You are on page 1of 106

© 1938- Cari Gustav JUNG
Okyanus Yayıncılık ve Yapımcılık Ltd. Şti.
I. Basım 1998 İSTANBUL
Çevıren:Raziye Karabey
Kapak Tasarımı: Nare Öztürk
Düzelti: Esra Bilal
ISBN - 975 - 7200 - 44 - 1
Ofset Hazırlık, Kapak Baskı, İç Baskı ve Cilt:
ÇİZGE Matbaacılık; Ltd. Şti.
Tel.: (0212) 647 34 93
OKYANUS YAYINCILIK VE YAPIMCILIK LTD. ŞTİ.
Ankara Cad. Konak İşhanı 34/304 3440 Cağaloğlu/İstanbul
Tel: (0212) 513 42 59

gerekse Yale Üniversitesi 1937 yılı Terry Konferanslarını verme onu­ runu bana tanıdığı için. çok sayıdaki insan için oldukça kişisel bir ilgi alanı olduğu gerçeğini gözlemlemeden edemez. bilim adamlarının ve aynı zamanda felsefecilerle insan bilgisine ilişkin diğer alanlarda çalışanların . Din. ara sıra deneyi­ . İnanıyorum ki. Terry Konferanslarının kurucusunun.BİLİNÇDIŞI AKLIN BAĞIMSIZLIĞI Anlaşıldığına göre. her zaman gündemde bulunan din sorununa kat­ kıda bulunmalarını sağlamaktır. dinin sadece toplumsal ya da tarihsel bir olay (görüngü) olmayıp. bu girişimi başlatmaktaki amacı. Çoğunluk bana filozof dese de. bu nedenle insanın psikolojik yapısına değmen her psikoloji dalı. daha doğrusu tıbbi psi­ kolojinin benim çalıştığım bu özel daimin dinle olan ilişkisi­ ni ya da dine ilişkin görüşlerini ortaya koyma görevinin bana düştüğü sonucuna vardım. Gerek bu nedenle. ben bir ampiristim (de­ neyciyim) ve fenomonolojik (doğal olayları inceleyen bilim­ sel) bir tutumdan yanayım. insan aklının en eski ve en yaygın uğraşlarından biridir. psikolojinin .

Hatta. bence. çünkü onlara göre psikoloji. pratik psikoloji ile din sorununa bir giriştir. zira “deneyim” bir sindirme işlemidir ve bu işlem olmazsa anlama süreci ger­ çekleşemez. Sözkonusu sorunun tüm derinliği ve ge­ nişliğiyle kapsanması. Çalışmamın ilk bölümü. diğer bir deyişle. kuşkusuz bizim üç konferansımızdan çok fazlasını gerektirir. felsefeyle fazla ilişkili değildir. hem çok zamana hem de çok açıklamaya gereksinim vardır. Dinin psikolojiyi ilgilendiren yönü çok önemli olmakla birlikte. ancak bunları yetkin şekilde kullanmada yeterli de­ ğilim. Uygulama konusundaki yaklaşımların değerini reddet­ miyorum.min. psikoloji bundan çok daha fazlasını kapsar. psikoloji konusundaki her şe­ yi bildiğini sanmaktadır. çoğu kişi. Üçüncü bölüm ise. ben dine salt ampirik açıdan yaklaşı­ yorum. çünkü somut ayrıntılara inmek için. Psikoloji. Bu ifadeden de anlaşılacağı gibi. psikolojik konular. kendi­ lerine ilişkin bilgilerin toplamından başka bir şey değildir. Benim bu kitaptaki amacım. bilinçdışı akıldaki otantik din işlevinin (fonksiyonunun) varlığını kanıtlayan olgulara ilişkindir. deneyim de sözkonusu olmaz. onun metafizik ya da felsefe uygulamalarından kaçını­ rım. Ancak. 4 . bilimsel ampirizmin ilkeleriyle çelişme­ mektedir. benim yaklaşı­ mımda. bilimsel açı­ dan ele alınmaktadır. bilinçdışı süreçteki dinsel sembolizmi ele alır. felsefi açıdan değil. İkinci bölüm. fenomeni (olayı) gözlemlemekle ye­ tinip. Farkındayım. iç duyum (reflection) aşaması bulun­ madığı sürece. pra­ tik psikolojinin din sorunuyla kesiştiği yönlere hiç olmazsa bir göz atabilmektir. yaşantının sağladığı birikimin ötesine geçen bazı fikirle­ rin ileri sürülmesi. fakat ortalama deneyim sahi­ bi kişilerin sıklıkla karşılaşmayacağı türden ampirik olgular­ la çok yakından ilişkilidir.

psikoloji. olaylardan. zira varlık olarak mevcuttur. temsil etmekte olduğum psikoloji dalının yöntemsel yak­ laşımını iyi bildiğini varsaymam doğru olmaz. ne bir ifadedir. yargı değil. doğru mu yoksa yanlış mı olduğu sorunuyla ilgilen­ mez. gerçek ­ lerden hareket etmektedir. Fakat. Bir fil gerçektir. ne bir so­ nuçtur. sadece böyle bir düşüncenin varolması durumuyla ilgilenir. Psikolojik açıdan varoluş. psikolo­ jik varlık toplumdan çıkıyorsa. olan biten şeylerden. diğer bir deyişle kaynağı kamuoyuysa. Bu durum ise. salt fenomolojiktir. Sözkomısu yaklaşım. kendiliklerinden ortaya çıkar. Dahası. psikolo­ ji de fikirleri ve farklı kafa yapılarını aynı şekilde inceler. bakire doğum motifini ele alırsak. Bu bakış açısı doğal bilimlerin yaklaşımıyla aynıdır.Oldukça alışılmadık bir sav ileri süreceğim için. Örneğin. hatta insanı yaratan gücün icatlan o l­ duğu fikrine o kadar alışmışız ki. dinleyici­ nin. Böyle bir düşünce. diğer bir deyişle. Sahip olduğu gerçeklik. Oysa gerçek şudur : belirli bazı fikir­ ler neredeyse her devirde ve her yerde bulunur.hatta b i­ reylerin bilincine kendilerini kabul ettirir. nesneldir (objektiftir). tek kelimeyle. O bir fenomendir. ampirik psikolojinin ilgi alanına girer. Fakat biz psişik olayların isteğe ve keyfe bağlı oldukları. bir olgu­ dur. Örne­ ğin. psike’nin (ruh) ve onun içe­ riğinin kendi keyfi icadımızdan ya da varsayım ve yargılarımı­ zın sanal ürününden başka bir sey olmadığı önyargısından kendimizi kurtaramayız. 5 . ne de bir yaratıcının öznel (sübjektif) yargısıdır. pla tonik felsefenin değil. zooloji farklı hayvan türleriyle nasıl uğraşıyorsa. mevcut olduğu sürece psikoloji açı­ sından gerçektir. birey tara­ fından oluşturulmaz. hatta gelenek ­ lerden ve göçlerden bile etkilenmeyebilir. Bunlar. fil. sadece bir birey­ de meydana geliyorsa özneldir (sübjektiftir). deneyimlerden.

çeşitli dereceler­ de kendine işkence yapma vb. salt numinosum etkisi yaratmak amacıyla gerçekleştirilir ve bu sırada da ruh çağırma. din. Ne var ki. yani istence bağlı keyfi hareketlerin bir sonucu olma­ yan dinamik bir varlığa veya etkiye. inananları kutsamaktır. Rudolf Otto’nun (1) deyimiyle “numinosum” a.Dinden sözederken.bu ayin­ ler Taıııı’mn onaylamadığı takdirde yapılmalarını sağlamaya­ 6 . daima bu tür eylemlerden önce gelir. ya görünür bir nesnenin (objenin) niteliğidir ya da gö­ rünmeyen bir varlığın etkisidir ve sonuçta. bilincin özel bir şekilde değişiklik geçirmesine yol açar. Latince anlamının da ifade ettiği gibi. Din. ekmek-şarap ayinini yapmaktaki amacı. öz­ nenin iradesi dışındaki bir durumunu gösterir. sihir ve büyü içeren belirli araç­ lardan yararlanılır. mantıklı bir bakış açısıyla yaklaşıldığın­ da. Numino­ sum. meditasyon ve diğer yoga hareketleri. bu terimle ne anlatmak istediğimi en başta açıklığa kavuşturmam gerekir. Ancak. dikkatli ve özenli bir şe­ kilde uymaktır. bu dini ayinlerde hiç kimsenin yüce gücü orada hazır bu­ lunmaya zoriayamayacağı ileri sürülebilir. Gerek dini öğ­ retilere gerekse kamuoyuna göre. ritüei (tören. Fakat dışsal ve nesnel bir yüce davaya du­ yuları dinsel inanç. Numinosum. bazı istisnalar mevcuttur. kurban etme. her zaman ve heryerde. ayin) ya da din kurallarını uygulama konusuna gelince. bireyin dışındaki nedenlere bağlıdır. isteğe bağlı olarak. Ritüellerin pek çoğu. böyle bir durum. En azından genel ku­ ral budur. dinin yaratıcısı olmaktan daha çok onun bir kurbanı durumundaki insan öznesini (süjesini) kavrar ve kontrolü altına alır. fakat bu hareket yüce gücün ayindeki varlığını büyüye dayalı bir işlemle ortaya koymak anlamına geldiği için. nedeni ne olursa olsun. Ör­ neğin Katolik kilisesinin.

W illiam Jam es’in belirttiğine göre. güzel.cağı ilahi kurumlar olduğu için. bilim adamları genellikle bir şeye iman edip inanmazlar. İtikadlar. büyük bulduğu. Paul’ün hristiyan oluşu bu konuda çarpıcı bir örnektir. Din bana. numinosum deneyimi sonucunda de­ ğişikliğe uğramış bilince özgü bir tutumu tanımlayan bir te­ rimdir.”(2) “Din” terimiyle. (3) Deneyimin. yaşantmın içeriği kutsanmıştır . Terimin özgün anlamı. ya da dikkate almaya yetecek kadar yardımsever. örneğin. belirli bir davaya heyecanlı bir il­ gi duyan kişiler için. ruhların. bunlara uyulmasını içerir. Şu söylenebilir: “Din”. bir itikadı. her inanç. diğer taraftan da. inançlar. ideallerin ya da insanın kendi dünyasında candan hayran olup sevecek kadar anlamlı. yüce gücün kaçınılmaz şekil­ de ayinde hazır bulunacağı da ileri sürülebilir mantıklı olarak. fikirlerin. “taparcasına bağlı” deyimini kullanırız. inancı kastetmediğimi açıkça belirtmek isterim. bu tutüm “religio” teriminin özgün kullanımına dayana ­ rak tanımlanabilir. “onların özelliği bağlılık duygusudur. şeytanla­ rın. Gündelik konuşma dilinde. yasaların. aslında bir taraftan numinosum deneyimine dayanmak­ tadır. insan akimın özel bir tutumu olarak görünmek ­ tedir. şurası da doğrudur ki. Buna rağmen. kesinlikle yaşanmış bir numino­ sum ’un etkisine ve bunun sonucunda bilinçte meydana gelen özel bir değişmeye duyulan güven ve bağlılığa dayanmakta­ dır . tanrıların. ilk dini deneyimlerin belirli kalıplara sokularak kurallara bağlanmış ve dogma haline getirilmiş biçimleridir. tehlikeli veya güçlü bulduğu diğer faktörleri de kapsayan tüm “güçler”deıı oluşan belirli bazı dinamik faktör­ lerin dikkatli şekilde gözetilip.

8 .en azından Hristiyan olmak zorundadır ve Tanrı­ nın insanlık adına acı çeken İsa’da kendini gösterdiği şeklin­ deki inanç kapsamında kendini ifade etmek zorundadır. de kesindir ve Budist ve Müslüman görüş ve duyumlarla genişletilip değiştirilemez : yine de şurası kuşku götürmez ki. bir ritüel ve değiş­ tirilemez bir kurum halinde tekrarlanmakta ve yeniden ya­ şanmaktadır. her inancın kendini tek ve ebedi gerçek olarak görme savını kulak ardı etmelidir. dogmatik ge­ lenekten ve kodlanmış ritüellerden sınırsız bir özgürlüğe ge­ çen ve bu nedenle de dörtyüzden fazla kola ayrılmış protestanlık bile . Bu olay. Aynı durum. dogmanın da bir hayatı ol­ duğunu ve bu nedenle değişikliklere ve gelişmelere açık oldu­ ğunu kabul eder.ve genellikle aıtık değişmez ve çoklukla da süslü bir yapıda dondurulup katılaştırılmıştır. değiştirmek için hayati bir neden bulun­ mayan ve milyonlarca insanın asırlarca uyguladığı deneyim şekilleri halini alabilir. zorunlu bir taşlaştırma anlamına gel­ meyebilir. Ke­ sin çerçeve budur. Konfüçyüs veya Zerdüşt değil. bu nedenle de belirli bir dog­ matik yapıya sahiptir ve belirli duyumsal (emotional) değer­ ler içerirler. İlk deneyim. Tersine. Bir psikolog. Mani. Muhammed. başlangıçta yaşanan deneyimlerle sınırlıdn-. Katolik kilisesi belirli katılığı nede­ niyle sık sık suçlanmasına rağmen. Mithras. bilimsel bir tavır sergilediği sürece. Dikkatini dinsel sorunların insani boyutlarında yoğunlaştırmalı ve bunu yaparken de itikadlara bağlı olarak çok farklı görünümlere bürünen dinsel deneyi­ min ilk halini ele almalıdır. Hatta. bunun içeriği. dogmaların sayısı sınırlanmış değil­ dir ve zaman içinde artabilir. dinsel fenomenleri sadece Buda. Kibele. Hermes ve diğer birçok egzotik kültler de temsil etmektedir.ki görünüşe göre. Attis. Protestanlık bile . Yine de tüm bu değişim ve gelişmeler. ritüeller için de geçerlidir.

insan için alçaltıcı bir yenilgidir ve kendi psikolojisinin tam olarak bi9 . Her nevroz (sinirce) bireyin en özel hayatıyla ilgili olduğu için. Fakat bir insanda. fakat aynı şeyi psi­ kolojik yaklaşımla yapmak çok zordur. Nevroz. hatta bundan korkacaktır. İnsanlarla olan deneyimlerimiz büyük ölçüde. profesyonel çalışma­ larımda izlediğim yol konusunda. Hasta artık doktoruna güvense ve ondan çekinmese bile. hasta niçin ser­ bestçe konuşamaz? Niçin korkak. on­ larla yaptığımız şeylere dayandığı için. kendine güvenini kaybeder. nor­ mal bireylerle yaşadığım pratik deneyimlerimden kaynaklan­ maktadır. tedavi sırasında bir hasta kendini marazi (hastalıklı) du­ ruma sokan ilk koşulları ve komplikasyonları tümüyle anlatır­ ken hep bazı tereddütler yaşanacaktır. belirli şeyleri kendi kendine kabul etmek istemeyecek. kendinden daha güçlü olan bir şey var mıdır? Unutmamalıyız ki. belir­ li boyutta bir moral çöküntüsü içermektedir. sanki kendi bi­ lincine varmak tehlikeli bir şeymiş gibi. hem hastalarımla hem de. kendilerini aşan şeylerden korkar. Peki. inanç değil. kamuoyu veya saygınlık veya şöhret denilen kuramların önemli elemanlarını oluşturan bazı dışsal faktörlere “dikkatle uymakta” oluşudur. Benim din sorununa tüm katkım. dinsel insanın. İnsanlar genellikle kendilerine ezici gelen. bireyin. deyim yerindeyse. yani kendisine ve kendisi aracılığıyla da genel konumuna etki eden belirli faktörleri dikkate alıp gözeten insanın psikolojisi­ dir. size en azından genel bir fi­ kir vermek durumundayım. çekingen ve aşırı titiz dav­ ranır? Bunun nedeni. Bu faktörleri tarihsel geleneğe veya antropoloji bilgimi­ ze göre adlandırıp tanımlamak kolaydır. her nevroz. Birey nevrotik olduğu sürede.Bir doktor ve sinir ve akıl hastalıkları uzmanı olarak be­ nim hareket noktam. itikad.

Birey. Doktorlar. çok önceleri. o taktirde. gerçek bir kalp ya da kanser hastası olmadığı konu­ sunda hastayı ikna etmiş olabilirler. “ger­ çek olmayan” bir şey tarafından yenilgiye uğratıldığını sanır. beyindeki organik süreçlerin fenomenler üstü bir yan ürünü­ .ona'göre. Gerçekten de. diye düşünür hasta. Eğer ruh kolayca farkedilmeyen bir bedenle çevril­ miş olsaydı. maddesel bedenin kansere yakalana­ bilmesi gibi. bu lanet olası hayal gücünü nereden buldum ve bu başbelası neden bana musallat oldu” diye kendi kendine dü­ şünür. Bu nedenle. Öyleyse. Ve yine tıbba göre. bu belli belirsiz bedenin de gerçek ama hafif bir kansere yakalandığı söylenebilirdi.linçinde olmayan kişilerce böyle anlaşılmakladır. en azından ger­ çek bir şeyden bahsedilmiş olurdu. psike. nevrotik vakalarda ne yazık ki faydalı olma­ maktadır. kendisinde herhangi bir sorun bulun­ madığı . eğer be­ denin gerçekten hasta olduğu kamtlanamıyorsa. aşağılık duygusu o kadar çok benliğini kaplar. beden ya hastadır ya da hiç sorun yoktur. bunun nede­ ni. Hasta. “hastalık hastası”olduğuna ne kadar çok inanırsa. neredey­ se yalvaran biçimde bir bağnsak kanserinden muzdarip oldu­ ğunda ısrar etmesi ve aynı zamanda da ümitsiz bir ses tonuy­ la kanserinin sadece hayali bir şey olduğunu tabii. psi­ şik özellikteki şeylerden hiç hoşlanmaz . f Peki ama psike nedir? Maddeci bir önyargıya göre. tıp bilimi. elimizdeki araçların düzeyinin. belirtileri hayal gücünden kaynaklanmaktadn. Bizim her zaman maddeci bir açıdan oluşturduğumuz psike kavramı. O zaman. ki bildiğin­ den sözetmesi acınacak bir durumdur. “Eğer belirtilerim ha­ yaliyse. kuşkusuz organik kökenli olan sorunlarımızı doktorun saptamasına olanak vermemesi­ dir. akıllı birinin karşınıza gelip de.

maddeci bakış açısını belirli şekilde güçlendirmekte. Her psişik rahatsızlığın kökeni. ama yeterince sağlam kılmamaktadır. eğer salgılara bağlı sorunlar varsa. kolon gerilmesi nede­ niyle yakın zaman önce ameliyat geçiren bir hastanın bağırsağmm 40 santimlik kısmı alınmış. Ya açıkça fi­ ziksel nitelikteki bazı rahatsızlıkların. Gerçekten de. ikinci bir ameliyatı reddediyordu. Bazı özel psikolo­ jik gerçekler ortaya çıkarılır çıkarılmaz. Psike ile beyin arasındaki reddedilemez ilişki.dür sadece. hatta bu yolla tedavi edildiği durumları nasıl açıklayabile­ ceğiz? Bir psoriasis (sedef hastalığı) olayına şahit olmuştum. organik veya fi­ ziksel olmak zorundadır ve eğer tanı koyulamıyorsa bu du­ rum. beynin organik süreç­ lerinde gerçek bir rahatsızlık olup olmadığını bilmiyoruz. . isterik bir ateş yükselmesi olayını biliyorum. bu sorunlarm nevrozun bir sonucu değil nedeni olduğunu söylememiz olanaksızdır. nevrozların ger­ çek nedeni psikolojiktir. Öte yandan şurası da kuşku götürmez ki. 11 . bu cilt hastalığı neredeyse tüm bedeni kaplamıştı ve bir kaç haftalık psikolojik tedaviden sonra onda dokuz oramnda iyi­ leşme sağlanmıştı. Başka bir durumda. hastanın ate­ şi 39 dereceye kadar yükselmiş ve psikolojik bir nedenin iti­ rafı sonucunda bir kaç dakika içinde düşmüştü. kolon (kalın bağırsak) normal işlevine dönmüştü. Bununla birlik­ te. Hasta artık ümitsizdi ve doktora kaçmılmaz görmesine rağmen.organik veya fiziksel bk rahatsızlığın sadece itirafta bulunmak suretiyle bir anda tedavi edilebileceğini düşünmek çok zordur. hastaya acı veren bazı psikolojik çatışmaların sadece tartışılmasından bile etkilendi­ ği. fakat bundan som a yine olağandışı bir kolon (kalın bağırsak) gerginliği oluşmuş­ tu. sadece tanı araçlarımızın yetersizliğinin bir sonucudur. Bir nevroz vakasında.

çünkü kendi dışında bir Arşimed noktası yoktur. Varolmanın sadece fiziksel bir bi­ çimde olabileceği varsayımı. Öyleyse. benim kendisinin baş düşmanı olduğumu sanıyorsa ve beni öldürmüşse. çünkü ancak duyularımızın bi­ ze ilettiği psişik imgeleri (imajları) algıladığımız sürece mad­ de hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Eğer birisi. yakından bildiğimiz tek varoluş biçimi. fakat fiziksel bir biçimi yoktur. salgm hastalıklardan veya deprem­ lerden daha tehlikelidir. psişik tehlikeler. Nevrozun. Hatta şuna inanıyo­ rum ki. Aklımız kendi varoluş biçimini kavrayamaz . O vardır. hastalığın varlığı bir gerçektir. yine de. Psike vardır. psike’nin bir hiç olduğuna veya hayali bir olgunun gerçek olmadığına inanmak giderek güçleşmektedir. hayali kanseri olan hastamıza ne yanıt verece­ ğiz? Ben şöyle söylerdim: “Evet arkadaş. buna rağmen varolan bir şeydir. ben salt bir hayal gücü yüzünden ölmüş olu­ rum. Yalnızca yakın çevresinde­ ki şeyleri görmeye alışmış. Şu basit ama temel gerçeği unutmakla kuşkusuz büyük bir hata yapıyoruz. miyop diyebileceğimiz kafa yapı­ sına sahip birinin aradığı yerde değildir psike. gerçekten de kan­ 12 . Ortaçağdaki veba ya da çiçek salgın­ ları bile. Tam tersine şunu da söyleyebiliriz : fiziksel varoluş sa­ dece çıkarsamadır (inference).Hiç de az olmayan bu tür olaylara bakıldığında. Aslına bakılırsa. 1914 yılındaki belirli fikir ayrılıklarının ya da Rus­ ya’daki bazı politik görüşlerin neden olduğu kadar kadar çok insanın ölümüne yol açmamışta. hatta varoluşun kendisidir. Hayaller vardır ve fiziksel koşullar kadar gerçek ve on­ lar kadar zararlı ve tehlikeli olabilirler. neredeyse gülünç bir önyargıdır. psi­ şiktir. hayal gücü dışında başka hiç bir nedeni yoksa .

Fakat o. en sonunda senin ruhunu öldü­ recektir. ancak bu şey senin bedenini öldür­ mez çünkü hayalidir. bu ölümcül hayal gücünü başlatan kendisi de ­ ğildir. Sözkonusu önyargı göreceli ola ­ rak yeni tarihlere aittir.” Hastamızın teorik aklı. hemen bir tür sorumluluk duyarız. daha önceleri yaşasaydı. hastamız bilmektedir ki. Fakat konu psike’ye gelince. bu kişilerdeki kanser düşüncesi. bu kötülüğe yol açan sorumlunun ken ­ disi olduğuna asla inanmaz. Bu düşünce. Bilincin nite13 . Onlara göre. Kanser olduğunu sanan kişi. kanser kendi bedeninde bulunmasına rağmen. öldürücü bir kötü­ lük barındırıyorsun içinde. hayal gücünün yaratıcısının ve sa­ hibinin kendisi olduğunu ileri sürmesine rağmen. hayaletler. Daha yakın zaman öncesine kadar. Böyle bir fantazinin yaratıcısının ken ­ disi olduğunu hiç düşünmezdi. aslında kendi­ liğinden olan (spontane) bir gelişmedir ve psike’nin bilinçten farklı bir kısmında ortaya çıkmıştır. Bana göre. Eğer kişi gerçekten kanserse. san ­ ki psişik koşullarımızı kendimiz oluşturmuşuz gibi. Herhalde birisinin kendisine büyü yaptığını ya da cinlerin etkisi altında kaldığını varsayardı. psişik unsurların düşünce ve duyguları ­ mızı etkilediğine inanırdı. insan olmaktan çıkacaksın ve kötü bir tü­ möre dönüşeceksin. şeytanlar ve melekler ve hatta tanrılar varolan şeylerdi vc bunlar insanlarda belirli psikolojik değişikliklere yol açabilir ­ di. hatta zehirlemiştir ve tüm psişik varlı­ ğını emip bitirinceye kadar da bunu artırarak sürdürecektir Öyle ki sonunda. bilince teca­ vüz eden özerk bir gelişme gibi görünmektedir. Daha şimdiden insanlarla olan ilişkilerini ve kişisel mutluluğunu bozmuş. kültürlü kişiler bile.ser-benzeri bir şeyden ıstırap çekiyorsun. bu düşüncesi konusunda çok farklı şeyler hissederdi. büyücüler.

onun bizim kendi psişik varlığımız olduğudur. Kültürlü ve akıllı olmasına rağmen. tepkileri değişikliğe uğrayacak. gizli bir kompleksle ilintili bir şeye değinir­ se. Test sırasında kişi. kanser ise kendisinin psişik varlığıdır ve bizimle bir bağı yoktur. kanser fikrinin kökenindeki psişik kompleksdeıı kaynaklanan yanıtları kesinlikle bulup çıkarırız. Testte. Kompleks. kendi düşünsel hayatları bulunan ikincil ya da kısmi kişilikler gibi davranır. Bizim hastamızın durumu ikinci grup komplekslere dahildi. Böyle bir vakaya çağrı­ şım testi uygularsak. Gerçekten de kompleksler. Fakat. daha önce bilinçte hiç yer almamış komp­ leksler de vardır ve bu tür olanlar hiç bir zaman isteğe bağlı olarak bilinç dışına çıkarılamaz. ya engellenir ya da ortadan kaldırılır) veya tepkilerin ye­ rini özerk unsurlar alacaktır. Uyarıcı kelime ne zaman. kişinin bilinçli isteğiyle yanıtlayamayacağı bazı uyarıcı (stimulus) kelimeler olacak­ tır. bilinçli . sanki egonun isteklerine müdahale edebilen bağımsız bir varlıktır. Bunlar bilinçdışı akıldan do­ ğar ve esrarengiz ve karşı konulamaz savlarla ve telkinlerle bilinci işgal eder. önbilince geçiri­ lir. komplekslerin çoğu bilinçten ayrılıp koparlar.ligi konusunda belirtilebilecek nokta. onu hükmü altına «ilan veya onda takıntı yaratan bir şeyin 14! . Bizim yöntemimizde. geç tepki ver­ meye başlayacak. Bu kelimeler. Bu söylem. hatta kompleks kökenli bir yanıtla yer değiştirir.ego’nun tepkisi bozulur. gözlemlenebilir ger­ çekleri tam olarak tanımlamaktadır. test uygulanan kişi için bile genellikle bi­ linçdışı olan belirli özerk içeriklerle cevaplanacaktır. bastırma (repression) yoluyla komplekslerden kur­ tulmayı tercih ettiği için. Bilinç. çok geçmeden bireyin kendi evinin efen­ disi olmadığını anlarız (4).içerik bilinçdışına değil. baskılanacak (suppression .

bilinmez k i. bu korkunun temel­ siz olmadığının ayırdma varmalıyız. kimse böyle gülünç bir korkuyu kabullenmek istemez.. “ruhun bilinmeyen kötülüklerine” du­ yulan gizli bir korku vardır. Ne yazık ki. muhaliflerin tümü diri diri yakılır veya başları uçurulur veya daha modem makinalı tüfeklerle kitle­ ler halinde yokedilir. özellikle. ancak apaçık bir gerçektir. tam tersine aşırı derece­ de sağlam nedenlere dayanmaktadır. Sözkonusu fikir günün birinde ortaya çıkmış ve o gün­ den itibaren de yerinden kımıldamamıştı. yalnızca kısa kısa özgürlük araları veriyordu.ümitsiz biçimde kurbanı olmuştu. bunlar sadece günümüze değil. Böyle durumların varlığı. Yeni bir fikrin bize ya da çevremizdekilere musallat olmayacağı konusundan asla emin olamayız. Bu güçler asla. Marazi fikrinin şeytansı gücüne karşı kendisini herhangi bir biçimde korumada son derece çaresizdi. “Homo homini lupus” üzücü. Çoğu kişide. Perdenin arka­ sında gerçekten bir şey bulabilirler . Bu tür şeylerin geçmişte kaldığını dü­ şünerek kendimizi avutamayız. bilinçdışı akıldaki kişisel olmayan güçlerden korkma­ mıza yetecek kadar neden vardır. bilinçdışının olası içeriğine ilişkin bir tür ilkel Desidemonia (şeytana inan­ ma) bulunur. dolayısıy­ la insanlar bilinçlerinin dışındaki faktörleri “hesaba katıp on­ lara dikkatle uymayı” tercih eder. Yakın ve eski çağlar tarihinden biliyoruz ki. ne kadar iyi niyetli veya ma­ kul olursa olsunlar. Kuşkusuz. Gerçek­ ten de. utancın ve ince dü­ şünceliliğin ötesinde. Kanser düşüncesi habis bir ur gibi onu aş­ mıştı. Sonuçta da. Tüm doğal çekingenliğin. böylesi takıntı fikirler çevrenin kabul edemiyeceği kadar ga­ rip olabilmektedir.. Fakat. ya da he­ 15 . geleceğe de ait görünüyor. insanların kendi bilinçlerinden niçin korktuklarını bir dereceye kadar açıklar.

bilinç sınırının altında dur­ maktadır. Bence. biz her zaman bir volkan üzerinde yaşıyoruz ve bu volkanın patlaya­ rak çevresini yakıp yıkma olasılığına karşı. Kalabalığın içindeki insan. Bol­ şevik ideolojisinin yol açtığı ölümleri. Ancak. tek başına kişisel bir baba kompleksiyle açıklamak bana yetersiz görünmektedir. aslında bu düzeyde­ ki içerik her zaman orada mevcuttur ve bir kalabalığın oluş­ masıyla teşvik edilecek şekilde. yeni ve hatta ga­ rip güçlere. Aslına bakılırsa. yalnızca bire­ yin günlük olağan uğraşlarının ve ilişkilerinin irdelenmesinde geçerlidir. güneş ve ay tutulmalarındaki panik­ lerle ve buna benzer bazı ilkel olaylarla kıyaslanabilir'. Fakat insanlar biraraya gelir ve bir güruh oluşturursa. bildiğimiz kada­ 16 . kişisel ilişkilerimizde ve olağan koşullar al­ tında ortaya çıkmadıkları için. fakat var olma­ yan bir şey de harekete geçirilemez. İnsanlar kusuru daima dış güçlere atmaya eğilimlidir. insan psike’sini sadece kişiyi ilgilendiren bir konu olarak ele almak ve tümüyle kişisel bir bakış açısıyla açıkla­ mak ölümcül bir hatadır. manyak ya da vahşi bir canavara dönüştürülebilir. Kollektif güçlerin bireyin karakterinde meydana getirdiği değişiklikler şaşırtıcı boyuttadır. işte o zaman kolektif bireyin dinamikleri serbest kalır .tümüyle beklenmeyen. belki de öngörülmeyen ve biraz olağandışı bir olay şeklinde küçük bir sorun çıktığında. bizler mutlu bir şekilde onların farkında olmayız. Sözkonusu güçler artık kişisel motiflerle (güdü­ lerle) açıklanmaktan çok. Bu tarz bir açıklama.bir güruhun üyesi oluncaya kadar herkesin içinde uyku durumunda bulunan vahşi hayvanlar ya da iblisler özgürce or­ taya çıkar.men hemen asla. bilinçsiz olarak daha alt bir ahlaka ve entellektüel düzeye iner. hemen içgüdüsel güçlere başvurulur . Yumuşak ve makul biri.

