You are on page 1of 140

ZEN

BUDİZM

"MUTLU

OLABİLMEK,

DUYABİLMEK
VAR

BİRBİRİMİZE

ICIN

DA

BUTUN

GENELLİKLE

SEVGİ

YETENEKLERİMİZ

BU

GERÇEĞE

GOZ

LERİMİZI KAPIYORUZ."

Z en

budizm

r uh s a l

gelişim

yolları

arasında

b a şk a b e n z e r i o l m a y a n bi r a y d ı n l a n m a y o l u d u r . Dr. S u z u k i ' n i n
s ö z l e r i y l e bu yol ,
"Zihnimizi kanıların, yar gıl arı n, kararların zorbaca bask ısından
k u r t a r m a k ve k i t a p l a r d a n e d i n i l e c e k b i l g i l e r l e d e ğ i l de k i ş i sel
yaşantılardan

çıkan g e r çe k le r e d a ya na r a k , ge rç e k le

zihnimiz

a r a s ı n a hi ç bi r a r a c ı k o y m a d a n o r t a y a ç ı k a b i l e c e k g e r ç e ğ i n ne
türlü

bi r

üstüne

gerçek

olacağına

yürümektir;

aldırmadan,

şimdiye

kadar

gerçeklerin

gözlerimizi

üstüne

kapadığımız

g e r ç e k l e r e g ö z l e r i m i z i a ç m a k t ı r " , d i ye ö z e t l e n e b i l i r .

Batının

Zen

Budizmi

tanımasında

gerek

yapıtlarıyla,

gerek

k i ş i l i ğ i y l e bi r i nc i d e r e c e d e e t k i n o l m u ş ol a n Dr. S u z u k i , Zen
Budizm

konusunda

en

yetkili

b i l gi n

olması

bi r

za m and a daha pek gen ç ya ş la rd a a yd ın la nm a yı

yana,

aynı

b a ş a r m ı ş bir

yol g ö s t e r i c i , b i r ö n d e r d i . Y ü z yı l a y a k ı n s ü r m ü s ol an y a ş a m ı n ı
a l d ı ğı ışı ğı y a n s ı t m a k l a g e ç i r d i .

Okuyucu

bu

Budizmi

ve

kitapta

Dr

aydınlanma

Suzuki'nin

ç eş i t l i

yaşantısını

yönleriyle

(satori)

Zen

inceleyen

d e n e m e l e r i y a n ı n d a , b i r er Z e n S a n a t ı ol an S u m i y e r es mi Hai ku
kı l ı ç k u l l a n m a s a n a t ı ve ç a y t ö r e n i k o n u l a r ı n d a k i y a z ı l a r ı n ı da
bulacaktır

Bodhidharma'nın bir Japon keşişin fırçasından portresi, 15. jy.

I.ZEN BUDİZM D. SUZUKI' DEN SEÇME YAZILAR Çeviri: İlhan Güngören Y© L Y A Y IN LA R I .

Cilt: Özgün Ajans Klodfarer Cad. İstanbul Tel.: (0212) 573 85 10 .519 45 80 Faks: (0212) 527 87 93 ÜÇÜNCÜ BASKI Yayın Hakkı: ©Yol Yayınları.: (0212) 517 85 92 . Baskı: Temmuz 1997 Baskı.İstanbul Tel. 1979 ISBN 975-7569-30-5 Kapak Düzeni: Ayşegül Tolgay 1.. Baskı: Ekim 1984 3. Baskı: Şubat 1979 2. Hoşağası İşhanı. Aksoy Han 31/1.Y©D= Y A Y IN LA R I İlhan Güngören Ankara Cad. 107/18 34410 Cağaloğlu .

........................ Resim II........................ ...................... 133 ............................................... 120 III................................ 7 Sunuş yazısı : Zen ve Batı Yazan : William Barrett .................. 137 ............................................. 113 ....................Sayfa Önsöz ................. Edebiyat : (Haiku) ........................................... 33 Satori (Aydınlanma) ......... 23 Zen Budizm'in anlamı Zen nedir? ........................................... Çay töreni İndeks ......................... 67 Zen ve Japon kültürü I........................................ ................................................................................. 126 IV.............................................................................................. Kılıç kullanma sanatı ...................

ZEN BUDİZMLE İLGİLİ BAŞKA KİTAPLAR ZEN BUDİZM.Ç E V İR İ: İlhan Güngören 1978 İstanbul (İkinci baskısı yapılıyor) . 1978 İstanbul PSİKANALİZ VE ZEN BUDİZM ERICH FROM . BİR YAŞAMA SANATI İlhan Güngören.

Suzuki’nin Doğuy­ la Batı düşüncesi arasında köprü kurm akta göstermiş olduğu olağanüstü başarı. Birincisi. yazısıyla değil düşünce yo­ luyla. Son yıllarda Zen Budizm’e karşı gi­ derek artan ilginin nedenine gelince. Batı düşünce ve bi­ liminin giderek kendi yapısındaki tutarsızlıkları eksik­ leri görüp farketm eye başlamış ve bu nedenle kendisi­ ninkinden değişik görüş ve çözümlere karşı şimdiye ka- . ikincisi. bunda kanım ca iki etmenin büyük payı var. Elli yıl önce­ sine kadar Çin ve Japonya dışında etki yapmamış ol­ ması.Bin beş yüz yıllık tarih i boyunca Çin ve Japonya dışında ilgi toplamamış olan Zen Budizmin son elli yıl içinde dünyada geniş ölçüde yankı yapmış olması ger­ çekten açıklam ayı gerektirecek bir olay.T. bu kitapta ya ­ zılarının çevirilerini sunduğum D. belki dünyanın öbür bölümünün yüz yıllarca Uzak Doğudan hemen bütünüyle kopuk yaşamış ve Uzak Doğulunun yalnız diliyle. yapısıyla da arada bir köprü kurulamamış olma­ sıyla açıklanabilir.

dilbilim . B ir m antık düzeni getirmez ama var olan m antık düzenlerinin eksiklerini. yetersiz­ liklerini ortaya koyabilir.» diyor. Acaba niçin Descartes m antığıyla Zen Budizm ’i karşı karşıya koy­ muş? Zen Budizm’in Batılının bu güne kadar bilgisi dı­ şında kalm ış bir m antık düzeni getirmiş olduğunu mu anlatm ak istiyor? Descartes m antığı da.dar sürdürdüğü hoşgörüsüz tutum u bir dereceye ka­ dar bırakm ış olması.. iletişim. Onun için Zen’in yaşam ın girdisine çıktısına. daha iyi ayak uy­ durabileceği söylenebilir. Zen’in çaba­ sıysa zihnin de. köşe bucağına daha iyi uyabileceği. Kuşkusuz bu sözlerim­ le Zen Budizmin bilimsel bir yöntem olduğunu söylemek istemiyorum. çok belirgin ve kesin bir dille açıklanm ış olduğundan bu ko­ nuda fazla ayrıntıya girmeyi gereksiz görüyorum. Y a l­ nız burada Fransız Akademisi üyesi Jean Paulhan’ın bir sözüne değinmek istiyorum. zihnin de. .örneğin ruhbilim. felsefe vb. insanın da bütünlüğünü kavram az. bazı yeni yönlenişlerin koşut çizgiler oluşturduğunu gö­ rüp şaşm aktan kendini alamıyor. B ir bakıma Batı karşılaştığı pek çok sorunun Zen Budizmde kolay kolay geri çevri­ lemeyecek cinsten ilginç çözümlere bağlandığını görüp bu çözümlerle Batı bilim ve düşüncesindeki .anlambilim. Aristo m antı­ ğı gibi zihnin yalnızca akılcı yanını içeri alır. Bu önsözün ardından izleyeceğiniz William Barret’in sunuş yazısında Batı bilim ve düşüncesinde orta­ ya çıkm ış olan çatlaklar çok yetkili bir kalemden. insanın da bütünlüğünü devreye sok­ maktır. Yalnızca Zen Budizm ’in gerçeğe yaklaşım ­ da bilimdeki bu yeni yönlenişlerle çelişmediğini anlat­ m ak istiyorum.. Jean' Paulhan «Zen Bu­ dizm’le Batının tanışması Descartes m antığının ortaya çıkışı kadar önemli bir olay. Zen Budizm ’e karşı artan ilginin kuşku­ suz bir nedeni de bu.

ön yargılarım ızla. Gözlemlerimiz de kaçınılm az olarak bu düzmece dünyadan çıkarılm ış iz­ lenimlerden başka şeyler değil. bir fotoğraf merceğinin yansızlığıyla bakamıyo­ ruz. Bilince ulaşacak kadar değerli ve önemli görmediğimiz. kırık. Gerçeği gerçekliği içinde ya ­ kalam aktaki başarısızlığımız ya da başka bir deyişle gerçeği gerçekliği içinde görüp kavram aktaki yetersizli­ ğimiz. seçim­ lerimizle gerçek dünyada değil de gönlümüze göre ya ­ rattığım ız gerçek olmayan bir dünyada yaşıyoruz. olduğu gibi bilinci­ mize yansım asına izin vermiyor. Bu ya ­ rattığım ız dünya.B ugün Batıda bilim ve düşüncenin de farkedip doğrulam aya başladığı am a genel olarak Budizm’in. pis bir aynadan izlermişçesine. silik. özel olarak Zen Budizm’in üzerine basarak vurguladığı ruhbilimsel bir gerçek var. y a da algı örgenlerimizin bir eksiğinden bir kusurundan mı ileri geliyor? Ha­ yır. ön yargılarla ittiğimiz. Gerçek konusundaki yetersiz gözlemlerimiz gerçeğe giydirdiğim iz nitelikler ve nice­ likler. inançlarımızla. Bunun böyle oluşu duyu. parçalı izlenim­ lerden bilgilerden başka bir şey olmuyor. gerçeğe yaklaşım yol ve yöntemimiz gerçeği doğrudan değil de dolaylı olarak. bütünü bü­ tünlüğü içinde yansıtm ıyor. seçimlerimizi kendilerinden yana kullanm adığım ız pek çok şey bilincimize ulanmıyor. bir çok şey de hiç yansımıyor. param parça. dağılmış. dünyaya bir ay­ nanın. belli belirsiz bir dumanlılık için­ de yansıyor. hiç bir olgunun tam olarak. çarpıtılmış. bunun sonucunda zihni­ mizde kurduğum uz dünya bölük börçük. Bunun böy- . kuşkusuz gerçek dünyaya uymuyor. düzmece bir dünya çıkıyor ortaya. bir çok şey bilincimize abartılm ış olarak yansırken bir çok şey silik olarak. bozulmuş bir biçimde eksik gör­ memize olanak veriyor. de­ ğer ve önem sıralamalarımızla. Çevreye. yan­ sıtılmış. ondan değil.

bir kötürüm» den başka nedir ki? B ir ses kayıt aygıtının yansızlığı. yargılarım ızın. Gerçeği gerçekliği içinde görüp tanıyam ayışım ızın bir nedeni onu bir bütün olarak görüp ele alam ayışı­ mızsa ikincisi de kanılarım ızın. kulak vermediklerimiz. kendi seçimleri doğrultusundaki seslere kulak veren insan ses dünyasının ancak bir bö­ lümünde yaşayan «bir yarım adam. . karar­ larınızın. İlgimizi çeken şeyleri görmekle. bilmekle yetiniyoruz. İçinizden kaç kişi kuş seslerine. İlgimizi de koşullanmalarımız biçimliyor. uzaktan duyulan trenin sesine kulak verir? Ama bizi derinden duygulandıran anılarım ız içinde bu sesler var­ dır. yalnız kendi inançları çıkarları. nes­ nelliğiyle kulağımızın yanlı. Bu sesler o anıların ayrılm az bir parçasıdır. Duyduklarımız içinde de kulak verdiklerimiz var. denizin sesine. Yalnız televizyonun sesine.-kısıtlı durumunu bir k a r­ şılaştıracak olsak ses dünyasının ne kadar azında y a ­ şadığımızı görüp şaşıp kalırız. İşte bu duyarlık şaire : Bir tren sesi duym aya göreyim İki gözüm İki çeşme (') dedirtiyor. koşullanmalarımız sonucu zihnim izin al­ mış olduğu biçimin çevremize bir fotoğraf merceğinin yansızlığıyla bakmamıza izin vermediğinden. O an ı­ lar bu seslerden soyutlanamaz. Sanki bir görüntü seçici gördüklerimiz arasından bilince ulaşm aya değer gördüklerini seçiyor. T ren sesi.le olması kuşkusuz gözümüzün bir mercek olarak fo­ toğraf makinesinin merceğinden daha niteliksiz olma­ sından değil. kısacası kafam ıza verilen programın gerçeği (') Orhan Veli Kanık. rüzgârdan sallanan yaprakların sesine.

çok iyi ya da çok kötüdür. Bu önermeleri öncül olarak kullanıp aklavurma gücümüzden yararlanarak m antık ve doğru düşünme kurallarına göre yargılara varıp birtakım çıkarımlara . Dil olanaklarım ıza göre bir şey ya iyi­ dir ya kötüdür. yargıları. eksik duyduğumuz bir dünyada duyu uyarılarını da zihnimiz koşullanma biçimine ve dilin olanaklarına göre yoğurup yorumluyor. Ama gerçeği gerçekliği içinde ortaya koyabilmek için bu kadarı yeterli mi? Dil ham urundan yoğrulan düşüncelerin de dilin olanak­ larını. Bin bir ayrıntıyı belirtmek için bulabildiği tek çözüm bü­ tün durum ları ikiye bölmek. Eksik gördüğümüz. Her şeyi ikiye bölüp sınıflayarak bir şeyler anlatm aya çalışıyoruz. tam ger­ çeği. a lg ılan bilinçleştirmemizde ye­ terli bir araç mı? Yaşam ın gereksinimlerine uyum sağ­ lamak için geliştirilmiş bir iletişim aracı olan dil tam anlam ıyla toplumsal bir olgu. bin bir ayrıntısını anlatabilm ek için elimizde olan sözcükler bunlar. Önce dil. Burada anlatm ak istediğim şey karşıt kavramlardır. Yaşam ın bin bir kıvrı­ mını. inançları oraya toplumun yerleştirmiş olduğunu anlatm ak istiyorum. sınırlam alarını aşması beklenebilir mi? Onun için gerçeği gerçekliği içinde yakalayabilm em iz dilin sı­ nırlam alarını iyice anlam am ızı gerektiriyor. Yalnız dil mi? Bilincim iz de tam anlam ıyla toplum­ sal bir olgu. ka­ nıları. olduğu gibi gerçeği yansıtm ak gibi bir işlev bek­ leyemeyiz. yüzde yüz benim di­ yebileceğiniz bir şeye rastlayabilecek misiniz? Kuşkusuz toplumun bilincimize koyduğu önermelerden yola çıkı­ yoruz. Ondan gerçeği. Öncelikle bu am aç için sözcükleri yok. hadi buna bir dereceleme daha ekleye­ lim.görmemize izin vermeyişidir. Bununla bilincimizde olan düşünceleri. bu yolla sınıflayarak sözcüklendirmek. B ir bakın bakalım zih­ nimizde toplumun malı olmayan.

m utluluk gibi değerlere ağırlık veren bir dü­ şünce düzeni geliştirmiş olsaydık bu gün bize öğretilen.» diye bir önermeden yola çıktığımız zaman her şeyin parayla ölçüldüğü. Bunların yerine. gerek din konusunda ol­ sun. gerek toplum düzeni konusunda olsun belirli inanç­ . ger­ çekçilik. bağımsızlık. gerek sanat konusunda olsun. Toplumun kafam ıza yerleştirdiği önermeler düşün­ ce yolumuzu. bunu örnekleyelim. önemli. onlara tam olarak ters düşen çıkarım lara var­ mamız kaçınılmaz olacaktı. Zihnimizi ve onun bu bağımlı çalışma düzenini ta­ nımadan. yargılarım ızı daha baştan belirliyor de­ miştik. güçlü. doğru düşündüğümüzün sağla­ masını yapmış olduğumuz kanısına varıp rahatlıyoruz. Özgür bir zihne sahip olmak için göreneklerin. Düşünce yo­ lu değişiyor ama m antıksal zorünluklar olduğu gibi ka­ lıyor. aynı öncüllerden yola çıkıpta benzer sonuç­ lara varmamak olanağı olmadığında kuşku yok. belirli çıkarların zihnimize yerleştirdiği öner­ melerin yargı ve değer ölçülerinin bağımlılığından zih­ nimizi kurtarm am ız gerekli ama yeterli değil. Yeni program zihnin izleyeceği yeni yolu. öncüller değiş­ tirilince zihne değişik bir program vermiş oluyorsunuz. Bu so­ nuçların nesnel gerçeğe uyup uymamasına kimse aldır­ mıyor. Önermeler. bu yoldan gi­ dip varacağı çıkarım ları baştan belirliyor. «Yaşamda en önemli şey pa­ radır.ulaşıyoruz. zengin ve saygın olma­ ya ağırlığını koyan bir düzenin değer yargılarına göre çiziyoruz. Böylelikle herkesin de bizim gibi düşündüğünü görüp yürekleniyoruz. bütün değerlerin satılık ol­ duğu bir dünya yaratm ış oluyoruz. ya da savunduğumuz değer yargılarından bütünüyle değişik. özgürlük. ge­ leneklerin. Her zaman için dü­ şünce yolumuzu. niçin belirli şeyleri düşündüğümüzü koşul­ lanmalarımızın temelinde yatan gerçekleri anlamadan.

bir ölümlü. Zihnin daha derin daha geniş bir dünyaya açılmasına izin vermeyen kapakların menteşe­ lerine bu açılışı sağlayacak esnekliğin nasıl kazandın- . özgür bir zihinle gerçeğe uzanmak için bir yol k a ­ lıyor mu? Belki bir kısım okuyucu düşüncelerin. Bu kitapta izleyeceğiniz yazılarında Suzuki işte bu olanaksız gibi görünen şeyi. Ancak özgürlüğün bu düşünce yolunun da yalnız adında olduğunu. ya da sözcüklerle çağrı­ şım yaptığı. doğru bir düşünce yöntem i izlediğinize güvenerek bulduğunuz şeye gerçek adını da vermiş olsanız bu yol­ la gerçeği bulamazsınız. sınıf ve toplum çıkarlarım ızla çe­ lişen yollara girecek oldu m u sanki m anyetik bir a la ­ na girmiş gibi hemen doğrultusundan sapıveriyor. Konuyu özetleyecek olursak. ola­ naklarını da zorlayıp aşarak. gerçeği gerçekliği içinde yakalam ayı sağlayan. kalıba koyabilmek için programda ufak tefek de­ ğişiklikler yaparak onları bir de çıkarlarım ızla uyum lu olmak sağlamasından geçiriyoruz. dilin sınırlarını. Zen yolunu.larımızın nedensel gereklerini kavramadan doğru dü­ şündüğümüze nasıl güven duyabiliriz? Düşünce gelipte kişisel ya da aile. Program da gerçek yoksa doğru bir m an­ tık. mantıkçı. çağrı­ şımların nedensel bağlardan. ya da sözcüklerin başka düşüncelerle. O za­ man düşüncelerimizi çıkarlarım ıza uyabilecek bir k ılı­ ğa. O zaman zihnimize özgün bağımsızlığını kazandır­ mak. czgür çağrışım adı verilen zihinsel etkinli­ ğimizi burada anımsamış olabilirler. sözcüklerle an­ latm akta ne kadar b aşan lı olabilirse hiç olmazsa o k a ­ dar başarılı oluyor. çıkanm cı düşünce bir prog­ ram sorunudur. bağım lılıklardan kayn ak­ landığını derinlik ruhbilim inin çok açık bir biçimde k a ­ nıtlamış olduğunu hemen söylemiş olayım. gidimli.

Suzuki’nin dediği gibi «bir ateş vaftizinden. bu baskılardan kendimizi kur­ tarmamız" kanlı göz yaşları akıtılm adan olamıyor. heveslerimiz de birlikte yıkılıyor. «ortaya çıkabilecek ger­ çeğin türüne aldırmadan gerçeklerin üstüne üstüne yü ­ rümek. dağların devrilip. «Kitaplardan edinilecek bilgilerle değil de kişisel yaşantılardan çıkan gerçeklere dayanarak doğrudan. zihnim izi «Kanıların. varlığım ızın öyle de­ rinine işlemişler ki bunlar. «gerçekle zihnimiz ara­ sına hiç bir aracı koymadan».labileceğini öylesine açık. kararla­ rın zorbaca baskısından kurtarm am ız yeterli değil. yargıların. Onunla değerlerimiz. inançları bırakm ak gerçekten acılı bir süreçden geçmeyi zorluyor.» Bu güne dek arkalarına saklanıp bir güvence bulm aya çalıştı­ ğımız kanıları. tutkularım ız. yalancı de­ ğerlerine koşullandırıldığımız düzmece dünyam ızı sok­ mak. yargı­ ların.» Kuşkusuz bu yolda atılacak ilk adım zihnimizde biriktirilmiş bir yığın saçma sapan gereksiz süprüntü­ den zihnimizi temizlemek. öylesine duru bir dille anlatı­ yor ki insan bu daha derin d aha geniş dünyadan bir özgürlük yeli esmeye başlıyor da kapakları zorluyormuş gibi bir duyguya kaptırm aktan kendini alamıyor.. di­ yor sonra bu bağımsızlığı özgürlüğü sürdürmenin yol­ larını da göstermeye çalışıyor.. Oysaki biz onlardan gerçeği bul­ m ak pahasına da olsa kolay kolay vazgeçmekte istemi­ yoruz. kararların zorbaca baskısından» kurtarm ak. kanıların. «Zihnimizi. dolaysız».» K o­ lay şey değil gönlümüze göre yarattığım ız. kayaların tuzla buz oldu­ ğu yer sarsıntılarından geçmek gibi bir şey bu. . Su­ zuki diyor ki bunların «zorbalığı altında yaşam aya o kadar uzun bir süre alışmışız ki. Suzuki. fır­ tınalardan.

Bir kere onları yuttunuz mu öylesine acı verirler ki in­ san allak bullak olduktan sonra içimizdeki pisliklerden temizlenir. K e­ şişin bu yeni duruma.» di­ yor Suzuki ve sözlerini örnekliyor. fazla inanca vermiyor. yani öldükten sonraki yaşam ko­ nusunda güvencesiz yaşam aya alışabilmesi acılı bir sü­ reçten geçmesini zorluyor. ne ayağım ın altında bir karış toprak. «Ne başımın üstünde bir kire­ mit. Manevi kurtuluş arayanların sık sık düş­ tükleri bir yanılgı bir insanın bütün bağımlılıklardan. İnsanlar çok kez eski kanılarından. yargılarından. inançlarından vazgeçerken yenilerinin arkasında gü­ vence ararlar.Ustaların bizi bu bağım lılıklardan kurtarm ak. bir yanılsam a olacağını en somut. «Hiç bir şeye gerek­ sinme duym ayan adam ne tür bir adamdır?» sorusuna Ma-tsu’nun gene safçasınaym ış gibi verdiği yanıt böyle bir şeyin olabileceğine inanm anın başlı başına bir y a ­ nılgı.yu n ’un.» diyebilecek­ tir. Onun için Suzuki sözcüklerin ku ­ rabilecekleri tuzak ağlarına karşı bizi uyarıyor. bambaşka görünümde bir yaşam a doğar. Böylelikle de P ’ang-yun’un bu tür bir güvenceye sarıl­ masını önlemeye çalışıyor. Ancak ondan sonra boşlukta yaşam aktan m utluluk duym ayı öğrenecek ve başka bir Zen ustasının ardından. İnsan kendini yanılgılardan kurtarıyorum derken çok kez yeni yeni yanılgılara. zih­ nimizde bir dönüşüm yapm ak için «safçasınaymış gibi söyledikleri sözler aslında öldürücü zehirlere benzerler. Zen öğ­ . ya ­ nılsamalara düşebilir. bütün gereksinmelerden kendini kurtarabileceğini san­ maktır. B ir keşiş’in Chosa’lı Shin ustaya Nansen’in öldükten sonra ne olmuş olabile­ ceğiyle ilgili sorusuna aldığı yan ıt öldükten sonraki y a ­ şam konusunda fazla güven. Onun için P ’ang . hiç bir zaman akıldan çıkm ıyacak bir biçimde ortaya koymuş oluyor.

gerçeği kişisel yaşantıyla aracısız bulm aya çalışmayı öğütleyerek bu gibi çekinceli durumlara karşı bizi uyarmış olmuyor mu? «Bilgeler gerçeği Buda’nın sözlerinde değil kendi zi­ hinlerinde ararlar. Hepsi bu kadar mı? Zen böylesine edilgen (pasif) bir tutum mu? Hayır! Eğer zihinde içgörü. Na­ sıl gerçek kıvılcım larının çakm asına olanak sağlayaca­ ğız? Nasıl bu içgörü. Gerçek kıvılcım larının zihnimizde çakm asına ola­ nak vermek sonrada oradan gerçeği yakalayabilecek bir içgörü. yani zihinden gelip geçen düşüncele­ rin sürekli olarak bilincinde olmak. Budist- .retisi de «yazılara sözlere bağlanmamayı. «Seni bağlayan bütün bağlardan sıyır kendini. Hiç bir şekilde bu düşünce dalgacıklarının doğal akı­ mım önlemeden tam bir bilinçlilikle izlemek.» Aslında Zen’in çok basit zazen (meditasyan) yöntemi de budur.» Zen bizden kendi bulgu ve yaşantı­ larımızla doğrulayacaklarım ız dışında hiç bir şeye inan­ mamızı istemiyor. Bu yol zihni doğal olarak bağımsızlaştırma yoludur». Burada ortaya sorular çıkıyor. iç duyarlık diyebileceğimiz. Zihne kendili­ ğinden gelen düşüncelerin gelişine gidişine karışmadan. iç duyarlık geliştirm ek için bu iç zenginlik­ lerimize gerek var. Ama kendi içindeki zengin­ liklerle ilişkini koparma. diyor. «Eğer bilgeliğim izi kullanabilirsek düşün­ celer kendiliklerinden gelir giderler.» Bu sözler Çinli bilge Yengo’nun. iç duyarlığı kazanabileceğiz? Suzuki’nin Rinzai Zen okulunun uygulam a yöntemine uy­ gun olarak önerdiği yol şöyle özetlenebilir : «Zihnimiz­ de nereden çıktıkları bilinmeyen. on­ ları kopar. param parça et. bir süre sonra da ken­ diliklerinden yok olup giden düşünce dalgacıkları var. Zen Budizmin asıl kurucusu sayabileceğimiz altıncı pir H ui-n eng. onlara olumlu olumsuz bir katkıda bulunmadan izle­ mekle yetinmek.

boş boş oturup kendini sakinleştirip gevşetmekle. baskısından kurtarıverince so­ run kendiliğinden çözüme ulaşmış olabiliyor. sonradan önemsiz bir söz. Rastlantı zihni prog­ ramın zorlamasından. Suzuki eski Çin­ li ustaların sözlerinden. Bunu nasıl daha önce görüp anlamamışım?» dedirtecek büyük küçük olaylar olmuştur. sıkıntıları. ya da prajna (bilgelik) diye adlandır­ dıkları bir yetenek devinime geçirilmezse yalnız bağdaş kurup sakin sakin oturup kendini gevşetmekle hiç bir yere varılam az diyor eski Çinli ustalar. çıkanm cı aklım ızın üstünden bir yerden gelen bir sezgiyle «Hah buldum!» y a da «Ta­ bii ya! Tabii ya! Gerçekten çok basit. öykülerinden örnekler vererek. prajna gözü filan gibi gizemli sözcük­ lerle anlatılm aya çalışılan şey böylesine doğal am a bir yandanda ne kadar az rastlanan bir şey olduğu düşü­ nülünce o kadar da olağanüstü bir olay. Üçüncü gözün açılması. ya da iç görünün kazanıl­ ması olgusunun bu yaşantıdan geçmemiş olanlara an­ latılması olanaksız gibi görünebilir ama kuşkusuz hepi­ mizin yaşam ında gidimli. ya da rastlantının sorunun yanıtını birdenbire yakalam am ıza olanak vermesi her halde o sorunun yanıtının kafam ızda takılı olan prog­ ramda olm ayışıyla açıklanabilir. D aha önce çözümü bulamayışımız.lerin üçüncü göz. Bu arayış yoğun bir zihinsel çalışm anın zorla­ maları. bunaltılan olmadan sonuçlandınlamıyor. îçgörünün ortaya çıkması üçüncü gözün açılm ası için sü­ rekli arayıcı bir uyanıklığın sürdürülmesi gereğinde di­ retiyor. y a da kendinden geçerek (trance) veya zihindeki düşünce dal­ gacıklarının doğal akım ını önleyerek gerçeğe ulaşıla­ m ayacağım iyice kafam ıza yerleştirmeye çalışıyor. Zihnimizde üçüncü gözümüzün yardım ıyla yakala­ . İşte üçün­ cü gözün açılışı.

yaşam nasıl yaşanm alıysa öyle yaşam ak. kuram larla çözülmesi olanaksız olan kişisel yaşam sorunlarımıza aydınlık getirebilecek bir gerçek. «Senin için­ de büyümedikçe o bilginin sana y a ra n olmaz. kurgu­ larla. Biz yaşam ı yaşayaca­ ğız diye savaş vereceğimize bırakalım yaşam bizi yaşat­ sın. nece yan­ lışlarımız vardır da onları bir kere. Aslında Zen bizi aklın boyunduruğundan ku rtar­ maya çalışırken akla daha büyük olanaklar kazandır­ mayı. en güncel olan. Zen bir yaşam a sanatıdır dendiği za­ man bununla anlatılm ak istenen şey işte budur. Yaşam ım ızı aklım ızla bul­ duğumuz gerçeğe göre ayarlayam ayız.» dediği . Peki biz bu kişisel gerçeği ne yapacağız? Bu gerçeği yaşam ım ıza dümen yapacağız. ertelenmesi. tasalara katlanmadan. dediği zaman tıpkı sevgi gibi. varlığım ızın bütünlüğüyle kaynaştıram adığımız gerçeklerden ayırıyor. hepsinden daha önemlisi. Aklımızla yapm am am ız ge­ rektiğini kabul ettiğim iz nece davranışlarımız. Suzuki «Zen gerçeği istençten bü­ yür gelişir».dığımız Zen gerçeği kesin. olanak­ sız olan şeyleri yapacağız diye boş yere acılara. varlığını bütü­ nüyle yanılgıdan alan tutkularım ız yüzünden kendimi­ zi de dünyamızı da m utsuzluklara sürüklemeden. doğa ötesi konuları çözmek için değil de en doğal. boş inanlara kaptırm adan. daha üst düzeyde bir akılcılığı önermiş olmuyor mu? Suzuki «Zen bir akıl işi değil bir istenç işidir». K en­ dimizi yanılgılara. doğa üstü. de­ diği zaman bununla Zen gerçeğini yalnız aklım ızla ka­ bul edip istencimizin gücüyle yaşam ım ızla bütünleştiremediğimiz. tartışm a götürmez somut bir gerçek. nefret gibi bir duygunun varlığım ızın bütünlüğünü kavrayan bilinişi gibi bir bilgiyi söz konusu etmek istiyor. Bu tü r gerçek Zen gerçeği değildir. bir kere daha yap­ maktan kendimizi alamayız.

soyut kavram lardan genellemelerden kaçınm aya özen göstermesidir. ikici­ liğin somut gerçeğin bir niteliği olmayıp tüm üyle kav­ .zaman «takma akıl yarım adım gider. onun için gerçeği gerçekliği içinde bir bütün olarak yakalam a­ sını önleyen engelleri göstermeye onları aradan kaldır­ maya böylelikle de her türlü kavram sallığı aşıp gerçeğe ulaşmasını sağlayacak yolu göstermeye çalışır. dışardan bakanlara ustaların bu gerçeği açıklam ak için söyledikleri sözlerin saçma sapan şeylermiş gibi görüne­ ceğini kabul etmek zorundayız. koşullu zihnimizin çok kez anlayışını kavrayışını aşma­ sıysa ikinci nedeni gerçeği en somut bir biçimde ortaya koymak istemesi. çelişkilerin üstünden bir yerden bakması ve böylece ortaya çıkan gerçeğin bizim kısıtlı.» diyen Türk atasözündeki anlayışı dile getirmiş oluyor. bir açıklam ayı ge­ rektirebilir. Kuşkusuz soyut kavram ­ ların genellemelerin bizi yeniden gidimli. yaşam ın bir par­ çası. Zen’in gerçeği ortaya koyuş biçiminin Zen’le ilk kez tanışanlar için oldukça yadırgatıcı. Batıdakinden bütünüyle farklıdır. ya da tüm ü birden gözlerinizin önünde aydınlandı demektir. derinlemesine kavradınız mı. Bunun bir nedeni Zen’in gerçeğe karşıtların. Do­ ğuda felsefe yolu izleyen kimseyi kavram lardan örülü kafesinden. B irin c isi: Doğuda felsefe. şaşırtıcı olduğunu. hapisliğinden kurtarm ayı amaçlar. Bunun iki açıklam ası olabilir. çık arım a dü­ şüncenin çıkm azlarına sürükleyeceğinden. Zen’in bağımsız tutum uyla nasıl bağdaştırılabileceği açısından. zihnimize ne­ ce ter ve göz yaşı pahasına kazandırdığım ız özgürlüğü yitirtebileceğinden korkuyor ama Zen’in gerçeği ortaya koyuş biçimi ne kadar yadırgatıcı da olsa onu bir kez içten içe. Zen gerçeğinin her zaman M ahayana felsefesinin genel doğrultusunda oluşu.

Kafam ızdaki düzgülerden vazgeçip gerçek dünya­ da yaşamasını öğrenmek!. Suzuki’nin sözleriyle «Yaşamın için­ de bizi son derece m utlandıran. Gerçek ben’le kafamızda yarattığım ız ben arasındaki. bunca eziklik. İşte Zen öğretisinin özeti bu. emek. yargılara vurm adan bütünlüğü içinde kavra­ mayı öğretir. Denemelerden ilk ikisi «Zen Budizm Üstüne Denemeler. bunca acı..ramsal bir nitelik olduğunu ve gerçeği bölmeden. olma­ sı olanaksız olanı yapacağız diye harcadığım ız bunca çaba. niceliksiz böylesiliği bir insandan ötekine değişme­ diği. birde hiç bir zaman umduğumuz gibi ger­ çekleşmeyecek olan geleceğin portresi var. üçüncüsüyse «Zen Üstüne İncelemeler» (Studies in Zen) adlı yapıtta yer . ille kendi gönlümüze göre oldurtmak için öylesine çaba harcadığım ız gene de çok kez gönlümüze göre oluşm a­ yan bir geleceğe katlanm ak kolay değil. hepimiz aynı yaratılışı paylaştığımız için kişisel gerçeğimizin bir yandan da evrensel bir gerçek olma­ sıdır. sınıf­ lamadan. İk in c isi: Evrenin nitelik­ siz. Çevirisini sunduğum bu kitap Suzuki’nin üç dene­ mesinden oluşmaktadır.. First Series) adlı yapıtta. ter ve göz yaşı. Nesnel gerçekle kendi yaratım ız olan gerçeği üstüste oturtacağız. bir dünyanın portresi var. Bugün sürdürmekte olduğumuz yaşam biçiminde gerçeğe uym ayan bir kendi portremiz var. gerçek dünyay­ la kafam ızda yarattığım ız dünya arasındaki açıklığa.. İnsan gerçeklere ahşa bilirse onu gerçek bir ödül bekliyor. yaşadığımız sürece soru sormadan.. kötümser kuşkulara kapılmadan yetinebilece­ ğimiz» bir şeyin de olduğunu anlayacağız. O zam an da nesnenin niteliksiz niceliksiz böylesiliğini görmüş oluruz.. O zaman. Birinci Dizi» (Essays in Zen Buddhism.

