın kanıtı nedir? Yalnızca küçük bir estetikçiler grubu tarafından anlaşılabilmesi değildir. Halkın. Hande! ve Gluck hayranlık toplayabilirdi" der­ ken çok haklıydı. Dante ve Shakespeare. birkaç teli çalmasını bilen bir besteci yetersiz kalır. Rus halkının müzik açısından çok gelişmiş olduğunu yazıyorlardı ve üstelik bunu klasik müzik henüz halk arasında yaygınlık kazanmamışken söylüyorlardı. özel­ likle Sovyet insanı öylesine kaımaşık bir alıcıdır ki. bir müzik eserinin deha eseri olması. Tizian ve Poussin. Daha önce yalnızca müziğe yatkın olan halkımızın sanat şevki. Besteciler halka kızmayı bırakıp ken­ dilerine kızmalıdırlar. Halkı neden memnun edemediklerini. ama gerçek deha hemen alkışlanır ve deha ne kadar bü­ yükse. ustalığı.

Bu hata. zevk duyurma görevini yerine getiremez olmuştur. hiçbir zaman ileri bir adım olmamıştır. Bütün gelişmenin basitten karmaşığa doğru ve özelden genele doğru olması. müziğin yoksullaştırılması yönündeki bir eğilimi gizler. Örneğin.beğenmesini sağlamak için ne yapmaları gerektiğini bulmak için eser­ lerini eleştirici bir şekilde gözden geçirmelidirler. losung ("slogan" sözcüğünün Almancası) ye­ rine artık Rusça Prizyv kullanılmaya başlanmıştır. İşte size bir örnek: Rus yazı dilinin çok sayıda yabancı sözcük içerdiğini biliyoruz ve Lenin'in yabancı sözcüklerin yanlış kullanımıyla nasıl alay ettiğini ve ana­ dilimizin yabancı etkilerden arındırılması gerektiğini kuvvetle savundu­ ğunu da biliyoruz. Buna bağlı olarak bir diğer yaygın hata­ yı incelemeliyiz. Yaratıcı çalışmalarını bu temel üzerinde yeniden düzenlemelidirler. ustalığın gelişmesi anlamına geldiği doğru değildir. Rus dilinde tam karşılığı olan bir sözcüğün yerine ya­ bana karşılığını geçirerek dili karmaşıklaştırmak. bu sonuncu görüşün gerekçesini oluşturmaktadır. klasik müziğin daha basit. çağdaş müziğin ise daha karmaşık olduğu ya da çağdaş müziğin tekniğinin karmaşıklığının ileri bir adımı ifade ettiği inancıdır. besteci kendi­ siyle mi konuşmaktadır? Eğer öyleyse halka neden aktarılıyor? Bu mü­ zik halka karşı ve sapına kadar bireyci bir nitelik kazanmaktadır ve hal­ . Hangi türden olursa olsun. Her türden karmaşıklığın. Müziğe o kadar kaba ve uyumsuz etkenler sokulmaya başlanmıştır ki. Biçimci akım müziğin yoksullaşmasını ve onunla birlikte sanatsal ustalı­ ğın yitirilmesi tehlikesini getirir. karmaşıklığın ilerlemeyi yansıttığını düşünen kimse büyük bir yanılgı içinde demektir. Sanatsal Ustalık Biraz da sanatsal ustalığın yitirilmesi tehlikesine değinmek istiyorum. Yoksa müziğin estetik özelliği ortadan kaldırılmalı mıdır? Yeniliğin anİamr bu mudur? Müzik kendi kendine bir konuşmaysa. bu tür bir değişiklik İleri bir adımı ifade etmez mi? Müzikte de aynı şey geçerlidir. Müzik dilinin ifade yeteneği gitgide azalmaktadır. Bestecilik yöntemlerinin tümüyle yapay bir biçimde karmaşıklaştırılması.

Kübizmin ve futürizmin. henüz yeterince gelişmemiştir. yalnızca müziğin temellerinin çiğnenmeşini değil. Ne yazık ki. müziğin insan organizması üzerindeki fiz­ yolojik etkisini ele alan teori. Bizzat sözlü müzik de normal şarkı ölçütlerinin ihti­ yaçlarına gitgide daha az cevap verir olmuştur. aynı za­ manda normal insan kulağının temel fizyolojisine karşı bir saldırıyı da ifade eder. Sizler ne­ den onlara hiç benzemiyorsunuz? Sizler bu konuda. Gene de kötü. işte o zaman müzi­ ğin temel ölçütleri terk edilmiş demektir . solo olarak. uyumluluk ise kuraldışı bir duruma gelmişse. sanatlarının doru­ ğunda oldukları halde halk için şarkılar. atonaliteye ve sürekli uyumsuzluğa dayanan mü­ ziği beğenmeleri isteniyorsa. bütün bunların da müziğin varlığına yönelmiş bir tehdit ol­ duğu açıktır. örneğin piyanonun vurgulu çalgı olarak kulla­ nılması. çirkin. şarkıcıların eleştirileri tü­ müyle dikkate alınmalıdır. Çalgısal müziğin tek yanlı gelişmesi uğruna sözlü müziğin rolü azaltılmaktadır. Ezginin yok olmâsı pahasına ritme büyük önem verilmesi çağdaş müziğin özelliklerinden biridir. . Burada Deıjinskaya ve Katulskaya yoldaşlar tarafından dile getirilen. Bunun neye yol açuğı gene Muradeli'nin operasında görülebilir.kın onun yazgısına karşı kayıtsız olması son derece haklıdır. On­ lar halkın çeşitli türlerde müzik istediğini çok iyi anlıyorlardı. Büyük sanat ustalarının bu konuda ne kadar esnek olduklarını hatırlayalım. Müzik araçlarının. Tek yanlı bir biçimde yalnız­ ca birine önem vermek müziğin çeşitli unsurları arasındaki doğru et­ kilenmeyi bozar ve doğal olarak normal insan kulağı tarafından kabul edilemez. Ezgi ortadan kaybolmaya başlamıştır. belli bir uyumlu bileşim içinde temel unsurları barındır­ dığı takdirde zevk verebileceğini biliyoruz. resmi yozlaştırmaktan başka bir amacı ol­ madığı gibi. Müziğin bütün çeşitliliğini göz ardı etmek doğru değildir. Eğer din­ leyicilerin kaba. akılda tutulmalıdır. koroyla ya da or­ kestra ile söylenen şarkılar yazan bestecilerden çok daha katısınız. uyumsuz sesler ve uyumsuz ses bileşimleri kural. uyumsuz müziğin hiç kuşkusuz ruhsal ve fizyolojik işlevlerin dengesini bozduğu. Oysa müziğin ancak. Bütün bunlar ve müzik sanatının ölçütlerinden buna benzer uzak­ laşmalar. işlevleri dışındaki amaçlar için kullanılmaları da çarpıtma anlamına gelir.

Hükü­ met. biçimci akıma kapılanların da dahil olduğu birçoğunuza. devletin ve halkın çıkarlarını temsil eden Parti­ mizin yalnızca sağlıklı ve ilerici bir müzik akımını. Halkla olan ilişkiniz eskisinden çok daha fazla olmalıdır. Ama artık Partinin işe karışmasının zorunlu olduğunu herkes gör­ mektedir. siyasal kulağı da son derece duyarlı olmalıdır. Yoldaşlar. sizin seçmiş olduğunuz yolda yürümekle müziğimizin hiçbir zaman başarı kazanamayacağım söylüyor. SSCB’nin. ama sabırlı davranıyor ve besteci­ lerimizin doğru yolu seçme gücünü kendilerinde bulacaklarını umuyor­ duk. Bestecilerimiz yönlerini yeniden çizmeli ve halka yönelmelidirler. Yabancı buıjuva etkilerin.Bütün bunlardan ne gibi sonuçlar çıkarılabilir? Klasik mirasın önemi tamamen kabul edilmelidir. bütün diğer alanlarda olduğu gibi. Sovyet bestecilerinin iki tane büyük sorumluluk isteyen görevi vardır. eğer Sovyet bestecisi yüce adına layık olmak istiyorsanız. Bestelerini­ zin hatasız olduğunu düşünmüyorduk. insanlığın müzik kültürünün gerçek bekçisi ve buıjuva yozlaşma ve çürümesine karşı insan uy­ garlığının kalesi olduğunu unutmamalıyız. Müzikte biçimci akım Parti tarafından on iki yıl önce mahkûm edilmişti. Sovyet müziğini geliştirmek ve yetkinleştirmektir. Bu bakımdan Sovyet bestecilerinin yalnızca müzik kulağı değil. Merkez Komitesi sîzlere açıkça. halka bugüne kadar olduğundan daha iyi hizmet etmek yeteneğine sahip öldüğünüzü kanıtlamaksınız. Batı sanatının geçtiği çeşitli aşamaları iz- . Stalin ödülü verdi. Biçimci akımın müzik için oluşturduğu yıkı­ cı tehdit üzerinde önemle durulmalı ve müzik kültürünün büyük ustala­ rının kurduğu sanat yapısına saldırıya geçen bu akım mahkûm edilme­ lidir. Bestecilerimizin tümü. Sovyet müzik kültürünün hâzinelerini çağ­ daş burjuva sanatının zavallı paçavralarıyla değiştirmek gibi anlamsız ve çılgınca bir girişim içindeki bazı Sovyet aydınlarının zihinlerindeki ka­ pitalist dünya görüşünün kalıntılarına uygun düştüğü gerçeğini de hesa­ ba katmalıyız. Zor bir sınavla karşı karşıyasınız. En önemlisi. İkincisi de. O günden bu yana. Bu ödüller birer avans niteliğindeydi. Sovyet müziğini yoz burjuva etkenlerin sızmasına karşı korumaktır. Sovyet sosyalist ger­ çekçilik akımını destekleyeceğini kavramalıdırlar. Müzik kulağı aynı zamanda bir "eleştiri kulağı" da olmalıdır.

canla başla onu yerine getirmeye koyulmaz ve ona bütün coşku ve yaratıcılığınızı dök­ mezseniz/tarihsel görevinizi yerine getirmiyorsunuz demektir. Bu görevi üstlenmez. Sovyet emekçi halkının ça­ lışmada. bu­ günkü Sovyet toplumunu yansıtacak ve halkımızın kültürünü ve komünist bilincini daha da yükseltecek güçlü bir Sovyet müzik kültürü yaratmaktır. kültür mirasımızı reddetmeyiz. bilim ve kültürde büyük başarılar kazanması için esin kaynağı olacak ne varsa özümlemek amacıyla eleştirici bir gözle inceleriz. Ancak göreviniz yalnızca Sovyet müziğine yabana etkilerin sızmasını önlemek değil. aynı zamanda Sovyet müziğinin üstünlüğünü pekiştirmek ve geçmişte iyi olan ne varsa hepsini bağnnda taşıyacak. . bizler kendi zamanlarında yeteneklerini bütün dünyaya ka­ bul ettiren ve halkımıza onur kazandıran "Güçlü Azınlık"tan sayıca daha fazla ve daha etkili bir grubun kendi "Güçlü Azınlık''ımızın yaratılmasını içtenlikle istiyoruz.yararlanabilir ve aynı zamanda onu yüce çağımızın yeni ihtiyaçlarına uygun bir anlayışla geliştirebilirseniz. Tam tersine.temelisiniz. Büyük müzik mirasımızdan tam anlamıyla . Bu amaca ulaşabilmek için sizleri zayıflatacak her şeyden annmalı ve yalnızca sizleri güçlü kılacak araçları ve silahlan seç­ melisiniz. Sovyet "Güçlü Azınlık"] haline gelebilirsiniz. Şu anda içinde bulunduğunuz gerilikten bir an önce çıkmanızı ve böylece ken­ dinize hızla yeni bir yön vererek bütün Sovyet halkının gurur duyacağı şanlı bir Sovyet bestecileri topluluğu haline gelmenizi diliyoruz. Yoldaşlar. Bu ko­ nuda halka yardımcı olmalısınız. ondan. bütün halkların ve çağlann kültür mirasım. Biz Bolşevikler.