Deneyimlerim bana göstermiştir ki. çünkü hem deliyi hem de güru­ hu harekete geçiren. yapabileceğimiz bir şey yoktur. kendisi olduğu ve kendi­ sinin bu belirtileri gizlice yaratıp desteklediği konusunda has­ tayı ikna etmek iyi bir strateji değildir. ancak bu kasıtlı ve isteğe bağlı değildir. nevrozla yola getirilebilir. kompleksin . gerçekle­ re daha uygundur. Böylesine riskli ve belirsiz bir durumdayken. olayı kişisel motiflere indirgemeye göre. Böyle bir sav. apaçık saçmalıklar karşısında ne kadar yetersiz kaldığını açıkça göstermektedir. 17 . ancak dinleyicimiz ya tımarhanelik bir deliyse ya da kolektiflik duygusuna kapılmış bir kalabalıksa ne olacak? îkisi arasında pek fark yoktur. insan aklının ve zekasının. fakat karşı çı­ kılamayan saçmalıkları. Hastalarıma her za­ man şunu tavsiye ederim: böyle açıkça görülen. Makul yollarla başedilemeyen. bilincinin karşı koyabileceğin­ den daha fazla bir istenç gücüyle karşı karşıyadır. Hastaya.rıyla. kişiyi ezen ve güçlerdir. o açıklamanın. Karşımızdakine akü ve sağduyu çerçevesinde davranmayı öğütlemek kuşkusuz güzel bir şeydir. onun karşı koyma gücünü derhal felce uğratır ve moralini bozar. bilinçli kişiliğe karşı çıkan özerk bir güç olduğunu anlatmak çok daha iyi bir yoldur. marazi etkiye eşdeğer bir hipotez getirdiği sürece uygun olacağı da unutulmamalı­ dır. Dahası. karşı koyulamayan güçler. belirtilerinin gerisindeki kişinin . Açık bir kişisel neden. Bizim vakamızdaki kişi. henüz bizim için anlaşılmazlığını ko­ ruyan bir anlamın ve gücün kendim ifadesi olarak kabul etsin­ ler. Ancak. böyle bir olayı ciddi­ ye alıp uygun bir açıklama getirmeye çalışmak çok daha etkin bir yöntemdir. anlaşılamayan bir şekilde. kişisel olmayan. Değindiğimiz kanser vakası. motivasyon (güdü­ leme) mevcuttur. hastanın başına gelivermiştir. bu açıklama.

Bu durum. kişiyi insafsız ve zalim bir bağ içinde tutmak için . ya da. rüyaları cid­ diye alacak kadar batıl inançlı olabilir miydi! Rüyalara kar­ şı çıkan yaygın önyargı. Bu kurnaz yo­ lu.Gılgamış destanında. genelde insan ruhuna son derece az değer veren bir bakış açısının belirtilerinden başka bir şey de­ ğildir. bilinç­ dışı geliştirmiştir. Akıllı bir insan. bununla bir­ 18 . aklının ve zekasının gücüyle dünyaya bir düzen getiren. Tanrıların artık yok olduğu hatta kötü şöhret kazandığı bir çağda yaşayan hastamız da böyle rüyalar görü­ yor. Gılgamış. Bilim ve tekniğin gösterdiği muhteşem gelişmeler. herşeyi karşı çıkılamayan. Hasta. Aynı şey bizim hastamızın da başına gelmiştir: hastamız. kendi kişisel kaderini belir­ lemeyi başarmıştır. her zaman getirecek olan bir düşünürdür. aklı­ nı ve zekasını bencil güç amacıyla kötüye kullanmayı alış­ kanlık. ruhun ölümsüzlüğünden sözetmektedir. haline getiren kişilerin başına gelebilir ancak. iç gözlem (introspection) eksikliği ile dengelenmiştir. di­ ğer tarafta şaşırtıcı bir bilgelik ve içe bakış. fakat onları dinlemiyordu. hastamızın tüm makul idealle­ rine ve dahası her şeyden daha güçlü olan kişi istencine duy­ duğu inanca inen en güçlü darbeydi. doğru. Gılgamış’ın gücüne eşit güçte biri yaratılmak istenmişti. sarsıl­ maz akıl yasaları çerçevesinde kalmaya zorlamış. Böyle bir tak ın tı. ancak doğa bir yer bulup kaçmış ve bir kanser fikriyle. Dinsel öğretilerimiz. Bu rüyalar ona düşmanını nasıl yenebileceğini gösteriyordu. karşı konulamaz bir saçmalık biçiminde şiddetle geri gelmiştir. gururu yüzünden tanrılara meydan okuduğunda. Buna rağmen Gılgamış tanrıların intikamından kaçabilmiştir. Bu ihtirası sonunda. Kendisini ikaz eden rüyalar görüyor ve bunları dikka­ te alıyordu. onun yasa dışı ihtiras ve arzularım kontrol altına alabilmek amacıyla.

fakat nedenlerin hepsi bunlar değildir. bilincin nasıl kolayca kaybedildiğini hala gözlemleyebiliriz. başımız açık durumda eğiliriz. İyi günler dileğinde bulunarak kaderi yatıştırırız. abartılmış nezaket gösterilerine değer verir. bazı olası psişik tehlikelerin. aşağı yukarı tam bir kendinden geçme halidir ve sıklıkla yıkıcı sosyal sonuçlara yol'açar. sonsuza kadar lanetlenecek olan insan psikesine ilişkin çok az ılımlı söylem içerir. sol eli cepte tutmak ya da arkada tutmak iyiye işaret değildir. Yüksek yetki sahiplerinm önün­ de. Bu duruma. Bu yüzden ilkel insanlar. . “dinsel” şekilde gözetilmesini içerir hala. çömelir ve başlarını eğerek avuçlarını göstererek sakin bir şekil­ de konuşurlardı. bilmçdışındaki herşeye karşı du­ yulan ilkel biı* korku ve çekingenlik sözkormsuydu. bu geliş­ melerden çok daha önceleri. eğer Yüce Varlığın özel bir hareketi. “ruhun kötülüklerine” (5) bir örnektir. Sıradan bir duygulanma bile. Ruhun kaybolması. Savaş dansları sırasında saA m ok: M a la ya h ia rd a g örülen ve ruhsal bir bunalım ı takip e d e re k şiddetli ö ldürm e arzusu biçim inde beliren hastalık. karşıdaki­ ni» eli iki elle birlikte sıkılır. Psikenin genelde küçük görülme­ sine yol açan işte bu iki önemli faktördür.likte. Bu. El sı­ karken. önemli ölçüde bilinç kaybına neden olabilir. esirgemesi olma­ saydı. Göreceli olarak yeni sayılan. Göreceli olarak ilkel topluluklarda. yani kolayca ani bir şiddet nöbetine kapılabilecek olan güçlü kişileri yatıştırmak için ko­ rumasız şekilde başımızı sunarız. Eğer özellikle uğur getirmek isteniyorsa. psikenin bir kısmının tekrar biliııçdışma dönmesinde rastlarız. Diğer bir örnek Germen destanlarındaki (6) çıldırma durumuna kar­ şılık gelen amok* durumudur (7). silahlarım yere koyar. İlk başlarda bilinçlilik çok tehlikeli bir şey sayılmış olma­ lı. Hatta bizim kibar davranışlarımız bile.

Toplantıyı sürdürebilmek için konuyu değiştirmek zorunda kaldım. “hayalet” anlamındaki “selelteni” keli­ mesini kullandım. Afrikalı bir zenci bir ke­ 20 . Ormanlarda sık sık rastladığım hayalet evleri hakkında bilgi almak istedim ve bir görüşme sırasında. kendisi de artık hiç rüya görmüyordu. hep gizli halde bulunan psikolojik tehlikelere sürekli saygı göstermekle geçer. Bir keresinde Elgon Dağı’nm güney eteklerinde bir ka­ bileyle birlikteyken büyük bir hata işledim. kan dökülebilir. rüyaların bir zaman­ lar en üst politik rehber ve “mungu”nun sesi olduğu gerçeği­ ne dayanmaktadır. bu gerçeğin dışşal bir kanıtıdır.vaşçılar o kadar heyecana kapılabilirler ki. Tabu alanların yaratılması. “İngilizler topraklarımıza geldiklerinden beri. bu insanlar tehli­ keleri azaltabilmek için sayısız girişimlerde bulunup. savaş ve diğer belalı şey­ lerle her zaman insanları tehdit eder. yeni planla­ rıyla. artık rüya görmüyoruz. kurbanlarla. çünkü artık bir Bölge Sorumlusuna bağlıydılar. çün­ kü dikkatle fısıldanan bir kelimeyi yüksek sesle söylemiştim ve böylece çok tehlikeli sonuçlara davetiye çıkarmıştım. güçlükle ve korkuyla gözetilip korunan. Kabiledekiler.” Bu garip ifade. asla rüya görmedikleri konusunda ıs­ rar ediyorlardı. Bilinmeyen’in sesidir. Daha sonra büyücünün bana itiraf ettiğine göre. Hepsi bakışlarını benden kaçırdı. yeni tehlikelerle. Birdenbire herkes sessizleşti ve son dere­ ce sıkıntılı bir hal aldı. Bölge Sorumlu­ su savaş ve hastalıklar ve nerede yaşamamız gerektiği konu­ larında her şeyi biliyor. Bu nedenle sıradan birinin rüya gördüğü­ nü ileri sürmesi akılsızca bir şey olurdu. Dedi ki. İlkel insanların hayatı. Bilinmeyen. yön­ temler ararlar. Rüyalar. rüyalar şefin ve büyücünün tekelinde olan haklardı. sınırları belirlenmiş psişik alan­ lardır. Sayılamayacak kadar çok tabular.

Hristiyan kili­ sesinin bu tür doğaüstü etkilerle insan arasında koruyucu ve arabulucu bir işlev üstlendiğini görüyoruz. Bu süreç. en azından bu bakış açısından. rüyaları ciddi şekilde ele almaya gönüllü olmamış. yakın çağlarda kafa yapı21 . Doğal olarak. ancak bu görüş tam anlamıyla cesaretlendirilmiyor ve kilise bir vahyin otantik sayılıp sayıl­ mayacağına karar verme hakkını elinde tutuyordu. İnsanın ortaya çıkışından beri. hatta bundan kaçınmıştır. Ortaçağ kilise yazmalarında. aynı zamanda da bit­ meyen bir dert kaynağı olması gibi garip bir durum. (8) Salt bilinçdışının beklenmeyen.resinde düşmanlarının kendisini tutsak ettiğini ve diri diri yaktığını görmüştü. Gerçekten de kabul etmeliyiz ki. Tanrının emirlerini yerine getirmek için. ve bir kısmının da hemen gerçekleşecek bir va­ hiy taşıdığım kabullenmesine rağmen. Akrabaları adamın ayaklarını bağla­ yıp ateşe koydular. Bu ilkel gerçeğin izlerini Ya­ hudi peygamberlerinin psikolojisinde de görürüz. tehlikeli eğilimlerine kar­ şı bir savunma oluşturmaya dönük inançlar ve törenler vardır. (9) Yahudi peygamberleri sık sık Tanrı’mn sesini dinlemekte tereddüt eder. taşkın ve keyfi “doğaüstü” etkileri. rüyalarda yüce bir etkinin sözkonusu olabileceği reddedilmiyordu. Böy­ lece. Son iki bin yılda. fa­ kat düşmanlarından da kurtuldu. Hosea gibi sofu biri­ nin. kuramların ve inançların ço­ ğalmasıyla devam etmiştir. tarih boyunca ayinlerin. Rüyanın hem tanrının bir sesi ve elçisi. (10 ) Ki­ lise bazı rüyaların reddedilemez biçimde Tanrıdan çıktığını tanımasına . ilkel dü­ şünceyi tedirgin etmemektedir. Ertesi gün adam akrabalarını topladı ve onu yakmalarını istedi. kesin şekillerle ve yasalarla sı­ nırlandırma konusunda belirgin bir eğilim olagelmiştir. fahişeyle evlen­ mesi çok güç olmuştu. Örneğin. kötü şekilde sakatlandı.

Fakat tarihin bize gösterdiğine göre. eğitimli. kutsal yazıların ilahi ka­ rakterini artırmakta yarar sağlamamıştır. İncildeki belir­ li metinler pek çok şekilde yorumlanabilmektedir. Fakat onların çoğu dinlerine bağlı. Eğer bu seçimi yapanların hepsi de ras­ yonalist (akılcı)ya da nevrotik entellektüel olsaydı. içsel deneyimiyle yüz yüze geldi. Protestanlık. Şurası da bir gerçek­ tir ki. hem pagan dinlerin hem de hristiyanlığın temellerini oluşturan dogmanın ve ritüelin koruması ve reh­ berliği olmaksızın. kitlenin çoğu ya kiliseyi bırakmış ya da büyük ölçüde kayıt­ sız kalmayı seçmiştir. derhal kişisel vahiylerin parçalanmaya ve mezheplere yol açan etkileriyle karşı karşıya kalmaya başladı. kilise tarafından bir ölçüde de olsa hoş karşılanm ıştı. rüya­ ların ve içsel deneyimlerin ciddi şekilde ele alınmasına olum­ lu yaklaşan iç gözlemci (introspective) tutumların etkin şekil­ de cesaretini kırıyordu. Ben sadece gerçekleri dile getiriyorum. Bu dog­ matik parmaklık kırılır kırılmaz ve ritüeller etkilerini yitirir yitirmez insanoğlu. bilimsel aydınlanma denilen akınım etkisiyle. fakat mevcut inanç şekilleriyle uyuşmayı beceremeyen 22 . Bu arada şu noktayı vurgulamam gerekiyor: yukarıdaki sözlerim bir değer yargısı değildir ve böyle bir savım da yok­ tur. günah çıkarma. Protestanlık. Yeni İn­ c irin bilimsel açıdan eleştirileri de. çünkü sözkonusu değişiklik. ki­ lisenin kaybolan otoritesinin yerine İncirin otoritesine ağırlık vermiştir. Protes­ tanlık herşeyden önce. cemaatle okunan dualar ve rahipliğin fedakarlık açısından önemi bu korumalar arasındaydı.ınızda meydana gelen değişiklik. bu kayıp­ tan dolayı üzülmek gerekmezdi. dogmaların incelikli şekilde sağladığı korumaları kaybetti: kilise ayinleri. kilisenin dikkatle ördüğü bir çok duvarı yı­ kınca.

gerekli olan tüm bilgileri bize onun kendi rüyaları sağlayacaktır. protestan göreceliği varyasyonlara (çeşitlemelere) izin vermektedir. ciddiye almak. Eğer böyle olmasaydı. Bu bilinç düzeyinde yer almayan içeriklere dayanarak. amaca dönük ve şimdi olduğu gibi kişisel bir 23 . Daha önce de belirttiğim gibi. Diğer taraftan ise. kesinlikle bilinçdişının telafi edici ya da tamamlayıcı nitelikte bir hare­ ketidir. Hastam. Buchman hareketinin şöyle böyle eğitimli protestan sınıflar üzerindeki olağanüstü etkisi­ ni açıklamakta zorlanırdık. Rüyala­ rı. bu gelişme. O zaman da hasta kuşkusuz soracaktır. sanki akıllı. Bu takıntısını. takıntısının kökeninde nelerin yattığını nasıl orta­ ya çıkaracağımı çok merak etmektedir. oysa protestan. tarikata girer. Kiliseye sırt çeviren katolik. Fakat biraz önce söylediklerim.kişilerdir. bu oluşum da neyin nesidir?” Şöyle cevap verirdim: “Bilmiyorum”. soruna kanser . bunun içeriğine veya özgün yapısına ilişkin henüz hiçbir şey bilinmemektedir. bilinçdışı aldın ihtiyari olarak kendini ortaya koymasıdır. eğer mümkünse. çünkü gerçekten bilmi­ yorum. Öyle görünüyor ki. gerçekten mevcut bir psike vakasında. kanser hastamla yaptığım konuşmanın bir parçasını oluşturabilir ra ­ hatlıkla. katolik kilisesinin kesin tutumu. Rüyalara ve kişilerin içsel deneyimlerine karşı çıkan ön­ yargıları açıklarken Hristiyanlık tarihine fazlaca girdiğim dü­ şünülebilir belki de. “Peki. ge­ nellikle ya bir sır geliştirir ya da ateizme eğilim duyar.benzeri bir oluşum teşhisi koyulduğunu kabul etmek anlamına gelir. patalojik bir saçmalık olarak kötüle ­ mesi yerine. eşdeğer bir kesin inkara yol açarken. ciddiye almasının daha iyi olacağım söylerdim ona. Şiddetli bir şoka uğ­ ratma tehlikesini de göze alarak ona diyorum ki.

riski gö­ ze almadan bir şey elde edilemez. Konuyu daha anla­ şılır kılmak amacıyla. zira pek çok çağdaş psikolog ve filozof tarafından hala inkar edilen . çok geniş çaplı incelemelere gerek kalmadan görüyoruz. sözkonusu kompleksler. Bir kanser ameliyatı da risk taşır. Nevrozu tedavi etmek istiyorsanız. Gerçekten de. Buna rağmen. Üs­ telik. psikeyi gizli bir be­ denmiş gibi düşünmelerini öneririm. insanlar içeriğinden emin olmadık­ ları bazı şeylerin varolmadığını varsayıverirler.” Evet. fakat tehlikeli. hastalanma sık sık. bazı şeyleri tehlikeye atmalısınız. kabul etmeliyim ki tehlikeli. bu bedende de gizli tü­ mörler büyüyebilir. Bu koşullar altında benim önerim. insanoğlunun şimdiye kadar keşfettiği tüm argümanlar (deliller).kaynaktan çıkıyormuş gibi kabul edeceğiz. çağrışım testleri yoluyla varlığı kanıtlanan çatışma ve komplekslerin aynısının rüyalarda da yaşandığını. Psikenin gözönünde canlandırılamaz ve dolayısıyla hava kadar belirsiz olduğu ya da mantıksal kav­ ramlardan oluşan felsefi bir sisteme benzediği yolundaki ön­ yargı o kadar büyüktür ki. çok büyük kuşkular doğurmaktadır. Bilinç dışın­ daki psikolojik işlevlerin güvenilirliğine inanmazlar ve rüya­ ların sadece gülünç olduğu düşünürler. Yöntemlerimi açıkladığım tanınmış bir antropolog. nevrozun ayrılmaz bir parçası­ nı oluşturmaktadır. Çok iyi bildiğimiz gibi. tıp­ kı bir nevroz kadar. şu alışıla­ gelmiş yorumda bulundu: “Bütün bunlar gerçekten çok il­ ginç. Bu. fakat gerçekleştirilmek zorundadır. rüyaların bize en azından çağrışım testleri kadar bilgi verdiğini gösterir nedenlerimiz 24 . kuşkusuz ce­ sur bir hipotezdir ve aynı zamanda da bir maceradır. rüyaların belirsizlik içeren niteliklerine karşı kulla­ nılmıştır. Sonuç olarak. itibar görmeyen bir konuya olağanüstü değer vereceğiz.

eli­ mizdeki tüm malzemeden sözetmem herhalde mümkün ola­ maz. Rüyaları konusunda analiz veya yorum yapmıyorduk. rüyalarının analizine ancak çok daha sonraları geçtik. rüyalarını gözlemle­ yip kaydetme işini kendisine verdim. dikkate değer ölçüde akıl ve öğrenim sahibi bir entellektüeldir. entellektüel bütünlüğü henüz zarar görmemişti ve zekasını serbestçe kullanabiliyordu. Hasta . Şansından. çünkü nevrozunun aşırı güçlendiğini ve yavaş fakat emin şekilde moralini tükettiğini hissediyordu. rü­ yalardan. Nevrotikti ve benden yardım isti­ yordu. biraz sonra size aktaracağım rüyalar herhangi bir şekilde etki altında ka­ lıp bozulmamıştır. rüyaların. Niyetim nevrozların psikopatolojisine daha fazla girmek olmadığı için. psikoloji bile okumamıştı. Bu örneği­ mizdeki rüya gören kişi. Olayların. Bu nedenle. kelimenin tam anlamıyla hastalı­ ğın “köklerine” inmiş oluruz. fakat dinin uygulanması 25 .vardır. Aslına bakılırsa. rüyaların. Eğer bu süreçlere ulaşırsak. nevrozun içeriğini temsil eder. asıl bitki ise toprağın al­ tındaki köktür. psikenin bilinmeyen iç gerçeklerini nasıl ortaya çıkardığını ve bu gerçeklerin neler olduğunu gös­ teren başka bir ömek: daha vermeyi öneriyorum. bırakın analitik psikolojiyi. çok daha fazlasını verirler. bunlardan özel bazı dinsel motifleri içeren yetmiş dört tanesini seçip yayımladım. hiç etkilenmeden doğal şekilde birbirini izlemesinden oluşmuşlardır. belirtilerden ve komplekslerden oluşmuş bir matrikstir. (11) Şunu da belirtmeliyim ki. psikenin tam da altında yatan süreç­ leri yansıttığına inanmamız için her türlü nedene sahibiz. Kök beden. Rüya serileri dört yüzden fazla rüyadan oluştuğu için. Hatta. rü­ ya sahibi katolik eğitimi görmüştür. Belirtiler toprağın üzerindeki filizlere benzer. İşte belirtilen nedenle.

Yok. “Tiyatrolardaki sahne dekorlarına benzer şekilde. Eğer. Ortaya çıkan ger­ çek. Tanrının kilisesidir. rüyaların gerçekte malzemelerini bilinçteki içerik­ ten alıp almadığını anlamanız ilginç olurdu. bilinçdışmı ise bağımsız bir varlık olarak görmü­ yorsanız. Herhangi bir dinsel bakış açısını hayretle karşıla­ yan entellektüeller ve bilim adamları takımmdandır o. ne de dinsel konulara ilgi duy­ maktadır. bizim rüyacımızın durumu özellikle ilginizi çekebilir. Buna rağmen. belirli rüyaların dinsel niteliği konusunda ya­ nılgıya düşmememiz koşuluyla. Evlerden bi­ ri. Kendini Tanrının unsuru olarak hisseden herkes içeri gi­ rebilir. Altında daha küçük harflerle şunlar vardı: Bu kilise Paul ve İsa tarafından kurulmuştur. rüyalar. 26 . aşağıdaki yazıları içeren bir tabelayla diğerlerinden ayrılı­ yordu : Burası evrensel katolik kilisesidir. bilinçdışı aklın bilinçten bağımsız psişik bir varlık olduğu gö­ rüşündeyseniz. Şimdi. Rüyaların. Birisi de oyu­ nun uzak biı* geleceğe ilişkin olduğunu belirtti.aşamasına artık ne katılmakta . eğer sadece bilinçli akla ağır­ lık veriyor. dört yüz rüya arasında apaçık şe­ kilde dini ele alan iki rüya vardı. bildiğimiz anlamıyla dinden açıkça sözetmesi beklenemez. bilinçdışına ağırlık veren hipotez lehindeyse. Birisi Bemard Shaw’ın adını söyledi. rüyayı gören kişinin not aldığı şekliyle bu iki rüya metnini veriyorum. pek çok ev vardı. bi­ linçdışı aklın olası dinsel eğilimlerine ilişkin bilgi kaynağı olarak. kullanılabilir.

