You are on page 1of 253

Karl Marx

Felsefenin
Sefaleti

AYlNLARI

FELSEFENIN SEFALETI
KAR'L MARX

FELSEFENiN SEFALETi
M.

PROUDHON'UN SEFALETiN FELSEFESi'NE CEVAP

KARL MARX
ÇEViREN

ERDOGAN BAŞAR

-

Ka-rl M ar x 'ın Misere de la Philoso phie eserını, Erdo ğan B aşa,r Fransızca
aslından dilimize çevirmiş ve İngilizce çevirisiyle karşıla,ştırdıktan sonra,
Sol Yayınl arı tarafından Felsefenin Sef al eti adı
ile Ekim 1966 tarihinde
Ankara'da Ba�n ur Matbaası'nda dizdirilip bastırılmıştır.

İÇİNDEKİLER

7
27

Birinci Almanca Baskıya Önsöz, Friedrich Engel s
Söze Başlamadan, Kar l M ar x

BİRİNCİ BÖLÜM
BİLİMSEL BİR KEŞiF
31

Kullanım değeri

46

Kurulmuş değer veya yapma

86

Değerin nispiliği kanununun uygulanması

86

A. Para

88

B. Artı-emek

ile

değişim değerinin birbirine karşıtlığı
(sentetik)

değer

İKİNCİ BÖLÜM
EKONOMİ POLİTİGİN METAFİZİGİ
115

Metot

116

Birinci gözlem

121

İkinci gözlem

122

"Üçüncü gözlem

123

Dördüncü gözlem

126

Beşinci gözlem

128

Altıncı

134

Yedinci ve sonuncu gözlem

141

gözlem

b-bölümü ve makineler
ve

160

Rekabet

171

Mülkiyet

185

Grevler ve i şçilerin güç; birliği

tekel

veya

toprak rantı

E
V.

K

L

E R

199

Karl Marx'tan P.

215

Serbest ticaret üzerine konuşma, Kar l M ar x

234

Ekono mi Politiğin El e§tiri sin e Katkı ' dan bir parça

238

Kar l Marx'tan J.

B.

Annenkov'a mektup

S chweit zer'e mektup

KABL MARX Kar l Marx. Engels'in Karl 'Marx'a yazdığı 15 O cak 1847 tarihli mektubundan anlaşıldığı gibi Ocak 1847'de Karl M arx.ınduğu sırada Fransızca Sefaleti. J. Prondhon'un S yste me des Contradictions e conomique :S on Philos o phie de la Misere kitabını okuduktan hemen sonra doğmuştu. Fransa'da sürgün bulı. Kitap. Temmuz 1847'de Briiksel'de ve Paris'te yayınlandı ve Karl 1\'Iarx'ın sağhğında ikinci bir baskısı yapılmadı. Bilimsel sosyalizmin işçiler arasında yayılmasını önleyen M. 5 Mayıs 1818'de Almanya'nın Trier şehrinde doğdu. daha sonra bu kitabına esas olacak bazı derin düşüncelerini belirt­ mişti. artık P. biri. V. 14 Mart 1883'te Londra'da öldü. F. Pro udhon'un görüşlerini. Felsefenin Karl Marx'ın bir küçük burjuva ideologu olan P. Pro udhon'a cevabını hazırlamak iGin çalışmaya başlamıştı. P. . Pro udhon'a karşı yönelttiği başlıca eseridir. marksizmin en önemli ürünlerinden olarak yazdığı. Nisan başında esas itibariyle ta- mamlanmış ve basımevine verilmişti. işçi hareketinin teorik ve da ve bilimsel ve materyalist bir acıdan taktik meseleleri eleştirrnek konusun­ niyeti Kar l M ar x'ın kafasında 1846 Aralık ayında P. J. J. Annenkov'a 28 Aralık 1847'de yazd•ığı mektubunda Karl Marx.

bu esas özel likleri zamanın Fransız sosyalistleri arasında başlıca ye­ ri işgal edecek olan bir adamın görüşlerine karşı çıkar­ mak suretiyle. yol­ ları gittikçe daha fazla birbirinden ayrılmış bulunuyor­ du .BİRİNCİ ALMANCA BASKlYA ÖNSÖZ EL!NlZDEKl eser 1846-47 kışında.]. Paris'te sık sık sabahlara kadar ekonomik sorunları tartıştıkları zamandan bu yana. açıklamak fırsatını verdi. lkisinin. meydana getirilmişti. Marx yeni tarih ve ekonomi görüşünün esas özelliklerini duruluğa kavuşturduğu zaman. Proudhon'un kitabı ' artık aralarmda aşılmaz bır uçu7 . [Marx ve Proudhon'un -ç. Proudhon'un henüz yayınlanmış olan Le Systeme des Contradictions Economiques ou Philosoplıie de la Mi s ere' i ona.

Kapital'de serbestçe kullanmış olmakla" itharn ederken. ete.rumun bulunduğunu göstermişti. Marx'ı kendisinden "çalmakla" ve kendisinin Zur Erkenntniss. Bu mektuplardaki. Herr von Schweitzer'in bu gazeteyi derebeyliğin ve hükümetin dümen suyunda yürütme teşebbüsleri kısa zamanda meydana çıkınca bu durum. Rod­ bertus'un ne bu hücumlan ne de yukarda adı geçen eseri Marx'ın gözüne hiç ilişmiş değildi: Rodbertus hakkında bü­ tün bildiği onun üç Sozialen Briefe'inden (social letters) ibaretti ve bunlan da 1858 veya 1859'dan önce asla bilmi' yordu. Marx'ın Proudhon hakkındaki genel görüşü. Rodbertus'un "Proudhon'un kurulı[Engels. iftiracılığa düşmektedir. tam şu sırada Almanya için. özellikle de sosyalist ve ekono­ mik edebiyat konusunda dikkat çekici bilgisizliği ile açık­ ranabilecek olan bir duruma. ve 18. Schweitzer'e yazdığı 24 Ocak 1865 tarihli mektuba değiniyor. ] . ancak an­ laşılı:namış bir dehanın kederi ve burukluğuyla ve Prus­ ya dışında ·olup bitenler. Bu eser. onarılmaz kopuşu tescil etti. Bu mektubun çevrisi. bir önem taşıyor. o zaman adını bile bilmediği. B. bizi. Marx'ın o gazete için yaz­ dığı tek makaledir. bugünün mev­ ki peşinde koşanlarının gözbebeği (idolü) Rodbertus'a vurduğunu nasıl bilebilirdi? Marx'ın Rodbertus'la ilişkisinin ele alınacağı yer burası değildir. hemen birkaç hafta sonra bu gazeteyle iş birliğiınİzin sona erdiğini açıkça bildirmek zorunda bırakmıştı. Karl Marx'ın J. bizzat Marx'ın önceden katiyen göremediği. Makale. sayılannda çıkmış bulunan ma­ kalede1 bulunabilir.. bu ki­ tapta ek olarak yayınlanan ve 1865'te Berlin'de Sozialde­ mokrat'ın 16. 17. Susmak imkansızdı ve bu cevabıyla Marx. eserini "kendisini zikretmeden. Şimdilik şu kadarını belirtmek yeter: Rodber­ tus. bu kitabın sonundadır. Proudhon'a yüklenirken. bu fırsat şüphesiz çok yakında elime ge­ çecektir.

kapitalist­ ler (kar). bu. Marx. o ülkedeki hemen bütün sosyalistlerin zaman zaman Ricardo teorisinin eşitlikçi uygulanmasını önerdiklerini bilmezlikten gelemez� M. Proudhon'un oku9 . ve bu. böyle bir kuruntu içinde bulunan Proudhon'a ispat ediyor. kısaca · durmak zorunda bırakıyor. haksız yere övünüyor. "İngilteredeki ekonomi politik eğilimini yakından tanıyan herkes. Bunun üzerinde başka zaman duracağım. Ricardo'nun 181 7'de Principles'inin hemen başında ilan ettiği iki önemli teorem [yani -ç. ] 1 o herhangi bir metaın değeri­ nin. Çağdaş sosyalizm. üzerinde ve bu eseri Proudhon'u bilinçsiz de olsa önceden sezdirdiği ve W eitling'in komünizmini hissettirdiği ölçüde.. ] bölündüğü. bi­ zi. onun üretimi için_ gerekli olan emek miktarı tarafından belirlendiği. Ricardo teorisinin böyle bir uy­ gulamasının yeni olmadığını. 2° toplam sosyal emeğin ürünü­ nün üç sınıf arasında : toprak sahipleri (rant). bur­ JUVa ekonomi politiğinden hareket ettiği sürece. fakat sadece Almanya için yeni bir keşif idi. Öyleyse Rodbertus 1 842'de yukardaki bu teoremlerden kendi payına sosya­ list sonuçlar çıkardıysa. İngilte­ re'de 1821'den beri sosyalist sonuçlar çıkarmak için ve öyle derinlikle ve açık seçik olarak kullanılmıştır ki şim­ di artık hemen tamamen ortadan kaybolmuş ve büyük ölçüde Marx tarafından yeniden bulunan bu ede­ biyat. ama burada da ilk kaşif olmakla. hemen sadece Ricordo'nun değer teorisine bağlanır. o zaman bir Alman için el­ bette çok önemli bir adımdı. sadece. onun 'temel' küçük eseri Zur Erkenntniss unsrer staatswirtschaftlichen Zustiinde. ve işçiler (ücret) [olarak -ç.muş değeri"ni Proudhon'dan önce keşfetmiş olmak iddia­ sı. 1 842. çok daha esaslıdır. hangi eğilimde olursa olsun. Her halde. o. Kapital çıkıncaya kadar geçilmemiştir. bu sebeple bu eserin tenkitlerinin kapsamı içine girmiş bulunuyor.

say­ fada gösterir: "Bir metaın değişim değeri [ o metaın -ç. I'i Berlin'de yayınlan­ dı. Rodbertus sevgili Prusya'sında bile rahatsız edilmeden kalamadı. 1859'da Marx'ın Zur Kritik der Politischen Ökononıie. emeğin ürününe ·eşit olmalıdır. O zamanlar Marx henüz British Museum'un okuma salonuna girmemişti. özgül Prusya sos­ yalizminin gerçek kurucusudur ve nihayet böyle tanın­ mış bulunuyor. An Inquiry into the Prin­ ciples of the Distribution of Wealth Most Conducive to Human Happiness. " 2 Ve sadece Bray'den alınan parçalar. sayfasına bakınız. o sadece Manchester'de elde edilebilen kitapları incelemişti. Bray'i konuşturmak­ la yetinelim: Onun dikkat çekici eseri Labour's Wrongs and Labour's Remedy. 1845 yazında İngiltere'de birlikte yaptığımız al­ tı haftalık bir gezi sırasında gördüğü benim kitaplarımın. 1827 . söz ko­ nusu edebiyat 1840'larda asla bugünkü kadar ulaşılmaz değildi. . bunu sadece onun Prusyalı olmasından gelen dar görüşlülüğüne vermek gerekir. Orada. Bir İngiliz komünisti ola� Mr.. Demek ki. T. Bununla beraber. vs.ması ıçın biz şunları analım : Hod·gskin. Buna rağmen. özetlerimin ve notlarıının dışında. William Thompson. 1824. iktisatçıların Ricardo'ya itirazları arasında ikinci itiraz olarak şu görüşün ileri sürüldüğünü 40. Yani emeğin ücre­ ti. R. Oysa. 1839'dan .us'un öncelik iddiasının büyük bir kısmına son ·verir. Edmonds. Rodbert. . 10 . O. 1828. vs. bunlar Rodbertus için hep meçhul kaldıysa. ve daha dört sayfa vs. ] içerdiği emek (iş) zamanına eşit ise bir iş gününün değişim değe­ ri [o iş gününün -ç. durum tersine· 2Bu kitabın 74. Practical Mo­ ral and Political Economy. ] ürününe eşittir. Political Econo­ my. Leeds. Paris ve Brüksel kütüphanelerinin dışında.

hiç değilse Rodbertus'ta henüz muhafaza edilen kaba halleriyle. onun bu sunuşu. o. tamamen imkansızdı ! Marx. birçok hallerde. Öyleyse Rodbertus 1 842'de yaptığı keşiflerinin ger­ çekten yeni olup olmadığına kendisini inandırmak ıçın yeterli imkana sahipti. teoriyle çelişmek bakımından kınanıyor ve burjuva toplumu. gibi ekonomik kategorileri el�ş­ tirmeden ve en küçük bir incelemeye tabi tutmadan. Formülün teorik bakımdan doğru olduğu varsayıldığı için. Ricar­ do'nun değişim değeri formülünü ekonomi politiğe karşı yöneltmişlerdi. her ikisinden çok önce İngiltere'­ de ortaya atılmış bulunduklarına ikna etmek için her ko­ laylığı teklif ettiği 'ondan' . kendisinden önce gelenlerinki g�bi. artı. dış .bu sonuçların. İngiliz sosyalistleri. Bunu yapmak yerine. [keşif­ lerini -ç.dir. ] tekrar tekrar ilan ediyor ve onlara o kadar eşsiz gözüyle bakıyor ki. ondan .: Çekten. ] Ricar­ do'yu çok aşan bir sezgiye ye görüşe yol açmıştır.'' Aynı notta Marx'ın o tarihte bütün kütüphanelerd<? bulunabilen Felsefenin Sefaleti eserine atıf vardı. Rod­ bertus'ta da durum böyledir. Bu. Onun.:değerin kaynağı ve mahiyeti [konusunda -ç. daha sonra sosyalistler yeniden ele aldılar..çalmıştı ! Ri. kendi teorik ilkesinden iddia edilen bu sonuçları çıkarıp uygulamaya davet edili­ yordu. bu düşünceler dizi­ sinde daha önceden ve hiç değilse o kadar iyi bir şekilde söylenınemiş olan bir şeyi sunmadığı bir yana.cardo teorisinin en basit sosyalist uygulaması. hiç değilse bu anlamda. Bu. emek. kafa­ sına hiç girmiyor.. sermaye. Marx'ın da Ricardo'dan kendi sonuçlarını bizzat Rodbertus kadar çıkarabileceği. ger. pratik. yukarda verilmiş alandır. değer vs." Bu konuda şu dip notu var: "Ricardo'ya karşı burjuva iktisatçıları tarafından yapılmış olan bu itirazı.

yani bü­ tün sosyal ürünün. O. kapitalist üretim tarzının her gün gözümüzün önünde yer alan ve gittikçe daha büyük öl­ çülere varan. bu haksızlıktır. dersek. böyle olma­ ması gerekir.göİiinüşlere bağlı. kendi ürünleri olarak işçilere ait olması. fakat görüleceği gibi doğruca ütopyaya götüren yolu. O. sadece kendileri gerçek üretici olduk­ ları için. Biz sadece bu ekonomik olayın. Fakat yukarda alı­ nan pasajında Marx'ın da belirttiği gibi. 12 . bu vakıanın ömrünü yaşayıp tüket­ tiğinin. bizim ahlak duygumuzla çelişme halinde bulunduğunu söylemiş oluruz. · kendisi­ ne açıyor. şekli bakım­ dan. gene de dünya tarihi görüş açısından doğru olabilir. Yığınların ahlak duygusu. doğ­ rudan doğruya komünizme yol açar.kendisini· daha ileri bü­ tün gelişmelerden alıkoymuş olmakla kalmıyor.] önceki vakıanın taşın­ maz ve dayanılmaz hale gelmiş bulunduğunun kanıtıdır. Bu sebepledir ki Marx deVrimci iddia­ larını asla buna değil . bir ekonomik vakıanrn haksız oldu­ ğunu ilan ederse. kaçınılmaz çöküşü üzerine dayandırdı. karşılığı ödenme­ miş emekten ibaret olduğunu söyler. çünkü ahiakın eko­ nomiye uygulanmasından ibarettir. artı-değerin. ekonomik olarak doğru değildir.t bir gerçeği. sadece basi. -64 yıldan beri o kadar sık tekrarlanmış olan bu teoremlerle ilk olarak bir şeyler yapmış bulunan Marx'ın aksine. kaba ve kendisine iktisatçıların aktar­ dığı şekiller içinde benimsemiş olması olayından doğan eksikliği taşır. kölelik veya toprak kölesinin emeği ko­ nusunda olduğu gibi. Öyleyse. bu. bu. Ricardo teorisinin yukardaki uygulaması. böylece. ekonomik görüş açısından şekli bakımdan yanlış plan şey. Fakat. başka ekonomik vakıaların belirdiğinin ve bu yüz­ den [ ömrünü tüketmiş bulunan -ç.· Burjuva iktisat ka­ nunlarına göre ürünün en büyük kısmı. onu üretmiş olan işçilere ait değildir. bu sözlerimizin iktisatla hiç bir ilişigi olmaz.

çok gerçek bir ekonomik muhteva. Bütün kapitalistler için kar haddinin aynı düzeyde eşit hale gel­ me eğilimi olduğu gibi. Metaların değeri. gene de bunlardan birinde yatırılmış bulunan sermaye ötekindekinin iki veya üç ka­ tı olabileceği ve çoğu zaman da olduğu için Ricardo'nun değer kanunu. burada bir çelişme ile. kar haddi bir sanayi girişimine ya­ tırılan toplam sermaye üzerinden hesaplanır. bu­ nunla beraber. Fakat Ricardo'nun değer tanımı. Şimdi ar­ tık iki ayrı sanayi kolunda yıllık üretim eşit miktarda emek ihtiva edebileceği ve bunun sonucu olarak eşit de­ ğerleri temsil edebileceği ve her ikisinde ücretler eşit yükseklikte olabileceği için. bizzat Ricardo'nun da keşfettiği gibi. her zaman ve her yerde kendi değerle­ riyle satılmış değillerdir. Artı-değer teorisinin önemi ve tarihi üzerinde daha yakından dur­ manın yeri burası değildir. bunun pratikteki çözüm yolu Ricardo'ya göre (ch. emeğin değerine indirgenme eğilimi vardır. Böylece. tehlikeli olmasına rağmen. satıldıldığı ve bunun sadece rekabet­ teki değişikliklerin sonucu olmadığı bulunmuştur. I. bütün metaların fiyatlarının da. see. ba­ zan altında . Bu iki sanayi kolunun ürünleri kendi değerleriyle satılırlar­ sa [bu ikisinin -ç. iyi burjuva yüreğinde onu aziz kılan bir niteli- . 4 ve 5) kural olarak 'değer'in sırtından ve kar had­ dinin lehine olur. başka sonuçlar da çı­ karılabilir ve çıkarılmıştır. Ricardo'nun değer teorisinden. üretimleri için gerekli olan ernekle belirlenir.· Öyleyse. Bununla beraber bu kötü dünyada metaların bazan değerlerinin üstünde. bu­ rada eşit kar haddi kanunu ile çelişme haline gelir. Fakat. arz ve talep aracılığı ile. şekli bir eko­ nomik yanlışlığın ardında gizlenmiş olabilir. ] kar hadleri birbirine eşit olamaz. eğer kar hadleri eşitse bu her iki sanayi kolunun ürünleri. iki ekonomik kanunun zıtlığı (antinomie) ile karşı karşıya­ yız .

]. Bir metaın değerinin ölçüsünün emek olduğu bir de­ fa anlaşıldıktan sonra. hukuki ve felsefi ideolo­ jisinin üzerine inşa edilmiş bulunduğu gerçek temeller­ dir.] · sistematik olarak geliştirmiş olması. yanında çalıştırdığı işçilerin ve çırakla­ rın emeği gibi kendi dürüst emeğinin değeri de büyük boyutlu üretimin ve makinelerin rekabeti yüzünden her gün biraz da.ğe sahiptir. fakat bu kanunu et­ ken kılacak ş�rtların yani meta üretiminin ve giderek kapitalist üretimin öteki kanunlarının or-tadan . ve 19. daha önce 1831'de John Gray'in [bu düşünüşü -ç. Başka bir deyişle o. Adalet ve hak eşitliği. eşitsizliklerinin ve imtiyazlarının yıkıntıları üzerinde kendi sosyal yapısını kurup yükseltmek için dayanacağı temel direklerdir. Bu­ nu. Özellikle küçük burjuva. Bu [nitelik -ç. bu temel adalet· ilkesini ismen ta­ nımakla birlikte. mo­ dern burjuvazinin bütün siyasi. 18. 1830'larda İngilte­ re'de pratikte denenmiş ve teorik olarak geniş ölçüde ya­ yılmış bulunması. Bu ütopya -gerçek veya ideal. onun adalet duygusuna. daya­ nılmaz· bir güçle hitap eder. Marx'ın daha önc:e ispat etmiş bulunduğu gibi. iyi bur­ juvanın iyi duygularını elbet derinden yaralar. ürünlerin emek değerietine göre değişiminin tam ve istisnasız ger­ çekleşeceği bir toplumu hararetle özler.çağdaş küçük burju­ va düşünüş tarzı üzerinde çok derin kökler salmıştır. bir tek meta üretimi kanununun tek başına ve tam olarak yürürlükte olacağı. derebeylik adaletsizliklerinin. Yüzyıllar burjuvasının. Almanya'da 1842'de Rodbertus ve 14 · . gerçekte her dakika bunu sıkılmadan kenara bıraktığı görülen bir dünyanın kötülüğü. kaldı­ rılmış bulunacağı bir toplum için özlem duymak zorun­ dadır.ha düşen bu küçük üretici. Ve metaların değerinin emek tarafın­ dan belirlenmesi _ve meta sahipleri arasında bu değer ölçüsüne göre eşit haklada yapılan emek ürünleri deği­ şimi.

anlaşılabilir. ölçü olarak alınmak kaydıyla. 15 .· onun değerin dışında yatc. bu son de­ rece baştan savma tanım.miktara göre değer biçilmesidir. tekrar. Rodbertus'un değer hakkında bize bütün söyleye­ bildiği bu olduğuna göre.] Prnsya devlet sosyalizmini Rodbertus adına istismar etmeye koyulan mevki ve ma­ kam avcıları sürüsü arasında taraftarlar bulması ispat eder. Marx tarafından hem Proudhon'a. Bunların doğru olup olmadık­ larını anlamak için en küçük araştırmaya [bile .ç. Ona göre değer. olsa olsa değerin aşağı yukarı neye benzediği hakkında bir fikir verebilir.ılmıştır ki (bu eserin ekine bakınız) ben burada bunun ispat şek­ li ve Rodbertus'a özgü anlatım tarzı üzerinde birkaç düşünceyi söylemekle yetinebilirim. fakat onun ne olduğu konusunda katiyen bir şey söylemez. Bununla be­ raber. Daha önce söylediğimiz gibi Rodbertus.] giriş­ miyar. Emek [böyle bir ölçü ola­ rak -ç.n bir değer ölçüsü aramakta olması. "bir şeye başka şeylere nispetle -bu değer biçme. değerin gerçek bir öl­ çüsü olmadığı ve bunun yerini tutacak bir ölçü ile yetin­ mek gerektiği sonucuna varır.] eşit emek miktarının ürünleri karşılığında her zaman değişilebiliyor olmak kaydıyla hizmet edebitir.] fakat ancak eşit emek miktarlarının ürünleri [aynı -ç. sosyal meselenin çözümü yolu ve söz gelişi kendi sosyal vasiyeti olarak ilan edilmesi ve gene 1 884'de [bu düşünüşün -ç. ekonomik kavramların kendisine iktisatçılardan gelen tam gelenek­ sel şekillerini benimsiyor.Fransa'da 1 846'da Proudhon tarafından en son bulunan gerçek diye ilan edilmesi." Yumuşak bir deyişle. 1 87l'de bile· Rodbertus tara-:_ fından. o. Herr Adolf Wagner'in sonsuz takdirlerini kazanmış olan soyut düşün­ me gücü ile kullanım değerini ve değişim değerini karma­ kanşık ettiği otuz sayfadan �onra. hem Gray'e kar­ şı bu ütopyanın eleştirisi o kadar tam olarak yaP.

aralarında hiç bir fiili iliş­ ki olmadan. Rodbertus'ta çok somut bir fikir yokluğunun açığa vurduğu gibi. bir el hareketi ile başarılır. Başka hallerde. Metala16 · . eşit emegın urunu eşit emeğin ürünü ile değişilmelidir. ] bir defa daha iktisatçılar ara­ sında [kullanıldığı -ç. Ve bu. emek yoğunluğundaki farklar hakkın­ da sadece iki kelime söylenmiş olduğu halde. değerle emek. değer ölçen bir şey olarak. metaların 'emeğe malolduklarını' ve emekten başka hiç bir şeye ınalolmadıklarını ve bunun niçin böyle olduğu­ nu göstermek için bütün birinci bölümün okunmuş ol­ masına rağmen. Zira. bir günde yapılabilecek ürün­ leri imal etmek için on gün harcasınlar. topluma gerekli şeylerin ve toplumun istediği miktarda imaline veya hiç istenmeyen şeylerin imaline veya istenen şeylerin ihtiyaçtan az veya çok imaline harcasınlar -bütün bunlara dair Rodbertus'ta tek kelime yoktur: emek emektir. ] görülen şekilde alınmıştır. gerçekten. sırf kitabının ilk satırından itibaren emek-para ütopyasına yönelmiş olmasından ve emeğin de­ ğer üretici niteliği yönünden incelenmesi. Bunun sonucu olarak. Üreticiler. veya sadece bir gün harcasınlar."durumun böyle olması veya bunu sağlıyacak tedbirler alınmış olması" bunu değiştirmez. Onun içgüdüsü burada. Ütopyaya geçiş. emek yine de tamamen genel bir şekilde 'malolan' bir şey. emek zamanlarını. Emek [kavramı -ç. Hatta bu bile değil. doğru olsun olmasın. daima milli görüşü seçmeye ve tek tek üreticilerin ilişkilerini genel sosyal mülahazaların yük­ sek nöbetçi kulesinden seyretmeye hazır olan Rodbertus. aşılmaz engeller çıkaracağındandır. yani nor­ mal ortalama sosyal şartlar altında sarfedilip edilmemiş olmasına hiç bakmaksızın. burada böyle hareket etmekten korkakça kaçınıyor. en iyi veya en kötü aletleri kullansınlar. oldukları gibi kalırlar. so­ yut düşünce gücünden çok üstün çıkmıştır. or­ taya konmuştur.

rm değişmez kural olarak emek-değere göre mübadelesi­
ni sağlayan tedbirler hiç bir gü,çlük çıkarmazlar. Gray'­
den Proudhon'a kadar bu eğilimde blan diğer ütopyacı­
lar, bu gayeyi gerçekleştirecek. sosyal kurumlar icad . et­
mek için kafa patlatırlar. Onlar hiç olmazsa ekonomik
problemi, mübadele edilecek metalara sahip kimselerin
eylemleri yoluyla, ekonomik bir tarzda halletmeye teşeb­
büs ederler. Rohertus için bu çok daha kolaydır. !yi bir
Prusyalı olarak o, d.evlete başvurur. Reformu, devletin
bir buyruğu emreder.
Demek ki, Rodbertus'un bu kuruluşta iddia ettiği ön­
celik değil, [bizzat -ç.] değer, böylece mutlu bir şekilde
'kurulmuş' olur; tersine, Rodbertus'tan önce -daha bir
çokları arasında- Bray ve Gray de bu aynı düşünceyi
tekrar tekrar söylemişlerdi: bunlar, ürünlerin bütün en­
gellere rağmen daima ve sadece emek-değerlerine göre
değişilmelerini sağlıyacak tedbirleri dindarcil dilemişlerdi.
Devlet böylece -ürünlerin hiç olmazsa bir kısmı için,
zira Rodbertus mütevazıdır da- değeri kurduktan sonra,
emek bonolarını [kağıt paralarını -ç.] çıkartır; bunları
sanayici kapitalistlere avans olarak verir, onlar da bunlarla
işçilere ücretlerini öderler;
bunun
üzerine de işçiler
ellerine geçen emek bonoları ile başka ürünler satın. alır­
lar ve böylece kağıt paranın çıkış noktasına geri dönme­
sine imkan verirler. Bunun ne kadar mükemmel bir şe­
kilde yürüyeceğini insan bizzat Rodbertus'tan dinleme­
lidir.
"İkinci şarta gelince, bonoda tevsik edilen değerin
fiilen tedavülde bulunmasını sağlıyacak tedbir, ancak fi­
ilen bir ürün teslim eden şahsın, üzerinde ürünün üre­
tilmesi için gerekmiş olan emek miktarının tam olarak
belirtildiği bir bono almasıyla gerçekleştirilir. !ki günlÜk
bir emek ürününü teslim eden, 'iki gün' işaretli bir bono
alır. Bonoların çıkarılmasında bu kuralın sıkı gözetimiy17

olur.

le, ikinci şart da zörunlu olarak yerine getirilmiş

Varsayımımıza göre şeylerin gerçek değeri, onların üreti­
minin malolduğu emek miktarına tamamen uyar ve bu
emek miktannın ölçüsü, alışılmış zaman birimidir; iki iş­
gününün
iş-gününü
sa

verildiği

bir

temsil

ettiği

ürünü

teslim

tasdik

aslında kendi harcadığı

edilmiş

miktardan

eden
bir

kimse,

iki

belge · alır­

az veya

çok

mayan bir değer elde etmiş ·olur. Bundan başka,

ol­

ancak

bir ürünü dolaşıma fiilen sokan kimse böyle bir belgeyi
alacağı için, bononun üzerinde işaretlenmiş bulunan de­
ğerin toplumun ihtiyaçlannın giderilmesi için kullanıla­
bileceği de aynı derecede muhakkaktır. İş-bölümü alanı
istendiği kadar genişletilsin, bu kural iyi izlenmişse, kul­
lanılabilecek

değerin

toplam

miktarı,

belgelendirilmiş

olan değerin toplam miktarına tamamen eşit olmak gere­
kir; ·ve belgelenmiş değerin toplam miktarı, meydana ge­
tirilmiş değedn

toplam

miktarı

kadar

olduğundan, bu

nun, kullanılabilecek değere uygun bulunması ve bütün is­
teklerin giderilmesini ·ve hesapların tesviyesini sağlaması
zorunludur. {s. 166-167)"
geç

Rodbertus bugüne kadar hep yeni keşiflerine

ulaşmak bahtsızlığına uğramışsa da hiç değilse bu defa
bir çeşit orijinallik erdemine k�vuşmuş bulunuyor: ra,...

kiplerinden hiç biri

emek-para

ütopyasını bu çocukça

saf, hatta gerçekten Pomeranyalı diyebileceğim
şekilde ifadeye cesaret

saçma

edememiştir. Çünkü her

bono

karşılığında buna uyan bir değer eşyası teslim edilir

ve

uygun bono karşılığı . olmadan değer taşıyan hiç bir şey
teslim edilmiyeceği için bonoların toplam miktarı değer
taşıyan şeylerin toplam miktarıyla tamamen karşılanmak
durumundadır. Önceden yapılan hesap geriye hiç

bir

şey artmadan gerçekleşir, emek zamanının tek saniyesi­
ne kadar uygun düşer ve bir gelir bürosu şefi3 saçlarını
•Hükümet gelir dairesi baş muhasebecisi. Engels'in hiciv için kullandığı

devlet hizmetinde ağartmış da olsa hesap tahminlerinde
en küçük bir yanlışlığı gösteremez. Daha ne istenebilirdi?
Bugünkü kapitalist toplumda her sanayici kapitalist
iştediği şeyi, isted!ği gibi ve istediği kadar, kendi hesa­
bına üretir. :Şununla beraber toplumun talebi, onun gö­
zünde bilinmeyen bir büyüklük olarak kalır ve o, talep
edilen şeylerin miktarı gibi cinsini de bilemez. Bugün ye­
teri kadar çabuk olarak arzedilemeyen şey, yarın talebi
çok aşan bir fazlalıkla teklif edilebilir. Bununla beraber
talep şu veya bu yolda, iyi veya kötü, nihai olarak gideri­
lir ve bir bütün olarak ele alınırsa üretim, nihai olarak is­
tenen şeylere doğru yöneltilir. Bu çelişme, nasıl bağdaştı­
rılır? Rekabetle. Ya rekabet, bu işi nasıl çÖzümler? Sade­
ce toplumun bugünkü talepleri için cins veya miktar ba­
kımından faydasız olan metaların [fiyatlarını .-ç.], emek
değerlerinin altına düşürerek ve üreticilere bu dolambaçlı
yoldan ya tamamen fayda:sız maddeler ürettiklerini veya
faydalı maddeleri kullanılaınıyacak kadar çok ve fuzuli
miktarlarda ürettiklerini anlatarak. Bundan iki sonuç'
çıkar:
·
ilkin, :rnetaların fiyatlarının değerlerinden devamlı.
sapması, metalann değerlerinin zaruri varlık şartıdır. An­
cak rekabetin ve bunun sonucu olarak meta fiyatlannın
dalgalanması yoluyladır ki, me�a üretiminin değer kanu­
nu gerçekleşir ve metaın değerinin sosyal bakımdan ge­
rekli emek zamanı ile belirlenmesi bir gerçek haline ge­
lir. Böylece değerin temsil şekli olan fiyatın, kural olarak,
temsil ettiği değerden ayrı bir yüzü olması, değerin, sos­
yal ilişkilerin çoğu ile paylaştığı bir kaderdir.. Kral,
temsil ettiği krallıktan çok farklıdır. Metalarını müba­
dele eden bir üreticiler toplumunda, fiyatlar üzerine bas­
kı yaparak; değerin emek zamanı tarafından belirlenme­
sini kurmak için rekabeti yasaklamak yoluyla değerin
bir süslü ünvan.

c.

19

emek zamanı ile belirlenmesinin kurulmasını istemek,
şu halde, hiç değilse bu alanda, ekonomik kanunlara kar­
şı duyulan mutat ütopik hoşnutsuzluğun benimsenmiş
bulunduğunu ispat eder.
!kinci olarak, metalarını mübadele eden bir üretici­
ler toplumunda meta üretiminin değer kanununu hare­
kete getirmekle, rekabet, o şartlar içinde mümkün olan
biricik sosyal üretim kuruluşunu ve düzenini getirir. Tek
tek meta üreticilerine, toplumun hangi şeylerin ve ne
miktarlarda üretilmesini istediği veya istemediği, ancak
ürünlerin; değerlerinden az veya çok fiyat bulmasıyla öğ­
retilebilir. Fakat Rodbertus'un da paylaştığı ütopya, iş­
te tam bu biricik düzenleyiciyi ortadan kaldırmak isti­
yor. Ve biz o zaman, her üründen gerekli olan miktarın
üretileceğinin ve fazlasının üretilmiyeceğinin ; pancar şe­
keriyle ve patates alkolüyle boğazımıza kadar boğulmuş
_
iken buğday ve et bakımından aç kalmıyacağımızın; mil­
yonlarca pantolon düğmesi ortalığı sel gibi kaplamışken
çıplaklığımızı örtrnek için pantolon yokluğu çekmeyece­
gımızm teminatının ne olduğunu sorarsak, Rodbertus
muzafferane bir eda ile bize ünlü hesabını, her fazla şe­
ker poundu için, satılmamış her alkol fıçısı için, kullanı­
lamayan her pantolon düğmesi için verilmiş olan doğru
bonolara dayanan, tam ve doğru olarak işleyen ve "bü­
tün isteklerin giderileceğini ve hesap tesviyesinin tam
olarak yapılacağını" bildiren hesabını gösterir. Ve buna
inanmayan herkes hesabı gözden geçirmiş ve doğru bul­
muş olan ve kasa hesaplarında şimdiye kadar bir yanlış­
lıktan asla sorumlu tutulmuş olmadığı için tamamen iti­
mada değer olan Pomeranyadaki hükümet gelir dairesi
baş muhasebecisi X'e başvurabilir.
Ve şimdi de Rodbertus'un nasıl bir bönlükle bu ütop­
ya yoluyla sanayi ve ticaret krizlerini ortadan kaldırma­
yı hayal ettiğini düşünün. Meta üretimi dünya pazarı

20

boyutlarına ulaşır ulaşmaz, kendi hesaplarına üretim ya­
pan tek tek üreticilerle, talebin niceli�i ve niteliği bakı­
mından onlarca az çok m,eçhul olan pazar arasındaki
dengeleşme, dünya paza�mda bir fırtına yoluyla, bir ti­
caret krizi yoluyla kurulur.4 Eğer, fiyatların yükselmesi
ve düşmesi yoluyla tek tek üreticileri uyaran rekabet ya­
saklanacak olursa, onlar tamamen kör edilmiş olacaklar­
dır. Üreticilerin piyasa durumundan artık bir. şey öğrene­
miyecekleri tarzda meta üretimi esasının kurulması, kriz
hastalığına karşı, doktor Eiseinhart'ın Rodbertus'u kıskan­
masına sebebiyet verecek bir tedavi olurdu.
Şimdi Rodbertus'un metaların değerini niçin sadece
'emek' ile belirlediği ve nihayet çeşitli emek yoğunluğu
dereceleri kabul etmekle kaldığı anlaşılıyor. Emeğin han­
gi yolla ve nasıl değer yarattığını ve böylece değeri be­
lirlediğini ve ölçtüğünü incelemiş olsaydı o, sosyal ba­
kımdan gerekli emek [kavramına -ç.] hem aynı türden
başka ürünlere nispetle, hem de toplumun toplam talep
miktarına nispetle tek ürün için gerekli emek miktarı
[kavramına -ç. ] varırdı. Böylece tek meta üreticisinin
üretiminin toplam sosyal talebe uydurulmasının nasıl
crlduğu sorunu ile karşılaşır ve böylece onun bütün ütop­
yası imkansız hale gelirdi. Bu defa o, aslında 'bir soyut­
lama yapmayı' tercih etti : çözülecek problemi soyutla­
yıp bir yana bıraktı.
Şimdi nihayet Rodbertus'un bize gerçekten yeni bir
şeyler önerdiği ve kendisini değişimin emek bonoları ile
kurulması konusundaki birçok arkadaşlarından ayıran
•Hi<: deı:tilse son zamanlara kadar durum böyleydi. İngiltere'nin dünya
pazarında sahip oldul:tu tekel, Fransa'nın, Almanya'nın ve hepsinin üstünde
Amerika'nın dünya ticaretine katılmalarıyla gittikçe daha fazla sarsıldıı:tın­
dan beri yeni bir dengeleşme şekli,

faaliyette görünüyor.

gelen genel refah dönemi hala beliremiyor.
olursa çağdaş

Devamlı

sanayiin ·normal durumu· zorunlu

olacak ve sadece

önemsiz

dalgalanmalar

Almanca b askı sın a not u.

21

Bulırandan önce

olarak

belirmiyecek

olarak müzmin durgunluk

göriilecektir.

-

F.

Eng els'in

1885

Gene akla uygun olan. işçinin kendi ürünündeki payını yukardan tayin eden ve bunu almasına lütfen izin veren bürokrasinin kararına bağlar. ücretli emek ve bunun sömürülmesi de­ vam edece. bu halde bile bir bütün olarak işçiler. İlk olarak. diyor. yani herkes kendi toplam ürünlerinin sahibi olarak kal­ ınakla ve bundan yaradanınakla beraber teker teker her işçi 'emeğinin bütün ürünü'nden yararlanamaz.dar hepsi _mut9. Bunda Gray'­ den Proudhon'a k<1. bugünkü iş bölümü sürdüğü kadar doğrudur. kendi kendilerini vergilendirmeye bırakmışlardır. genel üretken çalışma­ nın mecburi olacağı bir toplumda ise bu. Ekonomik bakımdan üretken olmayan fakat gerekli bir dizi görevin üretilen fondan karşılanması ve şu halde bu görevleri yapan kişilerin bakımının da karşılanması zo­ runludur. İkinci olarak toprak rantı ve kar da azalmadan de­ · vam eder. Fakat bir sosyal ihtiyat ve birikim fonu· zarureti gene kalır ve öyleyse.ktir. ürününün bütün değerini tüketmek için alamaz. Bunların hepsi ücretli emegın serma­ ye tarafından sömürülmesini ortadan kaldırmak amacıy­ la bu mübadele tarzının kurulmasını isterler. akla gelebilecek hiç bir toplum düzenin­ de işçi. Ekono­ mik bakımdan üretken olmayan görevlerin emek ürünü sırtından korunması ve bakımı. Rodbertus ise katiyen. öteki emek-bonosu ha­ yalcilerinin gözünden kaçmış da değildir. Fakat onlar bu amaçla işçileri.noktaya geliyoruz. yerlere serilir.bıktır. ürününün tam emek değerini alacaktır. sadece. tasarladığı 1842 sosyal reformu o zamanın Prusya devletine göre biçilmiş olan Rodbertus ise meseleyi. demokratik yolda.ve sanayici kapitalist­ ler de ekonomik bakımdan üretken olmasa bile sosyal bakımdan faydalı ve hatta zorunlu görevler yaparlar ve bu hesapla toprak rantı ve kar olarak bir çeşit para alır2 . Bu. Çünkü toprak sahipleri . Her üreti­ ci.

. Kapitalist üretimin göz bağcılığı. toprak sahibi ile kapitalist ara­ sında bölünecektir. Gene b�r işçi sını­ fının 4 iş saatlik bir bono almak için 12 saat çalışacağını hayal edebilmek için insanın Pomeranya'lı bir Junker ol­ ması gerekir. nunun 110. Rodbertus'un emek bonolan şu hal­ de doğrudan doğruya yalan söylüyor. çıplak soygunculuk olarak göründüğü bu sade dile çevrilirse. işçi günde 12 saatlik iş karşılığı 12 saat­ lik değil sadece 4 saatlik bono alacaktır. Bu şimdiki artı-değer haddini Rodbertus yüzde 200 olarak alıyor. Fakat bizim muhafazakarlarımız [böylece -ç. bu demektir ki. Bu._ yürürlükte ka­ lacak fakat artmasına izin verilmeyecektir.lar. Bir işçiye verilen her bono.. Bu anlayış 1842'de bile yeni değildi. fakat Rod­ bertus'un hiç değilse · önümüzdeki 500 yıl için imtiyazlı bir sınıfa ihtiyacı vardır. Ve bu yüzden şimdiki artı-değer haddi... nın ebediyete kadar üçte birden aşağı düşmeyeceğinin · temin edilmesi olacaktır. im­ kansızlaşır. Bununla beraber. kendi ürünlerindeki payları­ . mükafatları.. günde­ li. maddesine girer: işçilere böyle bir hakareti reva görebilmek için insanın.kçi tarım proleteryasından başka hiç bir proleteryayı gör­ memiş olması gerekir. lışmadan sonra sadece 4 saat çalışmış kabul edilmeleri tarzındaki bu mükellefiyete dayanacak kadar yumuşak başlı olurlarsa. Ve geri kalan 8 saat içinde üretilert değer. gerçekten. işçilerimiz 12 saatlik ağır bir ·ça:. Bunlar şu sıra­ da yaptıklan hem de yeteri kadar kötü yaptıklan çok az şey karşılığında çok fazla para almaktadırlar. bir çocuk bora23 .] aslında en büyük devrimcilerimiz oluyor­ lar. bir Pomeranya'lı Junker'in hala sopanın ve kırbacın hükmettiği ve köyün bütün gü­ zel kızlarının lordun haremine dahil bulunduğu malika­ nesindeki. isyana doğrudan doğruya tahrik olur. fiilen henüz yan serilik içinde yaşayan. Ve Alman imparatorluk Ceza Kanu. düşündüğümü açıkça sÖyliyeyim.

Ve üzerinde bir tek kelime daha sarfetrneğe değmez. daha ilk eserinde ifade veya işaret etmiş bulunduğu aynı düşünceleri hep tekrar ederek. Ricardo'nun değer teorisini bir yönde geliştirmesi çok şeyler vadeden bir başlangıç­ tı. İngiliz öncülerinin en iyilerinin başarılarıyla eşit düzeydedir. değerinin bilinmemiş olduğu duygusunu hissederek. ütopya yönünde de geliştirme�le kesti. Ricardo'nun teorisini daha başlangıçtan itibaren ikinci yönde de. Fakat bu. BU eserde kullanılmış olan terimierin Kapital'deki terimlerle tamamen birbirine uymadığını göstermek pek gerekli değildir. Önceden tespit edilmiş bir amaca doğru ça­ lışmaya devam etti. Ve onun kendisinden önce ve sonra gelen çok sayıdaki arkadaşlarının ulaştık­ ları başarılardan çok aşağıda kalır. 1842'den ölümüne ka­ dar. kendisinden çalınacak hiç bir şey olmadığı halde kendisini soyulmuş sayarak ve nihayet. Ama o. teorik bakıı:ndan gerçek bir kazancın. bu yenilik ancak çocukçadır. ancak daha ileriere giden kavrayıcı ve eleştirici bir çalışma ile ulaşılabileceği bir başlangıç­ tan ibarettir. çıktığı zaman· için şüphesiz önemli bir kitaptı. bir m·eta olarak iş-gücü ye­ rine iş'den (ernekten) ve iş-gücünün alınıp satılması yerine 24 . Şu hal­ de Rodbertus'un emek-bonosu ütopyasında yeni bir şey varsa. Bu eser hala. kendisinden çok önce keşfedilmiş olan şeyleri kendisinin sadece yeniden keşfettiğini belirtmeyi kasten reddederek aynı dairenin içinde döndü durdu. her türlü bilimsel ilerleme im­ kanından kendisini yoksun bıraktı. Ütopyasına kapılınca. Rodbertus'un Zur Erkenntniss'i. ayırdı. Böylece her türlü eleştirinin ilk şartını. eğilimlerine bağlı bir iktisatçı oldu. bir bütün olarak.zanı ile gelecekteki toplumun muzıgını çalmaktır. bu yöndeki daha ileri bir gelişmeden kendisini. bağımsız­ lığı yitirdi. ge­ ne de. Bu sadece kendisi ve Almanya için yeni olsa bile.

iş'in (emek in) alınıp satılmasından bahseder. Felsefenin Sefaleti ile aynı ge­ lişme evresine ait olan.] ek olarak şunlar eklenmiştir. ve 2. 1. Friedrick ENGELS Londra..Marx'ın..Marx'ın Zur Kı·itik der politischen Ökonomie ese­ rinden John Gray'm ilk emek-bonosu ütopyasını ele alan bir parça. Brüksel'de 1847'de serbest ticaret konusunda Fransızca olarak yaptığı konuşmanın çevirisi. 23 Kasım }884 25 . ' Bu baskıya [Almanca birinci baskıya -ç.

.

Biz. Okuyucu anlıyacaktır ki. aynı zamanda da ekono­ mi politik üzerine toplu bir bakış sunmak gerekmiştir. Almanya'da kötü bir filozof olmaya hakkı vardır. Fransa'da kötü bir ikti• satçı olmak hakkına sahiptir. bu çift yanlışlığa karşı çıkmak istedik. çünkü Fransız iktisatçılarının en kuvvet:­ Hlerden biri diye tanınır. bu sevimsiz çalışmada sık sık M. PROUDHON'un Avrupa'da garip bir şekilde yanlış tanınmak bahtsızlığı var. Karl MARX . çünkü iyi bir Alman filo­ zofu diye tanınır. hem Alman hem de iktisatçı olarak.SöZE BAŞLAMADAN M. Proudhon'un eleştirilmesini bırakmak ve Alman felsefesinin eleştirisini yapmak.

onomi poli­ tik inceleme kitabı. 3. prologue. süpra-sosyalizmin (sosyalizm ötesinin) esirimsi ve münbit ülkelerine yücelebilecektir. "Açıklamalar".) . (bk. böylece daha sonra M. Prou­ dhon ile birlikte. o. s. hiç biri eksik değil. Ama günümüzde Peygamberler. satır 20. din tanımayan yazariara göre daha özene bezene tartışıldığı için okuyucunun bizimle birlikte Te­ kevvün'ün (oluş'un) kuru ve karanlık bilgilerinden geç­ meye razı olması gereklidir .M. "Tanrının bağrından kopanlmış sırlar". PROUDHON'UN eseri sadece bir ek. sıradan bir kitap değildir . Prou­ dhon: Philosophie de la Misere. . bir İn­ cildir: "Esrar�'. .

BİRİNCİ BÖLÜM BILIMSEL BIR KEŞIF .

.

. . Kullanım de­ ğer! nasıl oluyor da değişim değeri haline geliyor? . ben kendimde noksan olan şeylEilrin üretimine yardımcı olmak zorun­ dayım.BİR KULLANIM DEGERi İLE DEGİŞİM DEGERiNİN BİRBİRiNE KARŞITLIGI "TABİİ olsun. ve bu kadar çok şeye el atamıyacağım için başka 31 . . sınai olsun bütün ürünlerin insanın yaşamasına hizmet etme yeteneğine özel olarak kuUanım değeri denir . birbirleri ile değişil€bilme (mübadele edi­ lebilme) yeteneğine değişim değeri denir. Muhtaç olduğum şeylerin büyük bir kısmı tabiatta ancak az miktarda bu­ lunduğuna veya hiç bulunmadığına göre. Değişimdeki değer düşüncesinin doğup gelişmesi iktisatçı­ lar tarafından pek de itina ile tespit edilmiş değildir: bu­ nun üzerinde durmak bize· düşer.

Herkesin kendi başına üretim yaptığı durumdan çıkmak ve değişime varmak için M. Proudhon ile birlikte dur­ mak bizim için önem taşıyor. kullanım değerinden değişim değerini yapıp çıkaran hareketi açıklamaya niyetleniyor. Proudhon'un varsaydığı gibi bütün iş-bö­ lümünün varlığını varsayar.insanlara. sanayi üretimine başvurmak zorundadır. Fakat M. Bölüm 2. Oysa üretime yardım eden birden fazla elin varlığını varsaydı­ ğınız-andan itibaren. Bu iş. Değişim değerini her şeyden önce var­ sayınağa şimdilik bu kadarı yetecektir. Proudhon bize her şeyden önce değerin çift tabia­ tını. Giderilecek şu kadar ihtiyaç. işbirliği yaptığım çeşitli görevlerdeki insanla­ ra kendi ürüplerinden bir kısmını benim ürünlerime kar­ şı bana vermelerini teklif edeceğim. Bu dönüştürme işi üzerinde M. yazarımıza göre şöyle oluyor: Ürünlerin çok büyük bir kısmı tabiatın içinde değil sanayiin sonunda bulunur. C. ihtiyaçların. onu izleyelim. şu ka­ dar şeyin üretilmesini varsayar. M. 32 · . artık bunların üretimine yardım eden birden fazla insanın elini varsayar. hep onun çıkış noktasına geldiğimizi göreceğiz. insan. iş-bölümünü vanıayarken siz. 'değerdeki ayrımı'. Bütün yön değiştirmelerinde. nedir? kaynağı nedir? Çok bü­ yük sayıda şeylere ihtiyaç duyan bir tek adam "bu kadar çok şeye el atamaz". üretim olmadan urun olmaz. üretilecek bu kadar şey. tabiatın kendili­ ğinden yaptığı üretimi aştığını_ varsayınız. Proudhon "iş birliği 5Proudhon. Bu sanayi. iş-bölümü üzerine dayanan bütün bir üretimin varlığını varsaymış olursunuz. değişimi ve bunun sonucu olarak değişim değerini varsayıyorsunuz. Proudhon bir dönüş yapmayı daha çok sev­ miş. M. Proudhon'un vasayımına göre. I."5 M. Böylece biz­ zat ihtiyaç.

gene hep M.edebilirdi. etmek­ tir"a belitinin aksine. Proudhon. Proudhon'un gerekiyor ki bu önsözündeki birinci belitin (aksiyomun) yani "Tanrıyı varsaymak onu inkar. iş birliği görevlerdeki başka insanlara" ve kullanım değeri ile değişim değeri rım yapmayı öneriyor. İş birliği yapılan sanlar ve çeşitli görevler. Proudhon ileri sürmektedir. 33 yaptığı çeşitli gidiyor. değerini "gelişmesini· başka iktisatçılara göre daha fazla itina ile tespit ettiğini" M. Pro. iş-bölümünü açıklamak için iş-bölümünü ge­ rektiren ihtiyaçlann var olması gereklidir. değişim değerini açıklamak için bu iş-bölü­ münü ele alıyor? Bir insan "başka insanlara. değişimi abklamak için iş-bölümünün varolması. Özetleyelim: benim iş-bölümü üzerine ve değiŞim üzerine kurulmuş olan ihtiyaçlarım vardır. çeşitli görev­ ler yapan iş birlikçilerine malikiz. �roudhon'un varsayımına göre. Bu ihtiyaÇları açıklamak için ise bunları 'varsaymak' varsayım. s. o değişim değeri ki. yokluklan halinde Robinson'un münzevi ve az sos­ yal durumundan hiç birimizin çıkamıyacağı. Proudhon bu ihtiyaçlan varsayarken değişimi. M. 1. nasıl oluyor da kendisi için hep bilinmeyen bir şey olan. değişimi kurmayı arasında bir ay­ insanlar öneri- . Demek ki. değişim varsaymış bulunuyor. Değişim düzeni değerini açıklamak pekrua için de­ ğişimin var olması. İş-bölümünün bilinen bir şey olduğunu vatsayan M. M. İş birliği yaptığı •Prologue. ihtiyaçlann varİığını inkar etmek · değildir.yaptığım. in­ iş-bölümü ve bunun belirttiği değişim hep bulunmuş oluyor.udhon. M. vardığı sonuçların doğruluğunu ters­ yüz etmeden şeylerin içinde bulunduğu tersyüz . çeşitli görevlerdeki insanlara başvururum" di­ yordu.

iş birliği yaptığı çeşitli gö­ revlerdeki insanlara" satış. O. sadece. sadece fazlalık değil. bütün sanayi hayatı ticarete geçmiş veya bütün üretim. nasıl olup da "iş birliği yaptığı insan­ lara. A. Gene bir zaman olmuştur ki. bize bu tek insanın. matematikte olduğu gibi ikinci kuvvetine çıkarılmıı.. değişime bağlanmıŞtır. 34 . bütün ürünler.len bu ayrımı kabul etmekle M. Değişimin kendi tarihi vardır. Bir zaman olmuştur ki. ç. O. Prou­ dhon'un "tarihi ve tasvir! metqd"undan. M. Proudhon soy kütüğüne değgin (g€mealogiq ues) bu ayrıntılara girişmiyor. üretimin tüketimi aşan fazlalığı değişilmiştir. değişimi kurmaya yönelen bir bir üÇüncü kişinin yapacağı gibi. gerçekte yapılacak hiç bir iş bırakmamış oluyorlar. bu Robinson'un. Smith ve Ricardo'ların 'tarihi ve tasviri metodu" için yukardan bakan bir küçümseme ile konuşan M. yani karesi alınmış7 satış değerini nasıl açık­ lamalı ? M:· Proudhon'un cevabı hazır olsa gerektir: tutunuz ki bir insan "başka insanlara.· değerinin karesini almayı teklif etmiş olsun. değişim olayını bir hareket halinde sunmakla buna. değişik evrelerden geçmiştir. 7Yani. Proudhon'a Ekonomi Politik Kitabında "de�er düşüncesinin do�up gelişmesi"­ ni tespit etmekten başka. sadece bir tarih özel­ liği tarzı veriyor. ortaçağda olduğu gibi. birden." bilinen türden bir tekiifte bulunmak düşüncesine sahip oldugunu ve nasıl olup da iş birliği yapığı bu insan­ ların bu öneriyi itirazsız kabul ettiklerini açıklamak zorun­ dadır. işte bu bir ör­ nektir. Değişimin bu ikinci evresini. Fakat o bize teoremin 'do­ ğup gelişmesini' açıklamayı.

M. maddi ve manevi her şe­ ' yin satılık değer olarak. Proudhon'un cevabı hazır olsa gerektir: tutunuz ki bir kişi "başka kişilere. görüş. bilim.yi. değişim değerini üçüncü ve son kuvvetine çıkarıp satıhk bir değer yapmayı önermiş olsun. Proudhon'a kulak verelim : "İktisatçılar. alışverişe konu olmuş ve başka bir şeye çevrilebilir hale gelmiştir. veya ekonomi politiğin te­ rimleriyle söylersek her şeyin. hak ettiği en yüksek baha'yı bul­ mak için pazara taşındığı zamandır. matematikte olduğu · gibi üçüncü kuvvetine çıkarılmı�. o zamana kadar iletilip aktarılan ama asla değişilmeyen. her şeye cevap verir. Bu.ış8 satış değerini nasıl açıklamalı ? M. her şe­ yin alınıp satıldığı zamandır. iş birliği yaptığı çeşitli görevler­ deki başka kişlere" erdemi. Bundan böyle değişim değerinin 'doğup gelişmesi'­ ni tamamlanmış bir eylem olarak kabul edeceğiz . küpü almrp. ç. gibi şeylerin nihayet hep birden. verilen ama asla satılmayan. genel kokuşma zamanıdır. vic­ dan vs.Nihayet öyle bir zaman gelmiştir ki insanların baş­ ka bir şeye çevrilemez gözüyle baktıkları her şey deği­ şime. Proudhon'un "tarihi ve tasviri me­ todu" her şeye yarar. çeşitli görevlerdeki iş birliği yaptığı başka insanlara bu 'doğup gelişme' işini yapıp bitirmeyi öne­ ren bir insanın varlığını varsayar ve böylece her şeyi söylemiş olur. aşkı� vs. ticaret alanına geçtiği zamandır. aşk. her şeyi açık­ lar.değerin çift niteliğini çok iyi anlatmış· 8Yani. Görülüyor ki M. 35 . Ya bu yeni ve son değişim evresini. şimdi değişim değerinin kullanım değeri ile arasındaki nis­ pet ve ilişkiyi açıklamaktan başka yapacak şey kalmaz. "Ekonomik bir düşüncenin doğup gelişmesi" söz konusu ise o. edinilen ama asla satın alınmayan erdem. Bu.

değişim değerinin yükselmesi sonucu olarak bi­ reylere ait servetierin büyümesi oranında azalır. hay­ li önemli iki iktisatçıyı konuşturacağız. Kullanım değeri ile değişim değeri 3. 33]. onun yerleştirmeyi önerdiği dört nokta şunlardır: bir 1. vs. derin bir esrar sakladığını göstermek gereklidir. 1808. Proudhon'un suçlamalarından temize çıkamak için. İktisat­ çıların çok basit olandan gayri bir şey görmeye alışık olmadıkları bu alanda. bizim eleştirimiz aynı açıklıkla ve­ burada başlar. [s. Sismondi : "Ticaret. ve de­ ğişim değerinin azalmasıyla bireylere ait zenginiikierin azaldığı ölçüde milli zenginlik genel olarak çoğalır."9 Lauderdale : "Genel olarak milli zenginlik (kullanım değeri). Proudhon'un düşüncesini iyi anladıysak. s. ıoRecherches sur la nature et l'origine de la richesse publique. II. . Brüksel baskısı. işe sondan başlamakta­ Öyleyse biz de sondan başlıyacak ve." M. dır. M. bu sözde basitliğin. rüp anlamış değillerdir."ıo · Sismondi. her şeyi kullanım değeri ile de­ ğişim değeri arasındaki karşıtlığa indirgemiştir. .lardır. gelir azalmasının üretimin çoğalması ile orantılı olduğunu savunan esas doktrinini. ne de bu çelişmeyi gö­ çelişme" meydana getirirler. iktisatçılar ne bu karşıtlığı. . birbirleriyle ters orantılı. traduit--par Largentil de Lavasie. Tek­ nik terimlerle söylersek kullanım değeri ile değişim değe­ ri birbiriyle ters orantılıdır.. C. ama değerin çelişik mahiyetini rememişlerdir. biribirleriyle çelişme halindedirler. 4. anlamamız gereken. kullanım değeri ile değişim değe­ ri arasındaki bu şaşırtıcı çelişmeyi göstermiş olmak fazla bir şey değildir . Kullanım değeri ile değişim değeri "şaşırtıcı 2. 162. kullanım değeri 9Etudes. iktisatçıları M. Proudhon'un eleştirisi. 36 . birbirine karşıttırlar. Paris.

türünde tek. Azdan da öteye. B. [Referansın . S. annotes par Principes d'economie J. Say. M. 65. talebi karşılamağa yetmiyorsa. - traduits par Constancio. onu talep eden yoksa. Başka bir deyişle bir ürün. 1 1Ricardo. Constancio. Paris. olan ve benim çok istediğim bir ürün varsayınız : bu biricik ürün. boldan . II.ama daima talebe göre bolluğuna veya azlığına bağlıdır. Proudhon'dan önce kar­ şıtlığın ve çelişmenin derin esrarını 'göstermiş'lerdir. talep ayni kalmak� kay­ dı ile. avec des notes explicatives et critiques par 37 J. talebe göre ne kadar bolsa. Lauderdale.] . fuzuli bir fazlalık olacaktır. Şimdi M. Bunlar. C." 11 Görüyoruz ki iktisatçılar. 1835.tamamı şöyledir: David Ricardo. C. arz edilen ürünün değişim de­ ğeri veya fiyatı o kadar yüksek olur. başka bir deyişle arz edilen ürün talebe göre ne kadar az ise fiyatlar o ka­ dar yüksektir. Buna karşılık milyonları bulan bir ürün varsayınız : eğer bu. II. ama gene de M. B. Ricardo bundan genel olarak bilinen bir şey gibi bahsedebilmişti : "Değişim · de­ ğeri fikri ile zenginlikler (kullanım değeı:i) fikrini birbiri­ ne karıştırmak yüzündendir ki yaşamak için zaruri. Bir ürünün değişim değeri. sistemini iki değer türü arasındaki ters orantı üzerine kurmuştu ve onun doktrini daha Ricardo zamanında o kadar yaygındı ki. o ürünün bol­ luğuna veya azlığına.ile değişim değeri arasındaki karşıtlık üzerine kurmuş­ tu. politique. 1835 . s. fay­ dalı veya hoş şeylerin miktarını azaltarak zenginiikierin artırılabileceği iddia edilmiştir. arz büyüdüğü ölçüde düşer. Bölüm: 'Sur la valeur et !es richesses'.da öteye. Traduit de l'anglais par F. Des principes de L'economie politique et de L'impot. tale­ be göre ne kadar zayıfsa. Ve karşılık olarak : arz. say. . Bir ürünün değişim değeri. onun değişim değeri ya da fiyatı o kadar düşüktür. basmakalıp diyebileceğimiz. yani çok talep ediliyorsa daima az (nadir) olacaktır. Proudhori'un iktisatçılardan sonra bu esrarı na� sıl açıkladığını da görelim. Paris.