.

FELSEFE ÜZERİNE .

.

* G P: Aleksandıov'un Batı Felsefesi Tarihi adlı ders kitabının yayınlanması Sovyetler Birliği'nde geniş bir tartışmaya yol açtı 24 Haziran 1947'de. kadrolarımızı. Felsefe tarihiyle ilgili iyi bir ders kitabının hazırlanması. Yalnızca ders kitabının değerlendirilmesi ile ilgili sorunları ele almakla kalmayıp felsefe çalışmasının daha geniş sorun­ larını da tartıştığımız için. bu alandaki ilk Marksist ders kitabının hazırlanması. Böyle bir ders kitabının kıstaslarını yüksek tutma­ nın gerekliliğine de tartışmada değinildi. Felsefe cephesinin daha genel sorun­ larını kapsayacak biçimde yaygınlık ve derinlik kazanmıştır. elde ettiğimiz sonuçlar kuşkusuz çok önemli olacaktır. kuşkusuz. Her iki konuyu da ele almak istiyorum. Felsefe tarihi konusunda bir ders kitabının. yâl­ nızca kitapla sınırlı kalmamıştır. . bu yazarın görevidir. Ben yalnızca tartışmaya katılmış biri olarak konuşuyorum. Dolayısıyla tartışma alanının genişletilmesi iyi oldu.SOVYET FELSEFE İŞÇİLERİ KONFERANSINDA KONUŞMA* 1947 Yoldaşlar. Jdanov'un konuşması işte bu konferansta yapılmıştır. felsefe alanındaki bilimsel çalışmamızın durumu konusunda yapılan ülke çapında bir konferans haline gelmiştir. bilimsel ve siyasal önemi çok bü­ yük olan bir görevdir. aydınla­ rımızı. Bu. Tartışmayı özetlemek niye­ tinde değilim. Tartışma. güçlü bir ideolojik silahla donat­ mak ve aynı zamanda Marksist-Leninist felsefenin gelişmesinde ileri bir adım atmak demektir. Bu nedenle Merkez Komitesinin sonına bunca önem vermesi ve bu tartışmayı düzenlemesi bir rastlantı değildir. doğal ve iyi bir şeydir. Aleksandrov yoldaşın kitabı üzerindeki tartışma. gençliğimizi yeni. bu kitabın eleştirisinin yapıldığı bir konferans toplandı.

Kivenko yoldaş. Aynı zamanda kitabın. bir bilim olarak felsefe tarihinin açık seçik bir ta­ nımının yapılması gerekir. alıntılan. doğru yoldan ayrılmayı sağlayacak bir tür pusula olarak kullanılmasını hoş görmelisiniz. 3) Felsefe tarihi kuru ve cansız değil yaratıcı bir biçimde yazıl­ malıdır. yani. sayfada verilen tanım yetersizdir. 1.Baskin yoldaşın bütün uyarılarına karşın alıntılara başvurma yönte­ mini kullanacağım için şimdiden özür dilerim. gemici­ lerin dediği gibi. yalnızca sezgilerine dayanarak yol almak kolaydır. 14. bir.bilim olarak felsefe tarihi de tanımlanmış değildir. müthiş. diyalektik ve tarihi ma­ teryalizmin günümüzde ulaştığı temel başarılara dayanmalıdır. Felsefe denizinin onun gi­ bi eski bir kurdu için denizlerde ve okyanuslarda pusula olmadan. Ama Felsefe gemisine ilk kez. sayfadaki. kapsamlı bir genel tanım vermediğini de söyledi. 22. Aleksandrov Yoldaşın Kitabının Eksiklikleri Felsefe tarihi konusundaki bir ders kitabının bence en temel olan şu koşullara uygun olmasını beklemek hakkımızdır: 1) Konunun. doğrudan doğruya güncel görevlerle bağlantılı olma­ lı. kendi başına önemli olan ama sorunun ancak tek tek yönlerini açıklayan birçok tanım içermesine karşın. Önce bilim konusunu ele alalım. Aynı şekilde. onların açıklığa kavuşturulmasını sağlamalı ve felsefenin daha da gelişmesinin yönelimine ışık tutmalıdır. Şimdi ders kitabı üze­ rine söyleyeceklerime geçiyorum. kesin ve ikna edici olmalıdır. Bence bu ders kitabı bu özelliklere sahip değildir. 4) Sözü edilen olguların tamamen doğrulanmış olması gerekir.bir fırtına hüküm sürerken ayak basan benim gibi bir aceminin. Bu tespit bütünüyle doğrudur. Aleksandrov yoldaşın bilimin konusu ile ilgili ber­ rak bir tanım vermediğini belirtti. 5) Üslubu açık. temel bir tanım ola­ . 2) Ders kitabı bilimsel olmalıdır.

) Sonuç olarak bilimsel felsefe tarihi. . Felsefe tarihini tanımlarken. insanın kendini çevreleyen dünya konusundaki bilgisinin gelişmesinin. Engels. felsefe tarihi de materyalizmin idealizme karşı mücadele tarihidir." (Lenin. Karşı Materyalizm Aynı şekilde yazann. artık diğer bilimlerin üstünde olan bir felsefeye ihtiyacı yoktur. Ma­ teryalizm.rak düşünüldüğü için italikle yazılmış tanım da öz olarak yanlıştır. Karl Marx. bilgi teorisinin de.kavramıyla özdeş tutul­ muştur ve bu da doğal olarak yanlıştır. çünkü. Diyalektik ve tarihî materyalizmin günümüzde ulaştığı başarılardan yararlanması açısından bakıldığında da kitabın bilimsel niteliğinin. ilerlemesinin tarihidir" şeklindeki düşüncesini kabul edecek olursak. bilimsel materyalist dünya gö­ rüşünün ve onun yasalarının doğuşunun ve gelişmesinin tarihidir. Yazann. bu. bilginin kaynağını ve gelişmesini. idealist akımlara karşı mücadele içinde geliştiği için. Bu düşünce ise Marksizm tarafından çok önce reddedilmişti. "Hegel felsefesinin bu devrimci yönü Marx tarafından benim­ senmiş ve geliştirilmiştir. biçimsel man­ tık ve diyalektik kalmıştır. İdealizme. Diyalektik materyalizmin. Lenin ve Stalin'in felsefe bilimi konusundaki tanımlarından yola çıkmak gerekir. bilgisizlikten bilgiye geçişi inceleyerek ve genelleştirerek. Marx'in anladığı biçimde ve Hegel'in de anlayışına uygun olarak diyalekük. Daha ön­ ceki felsefeden düşünce bilimi ve onun yasaları. "felsefe tarihi. burada "çağdaş” kavramı "bilimsel1. felsefe tarihinin birçok çağdaş düşüncenin doğ­ masının ve gelişmesinin tarihi olduğu şeklindeki iddiası da doğnı değil­ dir. Marx. felsefe tarihinin genel olarak bilimin tarihiyle çakıştığım ve bu durumda felsefenin bilimlerin bilimi olduğunu kabul ettiğimiz anlamına gelir. şimdi bilgi teorisi ya da epistemoloji adı verilen şeyi kapsar. konusunu tarihsel olarak ele alması gerekir. de­ rinliğinin ve kapsamının ciddi bir biçimde eksik olduğu görülür.

Oysa Marx ve Engels kendi keşifle­ rinin. bu metafizik bir anlayıştır. eski düşünürler yalnızca "yanılmışlardır". süreç olarak tanımlıyor. 'Marksizmin doğuşu felsefede ger­ çek bir keşif. Her keşif. Marksist felsefenin bütün önceki felsefelerle ilişkisini ve Mark­ sizmin felsefede gerçekleştirdiği temel değişikliği. bir devrimdir. Marksizm öncesi felsefe sistemlerinden yalnızca bütün so­ nuçlan tümüyle tutarlı ve bilimsel bir teori olmasıyla ayınr. esas olarak Fransız materyalistlerinin. Gördüğünüz gibi . Kitabın başlıca kusuru değilse bile önemli kusurlarından biri. yazarın. 475. Bu durumda. eski felsefenin sonu anlamına geldiğini belirtmişlerdi. felsefenin Marx ve Engels'in keşiflerinden önceki gelişme aşamaları olmadan ortaya çıkamazdı. sayfada yazar. ne kadar ileri olursa olsunlar daha önceki bütün felsefe sis­ temlerinden nitelik bakımından faiklı. yeni bir duruma her geçiş gibi Marksizm de daha önceki nicelik birikimi olmadan. Engels’in. İngiliz ekonomi-politikçilerinin ve Hegel'in idealist okulunun öğretilerinin bir devamı olduğu iz­ lenimi yaratılıyor. yeni bir felsefe yarattıklarını kav­ ramadığı açıktır. Ne var ki. yani onu bir bilim haline getirdiğini hepimiz biliyoruz. Marx ve.burada yalnızca bir nicelik değişmesi sorunu vardır. basit bir biçimde. tarihsel . Mark­ sizmi Marksizm-öncesi felsefenin gelişmesine bağlayan unsurlar üze­ rinde toplaması. felsefenin tarihsel gelişme sürecini kavramadığı açıktır. nicelik değişikliklerinin birikimi yoluyla gerçekleşen düz ve evrimsel bir. Böyle bir tanım Marksizmi. Ne var ki. Marksizm ve Eski Felsefenin Sonu Yazarın. Marksizmin. bu durumda. daha önceki ilerici öğretilerin. felsefe tarihini ve felsefe düşünce ve sistemlerinin gelişmesini. süreçteki her kesinti. dikkatini Marksizmde yeni ve devrimci olan unsurlar üzerinde değil de. Marx ve Engels’ten önceki felsefe teorilerinin za­ man zaman büyük keşifler oluşturmakla birlikte vardıkları bütün sonuç­ ların tümüyle tutarlı ve bilimsel olmadığını söylüyor. daha da gariptir. Sonuç ola­ rak da Marksizm ile Marksizm öncesi felsefe öğretileri arasındaki fark yalnızca İkincisinin tamamen tutarlı ve bilimsel olmayışına indirgenmiş olur.Felsefe'Alanında Devrim Yazar. yazarın. her sıçrama.