Bu kitap Daisetz T eitaro Suzuki’den dilimize çevri­ len ilk kitap oluyor. Üç diziden oluşan «Zen Budizm üstüne Denemeler» adlı yapıtta her biri başlı başına bir bütün olan. D. Hekim olan babası. Burada bu üç denemenin bir araya getirilmesi sonucu tutarlı bir bü­ tünlüğü olan bir kitabın oluştuğunu sanıyorum. Sanskrit. Suzuki Budizm felsefesi. Pali dillerini bu dillerdeki kaynaklardan doğrudan araştırm alarını yü ­ rütecek derecede biliyordu. T. B ir bilgin ve araş­ tırmacı olan Suzuki Zen’le ilgili her türlü bilgiyi. Ama ben bu üç yazıyı «Zen Budizm. İngilizce kadar iyi bildiği Fransızca ve Alm ancadan da izleyebiliyordu. Suzuki altı yaşındayken öldü. aynı zamanda pek genç yaşlarda aydınlanm a­ yı başarmış bir önderdi. Suzukiden seçme yazılar» adı altında W illiam B arrett’in derleyip düzenlediği kitaptan seçtim. Çok kalabalık ve karışık konular arasında her zaman yaka­ lanması kolay olm ayan Zen’in gerçek bildirisini ortaya koym akta bu düzenlemenin yararlı bir işlevi olacağı umudundayım. her türlü ayrıntıyı yirm i kadar kitapta okuyucuya sunmuş­ tur. en önde gelen bir bilim adamı. özellikle Zen Budizm ko­ nusunda uluslararası ünü olan. Çocukluk anıla­ rında bu olayın yazgı konusunda daha o zam anlardan . bir­ birinden bağımsız yirm i deneme vardır. Batının çağdaş düşünce ve kültür yaşam ını yalnız başarılı kitaplar yazacak kadar iyi bildiği İngilizceden değil.almıştır. O kuyucunun yazarın kim liği konu­ sunda biraz bilgi sahibi olmak isteyeceğini düşünerek yüz yıla yakın sürmüş olan yaşam ını Budizm’i tanıtm a­ ya adamış olan bu büyük adamı tanıtacak kısa bir açık­ lam a yapm ak gereğini duydum. 1870 yılında K uzey Japonya’da doğdu. Çin.

Yaşam ının son yıllarını Kam akura. 1949 yılında Japon akademisine üye seçildi ve kültür m adalyasıyla ödüllendirildi. Zen konusunda ilk önemli yapıtı 1927 yılın­ da yayınladığı «Zen Budizm Üstüne Denemeler» adlı kitabın birinci dizisidir. Otani Üniver­ sitesi Suzuki’ye Onursal Edebiyat Doktorluğu verdi ve aynı üniversitede B u d izm ' Tarihi profesörlüğü yaptı. Am a Zen’e olan il­ gisi daha o zamanlar başlamıştı.başlayarak kendisini derin derin düşündürdüğünü ve Budizm’e olan ilgisinin böyle başladığını anlatıyor. 1900 yıîında ilk önemli yapıtı olan «Açvaghosha’nın M ahayana doktrininde inancın u ya­ nışı» adlı yapıtını yayınladı. en önemli yapıtıdır. Ondan sonraki elli yıl Mahayana ve Zen konusunda yazdığı kitaplar bir birini kovaladı. FLORYA . 1897 yılında Birleşik Am erika’ya gitti ve orada 11 yıl kaldı. Zam anının çoğunu Kam akura’da Engakuji m anastırında o dönemin ünlü Zen ustası İmagito Kösen ve sonra onun yerini alan Soyen Sh aku’nun yanında geçiriyordu. İLHAN GÜNGÖREN Ocak 1979. 18S0 yılında Tokyo Üniversitesine girdi. Kuşkusuz bu üç diziden olu­ şan kitap Suzuki’nin en ünlü. Kyoto. Bu arada Avrupa’ya da kısa süre­ li yolculuklar yaptı. 95 yıllık aydınlık ve verimli bir yaşam ın sonunda 1966 yılı temmuz ayında Japonya’da öldü. 1911 yılında evlendiği ve 1939 yılında yitirdiği Ame­ rikalı eşi Beatrice Lane Suzuki de Shingon Budizmi ko­ nusunda ün yapmış bir bilgindi. E ngakuji’deki evinde geçiren usta hemen ölünceye kadar çalışm aları­ nı ve sık sık Amerika’ya ve Avrupa’ya yaptığı konfe­ rans turlarını sürdürdü. Bu yıllarda aydınlan­ mayı da başardı.

Suzuki’nin de belirttiği gibi Zen Budizm.SUNUŞ YA ZISI ZEN ve B ATI Y a za n : Willidm Barrett Zen Budizmin öylesine şaşırtıcı. coşkusal ama bütünüyle yanlış bir yorum. Hangi türde olur­ sa olsun Doğuyla ilgili bilgi araştırm alarına ne kadar yeni tarihlerde başlamış olduğumuzu anımsayalım. ötekilerse yüzeysel görünümüne kapılıp h afife alıp. Kötü çevirilere dayanılarak yapılm ış ne kadar parlak. öylesine akıl almaz ama bir yandan da öylesine renkli ve çarpıcı bir görünü­ mü var ki onun] a ilk kez tanışan Batılılardan bir bö­ lümü ondan bir anlam çıkaram ıyor. Dr. B u­ dizm’se insanlık tarihinin manevi alandaki en önemli başarılarından biridir. B u­ dizmin yanını tutarak yorum unu yapan B atılı filozof Schopenhauer’den bizi ancak bir yüz yıl ayırıyor. Budizm’in te­ mel ilkelerinden sapm ayan doğru bir yorumudur. O tarihlerden be­ . Bunların her ikisi de yerilecek tutum lar. derinliğine inemiyor­ lar. Bu başarının kapsamını biz Batılılar belki tam olarak anlayam adık.

Bundan yıllarca önce (bütünüyle bir rastlantı sohucu) D. çünkü ben bir Doğubilimci (Orientajist) değilim. T. Şimdi Budizm konusun­ da pek çok iyi kitaplar var. yani çağdaş teknoloji ve iletişimin ağıyla dünya­ nın bir araya getirilip bütünleştirilmesi. Suzuki’nin yazıları olağan üstü tazeliklerini. gelişen. yaşayan bir şey olduğu kanısından yola çıkmış olması­ dır. Bununla birlikte bu gi­ dişin değişeceğini gösteren ortada bir çok belirtiler de var. Bunun böyle olması da Zen’in B atılılar için çok gerekli bir öğreti olduğunu kanıtlıyor. Eğer Suzuki’nin yazıların­ . Ama bu nokta gözden kaçıyor. Gene de B atı kendini tuhaf bir taşralılıktan kurtaramadı. canlı­ lıklarını buradan alıyorlar. dünyanın dört bir yanına yolunu zorlayan uygarlık ken­ di ön yargılarını Batılı olm ayan halkların bilgelik öl­ çütlerinden geçirerek incelemek. Bu gün bile «Tek Dünya» sloganı Pazar ga­ zeteciliğine ve televizyona sürekli olarak konu olurken biz bu kavram ı bütünüyle B atılı bir anlamda yorumluyoruz. Bu amacın ger­ çekleştirilmesinin Doğulu karşıtım ız ve kardeşimizle her konuda iyice anlaşm am ızı gerektirdiğinde kuşku yok. onun Budizmin bundan iki bin beş yüz yıl önce Gotam a’mn (Buda) aydınlanm a yaşantısıyla başlayan ve o günden beri gelişmesini sürdüren ve bugün de canlı.ri Doğu araştırm alarında büyük adımlar atıldı. irdelemekte çok ge­ cikmiştir. Suzuki’nin yazılarıyle ilgilenmemin nedeni yalnızca bu yazıların benim kendi yaşam sorunlarıma aydınlık getirm iş olmasıdır. Suzuki’yi yalnız Budizm ya ­ zarları arasında değil. «Ki­ şisel» sözcüğünün üstüne basıyorum. Suzuki’nin yazılarıyla tanışmış olmamı ki­ şisel büyük bir talihlilik olarak değerlendiriyorum. genel olarak dinlerle ilgili konu­ larda yazı yazanlar arasında da eşsiz yapan şey.

yani ger­ . felsefe ve dinle ilgili görüşlerinin Lao . daha geçerlidir.dan Budizm konusunda yazılmış başka kitaplara geçer­ seniz ötekilerin aslında Batılılar için yazılm am ış oldu­ ğunu ve canlı yanlarını Suzuki’den alm ış olduklarını görüp anlayacaksınız. Bu her iki etki de özünde tam olarak ikicidir (d u alist). B atı geleneği diye adlandırdığımız şey iki büyük etki altında gelişmiştir. çelişkili sözleri ve şiirlerinden daha güzel bir biçimde ortaya konamazdı. Hintlilerin fizikötesi imgelerle yük­ seklerde uçan kafa yapılarından daha çok uyuyor. Çinlilerin her şeyin uygulam aya gelir. bel­ gelendirilmesi gerekli.. Ben bu kanıdayım . Suzuki Çin Budizmini iyice özümsemiş bir kimsedir. Am a bu eski çağların Doğulu ustalarının günüm ü­ zün B atılı insanına söyleyecek bir sözleri var mı? Pek çok söyleyecek sözleri var. Suzuki’nin yazıları yalnız bu bakım dan bile ele alınmış olsa şimdiye kadar bütünüyle bilgimizin dışın­ da kalm ış olan Budizm tarihinin bu önemli dönemini açıkladığı için büyük bir iş başarmış sayılabilir. Bunun bir nedeni de biz Batılıların. kullanışlı yanını bulan so­ m ut k afa yapıları.. Çin atasözünde söylendiği gibi. Bu çok genel. Ayrıntılı olarak açıklanm ası. bir resim bin sözcükten da­ ha değerli. Doğuluların yüzlerce yıl­ dan beri birlikte yaşadıkları gerçeklerle ancak şimdi karşı karşıya gelmiş olmamızdır.tsu ve Konfiçyus adlarının çevresinde toplanabileceğini sanırlar. Batılılar genellikle Çin’in. Suzuki hiç olmazsa bu iki ad ’la eş değerde tutulabilecek Çin Budizminin bazı önemli kişilerinin adlarını bize tan ı­ tıyor. Belki de B atıklara. karşılıklı söy­ leşileri. Bu somuta dönük Çinli de­ hası kuşkusuz Zen ustalarının öyküleri. çok ge­ niş tutulm uş bir sav. Musevi ve Y u n an .

T an rı'­ nın buyruklarıyla. yoldan sapmış günahkâr insanlar arasında.). Yunanlıların büyük başarısı akılcılığı insanın erişmesi gerekli bir hedef olarak or­ taya koymalarıydı. Yunanlılardan. hiç bir haklı nedene dayanm adan. Orta çağ H ıristiyanlığı bu güne dek Yunanlıların akılcı dünyasında yaşam ını sürdürüyor. dur­ madan kusur bulan bir vicdanı. St. kesinlikle dünyadan ayrıdır. birbirle­ riyle çelişen akılcı tutum la akılcı olmayan tutum . akıl­ la duygu. Musevilerden. Ama çağdaş kültürün çok çeşitli alanlardaki de­ neyleri. Doğulular hiç bir zaman bu ikinci yanılgıya düşmediler. akılcı bir zihni kalıt olarak almış bulunuyo­ ruz. son de­ rece bölücü.gerçeği akıl dünyasıyla duygu dünya­ sı arasında bölüştürdü. diyor . Musevilik bölümü dinsel ve ahlaksal açıdan yapar. Obür yandan Yunanlılar gerçeği zihnin çalışma işlevleriyle ilgili bir çizgi çizerek bölerler. «Batı felsefesindeki iki bin beş yüz yıllık gelişmeler P la­ ton felsefesine eklenmiş bir sıra dipnottan başka bir şey değildir. ötesindedir. ahlaklılıkla doğallık arasında kişiliğim izin merkezini sezgiyle buldular. Thomas Aquinas’in evrenini Aristo‘nünkiyle aynı kefeye koya­ . sezgiyi aklavurmadan (reason) üstün tuttuklarından. Tek basma B atı felsefe­ sini kurmuş olan Platon-W hitehead çek yerinde olarak. T an ­ rı kesinlikle dünyanın üstünde. bulguları giderek her ikisini de kabul edilir ol­ m aktan çıkarıyor. Biz Batılılara bu ikicilik kalıtım yoluyla gelmiş ve bizim bir parçam ız olmuş. Tanrıyla yaratıkları arasında. ruhla madde arasında bir ikillik vardır.çeği ikiye bölerler ve birinin karşısına ötekini koyarlar. böyle yapm akla Platon ve Aristo aklavurmayı (reason) zihnin en değerli en üstün işlevi olarak değerlendirmekle kalm adılar onu bütün kişisel kimliğimizin merkezi durum una getirdiler.

Çok tanınmış protestan Tanrıbilim ci Paul Tillich. içinde insanın çok küçük ve anlamsız göründüğü uçsuz bucaksız boş­ lukların. diyor. güç­ süz bir durum a düşüyor. Bilimde de çağdaş gelişmeler bir araya getirilip bir­ leştirilince bizim akılcılık kalıtım ız giderek zayıf. «Tanrıcıların Tanrısı ölmüştür. Böyle insancıl bir evrenden Hint düşüncesine geçiverince. bitmez tükenmez zam an çemberlerinin. Var­ oluşun kesin düzen sıralamasına göre her şey m antıklı ve anlam lı yerinde durup duruyor. Nietzsche’yi yineleyerek. sıkı sıkıya düzenli bir küçük bütün. sonra bir bakıyoruz bunlar çağ­ daş gökbilimin uzay ve zam an anlayışıyla aynı. fizik ve m atem atik çelişkilere düştüler. çağdaş in­ sanın temel yaşantısının «anlamsızlıkla» karşılaşmış ol­ ması olduğunu ve evrenin büyüklüğü içinde kaybolan insanın kendi yaşam ının da evrenin varlığının da bir «anlamı» olmadığını düşünmeye başladığını söylüyor. ev­ renler üstüne sayısız evrenlerin görüntüsü karşısında İlk önce sendeliyoruz. Batılı insan Tanrıcıların Tanrısından başka bir Tanrı bulmalıdır. Her şey bir pasta kalıbından çıkm ışçasına düzgünlük içinde.bilirsiniz. yani öyle bir noktaya geldiler ki buradan aklavurm a yolunun da çelişkiler üretebileceğini kanıtladılar. bir yandan da acımasız ve çirkin görünebilir ama biz çağdaş insanların akıllarına daha çok yatıyor. Akılcı (rationalist) Tanrıbilim cilerin bize sundukları Tanrı artık kabul edilebilirliğini yitirmiştir». Bundan yüz elli yıl önce filozof K ant aklavurm anın aşılmaz sınırlan . Bundan çıkan sonuç Hintli evren görüşü bize daha yakın. B atı bilimlerinden en önde gi­ den ikisi. k afa ya ­ pılarına daha uygun geliyor. Ortaçağda yaşayan K ato lik’in bakış açısından (bunlardan çağımızda da yaşayan pek çok kimse var) Budist düşüncesinin bütün temel öncülleri «anlamsız».

Su alan delikler şimdilik birer tıkaçla . en şaşmaz savunusunu üstlendiği düşünülün­ ce Godel’in çıkarım larının daha da genişlemesine etkili sonuçları olacağını kestirm ek güç değil. Platon’dan başlayan Batı geleneğinde m atem atiğin akılcılığın en kesin. en etkileyici çağdaş filozofla­ rından biri kuşkusuz Alm an Varoluşçu (Existentialist) filozof Martin Heidegger’dir. İnsanın yaptığı her m atem atik sistemi­ nin eksik bir yanı olmaması olanaksız.tıkan­ mış ama aklavurm a yetim iz geminin başka yerlerden de su alm ayacağı konusunda güvence vermiyor. Hemen hemen aynı zamanda Heicenberg fi­ zikte. Heidegger’in bir Alman ar- . Bu adımı da çağdaş filozoflardan bazıları atm ışlar­ dır.olduğunu göstermeye çalıştı am a Batılı insanın zihni tam anlam ıyla olgucu (positivist) olduğundan böyle bir çıkarımı ancak bilimin de doğrulaması durumunda cid­ diye alabilirdi. Pitagor’dan. Godel m atem atikte insanın aklavurm a yetisinin aşılmaz sınırlarını gösterdiler. Bundan sonra atılacak adım temelinde çelişkiler yatan aklavurm a’nm (reason) yapısını tanım ak olacak. karmaşık ve akıldışı bir doğa’yı göz ucuyla iz­ leyebileceğimiz bir çatlak açıverdi. Heisenberg’in belirlenemezlik (indeterminism) ilkesi fizik durumların nasıl oluşacağının önceden kestirilmesi bakımından bilme ye­ teneğimize temelli sınırlar çizerek dibine inildikçe dü­ zensiz. Avrupa’nın en özgün. En sonunda bu yüz yılda bilim K a n t’a yetişebildi. Şimdi anlaşılı­ yor ki — aklavurm a’nm tam olarak egemen olduğu— en kesin. B u gü­ vencesizlik bu güne dek aklın kalesi olarak kabul edilen m atem atikte ortaya çıkıyor ve böylelikle B atının dü­ şünce tarihinde bir dönüm noktasına gelinmiş oluyor. M atem atik ok­ yanusun ortasında su alm aya başlamış (çelişkiler) bir gemi gibi. en şaşmaz bilimde bile-insan kendini sınırlardan kurtaramıyor.

Onda olupta Zen de olm ayan pek çok şey vardır. giderek çileden çı­ kan bir Güçlülük İstencinin egemenliği altına sokmuş­ tur.kadaşımn bana söylediğine göre bir gün Heidegger’i görmeye gittiğinde onu Suzuki’nin kitaplanndan birini okurken bulmuş. Heidegger üstüne basarak artık bu geleneğin dönemini tamamla- . Yirm i beş yüz yıllık Batı fizikötesi Platon’un akılcılığından Nietszsche’nin Güçlülük İstencine (W ill to Power) doğru yol almıştır. Bu sözler belki kendi düşüncelerinden bazı­ larına başka bir kitap ta rastlam aktan ileri gelen coş­ kunlukla söylenmiş biraz abartılm ış sözler de olabilir.» demiş. Batı felsefesi büyük bir yanılgı içindedir. Ama Zen’de Heidegger’de olanlardan çok daha fazlası vardır. böylelikle doğal dünya zihnin karşısına konmuş bir nesneler alanı oluyor. Heidegger «Eğer bu adamın söyledikle­ rini doğru olarak anlayabiliyorsam. onun yazdıkları be­ nim de bütün kitaplarım da anlatm aya çalıştığım şey­ ler. Kuşkusuz Heidegger’in felsefesi. giderek tırm anan. Ama doğanın zorla ele geçirilmesi insanı Varlığa da kendi Varlığına da ya ­ bancılaştırmış. Zihnin akıl ve duygu diye ikiye bölünmesi insanı V arlık’tan da kendi Varlığından da a y ­ rı düşürmüştür. Bu arada da insan gerçekten dünyanın tekno­ lojik efendisi olmayı başarmıştır. Bu yanılgı gerçeği akılla aym yerde ara­ m aktan (Platon) başlar. Bununla birlikte birbirlerine hiç mi hiç benzemeyen iki ayrı kay­ naktan gelmelerine karşın aralarında benzer noktalar bulunması gerçekten şaşırtıcıdır. ama bu öğüt kuşku­ suz bilgeliğe değil güçlülüğe yardımcı oluyor. «Böl ve yen». havası. bunun so­ nucunda da nesneler bilimsel ya da uygulam a yollu tar­ tıp biçmelerle yararlı yolda kullanılıyor. B atılı insanın Varlığa karşı yü rüttü­ ğü tutum bu ilkeyle açıklanabilir. yapısı ve k ay­ nakları bakımından köküne kadar Batılıdır. Heidegger’in öğretisi en kısa yoldan şöyle özetlenebilir.

Örneğin D. tu h af ve şaşırtıcı bir görünüm ü var ki önceki dönemin daha akılcı B atılı sanatından bütün bütüne kopmuş olduğu söylenebilir. Tartışm alı çağdaş sa­ nat konusunda belki değişik görüşler olabilir am a tar­ tışma götürmeyecek bir nokta.dığmı söylüyor. Eğer bilim ve felsefedeki bu olgular B atı düşünce­ sinde değişik yollar açıldığını 'gösteriyorsa çağdaş sanattakiler daha da yeni. Edebiyatta kuşkusuz yazar da­ ha açıkça yeni ve devrimci değişiklikler için sesini yük­ seltebilir. Çağdaş sanatım ızın öy­ lesine akıldışı. Çağdaş resim Batılı insanın gücünü ve hareketliliğini açığa vurduğu üç bo­ yutlu uzaydan kendini kurtarıyor. Lawrence gibi bir romancıda . B ütün bun­ lar yalnızca tedirginlikten. Bu yüz yılın ressam­ ları. B atı geleneğini içine koyduğumuz kalıp içerden gelen basınç yüzünclen çatlamış. B atılı insanın dışadönüklüğünün en yüce ve değişmez simgesi olan nes­ neden de kendini kurtarıyor. daha da değişik duygulanm a yol­ larının açıldığını ortaya koyuyor. M alinezya— sanat­ lardan beslendiler. Acaba adımını nereye atmış? Doğu geleneğine mi yönelmiş? Bu konu­ da söyleyebileceğim şey ancak Zen’e çok yaklaşm ış ol­ duğudur. karşı gelm ek isteminden ge­ len şeyler mi? Yoksa yeni bir anlayışın yolda olduğu­ nun belirtileri mi? Geçmişte resimde böyle yeni akım­ ların ortaya çıkışı çok kez arkadan gelen gelişimlerin ön belirtileri olmuştur. bu sanatın san atta tu ­ tuculuğu yeğleyenler açışından bir rezalet sayıldığı ve gelenekle bağları kopardığıdır. heykelcileri kendi geleneklerini bırakıp dünyanın öbür yanlarındaki — Doğu. bizim B atılı yaşam ım ızın tüm akışına karşı gelerek öznelliği seçiyor. Burdan da anlaşılıyorki B atı gele­ neğinin kuralları artık en yaratıcı üyelerini doyurmu­ yor. H. Afrika. bunları söylerken adımını bu gelenek­ ten dıçarı atmış olduğunu anlıyorsunuz.

Zen ustalarının Lavvrence’den tek farklı oldukları yer onların ilkelliğe düşmemeleri ve kanlı can­ lı olmayı tapılacak bir ilke durum una getirmemeleridir. cansız akılcılığına karşı çıkan bir sesle karşılaşıyoruz. gü­ zel çirkin.ikiciliğe kollarını aç­ mayan bir yaşam ı kabullenmektedir. B u kitap öylesine derinlemesine Doğulu bir kitap ki. Burada söz konusu ettiğim bilimle. ister ahlâk açısından olsun . Joyce iki harp arası döneminin ger­ çeği güzel ve karşıtı çirkin ve iğrenç diye birbirinden ayrı bölümlere koyan estetik anlayışını yıktı. Jung beyaz derili insanın çok uzun bir zam andan beri gerek­ sinim içinde olduğu K utsal K itap diye niteliyerek bu kitabi salık veriyor. C. İşin şaşılacak yanı Lawrence’in «zihin­ siz olma» önerisi Zen Budizmin bundan bin yıl önce geliştirdiği zihnin . ya da tezi olmayan başka bir edebiyat örneğine geçelim : İngilizce düzyazı türünde en önemli yapıt belkide James Joyce’un Ulysses adlı yapıtıdır. Bu yapıtın temel ögesi-ister estetik açıdan ol­ sun. Ulysses. «zihinsiz olma» nın gerekliliğinden sözediyordu. G. Burada Lawrence’in yanını tutarak anımsanması ge­ rekli olan nokta Lawrence’in içinde bulunduğu kü ltü ­ rün bu gibi konularda kendisine hiç yardım cı olmadığı ve Lawrence’in karanlıkta kendi kendine yordam laya­ rak bir yerlere varmış olduğudur. Lawrence. felsefeyle ve sa­ . yüce aşağılık gibi karşıtlıkları bir araya ge­ tiriyor. eğer her işe bur­ nunu sokan ve özbilinçlilikten oluşan akıl B atılı in­ sanın tam ir edilemeyecek derecede doğayla olan bağ­ lantısını koparıyor ve gerçek bir cinsel birleşme ya ­ pabilme olanağını yokediyorsa bunu önlemek için azihni silme» nin. Doğuluların zihninde olduğu gibi aydınlık karanlık. Şimdi de hiç bir bil­ diri.yokluğu (n o -m in d ) doktrini­ ne yordam layarak varm aya çalışan bir sezgiden başka bir şey değil.Batı kültürünün kansız.

En son olarak teknoloji eline Hidrojen bombasını da verdi. Tam tersine anlamlı be­ lirtiler olarak bakm ak gerekir : Bu olgudaki belirtiler Batının kendi derinliğinde yeni yeni yaşantıları dene­ diği. Varlığının yalnız bir bölümünde yaşayan bu yaratık şimdi onunla kendini de dünyayı da uçurm ak gücüne de sahip. Aygıtlar. çelişkili yanı bütün bu değişimlerin kültürüm üzün en üst ve en derin düzeylerinde oluşmuş olmasıdır. yaşam ı daha dışa dö­ nük yapm a tekniğinin yıldan yıla daha ustalıklı. filozofun. Gene de böy­ le hepsi bir araya konulunca bütün bu olgular öyle il­ ginç bir rastlantılar bütünü oluşturuyor ki. insan bir an şaşıp kalm aktan kendini alamıyor. kuram cı bilim adamının bulguları dışmda B a­ tı. Sanatçının. Bütün bunların ortaya koy­ duğu şey B atılı insanın ne kadar çelişkili bir yaratık durumuna gelmiş olduğudur. En basit sağduyu şöyle bir durup içimize bakmamızı öneriyor. William Barrett . trafik durm adan artıp çoğalıyor. kendi ilkelerinin karşıtlarım da yaşantılaştırm aya başladığıdır. Am erikan yaşam biçimi (ya da Rus yaşam bi­ çimi) bütün yeryüzüne yayılıyor. İkisi arasındaki katlarda her şey eskisi gibi sürüp gidiyor. genel ve dış yaşam ında gene eskisi kadar belki eski­ sinden bile daha Batılı. O laylar böyle birbirlerine koşut yollara girince ve bir yandan da be­ lirli bir zaman içinde de değişik alanlarda bu kadar içiçe bir arada bulununca onlara kolay kolay anlamsız rastlantılar gözüyle bakılamaz.natla ilgili bütün bu olguların dikkatle araştırılarak se­ çilmiş olgular olduğunu saklam ayacağım . Bu yeni ortam da Zen Budizm gibi bir ko­ nuya ilgi duyulm ası boş bir egzotik heves diye damgalanamaz. günlük yaşam ımızda uygulanabilir bir konudur. çünkü bu konu ruhun günlük ekmeğiyle ilgili. Bu değişimler konusunun gerçekten üzücü. daha kurnaz yolları bulunuyor.

ZEN BUDİZMİN ANLAMI ZEN NEDİR? .

yy.H akuin'in kendi elinden resmi. 18. .

giderek etkinliğini yitirir. zihinsel olanakla­ rını yeterince kullanam ayan bir y a n m adam. bir kötü. iç yapı­ sının derinliğini görebilme sanatıdır. insanın kendi iç varlığını. Hepimizin içinde yeterli oranda ve doğal olarak var olup da normal koşullar altında etkin olabilmek için uygun bir yol bulamadığından sıkışıp kalmış. M ut-' lu olabilmek. böylece de biz insanların ölümlü yaratıklar olarak hemen hemen kesintisiz. İçinde gizemli bir gücü saklayan şu gövdemiz. sürekli acı çekmemize neden olan boyunduruklardan bizi kurtarır. düzenden çıkar. iyiliğe dönük tepilere kendile­ rini açığa vurmak olanağı tanım ak anlamındadır. bozuk düzen çalışır. bağım lılıktan öz­ gürlüğe götüren yoldur. içimizde doğal olarak var olan bütün yaratıcılığa.rüm olmaktan bizi kurtarm asıdır. yamulmuş olan enerjinin açığa çıkmasını sağladığı söylenebilir. ya da bozu­ lur. bir akümülatöre benzer. Bize doğrudan yaşam çeşmesin­ den içme olanağı verir. birbirimize sevgi duyabilmek için bütün . Bunun için Zen’in amacı aklımızı kaçırm aktan. Bu güçten gereği gibi yararlanıl­ mazsa bayatlar.Özet olarak Zen. Özgürlük dediğim za­ man anlatm ak istediğim şey.

incelemeye yönelir. Am a er geç yaşam ı göğüslememizin. İçimiz yaşam la dopdoluyken de yaşamın bilişine tam olarak uyanm adıkça şu anda ortaya çıkmamış da olsa. Konfiçyus «On beş yaşında zihnimiz araştır­ maya. kötümser kuşkulara kapıl­ madan yetinebileceğimiz bir şey olduğunu da farkedebiliriz. sisler bir kere dağılırsa gök­ lerin uçsuz bucaksızlığı gözlerimizin önüne seriliverir. en karışık bilmecelerini çözmemizin zamanı ge­ lecektir. Budistlerin de­ yimiyle. bir kör dövüşü ya da kaba güçlerin rastlantısal bir gösterisi olmadığını anlayabiliriz. O zam ana kadar zihnin bilinç­ altı bölümünde sıkı sıkı korunm akta olan bütün ruhsal . otuz yaşında nerede duracağı­ mızı biliriz» demiş. Bunun yanında ya­ şamın asıl gerçek amacını kesin olarak bilemesek de yaşam ın içinde bizi son derece mutlandıran. İşte bu­ nun için Zen bizden. Gerçekten aşağı yukarı onbeş yaş. çekişmelerin ne denli önemsenmesi gerek­ tiğini anlayam ayız. şimdiye kadar bize kapalı kalmış ve cahilliğimiz yüzünden düşlemeye bile olanak bulama­ dığımız alanları görmemizi sağlayacak. Cahillik yüzünden oluşmuş bulutlar. «üçüncü gözümüzü» açmamızı istiyor. yaşam ın içinde var olan çelişkilerin. Böylelikle ilk kez kendi varlığımızın iç yapısını görüp tanıyabiliriz. genellikle bu gerçeğe gözlerimizi kapıyoruz. Çevremizde gördüğümüz bütün bu çekişme­ ler.yeteneklerimiz var da. Bu söz Çinli bilgenin en bilgece söz­ lerinden biridir. B ütün ruhbilimcilerin onun bu sözle­ rini onaylayacaklarından hiç kuşkum yok. şimdilik uykuda da olsa. gençlerin çevrelerine araştırıcı gözlerle bakmaya başladıkları. yaşam ın anlamım anla­ m aya çalıştıkları yaştır. O zaman yaşam ın ne olduğunu kavraya­ bilir. en zorlu. yaşadığı­ mız sürece soru sormadan. bu itiş-kakışın kökeninde cahillik yatıyor.

doğduğum güne de. Olayların çoğunda bozukluk pek ağır olm ayabilir ve bu­ nalım derin izler bırakmadan yok olabilir. lânet sana. diye haykıraca­ . yaşam kötümserler için bile olumsuz yanından tu ­ tulmuş. «Bize verdiğin her şeye lânet olsun. Son anımda da senin o eşek kulaklarına. ey deli bozuk Yazgı! Her şeyi suratı­ na gerisin geri fırlatıp atıyorum. derinlemesine yaşam ın giz­ lerinin araştırılıp incelenmesinden söz etmek istiyor. öleceğim gü­ ne de lânet olsun.güçler hemen hemen bir anda birdenbire boşanıverirler. bir olumlamadır. Konfiçyus kitaplarda yazılı olanların araş­ tırılıp incelenmesinden değil. lânet sa­ na. ne kadar bayır aşağı olursa o derece uzun süreli ya da süresiz olarak zihnin denge­ sini bozabilir. ne de olsa bir onama. Ama gene de şu dünyada duygulu kimseleri öbür yöne çevirecek ve Andreyev'm «İnsanın Yaşamı» adlı kitabında yaptığı gibi şöylece bağırtacak bir şeyin de var olduğunu yadsıyamayız. inceleme diyerek anlatm ak istediği şey işte bu seçimdir. K onfiçyus’un araştırm a. Genellikle iç çatışma sonunda varılacak sonuç her zaman için geçerliliğini sürdürecek bir «evet» yanıtıdır ya da «olacağın olmasına boyun eğmek. Bana daha başka ne yapabilirsin?. lânet sana! Lânet. lânet! B u lânetlerimle sana üstün geliyorum.. Bu boşanma ne kadar hızlı. karşı koym am ak­ tır». Gerçekten ergenlik çağında ortaya çıkan ruhsal yıkıntı durumlarının o kadar çok oluşu bu ne­ denlerle zihinsel dengenin yitirilm esine bağlanabilir. Am a bazı kim ­ selerde ya yaradılıştan gelen eğilimler ya da çevresel et­ kilerin zihinlerini biçimlemiş olması yüzünden ruhsal uyanım sırasında kişiliklerinin en derin yerlerini bile etkileyecek çalkantılar olur. Bu yaşta sizden her zaman için geçerliliğini sürdürecek bir «evet» ya da «hayır» yanıtından birini seçmeniz bekleniyor. değerlendirilmiş bile olsa.

birincisi yaşam ın acı çekip tasalara katlan ­ mak olduğunu vurgulayan «Dört soylu gerçeğin ortaya koyduğu zaman çok haklıydı. bir anlam da karşı koyarak. am a böyle yaparak güneşi yok edemezler. Körler dirençle güneşin varlığını yadsıyabilirler. bir çatışm a.ğım. Buda. bir çekişme olduğu sürece acıdan. «Hiç bir iz bırakmamak». tasalara katlanm aktır. karşı çıkarak gelmiyor muyuz? Ana karnının sıcak yum uşak ortam ın­ dan sonra bu soğuk. İnsanın bu dünyadaki yazgısının en karam sar biçimde çizilen bir resmi bu. gereken önlemleri almazlarsa bu dünyadan silinip giderler. Yaşam çoğumuzun yaşadığı biçimiyle acı çekmek. Bu gerçeği yadsıyam ayız.. Hepimiz bu dünyaya ba­ ğıra çağıra. keyifle­ rin tadını çıkarm anın peşinde olabilir. Kuşkusuz bunlar karam sar­ lığı haklı gösterecek nedenler. tasadan başka bir şey getirmiyor. geleceğimiz konusunda tek bildiğimiz üzerinde yaşadığımız bu dünya d a içinde olmak üzere hepimizin geçip gidip yok olacağımız.» Bu sözlerle yaşam korkunç bir biçimde suçlanı­ yor. Ölüm yenilgiye uğratılsa bile insan yaln ız kalır. Yalnızlığa katlanm aksa çatışm ayı sürdürm ekten bile daha katlanılm az bir şey.. Am a bunların bilincinde olup olmamak yaşam gerçeğini değiştirmez. dünyada en korkulacak şeyse ölüm­ dür. engellerle dolu çevreye çıkıvermek en azından acılı bir rastlantı. gerçekten doğru bir söz... Diş çıkarm a az ya da çok acılı bir süreç. G üneyin kızgın güneşi acımasızca onları kavurabilir. Büyüme. Yaşam bir itiş kakış. acıyı da yanın­ da getiriyor. Çatışm a de­ mek iki karşıt gücün ötekine üstün çıkm ak için savaş­ maları demek değil mi? Savaşta yenik düşm enin sonu­ cu ölüm olabilir... . yaşam a tam anlam ıyla karşı çıkılıyor. İnsan bunların bilincinde olmayabilir. duyuların sağladığı anlık zevklerin.

