ORTADOĞU
Bemard Lewis

ORTADOĞU
Bem ard Lewis

3- BASKI

Çeviri: Selen Y. Kolay

arkadaş

arkadaş YAYINEVİ
Mithatpaşa Cad. 28 / C Ankara
Tel: (0312) 434 46 24 (4 hat)
Faks: (0312)435 60 57
e-posta: info@arkadas.com.tr
www.arkadas.com.tr

Kitabın özgün Adı:
The Middle East, Bemard Lewis

1. baskı, VVeidenfeld & Nicholson, 1995
2. baskı, Phoenix Press, 2000
3. baskı, Phoenix Press, 2003

© Bemard Lewis, 1995

Orion Publishing Group Ltd. ile yapılan Özel anlaşma sonucu
yayınlanmıştır.

© Türkçe yayım hakları arkadaş yayınevinindir. Yayıncının yazılı izni
olmadan hiçbir biçimde ve hiçbir yolla, bu kitabın İçeriğinin bir kısmı ya
da tümü yeniden üretilemez ya da dağıtılamaz.

ISBN: 9 75 -5 0 9 -4 4 2 -3

ANKARA, 2006
3. BASKI

Çeviri Selen Y. Kolay
Yayına Hazırlık Mehtap Çayırlı
Sayfa Düzeni Mehmet Yaman
Baskı Özkan Matbaacılık ve Gazetecilik Ltd. Şti.

İÇİNDEKİLER

Önsöz

1. KISIM Giriş 1

2. KISIM Geçmiş
1 Hıristiyanlık Öncesi 23
2 İslamiyet Öncesi 37
3. KISIM İslam iyet’in Doğuşu ve Yükselişi
3 Kökenler 57
4 Abbasi Halifeliği 84
5 Bozkır Halklarının Gelişi 97
6 Moğöllar’ın Ardından 116
7 Barut İmparatorluktan 127
4. KISIM Kesitler
8 Devlet 153
9 Ekonomi 181
10 Seçkinler 207
11 Halk 238
12 Hukuk ile Din 253
13 Kültür 283
5. KISIM M odern Çağ
14 Mücadele 315
15 Değişim 331
1 6 Etki ve Tepki 353
17 Yeni Düşünceler 365
18 Savaşlar 385
19 Özgürlükler 415
Notlar 453
Kaynakça 458
Takvim H akkında 460
Kronoloji 462
Haritalar 470
D izin 481

ÖNSÖZ

Ortadoğu’nun tarihini tek bir ciltle anlatan, çoğunluğu İs­
lamiyet’in ortaya çıkışıyla başlayan ya da Hıristiyanlık çağının
başlangıcıyla^sona eren birçok kitap yazılmıştır. Ben kitabıma
Hıristiyanlığın ortaya çıkışı ile başlarken iki amaç güdüyorum.
İlk amacım, İslam Devleti’nin kurulması ve Hz. Muhammed’in
görevinin odağındaki İslamiyet öncesi Arabistan ile büyük Bi­
zans ve Pers imparatorluklarım tarihteki mütevazı yerlerinden
kurtarmaktır. Yüzyıllardır Ortadoğu’yu parçalayan ve paylaşan
bu birbirinin karşıtı güçler yüzeysel bir yaklaşımı hak etmiyor
doğrusu.
İkinci amacım ise, bugün tanıdığımız Ortadoğu ile bölgenin
tarihi belge ve anıtlan aracılığıyla tanıdığımız eski uygarlıkla-
n arasında köprü kurmaktır. Hıristiyanlığın başlangıcında, baş­
ka bir deyişle Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasındaki dönemde,
Pers İmparatorluğu’nun batısında kalan bölgeler Helenleştir-
me, Romalılaştırma ve Hıristiyanlaştırma süreçlerinden sırasıyla
geçerken eski uygarlıkların tüm izleri olmasa da anılan kaybol­
muştur. Kaybolan anıların bir bölümü modem çağ arkeologlan
ve doğubilimcileri tarafından yeniden günışığına çıkarılmıştır.
İlkçağ’ın sonlarından başlayarak Ortaçağ’dan modem Ortado­
ğu’ya kadar doğrudan süregelen bağlantılar dikkate değerdir.
Ortadoğu tarihinin kaleme alınması için yapılan ilk modem
girişimlerde, tarihin derinlemesine ve kolay anlaşılmasında ol­
mazsa olmaz değilse bile zorunlu olan siyasi ve askeri olayların
tarihçesine önem verilmiştir. Tarihçilere teşekkürlerimle birlik­
te, çok gerekmedikçe siyasi tarihi anlatmadan, özellikle ekono­
mik, toplumsal ve en önemlisi kültürel tarih üzerinde durdum.
Bu bakış açısıyla, çağdaş kaynaklardan yararlandım; tarihçeler,
seyahatnameler, belgeler, yazıtlar, zaman zaman da öyküler ve

ÖNSÖZ

şiirlerden alıntılar yaptım. Kaynakların var olan İngilizce çevi­
rilerini kullandım, çevirisi olmayanlan kendim çevirdim. Yazılı
belgelerin yanı sıra, resimlerin katkısı da çok önemli oldu. Me­
tinlerden ve hatta analizlerden çok da kolay elde edilemeyen
görüşler sağladılar.
Böylesine önemli, zengin ve hareketli bir bölgenin iki bin yıl­
lık tarihini bir kitap cildine sığdırmaya çalışmak, taşıdığı önemin
büyük bir kısmına değinememeyi de beraberinde getiriyor. Bu
konuda çalışan her araştırmacının kendi seçimini yapması gere­
kiyor. Benim de kendi kişisel seçimimi yapmam gerekti. Daha
çok en özgün bulduğum olaylara, kişilere ve durumlara önem
verdim. Ne kadar başarılı olduğuma siz okurlarım karar verecek­
siniz.
Princeton Üniversitesi’deki genç araştırmacılar, David Mar-
mer, Michael Doran, Kate Elliott ve Jane Baun’a bu kitabın ha­
zırlanmasında ve sizlerle buluşmasındaki önemli katkılan için
teşekkürlerimi ve takdirlerimi sunuyorum. Özellikle titiz, bilim­
sel ve eleştirel yaklaşımı için Jane Baun’a sonsuz teşekkürler.
Asistanım Annamarie Cerminaro’ya kitabın ilk taslağından son
durumuna kadar her aşamasındaki özenli ve sabırlı katkısı için
teşekkür ediyorum. Kitabın resimlendirilmesi, editörlüğü ve ya­
yınlanmasında değerli emekleri ve sabırlan için Benjamin Buc-
han, Tom Graves ve dizini hazırlayan Douglas Matthews’e te­
şekkür ediyorum. Kitabın hazırlanma sürecini hızlandırmak ve
sonucun niteliğini artırmak için çok çaba gösterdiler.
Katkıda bulunan herkese, kabul ettiğim tüm önerileri ve fi­
kirleri için teşekkür ediyorum; kabul etmediklerim için ise ken­
dilerinden özür diliyorum. Bundan da açıkça anlaşılacağı gibi,
kitapta olabilecek tüm hatalar bana aittir.
BERNARD LEWIS
Princeton, Nisan 1995

1. KISIM

Giriş

.

tavla oynarken bir kenardaki televizyon ya da radyoya kulak verdikleri kahvehane ya da çayhanelere Ortado­ ğu'nun pek çok şehrinde sıkça rastlanır. GİRİŞ Gün içinde herhangi bir saatte insanların. dış görünüşü. Açıkça görülen ilk ve en belirgin değişiklik giyiniş biçimin­ dedir. bu değişim toplumun kendisinden kaynaklanır. Ortadoğu’da gerçekleşen değişiklikler ise. Ortadoğulu’nun kendi geleneklerine tü­ müyle yabancı topîumlardan ve kültürlerden kaynaklanmıştır. Böyle bir fark. bu durumun tam aksine dış kaynaklıdır. kendisinin ve daha önce de anne babasının yaşamlarım etkilemiş olan değişiklikleri taşımaktadır. Avru­ pa'daki bir kahvehanede bulunan insanlar için de söz konu­ sudur ama bu iki farklılık birbirine benzemez. Birkaç istisnası ol­ makla birlikte. görünüş. özellikle de Akdeniz Avru­ pasızdaki kahvehanelerdeki insanlardan farklı değildir. Avrupalı’nm gi­ yim. yüz yıl önceki insanlardan ise bambaşkadır. tav- n. aslında yalnızca erkeklerin. hatta kimliği ile mo­ dem çağlarda Batı’dan gelip Ortadoğu’yu etkisi altına alan son derece güçlü ve yıkıcı değişiklikleri simgeler. tavır ve davranışlarında ortaya çıkan değişiklik­ lerin neredeyse tamamı Avrupa kökenlidir. giyinişi ve davranışlan. Hali. gazete­ lerini okuyup. istisnalar ise yakın ilişkide bulunulan Amerikan toplumu ndan etkilenmiştir. Geleneksel giysiler giymesi de olasıdır ama şehirlerde 3 . Kahvehanedeki bir masanın başında bir iskemleye oturmuş ga­ zete okuyan adam. Ancak elli yıl önce aynı yerde bulunan insanlardan çok farklı. Ortadoğu’daki kahvehanelerde zamanlarını geçiren insan­ ların dış görünüşleri Avrupa’daki. bir masada oturup bir bardak çay ya da bir fincan kahve içerken yanında da sigaralarını tellendirdikleri.

Yakın zamanlara kadar. "Onlar gibi olmamak için kafirler gibi giyinmeyin” genel bir uyandır. her dini zümrenin.GİRİŞ buna pek rastlanmaz. Allah'ın “Kurban gününde tuhaf biçimde giyinen herke­ si” cezalandıracağı yazıyordu. ayırt edici bir giyiniş şekli vardır. soğuk­ tan ve sıcaktan korunmak için değil. Genellikle Batı tarzında gömlek ve pan­ tolon ya da günümüzdeki gibi tişört ve kot giyer. Muhammed’e atfedilen bir hadise göre “başörtüsü. o kişi yaşarken ne kadar fazla önemli olduğu ortada­ dır. her aşiretin. yy’da peygamber Zephaniah’m kitabında (1:8). kişinin yaşarken giydiği başlığın mermerden yapılmış bir benzerinin mezar taşlarının üzerinde yer aldığım anımsayacaktır. her etnik grubun. inanç­ sızlıkla inanç arasındaki sınır” olarak kabul ediliyor. bazı yerlerde günümüzde bi­ le. kimliğini tanımlamak. Mezar taşlarında kişinin yaşarken yaptığı mesleği sim­ geleyen başlık yer alır. Hz. De- 4 . M. Yakın zamanlara kadar Türkçedeki “şapka giymek” deyi­ mi İngilizcedeki “to tum one’s coat” (paltosunu tersyüz etmek) şeklindeki-eski bir deyimle aynı anlamda kullanılıyordu. yalnızca örtünmek. Bir baş­ ka hadise göre. Osmanlı dönemine ait mezarlıklan görenler. belki bir takke ya da daha geleneksel bir şey giyme­ si olasıdır. Bir ka­ dıya ait mezar taşında kadı sarığı. Giyinmek. “diğerlerine benzemeye çalışan onlardan bi­ ri olur”. VII. kendi ayırt edici giysilerini giymeleri buyrulur. Museviler’in ve sonra da Müslü­ manların kitaplarında inananların inanmayanlar gibi giyinme­ meleri. özellikle dünyanın bu bölgesinde.Ö. Bir kişiyi mezarında da bırakmayan bir ayrımın. kökenini göstermek ve aynı gruptakilerce tanınmak için çok önemlidir. her böl­ genin ve bazen de her meslek grubunun kendine özgü. bir yeniçerinin mezar taşın­ da katlanmış elbise koluna benzeyen özel yeniçeri başlığı bu­ lunur. Kahvehanede oturan adamın (Türkiye dışında) hâlâ bir tür şapka.

Başın örtül- . Müslüman hükümdarlar. Askeri üniformalardaki en son değişildik şapkada oldu. Modernleşmenin gerçekleştiği pek çok alanda olduğu gi­ bi giyimde de değişimin başlangıcı askeriye ile olmuştur. Batı tarzında üniformalarını ve teçhizatlarını da benimsediler. istemeyerek de olsa düşmanlarının silahlarının yanı sıra. XVIII. desen ve rengiyle toplumsal ya da bölgesel aidiyetini simgeleyen ge­ leneksel bir şapka giyiyor olması mümkündür. yy sonlarında Osmanlı ordusundaki ilk reform çalışmalarında Batılı silahlan ve talim yöntemlerini be­ nimsemelerinin gerekli olduğu düşünülse bile. ancak üniforma ve siperli kasket için herhangi bir zorunluluk olmadı­ ğı halde hâlâ giymektedirler. Batılı üniforma- lan benimsemeleri gerekli değildi. savaş alanlarında ordu­ larının kafir düşmanlar karşısında peş peşe yenik düşmesiy­ le birlikte. özellikle de şapkanın Batılılaş­ ma süreci. İran’da bile du­ rum aynıdır. Ço­ ğu Arap ülkesinde kahvehanedeki adamın bugün bile. Bu. Ortadoğu’nun modernleşme aşamalannı gösterme­ si açısından önemlidir. Bu seçim. kurumlannı. Öte yandan Arap ülke­ lerinde featı tarzında şapkalar nadir kullanılır. reformcular açısından büyülü bir çeki­ ciliğe sahipti. Giyinme tarzının. Libya ve İran İslam Cumhuriyeti de da­ hil olmak üzere tüm Müslüman ülkelerin modem ordulan tara­ fından yapılmıştır. Batılı silahların ve taktiklerin etkileri ve güç­ leri nedeniyle tercih edilmeleri bir zorunluluk olmuştur. Ba­ tılı askeri üniformalar. GİRİŞ yimin anlamı dininden dönmek. başka dine geçmekti. kasket ya da dindarların giydiği baş­ lık gibi pek çok türde şapka kullanıldığı düşünüldüğünde artık bu deyimin anlamını kaybettiği açıktır. askeri değil toplumsal bir seçimdi. Bu tarz değişikliği. Günü­ müzde Türkiye’de şapka. şiddetle ve net olarak karşı çıkanlar için bile Batı kültürünün süregelen çekici­ liğinin ve otoritesinin bir kanıtı olmuştur.

Museviler gibi bir saygı ifadesi olarak başla- n örtülü ibadet ederler. Bu türden bir değişim ilk değildi. Ortadoğu’daki Müslüman ordulan Batılı üniformala­ rın neredeyse aynısını giymişler ancak uzunca bir zaman Ba­ tılı şapkalan giymeyip. yy’da Ortadoğu’nun Müslüman topraklan Moğollar tarafından fethedilmiş. Hz. Toplumsal sembolizmin uzmanı olan Atatürk.başlamışlardı. Müslümanlar için önemli bir nokta da çoğu Avrupalı şapka tarzının siperli olması nedeniyle namaz kılmaya engel oluşuydu.GİRİŞ meşinin sembolik durumu açıkça ortadadır. XIX. Moğolların himayesine hiç girmemiş olan Mısır’da bile Müslüman emirleri Moğollar gibi giyinmeye. Mah- mud (padişahlığı 1808-1839) Arapçada “tarbış” adı verilen ye­ ni bir şapka türünü. fesi getirmişti. fesin ve geleneksel erkek şapkalarının yerine Avrupa­ lI şapka ve kasketlerin giyilmesi yasasını koyarken. Önceleri kabul görmeyen ve kafir icadı olarak görülen fes zamanla kabul edilerek Müslü­ manlığın bir simgesi haline geldi. yy’ın ilk önemli reformcularından Sultan II. Hıristiyanlar’ın ak­ sine Müslümanlar. Moğollar gibi uzatmaya . Kendisi de. ona karşı çıkanlar da verdiği bu önemli top­ lumsal karann anlamını çok iyi biliyorlardı. yaptığı şey kesinlikle bir otoritenin yersiz kaprisi değildi. XIII. onların teçhizatlarını kullanmaya ve Müslümanla­ rın adetleri saçlarım kısa kesmek olduğu halde. ya­ nında olanlar da. geleneksel şapka tarzlarını sürdürmüş­ lerdir. Mu- hammed döneminden sonra ilk olarak Müslüman olmayan bir hükümdar başa geçmiş ve Müslümanlar askeri alanlarda Mo­ ğol yöntemlerini benimsemişlerdi. Müslüman ordularının Moğolların üni­ 6 . Türkiye Cumhuriyeti’nin ku­ rucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1925’te fesin kaldırılması da tıpkı kabul edilirken olduğu ka­ dar sert tepkilere yol açtı. Müslüman ibadeti olan namaz. alın ye­ re değerek secde etmeyi gerektir ancak şapkanın siperi bunu engeller.

modernliktir. Mahmud’un askeri giyim reformundan önce ve sonra yapılmış iki portresi Topka- pı Sarayı’nda yer almaktadır. İlk kez o dönemde siviller için giyim kanunlan konuldu ve uygulandı. diğer memurlara da yayıldı. Askeriyeden sonra sarayda değişimler olmaya başladı. Portrelerden birinde geleneksel Osmanlı giysileriyle. Sul­ tanın giysileri Batıkların aynısı gibi görünmemesi için farklılaş- tınlmaya çalışılmış ama çok farklı olmayan yine Batı giysisi gi­ bi görünen bir değişim geçirmişti. Or­ tadoğu’daki Moğol hakanlarının Müslümanlığı kabul etmeleri­ nin ardından. XIX. Bu neden. Aynı ressamın yaptığı anlaşılabi­ len bu iki portrede II. Mahmud aym atın üstünde. Moğolların üniformalarının. toplumsal yapının önemli bir değişim içinde olduğunun gös­ . be­ nimsedikleri Moğol tarzım bırakmalarım. Mısır sultanı askerlerin saçlarını kesmelerini. geleneksel Müslüman giysilerini ve şapkalarını giymelerini emretmişti. Böyle bir deği­ şiklik modem Müslüman ordularında henüz olmamıştır. Osmanlı saray memurlarının giymeye başladık- lan pantolon ve redingot. Sultan II. aym açıdan görünür. Giysilerdeki bu değişim. Sultandan sonra sarayda da Batılı giyim tarzı etkili olmuş­ tur. teçhizatla­ rın ve saç biçimlerinin etkileri 1315 yılına kadar sürmüştür. Atatürk daima yaptığı gibi konuyu temelinden ele alarak “Uygar giysiler giye­ lim” derken neyi anlatmak istemiştir? Eski uygarlıkların giysile­ ri neden uygar değildir? Atatürk’e göre uygarlık. benimsedikleri şeylerin zamanla­ rının en önemli askeri gücünün dış görünüşünü ve taktikleri­ ni simgeliyor olmasıydı. GİRİŞ formalarını ve teçhizatlarım benimsemelerinin nedeni bugün giydikleri üniforma ve siperli şapkaları benimseme nedenleri­ ne dayanıyordu. diğerinde pantolon ve ceket ile resmedilmiştir. yani Batı uygarlığıdır. yy sonlannda artık Osmanlı topraklanndaki tüm devlet memurları türlü pantolon ve ceketler giyiyorlardı.

Eski İran’da veya kutsal İslami tarihlerinde yer almamasına 8 . Kah­ vehanede kadınlara nadiren rastlanır. zengin olanlann gittikleri pahalı otel ve kafelerde modem giyimli. Müslümanlann kadın ahlakı ile ilgili kuralları bu du­ rumu oldukça kritik bir sorun ve sıkça gündeme gelen bir tar­ tışma konusu haline getirmiştir. İran’da da işçi sınıfının ve kırsal kesimde yaşayanların Batılı giysileri benimsemeleri uzun sürmüştür ve henüz tamamen be­ nimsenmemiştir. kesinlikle peçeyi ya­ saklamamıştır. dev­ letler de yazılı bir anayasa. Kadınların giyiminde Batılılaşmaya ve modernleşmeye kar­ şı direniş güçlü olmuştur. bugün de olduğu gibi. hiçbir zaman erkeklerdeki orana ulaşa­ mamıştır. onlar da çoğunlukla ge­ leneksel giyim tarzına uygun olarak örtünmüşlerdir. başka bir deyişle Batılı tarzı giyinmiş kadınla­ ra rastlanır. başka bir ciddi değişimi göstermektedir. Atatürk bile erkekler için fesi ve geleneksel şapkaları yasakladığı halde. Kravat takmayı benimsemeyerek Batılı geleneklere ve kısıt­ lamalara karşı koyduklarını göstermeye çalışmışlardır. bir yasama meclisi ve çeşitli seçim biçimleri kullanarak Batılı tarzı ceket ve şapka giymiş olmakta­ dır. Ama ba­ zı ülkelerde.GİRİŞ tergesiydi. radikal ülkelerde giyimde gerçekleşen değişim. erkeklerin başlıklarının kaldırılmasındaki gibi kanuni yaptırımlar değil. İran’da bu bo­ yuttaki bir değişimin gerçekleşmesi zaman almıştır. Batı karşıtı. çok sonralan yaşanmıştır. Bu ülkelerde yaşayan- lann tamamen olmasa bile bazı Batılı giysileri giymesi gibi. başka konu­ lardaki gibi farklı kadın gerçeklerini ortaya koymaktadır. 1979 İslam Devrimi’nden sonra bile İran Cum­ huriyeti devlet adamları Batılı tarzı ceket ve pantolon giymişler­ dir. Değişim. Osmanlı’da da. Yeni giyim tarzı memurlardan sonra şehirlerde ya­ şayan halk arasında da benimsenmeye başladı. Peçenin kaldırılmasını. Kadın giyimindeki değişiklik süreci. toplumsal bas­ kı sağlamıştır.

Halılarla kaplanmış minderlerde ve divanlarda (divan sözcüğünün kökeni Ortadoğu’dur) oturur. Sigara Batı. hem başkaldından korkan devlet adamlarının. y /ın başında yapılan Osman­ lI minyatürlerinde Oşmanlı saray kutlamalannda AvrupalIların figürleri yer alır. Kahve ise XVI. Avrupalılar ceketleri. hem de bu tür keyif verici maddelerin İslam hukukuna aykın olmasın­ 9 . Arapiar ağacın az. Tütü­ nün Ortadoğu’ya XVII. daha doğrusu Amerikan kökenlidir. Suriye ve Türkiye’ye gitmiş­ tir. yyün başında İngiliz tüccarlar tarafın­ dan getirildiği ve çok kısa sürede popüler olduğu bilinmekte­ dir. Türk tarihçileri kahvenin Kanuni Sultan Süleyman’ın zama­ nında (1520-1566) biri Halep’ten. bir sandalyede otururken bıraktığımız adama dönecek olursak. Antik çağlarda ve Roma döneminde Ortadoğu’da masa ve sandalye kullanılırdı ama Arap fetihlerin­ den sonra yok oldular. yy’da gelmiştir. GİRİŞ rağmen. Kahvehane kültürünün oluş­ ması.' Kahve çok rağbet gör­ müştür. Osmanlılar konukseverlikleri ile tanınırdı ve Avrupa­ lI konuklarını sandalye ile ağırlamışlardı ama kendileri kullan­ mazlardı. Habeşistan’da çıkan kahve Güney Arabistan’a oradan da Mısır. öyle ki Halepli kahvehane sahibinin üç yıl içinde beş bin altın kazandığı rivayet edilir. Yün ve deri bol olduğu için ev­ leri ve tüm binalan döşemekte. Kahvehanedeki adam şimdi kahvesini içerken sigarasını tüt­ türüyor. pantolonlan ve şapkala- nyla birlikte üzerine oturduklan sandalyeleri ile OsmanlIlardan ayrılırlar. İran İslami Cumhuriyeti’nde durum böyledir:" Kahvehanedeki bir masa başında. her iki eşya da Batı etki­ sinden gelen yeniliklerdir. tahtanın değerli ol­ duğu bir ülkeden gelmişlerdi. diğeri Şam’dan gelen iki Su­ riyeli tarafından getirildiğini ve bunların İstanbul’un ilk kahve­ hanelerini açtıklarım söylemektedirler. XVIII. giysileri yapmakta bunlan kul­ lanırlardı. süslemeler yapılmış tepsilerde yemek yerlerdi.

bölgenin büyük bölümünde. modem İsrail devletinde siyasi ve gündelik dil olarak yeni­ den kullanmaya başladıktan İbranice tek istisna olarak kalmış­ tır. Farsça'nın başına gelenler. l633’te Sultan IV. Gazete. Ve­ rimli Hilal’de (Mezopotamya-Suriye ve Ürdün bölgesi). Türkçe- nin de başına gelmiştir. Ancak reformcu Cumhurbaşkanı Mus­ tafa Kemal Atatürk. İran’da konuşulan eski dilde değişiklikler olmuş ama yeri­ ni Arapça’ya bırakmamıştır.GİRİŞ dan kaygılanan din adamlarının telaşa kapılmasına yol açmıştı. Ortado­ ğu’da en yaygın kullanılan dil olan Arapça dilinde basılır. 10 . çok sayıda Arapça sözcük Farsça’ya geçmiştir. Kuzey Afrika’da ve Mısır’da eski çağlarda konuşulan diller yalmzca di­ ni törenlerde ya da küçük azınlıklar arasında kalmak suretiyle yok olmuştur. tek tek kişileri ve toplumun tamamını etkileyen en genel ve büyük değişiklik­ lerden biridir. Türki dil ailesinden dil­ lerin konuşulduğu Sovyetler Birliği’nin bazı eski cumhuriyetle­ rinde deTürklerdeki durumun benzerine rastlanır. Tütünün destekçileri ve karşıt­ lan arasındaki tartışmalar sürerken. Ay­ nı çağda yaşamış Osmanlı yazar Katip Çelebi tütünün yasallaş­ tırılmasını kendi bağımlılığı yüzünden değil. Musevilerin dini ve edebi dil olarak korudukla­ rı. Ancak İslamiyet’in yayılmasıyla bir­ likte Arap harfleri kullanılmaya başlanmış. Türkçenin yazımında kullanılan Arap alfa­ besinin yerine yeni Latin alfabesini getirmiş ve böylece önemli bir kültürel değişimi gerçekleştirmiştir.1 Kahvehanedeki adamı gazete okurken ya da birinin oku­ duğu gazeteyi dinlerken görebiliriz. 1634'te tütün tiryakisi olma­ sı nedeniyle görevinden alınarak sürgüne gönderilen baş müftü Mehmed Bahai Efendi’nin fetvasıyla tütün yasal ilan edildi. Murad kahveyi ve tütünü yasaklamış ve içen­ lerin öldürülmesini buyurmuştu. yasak olanın da­ ha çok istek doğuracağı ilkesinden ve halkın yararına yapıldı­ ğım söylemiştir. Gazete.

işçi­ lere kağıt para ödeyip vergilerini altm olarak almak istedikleri için paraya karşı doğan güvensizlik nedeniyle başarılı olama­ mıştı. halkın tamamı­ nın kültürünü etkileyecek denli güçlü olamamış ama başlangıç noktası olmuştur. Ancak mat­ baanın hiç bilinmiyor olmadığı. matbaanın icadı ile ilgilenmiş. Latin ve Yunan alfabeleri. Matbaanın Ortadoğu’ya girişi Çin’den değil. yy’ın başında İstan­ bul’da kurulan ilk Müslüman matbaasında Hıristiyan ve Muse­ vi ustalar çalışmışlar. yeteneklerini ve bunlan üretme bilgisini de getirmişlerdi. Mat­ baa ile birlikte. düşüncele­ rini. Or­ tadoğu’ya matbaayı 1492’de Ispanya’dan sürgün edilen İspan­ yol Musevileri’nin de getirdiğine ilişkin kaynaklar vardır. işaret ve resim diz­ gelerinin geliştirilmesi ile bulunan ilk alfabenin anavatanı Or­ tadoğu’dur. Yazı­ nın bulunmasından önce kullanılan simge. VIII. Türkiye’den olmuştur. Alfabe ile metinlerin yazıl­ ması ve çözümlenmesi kolaylaşırken. Gutenberg ve ilk matbaa makinesi ile ilgili birkaç satır bile yazmışlardı. Osmanlı arşivlerindeki vasiyetname belgele­ rinden. Öte yandan. Uzakdoğu’da ortaya çıkan matbaa Batı’ya doğru ilerlerken Ortadoğu’ya uğramamıştır. Kafir. XIIL yy’ın sonlarında İran'ın Moğol hükümdarların kağıt para basma girişimleri. Arap. Avrupa’daki Arapça harflerle basılmış kitaplan Müslü­ manların satın aldığı anlaşılmaktadır. basılı kitaplarla Batı el sanatlarını. XVIII. Ortaçağ’da kullanılmış bir tür tahta baskısı izlerinden anlaşılmaktadır. 11 . Bu etkinlikler. İbranı. Levant kı­ yısında (Doğu Akdeniz) yaşayan ve ticaretle uğraşan halkların ilk alfabelerinden kaynaklanmıştır. GİRİŞ Antik çağlardan itibaren Ortadoğu’da yazıya rastlanır. ülkelerde olanlarla ilgilenmemeyi tercih eden Osmanlı tarihçileri. yy’da Çin’den kağı­ dın gelmesi ile yazılı metinlerin üretimi ve yayılması çok daha hızlı olmuştur. Musevileriden sonra Müslüman olmayan başka topluluklar da benzer etkilenmeye yol açmıştır.

1795’te Fransız Elçiliği’nde basılmış olan Gazette Française de Constantinople’dir. Yazılı ve sözlü ile­ 12 . Kahire’de Fransızlar tarafından Arap­ ça bir gazete çıkarıldığı konusunda bilgiler olmasına karşın. Cuma hutbesinin de­ vamında alman önlemler ve yeni politikalar anlatılırdı ve vergi­ lerin kaldırılması kamu yerlerinde yazılı şekilde bildirilirdi. Vezil-el Gassani lakaplı Muhammed ibn Abdül Vahab. bu­ güne kadar bu gazeteye rastlanmamış olması. Ortadoğu’da basılan ilk gazete. Dua­ da hükümdarlardan birinin adının söylenmemesi ya da yeni bir ad eklenmesi değişiklik olduğuna işaretti. önemli değişiklikleri çeşitli yollarla halka bildirirlerdi. Geleneksel Müslüman toplumlannda hükümdarlar. Sikkelerin üze­ rindeki yazılar ve camilerdeki cuma hutbesi bu amaç için kulla­ nılırdı. Fransız vatandaşlan için basılmış olmasma karşın. l690’da Fas’ın İspanya elçisi olan. Resmi tarihçilerin yayınladığı yazılı belgeler önem­ li olaylan haber vermek amaçlı kullanılırdı. Sa­ ray şairleri hükümdar için övgü şiirleri yazarlardı. gazetenin haya­ ta geçirilmemiş olduğunu göstermektedir.GİRİŞ Gazetelerin oltaya çıkışı çok sonra olduğu halde. General Bonaparte aracılığıyla Mısır’a ulaş­ masından sonra Kahire’de Fransız gazeteleri ve resmi gazetele­ rin basımına başlanmıştır. Bu şiirler ko­ lay ezberlenebildiği ve hızla yayıldığı için halkla ilişkiler amaç­ lı olurlardı. Osmanlı sultanla­ rının askeri başarılarını bildiren zafer mektuplan olan fetihna­ meler başka bir halkla ilişki kurma yoluydu. Basın Ortado­ ğu’ya doğrudan Fransız Devrimi’nin bir sonucu olarak girmiş­ tir. Sikkelerde ve hutbelerde hükümdarın adı geçerdi. Fransız olmayanlar- ca da okunmuştur. yy’da Osmanlılar’ın Avrupa matbaasını bildikleri ileri sürülmekteydi.2 XVIII. Müslü­ man aydınlar basının olanaklannın ve elbette tehlikelerinin far­ kındaydılar. gazetelerden “haberler yazdığı söylenen ama sansasyonel yalanlarla dolu yazılar basan yazı fabrikaları” olarak söz etmiştir.

O zamanın bir makalesinde. Mehmed Ali Paşa önce Fransızca. Ortadoğu’ya Kinin Savaşı ile gelen ve o zamana kadar gö­ rülmeyen bir iletişim sağlayan telgraf. Ortadoğu’da yerel bir matbaanın kurulması. bir ferman elde eden ilk kişi olan William Churchill adında bir İngiliz’dir. Churchill. çok gazete birkaç sayı yayınlanıp kapanmış oldu­ ğundan tam bir arşiv bulunmamaktadır. bölgede bugün de sürmektedir. çağdaş ve rakip olan iki önemli reformcu yönetici. Churchill’in gazetesi. ”3 sözleriyle anlatılan basının bu durumu ve işlevi. sonra da diğer Ortadoğu­ 13 . Gazetenin sahibi ve editörü. res­ mi olmayan ilk gazete 1840’ta İstanbul’da Türkçe basılan Ce- ride-i Havadis’tir. uzun bir zaman yal­ nızca resmi gazeteler oldu. ithal bir yenilik olan gazeteyi de nasıl kullana­ caklarını biliyorlardı. sonra da Arapça resmi gazete ile Sultan II. Ceride-i Havadis haftada beş gün çıkma­ ya başlamıştı. Gazete basımının Ortadoğu’daki tarihini yazmak oldukça zordur. Ortadoğu’da yayınlanan gazeteler. Böylece önce Türkler. Mahmud ise Fransızca ve Türkçe bir gazete ile işe başladı. Baş­ ka konularda olduğu gibi bu konuda da Mehmed Ali Paşa ön­ cü olmuş. gazete basımının dö­ nüm noktası olmuştur. GİRİŞ tişimi yönetime destek için kullanma deneyimi olan Müslüman hükümdarlar. bir padişa­ hın daha iyi yapabileceği ilkesinden hareketle onu izlemiştir. “Ga­ zetenin amacı hükümetin karar ve emirlerini halka bildirmek­ tir. Kırım Savaşı için bölgeye ge­ len İngiliz ve Fransız savaş muhabirlerinden biriyle anlaşmış ve raporlannı Londra’daki gazetesine göndermesini sağlamıştı. Ga­ zete belirli aralıklarla düzensiz olarak yayınlanmasına rağmen varlığım sürdürebilmiştir. Mısır’da Mehmed Ali Paşa ve Osmanlı Sultanı II. Pek. Mahmud tarafından gerçekleştirilmiştir. Bilindiği kadanyla. Sultan Mahmud da bir paşamn yaptığını.

Mı­ sır’da çıkan yayınlar Arapça konuşulan diğer ülkelerde yaygım laşınca. kıta ve dünya hakkında ön­ cesiyle karşılaştırılamayacak ölçüde önemli bir bilinçlenme ol­ du. 1860’ta İstanbul’da Osmanlı hükümeti tarafından. Hem ülke için­ den hem ülke dışından sürekli haber alınabilmesi sayesinde. ülke. özellikle de kamu borçlanmasının getirilmesi gibi 14 . yy başlarında. bu ülkeler de kendi gazete ve dergilerini hazırladılar. Kırım Savaşı ile gelen tek yenilik basm olmamış. IX. Basın yeni bir siyasileşme ve toplumsallaşma da içeriyordu. yy sonlan ile XX. özellikle İngiliz işgalinin uygun koşullar yarattığı Mısır başta olmak üzere. emperyalistler ve misyonerlerin oluşturduğu iki büyük tehlikeden şikayet eden Müslümanlar. Aynı zamanlarda. Basının gelişmesinin etkileri çok büyük oldu. günlük. Batılı örnek­ lere uygun belediyelerin oluşturulması.GİRİŞ lular tütünden de. Arapça ga­ zetenin yayını sona ererken. Basının gelişmesi gazeteciler ve okurlar için beraberinde propaganda ve sansür olmak üzere iki önem­ li sorunu getirdi. Batı tarzında devlet fi­ nansmanının. Kısa süre sonra Osmanlı İm­ paratorluğu’nda yaygın dili Türkçe yerine. Arapça olan bölge­ ler için Arapça bir gazete çıkarıldı. Savaştan sonra. bu açıdan haksız da sayılmazlar çünkü onlara günlük gazeteyi emperyalistler ve misyonerler vermiştir. Bey­ rut’ta Cizvit papazlan da Arap ülkelerinin ilk günlük gazetesini çıkarmışlardı. yalnızca resmi bildirim amaçlı olmayan. aynı zamanda imparatorluğun içinden ve dışından haberler ve makalelerin bulunduğu. kahveden de daha fazla bağımlılık yapacak bir alışkanlığa kapılmış oldular. gazete ve dergileri okuyan ya da okuyanlan dinleyen sıradan insanlarda. haf­ talık ve aylık basında çok hızlı ve yaygm bir gelişme oldu. Türkçe gazetenin yayını sürdü ve onu başkaları izledi. ger­ çek bir Arapça günlük gazete çıkarıldı. yaşadıklan şehir.

bugün televizyon 15 . ilk gazetelerin resmi emirler gi­ bi olan tarzından. Amerika İç Savaşı. gazeteciliğin ortaya çıkmasıdır. Mali­ yeti televizyonun gelişini geciktirmiş olsa da. Türkiye 1964’te kurulan ve doğru­ dan devlet denetiminde olmayan bağımsız radyo yayın kuru­ mu ile yine öncü olmuştur. 1925’te Türkiye’de başlamıştır. Ortadoğu ülke­ leri de birbirlerine yönelik radyo yayınlan yapıyorlardı. Kraliçe Victoria'nın Parlamento’yu açış konuşması gibi haberleri veriyor ve bunlan tartışıyorlardı. An­ cak iletişimleri başka ülkelerin denetiminde olan pek çok ül­ kede radyo yayıncılığının başlaması gecikmiştir. Bu sırada. Böylece. Radyo yayıncı­ lığı. Lond- ra’dakinden üç yıl sonra. Kahvehanelerde mutlaka bir radyo ve te­ levizyon bulunur. Daha da önemlisi. EX. sı­ rasıyla İngiltere. Dilde de çok önemli değişiklikler olmuştu. Modem dünyanın sorunlarını tartışmak için Ortadoğu gazetecilerinin artık yeni bir iletişim ortamı yaratmalan zorunlu olmuştu. ABD ve SSCB'nin katıldıkla­ rı bir propaganda savaşı başlamıştı. Fransa. Almanya. İtalyan faşist hükü­ meti tarafından 1935’te Bari’den yapılan Arapça yayın ile dışa- ndan doğrudan propaganda yayınlan başlamıştır. Günümüzde kahvehanede bulunan tek kitle iletişim ara­ cı gazete değildir. sonraki yıllarda çıkan ve bugüne kadar ge­ len gazeteci tarzına doğru hızla bir ilerleme olmuştu. GİRİŞ başka yenilikler de olmuş ve bunlar gazetelerde yazılmıştı. sonra Farsça’da. Bu tür haberleri ver­ me ve tartışma gereği Ortadoğu’nun modem gazetecilik ve si­ yasi dilinin oluşmasında oldukça önemli bir etkendir. Bir ülkede radyo yayıncılığının ba­ ğımsızlığı genellikle siyasi rejime koşuttur. Ortadoğu’daki ilk radyo yayıncılığı. Polonya’nın Rusya’ya di­ renmesi. yy’daki gazeteler. Mısır’da 1934’te başlamış ve 1952 devrimine kadar önemli bir gelişme göstermemiştir. Ortadoğu’da daha önce hiç görülmemiş yeni ama çok önemli bir mesleğin. Önce Türkçe ve Arapça’da.

öncesin­ de hayal bile edilemeyecek kadar çok kişiye nutuk verme ola­ nağı yaratmıştır. 1979 İran Devrimi. geleneklerden köklü uzaklaşmayı ve bir yenileşmeyi simgeler. portre bilinmiyor değildi. Ancak “İslamiyet’te resmin günah olması nedeniyle” kendisi başka bir hediye istemiştir. Bu ülkelerde medya devletin görüşleri kadar muhalefe­ tin görüşlerini de aktarır. Fatih Sultan Mehmed İtalyan ressamı Bellini’ye portresini yaptırmış. hükümetin biçimi ya da dev­ let başkanmın otoritesi her nasıl olursa olsun. Batı tarzı demokrasiyi başanyla alan ve uygulamakta olan az sayıda ülkede bu başkan demokratik yollarla seçilen bir li­ derdir. Ayetullah Humeyni’nin nu­ tuklarının kasetlerle dağıtılması ve emirlerinin telefonla veril­ mesi özellikleriyle dünya tarihindeki ilk elektronik olarak yü­ rütülen devrimdir.GİRİŞ Ortadoğu’nun her yerine girmiştir. Bazı ül­ kelerde otorite geleneksel ama ılımlıdır ve belli bir ölçüde gö­ rüş farklılıklarına izin verir. Ortadoğu’nun büyük bölümünde hü­ kümdar genellikle otokratik bir hükümetin başkamdir. Genellikle. radyo ve televizyon yayınlannı ülkenin hükümet biçimi ve hükümeti yöneten devlet ya da devlet başkanı yön­ lendirir. Bazı ülkelerde ise siyasi ya da as­ keri diktatörlerin totaliter düzenleri hüküm sürer ve medya to­ taliter bir fikir birliğini temsil eder.4 ö te yandan. Okuryazarlığın önemli bir sorun olduğu bölgede kitle ileti­ şiminin doğrudan konuşma yoluyla başlamasının devrimci bir etkisi olmuştur. Kahvehanede asılan resim.-Fatih’ten sonra yerine geçen ve daha dindar olan 16 . aynca İtalyan ressamlarının tablolarından bir koleksiyon oluş­ turmuştur. Büyük olasılıkla da kahvehane duvarında resmi bulu­ nur. 1721’de Fran­ sa’daki Osmanlı elçisi bir yazısında gelenek olarak kralın baş­ ka ülkelerin elçilerine portresini verdiğini belirtmiştir. Hitabet yeni bir boyut kazanmış.

ilahi ve tek olan Allah’a bağlılıktır. Anadolu’daki birkaç küçük Selçuklu beyliği­ nin sikkelerinde emirlerin portreleri görülür ama bunlar da Bi­ zans geleneklerinin taklidinden başka bir şey değildir. süslemelerde çoğunlukla sistematik yazılar kullanılır. Batı’dan uzak ve Batı et­ kisine kapalı İran’da bile XVI. Namaz. 17 . Ali ve Hüseyin portrelerinden ve çok olmasa da Sünni ülkelerin lider portrelerinden tür İslam iko­ nografisi oluşmuştur. Cami süslemelerinde yaygın olarak kullanılan Kuran ayetleri. Kuran’daki birkaç sure ile yapılan cami ibadeti kolay ve sadedir. İslamiyet on dört yüzyıldır bölgeye hakim en büyük din olmuştur. evler ve kamu binalannın duvar ve tavan süslemelerinde de kullanılır. Eski Yunan ve Roma’dan itibaren Avru­ pa’da gelenekselleşen portreli sikkelere Ortadoğu’da neredey­ se hiç rastlanmaz. Modem çağlarda Şii ülkelerin Hz. Muhammed’in bir hadisi ke­ sinlikle bulunur. klişe olmaktan çıkmıştı. bir dram ya da sır içermez. Müslüman sanatında so­ yut ve geometrik şekiller tercih edilir. Ondan sonra gelen sultan­ lar bu kadar titiz olmadıklarından Topkapı Sarayı’nda sultanla­ rın ve diğerlerinin geniş bir portre koleksiyonu vardır. heykel ve resim de puta tap­ ma olarak kabul edildiği için yasaktır. İslam geleneğin­ de şiir ve müziğe izin verilmez. kişiselleşmiş. İslamiyet’in insan resmini yasaklamasına karşın. Hükümdar portreleri­ nin para. yaratıcıya. insan figürü çizimi Batı etkisinde kalmış­ tır. pul ve duvarlann üzerine konması hemen kabul gör­ mez ve tutucu ülkelerde puta tapmaya girdiği düşünüldüğün­ den dine küfür sayılır. Batı kültürüne ait yöntemle­ rin ilk etkileri sanat alanında olmuştur. Kahvehanede başka resimlere rastlanmaz ama çerçevelenip asılmış bir Kuran ayeti ya da Hz. GİRİŞ oğlu bu koleksiyonu kaldırtmıştır. yy’dan sonra resimdeki gölge ve perspektif kullanımı. uzuca bir süredir Osmanlı ve İran sanatında var olan insan figürü özelle­ şip.

Gü­ nümüzde sinema sanayisi sıralamasında ABD ve Hindistan’dan sonra üçüncü sırada Mısır yer alır. her hamlesini oyun­ cunun seçtiği. Batı’ya Ortadoğu’dan giden bu oyunlardan satrancın Hindistan’da doğduğu bilinmektedir. Avrupa’dan gelmiştir ve hâlâ Uzakdoğu’dan ya da Avrupa’dan gelmektedir. 1917’de Mısır’da yerel filmler çekilmeye başlamış. sonucunu zarların saptadığı. Hayat. İran’da İslamiyet’ten önce de oynanan oyunlardır. 1927’de de ilk uzun metrajlı film gösterilmiştir. Geçen zamanın an be an ölçülebilmesi. Kahvehanedeki adam eğitimli. I. Ortaçağ’daki Müslüman din bilginlerinin irade ve kaderden hangisinin daha önemli olduğu konusundaki tartış­ malarında prototip ve sembol idi. öngörü ve ustalık sayesinde kazanacağı bir tür satranç mıdır? Hayat. toplumsal alışkanlıklarda gü­ nümüzde de süregelen önemli değişikliklerin belirleyicisi ol­ muştur. Tavla en favori oyundur. kimilerinin şans.GİRİŞ Sanat dallarından tiyatro Ortadoğu’da pek etkili olamadığı halde. kimilerinin Allah’tan gelen önceden belli yazgı olarak ka­ bul ettiği. Dünya Savaşı sırasın­ da Müttefik askerlerin izlediği filmler sayesinde yeni bir ileti­ şim aracını tanımıştır. Her iki oyun.'bir tür tavla mıdır? 18 . Bu ta­ rih Ortadoğu’da sinema sanayisinin başlangıcı olmuştur. yy’da gelen Avrupa icadı bir gözlük takıyordun Kahveha­ nedeki duvar saati ve adamın kol saati. çok okuyan biriyse ve gözleri rahatsızsa. bunlann batı­ dan almdıklan neredeyse unutulmuştur. Batıdan gelen yenilikler öyle yerleşmiştir ki. eğitimli kişilerin tercihi satrançtır. Ortadoğu. sinema oldukça etkili olmuştur. Ortadoğu’ya XV. ölçmesi gerekmeyen saatlerini bölgede çok eskilerden beri oy- nana gelen masa oyunlarına ayınr. İki oyun. 1897’de İtalya’dan Mı­ sır’a sessiz film getirilmiştir. Kahvehanedeki adam arkadaşlan ile birlikte kahve içerken.

Ortadoğu’da bir kahvehaneye girildiğinde dikkati çekecek ilk şey hiç kadının olmamasıdır. özellikle de enstrümantal müziğin dile duyarlı olmaması farklı kültürlere kolayca girebi­ leceğini düşündürse de Ortadoğu’da pek çok bölgede. Aralarında İsrail Musevileri' ve Lübnan Hıristiyan- lannın olduğu Batılılaşmış toplumlarda Batı sanat müziği din­ lenir. Bir ölçüde Doğu- lulaşmış Batı pop müziği de dinlenir ama Baü sanat müziğinin dinlenmesi pek olası değildir. Hatta bazı yerlerde geriye doğru değişik­ likler de yaşanmıştır. Batılılaşmanın en yaygın oldu­ ğu alanlardan biri sanatken. Türk operaları. Aslmda bir toplumun unsurlan içinde müzik dı­ şardan gelen bir yabancının anlayabileceği. Tüm masalar grup ola­ rak ya da yalnız oturan erkeklerle doludur. Batı sa­ nat müziği sınırlı bir dinleyici kitlesi bulabilmiştir. geleneksel biçimlerinin neredeyse tamamen yok olduğu edebiyatta. Bunun nede­ ni. müzik en sonuncu ve en kısıtlı ol­ duğu alandır. eğer varsa onların yabancı ol­ duğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. tiyatro ve hatta şiir gibi modem dünyanın genel şablonlarına uyan yapılardaki diğer sanatlarda ilginç bir çelişki yaratmaktadır. roman. bestecileri ve orkestralarının varlığı batılı­ laşmanın Türkiye’de müzik alanında da gerçekleştiğini göster­ mektedir. Ortadoğu’nun şarkının çıkış yeri olması olabilir. değişimin Batı etkisinin dahk önce başlayıp tamamlandığı mi­ mari ve resimde. Kültürel ve toplumsal açıdan en fazla Batılılaşmış öğeler arasında Batı sanat müziği pek benim­ senmemiştir. Bu durum. GİRİŞ Kahvehanede haberler ve konuşmalar ile birlikte" gelenek­ sel ya da popüler Ortadoğu müziği dinlenir. Sanat dallarından müziğin. Böylece ortaya eski ve köklü bir kültüre 19 . Kadınların yaşam­ larındaki değişiklikler erkeklerin yaşadıklan değişikliklere göre epeyce az olmuştur. kabul edebileceği ve uygulayabileceği en sonuncu unsur olduğu için bu da bel­ ki bir anlam taşımaktadır.

En önemlisi de bölge. Ortadoğu’daki bu durumun nasıl sonlanacağı belirsizliğini hâlâ korumaktadır. Humeyni’nin Amerika Birleşik Devletle- ri’ni “Büyük Şeytan” olarak adlandırması. bölgenin başı­ na gelen XIII. zo­ runlu ve hızlı değişim. Önceleri Avrupa'nın. Bu­ gün. Bu bölge. Şeytan emperyalist de­ ğil. müritler. Bölgede modem tarih. Ay­ nı zamanda da insanlan kendine çeken bir mıknatıs olmuştur. karşı çıkışlar ve tepkilerin olduğu bir se­ yir izler. 20 . tecavüz eder. bölgede bu değişimleri tersine çevirip geri dönüşü yay­ gınlaştırmak isteyen radikal ve tutucu kesimler vardır. daha ileri götürülmesinden yana kişilerce desteklenmiş­ tir. uzak ülkelerin mal­ larının ve bilgilerin gelip Avrupa’ya gönderildiği bir pazaryeri ve bir köprübaşı durumuna gelmiştir. ayartıcıdır. kültürler ve uygarlıklar arasındaki sürekli ve verimli alışveriş için yeni bir olanak olarak görenler arasındaki savaş bugün de sürmektedir. Batının etkisine karşı olanların tavnnı açıkça göstermektedir. modem çağlarda Ortadoğu’daki bi­ linçlenmenin temel kaynağıdır. sonra genel anlamda Batı’nın etkisi ile gerçekleşen değişim. Bu çekime kapılanlar hacılar. yy’daki Moğol istilasından bile büyük bir felaket olarak görmektedirler. Pek çok açıdan değişim köklü ve geri dönülemez ol­ muş. Batı kültürünü yıkı­ cı ve tecavüz edici bir güç olarak görüp ondan nefret eden ve korkanlar ile onu. Bazı açılardan da değişim yüzeysel ve kısıtlı olmuştur. fatihler ve de hü­ kümdarlar olmuştur. malların ve hatta ordulann çıkış noktası durumundaki bir merkez olmuştur. yaban­ cı dünyanın tehdidi. O fethetmez. esirler. çeşitli durumların ve etkilerin baskısı. Batı kültüründen kaynaklanan değişimi. fikirlerin. Bu ki­ şiler.GİRİŞ sahip bir bölge çıkmıştır.

K ISIM Geçmiş .2.

.

bugün olduğundan çok farklıydı. Bölgenin siyasi haritası. Pers-Roma imparatorluklarının rekabet ve egemenliklerinin sürdüğü çağda. hem dış görünüşü hem de temsil et­ tiği gerçeklik açısından. 1. iki büyük imparatorluk arasında. Bu ülkelerde yaşayan insanların çoğu. paylaşı- lamayan bir yerdi. yeniden farkına van- lan eski uygarlıklan bilinçli anımsatma çabasıdır. değiş­ meden korunan eski geleneklerden çok. Boğaziçi’nden Nil deltasına kadar uzanan Doğu Akdeniz kıyısındaki ülkeleri içine alan batı ya­ nsının tamamı Roma İmparatorluğu’nun bir parçası durumuna gelmişti. önce Yunanlılar’m. Makedonya ve Pers imparatorluklarının egemen­ likleri altına girmeden çok daha önce. Bu bölgenin eski uygarlıklan yıkılmış ve eski kentleri Roma valilerinin ya da yerli kukla prenslerin yöntemine girmiş­ ti. Roma. Bölgenin. Hıristiyanlık çağı­ nın başlangıcında. Hıristiyanlık çağının başlangı- 23 . kuzeydoğu Afrika ve güneybatı Asya harita­ sı da. bölgenin yazılı tarihinin binlerce yılında. üzerinde bulunduklan topraklar da günümüz- dekinden çok farklıydı. Bugüne gelen bazı istisnalar ise. güçlü komşulan tarafın­ dan asimile olan eski Ortadoğu imparatorluktan ve kültürleri zamamndakinden çok farklıydı. sonra da Romalı­ ların “Pers İmparatorluğu”. orada yaşayan halkın ise "İran” ola­ rak adlandırdığı başka bir büyük imparatorluğa aitti. ne ilk ne de son olarak. bugün oralarda yaşayanlardan farklı diller konuşmuş ve farklı dinleri benimsemişlerdi. Ülke­ lerin adlan gibi. Bölgenin doğu yarısı. BÖLÜM HIRİSTİYANLIK ÖNCESİ Bugün Ortadoğu adını verdiğimiz bölge.

Eski hi­ yeroglif yazısı ve onun halk arasında kullanılan elyazısı (demo- tic) Hıristiyanlık çağının başladığı yıllarda. Mısır devleti­ nin ve toplumunun birliğini de. II. kendi özel ni­ teliğini büyük ölçüde korumuştu. Yunan­ lılar. Kıpti yazısı. Eski Mısır dili ve yazısı bin yıllık süreçte pek çok değişikliğe uğradığı halde. Bunlara bugün de Kıpti denilmektedir ama Kıpti dili yavaş yavaş yok olmuştur ve günümüzde yalnız­ ca Kıpti Kilisesi nin ayinlerinde kullanılmaktadır. İbrani Tevratı ve diğer eski metin­ lerde geçen Mısır’ın Sami dillerindeki adlanyla ilişki içindedir. Arap fetihle­ riyle birlikte gelmiştir.Ö. Mı­ sır’ın Müslüman Araplar tarafından fethi ve* sonraki Müslüman- laştırma. dikkate değer bir süreklilik göstermiştir. varlığını sürdüren eski kültürlerden. Romalılar tarafından istila edilmesine karşın. Nil nehrinin aşağı vadisi ile deltasını içine alır.' eski Mısır dilinin Yunan alfabesine uyarlanarak çevrilen ve halk yazısından harfler ekle­ nerek oluşturulan son biçimidir. Mısırlılar’ın Hıris­ tiyanlığı benimsemeleriyle birlikte. yy’a kadar görülür. önce Roma. Günümüzde de kullanılan Arapça adı "Mısır”. yy’da rastlanır ve M. Tarih ve coğrafya açısından kesin sınırlan çizilmiş olan Mı­ sır.S. sonra da Bizans egemenliğine giren Hıristiyan Mısır’ın milli kültür dili olur. sürekliliğini de gösterememek- 24 . Fethedilmeye başlandığında. Kıpti yazısına ilk olarak M. yerlerini Kıpti yazı­ sı alana dek kullanılmıştır.GEÇMİŞ çına dek. Mısır’dan eski olsa bile. doğu ve batı sınırlarında da deniz bulunurdu. I. Araplaştırma döneminde Hıristiyan kalan Mısırlılar bi­ le Arapça’yı benimserler. Tüm bu geliş­ melerle Mısır yeni bir kimlik kazanmıştır. kuşkusuz Mısır idi. Mısır uygarlığı binlerce yıllıktı ve birbiri ardına İranlılar. Bu ad. Ortadoğu'nun Dicle ve Fırat uygarlığı olarak bilinen diğer bir nehir vadisi uygarlığı. kendi eski kimli­ ğinin pek çok şeyini ve eski dilini koruyarak kalan en eski kül­ tür.

ülkenin bugünkü güney yansının Takrit’in güneyin­ den denize kadar olan bölümünde bulunan bir eyaletin adı ola­ rak kullanılıyordu. Aram Naharayim. sınırlan güneyde Sina çö­ lü. Akadlar. kuzeyde Toros dağlan. Kuzey Mezopotamya Pers. Avrupa’da. Bağ­ dat. yüzyıllar sonra Araplar’ın kuracağı yeni imparatorluk baş­ kentinin olduğu yerdeki bir köyün adıdır. Hıristiyanlık çağının ilk yıllarında. bölgenin güneyi ve ortası Persler’iri kesin egemenliğindeydi. Ortaçağ Arap- çası’nda. ge­ 25 . farklı halklar yaşıyordu. klasik bilgilere artan ilgi sonucu kullanılma­ ya başlanmıştır. İbrani Tevrat’ında burası. Bizans ve Roma resmi diline geçen bu Yunanca ad. Bölgenin güneyi. Roma ve bazen de yerel hanedanlar tarafından yönetilmiş olan paylaşılamayan bir bölge olmuştu. Babiller. Irak. VII. Helen- Roma dünyasında ise aynı anlama geldiği söylenebilecek Me­ zopotamya adı verilmiştir. Herodot’a göre Suriye Asuriye’nin kısaltılmış biçimi­ dir. yy’da Arap istilasından sonra neredeyse tamamen kaybol­ muştur. Bağ­ dat adı. HIRİSTİYANLIK ÖNCESİ tedir. Modem çağ bilim adamları bu sözcüğün kaynağı olabile­ cek bazı yerel yer adlar saptamışlardır. Pers imparatorluğunun baş­ kenti bugünkü Bağdat yakınlarındaki Ktesiphon kentiydi. Suriye sözcüğünün kökeni ile ilgili bir bilgi bulunma­ maktadır. güneybatı İran’a sını­ rı olan Irak-ı Acemi bölgesi ile kanştınlmaması için Irak-ı Ara­ bi olarak adlandırılmıştır. Suriye adı ilk kez Yu- nanca’da görülür ancak Helen öncesi metinlerde izine rastlan­ mamıştır. Asurlar. başka bir deyişle İki Nehrin Aramı olarak adlandırılır. Bölge bazen de. doğuda Arap çölü ile çizilen ve Suriye olarak adlandırılan bölgenin bir parçası ol­ muştu. Geçmişte Suriye adıyla bilinen bölge Arap. “Tanrı verdi” anlamına gelen Farsça bir sözcüktür. Kimi zaman bu eyalet. Sümerler olarak bilinen farklı dilleri konuşan. batıda Akdeniz. ortası ve kuzeyinde. Zaman içinde.

GEÇMİŞ nel anlamda İslam dünyasında. X. M. Roma ve erken Hıristiyan çağına dek kalmışlardır. kuzey ve güney Suriye ise “Şam Aramı” ve “Zoba (Halep) Aramı” olarak anılır­ dı.Ö. VI. başkenti Kudüs olan güney Yahudiye. 1865’te Osmanlı yönetimi tarafından Şam vilayetinin adı olarak resmen benimsenen Suriye. I. yy’daki Pers fethinin ardından sürgünden dönenler Yehud ola­ rak tanınan bölgeye yerleşmişlerdir. Galile ve Samariye adları­ nı vermişlerdir. yy’da Süleyman’ın ve Davud’un hükümdarlıklarının yıkılması­ nın ardından. Tevrat’ta ve öteki eski metinlerde de anılan gü­ neyde yer alan topraklardır. M. Romalılar. Babilliler’in fetihleri sırasında kaybolan Filistinlilerim ad­ lan bir daha duyulmamıştır. Dünya Savaşı’ndan son­ ra Fransız mandasının kurulmasıyla bu ülkenin adı olmuştur. Romalılar ülkenin kuzeyi­ ne. Bugünkü güney Lübnan ve kuzey İsrail bölgesinde Fenikeli­ ler. bugün Ürdün nehrinin doğusunda­ . (bkz: 2 Samuel 8:6 ve 10:8) Öte yandan Verimli Hilal’in batı kolundaki ülkelerin adla- n oralarda hüküm süren krallıkların ve yaşayan halkların adla­ ndır. Böl­ genin en büyük şehrinin adı da Şam’dı. İsraillilerim fethedip yerleştikle­ ri topraklar “İsrailoğullan’mn topraklan” (Joshua 11:22) ya da “İsrail diyarı” (1 Samuel 13:19) olarak adlandınlmıştır. kuzey İs­ rail ve sonrasında Samiriye olarak anılmıştır. Güney ve Kuzey kıyı bölgelere Fenike ve Filistiye olarak halklarının adlan veril­ miştir. Bunlardan en çok tanınan ve hakkında en çok belge bu­ lunan Kenan. güneyine ve ortasına Yahudiye. Suriye adı coğrafi yazı­ larda nadiren kullanılmıştır ve XEX. yy’ın ikinci yansında Avru­ pa'nın etkisiyle yeniden kullanılana kadar çok bilinmezdi. Şam olarak adlandırılmıştı.Ö. Me­ zopotamya “İki Nehrin Aramı” olarak anılır. bölgenin eski adlarından en çok kullanılanıdır. Mezopotamya ve Suriye’ye yerleşen Aramlılar’m adından gelen Aram adı.

Ortaçağ’da do­ 27 . Günümüzde Türkiye olarak tanınan ülke. kuzeyde Irak ve Suri­ ye’ye Arapça konuşanların gelip yerleştiklerine ilişkin bulgular vardır. VII. artık Museviler’in ortak konuşma dili ol­ mayan İbranice ise bir edebiyat. Tevrat’ın Edom’una atfen güneydeki çöle İdumea adını vermişlerdir. Suriye ile Mezopotamya’da kullanılan Sami dilleri. Fenike dilini ve onun Kuzey Afrika ko­ lu olan Kartaca dilini. Hı­ ristiyanlığın başlangıç döneminde bu dillerden pek çoğu nerey- se tümüyle kaybolmuş. İran’da ve bugünkü güney (doğu) Türkiye’de yaygın olarak konuşulmaktaydı. onlann yerine yine bir Sami dil ailesine bağlı ve birbirine çok benzeyen Arami dilleri geçmiştir. HIRİSTİYANLIK ÖNCESİ ki Necef ve Peraea adlarıyla bilinen. Bunlardan en eski olan ve ço­ ğunlukla Mezopotamya’da kullanılan Akadça dil ailesine bağlı diller arasında Babilce ve Asurca bulunmaktadır. güneydeki Arap kolo­ nicilerinin Afrika’ya taşıdığı ve Güney Arapçası olarak bilinen Habeşçe’ye yakın başka bir Sami dili kullanılıyordu. Verimli Hilal’de Arapça yerini Arami’ye bırakmıştı. Tevrat İbranicesi’ni içine almaktadır. Hıristiyanlık döneminin başlangıcında bölgeye giren Sami dillerinden sonuncusu Arapça. bilim ve din dili olarak yaşa­ maya devam ediyordu. Babilce ve Asurca tamamen kaybolmuş­ tu. yalnız­ ca Verimli Hilal ile sınırlı kalmayıp Mısır’da. Arami dili uluslararası diplomasi ve ticaret dili olmuş. kendi içe­ rinde dil ailelerine ayrılmışlardır. Bu­ gün de hâlâ Doğudaki kilise ayinlerinde ve uzak küçük birkaç köyde yaşamaktadır. yy’da Arapça’nın bölgenin tamamında hakimiyet kurmasını sağlayan büyük Arap fetihlerinin öncesinde bile. Başka bir dil ailesi olan Kenan ailesi. Arap yarımadasının kuzey ve orta bölümünde kullanılıyordu. Fenike dili Kuzey Afrika kolonilerinde ve Levant limanlannda konuşul­ maya devam ederken. Şimdiki Yemen’de yer alan gü­ neybatının gelişmiş şehir kültürlerinde.

“Anatolia” adı. sonrasında bile sadece Avrupa’da bu adla biliniyordu. çok daha büyük bir Asya olduğunu öğrenen Akdeniz halklan. Bunlar Ege Denizi’nin do­ ğu kıyılarını anlatıyordu ve sonra da çeşitli yollarla doğuya ya­ yılmıştı. Roma’da 28 . İtalyanca "Levam”. Persler bu adı tüm ülkeye vermeseler de bölgenin dilini kullanmışlardır. tanıdıklan dünyanm sınırlan doğu Akdeniz topraklan olan halklann görüşlerini taşımaktadır. dil ve etnik haritasına göre daha kanşıktır. Ortadoğu halklannın yaşadıklan göçler ve fetihler sonucunda. Da­ ha sonraları çok uzaklarda. Persis ya da Persia adı bir ülke ya da milletle değil. Eski tanrılardan pek çoğunun ölmüş ve unutulmuş olmasına karşın ilginç ve farklı şekillerde yaşatılanlar da vardı. Pers ya da Fars. Perslerin kullandığı ve 1935’te tüm dün­ yada kabul edilen “İran” adı. Bu adlar. Latince “Orient” sözcük­ leriyle aynı anlamdaki (güneşin doğması) Yunanca bir sözcük­ ten gelmektedir. Ülke genellikle bölündüğü krallık. Yeni daha Uzakdoğu ülkelerinden en önem­ lisi Batı’nın Persia olarak adlandırdığı İran idi. şehir ve eyaletlerin adlarıyla anılırdı. “Alilerin ülkesi” anlamına gelen ve Hint-Ari halklann ilk göç zamanlarından kalma eski Fars­ ça’daki “Aryanam” sözcüğünden türemiştir. Asya ve Küçük As­ ya adlan en yaygın kullanılanlardı. Romalılar arasında. başlıca ile­ tişim aracıydı. adı verilen körfezin doğusundaki eya­ letin adıdır. Hıristi­ yan çağının başlannda bölge için Anadolu.GEÇMİŞ ğudan Türklerin buraya gelişine kadar bu ad ile anılmıyordu. önemli bir gücü olan Helen kültürü ve Roma yönetimi sayesin­ de ortaya yeni inanışlar çıkmıştır. Yüzlerce yıl sonra da “Doğu” “Yakın” ve Batı ufuklarından çok daha uzakta bir Doğu ile tanıtıldığında “Orta” Doğu doğmuştur. kendi Asya’lanna “Küçük Asya” adı­ nı vermişlerdir. bir eyale­ te aittir. Ortadoğu’nun dini haritası. Bölgede hakim dil olan Yunanca.

mütevazı bir biçimde. Aslında bu seçimleri onlara bir ayrıcalık değil. tıpkı Hıristiyanlığın da kendinden önceki felsefi ve dini akımlara borçlu olduğu gibi. gerçeği bulduklanna inananlar. ona kendi başanlan sayesinde ulaştıklarına kolayca inanırlar. İslamiyet ve Hıristiyanlık. puta tapan. Tektanncılık tamamen yeni bir düşünce değildi. binlerce yılı alan uzun bir sürede değil. HIRİSTİYANLIK ÖNCESİ bile bazı Doğu kültleri kabul görmüştü. Aym zamanda bu kitaplarda. yy’da İslamiyet ortaya çıkı­ şını ve başarısını. Ahlaki tektanncılık ilk kez Museviler tarafından dinin önemli bir parçası haline getirilmiş­ ti.Ö. VII. Ortadoğu’nun yeni ha­ kimleri Küçük Asya’dan Frigya’lı Kibele. Allah tarafından seçilmiş olduklarına inanmışlardır. İslam ve Hı­ ristiyan uygarlıklan Ortadoğu’nun eski geleneklerindeki ortak köklere dayanmaktadır. Suriyeli Adonis ve Mı­ sırlı İsis destekçi kazandılar. büyük ölçüde Hıristiyanlığın ortaya çıkması­ na ve yayılmasına borçludur. yy’da Mısır firavunu Akhenaton’un ilahilerinde tektanncılık dü­ şüncesine rastlanır ama bu tür düşüncelerle sık karşılaşama­ dığından etkileri yerel ve geçicidir. Museviler'in ilkel aşiret dini inançlarından evrensel tektann- cılık inancına geçişleri İbrani Tevratı’nın kitaplarına yansımış­ tır. yüzyıllara sığan kısa bir sürede gerçekleşmiş­ tir. Tektann gerçeğine yalnızca kendilerinin sahip ol­ duğunu düşünen Museviler. XTV. bölgede art arda çıkan ve birbiri­ nin rakibi olan iki yeni dindi. Modem çağlarda. çok tanrılı komşu­ larının kendilerini bu inançlan yüzünden nasıl dışladıklan da anlatılmaktadır. M. Eski tanrıların ve kültlerin tümünden vazgeçilmesi ve yerle­ rini tektannlı iki dünya dininin alması. Ne var ki es­ ki çağlardaki dindarların böyle bir düşünceye inanmalan müm­ kün değildi. sorumluluk yüklüyor. Allah’ı seçmiş olduklan fikrini ke­ sinlikle düşünmeyerek. hatta bazen taşınması 29 .

ve V.GEÇMİŞ çok güç bir yük getiriyordu: “Dünyadaki tüm halklar arasında yalnızca sizi bildim. Babil’deki tutsaklığın ardından yazılmış olan İşaya kitabının son bölümün­ de şunlar yazar: “Koreş çobanım ve tüm isteklerimi gerçekleşti­ 30 . Bu topraklarda yaşayan fethedilmiş halklar arasından bir grup­ la fethedenlerin inançlannda bir benzerlik olduğu görüldü. Museviler’in İsrail topraklarına geri dönmelerine miısade et­ ti. eski paganizmlerini bırakmış. Doğuda. Bu dini görüşün ortaya çıkışının peygamber Zerdüşt ile olduğu bilinmektedir. Onları bir araya getiren M. bundan da öte Müsevi- ler’e gösterilebilecek en büyük saygı gösterilmiştir. yüzyıllarıdır. Tevrat’ta Ki- ros’a Musevi olmayan bir hükümdara. esir aldığı halkı Babil’e gönderdi. kendi yollannda gitmeyi sürdürmüşlerdir. Bu nedenle tüm günahlarınız için sizi ce­ zalandıracağım. Persler ve Medler. yy’daki önemli olaylar. Ki­ ros.Ö.” (Alnos 3:22) Tek bir evrensel tannya inanan ve tapan yalnızca Yahudi- ler değildi. o zaman­ ki Suriye topraklarına ve çevresinde hüküm süren yeni Pers im­ paratorluğunun kurucusu Med’li Kiros. M. Babil krallığını fethetti. Zerdüşt’ün ne zaman yaşadığına ilişki bir bilgi bulunmama­ sıyla birlikte bu konudaki tahminler yaklaşık bin yıllık farklarla yapılmaktadır.Ö. Birbirlerinden habersizce Allah’ı arayan bu iki halk.Ö. Zerdüşt dininin en çok yayıldığı dönem M. Bu yüzyılın sonraki yıllarında. Musevi tapınağını ve Yahuda krallığını yıktıktan sonra o zamanki geleneklere göre. yüzyıllarca dii yayı sarsacak sonuçlar doğurdu. eninde sonunda iyiliğin kazanacağına ve tek bir tanımın kötülükle savaştığına inan­ mışlardı. VI. Kudüs’teki Tapınağı devlet bütçesi ile yaptırttı. Babil kralı Nabukadnezar. VI. Pers dilinin en eski biçiminde yazıl­ mış Zerdüşt kaynaklarında Zerdüşt’ün öğretilerine rastlanmış­ tır. İran yaylasında iki akraba halk. 586’daki fetih savaşları ile Kudüs’ü ele geçirmeyi başardı.

Hindistan’da Buda’nın. Çin’de Konfüçyüs’un ve Lao-Tse’in birbirlerini tanımadan yaşa- dıklan yıllardır. Kiros. Bu dö­ nem. öldükten sonra yargılanma. cehennemde cezalandırılma düşüncesi. insan- lann da rol aldığı iyilik ve kötülük güçleriyle Allah ve Şeytan arasındaki kozmik mücadele düşüncesi. eski Yunan’da filozofların. kutsal tohumdan çı­ kıp zamanı geldiğinde iyilikle kötülük arasındaki savaşta iyili­ ğin zaferi kazanmasını sağlayacak bir kurtarıcının geleceği dü­ şüncesidir.Ö.” (İşaya 44:28) Bahirdeki esaretin öncesinde ve sonrasında yazılan Tevrat kitaplarının inanışlarında ve düşüncelerinde. Museviliğin son döneminde ve Hıristiyanlığın ilk döneminde de çok önemiydi. birbirlerinden uzak ülkelerde yaşayan halkların entelektüel ve manevi gelişimle­ ri açısından “mihver dönemi” olarak nitelendirmiştir. Alman filozof ve tarihçi Kari Jaspers M. Orta­ doğu’da birtakım etkinliklerde bulunmuşlar ancak tanınıp et­ kili olamamışlardır. Hindistan’dan gelen Budist misyonerler. HIRİSTİYANLIK ÖNCESİ recek: Yeruşalim ve tapınağın temelleri atılacak. Kiros ve ondan sonra gelenler döneminde Persler ile Museviler arasında karşılıklı iyi ilişkiler kurulmuştur. Museviler’e iyilik yapmış. Tüm bu düşünceler. onlar da Kiros’a bağlılıkla hizmet et­ mişlerdir. cennette ödüllendirilme. 600 ile 300 arasın­ daki yıllan. Bu halefler topraklarını Küçük Asya’nın Ege kıyılarına kadar genişletmişler. İran’da Zerdüşt’ün ve önemli havarilerinin. Roma’nın Pers -düşmanlarıyla yakınlık ve işbirliği içinde olduk- lanndan şüphe duyulmuştur. Musevi-Pers ilişkisi siyasi sonuçlar da içermekteydi. Sonraki yüzyıllar boyunca hem yurtlarındaki hem de Roma hakimiyetinde bulunan başka ülkelerdeki Museviler’in. En önemlileri. Yunanlılar ile olan ilişkileri ve çatışmalan saye- 31 . bir bölümü İran'ın dini düşünce yaşammın etkisinden kaynaklanan önemli fark­ lar vardır. İsrail’de pey­ gamberlerin. birbirleriyle ilişkileri olmayan.

Pers İmparatorluğu’nun çeşitli halklanyla ortaya çıkma­ ya başlayan Yunan uygarlığı arasında köprü kurulmuştur. dahası dünyanm sonraki dini uygarlıkları üze­ rinde çok önemli etkileri olmuştur. MakedonyalI Büyük İskender’in (M. Bu topraklarda. Ortadoğu’nun. Yu­ nan uygarlığının din yerine bilime ve felsefeye dayanmasına rağmen Yunan bilim adamlarının ve fîlozoflannın fikirlerinin. kültürel üstünlükleri Roma döneminde bile sürmüştür.Ö. Büyük İskender öldükten sonra. 64 yılında Romalı general Pompey Suriye’yi ele geçirmiş. Antonius ve Kleopat- ra’nın M. Arşak adlı biri. 356-323) Makedon hakimiyetini ve Yunan kültürel et­ kinliğini Orta Asya’ya. Suri­ ye. M. Eski çağlardan itibaren Yunan paralı askerleri ve tüccarla- n Ortadoğu’nun çeşitli yerlerini keşfederek.Ö. Roma hakimiyetinin ve Helen kültürünün büyük zaferine karşı koyma cesaretini yalnızca Persler ve Museviler gösterebilmiş ve bu direnişin çok çeşitli sonuçlan olmuştur. M. Pers İmparatorluğu’nun genişlemesiyle Pers hükümetinde Yunan yeteneklerinden fay­ dalanma olanağı doğmuştu. Hindistan sınırlarına ve güneyde Suriye üzerinden Mısır’a kadar yayan doğu fetihleri yeni bir ça­ ğın başlangıcı olmuştur. çok kısa bir süre sonra da Yahuda’yı fethetmiştir. geldikleri yerin ya da ka- . İskender’in fetihlerinin öncesinde de İran ile ilgili bilgileri olan Yunanlılar’ın fetihlerin sonrasında Mezopotamya. 31’de Aktium savaşındaki yenilgilerinin ardından Mısır’ın Greko-Makedon hükümdarlan da Roma hakimiyetine girmişlerdir.Ö. bu yabancı diyar­ lardan Yunan bilim adamlarının ve fîlozoflannın entelektüel il­ gilerini çekecek bilgiler getirmişlerdi.Ö. İran ve Mısır’da üç krallık kurulmuştur. 247 yıllannda Yunan yönetimine kar­ şı başardı bir isyan başlatarak tarihte. Suriye ve Mısır’ı tanıma şanslan olmuştur.GEÇMİŞ sinde. İran’a. kurdukları siyasi üstünlük sonunda Romalılar tarafından yıkılmış olsa da.

muhale­ fet ve baskıya alışkın olan Zerdüşt karşıtlan göstermiştir. hükümetin. hem Av­ 33 . Zerdüşt rahipliği kurumu Pers İmparatorluğu ile birlikte yok olmuş. toplumun bir parçası ve dev­ let dini haline gelen Zerdüştlük. çok benimsenmiş olan ve İngiltere’de bile kabul gören Mitraizm’dir. İslam döneminde İran'ın kültürel ve siyasi yaşamının yeni­ den dirilmesi sürecinde çöküşten kurtulamamıştır. Arap fetihleriyle imparatorluğun yıkılma­ sı Zerdüştlüğün uzun bir çöküş dönemine girmesine yol açmış­ tır.S. İran’da İsla­ miyet’in yayılışına karşı direnişi Zerdüşt rahipliği değil. Roma İmparatorluğumda. Bunlardan en iyi bilineni. devlet baskısıyla dini sınıf ve hiyerarşik din adamlığı oluşturan. 226-240) tarafından yıkıldı. Ma­ ni. Zerdüşt inancmı tekrar canlandıran Sasani hane­ danlığının kurucusu Ardeşir (M. Siyasi bağımsız- lıklannı genişleterek Roma’nın karşısında tehlikeli ve güçlü bir rakip olmaya başladılar ama Yunan kültürel etkisine açık kal­ dılar. Bu açıdan Sasaniler’in uygulamalan gerek Partlann gerekse imparatorluk Roma'sının büyük hoşgörüsüyle önemli bir çeliş­ ki yaratmaktadır. Zerdüşt dini ve rahipliği devletle olan sıkı bağı nedeniyle büyük bir güç kazanmış ancak devletin yıkılmasıyla birlikte de zarar görmüştür. Zerdüşt ve Hıristiyan düşüncelerinin birleşiminden oluşan bir din kurmuştur. 216 ile 277 yıllan arasında yaşamış. HIRİSTİYANLIK ÖNCESİ hilelerinin adıyla Paıtlar olarak bilinen bağımsız bir Hanedan­ lık kurdu. özellikle askerler ara­ sında. Ma­ ni 277’de şehit olmuş ama dini yaşamım sürdürmüş. Zerdüşt karşıtı düşüncelerden bazılarının Ortadoğu’da ve genel anlamda tarihte çok önemli yerleri olmuştur. Makedonya hakimiyetini tekrar kurma girişimleri­ nin ardından Partlar varlıklarını sürdürdüler. karşıt inançlann belirlenme­ si ve bastırılmasıyla uğraşan tarihteki ilk devlet dini sayılabi­ lir. İran’da hakimiyetin. Ondan daha çok bilineni ise Maniheizm’dir. Partlar.

Baş­ langıçta etnik kökenli olan uygar eski dinlerin tümü gibi bu da olağan bir durumdu. ardından da Yahuda halkının Musevi oluşları bu şekilde olmuştur. sonra da kültlerini sürdüren siyaset ile birlikte çöken bu dinlerin tek bir istisnası vardır. Zamanla siyasi nitelik kazanan. Ya­ huda. Antik çağlarda tek bir din siyasi ve coğrafî üssü yok edildikten sonra ayakta kalabilmiş. Museviler. ikisi de olmadan köklü bir kendini değiştirme süreciyle yaşamayı sürdürmüştür. 135’teki Bar-Kohba isyanının ardından Romalılar Museviler- den mutlaka kurtulmaya karar verdiler. Daha önce Babilliler’in yaptığını^yaparak Musevilerin büyük çoğunluğunu esir alıp sür­ 34 .GEÇMİŞ rupa’da hem Ortadoğu’da Hıristiyan ve Müslüman baskılarına direnmiştir. İslamiyet’te daha sonraki muhalif Şii hareketlere esin kaynağı olmuştur. Önce İsrailoğullan. 66 yılında başlayan en önemli başkaldın zorlu bir mücadelenin sonunda. İran'ın dinlerinden biri olan Zerdüştlük. VI. sonunda sindirilip köle haline gel­ mişler. Başlangıçta Makabiler altında Suriye’nin MakedonyalI hükümdarı karşısında başarılı olmuş­ lar ve bir süreliğine Yahuda’daki krallıklarının bağımsızlığını elde etmişlerdir. Roma’ya ve Yunan’a karşı olan siyasi direnişle­ rinde başarı gösterememişlerdir. Romalıların 70 yılında Kudüs’ü fethedip Babil esaretinden kurtulanların yaptığı ikinci tapma­ ğı yıkmalan bile Musevi direnişini durdurmayı sağlayamamış­ tır. yy başlannda İran'da yaşamış ve bir tür dini komünizm kurmuş. Romalı bir valinin hakimiyetindeydi. başrahipleri ve krallan Roma’mn kuklalan olmuştu. isyancı­ ların yenilgisi ile sonuçlanmıştı. Zerdüşt karşıtı düşüncelerden daha yerel nitelikli ama çok önemli olan bir başkası Mazdak’tır. imparatorluğun kül­ türel dünyası dışmda yaşayanlara ciddi olarak açılmamıştı. Ancak Roma’nın gücüne karşı koyamamışlar ve bazı Persler’in yardımıyla peş peşe gerçekleştirdikleri baş- kaldınlann tümü bastınlmış.

birbirlerine benzeyen önemli bir yönleriyle antik çağlarda yaşayan diğer insanlardan farklıydılar. Bö­ lüm II." Haham Yose sessiz kaldı. hatta çeşitli hayvan türlerinde de görülmektedir. Museviler ve Yunanlılar birbir­ lerini farklı şekillerde adlandırırlar: Yunanlılar onlardan olma­ yanları "barbar”. Museviler’in tarihi adlan dahi silindi. yy’da üç hahamın konuşmalanndan alınmıştır:1 Haham Yahuda dedi ki: “Bu insanların (Romalılar) eserleri ne de güzel. Kudüs’e Ae- lia Capitolina adı verildi ve yıkılan Musevi Tapınağı’nın yerinde Jüpiter’e bir tapmak yapıldı. vergi toplamak için köprüler yaptılar. Ha­ ham Simeon Bar-Yohai yanıtladı: “Tüm yaptıklarını kendi gereksinmele­ ri için yaptılar. Bizi suçlayan Simeon idam edilsin. Fahişeleriniyerleştirmek içinpazaryerleri. Sessiz kalan Yose. Gruplaşma ve yabancıyı dışlama. Eski çağlarda iki halk. Aşağıdaki eski bir Musevi metni Musevi ve başka Ortadoğu halklarının Roma imparatorluk yönetiminin faydalarını ve za­ rarlarını nasıl gördüğünü açık bir biçimde anlatmaktadır. köprüler. “ Romalılar. insanoğlunun içgüdüsel davranışıdır. İşte bu benzerlik ve farklılıkların onların gelecek­ teki uygarlıkları biçimlendirmelerinde büyük etkisi olmuştur. Samariya ve Yahuda adları kaidınl- di ve ülkeye çoktan unutulmuş olan Filistinliler’in adı verildi.” Ya­ huda konuşmalarını yetkililere anlattı ve yetkililer şu karan verdiler■“Bi­ z i Öven Yahuda övülsün. kendilerini gü­ zelleştirmek için hamamlar. Ortadoğulular dünyanın başka yerlerinde yaşayanların da yap­ tığı gibi kendi grupları ile başkalannınkini kesin sınırlarla ayı­ rırlardı. -Museviler ve Yunanlılar. Museviler de kendilerinden olmayanları “gen- 35 . hamamlar yapmışlar. Pazarlar. Grubun içindekiler ile dışındakiler arasındaki değişmez ay­ rım ya akrabalık ya kan ya da günümüzdeki etnik kavramı ile belirlenir. HIRİSTİYANLIK ÖNCESİ güne gönderdiler ama bu sefer onların imdadına yetişecek bir Kiros yoktu. Böylelikle grup saptanırken yabancılar grup dışında bırakı­ lırdı. Seforis’e sürgün edilsin.

Hıristiyanlık çağının baş­ larında. Musevi dininin. Tarafların karşılıklı olarak Musevi din ve. Ortadoğu’da Yahudileşmiş gentile’lere ve Helenleşmiş barbarlara rastlanırdı. şehrin kendi üyeleri ve onların yerine gelecek olanlarla sınırlıydı. Tevrat'ın Yunus kitabında Asur’un Nino- va halkı için kaygılanılması ya da Pers savaşlarına katılmış olan Yunan tiyatro yazan Aeskilus’un yenilgiye uğrayan Persler’in acılarım paylaşarak betimlemesi çarpıcı örneklerdir. Eski dünyada Museviler’in ve Yunanlı­ ların diğer halklardan farlı bir yanlan da düşmanlanna merha­ met göstermeleriydi.. farklı yöntem ve içe­ riği ile İslamiyet ikinci evrensel din olarak doğmuş ve aynı gö­ revi üstlenmiştir. ka­ nunlarını. İki grup da yeni üye aramaz­ lardı ama kabul etmeye de hazırlardı. Yurttaşlık kavramını geliştiren Yunanlılar olmuştu. Başlan­ gıçta Roma yurttaşlığı da benzer biçimdeydi ancak belirli süreç­ ler sonucunda Roma yurttaşlannın görevleri ve haklan tüm im­ paratorluk eyaletlerine genişletilmişti. Yunan şehrinin üyeliği. 36 . Helenistik kültürün ve Roma devlet sistemi­ nin erişilebilir olması birlikte Hıristiyanlığın doğmasını ve ya­ yılmasını sağlamıştır. İnançları ve amaçlan aynı olan. Aslında bu adlar büyük engelleri sim­ gelerdi ama yine de bunlar aşılmaz değillerdi. Yunan dil ve kültürünü benimsemeleriyle engeller aşılabilir. Romalılar kendilerine dahil olma fikrini öyle genişletmiş­ lerdi ki bir ortak imparatorluk yurttaşlığı kavramına kadar iler­ letmişlerdi. Yabancı bir kişi yal­ nızca o şehirde yaşayan yabana konumuna erişebilirdi. hatta kaldırılabilirdi bile. Yurttaş hükümetin kurulmasına ve yürütülmesine katılma hak­ kı olan kişiydi. Bu özellikleriy­ le akrabalığa ya da kana bağlı olan daha genel ve ilkel ayrım­ lardan farklıydılar.GEÇMİŞ tile” olarak adlandırırlar. aynı bölge­ de yan yana yaşayan iki ayn dünya dininin çatışması kaçınıl­ maz olmuştur. Birkaç yüzyıl sonra.

Justinien dönemin­ de (527-569) yalnızca Hıristiyanlığın diğer dinlere üstünlüğünü sağlamak için değil. Kilise kendine özgü yapısı. 2. yasalan ve mahkemeleri ile za­ manla Roma dünyasmın tamamına hakim olmuştur. bir bakıma da Hıristiyanlık imparatorluğun eline geçmiştir. İmparator Konstantin’in (311-337) Hıristiyan olmasıyla Roma İmparatorluğu’nu ele geçirmiş. Yeni dinin yayılması otorite ve ik­ na ile sağlanmıştır. liderliği. en azmdan batmasıdır. İlk gelişme ve birçok açıdan en önemli olanı. sistemi. Klasik Helen-Roma paga­ nizmi bir süre yaşamış. benimsenmesi ve yaygınlaşması. Roma’nın büyük gücü. Hıristiyanlık. Sonrasında Roma devleti Hıristiyan olmuştur. yy başlarına kadar olan ilk yansmda Hıristiyanlık. Roma sistemi­ ne protesto olarak büyümüş ve yaygınlaşmıştır. Persler ve Muse- viler dışında Hıristiyanlıktan önceki tüm dinlerin yok olması kaybolması. BÖLÜM İSLAMİYET ÖNCESİ Hıristiyanlık çağının yaklaşık ilk altı yüzyılını. Hıristiyanlık za­ man zaman hoşgörü ile karşılansa da çoğunlukla yargılanma­ sı nedeniyle devletten ayrılması ve kendi kurumunu. yani Hıristi­ yanlığın doğuşundan İslamiyet’in doğuşuna kadar geçen süre­ yi. hiyerarşisi. Hıristiyanlığın yükselmesi. Bu dönemin IV. yönetimi. hem uygarlıklann hareketlerindeki hem de yaşanan olaylar zincirindeki önemli gelişmeler şekillendirmiştir. hatta imparator Juliariın hükümdarlığı süresince (361-363) son kez alevlenmiştir. Hıristiyanlar’ın ayrıldıklan çeşitli düşünce akımlarının devlet onaylı öğretiyi benimsemesi i sağlamak için 37 . Kilise’yi kurması zorunlu olmuştur.

395’te İmpara­ tor Teodosius’un ölmesinin ardından. Persler’in yıktığı ve Ro­ malıların tekrar kurduğu Edessa prensliğinin prensi Yunanca “Philoromaios” (Romalıların dostu) unvanını almıştı. Latin­ ce’deki “romani”’ sözcüğünden değil. eskiden Konstantinopolis şehrinin olduğu yerde bu­ lunan bir yerleşimin adından gelen ve modem bilim adamla­ rı tarafından bulunan bir addır. kişisel. Doğu Roma İmparatorlu­ ğunda birinci dil olmuştu. gücünün en parlak olduğu zaman bile Roma İmparatorlu- ğu’nda ikinci dil olarak kalmışken. İmparatorluk Konstanti- nopolis’ten yönetilen doğu ve Roma’dan yönetilen batı olarak ikiye aynldı.. Bu kiliseler teolojik öğretilerde anlaşamadıkları gibi. O günlerde artık birden çok Kilise vardı.. Bugün çoğunlukla Doğu imparatorluğu için kullanılan Bi­ zans adı. Latince varlığını sürdürmeyi başar­ mıştı. bir Roma imparatorunun hükümdarlığında yaşarlardı. Yunan­ ca. İkinci önemli gelişme. Yunanca’daki “rhomaioi” sözcüğünden geliyordu. Doğu imparatorluğu zorluk- lann üstesinden gelerek bin yıl daha varlığını sürdürdü. bölge­ sel ve de milliyetçi bağlarla bağlıydılar. tabii küçük farklarla. Asla Bizanslılar kendilerine Bi­ zanslI demezler. uzun­ ca bir zaıpan kültürün yanı sıra devletin de dili olarak kullanıl­ 38 . Çok geçmeden Batı imparatorluğu art arda gelen barbar istilaları sonucunda yıkıldı. Bazı Yunan yazıtlarında “hegemonia ton Rhomaion” (Roma­ lıların egemenliği) için dua ediliyordu. Yunanca. Romalı derlerdi. Roma’dan Konstantin’in doğu başken­ ti yaptığı Konstantinopolis şehrine taşınmasıdır. İmparator ve tebaası dinsiz değil Hıristiyan- dı ve BizanslIların kendileri için kullandıkları Romalı adı. Bizanslı Yunanlıların ve yüzyıllar sonra halifelik Arap­ ça’sında Latin terimlerinin izleri görülmüştür. Roma İmparatorluğu’nun güç merke­ zinin batıdan doğuya.GEÇMİŞ de kullanılmıştır. Roma hukukunun uygulandı­ ğı.

İSLAMİYET ÖNCESİ mıştır. do­ natım ve kimi zaman da üniforma gereksinimlerini devlet giri­ şimlerinden sağlamıştır. Hıristiyanlığın ilk yüzyülannda. Yunanlıların eskiden beri ilgi­ lendikleri. Eski Ahit’in de yüzyıllar önce İskenderiye’de yaşayan ve dilleri Yunanca olan Museviler için yazılmış Yunanca çevirisi vardı. üretim ve hatta tarım alanlarında etkinlik göstermeye başlamıştı. Üçüncü önemli gelişme. Devlet pek çok alanda özel girişimcilerle ticareti tercih et­ meyip kendi olanaklannı kullanmıştır. Museviler’i ve Romalılar’ı pek rahatsız etmeyen fel­ sefe konularına ilgi göstermişlerdir. Roma devletini de Hı­ ristiyan Kiliselerini de etkileyerek daha çok yayılmıştır. Yunan kültürü. İsken­ der ve haleflerinin Roma Sezarlannınkinden çok farklı olan Yu­ nan monarşileri Doğu Roma devletinin hükümet kurumlarını etkilenmiştir. Örneğin ordu. Hıristiyanların kutsal kita­ bı Yeni Ahit. Helenistik bilim ve felsefeden önemli ölçüde etkilenmiştir. Kıpti. bugün güdümlü ekonomi olarak adlandırı­ labilecek ekonominin. sanayi. Mısır’da. Geçmişteki değişikliklerin etkisiyle gerçekleşen önemli bir başka gelişme'de. Büyük İskender ile Mısır ve Suriye imparatorluklannda başlamış olan Ortado­ ğu’nun Helenleşmesidir. özellikle de Mısır’da böylesi bir siyasi gelişme olağandı. Arami dilleri. Genellikle ordunun erzakı vergi olarak 39 . Yunanca yazılmıştı. yüzyıllar önce. İskender’in generallerinden birinin kurduğu Ptoleme- us hanedanında ileri düzeye ulaşmış bir güdümlü ekonomi var­ dı. İlk Hıristiyanlar. Arapça. silah. devlet tarafından denetlenmiş. Doğu eyaletlerinde varlığım sürdüren Yunancar dışında­ ki diller ve edebiyatlar. yy’dan iti­ baren devlet ticaret. Nehir vadisi toplumla- nnda. özellikle de III. devlet otoritesiyle planlanma ve yöne­ tilme düzeninin süregelen gelişmesidir. bir devlet ekonomi politikası oluşturulup uygulanmaya çalışılmış­ tır. Devlet dışındaki özel girişimci­ lerin ekonomik etkinlikleri.

GEÇMİŞ

toplanıp askerlere tayın olarak verilirdi. Devletin ekonomik et­
kinliklerinin giderek artması özel girişimcilerin çalışma alanla­
rını büyük ölçüde kısıtlamışa.
Devletin artan müdahalesi tarım alanında da olmuş, ya­
vaş yavaş tarım alanları azalmıştır. Devletin, topraklarını terk
eden toprak sahiplerini ve köylüleri maddi olarak ve başka ba­
zı özendirmelerle topraklarında kalmaya ikna etme çabalan ve
bu konudaki kaygısı, imparatorluğun çoğu bugüne kadar ge­
len kanunlarına da yansımıştır. Bu durum, ekonomik müdaha­
leciliğin önemli savunucularından Diocletian (284-305) döne­
minden, İslami fetihlere, yani ekonomik güç ve işlevin tekrar
sağlanmasına kadar, III. ile VI. yy’lar arasında, büyük bir so­
run olmuştur.
Bizans ve Pers imparatorluklan, VII. yy’m ilk birkaç on yı­
lında yaklaşan İslamiyet dalgasına kapılmış olsalar da, kaderle­
ri çok farklı olmuştur. Araplar Bizans ordulannı ağır yenilgilere
uğratarak pek çok eyaletlerini ele geçirdikleri halde, Küçük As­
ya'nın merkez eyaleti Yunan ve Hıristiyan kalmışa. Öte yandan
imparatorluğun başkenti Konstantinopolis aldığı saldırılara rağ­
men, onu denizden ve karadan koruyan surlarıyla ayakta kal­
mayı başarmıştı. Bizans imparatorluğu gücünü kaybederek kü­
çülmeye başlamasından sonra bile yedi yüzyıl dilini; kültürünü
ve kurumlarını özgün biçimleriyle sürdürerek yaşamıştır.
İran’ın kaderi çok daha farklıydı. Fethedilen yalnızca dış
eyaletleri olmamış, başkenti ve topraklarının tamamı da fethe­
dilerek yeni Arap-İslam imparatorluğuna dahil olmuştu. Mısır
ve Suriye’deki BizanslI işadamlarının Bizans’a kaçma şansları
vardı ama İran’ın Zerdüşt destekçilerinin Müslüman yönetimi­
ne girmekten ya da gidebilecekleri tek yere, Hindistan’a göç­
mekten başka seçenekleri yoktu. İran’daki Müslüman hakimi­
yetinin ilk yüzyıllannda eski dil ve eski yazı, küçük bir azınlık

40

İSLAMİYET ÖNCESİ

dışında, kullanamayarak unutuldu. Anglo-Saxon dilinin İngiliz­
ce’ye dönüşmesi sürecinde yaşandığı gibi fetih dili bile değiş­
tirdi. İran’ın İslamiyet’ten önceki tarihi, modern çağlarda eski
Pers yazılarının çözümlenmesi çalışmalarıyla araştırılmaya baş­
lanmıştır.
İran İmparatorluğu tarihinde Hıristiyanlık çağının ilk altı
yüzyıllık bölümünde, Sasani ve Part dönemleri olmak üzere iki
büyük dönem vardır. İlk Sasani hükümdarı Ardaşir (226-240)
Roma’ya yeni bir dizi savaş açmıştır. Ondan sonra gelen I. Şah-
pur (240-271) savaşta Roma İmparatoru Valerian’ı esir almış ve
Valerian esarette ölmüştür. 1. Şahpur övündüğü bu başarısının
resimlerini İran’daki çeşitli dağların kayalarına yontturmuştur.
At üstündeki Pers şahının, yerdeki Roma imparatorunun boy­
nuna ayağını koymuş olduğu bu resimler hâlâ durmaktadır.
İslam halifeliği ortaya çıkana kadar bölge tarihine egemen
olan siyasi durum, Pers-Roma, sonrasında da Pers-Bizans reka­
betiydi. İslamiyet ise bir rakibini ortadan kaldırmış, diğerine de
önemli ölçüde gücünü kaybettirmişti. Bu sonuca büyük etki­
si olan sonu gelmek bilmeyen savaşlar bir istisnayla kesintiye
uğramıştır. Bu istisna, yüz yıldan fazla süren Uzun Banş’tır. III.
Şahpur (383-388) 384’te Roma ile barış yapmıştır. 421-22 yılla­
rındaki ufak bir sınır çatışması hariç, VI. y /ın ilk yıllanna ka­
dar bir daha savaş olmamış, bu tarihlerde başlayan ilk savaş kı­
sa aralıklarla 628’e kadar devam etmiştir. Bu sıralarda da çok
yakında bu iki düşmanı gölgede bırakacak yeni bir güç doğ­
maya başlamıştır.
Modem ve Ortaçağ tarihçilerine göre bu savaşların temel
gerekçesi toprak olmuştur. Romalılar bu dönemde Persler’in
egemenliğindeki Ermenistan ve Mezopotamya üzerinde hak
iddia ediyorlardı. Romalılar imparatorları Trajan’ın fethettiğini
söyledikleri bu topraklan istiyorlardı, bu da Romalılar’ın, Pers-

41

GEÇMİŞ

ler'in, sonra da Müslümanların ortak öğretilerine göre buralar
üzerinde kendilerine sürekli hak tanıyordu. Ayrıca BizanslIlar,
Mezopotamya ve Ermenistan halklarının büyük çoğunluğu Hı­
ristiyan olduğundan Hıristiyan imparatoruna bağlı olmalan ge­
rektiğini öne sürüyorlardı. Persler de M.Ö. 525'te Kiros’un oğ­
lu Kambiz’in fethettiği Filistin, Suriye ve Mısır’da bile hak iddia
ediyorlardı. Bu topraklan savaşlar sırasında zaman zaman ele
geçirdiler. Buralarda Persler ya da Zerdüştler yoktu ama onlara
sempati duyan Hıristiyan olmayan gruplar vardı.
Modem tarihçiler toprak dışındaki başka nedenleri de bu­
lup belgelemişlerdir. Bunların en önemlilerinden biri Doğu ile
Batı arasındaki ticaret yollarım ele geçirme arzusudur. Akdeniz
dünyası için Çin’den ipek, Hindistan ve Güneydoğu Asya’dan
baharat olmak üzere Doğu’dan yapılan iki ithalat büyük önem
taşımaktaydı ve bu malların ticareti çok yaygınlaşmıştı. Roma
yasalarında ticareti müdahaleden koruyacak önlemlere yer ve­
riliyordu. Bu ticaret Roma ve Bizans'ın, Çin ve Hindistan uygar-
lıklanyla ilişkide olmasını sağlıyordu.
Ülkeler arasında ne düzenli bir ilişki ne de ziyaret bulunu­
yordu ama her ikisinden de ithalat yapılıyordu. Romalılar ve
sonra da Bizanslılar bu ithalat için altın ödüyorlardı. Hint ba-
haratlan ve Çin ipeğine karşılık Akdeniz dünyasının verilebile­
cek bir şeyi yoktu. Altın her zaman geçerliydi ve çok miktarda
Roma altını Akdeniz havzasına yapılan ithalatın karşılığı olarak
Doğu Asya’ya gönderiliyordu. Bu arada, belirli dönemlerde hü-
kümranlıklannı Orta Asya’ya yayan Persler, ipek ticaretinin çı­
kış noktasındaki hakim güç olarak aracılık yapıyorlar ve bu sa­
yede büyük kâr elde ediyorlardı. Roma dünyası Doğu’ya altın
akışından şikayetçi oluyordu ama yine de bu ölçüde bir kay­
ba dayanabilmişti.
Akdeniz’den doğuya giden en kısa yolun Persler hakimiye­

42

İSLAMİYET ÖNCESİ

tindeki topraklardan geçmesi nedeniyle, Pers silahlarının ol­
mayacağı başka yollar bulamak hem ekonomik hem de strate­
jik açıdan yararlı olacaktı. Çin’den sonra Avrasya bozkırların­
daki Türk topraklarından Karadeniz ve Bizans topraklarına ve­
ya Hint Okyanusu’ndan geçerek güney denizlerine giden yol­
lar var olan alternatiflerdi. Bu yollar, Basra Körfezi ve Arabis­
tan’a veya Kızıldeniz’den sonra Mısır ve Süveyş kıstağından ge­
çerek Akdeniz’e ya da Yemen’den Batı Arabistan kervan yolla­
rıyla Suriye sınırlanna uzanıyordu.
Başta Roma’nın ve daha sonra Bizans’ın çıkan, Hindistan ve
Çin ile dış ticaret bağları yaratmak ve korumak, bu sayede Pers-
ler hakimiyetindeki orta bölgelerden uzak durmaktı. Öte yan­
dan Pers İmparatorluğu transit yollardaki durumundan fayda­
lanarak Bizans ticaretini denetim altında tutup barış zamanında
kâr sağlamak, savaş sırasmda da yolu kapatmak istiyordu. Bu
da her iki imparatorluğun, kendi sınırlan dışındaki topraklar­
da etkin olabilmek için sürekli mücadele halinde olmaları an­
lamına geliyordu.
İki bölgede, tüm bu diplomatik, ticari ve nadiren de askeri
müdahalelerin etkisi de küçümsenemeyecek derecedeydi. Bu
durumdan ilk önce kuzeyde Türk beylikleri ve aşiretleri ile gü­
neyde Arap beylikleri ve aşiretleri etkilenmişti. Ne Araplar’ın ne
de Türkler’in bölgenin eski uygarlıktan üzerinde önemli bir et­
kileri olduğuna dair kanıt bulunmamaktadır. Ancak daha son­
radan gelen istila dalgalarında ortaçağlarda İslamiyet’in merke­
zi olan topraklardaki etkileri önemli olmuştur.
Hıristiyanlık çağının ilk altı yüzyıllık döneminde Araplar ve
Tiirkler henüz imparatorluk sınırlarının dışında, barbar ya da
yan barbar olarak çöllerde ve bozkırlarda yaşıyorlardı. Roma­
lılar ve Persler, imparatorluklarını genişletirken bile çöl ya da
bozkır topraklarını ele geçirmekle ilgilenmemişler, hatta onlar-

43

GEÇMİŞ

la yakınlık kurmamaya özen göstermişlerdi. IV. yy Romalı ta­
rihçisi Suriyeli olan Ammianus Marceilinus bozkır halkları için
şunlan söylemiştir:1
"Tüm bu bölgelerin halkları vahşi ve savaşçıdır. Çatışma ve savaş on­
lara keyif verir. Onlar için savaşta ölenler en mutlu kişilerdir. Dünya­
dan doğal ölümle aynlanları korkaklıkla suçlayıp hakaret ederler. (XXI-
II, 6.44)”

Ammianus Marceilinus, güneydeki çöl halklarını “dost da,
düşman da olamayacak Araplar” sözleriyle anlatmıştır (XIV,
4.1). Bu komşuların silah gücüyle fethedilmesi tehlikeli, mali­
yetli ve zordu. Bu yüzden, iki imparatorluk da yaptıklan mad­
di, askeri ve teknik yardımlar, verdikleri unvanlar ile bu halkla­
rı kendi yanlarına çekmeye çalıştıklan, genel imparatorluk po­
litikası şekline getirilecek bir yol izlediler. Kuzeyin ve güneyin
aşiret reisleri bu durumu kendi çıkarlarına kullanarak, bir biri­
nin bir ötekinin, bazen ikisinin birden yanmda oldular. Kimileri
kervan ticaretinden elde ettiği servet ile kendi şehirlerini ya da
krallıklarını kurdular, imparatorluklann uydularıymış gibi, ba­
zen de müttefikleri olarak siyasi rol üstlendiler. Bu imparator­
luklar çıkarları doğrultusunda sınır beyliklerini ele geçirip doğ­
rudan hakimiyet altına almışlarsa da, genellikle dolaylı hakimi­
yeti ya da müşteri devlet konumunu tercih etmişlerdir.
Bu çok eskiden kalan ilişki türünün kökeni şüphesiz antik
çağa uzanmaktadır. Romalılar M.Ö. 65’te Romalı Pompey’in bu­
gün Ürdün Haşimi krallığında bulunan Petra’daki Nabat baş­
kentine yaptığı ziyarede çöl politikalarının başlangıcını yaptı­
lar. Nabatiler’in yazılı dilleri ve kültürleri Arami olduğu halde
kendilerinin Arap olduklan bilinmektedir. Petra vahasında bir
kervan şehri kurdular, Romalılar da onlarla kuracaklan ilişkinin
dostça olmasını doğru buldular. Petra, Roma eyaletleri ile çöl
arasırîdaki tampon ülke, Güney Arabistan ,ve Hindistan ile tica­

İSLAMİYET ÖNCESİ

ret yollarına ulaşmak için çok önemli bir komşuydu. M.ö. 25’te
İmparator Augustus Yemen’i fethetmek için bir ordu göndere­
rek başka bir politika denedi. Romalılar’a Kızıldeniz'in güney
ucunda bir köprübaşı yaratarak Hindistan yolunu Roma’nın
doğrudan hakimiyetine almayı amaçlıyordu. Fetih başarılı ola­
madı ve Romalılar oraya bir daha sefer düzenlemediler. Yeni­
den Arabistan içlerine ordularını göndermeyi denemediler, hat­
ta banş sırasındaki ticari, savaş sırasındaki askeri gereksinimle­
ri nedeniyle çöldeki sınır devletleriyle ve kervan şehirleriyle iyi
ilişkiler kurmaya başladılar.
Romalıların bu politikası Arap sınır beyliklerinin sayısmda
büyük bir artışa yol açtı. Bunlann birincisi Petra idi, en önemli­
lerinden biri de şimdi güneydoğu Suriye’deki Tadmur olan Pal-
mira idi. Palmira Suriye çölündeki bir kaynağın etrafında bulu­
nuyordu. Çok eski çağlarda orası bir ticaret ve yerleşim şehriy­
di. Palmiralılar’ın Fırat üzerinde Dura’da bir merkezleri bulun­
duğu için Akdeniz ile Mezopotamya ve Körfez çöl ticaret yolu
üzerinde söz sahibi olmaları, onlara bir ölçüde stratejik ve tica­
ri önem sağlıyordu.
Benzer durum, iki imparatorluğun ve Karadeniz’le Hazar
Denizi’nin kuzeyinde, Çin’e uzanan Orta Asya yolu üzerin­
de de geçerliydi. Bu bölgedeki Orta Asya aşiretleri arasında I.
yy’ın son çeyreğinde Çin’in otoritesine karşı başkaldınlar olma­
ya başladı. Bu başkaldınnın liderleri arasında olan ve Çin tarih­
çileri tarafından “Hiung Nu” olarak adlandırılan halkın, Avrupa
tarihindeki Hunlar olduklan bilinmektedir. Pan Chao adlı Çinli
general Çin’den Orta Asya’ya gerçekleştirdiği seferle başkaldı-
nyı durdurarak Hiung Nu’lan ipek yolu üzerinden atmıştır. Bu
kez Çinliler daha da ileri giderek, sonraları adı Türkistan olan,
bugünkü Özbekistan ile batı komşularım içine alan bölgeyi fet­
hettiler. Pan Chao buradan iç Asya ipek yolunu Çin’in denetimi

45

GEÇMİŞ

altına aldı ve Kan Ying adlı elçisi önderliğinde bir heyeti Roma­
lılarla görüşmeleri için batıya yolladı. Heyetin 97’de Basra Kör-
fezi’ne ulaştığı bilinmektedir.
Roma İmparatoru Trajan’ın Ortadoğu’da yayılma politikası­
nı açıklamada, Doğu’nun bu ve diğer diplomatik ve askeri et­
kinlikleri yardımcı olmaktadır. 106’da Trajan, Roma ile Petra es­
ki ilişkisine son vererek şehri fethetti. Artık Nabatiler’in ülke­
si Provincia Arabia adlı bir Roma eyaleti oldu ve Basra’da bu­
lunan bir Roma Lejyonu tarafından yönetilmeye başladı. Tra­
jan, Roma gemilerinin Akdeniz’den Kızıldeniz’e geçebilmeleri­
ni sağlamak için Nil Nehri’nin kanallannı ve kollarını birleşti­
rip İskenderiye’den Clysma’ya dek uzanan bir suyolu yaptırdı.
107’de Hindistan’a bir Roma elçisi gönderildi, kısa bir süre son­
ra da Doğu Suriye sınırından Kızıldeniz’e bir yol açıldı.
Tüm bu olaylann iki imparatorluk arasındaki savaşı başla­
tan Partlar’ı haklı olarak endişelendirdiği görülmektedir. Tra­
jan 114’te başlattığı bir seferde iki imparatorluğun paylaşama­
dığı en önemli bölgelerden Ermenistan'ı işgal etti. Bağımsız Hı­
ristiyan bir hükümdar olan Edessa prensi ile anlaştıktan sonra
doğuya doğru Dicle’den geçerek ll6 ’da şimdiki Bağdat yakı­
nındaki büyük Pers şehri Ktesiphon’u fethetti. Bu sırada Yahu-
diye’de büyük bir isyan çıkması bir tesadüf gibi görünmüyor.
117’de Trajan’m ölümü üzerine yerine geçen Hadrian, Provin­
cia Arabia dışında doğuda işgal edilen eyaletlerden çekildi.
Trajan’m bölgede yayıldığı 100 yıllannda, Arap yanmadası
yaklaşık olarak şu durumdaydı: İç bölgelerde dışandan ve içe­
riden hiçbir otorite yoktu, öte yandan batıda Roma ve doğu­
da Part imparatorluklarıyla çeşitli ilişkileri olan küçük beylikler­
le çevrilmişti. Beylikler Arabistan’dan Yemen’e, oradan da de­
niz yoluyla Doğu Afrika ve Hindistan’a uzanan ticaret yollarıy­
la geçiniyorlardı.

46

İSLAMİYET ÖNCESİ

Roma’nın Petra’yı hakimiyetine alması önemli bir'politika
değişikliği olmuş ve o dönemin güçler dengesini bozmuştu.
Romalılar bundan sonra da Palmira’da benzer bir politika uy­
guladılar ama en sonunda bundan vazgeçerek bilinmeyen bir
tarihte Palmira’yı imparatorluklarına dahil ettiler.
İran’da Sasaniler’in ortaya çıkması ve bölgede daha mili­
tan ve merkezi bir düzenin kurulması ile durum tekrar değişti.
Persler de Arabia’nın kuzeydoğu sınırlarında birkaç beyliği al­
dılar. Persler, III. yy ortalarında eski bir Arap merkezini, Hat-
ra’yı ortadan kaldırdıktan sonra, doğu Arabistan'ın Körfez kıyı­
sı boyundaki bölgelerini işgal ettiler.
Roma tarihçilerine göre III. yy’ın üçüncü çeyreğinde Zeno-
bia adındaki (büyük olasılıkla Arapça Zeyneb) kadın hüküm­
dar, Palmira’nın bağımsızlığını tekrar kazanması için son çaba­
yı harcamıştır. İmparator Aurelian’ın gönderdiği Roma ordusu
Zenobia’yı yenmiş ve Palmira bir kez daha imparatorluğa ka­
tılmıştır.
Bu sırada Arap yarımadasının uzak güneyinde önemli de­
ğişiklikler yaşanmaktaydı. Tanm alanları olan ve hanedan mo­
narşileriyle yönetilen şehirleri olan Güney Arabistan, yan çöl
olan kuzeyden oldukça farklıydı. Ancak monarşiler yıkılmış,
yerini Himyaritik monarşi adı verilen yeni bir düzene bırakmış­
tı. Batıdan Habeşler ve doğudan Persler olmak üzere bölge dış
etkilerin çarpışma noktası olmuştu. Habeşistan’da başlayan mi­
litan Hıristiyan monarşisi, Kızıldeniz’in diğer tarafındaki geliş­
melere doğal olarak ilgi gösteriyordu. Persler de onlar için bir­
birinden farklı olmayan Hıristiyan ya da Roma etkisine diren­
meye her zaman hazır durumdaydılar.
Bu süreçte, eski dünyanın büyük ekonomik çöküşünden,
özellikle III. yy’dan sonra ticaretin sonlanmasından Akdeniz
uygarlığının bu uzak ileri karakolları bile etkilenmişlerdi. Bulu­

47

GEÇMİŞ

nan Roma sikkelerinin azalmış olması bunun bir göstergesidir.
217’de Hindistan’da ölen Caracalla’dan sonraki sikkelerden ne­
redeyse hiç bulunamamıştır. Bu da IV. ile VI. yüzyıllar arasında
Arabistan’ın karanlık bir dönem yaşadığını göstermektedir. Bu
dönem, bedevileşme ve yoksullaşma çağı olmuştur. Bu döne­
me değin var olan tanm gerilemiş, kurulan merkezler azalmış
ve deve göçerliği yaygınlaşmıştır. İslamiyet’in ortaya çıkmadan
hemen önceki zamana ilişkin ilk Müslüman öyküleri bu döne­
mi çok net olarak anlatmaktadır.
Arabistan’ın gerileyişinin nedenleri arasında her iki impara­
torluğun ilgilerinin yok olması da göz önüne alınmalıdır. İran
ve Roma barışının sürdüğü 384 yılından 302 yılına kadarki
uzun sürede her iki imparatorluk da Arabistan’a, vahalanndan
ve çöllerinden geçen pahalı, uzun ve tehlikeli ticaret yollarına
ilgi göstermemişti. Ticaret yollarının yönü değişmiş, teşvik yar­
dımları sona ermiş, kervan trafiği durmuş ve şehirler terk edil­
mişti. Ticaretin son bulmasıyla göçebeliğin başlaması, kültür ve
yaşam standardını düşürmüş ve çok uzun süreden sonra ilk kez
Arabistan’ı uygar dünyadan soyutlamıştı. Bu durumdan, Arabis­
tan'ın daha gelişmiş olan güneyi de etkilenmiş, buradaki göçe­
be aşiretler daha iyi otlaklar aramak için kuzeye göç etmişlerdi.
Arap toplumunda göçebelik daima önemli olmuştur ama artık
daha da öne çıkmıştır. Müslümanlar bu dönemi “Cahiliye” ola­
rak adlandınrlar ve bu dönem ile Aydınlık Çağ yani İslamiyet
ile aralarındaki çelişkiye dikkat çekerler. Bu dönem, yalnızca
sonradan gelecek olanlara göre değil, daha öncekilere göre de
çok karanlıktı. İslamiyet’in ortaya çıkması bu açıdan bir resto­
rasyon olarak düşünülebilir ve gerçekten de Kuran’da Hz. İbra­
him’in dininin restorasyonu olduğu belirtilmektedir.
Hz. Muhammed’in doğduğu VI. yy’da her şey yeniden de­
ğişti. Eri önemlisi Persler ve Bizanslılar’m yüz yıllık banş sü­

48

İSLAMİYET ÖNCESİ

recinden sonra yeniden çatışmaya başlamalan ve buîıun ne­
redeyse sonsuz bir savaşa dönüşmesidir. İki imparatorluk sa­
vaş ve rekabet halindeyken bu mücadelenin bir nedeni ola­
rak Arabistan bir kez daha ortaya çıktı ve Arap halklan yeni­
den her iki tarafın da saygı ve ilgilerini kazandılar. Nehir vadi­
lerinden Basra Körfezi’ne inen yol, barış döneminde, Akdeniz
dünyasından Doğu’ya giden en elverişli yoldu. Uzun bir kıs­
mı su üzerinde geçen bu yol ötekilerle karşılaştırıldığında hem
daha ucuz, hem de daha güvenliydi ama Bizanslılar ile Pers-
ler yeniden savaşmaya başladığında durumu değişti. Mezopo­
tamya ve Körfez yolu Bizanslılar açısından çok sakıncalıydı. Bu
yol, Persler tarafından savaş sırasında askeri hareketle, iki im­
paratorluk arasındaki banş sayılabilecek zamanlarda ise eko­
nomik baskılarla her an kapatılabilirdi. Bunun için Bizanslılar
Persler’in ulaşamayacakları uzaklıkta başka yollar bulma poli­
tikasını benimsediler.
Önceden de olduğu gibi güney çöl ve denizleri ile kuzey
bozkırları olmak üzere iki önemli seçenek vardı. Karadan As­
ya yolunun tercih edilmesi, Orta Asya bozkırlarının hanları ile
Bizans imparatorlan arasında ilginç pazarlıklara yol açtı. Türk
hanlan Konstantinopolis’e elçilerini göndermeye başladılar. Bi­
zans tarihçilerine göre, daha kurnaz olan bazı hanlar hem Bi­
zans’a hem de Perslef e elçi göndermişlerdir. Ancak hanlar ge­
nellikle Bizanslılar’ı ihanetle suçlamışlardır. Bizans tarihçisi Me-
nander, 576’da geçen bir olayı şöyle anlatmıştır:2
Bir Bizans elçisi hana güven mektubu verirken, han tarafından kendisiy­
le iş yaparken düşmanlarıyla da yapmakla suçlanmıştı. Han, parmakla­
rım ağzına alıp şunları söylemişti: "Sen bir aldatması ve on tane dili olan
o Romalılar'dan değil misin? Şimdi ağzımda olan on parmağım kadar
dilin var senin ve birini beni, ötekini Avarlar’ı kandırmak için kullanı­
yorsun... Kurnaz sözlerle ve hile yaparak herkesi aldatıyorsun... Ama bir
Türk’ün yalan söylemesi tuhaf olur ve görülmemiştir de..."

yy başladığında. ikisi de Ara- mi kültürüne sahipti. Eski çağlardan bu 50 . İran tarafın­ da da Hira beyliği bulunuyordu. Yaklaşık 527’de Bizans İmparatoru Jüstinyen. Roma silah ve eğitmen­ leri ile birlikte yeterli miktarda da Roma altını verildi. Hira’ya savaş açmalan için Gassaniler’i ikna etti. Persler de bu iletişim hattını önlemek ve kesmek için uğ­ raşmışlardır. Bu arada yol üzerindeki çeşitli halklar bu durum­ dan kâr sağlamaya çalışmışlar. VI. Pers de­ netiminden uzak bir Hindistan yolu açmış ve yolu açık tutmuş­ tur.GEÇMİŞ Kuzeydeki ve güneydeki patronlar ile müşteriler birbirleri­ ni oldukça iyi anlarlardı. Bizans’m çöl sınırında bugün­ kü Ürdün’ün olduğu yerde Arap Gassani beyliği. ikisi de Hıristiyan’dı ama siyasi olarak bi­ ri İran’a. Es­ ki kaynaklara göre. diğeri Bizans’a bağlıydı. Pers tara­ fında olanlarla ilgili çok fazla bir bilgi bulunmamasına karşın. O dönemdeki pek çok olay bu örneğe uygun gelişmiştir. Hem Bizans hem de Pers tarafında uç beyliklerinin yeniden or­ taya çıkmalan bunlardan biridir. güney yolu hem Persler’in ulaşamayacağı uzaklıkta olduğu. Gassani beyine unvanlar verildi ve Roma İmparatorluğu’nun “partici”si ilan edi­ lerek Konstantinopolis’e davet edildi. Böylece Bizans ile İran'ın başrollerde olduklan bir savaş başlamış oldu. hem de çeşitli seçe­ nekler sunduğu için kuzey yolundan daha önemli olmuştu. orada da aynı şeylerin olduğu anlaşılmaktadır. Sina Yanmadası’nın güney köşesinin âçıklanndaki Yotabe olarak adlandırılan küçük Tiran adasının tarih sahnesine çık­ ması. kendi çıkarlan için yolu açık tut­ mak ama Bizanslılar’ın da yolun denetimini ve tekelini ele ge­ çirmesini engellemek istemişlerdir. İkisi de Arap’tı. bu dönemin ikinci önemli gelişmesidir. ilgili taraflann politikalannı ve uygulamala- nm ortaya koyan şöyle bir tablo çıkmaktadır: Bizans.