Proudhon'un karşısında bulunduğu güçlüğü son haddine çıkaran. Tatbikatta bu aşırı uçlara hiç rastlanmaması. değişim değe­ rin! azlıkla ve kullanım değerini bollukla bir tutar. eşdeğer terimlerdir. bu iki terimi bir eşitlik haline koyuyor.I. "Hesap edilemez fiyat". s. Öyley­ se değişim değeri ile azlık (nedret). kadar götürmüş bulunuyor ve bunu yaparken mantıktan 12C. bu. tabiatları gereği birbirlerini devamlı olarak dışarı itmek eğiliminde ol�ukları halde."12 M. kullanılması gerekli ve miktarı sonsuz olan şeylerin hiç para etmemesi ve hiç fay_dası olmayan ama son derece az bulunan şeylerin ise ı:>aha biçilmez bir fiyat etmesi gibi dünyanın en mantıklı sonucuna varılırdı. şu halde. şeyleri değil de bu şeyleri ifade eden terimleri aşırı uçlara . bunlar birbirlerine ka­ çınılmaz bir şekilde zincirle bağlanmış olarak kalırlar. M: Proudhon bu 'sözde aşırı' sonuçlara vanrken aslında. "Öyle ki. his bir insan ürünü sınırsız miktar büyüklüğüne ulaşamıyacaktır . nedir ? Sadece. ilkeyi en son sonuçlarına kadar izlerken. o. Talebi bir kenara bırakınca. "Son derece az bulunmak ve hiç faydalı olmamak" sırf nedrettir. bu faydalılık olmadan hiç bir değere layık ol­ mıyacaklardır. 38 . "Hiç faydaldığı olmayan '" e son derece az bulunan" şeylerin hesap edilemez bir fiyatta olduklarını söylerken aslında o. öbür tarafta.Proudhon'un esrarını anlaşılabilir kılmak için buraya yeniden almak zorunda kaldığımız gerçeklerdir. 39. Kullanım değeri ile değişim değeri. güçlüğü son haddine çıkarır : bir tarafta. değişim değerinin en fazlasıdır. O. talebi ve bir şeyin ancak talep edildikçe az (nadir) veya bol olabileceğini unutmuş olmasıdır. sırf değişim de­ ğeridir. en az bulu­ nan şeyler de herhangi bir derecede faydalı olmaya mec­ burdurlar . sadece değişim değerinin azlıktan (nedretten) başka bir şey olmadığını söylemiş oluyor.

alıcı bulamıyacaktır. Yeni sonuçlar bul­ duğuna inandığı zaman. Rol­ landalılar Asya'dan gelen baharatı yakar. Proudhon'un bolluğu kendiliğinden var olan bir şey gibi görünüyor. yüksel­ tilrnek isteniyorsa. sadece. Anderson. Onun gözünde hesap edilemez :fiyat di­ ye bir şey vardır. O. History of Commerce. kullanım değeri ile sırf bolluğu da bir tutmayı başarıyor.çok belagatını ortaya koymuş oluyor.ıs 13bkz. değişim değeri ile azlığı (nedreti). varsayımlarını bütün çıp­ laklıklarıyla yeniden bulmuş oluyor. Moluques ta­ kım adalarındaki karanfil ağaçlarını sökerken. Proudhon. 39 . bolluğun ve kullanım değerinin içinde de değişim değerini bulamadığı için büsbütün şaşınyor . yeni bağ dikimini yasak­ layan bir kanun çıkarılması için müracaat ederken . Aksi halde M. çok faydalı olan şey­ lerin çok düşük fiyatta olması veya balıadarı yoksun ol­ ması gerektiğini nasıl söyleyebilirdi ? Tersine onun. ve pratiğin bu aşırı uçları hiç ka­ bul etmediğini görünce de esrara inanmaktan başka bir şey yapamıyor. Aynı usul sayesinde. aynı ilkeye göre hareket ediyordu . M. Bütün ortaçağ bir tek ustanın çalıştırabiieceği kalfa sayısını kanunlarla sınırlandırırken. M. değişim değerleri. de­ ğişim değerini yükseltmek için bolluğu azaltınayı iste­ mişlerdi. kullanabileceği alet sayısını sınırlandırırken bu. bu bol­ luğu üreten ve bunu yaparken talebi hiç gözden kaybet­ memekte çıkarı olan insanlar bulunduğunu tamamen unutuyor. Başka bir taraftan bakılırsa. çok faydalı olan şeylerin fiyatları. Fransa'nın eski bağcıları. çünkü ortada hiç alıcı yoktur. azlığın ve değişim değerinin içinde kullanım değerini. ve talebi bir yana bıraktıkça. aslında. himların bolluğunu yani üretimini sınırlandırmak gerektiği sonucuna varmıŞ olması gere­ kirdi. kul­ lanım değeri ile bolluğu eşitleştirdikten sonra. Proudhon. [Referansın tamamı şöyledir: A.

elimizde bir tarafta faydalılık (kullanım değeri. insanın serbest iradesi olduğu ispat edil­ . miştir. Arz ile talep arasındaki.' o şey'e vermek istediği. arz) öbür tarafta görüş (değişim değeri. Birbirine karşıt olan bu iki kuvveti kim uzlaştıra­ cak? Bunları birbirine uygun hale getirmek için ne yap­ malı ? Bunlar . 1764. Proudhon : "Kullanım değeri ile d€ğişim değeri arasındaki kar­ şıtlığı doğuranın. Proudhon kullanım değerini arz ile ve de­ ğişim değerini talep ile bir · ve ayni kılıyor. Öbür taraftan serbest üretici sı­ fatıyla siz. görüş ile bir ve ayni olduğuna göre M.M. Böylece mücadelenin üstünde geçtiği alan de­ ğişmiş oluyor.) . M."' diye haykırıyor. azlığı da değişim de­ ğeri diye gösterdikten sonra -bollukla azlığın ters orantılı olduğunu birbiriyle göstermekten daha kolay bir şey yoktur. talep) ka­ lıyor. Proudhon bu karşı düşünceyi g�liş­ tirmeye devam ediyor : "Serbest bir alıcı sıfatıyla ben kendi ı ihtiyacımın. ilahi (sonsuz) adaletin ifadesi olmiyacaktır. arasında sadece bir kıyas noktası bile ku­ rulabilir mi ? M. An Historical and Chronological Deduction of the Origin of Commerce from the Earliest Accounts to the Present Time. 41. Karşı düşün­ ceyi kesip atmak için de.Bolluğu kullanım değeri diye. gerçekleştirme araçlarının sahibisiniz ve bu­ nun sonucu olarak da giderlerinizi azaltına gücünüz var­ dır. I. faydalılık ile görüş arasındaki bu mücadeleden sonuç olarak çıkacak olan fiyat. Proudhon : "Böyle bir nokta elbette vardır : bu da serbest iradedir. şey'in uygun olup olmadığının."14 Ve talep veya · değişim değeri. London. ><c. değişim değeri yerine "görüşe göre değişen değer" deyimini koyarak bir terim ikamesi yapıyor.m fiyatın yargıcıyım. 40 . s. Serbest irade varolmağa devam ettikçe bu karAnderson.

faydalılık ile görüş (değerlendirme) arasında. etmeli ?" 1 5 diyor. öbürünü görüş (değerlendirme) ile bir ve ayni . Proudhon'a sıfatıyla değerini temsil etmez mi? Arz eden ayni zamanda. Proudhon'un kullanım değeri iktisatçılar. 1823. belli bir ürünü veya bütün ürünleri temsil eden bir alameti yani parayı talep etmez mi? Ve o. kılmak olan karşı düşüncesi sadece gereksiz bir soyutlama üzerine dayandırılmış olur. Paris. C. Arz sadece faydalılığı. Cours d'economie politique. şu halde bu şeylerin ihtiyaçlarımızia ısc. onun kadar haklı olarak. bizim değer atfettiğimiz şeylerdir. 48. ihtiyaç duyduğumuz şeylerdir. ancak. ou Exposition des principes qui determinent la prosperite des nations. görüşün doğurduğu ihtiyaçları giderdikle­ ri için değerleri vardır.şıtlığı nasıl çözmeli? Ve insanı feda çelişmeyi nasıl feda . Paris. serbest alıcıyla serbest üretici arasında bir mücadele vardır. Böylece M. s. Proudhon'un sadece arz ile talebten birini faydalılık ile. 49. değerler. r. Böylece etmek yerine görülüyor ki bir çıkış yolu bu yoktur.ie politique. ı•cours d'econom. Sadece Storch'u anmak yeter. böylece görüşün (değerlendirmenin). Olaylara biraz daha yakından bakalım. M. [Referansın tamamı şöyledir : H. görüşe göre değerin veya değişim değerinin temsilcisi olmaz mı? Talep ayni zamanda bir arzdır. s. I-IV. dediği şeyi başka görüş değeri diye isimlendiriyorlar. İhtiyaçlarımızın görüşümüzdeki değeri değişebilir . arz ayni zamanda bir taleptir. Ortak ölçüleri olmayan iki kuvvet arasında. talep sadece görüşü (değer­ lendirmeyi) göstermez.] . Talep eden de belli bir ürünü ve­ ya bütün ürünleri temsil eden bir alameti yani arz etmez mi v e arz eden göre. Storch. 1 823. Şeylerin ço­ ğunun.16 Ona: göre ihtiyaçlar. faydalılığı veya kullanım parayı bu. 41. M.

Şu halde ürün. Birine ve ötekine sırf metafizik nitelik­ ler izafe ediyor. sadece fay­ dalılığı göster:inez: Üretim seyrinde o ürün. Onun faydalılığını tayin eden. işçilerin ücretleri vs. ancak emrinde değişim araçları bulunmak şartıyla etkili olabi1ecektir. Ürünün de­ ğişim değeri. bu. Bu değişim araç­ ları bizzat üründürler. Ona "kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki karşıtlığı doğuranın. Arz e dilen ürün bizatihi (kendiliğinden) faydalı de­ ğildir. Son analizde arz ile talep. tüketicidir. Proudhon serbest alıcıyı. Öyleyse arz ile talepte bir tarafta satış değerlerine mal olmuş bir ürünü ve satmak ihtiyacını. satış değeridirler. edenin talep ettiği edenin arz ettiği satış değeri satış değeri ile. hepsi de satış değerleri karşılığında değişilmiştir. faydalılık ile görüş (değerlendirme) arasın­ da değildir. bütün üretim giderleri hammadde-. kurulmuş olan üretim ve tü­ ketimi. insanın olduğu ispat edilmiştir" dedirten budu�. Gerçekten çeşitli halkların başlıca yiyeceklerini teş­ kil eden şeylerden daha çeşitli hiç bir şey var mıdır? Çatışma. bir araya getirirler. talep arasındadır. Talebe gelince. ler. arz . Bizzat tabii ihtiyaçlar devamlı olarak değişmekte:­ dir. fakat bir de ve her şeyden önce bir satış değeridir. serbest üreticinin kar­ şısına koyuyor. gibi olan. ama bireysel değişimler üzerine. Onun arz ettiği sadece fayda:­ lı bir şey değil.17 42 serbest iradesi . her defasında birbirini tutmayan bu değer­ lendirmelerin (baha biçmelerin) sonucu olarak doğar. üretim ve tüketimi. diğer tarafta satış değerlerine mal olmuş değişim araçlarını ve satın alma isteğini buluruz. Ve ma­ lın faydalılığı kabul edildiği zaman bile. M. üreticinin gözünde bir satış değerleri top­ lam miktarını temsil_ eder. bu.ilişkisinin ifadesinden ibaret olan faydalılığı da değişe­ bilir.

dünyada işgal ettikleri ve gene sosyal kuruluşun ü:i:ünü olan mevkiler arasındaki fark izah eder. Dünya ticareti hemen tamamen. Bunların her l. Gerçekten hem patates satın alan işçi ve hem de dan-' tela satın alan kapatma kadın. Bundan başka bu üretim araçlarının birçoğu onun dışardan edindiği ürünlerdir ve çağdaş üretimde o.Üretici. iş-bölümü ve değişim üzerine kurulmuş bir toplumda üretim yaptığı andan itibaren (bu. · ı7[C.] 43 .kisi onun. Üretici kuvvetlerin fiili ge­ lişme derecesi. M. istediği miktarı üret­ mekte bile serbest değildir. s. belli bir mülkiyet gelişme­ sinin yani üretimin gelişmesinin ifadesinden başka bir şey olmayan belli bir medeni kanunu varsaymaz mı ? Az önce işaret ettiğimiz unsurları. İhtiyaçlar sisteminin bütünü. değerlendirme (görüş) üzerine mi. elindeki araçlara ve kendi ihtiyaçları­ na bağlıdır. Proudhon üreticiyi üretim araçlarının sahibi yapıyor. ] satmak zorundadır. sosyal kuruluşun bütününe bağlı o_lan sosyal mevkii tarafından tayin edi­ lir. avukatlara olan ihtiyaç. Başka bir örnekle göste­ relim. Proudhon'a yetmiybr. yoksa bütün üretim kuruluşuna mı dayanır? Çoğu zaman ihtiyaçlar doğrudan doğruya üretimden veya üretime dayanan bir durumıdan doğar. Onun vereceği kararlar. her ikisi de kendi görüşle­ rine ve kararlarına uyarlar. fakat bu üretim araçlannın serbest iradeye bağlı olma­ dığında bizimle aynı düşüncede olacaktır. bireysel tüketimin değil fakat üreti­ min ihtiyaçlan etrafında döner. I. 41. onu şu veya bu ölçüde üretim yapmaya mecbur bırakır. M. Tüketici de üreticiden daha serbest değildir.. Poudhon'­ un varsçıyımıdır) [ürününü -ç. arz ile talep iliş­ kisinden tasfiy� etmiş olmak M. Fakat bunların · verdikleri kararlar arasındaki farkı.

ilişkilerin. sonucu satış değeri olan. Peki. mücadelenin zorunlu bir kesimini teşkil eder. 50. belli bir üretimin bu bakımdan münferit değişimlerden ilişkileridir ve fazlahıparı veya noksanlıklan yoktur. 49. s. Diyor ki "Arz ve talep sadece. Proudhon'un diyalektiği neden ibarettir? -ç. arz ve talebin yerine . iki elektrik kutbudur ki birbirlerine bağlandıkları zaman değişim denilen kaynaşma olayını üretmeleri ge­ reklidir. fay­ [Onun diyalektiği dalılık ve değerlendirme (görüş) [gibi -ç. onun amacı neydi ? ısc: r. Ürün arzedenler arasındaki rekabet ve ürün talep edenler arasındaki rekabet. yakın tüketime aracı olarak hizmet eden merasim şekilleri . olduklan da pekala söyle­ nebilirdi. Bütün ekonomik."18 Değişimin. iki merasim şeklidir. her ikisi de ser­ best irade şövalyeleri olan bir tek · üretici ve bir tek tüke­ tici gibi soyut ve çelişik kavramlar koymasından ibaret­ tir. ] kullanım değerinin ve değişim değe­ rinin yerine. M. 44 . Arz ile talep. bütün tüketi­ cileri bir tek tüketici halinde kaynaştırmakla soyutlamayı en son sınırlarına kadar götürür ve bu hayali iki kişi ara­ sında bir mücadele kurar: Fakat gerçek dünyada olaylar başka türlüdür. alıcılada satıcılar arasındaki. a�lık ve bolluk. kullanım değeri ile değişim değerini karşı karşıya getirmeye ve bunların uz­ laşmaya götürülmesine yarayan . tüketiciyi tüketim malına tanıtan sırf bir merasim şeklinden ibaret olduğu da pek�Ha söylenebilirdi. Bu ikisi. Öyleyse M. Proudhon rekabeti ve üretim maliyetini tasfiye ettikten sonra. ]. bütün üreticileri bir tek üretici halinde. arz ve talep formülünü kolayca bir saçma­ lığa indirgeyebilir.O.

yapma değeri veya kurulmuş değeri teşkil eder. sonra işe yeniden sokına yolunu kendisi için hazırlamaktı. evvelce bir kenara bırakmış üretim maliyetini daha . Ve böylece. onun gözünde üre­ tim maliyeti. unsurlardan birini. 45 .Kullanım değeri ile değişim değerinin sentezi olarak. olduğt\.

Ürünlerin nispi de­ ğerini. Proudhon'un ekonomi politikteki biricik buluşu olan bu 'kurulmuş değer' iiedir? Faydalılık bir defa kabul edilince. gerekmiş olan emeğin zaman süresi tayin eder. bir ürünün nispi kurul­ muş değeri. Öyleyse. Nihayet bir ürünün dan kurulmuş bulunan değerden ibarettir. değerin kaynağı emek olur. . zamandır. Fiyat. ekonomik yapının kilit taşıdır. Emeğin ölçüsü. M.İKİ KURULMUŞ DEGER VEYA YAPMA ( SENTETİK) DEGER "(SATIŞ) değeri. onların üretilmesi için kullamlması ." 'Kurulmuş' değer ekonomik çelişıneler sisteminin kilit taşıdır. o ürüne katılmış olan emek zamanı tarafın­ değerinin para ile ifadesidir.

katarlarını ancak olayların emrine uyarak verir.Tıpkı A. "Yapma (sentetik) değer fikri A. J. Say bunun başlıca du. A. adetlerini sezgilere göre değiştirmez . aralarmda hiç bir kıyaslama noktası ve· ort�k bir 1 9[C. Proudhon'a kadar öteki iktisatçılar antinaminin tekerlek mekten başka bir şey yapmamışlardır. değerlerin karşılaştırılması (kıyas­ lanması). tam 'bilinmeyen bir şey' ·değildir.r : müphem sezgi A. Smith müphem bir tarzda fark edilmişti. Proudhon da 'kurulmuş değer'i keşfetmiş olmak id­ diasındadır. Smith'in. en büyük payın. Sı:nith'de tamamen sezgiye tarafından Fakat bu değer fikri dayanır. Smith iş bölümünü keşfetmiş olduğu gibi M.] 47 . oysa toplum. fakat kabul etmek gerekir ki ekonomi bilimindeki hiç bir keşif­ te de bili�meyen bir şey yoktur. Kimse yanılmasın : Say'den M. B. bunun övün­ cünü ha:Hfletmeye çalışıyor: "Okuyucuyu kendisinin ori­ j inallik iddiaları üzerinde rahatlatmak ve çekingenlikleri yüzünden yeni düşüncelere yatkın olmayan zihinlerle ba­ rışmak" amacıyla bunu yapıyor: Fakat kendisinden önce gelenlerin her birinin."19 açıklayıcısı ol­ Yapma (sentetik) değerin keşfinin bütün hikayesi iş­ te budl. Bu. Antinaminin (�ar­ şıt kavramların) daha duyulabilir ve daha açık anlatılma­ sı gerekiyordu . kendisine düştüğü­ nü yüksek sesle itiraf etmek zorunda kalıyor. Buluşunun bütün_ öne­ ınini hisseden M. aslan payının . Proudhon bir taraftan da . 66. kurucu ve 'kurulmuş' gerçek ise M. Fakat hayır.l. Proudhon'un. B. s. izinden bütün yürü­ "Kırk yıldan beri bu kadar aklı başında insanın · bu kadar basit bir düşüneeye karşı çırpınmaları inanılmaz bir şeydir. I. toplum. Say'ın. değe­ rin anlaşılması konusundaki katkılarının hakkını verir­ ken o. antinomi J.

Proudhon'ur:ı "gele­ ceğin devriinci teorisi" diye vermesini ve böylece Ricardo ve okulunun antinaminin bir tek yanının değişim değe­ rinin. bunun yerine. · üzerine basılarak sözü edi­ len gelecek kuşaklar.2ı Ricardo doktrini. ve onun bütün söylediklerinin "değersiz ve karmakarışık bir yı­ ğın" olduğu sonucuna varıyor. Proudhon'u. Kendi kendilerine soracaklardır : öyleyse Ricardo ve okulu. demiyeceklerdir.n. devrimci eşitlik teorisini vunmaktan çok bunu savundular. Ricardo'nun bilimsel bir şekilde şimdiki toplumun. sözü her zaman ona getiriyor. ] . Yüzyıl iktisatçıları değil midirler? "Metaların nispi değerinin. Gelecek kuşaklar na ne diyecekler?"20 bu­ Böyle . Ricardo'dan uzun uzun bahsediyor. I. 19. çünkü o. İşte 19.. Gelecek kuşaklar bu karışırlarsa. onların üre­ timinin gerektirdiği emek miktarına bağlı olduğu" ilkesi­ ni koyan Ricardo sistemi 181 7'ye kadar gider. s.ölçü birliği ol�adan gerçekleşmektedir. Yüzyılın sa­ iktisatçıları herkese · karşı. okuyucularının İngilizlerden duğu korkuyu tahrik etmekten işe duy­ çekinen M. kronoloj i üzerinde ortalığı karıştır­ makla işe başlıyacaklar. Ricardo'nun düşüncelerinin sorumlu editö­ rü kesildiğini söyliyeceklerdir. Proudhon Ricardo'yu hiç ta­ nımamış. safça 21[ Stlz konusu dönem Napolyon Sava§larının sona ermesinden ve Bourbon SUlalesinin 1815'te Fransa'da yerini yeniden almasından sonra başlar. bütün çağdaş burjuva­ ziyi kesin ve amansız bir tarzda özetler. belki de. Ricardo. sadece. keskin bir şekilde. bilimsel formülü olarak kendisinden çok önce gös­ terdiği şeyi Proudhon'un faydalılık ile değişim arasındaki antinaminin çözümü diye almasını çok •oc. burjuva toplumunun teorisi olarak açıklamış bulunduğu teoriyi M. değeri . 68. İngiltere'de Restorasyon devrinden beri hakim olan bir okulun başıdır. "Gelecek kuşak­ lar buna ne diyecekler ?" M.

zevklerine ve kaprislerine bağlıdır. r. 3. demektir."25 Ricardo "bütün değişim değerlerinin ilk kaynağını 2 2P rincipes de l'economie politique. Bu yazarın değer dqkt­ rinini özetleyen birkaç parçasını veriyoruz : "Değişim de­ ğerinin ölçüsü. I. bir defa. 5. 4. s. gelecek Fakat kuşakları bir yana bı­ rakalım ve M. Değeri. onların değişim değerlerinden ve nisp1 fi­ yatlarını düzenleyen ilkelerden bahsettiğimiz zaman sa­ dece miktarları insanın çalışması ile çoğalabilen.. bunları yaratmak için gerekli olan hüner her iste­ nildiği zaman l�ullanılarak. değişim kaynaktan. kendi başlarına fay­ dalı olarak tanındıktan sonra. C. s. 5. böyledir. 2'Adı geçen eser. miktarlarının daha fazla bollaşması sonucu olarak bunların değeri düşürülemez. üretim­ lerini rekabetin teşvik ettiği ve hiç bir kösteğin kısmadı­ dığı metaları göz önünde tutuyoruz. . sadece aziıkiarına (nedretlerine) dayanan şey­ ler vardır. ••c. az sayıda olmalarından değerlerini (nedretlerinden) onları edinmek için gerekli olan emek miktarından iki ve alır­ lar. I.23 "Bununla beraber bu gibi şeyler her gün mübadele edile]} metaların ancak çok küçük bir kısmını teşkil eder. Değerli heykeller ve tablolar vs. sınırlarını tayin etmek hemen hemen imkansız olan bir dereceae çoğaltılabilir. Bu şeylerin miktarını hiç bir emek çoğaltamı­ yacağından. ] . Bunların değeri sadece. 49 . C. faydalılık değildir. s. C. S. 23Adı geçen eser. Proudhon'u kendinden önce gelen Ricardn ile karşı karşıya koyalım. I. Malik olmak istenilen şeylerin çoğu sanayi ürünü ğundan. 5. bunların sayılan sadece bir ülkede değil oldu­ birçok ülkede. bu ölçü için mutlaka gerekli olmakla be­ raber. . ete. s.24 Öyley­ se inetalardan. Paris. 1835. bu gibi şey­ lere sahip olmak isteyenlerin güçlerine. · Constancio.bulacaktır. traduits de l' anglais par · F.22 "Şeyler [ metalar -ç.

s. besin mad­ delerinin nispi değerini değiştiremiyeceğini ve sermaye birikiminin. bazan buğdayın değeri bazan bir şeyin satın alabileceği emek miktarı gibi. Bölüm 5. C. 9. Smith'i : 1 o "Değere emekten başka.27 Bir şeyin değişim düzenleyen. sermaye birikiminden ve toprak mül­ kiyetinden önceki ilkel ve kaba durumuna uygulanma­ sında sınırlı davranmakla beraber. I. 21. bir ölçü vs. vermekle". bütün şeylerin değişim değerlerinin esası. toprak mülkiyetinin yani rantın. 8. •"C.26 "İnsanın çalışmasının istediği gibi çoğaltatnadığı şeyler müstesna.hayli doğru olarak belirlemiş" olduğu kanısında bulundu­ ğu A. I. 1896 . üretimleri için kullanılan emeğin nispi mik­ tarları tarafından tayin edilen nispi değerler üzerinde an­ cak geçici salınımlı (oscillatoire) bir etki yapabileceğini göstermeye sıkı sıkıya sarıldı. s. emek miktarındaki her artışın zorunlu olarak bu emeğin kullanıldığı şeyin değeri­ n i yükseltmesi ve emek miktarındaki her azalmanın fiyatı düşürmesi gereklidir. Smith'i anıyor. 8. onun içinde tespit edilmiş değerini bulunan emek miktarı ise. s. 10. "'C. I.29 2° Toplumun. 50 . böyle (yani emek zamanı) ol­ ması ekonomi politikte en önemli bir doktrindir."28 Ricardo daha sonra A. 2•c. Bu tezi desteklemek 26Smith. gerçekte. [Referansın tamamı �öyledi r : Adam için Smith. Londra. çünkü bu bilimde bu kadar yanlışlığın doğmuş olmasının · ve bu kadar değişik görüşleriİı meydana gelmesinin. s. bu ilkeyi kayıtsız ka· bul etmiş olmakla"30 suçluyor. bunun sonucu olarak. ] . oo c. Aıi Tnquiry into the Niüure and Causes of the Wealth of Nations. I. değer keli­ mesine müphem ve az doğru anlamlar verilmiş olmasın­ dan başka kaynağı yoktur. Ricardo. I.

33C. birikmiŞ emekten başka bir şey bulunmadığı so­ nucuna varır. bir metaın değerini üretimi için gerekli emek miktarıyla belirler. s. başka bir insana da o kadar av hayvanı sağlamakta devam ettiği sürece her birinin kendine ait tabii fiyat haddi ayni kala­ cak ve ücretlerdeki ve kardaki değişiklik ne olursa olsun ve sermaye birikiminin etkilerine rağmen durum değiş. Bundan sonra bütün bir ücret ve kar teori­ sini geliştirir ve ücret ve karın. birbiriyle ters orantılı olarak yükselip alçaldığını ispat eder. değişirnde başka şeylere karşı verilmesi gereken metaların kendileri­ ne ait miktarları tayin eden kaide (ölçü) gözüyle baktık . ister bu üre­ timde kullanılmış olan sermayenin teşekkülü için gerekli ernekte yapılmış olsun durum değişmez. 51 . O.· meyecektir. ] .32 Bunun sonucu olarak bir iş günü bir insana ayni miktarda balık. bu ilkel ve ta­ bii fiyattan tesadüfi ve geçici bazı sapmaların olacağını "'Bilindiği gibi Ricardo. son analizde. şeylerin değerinin temeli . bu tasar­ ruf ister bu şeyin yapımı için gerekli ernekte. O. I. Para olsun olmasın başka her­ hangi bir metaın miktarıyla ifade edilen meta değerine Ricardo.33 Biz emeğe. I. kapitalist üretim tarzı dahil. ve on­ ların üretimi için gerekli olan emek miktarına. sermayeyi bileşen­ lerine ayrıştırır ve buradan. [sermayenin içinde -ç. Ricardo'nun ilgilendiği başlıca prob­ lemler. 32C. ücret had. ürünün nispi değeri üze­ rinde hiç etki yapmadan. 32: . Eng els'in 1885 Alman ca b a skısına notn. meta üretimi üzerine kurulmuş her üretim tarzında yürürlükte olan değişim şekli sebebiyle bu değer doğrudan doğruya emek miktarıyla değil. s. o metaın nispi değeri adını veriyor. leri gibi. .kendi ünlü toprak rantı teorisini verir. Bununla beraber. 28. fakat başka bir metaın miktarıyla ifade edilir.. sermayelerin birikmesi­ nin ve bu sermayelerin mahiyetlerinin değişik olmasının da (sabit sermayeler ve mütE�davil sermayeler).F. fakat metaların yürürlükteki fiyatlarından. ürünlerin nispi değerleri . bunlardır. üzerinde yapabileceği etkiyi ihmal etmez. "Ernekte yapılan her tasarruf bir me­ tam nispi değerini31 düşürmekten geri kalmaz .

259."35 Lord Lauderdale değişim değerinin.inkar etmeyi istemedik. miktarı azaldığı zaman veya bir talep arttığı zaman yükselebilir .34 Şeylerin fiyatlarını düzenleyen. 253. özenini çabaları okuyucuya bıraka­ Ricardo bize burjuva üretiminin. s. yani o şeye uygulanan dört sebep ile."36 giderlerinin Ricardo'nun bu kadar özlü. I. arz ve talep ka­ nununa veya talebe göre azlık veya boiluğa göre. Fakat satıcılar arasında rekabet konusu olan ve miktarları mutedil sınırlar içinde artabilecek olan şey­ lere gelince. Lord Lauderdale'in koyduğu kanuna uygun ola­ rak değer değiştirirler: bunların değerleri. nispi değerin emek zamanı ile belirlenmesine varmak için harcadığı belagat arasında kıyaslama yapmak cağız. s. fakat kesin olarak üretim yükselmesine bağlıdır. tabii değerleri ile zorunlu hiç bir iliş­ kisi yoktur. 52 . 105. üretim giderleridir. Bunların fiyatının. bu kadar sade dili ile. reddediyar : "Bir özel kişinin veya bir uygulanan Ricardo bunu şöyle şirketin tekelinde olan ürünler. alabile­ ceği değişik biçimleri işleyip geliştirmişti. Ona göre şeyin değeri. o şeyin miktarının artması ile orantılı olarak veya talebin azalmasıyla orantılı olarak azalabilir� Böylece bir şeyin değeri sekiz değişik sebebin. onun değerini ölç­ ıneye yarayan başka bir metaa veya paraya dört sebebin işlemesiyle değişebilir. ••c. bu kadar açık. II. s. 34Adı C. bunların fiyatı talebin ve arz edilen miktarın durumuna değil. II. ••c. daha miktarda arz edildikleri oranda düşer. M. değeri meydana ge- geçen eser. onları isteyen alıcıların gösterdikleri istekle birlikte büyük edinmek yükselir. son analizde. Proudhon'un. sık sık ileri sürüldüğü gibi arz ile oran talep arasındaki değil. bu değer.

Ricardo'ya göre de­ ğerin emek zamanı ile tayini. değişim değerinin kanunu­ dur. gerçek hareketini gösterir. kullanım değeri ile de­ ğişim değerinin sentezidir. M. Onun doktrinini bilimsel bir sistem yapan. yorumudur. formülünün doğruluğunu. M. kendi canlandırıcı düşün­ cesinin gerçekleşme başlangıçları olarak geçirmek için tahrif ettiği soyut ekonomik gerçekler kalıyor. var olan uygulamalar. mevcut toplumun.amak zorunda Şimdi M. Prou­ dhon'un değerler teorisi Ricardo'nun teorisinin ü!opik iza­ hı. Proudhon. emek zamanı tarafından. işte tam. devrini yapmalı ve bu değ_erleı:dirme tar­ zına göre zaten tamamen kurulmuş bulunan bir dünyanın yeniden kurucusu haline gelmelidir. M. çıkış noktasim mev­ cut toplumun içinden alıyor. ku­ rulmuş değer. Ricardo'nun bu formülünü tamamen keyfi bir var­ sayımla yeniden keşfeden M. örnekler. mevcut ekonomik hayatın bilimsel izahıdır. . budur. sözde yeni bir formüle uy­ gun olarak dünyayı düzenlemek amacıyla yeni yollar icad etmek için çırpınıyor. M. Ricardo. bu değer ara­ cılığı ile yeni bir sosyal dünya kurmak için. değeri nasıl kurduğunu bize göstermek için. gerçek hareketin ifadesinden başka bir şey olmayan ve Ricardo tarafından o kadar iyi bir şekilde açıklanmış bulunan. Ricardo'nun değerler kanunu.tiren. Proudhon'un. ku­ rulmuş değerden çıkardığı sonuçlara geçelim : 87Bu kitabın 86. Ricardo.37 a:r. çıkış noktası olarak kurulmuş değeri alıyor. ku­ rar. sermaye birikimi ve ücretierin karlar­ la münasepeti gibi olayları bile bu yolla açıklayarak. bu formülü bütün ekonomik ilişkilerden çıkararak ve bütün olayları. sayfasında "Dej5"erin Nispllij5"i Kanununun Uygulanması" konusuna bakınız. hatta ilk bakışta o formülünü yalanlıyor gibi gö­ rünen toprak rantı. Proudhon'a göre ise bu. Proudhon bu gerçek hareketi bir yana bırakarak. Proudhon'a göre. M. Proudhon bundan sonra.

"38 Ricardo'nun kullandığı dil. ürünü. bunun tabii nucu olarak emegın so­ nispi değeri yani ucret de. ceklerin tabii fiyatlarını düşürerek. işçinin bakımı ve geçimi için zaruri olan her şeyi üretmek için gerekli olan emek za­ manı tarafından belirlenir. Blanqui. ücr�tler de. Şapkaların yapım giderleri ile insanların si­ bakım ve ge çim giderlerini aynı · düzeye koymak.k. ücreti üretmek için ihtiyaç duyu lan emek miktarı tara­ fından belirleniyor demektir. son derece ni. dört misline çıksa da durum değişmiyecektir. yani emegın nispi değeri veya fiyatı böylece. Bu sonuçlar. olayları anlatan kelimelerde değil. C. 54 yazarları ve başkaları . İnsanların ya­ şama. olaylardadır. bir başka bir insanın emeği değerindedir. da sonunda yeni tabii fiyatlarına düşecektir. Sihikli. değişimleri düzenler. onu üretmek için gereken emek miktarı tarafından belirleniyorsa. Rossi gibi Fransız "'Ricardo. yani. insanları şap­ kaya çevirmektir. başka bir günün emeği değe­ rindedir. indirin . bunların fiyaÜarı . düşecektir. 253. Aynı miktar çalışma ile bir insanın başka bir insanın ürünü ile mübadele edilebilir. hayatı sürdüren yiyecek ve giye­ . kurulmuş veya emek zamanı tarafından belirlenmiş değerin kesin. . bunlara olan talep iki. Ücret. bu aynı emek miktarı ta­ rafından yaratılmış olan ürün ile eşdeğerdedir. Droz. Fakat bu sinikliği görüp haykırmayın.Her bir günün emeği. geçim giderlerini. "Şapka üretiminin maliyet fi-. yatını düşürün. tabii sonuçları mıdır? Bir metaın nispi değeri. II. Tam bir eşitlik. Bütün insanlar eşit bir çalışma zamanı için.ktir. işçilere · karşı talep çok büyük ölçüde artmış olsa bile.. üç. eşit bir para alan üc­ retli işçilerdir. ınsanın emegı aralarında nitelik farkı yoktur.Belli bir emek miktarı. s. eğer miktarlar eşitse. şüphesiz.

de yukardaki değerinden tez yanlıştır. veren . emek metaını üretmek için gerekli olan emek zamanı ile ölçü­ lür. Ricardo'yu ve okulunu kullan­ dıkları sinik dil yüzünden kınıyorlarsa. - daha fazla aşağısına düşürmek imkanını F. hem de (Yirmibeş!nci B9iş-gücünün Kapitalist Birikimin Genel Kanunu) kapitalist üretime fiyatını (!ş-gücünün değerinin gittikçe şartları tahlil etmiştir. Proudhon'un bir ilke.. gene de. Proudhon'un düşündüğü gibi proletaryanın kur­ tuluşunun devrimci teori'si değil. Emeğin tabii fiyatı. Kapital'de bu tezi hem doğru olarak alınıp satılması. arz ile talebin değişen nispetlerinin so­ nuçları bir karşı · ağırlık olarak çıktığı içindir. koymuş 1844'de ve The Condition of the Working Class in England in sürülm!iştü. ekonomik iliş. Bu emek metaını üretmek için neye ihtiyaç vardır ? Emeğin devamlı bakım ve muhafazası yani işçiyi sağ ve nesiini üretecek durumda tutmak için vazgeçilmez olan şeyleri üretmek için gerekli olan emek zamanıria. M. kesim'i ) . Marx. Özetiiyelim : bizzat kendisi bir meta olan emek. Bununla beraber gerçekte ücretler asgariye eğilimine sahipseler emeğin değerini değiştiremeı. bu. Almanca baskısıııa 55 notu. olarak koyduğu değer kanununa. Engels'in 1885 . tezi ilk defa tarafıından Sketches (D eutsch-Französische Jahrbücher.39 Yürürlükteki ücret haddi bu tabii fiyatın üstüne yükselirse. ister istemez.. ' Böylece. tezi o zaman kabul etti. Fakat asga­ ri ücret.insancıl bir laf ebeliği etiketini göz önünde tutmaya çalış­ ınakla İngiliz iktisatçılarına üstünlük sağladıklarını görüp gönüllerini avutuyorlar. emek zamanı tarafından ölçülen nispi de­ ğer. işçinin çağ­ daş köleliğinin formülüdür. Şimdi bir değer ölçüsü olarak 39İş-gücünün tabii yani normal fiyatının asgari yaşaması ve üremesi için mutlaka vazgeçilmez de!(erlnin eşde!(eriyle mutabık ücretle ·yani olan yıişama işçinin araçlarının oldu!tu . yürürlükteki ücret haddinin etrafın­ da salındığı ve. bu. daha aşağı Emeğin para alması mun­ g.erçeği. yaklaşmak tazaman ve ortalama olarak lüm : gibi Marx.· kilerin bütün çıplaklık ve kabalıklariyle açıkTandıklarını. yöneldiği merkezdir. burjuvazinin sırlarının ortaya çıkarıldığını görmek ken­ dilerini kızdırdığı içindir. 'asgari ücretten başka bir şey değildir. bunu ikimizden aldı. for a Critique of PolJ tical Economy'de Paris ileri 1844) Burada gôrüldü!(ü Lassalle. M.:.

Başka bir ürünü. bir dokumacın ın üç günü ile eş d eğerdedir� Mücevheratın de­ ğerinde.::. . Bu iki ürün arasında bir değişim olmuşsa.. Prouc:lhon'un kuruntusunu.emek zamanının uygulanmasının mevcut sınıf karşıtlık­ ları ve ürünün bizzat işçi ile birikmiş emeğin sahibi ara­ sındaki eşit olmayan dağılımı ile ne derece bağdaşmaz ol­ muğunu görelim : - Herhangi bir ürünü. en azından. arz . nihayet karşılıksız bir varsayım olabilecek olanı bir sonuç diye alması meydana getirmiştir. nasıl ki işçilerin ve fabrikatörlerin kendi araların­ daki durumlarında da bir değişiklik meydana getirilmiş olmaz. Bir an için sarsayılım ki bir kuyumcunun bir günü. çuha'yı alalım.. Emek zam_anları ile.ölçülen ürünlerin bu değişimi­ nin bütün üreticilere eşit ücret ödenmesi sonucunu vere. ceğini söylemek. Çuhanın keten kumaş karşılığında değişilmesi tamamlandığı zaman. çu­ ha üreticileri keten kumaşta. ürüne kat ılma eşitliğinin değişimden önce mevcut bulunduğunu varsaymaktır. Bu eşit emek miktarları değişilirken üreticilerin karşılıklı durumları değiştirilmiş olmaz . örneğin keten bezini alalım. Daha ileri gidelim : Değer ölçüsü olarak emek zamanı. pay sahibi olacaklardır. Bu ürünü ya­ ratmak için iş birliği yapmış olanların karşılıklı durumu ne olursa olsun bu emek miktarı hep aynı olacaktır. gün­ lerin eş değerde olduklarını ve bir tek adamın gününün başka birinin gününün değerinde olduğunu varsayar mı ? Hayır. dokunmuş maddelerin değerine nispetle meyda­ na gelecek herhangi bir değişiklik. daha önce çuhada paylaşmış bulunduklarına eşit bir oranda._ eşit emek miktarları değişiimiş demektir. keten kumaş ile ayni miktar emek geFektirmiş olan.ile talepteki 56 dal. Bu ürün belli bir emek miktarını ihtiva eder. M.

ç. Zaman her şeydir. rekabet Sizin bir saatlik emeğiniz benim bir saatlik emeğimin değerinde midir? Bu. fakat böyle bir ölçü­ yü uygulamak için ayrı ayrı iş günlerinin kıyaslamalı öl­ çüsünün elimizde olması gereklidir. basit emeğin sanayiin mihveri haline geldiğini ön­ ceden varsayar. İnsanın makineye tabi olmasıyla veya aşırı iş bölümüyle.nsızca otantik riıetl nde bu oranlar "1. iki lokomotifin hızını ölç­ mek için olduğu gibi iki işçinin nispi faaliyetini ölçmek için de doğru bir ölçü haline gelmiş bulunduğunu önceden varsayar. 2. Bu ölçüyü kurar. İngilizce çevirisinde ise . saatin sarkacının. Karmaşık emek günlerinin basit emek günlerine bu indirgenmesi. yukarda yazılı olduğu gibidir.çalışma günlerinin değerlerinin eşit olmamasına rağmen değerler emek zamanı ile ölçülebilir. . bir saat esnasında başka bir insan kadar de­ ğerde olduğunu söylemeliyiz. bizzat basit emeğin bir değer ölçüsü olarak alındığını varsaymaz mı? Sadece emek mik­ tarı. bir insanın bir saatinin başka bir insa­ nın bir saati değerinde olduğunu değil. 3" seklinde yazılıdır. zamanındaki veya ötekinin üretimine harcanmış emek başka işçile­ Başka gerektir. in­ sanların ken<J.sebebini birinin galanmaların geçici sonucu olmadıkça. niteliğine bakmadan.i emekleri tarafından silinip bir köşeye çe­ kildiklerini . insan hiç 4°Fra. alsa azalma veya çoğalmadan rin üç çalışma günü birbirine ı : 2 : 3 oranlarıyla40 bağlı olsa. bir saat esnasında bir insanın. emeğin eşitlenmiş bulunduğunu . Bir Amerikan iktisatçısına göre bir günlük karmaşık emeğin içinde kaç günlük basit emeğin bulunduğunu re­ kabet tayin eder. Böylece farklı . değer ölçüsü görevini yapıyor­ sa. bu. Öyleyse. rekabetin kararlaştıracağı bir sorun­ dur. bunların ürünlerinin nispi değerindeki her değişik­ lik de ayni ı : 2 : 3 oranlarında olacaktır.

değeri' Metaların rini ölçmekte kullanılan bu iki yol birbiriyle ile değe­ eşdeğer­ de olsaydı. bir temel yanlışlık üzerine kurul­ muştur. zamanın vücududur. ayırd edici bir özellik bir olmaktan uzak. Otoma­ tik çalışmada gerçekleşmiş bulunan bu eşitlik üzerinedir ki M. nitelik farkı haline gelir . olsa olsa sonuncu derecede bir nitelik farkıdır. fa­ kat emeğin bu eşit kılınması. buraya varır. Proudhon'un sonsuz ve ölümsüz adaletinin eseri değildir. Her şeyi sadece nicelik kararlaştırır. Proudhon'un Ricardo doktrininden çıkardığı bü­ tün 'eşitlikçi' sonuçlar. bir değer ölçüsü ola­ rak. kısme11 sabır. şu ba­ kımdan ki. nihayet. saate karşı saat. bel­ li bir görüş açısından. M. Çağ­ daş sanayide durum. işçiler birbirlerin­ den ancak işleri için · verdikleri zamanın uzunluğuyla ayırd edilebilirler. soğukkanlılık. Bununla beraber bu nicelik farkı. başka herhangi bir metam değerinden daha fazla işe 58 . başka bir işçi­ nin işinden hemen hiç ayırd edilemez . Kısacası değişik işçilerin işinde nitelik farkı· varsa. B'. Proudhon. sadece _ Otomatik bir atelyede bir işçinin işi. �rnek miktarı 'emeğin karıştırıyor. İnsan. yaş ve cinsiyet gibi sırf maddi sebeplere . O. asla M. veya satın alabileceği emek miktarıyla ölçüldüğü veya onu elde ede­ bilecek emek miktarıyla ölçüldüğü söylenebilirdi ve bu söylenenler birbirinden farklı olmazdı. metaların içinde maddeleşmiş tarafından ölçülen ölçülen meta meta değeriyle değerini. gelecek zaman içinde evrensel olarak kurmayı tasarladığı eşitleştirme rendesini gezdirmektedir. işleri için verdikleri zaman kısmen fizik yapı. Fakat durum böy­ le olmaktan uzaktır. bu. sırf ve modern sanayiin bir gerçeğidir. güne karşı gün .bir şey değildir. Emeğin değeri. ya­ pı kafesidir. Nitelik artık önemli değildir.�. gayret ve ihtimam gibi sırf pasif manevi sebeplere dayanır. bir metaın nispi değerinin onun iÇinde madde­ teşmiş bulunan emek miktarıyla ölçüldüğü. son analizde.

birkaç örnek da­ ha iyi anlatmaya yetecektir. ya . iki misline çıkmış bu elbise miktarı böylece emek miktarının sadece yarısını kullanmak duru­ muna inmeyecek.nin maliyet fiyatıdır. fakat iki misli bir emek miktarını harekete getirmiş olmazdı. Aynı düşünce tarzıdır ki. Buraya kadar söylediklerimizi. iş­ çiye öncekinin aynı hizmeti etmekte gene devam edecekti. kısır bir döngü içinde hareket etmek. M. Öbür taraftan aynı emek. O. Böy­ lece ona göre bir ürünün içinde maddeleşmiş bulunan belli bir emek miktarı.. çünkü öncekinden daha fazla besleyici madde ihtiva etmezdi.yaramaz. ayn! miktar emek iki misli elbise mik­ tarına da hükmedemiyecek . değerini · emeğin Böylece besin maddelerinin nispi değeri ile belirlemek. bir metaın üretilmesi için gerekli olan emek zamanı ölçüsü ile emeğin değeri ölçüsünü birbirine karıştırdığı ş�phesizdir. Bu. ihtiva ettiği değeri satın alabilir" diyor. işçinin aldığı para ile yani emeğin değeri ile eş değerlidir." · Daha da ileri gidelim : "Ücretler. Proudhon'un iki ölçüyü.ona üretim maliyetini ücretlerle karıştırtıyor. bir nis­ pi değeri bizzat kendisi de belirlenmeye muhtaç olan başka bir nispi değer ile belirlemektir. Böylece kendisini üret­ mek için kullanılmış bulunan emek miktarı ile ölçülen buğdayın değeri iki misline çıkarılmış olurdu. Fakat. öncekinin iki misli elbtse üretiyorsa bu elbiselerin nispi değeri yarı yarıya düşerdi. ekonomik gerçekiere karşı yuru­ mektir. Fakat. zenginliği . Bir quarter buğday. üre­ time katılan her unsurun ürünün fiyatına intikal eden fiyatıdır. "Ücret nedir? Buğdayın vs. ilk değerinin iki misli bir değere sahip olurdu . bir günlük çalışma yerine iki günlük çalışmaya mal olsaydı. �'bir ada­ mın emeği. çünkü elbiselerin yarısı. satın alabiieceği emek miktarı ile veya satın alınabileceği emek miktarı ile ölçüldüğü için bu değer iki misline çık­ maktan uzak olacaktı.

Emeğin bizzat bir . bu iki ölçü tarzı ara­ sındaki aykırılığı açıkça göstererek. şimdi bir metaın zamanını. fakat ihtiva ettiği varsayılan değerler bakımından de­ ğere sahip olduğu söylenmiştir." üc­ ret nedir? Emeğin değeridir. sonucun sebepten öneeye alınmasıdır. değer ölüsü üretimi için gerekli emek olarak. Ricardo. İkinci ola­ rak o.meta gibi de. A. başka herhangi bir meta gibi bir meta olduğu için. Bu iktisatçılar böy­ le yapmakla. emek bizzat değerlendirmeye konu olduğu için. Adam Smith. bu yol. M. ser- · . Bu. belli bir emek miktarına eşdeğer olarak o emeğin yaratmış bulunduğu ürünlerin toplam miktarm­ dan daha iyi bir şey düşünemiyor. ?roudhon. Smith'in sadece arka arkaya koyduğu bu iki şeyi birleştirerek. Proudhon. Ne hayranlığa değer diyalektik ! "Say ve onu izleyen başka iktisatçılar. Metaların nispi değeri için bir ölçü bul­ mak üzere o. emeği değeriri başlıca ve tayin edici sebebi olarak ele almanın kısır bir döngü için­ de hareket etmek olduğunu gördüler. Kısacası o. bu yanlışlığı. işçilerin üründen pay almaları uygun oranını · bul- mak veya başka bir deyişle emeğin nispi değerini belirle­ mek için arıyor. çeŞitli işçilerin iş günlerinin eşdeğerde oluşlarını tabii sayıyor. meydana çıkarır. Smith'ten daha ileri der. toplumun ta­ mamen ücret olarak kendi ürettikleri ürÜnü alan işçiler­ den ibaret olduğunu varsaymaktan farksızdır. metaların nispi değer­ lerini araştırmada daha ileri gidebilmek için. kabul edil­ · miş bir gerçek sayıyor. Emeğin değeri mecazi bir ifadedir.· ğil. yanlışlıkta A.meydana getiren unsurların aralarındaki nispettir. metalarm nispi değerlerinin öl-:­ çüsünü işçilere eşit ücret ödenmesi sonucuna varmak için arıyor ve ücretierin eşitliğini de. müsaade ederlerse söyliyeyim. biraz sonra emeğin değerini alır. gi­ M. harika bir dikkatsizlik gösterdiler. metaların nispi değerleri için bir ölçü­ yü.

61. ürünlerin değeri­ nin 'tayin edici sebebi' yaptığını görmüş bulunuyoruz . I. Böylece emeği bir meta olarak kabul etmek esası üzerine kurulmuş bulunan mev­ cut toplumun bütünü. Bir meta olarak emeğin içinde gramatik bir ifade eksikliğin. Bu amaçla sadece Akademiye başvurup sözlü­ ğün yeni l.ve belirlenmemiş fakat ama­ cıyla ve nitelik bakımından tanımlanan yani ürünü ile gerçeklik kazanan bir şeydir._ Say'ın itirazı onu bu yüzden sıkıntıya sokar. setmay�nin değeri vardır. . hiç bir şey görmez. o dereceye kadar gider ki ona göre ücretler yani 'emeğin değeri'nin resmi adı. C."42 M. bu. mecazi bir ifade üzerine kurulmuş oluyor. 188.. s. böylece.."41 "Fakat bunun üzerinde durmaya ihtiyaç var mıdır ? !ktisatçı (bunu M. . Bütün bu gördüklerimizden sonra M. Toplum ken­ disine saldıran bütün mahzurları tasfiye etmek isterse önce kulağa kötü gelen terimleri tasfiye etmeli. Gerekli olmayan kelimelerin cümleden bir çeşit çıkarılması yo­ luyla emeğin değerinden bahsedilir . Proıadhon diye okuyunuz). gerçek isimlerini değiştiı::diği an güçsüzlüğünü açıkça itiraf etmiş ve kendisinin meselenin dışında kaldı­ ğını açıklamış olur. üretime katılan her unsurun ürünün fiyatına intikal eden :Çyatını teşkil eder. Emek üretir. . den başka o. servus'un servare'den "[C. . 61 .] '"Proudhon.mayenin üretkenliği gibi aynı -damgayı taşıyan bir uydur­ madır. s. şeylerin isimlerini. dili değ"i.ıir baskısının yapılmasını istemesi yeter. . Emek de özgürlük gibi tabiatı icabı müphem .. şairane bir başıbozukluk üzerine. . O. . I. bir ekonomi politik eserinde etimoloji ve başka gramer bölümleri üze­ rinde uzuı� denemelere girişrnek zorunda niçin kaldığını kolayca anlıyabiliriz.. Proudhon'un. Proudhon'un eme�in değerini.­ tirmelidir.

Şey de emeğin özel niteliği tarafından tanım­ lanır ve belirlenir. alınıp satıldığı sürece. çünkü her metaın sadece faydacı bir amaçla elde edildiğini. bir metadır. 1896 Fransızca baskısında vardır. Hayır. bizzat Emek niçin sı:itın alınır? "Gizil bir metadır. Dil üzerine yazılan bu uzun yazıların gizli bir anla­ mı vardır. onun nereye uy­ gulanacağı artık söz konusu olmaz. Alınıp satılan şey genel olarak emek değil­ dir. '"[Marx'ın 1876'da N. başka herhangi bir meta gibi bir metadır ve şu halde bir değişim değerine sahiptir. göre az veya çok 'değerde'dir.43 iş gücü. o." Fakat herhangi bir şeyin bir meta olduğu söyleniyorsa onun niçin satın alındığı ya: ni ondan çıkarılmak istenen faydalılık. lVL Proudhon'un bütün muhakeme­ si şununla sınırlanır : emek.ıiştir. Emek. Bir meta olarak emeğin değeri vardır ve üretim yapmaz. Sadece emek. el emeği arz ve ·talebinin şu veya bu derecede mevcut ol­ masına vs. Utina'ya verdiği nüshada 'emek' kelimesinden son­ ra 'iş-gücü' eklenn. alışveriş konu­ su olarak. bir makine bir tüketim malı diye gibi bir üretim aleti olarak satın alınır. buğdayın değerinin veya buğday ·metaının besin olarak ettiği hiz­ met kadar az şey üretir. besin metalarının az veya çok pahalı olmasına. ] . bunlar M. Emek. (potansiyel) olarak ihtiva . Proudhon'un muhakemesinin esaslı bir kısmını teşkil eder. yoksa bizzat meta olarak elde edilmediğini de söyleyebilitdi. Fakat emeğin değe'ri veya emek metaı. Emek. her zaman belli bir emektir. Emek 'müphem bir şey' değildir. yakın satın alınmaz.ettiği varsayılan değerler için.vaktiyle nasıl türediğini bilgiççe tartışmaktadır. Bu ek. alınıp satıldıkça. şey tarafından nitelik bakımından ta­ nımlanmaz. M. Proudhon pekalıl meta diye bir şe­ yin mevcut olmadığını. o. O.

o sistemin temelini feda etmeye razı oluyor. onun bütün sisteminin meta olarak emeğe. metaların değerini ernekle ölçerken. ruz. emeğe. zenginliği (serveti) arasındaki geliyo­ meydana getiren ürünler nispet ilişkisidir. yeni bir düşünce getirmeyen bu yeni terim neden [gerekiyo� -ç. Sistemini kurtarmak için.M. .44 Şimdi 'kurulmuş değer ' in yeni bir tanırnma "Değer.kın gelir kaynağı olan emeğe dayandığını unutuyor. değeri olamıyacağı­ nı iddia ediyor. Bu yüzden bu çok kötü sonuçtan uzaklaşmak için yüz geri ediyor ve emeğin bir meta olmadığını. ifade biçiminden başka hiç bir değişiklik yapılmış değildir. urun karşılığı değişilen vs. emek bir meta olduğu için emeğin bir değeri olduğu süre­ ce.] 63 . ] ? •·•[Juvenalis Stirae. asgari ücreti yeni sarfedilmiş emeğin tabii v e normal fiyatı haline getirmek yani toplumun mevcut du­ rumunu kabul etmek olduğu yolunda bir kuşkusu var. Öyleyse. satılan. Bu ölçüden emeği hariç bırakmanın. onun zenginliği meyda­ na getiren başka ürünlerle bir 'nipet ilişkisi' içinde ol­ mak niteliğini yok etmez." ilkin tesbit edelim ki. Bu ilişkiye 'nispet lişki­ si' adını vermekle nispi değerde. "nispi değer veya değişim de­ ğeri" ürürılerin karşılıklı olarak değişildiği bir nispet iliş­ kisi fikrinin varlığını gerektirir. Et propter vitam vivendi perdere causas. aslında işçi için ya. Bir ürünün değerinin düşürülmesi veya yükseltilmesi. trampa edilen. Bizzat kendisinin emeğin değerini bir öl­ çü olarak aldığını unutuyor. satın alınan. bu ayni ölçüden emeği hariç bırakmanın imkansızlığı­ nı müphem bir tarzda görüyor. Hepsini unu­ tqyor . Proudhon.

nispet ilişkisini tam bizim ona verdiğimiz yönde ve anlamda ifade eder. Bir ürünün nispi olan emek miktarı ile değerini. Herkes bilir ki.olayların düzenini ve dizilişini ters ediyor. zaman yürüyüşe M. Proudhon böyle diyece­ ğine insanlarını. ürün daima fiyatı. M. · . ürünün nispi değeri onun içinde maddeleşmiş bulunan emek miktarı tarafından tam ve doğru bir şekil­ de belirlenir · ve bu nispi değer. Üretim tüketime tekabül edecek.onun şöyle değişebilir olacaktır. arz ilı. her­ haD. değeri.gi bir . gibi başka birçok ekonomik · iliş­ kilerin varlığını akla getirir ve M.'Nispet ilişkisi\ üretimde nispilik. M. Proudhon'un söyledikleri an_­ cak. aşağı yukarı şu terimlerle anlatılabilecek olan bir kanunla savunulabilir. diyor. Proudhon'un bu nispet ilişkisindem ne fayda elde ettiğini . havanın iyi olduğuna emin olabilmek için yürüyüşe çıkarıyor. emek her birinin Ü retiminde kullanılmış olan karşılıklı miktarları tarafından belidendiği için. gerçek der : değerini hava çıkan birço]f insan görülür .ı talep ara­ sındaki gerçek nispet vs. Ürünün yürürlükteki tam iyi olduğu ifade edecektir. Prou­ dhon şeylerin ve . bunlardan İlk olarak bütün ürünlerin nispi . Emek zamanı tarafından önceden belirlenmiş satış değerinin sonucu olarak. arz ile talep dengelendiği zaman. görecek­ siniz ki arz ile talep yanılmaz bir tarzda birbiriyle denge haline gelecektir. M.görelim. bu özel duruma uygulanmış bulunan nispet ilişkileri belli bir zaman için­ de imin edilebilecek olan ve bunun sonucu olarak biri diğeriyle değişiirnek için verilen karşılıklı ürün miktarla­ rının yerini tutar. Proudhon satış değeri ile ilgili bu açıklayıcı didaktik deyişini formüle ederken bütün bunları düşünmektedir. Herkes . içinde yüz maddeleşmiş ölçmekle işe başlayınız .

tezinin· tam kanıtını eh yararlı şeylerin üretiminin en az zamana malolduğunu. balıkçılık vs. be­ lirttiğini ispat etmesi gerekecektir. bir metaı yaratmak için gerekli olan zamanın o metaın faydalılık gösterdiğini ve bunun taleple olarak derecesini tam olan nispet ilişkisini. eğer bir ürün kendi üretim maliyetine eşit bir fiyatla satılırsa arz ile talep daima dengeleşmiş olacaktır . Proudhon. öyle ki üretilmesi en az za­ mana mal olan şeylerin en yakın faydalı şeyler olduğunu ·vs. Arz ile talebin birbiriyle aran­ tısı ne olursa olsun metalann değişimi hep. M. şu halde toplam servet miktarı ile · olan nispet ilişkisini.Ürünler. avcılık. adım adım ispat etmeye gırışmiş bulunuyor. teo­ risini bir kanun koyucu gibi değil de bir iktisatçı olarak savunmakta israr ederse. böyle bir kanunun kanıtlarını vermek M. onlar taleple orantılı olarak üretilmişler gibi. Proudho_n. maloldukları emek zamanları arasındaki tam oranda _ değişilecektir. yem. Tersine o. Bırakalım Proudhon böyle bir kanunu formüle edip koymak üstüne alsın . Bu durumda. bu. boş zamanı olduğunu derhal ispat eder.. bir ürünü yaratmak için gerekli olan emek zamanının o ürünün ihtiyaçlada olan gerçek nispet ilişkisini gösterdiğini. M. bir lüks ihtiyacı gidermeye imkan verecek. çünkü üretim mali­ yetinin arz ile talep arasındaki gerçek nispeti ifade ettiği varsayılmıştır. en ucuza mal olan ve 65 .· lemek ve tespit etmekte bulur. olacaktır. ışını zo­ runluğundan biz onu kurtaracağız. toplumun en kolay sanayiden işe başladığını ve birbirini hep takiben "daha fazla emek zamanına malolan ve daha yüksek ih­ tiyaçlara uygun düşen şeylerin üretimine giriştiğini" göz. Onun doktrinine göre lüks bir şeyin sadece üretilmiş olması bile toplumun. M. Dunoyer'den toplama ve kök çıkar­ ma sanayii -meyva toplama. fiilen. kendi. M. Proudhon.örneğini alıyor. en basit.

Nihayet. et vs. Hiç bir çatışma olmayan yerde hiç bir ilerleme olmaz. Proudhon'un hayal ettiğinden tamamen farklı bir yolda olmaktadır. Tevrat'ın ilk kita­ bında yazılıdır. Roma imparatorları . buğday. vs. Uygarlığın günümüze ka­ dar izlediği kanun budur. çağları içinde. gerekli şey­ leri üretmekten daha kolaydır. sınıf çatışmalarını hesap dı- . vs. Uygarlığın başladığı itibaren üretim. insanların kendilerini daha yüksek bir dü­ zeydeki ürünlerin yaratılmasına. daha karmaşık sanayile­ re verebildiklerini söylemek. yiyecek fiyatları hemen hemen sürekli olarak yükselmiştir. Şimdiye kadar üretici kuvvet­ ler. !nsanın ilk yaratılışının birinci günü. M. Bu.insanın "ikinci yaradılışının ilk günü" başladığı bir sana­ yidir. şı bırakmak ve bütün tarihi gelişimi baş aşağı çevirmek olurdu. Bizzat tarım sanayiini alalım : · muk. kuşkonmaz. Besin maddeleri arasında bile enginar. gibi lüks yiyecekler bugün en zaruri yiyecek maddelerine göre nispeten daha ucuzdur­ lar. şaşılacak bir nispette ve olarak düşerken. Tanrıyı bize dünyanın ilk sanayicisi diye gösteren. Roma aristokratlarının o büyük yılan balık­ Iarına yem diye atacak köleleri varken. bu sınıf çatışmaları sistemi sayesinde gelişmiş bulu­ nuyor. Şimdi bütün işçilerin bütün ihtiyaçları giderilmiş olduğu için. Roma halkının Mamul ve lüks malların fiyatı hemen hemen sürekli olarak düşerken. kahve. Oysa tersine. Zamanımızda gereksiz şeyleri üretmek. !şler.zamanında· suni göllerde yılan balıkları beslendiği için · bütün Roma ahalisini bol bol beslerneye yetecek besin vardı demek gibi bir şeydir. gibi eh pa­ devamlı vazgeçilmez şeylerin fiyatlan yükselir. ekmek satın alacak paraları yoktu. fiyatların değişik tarih birbirleriyle karşılıklı nispetleri . şeker. tabakalar ve sınıflar arasındaki andan çatışma ve nihayet birikmiş ernekle şimdiki emek arasındaki ça­ tışma üzerine kurulmaya başlar.

Bütün bir hükümetler. Bü­ tün ortaçağ boyunca tarım ürünleri. patates ve alkol niçin burjuva mihveridir? Çünkü bunları üretmek için toplumunun en az emek miktarına ihtiyaç vardır ve bunun sonucu olarak bunlar en düşük fiyatlara sahiptirler. ucuz maliyet fiyatı sebebiyle alkollü maddelerin geniş . maliyeti en ucuz olan şeyler en çok kullanıldı­ ğı için bunların daha büyük faydası olması gerekir demek. bir işçi olarak bir insanın değil de bir insan olarak bir işçinin ihtiyaçlarına en yararlı tarzda uygun düştükleri kadar faydalılıklarından mıdır? Hayır. sefalet üzerine kurul­ muş olan bir toplumda en ucuz ürünlerin.. yere mücadele etmişlerdir. Pamuk. hatta birbirine zıttır. iktisat kuralları egemen olmuş ve emirlerini tüketime kabul ettirmiştir. sınai mamılllere gö­ re daha ucuzdular. tarım ürünlerinin faydalılığı ortaçağdan bu yana azalmış demek midir? Ürünlerin kullanılmasını. oysa yün ve keten birçok hallerde. nihayet alkol. bu şeylerin . Şimdi. her yerde gıda maddesi ola­ rak kullanıldığı zaman genel olarak zehir diye bilindiği halde bira ve şaraba üstün gelmiştir. sadece sağlık bakımından bile da­ ha yararlıdır . Bu. patates ve alkol en çok kullanılan şeylerdir. kendiliğinden varolan faydalılıktan. Avrupa afyonuna karşı boş yüzyıl. tüketicilerin kendilerini içine yerleştirilmiş buldukları toplum şartları tayin eder ve bizzat bu şartlar da sınıf çatışmaları üzerine kurul­ muştur. En fazla tüketimi. Pamuk. Bu.birbirinden sadece farklı değil. sıraca hastalığını meydana getirmiştir. niçin en d-qşük fiyat tayin eder ? Bu. Pamuk. Patates. içlerinde. yeni zamanlarda ise bunlar arasında­ ki ilişki ters orantılıdır. mutlak faydalılı­ ğından. keteni ve yünü büyük ölçüde kenara itmiştir. en büyük sa­ yıda insanlar tarafından kullanılmak gibi önüne geçilmez bir imtiyazı olduğu içindiı.

Sınıf çatı�. M. yeya bu ürünün toplam üretim miktarına göre nispet kotasını meydana getiren. Büyük bir şehriıı. Proudhon'uri ona bağladığı nispet ilişkisini hiç düzenleyemez hale gelir. . o şeyin faydalılık dere­ . karşılığında hiç değilse üretim maliyetini alabilmek için. proletere gidip patatesin . demek o1ur. üretimin gerektirdiği asgari zaman tayin etmiye­ cekti. Prou­ dhon'la birlikte mahiyetini anlamadığımız bir toplumul!­ savunmasını yapmaktır. Fiyatın yükse­ lip alçalmasıyla karlar genel düzeyin üstüne çıkar veya altına düşer ve sermaye bu değişikliklerin yer aldığı özel istihdam alanına . girmeye teşvik edilmiş veya çıkmak için uyarılmış olur. pazarla68 . ayrı ayrı maddelerin üretimine ayrılmış olan za­ manı onların sosyal faydalılık derecesi belirleyecektir. devamlı olarak belirdikleri içindir ki sana­ yiin çeşitli kolları arasında devamlı bir sermaye yatırıl­ ması ve çekilmesi hareketi de vardır. içinde maddeleşmiş bulunan emek zamanı tarafından daha önce belirlenmiş olan. M.malarınin sona _ ermiş bulunacağı. tam istenen miktarda. şimdiki durumu kabul etmektir . "Sermaye. sağlık bakımın­ dan etten daha çok yararlı olduğunu söylemekle birdir . . . bu. o belli ürünün üretim maliyeti fiyatına satılması değil­ dir. kısacasi bu. içinde artık hiç bir sınıfın bulunmıyacağı geleceğin toplumunda faydayı. ce sinin ifadesi olmaktan çıktığı an bu ayni şeyin. değişim değeri arzın talebe gerçek ora­ nını yani M. Proudhon'un tezine dönelim . Bu. üreticiye. bu gibi değişikliklerin sonucu olarak tahsis edilir.ölçüde kullanılması onların faydasının en kesin kanıtıdır.r . bir şeyin üretimi için gerekli çalışma zamanının. belli bir metadan ne miktar üretmesi ge� rektiğini gösteren arz ile talepteki değişikliklerdir_ Ve bu değişiklikler. talep edilmekte olan çeşitli metaların üre­ timine ne fazla ne eksik. Arzın talebe nispet ilişkisini.