Erginlik (büluğ) zihinde de. akılcı çö­ zümlemeler bu işlemlerin bizi sürükleyeceği acılı duy­ guların gücünü azaltm aya yetmez. gönül üzüntüsüyle. sonunda bütün acılı sınavlardan başarıyla çıkabilmesi için onu akla gelebilecek her türlü deneyden geçirir dediği za­ man çok haklıydı. Mencius. Am a böyle soğukkanlı. bütün büyük din enderleri bütün büyük toplum düzeltimcileri (re­ formcu) çok defa gözyaşlarıyla. çekişmeden başka nedir ki? Bunun böyle olması. yetkin bir insan yapm ayı akim a koydu mu. bir bo­ ğuşma. Gene de De Profundis'te «Bu son aylar içinde korkunç güçlüklerle. Bü­ yük bir sanatçı olabilir am a onda benim zevkime uym a­ yan bir şey var. karşısındakiler! etki­ lemeye çalışan yapm acıklı bir kimseymiş gibi gelir. gözüpeklikle sürdürdükleri bu savaşım ların en zorlula­ rından başarıyla çıkmışlardır. kanayan yürekleriyle. K arakteriniz ne kadar derinlemesine gelişirse yaşam ın gizemlerine o kadar derinlemesine g i­ rebiliyorsunuz. Ne kadar çok acı çekilirse karakter de o kadar derin­ lemesine gelişiyor. Çağı­ mızda da böyle acılı doğum sancılarına tam k oluyoruz. Bana her zaman Oscar Wilde. Toplum adı verilen organizmanın da gelişmesi acılı büyük değişimlerle olabiliyor. Sakin sakin oturup bunların kaçınılm az şeyler olduğu­ nu. yazgının değiştirilmez çizgisi. sıkıntılarla boğuştuktan son­ . Bütün büyük sanatçılar. gövde de birtakım çalkan­ tılara neden oluyor. kaygıyla kazanm adıkça gerçek yaşam ın tadına varamazsınız. her yeni yapının eski düzenin yıkılm asını gerektir­ diğini. Sinir dokumuza öy­ lesine acım asızca işlemiş olan acı giderilemez. bu acılı işlemlerden kurtulm anın bir yolu olma­ dığını düşünebiliriz. T a n n bir kimseyi eksik­ siz. Ekmeğinizi acıyla. Bu konu­ da ne dersek diyelim. yaşam acılı bir itiş-kakış.

Çün­ kü sevgi hem bencil istekleri hem de benliği silip yok etm ek isteğini kışkırtıyor. insan daha önceleri anlayıp. Gene de bu kabuğu çatlatabilm em iz için birçok fır­ satlar var elimizde ve bunların ilki ve en büyüğü de ergenlik çağında. sevdiği kimsede benli­ ğin yok olup erimesini zorlarken. ayırt edemediği şeyleri ayırıp anlam aya başlı­ yor. böylece de büyük çalkantılara neden oluyor. tarihin tümüne başka bir bakış açısından yaklaşı­ yor. bir yandan da sevdiği kimsenin yalnız kendisinin olmasında diretiyor. Ben­ lik bütünlüğünü. İşte bu­ rada büyük bir çelişki var ve bu çelişki yaşam ın büyük bir ağlatısı (trajedi).» diye haykırıyordu..ra acının derinliklerinde saklı öğretilerden bazılarını an­ lam aya başladım. İçinde mahpus olduğumuz benlik kabuğunu çatlatıp dışına çıkmak hemen hemen olanaksız. Varlığımız benlik çekirdeğinin çevresinde oluşuyor. kendi dışın­ da bir kimseyle gerçekten ilgilenmeye başlıyor. Sevgi. Bu söz­ lerimle cinsel sevgiyi söz konusu etmek istiyorum. ta bu dünyayı bırakıp gittiğim iz ana kadar sürekli olarak taşıyıp durdurduğumuzda kuşku yok. Bu temel duygu insanın yücel- . Şimdiye dek yü ­ reğinde uyur durumda olan sevgi gözlerini açıp doğrulu­ yor.. Gerçekten T anrı­ sal bir açıklam a var acının içinde. Eğer yazarlık mesleğinin başında benzer bir deneyden geçmiş olsaydı şimdiki du­ rumda vermiş olduklarından çok daha üstün yapıtlar verebilirdi. B u sözlerden mahpusluk ya ­ şamının karakteri üzerinde nasıl yüceltici bir etki yap­ mış olduğunu gözleyebiliyoruz. Bizim bu k a ­ buğu çocukluktan. birliğini sürdürürken bir yandan da içinde bir bölünme duygusu beliriyor. B u çağd a ilk defa ben. Din adam ları ya da sözleri derin an­ lamına bakmadan kullanan bazı kimseler acı çekmek­ ten sanki bir gizemmiş gibi söz ederler.

meşinde Tanrısal bir araç olmalıydı. ya da daha açıkça gövdeyle ruh arasında zorlu bir kavganın oluştuğu söylenebilir. kitaplardan edinilecek bilgilerle değil . bu konulardaki konuş­ malara. bu boğuşma. akılla daha yü k­ sek yetenekler arasında. ça­ balama. Bu dünyada edebiyatı oluşturan yapıtların büyük çoğunlu­ ğu hep bu sevgi telinden ses çıkarmaya çalışıyor. Burada sırası gelmişken anlatm ak istediğim şey içimizde sevgi uyanırken bir göz kırpma süresince göz ucuyla eşyanın ötesindeki sonsuzluğu görüp kaybet­ miş olduğumuzdur. Bu bir anlık bakış gençleri yaradı­ lış özelliklerine. bu zorlamalara bir son verebilmek için insan her yönde her türlü yolu araştır­ maya başlıyor. K itaplar okuyor. bu ça­ balamadan kendini kurtarm ak. Artık bu yaşta dinsel bilinç tam olarak uyanm ış oluyor. Zen sorunların sorununu nasıl çözüyor? Her şey­ den önce Zen. birçok dinsel uygulam alar ya da sis­ temler deniyor. Tanrı ağlatıları in­ sanı yetkinleştirip eksiksiz yapmak için düzenler. tartışm alara katılıyor. Bu arada kuşkusuz başvurulabilecek bir yol olarak Zen de var. çevre ve eğitim in etkisine göre ya coşum culuğa (romantizm) ya da akılcılığa (rasyonalizm) itiyor. bu boğuşma. bu çekişme. Dinsel açı­ dan burada sonluyla sonsuz arasında. İşte içtenlikle sürdürülen bu çekişme. gene de bu tü r yazından usanmıyoruz ama şimdi konumuz bu değil. vaazları büyük bir aç­ lıkla benimsiyor. bu zorlanma Konfiçyus’un insanın o yaşta ne­ rede duracağını bilebileceğini söylediği otuz yaşlarına kadar sürüp gidiyor. Benlik kabuğu çatlatılıp «başka bir kimse» içeri alındığı zam an benlik kendini yadsımış ya da benlik sonsuza doğru ilk adımlarını atmış oluyor.

akıl kendisinin yanıt bulam ayacağı sorular or­ taya atıyor. Cahillikten gelen yanılgıları m eydana çıkar­ dığı için çok kez aydınlatıcı. Ama gerçek şu : Zihni içine düşürdüğü çıkm azlar­ dan kurtarabileceği yolu aydınlatm ası her zam an akıl­ dan beklenemiyor. huzur kaçıran bir özelliği var. dolaysız olarak sorunları çözümlemeyi öne­ riyor. kandırıcı yanıtlar bulm akta başarılı olamıyor. Zen diyor ki. Çünkü aklın gönül esenliğini bozan. çıkmazları bir kerede. Eğer ortaya koyduğu açmazları. TDK R uhbilim sözlüğünün önerdiği karşılık «anlık». Sonuçlarının ne olaca­ ğına. doğrudan. ışık tutucu olarak nitele­ niyor. en doğru çö­ zümü gösterecek bir araç değil. bir çözümü olup olmadığına aldırm adan ortaya attığı sorulan kendinden daha üstün bir şey çıksın da çözsün diye bekliyor.de kişisel yaşantılardan çıkan gerçeklere dayanarak. Kuşkusuz akıl en son. esenliğini bo­ zacak sorular ortaya koyuyor da çok kez bunlara doyu­ rucu. «Intellect» aklın işlevlerinden biri olan akla vurup. . bu nedenle bu sorulara yan ıt bulabilecek akıldan daha üstün daha aydınlatıcı bir yeteneğin or­ taya çıkabilmesi için aklı (') bir yana itm ekten başka seçenek yok. Gene de b u bağlam için­ de dilimizdeki yaygın kullanım ı öne alarak «akıl» sözcüğünün uygun bir karşılık olduğunu sanıyorum (Çevirenin notu). Sonluyla sonsuz arasındaki çekişmenin sürüp gittiği insan varlığının iç yapısının kavranabilmesi akıldan daha üstün bir yeteneği gerektiriyor. yargılama sonucu anlama sürecini belirleyen bir sözcük. kesin ve şaşmaz bir çözüme ulaş­ tırabilecek yeni bir düzen getirebilme gücünde olsaydı onları Aristo ya da Hegel gibi bir düşün adam ı bir kez (‘) -Akıl» sözcüğü burada «Intellect» kavram ım karşılam ak için kullanılm ıştır. Zihnin dirliğini. ca­ hilliğin verdiği o mutlu iç barışı altüst ediyor da onun yerine başka bir şey getirip bozduğu düzeni yeniden sağ­ layamıyor.

O rtaya çıkabilecek gerçeğin türüne aldırmadan.bir sisteme bağladıktan sonra bir daha felsefeye gerek kalm ayacaktı. Bunun için de Zen en derin sorunlara çv züm bulm ak için akıldan destek aramıyor. Nasıl nefes alıp vermeyi durdurtam azsak ortaya yeni sorular çıkarm ak onlara ya­ nıtlar aram ak yollu felsefedeki gelişmeyi de durduranla­ yız. Zen’in önerisi bu. Açlıktan ölmüş bir kimseye besinler konusundaki bilimsel bilgile­ rin bir yararı dokunmaz. Böy­ le düşünce anıtları kurup sonra onları yıkm aya. Gizler olduğu gibi kalsa da biz yaşam ak zo­ rundayız. Pek sevdiği bir örnekseme şöyle. konu­ ya salt felsefe açısından bakınca karşı çıkm ak için bir nedenimiz olmayabilir. Oysaki düşünce tarihi olağan üstü akıl gücü olan kimselerce kurulm uş her düşünce anıtını ar­ kadan gelenlerin yıkm ayı başardıklarını kanıtlıyor. Aç adam yiyeceklerin tam bir çözümlemesi (analiz) yapılsın. ama parmağı ay sananlara yazıklar olsun! Balığı eve getir­ mek için bir sepet gerekli. gerçek ola­ . Nasıl doğa hava boşluğu­ nu sevmezse Zen de gerçekle aramıza giren hiç bir şey­ den hoşlanmaz. ama bir kere balık sofraya geldi mi niçin sepeti kendimize dert etmeli? İşte gerçek önümüzde durup duruyor onu öylesine doğrudan çıplak ellerimizle yakalam alıyız ki ellerimizin arasından kayıp kaçmasın. a y’ı göstermek için bir parm ağa gerek var. Zen’in görüşüne göre gerçek. aracısız. çünkü anladığım kadarıyla ak­ lın yapısı bunu zorluyor. Am a yaşam konusuna gelince aklın böyle bir şeye gücü yetm iş bile olsa en son ve kesin yanıtı bulsun diye bekleyemeyiz. yiyeceğin içindeki her elemanın ayrı ayrı besin değeri anlaşılsın diye bekleyemez. ilk elden. Yaşam sal eylemleri felsefenin yaşamın gizlerini açığa çıkartm asını bekleyerek bir an bile gecik­ tirenleyiz. kişisel yaşantıyla gerçeklerin üstüne üs­ tüne yürüm eyi amaçlıyor.

Bunları çok önemseyenler ya da bunları yaşam ın asıl gerçekleri sananlar parmağı aym yerine koyanlardır. Kuşkusuz bu yürekli sözlerin tarih­ . uykum uz gelin­ ce de uyum ak için yatağa gireriz. Bunlar aklın ken­ di işini yürütm ek için ortaya attığı yararsız. Acıkınca yeriz. gövdeyle ruh arasında bir çekişme konusu kalmıyor. Yaşam ın akım içinde olması olgusu koşullar ne olursa olsun önlenmemeli. bu akışa karşı konulmamalıdır. kurgusal a y­ rımlardan başka şeyler değil. Ama bıraka­ lım da akıl yaşam adını verdiğimiz akarsuyun akımını engellemesin. bulanıverir. ya çevre koşulla­ rımızda bir eksiğimiz varmış gibi kurgulara kaptırıyo­ ruz kendimizi. Eğer bu akımı izlemek istiyorsanız onun akışına karşı koym adan izleyin. Zen’de de hemen hemen Nichiren Budist Okulun­ daki dört ana özdeyişe karşılık tutabileceğim iz dört ana bildiri var. Ancak kuşkular yaratan. Aklı bir yana bırakmalıyız.rak ele alınınca sonluyla sonsuz arasında. işe yaradığı bir alan vardır. onun yüzeyinde ta en baştan beri görmekte olduğunuz ve ta zamanın sonu gelene dek göreceğiniz imgenizi görmez olursunuz. «Yazılara. elinizi içine daldırdığınız anda saydamlığı yok olur. sözlere bağlanmadan K utsal yazıların dışında özel bir iletişim İnsan ruhuna doğrudan bir yaklaşım > Gerçek yaradılışını tanıyıp Budalığa ulaşmak» Bu sözler bir dinsel sistem olarak Zen’in bütün öğ­ retisini özetliyor. Sonluyla sonsuz bu­ rada nereden işin içine giriyor? Biz kendi kendimizle ve hepimiz ayrı ayrı bir bütün değil miyiz? Yaşam yaşan­ dığı biçimiyle de yeterli. Elbet aklın da yararlı olduğu. keyif kaçıran akıl işin içine burnunu sokupta yaşam ı öldürme girişiminde bulununca yaşam ayı bırakıyoruz hep yaşa­ m aya başlamak için ya kendimizde.

gerisinde kalan her şeyi kendi yazgısıyla baş­ başa bırakıp gerçeklerin yolundan yürüm ektir. Zen’in Çin’e tanıştırıldığı dönemde Budistlerin büyük çoğunluğu fizikötesi sorunları tartışm ayı hemen hemen bir tiryakilik durum una getirmişlerdi. Am a Zen her şeyin üstünde kalmayı. ne de genellemelere girişir. aklın ya da zihnin imgeleme gücünün bu boş ça ­ balarının ötesinde akm akta olan asıl büyük yaşam ger­ çeğini kavram ayı başaramamışlardı. Ama hiç bi­ risi. T a ki insan iç varlığının yapısını tan ı­ yıp Buda'lığa ulaşabilsin. bir Zen ustasının şu sözlerle çok iyi dile getirdiği gibi «Bohçasını ucuna astığı. Bu sözlerle en kısa yol­ dan Zen’in insana iç varlığının yapısını tanıtm ak için kendine özgü bir yolu yordamı olduğunu göstermeyi amaçlıyorlardı. ne lâf ebeliğine başvurur. Bu nedenle de yukarda belirttiğim iz Zen’in dört ana bildirisini düzenlediler. kendi yolunda kaygusuzca ilerlemeyi başarır. işaret etmekle yetinir. böylece de akim neden oldu­ ğu çelişkiler ve karm aşa daha üst düzeydeki bir bütün­ leşme içinde uyum içine girebilsin. ardarda yükselen dağ­ ları bir bir aşar gider.» Mantığa karşı çıkmaz. M antık açısından bakınca Zen çelişki­ lerle. gereksiz yinelemelerle dolu gibi görünebilir. yaptığı tek şey. M antık kendi işlerini bırakıp da Zen’in yürüdüğü yola girmeye kalkacak olursa o zam an kendi ilkelerini açıkça ve se­ . Bu nedenledir ki Zen hiç bir zam an açıklamaz.sel bir tabana oturduklarını gözden kaçırm am ak gerek­ li. ken­ di yonttuğu sopası omuzunda. Bodhi. yalnız ele göze gelir somut ger­ çeklerle ilgilenir.Dharm a ve ardılları durumun böylesine acıklı olduğunun farkına vardılar. ya da yalnızca Buda'nın ortaya koyduğu ahlâksal kurallara uym akla veya dünyalık şeylerin gelip geçiciliğini gözlemekle ge­ çirilen tembelce bir yaşam la yetinmişlerdi.

gevşek ustalann özelliği olan dolaylı. Bu olguyu görmemiş olanlar bakın! B a­ kın!» demiş. Rinzai öğrencilerine karşı kaba ve açık sözlü tutu­ m uyla ün yapmış bir ustaym ış genellikle öyle yum uşak huylu. Zen hiç bir şey« düşman değildir. Eğer bunları Zen’in temel öğeleri olarak alırsanız a y ’ı parmak sanan adam ın düştüğü kadar bü­ yük bir yanılgıya düşmüş olursunuz. örneklemek için aşağıdaki öyküleri seçtim : Rinzai (2) (Lin-chi) bir gün şöyle bir vaaz vermiş : «Duyu organlarınızın kapısından girip çıkan. çıplak eti­ nizin ardında saklanan ünü sanı olmayan gerçek bir adam yaşıyor. «Peki kimmiş o ünü sanı olmayan adam?» Rinzai hasır sandalyesinden fır­ lamış. . dolaysız yaklaşım ını. Bü(2) Zen Budizm Rinzai O kulunun k urucusu (ölümü 867). Bir keşiş gelip sormuş. «Sen söyle! Sen söyle!» keşiş duraksayıp ne söyleyeceğini bi­ lemeyince usta yakasını bırakm ış «Meğer o ünü sanı ol­ mayan adam ne değersiz bir kıtıkmış?» demiş ve doğru odasına gitmiş.sini yükselterek ortaya koyar ve içeri zorla girmeye kal­ kan zorbayı da tuttuğu gibi dışarı atar. dolambaçlı yöntemleri hiç sevmezmiş. keşişin yakasına yapışıp başlam ış bağırm aya. Bu açık sözlülüğünü herhalde Budizm’in temel ilkesi nedir diye soru sorduğu için üç kez dayak yediği ustası O baku’ya (Huang-Nieh) borçlu olmalı. dış gös­ teriler en son ve kesin gerçek olarak alınmamalıdır. Her şey için bu böyledir ama özellikle Zen’de dış görünümler. Zen’in yaşam ın temel gerçekle­ rine doğrudan. Zen’in soru soranlara tokatı basıp tartaklam ak­ tan başka bir şey olmadığını sanm ak kuşkusuz büyük bir yanlış olur. Zen’in am acına ulaşmasında bazan yardımı dokunabilecek olan akla karşı çıkm ası için de hiç bir neden yoktur.

Bazıları Zen’in sizi bir m antık tuzağıyla ya da sözcüklerden kurulm uş bir kapanla yakalam aya ça ­ lıştığını sanabilirler. Ne kadar açıklam aya çalışırsanız o kadar anlam ayı zorlaş­ tırır. Kendi gölgenizi yakalam aya çalışm ak gibi bir şey bu. Ummon. Obaku’nun benliğine g i­ rebilir onların. onlar olmadan pek ileri gidemeyiz. yüreğinizin elde etmek için öylesine çırpındığı özgürlüğünüzü bir daha kazanamazsınız. Ne kadar söz edilirse edilsin sözlerle yapılacak açıkla­ malar bize kendi iç varlığım ızı tanıtm aya yetmez. B ir kere ayağınız kaym ayacak ol­ sun. Rinzai’nin ilk öğrencilerinden biri olan (*) Zen Budizm Ummon O kulunun kurucusu (ölümü 996). O sert görünümlerinin ardında ne k a ­ dar iyi yürekli olduklarını değerlendirebilirsiniz. . T ’ang soyu döneminin sonlarına doğru yaşam ış bir Zen ustası olan Ummon (3) (Yun-men) kendi önemsiz varlığı da içinde olmak üzere tüm evreni oluşturan y a ­ şamın temel öğelerini öğrenebilmek için bir bacağından olmuştu. Siz yakalam ak için arkasından koştukça o da aynı hızla sizden kaçacaktır. sonsuza dek kendinizi kurtaram azsınız. Eğer sürekli olarak saydam lığını sür­ düren bir üçüncü gözümüz açılıverm iş olsa Rinzai’nin bizi nereye götürmek istediğini kesinlikle görüp anla­ yabileceğiz. bir daha Zen’i anlam anız olana­ ğı kalmaz. Onun için bu işaretler önem­ lidir.tün bunlar gerçekleri arayacağım ız yolu parmakla gös­ termeye yarayan şeylerdir. Gene de bir tu ­ zak ağına benzeyen bu şeylere bir kez takıldınız m ı so­ nunuz geldi demektir. Bir kere bu gerçeği kavrayabil­ diniz mi o zaman Rinzai’nin. Bunun için de her şeyden önce Ustanın benliğine girmeli oradaki adam la tanışıp anlaşmalıyız. Rinzai hepimizin önünde durup duran şeyi maşa kullanm adan doğrudan elleriyle ya k a ­ lamayı başarmış.

Ama bu dünyada yazık ki ne kadar çok cahillik ve nefis düş­ künlüğü çamurunda yuvarlanan yaşayan cesetler var. bitkisel ya da hayvansal yaşam la karşılaştırınca asıl gerçeği kavrayabilm iş ol­ m anın daha değerli olacağının duyarlılığındadırlar. «Konuş! Konuş!» di­ ye diretmiş. Bazı kim­ seler öyle rastgele yaşam akla.öğretmeni Bokuju’nun (Mu-chou) yanına girebilmek için üç kez gitmek zorunda kalmış. Ondan sonra bir şeyler öğreneceğim diye şunun bunun peşinde dolaşan.) Gerçeğin peşinde bir arayış içinde olan keşiş tam içeri girerken usta şöyle bir göğüsleyip yakasına yapışmış. ken­ dini acındırm aya çalışan zavallı bir keşiş olm aktan vaz­ geçmiş. Konfiçyus «Eğer bir adam sabahleyin Tao’yu anlamayı ba­ şarırsa aynı günün akşamı ölmüş de olsa bunu kutla­ nacak bir yaşam diye niteleyebiliriz. Usta «Adın ne?» di­ ye sorunca «Adım Bun-yen (Wen-yen)» diye yanıt ver­ miş. (Ummon’un asıl adı Bun-yen’miş. Zen’in tarihinde gerçeği bulabilmek için gövdesinin bir parçasını feda etmeye istekli olan pek çok kimseye rastlanıyor. Ummon bir bacağından olmayı haketmek için ne gibi bir yanlış yapmıştı? Ummon aydınlanmak için . Um­ mon bu konudaki tek örnek değildir. Ummon sonra­ ları yaşadığı m anastırın adıymış. Bu alaylı aşağılatıcı sözler neden? Bu acımasızlık görünümü neden? Zen’in anlaşılması en güç olan yanı burası. kapıyı da olanca hızıyla kapayınca Ummon’un bacağı kapının arasında kalıp kırılmış. B acağının kırılmasından duy­ duğu şiddetli acı adam cağızın hayatın en büyük ger­ çeklerine uyanm asını sağlamış.» demiş. bacağım yitirm ek pahasına da olsa gerçeği böy­ lece kavram ış olmak kaybını fazlasıyla karşılamış. Ummon duraksayınca «Seni gidi on para etmez herif!» diyerek kapıdan dışarı itmiş.

akılcı işlemlere konu yapılam ayacağını söylemiştim. Bunun için daha başta Zen’in m antıksal çözümlere. içimizde barındırdığımız her duyguya takılıp kalıyor. Öğretmen öğren­ cisinin kendi varlığının gizlerine bir içgörü kazanmış ol­ duğunu görüp kıvanç duyuyor. en derin yerinde doğrudan. kişisel yaşantıya dönüştürülmesi gerekli. aracısız. Zen’in varlığımızın en iç. Zen ustalarının pek yerinde yap­ tıkları bir benzetiyi kullanırsak bunlar ıslak çamaşırlar gibidir. kapıyı araladıktan sonra da insanlığa sığm ayacak bi­ çimde. Eğer elimizi kolumuzu bağlayan cahilliğin zincirlerini koparamazsak kurtuluşu nerede arayabiliriz? Cahilliğin zincirleri akıl­ dan ve nefse düşkünlükten gelen zorunluluklardan olu­ şuyor. boyunduruk­ lardan kendimizi kurtarm aya çalışmaktır. zincirleniyor. Öğretm eninin ona Zen’in ne olduğunu öğretebilmesi için üç kez geri çevirmesi. Tıp­ kı karşılıklı konmuş iki lekesiz ayna nasıl birbirlerini yansıtıyorsa bizim iç varlığım ızla gerçek de karşı karşı­ ya gelebilmeli.ustasından yardım isteyen. gövdemize yapışıp kaldıklarından kolay kolay . öğrenciye gelince o da kendisine yapılmış olan her şeyden hoşnutluk duyuyor. Bu sağlanana dek özgürlük boş bir sözcükten ileri bir şey olamaz. en anlaşılmaz şe­ yi. Açıkçası Zen dünyanın en akıl almaz. öylesine hızla kapatm ası mı gerekliydi? Ummon’un o kadar istekle öğrenmek istediği Budizm ’in asıl ger­ çeği bu muydu? Ama işin asıl şaşırtıcı yanı. büyük bir içtenlikle gerçe­ ğin peşinde koşan bir keşişti. İlk hedef bütün sonlu varlıkların ken­ dilerini bağladığını farkettikleri bağlardan. gerçeğin nabız atışlarını duyabilmemiz ola­ nak içine girer. Ancak bu böyle olunca yaşam ı yakala­ yabilmemiz. sonucun ikisinin de isteklerine uygun düşmesi. Onun için bu zincirler zihnimizden geçen her dü­ şünceye.

Che-Chiang’ıysa dalgalar dövüyor. Zen bu sözün insanın ruhsal yapısı konu edildiğinde yüzde yüz doğru olduğunu savunuyor. ister uygulam a yöntemleri göstermek yoluyla olsun. Ustaların cömertçesine. Sotoba (So tung p ’o) bu dü­ şünceleri aşağıdaki dizelerde şöyle dile g e tir d i: Lu dağında sisli bir yağm ur yağıyor. ne türden olursa olsun. her şey ne kadar olağan geliyor size. Her şey. cahilliğimiz yüzünden ille kendi benliğimizde sonluyla sonsuz arasında bir kesinti bulacağız diye kendimizi çık­ mazlara sürüklemekteyiz. Lu dağında yağan sisli yağmur. kelepçeler yaşamın gerçek koşullarını cahilliğim iz yüzünden anla­ yamamamız. . birtakım ülkü kalıplarına sokulmadan. değerlendiremememiz nedeniyle sonradan elimize ayağım ıza dolanmış. Kuşkusuz acınıp duruyorsunuz özlemle. iyi yüreklilikle bir çözüm. «Eşit ve özgür doğuyoruz». Zen’in en son ve kesin görüşünü şöyle özetleyebiliriz : Sonluyla sonsuz arasında daha en baş­ tan beri bir çelişkiye gerek yokken. bir y a n ıt ara­ yanlara sundukları. o kadar istekle bul­ maya çalıştığımız iç barış hep ortada durup dururken. onları esenliğe çı­ karm ayı hedef alan önerilerinin amacı başlangıçta var­ ken sonradan kaybetmiş olduğumuz özgürlüklere bizi yeni baştan kavuşturm aktır. kişisel yaşantıyla ve salt in­ sanın kendi çabasıyla gerçekleştirmedikçe tam olarak anlaşılamıyor. toplum­ sal ya da siyasal açıdan bunun anlamı ne olursa olsun. Elimize ayağım ı­ za dolandığını farkettiğim iz bütün zincirler. Orada olup da bunları görmediğinize. B unun böyle olduğu da özgürlük.çıkanp atamayız. takılm ış şeyler. ister sözlü olsun. Ama bir kez orda olup evin yolunu tuttunuz mu. Chi-Chiang’ı döven dalgalar.

Kendimizi varolu­ şun sınırlamalarından nasıl kurtarabiliriz? Her halde soru soran keşişin aklında olan buydu. ırm aklar ırm ak gibi gözükmemeye baş­ lar. zam anın ve uzayın dı­ şında yaşayamayız. Böyle bir şeyse ken­ dinizi yoketmekle aynı şeydir. Ama en sonunda gerçekten tam aydınlanm aya ula­ şınca gene dağlar dağ gibi. B u zo­ runluluktan nasıl kendimizi kurtarabiliriz?» Usta. «Her gün giy­ silerimizi giymek ve yemek yem ek zorundayız.Seigen Ishin’in (Ch’in-Yuan Wei-hsin) §u sözleri de aynı görüşü yansıtıyor : «Bir kimse Zen öğrenmeye başlamadan ona dağlar dağ gibi. ırm aklar ırm ak gibi görü­ nür. Eğer algılar ötesi. aş­ kın (transcendental) bir şey arıyorsanız bu sizi göre­ celi (izafi) dünyadan koparacaktır. iyi bir ustanın öğretisinden yararlanarak Zen gerçeğine bir içgörü kazanm aya başlayınca ona artık dağlar dağ gibi. soruyu soran. Usta da bu so­ ruya verdiği yanıtta : K urtuluşun sonlu olan şeylerde aranması gereğini. Çizdiğim yılan resmine gerek­ siz ayaklar takm ak istemem am a B okuju’nun bu söz­ leri üzerine felsefe yapm aya kalksam şöyle söyleyebili­ rim : Hepimiz sonlu yaratıklarız. demiş.» Dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Bokuju’ya (Mu-chou) bir kez sormuşlar. genelleş­ tirmelerden zevk almaz. yem eğini de ye. yiyoruz» diye karşılık verince. sonlu şeylerin dışında bir sonsuz ola­ m ayacağını ortaya koymuş oldu. ırm aklar ırmak gibi görünür. «Gi­ yiniyoruz.» Zen her zaman somut gerçeklerle ilgilenir. topraktan yaratıldığım ızdan son­ suzu kavrayabilmemiz olanağı yok. Mu-chou’nun öğüdü şöy­ le : «Öyleyse giysini giy. Öyleyse . «sizi anlayamıyorum». Her halde varlığınızı yok etmek pahasına kurtuluşu aramıyorsunuzdur.

Birinden ötekine değişim içten içe ve öznel olarak oluşur. soruyu soranın anlayışını aşıyordu. Onların her ikisinin de salt maddesel bir varlık sürdürdüklerini söy­ lemek istemiyorum. Ne kadar zorlanır­ san zorlan. Sonlu ve sonsuz y a da sonsuz ve sonluda da bu böyledir. Am a ruhsal gelişimleri ne olursa olsun. Bu yanıt. Eğer yemek içmekten vaz geçer ya da sonsuza erişmek gibi amaçlar güderek kendini soğuktan koruyamazsan ölüp gideceğinden kuşkun olmasın. Akılcı açıdan bakınca ayrı ayrı şeylermiş gibi onları kavram aya zorlanmış da olsak bu ikisi birbirlerinden ayrı şeyler değildir. Bunun üzerine usta da sözü şöyle demeye getirdi. Man­ tık açısından yorum lanınca Bokuju’nun soru soran ke­ şişe verdiği yam tın arkasındaki düşünceler bunlar ol­ malı. Mide­ si boş olunca aydınlanm ış Zen ustasının da kara cahi­ lin de karnı acıkır. Yaşam yaşadığım ız . Budist kutsal yazılarında m ağaranın karanlığı ruhsal içgörünün meşalesi yakılınca aydınlığa dönüşür diye yazılıdır.yiyip içiniz. Şu sonlu dünyada sonlu şeylerle yaşam ını sürdürmeye bak. Bizim yanlışım ız gerçekte ve kesinlikle tek olan şeyi ikiye bölmeye çalışmamızda. «İster anlamış ol. Onun için de ustanın ne demek istediğini anlamadığını gizlemedi. K a r yağınca ikisinin de üzerlerine fazladan bir yün fanila giymeleri gerekir. sizi özgürlüğe götürecek yolu yiyip içerek bulunuz. Nirvana’yı Sam sara’nın (doğum ölüm dön­ güsü) dışında bulamazsın. istersen olma. Aslında aydınlık ve karanlık daha en baştan beri özde bir ve aynı şeylerdir. İster aydınlanmış bir Zen ustası ol ister kara cahil ol hiç kimse doğal adı verilen yasaların zorunluluğundan kendini kurtaramaz. Böylece kuşkusuz karanlık denen bir şey dışarı atılıp da onun yerine aydınlık denen başka bir şey getirilmiş olmuyor. olduklarından başka bir şey olamazlar. farketmez.

Keşişler de ustanın dediğini yapm ış­ lar. Eğer yemeğinizi yer. Her şey gözlerinizin önünde. Zen’de gizemli bir şey yok. Sonra vaaz dinlemek için toplandıklarında usta bir şey demeden kollarını açıp ileri doğru uzatmış. Savaşım olanca güç harcanarak erkekçe yürütülmelidir. Bunda Zen yoktur. temiz te­ miz giyinir. Na­ sıl mı? B ojuku’dan Zen’in ne olduğu sorulduğu zaman bir Sutra’dan Sankskritce bir söz söylemiş. tembellik vardır. . sizin kişiliğinizde sonsuz gerçekleşti demektir. Belki de her şey bir yana. «Mahaprajna paramita!» Soruyu soran bu yabancı sözü anlam ak­ taki yetersizliğini saklam ayınca usta şöyle bir yorum yapmış : «Onca yıl giydikten sonra cübbem param parça oldu Salkım saçak sarkan parçalarını da rüzgâr alıp bu­ lutlara götürdü» Sonsuz böylesine fakir bir dilenci mi? Ne olursa olsun bu konuda gözden kaçırm am anız gereken bir şey var : Kişiliğinizin bütün gücüyle sür­ düreceğiniz bir savaşım sonucunda iç barışı ancak fa ­ kirlik içinde gerçekleştirebileceğiniz gerçeği. (Çünkü iç barış ancak insan fakirken olabilir. bitkisellik vardır. tarlada çalışıp pirincinizi y a da sebzeleri­ nizi yetiştirirseniz sizden istenen her şeyi gerçekleştir­ diniz. adam sendeci boşvermişlikten t i r hoşnutluk elde etmeye ça­ lışmak aşağılanacak bir davranış olarak bilinmelidir.) Aylaklıktan.Liçimiyle tek değil mi? Niçin onu aklın acımasız ve öldürücü bıçağıyla parçalara doğruyoruz? Keşişler Hıya K ujo Nehan’dan (Pai-chang Nich p’an) bir vaaz vermesini istedikleri zaman şimdi tar­ lada çalışın sonra size Budizmin en önemli konusundan söz ederim demiş.