“İmza : P a p a . ” (İsim okunamamaktadır. çerçeve içinde sözler asılı duvarlarda (Ayasofya’daldler gibi).” Daha önce be­ ni başıyla onaylamış olan kadın ağlamaya başlıyor ve şöyle diyor :”Ö. görüşü kapayan bir sütunun önündeydim. Tanrıya sözlerle yaklaşılamaz. sonra bu­ lunduğum'yeri değiştiriyorum ve önümdeki kalabalığı görü­ 27 .-sanki bir şirketin eski kuruluş tarihinden dolayı böbürlen­ mesi gibi. Arkadaşıma diyorum ki : “Haydi içeri girip bir bakalım.) Şimdi kilisenin içine giriyoruz. hatta özellikle de Ayasofya’ya benzi­ yor. ve bu durum şahane bir geniş alan etkisi yaratmaktadır. Sadece. Sonra kilise duvarına asılmış bir afişi farkediyorum.. Süslemeler de yok.” Kadının biri başıyla onaylıyor. insanların niçin bir araya gelmeleri gerektiğini anlamıyorum.” Cevap veriyor :”Dinsel duygulan uyandırmak için. fakat kadın kay­ boluyor. Ayrıca.yleyse hiç bir şey kalmadı artık. De­ ğerli ve önemli hiçbir şey dille anlatılamayacağından.” Fakat ben diyorum ki “Sen bir protestansın ve hiç bir zaman anlayamaz­ sın. Önce. bu da sonuçsuz kalır.” Ben de şu cevabı veriyorum :”Bunun hiç bir yanlış tarafı yok” . Cümlelerden biri şöyleydi: “Velinimetinizi fazla övmeyin.. Sandalye yok. Üstünde şunlar yazıyor : Askerler! Tanrının gücü altmda olduğunuzu hissettiğiniz zaman onunla doğrudan konuşmaktan kaçının. İçerisi bir kiliseden çok camiye benzemektedir. tanrının özellikleri konusunda kendi ara­ nızda tartışmalara girmemenizi de önemle salık veririz..

topluluğa yeni bir üyenin katılmasından doğan sevinç ifade ediliyordu.yorum.. Cennetin efendisi bizim içimizdedir. Bunun üzerine. Bir papaz bana şu açıklamayı yapıyor: Bir dereceye kadar nafile olan bu eğlenceler. müziğin canlılık etkisi yaratmadığı anlamına gelmektedir. Amerikan yöntemlerine biraz uyum sağlamalıyız. bu sözler ise. Bardakların şerefe kaldırıldığı sırada. yalnız başıma duruyorum. Org. rüyaların fenomolojisine ilişkin sayısız ça­ lışma yapılmıştır. zevklerden elini eteğini çekme kar­ şıtı (ânti-ascetic) tutumumuz nedeniyle prensipte Amerikan kilisesinden ayrılırız. üstümden büyük bir yük kalkmış gibi hafiflemiş hissederek uyandım. Bunun en belirgin nedeni. şarap ve diğer içkiler ikram edi­ liyor. Müzik bittiği zaman törenin ikinci kısmı başlıyor. Ancak biz. Bach’dan bir füg çalıyor ve koro şarkı söylüyor. 28 . bazen de aşağıdaki sözler tekrarlanıyor: “Başka her şey kağıttan ibarettir. Bazen sadece müzik kalıyor. birisi kiliseye ba­ şarılar diliyor ve bir radyo hoparlörü şu nakaratları içeren bir kesik tempolu müzik parçası yayınlıyor: “Charles da şimdi oyuna katıldı”. Şu kelimeleri mırıldanıyorlar: "Tanrının gücü altında olduğumuzu itiraf ederiz. Sanki bu eğlence aracılığıyla. fakat sözkonusu çalışmaların sadece bir ka­ çı rüyaların psikolojisini ele alır. tıpkı öğrenci toplantılarında. ciddi konuların ele alındığı ilk kısmı neşeli kısmın izlemesine benzer şekilde.”.” Bu sözü ciddiyetle üç kez tekrarlıyorlar. diğerleri birbirleriyle konuşup merhabalaşıyorlar. Ben onların arasında değil. Fakat onları belirgin şekilde görüyorum ve yüzlerini seçebili­ yorum. resmi olarak benimsenip kabul görmekte­ dir. Sakin ve olgun kişi­ ler var. Eğer şimdi olduğu gibi büyük kalabalıklara hitabedecekseniz bu kaçınılmazdır.” Bildiğiniz gibi. Birisi öne ve arkaya yürüyor.

kendinin yorumudur.” Diğer bir deyişle. fakat bunlar olasılıkla normal kişilerin sakladıklarından fazla değildir. Rüyanın. arkasında bir şeyin dikkatlice gizlendiği salt bir ön cephe. onun bizi hangi alanlarda ya­ nıltma olasılığı bulunduğu konusunda varsayıma cesaret ede­ mem. rüyayı. psikopatoloji alanından elde ettiği görüşlerin yardımıyla. ben rüyaları bir olgu olarak kabul ederim. nevrotik kişilikler. Hiç kuşku yok ki. Başka bir Yahudi otoritesi. Bu durum. bir görünüş olarak ele almakta­ dır. Fakat nevrotikler kategorisi­ nin. Rüya karmaşık ve tutarlı olduğu için. nevrotik olmayanlarda da rastlanan doğal bir olgudur. onu açıklamaya çalışırken rüyaya yabancı unsurları kullanma konusunda son derece dikkatli ol­ malıyız. rüya psikolojisindeki karmaşık konulan aydınlatmak için ce­ sur bir çabada bulunmuştur. yani. rüya gibi normal ve dünya çapında yaygın bir fenomene uygulanıp uygulanamayacağı ciddi bir sorundur. motivas­ 29 . Rüya öyle zor ve karmaşık bir konudur ki. rüyalarımızın gerçekten de dine değindiği ve bunu da amaçladığı görüşündeyim. göründüğünden başka bir şey olduğu varsayımından kuşku duyuyorum. kabul görmeyen şeyleri gizlemektedir. Üstelik. bilinç ve istem büyük ölçüde yokolduğunda ortaya çıkar. belirli bir mantık ve belirli bir niyet ifade eder. Bütün bu nedenler yüzünden. Freud. kullandığı yönteme ve sonuçlarına katılmıyorum. rüya bir motivasyonu izler. Freud. Rüya doğal bir olaydır ve onun bizleri yanıltacak kur­ naz bir araç olduğunu varsaymamız için herhangi bir neden yoktur. Talmud’dan bir alın­ tı yapmak istiyorum: “Rüya. rüya sürecinin psikolojisine ilişkin o kadar az şey biliyoruz ki. Rüyalar.bu işin son derece tehlikeli ve nazik bir konu olmasıdır.(12) Bu girişimin cesaretine hay­ ranlık duymakla birlikte.

günümüz hristiyamııa hiç de hoş görünmeyen eski felsefi idealleri hatırlatmakta­ dır. yığınların veya kalabalıkların önemi vurgulanmaktadır. Gerçek uz­ laşmazlık rüyada belli olmamaktadır. ortak)dini duygu­ lar. ısrarla tavsiye edilmesine rağ­ men. bu uzlaşmazlık sessizlikle geçiştirilmekte­ dir. Rüya sahibi. Ruhlara inanma ve yüceltme kesinlikle Hristiyanlık ilkeleridir ve bunların aksi yönde ısrar etmek kafirlik olurdu. Yukarıda aktarılan rüyamıı ilk kısmı. doyumdan vazgeçmeme eğilimi (anti-ascetic) le­ hindeki sözlerdir. katolik kilisesi lehi­ ne ciddi açıklamalar içerir. son kısım ise gerçek kilisenin desteklemediği ve destekleyemeyeceği zevk alma. Ayinler ve buna bağlı kollektif (toplu. kilisenin kesin şekilde dünyevi olan bir bakış açısına uyum sağlamasıdır. Fakat rüyacımızın zevklere karşı olmayan rahibi bunu bir ilke sorunu yapmaktadır. Kişisel ibadet yerine toplu iba­ 30 . Bu nedenle Katolik kilisesi. müzik kültürüne cazın katılmasının herhangi bir değer taşıyacağı da son derece kuşku götürür. dinin kişisel bir de­ neyim olduğuna ilişkin protestan bakış açlsmı hoş karşılama­ maktadır. Epikür (zevk ve sefaya düşkün) gibi çevrede dolaşarak sohbet edip tartışan “sakin ve olgun” kişilikler. Rüyanın gerek birinci gerekse ikinci kısmında. şaraplı ve yemekli bir dost çevresini de hiç hoş karşılanmamıştır.yon ise biiinçdışmda bulunur ve doğrudan doğruya rüya atacılığıyla ifade edilir. Hristiyanlık hiç bir zaman dünyevi olmamıştır. bireyin Tanrıyla kişisel ilişkisini yeğleyen protestan bakış açısına üstün tutulmaktadır. Sanki tehlikeli kontrast­ la mı eritilip birbirine karıştırıldığı “gemütliche” (rahat) bir ortamdaymış gibi. köklü bir hristiyaıı görüşle bağdaşmayacak pagan (putpereset) bir tutumla aynı çizgide görünmektedir. ikinci ve en gösterişli kısmı.

onun aslında sözünü ettiği tanrının Wotan olduğuna ilişkin reddedilemez deliller bulabi­ lirsiniz. Görünüşe göre hastamın her iki rüyasında da . Büyük Savaş sn'asmda binlerce ve milyonlarca almanın bilinçdışı düzeyin­ de Dionysos’un alman kuzeni. Nietzsche’nin biyografisinde. daha ön­ 31 . Günümüz Almanya’sında herkes paganlığı merak ediyor.dette ısrarcı olmak ve pagan fikirleri andıran görüşlerjle ri sürmek. her iki tanrının da ortak özellikleri çoktur. Kimdir bu kadın? Rüya gören kişi için belirsiz ve bilinme­ yen biridir. fakat hastam bu rüyayı gördüğü zaman. koyun kurban etmeye başlayan o genç alınanların da Nietzsche’nin deneyimlerinden kesinlikle haberleri yoktu.(14) Sözkonusu bu almanlar hiç de Zerdüşt Böyle Buyurdu ’yu okuyan kişiler değildi. çünkü hiç kimse Nietzclıe’nin Dionysos deneyimini nasıl yorumlayacağını bilmiyor. kollektif duygulara. sessiz protestan arkadaş dışında. Karşılaştırmalı bir bakış açısından yaklaşılırsa. yani Wotan ortaya çıkmıştı ve Nietzsche bu alınanlardan sadece biriydi. ona Dionysos de­ mişti. Dikkatimizi çeken sadece bir tane tuhaf olaya rastladık: önce katolikliğe övgüyü destek­ leyen ve sonra da “Öyleyse hiç bir şey kalmadı aıtık” diyerek ağlayan ve dönmemek üzere kaybolan^ o bilinmeyen kadın. ayinlere ve paganlığa karşı çıkan bir görüş yoktur. (15) Bu nedenle de tanrılarına Dionysos değil. Wotan' dedi­ ler.. (13) O zamanlar tedavi etmekte olduğum alınanların rüyalarında Wotantik devrimin gelmekte olduğunu açık seçik görebiliyordum ve 1918’de de bir makale yayınlayarak Almanya’da beklenmesi gereken yeni gelişmelere işaret etmiştim. Avrupa’da gerçekten yaşanmış olaylarla garip bir pa­ ralellik kurmaktadır. fakat bir filolog olduğu ve ondokuzuncu yüzyılın yet­ mişli ve seksenli yıllarında yaşadığı için.

eşdeğer bir rol oynayan. “kin. Böyle psikolojik sezgiler. fakat kadm değil de er­ kek imgesine sahip bir figür vardır. düşmanlık” (animosity) olarak ad­ landırılmaktadır. erkek bedeninde azınlıkta kalan dişi genlerin psişik temsilcisi olduğu sanılmaktadır. Animanın. veya çift cinsiyetli (hermafrodit) yaratıcı fik­ ri şeklinde kendini gösterir. Bilinçdışınm kendi başına böyle olumsuz nitelikleri yoktur. yani Havva’sını daima yanında taşır”. Ancak kadın bilinçdışmda . çok eski zamanlardan beri mitolojide erkek ve kadının aynı be­ dende birlikte varolduğu fikrinden hareketle. o 32 .(17) Anna Kingsford’un biyogra­ fisini yazan Edward Maitland. bedeninde gizlediği kadınım. genellikle ila­ hi çift Syzygia. bilinçdışınm kişileşmiş. “anima”(16) olarak adlandırılır. Aynı figür. Kadm psikolojisindeki bu erkek figüre “animus” denir. Anima mantıksız davranışlara neden olur. (19) Her iki figürün en tipik gö­ rünümlerinden biri. kadın bilinçdışında bulunmadığı için bu çok olasıdır. Bunların her ikisi de rüya figürleridir. yani “homo Adamicus”’u içeren hermetik (simya ilmine. Erkeklerin rüyalarında büyük rol oynayan bu figür. “erkek görü­ nüşlü olmasına rağmen. hermafrodit ve androjen erkeği. Hermetis Tractatus Aııreus ‘un orta çağdaki bir yorumcusunun deyimiyle. homo Adamicus. kişiliğe bürünmüş görünüşleridir ve onun kabul görmeyen ve rahatsız edici karakterini temsil ederler.ceki rüyalarında sık sık ortaya çıkan “bilinmeyen kadm” ola­ rak onu zaten çok iyi tanıyordu. günümüzde Tanrının (Deity) (18) çift cinsiyetli niteliğinin içsel deneyimi konusuna değin­ miştir. animus ise makul olmayan fikirler ve rahatsız edici konular atar ortaya. Ayrıca . Kural ola­ rak. Ne zaman bu kişilikler tarafından temsil edilirse. büyüye ait) fel­ sefe de vardır.

Kilise bile bu konuda biraz uyum sağlamalı -sinema. Ayrıca rüyadan şunu anlıyoruz ki. Bu gizem­ li nokta üzerinde daha fazla durmadan.” Cümlenin anlamı yeterince doğru olmasına rağmen. bir görüş ya da kesin bir fikir bildirmemekte. yani bilinçdışı. kadının niye o kadar çaresiz hissettiği anlaşılamamaktadır. değil mi? Bu yeterince iyi değil mi? Fakat zevklere lcarşı olmama (ascetism) konusuna gelince . rüya sahibinin de kabullendiği duvardaki yazıda kendini göstermektedir: “Velinimetinizi fazla övmeyin. yüzeysel bir uzlaşma sağlamaktadır. Sözkonusu onay­ lamama. bunun yerine. Yalnızca kısmi kişilikler oldukları için.. kadın ise tartışma meraklısı olacak ve konu dışı görüşler ileri süre­ cektir. katoliklik ile pagan yaşam arasında oldukça sığ. rüya sahibinin kadınsı kısmı. rüya gören kişinin bi­ linçdışı işleyişi. kişiliği az gelişmiş (alt düzeyde) bir kadın ya da erkek karakterine sahiptirler ve dolayısıyla onlar gibi can sıkıcı olurlar. beş çay­ ları ve tüm bu gibi şeylere . şimdilik şu gerçekle yetinmeliyiz : rüyada bir çelişki sözkonusudur. Animanın kiliseye karşı tümüyle olumsuz tutumu göster­ mektedir ki. Niçin kilise çevresinde biraz şa­ rap ve arkadaş sohbetleri olmasın?” Fakat bilinmeyen bir ne­ denden dolayı. uzun ve ti­ tiz bir düşünme eylemi ortaya koymaktadır.zaman bu nitelikler ortaya çıkar ve bilinci etkilemeye başlar. radyo. daha önceki pek çok rüyada da karşılaşılan bu 33 . rü­ ya sahibinin tutumunu onaylamamaktadır. Bilinçdışı. çok önemli bir azınlık protesto altında sahneyi terketmekte ve sonraki olup bitenlere önem vermemektedir. Böyle bir deneyim yaşayan erkek açıklanamaz bir takım huylar edinecek. Bu durum belki de şu şekilde açıklanabilir : “Şimdi bu din konusu ne olacak? Sen bir katoliksin.

Şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki. başından ge­ çen ciddi bir olaydan sonra bana gelmek zorunda kalmıştı. Hristiyan bilincinde birbirinin ebedi düşmanı olan bedenle ruhun. Bunun sonucu acayip ve gülünç olmuştur. Weltansclıauung’unda (dünya görüşünde). Ruhun dinmek bilmeyen şiddeti. insanın işe yarar bir şeyler bulma umuduyla çocukluğundaki dine dönmesi. Şimdiye kadar sahip olduğu inançları ve idealleri yokolmuş birine çok benziyordu. nevroz ve onun moral bozucu et­ kileri karşısında tümüyle yalnız bıraktığını farketmişti. inandığı din konusunda tu­ haf bir açıklama ortaya atmıştır. hastamm ilgi alanı içinde bulunan bir şey değil­ di. İtiraf etmeliyim ki. çeli­ şen yönlerini tuhaf bir şekilde yumuşatmak suretiyle birbirle­ riyle barışmalarına benzemektedir. bu 34 . rüya . Sağlanan uzlaşma. Ancak bu ha­ reket. Ruhsallık ve maddecilik beklenmedik bir barış içinde bir araya gelmişlerdir. Son derece akılcı ve entellektüel biri olarak. böyle bir uzlaşmaya gitmiştir. büyük bir hayal kırıklığına uğramış gö­ rünür ve bırakıp gider. apaçık bir şekilde çok ucuz ve çok yüzey­ seldir. yani. önceki dini inançları yeniden canlandırma yolunda bi­ linçli bir karar ya da girişim değildir. F a k a t. ve hastam da dinin kendisini her hangi bir şekilde ilgilen­ direceğini kuşkusuz asla beklemiyordu. Din konusu. Hasta bunu sadece rü­ yasını görmüştür. ancak hem rüya sahibi hem de din konusuna fazla önem vermeyen pek çok kişi. sanki şarap ve gül kokan. kendisini yeterince kontrol etmesine yardımcı olacak her hangi bir şey bulama­ mıştı. nerdeyse antik bir neşeyle eritilmiş gibidir. hiç de az rastlanan bir durum değildir. bilinçdışı. kafa yapısının ve hayat felsefesinin kendisini. Bu durum tıpkı. ben animaya yakınlık duyuyorum. Bu koşullar altında.tuhaf gizemli kadın.

yaşayan gizini kaybetmiş bir dinin iyi bilinen özelliğidir. Bu durum. Deneyimle­ rim. için psikoloğa yeterli malzeme verdiği açıktır. dinsel bir duygusallık mevcuttur. Ben. çünkü şarap en tehlikeli düşmanlarından biriydi. hastanın ruhsal durumunun tarafsız bir ifade­ sidir . Eğer yukarıda söylediklerimiz bir dileğin yerine getirilme­ si olsaydı. hatta bilinçdışı. dinsel tutum sorununu ortaya atabilmesi. fakat genelde biri diğerinden kuvvetlidir. süreklilik taşır. bi- . bi­ linç düzeyinden belki de daha fazla süreklidir. fakat tuhaf bir dinsel so­ runun varlığına işaret eden oldukça fazla sayıda rüya var grupladığımız rüyalar arasında. her durumda. Rüyaların tümüyle olumlu. Ko ­ layca anlaşılabileceği gibi. Şöyle ki: Bilinç. ilahi bir deneyimin numinosum’u yerine. Kural olarak her iki yön bir arada bulunur.ahlaksal çelişkinin keskinliğini yumuşatan ve tüm ruhsal acı­ yı ve kederi yutan ruhsal ve dünyasal bir atmosferi yansıt­ maktadır. şu olasılığı desteklemektedir : rüyalar. eğer mümkünse. bir seriye aittir. bir rü­ yayı asla tek başma yorumlamam. Olumlu bazı yönleri bulunmasına rağmen. düzenli şekilde uyku tarafından bölünmesine rağmen. bu nedenle bilinçdışı sürecin de süreklilik göstermesi olasıdır. kesinlikle bilinçli bir davranış olurdu. bu rüyanın anlamını çözmeyi ümit edemezdik. ya da tümüyle olumsuz olması enderdir. böyle bir din yardım etme ya da herhangi bir ahlaksal etki yaratma yeteneğinden yoksundur. maddesel kaygılarla ve güruh içgüdüsüyle bozulmuş bir dini yansıtmaktadır. Bu dinde. Kendisi de bunun bilincin­ deydi. Rüya ise tam tersine. zira hasta bunu zaten fazlasıyla yapıyordu. Eğer elimizde bir tek yukarıda sözünü ettiğimiz rüya bulunsaydı. bu rüya genel açıdan kesinlikle olumsuzdur. Kural olarak bir rüya. Böyle bir rüyanın.

kelimesi kelimesine şu sözler yer alır: “ Kaçarsak.hayvanların büyülü şekilde insana dö­ nüşmesi. Önceki rüya.” Bu söylem tuhaf bir şekilde. kay­ bederiz. Kilise rüyası yüzeye çıktığı ve başka koşullarda bilinç düzeyinde de düşünülebilecek görüşler ser­ gilediği halde. Aslına bakılırsa. bir çok insanın bir araya geldiğini ve görünüşe göre “maymunu yeniden yapmak” amacıyla büyülü garip bir törenin yapıldığım bildirmektedir. 36 . daha derin öneme sahip diğer rüya düşüncelerinden kaçış girişimiydi ve bu düşünceler. ikinci rüyaya ilişkin me­ tinde. karakter olarak birbirinden uzaktır ve rüya görenin. bu iki rüya tuhaftır. Zincirin tümünü ele alınca. Eğer sözkonusu rüyanın daha derindeki nedenleri soru­ nuna ışık tutmak istiyorsak. aldatıcı bir şekilde kilise rüyasından önce ve sonra ortaya çıkıyorlardı. Her öd rüya da hasta açısından büyük ölçüde kabul edile­ mez ve korkutucudur. esra­ rengiz nitelikteki iki önemli rüya arasında yer aldığını bulduk. incelediğimiz rüyanın. onun dörtyüz rüyalık uzun zinci­ rin neresinde yer aldığını bulmamız gerekir. elinde olsa kaçınacağı duyumsal et­ kiler yaratmaktadır. bilinmeyen kadının sözleriyle örtüşmektedir: “Öyleyse hiç bir şey kalmadı artık.linçdışı olayların oluşturduğu bir zincirin görünür halkaları­ dır. Sonraki rüya da benzer bir temayı ele almaktadır .” Sözkonusu her iki söylemden şu sonucu çıkarabiliriz : kilise rüyası.

kilise rüyasından önceki -bir maymunun yeniden yapılacağı bir törenden bahseder. de­ ğinilen korkudan kaçarak bir kilise dinine sığınma girişimimi temsil etmektedir. Yeniden ya­ 37 . Maymunun “yeniden yapılması”. Bu nedenle. Bu rüyayı izleyen kilise rüyası. Hasta. Bu ihmal sonucunda. açık bir şekilde ilk rüyanın tema­ sım sürdürmektedir. Böyle bir yeniden inşa. ancak bilinçli tutumda önemli değişikliklerle birlikte yürütülürse mümkün olabilir. doğal olarak bilinçdışı eğilimlerinden korku­ yordu çünkü bunlar şimdiye kadar en elverişsiz şekillerde kendilerini göstermişti. Üçüncü rüya. yani maymun sadece daha sonra insana dönüştürülmek amacıyla yeniden yapılmaktadır. sadece şunu belirtmekle yeti­ niyorum: “maymun” rüya1sahibinin. Bu noktayı yeterince açıklamak için. çok fazla ayrıntıya girilme­ si gerekmektedir. içgüdüleri onu altetmiş ve kontrol edemediği patlama anlarında saldırıya geçmiştir. salt bir entelleklüe! tavır uğruna.DOGMA VE DOĞAL SEMBOLLER Belirtilen rüyaların ilki . tümüyle ihmal ettiği içgüdüsel kişiliğine işaret es­ mektedir. içgüdüsel kişiliğin yeniden oluşturulması anlamına gelmektedir. “hayvanların insana dönüştürülmesF’nden sözederken. bir bilinç hiyerarşisi (silsi­ lesi) çerçevesinde.

daha önce kısaca değindiğim açıkça dini nitelikteki diğer rüyaya dikkatimizi çevirmeliyiz. sinirlilik göstermemize şaşmamak gerekir. bu tür mistik düşüncelerin pençesine düş­ tüğünü farkedip bir kaç kez paniğe uğramıştı. has­ ta şimdiye kadarki parçalanmış içgüdüselliğinin yeniden bir araya getirilmesi suretiyle önemli bir değişim geçirecekti ve bu yolla yeni bir insan olacaktı. rüyalarda tarif edilen şekliyle ilişkilendirmek. Ger­ çekten de. eski insanın ölü­ mü ile yeni bir insanın yapılışından . boş inançların ve ortaçağ ve ilk çağ safdilliklerinin oluşturduğu bulutlara gururla üstten bakıp. aşağıdaki rüya sonlarda yer alır. Kilise rüyası uzun bir rüyalar serisi içinde göreceli olarak önlerde yer alırken. Benim hastam. Ancak. öldükten sonra yenilenme gö­ rüşü . Oysa alt katlar olmadan aklımız boşlukta asılı kalır. Fakat bizim çağdaş yaklaşımımız. Çağdaş akıl. çağdaş aklı kolayca şoke edecek şekiller almıştır. Fakat tuhaf ve beklenmeyen bir transformasyona (deği­ şim) ilişkin bilgilere girmeden. 38 . kabul etmeliyim ki. bu bulutların akılcı bilinç gök­ deleninin alt katlarındaki yaşamı taşıdığını unutmaktadır. güçtür.pılan bu varlık. herkesin can­ lı zihin organizmasında saklıdır. olanaksız de­ ğilse de. Böyle bir durumda ise. ruhsal yeniden doğuştan ve buna benzer eski moda “mistik saçmalıklardan” sözeden eski gerçekleri unutmuştur. bizim düşündüğümüz şekliyle “yeniden doğuşu”. diğer bir deyişle. Ak­ lın gerçek tarihi. okunan kitap ciltlerinde değil. yeni bir varlık olacaktı. oysa iki bin yıl öncesinin insanı böyle rüyaları sevinçle karşılar ve sihirli bir yeniden doğuş ve yeni hayat ümidiyle neşelenirdi. günümüzün bir bilim adamı olarak. Çıldırmaktan korkuyordu.

üze­ rinde ciddi ve geniş etkiler yaratmış. bunlar piramide benzeyen dört nokta oluşturmuş. Değinilen rüyanın kilise rüyasına olan paralelliğini gör­ mek hiç güç değil. kilise “kutsallık evi” ve “öze dönüş evi” olmuş. Bir ses diyor ki: “Yapmakta olduğun şey tehlikelidir. “İç sükun veya Öze (nef­ se. Ev. gözündün önünde alevler için­ de bir dağ görüntüsü vardı ve söndürülemeyen bir ateşin kut­ sal bir ateş olması gerektiğini düşünüyordum. Ne bir tören belirtisi ne de katolik 39 . kadın imgesinden (imajından) kurtulmak için ödediğin bir vergi değildir.” Son cümleyle birlikte hafif bir müzik duyulur. Din. Ancak hayatını dolu dolu yaşadığın zaman dine ula­ şırsın ve ancak o zaman kutsanırsın. Bu deneyim. rüyanın çok etkisinde kalmıştı. Dini. Evden ayrılırken. Din. konuşmuyorlar ve konsantre olmak için çoğun­ lukla hareketsiz duruyorlar. eve gelen ziyaretçilerden sözediyor bana ve “Evden ayrılırken saf ve te­ mizdirler. orgun çaldığı basit melodi­ lerdir bunlar. İnsanlar içeri giriyor. kendine) dönüş evi” olarak adlandırılıyor. bir ikame (başka bir şeyin yerine ko­ yulan şey) değildir. insanın öbür dünyadaki hayatının yerine koymak için kullananlara yazıklar olsun. insanın her eylemine eklenen nihai bir başarıdır.Rüyayı anlatan m etin şöyledir: “ Kutsal bir eve giriyorum. Wagner’in “fire magic . Arka planda bir çok yanan mum var.sihirli ateş”ini (Feuerzauber) hatırlatan. Bunlar gaflet içindedirler ve lanetleneceklerdir. Şimdi ben eve giriyorum ve tümüyle kon­ santre olabiliyorum. hayata ve insanlığa kar­ şı tutumunu tümden değiştiren deneyimlerden biri olmuştu.” diyor. çünkü bu imgeden kaçılmaz. Yaşlı bir adam evin kapısında duruyor.” Hasta. Sadece bu kez. Kapıdaki yaşlı adam.

rüyanın çerçeve­ sine iyi oturmaktadır. ebedi­ yen yanan bir ateş şeklinde düşünülmüştür. iuxta iğnem est. sadece Eski Ahit’te değil. meşru olmayan bu ifade anlaşılır bir şeydir . (2) Dörtlü kavramının (quatemarium. Mumlar .kilisesinin diğer bilinen özelliklerinden bir belirti var. krallıktan uzaktır. longe est a regno” Kim bana yakınsa. qui iuxta me est. dört sayısının ortaya çıkışı.dörtlü) benzer bir görüşü çağrıştırmaktadır. Ancak. ateşe yakındır. hastanın rüyalarında düzenli olarak tekrarlanmaktadır ve çok önemli bir rol oynamaktadır. Ateşin hayatı sembolize etmesi. olasılıkla katolik kültünden (1) almmışve sem­ bolik bir tarzda düzenlenmiş yanan mumlardır. rüya sahibinin kendi gözlemine göre. zira rüya. quatemity) uzun bir geçmişi vardır. Sözü edilen kutsal ateş. neredeyse tanrının ya da eşdeğer bir fikrin var­ lığını bildiren bir ikon görevi üstlenmektedir. Heraklit’ten beri hayat. dinin tek yasal dayanağının “dolu bir hayat” olduğunu vurgulamaktadır. Bernard Shavv’un Saint Joan’ına gönderme yapmaktadır . Gnostik felsefe­ 40 . Bu kavram. sadece hristiyan ikonolojisinde ve mistik düşüncesinde (3) ortaya çıkmaz. Daha önce de söylediğim gibi. İsa kendisini Ha­ yat olarak tanımladığı için. tanrının iyi bilinen bir özelliğidir. “Ait ipse salvator. kim ben­ den uzaksa. bel­ ki de alevler içindeki dağın dört yönden son görünüşüne işa­ ret eden dört piramit veya nokta oluşturmaktadır. dört sayısı bu rüyalarda önemli bir rol oyna­ makta ve her zaman Pisagor yeminine (tetraktis . hatta inanılırlık bile ta­ şımaktadır. Böylece dört alevli nokta. dini esaslara ait olmayan. qui longe est a me. Diğer taraftan “söndürülemeyen ateş“ ise. Origines vaazlarında değinilen ve Incil’e girmemiş İsa’nın sözlerindeki İsa allegorisinde de (mecazı) bundan sözedilmektedir. bunun tek istisnası.