" Peki ama. eski. eski Yunanlıların fel­ sefesini anlatırken şöyle yazıyor "Bağımsız bir bilgi alanı olarak felsefe. ister Epikür'ü. Böylece felsefe. Yunanlıların felsefi gö­ rüşleri. yaşayan insan bilincine kabul ettirmeye kalkıştıkları için. müsbet bilimlerin gelişmesi sonucu sürekli olarak daralmıştır. gerek doğa ve toplum bi­ limleri için.süreç içinde yalnızca şu ya da bu felsefi soruna ilişkin görüşlerin de­ ğişmekle kalmadığını. aynı zamanda bizzat bu sorunların kapsamı^ nın. bizzat felsefenin konusunun sürekli olarak değiştiğini göz ardı et­ mesidir. henüz ayrışmamış bilim tanıyorlardı ve bu­ na. köleci eski Yunan toplumunda ortaya çıktı. insan bilgisinin diyalektik niteliğine tamamen uygundur ve bu noktanın bütün gerçek diyalektikçiler için açık olması gerekir. kitabının 24. oysa bu olgu. ister Aristo'yu alalım. buna hakkımız yoktur. Doğanın Diyalektiği. ayrışmış bir bilgi dalı öldüğünü söyleyebilir miyiz? Kesinlikle hayır. felsefe kavramları da giriyordu. sayfasında. doğaya ve topluma ilişkin bilimsel bilgi geliştikçe müsbet bilimlerin birbiri ardından fel­ sefeden ayrılmış olmalarında yatar. Engels. doğa bilim­ lerinin gelişmesine katkıda bulunamadılar. bilimler-üstü kalmaya çalıştıkları ve do­ layısıyla kendi şemalarıyla bilimi cendereye soktukları.245) yolundaki fikrini aynı derecede doğrulamaktadırlar. gerçek hayatın değil kendi felsefi sistemlerinin ihtiyaçlarının ortaya çıkardığı vargıları. en olmadık . Dolayısıyla felsefenin alanı." Daha sonra da şöyle diyor: "Özel bir bilgi alanı olarak IÖ altıncı yüzyılda ortaya çıkan felsefe.) Doğa ve toplum bilimlerinin bu şekilde felsefenin vesayetinden kurtuluşu. doğa bilimleriyle ve siyasal görüşleriyle Öylesine sıkı bir şekilde iç içe geçmişti ki. Yu­ nanlılar esas olarak bir tek. Yunanlıların felsefesinin özel. hepsi Engels'in "en eski Yunan filozoflarının aynı za­ manda doğa araştırıcıları oldukları" (F. Felsefenin gelişmesinin kendine özgü niteliği. (Bu sürecin bugün bile sona ermemiş olduğunu ekleyebilirim. biz daha sonra ortaya çıkmış olan kendi bilimler sı­ nıflamamızı Yunan bilimine yamayamayız. İster Demokrit'i. gerekse felsefenin kendisi için bir ilerleme oluşturmaktadır. En kesin anlamıyla mutlak gerçeğe ulaştıklarını iddia eden geçmiş felsefe sistemlerinin kurucuları. gi­ derek yaygınlaştı. Aleksandrov yoldaş. s.

vargı. felsefenin ilk kez bir bilim haline geldiği bir dönemin başladığını belirtmeyi ihmal ediyor. ş. müsbet bilimlerin yolundan giderek. eski felsefenin. bir tek filozofa verilmesinden başka bir anlama gelme­ diğini. Proletaryanın Bilimsel Felsefesi Bu hataya sıkı sıkıya bağlı olarak. Mani ve Engels'in felsefi ke­ şiflerinin büyük devrimci anlamını bulandırmaktadır.. bugüne kadar kabul edilegelmiş anlamıyla felsefe son bulmuş demektir. göreli gerçekleri kovalamak ve bu bilimlerin vargılarım diyalektik düşünce aracılığıyla özetlemek gerekir. . ancak anlamadığı ve dolayı­ sıyla yanlış kullandığı diyalektik yöntemle umutsuz bir çelişme içine düştü.bilgi. Engels.Felsefenin bu şekilde ifade edilen amacının. ulaşılabilir. dünyayı pratik bakımından etkileme ara­ cı. dünyayı kavrama aracı olarak henüz yararlı değildi. Aleksandrov yoldaşın belirsiz ifadeleri. ya­ ni Marksist olmayan bir şekilde işlendiğini de görüyoruz. çünkü o. Proletaryanın bilimsel dünya görüşü olarak Marksizmin ortaya çıkmasıyla birlikte." (F. Aleksandrov'un kitabında felsefe tarihinin bir felsefe okulundan bir diğerine adım adım geçiş şeklinde. Bu yolla ya da herhan­ gi bir tek birey tarafından elde edilemeyecek olan 'mutlak gerçeği' kovalamak yerine. varsayım ve düpedüz hayal döküntülerinin üst üste yığıldığı bir müze haline geldi Felsefe gene de bir olayı gözlemleme ve düşünme aracı olarak iş görmekle birlikte.) Marx ve Engels’in keşfi. fel­ . kavradığımız andan itibaren. Ludwig Feuer­ bach. Bu türden son sistem. Hegel bütün çelişme­ leri çözeceğini sanıyordu ama kendi sezdiği. Marxi önceki filozoflarla birleştiren unsurları vurgularken. Mancla birlikte fel­ sefe tarihinde yepyeni bir dönemin.25. yani dünyanın genel bir açıklamasını yapmak iddiasında olan felsefenin sonu demektir. ancak bütün insan­ lık tarafından ilerleme ve gelişme içinde yerine getirilebilecek olan bir görevin. Bununla birlikte: . bütün diğer bilimleri kendine bağımlı kılan ve onlan kendi kategorilerinin Prokrustes yatağına sıkıştınnaya çalışan bir felsefi yapı kurmaya kalkışan Hegel'in sistemiydi.

mantık kategorilerinin insan pratiğinin bir yansıması olarak geliş­ mesini göstermiyor. bir bilimsel araştırma aracı­ dır. bu nedenle Lenin'in. bu yöntemin yükselişini şekillendiren etkenleri gözler önüne sermelidir. Tam tersine o. Marksizm böyle bir felsefe okulu değildir. kesinlikle mazur görülemez. yani 1848'e kadar getirmesi. eleştirici bir şekilde yeniden biçimlendirilmesi ve bütünleşti­ rilmesi anlamına gelir. hayattan ve halktan kopuk ve halka ya­ bancı bir avuç filozof ile müritlerinden oluşan felsefe okullarının -malı olduğu o eski felsefe tarihi dönemi kapanmaktadır. bütün doğa ve toplum bilimlerine nüfuz eden ve onlar geliştikçe ken­ dini onların ürünleriyle zenginleştiren bir yöntemdir. felsefenin kapitalizmden kurtulmak için savaşan proletarya kitle­ lerinin elinde bilimsel bir silah haline geldiği bir dönemin başladığını belirlemektedir. tersine. di­ yalektik mantığın her kategorisinin insan düşüncesinin gelişme tarihinin bir düğüm noktası olarak ele alınması gerektiği yolundaki sözü. kitabın girişinde aktarılan. Önceki felsefe sistemlerinden farklı olarak Marksist felsefe. felsefe tarihinde yepyeni bir döne­ min. diğer bi­ limlerin üzerinde bir bilim değildir. Marksizm.sefenin tek tek bireylerin uğraşı. yazarın bu dönemi niçin bu kadar acımasız bir şekilde budadığı anlaşılmamaktadır. Son yüzyıllık fel­ sefe tarihini sunmayan bir eserin bir ders kitabı sayılamayacağı ortada­ dır. küçük bir seçkinler zümresinin. . ne de önsözde bu konuda bir açıklama bulunmadığın­ dan. Dolayısıyla Marksist diyalektik yöntem artık var olduğuna göre fel­ sefe tarihi bu yöntemin doğuşunu hazırlayan gelişmelerin tarihini de içermeli. bütün geçmiş felsefenin en tam ve en kesin yadsınmasıdır. Ne girişte. Yadsımak sürekliliği kapsar. Kitabın felsefe tarihini ancak Marksist felsefenin doğuşuna. Aleksandrov'un kitabı manüğın ve diyalektiğin tarihini ver­ miyor. Bu anlamda Mark­ sist felsefe. Ama Engels'in önemle belirttiği gibi yadsımak. havada kalmaktadır. sadece "hayır" demek an­ lamına gelmez. insan düşüncesi tarihinin her ileri ve ilerici ürününün yeni ve daha yüksek bir sentez içinde özüm­ lenmesi. aydınlar aristokrasinin malı olan eski felse­ fenin yerini almaktadır.

Yazan genel bir felsefe ta­ rihine Rus felsefe tarihini katmamaya iten etkenler ne olursa olsun. Yazar böyle bir ayn­ ının nedenini açıklamaya gerek görmüyor. çünkü girişin kendisi de hatalıdır ve eleştiriye dayanabilecek du­ rumda değildir. Ben bu eleştirinin yetersiz olduğu kanısında­ yım. kötü bir izlenim bırakmaktadır. Marksist-Leninist felsefe tarihinin temellerini ele alırken. Felsefe tarihinin konusunun yanlış ve belirsiz bir şekilde tanımlandı­ ğım daha önce belirttim." Öyleyse yazar niçin kitabında bu doğru tutuma bağlı kalmamıştır? Bu nokta tamamen karanlıktır ve kitabın keyfi bir şekilde 1848'de sona erdirilmesiyle birlikte ele alındığında. Batı Avrupa ülkelerindeki felsefi düşüncenin gelişi­ mi konusunda bilimsel bir kavrayışa ulaşmak olanaksızdır. Kitabın bu nedenle de köklü bir şekilde gözden geçirilmesinin ge­ rektiği açıktır. Girişte başka teorik hatalar da yer almaktadır. Bu aynm.Nedeni açıklanmayan bir diğer nokta da. Bazı yoldaşlar yazarın. sayfasında. ancak yazarın şu ya da bu şekilde buradaki vaatlerini yerine getirmediğini söylediler. Tartışma sırasında söz alan yoldaşlar. Rus felsefesinin klasikleri tarafın­ dan yapılmış olan derin eleştirisini titizlikle incelemeden ve ondan yararlanmadan. Girişin 6. Ama dahası var. bir yazarın izleyeceği yolu sunması gereken giri­ şin. aslında bu konuyla doğrudan bir ilgileri bu­ lunmadığı açık olan Çemişevski. Bunu koyup koymamanın bir ilke so­ runu olduğunu belirtmek bile gereksizdir. konunun incelenmesine ilişkin görev ve yöntemleri doğru olarak be­ lirlediğini. yazar tam tersi tutumu hararetle savunuyor: "Geçmişin felsefe sistemlerinin. Dobrolyubov ve Lomonosov'dan zor­ . felsefe ta­ rihinin yapay bir biçimde Batı Avrupa felsefesi tarihi ve Rus felsefesi ta­ rihi olarak ikiye bölünmesi anlamına gelmektedir. Doğu felsefesi tarihinin su­ nuluşunda da boşluklar olduğuna işaret ettiler. burjuvazinin kültü­ rü "Batı" ve "Doğu” kültürü olarak ikiye bölmesini sürdürmekte ve Marksizmi bölgesel bir "Batı" akımı olarak sunmaktadır. Rus felsefesinin gelişme ta­ rihinin kitaba alınmamış olmasıdır. Bazı yoldaşlar. bu tutum nesnel olarak Rus felsefesinin rolünün küçük görülmesi.