Kızıldeniz’in iki kö­ şesinde. O dönemde Habeşistan. sonradan Musevi­ liği seçenlerden mi ya da Yahudi ülkesinden yeni gelenlerden mi olduklan açık değildir. bazen imparatorluğun dostu bazen de düşma­ nı olarak görülen diğerlerinin olduğuna ilişkin bilgiler bulun­ maktadır. ada Bizans denetimine girdi ve kolaylık olması için bir Gassani beyine bağlandı. İSLAMİYET ÖNCESİ yana adada transit ticaretle uğraşan insanlar tarafından'kurulan küçük bir yerleşim merkezinin olduğu anlaşılmaktadır. ye­ rel güçleri boyunduruk altına almak ya da yok etmek amacma hizmet ediyordu. Hindistan’a kadar giden gemileri ve Arabistan yarımadasında 51 . yy’da Kı- zıldeniz ticaretinin ilerlemesiyle birlikte. Adada yaşayanlar hakkında Musevi olduklarına iliş­ kin bilgiler vardır ama eski Museviler’den mi. Kuzeyde Arap dostlarından aldıkları yardım­ larla bu işi kendileri yapıyorlardı ama güneyde böyle bir ola­ nak bulamadıkları için Yemen’deki Museviler’e ve onların do­ ğusundaki Persler’e karşı Bizans ile ittifakta olan Hıristiyan dev­ leti Habeşistan’ı kullanmak istediler. 525'te birtakım ilginç gelişmeler oldu. Kızıldeniz’in bir ucundan diğer ucu­ na değin Bizans üstünlüğünü ve ticaret tekelini elde etmek. Tiran-Yotabe Muse- vileri denetim altına alındılar ama Kızıldeniz’in güney ucunda Himyarites kralının Museviliği seçmesiyle yeni Museviler orta­ ya çıktı. VI. Kızıldeniz’de ticaret yapan ada halkı başlangıçta bağımsızdı ve Bizans’a düşmanlardı. Bizans önce­ likle İran’a yönelik bir politika izliyordu. Bizans eylemleri yal­ nız İran’ı hedef almıyordu. Böyleçe Arabistan’ın kuzeybatı köşesinde yüzyıllardır ilk defa bir Yahudi krallığı kurulmuş oldu. her ikisi de Pers destekçisi politika benimseyen bir Yahudi varlığının aynı anda ortaya çıkmasının birbiriyle ilişkili olması gerekir. her ikisi de Kızıldeniz ticareti yapan. 473’te adadaki bir aşiret reisinin Konstantinopolis’i ziyaret ettiği ve onun ardından.

VI. Arabistan’dan atılan Habeşlerin. Ha- beşler yeni Hıristiyanlıklarının heyecanı içinde Bizanslı elçile­ ri hevesle karşıladılar. Hz.GEÇMİŞ bulunan askerleriyle uluslararası ticari güç durumundaydı. Habeşis­ tan’daki rejimleri de sarsıldı.yy’ın ilk yıllarında ipekböceği yetiştirme işi gelişmiş­ ti. Yüzyıllar­ dır ipek üretimi Çin’de özenle bir sır olarak saklı tutulmaktay­ dı ve ipekböceğinin ihraç edilmesi ölümle cezalandırılıyordu. Ancak yenilgiye uğ­ rayarak Yemen’deki yerlerini Persler’e bıraktılar. Öte yandan. Kızıldeniz’in güney köşesine yerleşen Pers gü­ cü. yy iki rakip imparatorluğun zayıflaması ve geri çekilme­ leri ile tamamlandı. ül­ kelerindeki taht kavgaları ve Zerdüşt dini içindeki tartışmalar nedeniyle başlayan büyük dini sorunlar yüzünden önemli öl­ çüde güç-kaybetmişlerdi. Ancak iki Nesturi keşişinin 552’de Çin’den Bizans’a ipekböce­ ğinin tohumunu kaçırmayı başarmalarından sonra Küçük As­ ya’da VII . Bununla birlikte konunun önemini tümüyle azaltan başka bir gelişme olmuştu. Yemen’den öteye gitmek isteye­ rek 507’de kuzeye giden kervan yolu üzerindeki Yemen tica­ ret merkezi Mekke’ye saldırı düzenlediler. Muhammed’in doğduğu yıllarda Yemen’in başında bir Pers satrapı bulunuyordu ve ülke tamamen Persler’in deneti­ mi altındaydı. Bizans’ın Doğu’ya ayn ve açık bir ticaret yolu açma po­ litikasını başarısızlığa uğratıyordu. bu zaferlerini de­ vam ettirecek güçleri yoktu. Ne yazık ki Habeşler kendilerine verilen görevde başarılı olamadılar. Başlarda Güney Arabistan’daki son bağımsız dev­ leti yıkıp yok ederek ülkeyi Hıristiyanlar’a ve başka dış etkile­ re açık hale getirmeyi başarmalarına karşın. Bir süre daha direnen Persler. Bizans Jüstinyen’in hü­ 52 . Çin’de üretilen ipekliler daha kaliteli ve güzel olduğu için daha çok tercih ediliyordu ama artık Çin’in bu konudaki dün­ ya tekeli sona ermişti.

Daha sonra karşılaşacakları olaylar açısından çok değerli bir ders olan silah. İSLAMİYET ÖNCESİ kümdarlığının ardından sorunlar yaşamaya başlamıştı ve Bi­ zans Hıristiyanlığı büyük kilise tartışmaları ile sarsılıyordu. Bunlardan bir bölümü maddi kaynaklıydı. Ara­ bistan yanmadasının son bağımsız güç merkezleri durumunda­ ki güney beylikleri. yerlerini yabancılann işgallerine bırakarak ortadan kalkmışlardı. Hem Bizans. Önceden hiç bilmedikleri şeyleri getirmeye başlayan tüccarlar ilerlemiş toplumlann zevkleri ile tanışmışlardı. en önemlisi. ama Hicaz’ın başka yerlerinde bulunuyor­ lardı. Ulaşabilecekleri uzaklıkta birkaç din bulunuyordu. ilkel paganizme sahip olan ve yetersiz bul­ duktan dinlerinin yerine başka bir din arayışına girmişlerdi. Yazıyı öğrenerek yeni bir alfabe oluşturmuşlar ve dillerini yazmaya başlamışlardı. zırh kullanmayı ve dönemin askeri yöntemlerini öğrenmişlerdi. hem de İran sınırlarındaki Araplann çoğunluğu Hıristiyan olmuştu ve gü­ neydeki Yemen ve Najran’da da Hıristiyanlar vardı. düşünceler ve ürünler getiren çok sayıda yaban­ cı yerleşmişti. Dışarıdan gelen bu etkiler Araplar içinde çeşitli tepkilere yol açmıştı. Hıristi­ yanlıkta büyük bir ilerleme olmuştu. Bu gelişmelerin ardından Arabistan’a yanlannda ye­ ni yöntemler. bir ölçüde entelektüel. Arabistan’dan geçen ticaret yollan. tüccarlar ve ürünler. Kendilerinden ilerideki komşulanmn din ve kültürleriyle ilgili bilgi sahibi olan Araplar. hatta manevi bir etkilenme de yaşamışlardı. Dışandaki yeni düşünceleri al­ mışlar. Bunların bazdan Yahudiye’den gelmiş olan göçmenlerin 53 . devam eden Pers-Bizans mücadelesinin sonucu olarak çoğalmıştı. Bu olayların tümü Arap yanmadasını önemli derecede et­ kilemişti. impara­ torluk efendilerine bağlı olmuşlar ancak Arap ailesi içinde kal­ maya devam etmişlerdi. Yine kuzeyde sınır devletleri ortaya çıkmış. Museviler özellikle Yemen'de.

Hani- filer yeni İslam dinini ilk kabul edenlerdendir. îlk İslam tarihçilerine göre. Arapça’da Hanifi denilen bir grup puta tapınmayı bırakmışlardı ama o dönemin rakip dini öğretilerinden hiçbirini benimsemeye de hazır değillerdi.GEÇMİŞ torunlarıydı. Dinin fazlaca milli olması nedeniy­ le Persler dışındakilere çok çekici gelmemesini ilginç bulma­ mak gerekir. VII. bazıları ise yeni Musevi olanlardı. Pers dinlerini be­ nimseyen pek olmamıştı. yy'da Ara­ bistan’daki Museviler ve Hıristiyanlar tamamen Araplaşmışlar ve Arap toplumunun bir parçası olmuşlardı. .

KISIM İslamiyet'in Doğuşu ve Yükselişi . 3.

.

fi ntin (hükümdarlığı 306-337) îlk Hıristiyan imparatoru ılis’in kurucusu. .

Pers imparatoru Şaphurun imparatoru Valerian’ı esir alışının resmedildiği yontma (259-260).İstanbul surları. .

.

Ürdün'de Ma’daba’dn bulunan. kutsal şehir Kııdüs vc çevresini gösteren Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden kalma bir mozaik. .

Roma imparatoru Justinien'in bir zaferi anısına yapılmış bir madalyon (530). .

.

. >1 jL.

. Haaın Reşicl’e ait Abbasi sikkesi (786-809). bir Abbasi sikkesi. Abdülmelik’e ait Emevi sikkesi (685-705). Muaviye'ye ait Emevi sikkesi (661-680).(yukarıdan itibaren saat yönünde) İmparator Heraklius’a ait Bizans sikkesi (610-641).

. «3 Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Haşhaşiler tarafından bir suikast sonucu öldürülmesi (1092). Afganistan’da bugünkü Gazne’deki III. Mesud için yaptırılmış olan Zafer Kulesi anıtı.

Kudüs’teki Al-Aksa camisinde Selahaddin’iıı minberi.1099 yılında Haçlıdır tarafından ele geçirilen ve depremlerin adından 1201 ve 1202 de yeniden inşa edilen. . son olarak da 1271 de Müslümanlar tarafından ele geçirilen Suriye’deki Chevalieı kalesi.

.Bir Moğol süvarisi.

nuna ulaşamadı i türbesi. .

) Mehmed t. 1452’de İstanbul’da Fatih Sultan (II. (Yıldırım) Bayezid (hükümdarlığı 13S9-1402) (sağda) Sultan II. 1446-1451).(yukarıda) Sultan I. . Mıırad (hükümdarlığı 1421-1444.

.

İstanbul. l609-17’de inşa edilmiştir. . günümüzde müze olan Ayasofya. (aşağıda) İstanbul’daki Sultan Ahmet Camisi.(yukarıda) Fatih Sultan Mehmed tarafından 4 minare inşa ettirilerek cami haline getirilen.

. yy'daki Ispanyol gemileri. Macaristan’daki Drava nehrini geçen Kanuni Sultan Süleyman’ın orduları. XVI. 1526’daki Mohaç Savaşı’nda Kanuni Sultan Süleyman Macar ordusunu yenilgiye uğrattı.

Osmanlı Yeniçeri askerleri. .

metin ve yazıt gibi bağımsız kanıtların bulunamamış olması nedeniyle bu dönem geleneksel görüşler çerçevesindeki sorunlarıyla bilinecektir. “Neyi 57 . ilk kabul edenleri ve inanan­ ları ile ilgili bilgiler yalnızca İslam hadisleri. İslam tarihinin başlangıç dö­ nemine ait başka belge. 3. Müslüman inanışına göre Abdullah'ın oğlu Muhammed kırk yaşına doğru Peygamber olmuştur. Muhammed’den sonrakilerin yaşadıklan. sonra Cebrail üç kez daha aym şeyi söyleyince. Hz. Bu tür kısıt­ lamaları olmayan çağdaş eleştirici ilahiyatçılar da daha başka sorunları gündeme getirmişlerdir. Bir Rama­ zan ayı gecesi Hira dağında uyumakta olan Hz. Kutsal Kitapta geçenler ve insanların sonrakilere aktarılan anı­ lan yer almaktadır. inananların ve Hz. Muhammed’in görevi. metinleri ve tarihi anılardan edinilebilmektedir. Muhammed’e Cebrail görünerek “Oku!” demiştir. Müslümanlar açısından her şey kesin ve açıktır. kurucusu. BÖLÜM K ökenler İslamiyet’in doğuşu. Hıristiyanlık. Bu açıdan İslam tarihi de. Hz. Müslüman­ ların tarihsel bilincinin merkezinde. Muse­ vilik ve insanlığın diğer büyük dinlerinin tarihleri gibi tarihçi­ ler için sorun olmuştur. Müslüman dünyasının oluşma­ sı. Ortaçağ’daki en titiz dindar Müslüman ilahiyatçılar bile dini öğretinin doğruluğunu ve mükemmelliği­ ni tartışmasız kabul ettikleri halde. Muhammed önce du­ raklamış. İslamiyet’in dış dünya tarafından fark edilmesi ve dışandan bakanlarca ele alınması uzun zaman sonra olmuştur. kişisel biyografik ve tarihi hadislerin doğru olup olmadığım sorgulamışlardır. savaşımı ve sonundaki zaferi.

O. Arapça bir sözcüktür. Hz. Oku! Rabbin en büyük cömertliğin sahibidir. deve. Mekke de bu şehirler arasın­ da yer alıyordu. insana bilmediğini öğretti. “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O insanı bir kan pıhtısından yarattı. vaha ve sınır halklarına yaptıklan bas­ kınlarla geçiniyorlardı. ez­ berleme” anlamlarına gelir ve İslam inancına göre Allah’ın Hz. bu yeni düşünceleri ve kaynaklandıklan yeni oluşumu şüp­ heyle karşıladılar ve muhalif oldular. Halk çoğunlukla göçebeydi. bazı Müslümanlann baskı ve zulüm yü­ zünden memleketlerini terk ederek Kızıldeniz’in diğer yanın­ 58 . Bu ilk ayetlerden sonra Hz. O yıllarda yarımadanın büyük bölümü yal­ nızca birkaç kervan yolu ile dağınık vahanın olduğu bir çöldü. hem ken­ di otoriteleri hem de varolan düzen için ciddi bir tehditti. daha sonra da geniş çevreler inandılar. Muhammed’e pek çok vahiy inmiştir. Muhammed aldı­ ğı vahiyleri doğduğu yere. koyun. 571 yılında Batı Arabistan’daki Hicaz böl­ gesinin küçük vaha şehri Mekke’de Kureyş Arap aşiretinde dünyaya gelmiştir. ba­ zen de rakip aşiretlere. Bir kısmı olanak buldukları yerlerde kü­ çük çapta tarımla uğraşır. kendi halkına götürmüş ve artık puta tapmamalarını evrensel bir tek tanrıya tapmalarını söylemiştir. Muhammed’e indirdiği vahiyleri içerir. keçi-yetiştirerek. Muhammed. Muhammed’e önce ailesi. Onlar için Hz. Mekke’deki ileri gelen aile­ ler. Kuran. bir kısmı da dış dünyadaki gelişme­ ler tüccarlan. O’dur kalemle yazmayı öğreten. Cebrail. Ge­ leneksel biyografiler. “okuma. yy’da çıkan savaş sayesinde Akdeniz ile Doğu arasındaki kervan yolunun küçük şehirleri kısa süre­ liğine tekrar hareketlenmişlerdi. Muham­ med ve öğretisi gerek maddi gerekse dini yönden. Arabistan’a gönderdiğinde ticaret yaparlardı.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ okuyacağım?” diye sormuştur. Görevinin ilk yıllarında Hz. Hz.” Bu cümleler Kuran’ın doksan altıncı sure­ sinin ilk beş ayetidir. Ro­ ma ile Persler arasında VI.

sonrasında da düşmanlıklarına diren­ mişti. onu ve onunla birlikte Mekke’yi terk edecek olanları savunmayı önerdiler. Mu- hammed'in peygamberliğinin nişanı olarak kabul ederler. Hz. Muhammed ilk önce yaklaşık altmış aileyi gönderdi. Muhammed Mekke’deki. Sekiz yıl süren savaş sonunda Hz. ondan anlaşmazlıklarında ara­ bulucu olmasını istediler. Muhammed ilk Çağn’dan on üç yıl sonra. Musa’nın vaat edilmiş topraklarına girme izni yoktu. Hz. Son­ raları bir Müslüman takvimi yapılır ve Arap takviminin başlan­ gıcı hicret olur. halkı ilerlerken o ölmüştü. Yeni topluluğa da Arapçada topluluk anlamına gelen “ümmet” adı verildi. Hz. Musa ve İsa'nın hayadan arasında önem­ li bir fark oluştu. Hz. o yılın sonbahannda da kendi­ si gitti. peygamberlik otoritesi­ 59 . Medine’de dini yetkinin beraberinde siyasi ve askeri yet­ kileri de alarak yöneten kendisi oldu. Yesrib İslam dininin ve topluluğunun merkezi haline geldi ve zaman içinde yalnızca El-Medine (Şehir) denil­ meye başlandı. Muhammed ile yanında olanların Mekke’den Yes- rib’e göçlerine “hicret” denir ve Müslümanlar hicreti Hz. Hz. kısa bir süre sonra Mekke’deki puta tapan yöne­ ticilerle savaşmaya başladı. yaklaşık 622’de. Hz. Muhammed Mekke’yi aldı. Bunun sonucunda. şehir yöneticilerinin başlangıç­ ta umursamazlıklarına. Yesribliler Hz.daki Habeşistan’a sığındıklarını anlatmaktadır. Mekke’nin 350 kilometre kuzeyinde bir başka vahadaki küçük Yesrib şehrin­ den elçilerle bir anlaşma yaptı. İsa çarmıha gerilmişti ve Romalı imparator Konstantin.. Hz. Medine’deki yeni Müslü­ man devleti. Muhammed’in hayan ile ondan ön­ ceki peygamberlerin. Hz. Muhammed ile beraberindekileri iyi karşıladılar. Hıristiyanlığı benimseyip ina­ nanlarına güç verene kadar Hıristiyanlık bir azınlık dini olarak kalmışü. yaşarken güç ve zafer elde etmiş. Muhammed ise vaat edilen topraklarım ele geçir­ miş.

Müs­ lüman inancına göre o sonuncu Peygamberdi ve ölümüyle bir­ likte Allah’ın insanlığa gönderdiği vahiyler tamamlanmıştı. Müslümanlar açı­ sından onun peygamberliğinin amacı. bir devlet içinde siyasi ve askeri güç kullanılarak yani egemenlik ile mümkün olacaktı. dip­ lomasiyi yönetiyor. Bir daha başka bir peygamber ve vahiy gelmeyecekti. Bu amacın tam olarak gerçekleştirile­ bilmesi. bir süre sonra da imparatorluk olacaktı. Müslümanlığı ilk kabul edenlerden ve en saygın kişilerden bi- 60 . Bu acil gereklilik karşısında peygamberin yakınındakiler. Bununla ilgili olarak Kuran da şunlan söyler: “Muhammed yalnızca bir pey­ gamberdir. Bu da. savaş ve barış karan veriyordu. Bununla birlikte Müslüman ümmetinin lideri olarak yasalar yapıyor. Muhammed hiçbir zaman ölümlü bir insandan farklı ol­ duğunu iddia etmemişti. artık bir devlet olmuştu. ondan önceki peygam­ berler tarafından getirilen ama daha sonra çarpıtılmış ya da terk edilmiş olan gerçek tektanncılığı tekrar canlandırmak. Hz.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ nin yanında siyasi otorite de kullanmıştır. 8 Haziran 632 tarihinde yaşamım yitiren Hz. yerine birinin gelmesi gerekliydi. aralarından birini seçtiler. adalet dağıtıyor. BÖylece manevi görev tamamlanmıştı ama Kutsal Yasayı de­ vam ettirme ve tüm dünyaya yayma amacını taşıyan dini gö­ rev hâlâ son bulmamıştı. Allah’ın Peygamberi olarak getirdiği dini vahiy vardı ve bunu öğretiyordu. Başlangıçta bir topluluk olan ümmet. Müslüman ümmetinin ve devletin lideri aıtık yoktu. vergi alıyor. O da kendinden önceki peygamberler gibi ölüm­ lüdür. puta ta­ pınmayı yok etmek ve Allah’ın en son vahyini getirmekti.” Peygamber ölmüştü ve yerine başka bir peygamber gelme­ yecekti. o Allah'ın Peygamberi ve Allah’ın kul­ larının lideriydi ama bir insandı ve ölümlüydü. Muhammed’in peygamberlik görevi de tamamlanmış oldu.

ileride Arap dünyası olacak yerlerde henüz başka dinlere inanılıyor. İslam halifeliğinin ilk dönemleri hakkmdaki bilgiler Pey­ gamber hakkındakilerin de olduğu gibi yalnızca İslam kaynak­ larından edinilmiştir. çok daha sonra yazıya geçirilmiştir. Güneybatı Asya ve İslam topraklarında. sınırlıydılar. Müslümanlığı kabul eden Araplar da. ailevi ve mezhep aynlıklan ve tartışmalandır. İslamiyetin henüz Arap yanmadasındaki bazı bölgelerle sınırlı olduğunu belirtmektedirler. Öteki ülkelerin tarihçileri. Müslüman tarihçiler. bazılanna göre Halifet-ül Resul-Allah yani Allah’ın peygamberinin halefi. Bu yüzden. savaşların sırası ve so­ nuçlan gibi en temel gerçekler bile çeşitli anlatımlara göre de­ ğişmektedir. Bölgenin tamamı Hz. Kuzey Af­ rika. bazılanna göre de Halifet- ül Allah yani Allah’ın vekili demekti. peygamber öldüğü zaman. Bil­ giler bozularak ve değiştirilerek aktarılmıştır. yani İslam dünyasının en üstün egemen makamı böyle­ likle kurulmuş oldu. ancak başka bir önemli neden de ilk Müslümanlar arasındaki birçok bireysel. Müslümanlar arasında bilgiler nesiller bo­ yunca sözle iletilmiş. yani. Anlamı çok açık olmayan bu unvan. Ebubekir’i devletin başı­ na getirenler bunu düşünmemiş olsalar da. büyük halifelik ku­ rumu. KÖKENLER ri olan Ebubekir’di. Bunun doğal ne­ deni insan hafızasından kaynaklanan hatalar olmuştur (aslmda bu sorun okuryazar olmayan bir toplum için bugün olduğun­ dan daha az önemli olurdu). Muhammed’in ölümünden yüz yıl son­ ra insanlık tarihindeki en hızlı ve en dramatik değişikliğe sah- 6i . Arapça’da hem ha­ lef hem vekil anlamına gelen Halife unvanmı seçti. Ebubekir liderliği için. baş­ ka diller konuşuluyor ve başka hükümdarlara itaat ediliyordu. yeni devlet ve dinin ortaya çıkması ve ilerlemesi ile ilgili ilk bilgileri epeyce sonra vermişlerdir. Verimli Hilal sınırlarını biraz aşmış olsalar bile.

konuşulduğu ülkelerden çok uzaklara. güneyde Afrika’daki kara insanlarının. Din dili olarak Arap­ ça. İmparatorluğun devlet dini İslamiyet’ti ve Arapça hızla diğer dillerin yerine geçerek gündelik yaşam­ da kullanılan başlıca iletişim aracı oluyordu. Günümüzde. Edebi Arapça da kültür. batıda Güney Ak­ deniz kıyılanndan Atlantik Okyanusu’na. daha sonra da onlar Sahra’nın güneyindeki siyah insanları İslâmlaştırmış ve sömür­ ge yapmışlardır. yy’ın sonlarında artık dış dünya yeni bir din ve güç ile tanışmıştı. bir imparatorluktan. dini Hıristiyan olan halkları ile Mısır'ın dili Kıpti- ce olan Hıristiyanlan. İslam dini ile Arap imparatorluğunun yayılmasında.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ ne olacaktı. sonralan da Arap fe­ tihlerinin sınırlarının ötesine ve Asya ile Afrika’nın Arap haki­ miyetine girmemiş yerlerine kadar gitmiştir. Ortada yer alan ve uzun süredir Bizans ve Pers imparatorluklarının hakimiyetinde olan Verimli Hilal’in dili Aramice. Banda Ku­ zey Afrika Berberileri başlarda Arap saldınlarına şiddetle kar­ şı koymuşlar ancak sonunda onlara katılarak Ispanya'nın fethi­ ne ve kolonileştirilmesine yardım etmişler. İslamiyet’te yapı ve anlam bul­ muşlar. ticaret ve hükümetin temel ile­ tişim aracı olarak varlığını sürdürmektedir. yeni dinlerini Orta Asya’nın karma İran ve Türk halk­ larına götürmüşlerdir. İslamiyet’in başlangıcından on dört yüzyıl sonra. Arap imparatorluğu çoktan yok olmuştur. Doğuda imparatorlukları yıkılmış ve din hiye­ rarşisi zayıflamış olan Persler. kuzeyde Avrupa’daki beyaz insanların ülke­ lerine kadar ilerliyordu. doğuda İran ve Orta Asya hariç. VII. Araplar’ın fethettikleri tüm ülkelerde Arapça çeşitli biçimleri ile hâlâ halk dilidir. Ancak yalnız­ ca batıda Avrupa. fethedi­ len ülkelerde yaşayanların da payı olmuş. diğer bir imparator­ 62 . Halifelerin Müslüman imparatorluğu bazen Asya’da Hindistan ve Çin sınırlarını aşıyor. bu halklar hızla İs­ lamiyet! kabul etmiş ve bayrağı altında girmişlerdir.

Aynca Arap imparatorluğunun Afrika ile Asya’yı birbi­ rine bağlayan Süveyş kıstağından geçen bir çöl yolu olan Sü­ veyş Kanalı da bulunuyordu. daha sonralan Batı’nın deniz insanlarının kurduğu imparatorlukların deniz gücünü kullan­ malarına benzer bir yöntemdi. aynı kanunlar dahilinde tüm Hıristiyan- lar’a hoşgörülü davranıyordu. destek gönderme amaçlı bir iletişim yolu olarak kullanı­ yorlardı. çölün hemen kenannda ana askeri üslerini ve yönetim merkezlerini kuruyorlardı. Araplar fethettikleri her ülkede.dayanıyordu. düşmanlan için öyle değildi. Bu. korkutucu ve uzaktı. teh­ likeli. Partlar ve pagan Roma impara- torlan zamanında dini hoşgörü gören. Şam gibi yerini beğendikleri bir şehir olursa hemen onu başkent yapı­ 63 . Nasıl bir kara inşam denizden kor­ karsa onlar da çölden korkuyorlardı. Arap devleti yöneticileri ve ordu komutanlan genellikle Me­ dine ve Mekke vaha şehirlerinden oluyordu ama yine de çöl kökenlerinden çok uzaklaşmamalardı. dost ve kolay erişilebilir bir yerken. Araplar’m fetih savaşlan. Konstantinopolis yönetimindeki Ortodoks olmayan Hıristiyanlar’a ve kiliselerine çıkarılan zor­ lukları göz ardı ediyor. başarı kazandıklarında zafere giden yol ve ikmal. Fetihlerde zafer kaza­ nan Arap ordulan çoğunlukla çöl insanlarından oluşuyordu. Çöl Araplar için tanıdık. İslamiyet’e geçiş sürecirbu ülkelerde daha kolay yaşanmıştı. Sasaniler ve Hıristiyan BizanslIlar zamamnda ise zulüm gören Musevilerin durumu Müslüman Arap devletinde çok daha iyiye gitti. Arap devleti. düşmanlan için ıssız. Araplar çölü acil durum­ larda sığmak. Araplar’m vergileri. mesaj. özellikle Müslümanlar için Bizans’ınkinden çok daha azdı. genellikle çöl gücünü ustaca kullan­ ma stratejisine . Araplar için kendi evleri gibi olan çöl. KÖKENLER luğun hakimiyetine girmişler ve yeni efendilerinin eskisinden daha iyi niyetli ve hoşgörülü olduğunu görmüşlerdi.

Irak’ta Küfe ve Basra. Bu memurlar zorunlu olarak Arapçayı öğ­ rendiler ve Arapların davranışlarından. Zamanla bu dış şehirler yerleşme. sınır anlamındaki eski bir Sami sözcüğü olan Arap­ ça “mısr” (çoğulu amsar) adı verilirdi. Bu merkezler de imparatorluk ve stratejik gereksinimleri karşı­ lamak üzere garnizon şehirler haline geliyorlardı. İslam dininin yayıl­ masını önemli oranda etkilemişse de bunu iddia etmek yanlış olur çünkü fetihlerin temel savaş amacı İslamiyeti zorla kabul ettirmek değildi. Bölgelerin yö­ netiminde ve Araplaştınlmasmda Amsar’in merkezi bir önemi vardı. Başlangıçta Araplar kurdukları imparatorluğun küçük ve tecrit edilmiş bağımsız bir azınlığıydı. Üstelik Kuran bu konuda çok kesindir: “Din­ de zorlama yoktur. Arap yöneticilerin. Bu sözler çoğunlukla. Genelde. zevklerinden ve düşün­ celerinden etkilendiler. Aramice ve Arapça’da Mısır’a verilmiştir. zenginlik ve değer alarak büyüdüler ve Arap devletine hizmet eden yerli memurla­ rı da içlerine aldılar. Bunlardan en önemlileri İran’da Kum. Öte yancîan fethedilen ülkelerde yaşayanlar İslam dinini kabul 64 . Amsar’da Arap öncüle­ ri ve dili egemendi. Tunus’ta Kayre- van ve Mısır’da Fustat’tı.” (2:256). askerlerin ve ailelerin gereksinimlerini kar­ şılarlardı. Ancak genelde yeni merkezler kurmalan gerekiyordu. Bu ad Tevrat İbranice- si'nde. tektann- lı bir dine inanan ve İslam'ın onayladığı kutsal kitaplara saygılı olan kişilerin dinlerini İslam devleti ve kanunlarına uygun ola­ rak uygulamalarına müsaade edileceği şeklinde anlaşılmıştır. İslamiyetin fetihler aracılığı ile yayıldığı ileri sü­ rülür. Her Amsar’ın merkezinde bulunan aske­ ri kantonlara Arap savaşçı-sömürgecileri aşiret düzeni içinde yerleşmişlerdi. Merkezin etrafında bulunan dükkan sahipleri. Fetihler ile birlikte sömürgeleştirme. zanaatkarlar ve öteki esnaf olmak üzere yerel halktan kişiler.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ yorlardı. Bunlara.

Yine de hukukları. Aslında büyük değişiklik özümleme ve sömürgeleştirme ça- lışmalan ile birlikte gerçekleşmişti. topraklarında kalan yerli sahiple­ 65 . ilk fetihlerde Arap olanlar ile Arap olmayanlar (sonradan İslamiye- ti kabul edip Arapça konuşmaya başladıkları halde) arasındaki güçlü toplumsal engeller korunmuştu. böy­ lelikle Araplaştırma süreci hız kazanmıştır. Ne var ki İslamiyet’in ikinci yüzyılında gerçek­ leşen devrimci değişikliklerle Arap ayrımcılığı sona ermiş. siyasi ve toplumsal hak­ lan vermezlerdi. Arap imparatorluğunun askeri fetihlerinden daha çok. Krallığın ilk za­ manlarında pek çok Arap eski imparatorlukların yıkılmış sur- lannı aşıp fethettikleri verimli topraklara göç etmişlerdi. Arap fetihlerini güdüleyen güçlerinden biri olarak kurak Arabistan yarımadasının nüfusu­ nun fazlalığı genel kabul gören bir görüştür. Arap devleti bu geniş topraklan Arap- lar’a dağıtıyor ya da çok uygun şartlarla kiraya veriyordu. yeni Müslü- manlar’a kendileriyle aynı ekonomik. Arap devleti bağımlı halklan Arap­ laştırmaya ve özümsemeye de çabalamıyordu. Bu topraklara yerleşen Araplar. KÖKENLER etmeleri için düşük vergiler ve benzeri şeylerle teşvik ediliyor­ lardı ama zorlanmıyorlardı. Arap- lar önce egemen asker sınıfıyla bir işgal ordusu. Daha Önceki yönetimlerin devlet topraklarına ve fetihlerden kaçan göçmenlerin topraklarına Arap devleti ta­ rafından el konulmuştu. dinleri ve dilleri hakimiyetlerinin devam eden anıtı olarak kaldı ve bugün de hâlâ duruyor. hatta kendi yarattıklan uygarlıklannın liderliğini başkalarına bıraktı­ lar. Tam tersine. Araplann askeri ve siyasi üstünlük dönemi çok kısa sürdü ve kısa süre sonra imparatorluklarının kontrolünü. Arap olmayan erkekler­ le Arap kadınların evlenmelerini hoş karşılamaz. fethe­ dilen yerlerde yaşayanları Araplaştırması ve İslâmlaştırması şa­ şırtıcıdır. üst düzey me­ murlar ve toprak sahiplerinden oluşan yönetici bir azınlık ola­ rak gelmişlerdi.

Garnizon şehirlerde yaşa­ yan zengin Arap toprak sahiplerinin topraklanın yerli halk iş­ letirdi. gerek doğrudan. önemli toplumsal ve ekonomik değişiklikleri de be­ raberinde getirmişti. mülklerinin de yüz bin dinar hesaplandığını ve pek çok at ile deve bıraktığı­ nı söyler. Tüm fetihlerde olduğu üzere Arap fetih­ leri ile kamu. Arap etkisi. Mesudi. İlk Arap tarihçilerinin aşın masraf ve zengin ganimet öyküleri vardır. o dönemde (Hicri 332/ miladi 943-44) onun Basra’daki evinde tüccarlann ikamet ettiğini söyler. on­ lar yine de artan bir hızla fatihlerin dillerini ve dinlerini benim­ siyorlardı. Mesudi. Öldüğünde hesap edi­ len varlığı nakit elli bin dinar. bin kadın ve erkek köle. gerek İslamiyet’i benimsemiş olan ve çoğunluğu orduya hizmet eden yerli nüfus aracılığıy­ la şehirlerden çevredeki kırsal bölgelere yayılıyordu. bin at ve söz konusu şehirlerde pek çok evdi. Irak’ta Küfe ve Basra’da ve Mısır’da Fustat ve İskenderiye’de evlere sahipti. İslam egemenliğinin ilk yüzyılındaki siyasi ve askeri deği­ şiklikler. Aynı kaynakta. Halife Osman’ın öldürüldüğü gün özel varlığının yüz bin dinar (Roma ve Bizans altını) ve bir milyon dirhem (Pers gümüş sikkesi) olduğunu. Irak’taki topraklarından gün­ de bin dinar ve el Şara bölgesindeki topraklanndan ise bundan 66 . özel ve kilisenin sahip olduğu donmuş haldeki büyük zenginlikler tekrar piyasaya sürülmeye başladı. X. Yerli dön­ melerin. yy yazarlarından el-Mesudi fetihlerde ele geçirilen büyük zen­ ginliklerden söz etmiştir.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ rinden daha az vergi veriyorlardı. Peygam­ berin yakınlanndan Talha ibn Ubeydullah el-Taymi’nin Ku- fe’de büyük bir evi olduğundan. saf­ kan Arap oldukları iddiasında olanla rca kabul edilmezken. İslamiyet’i ilk kabul edenlerden ve erken İslam tari­ hinin önemli kişilerinden El-Zübeyr ibn ül-Avvam. toplumsal ve ekonomik açıdan istedikleri eşitlik.

çok abartılmıştır ama yi­ ne de. bir fatih soylular sınıfının çok fazla varlıklarının oldu­ ğunu.1 Şüphesiz. zamanm siyasi. KÖKENLER daha çok gelir elde ettiğinden söz edilir. Yine aynı kayna­ ğa göre ilk Müslümanlar’dan Abdül-Rahman ibn Avf yüz at. Yala ibn Munya öldüğünde yanm milyon dinar ve üç yüz bin dinarlık arazi ve çeşitli maddi eşyalan vardı. Bir fetih ve yeni bir devlet düzeni. Bu yüzden Perslerin eski ayncalıklı ve yönetici sınıfının. Mı­ sır ve Suriye’deki yerlerinden olan Bizanslı işadamlan eski top- raklanyla halklarını yeni efendilerine bırakarak Bizans başken­ tine çekilebilirlerdi. Yeni düzen. 67 . edebiyat­ ta ve özellikle de çağdaş şiirde gerek bireylerin gerekse de top­ lumsal grupların. önceden iktidar ve servet tekeline sahip olan önemli gruplan yerlerinden etmesi kaçınılmazdır. İslam kültürüne ve devletine Bizans şehirlerinin halklannın yaptığın­ dan daha önemli katkıları olması olağandı. batıdaki eski Bizans eyaletlerinden daha fazla görülmüştür. Tarihi metinlerde. toplumsal ve dolaylı olarak ekonomik gerilimlerine rastlanmaktadır. baltalarla parçalanan altınlar ve gümüşler ile yüz bin dinarlık mal mülke sahipti. Zayd ibn Tabit öldüğünde. Ayrıca Medine’de tuğ­ la ve tik ağacından yapılmış bir de evi vardı. Ancak Pers işadamlarının kaçacak yerleri yoktu. bu inanılmaz servetler. Herhalde böyle bir değişikliğin etkisi doğudaki eski Pers eyaletlerinde. bin deve ve on bin koyuna sahipti. Öldüğünde varlığının dörtte bi­ ri seksen dört bin dinardı. sadece Araplar’ı değil. gittikleri ileri ülkelerin tüm zevklerinden ve olanakların­ dan faydalandıklarını ve varlıklarını keyifle harcadıklarını gös­ termektedir. İmparatorluklannın başkentini Araplar ellerine geçirmiş­ ti ve birkaçı dışındakiler olduklan yerde kalarak yeni devlet dü­ zeninde kendilerine bir yer bulmaya çalışmak zorundaydılar. onlarla birlikte pek çok­ larını da refaha kavuşturamamıştı.

Öte yandan.. Roma ile İran arasındaki Ortadoğu ticaret yollarının payla­ şılamamışı durumu. Müslüman şehirlerin bu hızlı ve ani artışı beraberin­ de. daha az şehirleşmiş olan eski Pers İmparatorluğu’a çatışma ve gerilim getirmiştir. İslamiyet’i ilk zamanlarında İslam toplumunun birliği ve Arap devletinin istikran için en önemli tehdit gruplar arasında­ ki rekabetten kaynaklanmıştır. bazen de kişisel çatışmalar şeklinde anlatılır. durumlan iyi-kötü olanlar. ayncalıklan ve görevlerinden bir bölümünü korumuş olduklan anlaşılmaktadır. Arap olmayan Müslümanlar.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ Başlangıçta Pers yönetici sınıflarının yeni devlet düzenine uyum göstermiş. bir süre sonra Arap olmayan Müslüman halkın da katıldığı bir dizi iç savaşa yol açmıştı. Ancak Arap iktidannın güç­ lenmesi. Büyük İskender’den sonra ilk kez Orta Asya’dan Ak­ . giderek yan Araplar’ın sayısını artınyordu. Eski Bizans topraklarında şehir hayatı eskisi gibi kalmış. kuzey-güney Arabistan kökenli aşi­ retler. Bu çatışmalar. Arap aşiretlerinin büyük çoğunlukla İran’a yerleştiril­ meleri. Bazı Arap gruplan arasında devam eden ve çoğu kez sert olan düşmanlık. Şüphesiz tümü önemli çatışmalardır ancak arada başka sorunların da olduğu açıktır. hatta Müslümanlar ile ötekiler arasında­ ki ayrılıklardan doğmamış. yeni düzenlemeler yapılmış ve bunlardan kaynaklanan yeni çatışmalar olmuştu. Bu rekabet. erken-geç gelenler. değişim daha az olmuştu. özgür bir Arap ailenin çocuklan ile özgür bir Arap baba ve yabancı cariye- nin çocuklan arasında yani Araplar ile Araplar arasında doğmuş­ tur. Arap tarihinde bazen dini ya da aşiret köken­ li. zafer kazananların yenilenler üzerindeki hakla­ rını uygulamalan. sayıları zamanla artan İranlı Müslümanların Araplar’la eşit haklara sahip olmak istemeleri ve aslında daha çok da şe­ hirlerin büyümesi sonucunda. Arap imparatorluğunun kurulması ile son bulmuştu. Arap olanla.

Başta Persler olmak üzere Arap olmayan dönme­ ler. Büyük olasılıkla. İkin­ ci halife Hz. Ortadoğu’nun Arap fatihleri de paralannı sarayın ve soylulann özel ilgileri olan üstün kali­ teli tekstile yatırdılar. Bir dönem Bizans altını ile İran gü­ müşü beraber dolaşımda kalmıştı ve iki para arasındaki kur oram ilk İslam hukuku için önemli bir konu olmuştu. se­ çimle başa gelmiştir ve Sünni Müslümanlar onların dönemle­ rinden altın çağ olarak söz ederler. yete­ nekli. Tıpkı Orta­ çağ Avrupası’nın Vikingler’i gibi. özel malikanele­ rin. Müslüman toprakları­ nın büyük ve hızlı genişlemesi de gerilim yaratıyordu. saraylann. Bu ne­ denle de İslam pazarlannda sarrafların önemli bir yeri vardı. İçlerinde zengin. KÖKENLER deniz’e kadar Ortadoğu’nun tamamı tek bir imparatorluk ve ti­ caret düzeni altına girmişti. Dört halifenin ilki dışındaki üçü katledilmiştir. Muhammed’inkinden sonra ikinci olarak ka­ bul edilir. Ömer ibn el-Kattab’ı durumundan şikayetçi olan . yönetilmesi fazla­ sıyla zorlaşıyor ve ilk halifeler zor ve aşılmaz sorunlarla karşı­ laşıyorlardı. Böyle- ce imparatorluğun ve devletin sürdürülmesi. kamu binalarının. Bu çatışmalar ve ayrılıklardan başka. Bu ekonomik gelişmeye. Dini ve ahlaki rehberlikleri­ nin kutsallığı Hz. Çok miktarda nakit paraya sahip yeni yönetici sınıfın ortaya çıkmasıyla sanayi ve ticarette büyüme gerçekleşti. hızla büyüyen şehirlerdeki huzursuzluk fakir­ likten çok kırgınlıktan kaynaklanıyordu. hem de iktidar sahibi kişilerin olduğu yan Arapların kır­ gınlıklarının nedeni devletin ve toplumun üst düzeylerine alın- mamalanydı. Raşidun olarak anılan ilk dört halife miras yoluyla değil. camilerin yapılması ve yüksek maaş alan askerlerle öteki yerleşimcilerin çok ve çeşitli gerek­ sinimlerinin karşılanması da önemli bir katkı yapmış olmalıdır. kendilerine verilen alt statüden memnun değillerdi ve yeni dinlerinin evrensellik mesajının anlattığı eşitliği istiyorlardı.

askeri ve dini otoritenin sahibi olduğu gösterilmiştir. Araplar arasında meydana geliyordu.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ bir Hıristiyan köle öldürmüştür. Ali’nin üstün özellikleriydi. Muhammed’in amcasının oğlu ve kızı Hz. Ölüm döşeğindeyken As- hab’dan ileri gelen altı kişilik bir şura toplayıp aralarından bi­ rini halife seçmek için görevlendirdiği söylenir. bazılan açısından da onun yasal hakkı olmasıy­ dı. Hz. Ancak Arap dünyasının büyük çoğunluğu Hz. İslam devle­ tinin ve hatta İslam toplumunun ortak tarih bilincinin oluşma­ sında çok önemlidir. Muhammed’in ölümünden yirmi beş yıl sonra. Ömer. Ömer’in ha­ lifeliğini kabul etmiştir. Ömer elli üç yaşındayken öldürülmüştür ve kendisin­ den sonra gelecek kişiyi seçmemiştir. Müslüman Arap isyancılar tarafından öldürülmüşlerdir. devlet de is­ yan ve iç savaşlarla sarsılıyordu. Hz. Ömer’in 634’te başlayan on yıllık* ıktidan. Ömer’in halife olmasını istediği genel kabul gören bir görüş­ tür. şiddetli muhalefetle parçalanıyor. Mekke’nin bü­ 70 . Ömer’e halife un­ vanı ile birlikte “Emir ül-Müminin” unvam da verilerek siyasi. Ebubekir’in. toplum. Yalnız­ ca Hz. Hz. Halifeler en çok bu unvanı kullanmışlar ve halifelik kurumunda bu ma­ kam bir ayrıcalık olmuştur. Ali. Getirilen yeni bir unvanın. Fatıma’nın eşi olan Hz. oto­ ritedeki değişikliğin göstergesi olmuştur. Ebubekir’in ölüm döşeğindeyken Hz. Bu muhalefe­ tin nedeni. ölümünden son­ ra. yeniyle eski Müslümanlar arasında değil. Ali’yi destekleyenler muhalifi olmuştur. Tüm olaylar fethedenlerle fet­ hedilenler. Kısa süre iktidarda kalan Hz. Hz. Üçüncü halife Hz. Ashab tarafından hemen kabul edilmiş ve ikti­ darı süresince önemli bir muhalefet ile karşılaşmamıştır. Osman ile dördüncü halife Hz. bazılan açısından bir aday olarak Hz. Hz. Ömer yalnızca birlik ve beraberli­ ği sağlamakla kalmayıp ileride imparatorluk hükümetinin sis­ temi olacak temeli de atmıştır. Hz. Hz.

654-55’te Müslüman do­ nanması BizanslIlara karşı büyük bir deniz zaferi kazandı. kendisinden önceki iki ha­ lifenin kazandığı saygınlığı kazanamamıştı. İsyancılar 17 Ha­ ziran 656’da evine saldırdıkları halifeyi ağır yaraladılar ve bu saldırı ile ardından gelen çatışmalar İslam tarihinde bir dönüm noktası oldu. Hz. Muhammed’in amcasının oğlu ve kızının eşi Hz. Osman’ın kişilik özellikleri. İlk halifeler. 656 yılında. Muhammed’in ölümünden on yıl sonra dini bağ zayıflamaya başlamıştı ve Mekke soylu sınıfı aralarından birinin halife olmasının fırsatla- nndan yararlanmaya çalışarak durumu daha da zorlaştınyordu. Osman 644 yılında halifeliğe getirildi. Göçebe aşiretleri daima rahatsız eden otorite baskısı daha da­ yanılmaz bir duruma geliyordu. Yüzyılın ortala­ rında batıda Mısır ve Suriye. şura tara­ fından halife seçilmiştir. aşiretleri kendi istekleri ve hoşnutsuzluklan üzerinde durmaya yöneltti ve böylece Arap aşiretlerinin hareketleri iç savaşlara yol açtı. İlk kez bir İslam halifesi Müslümanlar tarafından öldürüldü. Halifeler askeri güçleri ile değil daha çok Pey­ gamber halefi oldukları için ve kişilik özelliklerine gösterilen saygı ile hüküm sürüyorlardı. Hz. büyük bir askeri güce ve düzenli bir orduya bi­ le sahip değillerdi. Pers imparatorluğu yıkıldı. Savaşın geçici olarak durması. Arap aşiretlerinden toplanan askerler ordu­ yu oluşuyordu. Hz. Ali isyancılar tarafından halife seçildi. Mısır’daki Arap ordusundan gelen bir grup is­ yancı şikayetlerini iletmek için Medine’ye geldiklerinde Halife Osman'ı öldürerek ilk iç savaşı başlatmışlardı. Ali ibn 71 . Hz. KÖKENLER yük Ümeyye (Emeviler) aşiretinden ve ilk müminlerden oluşan Mekke soylu sınıfının tek temsilcisi olan Hz. Müslüman ordularının arasında kıran kırana bir sa­ vaş başladı. Osman. Hz. doğuda İran ve Irak’ın büyük bö­ lümünü Müslümanlar ele geçirmişti.

Ali. Ko­ numu ve kişilik özellikleriyle kendi başına güçlü bir aday değil­ di. Bu sefer katil is­ yancı askerler yerine. akrabasının öldürülmesine karşı misilleme isteme hakkı var­ dı. Neredeyse tamamı çatışmalarla geçen beş yılın ardından. onun dini ve siyasi otoritesinin bir bölümünü devralmak üzere aday olabilirdi. halifelik iddi . Hz. Suri­ ye valisi olarak Bizans Hıristiyan ve İslam dünyaları arasında becerikli ve disiplinli bir ordusu vardı ve kazandığı savaş de­ neyimiyle güçlenmişti. birçoklarım kendisini'yeni lider olarak görmesine rağmen. Hz. seçimle gelen halifelerin yarattığı düşkırıklığı nedeniyle Muhammed’in bir akrabasının başa geleceği yeni bir devlet düzeninin İslamiyet’in asıl özü­ ne dönüşü sağlayacağım düşünerek Hz. Muhammed’in kızı Fatıma’nın eşiydi ve pek de dikkat çekici özelliklere sahip değildi. Öldürülen Halife Osman’ın amcasının oğlu olan ve Emeviler’in Mekke kolundan gelen Muaviye’nin. Bu olay ikinci bir önemli örnek olmuştu. Muaviye’nin konumu oldukça güçlüydü. Müslümanların çoğu. radikal bir dini grubun temsilcisiydi. Hz. sonra da Şii’ler olarak anıldılar. başlangıçta “Şiatül Ali” (Ali’nin partisi) olarak. Suriye eyaletinin valisi Muaviye ibn Ebu Sufyan’ın liderli­ ğindeki grup birinci İslam iç savaşmda zafer kazanan taraf ol­ du. 66l ’in Ocak ayında Halife Ali de öldürüldü. Onu Hz. İslam hukukuna ve Arap geleneklerine gö­ re. Ömer vali yapmıştı ve görevine başlaması son iki halifenin meydan okumalan ve rekabetlerinden önceydi. Böy­ le bir akrabalık ilişkisi çokeşliliğin geçerli olduğu bir toplumda önem taşımazdı ama İslamiyet öncesi Arap uygulamasına gö­ re Peygamberim akrabası olması nedeniyle.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ ebu Talib. Öte yandan. Ali öldürüldükten sonra oğlu Haşan. çok yönlü ve karmaşık ilk İslam iç savaşında önem­ li bir rol oynamıştır. Bunlar. Ali’yi destekliyorlardı.

2 Yüz yıl bile sürmeyen Emeviler’in halifeliklerinin ardından. Ali ve oğlundan zorla alıp onların soyundan olanlan öldürerek İslamiyet’in gerçek mesa­ jını reddetmiş ve yozlaştırmışlardır. Suriye’de halife ilan edilen ve tüm "impara­ torluk tarafından tanınan Muaviye’nin egemenliğine girdi. Modem araştırmacılarsa. Halifeliği asıl haklan olan Hz. Şiiler’e göre Emeviler zorba ve gasp­ çıydı. Arap İslam tarihi geleneğine uygun biçimde yazılan tarihlerde sert eleştiriler yapılmıştır. dünya işleriyle ilgiliydi. Halktan bazıları memnun olmayınca. IX. Özellikle tehlikeli ve yıkıcı iç savaşlar sırasında İslam devletinin ve toplumunun kararlılığını ve sürekliliğini korumuş 73 . onlardan önce­ ki doğru yolda yürüyen hükümdarlann halifelikleri ile onlar­ dan sonra gelen ilahi olarak benimsenmiş halifeler arasında bir "krallık” olmuştur. "Eğer itirazı olan varsa. Hatiplerin prensisin sen" dedi adama. Mu- aviye’nin halifeliği ile İslam tarihinde Emevi halifelik dönemi başladı. bir ilke olmamakla birlikte daima babadan oğula geçerek Emevi hanedanında kaldı. Klasik tarihçilere göre Emevi hükümdarlığı. bu olacak"dedi. Yezid hatipler tarafından Ha­ life ilan edildi. amaçları ve yöntemleri dini kaynaklı de­ ğil. Udra aşiretinden biri ayağa kalkarak kılıcını kınından çekti ve "Müminlerin Lideri odur” deyip Muaviye'yi işaret ettikten sonra Yezid'i gösterdi ve “O öldükten son­ ra. Muaviye. Emeviler’e daha olumlu bir açıdan bakarlar. Ondan sonra da halifelik. KÖKENLER sından vazgeçerek. Mua- viye hayattayken oğlu Yezid’i veliahtı olarak göstererek sonra­ ki halifelere bir örnek oluşturdu. yy yazarlarından biri öy­ küsünde bu davranışın önemi çok açık anlatmıştır: "HalkMuaviye’nin önünde toplanmışken. o zaman da bu!” dedi ve kı­ lıcını çıkardı. Sünni tarihçilere göre de Emeviler gaspçıydılar. Emeviler’e düşman olan Arap tarihçiler Mu­ aviye’nin politik ve diplomatik becerisine iki anlama da gelebi­ lecek biçimde iltifat ederler.

tarikat şeklindeki iki grup gerçekleştirmiştir. annesi Arap olmayan çoğunlukla da köle olan Yan Araplar. fetih yapmayı sürdürmüşler. kültürü ve yönetim yapısının te­ melini hazırlamışlardır. Yan Araplar’dan sonra Arap olmayan dönmeler. imparatorluğa özgü toplum. Bunu yaparken tslami mesajının özün­ den bir ölçüde uzaklaşmayı göze almışlardır. Silahlı direnişleri. Ancak Arap olmayanlar. Babası Arap olan. yalnızca belli makamlara gelebiliyorlar. Müslümanlığı benimse­ miş olup olmamalarına bakılmaksızın. Emevi halifelerinin en büyükle­ rinden birinin oğluydu ve başarılı bir komutandı ama annesi bir köle olduğu için tahttan uzak kalmıştı. Bunlardan bi­ 74 . Emevi halifeliğini dini açıdan eleşti­ ren. ahlaki ve silahlı direnişlere yol açmıştır. Arap yükselişine bıraktı. Ör­ neğin. askeri ve siyasi yöne­ timde yer alamamalarına rağmen Emeviye hükümetinde çok önemli roller oynuyorlardı. Bu görevi Emevi halifeleri bir dizi uzlaşma ve düzenlemeyle yerine getirerek birliği sağlamışlar. yöntemlerine ve özellikle de personeline dayalı bir hükü­ met düzeni kurulmuştu. Yalnızca anne ve baba tarafın­ dan saf Arap olanlara ayncalığm ve iktidarın en üst düzeyleri­ ne gelme olanağı tanınıyordu. onlardan sonra da nüfusun çoğunluğunu oluşturan Müslüman olmayan­ lar geliyordu.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ olan önemli hükümdarları haklı bulurlar. Sonraki tarihçilerin Emeviler’i suç­ ladıktan bir uzlaşmayla vergi ve yönetim gibi çeşitli konular­ da tslami görüşlerden vazgeçilerek merkezde ve de eyaletler­ de İslami halifelik tarafından çökertilen imparatorluklann yapı­ sına. en üst düzeylere çıkamıyorlardı. Hükümdarların öldürülmesi ve iç savaşlar yüzünden dini sadakat ve dini otori­ te bağının saygınlığı neredeyse yok olacak kadar azalarak yeri­ ni Emevi halifelerinin yarattığı “Arap krallığı” ya da daha doğ­ rusu. Çok zor geçirilen bu süreç. Emevi prensi Maslama.

Hariciler. Haricilik. Şiiler’in görüşleri tam tersineydi ve halifeliğin Hz. Bu günde Şiiler. İsyan askeri ve siyasi etkisi açısından küçük olmasına karşın. Şii ve Sünni Müslüman öğretileri arasındaki farklar. Ali’nin oğlu ve Hz. İki taraf da ku­ rulu düzeni yıkıp yerine yeni ve daha gerçek İslamcı bir düzen kurmaya yönelik ve çoğunlukla tehlikeli isyanlar çıkanyordu. dini ve de tarihi açıdan çok büyük bir öneme sahiptir. Şiiler’in İslam tarihi görüşlerini değiştiren Kerbela katliamı nedeniyle Muharrem ayının onuncu günü Şiiler’in di­ ni takvimine önemli bir gün olarak geçti. Şiiler’in zulüm ve şehitlik duygulan. Ken­ dilerinin verdiği ve istediklerinde geri alabilecekleri onayların­ dan kaynaklanmayan bir otoriteyi kabul etmiyorlar ve doğumu ile kökeni ne olursa olsun. Hıristiyanlığın rakip ki­ liselerini bölen farklardan çok daha az ve önemsizdir. Muhammed’in soyundan gelen­ lere ait ilahi bir hak olduğunu ileri sürüyorlardı. Muhammed’in torunu Hüseyin. Harici­ ler aşiret bağımsızlığının en aşın noktasında duruyorlardı. Ali yanlılarından küçük bir . Irak’taki bir isyanın ön­ derliğini yaptı. Muhammed’in ailesinin şehit olmasını. Ali'yi bunlardan biri öldürmüştü. yüzyıllar boyunca gaspçı kabul et­ tikleri hükümdarların egemenliğinde bir azınlık şeklinde yaşa- 75 . ke­ faret ve suçluluk temalı dini törenler düzenlerler.grubun ilk iç savaşta ondan ayrılarak ona karşı çıkmasıyla başlamıştı. KÖKENLER ri Hariciler’di. 680’de Hz. bu gruptan yalnız Hüseyin’in oğlu Ali ölmedi ve olayı aktarabildi. Bu isyanlardan biriyle ikinci iç savaş başladı. Hz. müminler tarafından seçilecek her müminin halife olabileceğini iddia ediyorlardı. Savaşta ve sonrasında yetmişten fazla kişi öl­ dürüldü. Emeviler’e ve onlardan sonra gelenlere muhalefet etmeyi sürdürdüler. Hz. öldürenlerin kötülükle­ rini ve kurtaramayanların pişmanlıklarını anmak için özveri. Kerbela’da Muharrem ayının onuncu günü Hü­ seyin’in ailesi ve destekçileri bir Emevi gücüyle girdikleri sa­ vaşta yenildiler. Hz.

monarşik olmaya yolunda iler­ leyen devlet gücünü hakim kılmayı başardı. Abdülmelik ancak Abdullah'ın 692 yılında ölmesinin ardından muhalefetin üstesinden gelerek. Kerbela katliamı siyasi bir parti olan Şia’mn dini bir mezhe­ be dönüşmesini hızlandırdı ve ikinci iç savaşa şiddet ve kırgın­ lık kattı. dini tavır ve davranışlannda farklılık ya­ ratmıştır. Araplar. daha sonra en tehlikesi olmuştur.başa gelen Emevi hali­ fesi Abdülmelik’in karşısındaki en ciddi tehdit Abdullah ibn al- Zübeyr ve Muşab kardeşlerin isyam oldu. 685 yılında . bir süre gücünü Irak’a dek yaydı imparatorluğun öteki eyaletlerinde de bir ölçüde tanındı. 694’te Abdülmelik yeni bir ha­ lifelik altını yaptırmasının büyük yankılan oldu. Yeniden Halifelik topraklan yıllar boyu süren bir sa­ vaşla parçalanmasında Araplar'm dışındakilerin de katkısı ol­ du. Sünni devlet ile aralannda psikolojik bir engel oluştur­ muş.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ malan. bu yüzden siyasi. 683 yılında Abdul­ lah Hicaz’da kendini halife ilan etti. bunlan da eski Pers ve Bizans eyalet­ lerinde buldukları darphanelerde basılırlardı. Roma impa­ ratorlarından miras alınan bir Bizans yöntemi olan altın sikke dünyada başka kimsede yoktu. Arap tarihinde bu refoımlan Abdülmelik’in gerçekleştirmiş ol­ duğu kesin kanıtlan ile sunulur. Persler’den ve Bizans’tan alman eski yönetim sis­ temine yeni bir imparatorluk düzeni getirildi. Yönetim ve mu­ hasebe dili olarak Yunanca ve Farsça’nın yerine Arapça geçti. Altın sikkeler es­ kisinden çok farklı değildi ve yalnızca hükümdarların değişme­ siyle değişiyorlardı. Bu nedenle Ali yanlılarının isyanı o anda olmasa da. Araplar’m o güne dek yalnızca gümüş sikkeleri olmuştu. Bizans’tan altm sikke ithal etmeyi 76 . Abdülmelik (685-705) ve ondan sonra gelenlerin en başarı­ lısı olan Hişam (724-743) zamanında Arap tarihçiler tarafından “düzenleme ve örgütlenme” olarak tanımlanan çok önemli ge­ lişmeler oldu.

Emevi halifeleri Pers ve Roma imparatorluklarından ba­ ğımsız yeni bir evrensel devletti ve İslamiyet. Cami İslamiyet’ten önce­ ki dinler Hıristiyanlık ve Musevilik için dünyadaki en kutsal yerde. Bizans imparatoru. Hz. Muhammed onun resulüdür. Abdülmelik’in attın di­ narlarını bir meydan okuma olarak gördü ve buna savaşla kar­ şılık verdi. Artık uyarlama.de sürdürüyorlardı. üzerinde halifenin adının olduğu kilometre taşlan ile yapılan yeni yollar da bir imparatorluk amacını göstermekteydi. Abdülmelik’in kilometre taşlan konusunda olduğu gibi ondan söz edilirken. yeni bir dönem başla­ mıştı. ödünç al­ ma ve düzeltme zamanı geride kalmış. yarımdaki Mescid-ül Aksa ile beraber. Hıristiyan öğretilerine doğrudan meydan okuyordu ve hicretin 720 yılında (691-92) Abdülmelik tarafın­ dan Kudüs’ün ibadet tepesinde yaptınlan Kubbet-üs Sahra’da da yer alıyordu. Boyutu ve şekliyle Hıristiyan kilisesiyle yarışarak onu geç­ mesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Para ise her iki amaca da hizmet ediyordu. Kudüs’te yapılmıştı. (112:1-3) Bu Kuran ayetleri. İslam tarihindeki ilk büyük dini bina. şehirdeki Musevi ve Hıristiyan izlerini silmek amacıyla Romalılar’ın verdiği Aelia adı kullanıl- . Artık Bizans İmparatorlu­ ğu’nun ve Hıristiyanlığın iddialarına meydan okuyacak yeni bir evrensel devlet ve dünya dini ortaya çıkmış oluyordu. Kudüs’ün seçilmiş olması önemli bir noktadır. yeni bir evrensel dindi. İlk Müslüman metinlerinde Kudüs adı kullanılmamış. (9:33) Al­ lah birdir Allah uludur. Altın sikkelerin üzerindeki Kuran ayetleri bu mey­ dan okumayı açıkça göstermiştir: Allah'tan başka tanrıyoktur. Hıristiyanlığın de­ vamı değil. Kuran’da Ku­ düs’ten hiç söz edilmemiştir. O doğurmamış ve doğurulmamıştır. Cami ve yazıdan dini bir amacı gösterirken. Kubbet-üs Sahra’nın konu­ mu. Kubbet-üs Sahra’dır. en çok da süslemeleri amacmı açıkça göstermekte­ dir. şekli.

Allah ’ın hesabı çabuktur. A llah’tır. aynı yerde daha sonra da Sü­ leyman tapınağının mihrabı bulunmaktaydı. Melekler ve ilim sahipleri de bunu ikrar et­ mişlerdir.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ iniştir. A llah’tır. “Üç” demeyin. O. "Başka bir ayet de önceki vahiyleri alanlar için bir uyandır (Kuran 3:18-19): "Ey inananlar! Dininizde aşırılık yapmayın: Allah hakkında yalnızca gerçeği söyleyin. Caminin içini süslemek için seçilen ayetler ve diğer yazı­ lar da bu amaçlan desteklemektedir." Başka bir ayet de yanlış yolda olan Musevileri ve Hıristiyan- lan uyarmaktadır (Kuran 3:18-19): "Allah ’tan başka Allah yoktur. ’’ 78 . O’nun eşi ve benzeri yoktur. Özellikle “La ilahe illal­ lah” ayetinin sıkça yinelenmesi. Süley­ man'ın tapınağının yerine geçmesiyle de Hıristiyanlar’a ve Mu- seviler’e vaat edilen vahiylerin devam ettiğini ve onların yanlış- lannın düzelttiğini anlatmak istemiştir. Cami hem Hıristiyanlığın hem de Museviliğin kutsal tarihindeki önemli olaylarının geçtiği Tapınak Tepesi’ne yapıl­ mıştır. Allah’a ve peygamberlerine inanın. Allah’ın ayetlerini inkar edenler bilmelidirler ki. Bundan vazgeçin. Meryem’in oğlu İsa. İbrahim oğlunu oradaki kaya üzerinde kurban etmek istemişti. onun son dinin mabedi olduğunu. Abdülmelik cami­ yi buraya yaptırarak.. Allah’ın nezdinde hak dini İslam’dır. tektir. uludur... mutlak güç ve hikmet sahibi Allah 'tan başka ilah yoktur. İslamiyet’in ilk mabedi için Kudüs’te seçilen yer daha da önemlidir. sure sıkça yinelenen bir başka yazıttır: "O. Allah’ın gerçekten peygamberiydi. Hıristiyanların Teslis öğretisi­ nin reddedildiğini anlatmaktadır ve bu öteki yazıtlarda da gö­ rülmektedir: "Oğlu ve ortağı bulunmayan Allah 'a şükürler olsun ki O’nun kendini ko­ ruyacak kimseye ihtiyacı yoktur!" 112. si­ zin için en iyi olan budur. Allah tektir. olamaz. Evet. oğlu yoktur. doğurmamış ve doğurulmamıştır.. Musevi inancına göre Hz.

Amcam şöyle yanıtladı: Oğlum. Abdülmelik’in ardından başa gelen oğlu halife Velid de Bü­ yük Şam Camii yaptırırken aynı düşüncelerden yola çıkmış ol­ malıdır. Abdülmelik de kilisenin büyük ve bakim kubbesini görünce. Bunların dini anlamlarının yanında siyasi anlamlarr da var­ dır. Bu parayı su depolarının. Eski 79 . Yalnızca din imparatorluğu haklı yapar ve dini imparator­ luk devam ettirebilir. resulü Muhammed ve halifesi ara­ cılığıyla dünyaya yeni bir düzen göndermiştir. Sonralan bu ad. Allah. onun Müslümanları etkileyeceğinden kork­ muş ve bir kayanın üzerine Kubbet-üs Sahra'yıyaptırmıştı. tapınağın Tevrat’taki adı İbranice Bayt ha-Mikdaş’la akrabalığı açıkça gö­ rülen Beyt al-Maqdis adı ile tanındı. kalelerin ve yolların tamirine harcaması çok daha uygun ve yaradı olurdu. yy coğrafyacısı el-Mukaddesi ilginç bir konuşma­ dan söz eder:3 “Amcama bir gün dedim ki: Halife Velid’in Müslümanların parasım Şam camiine harcaması yanlıştı. baş­ ka bir görüşe göre ise Kudüs'tedir. Hıris­ tiyanların ülkesi Suriye’nin güzel ve çekici kiliselerle dolu olduğunu gö­ rünce. Velid önemli bir şey yaptı. ” Büyük olasılıkla bu büyük cami ve onun Süleyman'ın ta­ pınağım anımsatması' nedeniyle bir dönem Kudüs. Aelia da al-Quds. Kuran’da bir ayet (17:1) Allah'ın bir gece Hz. “kutsal şehir” olarak tanındı. Muhammed’i Mekke’deki Mescid-i Ha- ram’dan en uzak camiye (Arapçası el-Mescid ül-Aksa) götürdü­ ğünü yazar. X. Müslümanlar ikinci görüşü benimsemişlerdir. bunun­ la birlikte yeni dinin diğer dinlerin düştüğü yanlışlan düzelt­ mek ve üstlerine çıkmak üzere gönderildiğini net olarak ifa­ de ediyordu. Müslümanların bu kiliselere ilgi göstermemesi için dünyanın ha­ rikalarından biri olan bu camiyi yaptırdı. böyle düşünme. Bu ayet Kubbet-üs Sahra’da bulunmaz. Eski bir görüşe göre “en uzak cami”cennette. Abdülmelik ye­ ni din ile bu dinin dünyadaki liderine adanmış olan yapısıyla İslam ile müjdeci dinler arasındaki ilişkiyi doğruluyor.

Pers İmparatoru ve Habeşistan imparatoru. Bu tartışma yüzyıllar­ ca devam etmiş ve modem çağlarda Kudüs’ün de kutsal oldu­ ğu görüşüne varılmıştır. İslamiyet’i üstünlüğünün. yarı Arapların ve Arap olmayan Müslümanlar’ın sayılarının hızla artmasıyla birlikte olumsuz gö­ rüşler de* çoğalmıştı. yy’dan kalan resimde. Hem Arap hem Yunan alfabesiyle yazılmış olan hükümdarların adlarından dördü açıkça okuna- bilmektedir: Sezar. Kre- züs. Arapların 711 yılında yenilgiye uğrattığı İspanya’nın son Vizigot kralı. Tahmini olarak VHI. Ancak bu durumdan şi­ kayetler tükenmek bilmemiş. Amman’ın seksen kilometre doğusunda Ürdün çölündeki bir av köşkü olan Kuseyr Amra’daki bir duvar resmi daha si­ yasi bir mesaj vermektedir. Diğer iki resim bozulduğu için tanınmayacak haldedir ama bunların bir Türk ya da Hint prensi ve Çin imparatoruna ait olma ihtimali vardır. Roderik. burada itaat eden hükümdarlar şeklinde gösterilmesidir.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ başka bir hadisle de İslamiyet’te Kudüs’e kutsallık tanınmaması tam bir çelişki oluşturmaktadır. Son Emeviier zamanında halifelerle danışmanları miras al­ dıkları bazı parasal sistemleri yeni bir İslami vergi sistemi hali­ ne getirmek için uğraştılar. Bu hadis yalnız Mekke ile Me­ dine’nin kutsal olduğunu söylemektedir. o dönemde yenilgiye uğratılmış krallar hor görülen esirler şeklinde gösterildiği halde. Bu resimlerin ilginç olan yanı. 80 . Bizans imparatoru. “dindar halife” Ömer ibn Ab- dülaziz’e bir anahtar rolü verilmiştir. Ancak bu de­ fa anlatılmak istenen fetih değildir (Habeşistan ve Çin fethedil- memişti). Sonraki belgelere göre tüm Emevi- ler tarafından “kral” kabul edilen. Müslüman halifesinin li­ derliğinin ve herkesin efendisi olduğunun dünya hükümdarla­ rı tarafından kabul edildiğidir. altı tane kafir hükümdar oturmuş durumdaki halifeye itaat ederken resmedilmiştir.

Ye­ ni din. Halife hükümetlerine. toplumsal ve siyasi düzeni yı­ karak yerine yenisini getirmişlerdi. otlaklarda yaşayanlar. kilise. Fetihlerle birlikte başa ge­ çen yeni hükümdarlar eski dini. Mekke tüccarlan da büyük şehirlerin zengin ticaret olanakla- nndan faydalanmak istiyorlardı. büyük malikaneler. ayrıcalıklı sınıflar bulunmuyordu. soylular. Onları aşan bir kitap getirmişti. hatta günümüz Hıristiyanlığında bile görülmeyen bir güvenlik­ ten ve hoşgörüden yararlanıyorlardı. Henüz kadınlar çok eşlilik ve cariyelikten kurtulamamışlar­ dı. Aşiretler. paylaşma ilkeleri vardı. özellik­ 8i . Müslüman olmayanlar bile çe­ şitli toplumsal ve maddi zorluklan olmasına karşın Ortaçağ’da. erkeğin kadından ve efendinin köleden üstün olması şeklinde bazı doğal ve toplumsal gerçeklikler vardı. İdeal İslam’da ruhban sını­ fı. vahalarda. Eski dünyamn tam tersine İslamiyet’te köle artık mal değil insan olarak görülüyor. silahlı”direniş yapmayan ve alternatif bir öğreti iddiasında olmayanlar arasın­ da bile. Arap savaşçılarının fetihlerde kazamlan ganimeti. Devrimci bir değişikliğin tam sırasıydı ve İslamiyet’in yükselişi derin anlamıyla bir tür devrim niteliği taşıyordu. Gerçekten dindar bir Müslüman açısından bu durum aşağılayıcı ve değersiz gördü­ ğü devlet hizmetinden geri çekilmişti. Yeni din var olan öğretilerin ve kili­ selerin ötesindeydi. An­ cak dine gerçekten inanmış olanların onu bilinçli olarak kabul etmeyenlerden. Ondan önce gelen iki dinin devamı değil­ di. eşit olma­ sa da. KÖKENLER Edebiyatta da sıkça görülen bir anlayışa göre. İslam tarihi yanlış bir yöne girmişti ve toplumun lider­ leri tarafından günaha yönlendiriliyordu. hukuki ve ahlaksal bir statü kazanıyor­ du. Çoğunluğu daha fazla ve ba­ zen de çatışan ayrıcalıklar talep eder ve bunlan elde ederlerdi. bu eşitsizlikleri bile yumuşatıyor ve insancıllaştırılıyor- du. krallar. öte yandan da sahip oldukları mülkiyet haklan Batı’da mo­ dern çağlara dek görülmemişti.

Yalnızca devletin güçlendirilmesi toplumun birliğini sağla­ yabilirdi. Onların çoğunluğuna göre devlet ise. öte yandan da güçlenen İslam devletinin İslamiyet’in etik ve toplumsal inançlarından pek çok ödün vermesi gerek­ mişti. sonraki yüzyıl­ lar boyu çeşitli biçimleriyle Müslüman siyaset kuramım ve uy­ gulamasını etkileyecekti. Her çeşit otorite göçebeliğin verdiği özgürlüğe alışkın insan­ lara yabana geliyor. kimin nasıl hüküm süreceği. sıkıntı veriyordu. Bazılarına göre de. Dindarlara ve isyancılara göre amacı İslamiyet’e hiz­ met etmek olan halifelik bu mesajı sürdürmek ve yaymak için kurulmuştu ve ona otoritesini sağlayan. Bu süreçte sert ve sürekli bir direniş oldu. Müslümanlar’ın özgür iradeleriyle verdikleri ve geri alabilecekleri onaylarıydı. Bu tartışma. Devletin ve yöneticileri­ nin artan güçleri İslamiyet’in asıl mesajına bir ihanet olarak gö­ rülüyordu. İslamiyet’in yıkıp yerlerini aldığı eski imparatorluk­ ların yöntemlerine hızla daha çok benzeyen yöntemlerle yö­ neten zengin ve güçlü küçük insan gruplannın çıkarlarına hiz­ met eder durumdaydı. bu bir cinayet değil. Bazıları bu olayı meşru otoriteye karşı bir başkaldın eylemi olarak görüyor ve yasalara göre en ağır biçimde cezalandırılması gerektiğini düşünüyorlardı. devletin de olsa. asıl İs­ lam’ın tanımı ve tekrar canlandırılması konulan ortaya atılmış­ tır. İlk zamanlarda halifelik.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ le de üçüncü halife Hz. Osman’a yöneltilen şikayetle İslam’ın gereksinimlerinden daha çok. İslamiyet yerine devleti ve öte­ ki alanlan. infazdı ve İslam toplumunun en üst makamım kötüye kullanan (Şiiler’e göre gaspeden) birine verilmesi gereken adil bir cezaydı. her durumda devletin gücü daha da pekişerek İslami devlet idealinden uzaklaşıp es- 82 . bu gruplann gereksinimleriyle ilgiliydi. Direniş isyancı­ ların iktidan ele geçirmeleri açısından bazen başarılı oldu ama zafer isyancıların da.

Bu mezheplerin farklı öğretileri ve destekçileri oldu­ ğu halde. Direniş döneminde birtakım dini mezhepler or­ taya çıktı. Çıkan aşi­ ret kavgalan. İsla- mi düşüncenin süregelen devrimci gücünün ve evrensel çağn- sının bir kanıtıdır. Mervan (744-750) yetenekliydi ama haneda­ nı kurtarabilmesi için artık çok geç olmuştu. yoğunlaşan Şii ve Harici mezhepçiliği ve İran’ın doğudaki Horasan eyaletinde başlayan güçlü yeni bir muha­ lefet sonucunda halifelik Suriye’de bile sorgulanan. Sonuncu Eme­ vi hükümdan II. Doğuda İslamiyet tarihinde yeni bir hanedan. Başlangıçta Müslüman ve Arap yaklaşık olarak aynı anlama gelirken. İslamiyet fethedilen topraklarda ya­ şayan halklar arasında giderek yayılmış ve dönmelerin bu ha­ reketlerde etkinlikleri hızla artmış. KÖKENLER ki Ortadoğu tarzındaki merkezi otokrasiye doğru bif adım da­ ha gidiyordu. yeni bir güç ve yeni bir çağ doğ­ maya başlamıştı. İslam imparatorluğundaki büyük köklü hareketlerin tü­ münün İslamiyet’e karşı değil. Sonralan ise. ortak amaçlan İslamiyet kurucularının köklü etkin­ liğini geri getirmekti. diğer yer­ lerde ise önemsenmeyen bir duruma gelmiştir. bazen de hakim rol almış­ lardır. 743 yılında Hişam’ın ölümünün ardından gelen dört kısa hü­ kümdarlık ile Emevi halifeliğinin hızlı sonu gelmiştir. yaşanan dini mücadeleler bir Arap iç savaşıydı. . İslamiyet'in içinde olması.

isyancılar zafer kazanmak üzereyken bile aşiret kavgalarına devam ediyorlardı. 4. BÖLÜM A b b a s I H alifeliğ i Azat edilmiş Pers bir köle ve militan bir mezhebin lideri olan Ebu Müslim 9 Haziran 747 tarihine karşılık gelen Hicri 25 Ra­ mazan 129 tarihinde. dinsiz Emeviler’i suç­ luyor. çok geçmeden hem Araplann ve Arap olmayanların des­ teği sayesinde Horasan’ı ele geçirip İran üzerinden batıya doğ­ ru eski Irak eyaletine yürüdü. Ebu Müslim ve ondan öncekiler neredey­ se otuz yıldır eylemlerine devam ediyor. 749 ve 750’de Suriye’de ve Irak’ta ka­ zanılan başka zaferler Emeviler’in sonu hazırladı. Ebu Müs­ lim. Sonucu Abbasi halifelerinin Emeviler’in yerine iktidara gel­ mesi olan bu mücadele sıradan bir hanedan değişimi değil. Abbasi zaferinin bu 84 . İs­ lam tarihinde bir devrimdi. Kufe’deki as­ kerler mezhebin lideri Ebul Abbas’ı halife ilan ederek ona el- Saffah unvanını verdiler. Uzun bir zaman ikamet ederek yarı yanya Persleşen Arap ordusu ve yeni yerleşimciler. İran’ın doğu eyaleti Horasan’da kara is­ yan bayraklarını açtı. Böylece kı­ sa sürede yeni halifenin otoritesi İslam imparatorluğunun ta­ mamına yayıldı. Hz. İran’daki Müslü­ man halk Emevi hakimiyetinin neden olduğu eşitsizliklerle ezi­ liyordu. Muhammed’in akrabalarının. özellikle amcası Ab- bas’ın soyundan gelen Abbasiler’in iddialannı sürdürüyorlardı. Ebu Müslim’in hazır bir dinleyici kitlesi vardı. Gerek İslam gerek de Batı tarihçileri. 749’da ordulan Fırat’ı geçtiler ve başka bir Emevi gücüne karşı da zafer kazandılar.

Araplar yalnızca iktidar gücün­ den değil. Arap toprakla- n mali açıdan ayrıcalıklıydı ve toplumsal açıdan Arap üstünlü­ ğü öğretisi devam ettiriliyordu. Kuşkusuz emik düşmanlıklar da etkili olmuş ve kazananlar arasında İranlılar’m önemli bir ye­ ri vardı. Güney Irak’taki karma nüfus­ ta Şiilik çok güçlüydü. ABBASİ HALİFELİĞİ özeliğini kabul etmiş ve konuya açıklık kazandırmak' için çok çaba harcamışlardır. Emevi Arap Krallığı’nm devrilmesi ve îranlaşmış İslamiyet etiketiyle yeni bir İran impa­ ratorluğunun doğması olarak görmüşlerdir. liderler de yer alıyorlardı. Ebu Müslim’in isyam Araplara karşı değil. Emeviler zamanında devletin en üst düzey görevle­ 85 . yy'da İranlı bazı bilim adamlan “İran Milli Bilincinin ifadesi biçiminde düşünülen Şiiliğin kökeninin gerçekte Arap olduğunu ortaya koymuşlardır. Tarihin milli ve de ırkçı kuramlarının et­ kisinde kalanlar. Abbasiler’in iktidara gelmelerini.yy’da Ba­ tılı ve 20. İranlılar’ın Araplara karşı kazandıkları bir zafer. Arapça tek kültür ve devlet dili olarak kalmıştı. artık başkalarıyla ve özellikle de yarım kan kardeşle­ riyle paylaşmak zorunda kaldıkları iktidarın olanaklarından ol­ muşlardı. Kazanılan za­ ferin ardından devletin üst düzey görevlere Araplar getirilmiş. 19. İranlılar’ın yanı sıra Araplar da Abbasi yanlısı harekette bu­ lunuyordu ve aralarında komutanlar. Hem isyan öncülerinin hem de yeni devlet düzeninin önde gelenleri arasında İranlılar’ın çoğunluğu ve Abbasi siyasi kültü­ ründe güçlü bir İran öğesinin olması ilk bakışta bu görüşü des­ tekleyecek bazı göstergelerdir ama sonraki araştırmalarla tarih­ çiler Araplar’ın yenilgisi ve İranlılar’ın zaferi kuramlan başta ol­ mak üzere bazı önemli konulan değiştirmişlerdir. Ancak bu hareket hilafet üzerinde hak iddia eden bir Arap içindi ve bir Arap hanedanı başa geçmişti. Emevi yönetimi ve Suriye üstünlüğüne karşıydı. Şiiliği İran’a Arap sömürgecileri getirmiş ve uzun zaman destek olmuşlardı.

yüz yıl boyunca Emeviler’in hüküm sür­ düğü Suriye’den. Mervan’ın annesi bir Kürt köleydi. eski Ortadoğu’nun büyük kozmopolit impa­ ratorluklarının ağırlık merkezi olan Irak’a taşınması olmuştur. genellikle daha önce aynı yerde bulunan küçük Bağdat şehri­ nin adıyla anılıyordu. anneleri de genelde adsız ve yaban­ cı kölelerdir. Fırat üzerinde geçici bir başkent kur­ muş. Devrimlerin çoğunda olduğu gibi büyük değişiklikler çok yavaş gerçekleşmiş ve hem siyasi değişikliklerden önce hem de sonra gelmiştir. Dicle’nin batı kıyısın­ da yeni bir kalıcı başkent kurmuştu. I. Ancak anne­ si bir Berberi köle olan kardeşi. ondan sonra yerini almıştır ve el Mansur (754-775) adı ile çeşitli yönlerden Abbasi yüceliğinin kurucusu sayılmıştır. eski Sasa- ni Pers başkenti Ktesiphon’un yakınlarında ve ticaret yollarının kavşağında yer alıyordu. yalnızca yarım kan Araplar değil. bu yüzden de kardeşi yerine o tercih edilmişti. yalnızca anne baba tarafından Arap olanlara verilirdi. Son Emevi halifesi II. Abba- siler zamanında hükümdarın gözdesi olarak saygınlık ve güç kazanılan halifelik sarayında yükselenler. onu izleyen değişikler göstermektedir. îranlılar ve başkalarıydı da. Yeni başkent. Birkaç istisna hariç onun yerine geçenle­ rin ve sonraki Müslüman hanedan liderlerinin babalan çoğun­ lukla ünlü ve hükümdar. Abbasi halifesi el-Saffah’ın annesi özgür bir Arap- tı. Abbasi halifesi el-Saffah. İslam dünyasının büyük bölümünün li­ 86 . Abbasi zaferinin önemini zaferi kazandıran hareketten çok. Resmi adı Medinet-ül Salam (Barış Şehri) olan yeni başkent. Arap krallığının öm­ rü.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ ri. ondan sonraki halife el-Mansur da. İlk sıradaki ve en önem­ li değişiklik başkentin. Arap savaşçılarının ayrıcalıklı sınıf konumundan uzaklaşma­ ları ve hem başkentte hem de eyaletlerdeki özerk yerel hane­ danlarda Türkler’in iktidara geçmesiyle sona erer. I.

Abbasiler. bir süre sonra onlara destek olanların istekleri ve amaçları ile im­ paratorluğun ve hükümetin gereksinimleri arasında bir tercih yapmak zorunda kaldılar. Halid el-Bermeki. Yaptıklan bu tercih aşınlık yanlılan- nı ve radikalleri uzaklaştırmış ve kendilerine başka çıkış yolla- n aramalarına yol açmıştır. Bu görevi yerine getirirken El Mansur’a Abbasi egemenli­ ğinin ilk elli yılında önemli bir etkisi olacak îranlı olarak bili­ nen Bermekiler adlı bir aile yardım etmişti. Başkent İran’daki eski uygarlık merkezleri civarına nak­ ledilmişti. etkin güç başkalarının genelde de askeri hükümdarla­ rın dindeyken sözde hüküm sürdüler. Uzlaşmayı ve sürekliliği tercih etti­ ler. Onun yerine. parlak ve uzun bir hü­ kümdarlık döneminde Abbasi devletinin temellerini atmasına olanak tanımıştır.onun so­ yundan gelenler vezirler olarak. Ancak bu tercihleri Müslümanların çoğunluğunu memnun etmiş ve El Mansur’un yabancı savaş­ larla iç isyanlan bastırmasını sağlamış. sonraları hızlı bir siyasi yıkımın ar­ dından. Bağdat kurulduktan kısa sü­ re sonra el Mansur’un başveziri olmuştu. Bazı kırgınlık ve kızgınlıklarla uğraşmak zorunda kaldılar. ABBASİ HALİFELİĞİ derleri olarak Abbasi Hanedanı halifeleri beş yüz yıl -boyunca Bağdat’ta hüküm sürdüler. Başlangıçta imparatorluğun gerçek hükümdarları olan halifeler. Arapların iktidardaki tekeli son bulmuş ve ileri ge­ len yöneticilerin arasında İslâmlaşmış İranlılar yer almaya baş- 87 . Bermekiler. 803’te Harun Reşid’in hüküm­ darlığında gözden düştükleri zamana dek imparatorluğu yöne­ tip geliştirmişlerdir. Abbasi zaferinin mimarı Ebu Müslim ile yakınında bulunanla­ rın pek çoğu öldürüldü. iktidarı kendilerinden önce ve sonra gerçekleşen devrimci bir hareketin sonucunda ele geçiren başkalan gibi. aslın­ da BeIh şehimdeki Budist rahiplerin soyundan gelen Orta As­ ya îranlılan idi.

İlk Abbasi halifeleri pek çok açıdan kendilerinden önce­ kilerin politikalarını geliştirerek devam ettirdiler. Son Emevi- ler zamanında açıkça ortada plan bazı değişikliklere hızla de­ vam edildi. İlk kez İslam devletinde Pers örneğine göre kalıcı ordunun kurulma­ sıyla. Sasani gelenekleri yeniden hayata geçirildi. hanedanın artık Arap aşiretlerinden gelen askerlere ba­ ğımlı olmaması. Böylece doğal olarak İran’ın etkisi daha da arttı. Halifeler bu durumun telafisi ve güçsüzleşen Arap etnik ba­ ğının yerine geçmesi için İslam muhafazakarlığını ve kimliğini vurguladılar. başkentte Arap etkisini daha da azalttı. Abbasiler Emeviler’den daha güçlü olmalanna karşın. Sasani metinle­ ri Arapça’ya çevrildi. kabul gören ilahiyatçılann yönlendirmesiyle . Siyasette daha fazla deneyimli olan İranlılar yöneti­ min her konumunda bulunuyorlardı. hızla büyüyen ve geniş bir bürokrasi sayesinde hüküm sürüyordu. Sasa­ ni örneğinden hareketle halifeliğin işlevlerini ve otoritesini di­ ne dayandırdılar. Bu durum. dini bir hiyerarşinin ve feodal sınıflann desteği olmadığı için eski des­ potlardan daha güçsüzdüler. İlahi kökenli olduğunu ileri sürdüğü.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ lamışlardı. devletin yönetimi yalnız­ ca halifenin üstün otoritesine bağlı olan vezirlerdeydi. Ancak bu gelenek her iki durum için de yeterli bir kılavuz değildi. farklı insanların yaşadığı büyük imparatorluklan- na ortak bir din ve kültür birliği sağlamak için uğraştılar. Bundan böyle halife Arap aşiret reislerinin istikrar­ sız onaylarıyla hüküm süren bir Arap "süper şeyhi” değil. devlet yönetiminde ve saray törenlerinde Sasani-Pers örnekleri alındı. otoritesini silahlı güçleriyle sağlıyor. Arap aşiret geleneğin­ den büyük ölçüde uzaklaşılması anlamına geliyordu. es­ ki Ortadoğu tarzında bir otokrattı. Bir de inançlannın temel bir ku­ ralına uygun olarak kaldıramayacaklan ve değiştiremeyecekle­ ri ilahi bir kanuna bağlıydılar. Bu noktada.

Bu toplumsal açıdan ruhbanlıktı. Bağdat’tan gönderilen Türk valisi Ahmed bin Tulun1bağımsızlığım ilan edip iktidarım Suriye’ye de taşıyınca 868’de Mısır da düştü. aslında çökü­ şün ilk izlerini de taşımaktaydı. ada­ letli Sünni bir halife varken bile. Abbasi hakimiyetini yalnızca ismen ta­ nıyan. Bu izlerden biri. bir daha Bağ­ dat’tan yönetilmedi. Onun hanedanından sonra aynı kökenli diğer bir Türk hane­ danı başa geçti ve kısa bir dönem dışında Mısır. Sünni ulema ve Sünnilik. ondan önce­ ki hükümdarlar zamanında halifeliğin siyasi otoritesinin taşra­ da hızla zayıflamasıdır. El-Mütevekkil’den sonra Âbbasiler en koyu dindarlı­ ğı resmi olarak kabul ettiler ve sonra da hiçbir hanedan açıkça İslam dini kurumuna öğreti dayatmayı denemedi. Irak’tan buralara haçlı seferleri yaptılar. hükümdarın istediğine direnecek ve üstesinden gelecek güçteydi. kendi ken­ dilerini yöneten hemen hemen bağımsız ülkelerdi. Halife el-Memun (813- 833) ve ondan sonra gelenler Mutezile adlı dini ekolün öğreti­ sini devletin resmi öğretisi olarak benimsetmeye çabaladılar ve öteki öğretilere inananlara zulmettiler. ABBASİ HALİFELİĞİ devlet düzenini resmi bir din temsilcileri sınıfıyla desteklemeye çalıştılar. Başanlı olamayan Devletçi İslami girişim bir daha de­ nenmedi. Batıdaki Kuzey Afrika ve İspanya (756-800). öğretilerinden taviz verme­ den. Bazı Müs­ lüman mezhepleriyle bu dönemde pek çok taraftar kazanmış olan Ma'niciliği araştırmaya başladılar. Abbasi gücünün ulaştığı en tepe nokta olarak kabul edilen Harun Reşid’in hükümdarlığı dönemi (786-809). Ancak bu çabalan başa­ rılı olamadı ve başkaldıran Türk askerlerine karşı destek arayan el-Mütevekkil (847-861) Mutezile öğretisinden vazgeçerek ge­ nel Sünni görüşünü benimsedi. Mısır’da bağımsız bir siyasi gücün oluşması ve zaman zaman Suriye’de de hüküm sürmesi sonucunda Irak 89 . Bu amaçlan doğrul­ tusunda halifeler kutsal Medine ve Mekke şehirlerini yeniden kurdular.

Bundan soma İran emellerinin çıkış yolu yerel özerk hanedanlar oldu. Aslında bu Irak ile İran arasındaki milli bir rekabetten daha çok.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ ve Suriye arasında kimsesiz bir bölge ortaya çıktı ve çöl kıyı­ sında yaşayan Bedevi Araplar yitirdikleri bağımsızlıklarını yeni­ den kazanmak için buraları işgal ettiler. Halifelerin doğu ve batı eyaletlerindeki güçleri bir bakıma “de facto” liderlere hükümdarlık diploması tanımaktan öteye gidemedi ve Irak’ın metropol eyaletindeki otoriteleri hızla azal­ maya başladı. önceki döne­ min toplumsal çalkantılarının devamıydı. Bedevi Araplar. Bu yıkım doğuda daha farklı şekillerde oldu. 820’de Memun’un İranlı ge­ nerali Tahir. Sarayın aşın harcamalan ve şiş­ 90 . Memun doğu deste­ ğine de güvenerek başkenti Bağdat’dan Merv’e taşımak istedi ama Bağdat ve Irak halkının güçlü muhalefetiyle karşılaşarak vazgeçmek zorunda kaldı. Bu iç savaş İranlılar ile Araplar arasında milli bir savaşa dönüştü ve zaferi İranlılar kazandı. Öte yandan başka tehlikeler gelişmeye başlamıştı. el-Memun’un gü­ cü de İran’daydı. Suriye ve Mezopotamya'nın iskan edilmiş bölgelerine de girip şehirle­ ri ele geçirerek geçici hanedanlar kurmaya başladılar. Bağdat’tan geçen değerli ticaret yollarının deneti­ mi elinde olduğu sürece imparatorluğun siyasi bölünmesi dur­ muş. Harun Re- şid’in hükümdarlığı döneminde Bermekiler’in ortadan kaldırıl­ ması ve Harun Reşid’in iktidar dizginlerini ele geçirmesiyle so­ nuçlanan iç karışıklıklar sırasında Abbasi halifelerle İranlı des­ tekçilerin ittifakı sarsıldı. Horasan’da hemen hemen bağımsız bir hanedan kurarak Sünni İslam’ın başı olarak halifenin sözde hakimiyetini kabul eden çok sayıda kişiye hükümdarlıklarındaki ülkelerde gerçek otoriteden mahrum olacaklan bir örnek oldu. kültür ve ticaretin gelişmesi sürmüştür. El-Emin’in gücü Irak’ta ve başkentte. Harun Reşid öldükten sonra oğulla- n el-Memun ile el-Emin arasında çıkan çatışmalar iç savaşa dö­ nüştü.

Artık halife kendi şehrinin efendisi değildi. bir de valiliklere ordu komutanlannın getirilmesiyle. altın ve gümüş ma­ denlerinin tükenmesi ya da yabancılara kaptırılması sonucun­ da mali kriz büyüyordu. Sünni İslamiyet’in liderliği bir Şii’nin denetimine geçmişti. Şüphesiz bu unvan Bağdat askeri komutanının öteki bölgelerdeki önceliğini belirt­ meyi amaçlıyordu ama aynı zamanda ona halifeye rağmen üs­ tün yönetme yetkisi tanıyor. Taşra­ dan elde edilen gelirlerinin kaybedilmesi. Batı İran’da bağımsız bir hanedan devletinin hükümdarı olan İranlı Şii Büveyh ailesi 17 Ocak 946 tarihinde başkenti işgal et­ ti. yy’ın başındaki kısa bir süre hariç. Halife­ ler. Vergi toplamaya başlayan valiler. halifeler hükümdar­ ların kuklalan olmuşlardır. yerel valilere vergi toplama yetkisi verdiler. Sonralan Şiiler’in yerine gelen Sünni hükümdarlar zamanında da halifenin bağımlılığı sürdü. Irak valisi ibn Raik’e. Sünni İslami birliğin resmi sembolü ve asıl hükümranlığı sürdüren pek çok askeri yöneti­ ciyi meşrulaştıran bir otorite halini almıştır. halife de devletin ve dinin resmi başı. X. amir el ümera (Komutanlar Komutam) unvanının verilmesi bunun göstergesidir. ABBASİ HALİFELİĞİ kin bürokrasi nedeniyle sürekli bir mali kriz çıkıyordu. Mutasım (833-842) ve Vasık (842-847) dönemlerinde ken­ di generallerinin kuklalan gibiydiler. XII. Şii- ler yalnızca faydalı olacağı için halifeyi yerinde bırakıyorlardı. kısa süre­ de İmparatorluğun gerçek hükümdarları haline geldiler. İslamiyet’in dinsel birliğinin temsilcisi olarak kalıyordu. daha da kötüsü. Para akışı sorununa çözüm arayan halifeler. Bu tarihten itibaren 1258 yılında Moğollar’ın şehri ele ge­ çirmesine kadar halifelik bir unvan. yy'ın başlarında halife otoritesi tümüyle son bulmuştu. yy’ın sonunda ve XIII. Generaller istedikleri gibi halifeyi indirip yerine başkasmı geçiriyorlardı. 91 .

kuzey ve batıda Büveyhiler (932-1055) takip et­ mişlerdir. IX. Doğu İran’da ortaya çıkan ilk bağımsız İranlı Müslüman hanedanını (821-873) doğuda Safeviler (867-903) ve Samani- ler (875-999). Çoğu Samani hükümdannın döneminde Farsça resmi dildi. Bu can­ lanma İranlı desteğini almış İran hanedanlarına dayanıyor. yy’da Türk gücünün kalıcı biçimde yerleşmesi arasın­ daki dönemde İran’da milli bir canlanma başlamıştır. Ancak her iki dönem de çoğunlukla yan­ lış tanımlanmıştır. İran için bir canlanma dönemi olan Büveyhiler dönemi. Bu hanedanların hepsi Müslüman’dı. en önemlisi de. Emeviİer döneminde Şi- iler. Böyle olunca da Hz. İran milli kültürü­ nü ve ruhunu yeni bir İslami biçim şeklinde ortaya çıkarıyor­ du.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ Büveyhoğullan’mn Bağdat’a gelmesi. ve XI. halifeliğin siyasi evri­ minde önemli bir dönüm noktası olmakla kalmaz. yy’da Arap gücünün zayıflama­ sı ve XI. Ali’nin Fatıma’dan başka eş­ 92 . X. İslam dini ve geleneğinden etkilenmesine rağmen özellikle İranlı olan yeni bir İran edebi­ yatı doğdu. yy’da Arap harfleriyle yazılan. Yine de bazıla- n Arap İslami ideallerine sahiplerdi ve İran kültürüne ilgisiz ka­ lıyorlardı. Hüküm­ darlar İranlı bilim adamlannı ve şairleri destekliyorlardı. Hz. Abbasi halifeliğinin kurulması Şii liderliğinde önemli bir değişikliğe neden olmuştu. Şiili­ ği de canlandırmıştır. aynı zaman­ da Ortadoğu tarihinde “İran întermezzosu” adı verilen önem­ li bir dönemi de başlatır. İçlerinde en etkin olam Samaniler’in Buhara’daki başkentleri İran kültürel canlanmasının merkezi olmuştu. Mu- hammed’in akrabalığına dayandırırken kızı Fatıma ile olan ba­ ğı değil. Müslüman toplumunun başına geçme iddialannı. Ancak olayların gelişimi ve gördükleri destek onla- n bir tür İran rönesansının gönüllü veya gönülsüz koruyucula- n yapıyordu. amcasının oğlu Ali’nin soyundan gelmeyi neden gös­ termişlerdi. İran topraklarında gerçekleşiyor.

Muhammed’in soyundan Fatıma yoluy­ la gelmeye daha çok önem verildi ve bu zaman içinde Şiiler’in en önemli dayanakları oldu. 765’te ölmesiyle taraftarlan iki büyük gruba ayrılarak oğullan İsmail ile Musa'nın imamlık iddialarını desteklediler. İslam dünyasının gerçek imamlan olarak kabul ettiler. yy’ın sonunda ve X. şehirlerin genişlemesi. Entelektüel yaşamın gelişmesi. Hz. Ali soyundan gelen iddiaları Abbasi kuzenleri tarafın­ dan benimsenince Hz. IX. ticaretin yaygınlaşması. düşünce ve kültür çatışmaları toplumun teokratik düzenine karşı tepkilerin doğal ifadesi şeklindeki bölücü eylemlerin çıkmasını ve artmasını teş­ vik ediyordu. Sanayinin gelişmesi. devletin bozul­ ması ve askerileşmesi. to­ runları ve onlann soyundan gelenler Şiiler arasında “İmamlar” olarak biliniyordu. Musa’yı destekle­ yenler. Emevi döneminin daha önceki Şiiliğinin aşırılıkçı öğreti­ lerini miras alarak bunlan değişen yeni durumlara uyarlamışlar­ dı. İsmail’i destekledikleri için İsmailiye olarak bilinen diğer grup. İktidar iddia- lan bir Şii mezhebinde başlayan Abbasiler’in durumu da böy- leydi. Ali’den sonra on ikinci kuşağa kadar Musa ile onun soyundan gelenleri. ABBASİ HALİFELİĞİ lerinin soyundan ve hatta Peygamber ailesinin diğer 'kolların­ dan gelenler de hak iddia etmeye başlamışlardı. Altıncı Fatımi imamı Cafer el-Sadık’ın. Hz. Sünni İs­ lam ile aralannda ufak farklar olan on iki İmamcılann öğretile­ ri genelde ılımlıdır. İslamiyet’in hükümdarlan. 93 . yy’ın başlarında bu geri­ lim kopma noktasına ulaştı. Musa çok belli olmayan bir şekilde kayboldu ve on ikinci imam olarak dönmesi hâlâ beklenmektedir. Hz. İsmaili­ ye taraftarlarının ihanete teşvik eden vaazları ve Bağdat’taki ba­ rışçı mistiklerin ve moralistlerin daha hafif ama etkili eleştirileri. toplumun artan çeşitliliği ve karmaşıklığı imparatorluğun gevşek toplumsal ya­ pısı için taşınması zor bir yük oluyor ve genel bir tatminsizliğe yol açıyordu. Ali ve Fatıma’nın oğullan.

Böylece Ortadoğu’da ilk kez Abbasi yetkisini ismen bile ta­ nımayan. askeri ve siyasi eylemlerinin yanı sıra. Halife el-Mustan- sir’in (1036-1094) hükümdarlığı sırasında Mısır’da Fatımi döne­ mi en üst noktasına ulaşmıştı ve Fatımi İmparatorluğu Kuzey Afrika'nın tümünü. Suriye ve Mezopotamya’daki Karmati isyan­ ları güçlükle bastırıldı.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ Doğu Arabistan ve Suriye-Mezopotamya’da Karmatiler’in silahlı isyanlan ile karşı karşıya kaldılar. Mısır’ı. Güç ve etkinlik yönünden bir dönem Bağ­ dat’taki Sünni halifelerini gölgede bıraktılar. Ancak îsmailiye yanlıları Yemen’de ka- zandıklan kalıcı zaferle iktidara gelmeyi başardılar. Fatımi yanlısı bir general 1056-57’de Bağ­ dat’ı ele geçirdi ve Fatımi halifesinin hükümdarlığı Abbasi baş­ kentinin minberlerinden duyuruldu. İlk üç Fatı­ mi halifesi yalnızca Kuzey Afrika’da hüküm sürdü ama dördün­ cü halife el-Muiz 969 yılında Mısır’ı ele geçirerek Kahire şehri­ ni yeni başkent olarak kurdu. Bu çözülme sivil yönetimde başladı ve Kahire’de bir dizi askeri 94 . Filistin ve Arabistan’da da etkinlik gösterdiler. Batı Arabistan’ı. Muhammed’in akrabası olduğu iddiasıyla birinci Fatımi halifesi olarak İsmaili Ubeydullah’ı tahta çıkaracak kadar başarılı oldular. Doğu Arabistan’daki isyancı­ lar tecrit edilirken. üstelik kendi halifeliklerini ilan eden bağımsız ve güçlü bir hanedan başa geçti ve tüm İslam dünyasının liderli­ ği konusunda Abbasiler’e meydan okudu. Fatımiler çok geçmeden Suriye. Yemen'den Kuzey Afrika’ya elçiler gönderdiler ve 908 yı­ lında kızı Fatıma’nın soyundan geldiği için Hz. Bunlar Sünni halife­ liğinin kuramsal temelini bile kabul etmiyorlardı. Fatımiler di­ ni. Ancak bir yıl sonra halife Bağdat’dan kovuldu ve Fatımiler’in gücü zayıflamaya başladı. Suriye’yi ve Sicil­ ya’yı içine alıyordu. doğu ticaretini Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e taşıyarak Irak’ı zayıflatıp Mısır’ı güç­ lendirmek için başanlı bir ekonomik politika izlediler.

Fatımi hükümetleri imparatorluklarının refahı ve etkinliğinin yayılma­ sı için ticaretin önemli olduğunu en baştan görmüşlerdi. Propaganda kolunun hâlâ Bağdat’daki Abbasi ha­ lifesinin sözde denetimindeki doğu eyaletlerinde geniş bir ajan ordusu vardı. Merkezi ve hiyerarşik hükümeti bürokratik. özel­ likle Avrupa ve Hindistan başta olmak üzere geniş bir ticari iliş­ kiler ağı kurmuşlardır. Sonunda rejimleri yıkıldı ve Mısır yeniden Sünni hakimiyetine girdi. Bürokratik ve askeri kolu bir si­ vil olan vezire bağlıydı. Mısır’da ticaret Fatımi döneminden ön­ ce sınırlı ve azdı. En üstte bulunan halife. ABBASİ HALİFELİĞİ otokratın ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Fatımi halifelerin artık güçleri tükendi ve emirlerin kuklalan haline geldiler ve zaman­ la mezhep yanlılann desteğinden de oldular. Fatımi döneminde Mısır’da önemli bir ticari ve sanayi geliş­ me de olmuştur. Irak’tan Hindistan sınınna kadar sürekli çıkan ayaklan­ malar İsmaili ajanlarının eylemlerini göstermekteydi. Bu propaganda çeşitli alanlarda etkinlik göster­ miştir. Batıdaki eski Tunus günlerinden kalma İtalyan site cumhuriyetleri ile ilişkilerine devam etmişlerdir. Fatımiler sanayi kollan ve çiftlikler kurmuş ve Mısır ürünlerinin ihracına başlamışlardı. askeri ve dini ol­ mak üzere üç kola ayrılıyordu. Bunun yanı sıra. mutlak bir hükümdardı ve taraftarlarının inancına göre Allah'ın seçtiği bir aileden geliyor ve ilahi iradeyle hüküm sürüyordu. Din işleriyle de özel olarak görevlen­ dirilen yetkililer ilgileniyordu. Askeri gruplara ve Nil’in düzensizliğine bağ­ lı birkaç kıtlık dönemi hariç büyük bir refah sağlanmıştı. Vezir Yakub ibn Kilis ondan sonraki hükümdarların da sürdüreceği ticari bir atılım yapmıştı. Fatımiler’in Mısır’daki devlet düzeni en üst noktasında ön­ cekinden çeşitli açılardan farklıydı. Ba- 95 . İsmailiye propaganda örgütün­ den ve yüksek okullardan sorumlu olan bu bölümün modem tek partili devletlerde partininkine benzer bir rol oynadığı gö­ rülmektedir.

aralarında İran’ın pek çok yerel hanedanının da olduğu önemli bir taraftar kitle­ si vardı. Bu sonuncuların. Şii olduklan halde ha­ life olarak bir Alevi’yi başlanna geçirmediler (On ikinci İmam yetmiş yıl önce kaybolmuştu) ve Abbasiler’in egemenliğini ta­ nıyormuş gibi yaparak onlan Sünni dünyasında politikalanna araç olarak kullandılar. 1094 yılında Fatımi halifesi el-Mustansir’in ölümünün ardından güçleri azalarak artık Abbasiler için önemli bir tehli­ ke olmaktan çıktılar. Başanlı olamamalannın nedenlerinden bi­ ri de Şii enerjisinin On iki İmamcılar ile İsmaililer arasındaki ça­ tışmaya harcanması oldu.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ tı ile Mısır arasında önemli bir deniz ticareti vardı ve doğu Ak­ deniz Fatımi filolarının denetimindeydi. Fatımiler doğuda Hin­ distan’la önemli ilişkiler kurmuşlar ve egemenliklerini Kızılde- niz’in iki yanına genişletmişlerdir. Büveyhiler. Mısırlı tüccarın gittiği her yere İsmaili misyonerler de gi­ derdi ve kısa süre sonra İspanya ile Hindistan’daki Müslüman- lar arasında aynı düşünceler görülmeye başlamışa. . Fatımiler’in Bağdat’a yönelttikleri en büyük tehdit sı­ rasında Abbasiler’in On iki İmamcı Şii Büveyh emirlerinin ege­ menliğinde olması ilginçtir. Faümiler Abbasiler’e karşı son zaferlerini kazanmayı başara­ madılar. Hindistan ticaretinin önemli bir kısmı Fatımiler’in Sudan kıyısındaki Aydhab limanından ge­ çerdi.

içten içe gü­ cünü kaybetmeye başladığını gösteren belirtiler vardı. 5. daha sonra da Mısır’da zorluklar artarak sürüyordu. Halkın büyük çoğunluğu diğer mezhepleri benimsemişler ve İran’dan Mısır’a kadar uzanan imparatorluğun büyük bölümü. IX. BÖLÜM BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ XI. 97 . imparatorluğun bir grup özerk bölgesel hanedana bö­ lünmesi. halifelerin başkentlerinde bile saygınlık ve güç kay­ betmesi. o ülkedeki iç karışıklıklar nedeniy­ le azalarak son bulmuştu. VIII. Büveyhiler merkezi eyaletlerin refahını ve düzenini biraz daha sürdürdüler. Ekonomik yaşamın çöküşünün belirtileri daha sonra ortaya çıkmıştır. Aslında bunlar. yy’dan önce de görülme­ ye başlamıştı. Çin ile eskiden çok kazançlı olan ticaret. Fatımiler Ortaçağ’da Mısır’ın tarihinde­ ki en büyük refah dönemini başlatmışlardı ama doğuda. yy’da Rusya ve Baltık devletleriyle gelişen ticaret de azalarak XI. Değerli madenlerin azalmasıyla imparatorluktaki ti­ caret dar boğaza girmiş ve yan feodal bir ekonominin gelişme­ si hız kazanmıştır. İslami devletin ve halifelerin gerçek gücü aske­ ri otokratların başa gelmesiyle yok olmuş ve Sünni İslamiyet’in başı olarak halifenin dini konumu fazlasıyla değer kaybetmiş­ ti. hatta halifelerin şehri bile Şii general ve beyler tarafından yö­ netilmeye başlamıştı. ve X. yy başlarken İslam toplumu ve devletinin. Bizans’tan ve Sasani İran’dan devir alman temeller üzerinde İslam imparatorluğunun kurduğu siyasi ve idari dü­ zenin tamamen yıkılması şeklinde XI.. yy’da tamamen so­ na ermişti.

Bir süredir. Berberiler arasında Afrika’da başlayan ye­ ni bir dini hareket. Yunan felsefe ve bilim yazınının Arap­ ça’ya çevrilmesi “İslam Rönesansı” kavramını ortaya çıkarmıştı. XI. Avrupa’daki Hıristiyan güç­ ler İspanya ve de Sicilya’da saldırıya geçerek Müslüman ege­ menliğindeki büyük topraklan ele geçirdi ve sonunda Haçlılar Yakındoğu’ya girdi. Kuzey Afrika ve Ispanya'da bir Berberi im­ paratorluğunun kurulmasını sağladı. Müslü- manlar ile Tiirkler’in karşılaşmalan ilk kez imparatorluğun do­ ğu sınırlarında olmuştu. Doğudan büyük Asya bozkırlarının Altay halklanyla gelen istila dalgası sürekli etkileri açısından en önemlisiydi. Ekonomideki gelişmenin sonucun­ da.. Bir şehir kültürü olmasına karşın. IX. Geleneksel İsİami yaşayışla ve ge­ leneklerle ilişkisi de yüzeysel ve belirsiz kalmıştı. Halife­ liğin kuzey sınırı daha önceki yüzyıllarda Hazar baskınlan ve Bizans saldırılan ile gücünü kaybettiğinden Hıristiyan Gürcüler Karadeniz’den Dağıstan tepelerine dek giden bir Gürcü impa­ ratorluğunu tekrar kurarak oradan Müslüman topraklarına gir­ meye başlamışlardı. asker olarak yetiştirmek 98 . Yukan Mısır’da bulunan iki büyük Bedevi Arap aşireti Hilal ve Süleym. ilgisi ve boş zamanı olan bir şe­ hirli nüfus oluşmuştu. Yunan bilgisi ve Pers bilgeliğine karşı bir tepki olarak.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ VIII. yy’da ve XII. oradan çıkıp Tunus ve Libya’yı geçerek Kuzey Afrika’ya bir daha hiçbir za­ man tamamen kurtulamadığı büyük bir yıkım yaşattılar. yy başlarında içerideki ve dışandaki düş­ manların neredeyse aym andaki saldınlanyla imparatorluğun ne kadar güçsüz olduğu görüldü. yy kültürel yaşamda büyük bir entelektüel gelişmeye sahne olmuştu. ve X. gelenek­ sel ve Sünni İslam özdeşleştiği eski Arap edebiyatını yenilemiş ve zenginleştirmişti ama bu kültürel gelişme güvenli ve sürekli değildi. şehirli nüfusun yal­ nızca bir kısmıyla sınırlıydı. şehirlerin büyümesi. zevki.

Bu kölelere. Müslüman olmuştu ve Siri Derya'nm dışındaki topraklarda ilk Müslüman Türk krallığı kuruluyordu. yal­ nızca gruplar ya da kişilerdi. Bir Türk asker kö­ lesi daha 868’de Müslüman Mısır’da ilk bağımsız hanedanı kur­ muştu. bir Arap tarihçi­ sine göre sayılan iki yüz bin çadın bulan bir halk. 960’da İslam sınırları dışındaki Türk Karahan- lılar hanedamnın halkıyla birlikte Müslüman olması farklı önem taşıyan bir olay olmuştu. ev işlerinde ve ekonomik amaçla kullanılanlardan ayırmak için. daha son­ ra da doğu eyaletlerinden topladığı verginin bir bölümüne kar­ şılık çok sayıda köle almıştı. İslamiyet’i kabul ettik­ ten sonra İslam öncesi Türk geçmişlerini unutarak kendilerini . Türkler askeri sınıfı ele geçirerek ve İs­ lam devlet düzeninin de giderek askerileşmesi ile bin yıl süre­ cek bir egemenlik kurma fırsatı yakaladılar. Mutasım’dan sonra Türk asker ve komutanlan daha çok kullanılmaya başladı. İran’da milli hanedanlar bir dönem daha sürdü ama en uzun ömürlü ve önemlisi olan Samanoğullan’nda da zamanla Türk askerleri artmaya başladı. Karahanlılar. Türk köleler ilk kez Abbasiler’de. hatta daha da önce impa­ ratorlukta olmuştu ama yaygın olarak halife Mutasım (833-842) döneminde kullanılmışlardır. Bununla ilk kez. BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ üzere köle olarak Türk çocuklarını getiriyorlardı. Sonunda da Samano- ğulları hizmetindeki bir Türk köle tarafından kurulan Gazneli- ler Türk hanedanı (962-1186) yerlerine geçti. Mutasım tahta çıkmadan önce Türk askeri kölelerinden büyük bir güç oluşturmuş. Mısır’da bundan sonraki devlet düzenlerinin çoğu Türk kökenli oldu. Zaman içinde bu Türkler İranlılar’ı ve Araplar’ı ordudan dolayısıyla da siyasi ya­ şamdan uzaklaştırdılar. Arapça’da sahibi olan anlamına gelen Memluk adını veriyorlar­ dı. Bunlar paralı asker ya da köle olarak Müslüman devletlerin hizmetine girip daha sonra da yerlerine geçen asker grupları ya da tek askerlerdi. O zamana dek Müslüman olanlar.

XI. Bunun nede­ ni. Gazneliler başında bir Türk generali ve Türk Memluk ordusu olan tipik bir Müslüman devletiydi. Türkler’in İslamiyet’e bağlılıklan- nın ciddiliği ve gerçekliği gibisine başka hiçbir halkta rastlan­ mamıştır. birkaç halk şiiri dışında unutulup git­ mişti. İslamiyet öncesi Türk tarihindeki devletler. dinler ve edebiyat. en başmdan beri Türk İslamiyeti’nin belirleyici bir özelliği olmuş­ tur. hem puta tapmanın ve İslamiyet’in sınırlarında karşılaştıkla­ rı bu dinin basit inanç yoğunluğu. milli kimliklerini İslamiyet’e gömerek İranlIların ve Araplar’ın asla yapmadıkları bir şeyi yaptılar. Batılılar için olduğu kadar Türkler için de Müs­ lüman ile eşdeğer olmuştu. uygarlık­ lar. Türk hanedanlarının koruması altında büyük bir Sünni canlanmasının başlayıp yayılması hiç şaşırtı­ cı değildir. Türkler’in yeni dinlerini bir bütün olarak benimsemeleri. yy’da Mısır’dan Batı Arabistan’a ve Suri­ ye’ye dek uzanan büyük bir güçtü ve iktidarı. kuzeyin­ de de Karahanlılar olmak üzere iki hanedan arasında paylaşıl­ mıştı. çöl kökenli yerel Bedevi hanedanlanyla paylaşıyordu. Türkler. Irak ve Batı İran’da İran hanedanlan hüküm sürüyordu ve bunlardan en önemlisi olan Büveyhiler orta eyaletlerde yer alıyordu. İranlılar’ın eski İran’ın geçmişteki zaferlerinden gu­ rur duymalarının ya da Araplar’ın putperest Arabistan'ın kahra­ manlık günleri anılarının benzeri bir durum Türkler’de görül­ memiştir. Karahanlı- lar ise hanın özgür Türk aşiretlerini yönetimi altında birleştirdi­ ği bir Türk devletiydi. Her iki hanedan da Türk olmalanna karşın birbirlerin­ den çok farklıydı. Doğuda Samanoğul- lan’nın mirası. hem de İslamiyet’i kabul et­ melerinin onlan dinsiz akrabalarına karşı girişilen bir Cihad’a çekmesidir. ıoo . Amu Derya’nm güneyinde Gazneliler. Fatımi halifeliği.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ Ortadoğu İslam uygarlığıyla özdeşleştirmişlerdir. Bu yüzden. Türk adı.

yy’ın sonlarında girmiş. Bizans’tan Anadolu’nun büyük bir bölümünü alarak İranlılar’ın ve Araplar’ın yapamadıklarını yaptılar. Kuzey­ de. bölgenin büyük kısmı ilk Abbasi halifeleri döneminden bu yana ilk kez tek bir otorite altında toplanmıştı. Filistin ile Su- riye’yi yerel hükümdarlardan ve gerileyen Fatuniler’den aldılar. Türk ordularım Horasan’a sürdüler ve Gazneliler’i yenerek bü­ yük şehirlerini aldılar. 1079 yılında Selçuklular. Sonrasında Doğu İran’ı geçerek batıya doğ­ ru ilerlemeye başladılar ve hızla büyüyen ordulanyla Batı İran’ı fethettiler. Bundan itibaren Anado­ lu bir Müslüman Türk toprağı olarak kaldı. BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ Bu dönemdeki iki büyük Türk göçü ile Ortadoğu’nun ve bir süreliğine de Doğu Avrupa’nın görünümü değişmiştir. bu göç dalgalarının en önemlisiydi. Oğuzlar yurt- lanndan atıldıktan sonra İslam topraklarına göç ettiler. Kıpçaklar Siri Derya’ya kadar ilerleyerek Oğuzlar’ı oradan kovdular. Selçuk ile ailesi İslam topraklan- na X. Artık yeni bir İslam im­ paratorluğu doğmuştu. Adlan- nı kendilerine öncülük eden aileden alan Selçuklular. Ortadoğu’da yeni bir düzen kuran Selçuklu fetihlerinden son­ ra. onların da ilerisinde İrtuş ırmağı yakınlarında Kıpçaklar bulunuyordu. Buhara’ya yerleşerek İslamiyet’i benimsemişlerdir. 1055 yılında Tuğrul’un ordusu Bağdat’a girdi ve son Büveyh emirlerinin elinden şehri aldı. Topladıkları ordularla çeşitli Müslüman ha­ nedanlarına hizmet eden Selçuk ailesinin oğullan. sonuncu ha­ nedan olan Gazneliler’den ayrılıp onlara karşı başlattıkları mü­ cadelede başarılı oldular. Selçuklular Sün­ 101 . Selçuk’un torunları Tuğrul ve Çağrı. Kısa süre sonra Selçuklular kendileri için hareket etmeye başladılar ve 1037 yılında Nişabur ve Merv camilerinde adları­ na hutbe okundu. Güney Rusya’yı aşarak Polovesder ve Ku- manlar olarak bildikleri Doğu Avrupa’ya girdiler. Sonra da batıya doğru gittiler. Siri Derya’nın ilerisinde Oğuz Türkleri.

Büyük Sultan Melikşah öldiik^ ten sonra oğullan arasında iç savaş çıktı ve Selçukluların fethiy­ le duraklamış olan siyasi bölünme. Anadolu ve Kirman’daki Selçuk­ lu monarşileriydi ve tümü Horasan’daki Büyük Sultan’a bağlıy­ dılar. Halep ve Şam’daki Selçuklu beyleri pek bir şey yapamadılar ama hareketin gerçek gücü daha doğudan gel­ 102 . Ancak bu unvanı resmen kullanan ve paralannın üzerine yazdıran ilk hükümdarlar Selçuklu sul­ tanlarıdır. Edessa (Urfa). XI. Bu çekişme ve güçten düşme zamanında 1096 yılında Haç­ lılar Levant’a girdiler. Büyük Selçuklu Sultanlan. 1055 yılında Tuğrul’un Bağdat’ı fethet­ mesinin ardından aldığı Sultan unvanını. Haçlı- lar’ın bu ilk zaferleri yalniz Akdeniz’in kıyı bölgeleriyle sınır­ lıydı.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ ni Müslüman’dı ve halifeleri sözde hükümdarlar olarak koru­ dular. halife­ liğin Güneybatı Asya’daki topraklarının hemen hemen tamamı ile Anadolu’dan oluşan birleşik bir imparatorluğu hakimiyetle­ ri altına aldılar. Bununla birlikte hakimiyetleri altındaki toprakları geniş­ leterek ve İslam’ın sözde lideri olmalannı bile kabul etmeyen bölücü rejimleri ortadan kaldırarak halifeliğin gücünü artırdı­ lar ama imparatorluğun gerçek hükümdarları Büyük Selçuklu Sultanlarıydı. yy’ın ikinci yansında. Tarihçiler. Çok geçmeden Haçlılar Suriye’den Filistin’e girdiler ve Trablus. hakimiyetlerini halife­ lik dışmda sürdüren Büveyhiler ve Gazneliler gibi daha önce­ ki hükümdarlara atfederler. îç kısımlardaki çöle ve Irak’a bakan topraklarda tepkiler oluşmaktaydı. 1092 yılında III. Müslüman dünyasındaki dağınıklık ne­ deniyle ilk otuz yıl istilacılann işleri kolaylaştı. Suriye. Antakya ve Kudüs’te Latin feodal prenslikleri kurdular. Bunla­ rın en önemlileri Irak. O zamandan beri en üstün gücü elinde bulunduran­ lar için bu unvan kullanılmaktadır. bu kez de Selçuklu ailesinin çeşitli kollan ya da subayları tarafından devam ettirildi.