105 ve 108. bu yolla emeğii1 değerinin . yabancı metaların nasıl düz­ gün olarak.rına bakıp hem yerli. Hazır yapılmış. I. doğru elduğunu henüz görmüş bulunuyoruz. M. yulan emek zamanı tarafından gerçekleş. Daha fazlasını söyliyeceğiz. Sadece pazara . C.. bireysel değişim. sermayenin miktarda her sanayi koluna tam istenen ayrılması ilkesi. emeği değer ölçüsü yapan şeyin sadece dalgalanma hareketi olduğunu da ka­ bul etmelidir. bir saatlik lışmanın ürünü kadar ucuza satmaya zorlar. hem . sadece kurucu bir hareket vardır.e yin bir saatte üretilmesini mümkün kılan her yeni icat. is­ tendikleri miktarlarda nasıl arzedildiklerini görünce Itiraf etmeliyiz ki.ıir so­ nucu olarak nispetten bahsetmenin hangi anlamd8. Emek zamanı tarafından belirlenmiş değerin 1.. iki saatlik çalışmanın ürününü. nasıl bir· petsizlik nis­ kanunu haline dönüştüğünü şimdi göreceğiz. Proudhon. Proudhon'un 'nispet kanunu' dediği bu zaman ölçüsünün.tirir. ürünlerin değerinin emek zamanı tar:a­ fından belirlendiğini kabul ediyorsa. · bir ürünün nispi. ça­ Rekabet. Rekabet. üretim aletlerin in ve •5Ricardo. getirilmiş bulunan . s. üreticiyi. ler esası üzerine kurulmuş toplumda."45 M. genellikle varsayıldığından daha etkendir. zevk ve heveslerden doğan bütün talep deği­ şikliği durumları altında veya nüfus miktarı?daki değiş­ meler altında.metaların değil. O zamana kadar iki saatte üretilmekte bulunan ş. çok aşırı bir arzdan doğan bolluk etkileri­ ni veya talepe eşit · olmayan bir arzdan meydana gelen korkunç fiyat yükselişlerinin etkilerini doğurmadan. pa­ zarda bütün benzer ürünlerin değerini düşürür. değerinin onu üretmek için ihtiyaç du. . devamlı düşüşünün kanunu haline gelir. 69 . Satış değerinin belirlenmesi kanununu ölçüsü olan emek zamanı. kurulmuş nispet ilişkisi di­ ye bir şey yoktur.

59. Proudhon'a göre. . değer düşecek ve piyasa fiyatı sade. . HEtudes ete. O. II."47 Değeri tayin edenin o şeyi tespitinin fayda­ üretmek için kullanılan zaman değil. . Satıcı belki de bu şeyin kendisine 10 günlük emeğe mal olduğunu söyliyecektir. 267. uzun süreler içinde. C.bütün bir atelyenin değeri de düşecektir. ve değerlendirilmesi güç olmakla beraber bu miktar · hep rekabet tarafından.?. hep.bet yoktur ve bunun sonucu ola­ rak bir metaın üretimi için gerekF en az emeği doğrula­ yacak hiç bir. gelecekte. o zaman ne olacaktır? M. istenir olduğuna. 1Ve ticaretin bütün çelişmelerinin "Ticari değer. emek zamanı Sismondi tarafından getirilmiş olan bu 'kurulmuş değer'de daha meydana modern sanayiin kaynağını goruyor.. Brüksel baskısı. araç artık yoktur. s . Bu zemin üzerindedir ki satıcının talebi gibi alıcınin ar­ zı da hesap ve tahmin edilebilir. Bir an için varsayınız ki artık rek. istek olmadan satış olmıyacağına inanır. ticari değer onun fiilen malolduğu değil. değerlendirilen şeyi elde etmek için ihtiyaç duyulan emek miktarı tara­ fından belirlenir. Tabii. II. aynı şeyi üretmek için sadece bir saat­ lik zaman almış olan şeyin karşılığında artı misli fazla••c. önceden üretilmiş bulunan bazı metaların değerini durmadan azaltmış oluyoruz. fa­ kat alıcı bu şeyin bundan böyle bileceğini görürse. fakat onun üretilebileceği en az (asgari) za­ man olduğu ve bu en az zamanın rekabetle sağlandığı noktası üzerinde israrla durmak önemlidir. fakat fiyatın lılıkla hiç bir ilişiği yoktur. rekabet 8 günlük ernekle üretile­ her iki tarafa bunu ispat et­ tiği takdirde. belki de İyileştirilmiş araçlarla malola­ cağı değerdir. sadakatle kurulur. Bu gerçeği vak­ tiyle Ricardo söylemişti : "Üretim kolaylığını durmadan artırınakla biz."46 da ileri gidiyor. taraflardan her biri o şeyin faydalı. s.ce 8 gün üzerinden tespit edilmiş olacaktır. .

sadece bir sonucudur. Bu 'nispet ilişkisi'nden. Proudhon'a bu kadar zevk veren nispi ürün çeşitliliğini doğurur mu ? Tersine. hep birbiriyle orantılı olmalıdır. Emeğin değerinin devamlı düşmesi metaların emek zamanıyla değerlendirilmesinin sadece bir yanı. Bu ilerlemenin tabii sonucu. Sadece pamuk sanayii gibi birkaç sanayi kolunda çok hızlı bir ilerleme yapılabilir. fakat pamuk fiyatı düşerken buna kıyasla keten fi­ yatının yükselmesi gerekir. tekelcilik na­ sıl herkesin bildiği gibi üretim aletleri dünyasını is­ tila ederse öylece ürünler dünyasını da istila eder.sını isternek hakkına sahip olabilmek için o şeyin üreti­ minde altı saatlik emek harcamak yetecektir. bu yolla. 'nispet ilişkisi' yerine elimizde nispetsiz bir ilişki olacaktır. bir . M. geriye ne kalmıştır? Metala­ rın. değer ölçüsü olarak kullanılan emek za­ manının dümen suyundan tekelcilik gider ve. Fakat değer ölçüsü olarak kullanılan emek zamanı hiç değilse. örneğin pamuklu sanayi ürünlerinin fi:yatlannın hızla düşmesi­ dir. hemen hernEm bütün Kuzey Amerika'dan sürülüp çıkarılmış bu­ lunuyor. İlişkiler üzerinde durmakta israr edersek . dürüst bir fiyatla satılınalarma imkan verecek nis­ petlerde üretilmesinden hoşlanacak. Keten.e kulak verelim "Metaların fiyatları. dürüst bir insanın dindarca isteğinden başka hiç bir şey. Ve böylece ürünlerin nispi çeşitliliği yerine elimizde pamuğun egemenliği kalmış bulunuyor. Fiyatların aşırı yükselmesi. bütün. çağlarda bu masum isteği ifade etmekten zevk almışlardır. aşırı üretim ve sanayi keşmekeşinin daha birçok başka niteliklerinin izahı bu değerlendirme tarzındadır. · 71 . İhtiyar Boisguillebert'in söylediklerin. Bunun sonucu ne olacaktır ? Ketenin yerini pamuk alacaktır. İyi huylu burjuva ve insalcıl iktisatçılar.

refah. "0Truva artık yok. bütün bu düzenleyici kuralları altüst etmeye zorlamıştir. zanaatla: zanaat vs. kanun. arz il'e talep arasındaki bu gerçek orantı çok zaman önce yok oldu . s. bulıran �48Dissertation sur la nature des richesses. ] [Boisguillebert'in eserine yapılan atıf. Principles of Political Economy. . sadece bu karşılıklı anlayıştır . . arasındaki bu de­ arasındaki oranın uğradığı karışıklığın bu alışverişi dur­ vamlı ilişkiden başka bir şey olmadığına göre. 1843. Fakat insanın doğal ve kendinde var olan bencilliği. London 1840. . .. .r.çünkü herhangi bir anda bilmeleri için kendilerini birbirlerine vere­ (işte size M. . Atkinson. 170.· [s. de­ ğişim hareketinin çok dar sınırlar içinde yer aldİğı za­ manlarda mümkündü. Öyleyse zenginlik (ser­ vet) insanla insan. . Daire's ed. 408.] ••w. Bu gerçek orantı. bunakhk evresine gir­ di. teminat altında olmalıdır. Sosyal Ekonomi Biliminin bütün doğruluğunun gerçekleşmesidir: "49 olarak Fuit Troja. Orantılı üretim. onu. Burada her yazar hakkında bir tarihi taslak ve yo­ rum ve açıklayıcı not Eugene Daire tarafından yapılmıştır . fiyatlar durmasından başka bir yerde sefaletin sebebini aramak korkunç bir körlüktür. 405. Eşdeğerlik. büyük sanayiin doğmasiyle sona erdi ve üretim. tarihlerinin değişik dönemlerinde birçok ticaret tüzükl'eri ve sınırlamalar koyarak burada açıkladığımız ' amaca bir dereceye kadar etki yapmayı denemişlerdir. . Bütün ulusla. depresyorl. Paris. Bu orantı ancak üretim araçlarının sınırlı old}."48 Bir de çağdaş bir iktisatçıyı dinleyelim : "Üretime bağlanması zorunlu olan büyük yani değerin devamlılığını koruyabilecek olan nunu. .lğu.lirliği) ve karşılıklı olarak birbirlerini doğurabilmele­ ri için birlikte varolmalarını mümkün kılabilecek olan. . Economistes-financiers du XVIII silicle'den alınmıştır. Proudhon'un devamlı değişile­ bi. .50 Yeniden o kadar çok isteğin amacı ha­ line gelmeye başlayan. 195. c. . nftspet ka­ .

Nihayet değerin emek tarafından belirlenmesi . tabii sonucu clan 'gerçek oran' ile birlikte ancak geçmiş yüzyılların küçük boyutlu sanayiine uygun düşer veya bütün sefalet ve keşmekeş katarıyla büyük boyutlu sanayie uyar. Mevcut toplumda. artık.a keşmekeşsiz bir ilerleme istiyorsunuz . Proudhon'un bize geleceğin canlandırıcı formülü diye ver­ diği formül. ama bugü­ nün üretim ar9çlarıyla birlikte istiyorsunuz ki. arz talebi zorlar. Üretim tüketüpden önce gelir. tüketimi hemen topuklarından izliyordu.bu sebeple sadece. Sirımandi gibi. yeniden refah vs.M. toplumun şimdiki temelini muhafaza ederek gerçek üretim nispetine dönmek İstiyenler gerici­ dirler. Fakat hiç değilse bu formülün 'eşitlikçi' uygulama· . ayni zamanda bütün ileriemelerin de kay­ nağıdır. Emrin­ deki aletlerin gittikçe artan bir ölçüde üretim yapmaya zorladığı büyük sanayi. Üretim. talebi bekliyemez. çünkü tutarlı olmak için eski zamanlar sanayiinin öbür şartlarını da geri getirmek istemeleri gereklidir. değişikliklerinin durmadan birbirini izleyen zincirine girmek zorunda kaldı. ya öteki : Ya geçmiş yüzyılların gerçek orantılarını. Proudhon'dan çok önce Ricardo'nun açık ve doğru olarak gösterdiği gibi. Ya d. üretici kuvvetleri muhafaza edebilmek için bireysel değişimlerden vaz geçmelisiniz. bugünkü toplumun ekonomik ilişkilerinin bilimsel ifadesidir. bireysel değişimler üzerine ku­ rulmuş olan sanayide bunca sefaletin kaynağı olan üre­ tim keşmekeşi. Bireysel değişim. bu halde hem gerici hem hayalcisiniz. Böylece ya biri. bu hal­ de. Üretimi gerçek veya az çok gerçek orantılarda tutan neydi ? Bu. arza hükmeden ve arzdan önce gelen talepti. M.durgunluk.

1892'de Felsefenin Sefaleti'nin Almanca ikinci baskısmda.sı. Bir İngiliz komünisti . M. vs. An Inquiry into the Principles of the Distribution of Wealth Most Conducive to Human Happiness. vs . London. gerçekten ona mı düşer? İngiltere'deki ekonomi politik eğilimini ya. o mu olmuştur? Komünistleri. 1824 . olan Mr.. Popular Political Economy. fiili işçilere dönüştürerek toplumu islah etmeyi ilk düşünen. 1828.kından ta­ nıyan herkes. çünkü önce Mr. ] ""[ İsmin tamamı ' J . bu 'aptallıkta inatçı insanları'.] . Bray'ı53 dinlemekle yetinelim. Proudhon'a ait midir? Bütün insanları.. 'proletarya sorunun çözümünü' kendisinden önce bul­ madıkları için kınamak. bu 'cennet rüyaları gören­ leri'. . Hodgskin. eşit emek miktarlarını değişen. Bray'dir. hemen ilk ilkelere git­ mektir. ] •2[Thompson'un v e Edmons'un kitapları Londra'da yayınlanmıştı . Ve daha dört sayfa vs.51 William Thomp­ son. 1827 . bu isim yanlışlıkla Hopkins ola­ rak yazılmıştı. F . Leeds 1 8 39'dan açık anlam taşıyan bazı parçalar verecek ve bu­ nun üzerinde yeteri kadar duracağız . . Onun dikkat çe­ kici eseri Labour's Wrongs and Labour's Remedy. Practical Moral and Political Economy. R. Mr. Bray Fransa'da henüz az tanınıyor ve sonra da onda biz M. Bray şöyle diyor : "Gerçeğe varmak için tek yol. Proudhon'un geçmişteki.52 vs. Avusturyalı burjuva hukukçu Menger tarafından Marx hakkında haksız isnatlar için kullanılan bu yanlışlığı Engels düzeltti. Political Economy. · her türlü ekonomi politik bilgisinden yoksun bu insanları. bugünkü ve gelecekteki tu­ tarsız eserlerinin anahtarını bulmuş olduğumuzu sanıyo­ ruz. Bizzat hükümetlerin doğmuş oldukları kaynağa sı[Referansın tamamı şöyledir : Th.. o ülkedeki hemen bütün sosyalistlerin za­ man zaman Ricardo teorisinin eşitlikçi uygulanmasını önerdiklerini bilmezlikten gelemez. M. Eserin aslında. T. Edmonds. 1827. . Proudhon'un oku­ ması için biz şunları analım : Hodgskin.

mülkiyet müessesesinebozukluklarımızı ve sona erdirmek sefaletimizi istersek nin toptan yıkılınası birden ve toplumun gerektiğini -bugünkü haliy­ olduğu v e şu borçlu halde ebediyen bugünkü düzeni­ buluruz . iktisatçılar muhakemelerini üzerine dayandırdıkları kabul edilmiş gerçekleri ve ilkeleri inkar veya reddetmedikçe. 'hayalcilerin' ve 'nazariyecilerin' çıkardığı söy­ lenen. . . efendilik 1ve uşaklık düşünceleri ilk ilkelerin ihma­ line ve bunun sonucu olarak malik olunan şeylerde eşit­ sizliğin doğmasına kadar izlenebilir. bu gibi düşünceler ortadan kaldırı­ lamıyacağı gibi bunların üzerine kurulmuş olan kurum­ lar da yıkılamıyacaktır. . s. me­ . . her sosyal ve hükümete ait bozulclu­ ğun doğuşunu mevcut sosyal sisteme le . yürürlükte olan eşitsiz­ liği tahrip ederek. 75 . . Ve bu eşitsizlik mu­ hafaza edildiği sürece. işlerin bugünkü gayri tabii durumunu. fakat eşitsizliğin sebebine dokunma­ fakat dan tedavi ett? eyi körü körüne ümit etmişlerdir . . . 54 "Değer katan. çünkü oı başka bir insanın kendi emek ürünü üzerinc. . onlar. . o anlamsız patırtıdan kurtulmuş olacağız. bu patırtıyı bahane ederek. O böylece emeğinin ürünleri­ ni kendine mal ettiği zaman başka herhangi bir insana karşı bir adaletsizlik işlemiş olmaz . . 17 ve 4 1. . Bu bÜtün üstünlük ve aşa­ ğılık. Bunun kaynağına böylece gitmekle her hükümet şeklinin. . doğru olduğu resmen söylenmiş bulunan döşenmiş yoldan bir adım ayrılınağa cesaret edenlere hücuma çok hazır görünmektedirler.le ayni şeyi yapmak hakkına dokunmuş olmaz. İktisatçı­ lara karşı kendi topraklarında ve kendi silahlarıyla sa­ vaşmakla.hemen gidelim . İnsanlar bugüne kadar. sadece emektir. 54Bray. Herkesin kendi dü­ rüst çalışmasıyla elde ettiği her şey üzerinde şüphe gö­ türmeyen bir hakkı vardır. bu totla vardığımız sonuçları reddedemezler.

ek olarak bizlerden her zaman sadece dehanın alabileceği şeyi. . bu zincirin başlangıcı sadece bir fikir ve sonu belki de bir kumaş parçasının üretilmesidir. . faydalar değil.kısa zamanda görülecektir ki kötü hükümet bir sebep de­ ğil bir sonuçtur. bir şapkacının bir şapka yapmak bir gününü. s. [ müb. Bir mucit aldığı haklı para ödülüne . katkısız bir adalet de bir eşitlik sisteminden yanadır. .Ie değişir­ lerse sadece karşılıklı olarak değil ama bir de eşit olarak yararlanırlar. çünkü her biri ayni miktar emek vermiştir ve her birinin kullandığı malzeme eşit değerde" ssBray. sıkı sıkıya bağlıdır. emeğine karşı · bir insanın ötekinden daha iyi ücret alma­ sını gerektirmez. . "Emeğin ve değişimin öz tabiatında şu vardır : tam adalet. yani emekleri ve emek ürünleri var­ dır. . takdir dolu saygılarımızı alacaktır . Örneğin. . Taraflardan her birinin sağladığı kar. İnsanların birbirleriyle değişebilecekleri sadece iki şeyleri. yaratıcı değil yaratılandır. 76 . 36 ve 37.adeleye katılan -ç. Böylece çeşitli ta­ raflara karşı değişik duygular . ] her iki değişicinin sadece karşılıklı değil ayni zamanda eşit olarak da yararlanmala­ rını gerektirir. malik olunan şeylerin eşitsizliğinden doğmuştur. . ama vazgeçilemez bir hal­ kadır. besiernekte olsak da bu. bunlar bu maddeleri birbiriy. ve malik olunan şey­ lerin eşitsizliği ise bizim bugünkü sosyal sistemimizle ay­ rılamaz bir şekilde. bir kunduracının da bir çift kun. Eğer adil bir değişim sistemiyle iş görülmüş olsay­ dı. . öteki için bir zarar olamaz. 33.dura yapmak ayni 'zamanını yani bir gününü alırsa ve her birinin kullandığı malzemenin ayni değerde oldu­ ğunu varsay?-rsak. . Her insan sonuçlar zincirinde bir halka."55 "Yalnız en büyük üstünlükler. bü-tün maddelerin değerini maliyet fiyatının tamamı tayin etmiş olacak ve eşit değerlere karşı daima eşit de­ ğerler değişiimiş olacaktı.

Bugüne ka­ dar bu çok haksız değişimler sisteminden b aşka bir zemin _ üzerinde hareket etmiş değiliz : işçi kapitaliste. haksız bir değişim olurdu. .dir. bundan doğmuştur. Şap­ kacı kunduracıyı bir günlük emek kadar aldatmış olurdu . değişim. . 49 ve 50. 77 . zaman ve malzeme değeri eskisi gibi olmak kay­ dıyla. 45. sadece ya­ rım yıllık bir değer karşılığında bütün bir yılın emeğini vermiştir. Fakat şapkacı bir şapkaya karşı iki çift kundura elde ' etmişse.göbeklendikçe değişimler . ve şapkacı bütün değişimlerinde böyle hareket etmiş ol­ saydı yarım yıllık emeği karşılığında başka bir insanın tam bir yıllık emeğinin ürününü almış olurdu. Değişimlerdeki eşitsizlik.ıktır. Şu halde üretici ile kapitalist arasın­ daki bütün alışveriş işlemleri elle tutulur bir aldatmaca. aslında bu. bir ön­ ceki hafta onun sırtından elde ettikleri zenginliğin sadece bir kısmını verirler . . binlerce örnekle de görülebileceği gibi. . 48. kanuna uydurulmuş ve meşrulaş­ tırılmış da olsa yalın bir hırsızlıktır. besbelli. üreticiler kendi emekleriyle yaşadıkça ve kapitalistler bu emeğin karı ile. 50Bray. kapitalistlerle üreticiler arasında bölün­ müş kaldıkça. s. sadece kaba bir komedidir."56 "Taraflar arasındaki değişimler eşit olmadıkça renin kazancı. . kapitalistler ve mülk sa­ hipleri çalışan insana bir haftalık emeği karşılığı. ve günümüzde etrafımızda var olan servet ve kudret eşitsizliği bireylerin vücut v e zihin güçleri arasın­ da varsayılan eşitsizlikten değil. işçinin kaybı olmaktan hiç geri işve­ kalmıya­ c c. . bu da ona bir şeylere karşı hiç bir şey verınemeye varır. Şu halde bütün alışve­ riş işlemleri açıkça gösteriyor ki. ve toplum. yani bir fiyata satın almak ve ­ başka bir fiyata satmak kapitalistlerin kapitalist olmakta ve işçilerin de işçi olmakta. birinin bir zalimler sınıfı ve ötekinin bir köleler sınıfı olmakta ebediyete kadar devam etmesinin kaçınılmaz şartıdır.

"57 "Toplumun niyet ve amaci üzerinde durup düşün­ mekten bir de şu sonuç türemiştir: bütün insanların ça­ lışması ve böylece değişidier haline gelmesi yetmez . değer her zaman maliyet fiyatı ta­ rafından belirlenmelidir. Değişimler eşit olsaydı bugünkü kapitalistlerin serveti. ahlaktan ve kardeşçe sevgiden bahsedelim . . yavaş yavaş onlardan. Fakat görmüş bulunuyoruz toplumun bugünkü düzeni içinde kapitalistin ve ki . Değişimierin eşitsizliği. köklü bir sistem de­ ğişikliğinden ve emek ve değişim eşitliğinin kurulmasından başka hiç bir şey insan haklarının bu durumunu değiştire­ mez.asla eşit olamaz. ve değişimierin eşitliği. bizi yiyip bitiren gizli düşman­ dır. . ÜretiCilerin sadece bir tek gayret göstermesi gere­ kir ve kendi kurtuluşlarının bedelini ödemek için onlar ta­ rafından her gayret gösterilmelidir." "Besbellidir ki ne çeşit hükümet kurarsak kuralım . çalışmanın evrensel ve genel olduğu bir sosyal düzen içinde sağlanabilir. . . ancak. . s. . bir de eşit değerlerin eşit değerler karşısında değişilmesi ge­ rekir ve bir insanın kazancı asla başka birinin kaybı olma­ mak gerektiğine göre. cahil ve çilekeş olacaklardır. s. malik olunan şeylerde eşitsizliğin sebebi olarak. . 78 gayretin sonucu . çalışan sınıfıara giderdi. . şaşmadan yer alacak ve her hükümet şekli altında fakir insan ta­ mamen zengin insanın lütfuna terk edilmiş olacaktır. ve değişimlerde­ ki eşitsizlik var oldukça bu sonuç değişmeden. . eşit olma­ yan değişimierin bulunduğu yerde karşılıklı yardım var olamaz. 58Bray."58 "Bu eşit olmayan değişimler sistemine tahammül edildikçe bütün hükümet yükleri sırtlarından alınsa bütün vergiler kaldırılsa bile üreticiler bugün ve oldukları gibi fakir. . zengin adamın kazancı hep işçinin kaybı oluyor. 57Bray. bu 51 ve 52. 53-55.

atılmış ola­ caktır." "Eşit değişimierin sürdürüldüğü bir yerde bir insa­ nın kazancı başka bir insanın kaybı olamaz . çünkü servet bir defa ' tüketildikten dilmiş olur. Siyasi eşitlik bir amaç olarak başansızlığa uğra­ mıştır.olarak onlaı:ın zincirleri ebeciiyen koparılıp. bu mahi­ yetleriyle. . . . . tüketimin yaratacağı boş­ luğu dolduramaz . . ' fakat zengin bir adam çalışınayı bıraktıktan az çok uzun bir zaman sonra zengin kalmakta devam edemez. s."59 icabı genel İktisatçıların yönelttikleri itirazları reddettikten ra Mr. bir araç olarak da başarısızlık olmuştur. . sadece bir emek ve zenginlik ciktarması olur. bizzat tabiatı ve evrensel çalışmayı temin edecektir. Bugün kar ve �aiz sonra. Bray şöyle devam ediyor : son­ "Topluluğun sosyal sisteminin · en mükemmel şeklini almayı başarması için değişik bir karakter esas ise ve ge­ rekli karakter değişikliğini meydana getirmek ve insanı istenen · daha yüksek ve daha iyi duruma getirmek için şimdiki sistem hiç b. Deği­ şimierin eşitliğinin sağlandığı bir sistemde zenginlik şim­ di olduğu gibi doğurucu ve görünüşte kendi kendini ya­ ratıcı bir kudrete sahip olamaz . 88. 109-110. çünkü o tak­ dirde her değişim bir emek ve zenginlik fedakarlığı değil. . emek tarafından yenilenmedikçe ebeciiyen kaybe­ denilen şeyler. . değişimierin eşitliğine bağlı olarak var olamaz­ lar. 94. çünkü üretici ve dağıtıcı ayni şekilde ödüllenecekler · ve bunların emeğinin toplam miktan yaratılan ve tüke­ ticinin eline götürülen malın değerini tayin edecektir.ir şart ve hiç bir kolaylık taşımıyorsa - ••Bray. 89. Servetini değişebilir veya başkalarına verebilir . 67. " "Öyleyse eşit değişimler ilkesi. Böylece eşit değişimler temeli üzerine kurulmuş olan bu sosyal düzen içinde bile cimri bir adam zengin olabilirse de bunun zen­ ginliği kendi emeğinin birikmiş ürününden fazla olmıya­ caktır.

. manda. bunlardan her birinin ötekine göre nisp1 değeri. toplumun bütün kusurları ve çılgınlıklarıyla gireceği. 134. eşit değerlere karşı değişi­ lecektir. Her durumda değeri. . .işlerinde olduğu gi. " " . . . Bir kişi bütün bir hafta. . .besbellidir ki bütün şeyler ve işler ister istemez şimdi ol­ dukları gibi kalmak zorundadırlar . Ahalinin şehirlerle köyler arasındaki şimdiki dağı­ lımı kötü olmakla beraber buna karışılmıyacaktır. .. Or· •oBray. 80 . . kısmen bugünkü sistemin kısmen de istenen sis­ temin katıldığı bir hareket. Tüketim için aranan çeşitli metaların miktarları. maliyet fiyatı tayin edecektir ve eşit değerler hep. . çeşitli za­ naat kollarında aranan işçi sayısı ve emek nitelikleri ve üretim ve dağıtım ile ilgili bütün öteki meseleler kısa za. Her kişi kendi ba­ şına aldığı ücreti ayni değerdeki mallar karşılığında deği­ şecek ve bir kişinin veya btr zanaatın kazancı başka bir insanın veya başka bir zı:maatın kaybı olamıyacaktır. ve bir topluluk ve eşitlik siste­ minin onlarsız yaşıyamıyacağı nitelikler ve vasıflarla be­ zenmiş olarak ve ileriye doğru çıkacağı bir ara dinlenme yeri bulunmalı ve kullanılmalıdır. bugün teker teker şirketlerin . başka biri de sadece ya-· rım hafta çalışmışsa birinci kişi ikincisinin en azından iki misli ödül alacaktır. ' bir ulus için genel ve mahalli zanaat odaları yoluyla kolayca kararlaştırılır . . fakat bu fazla ödeme ötekinin sırtın­ dan olmıyacak. bi. sonuncunun katlandığı kayıt da hiç bir surette birincinin eline geçmiyecektir. Veya hazırlayıcı bir adım. . . ortaklaşa üretim kurulduktan sonra da aynı şey ola­ caktır. tayin ed�cektir. Yürürlükteki sistem içinde bi­ reylerin aileleri ve ailelerin şehirleri meydana getirmesi gibi. " 60 "Bütün hareket sadece en basit şeklinde işbirliğini ge­ rektirir. . Her bireyin kazaneını veya kaybını sadece kendi emeği. s. . .

Öyleyse Peter'in elinde arta kalmış 6 saatlik emek bulunacaktır.taklaşa üretim sisteminde de. 162. Mr. Peter. şimdi yürürlükte olan sis­ temde olduğu gibi her birey hoşuna gittiği kadar değer biriktirmekte ve uygun bulduğu yerde bu birikimlerden yararlaninakta özgür olacaktır. . . . o Mr. 158. 168 ve 194. Proudhon'un ayağını kaydırıp yerini alıyor . toplumu bugünkü ha­ liyle almaya ve öteki ve daha iyi değişiklikler için yolu hazırlamaya uygundur. " 6 1 · Şimdi sadece birkaç kelimeyle Mr. halde o 6 sa- . sadece bugünkü toplum ile bir toplu hayat rejimi arasında bir geçiş dev­ resi için iyi bulduğu tedbirleri önermekle yetiniyor. Bray'e cevap vermemiz kalıyor . ki bu 61Bray. bu 6 saatlik emek ile ne yapacak­ tır? Ya hiç bir şey yapmıyacaktır. aralarında sadece ş u fark var : Mr . hepsi çalışan. Bray'in temel aksiyomu budur. Peter'in bir saatlik emeği Paul'ün bir saatlik emeği karşılığı değişilir. s. O.u tarz. biz olmadan ve bize rağmen M. Bray insanlık hesabı­ na son sözü_ söylemek idaiasından uzak. üretim ve değişim yapan sayısız daha küç�k ke­ simlere bölünmüştür ve ortaklaşa üretim tarzı (ki daha yüksek üretim tarzına geçebilmek için bugünkü topluma verilmiş bir tavizden başka bir şey değildir) üretici kuvvet­ lerde ortak mülkiyete bağlı olarak ürünlerde bireysel mül­ kiyeti kabul edecek tarzda kurulmuş olduğundan. Paul ile ancak 6 saat karşılığı 6 saatlik bir değişim yapa­ bilecektir. . 160. Paul'ün önünde ise sadece 6 saatlik emek bulunduğunu varsayalım. Bray ki. b. her bire­ yi kendi çabasına bağlı ve ayni zamanda tabiatın ve sanatın sunduğu her imkana eşit olarak katılmasını mümkün kıla­ cak tarzda olduğundan. Topluluğun üretici ke­ simi en mükemmel kaliteye ulaşmak yarışı içinde. Peter'in önünde 1 2 satlik emek.

emek fazlası ve arkasından işsizlik . hiç bir işine yaraniayan bu 6 saatlik emeği pazar fiyatı ile Paul'e verecektir. Herkes Paul olmak isteyecek. değişmek zorunda olmadığı andan itibaren onun değişim için üretmeye ihtiyacı yoktur. 6 saat çalışınakla başlayıp Peter'in ancak bir fazlalıkla · başlamakla sağladığı sonuca · kararlı ve düzenli bir çalış­ mayla ulaşır. değildir. Fakat bundan böyle üretim yaptığı için. 6 saat boyunca o. Paul'den daha fazla ne kazan­ mış olacaktır? Birkaç iş saati mi? Hayır. yeni toplumda bu boş zaman hakkı. ter elinde arta kalmış olan 6 saatlik emeğin ürüriünü kendi kendine tüketecektir. Hayır ! Yanılıyoruz. Pe. ne pahasına olursa olsun kurtulunması gereken. ya dengeyi kurmak için 6 saat işsiz oturacaktır. yani boş zaman. sadece Peter'in Paul'den ıfaz­ la olarak kazanmış olduğu boş saatler gerçekten de bir sadece kazanç olsaydı ! Oysa hiç de öyle. depresyon. ağır · bir köstek gözüyle zorunda kalacaktır.at hiç bir · şey karşılığı olmadan çalışmış olacaktır. kısacası bugünkü toplumda gör­ düğümüz ekonomik ilişkiler sadece çalışma rekabeti ek­ siğiyle aynen [var oluyor -ç. ] . sadece zevk verıcı değil peşinde koşulan bir şey ahibilsin diye bu yeni top­ lum boş zamanlaı. Bu yeni toplumu Peter'lerden ve Paul'lerden koruyabilecek bir çare daha vardır. İşin . Sadece aylaklık (işsizlik) saatleri. ay­ Ve lak bir adam rolünü oymi. Paul. kırılıp bakmak Örneğimize dönelim. ya da son çare .d a (aylaklıkta) en yüksek mutluluğu bulmak ve çalışmaya.mak zorunda kalacaktır. rekabet. olarak . tembellik için bir rekabet olacaktır. Paul'ün mevkıini elde · etmek için bir . Ya o zaman ? Eşit emek miktarları değişimi bize ne · getirmiş oluyor ? Aşırı üretim.. ve iş-bölümü ve emek değişimi üzerine kurulmuş bir toplum hipotezi 82 . sonunda Peter.:. .

İngiliz fabrika sahiplerinin On Saatlik İş-gü­ nü Kanunu'na karşi gösterdikleri inatçı direnmeyi çok iyi açıklar. ilk sonucu­ muza varmış olacağız. münfyrit değişfinle­ rin varlığım inkar eder. yaratılmış olan ürünlerin dağılımını değil de üretim eylemini alırsak gene aynı sonuca varırız. İngiliz Parlamentosu tarafından 8 Haziran 1847. Başlangıç noktası olarak. 6"[ Sadece kadınlara ve çocuklara uyan On Saatlik İş-günü Kanunu. yetişkinlerin çalışma saatlerinde de eşit bir indirim getireceğini çok iyi biliyorlardı. Robinson'un durumuna ulaşacaklardır.yerlere serilecektir'. çün­ kü atelyeyi meydana getiren bütün Peter'lerin ve bütün Paul'lerin işbirliği olmazsa Peter'in çalışması hiç bir şey değildir.'de kabul edilmişti. Onlar. kendi ça­ lışma zamanını kendi tespit etmekte özgür değildir. Fakat böyle bir anlaşma. kadınlara ve çocuklara62 yapılacak 2 saatlik bir indirimin. Büyük boyutlu sanayide Peter. üretici kuvvetlerin toplamı ile mevcut ihtiyaçların toplamı ara­ sindaki ilişki üzerine kurulmuş fiili bir anlaşma olacak­ tır. Bugün. Fa­ kat böyle bir anlaşma teker teker. ilke olarak ürünler�n değişimi diye bir şey yoktur. ] 83 . emek ile sermaye arasındaki ilişkiyi koparıp atarsanız. · Değişim eşitliği. . Ça­ lışma saatlerinin herkes için eşit olması gereği büyük boyutlu sanayiin tabiatında vardır. Bu. birçok fabrikatörler kanunu bilmezlikten geliyorlardı. yarın. 'değişimin ortadan kalkması basit olayı ile kurtarılmış olacaktır : Paul ve Peter. Böylece toplumun bütün üyelerinin fiilen çalışan işçiler oldukları varsayılırsa. Bunun­ la beraber. sanayiin ve işçiler arasındaki rekabetin sonucu olan. bireysel değişimin mah­ kum edilmesi olacak ve biz yeniden geriye. eşit emek saati miktarları­ nın değişimi ancak maddi üretime harcanacak saat sayı­ sı önceden kararlaştırıldığı takdirde mümkün olur.

Bray bu eşitlikçi ilişkinin. Burjuvaya göre teker teker. üretici kuvvetlerin değişim tar­ zına bağlıdır. ve bu sebeple toplumu. kendisi sınıf çatışmasına tekabül eden. toplu­ mun genel olarak kabul ettiğini görmekten hoşlanacağı 'eşitlikçi' bir ilişki görüyor. başka birinin zararına bir şey kazanmak imkanını hiç kimseye vermeyen bir ilişki görmekten başka bir şey yapamaz. Mr. Böylece toplumun tarihinde. Ona göre bu ikisi birbiriyle hiç bir bağı olmayan şeylerdir. ürünlerin değişim tarzının onları üretme tarzı tarafından düzenlendiğini görüyoruz. İçin­ de bulduğu bütün çelişme unsurlarından tamamen kur­ tulmuş. saygı değer burjuvanın ulaşmaktan hoşlanacağı bir ülkü hayalini onun haline çevırıyor. Mr. Böylece. saflaştırılmış bir bireysel deği. Bray. Bu gölge yeniden bir öz. bireysel değişim hiç bir sı­ nıf çatışması olmadan da var olabilir. Ürünlerin değişim tarzı. Genel olarak ürünlerin değişim şekli üre­ tim şekline tekabül eder. Ama saygı değer bilinç. Burjuvanın an­ ladığı bireysel değişim. belli bir üretim tarzına tekabül eder.üretimde el birliği yapmış olan emegın değişimi vardır.şimde o. Bir insan burjuva olunca. tama­ kendine men imkansız olduğunu anlamıyor. Bireysel değişim de. sı­ nıfların çatışması olmadan bireysel değişim diye bir şey olmaz. bir maddi varlık edindiği ölçüde görü- 84 . toplumun sadece güzelleş­ tirilmiş gölgesi temeli üzerine yeniden kurmanın . bu çatışma ilişki­ sinde sadece bir uyupı ve sonsuz adalet ilişkisi. bu çok açık gerçeği görmeyi reddediyor. dünyaya uygulamak­ tan hoşlanacağı bu düzeltici ülküiıün aslında gerçek dün­ görmü­ yanın yansımasından başka bir şey olmadığını yor. Üretim şeklini d�ğiştirirseniz ürünlerin değişim şekli de bunun sonucu olarak değişir. pratikte fiilen varolan bireysel değişime benzemekten uzaktır.

Bray'in teorisi de. Londra'da Sheffield'de Leeds'de ve İngiltere'nin daha bircok şehrinde adil-e mek d eğiş i m pa z ar ları kurulmuştu. M. . bu maddi varlık hayalin değil mevcut toplumun fiili varlığıdır. göriinü. 85 . -Enırels'in 1885 Almanca baskısına notu.63 gerçekleşmesi ••Bütün teoriler gibi Mr. 1849 yılında Paris'te yeni bir Değişim Bankası kurarak kendisi de bir girişim yaptı. Bunların tadı hala süriip gidiyor. Bu ·pazarlar önemli miktarda sermayeyi yuttuktan sonra rezi­ lane başarısızlıklarla sona erdi. Proudhon! (Marx'ın notu ) . Sizi uyarırız. destekleyiciler bulmuştur. Bilindiği gibi Proudhon bu uyar­ roayİ aklında tutmadı.yoruz ki bu öz. Bununla beraber Banka işe başla­ madan başarısızlığa uğradı : Proudhon'a karşı açılan bir dava bu banka­ nın iflasını örtmeye yaradı.şlere aldanınaya kendilerini bırakan.

P a r a "DEGERLERİ ilk kurulan metalar. M. altın ve gümüş ol­ muştu.. 1 86 . rı üretmek için gereken emek zamanındaki değişikliklerde ifadesipi bulduğunu ispat etmekti. 69. onun yapmak zorunda olduğu tek şey. M.ÜÇ DEGERİN NİSPİLİGİ KANUNUNUN UYGULANMASI A. Proudhon ürünlerin değerlerini." 64 Böylece altın ve gümüş. her zaman. ı.n emek miktarının kıyaslamalı değe. altın ve gümüşün değerindeki değişikliklerin. Proudhon tarafından 'ku­ rulmuş değer'in ilk uygulamaları oluyor.i ile belirleyerek kur­ duğuna göre. Proudhon'un bunu ••re.:ı. M. onların içinde maddeleşmiş bulun. onla:. s.

'kurulmuş değer' örneği olmak imti. emek zamanı ile değerlendirilmek özelliğine sahip bütün metaların yararına altın ve gümüşün para olarak kulla-:­ nılma kabiliyeti ile hakkabazlık etmekten ibarettir. O. Bu örnegı seçtiği için. sadece teamüle ve göreneğe dayanır.larak her tarafta madenierin tercih edilmesinin sebe­ bi nedir? Para görevindeki. Faydalı bir ürün. değişim aracı olmak yani para olmak kabiliyeti vardır. kurul­ ma durumuna erişmiş bulunan değerlerdir. bunlar. bakın. M. başka me­ talar gibi. . yani ticaret aracı olarak iş görme görevi. Proudhon.şten. Altın ve gümüşün. bir de evrensel .i. onu üretmek için gerekli emek zamanı ile bir defa değerlendirilince. para olacağını ispat etmekten daha kolay hiç bir şey yoktur.yapmaya niyeti yok. başka herhangi bir meta da. değişirnde daima kabul edilebilir. iktisatçılar bunu bilirler ve bir�en fazla örneğini de gösterirler. diye bağırıyor. · Öyleyse para o. M. Bu hokkabazlıkta kötü niyetten çok bönlük olduğu muhak­ kaktır. Proudhon'a sorulacak çok basit bir soru beliriyor: altın ve gümüş. · emek zamanıyla değerlendirilmek kabiliyetİn­ den başka. · Onun bütün mantığı. meta olarak değil. M. benim istediğim 'değişilebilirlik' şartları içinde bulunan altın ve gümüşü görün ! Öyleyse altın ve gümüş. ekonomi politikte benzeri olina·· 8'1 . belki daha az göreneğe · dayanırdı. Şimdi · altın ve gümüşü emek za­ manı ile 'kurulmuş değer'in uygulaması diye ele almakla. Proudhon'un düşüncesinin maddeleşmesidir. eğer · buna mantık denirse. para olarak bahseder. ö çok mutludur. hep değişilebileceğini. değeri emek zamanı tarafından kurulan bütün metaların . fakat · ayni derecede güveni­ lir olarak bu görevi yerine getirebilirdi. altından ve gümi.yazına niçin sahiptirler? "Alışkanlığın değerli madeniere yüklediği özel görev.

Proudhon soruyu bu terimlerle formüle etmekle paranın varlığını önceden varsaymış bulunuyor. Prou­ dhon'un kınadığı gibi. bir defalık "kendi bilim alanla••[C. mümkün müdür?"65 M. Biz ise tersine. .yan bu ihtisaslaşmanın izahı nedir? . ] 88 . Bütün bunlar iktisatçıları. I. değişim değerini ayırmak ve . Paranın kopup ay­ rılmış göründüğü diziyi yeniden kurmak ve bu diziyi asıi ilkesine kadar izlemek. yeniden kurulması gereken bir dizinin ilk üyesi yapıyor. parayı bir istisna. bir sosyal ilişkidir. Özel bir değişim aracının yani paranın gerekliliği bir defa anlaşıldıktan sonra. Onun kendi kendine sorması gereken ilk soru şu olmalıydı : fii­ len kurulmuş bulundukları şekilleriyle değişimlerde. M. bireyselleştirmek niçin gerekli olmuştur? Para. parayı yürürlükteki üre­ tim tarzının bütününden ayırmakla işe başlıyor ve sonra onu hayali bir dizinin. herhangi bir ekonomik ilişki gibi bir üretim ilişkisi oluyor ? Eğer M. 68-69. derecede bir sorundur. bilinmeyen veya yeni­ den kurulmayı gerektiren bir diziden ayrılmış bir unsur olarak görmiyecekti. Proudhon'un yaptığı nedir? O. özel bir değişim aracı yaratılarak. niçin altına ve gümüşe düştüğünü açıklamaktır. M. $. Proudhon bu ilişkiyi gerektiği gibi naza­ ra almış olsaydı. gerekli olan bu özel göre­ vin bütün diğer metalardan fazla . Para ilişkisi niçin. gibi. altın ve gümüşün madde olarak özlerinde varolan kendilerine özgü niteliklerin izah ettiği ikinci. bir şey değil. iş-bölümü vs. Bu ise üretim ilişkileri zinciriyle değil. . . bu ilişkinin bir bağlayıcı halka oldu­ ğunu ve bu bakımdan öteki ekonomik ilişkilerin teşkil et­ tiği zincirin bütunüne sıkı sıkıya bağlı olduğunu ve bu ilişkinin bireysel değişimden eksiği fazlası olmayan belli bir üretim tarzına uygun düştüğünü farkedecektik.

hepsinin üstünde. ] 89 . Altın ve gümüşün ayırd edici niteliği.rının dışına çıkıp fizikle. tekrar edelim. değerli madenler yararına. tarihle ve benzerle­ riyle biraz . mekanikle. altının ve gümüşün para durumuna kavuşmakta birinci olduklarını söylemek de. üretimle­ rinin zor olması ve. görüp anlıyama­ dığı bu ekonomik sebebi M. ticaretin bütün darbelerine rağmen kesin bir nispi değer muhafaza eder ve kendisini bütün ödemelerde ka­ bul ettirir.r derecede tercih ediliyorlardı Hükümdarlar yavaş yavaş bu altınlara ve gümüşlere sahip oldular ve üzerlerine kendi mühürlerini bastılar. r. Çünkü me­ sele artık ekonomi politiğin alanı içinde değildi. Proudhon görmüş. Proudhon şöyle diyor : "Hiç bir iktisatçının göre­ mediği ve anlıyamadığı şey. M. "Bütün metalar içinde ilk olarak değerleri kurulma­ ya ulaşanların altın ve gümüş olduğunu başka hiç kimse farketmedi. henüz · külçeler halinde trampa ediliyor ve değişime konu olu­ yordu. maden olarak sahip oldukları nitelikler. fakat o zaman bile bunlar. değerli madenierin kavuştuğu teveccühü tayin eden eko­ nomik şebeptir. s. Patriyarkal dönemde altın ve gümüş. bu para. Hükümdarların kıymetli madenieri böylece kut­ sallaştırmasından para yani ·mükemmel meta doğdu . 69. anlamış ve gelecek kuşaklara vasiyet yoluyla bırakmış bulunuyor. gözle görülür bir üstün­ lük eğilimi gösteriyorlar ve önemli bl." 66 Hiç kimsenin." Bütün metaların içinde ilk olarak altının ve gümü­ şün değerinin kurulmuş olduğunu sÖylemek. ilgilenmeye" götürmüşse onlar bunıi sadece yapmaya mecbur kaldıkları için yapmışlardır. aslında haklı olarak. daha önce geçen bütün olaylardan sonra. ••[c. devlet otoritesinin müdahalesi sayesinde bunların meta olarak kararlılık ve resmiyet kazanmış bulunmaları olayına bağlıdır.

ilkin. F�kat bütün bunlardan sonra. Proudhon'un 'kurulmuş değer'i altın ve gümüşte para statüsüne ulaşmıştır. oluyor da bir değerin kurulmasından bahsetmeye nasıl devam edebiliyor ? Bir değer. Proudhon'a göre. Proudhon'un ger­ çeği açıklamak için işe karıştırdığı önemsiz olguları 90 · ço- . O halde altın ve gümüşle 'kurulmuş değer' statüsüne kavuşan. meta değildir.mektir. Adam Smith'in klasikleşmiş yay örneğin­ den onu esirgiyeceğiz. onu kendi başına üretmek için ge­ reken zaman tarafından · değil. üretimlerine harcanan zaman en eskiden beri bilinen me­ bu taların altın ve gümüş olduğunu anlatmak istiyorsa. Proudhon'un büyük ifşaatı. bütün metaların içinde. ayni zaman süresi içinde yaratılabilecek olan her ürünün miktarına olan nispeti ile kurulur. değerin kurucu safhasından daha geç­ üs­ miş bulunmaları sayesinde. demir gibi en çok gerekli şeyleri üretmek için gerekli olan zamanın bilindiğini M. kendisinden önce hiç kimsenin bulmadığı büyük gerçek işte budur. Şimdi M. para statüsüne yükselme tünlüğünü vermiş bulunan bu 'ekonomik sebeplei-'i daha yakından inceliyelim. Böylece altın ve gümüşün değerinin kurulması. Bu günü geç­ miş bilgiçlik üzerinde tekrar tekrar durmak istemiş ol­ saydık. ] asla kurulmadığına göre. M. Proudhon bu sözleriyle. gerçek üzerine söylenmiş daha bir­ çok dolambaçlı sözler. bir miktar başka ?rünün değerinin zaten kurulmuş bu­ lunduğunu varsayar. üstünlük eğilimi' ile 'gözle gö­ rülür terCih' ve fiili . varsayımı da onun. başka ürünlerden önce altın ve gümüşe. bir değer kendi ken­ dine [ yalniz başına -ç. Bu ekonomik sebepler şunlardır: daha 'patriyarkal dönemde' 'gözle görülen. M. bütün bunlar M. o�uyucularını eğlendirmeğe çok ha­ zır bulunduğu. M. varsayımlarınpan biri olur. Proudhon'a haber verirdik.

ölçü mey­ dana getirir. Proudhon'un bahsettiği kararlılık ve resmilik sadece · pa­ ranın standart ölçüsüne uygun düşer. Proudhon'a göre.ğaltarak. kelimeler­ le ifade etmekten daha fazla bir şey yapmaz. sözde ekonomik sebepleri daha tü­ ketmemiştir. ister medeni olsun kanunlar. s. Voltaire'in Histoire du parlem·ent'- 91 . sallık vermeye zorlamışlardır ? Paraya basılan damga onun değerinin değil.eko­ nomik şartlara tabi olduklarını ve ekonomik şartlara hiç bir zaman kanunlar kabul ettiremediklerini bilmernek için bir insanın her türlü tarih bilgisinden yoksun olması gerekir. Bunlardan egemen ve dayanılmaz bir güç- · ten bahseden biri de şudur: "Para. ons gümü•7[C. olmuşlar. onu kendilerine mührünü basmaya ve böylece kendilerine siyasi bir kut. ekonomi politikte en yüksek sebeptir. İster siyasi. hükümdarlar altın ve gümüşe sahip olurlar ve onlara ken­ di mühürlerini basarlar. ekono­ mik ilişkilerin iradesini. fakat ağırlığının belirtisi olmuştur ve şimdi de böyledir. 69. gerçegın sayısım çoğalttıkları için zorluğu artı­ rırlar."68• Fakat bir ons altının veya bir . M. isteğini ilan etmekten. M. Bu iç · değeri sadece ağırlık ve standart .] 65Voltaire. [Marx. Altına ve gümüşe sahip olup üstüne mührünü basa­ rak bunları evrensel ve genel değişim araçları yapan hü­ kumdar mı olmuştur?1• Yoksa bu genel ve evrensel değişim araçları mı hükümdara sahip . Systeme de Law.hükümdarların istek ve hevesleri. hükümdarın onu kutsallaştırmasından doğar . I. yarım varolan biricik poundluk gümüşü gösterir: değer."67 Böylece M. Proudhon. bu standart ölçü ise sikke haline getirilmiş bir para parçasında ne kö:dar ğerli maden müş markın maddesi · bulunduğunu özünde ağırlığında . Aslında bütün çağlar boyunca hükümdarların . ihtiva de­ "Bir gü­ sekiz ons eden bir marktır.

şün değerinin ne kadar olduğu sorusu gene de karşılıksız kalır. gazyağı veya tütün için olduğu gibi · altın ve gümüş için de doğru olduğunu varsaymak yan­ lıştır. Philip para yapmak tekeline sahip olduğu ıçın. değer hesaplarını ve bunun altına sonucu olarak da şeylerin değerlerini yükseltmenin mümkün cılduğunu ve . vs. içine değersiz madenler karıştırılmış paralar. Proudhon şöyle diyor: "Fransa Kralı I. Ben­ zer: her girişimin sonucu bu olmuştur. ıı. Parayı ilk çıkardığı zaman bir defada kazandığını. Yünün değeri ne kadardır sorusu gene cevapsız kalır. hemen acele eski değeri ile yeniden genel bir para basımı emrini verdikleri ve ıçın kendilerini bu kayba karşı az çok koruyabiliyorlardı. Philip ile halef­ Ierinin o kadar ayıplandıkları. Fakat Phi­ lip ve halefleri. hep kaybeder. ] ••[C. p arasının değerini düşürmeyi ·aklına koyarsa. bu düşür­ me olayı aslında nedir? Bu. değeri düşürülmüş para bir defa dolaşı­ ma çıkarıldıktan sonra. 70. kaybeden kendisi olur. Bundan başka Philip I. onun parası · kendi ger­ çek değerine iner inmez meydana çıktı ve kendisi de uyruklarından edineceğini sandığı kazancı kaybetti. '71. Şarlman altınına üçte bir oranında değersiz maden katar. paranın değerini. Grand Colbert mağazalarından satın alınmış bir kazmir. yani değeri arz ve talep düzenlediği ıçın suni bir darlık meydana getirerek veya iminatı tekel alarak. Proudhon ından bir bölümü anıyor. ticaret göreneği açısından doğru bir düşüncenin sonucu. bir prens. fakat sakat bir ekonomi bilimidir."69 Pek çok · defa ispat edilmiştir ki. ] 92 gibi . yollarıyla kendisine döndükçe. M. I. buhun buğday şarap. Fakat Philip'in bu hilesi. gerçekten M. bir ürünü yapma tekeline sahip her zanaatçının yaptığını kendisinin de yapabileceğini sanarak. saf yün markasını taşıyorsa bu marka bu kazmirin değerini bize anlatmaz. vergi.

şeyle­ rin isimlerinin arzından ve talebin. bu isim değişikliğine rağmen arz ile talep . ] buğday.den bahsetmiş olmayız. Buğday miktarı. Bütün bu insanların yüz quarter yerine sadece elli quarter almalarına sebep olmuş olurdu. Kral Philip altına ve gümüşe hileli bir fiyat etiketi koyduğu zaman. o. Kralın yüz quarter buğ­ day borcu olduğunu varsayalım.düşünmüş olsaydı 'ticaret açısından' iyi düşünmüş olmı­ yacaktı. M. Ne Philip I. sadece bu isim değişikliği ile. uzun zaman süremezdi. sikkelere isim verirdi. ticarette asla elli quarterden daha fazla değerde ol­ mıyacaktı. ne eksilir. tıyla. yüz quarter buğday almak hakkına sahip herkesi aldatmış olurdu. Proudhon bunların değeri­ nin sadece arz ile talep arasındaki nispet tarafından be­ lirlendiği gerekçesiyle başka bütün metalar gibi altının değerini de değiştirmenin mümkün olduğunu düşünüder­ ken . sadece elli quarter öde­ mek durumunda olurdu. Kral Philip bundan böyle bir quarter buğdayın iki quarter buğday diye isimlendirileceğini emretmiş olsaydı bir dolandırıcı olurdu. Başka herhangi bir dük­ kan sahibi gibi _ o da müşterilerini. buğday fiyatı gerçek bir değişikliğe uğramaz.. fakat yaptığınız hile anlaşılınca sizin sözde Asya kazınideriniz Fransız kazınirierinin fi­ yatına düşecektir. ancak bu hilesi an­ laşılmadığı sürece aldatabilmişti. O da er-geç ticaret kanunlarının sert darbesini tadacaktı. ortaya bir ticaret dehası koymuş değillerdir. Fran­ sız kazınirierini Asya kazıniri diye yutturursanız. Bütün rant sahiplerini.:. Bir şeyin adını değiştirmekle o şeyin kendisini değiştirmiş olmayız. bir iki alıcıyı aldatabilirsiniz . 93 · . Buna göre. ne ar­ tar. Şey­ lerin arzından ve talebinden söz ettiğimiz zaman. mallarının niteliklerini yanlış anlatarak aldatmıştı ki bu. ne de M. ister arz edilmiş ister talep edilmiş olsun. Proudhon'un söylediği gibi altın veya gümüş yapan birisi değildi. Fakat yüz quarter [ dEmilen bu -ç. arasındaki oran tamamen ayni kalmak şar. insanları. Philip I.

ti­ caret bu iki markın eski bir marktan daha fazla · değerli olmadığını söylemekte devam edecektir. hükümdardan alır. · Proudhon'un ispat etmek istediği bu mudur? Hayır. o küçük görülen arz ve talep kanunu ile karış­ tırılmış olabilii· mi ? M. ileriye doğru bir tek adım atmamıştır. kombinezonlara ve değişikliklere öylesine uyabiliyor ki bir defa da arz ile talep arasındaki nispete uyabilir. hiç değilse hukuken 10[C. M. Öyleyse altın ve gümüşün rolü zemini üzerinde "her metaı. pek çok çeşitlere. I. Proudhon'un bu gerçek nispeti. paranın değerini düşürmek yerine mikta­ tarını iki misline çıkarmak kralın gücü dahilinde olsaydı. fakat öteki iktisatçıların arz ve ta­ lep doktrini lehinde bir kanıt olur. Öy­ leyse o. yoksa arz ve talep kanunu ile mi belidendiği meselesi hala cevapsız kalıyor. gene nispet ve denge sebepleriyle. altın ile gümüşün değişim değeri.M. değerini ticaretten değil. bu görüş. talep ayni kaldığı v:e arz iki misline çıktığı için. s. Ona göre para. Varsın hükümdar. Proudhon'un başka iktisatçılada paylaştığı bu görüş doğruysa. 71."70 M.· Proudhon'un nispet esası lehinde katiyen değil. hemen yarı yarıya düşerdi. Proudhon devam ediyor : "Hatta şu bile akılda tu­ tulmalıdır ki. aslında neyi ispat etmiş oluyor? Ticaretin hüküm­ dardan daha hükümdar olduğunu. paranın değeri yarı yarıya düşecekti. pratikte değilse. Çünkü bu görüşe göre altın ve gümüşün iki misline çıkarılmış toplam miktarı içinde maddeleşmiş olan emek miktarı ne olursa olsun. M. Eski bir markın yerini alan bu iki markın de­ ' ğerinin üretim maliyeti tarafından mı. J 94 değişimlerde . bir markın gelecekte iki mark diye anılacağını buyursun . Yoksa 'nispetlilik kanunu' bu defalık. Fakat bütün bunlara rağmen değerin emek miktarı tarafından belirlenmesi sorunu. gerçekten çok esnek .

Proudhon'un kurulmaya ulaşmış değerin uygulama örneği olarak parayı seçmiş olması. ister altın. Ricardo bu gerçeği o kadar iyi an­ lamıştır ki. altın ve gümüş.bir de­ ğişim aracına ihtiyaç duymasındimdır. Uluslararası ticarette şüphesiz . M. başka herhangi bir meta gibi emek zamanı tarafından bel�rlenir.racı oldukları da gerçektir. Hukuk. para miktarı arasında. pratikte kabul edilebilir oldukları içindir ki hukuken kabul edilebilir. değişilebilirlik doktrininin arasından bunu kaçırmak.kabul · edilebilir kılmak" bu rolü yanlış anlamaktır. Dolaşımın istekleri ile çıkarılan . bu p ara ister kağıt. 'hükümdarlar tarafından kutsallaştırılma' ni­ teliklerini kaybederler. Altın ve gümüş. yani · değeri maliyet fiyatı tarafından takdir edilen her metaın para statüsüne kavuşması gerektiğini ispat etmek içindir. ve pratikte kabul edilebilir ol­ maları. Bütün metalar içinde sadece para ola­ rak altının ve gümüşün değerlerinin maliyet fiyatları ta­ rafından belirlenınediği ve bu yüzden dalaşımda bunların yerini kağıt paranın alabileceği garip gerçeği olmasaydı bütün bunlar pek yerinde olurdu. bun­ ların kendilerine özgü niteliğini teşkil eden bu 'kararlılık ve resmilik'. belli bir oran gözetil­ dikçe paranın iç değeri · (maliyet fiyatı) ile itibari değe­ ri arasında bir oran gözetmek diye bir mesele yoktur. üretimin bugünkü kuruluşunun evrensel .rekli emek miktarı ile oranlı olarak değer taşırlar" . bu gerçe­ ğ in resmen tanınmasından ibarettir. Baş­ ka bir ·deyişle. kendi . Fakat al­ tının ve gümüşün uluslararası ticarette para olarak değil de ürün olarak değişim a. platin veya bakır para olsun. para da. dedikten sonra paranın değe­ rinin onun maddi varlığında cisimleşen emek zamanı ta- . Proudhon'a göre. bütün kendi sistemini emek zamanı tarafın­ dan belirlenen değer üzerine dayandırdıktan sonra ve "bütün başka metalar gibi altın ve gümüş de onları üret­ mek ve pazara getirmek için ge. Görmüş bulunuyoruz ki M.

İngiliz madeni paralar tarihinde buna uygun olarak görüyoruz ki. . fakat sadece arz ve talep kanunu tarafından belirlendiğini ekler.fından değil. demek istiyorum ki J. para emek zamanı tarafından 'kurulmuş' bir değer değilse. bunun sebebi şudur : iç değerinin azaltıldığı oranda top' . . Ricardo'nun bu pasajında J . 72[Ricardo'nun kitabının Fransızca baskısında 206. s. . C. 206-207]. II. paranın değeri. değil fakat bu metaa duyulan ve o metaın nedreti ile karşılaşıp dengeleşen ihtiyaç olduğuna ikna etmeye yetecektir. 71Ricardo. yani J.B. B. Say şunu görür: "Sanırım ki bu örnek. yoksa fiilen içerdiği kıymetli maden miktannın değeriyle değil. "Kağıt paranın bir iç değeri yoksa da. Say tarafından sadece arz ve talebin belirlediği bir değere örnek diye verilen bu para. B. her değerin esasının bir metaı yapmak için ihtiyaç duyulan emek miktarı . Aynı ilkeye dayanarak yani kağıt paranın miktarını sı­ nırlandırarak. . [s. içindeki kıymetli maden miktarının azaltıldığı ölçüde asla düşmemiştir. M. lam miktarı asla artırılmış değildir. adı geçen eser. yazarı. Say tara­ fından bu sebeple başka değerlerin de emek zamanı tara­ fından belirlenemiyeceğine Ricardo'yu ikna etmek ıçın bir örnek olarak alınan bu para. gene de miktarını sınırlandırma yoluyla bunun deği­ şimdeki değeri ayni ve eşit ismi taşıyan bir sikkenin veya o sikke içindeki değerli madenin değeri kadar büyük olur. Proudhon için emek zama­ nı tarafından kurulmuş değerin uygulanmasının mükem­ mel bir örneği haline gelmektedir. içindeki kıyinetli maden miktarı azaltılmış olan bir sikke. Bu konuda sözlerimize son vermek için belirtelim ki. 207.] 96 Say'in notu."72 Böylece Ricardo'ya göre emek zamanı tarafından belirlenen bir değer olmayan para. kanunun tayin ettiği ağırlıkta ve incelikte olsaydı taşıması gerekecek olan değerle dolaşımını yapar."7 1 .

I. s.M. ] 97 ."73 M. Proudhon'un ağzından. Pekala şunları da söyliye­ bilirdi : m elün buğday. Fransız iktisatçılarının en eskilerinden bfri olan Boi. para olarak. her zaman değişilebilir şeylerdir. rensel değişim aracı olarak hizmet ettikleri için bunların miktarı ile toplam zenginlik miktarı arasındaki oran ne olursa olsun. "Hiç bir dolaşım aracı taşacak kadar bol olamaz . Proudhonjun gerçek 'oran'ı ile ortak bir tarafı da hiç yoktur. Bir komünist. [C. s. çünkü evrensel değişim aracı olarak hizmet etme §zel fonksiyonuna sahiptirler. ] 75[C. zamanına aittir. m elün şarap. M. "75 Koyunları ve şarabı para statüsütıe kavuşturma dü­ şüncesi yeni değildir. 205 . yoksa toplam zenginlik mikta­ rına orantılı bir miktarda mevcut oldukları için katiyen değil . büyük kudretini kabul ettirmeye başlamış bulunduğundan bütün öteki metaların değerlerinin düşmesinden şikayet ediliyordu ve 'her ticari değerin' keıl. veya meseleyi daha iyi şöyle söyliyebiliriz : bütün metaların içinde sadece altın ve gümüş. II. . 72. bunlar arasında daima bir orantı (nispet) vardır. 73. Çünkü "tıpkı altın ve gümüş gibi her ticari değer de tam ve sahih belirlenmesine kavuşmalıdır. ve dolaşım aracınin değerini yükseltmekle miktarını ayni oranda azaltı. ev.nış olursunuz.. . Bu dönemde para.sguillebert'in yazılarında b-ile şunu görüyoruz : "Öyleyse kendi gerçek değerleri içinde yerlerini bulmuş 7ZRicardo. s. melCın koyunlar ! . I. çünkü bunun değerini azaltınakla miktarını ayni oranda yükseltmiş. Altın ve gümüş. Fransa'da bu düşünce Louis XIV..di tam ve sahih belirlenmesine yani para sta­ tüsüne kavuşabileceği zamanın gelmesi canı gönülden is­ teniyordu. hafiflikle 'melün altın' diye haykırıyor.. Proudhon "Bu ekonomi politik. ] ><[C. ne karma karışık iş"74 diye feryat ediyor.