Her zaman ya oto­ riter bir bildiride bulunmakta ya da emir vermekte ve bunlan şaşırtıcı bir sağduyu ve doğrulukla veya son derece geniş bir felsefi bağlamda yapmaktadır. kilise rüyasında olduğu gibi bir arka­ daşıyla değil. bu adam. Ancak rüya metninde açıklığa kavuşmayan nokta. ne tür bir arınmadan sözedildiği ya da neden arımlması gerekti­ ğidir. Ele aldığımız rüyada. kültün özelliğinin bir armma töreni olduğunu be­ lirtir. daha önceki bir rüyada yargıç olarak görünmüştür ve rüya sa­ hibinin yeryüzünde ait olduğu belirli bir yeri göstermektedir. Ses. 41 iddiasında olan . belki de daha büyük bir rol oynar. kesin bir ifade şeklindedir.sinde (4)* ve ondan daha önceye. bu örnekte olduğu gibi. ya da gemi kaptanı ya da yaş­ lı bir doktor gibi yetkili bir kişiden gelmektedir. Yapılan tek ritüelin bir konsantrasyon ya da meditasyon olduğu görülmektedir ve sözkonusu ritüel vecd (coşkun­ luk) halindeki bir ses fenomenine yol açmaktadır. Öylesine tartışılmaz bir gerçektir ki. ileri sürülmüş olan görüşlerin uzun süreyle bilinçdışı düşünüp taşınılması ve tartılması sonucunda ortaya çıkan nihai ve kesinlikle geçerli bir özet niteliğindedir. Hastamız gibi çok entellektüel ve kuşkucu * G nostik: H ristiyanlığın başlangıcında ruhani sırları b ilm ek d ini fırka la r. bu rü­ ya serisinde sık sık karşımıza çıkmaktadır. genellikle rüyanın sonuna doğru gelir ve öyle açık seçik ve ikna edicidir ki rüya sahibi ona karşı her hangi bir say ileri süremez. askeri bir komutan. Bazen de. Ses çoğunlukla. hemen her zaman. ta sekizinci yüz yıla kadar olan ortaçağda. Yaşlı adam. bilinçdışımn yarattığı dinsel kültün en önemli örneğidir. çoğu zaman. Rüya gören kişi “öze dönüş evi­ ne” yalnız başına girer. Burada yaşlı bir adamla karşılaşır . Ses. nereden geldiği belli olmayan bir sese benzemektedir. dörtlü.

birinin, bu sesi nasrl olup da kabul ettiğini görmek çok ilgi çe­
kiciydi; bu durum ona hiç uymuyordu, buna rağmen onu sor­
gusuz sualsiz, hatta alçakgönüllü bir şekilde kabulleniyordu.
Dolayısıyla ses, dikkatle kaydedilmiş yüzlerce rüya arasında,
bilinçdışmın önemli ve hatta kesin temsilcisi olarak ortaya çı­
kıyordu. Bu hastam , gözlemim altında bulunup da rüyalarda
ve diğer özel bilinç koşullarında ses fenomenini ortaya koyan
tek vaka olmamasına rağmen, şu gerçeği kabul etmeliyim ki,
bilinçdışı akıl, bazen, bilinçli bakıştan daha üstün bir kararlı­
lık ve zeka sergilemektedir. Sözkonusu gerçeğin temel bir
dinsel fenomen olduğu konusunda kuşku yoktur , üstelik bu
fenomen, bilinçlilik düzeyinin dinsel bir fenomen üretme ola­
sılığının hemen hiç bulunmadığı bir vakada gözlemlenmekte­
dir. Diğer vakalarda da sık sık benzer gözlemler yaptım ve
elimdeki bilgilere dayanarak bunun dışında başka sonuca va­
ramadığımı itiraf etmeliyim. Çoğu zaman şu itirazla karşılaş­
tım: sesin temsil ettiği düşünceler, kişinin kendi düşüncele­
rinden başka bir şey değildir. Mümkündür, fakat ben olsam
bir düşüncenin ben düşündüğüm zaman benim olduğunu söy
lerdim, tıpkı bilinçli ve yasal yoldan kazandığım veya elde et
tiğim takdirde bir paranın benim olduğunu söyleyebileceğin
gibi. Eğer birisi parayı bana hediye olarak verirse, kuşkusuz
veren kişiye “Benim param için teşekkür ederim.” demem,
ama daha sonra ve üçüncü bir şahsa :”Bu benim kendi pa­
ram..” diyebilirim. Sesle ben aynı durumdayız. Ses bana be­
lirli içerikleri vermektedir, tıpkı bir arkadaşın bana fikirlerin­
den sözetmesi gibi. Onun söylediklerinin benim fikirlerim ol­
duğunu ileri sürmek ne uygun, ne de gerçek olurdu.
Kendi bilinçli gayretimle ürettiğim ya da kazandığım şey­
le, açık ve yanılgısız şekilde bilinçdışı akim bir ürününü işte
42

bunun için ayırdediyorum. Buna karşılık, bilinçdışı akıl de­
nen şeyin sadece benim kendi aklım olduğu ve bu nedenle
böyle bir ayrımın gereksizliği ileri sürülebilir. Fakat bilinç­
dışı aklın salt benim aklım olup olmadığı konusunda hiç de
emin değilim, çünkü “bilinçdışı” terimi onun bilincinde bile
olmadığım anlamına gelir. Aslına bakılnsa, bilinçdışı akıl
kavramı, kolaylık nedeniyle yapılmış bir varsayımdır. (5)
Gerçekte, sesin nereden geldiği konusunda tümüyle bilinçsi­
zim - diğer bir deyimle, hiç bilgim yok. Ne ses fenomenini
isteğe bağlı olarak yaratabilme yeteneğim var, ne de, ses sa­
hibinin aklından neler geçtiğini tahmin edebiliyorum. Bu ko­
şullar altında, sesi çıkaran faktörü benim olarak adlandırmak
haddini bilmezlik olurdu, gerçeği de yansıtmazdı. Sesi rüya­
nızda algılayıp farketmeniz hiç bir şeyi kanıtlamaz, zira yol­
larda da gürültüler duyar, ama bunların sizin olduğu söyleye­
mezsiniz.
Sesi yasal olarak kendinize ait sayabileceğiniz bir tek du­
rum vardır, bilinçli kişiliğinizin bir bütünün parçası veya da­
ha büyük bir dairenin içindeki daha küçük bir daire olduğu­
nu varsaydığınızda. Kenti arkadaşına gezdiren bir banka me­
muru, banka binasını arkadaşına göstererek “Ve işte benim
bankam.” dediğinde, şimdi değindiğim imtiyazdan yararlanı­
yor demektir.
İnsan kişiliğinin iki şeyden oluştuğunu varsayabiliriz : ön­
ce, bilinçlilik ve bunun içine giren her şey, ve ikinci olarak,
bilinçdışı psikenin sınırsız genişlikteki hinterlandı. İlki söz­
konusu olduğunda, bilinç az ya da çok kesinlikle tanımlana­
bilir ve sınırları belirlenebilir, fakat insan kişiliğinin toplamı­
na gelince, tam bir tanımın olanaksızlığı kabul edilmelidir.
Diğer bir deyişle, her kişiliğin sınırlanması ya da tammlanma43

sı olanaksız olan ekleri vardır; çünkü kişilik, gözlemlenebilir
ve bilinçli bir kısımdan oluşmakla birlikte bu kısım , gözlem­
lediğimiz bazı gerçekleri açıklayabilmek için varolduğunu
varsaymak zorunda kaldığımız belirli faktörleri kapsamaz.
İşte bilinmeyen sözkonusu faktörler, bizim bilinçdışı dediği­
miz şeyi oluşturur.
j
Bu faktörleri neyin oluşturduğu konusunda ise bilgimiz
1 yoktur, çünkü onların sadece ■sonuçlarını izleyebiliyoruz.
Sözkonusu faktörlerin, bilincin içerikleri gibi psişik nitelikte
olduklarım varsayabiliriz, fakat bü konuda da bir kesinlik
yoktur. Böyle bir benzerliğin bulunduğunu varsayarsak, da­
ha da ileri gitmekten kendimizi alakoyamayız. Aklımızın içe­
riği, yalnızca bir egoyla ilişkili olduğu sürece bilinçli oldu-'
ğundan ve kavranabildiğinden, kuvvetli bir kişisel özellik ta­
şıyan ses fenomeni de bir merkezden çıkıyor olabilir - fakat
bu merkez, bilinçli egomuzunkiyle aynı değildir. Böyle bir
akıl yürütme ancak, bütünün, yani sınırları çizilemez ve ta­
nımlanamaz psişik kişiliğin merkezinin üst-ego olduğunu ve
egonun bu üst-egoya tabi olduğunu veya onun içinde bulun­
duğunu varsayarsak, mümkün olur. (6)

Karmaşıklığından ötürü hoşa giden felsefî tartışmalar ba­
na göre değildir. Benim savım muğlak görünse de en.azından,
gözlemlenen gerçekleri tanımlayıp ortaya koyma yolunda sa­
mimi bir girişimdir. Basitçe söylemek gerekirse : Her şeyi
bilmediğimize göre, her deneyimde, gerçekte veya nesnede
bilinmeyen bir şey bulunmaktadır. Bu yüzden, eğer bir dene­
yimin tümünden bahsediyorsak, “tümü” kelimesi, deneyimin
sadece bilinçli kısmına gönderimde bulunabilir. Yaşadığımız
herhangi bir deneyimin, nesnenin, tümünü kapsadığını varsa­
yanlayız, buna göre, nesnenin mutlak tümünün, yaşamadığı44

Diğer bir deyişle. Kilise rüyasındaki ses. sezgileri bizim gerçekleştirmediğimiz gerçeğini hiç dikkate almazlar. bilinçten daha tam olan bir psikeden doğmak­ tadır. animanın yerini ses almış görünmektedir. belirli içerikler. rüya sahibinin bilinçli benliğinin ait olduğu daha tam kişiliğinin bir ürünüdür ve kanımca. bir tür ucuz uz­ laşmayla hayatın iki yanı arasında uzlaşma sağlamaya çalış­ mıştır. işte bu nedenle. Ve çoğu kişi bu açıklamayı yapınca da. rüya gören kişinin tutumunu garip bi­ çimde eleştirmektedir. ve anima gibi sadece 45 . ses rüya sahibinin bilincinden daha üstün bir zeka ve netlik düzeyine sahiptir. eğer ye­ terince akıllı ya da hızlıysak onu yakalarız. bir şey içimi­ ze doğar . Şimdiki rüyada ise. kutsal ev rüyasındaki sesi şöyle açıklıyorum: bu ses. Fakat. aslında sezgi kendisini yaratmıştır ve biz. Sesin koşulsuz otoritesi. Hatırlayacağımız gibi.mız deneyimi de kapsaması gerektiği açıktır. Bu tür oluşumlara verdiğimiz uygun bir ad vardır: sezgi (intuition). bilincin üretmeyi ba­ şaramadığı kadar üstün analizler yapar veya bakış açılan sağ­ lar. sanki bir şey hallolup çözüme kavuşmuş duygusuna kapılır. bunu reddetmiş va sahneden çekilmiştir. Psikolojik deneyimlerim tekrar tekrar bana göstermiştir ki. Oysa sezgiler her zaman bize gelir. Daha önce de­ ğindiğim gibi. Sesin verdiği mesaj. anima. Çoğunlukla sözkonusu içerikler . sözkonusu üstünlükten kay­ naklanmaktadır. Dolayısıyla. her deneyim için. aynı şey. ve aynı zamanda mutlak tümü bilinçten daha fazla yer kaplayan psike için de geçerlidir. meçhul kadm. psike genel kurala bir istisna oluşturmaz ve evren ancak bizim psişik organizmamız izin verdiği ölçüde kurulabilir.

Di­ nin. “ruh” kelimesi. sadakat. hatta insanı hayrete düşürecek 46 . Bu nedenle eleştiri şöyle de olabilirdi :”Bilinçdışından kaçmak amacıyla dine başvuruyorsun. entellektüel bir müstehcen­ likten başka bir şey değildi. Hasta . örneğin evlilik. beceriksiz ve sıkıntı verici ba­ zı duygusal ihtiyaçların yerine koyulabilecek bir şeydir ve in­ san kiliseye gitmek suretiyle bu ihtiyaçlarını karşılayabilir. Anima “gizi”. Daha önce de açık­ ladığım gibi. “hayatın öbür tarafını” ikame için kullanıldığına değinen bir sonraki cümle bunu kanıtlamaktadır. Ona göre. Onun anlayışına göre din. bilinç eşi­ ğinin altında. “öbür tarafın” ne olduğunu kesin şekilde göstermektedir. duygu­ sal bağlanma ve ruhun ihtiyaçlarına genel bir boyun eğiş gibi sorumluluklara yol açacağından korkuyordu. Oysa din. yani her iki tarafı da içeren bir hayatrn bütünlüğünün mey vasidir ve en ileri noktasıdır. Bu açıklamaya göre. hayatın. Anima. ve dahası. “Kadın” animayı göstermektedir. güven. duygusal ihtiyaçlarından her zaman kaçınmaya çalış­ mıştır. metnin belirttiği “kadının imgesi” yerine dini koyma eğilimindedir.duygusal bir protesto yapmakla yetinmeyip. onun bir inanç olduğu dışın­ da hiç bir bilgisi bulunmayan hastam için büyük bir bilmece­ dir. bağlılık.” Aynı seride bulunan diğer rüyalarla dikkatli bir kıyaslama. yani bilinçdışı akılda gizlenmiş kadm azınlığın temsilcisidir. rüya sahibi. tutucu değildir. Rüya sahibinin korkularında çağımızın önyargılarını görebili­ riz. tüm bu sayılanların bilimle ya da akademik kariyerle bir ilgisi yoktu. din hakkında. Oysa ses. Aslında bu ihtiyaçların başına dert açacağından çeki­ niyordu. aşk. anima “öbür taraf’ demektir. iki tür dine iliş­ kin yetkin bir bildirimde bulunmuştur. Hayatmın bir kısmının yerine koymak için kullanıyorsun dini.

ciddi olarak hesaba katmak. Söndürülemeyen ateşin “kutsal” olduğu­ nu kabullenmek zorunda kaldı.kadar gelenekselcilikten uzaktır: dini ciddiye almakta. deneyiminin kavranılamaz numinosum niteliğini kabul et­ mek zorunda kaldı. Ve o zaman. Bu onun tedavisinin baş ko­ şuluydu. hastamın bu durumunun da bir istisna oluşturduğu sanılabilir belki. Nevrotik olması onun için büyük avan­ tajdı ve bu suretle ne zaman deneyimine bağlı kalmamayı de­ nese veya sesi reddetmeye çalışsa. Bir türlü “ateşi söndüremiyordu” ve en sonunda. diğer bir deyişle. aydınlığa kavuşmuş sağdu ­ yuya ne büyük bir darbedir! (7) Hastam yaklaşık üçyüz rüyalık ilk seriyi gözden geçirdi ve ancak ondan sonra onun tedavisine başladım. onu hayatın. yaşantılarına ilişkin tüm geçmiş bilgile ­ ri aldım. daha doğrusu “her iki tarafı” da kapsayan bir hayatın doruk noktasına koymakta. onun içinde bulunduğu bu güç durumu anlayışla karşılamakta zor­ lanmıyoruz. bilinçdışı aklı. Eğitimli insanların çok büyük çoğunluğunun parçalanmış kişilikler olduğu ve gerçek iyiler yerine bu iyi­ lerin ikamelerine (yerine geçen şeylere) sahip oldukları doğ47 . hastam çıldırmaktan korkuyordu sık sık. yani deneyimini “dikkatle _gözönüne alıyordu”. Bu öylesine bir ters-yüz edişti ki. derhal nevrotik haline dö­ nüyordu. Dünün ve bugünün ortalama aydınını bildiğimiz için. ve böylelikle en çok rastlanan entellektüel ve akılcı önyargıları altüst etmektedir. Gerçekten insani ve bir bütünlük taşıyan kişilikler nasıl is­ tisnaysa. ona sahip çıkıp sürdürmesini sağlayacak kadar da deneyimine bağlılık duyuyordu. “Kadın imgesi”ni. Ona rahatsızlık veren deneyimlerine. bu rüya macerasından kaçmak isteyi ­ şine hiç şaşırmadım! Fakat yeterince şanslıydı ki. bir “din”e sahipti.

Böyle bir ikame durumu ise. ihtişamlı aynı zamanda da kor­ kunç olan çatışmalarında. bu sembolleri tartışıl­ maz otoritesi sayesinde korumaktadır. çaresiz kafa karışıklıklarında ve depresyonlarında öyle çok eşlik ettim ki. insan toplumunda önem­ li bir işlevi olup olmadığını ciddi olarak kendime soruyorum. delilik paniklerinde. hastamda nevroza yol açıyordu ve bir çokları için de aynı sonucu doğuruyordu.radur. doğrudan. Hastalarıma. en azından ruhsal temizlik yöntemi olarak taşıdığı olağanüstü önemin geniş ölçüde farkındayım. dogma ve ritüelin. protestan kilisesi ise (eğer bu terim hala geçerliyse) İncil’in mesajları üzerinde ıs­ rar ederek korumaktadır. dolaysız deneyimin yerine. Eğer hasta. geçerli olduğu sürece. Böyle doğrudan deneyimlerin yaşandığı ve dogmatik ka­ rarın otoritesine boyun eğilmediği pek çok vaka ile karşılaş­ tım mesleğimde. yani doğrudan bir de­ neyimle karşılaşsa bile. sağlam yapılı bir dogmaya ve ritüele dayalı uygun semboller koymaktır. kabul edip etmemesi gerektiğini kilise bilir. Protestanlar için bu genellikle o kadar kolay değildir. din yerine inanç de­ meyi tercih ettiğim bu tür bir dinin . \ Çoğunlukla ve genellikle “din” olarak adlandırılan şey. Katolik kilisesi. günah çıkarması ve iletişim kurup içini dökme­ sidir. ona değiş­ mez önerim. Hatta böyle bir şey başına gelse . yani kilisenin ve İn­ cil’in otoriteleri. İkame işleminin açık amacı. Bu iki ilke. kişi kendini doğrudan dinsel deneyime karşı etkin şekilde korumuş ve savunmuş olur. çünkü bu deneyi­ min tanrıdan mı şeytandan mı geldiğini. kiliseye başvurur. dinin gereklerini yerine getiren bir katolikse. çünkü dogma ve ritüel artık o kadar si48 . böylelikle kendisi için’çok aşırı gelebilecek olan doğru­ dan deneyimden korunabilir. o kadar şaşılacak derecede bir ikamedir ki.

bana sorabi­ lirsiniz: “Eğer katolik bir hastana. 49 . günah çıkarma da yoktur ve psiko­ lojik sorunlara karşı duyulan genel ilgisizliğe ve ne yazık ki yaygın cahilliğe papazlar da katılmaktadır. inancımı asla söylemezdim. gerçekten bildiklerimden ibaret olan inançlarımın şüphesiz yanında olacağım. ve böylelikle nevrozun değerini azaltmak suretiy­ le bir kısım hastayı doğrudan deneyim tehlikesine karşı koru­ mam mümkün olabilirdi. Üstelik. Ay­ nı zamanda. önce şunu belirtmeli­ yim ki. kurumun otoritesini güç­ lendirir.likleşmiştir ki etkinliklerini büyük ölçüde yitirmişlerdir. Bunlar dışındaki her şey hi­ potezdir ve bunların çoğunu Bilinmeyene bırakabilirim. Bir doktor olarak. yine inanmadığın bir şeyi önermiş olmuyor musun?” Bu kritik soruyu cevaplamak için. Şimdi -bir protestan olduğum varsayımıyla. protestan papazları ilahiyat fakül­ tesinde bilimsel bir eğitimden geçmiştir ve bu okul eleştirel geleneği yüzünden inancın naifliğini zayıflatır. Oysa ben. Fakat biliyorum ki. doğallıkla “bilimsele” inanmayı benim­ seyebilirdim. Bildiklerim konusunda kendime güvenirim. çoğunlukla çok daha fazla psikolojik bilgi ve becerisine sahiptir. kendimin de tam olarak inan­ madığı bir şeyi hastama söyleyemem. oysa katolik rahip eğitimindeki tarihsel gelenek. eğer elimde olsaydı. Eğer inancımı sorarlarsa. kural olarak. yani nevrotik psikenin sadece bazı yüzeysel yönle­ rini açıklamaktadır. Katolik “vicdan direktörü” ise. rahibe gidip günah çıkar­ masını söylersen. bu teori kısmen doğrudur. nevrozun içeriğinin bastırılmış çocukluk cinsel­ liğinden veya istenç gücünden başka bir şey olmadığına ina­ nabilirdim.

Ve bu sırada da. Fakat gördüğü rüyalar. Fakat onlar hakkında bir şeyler bilmem gerektiğini hissedersem. Bu savunma etkili olduğu sürece onu bozmam. doğrudan deneyimin yaratacağı korkunç belirsizliğin saldırısına karşı mükemmel bir savunmadır. bu sesi. Aynı şekilde ve aynı nedenle. eminim o zaman canımı sık­ maya başlarlardı. Aydınlık bir akılcılığa sahip sıradan bir entellektüel için. hastamdaki katolik savunması çökmüştü. özellikle de köklüyse. Ben daha konuya el bile atmadan çok önce. kendisine yararlı olduğu sü­ rece. Bu savunma işe yaradığı zaman ve yaradığı sürece de memnun olurum. sesin tarafım tuttuğumu ona her zaman hissettirdim . eğer bir hastam. geliştirdiği bu koruyucu teoriye zarar vermeye baş­ larsa. Her iki durumda da. ciddi bir tehlikeye karşı ge­ liştirilmiş olan bir savunma aracını desteklerim. kendisini tek taraflı olmaktan kurtaracak olan gelecekteki da­ ha büyük kişiliğinin bir parçası olarak gördüm.Bunlar beni rahatsız etmez. zira biliyorum ki hastanın böylesine dar bir çer­ çevede düşünmesi için güçlü nedenleri vardır. dinin gereklerini yerine getiren katoliğin hipotezini de desteklerim. Dolayısıyla. tıpkı artık destek vermeyeceği seks teorisine güleceği gibi. onun bu görüşüne karışmazdım çünkü bilirim ki bu inanış. yukarıda incelediğimiz rüyada da olduğu gibi. akademik bir konu olan savunmanın nihai gerçek olup ol­ madığı sorusunu da sormam. meseleleri basite indirgeyen bir bilimsel teori çok iyi bir sa50 . F akat. nevrozunun tümüyle cinsel kökenli olduğundan eminse. Eğer ona gidip te günah çıkar­ masını ya da benzer bir şeyi önerseydim bana gülerdi. daha ge­ niş bir kişiliği desteklemek zorunda kalırım.

insanoğlu aklını amaca dönük bir etkinlik olarak kullanmayı henüz öğrenmeden önce dog­ malar zaten vardı. teslis (üçlü birlik) v. haç. çünkü çağımız insanının “bilimsel” etiketi ta­ şıyan herşeye çok büyük inancı vardır. Üstelik bunlar geçmişte vizyonlardan. nesnel psike­ nin. bu yöntem. akıldışı bir olguya. çok daha iyi bir açıklama getirilmesini sağlar. Böyle bir etiket. dogma. Ancak sözünü ettiğim hristiyan dogmaları yalnızca hristiyanlığa özgü değildir. Daha­ sı. bakire doğum. ne­ redeyse “Roma locuta causa finita” nın etkisine benzer şekil­ de. en az bu kadar sıklıkla pagan dinlerde de raslanır. rüyalardan veya translardan (kendinden geç­ me) kaynaklandıkları gibi. İnsan düşünce üretmeyi öğrenmeden ön­ ce. düşünce kendisine gelmişti. Bunlara. psikolojik gerçek açısından. Dogma rüya gibidir. bakire hamile. buna karşılık dogmanın ise imge aracılığıyla akıldışı (irrasyonel) bir bütünlük göstermesi şeklinde açıkla­ nabilir. ne kadar kurnazca olursa olsun. Dolayısıyla.vuııma aracıdır. Belirli dogmalara niçin “doğru­ dan . bilinçdışının ihtiyari ve özerk faaliyetini yansıtır. dolaysız deneyim” dediğim belki yeterince açık olmaya­ bilir. örneğin psikeye. Bence herhangi bir bilimsel teori kendi başına. bu­ nun nedeni çok basit olup. derhal kafayı dinginleştirir. doğrudan deneyimlere borçlu­ dur. teorinin zorunlu olarak çok soyut ve akılcı olması. İnsanoğlu düşünmedi ama akıl işlevinin farkına vardı. tüm çeşitlemeleriyle psişik feno­ menler olarak kendiliğinden tekrar tekrar ortaya çıkabilirler.b. varlığını ve biçimini. Böyle fikirler asla icat edilmez. dinsel dogmalardan daha az değer taşır. doğrudan deneyime karşı . bir taraftan “vahiy yoluyla açıklandığı” söylenen tanrı-insan. çünkü dogmanın zaten kendisi doğrudan deneyimi red­ deden bir olgudur. bir taraftan da asırlar boyunca bir çok kişinin sonu gel­ meyen işbirliğine borçludur. Bilinçdışının bu şekilde ifade edilmesi.

kurtuluş sürecine ve kilisenin muhteşem yapısı içindeki bir tanrıya boyun eğmeye pek hazır değillerdi. Öyle görünüyor ki onlar. Bir bilimsel teorinin yerini hemen bir yenisi alır. tanrıyla daha az kontrolden ve yumuşatma işleminden geçmiş bir iletişime ihtiyaç duyuyorlardı. protestanlığm katoliklikten ayrılmasının önlenememiş olması şaşılacak şeydir. Bu açıdan yaklaşıldığında. herhangi bir tutuculuk veya boyun eğiş için çok genç sayılan maceracı ve tezcanlı insanların sık sık ihtiyaç duyduğu gibi. deneyimin duygusal değerlerini gözardı etmek durumunda­ dır.bilim sel bir teoriden daha etkin bir savunma aracıdır. Dogma ise bilinçdışınm yaşam sürecini pişmanlık. aksine. on­ ların bu özgün karakterinin kilisedeki barış havası ile pek an­ laşamamış. bu açıdan son derece açıklayıcıdır. bazen de kısmen. teori. Büyük olasılıkla onlar. bazen tümüyle. teslis ise herhalde daha da eskidir. Fakat Protestanlık meraklı. Dogma ise. Koruyucu duvarlar kaldırıldığı için. haris ve pervasız olma özelliklerini taşı­ yan maceracı Germen kabilelerinin inancı olduğuna göre. bilimsel teoriye kıyasla ruhu daha tam olarak temsil eder. Dogma . önemli bilinçdışı fak­ törlerin ifadesi olan kutsal imgeleri kaybettiler. Teori. en azından uzunca bir süre anlaşamamış olması mümkündür. kilisenin kişiyle tanrı arasındaki aracılığını kaldırdı­ lar. Dogma ise asırlarca devam eder. fedakarlık ve günahtan kurtulma draması şeklinde anlatır. yaşayan bir şeyi soyut kavramlar­ la açıklamakla kalır. Acı çeken tanrı-insaıı dogması en azın­ dan beşbin yıllıktır. Dahası. çünkü bilimsel teori sadece bilinç düzeyini ifade edip açıklar. en azından onlarm gerek o zaman gerekse şimdi hala ehlileşmemiş ener­ jileri için aşırı sayılan împerium Romanum veya Pax Roma­ na (Roma barışı) vardı. imgelerle bir52 . Belki de kilisede . çok fazla. Bu nedenle.

protestan olsun veya olmasın. bu sav kaçınılmaz şekilde . yani totaliter rejim savını ileri süren devlet­ leri şaşkınlıkla seyrediyoruz. Birinci Dünya Savaşı fela­ keti ve onu izleyen ve insan ruhunda geniş etkiler yaratan olaylar .zihinsel binada işe yarar hale getirilen ve alt dünya­ ya ait güçlerin şimdi. çağdaş insan. Savaş çıktığı sırada. eski teokrasi sav m ı. öz­ gür düşüncenin baskı altına alınmasını da beraberinde getir­ mektedir.tikte hatırlanamayacak kadar eski zamanlardan beri bilinçdışı akim açıklanamayan güçleriyle başa çıkmanın güvenilir bir yolu olan ritüelleri de kaybettiler. dünyanın akılcı araçlat:ca düzeltilebileceğinden son derece emindik. aynı zamanda da bilinçdışı aklın açıklanamaz güçlerini unutturacak derecede bilinci cezbeden bilim ve tek­ niği besleyen bir yuva olmuştur. Roma dö­ neminden beri dikkatle örülmüş ve güçlendirilmiş olan dini 53 . Da­ ha önceleri az çok başarılı şekilde birbirine bağlı olan ve de­ vasa bir . herhangi bir akılsal ve ruhsal çekicilik­ ten yoksun bir Devlet köleliği ve Devlet hapishanesi yarattık­ larını veya yaratmaya çalıştıklarını görmek çok zor değildir. birbirinin boğazına sarıldığını görüyoruz.işte sözkonusu bu kanallar. Avru­ pa’yı yeryüzünün büyük parçasını yiyip bitiren ana canavar haline getirmiştir. Şimdilerde. ayrılığı besleyen bir se­ ra olmuştur. Tüm bu gelişmeler kaderdir. Şimdi ise. Fakat şurası kesin­ dir ki. beyaz insanın aklı konusunda şüpheler uyandırmak için gerekliydi. yeryüzünde cenneti nasıl yaratacakları konusundaki çocukça teorilerini destekle­ mek amacıyla. Ben bunun kabahatini protestanlığa veya rönesansa yüklemiyorum. Bunun sonucunda büyük miktarda enerji açığa çıktı ve bu enerji derhal eski merak va harislik kanallarına aktı . yine insanların . O günlerden itibaren protestanlık.