Musul’u ele geçirdi ve Kuzey Mezopotamya ile Suriye’de güçlü bir Müslüman devleti kurdu. Batı’da Sela- haddin olarak bilinen. Müslüman Suriye’yi ele geçirdi ve Haçlılar’a kar­ şı 1187’deki cihada hazırlandı. BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ di. Salah el-Din adındaki Kürt subayı hem Fatımiler’in veziri hem de Nureddin’in çıkarlarının temsilcisi olarak Mısır’a gönderildi. Fethin ardından yeni eyaleti düzenleme görevi Selçuk be­ yi Süleyman ibn Kutalmış’a verildi. Yunan Hıristiyanlığı yerini Türk ve Müslüman uygarlığına bıraktı. 1193 yılında öldüğünde Kudüs’ü almıştı ve Haçlılar’ı dar bir kıyı şeridi hariç her yerden çıkarmış­ tı. yy başlanna dek Anadolu Selçuklulan’nın çe­ şitli şekillerde hakimiyeti altında bulundurduğu Orta ve Doğu Anadolu yavaş yavaş Türk toprağı haline geldi. Haçlı devletlerin bir yüzyıl direnebilmeleri. İki taraf da. merkezi Konya (tkonium) olan güçlü bir Türk beyli­ ği kuruldu. Oğlu Nureddin 1154 yılında Şam’ı ele geçirerek Suriye’de tek bir Müslüman gücü oluşturdu ve Haçlılar’a karşı ilk önemli orduyu çıkardı. Fatımi halifeliğinin yıkılmak üzere olduğu Mı­ sır’ın denetimini almak için mücadele ediyordu. yy sonlamda da Ana­ dolu’da. XIII. süregelen mücadeleler ve hu­ zursuzlukla gücünü kaybetmiş. yeni iç ve dış düşmanlarla karşı karşıya kalmışlardı. yy’da Memluklar tarafın­ dan kurulan bir Suriye-Mısır devleti Suriye’nin diğer devletleri­ nin ve haçlıların sonunu getirdi. 1127 yılında. Kuzeydoğudaki bir bozkır halkı olan Kara- 103 .Selçuklular’ın hizmetindeki Türk subayı Zengi. göçebe boylar ile gerçekleşmiş­ tir. XIV. Doğudan gelen Türk göçmenler de gelince. XII. 1174 yılında Nureddin öldükten son­ ra Selahaddin. Selahaddin’den sonra gelenlerin aralarında Suriye-Mısır imparatorluğunu böl­ meleri sayesinde mümkün oldu. Doğudaki Selçuklu devletleri. Anadolu’nun Türkler tarafından işgali Büyük Selçukluların belirli bir hareketiyle değil.

Aral Gölü’nün güneyindeki Harzem’in Türk va­ lisi Büyük Selçukluların topraklarını miras alabilecek bir dev­ let kurdu ama kısa süre ayakta kalabildi. Müslüman ordularının uğradığı bu yenilgi Hıristiyan Avrupası’na kadar giderek Haçlılar’ın yıkılan umutlarını dirilt­ ti. Tımarlar yalnızca vergi üzerinden 104 . XII. 1141 yılında Selçuklu Sultanı Sencer. Önceki dö­ nemin yanlış uygulamalan para yerine toprağa dayanan yeni bir yönetsel ve toplumsal düzene doğru köklü bir değişiklik ya­ şadı. Büyük vezir Nizamül- mülk dönemin en Önemli kişilerinden biridir. Türk askeri ve siyasi üstünlüğünün güçlenmesi ve Türk göç­ leri ile geçen bu dönemde hükümette. Göçebe Türk boylan arasındaki isyanlar Selçuklu gücünün yok olmasına yol açtı. Moğol soyundan olan Karahitaylar Çin’den geliyorlardı ve ilerideki çok daha bü­ yük bir düşmanın öncüleriydiler. dinde ve ekonomide önemli değişiklikler gerçekleşti.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ hitaylar da İslamiyet sınırlarında belirmişlerdi. Subaylara tımar olarak Toprak verildi. yy ortalannda Karahanlı- lar’dan Maveraünnehr’i alarak Amu Derya’dan Yenisey ırmağı­ na ve Çin sınırlarına dek uzanan büyük bir imparatorluk kur­ muşlardı. toplumsal yaşamda. Katavan Bozkırı Savaşı’nda bu dinsiz istilacılara yenik düşerek kaçmak zorun­ da kaldı. Selçuklular yönetimde büyük ölçüde İranlılar’a ve oturmuş olan İran bürokrasisine dayanıyorlardı. kül­ türde. onlar da belirli sa­ yıda silahlı asker yetiştirdiler. Ondan önceki dönemin iltizam (Osmanlı Devleti’nde kamu gelirlerinin kira­ lanmasına dayalı vergi sistemi) uygulamasındaki feodalizme yönelimini geliştirerek sistemli bir hale getirmiştir. Daha doğuda. Bir sü­ reliğine Bağdat’daki halife bile bağımsızlığına tekrar kavuşarak Sünni İslamiyet’in eski başkentinde bir halifelik devleti kurdu. çoğunluğu eski Selçuklu subayla­ rının hükümdarlığında olan küçük devletlere bölündü. 1157 yılında Sencer’in ölümü ile impara­ torluğun hakimiyeti sarsıldı.

Bir grup el-Mustansir’in Kahire tahtının veliahtı küçük oğlunu. 105 . gelirlerin kendileri üzerinde de hak sahipliği veriyordu. İsmaili Şiiler muhalefetin başım çekiyorlardı ama şimdi kök­ ten değişmiş yeni bir muhalefet ortaya çıkmıştı. Haçlılar’ı öldüren anlamındaki “Assassins” sözcüğü kul­ lanılmaktadır. Basılan para miktannın azalmasıyla esnaf ve tüccar zorluk yaşamaya başladı. Kuzey İran'da ıssız dağlar ara­ sındaki Alamut’u fethetti. Üst düzey Müslüman devlet adamlan ile generalleri ve 1092 yılında Nizamülmülk “Büyük Üstadlar” tarafından öl­ dürüldüler. Haşhaşi terörü Xffl. yy Moğol istilalarının ardından durdurulabildi ve İsmailiye küçük bir tarikat haline geldi. diğer grup daha önce İskenderiye’de öldürülen büyük oğlunu tanıdılar. 1094 yılında Fatımi halifesi el-Mustansir öldükten sonra İsmaililer ikiye bö­ lündüler. 1090 yılında Haşan Sabbah. Devlet tarafından Şeriat’ın izin ver­ diği kelle ve toprak vergileri dışında sayılan hızla artan vergi­ ler getirmişti. İngilizce’de bu sözcükle ses benzerliği olan. Alamut Kalesi’nde ve Suriye’de kuru­ lan üslerinde tarikatın üstadlan tarafından sadık ve fanatik bir taraftar grubu kuruldu. BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ komisyon alma hakkı ile birlikte. Gizli ve esrarengiz bir İmam için Müslü­ man prenslere ve krallara yönelik suikast ve terör kampanyası başlattılar. Başlarında Haşan Sabbah bulunan İran İsma- ilileri yeni Fatimi halifesini kabul etmeyip Kahire ile ilişkileri­ ni kestiler ve inanışlarına yeni bir düzenleme getirerek Selçuk­ lu topraklarında yeni bir şiddet ve radikal muhalefet hareketi­ ne giriştiler. Genellikle Haşan Sabbah’ın reformcu İsmaili mez­ hebine. büyük olasılıkla tuhaf davranışları yüzünden “Haşha- şi" olarak anılmaktadır. Böyle bir dönemde toplumsal bir sarsıntı yaşanması kaçınıl­ mazdı. Türk yönetici sınıfın ortaya çıkmasıyla. İran soylu sını­ fı yerinden oldu ve giderek fakirleşti.

Hükümet mezhepçiler ve as­ kerlerin yönetimine bırakılırken. XI. Gazneli Mahmud’u (hükümdarlığı 999-1030) yanlarına çekmek üzere Şiiler’in ka­ rarlı ama başarısız çabaları oldu ama Gazneli Mahmud. hukuk. düşünce ve edebiyatı etkiledi. Şiiler’in Sünni halifelik ve kurumu- nu yıkmayı amaçlayan son ciddi girişimlerdi. Bu süreçte orta­ ya çıkan büyük Sünni canlanması İslami yaşamı. Dini kurumlar uzunca bir süreden be­ ri devletten ayrılmış ve öğreti.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ Haşhaşiler’in eylemleri. Müslüman dünyasının Şii yönetiminde bu­ lunmayan tek önemli bölgesi Sünni Müslüman Gazneliler’e ait Horasan’da da Sünni canlanması başladı. Şii aleyhtan Sünni canlanmasının öncüleri olan Kerami mezhebini 106 . devletle din arasında artan bir gerilim olmuştu. yy başlannda. kamu yönetimi de mesleki ve kültürel niteliği daha çok İslamiyet öncesi kaynaklara dayanan bir kalemiye sınıfına bırakıldı. devlet ile tebaa ilişkisini yalnızca vergi ve güce dayalı hale getirince. hükümetin ve dev­ letin gereksinimlerinden ve baskılarından ancak dolaylı biçim­ de etkilenmişti. Dini alanda bile Sünni öğretinin alternatifi olan çeşitli mezhepler ortaya çıkarak özellikle şehir­ lerde büyük destek gördü. Ayrıca tüm bunları kendi iç mantığına göre geliştirerek. Halk ile aynı etnik kökenden gelmeyen askeri sınıfın halktan aynl- ması ve Sünniliğin klasik siyasi kurallannı kabul etmeyen mez- hepçilerin en üst yetkileri ele geçirmeleri bu gerilimi daha da artırdı. Çeşitli grupların iktidar mücadeleleri ve ordu komutanlarının zaferle­ ri. eğitim ve toplumsal ku- rumlardaki önceliklerini kıskançlıkla sürdürmüştü. Bu durumun birtakım avantajları olmuştu ama yine de tehlikeli bir koordinasyon eksikliği içeriyordu. Sünni canlanmasının kökleri geçmişin derin­ liklerine uzanmaktadır. Hükümdar ile tebaanın arasındaki son kişisel ve ahlaki bağların kopması sonucunda teokrasi kökenli toplumda İslam­ cı gelenek büyük bir krize girdi.

İslam’ın siyasi yaşamının içine din kurumunu dahil et­ mektir. İlki. Fatımiler’in Kahire ve başka yerlerde kendi davalan için di­ ni propagandacılar yetiştirdikleri İsmaili misyoner okullarını ör­ nek alarak medreseler açmışlardır. Bağdat ve ilerisine götürdüler. yy başlarında Sünni din ve hukuk adamla­ rı. Horasan’da Sünniliğin siyasi olarak yeniden doğuşuy­ la başlamıştır. Medreşe sistemi. Şii düşüncelerinin meydan okumasına karşı Sünni savunması yapmak ve yaymaktır. Salahaddin ve ondan sonra gelenler taıa- 107 . 1171 yılında Fatımi halifeliğinin kaldı- nlmasının ardından. Selçuklu fet­ hinin ardından Bağdat’da bir medrese açmış. Sünni- ler. İkincisi. Şii devlet düzenlerini yıkıp tekrar halifeliği ge­ tirmektir. Bu mü­ cadele. XI. Militan Haşhaşiler bile yenilmedikleri hal­ de dağlanndaki kalelerine kapanmışlar ve Sünni düzeni devir­ me amaçlarına ulaşamamışlardır. Sünni canlanmasının bilinçli ya da bilinçsiz olarak üç ama­ cı vardır. Şiiler’e karşı da başanlı bir mücadele vermişlerdir. Doğuda Bü- veyhiler ve diğer Şii hanedanları yıkılarak Sünni İslam’m siya­ si birliği elde edilmiştir. sonra da medre­ seler imparatorluğun tüm şehirlerine yayılmıştır. Nizamülmiilk. Anadolu’yu İslamiyet için fethetme gücünü ve Batı Hıristiyan dünyasının saldırılarını püskürtme gücünü vermiştir. İlk amaca hemen hemen tamamen ulaşılmıştır. Selçukluların Bağdat’ı ele geçirmelerini Şii Biiveyhiler’den kurtuluş olarak gördüler. BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ destekledi. Tiirkler’in bunların olmasını sağlayan siyasi tutarlılıkları. Görevi Gazneliler’den Selçuklular devralarak Sün­ ni canlanmasını batiya. dini ciddiyetleri ve askeri güçleri. onlara İslam dünyasına kafiri yen­ me gücünü. Üçüncü ve en zor ola­ nı ise. Orta Asya’dan Afrika’ya kadar olan İslam topraklarında okunan hutbelerde Bağdat’daki Sünni halifenin adı duyurulmuştur.

tutarlılığı artmış. aynı zamanda ilk İs­ lam devletindeki konumlarından çok daha iyi bir yere ulaştı­ lar. Sünni hiyerarşisinin saygınlığı.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ fından Mısır’a yayılmıştır. ilk kez siyasi ve toplumsal düzenin ana unsurlarından bi­ ri haline geldiler. gücü. Kafir dünyasına karşı Doğu sınırlarında başlattıklan bu militan özelliklerini. etkisi hem halk hem de devlet içinde 108 . Medreselerde ye­ tişen yeni Sünni bürokrasisi aldı. bu­ yandan Sünni saflarında kalırken. Şiiliğin ruhsal içeriğinin büyük bölümü popüler dindarlık düzeyinde Sofiliğe kaydı. Türkler. Sel­ çuklular zamanında devlet ve yönetim yapısmı etkilemeye baş­ lamış. İslamiyet Doğulu kafirler ve Batılı Hıristiyanlık ile birlikte içerideki din düşmanlarına karşı savu­ nulduğu sırada halifeliği de denetimi altına almıştı. bir yandan da Sünni devlet ve hiyerarşisinin soğuk dogmacılığı karşısında halklann sezgi­ sel ve mistik dinlerini anlattılar. uzun ve başanyla sonuçlanan mücadele Türk egemenliği döne­ minde İslam kurumlarını ve toplumunu da etkilemiştir. örgütlenmesi. Bu din okullarında. Bu sancılı. Dini kurumun öğretileri kural haline gelmiş. Sünni öğretmen­ ler tarafından Fatımi Mısır’ın okullarından ve daha radikal ola­ rak Haşhaşiler’in gizli elçilerinden gelen öğretilere bir Sünni ya­ nıtı hazırlandı ve yayıldı. en baştan bu yana kendilerini îslami gücü ve inan­ cı koruyup ilerletmeye adadıkları militan özelliklerini hiç yitir­ mediler. Büveyhiler’in ve Fatımiler’in güçsüzlüğü ve kötü yönetimi nedeniyle iki tür Şiilik de inanılırlığını yitirmişti. Din adamlan hiyerarşileri için­ de. Artık Sünni zaferi neredeyse tamamlanmıştı. Sofiler. Batı sınırlarına taşıyarak Hıristiyanlık dün­ yasına karşı da kullandılar. dev­ let memurlarının bile dini eğitimden geçmesi ve bireysel din­ darlıktan hızla artmıştı. Dini kurumlar yalnızca canlanmadılar. Eski çağlardaki kalemiye sınıfının yerini. Din.

1240’da Moğollar Batı İran’ı 109 . Bu arada. BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ yaygınlaştırmıştı. 1220 yılında Semerkand. İslamiyet’e karşı o zamana dek var olanların tü­ münden çok daha tehlikeli bir tehdit hazırlanmaya başlamıştı. Maveraünnehir ve Buhara’nm tamamını ele geçirdi. Cengiz Han unvanı ile uzak kuzeydoğu Asya’da zor bir mücadelenin ardından göçebe boylarını bir ara­ ya getirerek Moğolistan'ın başma gelmişti. Moğollar ertesi yıl hiçbir zorluk yaşamadan Amu Derya’yı geçtiler. Cengiz Han Moğol boylarının tamamını Onon Nehri kaynağmda bir toplantıya çağırdı. Siri Derya ırmağı üzerindeki sınır şehri Utrar’da Harizm valisinin emriyle pusuya düşürülerek neredeyse tama­ mı Müslüman olan 450 tüccar kılıçtan geçirildi. Bozkır halklan Cengiz Han tarafından büyük bir istilaya ha­ zırlandı. Generali Cebe Noyan’m başında oldu­ ğu Moğol orduları Karahitaylar’m ülkesini istila ederek Siri Der- ya’ya kadar tüm topraklan alarak Harizm Müslüman Türk Şah- lığı’na komşu oldular. boylar da ona karşı olan bağlılıklarını bir kez da­ ha yinelediler ve Dev Moğol imparatorluğu kurulmuş oldu. 1218 yılında kuzeydoğu Asya’yı avucunun içine aldık­ tan sonra batıya yöneldi. Nişa- bur’u ve Merv’i alarak Doğu İran’ı istila ettiler. 1227 yılında Cengiz Han'ın ölümünden sonra kısa bir du­ raklama yaşandıysa da. 1230 yılında Harizm devleti ve ordusunun ka­ lıntılarına yeni bir saldın yapıldı. kısa süre içinde yeni han saldınyı sür­ dürmeye hazırdı. 1206 yılında. 1219 yılında ordularını İslam topraklarına sürdü. Moğol beyi Timuçin. Cengiz Han’ın intikamı çok büyük ve ani oldu. Yeni yılın başlarında Moğolistan’dan ge­ len bir kervan. Bu toplantıda. Kalan Moğol ve putperest Türkler ve de güney Sibirya’daki orman aşiretleri bile izleyen yıllarda boyunduruk alüna alındı­ lar. o dokuz at kuyruklu beyaz bayrağını açtı. Din ile siyasi otoritenin bütünleşmesi Osman­ lI sultanlan zamanında gerçekleşmiştir.

yalnızca devletin ve hükümranlığın dış görünüşlerin­ de değil. hatta daha önce kalelerinde her türlü saldırgana karşı koymuş olan Haşhaşiler’i bile ezerek İran’ı baştan aşağı geçtiler. Birkaç ay içinde uzun saçlı Moğol atlılan karşılaştıklan tüm direnişleri. Ancak halifeliğin yıkılışının moral etkileri bazılarının söylediği kadar büyük olmamıştır. Gürcistan ve Kuzey Mezopotamya’ya girmişlerdi. çünkü halifelik uzun süredir etkinliği­ ni kaybetmişti. Şehri yakıp yağmaladılar ve 20 Şubat 1258 tarihinde halife ile ailesinden bulduklan herkesi öldürdüler. Sultan­ lık İslam devletlerinin tümünde hukukçular ve dini kurumlar tarafından kabul edilmiş ve eskiden halifelerin olan dini unvan­ ları sultanlar almaya başlamışlardı. Sonunda Moğol ordulan 1258’de Bağdat’a yöneldiler. Moğol istilası klasik İslam uy­ 110 .İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ ele geçirmiş. Moğolların tek yaptığı zaten ölmüş olan bir şe­ yin hayaletini ortadan kaldırmak olmuştu. Moğol istilasının etkileri yol açtığı zarann boyutları ve yay­ gınlığı açısından da abartılmıştır. bozkır halklarının son büyük istila dalgasımn yol açtı­ ğı değişimle önceki yüzyıllardan farklı kanallara yönelen İslam uygarlığı açısından da İslam tarihinde bir çağın sonu olmuştur. 1243 yılında Anadolu Selçuklu sultanının orduları­ nı da yenilgiye uğrattılar. Yıkılışında bile hâlâ İslam'ın birliğinin simgesi ve hukuki merkezi olan büyük tarihi halifelik kurumunun ortadan kaldı­ rılması. Ermenistan. Böylece beş yüzyıl­ dır Sünni İslam’ın başı olan Abbasi Hanedanı sona erdi. Son halife Mutasım boşuna ve kısa bir direnişin ardından merhamet istedi. Yüzyılın ortalarında batıya doğru yeni bir hareket planlan­ dı ve uygulanmaya başladı. Askeri ve siyasi güç­ ler açısından halifeliğin yok olması pek fark etmemişti. Cengiz’in torunu Hülagu o sırada Pekin’de hüküm süren Büyük Han’ın buyruğu ile Mısır’a kadar tüm İslam topraklarını ele geçirerek Amu Derya’yı geçti.

İran en fazla za­ rarı gördüğü halde. hat­ ta yaygın olmadığı sonucuna varılmıştır. Eski Persis olan Fars yine İran milli yaşantısının odak merkezi olmuş ve Eski Persepolis’in elli kilometre ilerisindeki Şiraz. va­ rılan yargılar yumuşamış ve bu görüş ya büyük oranda değiş­ miş ya da tamamen terk edilmiştir. Bazı bölgeler tamamen yakılıp yıkılmış ve insansız bırakılmıştı. İran'ın istila edilen bölgelerinde de hızlı bir yenilenme ger- . İran’daki Moğol varlığı tarafından pek çok açıdan tekrar biçimlenmiş ama yine de en büyük ve son İslam imparatorluğunun beşiği olmuştur. Modem standartlara göre hiç şüphesiz önemsiz sayılabilecek Moğol fetihleri o çağ­ da gerçekten yıkıcıydı. ekonomik. ülkenin tamamı etkilenmemişti. hatta sonrasında Ortadoğu’da görülen top­ lumsal. Mısır sultanlığına bağlanarak Moğol saldınların- dan korunmuştu. Moğollar’a kendi istekleriyle boyun eğen güneydeki yerel hanedanların is­ tilacılar tarafından yağmalanmayan şehirleri gelişmeyi sürdür­ müştür. Ancak Moğollar o dönemde ve de on­ dan sonra Arap kültürünün ana merkezi olan Mısır’ı işgal ede­ medikleri için Mısır dolaylı olarak etkilenmişti. Moğollar’dan sonra Pers kültürünün canlanmasına tanık­ lık etmişti. gök bil­ gini Kutbeddin (ölümü 1310) ve pek çok kişinin İran mimari­ sinin en büyük başarısı olarak gördükleri Meşhed’deki Gevher Shad camisini inşa eden Qawam al-Din (ölümü 1439) dönemin önemli kişilerindendir. BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ garlığının çürümesi. Mı­ sır Memluk ordusunun Moğollar’ı kesin bir yenilgiye uğratma­ sından sonra. Şair Hafız (1320-1389) ve Sadi (1184-1291). 1260 yılındaki Ayn Jalut savaşında. kültürel ve siyasi başarısızlıkların tümünün nedeni olarak gösterilmişti. Altık Moğol istilasının yıkı­ cı etkilerinin eskiden düşünüldüğü kadar büyük ve kalıcı. Anadolu. Yalnızca bas­ kınlara uğrayan Suriye. dikkatlice ve günü­ müzdeki savaş deneyimleriyle birlikte değerlendirildiğinde. Ancak tarih.

İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ çekleşmiştir.İran’da siyasi istikrarlı bir döneme izin vermişlerdir. Fethin ilk şokundan sonra Moğol hanlan. XIV. yy’da Müslüman hanlar görkemli di­ ni yapılar inşa ettirmişlerdir. Bir bakıma Moğol fetihleri Orta­ doğu’nun sallanmakta olan uygarlığına yeni bir yaşam verme­ ye yardımcı olmuşlardır. farklı uy­ garlıklar arasındaki bu ilişkilerin bir meyvesidir. Raşidüddin aralannda Keş- mirli bir Budist keşiş. Bir hekim ve vezir olan Raşidüddin Museviliği bırakıp Müslümanlığı seçmiş­ ti. Moğol- lar da Ortadoğu ve Uzakdoğu uygarlıklannı ilk kez bir tek ha­ nedan altında bir araya getirerek ticaret ve kültür üzerinde et­ kili olmuşlardır. tran- lı tarihçi Raşidüddin’in (1247-1318) Cami el-Tevarih. İslam dünyasındaki merkezi konumlanna bir daha kavuşama­ mışlardır. 1295 yılın­ da İslamiyet’i benimsemelerinin ardından İslam edebiyatını bi­ le desteklemişlerdir. bir Frank keşişi. Raşidüddin ve hanlan ken­ di uygarlıklan dışına çıkan evrensel bir tarih yazma konusunda Avrupa’dan beş yüz yıl önce davranmışlardı. Doğu Akdeniz ve İran uygarlıklannı bir devlet altında birleştiren ilk. bazı İranlı bilim adanı­ lan kabile geleneği uzmanı bir Moğol ve iki Çinli bilim adamı­ nın olduğu bir ekip kurdu. Bu ekiple birlikte İngiltere’den Çin’e uzanan geniş bir dünya tarihi yazdı. Benzer biçimde. Moğolların Avrupa ile yeni ve karşılıklı fayda­ lar sağlayan ilişkilere kapılarını açmaları sonucunda pek çok Avrupalı. Arap fatihler yeni bir kültürel ve toplumsal ilişki çağı başlatmışlardı. İstilanın sonucunda öncelikle sivil hükümet devril­ 112 . Ortadoğu’da Müslüman olmayan hükümdarların ol­ masını fırsat bilerek Çin’e giden karayolunu keşfe çıktılar. Şehir yaşamının. yarar­ lı bilim olarak düşündükleri şeyleri geliştirmişlerdir. Olcaytu han ve Gazan han onu evrensel bir tarih derlemesi yapmak üzere görevlendirmişlerdi. ti­ caretin ve sanayinin yeniden kurulmasını teşvik etmişler. Irak ve Bağdat. Moğol istilalan Irak’a kalıcı zararlar vermiş.

batıda çelik ve kum duvarıyla Akdeniz ülkelerinden ko­ partılmış. batıdan ve güneyden Afrika kı­ tasına inen yollarıyla yeni bir merkez olan Mısır ile Arapça ko­ nuşan eski uygarlık merkezleri ve ihmal edilmiş Irak eyaleti bu­ lunuyordu. Yeni devlet düzeninin denetimi ele geçirmesiyle İran’da refah ve düzenin yeniden sağlanması­ na karşın. Fırat ve Dicle vadisi. özellikle de 113 . başkenti Azerbaycan'da kurmuşlar. “İran İntermezzosu” sırasında başlayıp Türk ha- nedanlan döneminde -sürerek Moğollar ve sonrasında yeni bir rönesans yaşayan Müslüman İran gelenekleri sanatsal ve ede­ bi yaşama egemendi. batı­ ya ve güneye doğru da Mısır ve Kızıldeniz’e yön değiştirmişti. topraklara. doğusunda bağlı bulunduğu Pers merkeziyle çevre­ lenmiş ve artık Doğu ile Batı ticareti için bir yol olmaktan çık­ mıştı. İran’ın doğusu ve batısında. Buralarda bazı Pers etkilerine sanatta. ancak Arap edebiyatı çok az biliniyordu. Bu ülkelerde din ve dinbi- limlerinin. sonra da ülkenin refahının. hatta varlığının bağl> olduğu hassas su kanalları çökmüştür. yaşadıkları Tebriz bü­ yük ve zengin bir şehir haline gelmiştir. Ticaret kuzeye ve doğuya doğru Anadolu ile İran’a. Bedeviler Moğollar’ın açtıkları gediklerden buraya giri­ yor ama Moğollar gittiği halde onlar kalıyordu. Böylece Irak ile halifelerin şehri gözden düşmüştü. BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ miş. İran’ın Moğol hükümdar­ ları. Kuzey­ de merkezi İran yaylasında olan. batıda Anadolu ile Osman­ lI Türkleri’nin Avrupa’da fethettikleri. Irak bir sınır eyaleti ol­ muştu. hukukun dili Arapça’ydı. Halifeliğin yıkılmasından sonraki dönemde Ortadoğu’nun iki büyük kültür bölgesi arasında bir bölünme yaşandı. Irak’taki yıkım sürmüştür. İran bölgesinin güneyinde. Orta Asya ve Anadolu’da Türkler arasında Pers klasiklerinden etkilenen ve beslenen yeni edebiyatlar ve diller doğuyordu. doğuda Or­ ta Asya’ya ve Hindistan'ın yeni Müslüman imparatorluklarına uzanan İran uygarlığı yer alıyordu.

İki bölge arasındaki giderek büyüyen bu siyasi çatışma ve kültür çeşitliliği çağında birleştirici ana unsur dindi. Sonrasında ibadet ve inanç biçimlerinde çok farklılıklar. yy’da Sünni canlanması İslâmî birleştirmek üzere epeyce yol al­ mıştı ama henüz görevini tamamlamamıştı. Sofilik.li’nin uzlaşması sayesinde teoloji ile mistiklik iç içe girmeye başla­ mıştı. Sıra göçebelere ve kırsal bölgelerde yaşayanlara gelmişti. çoğunluğu Türk olan ve inançları. XII. dini duygu ve bağlılığın temel ifa- 114 . Moğollar ve Türkler siyasi açıdan her yerde egemendi. XI. dini öğretilerin karmaşık dogmatikliği ile ilişkili olma­ yan mistikler tarafından İslamiyet’e sokulmuşlardı. Dinbilimciler ile halkı kafirlerin fetihleri ve hakimiyetle­ ri yakınlaştırmıştı. Daha sonra da Çerkezler ve Kafkaslardan gelen başkalan onlara yardım et­ mişler. İslam birliğinin birleştirici unsuru. kimi zaman aralannda çatışmalar olmakla beraber. Memlukler’in Su- riye-Mısır İmparatorluğu bile Karadeniz’in kuzeyindeki Kıpçak ülkesinden getirtilen Türk Memlukler’den oluşan bir yönetici sı­ nıfın idaresinde bulunmakta ve savunulmaktaydı. yy’dan itibaren insanlığın büyük bölümü için dini yaşamın karakteristik ifadesi olmuştur. Gaza. Sofi kardeşliği. eski Arap edebiyatı çizgisinde iler­ liyordu. Sofizm özellikle Türk boyla­ rını çok etkilenmişti. hatta bazı yerlerde yerlerine geçmişlerdi. Türkler ilk kez. Özellik­ le Selçuklular döneminde Gazali’nin Sünnilik ve mistikliği uz­ laştırmasından sonra kendini Sofi şekliyle ortaya-çıkıyordu. Akde­ niz’den Orta Asya ve Hindistan’a kadar uzanan ülkelerde Moğol ya da Türk hanedanlan hüküm sürüyorlardı. Göçebeler sivil hükü­ metin yıkılarak büyük halk kitlelerinin harekete geçtikleri bir çağda çok önem kazanmışlardı.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ mimaride rastlanmasına rağmen Pers dili ve edebiyatı pek bi­ linmiyordu ve edebi kültür. Sofiler de dogmacılar da aynı Sünni dini uygulamışlardır.

BOZKIR HALKLARININ GELİŞİ desi. giderek de entelektüel kültürün. Müslüman Ortado­ ğu’ya egemen olma rekabeti içindeki iki güç olan İran ve Tür­ kiye’nin başındaki hanedanlar. hatta siyasi gücün kayna­ ğı haline gelmiştir. kökenlerinden gelen Sofi örgüt­ lerin ve ideallerin büyük ölçüde etkisinde kalmışlardır. . Modem çağ başlannda.

Anadolu’da 116 . Müslüman Türk beylerinin hakimiyetindeydi. ancak pek çok açıdan dünyanın o dönemdeki efendilerinin etkisinde kalmıştı. İlhanlılar İran’ı genel olarak banşçı bir siyasetle yönetmişler ve Müslümanlı­ ğı seçmeden önce bile tüm dinlerin mensuplarına eşit hoşgörü göstermişler. Türkiye. İran başlıca güç merkeziydi. Türkiye ve Mısır olmak üzere üç büyük güç merkezi ortaya çıktı. Üstün­ lüklerini kabul ettikleri Moğolistan Büyük Hanlanna bağlılıkla­ rının göstergesi olarak İran’ın Moğol Hanlanna bölge hüküm- darlan. sonra bir dönem Moğol hakimiyetini kabul etmiş ve Moğol İra- nı’nın kültüründen büyük ölçüde etkilenmişti. 6. bölüm M oğolların A rdindan Halifeliğin yıkılışı ve Moğol fetihlerinin ardından Müslü­ man Ortadoğu’da İran. sonrasın­ da Müslüman olmuş. îlhanlılar’ın temel dış politikaları fetihlerini batıya doğru genişletmekti. Moğol dünyasının politikalarında ve İslamiyet’i seçtikten sonra da Ortadoğu politikalarında rol almışlandır. Ortadoğu’nun ke- nanndaki Orta Asya ve Rusya’da kalan öteki iki Moğol hanlığı. İl-han anlamında İlhanlılar deniliyordu. öte yandan da Moğol kimliği ve geleneği­ nin önemli unsurlarını koruyan Moğol hanlarının hakimiyetin­ deydi. çoğu Türk olan Memluk sultanlarının hakimiyetindeydi ve Moğol istilasına direnişinde başarılı olmuş. İran başlangıçta putperest. eşit olanaklar tanımışlardır. Bağdat’ı fethettikten sonra ku­ zeybatıya çekilen Hülagu Han ve sonraki seksen yılda onun ye­ rine gelenler İran etrafındaki toprakları yönetmişlerdir. Mısır.

Ancak bu devlet­ lerin ömürleri kısa oldu. Irak’ı ye­ 117 . Bu iliş­ kiler ortak düşmanlan Müslümanlar’a iki cepheden savaş açma­ yı amaçlıyordu ama girişimlerinden bir sonuç alınamadı. Mısır Sultanı olan Baybars ile Rusya’daki Moğol devletinin hanı Ber­ ke ile aralannda bir ittifak yaptılar ve Berke bağımsızlığım ilan edip Müslüman oldu. Kıpçak Türk nüfusa sahip bir İslam devleti olma yo­ lunda ilerliyordu. İleride Altınordu Hanlığı olarak tanına­ cak ülkesi. Anadolu beyliklerini -kendile­ rine bağlamakla ve bir işgal bölgesiyle yetinmişlerdir.. Orta Asya’da da Moğollar’m başına Ti­ mur geçti ve Harizm ile Maveraünnehir’i aldıktan sonra. İki kez Al- tmordu hanını yenilgiye uğrattı ve Hindistan’ı bastı. Ancak 1260 yılının Eylül ayında. güneye Su­ riye’ye yönelerek Halep ve Şam’ı ele geçirdi. Bunun ardından Moğollar Suriye’yi almak için çok uğraştılar ama her defasında Memlukler tarafından geri püskürtüldüler. Bu dönemde Hıristiyan Avrupa ile Moğollar arasında ilginç ama sonuç alınamayan diplomatik ilişkiler yaşanmıştır. Bu sırada İlhanlı krallığı da on­ lardan öncekilerin kaderini yaşıyordu. İran’a girerek yedi yıl içinde ülkenin tamamım ele geçirdi. Gazan Han'ın İslami­ yet’i kabul etmesinden sonra bile sürdü ve sonunda 1323 yı­ lında barış anlaşması yapıldı. 1259 yılında Hülagu Tebriz’den yeni bir kampanya yürütmeye başla­ yarak Ermenistan ve Yukarı Mezopotamya’yı geçip. Memluk sultanlığına karşı daha büyük bir mücadele vermişlerdir. MOĞOLLAR’ IN ARDINDAN Selçuklu sultanlarını yenmişler. 1336 yılında İlhanlı hü­ kümdarı Ebu Said öldükten sonra İran tekrar yerel hanedanla- nn yönetimindeki küçük devletlere bölündü. Filistin’deki Ayn Calud’da bir Moğol öncü baskın birliği Baybars adlı bir Kıpçak Türkü’nün komutasındaki Mısır Memluk ordusu tarafından yenilgiye uğratıldı. Suriye’nin tama­ mı Mısır ordusu tarafından tekrar ele geçirildi. İran ile Mısır çatışması on yıllar boyu.

Karakoyunlu ve Ak- koyunlu adlannda iki Türkmen boyu Batı İran. Timur 1402 yılındaki Ankara savaşında Osmanldar’ı ağır bir yenilgi­ ye uğratarak Osmanlı sultanı Bayezid’i esir aldı ve 1403 yılında Çin istilasına hazırlanırken öldü. Timur’un soyu hakimiyetlerini ancak Doğu İran’da ve Mave- raünnehir’de sürdürebilmiştir. yy başlamış olan bozkır halklarının büyük hareketi son bul­ muştur ama boylann akını devam etmiş. sanatta. Anadolu ve Suri­ ye’deki hakimiyetlerini sürdürmüşlerdir. Karma Mo­ ğol ve Türk ordulanna Moğolİar hakimdi ama ordu çoğunluk­ la Tiirkler’den oluşuyordu. Timur’un önceki Moğol hükümdar­ larının tersine. hem Farsça hem de-doğu Türk dillerinde edebiyat ve bilim alanlannda bü­ 118 . Ölümüyle. daha da önemlisi Or­ tadoğu’daki göçebe halklar şehir yaşamına ve uygarlığa girme­ yi sürdürmüşlerdir.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ rel hanedanın elinden alarak hakimiyetine kattıktan sonra Su­ riye’yi geçip Memluk sultanına egemenliğini kabul ettirdi. Ana­ dolu 1394 ve 1400 yıllannda Timur'un istilasına uğradı. Mezopotamya ve Doğu Anadolu’nun denetimlerini ele almayı başarmışlardı. Cen­ giz Han’ın hanedanından bir prensesle evlenmişti. Semerkand. Gerçekleştirdiği büyük yıkımlar sırasında İs­ lam dinine ait binalara ve çalışanlara gereken saygıyı gösterme­ yi unutmamıştır. Osmanlılar ve Memlukler. Moğol kökenli Türkleşmiş ve İslâmlaşmış bir aşirette do­ ğan Timur’un toplumsal geçmişi oldukça miitevazıydı. dindar bir Müslüman olduğu söylenir ya da bu onun iddiasıdır. Timur büyük bir fatihti ama bu başansını imparatorluklar kurmada bir gösterememişti ve ölümünün ardından geniş top­ raklan dağılmıştır. X. Timur hanedanı zamanında mimaride. Fetihleri Hülagu’nun fetihlerinden daha yıkıcı­ dır ve Altay istila dalgalannın sonuncusu olmuştur. özellikle Herat parlak bir uygarlığın merkezleri haline gelmiş­ tir. Başkentleri Buhara.

Fransız Kralı IX. Eyyubi sultanlığının Mısır’daki son krizi. güçsüz ve örgütten yoksun olması. Haçlılar döneminde Irak. Louis tarafından düzenlenen haçlı seferi sırasında. Sultanın cariyesi Şajar al-Durr’un (İnci Ağacı) kriz sırasında sağduyusu sayesinde Müslüman dev­ letinin ve ordusunun istikrarını korudu. MOĞOLLAR’I yük başarılar kazanılmıştır. Kısa sürede Turan Şah Haçlı ordusu­ nu yenilgiye uğrattı. Ancak bu anlamlı hareket­ leri Suriye’nin Eyyubi beylerine hanedanlarının Mısır’da devril­ diği gerçeğini kabul ettiremedi ve hemen ardından yeni kadm 19 . Türk dilinin büyük klasik çağı olan bu dönemde yazılan eserler Konstantinopolis’ten Uzakdoğu ve Hindistan’a dek tüm Türk halklannın kültürel gelişimini kalıcı bir biçimde etkilemiştir. Sultanın ölümünü giz­ leyerek oğlu Turan Sultan Mezopotamya’dan dönünceye dek onun adına emirler verdi. Zaman içinde Mısır Haçlılar’ı Yakındoğu’dan atan yeni fetih savaşlarının üssü haline gelmişti. Alternatifi tek bir ırmağın suladığı vadiden oluşma­ sı nedeniylen merkezi bir hükümet gerektiren öteki ticaret yo­ lu Mısır’dı. Memlukler İlhan­ lI ordularım püskürtüp Arap dünyasının büyük bölümünü Mo­ ğol istilasından kurtarmalarım sağlayan kaynakları Mısır’dan el­ de etmişlerdi. Kral Louis canını ve taraftarlarından bazı­ larım kurtarmak için aldıklarını geri verdi ve yüklü bir tazminat ödemek zorunda kaldı. XII. Sonuçta Arapça konuşulan ülkelerde ağırlık merkezi Irak’tan Mısır’a kaymıştır. yy ortalarında Selahâddin'in kurduğu Eyyubi hanedanı denetimi yitiriyor. 1250 yılın­ da Sultan’ın ölümüyle başladı. hem istilacılar hem de tüccarların geleceği Ak­ deniz’e uzak olması nedeniyle bir Müslüman üssü olma olası­ lığı yoktu. Turan Şah’ı da Baybars komutasında­ ki Memlukler öldürdü ve Eyyubi meşrutiyeti görüntüsü vermek için Şajar al-Durr’u sultan ilan ettiler. etkin güç Türk Menllukler’in eline geçiyor­ du.

Moğollar’ın İs­ lam direnişinin bu kalesinde bile önemli bir saygınlığı vardı. biz size gön­ deririz. Bir Memluk subayı ömrü boyunca ya da daha kısa bir sü­ reliğine bir tımara sahip olurdu. son Eyyubi’nin ölü­ münün ardından çıkan kanşıklıkta sultanlığım ilan etti. Baybars da Selahaddin gibi Müslüman Mısır ile Suriye’yi bu kez daha kalıcı olacak şekilde tek bir devlet altında birleştirdi. Genellikle topraklarında otur­ 120 . Baybars. yöntemlerini ve hatta dav­ ranışlarını ve giysilerini taklit etmişlerdir. 1260 yılında. Bağdat’taki halife bile tüm bu olan bitenlerle doğrudan ilgi­ lenmediği halde bir kadirim tahta çıkarılmasına itiraz etti. 1517 yılında Osmanlı Türk- leri’nin Mısır’ı ele geçirmeleriyle halifelikleri sona erdi. Memluk generali Baybars.”1 demişti. Bu gölge Kahi­ re halifeleri tamamen güçsüzdüler ve tek işleri tahta çıkan ye­ ni sultan için tören düzenlemekti.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ “sultan” tahttan inmesini isteyen beyler koalisyonu ile karşılaş­ tı. Selahaddin. Halife Suriyeli Eyyubi beylerini destekle­ yerek Mısır’daki Memlukler’e kendilerine bir sultan seçmeleri­ ni buyurdu. Üs­ tüne üstlük bu kadın kendi haremindendi ve onu Mısır sulta­ nına hediye etmişti. Yeni dev­ letin doğudaki ve batıdaki dış düşmanlarım yenerek yeni bir toplumsal düzen kurmaya başladı. Sistem Moğol deneyiminden ve Mısır’da yaşamaya de­ vam eden Moğol göçmenlerinden etkilenmişti. Bağdat’taki Ab­ basi halifesinin hakimiyetini resmi olarak kabul etmiş ve Mı­ sır’ın Sünniliğe döndüğünü açıklamıştı. Baybars ile haleflerinin yarı feodal Memluk sistemi. Bir Mısır tarihçisine göre halife Memlukler’e “Eğer içinizde seçecek bir erkek kalmadıysa söyleyin. Eyyubi- ler’in Suriye ve Mısır’a getirdikleri Selçuk sisteminden bir uyar­ lamaydı. Bağdat’taki Moğol fatihlerden kaçan bir Abbasiyi kabul edip halifeliği Ka- hire’ye getirdi ve onu ilk gölge halife ilan etti. Bir dönem Memlukler Moğol silahlarını.

Arapça bilmezlerdi. MOĞOLLARIN ARDINDAN maz. İkisinin de ba­ şında sivil kadrolu Memluk subaylan yer alırdı. hatta Avrupalılar bile karışmışlardır. Sistemde gelir mülkiyetten daha çok önemli oldu­ ğu için Batı feodalitesinde olduğu gibi malikaneler. Çerkezler. Yunanlılar. Mem­ luk sultanlığı askeri ve ekonomik gücüne inen bu darbelerden 121 . Memlukler satın alınmış köleler olarak Mısır’da öğrenim ve eğitim görmüşlerdi. Ne var ki. gerek ticari açıdan gerek de kazandırdığı gümrük vergileri açısından büyük önem taşı­ yordu. Bu yıl­ dan sonra Çerkez ya da İkinci Memluk sultanlığında tahta ge­ çenler. bazı sultanlar bi­ le. Avrupa ile yaptığı ve Avrupa'nın Ortadoğu ara­ cılığıyla Uzakdoğu ile yaptığı ticaret. Mı­ sır’a bir ölçüde refah sağlayan bu ticareti koruyup teşvik et­ mişlerdi. Mısır için. Bir sultan öldüğünde. başka ırklardan insanlar. Baybars ve ondan sonra gelenlerin ge­ liştirdikleri Memluk devleti. Başlangıçta bunlar Karadeniz’in kuzey kıyı­ larından gelen Kıpçak Türkleri’ydi ama sonraları aralarına Mo­ ğol asker kaçaklan. Baybars tarafından savuşturulan Moğol tehdi­ di henüz tamamen yok olmamıştı. Memluk hükümetleri güçlü olduklan zamanlarda. askeri ve sivil şeklinde çok ince dü­ zenlenmiş bir çifte yönetimin kontrolündeydi. en güçlü komutanlar olmuştur. tahta geçecek gerçek sultan belirlenene kadar kısa süreliğine oğlu babasının yerine geçerdi. şatolar ya da güçlü yerel otoriteler gelişmemiştir. 1400 ve 1401 yıllarında Ti­ mur’un Türk-Moğol güçleri Suriye’ye girerek Şam’ı yağmaladı­ lar. Moğollar’m ardından gelen veba. Hakim olan sınıfın dili Türkçe ya da Çerkezçe’ydi ve çoğu. çekirge sürüleri ve başı­ boş kalmış Bedeviler onların bıraktıklarım tamamladılar. Kürt- ler. Kahire’de ya da tımarının olduğu bölgenin büyük şehrin­ de otururdu. 1383 yılma dek Memluk sultanlığı çoğunlukla babadan oğula geçmiştir.

XIII. halkın inancı. din adam­ lan. kırsal bölgele­ re de İslam devletinin ve yaşamının geleneksel örneklerini be- nimsetmişlerdi. Yeni fetihleri paylaşan beyliklerden güçlü ve büyük bir imparatorluk durumuna gelen yalnız biri oldu. yy’daki mali ve ekonomik zorluklar. ülkeyi fethetmiş ve sömürgeleştirmiş olan aşiretlerin ve göçebelerin siyasi bağımsızlıklan kısıtlanmış. Batı Ana­ dolu’nun tamamına Türk ve Müslüman hakimiyetini yayan Bi­ zans’a karşı yeni bir dalga başladı. Selçuk monarşisinin gelişmesi so­ nucunda. Orta ve Doğu Anadolu. Yaklaşık yarım yüzyıl çabaladı ama XIV yy baş­ larında yıkıldı. Bu beyliğin 122 . yy sonlan ile XIV. Baü Anadolu’nun siyasi ve askeri yaşamına sınır boyundaki savaşçılar. din adamlan tarafından oluşturulan bir hiyerarşinin denetimi altına alınmıştı. esnaf ve tüccarlar yeni sömürgeleşen topraklara yerleşmiş ve klasik İslam'ın şehirli uygarlığım getirmişler. bürokratlar. Merkezi devlet otoritesinin çökmesi ve Anado­ lu’ya Moğollar’dan kaçan yeni Türk göçebe akınlannın başla­ ması sonucunda sınırlarda tekrar savaşlar çıktı. Müslüman hukukçular. Konya veya Anadolu Selçuk sul­ tanlarının yönetimindeydi ve git gide bir İslam devletine dö­ nüşerek Yakın ve Ortadoğu’daki İslam uygarlığının ayrılmaz bir parçası haline gelmişti. dinde de dervişler hakim oldu.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ bir daha asla tamamen kurtulamadı. transit ticaretten el­ de edilebilecek en fazla parayı kazanmaya yönelik yeni bir ma­ li politikayı da beraberinde getirdi. yy’da. Selçuk devletinde Moğol istilasının şokuyla onarılmaz yara­ lar açılmıştı. XV. Bu politikaya yönelik ola­ rak başlıca yerel ve transit ürünlerin tekelleştirilmesi yöntemi benimsendi. Avrupa yükselen fiyatlara tepki gösterdi ve bu du­ rum Mısır’ın ekonomik yaşamını çok uzun vadeli olarak etki­ ledi.

Osmanlılar Avrupa sahnesine yalnızca askeri yoldan çık­ mamışlardır. Bayezid (1389-1401) tah­ ta çıktığı sırada imparatorluk Avrupa’da ve Asya’da önemli top­ raklara sahipti. Beylik. Bizanslılar’a karşı sürek­ li bir sınır savaşı sürdürmüşlerdir. Osman Bey ve onun yerine geçenler. bu iyiliklerinin sonsuza kadar Ceneviz halkının ve se­ natosunun kalplerinde kalacağını bildirdiler. Çağdaş Bizans tarihçisi Kantakuzenos şunlan söyler: “. yy’ın ilk çeyreğinde başında olan kurucusu Osman Bey’den gelmektedir.. Osman- lılar’dan askeri yardım talep etmişler.. Sırbistan ve Makedonya’da kazanılacak zaferler hızlan­ mış oldu. birkaç yıl sonra Gelibolu’yu. karşılık olarak da mali yardım teklif etmişlerdi. Bunun sonucunda da Bulga­ ristan. MOĞOLLAR'I INDAN adı XIV. 1326 yılında fethettikleri Bur- sa’yı hızlı bir şekilde büyüyen devlederine başkent yapmışlar­ dır. 1354 yılında Çanakkale Boğazı’nı geçerek Avrupa’ya gi­ ren Osmanlı güçleri. ticari rakip­ leri Venediklilerle savaş durumundaki Cenevizliler. daha sonra da yüz yıl süresince Avrupa’daki başlıca üsleri durumuna ge­ lecek Edirne’yi ele geçirmişlerdir. daha büyük ola­ naklara sahip olmuş ve başka yerlerden destek bulabilmiştir.Cenevizliler çok miktarda para vaadinde bu­ lunarak. Sırplar ve Bulgarlar ile yapı­ lan özellikle Meriç (1371) ve Kosova (1389) savaşlarıyla Balkan yanmadasının büyük bir bölümü Osmanlı yönetimine girmiş. OsmanlI’nın dördüncü padişahı 1. girmeyenler de bağlı olmuşlardı. Avrupa’ya yerleşmelerinin ardından. Bizans’ın Bithynia sınırlarında ve Konstantinopolis’in savunma hatlarının çok yakıtımda yer al­ ması nedeniyle daha büyük görevler üstlenip.”2 1352 yılında ya­ pılan ilk Osmanlı-Ceneviz ticari anlaşması ile Avrupa ve Orta­ doğu tarihinin başlıca konularından biri tekrar onaylanmıştır. Bayezid ülkesine yeni bir karakter kazandırma­ yı amaçlayan oldukça hırslı bir kişiydi ve doğuya yönelip Türk 123 .

1. Osmanlı devletini es­ ki durumuna getirmek ve pekiştirmekle uğraştı. edebiyatta Türk milli bi­ lincinin ortaya çıkması dikkat çekici bir gelişmedir. Mehmed 1413 yılında kardeşlerini yendi. Mehmed tahta kaldığı süre boyunca. şairleri. Müslüman bil­ ginlerini desteklediler. Macarlar. Sultan Mu­ rad bu bilinci teşvik etmiş. 1402’deki Ankara sava­ şında Timur tarafından yenilgiye uğratılıp esir düşen Bayezid. Anadolu’nun eski îslami monarşisinde ve hatta Ortadoğu İs­ lam İmparatorluğu’nda da iddia taşınması anlamına geliyordu. Osmanlı topraklan. intihar ederek yaşamına son verdi. Osmanlılar gerçek anlamda bir İslam saray yaşamı oluşturdular ve yazarlan. Mehmed ve ondan sonra ge­ lenler bir süre daha çeşitli kesimlerin isyanlanyla uğraşmak zo­ runda kaldılar. Anadolu’da ise daha önce Bayezid tarafından fethedilen yerler bir kez daha alındı. Oğul­ lan arasında da bir iç savaş tehdidi belirdi ve büyük olasılıkla toplumsal kökenli olan bir dervişler isyanı başladı. Yunanlılar ve Haçlılar karşısında büyük za­ ferler elde edildi. Murad döneminde (1421-1444 ve 1446-1451) önemli ve büyük deği­ şiklikler gerçekleşti. Ama on­ dan daha güçlü bir fatihle karşılaşmıştı. Anadolu Selçuk sultanlarının bu eski unvanları.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ beyliklerini art arda yenerek Anadolu’nun tamamını hakimiyeti altına aldı. Kahire’deki “halife”den “Rum Sultanı” olarak tanın­ masını istedi. Bu dönemde. Sonrasında barış ve güç­ lenme dönemine girildi. şiir bile yazmıştır. 1. Baye­ zid’in sultan olduğu zamanki smırlanna dek daralmışü. Bayezid’in 1396 yılında Niğbolu’da Balkanlar’ı kurtarmaya ge­ len Batı Avrupa şövalyelerini yenmesi onu teşvik etti. Bayezid bunu özel­ leştirerek. 1. Osmanlı padişahları. genel bir yaklaşımla en başın­ dan beri “sultan” unvamnı kullanıyorlardı. Yeni topraklar ele geçirildi ve Avrupa’da Sırplar. Sultan Murad za­ manında' Oğuzlar’m tarihi ve efsaneleri araştırılmıştır. Oğlu II. Osman­ 124 .

yy Osmanlı tarihçilerinden Hoca Efendi olarak da tanınan Sadeddin. yy sonlarına doğru başlayan. Artık İslamiyet gerçek bir kurumsal yapıya kavuşmuştu. Bu dinsiz gençler dindar kişilerin yanın­ da olacaklarından gönüllerine İslamiyet’in ışığı dolacak ve sahte dinin kirinden annacaklardır. belirli güç­ leri ve görev olan profesyonel ve eğitimli din adamlarının hi­ yerarşisi söz konusuydu. 1430 yılından sonra da düzenli biçimde devam eden Hıristiyan halk arasından Osman­ lI ordusu ve devlet hizmetinde görevlendirilmek üzere devşir­ melerin toplanması Osmanlı hanedanının gücüne güç katmış­ tır. Müslüman hanedan devleti ilkesine bağlı ve Osmanlı haneda­ nına sadık olan güvenilir komutanlann ortaya çıkışı ile birlikte tüm bu yeni saray ve hanedan düşünceleri desteklenmiştir. İslam Şeriatı’nı ülkenin et- 125 . XIV. Sultanın bu iş için görevlendirdiği kişiler farklı ülkelerden yaklaşık bin kafir çocuğu topla­ yıp asker olarak eğiteceklerdir. İleri derecede maddi uygarlığa sa­ hip olan bir Müslüman devletinde. Selçuklular1m siyasi ve di­ ni değişiklikleriyle düzenlenen Sünni İslam modellerine göre gelişen devlet ile hâla sınır boylan geleneğinin hakim olduğu ordu arasındaki birleşme sorunlanna uygun bir çözüm getiril­ miş oldu. XVII. Şeria­ tın onayladığı en üst dini otoritenin başkanlığında. Sünni devletiyle tam bir bütünleşme gerçekleşmiştir." Bu sayede Hıristiyan halkın enerjisi ile dervişlerin ruhu Os­ manlI hanedanına hizmet edecekti. kökenini Oğuz Han’a kadar vardıran araştırmalar yapılmıştır. MOĞOLLAR’IN ARDINDAN lı hanedanını Türk aşiret geleneğine ve efsanelerine bağlayan. Osmanlı devletinde İslam dini kurumu olgunluk dönemine ulaşmış. devşirme sistemini şöyle anlatmıştır:3 "Sultan vezirlerinden dinsizlerin içinden askerliğe uygun cesur ve çalış­ kan gençlerin seçilip Müslüman yapılmasını istemiştir. yy İngiliz tarihçi William Seaman’m çevirisine göre. XVI.

sultan da im­ paratorluk şehrine yerleşti. Eski ve yeni iki baş­ kent Bursa ile Edime arasında yeni bir bağ kurmak gerekiyor­ du. Henüz ele geçirilen Rumeli. askerleri ile birlikte . güç ve statü vermişlerdi. Artık Anadolu Ortadoğu İslam uygarlığı ile yeni­ den biçimlenmiş ve bu uygarlığa benzemiş eski bir İslam topra­ ğı olmuştu. kuşatmanın başlamasının yedi hafta ardından 29 Mayıs 1453 tarihinde yeniçeriler tarafın­ dan Konstantinopolis’in yıkılmış surlarına son bir saldın ger­ çekleştirildi. Osmanlılar. babası Sultan Murad’ın yerine geç­ ti. Yeni sultana coğrafi olarak ikiye bölünmüş bir imparatorluk miras kalmıştı. Hilalli bayrak. 1451 yılında II.savaşırken öl­ dü. Ayasofya’nın kubbesine dikildi. . Mehmed. Sultanın tahta geçmesinin iki yıl.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ kin hukuku yapmak için gösterilen tek ciddi çaba Osmanlılar’a aittir. Son Konstantin. hâlâ bir sınırboyuydu ve sınırboylarında yaşayanların davranış ve idealleri ile derviş­ lerin mistik inançlarının etkisi alımdaydı. din bilginlerine ve yargıçlarına daha önce eşi görülmemiş otorite.

Sultan II. Fatih Sultan Mehmed. An­ cak daha doğuya ilerlemeyi ya da Müslüman hükümdarlara karşı savaş açmayı asla istemiyordu. Sultan II. sultanın. BÖLÜM B arut İ mparatorluklar! Müslümanlar’ın yüzyıllardır sahip olmak istedikleri Konstan- tinopolis’i ele geçirmeleriyle birlikte son parça da yerine otur­ muş oldu. Müslüman be­ yinden Sinop’u ve Yunan imparatorundan Trabzon’u aldı. bu fethin ardından Fatih adını al­ dı. XVI. Sınır savaşçı- lan beyliği bir imparatorluk olurken. Mehmed. yy tarihçisi Kemalpaşaza- de’nin yazmış olduğu sultanın bir konuşmasında şöyle anlatıl­ mıştır: “Bu saldırısı yüzünden Uzun Hasan’ın cezalandırılması doğru olandı çünkü İslam'ın büyük sultanlarının hanedanlan- nm yok edilmesi doğru olmazdı. Bu zaferle Osmanlı Sultanlığı İslam’ın Batı’ya yönelmesin­ de aldığı öncü rolünü kesinleşiyor ve İslam dünyasında önem­ li ölçüde saygınlık kazanmasını sağlıyordu. Ancak bu zaferini ilerletme­ ye çalışmadı. Mehmed’in padişahlığında bundan sonraki dönem Avrupa ve Asya sınırlarına düzenlediği fetihlerle geçti.”1 Asıl önemli olan. 127 . Asya’da Cenevizlilerden Amasra’yı. Sırbistan ve Bos­ na’yı Osmanlı topraklarına kattı ve Yunan adalarının çoğunu ele geçirdi. 1473 yılındaki savaşla kendisine meydan okuyan Doğu Anadolu ve Mezopotamya Türkmen hükümda- n Uzun Hasan’ı yenilgiye uğrattı. Sultan II. Bunun nedenleri. 7. lideri de imparator olmuş­ tu. Avru­ pa’da Mora’daki son Rum despotluklarını aldı. Mehmed. Asya ile Afrika'nın ve onlan şekillen­ diren iki geleneğin birleşmesini tamamlamış oldu.

Eski İslam kültürü Arapça şekliyle çok uzun yıllar sürmüştü. Memluk sultanı Kansuh el- 128 .İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ Avrupa’daki önemli işi olan cihada engel olmasıydı. yy’da Levant’ta ti­ caret çok önemli canlanmalar olmuştur. yy’ın ortalarından itibaren Mısır ve Su­ riye’de hüküm süren Memluk sultanlığının yıkılışı bu değişik­ liklerden biriydi. İslamiyet’in kültürel ve siyasi liderliğini ele geçir­ miş olan Türkler ile İranlılar arasında yeni. bununla birlikte de klasik İslam mi­ rasını korumuş ve yorumlayarak zenginleştirmişlerdi.” Öte yandan Osmanlı sultanları güney ve doğu sınırlarının ötesinde önemli değişikliklerin olduğu Müslüman topraklarına ilgisiz kalamazlardı. Bu durumun gelecekteki etkileri eskiden düşünüldüğü kadar büyük olmayacaktı. Suriye-Mısır sultanlığı. Kuzeyde ve doğuda. Çoğunluğu Memlukler’in oğullan ve onların yerine geçenlerden oluşan Suriyeli ve Mısırlı yetkililer devleti yönetmiş. açlık ve ve­ ba. kuraklık. Anadolu ve İran yaylasında. Timur’la yapılan savaş. XVI. durumun ya­ rattığı ilk etkiler oldukça önemliydi. Genellikle Türkler ve İranlılar’ın kendi dil­ leriyle adlandırılan yeni bir uygarlık oluşmaya başlıyordu. Ne var ki. XIII. Su­ riye ve Mısır'da. Ülkeyi savunan Memluk askerleri Nil vadisini istilalara karşı korumuşlardı. Portekizliler. artarak doğudan gelen büyük etkilere rağmen eski düzen korunabilmişti. Memluk düzeninin ve toplumunun çökmesi başta olmak üzere çeşitli dış etmenlerle ve iç savaşlarla fazlasıyla güç kay­ betmişti. Bunlardan biri. kötü mali yö­ netim yüzünden kaynakların kuruması. Son zamanlannda Mısır sultanlığı bir tür Arap Bizansı haline gelmişti. Son darbeler de kuzeyden ve batıdan olmak üzere dışandan alındı. devletler ve toplum­ lar ortaya çıkıyordu. Portekizliler’in doğu sulanna gelmesi se­ bebiyle ekonomikti. Avrupa ile Hindistan arasın­ da oluşturduklan doğrudan deniz yolları sayesinde Mısır ticare­ tinin önüne geçtiler.

Memluk ile Osmanlı sultanlarının ilişkileri bir dönem dostluk içinde sür­ müştü ama XV. Konstantinopolis’in fethinden yarım yüzyıl son­ ra Osmanlılariın karşısına Hıristiyan değil. 1485 ile 1490 yılları arasında savaştılar. Bu de­ ğişiklikte. Osmanlılar’ın Memlukler’e yapılacak son saldından önce daha fazla tehlikeli başka bir Müslüman düşmanla savaşmala- n gerekiyordu. Silahları. Müslüman bir rakip 129 . yy’ın ikinci yansında bozulmaya başladı. hatta Porte­ kiz gemileri Basra Körfezi ve Kızıldeniz’e kadar ilerlediler. Osmanlılar’ın tüfek­ li piyade ve topçulan Memlukleriin mızraklı süvari ve okçula­ rından çok daha üstündü. BARUT İMPARATORLUKLARI Guri (1500-1516) zamanında ticaretin ve gelirlerin azalması kri­ ze yol açtı. Başta birkaç başan kazanan filoyu Portekizliler yenil­ giye uğrattı. Çoğunlukla Memlukleriin Osmanlılar’a karşı üstün olduğu savaşlarda kesin bir sonuç elde edilemedi. Son zamanların­ da Memlukleriin birkaç umutsuz ateşli silah edinme çabalan ol­ muştur. eskinin onurlu ve yasal silahlarına sahip çıkarak ateşli si­ lahlan ve kullananlan değersiz görmeleriydi. Osmanlılar’ın büyük bir etkinlikle ve hızla ateşli si­ lahlan benimsemeleri büyük önem taşıyordu. Memluk emirle­ rinin. Osmanlılar’ın top- raklannda madenler bulunuyordu ama Memlukleriin toprakla­ rında madenleri olmadığı için ithal etmek zorundaydılar. Kuzeyden ise tehlikeli bir askeri darbe alındı. Memlukler ise yeni ateşli silahlara karşı istekli değillerdi. Askeri denge hızla Osmanlılar yararına değişiyordu. İki devlet. Bunun ardından Portekizliler Hint okyanusundaki Müslüman ticaret gemilerini yok etmeye başladılar. Ancak bu somut zorluklardan çok daha önemli olanı. Venediklilerim teşvikiyle Hindistan’a bir Mısır filosu çıkardı. siyah köleler ile Memlukleriin yerlilerden olan çocuklanndan oluşan özel askeri birliklere ve paralı yabancı as­ kerlere verdiler ama bunlar yeterli değildi.

Türkiye’de bir tehdit ve de meydan okuma olarak görülüyor. şa­ hın ise aşiret ve kırsal kökenlerinin dili Türkçe ile yapmış ol­ ması dikkat çekicidir. Sa­ fevi şahı ve Osmanlı sultanı. 23 Ağustos 1514 tarihinde iki imparatorluğun sınırları arasında yer alan 130 . Safe­ vi ailesinin Türk kökenli olması ve Türk olan Anadolu’da geniş bir destek görmesi Osmanlılar’a yönelik bu tehdidin ciddiyeti­ ni daha çok artınyordu. Savaşta Osmanlılar zafer kazandı. 1502 yı­ lında Sultan Bayezid Anadolu Şiileri’nin Anadolu’dan Yunanis­ tan’a sürülmesini buyurdu ve İran sınırındaki güçlerine sefer­ berlik ilan etti. Osmanlı İmparatorluğunda en azından yüz binlerce Şii bulunuyordu ve bunlann da doğudaki yeni Şii rejimine eğilimleri olabilirdi. birbirleri açısından kesinlikle hoş­ görü gösterilmeyecek olan gaspçı ve din düşmanlanydı. 1511 yılında Orta Anadolu’da Osmanlılar’a karşı tehlikeli bir Şii isyanı başladı. Yaşlı sultan ertesi yıl tahttan çe­ kilerek yerini ileride adı Yavuz Sultan Selim olacak olan oğlu I. İran’da bulunan milyonlar­ ca Sünni belki de halkın çoğunluğunu oluşturuyordu. Çok geçmeden Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki düşmanlık ve rekabet savaşa dönüştü.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ çıktı. İran ve Anadolu yayla­ larının hükümdarlan arasındaki eski rekabetinin tekrar dirilme­ sine dini bir nitelik kazandınyordu. sultanın kültürlü beylerin dili Farsça ile. İki hü­ kümdar arasında savaştan önce oldukça sert yazışmalar olmuş­ tur. Osmanlılar’m bu tehdide tepkileri erkenden geldi. Bu da İran’ın yeni Safevi hanedanı şahlanydı. Kaynağı radikal Şii öğretileri olan ve Osmanlı sınırlanmn ku­ zeybatısına yerleşen bu militan yeni güç. İran ordusu. Selim’e (1512-1520) bıraktı. Bunlar kök­ lü bir Şii hareketinin ardından başa gelerek yüzyıllardan beri ilk defa Akdeniz ile Orta Asya ve Hindistan kapıları arasındaki böl­ genin tamamını içine alan güçlü bir birleşik devlet kurmuşlar­ dı. Bu yazışmalan.

merkezi toprakların hakimiyeti ile de sorumlulukları artıyordu. Bu yeni toprakların alınmasıyla birlikte Osmanlı hakimiye­ ti. bu ülkeleri ele geçirdi­ ler. Şahı yenilmiş ve güçsüz bir durumda ama yine İran’da bir Şii devletinin lideri olarak bırakarak Türkiye’ye döndü. BARUT İMPARATORLUKLARI Çaldıran ovasında. Böylece güneyde Arapça konuşu­ lan ülkelerin Osmanlı topraklarına katılması fırsatı doğdu. Tüm bu yaşananlar İslam'ın liderliği ile Ortadoğu’nun dene­ timi elde etmek uğrunaydı. bu zaferinden sonra. Şii ve Sünni inançlarının arasındaki propaganda savaşıyla da sürdürüldü ve Osmanlılar’m sınırlı zaferleriyle son buldu. do­ ğuda Hint Okyanusu’na. uzun süren bir mücadelenin ardından İranlı hüküm- darlann elinde bulunan Irak’ı ele geçirmiş ve Osmanlı ordulan- nı Basra Körfezi’ne kadar indirmişlerdi. Kutsal şehirlerin ha­ kimiyeti ile saygınlıktan. Bun­ dan sonra iki imparatorluk arasında zorlu ve uzun bir çatışma başladı. Mücadele yalnızca savaş meydan­ larında değil. Kutsal Medine ve Mek­ ke şehirleri de dahil olmak üzere İslamiyet’in merkezi toprak­ larının hakimi artık Osmanlı sultanlanydi. İran'da Sünniler’in. Yavuz Sultan Selim. güneyde Afrika ve Arabistan’da Kızıldeniz'in iki kıyısına. yy’da Irak’a kadar genişledi. 131 . Mehmed gibi doğuya yönel­ medi. Mısır. Osmanlı yeniçerileri ve topçusu tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. Türkiye’de Şiiler’in kanlı bir biçimde bastınlmalan ortak nefreti ve korku­ yu şehit olanların kanıyla beslemiştir. Bu sırada Os­ manlIlar. ancak sınırlayabildiler. sonra da XVI. Osmanlılar İran imparatorluğunu tümüyle yok edeme­ diler. İran’ın baş­ kenti Tebriz’i ele geçirdi. 7 Eylül 1514’te sultan. Bu mücadele sırasında. batıda Fas sınırına kadar Kuzey Afri­ ka’da. 1516-17 yıllan arasındaki bir savaşla son iki buçuk yüzyıldır Suriye. Os­ manlIlar. ve Batı Arabistan’ı egemenliğine almış olan Memluk sultanlığım yok ederek. kendinden önceki sultan II.

Haçlı seferle­ ri son bulmuş ve cihad tekrar başlamıştı. ” Kral zorlu bir savaşm ardmdan yenilir: "Sultanın buyruğuyla yeniçeri tüfekçileri düşmana ateş açtılar. Memlukler’i yıktıklarına göre artık Avrupa’daki savaşa dönebilirlerdi. îranlılar’ı yola getirip. Kral da bem bu dünyayı hem de öbür dünyayı kaybetmişti... Atlantik Okyanusu’na ve Batı Avrupa kıyılarına baskın­ lar yapmaya bile başlamıştı. kesin ve tam 132 . gökyüzü kan kırmızısı oluncaya dek sürdü. 1526 yılındaki Mohaç Savaşı’nda Macaris­ tan krallığı ordusu Osmanlılar tarafından bozguna uğratıldı. başlan erguvan çiçekleri gibi.. Orta Avrupa’da ilk Viya- na’yı alma çabasından sonra yüz elli yıl sürecek ama sonuçsuz kalacak kanlı bir mücadele başladı.. Do­ ğuda Hint Okyanusu’nda Osmanlı donanmaları Poıtekizliler’e meydan okuyorlardı. . Ke- malpaşazade Osmanlı zaferini şöyle kutlamıştır:2 "Muhteşem ordular. ölüme mahkum an­ cak yine de cesur kafirlere saldırdılar. Tıpkı bir savaş bayramındaki şa­ rap kadehleri gibi kırmızı renkteler. gözle­ riyse birer akik taşı ve elleri de mercan gibipanldıyor." Bu zaferin ardmdan Kanuni Sultan Süleyman'ın orduları Ma­ caristan’ı geçerek 1529 yılında Viyana’yı ilk kez kuşattılar. Türk imparatorluğu­ na “Dünyanın şimdiki belası” derken Avrupa’daki ortak görüşü ifade ediyordu. batıda Kuzey Af­ rika'nın denetim altına alınmasıyla Batı Akdeniz’e kadar iler­ lemiş. Savaş. Elizabeth döneminde Türkler’in tarihini yazan Richard Knolles. Hıristiyan dünyasını bir kez da­ ha İslamın yayılması tehdidiyle karşı karşıyaydı. Müslüman deniz gücü.. ateş gibi parıldayan kılıçlarıyla. Ve o anda yüzlerce batta binlerce düşmanı cehenneme gönderdiler. XVI. yy Türkler’in doruğa ulaştıktan sonra ge­ rilemeye başladıklar yüzyıl olmuştur. Bu dönem 1683 yılındaki ikinci Viyana kuşatılmasıyla sona buldu.. Bu kez..İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ Osmanlılar. İmparatorluk Ka­ nuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) gücünün en üst noktasına ulaşmıştı.

Sultan Selim (1566- 1574) ile sadrazamı Sökollu Mehmed Paşa’nın înebahtı’da ba­ tırılan gemilerin yerine yeni bir donanmanın yapılmasıyla ilgili konuşması. Osmanlı valileri bir süre Afrika Boynuzu ve Yemen’e yerleş­ tirdiler. “İmpa­ ratorluğumuz o kadar güçlüdür ki. Gerçekten de donanma yeniden yapılarak Müslüman deniz gücü Yakındoğu ve Kuzey Afrika’da üslendi. Porte­ kiz ile öteki Batılı savaş gemilerinin karşısında Osmanlı donan­ ması bile güçsüz kalıyordu. Ancak bu zafer. Sadrazam Lütfi Paşa Kanu­ ni Sultan Sülayman’a deniz gücü sorunuyla ilgili şunları söyle­ miştir: “Karaya hükmeden çok olmuştur.”3 İnebahtı Savaşı. Batı Avrupa'nın güç­ lenmeye devam eden donanmaları karşısında Güney ve Gü­ neydoğu Asya’dan çekilmeleri zorunlu oldu. Osmanlılar’ın yerel Müslüman hü­ kümdarlardan aldıkları desteğe rağmen. Sonra da XVII. 133 . ibrişimden haladan ve gümüşten çıpalan olan bir donanma i şa edebiliriz. böylelikle Avrupa’daki toprakla­ rını saldırılara karşı koruyabilmişlerdir. Onları yenmeliyiz. Osmanlı donanmalarının Asya denizlerinde yenilgiye uğratılıp yok edilmesinin yanında çok da önemli değildi. tüm uğraşlar boşaydı. istersek atlastan yelkenleri. Kısa sürede Osmanlılar Akdeniz’deki deniz güçlerini çoğaltmışlar. 1571 yılındaki İnebahtı deniz savaşıyla da Akde­ niz’de ilk büyük yenilgiye uğradılar. bir Türk tarihçisi tarafından şöyle aktarılmıştır: “Sul­ tan yeni donanmanın maliyetini sorduğunda sadrazam. II. Hıristiyan Avrupa tarafından büyük bir za­ fer şeklinde kutlandı. sonra Irak’taki üslerinden denizdeki güçleri devam et­ ti. Ne var ki. Osmanlılar’ın doğuda ön­ ce Mısır. Avrupalı Hıristiyan düşmanlarım korumak isteyen yerel Müslüman hükümdarlar Güneydoğu Asya’ya bir Osmanlı top­ çu birliği yollamışlardır. Kafirler denizde biz­ den üstünler.”4 demişti. Osmanlılar. BARUT İMPARATORLUKLARI bir yenilgi alan taraf Türkler olmuştu.

özellikle de XVII. yy başlarına kadar doğu komşulan ve rakipleriyle mücadeleyi sürdürdüler ama ar­ tık Türkiye de. Onlar da tıpkı Memluk- ler gibi Osmanlı tüfekçilerini ve topçusunu görünce yanıldık- lannın farkına vardılar.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ yy’da Akdeniz’e hakim olmayı ve Atlantik’e açılmayı sürdür­ dü. yy ortalarında." 19. Mısır Memluk sultanlannm yaptığı gibi İran hükümdarları da ateşli silahlara pek sıcak bakmadıklarından. Iran yal­ nızca kaderimizi geciktirir bizi kurtaramaz. büyük bir Os- manlı gücü altında yaşan Hıristiyan Avrupa konusundaki endi­ şelerini şöyle ifade etmiştir:5 "Bizim lebimizde yalnızca İran hareket etmektedir ve düşman bize sal­ dırmaya hazırlanırken arkasındaki tehlikeye dikkat etmelidir. Ancak Memlukler’den farklı olarak yı­ kılmamış ve aldıklan dersleri uygulama olanağı elde etmişler­ di. Portekiz ve İngiltere önemli ikmal kaynaklan olmuştur. Bunun için ne ka­ dar hazırlıksız olduğumuzu söylemeye dilim varmıyor. yy’da İran şahlan ordulanna tüfek ve top almışlardı. Türklerİran'la işlerini biti­ rince. 24 Eylül 1572 tari­ hinde Venedik elçisi Vincenzo di Alessandri’nin Onlar Konse- yi’ne verdiği raporda açıkladığı gözlemi şöyledir:6 134 . ancak Osmanlı askeri gücü saye­ sinde hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar bu gerileyişin he­ nüz farkında değillerdi. İranlılar başlangıçta istekli olmamalanna rağmen.. silah üre­ timini ve kullanımını kısa sürede öğrendiler. başlangıçta bu si­ lahlan almak için çok istekli değillerdi. Hıristiyan Avrupa’ya oranla. J‘ Osmanlılar “İran ile hesaplaşmadılar. İran da Batı’yı tehdit edecek halde değillerdi. Kanuni Sultan Süleyman'ın sarayındaki Kutsal Roma İmparatorluğu’nuıı elçisi Busbecq.. XVI. Venedik. XVI. İslam dünyasının gerçek gücü önemli derecede zayıflamıştı. Doğu’nun tüm desteğiyle boğazımıza sarılacak.

Arkebüzü sırtlarına as­ tıkları ve kılıçlarını ellerinde tuttuklarından bir silahı kullanmaları öte­ kini engellemez. askerlerinin çoğunluğunu bu si­ lahlarla donatılmıştır. kılıç ve arkebüzdür ve silahları tüm diğer ülkelerin silahlarından daha üstün. Şah Abbas’m Osmanlı modeline göre yeni bir piyade ve topçu birliği kurması yaptığı en önemli iştir. 1598 yılında yirmi altı kişiyle İran’a gelerek uzun süre şahın hiz­ metinde bulunan Robert ve Anthony Shirley adlı İngiliz kardeş­ ler. BARUT İMPARATORLUKLARI "Kullandıkları silahlar mızrak. eski Sa- fevi başkenti Tebriz ile Azerbeycan’ı onlara bıraktı. Kuşatmalarda. gerçekleşen değişiklikle­ rin karmaşasını başarıyla simgelemektedir. çelikleri de daha iyidir. Bunu başara­ bilmek için de Osmanlılar ile barış yaptı ve Gürcistan. Özbekler’e uyguladığı başarılı politikası sayesinde doğudaki kaybetmiş ol­ duğu yerleri geri aldı ve yeniden gözünü batıya dikti. Kılıçla­ rına gerek duyana dek eyerlerinde asılı tutarlar. ve XVII. Şah İsmail’den sonraki hükümdar­ lardan en ilginç olanıdır. Bunları yaylarını çekme­ y i ya da kılıçlarını kullanmayı aksatmadan kolayca kullanırlar. İran'ın doğu eyaletlerinde pek çok şeh­ ri ele geçiren Orta Asya özbekleri’ni durdurdu. Arkebüzle- rin namlularının uzunluğu çoğunlukla altı karıştır ve yaklaşık olarak üç onstan biraz daha hafif olan gülleler atarlar. Şah Abbas. XVI. ” Kılıç. yy’da ateşli silahlar İran hükümdarlan tarafından istenmeyerek de ol­ sa kullanılmaya başlanarak. 1603 yı­ lında Tebriz’i alarak ilerlemeyi sürdürdü ve daha önce Osman­ lIlar tarafından fethedilmiş olan Irak topraklarının büyük bölü- 135 . Şah Abbas ilk olarak. onlar kadar yoğun olma­ makla birlikte tıpkı Osmanlılar gibi top kullanıyorlardı. bu birliğin kurulmasında Şah Abbas’a yardım etmişlerdir. yay ve ateşli silahı neredeyse aynı anda kullanabilen İranlı süvarinin resmedildiği tablo. (1587-1629). Sah­ ra topçusunu kısıtlı ve genellikle de etkisiz bir şekilde kulla­ nıyorlardı.

Bu olay için yazılan bir destan ile İran ordusunun. Portekiz. doğudaki ve ba­ tıdaki düşmanlan olan Özbekler’e ve Türkler’e karşı harekatla- nnı daha yakmdan izleyebileceği ve daha merkezi bir konum­ daki İsfahan’a taşıdı. 1480 yılında Moskova çan Bü­ yük İvan. Şah Abbas hükümdar­ lığı zamanındaki önemli bir diğer olaydır. Başkenti bu defa. daha önce de Tebriz’den Kazvin’e taşmıştı. ancak İngilizlerin bu girişimini durdurma­ yı başaramadılar. 1597 yılında Şah Abbas başkenti tekrar taşıdı.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ münü ele geçirdi. ilk Rus he­ yeti 1664 yılında İsfahan’a girdi. I6l6 yılında Hindistan’da Surat’ta çalışmaya başlayan İngiliz Doğu Hindistan Şirketi. Şah Abbas öldükten sonra hızla çökmeye başladı. İran'ın doğudaki komşulan olan Af- ganlar ve Özbekler saldırılarına devam ettiler. bağımlılıktan ve haraç vermekten so­ 136 . Safevi hanedanı. 1622 yılında İngiliz tüccarlan bir İran ordu­ sunun. Hollanda ve İngilizler arasındaki Batılı güç­ lerin Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’ndaki rakip durumlan- mn. İsfahan’da Şah Abbas zamanında yapılan yeni yapılar şehre kalıcı bir güzellik kattı ve orada yaşanların “İsfahan nısf-ı cihan” (Isfahan dünyanın yansıdır) diye gurur- lanmalannı doğruladı. 1514 yılından bu yana Portekizliler’in elinde olan Basra Körfezi’ndeki Hürmüz’ü ele geçirmesine yardım ettiler. Portekizliler o döne­ me dek İran’daki Batılı ticaretin neredeyse tamamını ellerinde bulunduruyorlardı. “Büyük” olarak anılan Şah Abbas dönemi Safevi çağının zir- vesiydi. Rus tarihçileri tarafından “Tatar boyunduruğu” olarak adlandırılan durumdan. Osmanlılar Şah Abbas’ın onlardan geri aldığı yerleri ve Bağdat’ı yeniden aldılar. şahın yakalayıp faydalanmada gecikmediği avantajlan var­ dı. O sırada kuzeyde uzun dönemde büyük önem kazanacak birtakım gelişmeler oluyordu. Kafkasya sınırla­ rına Kazakların akınlar yapmaya başladıkları sırada. bu başarısı kutlandı.

Bun­ dan sonra da bölge daima Rus yönetiminde kaldı. Bir süre daha Kırım’ın Tatar hanlan Ruslar’a direnerek Osmanlı sultanlarına bağlı kaldılar. Volga üzerinden aşağı inerek 1556 yılında Hazar kıyısındaki Astrak- han limanını aldılar. Çoğunluğu gıda maddesi ve Doğu Avrupalı kölelerden oluşan önemli bir ticaret İstanbul ile Kırım arasında sürdü. Ruslar’m kuzey Kafkasya'nın bağımsız Müslü­ man devletlerine doğrü yayılma merkezleri haline geldi. Uzunca bir uğraştan sonra 1552 yılında Volga Tatarlarının başkenti Kazan'ı ele geçirdiler. XVII. Ruslar. Karadeniz’e gidecek Rus yolu he­ 137 . Son­ ra da Volga ve Don ırmaklarının ağızlan arasındaki Rus impa­ ratorluk eyaletinin yönetim merkezi oldu. Artık Ruslar Volga ırmağının tamamım ele geçirmişler ve Hazar Denizi’nde bir köprübaşına sahip olmuş­ lardı. sonra da Rus çarına hediye ettiler. BARUT İMPARATORLUKLARI nunda kurtulmuştu. Don Kazaklan kaleyi yıllarca Türk kara ve deniz saldırılarına karşı ellerinde bulundurdular. Bu tehlikenin farkında olan Osmanlılar karşı koyma çalışıyorlar ama sonuç alamıyorlardı. Bu süre boyunca Karadeniz Tatar ve Türk denetimi altında bu­ lundu. Güneye indikleri sırada Müslüman düşmanlarının çoğu­ nu yenmişlerdi ve Osmanlı Kırım Tatar topraklarına doğru iler­ liyorlardı. yy’da Astrakhan. Öte yandan Ruslar da ilerlemeye devam ediyorlardı. Kara­ deniz’deki Türk Azak deniz kalesi bağımsız hareket eden Don Kazaklan tarafından fethedildi. ancak daha başanlı bir şekilde ülkelerini Müslüman egemenliğinden kurtarmış ve eski efendilerini kendi toprakları­ na geri göndermeye başladılar. Ruslar tıpkı Batıdaki Portekizler ve İspan- yollar gibi. Ancak Osmanlı İmparatorlu­ ğu ile savaşa girme tehlikesini göze alamayan Rus çan bu he­ diyeyi kabul etmek istemedi. 1637 yılında. Osmanlılar’ın bir sefer dü­ zenleyip Astrakhan’ı alma ve donanmalarını Karadeniz’den Ha­ zar’a çıkartmak için Volga ile Don ırmaklan arasında bir kanal açma planlan da gerçekleşemedi.

Batılılar. Ortadoğu’da ve başka bölgelerdeki İslam devlet­ leriyle olan alışverişlerinde önemli üstünlüklere sahipti. Dini bir görev olan ve İslam ile kafir düşmanlan arasında sürekli yapılan savaşlar. ancak kavranışı çok derin ve ke­ sin olmuştu. Bu değişikliği simgeleyen başka bir şey de. Müslüman- 138 . 1602 yılında Kutsal Roma imparatoru ile Osmanlı sultam arasında yapılan Zitvatorok Antlaşması önemli bir değişikliğin göstergesiydi. yy bir yenilginin kesin olarak kabul edilmesiyle son bulmuştur. Dolayısıyla kavramlar ve yöntemler de değişmişti. eskiden yapılanlar gibi zaferi kazananın başken­ tinde dikte ettiği bir banş olmamış. ara sıra ba- nşlarla dururdu. anlaşılması ve uygulanması zaman almıştır. Ekonomik eşit­ sizlik hemen kavranmamıştı. Bu anlaşma. o güne dek Türk belgelerinde “Viyana kralı” şeklinde küçümsenen Habsburg hükümdan için Osmanlı sulta­ nına ait “padişah" unvanının kullanılmasıydı. Bu banşlar da Osmanlılar tarafından yenilen düşmanlarına İstanbul’da dikte edilirdi. eşitler arasında tam da sı­ nırda yapılan bir uzlaşma olmuştur. İstenmeden verilen eşitlik ödünü ile başlayan XVII. Atlan­ tik fırtıhalanna dayanacak şekilde yapılan gemileri. Sonuç olarak Zitvato­ rok Antlaşması koşulların değiştiğini gösteriyordu. Orta ve Güney Avrupa’dan Batılı denizci devletle­ re kaymıştı.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ nüz açık olmamakla birlikte artık belliydi. dolayısıyla da güç merkezleri okyanuslardaki keşiflerin sonucunda Akdeniz’den Atlantik’e. Hıris­ tiyan ve Müslüman dünyalarında askeri ve siyasi güç dengesin­ deki değişiklik oldukça yavaş olduğu için derslerin çıkarılma­ sı. Avrupa'nın ticaret merkezleri. Antlaşma Habsburg ve Osmanlı imparatorlukla­ rının sınırını çizen ırmağın üzerindeki bir adada imzalanmıştı. Osmanlılar’ın Av­ rupa’ya girdikleri ilk zamanlarda gerçek anlamda bir antlaşma da görüşme de yapılmamıştı.

iki dünya arasındaki ekonomik dengedeki değişikliği açıklamada yeterli olmayacaktır. Ortadoğu pazarlanna ol­ dukça geniş bir ürün çeşidi sunmaya başlamışlardı. Bu devletler. yy’ın ilk yansmda en görkemli dönemini yaşayan klasik Osmanlı sisteminde etkin ve merkezi bir mutlakiyetçilik modelini ve örneğini görmelerine şaşırmamak gerekir. Batı Avrupa'daki denizci devletler. Atlantik’te eğitim almış kaptanların yönettiği bu gemilerin manevra yete­ nekleri çok daha fazlaydı ve çifte avantaja sahiplerdi: Banş za­ manında daha fazla yükle daha uzaklara daha düşük maliyet­ lerle gidebiliyorlar. ticari alandaki değişiklikler kadar önemliydi. Ekonomik kültürde de hızla artmaya devam eden farklılıklar. Müslü­ man gücündeki gerilemenin nedenlerini görmek için iç deği­ şiklikleri dikkate almak gerekmektedir. denizdeki güçleri sayesinde baharat ve başka önemli ürünlerin Afrika ile Asya arasındaki ticaretine hakim olmuşlar. XVI. Endonezya ve Hindistan’a yalnızca tüccar olarak değil. Yalnızca Batı’nın yükselişi. BARUT İMPARATORLUKLARI lar’ın Akdeniz ve Hint Okyanusu’ndaki gemilerinden olduk­ ça ağır ve büyüktü. yönetici olarak da yerleşen Batı AvrupalIlar. yy’da ve son­ rasında Avrupa devletleri üretici güdümlü ekonomiler ve mer- kantilist politikaların yönlendirmesiyle. savaş zamanında da daha fazla top taşıyor­ lardı. ekonomilerindeki gelişmeler ve Amerika'dan gelen altın sayesinde. böylelikle ticari etkinliklerinin kapsamı önemli ölçüde büyümüştü. Çağdaş Avrupalı gözlemcilerin XVI. ticaret şirketlerini koru­ yarak ekonomik enerjilerini yoğunlaştırmaya ve ticari etkinlikle­ rini artırmaya başlamışlardı. Eski Avrupa sisteminde yerleşmiş aynca- lıklara sadık kalanlar için sultanlık keyfi ve kaprisli korkunç bir 139 . Güney ve Güneydo­ ğu Asya ile Orta Amerika’daki tropik ülkeleri sömürgeleştirip önceden hiç bilinmeyen ya da Avrupa’da yetişmeyen ürünler yetiştirmişlerdi. Gemi yapımcılarının tasarladığı.

yani yönetenlerle savaşanlar. halk karşısında ayncalıklı ve ba­ ğışıklığa sahiptiler ama sultanın iradesi karşısında herhangi bir haklan yoktu. Karadeniz’den Hint Okyanusu’na. 1520 yılında Kanuni Sultan Süleyman’a Hz. Kral halkı ve ülkesi üzerinde “Devlet Benim” diyecek ölçüde güç ve otorite kazanacaktı. Eski kadroların yerine mütevazi kökenlerden ge­ len yeni köleler getiriliyor. yy1da Avrupa’yı yeni siyasi ve ekonomik gelişme yol­ larına iten büyük tehdit. Makyavel ve başka Avrupalı siyasi düşünürler Fransız kralı­ nın güçsüzlüğünü Türk sultanının gücüyle karşılaştmrken her iki ülkede de zaman içinde bu iki hükümdann rollerini tersi­ ne çevirecek süreçler başlıyordu. yeni savaş ma­ kinesini organize edecek ve finansmanını yapacak merkezi de­ netime. insan gücüne. Gücü Şeriat’ın değiştiri­ lemez hükümleriyle sınırlıydı ama mutlak gücünü de Şeriat’tan alıyordu. Avrupa ül­ keleri. Fransa’da iş adamları sarayın ileri gelenleri durumuna gelecek. Öte yandan sultana geri alınabilen tımarlarla bağlı olan feodal sınıf da tanmı geliştirip kırsal alanın refahım sağlayacak ölçüde gü­ venlikteydi. Öte yandan Avrupa'nın milli devlette aydınlanmış kral despotizmi çağım sabırsızlıkla bekler de Türkiye’de disiplinli bir modem monarşi olduğunu düşünüyorlardı. XVI. Osman'ın kılıcı verildiğinde. Macaristan’dan İran sınırlarına dek büyük bir imparatorlukta kusursuz bir mut- lakiyetçi hükümetin efendisi olmuştu. böylece de güç merkezlerindeki ba­ badan oğula geçen aristokrasinin gelişmesi önleniyordu. yoğun bir çalışma ve ilerleme çağma başlıyorlardı. Avrupa devletleri arasında yalmzca Türkiye. öte 140 . Adeta sultanın özel köleleri olan hükümet ve ordu. toprağa ve kaynağa sahipti.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ güçtü. Osmanlı İmparatorluğu açısından her­ hangi bir zorluk çıkarmadığı için bir motivasyon da yapmıyor­ du. özerk bölgeler idari bölgeler olacaktı.

tımar sahibi ölünce uman sonlandırarak toprağı sultanın arazisine eklemek yaygınlaşmaya başlamışü. yy’ın ikinci yansında Osmanlı kurumsal yapısındaki çözülmenin ilk belirtileri ortaya çıkmaya başlanmıştır. dola­ yısıyla da geri kalıyorlardı. İmparatorluğun çöküşü Kanuni Sultan Süleyman’m ölümüyle başlar. Bu belirtileri Osman­ lI devlet adamları XVI. tümüyle yok etmese de. Başka bir etmen de. savaştaki tekno­ lojik gelişmeler nedeniyle daha uzun süreli ve uzman alaylara. yy sonlarında. Avrupa’da daha az görülür. uzunca bir süre bu önemini kaybetmemiştir. Askerlik hizmeti koşuluna bağlı olan Osmanlı uman devre- dilebiliyor ve geri alınabiliyordu. Büyük olasılıkla. Osmanlı tarihçilerine göre. Sulta­ nın feodal umarlardan toplanan askerler yerine. Uygulamada bir sipahinin oğ­ lu babasının umanna sahip olabiliyordu ama bu bir hak değil­ di ve askeri hizmet becerisine bağlıydı. BARUT İMPARATORLUKLARI yanda Türkler ise rahatlarını bozmuyor. Gerçekten de XVI. daha etkin ve daha bağımlı profesyonel “köleler’i tercih etmesi çöküşü tetik- leyen etmenlerden biridir. XVI. İlk zamanlarında Osmanlı devletinin belkemiği olan bu feodal sınıf. lağımcılara. yy sonlarından Osmanlı İmparatorlu- ğu’nun son günlerine dek yazılı olarak tartışmışlardır. Sipahi sınıfının bozulması. istihkamcılara ve topçulara ihtiyaç olması ve bun- lann feodal süvarinin önemini. sıkça tartışılan bu belirtilerden bi­ ridir. boş tımarlara el konmasının öncelikli nedeni de budur. yy1dan itibaren tapu kayıtlarında tımar arazisindeki düşüş oranında beylik arazide artışa rastlanır ve özellikle Asya’da da­ ha fazla. Sultan. hareket etmiyor. XVI. Sipahiler sürekli bir u- mardan ötekine ya da bir bölgeden başka bölgeye gönderilir­ di. hız­ 141 . azalt­ mış olmasıdır. Feodal sipahiler azalırken düzenli ordu da artıyor ve orduyu besleme masrafı da gitgide çoğalıyordu.

Ayan terimi çok eskiden beri taşra ya da yörenin ileri gelenleri anlamında. XVIII. Bu haklar başlan­ gıçta kısa süreliydi ama daha sonra mültezime ömür boyu hak verildi. Gaspçı olarak gö­ rülen ayanlar başlangıçta direnişle karşılaştılar. devletin güçsüzleşerek taşranın denetimini kaybetmesiyle hem toprak­ larını genişlettiler hem de güvencelerini arttırdılar. Teoride yalnızca mültezim sıfatıyla toprağı elle­ rinde bulunduruyorlardı ama bu yeni toprak sahipleri. Bir süre sonra da amacı dışına çıkarak miras bırakıla­ bilir hale gelmesi toprağa yabancılaşmaya yol açtı. kimilerinin kullanma hak­ kını verir. Feodal sipahilerin ortadireğini oluşturdukları taşrada bu 142 . Bunlar askeri değil parasaldı. Toplumsal ve ekonomik gücün kaynağı iltizamın yerel de­ netimiydi. özellikle de tüccarlar için kullanılmıştır ama artık önemli siyasi görevleri bulunan eski ve yeni toprak sahipleri toplumsal gru­ bu ya da sınıfı için kullanılmaya başlamıştı. Köylü ile devlet arasına girerek gelirin büyük bölümü­ ne el koydu. toprakların gelirlerini toplamakla uğraşmak yerine birtakım ayrıcalıklarla topraklan kiraya veri­ yordu. hatta XVII. Osmanlı tarihinde bu sınıfa “ayan adı” verilir.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ la nakit para sağlamak üzere. yy’da taş­ ra işleri. Bu kira sözleşmeleriyle taşrada yeni bir mülkiyet sa­ hibi sınıf ortaya çıktı ve yerel olaylarda önemli roller almaya başladı. Sonunda da bazı sipahiler bile tımarlarının gelirlerini toplamayı mültezim­ lere bıraktılar. Sarayın ileri ge­ lenlerine ya da gözdelerine pek çok tımar verildi ve bunlar da aynı şekilde amacı dışında kullanılmaya başlandı. mali ve idari sıkıntı­ lar içindeki merkezi hükümet tarafından gitgide mülkiyet sahi­ bi toprak sahiplerine benzeyen ayanlara bırakıldı. yy’da devletin bazı görevlerini bile gasp etmeye başladılar. kimilerini mültezimlere dağıtırdı. hatta taşra şehirlerinin yönetimi. Giderek bu sistem İmparatorluğun tamamında yaygınlaştı.

Bu yeni yeniçeriler gerçek kölelerden ayrı­ 143 . emekli ya da garnizon işlerinde çalışan yaşlı askerler evlenebilirlerdi. Yeniçeriler. Doğal olarak. başlangıçta yalnızca Hıristiyan tutsak ve köle­ ler içinden devşirme olarak seçilirlerdi. II. BARUT İMPARATORLUKLARI gelişmeler olurken. Yeniçeri­ ler cinsel perhiz yaptıklarından onlar için yapılmış kışlalarda yaşarlar. yy’ın ikinci yansında. Yeniçeri ordusu ayncalıklan olan kapalı bir kurum­ du. kışlalarından başka evleri olmazdı. Yeniçeri ordusu kuruluşundan itibaren Bektaşilik tarikatıy­ la ilişkideydi ve bu tarikatın üyeleri olan yeniçerilerin arkadaş- lanndan başka aileleri. askere alma politikasındaki bir değişikliğin ilk belirtileriyle başlamıştı. Kanuni Sultan Süleyman za­ manında bu adet oldukça yaygınlaşmış. Evlilik çocuk sahibi olmak da demekti. zamanı geldiğinde de yeniçeri ordu­ suna almıyorlardı. Yeniçeri talimatnamesi anlamına gelen Kavanin-i Yeniçeriyan’da bu konu şöyle anlatılmıştır:7 "Çok eskilerden beri. Yal­ nızca yeniçeri subaylan. yeniçerilerin evlenmeleri yasaktır. zamanla devşirme kurumu tamamen yok olmuş ve yeni­ çeri evlilikleri artmaya başlamıştır. aynı ayncalıklan oğullan için de is­ tiyorlardı. “ Yeniçeriliğin satın alma ve miras yoluyla geçmesi yeniçe­ ri ordusunun çöküşünü başlatmıştır. Selim 1568 yılında yeniçerilerin oğullarını asker adaylan olarak esa­ mi defterlerine yazdırmalarım kabul etti. kölelik kurumunda da köklü değişiklik­ ler gerçekleşiyordu. Sultan’ın izniyle yalnızca subaylar ve askerlik için yaşlanmış erler evlenebilirler. Arkası kesilmeyen bu istekler nedeniyle. ayn- calıklı gruplardaki babalar. II. bu değişiklik­ ler. Başlangıçta hem devşir­ me yöntemiyle hem de bu yeni yöntemlerle yeniçeri olunur­ ken. Selim’in tahta ge­ çişinde de bir hak olarak verilmiştir. Çocuklara küçük bir harçlık ve tayın veriliyor. XVI. Bunun ardından yeniçe­ rilerin büyük çoğunluğu evlenerek aileleriyle beraber yaşama­ ya başlamışlardır.

sultana ordusunu bu serserilerle doldurması gerekmediğini şöyle ifade ediyordu: “Hâlâ Arnavutluk’ta ve Bosna’da cesur insanlar var.”9 Koçu Bey de Makedonya’da Goriça’dan bir devşirmeydi ve ordunun geldiği duruma çok endişelenerek. eşki- yalar. Bunların orduya girme­ siyle saygı ve gelenek tamamen kayboldu. Laz- lar’a. ” Giderek yaygınlaşmaya başlayan bu şikayete Koçu Bey Ri­ salesinde de yer verilmiştir. Çingeneler. Museviler'e. devlete saygı gösterilmez bale gelindi. tarihçi Selanikli Mustafa tarafından şöyle aktanlmıştır:8 “Yeniçeri ve topçu alayları. yy sonlarında mali ve askeri baskılar nedeniyle rasgele ve acele askere seçme sonucunda hızlı bir değişim süreci yaşanmaya başlamış ve çok kısa sürede yeniçe­ ri ordusunun yapısı tamamen değişmişti. şehirliler.” Artık çok geçti. katır ve deve sürücüleri. yabancılar. ordu­ nun durumu ve kökeni dikkate alınmayarak para karşılığı ad- lannı yazdıracak herkese esami defterleri açıldı. Devşirme yönteminin 144 . gelenekler ve ya­ sa çiğnendi. Ruslar’a. Hem yetenek hem de beceriden yoksun kişiler iktidar makamla­ rına geldiler. XVI. yy başla- nnda yeniçeri ordusuna her türlü serserinin girdiğini şöyle ifa­ de etmiştir: “Lazlar. dinleri bi­ linmeyenler. çiftliklerini terk eden çiftçilere.İSLAMİYET’İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ labilmeleri için “köle oğullan” olarak adlandırılıyorlardı ve dev­ şirme yöntemiyle alınanlar kadar özenle seçilmiyor. kölelerden asker yapma disiplini bozuldu ve bir daha düzelmedi. şurupçular. Türkmenler. Koçu Bey. Kürtler. Böylece. yaşadığı XVII. XVI. köylülere. 1592 yılına gelindiğinde yeniçeri ordusunun ço­ ğunluğu bu yeniçerilerden oluşuyordu. yankesiciler ve hamallar ordu­ ya katıldığı için disiplin ve düzen kalmadı. Çingeneler'e açıldı. göçerler. yy sonlarında İran ile savaşılırken. Sultan Murad Han dönemindeki (1574-1595) durum. sıkı eğitim almıyorlardı.

yy sonlarına doğru değişmeye başladı. Hadım Mehmed Paşa. 145 . Bundan sonra Kafkasyalılar’ın sayısında büyük artış olmuş. Asker adı altında bir tür silahlı çete ol­ muşlardı. Din ya da saray kaynaklı bir kışkırtma ya da kendi çıkarları ve söz konusu olduğunda sokaklarda dövüşmeye ha­ zırlardı ama artık savaşta disiplinli bir düşman karşısında du­ ramazlardı. yy’da pek çoğu vezir. ordu babadan oğula geçen ve kıskançlıkla korunan ayrıcalıkla­ ra sahip bir kurum durumuna geldi. Kafkasya kökenli ilk sadrazam­ dır. Başkentte gruplann çatışması da çeşitli şekillerde sürüyor­ du. Gürcü kökenli bir saray hadımı olan Hadım Mehmed Pa­ şa. Saraya ve devletin üst makamlarına memur yetiştiren Ende­ run okulu da devşirme yönteminin bırakılmasından önemli ve ani bir şekilde etkilendi. Bu çatışma. Çerkezler ve Gürcüler olmak üzere Kafkasya kökenli­ ler imparatorluğun yönetici seçkinleri içinde yükselmeye baş­ ladılar. Abhazlar. Ortadoğu harem­ lerinde Kafkas kadınların daima özel bir yerleri vardı. Bu du­ rum XVI. XVII-XVIII. Orduya alınmak için baş­ lıca yol mirastı ancak esnaf ve tüccarlar da yeniçeri esami def­ terlerinde para ödeyerek yer alabiliyorlardı. BARUT İMPARATORLUKLARI bırakılarak özgür doğan Müslümanların alınması sonucunda. vali ve general olmuşlardır. bir tarafta imparatorluk yönetiminin her yanı­ na dağılmış köle veya özgür insanların olduğu saray ile harem. Özellikle Mısır Memluk sultanlığının geç döneminde Kafkas erkek köle­ ler önemli roller almışlardı ancak Osmanlı İmparatorluğu’ndaki rolleri küçük olmuştu ve orduda da köle kurumunda da Avru­ pa ve Balkan kökenli kölelerin gölgesinde kalmışlardı. Avrupa’dan gelen kölelerin azalması nedeniyle Kafkasya’dan köle ithal ediliyordu. Çe- çenler. 1622-1623 yıllarında dört ay sadrazamlık yapmıştır. Sözde hâlâ sulta­ nın köleleri olan yeniçeriler zaman zaman sultanın efendileri durumuna geliyorlardı.

Osmanlı İslamiyeti ile Hıristiyan Avrupa çatışması. Öte yandan. genellikle zamanın özgür dünyası ile Sovyetler Birliği arasındaki çatışma­ ya benzetilir. Osmanlı imparatorluk hükümeti düzensizlik ve çatışma olan yerlerde güvenliği ve birliği sağlıyordu. iki örnekte de. Toprak sahibi olan eski aristokrasinin büyük çoğunluğu fe­ tih savaşlannda ortadan kaldırılmış. Eko­ nomik ve toplumsal açıdan da önemli sonuçlar söz konusuy­ du. Batı’dan Doğu’ya doğruydu.İSLAMİYET’ İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ öteki tarafta da bürokrasinin özgür doğanlarının ve dini hiye­ rarşinin desteklediği sadrazamlık olmak üzere iki kutup arasın­ da gerçekleşiyordu. Os- 146 . Osmanlılar’ın Avrupa’daki egemen­ likleri son bulduğunda. Osmanlı İslamiyeti ile Hıristiyan Avrupa çatışmasmda her iki ta­ rafta da dogmatizm vardı ama Türkler daha hoşgörülüydü. Batı. XV- XVI. Osmanlı egemenliğinden yalnızca Avrupalı mülteciler ya­ rarlanmıyordu. hatta bazı kurumlanyla ayaktaydılar ve ayrı milli kimliklerini devam ettir­ meye hazırdılar. yy’da göçmenlerin. fethedilmiş ülkelerdeki köylülerin de durumla­ rının düzeliyordu. sahipsiz kalan toprakları da Osmanlı askerlerine tımar olarak verilmişti. Ispanya’da Arap ve Balkanlar’da Türk egemenlikleri son bulduğunda oralarda kalan Müslüman- lar için aynı durum söz konusu değildi. 1492 yılında İspanya’dan kovu­ lup Türkiye’ye sığınan Museviler tek örnek değildi. Bu benzetme yanlış da değildir. ama bu benzetme daha ileri götürülmemelidir. Kiliselerin baskısı yüzünden ülkelerinden kaçan Hıristiyanlar da Osmanlı topraklarına sığınmışlardı. dinleri ve dilleri. sürekli çatışmanın kesin bir zaferle sonuçlanacağı dogma­ tik inancında olan yayılmacı ve militan bir toplum ile devlet an­ layışına sahipti. Lenin’in deyişiyle “ayaklarıyla oy ve­ renlerin” yönleri bugünkü gibi Doğu’dan Batı’ya doğru değil. Ancak tımar. yüzyıllardan beri yönetimleri altında olan Hıristiyan milletler kültürleri.

Bu refah ve güvenli ortam. Osmanlı yönetiminin daha az çekici olan başka yönleriyle uzlaşmalannı ve Batı’dan gelecek milliyetçi düşün­ ce akımına dek Osmanlı topraklarında sakin ve uzun bir döne­ min sürmesini sağlamıştı. Avrupa’lı tatmin olmamış ve hırslı kişiler. Diğer yanda. Daha önceki ve komşu ülkelerdekine oranla daha insanca toplanan. Osmanlı olanaklarının çekici- 147 . Köylülerin de Osmanlılar’m hem mülkiyetin bölünmemesi ve hem de tek elde toplanmama gelenekleriyle korunarak bir tür miras bırakma biçimleri vardı. tımar sahibi ömür boyunca ya da kısa bir süre askerlik hizmetine çağınlmazdı ve tımarlar miras yoluyla devredilmez­ di. XV-XVI. Hıristiyan Avrupa’daki olumsuz durumla karşı- laştınlmıştır. Dev- şirmelik sayesinde en basit bir köylü bile devletin en güçlü ve üst mevkilerine yükselebiliyordu ve pek çok köylü bunu ya­ parak ailelerine de yarar sağlamıştı. bu durum. daha düşük vergi ödüyorlardı. Osmanlılar1ın mühtedi (dönme) adını verdikleri. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’yı pek çok şekilde etkilemiş­ tir. çiftliklerinde da­ ha önceki Hıristiyan hükümdarlar zamanındakinden daha çok özgürlerdi. Başlangıçta. tehlikeli bir düşman olarak Osmanlılar3dan kor­ kulmuş ama tehlikenin ardından da bu korku sürmüştür. çağdaş Hıris­ tiyan dünyasının aristokrat toplumlannda bu tür bir toplumsal hareketin olması imkansızdı. Bu çelişki durum. Bu sayede. BARUT İMPARATORLUKLARI manii sisteminde vergi toplama hakkı anlamına geliyordu. yy’da Avrupa’daki bü­ yük köylü isyanlan sırasında daha çok dikkat çekmişti. XEX. sonra da finansörler açısından zengin ve açılmaya devam eden bir pazardı ve büyük bir çekiciliği var­ dı. Devşir- melik çok kötüleniyor olsa da olumlu yanları oluyordu. İmpa­ ratorluk üreticiler. yy sonuna dek Avrupa’dan Balkanlar’a gidenler tarafın­ dan Balkan köylüsünün mutlu ve refah durumundan söz edil­ miş. tüccar. Te­ oride.

Acımasız ve kabili­ yetli bir padişah olan IV. Selim İstanbul’a gidinceye dek Ka- nuni’nin kısmen mumyalanan cesedi üç hafta süresince tahtıre­ vanda taşındıktan sonra padişahın öldüğü açıklandı. Türk impara­ torluğunun en parlak dönemindeki askeri ve siyasi güç. Os­ manlI’nın gerçek çöküşü. 5-6 Eylül 1566 gecesi Macaris­ tan’da Zigetvar kuşatması sırasında çadırında ölmesi bir krize yol açtı. Kanuni Sultan Süleyman'ın. Yeni sultan II. Osmanlı donan­ ması Hint Okyanusu’ndan. ordulan da Viyana'dan çekildi.İSLAMİYET'İN DOĞUŞU VE YÜKSELİŞİ ligine kapılmış ve Osmanlı hizmetinde parlak mesleklere sa­ hip olmuşlardır. Türkler’in. Savaş sürüyordu. yeni sadrazam Ka­ ra Mustafa Paşa zamanmda. ondan sonra da başarılı iki sadrazam Arnavut Köprülü Mehmed ile oğlu Köprü­ lü Ahmed (1656-1678) merkezdeki çürümeyi durdurmuş. Tahtırevanının perdelerinin arkasından ordularını komuta eden ölü sultan yalnızca bir simgeydi. Murad (1623-1640). Ne var’ki. Ezilmiş olan köylüler. açgözlü toprak sahipleri ve prensler tarafın­ dan ezilen köylülerin böyle Hıristiyanlar yerine Türkler’in ege­ menliğinde olmayı isteyebileceklerini belirtmişti. Türk tehlikesiyle ilgili Avrupa’da yazılan eserlerin büyük çoğunluğunda Türk sistemi­ nin üstünlükleri ve taklit edilmesinin yararları anlatılmıştır. Sadrazam sultanın öldüğünü gizleme karan aldı. kurulu düzenin savunucularını bile etkilenmişti. kısa süre de olsa Osmanlı askeri gü­ cünün görkemli görüntüsü ile gizlenmişti. hatta birkaç zafer bile elde etmişlerdi. artık çok geçti. nasıl sonuçlanacağı bilinmiyordu ve tahtın varisi uzaklardaydı. 1541 yılında yayınlanan bir yazısın­ da Martin Luther. Bu defa Osmanlılar kesin bir ye- 148 . efendilerinin düşmanla­ rından umut bekliyorlardı. 1683 yılında bir kez daha Viyana’yı fethetme girişimleri oldu. adeta gerilemeye başlayan devletin ve imparatorluğun habercisi olmuştu. Türk tarihinde “Ayyaş Selim” olarak bilinen yeni sultan.

Buna “Do­ ğu sorunu” adı verilmiştir. BARUT İMPARATORLUKLARI nilgi aldılar. . Öte yandan Avrupa açısından artık Osmanlı devle­ tinin gücü yerine güçsüzlüğü sorun haline gelmişti.

.

KISIM Kesitler .4.

.

.

Memlüklüler'e ait XIV yy'dan kalma bakır kap Tebriz’den ipek seccade. .

1236 yılında Kahirexle yapılmış ve astronomi çalışmalarında bilim adamlarınca kullanılmış usturlap. .

.

.

. yy ela Türk tüccarları.XVII.

I. yy'da İstanbul'da bir Yahudi doktor ğda) ve tüccar. ılar tarafından çizilen derviş resimlen .

Persler ve Türkler için avcılık uzun süre sosyal. A. kültürel ve hatta asken-'önem taşımıştır. ^ ■<# XVIII. XVII. yy’da Osmanlı hüküı tarafından elçilikler ıçm görevlendirilen bir tercüman. . yy başlarında Ingiliz tüccarlar tarafından Amerika’dan getirilen tütünle tanışan bir Türk kahvehanesi.

T. - XIX. : ’*>. iSS& i . yy’da çöldeki bir Arap köle kervanı. Jvl-»k— i f f j . -r^Or^Z.

. :lişahın annesi. XVIII yy’da haremağa Ağası.ah hareınağası vardı ve beyaz ıslektaşlarmdan daha güçlü nımdaydılar. Valide Sulcan’a hizmetçisi kahve sunarken.

. bir Türk kadım. da hizmetçisi ile birlikte hamama Bir dü~ün törenindeki kadınlar.

T II S Sadrazamın Avrupalı bir elçiyi kabulü. .F. A l \ YNIl)ASSAI)F.M 'K <^IT I.U D IF. O B A M ) MS1H OONNF. . Yapımı 1755'te tamamlanan İstanbul’daki Nuruosmaniye Camisi.

’ııın Osmanlı sadrazamı ve Avmpalı elçi tablosu. Giovanni Brindesı’nin XIX.ıi riıidesi’nin Osmanlı giysileri. yy Osmanlı ası. . cüce saray soytarısı ve askeri üniformaları tablosu »ası tablosu.

Hippolite Berceau

1826'da Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından önce geleneksel Osmanlı giysileri
içinde ve sonra Batılı tarzdaki giysiler içinde Sultan II. Mahmud.

Mısır ın Osmanlı valisi Mehmed Ali Paşa, İngiliz ve Fransız asken ve tekni
uzmanlarla görüşürken.

8. BÖLÜM

D evlet

Müslüman hadisleri Hz. Muhammed'in Arabistan'dan kafir­
lerin kral ve prenslerine peygamberliğini bildirdiğini ve onlan
İslam’a davet ettiğini söylemektedir. Bu mektuplar pek çok hü­
kümdar, vali ve piskoposa gönderilmiştir, ancak bunlardan en
önemlileri Ortadoğu’yu paylaşmış olan Bizans ve İran impara­
torları Sezar ve Husrev’dir.
Konstantinopolis’teki imparator Sezar, Roma imparatorları­
nın varisi ve de Konstantin’den sonra Hıristiyan bir imparator­
luğun hükümdanydı. Ayasofya papazı Agapetus’un 530’da İm­
parator Jüstinyen ile ilgili şu ifadesi imparatorluk onuru anla­
tıyordu:1
“Efendimiz, siz başka onurların hepsinden yüce olan onurunuzla ilk
önce size bu onuru lütfeden Tann'yı onurlandırıyorsunuz. İnsanların
adalet davasına devam etmelerini sağlamanız ve bu davanın karşısında
olanları cezalandırmanız için size güç verdi. Siz adalet yasasının kral­
lığı altında bulunuyorsunuz ve size tabi olanların yasal olarak da kra­
lısınız. "

Putperest Roma’da İmparator, kral, rahip ve bir bakıma da
tann anlamına geliyordu. Hıristiyanlığa geçilmesinden sonra,
hükümdar ilahi olma iddiasını sürdürmedi ve imparatorluk ve
dini görevleri arasında (imperium ile sacerdotium) ayrılık olma­
sa da, bir sının kabul ettiler. Incil’de de din ile siyaset ya da mo­
dem dilde Kilise ile Devlet arasındaki farklılık yer almaktadır.
Incil’de Hıristiyanlığın kurucusu destekleyenlerine Sezar’ın ola­
nı Sezar’a, Tann’nın olanı Tanrı’ya vermelerini buyurur (Matta
22:21). İmparator Jüstinyen de bu ikisi arasında kesin bir aynm

153

KESİTLER

yapmıştır ve altıncı novella’sının girişinde Konstantinopolis pat­
riğine şunlan söylemektedir:2
"Tanrı ’nın size bağışladığı hediyeler olan imparatorluk ve papazlık otori­
tesi insanlığın en büyük nimetleridir. İmparatorluk otoritesi insani olan­
larla, papazlık otoritesi ilahi olanlarla ilgilenir ama her ikisinin kaynağı
da aynı ve tektir, her ikisi de insanın yaşamını süslerler. ”

Önceki Bizans hükümdarları tarafından İmparator, Sezar ve
Augustus gibi Roma unvanlan kullanılırdı. Sonralan iki Yunan­
ca sözcükle, “Basileus” ve “Autokrator” .olarak adlandırılmaya
başladılar. Bizans’ta imparator Devlet’e karşı sorumluluğu gibi
Kilise’ye karşı da sorumluluk taşırdı. Görevi dini otoritelerin ta­
nımladığı “doğru görüş”ü (Platon’dan alınma Yunanca “orthe
doxa” terimi) onaylamak ve uygulamaktı.
İlk yüzyıllarda Konstantinopolis’deki imparatorlar görevleri­
nin evrensel olduğunu düşünürlerdi. İmparatorluk topraklan-
nın hükümdarlan ve Tanrı tarafından gönderilen tek doğru di­
nin başı olarak görevleri tüm dünyaya imparatorluk banşını ve
Hıristiyan dinini yaymaktı. İmparatora Bizans törelerinde dünya
hükümdan anlamına gelen Kosmokrator ve zamanın hüküm­
darı demek olan Khronokrator unvanları verilirdi. Altın sikke
olan Solidus ya da Denarius’tu. Evrensel imparatorluk hüküm­
ranlığının işaretleri ve armalan arasında en güçlüsüydü.
III. yy’daki çatışmalar ve kaos sonucunda Bizans impara­
torlarının elindeki devlet, güçsüzleşmiş ve fakirleşmiş bir aske­
ri ve idari sistemle küçülmüştü. Konstantin’in başlattığı ve on­
dan sonra gelenlerin de devam ettiği reformlarla imparatorluk
hükümetinin gücü ve etkinliği arttığı gibi, ileride gelecek tehli­
ke ve yenilgiler karşısında ayakta kalabilme olanağı da sağladı.
Gerek başkent, gerek de taşra yeni örgütlenmeden etkilenmiş­
ti. Yönetim, merkezde profesyonel memurlann yer aldığı, dev­
let güvenliği, savunma, maliye ve dış ilişkilere bakan dairele­

154

DEVLET

re ayrılmıştı. İmparatorluk eyaletleri küçültülerek sayılan artırıl­
mış ve her eyalet bir vali yönetiminde dört büyük eyalete bö­
lünmüştü. Valilere büyük güçler verilmişti. Askeri ve mali alan­
larda önemli derecede bağımsız olmakla birlikte, kişisel olarak
imparatora karşı sorumlulardı.
Yeni sistemin etkinliği önemli ölçüde askeri örgütlenmeye
bağlıydı. İmparatorun kendine ait ileri düzeyde eğitimli düzen­
li ordusu, içerideki isyancılara ya da dışarıdaki düşmanlara kar­
şı harekete geçmek üzere emrindeydi.
Şüphesiz en önemli düşman, İmparatorluk otoritesinin tek
rakibi Pers hükümdanydı. Pers hükümdan I. Şahpur 260’ta Ro-
malılar’a karşı kazandığı bir zaferi anlatan bir yazıtta şunları
söylemiştir:3
"Ben, îran ’tn ve diğer ülkelerin Krallar Kralı M azda’y a tapan tanrıla­
rın soyundan gelen İran krallar kralı Ardaşir'in oğlu ve Papak’ın torunu
Şabpur’un... Ben, İran topraklarının hükümdarıyım."