Kaldı ki. sonın bundan ibaret de değildir. Bunun ça­ ğımızda da birçok örneği vardır. farklı ve birbirleriyle çelişen felsefe sistemlerinin kurucularının birbirlerine karşı hoşgörülü davran­ maları gerektiğini kanıtlamak için başvuruyor. kendi fikirlerinin öncüllerinin fikirleriyle olan bağlan­ tısını açıkça kavradıkları ve kendilerini alçakgönüllülükle onların müridi saydıkları. Ama bazen. Ömeğin Spinoza ile Dekart arasındaki ilişki böyle olmuştur. onların dehasının büyüklüğünü ve öğretilerinin soy­ lu ruhunu tamamen kabulleniyor. aynı şekilde Sokrat. öncüllerinin fikirlerindeki yetersizlikleri açıklar­ ken aynı zamanda bu fikirlerin kendi fikirlerinin gelişimine ne ka­ dar büyük bir katkıda bulunduğunu da ortaya koydukları mutlu du­ rumlarla da karşılaşıyoruz. mi­ rasçısı olduğu Sofistleri tepeden tırnağa aşağılamıştır. Çağdaş bilimin kurucularının öncüllerine sevgi ve nerdeyse bir oğulun babasına duyması gereken saygı ile bakıyor. Eğer bu doğruysa. Marksizm-Leninizmin. Bu büyük Rus bilim adamlarının ve filozoflarının eserlerinden yapılan alıntılar kötü bir şekilde seçilmiştir. Eflatun'a karşı düşmanca bir tavır almış. Bu mücadelede Marksist-Leni- . bunun ken­ di bakış açısını yansıttığını kabul etmek gerekir. Çernişevski'ye." Yazar bu alıntıyı hiçbir kayıt koymadan sunduğuna göre. yeni bir sistemin ku­ rucularının. materyalizmin bütün düşmanlarına karşi en şiddetli bir mücadeleyi ne büyük bir coşku ve uzlaşmazlıkla yü­ rütmüş olduğu herkesçe bilinmektedir. Rasgele bir şekilde ve yazarın işlemekte olduğu konuyla hiçbir ilgileri bulunmak­ sızın seçilmiş olan bu alıntıların yazarlarım karalamak niyetinde değilim. ya­ zar. Çernişevski'den yapılan alıntıyı buraya aktarmak istiyorum: "Bilimsel çalışmanın mirasçıları. eserlerinden kendi çalışmaları için yararlandıkları öncüllerine karşı ayaklanırlar. Bu alıntıların içerdiği teorik önermeler Marksist bakış açısından yanlış ve hatta tehlikelidir. Önemli olan şudur Yazar. kendi görüşlerinin tohumları­ nı bu öğretilerde buluyor olmalarının.lama bir şekilde söz ettiğini belirttiler. kendilerine onur verdiğini belirtmeliyiz. felsefenin taraflı bir nitelik taşıdığı yolundaki Marksist-Leninist il­ keyi fiilen reddediyor demektir. Örneğin Aristo.

. Aleksandrov yoldaş nasıl oluyor da akademik sözde-nesnelciliğe böyle sınırsız övgüler düzebiliyor? Aleksandrov yoldaş bununla da kalmıyor. felsefede ’yeni' bir çizgi 'keşfetmek'. daha önce çözülmüş olan epistemolojik sorunları tekrarlamakla yetinmeyip. kendi nesnelci fikirle­ rini bütün kitap boyunca uyguluyor. Lenin'in Materyalizm ve Ampirio-Kritisizm adlı eseri.ve gösterişli safsataları. "Son olarak. rakiplerini amansızca eleştirirler. bunlann hepsi. materyalizmi geliştirmiş ve bir temel felsefi akımı ilerletmiş olmalarında. Bütün bun­ lardan sonra Aleksandrov yoldaş nasıl oluyor da bu kitapta felsefi düş­ manlarımıza karşı bu kadar dişsiz bir tutumun savunucusu olarak kar­ şımıza çıkabiliyor? Marksizm. yolundaki sa­ yısız girişimleri süprüntü ve döküntü olarak acımasızca bir kenara atmış olmalarında yatmaktadır. vb. Felsefi eğilimler arasın­ daki çelişmeleri belirsizleştirmek ve uzlaştırmak yolundaki bütün giri­ şimleri. materyalizmin düşmanlarına karşı verilen Bol­ şevik mücadelenin bir örneğidir.Î. bir düşmanı de­ lip geçen bir kılıç gibidir. 'yeni' bir eğilim icat etmek. nerdeyse yanm yüzyıl boyunca. Lenin. her be­ lirsizliği ve idealizm yönündeki her sapmayı büyük bir aşağılamayla mahkûm etmektedir." (V. Maixin bütün felsefi sözleri bu temel karşıtlar çevresinde dönmektedir ve profesyonel felsefe açısından zaaflarım da bu 'darlık' ve 'tek-yanlılık' oluşturmaktadır. gelişmiş ve zafere ulaşmışken. idealist eğilimin bütün temsilcilerine kar­ şı amansız bir mücadele içinde doğmuş. Dolayısıyla Aleksandrov yolda­ ş la herhangi bir burjuva filozofunu eleştirmeden önce onun olumlu . Marx'in Kapital' deki ve diğer eserlerindeki çeşitli fel­ sefi sözlerini alalım. bu kitabın her cümlesi. tam da uzun bir dönem.. Lenin şöyle yazmaktadır "Marx'in ve Engels'in dehası. Mater­ yalizm ve Ampirio-Kritisizm.) Bildiğimiz gibi Lenin. bu materyalizmi top­ lum bilimleri alanında tutarlı bir şekilde uygulamış -v e nasıl uy­ gulanacağım göstermiş. rakiplerine acımazdı. gerici akademik felsefenin bir tuzağı olarak görürdü.nistler. değişmez bir ana fikir olarak materyalizm üzerinde durmakta ve her çeşit gizemciliği.

hemen her geçmiş filozof hakkında söyleyecek iyi bir şeyler buluyor. (2) yükselen uyum. (1) yükselen dağılma. Örneğin Fourier'nin insanlığın gelişmesindeki dört aşama öğ­ retisini ele alalım. Fourier bundan. İnsanlık son aşamada bir bunama dönemine girer ve bundan sonra da yeryüzündeki bütün hayat son bulur. ". insanlığın gelişmesinin ayrıldığı dört aşamadan dördüncüsünün al­ çalan dağılma olması ve bundan sonra yeryüzündeki bütün hayatın sona ermesi ise. "Fourier'nin toplumsal felsefesinin büyük başansı. Toplumun gelişmesi insan iradesinden bağımsız olduğundan. bur­ juva sisteminin kaçınılmaz olarak özgür ve kolektif emeğin hâkim olduğu bir topluma dönüşeceği sonucunu çıkardı.insanlığın gelişimi konusundaki teorisidir. burjuva filozoflarına köleliğe ve onların hizmetlerini abartmaya.. Oysa Lenin bize şunu öğretiyor . ona yağdırılan iltifatlar da o kadar büyük oluyor. zamanla bir mevsim değişimi kaçınılmazlı­ ğıyla daha yüksek bir gelişme aşaması doğar. Ve bu." Bütün bunların Marksist tahlille en küçük bir ilgisi yoktur. Gerçi Fourier'nin toplumsal gelişme teorisi dört aşama kavrayışıyla sınırlıydı ama o dönem için büyük bir ileri adım oluşturuyordu. onun taraflı tavrından ayrılmak anlamına gelir. neye göre bir ileri adımı ifade etmektedir? Eğer bu teorinin sınırlı­ lığı. (3) alçalan uyum. Fourier’nin teorisi. her filozofun her şey­ den önce bir meslektaş ve ancak ikincil olarak bir rakip olduğu varsayı­ mından hareket eden buıjuva tarihçilerinin tutsağı olduğunu gösteriyor. felsefemizin militan ve atılgan ruhundan vazgeçmeye götürür. Söz konusu burjuva filozofu ne kadar ünlüyse.. Bütün bunlar Aleksandrov yoldaşın. belki kendisi bile farkına varmaksızın. o zaman yazarın Fourier’yi toplumsal gelişme teorisini dört aşamayla sınırladığı için eleştirmesini nasıl anlayabiliriz? insanlık için beşinci aşamanın ancak öbür dünya olabileceği açık değil midir? Aleksandrov yoldaş. (4) alçalan dağılma. materyalizmin temel ilkelerinden. Bu gibi anlayışlar bizim aramızda yerleştiği takdirde bizi kaçınılmaz ola­ rak nesnelciliğe.yanlan önünde eğilmesi ve hatırasına mum dikmesi bir rastlantı de­ ğildir. Fourier'ye göre top­ lumun gelişmesi dört aşamadan geçer." diyor Aleksandrov yoldaş.

bir rastlantı sonucu olma­ dığı anlaşılmaktadır. Yazar felsefede taraflılığa bir örnek olarak Hegel’in felsefesini gösteriyor. Bu noktayı sonuca bağlarken. teoloji. Aleksandrov yoldaşın düşmanlarımıza karşı mü­ cadelede uzlaşmaz bir tavır almamızı talep eden temel materyalist ilkeyi unutarak eski burjuva okullarının akademik bilimsel eğilimleri önünde bo­ yun kırmayı yeğlemesi. Hegel’i süslediği de açıktır. . gerici nitelikleri bir yana. Öte yandan. yani herhangi bir olayı değerlendirirken açıkça ve dürüst olarak belli bir toplumsal grubun bakış açısını benimseme yükümlülüğünü içerir." Felsefi görüşlerin Aleksandrov'un kitabındaki sunuluşu soyut. Son bir söz daha. Bu gruba özellikle yeni-Kantçılık. bilinemezciliğin eski ve yeni türleri. tamamen anlaşılmaz bir konudur. çünkü bu yolla.materyalizm. Hegel'in felsefesinin kendi içindeki gerici ve ilerici ilkelerin mücadele­ sinde somutlanıyor..". ona göre düşman felsefeler arasındaki mücadele. Kitapta felsefe okulları birbirinin peşi sıra ya da bir­ birinin yanı sıra sergilenmekte. bugün yaşayan ve Marksizmin düşmanlan tarafından kullanıl­ makta olan felsefi sistem ve fikirler özellikle şiddetli bir şekilde eleştirilmelidir. Felsefe sistemleri konusundaki eleştirici bir ince­ lemenin belli bir yönelimi olmalıdır. yazarın felsefede taraflılık ilke­ sini açıklayış biçiminin yeterli olmamasının. çağdaş doğa bilimine Tannyı sokuşturma girişimleri ve ba­ yatlamış idealist mallan yeniden ısıtıp piyasaya sürmeyi amaçlayan başka her çeşit tarife girmektedir. nes­ nelci ve tarafsızdır. Aleksandrov yoldaşın çeşitli felsefe sis­ temlerini "olumlu yanlarının yanı sıra eksiklikleri de vardır". Böyle bir örnekleme yönteminin sadece nesnelci ek­ lektizm olmakla kalmayıp. ama birbirlerine karşı mücadele içinde gösterilmemektedir. bir parti tavrını. Çoktan ölmüş ve gömülmüş felsefi görüş ve fikirlere fazla önem verilmemelidir. işte bunlar vardır. Bu noktaya ilişkin olarak. vb. "şu teori de önemlidir". şeklinde değerlendirme yönteminin son derece belirsiz ve metafizik olduğunu ve sorunu bulandırmaktan başka bir sonuç veremeye­ ceğini de eklemeliyim. Bu tutum da akademik profesörlerin "eğitimine" bo­ yun eğmektir. Emperyalizmin felsefe alanındaki uşaklannın korku içindeki efendilerini desteklemek için bugün yararlanmakta olduğu cephanelikte. . söz gelimi. Hegel’in felsefesinin gerici olduğu kadar ilerici bir içerik de taşıdığı gös­ terilmek istenmiş olmaktadır.