aynı zamanda da büyük bir fırsattır. Hiç kimse kendisinin ne kadar ve nerede perili ve bilinçsiz olduğunu bilemediği için. komşusunun da kendisi gibi olduğunu düşünür veüböyleJikle de. sezilemez ve kimse ve hiçbir şey tarafından kontrol edilmeyen. eskiden olduğu gibi şimdi de. alçak gönüllü ve ^nemsiz bilinçlerden başka bir şey olmadıklarına körü körüne inanmaya başladıklarından beri. görev­ lerini titiz şekilde yerine getiren ve orta halli bir yaşam sür­ düren. Tek tek kişiler. insanı tüm ruhsal zırh­ larından.bunların hepsi insanoğlundan ve onun kafa yapısından doğmuştur! Şu şeytanca tahrip araçlarına bir bakınız ! Bunlar tümüyle zarar­ sız centilmenlerce. en büyük silahlan ve en zehirli gazları sahiplenmek kutsal 54 . fi Protestanlık. yani bilinçdışı akim serbest kalmasmı bekleyen güç­ lerle doğrudan karşılaşmaya karşı bir savunma mekanizma­ sından kurtarmayı başarır. Eğer bir kilise olarak parçalanmasını hala sürdürürse. Dünyamızı korku ve tedirginlik dalgaları kaplamıştır. Medeni denilen dünyamızda sü­ rüp giden bütün bu inanılmaz vahşete bir bakın . O sadece oluvermiştir. büyük bir teh­ likedir. Bu korkunç güç. fakat müthiş bir güç tarafından yönetilmektedir. ama yine de hepsi insanlar tarafından yapılmıştır. hiç kimse şunun farkında değildir: devlet veya millet denilen akılcı örgüt. görünüşte kişisel olmayan. saygıdeğer vatandaşlarca icat edilmiştir. Ve her şey mahvolup da tarif edilemez bir yıkım cehennemi ortaya çıktığında.duvarların sağladığı korumayı kaybetmiştir ve bu kayıp yü­ zünden dünyayı harabeden ve dünyayı kuran ateşin sınırları­ na yaklaşmıştır. hiç kimse sorumluluğu üstlenmez. çoğunlukla kötü niyetli bir şeytana kapıldığı sanılan bir komşu ülkeye karşı duyulan korkuyla açıklanır. makul. Yaşam hızlanmış ve yoğunluk kazanmıştır. hepimizin özendiği.

kişinin kendi psikolojisini anlamaya yönelik her gi­ rişimin ayrılmaz parçasıdır.bir görev haline gelir. eğer özeleş­ tiri amacıyla kullanılırsa gerçek bir lütuftur. kinli ve öfkeli hallerine kıyasla. davranışınızın ardındaki gerçek motifi (güdüyü) ortaya çıkarmak için. Ancak o za­ man. günahı kavra­ ma konusunda katolik kafa yapısının erişemeyeceği bir şansı da protestanlara vermiştir. çok da­ ha fazla tehlikeli oldukları. eylemlerinizi hangi motiflerin belirlediğini görebilirsi­ ■55 . Ne günah çıkar­ ma vardır. protestan bilinci uykusunu yitir­ miştir ve bu rahatsız vicdan. aşırı gerginlikleri yoketmek üzere her zaman hazır beklemektedir . kontrol edilmez ve edilemez bir korku hakimdir. Çünkü katolik dininde günah çı­ karma ve günahların affı olanağı. gerginli­ ğiyle başbaşa bırakılmıştır ve bu durum onun vicdanını bile­ meye devam edebilmektedir. cennetin bir hediyesi olabilir. akıl hastanelerinde iyi bilinen bir gerçektir. Korkudan acı çeken hastaların. Kişinin tüm komşularına da. titiz bir süreç şeklinde gerçekleştirilen özeleştiri. Eğer kendinizi de şaşırtan bir şey yapmışsanız ve sizi bu harekete itenin ne olduğunu ken­ dinize soruyorsanız. ne günahların kilisece affı. Fakat bu durum. bu düşünce doğrudur. tanrıyla başbaşa bırakılmıştır. Protestan. Bu nedenle. ve özellikle de rahatsız bir vicdan. protestan ise. Kişi günahlarını bir başına sindirmek. ne de herhangi bir gü­ nah bağışlatma olasılığı vardır. En kötüsü de. vicdanınızı rahatsız eden mo­ tife ve ona eşlik eden titiz güce gerek duyarsınız. tıpkı kendisine olduğu gibi. Aslında vicdan. halletmek zorundadır ve uygun bir ritüel bulunma­ dığı için erişilemez olan tanrının esirgeyiciliğinden o kadar emin değildir. ortalıkta dolaşarak başkalaımı tedirgin etmeye başlamıştır. Kendi içini ince­ leyen (introspective).

Fakat o kişinin dediklerini kabul edemiyorsanız veya kendinizi onun yerine koyamıyorsamz . görüntü­ sünden farklıdır. deneyi­ min değerini tartacak nesnel bir ölçüt yoktur elimizde. Eğer rüyaları sı­ ralarına göre. Yargılaya­ bileceğiniz bir Arşimed noktası yoktur. Yine de böyle bir sürecin. akıllı biri için bir anlamı olduğu gerçeği size çarpıcı gelebilir. psikolojinin nesnesidir ve ne yazık ki. doğrudan dinsel deneyim konusunda benzersiz bir şansa sahip olur. Bilinçdışı sürecin hastam için ne anlam taşıdığını size ak­ tarabildim mi bilmiyorum. her zaman için bir çok aklın ve bir 56 . bu yolla bilinçdışı aklın eşiğini aşar ve sizi insandaki toptan yokedicinin bilinçsiz bir unsuru ya­ pan ortak güçlerin farkına varırsınız. deneyimden geçmemiş birinin kesinlik­ le gözüne çarpmaz. İnanç. ve tüm süreç boyunca ortaya çıkan sembolik malzeme zenginliği ile birlikte sunsaydım çok daha belirgin bir görünümleri olacaktı. O zaman. Hatta. rüya serilerinin tümünün toplamı bile. Rüyalar gösteriş yapmazlar. Fakat. onu yargılamamalısınız. güzellik ve anlam bakımından geleneksel inanç­ la boy ölçüşemez. görünüşte yararsız bazı rüyaların. çünkü psike. Eğer bir protestan. kişisel de­ neyimlerin alçak gönüllü şahitleridir sadece. “Doğrudan deneyim” olarak adlandırdığım şeye örnek seçtiğim bir kaç rüya. O de­ neyimi geçirmiş olan kişi için olan değerine bakmamız gere­ kir. Psike.niz. vicdan azabı sizi daha önce bilincinde olmadığınız şeyleri keşfetmeye iter. kili­ sesini tümüyle kaybettikten sonra ayakta kalmayı başarır ve yine bir protestan olmaya devam ederse. yani tanrı karşısında savunmasız kalıp artık topluluklar ve duvarlar tarafından ko­ runmuyorsa. aynı zamanda onun öznesidir ve bu gerçekten kaçış da yoktur.

Özellikle psiko­ loji bağlamında. farklı folklor ve mitolojilerde belirli motiflerin hemen he­ men aynı şekilde tekrarlanması şeklinde. Yine de dolaysız hayat her zaman kişiseldir.çok asrın sonucu ve ürünüdür. doğrudan doğruya hayattır. hemen he­ men yeryüzünün her köşesindeki mitlerin parçalarını oluştu­ ran kollektif nitelikteki şekiller ve imgeler ve aynı zamanda da bilinçdışı kökenli bireysel ürünlerdir. Rüyalar bi­ le . sadece gelenekler ve göç yoluyla değil aynı zamanda soya çekim yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılan arketip kalıplarından başlamaktadır. büyük ölçüde ortak (kollektif) malzemeye dayanmaktadır. Fakat bütün buna rağmen. ilk asırlara ait olan “arketip” teriminin de gösterdiği gi­ bi. bireysel yaşamların tüm tuhaf ­ lıklarından. özellikle de rüya ve benzeri gibi isteğe bağlı olmayan akıl ürünleri söz konusu olduğunda böyledir. aynı şekilde mutlak kendine özgü nitelikte bireysel ürün de bulunmaz. noksanlıklarından ve kusurlarından arındırılmış ­ tır. Gerçeğin ardmda koşan biri için. bu teoriyi Adolf Bastian’m çalışmalarında 57 . çünkü hayatı taşıyan bireydir ve kişiden do­ ğan her şey bir bakıma kendine özgüdür. Arketip motifler ola­ sılıkla insan akimın. fakirliği ya­ nında. herhangi bir ola­ sı doğrudan gelenek etkisi olmaksızın kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bilinçöncesi (preconscious). zira karmaşık arketip imgeler bile . geçicidir ve eksik­ tir. hiç bir şekilde benim buluşum değildir. Ben bu motiflere arketip (8) diyorum. mutlak kendine özgü bir birey yoksa. Bir çok kişinin ay­ nı sorunu vardır ama kimse aynı rüyayı görmez. bu kavramla kastettiğim şey. Bu son hipotez kaçınıl­ mazdır. kişisel deneyim. bugün damarda akan kır­ mızı sıcak kandır. ilksel fikirler (primordial) te­ orisi. en iyi ge lenekten bile daha ikna edicidir. Fakat nasıl.

Fransız yazınında. çiçek. ayrıca şu şekillerde de ortaya çıkar : bölünmemiş daire. daha önceleri ilksel veya başlangıç fikirler. hastamızm rüyasının da açıkça gösterdiği gibi. 4x8=32 bölüme ayrılmış bir dünya saat. vb denilen teoriye ampirik bir temel sağladım sade­ ce. sekiz parçaya bölünmüş yuvarlak şapka. döıt yüz rüyadan oluşan bir seride en az 71 kez ortaya çıkmıştır. dört mevsim. kare şeklinde hapishane hücresi. dört gözlü ayı. tetraktiler. (13) Daha önce değindiğimiz rüyaların İkincisinde. dört ceviz bulunan kase. “representations collectives”. yanan mumların piramit benzeri dört noktadaki tuhaf dizilişidir. vb. “categories” veya “habitudes directrices de la conscience” . Mauss (11) ve Levy-Bruhl (12) benzer görüşler ileri sürer. teknede uçakta veya masada dört kişi. dört renk. Bu sembol diğer rüyalarda. sekiz parmaklıklı tekerlek. dört sayısının tapınma yerinde görünen imgeyle veya sembolle ifade edildiğini varsayabiliriz. saat. bazı ayrıntılı araştırmalar yapmak suretiyle. Aynı serinin diğer rüyalarında. Bu dörtlü semboller. (14) . sekiz ışınlı yıldız veya güneş. henüz dik­ kate almadığım bir arketiple karşılaştım. küre. ortası çeşmeli simetrik bahçe. genellikle dört parça­ ya bölünmüş veya dört parça içeren bir daire şeklinde ortaya çıkar. Sözkonusu düzenleme. Bu bağlamda benim durumum da 58 . Pisagor terimleriyle söylersek.(9) ve yine Nietzsche’de (10) buluruz. bu sayımiı sembolik önemini vurgulamaktadır. gerçekten de “kendine dönüşe” işaret etmektedir. Ben. Hubert. dikdörtgen. dört sayısını kutsal imgelerin bulun­ ması gereken altara ya da ikon yerine koymak suretiyle . Bu arketip. masanın etrafında dört sandalye. Mabete “öze dö­ nüş evi” dendiği için. kare meydan veya ka­ re oda.

Görünüşe göre. Bu kitap çerçevesinde sözkonusu karşılaştuma sürecini tam ola­ rak açıklamam doğaldır ki olanaksızdır. ser^H'iizmin anlamını açığa kavuş­ turmak amacıyla. ne anlamı hakkında bir fikri vardır. diğer bir sayıdan farklı bir anlam ifade etmez. Bu muğlak sorun. Fakat dört. üç yüz yıldan daha az geriye gi­ deriz ve kendimizi. Eğer bu koşullarda rüyalar. Bu gerçeğe dayanarak. Sayı sembolizmi ve onun tarih­ çesi bizim rüya sahibi hastamızın aklının ilgi alanının kesin­ likle dışrnda kalır. herhangi bir bilinç kaynağı arasında bağlantı kuramadığı için. Rüya gören kişi bu tuhaf karakterle. Kuşkusuz konu üç olsaydı. bu nedenle bilinçdışımı­ zın içeriğinin paralelini oluşturan bilinç düzeyine ulaşmak için sadece bir kaç yüz yıl geriye gitmemiz gerekmektedir. ne de dördün sem­ bolik önemi hakkında bir şey duymuştur. Yaptığım pek çok vaka incelemesinde dört sayısı ortaya çıkmıştır ve kökeni her zaman bilinçdışma dayanmıştır. ikinci rüyada açıkça görülmektedir. akim geçmişten gelen kalıntılarıdır. Dörtlünün numino­ sum özelliği. 59 . bilinçdışı düzeyinde bulunan pek çok şey. durum değişirdi. onun kökeninin bilinçdışı olduğu­ nu söylemekte son derece haklı oluruz. yani rüya sahibi onu ilk kez rüyasında görmüş­ tür . karşılaştırma yöntemini uyguluyorum. bizim için.bir istisna değildir. Bu nedenle kısaca değinmekle yetineceğim. Bizim vakamız bağlamında. dairenin kareye çevrilmesi muammasını (quadratura circuli) (15) ciddiyetle tartışmakta olan doğa bi­ limcileri ve filozofları arasında buluruz. özellikle günümüzün bilim adamı için . onun “kutsal” demek zorunda olduğumuz bir an­ lama işaret ettiği sonucuna varmamız gerekiyor. dördün önemi üzerinde ısrarla duruyorsa. çünkü Üçlülük (Teslis) herkesin bi­ lebileceği tanınmış bir sembolik sayıdır.

maddenin kapalı kapılarını açacak anahtara sahipti. sadece dünyayı yaratan faktör. sim­ yacıların ilk kaos. Bu yuvarlak şey. Büyük Dünya. quae in puncto requiescit” (16) Maddede gizli ve hareketsiz duran bu Tanrı imgesi. Timaeus’ta belirtildiği gibi. F akat. Eflatun’un Timaeus’un­ dan. cu jus centrum est ubique. özel bir birikim ve'a özellikle elverişli bir öz türü içeren prima materia (ilk 60 . veya cennet ülkesi veya denizdeki yuvarlak balık veya sadece yuvarlak yapı veya yumurta dediği şeydi. yaratan tarafından “in forma rotunda et globosa” şeklinde yapıldığı için. bakırı dör­ de bölebilir. Onüçüncü yüzyıldan beri büyük otoritelerden biri olan Turba Philosophorum ’a göre. Fi­ lozofun dediği gibi: “Omnium figurarum simplicissima et perfectissima primo est rotunda. Bazıları ona. yani mükemmel varlık. hermetik felsefenin başta gelen kaynağı olan bu kitaptan beri en mükemmel şekil kabul edilen daire imgesi ayrıca.aslında çok daha eski ve tümüyle bilinçdışı şeylerin psikolo­ jik bir yansıtılmasıydı (projeksiyonuydu). yani altın. Emerson kadar iç gözlemci ve iç dünyasını ince­ leyen biri de aynı konuya değinmiş ve aynı şekilde Aziz Augustine’in sözlerini tekrarlamıştı. en mükemmel öze de verildi. yaratıcı faktöre hangi yolla ulaşılacağı konu­ sunda ise görüşler farklıydı. bütünün en küçük parçası sayılan nokta da bu kusursuz yapıyı taşımaktadır. dört unsuru. yuvarlak yapı. yani yuvarlak dünyanın dört elemanını kapsayan tetraktileri çözme yetisine sahipti. Uykuda hareketsiz olan demiurge’ye. Makrokozmoz. anima mundi veya anima media natura ve ilk yaratılan ışık da daireyle gösterildi. Böylece. çok aranılan aürum philosophicum ’un da yuvarlak olduğu anlaşılmaktadır. circumferentia vero nusquam”. o günlerde dairenin Tanrı anlamına geldiğini biliyorlardı: bir filozofun Aziz Augustine’i tekrarlayarak dediği gibi “Deus est figura intellectualis.

” Ortaçağ boyunca tanınmış bir otorite sayılan Senior adlı erken dönem latinleşmiş Arap yazarının lapise ilişkin şöyle söylediği nakledilir : “ Asla ölmeyen bir madde vardır. bundan bir dik­ dörtgen çıkar ve ondan da bir üçgen çıkar. kendisine çoğunlukla İsa’nın kişiliği verilen Adam Kadmon’dur. Özgün Adem . İkinci Adem üs­ tündür. Bu nedenle sözde Thomas’ta şöyle ifadeler yer almaktadır : “Secundus Adam de puris elementis in aeternitatem transivit.” Sözkonusu öz. çünkü o sürekli artmaya devam eder.madde) şeklinde ulaşmayı umuyordu. İsa mecazının temsilcisi ola­ rak lapisi İsa ile kıyaslıyordu. Bazıları ise “conjunctio” denen bir tür sentezle yuvarlak yaratmaya çalışmıştı. felsefi insan (homo philosophicus) denen ikinci Adem ile aynı şeydir. “Rosarium Philosophorum ”ıın anonim yazarı şöyle söyler : Kadından ve erkekten yuvarlak bir daire yap. in aeternum manet. Petrus Bonus . Halkayı yuvarlat ve o zaman Filozofun Taşı’na ulaşmış olacaksın. Bu gerçeklere değin­ memin tek nedeni.” Bu olağanüstü taş. ikinci Adem’dir. Fakat onüçüncü yüzyılın söz­ de Thomas’cı kitabı Aurea Hora’da taşın gizemi. İdeo quia ex simplici et pura essentia constat. Latin kökenli kitaplara bakınca görürüz ki. ruhsal insandır. 61 . maddede giz­ li ve hareketsiz duran demiurge. hristiyan dininin gizemlerinden daha üstündür. Eflatun’un yuvarlak çift cinsiyetli erke­ ğine karşılık gelen. Ondördüncü yüzyılın başı kadar er­ ken bir dönemde. ikinci Adem ise ölümsüzdür çünkü o tek bir saf ve bozulmaz özden oluşur. bozulup çîirüyebilen dört unsurdan oluştuğu için ölümlüdür. dört sayısını içeren halka veya kürenin bil­ gili atalarımızın çoğu için Tanrı anlamı taşıdığıdır. kusursuz bir hermafrodit varlık olarak sembolize edilmekteydi.

çünkü o zamanlar pratikte bilinmeyen ve kavranama­ yan bir varlıktı madde. filo­ zofların arayıp durduğu yuvarlak öz. rüyalarımızda semboli­ ze edilen şeye çok benzeyen bir oluşumdu. en ufak bir özeleştiriye girişmeden varsayımlarını maddeye yansıtır. büyük felsefi düşüncelerin çoğunlukla rüyalar. dairenin dört bölmesi ile sembolize ediliyordu. Ve insanoğlu ne zaman gizemini çö­ zemediği bir şeye rastlasa. üç ya da dört yüz yıl önce bilinç düzeyinde bilinen şekliyle geri dönmektedir.Yaptığımız alıntılardan da açıkça görülmektedir ki. tetraktilerin psişik olduğunu kabullenmek zorunda kaldık. Elimizde. bilinçdışmda bulunanları doğrudan doğruya maddeye yansıtmışlardır.Yaratılan (Monögenes veya * Gnostik: İlm î. İlm e ait. Şimdilik şu ger­ çeği bilmek bizi tatmin ediyor : çağımız insanının bilinçli ak­ imda hiçbir şekilde yer almayan tanrı fikri. dört unsurun yaratılışında göstermiştir. v e . Klasik dönemden bir şairden alıntı yaparak şunu söyleyebiliriz :"Naturam expellas furca tamen usque recuııet. artık atalarımız kadar serbestçe yansıtma yapamıyoruz. 62 . Codex Brucianus'a ait(18) adlı *gnostik bir kaynakta Biricik. (17) Daha naif bir kafa yapısına sahip ata­ larımız. Sonunda . Madde.. tanrı kendisini ilkin. böyle ekleri kolayca kabul edebili­ yordu. hatta halüsinasyonlarla karışmış olduğunu kanıtlayan tarihsel do­ kümanlar vardır. Tarihin bu kısmını. Bu unsurlar. riiya sahibi hastamın hiç bilmediği gerçeğini vurgulama gereği duymuyorum.” Bu eski filozoflara göre. görüntüler. Kimyasal madde günümüz­ de oldukça iyi bildiğimiz bir şey olduğu için.' yakın ya da uzak bir gelecekte bunun da bir yansıtma olduğunun or­ taya çıkıp çıkmayacağını henüz bilmiyoruz.

Dört sayısı. bunlar eski filozoflarm sürekli uğraşları olmuştur. Tanrı’nm bir atomudur. dört İncili yazanlardan biri. işin dört aşaması. Anthropos’un kendisi kenttir ve onun üyeleri de kentin dört kapısıdır. dört rengin mucizeye benzer görünüşü. Monad ondan gelmiştir. bu düzlük. kilisenin sembolik binek hayvan­ larına karşılık gelen dört sütunun desteklediği bir platformdur. kartal. bu eski­ miş spekülasyonları niçin tekrarlasın? Niye tekrarlaması gerektiğini bilmiyorum. Bu vaka­ lardaki rüyalarm üç ya da dört yüz yıl öncesinden malzeme alıçlarını aslında düşünmüyorum.onu savunmak üzere çevresinde oniki kapı var­ dır. benim hastam. Monogenes’in. vasıflarını ve görü­ nüşlerini sembolize eder. Böyle bir alıntı. dördün sentezi. Peki ama. Bu metnin. încil’in dörtlüsüne ya da tetramorfosa. yani dört *evangelist sembol olan melek. nigredo dealbatio. Monad ise Setheus (yaratıcı) içindedir ve kimsenin nerde olduğunu bilmediği yerden gelmiştir.. Monad bir ışık kıvılcımıdır . Bir’in parçalarını.bir düzlük üzerinde durduğu dü­ şünülür. benim ya da meslekdaşlarımırı gözlemi altmdaki bir çok diğer vakada da ihtiyari ola­ rak aynı simgecilik (sembolizm) ortaya çıkmıştır. arketip fikrinin çok önplanda bulunduğu başka bir çağda yapılabilir­ * Evangelist: Gezici vaiz. Dörde bölünme. . rubefactio ve citrinitas. Sadece şunu biliyorum ki.Anthropos) konusunda şunu okuyoruz: “Bu. her tür ağacm ekili olduğu bir tarla gibi ve tüm ırkların doldurduğu bir şehir gibi. tek vaka bu değildir. Kitabın başka bir yerinde .. bu Biricik-Yar atılanın ana kentidir”. tüm iyi şeylerle yüklü bir gemi gibi. öküz veya buzağı ve aslandan oluşan. Vahyin Yeni Kudüs’ü ile olan mecazı açıktır. Monad’da otu­ ranla aynı kişidir.

kızılderililerin dörtlülüğe ne kadar büyük bir önem ver­ diklerini hatırlamamız yeterlidir. dünyayı yaratan tanrı fikriyle bağlantılı ve asırlarca eski. bilinçdışı aklın derinliklerinde hayat veren bir güneş olarak özel bir şekilde kendilerine ait olduğunu düşünüyorlar. Bu önyargı salt Hristiyanlığa ait değildir. on­ lara kendi görüşlerimi aktarmamaya dikkat ettim ve anladım ki. ortaçağdan çok daha eskidir. Aslına bakılırsa. Timaeus da bunu kanıtlamaktadır. fakat bunu hiç paylaşmayan belirli dinler de vardır.günümüz insanı tarafından ender olarak böy­ le anlaşılır. bazı Hristiyan mistiklerinin yaptığı gibi. bazı yoga yöntemleri bir yana bırakılırsa. Dört. ya önce­ den belirlenmiş bir aynılık şeklindedir. Tanrı’nın dışarıdaki biri olduğu şeklindeki önyargı­ nın bir sonucudur.tuhaftır ki . 64 . Bu sembolün tarihi hakkında bilgilendirilmeyen insanların bu sayıyı kendi kendilerine nasıl yorumlayacakları konusu her zaman özellikle ilgimi çekmiştir. Örne­ ğin. bu. Apuleius’un metamorfo­ zu (başkalaştırma) olayında olduğu gibi. belki de tarih öncesi bir sembol olmasına rağmen . neredeyse sistemli körlük denebilecek durum. Bu yüzden. zira pratikte her yerde ve her çağda bulunabilir. tan­ rının ve insanın zorunlu aynılığından sözederler. Bu saymın. sözkonusu vizyon bilindiği zamanlar bile -ki bu günler­ de bilene pek rastlanmıyor. buna rağ­ men. ya da bazı ibadetler veya törenlerle ulaşılacak bir amaç şeklindedir. çoğunlukla Ezekiel’in vizyonunun bir kopyası olduğunu anlamak kolaydı.bu benzerliğin ender olarak farkı­ na varılıyordu. kural olarak.di. Bu. Bu din­ ler tam tersine. örneğin. bir tür yaratıcı bir arka plan olarak . Ne klasik mirastır. Onun. dört sayısının ya kendilerini ya da iç dünya­ larındaki bir şeyi sembolize ettiğini sanıyorlar. bu sa­ yı . ne de Mısır köken­ lidir.

o da şu­ dur: merkezi hristiyanlık sembolizmi Teslis’e dayanmaktadır. artık onun varlığından şüphe edemiyo­ ruz. dinsel deneyimler arasında yer alır. yo­ rum yine de doğru olabilir.içi­ mizdeki tanrıyı sembolize ettiği . çağımız insanının rüyalarında kendiliğinden çıkan sembollerin de aynı anlamı taşıdığı. Fakat. aym sembolizmi sergileyen o kadar çok vaka gördük ki. çünkü sözko­ nusu eğitim. bilinçdışı aklın doğal eğilimlerinin uy­ gulamaya koyduğu. Tanrı fikrinin. Bu nedenle. sık sık ortaya çıkışı theologia natura lis için dikkate değer bir gerçek gibi görünmektedir. Dahası. tanrı konusunda psikolojik açıdan söyleyebileceğimiz en fazla şeyi kapsamaktadır. İlginç bir gerçeğe değinmeden geçemeyeceğim. dörtlülüğün. Ona iliş­ kin bir deneyim. Ben ve arkadaşlarım. yaratış halindeki tan­ rının aşağı yukarı doğrudan doğruya bir temsilcisi olduğunu göstermektedir.sonucuna varmalıyız. Gözlemlerim. tam da işte bu “mistik” düşüncedir.Karşılaştırmalı yöntem. aldıkları din eğitimi ne­ deniyle içimizdeki tanrı fikrinden vazgeçerlerdi. bu fikri “mistik” olarak adlandırıp her zaman kü­ çük görmüştür. çoğunlukla büyük ölçüde numinosum niteliı ği taşıdığı için. benim gözlemlerim 1914’e kadar gider ve onla­ rı kamuoyuna açmadan önce ondört yıl bekledim. Fakat bu çok önemli ve etkili bir arketip olduğu için. 65 . “bilim dışı “ bir hi­ potez olduğu gerçeğini dikkate alırsak insanların niçin bu şe­ kilde düşünmeyi unuttuğunu kolayca açıklayabiliriz. Eğer tan­ rıya belirli bir inanç besliyorlarsa bile. sadece ar­ ketip bir tanrı imgesinin varlığını kanıtlamakta ve bu imge bence. tanrının varlığının bir tür kanıtı olarak anlaşılırsa bu üzücü bir hata olurdu. Eğer gözlemlerim. Rü­ ya sahiplerinin çoğu bu benzerliğin farkına varmasa da.

sadece içimizdeki tanrıyı değil.”. Dolayı­ sıyla. insanın kendisini İsa’yla ve onun homoousia’sıyla özdeşleştirmesine yol açacak dere­ cede vurgulanması. bunlar da ortodoks fikre karşıtlıklarla doludur. 66 . ortodoks hristiyan görüşü de pek tam değildir.bilinçdışı ise kendini dörtlü ile ifade etmektedir. buna rağmen İsa’nın dogmatik insan niteliğinin. Dörtlü­ ye ilişkin tüm olaylarda doğanın sesini açıkça duyulabiliriz. dört yön vardır. Dogmanın aksine. İnsana benzeyen bir tanrı fikri. ortodoks bir görüş açısından yaklaşıldığında. Rüyaların bilimsel incelemesi eski bir falcılık­ tır ve simya kadar itiraza yol açan bir konudur. Fakat çağdaş aklın anladığı şekliyle dörtlü. insanla tanrının aynı­ lığını da ileri sürmektedir. doğal dört­ lünün “diabolica fraus” (şeytan) olduğu söylenebilir ve hristi­ yan dünyasının suçlanıp azarlanan kısmını temsil eden dör­ düncü cephesinin asimilasyonu. Fakat. babamı da görür. çünkü kötülük ilkesinin dogmatik yönü Teslis’te yoktur. mezheplerce benimsenen bir varsa­ yım olduğu için. Geçmişte simyanın kullandığı sembolik ifadeler. bir tek kişiyiz. Dördüncü yönün şeytanı temsil ettiği çıkarsama­ sı kolayca yapılabilir. Hatta bu deneyime giden her yolu da mahkum etmelidir zira kendisinin birbirinden ayırmış olduğu bir şeyi doğanın birleştirmesini kabul edemez. Beni gören. “içimizdeki tanrı” fikri de dogmatik açıdan zor bir kabullenmedir. Rüya psikolo­ jisinin yakın bir paraleli Latin simya dokümanlarında görülür. kutsal şeylere saygısızlık ya da delilik sa­ yılıyordu. bunun en büyük kanıtını oluş­ tururdu. Sanıyorum ki kilise. Aslına bakı­ lırsa. (19) Öyle an­ laşılıyor ki. Şöyle bir logomuz var: “Ben ve baba . üç değil. bu ise. bilinçdışı akla ilişkin her şeye karşı duyulan eski kuşkula­ rı uyandırabilir. çıkarsamanın ta kendisidir. işte bu. bu tür sonuçları ciddiye alma gi­ rişimlerini geçersiz kılmalıdır. bir zamanlar gizlilik ve koruyucu mecazların bir nedeni vardı.