Gerçekten de Şahpur, Romalılar" a karşısında büyük bir za­
fer kazanmıştı. Ancak ondan sonraki yüzyıllarda Roma devle­
ti örgütlenerek güçlenmiş, İran’daki devlet ise gücünü kaybet­
meye başlamıştı.
Anuşirvan (Büyük Ruh) olarak bilinen I. Husrev’in hüküm­
darlığı (531-579) devrimci mücadele ve değişiklik döneminin en
üst seviyesi olmuştur.
Kendinden önceki hükümdar olan babası Kubad (448-496;
499-531) zamanında Mazdak adındaki Manici bir dini isyancının
başlattığı bir tür komünist hareket, kral tarafından feodal soylu­
lara karşı bir silah olarak korundu. Husrev belirli bir oranda hu­
zuru sağladı. Mazdekiler’i ezerek devleti, hükümeti ve orduyu
yeni bir düzene oturtmayı denedi. Başlangıçta başarı sağladı ve
bu çabasından sonra askeri alanda güçlü bir dönem başladı.
Ne var ki imparatorluk temelden güçsüzleşmiş, feodal yapı­

155

KESİTLER

sı bozulmuş ve yerini ücretli sürekli orduyla askeri bir despot­
luk almıştı. Ayrıcalıklı sınıflar bağışıklıklarını vergilerden korur­
larken, diğer yandan da krala bağımlı hale geliyorlardı. Dola­
yısıyla yaşam saray çevresine odaklanmaya başlamıştı. Henüz
değişim süreci tamamlanmamıştı, eski bağımsızlık ruhu sürü­
yordu. Husrev’in ardından soylular tahtı yine tehdit ettiler. VI.
yy’ın yabancı savaşları ve iç kanşıklıkları döneminde askeri ko­
mutanlar dahi tımar sahibi olmuşlardı. Generallerin egemenli­
ğinde yeni bir askeri feodalizm başladı ama yerleşmesine fır­
sat verilmedi.
VII. yy başlarken İran Müslüman Araplar tarafından istila
edildiği zaman merkezi otorite dağılmaya başlamıştı. Eyaletler­
de babadan oğula geçen beyliklerin hakimiyetindeydi, ancak
imparatorluk ordulannın ilk yenilgilerinin ardından bu beylik­
ler teker teker işgal edilerek halifelerin hakimiyetine girdiler.
Sasaniler'in son yüzyılının toplumsal ve siyasi krizine dini
karışıklıklar da eşlik ediyordu. En önemlilerinden birinin Mani-
ciler olduğu çeşitli Zerdüşt tarikatları, kraliyete ve dine meydan
okudular. Bu eylemler tamamen başarılı olamadılar ama yine
de Zerdüşt dini kurumunun otoritesini sarstılar.
Müslümanların karşılaştığı ve Abbasi halifeliğinin çeşitli si­
yasi kurumlannın temel aldığı Sasani sistemin durumu böyley-
di. Karakteristik özelliği görevden alma ve öldürmenin olduğu
despotluktu ve bunlar için Arap fatihlerinin hayranlığını uyan­
dıran şaşalı törenler düzenlenirdi. Sistemden kalan bir bürok­
ratik daha vardı. Geriye kalan eski Pers feodal soylulan aske­
ri açıdan etkisiz ve önemsiz hale gelmişlerdi. Ancak soylu aile­
ler güçlerini ve etkinliklerini bürokrasi aracılığıyla koruyorlar­
dı. İslam çağında Pers soylu kalemiye sınıfının becerileri yeni­
den sahneye çıkacaktı.
Pers* krallık kuramı dini temeller üzerine kuruluydu. Part-

156

hlar’ın tersine, Sasaniler bir tür devlet kilisesi kurmuşlardı. Bu
kilise kraliyet iktidarını kutsuyor, siyasi ve toplumsal yaşamda
etkin rol oynuyordu. Bu durum, çok iyi düzenlenmiş ve başın­
da bir başrahibin yer aldığı bir hiyerarşi tarafından sağlanıyor­
du. Başrahip hem dini hem de dünyevi bir otorite durumun­
daydı, toprak ve ayrıcalık sahibiydi. Ruhban sınıfın üst düzey­
lerinde bulunanlar aristokrasiden geldikleri için bir tür Nobles-
se de Robe (cübbe soyluluğu) oluşturuyorlardı.
Öncelikle aristokratik bir toplum olan Sasani İran'ında sta­
tü, kapalı üst sınıflara üye olmaktan gelirdi. Bu tür bir toplu­
mun kusurlan olduğu gibi iyi özellikleri de vardı. Bunların en
başında, genellikle Greko-Romen dünyasında olmayan şöval­
yelik ve saygı geleneği gelirdi.
VI. yy’daki olaylarla Pers devletinin aristokratik temeli ciddi
bir biçimde güçsüzleşmiş, İslamiyet’le gelen demokratikleşme
ile de ölümcül bir darbe almıştır.
Araplar tarafından yenilgiye uğratılan Bizans ve İran dev-
lederini karşılaştırmak aydınlatıcı olacaktır. İki devlet arasında
coğrafi bakımdan ilginç bir benzerlik vardı. Her iki imparator­
luğun temelleri de, hakim imparatorluk halkının dil ve kültürü­
nün hakim dil ve kültür durumuna geldiği bir yaylada atılmış­
tı. (Pers ve Zerdüştiler İran yaylasında, Yunan ve Hıristiyanlar
Anadolu’da.)
İki imparatorluk da dinleri ve dilleri onlannkinden fark­
lı olan komşularının topraklannı denetimleri altında almışlar­
dı. Persler’in Irak’taki, Bizans’ın da Suriye’deki tebaaları dille­
ri Aramice olan Hıristiyanlar’dı. Bizanslılar Suriye’de kiliseler­
deki grupların muhalefetiyle karşılaşmışlardı. Zaman içinde bu
gruplar, kendi kimliklerini, dini uygulamalarını ve hiyerarşileri­
ni yaratmışlardı.
İki imparatorluğun başkentlerinin coğrafi konumları

157

KESİTLER

önemli farklılıklarıydı. Anadolu yaylasının uzak köşesinde,
yüksek surlarıyla güvenlik altındaki Konstantinopolis’i Arap-
lar’ın fethetme girişimleri başarılı olamamıştı.
İmparatorluk, güçlerini tekrar toplayıp birleştirerek yüzlerce
yıl daha ayakta kalmayı başaracaktı. Sasaniler’in Irak’taki baş­
kentleri, İran yaylasının yakınlarındaki Ktesifon ise 637 yılın­
daki ilk saldın hareketleriyle kaybedilmiş ve sonrasında da çe­
şitli Pers ordularının etrafında toplanacaklan başka bir merkez
olmamıştı.
Araplar yayılma süreçlerinde birbirinden çok farklı iki im­
paratorluk devleti geleneğiyle karşılaşmışlardır. Roma ve Pers
geleneklerinden her ikisi de onlan farklı şekillerde etkilemiş­
tir. Geçmişte olmuş ve gelecekte olacak büyük imparatorlukla-
n yutan istila dalgalan ile Müslüman Arap istilalan arasında da
önemli bir fark bulunmaktadır. Germenler Batı Roma İmpara-
torluğu’nu istila ettiklerinde, kendi hiyerarşisi, hukuku ve ku­
rumlan bulunan bir din ve devletle, Hıristiyanlık ve Roma İm­
paratorluğu ile karşılaşmışlardı. İstilacılar bu dini ve devleti en
azından ilke olarak kabul ederek amaçlanna Roma ve Hıristi­
yan devletinin ikili yapısı içinde ulaşmaya çalışmışlardır. Batı­
lı imparator barbar efendilerinin kuklası haline gelmiş, barbar­
lar da bu kuklacılık oyununa katılmaktan memnun olmuşlar
ve sonunda Batı imparatorluğu yıkıldığında, zaman içinde Al­
manya’da yeni bir “Kutsal Roma İmparatorluğu” kurulmuştu.
Bizans’ı ve İran’ı istila eden Araplar ise çok farklı bir biçimde
hareket ederek eski sistemin kurumlannı yıkmış ve kendi ege­
men kurumlannı kurmuşlardır. Daha sonra Doğu’dan gelerek
İslam topraklarını istila edenler, Avrupa’daki Germen istilalan-
na benzer biçimde davranmışlardır. Türkler, hatta din değiştir­
dikten sonra Moğollar, İslam dini kurumlan ile halifelik ve sul­
tanlık düzenini koruyarak, bunlan çıkarlan doğrultusunda kul­

158

DEVLET

lanmışlardır. Batıda Latince’nin korunduğu gibi, Doğuda da ye­
ni efendiler Farsça ve Arapça’yı korumuşlardır.
Diğerleri gibi vergi toplayan ve savaşan Müslümanlar, bu
etkinliklerine dinlerini onlardan çok daha fazla karıştırmışlar­
dır. Müslüman ve Hıristiyan deneyimi bu açıdan derin bir fark­
lılık içerir. Konstantin’in Hıristiyan oluşuna dek geçen üç yüz­
yıl süresince bir azınlık olarak Hıristiyanlar devlet tarafından
hep şüpheli görülmüş ve genellikle işkence görmüşler ve bu
dönemde kendi kurumlannı oluşturarak Kilise’yi kurmuşlar­
dır. İslamiyet’in kurucusu Hz. Muhammed kendisinin Konstan-
tin’iydi. Tüm yaşamı boyunca İslamiyet din olduğu gibi siyasi
bir bağlılıka. Hz. Muhammed Medine’deki toplumunun, lideri
olarak bir devleti ve bir halkı İslamiyet ile yönetmiştir. Hz. Mu-
hammed’in yaptıklan tüm Müslümanların tarihsel özbilincinin
temelini oluşturan Kuran ve hadislere geçmiştir.
Hz. Muhammed ve ashabı açısından Hz. İsa dışında pek çok
Hıristiyan’ın içine girdiği Tann ile Sezar arasında seçim yapma
tuzağına düşme ihtimali olmamıştır. Müslüman deneyiminde
ve öğretisinde Sezar yoktu, Tann devletin başıydı ve Hz. Mu­
hammed onun adına öğretiyor, hüküm sürüyordu. Peygamber
olarak yerine geçecek kimse olmayacakü ve olamazdı. İslami­
yet’in dini ve siyasi hükümdan olarak ise ondan sonra halife­
ler gelmiştir.
Zaman zaman halifenin Kilise’nin ve devletin başı, yani hem
papa hem imparator olduğu belirtilmiştir. Ancak Baü terimleri
ile yapılan bu tanımlama yanıltıcı olmaktadır. Hıristiyan impa­
ratorluğundaki gibi imperium ve sacerdotium arasında bir ay-
nm olmaması, kendi hiyerarşisi ve başı bulunan ayn bir din ku­
rumu ile kilise olmaması kesindir. Halifelik daima dini bir ma­
kam olarak tanımlanmış, halifenin de Peygamberin mirasını
korumak ye Şeriat’ı uygulamakla görevlendirildiği belirtilmiştir.

159

İspanya. Askeri ve siyasi otoritesi “emir el-müminin” olarak ifade edilir ve bu en çok kullanılan unvanıdır. genellikle etnik durum ve toprakla ilgili bir ad yoktur. İkisi de kendi ülkele­ rinde Müslümanların hükümdan ve Allah’ın dünyadaki temsil­ cisiydi. bu sınır­ lan savunması ve zamanı geldiğinde tüm dünya İslamiyet ışığı­ nı kabul etmeye hazır olana dek genişletmesi gerekiyordu. tek bir devlet tarafından yönetilen tek bir Müslüman topluluğu bulunuyordu ve başı da halifeydi. Fransa. İslamiyet egemenlik unvanlarında. Muhammed’den sonraki birkaç yüzyıl da pra­ tik olarak. ken­ dileri için kesinlikle kullanmamışlardır. XVI. yy’da İran şahı ile Osmanlı sultanı bu unvanları aralanndaki büyük savaşlarda birbirlerini aşağılamak amacıyla kullanılmışlar. Halifeliğin ortaya çıktığı dönemde ilk Müslümanlar şu önemli sorularla yanıt aradılar: Kim Halife olacak? Nasıl seçile­ cek? Gücünün sınırlan ne olacak? Görevden alınabilir mi? Yeri­ 160 . “Halife” unvanı genellikle tarihçiler tarafından kul­ lanılır. bulunduğu konumun çeşitli yönlerini simgeleyen çe­ şitli unvanlara sahipti. Halife.KESİTLER Öte yandan halifenin dini bir görevi yoktu ve gerek eğitimiy­ le gerek de profesyonel deneyimiyle ulemadan değildi. İs­ lam tarihinde ilk fetihlere “açıklıklar” anlamına gelen Arapça “fütuh” adı verilir. bir isyancı. onu korumak ve tebaasının bü dün­ yada iyi bir Müslüman olarak yaşayarak öteki dünyaya hazırla­ nacağı koşullan sağlamaktı. çoğunlukla da sikkelerin üzerinde bulunurdu. Düşmanı. Hıristiyanlığın ter­ sine. Göre­ vi dini yorumlamak değil. İngiltere ya da başka Batılı ülkelerde kralların eşdeğeri bulunmaz. Hukukçular ve ilahiyatçılar ondan ço­ ğunlukla imam olarak söz ederler. Bunun için de İslam devleti sınır­ lan dahilinde Tann’nm gönderdiği Şeriat’ı sürdürmesi. bir muhalif ya da en fazla yerel bir hükümdardı. Kuram­ sal olarak ve Hz.

patriyar- kal halifelik ve beraberinde de seçilmiş hükümdarlık. teoride değilse de uygulamada. Tüm bu tartışma ve öğretiler. beş. Seçmenlerin kimler olacağı. Şiiler halifeliğin Peygamber soyundan babadan oğula geçmesi gerektiğini iddia ediyorlardı. Bazılan da belirli bir seçmen sayısmdan. Kimi hukukçular da ye­ terliliklerinin ne olduğunu tanımlamadan yeterliliği olan seç­ menlerin oy vermesini istiyorlardı. iç savaş ve hükümdarın öldürülmesi ile sona ermiştir. İlk halifelerin sahip olduklan güç. iki. Emevi ile Abbasi ha­ nedanlarında babadan oğula geçmiştir. Sünni Müslümanlar ise halifeliğin seçimle ol­ ması gerektiğini ve Hz. Sünni Müslümanların “doğru yönlen­ dirilmiş” halifelik dönemidir. dindar hukukçuların siyasi gerçekleri istemeyerek de olsa kabul ettiklerini ortaya koymak­ tadır. Ne var ki. «Bu dönemdeki dört halifeyi ön­ ceki halifeler ya da meslektaşlan seçmiştir. İlk dönem modem tarihçiler tarafından patri- yarkal olarak adlandırılır. Ali ile oğlu Hasan’ın kısa süreli hükümdarlıkları hariç diğer halifelerin tümü gaspçıydı. Güçleri İslami­ yet’in siyasi ahlakı ve eski Arabistan’ın otorite karşıtı töre ve 161 . Bunun ardından halifelik. Muhammed’in Kureyş aşiretinden olan herkesin halife olabileceğini ileri sürüyorlardı. Bir kurum olarak halifeliğin geçirdiği evrim dört dönem­ de incelenebilir.ne kim geçecek? İlahiyatçılar ve hukukçular bu soruları derin­ lemesine tartışmışlar. onlardan öncekilerin ve sonrakilerin despotluğundan oldukça uzaktı. Halifenin tek bir seçmenle belirlenmesinin sonraki aşaması halifenin kendisinin yerine geçecek kişiyi seçmesiydi. Bu yüzden onlara göre Hz. din öğretisinin ve hukukunun ilkelerini ele almışlar ve ilk halifeliğin deneyimini örnek göstermişlerdir. Sünni hukukçu­ lar eski Arap aşiretlerinden yeni bir reisin seçileceği bir seçimi destekliyorlardı. sayılan ve seçim yöntemi kesin olarak tanımlanmamıştı. üç. hatta tek bir seçmenden söz ediyorlar­ dı.

kimile­ ri bunu uyarlamaya bile çalışmışlardı. Hakimler ve Samuel kitaplarında anlatılan eski İsrailliler gi­ bi. Kuzeydeki sınır beyliklerinin kökenleri Arap’tı ama Bizans ve Pers impa­ ratorluklarından etkilenmiş olduklarından eski Arap dünyasın­ da yabancı bir unsur durumundaydılar. Bu da V. Abid’in halkını anla­ tırken duyduğu gurur. yy başında kurulmuş ve kısa sürmüş Kinda krallığı­ dır. asla boyun eğmediler Ama savaşta yardıma çağrıldıklarında memnuniyetle gittiler. söylemek istediklerini açıkça anlatmak­ tadır:4 Kralların uşağı olmayı kabul etmediler. vaha şehri olan Mek­ ke’de bıje krallar tarafından yönetilmeyi değil. Etraflanndaki ülkelerin monarşi kurumunu bilirlerdi.KESİTLER gelenekleriyle sınırlıydı. Araplar. Arabistan’ın İslamiyet’ten önceki tarihi hakkında oldukça az bilgi vardır ve çeşitli efsanelerde kaybolmuştur. Arap tarihinde bir monarşi kurma girişimine rastlanmaktadır. yy so­ nu ve VI. Suriye sınırlarındaki Namara’da bulunan ve en eski Arap ya­ zıtı olan 328 tarihli bir mezar taşında İmrül Kays ibn Amr için “tac giyen ve Asad ve Nizar ile krallarını boyunduruk altına alan tüm Araplar’m kralı” yazılmıştır.5 Söz konusu kral büyük olasılıkla sınır beyliklerinden birinde hüküm sürmüştür. Güney Arabistan devlet­ lerinin ve kuzey sınır beyliklerinin krallan bulunuyordu. eski Araplar da krallık kurumuna ve krallara güvenmezler- di. İslamiyet öncesi şairlerden Abid ibn el-Abras bir şiirinde. Eski yorumcular bu sözcüğün bir krala asla boyun eğmemiş aşiretler için kullanıldığını belirtmişlerdir. üzerinde fikir 162 . Göçebe de olsa yerleşik de olsa monarşiye karşı Araplar düşmanca bir tavır takınmışlardır. Ancak bunlar Araplar açısından çeşitli ölçülerde marjinal kurumlardı. Güneyin krallıklanmn dilleri ve kültürleri farklıydı. aşireti için “lakah" sözcüğünü kullanmış­ tır.

Arap aşiretindeki seyyid ya da şeyh olarak adlandırılan reis. Söz konusu kişiler reisi gö­ reve getiren ve görevden alan saygın kişiler ve aşiret büyükle­ riydi. Kral anlamma gelen Arapça “malik” sözcüğü ilahi bir un­ vandır ve kutsaldır ama insanlar için kullanıldığında genellik­ le olumsuz bir anlam içerir. İslam’ın dini liderliğini yeni bir imparatorluk haline getirmek şeklinde algıladıklan girişimlere karşı çıktılar. tartışmalarda aracılık ya­ pardı. İlk Müslümanlar İran ve Bizans’taki imparatorluk monarşisinin doğasmı çok iyi tanıyorlardı. " El-Cahiz bu değişikliklerden Muaviye’yi sorumlu tutarken zamanından önce karar vermiştir. bunun yerine ayrılma. Medineliler'le Mekkeliler'in tek hakimi oldu. 79). Örneğin Kuran’da despot ve ada­ letsiz bir hükümdar örneği olan Firavun için sıkça kullanılmış­ tır (18:70. Pey­ gamberin kurduğu. Eşitler arasında birinci olan reis. İslamiyet’ten önce. Ancak son Emeviler döne­ mindeki durumu doğru değerlendirmiştir: Danışmanlar.birliğine vardıklan reisler tarafından yönetilmeyi tercih etmiş­ lerdir.” demiştir. Diğer bir kaynakta da Hz. o ve ondan sonraki halifelerinin yönettik­ leri devletin yeni ve farklı olduğunu düşünüyorlardı. imamlık Husrev’in krallığı. Ama birleşme olmadı. IX. Süleyman ile konuşan Saba Kraliçesi “Krallar girdikleri şehirleri yağmalayıp soylulan- nı fakirleştirirler. halifelik ise Sezarin despotluğu durumuna geldi. Abbasiler’in Emeviler’in yerini almaşım haklı bul­ duğu bir yazısında Muaviye’yi suçlamaktadır:6 "Sonra Muaviye başa geçerek “birleşme yılı" olarak söz ettikleri bir yılda Müslüman toplumunun. yy başlarında yaşamış olan el-Cahiz. Gerçek komutayı kullanmasına yalnızca savaş zamanın­ 163 . yani Şura üyeleri için söylenenler önemlidir ve ilk İslamiyet’in hatta İslamiyet öncesinin geleneklerini düşün­ dürür. şiddet ve bas­ kı yılı oldu. “bağlayan ve çözenlerin” onayı oldu­ ğu sürece makamında kalabilirdi. danışmanların.

Meclis. Reis. yerel bir ibadet yerini ya da kutsal bir şeyi babadan oğula saklarlardı. Yeni aşiret reisinin seçimi genelde aile üyeleri arasından ya­ pılırdı ama babadan oğula geçme kuralı yoktu. Halife imparatorluğunun genişleme­ si ve siyasi yaşamının karmaşık bir duruma gelmesi sonucunda.KESİTLER da izin verilirdi. eski Arabistan’da bir tür oligarşi konse­ yi gibidir. Aşiret reisinin zaman zaman “cemaa”. Gerek banş. burada önde gelen diğer üyelerle beraber ada­ let dağıtır. İlk halifelik dönemine dek bu uygulama sürmüş. sonra da­ ha törensel hale gelmiştir. şairleri dinler ve misafir kabul ederdi. Sürekli ve yaygın durumdaki savaş zamanlan nedeniyle eski sistemde de var olan komuta görevi­ nin artık yeni bir önemi vardı. Hali hazırda bulunan monarşi ve hanedana karşı olan ha­ reketler. Şeyh ailesinin soyundan olanlar. cemaa ise toplu­ luk demektir. siyasi kararlar verir. yani aşiretin ileri ge­ lenlerinin oluşturduğu meclise başkanlık etmek görevleri ara­ sındaydı. gerek de savaş zamanında. artık eski meclis tarzı yeterli olmamaya başlamıştı. gö­ revlerini yaparken aşirete miras kalan gelenekleri yerine getir­ mesi gerekirdi. Halife Mu- 164 . Şeyh artık tek aşiretin değil. Aşiret reisi otorite ile değil daha çok saygınlığı ile yerini korur­ du. Aşiret reisi ge­ nellikle soylu bir ailen içinden seçilirdi ve bu aile soylu olduğu kadar da kutsal olurdu. İlk Müslümanlar halifeliği. Meclis’in ilk anlamı oturulan yerdir. bir anlamda süper şeyhlik gibi aynı tür otoritenin genişletilmiş şekli olarak görüyorlardı. günün konularının tartışılmasına başkanlık eder. Aşiret geleneğinin yerini de İslam dini ve hukuku alıyordu. birleşik İslam toplumuriu meydana ge­ tiren tüm aşiretlerin reisiydi. İslamiyet ile birlikte İslami inancının müminlerin kar­ deşliği ve eşitliği ilkesiyle ortaya çıkan aristokrasi karşıtı görüş­ le de desteklenmişti.

Klasik olarak nitelendirilme­ sine karşın. Danışman­ lık şeklindeki liderliğimiz keyfi bir hâl aldı. danışma salık verilirken zorunlu tu­ tulmamış. Abbasiler’i destekleyen Su- dayf. Abbasiler’in Emeviler’in yerine halifeliğe geçmesinin ne­ den olduğu değişikliklerden yakınarak şöyle söylemiştir: "Payla­ şılan ganimetimiz zenginlerin yan geliri haline geldi.aviye. ulema da ulema ile danışmanın gerektiği­ ni belirtmiştir. Ömer’in ölüm dö- şeğindeyken topladığı ünlü şura. Pek çok yerde danışma savunulmuş­ tur. Öte yandan. bu süreç bir daha yinelenmemiştir. Muaviye bu hareketiyle yerine Yezid’in geçmesinde bir derece başarı elde etmiş ama bunu gerçekleştirmek için de bir iç savaşı kazanmak zorunda kalmıştır. Farsça. keyfi yönetim de kınanırken. yasaklanmamıştı. Kuran’daki danışma konulanm yorum­ layanlar. Bazı hanedanlardan halifelerce halk toplantıla- 165 . daha çok kullanmaları doğrultusunda bir eğilim vardı. kınadıkları keyfî kişisel yö­ netimle karşılaştırırlardı.”7 En otokratik hükümdarlar zamanında bile bir tür halk mec­ lisi bulunurdu. Danışma görevinin hükümdarlara verilmesinin kamtı olarak sıklıkla Kuran’daki iki ayet (3:153 ile 42:36) gösterilir. yeni halifeyi danışma yönte­ miyle seçmek için klasik süreçtir. Arapça. Peygamberin uygulamalarını ve görüşleri­ ni kaydeden hadisçiler. Bunlar arasında. Hükümetin otoriter bir kimlik almaya başlaması ve başarılı devrimcilerin hayalkıriklıklan çeşitli klasik yazarların dile getir­ diği bir metinde açıkça anlatılmıştır. Kalemiyedekiler ken­ dilerine danışmanın. Müslüman yazarlar salık verdikleri danışmayı. Başa geçmek için herkesin katılımıyla yapılan seçimlerin yerine veraset geldi. Türkçe yazan ve hem kalemiye hem ilmiye sınıfından olanlar bulunmaktadır. kendi yerine oğlu Yezid’in aday gösterilmesine destek aramak için Arap aşiretlerinin önemli reislerine heyetler yolla­ mıştır. Hz. Hü­ kümdar ya da memurlannm kişisel otoritelerini daha az değil.

Osmanlı tarihçile­ ri tarafından anlatılan bir öyküde bu durum şöyle açıklanmak- tadır: “Bir gün bir köylü divana gelir ve heyete “Padişah hangi­ niz? Bir şikayetim var. sad­ razam da padişaha divana katılmak yerine. Padişah bu olaya bozulunca. Bu toplantılara girişi kontrol edenler. Toplantılara şafakta başlanır ve tüm devlet işleri görüşülürdü. Mehmed. hükümdarın ya da onun yerine üst rütbeli bir memu­ run yanına çıkanlır ve dilekçe vermelerine izin verilirdi. paşalar divanı­ na başkanlık yapardı. Kanuni Sultan Süleyman dönemine dek bu uygulama sürmüştür. bu toplantılarda çeşitli toplumsal sınıflardan tem­ silciler. yerine yenisi gelene kadar geçen sürede paşalar kendi başlanna divan top­ lantısı yapabilirlerdi. Sabahlan çoğunlukla şikayetler dinlenir. Sultan XV.KESİTLER n düzenlenir. yy başlannda ya da daha önceki bir dönemde. bir kafesin arkasın­ dan toplantıları seyrederek bu tür sıkıntılı durumlardan da kur­ tulabileceğini söyler. Mehmed’in usul kurallarıyla da doğrulanmaktadır. yy’da divan haftada dört kez düzenli olarak toplanırdı. Öğlen dilekçe verenler ve öte­ kiler gider. Bir sultan öldükten sonra. Hami­ leri olunan bilginler ve şairler de huzura çıkarılır ve meslekle­ rinde ilerleyebilirlerdi. bu öykünün doğru olup ol­ mamasından bağımsız olarak."8 Padişahın divandan çekilmesi. XVI. II. Divan-ı hüma­ yun Osmanlı döneminde bir kurum haline gelmişti. divandakilere yemek hazırlanır ve üyeler kalan iş­ leri görüşürlerdi. Divanın başında ya sadra­ zam ya da görevli vezir olurdu. divanın tamamen danış­ 166 . sü­ reçlerle etkinlik ve bazen de güç kazanırlardı. Çağdaş belgelerde.” der. Kanuni divan toplantılarını kafes arkasın­ dan seyretmeyi bile bırakmıştır. sultanın bir kafesin arkasında oturduğu açıkça belirtilen II. bu divanlara başkanlık yapmayı bırakıp bu baş­ kanlığı sadrazamına devreden ilk padişahtır. dilekçeler kabul edilirdi.

Or­ tadoğu’ya gelmesinin ardından. as­ keri konular yeniçeri ağasına. XV. Büyük divan anlamında Farsça divan-ı buzurg. Osmanlı tarihini anla­ 167 . İlk önce Türkler. divan için değil. İran’ın Moğol hükümdarlarının vezir başkanlığında topladığı üst dü­ zey memurlardan oluşan büyük bir meclis olduğu bilinmekte­ dir. hatta fikir danışabilirdi. Moğollar’m aşiret meclisi olan kurultayların­ dan gelmiş olabilir. sonra da Moğollar olmak üzere bozkır halklannın. sadraza­ mın ya da padişahın belli bir sorunu görüşmek için topladıkla- n askeri ve diğer erkanın toplantılan için kullanılırdı. Osmanlı divanı daha kurumsal ve gösterişli özelliği ile hem Osmanlı dönemi hakkında daha çok ve doğru bilgi vermek­ te. Bunlar XVI.açık ola­ rak belirtilmiştir. ancak di­ vanın bütününe danışmazdı. denizcilikle ilgili olanlar da kap­ tan paşaya aktarılırdı. Mısır’da da Memlukler zama­ nında yüksek dereceli emirlerden oluşan bir meclis vardı. hem de genel bir değişikliği ortaya koymaktadır. yy so­ nundaki krizlerde daha sık toplanmıştır. Moğol sonrası İran hükümdarlan zamanın­ daki benzer meclisin çalışmalarına hem İran’dan hem de dışa- nda kaynaklar tanıklık ederlerdi. İslam tarihinde ilk kez sürek­ li ve düzenli danışma kurullarının varlığı görülmektedir. DEVLET ma niteliğinde olduğu ve son sözü padişahın verdiği . olarak bi­ linen bu kurum. yy’da Balkan savaşlan sırasında bu tür meşveretlerden sıkça söz edil­ miştir. Belli konularda sadrazam divanın konuyla il­ gili üyesinden bilgi alabilir. yy ve XVII. belirli üyeler ta­ rafından Arapça şura kökünden gelen meşveret adlı başka top­ lantılar da düzenlenirdi. Osmanlı İmparatorhığu’nda sabit bir toplantı saati ve çalış­ ma düzeni olan divan-ı hümayunun yam sıra. Hukuki konular başkadılara. XVIII. an­ cak bu meclisten daha sonraki Memlukler döneminde nadiren söz edilmiştir. Meşveret. yy’da da sürmüş.

bir lider seçmek için meşverette toplanan beyler uzun tartışmalann sonunda Os­ man Bey’i seçerek kendisinden reis olmasını isterler. X. Abbasi halifelerinin otokratik güçleri . Bu süreç geniş İslam imparatorluğunun uzaktaki eyaletlerin­ de başlamış. Bu beylikler. hatta babadan oğula ge­ çen bir beylik haline gelirdi.KESİTLER tan eski belgelerde Osmanlı hanedanının kuruluşu da bir meş­ verete bağlanmaktadır. kendi baş­ kentlerinde. Silahlı güçlerden. Cu­ 168 . Bunlardan biri. artarken. Halifeler eyalederde bir süre merkezi hükü­ meti bir çeşit kuvvetler ayrılığı sayesinde devam ettirebilmişler­ di. X. Maliye. imparatorluk kurye sis­ teminin yürütülmesi.9 Belki de bu Osmanlı devletinin gerçek doğuş öykü­ südür. ço­ ğunlukla da sona bulur. Bu belgelere göre. yy başlarında eski İslam imparatorluğunun tamamını ba­ badan ©ğula geçen beylikler oluşturuyordu. yerel giderlerden arta kalanının Bağdat’taki mâliyeye gönderilmesinden defterdar. Bağdat’taki halifelerin kişisel güçleri azalmıştır. ötekileri denetimine aldığında merkezi denetim zayıflar. olaylann başkentteki posta ve haberalma müdürüne düzenli olarak rapor edilmesinden de posta kethü­ dası sorumluydu. yönetim ve haberleşme doğrudan Bağdat’a karşı so­ rumlu olan reislere bırakılmıştı. ilk Osmanlı tarihçilerinin böyle bir efsaneyi seçerek hanedan tarihine mal etmeleri büyük önem taşımaktadır. o da ka­ bul eder. valilik özerk. Bir efsane bile olsa. sınırlarda ve şehirlerde düzenin sağlanmasından eyaletin valisi. en sonunda da kendi saraylarında komutanlıkları ellerinden alınmıştır. bu da genelde vali olurdu. vergilerin toplanmasından. yy’dan sonraki zamanlar­ da İslam dünyasının tamamının tartışmasız hükümdarları duru­ mundaki Müminlerin Emirleri’nin kendi ülkelerinde. sonunda da başkentin hemen dışındaki tüm eya­ letlere yayılmıştı.

İslam dünyasının liderliğini almak üzere Abbasi- ler’e meydan okuyan ve kendilerine halife unvanını veren Fa- timiler ile birlikte. Bu unva­ nı ilk kullananlar o dönemde başa geçen bazı yeni İran hane­ danlarıydı. bu sözde hükümdarlık bağlılığı da sona er­ mişti. Bu unvan. X. başrahip için rahipler rahibi ve impa­ rator için krallar kralı ya da şehinşah unvanlarına benzemek­ tedir. başka yerde­ ki üstün bir hükümdarın gevşek hakimiyeti altında olan yerel bir hükümdarı belirtiyordu. Mısır Memluk sultanlar bir süre devam ettirdiği gölge halifeler soyu. Arap dilinin oldukça zengin dil varlığının sunduğu pek çok seçenek arasından bu unvanın tercih edilmesinin nedenini tah­ min etmek zor değildir. yy başlanndan sonra da. Selahaddin’in soyun­ dan gelenler ve daha küçük hanedanlar gelmiştir. 1517 yılında Osmanlı fethiyle son bulmuştur. halifeye. Bu sözde bağlılık. Bunların ardından Selçuklular. Fatımiler’in düşüşünün ardından tek­ rar ortaya çıkmış. sonra da sultana eşit olmayı anlatmıyor. Bu açıdan. yy ortalarında “kral” (malik) unvana hükümdarlann kendilerini tanıttığı yazıtlarda ve sikkelerde rastlanır. ba­ zen adına sikke yaptırmak dışında tüm önemli konularda ba­ ğımsızdılar. X. Bu unvam ilk kullananlar. eski İran'ın monarşi geleneklerinin yaşamaya de­ 169 . emir olarak adlandırılan askeri komutanlardı. Bundan sonra asıl hükümdarlar halife değil. ancak Moğollar’ın 1258 yılında Abbasi hali­ feliğinin kalıntılarını yok etmeleriyle tüm önemi yitirmişti. Emirler Emiri anlamına gelen Emir iil-ümera olmuştu. İran kültürü­ nün olduğu. çağdaş Avrupa’da çe­ şitli hükümdarlann Kutsal Roma İmparatoru’nun sözde üstün­ lüğü altında kendileri için “kral” unvanını kullanmalanna ben­ zemektedir. DEVLET ma namazlarında Bağdat’ta bulunan halifenin adını anmak. Bu un­ van. İslamiyet’ten önceki İran’da kullanılan başkomutan için komutanlar komutanı.

Resmi bir biçimde olma­ sa da valiler. vezirler. İran’ın saray ada­ bı ve unvanlan. yy ortalarına doğru tamam­ lanmış oldu. Hükümdarın ve devletin genellikle aym anlama gel­ diği bir toplumda bu terim hem siyasi otoritenin işlevi. törenle­ ri ile ilgili eski İran yazılarının çevrilmesiyle. yalnız­ ca Allah için kullanılabileceğini söylediği belirtilir. Arapça’da “sultan" hükümdarlık ve otorite anlamına gelen soyut bir sözcüktür. yy’da bağımsız hükümdar­ ların unvam olarak ve hükümdarlan bir üst makam tarafından 170 . Abbasiler ve sonraki hanedanlar bu unvan kullanmış­ lardır. X. Hadislerde bu unvana karşı çıkılır ve Hz. Muham- med’in “krallar krah"mn hiç kimseye denemeyeceğini. Selçuklu Türkleri’nin güneybatı Asya'nın büyük bölü­ münü hakimiyeti altına alarak “Büyük Sultanlık” adıyla bilinen devleti yaratmasıyla bu süreç XI. taşradan merkeze doğru ye­ ni bir imparatorluk otoritesi sistemi oluşmaya başlıyordu. Sonraları kullanılan krallar kralı anla­ mındaki “malik el-mülk”ün eski Farsça’daki “şehinşah”a benze­ diği açıktır. başkentin hükümdarı da krallar kralıydı. Bu yeni sistem halifelerle ilişkili olmasının yam sıra onun. Yine de Bü- veyhiler.KESİTLER vam ettiği topraklarda hüküm sürüyorlardı. hem de bu otoritenin sahibi için kullanılmıştır. Bu değişiklikler sonucunda. Bu unvanın anlamı çok açıktı. Abbasi halifelerinin saraylarını etkilemişti. Es­ ki İran’daki “şah” unvanı henüz Müslüman hükümdarların ka­ bul etmeyecekleri kadar yabancıydı ama Arapça karşılığı olan “malik” kabul edilebilirdi. eyaletlerin hükümdarları kralsa. İran’da görev yap­ mış üst düzey memurlar aracılığıyla ve saray adabı. Bu sözcük en başından beri hükümeti ya da daha genel anlamda otorite sahiplerini belirtmek üzere kul­ lanılmıştır. kimi zaman da hem Abbasi hem de Fa­ tımi halifeler için kullanılmıştır. aske­ ri ve siyasi olaylardaki otoritesinin büyük bölümünü ele geçi­ riyordu.

güvenliğinin ve düzeni­ nin sorumluluğu da yalnızca sultana aitti. XI. Sultan ile halifenin arasındaki otorite aynmı çok kesindi. hakimiyet Selçuk hanedanına aitti. dev­ leti yönetme görevini de bu görevin verildiği sultanlara bırak­ masını belirtmişlerdi. İs­ lam imparatorluğunun yönetilmesinin. İki grup da bu ayn- lığı. Dünya krallığını aldık ve bunu inananların liderliğinde babadan ve dededen mirasla ve hakkımızla aldık. 1133 yılında Selçuk sultanı Sencer’in halifenin vezi­ rine yazmış olduğu bir mektupta bu durum açık olarak belir­ tilmiştir:10 "Dünyanın efendisinden.. Bu fark ediş. Selçuklu­ larda yeni bir anlam ve iddia içermeye başlamıştır. Selçukluların güçsüz olduğu bir dönemde halife siyasi otoritesini bağımsız olarak uygulamaya kalktığında." Başka bir anlatımla. İslamiyet’in tek dini liderinin halife olması gibi. bununla birlikte hukukçuların ve ila­ hiyatçıların eserlerinde de görülmektedir. siyaset ve devlet yönetimi hakkında yazan Müslüman yazarlar tarafından fark edilmişti. yy’da. Sultanlık da tıpkı halifelik gibi evrensel ve benzersizdi.göreve getirilen ve görevden alınabilenlerden ayrı tutmak üze­ re kullanılmış ama bu kullanım resmileşmemiştir. en az ona eşit bir otorite anlamını ka­ zanmıştır. Öyle ki.. sultan ve sözcüsü bunu sultan­ lık yetkilerine müdahale olarak kabul ederek protesto etmişler­ di. Halifenin görevlerin en iyisi ve dünyamn yöneticilerinin ko­ ruyuculuğu olan imamlık görevini yapmayı sürdürmesini. eski Hıristiyan-Roma imperium ve sacerdotium ayrımında 171 . İslam ül­ kelerinin tümünün en üst siyasi hükümdarlığı ve halifenin di­ ni birincilliği ölçüsünde.. Tan- n tarafından verilmişti ve dini otorite açısından da halife tara­ fından onaylanmıştı. pratik siyaset deneyimleri olanların yazılarında doğal olarak çok açıktır.11 Bu çifte hükümranlık durumu.. Sel­ çuklular tarafından benimsenmesiyle resmileşmiştir.

uygulayan ve de­ vam ettiren bir hükümdar yapmalıydı.” Halifeyi Sultan seçer ve atar. Müslüman yazarlar. bazen Hz. bazen de eski bir İran bilgeliği olarak bu iliş­ ki şöyle ifade ederler: “İslamiyet (ya da din) ve devlet ikiz kar­ deştir. Peygam­ ber semavi bir devlet kurmuştu. oto­ ritesini askeri ve siyasi yollardan elde eden. Muham- med’den sonra başka peygamber gelmeyecektir. İki makamın farkı Walter Bagehot’un ifadesiyle “hükü­ metin etkili ve onurlu parçalan” şeklinde açıklanabilir: “Halkın saygısını kazanan ve koruyan ile bu sayede yürüyen ve yöne­ ten arasindaki ayrım. Sultanlık. devlet bek­ çidir. İranlı yazarlar başta olmak üze­ re Ortaçağ’ın Müslüman yazarian gerçek ayrımı. Otoritesi sayesinde. bekçisi olmayan da kaybolur. Temeli olmayan çöker. öteki peygamberliğe ilişkin olan ama ikisi de dini iki otori­ te arasında görüyorlardı.KESİTLER ve modem laiklik-din ayrımında da görmemişlerdir. biri yokken diğeri gelişemez. biri monar- şik. Ne halife. Al­ lah kanunlarından bağımsız olan ama onların aksine olmayan emir verme ve suçlulan cezalandırma hakkım kazanırdı. aksi halde düzen anar­ şiye dönüşür. Muham- med’in bir deyişi. Siyasi istikrar ile dini Ortodoksluk ilişkisi açıkça anlaşılmış ve sıkça dile getirilmişti. halifelerin zamanın- dakinden daha yakındı. İslam temeldir.” Bagehot’un bu sözleri İngiliz anayasa­ 172 . sonra da Sünni birlik ilkesinin so­ mutlaşması ve toplumun başı olarak onun egemenliğini kabul eder. ne de taraftarlan bir ruhban sınıfı şeklinde tanımlanabilirdi. Ancak her za­ man bir hükümdarın olması gereklidir. Selçuklu sultanlan ve halefleri zamanındaki ulema devlet ilişkisi. Şeriat’ı en azından halifelik kadar uygulayan ve Şeriat’ın koru­ duğu dini bir kurum olarak görülüyordu. Allah tarafından Allah’ın yasasını yerleştirmek ve yaymak üzere gönderilmişti. ancak insan yönetimini. Peygamber. Her çağda bir peygamberin olması gerekli değildir ve Hz.

Selçuklu sultanlığının parça­ lanmasının ardından “sultan” unvanının kullanımı sıklaşıp yay­ gınlaşarak bir devletin başı olduğunu ve üstünde bir hüküm­ darı tanımadığım söyleyen herkesin kullandığı bir Sünni unva­ nı oldu. Halifelik. her sultanın kendi halifesi olduğu büyük hükümdarlar olarak hü­ küm sürdüler. Erken halifelik dönemine ait belge­ ler. şimdi gelirlerin ye­ ni Arap hükümetine gönderilmesiydi. Osmanlı sultanları da topraklarında tek başlarına. Halife hükmediyor ama yönetmiyor­ du. sultan ise ikisini de yapıyordu. Güç sultan. Sultanların zaten çok fazla olan unvanlanna bir de “halife” unvanı eklendi. Mısır ve Suriye’de Hıristiyan bürokrasileri tarafından en azmdan taş­ ranın yönetiminin yürütüldüğünü.sı ve Parlamento ile monarşi hakkındaydı ama Ortaçağ İslami- yeti’ne de uygundur. üçüncüsü de şahlar tarafından yönetilen İran’dı. 1517 yılın­ da Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethedilmesinin ardından. Hükümet uygulamasının 173 . Sultan halifeye güç veriyor. sultanlar tarafından yönetilen Mısır ve Türki­ ye. XVIII. Aradaki temel farklılık. sultanların ve halifelerin hü­ kümetlerini destekliyordu. karşılığında hali­ fe de ona yetki veriyordu. Bun­ dan sonra başka halife olmadı ve başka yerlerdeki küçük taklit­ leri gibi. Ortadoğu’da XVI. otorite de Halife tarafından temsil ediliyordu. İkisi. vergilerin salınıp toplandığı­ nı göstermektedir. Bir süre Selçuklu sultanlığı evrensel ve tek Sünni kurum olarak devam etti ve saygı gördü. yy sonlarında çok daha farklı şartlar altında yeniden canlanana dek eski önemi­ ni koruyamadı. yy başlarında üç büyük devlet bu­ lunuyordu. hâlâ fetihlerin öncesindeki gibi İran ve Irak’da Pers. so­ nuncu Abbasi gölge halifesi Kahire’den İstanbul’a gönderildi ve birkaç yıl sonra da sivil bir yurttaş olarak geri döndü. Önceki çağlardan beri git gide artan kanşıklık ve büyük­ lükte bürokratik bir mekanizma.

KESİTLER Araplaştınlması. ordu. Hz. divanı kurmuştur. ileride Emevi halifeler tarafından gerçekleştirilmiştir. Eski bir idari tarihçi. haber alma. hemen ve adaletli bir biçimde da­ ğıtacak merkezi bir yönetimi. Arşivlerde yalnızca Osmanlı dönemine ait ayrıntılı kayıtlar olduğu halde. gelen parayı kaydedecek. divan adlı kısımla­ ra bölünmüştü. daha sonra da sultanın altındaki tüm hükümet 174 . İç güvenlik. di­ ni vakıflar ve hayırsever kurumlar diğer önemli kısımlardandı. tarihçiler. standartlaştırılması ve merkezi bir imparator­ luk yönetiminin kurulması. Abbasiler çağında yönetim de modem devletlerde olduğu gibi her birinin kendine özgü görevi olan. Bunlar farklı dönemlerde ve rejimlerde farklı biçimde düzen­ lenmiş ve genellikle üç ana başlıkta toplanmışlardı: Para. Ömer. çok a z papirüsü kaldtğı için biraz daha isteyen bir memura da şunlan söyler: "Kalemini sivrilt. Arap tarih geleneğinde te­ mel amacı mali olan. kraliyet köleleri ve kölelikten azat edilenler. diğer divan­ ları denetlemekle görevli teftiş divanları bulunuyordu. bürokratik edebiyat ve bugüne kadar gelen pek çok belge bürokrasinin eski çağlarda nasıl işlediğiy­ le ilgili bilgiler vermektedir. ” Bürokrasinin gelişmesi bu politikalarla geciktirilebildiyse de papirüsün yerine kağıdın geçmesiyle hızla yayılmaya başlamış­ tır. Bunların yanı sıra. Bunlar. cümlelerini kısalt ve elindeki papirüsü idareli kullan. Ömer’den biraz çok papirüs iste­ yen katibine şunlan söylediğini aktanr:12 "Kalemini keskinleştirip daha a z yaz. Ömer’in bürokrasinin gelişimini geciktirmek istediği söyle­ nir."Halife. Bu daha iyi anlaşılır. tam olarak Şeriat ile ilgili olmayan konularda Ortaçağ İngiltere- si’ndeki adalet divanı gibi görev yaparlardı. Halife Hz. vergi sa­ lınması ve toplanmasıyla ilgiliydi. bayındır­ lık. Halifenin. En önemli kısım maliye. haberleşme. si­ lahlı kuvvetler ve haberleşme. ondan yararla­ nacakların listesini yapacak. Emevi halifesi II.

Büveyhiler vezirlerini baş sekreter ve maliye nazın olarak koru­ malarının yanı sıra. sorumluluk­ ları ve gücü oranındaydı. Onlardan sonraki dönemde. askeri emirlerin ortaya çıkmasıyla azaldı. askeri.mekanizmasının başında vezir bulunurdu. Osmanlı sultanları tarafından askeri komutanlar içinden bir grup vezir seçilirdi. Avrupa’da başvezir olarak bilinen sadra­ zam. Davadariın yönetiminde önemli ve yaygın bir bü­ rokrasi oluştu. çok daha eski bir Pers sözcüğünden türe­ miş ya da etkilenmiş de olabilir. Vezir. daha sonra çoğunlukla kalemiye sınıfından gelerek bürokratik hiye­ rarşi içinde yükseldiler. Vezirlik. Sultan­ lar zamanında vezirlik yeniden ortaya çıkarak yeni bir öneme kavuşmuştur. sultanlığın uzun süre yaşamasında etkili olmuştur. tik kez Abbasileriin kullanmış olduklan bu makamı Sasanilerii örnek alarak ya da taklit ede­ rek oluşturduklan düşünülmektedir. halifeler dönemin­ de mâliyenin. Memluk sultanları zamanında hükümeti yürüt­ me sorumluluğunu da alan bu bürokrasi. Büyük -ölasılıkla Arapça olan bu terim bir görev ya da yük almış kişi anlamını taşımaktadır. Yönetimin başı olarak vezir genelde di­ van reisleri içinden seçilirdi. Terim. hükümet iş­ lerinin yürütüldüğü Arapça ve Farsça’yı bilmeyen asker olduğu için vezirlik makamı yeni bir önem kazandı. Vezirler. Genelde sultanlar okuma yazmayı. Selçuk­ lu sultanlığı ile sona erdi. Vezirlerin görevi sivildi ve askeri operasyonlara nadiren katılırlardı. Kanuni Sultan Süleyman'ın sadraza­ 175 . adaletin ve tüm yönetimin başıydı. o da tıpkı efendisi gibi bir subaydı. Vezirlerin önemi. Memluk Mısı- n ’nda üst düzey bir asker olan davadar (mürekkepçi) bürokra­ sinin başıydı. hatta hukuki alanlarda oldukça geniş yetkile­ re sahipti. asker­ ler her şey gibi bürokrasinin denetimini de aldı. Osmanlı sadrazamının maddi kazancı. ilk zamanlarda Doğu İranlı tek bir soylu aileden seçiliyordu. sivil.

Ortaçağ İslami ma­ li kuruluşlarının işleyişinin izlenebileceği tarihi. Bu belgeler Osmanlı mali yapısının ayrıntılı bir resmini çizmektedir. coğrafi. kendine de yanm milyon ak­ çe kaldığını belirtir. İran’ın Safevi şahlarının da bunlarla kıyas­ lanabilecek önemli statü ve yetkilileri vardı. Hükümet yönetiminin büyük bölümü gelir ve giderlerle ya­ ni mâliyeyle ilgiliydi. kimi tesadüfen ve rastgele toplanmış çok sayıda belge bulunmaktadır. zaman zaman birincinin açıklarının İkincisiyle kapa­ tıldığım gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Abbasiler’in ilk döneminde maliye de yönetimin diğer cep­ heleri gibi doğrudan vezirin sorumluluğunda bulunuyordu. yy ve sonrasına ait pek çok bölgesel ve merkezi arşiv belgesi bu­ lunmaktadır. Öte yandan kimi küçük arşivlerde bulunmuş. hukuki ve çoğunlukla da bürokratik bilgiler vardır. Bu memur. yalmzca mali konularla ilgilenen daha uzmanlaş­ mış bir memur olmuştur. Genel hâzinenin te­ mel giderlerini başkentteki askeri birliklerin ve hükümdar sara­ yının harcamaları oluşturuyordu. İslam hukukunun gerektirdiği ve pek çok Müslüman hükü­ metin uyguladığı gibi biri genel. yarım milyon ak­ çesini hayır işleri için harcadığını. Halife el-Mamun’un hüküm­ 176 .KESİTLER mı Lütfi Paşa yıllık kazancının iki buçuk milyon akçe olduğunu belirtmiş ve şunlan söylemiştir: “Şükür Allah’a. bu da Osmanlı devletinde yeterli bir miktardır.”13Sadrazam Lütfî Paşa kazancı­ nın bir buçuk milyon akçesini mutfak gideri. diğeri özel (hassa) olmak üze­ re birbirinden ayn iki maliye vardır. Bu aynm bazen çok kesin olmasa da. özellikle de XVI. Osmanlı dönemine. Türk ve Pers yönetimle­ rinde defterdar olarak adlandırılmıştır. Dolayısıyla tarihçiler Os­ manlI Ortadoğusu ve hatta Ortaçağ Batısındakilerle karşılaştı­ rılabilecek gündelik kanıtlar elde edememişlerdir. Daha sonra. Ne yazık ki daha önceki İslam imparator­ luklarına ait belge bulunmamaktadır.

İlke olarak devletin geliri İslami vergilerden sağlanırdı. Müslüman olmayanlardan alınan kelle vergisi olan cizye. Vergiler mal olarak da. esirlerin kurtarmalıklan. Müslümanlar’dan alınan aşar ya da zekattı. şairlere ve gerekli kişilere verilen bahşiş­ ler “özel” hâzineden karşılanırdı. devlete kalan mallar ve cezalarla da destek­ lenirdi. Kaynaklarda yerel giderler yapıldıktan sonra imparatorluk başkentine kalan net gelirle ilgili pek çok liste vardır ve en es- 177 . “Özel” hâ­ zinenin geliri halifenin özel malikaneleri ve gelirlerinden sağ­ lanır. Genel bir uy­ gulama olarak. el koymalar. tüm Müslüman hükümdarlar tarafından toplanmıştır. toprak vergisi olan haraç. bu vergiler "Mukus” adı verilen başka vergi ve resimlerle desteklenirdi. Buna gö­ re. Eski Sasani toprakları İran ve Irak ile daha doğuda Orta Asya ve Hindis­ tan’daki uzantılarında para birimi olarak gümüş dirhem kulla­ nılırdı. Genel hazine hükümdarın siyasi ve askeri lider olarak har­ camalarını karşılarken. Batı ve Güney- baü Arabistan’da para birimi olarak altın dinar kullanılırdı. para olarak da alınırdı. cihad için gerekli sınır kalelerinin bakımı. “özel” hazine Müslüman toplumunun dini lideri olarak yaptığı harcamalan karşılamaktaydı. DEVLET darlığına ait bir belgede günde altı bin dinar olduğu -^azmak­ tadır. ulak sistemi. Şeriat’ı uygulamaktan sorumlu kadıların ve diğer din görevlilerinin maaşları. elçilerin ağırlanması. Bun­ lar. Teorik olarak bir dinar on dirheme eşitti ama resmi he­ saplardan anlaşıldığı kadarıyla uygulamada bu oran büyük öl­ çüde değişerek yirmide bire düşüyordu. Eski Bizans toprakları Mısır ve Levant’ta. Sağlanan gelir genel hâzineye aktarılırdı. Dir­ hem ile dinarm kur farkı gümüş ve altın fiyatlanna göre deği­ şirdi. Mekke’ye hac masrafları. Hukukçuların karşı çıkmasına karşın.

000 portakal ve 2000 külçe gümüş.501. Roma. Bu verilere göre yaklaşık olarak batı eyaletlerinin ge­ liri 5 milyon dinar.KESİTLER kişi el-Hadi’nin hükümdarlığı (785-786) dönemindendir. İsfahan’dan 20. sonra da giyim eşyası toplanıyordu. 58 rad çeşidi kumaş ve 20 halı. Ermenistan’dan 20. Sind’den 1000 çift ayakkabı. 4000 kuşak.000 rad bal ve balmumu. 3 fil ve 400 maund (Hindistan’da kullanılan bir ölçü.000 ratl şeker ve 300 kareli kaftan alınmıştır. şahinler ve köleler bulunuyordu.904 dinardır. Kal- dınlan vergilerin yerini para ödemeleri almıştır. Bu­ 178 . Sicis- tan’dan 20. atlar. Örneğin.) öda­ ğacı. Sonraki listelerden gelirlerin azaldığı anlaşılmaktadır. Bugüne kadar gelen kesin mali bil­ giler Osmanlı döneminden ve Osmanlı topraklanndandır. önceki listelerde olmayan rüsum ve el koymalar da yer almaktadır. 15. Halife el-Muktedir’in 918-19 yı­ lı gelir listesindeki gelir tüm eyaletlerden 14.000 şişe gülsuyu.000 ratl ayva ile portakal. Daha sonraki ha­ lifeler dönemine ait olanlar da değişikliği ve sürekliliği göster­ mektedir. sonra da Bizans vergi yöntemlerine alışmış olan Mısır ve Suri­ ye’den alınan vergilerin önemi daha azdır ve en çok gıda mad­ desi. develer. Abbasi halifeliğinin gerilemesi ve yönetimin bölünmesin­ den sonraki listeler sayıca az olmakla birlikte. Azalmanın başlıca nedeni ordu komutanlarının. mültezimlerin ve taşra yö­ neticilerinin aldıklan paylardır. Bu listede. verileri açısın­ dan da güvenilir değildir. Fars’tan 150. yaklaşık 37 kg. Bir di­ ğeri Harun Reşid dönemine (786-809) aittir.000 rad meyve konservesi ve 30. Kumis’ten 40. canlı mallar arasında.000 ratl tuzlu balık. doğu eyaletlerinin geliri de 400 milyon dir­ hemdir. Günümüze dek kalan listelerde nakit gelirlerle birlikte mal olarak alman vergiler de yer almaktadır. Para ödeme­ leri de ekonomik değişiklikler nedeniyle azalmıştır.

5.831 akçesi de çeşitli başka giderler için kullanılmıştır. dini öğretilerine göre düzeninin korunma­ sı ve Allah'ın isteğinin yerine getirilmesi için gereken ilahi kö­ kenli düzenli bir kurumken.206. çalışmasına da­ hil olanlan zehirleyen. Öte yandan “nakit ödemeler dışında” imparatorluk atölye ve mutfaklarına ayni olarak giren malzemelere ve gıda madde­ lerine ayrıntılı biçimde yer verilmiştir. Halife şöyle yanıtlamış: “Ne o be­ ni tanır. sonradan döviz kurlarına göre değişen akçe ile verilmiştir. yy’da Bağdat’ta bir vezirin şunları söylemiştir: “Hükümetin temeli göz boyamadır.” Açıkça görüldüğü gibi bunun anlamı. Eğer işe yarar ve ömürlü olursa politikaya dönüşür. DEVLET nun bir örneği 1669-70 yılı bütçesidir. Bazen bu görüşler hükümet için­ de bulunanlar için de düşünülmektedir. IX. Müsliimanlar devlete karşı çelişkili bir tutum içindedirler.348 akçedir ve 398.572. halife el-Mansur’un sarayında mutluluğun ne anla­ ma geldiği hakkında konuşulurken. ama farklı olarak ayni malları vergi geliri içinde bulun­ maz. bir şekilde içine girenler açısından tehli­ keli olan kötü bir kurum olarak görülmüştür.512 akçesi sultanın ailesine ile merkezi hükümetin bürolarına.208. O yılın toplam gide­ ri 637.960 akçedir. başlardaki de­ ğeri klasik dirhem olan. 180. 44. diğer taraftan da. Bir başka deyişe göre hükümet etme işinde gerekli ola­ rak günah ve kötülük vardır. bir insanın hükümetle ne kadar az işi olursa o kadar mutlu ola­ cağıdır.602 akçesi silahlı kuvvetler ile savaş malzemesine.032. İslamiyet’in öteki dinlerle paylaştığı hükümetin kırsal 179 . Bu bütçede Osmanlı devletinin tüm vergi­ lerden toplam geliri 612. halifeye gerçekten mutlu bir insanın olacağı sorulmuş.528. Muhammed’e ait olduğu söylenen bir deyişe göre devlet ve cennet birleştiri­ lemez.392.403 akçesi saraylara. bir taraftan. ne de ben onu. Hz. Rakamlar. Bu listeler de öncekiler gibi vergilere ve bölgelere göre ayrıl­ mıştır. Devlet.”14 Bir öy­ küye göre.

İslamiyet çadır. adil yargıç. Cu­ ma namazı ve cibad. onu Mısır askeri va­ lisi olarak tutup gelirlerin başına da başkasını getirmek isteyen Hz. ” Klasik İslam devlet ideali adı verilmeyen bir kralın tebaası ile ilgili söylediği şu sözlerle açıkça ifade edilmiştir: “Kalpleri­ ne nefretle kirlenmemiş saygı ve saygısızlıkla kirlenmemiş sev­ gi yerleştirdim. yy başında bir Arap edebiyatçısının bir derlemesinde Or- taçağ’da Müslümanların devletin doğası ve amacı ile ilgili fark­ lı görüşleri açıkça ortaya konmuştur:16 "Devlete İslamiyet tarafından dört görev verilmiştir: Adalet. Kırsal görüntünün tam tersi de Mısır'ın Arap fatihi Amr ibn ül- As’ın söylediği belirtilen bir sözdür. devlet ve balk. devlet direk. orada durma­ yın: Güçlü yönetim. Amr. bilge bekim ve bir akarsu. çadır direği. sürüsü olan halkının çobanı olarak onlar adına Allah’a karşı sorumlu tutan pek çok dini metin bulunmaktadır. Hiçbiri ötekiler olmadan işe yaram az. sert olmadan güçlü olanlar iyi yönetebilirler. balk ip ve çomaklar­ dır.” .KESİTLER görüntüsünde de bu çelişki söz konusudur. ipleri ve çomaklarına benzer. İslamiyet.” “Husrev şunları söylemiştir: Bir ülkede şu beş şey yoksa.’’ "Ömer ibn el-Kattab da şunları söylemiştir: Güçsüz olmadan yumu­ şak. Bir tarafta sultan ya da halifeyi.”15 IX. sabit pazar. Osman’ı şöyle reddetmiştir: “Bu. çadır. ganimet. biri ineği sağarken benim ineğin boynuzlanm tutmam olur.

Osmanlı İmparatorluğu dışındaki Ortaçağ Ortadoğu devletleri. Osmanlı İmparatorluğu. Özellikle Ortaçağ Avrupa tarihi gibi başka alan­ larla karşılaştırıldığında. çok az anla­ şılır ve tanınır. 20. Osmanlı arşivlerinde yapılan araştırma­ lar. Osmanlı arşivleri çok geniştir ve bir o kadar da güç­ lükler içerir. 9. BÖLÜM E konomî Modem çağlardan önceki toplumsal ve ekonomik tarihi ile ilgili yeterince araştırma olmadığı için Ortadoğu. eldeki verilerden hareketle Ortadoğu toplumlannın ve ekonomisinin evrimini ana hadanyla çizmek olasıdır. Bu sa­ 181 . idari ve siyasi açıdan kesintisiz olarak varlı­ ğını sürdüren tek devletti ve arşivleri de neredeyse tamamen el değmemiş haldeydi. özellikle de ekonomik ve top­ lumsal tarihinin. Ortaçağ son­ larından itibaren. hatta daha önceki yüzyıllara ait bazı karanlık noktalara bile ışık tutmuştur. attık hiçbir gereksinimi karşılamayan arşivleri de korunmadığından dağılarak yok olmuştur. yy'da Batı etkisinin ve idari yöntemlerinin yaygınlaşmaya başlamasına dek. Ortaçağ Batı Avrupası’nın devletleri geçirdikleri evrimle modem Avrupa'nın devletleri haline geldiğinde de pratik amaçlar için gereken bel­ ge arşivleri modem çağlara dek korunarak tarihçiler açısından değerli bir kaynak olmuştur. Ortadoğu tarihi ile ilgili araştırmala­ rın yetersizliğinin temel nedeni belge sorunudur. Yine de. dış istilalar ve iç karışıklıklarla yı­ kıldıkları için. o dönemdeki Ortadoğu tarihini önemli ölçüde aydınlatmış. çok daha şanslı diğer alanların düzeyine ula­ şabilmesi için yapılması gereken çok şey vardır. Ortadoğu tarihinin.

çok daha önceki çağlardan itibaren en önemli ekonomik etkinlik olmuştur. bunlara paralel olarak değişen siyasi yapıların açıklanma­ sı da kolaylaşacaktır. tanmının İran ve Irak’tan Suriye ve Mı­ sır’a kadar yapıldığı anlaşılmaktadır. Bölgedeki en önemli ürün tahıldı. Bu nehirler Fırat-Dicle. Eski çağlarda Kudüs tapınağinın yapımında Lübnan’daki sedir ağaçlan kullanılmıştı. Bölge nüfusunun bü­ yük çoğunluğunun geçim kaynağı tarımdır. Ortaçağ baş­ larında buğday daha çok önem kazanmıştır. dolayısıyla ke­ reste eksikliğidir. arpa ve dan olduğu bilinmektedir. Geleneksel olarak Ortadoğu tarımı iki türdür. Tarım. Ancak İslam Ortaçağı döneminde Ortadoğu’ya. Bu tür tarım daha zor­ dur ve nehir vadisi türüne göre daha az ürün verir. Tarihi bilinmemekle birlikte. bugünkü Türkiye’nin ve İran'ın bazı bölgelerinde de ikinci tür. Bugün de benzer durum söz konusudur.KESİTLER yede. yağmura bağlı tarım yapılır. En eski tahılların ilkel buğday türleri. Hindis­ tan’dan pirinç getirildiği. Or­ tadoğu’nun öteki yerlerinde. Nil ve Orta Asya’nın iki önemli nehri Amu Derya ve Siri Derya’dır. VII. Arap komutan askerlerine. Afrika’dan ve özellikle Hindistan ile Güneydoğu Asya’dan kereste ithal edilmekteydi. Basra bölgesinin fethinde bulunan bir Arap tarafından anla­ tılan öykü ilginçtir:1 Bir Arap bildiğince sazlık bir yerde pusuya düşürülen îranlt askerlerden birinde hurma. Yakın zamana ka­ dar devletin gelirinin önemli bir bölümü de tarımla geçinenle­ rin emeklerinden sağlanmaktaydı. Ötekinde de daha sonra pirinç olduğu anlaşılan iki sepet kalmjştı. Suriye-Filistin kıyılarında. yy Arap fetihleri sıra­ sında fatihlerin Irak’ta pirince rastladıklan ve bunun onlar için bir yenilik olduğu anlaşılmaktadır. İlki ve daha önemlisi nehir vadisi tanmıdır. "Hurmaları yiyebilirsiniz ama diğe- 182 . Bölgedeki önemli bir sorun da orman azlığı. Suriye vadilerinde.

Her iki sözcük de “sugar” ve “candy” olarak İngilizce’ye geçmiştir. Bunlar ara­ sında. Baharat Ortadoğu’da çeşitli bölgelerde yetiştirilir.Afrika’ya dek yayılan şeker. sonra da Yeni Dünya'ya yayılmıştır. Komutanları "Allahın adıyla yiyin. Ertesi sabah atın ölmediğini gördüklerinde. ateşte pirincin kabuklarını yaktılar. atın sahibi acele etmemelerini. Şeker kamışı İran’da “Şeker” ve “Kand” olarak bilinirdi. İçinde yağ bulunan bitkiler çok önemliydi ve bu bitkilerin yağlan aydınlatma. Avrupalı denizci devletler tarafından Asya’ya bir deniz yolu açılarak de­ netim altına almasına dek sürdü. zamanı geldiğinde gerekeni yapa­ cağını söyledi. Arşivlerde başka tahılların da adlan geçmektedir. “ dedi. oradan Atlan­ tik adalarına. Sıcak iklime sahip bölgelerde 183 . Helen-Roma dünyasın­ da pek tanınmayan şeker yalnızca tıp alanında kullanılırdı. Şekerkamışı tarımı ve plantasyon sistemi Kuzey Afrika’dan Müslüman Ispanya’ya. Or- taçağ’da üretimi Mısır’a ve Kuzey . bugün de Ortadoğu’nun ve özellikle Mısır'ın başlıca be­ sin maddelerinden olan bezelye. aynca Gü­ ney ve Güneydoğu Asya’dan da çok miktarda ithal edilirdi. Askerler pirinci yediler ve çok lezzetli buldular. " dedi. EKONOMİ riniyemeyin. sabun yapımı ve yemek için kullanılıyordu. Asker­ ler hurmaları yiyip diğer sepete dokunmadılar ama bir at pirinci yeme­ ye başladı. en önemli yağ kayna­ ğı olan zeytin önde gelen ürünlerinden biriydi. Müslüman Ortadoğu’nun Hıristiyan Avrupa’ya ihraç ettiği baş­ lıca maddelerden biri oldu. Ba­ tı dünyasına Ortadoğu’dan yapılan bu önemli ihracat. mercimek ve nohut bulunmaktadır. fasulye. o düşmanın bize hazırladığı bir zehir olabilir. Bölgeye doğu­ dan gelen ve Arap-Müslüman yönetimi altında batıya giden bir başka besin maddesi de şeker kamışıydı. Askerler atı zehirlenmeden yiyebilmek için kesmeyi düşünür­ lerken. Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde. İçe­ cekler ve yiyeceklerin tatlandınlması için bal kullanılırdı. Pirinç tarımı ve tüketimi Arap yönetiminde batıya yayıldı.

İran ve doğu kökenliydi.. Nil kıyıla­ rında büyüyen bir sazdan elde edilen papirüs önce parşömen. Ortadoğu’da. Bu yöntemle korunan yiyeceklerin yenmesi için ba­ harat çok gerekliydi. ilk olarak İran’da rastlanmış. yy’dan sonra Ortado­ ğu’da üretilmeye başlamıştır. Daha önceki dönemlerde başlıca meyveler hurma. Papirüs. Arapça “boıtakal” adı kullanılır ve Af­ 184 . Birçok Ortadoğu dilinde portakal için Portekiz’den (Portugal) türeti­ lerek Türkçe “portakal”. sıcak iklimlere uygun olmadığından ince giysiler için işlenebilir ürünler gerekiyordu. Dut ağacıyla beslenen ipek böceğinin ürünü ipek VI. çok önemli diğer bir sanayi ürünüydü. Narenciye tarımının ilginç tarihçesi çok net değildir. Özellikle Suriye ve İran ipeklileri çok beğenilirdi. şarap üretimi için de yapılan üzüm tarı­ mı İslamiyet’ten önce çok daha yaygındı. ulaştırma için de yoğun­ lukla kullanıldığı bu toplumda hayvan yemi de önemli bir ge­ reksinimdi. Soğuk iklimli bölgelerde giyim için başlıca malze­ me olan deri ve yün. sonra da kağıt bulunana dek Doğu Akdeniz dünyasındaki te­ mel yazı aracıydı. ıspanak ve patlıcan için ilk geldiklerindeki Arapça ve Farsça adları kullanılmaktadır. Kayısı ve şeftali gibi Ortadoğu’nun öteki meyvelerinin çoğu. Hurma ise zaten vaha ve yan çöl iklimi bitkisidir. incir ve üzümdü. Özellikle üç tane­ si çok önemliydi. Pamuk. Batı’da ha­ len enginar. Doğu Asya’dan gelmiş. Ketenin. özellikle de et çabuk bozulmaması için tuzlanarak saklanırdı. oradan da batıya taşınmıştır.KESİTLER yiyecekler. Sebze ve meyve yetiştiriciliği de oldukça yaygındı. Hayvanların beslenmenin yanı sıra. Meyvesinin yanı sıra. Boya ve koku üretmekte kullanılan bitkiler de iyi giysileri tamamlarlardı. özellikle mumyaların sarıldığı bezlere bakarak Mısır’da antik çağlardan itibaren üre­ tildiği anlaşılıyordu.

özellikle Portekiz­ liler tarafından getirilmiştir. Tevrat ve Pers kaynaklarında “turunç” adında (Arapça “utruja".Ortadoğu’ya mısır. domates ve patates gibi hiç tanın­ mayan Amerikan bitkileri. EKONOMİ ganistan’a de benzer adlarla anılır. yenilebilir bir narenciye­ nin süs için kozmetikte ve şerbetlerde kullanıldığından söz edil­ mektedir. IX. yy başların­ da Portekizliler getirmiştir. ekşi. Türk tarihçisi İbrahim Peçevi 1635 yılında konuyla ilgili şunlan söylemiştir-. yy Arap şairi ibn al-Mutazz tarafından genç bir kızın yanaklarına benzetilmiştir. Bu bağımlılığa kudretlilerin ve büyük ulemanın da çoğu tu­ tulmuştur. Ortado­ ğu’da hızla yaygınlaşan limon. kökeni Ortadoğu olmayan iki bitki de bölgedeki ekonomik ve toplumsal yaşamı çok etkilemiştir. Avrupa’ya gitmiştir. Batı AvrupalIlar. Pers İmparatorluğunda narenciye meyveleri İslamiyet’ten çok daha önce tanınırdı. Avrupa’da bu iki meyve halen Pers-Hint adları kullanılmaktadır. zevk düşkünü olmayanlar bile içmeye baş­ lamışlardır. Portekiz’de ve Batı’daki başka ülkelerde buna benzer adlarla anılan yenilebilir tatlı bir meyve vardır. Aslında Çin ve Hindistan’da daha önceden tanınan portakalı Ortadoğu’ya. XVI. “ Yakın zamanlarda. İbn al-Mutazz. Arapça’ya da “na- ranç” adıyla geçmiştir. Haçlılar da Avrupa’ya götürmüşlerdir. Farsça “narang" denilen bu meyve. İbranice “eth- rog”) güzel çiçekleri olan küçük.2 "tasanın içini bulandıran dumanı ve kokusuyla tütünü 1009'da (mila­ di 1600-1601) kajir İnğilizler getirmiş ve birtakım rutubet hastalıkları­ nı iyileştireceğini söyleyerek satmışlardır. Şüphesiz Ortadoğu’ya bu meyveleri Uzakdoğu’dan Müslüman kervancı­ lar getirmişler. Bu meyve. büyük olasılıkla o dö­ nemde Hindistan’dan gelen limondan da söz etmiştir. . Kısa sürede zevk düşkünleri tü­ tüne bağımlı bale gelmişler. Or­ taçağ başlannda bir Arap gezgini Çin’den ilginç bir öykü an­ latır: 185 . tütün.

Çayla 1700’de tanışan Batı Mağrip. öteki Sofiler de kahve içmeye başladılar. bu bitkiden. Habeşistan’dan. Mısırlı bir yazar şunlan söylemiştir: “Mısır’a Ye- men’de adına “kahva” denen bir içkinin yayıldığı. Tüm kamu mâliyesi geliri. XX. İran’a çay içme alışkanlığım XIII. yy’da Türkiye ve İran’da devlet teşvikiyle çay tarımı yaygınlaş­ tırılmıştır. Bunun bu ülkelerde yetişmeyen kahveye bağımlılığı azaltmak için yapıldığı düşünülebilir. Sofi şeyhle­ rinin ve başkalarının dua ederken uyanık kalmak için içtiği ha­ beri geldi. XIV. Bu bitkinin yaprağı da. nane yapraklanyla yapılan çay olmuştur. tuzdan ve kelle vergisinden sağlanıyor. Yemen’e kahveyi Habeşistan’a giden bir gez­ ginin getirdiğini anlatır:4 "Aden’e döndükten sonra hastalanan adam getirdiği kahveyi içip iyileşti. Fas’ın milli içeceği. yalnızca yerel tüketim ve biraz da ihracat için yetiştiril­ miştir. çayın çok tüketildi­ ği bir yerdir.KESİTLER “Kaynamış suyla içilen bir bitkinin ve tuzun tüm gelirinin sahibi kral. bölgenin tamamında en önemli içecek­ tir. Çin ve Tibet’teki çay tarımı ve kullanımı ile ilgili daha çok bilgi vermektedir.çıktığı. Kuzeybaü Afrika’nın Avrupa pazarlanna katılması beklentisiyle getirmiştir. adını bugün de yaba­ ni kahve bitkilerinin yetiştiği Kaffa’dan aldığı bulunan kanıt­ lar arasındadır. yy’da ünlü yazar el-Biruni. Kahvenin halsizliği ve yorgunluğu giderip vücudu canlandırdığını fark etti. Öte yandan kahve. Sakh adındaki bu bitki her şehirde çok pahalıya satılıyor." XI. Kay­ namış suya atılıyor. yy'da kahve Kaffa’dan Yemen’e getirilmiştir. yy’da Moğol fatihlerin getirdiği biliniyor ama fazla yaygınlaşmadığından buradan batıya ilerlemesi hakkında bir kanıt bulunmamaktadır. Ar­ dından balkın tamamı. yy başına rastlar.” Yazar. ya da XV. Çay tanmı çok önemli ol­ mamış. Kahvenin. Buraya çayı Fransız ve İngiliz tüccarlar. Rusya’dan getirildiği XIX. kokusu da naneden daha çok ve acımtırak bir tadı var. İran’da çayın yaygın olarak içilme­ ye başlaması. aydınlar da sıradan insanlar da içmeye başla- 186 . Kendisi bir Sofi olunca.

Büyük bir olasılıkla buradan da ülkelerine dönen hacılarla birlikte Suri­ ye'ye.. İstanbul’daki Venedik elçilerinden Gianfrancesco Morosini 1585 yılında gittiği bir kahvehaneden şöyle söz eder: "Bu insanların tümü.” Ne var ki. baharatın yerine geçecek bir üründü. ol­ dukça sıcak kara sıvıyı içerler. Sürekli bir yerde oturarak insanlar arasında. XIX. kahve içenler ve kahvehaneler küçüm­ senmiştir. Bu hak isteği üzerine. işi gücü olmadığı için zamanlarını bo­ şa harcayan kişilerdir. Eskiden çok kârlı olan baharat ticaretini kaptıran Mısırlılar için kahve.. Avrupa’da kahve. Ba­ tı dünyası çayı Çin ve Hindistan’dan daha ucuz. Viyana’da ikinci Türk kuşatmasın­ dan sonra açıldı. Mısır’a." Gerçekten de kahve içme alışkanlığı yaygınlaşmıştı. kahve bir süre bir Ortadoğu tekeli ol­ muştur. yy başlanna dek kahve İran'ın en önemli içeceği olmuştur. so­ kaklarda ve dükkanlarda. Üretimi ço­ ğunlukla Yemen’de olan kahve. kötü giysili. “Kavee” dedikleri bir tohumdan yapılan. “ lölO’da Türkiye’yi gezen İngiliz George Sandys’in görüşleri çok daha olumsuzdur: “Tüm gün kahvehanelerde otururlar ve “Koffa” admı verdikleri çok sıcak içeceği içerler. İran’a ve Osmanlı topraklarına gitmiştir. kahvede de. gittikçe büyü­ yen Avrupa pazarında. EKONOMİ dılar ve kahve içme alışkanlığı yayıldı. çok geçmeden Ortadoğu’nun Avmpa’ya ihraç ettiği başlıca ürün oldu. kahvehane ve çayhanelerin önemli toplumsal merkezler olma- 187 . kahvehanede de Avrupalılann hoşuna gitmişti. daha kalite­ li ve daha bol bulurken. 1511’de kutsal Mekke şehrinde kahve içildiği belirlenmiştir. Avrupa’daki ilk kahvehane. Kahve ve çayın Ortadoğu’da bu denli popüler olmasının. Türk hatlan gerisinde Avusturya istihbaratına yardımcı olan bir Ermeni’ye ödül ola­ rak verilmişti. İçtikleri is gi­ bi kara renktedir ve tadı da ona benzer.

teknolojik gelişmele­ rin olmamasının başka bir nedeniydi. çoğunlukla da at koşulurdu. Hıristiyan manastırı. Ortadoğu’nun birkaç istisna dışındaki eğitimli beyleri çiftçilikle uğraşmaz. Ama yasak tamamen de etkili olamamıştır. Manastırlarda ürün yetiş­ tirmeye kendilerini adayan eğitimli kişilerin. Kısa süre içinde kahve­ hanelerin ihanet ve dedikodu. öküz. Şiirler’de ve başka yazılarda yoğun olarak içki içmenin ve hatta ayyaşlığın kanıtla- n bulunur.KESİTLER lannın nedeni kolayca anlaşılmaktadır. Bölgede ilkel tanm teknikleri kullanılıyordu. Genel olarak. en kötüsü de kumar yuvalan ol­ duğu şikayetleri başlamıştı. Ancak ya özel bir evin yüksek duvarlan arkasında ya da bir İslam devletinin yasak kapsamına girmeyen Müslü­ man olmayan halkı arasında. keşişler ve Zerdüştçü rahip­ ler olmuştur. Genellikle sabana katır. Bazen yılda iki üç ürün alındığı için daha sert ve zayıf olan iklimlerin teknolojik icatlan gerektiren güç­ lükleri olmazdı. çift­ çiler de eğitimli olmazdı. Zengin nehir vadisi bölgelerindeki tarımda verimli ürün almak için çok ça­ baya gerek olmazdı. Daha önce­ ki çağlarda kullanılan basit tahta ve tekerleksiz saban. Bu ülkelerdeki iki karakteristik olgu. meyhane ve meyhanecinin şiirde­ ki sembolleri. Klasik Fars ve Arap şiirinde. Bu boşluk kah­ vehane ve çayhanelerle gideriliyordu. bölge­ deki bazı yerlerde günümüzde de kullanılmaktadır. çiftliğini idare ederken eğitilen. Hoşgörüldüklerinde bile bunlann gizli olması zo­ runlu olduğundan Ortaçağ İslam şehirlerinde Batidaki meyha­ nelerine benzeyen hiçbir yer bulunmuyordu. üniversite eğitimi almış. tarımdaki teknolojik ge- 188 . karşı­ laştığı tanm sorundan için eğitiminden yararlanan İngiliz taşra beyinin karşılığı bu toplumlarda bulunmuyordu. Musevilik ve Hıristiyan­ lık’tan farklı olarak. eğitimli çiftçilerin. îslamiyette alkollü içkiler yasaklanmıştır. içkinin gizii içilmesi gerekiyordu.

da. muz. Klasik İslam dönemi. yirmi sekiz çeşit i cir ve on altı çeşit kayısı olduğu anlatılmıştır. Eski Irak’ta ve İran’da Do­ ğu Asya kökenli ürünler yetiştirilmiştir. İlk kez İslami fetihlerle Batı’da Avrupa’dan. pirinç. Orta Asya’da bulu­ nan Müslüman gezginlerin ve askerlerin önemli etkileri olmuş­ tur. İslamiyet döneminde İran’dan Mezopotamya’ya. hayvan yemi. teknik beceri ve tarımla iç içe olma eksikliği söz konusuydu. 1400’de Kuzey Afrika kıyılarıyla ilgili bir yazıda. EKONOMİ Üşmeyi sağlayan entelektüel disiplin. patlıcan. otuz altı çeşit armut. Daha batıda bu ürün­ ler. Örne­ ğin eski Roma’da şeftali tanınan bir meyveydi ve bugünkü adı olan “peach” bir Roma terimi “persicum malum’dan (İran el­ ması) gelmektedir. baharatlar. Doğu’da Çin ve Hindistan’a dek tek bir ekonomik ve siyasi bi­ rim oluşturulmuştu. büyük olasılıkla Basra Körfezi’nden Hint Okyanusu’na ve daha ilerilere giden Müslüman denizcilerin. yani sulama alanında sergilenmiştir. sulama dışmda tarım teknolojisine pek katkı sağlamamıştır ama Ortadoğu’daki tüccarlar ve çift­ çiler özellikle gıda maddesi ürünlerinin çeşitliliğinin artması­ nı sağlamışlardır. bürokratların ve teknokratların da katkılanyla ger­ 189 . egzotik. narenciye ve şeker kamışı gibi çeşitli gıda maddeleri. her bi­ rinin çeşitli alt türleri bulunan oldukça geniş bir ürün çeşitlili­ ği anlatılmıştır. engi­ nar. Yeni ürünlerin keşfedilmesi ve yayılmasın- . karpuz. Bu yalnızca çiftçilerle yapılmamış. tıpta ve kozmetikte yararlanılan bit­ kileri de içeriyordu. Kuzey Af­ rika’ya ve Avrupa’ya doğru gerçekleşen hareket. Doğu ve güneydoğu Asya ürünlerinin batıya gidişi Islamiyetten önce başlamıştır. pamuk. Ortaçağ Müslüman gezginlerince. iplik yapımında kullanı­ lan ürünler. Ortadoğu’da en büyük beceri. lüks ve pahalı ürünler olarak görülmüştür. büyük nehirlerin sularım ko­ ruyarak dağıtmak üzere yapılan oldukça hassas kanal sistemin­ de. altmış beş çeşit ürün.

Bugün de bölgede bazı yerlerde bu yöntemler kullanıl­ maktadır. Genellikle de en çok gerek olan yerlerde gübrenin bulunmaması. Mısır’da toprak her yıl Nil’in taşıdığı alüvyonlar sayesinde yeniden gübrelediği için gübreye gerek olmazdı. Çölün ilerlemesinin birkaç nedeni vardı. çoğunlukla orak ile yapılırdı ve tahıl yük hayvanlan ya da köleler tarafından dön­ dürülen değirmenlerde ya da el aletleriyle havanda öğütüllir- dü.KESİTLER çekleştirilmiştir. Bu durum Irak’ta nehirlerle gelen tuzlu birikintilerle daha da çoğalırdı. keçiler ağaçlann kabuklarını da yediklerinden ağaçlan öldürüyordu. Daha somut bir ne­ den de keçiydi. Kimi tarihçilere göre. modem bürokratik devletle güdüm­ lü ekonominin çekirdeğini örneklemektedir. Bu nedenle rüzgara açık hale gelen ovalar yine toprak kaybı­ na uğruyordu. Tahıl kaybım önlemek üzere harman. toprağın tükenmesine neden olurdu. otla birlikte toprağın üst tabakasını da kaldırdığı için toprak zayıflayarak rüzgarla uçuyordu. Çölün genişleme­ sinin önlenmesi için savunma hatlarına ihtiyaç vardı. kopartıp yi­ yen keçi. Bunun yanı sıra. Antik çağlarda dahi erozyon sorunu yaşanmıştı. Ortaçağlar­ da ve günümüzde de durum değişmemiştir. bir yıl da nadasa bırakırlardı. çö­ lün ekilen topraklar aleyhine genişlemesiyle sonuçlanmıştır. Çiftçiler. Düzenin ve banşın hakim olduğu zamanlarda buralar kurutulur ama karışık zamanlarda bu yerlerle ilgilenilmezdi. Bölgenin büyük bir bölümünde bu ve başka et­ menler medeniyle toprak kaybı meydana gelmiştir. nehir vadisi toplumla- nn merkezi sulama işleri. 190 . Bu durum. Otu kesip yiyen koyunun tersine. çölden tarım topraklarına gitmesi. Sivil dü­ zen kesintiye uğradığında çöl genişliyordu. Göçebelerin her si­ vil düzen bozulmasında. nehirlerin yeterli su bırak- tıklan nehir vadileri dışmdaki topraklan bir yıl ekerler.

Şeriat da şehirlilerin yaşamlarına ve sorunlarına daha fazla ilgi göstererek bunlan en ince ayrıntılanyla inceler ve dü­ 191 . tefeciler ve benzeri sorunlarla köyden şehre göç ve nü­ fusta azalma olduğu da anlaşılmaktadır. Balkanlar’da ve Hin­ distan’da yeni Müslüman imparatorlukların kurulmasıyla yeni­ den yaşandı. Hz. şehir ve köy kalıntılarından geçmişte büyük bir uygarlığın varolduğu anlaşılan Kuzey Afrika’da yıkımın hüküm sürdüğünü” anlatır. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki birçok bölgedeki terk edilmiş köyler. tarımsal üretimdeki düşü­ şün önemli bir nedenidir. Bununla birlikte. Çok geçmeden bu garnizon şehirleri. Zaman içinde köylüler de İslâmlaştırıldı ama yine de eski izler silinmedi. Benzer bi­ çimde. EKONOMİ modem çağların ekili topraklan. heykel. Muhammed'in ailesi tüccardı ve ölümünden son­ ra taraftarlan fethettikleri büyük imparatorluğu tüm eyaletler­ de bir garnizon şehirleri ağından yönettiler. çok azında tarıma saygı görülür. Muhammed’in hadislerinde sıkça ticareti öv­ düğü görülürken. İslamiyet bir kervan şehrinde doğ­ muştu. Şehirli Müslümanların. eski çağların arkeolojik bu- luntulanyla karşılaştırıldığında aradaki çarpıcı farkla açıkça gö­ rülmektedir. Hükümetin. Bu durum Arap istilaları zamanında daha da art­ mış. İslami kültür ve öğrenimin merkezleri ol­ du ama kırsal kesim daha uzun süreler İslamiyetten önceki es­ ki dinlere bağlı kaldı. Müslü­ man olmayan köylüleri yönetmesi örneği. Hz. XTV. genellikle vergi yükü. tarım ürünlerinin ve onlardan sağla­ nan gelirlerin Roma’nm son çağlanndan itibaren azaldığını gös­ termektedir.5 Mali ve başka belgeler. toprağı iş­ lemeyi ve işleyenleri aşağı görmesi. Bu gerilemenin pek çok göstergesi bulunmaktadır. çiftlikler ve kuyular. “bina. kısa süreli bir düzelmenin ardından İslami Ortaçağ’da da sürmüştür. üst sınıfların ve bir ölçüde de dinin. yy’da yazan ibn Haldun. üretimin dolayısıyla da gelirin azal­ masının belgesel kanıtlandır.

faz­ la ilgilenmez. Kümes hayvanlan et ve yumurtalan için beslenirdi. Bölgeye bin yıldır hakim olan göçebe hayvancılık kültürü ile ilk ilkel tanmın bir­ leşmesi uygarlığın başlamasını sağlamıştır.KESİTLER zenler. domuz yetiştiren ve yiyenler arasmda İslamiyet kök sal- mamıştır. Batılılar’ın ilk gördüklerinde hayre­ te düştükleri bir teknikle yapılıyordu. vergilerin ödenmesi dışında. Öteki uygarlıklar için önemli olan domuz. Tanma ve büyükbaş hayvanların otlamalarına uygun olmayan bu top­ raklar. yün ve postun yanı sıra. Müslüman fatihler Ispanya’ya. atlar adları ve soylarıyla anılırdı. Mısır’da tavuk yetiştiriciliği. Çalışması ya da eti için az sayıda çiftlik hayvanı bes­ lenirdi. Bu ülkelerde yüzyıllar boyu Müslüman egemenliğine sürdüğü halde. Eski Arabis­ tan’da çok at olmadığından. Avrasya bozkırlannın göçerleri arasında da atın önemi büyüktü. tarımdan anlama­ yan ve bölgelerinin uzun vadeli refahım pek düşünmeyen as­ kerlerin denetimine giren ekonomi yüzünden durum çok da­ ha kötü bir hâl aldı. Balkanlar a ve Ba­ tı Çin’e ulaştıklarında domuz. fethin coğrafî sınırlarını çizmiştir. Kimi tarih­ çilere göre. İslamiyet’in Musevilikle paylaştığı bir tabu nedeniyle yasaktı. Bölgedeki toprakların büyük bölümü yan kuraktır. Ortadoğu’nun başlıca besin kaynağı olan süt ve yoğurt elde ediliyordu. Devletin ve tarım alanlarının. İslamiyet yayıldıktan sonra İran. savaş zamanında da önemli bir ulaşım aracı olmuştur. banş zamanında da. Bizans. Bu hayvan­ lardan et. 1655 yılında Mısır’a giden Fransız gezgini Jean de Thevenot şöyle anlatır:6 192 . keçi ve koyun yetiştirilmesi için yeterliydi. sonrasında da Ber­ beri hayvanlan kullanan Arap yetiştiricileri sürülerini olabildi­ ğince genişlettiler ve bozkırların otlaklarından fazlasıyla yarar­ landılar. Köylülerin durumuyla. Tarih öncesine dek giden deve göçerliği bedevilerin ekonomisinin ve yaşam biçi­ minin merkezi olmasının yanında.

Thevenot’nun da belirttiği gibi daha sonra Avrupa’ya da gitmiş ve çok yaygın bi­ çimde uygulanmıştır. Hayvancılık ile ta­ nm birbirinden aynydı. Bazılan bunun iklimi sıcak ol­ duğu için Mısır’dan başka bir yerde yapılamayacağı görüşündeler ama Floransa Büyük Dükü bunu yapanlardan birini getirtip Floransa'da da yaptırtmtştır.. Arabistan çöllerinde ve Avrasya bozkırlarında imparatorluk olmayı bek­ leyen göçebe krallıklan ve beylikleri bulunuyordu. Bunun Polonya’da da yapıldığını duydum Kuluçka makinesi adı verilen bu yöntem. Öte­ ki kardeş tanmla uğraşıyordu ve doğanın ürünlerini getirmişti. yani göçebeler köylülere saldırmışlardır.. göçebe Habil’i öldürdü. Or­ tadoğu’da göçebeler ile köylüler arasında daha eski çağlardan gelen bir çatışma ve ayrılık söz konusuydu. Allah göçebeleri seçerek hayvan kurbanı kabul etti ve doğanm ürünlerini reddetti. Bunun üzerine köylü Kabil... Burada yumurtalar ılık fırına konur ve fırının ısısı doğal ısı­ ya çok yakın olduğundan civcivler oluşarak yumurtadan çıkarlar. Uygar toprakların güney ve kuzey sınırlarında. eti için de hayvan yetiştirmek göçebenin işiydi. bu civcivlerin de kiloyla sa- tılmasıydı. Bir köylü gün­ delik işler için birkaç hayvana sahip olabilirdi ama taşıma için de. Bu çatışma eldeki en eski Ortadoğu öykülerinden biri olan Habil ile Kabil öyküsünün başında da geçmektedir. Göçebeler de sivil otoritenin savunması­ nın her zayıflayışında bu durumdan yararlanmaya hazır olmuş­ lardır. 193 . Orta­ doğu’da ekili toprakların tamamı göçebelerin yaşadıklan çölle­ rin çok yakınındadır. Batı Avrupa’da hayvancılık ile tanm yakın bir ilişki içindeydi ve genelde aynı ellerde bulunuyordu. çoğunlukla da karşıttı.” Ortadoğu’nun tarihinde genellikle bunun tam ter­ si gerçekleşmiş. Fı­ rınlan ağızlarına deve y a da öküz dışkısı koyarak ısı tırlar ve her gün es­ kisinin yerine yeni sıcak dışkı koyarlar. “Bu kardeşlerden biri hay­ vancılık yapıyordu ve kurban olarak bir hayvan getirmişti. EKONOMİ "Kahire'de rastladığım ilginç şeylerden biri de tavuklar kuluçkaya yatı­ rılmadan yumurtalardan civciv çıkarılması.

KESİTLER Sanayi için özellikle de ortaçağların en önemli sanayii olan kumaşçılık için hem hayvancılık hem de tanm hammadde sağ­ lıyordu. özellikle eski Sasani topraklannda olmak üzere birçok yerde bulunuyordu. 194 . Gümüş. Kalay. İslam dünyası için en zen­ gin altm kaynaklarından biriydi. Mineraller de çok önem taşıyordu. Metaller madenlerden çı­ karılır. Şam’dan “damask” (damascus) ya da teknik terimler olarak “taffeta” (Farsça taftah) ve “mohair" (mukhayyer) gibi. Bronz. İran’da. uzaklardaki “kalay adalan’ndan yani Comwall’dan. Gümüş ile altın başka yerlerden getirtiliyordu. kil ve taş gibileri de toplanırdı. milattan önce üç bin yıl önce Doğu Mezopotamya’da. çok az bulunduğu ve pahalı olduğu için ithal edilirdi. pamuk ve keteni köylüler sağlardı. Avrupa’ya yapılan kumaş ihracatının önemini Ortado­ ğu kökenli kumaş adlan da göstermektedir: Musul’dan Mus­ lin. Olayların akışını bu madenlerin aranması ve getirtildiği yollar önemli ölçüde etkilemişti. Tarih öncesi çağlardan beri Ortadoğu’da bakır. Deri ve yünü göçebeler. yukan Mısır’da ve Sudan’da maden kalmıştı ama Ortadoğu’da. Minder­ ler. iki bin yıl önce Mısır’da yapılıyordu. Er­ menistan ve bugünkü Doğu Türkiye'den getiriliyordu. Önemli hammaddelerden kereste. yani Mısır ve Me­ zopotamya’da neredeyse tümüyle tükenmişti. altın ve gümüş madenleri işletiliyordu. Müslüman­ ların Sahra’nın güneyine inme nedenlerinden biriydi. demir de Transkafkasya. Altın ve köleler. duvar kaplamalan ve diğer döşeme eşyası da üretilen ve ih­ raç edilen kumaşlara dahildi. Afrika madenleri ve özellikle Sudan ile Mısır arasında kalan sınır böl­ gesinde Assuan’ın güneyinde Allaki. Ortado­ ğu madenlerinin çoğu antik çağlarda tükendiği için birçok İs­ lam devletinin güvencesi uzaklardaki ülkelerden ve uzak eya­ letlerinden yaptıkları ithalattı. Ermenistan’daki uzak bölgelerde.

yalnızca tahıl öğütme ve sula­ ma amaçlı kullanılıyorlardı. daha büyük gülleler. daha uzak­ lara fırlatılıyordu. Bazı istisnalar dışın­ da. savaşlarda tutuş- turucu sıvılarla dolu kovalan düşman gemi ve şehirlerine fır­ latmak için kullanılan mancınıklardı. kamuya ait binaların inşaatı. Bu yöntem­ le. Giyinmekten sonra gelen en temel gereksinim barınmaktı. kılıç. Ancak değirmenle­ rin sayısı Ortaçağ başlarının Batısı ile karşılaştırıldığında bile çok azdı ve sınai amaçlı değil. daha büyük bir kuvvetle. savaş si­ lahlan için patlayıcı karışım yapımında kullanılırdı. eski ve ortaçağlarda ancak kendiliğinden yüzeye çıktığında kullanı­ lırdı. döşeme ve süslemesi için gereken malzemelerin üretimi için pek çok sanayi gelişmişti. Özel ve. Bugün de kullanılan. bunlar dışındaki tek ma­ kineydi. Ban Avrupa'daki odun ve kömürden ya da pek çok ırmak ve çağlayandan sağlanan su enerjisi ile karşılaştırılabile­ cek hiçbir şey yoktu. Mancınıktı ve değirmen. insan ve hayvan gücü tek enerji kaynağıydı. Avrupa’dan top ve topçu­ nun Ortaçağ’ın sonlarına doğru ithal edilmesine kadar. 195 . bükmeyle. Petrol. Diğer makine de. gerilimle ve en çok geliştirildiklerinde de bir dizi karşılıklı ağırlığın hareketleriyle kullanılırdı. mancı­ nıklar. Petrol vardı ama çıkartılması ve kullanıl­ ması daha çok uzun çağlar sonra mümkün olacaktı. Zerdüşt İranı’nda tapınaklardaki kutsal alevi yanık tutardı. zırh ve hançer gibi öteki savaş araçları. Şehirlilerin gereksinimleri arasında kap kacak. Petrol. EKONOMİ Sanayi teknikleri ilkel haliyle kalmıştı. sanayi üretiminde ve uluslararası ticarette mal olarak önemli bir yere sahipti. İslam ve Bizans imparatorluklarında ise petrol. Uygun hammaddeler olmadığından enerji üretiminde ilerle- nemiyordu. başka eşyalar. hem su hem de rüzgarla çalışan değirmenler çok eski çağlardan kalmadır. İcat edilen ve kullanılan birkaç küçük otomatik makine daha çok oyun­ cak gibiydi. Kalkan.

Daha farklı bir konu olan su ulaşımı. Roma tarihçilerince yapılan hesaba göre. Osmanlı malzemeleri­ ni taşımak için Suriye ve Anadolu’dan getirtilen çok sayıda de­ ve Balkanlar’m rutubetli ikliminde hastalanarak öldüğü için Os- manlılar’ın ilerlemesi aksamıştı. Kısa mesafelerde eşek ya da katır bile insan ve mal taşınması için yeterli oluyordu. kuru Ortadoğu ik­ liminde. İslam topraklarında o kadar önemli değildi. hatta bazen anlatılır ve resimleri çizilir ama bunlar olağanüs­ tü şeyler olarak görülmüştür.KESİTLER kokular. buğdayı Roma İmpa­ 196 . hem de iç sularda gerçekleştirilmişti. deve­ lerin kullanımı her yere uygun değildi. tik olarak M. Bü­ yük bir olasılıkla odunun ve madenin az olması nedeniyle te­ kerlekli araçlar çok az kullanılırdı ve onlar için çok az yol ya­ pılmıştı. günde üç yüz kilometre yü­ rüyor ve su içmeden 17 gün gidebiliyorlardı. sabunlar. develer gerçekten herhangi bir araba ve yol sistemin­ den çok dalıa az masraflıydı. yazı için mürekkep. papirüs ve daha sonraları da kağıt yer alıyordu.’’ Genellikle ulaşım ırmak ve denizlerden ya da yük hayvan­ lan ile sağlanıyordu. çok eski çağlardan itibaren hem Akde­ niz ve doğu denizlerinde. parşömen. Ne var ki.Ö ikinci bin yılda evcilleştiril­ miş olan develer 600 kilo taşıyor. XVIII. XIV. boz­ kırın Türk halklan arasında gördüğü tekerlekli arabalan anlata­ cak denli önemli bulmuştur. Öte yandan. hükümetin onlara el koyacağı için bir anda büyük bir kay­ ba uğranılacağından korkulmasıyüzündendir. Kimi zaman tekerlekli arabaların varlığından söz edi­ lir. yy’da Fransız gezgini Vol- ney şunlan söylemiştir:7 "Suriye’nin hiçbir yerinde tek bir araba olmadığını belirtmem gerekir. yy’da Fas’tan Ortadoğu yoluyla Orta Asya’ya seyahatinde. Herhalde bu. Fas'ın yerlisi olan ibn Batuta. Öteki uygarlıklarda sanayi üretimi için önemli bir itici güç olan ulaşım.

Klasik Arapça’da tiraz. birkaç ürünün uluslararası ticareti yapılırdı. Hz.” (Bu da laissez-faire ekonomisinin açık bir ifade­ sidir) denilmesine karşın Müslüman yetkililer. Tekstil üretimi aile içinde yapılır. bazen teşvik sağ­ lama. kral tarafından giyilen ya da giyilmesine izin verilen bir çeşit işleme­ li brokar kumaş anlamına gelmektedir. özellikle de büyük çaplı olarak bunu ilk kez yapan Roma imparatoru Diocletian’a dek uzanır. Devlet fiyatları belirlemek için ekonomik yaşama müdaha­ le ederdi. Üretim öncelikle topluluk. bazen hükümdarların para yatırımları. Akdeniz’in bir ucundan diğerine denizden taşımaktan daha pahalıydı. bazen de tekeller oluşturma gibi yollarla sanayiye müdahale ederdi. Kimi zaman devlet. çoğunlukla Or­ taçağ ekonomistlerince “adil bir fiyat" olarak adlandınlan fiyat 197 . zanaatkarlar evlerinde ai­ leleriyle ya da küçük atölyelerde çalışırlardı. Devlet. İs­ lam çağlarında da benzer durum söz konusu olmalı. Zamanla bu sanayi de yaygınlaştı. “Tiraz” büyük bir öneme sahipti. Örneğin. Bu müdahale antik çağlara. yönetici­ leri de devlet memurlanydı. Ortaçağ Mısın’na ait belgelerden bir girişimci tarafın­ dan gündelik ücretle keten işçilerinin tutuldukları anlaşılmakta­ dır. EKONOMİ ratorluğu’nda karayolundan 120 kilometre taşımak. Tirazm bir tür şeref ve madalya sistemi özelli­ ği taşıması nedeniyle üretimi ilk yüzyıllarda kıskançlıkla koru­ nan bir devlet tekeliydi. Onu yalnızca hüküm­ darlar ve hükümdann özel olarak onurlandırmak istediği kişi­ ler giyebilirdi. aile ve yerel gereksinimleri karşılamak için yapılırdı. Sanayi kuruluşlan bazen daha büyük ölçekli olurdu. Muhammed’in bir hadisinde “Fiyatları yalnızca Al­ lah belirler. En başta halı olmak üzere. savaş gemisi ve bazı silah türlerinin yapımı gibi savaş üretimlerini de denetim altına alırdı. Tiraz atölyeleri devlete aitti. Mısır sanayinde önemli bir yeri olan şekerin rafine edilme­ sinde de benzer uygulamalar vardı.

ancak faizi yasaklamıştır. İslami dönemin diğer alanlardakine benzer biçimde. yy’daki büyük Moğol is- tilalanyla ilk kez tek bir hükümdarın yönetimine girmiş ve Or­ tadoğu. Kuran’da açık bir 198 . tekelleşme girişimleri olmuştur. biber ticaretinden vergi alarak kazandığı paralan gören hükümetler. XIII. Uzakdoğu’nun stil ve zevklerine açık duruma gelmiştir. Mısır Memluk Sultanı Baybars’ın (1422-38) devlet tekelle­ rinde aşırılığa gitmesi.KESİTLER belirlemesi yapmaya çalışmışlardır. Giderek her ticari merkezde görev alan sarraflar. eski Sasani topraklannda da gümüş olmak üzere aynı anda iki ayrı paranın kullanılması. Eski Bizans topraklannda al­ tın. Faiz yasağı. iki madenli bir ekonominin ve bir para değişim sisteminin gelişmesini sağlamıştır.-' denilmektedir (2:275). Afrika'nın çevresinden dolaşmak zorun­ da kalmışlardır. Büyük yerler­ deki büyük ölçekli ticaret gereksinimiyle sarraf sınıfı oluşmuş­ tur. Faize başvuranlar cehennem ateşinde yanacak­ lardır. daha son­ raları gelişmiş bir bankacılık sistemi kurmuşlardır. bir tarafta Doğu Akdeniz dünyasının eski uygarlıkları ile öte­ ki tarafta İslam çömlekçiliğinde yeni bir güzelliği keşfeden İran dünyasının gelenek ve tekniklerini büyük bir uyumla bir araya getirmesidir. Kuran'da “Allah almaya ve satmaya izin vermiş. transit ticaretinin bozulmasına neden ol­ muş ve Portekizliler. bu kadan yerine tüm kân elde etmek için biber ticaretini tüccarlardan almışlar­ dır. Değerli madenleri arama ve çıkarma çalışmalanyla yaygın bir dağıtım ve değiş tokuş sisteminin gelişmesi teşvik edilmiş. Mı­ sır’da Memlukler’in son döneminde.. Doğu ve Batı Asya. Ancak bu politikaların ne­ redeyse tamamı başanya ulaşamamıştır. sana­ yide de gerçekleştirdiği önemli bir gelişmesi. özellikle de İran. çeşitli bölgelerin. Bazı hükümdarların fi­ yat belirlemesinden de öte. aynı zamanda da kolaylaşmıştır.

İslam dünyasında çoğunlukla çok güçlü olan yerel gelenek­ ler olduğu halde. Günümüzde de hâlâ bankacılık ve yatırım konusunda gerçek müminler sıkıntı çekmektedirler. Ancak hukukçular ve tüccarlar başka konulardaki gibi bu konuda da bir yol buldular. ortak bir kimliğin yerleşmesi ve sürdürülmesi açısından oldukça önemlidir. Her yıl gerçekle­ şen hac ile İslam dünyasının her bölgesinden çok sayıda Müs­ lüman’ın bir araya gelerek aynı kutsal yerlerde aynı töreleri ye­ rine getirmeleri. standartlar. her türlü faiz için geçerlidir. pek çok düzeyde yerel dil ve lehçelerin yerini al­ masına alışmış olan bir Müslüman açısmdan bu olağan bir yo­ rumdur.yalnızca aşırı faiz değil. hatta bankacılık işlemlerini düzenlediler. Batı Avrupa’daki Latince gibi yalnızca küçük bir ruhban sınıfının dili olarak kal­ masına değil. hemen hemen başlangıçtan itibaren şehirlerin uygarlıklannda. böylece de büyük ölçekli ticare­ tin gelişimini önleyecekti. EKONOMİ şekilde dile getirildiği gibi hadislerde ve fıkıhta da vurgulan­ mıştır ve bir yerde bir tek faiz işleminin otuz üç zina suçundan daha kötü olduğu yazılmıştır.” demektedir. yani iki üç dilin. İslam dünyası. Faiz yasağı Müslümanlar tarafın­ dan daima ciddiye alınmıştır.8 Müslüman dünyasındaki dil birliğine. Bu yol ile. yatırım. Islamiyetin başlıca yükümlülüklerinden biri Mekke'ye hac­ ca gitmektir ve her Müslüman’ın en az bir kez gitmesi gerekli­ dir. Kuralın böyle kan bir bi­ çimde uygulanması kredinin.. “Frenkler yirmi beş dil konuşur ve hiçbiri diğerinin dediğini anlamaz. Raşid el-Di . tek­ nik adıyla “hile-i şeriye” ile yasaları çiğnemeden kredi. Pek çok hukukçu ve ilahiyatçıya göre bu yasak. ortaklık. Bu yolla uzun mesafeli ticaret gelişmiştir. toplumsal adetler ve değerler açı­ sından Ortaçağ Hıristiyan dünyasında benzeri olmayan bir bir­ lik derecesi vardır. fiziki olduğu kadar eski ve ortaçağlar­ da eşi görülmeyen kültürel ve toplumsal bir hareketliliğe sahip 199 .

Az bulunduklan ve pahalı olduklan için kara ve deniz yolu ile nakliyenin risklerine değen ve uzun mesafeli ticâreti yapılan üç mal. İslam hukukçularının biçimlendirdiği ve Müslüman hüküm- darlann-çoğunun kabul ettiği ilkeye göre her insan özgürdü. ka­ ra yolundan biraz daha ucuzdu ama yine de ikisi de pahalıydı. Ancak bu yolların biri korsan. altın ve gümüşün ne pahasına olursa ol­ sun ithal edilmeleri zorunluydu. diğeri eşkiya tehdidi ile tehli­ keliydi ve her ikisi de çok ağır ve zahmetliydi. İthalata dayanmadan yerel olarak besin maddesi üretilebili- yordu. lüks eşya ve önemli madenlerdi. 200 . ticareti zah­ metine değmezdi. hatta Hıristiyanlığın ilk çağlannda genellikle ye­ rel kaynaklardan sağlanırdı. eski impa­ ratorluklarda. Bu açıdan. modem ticaretin önemli ürünlerinden besin maddeleri. Uzun mesafeli ve geniş boyuttaki insan ticareti temelde îs- lami dönemdeki bir gelişmeydi ve tarihin acı bir cilvesiyle kay­ nağı İslami hukukun insancıl etkisiydi. Besin maddeleri çok yer kapladığı ve ucuz olduğundan. Çok masraflı. bu bir gi­ rişimin tehlikelerini haklı kılacak derecede pahalı ürünlerle sı­ nırlıydı. eski zamanlarda kısıtlı bir öneme sahipti. Tüm bu nedenlerden dolayı. Deniz yolu. İslami fetih­ lerle ve İslam yasalarının uygulanmaya başlamasıyla tüm bun­ lar son buldu. aileleri tarafından terk edilen çocuklann “köle olarak” evlat edinilmeleri ve kendilerini ya da çocuklarını köle olarak satanlar köle kaynaklanılın sürekliliğini sağlardı.KESİTLER olmuş ve hem denizde hem de karada uzun mesafelere kadar giden bir haberleşme ağı oluşturmuştur. Borçlu ya da suçlu olanların köle olması. Ancak demir. Köle nüfus. az kârlı ve fazla riskliydi. Tü­ ketim için besin maddesi üretimi neredeyse tamamen yereldi. köleler. uzaklara yapılan ticaret.

Avrasya bozkırları ve Afrika ol­ mak üzere üç bölgeden getiriliyordu. köle olduklan ispat edilene dek özgür olurlardı. Kuzey Afrika ve Müslüman Is­ panya’nın önemli köle nüfusu. Köle ailelerden doğan kölelerin sayısı Orta­ doğu’nun giderilemeyen gereksinimlerini karşılamada yetersiz olduğu için imparatorluk sınırlarına çok uzaklardan getirtilen dinsiz yeni köleler. özellikle de genç kadm köleler çok pahalıydı ama ticaret zahmetine değiyorlardı. çok önemli bir ticaret konusuydu. kölenin İngilizce karşılığı olan “slave” sözcüğünün türediği Doğu ve Orta Avrupa’daki Slav- lar’dan oluşuyordu. EKONOMİ Müslüman devletin özgür doğan vatandaşları. Çin. Saraylarda. Anne ve babalan köle olan çocuk­ lar da köle doğmuş olurlardı ve özgürlükleri verilinceye dek köle kalırlardı. yalnızca bir cihadda yakalanan kafirler olduklarında köle yapılabilirlerdi. Bu kö­ leler. Müslüman olsa­ lar da. Özgür insanlar. Köleler çoğunlukla Avrupa. Bu koşulda kendileri de aileleri de yasal ganimet kabul edilerek onları ele geçirenle­ rin malı olurlardı. silahlı isyan dışındaki bir suçlan ya da borçlan olduğu için kö­ le olamazlardı. Ortaçağda bunlan genellikle Batı Avrupa­ lI köle tüccarlan ve aracılan sağlıyordu. Batı Avrupalı kölelerin daha az ama önemli bir bölümü de Berberi korsan­ 201 . kabul edilen diğer iki dinden birine inanıyor olsalar da. Osmanlılar Balkanlar’a girdikten sonra. Doğu Avrupa’daki aracıları devreden çıkara­ rak köleleri kaynağından sağlamaya başladılar. Hindistan ve diğer yerlerden getirilmiş köle kayıtlan olsa da sayılan oldukça az­ dı. Terk edilmiş olan çocuklar. zengin evlerinde ve bazı di i kumrularda çalışacak hadımlara çok rağbet gösterildiği için genç erkek köleler hadım edilerek fiyatları artınlıyordu. Köleler Ortaçağ’dan modem çağlara dek düzenli bir biçim­ de bu üç kaynaktan geliyordu. İslami hukuka göre bedensel zarar vermek yasak olduğu için bu köle­ ler İslam topraklarına girmeden sınırlarda hadım ediliyordu.

kadından da birdaba hiç göremeyeceği çocuğu çekip almıyordu. çocukları ve kadın hiz­ metçileri ile beraber toplam 107 Baltimore’luyu kaçırdığı belir­ tilmiştir.9 "Onların Cezayir'de satıldtğtnı görmek çok acıklıydı.KESİTLER lar tarafından sağlanıyordu. Baba çocuğundan. 20 Haziran l631’de İrlanda’daki Baltimore balıkçı köyüne de baskın yaptılar. Üçüncü ve en uzun süreli köle ticareti Sahra’mn güneyinde­ ki Afrika'dan getirilen zenci kölelerle yapılmıştır. Türk bozkırının Müslüman olmasının ardından bu kay­ nak kuruyunca. yy’ın ilk çeyreğinde Ruslar’ın Kafkasya’yı ele geçirmesiyle birlikte bu kaynak da kurudu. Bu ticaret XVIII. Roma çağında da zenci kölelere rastlanmıştır ve Mısır’da antik çağlardan itiba­ 202 . Avrasya bozkırlarındaki Türkler. Kafkasya’da yeni bir kaynak bulundu. Ukrayna ve Rusya köylerine baskın yaparak bin­ lerce genç köleyi İstanbul’a götürüyor ve Osmanlı İmparator- luğu’nun şehirlerinde satıyorlardı." Aynı dönemde Doğu Avrupa’daki Tatar hükümdarlar da her yıl Polonya. İslamiyet’in ilk çağlarından itibaren Kara­ deniz’in kuzeyinden Çin ve Moğolistan’a dek uzanan toprak­ lardan yakalanmaya ya da satın alınmaya başlanmıştı. Bu korsanlar. Osmanlı ve Pers topraklarına buradan erkek ve kadın. Berberi korsanlar 1627 yılında İz­ landa’yı basarak Cezayir’deki köle pazarına 242 köle getirmiş­ lerdi. XIX. Bu köleler. Çerkez ve Gürcü köleler getirildi. Döneme ait Londra’ya gön­ derilen bir raporda korsanların eşleri. yy sonuna dek sürmüş ve 1783 yılında Ruslar’ın Kırım’ı ilhak etmeleriyle sona ermiştir. kadın kocasından ayrılıyordu. Orta- çağ’da Doğu İslam dünyasındaki beyaz kölelerin büyük bölü­ mü bunlardan oluşur ve özellikle askeri hizmetlerde kullanılır­ lardı. Baba bir tarafta satılıyor. Olaya şahit olan Peder Dan adlı bir Fransız papaz kö­ lelerin limana götürülüşünü şöyle anlatmaktadır-. ikinci büyük köle gru­ buydu.

Güney Arabistan’dan ve daha doğudan gelen günlük ve başka kokulu maddeler diğer ticari ürünlerdir. kara yo­ luyla Sudan’dan Nil Vadisi’nden Mısır’a. Zenci köleler. ipeğin doğudan ithal edilme­ si. İslamiyet’te tapınma ve dua için günlük gerekli olmadığın­ 203 . İpeklinin ithalatı. ticari değeri kadar siyasi önemi de sahipti. Pers ve İslamiyet’in ilk çağlarında. Çok değerli ve pahalı olan ve az yer tutan lüks malların ti­ careti de yapılıyordu. EKONOMİ ren bulunmuşlardır. eski dünyadaki gibi temel olarak kö­ le emeğine dayalı değildi. İran’a ve daha içerilere. tanmda ve çoğunlukla da ev işlerinde kul­ lanılıyordu. Kızıldeniz veya Bas­ ra Körfezi’nden Arabistan’a. İpekli. Günlük. madenlerde ve özellikle Nubia ve Sahra’mn tuz ve altın madenlerinde ve bazı üretim alanlarında kullanılmışsa da. Irak’taki bataklık kurutma çalışmala­ rında. sonralan da Hıristiyan kiliselerinde kulla­ nıldığından çok önemi bir üründü. Köleler üç önemli yoldan gel­ mekteydi: Deniz yoluyla Doğu Afrika’dan. sanayide. Bir süre bu ikmal yolu da tropik Afrika’da ku­ rulan Avrupa sömürge yönetimiyle önlenmiştir. Tekstil. Bir süre. Helen- Roma tapınaklarında. ticarette. Ancak bunlar genellikle istisna olmuşlar­ dır. Müslüman ordularının Afrika kıtasına girmeleriyle çok sa­ yıda zenci köle ithali başlamıştır. Roma’nın son döneminde ve Bizans. özellikle de ipekli ve brokar en önemli mallardı. Batı Afrika’dan kuze­ ye doğru Sahra’dan geçerek Fas’tan Mısır’a dek' Akdeniz kıyı­ sının tamamına.. Bazı modem tarihçilere gö­ re günlük. Zaman zaman Barbar prensle­ re ipekli kaftanlar hediye verildiği için ipekli ticareti diploma­ tik bir önem taşıyordu. bir bakıma eski dünyanın petrol ticaretidir. geçtiği yerlerin askeri ve siyasi tarihlerinde önemli bir yere sahip olmuştur. sonralan da üretimi ge­ nellikle krallığın tekelindeydi. Or- taçağ’ın İslam ekonomisi. Zenci köleler.

Ortadoğu ticareti keşif seyahatleri ve Portekizlilerim Asya’ya gelmeleriyle sona ermemiştir. Ortaçağ’ın doruk noktasında. Portekiz’in Batı Avrupa’da küçük bir ülkeyken. Do­ ğu’da denizci bir ülke olarak ticari varlık gösterebilmesi ve bir süre egemenlik kurması ilginçtir. Keşiflerin ekono­ mik sonuçlan. îslami dünyada de­ ğerini kaybetti. Öte yandan. fildişi. Ortadoğu ticaretinin azalma nedeni değildir. bu dinin yayılmasıyla birlikte günlük. Ortadoğu ticaretinin gerilemesini keşifler hızlandırmış ol­ malıdır. ama ona neden olmamıştır. Ortadoğu’daki değişikliklerin nedeni değil so­ nucudur. 204 . Osmanlı Türki- yesi. Tarihçiler nedenleri başka yerlerde aramalıdır. Avrupa’dakinden daha zengin. baha­ rat ve özellikle Malabar kıyılarından getirilen biber en önem­ li ticaret ürünü oldu.KESİTLER dan. Bu tica­ retin Vasco de Gama’nın Hindistan’a gitmesinden yüz yıl son­ ra bile sürdüğü artık bilinmektedir. daha düzenli ve daha kapsamlı durumdaydı. Bu ürünlerin tica­ reti ile uğraşan tüccarlar çok zengin ve saygın bir topluluk ol­ muşlardı. satın alacak daha çok paralan ve oldukça gelişmiş bir ticari ilişki ağlan bu­ lunuyordu. Müslüman topraklarında ve ötesinde ba­ harat ile biber için önemli bir pazar vardı. Günlük ticaretinin azalmasının ardından. Satacak daha çok ürünleri. değerli ağaçlann kerestesi ve Ro­ malılar döneminde sirkler için çok sayıda ithal edilen hayvan­ lar için de söz konusuydu. Memluk Mısın ve Safevi İram gibi büyük Ortadoğu devlet­ lerinin Portekiz ile rekabet edecek ekonomik gücü ya da onu alt edecek deniz gücünü bulamamış olmalan çok daha ilginç­ tir. Hafifliklerine karşılık pahalı olan değerli taşlar da avantaj­ lıydı. Okyanus ötesi keşifler de. îslami Ortadoğu’daki ticaret. Benzer durum. Ancak Ortaçağ’ın sonuna gelinirken roller değişti. daha ileri. Eskiden sanılanın aksine.

değerli metallerin ve madenlerin bitmesi ya da istilacılara kaptınlmasıyla İslam devletleri maddi sıkıntıya düş­ müştür. Birtakım maddi nedenler açıkça görülebilir. İslam top­ rakları özellikle Doğu’da Moğollar’ın ve Batı’da Kuzey Afrika’yı yerle bir eden Hilali Bedevilerinin istilalan yüzünden fazlasıy­ la harap olmuştu. İtalya her­ hangi bir fetih ya da baskı olmaksızın yalnızca daha etkili ve aktif ticari yöntemlerle Akdeniz deniz ticaretini ele geçirmişti. artık ihraç edilebilir bir ürün fazlalığına sahip değildi. Osmanlı İmparatorluğunun sağladığı birlik ve istikrar sayesinde de bu pazarlara kolayca ulaşabiliyorlar- 205 . Uzun vadede. yokluklan da İtalya ve Bizans’ı kurtarmamıştır. Ba­ tı Avrupa’daki. Ben­ zer durum. Batılı tüccarlar. Avrupa ile Doğu arasındaki transit ticare­ te bağlanıyorlardı. Artık Ortadoğu tüccarları. Avrupa’daki ra­ kiplerinin Amerika’da yeni altın ve gümüş kaynaklan bulduk­ tan bir sırada. Gerileme yalnızca İslam dini­ nin davranışlarına ya da Şeriat’a da bağlanamaz çünkü varlıkla- n daha önce ticaretin gelişimine engel olmamış. Ortadoğu pazarlannda egemen olacaklan kaynak ve beceriye sahip oluyorlardı. İslam topraklarım olduğu ka­ dar Hıristiyan topraklannı da etkilemesine karşın. Bu yüzden bu ticaretin başka yollara kaydı- nlması çok öneli bir darbedir. dış etkilerden daha yıkıcı olan şey belki de. ticari ve teknolojik ilerlemeler sayesinde. Öte yandan. Doğal felaketler ve veba. ülkedeki siyasi değişiklikler ve ticaretle ve üretimle ilgisi olma­ yan askeri aristokrasilerin devlete egemen olmasıdır. EKONOMİ Gerileme yalnızca İslami topraklarla sınırlı olmamıştır. Bizans topraklarında ve daha az oranda olmakla üzere Akdeniz Avrupası’nda. Ortadoğu tanm ve sanayisi şeker ve kahve gibi birkaç ürün ha­ riç. özellikle de büyük ticari devletle­ rin kuzeybatı Avrupa’nın kalkınan ekonomilerinin gölgesinde kaldığı İtalya’da da gözlenebilir. mali.

denizlere de Osmanlı donanma­ sı hükmederken pazarları da sessiz ve sakince Avrupalı tüccar­ lar ele geçiriyorlardı. . Karaya Osmanlı orduları.KESİTLER di.