idealist felsefenin belirleyici bir özelliği olan. bu durum. Yazar felsefi düşüncenin gelişiminin son tahlilde toplumsal hayatın maddi koşullan tarafından belirlendiğini ve felsefi düşüncenin gelişimi­ nin ancak göreli bir bağımsızlığı olduğunu doğru olarak kaydetmekle bir­ likte. Demokrit’in. Belli bir dönemin felsefi görüşlerini anlatan bölüm ve parag­ raflar ile bu görüşlerin tarihsel koşullannı anlatan bölüm ve paragraflar birbiriyle buluşmayan iki ayn paralel düzlem olarak ilerlemekte. Spinoza'mn. tamamen mekanik ve biçimsel olan bir bağlantıdır. Bu veriler bize tahlil edilmesi gereken malzemeyi sunmak yerine. bu noktayı belirsizleştirmekle.Diyalektik Materyalist Yöntem Üzerine Kitabın girişi. konuyla tamamen ilgisizdir ve on sekizinci yüzyıl ile on . felsefi fikirlerin gelişiminin tarihten bağımsız olarak in­ celenmesi alışkanlığına yazann kendini kaptırmış olduğu görüşüne hak­ lılık kazandırıyor. Bu örneklerde kurulan bağlantı. gerici ve ilerici fikirler ve felsefi sistemler kavramlarını da yanlış bir biçimle ele almaktadır. bilimsel materyalizmin bu temel ilkesini aslında tekrar tekrar çiğni­ yor. Çeşitli felsefi sistemleri tekrar tekrar o günkü tarihsel koşullarla bir­ leştirmeden ve şu ya da bu filozofun toplumsal ve sınıfsal köklerini gös­ termeden tanıtıyor. Feuerbach'ın ve diğerlerinin felsefi görüşlerinin sunuluşu bu şekildedir. O. Leipniz'in. Yazar. Ama bir fikrin farklı somut tarihsel koşullarda kâh gerici kâh ilerici olabileceği konusundaki bilinen Marksist tutumu tekrar tekrar göz ardı ediyor. ekono­ mik temel ile üstyapı arasındaki sebep-sonuç ilişkisini kurması gereken tarihsel verilerin sunuluşu ise bilimsel olmayan ve baştan savma bir şe­ kilde yapılmaktadır. ortaya çıktığı tarihsel koşullar ile orga­ nik bağlantısının kurulamayışı. yazann o tarihsel koşullan tahlil etmeye giriştiği durumlarda bile karşımıza çıkmaktadır. canlı ve organik değil. Örneğin Sokrat'ın. Böyle bir yön­ temin bilimsel olmadığı açıktır. ilerici mi olduğunun tarihsel koşullar temeli üzerinde belirlenmesi gerektiğini söylüyor. Örneğin Altıncı Bölümün "On Sekizinci Yüzyıl Fransası" başlığını taşıyan girişi. yalnızca yetersiz bir çerçeve oluşturmaktadır. şu ya da bu fikir ya da felsefi sistemin gerici mi. fi­ kirlerin tarihten bağımsız olduğu yolundaki idealist kavrayışın içeri sızabileceği bir gedik açmaktadır. Şu ya da bu felsefi sistemin.

Ülke hâlâ geri olmakla birlikte. Kitap ti­ careti özel bir önem taşıyordu. Avrupa'nın altın stoklarının yaklaşık olarak yansı Fransa'nın elindeydi Öte yandan Fransa hâlâ bir tanm ülkesiydi. İzin verirseniz bu bölümü okumak istiyorum: "On altıncı ve on yedinci yüzyıllardan itibaren. Zamanın diğer birçok Avrupa ül­ kesi gibi Fransa da kapitalist ilk birikim dönemine girdi "Yeni buıjuva toplum yapısı. Nüfusun ezici çoğunluğu köylerde yaşıyordu. Bu sıralarda Fransa'da Paris. İngiltere'den sonra Fransa da giderek burjuva gelişme yoluna girdi ve yüzyıllık bir sü­ re içinde ekonomisinde. toplumsal hayatın bütün alanlarında hızla şekilleniyor ve derhal yeni bir ideolojinin. siyasetinde ve ideolojisinde köklü değişik­ likler meydana geldi. 1748‘deki Aachen (Ekslaşapel) Anlaşması ile 1763’teki Paris Anlaşması da ticaretin gelişmesine katkıda bulundu. bu miktar. dolayısıyla bu felsefenin gelişimi o çağın Fransa'sının tarihsel koşullarından koparılmış olmaktadır. Dolayısıyla Fransız filozof­ larının fikirleri yaşadıktan çağdan. yeni bir kültürün doğmasına yol açıyordu. 17841788 yıllan arasındaki dış ticaret hacmi 1 011 600 franga ulaştı. Bu gibi veriler "temelinde". Fransa’da­ ki kitap ticareti hacmi 45 milyon frangı buluyordu. Örneğin 1774’te İngiltere'deki kitap ticaretinin hacmi 12-13 milyon frank civannda kalırken. 1716-1720 arasındaki ticaret hacminin dört mislinden fazlaydı. Ticaret hızla gelişti. Uluslararası ticaret şir­ ketleri birbiri peşi sıra kuruluyor ve bir dizi sömürgenin fethiyle so­ nuçlanan askeri seferler örgütleniyordu. Fransız felsefesinin herhangi bir özelliğinin saptanamayacağı açıktır. . Mar­ silya ve Le Havre gibi kentlerin hızla büyümesine ve güçlü bir tica­ ret filosonun gelişmesine tanık oluyoruz. Lion." Bunun bir tahlil değil.dokuzuncu yüzyılın başlarındaki Fransız felsefesinin fikirlerinin kay­ naklarını hiçbir şekilde aydınlatmamaktadır. feodal uyu­ şukluğundan silkinmeye başladı. aralannda herhangi bir bağlantı kurulmaksızın yan yana getirilmiş olan birtakım olgulann art arda sıralanışı olduğu su götürmez.kopmakta ve bir çeşit bağımsız olgu olarak önümüzden geçmeye başlamaktadırlar.

" Aleksandrov yoldaş. anlatıyor . Üstelik ülke. Al­ manya’daki durumu şöyle. Al­ manya gibi geri bir feodal ülke değil. gerici bir siyasal rejim altında yaşayan geri bir ülkeydi. şu ya da bu ideolojinin doğuş ve gelişmesinin açıklanmasında tarihsel malzemeyi beceriksizce kullanma­ nın bir diğer örneğini oluşturmaktadır. bu olgunün kendisi somut tarihsel koşullar temelinde açıklanmaya muhtaçür. Angarya. On se­ kizinci yüzyılın sonunda kent nüfusu toplam nüfusun yüzde yirmi beşinden azdı. zanaatkarlar ise nüfusun sadece yüzde 4'ünü oluş­ turuyordu. Engels. Aleksandrov şöyle yazıyor: "On sekizinci yüzyılda ve on dokuzuncu yüzyılın ilk yansında Al­ manya. nesnelci olgular. Alman gerçekliğinin darlığının koşullandırdığı ide­ alist felsefeleri aracılığıyla soyut bir biçimde ifade ettiler. o dönemin Al­ manya'sındaki koşulların okuyucuyu coşturan ve ikna eden canlı. Ama aynı dönemde Fransa’nın kent nüfusu toplam nüfusunun yüzde lOündan azdı. çokfazla sayıda siyasal birimlere ayrılmış bulunuyordu. Hatta.Bir diğer ömek olarak Alman idealist felsefesinin doğuşunun nasıl anlatıldığını alalım. militan bir anlatımla yapılmış Marksist tahliliyle karşılaştıralım. devletinin ve toplumsalsiyasal yapısının gericiliğini göstermek için. Almanya’nın geriliğini. Avrupa'daki burjuva devrim ha­ reketinin merkeziydi. Bu. serilik ve lonca zincirleri. sıralamasını. buna karşın Fransa. Derebey-serf ve zanaatkâr-lonca ilişkileri egemen durumdaydı." Alman idealizminin doğuşunun nedenlerini anlamayı olanaksız hale getiren bu soğuk. daha sonra Fichte ve Hegel o çağın Alman buıjuvazisinin ideolojisini. ilgisiz. kent nüfusunun toplam nüfus içindeki oranına başvuruyor. Aleksandrov daha sonra şöyle diyor: "O dönemin Alman burjuvazisinin en önde gelen ideologları Kant. embriyon halindeki kapitalist ilişkilerin gelişimini kısıtlıyordu. Dolayısıyla yalnızca kent nüfusunun oranı hiçbir şeyi açıklamamaktadır. eski feodal yükümlülüklerin karşılığının rant olarak ödenmesi uygulaması.

başka ülkelerle yaygın bir ticaret bile yok. kavram­ ları bulmaya girişmeden önce bu çeşitli toplum biçimlerinin varlık koşullan tek tek incelenmelidir. önemli ölçüde. kamu ruhu diye bir şey yok. vurucu. "Almanya'nın Du­ rumu". ulusta Ölü kurumlann kokuşan ceset­ lerini kaldınp atma gücü bile yoktu. Eğitim yok.. gelirlerinin artan har­ camalarına yetişemediğini görüyorlardı. felsefe tarihini incelemenin amacım da karışık ve ye­ tersiz bir biçimde açıklıyor. Bu durum kitabı bilimsel bir nitelikten yoksun bırakıyor ve onu. Her şey yıpranmıştı. köylüler." (Engels'ten Conrad Schmidt'e Mektup. sinsi.) Aynca yazar. tüccarlar ve ima­ latçılar. estetik. filozofların hayatlarının ve felsefe sistemlerinin tarihsel koşullardan kopuk bir özeti haline getiriyor. bayağılıktan ve bencillikten. her şey çözülüyor ve en küçük bir iyileşme umudu. soylular ve prensler. tarihsel materyalizmin şu ilkesine aykırıdır. medeni. kan emici bir hükümet ile kötü bir ticaretin ikili baskısını omuzlarında hissediyorlardı. sanayisi ve tanmı nerdeyse sıfıra inmişti. Marksizmin kurucularının bize bırakmış olduğu sonsuz zenginlikler içinde hazır duran malzemeleri bile Aleksandrov yoldaşın ne kadar kötü bir biçimde kullandığını göreceksiniz. eski tez­ . bütün halkı saran adi." (F.) Engels'in bu berrak. yeni ya­ salar bulup çıkarmak. Felsefenin ve fdsefe tarihinin temel görev­ lerinden birinin. felsefi. Bu. 25 Ekim 1845.. felsefenin önermelerini pratikte sınamak. hukuki. Ülkenin iç ve dış ticareti. rezil bir bakkal ruhundan başka hiçbir şey yoktu. 5 Ağustos 1890. felsefe tarihinin anlatılmasına materyalist yöntemi uygula­ mayı başaramamıştır. çeşitli toplum biçimlerinin kar­ şılığı olan siyasi. kitlelerin zihinlerini harekete geçirme olanağı yok. "Bütün tarih yeniden araştırılmalı. felsefenin bir bilim olarak gelişimini sürdürmek.Her şey durduk yerde çürüyor ve iğrenç bir biçimde kokuşu­ yordu Kimse kendini rahat hissetmiyordu. dini.". kesin ve son derece bilimsel açıklamasını Aleksandrov'un açıklamasıyla karşılaştırın. Kuzey Yıldızı gazetesi. vb. her şey tersti ve ülkede ge­ nel bir tedirginlik hüküm süıüyordu. Yazar. kendilerinden aşa­ ğıdakileri alabildiğine sıkıştırmalarına karşın. Engels. basın özgürlüğü yok.

tamamlanmış ve yetkinleş­ tirilmiş bir teori olarak sunmaktadır. akademik bir niteliğe büründürüyor. Marksist toplum teorisini bütan yönleriyle inceledi ve daha da geliştirdi. sanki Marksizm-Leninizm şimdiden doruğuna ulaşmış ve teorimizi geliştir­ mek artık önemli bir görev olmaktan çıkmış gibi. bu. onu doğa bilimlerinin tari­ hinden koparmayı her nasılsa başarıyor. felsefe tarihinin doğa bilimlerinin başarılarından kopuk ola­ rak anlatılmasının felsefe tarihi bilimine doğrudan zarar vereceği dönem­ de. Materyalizm ve Ampirio-Kritisizm’den söz ederken doğa bilimlerinin sorunları ve felsefeyle ilişkisi konusunda hiçbir şey söylememeyi başarıyor. yetkinleştirilmesi. Bu.lerin yerine yenilerini koymak olduğunu hiçbir yerde belirtmiyor. Böyle bir mantık Marksizm-Leninizmin ruhuyla bağdaş­ maz. eserlerinde ve özellikle Materyalizm ve Ampirio-Kritisizrride. Ve dolayısıyla felsefe tarihinin incelenmesinin bü­ tününü pasif. sayfada şöyle yazıyor: "Lenin. kültürel-eğitsel görev­ lerden hareket ediyor. bu konuda susmanın aslında olanaksız olduğu hallerde bile doğa bilimlerinin sözünü etme­ den geçiyor. yeni önermelerle zenginleşirken eskimiş olanları da atması gereğine uymamaktadır. feylesofça. bilimsel materyalizmin çağdaş doğa biliminin ürünleri­ nin oluşturduğu granitten temel üzerinde doğması ve gelişmesinin ko­ şullarını açıklığa kavu şturamamak tadır. Örneğin . Örneğin 9. Felsefe ve Doğa Bilimleri Yazarın." Aleksandrov yoldaş. her bilim gibi bu bilimin de sürekli olarak geliştirilmesi. bilimin gelişmesine sı­ nırlar koyuyor. esas olarak felsefe tarihinin pedagojik yönlerinden. Doğa bilimlerinin çeşitli dönemlerdeki durumu hakkındaki açıkla­ maların son derece kötü ve soyut olması göze batmaktadır. Aleksandrov felsefe tarihini anlatırken. Alek­ sandrov yoldaş. çünkü Marksizmi metafizik bir biçimde. Yazar. doğa bilimlerinin kaydettiği gelişmeyi anlatışı da yetersizdir. Kitabın temel hareket nokta­ larının açıklandığı girişin. canlı ve derin felsefi i düşüncenin kurumasına yol açar. felsefe biliminin Marksist-Leninist tanımına. Yazar konunun pedagojik yönleri üzerinde yoğunlaşmakla. yalnızca. Yazar. felsefe ile doğa bilimleri arasındaki karşı­ lıklı ilişkiden hiç söz etmemesi tipiktir.