çok geniş boyutta bir tarih öncesi vardır ve insanlar. modem çağdayız ve bu çağda. hastamın ruhsal gereksinimlerinden hareket ederek. içeriği ne olursa olsun. Hatta . Eğer dinsel dene­ yimlerin. dinsel deneyim. onu yaşayanlar için ne anlam ifade ettiğini bilmek is ­ tersek. Deneyim başka nereden elde edilebilir ki? Bunun cavabı.modem rüyaların da kaynağım oluşturan aynı bilinçdışından çıkmaktadır ve onlar kadar doğanın sesidir. eğer her hangi bir numinosum deneyimi varsa bunun bir psike deneyimi olduğunun tümüyle farkındalar. en azından budur. Doğanın sesi cevap verecek ve insanoğlunun ruhsal sorunu ile ilgili herkes. Ulaştığım entellektüel ve etik sonuç- . Ben. Kanıt dikkatle incelen­ diğinde kaçınılmaz olarak ulaşılabilecek sonuç. Ne yazık ki. eıı çok de­ ğer verilen deneyim türü olarak tanımlanabilir. nihai konular kuşkuy­ la karşılanmaktadır. çünkü bir ampirist için tüm dinsel deneyimler. aşağı yukarı benim belirttiğim gibi ola­ caktır. rüya ve benzeri şeyleri kolaylıkla kaldırıp atardık. son çareye başvurur gibi ruha dönecektir. “Extra ecclesiam nulla salus (Kilise dışında kurtuluş yoktur)” hükmüyle for­ müle edilen haliyle modern kafa yapısı. bu dene­ yimi yaşayanlar için her şey demektir. Fakat insan ruhu gizem barındıran bir yerdir . aklın özgün durumundan başka bir şey değildir. bilinçdışı aklın ürettiği olağanüstü sembolizm göster­ gelerinden bazılarım en azından anlamak yönünde ciddi çaba sarfetmek zorunda kaldım. şaşırtıcı yeni sorunlarla karşı karşıya gelecektir.. Ve. bunun akla gelebilecek her türlü şeklini inceleme olana­ ğına bugün sahibiz. nihai şeylere ilişkin fazla kuşkunun bulunmadığı ve her tarihin Eski Ahitle başladığı bir ortaçağ ortamında yaşıyor olsaydık. Eğer. Tanrının tahtı etrafında oluşmuş bir gökyüzü dünyasının hayalini artık kuramayız. eğer bunun bir anlamı varsa. galaksi sisteminin arkasmda bir yerde tanrıyı ara­ mayı da hayal edemeyiz.

hava ve ateş olarak temsil ettiler. 68 . Ortaçağ doğa filozoflarının.lamı tartışmasına girmek çok fazla süreceği için . Kötülük ilkesi açık şekilde ifade edilmemiştir. bir kadın figü­ rü görünümüne bürünür. fiziksel Üçlülüğe kadınsı (feminen) unsuru kattılar ve dörtlüye veya circülus quadratus’a (dairenin kare yapılması) ulaştılar. tıpkı toprağın. her zaman için belirli bir ahlakı ve bakış açısını anlatır. tanrının anası olarak an­ laşıldığı gibi. (20) Böylelikle. Bu yöndeki bir gelişmenin uzak vadede ruhsal açıdan doğu­ racağı sonuçlar ise. Çağımız rüyalarındaki dörtlülük. Diğer bir temel sembol de Teslis’tir. Bu. bilinçdışı çoğunlukla bir anima. hem kadın. dörtlüde kötülük unsuru aynı zamanda da dinsel sembolün bir parçasını oluştu­ rur. dördüncü unsurla kastettikleri şey kesinlikle toprak ve kadındı. üç “ruh” veya “volatilia”. bunu dörtlüye çevirir. özel bir düşünme çabası gerektirmeyecek kadar açıktır. dörtlü sembolü anima figüründen çıkmaktadır. “ imaginata in natura “. Örneğin. bu dörtlü aynı zamanda da . tümüyle erkeksi (maskülen) bir karak­ terdir. Eski doğa filozofları Teslis’i. dörtlülük matriksi veya Mater Dei’dir (tanrının anası) . bilinçdışı akıl. tıpkı Teslis’teki üç kişinin tek ve aynı tanrı olması gibi.yani filius sapientiae (bilge oğul) idi. Ancak. Dördüncü unsur ise beden veya topraktı. haçtan ve onun çeşitli dinsel anlamlarından sözediyorum. hem de kötülük. yani su. Her hangi bir dinin başlıca sembolüc figürleri. dörtlülüğün sembolü hermafrodit Rebis. Bunu ise Bakire Meryem’le sembolize ettiler. Fakat. şimdi kısa bir özetle yetinmek durumundayım. Görünüşe göre. Anima. Teslis dogma­ sında tanrı kavramına dahil edilmediği için. fakat prima materia’nın zehirli niteliğinde ve diğer imalar şeklinde görünmektedir. tik bölümde açıkladığım gibi. tekliktir. bilinçdışının bir ürünüdür.

dörtlü hakkında tüm söylediklerim. Biz burada psikoterapiyle değil. (1) Genç bir ruhsal hastalıklar doktoruyken. Fakat işin aslına bakılırsa. dörtlü sembol. ama dörtlü sembolün ortaya çıkardığı sorunun etik ve entellektiiel boyutlarının tartışması içinde kaybolmayı da tercih etmem. incelemelerim sırasında psikopatolojiye girmek ve sözünü ettiğim tarihsel sembol ve figürleri kazıyarak mezarlarından çıkarmak zorunda kaldım. Pratik tedavide önemli ıolleri vardır. psişik fenomenin dinsel yönüyle ilgileniyoruz ama. be­ nim örnek vakamın en son ve doruk kısmına ne yazık ki kısa ve yetersiz bir girişten başka bir şey değildir. Rüya serimizin daha başında daire şekli ortaya çıkmakta­ 69 . circulus quadratus ve Teslis dogmasını geliştirmeye çalışan mezheplerin tutumları konularındaki bu uzun tartışma biraz abartılmış ve zoraki gibi gelse de bence sakıncası yok. Bu nedenle.DOĞAL BİR SEMBOLÜN TARİHÇESİ VE PSİKOLOJİSİ Felsefeye olan ilgiyi ve merakı söndürmek istemem. Bu konunun psikoloji açısmdan sonuçları kuşkusuz geniş kapsamlı ve yeterince anlamlıdır. böyle bir şey ya­ pacağım hiç aklıma gelmezdi.

Diğer rüyalarda daire bir dönüş hareketiyle gös­ terilir . örneğin.” Böyle bir durumda. bir perpetuum mobile olan bir saat. fakat bu kez son derece etkileyici bir deneyim sözkonusuydu. kendi etrafında dönen boş bir kare hapishane hücresi v. hastaya ani bir görsel izlenim şeklinde yansıyan bir resim oluşturuyordu.dır. Tüm bu rüyalar. Hasta bu tür anlık bakış­ ları veya görünümleri. atış talimleri için yuvarlak bir hedef. asker bedenleri tarafından oluşturulmuş bir yıldızla. Kendisinin de belirttiği gibi: “(Deneyim) ina­ nılmaz bii' uyum izlenimi veriyordu. bir yılan şeklindedir ve rüya sahibinin çev­ resini satmış bir halkayı ifade eder. dört ana yönde dört ceviz bulunan gümüş bir kase. dört ana yönü dört mevsimi temsil eden ve bir daire içinde dönen bir yıldızla veya kıymetli bir taşla v. bi­ zim izlenimimizin ne olduğu ya da bu konuda bizim ne dü70 . Dairelerin de dörtlü sayılarla birlikte görüldü­ ğü olur .b.b. dört çocuk”siyah bir halka” taşır ve bir daire içinde yürür. bir top. bir kase v. dairesel hareketlerle ilişki içinde gö­ rülür (2): karenin içinde gezinen insanlar.b. olarak belirir. farklı durumlarda zaten daha önceleri de yaşamıştı. Merkez. rüya sahibi bir meydanın içinde tak­ siyle döner. Aynı zamanda. dört sandaiyeli bir masa. sembolize edilir. örneğin. örneğin. merkez nokta­ nın özellikle vurgulandığı görülmektedir. bir halka­ nın ortasındaki bir yumurtayla.odanın köşelerinde dört yılan vardır ve insanlar yine dört köşenin etrafında döner. bir küre. ortası çeşmeli bir kasaba meydanı veya bahçesi şeklinde kareler de görünür. Bu. Rüyalarda. yuvarlak bir ma­ sa. Daha somaları kareler. kare şeklindeki bit odada yer alan sihirli bir tören (hayvanların insana dönüşme­ si) . Daha sonraki rüyalarda bir saat olarak ortaya çıkar veya merkezinde bir nokta bulu­ nan bir daire.

din değiştirme (conversion) olayıydı. Dairenin çevre­ sine (önceki vizyondaki) altın halka dolanmıştır. Büyük ritm: otuz iki orta vuruş. Sadece hastanın o konuda nasıl hissettiği önemlidir. Bu onun deneyimidir. (Rüya sa­ hibi burada. Psikolog. bir de dikey daire var. Dünya saatin üç ritmi veya vuruşu vardır: 1. Sözkonusu vizyon. bu bir dönme. orada si­ yah bir kartal altın bir halkayı alıp uzaklaştırmıştı. altın halkanın bir tam dönüşüne eşittir. ikisinin merkezi de or­ tak. Bu bir dünya saat.şündüğüraüz hiç önemli değildir. hastamızın psi­ kolojik gelişmesinde bir dönüm noktası olmuştu. sadece bu gerçeği not etmekle yetinir ve ayrıca elinden geliyorsa. 3.” . Üstünde. Orta ritm: kolun bir tam dönüşüdür. Hasta.) Dikey da­ ire. beyaz kenarlı mavi bir disktir ve 4x8=32 parçaya bölün­ müştür. önceki vizyona gönderme yapmaktadır. bu deneyime kar­ şı çıkmanın faydası yoktur. 2. böyle bir vizyo­ nun (görünümün) bu kişi üzerinde niçm böyle bir etki yaptı­ ğını anlamaya çalışabilir. Küçük ritm: Mavi dikey diskin kolu. Yatay daire dört renkten olunuyor. vizyonu anlatan metni şöyle yazmıştı : “Bir yatay. Dört küçük adam dairenin üzerinde durmakta ve pandülü taşımaktadır. bir seferinde bir bölü otuziki ilerlemektedir. Aynı zamanda ya­ tay daire de bir bölü otuz iki ilerliyor. Saati siyah bir kuş taşıyor. Dinsel te­ rimlerle ifade edersek. ve eğer bu deneyim oniın içinde bulunduğu durumu derin şekilde etkile­ yip başka bir duruma geçmesini sağlıyorsa. kendi ekseni çevresinde dönen bir el var.

Dikey halka mavidir. dört renk içeren yatayı ise altın rengindedir. saat. yıldız. 12 . dörtlülük. anlamaya doğru adım at­ mış oluruz. şek­ linde görünen parça parça sembollerden anlamlı bir bütün oluşturma girişimidir. zaman v. Eğer bu vizyon. kare. kürelerin müziksel uyumuna ilişkin eski kavramı ima etmektedir. renkleri de farklıdır. haç. İki halka yapı olarak birbirinden farklıdır. dört nokta bir keresinde dört çocuk­ la. gökyüzü ve onun sessiz dönüşüne ya da güneş siste­ minin düzenli hareketine ilişkin olsaydı. Doğal olarak. dönüş. diğer defasında da dört mevsimle temsil edilmişti. Eflatun’un Timaeus’undaki iki daireyi ve onun anima mundi’sinin uyumlu yuvarlaklığını düşünürsek. dünyayı bir daire veya dört evangelistin (vaizin) bulunduğu rex gloriae veya zodya* Eflatun İngilizcede Platon olarak geçer. küre. önceki rüyalarda ima şeklinde ortaya atılan tüm görüşleri özetleyip toparlamaktadır. Kozmoza iliş­ kin platonik* bir görünümün. Daha önce daire. Mavi halka. Burada platonik kelimesi Eflatun 'un felsefesine ait olarak ele alınmıştır. kolaylıkla gökyüzünün mavi atmosferini sembolize ederken. bu dört yön dört küçük insanla ve dört renkle gösterilmektedir.Bu vizyon. “dünya saat” terimi. (Daha önceki bir rüyada. yatay halka dört ana yönüyle ufku temsil edebilir. Bu terimle bir tür kozmolojik sistem kastedilmektedir. Fakat platonik manzaranın uyumlu mükemmelliğiyle pek de uyuşmayan bir şey var vizyonda. Sadece hareketleri değil.) Böyle bir manzara hemen insanın aklına. bu soyut yapının niçin “inanılmaz bir uyum” duygusu yarattığını anlamak zordur.b. Yine belirtelim ki. yarı bilinçli bir akıl durumunun sisleri arasından parladığını da varsayabiliriz.. Fakat. bu resimdeki mü­ kemmel uyumu kolayca anlayıp takdir ederdik.

yine de tatmin edici değildir çünkü hepsi de merkez üze­ rinde o kadar çok durur ki. açıkça farklı iki sistem arasında herhangi bir zıtlık içermez. Bizim durumumuzda ise. dört kapılı kare şeklinde kutsal bir bina içeren daire bir padmadan veya lotustan oluşur. 73 . konsantre olma ve sonunda yogilerin bilinçleri­ nin yüce tüm-bilinç haline dönüşmesi amacıyla yapılan ritüeller için birer araçtır. Fakat horoskop sadece bir halkadan oluşur ve dahası. horos­ kop desenidir. Muzaffer İsa’nın temsil şekli. Horus’un ve dört oğlunun benzer resminden alınmışa benze­ mektedir. Üstelik başka bir tuhaf tesadüf daha vardır : önceki rüya­ larda bir eksen etrafında dönmekten (rotasyondan) sözedilmektedir sık sık ve bunun yönünün genellikle sola doğru ol­ duğu belirtilmiştir. or­ tadaki alan boştur. yani saatin ters yönüne ilerleyen oniki evi bulunur. Bizim sembolümüz bir saattir ve zamanı temsil eder. dört kapı. (3) Ayrıca Doğu analojileri de vardır. Bu semboller. Horoskopun sola doğru. Ortada bir Buda bulunur veya daha sıklıkla Shiva ve Shakti’nin bir bileşimi veya buna eşde­ ğer bir dorje (yıldırım) sembolü vardır. çoğunlukla Tibet çıkışlı Budist halkaları ya da mandalaları. Bunlar kura] olarak. (4) Belirtilen benzetmeler. yoğunlaşma. Bunun benzerleri. dünyayı yaratan ya da dünyayı yöneten tanrıyı veya takımyıldızlara dayanmış durumdaki insanı gös­ terir.ğın ufku oluşturduğu bir melothesiae şeklinde gösteren orta­ çağ tasvirlerini getirir. Onun da döıt ana yönü ve boş bir merkezi var­ dır. tasvirler ne kadar çarpıcı olursa ol­ sun. Böyle bir sembol için düşünebileceğim tek benzetme. dört ana yönü veya dört mevsimi gösterir. Sadece matematikse] bir noktadan oluşur. merkezdeki figürün önemini be­ lirtmek için yapılmışa benzerler.

Guillame de Digulleville’yi tanıdım. ebediyet anlamına gelmektedir. cenne­ tin altın gökyüzünü parçalayan büyük dairenin üzerinde bir disk gibi sallanmaktadır. (5) Bunlarm adları Le Pelerinage de la Vie Humaine. sembolümüzün zaman boyutuna biraz ışık tutma­ sına rağmen. Burada iki farklı sistem vardır. bir cennet çevrele­ mektedir. Chalis’te bir manastırın yöneticisi olan bu Norman şairi. Tesadüf eseri. diğeri mavi ve birbirinin içinden geçen iki daire. daire sadece 90 cm (3 feet) çapında ve safir rengindedir. altından yapılmış bir gök. psikolojik para­ lellikler bulma çabamızdan vazgeçmek zorunda kalacaktık. biri altın. aniden küçük bir daire dikkatini çeker.Bu nedenle. Guillaume başını kaldırıp da altın cennete baktı­ ğında. Guillaume’a rehberlik eden meleğin açıklamalarına göre. Bu kürelere. Daire konusunda şunları söyler : “II sortait du ciel d ’or en un point et y rentrait d’autre part et il en faisait tout le tour” Mavi daire. yeryüzü yüzyılları­ nın prototipleri veya arketipleri sayılan “siecles” (yüzyıllar) denmektedir . 13301335 arasında üç tane “pelerinages” yazmıştı. En sonuncusu olan Charıt du P elerinage de l ’A m e’ 'de bir cennet vizyonuna rastlıyoruz. ondördüncü yüzyılın başlarında yaşamış az bi­ linen bir yazarı. kendi çevresinde dönen kırkdokuz küreden oluşmaktadır. dini bir söylem olan “in saecula saeculorum” sıradan bir süre değil. horoskop da yetersiz bir benzetmedir. Tüm küreleri. Eğer or­ taçağ sembolizminin hazine evi olmasaydı. Bu vizyona göre cennet. Fakat. de l ’Ame et de Jesus C h risf tir. Mavi daire nedir ? Şaşkın­ lık içindeki Guillaume’a melek yine açıklamada bulunur : 74 .

üç sayısının Teslisle ilgisi vardır. daha önce. Daha sonra melek zodyak hakkındaki açıklamalarına devam eder. M ontre des saints les journees. Guillaume mavi daireyi seyrederken. Ve lütfen kendisine bu gizemi açıklamasını rica eder. ölçüldüğünü veya nitelendiğini hatırlayacaksınız. İşte burada diğer bir benzerlik buluruz . Altın rengin Baha’ya. il y a trois couleurs principales : le vert. Konu balıklardan açı­ lınca. Chacune etolle y est p o u rjo u r.zaman unsura. Bunun üzerine melek şu cevabı verir: “Or.“Ce cercle que tu vois esi le calendrier. kutsal Teslis öncesinde meydana gelen oniki balıkçının ziyafetine değinir. Meleğin açıklamalarınla göre. O sırada Guillaume söze karışır ve Teslis sembolünü hiçbir zaman pek de iyi anlayamadığını söyler meleğe. sonra daha fazla soru sormama konusunda şairi ikaz ederek kaybo­ lur. Dahası. tavusun kuy­ ruğunda bir arada görülebilir. Bizim vizyonumuzdaki zamanın üç vuruşla. Böylece. Teslise ilişkin mistik spe­ . aniden mora bürünmüş üç ruh görünür. Ve ekler: “Le roi de toute puissance qui met trois couleurs en ünite. Qui en fa isan t son tour entrier. le rouge et Tor” Onlar. Quand elleş doivent etre fete es Chacun en fa it le cercle un tour. kırmızı­ nın Oğul’a ve yeşilin Yüce Ruh’a ait olduğunu söyler. üç azizin ziya­ fet ve bayram zamanıdır şimdi. Guillaume’un takvim halkasının çapı da 3 feet’tir. Meleğin öğretilerinden anlıyoruz ki. ” Mavi daire dini takvimdir. ne peut-il faire aussi qu’une substance soit trois?”. Chacun so le ilp o u r l ’espace D e jo u rs trente ou zodiaque.

melek. Aslında ne görmüştü o? Sonsuz mutluluğa ulaş­ mışların bulunduğu küreleri veya “siecle’leri” gördü ilk ola­ rak. altından cenneti. Guillaume bir kaç rahatsız edici soru daha soramadan. meleğin aceleyle ayrılması da biraz kuşku çekicidir. altm. Aynı zamanda. aksi halde gördüklerinden muhakkak bazı sonuçlar çıkarırdı. Eksik rengin de mavi olduğu açık­ ça görülmektedir. konudan fazla sapmadığımızı da anlamış oluyoruz. Timaeus’un ilk kelimelerinden alıntı yapabiliriz : “Üç tane var. kırmızı ve yeşil-. hiçbir zaman iyice kavrayamadığı Teslis hakkında bazı şeyler duymak konusunda gerçekten çok istek­ liydi. sadece üç renk­ ten sözeder. belki de “haşin manzara” şeklinde tercüme edebileceğimiz o gizemli “streng Gebilde” tasvirinin yapıldığı İkinci Kısım’da meşhur Kabire sahnesinde de bulabiliriz. hem de Faust ve Pelerinage’de. O halde niçin eksiktir? Takvimde veya zaman­ da veya mavi renkte yanlış olan nedir? Zavallı Guillaume da kesinlikle aynı soruna çarpıp tökez­ lemiş olmalı : Üçü var. daha doğrusu. dört sayısı eksiktir. Bizim vizyonumuzdaki dört küçük adam cücedir veya ka­ hiredir. gibi. Guilaume. Burada. fakat ne yazık ki hastamızda dört sa­ yısı varken. ama dördüncüsü nerede? Kendisinin de söylediği. altm bir taht üzerinde oturuyordu ve ya76 . Mavi renk. Hem Timaeus’ta. cennete gittiği zaman Guillaume bilinçli değildi. dördüncüsü nerede kaldı? “ Veya. işte Cennetin Kralı orada.külasyon sırasında sadedden ayrıldığımda. Daha sonra. renk motifine de rastlıyoruz. aynı sözleri Goethe’nin Faust’unda. Sanıyorum ki. “ciel d’or’”u gördü. sarı. Bunlar dört ana yönü ve dört mevsimi ya da dört ren­ gi temsil eder. kırmızı ve yeşilden oluşan seriye aittir.

Fakat. Mavi. dünya saat imgesinin niçin “ina­ nılmaz bir uyum” izlenimini verdiğinin altında yatan daha de­ rindeki nedendir. şefkatli Meryem tüm günahkarların savunucusudur. tanrının kutsal evi ve ilahi kurtuluş zincirindeki ka çmılmaz bağlantı sorunu. orta çağlar için büyük bir sorundu .ve henüz Meryem’in rahmi şeklinde ki beden. 77 . pelerininin rengidir . Benim hastam bir katolik olarak yetiştirilmişti ve böylece bilmeden. Bu. kahverengi kristalden yuvarlak bir taht üzerinde oturan Cennetin Kraliçesi vardı. İşte bunun içindir ki. toprak . Bu cevap olasılıkla. bedeniyle birlikte cennete götürüldüğü varsa­ yımına gönderimde bulunmaktadır. Meryem’in ilahi. aym anda da Teslis olması ve dördüncü kişinin onun kraliçesi olmasıdır. Bu tür temsillerde. Ortaçağın bu değerli psikolojik olgusundan hareketle. diğer bir deyiş le onun yaptığı betimleme. İsa görünümündeki kralın. Orta ça­ ğın psikolojisi. Meryem’in kıya­ met gününden önce bedeniyle birleşmesine izin verilen tek ölümlü olarak. yüzyılların sorusuna sembolik bir cevaptır.mnda. Meryem ilahi değil. Hastamın vizyonu. toprak ise bedendir ve onun karanlığıdır. tanrı’nm annesinden niçin sözedilmiyor? Dogmaya bakılacak olursa. kral genellikle muzaffer İsa’dır ve kilise onun gelinidir. sade­ ce beata’dır (kutsaldır). Bu en son ayrıntı. dört öğeyi bir araya getirmekte ve bunlar uyumlu bir şekilde işlevlerini görmektedir. Üstelik toprağı temsil etmektedir. Guillaume’u kaygılandıran aynı sorunla karşı karşıya kalmıştı. kadın unsurunun dışarıda tutulması ya da çok sınırlı olarak tanınması. gerçekten de. Fakat en önemli nokta. has­ tamızın mandalasmın taşıdığı değeri anlayabiliriz. göğün mavi çadırıyla örtülmüş topraktır.şu üçlülük sorunu . bedenin arzularıyla tanrı aşkı arasındaki ve maddeyle ruh arasındaki yıkıcı çelişkiniı. Hastamın cevabı.

kraliçeyle değil. sembol­ lere özgü bir niteliktir. Bunun derinindeki basit anlam. bu ritm dördün katları olan otuz iki üzerine kurulmuştur. üçlü ritm diğer yanda. Teslis artık hayattır. Guillaume’un anlatımın­ da. fakat dörtlü. mavi daire ise Teslis ve zamanın hareketini temsil eder. bizim mandala da orta­ çağda kafaları meşgul eden bu iki takıntıyı yeterince açıkla­ maktadır. Kabire ve dört renk şeklindeki dörtlülüğü . altm daire ve içindekiler. birbirlerinin içine öyle girerler ki.olası bir çözümünün ilk habercisiydi. mavi dairenin kolu hızlı. bizim vakamızdakine ben­ zer bir içiçe girmişliği gösterir. Üstelik de. Biz bunu Hristiyan Teslis’inde de bu78 ' . Guillaume’a göre. Guillaume’un altmdan cennetinde mavi da­ ire biraz uygunsuz kaçmasına rağmen. daire ve dörtlü bir yanda. Teslis’in özelliklerini yansıtan zamanı gösteren takvimle ilişkilidir. bizim vakamızdaki da­ ireler uyumlu şekilde bir aradadır. mandala tanrıyı üçün katlarının ritmi ola­ rak. Özelliklerin ve içeriklerin birbiri içine girmişliği. biri aynı za­ manda diğerinin de içinde bulunur. altm daireninki ise daha ya­ vaş hareket eder. fakat şu var ki. Böylelikle. ruhun bir kare olduğuna ilişkin geçmişteki Pisagor görüşünü kanıt ola­ rak kullanırsak (6). ruhun tanrıyla birlikteliğidir. mavi renk. Dünya saat aynı zamanda nasıl quadratura circuli’yi ve perpetuum mobile’yi temsil ediyorsa. ruhu ise statik dörtlü. Bizim hastamızın durumun­ da ise. Teslis apaçık ortadadır. zıtlıkların halledildiği bu mandala vizyonuyla tümüyle aşılmaktadır. Eğer. Kilise rüyasındaki ber­ bat ve etkinlikten uzak uzlaşma. Cennetin Kralı ve Kraliçesi ikililiğinde gizlenmiştir. tüm sistemin üçün katlarına göre kurulmuş bir ritimle “atışı”dır. yani dört renge bölünmüş halka olarak açıklar. Bu durum ise.