St. ete.ve yeniden kendilerini kabul ettirmiş olarak. iki misline çıkarılabilirmiş gibi !'m İktsatçılar bu yanlışlığa 'nispet kanunu'nu ve 'kurul­ muş değer' kanununu bilmedikleri için düşmüşlerdir. Mill. . "Bütün emtea fiyat­ larının yükseidiğinden veya düştüğünden bahsediliyorsa. "C. 110. A History of Prices. Essays on Same Unsettled Questions of Political Economy. şeylerin oranı değilmiş gibi. London. London. genel olarak. 1836. metalardan biri daima hariç tutulur. ayni 'zaman­ da son hayalleri olmuştur. [Referansın tamarın şöyledir : Th. Proudhon'un burada. eski tabii sınır­ ları içine yeniden itilmiş olacaktır. s. koyunların parg. 1828. I-II. and of the State of the Circulation. Daire edition. Sanki her şeyin fiyatı. haline gelmesİ olayındakinden daha mutlu olup pl­ madığını görelim. orantı yokluğundan baş­ ka hiç bir eksiği olmayan. Artı-emek "Ekonomi Politik üzerine yazılmış eserlerde şu saç­ ma varsayımı okuruz : her şeyin fiyatı iki misline çıkarıla­ cak olsa . Bu hariç bırakılan meta. B. bunun izahını da buluruz. diğer orantıların ikinci uygu­ lamasına geçelim. " 76 · Görülüyor ki burjuvazinin ilk hayalleri.78 şu saç:­ ma varsayımı okuyoruz : "Ücretler genel olarak yükselirse. Proudhon'un ayni eserinde. '9Encyclopaedia MetropolHana or Universal Dictionary· of Knowled­ ge. bir kanun. ve Tooke. metalar şek­ linde. M. 7�"Proudhon. ."79 Şimdi 'kurulmuş değer'in ve. C. Tooke. London. Tartışma konusu cümle ile ilgili olarak ayrı­ ca bkz : J. çok sayıda rakibin ulaşmasıyla para. ve sanki bir oran." Bundan başka Ekonomi Politik üzerine yazılmış eserlerde söz konusu cümleyi bu­ luyorsak. London 1844. by Senior. I. 76Economistes-financiers du dix-huitieme siecle. I. paradır. s. bir ilişki. 422. 81. Ne yazık ki M. 1838.] 98 . A History of Prices. from 1793 to 1837. C. her şeyin fiyatı yükselecektir. s.

Bu toplum. ve. Colum­ bia. ve 'kendi zekası'. sadece. ti olarak görülebilecek olan. bütün iktisat biliminin öze­ . her emeğin bir artı-emek bırakması gerektiği ilkesi. 73."8 1 M. Bu. ] •2[C. ayrı ka­ nunları olduğu için. [Kitabın birinci baskısı Columbia'da 1826'da. onu top­ lum denilen bir kişi haline getiriyor. Bu önerme."iktisatçıların genellikle kabul ettikleri bir müteari­ fe (axiom) şöyledir : her emek (çalışma). "80 M. bu sözlerle. her emeğin bir artı-emek bırakması ge­ rektiğini ispat etmek için toplumu kişileştiriyor. doğrudur. toplumu meydana getiren kişilerle or­ tak yanı bulunmayan . I . benim görüşüme göre. bir artı-emek bı­ rakır. toplum oluyor. Proudhon bu · kollektif varlığın kişiliğini anlamadıkları için.] '99 genişletilmiş ikin- . sıTh. bir kelimeyi bir şey haline dö­ nüştürenlerin hayalinden başka hiç bir yerde gerçek var­ lığı alınayan bazı niteliklerle bezenmiştiı:. Proudhon. s. Proudhon. sosyal bireyin üre"'Proudhon. genel olarak ve mutlak surette doğrudur. . iktisatçıları bu kınamanın tam tersi ile suç­ layan bir Amerikalı iktisatçının şu parçasını onun karşı­ sına çıkarmaktan zevk duyuyoruz : "Millet denilen ve ku­ ralları olan manevi varlık. ancak bu ilke toplumdan çıktığı ve top­ lum bu kişilere kendi kanunlarının yararını tevcih · ettiği ' için. orantı (nispet) kanununun so. 75. alelade insanla­ rın zekası değil de kanunun ortak ve genel anlayışından yoksun bir zeka olan."82 M. [c. Cooper.. birçok zorluklar ve ekonomi politikte bazı ayıplanacak yanlış an­ laşılmalar doğurmuş -bulunuyor. iktisatçı­ ları kınıyor. M. Lectures on the Elements of Political Economy. . Fakat iktisatçıların müsaadesiyle söyliyeyim ki. onla­ rın teorisine göre anlamsızdır ve herhangi bir tezahürü görülemez. ] . Proudhon devam ediyor: "Bu artı-emek ilkesi ki­ şiler hakkında. nucudur. I. ci baskısı Londra'da 1831'de yayınlanmıştı . 1826. .

birlikte harcanan çabaların bütün ürünü. önümüzdeki konuya uygulanı­ lırsa.f i. hern de M. O diyor ki. kişi haline gelmiş toplumla aç!klanır.timinin tek başına. Proudhon. Proudhon'un bü­ ründüğü esrarlı hava olmadan. bütünün par. 1830. . Demiryolla­ rının. bir araya gel­ miş bireylerin üretiminin. . Th. Bu kişinin hayatını ka­ nunlar yönetir ki. bir araya gelmemiş bireylerin üretimi üzerindeki bu fazlalığından mı bahsediyor ? Eğer böyleyse. . ifade etmiş olan yüz ikti­ satçı sayabiliriz. örneğin. O. Sacller. . . Bir ekonomik sürecin ke:. . tek başına sarfedilen çabaların hiç bir zaman ulaşamıyacağı sonuçlar meydana getirir. . insan varlığının bu temel direğine gelince. bunu bulana. bu sabit gerç-eği. Mr. münferit ve ayrı ayrı çabaların başarabileceğinin hepsini. Geometriye göre . bu kanunlar birey olarak kişinin faali­ yetlerini yöneten kanunların zıddıdır. . [Referansın tama­ mı şöyledir: M. I. . artı-emek.. s."83 M.. The Law of Population. London. müteşebbisleri için. çalarının toplamına eşittir . Şu halde insanlık sayı bakımından çoğaldıkça. topluma sağladığı kazanca eşit bir kar sağlıyamaz. hemen hemen son­ suz derecede aşar. The Law of Population. C. Karayo83T.] 100 . tek başına yaşayan bir insanın bütün hayatında başarabileceğinden daha fazlası. Sadler. bunların bir­ leşik çalışınalarının ürünleri. na ulaşabilir. London 1830. . . denilebilir ki . toplumdan ayrılmış bireyin Üretimini aştığını mı söylemek istiyor? M. . devlet için olduğundan çok daha az bir zenginlik kaynağı olduğu görülmüştür. bunu. Mekanik zanaatlarda olduğu gibi bilim çalışma­ larında da bir insan. . . Proudhon'a dönelim. . Emeğe. olaylarla ispat etmek istiyor. bütün. Sadler'in söyledikleri : "Bir arada çalışma. . İşte. bir günde . 83 ve 84. bu mütearife (axiom) yanlış çıkar. böyle bir artış esasına göre hesaplanmış sırf aritınetik bir toplamanın toplamını çok aşar.

kilometre-ton başına 18 s. [C.ı. asıl hızın . bizzat değer olduğu için. gerekirse ilkel yük arabasına döneceklerdir. Toplum içinde zaman. bir karayolu nakliyat işletmesinin karına yaklaşık bir sonuçtur. Gene de toplum için çok gerçek olan. Proudhon'un dört misline çıkmış bir hız­ dan. fiyatlar eşit olmak kay­ dıyla demiryolları karayollarına karşı % 400 bir üs­ tünlük gösterir. Fakat demiryolu nakliyatının. 33 milyonluk bir sosyal . Lokomotif terkedilecektir. 76.] 101 . bu ise. 75. Bunun sebebi kolayca kavranır : demiryolunun hızlı olmasından doğan avantaj. yüzde otuzbeş oranında bir özel k�yıp lehine kurban edilecektir. 400'e eşit bir sosyal kazanç adam ba­ şına onbinde dört demek olur. tüketici için yüzde 33 ka­ yıp ise. Yüzde dörtyüz oranında bir sosyal avan­ taj. Toplum sadece 1 milyon kişiden meydana geliyorsa. tüketiciye doğrudan doğ­ ruya ve şahsen dokum. tamamen sosyaldir ve her birey bu avantaja ancak çok küçük bir oranda ka­ tılır (şu anda sadece malların nakli ile ilgilendiğimiz ha­ tırda tutulmalıdır) . I. kayıp. karayolları ile nak­ liyat maliyeti 18 santirnde kaldığı halde. demiryolunun fiyatının 2 5 santime çıktığını varsayalım : demiryolu. karayolu nakliya­ tının dört misli hızlı olduğunu varsayalım. Mal gönderen­ ler. herkes.lu ile emtea taşınmasının ortalama maliyeti depodan tes­ lim alınıp depoya teslim edilmek şartıyla. Meseleyi daha da belirgin olarak yerine koyabilmek için. M. üstü kapalı yük arabasına. oysa. s. bü­ tün nakliye müracaatlarını kaybedecektir. Bu fiyatlarla demiryolları girişimle­ rinin % 1 0 net kar sağlıyamıyacakları hesaplanmıştır.antimdir.r.% 400'ü diye bahsetmesi olayını bile · S4Proudhon. mal gönderilenler. " 84 Şimdi.kaybı varsayar. bu muazzam üstünlük toplumu % 400 ek bir değerle bezer­ ken kendi payına % 1 O'u bile çekmeyen araba sahib� için ayni oranda gerçekleşmekten uzaktır.

Bu yanlışlık onun. 400'e eşit bir sosyal kazanç adamı başına onbinde 4 demek olur. her birey için yüzde 400'ü gösterir. "yüzde 400'lük bir kazanç. şaşkınlığın yeteri kadar açık. Matematikçi olarak bu garip önermeyi ortaya attıktan sonra... ve :yüzde 400'lük bir kazanç. Ama biz 400 ile değil. dört mis. Sermaye ne olursa olsun. tamamen 1ıaklı oluyor. Proudhon. alelacele. temettüler hep yüzde 400 oranında olacaktır. · 102 . yüzde 1 0 ile yüzde 400. çalışma (emek) zamanları fiilen nakil zamanı olan birkaç ateşçi. ekliyor : 'Tüketici için yüzde 3 3 kayıp. 1 0 'un 400'e oranı gibidir­ ler. surucu ve başkalarını bütün toplum ile bir tutuyor. aynılaştırıyor. diyor M. yüzde 1 0 kar. müphem de olsa hatırlama­ sından doğuyor . line çıkarılmış bir hızdan kırk defa küçüktür. paydalar üzerinde durmadan yüzdeler arasında orantı kurmaktır. bir nefeste sermaye haline geliyor ve bu halde o. birbiri ile ortak ölçüleri ol­ mayan bu iki nispet arasında bir orantı kurınuş olması. .' değer ile emek (çalışma) zamanı ara­ sında bir bağ bulunduğunu. yüzde 35 bir kayıp lehine feda edilecektir" derken. 'belirgin' olmamasından korkmuş gibi. Proudhon ise ne yapıyor? Serma­ ye için yüzdeleri alıyor ve sanki uğradığı karışıklığın." Tamam. ne daha fazlasını. ne daha azını de­ ğil. 3 3 milyonluk bir sos­ yal kaybı varsayar" diyor. bir iktisatçı olarak bize bunu açıklıyor. aynı kılıyor. Tüketici için yüzde 33 kayıp. Fakat hız yüzdesi ile kar yüzdesini münasebet haline getirmiş.önemsemeyebiliriz. toplum için vakit nakittir. çalışma (emek) zamanını da na­ kil zamanı ile birleştiriyor. Böylece hız (sürat). Görünüşü kurtarmak için de diyor ki. M. "Toplum sadece bir milyon kişiden meydana geliyor­ sa. hep yüzdedirler. birlikte ölçülebilirler : bunlar. yüzde 400 ile uğraşıyoruz . Öyleyse. Yüzdeler. ve her ikisi de yüzdelerle ifa­ de edilmiş olmakla beraber.

Bunun gibi katılanların herbiri için yüzde 33 kayıp. dört misli daha yavaş olan ve · dörtte birine .000 franklık kaybı da unutturuyor. bulduğu rakamı lOO'e bölmeyi unutuyor. M. Proudhon ne sosyal sermayenin miktannı. tam tersini ispat eder. Her biri bir frank ölçüsünde katılan bir milyon 'ortak' arasmda payıaşılacak yüzde 400 sosyal kazanç adam başına 4 frank kar vere­ cektir.000 franklık bir sosyal kaybı gös­ terir. Pro­ udhon'a yetmemiş. 33 milyon değil.bir milyon tüketici için de yüzde 33 kayıp olarak kalır. yetkili bir edayla. ne de hatta ilgili kişilerden bir tekinin bile sermayesini bilme­ den. ·M. nasıl oluyor da. belli bir sermayeyi varsayalım. Sirf hesaba ait bu basit yanlışlıkları düzelttikten sonra.0004 frank değil. yüzde 33 kayıp halinde sosyal kaybın 33 milyon tutacağım söyliyebiliyor? Böylece. ki bu. demiryolları meselesinde hız ile sermaye arasın­ daki bu oranı M. Bu nakliyat. kişi-toplum teorisine öyle dal­ mış ki. Bu sıhhatli hesap. Proudhon'un iddia ettiği gibi 0. Dört misli hızla yapılan nakliyatın dört misli fazlaya İnalolacağını varsayalım. 330. toplum lehine 4 milyon frank kar demek­ tir. Böylece araba ile yapılan nakliyat 18 santim alırsa. ilgili taraflarm sayısı ile birleştirip ayni kılarak o.670. ' malolan araba nakliyatından daha az kilr getirmiyecek­ ti. rarlarıyla ters orantılı olmadığının. yani toplumun kar ve zararlannın bireylerin kar ve za. "Meseleyi daha da belirgin olarak yerine koyabilmek için. bir teşebbüse atılmış olan sermayeyi de. fakat adam başı­ na 4 frank kar. de103 . kendi · kendini aşmıştır. Öy­ leyse M. sermaye ile yüzde'yi karıştırmış olmak M. 330. Böylece topluma 3.000 franklık net kar kalır. Proudhon'un ispat etmek istediğinin. yoksa M. Proudhon. Proudhon'un verdiği gibi kabul edip bundan hesap hatlarını çıkardıktan sonra varmış bulu­ nacağımız sonuçlara bir bakalım. kendi.

onu. hatta ilkel yük araba­ larına gitmemiz gerekir. bize . değerin antinomie'sinin çözümlen­ mesi ile göstermiş bulunuyorum ki. di­ yor ki. Proudhon "ilerici Dernek"e uygun düşen 'ileri hesap'larından o kadar memnundur ki. karların genel seviyesine düşürür. Ricar­ do. ve değerin arz ve taleple 1 04 belidendiği görüşünün en . israrla haykır­ maktadır : "İkinci Bölümde. Mucide gelince. N e var ki M. Çünkü M. hey­ hat ! bizim tavsiyenıize kulak verileceği pek · umulamaz.ek miktarına daha fazla sayıda meta üretme kudretini veren yeni bir bulu­ şun. sadece Lauderdale ve Ricardo'yu zikretm. Değeri ernekle belirleyen okulun başı. bütün nakliyat taleplerini derhal kaybeder. topluma getirdiğinden azdır. sonucundan onun yaptığı hesap yanlışlıkları durum bu olacaktı. fakat ayni değer tutarında daha fazla meta elde ederek kar sağlar. Fakat. bu önermeyi istediği gibi ispat etmiş bulunu­ yor mu ? Hayır. Biz ise ona iktisatçıların bunu ispat etmiş bulunduklarını göster­ mek için. birdenbire. belli bir ern. bu hususu ispat edememiş olmakla ayıplamaktan alıkoymaz. üstü örtülü arabalara. iktisatçıları. 'Matematiğin sert. daha fazla değişim değeri elde ederek değil. onun "İlerici Dernek Prog­ ramı"nda yüze bölmeyi unutmaması olacaktır. M. o ürünün piyasa değ�rini alçalttığı basit gerçeğini is­ pat etmekten başka hiç bir amacı olmayan hayale yeni­ den dönelim. Şu halde toplum. rekabet onun karını tedricen. Ama bu. yararlı her buluşun mucidine getirdiği avantaj .miryolu nakliyatı 72 santim alaçaktı. Proudhon'a yapıla­ cak bir tavsiyemiz varsa bu.ekle yetineceğiz. Fakat burada o. Bu gösteriyi ben 'matematiğin daha katı gerçeklerinin' önüne." Kişi-Toplum hayaline. katı gerçeklerine' göre M. Proudhon. Proudhon'un varsayımlannın düşülürse. bu noktaya kadar getirmiş bulunuyorum. demiryolu nakliyatı 72 santim değil de sadece 25 santim bile alacak olsa.

Bütün makineler için durum. Yerini makinenin al­ dığı emeğin ücretlerine kıyasla. insan eliyle yapıldığından daha ucuza ••Ricardo. ya da başarılması insan çabasının erişebileceği noktanın ötesinde kalan bir emek kısmını başarmasından doğar. II.eliyle yapılacak olan bir emek kısmının yerini almasından . Lauderdale. makine sahibinin edindiği · karların küçüklüğü. ya sermayenin. esirgenen (tasarruf edilen) emek oranında. ."85 Lauderdale ise şöyle diyor : "Sermaye bir kar üretmek için kullanıldığı zaman. 59. Bir itfaiye tulumbası ise işini. [C. ] yapmaları gereklidir. bu görüşün doğruluğundan şüphe uyandırabilir. yerle­ rini aldığı işçilerin ücretleri toplamından daha ucuza ba­ şarır. kar. Bü­ tün makinelerin evvelce yapılmakta olan işi. Ve bunların bakımı için gerekli para hiç sağlanamamış olsa da toplum. belki de. geleceğin üretim gü­ cünü de artırdığımız halde daha önce üretilmiş bulunan metaların bazılarının değerini durmadan eksiltmiş olu­ ruz. aksi halde insan . Bunların her ikisi de aynı önermeyi açıklamışlardır : "Üretim kolaylığını durmadan artırınakla biz. şüphesiz. on kişinin emeği­ nin üretebildiği meta kadar zenginleşmiş olur. aslında. bu yol­ la milli serveti artırınakla kalmayıp. Daha önce insanın yaptığı işi. kısmen değirmenin yaptığı işle üretil­ mekte ola:n unun değeri. rüzgarın veya suyun yardımıyla bu insanların eme­ ği esirgenmiş olsa. Bir un değirmeni on kişi tarafından çevrilir­ ken. . derhal düşer. Örneğin bazı yangın tulumbaları bir kömür ocağından bir günde geFdellerden yararlanan üç­ yüz kişinin omuzlarında taşıyabileceğinden daha fazla su çekebilir. böyledir. . Ev- · . s. . . makinelerin yardı­ mıyla veya fizik bilgimizle.barışmaz savunucularından biri. tabiatın unsurlarına maya başlayınca bu işin değişim değeri de buna yaptır­ uygun olarak düşer. .

.. bu kar haddi genel ye düşüneeye kadar. inhisari imtiyaza sahip işin yapılmasında işçilerin emeğinden gelen gayri her türlü rekabeti önlediği için.· velce dört kişinin yapmakta olduğu bir iş miktarını. fakat başka hallerde olduğu gibi. Demiryolu örneğinin. hükmü devam ettiği sürece. M. .] 106 katilık ve okuyucuyu kuruluğunun dinlendirrnek . yerini makinenin aldığı emegın ücretlerinden biraz daha az ücret tahakkuk ettirmesi ye­ ter. mucidin fiyatının ölçüsünü teşkil etmek gerekir. işçilerin ücretleri. yerini aldığı emeğin değeri ile değil. O zaman onun istihkakı. ] •r[C. s. ."86 Öyleyse. Proudhon. sermaye sahipleri arasındaki reka­ betle düzenlenmeye başlar.: nir. . Bununla beraber M. rekabetten ihtira heratının . Çalıştırı­ lan sermayenin karı . 77. işi başarmak için ortaya çıkari miktarına oranla ve bu sermayeye olan sermayenin taleple belirle.n na­ sıl her üretici için bir ai'tı-emek bırakması gerektiğini açıklamaktan kolay bir şey yoktur"87 diyor. 123. 134. böyle olmak. kiasik eski çağları ilgilendirir. bir kişinin emeği ile başaran bir makinenin icadıinn bir imtiyazı veri ise . bu yeni sanayide kar başka sanayilere göre düze­ büyük olduğu sürece sermaye. 124. nutkunu cesaret­ le yine ele alıyor : "Bu noktalar aydınlanınca. . başkalarınınki makinelerin bolluğuna uygun gibi · düzenlenmek olarak gerekir. Yani mucidin ken­ disine iş sağlamak için. Proudhon'un kişi-toplum hayaline ışık tutmaya pek de uygun olmadiğını 1 henüz gördük. emeğin yerini almaktan doğmakla beraber. ve bu 'karın büyüklüğü veya küçüklüğü. 119. Bundan sonrasi artık. Fakat ihtira heratının imtlyaz süresi sona erince ay­ ni mahiyetteki başka makineler rekabete girişir. emeğl. 125. I. bu yeni sanayie atılacaktır. Önceki matematik göstedlerin verdiği yorgunluktan sonta s•[s.

77-78. ertesi güne bir artı-ürün bırakır. " 88 M. tabiatın bağrından doğup keyifli bir tembellik içinde hayata gözlerini açar vs. Onun sınai faliyetindeki her adımla ürünlerinin sayısında bir artış olur. ] . üretimdir. Fakat bu Prometheus kalkıp da. Proudhon. . şairane bir hikayedir bunlar. sonradan bir gün ilerde ••[C. Tüketim. sadece bir önceki günün üretimini · kullanan günlük tüketim. lerini · şu terimleri e göklere çıkarıyor : "Prometheus. M. I. üretim demek olduğundan. tabiatta yeni kuv­ vetler keşfeder. yani serveti. Üçüncü gün ve bunu izle­ yen her gün Prometheus makineler icat eder. lO'a eşittir. vs . insan vü­ cudundan yeni yararlanma imkanları.. mantık bakımın­ dan olduğu kadar ekonomi politik bakımından da. onun mutlu­ luğunun yükseldiğini gösterir. dünyaya çok geç gelmiş olmaktan ibarettir. bir aca­ yip varlıktır. sadece. onun: . ki­ şi-toplum'a Prometheus adını veriyor ve onun büyük iş­ . insanların üretici güçlerini ço­ ğaltmayı ve tek başına kalmış emeğin ürününe göre bir fazlalık vermeyi öğrettiği sürece bu yeni Prometheus'ün tek bahtsızlığı. ilk gün. s. ma­ kinelerin uygulanmasını. bu artış. tüketiyorsa. tabiat kuvvetlerinin ve bilim gücünün kullanılmas.amacıyla. . İkinci gün Prometheus işini böler (iş-bölümü ya­ par) ve ürünü l OO'e eşit olur. varlığı. onun iÇin.mı. bir gün önce üretti­ ğini ertesi gün tüketir . daha önce başka bir günü o:ımayan. Prometheus işe koyulur ve bu ilk günde. Prometheus bize sadece iş-bölümünü. üretimden ve tüketimden bahsetmeye başlayınca gerçekten gülünç olu­ yor. bugün onun "artı-emek"i ilerdedir. .için. demek ki hep bir gün ilerdedir . besbellidir ki. ikinci yaratılışın bu ilk gü­ nünde Prometheus'ün ürünü. Fakat bir gün önce üretmiş bulunduğunu ertesi gün . Ve nihayet tüketim. Proudhon'un bu Prometheus'ü.

iki günün işini yapmış olması gerekir. hem de allegoriktir. 79. Proudhon'a "Ben her emeğin bir fazlası (artı'sı) olma­ sı gerektiğini hem teorik olarak. Olaylar. M." 89 1 770 yılında Britanya Birleşik Krallığının nüfusu 15 milyon. Ne iş-bölümü. ayni ücreti alan işçinin her gün daha zengin olması gerektiği halde. ] 108 · . teori ise Prometheus efsanesidir. 1840 yılında nüfus 30 milyonu aşmıyordu . Kollektif sanayiin ilerlemesiyle gün­ lük bireysel emek gittikçe daha büyük bir miktar üret­ tiği halde ve bu sebeple. ne makineler. Yani bilimsel gücün toplam nüfusa oranı 21/1. Bu açıklama tar­ zı. Şu halde." d�mek hakkını veriyor. el gücüne oranı ise 108/1 idi. çö­ ken sınıflar fiilen vardır. Proudhon "Fakat" diye devam ediyor "bir arit­ metik teoremi kadar doğru olan bu ilkeyi.atılışın birinci günü'ne götürüi­ mekle bir tek adım ileri g�tmiş değildir. Böylece üretici gücün nüfusa oranı 1/1 idi. o birinci gün. üretken (müstahsil) nüfus ise 3 milyondu. Prometheus bu fazlayı nasıl elde etti ? Görülüyor ki me­ sele geriye. M. hem de olaylarla ispat et­ miş bulunuyorum. Bilim­ sel (teknik) üretim gücÜ 12 milyon ek nüfusa eşit oluyor­ du. üretken nüfus 6 milyondu. Bilimsel (tek­ nik) gücün el gücüne oranı da 4/1 idi. ne de ateşten başka hiç bir ta­ biat kuvveti hakkında hiç bilgisi yok iken. 'ikinci yar. s. Böylece İngiliz toplumunda iş günü. hem de eski İbrani kokusu taşıyor . toplumun içinde kazanan sınıflar ve kaybedip . 80. 1 5 milyon üretici güç vardı. henüz herkes farketmiş değildir. I. yetmiş yılda % ••[C. hem eski Yunan.olabilmek için. bu tarz aynı zamanda hem mistik. hep birlikte. ünlü 'ileri hesap'lardır. zorunlu bir sonuç olarak. Fakat bilimsel (teknik) güç 650 milyon tutuyordu.

öyleyse. bu servetin içinde üretildiği tarih şartları mev-. anarşik rekabet. elbet�e. Böyle bir dağıtım ise. Proudhon'un yaptığı gibi.2700 fazla Üretkenlik (prodüktivite) kazandı. ücretli iş siste­ mi. Bu ilişkileri ortadan kaldırırsanız bütün toplumu yok et!niş olursunuz. iş-bölümünden. ayaksız bir hayalet haline gelir. bugün mevcut olan bütün zenginlikleri işçiler arasında eşit olarak paylaştırmak yetecektir. Peki. Proudhon'un ortaya çıkardığı bu Prometheus nedir? Toplumdur. elbette. Öyleyse teoride M. pratikte de. ona katılan bireylere yüksek bir ya­ şama düzeyi temin etmeyecektir. eşitlikçi bir anlamda yorumlamakla yetinirseniz . 1 840'ın İngiliz işçisi niçin. şu sorunun ortaya atılması gerekir : . Prou­ dhon'a göre. 1770'tekinin 27 misli zengin değildir? Böyle bir sorun ortaya atılırken. Şu halde üretici kuvvetlerde ve artı-ernekte bu gelişmeyi elde etmek için. Bunlar ise tam da üretici kuvvetlerin ve artı-emeğin gelişmesi için zorunlu varlık şartlarıdır. Fakat M. 1 770 yılındakinin 27 misli üretim yapılıyordu. mevcut üretim şartlarını hesaba katma­ dan. cut olmadan. M. kısaca sınıf çelişınesi üzerine kurulmuş olan her şey olmadan ürettikleri varsayımı yapılmış olur. işçi ile kapitalist. Bu ilişkiler bireyle başka bir birey arasında değil. artı­ emek formülünü. zannedilebileceği kadar karam· 1 09 . Yani otomatik atelyelerden. modern iş-bölü­ mü. sizin Prometheus'unuz · da kolsuz. bu artı-emeği elde edebilmesi için işe başlar­ ken onu bezediğiniz her şeyden yoksun kalır. Proudhon. yani özel sermaye birikimi. otomatik atelyeler. bir kelimeyle. şimdiki üretim şartlarını hiç bir suretle değiş­ tirmeden. sınıflar çatışması üzerine oturtulmuş olan sosyal ilişkilerdir. Yani 1840'ta. M. İngilizlerin bu serveti. kazanan sınıfların ve kaybedip çöken sınıfların varol­ ması mecburidir. toprak ağası ile çiftçi arasındaki ilişkilerdir. toplumun için­ de.

iktisatçılar bu iyimserliklerini desteklemek için. Kamu zenginliğinin artmasına geçici katılma konusu ise ayrı bir sorundur. iyi cihazlarla donanmış kendi Prometheus'unda. belki de İngiltere'de ayni sanayi kolunda ça­ lıştırılan bir buçuk rriilyon işçi. nedir? Bu. Proudhon'un dediOO( C. kamu zenginliği. M. I. demektir. iktisatçılar sosy:al partinin şikayetlerine karşı kamu zenginliklerinin gittik­ çe daha fazla gelişmesi yolunu kestikleri ve en bahtsız sınıfların bile daha iyi yaşama şartlarına engel oldukları zaman. bu sözde kamu zenginliğinin artmasının sonucu olarak iyileşmiş olup olmadığı hi:Ha tartışma götürür bir sorun olarak ka­ lıyor.] 110 . Bu refah anları­ nın bulıran ve durgunluk dönemlerine oranı. Doğu Hindistan'da mahvolmaya mah­ kum edilen milyonlarca işçiyi düşünmüşlerdir. ayrı ayrı her burjuvanın değil. Ama iktisatçılar şartların iyileşmesinden bahsederken. on yılın üç yılında refah dde etsinler diye. 'gerçek ora­ nı' 3/lO'dur. Bu olay o teorinin. 80. Emekçi smıflara gelince. yani bu­ günkü toplumda. bizzat kendi teorilerini mahkum eden bir gerçeği akılsızca ilan etmektedirler. fiilen. Nispetlilik onun için her şey olduğundan. mevcut üretim ilişkileri içinde bur­ juvazinin servetinin artmış bulunduğunu. pamuklu sanayiinde çalışan İngiliz işçilerini örnek diye gösterirlerse. Geçici katılma olayını. "Fakat her yerde de servetin yani değerler arasında­ ki oranın ilerlemesi. gözde düşüncesinin gerçekleşme­ sini görecektir. kendi . egemen kanuiıdur. iktisatçılar."90 Kollektif servet.sar değildir. onların halinin. iktisatçıların teorisi açıklar. bunların durumunu sadece nadir geçici re­ fah dönemlerinde görüyorlar. s. Peki ama. ve daha d a artması gerekeceğini göstermekten başka bir şey yapmı­ yorlar. burjuvazinin servetidir.

kendisine hakim oluyor ve babacan bir tonla haykırıyor : "İktisatçılara yalv arıyorum . her emeğin bir artı-emek bırakması gerektiği ilkesinin bugüne kadar kendilerine bizim açıkladığımız bu öncüller ve sonuçlar zinciri ile görünüp görünmediğini söylesinler. göstermiş bulunduğumuz gibi. s. Ücretler. kendilerini rahatsız eden peşin hükümlerden uzak kalarak ve elde etmiş ol­ dukları veya elde etmeyi umdukları işlere bakmadan. M. em­ rinde oldukları çıkarları göz önünde tutmadan. rekabetin sonucu olarak. kendi kendileri ile yal­ nız kaldıkları sakin bir zamanda. An­ cak işçi ücretini asgari ücrete indirgemekledir ki değer­ lerin emek zamanı tarafından 'kurulmuş değer'in gerçek oranlarını uygulayabilecektir. Prometheus üzerinde ve kurulmuş değer üzerine yeniden kurulacak yeni toplum üzerinde dalıp konudan uzun zaman ayrıldıktan sonra kendini topluyor. işçinin yaşaması için gerekli yiyeceklerin fiyatının üstünde ve altında salındığı içindir ki işçi kollektif servetin gelişmesine. Proudhon'un sistemi olurdu. asgari ücretle ça­ lışmaya indirgeyen M.ği gibi. işte budur. heyecan. Mahkum edilecek bir şey varsa bu. I. demiryolları."9 1 · Ol [C. aradıkla­ rı takdir ve tasvipleri düşl\nmeden ve gururlarını besle­ _ yecek itibarı hesaba katmadan kendi kendilerine sorsun­ lar ve bize. 80. Bu konuda hiç bir ha­ yale kapılmayan iktisatÇıların bütün teorisi. servetteki artmaya rağmen işçi ücretini.] ·ı ı ı . belli bir dereceye kadar katılabilir ve aynı za­ manda yoksulluktan mahvolabilir. mahkum edilmesi değil teyididir. elbette. Proudhon.

.

İKİNCİ BÖLÜM EKONOMI POLITIGIN METAFIZlGI .

.

nuşmaya. bizi tekrar man olmaya zorluyor. ise sahne değişmektedir. Şimdi M. Berlin Üniversitesinde sade bir felsefe · profe- 115 . insanları şapka haline Al­ dönüştürüyorlarsa. ekonomi politikten bahsederken metafizikten söz açmak zorunda kalacağız. Proudhon bizi aziz vatanımı­ za naklediyor ve. Almanlar da şapkaları fikirlere dönüştürürler. İngilizler . Alman Hegel'dir. zengin bankerdir ve seçkin iktisatçıdır.BİR M E T O T İŞTE. Ve bunda da M. isteyelim istemiyelim. tam Almanyadayız ! Şimdi. Proudhon'un 'çelişmeler'ini izlemekten O bizi az önce İngilizce ko­ başka bir şey yapmıyacağız. geçici olarak İngiliz olmaya zorlamıştı. İngiliz Ri­ cardo'dur.

silcisi XV. o . Proudhon. Fransanın en iyi iktisatçısını ken­ disine doktor olarak kabul ve tayin etmişti. ] 93[Maı:'x. Dr. Bu. en azından Eko­ nomik Tablo kadar sisli ve müphem olan. Sonuncu mutlak kral ve Fransız krallığının çöküşünün tem. economique (1766) . ünlü "Ekonomik Tablo"sunda bu. metotta toplanıp özetlenebilir. ba­ zan çağdaştırlar. bazan bunun tersi. Meydana çıkan bu tablo üzerin­ de yapılan binbir yorumdan başka bir de daktorun kEm­ disinin yaptığı yorum var. Hegel'e göre.zaman o da bir Abbe Baudeau olmak ve "ekonomik-metafizik metodunun açıklamasını" bizzat ver­ mek durumunda kalacaktır. Ekonomik evreler veya kategoriler. Fransız burjuvazisinin yakın ve muhakkak za­ ferini temsil ediyordu. . Proudhon'un metodunu aydınlatmaya çalışmalıyız. eko­ nomi politiğin metafiziğinin Quesnay'idir. Doktor Quesnay ekonomi politik­ ten bir bilim çıkardı. M.sörüdür. Quesnay'in çag-daşı N . Baudeau'nun 1770'de yayınlanan Explication du Tableau economique eserini ima ediyor. daha az veya daha çok önemli. O. yedi gözlem yapı­ yoruz.. . Bu sebepledir ki biz de. bir başka Doktor Quesnay'dir. fa­ kat düşüncelerin dizisine göre bir tarih vermekteyiz. M. Bu doktor. daha doğrusu bütün felsefe. ] . Louis. Öyleyse. nu özet halinde topladı. Bununla beraber ekonomik teorilerin bir mantıki dizilmesi (teselsülü) ve dizi halinde aniaşılma ilişkisi vardır: işte biz bu düzeni · 92[Quesnay'ın başlıca iki ekonomik eseri : Tableau economique ( 1758) ve Analyse du Tableau . . "ekonomik tablonun ana­ lizi"dir ve bunu "yedi önemli gözlem"92 izler. görünüşlerinde.93 BİRİNCİ GöZLEM "Zaman bakımından sıraya göre bir tarih değil. Metafizik. bu iktisatçı. Proudhon bizim gözlemlerimizden hoşnut kal­ mazsa. pekala.

s.. M. düşünce ve fikirlerin meydana gel. sabit. ölümsüz. 146. meleri olayını. nasıl bir yoldan yürür ? M. Fakat. Proudhon. ölümsüz kate­ goriler diye kabul ve izah ederler. Proudh�m'un llegeleilik konusundaki pervasızlığı ••Proudhon... Bu ilişkileri il. sonra da Hegel'i. Sırf. nasıl meydana geldiğini. 117 ... Önünde bu hazır-yapıl­ mış kategoriler duran M. bu düşün­ celerin kaynağını 'sırf akıl'ın hareketine bağlamış oluruz. bu düşünceleri nasıl do­ ğurur? Bunları meydana getirmek için. . . Prou­ dhon'un her ekonomi politik kitabının sonunda dizisinde bulunan bu düşünceleri sadece düzene alfabe koyması yeterdi. İktisatçılar. kanunlann."94 M. fakat bizzat bu ilişkile­ rin nasıl üretildiğini.keşfetmiş olmakla öğünürüz. I. kendiliğinden doğmuş düşünce­ lerden başka bir şey görmek istemediğimiz an. soyut düşünceler olarak alan M. Proudhon kendisini iktisatçılardan nasıl ayırd ediyor? : Ve M.-­ keler.bölü­ münü. İktisatçıların malzemesi. kategorilerin sadece teorik ifadeleri oldukları bu üretim ilişkilerinin tarihi hareketini izlemek­ ten geri kaldığımız an. M. bu kategorilerde gerçek ilişkiler­ den bağımsız fikirlerden. Proudhon'un malzemesi ise iktisatçıların dogmalandır. kategoriler. il­ kelerin. Bu Prou­ başka Proudhon'un ekonomi politiğinde Hegel ne rol oynuyor? İktisatçılar burjuva üretim ilişkilerini. C. Proudhon. parayı vs. yukarda anılan bu ilişkiler içinde üreti­ min nasıl yer aldığını açıklarlar . M. değişmez. insanın faal (aktif) ener­ jik hayatıdır. yüzlerine yari-Hegelci cümleler fırlatarak korkutmak istemiş olsa gerek. Fransızları. gayri şahsi akıl. bu kategorilerin. yaratılışlarını açıklamak istiyor. yüzden biz iki kişiyi ele almak zorundayız : !lkin dhon'u. yani bun­ ları doğuran tarihi hareketi açıklamazlar. yani iş. krediyi.

önce o evin mal­ zemesini. arız'i olduğu iddia edilen can­ .Iı-cansız. ve inkarın inkarı (olumsuzlamanın olum­ suzlanması). Son · soyutlamada -çünkü burada bir tahlil değil. (substance) son so­ mantık ka­ tegorileri olduğunu söylemekte haklı oluruz. bileşme. Bu. kendi içinde. .bizde de olsaydı şöyle derdik : o. Bu. şaşırtıcı mı­ dır? Her süje'den.bir şey yoktur.her şeyin bir mantık kategorisi olarak ortaya çıkması. karşıtlık. şaşırtıcı mıdır? Bir evin kişiliğini meyda­ na getiren her şeyi yavaş yavaş atarsanız. şimdi önümüzde bireyden yoksun bu alelade tarzın (tavrın) bizzat kendisinden başka . inkar-nehiy (olumsuzlama). Dilin anlatmak istediği işte budur. Bu soyutla­ maları yaparken tahlil (analiz) yaptıklarını zanneden ve şey'lerden ne kadar çok ayrılıp uzaklaşırlarsa. insan veya şey. karşıt olurken ve bileşirken tepe taklak dönmek zorundadır : durum. böylece. fakat bireyden ayrılmış. şüphe­ siz. Yunancası iİe söy­ lersek: tez-antitez�sentez. ·Hegelci dili bilmeyenler ıçın. nitelikleri yutlamada geri kalan tözün ayırırsak. bir soyutlama var. bir mantık ka­ tegodsinden başka bir şey kalmamış olması. sonra onu ayırdeden biçimi kenara atarsanız elinizde bir cesetten başka bir şey kalmazsa. kendi dı­ şında. burada el 118 altındaki şey'lerin işleme . Proudhon'dan özür dileriz) . kutsal formülü vereceğiz : teyid (olumlama). ne demektir? Gayri şahsi akıl. kendisinden ayırd edilir. nihayet bu mekanın boyutlarını da hesap dışı bırakırsanız sırf kemiyetten. Alelade ko­ nuşma ve düşünme tarzına sahip olan alelade birey yeri­ ne. kendisini üzerine oturtabiieceği bir temelden. şey'lerin özüne girme noktasına o kadar yakınlaştıklarını düşünen metafizikçiler de. bu saf aklın dilidir. kendisi ile bi� leşebileceği bir süje'den yoksun olduğu için kendisini otur­ turken. ken­ disini karşısına geçirebileceği bir obje'den. bu cesedin sınırlarını da hesap dışı bırakırsanız elinizde mekan'dan başka bir şey kalmazsa . eski İbranice değildir (M.

işte budur. Var olan her şey. tabii olarak. her şey'ler ve hareketler toplamının bir uygulan­ mış (tatbiki) rnetafiziğe indirgenmesi izler. çeşitli hareketlerin her ayırdedici ni­ teliğini soyutlayıp ayırmak yeter. kelam'ın (logos'un) bir tek tecessümü var­ dır. Nasıl soyutlama yoluyla her şey'i bir mantık katego­ risine dönüştürüyorsak. soyut durumunda harekete. bir mantık kategorileri alemine indirgenebilseydi buna kimsenin şaşmasına ihtiyaç olur muydu ? Var olan her şey. mantıki (logique) olana rağmen. vs. bunu. III. her ürün ve üretim yı­ ğınının. Hıristiyan için. Werke. [G. Mantık kategorilerinde her şeyin tözü (substance) bulunuyorsa. nedir? · Hareketin soyutlanrnası­ •5Logic. Proudhon ekonomi politik için yapmaya çalışıyor. sa­ nayi hareketi bize sanayi ürünlerini verir. Hegel'in din. bir soyutlamalar alemine. Hegel. üstün. W. 320. metottan Hegel : "Metot. . mutlak. 2-te Aufl. Tarihin hareketi de.. filozof için ise bu tecessüm'ler hiç bitmez. F. biricik. ancak bir çeşit hareketle vardır ve yaşar. Bd. s. yer yüzünde ve su altında yaşayan her şey. şey'le­ rin hareketini de tazammun eden. İşte bu mutlak. hukuk vs. Filozofu Hıristiyan�dan ayıi·deden. so­ yutlama yoluyla bir mantık kategorisine indirgenebilsey­ di . hareketin sırf mantıki formülüne varmak için de. Bd. sonsuz kuvvettir. böylece. V.et. C.] 119 III. 1841. Berlin.süsler olduğunu.. sırf şekli harekete. sosyal · ilişkileri yaratır. karşısında hiç bir obje'nin dayanamıyacağı. her şeyi açıklamakla kalmayan. böylece bütün gerçek alem. asıl örgünün ise mantık kategorileri ol­ duğunu söylemekte haklı olurlar. · Ya bu mutl�k metot. Wissenchaft der Logik. mutlak metot'u bulu­ nur. Her şey bir kategorisine ve her harek. tıpkı öyle. hareketin mantı­ ki formülünde de. için yaptığını M. her üretim eylemi mantık metot'a indirgenince. yeryüzünde ve suyun altında ya­ şayan her şey."95 diye bahseder.

çelişik unsur arasındaki mücadele. hayır haline . nedir? Hareketin sırf mantıki formülü veya sırf aklın hareketidir.Ii kendini tez. ayrılır: olumlu ve olum­ suz. bunlar da yeni bir sentez içinde birleşip kaynaşırlar. ken<. birbiri ile çelişik iki düşünce­ ye parçalanıp ayrılır ki. bu düşünce iki çelişik düşüneeye parçalanır. kendini inkar etmekten (olumsuzlamak) ve inkarın inkarından ibarettir. Bu iki düşünceler grubundan bunların sentezi olan yeni bir düşünceler grubu doğar. Bu doğum sancılarından bir düşün­ celer grubu doğar. Evet. evet ve hayır.dır. Hareketin soyutlanması nedir? Soyut durumda hare­ kettir. Akıl kendini teyid etmeyi (olumlamayı). bizzat aklın ve onun savunucularının işidir. Antitezin içinde içerik bulunan bu iki . kendini teyid etmekten (olumlamak). neden ibarettir? Kendini koymaktan (poser) ken­ dine karşı çıkmaktan ve kendini bileştirmekten . etkisiz bırakır. kendi kendisine karşı olan bu tez. bir defa daha. birbirini felce uğratır. Basit kategorilerin diyalektik hareketinden grubun doğması gibi. grupların diyalektik hareketinden de seriler (diziler) ve serilerin diyalektik hareketinden de bütün sistem doğar. bu ikisinin sen­ tezi olan yeni bir düşünceyi meydana getirir. 1. diyalektik hareketi meydana getirir. hem evet hem · hayır haline . ' Fakat bu 'akıl' kendini bir defa tez olarak vazettik­ ten sonra.20 . Bu yeni düşünce de. basit bir katego­ rinin ayni diyalektik hareketini izler ve karşısında antitez olarak kendisi ile çelişik bir düşünceler grubu vardır. hem evet hem hayır haline gelerek. Bu düşünceler grubu. evet. Sırf aklın hareketi. . anti-tez. hayır. Bu iki çelişik düşüncenin kaynaşması. birbirine zıt olanlar birbirini denge­ de tutar. gene. hayır. evet haline . sentez olarak formüle etmekten . kendini ke­ sin bir kategori içine yerleştirmeyi (koymayı) nasıl başa­ rabilir ? Bu. Soyut durumda hareket. veya.

göreceğiz. Böylece tarih felsefesi. Proudhon'un bunu en zavallı oraniara indirgerneyi nasıl başardığıriı . kendi felsefesinin tarihinden başka bir şey değildir. 121 şey- . sırf akılla işle­ yen bir zihinde yeni çiçek açmış gibi görünen. dünyayı. herkesin aklında olan düşünceleri. sadece "düşüncelerin aniaşılma (idrak) sırası" ("anlaşılma sırası ile düşünceler") vardır.Bu metodu ekonomi politiğin kategorilerine uygula­ yınız . Hegel' e göre. Sadece diyalektik hareketin işlemesiy­ le bu gategoriler birbirine o kadar birbirini bağlı ve birbiri ile ikiz gibi doğuruyor gibi. Buraya kadar sadece Hegel'in diyalektiğini anlatmış bulunuyoruz. iki basit tez ve antitez basamaklarının üstüne asla tır­ ilk yük­ selememiştir. mutlak metotla sistematik bir şekilde · inşa etmekle ve sınıflandır­ ınakla kalıyor. düşüncenin hareketi ile inşa ettiğini sanıyor. sadece.rına bakıp metafizik karşısında irkilmemelidir. Bundan böyle "zaman bakımından sıraya göre bir tarih" yoktur. seriler ve sistemler basamaklı:ı. Proudhon. O kendisinin. görünürler. bütün olup bitenler ve hala olup bitmekte olanlar. ekonomi politiğin mantığını ve metafiziğini elde etmiş· olursunuz. bun­ ların birinde de sırt üstü düşmüştür. sad'ece. oysa o. gerçek bir filozof gibi. sadece. herkesin bildiği ekonomik katego­ rileri elde edersiniz. veya başka bir deyişle. İKİNCİ GÖZLE M Ekonomik kategoriler. Proudhon. böylece. bunları da ancak iki defada çıkabilmiş. çelişmeler sistemi'nin yüksekliklerine manmak için göze aldığı bütün zahmetlere rağmen. gruplar. felsefenin tarihin­ den. onun kendi zihninin içinde olup bitenler­ den ibarettir. ' Oku­ yucu bütün bu kategoriler. bu ilişkilerin soyutlanmaların­ dan ibarettir. M. sosyal üretim ilişkile­ rinin teorik ifadelerinden. İlerde M. az-bilinen bir dile çevrilmiş olarak. M.

buharla işleyen değirmen. gi­ bi. kapitalistli toplumu verir. Proudhon. ve üretim tarzlarını değiştirirken. sosyal ilişkilerde devamlı bir yıkılıp yok ol­ ma hareketi. Üretici kuvvetlerin içinde devamlı bir gelişip büyü­ me hareketi. keten bezi ye ipekli maddeleri belli ve kesin üretim ilişkileri içinde yaptıklannı çok iyi bilir. düşüncelerde devamlı bir doğuş ve teşekkül hareketi var. üretici kuvvetlerle sıkı sıkıya bağlıdırlar. meydana getirirler. hareketin soyutlu. bu kategorilerin tecessümünden başka bir şey görmüyor. derebey­ li toplumu verir. İktisatçı M. keten vs. düşünceler ve kategoriler de üretir­ ler. İnsanlar. kendi sosyal ilişkilerine uygun olarak ilkeler. üretildiğidir. insanlar tarafından yapıldığı.ğu (soyut hareket)-mors immortalis. size sanayici. . "insanlığın gay­ ri şahsi aklı"nın koynunda uyuklamakta olan (Filozof M. değişmeyen tek şey. size. Böylece bu düşünceler. Ke:ndi sosyal ilişkilerini maddi üretkenliklerine · uy­ gun olarak kuran aynı insanlar. Proudhon. fani hayatı alıp götürdü) parçasından alıyor.leri baş aşağı tuttuğundan fiili ilişkilerde. ifadesi olduk­ lan sosyal ilişkiler gibi ölümlüdürler. Sosyal iliş­ kiler. Elle işletilen değirmen. kumaş. insanlann. Fakat anlamadığı nokta bu bel­ li ve kesin üretim ilişkilerinin de keten bezi.96 ÜÇÜNCÜ GÖZLEM Her toplumun üretim ilişkileri bir bütün teşkil eder. bu kategoriler. kendi üretim tarzlannı de­ ğiştirirler. hayatlarını kazanma yolunu değiştirirken kendi sosyal ilişkilerini ta­ mamen değiştirirler. ] 122 . yeni üretici güçler edinirken. 96[Mad: dair) bu sözleri Lucretius'un De Rerum Natura (Eşyanın tabiatma şiirinin 'mortalem vitam mors immortalis ademit' (ölümsüz ölüm. Bu düşünce ve ka­ tegoriler tarihi ve geçici ürünlerdir. böyle söylüyor) bu ilkelerin.

areketin. ekonomik ilişkileri. on­ lara yeni doğmuş bebekler muamelesi yapıyor. }?. Proudhon'un. Bunların da öncekiyle ayni yaşta olduklarını unutuyor. İçinde bütün ilişkilerin aynı anda ve birlikte yaşadığı ve birbirini desteklediği toplumun yapı­ sını. Böylece. Proudhon bu evrelerin bir tekini incelemeye girişince bütün öteki ilişkilere baş toplumdaki vurmadan onu açıklıyamıyor. M. Proudho�'a göre her ekonomik kategorinin biri iyi. gerçekten nasıl açıklayabilirdi? DÖRDÜNCÜ GÖZLEM Şimdi M. Proudhon. değerin meydana getirilmesine [ku­ rulmasına -ç. diyalektik hareketine henüz bu ilişkileri yarattırmış değildir. arka arkaya dizilişin ve zamanın mantıki formülü. Hegel'in diyalektiğini eko­ nomi politiğe uygularken ne gibi değişikliklere uğrattığı­ nı görelim. rekabet vs. olmadan edemiyor. Bu metodun biricik kusuru şuradadır : M. Proudhon. biri ötekini yaratan. mantıki sıralanınada bu ilişkiler henüz yoktu. dizilerde. biri kötü iki yanı vardır. Proudhon'un an­ Iayışında. Daha sonra M. sosyal sistemin uzuvları yer­ lerinden çıkarılıyor. Ekonomi politiğin kategorileri vasıtasıyla bir ideolojik sistem yapısı inşa edilirken. Proudhon. O. sırf akıl vasıtasıyla bu öteki evreleri doğurmaya girişince. M.M. antitezin tezden çıkması gibi biri ötekinin sonucu olarak meydana gelen birçok sosyal evreler (safhalar) olarak dü­ şünüyor ve bu ilişkilerin mantık! sıralanmasında (dizili­ şinde) insanlığın gayri şahsi aklını farkediyor. Proudhon iş-bölümü. tek başına. N e var ki M. Oysa. bunlara. ] gelince M. ona göre bütün ekonomik oluşumların (evo­ lutions) temeli olan. küçük burjuva­ nın tarihin büyük adamlarına baktığı gibi bakar : Napole- 123 . Toplumun çeşitli ve değişik uzuvları birbirinin peşinden giden birbirinden ayrı birçok toplum haline getiriliyor.

Sömürgelere önem kazandıran. birçok kötü­ lük de yaptı. köleliğin kaldınlması mümkün olabilmiştir. her ekonomik kategorinin içindeki çelişme'yi teşkil eder.on büyük bir adamdı. faydaları ve mahzurları birlikte alını. Brezilya'daki. Devletlerinin dünya ticareti esas itibariyle dışardan göçmen ve sanayi mamülleri itha­ linden ve d İşarıya pamuk ve tütün yani güneydeki köle emeğinin ürünle­ rinin ihracından ibaretti. kölelik oldu . İyi yan ile kötü yan. Ancak Kuzey. kredi vs. ma­ kine. Kötü yanını kendi haline bırakalım ve köleliğin ıyı yanından bahsedelim. çağdaş ticaretin ve uygarlığın tamamİyle çöküp göçtüğünü görür­ sünüz. bir ekonomik kategoridir. O zaman bile bu. B. Çözülmesi gereken sorun : kötü yanı tasfiye ederken iyi yanı alıkoymak. Kölelik olmaz­ sa ·pamuğunuz olmaz . açık zenci köleliğinin yerine Hintli 124 . Kölelik olmasaydı Kuzey Amerika. 1847 yıh için tamamen doğruydu. Kuzey Devletleri başlıca. Söylemeye hacet yok. M.nca. burjuva sanayii için. . dünya ticaretini sömürgeler yarattı ve büyük boyutlu sanayiin ön-şartı dünya ticaretidir. O tarihte A. başka herhangi bir ekonomik kategori gibi. den gelen kuvvetli bir rekabet ile karşılaştıktan sonradır ki. Doğrudan doğruya kölelik. Brezilya vs. şimdi doğ­ rudan doğruya kölelikle. Mısır. Proudhon' a göre. Surinam'daki. köle devletleri ıçın buğday ve et üretiytırlardı.97 97Bu. Böylece bunun da ·iki yanı var­ dır. kadar önemli bir mihverdir. birçok iyi işler yaptı. bu en ileri ülke. pamuk olmazsa çağdaş sanayi ol­ maz. Köleliğin kaldırılmasına sebep olursanız Amerikayı milletler haritasından silmiş olursunuz. pederşahi bir memleket haline dönerdi. dışarıya ihraç için buğday ve et üretmeye başladıktan ve bir sanayi ülkesi haline geldikten ve Ameri­ ka'nın elindeki pamuk t ekeli Hindistan. Kölelik. Böylece kölelik en büyük önemde bir ekonomik kategoridir. Kuzey Amerika­ yı dünya haritasından silerseniz keşmekeş doğar. Ku­ zey Amerika'nın Güney Devletlerindeki zenci köleliği ile ilgileniyoruz.

Proudhon'u bir kategori olarak düşünelim. Diyalektik hareke­ ti meydana getiren. ekonomik bir kategori olduğu için. kategorinin iki yanı arasında kızan. kötü yanını tasfiye edip gidermek. Proudhon. bunların arasıpdaki çatışma ve bunların kaynaşarak yeni bir ka­ tegori halinde birleşmeleridir. endişe ve öfke içinde kalan.1885 Almanca baskısına F. 125 . fakat yeni dünyaya bunu zorla ve açıkça kabul ettirmişlerdir. . hiç bir şeyi yok. Proudhon'un ise Hegel'den. Prcıudhon'­ dur. köleliği kurtarıp muhafaza etmek için ne yapardı? Sorunu şöyle formüle ederdi : bu ekonomik kategorinin iyi yanını alıkoyup muhafaza etmek. Çağ­ daş uluslar köleliği· sadece kendi ülkelerinde maskeleyip gizleyebilmişler. He­ gel'in diyalektiğinin dilinden başka. insanların kurumları arasında daima var olmuştur. zıplayıp uçarak. M. diyalektik doğum san­ cıları yoluyla yeni kategoriler yaratmak söz konusu olun­ ca kısırlığa uğramış olmak kusuru var. Onun sa­ dece diyalektiği var. şaşıran. fayda ve mahzur­ larını araştıralım. kategori değildir . Proudhon'a göre diyalektik hareket. Bir an için bizzat M. İçinden . Engels'in notn.Böylece kölelik. Hegel'e göre insanlığın daha yüksek çıkarlarına uy­ gun olarak çözümleme hakkını kendine alıkoyduğu sorun­ ları koymak üstünlüğü varsa da. Kötü yanı tasfiye etmek sorununun konması bile diyalektik hareketi kısa keser. M.meşru yollarla çıkmanın zor olduğu bir çık­ maz sokakta kıs_an M. bir sıçve Çinli ırgatların maskeli köleli!!:ini koymakta ba�arıya ul�amıyan Gü­ ney'in yıkılmasına yol actı. Hegel'in formüle edeGek sorunları yoktur. Konulan ve çelişik mahiyetiyle kendi kendisine karşıt çı­ karılan. M. iyi ile kötü arasında­ ki dogmatik ayrımdır. Onun iyi ve kötü yanlarını. M. Proudhon. çelişik iki yanın var olması.

tekellerin kusurunu ver­ giler tedavi eder. . Fakat gerçegm den bağımsızdır ve zihnimizin kombinezonlarından kur­ tulmuştur. İşte orada. Proud­ hon'a inanmamız gerekiyorsa. mi adını veriyor. M. diyalektik hareket süreci kötünün karşısına iyiyi çıkarmak basit ha-' reketine indirildiği ve bir kategorinin başka bir kategori­ ye karşı panzehir olarak kullanılmaya başlandığı andan beri kategoriler. II. dış ticaret bilançosu. Elverişli bulduğu ilk kategoriyi alıyor ve buna. . içten gelme ve kendiliğinden olma özel08Proudhon. bilgilerimize ancak düşüncelerimizi basamak basamak aşarak ulaşırız. onun şa­ şırrriış bakışları arasında. Böylece. semboller­ bu diyalektik kendisi. eşit de­ recede basit ve geneldir. vergilerin kusur­ larını giderir. bu çelişıneler ve çelişmelere panzehirler ala­ şımı (halitası) ile iki çelişıneler cildi meydana getirmeyi ba­ Ekonomik Çelişıneler Sisteşarıyor ve buna haklı olarak . . ' BEŞİNCi GÖZLEM "Mutlak aklın içinde bütün bu düşünceler . Gerçekten. . Proudhon. c. birdenbire. sırnnı bildiğimiz bir çeşit yön de­ ğiştirme ile. . Ekonomik kategorileri böylece. Gerçekten biz. Proudhon hiç bir zaman bu kadar doğru konuşmuş değildir. s. toprak mülkiyeti de kredilerin kusurlarına iyi gelir. birbiri peşinden ele almakla ve bunlardan birini ötekinin panzehiri yapmakla M. ekonomi politiğin metafiziği bir hayal (illusi­ on) haline gelmiş bulunuyor ! M. 126 . ku­ surlarını giderilmesi söz · konusu olan kategoriyi tedavi etme niteliğini keyfi olarak veriyor. "anlayıştaki zincirleme ilişki" meydana çıkıyor. 97."98 Burada.rayışta yeni bir kategoriye geçiyor.

Kategorile­ rin birbiri peşinde dizilişi. onların birbirini yarat­ ma sırası olmadığını söylüyor. zaman içindeki sıraya göre tarihin. (idea) 'artık işlemez' . Altıncı öneriıli gözlemi doğuran bu araştırmaya gir­ meden önce. Öyleyse M. yani. kategorilerin ve ilkelerin tezahür et- 127 .yla tezahür ettikleri dizi olan. M. Proudhon bize ne veriyor? M. M. önemli bir başka gözlem daha yapmamız ge­ rek. M. Prou­ dhon'a göre kategorilerin kendilerini meydana koyma tarihi dizisini vermek istemediğini söyler. mutlak reketi değildir artık. Proudhon'­ un anlayışına göre. zaman sıra­ sma göre" vermek istemediğini söyler. O artık 'ken­ dini ortaya koymaz' ve kategorilere ayrışmaz. Şimdi bunların nasıl yürüdüğünü ve M. olsa olsa mutlak olarak sırf ahlak vardır. Proudhon bize. Diyalektik. her şey akim saf eter'inde meydana gelmiştir. bir çeşit basamak basamak yük­ selme haline gelmiş bulunur. içinde düşüncelerin. içinde hayat kalmaz. Ekonomik gelişimler artık bizzat aklın girişimleri değildir. aklı yetmiyor. aklın ha­ Artık diyelektik yoktur. Böylece. kategorilerin mantıki dizilişi'nden bahsettiği zaman "tarihi. Proudhon'un diyalektiği Hegel'in diyalek­ tiğine karşı yürüyor ve şimdi M. göre. kutsal tarihini de değil ! Öyleyse bize hangi tarihi veri­ yor? Kendi çelişmelerinin tarihini. Gerçek tarihin. Proudhon'u nasıl peşlerinden sürükle­ diklerini görelim. artık. her şey. Şimdi ·bu diyalektiği uygulama alanına çıkarması gerekince. Proudhon anlaşılınadaki diziliş'ten. kategorilerin zaman sırasi. gerçek tarihi mi ? Hayır ! Bizzat fikrin (idea' nın) içinde yer aldiğı şekliyle tarihi mi ? O da de­ ğil ! Yani kategorilerin kutsal olmayan tarihini de değil. ona Bu eter'den.fikir liklerinden tamamen yoksun bırakılmış oluyorlar. diyalektik yoluyla türetilmeliydi. ekonomik kategorileri verdiği sıranıh.

bireyci­ lik ilkesinin de 1 8 . insanla insan arasındaki ilişkil�rin . Başka bir de­ yişle tarihi yapan ilkeydi. çünkü başlan­ gıçta bahsettiğiniz ölmez ilkeleri terketmiş bulunuyorsu­ nuz. bütün bu hayat şartlarından doğan. her birinin ihtiyaçlarının. hem de aktörü olarak ortaya çıkarmak­ tan başka nedir? Fakat insanları kendi tarihlerinin hem yazarı. in­ sanların onbirinci yüzyılda nasıl olduklarını. Proudhon. onsekizinci yüzyılda nasıl olduklarını. yoksa ilkeyi yapan tarih değil­ di. Proudhon ile birlikte kabul edelim.tiği tarih dizisi olduğunu M.neler olduğu­ nu sormak mecburiyetinde kalınz. ölümsüz ilkeler. gerçek ta­ rihini her yüzyılda çizmek ve bu insanları kendi dramla­ rının hem yazarı. tezahür edeceği. M.kısaca. üre­ tici kuvvetlerinin. Yüzyılı olduğu gibi. üretim tarzlarının. kendi öz yüzyılı vardır. Proudhon'la birlikte kestirme yolu tutalım. Bun- 128 . asıl çıkış noktasına varmış olursunuz. tarihin ana yoluna erişmek için bir ide­ ologun tuttuğu kestirme yol boyunca fazla ilerlemiş bile değildir. yoksa ilke yüzyıla ait değildi. Mantık! dizilişte. Yüzyilı vardı. Örneğin otorite ilkesinin l l . Her ilkenin. üretimde kullandık­ ları hammaddelerin . Bütün bu soruların derinliğine inmek ise. hem de aktörleri olarak verdiğiniz an. · insanın kutsal olmayan. Öyleyse ilkeleri korumak kadar tarihi de korumak için. yüzyıl ilkeye aitti . kendi kendimize bir belli ilkenin başka bir yüzyılda değil de onbirinci veya onsekizinci yüzyılda tezahür et­ mesinin sebebini sorduğumuz zaman zorunlu olarak. ALTINCI GÖZLEM M. Değişmez kanunlar. ideal kategoriler gözüyle bakılan ekonomik ilişkilerin aktif ve enerjik in­ sanlardan daha önce de varolduğunu kabul edeceğiz. bir dönüş­ le.