Aleksandrov’un kitabı böyle incilerle doludur. Devam edelim. ilkönce Mag­ deburg yan-küreleri deneyi yoluyla. boşluğun varlığının tamamen yadsınması mı demektir? Güneş lekelerinin hareketi. "doğa bilimlerinin doğ­ duğunu" öğreniyoruz. Mikroskop varsayım sistemlerinin yerini alabilir mi? Ve nihayet. Skolastiğin ikinci dönemine (12. bilim sahnesine çıktılar. Mikroskop en küçük or­ ganizmaların hayatı konusundaki varsayımlar sisteminin yerini aldı ve biyolojinin gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Maalesef insanların bugün bile havayı önceden tam ola­ rak kestirmeyi beceremediklerini. Yazar bu gibi belirsiz ifadeleri berraklaştırmaya kalktığında. Kolomb’un gezegenimizin küresel yapışım deneye dayanarak kanıtla­ masına yardım etti. Kaldı ki kitap. güneş lekele­ rinin varlığım ve yer değiştirdiklerini kanıtladı. Pusula. Galile.-13. yüzyıllar) ilişkin olarak ise "birçok icat ve teknik gelişmenin ortaya çıktığını" okuyoruz. sonra da Galile. Barometre in­ sanlara havayı önceden kestirmeyi öğretti. İn­ sanlar yüzyıllar boyunca evrenin merkezinin neresi olduğunu ve ge­ zegenimizin merkez olup olmadığım tartıştılar. güneş sistemimizin merkezinin güneş olduğu yo­ lundaki Kopemik öğretisinin kanıtı olarak gördü. . Örneğin Rönesans dönemindeki bi­ limsel gelişmeyi anlatan şu bölüm ne gibi bir değer taşımaktadır acaba? "Bilgin Guenicke ünlü pnömatik pompasını yapınca boşluk (va­ kum) kavramının yerini alan hava basıncının varlığı. şu "gezegenimizin küresel yapısı" nedir acaba? Biz şimdiye kadar "küreselliğin" yalnızca bir biçim sorunu olduğunu sanıyorduk. yalnızca birtakım keşiflerin birbirinden kopuk olarak sıralandığım görüyoruz.” Bu cümlelerin hemen hepsi saçmadır. O. pratikte kanıtlanmış oldu. Hava basıncı boşluk kavramı­ nın yerini nasıl almış olabilir? Atmosferin varlığı. Kopernik'in öğretisini nasıl kanıtlamıştır? Barometrenin havayı önceden kestirmeye yaradığı fikri de aynı şekil­ de bilim dışıdır. kendi Meteoroloji Genel Müdürlüğü­ müzün deneyi sayesinde hepiniz çok iyi biliyorsunuz.eski Yunanlıların doğa bilimleri konusunda. doğa bilimleri konusunda hayret verici bir cehaleti gözler önüne seren kaba hatalan da içeriyor. bunu ve diğer bazı keşifleri. Derken-ilkönce Kopemik.

Kitabın herhangi bir önemli tepkiyle karşılaşmamış ve yetersizlik­ lerin açığa çıkarılması için Merkez Komitesinin. Sonuç. di­ yalektik yöntemin doğuşunu hazırladığını söylüyor. Bu. Canlı tar­ tışmaların. özellikle de Stalin yol­ daşın müdahalesinin gerekmiş olması. Lap­ lace ve Lyell'den uzun uzadıya söz etmekte. eneıjinin sakımı teorisinin ve Darwin teorisinin hazırladığı yo­ lundaki ünlü tespitiyle tamamen çelişmektedir. tartışma sırasında ortaya çıkan. eleştiri ve özeleştirinin olmayışının. di­ yalektik yöntemin doğuşunu organizmalann hücrelerden oluştuğunun keşfinin. kitaba ilişkin de­ ğerli teorik ve pratik eleştirileri de tekrarlamayacağım.Ama yazar daha da temel ilke hataları yapıyor. Stalin ödülü için aday gösterilmiş. Doğa bilimlerinin "daha on sekizinci yüzyılın ikinci yansında” kaydettiği ilerlemelerin. felsefe alarmdaki bi­ . Bütün bu keşifler on do­ kuzuncu yüzyılda gerçekleşmiştir. Bu. felsefe cephesinde gelişmiş bir Bolşevik eleştiri ve özeleştirinin yokluğuna işaret etmektedir. 2. ders kitabının kötü olduğu ve tepeden tırnağı değiştirilmesi gerektiğidir. bir ders kitabı olarak beğenilmiş ve üzerine övücü yazılar yazılmış olması. Oysa. Şimdi ikinci soruna." Kitabın başlıca zaafları bunlardır. her şeyden önce en önde gelenleri de dahil filozoflarımız arasında yaygın olduğu açık olan yanlış ve karışık kavrayışların alt edilmesini gerektirmektedir. Felsefe Cephesindeki D urum Aleksandrov yoldaşın kitabının önde gelen felsefe işçilerimizin ço­ ğunluğu tarafından benimsenmiş. Engels'in. Rastlantısal ve ikincil zaaflardan söz etmeyeceğim gibi. yazar kendi yanılgısından ha­ reketle on sekizinci yüzyılın keşiflerini sayıp dökmekte ve Falvani. diğer felsefe işçilerinin de Aleksandrov yoldaşın hatalarını açıkça pay­ laştıklarını göstermektedir. Ama bu değişikliğin gerçekleştirilmesi. teorik cephemizdeki durumun hiç de iyi olmadığım yansıtıyor. ancak Engels'in temel aldığı üç büyük keşif hakkında yalnızca şunları söylemektedir: "Örneğin hücre teorisi ile eneıjinin salamı teorisi daha Feuerbach hayattayken oluşturulmuş bulunuyorlar ve türlerin doğal eleme yo­ luyla evrimine ilişkin Darwin teorisi ortaya çıkıyordu. felsefe cephemizdeki dıinım sorununa geçiyorum.

Taşranın felsefe işçilerini kendi çevresinde toplamamakta ve onlarla herhangi bir bağlantısı olmadığı için gerçekte bütün Sovyetler Birliği çapında bir kurum niteliği taşımamaktadır. skolastiğin belli ölçülerde canlanmasıdır. Ben. Ben. Felsefe konusı ıdaki monografi ve makalelere ise çok ender rastlanmaktadır. Lütfen benim dergi düşmanı olduğumu sanmayıa Ben. okuyucularımızın ve onların taleplerinin yük­ sek düzeyinin küçük görülmesinden ileri geldiğini düşünüyorum. filozoflarımızın yaratıcı çalışmalarını özel bir felsefe dergisinin sınırlan içine hapsetmek. Önde gelen felsefe enstitümüz olan Bilimler Akademisi Felsefe Ens­ titüsü de kanımca tatmin edici olmayan bir durumdadır. Bunun sonucu. dergilerimizin ve Bolşevik\n felsefe araştırmalan açısından yoksulluğunun. bizi. Bolşevik dergisinin okuyucularının. herhangi bir felsefe dergisinden çok daha geniş bir okuyucu kitlesine sesleniyor. felsefe araştırmaları. bir felsefe dergisi çıkarmanın gereğinden söz etti. Burada Svetlov yoldaş. Burada birçok kimse. Devrim öncesi dönemin ileri Rus dergilerinin. "Kopemik'in dalâleti-Geçmişi ve Bugünü" gibi iddiasız ve suya sabuna do­ kunmayan tarihi konulara yönelmektedir. edebiyat ve sanat yazılarının yanı sıra felsefe de dahil bilimsel eserlere de yer ver­ me geleneği hiç de kötü bir şey değildi Bolşevik dergimiz. Felsefe eseılerinin nicelik bakımından kötü oldukları bilinmektedir. . Marksizmin Bayrağı Al­ tında dergisinin acı tecrübesini henüz unutmadık. bu zaafı her şeyden önce onlan. felsefemizin yalnızca bir grup profesyonel filozofun malı değil. Taşradaki filozoflar büyük bir güç meydana getirdikleri halde kendi hallerine terk edilmekte ve onlardan yararlanılmamaktadır. özgün monografi ve makalelerin yayınlanması için şu anda var olan olanaklardan yeterince yararlanılmadığı kanısındayım. Üniversiteden şu ya da bu diplomayı alabilmek için sunulan tezler de dahil olmak üzere. bunun tamamen yanlış olduğunu. Böyle bir dergiye ihtiyaç olduğu şüphelidir. felsefe çalışmamızın temelini da­ raltma tehlikesini yaratacaktır. özellikle de şimdi bi­ le arada sırada bilimsel ve toplumsal değer taşıyan felsefe yazdan yayın­ layan dergilerin sayfalannda gidermeye çağırdığını düşünüyorum. bütün Sovyet aydınlarının malı olduğunu kavrayamamaktan kay­ naklanmaktadır. oysa bana öyle geliyor ki. özel ni­ telikteki teorik eserleri okuyacak bir kitle olmadığım söyledi. Bence böyle bir fikir. konularını geçmişten almakta.limsel çalışmamıza zararlı bir etki yapması kaçınılmazdır.