Oğul Baba’mn içinde ve Yüce Ruh da hem Baba hem de Oğul’un içindedir veya her ikisine de giriyordur. eğer Guillaume’un vizyonu olmasaydı. burada. en azından Yüce Ruh .sembolüyle hala ilintilidir.) Fakat dörtlü. Bu di­ şi nitelik tümüyle sökülüp atılamamıştır. “öze dönüş evi” rüyasından kısa süre sonra ortaya çıkıyor ve daha da önceki bii" rüyada görülen üç ve dört sorununa yine bir cevap oluştu­ ruyordu. kolay anlaşılabilir bir şeydir. vas devotionis. Bu. ortaçağ hristiyan felsefesinde bol bol tartışılan temel sorunlardan bazılarının soyut. ilkbaşta kimseye dinsel bir çağrışım yapmamaktadır. Mater Dei’nin ve ilahi to orağın nitelikleri olarak ortaya çıkarlar. Baba Oğul’un içindedir. kendi dünya saatiyle herhangi bir dini sembolizm arasında hiç ilişki görmüyordu. Soyutlama o derece fazladır ki. önceleri dini sembolizmde görülme­ sine rağmen. Çocukluk döneminde biraz dinsel eğitim almış biri ne kadar biliyorsa. Kendisi. çünkü vizyon. dikdörtgen bir alan vardı. tarihsel kökler sistemini görmeden geçebi­ lirdik.güvercin . dairenin içinde bulunan eşit kollu haça. (Anne nitelemesi önceleri Yüce Ruh’a yapılmıştı ve erken hristiyanlar Yüce Ruh’a Sophia -Sapientia diyorlardı. Tetramorfoz’a . o da o kadar bilmektedir. Fakat sözkonusu vizyon. Hastamızm bu tür tarihsel konular hakkında herhangi bir gerçek bilgisi yoktur. neredeyse ma­ tematiksel ifadesidir. vb’e gönderme ya­ pıyorum. Babadan Oğul’a geçiş bir zaman boyu­ tunu içerir. fons signatus ve hortus conclusus. rosa mystica. alan unsuru ise Mater Dei tarafından temsil edilir. dogmada hiç yer almaz. alanın dört ke­ 79 . Bizim mandalamız. Daha sonraki kilise sembolizminde. Bu bağlamda. O rüyada. columba spiritus sancti . hristiyan felsefesinin geniş alanlara yayılmış.luruz. dört evangelistiyle (vaiziyle) birlikte muzaffer İsa’ya.

kadm imgesinden kurtulmak için ödediğin bir ver­ gi değildir. önceki bir rü­ yada ise diğer üç renkle birleşik haldeydi. o rüyada bir mağa­ ranın dip tarafında bir ayı görünüyordu.narında renkli su ile doldurulmuş dört kadeh bulunuyordu. ama gelenekçilikten uzak ve sosyal acemilik içeren eğilimlerdir. Görünüşe bakılırsa mavi eksikti. bazıları salt 80 . Baskı altına almanın nedeni de kuşku götürür. diğeri kırmızı. Bu açık rahatsızlığın nedeni. Ku­ ral olarak.” Buradaki “kadm imgesi”. herzamanki kare şekli. Ses şunu söyler: “ Yapmakta olduğun şey tehlike­ lidir. Bunlar. sa­ rı. tam da “anima” denen şeydir. Ayının kırmızı. “Öze dönüş evi” rüyasındaki ses bu gerçeği doğrula­ maktadır. Aynı zamanda da. Sulardan biri sarı.preconscious. yeşil ve mavi ışıklar saçan dört gözü vardı. daha önce de belirttiğim gibi. görünür­ deki ve gerçek bir çok neden yüzünden dışarıda tutulmuştur. Bunların antisosyalliği kesin değildir. çünkü bu imgeden kaçınılmaz. animanm temsil ettiği kadın unsuruna karşı yürütülen mukave­ metti. Fakat sadece bastırılan eğilimler.herkeste bulunan “istatistiksel suçlu” dediklerim . Bazıları baskılanmış(önbilince. daha önce hiç ortaya çıkmayan bir dikdörtgene dönüşmüştü. Din. İşin şaşırtıcı yönü. üçüncüsü yeşil ve dördüncü­ sü renksizdi.atılıp ortadan kaldırılmış veya engellenmiş).baskılanır. Bazı insanlar salt korkaklıktan dolayı bunu yapar. genellikle sade­ ce kuşkulu nitelikte olanlardır. insanın psikolojik yapısındaki antisosyal unsurla­ rın temsilcisi olan eğilimler . o zamana kadar bi­ linçli hayatın dışında bırakılmış bütün o eğilimleriyle ve içe­ rikleriyle birlikte bilinçdışını temsil eder. Bir erkeğin kendi animasına karşı koyması normaldir çün­ kü anima. yani bilinçli ve kasıtlı olarak yokedilir. bazıları ise bastırılmıştır. sonraki rüyada mavi renk kaybolmuştu.

bir tür yarı bilinçli ve yarı gönüllü olarak işi oluruna bırakmaktır. Buna karşılık doğa 81 . kimi daha çok beceri sahibidir. kaygıya. kilisedeki günah çıkarma uygula­ ması. Bilinçten atmak. Bastırma. eğer suç denebilirse bunlara. Yasalar bilinçsizli­ ği ara sıra cezalandırır ama. Nevroz. Fa­ kat doğa her çocuğuna eşit davranmamıştır. günah saydığı hareketlerle ilgilidir. “İstatistiksel suçlu” hariç tutulursa. insanların kimi daha az. yasal acı çekmek gibi bir şeydir.geleneksel ahlakçılık kaygısıyla. (7) Medeni veya eğitimli veya ahlaklı birinin nasıl yaşaması gerektiğine ilişkin bazı fi­ kirlerimiz vardır ve bu yöndeki yüksek beklentilerimizi karşı­ layabilmek amacıyla ara sıra elimizden geleni de yaparız. ya da suçlarını bilinç düzeyinde bilmezler. Bu nedenle. düzgün ve saygıdeğer bir şekilde yaşamayı ancak başarabilen. sadece. Günahlarının bilincinde olmayanlara oldukça yumuşak davranılır. sıcak kestaneleri eteğinden atmaktır veya yukarıda asılı üzümlere söylenmek­ tir veya arzuların farkına varmamak için gözünü diğer tarafa çevirmektir. çatışmaya ve ıstıraba yol açabilir fakat asla sıradan bir nevroza neden olmaz. nevroz oluşumundaki baş etmenlerden olduğunu keşfetmiştir bastırmanın. kişinin kendisinin günah duygusuyla ilinti kur­ duğu. kabul edilmeyen kararlardan kurtulmayı amaçlayan oldukça düşük ahlaklı bir eğilimdir. bunlar ya ufak tefek suçlar işlerler. yani belirgin bir hataları görülmeyen insanlar vardır. bi­ linçli bir ahlaki seçim sayılırken bastırma. daha düşük kaliteyi ve daha ilkel eğilimleri içeren geniş bir alan kalır geriye. olmamız gereken in­ sandan daha az uygun ve daha az gelişmiş birinin psişik yapı­ sında görülen. bazıları ise saygınlık kazan­ ma güdüsüyle hareket eder. Freud. Bilinçten silip atmak .

geçmişimizi yani. kesinlikle çok yoğun bir göl­ 82 . Bir nevroz durumunda ise. tıpkı zeka gibi. (7) Eğer bir aşağılık duygusu bilinç düzeyindeyse. sözkonusu duygu. Ah­ laklılık. bir hediyeye benzer. hiç bir zaman düzeltilmez. ona doğal olarak sahip olmayan bir sistemin içine pompalanacak bir şey değildir. kişi her zaman için onu düzeltme şansına sahiptir. dü­ şündüğünden ya da istediğinden daha az iyidir. insanoğlu. aşağılık kompleksine yol açabilir veya daha az ahlaklı kişilerde bir ahlaksızlık patlamasına bile neden ola­ bilir. Ve ancak çok büyük çaba göstererek bu yükten kendimizi kurtarabili­ riz. sü­ rekli olarak diğer ilgilerle temas halindedir ve bu nedenle de düzenli şekilde değişimden geçer. Fakat bilinç dışına atılır ve bilinçten uzaklaştırılırsa.bilinçsiz günahkarlara karşı hiç de yumuşak değildir. yaşlı sofu Drummond’un bir zamanlar gözlemlediği gibi. Üstelik. bilinçdışı yönlerinin farkında olmayan yüksek ahlak sa­ hibi kimselerin tuhaf rahatsızlıklar ve kötü huylar geliştirdik­ lerini ve akrabalarının desteğini yitirdiklerini görürüz. Herkes bir gölge taşır ve bireyin bilinçli hayatında ne kadar az şey topla­ nırsa. gölge de tersine o kadar koyu ve yoğun olur. Her du­ rumda bu. arzuları ve duyumlarıyla birlikte o ilkel ve düşük nitelikli kişiyi beraberimizde taşırız. Ahlaklı olma. fakat sahip olunduğunda bo­ zulabilir ve şekil değiştirebilir. bir evliya şöhretine herkes kavuşamaz. Tıpkı bilinçli bir yanlışlık yapmışlarcasına onları cezalandırır. Bir aziz. bir bütün olarak bakıldığında. Dahası. Ne yazık ki. ancak bir azizle birlikte yaşamak. bilinçdışı bir engel oluşturur ve en iyi niyetli giri­ şimleri bile sonuçsuz bırakır. Biz. Bu nedenle. farkına varılmadığı bir anda patlayıp ortaya çıkabilir.

henüz onunla birlikteyken”) sözü edilen muhalifi. Bu an­ lamın bir inanç olması gerekmektedir doğallıkla. ki bu yöıı olmaksızın gölge bile bir anlam taşımaz. yani insandan daha büyük bir ideaya (ül­ küye) sunulması. Yaşayan beden. bu anlamı yaratabilmektir. Zaten tehlikeliydi de. Matta İn­ cirinin 5. Kişinin ahlakım tahrip etmek de çö­ züm değildir çünkü. Fakat buradaki güçlük. ancak en nazik sorunudur. nrn bulduğu en ikna edici şeylerin.” Doğaldır ki . 83 . başağrısı karşısında başı kesmek kadar etkisiz bir çaredir. fakat inşa-. Bu aynı zamanda. bedensel kişi ola­ rak yorumlamıştır. Sözkonusu zıtlıkla­ rın uzlaştırılması büyük bir sorundur ve eski dönemlerde bile insanoğlunu rahatsız etmiştir. ucuz ve hazırlop şeyler ol­ duğunu ve kendisini kişisel arzu ve korkularına karşı ikna edemeyeceğini görüyoruz. yani bir grıostik . bireyin bilinçli kişiliği ile gölgesinin birlik te yaşayabilmesinin bir yolu bulunmalıdır. Gölgeyi sa­ dece bastırmakla yetinmek. bu dolaylı ve son dere­ ce pratik yaklaşımın değerini ve inceliğini takdir edemezdi. büyük şeyler yaşayabi­ lir. îkinci yüzyılda yaşamış efsa­ nevi bir kişilik olan Karpokrates. Anlamlı bul ­ duğu takdirde insanoğlu hayret verici. kişiliğin kaçınılmaz bir parçası olduğu için. bu onun iyi yönünü de öldürür. insan hayatının n i­ çin kurban edilmesi. adanması gerektiğini unutmuş bir medeni­ yetin hala en hayati.geyle uğraşmamız gerekecektir.25 bölümünde (“Muhalifinle hemen anlaş. henüz kendinle birlikteyken. Nevroz tedavisi. Eğer nevroz vakasının teda­ visi isteniyorsa. metin şu şekilde okunmalıdır : “ Kendin­ le hemen anlaş. ya kendileri böyle bir çıkmazın içinde bulunanlar için ya da diğer insanların yaşamalarına yardım et­ mek zorunda olanlar için çok ciddi bir sorundur. kilise babalarının kararlı kafa yapısı.

Hatta. Rii84 . Günümüzde hiç bir medeni ülke yoktur ki. tü­ müyle kötü değildir. Eğitimli insanlarımız.Bastırılan eğilimler. fakat gölgeler bu sonucu vermemiştir. bizi kollektif çözüme ulaştırabilir. sade­ ce bu tür kişisel değişikliklerin birikimi. kendilerini üs­ tün insanla özdeşleştirir ve aşağılara inemezler bir başka grup ise daha alt tabakadan biri ile özdeşleşir ve yüzeye çık­ mak isterler. Bu durum. içindeki daha az nitelikli kişiyi bilinçdışma atmaya çalışır ve bunu yaparken onu isyana zorladığının far­ kına varmaz. Sadece genel bir tutum değişikliğiyle çözülebilir. hayata bakışlarının ve değerlerinin değişim geçirmesiyle devam eder. alt düzeydeki halk tabakaları huzursuz ve muhalif olmasın. psikolojik sorunlarımızın dev boyutlarda olduğunun bir göstergesidir. hiç sorun çıkmazdı. Belirtilen değişiklik. Bireylerdeki değişme ile başlar. kesinlikle kötü olsaydı. Bazı Avrupa ülkelerinde. ortak sorunlar da ki­ şisel sorunların bir toplamıdır. ya da benim verdiğim adla gölgeler. bu durum üst tabakaların da başına gelmeye başlamıştır. Bu tür sorunlar hiç bir zaman yasayla veya kurnazlıkla çözülmez. Eğitimli kişi. İşte. ilkel. Kollektifliğin sadece kişilerin bir toplamı olması gibi. köklerinden kopmuştur ve yeryüzüyle bağlantılarını kay­ betmek üzeredir. çocuk­ ça ve ilkel özellikleri içermektedir. On­ ların kişisel zevklerinin ve nefretlerinin. Bir grup insan. uyumsuz ve rahatsızlık vericidir. görevi “sol kanadı tü­ müyle boğmak “ olan bir müfreze görmüştü rüyasında. propagandayla ve kitle toplantılarıyla veya şiddetle başlamaz. bir bakıma insanoğlunun varolu­ şunu canlandırıp süsleyecek olan daha alt düzeydeki. Fakat gölge sa­ dece biraz çapsız. Hastam bir keresinde. medeniyetimizin çiçekle­ ri.

) . Rüya. tanrının doğasını felsefi açıdan açıklayabilmek amacıyla ya da tapınma sırasında veya Doğu’daki gibi yoga alıştırmalarında yantra olarak. Doğru yöntemin bu olmadığı açıktır. hastamın kendi alt kişiliğini nasıl ele aldığını. onunla nasıl başettiğini göstermektedir.. tanrının oturduğu yerde kimse yoktur. Ancak. Daha önce düşünülmüş bir görüşe arka çıkmak adma. “öze dö­ nüş evi” rüyası ise. Bu ilahi halkanın tamlığı ve yeryüzünün dört ilkeyi veya unsuru veya psişik niteliği birleştiren (8) kare şekli. tanrının tabiatını göze görünür hale getirmek amacıyla bir sembol vazifesi görmüştür. İsa veya haç sembolüyle ifade edildiğine göre. böyle önemli bir gerçeği gözardı etme hakkımız olduğuna inanmıyorum. Mandala bu özel noktanın genişletilmiş hali olarak görünmektedir. (7) Tanrının insanla uzlaşması. Bu suretle mandala “uzlaştırıcı sem­ bol” olmanın gururunu taşır.yada. olması gerektiğinden 85 . Hem de mandalayı tarihsel yöntemlere göre analiz ettiğimizde. sol kanadın daima zayıf olduğunu belirtir. Tarihsel analojilerin yolaçtığı önyargılara kapılıp. “tanrıça” yerine ise “yeryüzü” ya da “ruh” diyebiliriz. bütünlüğü ve tekliği ifade etmektedir. Görmüş olduğumuz gibi mandala. tanrının bir daireyle ve tanrıçanın da bir kareyle sembolize edilmesi gerçeğine rağmen. bu soruya doğru cevap olarak dinsel bir tutum sunar. hastanın dün­ ya saatinin de aynı uzlaştırıcı öneme sahip olmasını bekleye ­ biliriz. Tam tersine. mandalada tanrının izine rastlamadığınız gerçeği üzerinde ısrarla durmalıyız (İlahi imgenin yerinin dörtlü tarafından işgal edildiği “öze dönüş evinde “ olduğu gi­ bi. orta kısım boştur. tarihten gelen önyargıya kar­ şı çıkabilmek için. ta­ rihsel olarak. işte bu yüzden sol kanadın tümüyle yokedilmesi gerektiğini söyler. fakat askeri müfreze. birisi. mandalanın merkezinde bir tanrı bulunacağını ummalıyız. Bir rüya veya vizyon.

Eski tanrılar prestijlerini ve insan ruhu üze­ 86 . çiçek. Başka bir şeyi saklayan bir kılıf değil­ dir. şu varsayımda da bulunmuş oluruz : Kökleri bir halkın tarihinde olan herhangi bir din. Ay­ nı zamanda. Din. Eğer aynı yöntemi. Arkasında başka bir motif bulunmayan doğal bir ürün­ dür. fakat asla tanrı yoktur. kıvrılıp yatan bir yılan veya insan. örneğin. Sisteminizdeki en büyük güç olan o psiko­ lojik gerçek tanrıdır. sadece bir isim olarak kalır. Bir ortaçağ kilisesinin gül penceresinde muzaffer İsa’yı gördüğümüzde.başka bir şey olamaz. o halkın geliş­ tirdiği siyasi hükümetin şeklinde olduğu gibi. Herhangi bir etki altmda kalmamış yüzlerce hastanın mandalılarını gördüm ve bu vakaların pek büyük çoğunlu­ ğunda aynı gerçekle karşılaştım: merkezi işgal eden bir tanrı asla yoktu. “dinsel” demekten kaçınamayacağımız belirli bir tutu­ mun ifadesi olduğu sonucuna varırız. olumsuz da. çok değişik bir anlamın sembolünü buluruz : yıldız vardır. haklı olarak bunun Hristiyan kültünün mer­ kezi öneme sahip sembolü olması gerektiğini varsayarız. en yüksek ya da en güçlü noktasına ulaşmış bir ilişkidir. Özü ölür ve gücü kaybolur. bu ilişki olumlu da olabilir. yani bilinçdışınızda oluşan bir değeri bilinçli olarak ka­ bul edebilirsiniz. Fakat merkezde. İlişki hem gönüllü hem de gönülsüz ola­ bilir. güneş. rüyalarda veya vizyonlarda görülen veya “aktif hayal etme. Bu mandalalarda kural olarak merkez üzerinde durulmaktadır. Tanrı. etkin imgelem” yöntemiyle geliştirilen çağdaş mandalaya uygularsak. çünkü tanrı denen şey ezici üstünlükte bir psişik faktördür her zaman. o halkın psiko­ lojisinin bir ifadesidir. su veya şarapla doldurulmuş bir kase. ezici bir faktör olmak­ tan çıkar çıkmaz. mandalanın. kolları birbi­ rine eşit bir haç. kıymetli bir taş.

Daha başkaları için ise. tanrının isteğine boyun eğdi. (9) İnsanoğlundan. ama aynı zaman­ da da. Merkez ile ne kastettikleri sorulduğunda da kekeleyip şu ya da bu deneyimlerine göndermede bulunmaya çalışırlar. uzun ve verimsiz üzüntü­ ler sona erip. kendi isteğinden feda etti. ön­ celeri şu ifadeyle kastedilene çok benzer : Tanrıyla barış yap­ tı. dünyalar. Eğer çağdaş mandaladan bir sonuç çıkaracaksak. çiçeklere veya yılanlara tapıp tapmadıkla­ rını sormalıyız insanlara. herkes kendi egosunun kişiliğini kasteder -yani. Diğer insanlar da şiddetli bir acı ve ıstırap anın­ da benzer bir vizyonu kendilerinin de yaşadığını itiraf ede­ ceklerdir. önce yıl­ dızlara. kendilerini kabul edebilmişler­ dir. Çağdaş bir mandala kendine özgü bir akıl durumunun is­ tek dışı itiraf edilmesidir. söz­ konusu deneyimler. Tüm bu insanların deneyimleri hakkında size söyledikleri şu şekilde özetlenebi­ lir: Kendilerine gelmişlerdir. Tanrının yerini. iç barışın hüküm sürmeye başladığı bir anın ya da şaşırtıcı bir rüyanın hatırlanmasıdır. dünya saati vizyonunun kendisine kusur­ suz bir uyum hissi verdiğini söyleyen hastamın itirafına çok benzeyebilir. Bunu reddederler. kişinin bütünlüğü almıştır. kendileriyle barışabilmişlerdir ve böylelikle kötü koşul­ larla ve olaylarla da barışık olmuşlardır. Mandalada tanrı yoktur. farkında olduğu kadarıyla kendi 87 . bir tanrıya boyun eğme ya da onunla barış içinde olma da söz konusu değildir. haçlar ve bunlara benzer şeylerin kendi içlerindeki bir merkezi sembolize ettiğini ileri sürerler. güneşlere. yıldızlar. Bunun anlamı. insan olmuştu.bahsedilirken.rindeki etkilerini niçin kaybetmiştir? Bunun nedeni Olimpos dağı tanrılarının sürelerini doldurmuş olmaları ve yeni bir gi­ zemin başlamasıdır : tanrı.

derhal şu lcritik soru ile karşılamalıyız : Kimin bilinci? Kendi bilinci mi yoksa başkalarının kendisi hakkındaki bilinci mi? Gerçek şudur ki. çağımızdaki araştırmalar . Haldi olan kimdir? Ya gerçek olan kişi kimdir? Daha ileri gidip. Fakat. Aslına bakılırsa.(ll) Bu fel­ sefe. Doğu felsefesi asırlar boyunca. öz“ (self) terimini kul­ lanıyorum. (10) Upanişad’ların’ların felsefesi. Dünya her zaman olduğu gibidir. kişinin bütünlüğünü. insanın kendi kendinin bilinci olduğu şeklindeki eski ön­ yargıyı yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir.gerçeğini de dikkate alırsak. Şimdi birinden sözederken. çok zaman önce tanrıların göreceliğini tanımış olan bir psikolojiyi içerir. Bu. yani sadece sembolik olarak ifade edilebilen ve tabu sayılan bütünlüğünü kastederiz. onun tanımlanamaz bütününü. ateizm gibi aptal bir yanlışlıkla karıştırılmamalıdır. fakat bilincimiz tuhaf . (7) Bu terimi Doğu felsefesine uygun olarak seç­ tim. ol­ dukça naif varsayımı. onların kendisininkine çok benzeyen kişilik yapısına sahip olduklarını varsayar.varlığı henüz kanıtlanacak bilinmeyen birşey olduğu . tanrıların artık insan ol­ maktan vazgeçtikleri zamanlarda bile ortaya çıkmaya devam eden. bizim değindiğimiz bu soru üzerinde durmuştur. sonsuz olarak genişlemesini sürdüren bilinçdışı psike üzerine kurulu ve onunla çevrilmiş olduğu gerçeğini ortaya koyduğu için. gözümüzde canlan­ dırdığımız kendi resmimizi.kişiliğini -ve başkalarından bahsedilirken de. başkalarının kendi gözlerinde canlandırdıkları resmimizle barıştırıp uyuşturmak zor bir iş­ tir. kişisel bilincin. insanın ne kendi bildiği ne de başkalarının tanıdığı kimse olmadığı . Ben. kimlik sorunu daha da güçleşir. diğer bir deyimle bilinçli ve bilinçdışı varlığının toplamından oluşan bütününü tanımlamak amacıyla “nefis. psişik varlığın genişlemesini ve temel karakterini tanımlamak son derece olanaksızdır.

Antik çağlarda da dağ­ larla nehirlerden ve ağaçlarla hayvanlardan alınıp uzaklaş­ tırılmıştı. En fazlası.. Bu yüzden. oldukça kaim gölgeye sahip bir bilinç bulursunuz. Bu kişi. Hala.değişimlerden geçmiştir.Gerçek bilgilerimizdeki tüm boşluklar hala yansıtmayla kapatılmak­ tadır. çünkü onların şunu ya da bunu yaptığını. Bilim. Zaten tanrılar. hala. dünyanın ruh­ lardan arındırılmasındaki ilk aşama olmuştur. yavaş yavaş bilinçli bilgi gelişti. İlk olarak. uzak geçmişte (gerçi il­ kel insanlar hala gözlenebilmektedir ) psişik hayatın asıl kıs­ mı insan ve insandışı nesnelerden oluşuyordu: günümüz terimiyle söylersek yansıtılıyordu (projected). Adımlar yavaş yavaş birbirini izledi. kendi kendisi için ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Sözkonusu yansıtmaları kaldırıp atacak kadar cesur birini gözünüzde canlandırırsanız. Yansıtma ör­ neklerine gazetelerde. iarın yanlış olduğunu ve onlar­ . Yan­ sıtmaların ortadan kaldırılmasıyla. kitaplarda. ne ilginçtir ki. söylentilerde ve sıradan sosyal dedikodularda yaygın olarak rastlayabilirsiniz. başkalarının ne düşündüğünü veya onların gerçek karakterinin ne olduğunu bildiğimizden eminiz. bir duyumlar yığınından başka bir şey olamaz. bilinçlilik hemen hemen hiç bulunmaz. yansıtmaları tanın­ mayacak derecede azaltmıştır. Böyle birisi ken­ disine yeni sorunlar ve çatışmalar yaratmıştır. Tam bir yan­ sıtma durumunda. astronomi yasalarının bulun­ masıyla başlamıştır pratik olarak ve bu adım. Bazı insan­ ların kendimizde olmayan tüm kötü özellikleri taşıdığına ya da doğal olarak bizde bulunmayan kötülükleri yaptıklarına inanırız. kendi gölgelerimizi çok utanmazca yan­ sıtmama konusunda hala son derece dikkatli olmamız gerek­ mektedir. yansıtılmış sanrılara (ilüzyonlara) boynumuza kadar batmış durumdayız. o. Fakat hergünkü psikolojik hayatımız hala yan sıtmalarla dolup taşmaktadır. Şimdiki bilimsel düzeyimiz.

kendi içindedir ve kendi göl­ gesiyle başetmeyi bir kez öğrenirse. Böyle bir kişi bilir ki. Psike. Tanrılar önceleri in­ sanüstü güçlere ve güzelliklere sahip olarak karla kaplı dağ­ ların tepelerinde veya mağaraların karanlıklarında. öyle ki alan sözkonusu olduğunda. ilahi ya 90 . İnsan. hatta onu bilimsel olarak incelemeyi hayal etmektedir.yansıtmaların kaldırılması . insanın gerçekte nelerden oluştuğu lconusünu daha iyi anlamamızı sağlar.süreci şimdiye kadar olduğu gibi devam edecekse. Daha sonraları . “Öze dönüş evinde” yaşamaktadır. dünyada yanlış olan ne varsa. tüm hareketlerine bilinçsiz şekilde yansıttığı o karanlığı göremezken. okyanus son derece geniş ve derindir. Fakat gerçekte bireyin kendisi annedir ve yapıcıdır. o zaman dünya için ger­ çek bir şey yapmış olur. Fakat zamanımız­ da tanrılar sıradan bireyin kucağında toplanmış durumdadır ve her zamanki kadar güçlüdür ve şaşkınlık uyandırıcıdır. Kişi. bilinçiilik sınırının o kadar uzağına gider ki. psişik öznedir ve hatta bilinçlililc düzeyidir. tanrıların içeride mi yoksa dışarıda mı olduğu önemli değildir. kendisini bile göremezken. tek tanrıya in­ dirgendiler ve derken o tanrı insan oldu.la mücadele edilmesi gerektiğini artık söyleyemeyecektir. psikeyi avucunun içinde tuttuğunu sanmakta. ormanlar­ da ve denizlerde yaşıyordu. Ada dar ve küçükken. bilinç. hem de sözde psişik işlevler denilen yeni kamuflajlarına rağ­ men. okyanus ortasındaki bir ada gibi kalır. Fakat dünyanın ruhani niteliğinden arındırılması . Günümüzün çözülmemiş dev boyut­ lu sosyal sorunlarının en azından çok küçük bir kısmını or­ tadan kaldırmayı başarır. Sözü edilen sorunlar hantaldır ve karşılıklı yansıtmalarla zehirlenmiştir. nasıl olup da düzgün ve doğru göre­ bilir? Modern psikoloji.

hatta ezici bir psişik yoğun­ luğu temsil ettiği için. galaksi sistemleri arasında bulu­ namayacağı için. Zerdüşt’ün trajedisi şudur : tanrısı öldüğü için. (alter ego) olarak yeniden canlandır­ dığı ve Zerdüşt Böyle Buyurdu adlı büyük trajedisinde ken­ disiyle sık sık özdeşleştirdiği Zerdüşt’le garip şekilde kendini destekleme ihtiyacını duymuştu. ve bunun oluş nedeni de onun ateist olmamasıydı. eski değerleri kimin adına yıktıklarını bilmiyorlar. (12) Tanrı fikri önemli. ego. belirli motiflerden. ancak ikinci bir şahıs olarak. korkudan. Nietzsche eski yazıtları kırar­ ken çok bilinçli ve sorumlu davranmıştı. hatta tümüyle farklı veya insanüstü bir varlık. Fakat ilk misyonerler eski tanrılara savaş açmak suretiyle yeni bir tanrıya hizmet etmenin bilincinde ol­ malarına rağmen. ama tanrısı ölmüştü. Sonuçta Nietzsche İlciye bölündü ve diğer beni. bir tür öteki ben. Nietzsche ateist değildi. İkinci kaçınılmaz hata psikolojizm olurdu : eğer tanrı bir şeyse. İlk önceleri maddeci hataların yapılması kaçınıl­ maz olacaktır. bilinmeyen insanın içine dönmelidir. mektup­ larına “Zagreus”. Böyle birinin. böyle özerk bir yoğunluğun non-ego (ego olmayan). adıyla imzalıyordu. kişiliğin bütünlüğü olan Öz ile birleşerek “şişer”(inflated). Nietzsche kendisi tanrı olmuştu.da şeytani karakterli her şey ruha . Bu savlar yeni değildir. Pagan idolleri yerlere fırlatan hristiyan misyonerler de benzer şeyler söy­ lemişti. tanrının ölmüş olduğunu söylemesi tehlikelidir. yani Trakyalılarm kollan olmayan Dionisos’u. çağdaş ikonoklastlar. Zira. “Zerdüşt”veya bazen de “Dionisos” diye adlandırmak zorunluğunu duydu. buradan tanrının asla varolmadığı sonucu çıkarılabilirdi. örneğin güç isteminden veya bastırılmış cinsellikten doğan bir sanrı (ilüzyon) olmalıdır. Olumsuz bir inanca razı olamayacak derecede olumlu bir yapıya sahipti. 91 . Ölümcül hastalığı sırasında. Tanrının tacı.