Bir müminin başka bir mümine doğum. fatihleri ile ay­ nı etnik kökenden gelenlere belli bir ayrıcalık sağlamıştır ama bu ayrıcalık. kabul edilen bu yerleşik eşitsizliklerden başka hiçbir aynmı kabul et­ mez. Dindarlık ve hayır işleri. köle ile özgür. BÖLÜM S eç k in ler İslami uygarlıkta da tarihte bilinen tüm uygarlıklardaki gibi az ya da çok ayrıcalıklı bazı sınırlı gruplarla halkın geri kalanı arasında farklar olurdu. servet ve soyluluktan daha üstündür ve insana onur duyurur. Öte yandan. 10. İslami hukuk ve doktrin. Osmanlılar’a dek bir aristokrasinin kurulup yerleşebilmesine yetecek kadar uzun süren çok az sayıda siyasi rejim olmuştur. müminler arasında. Ortaçağ’ın İslami rejimlerinin çoğunluğu iç ka- nşıklıklar. daha çok da dıştan gelen fetihlerle sona ermiştir. İstisnalar­ dan biri. Diğer kardeş dinleri gibi klasik İslamiyette de kadın ile erkek. varlıklarını çocuklarına bırakmak isteyen. soy. kafir ile mümin arasında temel bir eşit­ sizlik kabul edilerek daha aşağı olanların statüleri Şeriat’la be­ lirtilmiştir. kısa süreli olmuştur. İslamiyette eşit­ lik ilkesi vardır. güce ve servete hatta öğrenime sahip şanslı soydan gelen ayncalıklı gruplar oluşmuştur. Bu duruma Klasik Arapça’da özel ve genel anlamında “hassa ve amma” adı verilir. Ye­ ni hükümdarlar. Her fetih. di­ 207 . akrabalan ve adamları ile yeni bir güç ve servet aristokrasisi kurmuştur. İslami devleti oluşturup bir süre yönetmiş Araplar. ırk. uygulamada burada da tüm toplumlarda ka­ çınılmaz olan. güç. iki istisna dışında. milliyet ve toplumsal duruma göre herhangi bir üstünlüğü olamaz. destekçileri.

KESİTLER ğeri de Ortaçağ sonlarından modem çağlara dek neredeyse ta­ mamen bir siyasi egemenlik ve askeri komutanlık tekeli oluş­ turmuş Türkler’dir. Fıkıhçılar göre ka­ dın zaten alt statüde olduğu için bir erkek bu tür bir evlilikten toplumsal bir zarar görmeyeceğinden. Kimilerine göre bu kural yalnızca dinle ilgilidir ve dindar bir kadını kendi isteğine karşın dindar olmayan bir er­ kekle evlendirilmesinden korumak içindir. Soy. bir kadının izinsiz evlenmesini önlemek için babası ya da yasal hamisi tarafından veya çocuk ya da hamile­ lik yoksa izinsiz bir evliliği iptal etmek için kullandır. isterlerse uygun ol­ mayan evlilikleri önleyerek onurlarım korumalan amaçlanmak­ tadır. Kafaa ilkesi. Doğumda eşitlik ve evlilikte toplumsal statü anlamına gelen “kafaa” ilkesi. tüm başka açdardan “Müslümanlar’ın Allah'ın vahiy­ lerine göre birbirlerine eşit olduklarım” belirtmiştir. Bir kadı­ nın toplumsal statüsünden düşük bir evlilik yaparak ailesinin onurunu kırmasını önlemek için başvurulur. Bu ilke ile saygın ailelerin. Araplar yerli halkın Araplaşmış nüfusu ile. Türkler de Osmanlı İmparatorluğu’nu yöneten çokuluslu seç­ kinler ile olmak üzere. meslek. Büyük fakıh Malik ibn Anas. Eşit olmayan evlilikler yasaklanmaz ve fıkıh uzmanları arasında eşitsizliğin ne olduğuyla ilgili bir ortak bir görüş yoktur. Fıkıhçılar eşit statünün belirlenmesi ügili çok farklı görüşler savunurlar. kendinden aşağı sınıfta­ ki bir kadınla evlenmesine itiraz edilmezdi.1 ö te yan­ dan İslamiyet’ten önceki İran'ın hiyerarşik fikir ve uygulamala- nndan etkdenmiş olabilecek diğer bir fakıh ekolüne göre kafaa karakter ve dindarlık dışındaki konulara dişkindir. ikisi de zaman içinde çeşitli yollarla öz­ gün emik kimliklerini birleştirmişlerdir. Ancak bu ilke aristokratik bir ayrıca­ lığın tanınması değildir. mali statü ve ihtida etmişler ya da azat edilmiş kölelerin çocuk- 208 . toplumsal sınıflanmada şeriat bilimciler tarafın­ dan tartışılan tek konudur.

SEÇKİNLER lan ve torunlan için ailelerinin Müslüman ya da özgür oldukla­ rı tarih bu konulardan bazılandır. Hassa bir babanın çocuğu olmak. Belirleyici bir öğe sayılabilecek eğitim. Daha eski dönemlerde. Meslek de önem taşıyordu ve Ortaçağ Müslüman yazarlan çeşitli meslekleri ve zanaatları dikkatle sınıflandırarak toplumsal düzendeki yerleri­ ni belirlerlerdi. özellikle Abbasi Bağda- tı’nda ve Fatımi Kahire’sinde seçkinler sınıfına girmek için ha­ kim olan dinden olmak gerekli değildi. Ancak aynı derecede kesin olan. Baş­ ka yerlerde ve zamanlarda da olduğu üzere toplumsal farklı­ lıklar. aynı çevrede Hıristiyan ve Musevi şairler. bilim adamlan bulunmaktaydı ve bunlar yal­ 209 . ardında toplumsal üstünlük duygusu bırakır. Farsça ve Türkçe) Ortadoğu İslamiyeti'nin önemli'bölgelerinin kültürel kimliğini tanımlıyor ve eğitilmiş sınıflara büyük ölçüde kültürel ve moral birlik sağ­ lıyordu. Kuran’a ilahi bir sta­ tü veren. son­ ra iki ve sonra da üç dil (Arapça. "Genel” nüfiıs pek çok farklı yerel dil ve lehçe ile ko­ nuşuyordu. “Hassa” ise ortak bir edebi dil. davranış ve saygı kural- lanna sahipti. hassa bir evde büyümüş ol­ mak en azmdan bir hassa statüsünün varlığını getiriyordu. öteki edebiyatlarda olduğu gibi İslami edebiyatta da yoksul bey ile sonradan görme zengin kavramı bulunuyordu. Hassa ile amme arasmda yalnızca ekonomik bir farklılık yoktu. bir klasik gelenek ve bunlar aracılığıyla da ortak adetlere. Önce bir. onları oluşturan siyasi ve ekonomik gerçeklerden daha uzun ömürlü olabilirdi. başka bir deyişle farklılık sahip olanlarla olmayanlann arasındaki fark değildi. kökende ve statüdeki farklılık için de geçerlidir. onun yazılı olduğu dile ve o dili zarafetle kullananla­ ra saygı gösteren bir toplumda önem taşıyordu. nesiller boyu süren yoksulluğun hassa üyeliği ile uyumlu olmamasıdır. Asıl güç ve servet yok olduğunda bile. Aynı şey doğumda.

gerçek Müslüman toplumundan ay­ rılarak tecrit edildiler. aynı zamanda arkadaş. Ortaçağ sonu ve modem çağ başlannda genellikle Müslüman olmayan hekimler ve başka uzmanlar en üst düzeyde yer alırlarken. tarihi kayıtların ve bunu temel alarak yazılan modem tarihin hassa’nın ilgi alanlarını. etkinliklerini ve endişelerini yansıtması olağandır. Ortaçağ’dan birtakım il­ ginç belgeler kalmıştır ama bu çalışmaya yalnızca ayrıntılı arşiv kayıtlarının bulunduğu Osmanlı dönemi konu olacaktır. köylü. M. Bilim adamlan ancak son yıl­ larda ayncalıksız toplum. sulama kanallarını yaygınlaştırmış. özellikle nehir vadisi toplumlanndaki sulama sistemlerinin oluşturulması ve devam ettirilmesine dayanır. bürokrasi ve din adamları olmak üzere genellikle başlıca iki kaynaktan sağlanmaktadır. şehirler kurmuş. Müslü­ man olmayan toplumlar.KESİTLER nızca meslektaş değil. yılın ikinci yansında eski Mısır krallığında firavunlar bataklıklan ku­ rutmuş. he­ 210 . mektup ve başka belgeler gibi edebi kanıtlar. beraberinde de yeni biribürokrat toplumsal sınıfı oluşmuş ve kayıt tutma. belki de Ortadoğu’dan çıkmış olabilir. farklı dinden olanlar arasında top­ lumsal ve hatta entelektüel iletişim önemli oranda azaldı. Ancak yurtiçi ve yurtdışında dini mücadeleler yüzün­ den davranışlar giderek sertleşmeye başladı ve Müslüman hu­ kukunun öngördüğü hoşgörüye sahip olmakla birlikte. Bürokrasi belli pratik gereksinim­ lere. Bürokrasi kurumu çok eski zamanlardan gelmektedir. esnaf ve şehirli fakirlerin ya­ şamlarını incelemeye başlamışlardır. İslam tarihi araştırmalannda kullanılan kitap. Mı­ sır’a gerekli olan kereste ve madenleri getirmek için kara ve de­ niz ticareti yapmışlardır. Hükümetin ve yönetimin gelişmesi ve tapmaklar ile sarayların yapılması için bir muhasebe ve defter sistemi gerekliydi. ortak ve öğret­ menlerdi.Ö. Eski çağlardan bugüne gelen belgeler neredeyse tamamen hassa’dan kaldığından. 4000. Bu yeni gereksinimle yazı.

yöne­ timde önemli bir gerekliliktir ve yazı ile hesap bilgisi çalışanla­ rın sahip olması gereken özelliklerdir. Daha iyi örgütlenen. Bir iş karşılığı ücret alır. daha üst bir makam­ dan aldığı yetkiyle bir göreve sahiptir ve görevi tanımlı. bir memurdur. Para geliri mirasla ya da gelir getiren bir varlığa sahip olmasıyla ya da statüsüy­ le olmaz. Hükümdarlar. firavunlar. Gelir kaynağı olmadığı gibi. Ro­ malılar. Böyle bir hiyerarşide de­ netim ve kontrol bulunur ve bundan da hesap verme önem­ li ilkesi doğar. Bir bürokrat. Her memur. 211 . Araplar ve onların çeşitli Müslü­ man halefleri gibi değişik rejim ve de uygarlıklar boyunca sür­ müştü. Klasik îslami edebiyatın önemli bir çoğunluğu bürokratlarca. SEÇKİNLER sap yapma ve bilgiyi aktarma devrimci olasılıktan ortaya çık­ mıştı. herhangi bir ihsan da al­ maz. Hıristiyan Bizanslılar. Sistemde emir komuta zinciri denebilecek bir du­ rum söz konusudur ve bu durum aynı zamanda terfi merdive­ ni olarak kullanılır. Bu edebiyatta hiyerarşik bir düzen için­ deki bir bürokrasi resmedilir. Mektup ve hesaplar. bu hükümet biçiminin sü­ rekli olması ve yazı ile yapılmasıdır. yetki­ si sınırlıdır. Olann prototipi görev ve yetenekleri Tevrat’ta kendi adını taşıyan katip Ezra’dır. Tüm bu bürokrasiler bazı karakteristik öğeler taşımaktadır. Belki de en önemli ve kalıcı olanı. Helenist hükümdarlar. Herkes önünde nelerin olduğunu ve istedi­ ği terfi için yapması gerekenleri bilr. Mısır’da bürokrasi. Bürokratik geleneğin Babil’e kadar dayandığı Irak ve İran’da da benzeri bir süreç yaşanmıştır. bürokratlar için yazılmış­ tır ve kendilerinin mesleki özellikleriyle mesleki endişe ve ilgi­ lerini yansıtmaktadır. mali sıkıntı olan dönemlerde ihsan biçiminde ödeme yapmışlardır ve bu da ida­ ri bozulmanın garantili bir yolu olmuştur. Bürokrasinin istihdam ve ödeme yöntemleri belirleyici özel- liklerindendir. daha başarı­ lı bürokrasilerde nakit para alır.

Suriye bölgelerin­ den kalmış bunlarla karşılaştınlabilecek belge olmasa da. Roma ve Bizans bürola- 212 . hem Tevrat hem de Yunanlı yazarlardan edinilen bilgilere göre. sonra da Bizans hakimiyetindeki topraklarda yöne­ tim dili Latince değil. ön­ ce Roma. bürokrasinin nasıl işleyip değiştiğini görebilmektedirler. yönetim sistemi bölgenin do­ ğu yansında Pers. Pers İmparatorluğu’ndan benzer bir belge birikiminin kal­ mamasının nedeni iklim şartlan ve siyasi kesintiler olmuştur. Gelecekte işe yarayacağı düşünüle­ rek kayıtların toplanarak sistemli bir biçimde ciltlenmesi Pers yönetimi döneminde başlamış olabilir. Helenleşmiş yerliler memurların çoğun­ luğunu oluşturuyordu. Pers imparatorlan zamanında profesyonel bir bürokrasinin var olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan. kültür. yazı ve dil değişikliklerine karşın Ortadoğu bürokrasileri şaşırtıcı bir sü­ reklilik göstermişlerdir. batısında Helenistik'ti. Yunanlılardan çok. Bunların yardımıyla. din. Daha sonraki Müslü­ man kaynaklan da oldukça ayrıntılı bir mali kayıt sisteminin ol­ duğunu doğrulamaktadır. bunlann pek çoğu Hıristiyanlaşmıştı. hesaplar ve yazışmalar genellikle Yunanca yapılmış­ tır. İslami fetihler geldiğindeyse. bir ölçüde istikrarlı. Yunanca idi. sonra da Bizans bürokrasisi tarafından Yunanca yü­ rütülmüş. Mısır’daki merkezi yönetimin. Hıristiyanlığın doğuşu ile İslamiyetin doğuşu arasındaki dönemde. elde­ ki bulgulardan buralarda da durumun Mısır’dan pek farklı ol­ madığı anlaşılmaktadır. tarihçiler başka yer­ ler için olanaksız olan aynntı çokluğu sayesinde Roma.KESİTLER Bin yıllık süreçte pek çok hükümet. Irak’m batısında. ön­ ce Roma. sürekli ol­ ması ve kuru iklim sayesinde çok sayıda idari belge bugüne kadar gelebilmiştir. O bölgelerde de günlük idari işler. Bunun Helen monarşileri­ nin uygulamasının devam ettirilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bizans ve İslami Mısır idari süreçlerini izleyebilmekte.

VII. yy’ın sonunda da Yunanca yok olarak. Ancak Mısır papi­ rüslerindeki bilgilere göre. SEÇKİNLER nnda kullanılan papirüs ciltlenmeye elverişli olmadığından. Bu değişiklik bile. VIII. Hem Yunanca hem de Arap­ ça olarak iki dilde yazılmış papirüsler çok daha sonra ortaya çıkmıştır. aynı ida­ ri belgeleri yazmışlar ve eskisi gibi eski Mısır Hıristiyan döne­ mi tarihlerini atmışlardı. Daha dayanaklı olan deri ile parşömen. yalnızca ge­ lirlerin son hedefi değişmişti. 213 . Arap tarihi belgelerine göre. bu değişikliklere karşın hükümetin günlük işlerinde bir değişiklik olmamıştı. Bizans'ın elinden alınan geniş topraklar. kayıt defterleri genel olarak tutulmaya başlandı. eski bürokrat aileleri mesleki sırlarını. Daha sonra da giderek Arapça belgeler artmış. özellik­ le de hesap tutma gizli sistemlerini korumayı sürdürmüşlerdir. Mısırlı Hıristiyan me­ murlar aynı kurallara göre aynı vergileri toplamışlar. Yu­ nanca belgeler azalmıştır. Her şey eskisi gibi kalmış. yalnızca Arapça papirüsler kalmıştır. Bürokrasideki asıl değişiklik an­ cak yüz yıl sonra gerçekleşmiştir. bü­ rokratik sürekliliğin belki de en ilginç örneğidir. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde artık modem bir şekil almaya başlayan kitaplar­ da kullanılırdı. yy’da Arap Müslüman fetihlerinden sonraki durum. İslam topraklarında kağıt kullanılmaya başlandı­ ğında. Irak ile Suriye'de ve eski Pers yazısıyla dilinin yerini Arapça'nın aldığı Doğu’da da aynı durum yaşanmıştır. Araplar’ın gelişinden çok sonra bile. Bu yüzden Araplar. ki­ taplar gibi papirüs kayıdan da çoğunlukla rulo olarak saklanır­ dı. yeni bir Arap İslam imparatorluğunun olmuştu. hü­ kümeti devir almak isteyip alamamışlardır. muhasebecilerden başka kimse muhasebe kayıtlarım okuyamadığı ve memurlar dışında kim­ se yazışmaları anlayamadığı için fatih olarak gelen Araplar. Pers İmpara­ torluğu yıkılmış. eski bürokratların atılarak yerlerine ye­ nilerinin getirildiğini göstermemektedir.

Allah'ın devleti insanlara benimset­ mesi ve ülkenin gelişmesi sizin sayenizde olmaktadır. maliye denetçileri. ilginç ısran. yalnız­ ca Arapça öğrendiklerini gösterir. sağduyu ve bilgi sahipleri olarak yaratmıştır. Hükümdar sizsiz 214 . genellikle nesil­ den nesile ve yüzyıldan yüzyıla hükümet işlerini yürüten. Ama tarihçilerin nadiren değindikleri ve ancak belgeler çok ay- nntılı incelendiğinde görülecek kişilere de en az diğerleri ka­ dar önem vermeleri gerekmektedir. Bu kişiler. İslamiyet döneminin ikinci yüzyılında Arap yöneticilerin kad­ rolarına Arapça öğretmeleriyle sonunda imparatorluk eyaletleri arasında bir ölçüde birlik sağlanmıştır. askeri komutan­ lar. Mısır’da XHI-XTV. büyük politik ve askeri kişilerden söz edilir. Ama bu durum bile eski bürokrat ailelerin yerlerinden atılması anlamına gelmez. sultanlar. eyalet valileri. bü­ rokrasi soylulan ya da aristokrasisi olmalarını sağlayan hane­ danlık geleneği oluşturan daire müdürleri. Ge­ leneksel tarihte genellikle halifeler. vergi salanlar ve toplayanlar gibi kişilerdir. sîzleri en seçkin yerlerde olacak. Yeni dille beraber birçoğu­ nun İslamiyeti benimsemiş olması da kesinlikle herkesin Müs­ lüman olduğunu göstermez. eski memurlan yerlerinde bırakmak zorunda kalmışlardır. yy’da bile din­ dar Müslümanlar Kıptiler’in. VIII. yani Hıristiyanların yönetimde ol­ malarından ve vergi toplamalarından yakınmış ve namuslu bir Müslüman’ın vatanında adil bir olanağı olamadığını dile getir­ mişlerdir. Sizin sayenizde halifeliğin düzeni ve işleri­ nin doğru yürümesi sağlanmaktadır. devlet ve toplumun devam ettirilmesine katkılarını gururla anlatmaktadır:2 "Allah. büyük bürokrat ya da katip ailelerin varlığının hem nedeni hem de sonucudur. yy’ın başmda bir bürokratın başka bürokratlara yazmış olduğu bir mektup­ ta. kültür. Bürokratik geleneğin bu. erdem.KESİTLER imparatorluğun kesin askeri ve siyasi efendileri olduklan hal­ de.

bürokratların da makam ve güce sahip olan herkes gibi avantajlarını çocuklarına bırakmak istemeleri eği­ tim alanında önemli sonuçlara yol açtı. SEÇKİNLER yapam az ve sizden başka yetenekli bir kişi bulunamaz. konuşan dilleri ve vuran ellerisiniz. sıradan bir görevle. mat­ baa ve barut gibi bu sistem de bir Çin icadıydı ve İslam dünya­ sına Batı’dan germişti. Sonra o kişi yavaş yavaş merdivenleri çıkıyordu. Çırağın bir eğitim düzeyi­ ne ve özel uzmanlıklara sahip olması gerekiyordu. Ortaçağ’da İslam dünyasmda iki farklı ve okumuş sınıfla be­ raber iki farklı öğrenim ve edebiyat türü ortaya çıkmıştır. başlan­ gıçta herhangi bir ücret almadan işe başlatıyordu. Bu nedenle toplumda bürokrat ve eğitimli kişiler arasında önemli bir bağ bulunuyordu. Pey­ gamberim hadisleri. Peygamberim ve kendisinden öncekiler­ le şahabının hayan ve bunlardan doğan ilahiyat ve hukuk kar­ deş bilimleri gibi dini bilimlerden oluşuyordu ve ulema sınıfı­ nın egemenlik alanıydı. ata­ ma ve önerme gücü önemli bir silah olmuştur. Bir bürokrat uygun zamanda oğlunu. Bu uygulama modem çağ­ lara kadar sürmüş ve bölgede memurluğa aday gösterme." Doğal olarak. şiir ve kültürlü bir kişi­ nin bilip takdir etmesi gereken çeşitli eserlerden oluşurdu. Kuran ve yorumu. gören gözleri. yeğenini ya da himaye­ sindeki birini makamına getiriyor. Çıraklık yöntemiyle memur olunuyordu. Siz. Bun­ lardan biri olan “adab" tarih. İslam imparatorlukla- nnda genel bir sınavla memur alma sistemi kurulmamıştı. Di­ ğeri ise bilgi anlamına gelen “ilm” idi. 215 . önemsiz değildi ve ortaçağlar boyunca artma­ ya devam etti. hükümdarla­ rın duyan kulakları. edebiyat. Bürokraside de başka etkinlik biçimlerinde olduğu gibi ko­ ruma ve hamilik yeterli olmuyordu. Ortaçağ Hıristiyan Avrupası’ndaki kadar sık bir bağ olmasa da.

uyarlana­ rak ve hazmedilerek Araplaştınlmış ve İslamlaştınlmıştır. Yaşamlarını dini amaçla­ ra harcayan kişilerin de geçimlerini zanaat. Katipler. Hükümet askerileşmeden önce. makamı öteki­ lerden üstün olan bu vezirin makamının simgesi olan mürek­ kep hokkası törenlerde kendisinden önce gelirdi. sonra da İslam dün­ yasının Şiiler ile Sünniler. “darraa” adında bir tür kaftan olan özel giysiler giyerlerdi ve sultanın ya da halifenin altında yönetimin başı olan kendi ve­ zirleri olurdu. Boz­ kırdan gelen istilalarla. İlkesel anlam­ da Allah ile inanana aracılık edecek bir ruhban sınıf bulunmaz ve din adamlan hiyerarşisi de yoktur.KESİTLER Zamanla Bizans ve Pers yönetimleri değiştirilerek. İslamiyet’te bir ruhban sınıfın bulunmadığı sıkça belirtilir ve teolojik açıdan da doğrudur. İslamiyet’te yalnızca kutsanmış bir din adamı tarafından gerçekleştirilebilecek özel törenler yok­ tur. Zamanla bürokrat­ lar ulema sınıf tarafından sağlanan dini eğitimin ürünleri hali­ ne gelmişlerdir. önce Türkler’in. Gerekli bilgisi olan herkes imam olabilir. camide vaaz vere­ bilir ya da evlilik ve cenazelerde görev yapabilir. daha sonra Moğollar'ın Ortadoğu İslam dünyasına hakim olmalan. ticaret gibi onurlu mesleklerle başka bir yoldan sağlamaları beklenir. İslam toplumu içinde güç­ lü. Fatımiler ile Abbasiler ve bu grup- lann içinde radikaller ile ılımlılar arasındaki dini çatışmalarla parçalanması sonucunda yeni bir dönem başladı. bürokratlann yetişmesinde ve eğitimindeki önemi daha çok artmıştır. Katip olarak bilinen bürokratlar. Bu açıdan Hıristiyanlık’tan tümüyle farklı olan Müslümanlık. İslamiyetin ve özellikle de İs­ lam hukukunun ve uygulamasının. ukala ve kalabalık bir grup olarak bulunuyorlardı. Yeni dönem­ de bürokratların eğitimi ve genel görüşlerinde dikkatte değer bir değişiklik meydana gelmiştir. Tapmağın yı­ kılması ye ruhban sınıfın dağıtılmasıyla yeni bir ruhban sınıfı 216 .

hu­ kuk. hahamlar da ulema da giderek amatör statülerini yitirdiler. Tahminen III. yy’a dek avukatlık Müs­ lüman hukukunda bilinmeyen meslekti. onu yönetecek ve ona gö­ re hüküm verecek tam zamanlı çalışacak uzmanlan gerektirdi. XIX. yy’da derlen­ miş bir eserde Tevrat’ı öğrenip öğretenler “Onu parlayacak bir taç veya kazacak bir kazma yapmayın. Ulema. Kuran’ın bütün Müslümanlara emri otan “iyilik yapmak ve kötülükten kaçınmak” ilkesiyle tanımlanan ticaret ve ahlak müfettişleri yer alıyordu. Müslüman yazılarında da bu türde uyanlar yer almaktadır. İlke olarak İslamiyet’te Allah tarafından vahiy yoluyla gönderilmiş olan tek bir yasa olduğundan.” şeklinde uyanlmıştır. belirli bir eğitim alan bir öğrenciye öğretmen ya da öğretmenle­ ri tarafından onun dini bilimlerde uzman olduğunu belirten bir belğe verilmeye başlandı. müftü ve kadı gibi önemli hukuk adamla­ rına kadar gidiyordu. Museviler de bir sistem kurdular. Bunun için Müslümanlar da. dini bilim olarak kabul ediliyor ve uygulayıcılan da ule­ ma arasında bulunuyordu. SEÇKİNLER kabul etmeyerek hahamları yalnızca hukukçu ve öğretmen ola­ rak kabul eden Museviliğe yakındı. Din bilimcilerinin ve din öğrencileri­ nin maddi gereksinimlerini karşılayacak bir sistemin kurulması gerekti. ruhban sı­ nıfı olarak adlandırılması yanlış olmayacak profesyonel ve aka­ demik açıdan nitelikli din adamları ortaya çıktı. İslamiyet’te ruhban sınıfı olmamasına karşın. Zamanla hukukun yaygınlaşması ve karmaşık bir duruma gelmesi. Onlara özel kı­ yafetlerinin en önemli öğesi sarıklarıydı. Aralarında Şeriat’ı uygulamalan için hükümdarın atamış olduğu kadılar. yasanın tartışılan bir nok­ tasında görüşüne başvurulan müftüler ve devlet tarafından ata­ nan ve görevi. Sank onların simgesi ve ayrıcalıkları haline geldi ve böyle de sürdü. bir köydeki sıradan bir görevliden ya da mahalle ca­ misinin imamından. Ne var ki gerçek farklıydı. 217 .

Devlet. Ulema ve devlet arasındaki resmi olmayan ve yazıya geç­ meyen güçler ayrılığında. evlilik. daha önceki müftülerin ortak görüşleriyle verilirdi ve gelirini aldığı ücretlerden ya da dini vakıflardan elde ederdi. Sünni ulema için bu 218 .KESİTLER tslamiyetin eski dönemlerinde ulema ile devlet ilişkisi uzak ve bazen de karşılıklı şüphelerle doluydu. gerçek din­ darlara göre. iyi insanların asla karışmamaları gereken bir kö­ tülüktü. Halk rehberlik. Gelirini zorla elde eden devlet için çalışmak aşağılayı­ cı ve bir bakıma da günah olarak görüldüğü için devletten üc­ ret alanlar bu günahı paylaşırdı. Hükümdarlar sık sık ulemanm des­ teğine ihtiyaç duymuşlardır ve kimLzaman bu desteğe karşılık kendilerinden kutsanmış ve efsaneleşmiş bir geçmişe dayanan ideal bir sistem uygulamalan beklenmiştir. Devlet ve din adamlarının bu ilişkisi. Kadıyı devlet atardı. Müftüye görevi. kabul etmemesi de dürüstlüğünü gösterirdi.) Müftü bağımsızdı ve daha çok saygı görürdü. Ulemanın oluşturduğu kendi siyasal haklar ve görevler doktri­ ni. (İslam folklorunda kadı alay konusu olmuştur. imparatorluk yöneticileri tarafından genellikle siyasi olarak uygulanamaz bulunmuştur. Teklif o kişinin ünü­ nü. Şeriat ile ilgili her konuda ulemanm ayncalıklı yetkisi devlet tarafından kabul edilirdi. İslamiyet’te pek çok kişisel ve toplumsal ilişkiyi düzen­ lediği için Şeriat’ın yetkili yorumcuları toplumda geniş ve üs­ tün bir rol kazanırlardı. daha doğru bir deyiş­ le bu ilişki eksikliği uygulamada önemli sorunlara yol açmıştır. özellikle de kamu görevlerinde olmayanlara önemli ölçüde otorite sağlardı. Devlete uzak durmalarına karşın. boşanma ve mi­ ras gibi pek çok konuda onlara güvenirdi. Dindar ve okumuş kişilere ait biyografilerde. Ulema ve ku­ rumlan büyük oranda dini vakıflara dayanırdı. devletin bu kabulü ulemaya. o kişinin devletin teklif ettiği bir görevi kabul et­ mediğinin yazılmasına çok sık rastlanırdı. Şeriat.

SEÇKİNLER dört halife ile Emevi halifesi II. İslamiyet içteki ve dıştaki düş­ manlarının saldınsına uğruyordu. Bu ilişki. gerek meslektaşları gerek halk onlan gerçeğin yoz­ laşmayacak namuslu bekçileri kabul ediyorlardı. ulemayı iki gruba bölmüştü. Ulema hiçbir zaman tam olarak siyasi yaşamdan çekilme­ miştir ancak zamanla iki taraf arasında bir banş sağlanmıştır. Gruplardan biri aşı- n dindardı. Şii ulema içinse yalnız­ ca Hz. Muhammed’in ve halife Hz. Ulemanın aşırı dindar ve vicdan sahibi olanlarının devlet hizmetinden kaçınmaları devlet ve din üzerinde zararlı etkilere neden olmuştur. Aralarından bir makam kabul eden olursa da. yy önemli değişikliklere sahne olmuştur. Müslüman yüksek eğitiminin ana merkezi durumundaki 219 . Diğer taraftan ulema da ka­ mu otoriteleriyle çok yakın ilişkilerden kaçınmaya özen göster­ miştir. Bu grupta kamu görevi kabul eden ve böylece ahlaki otoritelerinin çoğundan fedakarlık edenler yer alıyordu. Devletin sivil ve askeri görevli­ leri gittikçe dinle daha fazla ilgilenmeye başlamışlar ve dini sı- nıflann devlet düşmanlığı azalmıştır. bunu is­ teksiz kabul etmiş ve daha dindar olanlar ona şüpheyle bak­ mışlardır. Ömer’in. İslam dini ve toplumunun varlığına karşı tehditlerle bü­ yük dini mücadeleler verilmiştir. Diğer grupta­ kiler gerçekçi ve itaatkardı. Müslüman toplumundan önceden ayrılmış ve muha­ lif öğeler bir araya gelmişlerdir. Hükümdarlar tarafından Şeriat ilke olarak kabul edilmiş. Popüler sempati devlet hizmetine gir­ meyenlerden yanaydı ve dini edebiyatta yer alan görüşlerin ço­ ğunluğu kamu hizmetinin boykotu lehinde olmuştur. XII-XIII. Ali’nin uygulamalarıydı. Bu tehlikelerden önce saflar sıklaşmış. özel­ likle töresel ve toplumsal ahlakla ilgili hükümlerini açıkça çiğ­ nenmemiş ve bazen de ulemanın görüşlerine başvurulmuş ve onlara yetkili makamlar verilmiştir. Bu dö­ nemde.

Osmanlı İmparatorluğunda İslam din adamlan. Medresenin klasik biçimiyle ortaya çıkışı XI. Kimi büyük merkezlerde öğrenciler ile araştırma­ cılar için kütüphaneler vardı. matematik. İran’da Helenistik bilim.KESİTLER medreselerin. Başlangıçta ilk ye or­ ta dereceli eğitim. aynca da kimya. bazen de öğrenci ve öğretmenlere kolaylık olması açısından kendi içinde mescidi bulunan bağımsız bir yer olurdu. Abbasi halifesi el-Mamun tarafından. din ve buralardaki görevlilerin bir ara­ ya gelmelerinde önemli bir rolü olmuştur. Bu merkezleri hükümdarlar ve şahıslar vakfetmişti. Devlet memurları yeni ve daha derin bir dini dürüstlük ser­ gilemeye başlamış. ücretli ve sürekli öğretmen kadrosu. IX. Ancak ileride onlar da Ba- tı’daki kolej ve üniversiteler gibi öğrenim almış sınıfın oluşma­ sı sürecinde önemli bir rol üstleneceklerdi. yy’da camilere bağlı dini bilimlerin yüksek eğitim prog­ ramları bulunuyordu. yy’da olmuş­ tur. tıp. yy başında ilk yüksek eğitim akademilerinden biri olan Bağdat’taki ünlü "bilgelik evi” açılmıştı. Bizanslılar’ın dini baskıların­ dan kaçıp Sasaniler’e sığınan Nasturi Hıristiyanlan’nın. Medrese sonraları programı ve müfredatı. IX-X. camilerde ya da camilere bağımlı yapılmıştı. müzik ve felsefe gibi din dışı alanlarda kitaplara yer verilen ya- n resmi kütüphaneler bulunuyordu. öğrencile­ re destek fon ve kolaylıklanyla örgütlü bir kolej halini almıştır. profesyonel din adamlan da devlette hiz­ met almak konusunda daha istekli hale gelmişlerdi. Medreseler tıpkı Ortaçağ Avrupası’ndaki katedral okulları gi­ bi temel din ve hukuk öğretimi veriyorlardı ve bu ikisi de İsla­ miyet’te aynı bütünün parçalanydı. hükümet. Bu akademi­ nin kuruluşunda büyük olasılıkla. özellikle de tıp merkezi olan Gondeşapur aka­ demisi örnek alınmıştı. Medrese bazen bir camiye bağli olur. hiç şüphesiz fethettikle­ ri ülkelerde gördükleri Hıristiyan dini örgütlerinden esinlene­ 220 .

Ortaçağ Müslüman yazarlan. Din adamları. Bu durum da daha önce sahip ol­ dukları etkinliği büyük ölçüde kaybetmelerine neden olmuş­ tur. Ortaçağ’da İslam dünyasının tıbbi bilgisi ve . hükümdarın tıbbi danış­ manlığını yapmış. SEÇKİNLER rek. Öte yandan edebi becerileriyle ya da entelektüel yaşayan ama her iki grupta da yer almayan kişiler de vardır. Derviş törenleri ile toplantılan manevi bir beslenme kayna­ ğı ve bazen de insani gereksinimler için mücadelede yardım ve dayanışma sağlıyordu.uygulama düzeyi Avrupa’ya kıyasla çok üstündü. devletin atayıp ve kendilerine bir yetki alanı verdi­ ği memurlardı. genellikle toplumu iki ana gruba ayırırlar: Askerlerden oluşan ehli kılıç ve bürokrat ile dini sınıflan içeren ehli kalem. Ço­ 221 . “Derviş” olarak da bilinen tarikat liderleri ve üyeleri konvansiyonel İslamiyet’in birçok eksikliği gideriyorlar­ dı. büyük olasılıkla toplumu yö­ netenleri kastederek. hükümet sisteminin bir parçası halini almışlardır. bu noktada askeriye ve bürok­ rasinin yanı sıra imparatorluk hükümetinin üçüncü kolu duru- mundalardı ve başta şeyhülislamın yer aldığı kendi hiyerarşile­ ri bulunuyordu. tıp kitaplarından yalnızca birkaçı çevrilmişti. Ortaçağ sonların­ da sofiler. Ulemanın devlete yaklaşması kaçınılmaz olarak halktan uzaklaşmasına yol açıyordu. Ör­ neğin biyografik ve tarihi literatürde. Ortaçağ İslam tıbbı aslında Helenistik kaynak­ lara dayanmaktadır ancak Müslümanların katkılan da oldukça önemli olmuştur. Avrupa. İslam dünyasının her yerindeki hastanelerde çalışmış ya da araştırmalan ve kitaplanyla ön sıralara çıkmış ki­ şiler de vardır. Ne var ki modem çağların başında tıpta epeyce gerideydi­ ler. her birinin kendi mistik yolu olan tarikatlar halinde örgütlenmişlerdi. Sıradan Müslümanlar için ulemanın yerine çok daha farklı bir dindarlığın temsilcileri olan Sofiler geçti. Müftüler ile kadılar.

yy’da Osmanlı Hıristiyanlanndan tıp eğitimi almak için Av­ rupa’ya gidip daha sonra memleketlerine dönerek hekimlik ya­ panlar olmuştur. Şair ve şiir. Osmanlı İmparatorluğumun son yıl­ larına-dek korunarak sonuncu imparatorluk tarihçisi Osmanlı 222 .KESİTLER ğunluğu Musevi olan bazı Avrupalı mülteciler. Daha büyük hükümdarlarınsa bir tür propaganda bakanlı­ ğı olarak kullandıkları bir şair ordulan olurdu. şairlerin tersi­ ne ne yazar ne de serbest saray hizmetlileriydi. Sultan tarafından bu makama atanan kişinin temel görevi seleflerinin imparatorluğun tarihini yazmaya devam etmekti. Ortaçağlarda çoğu bü­ rokratik ya da ilmiyye sınıfından olan tarihçiler. yy’da başlanabilmiştir. yy’da hekimlik yapmak için İslam topraklarına gitmişlerdir. Sonraları Osmanlı İmparatorluğu’nda hü­ kümdarlar saray şairleri gibi saray tarihçileri atamaya başladılar ve böylece İmparatorluk Tarihçisi makamı oluşturuldu. Belki de hali­ feler döneminde sahip olduklan bağımsızlıktan ve ifade özgür­ lükleri bu yüzdendi. haberlerin yayılması ve olumlu imaj oluştu­ rulması için ciddi bir görevi yaparlardı. Hükümdarın günlük imajını şairler yerleştirir. XVII-XVI- II. özel zengin kişiler için de çalışırlar. Varlığı yüzyıl­ lar boyu süren bu makam. düğünleri. geleceğe yan­ sıyacak imajını da tarihçiler üstlenirdi. Kimi reformcu hükümdarlar tarafından Avru­ pa tıp okullarına öğrenci gönderilmesi ve ülkelerinde tıp okul­ ları açılarak yabancı öğretmen getirilmesiyle. tıbbın ortaçağlar­ dan beri çok az değişen eski Helenist-İslam geleneğinden kur­ tarılmasına ancak XIX. Ehli kalemden. daha doğru bir deyişle “ehli sözden” olan önemli bir başka grup da şairlerden oluşuyordu. En küçük hü­ kümdarların dahi kendisiyle ilgili övgülerin kolaylıkla ezberle­ nip dilden dile yayılmasını sağlayacak en az bir şairleri olur­ du. kitle medyasının ol­ madığı bu çağda. doğumla- n ve başka olaylan kutlarlardı. XV-XVI. Bu övgücü şa­ irler.

bazen istilacıları kovmak ama daima ülkede dü­ zeni korumak ve devlet otoritesini savunmak için bir ordula- n vardı. dünyada başka yerlerde olduğu gibi. Alae Dromedariorum (deve süvarileri) ya da süvari okçular gibi özel 223 . Roma İmparatorluğu’nda polis görevleri ve savunma yerel yedek güçlerce desteklenen Roma lejyonlarıyla sağlanırdı. Osmanlı zama­ nında neredeyse tamamen askeriyeye aitti. Mühendislik ve mimarlık. doğduklan yerde olmamak şartıyla bölgede görevlendiril­ diği anlaşılmaktadır. Bu lejyonların sayılan savaş döneminde fazlalaştırılır. Takviye birlikler. Varolan kaynaklardan. 10. SEÇKİNLER Tarih Cemiyeti’nin ilk başkanı olmuştur. gerektiğinde lejyonlar kaydırılır ya da takviye güçlerle destekle­ nirlerdi. Küçük Asya ve Levant’tan toplanan asker­ lerin. Ortadoğu’daki hükümdarların da. İmparatorluğun her yerinde olduğu gibi. 58-66 yıllanndaki Ermeni savaşlan ve 66-70 yıllarında­ ki Musevi isyanı çok önemli değişikliklere neden olmuştu. lejyon olan Fretensis’in kuzey Suriye’den Kudüs’e kaydırılma­ sı ve bu birliğin yeni kurulan Roma Yahuda eyaletinin sürekli garnizonu olması bunlardan en önemlisiydi. Ressamlar ve hattatlar. Yalnızca Roma vatandaşlan lejyonlara almıyordu ancak za­ manla vatandaşlığın eyaletlere de verilmesiyle oralardan da as­ ker alınabiliyordu. astrologlar ve gökbilimciler. Lej- yoner sayısı oldukça azdı ve imparatorluk banş zamanında İran sınırına en yakın Suriye’de dört lejyondan fazla bulundurma­ masına karşın Avrupa’da Alman sınırlarında sekiz lejyon bulun­ dururdu. lejyonerlere özellikle po­ lislik konusunda yardım edebilirdi ve bazılan Roma'ya bağım­ lı hükümdarların bir ölçüde Romalılaştınlmış askerleriydi. mühen­ disler ve mimarlar gibi başka meslekler de vardı ama bu mes­ leklerin çoğu son yıllarda onları istihdam eden kuruma bir şe­ kilde bağlanmışlardı.

özellikle askeri alanda olmak üzere önemli deği­ şiklikler olmuştu. Çöl bölgelerinden olan Araplar. Başko­ mutan ve gerektiğinde banş elçisi olan Eranspahbadh yöneti­ mindeki orduda. Askerler ücret ve teçhizat parası alıyorlar. Ordunun temelini soylular oluştu­ rurdu ve mızrakla. I. Husrev’in (531-579) hükümdarlı­ ğı sırasında. ülkedeki iç savaşa son ve­ rilmesi. Ordu daha az feodal. bu birliklerde hizmet ederek. sınır bölgelerinin yatıştınlması. Pers împaratorluğu’nun askeri gücü oldukça büyüktü ve Roma’ya ciddi bir rakipti. Romalı düşmanlan. valiler ve subaylar hiyerarşi­ si bulunuyordu. Hun tehdidinin sona erdirilmesi ve Bizans’a karşı sa­ vaşta Suriye’nin işgal edilip Antakya'nın yağmalanması gibi bir­ takım başanlar kazandılar ama Pers ordulan Müslüman Arap- lar’ın karşısında tutunamadılar.KESİTLER birlikler Romalılar’dan meydana gelirdi. Polislik işleri genellikle bir yedek birliğe verilir­ di. İslami fetihler sırasında çok işlerine yarayacak askeri beceri ve yöntem deneyimine sa­ hip olmuşlardı. Habeşlerin Yemen’den atılması. çok disiplinli bir biçimde yetişiyorlardı. Savunma Nazın. 22 4 . Tek başkomutan yerine. Pers ordularındaki diğer bir önem­ li yenilikti. Halifelik ve sonraki İslami rejimlerin döneminde polis birlik­ lerine verilen Arapça “şutta” adı bugüne dek gelmiştir. Husrev’in orduları. daha fazla profesyonel hale gelmişti. Atlı mızrakçının vuruş gücünü arttıran ve bir ölçüde onu Ortaçağ başlan savaş­ ların tankı yapan üzengi. artık generaller. Parthlar’m ünlü okçu süvarileri ve vur kaç taktikleri Roma’da tanınır ve korkulurdu. okla silahlı Pers zırhlı süvarileri dönemin en önemli askeri gücüydü. Pers İmparatorluğu’nda. feodal beyler- ce sağlanan köylü erleri çok ciddiye almazlardı ama süvari pa­ ralı askerler ve savaşçı sınır halklarından oluşan yedek birlik­ ler epeyce ciddi konuydu. uzun süreli sıkı bir eğitimden geçiyorlar.

SEÇKİNLER İslamiyetten önceki Arabistan’da yetişkin erkekler topluluğu dışında profesyonel sürekli bir ordu. saldın durumundaysa toplumumun tamamına düşer. Arap kaynaklarından savaşanlar ile savaşmayanlar ve sava­ şanlar arasında uzun dönem uzmanlar ile kısa dönem askerler arasında orta ve kuzey Arabistan’da o zamana dek rastlanma­ yan bir farklılığın olduğu anlaşılmaktadır. Kuzey sınır bölgele­ rindeki küçük beylerin halklan zaman zaman Pers ya da Bizans takviye birliklerinde çalışırlardı. Ayrı kökenlerden ve çoğu zaman daha önce çatışan bağlılıklardan gelen kişilerin oluşturduğu bir dini-siya- si toplumun reisleri olan Hz. Fetihler sırasın­ da her kabileden. geçim kaynaklan savaştı ve geçimlerini fetih savaşlarında 225 . Muhammed ve halefleri. tıpkı onunla ilişkilendiri- len monarşi düşüncesi gibi itici ve uzaktı. bir kabi­ leden daha fazla bir şeye hükmetmişlerdir. Henüz Müslüman ordularının uzun süreli çekirdeğini oluş­ turanlar dahi tam zamanlı çalışan profesyonel askerler değiller­ di. Güneyin daha sakin gelişmiş devletlerinde bir tür profesyonel orduıtun varlığı olasıdır ama oıta ve kuzey Arabistan’ın büyük bölümünde ordu savaş ya da için seferber edilmiş silahlı kabile halkı anlamına geliyordu. daha sonra da Hz. Birkaç istis­ na hariç ailelerinden uzakta kışlalarda yaşamazlardı ama ana iş­ leri. Uzun süre de­ vam eden ve çok geniş bölgelere yayılan fetih savaşlan sonun­ da kaçınılmaz olarak uzmanlaşma ve profesyonellik sağlamış­ tır. Muhammed’in ölümünden son­ raki fetih savaşlarıyla süreklisavaş halindeydiler. savaşmadıklan zaman başka işlerle uğraşırlardı. Sonralan İslam hu­ kukçularının formüle ettiği bir ilkeye göre cihad görevi savun- ma yapmak için sağlıklı Müslüman erkeklerin tamamına. İslam tarihinin çok daha eski zamanlarında başka bir du­ rum dikkat çeker. savaşabilecek erkeklerinden çoğunu verme­ si istenir ve genellikle de kota gönüllülerle dolardı. Önce putperest Ku- reyşliler ile.

Emeviye halifelerinin Suriye temelli sürekli ordulan niteliğini kazanmışlardı. Tunus’da Kayrevan ve İran’da Kum yer alıyordu. Suriye Arap bir­ likleri hem Bizans sınırlarına düzenlenen mevsimlik seferlerde hem de Konstantinopolis’e düzenlenen büyük seferlerde kulla­ nılırdı. kuzeyden güneye Hums. Onlar aşiret milisleri statüsünde ve askerliğe kar­ şı aşiretten süregelen bir hoşnutsuzluğa sahiptiler. Bu garnizon şehirleri arasın­ da Irak’ta Basra ve Kufa. İsla- 226 . Mısır'ın ya da Suriye’nin yerli halkını askere alma uygula­ ması yoktu. Emevi halifeler zamanında imparatorluğun metropoliten eyaleti Suriye’nin dışmda. Bu önemli bir değişikliğe neden olmuştu. Batılı komşulan gibi İranlılar yalnızca yeni bir imparatorun hakimiyetine girmemişlerdi. Ürdün ve Filistin’e yerleşmişlerdi. Abbasiler. eski Bizans top­ rak bölünmesi temeli üzerine kurulmuşlardı. Durum İmparatorluğun doğusundaki eski İran eyaletle­ rinde daha başkaydı. Şam. Bu bölgeler. sonralan garnizon şe­ hirleri olan kamplarda yaşarlardı. Arap askerler Suriye’de bir ordu bir­ liğinin olduğu askeri bölgelere. Giderek yüksek deneyimleri. İlk zamanlarda Halife ordularının neredeyse tamamını Araplar oluşturuyor­ du. ustalıklan ve daha düzen­ li ücret almalanyla.KESİTLER kazandıkları ganimetle sağlarlardı. Mısır’da Fustat. Müslümanlığı kabul ettikten sonra. Irak ve Mısır’da yerleşmiş olan Arap askeriyesinde bunlarla karşılaştırılabilecek bir örgüt bu­ lunmuyordu. Arap ordulan. Bu halklar Roma ve Bizans hakimiyetinin sürdüğü uzun yüzyıllar boyunca askerlik yetenek ve isteklerini yitirmiş­ lerdi. Kısa süre öncesi­ ne kadar bir imparatorluk geçmişleri ve kendilerine has bir as­ keri gelenekleri vardı. iktidara yükseldikleri ve uzun bir süre askeri des­ tek sağladıklan Horasan’dan getirdiklerini sürekli Suriye ordu­ sunun yerine yerleştirmeleri dışmda aynı sisteme devam etti­ ler.

Emevi seleflerinin sürekli Su­ riye ordusundan daha fazla dayanamayan Abbasi halifelerinin Horasani muhafızlan. Bu askerler. İranlı kadınlarla evlenip İran göreneklerine sa­ hip olmuşlardı. Bu askerlerin özellikle sınır boylarında önemli rolleri oldu. İspanya'yı fethe­ den Müslüman Arap ordularının büyük bir bölümü Kuzey Afri­ ka Berberilerinden oluşuyordu. ilke ola­ rak Arap’lardı. Alt düzey­ lerde kullanılıyor ve daha az ücret alıyorlardı. doğu İran’dan gerçek İranlılar da onlara katılmaya başladılar. Geri hizmetlerde ve sınır boy­ larında görevliydiler ve başkentten uzak tutuluyorlardı. . artık Arap yönetiminde olan Kuzey Afrika’daki eski Roma eya­ letlerinin Berberi halkı için de söz konusuydu. Ufak tefek farklarla benzer bir durum. alman ilk büyük zaferlerde bile imparatorluk ordusunun asli üyeleri değillerdi. aşiretlerin Arap savaşçı reisleri tarafından askere alınmaya başlandı. Aşiretlere bağlı Arap olmayan mühtediler. Aradan yüz yıl bile geçmeden. Orta Asya ve Kuzey İran halk- lan daha ihtida etmemiş imparatorluk sınırları dışındaki akra­ balarına yeni dini yaymaya çok çaba harcadılar. yy’dan itibaren orduya gerçekten hizmet edenlere aylık verilmeye devam edildi. X. Kısa süre sonra. SEÇKİNLER mi ordu ve hükümette önemli bir yere sahip olmaya hakları ol­ duğunu düşünüyorlardı. yerlerini başka bir esasa göre toplanan ve İslam devletlerinin bin yıl süresince askeri ve siyasi gelece­ ğini şekillendirecek yeni bir orduya bıraktılar. Irak’a Abbasi Horasani güçlerinin gelmesiyle önemli bir değişiklik ol­ du. Abbasiler listelerde adlan olan Araplar’a otomatik ödenen askeri aylıklan zamanla kaldırdılar. Ay­ lık alarak tam zamanlı çalışan profesyoneller ve tek bir kam­ panyaya katılarak ganimetten pay alan gönüllüler olmak üze­ re iki tür asker vardı. Nesiller boyunca Horasan’da yaşayan Horasaniler.

bu gençler farklı gelenek ve göreneklere göre yetişmiş anne ve babalanndan nefret edecekler. Eski Atina bir süre şehrin malı olan îskitli si­ lahlı kölelerce korunmuştu. başka yüzyıllar­ da. Ancak İslam devletle­ rinin askeri tarihi.KESİTLER Yedek birlikler olarak kullanılan barbarlar da. devlet okullanna girdikten sonra kendisine sadık olmak zorunda yetiştirildikleri efendileri dışında hiçbir akrabalan. her otokrat hükümdarın önemli bir sorunu olan devlet içinde kendi gücünü engelleme­ yecek güvenilir askeri ve sivil memur bulmayı sağlamak oldu­ ğu anlaşılmaktadır. Onları kendi erdem ve bilgelik­ leriyle erişkin olana dek yetiştirip beslerler. uzaklardan gelmeleri nedeniyle hiçbir ta- nıdıklan olmayacak. Persleriin ve Çinlilerim yaptıklan ve Batılı imparatorluklann yüzyıllar sonra yapacaklannı yaparak İmparatorluk sınırlan dışındaki “savaşçı ırklar” arasından da asker toplamışlardı. İlk zamanlardan başlayarak Müslüman hükümdarlarca bulunan çözüm. başka yerlerde. Bu politika çok açıktır ki. Müs­ lüman hükümdarlar. onlardan önce Romalılar’ın. Roma'nın ileri gelenlerinden bazı- lan baıbar kökenli köle muhafızlarım silahlandırmışlardı. ” Bu sistemin kurulma nedeninin. yy ortalannda yaptığı Türkiye zi­ yaretinde sistemin mantığını şöyle ifade etmiştir:3 'Türkler kendi cinslerinden. Bu sorun. kölelerden oluşan. başka hükümdarlar tarafından farklı şekillerde çözülmüştür. onları yetiştikleri kurumdan başkasına sadakat ve bağlılık duymaya- 228 . XVII. başlannda köle generaller olan. kendilerinin yetiştirdiği ve eğittiği insanla­ rın kendilerine hizmet etmelerini severler. İmparatorluğun yüksek makamlarına çıkarılacak gençlen ya savaş­ larda elde ederler y a da uzak ülkeler hediye gönderirler. Onları kıskanmadan yetiştirip tehlikesizce de yok edebilirler. sonunda da köle krallar ve hanedanlar için hizmet edecek bir orduyla yeni ve özel bir duruma sahne olmuştur. İngiliz Paul Rycaut. yabancı kökenli çocuklan devşirme olarak alıp. çıkar ilişkisi içinde bulunduktan hiç kimse olmayacaktır. silahlı köleler de yeni değildi.

Köle ordulan onlara sahip olan hükümdarlarına bir tek açıdan ha­ yal kırıklığı yaşatmışlardır. Ailelerinden ve geçmişlerinden zorla koparılıp kültü­ rel olarak uzaklaştınldıklan için görüşebilecekleri akrabalan da yoktu. köleler aileleri ve memleketleriyle ilişkilerine de­ vam ederler. onlarla konuşamazlar­ dı bile. başkentin bile gerçek efendileri haline gelmişler ve artık güçsüz kalan halifelere ege­ men olmuşlardı. Ne var ki. Özellikle Osmanlı İmpara­ torluğunda. Bu sayede. para ve güç elde edecekleri bir makama geldik­ lerinde. da dini bir iş ayarlayabilirlerdi. sistem kusursuz işlemiyordu. Diğer erkekler gibi. Daha sonra da hükümdar olan bazı köle ko­ 229 . kısa bir sürede eyaletlerin. Kölelikten gelen komutanlar. SEÇKİNLER caklan uzun süreli profesyonel askerler yapmak olmuştur. uzak yerlerden getirilen kölelerden oluştuğu için. Orta­ çağ sonlanndaki büyük kalemiye ve ilmiyye ailelerinin temel­ leri atılmıştır. Bu kişiler uzaktaki eyaletlerden ya da sınırların dışından getirilen yabancılar olduklan için yerel halk yajda tebaa ile herhangi bir akrabalık ve yakınlıklan olmadığı gibi. Teorik olarak köle askerler hüküm- danndan başkasma sadakat göstermezlerdi ama uygulama­ da alaylarına ve komutanlarına gösterirlerdi. birgün bir aristok­ rasi kurarak otokrat hükümdann hakimiyetine baş kaldırabile­ cek yeni bir askeri güç doğuramazlardı. Öte yandan sistem oldukça başarılıydı. Her yeni köle asker kuşağı kendi çocuktan yerine. yaratılan güçlü ordular sayesinde Haçlılar’ı alt etmişler ve çok daha fazla tehlikeli olan Moğollar’ı durdurmuşlardır. bu olanaklardan yararlanmaları için akrabalarını getir­ tirlerdi. Ortadoğu İslam dün­ yası. oğullarını askerliğe alamazlar ama her zaman bir bürokratik ya. Zaman zaman kö­ leler etnik dayanışma gruplan ve hatta geldikleri yer ya da aşi­ rete dayalı alaylar oluşturuyorlardı. oğullarına miras bırakmak isteyen köle askerler.

askeri. Savaş tekniklerinin değişmesi ve ateşli silahlann kullanılma­ ya başlamasıyla eski biçimiyle köle ordusu artık geçersiz ol­ muştu. yy’da da Mısırlı hü­ kümdarlar yaygm olarak zenci asker köleleri kullanmışlardır. Türk hükümdarlar ise köle askerlerini Kafkaslar ve Balkanlar’m Müslüman olmayan halk- lan içinden alırlardı.KESİTLER mutanlar. uygun olduğunca. Çoğu Müslüman hü­ kümdar savaşan askerlerini ve garnizon güçlerini kısa bir süre içinde kölelerden oluşturmuştu. yy’ın başından itibaren devşirme yöntemi bırakılmıştır. arkadaşı Fransız imparato­ ru III. Ekonomik açıdan servetin temel kaynaklan ve servetin sağ­ layacağı gücün kaynağı ticaret ile topraktı. Ancak bu eski gele­ nek tamamen ortadan kalkmamıştır. 230 . yy’a kadar sürdürmüştür ama XVII. Kuzey Afrika ve İspanya’da. İslamiyet’in uzak batı bölge­ lerinde. Bürokratik. 1863 yılında Mısır hükümdarının. Napolyon’a yardım için Meksika’ya gönderdiği birlikteki askerlerin çoğunluğu Yukarı Nil havzasmdan yakalanan zen­ ci kölelerdi. Türkler’in İslamlaştınl- masından sonra artık hukuken mümkün olamayıncaya kadar. köle askerlerin çoğunluğu Türk’tü. çoğu kısa süren hanedanlarını oluşturdular. Özellikle Fas ve Mısır’dan da as­ kerlik için ara sıra zenci köleler alınırdı. En sonuncu büyük köle ordusu olan Osmanlı Yeniçe­ rileri XIX. Abbasi hali­ fesi el-Mutasım’ın (hükümranlığı 833-842) köle ordusunu kuran ilk kişi olduğu bilinmektedir. Avru­ pa’dan Slav köleler alınmıştı. İslamiyetin ilk çağlarında da köle askerler olmuştur ama ge­ nellikle onlar özgürlüklerine kavuşmuş kölelerdir. dini ve hatta krallık gibi farklı yönetici seçkinler genellikle ser­ mayelerini ikisinden birine ya da her ikisine de yatırırlardı. XIX. Ordusu İslamiyet’in doğu sınırla­ rının dışındaki bozkırlarda küçük yaşta yakalanıp askerlik eği­ timi verilen Türk kölelerden oluşuyordu.

ticaret onaylanır. Eski bir Şii eserinde imam Cafer el-Sadık ile ilgili ola­ rak anlatılan bir öykü daha ilginçtir: “İmama. Allah'ın gözünde tica­ ret ya da zanaat ile kazanılan paranın. İslami metinlerde sıkça yer verilen sofuluk gerekliliğine karşı lüks ya­ şamı ve lüks eşya ticaretini kabul ettirmek içindir. Ticaretin Kuran’ın tarafından bir yaşam bi­ çimi olarak onay görmesi hadisler ile de doğrulanmıştır. “Al­ lah bir kişiye servet verince onun. sivil ya da askeri hizmet için devletten alınan paradan daha iyi olduğunu savunmuşlar­ 231 . Muhammed bir hadisinde. Hz. 42:9-11).5 Sonra da. atalarının yaşadıklan dönemin kıtlık zamanı olduğunu ama onun bolluk zamanmda yaşadığım ve insanın zamana gö­ re giyinmesinin doğru olduğunu söylemiş. borçla- nn ödenmesi konularına yer verilmiştir. aynı za­ manda bir yükümlülük olduğunu belirtmiştir. sözleşmelerin yerine getirilmesi. Başka ayetlerde de ticaretin hukuka uygun ve namuslu yapılması. SEÇKİNLER İslami öğretide başlangıçtan beri ticaret olumlu görülmüştür. giyinmeli ve barınmalıdır. atalarmın basit ve kaba giyinmesine karşın onun neden süslü giyindiği sorulmuş. El-Şeybani. Kuran’da faiz yasaklanırken. 6:153. mücevherler. İmam. ağırlık ve öl­ çülerde hile olmaması. 282. Kimi hadisler daha da ileri giderek namuslu bir tüccarın alıp satabileceği ipekliler.”4 Kesinlikle sonradan uydurulmuş olan bu hadisler. insanın ancak yaşayacak kadarla kısıtlan­ mayacağını. 4:33.” demiştir. (Kuran 2:194. lüks eşya da satm alıp kullanmasına izin verildiği­ ni ekler. üzerinde görünmesini ister. Bunu sağlamanın tek yolu da çalışıp para ka­ zanmaktır. Şeybani’ye göre insanın ilk görevi Allah’a hizmet etmektir ve bunu doğru bir şe­ kilde yerine getirebilmek için yeterince beslenmeli. 275. sonra da başkalan. erkek ve kadın köleler gi­ bi lüks eşyayı da savunur. Muhammed el-Şeybani bir yazısında (ölümü 804) Müslümanlar için geçimi kazanmanın yalnızca izin verilmiş bir şey olmadığını.

Allah’ın vahiy gön­ dermek için tüccar bir topluluğu seçmesinin. dalkavukluk ve kararsızlıklanyla. Ortadoğu’da da vardı ama pek azdı ve tipik değildi. Ortadoğu’nun çok farklı toplumsal ve ekonomik olgulan için bu terimlerin ben­ zetme olarak kullanılması yanıltıcı olabilir. merkezi denetimin gerekli olduğu. Bağım­ sız küçük mülkiyetler. in­ sanın kendini öteki dünyaya hazırlama yollarından biri oldu­ ğunu anlatmıştır. tarımın büyük oranda yapay sulamay­ la yapıldığı. Geçmişte de. tüccarların güvenilirlik. Bölgenin büyük bölümünde pek çok türde büyük toprak sa­ hipliği vardır. İslam yasalarına göre bu yollardan biri “mülk” . rahatça gelişmezler. böylece de ko­ layca merkezi denetime alındığı yerlerde. Yüksek oranda tarım ekonomisinin egemen olduğu bir yer­ de. ticareti bir yaşam biçimi olarak onayladığını gösterdiğini belirtmiştir. Bir toprak sahibi için toprağa sahip olmanın çeşitli hukuk­ sal yolları vardı.KESİTLER dır. toprak sahipliğinin ya da denetiminin siyasi ve kültürel önemi büyüktü. Gerçekten de klasik İslam toplumunda top­ rak sahipleri önemli bir grup oluştururlar. Ortaçağlar­ da İslam ilahiyatçılarının önde gelenlerinden el-Gazali (ölümü 1111) yazılarında ideal bir tüccar portresi çizmiş ve ticaretin. Ancak bunun Orta­ doğu bağlamına göre tekrar tanımlanması gereklidir. onur ve bağımsızlıkla­ rını karşılaştırmış ve onlan kötüleyenlere karşı tüccarların din­ darlıklarım ve bilgililiklerini savunmuştur. bugün de Ortadoğu’nun tarım ko­ şullarını yazanlar sıkça “feodal” ve “tımar” gibi terimleri kulla­ nırlar ama bunlar Batı Avrupa’ya ait terimlerdir ve anlamlan Ba­ tı Avrupa’nın yerel tarihinden gelmektedir. Batı Avru­ pa’daki ve diğer yerlerdeki küçük ve bağımsız toprak sahibi tü­ rü. Önemli klasik Arap yazarlarından el-Cahiz (ölümü 869) da­ ha da ileri giderek “Tüccarlara Övgü. Memurlara Yergi" adlı ya­ zısında hükümdara hizmet edenlerin küçüklük.

İslami yasalara göre. halifeler tarafından kamu arazisinin. Hizmet ya da duru­ ma bağlı olmayan. buna ge­ nellikle şehirlerde ve şehirlerin yakınlarında rastlanır. SEÇKİNLER idi. Bu topraklar. yani Bizans ve Pers rejimlerinin eski devlet topraklan ve eski sahipleri tarafından terk edilen topraklar olmak üzere iki türdü. Kuramsal olarak devletin bir çeşit bağışıyla çoğu tarım arazi­ sinin büyük toprak sahiplerinin elinde bulunduğu kırsal yerler­ de ya da köylerde bu türde bir sahipliğe. Levant’ı ve Mısır’ı fetihlerinin ardından Bizanslı büyük toprak sahiplerinin çoğunluğu malikanelerini terk ederek kaç­ mışlar ve bu topraklar devlet malı olmuştu. İslam dö­ neminde yapılan bu tür en eski bağış. başka bir deyişle yeni kurulan Arap devletinin fetih­ lerle ele geçirdiği topraklann ilke olarak Müslüman kişilere ve­ rilmesiydi. bostanları ve bağlan içerir. Bağıştan kazandı­ ğı gelir. rastlanmaz. kendi yerel halktan vergi aldığından. yaşam boyu olan bu bağış devredilebilir­ di ve miras bırakılabilirdi. in­ şaat arsası dışında. bu tür bir ba­ ğış alan kişi. eski devletlerin. Tamamı devletin elinde olan bu toprak türleri geri alınama­ yan bir bağışla sürekli kişilere veriliyordu. toprağı için kamu mâliyesine vergi vermek zorundaydı. Bizans’ın emphyteustâinden alınmış olabilecek bu sistem. devletin toprak üzerindeki mali haklarının devre- dilmesiydi. genellikle meyve bahçelerini. köylülerden aldığı ve devlete verdiği vergi arasında­ ki farktı. bir süre devam etti ama fetihlerin kesilmesiyle sona erdi ve ye­ rini daha yaygın bir düzenlemeye bıraktı. Ekilmeyen ve kul­ lanılmayan “ölü arazi” de bağış konusu olabilirdi. Bu sistemde devlet kişiye bir bölgeden vergi top­ lama hakkım vererek karşılığında genelde askeri bir hizmet is­ 233 . Yeni sistem toprak bağışı değil. Mülk. Ayrıntılı belgeler bulunan Osmanlı döneminde. Araplar’ın Kuzey Afrika’yı.

dini bir topluluğun başı ya da kazanç el­ 234 . Bu bağışlar. kendisini yaratan neden sona erdiğinde geri alınabilirdi. devredilebilir ve miras bırakılabilir hale gelmiş. İlke olarak bu tür bir bağış bir hizmete karşılık olurdu. Bu noktada. Tımar topraklan içinden daha küçük tımar­ lar veremezdi. bir aşiret reisi. geçici ve sınırlıy­ dı. hizmet verilmediği halde toprak el­ de tutulmaya devam edilmiştir. Böylece artık dev­ let ve memurları vergi salma ve toplama işiyle uğraşmazlardı. Tımar topraklarının halkı üzerinde vergi toplamaktan başka bir hakkı yoktu ama bu da vergiyi toplamak için gereken gücü kullanma hakkını veriyordu. Batılı feodal barondan farklı olarak genellikle tı­ mar topraklarında yaşamaz ve onu yan bağımsız bir beylik gi­ bi yönetmezdi. devredilemez ve miras bırakılamazdı. mali hakların devri sona ererdi. Özel ordu kuramazdı ama son dönemlerde bu da yapılmıştır. Ancak Batılı toprak sahipleri gibi adalet dağıtmazdı. Bağışı alan kişi Ortaçağ Avrupası feodal baronunun haklarına sahip değil­ di. devlet bir malikane ya da bölgeden alınacak vergileri önce­ den kararlaştırılan toplam bir tutara satardı. sistem bazı açılar­ dan Ortaçağ Avrupası'nın feodal düzenine benzerlik gösterme­ ye başlamıştı. Daha son- ralan bunların dışına çıkılarak sürekli. ya­ ni daha önceki halifelerin bağışlan gibi geri alınamaz ve sürek­ li değillerdi. Artık bir vergi toplama sistemi oluşturulması gerekiyordu. Bağıştan çok sözleşmeye benzeyen başka tür bir sisteme gö­ re. Ba­ ğışı alan herhangi bir nedenle bu hizmeti yerine getirmezse.KESİTLER terdi. İlke olarak subaylar ve diğer devlet çalışanlarına aylık üc­ ret ödenirdi ancak devlet hâzinelerinde nakit para azaldıkça su­ baylara bu biçimde ödeme yapılmaya başlandı. Subaylar bu vergi­ leri devletin borcu karşılığında alıyorlardı. Ne var ki farklılıklar benzerlikten daha büyüktü. Bu iş.

Mültezim hâzineye ya da anlaşmayı yap­ tığı kişiye. ver­ giyi toplama yolu kendine bırakılmıştı. SEÇKİNLER de etmek için işe talip olan bir girişimciye verilirdi. Böyle bir durumda. Zamanla bu koruma uygulaması. istila ve düzenin bo­ zulma zamanlannda küçük toprak sahibi güçlü komşusundan yardım ister ve güvence verilen bir gelir karşılığında haklarını ona devrederdi. büyük top­ rak sahiplerinin küçüklerin topraklarına el koymalanna dönüş­ tü. Bu. Bu durum. Siyasi zayıflık ve bundan kaynaklı olarak merkezileşmenin bozulması sonucunda bireyin. Toprağın uzun vadeli refahında. da devletin doğal bir çıkan olurdu. özel mülkiyet sahibinin ya. toprak bağışı ya da gelir biriminin daha çok ar­ tırılması eğilimi olurdu. büyük ve güçlü bir toprak sahibinin sıkıntılı zamanlarda korumasını daha küçük ve za­ yıf komşulan üzerinde yaygınlaştırmasıyla görülürdü. ba­ zen gönüllü bir biçimde olur. Devlet denetiminin güçlü olduğu zaman­ larda devletin gücünün genişleme yönü özel mülkiyet sahibi- *nin aleyhine olurdu. katılımcı değil. sonra da başka yollarla yeni kişilere tekrar dağıtılıyordu. Bir rejimi destekleyenlerin devrilmesi ve yerlerine yenileri­ nin geçmesi kimi zaman çok daha köklü değişikliklere yol aç­ tı. Genellikle tüm birimler tekrar devletin denetimine giriyor. Kiralanan devlet topraklanyla özel mülkiyet arasındaki ay- nm çok net değildi. Mültezim öncelikle kendi yatı­ rımını geri almaya. Genellik­ le iltizamlar yıllık verilirdi. iç savaş. anlaşmaya vanlan tutan vermekle yükümlüydü. sonra da kâr sağlamaya uğraşırdı. devletin gücü­ 235 . toprak ve mali birimler. yeni sahipleriy­ le devam edebiliyordu. denetleyici olan bir vergi müfettişiyle yer alırdı. Şiddetin ve kararsızlığın sürdüğü hiç de az olmayan değişim zamanlarında. Bu tür ilti­ zamlar devlet ya da devlet gelirlerini toplama yetkisi olanlar­ dan satın alınabilirdi. Tüm bu süreçte devlet.

geri çevirme hakkı ve tüm gücün. servetin.KESİTLER nü. hatta toprağını gasp etme eğilimleri artmıştı. otokratik devletin lehine ve onu sı­ nırlayabilecek toplumsal güçler aleyhine bir gelişim izlemeye başlamıştır. Örneğin XVTI. bu durumu en­ gelleme. önleme. İslam hükümdarlarının genel eğilimleri. uygulamada çeşitli aracı otorite ve güçlerle sınırlanırdı. teknolojinin. yy’da olduğu gibi. Öte yandan ara sıra kuramsal açıdan bağış. özellikle de modem ile­ tişim ve silahların gelişmesiyle olmuştur. tımar ya da il­ tizam yoluyla toprak elde eden ve bunu babadan oğula devre­ den toprak sahibi bir sınıfın oluştuğu da net olarak görülmek­ tedir. “Gasp” ifadesi hem devlet topraklarının özelleş­ mesi. böyle zamanlarda il­ tizamlar dahi özel mülkiyet gibi soydan gelen bir sahiplik ya­ pılabiliyordu. toprak sahipleri gibi miras kalan servete ya da ulema gibi halkın onayına dayanan bu durumlan ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. otoritenin kabul edilmiş bir toplumsal durumdan ya da miras­ tan çok doğrudan devletten alınması yönündeydi. varlık­ larını bu şekilde devam ettiren gruplar oluşmuş ve ayakta kal­ mış ama özellikle yeni bir fetihin ardından otoritenin yeniden güçlenmesiyle birlikte bu gruplar genelde ortadan kaldırılmış ya da statülerini kaybetmişlerdir. Modem çağlara gelindiğinde bu mücadele. hem de özel toprakların devletleşmesi durumu için uy­ gundu. 236 . Bu durum. Bu sayede merkezi otokrasinin karşısındaki engeller de yıkılmıştır. Teorik olarak geleneksel sistemlerde hükümdarın gücünün mutlak olmasına karşın. yy sonlarında ve XVIII. Hükümdarlık otoritesinin bir şekilde gücünü kaybettiği dönemlerde. Ortadoğu toplumu bağlamında kullanıldığında “feodalizm” gibi "soyluluk” ve “toprak ağalığı” da farklı bir biçim almakta­ dır. Bu mücadele İslam tarihinde süregelmiştir. Otokrat hü­ kümdarlar sıkça kendi iyi niyetleri yerine.

Arap halifelerinin. Tiranlık konusundaki geleneksel sınırlar orta­ dan kaldırılmıştır. . modem diktatörlerin en küçükleri bile. Yeni ya da yenilenen bir tür sınırlama yolu­ nun arayışları henüz son bulmamıştır. Pers şahlan- nın ve Türk sultanlarının en büyüğünden daha güçlü bir dene­ time sahiptirler. hükümdar sınırsız güce sahip olurken. SEÇKİNLER Modernleşme sonucu bu güçlerin sınırlanması ve otoritelerin yok olmasıyla.

ne erkek ne dişi vardır. Bizans ve Latin Avrupa’nın ayrıcalıklı aristokrasileri gi­ bi çevresindeki ülkelerdeki uygulamalarla kıyaslandığında ger­ çekten de İslam dininin eşitlik ilkesi taşıdığı söylenebilir! İsla­ miyet bu gibi toplumsal ve aşiret farklılıklar sistemlerini benim- sememekle kalmayarak bunlan kesin ve net olarak reddetmiş­ tir. soy. Ve birbi- rinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki. Hindistan’ın kast sistemi. ne kul ne azatlı vardır. (Eyub 31: 15) Ne var ki Museviler. insanlar arasında belli başlı farklılıkların göze­ 238 . servet ve ırk ayncalıklanna karşı çıkarak rütbe ve şe­ refin ancak dindarlıkla ve İslamiyet’te erdemle kazanılacağını belirtmişlerdir. Hıristiyanlar ve Müslümanlar açısından ortak insanlık. toplum­ sal statü. Allah nazarında en değerli olanınız O'ndan en çok korkandır. Bu düşünceler bir geçmişe sahipti. hareketleri ve hadislerle korunan İslamiyet’in ilk hükümdarlannm örnekleri doğum.” (Gal. Bu konuda Kuran çok nettir: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Muhammed’in sözleri. İslamiyet’in ilkeleri ve başlan­ gıçtaki uygulamalan. 11. BÖLÜM H alk Sıkça İslamiyet’in eşitlikçi bir din olmasından söz edilir ve bu büyük ölçüde de doğrudur. İran’ın sınıflı feodalizmi. İncil’deki iyi bilinen bir paragrafta şöyle söylenir: “Ne Yahudi ne Yunanlı vardır. 3:28) Daha önceki Eyub Kitabı’nda da efendi ve kölenin ortak insanlığından söz edilmiştir. çünkü Mesih İsa’da tü­ münüz birsiniz. ” (Ku­ ran 49:13) Hz.

inanmayan ger­ çek dini kabuk edip inançsızlığından kurtulabilir. Başka konular hakkındaki fark­ lılıklar daha azdır. özgür. Başka bir deyişle. ye­ tişkin ve erkek. rütbe ve soylu doğum­ dan daha üstündür. Geleneksel din dünyasın­ da bir tek kadın aşağı durumundan kurtulamaz. İnsanların eşitliği ilkesindeki görüşleri or­ tak olsa da. kadım ve inanmayanı aşağı görmüştür. toplumsal ve cinsel aynmlann küçültücü olduğunu ya da yok edilmesi gerektiğini değil. Üç din de köle anne babanın çocuğu olarak köle doğmayı ve kölelik durumu­ nu kabul ederler. Cümlenin son üç sözcüğü inananlar ile inanmayanlar arasındaki dini ayrı­ mı açıkça ortaya koymuştur. çocuğu. Köleyi efendisi azat edebilir. Üç din de bireyin değeri. her üçü de pek çok önemli açıdan köleyi. Kadın ve çocuklar doğuştan böyle oldukla- n için statülerinin değişmesi mümkün değildir. Her üç dinde de bu dört toplumsal eşitsizlik durumundan 239 . Yukandaki Galatyalılar bölühıünden alınmış cümle etnik. Bu konuda eski kanunların uygulandığı Mu­ sevilik ve Hıristiyanlık’ta özgür insanların köle yapılabilecekleri bazı yollar vardır. Daha ilk başlarda İslam hukukunda ve uygu­ lamasında özgür insanlann köle yapılması kısıtlanmış ve bunlar savaşlarda ele geçirilen gayrimüslimlerle sınırlanmıştır. özerkli­ ği ve her ruhun Allah için önemi konularında ısrar eder. Üç dinin inananları açısından inanmayanların durumu ken­ di tercihlerinin sonucudur. çocuk nasılsa zamanı geldiğinde yetişkin olacaktır. Üçüne göre de dindarlık ve hayır işleri servet. Üç dinde inanmamanın ne olduğu ve algılanması ile ihtida etmeyen inanmayanın durumu arasın­ da önemli farklılıklar bulunur.olmak gibi gerekli özellikleri taşıyanlarla sınırla­ mışlardır. Üçünün de bu aşağı durumun ortaya çıkması ve sonlandınlması ile ilgi­ li kurallan vardır.tilmesine engel değildir. bunlann her­ hangi bir dini ayncalık sağlamadığım anlatmaktadır. tarihsel süreçte üçü de bu eşitliği dindar.

kendi tercihidir ve İslamiyet’i kabul ederek bu duruma son verebilir. zorunlu gö­ revleri olan insanlardır ve aralannda çok önemli farklılıklar bu­ lunur. Bu ka­ tegoride Hıristiyanlığın ve İslamiyetin inanmayan kavramın­ dan çok Yunan barbar kavramı vardır. Azatlı olarak kölenin durumu da değişe- 240 . Ancak bu beklenen bir değişiklik değildir ve çok da gerekli olmaz. dışarıdaki (gentile) Musevileştirilebi- lir ve bu koşulda toplumun üyesi olarak benimsenirler (Levili- ler 19:33-0. Sonuncu durumda üç din arasındaki en önemli farklılıklar ortaya çıkar. Öteki tarafta Müslümanlar ve Hıristiyanlar açısından on- lann inançlarından olmayanlar ve onlan ihtida etme çabalarına karşı koyanlar Allah'ın sözünü ya da önemli bir bölümünü in­ kar etmiş olduklarından bu dünyada cezalandınlır. Yetişkinle çocuk arasın­ da yeni yetmelik adı verilen hukuken sınırlı olup toplumsal bir önem taşıyan ara bir durum vardır. Kadınla erkek arasında ha­ dım denilen ve serbestçe her iki durum arasında gidip gelebi­ len ara bir durum vardır. sahibi tarafından azat edilerek hukuken özgür olan kölenin eski sahibine karşı ba­ zı görevleri ve yükümlülükleri olur. dışandakidir (gentile). Musevilikte öteki. İnanmayanla gerçek inananla arasın­ da Allah’ın gerçeğinin tamamına olmasa da bir bölümüne sa-- hip olanlar bulunur. kadınının durumu şüpheli görülmekle birlikte. Engel aşılamaz değildir. Barbar Helenleştirilebilir. Musevi öğretisi dürüst olan tüm insanların Cennet’te bir yeri olduğunu kabul eder. Museviler ve Helenler için yabancılar Muse­ vi ya da Helen olmadan da faziletli olabilirler. öteki dün­ yada da cehenneme giderler. Bu koşulda ona tüm-kapılar açılır. Köle. kadın ve inanmayan olmak üzere üç yetişkin aşağı sı­ nıf. İnanmayanın aşağı sınıftan olması.KESİTLER farklı tanımlanan ara durumlar bulunur. Köleyle özgür arasın­ da azatlılar bulunur. başka bir deyişle.

cinsiyetlerini kendilerinin de hiçbir gücün de değiştiremeyece­ ği kadınların durumudur. Bu üç durum arasında önemli bir başka fark daha bulunu­ yordu. İslami öğretinin insancıl etkisini bazı açılardan azalmıştır. bunun olması köleye değil sahibine bağlıdır. Kölelikle ilgili kurallar Şeriat’ın iç kalesi niteliğindeki kişisel durum kanununun bir parçasıydı. zengin ve fakir doğanlar. ekono­ mik değildi. Köleler için önemli hukuki sınırlamalar vardı. Öteki tarafta gayri müslimin durumu kişisel değil. kölenin ve inanmayanın tabi durum­ larını belirleyen kutsal ayrımlan sorgulamamıştır. Müslüman evinin kutsallığını korumak için değil. Asil ve normal doğanlar. Bu gelişmelerden biri Araplar’ın fethettikleri ülkeler­ de gördükleri Pers ve Roma uygulamalarının etkisi. Bu grupların hukuki tabiyet durumuna itiraz et­ mek ya da değiştirmeye çalışmak özgür ve erkek Müslüman’ı Müslüman evinde kişisel otoritesi ile Müslüman devletteki ko- münal önceliği olmak üzere iki hassas konuda tehdit edecek­ ti. fetih ve satın alma yollan ile elde edilen köle sayısındaki hızlı artıştır. şahit olamazlardı. İslam ülkelerindeki kölelik daha çok aileviydi. Arap ve Arap olmayanlar. Bir köleye karşı işlenen suçun 241 . İslamiyet'in üstünlüğü­ nü Müslümanlar tarafından yaratılan toplumda ve devlette sür­ dürmek içindi. daha güç­ lü olabilecek diğeri de haraç. Kölelerin ev ve aile yaşamı içinde bir yerleri var­ dı. kadın ve köledeki gibi. kamusal olduğu için çok daha farklı gö­ rülürdü. Buradaki sınırlama. An­ cak bu hareketler kadının. beyaz ve siyah olanlar arasında kimi zaman tırmanan ve İslam kardeşliğinin gerçek ruhuna ters düşen geri­ limi yok etmek için Ortaçağ’ın başlarından itibaren İslam dün­ yasında bir dizi dini ve toplumsal radikal hareket olmuştur. HALK bilir ama bunun için hukuki bir süreçle gerekir ve en'önemli­ si de. En kötüsü. İki gelişme. Özgür insanlar için yetkili olan bir makama gidemezler.

İslam hukukunda köle de beslenme. Teorik olarak özgür bir kadınla evlenme­ si mümkün olmasına karşın. tıbbi bakım ve yaşlılıkta bakım haklarına sahiptir. Hicri 31 yılında (miladi 651-652) Mısır’daki Arap orduları ile güneydeki Nubyalılar savaştıktan sonra imzaladıklan bir ateş­ kesle birbirlerine baskınlar düzenlememeyi taahhüt ettiler. Köleler Assuan va­ lisine teslim edilecektir. o suç özgür birine karşı işlendiğinde verilecek cezanın yarısı olduğu için köleler özgür insanlardan daha az sayılıyor­ lardı. Bir Müslüman'ın kaçak bir kölesini barındırır ya da bir Müslüman’ı veya birzimm iyi (korunan gayri müslim) ya da Müs­ lümanların şehrinizde kurduğu camiyi yıkmaya ya da 360 köleyi ver­ memeye kalkışırsanız antlaşma geçersiz olacak. Sahibi tarafın­ dan azat edilmedikçe kadın kölesiyle evlenemezdi. Köleler az da olsa miras ve mülkiyet konularında birtakım medeni haklara sahipti. hem kadın hem erkek olacak." Kimi kaynaklarda bu andaşmada valinin özel kullanımı için kırk köle daha eklendiğinden söz edilir. Müslümanlar’a yılda 360 köle. Bu köleler. Kadı. ne çok yaşlı ne de küçük çocuk olacaktır. Andaşmanın gerçekli­ ği şüpheli olmakla birlikte.KESİTLER cezası. bu yü­ kümlülüklerini yapmayan köle sahibine kölesini azat etmesini emredebilirdi. Köle sahipleri kölelerini aşın çalıştırmazlardı ve onlara insanca davranmak zorundaydılar. Kölelerin azat edilmesi için kanunlarca belirlenen pek çok yol vardı. antlaşma pek çok hukukçu tarafın­ dan geçerli kabul edilerek Nubya’nm Müslüman imparatorluğu dışında haraç vererek kalması için karşılıklı çıkarlan gözetmek. Ant­ laşmaya göre Nubyalılar. bu pek olmamıştır. kusurları olmayacak. Müs- lümanlar da onlara mercimek ve et vereceklerdi. Sahibinin izniyle bir köle de evlenebilirdi. Antlaşmanın son maddesi şöyleydi:1 ''Müslümanların imamına yılda 360 köle verilecektir. En iyi yargıç olan Allah aramızdan birini seçene dek savaşmayı sürdüreceğiz. ülkeni­ zin iyi kalitedeki köleleri olacak. 242 .

Siyah köleler. seçkinlere ait olmuşlar­ dır. Müslüman topraklarına köle alınması ve kö­ lelere bedensel zarar verilmesi Müslüman kanunlarınca yasak­ ladığı için ülke içinden elde edilebilecek köle ve hadım sayısı sınırlıydı ama Müslüman topraklan dışından ikisini de ithal et­ mek mümkündü. Evlerde. camilerde çoğunlukla siyah köle­ ler hizmet etmişlerdir. Ancak birkaç is­ tisna vardi. XIX. Köle kızlardan bazılan eğitilmiş. hat­ ta hükümdarların anneleri olanların perde arkasında da olsa za­ man zaman devlet işlerinde önemli rolleri olmuştur. HALK için kullanılmıştır. İslam dünyasında eko­ nomi. Modem çağlara kadar süren kölelik kurumu. İslami- yetin başlangıç yıllannda Güney Irak’taki tuz havzalarının ku­ rutulmasında siyah kölelerin kullanıldığı anlaşılmaktadır. 243 . Sahra’daki tuz madenlerinde de kullanılmıştır. Sudan ve Yukan Mısır’daki altın. sanayi de özgür zanaatkarlara dayalıydı. İslam ordularında asker olarak genellik­ le beyaz köleler hizmet etmişlerdir. dansöz olarak yetiştirilmişlerdir. Bunlar çoğunlukla sıradan halka değil. yy’da sö­ mürge imparatorluklarında ve XX. Nubya bunun için iyi bir kaynaktı. yy’da bölgedeki egemen devletlerde ortadan kalkmıştır.' Bazı ekonomik projelerde çoğunluğunu siyah Af­ rikalıların oluşturduğu kölelere çok sayıda rastlanırdı. Köleler birçok amaçla kullanılırlardı. Kötü koşullar nedeniyle bir dizi köle isyanı çıkmıştır. Kölelerin kullanıldığı başlıca yerler ev işleri ve askerlik ol­ muştur. İslam dünyasmm haremle­ rinde cariye ya da hizmetçi olarak her etnik kökenden çok sa­ yıdaki köle kadın iki görev arasında her zaman açık bir fark ol­ maksızın hizmet etmişlerdir. müzisyen. Tarım büyük oranda özgür ya da yan özgür köylü­ lere. bir bölümü şarkıcı. Hükümdarın hareminde bulunanlar ve gözde olanlar. Helen-Roma dünyasındaki gibi öncelikle köleliğe daya­ lı değildi. saraylarda.

mülkiyet ve başka hak­ lar kazanmışlar. örneğin bir kadın dava için şahit­ likte ya da mirasta bir erkeğin yansına eşdeğer kabul edilirdi. Bu kişiler. Kadına dini suçlar için verilen cezalar biraz daha hafif olur. Kadın da köle ile zımmi için olduğu gibi kanunlarca bazı alanlarda küçük görülürdü. mülkiyetle ilgili bazı konularında erkekle eşit olmuştu. kocalarının ya da sahiplerinin kötü davranışları karşısında bir ölçüde korunma elde etmişlerdir. Özgür olan bir kadın. aşağı konumda olduklarını göste­ rirdi. kız kardeş. Bu kişilerin statülerini belirten zimma. “anlaşma insanı” olarak al- dırılırdı. kendi haklan olan bir birey gibi de­ ğil. Hoşgörüye sahip inanmayanlar. anne. put­ perest Arabistan’da geleneksel bir uygulama olan kız çocukla­ rın öldürülmesini yasaklamıştır. Ama kadınlann bu durumu fıkıh uzmanla- n açısından ayncalıklı değil. dört kadınla sınırlanmıştır ama güçlü ve zengin olanlar dı­ şında nadiren uygulanmıştır. Hıristiyanlar. Müslüman hü­ kümdar ile gayri müslim toplumlar arasındaki bir anlaşma sayı- 244 . Kadına birtakım haklar ta­ nınmış. erkek köle sahi­ bi olabilir ama üzerinde herhangi bir hakka sahip olamazdı. Ancak evlilik genellikle kanunen cariyeyle tamamlanmıştır. Öte yandan kadınların durumu . aile içinde sahip olduğu rolleriyle. Museviler ve Doğu’da Zerdüş- tiler idi. İslam devletinde hoşgörü- len ve korunan gayri müslim tebaa için kullanılan hukuki te­ rimlerle zım m i ya da ehl-i zimma. davranışlar ve göreneklerle değişip itici gücünü kaybeden İslamiyet'in özgün mesajı. kız ço­ cuk ya da eş olarak tanımlanmıştır. ör­ neğin dinden çıkarılma suçuna idam değil hapis ve kırbaçlan­ ma cezalan verilirdi. Evlenmemiş olan köle kadınlar sahi­ binin emrinde olurdu. Fı- kıhçılar tarafından kadın. Kanunen geçerli olan çok eş­ lilik. İslamiyet. güçsüz kalmış.KESİTLER İslamiyet ile birlikte kadınların eski Arabistan’daki genel du­ rumlarında pek çok iyileşmeler olmuş. başka açılardan olduğu gi­ bi bu konuda da kötüye gitmiştir.

Kadın. Zimmi toplulukları kadınlarla ilgili kendi kurallarına sahipti. pa­ zarda ve sarayda otoriteleri olan kadınlar vardı. Musevi hukukunun İslam toprakların­ daki yorumu ve uygulamasında çok eşlilik kabul edilmiş. ekonomik güçleri ve nadiren de olsa siyasi güçleri olan zimmi- ler vardı. Hukuk kuralların sıklıkla tekrar düzenlen­ mesinden sınırlamaların kesin ya da düzenli olarak uygulanma­ dığı anlaşılmaktadır. Toplumsal gerçekleri açısından her üçü de çoğunlukla hukuk kurallanndan oldukça iyi durumdalardı. büyük servetleri. Bunların sonucunda zimmilerin durumları kö­ lelerden oldukça iyi ancak önemli açılardan özgür Müslüman­ lar’dan oldukça kötüydü. Kontrata göre zim- miler. bazı toplumsal sınırlamaları ve Müslümanlar’dan alınma­ yan cizye vergisini kabul ederek İslamiyet’in üstünlüğünü ve Müslüman devletin hakimiyetini tanımışlardı. modem çağ öncesindeki dönemde gayri müslim tebaanın durumu hukuk kurallarının tanımladıkların­ dan oldukça iyiydi. köle hükümdarlar bile olmuştur. Bütün top­ luluklardaki uygulanışıyla. Erkeklerden aşağıda olmalanna karşın. evlerinde. İslam tarihinde. köle subaylar. köle ve inanmayanların aşağı statülerini düzenleyen hukuk kurallan daima İslamiyet’in yüksek ahlaki ve dini ilke­ lerine uygun olurdu.lirdi ve bu anlamda aslında bir kontrat idi. Genellikle Sünni yönetimindeki zimmile- 245 . an­ cak cariyelik durumu yasaklanıp cezalandırılmıştır. Hıristiyan hukukunda ikisi de ya­ saklanmış ve bu suçları işleyenler aforoz edilmiş ya da başka cezalar almışlardır. Müslümanlar’dan aşağıda olmalanna karşın. Karşılığında da can ve mal güvenliği. yüzlerce yıllık İslam tarihinde kö­ le askerler. dış düşmanlardan korunma. ibadet öz­ gürlüğü ve işlerini yürütmek için oldukça geniş bir iç özerklik kazanmışlardı. Özgür insanla­ rın altında olmalanna karşın. köle valiler.

kadın ve kölelerde olduğu şekilde. Kanunlara göre ibadethanelerini tamir edebilirler ama yenile­ rini yapamazlardı. Fatihlerce eski imparatorluklara ya­ yılan İslam dini. Zimmilerin kıyafetlerine de sınırlamalar getirilmişti ve üzer­ lerinde durumlannı tanımlayacak işaretler bulundurmak zorun­ daydılar. tazminatla ilgili konular­ da Müslümanlar’ın yansı değerinde kabul edilirlerdi. Ne var ki zimmilerin aşağı statüde olduklannı unutmalan- na izin verilmezdi.KESİTLER rin durumları. Genel olarak böyle istihdamların karşısında olunmadığı görülmektedir. Museviler de. Müs­ lüman erkeklerin gayri Müslim kadınlarla evlenmeleri serbest­ ti. Hıristiyanlar da İslam imparatorluklarının yönetiminde ida­ ri görevlerde bulunmuşlardır. Yalnızca katır ve eşeğe binebilirleri ata binemezlerdi. öteki mezheplerin yönetimindekilerden daha iyi olmuştur. İslami öğretiye göre. Bazen Hıristiyan devlet memurlanna karşı kampanyalar düzenlendiği. siyasi amaçlarına ulaşmak için birtakım entrikalar­ da kullanırlarsa. Pek çok sultan ve halifenin yönetiminde. erkek Müslümanlar geniş fırsat özgürlüklerine sahiplerdi. Bu eşitçilik anlayışı bir- 246 . Müslüman kadınlarla evlenirlerse cezalan ölüm olurdu. monarşi de dahil. Zimmiler çok zengin olabilirlerdi ama bu zenginliğin sağla­ dığı siyasi ve toplumsal avantajlardan faydalanamazlar ve zen­ ginliklerini. genellikle de bunlar zimmi memurların aşın ve ra­ hatsız eden güç kullanımlarından kaynaklanmıştır. devrimci ve çok büyük toplumsal değişiklikle­ re yol açmıştır. İslam devletlerindeki özgür. soydan geçecekler türlü ayrıcalık reddedilirdi. bazı şiddet olay­ ları gerçekleştirildiği olmuştur ama bu gibi durumlara nadiren rastlanmış. Öte yandan. sonuçta kendileri de îslam devleti ve toplumu da zarar görürdü. Bu sınırlamalann daima sıkı bir biçimde uy­ gulanması söz konusu değildi ama her an konu edilebilirler­ di. Müslüman mahkemelerinde şahit olamaz­ lar.

şeref ve zenginli­ ğe sahip olma olasılığı. ülkelerin. ulema ve ayan gibi ayn- calıklı gruplar da yeni gelenler için olanaklara sınırlandırma ge­ tirmişlerdir. HALK çok açıdan değiştirilip çarpıtılmış olmasına karşın. Genellikle tarihçiler yalnızca güçlü. Ama henüz Ortaçağ İslamiyet tarihi açı­ sından bu araştırmalara başlanamamıştır. devrim sonrası Fransa da dahil olmak üzere herhangi bir Hıristiyan Avrupa devletindekinden çok da­ ha yüksekti. zengin ve bilgili kişiler veya bunlar için çalışanlar yazabiliyor. bazı ül­ kelerde bugün bile. XIX. ulusların ve çağların tarihini yazar­ ken yalmzca ayncalıklı birkaç bin kişiyi ele aldıkları ve büyük halk kitlelerini göz ardı ettikleri şeklinde eleştirilirler. yy başlarında Osmanlı İmpa­ ratorluğu halkının içinden fakir birinin güç. Şehir ve şehirli nüfus- 247 . güçlü. Ama ne var ki. sa­ dece bu kişilerin arkasında kalıyordu. böylece de kitaplar. belgeler. Devlet hizmetinde kö­ lelerin kullanılmasına son verilmesiyle toplumsal hareketliliğin yukanya doğru çıkış yolu kapanmış. zengin ve bilgili kişiler­ le ilgilendikleri. Aslında bu eleştiri bir bakıma haklıdır ancak bunda tarihçilerin bir su­ çu yoktur. Son zamanlarda tarihçile­ rin çeşitli yerlerden toplayıp bir araya getirdikleri bilgiler saye­ sinde. Eşitlikçiliğe Osmanlı döneminin ilerleyen zaman­ larında bir ölçüde kısıtlama getirilmiştir. Çünkü çok daha yakın bir zamana kadar. Roman yazannın tersine tarihçinin elindeki malze­ me kısıtlıdır. Hıristiyan Avrupa ve bir ölçü­ de de Osmanlı İmparatorluğu halk sınıflarının tarihi açısmdan ilerlemeler olmuştur. Helen-Roma dünyası. yine-de soy­ luların ortaya çıkmasmı engellemiş ve liyakat ile amacın ödül­ lendirileceği beklentisindeki bir toplumu koruyacak denli güç­ lü kalmıştır. az da olsa sessiz kitlelerin tarih ve deneyimlerine ışık tu­ tulmuştur. yazıt­ lar ve tarihçinin geçmişi anlatmak için aradığı başka izler. Burada da bazı istisnalar bulunur.

Bu durum Ortaçağ açısından imkansız olmamakla bir­ likte çok zordur. Bu polis güçlerinden “ases”ler gece bek- çüeri ve “ahdath” genç çıraklar arasından toplanan bir tür mi­ lis gücüydü. toplumsal tarih yerine da­ ha çok ekonomik tarih açısından birtakım araştırmalar yürütül­ müştür. yayınlanmış birkaç makale ve genelde baş­ ka konularda yazılmış kitapların bazı bölümlerinden ibarettir. Bazen de şehirde kendile­ rine ayrılan yerlerde yaşıyorlardı. Ortaya çıkan etkin ve çok çeşitli şehir nüfusun önemli bir kesimini çeşitli ekonomik düzeylerdeki esnaf ve zanaatkarlar oluşturmaktaydı. sıradan halk kitlelerinin özelliklerini taşıyordu. Bugüne gelebil­ miş az sayıdaki Arapça belge. XV. Hassa’nın parçalanndan olan askeri. “amme”nin (sıradan insanlar) yaşantılanyla ilgili bilgi­ ler öğrenilebilmiştir. Toplum­ sal düzeni. Ortaçağ İslamiyeti’ndeki sıradan insanların günlük ya­ şamıyla ilgili tarih. Ortaçağ İslamiyeti’ndeki yeral­ 248 . Çoğunlukla ırk ya da din açısından homojen olmadan loncalarda birleşmişlerdi. çoğunluğu şehir halkından yerel olarak toplanmış birimlerden oluşan çeşitli po­ lis güçleri sağlıyordu. bazdan ordunun askeri birimleri. siyasi ve dini kurumlardaki'daha aşağı sınıftan olan. çoğunluğu Mısır’da bulunan önemli sayıda belge bugü­ ne dek kalmıştır. Edebiyatın bazı türleriyle yorumlanıp destek­ lenen bu belgeler sayesinde “hassa”nın (özel kişiler ya da seç­ kinler).KESİTLER la ilgili birtakım konular hakkında. da­ ha az ücret alanların yaşam şekilleri ve standartlan seçkinlerin değil. yy’dan itibaren OsmanlI’nın taşra ve imparatorluk arşivle:- ri şehirlerde ve de köylerde yaşayan sıradan insanlann gün­ lük yaşanılan hakkında oldukça ilginç ve zengin bir kaynak ol­ muştur. Osmanlı İmparatorluğu veya Avrupa devlet­ lerinin arşivleriyle karşılaştınlabilecek arşivler yoktur ama yi­ ne de. Bu polis güçlerinin işleri oldukça zordu.

Büyü. Dilenciler. falcdık ve muska yazıcılığı yapanlar da vardı. ıssız dağlarda ve çöl yollannda zengin kervanlann yolunu kesen özel bir gruptu. gezici vaızlar ve pro­ fesyonel öykücüler de bunların arasında saydabilir. hokkabaz ve başka gösteri sanatlarındaki kişilerdi. hırsız. cambaz. Bir yer bize çok sıcak gelince hemen başka bir yere gideriz. Bazdan da büyük halk kitlelerinin gereksi­ nimlerini karşdayacak basit ve ucuz ürünleri satan gezici satıcı­ lardı. Katil. Bazıları basit eşkiyalardı ve böyle görülüp kabul edilirdi. Çin'den Mısır'a ve Tanca'ya kadar herkesten haraç toplarız. dolandırıcı gibi suçlular bunlardan bazılanydı. kış gelince de hurmalann yetişti­ ği yerlere gideriz. Arap kültüründe dilencilerin büe şiirleri olmuştur. İslam topraklan ya da kafirlerinki fark etmez dünyanın tamamı bizim­ dir. Ortaçağ Avrupası’ndaki derbeder insanlarla ilgili daha çok bel­ ge bulunmaktadır ve daha aynntılı araştırmalar yapılmıştır ama Ortaçağ İslamı’ndakiler için bu yapılamamıştır. hem de eczacdık ve ruh hekimliği yapan sah­ te doktorlar da bunlardandır. dindarların sadaka vererek dini gö­ revlerini yerine getirmelerine olanak tanımalan açısından dini bir işlevleri de vardı. Gösterdikleri toplumsal tepki nedeniyle 249 ." Eşkiyalar. kaynaklarda en sık geçen ve en dikkat çekici olan gruptur. B iz dilenciler tarikatındantz ve hiç kimse haklı gururumuzu inkar ede­ mez. hem hekim­ lik. ahlak kurallan ve dilleriyle -ilgili bil­ gi vermektedir. Halkın bü­ yük bir bölümüne tek sağlık bakımım sağlayan. yy’da klasik tarzda yazılmıştır:2 “B iz delikanlıyız ve karada ya da denizde önemli olan yalnızca biziz. Bu yüzden y a zı karlı ülkelerde geçirir. hem dişçilik. Dilencüer mesleklerini yapmak için. kay­ naklarda sevgiyle dile getirilen çeşitli hüelere başvuruyorlardı. yankesici. Aşağıda­ ki şiir X.tı dünyasının davranışları. DdencÜerin. Bazılan da meddah.

İmpa­ ratorluk ordularını yenen isyancılar. Tarihçiler o yıl Kahire dışındaki otlaklarda Memluk efendilerinin atlarına bakan beş yüz zenci kölenin silahlanarak ayaklandıklarını kaydetmişler­ dir. ve XVII. yy’da harap eden Celali adı verilen eşkiya çeteleri bunlar­ dan çok farklıdırlar. bazı liderleri de Anadolu folklorunda yer almışlardır. başan ve ün elde etmişler. Toprağı olmayan köylüler. Ortaçağ’m başında Irak’taki tarım projelerinde çalıştırılan Doğu Afrikalı kölelerin ayaklanmalan bunlardan en önemlisi­ dir ve 868-883 yılları arasında on beş yıl devam etmiştir.KESİTLER bazı eşkiyalar da. İslam devletinin 250 . “Sultan” unvanını verdikleri liderlerini bir tahta oturtmuşlar ve yakının­ dakilere de Memluk sultanının yüksek memurlannm unvanla- nnı vermişlerdir. bir tür popüler ve hatta edebi kült unsuru ha­ line gelmişlerdir. Tarihi bellek suçlamayı ya da unutmayı tercih ettiği başka direniş türlerine pek de sıcak davranmamıştır. din okullarından mezun işsizler ve tatmin olmamış daha başkalarının oluşturduğu Celaliler. daha çok amaçlarına dini açıklamalar getiren ama ge­ nellikle ekonomik ve toplumsal doyumsuzluklar nedeniyle ya­ pılmış +ialk başkaldınlan olmuştur. Ortaçağ ve modem çağ edebiyat tarihçilerinin beğenisini kazanmış bir şiir türü yaratmışlardır. Hariciler. Eski Arabistan’daki suluk adı verilen (çoğulu saalik) “eşkıya şairler” bunlann örneklerindendir. Kimi zaman kö­ lelerin efendilerine karşı ayaklanmalan bunun örneklerinden­ dir. Mısır’da da 1446’da köleler kölelere karşı ayaklanmışlardır. Korumasın­ dan yoksun olarak aşiret sistemi dışında yaşayan salık. terhis olmuş as­ kerler. Osmanlı Anadolusu’nu özellikle XVI. Mısır tarihçilerinin anlattıklarına göre bu köleler kendi kü­ çük devletlerini ve hükümdarlıklarını kurmuşlardır. Bağdat’taki halife için bir süre önemli bir tehdit durumundaydılar. Siyasal ve toplumsal açıdan İslami düzeni tehdit eden ayak­ lanmalar.

Yalnızca Osmanlı arşivleri günlük köy yaşamı hak­ kında bilgi vermektedir. Daha banşçı olan Sofi ta­ rikatları bile halktan aldıklan destekle yaygın ve tehlikeli ayak­ lanmalarda bulunmuşlardır. ulema. Ortaçağ İslamiyeti. Yalnız­ ca birkaç isyan lideri ve eşkiyamn halkla ilişkisi devam etmiştir ama onlarla ilgili de fazla bilgi yoktur. teknoloji ve sulama gibi konularda az da olsa bilgiler bulunmasına karşın. Ortado­ ğu tarihinde nüfusun büyük bölümünü oluşturan köylüler hak- kındaki bilgiler oldukça azdır. Peygamber soyundan gelenlerin halifelik iddi­ alarını ve halifeliğin gerçek sahiplerinin meşruluğunu sorgula­ yan Şiiler. X. Bugün eskiden olmadığı 251 . Duygu ve düşünceleri. yy’da Ab- basiler. edebiyatta ve bölgenin tarihini anlatan kaynaklar­ da bulunmaz. şehir uygarlığıydı. yy’da Safeviler aralarında ol­ mak üzere bazı başkaldırılar. iktidan kazanmışlar ama yarattık- lan beklentileri karşılayamadıktan için taraftarlarının daha faz­ la aşın isyanlarına neden olmuşlardır. özellikle de köy edebiyatı daha sonraki zamanlarda görülmek­ tedir. memur ya da subay olarak toplumun üst katmanla­ rına çıkarlar ve köylü kimlik ve görüşlerini terk ederler. popüler görüşün tersine. Edebiyata köy yaşantısının girmesi. kendilerini baskı altında ve haksızlığa uğramış hisse­ denlerin kızgınlıklarına bir çıkış yolu açmışlardır. VIII. top­ rak sahibi. Toprağın kullanılması. HALK gittikçe güçlenen otokratik kimliğine başkaldırmalar ve özgür­ lüklerine ve onurlarına bir müdahale olarak kabul ettikleri her çeşit otoriteyi reddeden Arap ya da öteki göçerlerin destekle­ rini almışlardır. Tarih geleneği. kırsal ya da çöl uygarlığı değil. edebiyatı ve kanunlan ile şehirli sorunlan ele alınmış ve şehir dummlan tar­ tışılmıştır. yy’da Fatımiler ve XVI. Kimi zaman köy kökenliler tüccar. çalışmalannın meyvele­ rinden faydalananlardan ayn olarak sessiz olanlardır. kiralanması. Toprağı gerçekten işleyen köylüler.

giyecek ve ulaşım için hayvan yetiştirerek geçimlerini sağlayan göçebe aşi­ retlerin yaşadığı çöl bulunur. . Devlet güçlüyken göçebeler sakin olmuşlar. köyleri. Osmanlı arşivlerindeki pek çok kaynak. Kuzeydoğu Afrika’daki göçebe Berberiler’in ekonomide. Köyün hemen ötesinde. Kuzey Afrika’daki ve Güneybatı Asya’daki Bedevi Araplar. köylülerin şikayet. bu ülkelerdeki köylüle­ rin görüşlerine ulaşabilmek bir hayli zordur. dolayısıyla da devlette önem­ li yerleri olmuştur. tartışma. Köylülerin duygu ve düşüncelerini yansıtan en önemli araçlar atasözleri. ker­ vanları yağmalamışlar ve önceden tarım arazisi olan topraklar­ da hayvanlannı otlatmışlardır. devlet güçsüz- leşince de bağımsız olmuşlar. Anadolu. folklor ve halk edebiyatıdır. onlar hayvan yetiştiriciliği ile tarım arasındaki karakteristik farklılık yüzünden kendi farklı yaşam biçimlerini sürdürmüşler­ dir. İran yaylalan ve Orta As­ ya’daki göçebe Türk ve İran aşiretleri.KESİTLER kadar iletişim aracı olduğu halde bile. soruşturma ve kararlarıyla yaşam­ ları hakkında bilgi vermektedir. Bazen de gerçek İslamiyet’e dö­ nülmesi gerektiğini söyleyen yeni bir din hocasmdan etkilen­ miş ve yerleşim yerlerini ele geçirerek yeni hanedanlar ve kral­ lıklar kurmuşlardır. vahaları basmışlar. yiyecek. Orta­ doğu ülkelerinin çoğunda çok yakınında. Şehirleri ve köyleri yöneten çeşitli hükü­ metlerin göçebeleri hakimiyet altına almaya çalışmalarına kar­ şın.

Diğer 253 . BÖLÜM H u k u k ile D in VII. Hıristiyan Kiliselerinin Mısır’da ve Me­ zopotamya’da saydan giderek azalsa da. Güneydeki Habeşistan ve kuzeydeki Gürcistan ile Erme­ nistan gibi İslam İmparatorluğu’nun eteklerindeki bazı ülke­ ler Hıristiyan karakterlerini korurken. yöneticiler ve yerleşimcilerin oluşturduğu küçük bir azınlığın dini olmuş. çoğun­ luk haline gelen Müslümanlar. ayakta kalmaya de­ vam edebilmişler. Muhammed’in mem­ leketi olan Arabistan’da yani Kutsal Topraklar’da yalnızca İslam dininin var olabileceği. bölgenin büyük kısmında yayıl­ maya devam ederek. Önceleri fatihler. eski Bizans ve Pers topraklannda yaşamakta olan nüfusun çoğunluğu eski dinlerine sadık kalmışlardır. bu ferman Güney Arabistan'ı kapsamamıştır ve oralarda Hıristiyanlık yüz­ lerce yıl. Halife Ömer’in yayın­ ladığı bir fermanda. Müslümanlar için Hz. çoğunluklannı bugüne dek korumuşlar­ dır. Ne zaman ve nasıl olduğu bugün de bilinmiyor olmakla birlikte. gerçek inancı zorla benimsetmeye çalışan Bizans’tan kurtularak bazı faydalar büe sağlamışlardır. yy ortalarında kurulan İslam imparatorluğu ile birlikte Ortadoğu’daki hakim din İslamiyet olmuştur. Müslüman olmayanların yaşaması yasak tek bir bölge ol­ muştur. Müslümanların yönetiminde ya da etkisindeki Müslüman olmayan toplulukların kaderleri. Hadislerden anlaşıldığına göre. Ne var ki. bazılan bağımsızlıkları­ nı bile koruyabilmiştir. Museviler’in ve Hıristiyanlar’m bu top­ raklardan gitmeleri gerektiği belirtilmiştir. Musevilik de günümüze dek var olmuştur. 12. başka bölgelerde farklı olmuş­ tur.

VII. Klasik halifeliğin merkezi durumundaki Kuzey Afrika ve Güneybatı Asya’da bölgenin eski kültürlerinin yoğun etkisin­ de bulunan. do­ ğu ve batı eyaletlerde yaşayan Musevi topluluklara Hıristiyan yönetimindekinden çok daha iyi bir konuma gelmelerini sağ­ layan. Zerdüştiler’in du- nımlan ise. 254 . İnançları Ortadoğu’da ve Avru­ pa’da Müslümanlar ile Hıristiyanlar’m zulmünden kaynaklanan ve her üç dinden de taraftar bulmayı sürdüren Maniciler. sanatlarını etkileyen ve Müslüman olmayan azınlıkların yaşamlannda bile açıkça görü­ nen bir İslam uygarlığı doğmuştur. bilimini. Başka bir deyişle. felsefesini. Müslüman olmayan azınlıklar sayesinde zenginle­ şen. daha eski çağlarda. Hıristiyanlara eşit bir statü verilmiştir. yy’ın putpe­ rest Arabistan'ının çoktanrıcılanyla karşılaştırıldığında bir tek- tanncıclır. Arapça ve-öteki Sami dillerde. bu gruplann en önemlisidir. İran’daki dindar Zerdüştiler küçük bir azınlık haline gel­ mişlerdir. edebiyatını. Orta. devlet gü­ cü ve yerleşik bir ruhban sınıfı disiplinine daha az bağımlı olan muhalif Zerdüşti grupların.KESİTLER taraftan Kuzey Afrika ise Hıristiyanlık sona ermiştir. Arapça olan “İslam” sözcüğü. toplumsal ve de si­ yasi tarihinde rolleri olmuştur. Müslüman yönetiminin ilk yüzyıllarında. Hıristiyanlar gibi yurtdışında güçlü dostlannın teşvi­ ki ve Museviler’in ayakta kalma yetenekleri olmadığı için iyice kötüye gitmiştir. ancak kendi belirgin ve tanınabilir karakterinin yaşam bi­ çimini. Bunlardan Hindistan’a kaçan bir bölümü. “inananın Allah’a teslim olma­ sı” anlamındadır ve aynı kökten türeyen “Müslüman” sözcüğü de teslim olma eylemini yapan kişi anlamına gelir. bütünlük an­ lamı taşımaktadır. Dolayısıyla Müslüman kendini tümüyle yal­ nızca Allah’a veren kişidir. Bu sözcük. Par- siler adı verilen küçük bir topluluk olarak bugüne dek gelmiş­ lerdir. İran'ın kültürel.

Muhammed. Hz. Muhammed. Hz. Hz. Hz. Müslümanlara göre dünyanın yaratılmasından itibaren var olan tek gerçek' din anlamına gelir. Getirdiği Kuran eski vahiylerin tümünün üstündeydi ve onları tamamlıyordu. “İslam” teriminin birincil anlamı Hz. bugün başka anlamlarda da kullanılmakta­ dır. süreklilikti ve çoktanncılık ile tektanrıcılık arasındaki uzun mücadelenin yeni ve artık son aşamasıydı. Mu­ hammed’in Kuran aracılığıyla getirdiği. sonraki nesillerin gö­ rüş ve uygulamalanyla öğrendiği din demektir. İsa peygamberlerin en büyü­ ğü ve sonuncusuydu. Muham­ med. Musa. Hz. HUKUK İLE DİN Müslüman geleneğinde Hz. Davud. Muhammed ve Kuran ile sınırlıdır. “İslam” sözcüğü. Burada bir anlam fark­ lılığı bulunmaktadır. Mezmurlar ve İncil kitaplarını getiren Hz. Genel anlamda “İslam” özellikle de Müslüman olma­ yanların kullanımında Hıristiyanlık yerine. Hz. gerçek artık onun bildirisindeydi. Onun kitabmda bulunmayanlar gerçek değildi ve bunun nedeni eski kitapların değersiz koruyucularınca çarpıtılıp yozlaştırılmasıydı. İsa ve Ötekilerin tümü Müslüman’dır. Hz. Hz. Müslümanlığa göre Muse­ vilik ve Hıristiyanlık başlangıçta gerçek dinler olarak ortaya çık­ mıştı. Buna göre de Adem. Müslümanların “Şeriat” adım ver­ dikleri kutsal kanunu ve “kelam” adım verdikleri İslami teoloji­ yi kapsar. Hıristiyan dünyası­ nın karşıtıdır ve Müslüman inanç ve toplumunun himayesinde 255 . Musa. Davud. Tevrat. Müslümanlar için kitabı olan peygamberlerin sonuncu- suydu. Giderek sonra­ ki nesillerin Hz. hukuk ve görenek sistemi anlamım kazanmıştır. aynı misyon ve vahiylerin daha önceki aşamalanydı. Muhammed’in öğrettikleri ve ona atfedilen ha­ dislerle geliştirdikleri karmaşık din bilimi. Muhammed’in görevi bir yeni­ lik değil. Allah’ın elçisi olduktan sonra eski vahiyler geçer­ siz olmuştu. An­ cak vahiylerin eski aşamalarında bulunan inananlar farklı ad­ larla yaşadıkları için İslam daha genel anlamda son aşama olan Hz.

hem de toplanılacak ve çalışılacak bir yerdir. yani. Müslüman- lık’ta asla kendi özel yapısı.'kamuya ait bi­ nalarda. başka bir dini görevi yoktur.KESİTLER gelişen büyük zengin uygarlığı ifade eder. ancak uygulama­ da imamlık sürekli bir meslek makamı haline gelmiştir. Bu anlamıyla “İslam” Müslümanların neye inandıklarını veya inanmalarının beklen­ diğinden çok. İslamiyet’in baş­ langıç yıllannda bir bina bile değil. Caminin içi basit ve sade olur. Bu gö­ revi süreci bilen her Müslüman yapabilirdi. yetki alanı ve kanunla­ rı olan bir kurum anlamında kullanılmamıştır. Arapça’da secde edilecek yer anlamına gelen “mes- cid” sözcüğünden gelmiştir ama bu Hıristiyan kilisesinin Müslü- manlık'taki karşılığı değildir. Bu şekilde ilk kez Şam’daki Aziz Yuhanna Kilisesi Arap fatihler tarafından önce paylaşılmış. Genellik­ le büyük camilerde bulunan mimber. müminlerin beraber namaz kılmak için toplandıkları bir yerdi. İmamın görevi yalmzca du­ ada önderlik etmektir. binanın içindeki Hıris­ tiyan resimleri ve sembolleri kaldırılmış veya üzerlerine Kuran ayetleri yazılmıştır. Cuma namazlannda kul­ 256 . Cami bir bina. Binanın kubbesinin üstüne bir hilal ve dört köşesine dört minare yapılmış. tarihten anlaşıldığı kadanyla ve bugünkü haliyle İslam uygarlığını anlatmaktadır. sonra da ele geçirilip değiştirilmişti. Mim- ber ve mihrap caminin içindeki en önemli yerlerdir. “Cami” (mosque) sözcüğü. Hıristiyan dünyasında konuşu­ lan dillerin tümüne Müslümanların ibadet ettikleri yer anlamı­ na gelen bir sözcük olarak çeşitli biçimlerle ve farklı yollarla girmiştir. dışarıda ve fetihlerin ilk zamanlarında fethedilen yer­ lerdeki başka dinlere ait. aslında ne yaptıklannı. Cami. Bundan yüzyıllar sonra da Konstantinopolis’teki büyük Ayasofya katedrali imparatorluk camisi haline getirilmişti. Namaz evde. hiyerarşisi. ibadet edilecek yer. paylaşılan veya fatihlerin el koydukla­ rı ibadethanelerde de kılınabilirdi.

mü­ minler için bir uyan ve işarettir. heykel yerine soyut ve geometrik çizimleri tercih et­ miş ve süslemelerini yazının yaygm ve sistematik bir şekilde kullanımına dayandırmışlardır. Kulla­ nılan çok çeşidi yazı biçimleri. Caminin duvarlanm ve tavanı­ nı süsleyen yazılar. Yalnızca vaiz 257 . Kalabalık sokaklar ve ’pazar yerlerinde yükselen minare. Suriye’nin kilise kuleleri. Hz. Ro­ ma forumunun ve Yunan agorasının karşılığıdır. Müslümanların toplu namazları Yaratıcı’ya gösteri­ len disiplinli ve toplu bir boyun eğme şeklidir. müzik ya da şiir yer almaz. Namazda dra­ ma ve esrara. Genellikle ayn bir yapı şeklindeki minarenin en üstünden müezzin (Arapça’da mu’adhdhin) müminleri namaza çağınr ve bu çağrı Müslüman dünyasının birliğini ve çeşitliliğini belirler. Minare. Muhammed’in. Dini ve toplumsal sembolü her yerde aynı olsa da. hem Müs­ lüman estetiğinin hem de Müslüman dindarlığının anlaşılması­ nın anahtarlarıdır. müziği ve ikonları olan bu dekoratif metinler. Müslüman sanatçılar. Mihrap. HUKUK İLE DİN lanılan yüksek kürsüdür. besmele ve Kuran ayetleridir. caminin en çok bilinen ve karakteristik dış kısmı­ dır. Allah’ın. Müslümanlık’ta Kuran’ın metni kutsaldır ve onu yazmak ve okumak da ibadettir. hat sanatı ustalarının ellerinde çok zarif bir güzelliğe erişmişlerdir. Puta tapmaya benzer bir küfür olarak görülen heykel özellikle reddedilir. Müslüman ibadetinin ilahi­ leri. Müslümanların namaz kılar­ ken döndükleri kıble yönündeki duvarda bulunan girintidir ve duvarın tam ortasında bulunduğu için binanın simetri çizgisi­ ni belirler. Başka bir açıdan. ilk halifelerin isimleri. özellikle yeni garnizon şehirlerinde Müs­ lüman toplumu ve devletinin merkezi olan İslam camisi. Babil kuleleri. Mısır’ın fenerleri gibi aralannda dini olmayanların da bulunduğu daha eski bir yapıyı andırır. İslam’ın her büyük bölgesinin kendi mina­ re stili vardır ve çoğunlukla da.