Dinsel bilinç uyanm ış olduğu zamanda bile. derin iç yaşantılar­ dan geçmemiş olm alan yüzünden yarım yam alak. Zen’in gizemci tutum unun y a ­ nında bir de ahlâk açısından da dimdik. Köklü. acılı bir çekişmenin iz bırakm asına neden olma­ yacak biçimde h afife alırız. Çıkacak ilk fırtınada yerle bir olacaktır. derin bir iç yaşantı ister istemez kişiliğim izin ahlâksal yapısında da bir değişimi zorlar.Bu böyle olmadan edle edilecek iç barış yalancısıdır. Bizim günlük yaşam ım ız ruhum uzun en derin yer­ lerinde bir kargaşa yaratm adan kişiliğim ize ancak ke­ narından değip geçiyor. Her şeyin yüzeyinde yaşa­ yabilmek için böyle yaratılm ışız. ta k ­ lit şeyler dışında bir şey yapm aya. ortaya koyduğu­ muz şeyler derinlikten. çoğumuz. içtenlikten yoksundur. Zen yolunda eğitim gör­ . Zeki. boğuşma­ dan geçmeyi göze almalıyız. En derin duygularım ıza karşılık vermez. eğilmez bir tutum u olmasını yaşam savaşını gözüpeklikle. Zen’in bu konudaki görüş­ leri adam akıllı kesindir. Zen öncelikle dinsel bir yol olmakla beraber bir yandan da bizim ahlaksal karakterim izi yo­ ğurup biçimler. Bunu nasıl yapar? Zen’in gerçeği öyle bir gerçek ki onu derinlemesine anlam ak istediğimiz zaman çok kez uzun ve sürekli bir uyanıklık isteyen bir çaba. günlük yaşam ım ızı ruhum uzda zorlu. dayanıklı bir temele oturmaz. bir çekişme. Bazı kim seler karakter­ lerinin derinlikten yoksun olması. yürek­ lilikle göğüslemiş olmasına bağlayabiliriz. Onun için Zen’e ahlâk açısından karakterin yeni baştan yapılm asını am açlayan bir yol gözüyle bakabi­ liriz. parlak ve daha bilmem ne olabiliriz ama yaptığım ız. Belki şöyle demek daha uygun olur. yaratm aya bütünüy­ le yeteneksizdirler. tak­ lididir.

daha da şaşırtıcı olan yanı şu. bunun için bu kimsenin m a­ nevî güçlerini en yüksek noktasına kadar geliştirmesini gerektirmesindendir. benzetmeler yapmak. en derin düşüncelerini saklam aktaki bu ağız sıkılıklarının nedenini tam olarak anlayam ıyorum . dokundurmalar. devlet yönetim ini üstlenmiş bir baka­ nın bile her zaman başarılı bir keşiş olacağım sanm a­ malı. davranışlar derin yaşantılarla dolup taşmış bir ruhun aşkınlıklarıdır. Onların am a­ cı kuşkusuz sözlerini. B ir Zen ustası. tepeden bakam ayız. Onu daha fazla anlatamıyor. Bunun nedeni anlat­ mak istediği şeyi güçlü. örneklemek yoluyla açıkça söylemeden anla­ tıyor.müş olmak kolay bir şey değildir. «Bir keşiş yaşam ını aneak güçlü karakter yapısı olan bir kimse başarabilir. B ütün bu sözler. anlam lı sözcüklerle söyleyeme­ miş olmasından değildir. Evet bu böyle. davranışlarını anlamamızı güç­ leştirmek. Anlaşılan onlar size bu düşünceleri karşılıksız bir bağış olarak değil de . Sanki sizin onu alm ak istediğinize önce kesin olarak inanmak istiyor. zihnimizi karıştırm ak değil. asıl anlatm aya çalıştığı şeyi kapalı bir biçimde. davranışları böyle bir noktadan geliyor. (Hemen şurasını belirtelim. Bilgelerin her zaman en iç. İşte Zen ustalarının bütün sözle­ ri.) Bunun böyle olmasının nedeni keşiş yaşam ının sıkı bir çilekeş­ liği gerektirmesinden değil.» demiş. Ne ya ­ parsanız yapm uzun bir süre size tam olarak yazdıkla­ rının anlamını açıklam ayacaktır. Ruskin diyor k i : «Hiç kuşkunuz olmasın eğer kitabını okuduğunuz yaza­ rın bir değeri varsa yazdıklarını öyle hemen kolaycacık bir solukta anlayam ayacaksınız. Çin’de devlet yönetiminde görevli bir bakan olabilmek bir insanın dünyada bekleyebileceği en büyük başarıdır. Onun için bizler de ustaların ulaştık­ ları yüksek noktalara erişmedikçe yaşam gerçeğine a y­ nı geniş ufuktan.

Kuşkusuz bun­ lar bizim günlük yaşam ımızda yerine göre yararlı ve gerekli olabilirler. Her yap­ mak istediğimiz harekette bunlar bizi zincirliyor. bir çekişme sonu­ cunda veriliyor. Asıl gerçeğin ayırdm da olarak. kararlarla. bağım ­ lılık duygusu altında ezilip inlememizin başlıca nedeni zihnimizde biriktirdiğim iz bu gibi şeylerdir.» İşte bilgelik denen bu pahasız hâzineyi açacak anahtar bize ancak sabırlı ve zorlu bir çaba. Ama bunlar kolaylıkla anlaşılabilecek şeyler değil. ruhsal ufkum uza kalın bir perde çe­ kiyorlar. Ama ken­ dimizi mutsuz.bir ödül olarak veriyorlar. Yargıların. Özgür olmak doğallıkla. Varlığım ızın öyle derinine işlemişler . Zihin hemen hemen her zaman çeşit çeşit saçma sapan yargılarla. Bu am açla birkaç lâkırdı ediyorlar ve davranışlarıyla da destekleyerek eğer bu lâkırdılar gereği gibi anlaşılıp değerlendirilirse zihnimizde birikmiş yargıların. perişan durum a düşürmemizin. bo­ ğazımızı sıkıyor. Zen ustaları da bir zam anlar bu yaşantılar­ dan kendileri de geçtiklerinden bu durum ları biliyorlar. kararların. kararların. kanıların zorbalığı altında yaşam aya o kadar uzun bir süreden beri alışmı­ şız ki zihnimizi tem bellikten kurtarıp devinime geçire­ bilmemiz çok güç. içtenlikle dav­ ranmak istiyoruz am a buralara gelebilmek elimizden gelmiyor. aydınlanmış bir kimse olarak yaşam ımızı yürütebilmemiz için taşı­ mamızda hiç bir gerek olm ayan bu ezici. uyanmış. kanıların zorbaca baskısından bizi kurtarabileceklerini göster­ mek istiyorlar. Hep engellerle çevrelenmişiz gibi bir duygu için­ de yaşıyoruz. Bunun tersini söyleyemeyiz. siz ödülü o’madan önce de ödülü hak edip etmediğinize güven duym ak istiyorlar. yıpratıcı yük­ lerden bizleri kurtarm ak istiyorlar. kanılarla birtakım anlam ­ sız duygusallıklarla tıka basa doludur.

Zen’e gö­ türen geçitin her bir yanı dikenli çalılarla. devedikenleriyle örtülü. am acının hafife alm ak olmadığında Zen’i uğraş konusu yapm ış olan hiç kimsenin kuşkusu yok. B u iş öyle boş vakit doldurmak için bir eğlence değil.788) «Hiç bir şeye gereksinme duym ayan adam ne tür bir adamdır?» diye sormuş. altüst edip yeni baştan yapm aktan başka seçenek yok elimizde. boş vakit harcayanların gözlerinin kesebileceği bir iş değil. «Zen nedir?» sorusuna bir usta «Kızgın ateş üstünde kaynar yağ». saygısız bir sövgü gibi bile görünebilir. bütün kişiliğim izi. Bu öyle bir örs ki üstünde karakterimiz balyozlana balyozlana biçimleniyor. T ar­ tışmasız altıncı pir Hui-neng’den sonraki dönemde Zen’­ in yükselişini sürdürmesinde bir Zen ustası olarak Ba- . yaşamda en önemli. Aylakların. işte burası senin evin» de­ miyor. «Sen bir yudumda Batı Irm ağının bütün suyunu içtiğinde sana söylerim» diye usta soruyu karşılıklandırmış. Düşünce tarihinde ortaya konabilecek en önemli bir soruya ne tutarsız bir karşılık bu! Bu sorunun ağırlığı altından kalkamamış. diye yanıt vermiş.ki bunlar. Zihnimizde bir dönüşüm oluşturabilecek Zen usta­ larından birinin ünlü lâkırdılarından işte b ir is i: Önce­ leri bir Konfiçyuscu olan Hokoji (P’ang-yun) Baso’ya (Ma-tsu . Am a büyük ustaların çıktıkları doruklara eriş­ menin başka yolu da yok. Zen’in gerçeğini kişiliğimizin olanca gücünü harcam adan ele geçiremeyiz. bayırlarsa son derece kaygan. Kızgın yağlarla gövdemiz dağlanmadan Zen bize güler yüzünü gösterip «Hoşgeldin. Bu yeni baş­ tan yapım işlemi de kanlı gözyaşlan akıtılm adan ola­ mıyor. altında ezilip kalmış ne çok insan olabileceğini süşününce bu yan ıt kutsal şeyleri aşağılatıcı. Ama Baso’nun konuyu önemsedi­ ğinde. en önde gelen ciddî bir iş bu.

Bu dünyayı bırakınca nereye gideceğiz? Gerçekten başka bir yaşam d aha var mı? Yoksa burada her şey bitiyor mu? Bir başına «yapayalnız» varlığını sürdüren B ir’in asıl anlamı konusunda kafasını yoran­ ların sayısı pek çok olm ayabilir ama belki de hiç olmaz­ sa bir defa olsun öldükten sonraki yazgısı konusunda hiç düşünmemiş bir tek insan bile çıkmaz.so’nun parlak kişiliğinin büyük katkısı olmuştur. işte gene zorlu bir sorun. Herkes öldükten sonra başına ne geleceğini bil­ mek istiyor. «insanı iyice düşündürüyor. Benim öğrenmek istediğim Nansen’in ölünce ne­ reye gitm iş olduğudur». Böylesine Zen’de dirsek çürütmüş. «Bu konuya gelince». K im ­ bilir ne çok Zen öğrencisi Baso’nun bu sözlerini anla­ m aya çaba harcarken ter ve gözyaşı içinde kalmıştır. Dinler tarihi bir tek bu sorun üzerine kurulm uştur dense ye­ ridir. Ustanın ver­ diği yanıt şöyle : «Sekito (Shih-tou) daha öğrencilik döneminin ilk çağlarındayken altıncı piri tanımış». K olay söylen­ miş rastgele lâkırdılar gibi görünse de Zen yazınının en değerli inci taneleri bu lâkırdılar içinde saklıdır. İşte bir başka örnek daha : Chosa’lı Shin ustaya (Chang-sha Ching-ch’en) bir keşiş. çarık es­ kitmiş iki Zen ustası arasındaki bu konuşma elbette boş bir gevezelik olarak nitlendirilemez. «Nansen (Nan-ch’ uan) ölünce nereye gitti?» diye sormuş. demiş usta.» Ruhun ölmezliği. «Yok ben Sekito’nun ilk öğrencilik yıllarını sormuyo­ rum. Sekito’nun gençliğinde altıncı piri görmüş olup olmamasında Nan­ sen’in bu dünyadan ayrılm asıyla ilgili bir şey olmadığı . En azından seksen tane tam anlam ıyla yetenekli usta ye­ tiştirmiştir Onların en önde gelenlerinden biri olan Hokoji haklı olarak Çin Budizm inin Vim alakirti’si diye ün yapmıştır.

sözüyle usta neyi açıklamış oluyor? B ur­ dan da anlaşıldığı gibi Zen başka şey.açık. Ama Zen’in ne olduğunu gerçekten bilenler usta­ ların ağzından o kadar doğal olarak çıkan bu sözlerin öldürücü zehirlere benzediğini bilirler. Çünkü biz aklı­ mızla değil istencimizle yaşarız. düşünmeden rastgele safçasınaymış gibi söylenmiş bu tür sözlerle dolu­ dur. Chosa’nm yanıtı m antığın alışıla gelmiş kuralları açısından bakılınca bir yanıt sayılamaz. Ama ancak bu acılar çekildikten. Daha başlardayken Zen’in gerçeklerle uğ­ raştığını genelleştirmelerle. İşin şaşılacak yanı insanın bu iç çatış­ malardan geçmedikçe Zen’i anlayamaması. akılcı açıdan da aydınlatıcı olm a­ sını beklersek Zen’in anlam ını bütünüyle yanlış yorum ­ lamış oluruz. onun için ke­ şiş. m antıksa daha başka bir şey. Onun için keşiş ikinci soruyu soruyor ama ustanın ağzından gene anlaşılmaz bir lâkırdı çıkıyor. insan allak bulak olduktan sonra içimizdeki bütün pis­ liklerden temizleniriz. Bu farkı anlayam az da Zen’den m antık­ sal açıdan tutarlı. soyut kavram larla ilgilen­ mediğini söylememiş iniydim? İşte Zen’in dosdoğru k i­ şiliğimizin temeline indiği nokta da tam burası. bambaşka görünümde yeni bir yaşam a doğarız. Birinciyi İkinciyle karşılaştırınca bi­ rinci değersiz kalır» diyor. Nansen Chosa’nın öğretmeniymiş. Gerçek şu : . Zen edebiyatı ağza geldiği gibi. Keşiş Lawrence (Tanrı varlığının yaşam a uygulanması) adlı yapıtında «Bir şeyi anlam akla o şeyi istence dönüştürmek arasında büyük fark vardır. Nansen’in ölünce nereye gitm iş olabileceğini sor­ muş olmalı. «İnsanı iyice dü­ şündürüyor». Bir kere onları yuttunuz mu öylesine acı verirler ki Çinlilerin deyim iy­ le bağırsaklarınız dokuz kez ya da daha çok kıvrım kıv­ rım sizi kıvrandırır. Akıl genellikle bizi oraya kadar götürmez.

Zen kişisel olarak yaşanarak varılacak bir yaşantı, yok­
sa karşılaştırm alar, çözümlemeler (analiz) yapılarak el­
de edilecek bir bilgi değil. «Şair olm ayana şiirden söz
etmeyin, hasta olmayan hastanın halinden anlamaz.»
Bu sözler durumu tam olarak açıklıyor. Zihnimiz öyle­
sine olgunlaşmalı ki ustalarınkilerle bir uyum, bir ayar
içine gelebilsin. Böyle olabilmesine fırsat verin, bir tele
dokundunuz mu öteki teller de ses verir. Uyumlu ezgiler
her zaman iki ya da daha çok telin birbirlerine yankı
yapmasından oluşur. Zen’in de yapm ak istediği zihin­
lerimizi eski ustaların verdiklerini değerlendirmeye ve
alm aya hazır duruma getirmektir. Y a da başka bir de­
yişle Zen içimizde var olup da günlük yaşam ım ız içinde,
olağan koşullar atında bilincinde olamadığımız ruhsal
güçlerin açığa çıkm asına olanak sağlam aktır.
Bazıları Zen’in kendi kendine telkin yapm ak oldu­
ğunu söylerler. Ama bu tanım bir şey açıklam ış olmu­
yor. «Yamato-damashi» sözü pek çok Japon’da son de­
rece ateşli bir yurtseverlik duygusu uyandırır. Çocuk­
lara doğan güneşli bayrağa saygı duym aları öğretilir.
Askerler alay sancaklarının renkleriyle karşılaşınca hiç
düşünmeden hemen selâm dururlar. B ir çocuğa küçük
bir samurai gibi davranmadığı, atalarını küçük düşür­
düğü söylenince hemen kendini toplar, yüreklenerek
korkaklığı, gevşekliği yener. Bütün bu kavram lar Ja­
ponların içlerindeki ruhsal güçlerin açığa çıkmasına
olanak verir. Bazı ruhbilimciler ruhsal güçlerin bu yol­
la açığa çıkarılm asına kendi kendine telkin adını koy­
muşlar. Toplumsal alışkanlıklara ve ta k lit içgüdüsüne
de kendi kendine telkin gözüyle bakılabilir. Ahlaksal
kurallara uyum konusu için de aynı şeyler söylenebilir.
Öğrencilere izlemeleri ve bezemeleri için bir örnek gös­
terilil4. Bu kavram lar giderek telkin yoluyla derinlere

kök salar, en sonunda öyle bir noktaya gelinir ki insan
sanki o kavram kendi yapıtıym ış, kendi özmalıymış gi­
bi davranm aya başlar. Kendi kendine telkin verimsiz
bir kuram , hiç bir şeyi açıklam aya yetmiyor. Zen ken­
di kendine telkindir dendiği zaman Zen’in ne olduğu
konusunda daha açık, daha aydınlatıcı bir bilgi edinmiş
olmuyoruz. Bazıları bazı olayları açıklayabilm ek için
yeni moda olmuş deyimleri kullanm ayı daha bilimsel bir
tutum sayıyorlar, böylece de bu olayları aydınlatıcı bir
yol buldukları kanısıyla m utlu oluyorlar. Bence Zen’i
incelemeyi derinlik ruhbilim cileri (psikanalistler) üst­
lenmelidir.
Bazı kimseler bilincimizde daha tam olarak ve sis­
temli bir biçimde araştırılıp bulunmamış, bilinmeyen
bölgelerin bulunduğu kanısındadırlar. Bu bölgelere bi­
lin çd ışı diyenler de, bilinçaltı diyenler de var. Bu böl­
geler korkulu karanlık imgelerle dolu, bu nedenle de bi­
lim adam larının çoğu bu bölgelerle uğraşm aktan kor­
kuyorlar. Ama böyle olması bu bölgelerin varlığını yad­
sıma anlam ına alınmamalıdır. Nasıl bizim normal bilin­
cimiz akla gelebilecek her türlü yararlı ya da zararlı
sistemli ya da karmaşık, açıklıkla belirli ya da dumanlı
ve belirsiz, güçlü bir biçimde kendini ortaya vuran ya
da soluk ve giderek silinip giden imgelerle dopdoluysa :
Eğer bilinçaltı sözcüğünden gizlenmiş olan, anormal
olan, ruhsal yada manevî olarak bilinen şeylerin tüm ü­
nü anlıyorsak, gizli bilim lerin (occultism) ve gizemci­
liğin gereç ambarı olarak niteleyebileceğimiz bilinçaltı
da tıpkı böyledir. İnsanın kendi iç yapısını, iç varlığını
görebilmesi yetisi de orada saklı olabilir. Zen’in uyan­
dırdığı söylenen bilinç de bu olabilir. İster öyle olsun
ister böyle, ustalar simgesel olarak üçüncü gözümüzü

açm aktan söz ediyorlar, bu uyanışa ya da üçüncü gö­
zün açılışına halk dilinde verilen ad satori’dir.
Bu nasıl gerçekleştirilir?
Cahillik ve yanılgıdan gelen kargaşayı yok etmenin
yollan iyice araştırılarak ve aklın ve imgeleme (hayal)
gücünün etkisi dışında kalan en derin alanlardan doğ­
rudan yukarıya gelen sözler ve eylemler üzerinde me­
ditasyon yaparak gerçekleştirilebilir (4).
Bu konuda okuyucuyu, ustaların öğrencilerinin göz­
lerini açabilmek için uyguladıkları yol ve yöntemlerle
tanıştırm akta yarar var. Çok defa ustaların meditas­
yon salonuna giderken yan}annda taşıdıkları ustalı­
ğın simgesel belirtisi olan gereçlerden yararlanm ış ol­
m aları doğal karşılanabilir. Bunlar genellikle (îıossu»
(5), «shippe» (6), unyoi» (7) ya da «shujva» dur (asa
ya da sopa). Anlaşıldığına göre son adı geçen gereç Zen
gerçeğini göstermek için en çok kullanılan gereçti. İşte
asa’dan nasıl yararlanıldığını gösteren birkaç örnek :
Chokei’li (Chang-ch’ing) Ye-ryo’ya (Hui-leng) gö­
re «İnsan bir kere asa’nın ne olduğunu öğrenecek olsa
yaşam boyu süren Zen öğrenciliği sona ererdi.» Bu bize
Tennyson’un duvar çatlağındaki çiçek adlı şiirini anım ­
satıyor. Biz bu asa’nm varoluş nedenini anladığım ız za­

(4) Zen’in kendine özgü b ir meditasyon uygulaması vardır. Zen
meditasyonu salt bir durgunlaşm a, gevşeme yolu olmadığı gibi bir
kendinden geçme (trance) durum u da değildir,
(*) Hindistan'da önceleri sinek kovacağı olarak kullanılan bir
gereç.
(e) Yüz santim kadar uzunlukta bir bambu değnek.
(7)
Gene herhangi bir ağaçtan yapılmış üstüne değişik, düşse
süsler kazınmış bir değnek ya da sopa. Sözcük olarak «istediğim ya
da düşündüğüm şey» anlam ındadır (Sankskritcesi: cinta).

Ben de böyle söylüyorum. «Bir asa’nız varsa size bir tane daha veri­ rim. Böylece de asa’nm Zen için taşım akta olduğu önem kendiliğin­ den ortaya çıkmış olacaktır. Ama kullanm ayı becere­ mezseniz eski sahibi olan. ustaya geri verin. Büyük bir olasılıkla onuncu yüzyılda yaşam ış olan Basho’lu (Pa-chiao) Ye-sei (Hui-ch’ing) şöyle bir lâ­ kırdı etmiş. iç benliğimize de bir içgörü kazanmış olacağız.» demiş. Asa’yı kullan­ mayı becerebilir misiniz. insanoğlu nedir??» onları da anlamış olacağız. eğer yoksa onu sizden alırım. Yoksa senin sorun bu değil miydi keşiş efendi?» demiş. pirlerin sözlerine üstün çıkabilecek bir şey var mıdır?» demiş. yakınmalarımızın sona ermesini sağlayacaktır.» Tam Zen’e yaraşır bir lâkırdı. Bokuju’nunkiler ilgiyle izlemeyenlere bilir. Sonraları D aiyi’li (Ta-wei) Bokitsu (Mu-chi) bu sözlere karşı çıkacak yükrekliliği göstermiş «Benim yolum başkadır. Usta hemen oradaki öğrencilerine doğ­ ru asasını uzatıp «Ben buna asa derim.man «Tanrı nedir. Eğer bilgimizin gelik söz konusuysa gibi sözler gereken önemi vererek baştan aşağı saçma gibi görüne­ sınırlarını aşan evreni yöneten bil­ sopaya asa denmiş olması ya da . siz ne dersiniz?» diye sormuş. Sözün kısası kendi iç yapımıza. pirlerin sözlerine üstün çıkabilecek şey işte budur. Bir keşiş Bokuju’nun yanm a gelip «(Bilgelikte) Budaların. beceremez misiniz? Eğer be­ cerebilirseniz Tokuşan (Te-shan) arkadan. İlk soruyu soran keşişten hiç bir ses çık­ mayınca usta gene asayı öne uzatmış «(Bilgelikte) Budaların. Ben asa’sı olandan asa’yı alır olma­ yana veririm. Rinzai’yse (Lin-chi) önden sizi destekler. bu içgörü de zihnim i­ zin dirliğini altüst eden kuşkularım ızın özlemlerimizin.

(B) Yalnız kendi kurtuluşuyla ilgilenip bu konuda başarıya ulaş­ mış olan B uda’lar' (çevirenin notu). Ummon da bir kez kendisini dinlemek için toplanan kalabalığa karşı asasını havaya kaldırıp şöy­ le demiş : «Kutsal yazılarda okuduğum uza göre cahil­ ler bunu gerçek bir şey sanıyorlar. «Siz bunu gördü­ ğünüzde asa demekle yetinin. dağlarıyla. Gene aynı önemsiz asa üzerine Ummon’dan daha da gizemli birkaç lâkırdı. Kararsız kararsız bir o yana bir bu yan a salanmayın» demiş. M ahayana’nın «büyük yol» anlam ında olmasına karşın • küçük yol» anlam ındadır (çevirenin notu).başka bir şey denmiş olması konuya ışık tutabilecek bir sorun gibi görünmeyebilir. B ir gün Ummon şöyle demiş : «Benim asam ejderha oldu ve bir solukta bütün evreni yuttu. «uzayın boşluğuna hele bir dokunun hemen ses verecektir ama bir odun parçasına vursanız da ses vermez. bu uğurda and içmiş ve bu am aca erişilmedikçe kendi için de N irvana’yı geri çevirmiş bir ulu kişi (çevirenin notu). Belki başka ünlü bir Zen ustasının. ( 10) Bodhisattva yalnız kendi aydınlanm asıyla yetinmeyip canlı cansız bütün varlıkları Nirvana’ya ulaştırm ak için kendini adamış. ırm aklarıyla benim koca dünyam şimdi nerede acaba?» B aşka bir defasında da eski bir Budist filozofun sözlerini aktararak demiş ki.» Sonra asa(8) Hinayanist deyimi M ahayana Budizminin yolundan gidenlerce Theravada adı verilen Budizm O kulunu küçültücü bir ad olarak kullanılır. aslında bu görünümün ardındaki de boşluktur. diye usta sözünü sürdürmüş. Pratyekabuddha’larm (9) gözünde bu bir sanrıdır (hallucination). Ummon’un sözleri konuyu anlamamızı ko­ laylaştırır. H inayanistler (8) bu­ nun yokluk olduğunu savunurlar. Y a yürüyün ya oturun.» «Ama». . Bodhisattva’larsa (10) bunun görünürdeki gerçekliğini yadsı­ mazlar.

Yengo da aynı düşünceyi G utei’nin «Bir Parmakçık Zen» (Chuh-chih İ Chih T ’en ch ’an) adlı yapıtına önsöz niteliğinde görüşlerini. Ardından da asasıyla m asaya birkaç kez vurmuş. Onun için burada kesiyorum. «Yerden bir toz parçacığı kalkacak olsa o toz paçacığında bütün yeryüzü kendini açıklamış olur. Bir aslan milyonlarca aslanı.emi şöyle bir havada savurmuş ve «Uf! Nasıl da acıtı­ yor!» demiş. Bir ke­ şiş atılıp «Evet duydum» deyince de kendini tutam ayıp «Hey. B unlara benzer örnekleri sıralam ayı sürdürürsem Bonu gelmeyecek. Ama siz bir tanesini tanıyın yeter». dedikten sonra asa­ sını şöyle bir havaya kaldırmış «İşte benim asam bu. peki bu bir aslan nerede?» deyip asasını indirmiş son­ ra da kürsüden inip gitmiş. bütün evren de onunla birlikte açıyor. «Bir ses duydunuz mu?» diye sormuş. Kuşkusuz binlerce binlerce aslan vardır. m ilyonlarca aslan da bir aslanı açıklar. ' Y a n ıt olarak biri Jimyo’dan (T’zu-ming). Ama içi­ nizden birinin «Bütün bu lâkırdıların insanın iç varlı­ ğını. öteki Yengo’dan (Yuan-wu) aldığım iki parçayı aktarıyorum. çiçek aç­ mamışsa gözlerimi nereye yönelteyim? Onun için der­ ler ki bir yum ak ipliği kesince bir kesişte hepsini ikiye . Bir vaazda Jimyo. bir çiçek açıyor. koca cahil!» diye bağırmış. açıkladığı Hekigan’da şöy­ le anlatıyor : «Yerden bir toz parçacığı kalkıyor ve bütün yeryü­ zü onun içinde. Ama yerden toz kalkmamışsa. iç yapısını tanım asıyla ne ilgisi var? Asa konusun­ da insana saçma sapan gelen bütün bu lâkırdılarla her şeyden daha önemli olan yaşam ın gerçeği sorunu ara­ sında nasıl bir ilişki kurulabilir?» diye sormasını bek­ liyorum.

. onları kopar. kendilerini açıklam ış olurlar. yum ağı boyaya batıracak olsan bütün iplikleri birden aynı renge boyarsın. Bunun gibi seni bağlayan bütün bağlardan sıyır kendini. eksiksizlikle.bölmüş olursun. Ama kendi içindeki zenginliklerle iliş­ kini koparma. Ancak bu yolla yüksekle alçak evrensel bir uyum içinde ve ilerdekiyle gerideki arasında bir a yı­ rım olmadan her biri tam bir yetkinlik. param parça et.

SATORİ (A Y D IN L A N M A ) .

Kış manzaran. . Seshui'nin yapıtı. yy. geç 15.

özgürce. doya doya yaşadığımızı bize duyuracak bir yol bulmalıyız. kana kana. daha doyurucu bir görünüm ka­ zandıracak bir bakış açısı vermeyi üstleniyor. ya da daha doğrusu bizim bugüne dek yaşam konusundaki tutumum uzun ruhsal gereksin­ melerimizi tam anlam ıyla doyurmaya yetmiş olup ol­ madığını iyice görüp anlam aya çalışmalıyız. en kutsal an­ lam ıyla alındığı zam an bizim özgürlüğümüzü engelli­ yorsa. kararlara varm anın daha başka bir yo­ lu olup olmadığını. Bu ba­ kış açısını kazanm ak kuşkusuz insanın yaşam süreci . B ununla şunu demek istiyorum : Zen yaşam ının ta en derin yerine kadar inmek istiyorsak bizim günlük yaşam ımızı yöneten düşünme alışkanlıklarından ken­ dimizi kurtarm alıyız. Zen bunu yapmayı öneriyor. Yaşadığı­ mız biçimiyle yaşam bizi doyurmuyorsa. en iç. yaşam ı da yeni bir gözle görebilecek bir bakış açısı kazandırm ak­ tır. en derin. olaylar üze­ rinde yargılara. yaşam a yepyeni. eğer bizim her günkü yaşam a biçimimiz.Zen Budizm ’in am acı. dolu dolu yaşamamıza olanak verecek. daha derin. olaylara bakmanın. bize dünyayı da.

Bu ruhsal yaşantıyı anlatm ak için bu olayın yorum lanm a biçimine göre seçilmiş Çince daha pek çok başka deyimler de var. Daha açıkçası sa- . fırtınalardan. sıcağı olm ayan bir güneşe benzer. dağların devrilip.. Zen’in asıl özü olan bu temel olguyu iyice belirtm ek is­ tiyorum. Satori. Zen’in varı yoğu elin­ den alınsa satori kaldığı sürece Zen sonsuza dek yaşar. Kolay bir iş değil bu. Her ne olursa olsun sa­ tori olmadan Zen olamaz. Zen m anastırları kapatılsa. Yaşam la. Zen’in içinde ne varsa alın. çünkü Zen öğrenimi yapan kim seler arasında bile bu temel gerçeğe gözleri kapalı.boyunca başından geçebilecek en acılı zihinsel ve doğal bir değişimi de zorluyor.. dünyayla ilişkilerinde böyle yeni bir bakış açısı kazanm aya genellikle Zen yolunu izleyenler «satori» (Çincesi : Wu) adını veriyorlar. Zen’i m antıksal ve ruhbilimsel olarak açıklanabilirm iş ya da kavram sal Bu­ dizmin adam akıllı teknik deyimleriyle özetlenebilecek bir Budist felsefeymiş gibi düşünenler çıkıyor. kayaların tuzla buz olduğu yer sarsıntılarından geçmek gibi bir şey. Zen konusunda yazılm ış her şey k ay­ bolsa. ışıksız. Zen’i yapan hiç bir şey kalmasın içinde. ben o kanıdayım ki satori açılım ıyla (Ç in cesi: K ai wu) Zen yeniden canlanır. m antıksal ve çözümsel (analytic) kavrayı­ şın tam karşıtı olan. Aslında satori B u­ da'nın N airanjana ırm ağının yanında Bodhi-ağacının altında gerçekleştirdiği ve Buda ve Hindli ardıllarının aydınlanm a (anuttara-samyak-sambodhi) sözcüğüyle dillendirdikleri kavram ı karşılam ak için kullanılm ış başka bir sözcük. konuların ve şeylerin özüne sezgi yoluyla bakış olarak tanımlanabilir. B ir ateş vaftizinden. Zen Budizmin başı da sonu da satori’dir. Satori’siz Zen.