Bütün bunlar bir arada ele alındığında ciddi tehlikeler. Felsefe Cephemizi İlerletmek Felsefe çalışmalanmızın ne militan bir ruhu ne de Bolşevikçe bir hızı vardır. zaten açık duran bir kapıyı zorla açmaya çalıştılar. Günümüzün acil sorunlan hemen hiç ele alınmamaktadır. Ama felsefe cephemiz. Tannnın anasının baki­ re olup olmadığı konusunda yürütülen tartışmalar kadar verimsiz olmuş­ tur. sosyalist toplu­ mlunuzun emekçi halkını yolumuzun doğru olduğu bilinciyle ve dava­ mızın zaferine bilimsel bir güvenle donatan bir müfrezenin. komutanlar ise ya geçmiş zaferlerle sarhoş durumdadırlar ya da hücuma geçmeye yetecek . Peki ama bu cephe nereden geçmektedir? Felsefe cephesinden söz ettiğimizde aklı­ mıza derhal. erler kendi inisiyatifleriyle çarpışmaktadırlar. burada patlak veren Hegel tanışması da ol­ dukça garip gözükmektedir. Marksist teoriye tamamen hâkim militan filozoflardan oluşan örgütlü bir müfrezenin. böyle gerçek bir cepheye benziyor mu? Hayır. Tanışma rahatsız edici bir skolastik nitelik taşımış ve bir zamanlar bazı çevrelerde insanın iki par­ makla mı. çoğu durum­ da düşmanla temas kurulmamıştır. Bu konuyu tekrar gündeme getirmenin gereği yoktur. silahlar pas­ lanmakta.Bu açıdan bakıldığında. Henüz savaş alanına girişilmemiş. Tartışmamızda sık sık “felsefe cephesi” terimini kullandık. keşif yapılmamaktadır. sizin sandığı­ nızdan çok daha büyük tehlikeler yaratmaktadır. Tannnın kendi kaldıramayacağı bir taş yaratıp yaratamayacağı. Burada. bazılannızm daha şimdiden bu zaafları olağan saymaya alışmış olmasıdır. En büyük tehlike. daha önceden tahlil edilmiş ve değerlendirilmiş olan malzemenin dışın­ da herhangi bir yeni malzeme sunulmamıştır. bilimimizi sürekli olarak ilerleten. yoksa üç parmakla mı haç çıkarması gerektiği. Bu açıdan bakıldığında. Bu tanışmaya katılanlar. yurtdışındaki düşman ideolojiye ve buıjuva ideolojisinin Sovyet halkının bilincindeki kalıntılanna karşı kararlı bir şekilde hücuma geçmesi geliyor. Hegel sorunu bundan çok önce halle­ dilmiştir. bütün bir süreci oluşturmaktadır. Aleksandrov'un ders kitabındaki hatalı tezlerden bazılan bütün felsefe cephemizdeki geriliği yansıtmakta ve dolayısıyla tek başına ve rastlantısal bir olayı değil. o daha çok durgun bir dereyi ya da savaş alanının çok gerilerindeki bir ko­ nak yerini andırmaktadır.

maalesef Aleksandrov yolda­ şa aittir. Aleksandröv'un kendi ye­ teneklerini abarttığı ve bütün filozoflar topluluğunun kolektif tecrübe ve bilgisine dayanmadığı açıktır. buıjuva felse­ fesi önünde hayranlıkla eğilme tutumlannın varlığının farkına varmadıklan anlaşılmaktadır. yabancı etkilere boyun eğmeye karşı çıkmakta ve edebiyat ve sa­ natta militan Bolşevik taraflılığını savunmaktadır. Onun. ideolojik cephedeki dönüm noktası­ nın kendilerini ilgilendirmediğini düşünüyorlar. felsefi çalışmamızın bir atılım yapmasına acil olarak ihtiyaç duymaktadır. Marksist diyalektik açısından aydınlanlmamaktadır. Öte yandan Partimiz. Nesnel koşullar her zamankinden elverişlidir. Felsefe cephemizdeki geriliğin herhangi bir şekilde nesnel koşullara bağlı olmadığı açıktır. Dahası. çalışmalarında yakın iş airkada- . çağdaş temaların ihmalinin. Ne var ki. fikir ve içerik yokluğunun. Hatırlayacağınız gibi.filozoflanmız geride kalmışlardır. Felsefe cephesinin ideolojik çalışmamızın en ön saflarında yer alma­ masının sorumluluğunun önemli bir kısmı. Merkez Komitesinin ideolojik cephenin diğer kesimlerindeki geriliği tahlil eder­ ken ortaya koyduğu nedenlerin esas olarak aynısıdır. Buna kesinlikle izin verilemez. dışarıdan yardım istemenin gerekip gerekme­ diğini tartışmakta ya da bilincin günlük hayatın ne kadar gerisinde kalıp da çok geri kalmış gibi gözükmeyeceği konusunda sohbet etmektedirler. Bi­ limsel tahlil ve genelleme bekleyen malzeme sonsuzdur. İdeolojik cephemizde çalışan çeşitli işçi gruplarının daha şimdiden Merkez Komitesinin kararlanndan doğru sonuçlar çıkardıklan ve bu doğrultuda önemli başanlar elde ettikleri bilinmektedir.güçlerinin olup olmadığını. Oysa şimdi bu dönüm noktasını aşmanın gerekliliği açıkça ortaya çıkmaktadır. felsefe biliminin gelişmeye devam etmesinin koşullarını daha da güçleştirmektedir. Herhalde onlar. . Felsefi çalışmadaki il­ ke. Her geçen günün sosyalist hayatımıza getirdiği hızlı değişiklikler filozoflanmız tarafından genelleştirilmemekte. Merkez Komitesinin ideolojik sorunlara ilişkin kararlan edebiyat ve sanattaki biçimci ve siyaset dışı tutumlan hedef al­ makta. Dolayısıyla felsefi düşüncenin gelişmesi. Bu. Bu nedenler. kendi çalışmasındaki zaafları keskin bir eleştiriyle açığa çıkarma yeteneğine sahip olmaması üzücüdür. büyük ölçüde profesyonel filozoflarımızın dışında meydana gelmektedir. Felsefe cephe­ sindeki geriliğin nedenleri öznel alanda aranmalıdır.

tarihçilerden. Bu hata düzeltilmelidir. şu anda birbirleriyle yetersiz ilişkileri olan. ideolojinin çeşitli dallarındaki işçilerin karşılıklı olarak birbirlerini etkileyen bir faaliyet göstermelerini sağlamakta ve keş­ mekeş içinde değil örgütlü ve birleşik bir şekilde ilerlememizi. kitabının hazırlanmasında yanlış bir yöntem seçmiştir. aynı zamanda tarihçi ve filozoflardan oluşan geniş çevreler de da­ hil edilmiştir. Aleksandrov yoldaş çok sayıda yete­ nekli insandan oluşan böyle geniş bir gruba dayanmamakla. kolektif olarak bütün Sovyet filozoflarının malıdır. . militan ve mücadeleci bir tavır almamakla suçlamışlardır? Bü sorunun bir tek cevabı olabileceği açıktır: Marksizm-Leninizmin temelleri konusunda yetersiz bir bilgi ve burjuva ideolojisinin etkisinin kalıntılarının varlığı. Bu çalışmaya yalnızca iktisatçılardan değil. şim­ di yakın gelecekte hazır olması beklenen ekonomi-politik ders kitabının hazırlanmasına uygulanmaktadır. doğa bilim­ cilerinden ve iktisatçılardan oluşan geniş bir.şı ve hayran! annın oluşturduğu dar bir çevreye çok fazla bel bağlamak­ tadır. Kuşkusuz felsefi bilgi. genel bilimsel önem taşıyan geniş kapsamlı sorunların çözümü için. özellikle taşradaki çok sayıda filozof ise yönetim çalışmalanna dahil edilmemişlerdir. tarihsel materyalistlerden. yazarlar çevresine başvur­ muş olmasının gerektiği açıktır. Bu. Felsefe tarihi ders kitabı gibi bir eserin yaratılmasının tek bir kişinin gücünü aştığı ve Aleksandrov yoldaşın daha başından itibaren diyalek­ tik mateıyalistlerden. En güvenilir yaratıcı çalışma yöntemi budur. Böylece filozoflar arasındaki doğru ilişkilerin zedelendiği ortaya çıkmaktadır. dolayı­ sıyla başarı kazanmak için en elverişli koşullara sahip olmamızı güvence altına almaktadır. aynı zamanda başka bir fikri. Eleştiri ve Özeleştiri -Eski ile Yeni Arasındaki Mücadelenin Özel Biçimi Felsefe cephesindeki önder işçilerden birçoğunun işlediği öznel ha­ taların kökleri nelerdir? Eski kuşak filozoflarının temsilcileri niçin tartış­ ma sırasında genç filozoflardan bazılarını haklı olarak erken bunama ile. Bu. çeşitli ideolojik alanlarda çalışan işçilerin çabalarının birleştirilmesi fikrini içermektedir. Felsefi faaliyet her nasılsa küçük bir filozoflar grubunun tekeline girmiş. Çok sayıda yazarı işe katma yöntemi.

kısır bir dogmaya dönüş­ türmek demektir. gelişme. Diyalektiğin bize öğrettiği gibi gelişme sürecinin içsel özü karşıtların mücadelesi. onu en değerli özelliğinden. sosyalist toplumun çelişmelerinin (bu çelişmeler vardır ve felsefe bu çelişmeleri ele almaktan kaçınamaz) ortaya çıkarılması ve çö­ zümlenmesinin. gücünden yoksun bırakmak ve ölü. Teori alanında yerinde saymaya izin vermek. işte bu militanlıktan ve mücadeleci ruhtan yoksunlukta aramalıyız. Sınıflı bir toplumda bu yasanın Sovyet toplumumuzdan farklı bir şekilde işlediğini biliyoruz.adamaktan korkmalarının nedenini de. işleyişinin özgül niteliklerinin neler olduğunu ortaya koymalıdır. Oysa Partimiz. oysa filozoflarımızdan hiçbiri bu alana el atmamıştır. Düşman sınıfların ortadan kaldırılmış olduğu Sovyet toplumumuzda. bu alandaki işçilerimizden birçoğunun. ölenle doğan. sosyalist inşa tecrübesi ve çağdaş doğa bilimlerinin başarılan temelinde kendini sürekli olarak zenginleştiren canlı. çürüyen ile gelişen arasındaki mü­ cadele olduğuna göre bizim Sovyet felsefemiz bu diyalektik yasasının sos­ yalist toplum koşullarında nasıl işlediğini. Marksizm-Leninizmin sü­ rekli olarak gelişen. ölenle doğan arasındaki mücadelenin eleştiri ve özeleştiri olarak bilinen o özel biçimini çoktan keşfetmiş ve sosyalizmin hizmetine koymuştur. felsefemizi kurutmak. Sovyet devletinin. yaratıcı bir teori olduğunu hâlâ kavramamalarında da yansımaktadır. eski ile yeni arasındaki mücadele ve dolayısıyla daha aşağı düzeyler­ den daha yukan düzeylere doğru gelişme. çağdaş doğa bilimlerinin.Bu. felsefenin ve felse­ fenin rolünün aşağılanmasına yol açması kaçınılmazdır. Bolşevizme ya­ bancı olan bu korkaklığa son vermek zorunludur. aynı zamanda çok derin teorik bir sorundur. Sovyet toplumunda eski ile yeni. İşte geniş bir bilim­ sel araştırma alanı. Bazı filozoflarımızın kendilerini yeni sorunlara -bugünün sorunlarına. Bolşevik eleştiri ve özeleştiri sorunu. kapitalizmde olduğu gibi düş­ man sınıflar arasındaki mücadele ve büyük sarsıntılar biçimini değil. ge- . Teorimizin bu yaşayan devrimci yönünün küçük görülmesinin. Sovyet toplumunun. filozoflarımız için yalnızca pratik değil. ahlak ve estetiğin teorisini daha cesur bir biçimde geliştirmenin zamanıdır. pratiğin her geçen gün ortaya çıkardığı ve felsefenin cevaplandırması ge­ reken sorunların çözümüne. eski ile yeni.