"ev­ rende olduğu gibi uygarlıkta da her şey. Bunun yerine. gene de vardır. düşüncelerin arka arkaya dizilişi diye bir. bu değişmezlikler ve ölümsüzlükler. Ama onun kitabı. tarih diye bir şey bırakmıyor. Proudhon tarihi açık­ lamaya çalışırken onu inkar etmek zorunda kalıyor. tarih diye bir şey yoktur. tarihe. ve işte tam bu kita­ bıdır ki. onun deyişini kullanarak söyliyelim. bütün evreleriyle. Filo­ zof M."99 İşleyen ve M. düşünce­ de oluyor yani sırf aklın diyalektik hareketinde yansıyor. Fransızca dahil. artık. oysa bunlar vasıtasıyla tarihin hiç değilse ben­ zeri yaratılabilirdi. Üretimi. kendi aczini atfediyor. Suçu. . ezelden beri var­ dı ve hareket ediyordu. Tarih. şey yok­ tur. Şimdiden gör­ müş bulunuyoruz ki. olsa olsa. Proudhon diyalektik hareketin içinde fikirlerin birbi� rinden farklılaşmadığını söylemekle. 102.çünl:rü M. açıklamaya çalışırken. "düşüncelerin birbirini izlemesine göre tarih"tir. ilke ve kategorilerin.dan başka bu kanun. Proudhon bir formüller adamıdır 99C. Onun bütün bu çeliş­ meleri bir sıçrayışta temizlemesine yardım edecek bir formülü. . Proudhon' a göre. M. II. herhan­ gi bir şeyin üretilmesinin mümkün olup olmıyacağını soru konusu yapıyor ! Böylece. 129 . M. sosyal ekonominin tümüne de uyar. her şeye yüklüyor. s. o. M. Sos­ yal ilişkilerin birbiri ardından belirmesini açıklamaya ça­ lışırken herhangi bir şeyin belirebileceğini ıtıkar ediyor.zamanın langıcından beri "insanlığın baş­ gayri şahsi aklı"nın içinde uyuklamış bulunduğunu da kabul edeceğiz. Proudhon'u da işleten . hem hareketin göl� gesini hem de gölgelerin hareketini ortadan kaldımuş bu� lunuyor . çelişmelerin üre­ tici gücü o kadar büyüktür ki. Bu. Proudhon "öyleyse bazı şeylerin belirdiğini. bazı şeylerin üretildiğini söylemek doğru değildir" diyor.

tama_ men ayrı bir akıl. M. sente­ tik formülü görmüyordu. veya nihayet insan aklı olarak şekillenir.. her an. M. Tam gerçeği. Proudhon'un hayali için­ de. ölümsüz aklın derinliklerinde gizlenmiş olan gerçeği "insan aklı yaratmaz". süje olan insanlığın aklıdır ki M. bizzat kendileri keşfedilmiş ve insan aklı tarafından. -Mutlak. ekonomik ilişkiler de. Proudhon'un bireysel aklı olarak açığa çıkar. Bu kadar çok isim altında süslenmiş olan bu akıl. iyi ve kötü yanlarıyla ve panzehirleri ve problem­ leriyle. gene de. sos­ yal deha tarafından açığa çıkarılmış gerçekler olan eko­ nomik kategoriler de ayni derecede eksiktirler ve içlerin. Proudhon'a kadar. biri kötü olan iki yan gösterirler. ne de değişik dönemlerde yaşa­ yan ve hareket eden insanların ortak aklı değildir. genel akıl. bu eksik . Bu yüzden. yetersiz ve bu sebeplerle çelişiktir. onun sadece örtüsünü kal­ dırabilir. gerçek haline getiren. fikri. de çelişme tohumunu taşırlar. ayni . Bu yetersiz gerçekleri. sosyal dehanın donanmış olduğu bütün kategori bataryalarına rağmen. sosyal de­ hanın meselesidir. kendi zıddı olan sonuçları sosyal � 130 . kişİ-toplumun aklı. toplum (sosyal deha) bir ilk gerçegı beyan eder. Sosyal deha. bütün doluluğu ile bulmak.kategorileri. amaçla o. Tanrıdan veya mutlak fikirden bir tek sentetik formül bile koparamadan. Proudhon'un kaleminde bazan sosyal deha.nasıl bulacağız ? Bu . çeliş­ meyi yok etmek olan sentetik formülü bulmak. bir kategoriden ötekine zahmete koşulmasının sebebidir. kendi içlerinde çelişiktirler ve biri iyi. ortaya bir hipotez. bu çelişik \ düşünceleri yeryüzünde sadece gerçekleştiren. sonuç olarak. yeni bir akıl icat etmiştir ki bu akıl ne sırf ve bakir mutlak akıl. Bu da gene M. Fakat bugüne kadar örtüsünü kaldırdığı gerçek­ ler eksik. "ilkin. her ikisi de mutlak aklın içinde aynı anda gizli bu­ lunan iki şeyden yalnız çelişik unsurlar'ı görüyor.

Bu iki yanlı ilkenin kuru­ luşuna uyum getirmek üzere ve bu antinemi'yi çözümle­ rnek için toplum ikinci bir hipotez getirir ki bunu da kısa zaman sorira bir Üçüncüsü izleyecektir. panzehir haline getirilmişse tez. Bu terim Daha önce nasıl şimdi de değişikliği. sosyal dehanın sanırım bütün çelişmelerini tüketip . bu tarz­ da olacaktı r. öteki yıkıcı sonuçlar olmak üzere iki akıma ayrılır. şaşkınlık içinde. Ve ilerlemesi. biri yararlı sonuçlar. arada söyleyelim. 133. "İnsan aklı. her adımda. insan çelişmelerinin bir �ınırı olduğu ispat edilmemiştir ­ bir sıçrayışta önceki bütün iddialarına yeriiden dönerek bir tek formülle bütün sorunlarını çözüneeye kadar. M. bu sonuçların zihnin içinde meydana gel­ mış olabileceği aynı yolla gelişmiş olan. onun için. " 1 00 antitez. insan aklının oldukça saflıkla. Proudhon'un gerçek keşfini teş­ kil ediyor. Öyle ki fikirlerin çıkışını her şeyde izleyen sa­ nayi hareketi. Hipotezler ancak belli bir amaç göz önünde tutularak ıooc. sosyal deha. Bu da 'kurulmuş değer'dir. çözülmesi gere­ ken yeni problemlerle karşılaşıyor. Böylece bu akıl. çelişmelerin sonuna varıp ortaya attığı bütün tezlerin ve antitezlerin sadece birbiri ile çeli­ şik hipotezlerden ibaret olduğunu anlayıncaya kadar. b\itün sorunlarını çözüyor." Bu biricik for­ mül.ekonomi içinde. dur­ madan yenilenen çelişıneler karşısında endişe ve öfkeler­ le köpürüyor. M. s. 131 . gerçek bir antino­ mi koyar. artık bizi· şaşırt­ mıyor ! -Asla saf olmayan insan aklı. bir sıçrayışta önceki bütün iddialarına yeniden dönerek ve bir tek formülle. I. Mutlak aklın içinde keşfettiği ve ilk tezin inkfm (olumsuzlanması) olan her yeni tez. bir hipotez haline sokulmaktadır. ancak eksik bir gö­ rü ş gücüne sahip olduğu için. Proudhon'dan geldiği için. söz ko­ nusu problemin çözümü diye kabul ettiği bir sentez olu­ yor.fakat.

her kategoride. kredi. Proudhon. Kısacası eşitlik. Böylece Tanrı. gözü önünde hep bu amaç vardır.. gerçekleri başka bir şekilde anlat- 132 . katolikliğe. sosyal dehanın. Başka bir deyişle : çünkü eşit­ lik. Prou­ dhon burada bir çelişme olduğu sonucuna varıyor. mistik eğilim. O. M. Peki. M. atelye. iş-bölümü.sadece eşitlik yaranna icat edilmişlerdir. kötü yanı. nihayet. bir hipotezidir. Sosyal dehanın. Proudhon'un ağzıyla konuşa­ rak. iyiden . vergiler bölümünü izleyen bölü­ mü tamamen Tanrı'ya ayırmıştır. birbirin­ den ayn bu kadar hipotezi birbiri peşinden. üstün iyilik. tarihin hareketini açık­ lamak için bugün kullanılan büyük söz. deşliğe. . işte budur. olan en eski niyet. Proudhon'un hayal­ leri her adımda birbirlerini yalanladıklan için M. M. bir önceki hipetezin doğurduğu eşitsizliği tasfiye etmek için çıkardığı. Proudhon'un ülküsüdür. kendisi için koyduğu ilk amaç.yapılır. eşitliği doğrulayan yanıdır. başlangıçtan beri var. sadece. başka hiç bir şey kalmamasını sağlamak için kötü yanı tasfiye etmekti. gerçek pratik kar­ amaç. Her yeni kategori. Tanrıdan gelen amaç'tır ki sosyal deha ekonomik çelişıneler · çemberi içinde girdap gibi dönerken. Tanndan gelen amaç. Ona göre iyi. Tann. bunu inkar eden ve eşitsiz­ liği teyid eden yanıdır. Proudhon'un ekonomik yükü­ nü onun sırf ve uçan aklından daha iyi taşıyan lokomo­ tif oluyor. ancak üstün bir hipotezi ·göz önünde tutarak gerçekleştirmiştir" ki bu üstün hipotez de eşitliktir. sosyal · deha niçin eşitsizliğe. Bu. Tarih ile M. bir gü­ zel konuşma şeklidir. ya da başka herhangi bir ilkeye değil de eşitlik amacına yöneliyor ? Çünkü "insanlık. onun sabit fikri (saplantısı) ile ge�­ çek hareket arasındadır. . Bir çe­ lişme varsa bu. As­ lında bu söz. eşitliktir. Bundan böyle bir ekonomik ilişkinin iyi yanı. M. fakat gene de sonuçta bu eşit­ liğe karşı dönmüşlerdir. sanıyar ki.bütün ekonomik ilişkiler . hiç bir şeyi açıklamaz.

bir gerçektir. koyunlar tarafından topraklarından sü­ rülüp çıkarılması olduğunu söylerseniz Tanrının emrine uygun bir tarih yapmış olursunuz. Şimdi. dönüştürmek amacıyla. daha doğrusu iyileştirmiştir: İskoçya'da koyun· . elbette. derebeylerini var etmiş. da topJJak mülkiyeti müessesesinin Tann'dan gelen ama­ cının. tarıma elverişli toprakları çayır haline getirmek gerekti. ile bü­ tün önceki yüzyılların. İskoçya'da toprak mülkiyetinin. Bu dönüşümü yapabilmek ıçın malikanelerin az kişinin elinde toplanması. Tanrı tarafından. bir olgudur. M. Böylece. biri için tamamlanmış (mamul) olan şey. Proudhon gibi varsayınız ki sosyal deha. Tanrı­ dan gelen [ amaçl?. yani -ç. 133 . Büyük mik­ tarda yün üretmek için. değişik üretim araçlarıyla vs. İs­ koçya'da toprak mülkiyeti. ve birbiri ardından gelen kuşak-· ların kendilerinden önce gelmiş olan kuşakların kazandığı sonuçları dönüştürdükleri tarihi hareketi anlamamaktır. yüzyılımıza aittir. önceki yüzyılların insanlarının ve araç. milyonlarca ko­ yunu gözetlemekle görevli birkaç çobanın yerleştirilmesi gerekliydi. yeni bir değer kazandığı.ası sonucunu vermişti.mak için kullanılan çeşitli yollardan biridir.­ larının yerine koymak. Tamamen farklı ihtiyaçlarıyla. yoğunlaşması gerekti.. eşitliğin gerçek­ leşmesi için çalıştıklarını söylemek. yün'e yeni pazarlar açtı. İngiliz sanayıının gelişmesiyle. Eşitlik eğilimi. yüzyılımızın insanla­ rını ve araçlarını. Malikaneleri az sayıda ellerde toplayıp yoğunlaş­ tırmak için ilkin küçük toprak mülkiyetinin yok edilmesi. birbirini izleyen dönüşümlerle. ' insanların. iktisatçılar iyi_ bilirler ki. İskoçya'. Bu sanayi. toprak kiracısı binlerce köylünün kendi topraklarından sürülüp çıkarılması ve bunların yerine. ] 'kolonlan' sorumlu ve eşit haklı işçiler haline . öteki için yeni üretimde kullanılacak hammad­ deden başka bir şey değildir. koyunların insanları yerlerin­ den sürüp çıkarrrı.

ölümsüz kanunlardır. Kendilerinin olmayan her din insanla­ rın icadıdır. Brük­ 134 . Histoire de l'economie politique.mlar. fakat bundan böyle yok­ tur. içinde yara­ tıldığı ve üretici kuvvetlerin içinde geliştiği bu ilişkilerin tabiat kanuniarına uygun olduğunu söylemek istiyorlar. Fakat M. Böylece. onun gibi Tanrıdan gelen amaç pe­ şinde dolaşan M. YEDiNCİ VE bu SONUNCU GÖZLEM Iktisatçıların garip bir tarzı oluyor. sel. gene böyle iki türlü din kuran tanrıbilim­ cilere benziyorlar. tabii olduğunu söylerken. Bı. yani burjuva üretim iliş­ kilerinin. burjuvazinin bütün tohumlarını içeriyordu. Ne var ki orada amaç. ] de Villeneuve-Bargemont. Dereıol[M. katolikliktir. Burada onlar. Proudhon. Iktisatçılar bugünkü ilişkilerin. iktisatçıların tabii ve bu yüzden ölüm­ süz diye geçtikleri. Onlara göre sadece iki türlü müessese var : biri tabii.ların insanları topraklarından sürüp çıkarmasından alaca­ ğı kötü zevki tatmak için toprak mükliyetini kurmuş olan Tanrı'ya layık insanlar ve amaçlar yerine konabilecek in­ sanlar ve amaçlar elde etmiş olursunuz. de Villeneuve-Bargemon'un101 Ekono­ mi Politik Tarihi'n i salık vereceğiz. bugüne kadar tarih diye bir şey var olmuştur. zamanın etkisinden kurtulmuş tabii kanunlardır. Tanrı'ya bu kadar şefkatli bir ilgi duyduğu için ona. servetin. kendi dinleri ise kaynağını Tanrıdan · alır. bu sebeple. burjuvazininkiler tabii kurumlardır. Bu ilişkiler. 1839. öteki suni. Derebeyli­ ğin kurumlan suni. toplumu her zaman yönetme­ si gereken. çünkü derebeyli­ ğin müesseseleri var olmuştur ve derebeyliğin bu mües­ seselerinin içinde. Bugüne kadar tarih var olmuştur. Derebeyliğin de proJetaryası vardı : serflik (toprak kö­ leliği}. burjuva toplumunun üretim ilişkile­ rinden tamamen farklı üretim ilişkileri buluyoruz. eşitlik değil.

Böylece derebeylik üretimini de. haklada ödevler arasındaki güzel uyuma. ne olurdu ? Mücadeleyi davet edip başlatan bütün unsurlar yok edil­ miş ve burjuvazinin gelişmesi başlangıç�a önlenmiş olur­ du. çelişme üzerine kurulmuş bir üretim tarzı olarak ele almak gereklidir. Derebeylik egemenliği çağında şö­ valyelik erdemlerine. iki çelişik unsuru . 'loncalar ve gedikler içinde teşki­ latıanmış sanayiin gelişmesine. Bütün eski ekonomik şekiller. sonunda hep kötü yanın iyi yan üze­ rinde zafer kazandığına bakmadan. toplumun kusurunun. mesele edinilmiş olurdu. kötü derebeyliğin iyi ve yanları diye isimlendirilen. imtiyazları.tasfiye edip ortadan kaldırmayı m esele edinmiŞ olsalardı. kısaca derebeyliğin ıyı yanını teşkil eden her şeye karşı büyük bir coşku ile do­ lu olan iktisatçılar bu tabloya gölge düşüren her şeyi . keşmekeşi . kötü yandır. Bir mücadele sağlayarak tarihi yapan hareketi meydana getiren.beylik üretiminin de. gerektiği gibi yar­ gılamak için. Tarihi tasfiye etmek gibi saçma (absurd) bir problem. şehirlerin patriyarkal hayatına. yani kötü yanın. sınıflardan birinin. vardı. eski uygar toplumun resmi ifadesi olan siyasi durum hep yıkılıp parçalandı. · kurtuluşunu sağlayacak maddi şartlar tam gelişip' olgunlaşıncaya kadar nasıl ge­ lişmekte devam ettiği gösterilmelidir. Bu. Burjuvazi. insanların ve onların üretici kuvvetlerinin belli ve kesin bir gelişme aşamasına 135 . Bu çelişme içinde zenginliğin nasıl üretildiği. sınıf çelişmeleri ile birlikte üretici kuv­ vetlerin de nasıl geliştiği . bun­ lara uygun düşen uygar ilişkiler. . köylerde ev sa­ nayiinin sağladığı refaha. üretim tarzının. ' Burjuvazinin zaferinden sonra artık derebeyliğin iyi ve kötü yanı diye bir mesele kalmamıştı.toprak köleliğini. dere­ beylik egemenliği altında geliştirmiş olduğu üretici kuv­ vetleri eline geçirdi. içinde üretici kuvvetlerin geİiştiği ilişkilerin katiyen ölümsüz kanunlar olmadıklarını.

bunlar değil. alkışianan ve yüksek sesle ilan edilen bir mücadele. sadece gizil olarak mevcuttur. çelişik çıkariara sahiptirler. kendi çelişıneli niteliğini de geliştirir. derebeylik zamanlarının kalıntısı olan bir proletaryaı02 ile işe başlar. Burjuvazinin. tek şekilli bir niteliği olmadığı. burjuvazinin bütün üyeleri başka bir sınıfa kar­ şı bir sınıf teşkil ettikleri için aynı çıkariara sahip olmak­ la beraber. kazanılmış üretici kuvvetlerden yoksun kai­ mak olmadığı için. birbirleri ile karşı karşıya kaldıkları zaman birbirine zıt. başlangıç olarak kendisini sadece kısmi ve ge­ çici çatışmalarla. Utina'ya verdiği nüshada "işçi sınıfı" sözleri yazılıdır] 136 . Burjuvazi. içinde hareket ettiği üretim ilişkilerinin ba. içinde üretici kuvvetlerin geliştiği ilişkiler için­ de. ikili bir karakteri oldu­ ğu . bunların içinde üretildi­ ği geleneksel şekiller yıkılmalı. proletarya sınıfı ile burjuva sınıfı arasında bir mücadele her iki tarafça hissedilmeden önce algılanan.:. valanndan. yıkıcı hareketlerle· ifade eder. çağdaş proletarya gelişir .. onların burjuva hayatının ekonomik şartlarından doğar. anlaşılan. sit. baskı doğuran bir kuvvetin de var olduğu . yok edilmelidir. Burjuvazi geliştikçe onun _ koynuncia yeni bir proletarya. Burjuvazi tarihi gelişme­ sinin seyrinde. işte bu andan itibaren. bu ilişkilerin burjuva zenginliğini yani burjuva sınıfının zenginliğini ancak bu sınıfın münferit üyelerinin servetini durmadan yok ederek ve gittikçe büyüyen bir proletarya yaratarak 102 [Mar�'ın N. Bu çıkar zıtlığı. değerlendiri­ rilen. zenginliğin üretildiği ayni ilişkiler içinde sefaletin de üretildiği . tutucu (muhafazakar) olur. Devrimci sınıf. ister istemez.tekabül ettiklerini ve insanların üretici kuvvetlerinde meydana gelen bir değişmenin onların üretim ilişkilerin­ de zorunlu olarak bir değişiklik meydana getireceğini söy­ lemek kadar iyi değil midir? Esas mesele uygarlığın mey. ki bu çelişıneli niteliği başlangıçta az-çok gizli. Diğer taraftan.

sefaletin servetler kadar bol olarak yaratıldığı. Bu çelişıneli nitelik aydınlığa daha çok çıktıkça. Onların gözünde sefalet. kaderci okulda Klasikler ve Romantikler var. Bu . sadece feodal renk taşıyan kalıntıları temizlemek. Bu çağın tarihçileri olan Adam Smith ve Ricardo gibi iktisatçıların burjuva üretim ilişkileri içinde servetin nasıl elde edildiğini göstermekten. bunlarda hop- 137 . Romantik iktisatçılar. her şeyden bıkmış ka­ derciler tavrını �akınıyorlar. kayıtsız olan kaderci iktisatçılarımız var. tesadüfi sıkıntıları hisseder ve kendisi­ ni de böyle görür. Bu mücadelede proletarya da yer alır ve bu ateşli çabalar içinde dalıp kendini unuta­ rak sadece geçici. servet edinmelerine yardım eden proJeterierin çektikleri acılara pratikte kayıtsız ol­ duğu kadar. burju­ va üretiminin bilimsel temsilcileri olan. Teorilerinde. üretici kuvvetleri artırmak ' ve s anayi ile ticarete yeni bir hız vermek için çalışan bir burjuvaziyi temsil ederler. burjuva üretiminin kusurları dedikleri şeylere.ürettiği her gün daha çok aydınlığa çıkar. Adam Smith ve Ricardo gibi klasikler. Şimdi iktisatçılar yük­ sek mevkilerinden !servet imal eden insan-makinelere küçümseyerek ve gururla bakan. tabiatta olduğu gibi sanayide de. bu iliş­ kileri kategoriler ve kanunlar halinde formüle etmekten ve bu kategori ve kanunların servet üretimi bakımından derebeylik toplumunun kanuniarına ve kategorilerine na­ sıl üstün olduklarını g·östermekten başka görevleri yoktur. burjuvazinin proJetaryaya doğ­ rudan doğruya karşıt olduğu . bizzat burjuvazinin. ve buradan çeşitli okullar doğuyor. derebeylik toplumunun kalıntı­ larına karşı hala savaşmakla beraber. çağımıza aittir. iktisatçılar kendi­ lerini kendi teorileri ile daha fazla çatışma halinde bulu­ yorlar. · her doğumda olan sancılardan ibarettir. Kendilerinden önce gelenle­ rin devrettikleri bütün gelişmeleri kopya ediyorlar ve öncekilerde sadece bönce olan kayıtsızlık.

Öyleyse insancıllar (phi­ lantropistler) burjuva ilişkileri ifade eden kategorileri. idealize edilmiş gerçektir. ilerletilip mükemmeliğe götürülmüş insancı (humanitaire) okuldur. hukuk­ la olay arasında. muhafaza etmek isterler. herkesi burjuva yap­ mak ister. juva de ya daha sınıfının burjuvadırlar. olarak nasıl bur­ sosyalistler · Proletar­ kuracak kadar yeterli öl­ çüde gelişmemiş oldukça ve bunun sonucu olarak prole­ taryanın burjuvazi ile mücadelesi siyasi bir karakter ka­ zanmış olmadıkça.palık haline geliyor. Daha sonra. hafifçe de olsa ger­ çek çelişmeleri yumuşatıp hafifletmeye çalışır. özle gerçek arasında. Bu okul. çok çalışmalarını ve az çocuk sahibi olmalarını öğütler. Onlar burjuva uygulaması ile savaştıklarını sanırlar. nazariyecileridirler. Bu. çelişıne­ nin zorunluluğunu red ve inkar eder. oysa ötekilerden . teoriyi. Bur­ juvalara üretime makul bir gayretle katılmalarını tavsiye eder. işçilere ağır başlı. Insancıl _ (philantrope) okul. makul olmalarını. ve üretici kuvvetler burjuvazinin koy­ nunda henüz proletaryanın kurtuluşu ve yeni bir toplu- 138 . Bu okulun bütün teorisi. Proletar­ yanın sıkıntılarını ve burjuvaların birbirleriyle dizginsiz rekabetini kınar. teori ile pratik arasında. ilkelerle sonuçlar arasında. şekille muhteva arasında. vicdanını rahatlatmak yoluyla. Bu yüzden bu teori. bugünkü üretim ilişkilerinin kötü yanı­ nın azabını çeken insancı (humanitaire) okul gelir. pratikten ayrıldığı ve çelişmeleri içer­ mediği ölçüde. çelişmeleri almadan.u gelmeyen ayrımlar yapmaya dayanır. bunları meydana getiren ve bunlardan ayrılması mümkün olmayan. Fiili gerçekte her an karşılaşılan çelişmelerden ayrılıp soyutlanmanın teo­ ride kolay olduğunu söylemeye hacet yok. iyi yan ile kötü yan arasında soiı. düşünce ile uygulama ?rasın­ da. gerçekleştirmek ister. bilimsel proletarya kendisini bir temsilcileri sınıfının sınıf İktisatçılar iseler.

bu nazariyeciler artık. M. kötü yanı ise sosyalistlerin ele verdiğini ve şiddetle aley­ hinde bulunduklarını görüyor. sefaletin içindeki yanı. bir bilimsel formü­ lün çok küçük oranlarına indirir. sosyalistlerden sefalette se­ faletten başka hiç bir şey görmeme aldatıcı hayalini alı­ yor. Proudhon'un kendi kendini aldatmadığı bir nokta­ dır. Proudhon hem ekonomi politiği. M. Her ekonomik ilişkinin bir iyi. Proudhon'a dönelim. çünkü. Oysa o. Tarihi hareketin ürünü devrimci çıkaracak �lan yanı olan bilim. O. formüller peşinde dolaşan bir insandır. bir de kötü yanı var. bu andan Itibaren. bu iyi yanı iktisatçıların açıklayıp yaydıklarını. kendisini doğuran tarihi hareketle bilinçli olarak birleşmiş. Ona göre bilim. Iktisatçılardan ölümsüz ilişkiler zorunluluğunu alıyor. Fakat tarih ileri gittiği ölçüde ve . . müca­ delenin başlangıcında oldukları sürece sefalette sefalet­ ten başka bir şey görmezler. dirseğinin dibinde sihirli bir formül olan bir filozof olarak. eski toplumdan yeni toplumu görmezler. !şte böylece M. ezilen sınıfların ihtiyaçlarına cevap vermek için sistemler uyduran ve bilimi canlandırma çarelerini araş­ tıran hayaleHer (ütopyacılar) olmaktan ileri gidemezler.mun kurulması için gerekli maddi şartları sezmemize im­ kan verecek ölçüde yeteri kadar gelişmedikçe bu nazari­ yeciler. M. Ikti­ satçılardan aşağıdadır. Proudhon. Gözlerinin önünde olup bitenleri tespit etmeleri ve bunların sözcüsü olmaları yeter. doktriner olmaktan çıkmış ve artık devrimci ol­ muştur. Sade­ ce bilimi aradıkları ve sistemler kurdukları sürece. biiimi kendi zihinlerinde aramak ihtiyacında değillerdir. bununla birlikte prole­ taryanın mücadelesi daha açık çizgiler kazandığı ölçüde. bu. Bilimin otoritesine sırtını dayamakta ise. kendini. her ikisi ile anlaşıyor. her ikisinin de aşağısındadır. sırf ekonomik ayı ıntı- 139 . hem de komünizmi eleştirmiş ol­ makla öğünür.

140 . sentez olmak ister.lara girmeyebileceğini sanmıştır. · çünkü. oysa o sadece. spekülatif tarzda da olsa burjuva görüş ufku­ nun üstüne yükselebilecek cesaretten ve görüş gücünden yoksundur. bir o yana bir bu yana devamlı olarak atılan bir küçük burju­ vadır. oysa bileşik bir hatadan ibaret­ . O. ekonomi politik ile komünizm arasında. ' Bilim adamı olarak . burjuvazinin ve proletaryanın üzerinde uçmak istiyor. sosyalistlerden aşağı­ dır. sermaye ile emek arasında. tir.

141 kendisini tahrip . şartlarda ve anlayışta eşit­ liğin gerçekleşme tarzıdır. 94. ıosc."105 ıo•c."104 DEÖİŞİK ŞEKİL Iş-bölümünün kötü yanı "Emek (iş). I. s. I. İş-bölümünün iyi yanı { "Özü düşünülürse. s. başlatır. 93. kendine özgü olan verimliliğinin ilk Şartı olan kanuna göre bölünerek. ler ekonomik evrim­ dizisini açar. s. ıo•c. 94. iş-bölü­ mü."103 "İş-bölümü bizim için bir sefalet aleti haline gelmiştir. PROUDHON'A göre iş--bölümü. I. kendi amaçlarının inkarı sonucuna va­ rır ve kendi eder.İKİ İŞ-BÖLÜMÜ VE MAKiNELER M.

s. İşler. Amerika henüz Avrupa ıçın yokken. ke­ lime. Önce bölmek kelimesini dikkatle ince­ leyiniz . 97.Çözülmesi gereken sorun ı "Bölünmenin yararlı sonuç­ larını muhafaza ederken. Portekizlilerin. baronlarıy­ la eski İngiltere'yi ve pamuk krallarıyla çağdaş İngilte� re'yi bulursunuz. Ondördüncü ve onbeşinci yüzyıllarda. 142 . şehirlerin kırdan (köyden) ayrılmasının yerleşmesi. bü­ yük boyutlu sanayi bir tek 'bölüm' ile (bölmek) kelimesi açıklanabilmelidir. henüz sömürgeler yokkeh. fikir. İspanyolla­ rın. M. bütün toplum değişmişti. böylece iş-bölümüne her çağda belli ve kesin bir karakter veren pek çok etkileri incelemenize fhtiyaç kalmaz. İngilizlerin ve Fran-. Pazarın şeklinden fark­ büyüklüğü fizyonomisi. onyedinci yüzyıldaki iş-bölümü çok farklı bir yüzü vardı. Proudhon'un kategorilerine indirgenirse. İş­ bölümünün bu bir tek yüzünü ele alırsanız eski cumhuri­ yetleri ve hıristiyan derebeyliği bulursunuz . değişik dönemlerin iş-bölümüne. Almanya'da ilk büyük iş-bölümünün kurul­ ması. kategoriden çıkarılması çok ıo•c. Proudhon'a göre iş-bölümü. Şehirle kır arasındaki bu bir tek iliş­ kinin değişmesi oranında. çok daha kolaylaşırdı. sızların dünyanın her yanında sömürgeler kunnuş bulun. ölümsüz bir kanun. I. Akdeniz ticari faaliyetin merkezi iken iş-bölümünün . Kastlar. değişik tarih çağlarında iş-bölümünü açıklamak için ona yetmelidir. manüfaktür düzeni. el­ bette.· duklan lı. M. sadece ve 'böl­ mek' kelimesinden. tam üç yüz yıl aldı. Hollandalıların. kötü yanlarını ortadan kaldıran ye­ niden-bileşimi"106 bulmak. Öyleyse soyutluk. loncalar. Oysa tarih o kadar katego­ rik yürümez. Asya ancak İstanbul aracılığıyla varken. basit ve soyut bii· kategoridir. fikirden.

iş-bölümünde iyiyi yaratan aynı sebebin. İ. B. A n Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth · Nations. ] ııo[Herkese hakkını verelinh] 143 . bir karakter verir. Gene bu düşünüştür ki ona J. Smith'ten önce ve sonra hiç bir iktisatçı. Harnal ile filozof arasmda bir uçurum açan. bir bekçi çomarı ile bir tazı arasıpdaki farktan daha azdır. o mükemmel ekonomi politik ki­ ıo7rc. tam zıt sonuçlar verir? A. burada aydınlahlması ge­ reken bir problem olduğunu kavramamıştır bile. . s. bir harnal ile bir filozof arasındaki fark. O açıkça gördü ki "çeşitli insanların tabii kabili­ yetleri arasındaki farklar. . aslında. Proudhon'u. J. B. Sonuçlarına kadar gayretle izlehen aynı ilke. Say bana. I. olgun­ luk çağına eriştikleri zaman. bizim farkettiğimizden çok daha azdır. kusurlarının i:ıe olabileceği üzerinde durmamıştır. Fakat Lemontey'i dinleyelim . bir kanu­ nun eksikliklerinin. 95. . birbirinden ayırd eder görü­ nen çok çeşitli özellikler iş-bölümünün sebebi değil sonu­ cudur. Proudhon'un sandığından daha ileri gidiyor. nasıl olur da. Suum cuique. Proudhon "Adam Smith'ten beri bütün iktisatçılar. s. daha elverişli gelmiştir ve aralarından hiç biri. M. Say'm "iş-bölümünde iyiyi yaratan ayni sebebin. I. Bütün bunlar M. 20. Smith. B. C. onların iyimserliğine daha kullanışlı. bölünme kanununun faydalarını ve mahzurlarını göster­ mişler.110 · "J. kötüyü de ya­ rattığını"109 ilk anlayan olduğunu söyletiyor. fakat ikincisinden çok birincisi üzerinde durmuş­ lardır. çünkü bu. ve çeşitli' mesleklerdeki insanları.güç bir fizyonomi. ] 108 [ A . başka bir yerde. Say. 96 . 96. kötüyü de do­ ğurduğunu aniayacak kadar ileri gidebiliyor.] ıo•[C. M. Adam Smith'in iş-bölümünün meydana getirdi­ ği kusurlar hakkında .en küçük fikri olmadığını söylemek­ ten alıkoymuyor."108 ilke olarak. Adam Smith."107 diyor. iş­ bölümü olmuştur.

bı. geçer­ ken bir defa daha söyleyelim . C. . - 144 . sanayiin olduğu gibi batıl inançların da anasıdır. .tabında. General. Oeuvres completes. andığı 'İş-bölümünün manevi etkisi' eserinden parça alıyor. hareket ettirmek alışkanlığı.ş şekliyle iş-bölümünün kötü sonuçlarını zekice bulup ortaya sermiştir ve M.ki.ııldatmak. Paris._ Manüfatürler (atelyeler).ikisinden de azadedir.] ıı2Lemontey. s. sadece iş-bölümünü ele · alan bir bölümde konuyu açık bir şekilde ortaya koymuş­ tur. petit cours de morale mis . Varlığı_ o kadar zengin olan bir yazarın. bu A. Lemontey'den çok önce. Lemantey'in bu kitabına. 1801 Marx. a la portee des vieux cnfants. . parçaları insanlar olan bir makine sayılabileceği yerlerde en fazla muvaffak olurlar. A. ve cahillik. şüphesiz kitabımın11 1 bi­ raz hafif olan adı alıkoymuştur. chacun son root . Ferguson'un öğrencisi olan Adam Smith'ten de onyedi yıl önce. bu kadar mütevazı bir borcu _ sükutla ge­ çiştirmesini ben ancak böyle bit sebebe bağlayabilirim. Proudhon'un hatası Y9luy­ la bu öncelik sorununa gelmiş olduğumuza göre. 245. . . Bu sonuncusunun kaybettiğim ilki kazanmış ola11I [ Lemontey. Bana atıf yapmaktan onu. askerin ustalığı ise birkaç el ve ayak hareketinden ibarettir. Makineye _ dayanan birçok zanaatlar . M. Fakat şimdi. bu. iş--bölümünün manevi etkileri bahsinde benim gün ışığına çıkardığım ilkeyi kabul etmek şerefini ver­ di.ina uygun olarak. fakat eli veya ayağı kı­ rı. Paris 1840." 112 Bu hakkı ona biz verelim : Lernontey bugünkü kuru- 1-y. Düşünme ve ha­ yal kurma.bile şüphe edilebilir. M. folie. I. yanlışlığa konu olur. kitabım hatırlat�yor: Raison. çok ehliyetli olabi­ lir. Prmidhon buna ekieyecek bir şey bulamamıştır. duyguların ve aklın tam bir baskı al­ tına alınması ile başarıya ulaşırlar. "Zanaatların ilerlemesiyle milli kapasitenin ölçüsü­ nün arttığından . akla en az başvurulduğu ve atelyelerin. savaş bilgisinde çok usta. Ferguson. büyük bir hayal gücü çabasına ihtiyaç olmadan.

II. "büt�n ikti­ satçıların iş-bölümünün kusurlarından çok avantajları üze­ rinde durmuş olduklarını" açıkça reddedeceğiz. " 1 1 4 İş-bölümü. . iş-bölümü­ nün kusurudur. bu kanun nasıl oluyor . Şimdi. iş-bölümü olu­ yor. bir düşünce olarak iş-bölümünden. M. biz. s. kastları yarattı. . . . kastları doğurmuş ve bütün toplumları aşama sıra­ sınca (hierarchique) kurmuştur. 1 15 Daha ileri gidip iş-bö­ lümüne kastları. Önce imtiyazlı bir azınlığı kavrar.. Proucıı•A. tasviri tarih veya diyalektik tarih değil. . başiı başına bir iş (zanaat) haline gelebilir.] 145 . Proudhon'a göre sınırlama. I." 1 1 3 Bu edebi görüşü sona erdirmek için. 94.bilir.. M. .] 1 1' Proudhon. Felsefeden sonra tarih gelir. mukayeseli tarihtir. nedir ? Sınırlama. kastlar. Bu. Sismondi'yi anmak. llO. insanlar arasında ilerleme bakımından ayrım gözetilme­ sidir. rak. ı:•[Oysa bu. ona bağlı olan kusurları nasıl türettiğini görelim. Proudhon'un eşitıikçi sisteminin za­ rarına emeğin eşit olmayan bir dağılımını gerektiriyor? "İş-bölümünün bu ciddi anında. · 109. . aşama sıralı (hierarchique) toplumları ve imtiyazlı kişileri neyin yarattırdığını soracak mısınız? M . artık. C. İlerleme herkes için eşit ve tekdüzenli tarzda olmaz. Şimdi onun genel bir kanun olarak. . 1783. İlerleme bakımından insanlar arasında gözetil­ miş olan bu ayrılık. da. An Essay on the History of Civil Society. [C. M. yeter.bir kategori ola. . bu ayrımiar çagında. Proudhon size söyleyecektir : ilerleme. Ya ilerlemeyi yapan. Ferguson. Quod erat demonstrandum. Ve düşünme sanatı. s. 108. şart eşitsizliğinin Tanrıdan ve tabiat­ tan geldiği inancını bu kadar uzun zaman muhafaza et­ miş. . insanlığın üstünde bir fırtına esmeye başlıyor. Edinburgh. Böylece kusurları doğuran. ispat edilmesi gereken şeydi. Bu kategori.

dhon bugünkü matbaa işçisi ile ortaçağın matbaa işçisi ara­ sında. bu tasımıarın (kıyasların) mantık!' değeri üzerinde durmıyacağız. Ş urası muhakkaktır ve dikkate d eğen tek şeydir ki. 98. zorunludur. . harcanan zeka toplamı ile ters orantılıdır. s. ruhun bo­ zulmasından sonraki ilk etkisi. şudur: İş-bölümü işçiyi küçültücü bir göreve indirir. Bundan başka. . Bu sözlerin özü.ın. bütün bu sözde gelişme iddialarını geri alacağını göreceğimize göre. Bu sebeple günlük işin değerini düşürmek. Bir tarih çağının iş-bölümünün kar­ şısına başka bir tarih çağının iş-bölümünü koyuyor. M. O bize genel olarak iş-bölümünün. ıı•[C. M. · I. . .\n ispat etmesi gereken. bu İnuydu? Hayır. küçül­ tücü görevin ruhunda uyandırdığı acıdan sonra işçi. " 116 Kant'ın..· dan alınamayınca fiyattan alınacak ve ücretler düşecek­ tir. ruhun · . ta ki. bugünün edebiyat adamı ile ortaçağın edebiyat adamı · arasında bir benzerlik kuruyor ve teraziyi ortaça­ ğın kurduğu veya ilettiği iş-bölümüne mensup · olanlar le­ hine. . Fakat iş postalarının uzunluğu gün­ de onaltı-onsekiz saati geçemiyeceği için bu ödün zaman. az çok.] 146 . .. bu küçültücü' göreve bozulmuş bir ruh tekabül eder. bir . evrensel bilinç. eğiyor. Creusot'da çalışan bir işçi ile bir köy demireisi ara­ sında . iş postalarının (vardiyala­ rın) uzatılmasıdır ki bu uzatma. çizgiden ayrılmış mantık aykırılıkları diye­ ceği. bir ustabaşının işi ile bir makinist yar­ dımcısınin işini ayni ölçüde değerleı:ıdirmez. 97. kategori olarak iş-bö­ lümünün kusurlarını göstermeliydi. bir zaman sonra onun. aldı­ ğı ücret_in çok küçük olmasının vücuduna yapacağı etki­ den kurtulama:. Proudhon devam ediyor: "Parça-iş'in. ' Proudhon'l. Proudhon'un eserinin bu yanı üzerinde böyle israrla durmanın sebebi nedir? M.

ücret azlığı ile fizik bakımdan vurduktan sonra . Proudhon'­ un ruhu evrensel bilincin bir kısmı mı sayılacaktır? M. El-değirıneni. Ve bu azalmanın bozul­ muş bir ruha uygun düştüğünü ispat _etmek için M. Bu amaca ulaşmak için o. Proudhon'a göre makineler "iş-bölümünün mantı­ k! antitezidir" ve bu diyalektiğin yardımıyla o. işçiyi "zanaatçı katından alelade emekçi_ katına düşürmekle" tamamlıyor. sadece üretici · 147 . bölünür. Sefaleti iş-bölümünün ürünü yapmak için modern atelyeyi varsaydıktan sonra M. gittikçe daha fazla düşen ücretlerdeki bu alçalma uygun düşmektedir. Çalışma (emek).bu _bozulmasına. Makineler. kendi vicdanını hafifletmek amacıyla. buhar­ la işleyen değirmenden farklı bir iş-bölümünü varsayar. Böy._ ğişik biçimlerde örgütlenir. değilse orada kalsaydi l Fakat hayır. işçiye "bir patron vererek" küçültınenin kabahatini gene atelyeye ve ınakinelere yüklüyar ve bu küçük düşürme işini. makinelere varhı ak için genel olarak iş-bölümü ile işe girişmek. Tıpkı sabanı çeken öküzler gibi makineler de bir eko­ nomik kategori teşkil etmezler. Prou­ dhon. makinele­ ri atelye haline dönüştürmekle işe başlamaktadır. Ne mükemmel diyalektik! Hit.lece. tarihin suratma tokat atmaktır. eli altında bulunan aletiere göre de. ·ona artık çelişmeleri türetmek için değil de atelyeyi kendi tarzında yeniden kurmak için ye­ ni bir iş-bölümü tarihi gerekiyor.. atelyeye gel­ mek ve onu bu sefaletin diyalektik inkarı olarak sunabil­ mek için iş-bölümünün doğurduğu bir sefaleti varsayıyor. işçiyi ustabaşına ba­ ğımlı kıldıktan ve onun çalışmasını bir makinist yardım­ cısının çalışması derecesine indirdikten sonra. evrensel bi­ lincin bunu böyle istediğini söylemektedir. M. iş-bölümü konusunda henüz söylemiş bulunduklarını tamamen unutmak zorunda kalmaktadır. Proudhon. işçiyi küçültücü görev ile ınanevi bakımdan. sonradan özgül bir üretim aletine.

her kısmın işin bütününe ilişkisine göre grup. hepsi bu kadar değil . Her birini ken­ dine en uygun uzmanlık alanına hasretme imkanını bıra­ karak işin çeşitli kısımlarını birbirinden ayırmak . . iş-bölümünü ve de­ ğişimini izleyen sonuçtur. nedir ? İş-bölümünün birbirinden ayır­ mış bulunduğu çeşitli iş kesimlerini bir birleştirme yolu­ dur. M. iş-bölümünün antitezi. Bölünme. ücretli i. Ücretli işçi. Fakat. Şu anda içinden geçmekte olduğumuz dönem. makine işçiyi eski haline getirecek­ tir. . işçileri. emeğin çeşitli kısımlarını sadece birbirinden ayırdı . 161. . . en uygun uzmanlık alanına kendini hasretmeye bıraktı . . Şimdi."1 1 7 M. I.. . . 136. Proudhon bu ayrılmanın tarihini dünyanın başlangıcına kadar geri götürüyor . makine çağı. sosyal bir üretim ilişkisi. ların nasıl vukua geldiğini görelim. Şu halde.sadece modern sanayide. · özel bir karakteristikle. mevcuttur. fiilen. . 135. Proudhon'un parlak muhayyilesinde olay­ . . atel­ ye. s. . . birçok işlemlerin bir özeti diye tanımla­ nabilir. . Ekonomi politikte iş-bölümünün karşıtı 0lar<tk yer alan makine.ki M. M. "Toplumda makinelerin ardı-arkası kesilmeden görül­ rnesi. . makine veya atel­ ye. bir kategoridir. . sen­ tez'i temsil eder. . bu kısımların her birini. Çalışmaya otorite ilkesini getirir . . rekabet düzeni altında. iş-bölümünden atelyenin · • ıı" [ C. Her makine. . Makinelerin uygulanmasına dayanan çağdaş atelye. . ters formülüdür : sanayi de­ hasının parça-işe ve insan öldüren işe karşı protestosu­ dur. insan zihninde analizin karşıtı olan. bir patran vererek işçiyi küçülttükten sonra. Makine.­ lar halinde bir araya getirir.şçi ile ayırdedilir.] .Proudhon devam edip. Proudhon' a basit bir hatırlatma. onun aşağılaşmasını zanaatçı katından alelad·e bir emekçi katı­ na indirerek tamamlıyor.kuvvettir.

patronun üstün duru­ mu ve ücretlinin bağımlılığı karşısında. Çağdaş bir atelyedeki iş-bölü­ mü model olarak alınırsa. gerçekten getirip getirmediğini. I. kendi kendine der ki. hızla kaybolduğu görülür. 1 o O.ırtlar altında iş yapar. 1 63. atelyenin iç yapısı ile şu yanı ortaktır ki. bölünmüş işin yeniden terkibi. işçiyi. kendi düşüncesini ve bu düşüncenin zincirini kabul ettirmek için bir teklif yapar. servet üretimi bakımından en iyi örgütlen­ miş toplum elbette.ve atelyeden ücretli işçinin nasıl doğduğunu gösteren 'il­ gi çekici bir şecere' vermeye çalışıyor." 11 8 3 Bu adam. 16 1 . Proudhon'un tarihi ve tasviri metoduna bir başka örnektir. sadece bir tek iş vereni olan. 119 Bu. 5 o Başlangıçtaki bu eşitliğin. bunu bütün bir topluma uygu­ lamak için. bir taraftan başka birinin otoritesi­ ne boyun eğdirirken diğer · taraftan gerçekten kalkındırıp kalkındırmadığını . Şimdi. I . s. topluluııs[c.] ıı•[C. kendi koyduğu özel amaç için seçil­ miş daimi bir işçi grubu kurmakla daha devamlı bir üre­ tim elde etmek mümkün olacaktır. onda da iş-bölümü vardır. makinenin. atelyenin veya makinelerin iş-bölümünün so­ nucu olarak. işin sentezi olup ol­ madığını tarihi ve· ekonomik görüş açısından inceleyelim. Toplumun. daha sonra · ken­ di işçileri olan. başkalarına. eşit ş:. s . kendi kalfaları ile. 2 o Bu adam "bu düşüncenin zincirini kavrayarak. "üretimi çeşitli kısımlarına ayırarak ve bu kı­ sımlardan her birini ayrı bir işçiye yaptırarak" üretim kuvvetlerinin çoğaltılacağını farkeden bir adamı varsay­ maktadır. ] o · 149 · . sanayiin başlangıcında. işin analizine karşıt olarak. M. 4o Bu adam. topluma otorite ilkesini.

iş-bölümü bakımından. Atelyelerdeki iş-bölümü ise. sosyal kuruluşun temelleri ha­ line gelmişlerdi.. Ben burada henüz makineli çağdaş sanayi olmayan. değişmez kuralla­ ra uygun bir iş-bölümü vardı. işi gruplandırıp yö­ nettiği atelyenin ne çeşit bir atelye olduğudur. Büyük ayrıntılara gir.ğun çeşitli üyelerine dana önce tespit edilmiş bir kaideye göre görev dağıtan bir tek iş vereni olan toplum olurdu. Bu atelye nasıl doğmuştur? Bu soruya cevap vermek için. · 1 50 . bütün bu toplum şekilleri içinde çok az gelişmişti. Manüfaktür sanayiinin kurulmasının en vazgeçilmez şartlarından biri.lesi. iş verenin otoritesiyle. bu yolla. Çağdaş atelyenin içinde iş-bölümü. miyeceğiz : sadec@ tarihin formüllerle yapılamayacağını göstermek için başlıca birkaç noktayı belirteceğiz. kanun statüsüne ancak çok sonraları yükseltilmiş. Maddi üretim şartla­ rından doğmuş olan bu kurallar. işlerin birbirinden çok fazla ayrıl­ dığı . Amerikanın keşfinin ve kıymetli ma. titizce düzenlenirken. her işçinin görevinin çok basit bir faaliyete indirgen­ diği . Hatta genel bir kural olarak şu konulabilir ki. derebeylik ve lonca düzeninde toplumun bütününde. toplum iÇindeki iş-bölümünü otorite ne kadar az yönetirse atel­ yenin içindeki iş-bölümü o kadar gelişir ve bu iş-bölümü bir tek kişinin otoritesine o kadar çok tabi olur.lerdi. yani sermayenin. Bu değişik iş-bölü­ mü biçimleri. Fakat durum asla böyle değildir. çağdaş toplumun iş dağılımında serbest rekabetten başka hiç bir kaü... aslında. Böylece atelyedeki otorite ile toplum içindeki ·otorite. Bu kuralları bir ka­ nun koyucu mu kurmuştu? Hayır. ve otoritenin. Şimdi önemli olan. birbirleri ile ters orantılıdır. Patriyarkal sistemde. fakat ortaçağın zanaatçılarının sanayii veya ev sanayii de olmayan sanayiden bahsediyorum. manü­ faktür sanayiinin nasıl geliştiğini incelememiz gerekecek­ tir. kast sisteminde. hiç bir otoritesi yoktur. .

atelyelerin kurulmasından hemen önceki zamanlar. 151 ç. Pazarın büyümesi. yeteri kadar ispa� edil­ miştir. Atelye. derebeylerin ve halkın düştüğü ölçüde kapitalist sı­ nıf. tarlaların çayır haline getirilmesi ve tarımihtiyaç duyulan işçi sayısını . 'riıanüfaktür' ile 'atelye' terimlerini aynı anlamda kullanıyor. mülkiyet sahibi süııfla işçi sı­ nıfı. bu­ nun yanı sıra. bir yandan ücretierin ve toprak rantının düşmesi. Manüfaktür sanayiinin tarihinde henüz :yeteri kadar değerlendirilmemiş olan başka bir nokta da derebeylerin çok say�daki ma�yetlerinin işten uzaklaştırılınalarıdır . . sermaye birikmesi. de­ niz ticaretinin gelişmesi.e si için azaltan ilerlemeler yüzünden kırdan devamlı olarak sü­ rülen ve yüzyıllar boyunca şehirler�e yığılan çok sayıda köylülerin varlığında güçlü bir destek buldu. Değişim araçlarındaki artışın. sınıfların sos­ yal mevkilerinde meydana gelen değişiklikler. M. bütün manüfaktürün kuruluşunun tarihi İnsanları atelyelerde* bir araya önşartlarıdır. getiren. Manüfaldür. Onbeşinci ve aniatıncı yüzyıllar­ da. da. bunların aşağı takımının atelyelere girmeden önceki son işleri serserilik olmuştur. çok sayıda insanın gelir kaynaklarından bunlar yoksun bırakılması. eski gedikierin ve lancaların sıne*Marx.denlerinin ithalinin kolaylaştırdığı. hem�n hemen evrensel bir serserilk yaygındı. sermaye birikimi olmuştur. toprağın sürülm.Ömürgecilik sistemi . Manüfaktür sanayiinin gelişmesine aynı anda katkı­ da bulunan daha başka şartlar da vardı : ticaretin Ümit Burnu yoluyla: Doğu Hindistan'a girdiği andan itibaren do­ laşıma giren metalardaki artış . . Proudhon'un söylediği gibi. öbür yandan sanayi karları­ nın yükselmesi sonucunu verdiği. burjuvazi yükselmiştir. eşitler arasında yapılan dostça anlaşmalar değildi. Başka bir deyişle.

işin analizinden ve özel bir işçinin iyice basit bir göre­ ve uymasından çok. ayrı ayrı işletildiklerini gösteren bir tek örnek· yoktur. Aletlerin ve işçilerin birikip toplanması. Atelyenin faydası iş. -Makine. hazır ve tamam bir atelye meydana getirmek üzere bir yerde top­ lanmalarına yetecek ölçüde. atelye iş-bölümünün varlık şartıdır. iş-bölümü yeniden mey­ dana geldi ve atelyede yansıdı. Onaltıncı veya onyedin­ ci yüzyılda bir ve aynı zanaatın çeşitli kollarının. iş-aletlerinin bir araya getirilmesi. onsekizinci yüzyıl son­ larında başlar. tacirdi.sinden de doğmuş değildi. Hemen her yerde ma­ nüfaktür ile zariaatlar arasında kıyasıya bir mücadele ol­ du. Gerçek anlamıyla makineler. tepe-taklak gören M. Modern atelyelerin başına ge­ çen eski lonca ustası değil. birleştiril­ mesidir.arolmuş olan şekliyle. gördüğü zaman. oysa durum tersine­ dir. işin daha bü­ yük boyutlarda yapılması. durumundan ibarettir. Adam Smith'in anladığı anlamda­ ki iş-bölümü atelyeden önce gelir.bölümünden çok. yoksa bizzat işçinin çeşitli faaliyetlerinin bir ara152 . Fakat insanlar ve aletler bir defa bir araya getirilmiş olunca. Şeyleri. Proud­ hon'a göre iş-bölümü. daha önce loncalar şeklinde v. bö­ lünmüş işe birliği geri getiren sentezi görmekten daha saçma bir şey olamaz. atelye için­ de iş-bölümünün gelişmesinden önce olmuştur. gereksiz birçok giderlerin ta­ sarruf edilmesi vs. birçok işçinin ve birçok zanaatın bir odada ve bir sermayenin emri altında bir araya getirilme­ sinden meydana gelmişti. -Makinelerde iş-bölümünün antitezini. Onaltıncı yüz­ yılın sonunda ve onyedinci yüzyılın başlangıcında Hol­ landa manüfaktürü iş-bölümünü hemen hiç bilmezdi. işçilerin bir atelyede bir ara­ ya getirilmiş olmalarını varsayar. Manüfak­ tür. İŞ-bölümünün gelişmesi.

aletlerin bir araya getirilip biriktirilmesi . ayni zaman­ da tarım emeğinin iş-bölümü ve toprağın işletilmesinde makine uygulaması da vardır. Toprağın. karşıt olarak. Üretim aletlerinin bir arada toplanıp yoğunlaşması ve iş-bölümü.ya getirilme aracı. az ellerde birikip yoğunlaşmış bulunduğu İngiltere'de. "İş-bölümüyle her özel tek faaliyet. -makinelerin ilerlemesi işte böyle oldu. bu aletlerin tabiat kuvvetleri tarafından harekete geçirilmesi [yani-ç. Gerçekte. ] ete. asla değildir. tıpkı siyasi alanda kamu otoritesi ile kişi­ sel çıkarların bölümü gibi. her ve büyük mekanik buluşu daha büyük bir iş-bölümü izlemiş ve iş­ bölün:ıündeki her artma. tarım emeğinin bu üretim aletinin. bir motoru olan makineler sistemi . insan tarafından harekete geçirilmesi . otomatik bir motoru olan makineler sistem i . bir tek basit makinenin harekete getirdiği bu aletlerin birbirine bağlanması bir makineyi meydana getirir. Paris. luşlara yol açmıştır. ] aletin basitleştirilince. Paris. ] . 1833. iş-bölümünün birikip olumsuzlanmasıdır (negation­ inkar)."120 Basit alet­ ler. İş-bölümündeki büyük ilerlemenin İngiltere'de. [Referansın Trarte tamamı sur l' economie şöyledir : Ch. des machines. bileşik alet­ ler. Babbage. Aletlerin bölünmüş olduğu ve küçük toprak mülkiyetinin bulunduğu Fransa'da genel olarak ne tarımda iş-bölümü. l'economie · des · . sur 1883.. bölüm de gelişiyor vice-versa (bilmukabele). gene. Proudhon'a göre iş aletlerinin bir araya toplanması. ] ma­ kineler. yeni mekanik bu. s. maı2 oBabbage. bileşik bir aletin elle işleyen basit bir makine [yani -ç. birbirlerinden ayrılamazlar. 153 Traite 230. Aletle­ rin birikip toplanması geliştikçe. Bunun içindir ki. machines et des _ manufactures. bunun tersini buluyoruz. ne de makinelerin toprağa uygulanması vardır-' M. bir tek kullanılmasına [ döndürülüp -ç.

makinele­ rin iş-bölümü üzerinde öyle büyük bir etkisi vardır ki. Daha onsekizinci yüzyılda tamamen gelişmiş olan me­ kanik biliminin uygulanması düşüncesi. . el işinin artık yeterli olmadığı nok­ taya kadar geliştiği zaman. geri kalmış ülkelerde hiUa karşıla­ :. Makinelerin bulunma­ sından önce bir ülkenin sanayii. köylülerdi. makinelerin icadında ve ilk uygu­ lanmasında varlığım keşfettiği insancıl (philantropic) ve tanrıdan gelen amaç üzerinde konuşmamız gerekir mi? İngiltere'de pazar. Makinelerin bulunması. Makinelerin ve buhann uy­ gulanması sayesinde iş-bölümü öyle ölçülere ulaşabilmiş­ ti ki milli topraklara . kısmı. Otomatik atelyenin hayatı hiç de. İngilte­ tere'de yün. manüfak­ tür sanayiinin tarım sanayiinden ayrılmasını getirdi. Proudhon'un. Son zamanlarda b1r tek aile içinde birleşmiş olan dokumacı pe iplikçiyi birbirinden makineler ayırmıştı. insancıl (philan­ tvopic) olmayan eylemlerle başladı. makinelere ihtiyaç duyulmuş­ tu. Kısacası.bağlılıktan kurtulan büyük boyutlu sanayi tamamen dünya piyasasına. Çocuklar kırbaç al­ tında çalıştırılıyorlardı . Almanya'da keten.. uluslararası bir iş-bölümüne dayanır. esas itibariyle. Fransa'da ipek ve keten ve Orta Doğuda pamuk vs. bir şeyin yapımında bunun parÇalarını makine vasıtasıyla ya­ pacak bir araç bulununca inanüfaktür derhal birbirinden bağımsız iki atelyeye ayrılır. İşçilerin �ıraklık · dönemleri ile ilgili bütün 154 . kendi top­ rağının ürünü olan hammaddelerle yürütülürdü . Makineler sayesindedir ki dokumacı Doğu Hindistan'da oturduğu hal­ de. Böylece dokumacıların ve iplik­ çilerin büyük . bu çocuklar bir alışveriş konusu olmuşlardı ve öksüz yurtlarıyla bu konuda sözleşmeler yapılıyordu. işte o zaman doğdu. M. iplikçi İngiltere'de yaşıyabilir. uluslararası değişime.kinelerin icadından sonra başlamış olduğu gerçeğini ha­ tırlatmamıza lüzum yok.nldığı gibi.

Adam Smith'in günündeki iş-bölümü ile · bugÜn otomatik atelyede gördüğümüz iş-bölümü arasında büyük ı2ı [ c. Önemli her grevden sonra yeni bir makine mey­ dana çıktı. s. düz­ gün bir mekanizmanın icad edilmiş olmasından çok. in­ sanları yetiştirip başıbozuk çalışma adetlerinden vazge­ çirmekte ve onların kendilerini karmaşık atomasyon'un değişmez intizamına uydurmalarını sağlamakta yatıyor­ du. makinelerin uygulanmasında es­ ki itibarının o kadar az iade edildiğini. M. insanların parça­ lara ayrılmaları daha ileri götürülmüştür. Proudhon'un deyişiyle eski haline getirilme'yi o kadar az gördü ki. . I. Proudhon bir iktisatçı olmak ve "anlayıştaki ilişki dizisi içinde düşüncelerin evrimi"ni bir an için terketmek istediği zaman. sentetik [birçok yetenekleri olan ve ye. İşçi. M. 23. çünkü. iŞçinin uz­ manlaşmış kabiliyetini her ne balıasıila olursa olsun dü­ şürmeye çalışan işveren arasındaki çatışmaların sonucu olmuştu. otomatik atelyelerin he­ nüz doğdukları bir zamana ait alimane bilgiler . Proudhon'un ifade tar­ zı ile söyleyelim. Adam Smith'ten. tiştirilmiş -ç.kanunlar kaldırılıyordu . makin�lerin girmesiyle toplum içindeki iş­ bölümü büyüyüp gelişmiş. . on sekizinci yüzyılda çok uzun bir zaman. Doktor Ure diyor ki : "Wyatt. iplik-bükücü par­ maklar). sermaye yoğunlaşmış. ] işçilere artık ihtiyaÇ yoktu. Fakat fabrika çalışmasına uygun başarılı bir fabrika · düsturu (code) bulmak v e uygulamak Arkwright'ın Her­ kül'ce büyük girişimi ve soylu başarısı olmuştu. Nihayet."121 Kısacası. M. 22. .alıyor. 21. 1 825'­ ten bu . yivli merdaneleri bul­ du (genellikle Arkwright'a atfedilen. atomasyon'un ye­ ni başlayan egemenliğine karşı durdu.] 155 . Benim anlayışıma göre başlıca zorluk. işçinin atelye içindeki görevi basitleştirilmiş. aslında. Aslında. yana hemen bütün buluşlar işçi ile.

ve iğne yapımı örneğinde.cuz bir işçi haline geldiğini gösterdi. mümkün olduğu kadar kısa bir zamanda çeşitli düzen. eşit uzunlukta kesilmesi gibi.sizliklere meyyal olan usta işçi­ nin elinden çekilip alınmış ve bir çocuğun bile gözleyebi­ leceği kadar kendi kendini düzenleyen özel bir mekaniz­ manın yönetimi altına konmuştur. "Şu halde fabrika sisteminin ilkesi el ustalığının ye­ rine mekanik biliminin geçmesi ve bir sürecin kendi �sas bileşenlerine ayrılmasının zanaatçılar arasında iş-bölÜ­ münün veya iş-derecelenmesinin yerini almasıdır. o. her nerede iş süreci özel bir el hünerini ve karar­ lılığını gerektirirse bu süreç. böylece kendisini bir noktada mükemmelleştirmek imkanına kavuşturulmuş olan her zanaatçının. otomatik sanayi sistemi henüz. pek az bilindiğinden. . iş-bölümü­ nün tam özünü teşkil eder. bazı ke­ si�lerin ise. daha zor olduğunu gördü . ve bu sebeple bu kesim­ lerden her birine. genellik156 . Aslında işin. . El za­ naatçılığı düzeyinde az veya çok hünerli emek. bugün. Fakat Dr. manü­ faktür sanayiinin gerçek ilkesi konusunda halkın zihnini yanıltmak tehlikesine girmeden kullanılamaz. daha hızlı çalışan ve daha u.fark v_ardır ! Bunu iyice anlatmak için Dr. Bu tahşis. iğne başlarının biçimiendirilmesi ve tespiti gibi. Tersine. bazı kesimlerin. ekonomi politiğin elemanları konu­ sundaki ölümsüz eserini yazdığı zaman. Ure'nin The Philosophy of Manufactures'den (Manüfaktürlerin Felse­ fesi) birkaç pasaj almamız yeter. "Adam Smith. bir işçi tahsis edildiği sonucuna vardı. yapılması kolay. . Smith'in zama­ nında yararlı bir · örnek konusu olan şey. insanların değişik istidatlarına göre bölümü veya uydurulması fabrika istihdamında pek düşünülmemiştir. bu ilkeye uygun olarak. Her manüfaktür kolunda. iş-bölümünü manü­ faktürdeki iyileşmelerin büyük ilkesi olarak görmeye yö­ nelmişti . o. uygun değerde ve uygun maliyette . iğne tellerinin .

eski uygulamasından son derece kendi kendine işleye� makinelerin farklıdır. Şu halde modern manüfaktürün asıl amacı. ıyı · düzenlenmiş bir mekanizmanın çalışmasını gözetmekten ibaret olduğu için. ki. Fakat eşitleştirici. hizmetini bir makineden ötekine aktardığı zaman. "İnsan tabiatının zayıflığı yüzünden. Bu gibi aktarmalar iş�bölümü­ nün birini iğne başını biçimlendirmeye. .· le. · melekelerini sadece kendilerine hoş gelen işler için harekete getirmeye ihtiyaç vardır. . uyanık ve becerikli olmaya indirgemektir . -düzeyinde işçinin . üretimin en pahali unsuruydu. . . sermaye ile bilimin birliği yoluyla. elbette. Onun işi. Fakat otomatik dü­ zeyde hünerli emeğin yerini gittikçe. tamamen alacaktır. "Derecelendirme sisteminde bir kişi. . elleri ve gözleri belli mekanik ustalıklarda yeteri kadar hüner edinineeye kadar. . makineleri gözeten­ ler almaktadır ve nihai olarak. bu süreç çinde yoğunlaştırıldıkları zaman gençlerde toplanıp bu melekeler hızla mükemmelliğe ulaştırılabilir. . bu işi kısa bir zamanda öğrenebilir. . yıllarca çıraklık etmelidir. patronun kararı' ile bu kısımlardan birin­ den ötekine aktarılabilir. kendi­ sinin ve çalışma arkadaşlarının · işlerinden doğan çeşitli genel bağdaşımla r üzerinde . işçilerinin görevini. düşünerek görevini çeşitlen­ dirmiş ve görüşlerini genişletmiş olur. Böylece ahlak ya- 157 . kısa bir denemeden soi:ıra bu sözü geçen basit kısımlardan biri emanet edilebilir ve acele hallerde. . dur. fakat bir süreci bileşen kısımlarına ayırmak 've bu kısımlardan her birini bir oto­ matik makineye tevdi etmek sisteminde alelade dikkat ve kabiliyet sahibi bir kişiye. zaman zaman yapacağı dü­ zensizliklerle bütüne büyük zararlar verebileceği mekanik bir sistemin bileşen bir parçası ohnaya o kadar az uygun. en sıkıcı ve ruhu yıpratı­ cı. işçi ne hünerli olursa o kadar başına · buyruk ve serkeş kadar olmağa hazır ve bu yüzden. başka birini iğ­ ne ucunu sivriltıneye bağlayan.

tamamen kaybetmiş olmasıdır. gerçekten.or." reddettiklerini 122 Modern toplumda iş-bölümünü karakterize eden. . gözü dik­ katli ve çevik parmaklı çocukları kullanma eğilimi. sanayiin dengeli dağılımı halinde. Bu parselierne ile alan genişler mi. Otomatik atelye." diyor. tarihçi. evren­ sellik ihtiyacı. bireyin tam bir gelişmesi eğilimi kendini duyurmaya başlar. papaz. bu iş-bölümünün uzmanlaşmış görevleri. şair. vücudun gelişmeden kalması. me­ lekelerin sıkışıp engellenmesi. hü­ ner derecelerine göre iş-bölümü skolastik dogmasını bi­ sahiplerimizin zim uyanık manüfaktür gösterir. insanın küçüldüğünü iyi bilirim. uzmanlan ve meslek ahmaklığını yok eder. çitimizi çevirir ve etrafını · kuşat­ tığımız bu küçük alana kendimizi kapatırız. . Otomatik atelyede iş-bölümünü karakterize burada emeğin uzmanlık niteliğini eden. . yetişkin kalfaların yerine. yönetici ve ordu generali olarak seçkinleşip yüce derecelere ulaştığı­ nı görünce hayranlık duyuyoruz. Bu kadar geniş bir faa­ liyet alanı karşısında ruhlarımız dehşete kapılıy. bu. kendi etrafımıza kendi. zihnin daralması. Uzun tecrübeleri olan . görülemez . I. Biz. . · 1 22Andre Ure. fakat bölüp . . yetişkin Bütün insan emeğinin yerini almak. bilmem . 158 ou Economie industrielle. hatip. 34-35].zatlannın haksız olmayarak iş-bölümüne atfettikleri. Lernontey ''Eski Yunanlılar ve Romalılar arasında aynı kişinin filozof. ma­ kinelerdeki her iyileşmenin değişmeyen amacıdır. uzmanları ve bun­ larla birlikte de meslek ahmaklığını 'doğurmasıdır. genel ve ortalama şartlar altında. [s. Philosophie des manufactures C. veya erkek emeğinin yerine kadınların ve çocukların çalışması­ nı veya yetişmi� zanaatçılann yerine sıradan işçilerin eme­ ğini geçirerek bunun maliyetini azaltmak. Bölüm I. Fakat her özel gelişmenin durduğu an. .