O akan sular. insanı şu oEureka! Eureka!» diye bağırtan durumlarda olduğu gibi bir şey. Ama bütün bunlar satori’nin yalnız akılla ilgili yanıyla karşılaştırılabilir. Y a da bütün çevremizi bugüne dek bulam adığı­ mız yepyeni. satoriye erişmiş olanlar için o eski dünya artık önceleri olduğu gibi değildir. M antıksal biçimde açıklam ak ge­ rekirse bütün karşıtlıklar. Satori ancak bu yolla onu bizim kişi­ sel olarak yaşam am ızla elde edilebiliyor. Bütün yaşamımızı etkile­ yecek bir durum yaratm az.. çelişkiler tutarlı bir örgensel bütünlük içinde uyum a ve birliğe ulaşmıştır. bir yanıdır. beklenmedik bir acıdan görüverdiğimizi söyleyebiliriz.toriyle ikici (dualist) olarak eğitilmiş zihnimizin bula­ nıklığı. Ama Zen ustalarına göre bu olağanüstü giz. ister bilimsel olsun belirli bir soru­ nun çözülmüş olması söz konusu kimsenin yaşam ının temel düzenini etkilemez. Onun için ister günlük so­ runlarla ilgili olsun. B ir m ate­ matik probleminin çözümü yalnız problemin çözüme ulaştırılmasıyla sonuçlanır. bir yandan da bütün değer yargılarını yeni baştan gözden geçirm ek. Bunun için de zorunlu olarak satori’nin bir parçası. bir dönüşümdür. Kendim izi ruhsal bir bütün durum una ge­ tirecek bir devrim yapm ak. ya ­ şamın bölünmez bir bütün olan asıl yapısına dokuna­ maz.. Öyle de demiş olsak böyle de. uzaktan uzağa güç bir m atem a­ tik problemini çözmeye ya da büyük bir buluşun ger­ çekleştirilmesine veya umutsuz çıkm azlar arasından birden bire bir çıkış yolu buluvermeye benzetebiliriz. karmaşası yüzünden şimdiye dek algılayam adı­ ğımız bir dünya ortaya çıkıp gözlerimizin önüne seriliverir. Ama satori açılımı yaşam ı . Satori’yi birazcık. yanan ateşler bile eskiden bildiklerimiz değildir. Zen’in yapm ak istediği şeyse tam bir devrim. bu mucize her gün yineleniyor.

yeni baştan düzenlemektir. Ger­ çek bir satori açılımı olduğu zaman -çünkü onun ya­ lancıları da vardır.» y a da «demir kafesleri kaldırıp yok etmektir» veya «Zihnin etkinliğini çoğaltmaktır.yeni baştan'kurm ak. Ama bu deyim genellikle Hıristiyanlıkla ilgili olarak kullamlageldiğinden Budist yaşantıya. paklayan ve zorlayıcı bir yanı da vardır. Dinsel ruhbilimde insanın bütün varlığını içine alan bu yücelişe. Şiirsel ya da simgesel olarak dile getirmek gerekirse «Zihin çiçeğinin açılımıdır.» II Altıncı yüzyılın başlarında. zihnin aşkınlıkla ulaşabileceği durumlarla il­ gili görüşleri paylaşır. hidayete ermek adı verilir. Zen bir M ahayana okulu olduğu için doğal olarak diğer M ahayana okulları gibi ikici m antıkçılığa var­ m ayan. Burfa’lığın kökü kökeni nedir? Nasıl Buda olunur? Soru­ suna bir usta «Dibi delinmiş bir kova». Budizmin savunusunu üstlenmiş olanların felsefeyle ilgili ince konuların ya da dinsel törenlerle. hele özellikle Zen yo­ lunu izleyenlerin yaşantılarına tıpatıp uyan bir söz olmayabilir. Satori’nin bir yandan da yüceltici. Bilindiği gibi Budizmdeki genel eğilim coşkusal olm aktan çok zihinde bir açılımı öngörür. Fırtınalar. Bu sözcük Satori’nin yerine kullanılm a­ sını olanaksız yapan duygusal ve coşkusal katkılarla bulaşmıştır.insanın iç dünyasında ve ahlâk ya­ pısında bir devrim oluşur. tufanlar için­ den yeni bir adan. diye yanıt ver­ miş. doğuyor. Bu sözlerden de bu ruhsal yaşantıyla nasıl tam bir devrim oluştuğunu anlıyoruz. Budizmin aydınlanm a doktrini Hıristiyanlarca kurtu­ luşa erişmek konusundaki görüşlerden kesinlikle ayrı­ lır. düzensel uygulam alarla ilgili ku­ .

B u­ dist öğretisinin özünü. Rinzai (Lin-chi) ve T ’ang soyu dö­ neminin Zen’in başlangıç evresini aydınlatan bütün ünlü ustaları satori’nin savunucularıydı. gevşemeyi öne alan görüşlerine karşı dhyana'mn satori yanını desteklemesiyle önem kazanm ıştır. Onlar gevşemeye. Bodhi-Dharma’nın (Japonca : Bodhi daruma. Obaku (Huan-po). Bu bakım­ dan bu ustaların kendi yöntemlerine göre dhyana uy­ gulam asıyla zamanlarını geçiren ya da kendi iç evren­ lerine gömülüp kendinden geçen ustalara hiç benze­ medikleri kolayca ayırdedilebiliycr. Çince : P ’u-ti ta-mo) Ç in’e gelmesi satori öğe­ sini Budizmin yapısına katm ış oldu.ram lara nöktası noktasına uyulması gibi sorunların tartışm asına kendilerini bütünüyle kaptırmış oldukla­ rı bir dönemde. Altıncı pir Yeno (Hui-neng). Yaşam boyu bütün çabalarını bu doğrultuda harcadılar. Daha ilerlere gitmeden en iyisi konuyu iyice deşe­ lim de anlaşılmamış bir şey. Böyle yapanları ışıkta gözleri göremediğinden m ağa­ ranın loşluğunda saklanan yarı körlere benzetiyorlar­ dı. Baso (Ma-tsu). Jinshu’nun (Shen hsiu) önderliğindeki K uzey okulunun dhyana’mn (me­ ditasyon) yalnızca zihinsel durgunlaşm ayı. Zcn’in Çin’deki birinci piri olan Bodhi-Dharma’nın kendinden sonra­ kilere aktarm ak çabasında olduğu manevî kalıt. durgunlaşm aya bütün güçleriyle karşı çıkıyorlardı. Jopanya’da Shoshitsu’nun altı denemesi adlı bir . Zen’in asıl anlamı konu­ sunda bir kuşku kalmasın. Zen hiç bir zaman kendin­ den geçmeyi sağlayan (trance) bir uygulam a değildir. kökenini görüp anlam aya ya ­ rayacak biçimde gözlerimizi açacak olan satori açılı­ mıydı. varlığım ızı yaşam içinde görebilmek ya da bir satori gözü açabilmektir.

((Buda’yı bulmak istiyorsanız kendi iç varlı­ ğınızda. Ç ünkü bir kimsenin iç yapısını. insan görünüm lerin ardındaki öze doğru yol aldı mı bu satori dem ek­ tir. Denemelerden Keshimyakuron adlı olanında Chien-hsing (2) ya da satcri sorunu tartışılıyor. Chien -hsin ff’den söz edilince zihin gözünü açmak anlamındadır. karakter. ya da bir kim senin yarad ı lışdan nesi varsa onları anlatan bir sözcük. K itaba egemen olan genel eğilim Zen ilke­ leriyle tam bir uyum içinde olmasıdır. yeteri kad ar belirleyici bir sözcük değil. Bu iç varlığınız. D oğrusunu söylemek ge­ rekirse satori sözcüğü de anlaşılması kolay. en köklü şey anlam ında kullandım. iç yapınızda (hsing) aramalısınız. Olasılıkla kitap T ’ang ¿oyu döneminde Zen Budizmin etkisini Çinli Budistler arasında daha yaygın olarak duyurm aya başladığı bir dönemde ya ­ zılmıştır. iç varlığını görüp tanıması düşüncesi Zen’in so­ m ut ve belirli bir şeyi görmemizi önerdiği gibi bir izlenim yaratıyor. Satori daha kapsamlı bir deyim olduğu için her tü r bütüne yönelik kavrayışı açıklamak için kullanılabilir. Sıkı sıkıya felsefeyle ilgili olmayan günlük am açlar söz konusu olunca satori bunlara karşılık verebilir. B unun halk diliyle söylenişi satori’dir. iç yapısını görüp tanım ası Zen ustalarının kullandıkları kalıplaşm ış tüm ­ celerden biridir. Denemelerin yazarına göre bu sorun Zen Budizmin temel sorunudur. iç yapınızı tanımamışsanız Buda’yı aramanızın. (Shoshitsu’dan amaç Zen’in birinci piri Bodhi-Dharma’dır. iç yapınızla Buda aynı şeydir. . Aşağıdaki bölümler o kitaptan çıkartılmıştır. insanın iç varlığını. öz. ruh. G erçekten bu konu h er Zen öğretim yönteminin üzerinde birleştiği bir konu.kitap vardır. doğa. Ben bu yazıda satori deyimini Zen öğreni­ mindeki en temel. Bu izlenimse bizi yanlış yola sürükleyebilir. Ancak Zen’de sınırlandırıl­ mış bir anlamı vardır. Eğer bu iç varlığınızı. oruç tutm anı(2) Hsing.) Kuşkusuz kitabın içinde Dharma’nın sözleri de vardır ama çoğunluğu D harm a’nm sözleri değildir. sutra’ları okumanızın.

kurallara uygun davranışlarınızla daha iyi bir gene doğuma hak kazanm ış olabilirsiniz. iç yapısını tanımasını sağlayacak bir içgörü ka­ zanamamıştı. Ama gene de kendini doğum .zın. Eğer kendi özvarlığınızı yeteri kadar açık­ lıkla kavrayam adm ızsa bilge bir öğretmen bulup doğum .hsing) (3) yaşam ıştı. Zensho oniki bölüm­ den oluşan kutsal yazıların tüm ünü ezbere oku­ yabilirdi. yaptığınız yardım severlikler kat kat ödüllendirilebilir. ce­ hennemi boylamış. . Çünkü kendi iç varlığını.ölüm döngüsünün ardındaki temel gerçe­ ği tam olarak anlam aya çalışmalısınız. Ama görüşlerinde yıkıcı eğilim üstün geldiğinden en sonunda kurtuluş yolundan sapmış. «Bu noktaya (insanın kendi iç varlığını iç ya­ pısını tanıması) ulaşılm adıkça o kimse on iki bö­ lümden oluşan kutsal yazıların tümünü ezberle­ miş bile olsa doğum . Ama siz Buda’yı ararken ondan çok uzak­ sınız. gene doğumdan bu dünyanın acısından çilesinden ken­ dini kurtaram az. Kendi iç varlığını. Daha bir Bodhisattva olduğu dönemlerde •bütün Budist bilginlerin en bilgilisiymiş. Eski çağlarda bir keşiş Zensho (Shan . Zensho için bile bu böyle olduktan sonra ancak bir kaç Sutra ve Sastra üzerinde ko- (3) Çinceye D harm araksha’nın 423 yılında çevirdiği Mahapari n irvana-S utra’m n XXXIII.ölüm döngüsünden. iç yapısını tanıyam am ış bir kimse bilge bir öğretmen sayılamaz.ölüm dön­ güsünden kurtarmadı. dinsel kurallara uygun davranmanızın ne ya ­ rarı olur? Buda’yı düşünerek yaptığınız şeyler (ya­ ni övgüye değer davranışlarınız) olumlu sonuçlar verebilir. sutralan okuya okuya anlayışınız geli­ şebilir. cüzünde yazıldığına göre Zensho Buda’­ n ın üç oğlundan birisiymiş.

İşte bu Zen’dir. Siz yüzlerce Sutra’yı. ne bir şey yapmanın ne de bir şey başarmanın peşinde değildir. Yanılıpta (dışınızdaki şeylerin önünde) Buda sanıpta saygıyla eğilmeye kalkmayın. Buda sözcüğü yabancı kökenli bir sözcük. dışardaki şeylere dönerseniz onu hiç bir zaman bulamazsınız. bu ülkedeki karşılığı insanın aydınlığa kavuşmuş iç yapısı. işte bu ruhsal yapı dediğimiz şey zihindir. öyle lafla. tartışmay- . ellerini ayaklarını oyna­ nır.nuşabilecek güçte olan ve kendilerini Budizmin en önde gelen temsilcileri sanan şu çağdaş bilgeler için ne demeli? Bunlar gerçekten saf. Buda’yı bulmak istiyorsanız kendi iç yapınıza. bir şeylerle karşılaşınca kaslarını kaldırır. derinlikten yoksun kimseler. Aydınlığa kavuşmuş kimsenin ruhsal yapısı da dış dünyaya karşılık verir. En yü ­ ce gerçek dipsiz bir kuyudur. kendi öz yapınızı görüp tan ıya­ madıkça cahillikten kendinizi kurtaramazsınız. iç varlığınıza bakın. Yol Zen’dir. İnsanın doğrudan iç varlığını iç yapısını görmesi. boş boş okuyup.. Zen!. Bu yalın sözcük bilgenin de. Sastra’yı iyice bellemiş bile olsanız ken­ di öz varlığınızı. Eğer Buda'yı kendi iç varlığınızda arayacak yerde dışa. gözlerini kırpar. Budizm bu (yalnızca okumuşluk) değildir. Buda Yol demektir. «Buda doğrudan doğruya sizin kendi zihni’ nizdir. cahilin de an­ layışını aşıyor. zi­ hinse Buda'dır.. Aydınlığa kavuşm aktan amaçsa ruh­ sal olarak aydınlığa kavuşm aktır. B u­ da özgür bir kimsedir. Derinlemesine kavram adıktan sonra.. iç varlığıdır. Buda’yı crada bulacaksınız. ezberleyip tartışm aktan yararlı bir sonuç çıkam ayacağında kuşku yok.

gelmiş geçmiş. uyum ak için hiç yatağa girmeden zam anlarını hep meditasyon yaparak harcasalar. iç yapınıza bir iç­ görü kazanm adıkça yeterince biliyorum.la. gece gündüz demeden çalışsalar. Ama Buda’lığa bir içgörü ka­ zanamadı.neng (Yeno) «Beşinci pir Huang mei’den aldığınız görevi nasrl yürütüyorsunuz ve öğ­ rencilerinizi o yolda nasıl eğitiyorsunuz?» sorusuna verdiği yan ıtta bu konuya hiç bir yanlış yorum a yer bırakm ayacak biçimde açıklık getiriyor. Her şey ge­ lip geçer. iç yapısını tanım ası gereğinden ve yalnızca dhyana (meditasyon) yapm akla yetinerek kurtuluşa varıla­ m ayacağı konusundan konuşuyoruz. bilgin kim seler de olsalar Budizmin bu kadarcık olduğunu sanabilirler. Bir kez kendi öz benliğinizi. günün altı bölümünü dinsel uygulam alarla geçirseler. benim bil­ gim eksiksizdir demeyin. kutsal yazıları okumakla da oraya ulaşam az­ sınız. «Kendi öz varlıklarını. Sutraları okusalar.» Altıncı pir Hui . hiç bir şey bilmeseniz de gerçeği buldunuz demektir.. Buda’yı dü­ şünseler. her konuda çok bilgili. Buda’nın en önde gelen öğrencilerinden biri olan Ananda bilgisinin geniş­ liğiyle ün yapm ıştı. öz yapılarını tanıya­ mamış olanlar. Bunun nedeni yalnız bilgi toplam aya karşı gösterdiği büyük düşkünlüktü.» Başka bir yerde de zihinlerinize hiç bir düşünce . ne eğitme var. Kendi iç varlığınıza. Birbirinin ardından gelen. Böyle yapm ak gerçekten çok büyük bir suç olur. İnsanın iç varlığını. öz yapınızı ta ­ nıdınız mı okumanız. Buda'ların hepsi insanın bu iç varlığını tanım asından sözetmişler.. yazmanız olmasa. Y a n ıt şöyle : «Ne yürütm e var.

Baso da­ yanam ayıp sormuş. sakin sakin oturan kimselerin «zihinlerini bulanıklıktan» kurtaram ayacakları ve böyle kimselerle oturup tartışm aya bile değmeyeceği.744) onu görüp sor­ muş. «Böyle bağdaş kurup oturup ne yapm ak istiyor­ sun?» «Buda’lığa ermeye çalışıyorum.ja n g ’ (677 . böyle uygulam aların sapıklık ol­ duğunu ve Zen gerçeğinden uzaklaştırıldığından doğ­ ru bir yönleniş olmadığını söyledikten sonra sözünü şu dörtlükle tamamlamış : însan yaşarken oturur. Ustası Nangaku Yejo (Nan .» Bunun üzerine usta bir tuğla parçası alıp yakının­ daki bir taşa sürterek cilalam aya koyulmuş. yatm az Ölünce yatar oturmaz Pis kokulu kemiklerden oluşan bir iskelet.sokmadan.yueh Huai . Böyle didinip durm akta ne yarar var? Demboin’deyken Baso bütün gün bağdaş kurup oturur meditasyon yaparmış. boş boş. buna karşılık zihinlerinde bir anda gerçeği yakalayıveren ve iç gözlerini açabilen kimselerin «bilgisiz in­ sanlar bile olsalar gene de bilge kimseler sayılm ası ge­ rektiği ve böyle kimselerin Buda’lığa bile erişebilecek­ leri» söz konusu ediliyor. «Orda öyle ne yapıyorsun usta?» . Gene Hui-neng’e Kuzey Zen okulundaki usta­ ların uyguladıkları her türlü zihinsel etkinliği yok edip derinliğine içe dalmak ve olabildiğince uzun bir süre bağdaş kurup oturmak olarak özetlenebilecek yön­ temden söz edilince.

. Zen’in Çin’deki ilk dönem­ lerinden başlayarak bütün tarihi boyunca. hiç bir kuşkuya yer bırak­ mayacak biçimde Zen’in asıl amacını ortaya koyuyor. Usta sözü şöy­ le sürdürmüş: «Bağdaş kurup olurm aktan am acm dhyana (meditasyon) yapm ak mı yoksa Buda’lığa er­ mek mi? Eğer dhyana yapm aksa ne oturm aya ne y a t­ maya gerek var. öbür yanda Rinzai okullarında temsil edilmektedir.» «Öyleyse ne yapayım?» «Bu tıpkı araba sürmeye benzer.«Bınıu bir ayna yapm aya çalışıyorum. Bugün bile iki eğilim b ir ölçüde bir yanda Soto. Kişisel olarak ben durgunlaşıp gevşeyip sakinleşmenin değil de sezginin yanını tutuyorum . Ç ünkü Zen’in özü satori’dir. araba yürüm e­ yince kamçıyı arabaya mı vurursun yoksa öküze mi?» Baso bu soruya karşılık vermemiş. hiç bir ye­ re bağlanamaz: ne kimse onu tutabilir ne de uzak­ laştırabilir.» «Ne kadar cilalamanız da hiç tuğla ayna olur mu bayım?» «Ne kadar bağdaş kurup otursan da bağdaş kurup oturmakla da Buda olunmaz.» Bu sözler çok açıklıkla. Eğer böyle bağdaş kurup Buda’lığı arıyor­ san onu öldürüyorsun demektir. Yok Buda’Yığa ermekse Buda’lık belir­ li kalıplar içine konamaz. Buda hiç bir şeye. Anlaşılıyorki Zen’in yolu Hintli ermişlerin yaptığı gibi (4) Yani böyle bağdaş kurup oturm anın insanı Buda’lığa ulaştı racağı kanısından kendini kurtarm adıkça. H er birinin ayrı ayrı ü stün tutulacak özellikleri olduğunda kuşku yok. Sen böyle oturm ak­ tan kendini kurtaram adıkça (4) gerçeği bulamazsın. olabildiğince sakinleşmek eğilimiyle satori öğesiyle dile getirilen zihni geliştirm ek eğilimi y anyana varlıklarını sürdürm üşlerdir.

Vurgulu bir saata da benzetebiliriz bunu. . öğrencilerinin şimdiye değin bütünüyle görgü alanları dışında kalmış bir doğrultuya zihinle­ rini yöneltebilmek için yararlanm a çabası içindedir­ ler. bir şim­ şek hızıyla çakan bir şeyin var olduğunu farkediyorum. şey bu: yeni yaşantılar seli bir so­ lukta su yatağın ı dolduruveriyor. Yaşam ın ezgisi.yok etmeye çalışm ak değildir. Yalnız ba­ na öyle geliyorki eğer onun ne old uğun u'tam olarak anlayabilsem tüm gerçeği kavrayabileceğim» (5). rengi değişiyor. Zamanı gelince bir tetik göz açıp kapam a süresinde ses çıkaran bütün vurgu dü­ zenini işletiyor. Lehmann. Okuyucularım ın Meister E ckhart’m aşağıdaki söz­ lerini konuyu aydınlatıcı nitelikte bulacaklarını sanı­ yorum. d e m işk i: (Aklımda arada bir. kimselerin nere­ ye gittiklerini bilemedikleri düşünce dalgacıklarını.bir uyuşukluk bir dalgınlık içine girene dek sakin sa­ kin otuıup nereden çıktıkları bilinmeyen bir süre son­ ra kendiliklerinden kaybolup giden. Sanki su yatağını tıkayan gizli bir tıkacı bulup çıkarıvermek gibi bir. «Bu konuda putlara tapanlar döneminde yaşa­ yan bir bilge başka bir bilgeyle konuşurken çok güzel bir söz söylemiş. Zihinde de buna benzer bir mekaniz­ ma olmalı. Meİ9ter Eckhart. zam anı gelince şimdiye dek kapalı kalmış bir perde kalkıyor. Gottingen 1917i S. İşte zihindeki bu olu­ şuma. yepyeni bir dünya çıkıyor ortaya. ya da açılım a Zen ustaları satori diyorlar ve öğ­ retilerinin asıl am acının bu olduğunda diretiyorlar. 243. Aşağıdaki örneklerde de gö­ receğimiz gibi Zen ustaları yaşam ın en önemsiz ayrın­ tılarından bile. ama bunun ne olduğunu algılıyamıyorum. (5) W.

shen.865) El­ mas Sutrası’m (Vajracchedika) çok derinlemesine in­ celemiş bir bilginmiş. Bir keşiş Joshu’ya (Chao . Öyleyse bir bakıma satori hiç bir olağanüstü yanı olmayan yalın bir şey. K utsal yazıları bilmezlikten ge­ lip doğrudan insan ruhuna el atm ayı öngören Zen di­ ye bir şey olduğunu duyunca doktrini öğrenmek için R yutan ’a gitmiş. R yutan «Niçin içeri girmiyorsun?» diye sorunca «İçerisi zifiri karanlık» demiş. 25.chou Tsung . Bu olay Tokusan’ın aydınlanm asına yetm iş (6).İşte Zen öğretisini anlam landıran şeyin zihin men­ teşelerinin daha geniş daha derin bir dünyaya açılm a­ sına olanak vermesine bağlanabileceğini gösteren bir kaç örnek. (6) Claud Field’in Mystics and Saints of İslam adlı yapıtında. B ir gün Tokuşan açıkta oturmuş Zen’in gizlerini tanım aya çalışıyormuş. Tam ala­ cağı zaman Ryutan üfleyip m um u söndürmüş.. m antıkçı düşünce düzenimizle anlaşılması olanaksız derinliklerle dolu. Söylendiğine göre bu söz üzerine keşişin zihni Zen gerçeğine açılmış. Çünkü böyle anlam lı ve daha derin bir dünya önümüzde açılıverince günlük yaşamımızın ve onun içindeki en önemsiz ayrıntıların bile Zen gerçe­ ğiyle dopdolu olduğunu görüyoruz.. etmedin mi?» diye sormuş «Evet usta ettim.» yanıtını yapıştırmış. bizim çıkarım cı. S. 779 . 778897) Zen yolunda eğitilm ek istediğini söylemiş usta «Kahvaltını ettin mi. Tokuşan (Teh-shan Hsuan-chien. Hasan Basri’nin ağzından şöyle a n la tılıy o r: (Bir defasında elinde . B ir mum yakıp Tokusana uzatmışlar.» karşılığını alınca da «Öyleyse git bulaşık­ larını yıka. Yaşam baştan aşağı giz­ lerle. Am a bir yandan da bir giz. mucizelerle.

724-814) bir gün ustası Baso’ya (Ma . bayım. uzaklara uçuyorlar dedin.» Baso birdenbire Hyokujo’nun burnunu yakaladığı gibi bükmeye başlamış H yakujo can acısına dayana­ mayıp «Ay!» «Ay!» diye bağırınca Baso demişki: «Sen. mumun üflenmesi. ben de onu nereden bulup getirdiğimi sana söyleyeyim. «Işığı nereden bulup getirdin?» diye sorunca hemen bir nefeste ışığı söndürüverdi ve «Ya Hasan. görünümde.» dedi. B ir aralık gökte uçm akta olan bir yaban kazları sürüsü görünmüş.hai. sen ışığın nereye gittiğini söyle.» Bu söz üzerine Hyokujo’nun sırtı soğuk terlerle sırsıklam olmuş ve hemen satori’ye ermiş.Chang Huai . oysaki onlar dün­ ya kurulalı beri buradalar.Hyakujo (Pai . hiç bir ilişki yoksa nasıl oldu da hepsi de Zen gerçeğine erdiler? yok eğer bir ilişki varsa bu ne tür bir iç ilişki olmalı? Bu satori denen şey nedir? Her şeyi yepyeni bir bakış açısından görmek nasıl bir şeydir? Zen öğrencisinin gözlerinin açılm asına öncülük eden koşullan gözleme olanaklanm ız sınırlı kaldıkça belkide meşale tu tarak bana doğru gelen b ir çocuk gördüm. .tsu) arkadaşlık etmeye gitmiş. Ç ünkü Tokusan’ın aydınlanm ası salt m um un üflenmiş olmasından adam akıllı ayrı bir kaynaktan geli­ yor. «Nedir bunlar?» «Yaban kazları. bayım.) Kuşkusuz buradaki ben­ zerlik yalnızca d ı. bur­ nun bükülmesi arasında uzaktan yakından bir ilişki kurulabilir mi? Ummon’la birlik olup diyebilirizki: Pekâlâ. Bulaşıkların yıkanması. Baso sormuş. Gene de benzerlik burada sözü edilmeye değecek kad ar ilginç.» «Nereye uçuyor bunlar?» «Uzaklara uçuyorlar.

en sonda ortaya çıkıveren böyle bir sonucun nerede
oluştuğunu tam olarak anlam a olanağımız d a yok.
Her gün sürüp giden olaylar var. Zen nesnel olarak bu
olayların içinde gizleniyorsa, böyle olduğumuz bize
söylenmemiş bile olsa bizler de birer Zen ustası sayıl­
malıyız. Zen, doğal olm ayan her türlü yapm acıktan
yapay olan her şeyden ayıklanınca bu söz bir yere k a ­
dar doğru sayılabilir. Eğer .burun acıyacak kadar bü­
külür, ya da mum üflenerek gözlerin alışageldiği öl­
çüler yok edilirse dikkatim iz zihnimizin derin çalışma
olanaklarına doğru yöneltilmiş olur ve işte ancak ora­
da uçan yaban kazlarıyla bulaşık yıkam a ve mumun
üflenmesi arasında varolan insan yaşam ını son derece
değişik olaylar içinde bütünleştiren dokunun örnekleri
arasındaki gizli ilişkiyi görüp kavrayabiliriz.
Sung soyu döneminin büyük Zen ustası Daiye’nin
(Tai-hui, 1089-1163) öğrencilerinden Döken (Tao-ch’ien)
adında bir keşiş varmış. Zen öğreniminde yıllar harca­
dıktan sonra bile, Zen’in gizleri diye bir şey varsa bun­
ları bulmayı başaramamış. Uzak bir ile görevle gön­
derilince büsbütün umutsuzlaşmış, altı ay sürecek böy­
le bir yolculuğun çalışm alarına yardımcı olmak
şöyle dursun kesinlikle onları adam akıllı aksatacağını
düşünmüş. Başka bir keşiş arkadaşı Sogen (Tsung - yuan) ona acımış «Bende bu yolculuğa seninle birlikte
gelir, sana yoldaşlık eder, elimden geldiğince sana ya r­
dımcı olurum. Yolculuk sırasında bile meditasyonunu
yürütememen için bir neden yok», demiş ve yolculuğa
beraber çıkmışlar.
B ir akşam Döken um utsuzluk içinde arkadaşından
yaşam ın gizlerine çözüm bulm akta kendisine yardımcı
olmasını istemiş. Arkadaşı, «Sana her konuda yardım­

cı olmaya hazırım. Ama sana yardımcı olamayacağım
beş konu var, bu konularda kendi başının çaresine
kendin bakmalısın,» demiş. Döken bu beş konunun ne­
ler olduğunu öğrenmek isteyince «Örneğin sen açken,
sen susuzken benim yiyip içmem senin karnını doyur­
maz; Kendin yiyip içmelisin ki karnın doysun. Doğa­
nın çağrılarına karşılık vermek gerektiğinde de bun­
ları kendin yapmalısın, bunlarda da sana bir yardı­
mım dokunmaz, sonra şu yaşam denen yolda şu cese­
dini de (yani gövdeni) senden başka kimse taşıyamaz»
demiş. Bu sözler gerçeği arayan keşişin hemen gözleri­
ni açmış, bulduğu şeyin keyfinden kendinden geçen
keşiş sevincini nasıl açıklayacağını bilememiş.
Sogen artık görevinin bittiğini bundan böyle ken­
disine yoldaşlık etmesinin bir anlam ı kalm adığını söy­
lemiş. Bunun üzerine ayrılm ışlar. Döken yalnız başına
yolculuğunu sürdürmüş. A ltı a y sonra Döken m anas­
tırına dönmüş. Yolda dağdan bayır aşağı gelirken bir
rastlantı olarak ustası D aiye’yle karşılaşınca Usta
«Şimdi o her şeyi biliyor», demiş. İnsan Sogen’in ver­
diği gerçekçi öğütler üzerine Dogen’in zihninde bir anda
nasıl bir değişim oluşmuş olabileceğine şaşmaktan ken­
dini alamıyor.
H yakujo’nun öğrencilerinden Kyogen (Hsian-yen)
ustasının ölümünden sonra H yakujo’nun daha eski bir
öğrencisi olan Y isan’a (Wei-shan, 771 - 853) gitmiş.
Yisan aBana senin yitirm iş olduğumuz ustamızın öğ­
rencisi olduğunu hem de son derece zeki olduğunu söy­
lediler; ama Zen’in zekâyla kavranışı zorunlu olarak
akılcı ve çözümsel (analytic) anlayışla sonuçlanır, böy­
le bir anlayış da pek yarar sağlam az. Gene de sana Zen
gerçeğine bir içgörü kazandırm ış olabilir. Doğum ölüm

döngüsünün nedeni; yani daha ananla baban seni to­
hum lamadan önceki varlığın konusundaki görüşlerini
öğrenebilir miyim?» demiş.
Kyogen bu soruya .nasıl vanıt vereceğini bir türlü
bilememiş. Odasına çekilmiş, yitirm iş olduğu ustasının
vermiş olduğu vaazlar sırasında tutm uş olduğu notlar
arasında bir şeyler bulmak umuduyla onları dikkatle
gözden geçirmiş. Kendi görüşüymüş gibi sunabilece­
ği bir parçaya rastlayam am ış. Yisan’a geri dönüp Zen’in inancı konusunda kendisini eğitmesi için yalvarmış.
Ama Yisan «Gerçekten sana aktarabileceğim bir şey
yok, eğer uğraşsam bile sonraları beni bu çabalarım ­
dan ötürü gülünç bulacağın durum lar ortaya çıkabilir. •
Hem sonra sana ne söylesem hepsi benim anlayışım ola
rak kalacak, hiç biri senin anlayışının yerini tutamaz»,
demiş. Bu sözlerden umutsuzlaşan K yogen ustasının
iyilik sevmez, katı yürekli bir kimse olduğu kanısına
varmış. En sonunda kendisine ruhsal esenlik kazandır­
m akta hiç bir yarar sağlayamamış olan bütün defter­
lerini, notlarını yakıp bütünüyle dünya işlerinden çe­
kilmeye ve yaşam ının geriye kalan bölümünü Budist
kurallara uygun olarak yalınlık içinde bir kaçınık ola­
rak harcam aya karar vermiş kendi kendine demiş ki:
Budizmi inceleme konusu yapmanın y a ra n ne? Anla­
şılması öylesine güç ve başka birinden öğrenilmesini de
olanaksız yapan öylesine inceliklerle dolu... Ben en
iyisi basit, evsiz, barksız, gezgin bir keşiş olayım. Dü­
şüncenin kavrayam ayacağı inceliklerle keyfim i kaçırmıyayım. Y isan ’dan ayrılmış ve ulusal öğretm en Chu’nun (Hui - chung) Nan - yang’daki Türbesine yakın bir
yerde bir klube yapmış. Bir gün otları ayıklayıp yeri
süpürürken bir taş parçası fırlayıp bir bambu kamışı­
na çarpmış. Çarpm a sonucu çıkan beklenmedik ses o

Sı­ nırsız sevinç duymuş. Her ne yaptıysam eski yoldan ayrılmadım. Salt sakinleşmekle yetinmenin çıkm azına I düşmedim. Bu dizelerden ermiş olduğu satori konusunda bir izlenim edinebiliyoruz. K yogen’in de Tokusan’ın da kuram sal öğreti konusunda ya da ustaların konuşmalarıyla yaptıkları yorumlar. her tü r açıkla­ m aya karşı duran bir şey olduğunu kabul etm ek zorun­ dayız. Bu başarısından hemen sonra aşağıdaki dizeleri düzmüş. Hiç bir usta ne denli zeki. B ir tak sesi tüm bildiklerimi bana unutturdu. ne denli becerikli olur­ sa olsun öğrencilerini buraya akılcı çözümlemelerle gö­ türemiyor.anda zihnini satori düzeyine yüceltmiş. Yürüdüğüm yerde iz bırakmadım. Dört bir yanda gerçeğe erişenler. Anlamış ki Y isan ona her şeyi açıklam ak gibi bir kötülük yapmış olsaydı şim­ di başından geçmiş olanlar olamayacaktı. Bir yandan da kendisini eğitm eyi kabul etmemekle yaş­ ça ve başça büyüğü olan keşiş kardaşınm kendisine ne büyük iyilik yaptığını anlamış. IV Zen’de açıklanm ası olanaksız olan. Y isan ’ın açık­ lamasını istediği soru kendiliğinden açıklanıvermiş. açıklam alar konusunda yeter bilgileri vardı. yitirm iş olduğu anasıyla babası­ nı sanki gene bulmuş gibi bir duygu içini doldurmuş. Zorlama bir uygulam aya baş vurmadan. Ama gene de gerçeği ortaya koymaları onlardan isten- . En üstünün bu yol olduğunu söylüyorlar.

Sotari kesinlikle anlayışla ele geçirilebilecek bir şey değil. m antıklı bir biçimde açıklanabilecek türden şeyler değil. Ama bir kez anahtarı buldunuz m u her şey önü­ nüzde apaçık duruyor demektir. O zam an bütün dünya değişik bir görünüm kazanıyor. bunu yapmışlar. rakm aktır. Görevi için yola çıkmadan önceki Doken’le aydınlandıktan sonraki Döken kuşku­ suz ayni insandı. bunu da o bir başına açılımı için Zen’in yapabileceği tek şey yolu gerisini o kimsenin kişisel yaşantısına bı­ yani yol işaretini izleyip hedefe ulaşmak kimse başka hiç kimsenin yardımı olmadan yapabilir. işin ya ­ bancısı olanların gözüyle bakm ca bütünüyle anlamsız lâkırdılar etmişler ama sonucun ustanın da öğren­ cinin de isteğine uygun düştüğü kanıtlanıyor. Başlarından geçen bu yaşantılar öyle ayrıntılı olarak bir bir. Bunun! için de böyle bir yere varanların hiç biri bir kaç nutuk atarak başlarından geçmiş olanları anlatm aya kalkış­ mamışlar. temelini oluşturduğundan bütün yaşantılar içhıde en basit en yalın olanı odur. bütün karm aşık yanlarıyla. Ustanın bütün yapabileceği şey­ . am a belki öteki tüm yaşantıların asıl kökünü.eliği zaman ne kendilerini içten içe doyuracak ne de us­ talarının onayını kazanacak biçimde başanlı olamadı­ lar. boş ve içerikten yoksun bir ku­ runtu olamaz. Ama Daiye onu görür görmez ağzın­ dan tek bir sözcük bile çıkm adan ne olup bittiğini he­ men anlayıvermiş. Şunu yapmışlar. Baso H yakujo’nun burnunu bükmüş ama Hyakujo’da ustası vaaza başlam adan hasırı dürecek kadar saygısızlaşıp (ilerde anlatılacak) başkaldırır bir durum almış. Satori gerçek değeri olmayan. Bilenler bu iç değişimi tanım akta güçlük çekmezler. Satori göstermek.