KESİTLER ve namazı kıldıran kişinin yer olmayan caminin mimberi. Ancak bunla­ rın çok az bir kısmı Müslümanlar tarafından güvenilir olarak kabul edilir. Zamanla karmaşık bir duruma gelen Müslüman toplumu ve devletinde caminin siyasi rolü azalsa da tamamen yok ol­ mamıştır. koşullu teslim olmuşsa asa bu­ lunurdu. Garnizon şehirlerinde cami. sonra da büyük derlemeler şeklinde yazılmıştır. yeni hü­ kümdar ya da valilerin başa gelmesi. Ortaçağlardaki Müslüman araştırmacılar bazı ha­ dislerin doğruluğunu sorgularken. hükümet binalan ve yer­ leşim mahalleleri bir tür kale gibidir ve genellikle mimberden önemli açıklamalan hükümdar ya da vali yapardı. Müslümanlar hâ­ lâ standart derlemelere Kuran’dan sonra ikinci derecede saygı gösterirler. bunu modem araştırmacılar daha radikal şekilde yapmıştır. Kuran ve hadisler­ den oluşur. İslamiyet’in kutsal kanunu Şeriat. Kuran’ın en çok yinelenen bir ayetinde Müslümanlar’a “Al­ lah’a. Hutbede adın anılma­ sı İslamiyet’te siyasi otoritenin önemli işaretlerindendi. Öte yandan. yi­ ne mimberden duyuruluyor ve hükümdar ya da‘ valinin adının anıldığı hutbe siyasi önemini koruyordu. fetih gibi önemli olayların duyurulduğu ve önemli bildirilerin yapıldığı bir plat­ formdur. Bu ayet. Muhammed’in görüş­ leri ve uygulamalarını anlatan hadisler ağızdan ağza aktarılmış. eğer o yer saldın sonunda düşmüşse kılıç. onun Peygamberine ve amirlere itaat etmeleri” buyurulur (4:59). Yeni bir halifenin tahta çıkışı gibi önemli olaylar. İslamiyet’in entelektü­ 258 . tik çağlar­ dan itibaren İslamiyet'in egemenliğinin simgesi olarak mimber- deki konuşmacının elinde bir kılıç ya da asa olurdu. aynı zamanda memurların atanması ve görevden alınması. Yüzyıllardır ilahiyatçıların ve hukukçuların sevgiy­ le oluşturduktan bu görkemli kanunlar. hadislere Kuran’a eşit bir otorite tanıdığı şek­ linde yorumlanmış ve nesiller boyu Hz. savaş.

Bu görev müftünündü ve onun fetva olarak adlan­ dırılan kararlan ya da düşünceleri. Kuran’da ve hadislerde yer alan ve sonra da ilahiyatçı ve hu­ kukçuların tarafından genişletilerek yorumlanan kanun. Mir­ za okurlarına İngilizler’in Müslümanlar’ın tersine gökten inme ilahi bir dini kabul etmedikleri için “zamanın. mahkemesinde adalet dağıtırdı. özel kişiler olan Şe­ riat uzmanlarının kararlan ne resmen bağlayıcı ne de ittifakla alınmış olurdu. durumun ve yar- gıçlann deneyiminin gereklerine uygun şekilde” kendi kanun­ larım oluşturmak zorunda kaldıklarım belirtmiştir. Şeriat’ın özellikle evlilik. Mirza Ebu Talib. Müslü- manlar için geçerli olan tek kanundu. Allah'ın vahiy yoluyla bildirdi­ ği. gezginin anlattığı İngiltere iz­ lenimlerinden oldukça farklıydı. bireylerin de toplu­ 259 . özel ve kamusal. Avam Kamarası’nm görevi­ nin kanunları çıkarmak ve suçlulara verilecek cezalan belirle­ mek olduğu açıklandığındaki şaşkınlığını dile getirmiştir. Hukukun Allah tarafın­ dan yaratılıp Peygamber tarafından açıklandığının kabul edildi­ ği yerde din bilimciler ve hukukçular aynı mesleğin farklı dal­ larını izliyorlardı. mülkiyete ve miras gibi konularla il­ gili bazı hükümleri. uy­ gulamaktı. hukuki otorite olarak kabul edilebilir. îlke olarak Şeriat. boşanma. kanun olmasa da. Devlet tarafından atanan kadı. Kadının görevi kanunu yorumlamak değil. HUKUK İLE DİN el başarılarının en önemlilerin biri ve İslam uygarlığının deha­ sı ve karakterinin en iyi simgesi niteliğindedir. Başka açılardan Şeriat. XVIIL yy’ın sonlarında İngiltere’yi ziya­ ret eden ve gözlemlerini yazan ilk kişilerden biridir ve Avam Kamarası’nı ziyaretini anlatmıştır. bireysel ve toplumsal olarak İslam yaşamının alanlarının tamamını kapsardı. müminlerin boyun eğmeleri beklenen ve devletin uygulamak için önlemler aldığı kesin bir kanun şek­ line dönüşmüştür. Devlet memuru olmayan.1 Teoride îslami hukuk sistemi.

İkincisi Allah’a ve insana ilişkin dış eylemlerle. Yeni bir kanun konması yaygın ve sıradan bir şey olduğu halde. İslam devletinde Şeriat’ın insanın kanun koyma gücünü kabul etme­ mesine karşın. ya­ ni bir tarafta ibadet. Şeriat’m hükümetle ilgili siyasi ve meşruti hükümleri bu ikisinin arasın­ da. kimi yerde de diğerine daha yakındır. Müslümanlar Kuran’ın değiştirilemeyen metni ve hadislerin kabul adilmiş hükümlerine karşın hukukçulann “kurallar za­ 260 . uygulamada durum tam tersi olmuştur. kimi yerde birine. Mirza Abu Talib’in kesinlik­ le haklı olduğu bir konu vardı. Kanun olarak görülmeyen ve sunulmayan bu çözümlere. Kanun bir kurallar sistemi getirmeyi amaçlar.KESİTLER mun da ulaşmaları gerekli olan bir idealler sistemiydi. aşağıdan geliyorsa gelenek. İlki müminlerin kalpleri ve ruhlanyla. kimi zaman. Aslında İslam ve Batı hukuk uygulaması arasında Mirza Ebu Talib’in anlattıklarından daha az keskin bir fark vardı. yani ahlak ve öğretiyle. Geçen on dört yüzyılda Müslüman hukukçular ve hükümdarlar ilahi vahiylerin tam olarak cevaplayamadığı çeşitli sorunlarla karşı­ laşmış ve bunlan çözmüşlerdir. daima neredeyse gizli bir şe­ kilde yapıldığı için Avrupa demokrasisinin başlangıç noktasını oluşturan yasama meclislerine yer yoktu. ceza ve kamu kanun­ larıyla ilgilidir. Müminlerin bu kurallara boyun eğmesi. Müslüman hukukçular tarafından iki ana bölümde ele alınmıştır. onlara bu dünyada na­ muslu bir yaşam sağlayacak ve onlan öteki dünyadaki sonsuz mutluluğa hazırlayacaktır. Bu kurallan ayakta tutmak ve uygu­ lamak İslam toplumu ve devletinin temel işlevidir. kimi zaman. Kutsal metinlerin yeniden yorumlanmasında İslamiyet’in hukuk bilginleri en az diğer top- lumlann avukatlan kadar ustalardı. Şeriat. diğer tarafta da sivil. yukar­ dan geliyorsa yönetmelik ve sıkça olduğu üzere hukukçular­ dan geliyorsa da yorum denilmiştir.

Osmanlı sultanla­ rı bir eyaletin. Si­ yasa ilk anlamıyla at eğitmek ve idare etmek demektir. ceza ve özellikle de ölüm cezası verme yetki­ si anlamında kullanılıyordu. kurallar koymanın. Özellikle Osmanlılar gibi daha dindar olan Müslüman hü­ kümdarlar. Eski çağlar­ da daha dindar ve saygın olanlar devletten uzak durarak dev­ let hizmetinin yol açacağı ruhsal kirlenmeden kaçınırlardı. XI. Arapça’da bu güç “siyasa” olarak adlandırılıyordu. Halifelere ve sultanlara verilen bir unvan “Allah'ın yeryüziindeki gölgesi”dir. HUKUK İLE Dİ manla değişir” ilkesine uygun biçimde kanunlannı büyük ölçü­ de değiştirip geliştirmişlerdir. en azından onayına ihtiyaç duyarlardı. Selçuklu­ 261 . Bir kanun. onu tamamlayarak gerçekleş­ tirilecekti. İki tür yetkinin de olması gerek­ tiği Şeriat bilginleri tarafından onaylanmıştı. Müslümanlar devleti yürütebilmek için uygulamada sofu Müs- lümanlar için de iktidar sahibi olmanın. İslam devleti Sünni hukukçuların tanımlandığı biçimiyle bir teokrasiydi. bugün politika anlamında kullanılmaktadır. bir devlet dairesinin ya da monarşinin ve mer­ kezi hükümetin işlerini düzenleyen. Hükümdarın kendi sözünün gü­ cü ve ulemanın onayı olmak üzere iki önemli etken bu geliş­ mede önemli rol oynamıştır. hükümdar da onun aracı ve temsilcisiydi. Allah egemenliğin. ilahi kanuna karşı çıkmadan. yy’dan itibaren yurtiçinde ve yurtdışındaki yeni tehditler nede­ niyle hükümdarlar ve ulema birbirlerine yaklaşmıştır. ce­ za vermenin gerektiğini daha ilk başlarda fark etmişlerdi. bu kuralları getirmek ve uygulamak için ulemanın desteğine. meşruluğun ve hukukun tek kaynağı. Şeriat’tan önde gelemez ve onun yeri­ ni alamazdı ama geleneklere ve hükümdarlannm fermanlarına dayanarak Şeriat’ı günceileştirebilirdi. Daha eskiden ve Osman- lı döneminde hükümdarın Şeriat’ın verdiklerinden ayrıca sahip olduğu yetkiler. Ancak bu. kanun adı altında kurallar koymuşlardı.

modem terimlerle bilginler ve güçlüler ara­ sındaki görüş alışverişidir. Hanefi. Hz. sonra da kamu görevlileri olarak dogma oluşturup Kuran’ı yo- rumlamalanna karşın. ondan sapmanın dine karşı gelmek ola­ cağı tek bir dogma bile getirecek bir dini otorite kurmamışlar­ dır. Bu devlet tarafından yapılmaya çalışılmış an­ cak başarılı olunamamıştır. doğru inancı ilan eden. . Bu icma öğretisiy­ le farklılık ve değişim onaylamp kolaylaştırmıştır. ila­ hi rehberliğin bir bütün olarak Müslüman toplumuna geçmesi ve doğru olan İslam öğretisi ve uygulamasının toplum tarafın­ dan kabul edip uygulananlar olduğu anlamında kabul edilmiş­ tir. deneyen ve uy­ gulayan engizisyoncular bulunmamıştır. Muhammed öldükten sonra. yanlışlan kınayan din meclisleri.KESİTLER lar. Muhammed’in “Benim toplumum yanlış olanda anlaşmaz. Ancak bu haliyle bile bir Kilise olmadılar ve terimin Hıristi- yanca anlamındaki gibi bir Ortodoksluk İslamiyet’te yaratılma­ mıştır. daha çok Osmanlılar ve başka yerlerdeki çağdaşlarının yö­ netiminde özellikle hukukla ilgili ulema.” sö­ züne dayandırılır. papalar. Maliki ve Hanbeli mezhepleri bugüne kadar gelmiş ve arala­ rında Sünni İslam dünyasını paylaşmışlardır. 262 .İslamiyet’teki hukuk ve din bilginleri olan ulema bireyler olarak ya da okullarda. Doğru inancın evrensel kabul gören sınavı icma. Şafii. yani mü­ minlerin uzlaşması. toplumda bil­ ginlerin ve dindarlann görüş ayrılıklan olabileceğini kabul et­ mişler ve böylece Şeriat kanunlannın farklı mezheplerin olma­ sını ve karşılıklı hoşgörülerini doğrulamışlardır. Dolayısıyla. İslam tarihinde gerçeği tanımlayan. Bu uzlaşmanın kuramsal temeli Hz. onaylanmış inanç şeklini insanlara dayatan bir Kilise olmamıştır. Bu söz. devlet işlerine daha çok karışır oldu ve hükümet mekanizmasının bir parçası hali­ ne geldi. Sünni hukukçular bazı kısıtlamalarla birlikte.

Sünnet. Şiiler bunu kabul etmemişlerse de. 900 yılından itibaren. en sonunda da çok küçük. İslamiyet’in ikinci yüzyılında daha gelenekçi bir görüş vardı. Muhammed’in ashabınm eylem ve politikala- nyla gelişmişti. Giderek değişik­ lik sının daralmış. Buna Şeriat’ın dilinde içtihat adı verilirdi. Bu görü­ şün genel olarak kabul edilmesi ve bazı inanılırlık dereceleriyle Hz. Gerçek hadisleri iletenler tarafından Hz. Muhammed’in hadislerinin ortaya konulmalarıyla düşünce­ 263 . Sün­ net eski Arabistan’da. marjinal ve önemli bir istisna olarak yeni olanla sınırlanmıştı. aşiretin kurallaşmış gelenekleri ve ata­ ların örnekleri anlamına gelirdi. Aslında İslam'ın ilk dönemlerinde bu biçimdey­ di. yerel. Onların ulemalarına içtihadı uygulayan kişi anlamına gelen “müçtehid” denilir ve onlar da Sünni meslek- taşlanndan pek de farklı değillerdi. modem çağlann başında ateşli silahlar. toplumun canlı ve gelişen bir geleneğiydi. İnsanın mantığına ve kişisel görüşüne geniş bir yer verilmiş­ ti. İslamiyet’in başlangıç dönemlerinde. Muham­ med’in emirleri ve uygulamasıyla eşit görülen Sünnet’in Kuran dışında her şeyin üstünde olduğu kabul ediliyordu. Bu sorunlar arasında. HUKUK İLE DİN Yer ve zamana göre değişen bu tür bir uzlaşma daha1yapısal ve otoriter olan sistemlerle karşılaştırıldığında tutarsız ve önem­ siz görülebilir. İslam hukuk ve teolojisinin çekirdeği olan doğru davranış ve inanç kurallan. İlk halifelerin ve Hz. Kapının tekrar açılmasını savunan hu­ kukçular olmuştur. Şiiler de kapının kapandığını kesinlikle ka­ bul etmemişlerdir. Sünniler arasında çıkmış tüm sorunların çözüldüğü ve “içtihat kapısının kapandı­ ğı” konusunda bir uzlaşmaya varılmıştır. tütün konulan ve bugün de bir­ çok yeni konu vardır. uzlaşma ve izin verilebilir bağımsız yargı uy­ gulaması ile oluşturuldu ve evrensel olarak da kabul edildi. Ge­ leneğe saygı olan “Sünnet” bu oluşumun rehber ilkesiydi. kahve. Ne var ki her zaman yeni sorunlar olmuştur.

Buna göre Müslüman bida kavramıyla Hıristiyan dalalet kavramı arasında büyük bir farklılık bulunur. Kuran’ın öncelikle Museviler’e ve 264 . her icat bir ha­ tadır ve her hata da cehennem ateşine götürür. Sapmalar.” sözü aşın ge­ lenekçi görüşü anlatmaktadır. daha dar anlamıyla genel olarak kabul edilen geleneksel öğreti ve uygulamaydı. Geleneklerden uzaklaşmak bida’dır ve doğru olduğu özel ola­ rak belirtilmediği sürece yanlıştır. du­ ruma göre bir hata. Hıristiyanlık’taki “dalalet” kavramının Miislümanlık’taki en yakın karşılığı “bida” başka bir deyişle yeniliktir. Hz. dolayısıyla uzlaşmanın rolü azalmış ama tamamen ortadan kalkmamıştır. Doğru yoldan sapma anla­ mına gelen “ilhad” ve aşırılık anlamına gelen “guluv” içinde ay­ nı şey söz konusudur. yeni olduğu bulunur ve Müslüman dininin kusursuz ve son oluşu inancıyla desteklenen geleneklerin çiğnenmesi anlamına gelir. her yenilik bir icattır. içtihat yerine “taklid”e. yenilik. Muhammed’e atfedilen “Yenilik en kötü şeydir. Guluv. başka bir deyişle yerleşik doktrinleri sorgulamadan kabul etmeye başla­ dı.KESİTLER nin. Bu Ortodoksluğu kabul edenler Sünni adını aldı. teolojik bir suç olmaktan çok toplumsal bir suçtur. Bir öğretiye getirilen bida suçla­ masının temelinde yanlış olduğu değil. Zamanla ulema. yanlış bir öğreti seçimiyken. bir topluluğa bağlılık ve onun geleneklerinin ka­ bulü söz konusudur. suç ya da günah olarak karşılanıyordu. Sünnilik’te resmen belirlenmiş bir dogmaya inanç ve dini bir otoriteye ita­ atten yerine. Müslümanların Sünnet’ten sapmaları be­ lirlemede kullandıktan teknik terimlerde benzeri komünal ve toplumsal atıflara rastlanır. Bu durum bir çeşit İslami Ortodoksluk meydana getirdi ama bu Hıristiyanlıktaki gibi dini otorite kurumlannın belirledikleri doğru olan öğreti gibi değildi. Gelenekle­ ri devam ettirmek doğrudur ve Sünni İslam bununla belirlenir. Dalalet teolojik bir sapma.

Bir Müslüman. İslam tarihinde ve bugünkü İslam dünyasmda Sünni ol­ mayan. ılımlı Şii denilen. sonra da Hz. Bugün de bu hoşgörü Levant’taki Aleviler’e. Bunu anlatan “Cemaatim içinde görüş ayrılığı Al­ lah’ın lütfudur. HUKUK İLE DİN Hıristiyanlar’a hitap eden ayetinde yer alır: “Ey ehli kitap! Dini­ nizde aşınya gitmeyin ve Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin” (Kuran 4:171). Müslüman teolojisinde bir sınıf ol­ madığı için dalalet yer almaz. Bazılan öğretiyle ilgili olan farklılıklar çoğunlukla törenseldi. Dürziler’e ve bazı İslam ülkelerindeki İsmaililer’e gösterilmek­ tedir.” sözü Hanefi hukuk mezhebinin kurucusu fıkıh bilgini Ebu Hanife’ye. hatta irtidat (di­ 265 . Şeriat hukukunda kendi ilkeleri. Öte yandan bun­ lara. Daha sonraları. Ancak farklılığın da bir sınırı vardı ve aşırıya kaçan­ lara galat (tekili gali) ya da sapkınlar anlamına gelen Melahide (tekili mulhid) adı verilirdi. Burada geçen guluv terimi İslami­ yet’in aşınlık olarak kabul ettiği Hıristiyan inançlanna gönder­ me yapmaktadır. Müslüman toplumlarının çoğu tarafından hoşgörü göste­ rilmiş. din bilimcilerinin asgari gereklerine bile uymazsa inançsızlıkla. ders kitaplan ve fıkıh bilginle­ ri olan ama ortak bir hoşgörü içinde yaşayan çeşidi mezhepler yer alıyordu. Müslüman hukukunda. İsmaililer gibi radikal ve aşınlıkçı Şii gruplan. Genellikle din bilginleri çizgiyi çekmeleri gereken yeri bi­ lemezler. birçok din bilgini tarafından İslam’dan dışlanmıştır. Bunları din bilginlerinin çoğu Müs­ lüman olarak kabul etmezlerdi. toplumsal olarak yıkıcı ve siyasi olarak ihanet sayılacak şeyler yapmadıklan sürece Müslüman statüsü vermekte sakın­ ca görülmemiştir. guluv daha çok Müslüman- lar’ın yanlışları için kullanılmıştır. Topluluk içinde bir ölçüdeki görüş aynlıklan zararsız ve hat­ ta yararlıdır. Muhammed’e atfedilmiştir. önemli bir topluluk için durumu bi­ raz daha karışıktır.

O kesilmesi ge­ reken kuru bir daldı. bazı inançtan İslamiyet’in akışından ayrılmış olsa bile Müslüman’dı ve kanunlar karşısında toplumda. Müslüman din bilimcileri onayla­ madıktan öğretilere karşı yenilikçi. “îlahiyatçılann dindarlığı muhalifle­ ri dinsizlikle itham etmekten başka bir şey değildir. Bir mezhebe mensub olan kişi. Genellikle suçlananlar çoğun­ lukta rahat bırakılır. bir isyanda yaka­ lansa bile ona Müslüman olarak davranılarak hemen öldürül­ mez ya da köle yapılmazdı ve ailesiyle mallan kanunlarca ko­ runurdu. Suçu ait oldu­ ğu ve bağlılık borçlu olduğu toplumu terk etmek ve ona iha­ net etmekti ve cezasmı canıyla. İslamiyet’teki en önemli engel.2 Gazali (ölümü 1111). Günahkar olsa da inançsız değildi ve öteki dünyada bir yer bulma ümidi halâ vardı. “Allah’ın yüce merhametini hizmetkarlık- lanyla sınırlayan ve cenneti küçük bir ilahiyatçı kliğinin vak­ fı haline getirecekleri” kınamıştır. Bir öğretiyi ve ona inananlan İslam olmamakla suçlamak. evlilikte. El-Cahiz (ölümü 869).KESİTLER ninden dönme) ile suçlanır. Sünniler ile mezhepçiler arasında değil. mirasta. bu suçlamalan mantıklı so­ nuçlara ulaştırmak konusunda istekli değillerdir. aşırılıkçı ya da sapma şek­ linde suçlamaya hazır olsalar da. İrtidat suçlamalarına sıkça rasttanırdı ve ilk zamanlarda "inançsız" ve “mürtet” terimleri dini tartışmalarda sık sık geçer­ di. Müslüman kanunundaki hüküm 266 . malıyla öderdi. mezhepçiler ile mür- tet’ler arasındaydı. hatta bunlardan İslam devletinde yüksek makamlara gelenler olurdu.” demiştir. tanıklıkta ve kamu hizmetinde bir Müslüman'ın statüsüne ve ayrıcalık­ larına sahip olmaya devam ederdi. Savaşta. İrtidat hem günah hem de suçtu ve mürtet bu dünyada da öteki dünyada da lanetlenmişti. sözde Müslüman olan bu kişilerin kanunun en ağır cezasına tabi mürtet oldukla­ rını kabul etmek demekti.3 Aslında bu suçlamalar uygu­ lamada bir fayda sağlamıyordu.

Az sayıda din bilimci. HUKUK İLE DİN ve cezalar sistematize edilerek düzenli uygulanmaya başlayın­ ca irtidat suçlamalan da azaldı. Fetihlerden sonra onlara tanınan “ihtida” ya da ölüm seçenekleri. İslam’da tek bir zorunlu. başka bir deyişle İs­ lamiyet’in vahiy yoluyla inmiş ve gerçek kitabı olduğuna ina­ nanlara gösterilirdi ve bu kişilerin belirli mali ya da başka sınır- lamalan kabul ederek uymalarına bağlıydı. Bazı otoriteler pişman olan mürtet için ceza­ 267 . köleliğe çevrilebilirdi. en azından inanca sahip olanlar. hat­ ta kitaplarına boyun eğmedikleri olmuştur. Bida’nın aşın. her tür yeniliğe karşı olan Suriyeli fakıh ibn Taymiyya (ölümü 1328) kuşkulu grupların uyarılma­ sı ve kötü durumlarda zorlayıcı eylemlerle bir tür karantinaya alınması gerektiğinden yanaydı. Gerek klasik gerek de Osmanlı dönemlerindeki örneklerde hükümdarların İslami­ yet’in belirli bir'biçimini zorla kabul ettirmeye ve hatta Müslü­ man olmayan tebaalarını zorla Müslüman yapmaya çalıştıkları­ na rastlanmaktadır. yani dinsizlere ve çoktannlılara hoşgörü gösterilemezdi. Sünni Müslümanların kendi inançlarına yabancı ve toplumlannın çıkartan açısından tehlikeli olduğu­ nu hissetmeleri nedeniyledir. Öte yandan. ısrarlı ve saldır­ gan olması durumunda. taraftarlarının İslam toplu mundan atıl­ maları ve acımasızca yok edilmeleri gerekirdi. Ancak hoşgörü de hoşgö­ rüsüzlük de yapısaldı. başka bir deyişle kanunla belirlenmişti. Allah’ın birliğini ve varlığını inkar edenlere. Müslümanların da. yani Müslümanlık’tan çıkana hiçbir koşulda hoşgörü gösterilemezdi ve cezası ölümdü. başka dinlere inanan­ lar gibi. bir eksiklik değil. “Sapkın” inançlara sahip kişilerin gerçek di­ ni kabul etmeye zorlandıktan ve karşı koyduklarında işkencey­ le öldürüldükleri de bilinmektedir. kendi ilkelerini izlemedikleri. Mürtet olana. Ne var ki. dogmatik Ortodoksluğun olmama­ sı. inançlan kendilerininkinden farklı olanlara karşı irtidat için ceza verilme­ si taraftanydı. Hoşgörü.

Museviler ve Hıristiyanlar gibi haftanın bir günü toplu olarak namaz kılıp dua ederler (Kuran 62:9-11). Musevi Cumartesisi ve Hıristiyan Pazan gibi Müslüman Cuması da toplu ibadet günüdür. Bu kişiler öteki dünya­ da Allah tarafından affeddebilirlerdi. Dua. yalnızca ifade­ leri değişik olur. temiz bir yerde bulunması ve yü­ zünü Mekke’ye çevirmiş olması gereklidir. “Kelimei şahadet". ilk yorumun Sünni İslam'ın doğru olan inan­ ca karşı daha gerçekçi genel davranışının ifadesi olduğu şüp­ hesizdir. her zaman edebilirler. minarelerden oku­ nan. gün batarken ve akşam belir­ li hareket ve dualarla kılınan namazdır. öğleden sonra. bazılan da pişmanlık halinde dahi ölüm cezasından vazgeçmezlerdi. Kuran’da yazıldığı ve tarihin 268 . Müslümanlann duaları herhangi bir kurala bağlı değildir. İslam’ın beş şartından birincisi. bunun dışındakiler ayrıntıdır. İbadet edecek kişinin temiz olması. Musevi ve Hıristiyanlar’dakinin tersi­ ne bu -bir dinlenme günü değildir.”4 Diğer yoruma göre de. İkincisi namaz (salat). Ancak namaz.KESİTLER nın hafîfletilmesine izin verirken. öğlen. ölürken Mutazile’nin yaptığı yanlışlıklara küfür etmiştir. Bu yorumlardan birine göre son sözleri şun­ lardır: “Mekke'ye dönerek dua edenleri kafir saymıyorum.çevirir. Muhammed’in onun Peygamberi olduğudur. ancak bu dünyada kanun tarafından cezalandırılmalan gerekirdi. her gün dualarda yinelenen düşüncesi Allah’ın tek oldu­ ğu ve Hz. kadın-erkek her yetişkin Müslüman’ın görevidir. Müslümanlar da. İslamiyet’in sikkelerde yazılı olan. Bu yorumların hangisi doğ­ ru olursa olsun. Ortaçağ Müslüman dogmacılarının en büyüklerinden bi­ ri olan el-Aşari’nin (ölümü 935-36) son sözleriyle ilgili iki yo­ rum yapılmıştır. “Kelimei şaha­ det" ile bazı Kuran ayetlerinden oluşur. Her­ kes dua ederken düşüncesini aynı yöne . özellikle de her gün doğarken. yani ima­ nın açıklanmasıdır.

bunu bir iş yolculu­ ğuyla birleştirirler. ürünlerini. Ancak Antik dönemde ve Ortaçağ’da aşirederin ve insanların toplu göçle­ rinden farklı olan hac yolculuğu gönüllü ve bireysel olarak ya­ pılan bir yolculuktur. en başmdan itibaren önemli entelektüel. Her Müslüman en az bir defa Mekke ve Medine’yi ziyaret etmelidir. dini bir yükümlülüktür. Ancak bu Hı- ristiyanlar’ın ve Museviler’in Kudüs’ü ziyaret etmeleri gibi iste­ ğe bağlı değildir. Hac. Başlangıçtan itibaren İslam dün­ yasının her köşesinden toplumsal geçmişleri ve ırklan birbirin­ den farklı olan Müslümanlar uzun yollar kat edip yurtlarım bı­ rakarak ortak ibadet yapmak üzere gelmişlerdir. tüccarlarım. çok önemli kişisel deneyimlerle sonuçla­ nır. Modem olmayan toplumlarda benzeri bulunmayan bu fi­ ziki eylem.doğruladığı gibi pazarlarda ve başka yerlerde daha fazla hare­ ket günüdür. toplantılara katılarak. toplumsal ve ekonomik sonuçlar doğurmuştur. geçtikleri yerlerde mal alıp satarak çeşidi ül­ kelerin pazarlarım. İslam tarihinde haçcın çok önemli kültürel. Osmanlılar zamanında haftalık tatil daha yaygınlaşmış ve bugün neredeyse tüm Müslüman ülkelerde evrensel duruma gelmiştir. toplumsal ve ekonomik etkileri olmuştur. Bilim adamı olan hacılar. Zengin hacılar yol masraf- lannı karşılayabilmek için yanlarında yol boyunca satabilecek­ leri köleler götürürlerdi. Ortaçağ’da bu uygulamanın olduğundan söz edilir. Bunun yanında haftalık tatil kavramı da vardır. Allahın Evi (Beytüllah) olarak adlandırılan Kabe. günü yapılır. ve 10. Her yıl hac Zilhicce ayının 7. Tüccarsa hacılar. meslektaşlanyla tanışıp kitap satın alarak bilgi ve dü­ 269 . Müslümanlar için kut­ sal şehrin en kutsal yeridir. geleneklerini ve uy- gulamalannı öğrenirlerdi. Mekke Camii’nin ortasındaki Ka­ be’nin tavaf edilmesi ve kurban bayramıyla sona erer. İslam’ın beş şartından üçüncüsüdür. Hac kişisel bir eylem ve kişisel bir kara­ rın uygulanmasıdır.

Geniş ve farklı olduğu halde ne Ortaçağ’da ne de modem Hıristiyanlık’ta asla olmayan bir­ lik. Bu emirle­ rin çoğunluğu hırsızlık ve cinayetin yasaklanması gibi başlıca toplumsal kurallardır. Önemli sayıda erkek ve çok sayıdaki kadınm fi­ ziki hareketliliği ile oluşan toplumsal hareketlilik. Cihadda olan­ lar ve yolculuk yapanlar orucu erteleyebilirler. Hac birbirinden uzaktaki Müslüman ülkeler arasında bir ile­ tişim ağı oluştururdu. hastalar. Başlangıçta müminlerden di­ ni amaçlar için toplanan para olan zekat. katı şekil­ de hiyerarşik ve yoğun yerel geleneklere sahip dar toplumu n- dan çok farklı duruma getirmiştir. 270 . domuz eti yemek. İslamiyet’i kabul edenlerin dini yükümlülüğü ola­ rak sadaka vermesi anlamına gelmektedir. İslam’ın beş şartından sonuncusu. daha büyük bir topluma ait olma bilinci oluşmuş­ tur. Bunlar dışında. bir Müslü­ man’ın yapması gereken görevlerdir. Müsllimanlar’ın devlete ya da topluma verdikleri zekattır. Hac ile yeni bir yolculuk edebiyatı orta­ ya çıkmış ve uzak yerlerle ilgili bilgi edinilmesi sağlanmış ve en önemlisi. giderek bir vergi hali­ ne gelmiştir. İslami takvimin dokuzuncu ayı Ramazan’da. Yapılması günah olan uzun bir olumsuz emirler dizisi de bulunmaktadır. Oruç İslam’ın dördüncü şartıdır.KESİTLER şüncelerin yayılmasını ve değiş tokuşunu sağlarlardı. İslam dünyasında gerçekleşmiştir. Mekke ve Medine’deki toplu ibadete katılma ve başka ülke ve halkların Müslümanlan ile birleşme duygusunu pekiştirmiştir. Olumlu yükümlülükler olan İslam’ın beş şartı. Bu bilinç. Ortaçağ İs­ lam dünyasmı Avrupa Hıristiyan dünyasının sınıflı. İslam dünyasının kültü­ rel birliği tek başına hac ile yaratılmamıştır ama öteki etkenler­ den en önemlisidir. yaşlılar ve küçük çocuklar hariç er- kek-kadın her yetişkin Müslüman güneşin doğuşundan batışı­ na kadar geçen sürede oruç tutmak zorundadır. alkol.

Cihad yapan­ lar kendilerine saldırmadıklan sürece çocukları ve kadınları öl- düremezler. toplumun tamamının ve birey olarak her Müslüman’ın yükümlülüğüdür. zaferi kazananlara yenilenlerin kendileri. An­ cak cihad eski otoritelerin çoğunluğu tarafından Kuran ve ha­ dislerdeki metinlere dayanılarak askeri bir terim olarak kabul edilmiştir. kesilmesi. bitirilmesi ve ganime­ tin paylaşılması ince aynntılanyla tanımlanmıştır. Şeriat savaşa katıl­ mayanlara iyi davranılmasım buyururken. yürütülmesi. Domuz eti. Tevrat'ın Tesniye ve Yargıçlar kitaplarında pek çok örnek bulunmaktadır. özellikle modem zamanlarda. Cihad Kutsal savaş anlamına gelir ve Kuran dilinde “Allah yo­ lunda ilerlemek” (fi sebil Allah) demektir. zina ve faiz yasaklan ekonomik ve toplum­ sal yaşamı çok derinden ve yaygın bir şekilde etkilemişlerdir ve hâlâ durum böyledir. anlaşmalara uymak zorundadırlar. Ortadoğu için yeni değildi. Bazı Müslüman din bilginleri. “Allah'ın yolunda iler­ lemek” görevini ahlaksal ve ruhsal anlamda ele almışlardır. HUKUK İLE DİN zina ve faiz alma gibi özel dini çağnşımlan olanlar da' bulun­ maktadır. Allah ve din için savaşma anlamındaki kutsal savaş kavra­ mı. esirlere işkence yapamaz. Cihad. Ancak bun- 271 . Alkollü içki içme yasağı yalnızca Müslümanlar’a özgüdür. Arap ve sonra da Türk saldırganlar püskürtme eylemlerini bu şekilde açıklamışlardır. onlarda olduğundan daha fark­ lı tanımlanmıştır. alkol. saldın durumunda. Şeriat kanununda yer alan cihad bölümünde sava­ şın başlatılması. İran’a karşı savaşlarını. aileleri ve mallan üzerinde geniş hak­ lar veriyordu. “Cihad”. Hıristiyan BizanslI­ lar. ilahiyatçıların ve fıkıhçılann belirttikleri bir başka olumlu yükümlülüktür. fiziksel bir zarar vere­ mezler. Domiız eti yeme yasağı Musevilik’te de var­ dır. Musevilik ve Hıristiyanlık’ta da yer alan cinsel ve pa­ rasal suçlar karşısındaki endişe.

tüm dünya İslamiyeti kabul edene veya Müslüman yönetimine girene kadar sürecek sınır­ sız bir dini yükümlülüktü. Bemard’ın da Hıristiyan haçlı seferleri için buna benzer görüşleri vardır. sı­ nırlı bir cevap ve bir ölçüde taklitti. Gü­ neybatı Avrupa'nın ele geçirilmesi için yapılan başarılı savaş­ larla. Müslümanlığın vahiyle gelmiş bir din olduğunu kabul edenlere. Thomas ve St. Müslüman cihadı ise. din değiştirmenin önündeki engellerin kaldırılmasıyla olur. Birkaç istisna hariç. dinini inkar edenler. Bunu yapmayanlara. Müslüman kanunlarına göre. asıl amacından çıkmış ya da tehdit altındaki Hıristiyan topraklannın savunulması ya da yeniden fethiydi. ölüm ya da kölelikten başka seçenek kalmıyordu. Genellikle Müslüman cihadıyla karşılaştırılan Hıristiyan haçlı seferleri bile aslında cihada karşı gecikmiş. Ancak cihadın tersine. Allah yolunda ölenler şehittir. öbür dünyada Cennet nimetleri. Cihadın amacı tüm dünyanın İslam hukuku altına girmesini sağlamaktır. çoktannlılara ve puta tapanlara da ihtida. Kutsal Topraklar’ı tekrar elde edip Osmanlılar’m Balkan­ lardaki ilerlemesini durdurmak için yapılan başansız savaşlar­ la sınırlıydı. St. bazı mali ve başka yükümlülükleri yerine getirme koşulu ile dini uygulamalarına izin veriliyordu. Hıristiyan dünyasının Hıristi­ yan olmayanların saldınlarından korunması gibi sınırlı hedefle­ ri olan savaşlardı. farklı kurallan vardır ve kazananlara farklı haklar verir.KESİTLER lar vaat edilmiş toprakların fethi. isyancılar ve eşkiya olmak üzere dört tür düşmana karşı savaş­ mak meşrudur ve ilk ikisi cihad sayılır. Bu zorla din değiştirterek olmaz. Kuran cihadda savaşanlara iki dünyada da ödül vaat eder: Bu dünyada ganimet. Müslüman hukukçuları ve din bilgin­ leri ilk zamanlardan itibaren cihadın köleciler ve yağmacılar ta­ . Bu özellikle Müslümanların eşkiya ya da isyancı olduklarında bile Müslüman olmayanla­ ra oranla bağışıklı olduklan anlamına gelir. dinsizler.

silahla vurulmasından da­ ha çok yakar. Bu­ nun için de gerçek cihadın dini motivasyonsuz olamayacağı ve bunun gerekliliği konusunda ısrarla durmuşlardır. Özellikle Orta Asya ve Afrika’da. Silahla vurulmak sıcak bir y a z gününde soğuk bir sudan daha iyi gelir. dindar ya da gaddar her hükümdarın yönetiminde göreviniz- dir. Genellikle İslamiyet’i ye­ ni seçmiş olan sınır halkları yeni dinlerini savaş ve vaazla sınırın ötesindeki ihtida etmemiş akrabalarına götürmeye uğraşmışlar­ dır.” İslam tarihinde din uğruna kutsal savaş sıkça yinelenen ve bazen de hakim olan bir konudur. cennete zincirlerle bağlanarak sürük­ lenenlere hayret eder." "Cihad. Arap yayılmacılığının Emevi halifeler yöneti­ mindeki zamanlarında. yenilmelerinden ve köle yapıl­ malarından sonra giderek artan sayılarda Müslümanlaştınlan kafirlerle ilgilidir: “Allah. Ancak ta­ mamı bu görüşte değildi. sınır beylikleri hükümdar­ larının bu yerel cihadlan modem çağlara dek sürmüştür." “Bir karıncanın ısırması. daha geliş­ miş kültür ve politikası olan halklar arasında bir bazı değişik­ liklere uğramıştır. Cihad. Cihad kavramı. Leon. İmparator VI. o zamanlarda bu görevin nasıl algılandığını göstermektedir:5 “Cennet kılıçların gölgesindedir. canlılığım İslam dünyasının sınıriannda sürdürmüştür. İslam ordulan Allah'ın emirlerini uygu­ ladıklarına ve yakın bir gelecekte bunun tüm dünyanın İslam egemenliğine girmesiyle sona ereceğine inanıyorlardı. Taktika adlı ese­ 273 . Cihad hak- kındaki bazı erken dönem hadisleri. ” Sıkça tekrarlanan bir hadis. bir şehidin canını. İslam’ın merkezi bölgelerindeki. HUKUK İLE Dİ rafından kötü kullanılmasının tehlikelerinin farkındaydılar. Cihad’m etkilerine ilk maruz kalan Hıristiyanlar olan BizanslIlar cihad’a katilardan aşağılar ve bu savaşçı heyecanlarının nedeninin as­ lında ganimet kazanmak olduğunu düşünüyorlardı.

yy so­ nunda Batılı haçlılann Filistin’i işgal edip Kudüs’ü almaları kar­ şısında. Araplar’m Konstantinopolis’i ve Anadolu’yu fethetmek için süren çabalan hep başarısız kalmıştı. Fransa'da bir sinod toplanarak tüm Hıristiyan hükümdarlara “İsa'nın düşmanlarıyla” savaşacak or­ tak bir ordu toplama çağrısı yapılmasına karar verdi. Hıris­ tiyan din ve devleti için savaşanların günahlarının bağışlanaca­ ğını ve ölenlerin sonsuz yaşama erişeceklerini açıkladı. Ancak ilk başlarda cihad yapıldığı ülkelerde boşa harcanan bir güç olmuştur. Joharines (872-82) kutsal Kilise. Leo. 846’da bir Arap filosu Sicil­ ya’dan çıkıp Tiber’in ağzına kadar gelmiş. Papa VIII. ticari ve bazen de kültürel ilişkilerde bulunma gerçeğine alışmışlar­ dı. yy gel­ diğinde. Arap güçleri Ostia ve Roma’yı yağmalamıştı. Papa IV. Müslü­ manlar Cihad düşüncesinden o denli uzaklaşmışü ki. Bu konuda Leon yalnız değüdi. IX. sonunda Av­ rupa devletleri arasında imzalanan ebedi barış antlaşmaları ka­ dar istikrarlı ve kalıcı bir barış anlaşması haline gelmişti.KESİTLER rinde kutsal savaş öğretisinden ve askeri değerinden saygıyla söz etmiş ve Hıristiyanların böyle bir düşünceyi benimsemele­ rinin iyi olacağım belirtmiştir. XI. çevredeki Müslüman ülkeler fazla bir tepki vermemiş­ lerdi. Hatta bazı Müslüman hükümdarlar onlarla dostça ilişkiler kurmak için istekliydiler ve bazdan Müslüman devletler arasın­ 274 . İslam hükümdarlan ufak değişiklikler olsa da genel olarak sabit bir sınıra ve bu sınınn ötesinde de sabit bir Müs­ lüman olmayan devletin varlığına ve onunla diplomatik. daha sonraki Hıris­ tiyan Haçlı Sererlerinin öncülleri olmuştur. Müslü­ manların cihad kavramım açık olarak gösteren papaların şeh­ rinde Arapların girmesi ve bu düşünceler. Şeriat açısından dünyayı İslâmlaştırma sürekli çabasında yal­ nızca bir duraklama olarak kabul edilen ateşkes. Müslümanlar ile savaşırken ölecek planlara ilahi bir ödül bile vaat etti.

Mı­ sır’dan gönderilen bir filo tarafından Hıristiyan baskıncılan ta­ mamen yok edilerek karşı sefer başlatıldı. Haçlı liderlerinden Chatillon’lu Reynald’ın kışkırtıcı eylemleri ve 1182 yılında Kudüs Kralı ile Selahaddin arasında­ ki bir antlaşmayı çiğneyerek Müslüman ticaret kervanlarına ve Mekke’ye giden bir hacı kafilesine saldırması. tıpkı üç yüzyıl önce Roma kapılarındaki Mağribiler gibi. son olarak da Kı- zıldeniz’in Arap ve Afrika kıyılarına bir deniz seferi yapmasıdır. Bunu başlatan nedenler. Mekke kapılarına dayanan haçlılar. edebi. onlara göre İs­ lamiyet’in bütünlüğüne ve İslam toplumunun birliğine yöne­ lik çok daha büyük bir tehditle ilgilenmeleri gerekliliğiydi. Öte yandan dönemin yazarlarının. yeniden Franklarla dostça ilişkiler geliştirdiler ve hatta 1229 yılında Levant’ta kalan Mısır hüküm­ darı el Melik el Kamil. HUKUK İLE DİN daki rekabetlerde Hıristiyan prenslerinin ittifakını arayatak ka­ dar ileri gitmişlerdi. Reynald’ın korsanlan bu sefer boyunca Medine’nin limanlan Yanbu ve El Havra’da Müslüman gemilerini yakmışlar ve 1183 yılında da Mekke’nin limanlarından El Rabig’e kadar gitmiş­ lerdi. Ondan sonra gelenler. Dö­ nemin Arap tarihçileri Levant’ta iki yüzyıl süren haçlı varlığını önemsemezken. siyasi ve teolojik yazarlar da neredeyse hiç söz etmemişlerdi. Haçlılara karşı saldın niteliğinde yeni bir cihad. özsaygısı olan hiçbir Müs­ lüman hükümdarın görmezden gelemeyeceği bir tehditti. ancak yüz yıl sonra Selahaddin’in liderliğinde başlamıştır. Friedrich’e Kudüs’ü verdi. genel bir anlaşmanın parçası olarak İm­ parator II. Müs­ 275 . Müslüman hükümdar ve halkların haçlıların gelip gidişleri­ ne karşı bu kayıtsızlıklarının en önemli nedeni. Selahaddin’in cihadı hem amaç hem de süre açısından sınır­ lıydı. Selahaddin hem La­ tin Kralhğı’nı hem de onu kurtarmak için Avrupa’dan gönderi­ len yeni haçlı seferlerini yendi.

Aynca Abbasiler ile İslam dünyasının liderliği için rekabet eden bir tür anti-halife- lik olarak kurduklan Fatimi halifeliğini Sünni İslamiyet’ten bü­ yük oranda farklı bir öğreti temeline oturtmuşlardı. yy’da İsmaili imamlarının taraftarlan güçlü ve aktif bir devrimci hareket yaratmışlardı. siyasi ve entelektüel yaşam­ da çok önemli bir konuydu. o zamana dek Müslüman olmayan­ lar yaşadığı için Kafiristan denilen kuzeydoğudaki dağlık böl­ geyi ele geçirmek için bir cihad başlatmışlardır. Müslüman hanedanlan arasında İslamiyet’e ve Şeriat’ı uy­ gulamaya en çok bağlı hanedan olan Osmanlılar. Osmanlı padişahlarının en azın­ dan Kanuni Sultan Süleyman’a kadar yüksek bir ahlaki ve dini amaç duygusu taşıdıklan görülmektedir. Onun başarısı Mısır’daki Fatımi halifeliğine son verip Abba­ si halifelerin adının Mısır'ın tüm camilerinde hutbelerde okun­ masıyla simgelenen İslam birliğini tekrar sağlamasıydı. İsmaili Şiiler gerçek tehdit ola­ rak görülüyordu. İslam dünyasının diğer köşesin­ de Batı Afrika’daki militan Müslüman liderler putperestlere. Sünni Müs- lümanlar. 1896 yılında Afganistan hükümdarları. Osmanlılar’m 1683 yılında Viyana duvarlan önünde Hıristi­ yan dünyasına karşı sarsılan cihadlan. X. ara sı­ ra bazı çabalar olmakla birlikte. O dönemde. Müslümanlık’tan çıkanlara ve XIX. Osman­ lI tarihinin ilk yüzyıllannda askeri. Hıristiyanlı­ ğa karşı klasik cihad’ı yeniden başlatmışlardır. o günden sonra. yy sonlannda Avrupalı em­ 276 . Selahaddin’in başansını haçlılan durdurması ve onla­ rın elindeki toprakların bir kısmını alması olarak görmüyorlar­ dı. Eski tür yayılmacı cihad sınırlarda devam etmiştir. Afgan fethin­ den ve yaşayan halkın İslamlaştınlmasından sonra ülkeye Nu- ristan (ışık ülkesi) denilmiştir. Cihad.KESİTLER lüman cemaatındaki dini dağınıklık sorunlarına karşı büyük bir ilgileri vardı. hiçbir Müslüman devleti Hıris­ tiyanlığa karşı onunla karşılaştırılabilecek bir tehdit olmamıştır.

yy başlarında Hıristiyan Avrupa devletleri art arda Müslüman ülkeleri tehdit ettikçe en son cihad örnek­ leri görülmüştür. yy başında Osmanlı tarihçisi Esad Efendi. siz bu dağ başında niye canınızı ortaya atıyorsunuz?” dedi. XIX. Cihad klasik anlayışı ve sunuşu itibariyle savaş alanında ya­ bancı bir düşmanla savaşmak anlamına geliyordu. İslamiyet'in ilk çağlanna. Derviş tarikatları ile ilgili bilinenlerin çoğu Osmanlılar zama- nındandır.. yy sonlannda ve XX. “Be­ hey budalalar. Tüm Sünni hükümdarları gaspçı. çoğunluk­ la da zorba olarak gören Şiiler bunu iyi bilirlerdi. Bu görüş ka­ fir Moğollar’ın ya da İslamiyet’e bağlılıkları şüpheli olan sözde Müslüman Moğol beylerinin yönetimindeki Sünniler arasında da destek bulmuştur. Modem çağlarda bu görüş. l690’da Avusturya savaşındaki bir Bektaşi’den söz etmiştir: ".Bektaşi gece kamp kurmuş Müslüman askerlerin yanına gidip. XIX. HUKUK İLE Dİ peryalist istilacılara karşı cihad ilan ederek savaşmışlardır. Kafirlere karşı klasik cihad bile her zaman evrensel destek bulamamıştır."6 Sultanın fermanıyla Bektaşi derviş tarikatı ortadan kaldırıldı­ ğında yazılmış olan bu öykü doğru olmayabilir ama derviş tari­ katlarının şüphesini ve özellikle onların İslami öğreti ve görev­ lere bağlılıklarını göstermektedir. Bu tarikatların Osmanlı toplumunda kabul edilmiş önemli bir yerleri vardır ve kökenleri. Ancak ka­ firlere ya da meşru olmayan rejimlere karşı iç cihad düşüncesi de yabancı değildi. Osmanlı sultanı sarayında keyfine bakarken ve Frenkler’in kralı ülkesinde yan gelip yatarken. inançlan ve uygulamalannın çoğunluğu da Antik çağlara dek 277 . neden canınızı boşuna harcıyorsunuz? Yazıklar olsun si­ ze! Kutsal savaşın erdemleriyle ilgili tüm söylenenler ve savaşta şehit ol­ mak sadece saçmalıktır.. yeni bir önem kazanarak İslamiyet’e içerden ihanet ettiği düşünülen modern­ leşme taraftan liderlere karşı bir muhalefete dönüşmüştür.

Hıristiyan Noel kutlamalan maskesi altında Roma Satur- nalia ve Viking Yule’unun büyük bölümünü korumalarına ben­ zer şekilde. SofÜer zamanla tarikatlar halinde ör­ gütlenmişlerdir. bazdan da iktidan ele geçirmeyi başardıklan hal­ de hiçbir şeyde değişiklik yapamadılar. örneğin Bektaşiler’in başından sonuna dek Osmanlı yeniçerileriyle sıkı bir ilişkileri olmuştur. Şiilik gerilemeye devam ettikçe. Ancak bunlar daha çok bilgilenip uzak­ laştıkça. İslamiyet’in doğuşundan sonraki ilk zamanlarda mühtediler. daha eski bir kültürün Müslümanlaştınlmış insan- lan da eski gelenek ve törenlerini korumuşlardır. Tamamen bireysel mistik bir deneyim şeklinde başlayan So­ fizm. giderek çok sayıda Müslüman'ın ruhsal ve toplumsal gereksinimlerini karşılayamadıklan için bu insanlar da rehberli­ ği başka yönlerde aramaya başladılar ve yüzyıllarca bazılan mu­ halif İslam gruplarına. Şiiler halife­ lerin. Babil ve İran’ın mevsim törenlerine. Çeşitli derviş tarikatlarının inanç ve uygulamalarında Mısır. genel nüfus içinde çok sayıda taraftar toplayarak toplum­ sal bir hareket olmuştur. sultanların ve Sünni ulemanın rehberliğindeki İslam toplu- munun yanlış yolda olduğuna ve doğru yola getirilmesi gerekti­ ğini düşünüyorlardı. Sünni ibade­ 278 . özellikle de Şiiler’e döndüler. eski Ege topraklarının dans kültlerine. Or­ ta Asya Türkleri'nin şamanizmine ve Yeni Eflatuncular'ın mis­ tik felsefesine rastlanır. Şiileriin İslamiyet’te devrim yap­ ma uğraşlan başansızlıkla sonuçlandı.KESİTLER uzanır. Sofi hareketi etkinliğini artırmaya devam etti. Ne var ki. Şiiler gibi Sofiler de Sünni tutumunu resmen reddetmiyorlardı ve Şiüer’in tersine genellikle siyasi açıdan ba­ rışçı olmuşlar ve bazdan devletle üişkiye girerek çeşitli kollany- la bağ kurmuşlardır. ruhsal tatmin bulduklan yeni dinin yetkili taraftarlarının rehber­ liğini hoş karşılıyorlardı. Bazdan bu uğraşlar sıra­ sında ezddüer. Kuzey ve Güney Avrupa’nın Hıristiyanlaştınlan dinsiz­ lerin.

Sofiler halkın içinde kalarak ulemanın kaybettiği saygınlık ve etkinliği kazanmışlardır. sofizmde bulduğunu söylemiştir. felsefe ve hukuk alan- lannda önemli araştırmalar yapmış. istifa edip tüm kamu görevlerini bırakmış ve dünyadan el ayak çekerek kendini di­ nin temel sorunla n üzerinde düşünmeye adamıştır. İslam din bilimleri­ nin gelişimini etkilemiştir. Nişabur’da ve Bağdat’ta eğitim görmüştür. bazen de ulemanın soğuk yasalcılığı Sofr tarikat­ larınca tamamlanmıştır. Şam ve İs­ kenderiye’ye gitmiştir. Sofilik popüler ve mistik karakterine rağmen. Müslüman olan ve bir ölçüde de Müslüman olmayan entelektüeller üze­ rinde giderek artan bir etkinlik elde etmiştir. Ulema. Kudüs. Nizamülmülk'ün Bağdat’ta kurduğu Nizamiye adlı medreseye 1091 ydında öğretmen olarak atanmıştır. Şam’daki büyük caminin ziyaretçüerine Gazali’nin düşünceleriyle baş başa kaldığı yer gösterilir. Ortaçağ îslamiye- ti’nin en büyük din bilgini ve felsefecilerinden biri olan Mu- hammed el-Gazali (1059-1111) Sofi öğretilerini İslami gelene­ ğin içine sokmuştur. Gaza­ li otobiyografik eserinde skolastik ilahiyatta. Gazali'nin bazılan Farsça. Sofi evliyaları ve liderleri Sünni öğretinin Allah ile insan arasında bıraktığı boşluğu dol­ durmaya çabalamışlardır. Sünni ulemanın tersine. Sünniler’in aksine ibadet ede­ nin Allah ile mistik birliğe ulaşabilmesi için müzik ve dansı kul­ lanmışlardır. On yd sü­ ren bu ruh araştırması sırasında ilahiyat. Bu anlamda. rasyonel felsefede ve hatta Şii öğretilerinde arayıp bulamadığı gerçeği. Gazali. Mekke. HUKUK İLE DİN tin ciddiliği. Öğ­ retmen olarak atandıktan dört yıl sonra. 279 . Sofi liderleri rehber olarak hizmet etmişlerdir. Gazali 1106 yılında doğduğu yere dö­ nerek orada bir Sofi tekkesi kurmuştur. hükümet mekanizması içinde yer alırken. Gazali. İran’ın doğusundaki Hora­ san eyaletinin Tus şehrindendir. çoğu da Arap­ ça olan önemli eserlerindeki düşünceleri.

Mevlana bazı şiirlerini Türkçe ve birkaçını da o sırada Anadplu’da yaygın olarak konuşulan Rumca yazmıştır. Bu­ nun yanında döneminin bazı entelektüel eğilimlerine sert eleş­ tirileri olmuş. şüpheyle karşılanmaya devam etmiştir. En önemli Sofi şairi Mevlana Celaleddini Rumi’nin (1207-1273) şiirlerinde bugünkü adıyla relativizmin bu türüne rastlanır. Çoğun­ luğunu Farsça yazmıştır. onların entelektüalizmlerini. bunu yapmadaki başarısının kanıtı olmuştur. O zam an havradadır Ve havrada O ’nunla birliğin kokusunu hissediyorsak O zam an o havra bizim Kabe’mizdir. Kimi şiirlerinde skolastiklerin sofilikte hoşlarına gitmeyen konulara yer vermiştir: Sevgilinizin görüntüsü kafir tapınağında ise O zam an Kabe'yi tavaf etmek açıkça hatadır. Ondan sonraki nesil­ lerin kendisine Muhiddin (dinin canlandırıcısı) unvam verme­ leri. skolastikliklerini “sistemler ve sınıflandırmalar. ne karadan. Mevlana Orta Asya’da Belh şehrinde doğmuş ve Konya’ya yerleşip yaşamını orada ge­ çirmiştir. sözcükler hakkında tartışma” saplantılarını kınamış. ne batıdan. ey Müslümanlar? Ben kendim de bilmiyorum. özellikle de kimi So­ fi öğretmenlerinin gerçek dinle diğerleri arasındaki engelle­ rin ve inanç ile hukukun sürdürülmesine gösterdikleri kayıtsız­ lık. böylece Sofi öğreti ve uygulamasının bir bölümünü İs- lami öğretinin içine sokmaya çalışmıştır. ne denizdenim 280 . öznel dini deneyime daha çok önem vermiş. Kabe'de O'nun kokusu yoksa.KESİTLER Gazali radikal değildi ve yazılarında Şiiliğin gizemciliği ve filozofların rasyonalizmi karşısında Sünniliği savunmuştur.7 Başka şiirinde bu daha açıktır: Ne yapılmalı. Ne Hıristiyanım. Kimi Sofi doktrin ve uygulamaları. ne Müslüman Ne doğudan. ne Musevi.

Devletin bir derviş tarikatını be­ nimseyip liderlerine ayncalıklı bir yer vermesi. izim izsizliktir Ne bedenden ne de ruh. İlk kez bir tarikat şeyhi 1648 yılında Sultan Osman’ın kılıç kuşanma törenine katıldı.. ne havadan ne de ateştenim Ne Hindistan’dan. özellikle adalet alamndakilerin bu gibi öğ­ retiler karşısında Sofiler’i şüpheyle karşılamalan kaçınılmazdı. azizleri ve kutsal yerlere ibadeti. yy5da Osmanlı İmparatorluğu’ndaki dervişler. ben ruhların ruhundanım. Allah ile bir olma imkansız hedefini izlerken Allah’ın kanunlanna karşı gelmeleri ve başka- lannı da buna teşvik etmeleri. ne de Horasan topraklanndanım Yerim mekansızlıktır. İslamiyet’in puta tapma yasağını çiğne­ mekle. HUKUK İLE DİN Ne doğanın taş ocaklarından ne de göğün yuvarîaklanndanım Ne topraktan. Sonra- lan da bazı tarikat şeyhleri bu törenlere katılmışlardır. en yaygm suçlamaydı. büyük bir olası­ lıkla bu yüzdendi. büyücülükle itham ettiler. XVII. öğre­ tileri gelişmişti ve resmen onaylanmış öğretilerden çok az bir sapma gösteriyordu. Taraftarlan çoğunlukla şehirli orta ve üst sınıftandı. Birbirinden çok farklı derviş tarikatlan vardı ve aralannda re- Jkabet bulunurdu. ne Çin’den. ne de Saksin ’d enim Ne iki Irak krallığından. Derviş liderlerinin denetleyebildikleri ve istediklerinde or­ taya çıkarabilecekleri tehlikeli bastırılmış enerjilere karşı siya­ si korkular da duyuluyordu. yy’ın sonunda Mevleviler. Selçuklu ve Osmanlı sultanlan za­ manında derviş ayaklanmaları olmuş ve bazen kurulu düzene önemli bir tehdit olmuşlardır. Sünni ulema tarafından müzik ve dans gibi fena bir yenilik olarak suç­ 281 . XVI. ne sudan.8 Sünni ulemanın.. Mevlana’mn kurduğu Mevlevi tarikatı bun­ lardan biriydi. ne Bulgaristan'dan. Bazen yenilik savunucuları olarak görülür­ lerdi. Osmanlı sultanlarının gözüne girmişlerdi. Onlan panteist öğretilere inanarak Allah’ın birliğini. Mevleviler tarikatlar işinde en konformist olan­ lardı.

her otoriteye boyun eğip bunu öğreti olarak kabul eden ulema ta­ rafından değil. Zengin diğerlerini bilmi­ yor musun diye sorunca. Milli liderler ya da hükümdarlar dinin otoritesini ve kabul edilmiş savunucularını ortadan kaldırmak şöyle dur­ sun. yy’ın başında İngiliz. derviş. ibadet ve komünal bir örgüt değildi. Ancak geleneksel İslam devletlerinde bu düşünceler Avrupa'nın kültürel ve siyasi yaşamında olduğu gibi önemli ol­ mamışlardır.KESİTLER lanan kahve ve tütünün yasal olduğunu savunmuşlardır. Müslümanlar ve özellikle Müslüman devletinde yaşayan Museviler ve Hıristiyanlar için din yalnızca bir inanç. 282 . Eski bir Türk öyküsünde Müslümanlar’ın dervişlerle ilgi­ li şüpheleri ve dervişlerin Müslüman toplumundan şikayetle­ ri anlatılmıştır: Dervişin biri birgiin zengin bir adamın evine gi­ dip sadaka istemiş. onun için geriye Allah’ın birliğinden ve Hz. biz yoksul dervişler de namazdan ve oruç­ tan vazgeçtik. İranlılar ve Türkler gibi etnik milletler. Dervişin dindarlığından şüphelenen zen­ gin adam. İslam dünyasın­ da Araplar. yüzyıllarca iktidan elinde tutan.” demiş. ondan İslam'ın beş şartım sıralamasını istemiş. “Siz zenginler hacdan ve ze­ kattan vazgeçtiniz. otoritenin tek yasal kaynağıydı. Hindistan ve Cezayir’e yayıldığında emper­ yalizme karşı halk direnişi. aynca Mısır ve Osmanlı sultanlarının ve İran şahlarının ülkeleri gibi devlet­ ler vardı. Der­ viş kelimei şahadet deyip susmuş. kısıtlamayı dahi akıllarından geçilmemişlerdi. yy sonunda ve XIX. Mu- hammed’in onun peygamberi olduğundan başka bir şey kal­ madı. Fransız ve Rus hakimi­ yeti Transkafkasya. Kimliğin temeli. bağlılığın öncelikli odak noktası. derviş tarikatları tarafından başlatılmıştır. XVIII.

Arada birçok değişiklik olmakla birlikte. Bu özelliklerden biri çeşitlilik. eski Çin ile modem Çin aynı dilin ve yazının başka biçimlerini kullanmakta. Ortadoğu uygarlığı farklı yer­ lerde başlayıp farklı çizgilerde gelişmiştir. 13. Ortadoğu uygarlığı. diğeri de süreksizliktir. Antik çağda da Ortadoğu uygarlıktan çok çeşitliydi ve Çin ya da Nagari. birçok yerel farklılıklar ol­ muş ama Çin uygarlığının tüm alanlanndaki ortak özbilinç sü­ rekliliğine devam etmiştir. Nagari yazısı. Çin uygarlığının en eski kayıtlarından bugünkü Halk Cumhuriyeti’ne dek. Hindistan uygarlığında ve Hindistan'ın antik çağlardan bugüne dek kendini süregelen bir varlık şeklinde görmesinde. Hint uygarlığı Çin’deki gibi kapalı ve homojen olmasa da. Ancak bu eski farklı­ lıklardan çok daha önemli olan bölgenin kültürel tarihi 283 . Konfüçyüs felsefesi ve Hindu inançlan gibi birleştirici ortak unsurlar yoktu. Ortadoğu sahnesinin diğerlerin­ den belirgin bir şekilde farklı iki özelliği çok açık bir şekilde görünür. Çin tarihinin bin yılı boyunca en eski çağlardan modem zaman­ lara dek bir süreklilik söz konusudur. Sanskrit klasikleri ve kutsal metinleri önem­ li etkenler olmuşlardır. aym din ve felsefenin başka bi­ çimlerini izlemektedirler. Hindistan ve Çin gibi başka eski uy­ garlıklarla karşılaştınldığında. Daha az olsa da aynı durum Hin­ distan için de geçerlidir. BÖLÜM K ültür Ortadoğu dünyadaki en eski uygarlık bölgelerinden birisi­ dir. birleştirici bir güç olmayı sürdürmektedir. Hindu dini. Eski Ortadoğu’da bu şekilde bir birlik ve süreklilik bulun­ muyordu.

İslamiyet öncesi an­ tik çağ ile görülen ilişki çok zayıftır ve İslami bir dirilişin teh­ didindedir. Mısır. Hitit. yy’da Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da Hıristiyan Roma İmparatorlu­ ğu^’nun-büyük bölümünü ele geçiren Müslüman Araplar bu şe­ 284 . yazılanlan kimse okuyamaz. Asur. Bölgenin sırasıyla Helenleştirilmesi. eski İran dille­ ri gibi en eski diller terk edilmiş ve doğu bilimciler onlan oku­ yup yorumlayarak önce tarihe. Romalılaştırılması. Hindistan ve Çin’de sürekli bir öğrenme gele­ neğiyle hâlâ geçmişlerine ait belgeler korunarak öğrenilmeye devam edilirken. Roma’nın dini olan Hıristiyanlığı benimseyip. böylece de yasallık kazanmak istemişlerdir. Avrupa ile bir karşılaştırma yapılması daha açık olacaktır. İslâmlaştırma VII. renksiz ve tamamen rölatif isim­ lerle anılmaktadır.KESİTLER reksiz olmasıdır. Hindistan ve Çin gibi kolektif bir adı ol­ madığından önce Batı dünyasında. Dille­ ri ölmüştür. Tanırları ve ibadetle­ ri az sayıda uzman ve bilim adamının bildiği çok uzaktaki an­ tik bir çağda kalmıştır. Hı- ristiyanlaştırılması ve İslamlaştınlması sürecinde yaşadığı çok büyük değişikler. Batı Roma İmparatorluğu’nu yağmalayan barbarlar Roma dev­ letinin en azından formlanm ve yapışım korumaya özen gös­ termişlerdir. eski Ortadoğu kaybolup unutulmuştur. VII-VIII. Eski Ortadoğu’nun yazılı kül­ türünün büyük bölümünü yok eden bu dört sürecin bugüne dek gelmiş izleri vardır. sonra dünyanın başka yer­ lerinde ve son olarak da bölge halklan arasında “Ortadoğu” ve “Yakındoğu”. Babil. eski Ortadoğu kültür ve geleneklerinin yok olmasının en önemli nedenidir. sonra da bölgede yaşayan halk­ lara tekrar bırakana dek hiç bilinmemiştir. yy’dan itibaren böl­ geyi biçimlendirmiştir. gibi kimliksiz. di­ li olan Latince’yi kullanmış ve kendi barbar yönetimlerini Ro­ ma imparatorluk hükümeti ve hukukuna benzetmeye çalışmış­ lar.

Avrupa’da Latince’nin. Yeni kurulan İslam dünyasında Arap­ ça. Bölgede kulla­ nılmış daha eski dillerinden kalma sözcüklerin varlığı şüpheli­ dir. Tam tersine kendi dinleri olan İslami­ yet’i. kendi kutsal metinleri olan Kuran’ı getirip kendi imparatorluk devletlerini kurmuşlardır. İslam Arapçasında. Kalıntı sözcükler çoğunlukla İslamiyet öncesi daha yakın geçme aittir. kendi dilleri olan Arapça’yı. hatta Kuran’da da birkaç tane vardır. kül­ türün ve günlük yaşamın dili olmuştur. Müslümanlar’a Kuran’ın ilk cüzünde gitmeleri buyuru­ 285 . Kimya ve felsefe gibi sözcükler kolayca tanı­ nırken. Bu türden sözcükler klasik Arapça’nın ve Arapça ile şekil­ lenmiş diğer İslam dillerinin gelişiminde çok önemli rol oyna- mamalanna karşın. yönetimin. hukukun. Bu devletin Müslüman olmayan seleflerinden ve komşulann- dan etkilenmesine rağmen. yal­ nızca bir kimlik temelini değil. İslamiyet öncesi ve Arap öncesi geçmiş­ ten kalan sözcüklere rastlanır. gü­ ney ve doğu Asya’da Sanskritçe ve Çince’nin rolünü üstlenmiş­ tir. kültürel adaptasyon süreci açısından önem­ li bir kanıttırlar. İslam hakimiyetinin yükselişi. Helen dünyasında Yunanca’nm. Romalılar döneminde polis görevindeki "şurta” (polis) ve Latince “exercitus”dan gelen “asker” gibi sözcükler de çok açıktır. Tıpkı Hıristiyan ülkelerdeki gibi İslam ülkelerinde de eski düzen yani Arap ve İslamiyet öncesi geçmiş çoğunlukla ayak­ ta kalmıştır. bununla birlikte meşruluk ve otorite kaynağı olan yeni bir devletin ve yeni bir toplumun baş­ langıcını göstermektedir. İs­ lam ülkelerinde ayakta kalan geçmiş bir meşruluk taşımıyor­ du. ye­ rini aldıklan konuşma dillerinin özelliklerini korumuş olan ba­ zı lehçelerde bulunur. KÜLTÜR kilde davranmamışlardır. Bu durum' standart klasik Arapça’da da görülür. Arapça bir süre devletin. ticaretin. Genellikle bu tür sözcükler. Hıristiyan ülkelerdeki durumdan farklı olarak.

mümkündür. Arami ve Kıpti dilleri gibi eski kültürlerden kalma ve genellikle Hıristiyan azınlıklar başta olmak üzere Müslüman ol­ mayan gruplarca kullanılan diller giderek azalmıştır.KESİTLER lan “el sırat el müstakime” (doğru yol) ilginç bir örnektir: “sı­ rat”. Bazı istisnalar dışında. Farsça ve Türkçe olmak üzere üç dil var­ dı ve bu diller çeşitli ülkelerde ve çeşitli şekillerde konuşulu­ yordu. sonra da Ba­ tı ülkelerindeki adının türediği Fars veya Pers eyaletinin dili. İkincisi de İran ailesin­ den gelen Paşti'dir. İbranice. Batı’da Yunanca amber anlamındaki “elektron” sözcüğünün anlambilimsel gelişimini gösterir. İran’da (ülkenin eski adı). modem çağlarda konuşma di­ 286 . Kimi sözcükler de çeviri yoluyla dolaylı olarak alın­ mıştır. Musevi azınlıklara ait bir din ve kültür-dili olarak ayakta kalarak. Berberice ve Kürtçe gibi bazı diller de bugüne dek gelmiş olsalar da. Yunan- ca’daki “metropolis”ten çevrilmiş olması . Arapça. şimdi­ ki Afganistan’ı ve Tacikistan Cumhuriyeti’ni de içeren bölge­ de kullanılıyordu. ülkenin Yunanca. Tacik ve Afganistan’ın iki resmi dilinden bi­ ri olan Dari de Farsça’nın türevleridir. Örneğin klasik Arapça’da elektrik anlamına gelen “kah- raba” sözcüğü Pers kökenlidir. Bu dillere akraba olan ve en batıdaki temsilcisi Osmanlı Türkçesi olan Türkçe ya da Türki diller. ya­ zılan olmadığı için yazılı bir geleneğin istikrarına ve sürekliliği­ ne sahip değillerdir. Romalıların yolu “strata”dır ve İngilizce Street sözcüğüyle akrabadır. Orta Asya’ya doğru doğuya. Persçe (zaban-i Farsi). Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın dil ve din haritası Ortaçağ’ın sonlarına doğru bugünkü durumu­ na gelmişti. Bu üç dilin beraberinde kullanılan yerel diller de vardı. Aslında kahraba kehribar de­ mektir ve bu anlamıyla da. Karadeniz’in kuzey ve güney kıyılanndan Pasifik’e kadar Asya’daki geniş bir alanda konuşuluyordu. Mek­ ke için kullanılan “Umm al-Qura”nın (şehirlerin anası).

Görsel sanatlar da zanaatkarların işiydi. Osmanlı Türkiyesi ile Safevi İranı'nda ressamlar saray çevrelerinde saygın bir konu­ ma gelebilmişlerdir. boyalı seramik ve camdır. müzik de şiire eşlik eden bir araçtı. dekorasyon için de tepsi. hamam ve pazaıyerleri inşa ederlerdi. uygar sanatlar arasın­ da ve yalnızca edebiyatçılar saygın kabul edilirdi. İç mekanlarda çoğunlukla halı. medrese. devlet. Klasik görüşe göre yalnızca edebiyat. Çoğu isimleri. Sanatçı yetenekle­ rinin yanında yöneticilik ve organizasyon da yaparlar. Gerek sarayların gerek de evlerin iç mekanlarında pek mo­ bilya olmazdı. istihdam yapan önemli kuruluşlarda yetkileri olur. Edebi bir bağlam içinde bulunduklan için bugüne gelebilen çok az sayı­ da müzisyen adı vardır. İslâm­ laştırmanın artmasıyla daha çok Müslüman ressam ve mimar çıkmıştır ama Ortaçağ’ın büyük bölümünde onlarla ilgili hiçbir şey bilinmemektedir. Eski Ortadoğu’da yaygın olarak kullandan ma­ sa ve sandalyeler Ortaçağ’da artık kullandmıyordu. Onlann ye­ rine göçebelerden kolayca sağlanan deri ve yün kullanılıyor- du. Ortaçağ İslami- yeti’nin sanayi sanatlarının başlıcalan dövme ve işleme madeni eşya. Yüzlerce yıl sonra. cam ve toprak eşya kullanılıyordu. han. lamba ve tabak gibi çok miktar­ da madeni. şilte ve minderler kullanılı­ yor. Tekstil sanatının çeşitli eserle­ rinin ve ince işlemeli ahşap paravan ve pancurlann kullanıldı­ 287 . köprü. cami. KÜLTÜR li ve sonraları da milli dil olarak tekrar canlanmıştır. Osmanlı döneminde çoğunlukla asker­ lerden olan mimarların özel bir yerleri vardı. kale. din ve şehrin başlıca gereksinimleri olan saray. biyografik aynntılan ve ayırt edilebilen eserleriyle tanınmıştır ve bazılan da okullar açarak ustalar yetiştirmişlerdir. Çok eski zamanlarda bunların çoğu Müslüman olmayanlardan­ dı ve ele geçiren ülkelerin yerel halkından toplanırlardı. Gerek çalan gerekse de besteleyen müzisyenler. köle ya da toplumsal ola­ rak alt sınıftan. ev.

daha çok da İranlılar ve Türkler’de yaygınlaşmıştır. Bellini’nin ünlü Fatih Sultan Mehmed tablosu Londra’da National Gallery’de bulun­ 288 . Osmanlı sultanlarının resimlerini yapmışlar­ dır. Teknikleri ve dekoratif konulan ile Bizans ve İslamiyet öncesi İram’nm hâlâ canlı olan sanat geleneğine benzerler. Ancak başka konularda da olduğu gibi eski gelenekler zamanla asimile olmuştur. So­ nuç olarak yeni bir şey. Müslüman duvar resimlerinde ve iç dekorasyo­ nundaki. Safevi İran’ın saraylarında. Çıplak kadm figürlü eski freskler İslami olarak adlandınla- maz. Arap­ ların yarattığı ve yönettiği. Avrupalı ressam­ lara portresini yaptıranlar da olmuştur. Bunlar. Başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere. Ancak heykel yasaktı ve insanların iki boyutlu portrelerine şüpheyle yaklaşılırdı. Bizanslı ressamların Hıristiyan kosmokratörünü çizerken kullandıklan pozda bir Müslüman halifenin tasvirin­ deki gibi. İslamiyet’e adanmış bir siyasi toplu­ mun Arap zevkinin ve İslami değerlerinin gereksinimleri doğ­ rultusunda bir sanat geliştirilmiştir. İleriki zamanlarda. İslam resmindeki pek çok açıdan en önemli gelişme kitaplardaki resimlerdir. kabul salonlarında ve sonra da Osmanlı Türkiyesi’nde olmuş­ tur. Bu sanat Araplar. Arap hakimiyetindeki dönemde ilk resimler dekoratif amaç­ lı olarak yapılmıştır. Türk ressamlar. eski konulan yeni amaçlara uyarlamaîya başlamışlar­ dı. insan yüzü ve bedeninin resmedilmesiyle ilgili tereddütler gi­ derildiği için portrelerden oluşmuştur.KESİTLER ğı iç mekanda yer almışlardır. özellikle de kaligrafik şekiller geçmiştir. Kısa sürede. Müslüman resmi. Duvar resimlerinin tekrar ortaya çıkışı yüzyıllar sonra. çıplak figürler ve de insan figürlerinin yerine dekora­ tif. temsil ettiği uygarlık gibi eski gelenek­ lerle zenginleşen ama onlann hakimiyetinde kalmayan. Bugüne dek gelen Emevi saraylanndaki freskler bir kültür sürekliliğinin canlı örnekleridir.

Biri korkuyla titriyor. Fatih Sultan Mehmed’in ölümünden sonra yerine ge­ çen dindar oğlu. yalnızca genişçe bir 289 . Onlar için de sarayın ve zengin ailelerin koruması vardı ama sürek­ li değildi ve güçlülerin kaprislerine bağlıydı. Bir Avrupa gobleninin ger­ çekçiliğinden çok etkilenmiştir:1 "Biri sevincini göstermek i0 n gülüyor. kralm ona gösterdiği resim galerisine yalnızca iki satır ayırmıştır. öteki üzüntüsünü göstermek için hüzünlenmiş görünüyordu. Müslüman müzis­ yenler standart bir notalama sistemi oluşturamadıklan için eser­ leri ancak ezberlenerek aktarılabilmiştir.” Mehmet Efendi aldığı hediyele­ ri aynntılanyla anlatmış. Bu resimlerin güzelliği ne hayal edilebi­ lir ne de anlatılabilir. Sultan Bayezid tablo başka tablolarla beraber satmıştır. Öte yandan çok daha iyi bildiği bir sanat biçimi olan gobleni daha çok anlatmıştır. 1721 yılında Osmanlı elçisi olarak Paris’e giden Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi ra­ porunda şöyle demiştir: “Buradaki geleneklere göre kral elçi­ lere elmaslarla süslenmiş portresini hediye olarak veriyor ama Müslümanlık’ta resmin yasak olduğunu söyleyince bana elmas kakmalı bir kemer hediye etti. ilk bakışta herkesin ne durumda olduğu anlaşılıyordu. Müslüman ibadetinde müzik yer almadığından. Müslüman hükümdarlan ne para ne de pul üzerine yüzlerini resmettirmemişlerdir. İslam müziği ile ilgili olarak kalanlar. Osmanlı hükümdarlan tarafından özel olarak yaptı­ rılmış olsa da. KÜLTÜR maktadır. ” İslam ülkelerindeki müzisyenler. Avrupa müzik gelene­ ğiyle karşılaştırılabilecek bir klasik İslam müziği korunamamış­ tır. sultanların resmini yapmak resmen yasaktı. bazı derviş talikadan dışın­ da. Kilise ve onun yüksek makamlanndaki kişile­ rin korumasıyla elde ettikleri avantajlara sahip değillerdi. Bir­ kaç istisna dışında. bir baş­ kası bir hastalığa yakalanmış görünüyordu. diğeri ağlıyor. Duvarlardaki tablolar onun kültürü­ ne ait değildir. Yani. Hıristiyan müzisyenlerin.

İsla- mi dönem şiiri de bu eleştiriyi almıştır. Suriye’de saray şairleri ve şair halifelerin yazdıklan kasideler bu şiirlerin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu. aşiret de­ ğil hükümdar övülürdü. Kimileri Emevi kasidesinin İslamiyet öncesi kasidenin devamı. Terk edilmiş kamp alanına bakan şairin orada aşi­ reti ve sevdiğiyle geçirdiği mutlu günleri anlatan erotik bir gi­ rişle başlayan kaside. Emevi dönemine ait ka­ sideler. resimleri. eski bir gelenek ve klişe olmuş bir üslup taşımaktadır­ lar. hayvanlarının ve kendinin erdemleri­ ni ve başarılarını anlatırdı. Şair terk 290 . Suriye’de Emevi halifeler zamanında görül­ müştür. kimileri de bu­ nun sonraki neoklasikçilerin bilinmeyen geçmişe yansıttıkları bir model olduğunu ileri sürmüşlerdir. göç mev­ siminden önce göçebelerin bayramlarındaki şiir yanşmalarında okunurdu. yazarlar ve ressamların bazı müzisyenler ve müzik olaylarını anlatımlan. Emevi zamanı ve sonrasındaki saray kasidesinde. Özgün haliyle bir övgü olan en eski kasidede aşiretinin söz­ cüsü olan şair. Bugü­ ne dek gelen metinlerden özgün malzemeye sahip olam çok azdır. Arabistan yarımadası aşiretleri­ nin yarattıklan ortak dil ve uzun zamandır Arap şiirinde en çok kullanılan anlatım biçimi olan kasidenin geliştirilmesi sayesin­ de başlamıştır. övgünün başka aşamalanyla devam eder­ di. eski müzik enstrümanla­ rı ve performanslardan hafızalarda kalanlar olmuştur. Gerçekliği şüpheli ol­ mayan çağdaş şiir. Geleneksel olarak kaside. yy’da klasik Arap şiiri. VI.KESİTLER kuramsal edebiyat. y/daki neoklasik ya da roman­ tik canlanma dönemi şairlerinin ve filologlann eserleridir. Giriş kısmında sıkça yinelene bazı konular vardır. bugünkü şekilleriyle VIII. eski Arap şiirle­ rinin çoğunluğunun özgünlüğünden şüphelenmişlerdir. Gerek Batılı gerekse de Arap araştırmacılar. aşiretinin.

sevgililerin buluşup aynldıkla- n değişen toplumsal içeriğiyle kültürel tarih gibi toplumsal ta­ rihin sahnelerini de yansıtır. niyetli ama kamu ahlakının koruyucusu san­ sürcü (rakib) de katılır. Başka bir aşiretten. belirtileri de vardır. Bu şiirler. İkisi de nasıl bir tehlike içinde olduklannı bilirler. Arap- 291 . Bu kısım biraz ağıt. belki de düşman aşiretten olan sevgilisini görmek için hayatını tehlikeye atarak onun ol­ duğu yere ya da bir kum tepesinin arkasında buluşacaklan ye­ re gitmek için çadırlar arasından gizlice geçer. Genellikle şa­ ir aynlık gecesinin uzamasından şikayet eder. kadın namusunu korumak is­ teyen kocası. sert se­ siyle sevgilinin gideceğini haber veren aynlık kuşu karga sü­ rüleri gibi. İlkbaharın otlama mevsimi bittiği için aşiret gidecektir. Kampın dağılması ayrılık teması ilişkilidir. Giriş kısmında genellikle. çadırlar sökülür. KÜLTÜR edilmiş kamp alanına gelir ve anılarının keyfine dalara geride bıraktığı mutlu günlerine ağlar. Aşk şiirleri. babası ya da ağabeyinden ve sevgilisiyle arasım bozacak dedikoduculardan korkar. klasik İslam şiirinin en iyi temsilleridir. Sevgilisi onu rüyada ziyaret edebilir ve hat­ ta konuşarak onu dayanılmaz bir uyanıklıkla baş başa bırakır. sevgi­ lilere karşı kötü. Korkulan bu günün gelişinin. Sonra da bu ikisine. Onu arkadaşlan teselli etmeye çalışır ve tükenmeyen kederi yüzünden kınarlar. Emeviler zamanında geleneksel kasidenin yam sıra. Çığırtkanı aşirete hazırlan- malannı duyurduktan sonra. Evrensel konusu nedeniyle başka kültürlerden olanların da buna erişe­ bilmesi çok kolaydır. yavaş gelen sa­ baha sitem eder. komşu aşiretteki sevgilisinin kampı­ na yapüğı gece kaçamaklarını anlatılır. yeni bir aşk şiiri türü olarak Hicaz'ın erotik şiiri ortaya çıkmıştır. bi­ raz da övgüdür. develer yüklenir ve aşiretler farklı yönlere giderek aşığı anılarıyla yalnız bırakır­ lar.

İsimleriyle tanınmış olan şairlerden çok azının divanı kalmıştır. Köle ve meyhane kadınlarından da açıkça söz eder. bu şiirlerin gerçekliğinin belirlenmesi de özel bir sorun olmuş­ tur. özgür bir Arap kadınından kasi­ dedeki gibi üstü kapalı söz eder. Çöl sahnesindeki macera. Yalnızca birkaçı bugüne gelebilmiş Hicaz’da yazılmış bu erotik şiirlerin incelenmesinde bazı zorluklar vardır.KESİTLER lar’m büyük fetihleriyle elde ettikleri servetler. Şair. Halife Hz. Bu durum. böylece daha çok karşılıksız aşk acısı konusu kullanılmıştır. Övünen. Şaşaalı aristok­ rasinin eğlence merkezi haline gelen kutsal şehirdeki zenginle­ rin evlerinde köle kızlar. Dolayısıyla. Ömer’in ero­ tik şiiri yasaklamış olduğu bilinmektedir. Bu şiirlerin konulan kasidenin giriş bölümüne benzemekle birlikte. Geleneğin döne­ min kişilerine ve serüvenlerine düşürdüğü romantik gölgeyle. zevke düş­ kün ve sınır tanımayan bir grup ortaya çıkmıştır. duygusuz sevgilinin yeri­ ni uzaktan hayranlık duymakla yetinen iffetli kişiler almıştır. kadının adım gizler ve iffetini över. şarkıcılar ve dansözler. Bu kişiler. pek çoğu daha sonraki yıllardan kalma antolojilerde ve edebiyat tarihle­ rinde parça parça dağınık olarak yer almıştır. şairlerin iffete karşı saygılan artmış. İs­ lamiyet öncesi aşiretlerinin özgür yaşamlarına kısıtlama getir­ miş ve aşk şiirinin aşırılığını önlemiştir. Hicaz’ın şehirlerinde zengin. Erkeğin cinsel gereksinimleriyle ilgili cömert hükümleri olan İslam hukuku. yerini şehirde başka bir evin hanı­ mıyla yaşanana bırakır. başta Medine ol­ mak üzere. bazı farklılıktan bulunur. kültürlü. sonraki yüzyılda oğullarının karşılıksız aşk nedeniyle öl­ düğü söylenen Udra aşiretinden gelen Udri adıyla anılmıştır. din savaşçıla­ rının sefih oğullarının ilgisini çekmek için özgür Arap kadınla- nyla bir rekabete girmişlerdir. yasak aşk konusunda çok serttir. Bunların çoğunun kasidelerin kalan parçalan ya da tam bir şiir olup olmadığı belli değildir. 292 .

bir dokunuş ya da bir sözcükten baş­ ka bir şey beklemez. teselli etmesi için özlem dolu yalnız ge­ celerinde rüyalarına gelmesi için yalvarır. tartışma­ sız egemen durumda değildi. Arap kadım sarayda ve şehirdeki eski yerini ve özgürlüğünü kaybederek hareme kapatıldı. Udri temasını şehvetli aşk ile yeni dinsel ahlak arasında bir uz­ laşma şeklinde tanımlaması oldukça isabetlidir. Bağdatlı bir şair. Bağdat'ın hiyerar­ şisi artmaya başlayan sarayında aşiretlerin baş reisleri yerine. şehirli bir kadına yazdığı kasidede klişe ifadelerle ondan. geceleri gizlice sevgilisinin . Arap zevkleri ve gelenek­ leri. Arap şiirinde de aynı etkiyi yaratmıştır. Arap araştırmacısı Kinani’nin. toplu­ mun ve kültürün tek dili olmaya devam ettiği halde. Udriler’in sözde "platonik” aşklarının ger­ çeğe ne kadar uygun olduğu tartışılır. Mu­ hafızlar ve haremağalan yüzünden gizli ziyaretler imkansız ol­ masa da tehlikeli hale geldi. 293 . Kadın da üç altın di­ nar gönderirse bizzat gelip onu teselli edeceğini bildirir. başta bir Arap hükümdar olduğu. Geçmiş­ teki kimi konuları gerçek duruma uydurmaya çalıştılar. Udriler ile klasik kaside yazan çapkınlar arasında pek fark olmadığını düşünmektedir. fatihlerin dilini ve dini benimsedikleri halde. Fransız araşürmacı Regis Blachere. Söyle­ nene göre. İslam tarihinde yeni bir çağ başlatan Emeviler’in yerine Ab­ basi halifelerinin geçmesi ve başkentin Suriye’den Irak’a taşın­ ması. Artık köle kızlar ve cariyeler bunu gereksiz kılıyordu. İslamiyet’i seçenler arasında. İmparatorluğa Arap fatihlerinin aşiret aristokrasisi yerine kozmopolit yöneti­ ci seçkinler ve toprak sahipleri hakim oldu. Arabistan’ı hiç görmemiş şehirli şairlerin ha­ yali kamp yerleri için üzülmeye ve hayali sevgililerini övmeye devam etmesiyle eski edebi modalar biraz daha sürdü. Arapça devletin. Arap şiirinde yeni rüzgarlar esmeye başlamıştı.çadırına gider ama bir gülücük. KÜLTÜR Udri şair de geleneğe uyar. doğulu bir hükümdar bulunuyordu.

Av şiirleri. at binmek ve ok atmak gibi askeri sanatlar askerlere mesleki beceriler sağlıyordu. özellikle İran ve Türk şiirinde. özellikle Türkler ve İranlılar’da kültürel bilgi açı­ sından zengin bir başka türdür. Müslümanlar için geçerli olan şarap içme. Bu yüzden de şair gizli buluşma ve ayrılmasını kadınlar yerine al­ kol şişesiyle yapıyordu. An­ 294 . kimi zaman dini bir önem kazanmaktadır.KESİTLER geleneklerini hor gören İranlılar bulunuyordu. toplumsal ve askeri işlevi olmuştur. deve ve horoz dövüşleri bir ölçüde halkı eğlendiriyor. Sofi şairlerinin kullandıklan Baküsçü ve erotik göstergeler insanm Allah ile mistik birliğini simgelemektedir. deve ve at yanşlan. He­ lenistik dünyanın oyunlan ve atletizm yanşmaları İslami yöne­ timde kaldınlmıştı. Arap şiirinde yer alan şa­ rap. özellikle de şehir toplumunun dişi unsuru cariyelere hitap ediliyordu. Erotizmi dini amaçlarla kullanmanın Tevrat’ta Neşideler Neşi- desi’ndeki Musevi-Hıristiyan geleneğince bilinen daha eski ör­ nekleri de vardır. İslam’daki alkol yasağma rağmen. Bu şiir türünün avcılığın ar­ tık başlıca besin sağlama kaynağı olmamasından çok sonra bi­ le önemli bir kültürel. İslamiyet içinde gelişen İran ve Türk şiirinde çok daha faz­ ladır. Güreş. Müslüman devletin Müslüman olmayan vatandaş­ ları için geçerli değildi. Bu şiir türünde gizliliğe önem verilmediği için gizli buluşma ve ay­ rılma başka bir bağlamda karşımıza çıkar. Arap şiirindeki Hıristiyan manastın ve Pers şiirindeki Zerdüşt tekkesi meyha­ ne çağnşımlandır. Bu yüzden içki içmek isteyen Müslü­ manlar kafirlere gitmek zorunda kalıyorlardı. Bu şiirlerde genellikle bir köle kıza. İranlı şairler de Arap şiirine yeni temalar ve modalar getirdiler ve aşk şiiri bun­ lardan biriydi. Müslümanlıktaki zi­ na yasağı etkisini sürmemişti ama alkol yasağı sürüyordu. Genel olarak birleştirilen aşk ve şarap konu­ lan. üretme ve sat­ ma yasağı.

Aşi­ 295 . yönetme ve örgütlenme. kovalamacanm verdiği heyecan. bunu pratik bir amaca yöneltir. Şiirsel propagandanın olumlu etkisi olduğu gibi olumsuz etkisi de söz konusuydu. Hiciv yalnızca hakaret ve yerme anlamı taşımaz. Modem çağ öncesinde bu avlar. Çoğu şairin geçim kaynağı. eğlence ve yararlı eğitimin birleştiği en popüler alandı. hiciv. modem ordula- n savaşa hazırlayan savaş oyunlarına ve manevralara en yakın çalışmalar olarak. hareket. rekabet. şahin. Şiirin toplumsal ve siyasi açıdan önemli bir işlev taşıyordu. propaganda ve halkla ilişkilerin ol­ madığı zamanlarda bunların tümünü şairler üstlenirdi. özellikle de övgüydü. deve ve fil gibi binek hayvanlarını. Bu etkinliklere edebiyatta büyük ölçüde yer verilmiştir. reklamcılık. Roma İmparatoru Augustus’un saray şairlerinden bazılarının eserleri genel olarak Roma İmparator- luğu’nun. Şair­ ler at. spor modem çağda gelişinceye dek egzersiz. Şüphesiz durum çok daha önceki hükümdar­ lar için de böyleydi. mızrak gi­ bi silahlarını. yay. özel olarak da Roma imparatorunun halkla ilişkiler çalışmalarıydı. süresi. öldürmenin verdiği zevki ve avdan sonraki eğlence konularına aynntılanyla yer verirlerdi. KÜLTÜR cak avlanmak. sayısı ve boyutu açısından özel bir değe­ ri taşıyordu. Şairlerin hükümdarlarını övdükleri kolay­ ca ezberlenip ağızdan ağza gezen beyitlerle ülke çapında on­ ların imajlarını geliştirdikleri İslami Ortaçağ’da övgü sanatı en doruk noktasına çıkmıştır. köpek gibi avlanma yardımcılarıyla avlan- nı ayrıntılı olarak anlatırlardı. başka bir deyişle savaş deneyimi kazandırıyordu. komuta ve denetim. kılıç. Bu du­ rum şairler yeni değildi. Hiciv sözcüğünün Arapça’daki kar­ şılığı “hica” sözcüğünün Tevrat’taki büyü yapmak anlamında­ ki “hegeh” sözcüğüyle yakınlığı ilginçtir. He­ nüz gazetecilik. ikmal ve malzeme. avcıların aşkları. Dostluk. Büyük kraliyet avları.

KESİTLER

ret hicivcilerinin düşmanca propagandalan daha eskilere, hat­
ta İslamiyet öncesine dayanır. Hz. Muhammed’in hadislerinden
şiirsel propagandanın tehlikesinin ve öneminin farkında oldu­
ğunu görüyoruz. Şiire karşı genel bir hoşnutsuzluk vardı, ör­
neğin en önemli Arap şairlerinden İmr el-Kays için “cehennem
yolundaki liderleri” deniyordu. Bu hoşnutsuzluğa rağmen Hz.
Muhammed ona şiirle saldıranlara tuttuğu hicivci ile yanıt ver­
miştir. Bir defasında da hicivi yazan kişi ile birlikte şiiri okuyan
şarkıcı kız öldürülmüştür.
İslami çağın ilk yüzyılında saray şairleri tutan Emevi halife­
lerinden sonraki tüm Müslüman hükümdarlar da bunu yapmış­
lar ve uygulama yalnızca hükümdarlara özgü olmamıştır. Baş­
ka makamlardaki kişiler de halkla ilişkiler ve reklam çalışma-
lan için şair tutmuşlar ve böylece şairlik kabul gören bir mes­
lek haline gelmiştir. Edebiyat tarihlerinde bu şairlerin ödüllen­
dirilmesiyle ilgili ayrıntılı pek çok bilgiye rastlanır. Ödül ge­
nellikle makam sahibinin durumu ve şairin yeteneğine bağlıy­
dı. Benzeri mesleklerde olduğu gibi aynı ürün yeniden kulla­
nılabilir, bir hükümdar için yazdığı bir şiiri, işvereni değiştikten
sonra, başka birine satabilirdi. Şairleri korumalanyla, yani yay­
gın propaganda çalışmalarıyla ünlü olan hükümdarlar vardır.
X. yy’da Kuzey Suriye’de Hamdani Beyi Seyf el-Devle olduk­
ça büyük bir şair kadrosuna sahipti. Bu şairlerin, dikkatsiz ta­
rihçileri yanılımalanyla bugün bile onun için çalıştıkları söyle­
nebilir. Fatımi halifelerin onlardan beklenilebileceği üzere, Fa­
tımi dünya görüşünü ve Abbasi halifelerine karşı Fatımi dava­
sını yayan ideolojik şairleri bulunuyordu. Tarihçilerin resmi şa­
irlerin listelerini verdikleri de olmuştur. Oıtaçağin daha sonra­
ki zamanlarından Mısırlı bir ansiklopedi yazarı, Fatımiler’in sa­
raya bağlı şair bir kadrosu olduğunu ve bunların iki gruba ay-
nldığını yazmıştır. Bu gruplardan biri Sünniliği öven Sünni şa­

296

KÜLTÜR

irler, diğeri de İsmaili imamına uygun daha aşırı övgüler yapan
İsmaili şairlerdir.
Çeşitli mezheplerden olan kişiler, isyancılar, siyasi ve başka
grupların kullandıkları şiirsel propaganda, kişisel çıkarlar için
de kullanılmıştır. IX. yy Arap şarkı kitabı Kitab el-Aghanil’de
yer alan iki örnekte şiirin ekonomik amaçlara hizmet ettiği de
görülmektedir. Anlatılan bir öyküye göre, VIII. yy’da Irak vali­
si kamu sulama sistemini genişletmek için bir araziye zorla el
koymuş ve toprak sahibinin adına hareket eden ünlü şair Fa-
razdak, valiyi baskıcılıkla suçlayan ve ona saldıran bir şiir yaz­
mış. Bu olayın nasıl sonuçlandığı ve şaire ne kadar ücret öden­
diği bilinmemektedir. Aynı kaynaktan başka bir öykü de tama­
mı anlatılmaya değer ölçüde ilginçtir:2
“Peçe satmak için Medine’y e giden Küfeli bir tüccar, siyah olanlar hariç
tüm peçeleri satmış. El-Darimi’ in arkadaşı olan tüccar bunu ona an­
latmış. O günlerde şiiri ve müziği bırakıp inzivaya çekilmiş olan El-Dari­
mi, tüccara "Sen hiç düşünme, ben sana onları da satırım" demiş ve şu
dizeleri yazmış:
Git sor siyah peçeliye
Ne yaptın dindar imama?
Namaz için cübbesini toplamıştı
Sen cami kapısında göründüğünde
El-Danmi’nin bestesini de yaptığı şiiri çok ünlü olmuş ve herkes onun in­
zivadan çıkıp tekrar şiire başladığını düşünmüş. Medine’deki tüm kadın­
lar siyah peçe almaya başlamışlar, Iraklı tüccar da elindeki siyah peçe­
lerin hepsini satmış. Bu olaydan sonra, El-Danmi yeniden inzivaya çe­
kilmiş. ”

Bu, şarkılı reklamın bilinen ilk örneği sayılabilir.
Ortaçağ’da Araplar tarafından öykülü şiirlerin kullanımı
yaygın değildi. Ortaçağ Avrupası’ndaki ve klasik antik çağdaki
^destan ve baladlarla kıyaslanabilecek, resmi edebiyat sayılma­
yan vezinli ve vezinsiz uzun popüler aşk öyküleri ve bazı sa­

297

KESİTLER

vaş parçalan dışında bir esere rastlanmaz. Destanın İslami Or­
tadoğu’da tekrar doğması, İslam öncesi Pers şiir parçalannın
eski Pers epik geleneğinin bulunduğu İran’da olmuştur. Kıs­
men Pers milli kültürünün tekrar uyanması ve yeni bir Müslü­
man İran dilinin ortaya çıkması, bu geleneğin tekrar canlanma­
sını sağlamıştır. X. yy şairi Firdevsi’nin eski İran’ın tanrılannın
ve kahramanlarının serüvenlerini anlattığı uzun şiiri Şehname,
Pers-Türk kültüründeki yeri Batı’daki İlyada, Odise ve Eneid’e
benzerdir. Batıdaki benzerlerinde de olduğu gibi Şehname’nin
de taklitleri olmuş, Farsça ve Türkçe çeşitli kalitelerde destan­
lar yazılmıştır. Orta Asya Türk halklarının kahramanlık şiirle­
ri Türkçe olanların önemlileridir. Genellikle bir kitabın tama­
mı uzunluğunda, çoğunlukla da mutsuz aşıkların serüvenleri,
Türkler ile İranlılar’ın yaygın olarak kullandıklan bir başka an­
latını türüdür. Tüm bu aşklar ve destanlar Müslüman kitap re­
simleme sanatına büyük ölçüde ortam sağlamışlardır.
Arapça’da olay ya da oturum anlamındaki “Makama” tama­
men Araplar’a özgü bir edebi türdür. Makama çoğunlukla ha­
yali bir anlatıcı ve bir kahramanın konuştuklan makamat ko­
leksiyonundan bir parçadır. Bunlar konuşma ve anlatım, ve­
zin ve nesir, vaaz ve tartışma ve mizahla ele alınan büyük öl­
çüde toplumsal yorum içerirler. Makamat koleksiyonları ara­
sında Arap edebiyatının şaheserleri bulunur. Farsça ve İbrani-
ce’de makamat taklit edilmiştir ama karakteristik Arap biçimi
korunmuştur.
Farsça ve Türkçe şiirler tamamen İslami’dir. Benzer biçim­
de büyük oranda İslami olan Arap şiiri, en erken ve en geç dö­
nemlerinde önemli bir Hıristiyan nitelik taşımıştır. Sayılan az ol­
makla birlikte Arapça yazan Musevi şairler de olmuştur. Genel
olarak Musevi şairler, yalnızca din, bilim ve edebiyat dili olan
İbranice ile lirik ve dini şiirler yazıyorlardı. İslam ülkelerindeki

298

KÜLTÜR

İbrani şiiri yapı, konu ve edebi gelenekler açısından Arap ör­
neklerine benzer.
Makama dışında klasik Arapça’da başka edebiyat türler de
vardı. Deneme sanatı oldukça gelişmiş bir düzeydeydi. Roman
olmayan alegorik öyküler, daha hafif bir eğlendirici edebiyat
türüydü. Bu öyküler hayali olauklan halde, halifeler dönemin­
de çeşidi bölge ve toplumsal düzeylerdeki yaşamı canlı bir şe­
kilde yansıtırlar.
Mizah bu edebiyatta önemli bir yere sahiptir. Sivri anekdot­
lar ve hazırcevaplılık Ortaçağ Arap yazarlannm başlıca özel­
likleriydi. Arap edebiyatının en kutsal olanlan da dahil olmak
üzere her türüyle hafiften hafife alay etmek için hicvi kullanır­
lardı. Buna örnek vermek gerekirse; halifeler döneminde, tıpkı
başka yerlerde ve rejimlerdeki gibi devlet memurlarının ağır ve
sık tekrarlarla dolu bir üslupları vardı. XI. yy’daki "komik hata­
lar” koleksiyonundaki Halep prensinin öyküsü şöyledir: Pren­
se bağlı olan Antakya valisinin biraz safça olan sekreteri, iki
Müslüman gemisinin tüm mürettebatıyla battığını efendisi adı­
na prense şu şekilde iletmiştir: “Esirgeyen ve Bağışlayan Allah
adına. Allah, Prens’e kuvvet versin ki iki kayık, yani iki gemi,
girdap, yani dalgalar yüzünden, devrildi, yani bam ve herkes
kayboldu, yani öldü.” Halep prensi de valisini şöyle yanıtla­
mış: "Mektubun bize geldi, yani ulaştı ve biz onu anladık, yani
okuduk. Sekreterini döv, yani ona vur ve yerine başkasını ge­
tir, yani onu kov, çünkü o ahmak, yani aptaldır. Hoşçakal, ya­
ni mektup bitti.”
Diğer bir öykü de şöyledir: Hicri birinci yüzyılda komik öy­
küleriyle ünlenmiş Ashab adındaki kişiye, niçin iyi bir Müslü­
man gibi hadisleri anlatmayıp boş şeylerle uğraştığını sormuş­
lar. Ashab da kendisinin de hadisleri bildiğini söylemiş. On­
lar da birini anlatmasını istemişler. O da hadisin kimin ağzın­

299

KESİTLER

dan söylendiğinden başlayarak geleneksel bir şekilde anlatma­
ya başlamış. “İbn Ömer’den duyan Nafı bana şöyle anlattı: Al­
lah'ın elçisi, Sahip olanların Allah'ın seçilmiş kullarından oldu­
ğu iki nitelik vardır, demiş.” Dinleyenler bunun gerçekten doğ­
ru bir hadis olduğunu belirterek bu iki niteliğin ne olduğunu
sormuşlar. Ashab, “Nafi birini unutmuştu, ben de diğerini unut­
tum,” yanıtını vermiş.4
Eğlence edebiyatı da klasik Arap edebiyatının diğer türleri
gibi Türkçe’ye ve Farsça’ya geçerek biraz farklı biçimlere dö­
nüşmüştür. Alegori ve öykü epeyce gelişmişti. Öte yandan de­
neme türü daha az mizahi ve daha çok ahlakçı, didaktik nite­
likteki daha ciddi ve daha dürüst bir toplumun anlatımları ol­
muştu.
Tiyatro büyük olasılıkla antik çağdaki putperest törenlerle
ilişkilendirildiğinden, İslami Ortaçağ’da Ortadoğu’da yok ola­
rak sonraki birkaç yüzyıl bir daha ortaya çıkmamıştır. Pando-
mim, meddahlık, palyaçoluk olmak üzere dram sanatlarının
yaygın bazı unsurlan vardı. Aktörlerce doğaçlama söylenen
metinlerle kısa komik sahnelerden izler de vardır. Genellikle
bunlar sıradan halkın popüler eğlenceleriydi, sarayda daha seç­
kin gösteriler oluyordu. Ne var ki bu seçkin gösteriler kimi za­
man daha çirkin bir amaca hizmet edebiliyordu. XII. yy’da Bi­
zans prensesi Anna Komnena, Selçuklu sarayındaki aktörlerin
gut hastalığı olan babası Aleksios Komnenos ile alay ettikleri­
ni söylemiştir:5
"Barbarlar, hünerli aktörler onun acılarıyla dalga geçtiler. Gut hastalığı
alay konusu haline geldi. Doktor ve hemşire gibi rol yaptılar ve impara-
tor’u bir yatağa yatırarak onunla dalga geçtiler ve kahkahalar attılar."

XV. yy’da Bizans imparatoru II. Manuel Paleologos, Osmanlı
sultanı Bayezid’in sarayına yaptığı ziyaretini anlatırken aktörler,
müzisyenler, şarkıcılar ve dansözlerden söz etmiştir.

300

KÜLTÜR

Bir anlatımı ve hemen hemen hazır bir metni olan oyun, ilk
kez XIV. yy’da özellikle Mısır ve Türkiye’de görülmüştür. Bu
oyun türünde karakterler kuklalarla ya da bir perdeye yansıtı­
lan gölgelerle canlandırılır ve kuklacı tarafından konuşturulur­
du. Genel olarak komik bir içeriği olsa da sert bir toplumsal
ya da siyasi yorum içerirdi. Metinleri bugüne dek gelen bu tür
oyunlar vardır ve bazılannm yazarlarının adlan da bilinmekte­
dir.
Antik çağdan itibaren kuklalar vardı. Ortadoğu ülkelerinde
daha popüler olan gölge oyunlannın Doğu ve Batı Asya ara­
sında yeni iletişim kanalları açan Türkler ya da Moğollar döne­
minden, Doğu Asya’dan gelmiş olması muhtemeldir.
Avrupa’dan, özellikle de XV. yy sonunda ve XVI. yy başın­
da Ispanya’dan göçen Museviler’in eseri olduğu kesin olan ve
aktörlerin hazır metinlere göre oynadıklan tiyatro, Osmanlı dö­
neminde görülür. Musevi, sonralan Ermeni ve Rum gibi Hıris­
tiyan gruplarının sarayda ve başka kutlamalarda muhtemelen
Türkçe olarak oyunlar oynadıklan bilinmektedir.
Ancak tüm bunların çok sınırlı etkileri ve boyutları vardı. Bir
sanat dalı olarak tiyatronun ortaya çıkışı XIX. yy’da Avrupa et­
kisiyle olmuştur.
Şiiler’in Hz. Hüseyin ve ailesinin Kerbela’da şehit olması­
nı temsilen, olayın yıldönümü olan Muharrem ayının onuncu
gününde gerçekleştirilen “taziye” çok çarpıcı bir başka drama­
tik gösteri türüdür. Taziye, modem Şii dini törenlerinin temeli
olmasına karşın çok yeni bir türdür, en eski olanlan XVIII. yy
sonlamdan kalmıştır.
Çoğunlukla eğlendirmek yerine, bilgilendirmek ve eğitmek
için yazılmış olan klasik nesir edebiyatının önemli bir kısmı
geçmişe ait tarih, edebiyat tarihi, biyografi gibi bilgileri aktar­
mak ve korumak üzere yazılmıştır. İslamiyet bir din ve uygar­

301

KESİTLER

lık olarak en başından itibaren güçlü bir tarih duygusu taşımış­
tır. XV. yy’daki Mısırlı bir bilgin “tarihi” savunurken Allah’ın da
tarihi anlattığını belirtmiştir ki, aslında Kuran’da pek çok tarihi
öykü vardır. “Peygamberlerin senin kalbini güçlendirecek öy­
külerini sana anlatıyoruz. Böylece gerçeğin bilgisini, müminle­
re de öğüt ve uyan getiriyoruz” (Kuran 11:120). Eski hadisler
Hz. Muhammed’in vahiylerinin tarihsel sıralamasının tamamı­
nı bilen ve insanoğlunun yaratılışından kıyamete kadarki ko­
numunun farkında olanlarla ilgilidir. Hz.~ Muhammed’in görevi
tarihte bir olaydı; amacı ve anlamı hafızalara ve kayıtlara alına­
rak korunmuş ve aktanlmıştır.
En başından beri tarihteki alacaklan yerlerin farkında olan
Müslüman hükümdarlar, geleceğe bırakacaklan eylemlerinin
kayıtlarına çok önem vermişlerdir. Hem kendilerinden önceki
hükümdarlann yaptıklanyla ilgilenmişler hem de kendilerinin
yaptıklanyla ilgili kayıdann onlardan sonra geleceklere kalma­
sını istemişlerdir. Hz. Muhammed ve ashabının biyografileri ve
Arap aşiretlerinin kahramanlık destanlannın yazılmaya başlan­
masıyla tarih yazımı başlamış, sonrasında da en ilkel bölgede-
kiler de dahil olmak üzere, hüküm süren tüm Müslümanlar ha­
nedanlardan bir tür tarih kalmıştır. Tarih yazımı bazı ülkelerde
İslamiyet ile birlikte başlamıştır. Şiiler’in görüşü farklı olmakla
birlikte, Sünni Müslümanlar’a göre Allah’ın cemaati, Allah’ın in­
sanlık için tasarladıklarının somutlaştırılmasıydı ve O’nun ilahi
rehberliğinde Allah'ın amacının işleyişini gösterirdi. Tarih, bu
açıdan dinin en derin sorunlannda ve hukukun en pratik konu­
larında otorite bir rehber olması nedeniyle doğru bilinmeliydi.
Özetle Müslüman açısından kendi tarihi önem taşıyordu.
Müslüman olmayan ülke ve toplulukların tarihleri ne bu tür bir
rehberdi ne de böyle bir değerleri vardı. Bu yüzden de Müs-
liiman'tarihçiler, Hıristiyan Avrupa’da ya da başka bir yerdeki

302

KÜLTÜR

Müslüman olmayan tarihi ya da kendi Hıristiyan, Zerdüşti ve
diğer Müslüman olmayan atalarının tarihlerini önemsemezler­
di. Kurarida ve hadislerde eski tarihte önemli olan şeyler ko­
runmuş, geri kalanı tarihe gömülerek unutulmuştu.
Muazzam bir zenginlik, çeşitlilik ve genişlikteki İslami Orta­
doğu’nun tarih yazımı, imparatorluk, yerel, bölgesel ve evren­
sel tarihi, geçmişin ve günün tarihini, biyografileri ve az sayı­
da otobiyografileri, askerler, devlet adamları, nazırlar, şairler,
bilim adanılan, mistikler, yargıçlar ve ilahiyatçılann tarihçeleri­
ni kapsamaktadır. Bunlardan başka da tarih yazım türleri bulu­
nur. İslamiyet öncesi kahramanlık tarihi geleneğinde putperest
Araplar’ın savaşlarını ve baskınlarını anlatan öyküler bulunur
ve Hz. Muhammed’in putperestlere seferleri ve ilk Müslüman­
ların büyük fetihleriyle yeni bir biçime dönüşmüştür. Sonrala­
rı da övgü ya da propaganda halini alan bu tür tarih yazımı, ki­
mi zaman da Selahaddin’in Arapça biyografisindeki ve Kanuni
Sultan Süleyman'ın fetihlerinin Türkçe yazımlanndaki gibi des-
tanımsı bir biçime dönüşmüştür.
Hukuksal, hatta bir anlamda da teolojik tarih yazımı türü de
vardır. Bu tür tarih yazımı, Hz. Muhammed’in sözleri ve eylem­
lerinin ve “doğru yoldaki” halifelerinin kararlannın kayıtlarım
ve özellikle kamu siyaseti konularında Şeriat’ın korunmasına
hizmet eden örnekler olarak sunar. Tarih yazımı, Abbasiler za­
manında daha gelişmiş ve edebi bir biçiminin, sayılan hızla ar­
tan memurlara yönelik olmuştur. Bu biçimler, onlara daha az
dindar, daha pratik, bürokratik ve Müslüman olmayan ve özel­
likle de İran örneklerini içeren farklı hükümet örnekleri sun­
mak için kullanılmıştır.
Bir dönem, bölge ve yazarı dikkate alınmaksızın, İslami ta­
rih yazımının tamamı Arapça olmuştur. Ortak İslam uygarlığın­
da ortaya çıkan yeni edebi dillerle, şiir, edebiyat ve tarih yazı-

303

KESİTLER

mında kültürel özbilincinin yeni şekilleri ortaya konulmuştur.
Bununla birlikte başka değişiklikler de olmuştur. Sünni İslam
X. ve XIII. yy’da mücadele ettiği üç büyük düşman karşısında
çoğunlukla zafer kazanmışlardır. Hıristiyan haçlıları püskürt­
müşler, dinsiz Moğollar’ı İslâmlaştırarak asimile etmişler ve Şii
muhaliflerini bastırmış ya da yola getirmişlerdir. Tüm bu geliş­
melerle birlikte yaşanan büyük Sünni canlanışı sürecinde uy­
garlık biçim değiştirmiş ve kültürel yaşam yeni yollarda ilerle­
meye başlamıştır. Gerçekleşen değişiklikler, edebiyata, özellik­
le de tarihi edebiyata açık olarak yansımıştır. Devlet memuru­
nun eğitiminin önemli bir parçası durumundaki tarih bir ölçüde
bu görüşle yazılmış olmalıdır. Öte yandan, Abbasi zamanındaki
bilgili ve nazik memur, Selçuklu sonrasının medrese öğrenim­
li dindar memurundan çok farklıydı. Ortaçağ sonlannda, çağ­
daşlan arasında, çoğu önemli Arap tarihçisinin asıl ilgi alanı ve
ünü, genelde dini bilimlerde olmak üzere tarihten başka alan­
larda olmuştur. Tarihin asla medrese müfredatına girmemiş ol­
masına karşın, tarihçi medrese mezunu olmaya başlamışu.
Bu değişiklik çok önemlidir. Başta Osmanlı İmparatorluğu
ve İran olmak üzere, savaş sonrası dönemdeki daha kalıcı ve is­
tikrarlı monarşilerde tarih yazma işi devletin ilgi alanına girmiş,
tarihçi, devletin himayesinde alınarak devlet tarafından istih­
dam edilmiştir. Böylece tarihçinin, öncelikle gerçeklere önem
veren ve bunları yorumlarken dürüst olması gereken bir hadis
toplayıcı özelliği taşıdığı zamanlardaki gelenekçi anlayışı azal­
mıştır. Öte yandan, bazı farklılıkları olmakla birlikte eski gele­
nekler devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki impara­
torluk tarihçisi unvanındaki önemli tarihçiler, hükümdarlannın
başan ve erdemleri ile birlikte, başarısızlık ve eksikliklerini de
anlatmışlardır. Osmanlı tarihçilerinin XVII. yy’dan sonra yaşa­
nan Osmanlı yenilgileri karşısındaki eleştirel yaklaşımları bilim­

KÜLTÜR

sel dürüstlük açısından önemli bir örnektir.
Ortaçağ İslamiyet'inde başka ilimlerde de gelişmeler olmuş­
tur. İslamiyet, Hıristiyanlığın tersine, özgün dilini bilmeyenle­
rin de okuyabilmeleri için Kuran'ın çevrilmesini teşvik etmiyor­
du. Müslüman otoritelerinden bazıları çeviriyi dine karşı gelme­
ye ve dine küfüre eş gördükleri için Kuran’ın Türkçe, Farsça ve
öteki İslam dillerine resmi çevirileri yapılmamıştır. Yorum adı
altında resmi olmayan bazı çeviriler yapılmıştır. Miislümanlar,
anadilleri başka olsa da, Kuran’ı kesinlikle ve yalnızca Arapça
olarak okuyup incelemek zorundaydılar. Bu durum, sözlük ve
dilbilgisi araştırmalarının gelişmesini sağlamıştır. Bu araştırma­
lar, öncelikle Kuran’ın tüm müminlerce anlaşılmasını sağlamayı
amaçlamıştır. Bunlar dilbilimlerinde daha önce görülmemiş bir
gelişme sağlamıştır. Zaman içinde Arapça gibi öteki İslami dil­
ler ve İslami olmayan İbranice dili bundan etkilendi. İslam ülke­
lerindeki Museviler, Müslüman örneğinden hareketle Tevrat’ı,
İbranice’yi sonradan öğrenenlere erişilebilir yapmak için Tevrat
İbranicesi’nde metin ve dil araştırmaları yapmışlardır.
Sözcüklerin farklı anlamlannı ve klasik metinlerdeki örnek­
lerini veren Ortaçağ’daki büyük Arapça sözlükleri önemli bir
başarı elde ettiler. Bu anlamda filolojinin temelini oluşturan bu
sözlükler, alfabetik olarak düzenlenmiş başvuru eserleri için
de örnek oluşturmuşlardır. Bu sözlüklerin içinde ülkeler, şehir­
ler ve coğrafi konularla ilgili bilgiler içeren coğrafi sözlükler ve
yüzyıla, ülkeye ya da mesleğe göre hazırlanmış pek çok biyog­
rafik sözlük de bulunmaktadır.
IX. yy ve sonrasındaki fizik, kimya, matematik, astrono­
mi, tıp, eczacılık, coğrafya, tarım, felsefe ve başka konulardaki
önemli Yunan eserlerinin Arapça’ya çevrilmesi araştırmacılığın,
genel olarak da bilim ve öğrenimin gelişimi açısından önemli
olmuştur. Bu eserlerin kinlileri Müslüman olmayanlarda bulu­

305

Barbar ve genellikle de ilgisiz olan Ba- tı’da geçici. Yunanca’dan başka. Bu kitap. Yüzyıllarca pek ilgi duyulmayan Batı’ya çok daha sonra bi­ lim adamlan ve araştırmacılar pratik nedenlerle yakın ilgi gös­ termişlerdir. Çe­ virmenler eski putperestlerin eylemlerini önemsemediklerin­ den Yunan tarihçilerin çevirilerini yapmamışlardır. Kimi metinler doğru­ dan Yunanca’dan. İki örnek bu yeni ilginin farklı yönlerini göstere­ cektir. Baha el-Devle (ölümü 1510) adlı bir İranlı hekimin Hülasat el-Tecarib (Deneyimlerin Özeti) ad­ lı kitabı Batı ile ilgili başka bir eserdir. Bu ko­ nular arasında sonraki nesiller açısından faydalı olacak. bu dünyanın sorunlannı çözme ve öteki dünyaya hazırlanma fel­ sefesi de yer alıyordu. kimileri de özel olarak Bizans’tan ithal edilmişti. sonra da Latince çevi­ rileri yapılmıştır. İslamiyet önce­ si Farsça’dan ve Hintçe’den de çeviriler yapılmıştır. Hem çevirmenler hem de hükümdan ve başka hamileri bi­ rincil olarak fayda sağlayacak konularla ilgileniyorlardı. Batı tarihi ile ilgili bir çalışma bundan sonraki yüz­ yıllar boyunca yapılmamıştır. kimileri de Yunanca metinlerin Syriac çe­ virilerinden çevriliyordu. Hem Müslü- manlar’ın şiir edebiyatlan zengin olduğu için hem de şiir çeviri­ sinin zorlukları nedeniyle şairlerin eserleri de çevrilmemiştir. fren­ gi olduğu anlaşılan. Çevirmenlerin çoğu gerekli dil bilgisine sa­ hip olan Müslüman olmayan kişilerdi. Bu kitapta El-Devle “Er­ meni iltihabı” ya da "Frenk vebası” şeklinde tanımladığı.KESİTLER nuyordu. bazen de kalıcı olarak yokolan birçok önemli Yu­ nan eseri Arapça çevirileriyle tanınmış. 1560'ta Osmanlı sadrazamının istediği Fransa tarihinin Türkçe çevrisi 1570’te bitirilmiştir ve çeviri tek bir metin olarak kalmıştır. Kitaba gö­ 306 . yeni bir hastalıktan söz etmiştir. Latince’den yalnızca bir çevirinin yapıldığı bilinmektedir. Orosi- us’un tarihçesidir ve Ispanya’daki Müslümanların tarihiyle ilgi­ li önemli bilgiler vermiştir.

Ortaçağ İslam bilim adamlan. Ancak Müslüman olan ve olmayan tüm bilim adamlan tek bir bilimsel topluluk oluşturmuş ve eserleri bölgenin ortak Or­ taçağ İslami uygarlığında yer almıştır. Özellikle hekimler olmak üzere bilim adamlarının çoğun­ luğu Hıristiyan ve Musevi idi. “Arap rakamlan” Hindistan’dan gelmiş ol­ masına karşın. . Büyük kısmı yerel halktandı ama aralannda Avrupa’daki baskılardan kaçıp gelmiş olanlar da var­ dı. Cebir tümüyle ve trigono­ metri bir ölçüde Ortaçağ Ortadoğu icadıdır. yy’da yeni bir aritmetik ge­ liştirmişlerdir. çabalan ve katkılarıyla modern dünyaya bıraktıklan mirası büyük oranda zenginleştirmişlerdir. yy’da artık Avrupa’da bası­ lan metinlere dayanılarak Türkçe’de ve İslam dilleri in pek ço­ ğunda “frengi” (Frenk hastalığı) olarak adlandırılan “sifilis” ay- rmtılanyla ele almıyordu. XVII.Ortadoğulular. Yunan geometrisi üzerine kurulan ve Hindistan öğretilerinden etkilenen İslam geometrisine kadastro. astronomi ve tarım gibi konulardaki klasik miras. Bu çağda kimya. 1498 yılında Azerbaycan’da görülmüş. KÜLTÜR re Avrupa’da ortaya çıkıp buradan İstanbul’a ve başka yerlere yayılan hastalık. Doğu’da matema­ tik yazılan ve Batı’da boş zamanlarında yazdığı dörtlüklerle ün­ lü olan cebirci Ömer Hayyam (Ölümü 1311) ünlü mucitlerden­ dir. yalnızca Yunan bi­ liminin alınıp korunması ve daha eski ve uzak Doğu unsurla­ rının benimsenmesiyle sınırlı kalmamıştır. sonra da Irak ve İran’a yayılmıştır. Önemli İslam yazarlann- dan bazılarının eserleri Latince’ye çevrilip Avrupa’da okunmuş 307 . Buna en güzel örnek matematik olmuştur. inşaat ve silahta gibi uygulama alanlarında ve kuramsal olarak pek çok yeni ve özgün eklemeler yapılmıştır. Ortaçağ Ortadoğu bilimi çoğun­ lukla uygulamaya yönelikti. IX. Ortadoğu’nun gözlem ve deneyimleriyle açıklanıp desteklenmişti. Ortaçağ İslam biliminin ulaştığı başarı. Genelde kuramsal olan Yunan bilimine karşın. tıp.