kendine “Wotan” veya “Devlet” adını verebilir veya insanların tıpkı daha önce tanrıyla ilişkilerinde olduğu gibi. insanlığın geri kalan kısmı kendini mutlu say­ malı. Eğer yeni bir ad altında gizlenerek çıkmazsa. um­ dukları ve bekledikleri ve hatta ateizm de dahil olmak üzere sonu -izm ile biten bir ad alabilir.■ sıtamayan kişilere özgüdür. inandıkları. Bu kişiler. başka bir ad altında tekrar ortaya çıkabilir. Bu durum. Bu enerji. sanki tek kişinin artık toplam enerji miktarını taşıyamayıp da. şimdiye kadar işlevsel birimler olan kişilik parçalarının aniden ayrılmasına ve özerk kişilik olmanın gururunu ve öne. sosyal açıdan bakıldığında. bunun sonucunda da kişiliğin bölünüşü (duygusal kopukluk. tam da kendi ölçüleri kadar olduğunu hissedecek­ tir. Burada çok büyük bir enerji sözkonusu olduğu için.en azından hemen ve kişisel bazda.“totaliter-aliter” olduğuna inanmak bir bakıma daha güven­ lidir. bir zamanlar. gerçek bir şişme ve 92 .bir inançla karşılaşan kişi küçüklüğünü his­ sedecektir. Eğer sıradan kişiler tanrı fikrini kaybederlerse bir şey olmaz . ölüm bildirileri verebilecek birinin kafa yapısıyla kesinlikle geri gelecektir. mini üstlenmesine benzer. Mandalamn ifade ettiği deneyim.. ilahi imgeyi artık yan. Nietzsche kadar dindar ve duyarlı kişilikler çok fazla ol­ madığı için. Duygusal kopukluk. tanrı kadar büyük bir varlıkta bulunan bu yoğun enerjinin nereye kaybolup gittiğini derhal bulması gerekecektir.dissociation) şeklinde eşit önemde bir psikolojik rahatsızlık ortaya çıkacaktır. kitleler salgın halinde akıl hastalıkları geçirmeye başlar. ikili veya çoklu kişilikler doğurabilir. Fakat. Böyle. Şimdilerde bu salgınlardan oldukça çok sayıda görüyoruz. Fakat “tremendum”un öldüğünü açıklarsa.

kişilik bölünmesi tehlikesi içindedirler. Mandaladaki yuvar­
lak veya kare çevreler, çitler, bu nedenle, bir patlamayı ya da
kopmayı önlemek amacıyla koruyucu duvarlar veya vas
hemeticum örmeye yarayan sihirli araçlardır. Böylelikle
mandala, kişinin salt kendisi üzerinde yoğunlaşmasını söyler
ve destekler. Bu durum egomeıkezlilik dışında herşeydir.
Tersine, şişmeden ve duygusal kopukluktan kaçınmak
amacıyla çok gerek duyulan kendini (nefsi) kontrol mekaniz­
masıdır.
Görmüş olduğumuz gibi çit, aynı zamanda Yunancada
temenos denen bir tapmağın veya herhangi bir ücra kutsal
yerin çevresi anlamını taşır. Bu bağlamda daire, dışarıdakilerle karıştırılmaması gereken içe dönük bir süreci korur veya
izole eder. Bu suretle mandala, önceleri somut gerçekler olan
arkaik yöntemleri ve araçları sembolik olarak tekrarlamak­
tadır. Daha önce de belirttiğim gibi, temenos’ta yerleşik
bulunan tanrıydı. Fakat, nasıl kullanılan semboller, örneğin
yıldızlar, haçlar, küreler ve benzerleri tanrıyı değil de, insan
kişiliğinin en önemli kısmını oluşturuyorsa, mandalamn tut­
sağı veya iyi korunan sakini tanrı değildi. Neredeyse denebilir
ki, mandalada tutsak veya koruma altında bulunan, insanın
kendisi, ya da en azından en derindeki ruhuydu. Çağdaş mandalalar, ortasında genellikle tanrı bulunan eski sihirli hal­
kalarla öylesine şaşırtıcı paralellikler taşımaktadır ki, modern
mandalada insanın - tüm insanın-tanrının yerini aldığı açıkça
ortadadır.
Burada dikkate değer nokta, bu yer değiştirmenin, doğal
ve kendiliğinden ve temelde her zaman bilinçdışı düzeyde
meydana geldiğidir. Eğer tanrı fikrinin (idesinin) artık özerk
bir varlık olarak yansıtılmadığı bir durumda neler ola­
93

bileceğini bilmek isterseniz, bilinçdışı akim cevabı şu olur :
Bilinçdışı, tanrı yerine in loco dei, yeni bir insan fikri (idesi)
yaratır; bu insan tanrılaştırılmıştır veya ilahidir, tutsaktır, giz­
lenmiştir, korunmaktadır, genellikle insanlıktan arındırılmış­
tır ve soyut, sembollerle ifade edilmektedir. Kullanılan sem­
boller ise, hastamın dünya saat örneğinde olduğu gibi, çoğun­
lukla ortaçağın mikrokozmoz ve makrokozmoz kavramlarını
çağrıştırmaktadır.
Diğer bir dikkate değer nokta da, mandalaya ulaşmak için
geçilen süreçlerin pek çoğu ve mandalanm. kendisi , ortaçağ
spekülasyonlarının b.ir doğrulaması gibi gözükmektedir. San­
ki insanlar Filozof taşı, aqua permanens, ilahi su, yuvarlaklık,
kare şekli, d^rt renk v.b, konularına ilişkin yazıları okumuş
gibidirler. Oysa, simya felsefesinin ve onun muğlak sem­
bolizminin yanından bile geçmemişlerdir.
Bu tür gerçeklerin doğru dürüst bir değerlendirmesini yap­
mak kolay değildir. Eğer birisinin baş uğraşısı açıkça ve
büyük ölçüde ortaçağ sembolizmiyle paralellik kurmak ise,
bu tutum, arkaik düşünme tarzına geri dönmek olarak
görülebilir. Fakat arkaik tavırlara dönüş sözkonusu ise,
sonuç, kötü bir uyarlama ve buna paralel bir verimsizlik olur.
Ancak, bu tür gelişmelerin sonucu hiç de böyle olmamıştır.
Tersine, nevrotik ve bölünmüş kişilikler büyük ölçüde iyileş­
miş ve insanların tüm karakteri daha iyi yönde değişmiştir.
Davranış uyarlamaları oldukça iyi... olmuş ve herhangi bir
şekilde zarar görmemiştir. Bu nedenlerden dolayı, ben bu
sembolizm olgusunu, erken ortaçağda ve hatta daha da ön­
celeri, hristiyanlığın ilk dönemlerinde başlamış olan bir
psikolojik sürecin devamı olarak görme eğilimindeyim.
Temel sembollerin birinci yüzyılda varolduğuna ilişkin bel­
94

geye dayalı kanı ti ar var elimizde. Kleopatra’ya ilahi sanatı
öğreten başrahip Komaris’in Yunanca kitabından sözediyorum. (13) Bu metin şüpheye yer bırakmayacak şekilde
pagandır ve Mısır kökenlidir. Ayrıca, üçüncü yüzyılda
yaşamış bir gnostik olan Zosimos’un mistik metinleri de
bulunmaktadır. (13 ) Ancak, sembolizmin aslı açık bir şekil­
de pagan olmasına ve Corpus Hermeticum felsefesiyle yakın­
dan ilişkili olmasına rağmen, bu metinlerde yahudiliğin ve
hristiyanlığın etkileri farkedilmektedir. (14)
Mandalaya ilişkin sembolizmin pagan kaynaklarla olan bu
yakın akrabalığı, açık bir şekilde çağdaş olan psikolojik ol­
guları tuhaf bir konuma sokmaktadır. Sözkonusu psikolojik
olgular, doğrudan gelenekten destek almaksızın, gnostik
düşünce eğilimini devam ettirir görünüyorlar. Eğer her dinin,
belirli bir baskın psikolojik durumun kendiliğinden, ihtiyari
ifadesi olduğunu varsayarken yanılmıyorsam, öyleyse hristiyanlık da, bizim çağımızın başlangıcında baskın olan ve onu
izleyen pek çok yüzyıllar boyunca geçerliğini koruyan bir
durumun formüle edilip açıklanmasıydı. Fakat hristiyanlık, o
zaman baskın olan görüş kadar dini açıklamalar yapabilen
diğer durumların varlığını da dışlamıyordu. Hristiyanlık,
bütün bildiğimize göre, neredeyse hristiyan öncesine eşit baş­
ka bir durum olan Gnostizme karşı, bir süre için yaşama
savaşı vermişti. Gnostizm tümüyle dışlanmış ve kalıntıları da
öylesine ezilmişti ki, onun iç anlamını ortaya çıkarabilmek
özel bir çaba gerektirmektedir. Sembollerimizin tarihsel
kökenleri, ortaçağm ötesine uzanıyorsa, kesinlikle Gnostizm
döneminde bulunacaktır.
Kabul etmeliyim ki, daha önceleri baskılanıp bilinçten
atılan bir psikolojik durumun, atılma işlemine temel oluşturan
95

birbirin­ den ayrılmaz iki kısımdan oluşmuştur . Bu görüşler belki de şu şekilde toparlanabilir: Başlangıçtaki kaotik sulara yol açan anima mundi. kimyasal araştırma ve diğer tarafta da “teori” veya “felsefe”. simya. Birinci yüzyıla ait sözde Demokritos yazılarının da gösterdiği gibi. aynı zamanda “uçucu volatile” dedikleri ve kimyasal olarak oksitlerle ve diğer eriyebilir bileşiklerle tanımladıkları bir tür “kolayca farkedilmez beden”. Merkür kimyasal olarak civaydı. Felsefeciler ya da ken­ dilerine verdikleri adla “akim oğulları”. mavi bir sıvıdır ve gökyüzü gibi bozulamaz bir özellik taşır. Leyden papirüslerinde ve üçüncü yüzyıl Zosimis yazılarında da böyleydi. maddede gizil (potansiyel) durumda kalmaya devam etmiş ve ilk kaotik koşullar da onunla birlikte kalmıştır. Ona göre.görüşler çökmeye başladığı zaman tekrar otorite kurması tümüyle mantıksız olmazdı. yani. bu öz. belir­ siz bir fikir etrafında toplanmış görünmektedir. simya kılıfı altında ortaçağ boyunca devam etmiştir. yarımaddesel bir havaydı. “Ruh” kelimesinden anladık­ ları. Tanınmış bir simyacı olan Johannes de Rupescissa (1378). felsefe açısından ise vahiy tanrısı olan Hermes’ti ve Hermes Trismegistos olarak da simyanın başotoritesiydi. Şurası da iyi bilinen bir gerçektir ki. özün özüne “le ciel humain”. Gnostik düşünce baskıya uğ­ ramasına rağmen.bir tarafta. Daha sonraki görüşler ise tuhaf. meşhur prima materia’larmın (ilk madde). bu çıkacak öze hayat suyu. ruha hamile olan özgün kaosun bir kısmı olduğunu kabul ettiler. aqua permanens veya tinctura diyorlardı. Ruha Merkür dediler. quinta essentia. Felsefecilerin niyeti. Antik çağ simyacılarının dinsel ve felsefi görüş­ leri de açıkça gnostikti. insan gökyüzü veya cenneti diyordu (15). Özün 96 . yani demurg ya da ilahi ruh. miladın başlarında her iki kısım da birlikte bulunuyordu. özgün ilahi ruhu kaostan elde etmekti.

. Bu imge. gökyüzü rengindedir. benedictio fontis (kutsal su) töreni yapmaktadır. Ancak. benedictio fontis töreni sırasında elde etmek hiç de zor olmazdı. birinci yüzyıla ait ilk Yunan simya kaynaklarında rastlarız.” demekte ve şöyle sür­ dürmektedir :”Ces deux choses conjointes ensemble.özü. Bu yüzden benim hastam. kilisenin yaratıcı ve değiştirici özellik taşıyan kutsal suyu gibi. Bu su. tout ainsi que le soleil ome le ciel. Mucize suya. “et nötre soleil l ’a ome. “Iceluy Soleil est vray or. daha çok simyacıların tarafında gözükmek­ tedir. cennet imgesini ve içimizdeki cennet güneşi imgesini verdiğini düşünmektedir. burada renkler tersine çevrilmiştir.tam da simyacıların ilahi su fikrine eşittir ve simyanın aqua permaneııs’ini (değiş­ mez suyunu) . işlevsel açıdan bir tür vaftiz suyu olarak düşünülmüştür.. ancak ilahi suyun pagan kökenli ve daha eski olması nedeniyle bu mümkün değildir. influent en nous. Rupescissa. özün özünün. mavi gökyüzünün ve oradaki altından güneşin. gökyüzü veya cennet olarak adlandırılan ilahi su. Bu suretle sıradan bir su. Guillaume’un ilahi vizyonuyla doğrudan paralellikler taşımaktadır. kişiyi değiştirme ve ona ruhsal olarak yeniden doğma olanağı veren ilahi özellik kazanır.6’daki “gökler üstü sular”a gönder­ mede bulunmaktadır. 97 . mavilerden ve altın renklerden oluşmuş bir mikrokozmozdur (16) ve anladığıma göre de . herhalde Tekvin 1.” Güneş. Sözkonusu tören.. les conditions du Ciel des cieux. Mucize sıvı. descensus spiritus sancti in aquam’ın (Yüce Ruh’un suya inişi) tekrarından oluşur. altının bir mecazıdır. et du Soleil celeste. Bu .” Açıkça görüldüğü gibi. Rupescissa’da disk altm renginde ve cen­ net mavidir. benzer bir düzenleme gösterdiği için. Katolik kilisesi hala Paskalya’dan önce.

Bu Varsayımla. her derde deva olan veya hayat iksiri sayılan altına dönüştürmek. sadece belirli bir bilinç­ dışı koşulun biyolojik kalıtım yoluyla aktarıldığını varsay­ dığımız lakdirde olanaklıdır. psikolojik gözlem­ lerimi tarihsel çerçevelerine oturtmaktır. (17) En dikkatli bir araştırma bile. olanaksız değilse bile. yeniden doğan bozulamaz ve kutsanmış bedene veya lumen luminum’a . yani insan akimın aydm durumuna veya sapient’e dönüştürmekti. temsil etme yönünde bir kalıtımı kastetmiyorum doğal olarak. Felsefecilerin niyeti. Bütün bu ayrıntılara girmemin amacı. physis’e giren descensus spiritus. Tarihle bağ kurul­ madığı takdirde. bu gözlemler havada asılı kalır. 98 . son iki bin yıl içinde arasıra kendini gösteren aynı düşünce çizgisin­ de ilerlemiştir. gnostik bir ef­ sanedir ve Mani dinine en fazla etkiyi yapmıştır. Ve olasılıkla da Mani dininin etkileri yoluyla latin simyasını oluşturan başlıca fikirlerden biri haline gelmiştir. hastalarımın bilinçdışı aklı. aksi halde bunun kanıtlanması. Çin simyası da aynı görüşü savunmuştur. Richard Wilhelm’le birlikte gösterdiğim gibi.Dahası. yani opus magnum’un hedefinin “elmas beden” yaratmak olduğunu belirtmiştir. olağan dolaylı ya da dolaysız gelenekler tarafından gerçekleş­ tirilmemiştir. kimyasal açıdan kusurlu maddeyi. modern sembolizmin eski teori ve inançlarla bağlantısı. hastalarımın bu tür fikirler içeren kitapları ya da diğer kaynaklan bilme olasılığının bulunmadığını göster­ miştir. Böyle bir süreklilik. salt bir meraktan öteye gitmezdi. Daha önce de işaret ettiğim gibi. çok güç olurdu. Öyle görünüyor ki. ama felsefi ya da mis­ tik açıdan da ilahi hermaphroditus’a yani ikinci Adem’e . hatta sıklıkla kuşkulanıldığı gibi gizli bir gelenek tarafından da kurulmamıştır.

Belki de şunu vurgulamalıyım . bunları yapay olarak dışarıda tutmak zorun­ dadır. bana göre ne muğlak ne de uzaktır. Bu gerçekler olmadan da ilerleyebileceğini ileri süren bir psikoloji. Eğer. Sözkonusu formül benzeri açıklamalar. mandala vizyonundan son­ ra kendini çok daha iyi hissetmiştir. Eğer mümkün olsaydı. Bu olasılığa. Üzgünüm. Tersine. “zihnin önkoşulu ve beyin­ sel işlevin bir özelliği (18) anlamına gelen “arketip” adını verdim. ampirik açıdan kabul edilemez bir durumdur. hastam. mandala kadar uzak ve muğlak bir deneyimin olası sonuçlarına ilişkin tüm spekülasyonları yoketmekte bü dakika tereddüt etmezdim. kişiye çılgın metafizik spekülasyonları hatırlattığını biliyorum. Bu şekildeki formüle benzer açıklamaların. mandalarım çözüme kavuşturduğu sorunu anlarsanız. ilahi varlığa dönüşümünün gerçekleştiği odayı veya aracı sembolize etmektedir. metafizik gerçekleri böyle formüller vasıtasıy­ la belirlemeyiz.Kalıtımla geçtiğini belirttiğim özelliğin . mes­ . bu tür bir deneyim. Ve şurası da bir gerçektir ki. Bu tür bir felsefe bence önyargılıdır ve bu. F ak at. hastanın niçin böy­ le bir “mükemmel uyum” duygusuna kapıldığını da anlamış olursunuz. fakat insan aklı işte bunu üretaıektedir ve her zaman da üret­ miştir. ya da insanın. aynı ya da en azın­ dan benzer fikirleri yeniden yaratma olasılığı gibi bir şey ol­ duğunu sanıyorum. aklın böyle işlediğine ilişkin bir ifadeden başka bir şey değildir. Belirtilen tarihsel paralelliklerin ışığında mandala. ya şimdiye kadar bedende gizli ve uykuda durup da şimdi çıkarılıp yeniden canlandırılan ilahi varlığı sembolize etmek­ te.

Seçenekleri ya şeytan. Şeytanın en azından biraz kahraman­ lık yönü vardır. Böyle bir hayatın yasal olmadığını.leğimde hemen her gün yaptığım bir şeydir. deneyim sorununun söz­ konusu olduğunu belirtmek istiyorum. İlk nokta konusunda. ruhsal ölüm demektir. fakat ikinci noktaya gelince. ürünü olan sembolleri dikkate alıyorum. mandala ya da ona eşdeğer bir şey. çok eski moda nedenlerden dolayı ikna edici özellik taşımaktadır. ve nevroz son derece gerçek bir şey olduğu için. Semboller ezici bir etki yaratır. derin deniz ise nevrozlarıdır. nihai şeyler konusunda. Bunlar. Dinsel deneyim mut­ laktır. Yaşamaya istek­ lilerse deneyimlerini ciddiye almaları gereken oldukça fazla sayıda insan tanıyorum. ya da derin denizlerdir. Tüm dünya din konusunda ne düşünürse düşünsün. böyle bir deneyimin geçerli ol­ madığını ve böyle bir pistis’in sadece sanrı (ilüzyon) ol­ duğunu hangi ölçüte (kritere) dayanarak söyleyebileceksiniz? Aslına bakılırsa. kendisine hayat. nevroza yardımcı olacak deneyim de eşdeğer gerçeklikte ol­ 100 . Çağımız insanının eleştirel aklını sadece bunlar ik­ na edebilir.” Ve tartışmanız burada sona erer. bir inanç değil. yaşamanıza yardım eden unsurlar dışmda daha iyi bir gerçek var mıdır ki? İşte bu nedenle. metafizik uz­ manı olmadığım için verecek bir cevabım yok. anlam ve güzellik kaynağı olan ve dünyaya ve insanlığa yeni bir parlaklık veren büyük bir hâzineye sahip olmuştur. Tek söyleyebileceğiniz. karşınızdaki de şunu söyler : “Ama. ben yaşadım. Barışa kavuşmuştur. hiç böyle bir deneyim yaşamadığmızdır. İyi niyet­ li akılcı. bilinçdışı aklın. fakat deniz. Bir nevrozu tedavi eden şey. nevroz kadar ikna edici ol­ malıdır . Şeytan. Tartışılmazdır. dinsel deneyim yaşamış biri. benim şeytanı iblis (Baalzebub) ile kovduğumu ve dürüst bir nevroz yerine de dini inanç aldatmacası koy­ duğumu söyleyecektir.

sizin ve sevdiklerinizin yaşamını daha sağlıklı kılıyor. genelleşmiş bir yapısal hatadır. gerçek bir sanrıyla iyileştirici bir dinsel deneyim arasındaki fark nedir? Fark. Peki.malıdır.” 101 . çok kötü sonuçlan olan bir hastalık­ tır. ölümle sonuçlanıncaya kadar uzun yıllar ayak sürüyüp durur. güvenle şunu söyleyebilir­ siniz Bu. kabul etmeliyiz. veya. bu tür deneyimler. daha çok güzelleştirip. Nihai şey­ lerin ne olacağını kimse bilemez. sıradanlık. Belirtilen bu düşünce tarzı. veya insan. hazımsızlık çeken ve sürekli homurdanan kişilere özgü bir ayrıcalıktır. her şeyi başımızdan geçtiği ve yaşadığımız şekliyle almalıyız. tedavi edici deneyimin çok gerçek bir sanrı olması gerekir. ölümcül derecede aşırı büyük bir beyne sahip bir hay­ vandır. daha tam ve doyurucu hale sokuyorsa. Ve eğer. Kötümser açıdan yaklaşıldığında ise. Örneğin şöyle söyleyebilirsiniz : hayat. sadece kullanılan kelimelerdir. Bu nedenle. bana tanrının bir lütfudur.

M. “Ueber die Archetypfen des collectiven Unbewussten” Eranos-Jahrbuch 1934. 1918) 15. Jung . Benedictus Pererius. Two Essays.Crawley. DeM agia. 1900) . Modern Man in Search of a Soul (Londra. Prim. 9. Wodan und germanischer Schicksalsglaube (Jena. Rudolf Otto. WiJliam James. 1935) Wodaıı und germanischer Schicksalsglaube (Jena. Studies in Word~Association (Londra. 1933) . 1943). J. Jung. S J. 1598) İ L Jung. “Einfiihrung in die Grundlagen der Komplexen Psychologie (Berlin. Traumdeutung (Viyana.Mental. Fr. LJLevy-Bruhl. Gerhard Adler. Wortempfang und Symbol in der alttestamentlichen Prophetie (giessen. De Observatione Somniorum et de Divinatione Astrologica libri tres (Coloniae Agripp. 1918) 5. Eranos Jahrbuch 1935 (Zurih.G. 1935) 13. Secret keys of the Mind (New York. La Mentalite Primitive (Paris. 7. wolff.. Psyçhological Types (1932). “Wotan’\ Neue Schweizer Rundschau. RuniıingAmok (1901) 8. Ueber das Unbewusste (Schweizerland..Levy-Bruhl. Rdigionsphüosophie Vindication of Paul (1936) (1921) : H. L. Entdeckung der Seele (Zürih. 1909) . T h e ld e a o f the Soul (Londra. T. D as H eilige (1917) 2. Two Essays on Analytical Psychology (1928) . 1935) 14. Pragmatism (İ9 1 1) 3. (1936) 16. Traumsymbole des Individuationsprozesses.M. Nınck. 1932) . Feun. Heinrich Scholz. 1922) 6. A. Freud. W. Haussermanıı. 1936) 12. A 4. Les Fonctions Mentales dans les Societes inferieurs.NOTLAR 1.E. M.Frazer. 102 . Jung. 1932) 10.R. Taboo aııd the Perils of the Soul (1911) .Pearcy. Kranefeldt. . Ninck.

Scicias. 1883) 8. Claudius Popelin. L a t. Anua Kingsford. Die Philosophie der Griechen (1856) 3. Wirklichkeit der Seele (1934) II 1. Lucc. S. Brucianus Bodlein Kütüphanesi. örneğin missa cantata’da. Zentralblatt für Psychotherapie. IX (1936) 17. Balthasr Walter and answered by Jacob Behmen (Londra. yine dört mum vardır. Studies in the History and Method of Science (1917). Hildegard von Bingen. Opicinus de Canistris’in çizimleri.A. Amphiteatrum Sapientiae Aeternae. Jacob Boehme.“Ueber den Archetypus mit 'besonderer Berücksichtigung des Animabegriffes” Zentralblatt für Psychotherapie. Dunbar. A Coptic Gnostic Treatise (1933) 5. Cod. 1936 . Pal. Human. Edward Maitland. Jung.d. Daha kutsal ayın-' lerin bazılarında. Jung.Its Consummation in the Divine Comedy (1929) 4.Baynes. XL Questions concerning the Soul propounded by Dr. 2. Zeller. Psychological Types (1923) 9. 1939. IX (1936) 18. Diary and Work (Londra. Cod. Adolf Bastian. Jüng. E. Tw oEssays. (1608). Psychological Types .Salomon. Özel bir ayinde. O. Çok daha kutsallarında ise altı ve yedi mum olabilir. Nietzsche. S. Psychological Types (1923) 6.C. Ali Too Human 103 . “EinBeitrag zum Problem des Animus”. Cod. Symbolism in Medieval Thought and.R.Ch. Ethnische Elementargedanken in der Lehre vom Menschen (1895) 10. 1647) . piskopos dört mum taşıyabilir. Her Life .. Le Songe de Poliphile ou Hypnerotomachie de Frere Francesco Colonna (Paris. 1896) 19. Tw oEssays (1928) 7. Jung.Der Völkergedanke im Aufbau einer Wissenschaft vom Menschen (1881). Weltbild und Bekenntnisse eines avignonensischen Clerikers des 14 Jahrhunderts. Heidelb. Singer. Em maJung. Cod. Das Bestandige in den Menschenrassen (1868). Oxford .. C. Letters. Vatikan Kütüphanesi.

Psychology of the Unconscious (1927) . Reitzenstein. L. Majer. Steebus. Symbols aureae mensae duodecim nationum (1617) 20. Charlotte A. W. Kazi Dawa-Samdup. Jung. Wilhelm ve Jung. Wallis Budge. A Coptic Gnostic Treatise contained in the Codex Brucianus (Cambridge. Vol. . Baynes.W. ferieurs. ed. Psychological Types (1923) 104 .Mead.11. Guillaume de Digulleville. Melanges d ’Histoire des Religions (Paris. Anciens Alchemistes Grecs. Religious Thought and Heresy in the Middle Ages (1918) . 1932) 6. Fragments of a Faith Forgotten (1906) 17. Michael Majer. Die Philosophie der Griechen (1856) 7. Coelum Sephiroticum . Wilhelm ve Jung. De Circulo Physico Quadrato (1616) 16. Berthelot. Proz. Zeller. “Erlösungsvorstell.” Eranos-Jahrbuch 1935 .d. Book of the Dead 4. 1588 III 1. The Secret of the Golden Flower (1931) 3. 1678 . i.Jung. Proz. Arthur Avalon. “Traumsymbole des Ind. Les Fonctions Mentales dans les Societes In- 13.Bussel. “symbole und Erfahrung des Selbstes in der IndoArischen Mystik” Eranos-Jahrbuch 1934 15. Pistis Sophia (1921). Trois Romans Poees d u X IV eS iecle (Paris. Psychology of the Unsconscious (1927) 2. Hubert et Mauss.S. Jung. Abbe Joseph delacotte. Pandora. Hauer.” Eranos-Jahrbuch 1935 14. Two Essays. M.Levy-Bruhl. E. Coll. 1933) 19. XLIX .VII (1919) 5. Musaeum Hermeticum. Alchemie” Erarios Jahrbuch 1936 18. Poimmmandres (1904) . G. “Traumsymbole des Ind. The Secret of the Golden Flower (1931) . The Secret of the Golden Flower (1931) . III. 1909) 12.R. Osiris and the Egyptian Resurrection. Wilhelm ve Jung. “Scrichakrasambhara Tantra” Tantric Texts.

Stud. La Vertu 16. Jung.Hammer Jensen. L .E. Jung. Anciens Alchemistes Grecs. XX.Waite. Wilhelm ve Jung. Harvard Tercentenary Publications. Hermetica (1924) 15. de Rupescissa. F.Sherwood Taylor. Berthelot.8. . “A Survey of Greek Alchemy” Journal of Hellenist. Psychological Types (1923) 12. La Chimie au Moyen Age. . The Secret of the Golden Flower (1931) 10. Die alteste Alchemie (1921) 14. Two Essays (1928) 13. The Tibetan Book of the Dead (1927) 9. Scott. B erthelot. Evans Wentz. 105 . Hauer. 1936. “Symbole und Erfahrung des Selbstes in der Indo Arischen Mystik” Eranos Jahrbuch 1934 11. J. I. IV. Coll. The Secret Tradition in Alchemy (1926) 18. J. A. III 17. Psychological Factors Determining Human Behavior.