Bu noktaya gelindi mi Zen gerçeğine gözlerimizi açabilme fırsatı dört bir yanda vardır. Onların yaptıkları şey yalnızca satori açılımının olu­ şacağı son an için öğrencilerin zihinlerinin olgunlaşma­ sını beklemektir. Yaratıcı ve içe dönük olması anlamında Zen’in kişisel ve öznel olduğu yer işte burasıdır. en kesin gerçeğin anlaşılıp yakalanabilmesi de an­ cak insanın kendisi tarafından gerçekleştirilebilir. Bu böyle olmadıkça öğrenci­ nin öğretimi kavram ası konusunda ustanın elinden bir şey gelmez. Zen’in bize m antıkla yargılara ulaşmamız da pek bir yardımı dokunmaz. Tartışm alarla zaman harca­ maz. ya da ayağın bir şeye takılıp tökezlemesi gibi. Tıp­ kı çiçeğin açılm asının kendi iç zorunluluğunun sonucu olması gibi insanın kendi iç yapısını.ler öğrencinin iç varlığında kendini hazır duruma ge­ tirmiş olmasına bağlıdır. Bun­ dan fazlasını yapm aya gücü yetmez. Ne olduğu belirsiz bir ses duyarak. Böyle yap­ masının nedeni kesinlikten kaçınması değildir. bir perdenin dürülerek toplanması gibi. A ta zorla su içiremeyeceğiniz gibi en son. ya da anlamsız bir söz­ den veya bir çiçeğin açışını izleyerek. bir yelpazenin sallanışı ve bunun gibi günlük önemsiz olaylardan her biri insanın satoriyi ya ­ kalam asına neden olabilir. Bir yum rukta öğrencilerini yere yıktıkları zaman onlann iyi yürekliliklerinden kuşku duyulmamalıdır. Elinden gelse an­ layabilmemiz için yapabileceği hiç bir şeyi esirgeme­ yecekti. Gerçekten de bütün büyük ustaların öğrenci­ lerine uyguladıkları yöntemleri gözönünde tutacak olursak Zen’in akla gelebilecek her türlü yolu bütün ola­ sılıkları tüketene kadar denemiş olduğunu görebiliyo­ ruz. iç varlığını tan ı­ ması da iç varlığının dışa taşmasının sonucu olarak oluşur. Bütün bunlar insanın iç . Yalnız önerilerde bulunur yol gösterir.

Zen’de ne açıklanabilecek bir şeyler var. çünkü Zen yolunu izleyenlerin dedikleri gibi «İşte şim­ di sen kendini buldun. ne de öğretilip senin bilgini arttırm anı sağlayacak bir şey var. Zen buna «evine geri dönmek» diyor. Çünkü bütün zihinsel etkin- (7) K ena-U panishad’daki (IV. İşte bunun için saat çalınca orada durağan durumda olan her şey sanki bir yanardağın bir anda lav püskürtm e­ si gibi fışkırıp boşanıveriyor.duyarlığım uyandırabilm ek için yeterli koşullardır. Ateşlenmiş bir fitilin hafifçe değmesi yeri yerinden oy­ natacak bir patlam anın nedeni olabilir. şiddeti satori açı­ lımını başaran kimsenin bu sonuca erişmek için harca­ dığı çabayla orantılıdır. sendin. Besbelli satorinin bütün nedenleri zihnimizde durup duruyor. . Ama satori etkin bir sonuç ortaya koyabilmek için tam anlam ıyla açık ve kesin olmalıdır. «Satori» adına hak kazanabilmek için zihindeki devrim öylesine eksiksiz ol­ malı ki bu yaşantıdan geçen kimse ruhunda gerçek ve içten. y a da bir şimşek gibi çakıveriyor (T). Sendin gözlerini gerçeklere kapa­ yan. çoşkun ve ateşli bir değişimin olduğunda kuşku duymasın. 30) şimşek benzetisi bazı bilgin­ lerin yorum ladıkları gibi B rahm an’ın (Tanrı) niteliği konusunda söz­ cüklerle anlatılması olanaksız korkuyla karışık saygıyı belirtm ek için kullanılmış değildir. Ödünç kuş tüyleriyle süalensen de takm a tüyler büyümez. Bu duygunun yoğunluğu. Amaç aydınlanm anın bir anda bilinci kaplayıvermesini açıklamaktır. Senin içinde gelişip büyümedikçe hiç bir bilgi­ nin sana bir yararı olmaz. daha en baştan beri senden hiç bir şey gizlenmemişti. En önemsiz bir olay olur am a bu olayın zihindeki etkisi in­ sanın bu olaydan umabileceklerini bin k a t aşabilir.» Satori varlığın temel gerçeğine dokunduğu için in­ sanın yaşam ında kesin bir dönüm noktası oluşturuyor.

bir lokma ek­ mek için yaltaklanıp kuyruğunu sallayıp duran. Bilmem ki acaba akıl yüzeysel bir şey de kişiliğin yalnızca kenarına mı değip geçiyor? Ama tartışmasız istenç insanın ta kendisi. ma­ halle çocuklarının acımasızca tekmeledikleri o sefil ya­ ratık. Zen bir akıl işi değil bir karakter işidir. Obaku «Bu ne küstahlık! B u ne . «Aslına bakacak olursan Obaku’nun Budizm öğre­ tisinde fazla bir şey yok. Bunun için Obaku’nun «otuz sopasına» boyun eğ­ diği zaman Rinzai’nin acınacak bir görünümü vardı.» sözleri oldu. Bunun anlamı şu: Zen yaşa­ mın birincil ilkesi olan istençten büyür gelişir. satori açılımı olur ve Zen kendini açıklar. ya da durumun da­ ha belirtici bir resmini çizmek gerekirse. kırılmış olan O baku’yu yeniden görünce de onun kendisi için yaptığı yardım ları suratına bir to­ kat şaplatarak ödedi. şimdi bir kükremesinde bütün akıl ve yürek yoksulu kimselerin ödünü patlatan altm yeleli bir aslan oldu. şiddeti bakımın­ dan satorilerde de bir çok dereceler vardır. yılan şim­ di bir ejderha oldu da diyebiliriz. o sokak köpeği. Zen doğrudan is­ tence sesleniyor. Satori’ye erince bambaşka bir insan oldu. İnsan bir kez derinlemesine kavrayarak bu etme­ nin çalışma yolunu. yordamını anlayabildi mi. Buna. ama güçlü bir ruh bu tükenmez kaynaktan kana kana içer. Bu sözlerden gocunmuş. İlk söylediği şey. Çok par­ lak bir zekâ Zen’in gizlerini bulup çıkarm akta başarı­ sız olabilir. O kadar coşkun ve ateşli sayılm ayacak bir satori’ye erişen kim ­ se Rinzai’nin ya da aşağıda öyküsü anlatılacak olan Bukko’nun (Fo-kuang) başından geçen türden keskin ruhsal bir devrimden geçmeyebilir.liklerimizde olduğu gibi yoğunluğu.

karm aşık felsefe konularında bilginiz ne kadar çok olursa olsun bu bilgi uzayın uçsuz bucaksızlığında bir saç teli gibidir. Dünyalık işlerde deneyle­ riniz. bun­ lar dipsiz bir kuyuya akıtılan bir damla su gibidir. yanıtı: «Bu gün artık canım yanm ıyor ustam».saygısızlık!» diye bağırm aya başladı ama bir yandan da görmüş geçirmiş usta R inzai’nin bu kaba davra­ nışının ardında neler saklı olduğunu anladı ve bir za­ m anların yaşlı gözlü R inzai’sinin bu davranışından kı­ vanç duym aktan kendini alamadı. yaşantılarınız ne kadar zengin olursa olsun. Usta hasır üzerinde secde tö ­ renini yapar. De­ miş ki «Derin. adam akıllı canımı yaktın. Sonra Hyakujo’yu bulup daha o bir şey demeden neden hasırı dürdüğünü sormuş. Kuşkusuz hasırın dürülm esi vaazın sonuçlanmış olduğu anlamındadır. olmuş. Tokuşan Zen gerçeğine içgörü kazanınca bir za­ m anlar o kadar değer verip onlarsız yapam ayacağını sandığı. her nereye giderse yanından ayırmadığı Elmas Sutra’ya yazdığı yorum ları ateşe atıp kül etmiş. (8) Hasır Buda’nın önüne serilir. H ya k u jo : «Dün burnumu büktün. .» Yukarda sözünü ettiğim iz yaban kazları olayının ertesi günü Baso vaaz verm ek için toplantı yerine gel­ miş topluluğun önünde konuşmaya hazırlanırken Hyakuyo ilerileyip hasırı dürmeye başlamış (8). B aso: «O zaman akim neredeydi?» diye sorunca. Baso karşı durmadan kürsüden inip odasına dönmüş.» demiş.

o dakikaya kadar aklının köşesinden bile geçmeyen giz­ leri görüp kavram ayı başarıyor. bu söz tam uygun zamanda. Yukarda sözü edilen örneklerde de görül­ düğü gibi satorinin getirdiği değişim son derece önem­ li ve ilginç. Açıklamalarımızdan insanın gözünün Zen gerçeğine açılıvermesi olayı öyle çok olağandışı'bir şey değilmiş gibi görünmüş olabilir.» di­ yene kadar kafasını nasıl zorlamış olabileceğini. keiıdi kendinin efendisi. sanki dünyanın sahibiymiş gi­ bi özgürce davranıyor. Buraya kadar yapmış olduğumuz açıklam alarda incelemelerimizi yalnızca satori’nin nesnel yanıyla sı­ nırlamış olduk. nece sıkıntılara. İnsan ruhunun sonsuz gizlerine doğru kapı­ nın açılmasını sağlayan işleyiş düzenini bulup ortaya çıkarabilmek için satorinin ruhbilimsel yanını incele­ . şimdiyse altın yeleli bir aslan o. bunaltılara katlanm ış olabileceğini anlaya­ biliyoruz. kendi ustasını bile arka plâna itiyor.Şimdiki davranışları öncekilerden ne denli de­ ğişik! Burnu büküldüğü zaman Zen’in gizlerinin tam anlam ıyla cahiliydi. Bütün bunlar anla­ şıldığına göre insanın o anda içinde bulunduğu ruhsal duruma ya da zihinsel hazırlığa bağlı. yerinde söylen­ mişse öğrenci birdenbire / satori’yi gerçekleştiriyor. Usta bir şey söy­ leyiveriyor. Kuşkusuz satori bireyin derinlerdeki köklerine kadar işliyor. Bundan Zen’in daha çok rastlantısal bir durum olduğu gibi bir dü­ şünceye eğilim duyanlar çıkabilir am a Nangaku’nun (Nanyueh) «kim o böyle bana doğru gelen?» sorusuna sekiz yıl boyunca yanıt aradığını bilince en sonunda kesin çözüme ulaşıp «İnsan onun bir şey olduğunu ileri sürdüğü sürece onu anlayıp kavram a olanağı yok.

Koan Zen öğrencisine çöz­ mesi için görev olarak verilen b ir konu. h er şey Bire dönüyorsa B ir nereye dönü­ yor? » Buna usta şu yanıtı v e rm iş: «Ben Seiju (Ts’ing-chou) ilindeyken bir keşiş cübbesi yaptırmıştım. Koan’ın çözümü öğrenciye bir ruhsal içgörü kazandırır. Bu son derece (•) En ünlülerinden biri olan bu koan genellikle daha yola yeni girmiş olanlara iç gözlerini açmak için verilir Joshu'ya bir keşiş «kö­ peklerde Buda yaradılışı var m ıd ır? > diyç sorduğu zaman Usta «Mu!» (Ç ince: W u) yanıtını vermiş. Bir sü­ re sonra bir gece uykusunda başka bir ustanın öğrenci­ siyken. Tersine kesinlikle olumlu b ir anlam ı var. sorunun arkasından genellikle sert bir yum ruk gelirmiş. Bunu yapm anın en iyi yolu da ustalardan ba­ zılarının içe dönük yaşantılarıyla ilgili sözlerinden ya­ zılara geçirilmiş olanlardan alıntılar yapm aktır. Bu koan genellikle «/oshu’nun Mu»su ya da «Muji»si diye bilinir.meliyiz. Çünkü usta acımasız bir adammış. Za­ vallı adam cağız soruya nasıl bir yanıt vereceğini bile­ miyormuş. Ondan sonra da günlerce gecelerce aklını buradan ayıramamış. bunun yanıtının başka hiç kimseden yardım istem eden (aparapaccaya) kendi kendine bulması istenir. Ustası önce on­ dan «Joshu’nun Mu» (9) koan’ıyla uğraşmasını iste­ yince konuya varlığının olanca gücüyle eğilmiş.» . Bir keşiş Joshu’ya sormuş. Yola yeni giren kimseden. «Her şey Bire döner» (10) sözünün ardındaki asıl anlam ı bulmasını istemiş olduğunu hatırlamış. ( 10) Yola yeni girenler için bu da başka bir koan. bir söz ya da bir sorudur. Za­ ten b ir açıklama yapma olanağı da yoktur. Bu konu onu o gece sabahlatmış. Bir gün ustası Setsugan (Hsueh-yen) ona birdenbire «Se­ nin şu cansız cesedini taşıyan kim?» diye sormuş. Hiç b ir açıklam a yapılmaz. «Peki. 1238-1285) Sung soyunun son dö­ nemlerinin ünlü ustalarından biriydi. K aho (Kao-feng. B unun tam sözcük anlamı «Hayır!» Ama şimdi Rinzai’nin ardıllarının anlayışına göre b u sözcüğün alışı­ lagelmiş kullanım ının akla getirebileceği gibi olumsuz b ir anlam ı yok. tam yedi kin (chin) ağırlığmdaydı.

Böylelikle yola girm iş ve bütünüyle yepyeni bir in­ san olmuş. Bu dizelerin bir bölümü şöyle. ya da doğal gereksinmelerimi yaparken. Peşkirimi yayarken. yürürken. çalışsam bile bunun dışında hiç bir düşünceyi kımıldatamıyordum. sabahı akşam dan ayı­ ramaz oldum. Benim bu tek düşün­ . uyumaz oldum. Sanki bu düşünce zihnime vidalanmış ya da ya ­ pışmış kalmış gibiydi. konuşurken. susarken bütün varlığım bu soruy­ la kaplanmıştı. «Yüz yıl yani otuz altı bin sabah hep bu aynı adam didinip durdu. öylesine durgun. Doğuyu Batıdan. daha me­ ditasyon yerine dönüşümden bir ay dolmadan bir gece derin uykumda zihnim şu soruya takıldı: «Her şey Bire döner peki öyleyse bu Bir nereye döner?» kafam öyle­ sine bu soruya takıldı ki.gergin zihinsel durumdayken bir gün Goso Hoyen’in dizelerinde kendi portresini bulmuş. Tam anlam ıyla her şeyden arınmıştı. du­ rurken. K afam dan çıkarm aya çok ça ­ lıştım ama yerinden oynatamadım. öylesine görkemli bir biçimde her şeyin üstündeydi. K alabalık içinde ya da öğrenciler arasındaydım ama bana yapayalnız­ dım gibi geliyordu. Goroku’larında (yazıya geçirilmiş sözleri) o günle­ rin zihinsel gerginliğinin öyküsünü şöyle anlatıyor: «Bir zam anlar ben Sokei’deyken (Shuang-ching). yemek ye­ meyi unuttum. akşamdan sabaha öylesine duru. «Bu B ir nereye dönüyor?» Bunun dışın­ da hiç bir düşünce kafam dan geçmiyordu.» Bu dizeler hemen« senin şu cansız cesedini taşıyan kim ­ dir? sorusu için duyduğu sonsuz kuşkuları sona erdir­ miş. üstünde en kü­ çük bir toz parçacığı bile yoktu. kâsemi çıkarırken. B ütün duygularım sabahtan akşa­ ma.

Sanki biri ötekini yansı­ tan iki ayna gibiydiler.apaçıktı.. bir ünlemdir. çözümsel açıdan belirlenmesi. B irincisi: Bilgelik gücünün keskin kılıcı gibidir. «Bre!.» gibi sözcüklerle karşılaştırılabilir. D ördüncüsüne gelince onun Kwatz olarak hiç b ir değeri yoktur. Böyle bir abtal gibi. Belki T ürkçe «Heee!. hiç b ir işe yaramaz. 295) (çevirenin notu) . yorumlanması olanak­ sız bir haykırış. Üçüncüsü : Su derinliğini ölçen bir çubuk ya da tuzağı yemlemek için kullanılan ot gibidir. «Kvvatz» ünlem inin ilk yaratıcısı olma­ makla birlikte b u ünlemi en etkin biçimde kullanan Rinzai olmuştur.. Aklım dan bir çok koanlan ge­ çirmeyi denedim.cem sonsuzu kaplıyordu. anlam ı m an­ tıksal açıdan.. dünyayı unuttum .. O günden sonra hiç bir zaman P rajna’nın (duyuötesi aşkın bil­ gelik) o olağan üstü etkinliği beni aldatmadı. dış dünya öylesine sessiz ve durgundu ki başka insanların var olduğunu bütünüyle unutmuştum. Us( n ) «Kwatz* Zen ustalarının sık sık kullandıkları. Rinzai’ye göre dört tü r Kwatz vardır. Rinzai’den sonra kullanım ı yaygınlaşm ıştır. (Essays in Zen Buddhism F irst series S.. kos­ koca dünya yerle bir olmuş gibi geldi bana kendimi unuttum.» K aho eski ustasına yine rastlayınca ustası hemen sormuş «Senin şu cansız cesedini taşıyan kim?» Kaho hemen bir «Kwatz! çekmiş (u ) usta da bir sopa kap­ tığı gibi K aho’m m üzerine yürümüş. Hepsi gün gibi. Ama Kaho «Bu gün bana vuramazsın» diyerek ustayı durdurtmuş. Birden sınırsız uzay parçalanıvermiş. bir sersem gibi altı gün altı gece geçirdikten sonra öteki keşişlerle birlikte sutralar okuyarak mabedin mihrap bölümüne girdiği­ miz zaman bir rastlantı olarak başımı kaldırdım ve Gosa’nın dizelerini gördüm. B ir zam anlar eski us­ tamın sormuş olduğu «Senin şu cansız cesedini taşı­ yan kim?» sorusunun yanıtı bir anda zihnimde aydın­ lanıverdi. İkin­ cisi : A rka ayak lan üstüne oturm uş altın yeleli b ir aslanın k ükre­ mesi gibidir. Bu beni birdenbire o büyülenmişlik durumundan ayılttı.

2) Orategama adlı yapıtında aşağıdaki anıları okuyoruz: «Yirmi dört yaşındaydım. Y eg an ’daki Echigo manastırında ka­ lıyordum. Kendimi olanca varlığım la bu konuyu çözmeye adam ış­ tım.» karşılığını yapıştırm ış usta bu karşılığı yeterli bulmuş.ta «Neden vuramazmışım?» diye sorunca da bir karşı­ lık verecek yerde odadan çıkıp gitmiş. Ertesi gün usta bu kere «Her şey Bire döner. Bir aptal gibi. Bazan kendim i havada uçuyormuşum sanıyor­ dum. Ustanın konuşmalarını izle­ meye gidiyordum am a o konuşmalar bana epey uzak. bir sersem gibi olmuştum. Bu okulun günüm üzdeki Japonya’daki bütün ustaları öğretilerini ucu doğrudan H akuin’e uzanan düzenli bir kökene dayandırırlar. Bir nereye dönüyor?» di­ ye sorunca K aho’nun yan ıtı «köpek kazanda kaynayan suyu içiyor. O zam an konum «Joshu’nun M u’su»ydu. Günlerce bu durum um sürüp gitti. Zihnim birden ta ­ kılıp kalmıştı (tai-i) (13). başka bir odadan gelen konuşma sesleriymiş gibi geli­ yordu. .» olmuş. beğenmiş. Ne gece ne gündüz gözüme uyku girmez olmuştu. (13) Tam sözcük anlam ıyla «büyük kuşku». Sanki uçsuz bucaksız bir buz çölünde kaybolmuş gibiydim. Ne ileri gidebiliyordum ne geriye dönebiliyordum. İçimde olabildiğince say­ dammışım gibi bir duygu vardı. Yemeyi de yatm ayı’da unutmuştum. Bu sözcükle en aşın aşama­ da bir zihinsel yoğunluk (concentration) anlatılıyor. Usta «Bu saçmalığı da nereden çı­ kardın?» diye kendisini azarlayınca da «Sen onu kendi­ ne sor. K uşku sözcüğü b ura­ da alışıla gelmiş anlam ını karşılam ıyor. Zen konusundaki ilk yaşantılarını yazıya dökmüş bir başka usta olan H akuin’in (1683-1768) (. kafam da «Joshu’nun Mu’su»ndan baş­ ka hiç bir şeye yer yoktu. B ir akşam üze­ ri mabedin çanları çalm aya başlayınca her şey birden (1!) H akuin çağdaş Japon Rinzai Budist okulunun kurucusudur.

Ulusal öğretmen B ukko’nun (Fa-Kuang) başından geçenler olağanüstülük bakımından Hakuin’inkileri bi­ le aşıyor. ne de erişmeye zorunlu olduğum bir yüce bilgi (Bodhi) var. Ama ge­ ne de bu büyük çağ değişikliği (benim kişiliğimde) bir etki yapmadı. B urada G anto’n u n adının söz konusu edilmesinin nedeni budur. 828 . Bu olayda d a gene m utlu bir rastlantı olarak elimizde ustanın kendi kaleminden çıkmış o günlerle ilgili ayrıntılı anıları var. Bukko şöyle yazıyor. iç yapısını görüp tanım ası (C hien -hsin g ) olarak tanımlayabiliriz.887) T’ang soyu dönem inin ü n lü us­ talarından biridir. . işlevi olan bir şeye götürür. ben eski ustalardan G anto’ymuşum (Yen-t’ou) (14). K en­ di kendime bağıra bağıra konuşmaya başladım. Sanki çukura dolduran suyun üstündeki buz kırılm ıştı ya da yeşim taşlarından yapılm ış bir ev çökmüştü. düşkünlüklerden arınm ış say­ dığı bir Zen ustasının yaşam ındaki bu acıklı olay H akuin’in adam ­ akıllı akimı kurcalamış. (15) «Koan»lara bazan karm aşıklık adı da verilir. Önemli b ir başka nokta da Hakuin’in bulduğu şeyin soyut bir neden ya da herhangi kavram sal bir şey olmayıp yaşayan b ir insan olmasıdır.alt üst oldu. Zen öğrenimine başladığı zaman insanlara özgü her tü rlü kusurlardan. H er zaman Zen bizi yaşayan. Birden kendime gelince birde baktım. «Ne ka­ dar iyi! Ne kadar iyi! artık ne kendimi kurtarm am gerekli bir doğum ölüm döngüsü var. Satori’nin gerçek olup olmadığım deneyden geçirmeye yarayacağı um ulan bin yedi yüz koan olduğu söylenir. bunu da «İnsanın iç varlığını. Sayıları bin yedi yüzü bulan geçmiş ve gelecek karm aşıklıkların (koan) artık sözünü etmeye bile değmez (15) . «Kinzan’a gittiğim zaman on dört yaşlarındaydım. B ütün kuşkularım. kararsız olduğum bü­ tün konular eriyen bir buz parçası gibi yok oldu. On yedi ( M) Ganto (Y en-t’ou. Bir haydut G anto’yu öldürdüğü zaman çığlığı kilo­ metrelerce uzaklıktan duyulm uş. Zen’in gerçek bir kurtuluş yolu olup ol­ madığı konusunda kuşkulara düşürm üş.

Beşinci yıl ya da altıncı yıldı. anlayışımda bir değişiklik olmamıştı ama «Mu» benden ayrılm az olmuştu. Bir yıl daha geçti gene bir şey değişmedi. O zam anlar m anastırda içlerinde pek çoğu Zen’e yürekten bağlı öğrenciler olan dokuz yüz keşiş vardı. K afam da tam bir boşluk duygusundan başka hiç bir şey yoktu. bazan Kuzeye. Yanım daki bütün keşişler öldüğümü (18) Yani bağdaş kurm uş durum da oturarak yapılan meditasyon. Arka arkaya iki gün ya da bir gece bir gün oturmak (16) bana en küçük bir yor­ gunluk vermedi. Bir yıl içinde bu işi sonuçlan­ dıracağımı umuyordum. Ama «Muayla o kadar uzun süre beraber olmuştum ki ben onu silkip atm aya çok çalıştım sa da o beni bırakmadı. Oturduğum zam an oturduğum u unu­ tuyordum.gibi zihnim. bilincim (hiç bir engele rastlamadan) bazan Doğuya. gene en küçük bir ilerleme olmamıştı. Ama yılın sonunda daha bu konuda hiç bir şey anlam ayı başaramamıştım. gövdemin varlığından bile habersiz oluyor­ dum. daha da üç yıl geç­ ti. Bu sıralarda yaşlı bir keşiş bir süre için «Mu» yu bir yana bırakm am ı ve durumun nasıl gelişeceğini beklememi önerdi. B ir gün meditasyon yaparken birden sanki zihnim göv­ demden ayrılm ış ve bir daha da bir araya gelmeyecek­ lermiş gibi oldum. Uykumda bile beni bırakmıyordu. bazan Güneye doğru ora­ dan oraya uçup duruyordu. bazan Batıya. Öneriye uyup konuyu aklımdan çıkarm ayı ve sakin sakin otur­ mayı denedim. (Çevirenin notu) . yapm aya karar verdim ve «Joshu’nun Mu’su»nun giz­ lerini çözmeye giriştim. Bütün evren sanki «Mu» dan başka bir şey değilmiş gibi geliyordu bana. Kafesinden kaçm ış bir kuş.yaşlarım a geldiğim zaman Budizm ’i inceleme konusu.

B ir solukta yerimden fırladım. D harm akaya (17) ne kadar büyük. Am a içlerinden yaşlı bir keşi$ meditasyon yaparken katılıp kalm ış olduğumu anlamış. Birden baş ke­ şişin odasının önünde asılı duran tah taya vurulm asın­ dan oluşan ses kulağım a erişti. A rtık geceleri birazcık uyuyordum. yokluktan oluşan evrenin yapısı anlam ındadır. Üzerimi iyice örterlerse kendime geleceğimi söylemiş.sanmışlar. O kadar çok yürüdüm ki her karışını iyice tan ı­ dım.» «Bu olaydan sonra da oturarak meditasyon uygu­ lamamı sürdürdüm. Ne kadar bu durumda kaldığım ı sordum. hemen o anda ben ol­ madan öncede var olan ben. gerçek insan kendini bana açıkladı. . Keşişin sözleri doğru çıkmış. Burada bir baştan bir başa yürüyor­ dum. dünya kurulalı beri var olan birincil. a y ışığıyla yıkanm ış geceye koştum. Bahçede Ganki denen kam eriye’ye gittim . Bir gece geç saatlara kadar oturup meditasyon yaptım. dim dik oturuyordum. Bu olaylar satori açılım ı olana dek insanın nece zi­ hinsel süreçlerden geçtiğini açıklam aya yeterli görüle(H) Burada evrenin gerçek böylesiliği. Oradan gök yüzüne baktım kahkah alarla gülüyordum «Bak şu işe! diyordum. Gözlerimi kapayınca gözlerimin önünde beliren o görüntüler ar­ tık bir daha gelmemecesine yok olmuştu. Gözlerim açıktı. B ir gün bir gece kaldığımı söylediler. Sonradan bu alan bir çiftlik av­ lusuna dönüştü. tanım lanm ası olanaksız olan boşluk. her zaman gördüğümle karşılaştırınca ne kadar daha büyük ve uçsuz bucaksız. (Çevire­ nin notu). bir süre sonra kendime geldim. Gözlerimi kapatınca gözlerimin önüne uçsuz bucaksız boş bir alan geliyordu. Ama gözlerimi açınca bu imge yok oluyordu.

bilir sanırım. Bunlar çok seçkin. Ama her satoriden önce. kıvanç içinde bir şahmış gibi hisseder. Zihin ya da bilinç alanı öylesine her şeyden arıtılır ki üzerinde en küçük bir toz parçacığı bile olmayan bir ayna gibi olur. Zen yolunu izliyenlerin dediği gibi zihin o konuyla öylesine kaplanmış. Patlam a genellikle ortada başka hiç bir gerek yok­ ken. özellikle eğitim in başlangıç dönemlerinde kesinlikle az çok buna benzer bir yaşantıdan geçilir. İnsan . İnsanın kendi iç yapısını. Eğer zihin böyle bir noktada ta ­ kılırsa Zen gerçeğine uyanm a olasılığı elden kaçar. Ama daha işin sonuna gelinmemiştir. bireyin bütün benliğinde yankı yapar. Her satoriye bu denli olağan üstü bir zihinsel yo­ ğunluk öncülük etmeyebilir. Her türlü zihinsel etkinlik geçici bir süre için böy­ lece bütünüyle duruverince bir düşüncenin bilincin or­ ta yerinde odaklaştırılm ası çabası bile yok olur. Bunun gibi sıkı sıkı kendini dışa kapatm ış olan bilincin kapısı vurulunca vurgu sesi hemen. Çarşaf gibi durgun suya bir taş atılınca oluşan kırışıklar suyun tüm yüzeyine yayılır. tıpkı bir aynanın ‘ötekini yansıttığı zam an olduğu gibi özdeşlik bilinci bi­ le yok olmuştur. taptaze yaşam la dopdolu. Daha bunlar satorinin tamamlanmasına yo­ lu açan ön koşullardır. Tek­ nik deyimle «Büyük Kuşku» (T a i-g i) durumu satori­ ye öncülük eder. bir yarık açılm ası gerekir. O kimse kendini tüm üyle saydam bir billur sarayda. önemli. çarpıcı örnek­ ler. iç varlığını tanıması ya da satori açılımı demek olan ikinci aşama­ ya geçişi sağlayacak bir patlam a olabilmesi için bir ge­ dik. son derece ince bir ayarla ucu ucuna sağlanmış olan dengenin bozulması sonucu oluşur. öylesine özdeşleşmiştirki.

SATORİNİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ 1. siz ateşe yaklaşm a­ yın o zaman sizin bir kütükten ya da taş parçasından . Bunun için akıldışı oluşu. anlamsızlaşır. Söz­ le ya da jestlerle anlatılm aya çalışıldığı zaman özünden çok şey yitirir. yargıyla varılabilecek bir çıkarım olmayışı ve her türlü akılcı gerekliliklere karşı duruşu­ dur. Birde Tai . Oy­ saki bu yaşantıdan geçmiş olanlar gerçek olanı yalan­ cısından hemen ayırırlar. m antıklı bir biçimde açıklam ayı beceremezler.tam anlam ıyla canlanıp uyanır. Tanrı'nın uğraş­ larını doğrudan Tanrı'nın işyerinde izlemiş bir kimse­ dir. Artık o. Buradan geçmiş olanlar bu yaşantıyı bir türlü. Akıldışı o lu şu : Bununla anlatm ak istediği şey satorinin akılla. tu ­ tarlı. K ılıç bir kere kınından çıktı mı bir adam canından oldu de­ mektir. çok derin bir zihin yoğunluğundan satoriye geçişi sağlayan patlam aya neden olabilir. Onu kınından çıkm ak üzere olan bir kılıca da benzetebilirsiniz. Y ola girememiş olanlar dış görünümünden gerçek anlam ını çıkaram azlar. Evrenin potasından yepyeni bir yaratık olup çıkar. Böyle bir sonucun ortaya çıkması için ille tapm ak­ tan gelen çan seslerinin duyulması gerekmez. V. söz­ cüklerle açıklanm asındaki ve başkalarına iletilmesin­ deki olanaksızlık satori yaşantısının başlıca özellikleri­ dir. hareket etm ekte olan bir şey gör­ mek ya da bir dokunmadan duyulan aşın duyarlık. çok yak­ laşırsanız kuşkusuz yüzünüzü kavurur. bir şii­ rin bir kaç dizesi. Ama kılıç kınında dursun.hui’ye kulak verelim : «Bu konu (yani Zen) yanm akta olan büyük bir ateşe benzer.

ama aşıl­ maz bir duvarı aşabilmek için duvarda bir gedik açm a­ ya çalışan yılmaz. Bu tür algıla­ ma sonucu elde edilen bilişin bizim genellikle bilgi adıy­ la tanım lam akta olduklarım ızla karşılaştırınca değişik bir niteliği var. «(Benim satorime gelince) tüm üyle her şeyin silinip yok olması gibi bir şey değildi. özü.ne farkınız kalır? Bu açmazdan kendini kurtarabilm ek için o kimsenin kararlı. Y aln ız bu tür bilişin söz­ cüklere konup açıklanm ası olanağı yok. satorinin bir adı da Ken-sho’dur (Çince: Chien-hsing). 2. Söylentiye göre Hui k ’e Bodhidharma’nın da onayladığı satorisini şöy­ le açıklamış.» Shen-hui’nin sözleri belki de konuyu daha iyi anlamamıza yardım cı (u ) Lihsuan-chiao’nun isteği ü rerin e T ai-hui’nin vermiş olduğu vaazdan. Bu nedenle de ortaya çıkan sonuç akılcı ya da kavram sal anlayışa adam akıllı ters düşüyor. . algılam ak işlemi vardır. Bu tü r bir bilişe ulaşabilmek için özel bir ilgi ve dikkate gerek duyulmuyor. Bu da kanıtlıyor ki sa­ tori de görmek. En yeterli en uygun türden bir bilişti. bu istencin ar­ kasındaysa onu güdümleyen akıldışı ve bilinç dışı güç­ ler var. asıl niteliği görüp kavram aktır. Sezgiye dayalı içgörü : William James’in Dins yaşantının türleri J Varieties of Religious Experience) adlı yapıtında da ortaya konduğu gibi gizemci yaşan tı­ nın sezgiye dayanan bir niteliği var. Anlamı. «Burada soğukkanlı akılcı bir yargı so­ nucu ya da fizikötesi veya bilgi kuram ıyla (epistomoloji) varılan çözümlemelere benzer bir şey yok. güçlü. yürekli bir karakteri ol­ malıdır (ıs). gözüpek bir istenç. bu nitelik satori adı verilen Zen yaşantısı için de geçerli.

ne daha çok. ke­ sin bir bilgi oluşudur. satori bireysel bir nesnenin ve bilmem böyle de diyebilirmiyim. Burada çok önemli bir noktaya dokunmamız gerekli. kesinlik duygusu buradan geliyor. soğuk m u olduğunu (19) Gizem diye çevrilen rim dir. ne daha az. Do­ laysız ve kişisel olduğu için de kendi kendine yeterli bir bilgidir. Parm ak havaya kaldırıldığı zaman satori açısından bunda salt havaya parmak kalk­ ması işleminde olduğundan daha bir değişik anlam ola­ bilir. Bu bakım dan satori bir algılama yoludur. Ne kadar m antıksal kanıtlar or­ ta ya koyarsanız koyun. satori dışında hiç bir şeyi simgelemiyor. Bu sezgi niteliği olmasa satori bütün tadım tuzu­ nu yitirirdi. . Tartışma götürmez kesinlik: Bununla anlatm a istediğim şey satoriyle elde edilen bilginin. bütün gizemlerin kaynağı olmasıdır (19). gerçekten satorinin bütün varlık nedeni sezgidir. Çoğu kez Zen’in su içmeye benzediğini söylerler. bu bilgiyi çürütemezsiniz. B urada tanıtıldığı gizemli yol anlatılm ak *miao»' karşılıklandırılm ası güç b ir te ­ güç. 3. M antığın burada yapabileceği tek şey bu tür bilgiyi kafalarım ızı dolduran öbür tü r bilgiyle karşılaş­ tırarak ilişkilerim kurm ak böylece açıklam aya. İşte tartışm a götürmezlik. yorum­ lam aya çalışmaktır. aynı za­ manda o nesnenin ardında saklanan Gerçeğin bilişine ermektir. satorinin içerdiği bilişte bir yandan evrensel olan bir şey var.olabilir. Çok kez anlaşılması çok lerle dolu anlamındadır. açıklanması olanaksız incelik­ h er şeyin asıl gerçek böylesiliğiyle isteniyor. en son. çünkü suyun sıcak mı. öbür yandan da varlığın bireysel yanı­ na dokunan bir şey de var. Bazıları bunu simgesel diye adlandırabilirler ama satori. Satori neyse o. «Chih’in (biliş) bir özelliği.