Bu. ortaçağın kalfasına veya olsa olsa. M. diyor. bir toplu iğnenin sadece onikinci parçasim de­ ğil. sonra da geriye doğru bir hareket yapma­ nın da sentetik bir hareket yapmak olduğuna kimse iti­ raz etmez. Özetlersek. budur. Proudhon otomatik atelyenin bu biricik devrimci yanını bile anlamadığı için. kendisini sadece bir defa 'adam' hisset­ mesi yeter. geriye doğru bir adım atıyor ve işçiye. insanın hayatında bir defa bir şaheser yaratmış olması. birbiri ardından bütün oniki parçasını yapmasını öne­ riyor. Proudhon'un sentetik emeği. M. Proudhon küçük-burjuva idealinden ileri gitmiş değildir. Ve bu ülküyü gerçekleştirmek için bizi geriye. ortaçağın lancasının araçl.M.değil midir? . Kita­ bının bir yerinde. usta zanaat­ çısına götürmekten daha iyi hiç bir şey düşünemiyor.ığı şaheser . hem biçim hem de muhteva bakı­ mından. Bir ileri doğru hareket.

] ı"[C. ." 123[ c. iş-bölümü kadar esastır. tıpkı sağladığı iyilik gi­ bi."ız3 "ilke. s. . 185. bizzat kendi kendi­ nin inkarıdır.] 160 . I. 188.ÜÇ REKABET VE TEKEL Rekabetin iyi yanı Rekabetin kötü yanı Genel düşiince ı ı ı "İş ıçın rekabet. s. . 186. " 1 24 "Dümen suyunda gelen ku­ surlar. . ilkenin mantıki sonuçla­ rıdır. En kaçınılmaz so­ nucu. peşinde sürüklediklerini yok etmesidir. . Eşitliğin iler­ lemesi için gereklidir. I. .

kardır. bizzat rekabetten başka bir şey değildir. s. olamaz. kudret . bu.sanayideki ilerleme yarışmasının hedefi. kesin olarak söylemek." 1 25 BAŞKA BİR YOL (VARİANT) "Şu halde burada. zorunlu olarak." 1 26 M. s. "Amaçsız ilerleme yarışması" · yoktur. kar için yapılan bir ilerleme yarışması. 185. bizzat ihtirasa benzer ol­ duğu için -aşık için. nasıl ki varsaymak da reddetmektir. I. şair iç. kesin olarak söylemek­ le ispat ediyor. s.F. 223:] H tFourier' ciler. rekabetin yerine ilerleme yarışmasını koymak isteyenlere karşı 127 rekabetin ebedi zorunluluğunu savunmakla işe başlıyor. güven­ lik unsurunu da . l2B [C. rekabeti ortadan kaldırmak diye bir şey söz konusu olamaz .. Sanayideki ilerleme yarışması. !lerleme ya­ rışması. bizim sadece bunun dengesini.n. ispat etmektir.·uına notu. Engels'in 1885 Almanca basJ. diyebilirim. I. Proudhon bunu. altın . . J ıo•[C. Proudhon. zafer çelengi. muhteris için. Aşığın yakın hedefi kadınsa. bulmamız ge­ reklidir. " ızs Rekabet. ister istemez.] 1 61 . bir iler­ leme yarışmasıdır. ve "her ihtir-asın hedefi. kar göz önünde tutularak yapılan. rekabet midir? yani M. kadın . sanayideki ilerleme ya- l2ö[C."Bizzat özgürlükten üstün bir kanundan türetilmesi gere­ ken uzlaşma (uzlaştırma) ilkesi­ sini aramak. 187. zorun­ lu olarak. . I. Görmüş bulunuyoruz ki ona göre. cimri ' için. özgür­ Çözümlenecek problem lüğü ortadan kaldırmak kadar imkansızdır.

I. bir kategori olarak ölümsüzlüğÜnü vs. Proudhon'un. 1 Ocak 1 847'den itibaren herke­ se iş ve ücret sağlanacağını ve bunun teminat altında bu­ lunduğunu emrediniz : sanayideki yüksek gerilimi hemen çok büyük bir gevşeme izleyecektir.rışmasının yakın amacı da kar değil. Rekabetten uzaklaşmak için muhtaç olduğumuz şe­ yin kararnameler olduğunu sanırsak. Zamanımızda sanayide ilerleme yarış­ ması. üretmeden kar etme çılgınlı­ ğına yakalandığı evreler bile vardır. "Bir kararname ile. bu cevabın daha iyi­ sini vermiş değildir. rekabetin zorunlulu­ ğunu. s. de­ virli olarak yeniden ortaya çıkan bu spekülasyon çılgınlı­ ğı. sadece ticari bakımdan vardır. sanayideki ilerleme yarışması zorunluluğundan kaçma­ ya çalışan rekabetin gerçek karakterini açığa vurur. ispat etmek amacıyla çıkardığı bir kararname var. rekabet de­ nen sanayideki ilerleme yarışması yararına sanayide de­ rebeylik çağına ait imtiyazların ve bütün derebeylik çağına ait imtiyazların ve bütün derebeylik çağı sanayi kuruluşunun ortadan kaldırılacağını söylemiş olsaydınız. ticari iler­ leme yarışmasıdır. ] 162 . gedik ve fütuvvetlerin örgütlenmiş reka­ bet olduğu cevabını verirdi. 189. krallık kararnamesi ile saçmalık teklif etmekteyiz. Proudhon "ilerleme ya­ rışmasının rekabetten başka bir şey olmadığını" teyid ederken bu sözlere bir şey eklemiş. bir olumlama ve bir olumsuzlama ye­ rine şimdi elimizde M.bir zaman uzaklaşamayız. üründür. rekabetten hiç . Ondördüncü yüzyılın bir zanaatçısına. Ve eğer ücret sistemini muhafaza ederken rekabeti ilga etmeyi önerecek kadar ileri gider­ sek. Rekabet. Zaman zaman. M. herkesin. o." 129 Bir varsayım. 129 [C. Çağdaş ulusların eko­ nomik hayatında. sanayide ilerleme yarışması değil. çeşitli lonca.

insan ruhunun bir zorunluluğu değilse ni­ çin. ve Fransa 1 789'da. gedikleri ve fütuvvet teşkilatını ilga etmek yerine hiç kimse bunların bütününü tamir edip iyi bir hale koymayı düşünmedi ?" 1 30 Böylece. ama bilmeyiz hangi ferman ge­ reğince. Böyle fermanlar tasadamadan önce en azın­ . Proudhon. bilmiyor. gerçekleş­ mesini istediği ilkenin bütün sonuçlarını kavramamış ol­ makla beraber. Fransız Devrimi siyasi özgürlük için olduğu kadar. onsekizinci yüzyıl Fransızları lon­ caları. tepeden tırnağa değiştirmiş olmalan gereklidir. açıkça söyleyelim. ondokuzuncu yüzyıl Fran­ sızlarının. insan tabiatının devam­ lı dönüşümlerinden başka bir şey olmadığını. gedikleri ve fütuvvet teşkilatını düzeltip değiştir­ mek yerine ilga ettikleri için. . . daha önce örneği olmayan. bunun "tabiatımı­ :iın. sanayi özgürlüğü için de ya­ pılmıştı . demek ki. sosyal ekonominin bir ilkesi. bütün tarihin. s. 191. M. Proudhon. rekabeti ilga etmek yerine düzeltip değiştirme­ leri gereklidir. Fransa'da onsekizinci yüzyılda tarihi ihtiyaçlarm sonucu olarak kurulmuş bulunduğu · ıao[c. M. benim görüşüme göre. I. "Gerçeklere bağlı kalalım. Bunu inkar etmeye kalkışan kimse. o şaşmaz güveniyle. bir dönüşümü" hipotezi olduğu ve "bizi tartışma dışı bırakmakta haklı bulundu­ ğu" cevabını verecektir. J 163 . eleştirme hakkını kaybeder. . Rekabet.demektir. Fakat uluslar. loncaları. işlerini kral kararnameleriyle yü­ rütmezler. Yirmi beş mil­ yon insanın kendiliğinden yanılmış olduğunu bir ilke di­ ye koyan bir hasımla tartışmaya hiç bir zaman girmiye­ ·ceğim. 192. dan kendi sınai ve siyasi varlıklarının şartlarını ve tm­ nun sonucu olarak da bütün yaşama tarzlarını. Rekabet. kendi isteklerinde ve beklediklerinde ya­ nılmamıştı. alİnya­ zısı bir irade.

ıçın. Proudhon. reka­ betin kurulmasını onsekizinci yüzyıl insanlarının elle tu­ tulabilir gelişmesine bağlı olduğunu anlamadığından. sadece şekiller veriyor. insan ruhunun bir zorunluluğu yapıyor. rekabet sözünü ediyorsa. tarım dahil. M. üretici kuvvetlerimizi i<. acaba? Devrimden sonra. sosyal ekonominin bir ilk�si. Kim. alın yazısı bir irade. Proudhon'un bütün mantığı şuna varır : rekabet. sanayide ilerleme yarışı. bizim şimdi. mansızlık içinde bulunduklarını ispat ederek. daha başka sanayilerin de burjuva üretim düze­ yinin henüz aşağısında olduğunu söylemek rekabetin ölümsüz-�üğü konusunda en küçük kanıt vermeyen boş laf­ lardır. putperst ülke­ lerde itibari görevlere atandıkları zaman. rekabetin. bölünme özgürlüğü. in partibus infidelium!131 O. Katolik piskoposlar. rekabetin henüz yeteri kadar gelişmiş olma­ dığı bütün sanayilerin. özgürlük içinde bölünme. Birbirini dı­ şarda bırakmak (ihraç etmek) şöyle dursun. insan ruhunun bir zorunluluğu. ölümsüz adaletin ilhamı. M.inde geliştirmekte olduğumuz bir sosyal ilişkidir. gerçeğe hiç bir mantıki gelişme getirmiyor. Proudhon. O. M. resmi sıfatıarına in partibus infideHum eklenirdi . ondokuzuncu yüzyılda başka tarihi ihtiyaçlar sebe­ biyle bu rekabet ilga . za1"1 [Hristiyan olmıyanların ülkelerinde. Henüz rekabet aşamasına ulaşmamış sanayiler . bundan da. Burada bu cümlenin anlamı 'GerGek ülkesinin ötesinde' demektir. re­ kabeti. ve bir eko­ nomik kategori_ olduğunu söylemekle bu . bir aşağılık ve der­ . şimdiki durum gelir. değerin kurulması. büyük Colbert'i onyedinci yüzyılda ne yapardı. "Rekabet ve birlik birbirini destekler. birbirinden farklı bile değillerdir.edilmemelidir. günümüzün özgürlük tarzı.bulun­ duğunu. ] 164 . rekabetin ölümsüzlüğünü göstermek için olgular bulup çıkarır. · çalışmada so­ rumluluk. eşitliğin ilerlemesinin bir şartı.

165 "Do�şundan derebeylik ·o beri derebeylik.ten ortak bir amacı varsayıyor. mevcudiyetini varsayar. s. Bizzat kendilerinin devirmek istedikleri bugünkü toplumu devinnekle. bir yandan. rekabet üzerine kurulmuş bir­ lik olan burjuva toplumuna da verilebilecek isimlerdir. " 132 Rekabet si.)zünü eden. 223. Sosyalistlerin bahsettikleri birlik'in birbirinden farklı bile olmamaları sadece tesadüf eseri midir? Sosyalistler bugünkü toplumun rekabet üzed. derebey­ lik toplumuna olduğu gibi. rekabeti nasıl suçlayabilirler? M. toplumun içinde ve toplum gerçeği ile işler. birlik her topluma. rekabetin devrilm. Doğuşundan beri derebeylik.ne ku­ rulmuş olduğunu yeteri kadar bilirler. ortak üretim araçlarının vs. Peki. gelecek toplu­ mu devirmekle. Proudhon. � zaman henü var . rekabetin b�rlik olduğunu. ortak amaç demiş oluyor ve bu. bencil­ lik değildir.ş olacağını gördükleri. rekabetin tekelin zıddı ol­ duğunu. ve sosyalizmin yaptığı en acı yanlışlık. beııciHik sözünü eden. �u olmayan rekabete karşı değildi. " halde ç. Bu sebeple toplumun. ve öyleyse birliğin zıddı olamayacağını söylüyor. 1 33 Bundan rekabetin derebeyli­ ğe karşı olmadığı sonucu çıkar mı ? Gerçek şudur ki toplum. Proudhon. rekabeti bir tek birlik kelimesiyle ıa•[C. nasıl olur da rekabeti suçlayabilirler? Ve içinde. yani ortak amaçların. ortak amaç demiş olmuyor mu ? Her ben­ cillik. öte yandan. rekabete karşıydı.] ' 13•Bu cümle İngilizce çeviride şöyledir : patriyarkal krallıi!a karşıydı. reka­ beti toplumun alt-üst edilmesi saymasıdır. I. tam tersine. re­ kabetin bencillik olmadığını ispat ediyor. Şu halde rekabet. ortak ihtiyaçla­ rın. daha sonra. Öyleyse bir tek birlik kelimesiyle rekabeti reddedebile­ ceklerini düşünen sosyalistler nasıl var olabilir? Bizzat anlatM. Öyleyse rekabet ile. o zaman henüz var ol­ mayan.

güzel yanını meydana getirir. sönük bazı şeyler var. Proudhon'un anladığı. yok edi­ ci ve yıkıcı unsurlarına zararlı niteliklerine geçelim. kusurlarına. Proudhon'a göre kan dolaşımı Harvey'in teorisinin bir sonucu olsa gerektir. M. Herkesi. Kamu vicda­ nını bozar. daha yıkıcı bir unsur olabi­ lir mi ? Rekabetin. kendini devamlı inkar ederek onu doğuran ı"'[C. 'tabii böl­ geleri değiştirir'. 'eşitlik. adalet ve ahHl. Proudhon'un sözünü ettiği bütün bu illetlerinden sonra burjuva toplumunun ilişkileri. "Tekel. yeni üretici kuvvetlerin yani yeni bir toplumun maddi şartlarının hararetle yaratılmasını em­ rettiği oranda burjuva ilişkileri bakımından daima daha yıkıcı hale geldiği dikkatle tespit edilmelidir. Her şeyi en sonra bizzat kendisini mahvedecek kadar ileri iter. iktisatçıları bile hayal kırıklığına uğratır. . ilkeleri ve hayalleri için rekabetten daha çözücü. I. "Bir ekonomik durum veya evre olarak rekabet. iç savaşı kışkırtır. milliyetleri birbirine karıştırır. Rekabet sefalet doğurur. aileler içinde bozukluklara ve belalara sebep olur. M. M. . Şimdi rekabetin çirkin yanına yani olumsuz yanına. Proudhon'un çizdiği rekabet tablosunda kasvetli. 235. s. M.1 34 .k kavraminı yıkar' ve en kötüsü serbest dürüst ticareti mahveder ve buna karşı sentetik değeri (kurulmuş değeri) sabit ve dürüst fiyatı bile vermez. do­ ğuşunda ele alınırsa . genel giderlerin azalması teorisi­ nin zorunlu bir sonucudur" . Rekabetin kötü yanı hiç değilse bu bakımdan iyi noktalara sahiptir.makla. rekabeti sosyalizme karşı savunmayı nasıl isteye­ bilir? Bütün bu söylediklerimiz rekabetin. ] 1 66 .

normal. sentetik bir tekeldir. zorunlu hale gelir gelmez tekel fikrini gerektirir. . Böylece re­ kabet. sızlığıyla durduğu bir çeşit muhtariyet" meydana getiri­ yor. 237. akla uygun olan tekeldir. Egemenlik. . lık yerinde olarak uygulayabildiği için M. reka­ bet. modern tekel basit bir an­ titez değil. Tekel rekabetin tabii zıddıdır . Rekabet "iş-bölümünün her ikincil bölü­ münden her bireyin içinde kendi gücü ve kendi bağım. M. çelişik. Muhtevasına gelince. Proudhon'un tekel konusunda ıa•[C. Yoksa tekel re­ kabetin karşıtı değildi. Çağdaş tekelin bizzat rekabet tarafından meydana getirildiğini herkes biliyor. Proudhon. Proudhon burjuva tekelini kaba. Böylece modern tekel.. . burjuva tekeli.. I. . çünkü tekel. tekelin karşıtıydı." 13 5 Tez ve antiteze kendi formülünü hiç değilse bir defa. M. rekabet halindeki her bireyin oturduğu yerdir.:. gerçek sentezdi. ] . M. rekabetin doğurduğu modern tekelden başka bir şeyden bahsetmiyor. tersine. Öyle ki. 236. . inkarın inkarı. Sırf. Antitez : Rekabet. Tez : Rekabetten önceki feodal tekel. başlangıcında. Ama hep biliyoruz ki. fakat rekabet.rekabetin kaçınılmaz bir sonucudur. zıtların birliğidir. Sentez : Rekabet sistemini varsaydığı ıçın feodal te­ kelin inkan olan . . Tekelin bu doğuşu bizatihi rekabetin haklı çıkarılmasıdır. kararsız durumdaki tekele çevirdiği zaman kendi felsefe­ si ile çelişme halindedir. feodal tekel tarafından doğurulmuştur. ve tekel olduğu için rekabetin inkarı olan modern tekel. Proudhon ile birlikte biz de seviniyoruz. s. Tekel "rekabet halindeki her bireyin oturduğu yer"­ dir. ilkel. en azından bu yer kadar değerlidir. M. Proudhon şairane imajlara asılıp kalıyor.

Cours d'economie politique. Pratik hayatta bulduğumuz. ger­ çekteki tekel ve gerçekteki rekabettir. Proudhon. sadece.birçok ddalar andığı. M. iyi bir şeydir. tekel ve bu ikisi arasındaki çelişme değildir. pervasızca yürüdükten sonra. Tanrının sinesinden söküp alınız. tekel'in ardından gelen vergiler'e diya­ lektik geçişi yapmak için bize sosyal deha' dan bahsediyor. rekabet tekeli meydana getiriyor. cadelesine devamlı olarak girmekle kendini muhafaza edebilir ve sürdürebilir. M. bir formül değil. Ve bir ulusun tekelcileri karşısında proleterler kitlesi ne kadar çok büyürse. Rossi. bir ekonomik ka­ tegori olduğu için. ancak rekabet mü-. Tekelciler re­ kabetten meydana geliyor. karşılıklı rekabetlerini sınırlandırırlarsa. rekabeti. Daha da kötü olan. o sosyal deha ki ileri doğru. başka başka ulusların tekel­ cileri arasındaki rekabet o kadar kıyasıya hale geliyor. Tekelciler. I-II. işçiler arasında rekabet artıyor. Cours d'economie polltiques' inde136 o. Tekel . 'insanlı­ ğın gayri şahsi aklından' çıkmış bulunduğu için.] 1 68 . yutmalarıdır. hiç pişmanlık duy136 [P. 1840-41. burjuva tekelleri tabii yani akla uygundur. diye düşünüyor. Rekabet de. tekel iyi bir şeydir. diyor. rekabetle tekelin birbirini yemeleri. zikzak yaparak. Feodal tekeller sunidir yani keyfidir. Rossi burju­ va tekelinin sentetik karakterini daha iyi kavramış görü­ nüyor. parçalar aktardığı M. onu bilinmeyen zamanlardan beri yattığı. Fakat iyi olmayan. rekabet. suni tekel­ leri ve tabii tekelleri birbirinden ayırıyor. tekel. Sentez öyle bir niteliktedir ki. "canlı adımlarla. Ne yapılmalıdır? Bu iki ölümsüz düşüncenin sentezini ara­ yınız. kısmi birlikler yoluyla. C. Proudhon bir ekonomik kategori olduğu. bir harekettir. bu ikisinin sentezini de buluyoruz ki bu. rekabetçiler tekelciler haline geliyorlar.

bütün işlerin proletaryaya verilmesi ve üc­ retlerinin tekelciler tarafından ödenmesi iÇin. "Mutlak krallıklarda prens. büyüyen servetler şısında kıskançlığa kapılmış görünür ve bu yüzden kar­ git­ tikçe daha fazla zenginleşen kişilere vergi tarheder. bütün üre­ tim nesnelerine vergilerle saldırır ve bütün bir idare ci­ hazı kurar. 190-191. ve derin derin düşün.:ıyan bu yürüyüşe biz ne diyebi­ liriz ? Sadece. 285. Tüketim vergisi. dükten sonra. James Steuart. · yeniden üreten ve çağaltan cid­ di. geriye doğru kederle bakar. M. s. zevk düşkünü. ona göre. ancak burjuvazinin doğuşundan bu yana gerçek gelişmesini bulmuştur. s. Eserin İngilizce aslı Londra'da 1767' de yayınlan­ mıştır. Adam Smith'ten on yıl önce yayınladığı. · Recherches des pnncıpes de l'economie politique.madan ve hiç purmadan . tam burjuvaziye ken­ dilerini egemen sınıf olarak muhafaza etmek imkanını veren araçlar olduğu halde. miras yolu ile geçmiş bol ser­ vetlerini sömürmek için bir araçtı. 'Recherches des prin­ cipes de l'economie politique'inde138 tüketim vergisinin bu asıl amacını iyice açıklamıştır. burjuvaziyi vergilerle yık­ maktan başka amacı olm."137 Oruç tutarken zikzaklar yaparak yürüyen bu sosyal dehaya. ] iaS[James Steuart. yani kendisini emeğin doğrudan doğruya sömürüi­ mesi ile muhafaza eden. . tekel köşesine varır. I. 1789. Meşıo7[C. Sanayi sermayesinin elinde. tüketimden başka hiç bir şey yapmayan incelmiş lordların havai. yürÜdükten sonra. 284.. makıli ve ekonomik servetin ellerinde tüketim vergisi. C.] 169 . alış tüketim ver­ gisi nin bir eşitlik görüşü ile ve proletaryayı ferahlatmak ' için konmuş olduğunu söylemek yeter. ne diyebiliriz ? Ve vergiler. II. Proudhon'un ekonomik olayları ele tarzına kısaca bir göz atmak için.

II. Baş vergisi ve haraç (taille) da bu vergi ile yükümlü olan herkesin varsayılan zenginliği ile orantılıdır. mesleğine göre sağlıyacağı varsayılan kazanç oranında sınıflandırıldığı."l39 Vergilerin. . Meşruti hükumetlerde vergiler. dış ticaret dengesinin.] 1 70 . tüketim üzerine ko­ nur. bu bölümleri ciddiyetle ele almaya çağırıyoruz. William d'Orange zamanında siyasi kuruluşuna erişince hepsi bir _arada. 190. kredi. dış ticaret dengesi. komünizm ve nüfus üzerine söylediği ipe sapa gelmez sözler hakkında tam bir fikir vermeye yetecektir. Proudhon'un tedbirler veya vergiler. . kamu kredisi sistemi ve ken­ di varlık şartlarını serbestçe geliştirecek mevkie gelince de koruyucu gümrük vergileri sistemi yarattı. s. genel olarak. ProU­ dhon'un anlayışıyla. yeni bir vergi sistemi. En müsamahalı eleştiri­ ciyi. İngiliz burjuvazisi. . herkesin. Böylece kral. sanayie vergi tarhetmiş olur. 191.mantıki dizilişine (teselsülüne) ge­ lince şu kadarını belirtelim ki. Bu kısa özet okuyucuya. · '30[C. kredinin -M.ruti hükumetlerde vergiler esas itibariyle gittikçe fakir­ leşen kişilere etki yapacak tarzda hesaplanır. M.

Proudhon genel olarak mülkiyetten bahseder gö­ rünüyorsa da sadece toprak mülkiyetini.DÖRT MÜLKİYET VEYA TOPRAK RANTI HER tarih çağmda mülkiyet.· timinin bütün sosyal ilişkilerinin tam bir açıklamasını vermekten başka bir şey değildir. l\!Iülkiyeti bağımsız bir ilişki. burjuva üre. farklı olarak ve tama­ men değişik bir sosyal ilişkiler dizisi altmda gelişmiştir. Böylece. 1 71 . soyut ve ölümsüz bir fikir olarak ele alıp tanımlamaya çalışmak metafiziğin veya hukuk biliminin [yarattığı -ç. ayrı bir kategori. toprak rantım ele alıyor. ıvı:. ] bir hayale kapılmaktan başka bir şey değildir. burjuva mülkiyetini tanımlamak.

s. Kredinin insanın boşlukta kaybolması aracı olduğu sizin dünyanızda."Rant'ın kaynağı. psikolojik ve ahlaki düşüncelere baş vurmaya mecbur bıraktığını kabul ediyor. gerçeğin gözden kay­ bolmasına sebep olduğu ve insan faaliyeti boşlukta kay­ bolmak tehlikesine maruz bulunduğu zaman yani ekono­ mik evrimin yedinci döneminde -kredi. Bu güçsüzlüğün kendisini. çok · çalışkan ve yıllık geliri kırk ekü olan kahramanı. Proudhon'un tarih görüşleri ile çok yakından ilintisi olan. Metindeki parça. iktisat biliminin bütün iddialarından vazgeç­ mek değil midir? M. 269. ] herkes kendi dünyasında efendidir. hikaye­ den alınmıştır. s.insanı tabiata daha sıkı sıkıya bağlamanın bir zorunluluk haline gel­ miş olduğunu hatırlamaya hasrediyor. Proudhon. Mülkiyetİn kaynağında esrar görmek. Proudhon'u önceden görmüştü : "Tanrım ! İzin verirsen [söyliyelim -ç. Proudhon kendisini "hayalin. iktisat-dışıdır (extra-economic) : servet üretimi ile ancak çok uzaktan bağıntısı olan psikolojik ve ahlaki düşüncelere dayanır. M. ıuvoltaire'in L'homme aux quarante ecus hikayesinin mütevaın.cc. 172 . "141 L'homme aux quarante ecus1 42 gelecekteki bir M. Proudhon'un diliy­ le söyliyelim. fakat içinde yaşadığımız dünyanın camdan yapılmış olduğuna beni asla inandıramazsınız". 265. II. servet üretimi ile gerçekten ancak çok uzaktan bağıntılı olmakla beraber gene de M. II. yani üretimin kendisi ile üretim araçlarının dağılımı arasında­ ki ilişkiyi bir esrar haline getirmek M."ı40 Böylece M. tıpkı mülkiyetinki gibi. deyiş ye­ rindeyse. pek mümkün­ dür ki mülkiyet insanı tabiata bağlamak için zorunlu hale - ı<oc. ı<. rantın ve mülkiye­ tin ekonomik kaynağını anlamaya muktedir olmadığını ilan ediyor. mülkiye­ tin kaynağında mistik ve esrarlı bir şeyler olduğunu id­ dia ediyor. Proudhon kendisinin.

emeği hemen topuklarından izliyordu. çiftçinin (tarım işletmecisinin) ücretini yani üretim giderlerini (maliyetini) düştükten son­ ra tamamen kendine maletmek olmuştu. Henüz emeğin şekil vermediği toprak. . Toplu­ mun başlangıcında.gelmiş bulunsun. Toprak sahibi mis­ tik bir görevi yerine getirmekte olduğu ve colonus (topra­ ğa yerleşmiş köle) karşısında topluluğu temsil ettiği için çiftçi Tanrının emriyle. eko­ nomi dehasının eşitliğe ulaşmak için kullandığı binlerce araçtan biridir. rant hiç mevcut olmamış olsa gerektir. Böylece mülki­ y_et fiili giderleri aşan bütün ü�ünü eİinden almak için. Proudhon şunu söylüyor: "Ricardo'nun teorisi bu soruya cevap verir. faydalı bir şeydi . Öyleyse özü ve amacı bakımından rant. çiftçi (tarım işletmecisi) ile toprak sahibi arasında karşılıklı pazarlığa konu olur. toprağın üstünde henüz yeni olan in­ sanın önünde çok büyük ormanlardan başka bir şey yok­ ken. Ailelerin çoğal­ ması ve tarımın ilerlemesi toprak fiyatının azar azar ken­ dini hissettirmesine sebep oldu. dağılım adaletinin bir aleti. Bir tarla aynı emek miktarıyla ne kadar fazla ürün verirse. Bu yüzden toprak sahiplerinin eğilimi hep topra­ ğın ürünlerinin tamamını. bu. Kaynağı ne olursa olsun toprak rantının var olduğu bir defa kabul edildi mi. Rant. . Emek toprağa değerini verdi : bundan rant doğdu. Bu pazarlıkların nihai sonucu. derlediği ve kendi meşru ücretini aşan bütün hasat için topluma hesap . Toprak mülkiyetinin krediden önce gel­ diği. Proudhon'un hor­ ror vacui'si (boş evhamı) var olamazdı. toprak sahipleri ile · çiftçilerin çeliş­ ıneli olarak fakat bir çatışma ihtimali olmadan daha yük- . rantın orta­ lama miktarı nedir ? M. bir de­ ğişim değeri değildi. toprak çok geniş ve çalışma henüz yeni doğmaya baş­ lamışken. vermesi gereken so­ rumlu bir işçiden fazla bir şey değildir. gerçek üretim dünyasında ise M. başka bir deyişle. . değeri o kadar yüksek olu­ yordu. sosyal değil ortaktı.

Şunu da tespit edelim ki. ona göre "bir değiı<S[C. rant alan ada­ mın müdahalesini. II.a doğ­ rusu mülkiyet. . M. değişik verimlilik etere­ eelerine göre kıyınet biçilmeden önce. Proudhon'un bütün yaptığı. tarımda bencilliği yıktı ve hiç bir gücün.sek bir menfaat içinde · yürüttükleri ve nihai sonucu top­ . Proudhon daha iyisini ya­ pıyor. tarım ürünleri fiyatının sermayeye ay­ rılan olağan karı ve faizi içeren maliyet fiyatını aşan faz­ lalığı. . rantın miktarını verir. rente (rant). çünkü toprak. ] 1 74 ." 143 Bütün bu laf kalabalığı önce şuna indirgenebilir: Ricard9 diyor ki. Demek ki. Bu. rente ve rentier'yi yanyana sıra­ lamaktan ibaret kalıyor. Eski cağ'lar tiyatrosunda tanrıları temsil eden aktörler. Mecazi olarak. toprak sahibini bir Deus ex machina144 gibi mü­ dahale ettiriyor ve colonus'tan üretiminin maliyet fiyatı­ nı aşan fazlasını söküp aldırıyor. bir durumu kurtarmak için beklenmedik zamanda ortaya çıkan insan. . colonus'tan kendi ma­ lı gözüyle bakmaktan vazgeçemediği ve kendisini tek ya­ ratıcısı saydığı mahsulünün fazlasını söküp almak için en azından bu mülkiyet sihrine muhtaçtı. toprak mülkiyetini anlatmak için . s. 270-272. insan-üstü bir zorluğ'un üstesinden gelmek için sahneye bir siline mekanizmasıyla çıkarlardı. Rant. hiç bir toprak payıaştırmasının yaratamıyacağı bir daya­ nışma yarattı. Bugün mülkiyetİn manevi etkisi temi­ nat altında olduğu için" rantın dağılımını yapmak kalı­ yor. topra­ ğın verimliliğindeki farkla tayin etmekle ona yeni bir kaynak tayin ediyor. Prob­ leme aynı problemi formüle etmek ve fazladan bir hece145 ' eklemekle cevap veriyor. . M. rağın mülkiyetini toprak işletmecisi ile sanayiciler arasın­ da eşitleştirmek olması gereken çok büyük bir kadastrodur (toprak değerlendirmesidir). propietaire'in (toprak sahibinin) işe ka­ rışmasıyla . Toprak sahibinin müda­ halesini. dah. O.] 146[ Propriete (mülkiyet) .] 14•[Makineden yapılmış bir Allah demektir. . rantı açıklamak için kullanıyor. Proudhon rantı. rentiere'in (rantı alanın) müdahalesiyle açıklanıyor. .

nüfus arttıkça daha dü­ şük nitelikteki topraklar işletilmeye başlanır veya ayn� toprş. sanayi karını içeren. Manüfaktür sanayiinde en az ernekle el­ de edilen ürünün fiyatı aynı türden bütün öteki metaların fiyatını düzenler. işletilmesr daha pahalı olan top­ rağın urunu de. burjuva dönemindeki top­ rak mülkiyetidir. öncekinden nispeten az üretken yeni sermaye yatırımları yapılır. Görmüş bulunuyoruz ki. işletilmesi daha ucuz olan toprak parça­ sının ürünü gibi belli bir satışa sahiptir. manüfaktür sanayiinde olduğu gibi isteğe göre çoğaltılamaz. Bu emek artışını nüfusun ihtiyaç­ ları zorunlu kıldığ�ndan. en fazla emek sarfıyla elde edilen ürünün fiyatıdır. temsili ve mistik cüm­ lelerden kurtaralım.al. Sonra. Ricardo'cu anlamıyla rant. Her iki halde nispeten daha küçük bir ürün elde etmek için daha büyük emek miktarı harcanmıştır.en üretken üretim aletleri­ nin namütenahi çoğaltılabileceği ve rekabetin zorunlu ola­ rak bir piyasa fiyatını yani aynı türden bütün ürünlerin ortak bir fiyatını dağuracağı göz önünde tutularak bu so­ nuca varılır. Yani burjuva üretim şartlarına konu ol­ muş feodal mülkiyettir. tam tersine aynı türden bütün ürünle­ rin fiyatını düzenleyen. ilkin. başka bir deyişle. Ricardo'cu doktrine göre her şeyin fiyatı nihai olarak. ortaktı.k parçası üzerine. Piyasa fiyatını 175 . boşluğun sonsuzluğu içinde kendisini kaybetmek üzere olan insanı toprağa ge­ ri getirmek zorunluluğuyla rantın dünyaya geldiği farazi­ yesinin başına şimdi ne geldi? Şimdi Ricardo'nun doktrinini M. en ucuz ve .şim değeri değildi." Öyleyse. Proudhon'un onu dikkatle sarmaya çalıştığı tanm. kullanılan emek za­ manıyla belirlenir. Tarımda. maliyet fi­ yatıyla belirlenir. aynı üretkenlik derecesine sahip üretim araçları yani aynı verimlilik derecesine sa­ hip toprak parçaları.

manüfaktür sanayiinde olduğu gibi devamlı ola­ rak daha ucuz ve daha üretken makinelere başvurulabil­ seydi veya sonraki sermaye yatırımları da ilk yatırım ka­ dar üretebilseydi o takdirde tarım ürünlerinin fiyatı.rekabet birleştirdiği ve eşitleştirdiği için daha iyi topra­ ğın ürününe de kötü toprağın ürüpü kadar para ödenecek­ tir. sermayesini daha · düşük bir toprakta147 kullanmak için manüfaktürün herhangi bir türünde kul­ lanmış olsaydı sermayesinden çekeceği kara eşit bir kar isteyen bir sanayi kapitalistinden fazla bir şey olmama­ sı . toprak sahibinin gelirinin ücretten alınan bir haraçtan başka biT şey olmadığı yerde rant "6[Marx'ın N. Utina'ya verdiği nüshada bu cümlenin başlangıcı şöyle değiştirilmiştir : "Öncüller bir defa kabul. bunların maliyet verimlilik derecesinde birçok toprak parçaları kullanıla­ bilseydi. karlan eşit bir düzeye getirmiş bulun­ ması. sa­ nayi ürünlerinin fiyatında görmüş olduğumuz gibi. kapitalistler arasında kuvvetli ve geliş­ miş bir rekabetin. daha iyi toprağın ürünlerinin fiyatını aşan kısmıdır. toprağın kiralan �ası son de­ rece geliştiği halde. Rant.] 1 76 . . Fakat o andan itibaren rant da ortadan kalkardı. Rantı meydana getiren. en iyi üretim araçlarıyla üretilmiş olan metaların fiyatı tarafın­ dan belirlenmiş olurdu. edildikten sonra genel olarak doğru olabilmesi için. İrlanda'da olduğu gibi. rant henüz mevcut olmıyabilir. " ' ] H7[N: Utina'ya verilen nüshada "daha düşük bir toprakta" sözleri • :toprakta" diye değiştirilmiştir. sadece ücreti değil aynı zamanda sanayi karını da aşan fazlalık olduğu için. Ricardo doktrininin146 genel olarak doğru olabilmesi için sermayenin değişik sanayi kollarında serl:>estçe kul­ lanılabilir olması . . çiftçinin. tarım işletmeciliğinin büyük boyutlu sanayi rejimine konu olacak hale gelmiş bulunması ve nihayet toprak sa­ hibinin para gelirinin ötesinde hiç bir amacı olmaması esastır. Aynı fiyatının.

Sadece M. Örneğin Alman­ ya'da bu dönüşüm 1 8 . basit bir iş­ çiye çevirmekten ve "tarımcıdan. Sanayi kapitalisti ile toprak sahibi arasındaki bu ilişki sadece İngiltere'de tam gelişmiş bulunuyor. . Toprak mülkiyetinin. toprak sahibinden gelirinin bir kısmını çekip alır. insanı tabiata bağlamak yerine sadece toprağın işletilmesini re­ kabete bağlamıştır. bir defa toprak rantı olarak ku­ rulduktan sonra. çiftçinin colonus'udur. Böylece rant. Ricardo'cu anlamında rant. Rençberin basit işçi.eti bir defa rant olac H5[1885 Almanca paskısında. kıra aşılanmış şehir burjuvazisidir. .mevcut olamaz. ki bu maliyet fiyatlarını sadece ücretler değil fa­ kat bir de sanayi karı belirler. " 1 77 .değil fakat sanayi ka­ pitalisti148 ile karşı karşıya getirir. toprak kölesi ile. kendi malı diye bak­ maktan vazgeçemediği ürün fazlasını söküp almaktan" çok uzak kalır ve toprak sahibini köle ile. toprağı herhangi bir fabrika gibi işleten sanayi kapitallstini. toprak sahibinin küçük bir hükümdar iken adi bir tefeci haline dönüşmesi : işte bunlar rant ile ifade edilen çeşitli ilişkilerdir . işçidir. toprağa uygulanmış sanayi ser­ mayesi.ı ödeyen . sanayi kapitalisti için çalışan ücretli durumuna indirilmesi . ticari sanayiye dönüştü­ rülmüş pederşahl: tarım. Yüzyılın ancak son üçte birinde başladı. Proudhon'un colonus'u var olduğu sürece rant yoktu: Rant var olduğu anda colonus artık çiftçi de­ ğil. ücretli işçiyle . gündelik tarım işçisi. çiftçiyi. Toprak mülkiy. haraç ödeyenle.n müdahalesi. Bu sebepledir ki toprak rantı. Derebeylik zamanındaki çiftçinin yerini sanayici kapita­ list almadan önce uzun zaman geçmiştir. elinde sadece maliyet fiyatını aşan fazla vardır . Rant. son iki cümle yoktur ve "sanayi kapitalisti"nden önce şu kelimeler eklenmiştir: "toprağı ücretli işçileri ile iş­ leten ve toprak sahibine rant olarak sadece sermaye karı dahil üretim gi­ derleri üzerindeki fazlay. toprak işletmecisini.

Ricardo. atalarımızın sade tavırlarının ve temiz erdemlerinin geri gelmesi için duaları işte bur­ dan geliy. . eşit olmayan ve1 78 . toprak sahibini topraktan. Gerici par­ tilerin yanık şikayetleri. Toprak mülkiyeti. rant olarak artık menkulle­ şir ve bir ticari mal olur. Bu. Çiftçiye. Ricardo. Bütün sanayilere hükmeden kanunlara top­ rağın da boyun eğmesi.or.rak kurulduktan sonra. ürününün piyasa değerine bağlıdır. bizzat rekabetin bir ürünü olur. toprak sahibini sadece nakdi kar amacına. fabrikalardaki işvere­ nin ve işçinin işledikleri pamuğa ve yüne bağlı oldukla­ rından daha fazla bağlı değillerdir. rantın tanrısal amacından rantın eşitleştirilmiş bir ödül olmasına geçiyor. Böylece denebilir ki. çıkariara bağlı teseliilere konu ol­ muştur ve daima olacaktır. ta­ rihin hareketine kır şiirlerini sokan güdücü kuvvet ol­ muştur. sanayici kapitaliste ve tarım işçisine gelince bunlar da artık işlettikleri toprağa. rantın belirlenmesi için burjuva üretiminin zorunlu olduğunu kesin bir kural olarak koyduktan son­ ra gene de rant kavramını bütün Çağlardaki ve bütün ül­ kelerdeki toprak mülkiyetine uyguluyor. tabi­ attan o kadar tamamen ayırmıştır ki. rant. Rant. burjuva üre­ tim ilişkilerini ölümsüz kategoriler olarak gösteren bütün iktisatçıların ortak yanlışlığıdır. nakdi ürüne bağlılık duyarlar. kendi tarım ürünlerinin para ile · ilgili ilişkilerine. Proudhon' a göre colonus'un sorumlu bir iş çiye dönüşümü olan. İngiltere' de görül­ düğü gibi o. aslinda. malikanelerini görmeye bile ihtiyaç duymaz. M. derebeyliğin geri dönmesi için. kendi toprağına sadece para basan bir makine gözüyle bakmaya zorladığı andan iti­ baren mümkündür. Rant. çünkü o andan itibaren tarım. Henüz görmüş olduğumuz gibi rant. ancak şehir sanayiinin ge­ lişmesi ve bundan doğan sosyal kuruluş. bunlar sadece ürünle­ rinin fiyatına. eski iyi pederşahi hayatın.

Proudhon eşitsizliğin ürününden eşit paylaşmaya varabiirnek için. çünkü rant hiç olmıya­ caktı. yirmi franka sa­ tılır. burjuva üretimi genel ya­ pısı üzerinde bir göze batan çıkıntı olarak gördüğü top­ rak sahibine karşı duyduğu nefretin açik bir ifadesidir. on franka mal olan bir hekto­ litre buğday. Ortalama fiyat on beş frank idiyse eşitleştirici olsun olmasın . Mill. pazar fiyatı. Fakat sonradan tüketiciye bindirilen on franklık bir ek yükümün genel dağılımını yapmak için ilkin bir hek1 79 . maliyet fiyatları eşit olma­ yan metaların piyasa fiyatının eşit olduğunu varsayıyor. eğer daha aşağı nitelikteki toprak üzerinde maliyet fiyatı yirmi franka yükselirse. Hilditsch ve başkaları gibi iktisatçı­ ların.i franka satılabildiği za­ man varolabilir. en pahalı ürünün maliyet fiyatıyla belirlenir. Böylece toprakların değişik verimliliklerinden değil de rekabetten doğan bu fiyat eşitlenmesidir ki daha iyi toprağın sahibine.rimlilikteki toprakların ürünlerinin eşit fiyatı tarafından ıneydana getirilir. kiracısı olan çiftçinin sattığı her hektolitre başına on franklık bir rant sağlar. oy• sa rekabet kanununa göre bu. yirmi franktır. sanayici kapitalis­ tin. rantın.hiç bir dağılım imkanı olmıyacaktı. Cherbuliez. Bir an için varsayalım ki. Bu kabul edilirse ortalama piyasa fiyatı on beş frank olacaktır. M. kendisine faydasız bir şey. daha iyi topraktan elde edilen buğda-:­ yın hektolitresi on franka hemen satılacaktır. Rant. öyle ki. üreticiye on franka mal olmuş bulu­ nan buğdayın hektolitresi yirm. Bu. ancak. vergilerin yerine geçmek üzere devlete dev­ redilmesini 1stemelerini anlıyoruz. buğdayın fiyatını onu üret­ mek için gerekli olan emek zamanı belirlemektedir ve da­ ' ha kötü topraktan elde edilen bir hektolitre buğday yirmi franka malolurken. İhtiyaç pazara getirilen bütün' tarım ürünlerinin sa­ tın alınmasını zorunlu kıldıkça.

Toprağın yeri. rant üzerine kurulmuş toprak değerlendirmesinin sıhhatli ola­ miyacağını ispata yetecektir. II. humus ile alt toprakların bileşimi arasındaki iliş­ kinin gereği kadar anlaşılamamış olmasından. Diğer yandan rant. Proudhon'un kaleminde rant "daha yüksek bir menfaat için toprak sahi:Jiıle:çiyle çiftçiler tarafından çe­ lişmeli olarak yürütülen çok büyük bir toprak değerlen­ dirmesidir ki. Bu rant bile çoğu zaman toprağa katılmış . bir toprak parçasının verimlilik derecesinin değişmez göstergesi olamazdı .tolitre buğdayın fiyatını yirmi frank yapmak. Böylece tarih. tam . da günümüzde. çünkü kimya­ nın modern uygulanması toprağın tabiatını her an değiş­ tirmekte ve jeoloji bilgisi. nispi ve­ rimlilik tahminlerini baştan aşağı değiştirmeye başlamış . bu top­ raklar. nihai scmucu toprağı işletenlerle sanayici­ ler arasında toprak mülkiyetini eşitleştirinek olmak ge­ rekir. işlenme­ den kalmışlardı. rant'ta hazır bir toprak değerlendirme""[C. M.olan sermayenin toprak sahibine ödenen faizin� de içerir. şimdilik top­ luı:n şartlarından 'uzaklaşmamak gereklidir. 271. s. şehirlerin yakınlığı ve daha birçok şartlar çiftlik kirasını etkiler ve toprak rantım değiştirir." 149 Rant üzerine kurulmuş herhangi bir toprak değerlen­ dirmes:i. bulunmaktadır. · Çiftçinin toprak sahibine ödediği çiftlik kirasının an­ cak sanayide ve ticaret�e en ileri gitmiş olan ülkelercie tam olarak rantı ifade ettiğini göstermiş bulunuyoruz. sosyal de­ hanın zikzaklı yolunu inliyerek yürümesini ve kafasını bir köşeye vurmasını sağlamak için gerçekten yeterlidir.] . İngiltere'nin doğu kontluklarında geniş topraklar tarıma açılalı ancak yirmi yıl oluyor.nin pratik bir değeri olabilmek için. Bu kesin sebepler.

özgül nitelikte bir ser­ mayeden türemiş olması müstesna. s. bollaşması sebebiyle düşer. ölümsüz bir serma­ ye. rant. ama gene de piyasa fiyatları çiftçinin bu toprağı suni bir çayıra çevinnesini ve verim­ siz hale getirmesini kararlaştırabilir." 1 50 M.sini desteklemekten uzak kalır ve daha önce . fakat sadece kullanılmasında belirli olmayan bir iyileşmeye istidatlı bulunan" topraktır.e ve düzelme sonucu çıkar. sana­ yiin mükemmelleşmesi yoluyla daima yükselme eğilimi­ ne girer ve bundan. ] sadece rantın Tanrıdan gelen eşitlikçi amacına bir töz (substance) vermek için çıkarıp geliştirmiştir. . Nihayet verimlilik. . Rant. öyle olur ki. içinde bulunulan zamanın sosyal ilişkileri­ ne sıkı sıkıya bağlıdır. 256. kendi toprak değerlendirme [ usu­ lünü -ç. Faiz. Proudhon devam ediyor: "Rant. hiç bir zaman kaybolmayan bir sermayeye. Ve sermaye. rant. Uygarlığın gittikçe daha hızlı ilerlemesi içinde rant durmadan yükselme eğiliminde ol­ duğu halde faizin devamlı olarak düşme eğilimi vardır. Proudhon. yapılmış toprak değerlendirmelerini değiştirip alt-üst etmekten baş­ ka bir şey yapmaz. . sanılabileceği kadar çok tabii bir nitelik değildir . böyledir. M. "madde olarak bir artmaya yetenekli olmayan. toprağın kullanılmasında iyileşm. faizin bütün karakte­ ristik özelliklerini görür. sermayenin . 181 . sadece bunun kullanılmasında belirli olmayan bir iyileşmeye istidatlı bulunduğu için. Bir toprak parçası buğday yetiştir­ mek için Çok verimli olabilir. madde olarak bir artmaya� yetenekli · olma­ dığı. alelade bir toprak değerlendirmesi kıy­ metinde bile olmayan. M. Proudhon bu defa ra)\lt'ta. yani toprağa ödenen faizdir. özünde. bir bor­ cun (mutuum) faizi veya karı sermayen�n bollaşması yo­ lu ile devamlı olarak azalmaya yüz tutarken. topısoc. Bu sermaye. II.

sadece rant alıp satar. diğer sermayelerin faizine göre daha da fazla azalır. Bizzat. Toprağa yatırılmış olan sermayenin faizi. Proudhon'un diliyle söyliyelim. bir üretim aracı olarak işletilmediği sürece. Önce rant'ı:rı. asıl rant'tan başka. Fakat . bi­ zim ele alacağımız. toprağın sahibi gözünde temsil ettiği faiz ile biz­ zat rant arasında bir ayrım yapmayanlara göre. toprak sermayesinin faizi. toprağa ka­ tılmış bulunan sermayenin faizini kapsayabilir. burada biz­ zat rant söz konusudur. Toprağın maddesine. Toprak sahibi için rant.raktan gittikçe daha iyi yararlanılması sonucunu veren. genel faiz haddi tarafından qüzenlenir ve rant'ın asıl mahiyeti ile ilişkisi yoktur. çiftlik kirasının bu kısmını bir toprak sahi­ bi olarak değil. asıl rant değildir. Rant alan bir kimse olmak için ödediği fiyat. piyasa fiyatının. bütün öteki üre­ tim aletleri gibi çoğaltılabilir.satarsa eline geçecek sermayenin faizini temsil eder. Bu halde toprak sahibi. genellikle. Sermaye olarak toprak. düzelme ve yenilikler sayesinde yük­ selir. Proudhon'un fikrinin özü. sermayenin faizi olduğunun ne dere­ ceye kadar doğru olduğunu araştıralım. bir de. Çiftlik kirası. fakat üretim aleti olarak kullanılan topraklar çoğal­ tılır. toprağa ek sermaye harcamaları yapılmış olma­ sı olayı. Fakat bu. kapitalize edilmiş rant'ın alış veya satış fiyatı meselesi değildir. Fakat toprak alıp satarken o. sermaye değildir. M. Toprak.bu. toprağın ona mal olduğu ser­ mayenin yani toprağı . Böylece. rant'ın. madde olarak toprağa yani toprağın büyüklüğüne _ 182 . M. bir kapitalist sıfatiyle alır. budur. esaseri üretim aracı haline dönüştürülmüş bulunan. sanayideki iyileşme. manufaktüre veya ticarete yatırılmış bulunan sermayenin faizinder:ı daha düşüktür. hiç bir şey eklenmiş olmaz.

rant değil. Sicilya­ nın. faiz ve sanayi karıdır. fakat gene de hiç rant vermeyen top. toprak-serma· 183 . sınırlı olarak ele alınan topraktır. Proudhon'un madde olarak toprağı. bu onun daha az veya daha çok ölümsüz mahiyette olmasından elbette değildir.ve bakıma muhtaçtır. · Kısacası. Onun toprağa atfettiği ölümsüzlüğe ge­ lince. tarım biliminin gelişmesi sayesinde evrenselleştiği anda. Toprak fiyatı yükselirken altının ve gümüşün fiyatı düşerse. fakat sabit sermaye de mütedavil sermaye kadar yıpranır. Yapılan ıslahat toprağa katılm1ş olarak kaldığı halde. Sermaye olarak toprak ise başka her­ hangi bir sermayeden daha fazla ölümsüz değildir. sabit sermayedir. bazı toprak­ ların. Sermaye olarak topra­ ğın verdiği gelir. Sermaye olarak toprak ölümsüz olsaydı. raklar vardır. Faiz getiren altın ve gümüş de toprak kadar dayanık­ lı ve ölümsüzdürler. faiz getirdiği sürece toprak. Sermaye olarak toprağın temsilcisi. toprak sahibi de­ ğil çiftçidir. Sermaye olarak toprak.eden sermaye olarak toprağı artırır. değerli olmaktan çıkar. sermaye olarak toprağın kaybolduğu durumlar bile vardır. mad­ deyi üretim araçları haline getirmekte kullanılan bütün başka ıslahatla topraktaki · ıslahat arasında ortak bir nok­ tadır. asıl rantın yeni ve daha verimli top­ rakların rekabeti tarafından ortadan silindiği zaman gö­ rülür. Bundan başka. Toprakta yapılacak ıslahat hep yenilenmeye . bu ıslahat ancak kısa bir süre dayanır ve bu durum. bir za:man değerli olmuş bulunan ıslahat. tarım işletmecisidir.hiç bir şey eklem. Filistin'in o eski zamanlardaki refahlarının ihtişa­ mını göı·ürdük. toprağın madde olarak bu hassaya sahip olduğunu hemen kabul ederiz. İlkin bu durum. bugün gösterdiklerinden çok farklı bir görünüşleri olması gerekirdi ve bunlarda biz Roma kırlarının. M. Böyle faiz ve kar veren.

yükselmesini önleyen birçok geçici engel haline gelir. Böylece bu iyileştirmeler. ve toprak-sermaye olarak. Rant.] 1 84 . toprağın az veya çok sert. tam tersine. Charks II. toprak mülkiyeti değildir.yedir. M. Onyedinci yüzyıl İngiliz toprak sahipleri bu gerçeği o kadar iyi biliyorlardı ki. 1B99. Bu iyileştirmeler sayesinde çiftçi nispeten daha az bir ürün için daha fazla miktarda emek kullanmaktan esirgenmiştir. Tarımda olsun. Şu halde da�a kötü toprak­ lara başvurmaya ihtiyacı yoktur ve aynı toprağa birbiri ardından yapılan sermaye yatırım dilimleri eşit üretken-: likte kalır. Petty'nin Several Essays in Political Arithmetic kitabı icinde Political Arithmetic bölümü. rant getirmez. toplumun ürünüdür. rantın devresel düşmelerine sebep olur. az veya çok dayanıklı mahiyetinin sonucu de­ ğildir. [W.rant'da devamlı bir yükselmeye sebep olur. London. Bu ıslahat. tarımın ilerlemesine karşı koymuşlardı. Proudhon'un söylediği gibi rantı devamlı olarak yükseltmekten uzak kalır. M.l5 1 1 01bkz. toprak i�letmeciliğinin yer aldığı sosyal ilişkilerden doğar. nedir? neden ibarettir? Aynı ernekle da­ ha fazla üretmek. Rant. toprağın değil. Rarit. Petty. manüfaktürde olsun genel olarak her­ hangi bir ıslahat. ter­ sine. gelirlerinin azaldığını görmek endişesiyle. Proudhon' a göre "toprağın kullanılmasında ısla­ hat" -sanayiin tekarnünün bir sonucu. zamanının bir İngiliz iktisatçısı. daha az ernekle aynı miktar v� hatta daha fazla üretmektir.

1 85 . deği­ şimlerde genel bir kargaşalık. yani yoksul­ luktan başka bir sonucu olamaz. Şimdi. .nin maliyet fiyatıdır. ücret nedir? Buğ­ day vs. şarap vs. üc­ retleri iki misline çıkarmak .ER VE İŞÇiLERiN GÜÇBİRLİGİ "ÜCRETLERDEKİ her yükseliş hareketinin buğday. Çünkü. serveti meydana getiren" ve her gün işçi­ ler yığını tarafından kendini yeniden üretecek tarzda tü­ ketilen unsurların oranıdır (proportionnalite). . ürünün fiyatına intikal eden fiyatıdır.BEŞ GREVL. her üreticiye ürününden daha büyük bir pay vermek olur. ve yükselme sadece az sayıda sanayilere yayilırsa. bir kelimeyle yoksulluk ge- . ki bu durum çelişik olur. Daha da ileri gide­ biliriz : ücretler. fiyatlarında yükselmeden başka. üretime katılan her unsurun .

bu. iki kere ikinin dört ettiği ka­ dar muhakkaktır. karlarda genel bir düş­ me meydana getirecek ve cari meta fiyatları hiç _ bir de­ ğişikliğe uğramıyacaktır. Makineler ücretli değildir. fiyatlarda genel bir yükselme olmaz. ücretlerde genel bir yükselme. başka makine kullanan sanayilere sanayicileri daha az etkiliyecektir. I. ergeç. . yani esas itibariyle makinelerin yardımıyla yapılan m2taların cari fiyatlarında bir düşmeye yol açacaktır. ıs2Proudhon.yatlarda genel bir yükselme sonucuna varmaması imkansızdır. Fakat. nispeten daha büyük bir sermaye kitlesi ve daha az işçi kullanan bütün sana­ yiler." ı52 İki kere ikinin dört ettiğinden gayri. Her şeyin fiyatı ücretlerle aynı zamanda iki misline çıkarsa. ortalama haddin üstüne yükse­ len karlar ancak geçici olabilecektir. ardından ücretlerde bir yükselme getiren grevlerin. ücretlerde gehel bir yükselme. Proudhon'un dediği gibi fiyatlarda genel bir yükselmeye değil fakat kısmi bir düşmeye. el emeğinin s abit sermayeye oranı her sana­ yide birbirinin aynı olmadığı için. meta fi­ yatlarında az veya çok genel bir yükselmeyi asla meyda­ na getiremez. Gerçekten. metalarının fiyatlarını düşürmek zorunda kalacaklardır. Ben derim ki. fi. ilkin. M. s. C. fiyat­ larda bir değişiklik yok demektir-. Sonra bir de. Fakat rekabet daima kar hadlerini eşit­ leştirmeye yöneldiğinden. . bütün bu iddia­ ları reddediyoruz. her sanayi sabit sermayesine ya­ ni kullanılan aletiere oranla aynı sayıda işçi çalıştırıyor­ sa. ücretlerde ge­ nel bir yükselme.tirir. . Böylece bir miktar dalgalanmayı bir kenara bırakacak olursak. terimler­ dedir. 1 86 . 110 ve 111. tek değişiklik. Öyleyse · fiyatlardaki göre işçiden fazla genel yükselme. ücret almazlar.

Fiyatların ve ücretierin yükselip alçalması, sadece,
çoğu durumda ürünün fiyatına etki yapmadan, bir gün­
lük çalışmanın ürününde kapitalistlerin ve işçilerin pay
oranını ifade eder. Fakat "ardından ücretlerde bir yüksel­
me getiren grevler, fiyatlarda genel bir yükselme sonu­
cuna, hatta yoksulluğa varır" gibi düşünceler ancak anla­
şılmamış bir şairin zihninde yeşerebilir.
İngiltere'de grevler, düzenli olarak yeni makinelerin
bulunması ve uygulanması sonucunu doğurmuştur. De­
nebilir ki, makineler, kapitalistlerin uzmanlaşmış emeğin
başkaldırmasını yenmek için kullandıkları silah olmuş­
tur. Otomatik iplik bükme makinesi (selfacting mule),
modern sanayiin en l;>üyük buluşu, başkaldırma hallnde
bulunan iplikçileri mücadelenin dışında bırakmıştı. İşçi­
lerin güçbirliğinin ve grevlerin, mekanik dehamn çaba­
larını kendilerine karşı tepki göstermeye yöneltmekten
başka bir etkisi olmasaydı, bu güçbirliği ve grevler hala
sanayiin gelişmesi üzerinde çok büyük bir etki yapmakta
olurlardı.
M. Proudhon devam ediyor : "M. Leon Faucher'in
Eylül 1845'te yayınlanan bir makalesinde, İngiliz işçileri­
nin bir zamandan beri güç birliği adetinden vazgeçtikleri­
ni görüyorum ki bu, şüphesiz ancak tebrik edilebilecek
bir ilerlemedir; fakat işçilerin ahiakındaki bu iyileşme,
başlıca, onların ekonomik eğitiminden geliyor. Bolton'da. ki bir mitingde bir iplik fabrikası işçisi "Ücretler fabrika­
törlere bağlı degildir. Bulıran dönemlerinde patronlar,
sözgelişi, zorunluluğun elinde kırbaçtan başka bir şey de­
ğildirler ve isteseler de istemeseler de kamçı olarak vur­
mak zorundadırlar. Düzenleyici ilke arz ile talep arasın­
daki orandır; ve patronlar bu güce sahip değildirler.' . . .
diye bağırmıştı." M. Proudhon "Aferin ! !" diye haykırıyor
"Bunlar iyi yetiştirilmiş işçiler, örnek işçilerdir vs. vs.
vs. Bu sefalet İngiltere'de yoktu ; Kanalı da geçmiyecek_

187

tir."153
İngiltere'deki şehirler içinde Bolton, köklü dönüşüm
taraftadığının en çok gelişmiş olduğu şehirdir. Bolton iş­
çileri en çok devrimci olarak tanınırlar. Buğday Kanun­
larının ortadan kaldırılması için yapılmış olan büyük tah­
rikler zamanında İngiliz fabrikatörleri, toprak sahipleriy­
le, ancak işçileri ileri sürmek suretiyle başa çıkabilecekle­
rine inanmışlardı: Fakat işçilerin çıkarları, fabrikatörlerin
çıkarlarına, fabrikatörlerin çıkarlarının toprak sahipleri­
nin çıkarlarına olduğundan daha az zıt olmadığı için, pek
tabii olarak fabrikatörler işçilerin mitinglerine karşı kötü
davranıyorlardı. Fabrikatörler ne yapınışiardı? Görünüşü
kurtarmak için, büyük ölçüde, ustabaşılardan, kendilerine
sadık olan az sayıda işçilerden ve gerçek ticaret dostla­
rından . meydana gelen mitingler tertipliyorlardı. Daha
sonraları gerçek işçiler Bolton'da ve Manchester'de, oldu­
ğu gibi, bu mitingleri protesto etmek için bu düzmece
gösterilere katılmaya çalıştıkları zaman, bunların sadece
giriş kartı olan kişilerin kabul edildiği toplantılar olduğu
gerekçesiyle girmekten men edildiler. Gene de duvarlara
yapıştırılmış olan ilanlarda bunların kamuya açık genel
mitingler olduğu yazılıydı. Bu mitinglerden her biri ya­
pıldığı zaman fabrikatörlerin gazeteleri yapılan konuşm·a­
ların tumturaklı ve tafsiliHiı haberini veriyordu. Söyle­
meye hacet yok ki, bu konuşmaları yapanlar; ustabaşılar­
dı. Londra gazeteleri bunları kelime kelime alırdı. M.
Proudhon'un talihsizliği, ustabaşıları sıra işçileri olarak
almasındq.dır ve bunlara Kanalı [Manş Denizini -ç. ] geçmemelerini emreder.
1 844 ve 1 845'te grevler, öncekine göre daha az dikkat
çekiyordu ; çünkü 1 844 ve 1 845, Ingiliz sanayiinin 1837'­
den beri ilk iki refah yılıydı. Bununla beraber sendikala·

ı '•Proudhon,

C. I,

s.

261,

262.