KESİTLER ve modem bilimin gelişmesine önemli katkılan olmuştur. 1717 yılında Lady Wortley Monta- gu. elinde içi en iyi çiçek hastalığı maddesi dolu bir ceviz kabuğu olan bir yaşlı kadın aşı olacak ki­ şiye hangi damarının açılmasını istediğini sorup iğneyle daman deliyor İnsanın canını pek yakmayan bu işlemden sonra iğnenin ucuyla dama­ ra zehiri koyup içi boş bir kabukla kapatıyor. Batı tıp bilimine Ortadoğu’dan bilimsel katkılann yam sıra pratik katkılar da olmuştur. sonraki yıl küçük oğlunu aşılatmıştır. çiçek hastalığıyla ilgili bir eseri olan ve belki de Ortaçağ hekimlerinin en önem­ lisi olan Tahran yakınlarındaki Rey şehrinden Muhammed ibn Zekeriya el-Razi’dir (ölümü 920). Bu şekilde dört beş damar açıldıktan sonra kişinin ateşi çıkıyor ve iki üç gün yatakta yatıyor. Bu aşı yöntemi daha sonra İngiltere’ye ve oradan da Batı’ya yayılmıştır. Bizde de sık rastla­ nılan ölümcül çiçek hastalığı burada da aşının bulunmasıyla tamamen zararsız duruma getirilmiştir. Edirneli Türkler tarafından uygulanan çiçek aşısı yöntemi­ ni şöyle anlatmıştır:6 Kesinlikle bilmek isteyeceğin bir şeyi anlatacağım. edebiyat ve öğrenimin. eylül ayında. Avrupa’da Rhazes adıyla tanınan. aşı olmak is­ teyenler haber veriyorlar. Uzakdoğu kökenli iki buluş. başka yerlerde içmelere giden in­ sanlar gibi buradakilerin de çiçek aşısı olmaya gittiklerini söylüyor." Bu durumdan çok etkilenen Lady Mary. On on beş kişi toplanınca. Fransız elçisi. Her yıl sıcaklar sona erdiğinde. Bun­ lardan biri. yy5da Cre- monalı Gerard tarafından çevrilen büyük tıp ansiklopedisi Tıp Kanunu’nu derlemiş ve yüzyıllarca Avrupa tıp araştırmalarına kaynak olmuştur. Bu ameliyat her yıl binlerce kişiye yapılıyor. Avrupa'da Avicenna adıyla ta­ nınan Buharalı İbni Sina (980-1037) Latince'ye XIII. Çin buluşu olan kağıtla tanışma. böyle- ce de eğitimin gelişmesine katkı sağlamıştır. 751 yılında Orta Asya’da Çinlilerle bir çarpış­ ma şortunda Araplar’m Çinli kağıt üreticilerini yakalamalanyla 308 . Aşı­ lananlar sekiz günde eski sağlıklanna kavuşuyorlar. Bu uygulama bazı yaşlı kadınlar tarafın­ dan yapılıyor.

İtalya’da XVI. sonra da üretimi Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya yayılmış. Papirüs. Büyük olasılıkla bu yasağa kalemiye sınıfının ve hattatların çıkarlan da etkili olmuştur. Muse- viler. Diğer taraftan devlet ve ticaret işlerindeki kırtasiye işlemlerini artırmış ve kolaylaştırmıştır. Venedik’te tipografi öğrenmiş Tokatlı Ab- gar Tibir. kağıdın kullanımı. KÜLTÜR olmuştur. yy başm da Arapça baskı yapan matbaalar ku­ 309 . Bu nedenle Musevi matbaalarında yalnızca İbranice kitaplar ve birkaç Avnıpa dilin­ de kitap basılmıştır. devlet dairelerinde yazılanların iz bırakmadan değiştiri- lememesi ve silinememesi nedeniyle kağıt kullanılmasını em­ rettiğini söyler. Diğer bir Uzakdoğu buluşu olan matbaayı Ortadoğu îslam toplumu bu kadar kolay kabul etmemiştir. Bu yeni kitap basım teknolojisi birkaç yıl son­ ra İspanya’dan gelen Musevi göçmenlerle birlikte geldi. yy başlarında Ispanya’ya gitmiş­ tir. Halife Harun Re- şid’in. Çinliler mesleklerini İslam dünyasına tanıttıktan kısa süre sonra. XVI. Bayezid matbaa­ yı yasaklamıştır. Hızlı ve ucuz kitap üretimi eğitim ve araştırmalarda faydalı olmuştur. Rum ve Ermeni matbaacılara da Mu­ sevi matbaacılarla aynı kısıtlamalar getirilmişti. yy başmda İstanbul ve Selanik'te sonraki yıllarda da başka Türk şehirlerinde matbaalar kurdular. XV. Bir Arap tarihçisi. yy’da Avrupa’da bulunan hareketli harflerle baskı tekniği Osmanlı topraklannda da ilgi çekmişti. Türkçe ve Arap­ ça baskı yapmamaları şartıyla bu matbaalara izin verildi. X. 1567 yılında İstanbul’da bir Ermeni matbaası kurdu. İslam metinleri ve İslam dilleri için matbaanın kullanılması dine kü­ für sayılıyordu. parşömen gibi yetersiz yazı araçlarının yerini alan kağıt Ortadoğu toplumunu birçok açıdan etkilemiştir. Ancak 1485 yılında Sultan II. Oxford’da Balliol Koleji mezunu Sefalonyalı Nikodemus Meta- xas da İngiltere’den ithal ettiği makine ve teknikle 1627 yılında bir Rum matbaası kurdu.

Başlangıçta makineler ve gereçler şehirdeki di­ ğer Hıristiyan ve Musevi matbaalardan sağlandı. dua kitaplan ve başka dini yayınlar basılırdı. Şeriat ve Kuran fıkıhlan ba­ sılması yine yasaktı. “Ho- rologium Breve” bugüne kadar gelen Arapça harflerle basılmış en eski kitaptır ve 1514 yılında Kilise devletlerinde. Matbaanın ve yararlarının önemi­ ni fark eden Said Efendi. 5 Temmuz 1727 tarihinde Türk matbaası­ nın kurulması ve Türkçe kitaplar basılması için padişah ferma­ nı yayınlandı. Klasik Arap metin­ leri doğubilimcilerin ortaya çıkmasıyla daha çok sayıda basıl­ maya başlamıştı. Müteferrika Macaristan’da doğmuş.KESİTLER ruldu. Umulmadık bir destek geldi. başkentte bir matbaa kurmak için sadrazamın desteğini almaya uğraşmıştır: Said Efendi. Müslüman olmuş ve Osmanlı devleti hizmetinde çalışmıştı. Kuran. Sonra da. mesleki ve tutucu muhalefete rağmen bunu başar­ mıştır. 1721 yılında Osmanlı elçisi ola­ rak Paris’te bulunan babasının yanında olan Said Efendi adlı bir genç bu girişimi başlatmıştır. Dini olmayan bazı kitap­ lar. coğrafya eserleri ve 1538'de Pa­ ris’te Arapça bir dilbilgisi kitabı basılmıştır. Bunlar arasında Ortadoğu ülkelerinin özel ki­ taplıklarına girenler de olmuştur. hadisler. Ancak XVIII. Musevi dizgici­ lerden yardım alındı. Türkiye’ye döndüğünde. Fano’da ba­ sılmış bir Hıristiyan dualan kitabıdır. İbni Sina'nın tıp kanunu. Arapça matbaalar bulunan Hol­ landa’da Leiden ve Paris başta olmak üzere Avrupa’dan maki­ 310 . İlk Türk matbaasının kurucusu ve müdürü İbrahim Mü­ teferrika ile işbirliği yaptı. Mü­ teferrika ile Said Efendi yazdıklan matbaanın faydalarını anla­ tan raporu sadrazama verdiler. Başkent müftüsü ve İmparatorluğun Müslüman hiyerarşisinin başı dini konular hariç Arap harfleriyle Türkçe kitap basılma­ sı için fetva verdi. yy başında Ortadoğu’da Arapça harflerle bas­ kı yapılmasına izin verilmiştir. Bu matbaalarda Doğu’daki Arapça konuşan Hıristiyan- lar’a Incil’ler.

Goitein. Orta Afrika’da. şeyhülislamın matbaanın caiz olduğunu belirten fetvası. in­ san uygarlığının o zamana dek ulaştığı en yüksek noktaydı. çok uluslu. bölge ya da kültürün sınırlannı aşarak dini bir uy­ garlık yaratan ve bu hedefe ulaşma yolunda çok ciddi ilerle­ meler gösteren ilk toplum Müslümanlar’dı. İslam dünyası. İslam dünyasının yer ve zaman açısından bir “ara uygarlık” olduğu doğru tepsini yapmıştır. dünyadaki tüm halklara ken­ dilerine emanet edilen evrensel doğrulan ve Allah’m son sözü­ nü getirmekle yükümlü olduklarına inanan ilk din değildi. üçüncüsü bin iki yüz ve diğerleri de beş yüzer adet basılmıştı. Çin ve daha az olmak üzere Avrupa uygar­ lıktan da vardı. Güney. O sıralarda çeşitli konularda İslam uygarlığından önde olan ile­ ri ve gelişmiş Hint. onu uzak ülke ve kültürlerin özellikle- 311 . Or- taçağ'da uluslararası çok ırklı. as­ keri. Güney Avru­ pa’da. İlk iki kitap biner. imparatorluğun iki baş kadısının onay belgeleri ve matbaanın faydalannı anlatan bir yazı bulunuyordu. S. matematik ve tarih konularında on yedi kitap basılmıştı. Hem kitap sayısı hem de baskı adedi çok azdı. Ne var ki. Antik çağ ile modem çağ arasında bulunması nedeniyle zamanlar arası bir uygarlıktı. dilbilgisi. İslam dünyasının entelektüel yaşa­ mında yeni bir çağın başlangıcını gösteriyorlardı. Bu kitaplar. İslamiyet. 1745 yılında İbrahim Müteferrika öldüğünde. 1729 yılında ilk kitap olarak iki ciltlik bir söz­ lük basıldı. D. polietnik ve kıtala- rarasıydı. KÜLTÜR neler ithal edildi. Sözlüğün ilk cildinde padişahın matbaa kurulması­ na izin veren fermanı. An­ cak tek ırk. Musevi ile Hıristiyan ve Avrupa ile Helenis­ tik geçmişi paylaşıyor. tüm bunlar temelde yerel ve en fazla bölgesel uygarlıklardı. coğrafya. Ortadoğu İslam uygarlığının bulunduğu en doruk nokta. Güneydoğu ve Doğu Asya’daki dış sınırlan tüm bu yerlerin özelliklerini kucaklıyordu.

yaratıcılığı ve enerjisi a- zalırken.KESİTLER riyle zenginleştiriyordu. . modem ve evrensel uygarlığa doğru ilerleme yolunda umut veriyordu. gücü. Helenistik antik çağdan modem çağ­ lara uzanan yollarda Yunan ya da Latin Hıristiyanlığından çok Araplar’ın İslam uygarlığı. o zamana kadar fakir. Bu kaybın hızla fark edilip nedenlerinin araştınlması ve eski ihtişamını tekrar kazan­ ma isteği Ortadoğu uygarlığının bundan sonraki gelişimine göl­ ge düşürmüştür. Ortadoğu İslam uygarlığının. güçsüz ve renksiz olan Hıristi­ yan Avrupa’nın gücü artmaya başlamıştır.

1 8 6 9 ’d a S ü v e y ş K analı’ .

İngiliz mandasının son günleri .çıkan Avusturya askerleri.

1928’de İstanbul’da Latin harflerini r o r.k. .

Davıd Roberts’in Kahire’de ipek tüccarları tablosu. . 1907’de İstanbul’da Sultan Ahmet Meydanı’nda Avnıpalı ve Türk kadınlar.

.Mekke’deki Büyük Cami ve Kabe.

.1979:da Tahran’da Ayetullah Humeyni tarafcarlarının gösterisi.

.

.

5. K ISIM Modem Çağ .

.

kimilerine göre ise l683’te Türkler’in Viyana kuşatmasındaki son başarı­ sızlıkları. İslam sınırlan dı­ şındaki yerler arasında açık bir fark olduğunu ifade etmektedir. 315 . hem de dünya devleti olarak İslam halifeliğine rakip olamazlardı. 1798’de Fransız ordusunun Mısır’a girmesi. Müslüman uygarlığı. Ama bunlar hem din olarak İs­ lamiyet’e. 14. bazı­ larında da barbarlar yaşıyordu. bu sürecin başlangıç tarihidir. yayılması ve yol açtığı de­ ğişikliklerle anlatmak bir gelenek olmuştur. Aralarında hem uygar hem de barbarlar bulunan bu kafirleri İslam dünyasına kazandırabilecekleri kişiler olarak kabul ediyorlar ve bunun kaçınılmaz olacağım düşünüyorlardı. Bu etkinin başlan­ gıcına ilişkin farklı tarihler kabul edilmiştir. dünyanın her ye­ rindeki gibi. kimilerine göre de galip Rusya’nın mağlup Osmanlı împaratorluğu’nu imzalamak zorunda bıraktığı yıkıcı Küçük Kaynarca Antlaşması. Kimilerine göre. kendisini din ile tanımlıyordu. daha net bir biçimde de Avru­ pa emperyalizminin ortaya çıkması. İslam hu­ kukunun ve Müslüman bir hükümetin egemenliğindeki ülkele­ rin tümü yani uygar dünya Dar ül İslam’dı (îslam’m Evi) olarak kabul edilmişti. Coğ­ rafi ve tarihi belgelerdeki Müslüman görüşü. İslam dünyasının doğu ve güneyinde bulunan yerlerden bazıla­ rında faydalı şeyler öğrenilebilecek uygar kişiler yaşarken. BÖLÜM M ücadele Ortadoğu’da modem çağın başlangıcını. Batı’nın etkisiyle. Çevrelerindeki henüz Müslümanlığı benimse­ memiş ya da Müslüman egemenliğine alınmamış kafirlerin yaşa­ dığı yerler de Dar ül-Harb (Savaş Evi) olarak görülüyordu.

Müslü- manlar için burada onlarınkine benzer bir görevi olan ve rakip gördükleri bir dünya dini vardı. Rakipleri de Allah’ın son vah­ yine sahip oldukları ve bunu tüm insanlığa yayma görevini üst­ lendikleri inancındaydılar. Doğudan Moğollar’la gelmiş olan putperest istilası çok etkili olsa da. Hıristiyan- lar’ııı karşı saldırısı. za­ man içinde fatihlerin ihtidaları ve asimile olmaları nedeniyle bir soaın olmamış. yani İslamiyet’in kuzeybatı sınırındaki Yunan. bu uğurda savaşan büyük krallıklar ve imparator­ luklar kurularak askeri ve siyasi destek de sağia'nmıştı. hatta hiç karşı karşıya da gelmemişlerdi. Hıristiyan Avrupa ise Dar ül- Harb’ın en önemli simgesi haline geldi. Çünkü Bizans ile İslam dünyası arasındaki sürege­ len uzun ilişki sürecinde Bizans sürekli geriler durumdaydı ve 1453’te Türkler tarafından Konstantinopolis (İstanbul) alının­ caya dek sürmüştü. bu inancın yayılması için pek çok yöntem kul­ lanıldığı gibi.MODERN ÇAĞ Doğuda bir tehdit bulunmuyordu. Önceki yüzyıllarda Müslümanlar. Batıda. Sonra­ sında da Hıristiyan başlıca kafir. Bu görüşlerinin değişmeye başlaması. Onlan tehdit olarak görmemiş. kö­ lelikten başka bir işe yaramayan kaba ve ilkel insanlar olarak görmüşlerdi. Hıristiyan dünyasında da İslam dün­ yasındaki gibi. önemli bir tehdit oluştur­ mamışlar. hatta İslam dünyasının önemli bir parçası ha­ line gelmişlerdi. Müslümanlar. Latin ve Hıristiyan Avrupa bölgesindeki durum çok farklıydı. îslam dünyası için Hin­ distan ve Çin’deki büyük uygarlıklar. Batı ve Kuzey Avrupa’daki barbar kafirlerden korkmamışlar ve onla­ ra saygı da duymamışlardı. Güney İtalya ve İber Yanmadası’m yeni­ den ele geçirmeleri. Bizans- lılan eski Yunan ve Hıristiyan Roma’nın mirasçılan kabul ettik­ lerinden onlara bir ölçüde saygı duyarlar ama onlardan kork­ mazlardı. Haçlı seferleriyle Hıristiyan ordulannın Le- vant’a girmeleri ve Hıristiyanlık için kutsal olan yerleri almak 316 .

limon ve başka birçok bitki yetiş­ tirme yöntemidir. yy’da Ortadoğu’da zamam ölçen saat. İslam dünyası ile Avrupa arasındaki kültürel ve toplumsal ilişkiler Haçlı Seferleri’nden önce başlamış. Orta­ çağ Avrupası. Bunlar oraya daha önce gitmiş olması mümkündür. Müslümanlar. Müslüman- lar’a verecek bir şeyi yoktu. portakal. İslamiyet’in Doğu Akdeniz ve Asya’daki eski uygarlıklardan aldığı ve değiştirip uyarladıkları ile kendi yarattıklan Avrupa’ya önemli katkısı olmuştur. şeker. Öte yandan Avrupalılaşın Müslüman­ ların faydalı bularak benimsedikleri birçok şey üreten el be­ cerileri vardı. Olsa bile Müslümanlar önyargı­ lı olarak. Sanat. Avrupa’dan alman bazı besin bitkileri vardı. daha da gelişip yaygınlaşmıştır. görü­ şü artıran dürbün ile teleskop biliniyordu. Bunlardan yalnızca birka­ çı Avrupa’da unutulduğu halde Müslümanlar’m koruyup geliş­ tirdikleri Yunan bilimi ile felsefesi. Portekiz. İslam dünyasına uzunca bir zaman yalnızca maddi ve teknik bazı katkılarda bulunmuştur. Bu gerilemenin telafisi de Türkler’in Güneydoğu Av­ rupa’ya girişi ve yeni bir Müslüman devletinin Hıristiyan top­ raklarında kurularak bir dönem Avrupa’nın kalbini tehdit edi­ şi olmuştu. Haçlılar’dan sonra. AvrupalIlar. XV. Örneğin. MÜCADELE üzere sonuçsuz çabalarıyla olmuştu. edebiyat. pamuk. aşılmış bir din ile ilkel bir toplumdan gelecek düşün­ celeri kabul etmezlerdi. İspanya ve Sicilya’yı kaybedişlerinden sonra da sürekli olan bir gerileme olmuştu. bilim ve felsefe alanlannda Ortaçağ Avrupası’nın. gelişmiş ve ilerlemiş Akdeniz İslam dünyası uy­ garlığından birçok şey öğrenmiştir. bugün de Arapça ve Türkçe’de fasul­ 317 . bu iki dünya sistemi arasındaki uzun müca­ delenin ilk bin yılında genellikle üstün gelen taraf oldu. Çin kağıdı ile Hint rakam­ ları. Haç­ lıların Levant’a girişlerinden sonra geçici.

Devleder birbirlerini bu ticarete izin vermek ve onu teş­ vik etmekle suçlamışlardır.”2 Ancak hem ticaretin kendisi hem de. sahra ve kuşatma topları ile tüfek gibi ateşli silahlar olmuştur. at. tel. güherçile. bakır. Magripliler’e ve başka Hıristiyanlık düşmanları­ na silah. patates ve en önemlisi de tütün­ dür. ha­ lat. demir. Şüphesiz Batı’dan ithal edilen en önemli silahlar. Amerika keşfe­ dildikten sonra. ve XVII. bu silahlar Osman­ lIlar tarafından yaygın biçimde kullanılmıştır. Osmanlılar’ın ilerleme ve gerileme dönemlerinden mo­ dern zamanlara kadar kesintiye uğramadan sürmüştür. Haçlı Seferlerinde istihkam yapımın­ da kullanılan Frenk savaş tutsaklan yeteneklerini efendilerine öğretmişlerdi. Silah ticareti kilise ve devlet tarafından durdurulmak isten­ miştir. Başlangıç­ ta bu kafir silahlanna karşı direnilmişse de.”1Bu gelenek Haçlı Se­ ferleri. yy’daki papalık fermanlannda şunlar yazılmış­ tır: “Türkler’e. Tarihte başka dönüm noktalarını kesin olarak belirlemede­ ki zorluk. pirinç. onu engelleme çabaları son bulmamıştır. Halifeye yazdığı bir mektupta Selahaddin Haçlı­ lardan aldığı limanlarda Avrupalı tüccarların olmasma gerekçe olarak “aralarında savaş silahı getirip satmayan tek kişi olmadı­ ğı için onlardan faydalanıldığını belirtir.MODERN ÇAĞ ye için İtalyan kökenli adlar kullanılmaktadır. XVI. Bu konuda kilisenin tavrı çok açık­ tı. İslamiyet ile Hıristiyan dünyalan arasındaki güç iliş- 318 . İslam dünyasının yaşam ve de ölümüne Batı’nın en önem­ li etkisi silah ile olmuştur. mısır. kükürt. aksi yönde gidenlerden az olsa da Batı’dan it­ hal edilen besin maddeleri ve bitkilerde artış olmuştur. top ya da silah ve saldın araçları yapmak için başka eşya. kereste ve denizcilik gereçleri ve başka yasaklanmış şeyleri satanlar aforoz edilecektir. Bunlar­ dan başlıcalan domates. Osmanlılar bu sa­ yede Ortadoğu’daki öteki Müslüman rakiplerine karşı önemli bir üstünlük elde etmişlerdi. kalay.

Kuşatma ile Habsburg ve Osmanlı imparatorlukları ara­ sında. yeni düze­ nin başlangıcı. Çünkü Türkler’in yenilgisi tartışmasız olarak kesindi. İki kuşatma birbirinden çok farklıydı. Türk ordulan Viyana’dan çekildikten sonra başka yenilgiler de gel­ miş. ortadan kaldınldık- tan sonra da işlerliğini korumuştur. Osmanlar açısın­ dan çok yeni bir diplomasi süreci başlamışa ve ilk Avrupa’ya 319 . Bu anlaş­ ma ile yalnızca Osmanlı ve Habsburg imparatorluklan arasın­ da değil. Viyana surlannı kuşatmış bekleyen Türk ordulan altmış gü­ nün ardından 12 Eylül l683’te çekilmeye başladılar. Değişimi antlaşmanın hükümle­ rinde ve pazarlıklannda görmek mümkündür. genel anlamda Hıristiyan ve İslam dünyalan arasında yeni bir. tüm Güneydoğu Avrupa’yı ele geçirmişler ve Hıristiyan dünyası­ nı tehdit eden yüzlerce yıllık fetih dalgasının zirvesindeydiler. İslam dünyası ile Avrupa arasın­ daki değişen ilişkileri belirleyen önemli pek çok olay içinden XVII. yy sonlarındakileri değerlendirmek yerinde olacaktır. Bu “dönüm noktalan” tari­ hin gerçeği olmaktan çok. tarihçinin belirlemesi olarak. Ancak ikinci kuşatma ile beraberindeki yenilgi çok daha fark­ lıydı. süreç başlamış oldu. 1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın ordulan ilk kez Viyana surlarına gelmişler. Macaristan'ı dolayısıyla da Orta Avrupa'yı hakimiyet altı­ na alma mücadelesinin verildiği yüz elli yıllık süreç başlamıştı. Türklerin Viyana’yı almak üzere ikinci kuşatmalan ve yenilgileriydi. MÜCADELE kişi açısından da geçerlidir. tarihi tartışmalara yardımla- n açısından çok önemlidirler. Bu gibi değişikliklerde. 26 Ocak l699’da Karlofça Antlaşması imzalandı. belirli ölçülerde yapay ve keyfi olsalar da. birçok eyalet ve şehir kaybedilerek Osmanlı ordulan boz­ guna uğratılmıştı. Türkler’in düzenli olarak geri çekilmişlerdi ve kesin bir yenilgi yoktu. her zaman onu açıkça görünür yapan dramatik olaylardan daha önce olmuş ve eski düzen.

İslam dini ve siyasi görüşünde.MODERN ÇAĞ girişleri için anlamlı bir antlaşmaydı. uzunca bir zaman da Osmanlı subaylan. özellikle İngiltere ile Hollanda olmak üzere Bati Avrupa dev­ letlerinden yardım istediler. Osmanlılar savaş alanındaki kesin yenilginin ardın­ dan. mağlubiyet­ lerinin sonuçlarını hafifletmek üzere hem onlar için aracılık ya­ pacak hem de yakındaki komşularının güçlerini dengeleyecek. Karlofça Antlaşması ile mühürlenerek Müslümanlar için Hıristiyan gücü karsısında neredeyse kesintisiz ve uzun bir ge­ rileme döneminin başlangıcı olmuştur. Osmanlı devletinin kurulu­ şundan beri benzeri görülmemiş ölçüde büyük bir yenilgiydi. Çok ciddi bir pazarlık yok­ tu. Bu tartışmaya XVIII. Eskiden. Yüzyıl başında bir Türk tarihçisi şunlan yazmıştır: “Bu. Yeni askeri ilişkilere dayalı bu dip­ lomasi daha sonraki yüzyıllara örnek teşkil etmiştir. Osmanlılar da durumun farkındaydılar. Ancak ilk defa tartışmada “biz” ve "onlar” yer alıyordu. hep zafer kazanan İslam ordula­ rım mağlup eden bu “kafirlerin” nasıl yendikleri ve onlara ne­ den yenildikleri tartışılıyordu. İslami yükselişin ilk günlerinden itibaren. barış antlaşmasını zafer kazanan düşmanlarının belirlediği şartlara göre imzalamışlardı. Viyana ye­ nilgisi. Yeni bir taktik olarak. çoğunlukla da iç eyaletler­ de yaşayanlar dünyanın değişen durumundan habersiz kaldı­ lar.”3 Yenilginin hemen ardından nedenlerinin tartışılması önemli bir noktaydı. memurlan ve entelektüellerinin dar çevre­ sinde kaldı. yy başların­ da Osmanlı resmi çevrelerinde başlandı. Halkın büyük bölümü. dünyanın ve devletin eksik taraflannı tar­ tışmak önemli bir gelenekti. Tartışma zamanla üst sınıftaki halk arasında ve Hıristiyan dünyasının karşısında uzunca bir süre İslamiyet’in silahşörlii- 320 . İlk olarak 1606 yılında Zitvatorok'ta düşmanla eşit koşulda gö­ rüşmüş yapmışlar ama Karlofça’da daha dramatik bir değişik­ lik olmuştu. yalnızca zafer kazananlar yenilenlere şartlar öne sürmüştü.

Ortadoğu pazarlan. sonra Batı Avrupa ordularının iler­ lemeyi sürdürmeleri. Avusturya ilk olarak. Şiiliğin İranlılar’ın çoğunluk dini olarak kabul edilmesi. Avrupa ile ticaretin ve onun­ la birlikte İran’a karşı Avrupa ticari ve siyasi rekabetinin artma­ sı gibi birtakım önemli değişiklikler olmuştur. Bu dönemde. Osmanlılar’la askeri. iki yüzyıldan fazla egemenliğine devam et­ miştir. yy başında batı Osmanlı. XVI. tehdidinde kalmaya başladı. Batı’nın verim­ li üretimi ve Batı sömürgelerinden ucuza malolan ucuz tekstil ve başka ürünlerle dolduruyordu. MÜCADELE günü yapmış olan Türklerden tüm Müslüman dünyasına yayıl­ dı. Her iki devlet savaşlar­ la Osmanlı ve İranlılar’dan ciddi toprak ve avantajlar sağladı­ lar. AvusturyalI­ lar. Safevi dönemin­ de özellikle resim. Bu durum İran’ın XVIII. kahve. Orta Asya ve Hindistan’daki Müslüman ülkelerle ye­ ni bir ilişki düzeninin gelişmesi. Bu değişim. daha önce Türkler’e kaptırdıkları es­ ki Avusturya ve Macaristan topraklarını geri aldı. Balkan yanmadasmda çok ilerlemediler ama Tuna’nm ağ­ zına kadar seyir hakkını kazandılar ve İstanbul’un yolu sayılan 321 . Safevi devleti ve toplumu bu gösterişli görün­ tüsünün ardında hızla çürüyordu. önce Rus. doğu Afgan ve kuzey Rus istilasına uğ­ ramasıyla açığa çıktı. siyasi ve dini müca­ delenin sürmesi. Zamanla Ortadoğu Müslüman devletleri arasındaki reka­ bet kuzeydeki iki büyük Hıristiyan devletin. Eskiden Ortadoğu’nun Ba- tı’ya ihraç ettiği pamuk. şeker gibi ürünleri artık sömür­ gelerden sağlanarak Batılı tüccarlar aracılığıyla Ortadoğu’ya ih­ raç ediliyordu. çok fazla Müslüman toprağının Avrupa egemenliğinde girmesi ve İslam ülkelerinin aleyhine olan ticari gelişmelerle güçleniyordu. yy başında İran’da Safevi hanedanı Osmanlılar karsısın­ da yenildiği halde. Avusturya ve Rus­ ya’nın. mimari ve sanayi sanatlarında önemli geliş­ meler olmuştur.

Askeri komutan Nadir Han’ın başa­ rılı liderliğindeki İran hızla toparlandı. İslam devletleri ve Avrupalı rakipleri arasındaki güçler den­ gesinde açık bir değişim oluyordu. 1723 yılında Kafkasya bölge­ sine girerek. Rus donan­ ması da Avrupa çevresinden dolaşarak Akdeniz’e girerek Suri­ ye ve Anadolu kıyılarını tehdit etti. İran'daki kanşıklık- tan faydalanmak isteyen Ruslar. sonlanna doğru iki tarafça da anlaşılmıştı. Avrupa ile Ortadoğu ara­ sındaki ilişkiler için de bir dönüm noktası oldu. Bu durum. Bu sefer Os­ manlılarca birlikte hareket etmişlerdi.aldılar. ticaret 322 . XVIII. 1710 yılında Prut Nehri’ni geçerek Osmanlı İm- paratorluğu’na saldıran Ruslar. Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) ile sonlanan savaş Os­ manlIlar için çok büyük bir yenilgi. Rus Çariçesi II. Rus ordulan önlerindeki herşeyi yok ederken. Moskova gücünün güneye doğru ilerlemesi çok daha önem­ liydi. Osmanlılar’ı. Ruslar’ı ve Afganlılar’ı İran’dan attı ve yeni yerler fethetti. Bu antlaşma ile Rusya’nın sağladığı kazançları toprak. 176& yılında Osmanlı İmpara­ torluğu’na saldıran Ruslar. İran ve Osmanlı ordulannın kazandıkları başanlanna kar­ şın. geri çekilmek ve ele geçirdikle­ ri yerleri terk etmek zorunda kalmışlardı. Osmanlılar kuzeydeki gi­ bi doğu sınırlarında da Rus ilerlemesini engellemek isterken. Bu durum XVTII. Derbent ve Baku şehirlerini. Katerina tarafından “Rusya’nın eşini yaşamadığı bir zafer” şeklinde anlatılmıştır. İran devleti parçalanacaksa bir pay almak istiyorlardı ama Rus- lar’m başarılan kısa sürdü. Batı ve doğudaki zafer­ lerinin ardından. 1736’da hükümdar öldükten sonra şah olan Nadir Han.MODERN ÇAĞ Morava vadisine girdiler. bu defa büyük bir üstünlüğe sahip­ ti. yy’da Rus İmparatorluğu’nun güneye doğru ilerle­ mesinde yeni bir aşama başlamış ama ilk başlarda çok başa- nlı olmamıştı.

Öte yandan sultan Tatarlar’m hükümdan ol­ masa da. Ancak Kırım'ın durumu çok farklıydı. halife olarak üzerlerindeki dini otoritesini sürdürüyor­ du. Küçük Kaynarca Antlaşma­ sı ile Kırım Yanmadası’nın doğu burnunda Kerç ve Yenikale li­ manları ve Dinyester Nehri ağzında Kılbyruri kalesi olmak üze­ re önemli iki bölgeye daha sahip oldu. XIII. belki de ondan da ön­ ceden beri orada yaşıyorlardı. Artık. yüzyıllardır Os­ manlI hakimiyetindeki Tatar Hanlığı olan Kirim yanmadası da bağımsız olacak ve Tatar Hanı ile ona bağlı olan Karadeniz’in kuzey kıyısındaki beylikler. İlk defa eski bir Müslüman halkı ile toprağı Hıristiyan fatihlere verilmesi Müslüman gururu için çok ciddi bir darbeydi. o zamana dek tamamen Türk- Müslüman denetiminde bulunan Karadeniz’in kuzey kıyısında bir köprübaşı elde etmişti. 323 . yy Moğol fetihlerinden. Ancak Tatar bağımsızlığı da Osmanlılar’ın dini yetki alanın­ da kalmaları da pek uzun sürmemiştir. Osmanlı denetiminden ve etkisin­ den çıkarılacaktı. stratejik öneme sahipti. Rusya’nın al­ dığı topraklar az olmasına karşın. Rusya Karadeniz’de ve Boğazlar yoluyla Akde­ niz’de seyir özgürlüğünü ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Avru­ pa ve Asya eyaletlerindeki deniz ve kara ticaretini elde etmişti. yy başlannda Azak’ı alan Rusya. MÜCADELE ve etkinlik olmak üzere üç grupta inceleyebiliriz. Türk- ler Avusturya ile olan önceki savaşlardan sonra bazı Avrupa eyaletlerinden çekilmişlerdi ama çoğunluğu nüfusu Hıristiyan olan yeni fetihlerdi. Bu sayede Rusların ilerleyişi ve 1783’te Kı­ rım’ın ilhakı yolu açılmış oldu. Kınm Tatarları’nın Rus denetimine gir­ meyerek bağımsız olmaları bir ölçüde bu küçük düşürücü du­ lumun telafisiydi. Küçük Kaynarca Antlaşması ile Ruslar ticari avantajlar da kazanmışlardı. Rusya. Ta­ tar olarak bilinen Kırım halkı aslmda Türkçe konuşan Müslü- manlar’dı. XVIII. Bu süreç çok önemli bir değişikliğe neden oldu.

Bu da Batılı devletlerin uzun süre­ dir istedikleri ama elde edemedikleri önemli bir ayncalıktı. Bu durum Osmanlı İmparatorluğu ile bir savaşa neden oldu. madde) küçük gibi görünen önemli bir ödündü. Buradan Karadeniz'in kuzey kıyıla­ rında iki yönde de yayılan Ruslar. 1785 yılında. Osmanlı sultanının Ortodoks Hı­ ristiyan tebaasmın tümüne müdahale hakkı olacak şekilde ge­ nişlemiştir. daha önce Türkler’in. Antlaşma metnin yalmzca tek bir Rus kilisesi ile sınırlı olmasına karşın. Rusların sağladığı üçüncü avantaj. Osmanlı toprakları içinde güç ve etki elde etmeleri olmuşaı. tüm Avrupa devletlerinin XIX. kilise adına tem­ sil hakkı. Tuna’nın Eflak ve Boğdan (Romanya) prensliklerinde Rusya’nın özel statüsünün tanınma­ sı bunlardan en önemlisidir. Rusya eğer isterse. yy’da Osmanlı İmpa- ratorluğu’na ticari girişleri için önemli bir adım olmuştu. Tatar- lar’ın ve öteki Müslüman halkların yaşadıklan ülkeleri ele geçir­ diler. 1783 yılında Kırım’ın ilhakıyla Ruslann yayılma politikala­ rındaki yeni aşama başladı. doğuda Kafkasya’da bir Kafkas imparator­ luk eyaleti kurarak bölge halkı ve beyleri üzerindeki egemen­ liklerini güçlendirdiler. Türkler.MODERN ÇAĞ Bu durum. İlkesel olarak Osmanlı hakimiye­ tindeki bu iki eyalet artık bir ölçüde iç özerklik ve Rus etkin­ liği elde etmişti. 1795 yılında eski Tatar topraklarında 324 . Halife olarak Osmanlı hükümdannın Tatarlar üzerindeki di­ ni otoritesi etkisizdi. ama karşılığında Rus çariçesine verilen ödün için aynı şey geçerli değildi. İs­ tanbul’da bir Rus kilisesinin yapılması ve “her türlü koşulda ye­ ni kiliseyi temsil etme hakki” (7. Osmanlı şehirlerinde elçi­ likler açma hakkı kazandı. 1792 yılında savaşın sonunda Tatar Hanlığı'nın ilhakı­ nı ve iki imparatorluk arasında sınır olarak Gürcistan’daki Ku- ban ırmağını kabul ettiler. küçük bir yorumla.

1794 yılında Kaçar hanedanının iktidarda olduğu İran’ı da tehdit ediyorlardı. Ruslar’a kaptırılan Kafkasya topraklarını geri almak için uğraştılar ama bunu başaramadılar. Küçük bir Gürcü krallığı olan İmeretya da 1804 yılında il­ hak edildi. Müslüman fethine karşı Rusya’dan koruma is­ tediler. Bu gelişmelerin ardından Rusya’nın İran’a saldırması için yol açılmış oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nu doğudan ve batıdan sıkıştırmışlardı. aynı zamanda da. bağımsızlık savaşlarına başlamış olan Yunan­ lılara destek olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu’na karşı sa­ vaş açtı. 1801 Ocak ayında. ileride Sovyetler Birli­ ğime bağlı Ermenistan ve Azerbaycan olacak yerleri aldılar. 1804-1813 ve 1826-1828 yılları arasında iki Rus- İran savaşı yapıldı. Rusya. Ruslar 1829 yılında Edirne’ye girerek önemli avantaj­ lar elde ettikleri bir barış antlaşması imzalatabildiler. Müslümanlar'ın Karadeniz’deki yüzyıllardır süren egemenliklerini son erdiren Ruslar. Bu olaydan sonra. Bu savaşlann sonucunda Ruslar. . Tuna prensliklerinin içiş­ lerinde etkili oldu ve tüccarları ile deniz ticareti haklannı tek­ rar onaylattı. Ruslar. 1828 yılında İran ile imzaladığı barıştan bir ay son­ ra 1821 yılında. Rusya. Rus ko­ ruması altında yerel prenslerin oluşturduğu bir federasyon ol­ du. 1802 yılında Gürcistan ile Hazar Denizi arasındaki Dağıstan. Çar tarafından Gürcistan’ın Rus İm- paratorluğu’na ilhak edildiği açıklandı. eski Gürcistan Hıristiyan krallığı halkı­ nın bir bölümü. MÜCADELE Odessa liman şehrini kuran Ruslar. Ülkede bir ölçüde otorite ve bir­ lik sağlayan Kaçarlar. kısmen ye­ rel hükümdarlardan. Türkler ile bir kez daha sa­ vaştıktan sonra 1812 yılında Osmanlılar’ın Besarabya eyaletini ilhak ettiler. kısmen de İran’dan. iki imparatorluk arasındaki Balkan ve Kafkas sınırlarında önemli kazançlar elde etti. İran’ın iş­ gal edilmesi nedeniyle.

Bu gelişme. Ortadoğu. Batı Avrupa’dan denize doğru ilerliyordu. öte yanda da Müslüman Araplar’dan ve Magripliler’den yarımadalarını kurtaran İspanyollar ve Porte­ kizliler eski efendilerini Afrika’ya ve daha da ilerilere sürdüler. Bu durum o zaman bile Hindistan. savaşı düşman topraklarına götürdü. Portekizliler Asya sularına girdiklerinde. XV. HollandalIlar ve İngilizler geldi­ ler ve Afrika ve Güney Asya’da XX. Bu fetihlerden sonraki karşı saldırılar. İstanbul’daki İngiliz elçiliğini XIX.MODERN ÇAĞ Ruslar güneye Ortadoğu’ya doğru ilerlemeye devam eder­ ken. Kı- zıldenız ve Basra Körfezi’nden geçen baharat ticaretinin büyük 326 . yy başlanna dek bölgede İngiliz ticaretinin önemli aracı olan res­ mi Levant şirketi işletip finanse ediyordu. Mısır. Batı’da yeni bir tehdit ortaya çıkıyordu. Haç­ lı Seferleri’nin devamı ve ortak Müslüman düşmana karşı tek­ rar bir fetih girişimiydi. yy’ın ortaların­ dan sonra Avrupa. karadan Rusya'ya. Araplar’dan İspan­ ya ve Portekiz alınmıştı. başlıca düşmanlan kendilerini durduramayan Osmanlı İmpara­ torluğu. Batı Avrupa'nın Portekizlilerim ilk girişimlerinden sonra. Güney Asya’daki etkinlikleri genellikle denizcilik ve ticaretle ilgiliydi ama sonraları siyasi bir egemenlik kurulması yoluna gi­ dilmiştir. İspanyollar. Tatarlar’dan Rusya. Fransızlar. İran ve Hindistan’ın Müslüman hükümdarlany- dı. Ruslar güneye ve doğu­ ya doğru Asya’ya girdiler. Güneydoğu Asya ve Doğu Afrika ile sınırlıydı ve Ortadoğu bundan dolaylı olarak etkileniyordu. Batılı devletler Ortadoğu ile büyük oranda tica­ ri olarak ilgileniyorlardı. Asya’da Hollanda ve İngiliz gücünün güçlenme­ siyle iki taraftan Batı Avrupalılarca kuşatılmıştı. Büyük keşif yolculuklan birçokları için dini mücadele. yy’a kadar sürecek bir Ba­ tı Avrupa hegemonyası oluşturdular. İslam’a karşı Batı’da ve Doğu’da ilerleme fe­ tihlerle tekrar başlamış. Portekizlilerim ardmdan Batı Avrupa’daki öteki denizci mil­ letler.

Türklerden de kaynaklanmıyordu. Batı müdahalesi. mücadele Fran­ sız ve İngiliz güçleri arasındaydı. daha sonraları çok kö­ tü sonuçlar doğurabilecek bir durumu işaret ediyordu. Batı Avrupa ülkeleri. Mısırlı­ lar’dan da. yy’ın ilk yansında Ortadoğu’da daha çok ticaretle ve diplomasiyle. İngiltere ve Fransa’nın da aralannda olduğu dört dev­ letle uğraşmak zorunda kalmışlardı. Yerel öğelerin etkisi bunla­ ra aranla daha azdı. Bu sonuç. XIX. özellikle de kendi araların­ daki rekabetlerle ilgilendiler. genel­ likle içişlerine önemli oranda müdahale gerektiriyordu ancak merkezi topraklara saldırmıyorlar. Artık Türkler yalnızca Rusya ve Avusturya ile değil. Fransızlar ile İngilizler’in mücadeleleri ve her iki ülkenin Ruslar’a karşı duyduğu endişe ile Ortadoğu’nun merkezine taşındı. 1798 yılında Ge­ neral Bonaparte komutasındaki bir ordu o zamanlar Osmanlı eyaleti olan Mısır’a girerek ülkeyi kolayca ele geçirdi ama Fran­ sız işgalini Filistin’e kadar genişletme girişimi başanlı olmadı. 1801 yılında Fransızlar Mısır’dan çekildiler. Mısır tekrar Türk yönetimine girdi. MÜCADELE oranda azalmasını Portekizliler’in daha önce Afrika'nın çevre­ sini dolaşmalarından daha çok etkilemiştir. Aynca Fransızla­ rın Mısır’dan çıkışı yine yalnızca başka bir Batılı devletin onlan çıkartabileceğini gösterdi. Avrupa imparator­ luklarının Asya ve Afrika’daki egemenlikleri henüz doğrudan Ortadoğu’ya ulaşmıyordu ama bölgenin stratejik yollarındaki Batı ilgisi giderek artıyordu. Ortadoğu’daki etkinlikleri. bölgeyi kenarlarından ke­ 327 . Fransasız devrimi ve Napolyon sa- vaşlannın global özelliği bu düşüncelere yeni bir işlerlik getir­ di. Fransız işgali ile Batılı bir devle­ tin küçük bir ordusunun bile Ortadoğu'nun önemli toprakların­ dan birini kolayca ele geçirebileceği anlaşıldı. Bu çifte ders. Haçlı Seferleri’nin ardından Ortadoğu’ya düzenlenen ilk as­ keri sefer Fransa tarafından gerçekleştirildi. Kısa süren Fransız işgalinden sonra.

Batı Avrupalı müttefiklerin Türk imparatorluğu topraklannda çok sayılarda yer aldıktan ilk savaştı. 1830 yılında. Ruslar Ortadoğu’da duraklayarak dikkatlerini Orta Asya’ya yönelttiler ve orada çok ilerlediler. yüzyılın ortalannda tekrar Osmanlı İmparatorluğu’na yüklenmeye başladılar ve 1853 Temmuz’unda kargaşa içinde­ ki diplomatik bir bunalım sırasında Tuna prensliklerini işgal et­ tiler. O sıralarda İngilizler de Arabis­ tan civarına yerleşiyorlardı.MODERN ÇAĞ mirmekle yetiniyorlardı. Hindistan yolundaki önemli bir kömür ikmal istasyonu olan Aden işgal edildi. Hokand ve Hive Hanlıkları olmak üzere üç İslam Türk devleti arasında paylaşılmıştı. Fransa ile İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’nu destekledi. o zaman Osmanlı hakimiyetinde özerk bir hanedanın yönettiği Cezayir’i işgal ve ilhak ettiler. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa Birliği’ne alınma­ sı. Fransızlar. Rusların Karadeniz’deki etkinlikleri 1856 yılındaki barış ant­ laşması ile kısıtlanmıştı. 1839 yılında. Rusya birtakım ödünlerin yanı sıra. toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı gösterilmesi ka­ bul edildi. Ben­ zer stratejik ve ticari endişelerle İngilizler de Basra Körfezi’ne yerleştiler. Hazar Denizi doğusun­ da Çin sınırına kadar olan bölge yüzyıllardan bu yana Buha­ ra Emirliği. Rusya’ya karşı 1854 yılının Martı ayında bir ittifak kuruldu ve iki yıl süren Kırım Savaşı Paris Antlaşması ile sona erdi. 1853 yılında yerel hükümdarlarla yapılan antlaşmay­ la bu yerleşme tamamlanmış oldu. Bölgenin bir bölümü ilhak edilirken. Ruslar. Bu. kalan bölümü de Rus işgali ve korumasındaki “yerel beylerin yönetimine bırakıldı. Bau Avrupa Fransa-Prusya savaşıyla il­ 328 . Batı ile bu doğrudan ilişki ileride çok önemli değişikliklere yol açtı. Ruslar ile Türkler arasında imzalanan Edime Antlaşmasından bir yıl sonra. topraklanndan da vermek zorun­ da kaldı. Bunlar askeri seferler so­ nunda hızla Rus denetimine girdiler.

1870 yılında. Rus or­ duları bu on yıl süresince Hazar Denizi ile Amu Derya arasın­ daki yerlerin denetimini ele geçirdiler. 1881 yılında Tunus’u Fransızlar. Ortadoğu’daki İngiliz diplomasisi Hindistan yolundaki ya­ bancı tehditleri için bir kalkan şeklinde “Osmanlı İmparatorlu- ğu’nun bağımsızlığım ve bütünlüğünü koruma” ilkesine daya­ nıyordu ama saldırılar sürüyordu. 1882 yılında da Mısır’ı İngilizler ele geçirdi. tekrar doğuya yönelerek 1881 yılında ilerlemeye başladılar ve Kafkasya’ya sınır bölgelerini ilhak ettiler. Ruslar bunu fırsat bilerek kısıtlamalar­ dan kurtuldular. Rusya'nın Osmanlılar üzerindeki baskıları açı­ sından da yeni bir dönem başladı ve 25 Nisan 1877’de savaş çıktı. MÜCADELE gilenirken. Ruslar. Her iki bölgede de tıp­ kı Rus Orta Asyası’ndaki gibi siyasi sistemler ve yerli monarşi­ ler olduğu gibi korundu. Türkler. giderek artan bir ilgi duymaya başladı. Fransızlar ve az da olsa Rus­ lar Osmanlı İmparatorluğu’nda önemli bir yer kazandılar. merkezdeki meşrutiyet krizi ve taşradaki isyan­ larla uğraştıkları için Rus ordularının ilerlemesine karşı koya­ madılar. Batı. özellikle de İngiliz diplomasisi sayesinde kesin bir felaketten kurtuldu. Ancak askeri işgalle birlikte genel bir siyasi ve ekonomik denetime girdiler. Alman hedeflerinin art arda gelen Osmanlı rejimleri tarafından kabul 329 . Osmanlı İmparatorluğu. 1880 yalından sonra. İngiltere’nin en büyük rakibi olan Almanya da Ortadoğu’ya. 1884 yılında Merv’i ala­ rak Rus imparatorluk gücünü İran ve Afganistan’ın Orta Asya sınırlarına dek genişlettiler. Doğu Avrupa’dan gelen ataklarla doğru orantılı olarak. Batı Avrupa da genişliyordu. Ruslar’ın Osmanlılar aleyhine yayılması 1878 yılındaki Berlin Antlaşma­ sı ile sınırlandı. Ruslar başkentten birkaç kilometre uzaktaki Ayastefa- nos’a (Yeşilköy) kadar girerek Padişah ile çok ağır bir antlaş­ ma yaptılar.

İtalya. Türkiye ve İran’ı kıstırırken. Osmanlı ordusu. Ruslar’ın İran'ın kuzey eyaletlerini ele geçirme­ leri yeni bir ilerleme döneminin başlangıcı oldu. Kuzeyden Ruslar. Bu anlaşma. Rus hakimiyetine girdi. İmparatorluğun Asya topraklan Alman bilim adamlan ve arkeologları tarafından araştırılıyordu. Batı Avrupalılar da Afrika’nın etrafından dola­ şarak Akdeniz’i aşıp Arap dünyasına ulaşmışlardı. kuzeyden gelen Alman tehdidi olmuştur. Bağdat ve Basra yoluyla Basra Körfezi’ne bağlayacak olan ünlü Bağdat Demiryolu çalışmalarına 1889 yılında başlandı. Fransızlar da bu sırada Fas’taki etkile­ rini genişleterek 1912 yılında bir manda kurdular. 1911 yılında. y /d a n beri Avrupa’nın yayılma­ sıyla iki taraflı olarak kıstırılmıştı. Artık İslami Ortadoğu XVI. Berlin’i İstanbul.MODERN ÇAĞ edilmesi îngilizleri huzursuz ediyordu. Alman sanayicileri ve maliyecileri çeşitli ödünler elde etmişlerdi. 1911 Eylülünde Osmanlı împaratorluğu’na sa­ vaş ilan etti. İngilizler’in başlangıçta geçici olmasını planladıklan Mısır iş­ galine devam etmelerinin en önemli nedeni. Dünya Sa- vaşı’mn başlayana kadarki süreçte. Almanya'nın Osmanlı Irağı’ndan doğuya ve güneye daha çok ilerlemesini engellemeyi amaçlıyordu. 330 . Sonrasında Osmanlılar. bazı direnişler olsa da. Trablus ve Cyrenaica eya­ letlerini ilhak ettiler ve her ikisi de İtalyan sömürgesi haline geldiler. 1907 yılında İran'ın Rus ve İngiliz etki alanlarına bölünmesi için Rusya ile anlaşma yapıldı. İran. Fran­ sızların Tunus’u ele geçirmeleri ve Fas’ta ilerlemeleri karşısın­ da telaşlanarak. Halep. I. Aynı endişelerle. Al­ man subayları tarafından eğitiyor ve yeniden yapılandırılıyor­ du.

Batı ve Doğu Avrupa ile karşılaştırdığında XVI. 15. XVI-XVII. Bu artış. Güney Asya ve Atlantik deniz ticaret yollan nedeniyle sarsılmış. Bunun yerine iltizam sistemini uygula­ maya başlamışa ama bu sistemin de hem taşrada hem de mer­ kezde ters bir etkisi olmuştu. yy’daki yüksek enflasyon ekonomiyi etkile­ miş. Ortadoğu. Dış ticaret. Devlet. askeri ve siyasi ko­ nulardaki gibi öncelikle bozulan güç dengesine bağlıydı. sanayi ve tarım açı­ sından teknolojik olarak gelişmemiş olması da büyük rol oy­ nuyordu. Hindistan ve İran’a doğru al­ tın ve gümüşün akışının artması başka bir etkendi. yy’daki ihtişamlı dönemine göre oldukça güçsüz durum­ daydı. Özellikle XVIII. yy’da Ortadoğu. Bu süreçle­ rin hızlanmasında. Avru­ pa ile ilişkilerinde. XIX. Osmanlı İmparatorluğu’nun doğusundaki ülke­ lerle ticaret dengesinin bozulması. Ortadoğu’nun nakliyat. Öte yandan toprak mülkiyeti sisteminde de değişiklikler ol­ muştu. BÖLÜM D e ğ Iş İm Ortadoğu’da Avrupa’nın siyasi ve ekonomik etkinliği aynı dönemde büyük ölçüde artmıştı. savaşın hızla yarattığı karmaşa ve silahlanma gerekliliği yüzünden artan bir maliyetle karşı kar­ şıyaydı. yy’da köyler baş­ ta olmak üzere nüfusta görülen hızlı azalış bir diğer değişiklik­ 331 . sonrasında da fiyat artışları sürmüştü. yönetim ve savaş için artan nakit gereksinimini karşılamak üzere geleneksel olan askeri tımar sistemini terk et­ mek zorunda kalmıştı. Bu duruma neden olan pek çok şey bulunmaktadır. transit ticaretin düşmesi de Ortadoğu bölgesinin öne­ mini azaltmıştı. Güney Afrika.

Türkiye. Ancak Avrupa’da herhangi bir Osmanlı ürününe böyle bir ilgi söz konusu değildi. pamuk. Silah yapımı ve gemi inşası. İran ürünleri. yy’da Osmanlı İmpara­ torluğu. XVI. yy sonuna doğru fiyatlar büyük ölçüde artmaya başla­ mıştı. Osmanlı bel­ gelerine göre. Ortadoğu’dan Avrupa’ya yalnızca pamuklu bez ihracatı bir dönem sürmüştür. Artık tekstil ürünleri ve Hint kumaşlarının ihracatı durmuş. Ortadoğu ülkelerinde Avrupa’daki tarım devrimi yaşanmamış ve Avrupa sanayi devrimi hiç yansımamıştır. Avrupalı denizcilik mühendislerinden faydalanmış ve İsveç ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sivil ve askeri amaç­ lı tekneler satın almıştı. 332 . Bu durum. Avrupa’ya ihraç edilen baş­ lıca ürünler tahıl ve tekstil ürünleriydi. XVIII. Eskiden genellikle üre­ tim mallanndan oluşan tekstil ticareti azalmıştı. Osmanlı İmpara- torluğu’nda bu değerli madenleri alma gücü Batı’dakinden çok. Avrupa’da da çok il­ gi görüyordu. XVIII. Amerikan altm ve gümüşünün gelmesinin Or­ tadoğu’daki yıkıcı etkisinin bir görünümüydü. yy ortalan- na dek Ortadoğu sanayisinde gelişme görülmüş ama herhangi bir teknolojik gelişme olmadan el zanaatlan ile sınırlı kalmıştır. Batı’dan altın ve gümüş ithal edildiği halde. Osmanlı topraklarında da. Suriye ve Mısır nüfuslarının 1800’de 1600’dekinden daha az olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Avrupa’da tekstil ürünlerinin hammaddesi.MODERN ÇAĞ tir. İran ve Hindistan’dakinden azdı. Batı’dan alman yeni tahıllar tarıma az da olsa fayda sağla­ mıştı ama yine de ekonomik ve teknolojik bir duraklama vardı. para basmak için bile ülkede yeterli değerli maden bulunmuyordu. du­ rum tersine dönerek. Avrupa’dan Ortadoğu’ya ithalatı başlan­ mıştı. teknolojide ilerlenmemiş olma­ sının en önemli iki göstergesiydi. mo- her ve ipek çoğunlukla İran’dan ithal ediliyordu. İmparatorluk topraklarındaki su kanalı ve yol ağını geliştirmek için de girişimleri olmamıştır. İran ipeği başta olmak üzere.

Bunlar. ucuz ve kimi zaman daha iyi olan Avrupa mal­ lan yerli malların büyük bölümünü piyasadan çıkarmıştır. DEĞİŞİM Ticaretle ilgili şarlar da Osmanlı İmparatorluğu ve öîeki Or­ tadoğu devletleri aleyhine değişiyordu. tüccarlar ve nakliye­ ciler olarak Hıristiyan azınlıklar için yeni olanaklar doğmuştur. Osmanlı İmparator­ luğu için başlıca vergi geliri ve hammadde kaynağı durumun­ daki İran ipek ticareti. Fransa ile ticaretleri de XVI. özellikle Hıristiyan Balkan eyaletleri ürünleri için yeni piyasalar açılma­ ya başlamıştır. Ortadoğu. yy sonunda yüzde bir. Osmanlı nüfusu için ciddi toplumsal sonuçlar doğurmuştur. yy sonunda ise yirmide bir oranında azalmıştır. XVIII. Küçük Kaynar­ ca Antlaşması ile kazandıkları ticari haklar sayesinde doğrudan Osmanlı tebaasıyla çalışmaya başlamışlar ve Türk başkentine hiç gitmeden Boğazlar’dan geçip Akdeniz’e gitme olanağı elde etmişlerdi. ticaret yaptıktan Avrupa devletlerinin yakınlıklan. Avusturya ve Fransa başta olmak üzere ithalatta büyük ölçü­ de artış olmuş. geleneksel zanaatların azalması nedeniyle niteliksiz işçi haline gelmişlerdir. teş­ vikleri ve bu yeni durum sayesinde servet. yy sonunda yüzde elli. Bununla birlik­ te. İngiltere ile ti­ caretleri XVII. Bu dönemde Avrupa’da Osmanlı tanm ürünleri. çiftçiler. 333 . açılan ve ge­ lişen Okyanus yollanndan etkilenmemiş. özellikle de Yunanlılar’a kaptıran Türkler’in Avrupa ticaretindeki paylan da çok düşmüştür. Çoğu Müslüman olan esnaf ve zanaat­ karlar. Rus tüccarlar ve denizciler. Bu durum. Rus gücünün Kuzey kıyı­ sında yayılması nedeniyle bölgedeki Doğu Avrupa ticareti bü­ yük oranda artmıştı. Öte yandan. Benzer değişikliklerle Karadeniz’de de Türkler güçsüz duruma düşüyordu. Çok geçmeden öteki Avrupa devletleri de kendileri için Ruslar’m kazandıklan haklan isteyip aldılar. beraberinde eğitim. büyük oranda Batı AvrupalI tüccarlann kontrolü altına girmişti. XVIII. Karadeniz tica­ retini Avrupalılar’a. yy ortasında onda bir.

bir ölçü­ de bağımsız yerel yöneticilerin çıkması ve yerli göçebelerle it­ hal askerlerin taşrada yol açtıklan ciddi hasarlar yer almakta­ dır. ünlü bir Türk tarihçisi şunlan söylemiş­ tir: “Bilimsel dalga. sanayide de gerileme ol­ duğu anlaşılmaktadır.MODERN ÇAĞ dolayısıyla da etkinlik ve güç elde etmişlerdir. az da olsa sarfettikleri ça­ balarsa Avrupa'nın ekonomik çıkarlan yüzünden engellenmiş­ tir. nakliyenin ve önemli tekno­ lojilerin gelişmesi sınırlı olmuştur. Ortadoğu. Ortadoğu’da oluşan bu değişikliklerin nedenleri arasında çoğunlukla otorite eksikliği. ticaret ve devlet yönetimindeki hızlı ilerlemelere ayak uyduramamış olmalarıdır. Osmanlılar’daki gerilemenin nedenleri iç değişikliklerle bir­ likte. Batı’daki yaşanan bilim ve teknolojideki. kısmen siyasi nedenler. çoğu büyük liman da önemini yitirmiştir. savaş ve banş sanatlarındaki. Suriye. Yönetici askeri ve bürokrat gruplar çoğunlukla yerel eko­ nomik gelişmelere ilgi göstermişler. daha çok kırsal kesimde olmuştur. Nüfus azalması şehirlerde görülse de. Şehirlerdeki zanaatkar sayısı ve üretim kaliteleri düşmüş. Türk liderler. Aynca. yel ve su değirmeni gibi ilk teknolojik gelişmelerden pek etkilenmemiş ve bu ko­ nularda Avrupa’dan oldukça gerilerde kalmıştır. Bu çöküş bir ölçüde ekonomik nedenlere. çoğunlukla da maden. hukuk ve edebiyat engellerine çarparak kı­ 334 . Enerjinin ve yakıtın azlığı nedeniyle sanayinin. hayvan kullanımı­ nı kolaylaştıran gelişmiş koşum teknikleri. Bu konuda. bu durumun far­ kındaydılar ve sorunun çözümüne yönelik birtakım düşüncele­ ri vardı. su ve kerestenin eksik oluşuna bağlıydı. Ne var ki yeni düşünce ve yöntemlerin benimsenmesi konusundaki büyük ideolojik ve kurumsal engellerle baş ede­ miyorlardı. Arap eyaletlerinde meydana gelen ekonomik çöküş Osman­ lI İmparatorluğumda olduğundan çok daha da ağır olmuştur. Irak ve Mısır’da hem tanm arazisi hem de nüfus büyük ölçüde azalmıştır.

Ortadoğu’daki ekonomik güçsüzlük. Üretime yönelik olarak. Batılı tüccarlar. DEĞİŞİM rıldı. Artık Batılı ticaret şirketi. Kısmen taşra ve lonca pazarlan düzeyinde bazı ekonomik düzenlemeler olsa da. Sovyetler Birliği’ndeki gi­ bi merkezi denetimin aşırılığına bağlı değildi. daha son­ ra da hükümetler. Aksine. sonra üreticiler. Batı’da merkantilizmin ortaya çık­ ması. eski ideolojilerin iflası. İran ve Osmanlı imparatorluklarının limanlarına İngiliz 335 . ticarete destek olan hükümetlerin de yardımlan sayesinde ye­ ni bir güç olmuştu. ekonomik güç ve iradede artmaya başlayan eşitsizlik sayesinde. Batı’daki ilerlemeden etkilen­ miştir. gerçekte pazar güçlerinin herhangi bir kısıtlama ol­ madan işlemekte olduğu Doğu’da benzersiz olan ve tanınma­ yan ekonomik enerjilerini yaygınlaştırmalarım ve bir ticari ör­ gütlenmeye kavuşmalarını sağlamıştır. Türk­ leşin geçtikleri yollardan geçmişlerdi ve onların da milli tarih­ lerinde yeni bir sayfa açacak bir Mustafa Kemal Atatürk'e ihti- yaçlan vardı. Osmanlılar’daki gerilemede farklı bir yan söz konusudur. Osmanlılar ekonomik gücün kullanılması ve seferber edil­ mesi konusunda. Sovyetler Birliği gibi onlar tarafından yok edilmiştir. Bu dönemdeki tekstil ticareti. Avrupa ticaret şirketleri ile onlan teşvik edip koruyan devletlerin. Batı Avrupa’mn epeyce gerisinde kalmışlar. daha çok tüketim toplumu haline gelmişlerdi. eski siyasi yapıların çökmesi ve milliyetçilik gibi ideolojik ve siya­ si konular dikkat çekicidir. Tüm bu konularda Ruslar da. Osmanlılar ile Sovyetler Birliği’nin kaderinin karşılaştırma­ sında liberalizmin patlayıcı güçleri. Ortadoğu pazarlarım ve sonuçta en büyük Ortadoğu üretim sektörlerini neredeyse mutlak bir denetim al­ tına almışlardır. bu şekil­ de bir denetim neredeyse hiç bulunmuyordu.”1 Yeniliklere ayak uyduramayan Osmanlı İmparatorluğu.

Aslında bir Doğu icadı olan şeker. XVII. Yerel kaynaklar yal­ nızca sıcak suyu sağlayabiliyordu ve XIX. Batı Hint kahvesi da­ ha acı olduğu için Türkler şeker kullanmaya başladılar ve tü­ ketim de çok büyük miktarlarda arttı. Burada Batı Hint sömürgeleri de iyi bir fırsat yakalamışlardı. bölgesinden ge­ len kahve çok büyük ölçüde azalmıştı. HollandalIlar. sonra da iç pazarlardan çı­ karmıştır. yy’da Avrupa şirket­ lerinin Ortadoğu şehirlerinde kurduklan yeni tesislerden son­ ra bu da şüpheli oldu. artan miktarlarda Hint pamuklusu ve baş­ ka kumaşlar getirilmiştir.MODERN ÇAĞ tüccarlar tarafından. Kahve ve onu tat­ landıran şeker Avrupa’ya Ortadoğu’dan gitmiştir. Bir Arap ya da Türk’ün XVI- II. Bu ticari ilişkideki değişikliği Ortadoğu’nun gelenek­ sel alışkanlığı olan kahve ile açıklayabiliriz. Colbert’in emriyle 1671 yılında Fransız- lar Marsilya’da bir rafineri kurdular ve oradan sömürge şekeri­ ni Osmanlı împaratorluğu’na ihraç ettiler. 1739 yılında Ba­ tı Hint kahvesi. yy’ın son çeyreğinde Cava’da Avrupa pazarlan için kahve üretiyorlardı. Ortadoğu ürünlerinin 336 . Mısır şekeri kullanıyor­ lardı ama Batı Hint şekeri çok daha ucuz olduğu için kısa süre­ de Ortadoğu pazannı ele geçirdi. eskiden Batı’da çok ilgi gö­ ren Ortadoğu tekstillerini önce dış. ilk kez Hindistan ve İran’da rafine edilmişti. yy sonlarında içtiği bir fincan kahve ve şekeri Avrupa sö­ mürgeleri üretmiş ve ithal etmiş oluyordu. Kuzey Afrika. Batı’nın sömür­ ge kahvesi daha ucuz olduğu için Kızıldeniz. Batı’nın Ortadoğu’daki ekonomik egemenliği çeşitli biçim­ lerde desteklenmiş ve devam etmiştir. doğuda Erzurum’a dek gitmişti. Daha ucuz ve daha saldırgan yön­ temlerle pazarlanan Batılı ürünler. Mısır ve Suriye’den Av­ rupa’ya ithal ediliyordu ve Araplar tarafından İspanya ve Sicil­ ya’ya da götürülmüştü. Fransızlar da Osmanlı împaratorluğu’na Batı Hint sömürgelerinden kahve ihracatı yapıyorlardı.

Bu ayncalıklar. XVI. Onlar Müslüman olmayan tebaanın vergi­ lerinden muaftı.. Allah ’nın yardımıyla zafer kazanacaksın. Bizi gerektiğinde işlerinden haberdar et­ meyi ihmal etme.Müslüman İmparatoru Sultan Murad Han. Elizabeth’e gönderdiği mektubun sonu şöyledir:3 “Daima çatışmada olduğun İspanyol kafirlerine saldırdığında.. “bölüm”. capitula). Bu gibi ayncalıklar XIV-XV. Osmanlı ve öteki Müslü­ man hükümdarlar tarafından Müslüman ülkelerinde Hıristiyan devletlerinin tebaalarına tanınan iskan ve ticaret hakkı aynca- lığı için kullanılırdı. z a ­ manı geldiğinde kafir tspanyollar’ı rahatsız etmek için gerekli önlemleri alacağız ve mutlaka size yardım edeceğiz. kendi ülkelerinin geleneklerine göre hiçbir güçlükle karşılaşmadan mal alıp satabileceklerini. İngiltere Kraliçesi Eliza- beth 'e dostluğumuzu göstermek üzere. yy’da İtalyan de­ nizci devletlerine verilmişti.... kendileri­ ne bir zarar verilmeyeceğini. evli olan ya da olmayan bir İngiliz’in kelle vergisi ya da başka bir vergi ödemeyeceğini. . İngiltere’ye (1580) ve başka ülkelere de verildi. Murad’ın 1590 Haziran’ında Kraliçe I. Allah’a şükürler olsun ki. Bu anlaşmayı ve kutsal barışı İngiliz Kraliçesi koruduğu ve uyguladığı sürece bizim de aynısını yapacağımızı bildiririz. Ancak Ortadoğu’daki Batı ticare­ ti sınırsız ve serbest giriş sağlayan kapitülasyon sistemi ile ko­ runmuştur. “Kapitülasyon” (Latince lis­ te anlamına gelen. DEĞİŞİM Batı’ya ithal edilmesi. Bu ilişki ticaretle birlikte başka şeyler de içeriyordu. koruyucu gümrüklerce kısıtlanmış ve ki­ mi zaman de engellenmiştir. Osmanlılar döneminde. yy’da Fran­ sa’ya (1569)... 1580 yılındaki bir İngiliz kapitülasyonunda şu hükümlere yer verilmiştir:2 . ” 337 . Kraliçe’nin tebaasımn ve balkının ülkemizde güven içinde mallarım ve diğer eşyalarını büyük ve küçük ge­ milerle ve karadan araba ve kervanlarıyla getirebileceklerini.. Burada yerleşecek ya da buradan geçecek. Arşiv dairesindeki pek çok belgeden birisi olan Sultan III. İngilizlerin arasında bir anlaşmazlık çıkarsa kendi elçiliklerine başvurabileceklerini. biz de boş durmayacak.

yy başlarında Avrupa devletlerinin konsolosla- nyla baş edemeyince katılarak Müslümanlar’a değil ama Os- manlı Hıristiyan ve Musevi tüccarlarına berat verdi. bağışıklıklar ve Avrupa ile ticaret hakkı tanınıyordu.MODERN ÇAĞ Kapitülasyonlar. Selim. yy başında bir Avrupa devle­ tinin koruması mali ve ticari büyük avantajlar sağlıyordu ve bu uygulama çok artmıştı. Tarih boyunca daha karmaşık ve hareketli yapısı olan bir toplumun ticari etkisiyle canlanan daha basit ekonomi örnekle­ ri de bulunmaktadır. Bu du­ rumu. Bu berat­ larla belirli ticari. Avrupa diplo­ matik misyonları kapitülasyon haklannı aşıp koruma belgeleri olan beratlar dağıtmışlardı. Başlarda bu belgeler. Bu sistem XIX. hukuki ve mali ayncalıklar. Sultan III. Daha da ileri gidilçrek. ancak Müslüman ülkelerde dini azınlıkların üyeleri baş ak­ törlerdi ve çoğunluk toplumu onlan marjinal bulurdu. Türkçe’de Avrupalı yabancılar için kullanılan “Frenkler” 338 . yy başında Müslüman tüccarlar arasında da yayıldı ancak çok az tüccar faydalanabildi. yy sonu ile XIX. Avrupa kon­ solosluklarının yerel halk arasından seçtikleri memur ve ajan- lan korumak içindi ama kısa sürede pek çok yerel tüccara ve­ rilir ya da satılır oldu. Yabancı olanlar Avrupalılar idi. Böyle kötü kullanımı engellemek için Os­ manlI yetkilileri boşuna uğraştılar. XVIII. Osmanlı tebaasını yaban­ cı tebaalarla neredeyse tümüyle eşit düzeye getirmeyi amaçlı­ yordu. XVIII. Müslüman devletlerinin daha da zayıflama­ sı ve Hıristiyan komşularıyla ilişkilerindeki değişiklikler yüzün­ den. yy sonlan ile XIX. Onlar da korunmuş ve ayncalıklı bir sta­ tü kazanmış oldular. Ortadoğu’daki örnekleri değişikliklerden faydalanan yabancılar ve ajanlardı. Bu durum yeni bir ayrıcalıklı sınıfın ortaya çıkmasına yol açtı. başlangıçta amaçlandığından daha çok ayrıcalık içerir ol­ muşlardı. Osmanlı Rumları denizcilik yetenekleri ve olanaklany- la giderek daha üstün bir duruma ulaştılar.

Rumlar ve Türk Musevileri’ni komşulanndan ayı­ ran yalnızca dinleri değil. Ermeniler. Arapçanm konuşuldu­ ğu ülkelerde böyle bir ayrım yoktu. Ruslar. Benzer bir hamiliği sultanın Katolik tebaası üzerinde de Fransızlar elde etmişlerdi. Küçük Kaynarca Antlaşmasının ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortodoks Hıristiyan toplumu üzerinde bir ölçüde hamilik el­ de etmişlerdi. Arapçayı. Nüfusunun çoğunluğu Ortodoks Hıristiyanlar. beşi Ermeni idi ve hiç Türk yer almıyordu. Yine başka bir listede. Ortadoğu ülkelerinde Batı sızmasmm ikinci yolu. se­ kizi Musevi ve beşi Levanten ya da Avrupalı idi. 1912 yılındaki bir listede. XX. DEĞİŞİM ve Avrupalılaşmış olan yerli Levanten nüfus için kullanılan “tat- lısu Frenkleri” terimleri de göstermektedir. Bu sınıfın Hıristiyan kimlikleri yüzünden önemli bir toplumsal ya da siyasi rolü olmamıştı ama Arapçayı çok iyi kullandıkla- n için Arap kültürünün canlanmasında çok ciddi katkıları ol­ muştur. yy başında. İstanbul’daki otuz dört borsacıdan on sekizi Rum. Ruslar’a Osmanlı nüfusunun önemli bir unsuru üzerinde büyük etkinlik veriyordu. önem­ 339 . Yunan ve Balkan eyaletlerinden oluşturuyordu ve bunlar Su­ riye’de ve Anadolu’da önemli azınlıklardı. azınlıkların ve yabancıların mali konular­ da ağırlıklan oldukça fazlaydı. dilleriydi de. İstan­ bul’daki kırk özel bankacıdan on ikisi Ermeni. Museviler ve Hıristiyan- lar. Sayılan Ortodoks Hıristiyanlar’dan az olmasına karşın. on ikisi Rum. Müslüman komşularıyla aynı dili. öğrenim gör­ müş. Böylece yüzyılın ortalarına doğru. altısı Musevi. 1830’lardan sonra Beyrut limanında ve çevresinde yeni Hı­ ristiyan ticari burjuvazisinin ortaya çıkıp gelişmesi bu durumun bir sonucudur. iktidar ve etkinlik makamlanna gelen dini azınlıklardı. Çarların Ortodoks- lar üzerindeki hamiliği. varlıklı ve Arapça konuşan yeni bir orta sınıf doğmuştur. konuşuyorlar­ dı.

dolayısıyla da siyasi ve ekonomik etkinliği­ ni yaymasında eğitim. Protestan güç olan Almanya. misyonlar. kültür ve toplumsal kurumlar ağı ile gide­ riliyordu. Müslümanlar için­ de birkaç mühtedi buldular ama İslam hukukunda din değiştir­ 340 .MODERN ÇAĞ liydi. diğer­ lerine oranla daha azdı. önemli bir yol oldu. Ben­ zeri bir dezavantajlı durumdaki. Ortadoğu şehirlerinin bazılannda Batı kolejleri açıldı. Onlardan sonra da sırasıyla İtalyanlar. Fransızlar bu konu­ da en başanlı olanlardı. bir bölümü de Muse­ vi kurumlanydı ve laik olarak kurulan bazıları azınlıklann ya­ nı sıra. İngilizler. önemsiz derecede azdı. İngiliz. kültürel. Müslüman çocukları da kabul ediyordu. Rus ve Fransız rakiplerine göre oldukça avantajsızdı. Osmanlı Musevileri’nin ve Hıristi- yanları’nın eğitim ve dinle ilgili gereksinimleri. Rus girişimleri. Bunların pek çoğu Hıristiyan. Ortadoğu’daki Batı okullarından mezun olanlar. XIX. Batı misyonerleri. Korunan dinde­ ki Osmanlı tebaasının refahlan ve çıkarlan korunuyordu. Hami devletin. yüksek öğrenimlerini de Batı üniversitelerinde yapıyorlardı. Zaman zaman İngiliz dışişleri bakanlan İngiliz korumasını Museviler ya da Dürziler gibi gruplarda yaygınlaştırmayı denemişlerdir. bu durumu korumasını Osmanlı İmparatorluğu'nun tamamına genişleterek avantajlı hale getirdi. İngiltere. yy’da Osmanlılar’ın güçten düşmesi ve Avrupalılaşın kapitü­ lasyon sistemiyle oluşturdukları zor şartlar içinde bu neredey­ se Osmanlı içişlerinin her alanına sınırsız müdahale hakkı an­ lamına gelmeye başlamıştı. yy’ın ikinci yansından son­ ra. okul­ lar ve öteki öğrenim. Amerikan ve Alman misyonerler tarafından sayılan arttınlmaya çalışılsa da. X3X. Dini koruma çeşitli yollarla yapılıyordu. Almanlar ve Amerikalılar geliyordu. koruyacak bir dini azınlık bulamadığından. Protestan topluluklar. Lübnan’daki önemli Manini kilisesi de aralarında bulu­ nuyordu. Ortodoks Hıristiyanlar arasında önemli olmakla birlikte.

Ortodoks ve diğer Doğu Hı- ristiyanlan Katolikliğin ve Protestanlığın bir mezhebinden öte­ kine geçtiler. Bu konudaki tartışmalar. Bu konuda. Büyük devletlerin kili­ selerinin koruyuculan olarak ortaya çıkmalanyla yerel tartışma­ lar da uluslararası çatışmalar haline geldi ve Kırım Savaşı’nı çı­ karan nedenlerden biri oldu. askerlik sanatının İslami- yet’inkinden üstün olduğu savaş deneyimleri ile görülmüştü. XVIII. Birkaç yıl sonra İstanbul’dan Kamu Güvenliği Komitesi’ne daha uzun ikinci bir liste gönde­ rildi. yy sonlarına doğru artık bu tür bi­ reysel çabalar yetersiz kalıyordu. 1798-1802 savaşında. Kapitülasyonlar sayesinde Osmanlı İmparatorluğu içinde geniş bir yetki alam ve güce sahip konsolosluk ve elçilikler ko­ rumayı sağlıyordu. 1796 yılında yeni Fransız elçisiyle birlikte bir grup Fransız askeri uzman geldi. Ortadoğu’daki eğitim girişimlerinde askeri eğitime büyük önem veriyordu. 1793 yılının sonbahannda Pa­ dişah. Avrupa. Bunların kendi kanunlan. bir mesajla Fransa’dan getirtmek istediği subay ve teknis­ yenlerin listesini Paris’e gönderdi. ce­ zaevleri ve hatta postaneleri bulunuyordu. İslam devletleri Avrupalılaşın öğrencileri olmak zo­ rundaydılar. Kudüs ve Filistin’deki Hıristiyan kutsal yerlerinin korunma­ sı. Hıristiyan nüfus arasında da­ ha başarılı oldular ve bazı Ermeni. yerel kiliselerde yüzyıllarca yapılmıştı. mahkemeleri. Bazı Avrupalılar Osmanlı İmparatorluğu’nda aske­ ri uzman ve danışman olarak uzun süre kalmışlar ve önemli ba- şanlar kazanmışlardı. Türkler hor gören ama çoğunlukla et­ kin arabulucular olarak davranmışlardı. DEĞİŞİM menin cezası ölüm olduğundan. Bu yüzden. Osmanlılar ve Fran­ sa karşı taraflarda oldukları için bu işbirliği sona erdi ama daha sonra müttefik olduklarında yeniden başlayarak 1806-1807’de 341 . Avrupa'nın. Avrupa devletlerinin dinle ilgi önem verdikleri başka bir ko­ nuydu.

XX. yy’a dek İran ordusunun modernleşmesi başlamamıştır. Reformcu sultan II. İtalyan ve Fransız subayların etkileri sınırlı olmuştur. Mahmud’un. 1838 yılında da bir İngiliz denizcilik heyetinin gelme­ siyle XIX. İngiltere ve Fransa. yy’da görülür. yy süresince ve XX. Napol- yon’un son yenilgisinden sonra 1824 yılında. Mısır’da Osmanlı va­ lisi Mehmed Ali Paşa’nın bağımsız bir beylik yaratmaya çalış­ masıyla başlamıştı. Genellikle askeri eğitimciler başta İngiltere. Avrupa güçler merkezinden uzaktaki İran’da değişiklik da­ ha yavaş olmuştu. Fransa ve Prus­ ya. Batılı su­ baylarda Ortadoğu kurmay okullarında öğretmenlik yapmış­ 342 . Amerikan İç Sa­ vaşı bitince ülkelerinde kendilerine gerek kalmayan bazı Ame­ rikalı subaylar. Askeri eğitimin sonuçlan önemlidir. Eğitmenlik yapan bazı İtalyanlar da olmuştur. Daha önceleri buna paralel bir gelişme. 1830’larda silahlı kuvvetle­ rini modernleştirmek üzere Batılı devleüerden yardım isteme­ siyle yeni bir girişim başladı. 1833 yılında bir Prusya askeri he­ yetinin. yy başlarına dek devam edecek bir ilişki başladı.MODERN ÇAĞ Rus ve İngilizler’in açtıkları savaşla en üst seviyeye ulaştı. askeri personelin çoğunun boşta olduğu Fransa’dan daha sonra gelmeye devam edecek heyetlerin ilki olarak bir askeri heyet getirtmişti. sonra da Almanya olmak üzere Batı Avrupa’dan gelmiştir. Mehmed Ali Paşa da özellikle Fransız olmak üzere tek tek yabana askeri ve teknik uzman toplamıştı. Ortadoğulu öğrenciler Batı’nm kara ve deniz harp akademilerine giderken. Avrupa politikasına ilk kez Napolyon döneminde karışmış olan İran’ın ordularım eğit­ mek üzere ilk olarak 1807-1808’de. Eğitmen ya da damşman olarak Ruslar’m ortaya çıkmaları ancak XX. Sonrasında da orduda eğitmen olan Rus. daha sonra 1810’da heyet­ ler göndermişlerdir. mesleklerini Mısır’da sürdürmüşlerdir.

telgraf. Genişleme. tütün. Bunlar örnek olarak. arpa ve buğday gibi ürünler ekilmiştir. Karadeniz ve Ege Denizi’ne İstanbul’u yerel buharlı vapur şirketleri bağlıyorsa da. hurma. Öte yandan tarımın geçim yeri­ ne gelir sağlamak için yapılması ve bununla birlikte hukuk sis­ temindeki Batılılaşma toprak sahipliğinde önemli değişikliklere yol açmış. Mısır. XIX. kahve. Suriye ve Irak demiryol- lan. su. DEĞİŞİM lardır. yy ve XX. Yüzyıllardan beri ihmal edilen tarım alanlarının genişletil­ mesi bu değişikliklerden biri olmuştur. Türkiye. yy’da uluslararası ticaret ve mali­ ye ağına girmeye başlayan Ortadoğu’nun ekonomik iç işlerine doğrudan kanşır olmuşlardır.olarak is­ tihdam edilmiş ve Batı’dan malzeme. Doğu Akde­ niz’in başlıca limanlan. XIX. belediye taşımacılığı. Yabancılann uzmanlığı ve girişimciliği hizmetlerin gelişme­ sinde önemli bir rol almıştır. kapitülasyonlar aracılı­ ğıyla devlet denetiminden korunan Avrupa şirketleri. Avrupa ile ilk bağ yabana denizyollan ile kurulmuştur. Osmanlı ve Avrupa limanlan ile İmparatorlu­ 343 . Batılılar danışman ve zaman zaman da subay . Bunun için ihtiyaç olan sermaye. toprakta aşiret ya da köy sahipliği azalarak Avrupa tipi mülkiyet artmıştır. pamuk. 1825 yılında çalışmaya başlayan bir Avusturya şirketinden sonra. Bu durumdan kaynaklanan deği­ şiklikler de Ortadoğu’daki hayatı her yönüyle etkilemiştir. Ortadoğu ülkelerinin kaynaklannın kullanımına hakim olmuşlardır. 1950’ierden sonraki öneme ve düzeye ulaşmamakla birlikte bu süreç. yy başlannm güç politikaları açısından çok önemlidir. büyük şehirlerdeki elektrik ve telefon verilebilir. Avrupa devletleri. gaz. haşhaş. İhracat amacıyla ipek. yurtdı- şmdan yatırım ya da borç olarak gelmiş. güvenlik şartlan genişletilip toprak tekrar kazanılarak ve bazı yerlerde yaygın sulama sistemleri kullanılarak kolay olmuştur. silah ve teknoloji ithal edilmiştir.

Fransız. I. o yıllarda Hazar Denizi ve Basra Körfezi’nde başlayan buharlı vapur seferleriyle Rusya’ya da Batı Avrupa’ya da biraz daha yaklaşmıştı. 1850’lerden sonra önemli ge­ lişmeler oldu. yeniden Avrupa ile Güney Asya arasındaki başlıca. yy başında Osmanlı hükü­ metleri iç borçla para sağlamaya çalışıyorlardı. Ortadoğu’nun mâli­ yesine hakim durumdaydılar. Avrupa para pazarlarından ye­ ni bir tür borç almaya yöneldiler. yol ve dünya trafiği­ nin önemli bir noktası olmuştu. son­ ra ürün ve insan taşımacılığıyla bağlamıştı. Bu dönemde böl­ gede önemli banka faaliyetleri de olmuştur. sonraki yıl da yüzde dört faizle beş milyon sterlin borç alındı. Kırım Savaşı sırasında yeni bir dö­ neme girdi. Alman ve İtalyan bankalarının şubeleri ile başkaları kuruldu. Önceki yirmi otuz yıl içinde. Tümü Avrupalılar’a ait olan bu bankalar. Osmanlı Ban­ kası (1856). XVIII. 1837 yılında yeni bir önemli gelişme olmuştur: Avrupa. Dünya Savaşı’ndan sonra açıla- bilen gerçek Türk. İran. Arap ve Mısır bankalarının toplam ma­ liye işlerinin önemli bir bölümünü denetim altına almalan da 344 . Rus ve İtalyan denizyolu şirketleri gelmiştir. Ortadoğu’da Mısır Bankası (1855). İran.MODERN ÇAĞ ğun çeşitli limanları arasında taşımacılık yapan Fransız’ İngiliz. 1851 yılında Mısır deıniryollannm yapılma­ sı ve 1869 yılında Süveyş Kanalı’mn açılmasıyla Mısır. Daha son­ ra 1854-1874 yılları arasında yaklaşık olarak her yıl alınan dış borçlar toplam iki yüz milyon sterline ulaştı. Kırım Savaşı’nın olanaklan ve gereksinimleriyle. hem İngiliz hem de başka özel bankacılar çeşitli Ak­ deniz limanlarına yerleşmişlerdi. İlk olarak 1854 yılında Lond­ ra’dan yüzde altı faizle üç milyon sterlin borç alındı. Başlangıçta buhar­ lı vapurlarla iç sularda ve arabalarla yeni açılan karayollarında taşıma yapılıyordu. Avrupa'nın mali nüfuzu. yy sonu ve XEX. İngiliz-Mısır Bankası (1864). büyük İngiliz. İngiliz vapur seferleri ara­ cılığıyla Süveyş’ten İskenderiye ve Hindistan’a önce posta.

Osmanlı Maliye Nazırhğı’nda çalışanların sa­ yısından çoktu. İki ülkede de bu yüzyılın ilk yıllarında yeni borç anlaşmaları yapıldı ama bu kez de alacaklıların yatınmlannı korumak için kurulan bazı kurumlar paranın tümünün ya da önemli bir kıs­ mının verimli bir şekilde kullanılmasını sağlamıştır. Ana­ dolu ve Adalar’ın nüfusu 1831 yılında 6. Görevi Osmanlılar’ın kamu borçlarınm ödenmesi için “borcun tamamı ödenene dek” Osmanlı devletinin gelirlerini tahsil et­ mekti.700.000. Yüzyıllardır yaşanan gerileme ve durgun­ luğun ardından. Şu veriler bunu açıkça göstermektedir. Mısır’ın nüfusu yaklaşık olarak.500. yarısı da borçların ödenmesi için ayrıldı.290.800. Benzer bir iflas yaşayan Mısır’da 1880 Likidas­ yon Yasası ile Mısır’ın toplam gelirinin yansı Mısır hükümetinin yönetim harcamaları.580. DEĞİŞİM ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında olmuştur.000. Düyunu Umumiye İdaresi’nde 1911 yılında 8931 kişi ça­ lışıyordu.kişidir.000 ve 1907 yümda 11. XIX. Bu sayı. 1897 yılında 9-710. Avrupalı girişimcilerin. Yalızca bir tek konuda önemli bir değişiklik olmuştu. 1846 yılında 4. Genellikle para bütçe açığı­ nın kapatılmasına ya da ekonomik olmayan kalkınma projele­ rine harcanıyordu.000 kişidir.000. Avru­ palI alacaklıların temsilcileriyle yapılan görüşmelerin ardından 20 Aralık 1881 fermanıyla yabancı alacaklılara karşı sorumlu ve onların yönetiminde olan “Düyunu Umumiye İdaresi” kuruldu. Kırsal kesim ve şehir nüfusunun yaşam stan- 345 . 1884 yılın­ da 11.000 ve 1913 yılında 4. 1882 yılında 6. onların ya­ bancı ve azınlık temsilcilerine karşm halkın büyük bölümünün durumu pek değişmemişti. Türkiye riskli ve güçsüz görüldüğü için çoğunlukla borç­ lar çok ağır şartlarla veriliyordu. İstanbul. yy’da nüfusta ciddi bir artış olmaya baş­ lanmıştı. Bu nedenle 6 Ekim 1875 tarihinde ekonomi­ si çöken Osmanlı devleti anapara ve faizleri ödeyemedi.300. Bu değişiklikler olurken. 1800 yılında 3-500.000.000.

taşrada ise özerk ve miras yoluyla başa geçmiş olan yöneticilere kaptırıyorlardı.MODERN ÇAĞ dartlannda fazla bir gelişme olmadığı gibi gerileme olmuştur. Sipahilerin azledilmeleri ya da ölmele­ ri nedeniyle boşalan tımarlar. yeni sipahilere verilmemiş. diğer yandan da vergilendirme ve toprak mülkiyeti sisteminde önemli değişimler oluyordu. yy başlarında ve ortalarında sipahi sistemi en üst sevi­ yesine ulaşmıştı. mali ve askeri bakımdan toprak dağıtım sisteminin mer- kezindeydiler. Osmanlı İmparator- luğu’nun siyasi. Ancak sonraları. ilk zamanlar­ 346 . eski sistemde onları birbirine bağlayan yükümlülük. yy başlarında yok olana dek gerilemeye devam etmişlerdir. Önemini yitiren sipahilerin yerlerine. XIX. genellikle bu gelir­ ler doğrudan devlet memurlarınca toplanmıyor. XVI. savaş alanlarında ise dü­ zenli askerler geçmiştir. Büyük keşiflerden sonraki dönemde. Bir tarafta. sadakat ve ortak değerler ağını zayıfla­ tarak yeni çatışmalara ve liderliklere yol açmıştır. siyasi ve ekono­ mik değişikliklerden İslam dünyası etkilenmemiştir. diğer tarafta padişahlar güçlerinin tamamı­ nı başkentte vezirlerine ve saray erkanına. Toplumsal açıdan üst sınıflardaki Batılılaşmaya paralel olarak alt sınıflarda gelişme olmaması. Güçleri bu şekilde erirken. toplumsal. Avrupa devletleri yeni rollerinin devamı için güç ve ser­ vet kazanırlarken. Hıristiyan Avrupa ile karşılaştırıldığında. Osmanlılar'ın geleneksel düzenine göre tımar sahibi olan sipa­ hiler. Batı dünyasmda gerçekleşen büyük ilerlemeler ve bunların sonucundaki teknolojik. mâ­ liyeye daha çok vergi geliri sağlamaları için tekrar imparator­ luk topraklarına katılmışlardır. Osmanlı top­ raklarında da pek çok güçsüzlük belirtileri bulunmaktadır. Avrupa'nın ilerlemesi tek başına yeterli bir açıklama değildir. kırsal kesimde mültezimler. Ne var ki. askeri ve ekonomik açıdan güçsüz olması ko­ nusunda birçok açıklamalar vardır.

DEĞİŞİM

da yıllık bir tutar üzerinden bir mültezime satılıyorlardı. Daha
sonraları iltizamların kötüye kullanmalarıyla süreler uzamış ve
sonunda da malikane sistemi ortaya çıkmıştır. Bu sisteme göre
teorik olarak belirli bir süre için vergi toplanıyordu ama uygu­
lamada ömür boyu süren ve satılabilen ya da miras olarak ka­
labilen bir sistem ortaya çıkmıştır. Bu sistem, XVII. yy sonları­
na doğru imparatorluk eyaletlerinin çoğunda yayılarak, XVIII.
yy’da, yok edilmeye çalışılmasına rağmen, genel bir uygulama
haline gelmiştir.
Taşranın asıl hükümdarları haline gelen ayan açısından ma­
likane sistemi, ekonomik bir temel olmuştur. Merkezi hüküme­
tin güçsüz oluşu ve eyaletlerin denetimini kaybetmesi, ayanın
siyasi güç kazanmasını, hatta kimi zaman özerk yerel hüküm­
darlar haline gelmelerini sağlamıştı. İltizamlar, devletten satın
alma ya da bağış yollarıyla, zaman zaman da otoritelere karşı
çıkılarak el koyma yoluyla toprak mülkiyeti haline getirilmişti.
Ayan, zengin toprak sahipleri, tüccarlar, bu işin askerlikten
daha kârlı ve daha az tehlikeli olduğunu düşünen sipahiler, sa­
rayda ve haremde çalışanlar gibi farklı kökenlerden geliyordu.
Artık ayan, devletin tanıdığı ve kendi temsilcilerini ve liderleri­
ni seçen, mülkiyet sahibi bir sınıf olmuştu.
Ayanın ekonomik gücü arttıkça, yasa ve düzenin sürdürül­
mesi işlevlerini de elde etti, silahlı güçler oluşturdu ve bazıla­
rı belirli bölgelerin irsi yöneticileri oldular. İstanbul hükümeti
de bu gelişmeler karşısında bazı taşra şehirlerinin idaresini ve
taşra işlerini ayana bıraktı. Ayanm büyüyen gücünden çekinen
sultan ve hükümeti, 1786 yılında, onları şehir yönetimlerinden
azledip yerlerine yeni yöneticiler getirmek için uğraştılar ama
kısa süre içinde bu çabalarından vazgeçerek ayanm yönetimi­
ni kabul etmek zorunda kaldılar.
Artık, ayan bir taşra beyi ve kadısından daha fazlasıydı. Ana­

347

MODERN ÇAĞ

dolu’daki yerel beyler XVIII. yy başlarından sonra, çok geniş
arazilerin denetimini ele geçirmişlerdi. Derebeyi olarak adlan­
dırılan bu beylerin kökenleri farklıydı. Aralannda önceleri mer­
kezi hükümetin taşra memurları olanlar ve bölgenin önde ge­
len ailelerinin çocuklan bulunuyordu. Derebeyleri, merkezi
hükümet tarafından hoşgörüldü, kimi zaman da tanındı ve ba­
badan oğula geçen özerk beylikler kurarak padişaha itaatle de­
ğil, bir tür vasallıkla bağlandılar. Savaşlarda sultanın öteki bir­
likleri ile birlikte hizmet ettiler. Padişah ordularının büyük bö­
lümü zaten bu yan feodal askerlerden oluşuyordu. Babıali bun­
lara müfettiş ya da vali unvanlan veriyordu ama onlar aslında
kendi topraklarında bağımsızlardı. Anadolu’nun neredeyse ta­
mamı XIX. yy başında çeşitli beyliklerin elindeydi. Yalnızca Ka­
raman ve Anadolu beylikleri İstanbul’un doğrudan yönetimin­
de kalmışlardı.
Benzeri bir gelişme Balkan yarımadasında da yaşanmıştı.
Vidin valisi Pazvanoğlu Osman Paşa ve Yanya valisi ünlü Te-
pedelenli Ali Paşa gibi yerel liderler denetimi ele geçirmişti ve
kendi ordularım oluşturup kendi vergilerini topluyorlar, ken­
di adlarına sikke bastınp yabancı devletlerle diplomatik ilişki­
ler içine giriyorlardı. Ali Paşa’mn sivil memurlarının ve askerle­
rinin çoğunluğu Rumdu. Böylece onlar da bağımsızlığın tadını
ve ona kavuşmak için gereken beceriyi kazanıyorlardı. İmpa­
ratorlukta Arapça konuşulan bölgelerden Mısır, neredeyse tü­
müyle özerk olmuştu. Güney Suriye’de ve Irak’ta merkezi hü­
kümetin atadığı valiler, bağımsız hanedanlar gibi hareket edi­
yor, hatta feodal beylerle ve yerel aşiretlerle iktidar savaşlan-
na giriyorlardı. Arap yanmadasında zaten hiç yerleşmemiş olan
Osmanlı otoritesi, şimdi de Vahabi dini hareketi tarafından ba­
şa getirilen Suudi Hanedam’mn tehdidindeydi.
XVIH. yy’da saraya ait Enderun okulunda, imparatorluğun

348

DEĞİŞİM

yöneticileri ve valileri büyük oranda yetişmeye devam'ediyor-
du. Bu okulda Kafkas köleler çoğunluktaydı. Ancak buradan,
Kafkasyalılar’ın bir zamanlar Balkan kökenlilerin tümüyle yö­
netici seçkinler arasına girdikleri anlaşılmamalıdır. Çoğunluğu
yerini korumuş olsa da geçmişte köleliğin geçerli olduğu öteki
alanlardaki gibi, sarayda da Müslüman tebaaya yer açılıyordu.
Devşirme yönteminin bırakılmasından sonra, yeni kan ancak
Kafkas kölelerden sağlanıyordu. Devlete hizmet edecek uygun
kişilerin sayısı yetersiz olduğu için, önceden bu yana birtakım
unsurlan ayıran engeller küçülerek siviller geçmişte askeri ve
idari köle seçkinlerinin makamları olan taşra valiliklerine, hat­
ta sadrazamlıklara atanmaya başladı.
XVHI. yy'da Osmanlı sistemindeki sivil meslek yapısı, ço­
ğunlukla devşirmelerin soyundan gelenlerin alındığı bürokrasi
ve topluca ulema olarak adlandırılan dini hiyerarşi olmak üze­
re iki türdü. Genellikle tüm hizmet alanlannda kariyer ve mes­
leklerin miras yoluyla geçme eğilimi vardı. Bu eğilim özellik­
le de genel güvensizlik döneminde, aile mallannı korumak ve
miras bırakmak için İslam dini vakıflar yasasını kullanan ule­
mada vardı. Daha 1717 yılında usta gözlemci Lady Mary Wort-
ley Montagu bu konuya değinmiştir:4
“Bu kişiler hukukta da, dinde de eşit ölçüde uzmanlaşmtşlardı ve iki bi­
lim birbirine karışmıştı .-Tüm kârlı işler ve “din kurumu”gelirleri impara­
torluğun gerçekten önemli olan bu kişilerinin ellerindeydi. Halktnın ge­
nel mirasçısı olmasına rağmen Büyük Senyör, onların paralarına ve top­
raklarına dokunamazdı ve bunlar kesintisiz biçimde onların çocukları­
na miras kalırdı. Bu durum, imparatorluğun tüm bilimine ve neredeyse
servetinin tamamına sahip, bu insanların güçlerini göstermektedir. Dev-
rimlerin aktörlerinin askerlerken, aslında gerçek yazarlar bu kişilerdir. ”

Padişah bu yeni sınıfa taşranın denetimini bırakıyor ve mer­
kezi gücü de onlarla paylaşmak zorunda kalıyordu. Bu baba­
dan oğula geçen mülk sahibi ve yönetici sınıfın oluşumunu

349

MODERN ÇAĞ

Osmanlı sultanları önlemeye çalıştılarsa da başarılı olamadılar.
Bu güçsüzlük döneminde, vergi toplayan, adalet dağıtan, top­
rağa sahip olan, taşraya, sonuçta da başkente ve hükümdara
hakim olmak amacıyla birbirleriyle çarpışan yeni unsurlar or­
taya çıkmıştır.
Osmanlı tarihinin bu aşamasındaki bu gruplar kesin ola­
rak teşhis edilip tanımlanamamışlardır. İstanbul’da XVII. yy so­
nu ve XVIII. yy’da meydana gelen olaylan etkileyen grupların
ve çıkarlann çatışmalan çok net olmamakla birlikte görülebil­
mektedir.
Sonralan Babıali olarak anılan sadrazamlık makamı, bunlar­
dan biridir. Sadrazam, padişahın ve İmparatorluk Konseyi’nin
gerçek gücü zayıfladıkça, otoritenin ve hükümetin etki merke­
zi haline gelmiştir. Sadrazamın altında güçlü bir ortak mesle­
ki bağlılığı olan geniş bir bürokrasi kadrosuyla üst düzey me­
murlar hiyerarşisi yer alıyordu. Genellikle bu makamlara, baş­
kentin, kökenleri Balkanlar’a kadar giden büyük yönetici aile­
leri sahip olmuştur. Aynca bu makamlar, başkentin ve taşra şe­
hirlerinin eğitim görmüş, özgür Müslüman nüfusu açısından da
bir meslek kapısıydı.
İmparatorluk sarayı, vezirliğin büyük rakibiydi. Mirasla ora­
da da bir toplumsal grup oluşuyordu, ancak Afrika’dan ve Kaf­
kasya’dan gelen yeni kölelerin güçlü etkinlikleri devam ediyor­
du. Afrikalılar genellikle hizmet işlerinde bulunurlarken, ha­
dımlar büyük güçleri olan makamlara çıkabiliyorlardı. Bir ha­
dım olan Kızlar Ağası, Osmanlı sarayının en etkin kişilerinden
biriydi. Saray ahalisi hükümdann yanma girebilmek için de­
netimi elinde tutar ve imparatorlukta büyük iktidara ulaşan­
lar kendi adaylarını sadrazamlığa getirebilirlerdi. Bu saray ege­
menliği dönemleri, vezirliğe ılımlı bakan tarihçilerce “cariyeler
ve hadımlar yönetimi” olarak adlandırılmıştır. Yine bu tarihçi­

350

DEĞİŞİM

lere göre saray mensupları ve adamları açgözlü, sorumsuz ve
bencildir.
İktidar mücadelesi, Babıali ve saray bürokratları ile saray er­
kanı arasında basit bir çatışma şeklinde görülürse, konu çok
basite indirgenmiş olacaktır. Taraflar kendi içlerinde birtakım
fraksiyon ve kliklere ayrılmıştı. Bunlar bazen aralarındaki sı­
nırlan kaldıran geçici koalisyonlar yaparlardı. Bu mücadelede
etkileri olan diğer çıkar gruplan arasında yer alanlardan bazı-
lan şunlardır: Kendi çıkarlan ve politikalan olan bağımsız ku­
rumlar; taşra ve merkez bürokrasisi, yeniçeriler ve dini hiyerar­
şi; çoğunluğunun İstanbul’da çok paraya sahip ajanları bulu­
nan taşra ayanı ve beyler; tüccarlar ve çoğunluğu Rum olan si­
yasetten uzak tutulmalanna rağmen sarayda da, Babıali’de de
ortaklan olan maliyeciler; önemleri ve sayılan azalmasına rağ­
men, hâlâ belirli kritik dönemlerde rol alabilen feodal sipahi
kalından.
Dönemin birçok gözlemcisine göre, saray erkam ve bürok­
ratlar, özgür doğanlar ve köleler, Rumeliler ve KafkasyalIlar hü­
kümet mekanizmasının denetimine hakim olmaya uğraştıklan
sırada, İmparatorluk ölmek üzereydi ama ölmedi. İmparator­
luk, XVIII. yy’ın en karanlık günlerinde dahi Müslüman toprak­
larının neredeyse tamamının yabancılann ya da yerel rakipleri­
nin eline geçmesine engel olacak gücü buldu. İmparatorluğun
başkentte ve taşrada hizmet verecek ve onu kendi düzensizlik
ve dağınıklığının en kötü sonuçlarından kurtaracak namuslu ve
sadık kişiler bulmayı sürdürebilmesi çok daha şaşırtıcıdır.
XVIII. yy sonuna doğru artık sultan ve danışmadan yaşanan
bunalımın farkına varmışlardı. İmparatorluğun direnci, eyalet­
lerdeki isyancı liderlere karşı kısa süreli bir hükümranlık sağ­
lamaya yetse bile, otorite daralmasını ve toprak kaybım engel-
leyemiyordu. Avusturya ve Rusya’ya karşı kazandıklan küçük

351

MODERN ÇAĞ

zaferlerin kendilerinin güçlü olmalarından kaynaklanmadığı­
nı, düşmanlannın aralarındaki endişe ve anlaşmazlıklara, Fran­
sa’daki yeni kanşıklığın yol açüğı korku ve Prusya yayılmacılı­
ğına bağlı olduğunun bilincindeydiler.

16. BÖLÜM

E t k i v e T epk i

Yüzyıllardan bu yana Müslümanların tarihi bakış açılann-
da, Allah’ın gerçeğini tüm insanlığa kazandırmak gibi kutsal
bir görevleri vardı. Ait oldukları İslam toplumu Allah’ın ama­
cının dünyada somutlaştırılması, İslam hükümdarları da, Hz.
Muhammed’in mirasçılan ve Allah’tan getirdiği mesajın bekçi­
leriydi. Onlar Allah tarafından, Şeriat’ı uygulamak ve egemen
olacağı alanı genişletmekle görevlendirilmişlerdi. Teorik olarak
bu sürecin bir sının bulunmuyordu. XVI. yy’da Müslümanların
Amerika ile ilgili yazdığı ilk ve uzun bir zaman tek olan kitabın
Türk yazan, Avrupa’nın “Yeni Dünya” adını verdiği keşif ve fet­
hinden söz etmiş ve oranın İslamiyet ile aydınlanarak Osmanlı
topraklanna katılacağını umut ettiğini yazmıştır.
Müslüman devleti ile kafir komşuları arasında zorunlu ve
devamlı olan bir savaş durumu söz konusuydu. Bu durumun
sona ermesi gerçek dinin egemenliği ve dünyanın tümünün İs­
lam olmasıyla mümkün olacaktı. Gerçeğin ve aydınlanmanın
tek sahibi olan İslam devleti ve toplumunun çevresinde, dinsiz­
lik karanlığı ve barbarlık vardı. Allah'ın toplumunu gözde tut­
masının göstergesi, Peygamber zamanından itibaren dünyada
güç ve zafer kazanmalanydı.
Osmanlılar’ın İslam ordularının Hıristiyan dünyasının kalbi­
ne girdikleri XV-XVI. yy’daki büyük başarılan Ortaçağ mira­
sı bu düşünceyi desteklemiş ve XVIII. yy’daki geçici ama et­
kileyici zaferleri de tekrar canlandırmıştı. Artık koşulların Müs­
lüman devleti yerine Hıristiyan düşmanlarınca belirleniyor ol­
duğu yeni durumu ve devletin varlığını sürdürmesinin Hıristi­

353

MODERN ÇAĞ

yan devletlerin yardımına ve iyi niyetine bağlı olmasını Müslü­
manların kabul etmeleri ve bu duruma uyum göstermeleri ol­
dukça acı ve yavaş olmuştur. Tüm tartışmalann en kesin sonu­
cu savaş alarundaki yenilgidir. Osmanlılar’ın ilk yenilgisini gös­
teren Karlofça Antlaşması imzalandıktan sonra, Osmanlı yöne­
ticileri Batı yöntemlerini araştırma ve taklit etme çalışmalanna
girişmişlerdir.
Türkler, başlangıçta sorunu askeri olarak görüp askeri çö­
zümler aramışlardır. Savaş alanlarında Hıristiyan ordulan onlar­
dan üstün olduğu için onlann tekniklerini, eğitim yöntemlerini
ve silahlarını almak faydalı olacaktı. XVIII. yy’da Osmanlı hü­
kümeti Avrupa savaş yöntemleri için okullar açıp Türk subay­
ları için Avrupalı eğitmenler getirtmişti. Zaman içinde bu kü­
çük başlangıç, çok büyük değişikliklere yol açmıştı. Eskiden
dinsiz ve barbar Batılılar’dan nefret etmek üzere eğitilen genç
Müslümanlar, artık onları öğretmen olarak kabul etmiş ve on­
lann dillerini öğrenip kitaplarım okumak zorunda kalmışlardı.
Genç Türk subay adaylan, XVIII. yy sonlarında, istihkam ve
topçu okullanndaki dersleri için öğrendikleri Fransızca’yı baş­
ka kitaplan okumak üzere de kullanmışlardır. Okuduklan ki­
taplarda karşılaştıklan bazı düşüncelerin topçu öğretmenleri­
nin öğrettikleri her şeyden çok daha patlayıcı olduğunun far­
kına varmışlardı.
Askeri reformlardan sonra, iki dünyayı ayıran engellerden
başka şeyler de olmuştur. Türkler’in uzun zamandır matbaa­
ya karşı sürdürdükleri direniş 1729 yılında kırılarak bir matbaa
kurulması izin çıkmıştır. 1742 yılında kapatılan matbaa on ye­
di kitap basılmıştı. Bu kitaplar arasında, Avrupa ordulannın as­
keri sanatlan ile ilgili bir araştırma ve 1721 yılında Fransa’da el­
çilik yapmış olan bir Türk’ün Fransa ile ilgili olarak yazdığı ki­
tap vardı.

354

ETKİ VE TEPKİ

Batı’nın kültürel etkinliği oldukça azalmış durumdaydı. Çev­
rilen kitap sayısı çok azdı ve çoğu askeri ve siyasi konularday­
dı. Öte yandan, Avrupa ihracatı Türk’lerin zevklerini koşullan­
dırmaya başlamıştı. Dini mimaride, Osmanlı imparatorluk ca­
milerinde bile Avrupa’nın etkisine rastlanıyordu. Bir toplumun
doğası, durumu ve kendini algılayış biçimi ile ilgili pek çok şey
mimarisinden anlaşılabilir. Modem New York’un gökdelenle­
ri, eski Mısır'ın piramitleri ve tapınakları gibi, İstanbul’un bü­
yük camileri de genişleyen ve müreffeh bir toplumun kendine
güvenini ve gücünü anlatmaktadır. Her şeyden önce Osman­
lI İmparatorluğu da, Ortadoğu’daki selefleri gibi bir İslam dev­

leti olduğundan, karakteristik ve ihtişamlı binalarının istisna­
sı olmaksızın tamamı ibadet yerleriydi. Yüzyıllar boyu sultan-
lann yaşadıklan Topkapı Sarayı bunlara oranla daha az öne­
mi olan bir yapıydı. Geniş bir alanı kaplıyordu, büyük lüksleri
vardı ama aslında her biri gösterişsiz olan bir dizi küçük bina­
dan oluşuyordu: Tahta çıkan yeni bir sultam kutlayan halkın,
“Övünme Padişahım, senden büyük Allah var!” şeklindeki hay-
kınşlan şüphesiz bu ruhu yansıtıyordu.
Bu durumdaki büyük bir değişim, 1755 yılında Kapalı Çar-
şı’nın girişinde inşa edilen Nuruosmaniye Camisi ile başlamış­
tır. Genel olarak bu bir Osmanlı imparatorluk camisidir ama
süslemeleri İtalyan barok stiline benzemektedir. Osmanlı dev­
let ve toplumunun merkezindeki bir imparatorluk camisinde,
Gotik bir katedralde arabesk süslemeler olması kadar şaşırtı­
cı olan yabancı süslemeler, azalmaya başlayan kendine güve­
nin ilk işaretidir.
XIX. yy’da bu tür işaretlerden daha pek çoklan görülmüş­
tür. En ilginci olan, 1853 yılında inşa edilen Dolmabahçe Sa-
rayı’nda iki değişiklik göze çarpar. Bunlardan ilki, sultanlann
ve mimarlarının kaynaklarını harcadıklan ve dış dünyayı etki­

355

MODERN ÇAĞ

lemek istedikleri yerin artık bir cami yerine, saray olmasıdır.
İkincisi de, Osmanlı binalarını tanımlayan geleneksel değerle­
rin, standartlann ve zevkin tam anlamıyla yıkılmasıdır. Dolma-
bahçe Sarayı o düğün pastası mimarisiyle, aşırı süslemeleriyle,
Avrupa’dan ithal edilme konu ve stillerin muhteşem birleşimiy­
le, XIX. yy’daki reformların amaçlarını ve nereye yöneleceğini
şaşırmış anlayışının bir göstergesidir.
Batının etkisi çok azdı ve Avrupa'nın düşünceleri halkın çok
az bir bölümüyle sınırlı durumdaydı. Bu sınırlı müdahale bi­
le kısıtlı olmuş ve bazen de 1742 yılında ilk Türk matbaasının
kapatılmasına neden olan gerici hareketlerle tersine dönmüş­
tü. Askeri yenilgi tetikleyici olmuşsa da, Osmanlılar’m bir şekil­
de ayakta kalmayı başardıklan, bazen zaferler bile kazandık-
lan XVIIL yy süresince bunun etkisi azalmıştı. Bu tahrik, Kü­
çük Kaynarca Antlaşması ile Kırım'ın elden çıkarılması ve Fran­
sızların Mısır’ı fethetmeleriyle daha büyük bir güçle yenilen­
miştir.
XIX. yy’ın başından itibaren, Osmanlı İmparatorluğu top­
rak bütünlüğüne yönelik yeni bir tehditle karşı karşıya kalmış­
tı. Sınırlarına doğru yürüyen yabancı devletlerden sonra, şim­
di bir de ülkenin çeşitli yerlerindeki yerel liderler ve hareket­
ler özerklik, hatta bağımsızlık peşindeydiler. Bunlardan bazılan
XVIII. yy’da ortaya çıkmış olan eğilimin, ayanın, derebeylerinin
ve valilik olarak gönderildikleri eyaletlerde kendileri için birer
beylik kapmış itaatsiz paşaların kazandıkları bölgesel özerk­
liklerin devamı niteliğindeydi. Osmanlı imparatorluk hüküme­
tinin başkentin otoritesini tekrar kurma çabası direnişle karşı­
landı. Osmanlı direnişçileri başlangıçta ciddi başarılar elde et­
tiler. 1808 yılında İstanbul’da, derebeyleri ve ayanın kurduğu
bir koalisyon ile merkezi hükümet yetkilileri ortak bir destek
anlaşması imzaladılar. Bu anlaşmayı tahta yeni çıkmış olan Os-

356

Arabistan. XIX. Osmanlı hükümdarına sözde bağlılıklarını bildirmek­ le yetindiler. XVIII. Ortadoğu hükümdarlarının ekonomik alandaki doğrudan katkıları çok az olmuştur. sonra İngilte­ re hükümdarlarıyla eşidiklerini göstermek üzere kral unvanla­ rını kullandılar. hidiv. Mısır valiliği yapan ün­ lü Mehmed Ali Paşa. sultan ve sonun­ da da bağımsızlıklarını ilan edip önce Osmanlı. 1805-1848 yıllan arasında. Osmanlı İmparatorluğumdaki yan monarşik statülerini belirtmek üzere birkaç kez unvanla- nnda değişiklik yaptılar. Ondan sonra yerine geçenler de XX. yy ortalarına dek Ortadoğu’da yüz elli yıl süren Batı etkisi’ ve egemenliği yaşamın her düzeyinde çok önemli değişimlere neden olmuştur. Osmanlı sultanına karşı diplomatik ve as­ keri bir mücadeleye başladı. Sultan imparatorluğun merkez eyaletlerinde otoritesini ya­ vaş yavaş tekrar kurarak güçlendirmeye başladı ama uzak eya­ letlerde bunu yapmak çok zor oldu. Avrupalı devletlerin müdahale­ si zafer kazanmasına engel oldu ama Mısır’ı özerk ve babadan oğula geçen bir beylik yapmayı ve modernleşme yoluna sok­ mayı başardı. İmparatorlukta feodal ayrıcalıkları ve bölgesel özerklikleri tanıyan bir belge imzalamak zorunda kalmıştı. Sırasıyla paşa. En önemli değişim Batılılar’dan çok Ortadoğulu Batı yanlıları sa­ yesinde olmuştur. yy başlannda. Bazı ülkelerde. ETKİ VE TEPKİ manii sultanı II. Ancak bunlar politikalarında dikkatli ve muhafazakar olmak için özen göstermişlerdir. özellikle Mısır ve Os- 357 . Irak. Mahmud istemeden de olsa onaylayarak. Bu değişimler bir öl­ çüde Batılı hükümdarların ve danışmanların eylem ya da mü­ dahaleleri sonucunda olmuştur. yy ortaları­ na dek Mısır’da hüküm sürdüler. Lübnan ve özellikle de Mısır olmak üzere Arapça konuşulan ülkelerde ba­ zı bağımsız yöneticiler gerçek denetime sahip olmak için uğ­ raşarak. yy sonlarından XX.

askere verecek para. yani uzun vadeli mali yenilikler gerekiyordu. XIX.MODERN ÇAĞ manii İmparatorluğu’nda. Bu planlar. modem ordular kurmak yalnızca eğitmen tu­ tup silah alarak üstesinden gelinecek bir eğitim ve teçhizat so­ runu değildi. tarım dışında. Reform. ulaşım ve iletişim gibi alanlara önem vererek üretken ekonomik faaliyetleri özel teşebbüse bırakmışlardır.. Avrupa silahlarını ve teç­ hizatını getiren kişiler yanlarında. hükümetler Baü’nın güç ve servet anahtarı olarak gördükleri hızlı ve zorunlu sanayileşme yoluy­ la devlet denetiminde ekonomik kalkınma planlan uygulama­ yı denemişlerdir. Ortadoğu hükümetlerinin çabalarının askeri modernleştirme ve idari merkezileşme olmak üzere iki önemli amacı vardı. Hü­ kümetler bu sonuçlara ulaşmak üzere çok aynntılı bir reform programı başlattılar. İçi­ ce geçmiş bu tasarılarla.eğitim gör­ müş subaylar ve bir eğitim reformu. Avrupa’nın silahlı gücünün egemenliğindeki dün­ yada ayakta kalabilme zorunluluğu nedeniyle askeri alanda başladı. yy’m ilk yansında çok büyük oranda ortaya konmuş ama sürekli etkili olmamıştır. eski düzeni sarsacak Avrupa düşüncelerini de getirdiler. girişimci­ liği yabancılara ve azınlıklara bırakmak anlamına gelmektedir. yy’ın ikinci yansında. XIX. eğitim ve başka yollarla gelişen kişisel iletişim bu yeni düşüncelerin yayılması- 358 . Modern ordular için bir idari reform. orduya malzeme sağlaya­ cak fabrikalar. Ne var ki. uzun süredir İslamiyet ile Hı- ristiyanlık’ı ayıran engelde yalnızca bir gedik açarak buradan güdümlü ve kısıtlı bir akış gerçekleştirmekti ama kontrollerin­ den çıkan bir sel meydana getirdiler. hükümetler sulama tesisleri. ticaret. Diplomasi. hükümetin içeride muhaliflere ve ayn- lıkçılara. dışanda da güçlenmeye devam eden düşmanlara karşı otoritesinin tekrar kurulup güçlendirilmesi amaçlanıyordu. Bu yaklaşım. yani bir ekonomik reform. Askeri reformculann amacı.

Başlangıçta bu tepki dini bir görünüşteydi. dahası yabancı devletlerin müdahalesi çok güçlü bir tepki yarattı. eski Arap- lar’ın yüceliklerini ve onların gerçek İslamiyet’inin sonradan olan değişikliklerle çarpıtıldığını yazmaya başladı. Reformlar. Mısır’da Hintli bir Nakşi­ bendi bilim adamı Arapça öğrenmenin yayılmasına ve Mısır rö- nesansını başlatmaya çalıştı ama Fransız istilası yüzünden ba­ şarılı olamadı. XVIIL yy’daki önemli iki yeni hareket. ETKİ VE TEPKİ m sağladı. Bu hareketlerden ilki Nakşibendi dervişleri tarikatınınkiy- di ve Sofi kökenliydi. dinin saflığından uzaklaşmaya karşı yapılan protestolardı ve ikisi de yabancıla­ rın ülkeye girişleriyle ilgiliydi. ilk başta Arap ülkelerine. Ortadoğu’ya Hindistan’dan gelen Nakşi­ bendilik. bu görüş etkili olmuş olabilir. Batı uygarlığının teknolojinin kısıtlı alanında ka­ lacağı umulan bazı ürünleri benimsendi ama çok geçmeden ya­ bancı düşünceler. İslam’ın Batı’nın giderek artan gücü­ ne karşı tepkisini farklı yollardan ortaya koymuştu. Orta Arabis­ tan’da dönemin ikinci büyük hareketi olan Vahabiler’in orta­ ya çıkışında. Müslüman or­ dusunun. Zamanla Ortadoğuluların daha çok yabancı dil öğ­ renmeleri. böylece de İslam devletinin modernleştirilmesi ama­ cına yönelikti. sonra Osmanlı İmparator- luğu’na. çevirilerin artması ve bunların matbaa sayesinde ço­ ğaltılıp dağıtılması ve 1820 yılından itibaren haftalık. sonra da Kafkasya’ya yayıldı. İlk başlar­ da her iki hareket de İslamiyet’in çöküşüne. daha son­ ra da günlük gazetelerin çıkmasıyla bu düşünceler daha büyük bir alana yayıldı. Arabistan’da bir başka Nakşibendi. Yüzyıllardır süren üstünlük inancının Batılı silahların etkisiy­ le parçalanması İslam toplumunda derin bir yara açtı ve ilk ifa­ desini reform hareketlerinde buldu. Vahabiler dinin bo­ zulması ye çürümesinin bir parçası olarak kabul ettikleri Sofi 359 .

uygulama­ da militan olan Vahabiler. Yabancılar karşısındaki direnişin başında sultanlar. Ortadoğu’da Vahabi öğretisinin çok ta­ raftan olmadı ama temsil ettiği dini canlanma birçok ülkedeki Müslüman’ı etkileyerek. XVIII. Bunun için. boyun eğip se­ yirci kalmaya alışmış olan hareketsiz yığınların kendi kaderle­ rine sahip çıkmaları mümkün değildi. tarihi görev­ 360 . Henüz Ortadoğu’nun merkezinde yabancı bir efendi olmasa da. İngiliz Hindistanı ve Fransız Kuzey Afrikası gibi sömürge imparatorluklarındaki uyum ve işbirliği olmuş­ tur. bu canlanan hareketlerden biri­ ni temsil eden popüler dini liderler yer aldılar ve güçlü arzular uyandırarak büyük enerji birikimlerine yön verdiler. reformcu hükümdarlar ve modem entelektü­ eller de bu yolu izlediler. vezirler. Ara­ bistan’da birkaç defa canlandı ve öteki Müslüman ülkelerde de dolaylı etkileri görüldü. Batı’nın etkisine İslam'ın verdiği yanıtın sonraki aşaması. Avrupalı istilacılar karşısındaki müca­ dele için yeni bir militan ruhu kattı. Bu görüşe göre. Her üç bölgedeki liderler. yy’ın reform hareket ve etkinliklerinde aralannda sü­ rekli bir mücadele olan iki farklı görüş dikkat çekmektedir. Arap yarımadasının büyük bir kısmı­ nı ele geçirdiler. XIX. Orta Avru­ pa’daki örnekleri gibi onlar da halk için doğru olanı biliyorlar­ dı ve doğru olanı yaparken sözde popüler hükümetin onlara engel olmasını istemiyorlardı. Rus Orta Asyası. askerler ya da ulema yerine. efendilerinin dillerini öğ­ renerek ilerlemek için ihtiyaç olan modem bilgiye ulaşmaya özendirmişlerdir. halkı. yy"dan sonra da Mezopotamya sınırla- nnda Osmanlı İmparatorluğu’na kafa tutmaya başladılar. ancak Vahabilik varlığını sürdürdü. Gö­ rüşlerden biri Orta Avrupa aydınlanmasından çıkmış ve otoriter reformcuların benimsedikleri düşünceleri getirmişti. 1818 yılında güçleri kırıldı. Teoride safıyetçi.MODERN ÇAĞ mistikliğine de karşı çıkıyorlardı.