Satori yaşantısı bazan olumsuz deyimlerle açıklanm aya çalışılır ama aslında var olan her şeye karşı olumlu bir tutumdur. sap­ m alara yol açılmış olur. yani her şeyi göreceliğin üstünden. Yeter ki yoldan sa­ pılmamış olsun. Eğer bir kez böyle yorum lara girişilecek olursa Zen ya ­ şantısı konusunda sonu gelmez yanlış anlamalara. kafasını bu konuya takıp durmadan bu. 4. her türlü iki­ ci (dualist) düşünceyi aşan bir bakış açısından bakarak kabullenmek. diye yazmış : «Tao’nun yolunda gitmek için özel bir yöntem uygulanm ası gerekmez. Onun için ben burada bu bağlam içinde bu terimin kullanılm asında bir neden görmüyorum. Olumsuz da ne bir şeyler yapmak isteğini veren itme gücü vardır. ne de insana bir destek. T ai:hui. bizi bir yere götürmez. böyle bir yaşantıdan geçmemiş. Çünkü olumsuzun yaşama bir k a t­ kısı olmaz. Olumluluk : Tartışm a götürmez olan. Miao-tsung’a yazdığı bir m ektupta «Eski çağlarda yaşamış bir bilge demiş ki». Benim kanım ca zihinden. Bazıları bunun tüm tanrıcılık (pantheism) oldu­ ğunu söyleyebilirler. iç varlıktan söz edip durmak yoldan saptırıcıdır. konu­ ya yabancı olan kimselerce yadsınamaz. sakinleşme yöntemleri uygulam ak yoldan saptırıcıdır. ahlâksal değer yargılarına vurm adan her şeyi olduğu gibi kabullenir. Bu terim in felsefede belirli bir tanım ı var. yokumsanamaz.içen bilir. Zen duyarlığıyla algılam a bu yaşantının en son aşamasıdır. Budistler buna kshanti «sabır» derler ya da daha doğru bir deyişle karşı koymadan her şeye katlan­ mak. meditasyon. ya da gevşeme. hele eline kâ- . kesin olan şey olumsuz olamaz. bir dayanak sağlar. konuyu düşünmek yoldan saptırıcıdır.

varmak istediği yere varm ış olma duygusu. Algılar ötesi aşkınlık duygusu: Terimler bi dinden ötekine değişebilir. eğri gibi sorunlarla ilgilenmeyin. . böylesi de.gıdı fırçayı (kalemi) alıp bu konu üzerine yazm aya kalkm ak bütün bütün yoldan saptırıcıdır. tam bir iç suskunluk. O zaman kendimizi yola koyabilmek ve orada yolun dışına sap­ m alar yapm adan kalabilm ek için nasıl bir yöntem iz­ lememiz gerekli? Bilgeliğin o değerli keskin kılıcı işte burada.. Siz de işte Zen’i uygulam ak için buradasınız. tanım lanam az.. 5. İnsanlara özgii doğru gibi.» Zen böylesiliktir . Zen yolunu izleyen­ lerin genellikle kullandıkları deyişle «sonunda evine dönüp yorgunluğunu gidermek».tam anlam ıyla olumluluktur. bugüne dek alışageldiğim den bütünüyle değişik bir düzen için­ de erimeye başlıyor. Y aşan tı tüm üyle benim yaşantım ama kökleri­ nin başka yerlerde olduğunun duyarlığı içindeyim. Bunun ardından gelen duyguysa tam bir bağımsızlaşma. Bu satori yaşantısı anındaki duygu Saddharm apundarika’nm Vajra-Samadhi adlı kesimindeki ya da K utsal K itabın Yeni Ahit bölümündeki hayırsız evlâdın yuvaya dönüşü öyküsündekiyle aynı duygu. İlle kendimden daha yüce bir şeyle bütünleşip onun içinde yok olmam kesin bir gereklilik değil ama benim bir bütün olarak korum ak ve öteki yaratıklardan ayrı tutm ak çabasında olduğum bireyliğim yavaş yavaş ken­ dini bırakm aya. K i­ şiliğimi her bir yanından sıkı sıkı kuşatıp içine kapa­ tan bireysel kabuk. ama satori de her zaman algılar ötesi aşkınlık adını verebileceğimiz bir duygu vardır. satori anında parçalanıp dağılıyor. anlatılam az. Öy­ lesi de Zen’dir. Am acı da kafayı kesip atm aktır.

6. Ç in’de de. Tanrı adını verdiğimiz ya da ona bir kişilik giydirdiğimiz zaman yaşantıyı aşmış. «gelin». Tannbilim (Theology) ya da fizikötesinin (metafizik) alanına girmiş oluruz. B u­ dist satori’nin hiç bir zaman «aşk ateşi». Bir Zen ustası «Ne başımı sokacak bir kiremit. ister böyle. sözcüklerin içinde belirlenen ki­ şisellik ve çoğu kez cinsellikle bulaşık duygularla ve iliş­ kilerle bir bağlantısı olamaz.Satori’nin ruhbilimsel yanı söz konusu kaldıkça buna algılar ötesi aşkınlık duygusundan başka bir ad veremeyiz. «yüreğinden olağanüstü bir aşkın taşması».b. «ruhsal evlilik». «Baba». gerçek yaşan tıyla bir ilişkileri olmadığıdır. Hıristiyan gizemci yaşantıyla arasında bazı benzerlik­ .» demiş. Öte. «Tanrı’nın çocuğu» v. «birleşmek». «Öte» lâfını etmek bile birazcık gereğinden çok lâkırdı söylemek oluyor. «damat». Budist felsefe ve Budist «vren görüşünün etkisi altında belirli bir biçim almış olmasından mı geliyor? İster öyle olsun. Başka yerlerde bilinçdışı terim ini kul­ landım. bilinçdışı da çok fazla ruhbilimsel bir terim. Japonya’da da tam anlam ıyla kişisiz. Bu durumu nasıl değerlendirir­ seniz değerlendirin. n esn ellik : Belki de Zen yaşantıs nın en ilginç yanı Hıristiyan gizemci yaşantısında gö­ rüldüğü biçimiyle kişisel bir vurgusu olmayışıdır. satori Hindistan’da da. Mutlak. Kanım ca bu sözlerde uygun bir yaklaşım var. nesnel olarak ya da zihnin üst çalışma düzeyiyle ilgili bir durum olarak kalmıştır. «Tanrı’nın oğlu». Acaba bunun böyle olması Budist felsefenin ken­ dine özgü karakterinden mi. ne ayağım ı koyacak bir karış toprak. Kişisizlik. Bu tü r sözler için söyle­ yebileceğimiz şey bunların belirli bir düşünce sistemi­ nin yorum uyla ilgili oldukları.

ler bulunsa da Zen yaşantısı kişilendirilmiş, insanca
bir görünüme sokulmuş duygu ve düşüncelerden ken­
dini bütünüyle sıyırmış olmasıyla başkalaşır. Sung so­
yu döneminin büyük devlet görevlilerinden olan Chao pien, Chiang-shan’lı F ach ’uan’ın keşiş olmayan öğ­
rencilerinden biriymiş. B ir gün devlet işlerini bitirdik­
ten sonra görev yerinde oturup dinlenmekte olduğu
bir sırada birden kulağında patlayan bir gök gürleme­
si onu satori’ye sokmuş. O sırada yazdığı şiir Zen ya ­
şantısının bir yanm a ışık tutuyor.
Hiç bir şey düşünmeden görev yerimde dinle­
nirken,
Zihin-çeşmem sakin bir su gibi saydamken,
Birden bir gök gürlemesiyle zihin-kapım açıl­
dı.
Bir de ne göreyim! Orada oturmuş kendi ha­
linde bir ihtiyar vardı.
Belki de bütün Zen yaşantısıyla ilgili yazılar için­
de kişisel bir kokusu, rengi olan tek örnek budur. Ge­
ne de «Yücelerin yücesi Ulu T anrı’yla» kendi halinde
ihtiyar adam arasında ne büyük bir açıklık var. Hele
«İsa sevgisinin göjılü dolduran tatlı duygusu» gibi
sözlerle karşılaştırınca H ıristiyan gizemciliğinin yanın­
da Zen ne kadar duygusallıktan, coşumculuktan yok­
sun, ne kadar gösterişsiz kalıyor!
Yalnız satori’nin şiirsellikten uzak, ulu bir yanı
olmayan,, gösterişsiz bir olay olması bir yana satori’yi
esinlendiren, satori’ye neden olan rastlantının da coşumsal, aşın duygulandırıcı bir yanı olmadığı anlaşı­
lıyor. Satori insanın günlük yaşantısındaki bütün ola­
ğan olaylarla bağlantılı olarak yaşanabiliyor. Hıristi­
yan gizemciliğiyle ilgili kitaplarda anlatıldığı gibi öy­

le olağanüstü bir olay değil. Biri sizi göğüsleyebilir ya
da tokatlayabilir, bir fincan çay sunabilir size, ya da
çok olağan, çok beylik bir lâkırdı edebilir veya bir şiir
kitabından birkaç dize, bir sutradan bir küçük bölü­
mü ezbere okuyuverir, eğer zihniniz satori açılımı için
olgun duruma gelmişse birden satori’ye geçiverirsiniz.
Burada ne bir aşk serüveni var ne Kutsal-Ruh (Ruhül Kudüs) var, ne Tanrısal bir kayırm a var, r.e de ululan­
manın herhangi bir türlüsü var. Öyle parlak renklere
boyanmış hiç bir şey yok burada. Her rey boz rengi,
her türlü abartıdan, ilgi toplayıcı özelliklerden yoksun...

7.
Coşkunluk du yg u su : Bu duygunun her z
man satori’yle bir arada bulunmasının nedeni birey­
sel bir varlık olarak katlanm ak zorunda bırakıldığı­
mız sınırlamaların satori anında yok olmasıdır. Sınır­
lamaların yok olması olumsuz değil, tam tersine an­
lamla yüklü olumlu bir olaydır. Böylelikle birey son­
suzluğa erişene dek büyüme olanağı kazanm ış olur.
Bizler her zaman böyle olduğunun bilincinde olmasak
da bilincimize egemen olan genel eğilim sınırlılık ve
bağımlılıktır. Bunun nedeni de bilincin birbirini koşullayan bu iki gücün ürünü olarak oluşmuş olmasıdır.
Buna karşın satori’nin özü her tür karşıt anlamlı te­
rimler arasındaki karşıtlığı gidermesidir. Yukarda
söylediğimiz gibi bilincin temel ilkesi bu karşıt kav­
ramlardır, satori’yse karşıtları aşan, karşıtların öte­
sine geçen bilinçdışmı ortaya çıkarm ayı başarır.
K arşıtların ötesine geçmek, karşıtlıkları aşabilmek
insana kendisi her şeyin üstündeymiş gibi bir aşkın­
lık duygusu veriyor. Y aln ız başkalarının değil kendi­
sinin bile hor gördüğü toplum dışına itilm iş bir serseri,
bir bakıyor ki bu ölümlü dünyada bir insanın sahip

olabileceği bütün servetleri, bütün güçleri elde edivermiş - eğer böyle bir durum o kimsede kendini yücelmiş görme duygusu yaratm azsa hangi durum yara­
tabilir? Bir Zen ustası şöyle demiş, «Siz satori’ye erince
her bir çimen yaprağının ardında değer biçilmez taş­
lardan yapılmış saray gibi bir konak keşfedersiniz.
Ama satori’ye ermedikçe saray gibi bir konak tek bir
çimen yaprağının ardında saklanabilir.»
Başka bir Zen ustası kuşkusuz Avatamsaka Sutrc ’dan esinlenerek şöyle d e m iş: «Ey keşişler, bakın
işte! Olanca parıltısıyla, bütün evreni, bütün ülkeleri,
bütün denizleri, dağları, ayları, güneşleri, sayıları yüz
binlerce kotis’i (20) bulan yerleri kaplayan m utlu bir
nur görmüyor musunuz?» Ama Zen’deki bu coşkunluk
daha çok kendi kendine m utluluk veren bir yeterlilik
duygusudur. İlk ateş gittikten sonra gösteri yanı kal­
mıyor. Zen bilinçliliğinde bilinçdışı kendini öyle şa­
matacı, gösterişli bir biçimde ortaya koymuyor.

8.
Ansızın oluşm ası: Satori birdenbire ansızı
geliveren anlık bir yaşantıdır. Gerçekten de bir yaşan­
tı ansızın gelmiyorsa, anlık bir yaşantı değilse satori
de değildir. Bu birdenbire ansızın oluşma (tu n ) nite­
liği yedinci yüzyılın son dönemlerinde ortaya çıkışın­
dan başlayarak Hui-neng Zen okulunun başlıca özel­
liği olmuştur. K arşıt görüşteki Shen-hsiu Zen bilinci­
nin yavaş yavaş, aşam alı olarak gelişebileceğinde di­
retiyordu. Bu nedenle Hui-neng’in ardılları satori’ye
birdenbire, ansızın varılabileceğinin coşkulu savunu­
cuları oldular. Onlara göre bu birdenbire, ansızın olu(J0) Kotis çok büyük sayı anlamındadır. (Çevirenin notu).

şan yeni nın. lüp yaşantı bir anda (ekam uhurtena) bütünüyle yep­ bir görüş alanı açıyor. yeni bir görüş açısından görü­ değerlendirilmesi olanağı doğuyor. böylece de bütün dünya­ varolan her şeyin. .

E D E B İY A T .K IL IÇ K U L LA N M A S A N A T I .Ç A Y TÖRENİ .ZEN VE JAPON KULTURU R E S İM .

yy.İmparatorun öğretmeni Daito Kokushi'nin portresi. başlan . Hakuin yapıtı. 15.

Daha çok siyah-beyaz bir çiziktirme. Bu bakımdan. is ve tu t­ kalla karıştırılarak. Fırçanın özelliği çok mürekkep çekip kılların içinde tutabilmesidir. Mürekkep. Eğer fır- . K ullanılan kâğıt çok in­ ce ve mürekkebi kolay emen cinstendir. Yalnız sam urai’lerin manevî yaşamını etkilemekle kalmamış. Sanatsal ürünün ortaya konabilmesi için böylesine ince yapılı. kültürlü ay­ dın sınıfların sanatsal anlatım yöntemlerini de biçim­ lemiştir. koyun ya da porsuk kılla­ rından yapılır. Bu ay­ kırılık Sumiye sanatçısı için çok önemlidir. sanatçının esinini olabildi­ ğince çabuk kâğıda aktarm asını zorlamaktır. dayanıksız. Bu anlatım yöntemlerinden biri olan Sumiye tam anlam ıyla resim sayılamaz.On ikinci yüzyılda Japonya’ya girişinden başlaya­ rak sekiz yüz yıllık tarihi boyunca Zen. bir karalam adır. Japon yaşam ı­ na çeşitli yollardan etki yapm ıştır. fırça. kolay bozulan bir gerecin se­ çilmiş olmasındaki amaç. yağlıboya resim yapanların kullandıkları tuvallerle karşılaştırılınca açık bir aykırılık göze çarpar.

.. Fırçayla kâğıt arasına düşünce ya da m antık girdi mi resim hemen bütün etkinliğini yitirir. Bunu başarmak için fırçanın kâğıda her değişinde canlı bir varlığın nabız atışları duyulmalıdır. kımıldadığını kâğıt üstünde göstermek­ tir. yeni bir biçim vermeye. Sumiye resminde öyle ışık gölge oyunları. İşte Sumiye resminin ger­ çekleştirilmesinin yolu yordam ı budur. Y a da belki şöyle diyebiliriz . Onun yap­ m aya çalıştığı şey nesnenin özünü yakalayıp onun can­ lı olduğunu. bir daha biçimlemeye. fırçasını öylesine esini­ nin emrine vermelidir ki sanki bütün bunlar kendi tüm benliği de içinde olmak üzere başka bir kimsenin elin­ deki aletler gibi olsun. Çünkü Sumiye gerçekçi olmak gibi bir görüntü vermeye çaba harcamaz. Sanki fırça sanatçıdan habersiz kendiliğinden resmi yapıyor da sanatçı bilinçli bir katkısı olmadan fırça­ nın hareketlerine uym akla yetiniyor. perspektif filân yoktur. silip yeniden çizmeye. dönüşü olmayan. Fırça da . üzerine eklentiler yapm aya kâğıdın yapısı el­ vermez. İşte kâğıdın yapısı böyledir. ancak kesinlikle gerekli olanlar gösterilmekle yetinilmelidir. parm aklarını. çizgilerin üzerinden gitm e­ ye. Bir kere fırçayı dokundurdunuz mu fırça si­ linmez. Çizgiler olabildiğince az olmalı ve olanca hızla çizilmeli. bir fırça oynatışta içtenlikle ve kesinlikle ortaya koyabil­ melidir.ça kâğıdın bir yerinde duraklayacak olursa kâğıt he­ men oradan yırtılır. Sanatçı sanatsal esinini bir anda. Öyle uzun uzun düşün­ meye. kolunu. Sonradan ne yaparsanız yapın ilk yaptığınız şey açıkça ve acı acı sırıtır. değiştirmeye. düzeltilip güzelleştirilemeyen bir leke bırakır. Sumiye resminin sonsuza varan değişik biçimler içinde ortaya konmuş olabileceğini kestirmek güç de­ ğil sanınm .

Gerçekçilikten söz etmesek bile tasarımda üstünlük. yapım da beceri yağlıboya resmin özellikleridir. benekleri. Ama biz Doğulular onun çeşit çeşit biçimlerdeki çizgileri. Bunun yanında bir Sumiye çi­ ziktirmesi yoksulluğun ta kendisidir.yerine oturtulm uş küçük önemsiz bir ba­ lıkçı teknesi görürsünüz. birbirlerini kovalayan dalgaların içinde saklanan gizemli bir ruhun hiç bir çeye aldırmadan sonsuzluk yaşam ının nefesini alıp verdiğini duyup de­ . Yağlıboya tuvali çok sağlam bir maddeden yapılmıştır. açıklıklar ve koyuluklar oluşturan lekele­ rinde gizemli. onlarla uyumu sağ­ lanmıştır. Yüzeyden bakan bir eleştir­ menin görebildiği kadarıyla bunda ne büyük bir sa­ natsal beceri vardır ne de olağanüstü bir esin vardır. körpe genç kız ruhunu pek canlı bir biçimde açıklam ış oluyor. Resim sistemli olarak ve iyice tartılıp biçil­ dikten. Ordaki düşünce dizisi m antıksal olarak öteki düzünce dizilerine bağlanmış.ama o resim yabamın fırtınalarından kaçıp korunm aya çalışan saf. temelleri hepsi kocaman kesme taşlardan yapılmış bir katedrale benzetebiliriz. sütunları. sonra hazırlanm ış bir plana göre geliştirilir. içerikte yoksul. Onlarda canlı bir şeyin nefes alıp vermesinden oluşan solukların titreşim ini izliyoruz. gereçte yoksul. Biçimde yoksul. K aba bir kâğıt parçası üzerine öylesine dikkatsizce çizilmiş bir tek sap zambak resmi . Bunu tıpkı iyi düşünülüp geliştirilmiş bir felsefe sistemine benzetebiliriz. yağlıbo­ ya. resmin birçok defa silinip yemden yapılmasına ola­ nak verir. Kuşkusuz Sumiye yağlıboya resim­ den çok değişik bir dizi ilkeye göre yapılır.can taşımalıdır. yapım da yoksul. ama biz bu resme bakınca denizin sınır bilmeyen uçsuz bucaksızlığmı. Kocam an bir denizin orta. Belki yağlıboya resmi duvarları. yaşayan bir şeyin kıpırdadığını duyuyo­ ruz.

kâğıdıyla.rinlemesine duygulanırız. Sumiye sanatçısı işte böyle düşünür. zorlamasız oluşuverir. Sumiye sanatçısının sanatındaki tutum u böyle bir tutum . Resmin tüm amacı aslına benze­ mekse iki boyutlu bir tuval üstünde tam bir nesnel­ likle aslına uygun bir şey yapm ak olanağı yoktur. Zen’in yaşam la yapm ak istediğini sanatçı. mürekkebiyle yapıyor. Ne benek atm acanın. Eğer Sumiyede amaç nesnel bir görüntünün tıpkı­ sını yapm ak olsaydı. B u­ rada vurgulam ak istediğim şey. bir uyum ilişkisi içinde olması gerekmez mi? Ama bu yap­ tığım ız çalışmanın temel bir öğesi değildir. ister yaşamda olsun. eğri çizgi de Fuji dağı­ nın ta kendisidir. kendiliğinden. Yapabildiği şey zayıf bir taklit. fırçasıy­ la. Bütün bu olağanüstü şeyler böyle kolayca. Şu her fırça vuruşta belirgin biçimde bireysel olan bir şey yok mu? İşte şu kuşlar tüm üyle kendi yaratısı. gülünç bir benzetiden öteye geçemez. Renklerse asıllarındaki renklere uyumu ancak pek uzaktan izleyebilirler. Y aratıcı ruh her yerde var. Benek kuşun. Pe­ ki öyleyse bu girişimden neden büsbütün vazgeçme­ yelim? Bunun yerine kendi imgeleme gücümüzdeki canlı nesneler yaratm am ız daha uygun olmaz mı? B iz­ ler de aynı evrenin bir parçası olduğumuza göre bizim yaratım ızın da doğadaki nesnelerle bir benzeşim. ne eğri çizgi F uji dağı­ nın simgesidir. sonuç tam bir başarısızlık olacak­ tı. . bu tutum un Zen’in yaşam a karşı olan tutum uyla aynı oluşudur. Sanatçı doğadaki bir nesneyi do­ ğadaki durumuna bağlı kalarak bize anım satm ak için büyük bir çaba içindedir ama sonuç başarılı sayılamaz. ister sanatta. her yerde yaratıcı­ lık gerçekleştirilebilir. Yapıtın değeri aslıyla olan benzeyişle ölçülmemelidir. Oysaki Sumiye hiç bir zaman böyle bir girişimde bu­ lunmaz.

Wu-rıien>' yani zihnin ya da düşünce­ nin yokluğu Sumiye sanatçısının ruhsal durumuna tam olarak uyuyor. Burada zor yok. bir benek koyduğunun bilincindedir ama bunun ötesi bilinçsiz. İşte çizgiler bütün güzelliklerini bu geri dönülmezlikten alırlar. Zen ustalarının o kadar üs­ tünde durdukları ve başka bir bölümde değindiğimiz «Wu-hsin» ve v.. Sumiye’yi öteki tür resimlerden ayıran önemli baş­ ka bir özellik her şeyin devinim içinde olan özünü yakalam aya çalışmasıdır.. karşı koyulmayan. Ne o çizginin ötesine geçilebilir ne de o çizgi geri döndürülebilir..güzelliği işte buradan geliyor. Evet eğer sanatçı canlı şeyleri canlı olarak kâğıt üstüne geçir­ meye çalışıyorsa olanaksız olanı yapm aya çabalıyor de­ . öldürmek yok.. çünkü o zaman ruhun özgür bir yansısıdır. Bu bilinçsizlik içinde doğa yazgısını yazıyor. sinirleri bir çizgi çektiğinin.Bir çizgi çekti mi bitmiştir. bu bi­ linçsizlik içinde sanatçı sanatsal yapıtını yaratıyor. tıpkısını yapm aya çalışmak yok. Başka türlüsü olamaz. Sumiye sanatçısı için bu çizgi geriye dönüşü olmayan bir kesinlik taşır. Kolun adaleleri. tam yakaladığı­ mızı sandığımız anda o şey ellerinizin arasından kayıp kaçıverir. Sanatçı kendisi de yaptığını geri döndüremez. Ama Sumiye olanaksız gibi görün­ se de her şeyi canlı olarak yakalam ak istiyor. hiç bir şey durağan değildir. Doğada her şey oluşum için­ dedir. Bir bebek gülümsüyor ve bütün oradakilere de gülümseme geçiyor. o ölü bir an. yalnız özgür. kendi kendini yöneten bir hareketin ken­ dini ortaya koyuşu var . biçimini bozmak yok. Çünkü onu yakaladığınız an artık yaşam ı­ yor. Çünkü bilinçdışından gelen kaçınılm az bir şey bu. Bir şey kaçınılm az olduğu zaman güzeldir. Onda tıpkı şimşek çakması gibi kaçınılmaz bir şey vardır.

Yazarın ya da sanatçının fırça vuruşlarında# ruhunun derinliklerini görebiliriz. hiç bir şeye benzemek. benekler ve «lekeler» arasında kendini açıklam aya çalışır. gövdesinin bir parçası clur. Bun­ dan da öte kendi iç varlığı olur ve fırçayı her oynatı­ şında kâğıt üstünde iç varlığından bir iz kalır. Bulutlar. Fırça vuruşlarının birleşiminden oluşan harfin simgelediği anlam dışında her fırça vu­ ruşunun da a y n bir anlam ı vardır. Fırça yazarın ya da sanatçının istenciyle yaptığı bir harekete hemen boyun eğen. hiç bir şeyi taklit etmek çabasında olmadan kendi başına yeterlidir. Bu bakımdan Sumiye el yazm alarına benzer. ağaçlar. İşte bunun için doğuda Sumiye ve el yaz­ ması aynı tür sanat kolları olarak sınıflandırılır. . kıvrımı aşağı ya da yukarı dönük fırça vuruşlarından oluşan bir harfin bir düşünceyi belirtmesi gerekmez ama büsbütün anlamdan da yoksun değildir. bütün biçimler de öyledir. F uji dağı nasıl ger­ çekse bu resimdeki dağlar da aynı anlamda gerçektir. Uzak-Doğuya özgü olan yazma sanatında uzun sivri uçlu bir kıl fırça kullanılır. Bu durumda fır­ ça elinin bir uzantısı. koyuluklar. kavram lar' gibi konu dışındaki şeylere hiç aldırm adan kendi de­ rin iç varlığıyla fırça arasında dolaysız bir ilişki kura­ bilirse bir ölçüde başarı kazanabilir. Bu ba­ şarılınca bir Sumiye resmi. Yazm ada yatay. Sanatçının iç varlığı bu çizgiler. Sum iye’nin bize doğadaki nesneleri anımsatabile­ ceği için renklerden kaçınm ası doğaldır. dikey. Sumiye’nin doğayı eksikli ya da eksiksiz olarak kâğıda aktar­ mak gibi bir savunusu yoktur. kendi başına gerçektir.m ektir ama her fırça vuruşta düşünceler. karşı koym ayan bir alettir. Bir har­ fin en başta gelen işlevi bir şey anlatm aktır. eğik. açıklıklar. akarsular. dalgalar.

K âğıdın öylesine ince dayanıksız yapıda oluşu fır­ çanın kâğıt üstünde uzun bir süre duraklam asına el­ verişsiz oluşu da sanatçının sanatını ortaya koymasın­ da büyük yarar sağlar. Eğer kullanılan alet k a tı ve uyumsuz bir demir parçası olsaydı ortaya çı­ kacak sonuç bütünüyle değişik olacaktı. ya da istenç ileri atılımında önlen­ miş. özellikle insan gövdesinde olan can­ lılık. karşı koym adan boyun eğen. Ne Sumiye ne de Liang-kai’nin. engellenmiş olur. Tıpkı evre­ nin yaratılm a işleminde olduğu gibi fırçanın kâğıdın üstünde hızla. Bunun sonucu etkinliğini yitirm e demektir. böyle bir şeyin de Sumiye ruhuna büyük zararı dokunacağından kuşku duyulamaz. uysal bir alet verilmiş olması gerçekten m utlu bir rastlantı.bu duraksama. Sanatçının eline böyle yu ­ m uşak başlı. düşünür. vuruşlarla yaptıklarında doğanın can­ lı yaratıklarında. dayanıklı bir kâğıt olsaydı o zaman tasarım sonucu. eksiksiz ve geri dönüşü ol­ m ayan bir kesinlikle dolaşması gerekir. duraksar. Eğer kâğıt sağlam. yüreklilikle. düşüne taşm a biçim ler oluşturmak ve düzeltmeler yapm ak olanağı doğacaktı. bir bu yana yalpalam a sanatçının zihninin özgürlüğünü engeller. durur. Fır­ çanın çizgilerle. Yaratanın ağ­ zından söz çıkar çıkm az anında eyleme dönüşmelidir. Mu-chi’nin ve öteki ustaların ya ­ pıtları bizlere ulaşabilecekti. Gecikme değişme demektir. bir o yana. Y a p a y olmak düzen ve simetriyle konunun ele alm- . Bu tür fırçanın Çin ya ­ zısı ve harflerinin biçimsel gelişmesiyle yakın bir iliş­ kisi olduğunda kuşku yok. yar­ gılara varır sonunda yolundan sapar .Yum uşak kıl fırçanın geliştirilmesi başlı başına in­ celenmeye değer bir konudur. tazelik ve uyum luluk var.

Ge­ nellikle eni altm ış yetmiş santimden.yalnız sı­ nırsızlığını değil. II. İşin şaşılacak yanı göre­ neklerimizin gerekli saydığı bir noktaya fırçanın değ­ meden geçivermiş olması bu gizemli başarıyı yaratıyor Sumiye sanatçısı bütün bu küçük becerilerin ustası­ dır. Öncelikle Japonya için geçerli olan şey bu sonsuzluk duyarlığının uyan­ dırdığı yalnızlık duygusu diye tanım layacağım ruhsal durumdur. ilersinde şeyleri akla getirdiğinden insana tam anlam ıyla doygunluk ve kıvanç verir.masını gerektirmediğinden ve özgürlük düzensizlik de­ mek olduğundan Sum iye’de her zaman beklenmeden birdenbire ortaya çıkıveren bir şey vardır.akla getirir. isteyerek yapılmış gibi hiç bir şey sıntm az. Bu duygu daha çok Japondur. devinimle dolu oluğunu . İnsan bir yerde bir çizgi ya da belirli bir koyu karartı beklerken bunların bulunm ayışı düş kırıklığı nedeni olacağına. bilerek. Zen’den alır. olanların ötesinde. boyu yüz elli. Onun için re­ sim konusunda Japonya’yla ilgili olarak söylediklerim olduğu gibi Çin için de geçerlidir. B u ruhsal . Öylesine ustalıklı olarak bunları yapar ki yapı­ tında yapay olan. yu ­ varlanmış olanlar zamanın sonsuzluğunu . EDEBİYAT : HAİKU Sum iye’yle Zen arasındaki ilişkiden söz açmışken şimdi de sözü sonsuzluk duyarlığının uyandırdığı yal­ nızlık duygusuna getirm ek istiyorum. yüz altm ış santimden daha büyük olmayan dört köşe bir kâğıt parçacığı bütün evreni içine sığdıracaktır. Zen’in Uzak-Doğu resim sanatı üstündeki etkisi yalnız Japonya’yla sınırlandırılam ayacak kadar yaygındır. Bu amaçsızlık yaşam ını Sumiye. bir yandan da yaşam la. Y atay fırça vuruşlar uzayın uçsuz bucaksızlığm ı.

Ateşli bir doğa aşı­ ğı . Orada yeşil otların bitmesine olanak veremeyen bir kum çö­ . Her şeyi olanca çıplaklığıyla ortaya koyuyor.yeti­ neceğim. İşin gerçek­ ten sevinilecek yanı o zam anlar demiryollarının olma­ yışı. Bilim in kötü yanı zihinde yeni yeni esinler uyanm ası­ na olanak vermemesi. Çağdaş bilimsel çözüm­ sel (analytic) yöntem ortada aydınlığa kavuşturulm a­ mış bir gizem bırakmıyor.durumla ya da eğer böyle denebilirse bu sanatsal eğeyle anlatm ak istediğim şey Japonya’da herkesçe «Sabi» ya da«Wabi» (veya «Shibum i») diye bilinen şeydir. Yaşam ını Japonya’nın bir ucundan ötekine dolaşarak sürdürürdü. özellikle on yedi hecelik «HaiJcu» diye adlandırılan şiirlerden söz etmekle. Bu tür şiir Takugaw a döneminde hele B asho’dan (1643 . Bu olabildiğince kısa. şiirsellik gidiyor. Yaşam ın şu katı gerçekleri dediğimiz şeylerle sü­ rekli olarak karşı karşıya olm ak zihnimizi kemikleşti­ riyor. bilimin egemen olduğu yerde imgele­ me gücü geriliyor. Çağdaş kolaylıkların. Ben burada yalnız edebiyattan.1694) son­ ra çok gelişmiştir. şiirsel anlatım biçimi Japon dehasının pek özel bir ürünüdür. rahatlıkların şiirle çok iyi bağdaştığını söyleyemezsiniz. Şimdi bu tür duyguların topunu birden anlat­ mak için Sabi deyişini kullanarak bu konuda birkaç söz söylemek istiyorum.bir tür doğa ozanıydı. çay töreninde olduğu gibi edebiyatta da kendini açığa vuran bir öğedir. Basho bir büyük şair gezgindi. «Sabi» bahçe mim arlığında. Şiir ve Haiku’ya gelince on­ lar gizemlerin olmadığı yerde pek başarılı olamazlar. Yum uşaklık kalmıyor.