188

·

rm hiç biri çözülüp dağılmadı.
Şimdi Bolton'lu ustabaşıları dinleyelim. Onlara göre
fabrikatörler ücretiere hükmedemezler, çünkü onlar ürün­
lerin fiyatına hükmedemezler; ve fabrikatörler dünya pi­
yasasına hükmedemedikleri için ürünlerin fiyatına hük­
medemezler. Bu sebeple, bu ustabaşılar p atronlardan üc­
ret artışı koparmak için güçbirliklerinin kurulmaması ge­
rektiğinin anlaşılınasını isterler. M. Proudhon ise tersi­
ne, güçbirliklerini, bunların arkasından, kendisiyle birlik­
te genel bir yoksulluk getirecek olan, bir ücret yükselme­
sinin geleceği korkusuyla yasaklar. Söylememize ihtiyaç
yok ki, ustabaşılada M. Proudhon arasında bir nokta üze­
rinde samimi bir antlaşma (entente cordiale) vardır : bu
da ücretlerde bir yükselmenin ürünlerin fiyatında bir
yükselme ile eşdeğer olduğudur.
Fakat M. Proudhon'un hıncının gerçek sebebi yoksul, luk korkusu mudur ? Hayır. O, Bolton'lu ustabaşılara sa­
dece onlar değeri arz ve talep ile belirledikleri ve kurul­
muş değer'i, kurulmuş duruma geçmiş değeri, değerin ku­
ruluşunu, daimi değişilebilirliği ve bütün öteki ilişki nis­
petlerini ve nispet ilişkilerini, Tanrının iradesi de yanla­
rında olduğu halde pek hesaba katmadıkları için kızıyor.
"Bir işçi grevi gayd meşrudur, ve sadece ceza kanu­
nu değil ekonomi:k sistem, kurulu düzenin zorunluluğu da
bunu böyle söyler. . . . Her işçinin kendi başına, kendi şah­
sını ve ellerini serbestçe kullanması hoşgörülebilir; fakat
işçinin güçbirliği yapıp tekellere karşı şiddet hareketleri­
ne girişınesi toplumun izin veremiyeceği bir şeydir."1 54
M. Proudhon Ceza Kanununun bir maddesini burju­
va üretim ilişkilerinin zorunlu ve genel bir sonucu diye
geçirmek istiyor.
İngiltere'de güçbirliği hakkını Parlamentodan geçıs•c. r.

s. · 334-335.

ınis bir kanun tanımıstır ve bu kanuni yetkiyi vermeye
Parlamentoyu zorlayan, ekonomik sistemdir. 1825'te Ba- kan Huskisson zamanında Parlamento, kanunu, serbest
rekabetten doğan şartlada gittikçe daha fazla aynı çizgi­
ye getirmek için değiştirmek zorunda kalmıştı; işçilerin
güçbirliğini yasaklıyan bütün kanunları kaldırmak zorun­
da kalmıştı. Modern sanayi ve rekabet ne kadar fazla ge­
lişirse güçbirliğini çağıran ve kuvvetlendiren unsurlar o
kadar artar ve güçbirliği her gün daha fazla sağlamlaşan
bir ekonomik gerçek haline gelir gelmez, kısa zamanda bir
kanuni gerçek haline gelir.
Böylece ceza kanununun maddesi olsa olsa Kurucu
Meclis zamanında ve İmparatorluk devrinde155 modern
sanayiin ve rekabetin henüz yeteri kadar gelişmemiş ol­
duğunu ispat eder.
iktisatçılar ve Sosyalistler156 bir nokta üzerinde anla­
şıyorlar : güç birliklerinin takbihinde. Ancak takbih eyle­
minde ayrı ayrı dürtüleri var.
İktisatçılar işçilere diyorlar ki : güç birliği yapmayı­
nız. Güç birliği yapmakla sanayiin düzgün ilerlemesini
geciktiriyorsunuz, fabrikatörleri siparişleri yerine getir­
mekten alıkoyuyorsunuz, ticareti tedirgin ediyorsunuz ve
makinelerin istilasını hızlandırıyorsunuz ki bu, emeğinizi
kısmen faydasız kılmakla sizi daha da düşük bir ücreti ka­
bule zorlar. Bundan başka, ne yaparsanız yapın, sizin üc­
retle:riniz emek talebi ile emek arzı arasındaki nispet ta­
rafından belirlenecektir ve sizin ekonomi politiğin ölüm­
süz kanuniarına karşı başkaldırmanız gülünç olduğu ka'

'

105[ 0 tarihte Fransa'da yürürlükte olan kanunlar -burjuva devrimi
sırasında 1791'de Kurucu Meclis tarafından kabul edilmiş olan Le Cha­
peli<;r kanunu ile Napolyon İmparatorluğu döneminde · hazırlanmış bulunan
Ceza Kanunu- işçilerin
sendika kurmalarını ve grev yapmalarını ağır
cezalarla yasaklıyor, Sendika yasağı Fransa'da ancak 1884'te kaldırıldı.]
ısGYani o zamanki sosyalistler : Fransa'da Fourier, İngiltere'de Owen
taraftarları. - F. Engels'in 1885 Almanca Baskısına notu.

190

dar tehlikeli bir çabadır.
Sosyalistler işçilere diyorlar ki : güç birliği yapmayı­
nız, çünkü yapsanız bile ne kazanacaksınız ? Ücretlerde
bir yükselme mi ? iktisatçılar size açıkça ispat edecekler ki
bu yolla başarı kazansanız bile birkaç dakika için elinize
geçecek birkaç yarım peninin arkasından hemen devamlı
bir düşme gelecektir. Usta hesapçılar size ispat edecekler
ki sadece yeniden kendinize gelmeniz bile, ücretleriniz­
deki artışa göre örgütünüz için ve güç birliğinizin devamı
için alınan giderlerle yıllar sürecektir. Ve biz sosyalist
olarak size deriz ki : bu para meselesini bir yana bıraksak
da siz gene işçi olmakta devam edeceksiniz ve patranlar
da tıpkı eskisi gibi patron olmakta devam edecekleı·dir.
Bu yüzden güç birliği yok! Siyaset yok! Çünkü güç birli­
ğine girmek, siyasete karışmak değil midir?
İktisatçılar, işçilerin, kurulmuş bulunduğu ve onların
el kitaplarında imzalanri1ış ve mühürlenmiş olduğu şek­
liyle, toplumun içinde kalmalarını istiyorlar.
Sosyalistler, işçilerin, kendilerinin işçiler için o ka­
dar büyük bir öngörü ile hazırlamış bulundukları yeni
topluma girebilmeleri için, sadece eski toplumdan çık­
malarını isterler.
Bunların· her ikisine rağmen, el kitaplarına ve ütop­
yalara rağmen güç birliği, modem sanayiinin gelişmesi ve
büyümesiyle birlikte ilerlemekten ve büyürnekten bir an
bile geri kalmamıştır. Güç birliği şimdi öyle bir aşamaya
varmış bulunuyor ki, herhangi bir ülkede güç birliğinin
ulaştığı derece, o ülkenin dünya piyasasındaki hiyerarşi­
de işgal ettiği yeri gösteriyor. Sanayii en yüksek gelişme
derecesine erişmiş bulunan İngiltere en büyük ve en iyi
güç birliği kuruluşlarına, [ sendikalara -ç. ] sahiptir.
İngiltere'de geçici bir grevden başka amacı olma­
yan ve grevle birlikte hemen kaybolan kısmi güç birlikle­
rinde kalınmamıştır. Daimi güç birlikleri, işçilerin işve-

. Bu grevlerin. [ İşçiler ara­ sındaki -ç. [işçilerin -ç. ücretierin korunma­ sından daha gerekli hale gelir.rı muhafazası idiyse başlangıçta ayrı ayrı olan güç birlik­ leri. güç birliklerinin ve sendikaların kurul­ ması şimdi Chartists adıyla büyük bir siyasi parti meyda­ na getiren işçilerin siyasi mücadeleleri ile aynı anda yü­ rüdü. İşçilerin kendi aralarında ilk birleşme teşebbüsleri. fakat 1851'den sonra sendika hareketi içinde önemli bir rol oynamamıştır. Büyük boyutlu sanayi. Direrimenin ilk amacı sadece ücretle­ ri. kapitalistler de karşıt olarak baskı amacıyla birleşin' ce. Bu mücadelede yaklaşan bir çatışma için ge107 [ Sendikalar Ulu sal Birliği : İngiltere' de 1845 yılında kurulmuş bu­ lunan bir sendika teşkilatı. bu iktisatçıların gözünde. iş-gücünün daha iyi şartlarla satıl­ ması ve daha iyi iş kanunları elde etmek için ekonomik mücadele alanının ötesine geçmemiştir. Boylece güç birliğinin her zaman iki amacı vardır : işçiler arasında rekabete son ver­ mek. öyle ki kapitaliste karşı genel ve 'ortak rekabeti bir­ likte yürütebilsinler. Bu birliğin merkezi ko­ mitesi Londra'dadır ve birliğin üye sayısı şimdiden 8 0 bin­ dir. her zaman. Faaliyeti. ] . güç birlikleri şeklinde yer alır. Bu o kadar doğrudur ki. ayı­ rır. Ve şimdi bütün bu mahalli sendikalar. Birlik 1860'ların ilk . patronlara karşı sahip ol­ dukları bu ortak çıkar.renlere karşı mücadelelerindeki savunma kaleleri olan sendikalar (trade-unions) kurulmuştur. gruplar haline gelirler ve her zaman birleşik olan ser­ maye karşısında birliğin korunması. Sendikalar Ulusal Birliğinde1 57 bir birleşme noktası bulmaktadırlar. sadece ücretler lehine kurul­ muş bulunan birlikler lehine feda ettiklerini görünce şa­ şırmışlardır. onları direnme ve güç birliği ortak düşüncesi etrafında birleştirir. birbirini tanımayan halk ka­ labalıklarını bir yerde toplayıp yoğunlaştırır. ] rekabet. İngiliz iktisatçıları işçilerin ücretlerinin önemli bir kısmı­ nı. yıllarına kadar yaşam1ş. ] çıkarlarını böler. Fakat ücretierin muhafazası.

. Burjuvazinin içinde birbirinden ayırd etmemiz gere­ ken iki safha vardır : derebeylik rejimi ve mutlak krallık altında kendisini bir sınıf olarak kurduğu safha. Fakat sınıfın sınıfa karşı mücadelesi siyasi bir mücadeledir. Fakat henüz kendisi için değil. Bu iki safhaclan birincisi daha uzun sürmüş ve daha büyük ça­ baları gerektirmişti. derebeyliği ve krallığı de­ virip toplumu bir burjuva toplumu yaptığı safha. Sınıf çelişınesi üzerine kurulm. Ezilen sınıfın kendisini kurtarabilmesi için esasen kazanılmış bulunan üretici güçlerin ve mevcut sosyal ilişkilerin. Fakat proleterlerin.uş olan . ortak bir durum. bu yığına böyle­ ce. ilkin memleket halkını emekçiler haline getirmişti. bazılarını gerçek bir korku kaplıyor ve başkaları da atadan kalma bir hoşnutsuzluk gösteriyorlar. koroünlerden (serbest şehirlerden) bir sınıf olarak kurulmasına kadar geçtiği değişik tarihi evreleri izlemek için birçok araştırmalar yapılmıştır. her toplumda ezilen bir sınıfın varlığı. Ezilen sınıfın kurtuluşu böylece zorunlu olarak yeni bir toplumun yara­ tılmasını içerir. Ekonomik şartlar. güç birliklerinin ve başka şekillerin tam bir incelemesini yapmak söz konusu olunca.rekli olan bütün unsurlar birleşir ve gelişir. ortak çıkarlar yaratmış bulunuyor. sermaye karşısında. Bu yığın böylece şimdiden. Bu da derebeyiere karşı kısmi güç birlikleriyle başlamıştı. artık te­ essüs etmiş bir sınıf olarak. gözlerimizin önünde bir sınıf ola­ rak kurulmak için yaptığı grevlerin. Burjuvazinin. Birlik bu nok­ taya varınca siyasi bir karakter edinir. Savunduğu çıkarlar sınıf çıkarları olur. · artık yanyana yaşıyamaz hale gelmiş ol­ maları gereklidir. yaşama şartıdır. Ancak birkaç safhası­ nı tespit etmiş bulunduğumuz mücadele içinde bu yığın birleşik hale gelir ve kendisini kendisi için bir sınıf ola­ rak kurar. bir sınıf­ tır. Sermayenin egemenliği. Bütün üretim araçları içinde en büyük 193 · .

ortadan ve sınırlı Burjuva kaldırdı. yazlı sınıf" gels'in 1885 derebeyliğin anlamında belirli kullanılmıştır.. bu imtiyazlı sahip imtiyazlı sınıflar sınıflttrı sınıfları tarihi ve terimi. ] kalkmasıdır. ve uygar toplumdaki çelişmenin tam resmi ifadesi olan siyasi güç. Aynı zamanda sosyal olmayan hiç bir siyasi hareket asla yoktur.elişme halindedir. srnıfların ve sinıf çelişmelerinin bulun­ madığı bir düzendedir ki sosyal evrimler� artık siyasi dev­ rimler olmaktan çıkacaklardır. !şçi sınıfıinn kurtuluş şartı. nasıl ki üçüncü ünti­ yazlı sınıfın [yani -ç. Gerçekten sı­ nıflar arası karşıtlık temeli üzerine kurulmuş bir toplum düzeninin bir çeliş:ineyle son bulmasında şaşacak bir şey var mıdır? Sosyal hareketin siyasi hareketi kendi dışında bırak­ tığını söylemeyin. bütün sınıfla� ve bunlar arasındaki çelişmeleri kendi dışında tutan. Devrimci unsurların bir sınıf olarak kurulup örgütlenmesi.taryanın "dördüncü imti­ diye ·anlatılması tarih ile kesin <. en yüksek ifadesine götürüldüğü zaman toptan bir dönüşüm olan bir mücadeledir. eski toplumun sine­ sinde doğmuş olabilecek bütün üretici kuvvetlerin varlı­ ğını varsayar. Bu demek midir ki eski tophım düzeni sona erdikten sonra. eski uygar toplumun yeri­ ne. . ] burjuvazinin kurtuluş şartı. yeni siyasi iktidarda yeni bir sınıf egemenliğt ola­ caktır? Hayır. gelişme seyrinde. sınıfın sınıfa kar­ şı bir mücadelesi. Ancak artık. bütün im.üretici güç. En­ - Almanca Baskısına notu. bütün sınıfların [sınıflı toplum düzeninin -ç. O zamana kadar toplumun her yeniden değiştirHip düzeltilmesinin arefesinde sosyal 108Buradaki imtiyaziara rimi. imtiyazlarını toplumu sadece sınıfları tanır. bizzat devrimci sınıftır.tiyazlı sınıfların ortadan kal!<ması idi. bir birlik koyacaktır. dev­ Burjuva Bu sebeple prol .158 !şçi sınıfı. bu anla­ mıyla artık mevcut olmıyacaktır. F. 194 . Şimdiki durumda pro­ letarya ile burjuvazi arasındaki çelişme.

bilimin son sözü daima şu olacaktır: . çürütülemez bir tarzda. ] 195 . bir tarihi roman."159 ı••[George Sand : ' Jean Ziska. önsöz. işte böyle konmuştur. "Mücadele veya yok olma. Mesele.

E KL E R

KARL MARX'DAN P.V. ANNENKOV'A ME
KTUP

Aziz Mr. Annenkov,
Kitapçım, Monsieur Proudhon'un kitabı La Philaso­
phie de la Misere'i (Sefaletin Felsefesi'ni) bana henüz gön­
dermiş olmasaydı, 1 Kasım tarihli mektubunuza cevabıını
çoktan almış bulunacaktınız. Görüşlerimi size hemen ve­
rebilmek için, kitabı iki günde baştan sona okudum. Çok
acele okuduğum için ayrıntılara giremem. Fakat, size sa­
dece üzerimde yaptığı genel etkiyi anlatabilirim. İsterse­
niz ikinci bir mektupta ayrıntılara girebilirim.
Kitabı bir büWn olarak kötü, hem çok köt� bulduğu­
mu açıkça itiraf etmeliyim. Bu şekilsiz ve iddialı eserde
M. Proudhon'un geçit yaptırdığı "Alman Felsefesi Yama199

sı"na mektubunuzda siz kendiniz gülüyorsunuz, fak'at eko­
nomik muhakemelere felsefe zehirinin bulaşmadığını var­
sayıyorsunuz. Ben de ekonomik muhakemelerdeki yanlış­
lıkları M. Proudhon'un felsefesine bağlamaktan çok uza­
ğım. M. Proudhon, saçma bir felsefe teorisine sahip olduğu
için, bize ekonomi politiğin yanlış bir eleştirisini vermiş
değildir ; fakat o, M. Proudhon'un daha pek çok şey gibi
Fourier'den aldığı bir deyişi kullanayım, bugünkü sos­

yal düzenin hazırlanıp başlamasını ve birbirine kenetlen­
mesini anlıyamadığı için bize saçma bir felsefe teorisi ve­
riyor.
M. Proudhon niçin Tanrıdan, evrensel akıldan, insan­
lığın hiç yanılmayan, gayri şahsi, bütün çağlar boyunca
hep kendisinin aynı kalmış olan ve gerçeği bilmek için
sadece onu doğru kavramak gereken, aklından bahsedi­
yor? Kendisine soğukkanlı bir düşünür görünüşü vermek
için, o zayıf Hegelciliğe niçin başvuruyor?
Bu bilmecenin anahtarını bizzat kendisi veriyor. M.
Proudhon tarihte bir dizi sosyal gelişme görüyor ; ilerleme­
yi, tarihin içinde gerçekleşmiş buluyor ; nihayet insanların
bireyler olarak ne yapmakta olduklarını bilmediklerini ve
kendi hareketleri konusunda yanılmış olduklarını, yani
onların sosyal gelişiminin ilk bakışta bireysel . gelişimle­
rinden ayrı ve bağımsız göründüğünü buluyor. O, bu olay­
ları izah edemiyor. Ve bu yüzde� sadece, kendi kendini
açığa vuran evrensel akıl varsayımını icat ediyor. Mistik
sebepler, yani genel anlamdan yoksun cümleler icat et­
mekten kolay bir şey yoktur.
Fakat M. Proudhon insanlığın tarihi gelişimi konu­
sunda hiç bir şey anlamadığım kabul ederken -o bunu
evrensel akıl, tanrı vs. gibi büyük laflar kullanınakla ka­
bul ediyor- o, ekonomik gelişimi anlama kabiliyetinden
yoksun olduğunu zımnen ve ister istemez kabul etmiş ol­
muyor mu ?

200

onların bireysel gelişiminin tari­ hinden başka bir şey değildir. Bu sebeple üretici güçler. o ana kadar edinilmiş bulunan üretici güçlerin. belli siyasi şartlar bulursunuz. yani. önceki kuşa­ ğın ürünü olan sosyal şekillerin meydana getirdiği şartla­ ta bağlıdır. yeni üretim biçimine hammadde olarak hizmet eden ve bir önceki ku­ şak tarafından kazanılmış bulunan üretici güçlere kendisi­ ni sahip bulması olgusu sebebiyle. kendi güçlerini üretici seçmekte özgür olmadıklarını eklemek lüzum­ suzdur. Proudhon bunu katiyen anlamıyacaktır. M. ] bir şeklini bulursunuz. devletten topluma.Şekli ne olursa olsun. [belli -ç. Onların bütün ilişkilerinin . Üretimde. ] gelişme aşamalarını ele ve alırsa­ nız. [belli -ç. İnsanların. insanın üretici güçleri ve bunun sonucu olarak sosyal ilişkileri daha faz­ la gelişmiş olduğu için. İnsanın üretim güçlerinin gelişiminin özel. insanların kendilerini içinde buldukları şartlara. Öyleye insanlar bunun bilincine sahip olsunlar veya olmasınlar. Belli bir uygar toplu­ mu ele alırsanız. insanlık tarihinde bir tutarlılık meydana gelir. toplum nedir? İnsanların kar­ şılıklı eylem ve etkilerinin ürünüdür. ancak uygar toplumun resmi ifadesi olan. daha fazla şekillenir. Birbirini takip eden her kuşağın. çünkü o. fakat bizzat bu enerji. insanlığın tarihi. buna tekabül eden bir aile ve sınıf kuruluşu. bir tek kelimeyle buna tekabül ed�n bir uygar toplum bulursunuz. çünkü her üretici güç daha önceki faaliyetin ürü­ nü. bütün tarihinin temeli olan. ticaretin ve [belli-ç. Kendileri için şu ve­ ya bu toplum şeklini seçmekte. pratik insan enerjisinin sonucudur. buna tekabül eden bir sosyal yapı. insanlar özgür müdürler? Asla. mun resmi özetinden resmi topluma toplu­ seslenmekle büyük bir iş yaptığını sanıyor. kendisinden ön­ ce varolan ve kendisinin yaratmış olmadığı. kazanılmış bir kuvvettir. insanların sosyal tarihi. ] bir aşamasını ele alırsanız. tüketimin özel ticarette tüketilnde özel.

belli üretici güçleri içinde kazandıkları sosyal bi­ çimi asla terketmezler demek değildir. · M. Ama insanlar bu meyvelerin çatısı altında olgunlaştığı şekille­ ri muhafaza etmeğe çalışsalardı. işte budur. bu özel üretim tarzının zorunlu ilişkilerinden başka bir şey olmayan. ticaret şekli artık kazanılmış üretici güçlere uygun düşmerneğe başladığı andan itibaren. Alınaneada Verkehr'i kullandığımız gibi kullanıyorum. fa­ kat bu. düzenleyici rejimin sadece kazanılmış üretici güçlere ve daha önceden mevcut olan ve kendilerinden bu kurumların doğmuş bu­ lunduğu sosyal şartlara tekabül eden sosyal ilişkilerdi. or­ taçağın imtiyazları. Proudhon. Lonca ve gedik rejiminin koruyuculuğu altında sermaye birikti. Bu maddi ilişkiler ise onların maddi ve bireysel faaliyetlerinin. sömürgeler kuruldu. bü­ tün geleneksel sosyal şekilleri değiştirmek zorundadırlar. diyalektik olduğunu gös- 202 . tüketim ve değişim yap­ tıkları bütün ekonomik şekiller geçici ve tarihidir. bunun meyvele­ rini kaybedeceklerdi. Ve üretim tarzı ile birlikte. ' İnsanlar kazanmış oldukları şeylerden vazgeçmezler . Proudhon fikirlerle şeyleri birbirine kanştırıyor. Tarihin gerçek hareketini izleme yeteneğin­ den yoksun olan M. lonca ve gedik kurumları. M. içinde ger­ çekleştiği zorunlu biçimlerden ibarettir. 1640 ve 1688 devrimle­ ri bu yüzden patladı.· kendi üre­ tim tarzlarını değiştirirler. aralarındaki maddi ilişkilerdir.temeli. İngiltere'de bütün eski ekonomik şekiller. İki fırtına. Tersine. içinde üretim. Görülü­ yor ki insanların. Proudhon'un anlamadığı ve hele hiç gösteremediği. ulaştıkları sonuçtan yoksun kalmamak ve uygarlığın meyvelerini kaybetmemek için. Burada ticaret kelimesini en geniş anlamında. eski uygar toplumun resmi ifadesi olan siyasi şartlar yıkıldı. den!zaşırı ticaret gelişti. Yeni üretici yetenekierin elde edilmesiyle insanlar. bütün ekonomik ilişkilerini değişti.rirler. Örneğin. bunlara tekabül eden sosyal ilişkiler.

M. dığı.. Proudhon. tarih değil fakat eski Hegelci pılıpırtıdan ibarettir . Bu mistik dilin üstündeki örtüyü yırtıp atarsa­ nız M.içindeki iş-bölümünden ta:rnamen farklı değil midir? M.en bahsettiği zaman dünya pqzarını anmayı gerekli bulmuyor. Bu denemeyi ince­ lemeye bugün girişmiyeceğim. İş-bölü­ münÇI. laik bir tarih değildir. 18. kitabına. sadece fikrin. düşünceler tarihidir. Ama gene de h�nüz sömürgelerin olma. Onun görüş açısın­ dan insan. Yüzyıllardan bahsetmeyi gerekli bulmuyo­ rum . sevgili konusu değer üzerinde bir tahrir ödevi denemesiyle başlıyor. gerçekten o kadar uzaktır ki. veya sonsuz ve ölümsüz aklın ken­ disini açıklamak için kullandığı bir aletten ibarettir. Proudhon'a göre iş-bölümü pek basit bir şeydir. Proudhon. Güzel. mekfmın ve zamanın çok üstüne yükseli­ yor. Proudhon'un size kendi kafasının içinde ekonomik kategorilerin kendi kendilerini düzenledikleri sistemi tek­ lif etmekte oldugu meydana çıkar. mutlak fikrin mistik döl yatağının içinde tamamlanıp sona ermiş evrimler olarak anlaşılır. 17. laik ikti­ satçıların bile katıldıkları şeyleri ihmal ediyor. Bu sistemin çok sis­ temsiz (düzensiz) bir kafanın düzeni olduğunu size ispat etmek benim için çok güç olmıyacaktır. insanın tarihi değil fa­ kat kutsal tarih.>aşka bir iş-bölümü değil miydi ? Ve İngiltere'de 17. Yüzyılın ortalarında başlayan ve 1 8 . M. ve 19. muhayyilesinin dumanlı ülke­ sinde ilerliyor. Fakat kast rejimi de belli bir iş-bölümü değil miydi? Loncalar rejimi l. çünkü onun tarihi. M. Avrupa için Amerikanın henüz mevcut olmadığı ve Avrupa için Doğu Asyanın ancak İstanbul aracılığı ile var · 203 . Proudhon'un bahsettiği evrimler. Sonsuz ve ölümsüz aklın ekonomik evrimleri dizisi jş-bölüınüyle başlıyor.terişle iHl. Kısacası bu.n eden bir fantazmagori (hayalet) yaratıyor. Yüzyılın son kısmında sona eren manüfaktür sis­ temi içindeki iş-bölümü de büyük boyutlu çağdaş sanayi .

ve 1 5 . Yüzyılın ortalarına kadar insanlar her şeyi elle­ riyle yapmazlardı. Çürtkü o.:: den temelden farklı olması gerekli değil midir? . hem de çok karışık makineler vardı. ne de gelişimini bilmez.olduğu 14. M. Proudhon'un iş-bölümü konusunda bütün söyle­ dikleri sadece bir özettir. Yüzyıla kadar yer almış bulunan. Yüzyıldaki iş-bölümün. Proudhon makinelerin doğduğu kaynağı anlamadığı gibi. Dokuma tezgahları. Ulusların bütün iç kuruluş­ ları. kaldıraç­ lar gibi makineler. Proudhon'a göre bu ayrılma ebedi bir kanundur. Denilebilir ki ilk genel kriz dönemi olan 1825 yılına kadar. İş-bölümü ile makineler _ arasındaki bağlantı M. sömürgele­ rin artık gelişmiş bulunduğu 1 7 . Böylece M. Hepsi bu kadar da değil. bu ayrılmanın ne kaynağını. İkinci evrim makinelerdir. bütün uluslararası ilişkiler özel bir iş-bölümünün ifadesinden başka bir şey midir? Ve bütün bunların hepsi iş-bölümü değişince değişmezler mi ? M. Proudhon iş-bölümü sorununu o kadar az anlamış­ tır ki örneğin Almanya'da 9. Demek ki. özel bir üretim tarzının yarattığı bu olay zama­ nın sonuna [ ebediyete -ç. şehir ile kırın {köylerin) birbirinden ayrılmasına değinmez bile. Yüzyılın ortaların­ dan 18. Örneğin 17. makinelerin kaynağının iş-bölümü oldu­ ğunu söylemekten daha saçma bir şey olamaz. genel olarak tüketim talepleri üretimden daha büyük bir hızla artmıştır ve ma­ kinelerin gelişimi pazarın ihtiyaçlarının zarud bir sonu204 . Bütün kitap bo­ yunca o. gemiler. Yüzyıllardaki iş-bölümünün. Ve üstelik kendisinden önce Adam Smith'in ve daha binlerce kişinin çok yüzeysel ve eksik bir özetidir. Her çeşit iş-bölümünün kendine öz­ gü üretim araçları vardır. Sırası gelmişken şunu da belirteyim : M. ] kadar sürecekmiş gibi konu­ şur. Yüzyıldan 12. bunların gelişmesini de daha az anlamıştır. Proudhon için tamamen esrarlı (mistik) bir şeydir.

Nihayet genel olarak makineleri. sadece İngiltere için doğru­ dur: Avrupa uluslarına gelince. sabanı çeken öküzlerden daha fazla bir ekonomik kategori değildir. fakat makinelerin kullanılma yolu bizzat makinelerden tamamen ayrıdır. onun yaralarını iyileştirmek için kullanıldığı zaman da barut hep aynı kalır. İngiltere'de hemen öü­ tün kredi kurumları. vergilendirmeyi artırmak ve burjuvazinin iktidara gel­ mesinin yarattığı yeni talepleri gidermek için bulunan yeni bir usuldü. sadece işçilerle işverenler arasındaki savaşın bir sonucu o1muştur. Prou­ dhon'un. Yüzyılın başında. Öte yandan gerçek alemde iş-bölümü ve M. tekellerin. onlar makineleri kabul et­ meye hem kendi iç pazarlarında hem de dünya pazarında İngiliz rekabeti sayesinde itilmişlerdir. M. Nihayet Kuzey Amerika'ya makinelerin girmesi hem başka ülkelerle re­ kabet. �ihayet. M. M. vergilerin veya asayişin. kredi vs. Günümüzde makinelerin uy­ gulanması bizim şimdiki ekonomik sistemim�in ilişkile­ rinden biridir. Proudhon rekabetin. iş-bölümünün. Bu olaylardan.nin yanı sıra bir ekonomik kategori yap­ mak tamamen saçmadır. sade­ ce. re­ kabetin. . kredinin ve mülkiyetİn kendi kafasının içinde bu söylediğim sırayla gelişmesine imkan vermekle kendi kendisini aşıyor. Bir adamı yaralamak için kullanıldığı zaman da. Proudhon'un sisteminde so:­ nuncu kategori rtıülkiyettir. Proudhon'un 205 bütün diğer kategorileri. ticaret dengesinin. yana makinelerin icadı ve uygu­ lanması. makinelerin keşfinden önce gelişmiş bulunuyordu. Fakat bu. Makineler. hem de el emeğinin (işçilerin) kıtlığı yani Kuzey Amerika'nın nüfusu ile sanayiinin ihtiyaçları arasındaki nispetsizlik sayesinde olmuştur .cu olmuştur. 1 825'ten bu. . 1 8 . Genel kredi. makinele­ rin antitezi olarak sihirbazca davetinin ne büyük bir akıl­ lılık olduğunu anlıyabilirsiniz. rekabet hayaletini üçünçü evrim diye.

mülkiyeti ba­ ğımsız bir ilişki halinde koymakla bir metot hatasından daha fazlasını işlemektedir: burjuva üretiminin bütün şe­ killerini bir arada tutan bağı kavramadığını. Başka bir deyişle karşılıksız bir varsayım kuruyor ve sonra. Onun bütün muhakemesini. Proudhon. derebeylik mülkiyeti tamamen farklı bir sosyal ilişkiler dizisi içinde gelişir. Bu ilişki­ lerin çlışında burjuva mülkiyeti. işte bu düşünüş mey­ dana getiriyor. ortada bir çelişme bulun­ duğu sonucuna varıyor. !şte bu sebeple M.bugün mülkiyet diye bilinen sosyal ilişkilerdir. ne yazık ki eşitliğe karşı dön­ müşler. yani yaşadıkça. Böylece M. sadece onun sabit fi­ kirleriyle asıl fiili hareket arasında mevcut olduğu gerçe­ ğini sizlerden gizliyor. Çelişmenin. bu fiili ilişkilerin sadece 206 olarak Ekonomik katego­ soyut ifadeleri oldukları- değişmesi gerektiğini kavrayamamıştır. gelişimi izah etm. O. Proudhon. üretici güçleri­ ni geliştirdikçe.nin hep kendi sabit fikrine. belli bir çağ­ daki üretim şekillerinin· tarihi ve geçici karakterini ania­ maclığını açıkça göstermektedir. Sosyal kurumlarımıza ta­ rihi ürünler diye bakmayan. es. Açıklaması son derece böncedir. iş-bölümü­ nün. bu kurumların ne kaynakla­ rını ne gelişm�lerini anlayamıyan M. metafizik veya hukuki bir görüntüden başka bir şey değildir. ancak bunların dogmatik bir tarzda eleştirilmesini ortaya koyabi­ lir. eşitliğin yararına icat edilmişler de. Proudhon. gerçek geliŞim onun bu uydurma ma­ salını her adımda yalanlayınca. Başka bir çağın mülkiyeti. birbirleriyle belli ilişki­ leri geliştirdiklerini ve bu ilişkilerin mahiyetinin üretici güçlerin değişmesi ve gelişmesiyle birlikte zaruri rilerin. . Proudhon.ek için uydurma bir masala sığınmak zorundadır. M. kredinin. insanların kendi . Bu şeyler.as itibariyle tarih bilgisin­ den yoksun olduğu için. eşitlik fikrine hizmet etmek içiri icat edildiği hayalini gö­ rür. makinelerin vs.

Biz­ zat bu soyutlamalar ise. dünyanın başlangıcından beri Allah-babanın yüreğinde uyuklamakta bulunan formül­ lerdir. rekabetin kötü­ lüklerini tekel dengeleştirir ve giderir. bu ekonomik kate­ gorileri. Bu sebepten o.-ç. çünkü bir ekonomik katego-' ridir. bu aşikar çelişmeleri. tekelin kötülüklerini rekabet. tarihi. İki fikir arasında­ ki mücadelenin sonucu olarak bunların sadece iyi yan­ ları meydana çıkar. Proudhon'a şu durum aşikar ge­ liyor : Tanrının sinesinde de bu ikisinin öyle bir sentezi vardır ki. Rekabet iyi bir şeydir. Bu çatışmalar sistemine ışık tutmak için bir örnek alalım. Fakat iyi olmayan. Bu gizli düşünce. Ve bu sebeple Tanrıdan gelir. uygulanmalıdır. Daha da kötüsü. Fakat burada bizim iyi M. Proudhon politik-ekonomik kategorileri. gerçek ilişkilerde bu soyutlamaların sadece maddileşmelerini görüyor. üretici güçlerin belli bir gelişim [ aşamasının -ç. gerçek. Bütün bu ekonomik kategori­ leJ Tanrının yüreğinden çıkıyorsa [ yani -ç. rekabetle tekeliri birbirini yiyip yuttuğu gerçeğidir. bütün bir karşıtlıklar (çatışmalar) sistemi ile açıklıyor. Proudhon'umuz ciddi fikir karışıklıkları içine düşüyor. Tanrıdan koparılıp alınmalı ve . geçi­ ci.nı ve alıcak bu ilişkiler mevcut old1J. Proudhon bir muhafazakar dE:ğildir? O. tekelin gerçeği ve rekabetin gerçeğidir. nasıl olur da gelişim diye bir şey vardır ve nasıl oluyor da M. ] özel bir tarihi gelişim [ aşamasının . sosyal ilişkilerin soyut ifadesi olarak görmek ye­ rine.kça doğru kalabilecek­ lerini kavramamıştır. Tekel iyi bir şeydir. mistik bir tersyüz etme sayesinde. Ne yapmalı? Tanrının bu iki ölümsüz ve sonsuz fikri birbiri­ ne zıt olduğuna göre M. çünkü o da: bir ekonomik kategoridir. ] tarihi kanunları olarak değil de sonsuz ve ölümsüz kanunlar olarak gören burjuva iktisatçılarının yaptığı yanlışlığa düşer� Şu halde M. ] insanın gizli ve sonsuz hayatı ise. böylece her şey en iyi yolu 207 .

Proudhon'un diyalektiğinden bir örnek vereceğim. makineler. bir mihveri­ dir. pamuk olmadan çağdaş sanayi olmaz. Tekeller rekabeti. Özgür�ük ve kölelik Özgürlüğün iyi ve kötü bir çelişme meydana getirirler. İnsanın gayri şahsi aklının karanlıklarında gizlenmiş yatan sentetik formül açığa çıkarılmalıdır. Doğrudan doğruya kölelik bugün sanayiciliğin. gibi. burjuva iktisatçıların zannettiği gibi bugünkü durumun zorluklarını ortadan kaldırmaz. Şu halde bugünkü ekono­ mik ilişkilerin dayandığı temeli değiştirirseniz. M. tekelleri ve bun­ ların çatışmasını değil bunların birliğini. Kölelik sömürgelere değer sömürgeler dünya ticaretini büyük boyutlu makineleşmiş kazandırmıştır. Surfnam'da. sentezini. Brezilya'­ da. sadece onun iyi yanıdır. kredi vs. bugünkü üretim tarzını yıkarsanız sadece rekabeti. zamanımızdaki ekonomik hayatta sadece rekabeti ve tekelleri değil fakat bir de burı:ların. Fakat bu eşitlik. daha da zor ve karışık bir duruma varır. Böylece zenci ticareti başlamadan önce sömürgeler. eski dünyaya sadece az miktarda ürünler sağlıyordu. Açıklanması gereken. proleteryanın köleliğinden değil doğrudan doğruya "kölelikten. Proudhon bu açıklamayı yapmak için ortaya çıkmakta bir an bile tereddüt etmiyor. bir formül değil bir hareket olan sentezi­ ni bulursunuz. Ve yer­ yüzünde görünebilir bir değişiklik meydana getirmiyor- . veya kölelikten bahsederken bunun kötü yanları üzerinde dur­ ınama ihtiyaç yoktur. Fakat bir an · gerçek hayata bakınız. dünya ticareti sanayiin zorunlu şartıdır.bulacaktır. Dalaylı kölelikten. yanlarından bahsetmeme. reka­ bet ve tekellerin gerçek dengesini (equilibrium) de yık­ mış olursunuz. Kölelik olmadan pamuk olmaz. Kuzey Amerika'nın güney devletlerinde siyah ırkla­ rın köleliğinden bahsediyoruz. yaratmıştır. rekabet tekelleri doğu­ rur. Şimdi size M.

bizim değerli M. insanlar değil bunlar [ kategoriler -ç. ] yapar. bir de. Ona göre tarihi. Fakat köleliğin ortadan kalkma­ sına izin vermek. sırf aklın' bir varoluş biçimidir. çağdaş uygarlığın ve ticaretin toptan çürüyüp yok olması sonucunu elde edersiniz. Kuzey Amerika'yı uluslar haritasından silip çıkarmaktır. . tersine kategorileri başlan­ gıçta mevcut olan ilk . soyutluğun bu haliyle soyut olduğunu söylemenin 209 . M. Kölelik bu sebeple çok önemli bir ekonomik kategori­ dir. içinde kumaş ve keten bezi hazırladıkları sosyal ilişkileri ürettikleridir. Proudhon'umuz yoluna nasıl devam edecektir? Özgürlükle kölelik arasındaki sentezi. Bunlar tarihi ve geçici ürün­ lerdir. Çağdaş uluslar sadece köleliği yeni dün­ yaya açıkça ithal ederken onu kendi ülkelerinde nasıl giz­ liyeceklerini öğrendiler. ifade ettikleri ilişkilerden daha ölümsüz değildirler. bu insanların. M. elbette · ölümsüz. sadece. yi arıyacaktır. kategorileri yani bu aynı sosyal ilişkilerin so­ yut ideal ifadelerini ürettiklerini ise daha da az anlamış bulunuyor.du. keten bezi.. Proudhon'a göre ise.sından silip çıkarırsanız bir keşmekeş. patriyarkal bir ülke haline dönüşmüş olurdu. hareketsizdir. Bu sa­ dece. Kendi maddi üretkenliklerine uy­ gun olarak kendi sosyal ilişkilerini ürete!lc insanların bir de fikirleri. değişmez. dünyanın başlangıcından beri her ulusta köleliği buluruz. kölelik bir ekonomik katego­ ri olduğu için. Ve öyleyse. Böylece kategoriler. Soyutluk. en ileri ülke olan Kuzey Amerika. yeteneklerine göre. Kuzey Ame­ rika'yı uluslar harita. sebeptir. olduğu hali ile kategori yani insanlardan ve onların maddi faaliyetin­ · den ayrı olarak l}:ategori. kölelikle özgürlük arasındaki itidal noktasını veya denge. Kölelik üzerine bu düşünceler­ den sonra. ipek üret­ tikleri gerçeğini çok iyi kavramıştır ve bu kadarcık şeyi kavramış olması onun hesabına büyük bir meziyettir! Onun kavrıyamadığı. Kölelik olmasaydı. Proudhon insanlarm kumaş.

bunlar. Böylece o. 210 . tarihi ve geçici olduğunu anlamaz. Bunu başka bir tarzda koyalım : M. rekabetin. Şu halde M. edemiyorlar. kafasında kategoriler şeklinde. Proudhon zorunlu olarak doktrinerdir. Bu yanlış­ lık.nin hayatın tek temeli olduğunu fakat uygulamada daha çok şey istet­ tiklerini söylerler. Bugünkü dünyayı tersyüz eden tarihi hareket. Proudhon burju­ va hayatının kendisi için sonsuz ve ölümsüz bir gerçek olduğunu doğrudan doğruya söylemiyor. Bunların hiç biri burjuva üretim tarzının. Bunların hepsi mümkün olmıyanı. bütün iyi burjuvaların yaptığını yapıyor. bunlar in­ sanların artık burjuva olmıyacakları bir toplumu tasavvur . M. onlara göre burjuva insanın her toplumun biricik mümkün temeli olması olgusundan doğuyor. Beğenilecek bir safsata ! Böylece kate­ goriler olarak bakılırsa. kendiliğinden doğmuş . rekabeti isterler. Bunların hepsi size prensip olarak yani soyut düşünceler olarak düşünülürse. ve kendilerine ait bir hayatla bezenmiş ölümsüz varlıklar olarak alır. yani burjuva hayat şartlarının zorunlu sonuç­ ları olmadan burjuya hayat şartlarını isterler. Sonsuz doğruluğunu önceden varsaydığı bur­ juva düşünceleriyle hareket ettiği için. Proudhon' a göre ekonomik ilişkiler. burjuva ilişkilerini düşünce şekilleri için­ de . burjuva ufkunun üstüne yükselmez. bu düşüncelerin bir sentezini bir dengesini arar ve bunların dengeye ulaş­ tıkları şimdiki metodun mümkün olan tek metot olduğu­ nu anlamaz. Aslında o. Bunların hepsi. düşünce şeklinde belirir belirmez. kaynağı · veya ilerlemesi olmayan ebedi formül­ lerdir. tekelciliğin vs. tıpkı vaktiyle derebeylik tarzı gibi. Burju­ va toplumunun ürünlerini.başka bir yoludur. ona göre. rekabetin öldürücü et­ kileri olmadan. O bunu dolam­ baçlı bir yoldan.ifade eden kategorileri tanrılaştırarak söylüyor.

Proudhon kendi ka­ fasmm içindeki kaprisli ve acaip hareketi sunuyor. ölümsüz kategoriler · olarak :qıuhafaza etmek iste211 . İnsanların edindiği üretici güçlerle bu güçlere artık tekabül etmeyen sosyal ilişkiler arasındaki çatışmadan do­ ğan büyük tarihi hareketin yerine . Tanrının gizli düşüncesini. Çelişmeleri bağdaştırmak isteği içinde M. bu kategorileri değiştirmek için pratik hayatı de­ ğiştirmek gerekli değildir. şimdiki üretimden yani ifade ettik­ ' leri gerçeklerin birliğinden t ecrit ettiği için soyut ve bir­ birinden ayrıdırlar. O tıpkı kıralı. Proudhon onları pratik hayattan. pratik ve şiddetli eyle­ m i yerine. Ona göre önümüzdeki sorunlarm çözümü. Proudhon'un her türlü siy:. Ve bunun sonucu mevcut toplumda deği­ şiklik olacaktır. bu geniş. Alelade insanlarm sadece bu adamlarm açıklamalarma uymaları gereklidir. oysa bu iki düşünce. Ve böylece bu ze­ ki arkadaş. uzatılmış ve uzun zamandan beri sü­ ren ve karmaşık hareketin yerine M. Kategoriler de­ ğiştirilmelidir. hare­ ke�e niçin açıkça düşman olduğunu anlıyacaksmız. Tam tersine. birbirinden ayrı iki düşüncenin birliğini keşfetmek için bütün zekasını kullanmaktadır.ı.si . sentezini keşfetmek sorununa indirgenmektedir. Şimdi M. fakat kendi kafasının diyalektik dönüşlerin­ dedir. her ulusun içinde de­ ğişik sınıflar arasında ve çeşitli uluslar arasında hazır­ lanmakta olan korkunç savaşların yerine . yığınların. halkın ortak eyle­ minde değil.iki burjuva düşüncesinin uygun denge halini. avam karnarasım ve fordlar karnarasım sosyal hayatm tamamlayıcı parçaları olarak. bu çatışmaların biricik çözümü olan. sadece M. Tanrının gizli dü­ şüncelerini aşırmamn yolunu bilen adamlardır. Ona göre hareket ettirici kuvvet kategoriler oldu­ ğu için. Proudhon hatta bu çelişmelerin temelinin değiştirilmesi gerekip ge­ rek�diğini bile sormaz. Böy­ lece tarihi yapanlar bilgili adamlardır.

kuvvetlerden birinin bir zaman hakim ve bir zaman ötekinin kölesi olduğu fiili hareketten iba­ ret olan bu kuVvetlerin dengesini formüldür. Şimdilik toplumun bugünkü durumunu anlamamış bir insandan bunu değiştirmeye yönelen bir hareketi ve bu devrimci hareketin edebi ifadelerini anlamasının daha da beklenemiyeceğini kabul edersiniz. M. M. Proudhon'la tamamen mutabık olduğum tek nokta .�uygusal sosyalist hayallerden hoşlanmamasıdır. Fakat M. 18. · kuvvetler arasında. parlamentonun ve asillerin kalmadığını gördüler. birçok şekiller alan bir düalizm bulu­ nur. Proudhon sosyalist duygusallığa karşı. bu yen siyaset doktrineri gibidir. Bu ça­ tışma içinde gerçek denge. M. bu feodal varlıkların ve bu feodal varlıkların çelişmelerinin temeli olarak hizmet etmiŞ olan sosyal ilişkilerin devrilmesi idi. Bu duy­ gusal. parlamentoyu vs. Proudhon. ruhla vücut arasında daha başlangıçta bir düalizm (ikicilik). koyun . ütopik. kurmak için yeni bir Yüzyılda bazı orta zekalar sosyal sınıfları. Proudhon'un sosyalizmin daha yüksek safhaları için mücadele edenlere karşı ileri sürdüğü dü­ şünceden bahsetmem'e imkan vermeyecek kaqar uzun ol­ du. ör- 212 . kıralı.Onun bütün aradığı. Proudhon'un. kafalı sosyalizmle alay etmek yüzün­ den ondan önce ben de üzerime hayli' düşmanlık çekmiş­ · tim. tanrılaştır­ dığı kategorilerin laik kaynağını ve laik tarihi'ni kavra­ maktaki yetersizliğinden başka bir şey olmadığını anlıya­ bilirsiniz. Siz şimdi bu çelişmenin M. sırf ak­ lın kategorilerini bir tarafa ve ona göre bu kategorilerin uygulanmasından ibaret olan insanları ve onların pratik hayatını öbür tarafa koyduğu için onda hayatla düşünce­ ler arasında. Mektubum. asilleri.yi denge haline getirebil­ mek için işte böyle bir gerçek formül aramakla meşgul­ düler ve bir sabah kalkınca ortalıkta artık hiç bir kıralırı. ölümsüz ve sonsuz düşünceleri.

bu. Proudhon te­ peden tırnağa.negın Fourier'de bizim değerli• Proudhon'umuzun göste­ rişli sığlığından çok daha derine giden. şiddetli hiddetli patlamalarma kendini kaptırıyor. hem de bir halk adamı­ dır. bir tarafıyla sosyalist. öteki tarafıyla bir iktisatçıdır. gerçek bir erdemdir. mevkii icabı. kendi kendisini tarafsız olduğu için över ve vasat olmaktan farklı olduğunu iddia ettiği doğru dengeyi bulmuştur. ilerlemiş bir toplumda küçük burjuva. küçük burjuvazinin filozofu ve iktisatçı­ sıdır. Tıpkı kutsal bir kişi gibi. Pratikte içinde bulunduğu durumu. Çünkü küçük bur­ juvazi. Ve halkın çektiklerine sempati du­ yar. çünkü çelişme onun haya­ tının temelidir.kendisini garip bir şe. benzeri basmakalıp demeçle­ rinden baysediyorum. lanet ediyor. zorunlu ola­ rak. eylem halinde bir çelişıneden başka bir şey değildir. küfrediyor. Ve bu bir rastlantı da değildir. M. bir papa gibi zavallı günahkarları afaroz ediyor ve küçük burjuvazinin ve evdeki ocağının başında· kurulan zavallı patriyarkal ve aşıkane hayallerin zafer türkülerini söylüyor.. çelişmeyi göklere çıkarır. kendi küçük bnr­ juva duygusallığını kurar ve ortaya koyarken -onun ev. yaklaşan bütün sosyal devrimierin tamamlayıcı 213 . karı-koca arasındaki aşk ve .kilde aldat­ mıyar mu? Kendisi. yani büyük burjuvazinin haşmeti karşı­ sında sersemleşmiştir. göğsünü dövüyor ve sosyalistlik reza­ letinin (şenaatinin) kendisini kirletmemesiyle Tanrı­ nın ve insanların önünde övünüyor! Sosyalist duy­ gusallığı veya sosyalist duygusallık gözüyle paktığı şeyleri ciddi bir şekilde eleştirmiyor. bağırıp ça­ ğırıyor (irae hominis probi). Aynı anda hem bir burjuva. kendi muhakemelerinin bu konular­ daki aşırı yetersizliğinin o kadar farkındadır ki. 0. Kalbinin derinliklerinde o. teoride savunup haklı çıkarması gereklidir. Proudhon'un Fransız küçük b�rjuvazisinin bilimsel tercümanı olmak erdemi vardır. Bu tip bir küçük burju­ va. Ve M. köpürüyor.

.bir parçasını teşkil edecektir. benim saldırmakta olduğum bütün eğilimlerin çıkar sa­ hibi temsilcileri olan. fakat Alman Komünist Partisinin büyük bir kesimi de. kitapçılardan gelen zorluklara ina­ namazsınız. onların ütopyalarına ve demeçlerine karşı çıktığım için bana kızıyorlar . Kendi partimize gelince. Size bu mektubumla birlikte ekonomi politik üze­ rine yazdığım kitabıını gönderebilmek isterdim . . Karl MARX Brüksel. sadece fakir ve zavallı olmakla kalmıyor. fakat bu kitabı ve size Brüksel'de iken bahsettiğim Alman filozofla­ rının ve sosyalistlerinin eleştirisini basılmış olarak elde etmek şu ana kadar mümkün olmadı. Bu tür bir yayının Almanya'da karşılaştığı ve bir tarafta polisten ve bir taraf­ ta. 28 Aralık 1846 .

sel Demokratik Birliği tarafından bastırılmıştu. Yabancı tahıl üzerine.J 215 . yüksek ücretler : İngiliz serbest ticaı[:Karl Marx. koruyucu güm­ rük resimleri koymak pis bir iştir. Fabrikatörle­ rin serbest ticaretten bahsettikleri her ülkede. Yüzyılqaki en büyük zaferidir. İngiltere'de Tahıl Kanunlahnın kaldırılması serbest ticaretin 19. KONUŞMA1 Baylar. Bu konuşmanın tam metni. halkların açlığı üzerin­ den spekülasyon yapmaktır ! Ucuz yiyecek.SERBEST TİCARET ÜZERİNE. onların zihninde başlıca tahıl ve genel olarak hammaddelerin ser­ best ticareti vardır. gene Brük­ sel'de 1848'de Brük. bu konuşmayı 7 Ocak 1848'de Brüksel Demokratik Birli­ ği'nde Fransızca olarak yapmıştır.

Genel olarak. uğrunda milyonlar harcadıkları tek amaçları budur. · serbest ticareti isteyenler. işçi başına haftada 3 peni kadardır. Halk. ücretler üzerine konmuş bir vergidir. Onlar fabrika işçilerine işte şunları söylediler : "Tahıl üzerine konan resim. "Ve · bütün bu dönem sırasında bizim toprak sahibine 216 ." İşçiler. sizin sefalet içindeki durumu­ nuz yaşamak için gerekli en zaruri maddelerin pahalılığı yüzündendir. Bright ve ar­ kadaşları gibi fedakar beylerin şahsında en büyük düş­ manlarını ve en utanmaz riyakarları görüyor. fabrikatörlere karşılık olarak. Fakat şaşılacak şey ! Kendileri için ucuz yiyecek sağ­ lanmak istenen insanlar çok nankördürler. siz bu vergiyi toprak sahiplerine. şunu sordular : "Öyleyse sanayiimizin en büyük gelişmeyi kaydetti­ ği son 30 yıl boyunca nasıl oldu da ücretlerimiz. Ve onların bu coşkunluğu Kara Avrupa'sındaki kardeşleri arasında şimdiden yayılmıştır. Bowring. İngiltere'de liberaller ile demokratlar arasındaki mü­ cadelenin serbest ticaret taraftarları ile Chartists'ler ara­ sındaki mücadele · adını aldığını herkes bilir. tahıl fi­ yatının yükselmesine göre daha büyük bir hızla düştü ? "Bizim toprak sahiplerine ödediğimizi söylediğiniz vergi. Şimdi İngiliz serbest ticaret taraftarlarının kendileri­ ni harekete getiren iyi niyetlerini halka nasıl ispat edecek­ lerini görelim. bunu işçi sınıfının durumunu hafifletmek için istemektedirler. o ortaçağ aristokratlarına ödersiniz . Oysa elle işle­ yen dokuma tezgahı dokumacısının ücreti 1 8 1 5 ile 1 943 arasında haftada 28 şilinden 5 şiiine düştü ve buharla iş­ leyen tezgahtaki dokumacının ücreti 1 823 ile 1 843 arasın­ da haftada 20 şilinden 8 şiiine düştü. Fransa'da ucuz hükümetin kötü şöhretli olması gibi İngiltere'de de ucuz yiyecek hor görülmektedir.retçilerinin.

] satın almaya zorlıyamıyacağız. tamamen onun kırı (köylüğü) olacaktır. lardan ve kum yığınlarından ibaret olduğunu iyice düşü.ödediğimiz vergi 3 peniyi katiyen aşmadı." işçilere sırtını dönen fabrikatör dükkancıya cevap 21 7 .orunda kaldık ve kendimizi sadece saı:ıayie adadık Bütün Avrupa. değerli işçilerimiz . kendi ara­ larındaki rekabettir. Ve sonra 1 834 yılında ekmek çok ucuzken ve ticaı�et çok iyi giderken siz bize ne demiştiniz ? 'Siz bedbahtsanız bu. fakat bütün bunlara karşılık biz öteki ulus­ rip ları kendi fabrikalarından vazgeçmeye ve bizim fabrika­ lardan [mal -ç. Bu yüzden sermayemizi ve emeğimizi tamamen kısır bir toprağa dökmek yerine biz tarımdan vazgeçmek z.. küçük tüccar sorgu­ ya çeker: "Tahıl kanunlarıı:!ı kaldırırsak gerçekten tarımı tah­ edeceğiz . fabrikalarından vazgeçecek ve İngiltere bir büyük.sözler tam bunlardır. Siz elbette• tahılın çiçek saksılarında yetiştirilebile­ ceğini aklınıza getirmezsiniz. şimdi kendi ülkernde sa­ hip olduğum müşterilerimi kaybedeceğim . Avrupa'nın diğer kısmı ." Fabrikatörler buna şu ceyabı verdiler: "Haklısınız. "Sonuç ne olacaktır? Ben. "Fakat bir şeyi yani bizim toprağımızın sadece kaya. çok fazla çocuk sahibi olduğunuz içindir ve sizin evliliğiniz emeğiniz� den daha fazla üretkendir !' demiştiniz. pazarını kaybede�ektir. çok büyük fabrika şehri olacak. ücretleri belirleyen sadece tahılın fiyatı değil fakat bir de işçileri!). ve iç ticaret. n ün. "Şizin bize söylediğiniz . kendisine şunları söyleyen." Kendi işçilerini böyle laf yağmuruna boğarken fab­ rikatörü. Ve siz Fakirleri Koruma Kanunları yapmaya ve iş-evleri yani · proletarya için Bastil Hapishaneleri inşa etmeye giriş­ tiniz.

218. O zaman tam bizim tahılımızı aldığımız ül­ kelerdeki ücretler yükseldiği zaman biz ücretleri düşüre­ ceğiz." diye iddia ediyor." "Böylece buğdayın fiyatı düşse bile bu size dokun­ mıyacaktır. "Peki ama. Allah rızası için. ] bizden satın almaya kolayca zorlıyacağız. . Morse. biz yurt dışından daha ucuz tahıl it­ hal edeceğiz.verir: "Siz bunu bize bırakın ! Tahıl üzerindeki resimden bir defa kurtulunca. kitapları bütün şehir dışı bölgelerde bin­ lerce dağıtılan Hope. "Böylece şimdiden kavuştuğumuz avantajlara ek ola­ rak bir de ücretler bizde daha düşük ·. Greg aldılar. sadece toprak sahibinin kayba uğrayacağını ispat etmeğe veriyor. Bu ödülleri. yabancı tahılın serbestçe ithalinden kiracı çiftçinin ve tarım işçisinin hiç bir şey kaybetmiyeceğini. çünkü bu düşüş · sadece azalacak olan ranta etki yapacak ve değişmeden kalacak olan sanayi karları­ na ve ücretiere hiç bir etki yapmıyacaktır. biz ne olacağız ?" "Bizi yaşatan tarıma ölüm cezası mı veriyoruz? Ayak­ larımızın altından toprağın çekilip alınmasına izin vere­ cek miyiz ?" Tahıl Kanununa Karşı Birlik'in buna verdiği bütün cevap. Ödül kazananların birincisi kendisini." Fakat çiftçiler ve tarım işçileri tartış!!faya katılmış­ lardır. olacak ve bütün bu avantajlada biz Kara Avrupa'sını [sanayi mamüllerini -ç. "İngiliz kiracı çiftçisi Tahıl Kanunlarının kaldırılmasından korkmamalıdır. Tahıl Kanunlarının kaldırılmasının İngiliz tarımı üzerindeki etkisi konusunda en iyi 3 denemeye ödüller · vadetmekle yetinmesi oldu. çün­ kü başka hiç bir ülke bu kadar iyi buğdayı İngiltere ka­ dar ucuza üretemez.

Ödül kazananların ikincisi Mr. Morse, tersine kanun­
ların kaldırılmasının sonucu olarak buğday fiyatının yük­
seleceğini savunuyor. Koruyucu resimlerin buğdaya ka­
zançlı bir fiyatı hiç bir zaman sağlıyamadığını ispat et­
mek için sonsuz sıkıntılara giriyor.
iddiasını desteklemek için, ne zaman yabancı buğday
ithal edilmişse, İngiltere'de buğday fiyatının önemli ölçü­
de yükseldiğini ve az buğday ithal edildiği zaman fiyatın
son derece düştüğünü· zikrediyor. Ödül kazanan, yüksek
fiyatın sebebinin ithalat olmadığını fakat ithalatın sebe­
binin yüksek fiyat olduğunu unutuyor.
Ve kendisi · gibi ödül kazanan arkadaşının tam ter­
sine, tahıl fiyatındaki her yükselmenin kiracı çift­
·
çiye ve toprak işçisine kazançlı olduğunu fakat toprak
sahibi için böyle olmadığını iddia ediyor. Ödül kazanan
üçüncü kişi, büyük bir fabrikatör olan ve eseri büyük ki­
racı çiftçilere hitap eden M. ' Greg'in böyle budalalıklada
başı hoş değildi. Onun dili daha bilimseldir.
O, Tahıl Kanunlarının, ancak buğday fiyatını yük­
seltmekle rantı yükseltebileceğini ve ancak sermayeyi da­
ha düşük kalitede toprağa yatırılmaya zorlayarak buğ­
day fiyatını yükseltebileceğini kabul ediyor ve bunu çok
sade olarak açıklıyor.
Yabancı tahıl ithal edilemezse, nüfus arttığı ölçüde,
işlenmesi daha fazla masrafı gerektiren daha az verimli
toprağın kullanılması gerekir. Ve bu toprağın ürünü bu­
nun sonucu olarak daha pahalıdır.
Tahılın satışı mecburi olduğundan, fiyat, zorunlu
olarak, en pahalı toprağın ürününün fiyatı tarafından be­
lirl�necektir. Bu fiyatla daha iyi cins topraktaki maliyet
değeri arasındaki fark rantı teşkil eder.
Şu halde tahıl kanunlarının kaldırılmasının sonucu
olarak tahıl fiyatı ve bunun sonucu olarak rant düşerse,
bu, artık daha düşük nitelikteki toprak işlenemiyeceği
·

219

içindir. Böylece rantın düşmesi . kiracı çiftçilerin bir kıs­
mını kaçınılmaz bir şekilde yıkar.
Mr. Greg'in dilini anlaşılabilir kılmak için bu notlar
zorunluydu. O :
"Tarımla geçinerneyen küçük çiftçiler, sanayide bir
geçim kaynağı bulacaklardı. Büyük kiracı çiftçilere ge­
lince, onlar, kar etmekten geri kalamazlar. Ya toprak sa­
hipleri, onlara toprağı çok ucuza satmak zorunda kalacak
veya çok uzun süreler için kira akitleri yapılacaktır. Bu,
kiracı çiftçilere, toprağa büyük sermayeler yatırmak, da­
ha büyük ölçüde tarım makineleri kullanmak ve tahıl ka­
nunlarının kaldırılmasının yakın sonucu olarak ücretler­
deki genel düşme yüzünden, üstelik daha da ucuzlamış
bulunan el emeğinden tasarruf sağlamak gücünü vere­
cektir. "
Dr. Bowring bütün bu muhakemelere, bir genel top­
lantıda "İsa serbest ticarettir ve serbest ticaret de İsa'dır."
, diye haykırmalda dinin takdisini ekledi.
Bütün bu rl.yakarlıkların, işçileri ucuz ekmeğe razı et­
mek için yapılmadığı kolayca anlaşılabilir.
Kaldı ki fabrika işçilerinin iş gününü 12 saatten 1 0
saate indirecek olan 1 0 Saatlik İ ş Günü Kanununa karşı
hala mücadele etmekte olan bu adamların, fabrikatörle­
rin, ,bu ani insan sevediğini işçiler nasıl anlayabilirlerdi ?
Bu fabrikatörlerin insan sevediği hakkında bir fikir
vermek için, baylar, sizlere bütün fabrikalarda yürürlükte
olan iş mevzuatını hatırlatırım.
Her fabrikatörün kendi özel kullanımı için, istiyerek
veya istemiyerek yapılan her yanlışlığa karşı para ceza­
ları koyan bir ceza kanunu vardır. Örneğin işçi bir san­
dalyeye oturmak bahtsızlığına uğrarsa şu kadar, fısıldar­
sa, veya konuşursa veya gülerse, birkaç dakika geç gelir­
se, makinenin heı::hangi bir parçası kırılırsa veya ışını
istenen nitelikte yapmazsa vs. vs. şu kadar para öder. Pa220

ra cezaları, işçinin yaptığı zarardan daima daha büyüktür.
Ve işçiyi para cezasına uğratmak için, ona her kolaylığı
sağlamak. üzere fabrika saati ileri alınır ve ona kötü ham­
.
:ı:nadde verilir, iyi mal haline getirmesi istenir. Kurallara
aykırı hareketleri çoğaltmakta yeteri kadar usta olmayan

bir nezaretçi, işten çıkarılır.
Görüyorsunuz beyler, bu özel mevzuat bu gibi aykırı
hareketleri yaratmak özel amacıyla konu1ur ve para yap­
mak amacıyla bu aykırı hareketler imal edilir. Böylece
fabrikatörler itibari ücreti azaltmak ve işçinin hakim ola­
madığı kazalardan bile kazanç sağlamak için her aracı kul­
lanırlar.
Bu fabrikatörler, işçileri, onların durumunu iyileştir­
mek biricik amacıyla büyük masraflara girebileceklerine
inandırmak için uğraşmış olan, o aynı insanseverlerdir.
Böylece onlar bir taraftan en küçük yollara başvurarak,
fabrika mevzuatı yoluyla işçilerin ücretleri üzerinde

oy­

narlar, öbür yandan buğday kanununa karşı birlik yoluyla
bu ücretleri

yeniden

yükseltmek

için en

büyük

fe­

dakarlıklar altına girerler.
Birlik'in resmi ikam�tgahı olarak çok geniş masraf­
lada büyük saraylar yaparlar; serbest ticaret İncil'ini öğ­
retip yaymak için Ingiltere'nin her köşesine bir misyoner
ordusu gönderirler; işçileri kendi çıkarları konusunda ay­
dınlatmak için binlerce broşür bastırır ve parasız dağıtır­
lar, basını kendi davalarına kazanmak için muazzam mik­
tarlar harcarlar ; serbest ticaret taraftarlarının hareketini
yönetmek için geniş bir idare örgütü kurarlar ve bütün
belagat zenginliklerini genel toplantılarda ortaya koyarlar.
Bu mitinglerden biriq.de bir i�çi şöyle bağırdı :
"Fabrikatörler! Toprak sahipleri bizim kemiklerimizi
satacak olsalardı, bunları bir buharlı değirmene

atmak

ve un yapmak için ilk satın al.an siz olurdunuz."
Toprak sahipleri ile . sanayi kapitalistler

arasındaki

mücadelenin . önemini İngiliz işçileri çok iyi anlamışlardır.
Onlar, ekmeğin fiyatının ücretleri düşürmek · için indirile­

ceğini ve rant düştüğü kadar sanayi kannın yükseleceği­
İngiliz serbest ticaret taraftadannın

ni çok iyi bilirler.

aziz havarisi, yüzyılımızın en belirgin iktisatçısı Ricardo
bu noktada işçilerle ta,marrien aynı fikirdedir. Ekonomi po­
litik konusundaki ünlü eserinde o şöyle der :

"Kendi buğdayımızı yetiştirmek yerine . . . kendi ih­
tiyacımızı daha ucuz bir fiyatla sağlıyabileceğimiz yeni bir
pazar bulursak . . . ücretler düşecek ve fiyatlar yüksele­
cektir. Tanm ürünleri fiyatının düşmesi, sadece toprağı
işiernekte kullanılan emekçinin değil tica:rette veya manü­
faktürde kullanılan bütün

işçilerin de ücretlerini düşü­

.,rür."2

Ve işçinin, evvelce 5 frank alması ile, buğdayın ucuz­
4 frank alması arasında bir fark

laması sebebiyle sonradan

olmadığına inanmayınız beyler.
Onun ücreti kara kıyasla daima düşmüş değil midir,
ve onun sosyal durumunun kapitalistin sosyal durumuna
kıyasla hep daha kötüye gittiği açıkça: belli değil midir?
Kaldı ki o, fiilen gittikçe daha- çok kayba uğramaktadır.
Tahılın fiyatı daha yüksek oldukça ve ücretler de da­
ha yüksek oldukça, ekmek tüketiminde küçük bir tasar­
ruf ona başka tatminler sağlamaya yetiyordu. Fakat ek­
mek çok fazla ucu:zlar ucuzlamaz ve bu yüzden ücretler
çok ucuz olduğundan beri o, başka şeyler almak için ek­
meğinden hemen hiç ta,sarruf yapamamaktadır.
İngiliz işçileri, İngiliz serbest
hayallerinin veya yalanlarının

ticaret taraftarlarının

kendilerini uyutmadığını

gösterdiler. Ve eğer buna rağmen işçiler onlarla toprak sa­
hiplerine karşı dava ve güç birliği yaptııarsa bu, karşıla2[David Ricardo, Des principes de l'economie politique et de l'impot,
C. I, s. 178, 179.]

rında uğraşılacak sadece bir tek düşman bırakmak ama­
cıyla, derebeyliğin son kırıntılarını da yıkmak için olmuş­
tur. İşçiler yanlış hesap etmemişlerdi ; çünkü toprak sa­
hipleri fabrikatörlerden intikam almak için, işçilerin 30·
yıldan beri boş yere istemekte oldukları On Saatlik İş
Kanununun çıkarılması için işçilerle dava ve güç birliği
yaptılar ve bu kanun, tahıl kanunlarının kaldırılmasından
hemen sonra çıkarıldı.
iktisatçılar kongresinde3 Dr. Bowring, cebinden uzun
bir liste çıkarıp, ' iddiasına göre işçiler tarafından tüketil­
rnek üzere, İngiltere'ye ne kadar canlı hayvan, ne kadar
domuz sucuğu, tavuk vs. ithal edildiğini gösterirken, baş­
lamakta olan krizin o tarihte Manchester'deki ve başka
fabrika şehirlerindeki işçileri sokağa atmış bulunduğunu
size söylemeği, ne yazık ki, unuttu.
Ekonomi politikte, ilke olarak, bir tek yılın rakam­
ları, genel kanunları formüle etmek için asla esas alınma­
malıdır. Çağdaş sanayiin refah, aşırı üretim, durgunluk,
kriz gibi çeşitli aşamalardan geçip kaçınılmaz döngesini
tamamladığı 6, 7 yıl. gibi bir dönemin ortalaması alınma­
lıdır.
Şüphe yok ki bütün metaların fiyatı düşerse -ve bu,
serbest ticaretin zorunlu sonucudur- bir frank karşılığın­
da daha öncekinden daha fazla şey satın alabilirim ve iş­
çinin frankı da başka herhangi bir adamın frankı kadar
geçerlidir. Şu halde serbest ticaret işçi için çok karlı ola­
caktır. Bunda sadece küçük bir zorluk var; yani işçi ken­
di frankını başka metalar karşılığında değişmeden önce,
ilkin kendi emeğini kapitalistle değişmiştir. O bu deği­
şirnde aynı .emek karşılığında sözü geçen frankı hep al­
saydı ve başka bütün metaların fiyatı düşseydi böyle bir
pazarlıkta daima kazanan o olurdu. Zorluk, bütün meta"lKarl Marx, 16-18 Eylül 1848' de Brüksel'de toplanan iktisatçılar Kong­
resi'nden balısediyor.]