Bu açıklama kulağa hoş gelebilir ama ikna edici değildir. Elbette filo­ zoflar yaratıcı çalışmayı önplanda tutmalıdırlar ama bu. Sartre adındaki va­ roluşçu tarafından yayınlanan Les Temps Modernes dergisi. Birkaç gün önce İzvesüya'âi yer alan bir habere göre. Amerika ve İngilte­ re’ye kaymıştır. ama filozofla­ rımız maalesef ne bu yeni dünyayı yeterince açıklıyor. Bunun yeni bir hareket biçimi.üşmemizin gerçek itici gücü ve Partinin elindeki güçlü bir araç olan eleştiri-özeleştiri biçimini almaktadır. Bugün Marksizme karşı mücadelenin merkezi. Tartışma şuasında bu geriliğin ne­ denlerini sözüm ona "teorik" açıdan açıklamaya kalkışanlar oldu. bu nedenle özgün monografiler hazırlamaya zamanında geçemedikleri ileri sürüldü. Ama anlaşılan bütün bunlar bile yetmiyor. bugün ise dünyayı değiştirmek gerektiğini söylemişti. satılık san basın ve yoz burjuva sanatı tekrar piyasaya çıkarılmakta ve burjuva felsefesinin hizmetine verilmektedir. Son zamanlarda ortaya çıkan rasgele bir örnek vermek istiyorum. Halkımız buna da aym derecede ihtiyaç duymaktadır. da­ ha doğrusu halka yayma çalışmasından vazgeçilmesi anlamına gelmez. Bugün. kudurgan milliyetçilik ve çürümüş idealist felsefe. yeni bir diyalektik yasa olduğu su götürmez. Marksizme karşı "ideolojik" mücadele bayrağı altında. Bir Hırsızın . Atom ve dolar demokrasisinin araçları. Sosyalizmin Büyük Yurtsever Savaş'ta kazandığı parlak zafer ay­ nı zamanda Marksizmin parlak bir zaferi olmuştur ve emperyalistler bu­ nu hazmedememektedirler. geçmişte filozofların dünyayı açıklamakla yetinmiş oldukla­ rım. ne de onun dö­ nüştürülmesine yeterince katılıyorlar. karanlığın ve kilisenin eskimiş zırhlan: Vatikan ve ırkçı teoriler. Sorunlar bizi bek­ lemez. Gangsterler. muhabbet tellalları. yorumculuk. Marx. Örne­ ğin filozofların çok uzun bir süre yorumcu olarak çalıştıkları. casuslar ve caniler işe koşulmaktadır. Burjuvazinin Yoz İdeolojisi Şimdi kaybedilmiş zamanı hızla telafi etmeliyiz. yeni tip bir gelişme. geniş yedekler seferber edilmektedir. Jean Genet'nin yazdığı bir kitabı en yeni harika olarak göklere çıkarmaktadır. Biz eski dün­ yayı değiştirmiş ve yeni bir dünya kurmuş bulunuyoruz. Cehaletin ve gericiliğin bütün güçleri bugün Marksizme karşı mücadelenin hizmetine konmuştur.

Günlüğü adını taşıyan bu kitap şu sözlerle başkyor: "İhanet, hırsızlık ve
homoseksüellik; başlıca konularım bunlar olacaktır. İhanetten aldığım
zevk, mesleğim olan hırsızlık ve aşk maceralarım arasında organik bir
bağlantı vardır." Yazann işini iyi bildiği anlaşılıyor. Bu Jean Genet'nin
piyesleri Paris sahnelerinde büyük bir tantanayla oynanmakta ve Jean
Genet'nin kendisine Amerika'dan davetler yağmaktadır. Burjuva kültürü­
nün "son sözü" işte budur.
Biz, faşizme karşı kazandığımız zaferin tecrübesi sayesinde, idealist
felsefenin bazı uluslan nasıl bütünüyle çıkmaza sürüklediğini biliyoruz.
Şimdi idealizm, burjuvazinin çöküşünün olanca derinliğini, aşağılığını
ve iğrençliğini yansıtan yeni ve korkunç derecede çirkin çehresiyle karşı­
mıza çıkmaktadır. Filozof kılığına bürünmüş muhabbet tellalları ve ah­
laksız caniler: Bu, yozlaşmanın ve çöküşün gerçekten son kertesidir. Bu­
nunla birlikte bu güçler hâlâ hayattadır ve hâlâ kitlelerin bilincini zehir­
leme yeteneğine sahiptirler.
Çağdaş burjuva bilimi, kiliseye ve fideizme (Tanrıya inanmanın zo­
runlu olduğu göriişüne-Ç.N.), amansızca teşhir edilmesi gereken yeni ye­
ni gerekçeler hazırlamaktadır. Örnek olarak, İngiliz astronomu Eddington'un, evrenin fiziksel sabit katsayılarına ilişkin teorisini alabiliriz; bu
teori, doğrudan doğruya matematiksel formüllerden vahiy yoluyla 666 ra­
kamı gibi "temel katsayılar" elde etmeye kalkışan Fisagor sayı gizem­
ciliğine götürmektedir. Einstein'ıri birçok izleyicisi, diyalektik bilgi süre­
cini, mutlak gerçek ile göreli gerçek arasındaki ilişkiyi kavramadıkların­
dan, evrenin belli, sınırlı bir bölümündeki hareket yasalarının incelenme­
sinden çıkan sonuçlan sınırsız evrenin tümüne aktarmaya kalkışmakta
ve buradan, dünyanın zaman ve mekân içinde sınırlı bir tabiatı olduğu
fikrine varmaktadırlar. Hattâ Milne adındaki bir astronom, dünyanın iki
milyar yıl önce yaratıldığım bile "hesaplamıştır." Bu İngiliz bilim adamlanna, büyük vatandaşlan filozof Bacon'un, kendi bilimlerinin yetersiz­
liğini tabiata karşı bir küfür haline dönüştürenler hakkındaki sözlerini
uygulamak herhalde doğru olacaktır.
Aynı şekilde, çağdaş burjuva atom fizikçilerinin Kantçı hileleri onla­
rı elektronların "özgür iradesinden" dem vurmaya ve maddeyi yalnızca
bir dalgalar bileşimi olarak gösterme girişimlerine ve benzeri saçmalıkla­
ra götürmektedir.

İşte, Engels'in, materyalizmin "doğa bilimi alanı da dahil olmak üze­
re çığır açan her yeni keşifle birlikte... biçim değiştirmek zorunda oldu­
ğu" (F. Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu)
yolundaki öğüdünü hatırlayarak çağdaş doğa bilimlerinin ürünlerini tahlil
etmeleri ve genelleştirmeleri gereken filozoflarımız için muazzam bir fa­
aliyet alanı.
Yoz ve aşağılık burjuva ideolojisine karşı mücadeleye önderlik gö­
revi bize -Marksizmin zafer kazandığı ülkeye ve filozoflarına- değilse
kime düşmektedir? Bu ideolojiye karşı ezici darbeleri biz indirmezsek
kim indirecektir?
Marksizmin Zaferi
Savaşın küllerinden, yeni demokrasiler ve sömürge halklarının ulusal
kurtuluş hareketi doğmuş bulunuyor. Halkların hayatında, sosyalizm
gündemdedir. Sınırlarımızın ötesindeki dostlarımızın ve kardeşlerimizin
yeni bir toplum uğrundaki mücadelelerinin bilimsel sosyalist kavrayışın
ışığıyla aydınlatılmasına biz -Marksizmin zafer, kazandığı ülke ve filo­
zofları- yardım etmezsek kim edecektir? Biz onlan Marksizmin ideolojik
silahıyla aydınlatmazsak bu görevi kim yerine getirecektir?
Ülkemizde sosyalist ekonominin ve kültürün muazzam gelişmesi sür­
mektedir. Kitlelerin sosyalist kavrayışının durmaksızın gelişmesi, ide­
olojik çalışmamıza daha da büyük sorumluluklar yüklüyor. Bugün mey­
dana gelen şey, kapitalizmin halkın bilincindeki kalıntılarına karşı geniş
bir saldırıdır., ideolojik cephedeki işçilerimizin saflarına, sosyalist inşa­
nın engin tecrübesini genelleştirmede ve sosyalizmin yeni görevlerini
çözmede Marksist bilgi teorisini tam olarak uygulayan filozoflarımız ön­
derlik etmezse, kim edecektir?
Bu büyük görevler karşısında, akla şu sorular gelebilir: Filozoflarımız
bu yeni yükümlülüklerin üstesinden gelebilecek durumda mıdırlar? Felsefe
cephaneliğimizdeki barut yeterli midir? Felsefi gücümüz zayıflamış mı­
dır? Felsefe kadrolarımız kendi iç güçlerine dayanarak gelişmelerindeki
hataları alt edebilecek ve çalışmalarını yeniden inşa edebilecekler midir?
Bu sorunun bir tek cevabı olabilir. Buradaki felsefe tartışması, ge­
rekli güce sahip olduğumuzu, bu güçlerin hiç de küçük olmadıklarını,
kendi hatalarını açığa çıkararak onlan n üstesinden gelebileceklerini

göstermiştir. İhtiyaç duyduğumuz şey, yalnızca gücümüze daha fazla
güvenmek, güçlerimizi etkin çaıpışmalarda, günümüzün can alıcı sorun­
larının ortaya atılmasında ve çözümünde daha fazla sınamaktır, Çalış­
mamızın hiç de militanca olmayan yavaşlığına son vermenin, eski hata­
larımızdan arınmanın, Marx, Engels ve Lenin'in çalıştıkları ve bugün
Stalin’in çalıştığı gibi çalışmaya başlamanın zamanıdır.
Yoldaşlar, hatırlayacağınız gibi geçmişte Engels, Marksist bir bro­
şürün 2 000 ya da 3 000 nüsha basılmasını hararetle selamlıyor ve bunu
çok önemli, büyük bir siyasi olay olarak niteliyordu. Bizim ölçülerimize
göre önemsiz sayılabilecek böyle bir olgudan Engels, Marksist felsefenin
işçi sınıfı içinde derin bir şekilde kök salmış olduğu sonucunu çıkartı­
yordu. Öyleyse Marksist felsefenin halkımızın geniş tabakalarına yayıl­
ması hakkında biz ne demeliyiz; Marx ve^Engels, ülkemizde felsefe eser­
lerinin on milyonlarca basılarak halka yayıldığım bilselerdi, iıe derlerdi
acaba? Bu, Maıksizmin gerçek bir zaferidir ve Marx, Engels, Lenin ve
Stalin’in büyük öğretilerinin bizim ülkemizde bütün halkın öğretisi haline
geldiğinin canlı bir kanıtıdır. Felsefemiz, dünyada eşi bulunmayan bu
temel üzerinde canlı bir şekilde gelişebilmelidir. Sizler çağımıza, Lenin
ve Stalin çağına, halkımızın muzaffer çağına layık olmalısınız.

20 yıl a ra d a n sonra aydınlarım ızın v e sanatçılarım ızın d e ğ e rle n d irm e sin e sunuyoruz. çıkarcılığ ın "yükselen d eğer" sayıldığı koşullarda. örgütsüzlüğün. . üzerinde h â lâ tartışılan bir başvuru kitabıdır.ANDREY ALEKSANDROVİÇ JDANOV E d e b iy a t M üzik v e Felsefe Üzerine Elinizdeki kitabın iki özelliği vardır: Birincisi. İkincisi. N eoliberalizm ta ra fın d a n körüklenen. belge niteliğidir. Stalin d ö n e m i kültür politikasının en ö nem li temsilcisi o la ra k tanınıyor. Stalin d ö n e m i Sovyetler Birliği'nin izlediği kültür politikasının ideolojik ve teorik özelliklerini yansıtır. Jd a n o v 'u n eserini. halkın ih tiya çla rın d a n kop uk bir sa n a t anlayışının. bireyciliğin. 1938'den 1948'e k a d a r on yıl b o y u n c a Sovyetler Birliği Kom ünist Partisi'nin p r o p a g a n d a v e a jita sy o n d a n sorumlu Siyasi Büro üyesi o la n Jd a n o v .