Resmi ya ­ panın kim olduğunu unuttum . böylesine tıkıştırılıp sı­ kıştırılmış değildi. Bu kısa ömrü üzün­ tüsüz sıkıntısız da olsa kapalı gözle geçirmek bizi bu sonsuzluk duyarlığının* yalnızlığından yoksun bırakır. Y a ­ payalnız olm aktan duyulan bir bunaltı da değil. Gerçekten birçok şey­ ler esinlendiren bir resim bu. insanı yaşam ın anlamı konusunda düşüncelere götürür. Basho’nun çağında yaşam daha böylesine şiirsellikten yoksun. Saraya bağlı savaşçılık görevinden ayrıldıktan sonra yaşam ını yolculuklar yaparak. Japonya’da yolculuk yapmışsanız yol kılığıyla yapayalnız Fuji dağına bakan bir keşiş resmi görmüş olduğunuzu sanırım. Bir tür m utlağın gizinin tadını tatmak.lüyle karşılaşıyoruz. her tü rlü yaşan­ tıyı tatmak.1334) ustala­ rından Saigyo öncülük etmiştir. Aslına bakacak olur­ sanız yaşam da bir bilinmezden ötekine bir yolculuk değil mi? Payımıza düşen altmış yetmiş ya da sek­ sen yıllık ömrümüzde. için yeterliydi. pamukludan yapılm ış çuval gi­ bi bir çul şair için çevresinde dolanmak. bir kamış sopa. Saigyo da gezgin bir keşişti. Saigyo’nun bu durumu dile getiren şiiri şöyle : . çok rah at olun­ ca yolculuğun ruhsal anlamı yok oldu. Belki buna duy­ gusallık diyebilirsiniz am a yolculuğun uyandırdığı bir tür yalnızlık duygusu vardır. eğer elimizden gelirse gizlerin örtülerini kaldırm aya çalışıyoruz. kaybolmuşluk duygusu değil. Yolculuk çok kolay. gönlünün çektiği. Bu yaşantıların çoğunluğu da ilkel bir yolculukta karşılaşılacak güçlüklerin geti­ receği yaşantılardı. özellikle insan yaşam ının gizemli yalnızlığını duyuruyor. Saigyo bir Budist keşişti. şiir yazarak ge­ çirdi. hoşuna giden köyde kalmak. Bu yalnızlık duygusu öyle bir umutsuzluk. Basho’ya Kam akura dönemi (1186. Bam bu kamışlarından yapılm ış bir kulübe.

akarsular daha saydam olur. nelerle uğraşıyorsun?» diye sor­ muş. argın yuvalarının yolu­ nu tutarlar.» diye yam t vermiş. .Rüzgârla savrulan Fuji dağînın dum anlan İlerlerde yok oluyor. Akşam lan kuşlar günlük uğraşlarından yorgun. İşte bu sırada yalnız bir yolcu. Sonbaharın başlarında arada bir yağm ur yağm aya başlayınca doğa 'tam olarak son­ suzluğun yalnızlığını yansıtır. Basho «Son yağm urlardan sonra yosunlar her za­ mankinden daha yeşil oldu. gö­ receli dünyanın ötesinde insanın yazgısını sakin sakin zihninin gözüyle seyredebileceği bir yere ulaşm ak özle­ mi yok mu? Basho ustası Buccho’nun yanında Zen eğitim ini sürdürürken bir gün ustası Basho’ya gelip «Bugün­ lerde neler yapıyorsun. insan ya ­ şamının yazgısını düşünmeden edemez. Doğa insanın iç durumunu etkiler. Ağaçlar yaprak döküp soyunur. Onlarla sürüklenen düşüncelerimin yazgısm ı kim bilebilir? • Basho bir Budist keşiş değildi ama Zen’e yürek­ ten bağlı bir kimseydi. dağlar daim keskin daha yalın bir görünüm alır. Basho şöyle sesleniyor : «Bir yolcu Bırak beni böyle ansınlar Sonbahar yağm uru boşanıyor» Hepimizin çileye düşkün bir kaçınık olmamız ge­ rekmez ama bilmem acaba hepimizde bu görgül. Buccho «Budizmde yosunların yeşilliğinden daha önemli bir konu yok mu?» diye sorunca da.

ciddiliğini bozdu. Sonuç bize kalıt olarak bıraktığı bir yığın on yedi hecelik Haiku. Ustası Basho’yu ayrıntılardan oluşan bu görece dünyadan daha önde gelen. Her şey bir bilinmezlik bir gizemler uçurumundan geliyor. Yaprak dökmüş kuru bir dal Üstünde bir karga tünemiş Şu sonbahar akşamı. Başka bir H aiku'da. Bu sözlerin Haiku’nun tarihinde bir dönüm nok­ tası olduğu söylenir. ufacık bir aralık bulabiliriz. her şeyin ardındaki son ve kesin gerçek konusunda ya ­ nıt bulmaya zorlayınca eski havuza atlayan bir kur­ bağa gördü. asıl kaynağını yakalayıp kav­ rıyor. Yapayalnız bir kara karganın kuru c’ alın üstünde tünemesinde kuşkusuz insanı Ötelere gö­ türen bir şey var.Basho’nun yanıtı «Suya bir kurbağa atladı sesi­ ni duydum» olmuş. . Biçim yalınlığı her zaman içeriğin önemsizliğini gerektirmez. dünyayla ilişki kuran zihnindeki bütün ruhsal durum ları izliyor ve yaşam ın asıl özünü. Basho bu sonsuzluğun duyarlığının uyandırdığı yalnızlık duygusunu dile getirm iş bir şa­ irdir. Uçurumun görünümünün bizde uyandırdığı duyarlığı ortaya koyabilmemiz için yüzlerce dizelik bir şiir yazmamız gerekmez. Biz her çeyin içinden bu bilin­ mezlik uçurumuna bakabileceğimiz ufacık bir yarık. daha önemli olan. Sanatçı ora­ da öyle oturup sürekli oluşum içinde olan. B ir duygu en yüksek noktaya erişince söyleyecek söz bulamaz. Haiku’lar Basho’dan önce ya ­ şamla ilgisini yitirmiş sözcük oyunlarından başka bir şey değildi. Onun havuza atlayışından çıkan ses du­ rumun bütün ağırlığını.

Fırçasının aracılığıyla ortaya koym aya çalıştığı şeyler. Japon sanatının bütün gizi zihnimizi yeni esinlere. Fırça vuruşları. Belki de içlerinden geçenleri n a sır anlatacaklarını ken­ dileri de tam olarak bilemiyorlar. Belki on yedi hece bile çoktur. Kuşkusuz Japon sanatçısı duygularını en az fırça vuruşuyla ya da en az sözcükle anlatm a eğiliminde Zen yolundan etkilenmiştir. yapıtlarına bakan kimseler fırça vuruşlarını hangi yönden izlerlerse izlesinler sanki maddesel değilmiş gibi bir görünüm verecek kadar ile­ ri giderler. ya da fırçalarıyla yaptıkları açıklıklar koyuluklarla anlatm ak istedikleri şey her­ hangi bir nesne. Eğer ressamın çizgileri. Bu yaptıkları şey sanat olmayabilir. koyuluklar. kendisini derinlemesine duygulandıran şeyler. Her şey açık açık anlatılm aya çalışılınca esinlere. in­ san resimleri. Y a bir çığlık atıyor­ lar ya da bir fırça sallıyorlar. Çünkü hiç bir sözcük o noktayı anlatm a­ ya yetmez. olabilir. Bazı sanatçilaı-. yeni yeni şeylerin zihnimizde doğmasına ola­ nak kalmaz. ellerinden geldiğince anlaşılmaz olmaya ça­ lışırlar.susar kalırız. «önemli olan yapıtına egemen olan ruh durumunun iyice anlaşılıp değerlendirilmesidir. şöyle ya da böyle olmasının kendileri için bir farkı ol­ m adığını söylerler. Gerçi bu biraz aşırı bir görüştür. tepeler. kuşlar da olabilir. yaptığı açıklıklar. çiçekler ya da başka şeyler de olabilir.» B u bakımdan Uzak-Doğulu sa­ natçının biçim konusunu önemsemediği açıkça görü­ lüyor. bazen de sanatçının am açladığından bütünüyle deği­ şik biçimde anlaşılıp değerlendirilecekse böyle bir re­ sim yapm aya kalkışm anın anlam ı ne? Belki sanatçı buraya şu eklentiyi yapm ak isteyebilir. çünkü bu yaptıklarında sanat yok. Varsa . yeni duygu ve düşüncelere açık tutmasıdır. benekler resme bakanların her birisince başka türlü ve .

Genelleştirilm iş şeylerse içgüdüsel gücünü yani istenç gücünü (will-power) yitirir. III. aklı da içeri alır.bile böylesine ancak çok ilkel bir sanat denebilir. yap­ macıksız içtenlik özlemi kalır. sanki hiç sanat yok­ muş görünümüyle . Ö teki Budizm okullarındaki kavram sallık eğilimine tam bir karşıtlık içinde Zen’de yaşam ’a verilen önem her zam an temel öğedir. sezgiye dayalı olmak koşuluyla bir ölçüde. Zen.sonsuzluğun uyandırdığı yalnızlık duygusunu ortaya koyabildiği zaman Sumiye ve Haiku’nun özünü yakalam ış oluyoruz. Uy­ garlıkta yani doğallıktan uzaklaşmada ne kadar ileri gitmiş olursak olalım her zaman içimizde doğallık. Bütün sanatsal çabala­ rın ardında gizlenen hedefin bu olduğu belli oluyor. Hele estetik bakımdan Zen’in etkisi öteki Budist okullarından hiç birisiyle kar­ şılaştırılam ayacak kadar büyüktür. Zen’in Japon yaşam ına o kadar kuvvetli etki yapm asının ne­ deni budur. K ılıç kullanm a sanatında ustalığa erişmek K a ­ m akura döneminden başlayarak Japonya’daki egemen sınıfların başlıca uğraşını oluşturmuştur. Bunun nedeni Zen’­ in kavram larla ilgilenm ekten çok doğrudan yaşamın gerçeklerine eğilmesindendir. K IL IÇ KULLANMA SANATI Budizmin çeşitli okulları içinde en çok Zen okulu Japon yaşam ını etkilem iştir. Japonya’da bu sanat olağanüstü bir ilgi görmüş ve birçok değişik . düşünceleri uyandırıcı niteliği. Aklın yaşam la ilişkisi her zaman dolaylıdır. yalnızca istençten oluşmaz. Akıl her zaman için bir genelleştir­ me aracıdır. Ja­ pon sanatının görünümdeki sanatsıziığm m ardında da ne kadar sanat gizli! Anlam ve esin dolu birçok duygu­ ları. .

O dönemde birçok Zen ustaları manevî alanda etki­ lerini yürütm üşler. Ustaların eğitim yöntemleri basit ve dolaysızdı. Budizmin derin ve ince felsefe ko­ nularının ayrıntılı olarak incelenmesine gerek görmez­ lerdi. Ne yapayım?» diye soracak olsa usta hemen gürlüyordu. lik kez K am akura döneminde öteki okullardan bağımsız Zen okulu Japonya’ya tanıtılm ış olduğundan K am akura dönemiyle Zen’in yakın bir ilişkisi vardır. ne de ölüm. bir yandan bilimi aşağılayıcı bir tu ­ tum izlerken gene de bilimin sancağını ellerinde tu ta­ bilmeyi başarmışlardır. Y a da bir as­ ker' gelip «Şu günlerde yaşam ım ın en önemli. Onlar için en önde gelen sorun buydu. Zen kavram ­ larla uğraşacak yerde yaşam ın gerçekleriyle uğraşa mayı yeğlediğinden bu konuya kanca atm aya hazırdı. Sakın arkana bakayım deme!» İşte dere­ beylik Japonya’sında Zen ustaları askerleri böyle eği­ tiyorlardı. onların istedikler her zaman yüz yüze oldukları ölüm karşısında çekingen olmamak­ tı. «İleri yürüm e­ ni sürdür. Bir yandan da Zen ustalarınca eğitilip düzene sokulmak isteyen askerler de çevrele­ rinde kümelenmişlerdir. Hadi bakalım. en bu­ nalımlı olayıyla karşı karşıyayım . Kuşkusuz askerler de öyle derin incelemelere y a t­ kın kimseler değillerdi. Doğum ölüm sorunu konusunda aydınlanm ak isteğiy­ le kendilerine başvuran askerlere ustalar büyük bir olasılıkla «Burada ne doğum var. çarçabuk işinize gidin!» Diyorlar böyle söyle­ dikten sonra belki de her zam an yanlarında taşıdıkları sopalarıyla arkalarından kovalıyorlardı.yöntemler getiren çeşitli okullar ortaya çıkmış ve bu okullar son zam anlara kadar gelişmelerini sürdürmüş­ lerdir. Askerler yaşam larında her zam an ölüm tehlikesi içinde olduklarından ve kılıç yaşam la ölüm arasında .

K ılıç kullanma sa(■) Shogun’lık 1868 yılından önceki dönemde dededen. Kuşkusuz eğitim sanatın tekniğiy­ le ilgili değil. Takuan (1573. Zen kokusu vardır. Shogun’a (’ ) kılıç öğret­ menliği yapan Yoğiu Tajima-no-kami (ölümü 1646) T akuan’ın öğrencisiydi. Bunun için Zen’iri bu sanatla pek çok alış verişi olmasına şaşmamak gerekli.. Bu konuda da kılıç ustalığında ol­ duğu kadar ün salmıştı.. Yalnız umursamazlık. Kendinizi m utluluk ülkesinde bulacaksınız. K ılıç ustalığıyla ilgili ünlü bir sözü şöy­ ledir : Havaya kalkmış bir kılıç altında olmak.yazgılarım belirleyen tek silahlan olduğu için kılıç kul­ lanma sanatı olağanüstü bir yetkinliğe. İmparator bir kuklaydı (çevirenin notu). Sizi tirtir titreten bir cehennem azabıdır. Musashi yalnız kılıç ustası değil aynı zamanda bir Sumiye sanatçısıydı. Çok değer verilen resimler yapm ış olan sanatçının resimlerinde bir Zen tadı. aldırm azlık değil. eksiksizliğe eri­ şene dek geliştirildi. Tokugaıoa döne­ minin başka büyük bir kılıç ustası Nitoryu adı verilen okulun kurucusu Miyamoto Musashi’ydi (1582. babadan oğula geçen başkom utanlık görevidir. . Bu görevi üstlenen kimse Ja­ ponya’da gerçek Devlet Başkanlığı görevini yapıyordu. kılıç ustasının geliştirmesi gerekli zihin­ sel tutum la ilgiliydi.1645) Zen dünyasında Takugava döneminin en büyük ustalarından biridir. Takuan onu tam bir Zen eği­ timinden geçirmişti. Ama korkmadan ileri atılın. bir yan­ dan da Budizmde benlikten annm a diye nitelediğimiz bir kendinden vazgeçme durum u. Bu eğitimi anlayışlı bir biçimde izleyebilmesi için ünlü öğrencisinin manevî alanda da bir hayli yol alması gerekmiş olmalı.1645).

estetik konusunda olsun ve bir de­ receye kadar akılla. Coşkusal açıdan bu durum çeşit çeşit üzüntülere. düşünceyle ilgili konularda olsun derinlemesine Zen’in girdiği yer işte burası. bireysel bi­ lincimizin çevresinde oluşur. Japon’un zihninde «Muga» da vMushin» de her .Benliğin kö­ künü kurutm ak gerekli : Ancak böylelikle bilinçdışı başlangıçta sahip olduğu özgür yaratıcılığa yeniden kavuşmuş olabilir.Benlik düşüncesinden kendimizi kurtarm am ızı öğüt veriyor. toplumsal ya da uygulam ayla ilgili konulardaki bütün büyük işler doğrudan bilinçdışının etkinliğiyle oluşan sonuçlardır. gürültüsüz bizim görgül.Benlik varmış gibi değerlendirir. Benlikten arın­ m aktan amaç dikkatimizi bu gerçeğin üstüne çevir­ mektir. Ruh . İç barışı en kolay yoldan yeni baştan elde etmek için Budizm. te­ dirginliklere neden olur.ahlâk konusunda olsun. Böylece oluştuktan son­ ra da bilinç onu sanki özgür. koşulsuz ve sonsuza dek sürekli bir Ruh . Bilinçdışı sessiz.hatm in dinsel bakımdan önemi işte buradan geliyor. bütün üzüntülerimizin tedirgin­ liklerimizin sürekli kaynağı olan bu Ruh . uy­ gulam a yollu olsun. Yalnız manevî yaşam la ilgili olan büyük olaylar değil. Başka bir yerde de söylemiş olduğum gibi Budizm öğretisindeki benliğin yokum sanması bilinçdışı felse­ fesini açıklam ak için kolaylık sağlayan bir yöntemdir. Büyük dediğimiz bütün şeyler bizim doğrudan bilinçdışından destek aradığım ız durumlarda başarılabilir. ahlâksal. Bu yapışkan sarm aşıktan kendimizi kurtarm ak. Japon halkının yaşam ına . Yaşam çekilmez bir durum alır. Ama bilincimizde bu düşünce kök saldı mı bilincimizin öz­ gürce çalışma etkinliği dört bir yandan engellenir.

kendini beğenme türünden olanı hemen manevî bakım dan başarının değerini indirir.ikisi de aynı anlamı karşılar (2) . Biz içgüdümüzle doğrudan bilinçdışının etkinliğinden gelmeyen başarı­ lara değer vermeyiz. özellikle ken­ diyle kurumlanma. kendine özgü değişik bir çekiciliği var­ dır. Bilinçdışının etkinliği gerçekleşir. başaram ayacağım di­ ye kaygı duyulması da başarıyı kuşkulu bir durum a dü­ şürür. Sankskritçe anatmya ve açıtta. B u tür bilgelik pek uzun uygu(2) Çince W u-w o (Benliğin-yokluğu) ve Wv. T akuan ’m Yogiu Tajima-no-kami’ye kılıç kullan­ ma sanatı konusunda öğrettiklerinin özeti şöyledir : «Kılıç kullanm a sanatında en önemli olan şey ‘ye­ rinden oynatılam az bilgelik’ diye adlandırabileceğimiz bir zihinsel tutumdur.-hsin (Zihnin-yokluğu). Bu çekiciliğin bilinçdışının etkisinden geldiğini hemen anlarız. «Muga» ya da «Mus­ hin» ya da zorlamasız oluşum sanatta varılm ak iste­ nen en ileri aşamadır. . Gerçi özbilinçliliğin olmayışı başarının büyüklüğünün güvencesi sayılam az ama kendinin bilincinde olmak. Yalnız bu da değijT başaracağım. duygusu kalmaz. Başarıya her zam an birbirinden ayrılmamacasına benlikten bir şeyler bulaşmıştır. Japonya’da her tür sanatsal yöntemin amacı bilinçdışına biçilen bu büyük değer üstünde dü­ ğümlenir. Bilinçdışından geleniyse ahlaksal yargıları aşar. Bir kimse «Muga» du­ rumuna erişince «Mushin» durumu da kendiliğinden oluşur. Aynı zam anda bu yöntemler bilinçdışının e t­ kinliğini çoğaltm aya da çalışır. Herhangi bir işin başarılmasında insanın kendi benliğinin bilinçliliğinde olması yolu tıkayan büyük bir engeldir. «Muga» öyle bir esrime (ecstasy) durumudur ki bu durumda «ben bunu yapıyorum».

Eğer iki hareket arasında kıl payı kadar bir zam an açıklığı kaldıysa zihin işe karıştı demektir. Elinizi çırpar çırpmaz ses hiç duraksamadan çıkıyor. Duraklarsınız. düşünüp taşınm aya kalkarsanız ona öl­ dürücü vuruşunu yapabilmesi için pek m utlu bir fırBât vermiş olursunuz. Ses çıkm ak için önce şöyle bir durup düşünmü­ yor. düşünceler ara­ ya girmeden karşı atılmamızı yapabilmeniz için zihni­ niz özgür kalmalıdır.lam alı eğitimden sonra sezgi yoluyla kazanılır.» «Bu zihnin işe karışm ası diye adlandırabileceğimiz tutum Zen’de de kılıç kullanm a sanatında da en önem­ li noktadır. hareketliliktir. Bütün sorun ona böyle bir olanak vermemektir. Eğer düşmanın sizin k ı­ lıcınıza vuran kılıcına dikkatiniz takılıp kalırsa he­ men ondan sonraki atılım ı sizin yapm anız fırsatını k a ­ çırm ış olursunuz. Bunun anla­ mı merkezi hep durağan durumda kalan en yüksek derecede canlılık. Bilinçli zihin işin içine girmeden bir hareket ötekini kovalıyor. Eğer düşma­ nınızın kılıcını üzerinize indirmek üzere olduğunu gö­ rür de afallar. her nereye yö­ neltm ek gerekiyorsa oraya. Burada hiç bir aracı yok. Siz düşmanın elin­ deki kılıcın hareketlerini izlemelisiniz. Zihin en üst düzeyde bir uyanıklık içinde dikkati gereken her yöne çevir­ meye hazır durumdadır — sağa. Savunm anız bir anlık gecikme olmadan saldırıyı karşılamalıdır. Düşmanınız atılım ını yaparken siz de atılımınızı yapm alısınız ki onun atılım ı yenil­ giyle sonuçlansın. Düşmanınız kılıcını üzerinize indirip sizi biçmeye hazırdır. düşünürsünüz ve böy­ lece kararsızlığınız sürer gider. sola. aslında savunma ve saldırı diye birbirinden ayırabileceğiniz iki türlü ey­ . ‘Oynâtılam azlık’ bir kaya gibi ya da bir kütük gibi kaskatı ağır ve cansız olmak anlam ında değildir.

. Sizin vakit yitirmeden yapacağınız eylem kesinlikle düşmanınızın kendiliğinden yenilgiye düşmesiyle sonuçlanacaktır. Bodhisattva’lığın as­ . Bilgelik aynası. zihni işe karıştırm adan sürdü­ rülecek. Olayla yaşam sal ilişki­ si olmayan bir yerden gelsn bir kesintiye olanak verdi­ niz mi durum üstünlüğünüzü ya da eşitliğinizi yitird i­ niz demektir. en kısa zamanda yapm ak isteği biçiminde alınm am alıdır. yaşam -gücünün ke­ sintisiz eylemini anlatm aktır. İş­ te kılıç ustası bü zihinsel tutum u geliştirmelidir. duraksamayan. araya girm e­ yen bir zihne büyük değer biçilir. İçimizde öyle kıpırdatılam az. Kuşkusuz bu yapacağını çarçabuk. karşısına çıkanları aynı zam anda ve birer birer yansıtıyor ama kendisi değişmeden. yerinden oynatılam az bir şey var ki aslında karşısına çıkan şeylerle aynı anda ve birlikte oynadığından hep durağan durumda kalıyor. Ustaya ‘Budizm’deki en son ve en kesin ger­ çek nedir?* diye sordukları zaman biran duraksam a­ dan ‘çiçek açmış bir erik dalı. zorlamasız anabhogacarya) ya da isteklerden arınmış bir yaşam (apranihita). yerinden oynamadan kalıyor. Amaç hareketin aynı anda oluştuğunu.» Anlaşılan kılıç ustası olmak için gerekli olduğu an­ latılan yaşam biçimi. Eğer bununla anlatılm ak istenen çabuk­ luksa çok önemli bir yanlışlık yapılıyor demektir.lem olmamalıdır. Eğer sizde böyle bir istek varsa bu isteğin. işe karışmayan.’ ya da ‘avludaki servi ağacı’ diye ya n ıt vermiş.» «Zen’de sık sık şimşek çakmasından ya d a iki çak­ mak taşının birbirine sürtmesinden çıkan kıvılcım lar­ dan söz edilir.varlığı bile düşüncenin işe karışması olarak nitelenmek için ye­ terlidir. Zen'de ve kılıç kullanm a sanatında tıpkı ırmağın akıntısıyla kayıp giden bir ka­ yık gibi.

incelik. Sanat açısından bakınca buna sanatsız sanat ya da yapm acıksız sanat diyebili­ riz. ÇAY TÖRENİ Konuyu k a p a tırk en . «İnsanlar en yüce gerçeğin yerine iyilik ve doğruluk diye yapay şeyler yaratırlar. Bu duy­ gu. İster sanat­ ta. ev döşemesi ve yaşam biçimi. no-dansı. özgürlük. şiir ve bunun gibi çok sayıda sanat kollarında «Sabi» adıy­ la anılır. kalıpların dışına çıkmak. bir yandan içli dış­ lılıkla bir yandan çok garip bir biçimde araya bir açık­ lık koym aya özen göstermek. ya da ister iç barış. bütün olanakları gerçekleşir. ister hareketli.» ya da «Dingil oynama­ dığı için araba tekerleğinin çubukları döner. bahçe mimarlığı. günlük işlerin olağanlığı­ nın içimizin en derin yerinden gelen aşkın duyguların sisiyle seçkin bir biçimde kaplanm ış olması gibi öğe­ leri içerir. . Lao-tsu’nun ardılları biraz çelişkili olarak. eylemle dolu bir yaşam da olsun. iç suskunluk içinde. doğallık. ister şiirde olsun.» diyecekti. Bütün bu sözlerle anlatılm ak iste­ nen şey yaşam ın ağırlık m erkezinin kımıldamadan du­ rağan bir durumda kaldığını göstermektir. yaşam la ilgili bütün etkinliklerde bu durum elde edilebildi mi insanın bütün yetenekleri. çay töreni. ister öğrenimle geçirilen. eylemlerinde de yaşam ın­ da da belirgin bir biçimde açığa çıkar. Konfiçyus buna «Gökler ne derse desin! Yerler ne derse desin! Mevsimler gelir geçer.lı da işte böyle bir yaşamdır. Sonsuzluğun duyarlığının uyandırdığı yalnızlık duygusu (Vivikta-dfıarma) Zen ruhunu tam yansıtan bir duygudur diyebiliriz. gi­ yim kuşam. çiçek düzenlemesi. ekinler de büyür.» gibi söz­ ler söyleyeceklerdi. IV. Bu ruhsal durum sadelik. ister dinde ya da sahne oyunla­ rında olsun.

üzeri saman saplarıyla örtülmüş alçak ve hiç bir özelliği olmayan bir kulübe karşınıza çıkar. . Çatı destekleri öyle üstleri dümdüz. Öyle çok göz alıcı olmayan gösterişsiz bir çiçek. da beş konuğun ilgisini çeker Şimdi döşemenin ortalık yerindeki dört köse oyuk içindeki ateş üstünde bir sacayağına konmuş çaydan- (3) İpek ya da kâğıt ü stüne yapılmış Japon duvar resmi (çevi renin notu). B ir buhurdanda yakılan günlük si­ nirleri yatıştırıcı bir etki yapar. Rastgele serpiştiril­ miş iri yassı taşların bittiği yerde son derece gösteriş­ siz. örneğin çok fazla gölge vermeyen çam ların çev­ relediği bir kayanın altında açmış küçük beyaz bir zambak. yarı karanlık bir odadır. Giriş ye­ rinde bir kapı yerine bir aralık vardır. dünya işlerinin sıkıntıla­ rını unutup bir fincan çay yudumlamak için oraya çağrılmış olan dört ya . Böylece güzelliği daha da artmış olan bu gös­ terişsiz çiçek.Bu söylediklerimi daha da açıklıkla ortaya koya­ bilmek için çay töreninin asıl yeri olan Daitokuji Zen Mabedinin çay odasını anlatayım . T avan bazı yeri daha alçak bazı yeri daha yüksek düzensiz yapıdadır. Bir kö­ şedeki girintide eski görünümlü üzerinde el yazması yazılar olan bir kakem ono (3) ya da Sumiye türünden bir resim vardır. Bir vazoda tek bir sap çiçek vardır. Genellikle doğal görünümlerini korurlar: Bir süre içerde kaldıktan sonra gözleriniz karanlığa alışınca oda biraz daha aydınlanır. İçersi üç buçuk metrej'e üç buçuk metre. pürüzsüz duruma gelene dek ren­ delenmiş de değildir. konuk o ara­ lıktan geçebilmek için üzerindeki her türlü takıntıları yani derebeylik döneminde bir sam urai’nin her zaman üzerinde taşıdığı büyük ve küçük kılıçlarını çıkarm a­ lıdır. üzüntülerini.

Dostlarla bir fincan çay içip büyük bir olasılıkla duvar girintisindeki Sumiye çiziktirmesi konusunda ya da çaydanlık takım larının esinlendirdiği sanatla ilgili bir konudan söz etm ek zihni yaşam ın günlük sorun­ larından. didişme. boş heveslerle dolu olan bu dünyada göreceliğin sınırlarını aşıp. İn ­ san buıada dağ başında bir kulübedeymiş ve kendi­ sine yoldaşlık edip avutacak çamıarm sesiyle beyaz bu­ lutlardan başka bir şey yokmuş gibi bir duyguya kap­ tırır kendini. anlamsız şeylerle. sıkıntılarından kurtarm akta çok başarılı bir yöntemdir. dingin havasını arttırır.lıkta kaynayan suyun sesini dinleyelim. Bu işten anlayan kimseler çok yerinde olarak bu sesi çam lıkta esen meltemin sesine benze­ tirler. şöyle bir göz ucuyla da olsa sonsuzluğa bakabilecek gösterişsiz basit bir köşe bulabilmek gene de önemli bir şey sayıl­ maz mı? . Çekiş­ me. işada­ mı da hiç bir zaman aklından çıkaram adığı para ka­ zanmakla ilgili düşüncelerinden kendini sıyırır. Savaşçı günlük savaş uğraşlarından. Bu ses odanın sakin. Ses ağır demir çaydan­ lıktan gelir. Ses aslında kaynayan suyun sesi değildir. boş.

.

41 Çağdaş sanat. 51. 8 Basho. 121. 19 Döken (Tao-ch’ien). 110 Elmas Sutra. 123 Bulaşıkların yıkanması. B a k : Joshu Chao-pien. 25 Bodhi-Dharma. 26. 8. 85 Coşumculuk. 81 Chao-chou. 97. 79. ulusal öğret­ men. 132 Ananda. 87 Dört soylu gerçek. 109 B arrett. 77 Andreyev. 48. 80 Ekam uhurtena. 8 Dharm akaya. 123 Baso (M a-tsu). 84. Claud. 37 A nuttara-sam yak-som bodhi. 81. 99n Dharm araksha. St. 58 Chu (H ui-chung). 41 Anabhagacarya. 77 Doğu Felsefesi. Thomas. 83. 26. 26. 74 Chih (Biliş). 132 Asa. Buccho. 87. 62 Aristo. 91 El Yazması. Meister. 38 Dualism. 82.Akılcılık. 75 Dhyana. 87 De Profundis. 64. 132 Bokuju (M u-chu). Leonid. 102 Chosa’li Shin. 118 Field. 26 Apranihita. 15. 104 Eckhart. 97n Godel. William. 52. 84. 107 Chien-hsing. 28 . 70 Aquinas. 81n G anto (Y en-tou). 99. 39 Descartes. 78. 91 Batı geleneği. 42 Avatamsaka Sutra. 83. 53. 57. 73. 122. 63. 102 Bodhisattva. 15. 30 Daiye (Tai-hui).

128 No-dansı. 133 Lawrance. 39 Miao.Goroku. 93. 74 Kişisizlik. 57 Hossu. 96. 91 İkicilik. 25. 59 Nitoryu. 82. 30. 122. 95n Kyogen (Hs:an-yen). 48. 77. 90. 98 Joyce.Upanishad. 94. 97n Koho (Kao-feng). 129 N angaku (N an-yueh). 90 Orategama. 16. 25.124 Hakuin. 121 . 87. 73. 37. 108 K uatz. 84. 48. 41. 27. 85. 81 Mushin. 73. 102n Miyamoto Musashi. 105 K utsal-R uh (Ruhül K udüs). 58 N ishiren. James. 28 Hinayanist.. 106 Koan. H. 98 Muga. 31 K ai-w u. 127 Kant. 19. 81. 27 Kavramsallık. 104 indeterminism. 93n. 94 Goso Hoyen. 28 İstenç. 134 K am akura Dönemi. 95. 128 Mu (Ç ince: Wu). 95 G üçlülük İstenci. 96 . 36. 62 H uang-m ei (Beşinci Pir). 84. 31 M ahaparanirvana Sutra. 95 Kcnfiçyus. 96. neng (Yeno). 74 Hyakujo Nehan (Pai-chang Nieh P ’an). 19 Kena . D. 18. 92 Nansen (N an-ch’uan). 26. Martin. 31 Jung. Budişt Okulu. 77. 72 Meditasyon. 62n. 70 Kakemono. 104 K utsal Kitap. 89n Keshimyakuron. 133 K shanti (sabır). 47. 81n Hayırsız evlâdın dönüşü. 64 Hokoji (P ’ang-yun). 53 Hyakujo (Pai-C hang). Immanuel. 77 Hui K ’e. 19. 97 Hasan Basri. 16. 25. 133 No-rrund. 42 Heidegger. 104 Mencius (M eng-tse). 31. 75 Mahayana. 65 Jinshu (Shen-hsiu). 62 O baku (Huang-nieh). 71. 44 Nietzsche. 46. 86 Lao-tzu. Friedrich. G.. 105 Hegel. 129 Mumun üflenmesi. 29 Haiku. 126. 93. 126 Jimyo (T ’zu-m ing). 31 Nyoi. 73 Joshu (Chao-chou). 28. 15. 93. 109 Hsing. C. 78. 96. 93. 29 Nirvana. 29 Heisenberg. 102 Hui.

Jean. 73 Tun. 105 Vajracchedika S utra sutrası). 128. 17. 113-120. 83. 100 T’ang soyu. 17. 31 Zihni silme. 63. 91 Trance. 135 Sung soyu. 128 Tai-hui. 47. 60 Yaşama sanatı. 26 W u-hsin (Zihin yokluğu). 86. 62 Shogun. 91. 65 Y e-ryo (H ui-leng). 8 Pitagor. 130n Yamato-damashi. 17. John. 48. 47. 128 Shoshitsu. 105 Saigyo. 93 Sotobo (So-tung-po). Bak : Jinshu. Tai-gi. 63. 73. 29 Prajna. 82 Ulysses. Paul. 93n. 90. 113. 39 W hitehead. 120n W u-wo (Benliğin yokluğu). 95n Rinzai Zen Okulu. 85. Alfred. 109 Uçan yaban kazları. 27 Tokuşan (Te-shan). 121 Shippe. 104 Paulhan. 16. 134 Satori Açılımı (K ai-\vu). 109 Schibumi. 101. 41 Ruh-Benlik. 74 Shujva (Asa ya da sopa). 31 Üçüncü göz. 13 Pantheism. 73. 73 Tao. 90 Schopenhauer. 62 Yisan (W ei-shan). 64 Rinzai (Lin-chi). 16 Zensho (Shan-hsing). 26. 129 Rusk in. 107 Takuan. 18 Yengo. 62 Setsugan (H sueh-yen). 128. 28. 46. 47. 121. 62n. 86 Yogiu Tajim a-no-kam i. 51 Shen-hsiu. Oscar. 81 Sabi. 16 Romantizm. 104 Tillich. 23 Seigen İshin (Ch’in-yuan). 52 Samurai. 130 Zazen. 48. 31 . 81 V ivita-Dharm a. 122 Samsara. 102. 64. 50 Sumiye. 36 V ajra-Sam adhi. 28 Platon. 84. 93. 75 Zihinsiz olma. 95 Pratyekabuddha. 133 Saddharm apundarika. 81. 31 Zihnin yokluğu. 133 (Elmas Wabi. 121 Wilde. 104 Tai-i. 82 Ummon (Y un-m en).Özgür Çağrışım. 130 Takugawa dönemi. 134. 96. 55 Ryutan. 121.