223

devam ettiği halde. bı. İşçi buna rağmen iktisatçıların kanıt­ larına ve muhakemelerine inancını bağlarsa cebindeki frankın eridiğini ve ancak 5 meteliği kaldığını görecektir. Ya sermayenin büyümekte . Sanayi gelişmekte devam eder­ se. Sermaye durgun kalırsa sa� nayi durgun kalınakla kalmaz. işçi için erı. zenginlik. üretken güç.ların fiyatı düşerse benim aynı para karşılığında daha fazla meta alacağıını ispat etmekte değildir.t makinenin bakımı için gereken ve adına işçi denen zaruri şeyler de daha aza mal olacaktır. serbest ticarette elbette azaımıyacak olan işçi­ ler arasındaki rekabetin. Bunun üzerine iktisatçılar size şöyle diyeceklerdir : "Peki. Fakat . emeğin fiyatını onun öteki metalarla de­ ğişimi anında ele alırlar. bizzat bir me­ ta olan emeğin de fiyatı düşecektir ve daha sonra görece­ ğimiz gibi emek denilen bu meta öteki metalara göre da­ ha aşağı düşecektir. Fakat onlar emeğin sermaye ile kendini değişme anını tamamen bir kenara bırakırlar." Bütün bu muhakeme çizgisi şuna varır : serbest tka­ ret ü retici güçleri artırır. Bütün metalar ucuziadığı zaman. Bunu kabul etmek gerekir. Iktisatçılar. iyi olduğunu söylemiş bulunduğumuz durumda işçinin · / 224 . bir kelimeyle üretken sermaye artarsa. bunu da daha büyük bir işçi talebi iziiyecek ve işçilere bu daha büyük talep ücretlerde bir yükselme tarafından ta­ kip e?-ilecektir. İşçi için en elverişli durum sermayenin büyümesidir. ücretleri az zamanda metaların düşük fiyatı ile ahenk haline getireceğini kabul ediyoruz. ban işçi olur. artmasını gerektirecek. gider. emeğin fiyatı ve bunun sonucu ola­ rak ücret haddi de artacaktır. Kapitalistin karşısında telef olur. öbür yandan metaların düşük fiyatı tüketimi artı­ racak. düşer ve bu halde ilk kur. _ Metaları üreten makineyi harekete geçirmek için da­ ha az masraf gerektiği zaman. artmış tüketim üretimin . emek talebi.

0 8 8 iplik yapımcısının gö­ zettiğinden 53.kaderi ne olacaktır? Gene telef olup gidecektir. Daha büyük iş-bölümü. El erne225 . Böylece üretken sermaye büyüdükçe. istekleri­ ni bilmediği bir pazar için üretim yapınağa o kadar mec-. Üretken sermayenin büyümesi sanayici kapitalistleri durmadan artan araçlarla çalışİnaya zorlar ve böylece küçük sanayicileri yıkıp onları proleteryanın · içine atae. Nihayet üretken sermaye. Ve bu hünerli işin yerine herhangi bir kişinin başara­ bileceği işi koymakla sermaye. işçiler arasın­ daki rekabet çok daha büyük bir oranda büyür. hem de yoğunluğu artar. arz. Sermayenin temerküzü daha büyük bir iş-bölümünü ve makinelerin daha fazla kullanılmasını emreder.353 tane fazla mekiğe bakıyorlardı. ne kadar artarsa. Iş-bölümü bir tek işçiye 3 kişinin işini yapmak kudretini verdikçe bu rekabet. üretim tüketimden o kadar önce yapılmak zo­ ninda kalınır. 1829'da Manchester'de 36 fabrikada çalışan 1. talebi zorlamaya o kadar fazla mecbur kalır ve bunların sonucu olarak krizierin hem sıklığı. 1 841'de bunların sayısı 448'den fazla değildi ama 1 829'da 1. O zaman sermaye birikimi arttığı oranda faiz haddi düştüğü için gelirleri ve temettüleriyle artık yaşa­ yamaz hale gelen küçük irat sahipleri (küçük rantiyeler) sanayie gitmek ve böylece proleterlerin sayısını kabart­ mak zorunda kalırlar. Ve proleteryaya ilaveler yapar. bur kalır. daha da ateşli ve yırtıcı hale gelir. Makineler aynı sonuca çok daha geniş bir öl­ çüde ulaşırlar. emeğin yükü ise bazıları için ço­ ğalır. işçiler arasındaki rekabeti artırır.088 pa­ muk iplik yapımcısı vardı. Emeğin ödülü herkes için azalır. Fakat karşılık olarak her kriz. Üretken sermayenin büyümesi sermayenin birikimini ve yoğunlaş­ masını gerektirir. işçinin özel hünerini yı­ kar. ser­ maye temerküzünü hızlandırır.

s. bugüne kadar hiç bir ilerleme kaydedilmemiştir ve bütün keşiflerin içinde el dokumacısının durumu üzerinde doğ4[Avam Kamarası'nda 28 Temmuz 1835'te yapılan konuşma. Dr. . Sal nayide. 1168-1170. talepte en küçük bir gevşeme. En küçük bir darbe onları yok eder. ancak bazı kişisel sıkıntılar pahasına satın alınabilir. C. 100 işçiyi işten mahrum ·etmişti. Bowring. iktisatçılar Kongresi�de bu kanıtı yeniden ortaya çıkarmaktan geri kalmadı ama kendi kendini inkar etmekten de geri kalmadı. Bowring'in bu konuşmasının en çarpıcı kısımla­ rını vereceğiz : 4 "El dokumacılarıriın sefaleti. en kötü durumda olan-ıarın sırtından olmadıkça. böylece işlerinden yoksun bırakılan insanların kolla­ rıyla yapacakları başka işler bulacaklarını söylüyorlar. bir krize yol açar. çok uzun bir zamandan beri açlık içinde kıv­ ranan. şu halde İyileştirilmiş makineler 1 .] 226 Hansard. serbest ti­ caret taraftarlarının uzaktan gösterdikleri o yeni işleri bulamadan. Dr.000 el dokuma işçisinin durumu ko­ nusunda bir konuşma yaptı. Bu durumda işçiler arasında [iş için. Londra'lı 50. iktisatçıların btJ. bütün emek (iş) türlerinin kaçınılmaz ka­ deridir. iplik yapımcı­ larının sayısının 1. Makinelerin iyileşmesi. geçiş döneminde pek çok geçici ızdırapları da birlikte getirir. ] rekabet çok büyük olduğundan. el emeği­ nin yerini gittikçe daha fazla alarak. Ulusun iyiliği. 1835'te Dr. Bunun bir adım öte­ sinde onların yaşaması imkansız hale gelir.na verecekleri cevabı önceden biliyo­ ruz .ği de üretken güç oranında artmış olsaydı. Londra. Bowring. Avam Kamarasında. XXIX. kolayca öğrenilen ve daha ucuz üretim araçları tarafından her zaman yeri alı­ nabilecek olan . -ç. El dokumacıları insan hayatının sürdürü­ lebileceği durumun sınırındadırlar. 1835.848'e yükselmiş olması gerekirdi .

Bu sefaletin sebebi nedir? "Pazarda İngiliz mamullerinin bulunması. mektuplarında şöyle diyor : Birkaç yıl önce Doğu Hindistan Kumpanyası." Daha ilerde şöyle diyor: "Elimde Hindistan Genel Valisi ile Doğu Hindistan Kumpanyası arasında Dakka el dokumacıları konusunda yer almış bulunan yazışma var.rudan doğruya en fazla ağırlığını hissettiren. diden birçok mallarda alan dışına sürülmüştür ve bugün hala el ile yapılmakta olan birçok şeylerde de yenilip tes­ lim olmak zorunda kalması kaçınılmaz bir kaderdir. Bun­ dan başka 1 800 yılında Kuzey Amerika. El dokumacısı daha şim­ . Bütün dünyada güzelliği ve inceliğiyle ün kazan­ mış bulunan Dakka muslini de İngiliz makinelerinin re­ kabeti yüzünden yok oldu. Bütün ticaret tarihinde Doğu Hindistandaki bütün sınıfların o sırada çektiklerine ben­ zer ızdıraplar az bulunur. "Hindistan dokumacılarının sefaleti konusundaki ra­ porlar korkunçtur. Vali. ülke­ deki tezgahların dokuduğu altı ila sekiz milyon parça pa­ muklu eşya alırdı. onun andığı olaylar doğru olduğu ve bunları yumuşatmak için kullandığı cümleler 2 . kalanlar başka işlere ve özellikle tarım alanı­ na geçt iler.hla üretilmesi. 1830'da Por­ tekiz sadece 20 bin parça aldı. İş değiştirernernek bir ölüm kararıydı ve bu sırada Dakka bölgesi İngiltere'nin buharla işleyen tezgah­ larından çıkmış iplik ve pamuklu kumaşlarla tıka basa doluydu. Bunun talebi yavaş yavaş düştü ve bir milyon parça civarına indi. Büyük sayıda dokumacılar aç­ lıktan öldü ." Dr. "Şu anda bu talep hemeri tamamen durmuştur. buharla ça­ lışan dokuma tezgahı olmuştur. 1 830'da 4 bin parça bile çekmedi. malın bu­ harlı tezgil. Hindistan'dan 800 bin kadar pamuklu parça çekmişti. Nihayet 1 800 yılında Portekiz'e gönderilmek üzere bir milyon pamuklu parça yüklenmişti. Bow:ring'in konuşması.

London.ektirmiş bulunduğunu. Dr. ve geri kalanlar için de daha iyi durumdan daha kötü duruma geçişi gerektirdiği­ ni inkar etmiyor. The Philosophy of Manufi:ı. Self-acting mule'u alelade mule'ün yerine koymak. sanayiin ilerlemesinden ayrılamıyacağını ve ulusun refahı için zorunlu olduğunu iddia ediyorsa o.ctures. büyük çoğunluğun hayattan ölüme göçü­ şünü geı:. geçiş dönemindeki geçici sıkıntılar­ dan bahsediyor ve tam da bunlardan bahsederken bu ge­ çici sıkıntıların. Bir gün el dokumacıiarınm kaderine uğra­ mıyacak hiç bir el emeği türü bulunmadığını unutuyor. emekçi sınıfın sıkıntı çekmesinin burjuva sınıfının refa­ hının zorunlu şartı olduğunu söylemiş oluyor. ] sınıf­ ları ezdiğini söylüyor. Andrew Ure. "Makinelerdeki her iyileşmenin değişmeyen amacı ve eğilimi aslında insan emeğinden · tamamen vazgeçmek ve­ ya kadınların ve çocukların çalışmasını yetişmiş erkek iş­ çinin yerine koyarak veya yetişmiş zanaatçıların yerine sıra işçilerinin emeğini koyarak bunun maliyetini azalt­ maktır. 23. 5[Dr.] 228 1835. sadece. Mütemadi veya throstle pamuklu fabrikalarında iplik bükme işini on altı yaşından aşağı kadınlar yapar. yerle­ rini daha ucuz üretim araçlarının alması gereken.bütün serbest ticaret vaızlarının ortak riyakarlığını tama­ me� taşıdığı için daha da dikkat çekicidir. Daha sonra bu işçilerin çektiği sıkıntıla­ rın. Bowring bazı münferit kötülüklerden söz ediyor ve aynı zamanda bu münferit kötülüklerin [sömürülen -ç. Ure'iıin bu söz­ leri. Ki­ . ve dokumacıları ezmiş bulunan makinede aynı derecede istisnai bir makine gördüğünü iddia ediyor. Bowring'in itiraflarını tamamlamaya yarar. tap I. üretim araçları olarak gösteriyor·. s. O. Sözünü ettiği ernekte tamamen · istisnai bir emek türü. işçileri. Dr. Bölüm I. erkek iplik yapımcıları işten atmak ve çocukları ve gençleri alı­ koymak demektir"5 En coşkun serbest ticaret taraftarı Dr.

. Hayır. aşırı üretim. Bowring'in mahvolan işçilere sunduğu bütün te­ selli. Bazan asgarinin üstünde bir ücret alacak. işçi sınıfının durumu üzerinde ne etki yapacaktır? sorusunu hala çözülmesi ge­ reken bir problem olarak ne için yaymalı? Quesnay'den Ricardo'ya kadar bütün iktisatçıların formüle ettiği ka­ nunlar. serbest ticaret benimsen­ diği ölçüde doğrulanır. ve aslında serbest ticaret taraftarlarının yaymakta olduğu telafi doktrini şuna .mına dikkat etmezşe.Dr. sömürülebilir malzemesinin bakİrnma yani işçilerin bakl. sanayiin durgunluk zamanlarında alacağı asgarinin altındaki ücretin meydana getirdiği açığı kapa­ tacaktır. bu kanuna göre işçi sınıfı bazan da talihli ola­ caktır. fakat bu fazlalık. Fakat işçinin sadece bu asgari ücreti aldığını ve bu­ nu da her zaman aldığını sanmayın. refah. onları tekrar tek­ rar istismar etı:rıeden faydalı bir şekilde nasıl kullanıla­ bilir? Fakat serbest ticaretin kabulü. her metaın fiyatını asgari üretim maliyetine indirdiğidir. sermaye. Kaldı ki. ·Bu kanunlar. kapitalist sınıfın. ne kadar kötü olursa ol­ sup · kendisini muhafaza edeceği ve ne kadar yavaş olursa olsun neslini üreteceği bir durumda tutmak için vazgeçil­ mez olan şeylerin üretiminin gerektirdiği miktardan iba­ rettir. Sınıfınız mahvolmıyacaktır. emeğin tabii fiyatı olur. Böylece asgari ücret. Bu deme:jctir ki. rekabetin. vanr: · Mahvalan binlerce işçi ! Siz umutsuzluğa kapılmayın ! Sükılnetle ölebilirsiniz. onu yok etmek korkusuna kapıl­ madan param parça edebileceği kadar kalabalık olacaktır. ticaret özgürlüğüne hala zorluk çıkaran bütün en­ gellerin ortadan kalkmış bulunduğu varsayımı üzerine dayandırılmıştır. bütün işçi sınıfının zaruri ih229 . Ya asgari ücret nedir? İşçinin bakımı için. Sını­ fınız. sanayi. Bu kanunların birincisi. dur­ gunluk ve kriz dönemlerinden geçtiği döngüde devri ola­ rak beliren belli bir sürede. sadece.

me. göreceğiz ki. sefalet ve felaketiere uğradıktan sonra da kendisini bir sınıf olarak muhafaza etmiştir. işçi sınıfı asgari · ücretten az veya fazla bir şey almış değildir. Ser­ mayenin ilerlemesini hala kayıtlayan bazı milli engelleri kaldırırsanız. Böylece emeği daha ucuz ve bozuk yiyeceklerle bes­ leme araçları daima bulunduğundan. bu asgari ücret kan�mu ikti­ satçıların serbest ticaret varsayımı doğrulandığı ölçüc. insa­ nı. ona sadece tam bir hareket serbestliği vermiş olursunuz. Böylece iki şıktan biri : ya serbest ticaret varsayımı üzerine kurulmuş olan bütün ekonomi politiği inkar etmeli veya bu serbest ticaret al­ tında ekonomik kanunların bütün ağır yükünün işçilerin üzerine yüklendiğini kabul etmeliyiz. patatı.tiyaç maddelerinin üstünde ve altında aldıklarını hesa­ bederken. Ücretli ernekle sermaye arasındaki ilişkinin yaşamakta devam etmesine imkan verdiğiniz sürece. daha ucuz tüketim araçları yaratır. yaşamak için çalışmaya sevketmişlerse de. İnsanın hayatı basit biı:: üretici kuvvetten başka bir değere sahip değildir. Fakat bunların ne önemi var? Sınıf gene var olacaktır. asgari ücretler de­ vamlı olarak düşmektedir. pamuk yünün ve keten bezinin yerini. Böylece alkol biranın yerini. sanayi savaş alanında birçok cesetler bıraktıktan sonra da. insanı bir makine hayatı yaşamak durumunda bırakmak �sonucuna varırlar.s ekmeğin yerini alır. Sanayiin ilerlemesi.te fiili bir gerçek haline gelir. özgürlüğüdür. Yani işçi sınıfı. Hepsi bu kadar da değil. Ve kapitalist ona böyle davra­ nır. Özetiiyelim : toplumun şimdiki durumunda serbest ticaret nedir? Sermayenin serbestliği. Hatta artmış olacaktır. daima sömürecek bir sınıf ve sömürüle· 230 . Bu emek metaı kanunu. Bu ücretler başlangıçta.ta değiŞiminin ne kadar uygun şartlar altında yer aldığı önemli değildir.

Kimin özgürlüğü?.cek bir sınıf mevcut olacaktır.nünden ibaret iken. O. İşçinin onun gözünden gerçek düşmanını saklayan perdeleri böy­ lece kaldırmış oluruz. an­ cak burjuvazinin zihninde doğabilecek olan bir düşünce­ dir. işçinin bugün kendi 'sefil durumunun sebebi olarak düşünebUeceği geçici şart­ ların tamamen ortadan kalkacağını varsaymaktır. Bu':konuda serbest ticaret konusundaki geve­ zelikler üzerinde daha fazla durmamıza ihtiyaç yok. dünya pazarında devasa oranlarda yeniden meydana ge­ tirilecektir. Sermayenin daha karlı kullanılmasının sanayici kapitalistlerle ücretli işçiler ara­ sındaki çatışmayı ortadan kaldıracağım sanan serbest ti­ caret taraftarlarının bu iddialarını anlamak gerçekten zor­ dur. Baylar. sermayenin işçi­ yi ezme özgü:tlüğüdür. bu. Kozmo­ polit sömürmenin adını evrensel kardeşlik koymak. kendisini tıpkı gümrük resimlerinin engellediği sermaye gibi köle yapacağını gö­ recektir. Sınırsız rekabetin doğurduğu bütün yıkıcı ohiylar. bunun tek sonucu bu iki sınıf arasında­ ki çatışmanın daha açıkça ortaya çıkacağıdır. bu özgürlük düşünce­ siyle serbest rekabeti tasvip etmeyi nasıl istersiniz ? Serbest ticaretin bir ve aynı ulusun çeşitli sınıfları arasına nasıl bir kardeşlik getirmek istediğini göstermiş bulunuyoruz. 231 . Bu özgürlük serbest rekabet üzerine kurulmuş olan bir düzenin ürü. Serbest ticaretin dünya ulusları ·· arasında kuracağı kardeşlik de bundan fazla olmıyacaktır. Soyut özgürlük sozunun sizi aldatmasına izin verme­ yin. Tam tersine. basit bir bireyin başka bir bi­ rey karşısındaki özgürlüğü değildir. Bundan böyle Tahıl Kanunlarının veya milli veya mahalli gümrük resimlerinin artık mevcut olmıyacağını bir an için varsayalım. Bu. aslında. Bu. serbestlemiş serl"Qayenin.

tıpkı. 232 . Baylar. zararına nasıl zengin olabileceğini anlıyamıyorlarsa buna şaşmamak gerekir. serbest ticaretin uluslararası bir iş-bölümü yaratacağı ve böylece her ülkeye kendi tabii imkanlarına en uygun olan üretimin verileceği söyleniyor. giyim eşyası sanayiinde de kullanılan bü­ tün öteki hammaddelerden çok daha büyük ticari öneme sahiptir. bir ulusun başka bir ulus . Serbest ticaret taraftarlarının her sanayi . Çünkü bu beyler. serbest ticareti eleştirirkeı. gü­ nümüzde bütün öteki sanayi koliarına egemen olan ve ken­ dilerini en çok işleten uluslara dünya pazarının egemen­ liğini kazandıran . günlük tüketiinde kullanılan ve sanayiin en fazla geliştiği ülkelerde en ucuza üretilen ürünlere karşı koymaları ger­ çekten gariptir.bazı sanayi kollarının mevcut olduğu da hiç unutulmamlıdır. Böylece uluslararası ticarette. zamanın başlangıcından beri kaderleri elle dokumak olan Dakka dokumacıları gibi. bir ülkenin içinde bir sınıfın öbür sınıf zararına nasıl zenginleştiğini anla­ mayı da reddediyorlar. Her şey bir tekel haline gelmiş bulunduğu gibi. ne de şeker bulamıyacaksınız. Çünkü Doğu Hindistan daha ucuz üretim yoluyla daha şimdiden Batı Hindistan'ın bu sözde kaderiyle başarıyla savaşmış bulu­ nuyor. Serbest ticaret taraftarları. Baylar. Ticarete karışmayan tabiat. bundan 200 yıl önce ora­ ya şeker kamışı . Ve belki de yarım yüzyıldan az bir zaman sonra ora­ da ne kahve. kolun­ daki birkaç özelliğin üzerinde israrla durması ve bu�ları. İn­ giltere için ağır bir yük olmuştur. bütün tabii zenginliğine rağmen.ve kahve ağaçları dikmiş değildi. tek başına pamuk. Ve Batı Hindistan · daha şimdiden.Örneğin.ı himayeci sistemi savunmak niyetini taşıdığımızı sanmayın. belki de Batı Hindistanın kaderinin kahve ve şeker üretmek olduğunu sanıyorsunuz.

bir ülkenin içinde serbest rekabetin gelişmesine yardım eder. Bu resimler. 233 . Ve dünya pazarına bu bağımlılık kurulduğu andan itiba­ ren artık serbest ticarete bağımlılık vardır. derebeyliğe ve mutlakiyetçi hükümetlere karşı burjıiva­ ziye kendi kuvvetlerini yoğunlaştırmakta ve ayni ülke içinde serbest ticareti gerçekleştirmekte hizmet eder.Eski rejimin dostu olmadan da meşrutiyet rejiminin düşmanı olunabilir. Fakat genel olarak günümüzde serbest ticaret siste­ mi yıkıcı olduğu halde. himayeci sistem.· neğin Almanya'da himayeci gümrük resimleri elde etmek için büyük çabalar harcadığını görüyoruz.. sosyal devrimi hızlandırır. Baylar. ben oyumu serbest ticarete veriyorum. Bir ke1ime ile serbest ticaret sistemi . pazarı­ na bağımlı kılmak için bir araçtan başka bir şey değildir. ör. yanın­ da. Bundan başka himayeci sistem. işte ancak bu anlamdadır ki. Bu yüzden burjuvazinin kendi­ sini bir sınıf olarak hissettirmeye başladığı ülkelerde. eski ulusları parçalar ve proletarya ile burjuvazi arasındaki çatışmayı son ucuna kadar götürür. belli bir ülkede bü­ yük boyutlu sanayii kurmak. Bunun . yani o ülkeyi dünya. himayeci sistem sadece tutucudur (muhafazakardır). Serbest ticaret sistemi.

kendi icad ettiği para sistemi içinde bulu­ nan 'bir d eğişim kuruluşu'na ihÜyacı olduğunu bildirmişti. Treatise on the Principle of Ex­ change. 1859. verimli mucid zekalı Proudhon'un aynı keşfin patentini alacağını aklına bile getirmemişti. Fransız geçici hükümetine gönderdiği bir notta Fransa'nın bir 'emek ku­ ruluşu'na değil. ilk defa John Gray2 tarafından sis­ tematik olarak açıklanmıştır. . 61. ] 2John Gray:· The Social System. ete. Edinburgh 1831. Subat Devriminden sonra Gray. Aynı yazarın Lectures on the Nature and Use of Money. Edinburg 1848'. O. Üretici. Berlin.i ile karşılaştırımz. s. çeşitli metaların üreti­ minde harcanmış bulunan emek zamanını şubelerinin yardımı ile belgelendirecek milli bir merkez bankası ku­ rulmasını savunur. A. metaına karşılık olarak resmi 1 [ Zur Kritik der politischen Ökon0mie. İyi John. Social System'in yayınlanmasından on altı yıl sonra. fakat planını . 64.EKONOMİ POLİTİGİN ELEŞTİRİSİNE KATKI'DAN BİR PARÇA1 DERHAL kullanılabilecek bir para birimi olarak emek zamanı teorisi.

kumaşın ve pamuklu bezin yanında kendilerin� ait uy­ gun yeri alırlar ve o zaman kıymetli madenierin değerle­ ri bizi tıpkı elmasın değeri gibi az ilgilendirir."6 "Farazi değer ölçümüz altını muhafaza edecek ve böylece memle­ ketin üretici kaynaklarını bağ altında tutacak mıyız ? Yoksa tabii değer ölçüsü olan emeğe mi baş vuracağız .:. veya bu sözü geçen de·ğe­ ri katmış bulunandan bir hak kazandığına dair bir· makbuz. The Social System. bir kanıt olmalıdır. sadece onu elinde tutanın ya milli servet stokuna b elli bir değer kattığına. 68. Ve bir haftalık emek. ona eş bulunan herhangi bir değeri geri alabilmelidir.tür bir mal yatıran kişi. bankanın4 depolarında bulunan aynı değerde­ ki bütün metalardan talep hakkı olarak hizmet eder. 16. m�ş ve böylec� yeterli değişim değeri varlığı haline gelmiş · 3Gray. ete. şimdi parayla satın almak kadar kolaylaştırılabilir . s. s. 169.bir değer belgesi yani kendi metaının ihtiva ettiği3 ka­ dar emek zamanı için bir makbuz alır. istendiği za­ man bir bankaya konabilir ve gene istendiği zaman çekilebilir." Aynı eser s. bir saatlik emek vs. değerinde olan bu bonolar. bu sistemle "para karşılığında satış yapmak her zaman için. biçilmiş olduğu için bu. öteki metalar üzerindeki imtiyaz­ larını kaybederler ve "paıarda tereyağ ve yumurtanın. s. yatırdığı şeyi aynen çekmeye mecbur ol. 182-183. üretim standart hale gelir ve daima talebi tahrik eder"5 di­ yor. zAynı eser. Dik­ katle ve ayrıntılarına kadar işlenmiş ve mevcut İngiliz kurumlarına dayandırılmış olan temel ilke budur. ge­ nel rıza ile. Gray. 63 "Para. Sadece. ete. s. mak yerine. Lectures on Money.. ve böylece üretici kaynaklarımızı serbest mi bırakacağız ?"7 Değerin kendiliğinden mevcut olan ölçüsü emek za­ manı olduğuna göre bunun yanı sıra bir başka dış ölçüye niçin sahip olalım ? Değişim değeri niçin gelişip fiyat şek­ lini alıyor? Bütün metaların değeri onların dışında kal." <"ürüne önce tahmini bir değer . · •Gray. . bir günlük emek. · şu şartıli kabul edilmesi gerekir : önerilen milli bankaya her­ hangi . Değerli madenler. 7Aynı eser.

Metalar. fakat meta olarak mübadele edil­ memelidirler. sermayeyi milli sermayeyP. veya meta üretimi temeli üzerinde emek. özel değişim sürecindeki yabancılaşmaları (ferağları) ile genel sosyal emek olarak doğrulanmaları gereken özel emek par­ çalarının birbirinden ayrı.. onlara özel değişim temeli üzerinde. bireyleri özel değişim şartlarına bağlı olmaktan kurtarıyor. araya bankayı koyarak. üretimi devam ettiriyor. O. birbiri ardından inkara götürüyor. bunu çözmek yerine metaların. ancak münferit iş ·parçalarının tamamen yabancılaşması (ferağı) ile sosyal emek haline gelir. burjuva üretim şartlarını . bağımsız ürünleridirler. metaların meta olarak birbirleriyle sadece bir tek ilişkisi olabilir. deği­ . Gra�.8 toprak mülkiyetini milli mülkiyete9 çe8"Her ulusun is hayatı bir milli sermaye esası üzerinden yönetilecek- . bu dindarca isteğinin yerine getirilmesini. Bununla beraber. şim değeri fiyat haline gelemez. Bir tarafta toplum. sosyal emeğin ürünleri olarak birbirleriyle yakın bir ilişkileri olabileceğini tasavvur et­ ti.olan bir tek meta ile yani para ile niçin ölçülürler? Gray'­ in çözmek zorunda bulunduğu problem buydu. Bu takdirde aslında altın veya gümüş gibi özgül bir meta genel emeğin mücessem · şekli olarak başka metaların karşısına çıkarılamaz. Ve öte yanda toplum. bunu sosyal emek veya birbirleriy­ le doğrudan doğruya bir araya gelmiş bireylerin emek za­ manının yerine koymuş olur. yakın olarak. Bu ara­ da mantık. Gray'i. Fakat eğer Gra� metaların içerdiği emek zamanını doğrudan doğruya sbsyiı. o sadece meta değişiminden doğan pa­ rayı islah etmek istediği halde. Böylece o.l emeğin yerine koyarsa bu takdirde o. ürün bir meta hali�e gelemez ve böylece burjuva üretiminin temeli ortadan kalkmıs olur. kullanım değeri de deği­ şim değeri haline gelemez. bir milli bankaya emanet ediyor. Ürünler m�ta olarak üretilmeli. Fakat Gray'in görüşü katiyen bu değildir.

.l 1 ' · 171 . metaları eksik ve şu halde yanlış tahlil ederek türettiği te­ orisi buydu. 23 7 .John Gray. Emek-para ve 'milli banka'nın ye 'meta depo­ ları'nın organik kuruluşu. Leeds. buna inanan ve buna göre işleyen bir ban­ kanın kurulmaşıyla elbet�e gerçek haline gelmez. 298. Son eseri olan Lectures Qn Mo­ ney de Gray. 10 bkz : W. tir. yani emek-paranın pa­ radan kurtulmak ve parayla birlikte değişim değerinden ve değişim değeriyle birlikte metalardan ve metalada birlikte burjuva üretim sisteminden kurtulmak dini iste­ ğinin ekonomik gibi ses v�ren ifadesi Gray'den önce ve sonra yazmış bulunan bazı İngiliz sosyalistleri tarafından da açıkça söylenmiştir. . Metaın yakın ve doğrudan doğruya para olduğu ve özel bireyin belli ve özel emeğini içeren [bu metaı:n -ç. Gray'de gizlenmiş olan ve aslında onun için bile bir sır olarak kalan şey." Aynı eser. Labour's Wrongs and Labour's Remedy. Gray'in. ete. ve onun bankası yakından incelerıirse görülecek­ tir ki bu banka bir eliyle metaları almak ve öteki eliyle sağlanan emeğin belgelerini vermekle kalmaz fakat biz­ zat üretimi de düzenler. " "Toprak milli mülk haline dönüştürülecektir. 1856. London. Böyle bir halde pratik eleştirinin yerini iflasın alınaşı ihtimali daha kuvvetlidir. De la reforme-des banques." .. dognianın evrensel bir kanun di­ ye yutturulduğu bir rüyadır. s. duğu dogması. Pa_ris 1824. The Social System ete . emek parasını tamamen bir burjuva refor­ ı:nu olarak gösterrneğe çalışmış ve daha da göze çarpan bir saçmalığa bulaşmıştır. 1 1Bu melodramatik para teorisinin özeti i<}in bkz : Alfred Darimont.ıo Fakat paranın ·aşağılaştırılması ve sosyalizmin özü diye metaların göklere çıkarılması ve böylece sosyalizmi metalarla para arasındaki zorunlu iliş­ kinin ilkel bir anlayışsızlığa indirilmesinin öğ'retilip yayıl­ ması' Proudhon'a ve onun okuluna kalmıştır. Bray.vırıyor. 1839. Her meta yakın ve doğrudan doğruya paradır. ] derhal ve yakın sosyal emek ol. Thompson An Inquiry into the Distribution of Wealth. s.

Dün. Marx'ın müsaadesine rağ-men. 1 Proudhon'un ilk denemelerini hatırlamıyorum. benden Proudhon hakkında etraflı bir eleştir­ me isteyen mektubunuzu aldım. _SCHWEITZER'E MEKTUP Aziz efendim.} 238 . istediği­ nizi yapabilirsiniz.KARL MARX'TAN J. bununla beraber iyi niyetimi ispat etmek için. Zaman yokluğu beni is­ teğinizi yerine getirmekten alıkoydu. Onu tamamlayabilir. . ona ekler yapabilir veya on­ dan bazı yerleri kesip çıkarabilirsiniz. elimde onun eserlerinden hiç biri yok. alelacele. kısacası. Bundan başka. 3 ve 5 Şubat 1865 tarihlerinde J. hiç değ-iş­ tirilmeden yayınlanmıştır. Schweitzer'in editör­ lüğ'ünü yaptığı Sozialdemokrat'ta. 1[Bu makale. Lan. B. kısa bir taslak yazıyo­ rum. B. ı.

Hegel ile kıyaslanırsa. ve ilk çıkışında büyük bir heyecan yaratmıştı. fakat bu türden heyecan uyandırıcı eserler. bu ifadeyi kullanmama izin verilirse. hiç değilse her konuda yeni ve cüretli aniatış tarzıyla çiğır açıcı olmuştur. çözümü için gerekli ilk bilgilerden yoksı. İlk eseri Qu'est ce que la propriete? (Mülkiyet Ne­ dir?) şüphesiz en iyi eseridir. Örneğin Mal2 · . kemirici eleştiri­ leri. acı alayları ve şurada burada beliren. kendi ütopyacı tarzlarından onun 'hesabını da görmüş'lerdi. çünkü Hristiyan bilincine aykırı fakat felsefi . üslübudur. alelade burjuva kafasını alay konusu yapan parlak pradoksları.gue Universelle (Evrensel Dil) hakkındaki okul çalış­ ma�ı onun. Ve onun baş­ lıca meziyeti. tıpkı edebiyat tarihi kadar çok rol oynar. Feuerbach. bilimlerde. Hegel'den sonra çığır açıcı ol­ muştur." mevcut ·düzenin rezaletlerine karşı derin ve içten kızgınlık duygusu. ] el kaldır­ mıakla gösterdiği kışkırtıcı cüret. gürbüz üslübu . Sıkı· sıkıya bilimsel bir ekonomi po­ litik tarihi kitabında. bu kitabın adı anılmaya değmezdi. dev­ rimci bir içtenlik -bütün bunlar Mülkiyet Nedir ?'in oku­ yucularını elektriklendirmişti. söylediğinin kendisi için yeni olduğunu keşfettiği görülebilir. Kutsal ekonomik [kavramlara -ç. son derece za­ vallı kalır. Bu kitapta Proudhon'un Saint­ Simon ve Fourier ile ilişkisi. muhtevasının yeniliği ile değilse bile. Feuerbach'ın Hegel ile ilişkisi kadardır. Bu kitap. Ama gene de o. Proudhon'un.}n bu­ lunduğu problemlere nasıl patavatsızca saldırdığını göste­ rir.bu kitabında henüz yaşıyor. eleştirinin ilerlemesi bakımından önemli olan ve Hegel'in mistik bir yarı karanlık içinde bıraktığı bazı noktalar üze­ rinde ısrarla durmuştur. mülkiyet'i çeşitli açılardan eleştirmekle kalmamış. Eskiyi yeniden üretmekle kaldığı zaman bile PTou­ dhon'un. Eserlerini ta­ nıdığı Fransız sosyalistleri. benim görüşüme göre.

bugünkü mevcut tarzıyla çağdaş bur­ juva mülkiyetidir. Fakat görünüşteki. . bizzat adı gösteriyor.thus'un Populatl. En önemli diye baktığı parçalarda Kant'ın antinemileri işle­ yiş tarzını taklit eder. bu ekonomik ilişkilerin bütününü genel hu­ kuki mülkiyet kavramı' ile karmakarışık ettiğinden. Kant'da olduğu gibi onda da antinomilerin çö­ zümünün insan anlayışının 'ötesinde'. ve öte taraftan sosyalistlerden gelen mirasdan türettiği ölçülerle eleştirmesindeki çelişme belirir. Fakat Proudhon.Roma 'mülkiyet ilişkileri'ni fe­ odal mülkiyet ilişkileri. ancak bun­ ları iradi ilişkiler olarak hukuki ifadeleri içinde değil. Ama insan cinsine bu iftira.on (Nüfus) hakkındaki denemesini alımz. Bunun ne olduğu sorusu. Proudhon'­ un fiilen ele aldığı. Soru o kadar yanlış formüle edilmiştir ki buna doğru cevap ve­ rilemezdi. -o zamanlar tanıdığı tek Alman fi­ lofozu olan ve eserlerini çevirilerden okuduğu Kant. Böylece bizzat tarih. !lk basıldığında heyecan uyandıran bu broşür.ve insanda. yerleşmiş inançları yıkma havasına rağmen Mülkiyet Nedir?de toplumu bir taraftan bir Fransız küçük köylüsü (daha sonra küçük burjuvası) açısından. Eecherehes sur le droit de propriete· et sur la 240 . Eski Yunan . Bris­ sot'nun2 benzer bir eserde daha 1789'da aynı kelimelerle 2[Brissot de Warwille. bunları da burjuva mülkiyet iliş­ kileri yutmuştur. Kitabın yetersizliğini. yani bizzat kendi anlayışının karanlıkta bulunduğu kuvvetli izlenimi­ ni bırakır. üre­ tim ilişkilerinin tümü olarak kucaklayan ekonomi politi­ ğin eleştirici bir analizi ile cevaplandırılabilirdi. fa­ kat gerçek Şekillerinde yani üretim ilişkileri olarak. gene de ne büyük bir teşvik yaratmıştı ! Proudhon'un kitabı önümde olsaydı onun eski üslılbu­ nu belirtmek için kolayca birkaç örnek verebilirdim . geçmişteki mülki­ yet ilişkileri üzerinde eleştirisini uygulamıştır. başından sonuna kadar başkalarının eserlerinden aşırmadan başka bir şey değildir.

onun bu 'saffetsiz' liğinden bir ·ölçüye kadar benim de sorumlu olmamdır. Buraya kadar söylediklerimden anlayabilirsiniz ki Proudhon'un Philosophie de la Misere ou le Systeme des Contradictions economiques eseri ilkin 'Mükiyet Ne­ dir?' sorusuna onun cevabını · ihtiva etmeliydi. Alman­ ca bilmediği için gerektiği gibi inceliyemediği.v·erdiği ''Mülkıyet. 1 844'de Paris'te kaldığım sırada Proudhon'la şah­ sen temasa geldim. burada. Benim Paris'ten sürülmemden so�ra. karmakarışık ve anlaşılmaz hale geldi. Diğer taraftan hırsı. Bir Alman felsefesi öğretme­ ni olarak [Karl Grün -ç." diyordu. hırsızlıktır. Önemli ikinci eseri Philosophie de la Misere'in çıkı­ şından kısa bir zaman önce Proudhon. ] öğreWğinden kendisi hiç bir şey anlamadığı için. ] bildirdi. (Felsefenin Sefaleti) eserirrıde bu kırbacı. kendisi için bile karanlık kalan çeşitli fantazilerle. ete. bu bakımdan benden üstündü.'. cevabının ötesine geçe­ medi. ekonomik çalışmalarına bu ilk eserinin ya­ vol. Paris 1 847.zlık mülkiyetin zor kullanarak ih­ lali olduğundan. Hegelciliği ben aşıladım. [ önce -ç. ] mülkiyetİn varlığını varsayar. Ve bu yüzden Proudhon gerçek burjuva mülkiyeti konu­ sunda. dostluğu­ ğuma son veren bir tarzda. Çoğu zaman bütün gece süren uzun tartışmalar esnasında ona.. Bunu burada anmaının sebebi İngiliz­ lerin ticari mallara fesat karıştınlmasına verdikleri ismi kullanarak söyliyeyim. daha başka şeylerle birlikte "eleştirinizin kırhacını bek­ liyorum. bu işe Herr Karl Grün devam etti. 1782. ete. ] 241 . . As­ lında o. Misere de la Philosophie. Bundan çıkarılabilecek sonuç 'hırsızlık' konusunda­ ki burjuva hukuki kavramlarının burjuvanın 'namiıslu' kazançlarına da pekala uygulanabileceğinden öteye gide­ mez. Berlin. bana çok ayrıntılı bir mektubunda [kitabının çıkacağını -ç. yedi.

bilimsel diyalektiğin sırlarına ne kadar az girebildiğini ve tersine ekonomik kategorileri ele alışında spekülatüf felsefenin aldatıcı hayallerini nasıl paylaştığını . bilimlerini. yanlış ve sathi kaldığını ve hatta Ricardo'nun değer teorisinin hayalci bir yorumunu yeni bir bilimin te­ meli olarak kullanmaya çabaladığını meydana çıkardım.yınianmasından sonra başlamış h . Orada. ortaya attıgı sorunun küfürle değil ancak çağdaş ekonomi politiğin analizi ile · cevaplandırılabileceğini keşfetmişti. Kant'ın çözülemez antinamileri yerine. Bu ilişkiler. ekonomi politik bilgisinin ne kadar çok eksik ve yanlış · ve hatta bazan okul çocuğu düzeyinde olduğunu . onun. Bundan başka onun eleştirmeye' giri$tiği. İki kalın ciltlik kitabını değerlendirmek için. zamanın etkisinden kurtulmuş tabii kanunlardır. 3 "İktisatçılar bugünkü ilişkilerin. Fakat özellikle bütün işin te­ meli olan değişim değeri konusunda Proudhon'un ne ka­ dar karışık. fakat bundan böyle yoktur. önceden varolan ölümsüz fikirler lafıarına dönüş­ türdüğünü ve bu dolambaçlı yoldan bir defa daha burju­ va ekonomisinin3 görüş açısına vardığını gösterdim. içinde yaratıldığı ve üretici kuvvetlerin içinde geliştiği bu ilişkilerin tabiat kanuniarına uygun olduğunu söylemek istiyorlar. buna bir cevap ola­ rak yazdığım eseri anınam gerekir. �d.) [Bu kitabın 134. sayfası. Bunlar toplumu her zaman yönetmesi gereken. bu sebeple. Böylece bugüne kadar tarih diye bir şey var olmuştur. tabii olduğunu söylerken. Aynı zamanda eko­ nomik kategoriler sistemini. ve onun ve ütop­ yacıların. kurtuluşun maddi şartlarını bizzat üreten tarihi hareketin tenkitçi bilgisinden türetmek ye­ rine "sosyal sorunun çözümlenmesi" için apriyori bir for­ mül bulup ortaya çıkarabilecekleri bir sözde 'bilim� pe­ şinde olduklarını gösterdim. sayfasına bakınız. bunları maddi üre­ timdeki özel bir gelişme aşamasına tekabül eden tarihi üretim-ilişkilerinin nazari ifadeleri diye anlamak yerine bunları. ölümsüz ka­ nunlardır. " (E serimin 113. yani burjuva üretim ilişkilerinin. servetin. geliş­ me aracı olarak Hegel'in 'çelişme'si geçecekti. diyalektik vasıtasıyla kur­ maya girişti. ] 242 .

''0. oysa. spekülatif tarzda da olsa burjuva görüş ufkunun üstü­ ne yükselebilecek cesaretten ve görüş gücünden yok­ sundur. M.Onun genel görüş açısıyla ilgili olarak şu hükme vardım : "Her ekonomik ilişkinin bir iyi. çün­ kü. bu iyi yanı iktisatçıların açıklayıp yaydıklarını. bir o yana bir bu yana devamlı olarak atılan bir küçük burju­ vadır. bileşik bir hatadan iba­ rettir. kötü yanı ise sosyalistlerin ele verdiğini ve şiddetle aley­ hinde bulunduklarını görüyor. Oysa o. Proudhon'un kendi kendini aldatmadığı bir nokta­ dır. sosyalistlerden aşağıdadır. Bununla beraber."4 Yukardaki hüküm ağır olmakla beraber bugün de her kelimesini tasdik ederim. M. İktis'atçı­ lardan aşağıdadır. iktisatçılardan ölümsüz ilişkiler zorunluluğunu alıyor. bir de kötü yanı var . 139-140 . çünkü dirseğinin dibinde sihirli bir for­ mül olan bir filozof olarak. aşırı ve üstün devrimci olarak nitelendi4[Karl Marx. sentez olmak ister. formül­ ler peşinde dolaşan bir insandır. şu · da hatırlanmalıdır: kitabının sosyalizmin küçük burjuva düstılrui ve rehberi olduğunu söylediğim ve ispat ettiğim zaman Proudhon. Ona göre bilim. sırf ekonomik ayrıntılara gir­ meyebileceğini sanmıştır. · "Bilim adamı olarak burjuvazinin ve proletaryanın üzerinde uçmak istiyor . her ikisi ile anlaşıyor. ] . sadece sermaye ile emek arasında. hayalini alıyor. kendini bir bilimsel formü­ lün çok küçük oranlarına indirir. Felsefenin Sefaleti. bu. İşte böylece M. ekonomi politik ile sosyalizm arasında. henüz hem iktisatçılar hem de sosya­ listler tarafından. 243 s. O. oysa o. sosyalistlerden sefalette sefaletten başka hiç bir şey görmeme aldatıcı . Bilimin otoritesine sırtını dayamakta ise. Proudhon hem ekonomi politiği hem de sosyalizmi eleştirmiş olmak­ la öğünür. her ikisinin de aşağısındadır. Proudhon. İkinci Bölüm.

meydana çıkıyor. şişirmedir. hiç de yücei­ tici olmayan. Proudhon'un slinuş meto­ dmıdaki kusurlar bakımından Qu'est ce que la proprit�te? ile kıya�lanırsa çok geri kalır. gelip ge­ çici bir fazla hararet örtüsüne sistematik bir şekilde so­ kulmuştur. Bu Dunoyer'in bütün önemi 3 ciltlik dayanılmayacak kadar sıkıcı kita­ bında Helvetius'un "mutsuzların dürüst olmasını isteyen" diye nitelendirdiği bir bağnazlığı yaymakta gösterdiği gü­ lünç gayretten ibarettir. Bu yüzden. 'bilim' konusundaki laf kalabalığı daima kulağı tırmalıyor. siyasi tutumu sebebiyle proletaryanın saygı gösterdiği Cabet gibi bir adama açık. kendi kendini öven bir eda ve özellikle. Fransızların söyleyişiyle. kendi orijinal düşünüşünden duyduğu ilkel gururu artık kırılmış bulunan ve bilirnde sonradan görme biri olarak. 'devrimler çağı'nın ebe­ diyen geçtiğini daha birkaç hafta önce reddedilmez tarz­ da ispat etmiş bulunan Proudhon için pek elverişsiz bir 244 . Kendi kendini reklam eden. başkaları hem de kendisi tarafından yan­ lış anlaşılması ve haklı olmayı:tn umutları gerçekleştir­ mekte başarısızlığa uğraması onun kendi hatası değildi. Şubat devrimi. onun keskin Gal'li anlayışı kendisine başarı sağlaya­ madığı zaman. Burada üslup çoğu za­ man.ri. belagat yardımıyla. Buna. daha sonrdarı. Alman felsefe­ sine ait olduğu · varsayılan gürültülü süpükülatif mesleki dil.liyordu. kendi kendini yetiştirmiş birinin beceriksiz ve zevksiz ukalalığını ekleyiniz. Başlangıçta hem . Şonra. ben onun devrime 'ihaneti' konusunda koparılan feryatlara hiç katılmadım. aslında bir "Devlet Müşaviri" olan Dunoyer gibi bir ada­ ma yaltakianırken. 'olmadığı ve sahip bulunmadığı şeylerle övünmeyi şimdi gerekli bulan. bazı parçalar. İlk kitabındaki içten ve gerçek sıcaklık yerine burada. muhakkak. derin ve hat­ ta dürüst olmayan yakışıksız ve zalim bir tarzda hücum eden küçük burjuva zihniyetini ilave edin. Philosophie de la Misere.

Proudhon'un 'faizsiz kredi' ve bunun üzerine kurul­ muş olan 'halkın bankası' keşfi onun son ekonomik 'ic­ raatı' olmuştu. 59-64) kitabımda onun düşüncelerinin nazari temelinin burjuva ekonomi politiğinin ilk ögelerini. Thi. bir dev büyüklüğüne ulaştı. Yüzyılın başında ve 19. Proudhon'un 1850'de Ba. Yüzyılın ba­ şında bir sınıfın zenginliğinin başka bir sınıfa aktarılma­ sına yardım ettiği gibi. Thiers'in M.yededir. mevcut şartları kavramakta az bir kavrayış yeteneği göstermiş ol­ makla beraber. yani metalarla para arasındaki ilişkiyi bilmemesinden doğduğunun kanıtı ve ispatı bulunuyor. bu..zamanda geldi. Proudhon. Zur Kritik der Politischen Ökonomie. Haziran ayaklanmasından sonra. özel bir kredi şeklini ve faizi ortadan kaldırma­ yı sosyal dönüşüme temel yapmayı istemek. Bu düşüncelerin pratikteki tezahürü ise daha eski ve daha iyi geliştirilmiş şernaların basit bir kopyasından ibarettir. Yüzyıl İngi­ liz küçük burjuvazisinin ekonomik sözcüleri arasında da rastlanır. Gerçekten M. Fakat faiz getiren sermayeyi başlıca sermaye şekli diye görmek . tamamen bir küçük burjuva fantezisidir. Bundan başka M. Belli iktisadi ve siyasi şartlar altında kredi sistemi­ nin.ers'le kıyaslanınca: Proudhon. Bu ianteziye 18. Proudhon'un tek­ · liflerine karşı yaptığı ve sonradan yayınlanmış bulunan konuşma Fransız burjuvazisinin bir entelektüel· direğinin nasıl çccukca bir kaide basamağına oturtulduğunu meyda­ na çıkarmak gibi mutlu bir sonuç vermişti. gene de her türlü övgüye değer. işçi sınıfının kurtuluşunu hızlan­ dırmaya da hizmet edebileceği tartışmasız kabul edilebilir. büyük bir cesaret isteyen bir eylemdi. Millet Meclisinde yaptığı çıkış. yerinde ve sert dar· 245 . İngiltere'de 1 8 . ve hasmı. tufandan önce yaşamış . Bas­ tiat'ya bile yenik düşüyor.n 1859 (s. Berl.stiat ile faiz getiren ser­ maye konusunda yaptığı münakaşa Philosophie de la Mi sere'den çok daha düşük bir sevi.

Aslında bu.beler indirince. Bu. Birkaç yıl önce Proudhon. dan daha yanlış bir şey olamaz. onun ekonomik çıkarlarında da böyledir. tarihçi Raumer gibi. sa­ dece kötü değil. Bununla beraber. Artık ondan. Vaud Kanton Hükümeti­ nin teşviki ile sanırım. çelişik. Louis Bonaparte'a yaltaklandığı ve onu Fransız işçilerine kabul ettirmeye çalıştığı Coup d'etat (Hükümet Darbesi) eseri . fakat bayağı ürünler olarak nitelendiril­ melidir. Çelişik iki 246 . bunların önemi sadece Fransanın için­ de kalmıştır. dai­ ma "bir taraftan. Yüzyılın burjuva Volterciliğine ve 19. Proudhon sık sık Rousseau ile kıyaslanmıştır. Fakat gerçek bilimsel diyalektiği hiç bir zaman kavrıyamadığı için. küçük burjuva gö­ rüş açısına uygun düşer. ikili karakteri gösterir­ ler. Bundan başka. gülünç bir şekilde bağınp çağırmaya baş­ lıyor. Proudhon da Fransız laf cambazlığını lafla yenmek için elinden geleni yaptı. ve öteki taraftan" meydana gelmiştir. Nasıl büyÜk Petro Rus barbarlığını barbarlıkla yendiyse. saldırması büyük erdem taşır. ve Polonya'ya karşı yazdığı ve Çar'ın şe­ refine Polonya'yı utanmazca ele alan sonuncu eseri. Bununla beraber bu bayağtlık. O daha çok. ekonomik eserlerinin ayni. Proudhon'un diyalektiğe karşı tabii bir eğilimi vardı. Fransız sosyalistlerinin kendi dindarlıklarıyla 18. Dehanın son pırıltısı da burada söndü. bunlar da. sırf ve basit küçük burjuvadan baş­ ka hiç bir şey kalmıyor. demogojiden ve safsatadan öteye hiç gidemedi. onun küçük burjuva görüş açısı ile birlikte yürür. Theorie des lois civiles'i çok parlak bir kitap olan Nicolas Linguet'ye benzer. kendi ülkesinde dine ve kiliseye vs. vergilendirme konusunda bir mü­ sabaka denemesi yazdı. Bun­ . Onun siyasi ve felsefi yazılarına gelince. Yüzyılın Alman tanrı tanımazlığına üstün olmakla övündükleri bir zamanda. onun. Küçük burjuva.

k duygusu ister istemez söner gider. Eng_els tarafından yapılmıştır. Gelecek kuşaklar Fransız tarihinin bu en son aşama­ sını. Bilirnde şarla­ tanlık ve siyasette uzlaşıcı tutum. canlı çelişmedir. 24 Ocak 1865 5[Bu makalenin Almanca'dan Fransızcaya çevirisi F. . bana onun yargıcı rolünü yüklemiş olmanın sorumluluğunu da siz üzerinize almalısınız. Böylece Rousseau'yu iktidarla her türlü uzlaşmaya ben­ zer hareketten daima uzak tutmuş olan. .basit ahla. Geri'ye sadece bir tek güldürücü dürtü kalıyor ki o da konumuz olan kişinin benlik davasıdır. bazan rezalet derecesinde adi ve bazan çok parlak paradokslar halinde geliştirmeyi öğrenir.akım. Ve şu halde onun siyasi. anlık başarıdır. vazgeçil­ mez bir şeydir. Şimdi. her şeyinde böyledir. bu adamın ölümünden bu kadar kısa bir za­ man sonra.5 Karl Marx Londra. böyleleri için. Ve kendisi için tek mesele. O bir çelişme içinde yaşamaktadır. · şartlara göre. bilimsel. dini ve sanata değgin görüşlerinde de böyledir. kısa zamanda kendi çeliş­ ıneleriyle oynamayı. Derin saygılarımla. ve bunları. ca­ kah. bütün kendini beğenmiş insan� lar için olduğu gibi. çarpıcı. günlük başarıdır. onun maddi hayatına hükmeder. bu dönemin Napolyon'unun Louis Banapar­ te ve Rousseau-Voltaire'inin Proudhon olduğunu söyle­ mekle özetleyeceklerdir. Ahlakında.] 247 . belki de. Eğer Proudhon gi­ bi bir de istidatlı bir adam ise.

.

74. John (1811-1889) .199 Arkwright.216. 220. 84 B Blanqui. Nicolas (173o-.153 240 Bastiat. 227. Adam ( 1692-1765) .116 Jerome John Francis 10.iSiM iNDEKSi A Boisguillebert. Pavel Vasilyevich (1812c III 1887 . Jean-Pierre (1754-1793) Babbage. William bkz : Napoleon Adolphe c (1798- 1854) . John (1732-1792) - Bray. 72 (1809-1895) Bright. 228 155 Atkinson. 223.1792) . Frederic (1801-1850) .54 Cabet.i!9 Bonaparte. 17. Louis - Annenkov.245 Baudeau. (1792-1872) . Charles (1792-1871) .216 Brissot. Richard Bowring. 81. Pierre (1646-1714) - 71 Anderson. Etienne (17Ss-1856) 249 - 244 .

7. Charles (1772-1837) . XIV ( 1638-1715) . Bonapartiı ( 1769-1821) .Eugene . ( 1759-1840) (1715- 179 - Thomas ( 1787-1869) George (1811-1876) Huskisson. 49 Coopeı·.184 Elisee 123. 21. James 220 Robert . Louis .Joseph ( 1773-1851) - !{ant. 236. 54 240.'Charles II ( 1630-1685) Cherbuliez. 214. 10. 194 37. (1619-1683) 164 Constancio. 55. F Sinıon-Nicolas-Henry ( 1736-1794) . Eisenhart. Lndwig ( 1804-1872) Luis XV ( 1710-1774) . 12.218 (1770c1830) - 190 Daire.146. 199. 127.Xavie·r . William Ka:tl 11.145 Feuerbach. 125 161.91 Lemontey. Friedrich ( 182()-1895) . Georg . ( 1797- 98 K Droz. Richard (1777-1846) . John (1671-1729) .8. (1661-1727) . 1771) S. 243. 215. Ciande Hilditch. James 74 Joiıann ( 1825-1864) 55 36. F.10. 239 Thomas 1834) G Gray. 22. Helvetius.161. François . Jean-Baptiste . 8. 27.187 Louis .144. ( 1759-1839) - 105 Law. Wilhelm Friedrich (177()-1831) c. 234. 158 Linguet.37. 25. Thomas 200. Adrien . 17. Pierre-edouard (1762- 1826) . 237 Greg. Leon (1803-1854) . 25. 74 -. . 10. 238. 247 (1773-1836) . Immanuel ( 1724-1804) .21 Engels. l\1ill. ( 1766- ( 1818-1883) . 55.115.97 Ferguson.244 Hodgskin.116 - 239 Fourier. 9.179 John -Stuart (1806-1873) - 98 N H Nopoleon Harvey. 213. 235.72. (1809-1881) .Fran�ois .92. 52.65.218.99 Hope. 190. William (1578-1657) . 119. �rm. 117. l\Ialthus. William D . 244 L Lassalle. ( 1798-1847) 203. Charles ( 1786-1862) . . Antoine Hegel. 85. Ferdinand E Edmons. Lauderdale. John (1799-1850) l\1arx.166 250 I. Adam ( 1723-1816) . 242 Dunoyer. 19(). 85. 1869) -. 25. 121.246 Faucher.179 Colbert.239-240 15. 241 239.14. Thomas Rowe (1803-1889) .

228 V Villeneuve-Bargemont. 144. Michael . 27. 47. 159. (1052-1108) Proudhon. (1712-1780) (742-814) . 60. 23 Adolf (1835-1917) - 15 Weitling. L ouis-Adolphe 242 Rodbertus. 34. - (1767-1832) Nassau 50. 85-104. 18. Adam Thiers. 121-134. 74. R Ricardo. 245 Tooke. 1835) 100 92 (1797-1877) (1785-1833) (1774-1858) - 98 (1778-1857) - 155. 70.134 1778) François-l\'larie . Andrew 156.92 1865) . 96. 96. .Sand. Pellegriııo Luigi (1787-1848) Rousseau.247 Wagner.8. 15. 15.246 William (1804-1876) 1875) . 115-119. 69. 47. Fraııçois ( 1781-1873) (1833- Jean-Charles-Leonard 68- 229 Raumer. 169 10. Rossi. d'Oraııge (1650-1702) 170 Wyatt.246 137. 70. 106-111. 61. 1864) . o Owen.91. Johann - 143. (180517. 115. 237 229. (1694- 246. 158. Wiiiiam ( 1723-1790) . Thomas (1780- ·william. 222. 58.7-9. 238 (1672-1687) Petty. 37. p Petro George Jean-Baptiste 37. 195 143 Jean-Baptiste 186-189. 22. 52-56. 141-149. 199. 161-175. 81. Steuart. 139. 156. 238-247 Quesııay. 71-74. James 105. . 17.34. - William 168 1778) 155. Thomas Jean-Jacques Ure.155 . 97. 116. - . Schweitzer.123-124 III Napoleon (Louis Bonaparte) 246 ( 1808-1873) Robert (1771-1858) - 190 Philip I (1623-1687) - 184 69. 21. 48-55. 73. 145 T (1694-1774) 174-178. Senior. Şarlman 1875) - (1772-1823) 20. (1773-1842) Piene-Jose!)h 32-44. 28.9 s Sadler. Sismondi. Kaı:I 14. Thompson. - 24. John (1700-1766) .169 u Voltaire. 151-155. (1790- 177-184. (1809- 58C66. 137.98 Smith. Say. 54. s Frederick-Ludwig-Georg David 36. 8-11. - 90. JeancPaul Alban (1784-1850) . 213. 46-49. 247 w (1712- . Wilhelm (1808-1871) .

Sanayi Caddesi Demir iş Hanı 52. Sorumlu Yönetmen : Muzaffer Erdost. Ankara Yönetim Yeri: .SOL YAYlNLARI.

10 lira .