Batılı gücün. ekonomik ve siyasi liberalizm öğretilerinden kaynaklanmıştı. Sultan. sonra da öteki ülkelerdeki taraf- tarlanna göre. “saygın. yy başında yapılmış­ tır. şah ve paşalar bu gibi atanmış danışma kurumlarıy- la ilgilenirken halktan da daha radikal düşüncelerle uğraşmaya başlayanlar olmuştu. daha da geliştirilerek. Meclis üye­ ler. güvenilir. Vatanda­ şın hükümetin yasal olmayan ve keyfi eylemlerinden bağışık­ lığı. ülkenin genel kalkınmasının beraberinde insan­ ların güvenceye alınacak hakları vardı. bilgili ve halk tanıyan kişilerden” seçi­ lecekti. Bu görüşün. Bu düşüncelerin ithali. Öteki görüş Orta Avrupa yerine. Avrupa siya­ si görüşlerinin ortaya çıkmasının ardından. Ancak XX. yy’daki önemli siyasi gelişmelerden biridir. Aynı durum kısa bir zaman sonra İran’da da gerçekleşti. henüz Ortadoğulular tarafından. Bu da temsili ve meşruti bir hükümetle sağlanabilirdi. ve XX. uyumu ve bir ölçüde de uygulanması XEX. ETKİ VE TEPKİ leri öğretmek ve yönetmek olan entelektüeller ve askerler tara­ fından eğitilmeleri ve yönetilmeleri gerekiyordu. ileride ba­ ğımsızlık anlamına gelecek şekliyle kullanılmıyordu. eğitim ve vergi ko­ nularım görüşmek için toplandıkları XIX. Batı Avrupa’dan. hükümetin kuaılmasına ve yürütül­ mesine katılma hakkı şeklinde. Mısır’da ve Osmanlı İmparatorluğu’nda tümü atamayla ku­ rulan ilk danışma meclisi deneyleri tarım. yy’ın başında. Batılı anlamında kullanılıyordu. servetin ve büyüklü­ ğün temelindeki gerçeğin özgürlük olduğu kabul ediliyordu. ancak ülkelerinde doğmdan Avrupa yönetiminin kurulmasından önce. 1845 yılında Osmanlı sultanı her eyaletten iki kişi katıla­ cak şekilde bir eyalet temsilcileri meclisi topladı. önce Osmanlı İmparatorluğu. Avrupa’ya gitmiş olanlar orada gördükleri 361 .1 Ancak tüm bu iyi özelliklerine rağmen uygulama ba­ şarılı olamayarak sona erdi. Özgürlük sözcüğü birçok anlam ifade ediyordu.

1861 yılında. Bu me­ saj Rusya’dan bile duyuldu ve halkın baskısıyla bir çeşit parla­ menter rejim kuruldu. Mısır hiikümdan üç yıllığı­ na seçilmiş olan yetmiş beş delegelik bir danışma meclisi kur­ du. İlk Osmanlı meclisi beş ayda yalnızca iki oturum yapabil­ di ve meclisin bir daha açılmasına dek otuz yıl geçti. yüzyıllardır ilk defa bir Asyalı devletin bir Avru­ palI devleti yenmesi. O zamana dek Ortadoğu’dan Avrupa’ya gidenlerden resmi temsilciler ve öğ­ rencilere siyasi sürgünler de eklendi. İki seçim yapıldı ve padişah canlılık belirtisi göstermeye başladığında meclisi ka­ pattı. Osmanlı anayasası. Bu meclis­ ler. ara sıra kısa toplantılar yapabilen iki yan meclis açıldı. 1882 İngiliz işgalinin ardından da bu süreç sürdü. 362 . Bu anayasa 1864 yılında kaldırılmıştır ama aynı eğilim sürmüştür. 1860-1870'lerde meşrutiyet düşüncesi güçlenmeye başladı.MODERN ÇAĞ parlamenter hükümete övgüler yağdırıyorlardı. Osmanlı hakimiyetindeki özerk bir hanedan olan Tunus Beyliği tarafından kabul edilen anayasa. yeni sultan II. Abdülhamid tarafın­ dan büyük bir gösterişle ilan edildi. Osmanlılar’ın ilk meşrutiyeti kısa sürdü. 1883 yılında çıkarılan “Kuruluş Kanunu” ile sınırlı seçmeni ve gücü olan. birkaç meclis seçildi ve çalıştı. Ancak bu hareketlerin aktif des­ tekçileri 1867 yılında Fransa ve İngiltere’ye sığınmak zorunda kaldılar. ancak 1914 yılın­ da savaş çıkınca. bir İslam ülkesi­ ne ait ilk anayasadır. Abdülhamid tarafından kapatıldıktan sonra meclis se­ çimleri yalmzca Mısır’da yapıldı. çok popüler bir mesaj veriyordu. seçimler de meclisler de sona erdi. 1905 yılında meşruti Japonya’mn otokrat Rusya’ya karşı ka­ zandığı zaferle. Osmanlı meclisi. Bu sırada başka yerlerde daha radikal gelişmeler yaşanıyor­ du. 1913 yılında birleşerek güçlerini artırdılar. 1866 yılında. Bu sırada Osmanlı İmparatorluğu’nda da meşrutiyet hare­ ketleri gelişmeye başlamıştı.

Bu re­ formlar gerek borç alabilmek gerek de müdahale ve işgali ön­ lemek üzere yapılmış uyum jestleri olma özelliğini de taşıyor­ du. Resmi Osmanlı politikası kontrollü ve sınırlı bir pan-İsla- mizm oldu. Avrupa etki ve örneğinin ve Avmpa ile eşit şartlarda bulun­ ma isteği. ülke içinde sultana bazı ihanetler kar- 363 . ETKİ VE TEPKİ Meşrutiyet adeta hemen alınması zorunlu olan bir hayat iksi­ ri gibiydi. Os- manlı İmparatorluğu’nun Piyemonte’nin İtalyanlar ve Prus­ ya'nın Almanlar için yaptıklarını yapacağına inanılıyor ve bu bütün Müslümanların birliği ve dayanışması olarak kabul edi­ liyordu. Hem Tunus’daki. Bu hare­ kette. karışıklığa. denetim ve işgale doğru ilerleyişi engelleyemediler. Türki­ ye’de. İki yıl sonra. Osmanlı subaylarından olu­ şan Jöntürkler adlı bir grup. Bu yeni müdahalelere karşı Ortadoğu Müslümanları’mn gösterdik­ leri tepkiler dini terimlerle ifade edilmiştir. bu amaçlara ulaşmak konusunda pek de başanlı olunamadı. iflasa. Hıristiyan imparator­ luklarının ortak tehdidine karşı Müslüman halklann ortak cep­ hesi olan pan-îslamizm. hem de daha uzun süreli olan Mı­ sır’daki parlamenter deneyimler. Ne var ki. Alman ve îtalyahlar’ın kendi halklarını ve ülkelerini bir­ leştirme başarılarından esinlenilmiş olması mümkündür. Hatta bu sürecin hız­ lanmasını sağladıklarını öne sürenler olmuştur. padişahı 1876 anayasasını tekrar kabul etmeye zorlayarak Osmanlı İmparatorluğu’nda çok da­ ha önemli olacak bir meşruti ve parlamenter hükümet döne­ mine geçişi sağladı. varlığını sürdüren tek bağımsız Müslüman devleti. Bu politika. 1860-1870’lerde doğmuştur. İran’da 1906 yılı yazmda olan meşrutiyet taraftan bir isyan şahın bir millet meclisi toplayıp liberal bir anayasayı ka­ bul etmesini sağladı. Bu sırada* Avrupa’daki iki taraftan ilerleme sürmüş tür. bu gibi ilk anayasal reformları doğurmuştu.

Ancak ülke dışındaki pan-İslamizm politikası. Avrupa'dan aldıkları liberal ideo­ lojilerin ve yeni “bir ülke ve millet” düşüncesinin gölgesinde kalıyordu. . resmi olan Osmanlı pan-İslamizm politikasından daha radikal ve militan bir yapıdaydı.MODERN ÇAĞ şısında Müslüman tebaasına yaptığı sadakat çağnlan için yar­ dım ederken. ülke dışında da Osmanlı olmayan Müslü manlar. o zamanki pan-İslamizm döne­ min radikal seçkinlerinin izlediği siyasi programların temel un- surlan arasında yer almıyor. Öte yandan. özellikle Avrupa imparatorluklarındaki Müslüman tebaa arasın­ da faydalı oldu. Bunu da önemli etkileri olan bazı li­ derler sağlıyordu.

çok daha önceki çağlarda Avrupa’ya yeni teknikleri ve zevkleri öğretmiş ve sağlamıştı. milli birlik mücadelesi vermekte olan İtalya’yı anlattı. Ali Paşa mektupta şunları söyledi:1 "Dini ve dili aynı olan tek bir ırkın yaşadığı İtalya. Tüm farklı milli özlemler serbest olursa. Yüzyıllardan beri. BÖLÜM Y en i D üşünceler Eylül 1862’de Osmanlı İmparatorluğu’nun hariciye nazırı Ali Paşa. Avrupa'nın genel diplomatik durumunu inceledikten ve ül­ ke ülke gezdikten sonra. Paris’te bulunan elçisine yazdığı bir mektupla diplomat- lann “ufuk turu” olarak adlandırdıklan bazı bilgileri gönder­ di. ke­ hanetten çok çağın iyi gözlemleriydi ve bu denli endişe duy­ duğu milliyetçilik virüsü siyasete bulaşmış. Osmanlı İmparator- luğu’nu güçsüzleştirip yıkacak süreç başlamıştı. Türkiye'de olabile­ cekleri bir düşün. Avrupa’nın ekonomik ve askeri 365 . Şu ana dek tüm başarısı düzensizlik ve anarşidir. Hıristiyan Avrupa ile Müslüman Ortadoğu dünyasının etkile­ şimi yeni bir durum değildi. 17. bitliğini sağlamada önemli zorluklarla karşı karşıyadır. mal ve teknoloji alışverişi. Aslmda bunlar. bu sürecin kayna­ ğı. Osmanlı halkının başlangıçta az olan ama giderek artan ve zaman zaman hakim duruma gelen bir azınlığı tarafından kabul edilmiştir. Tarih araştır- malannda çok nadir görülen bir kesinlikle. kimi zaman çok büyük çaplı olarak yapılıyordu. A z da olsa bir istikrar elde edebilmek için bir yüzyıla ihtiyaç olacak ve çok kan dökülecektir. Or­ tadoğu." Ali Paşa doğru kehaneüerde bulunuyordu ama “bir yüz­ yıl” tahmini gerçeklerden oldukça uzaktı. şekli ve zamanı bilinmektedir: Fransız Devrimi ile başlayıp Fransızlar tarafından yayılmış.

neredeyse Avrupa dillerinin tümünde taklit ve uyarlamalan yapılmıştı. Avrupa sınır ülkelerinin folk ve sonra da sanat mü­ ziklerini önemli ölçüde etkilemişti. entelektüel denge de de­ ğişmiştir. astronomi ve kimyada. Arap öyküler külliyatı olan Binbir Gece Ma- sallan’nın 1704-1717 yıllan arasında Fransızca çevirileri yayın­ landıktan sonra. maddi düzeyde kalmıştır. resim ve edebiyat alan- lannda bazı önemli olmayan etkiler kalmıştı. Ne var ki. daha sonra maddi güç dengesi gibi. Balkanlar’da Türk müziği ve İspanya’da Mağripliler. matematik ve tıpta. Reform. doğuya doğnı artmıştır. Defoe’nun Robin- son Crusoe adlı romanının konusu. Ancak Rönesans. Osmanlı sefirlerinin Avrupa başkentlerini ziyaretleriyle. Aydınlanma ve Bi­ limsel Devrim gibi hareketler hiç dikkatlerini çekmemiş ve hiç­ 366 . iç dekorasyonda. felsefede ve ilahiyatta İslam dün­ yasının öğrencileri olmuşlardı. Müslüman Doğu’nun Avrupa’ya öğretecek bir şeyi kalmamış. büyük hareket batı yeri­ ne. Ancak bu durum fazla bir entelek­ tüel özelliği olmadan. İslam dünyası eski kabul edebilme yeteneğini yitire­ rek Hıristiyan dünyasından gelecek her şeye için bağışıklık ka­ zanmıştır. Ortaçağ’da çok daha gelişmiş ve ileri olan İslam top- lumlanna Avrupa’nın verebileceği pek bir şey yoktu. Batı Avrupa’nın geri kalmış ve fakir toplumlan. zaten Avrupa’nın bu­ na ihtiyacı kalmamıştı. İngilizce çevirisi birkaç yıl önce yayınlananmış olması olası bir Ortaçağ Arap felsefe roma­ nından alınmıştı. Bunun tersi yönündeki entelektüel iletişim neredeyse hiç yoktur. Öte yandan.MODERN ÇAĞ açıdan güçlendiği son dönemlerdeyse. Ortaçağlardaki düşünce hareketleri sürekli olarak doğudan batıya doğrudur. Avrupa'nın üstünlüğünün erken bir ta­ rihte kabul edildiği askeri konulardaki bilgi ihtiyacı Avrupa’dan karşılanmaktaydı. Ancak Batılı tarihçilerce Ortaçağ olarak kabul edilen dönemin sonunda. mimaride ve za­ man zaman da giyimde Türk modası yaratılmıştır. Yalmzca sanat.

Ancak bunlar arasında düşün­ celer çok hızlı yayılarak kısa süre içinde imparatorluğun tebaa­ sı ile birlikte efendilerini de etkiledi. Halklarının düşünce ve eylem süreçlerinde bir değişik­ lik başlatan Fransız Devrimi. aralanndaki eşitlik gibi temel bir ilkeydi ve aristokra­ tik ya da etnik ayncalıklarla engellenmezdi. Birkaç yüzyıl önce İslamiyet’in kendi Rö­ nesans’ı gerçekleşmiş ve Avrupa’ya bile etkileri olmuştur. Dönemin Osmanlı yazar­ larının bir benzetmesini ile “yeni Frenk düşünceleri. Ancak bu ayncalıklar. Bu. hatta bazı savunucuları tarafından Hıristiyanlık kar­ şıtı olduğu öne sürülüyordu. Kadın ve kölenin eşit olmayan statüleri böy­ le kolayca ortadan kalkmazdı ama bu durum o dönemde de. Bu hareketlerin tümü ve daha sonrakiler. İslam halklan için eşitlik. İslamiyet’in bir parça­ sı olarak değil. YENİ DÜŞÜNCELER bir etki yapmamıştır. Hıristiyan olarak gö­ rüldükleri için gereksiz bulunmuş ve önem verilmemiştir. Avrupa’da dü­ şüncelerin Hıristiyan terimleriyle anlatılmadığı ilk büyük ayak­ lanmaydı. Müminler ile inanmayanlar arasındaki eşitlik farklı bir ko­ nuydu ama İslam dininin seçilmesiyle irade dışı bu kusur orta­ dan kalkabilirdi. az oranda ve Hıristiyan tebaa ile sınırlıydı. yeni Fren­ gi hastalığı gibi” yayılmıştı. kardeşlik ve özgürlük tamamen yeni ve tuhaf düşünceler değildi. Fransız devrimci propagandasına ilk tepkiler. 367 . Fransızlar’ın Ortado­ ğu halklan arasında düşüncelerini yaymak üzere adım atmala- nydı. müminlerin kar­ deşliği. ona karşı çıkmış ve asla Avrupa’daki gibi kabul edilmemişlerdi. Kardeşlik. Başka yerlerde ol­ duğu gibi İslam topraklannda da yüzyıllar boyunca bu tür ay- ncalıklar olmuştu. Avrupa'nın öteli hareketleri ile Fransız Devrimi arasındaki bir ayrım da. Av­ rupa Rönesansı’na bir yanıt ve bir Reform hareketi olmamıştır. Ortadoğu’da ilk kez önem kaza­ nan bir Avrupa düşünce hareketi olmuştur.

Özgürlük. İslami canlanmanın çok önemli sonuçlarından biridir. Batı’nın müdahalesine ve baskısma bağlı değildir. Müslüman kadınların bazı mallar için Batılı hemcinslerinin henüz sahip olmadıklan hakları olduğundan Şeriat’ın tamamen olumsuz bir etkisi yoktu. İslami kullanımda “özgür ve özgür­ lük” sözcükleri önce hukuki. Batılı düşüncelerden etkilenmekle bir­ likte. kadınların gele­ neksel kıyafetlerine dönmeleri. Dev­ rimci Fransa’nın etkisiyle Ban’daki yurttaşlık kavramı ile bera­ berindeki kanlım ve temsil ilk kez öğrenilmiştir. kadınların vahiyle gelen ve Şeriat’ta yer alan aşağı statüleri pek net değildi. zorunlu çalışmadan ve başka yükümlülüklerden kur­ tulmuş olmak gibi bazı durumlarda belirli ayncalıkları ve bağı- şıklıklan ifade etmek için de kullanıla dı. bu çok kısıtlı ilerlemeden bi­ le şikayetçi olmuşlardır. 368 . müdahalesi ya da etkisiyle hukuki cariye kö­ leliği kaldırılmış ve fazla bir tartışma yaratmamıştı. Buna oran­ la kadınların özgürlüğü. hükümdann görevi olarak görülürdü. sonra da toplumsal bir anlamı ta­ şımıştır. adaletti. Batı stili giyinmeyip kravat takmayarak Batı’yı reddettiklerini göster­ mişlerdir. Devrimden sonra İran’daki erkekler. eşitlik ve kardeşliğe göre. Müslüman geleneği­ ne göre uranlığın karşın özgürlük değil. Adalet. yeni bir sözcüktü. Sözcük.MODERN ÇAĞ daha sonraki dönemlerde de güçlü bir duygu uyandırmamıştı. Bu ko­ nuda kaydedilen ilerleme oldukça hararetli iç tartışmalarla ya­ pılan iç girişimler sonucunda olmuştur. Gerek geleneksel ge­ rekse de radikal İslami militanlar. Batı’dan gelen birçok kadın ziyaretçi bu konuyu belirtilmiştir. Batı yönetimi. Erkeklerin olmasa da. Kadınlardan da çok daha fazlası istenmiştir. en azından siyasi an­ lamıyla. tebaa­ nın bir hakkı değil. Öte yandan. Azat edilen köleler yüksek makamlara çıkabiliyorlardı ve sul­ tanın köleleri birçok açıdan imparatorluğun gerçek yöneticile­ ri olmuşlardı. Özgür bir kadın ya da erkek köle olmayan kişilerdi.

Sizler boşuna endişeleniyorsunuz. Bir Osmanlı tarihçisinin yaz­ dıklarına göre Rusya. İmparatorlukta konuşulan Türkçe. istedikleri gibi giyinebilirler. buna karış­ mak Babıali ’ in işi değildir. 1797 yılı Ekim ayında Campo Formio antlaşmasıyla Habs- 369 . Rumca ve Ermenice dillerinde çevrileri yapılan devrim­ ci edebiyat. Bu ve başka eski kaynaklardan anlaşıldığına göre. Türkiye’de Fransızlar’m üç renkli şapkalarını ve başka devrimci amblem­ lerini giymelerinin yasaklanmasını istemişlerdir. Fransa’dan ithal edilmiş veya elçilikteki bir matba­ ada basılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu ’nun bir Müslüman devleti olduğunu sizlere sıkça ifade etmekteyiz.”2 Bu kutlama. Fransız- lar ve arkadaşlarının Fransız Sefareti’nde Türk topraklarına dik­ tikleri özgürlük ağacının etrafında yaptıkları “cumhuriyet kar- manyolu" dansı ile sona ermişti. Tiirkler başlangıçta eskisi gibi Batılı düşüncelerin bulaşmasına karşı dinleriyle bağışıklı olduklanna inanmışlardır. Avusturya ve Prusya birlikte. Ne var ki. Bu ortak istek karşında BabIali’den şu yanıt gelmiştir:3 "Sevgili dostlarımız. BabIali’nin yabancı konukları­ nın başlarına veya ayaklarına giydikleri ile ilgilenmediğini be­ lirtmektedir. YENİ DÜŞÜNCELER İstanbul’daki Fransız elçiliği daha başlarda bir pfopagan- da merkezi haline gelmişti. Aramızda onların bu işaretlerine önem veren hiç kimse yoktur. Arapça. 1793 yılında Saraybumu karşısında demirlemiş olan iki Fransız gemisine Cumhuriyet bayrağının çekilmesi bü­ yük bir kutlama ile karşılanmıştı. Bu olay için Fransız elçisi şun- lan söylemiştir: “Osmanlı ve Amerikan bayrakları ve silahları­ nı günahkar zorbalann ittifakında birleştiren diğer devletlerin bayraklan bu iki gemide dalgalanmıştır. Bu olaylar." Diğer bir Osmanlı kaynağı. Türkler’den daha çok öteki Avrupa devletleri­ nin sefaretlerini endişelendirmişti. Dostumuz olan devletlerin tüccarları ara­ mızda misafir olarak bulunur. kısa bir süre içinde düşkırıklığına uğrayacaklar­ dı.

Bu bölgede 1797’den 1799’a ve 1807’den 18l4’e kadar kısa süren Fransız egemenliğinin çok büyük etkileri olmuştur. başlangıçta sınırlı bir çekiciliği olan alışılma- 370 . Eski dost. Fransız yöne­ timinde olan bölgelerde gerçekleşen olaylarla ilgili telaşlı ra­ porlar gönderilmeye başlandı: “Soyluların ayrıcalıkları ellerin­ den alınmıyor. Fransız yönetimi zamanında ger­ çekleşmiş olan devrimci ve radikal değişikliklerin Osmanlılar’ın Mora eyaletindeki Rum komşularını etkilememesi olası değil­ dir. burada da eski ihtişamlı gün­ lerden ve modem özgürlükten söz etmeye başladıklarında ar­ tık ders alınmıştı. topraklan da Fransız Cumhuriyeti ile Habsburg İmparatorluğu arasında paylaşılmıştı. köylüler zorunlu çalıştınlamıyor. kendilerini Osmanlı İmparator- luğu’nun geleneksel dostlan gibi gösteriyorlardı. seçimler yapı­ lıyor. atık yeni komşuydu ve bu şok karşısında dostluk duramadı. Fransa’ya Preveze lima­ nı ile İyonya Adaları ve Yunanistan ile Arnavutluk kıyılan ve­ rilmişti. Antlaşmaya göre uzun bir ömür süren Venedik Cumhuriye­ ti son bulmuş. eşitlik ve özgürlük konuşmalan serbestçe yapılıyordu. Vatandaşlık an­ lamında-özgürlük. Yüzyıllar boyunca Venedik egemenliğinde olan bu topraklar­ da yaşayan halk Yunanlı’ydı.4 Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir Osmanlı eyale­ ti Mısır’ı ele geçiren Fransızlar. Kısa süre içinde başkente Osmanlı Yunanistanı’ndari. Bu iki düşüncenin çeşitli karışımlarda çeşitli zevklere sunu­ lan bileşimi karşı konulmaz olmaya başlamıştı.” Bir Osmanlı tarihçisine göre en kötüsü şuydu: “Eski Yunanis­ tan devletlerinin dönemini anımsatarak bölgedeki Ortodoksla- n cumhuriyetçilik için kışkırtıyorlar ve komşu Osmanlı devleti tebaasını da etkilemeye çabalıyorlardı. Çok uzun süredir Fransızlar.MODERN ÇAĞ burg İmparatoru devrimci Fransa ile barış yapmak zorunda kal­ dı.

dinin temellerini yıkmış.. 371 . Onlar. XX. dininize ve toplumunuza aitiz. Bu da. bundan da öte eski Ortadoğu uygarlıklarına dayanır.. Yalanlarla dolu sahte kitaplanyla "Biz size.... yy sonunda Avrupa'nın. Tüm dinlen terk etmişlerdir. Kuran’m son cüzü (114:5) Şeytan’m “insanlann kalplerine fısıldadığı” yazmaktadır. soru ve yanıt olmayacakmış gibi davranırlar. krallar ve devletler arasına fesat sokmuşlardır. Bunu eşit haklar düzeni olarak gösteren. öteki dini kül­ türlerdeki gibi Allah’ın son vahyini kabul edenler ve reddeden­ lere eşit davranmak mantıklı ve uygun olmayacağından. ”demiş ve herkesi Şeytan ’ın bayrağı altında birleş­ meye çağırmışlardır. kıyamet ve hesaplaşma günü.. Bu durum. dolayısıyla da bağlılık ve yasallığın determinantları olarak millet ve ülke dinin yerine geçince gücü iyice artıyordu. imtihan. Başta laik sonuçlan olmak üzere tehlike muhalefetsiz kal­ madı. ce­ zalandırma. Onlar tüm insanlann insanlık açısından eşit olduklanna inanırlar. dinler arasında nifak tohumlan ekmiş. yasaklananlan yasal yapmış.• hiç kimsenin bir üstünlüğü olmadığını ve herkesin kendi ruhundan ve yaşa­ mından sorumlu olduğunu savunurlar. tüm insanlan günahlanna ortak etmeye çalış­ mış. Osmanlı İmparatorluğumdaki ve birtakım değişikliklerle İran şahlarınm ülkesindeki geleneksel toplumsal ve siyasal dü­ zenin kökeni klasik İslam hukuk ve geleneklerine. YENİ DÜŞÜNCELER dik bir tad vermişti ama Avrupa’dan ithal edilen yeni milliyetçi­ lik ve yurtseverlik düşünceleri ile birleşince ve sadakat ile kim­ liğin. eşitsiz­ liğe dayanmaktadır. Şeytan'm söyledikle­ rini yaparak. Sultanın hükümetinin Arapça ve Türkçe yayınladığı bil­ diride şunlar vardı:5 "Fransızlar.. " Burada Şeytan’a sıkça yer verilmiş olması ilginçtir.. Bu boş inançtan ve saçma dü­ şüncelerinden hareketle yeni kanun koymuşlardır... tut­ kulu arzulanna ulaşmış. Cennetin ve dünyanın Tanrısının birliğine inanmazlar. sonra da Amerikan düşünce ve yaşayış tarzının çekiciliğine karşı koyma çabalarında da görülmüştür.

Bu dini özgürlük ve komünal özerklik karşılı­ ğında Müslüman olmayan milletler devlete sadakat borçlu olur­ lardı ve “zimmi” statülerinin eksikliklerini ve sınırlılıklarını ka­ bul ederlerdi. Arapça. Arnavutça. Batılı sınıflandırmasında Hı­ 372 .MODERN ÇAĞ geleneksel İslam rejimlerinin dini hoşgörüsünü hakkıyla öven bazı modem savunucular olmuştur ama durum böyle değildi. Kürt­ çe. Ancak bu bir eşit statü değil. Erme- niler ve Museviler olmak üzere başlıca dört millet vardı. eski dinler olarak kabul ettiği tektannlı olanlarla sınır­ lıydı ve uygulamada. o dinin. Osmanlı İmparatorluğu’nda bu azınlıklar “millet” olarak adlandırılıyordu. Ortadoğu’daki çeşitli mezheplerden olan Musevileri ve Hıristiyanlan içeriyordu. Etnik Yu­ nanlılarla birlikte başka kökenlerden olduğu halde Ortodoks Kilisesi’ne bağlı olanlar vardı: Avrupa’da RomanyalIlar. İslam devleti inan­ mayanlara eşitlik tanımayı kabul etmeyerek iktidardaki dinlerin uygulamasını izlemekteydi. Müslüman millete “millet-i hakime” de denirdi ve arasında Türkçe. bir hoşgörü düzeyiydi. Üyeleri. Sırplar. Millet bir dine bağlılığıyla tanımlanan dini ve siyasi bir top­ luluktu. Ötekilerdeki bu farklı yan. sınırlanan ve Müslüman toplumunun çoğunluğunu kabul ettiği bir yer veriyordu. O dönemde bu tür bir eşitlik bir erdem gibi görülmez. Asya’da. devlet kanunları ve çıkarlarıyla çatış­ madığı sürece liderlerinin kanunlarına ve kurallarına uymak zorundaydılar. ArnavutFar ve Bulgarlar. Rumca ve başka Balkan ve Kafkasya dilleri ko­ nuşanlar vardı. İslamiyet’in hoş­ görüsü. Tü­ mü de yalnızca dini terimlerle tanımlanırdı. görevin kötüye kullanılması olarak kabul edilirdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda Müslümanlar. Rum milleti de aynı ölçüde farklılıklar taşıyordu. İran’da küçük bir Zer­ düşt toplumu vardı. Rumlar. toplum­ da inanmayanlara Şeriatla tanımlanan.

toplumsal ve ticari rekabetlerdeki da­ yanışma gruplarının temellerini oluşturuyorlardı. siyasi. çok yakın çağla­ ra kadar kendilerini böyle tanımlamamışlardı. Benzer şekilde. YENİ DÜŞÜNCELER ristiyan Türkler ve Araplar olarak bilinen Türkçe ve Arapça ko­ nuşanlar. Suriye ve Irak’taki Arapça konuşan Musevi- ler. 1492 kovulma fermanıyla İspanya’dan kaçan ve İspanyol­ ca konuşanlar. Türk adını Anadolu’nun ilkel köylüleri ve göçerleri için kullanırlardı. Ancak klasik millet sistemi henüz kendi iç mantığında yürüdüğü için bu gibi etnik dayanışmalar temel kimliği tanımlamadığı gibi. Ermeni milleti homojen özellikteydi ve Ermeni Kilisesi’ne bağlı Ermeniler’den oluşuyordu. Bugün bizler tarafından Araplar ve Türkler olarak adlandı­ rılan. gerek de Rum milletinde. Musevi milleti. Dinlerine göre tanımlanan bu milletlerde çeşitli etnik ve ba­ zen de aşiret gruplan yer alıyordu. Gerek Erme­ ni. kendileri­ ni Türk olarak adlandırmazlardı. kendilerine de Arap ve Türk diyenler. kesin bir bağlılığı da belirlemiyor­ du. İçteki bölünmeler de önem­ liydi ve bürokratik. diğer Katolik Rum ve Ermeniler veya daha sonra her iki milletten de Protestanlığı seçen kimse­ nin olmaması önemli bir konudur. Bunlar yüzyıl­ lardan beri edebi kaynaklarda rastlandığı üzere ve bugün de sürdüğü gibi çeşitli etnik stereotip tipe ve alışılmış önyargıla­ ra neden olmuşlardır. Türkçe konuşan kişi sayısı çoktu ve bunlar Türkçeyi Ermeni alfabesi ile yazarlardı. Mora’daki Rumca konuşan Museviler ve daha başka dilleri konuşan daha küçük Musevi gruplarından oluşu­ yordu. Belirli zamanlarda Suriye Yakubi Kilisesi ve Mısır Kıpti Kilisesi’ne bağ­ lı olanlar da Ermeni Kilisesi ile ilişki kurmuşlardı. Dil Türkçe bili se de İstanbul ve başka şehirlerdeki uygar insanlar. Mısır ve Verimli Hilal’deki Arapça konuşan kişiler dillerine Arapça de­ 373 .

öte­ ki Balkan halklan ve son olarak da Ermeniler karşılaştılar ve tepkileri olumlu oldu. Yalnızca yeni düşünceler yüzünden değil. Eğitim düzeyleri Müslümanlar’dan daha yüksek olduğu ve dış dünya ile daha kolay iletişim kurabildikleri için gittikçe refah düzey­ 374 . yy’da Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Hıristiyan azınlık­ lar üç farklı ve uyuşmayan hedefe yöneldiler. Ancak bazı durumlarda bu kendi ülkelerindeki uygulama­ larla çelişkili olsa da. XIX. Sırplar. Bundan daha azı dönemim aydınlanmış dü­ şünce standartlan karşısında kabul edilemez ve küçültücü ka­ bul ediliyordu. Müslüman olmayan azınlıklardan en kü­ çük. ancak mo­ dem çağlarda ve Avrupa’daki milliyet düşüncelerinin etkisiyle kendilerini bu etnik terimlerle tanımlamaya başlamışlardır. Haham Yehuda Alkalai 1843 yılında yaz­ dığı kitabında Museviler’in Kutsal Topraklar'a dönüp ilahi yar­ dım beklemeksizin. yy’ın başlannda Müslü­ man olmayan toplumlar çoğunlukla başanlı olmuşlardı. Doğal olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan halkla- nnı Avnıpalı düşünceler daha çok etkiliyordu. Avrupalı devletler. dini ayrım yapmadan bu eşit yurttaşlık konusunu Türkler’e dayatıyorlar­ dı.MODERN ÇAĞ dikleri halde. Devrim ve Napolyon savaşları sırasında ve XIX. Bu yeni ve güç­ lü milliyetçilik düşünceleriyle sırasıyla Yunanlılar. Arap adını çöl kıyılarında yaşayan Bedeviler için kullanırlardı. güçsüz ve en az tatminsizliği olan Museviler bile milliyet­ çiliklerini geliştirmeye başladılar. bu hedeflerden biriydi. yeni refah nede­ niyle de eski eşitsizlikler kabul edilemez oluyordu. Osmanlı devle­ tinde yaşayan Müslüman çoğunlukla aynı haklara sahip eşit yurttaşlık. onu kendi çabalarıyla tekrar kurmalan gi­ bi yeni bir düşünceye yer verdi. Osmanlı liberalleri ve reformculan tarafın­ dan benimsendi. Şehirlerde yaşayan eğitimli insanlar. Osmanlı Saraybosna şehrin­ de doğan ve yaşayan.

Balkan halklarının. XEX. ısrarla üzerinde durulan üçüncü hedef ise. Sonuç­ lar kanunlardaki boyudanna ulaşamamış olmasına rağmen çok önemli olmuştur. yy süresince Osmanlı devletindeki hakların eşitliği. Sovyeder Birliği yıkı­ lıp eski Sovyet Ermeni Cumhuriyeti bağımsızlığını almcaya dek modem çağlarda hiç egemen devlete sahip olmamışlardı. XIX. Ermeniler. XEX. en azından kendi milli topraklan üzerinde özerk olmaktı. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Hıristiyan azmlıklann arta­ rak daha fazla bir ilgiyle yöneldikleri ikinci hedef bağımsız. İ DÜŞÜNCELER leri artıyordu. yy’da ve XX. Böylece eski sistemin onlara dayattığı siyasi ve toplumsal aşağılanmanın verdiği rahatsızlık daha az oluyordu. yy başında ilk önce Sırplar ve Yunanlılar. eğitim sistemlerini kendi dil­ lerinde denetim altına alma ve kendi farklı kültürlerini sürdür­ me haklannı korumaktı. bu ayncalık için ufak bir bedel olarak askeri hizmet bağışıklık ver­ gisi altmda eski kelle vergisi ödeniyordu. milletlerin eski sistemde sahip olduklan özerklikleri ve ayncalıklan. Ara sıra gündeme geldiği halde. Sonuç itibariyle birbiriyle uyuşmayan bu üç hedefin kısa va­ 375 . Avrupa icatlarından. daha sonra Balkan Yanmadası’nın öbür halkları kendilerinin milli topraklan kabul ettikleri yerlerde egemen bağımsız devleder kurmuşlar ve hem Osmanlılar’ın hem de komşularının toprak­ lara göz dikmişlerdi. Asya’daki Osmanlılar’a ait topraklannın tamamına dağılmış olan ama her yerinde azınlık olan Ermeni- ler’in durumu daha zordu. yy’da askere alma listenin önemli bir maddesiydi. önceleri silah alana alın­ madan bağışık tutulmak aşağılayıcı bir durumken artık zorun­ lu askerlikten bağışık tutulmak bir ayrıcalık haline gelmişti. başka bir deyişle kendi dini yasala- nnı devam ettirme ve uygulama. ba­ zı önemli reform fermanlarıyla resmen sağlanmış oldu. daha sonra da Arap ve Museviler’in tersine.

özellikle de devletin Müslüman olmayan hizmetkarlannın güvenilirliği ve sadakati ile ilgili şüp­ heler doğurmaya başlamıştı. Eskiden Osmanlı devletindeki toplum- lann bir sıralan vardı. Bunun sonuçlar çok ağır oldu. ” Rumlar’ın bu tepkisi olağandı. Babıali Yük­ sek Tercümanlığı bu makamlar arasındaydı ve dışardan yalnız­ ca bir çevirmenlikmiş gibi görünse de imparatorluğun günlük dış ilişkilerini yürütme göreviydi. gelecekte Londra’daki sefirleri olacak Fenerli Rum Kostaki Musuaıs idi.MODERN ÇAĞ dede bile çeşitli dezavantajları olmuştu.. Adlarını İstanbul’da yaşadıklan yerden ala­ rak Fenerliler olarak adlandırılan soylu aileler. 1856 yı­ lının Şubat ayındaki büyük Islahat Fermam ile ilgili olarak çağ­ daş Osmanlı tarihçisi Cevdet Paşa şunları yazmıştır:6 . Sırayla Müslümanlar. Eşit yurttaşlık.. yükseğe çıkmak gibi daha aşağı inmek anlamına da geliyordu. Bağımsız olma isteği ve buna ulaşma çabalan.. isyancılarla birlik olduğu id­ diasıyla asıldı. İleride Romanya Krallığı olacak iki Tuna prensliğinin valilikle­ ri de Fenerliler’in yer aldıklan makamlardandı. Rumlar. Avrupa’ya gönderilen her Os­ manlI sefiri ile birlikte Yüksek Tercümanlık’tan bir Rum çevir­ men de bulunuyordu ve sefaret işlerinin çoğunu o yapıyordu. XVII-XVIII. Ne var ki. Osmanlı Rumları 376 .Patrikler. Bu duruma itiraz eden bazı Rumlar şunlan söylemiştir: Devlet bizi Musevilerle aynı yere koydu. biz İslamiyet'in üstünlüğünden memnunduk. yy’da Başkent­ teki Rum aristokrasisi Osmanlı devletiyle hemen hemen ortak bir ilişki kurmuştu. doğal olarak Müslüman olmayan tebaanın. Anık tümü aynı düzeye indirilmişti.. memnun değillerdi.. İle­ ride Yunan Bağımsızlık Savaşı’na haline gelecek olan Yunan is­ yanının başlangıcında Babıali Yüksek dragoman’ı (tercümanı) büyük olasılıklar uydurma olan. ErmenilerveMuse- vilergelirdi. Osmanlı hizme­ tindeki bazı önemli makamları ele geçirmişlerdi. 1840’ta Osmanlılar’ın Atina’da açtıklan ilk elçi­ liklerinde bile ilk elçileri.

AvrupalI tüccarların lütuflarına ve Avrupalı devletlerin korumasına güvenemezler­ di. Rumlar için olduğu gibi. Bu değişim en çok Er- meniler’in işine yarıyordu. XVI. Osmanlı Hıristiyanlan’nın güvendiği gibi. Osmanlı gücünün çök­ mesinden bütün azınlıklardan daha fazla etkilenmiştir. Ne var ki. Hıristiyan toplumlannı canlandıran herhangi bir eğitim ve kültür canlan­ ması yaşamamışlardı. Ermeniler’e ve önemli bir yeni unsur olan Le- vant’ın Arapça konuşan Hıristiyanlan’na bırakmışlardı. Arapça konuşan Hıristiyanlar imparatorluktaki çok uzak yerlerde yaşıyorlardı ve henüz gelecekte sahip olacakla­ rı etkinliği ve önemi elde etmemişlerdi. Osmanlı hükümdartan. devletin Av­ rupalI düşmanlarına sempati duymalarından şüphe edilmeyen ama Avrupa bilgi ve becerisine sahip tek toplum olduklann- dan Museviler’den gerek siyasi. YENİ DÜŞÜNCELER bir toplum olarak Osmanlı devletinde sahip olduklan güven ve güç makamlarına bir daha hiç sahip olamadılar. Ermeniler için de eski 377 . Bu azınlıklar. yy’ın başına dek. Uzunca bir zaman “millet-i sadıka” olarak adlandırılan Ermeniler’i yalnızca Osmanlılar değil. Azınlıkların durumlarında başka değişiklikler de olmaya de­ vam ediyordu. yy’ııi ikinci yansına dek. Batılı araştırmacılar da Osmanlı devletine en sadık azınlık olarak ka­ bul ederlerdi. Onlar. Bir Ermeni grubu. yy’da. Abdülhamid’in despot yönetimine son vermelerine ve 1908 Jöntürk devrimini yapmalarına yardım etmişlerdi. XX. Jöntürkler’in Sul­ tan II. Yine onlann tersine XIX. gerek de ekonomik işlerde ya­ rarlanıyorlardı. Başkent ve taşrada iş ve hükümetteki yer­ lerini Rumlar’a. Ancak Musevi toplumu. arasından Rumlar giderek şüphe altına girmeye başlarken. Dev­ rimden sonra hükümette bir süre bir Ermeni dışişleri nazın bi­ le görev yapmıştı. Onlar da kendilerinden önceki Rumlar gibi Ba- tı’nın eğitim ve ticaret olanaklarını kullanarak zengin olmuşlar­ dı.

özellikle 1895-1896 yıllarında Doğu Türki­ ye’de isyan ve bastırma. Bu maddelere göre. II. 1876 Bulgar krizi. Bu konudaki uygulamaların. Bu durumun açık mesajım pekiştiren olaylar oldu. Bu yolu izleyerek Ermeniler’in de bağımsız bir devlet kuracaklan düşünülüyordu. maddesi ile Ayastefanos Antlaşmasının 16. Osmanlı gücünün çok açık bir şekilde gerilemesiyle yeni umutlar doğdu. Bulgar- lar da kendilerinden önceki Yunanlılar gibi ayaklanma. Kışkırtmanın silahlı eyleme dönüşmesiyle çok uzun süredir uyuyan dini ve etnik düşmanlıklar tekrar uyandı. terör ve kıyım hakim oldu ve bu du- rumdari kısa süreliğine olsa da başkent de etkilendi. Tüm bu düşünceler.MODERN ÇAĞ ortak ilişkiye devam etmek imkansızdı. Sultan 378 . dış dünyadaki düşüncelere daha açık duruma ge­ tirmişti. onlan Kürtler’e ve Gürcüler’e karşı korumak­ la yükümlüydü. Rus devrimcilerinin ihanet mesajlan ve yöntemleriydi. milli bağımsızlık. sonra da Osmanlı İmpara- torluğu’nun yenilerek yabancı devletlerin iç işlerine karışması. mad­ desi korunuyordu. bu umutların tatmin yollarını gösteriyordu. liberal demokrasi ve sayılan hızla ço­ ğalan misyoner okullan sayesinde büyüyen Hıristiyanlık duy­ gusuydu. Doğu’dan da gelen düşünceler. Batı’dan da. Rus devletinin koruma önerisi. bastı­ rılma ve müdahale yollanyla bağımsızlıklarını elde ettiler. Rumlar’ı ol­ duğu gibi onları da daha iyi bir eğitim ve kültür ortamına ka­ vuşturmuş. Osmanlı devleti Erme- niler’in yaşadıklan eyaletlerde gereken yerel reform ve düzen­ lemeleri yapmak. 1878 Berlin Antlaş­ masının 6l. Yeni refah. iyi kullanılsa da “zimmi” statüsünün artık katlanıla­ bilir olmadığı kişiler arasından taraftar buluyordu. 1890 yılından sonra. Doğulu düşüncelerse. denetleyici olan (Avrupalı) devletlerine düzenli bir şekilde bildirilmesi gereki­ yordu. genellikle birbiriyle çatışan ve çelişen mesajlar içeriyorlardı. Batılı düşün­ celer.

Hıristiyanlar (Ermeniler) ile Müslümanlar (Türk. İslam edebiyatın­ da da vardı ama siyasi bir mesaj içermiyorlardı. tarihleri. Ço­ ğunluk oldukları kasabalar. Türkler. Geleneksel İslam dünyasında da. Ortadoğu İslamiyeti’nin başlıca üç halkı Araplar. ayırt edici gelenekleri ve davranışlarından oluşan milli miraslarıyla gurur duyarlardı. yerel gurur. Koruma ve teşvik teklif etmelerine rağmen Rus- lar. liberal düşünceleri onlan da etkilemişti. Geleneksel yasallık ve sadakat yapısını zayıflatarak eski dü­ zeni yıkan bu düşünceler. Çerkez ve Kürt köylüleri ve göçerleri) arasındaki savaş ve bas­ kınlar yerel olarak sürdü. İran­ lIlar ve Türkler. sıla özlemi gibi duygular Batı’da da olduğu gibi. özgür bir Ermenistan istemiyorlardı. Batılı düşünce­ 379 . ülkeler ve milletler güçlü bir milli ve bölgesel kimliğe sa­ hiplerdi. çarların imparatorluğuna il­ hak edilmişti. dilleri. Ermeni isyancılar ile onlara yardım ve yatak­ lık edenleri sindirmek üzere yerel başıbozuklardan oluşan Ha- midiye birlikleri tarafından çok sayıda Ermeni öldürüldü. YENİ DÜŞÜNCELER Hamid’in emriyle. ortak kökenleri. Araplar ve imparatorluğun diğer Müslüman halkla­ rı.. eski bağışıklıklarını kaybetmeye başlamışlardı ve Avrupa’nın vatansever. Er­ meni anavatanı ile eski başkentleri. edebiyatları. milliyetçi. köyler ve bölgeler çok dağınıktı. Bulgaristan ya da Yunanistan gibi bir anavatan şeklinde birleş- memişti ve yaşadıklan her yerde azınlık durumundaydılar. An­ cak bu olay devrimci eylemlerin bastırılması yerine. kültürleri. Aynca insanın doğduğu ye­ re karşı doğal bağlılığı ile gelişen yurt sevgisi. sonra da Orta ve Doğu Avrupa’dan milliyetçilik şeklinde iki aşamalı olarak gelmişti. önce Batı Avrupa’dan vatanseverlik. teşvikiy­ le sonuçlandı. Ermeniler’in durumu onlardan daha önce bağımsızlık mü­ cadelesi başlatan Balkan Hıristiyanlan’ndan daha kötüydü. Hıristiyan dünyasındaki gibi.

Mısır. Tarihçilerin yazdıklanna göre ülke ve millet ne ege­ menliği kısıtlar. bu düşüncenin. tek bir nehrin vadisi ile deltasından oluşuyor­ du. İngiltere. İslâmlaştırılmış ve Araplaştırılmış olduğu halde. Bölgenin öteki ülkele­ rine göre Mısır. halk olduğu düşüncesi. bin yıl sü­ resince sahip olduğu bir kimlik ve bölgede eşi görülmeyen bir homojenlik ve merkeziyetçilik vardı. İslam dünyası için milliyetçilik ve vatanseverlik yabancı kav­ ramlardı. Fransa. Müslümanların kimlikleri dinleriydi ve dinleri için onlan yöneten hükümdara ya da hanedana sadakatle bağlı olurlardı. bu düşünceler yıkıcı etkiler yapmıştır. İngiltere ve Fransa’nın farklı din ve dilleri olan halklarının birleşik ve güçlü milletler haline gelmelerini vatanseverlik sağ­ lamıştır. Os­ manlI İmparatorluğu’nun farklı dini ve etnik toplumlannı ana­ vatanlarına ve onu yöneten Osmanlı devletine ortak bir sada­ katle bağlamak için kullanılabileceğini düşünmüşlerdi. insanın vatanına karşı siyasi ve gere­ kirse askeri görevi anlamına gelen vatanseverlik yerleşmiş bir kavramdı ve kökeni eski Yunanistan ve Roma’ya dayanıyordu. bu amaç için çeşitli avantajlan olan Mısır’da biraz daha geç etkili olmuştur. ne de kimliği tanımlardı. Ali Paşa tarafından da gözlemlendiği gibi. Osmanlı sultanlığının söz­ de egemenliğindeki Mısır’da özerk bir devlet kuran Hidiv ha­ 380 . Batı uygarlığında. Vatanseverlik düşüncesi.MODERN ÇAĞ lerin etkilerinden önce. gerek coğrafya gerek de tarih açısından daha sınırlıdır. insanın yalnızca doğduğu yeri doğal ola­ rak sevmesi olmayan. sonralan da Amerika Birleşik Devletleri’nde başka iki düşünceyle ilişkili hale geldi: ülke nüfusunun çeşit­ li birimlerinin bir tek milli bağlılıkta birleşmeleri düşüncesi ve egemenliğin tek ve gerçek kaynağının Kilise ve devlet değil. milli vatanın ya da milletin siyasi kimlik ve egemenlik unsuru olduğu düşüncesi bilinmez ve benimsen­ mezdi. Avrupa’nın Osmanlı gözlemcileri.

Ortadoğu'ya gelen vatanseverlik ve milliyetçilik düşüncele­ rinin. ayn bir Mısır kimliği düşüncesini yaya­ cak bir ideolojiye karşı açık bir ilgi duyuyorlardı. Avusturya-Macaristan’ın etnik çeşitliliği ve çarların “mil­ letlerin hapishanesi” gibi farklı koşullara uyum sağlayamamış­ tır. milliyetçilik baltalıyordu. Mısır’ı görmek çok daha kolaydı. Çünkü vatanseverlik bu koşullarda statükonun desteklen­ mesi anlamına geldiğinden. Orta ve Doğu Avrupa’daki bölünmüş Al­ manya. Milliyetçilere göre devlet baskıcı. Batı’nın liberal vatanseverliğinden daha anlaşıla­ bilir ve kabul edilebilir olduğu Ortadoğu gerçekleri de bu dü­ şünceye daha yakındı. bir taraftan ülke ve devlet. ya­ bancı olabilirdi. ülke ve millet yabancı ve bölünmüş bir yöne­ 381 . Vatanseverlere göre ülkenin bağım­ sızlığı kabul edilmiş bir gerçekti ve özgürlük ülkede yaşayanla­ rın durumlanna ilişkindi. Bu kişilerin günlük yaşamlan- na. ülke ve statü yerine. özgürlükçü muhalefet hareketleriyle ilişkisi bulunuyor­ du. Batı Avrupa’da vatanseverlik iyi hizmet görmüş. ülkenin bu yeni vatanseverlik düşüncesini belirlemesine yardım etmişti. yy’ın çok dilli ve çoğulcu Os­ manlI İmparatorluğu yerine. Genellikle vatanseverlik varolan siyasi düzeni pekiştirirken. giderek artan sayıdaki kişi açısın­ dan kabul edilemez oluyordu. kültür ve ortak soydan geliş olarak tanımlanan millet düşüncesi daha uygundu. Öte yandan bu kimliğin kabul edilmesi Mısır’da da çok yavaş olmuş ve itirazla karşılaşmıştır. Orta Avrupa mil­ liyetçiliğinin. Yüzyılın ortalarından sonra. vatanseverliğin ardından çok farklı bir düşünce olan milliyetçilik gelmiş ve daha ileri gitmiş­ tir. Hidivler. Ancak bu durum. İ DÜŞÜNCELER nedanının emelleri. Batılı anlam­ da bir millet ve ülke olarak XDC. dil. Bugün bile Mısırlılar'm tamamı­ nın tam olarak kabul etmiş olduğu söylenemez. öteki taraftan da millet tam olarak tanımlanmış­ tır. ayrı bir milliyet ve dev­ let olarak tanımlanacak.

bu yeni düşüncele­ rin etkisini ilk hissedenler olmuştu ve bu durum yalnızca dev­ letle sınırlı değildi. Batı’dan gelen ani etkilere karşı Osmanlı ve Rus imparator­ lukları tarafından korunan ve Avrupa’dan daha uzakta bulunan İran’da. İlk önce Balkan halklan. yal­ nızca Farsça konuşuyorlardı ve kökenleri İslamiyetten önceki çağlara dayanıyordu. tek büyük Hı­ ristiyan joplumuydu ve pek çok konuda durumlan Zerdüşti ve 382 . Rum Ortodoks Kilisesi’nin Helen olmayan taraftarları. bu yeni milliyetçi eğilimler. daha sonra da Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkacaktı. Hıristiyan Avrupa'dan gelen düşüncelere daha açık olan ve kendilerini yöneten devletin yabancı bir despot olduğuna da­ ha kolay inanan Müslüman olmayan kesim. XEX. Şahlar da sultanlar gibi farklı din ve dilleri olan çe­ şidi azınlıklan yönetiyorlardı ama İran’da bu azınlıklannın rol­ leri. bu azınlıklar daha az zenginlerdi ve daha çok baskı altında bulunuyorlardı. İmparatorluğun tüm Ortodoks Hıristiyanla- ri'nı eski rejim altında birleştiren Rum milleti için de aynı du­ rum söz konusuydu. Zerdüştiler ile Museviler kültürel açıdan bütünleşmişlerdi. Batılı düşüncelerin etkisi çok daha zayıf yavaş ve geç olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’ndakinden çok daha önemsizdi ve varolan toplumsal ve siyasi düzen için OsmanlI’da olduğu gibi bir tehdit hiç olmamıştı. yy’da üst makamlarının neredeyse tamamı et­ nik Yunanlılar’m elinde olan dini otoriteden hoşnut değillerdi.MODERN ÇAĞ tim altında olabilirdi. Müslüman olmayan azınlıklann sayısı Osmanlı İmparatorluğu’ndakine göre daha azdı. özgürlük demekti. Ermeniler. sonra da daha az başanyla Suriye’nin Arapça konuşan Ortodoks Hıristiyanlan kendi toplum işlerinde daha çok söz haklan ve kendi dini örgütleri olmasını istediler. ancak toplumsal ve hukuki açıdan tecrit edilmişlerdi ve siyasi güçleri yoktu. Rum milletini içten içe yıkan. hu sapmaların sonu ve milli bağımsızlık­ la birliğin elde edilmesi.

Kuzey Af­ rika ve Mezopotamya halklarının tersine İranlılar. sahip oldukları dini bağlılık ve kültürel yakınlık Avrupa'dan gelen ye­ ni milliyetçilik düşüncelerinden çok daha güçlüydü. Ancak onların tersine. diğerleri de sıkı kısıtlamalar al­ tındaydılar. Pek çoğunun dilleri. Arap­ 383 . çoğunluğu Şii olduğundan. Ancak bu etnik farklılıklar Osmanlılar’dakinden daha az önemliydi.vatanseverlik düşüncesini kabul etmeye daha uygundu. . îran- lılar’dan yalnızca dinleriyle değil. İran'daki Müslüman olma­ yan toplulukların kendi içlerinde belirli bir özerk düzenleri olsa da. Küçük bir Sünni azınlığı ve yeni Bahai inancının daha aktif taraftarlardan oluşan bir azınlık vardı ama Sünniler sessizlerdi. Müslümanların içindeki dini ve etnik azınlıkların daha önemli olduğu düşünülebilir. Arapça’dan da pek çok sözcük almışlardı ama Farsça. Bunlar. kuzeydoğuda Türkmenler. kuzeybatıda Aze- riler ve Kürtler. Dillerini yazarken Arap alfabesini kullanıyorlardı. İslamiyetten önceki geçmişlerinin bilincini korumuşlar ve başarılarıyla gu­ rur duyuyorlardı. İran nüfusunun yansmdan çoğu Farsça konuşanlar­ dan oluşuyordu. dil ve kültürel kimlikle de ayrılıyorlardı. güneydoğuda Beluciler. sahip oldukları ayn etnik. Bu azınlıkların tümü Müslüman. nüfusun geri kalanı da etnik azınlıklardan olu­ şuyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun milletleriyle karşılaştınldığmda bu topluluklar çok önemsizlerdi. yine de yeni düşüncelerden mil­ liyetçilik olmasa da. YENİ DÜŞÜNCELER Musevi tebaadan çok daha iyiydi. Tüm bunlara karşın İran. tarihi olmaktan çok efsa­ nevi olduğu halde çok canlıydı. Osmanlı İmparatorluğu sınırlarının ötesinde. Yine Arap dünyasının tersine kendi dillerini ko­ rumuşlardı. sanat ve edebiyatta önemli bir yerleri vardı. Arap dünyasına haline gelen Mısır. çarlann Transkafkasya ve Orta Asya sö­ mürgelerinde konuşulan Türki dillerin akrabalarıydı. Geçmişteki anılar. İlk bakışta. güneybatıda Kaşgay- lar ve Araplar idi.

mo­ dernlik ve laiklik aleyhtan liderleri tarafından sempatiyle kar­ şılanmıştı. İran’a geç gelen vatanseverlik geldiğinde de. cerrah yerine bir doktorun gerekli olduğunu söylemişti. On- lan komşularından ayıran şey Fars dili ve kültürü. tranlılar. Seymour’un raporuna göre. Sünni komşulan Orta Asya'nın İs­ lam devletleri. XVI. Osmanlılar için şunlan söylemişti: “Elimizde hasta bir adam var ve gereken düzenle­ meleri yapmadan elimizden kayarsa çok yazık olur. Hindistan ve Osmanlılar ile sürek­ li bir çatışma yaşamalarına neden oluyordu.MODERN ÇAĞ ça’dan çok farklı bir dildi. daha çok da Safeviler’in resmi. Afganistan. Petersburg’da İngiliz sefiri Sir George Ha- milton Seymour ile bir konuşmasında. Şii radikal hareketlerin Batı. 384 . sonra da bölgenin hakim dini olan Şiilik­ leriydi. 9 Ocak 1853 tarihinde “Tüm Rusyalar’ın Çan” St. Yurtiçinde ve yurtdışmda pek çok doktor bulunu­ yordu ve bunlar ara sıra anlaşmazlığa düşseler de hasta adamı iyileştirmek için bir miktar ilerlemişlerdi. Sakin ve sabırlı olarak başanya ulaşabilirlerdi belki de ama bunun için zamana da. sa­ kinliğe de sahip olamadılar.”7 Seymo­ ur da hasta adama iyi davranılarak iyileşmesi için yardım edil­ mesi gerektiğini. İranlılar’ın Şiilikleri. yy’da Safevi hanedanının ortaya çıkmasının ardmdan tek bir meşruti hükümdar altında birleşmişlerdi.

XVI. Türkiye ve İran cumhuriyetle­ rinin doğu sınırı olarak sonraki yıllarda belirlenmiştir. Netlik ka­ zanmayan birkaç sınır çizgisi de. Mehmed Ali Paşa bunlar arasında en başarılı kişidir ve sözde Osmanlı egemenliğini kabul ederek. bu dış güçlerin bazen bölge içinde. Irak ve Suriye’de. Osmanlı paşalan da İm- paratorluk’taki kanşıklıktan yararlanarak valilikleri oldukları il­ lerde kendilerine özerk beylikler kurmak isteyerek isyan çıkar­ mışlardır. bölgenin siyasi tarihine hakim olmuştur. Mısır’da yan ba­ ğımsız bir devlete hükmeden yeni bir hanedan kurmuştur. Osmanlı İmparatorlu- ğu’nun yaptığı zorlu ve uzun süren savaşlar. yy başlanndan itibaren Müslüman Ortadoğu’daki güç olmak ve aralarındaki sının belirlemek için İran’la yapılan savaşlann so­ nuncusu 1821-23 yıllannda olmuştur. bu rakip dış güç­ ler ve himayelerindeki yerel devletler arasında olmuştur. Bu savaşlarda karşılarındaki. 18. İmparatorluğun içinde bulunan düşmanlarla da çok sava- şılmıştır. daha küçük ve kısa süreli olarak böyle bir özerk­ 385 . Yak­ laşık olarak iki yüzyıl boyunca. Osmanlı ve İran'ın bölgedeki hakim güç olma mücadelesi her iki ülke­ nin de yerlerini dış güçlere bırakmalanyla sona ermiştir. kimileri bağımsızlık iste­ yen milliyetçi gruplar ve tümü Hıristiyan olan ve dışardan yar­ dım alan gruplar başarı kazanmışlardı. BÖLÜM S a vaşlar Osmanlı İmparatorluğu yıkılışına dek geçen yüz yılı aşkın süre içerideki ve dışarıdaki düşmanlanyla savaşmıştır. Sonucunda sınırlar kesin­ leşmiş ve ortak bir komisyon tarafından çizilmiştir. bazen de dışında sürdürdükleri rekabet ve mücadele.

kötü uygula­ malara ve onlan destekleyip koruyan rejimlere karşı çıkmıştır. Arap topraklarında yaşayan ama Arap olmayan bu paşala­ rın çoğunluğu. Yüzyı­ lın ortalarından itibaren. Muham- med’in gerçek ve saf îslamiyeti’ne geri dönülmesini istemiş. Hıristiyan ve Dürzi ye­ rel liderlerin bir beylik kurdukları. Dini alındırma çabalan. gelecekteki Büyük Lübnan Cumhuriyeti’nin temeli olan Lübnan bunlardan biriydi. Muhammed ibn Abdülvahab taraftarlarına öğretilerini ve ateşli silah kullanmasını öğrettiğini anlatan bazı metinler vardır. yy’ın sonuna doğru bu rekabetlerin yerel ve bölgesel aşiret reisleri tarafından ken­ di lehlerine çevrilmesiyle büyük bir ölçüde özerklik kazanmış­ lardı. onu çarpıtıp yozlaştıran yanlış ve kör inançlara. Yalnızca iki alanda Arapça konuşan liderler bir tür bölgesel özerkliğe sahip olmuşlardı. Balkan ya da Kafkas kökenli Türkçe konuşan Osmanlılar’dı. Hz. 1756 yılında baştaki Sabah ailesinin iktidah ele aldığı Ku­ veyt (Hintçe kale sözcüğünün Arapça kısaltmasıdır) prensliği bunlardan en önemlisidir. Arabistan yarımadası. bu hareketin kurucusudur ve Hz. Necid’deki bir din adamı olan Muhammed ibn Abdülvahab. XVIII.MODERN ÇAĞ liğe sahip başka paşalar da olmuştur. XVIII. Vahabilik. Necid’de Dariye emiri Muhammed ibn el-Suud onu destekle­ yenler arasındaydı. yy ortalarından sonra dinin bu yeni sa- vaşçılan ibn Suud’un askeri yeteneğiyle Arabistan’ın büyük bir bölümünü ele geçirip Suriye ve Irak sınırlarım bile tehdit etti­ ler. özellikle de Osmanlılar. İran ve sonra da İngiltere arasında tartışmalı durumdaki Körfez bölgesi Arap hareketlerinin diğer alanı olmuştur. Osmanlı devletinin meşruluğuna karşı gelen tek Arap hareketidir. Muhammed’in ve ondan son­ 386 . bu beylik ve etrafındaki Osmanlı yö­ netiminde bulunan topraklar bir Arap kültür ve ekonomi röne- sansına şahit olmuşlardır.

yüzyıl sü­ resince diplomatik müdahale kadar. askeri müdahale de ola­ ğan durumdaydı. Avrupa devletleri. XIX. Dış güçlerin iç isyanlara kanşmalan da dış savaşlara yol açmış­ tı. Viyana’dan ikinci ve son kez çekil­ diklerinde. Osmanlı gerilemesinin. diplomatlarca “Do­ ğu Sorunu” olarak adlandırılan duruma gelmesi gibi önemli bir değişikliği göstermektedir. Avrupalılar’ı kovacak kadar güçlü değildi. Fransızlar’a karşı İngilizler. SAVAŞLAR rakilerin zamanındaki İslamiyet’in ortaya çıkışının yenilenmesi olarak sunuluyordu. Bu müdahaleler. Osmanlılar 1699 yılında. Batılılar'm müda­ halesiyle Ruslar kazandıklannın bir bölümünden vazgeçmese- lerdi OsmanlI’nın mağlubiyeti çok daha kötü olurdu. Osmanlı ordularının isyancı Bedevilerin üstesinden gelebi­ lecek olan güçleri. Avusturya’nın ilerlemesinden duyduğu endişele­ ri taşıyan İstanbul’daki İngiliz ve Hollanda sefirlerinin düşün­ celerinden ve yardımlarından yararlanmışlardı. VII. bu yeni müdahalelere bağlı olarak da gerçekleşmiştir. Rusya ile 1808-1876 yıllan arasında dört defa savaşan Osmanlılar. Ancak Osmanlı İmparatorluğu içinde bu­ lunduğu tüm sıkıntılara rağmen. tümünde de toprak kaybetmiştir. devrim ve Napol- 387 . Vahabi Su­ udi saldınsmı kolayca püskürterek Bizans ve Pers büyük impa­ ratorluklarının aksine başarı kazandı. yy’da saldıranlar da savunanlar da aynı silahlan kullanmışlardı ve XVIII-XIX yy’da ise Osmanlılar’m toplan vardı. o güçsüz halinde. Dolayısıyla imparatorluğun ayakta kalması yalnızca Osmanlı ordularının başarılı olamayan inat­ çı savunmalanyla değil. Diğer dış savaşların nedenleri yabancı devletlerin arasındaki rekabetti. Diğer taraftan da Osmanlı devleti bu rakiple­ ri tanıyıp elde ettikleri fırsatlardan faydalanma olanağı kazanı­ yordu. bir yenilginin ardından imzaladıklan ilk antlaşmay­ la ülkelerinin. Ruslar’m yayılmasından en­ dişe duyuyordu.

388 . Rus yayılmasını durdurmak üzere kendi yayılmalan- nı genişletmeye çalıştılar. Kısa bir süreliğine de olsa İranlılar da. Kınm Sava- şı’nda Rusya’ya karşı omuz omuza savaşmışlardı. Bu sırada da. Rus birliklerinin güneye doğru ilerlemesiyle Tahran’da Rus etkisinin artması sonucunda bu ilerlemeyi imparatorluk çıkarlanna bir tehdit olarak gören İngilizler. Osmanlı müttefikleri olarak İngiltere ile Fransa. İngiliz diplo­ matik müdahalesi ile 1878 yılında Osmanlı askeri yenilgisinin siyasi sonuçlan daha ılımlı hale getirilerek. Prusyalı bir arabulucu. Tilsit’te 1807 yılında imzalanan Fransız-Rus barışırım ardından yok oldu. yy başlarında. İran tarihi bir yüzyılı aşkın bir süre Asya’daki en büyük iki Avrupa imparatorluğunun rekabeti altında geçti. Türkler’e yardım etmişlerdi. yerel hükümdarların ve şahm aleyhinde elde ettikle­ ri topraklarla önce Hazar Denizi’nin batısında. lranlılar da XIX. Osmanlılarla ay­ nı tehditlerle karşı karşıya kalmışlardı ve işleri çok daha kolay olsa da. sonra da doğu­ sunda. İran'ın güneydoğu sımnna koşu oldu ve etkinliklerini de daha ötelere götürdü. Hindistan’da güçlenen yö­ netimiyle de İngiltere. kuzeyde Ruslar’a kaptırılan toprak­ ları geri almak ve güneyde Hindistan’da İngilizler’e saldırmak üzere 1806-1807 yıllannda Tahran'a bir heyet göndermesiyle. 1829 yılın­ da zafer kazanmış Ruslan şartlarını yumuşatmaya ikna etmiş­ ti. Avrupa mücadelesine kanşmış oldular. tehlikeliydi. hasta ada­ mın mirasından bir ön pay alan Batılı müttefikler.MODERN ÇAĞ yon savaşlan sırasında. İran'ın kuzey komşusu oldu. İngilizler ile Ruslar olduklan yerlerde kaldılar. imparatorluğun yı­ kılışı bir sonraki yüzyıla ertelenmişti. daha sonra da Ruslar’a karşı Fransızlar. Na- polyon’un şaha yardım için. Rusya. yy’da ve XX. Fransızların bu ilgileri. Osmanlı eya­ letlerini doğrudan yönetmek yerine daha uzak topraklardaki yerel yönetimleri ele geçirmişlerdi.

güneyde İngiltere ve kuzeyde Rusya olmak üzere yalnızca iki imparatorluk devletiy­ le karşı karşıya kaldılar. dini azınlıkları artık önemli olmayacak derecede azalma­ sı ve daima İran devletine boyun eğmemiş olan etnik azınlık- lann da yeni bir devlet yaratmak ya da başka bir devletle bir­ leşmek istemekten vazgeçmesi. zorunlu olarak yönetim ve eği­ timlerini modernleştirmek ve merkezileştirmek. Ne var ki. iletişim alanın­ da modem bir altyapı kurmak ya da başkalarının kurmasına izin vermek. Merkezileştirme önlemleri bölge ve aşiret tavırlanyla gecikmiş. Rus baskısı genellikle askeri olmuştu. Dolayısıyla da rakip imparatorlukların ilerleme­ lerini engelleme amaçlarına ulaşamamışlardı. SAVAŞLAR Fransızlar çekildi. İranlılar gerek iç. O za­ mana kadar Osmanlılar’ın aksine İranlılar. gerek de dış politikalarda Os­ manlIlar1dan daha az başarı elde etmişlerdir. anlaşma ve ödünlerle belirlenmiş daha çok ekonomik ve diplomatik bir nüfuz elde etmişti. Ancak her iki devlet de birbirlerinin yön­ temlerini gozardı etmemişlerdi. Rus fetih ve ilhak aşa- malan da antlaşmalarla yasallaştırılmıştı. İran açısından oldukça büyük avantajlardı. Bazı açılardan İranlılar’ın durumları Osmanlılar’dan daha iyiydi. asgari ölçüde gereken Batı teknik ve yöntemlerini benimsemek ve kendilerine uydurmak. bunu yaparken de ra­ kip imparatorluk güçlerini birbirlerine düşürerek bağımsızlıkla- nm korumak gibi bazı politikalarında Osmanlı sultanlarım ör­ nek almışlardı. Özelliİde Ermenistan topraklarım Ruslar ele geçirdikten sonra. silahlı kuvvetlerini. İngiltere. Almanlar da I. Dünya Savaşı’nda mütte­ fikleri olana kadar Osmanlı topraklarında görülmediler. Şahlar. İranlılar’m aske­ ri ve sivil reformları daha az ayrıntılı olmuştur. Kimi zaman İngiltere İran’a is­ 389 . kimi zaman da engellenmiştir.

Rus-Japon Savaşı’nda Rusya’nm ağır bir şekilde yenilmesi. telgraf hattı ve bir ban­ ka kurma ve demiryolu inşa etme haklan verildi. Ruslar’ın bir başansı da 1879’da Rus eğitimi almış. çarların despotluğu yenilgiye uğramıştı. îngilizler. Ruslar’ın Orta Asya’da ilerlemeleri Kuzey İran’daki güçlerini sağlamlaştı­ rarak güneye doğru ilerlemelerinde bir üs olmuştur.MODERN ÇAĞ tediklerini yaptırtmak için Hindistan’dan İngiliz askerleri ge­ tirtiyordu. Tah- ran’da toplandı ve şahın imzaladığı anayasayı hazırladı. Rus işadamlan ve diplomadan da Rus etkinlikleri­ ni artırmaya çabalıyorlardı. 1905 yılının Aralık ayında İran anayasal devrimi başladı. İngilizler’e 1901’de verilen petrol imtiyazı Ruslar’ın ilerlemesinde ve başa­ rısında tek önemli istisnadır. Karşılık ola­ rak İran gümrük gelirleri gösterildi ama İran hükümeti bu im­ tiyazı. Rus­ 390 . Bu sı­ rada uluslararası durumda İran aleyhine değişiklikler oldu. Bu yenilgi Rusya’da önemli sorunlara neden oldu. İran’da 1864 yılında Hin­ distan’la iletişim hattının bir parçası olarak ilk telgraf sistemini kurdular. Avrupah bir imparatorluk devletinin bir Asya milleti karşısındaki ilk yenilgisi olmuştur. 1905’te yalmzca İran’la sınırlı kalmayan tüm bölgede önemli olan bir değişiklik gerçekleşti. Rus silah- lanyla donanmış ve kısmen Rus subaylan emrindeki Kazak Tu- gayı’nın sözde şahın muhafızlan olarak kurulmasıdır. İran dersini almıştı. hem şiddetii Rus muhalefeti hem de pratik zorluklar yü­ zünden iptal etti. 1889 yılında kendileri bir anayasa yapan Japonlar za­ feri kazanmışlardı. 1905 yılının Ekim ayın­ da temsili ve parlamenter hükümeti öngören bir anayasa yapıl­ ması gerekti. Mü­ cadelelerden sonra. Bu örneği izleyen Ruslar da liberal demok­ rasinin gücünü ve etkinliğini gösteriyorlardı. 1872 yılında da bir İngiliz şirketine Reuter İmtiyazı ile İran'ın maden kaynaklarım geliştirme. ilk Meclis 1906 yılının Ekim ayında.

Bu sırada Mısır’dan Fas’a ka­ dar bütün Kuzey Afrika kıyıları İngiliz ya da Fransız denetimin- deydi. İmparatorluk oyununa daha sonra dahil olup hasta 391 . Bosna ve Hersek’i ilhak etti. şah ile mec­ lis. Sultan Abdülha- mid’in despotluğuna son verilmiş."1 Jöntürk Devrimi’ni ileriye doğru önemli bir adım olarak gö­ ren Osmanlı Hıristiyanlan ile Avrupa devletleri. yeni bir kardeşlik ve özgür­ lük çağının başladığını müjdeliyorlardı. Birbirleriyle kucaklaşan Türkler. Türk tarihçisinin 1940 yılında yayınlanan bir kitabında bu devrimle ilgili şöyle denil­ miştir: “Dünyada bunun gibi umut verici ve yine bunun gibi umutların bu kadar çabuk boşa çıktığı çok az hareket olmuş­ tur. 1896 Yunan-Türk Savaşı’nın ardmdan imparatorlukta özerk sta­ tü verilmiş olan Girit de Yunanistan’la birleştiğini ilan etti. Hıristiyanlar ve Museviler. 1909 yılında karşı devrimci bir isyan kanlı bir çarpışmayla bastırıldı. yalnızca iki Osmanlı sancağı olan Trablusgarp ve Binga- zi kalmıştı. SAVAŞLAR ya ile İngiltere. Bunun sonrasında İran. Müslü- manlar. gericiler ile liberaller ve Rus ile İngiliz çıkarları arasında bir mücadele dönemine girdi. Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. onun kendi planlarına müdahale etmesine izin vermediler ve tam tersine. Ermeniler. 1907 yılının Ağustos ayında İran’ı kuzeyde Rus. Daha iyi koşullarda başlayan Osmanlı 1908 anayasa devri­ mi. İtalyanların Trablus’a saldırmasıyla 1911 yılının Eylül ayın­ da yeni bir savaşlar dizisi başladı. yeni bir çağın başlangıcım müjdeliyordu. Avusturya-Macaristan. otuz yıl önce rafa kaldınl- mış olan anayasa tekrar yürürlüğe girmiş ve özgür seçimler ilan edilmişti. kaçırılmayacak bir fırsat olarak gördüler. Almanya'nın güçlenmesinden korktuklan için. Savaş 1914 yılında başladığında Rus- lar da Kuzey İran'ı işgale başladılar. güneyde İngiliz etki alanına alacak ve ortada iki devlete açık bir kuşak oluştu­ racak bir anlaşma yaptılar.

Sonraki yıl. İngiltere. Halife sultan tarafından ona ve müttefiklerine karşı savaş açan herkese cihad ilan edildi. Ne var ki. Fransa ve Rusya baş­ lıca üç müttefikti ve Kuzey Afrika. 1914 yılının Ekim ayı sonunda Ruslar’ın Odessa. Orta Asya ve Hindistan’da çok büyük Müslüman nüfuslan bulunuyordu. Sivastopol ve Theodosia limanları bombardımana tu­ tuldu. büyük bir devlet olarak yaptığı son savaş Birinci Dün­ ya Savaşı idi. aynı yı­ lın Ekim ayında daha yalan yeni bir tehditle karşılaşan Osman­ lIlar bu direnişe son vermek zorunda kaldılar 18 Ekim 1912 tarihinde başlayan I. Sırbistan ve Yunanistan gibi Balkanlı müttefikler OsmanlIlar’dan büyük topraklar elde ettiler. 1913 yılı­ nın Haziran ve Temmuz aylarında yapılan II. Arnavutluk da bağımsız devletler arasına girdi. İki Alman kruvazörünün eşliğindeki Türk savaş gemileri tarafından. Bulgaristan. Türkler ve Al­ man müttefikleri. 30 Mayıs 1913 tarihinde son buldu. bu Müslüman halkların cihad çağasına kar­ şılık efendilerine başkaldıracaklarını düşünmüşlerse de bu ol­ 392 . Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük devletler arasında yer alarak. Av­ rupa devletlerinden izin alarak bir kara ve deniz harekâtı baş­ lattı. Tüm bu zorluklara karşı büyük umutlarla kurulan Jöntürk- ler demokrasisi sarsıldı ve 1913 yılının Ocak ayındaki bir dar­ beyle askeri bir diktatörlük başa geçti. Jöntürkler Merkezi Devletler tarafında bir dünya savaşma katıldılar ve Os­ manlIlar bu ölümüne savaşta geleneksel dostlan ile düşmanla­ rını karşılarında ittifak halinde buldular. Balkan Savaşı’nda Osmanlılar kaybettikleri toprakların bir bölümünü ve özellik­ le Meriç ırmağına dek Edirne’yi geri alma şansım elde ettiler ve burası da bugünkü Türkiye’nin Avrupa’daki sının oldu. Balkan Savaşı.MODERN ÇAĞ adamın topraklarında bir köprübaşı tutmak isteyen İtalya. Ancak Kuzey Afrika’da beklenmedik derecede güçlü bir Osmanlı direnişi ve yerel direnişle karşılaştı.

1916 başmdaki büyük bir savaşta ağır kayıplar veren îngi- 393 . SAVAŞLAR mamıştır. o sırada Hin­ distan’dan Basra Körfezi’ne bir birlik gönderen İngilizler püs­ kürttü. İngilizler’i de Irak’ta yendiler. Türkler savaşın başlarında başanlı oldular ve 1914 yılının Aralık ayında Doğu Anadolu’da saldınya geçtiler. Osmanlılar doğu ve güney sınırlarında imparatorluk Rusyası ve İmparatorluk İngilteresi’nin güçleriyle karşı karşı­ ya kaldılar. Boğazlar’daki Osmanlı savunma hatlarını yarmayı ve Karade­ niz’de Ruslarla birleşmeyi amaçlayan İngiliz ve Avustralya bir­ likleri ilkbahar ve yaz süresince Gelibolu yarımadasına çıkart­ ma yaptılar. 1915 yılı başında. Ruslar’ı Van’dan çıkarıp. Osmanlı birlikle­ ri Filistin’den Sina çölüne girdiler ve İngiliz işgalindeki Mısır’da Süveyş Kanalı’na saldırdılar. 1878 yılın­ da Rusya’ya bağlanan Kars’ı ve bir süreliğine yine Ruslar’dan İran'ın Tebriz şehrini aldılar. Sonra da Süveyş Kanalı’na ikinci bir saldınya girişti­ ler. 1915 yılının Şubat ayında Çanakkale bölgesinde bir deniz harekâtı başlatan İn­ gilizler Limni adasını işgal edip orayı bir üs haline getirdiler. Türkler ta­ rafından Süveyş Kanalı’na düzenlenen saldırılan. Ancak 1915 sonu ve 1916 başında işleri yolunda giden Osmanlılar. Bağdat’a doğru ilerlediler. Doğuda Ruslar bü­ yük bir güçle karşı saldınya geçtiler ve yerel halkın da yardı­ mıyla girdikleri Van’a bir süreliğine hâkim oldular. Öncelikli amacı İran’dan gelen petrol boru hattını korumak olan İngilizler. 22 Kasım 1914 tarihinde bir Osmanlı limanı olan Basra bir İngiliz birliğince işgal edildi. bu ilk başarıların­ dan sonra daha büyük planlar yapmaya başladılar ve 1915 yı­ lında Dicle ve Fırat nehirlerinde bazı yerleri ele geçirerek ku­ zeye. Osmanlılar da bu sırada başkentlerinin çok yalanında da­ ha tehlikeli bir saldırıyla karşılaşmışlardı. Osmanlılar’ın bu başarıları kısa sürdü.

güneyden gelen İngilizler’i durdurmak mümkün olmadı. tüm bu mücadele ve karışıklık ortamında. Yalnızca Anadolu’daki Ermeniler ve Hicaz’daki Aıaplai* arasında bu du­ rumun istisnalan olmuştur.MODERN ÇAĞ liz ve AvustralyalIlar Gelibolu’dan çekilerek Boğazlar’dan geç­ me girişiminden vazgeçtiler. Bölgede buna benzer sert uygulamalar daha önceki çağlarda da olmuştur. etnik ve dini kimliklerini gözardı ederek. demiryolu işçileri ve silah­ lı kuvvetlerdeki bazı Ermeni gruplan ve aileleri bu sürgünün dı­ 39 4 . Protestanlar. Anadolu Ermeni nü­ fusunun sürülmesine ve başka yerlerde iskânına karar verildi. Ülkedeki çeşitli bölgelerde Ermeni gerilla çeteleri faa­ liyete başladılar ve Ermeni halkı Anadolu’da Van ve Kilikya’da Zeytun şehirleri başta olmak üzere ayaklandı. Ruslar da doğudan saldırıyorlardı. İngilizler Çanakkale’ye girmişler. 1917 Rus Devrimi’nden sonra Doğu’daki baskı azalmış olsa da. Ancak bu iki grubun bazı milliyetçi liderleri. Diğer bir İngiliz birliği de Bağdat'a doğru ilerliyordu. Osmanlı hükümetince. Başlangıçta Rus Ermenista- nı’ndan olan bu birliklerde aralannda asker kaçağı ve tanınmış kişiler olan Osmanlı Ermenileri de bulunuyordu. Ermeniler ve Araplar’ın da çoğun­ luğu kanunlara karşı gelmeyen. devlete bağlılıklarını korumuşlardır. 1915 yılı ilkbaharında Ermeni isyancılar Van’ın denetimini ele geçirdikleri sırada. savaşı Osmanlı yönetiminden kurtulup milli bağımsızlığı elde etme fırsatı olarak görüyorlardı. barışçı insanlardı ve erkekleri sultanın ordularında hizmet ediyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu halkının büyük bölümü. Ancak sonuçta müttefiklerin üs­ tün gücü galip oldu. Ruslar 1914 yılında dört ve 1915 yılında beş büyük Ermeni gönüllü birliği kurdular. Osmanlı par­ lamentosunun eski bir Ermeni üyesi birliklerden birinin komu­ tanıydı. Bunun sultanın düşmanlan olan Avrupalı devletlerin yardımıyla ola­ cağı açıktı. Katolikler.

Sürgünlerde büyük zorluklar yaşandı. İslamiyet’in en kutsal iki ye­ ri olan Mekke ile Medine buradaydı ve bir Arap hükümdarı olan Şerif Hüseyin baştaydı. yeterli asker ve jan­ darma bulunmadığı için yerel halktan seçilen gruplara sürgün­ lere eşlik etme görevi verildi. açlık çe­ ken ve disiplinsiz muhafızlarla işbirliği yapan köylüler ve mu­ hafızlar tarafından da çok. Bölğe Osmanlı güç merkezlerin­ den uzakta ve Mısır’daki İngilizler’e yakındı. SAVAŞLAR şında tutuldular. za­ manlama ve destekle yapılmıştı. Arap isyam ya­ rı özerk Hicaz eyaletinde başlamıştı. İstanbul ve İzmir. Bu aşınlıklan engellemek için Osmanlı merkezi hükümeti­ nin bazı çabaları olmuştur. sürgünden bağışık tutulurken. Sayıları kesin olmamakla birlik­ te yüz binlerce Ermeni’nin açlık. Arap isyancıların 395 . Yerel aşiretler ya da köylüler. Ancak tüm bu çabaların etkisi kısıtlı olmuş. sürgüne ve onun ölümcül sonuçlarına dahil edildiler. Ermeniler Müslüman çoğun­ luk arasında Türkiye’nin ortasında yaşarlarken. kendilerine eşlik etmek için para almayan. Anadolu’daki Ermeniler’in çoğunluğu ve teh­ likeli bölgelerle şüpheli grupların dışındakiler bile. Arşivlerde yüksek Osmanlı makam­ larının Ermeniler’e karşı şiddetin cezalandınlması ve engellen­ mesi için telgrafları ve sürgünlerde işlenen suçlardan yargıla­ nan ve hüküm giyen. sayıda Ermeni öldürülmüştür. kimileri de ölüm cezasına alan bin dört yüz kadar askeri mahkeme kaydı bulunmaktadır. Ermenilerle bir zamanki barış­ çı komşuları arasında yıllardır biriken etnik ve dini anlaşmaz­ lıklar yüzünden durum daha kötü bir hal almıştı. yorgunluk. Savaş halindeki impa­ ratorlukta insan gücü eksik olduğundan. çoğunluk Osmanlı Suriye ve Mezopotamyası’na sürülmüştür. Osmanlı yönetimine karşı Arap isyanı daha iyi planlama. Burada neredeyse tama­ mı Müslüman olan Araplar vardı. hastalık ve hava koşullan nedeniyle öldüğü bilinmektedir.

Bunları des­ tekleyen İngiliz hükümeti. 29 Ekim 1918 tarihinde. İngiliz güçleri 1917 yılı ilk­ baharında Bağdat’ı ve Filistin’de Gazze’yi aldılar.MODERN ÇAĞ İngilizler’e sunacakları faydalı şeyler vardı. en azından Arap isyancıları Osmanlı misillemesinden kurtarmışlardı. İngilizler kendi ülkelerin­ de bir devrimle uğraşmıyorlardı ve askeri destek verebilirlerdi. I. Araplar’ın seçtikleri koruyuculardan yana daha şanslı olmaları belki de en önemlisiydi. Osmanlı ordu­ larının Arap eyaletlerinden çekilmesine rastlamıştı. bu sonuncu savaş da Avrupa ile yakın­ 396 . bir Osmanlı heyeti Limni Adası’nın Mondros limanı açıkla­ rındaki İngiliz Âgamemnon zırhlısına gitti ve sonraki gün ateş­ kes imzalandı. 1916 yılı sonunda İngiliz birlikleri. Mısır’dan Osmanlı Filisti- ni’ne doğru ilerlerken. üç günlük ön görüşmenin ardın­ dan. daha ön­ ceki Kırım Savaşı gibi. Arap isyanının zamanlaması. 1917 yılı Ara­ lık ayında Kudüs’ü. daha önce de Hüseyin'e yazdıkla- n mektuplarda çok açık olmasa da bir Arap bağımsızlığından söz etmişti. Müslüman tebaaları üzerindeki otoritelerini sürdürmek iste­ yen İngiliz ve Fransızlar için birkaç bin Bedevi başıbozuk. bir diğer İngiliz birliği de Irak’a çıkarak kuzeye doğrn ilerlemeyi sürdürdü. Şerif. gizli ve uzun görüşmelerin ardından 1917 yılında Hicaz’ın bağımsızlığını ve sonra da kendini “Araplar’ın Kralı” olarak ilan etti. Ruslar’ın yapağı gibi. dü­ zenli ve büyük ordular içinde askeri önemi taşımıyordu ama Türkler’e karşı savaşan Arap ordusu ve kutsal yerlerin koru­ yucusunun Osmanlı sultanına ve sözde cihadına karşı çıkma­ sı çok önemliydi. Dünya Savaşı. Siyasi vaatlerinin tutulması farklı bir konu olsa da. Osmanlı topraklarında. 1918 yılı Ekim ayında da Şam’ı ele geçirdi­ ler. ilerleyen Batı karşısında İslam ordularının çekilmeleriyle sona erdi ve resmen tarafsız olan İran yabancı as­ kerler tarafından işgal edildi.

zafer kazan­ mış devletlere yalnızca Anadolu’da meydan okuyarak verdikle­ ri mücadelenin ardından bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kur­ dular. Türkler. daha doğrusu ortadan kaldırılması bu dö­ nemin başlangıcı olmuştur. aym savaşın iki aşaması arasındaki uzun bir ateşkes yıllandır. sınırlarını. Kı- nm Savaşı’nın tersine. Hıristiyan tebaasının çoğunluğunun onayını ve bağ­ lılığım kaybetmiş olsa da. Dünya Savaşı’na girilmesi ve imparatorluğun sonunun gelme­ siyle bu gelişme kesilmişti. XVIII. Bölge tarihinde bu yılların bir ara dönem ya da bir cerrahi müdahale gibi değerlendirilmesi daha anlaşılır olacaktır. Or­ tadoğu açısından hem iki dünya savaşı hem de onlann arasın­ daki huzursuz banş yıllandır. kimilerine göre de bu yıllar. Arap top­ rakları İngiliz ve Fransızlarca bırakılmıştı. Ancak Ortadoğu açısından her iki açıklama da yeterli değildir. güçlerini. yer alan her grup ve birey. Avrupa tarihinde 1918-1939 yıllan savaşlar arası dönem ola­ rak adlandırılmasına karşın. Ortadoğu’nun büyük bir kısmında dört yüzyıldan beri süren eski düzenin çöküşü. Osmanlı dü­ zeni zor zamanlarda da' birçok zorluğa rağmen işlemeye devam ediyordu. en önemlisi de ne alıp vereceklerini ve kimden alıp kime vereceklerini çok iyi biliyordu. yy sonunda General Bonapart’ın ordusuyla Mısır’a git­ mesi. Osmanlılar kendilerinden önceki­ lerin çalışmalan üzerine ayakta kalabilen bir siyasi yapı ve işle­ yen bir siyasi düzen kurmuşlardı. Bu dönem. durumlan- nı. Geliştirdikleri oldukça iyi an­ laşılan siyasi kültürde. Osmanlı düzeni son yüz yılı içinde kendine gelmeye v düzelmeye başlamıştı ama I. Müslüman halkın çoğunluğu meş­ ruluğunu kabul etmeye devam ediyordu. savaştan yenilgiyle çıkılmış. Ortadoğu’daki olayların seyrini etkilemiş ve Avrupalı bü­ 397 . SAVAŞLAR laşmayı yoğunlaştırarak yaşanacak değişimleri hızlandırdı.

En sonunda Osmanlılar’ın çekilmesiyle yerleri­ ne bölgenin hâkimleri olarak Batılı devletler geçince.MODERN ÇAĞ yük devletlerin çıkarlan. Doğu ve Batı Avrupa imparatorluklannm hâkimiyetindeki insanlara yeni umutlar vermişti. Güneyde ise İngiltere ve Fransa hâkimiyetleri altına giren Arap halklarına önce özerklik. Bazı değişiklik­ ler. Sonrasında da güçlerini kaybeden Fransa ve İngiltere ha­ kimiyetlerini de kaybettiler. kısa bir süre içinde bu umutlar hayal kırıklığıyla sonuçlandı. sa­ vaşın dumanlan ve diplomasinin sisleri yok olunca. Kızılordu’nun Orta Asya ve Kafkaslar’daki girişim­ leri ve Moskova’mn denetimi tekrar ele geçirmesiyle bağımsız­ lık deneyimleri son bulan bu ülkelerin tümü Rusya’nın yörün­ 398 . Dünya Savaşı’nda Almanlar ve İtalyanlar bertaraf edildi­ ler. Rusya’daki devrim. impara­ torluk rekabetleri de yeni ve daha doğrudan bir duruma geldi. İtalya tarafından da bir süreliğine tanımıştı. Bu gelişmelerin ardından. İkinci dönemde. 1930’lar ve 1940’lardaki İngi- liz-Fransız hakimiyeti önce Faşist İtalya’dan. ya­ ni II. eylemleri ve amaçlanyla kimi zaman krizler çıkmıştı. sonrasın­ da da merkezi otoritenin azalması Orta Asya ve Kafkasya ötesi topraklarda liberal milliyetçi Müslüman rejimlerinin kurulması­ na neden oldu. Ne var ki. İlk dönemde. Ortadoğu sahnesi I. sonra da bağımsız­ lık vaat ediyordu. sonra da Nazi Al- manyası’ndan yeni tehditlerle karşılaştı. meydana gelmiş olan büyük değişiklikler ortaya çıktı. Kuzey Afrika’da milliyetçi liderlerin 1918 yılı Kasım ayında ilan ettiği Trablus cumhuriyeti. Üçüncü dönemde. yeni bir mücadele daha uzaktaki yabancı devletler olan Sovyetler Birli­ ği ile Birleşik Devletler arasında başladı. Dünya Savaşı sona erdikten sonra. bölge büyük oranda İngilizler ve Fransızlar’m elindeydi ve iki­ si arasındaki mücadele uluslararası ilişkilerin başlıca konusunu oluşturuyordu. Söz konusu rekabetlerin üç dönemi vardır.

Sonra da yeni devletler kendilerine uygun modellerde rejimler kurdular. yeni sınırlan ve adlan olan yeni devletlere bölündü ve bağımsızlık hazırlıklan için Milletler Cemiyeti'nden yetki alındı. Yerel hükümdarlarını deviren-Trablus- garp ve Bingazi’deki İtalyanlar da kendi otoritelerini hâkim kı­ larak İtalyan sömürgeleri oldular ve 1934 yılının Ocak ayında Libya admı aldılar. İngiltere ve Fransa tarafından önceki sömürgeler yerine. Önce Mezopotamya. Savaş bitince de fetihlerini 399 . Fransa birçok kez denemesinin sonucunda Lüb­ nan ve Suriye admı alan iki cumhuriyet kurdu. SAVAŞLAR gesine yerleştirildiler. doğuda Şerif Hüseyin’in diğer oğlu Ab­ dullah’ın başına geçtiği Trans-Ürdün adım alan bir Arap emir­ liği kurdu. batıda Filistin admı alan Ürdün’ün yönetimini elle­ rine aldılar. Filistin olarak adlandınlan güneyi de İngiliz Mandası’na girdi. bu bölgedeki en önemli gelişme oldu. Barış anlaşmaları Güneybatı Asya’da Araplar arasında uyan­ dırılan umutlan tatmin etmemiş ama boşa da çıkarmamıştı. 19l4’te savaşm başladığı sıralarda hane­ danın başmda olan Abdülaziz ibn Suud Doğu Arabistan'a ka­ dar hâkimiyetini genişletti ve Türklerie karşı ihtiyaç duyduğu yardım için İngilizlerle ilişki kurdu. Güneybatıdaki İn­ giliz kolonisi Aden ve büyük bölümü İngiliz denetimindeki Basra Körfezi şeyhlikleri hariç yarımadanın çoğunluğu bağım­ sızdı. Manda altındaki bu iki devlet kendi içlerinde toprakla­ rım böldüler. Arabistan’da daha farklı bir durum vardı. Ve­ rimli Hilal. Suriye ve Levant olarak bilinen batıdaki devletin kuzeyi ile ortası Fransız Man- dası’na. sonra da Irak olarak bilinen do­ ğudaki devlet İngiliz Mandası altında Şerif Hüseyin’in oğlu Kral Faysal yönetiminde bir monarşi haline geldi. Bölgelerini iki­ ye bölen İngilizler ise. Vahabi öğretisinin ikinci seferinde daha başanlı olması sayesinde Suud Hanedam’mn başa gelmesi.

topraklan da zafer kazanmış olan düşmanlan ve uyduları ara­ sında paylaşılmaya başlanmıştı. Ali ülkeyi terk et­ ti ve ibn Suud 8 Ocak 1926 tarihinde Hicaz Kralı ve Necid Sul­ tam ilan edildi. İbn Suud.MODERN ÇAĞ sürdürerek Kuzey ve Güney Arabistan’da yeni yerler ele geçir­ di ve bu ülkelerin hükümdarlan sürgüne gönderdi. Almanlar. 1918 sonunda kendi ba­ ğımsızlıklarını kaybetme riskiyle karşılaşmışlardı. Yüzlerce yıldır bölgedeki hakim güç olma mücadelesi ve­ ren Osmanlı İmparatorluğu ve İran. Türkler’e karşı olan Arap isyanının kahramanı Şerif Hüseyin’in Hicaz Krallığı ile yarımadanın güneybatı köşe­ sindeki Yemen İmamlığı idi. Ruslar ve İngilizler. Yenilgiye uğ­ ramış olan Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti işgal edilmiş. Batı’nın 400 . Sınırlarında bir düzenleme elde ederken. İngilizler’in arabuluculu­ ğuyla barış anlaşması imzalamak zoaında kaldı. Bu rakipler. Türkiye ve uzun tartışmalann ardından da Ürdün ile dost­ luk anlaşmalan yaptı. sözde tarafsız olduğu hal­ de. askeri zafer kazanmalarına rağmen. çarpışan devletlerin savaş alanı haline gelmişti. Hicaz’a karşı harekete geçti ve 1925 sonunda Medine. bağımsız İran devletini hiçe sa­ yarak İran-topraklarında faaliyetlerini sürdürmüşlerdi. İran. 1924 yılında ibn Suud. Mekke ve Cidde’yi aldı. İbn Suud. Bu gelişmelerin ardından banşçı süreç başladı. Irak. İngiltere'nin Doğu ve Güneydoğu Arabistan’a ilişkisinden haberdar olan Abdülaziz ibn Suud. doğuda bululan prenslikle­ re ve şeyhliklere karşı hiçbir şey yapmayıp yainızca iki önem­ li rakibinin kaldığı Batı ve Güneybatı Arabistan’a konsantre ol­ du. Kral Hüseyin oğlu Ali’nin başa geçmesi için tahttan çekilmişti. İran. Tiirkler. 1934 yılında Yemen ile yeni bir savaş patlak verdi. Yemen’in bağımsızlığı da korundu. Krallığın adının Suudi Arabistan olarak değişti­ rildiği 1932 yılının Eylül ayma dek ibn Suud unvamnı korudu.

Sonralan Pehlevi adım alan Rıza Şah’ın. yalnızca iki devlet arasındaki müca­ 401 . onlar için de öteki Asya ve Afrika ül­ kelerinin kaderini paylaşmaktan başka kurtuluş yoktu. İran İslam Devrimi ile yıkılana dek 1979 yılına kadar de­ vam etti. Ancak Atatürk’ün yaptığı gi­ bi din ile devlet ilişkisini ayırmayı denemedi. 1925 yı­ lında da şahı tahttan indirdi ve kendini şah ilan ederek iktida­ rını güçlendirdi. Bu değişim. Ata­ türk’ün başmda bulunduğu cumhuriyet ile geniş ve kapsamlı bir modernleşme ve Müslüman dünyasında benzeri görülme­ yen laikleşme süreci başladı. Ortadoğu'daki yalnızca üç bölgede ayakta kalan bağımsız Müslüman devletler olmuştu. zafer sahibi devletler tarafından padişahın hükümetine zorla kabul ettirilmiş ve ağır şartlar getirmiş olan banş antlaş­ masını iptal etti. yanı sıra da etkin bir İngiliz üstünlüğü sağla­ yan İngiliz ve İran anlaşması son buldu. hane­ danı. İran Kazak Tuga­ yı subayı Rıza Han. Rıza Şah da Atatürk’ün yaptığı gibi modernleşme ve merkezileşme politikası uyguladı. Bir süre sağlam görünen İngiliz ve Fransız egemenliğini. Sonuçta iki ülke de bu kaderlerini farklı şekillerde değişti­ rebilmişlerdir. Şaşırtıcı zaferlerinin sonucunda işgalcileri ko­ varak. İran'ın toprak bütünlüğü ve bağım­ sızlığını tanıyan. anarşi döneminin ardından 1921 yılının Şu­ bat ayında iktidarı ele geçirerek bir diktatörlük kurdu. padişahlığı kaldırarak cumhuriyeti ilan etti. ileride Atatürk adım alacak olan Türk subayı Mustafa Kemal’in Anadolu’daki düş­ man işgaline karşı başlattığı ve başmda bulunduğu direniş ha­ reketiyle başladı. İran’da da 1919 yılında. Rusya’mn Kuzey İran’da Bolşevik kisvesi altında tekrar ortaya çıkmasıyla durum daha karmaşık bir hal aldı. Padişahın hükümeti yeni güce katılmayı ka­ bul etmeyince. 1919 yılında. Anlaşmayı kanunlaş­ tırmak üzere toplanan İran parlamentosundan onay çıkmadı. SAVAŞLAR yükselen gücü karşısında.

Her iki devletin artan kararsızlığı. Ekonomik olarak güçsüz olmalan ve isteksizlikleri ne­ deniyle. Ancak bu politika başarılı olmadı. Ne var ki. Mandater devletlerce mil­ 402 . Yüzyılın başlarında Rusya’yı yenerek anayasal demokrasi ile sınai modernleşme­ nin canlandıncı özelliklerine sahip olduğunu gösteren Japon­ ya’dan sonra. Modernleşen Türkiye Cumhuriyeti de. kendilerinden önce imparatorluk kuranların sahip ol- duklan irade gücüne sahip değillerdi. başlangıçta onun zaferleri­ ni alkışlayan Müslümanların düşmanlığım kazandırdı. Bununla birlikte kendilerinin ayrıcalıklı durumları­ nı ve milli topraklarda silahlı kuvvet bulundurma haklarını gü­ venceye alacak antlaşmalar yaptılar. tebaa halklarında yeni bir isyan ruhunun ortaya çıkmasına yol açtı. bunun yerine manda kuran devletler amaçlanna Arap hükümetleri eliyle dolaylı ola­ rak ulaşmak istediler. Arap ülkelerin neredeyse tümünde.MODERN ÇAĞ deleler tehdit etti. yeni efendilere karşı şiddet hareketleri baş gösterdi. Batı karşısında onlann silahlanyla zafer kazan­ manın yolunu ilk kez gören Müslüman ve diğer halklar için ye­ ni bir umut olmuştu. bir süreliğine İslam dün­ yasına yol göstermiş oldu ama böyle bir niyeti olmayan Ata­ türk’ün devlet ile dini birbirinden ayırarak hukuk ile devleti la­ ikleştirmesi ve de sıklıkla Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası ha­ line getirme amacından söz etmesi. Asya ve Afrika’da ilk başanlı milliyetçi devrimi kazanan Mustafa Kemal komuta­ sındaki Türk ordularının zaferi ve galip müttefiklerin karşısın­ daki başanlan. Türkler de galiplerin dayattığı anlaşmalardan kur­ tularak milliyetçiliğin faydalannı görmüşlerdi. İslami Osmanlı İmparatorluğumdan sonra. bu devletlerin Ortadoğu’da ege­ menlik kurma istekleri iki dünya savaşı arasında azalmaya baş­ lamıştı. Doğrudan yönetim gibi basit bir politikanın yürümeyeceği anlaşılarak. Böylece de onlara bir ölçüde bağımsız­ lık tanıdılar.

İngiltere ve Mısır’ı tehdit etmeye başladı­ ğında 1936 yılında yapılan İngiliz ve Mısır Antlaşması da böy­ le bir antlaşmaydı. Suriye ve Lübnan’da kalırken. Lübnan. Habeşistan’ın İtalya tara­ fından istila edilmesi. dağ ve çevresindeki özgün Lübnan topraklarına ek­ ledikleri bölgelerle “Büyük Lübnari’ı kurmuşlardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki kalıntılan üze­ rinde kurulan yeni Ortadoğu devletleri arasında özel bir konu­ ma sahipti. Bir takım milliyetçi hareketlerle Araplar’ın'hayalkınklıklan kendini gösterdi. SAVAŞLAR liyetçi isteklere verilen ödünler çok küçük ve geç oldu. İki bölgede de durumu karmaşık hale getiren şeyler vardı. birindeki himaye. genellikle büyük zorluklarla yerleşen ayn bir özerklik geleneğine sahipti. Levant devletlerinde daha uzun süre devam etti. Manda sistemi. Yabancı güçle­ rin çekilmesi ve eşit olmayan antlaşmalann iptal edilmesi ko­ nusunda resmi bağımsızlığı gerçek bağımsızlığa dönüştürecek milliyetçi çabalar devam etti. Irak’ta Krali­ yet Hava Kuvvetleri üsleri ve Mısır’da kanal bölgesinde ile di­ ğer yerlerde askeri üslerle İngiliz varlığı sürdü. Ant­ laşmalar aktif siyasi desteği olmayan hükümetler tarafından ya da ortak bir dış tehdide karşı yapıldı. Mücadeleleri uzun. Fransızlar. Ür­ dün emirine biraz daha fazla özerklik vererek Filistin’de doğ­ rudan yönetimi sürdürdüler. İngilizler de. di­ ğerindeki manda rejimi son buldu. Bu ana böl­ gede genellikle Sünni olmayan Müslümanlar ve Hıristiyanlar” yaşardı ve bu bölge uzun zamandır Osmanlı dünyasında sos­ yal. Kısa bir süre son­ ra Mısır ile Irak resmen bağımsız oldular. yeni kurulmuş bir dev­ let değildi ve Osmanlı hakimiyetindeki yüzlerce yıl. entelektüel ve bir ölçüde siyasi bağımsızlığın sığmağı duru­ 403 . Fransızlar. zorlu ve en azmdan siya­ si amaçlanna ulaşmalarında başarılı olmuştu. Öte yandan. Lübnan ötekilerin tersine.

Beyrut’un kuzeyindeki bölgeler­ de o zaman tüm Ortadoğu’da tek bağımsız toprak sahipleri top- lumunu oluşturmuşlardı. Gençlerin ve yaşlıların oluşturduğu Musevi toplumu Birin­ ci Dünya Savaşı sonunda epeyce büyümüştü. Gelecekte bu akımı devam ettirenlerin kurduklan yerle­ şim birimleri İsrail devleti olacaktı. sonra da Ortado­ ğu’da reddedilişlerine ve gördükleri zulme karşı gelişen ve bir ölçüde Musevi dini geleneğinden. Hıristiyan çiftçiler. “Museviler’in milli vatanının kurulması” projesine devlet desteği vaat edildi ve bu konuda­ ki hükümler İngiltere’nin Filistin’i yönettiği Milletler Cemiye­ ti mandasına geçirildi. göçler ve dini esinlenmelerle desteklenmeye çalışılıyordu. siya­ si ve ekonomik katkıları olmuştu. Yetenek ve enerjileriyle Arap canlanmasına çok önemli entelektüel. Bu Museviler. Araplar’ın İngiliz mandasma ve Musevi varlığına-karşı mücadeleleri bu vaadin verilmesi ve gerçekleşti­ 40 4 . Siyonist girişimi. Antik çağlardan itibaren Filistin’de bu­ lunan Museviler. Tekrar canlanan Müslüman milliyetçiliği. önce Avrupa. yy’ın son çeyreğinde Doğu Avrupa’dan gelen genç Museviler duru­ mu değiştirdiler. XEX. güneyde daha önemli bir istisna orta­ ya çıkmaya başlıyordu. yy’da da gelişen Hıristiyan burju­ vazisi Beyrut şehri ve limanı etrafında yerleşmişti. Hıristiyanlar’m etkisini önemli derecede azaltma­ sına rağmen.MODERN ÇAĞ mundaydı. Arap-İslam dünyasının tek istisnası olan Lübnan’daki Hıris­ tiyan kalesinden başka. 1917 yılının Kasım aymda Balfour Deklarasyonuyla İngiliz hü­ kümeti tarafından resmen tanındı. Musevi nüfus. XIX. Roma döneminin sonu geldiğinde artık nü­ fusun çoğunluğu durumunda değillerdi. bir ölçüde de yeni milliyetçi akımlarının Musevi biçiminden doğan Siyonist akımın öncüle­ riydi. Lübnan bir süre daha Arap dünyasındaki kültürel ve dini çoğulculukla siyasi ve ekonomik özgürlüğün tek mer­ kezi olarak benzeri olmayan görevini sürdürmüştür.

Bağdat ve Tahran’a gittikten sonra 1941 yılında Berlin’e ulaştı. Bu tehdidin kaynağı isyan eden halk değil. Ay- nca gerek kavram olarak gerekse de görünüşte hiçbir etkileri yoktu. müftünün en önemli durağı 405 . imparatorluk gücünün iki yeni rakibi Faşist İtalya ile Na­ zi Almanya idi. siyasi. artık çok sayıda Arap tarafından Batı Avrupa’daki nefret edilen imparatorluk güçleri gibi görülüyorlardı. küçük bir Batılılaşmış seçkinler grubu olarak kalmışlar ve top­ lumda bir bütün olarak gerçek bir destek bulamamışlardı. Fransa ve Filistin’de artmaya devam eden Mu­ sevi varlığının hasımlan olmalanydı. Alman kon­ solosuna desteğini bildirmiş ve yardım teklifinde bulunmuş­ tu. 1930’lardan sonra Ortadoğu’daki Batı’nın hâkimiyetinde ye­ ni bir tehdit ortaya çıktı. Aslın­ da bunların iyi işlememesi şaşırtıcı değildi. Onlar. stratejik ve ideolojik olarak İngiltere. SAVAŞLAR rilmesiyle özel konuma geldi. 1933 yılında İngilizlerin Kudüs Müftüsü olarak atadıkları Hacı Emin el-Hüseyni. Hitler başa geçtikten sonra. 1941 yılı­ nın Nisan ayında Raşid Ali el-Geylani adlı Iraklı bir siyasetçinin askerin de desteğini alarak iktidan ele geçirerek Mihver ülkeler yanlısı bir rejim kurduğu Bağdat. Çünkü bu kurumlar. tngilizler ve Musevilerle yıllarca sü­ ren mücadeleden sonra Filistin’den ayrılarak Beyrut. günün gereklerine de yanıt olamıyorlar ve geleceğe dair bir umut veremiyorlardı. Hacı Emin el-Hüseyni. Geçmişi canlandıramadıkları gibi. durumlarının ve çözümlerinin benzer koşullarda olduğunu düşünenlerin liderleri için fesin kaynağı ve örnek olmuşlardı. Da­ ha kötüsü de. Farklı bir alternatif sunan İtalya ile Almanya. 1930’larda bölgede liberal ve anayasal kurumlann bir dö­ nem sahip olduklan çekicilik etkisini yitirmeye başladı. En önemlisi de. yakın bir geç­ mişte birçok küçük devleti zorla özgürleştirip birleştirerek bir­ lik sağlamışlardı.

Raşid Ali kaçarak Berlin’de Kudüs Müftüsü ile buluştu. Vichy hükümetinin denetiminde bulunan Suriye’den az da olsa yardım almıştı ama Mihver güçlerinin kurtaramaya­ cağı uzaklıkta olduğu için rejimi İngilizler ve İngiliz yönetimin­ deki birliklerce devrilmişti. Raşid Ali bile Saddam Hüseyin’in Irağı’nda kahraman olarak görülmüştür. sonra da Nazi Almanya Arap dünyasındaki geniş çaplı propagandalanyla siyasi düşünür ve eylemci yeni nesili etkilediler. İlk önce Faşist İtalya. Museviler’i Filistin’den uzak tutmaya çalışan İngilizler yerine. Enver Sedat. İngilizler Araplar’ın iyi- niyetini kazanabilmek için Filistin’e girişte sınırlamalar getirir­ ken. Almanya’ya sempatisini ve Alman yenilgisiyle yaşadığı hayal- kınklığını ifade etmiştir. Almanya’da Naziler ve başka yerlerde onların tak­ litçilerinin zulümleri yüzünden Filistin’e göçmek zorunda ka­ lıyor ve orada Musevi toplumu güçleniyordu. Raşid Ali rejimine destek amacıyla Suriye’de. Museviler’e karşı nefreti körükleyerek kendilerinin yarattıkları sorunu sö­ mürmeyi. . Nazi propagandası Sami ırkı aleyhtarlığı yeri­ ne. onlan oraya gönderen Alman- lar’ı tutmuşlardır. gelecekte Baas partisi olacak ve rakip kollan Suri­ ye’yi de Irak’ı da yönetecek olan bir komite kuruldu. Nasır. Yine de çok sayıda Arap. Öte yandan Museviler.MODERN ÇAĞ olmuştu. Sa­ vaş yıllarında Mihver devletlerine destekleri ya da onlara sem­ patileri olan bazı kişiler ileride ünlü kişiler olmuşlardır. Özellikle de Naziler. Naziler yalnız­ ca bu göçe neden olmakla kalmadılar. Nazi davasına göre aşağı ırktan bir halka Nazi ırkçılığı çe­ kici gelemezdi. Musevi aleyhtan olduğu için destek görebilirdi. Naziler savaş başlayana dek bunu teşvik edip kolaylaştır­ mışlardı.başardılar. Mihver devletleri olanlardan farklı şekillerde fayda sağlama­ ya uğraştılar. Almanya için gönüllü ca­ susluk yaptığım belirtmiştir.

Batı’nın aman­ sız düşmanlan olmalan Mihverlerin en çekici yanlanydı. Londra'nın pişmanlığına karşın Filistin’de oluşturulan bir Musevi Tugayı. Artık Ortadoğu’da başlarındaki im­ paratorluk devletlerine bağlılık ve sadakat duyan kişi sayısı çok azalmıştı. SAVAŞLAR Mihverlere dönüş aslında bir tür önlemdi. Bu güçlere bu halkların Almanya'nın işgalindeki Avrupa’da yaşayanlanndan gönüllüler de katılmışlardır ama bu katılım ciddi bir boyutta ve sayıda ol­ mamıştır. Dünya Savaşı’nda iki taraf Ortadoğu’daki destekçilerine hayal kınklığı yaşatırken. Kuzey Afrika ve İtalya seferlerinde rol al­ makla birlikte askeri açıdan önemli olmamıştır. Almanlar’ın “Doğu Lejyonlan” adıyla topladıkları Fransız Kuzey Afrikalılan. kaynak ve tesislerinin kullanılması olmuştur. özellikle de 1940-1941’de. “düşmanınım düşmanı be­ nim dostumdur” ilkesi geçerliliğini koruyordu. İki tarafa da az da olsa askeri yardım oldu. Bu da ül­ 407 . Mısır’ın Nahas Paşası ve Ara­ bistan'ın ibn Suud’u gibi Batı dostlan olduklan için övgü (ya da yergi) alan kişiler bile Berlin’le ilişki kurmaya uğraşmışlar­ dır. II. Orta Asya ve Kafkasya cum­ huriyetlerinden Kızılordu askerleri gibi Müttefik savaş tutsakla­ rından oluşan gönüllü güçler olmuştu. Raşid Ali’nin devrilmesinde ve Ortadoğu’da Müttefik düzenin devam etmesinde Ürdün’ün Arap Lejyonu’nun önemli bir rolü olmuş­ tur. Aldıklan çok sayıdaki yardım teklifini kabul etmeyen Nazi- ler bu konuda başarılı olamadılar. hatta aynı kişilerden destek alacaktı. Fransa’nın düşmesiyle Rus­ ya’nın işgali arasında İngiltere tek başınayken Mihver zaferi' kaçınılmaz görünüyordu. Mihverler açısından destek kısmen ideolojik olmasına karşın. onlar da kendilerini hayal kınklığı- na uğrattılar. İngiliz Hintlileri. Irak’ın Nuri Said’i. Ortadoğu ülkelerinin Müttefik davasına en önemli katkılan toprak. Savaşıır başlan­ gıcında. İleride çok daha farklı bir güç olan Sovyetler Birliği de aynı nedenle.

Musevi Örgütleri’nin. Bu istekler kabul edil­ memişti ama bu ne bir tarafın kötü ne de diğer tarafın iyi ni­ yetiyle olmamıştı. Aslında Naziler Avrupa’yı hedef almış olduklann- dan Ortadoğu ile gerçekten ilgilenmiyorlardı. savaşın öncesinde ve sonrasında Avrupa’da kalan Museviler’in Filistin’e gitmelerini engellemeye çalıştıkları için yöneticilerine yabancılaşmışlardı. Londra ve Washington’dan Ausch- witz’teki ölüm kamplannı bombalamalarını istemeleri ve Ber­ lin’deki Müftülük’ün de Alman hükümetinin Tel Aviv’i bomba­ lamasını istemesi olmak üzere savaş sırasında savaşan tarafla­ ra sürekli olarak istekte bulunulmuştu.MODERN ÇAĞ kelerin çoğunluğunda. yemek listesinde değil. Tarafsız İran’da da 1941 yılında aynı anda İngiliz ve Rus birliklerinin İran toprak­ larına girmeleriyle sağlanmıştır. İngiliz makamlannın. Avrupalı dostla­ rı olan Faşist İtalya’yı.” Durum Ortadoğu halklan ve hükümetleri açısından hüs­ ranla son buldu. Vichy Fransası’nı ve 1939 yılının Ağus- tos’undan 1941 yılırım Haziran’ına dek Sovyetler Birliği'ni tat­ min etmek için Ortadoğu’da koruduklan devletleri gözden çı­ karabilirlerdi. galip devletlerin yamnda yer alabilmek için ancak son haftalarda sa­ vaş ilan etmiştir. bir Türk devlet adamı tarafından şu şekilde ifade edilmiştir: “Biz. Filistin’deki Museviler bile. konuk listesinde bulunmak istedik. Almanlar Arap yandaşlarım hayal kırıklığı­ na uğrattılar. Türk hükümeti. Bu durum. Müttefik kuvvetleri bağımsızlık ve çekilme sözlerine rağmen savaş bittiği zaman halen Arap ülkelerinde bulunuyorlardı. Her ikisinin kabul edilmeme nedeni de ay­ 408 . Ku­ zey Afrika gibi bu ülkelerden bazılım halen sömürge yöneti- mindeydiler. manda ve himaye şartlarında oluşturu­ lan askeri garnizonlar ile olanaklı olmuştur. Savaşın sonuna dek tarafsızlı­ ğını koruyan yalnızca Türkiye olmuştur.

1842 . Sonuç olarak. çıkarılması ve kullanılması. Almanlar’ın tek kazanımlan oldu ama her ikisi de uzun sürmedi. Artık çok sa­ yıda Arap devleti az ya da çok oranda bağımsızlık elde etmiş ve dış siyasetlerini uygulamaya başlamıştı. Muazzam askeri varlıklarına rağmen Müttefikler ancak hoşgörüsüz bir tarafsızlık elde ettiler. yanlarında modem savaşın ayrılmaz parçaları olan kaygıyı ve alışılmamış bir yaşamı da getirmişlerdi. Bu büyük savaş. Arap topraklarında kamp kurup savaşan Müttefik ve Mih­ ver ordulan. Ortadoğu’nun egemen Arap devletlerinin tü­ münü ortak siyasi amaçlar için bir araya getirmişti. İngilizler’in Arap milliyetçiliğinin dostluğunu ka­ zanma girişiminin sonucu daha da kötü oldu. Müttefik ve Mihver propagandacılar milliyetçi hareketlerin teşvik edilmesi konusunda yarışıyorlar­ dı. 1945 yılında kuru­ lan Arap Birliği. 1939-1945 arasındaki savaş yılları Ortado­ ğu’daki her iki taraf açısından da tatmin edici olmadı. SAVAŞLAR nıydi: Bunların askeri bir amacı olamayacağı ve savaşın kaza­ nılmasına katkı sağlamayacağı için getireceği riske ve masrafa değmeyecekti. çok geçmeden on­ lardan kurtularak üyelerinin zaman zaman çatışan amaçlarına uygun şekilde gelişmişti. Vichy hükümetinin işgali altındaki Suriye’de birkaç tesis ile 1941 yılında Irak’tâki Mihver yanlısı darbe. Kuzey Af­ rika’nın kurtarılışı da Amerikalılar’a bırakılmıştı. sonra da Almanlar’a karşı savunulması İngiltere’ye ve imparatorluk güçlerine. bu yüzyıl­ da bölgedeki en önemli değişikliklerinden biri olmuştur ve Or­ tadoğu’nun Rusya yönetimindeki yerlerinde başlamıştır. yine hızlı ve uzun vade­ li değişikliklere yol açtı. Başlangıçta İngilizler tarafından desteklenen bu proje. Mısır’ın önce İtalyanlaı’a. Mih­ ver devletlerin büyük çabalarına ve davalanna duyulan büyük sempatiye karşın tepki çok yetersizdi. ilkindeki gibi. Petrolün bulunması.

insanları. büyük merkezleri birbirine bağlamak. Ortadoğu ülkeleri bu yeni gelişmeyle çeşitli şekillerde etki­ lendi. henüz bağımsız olan İran ve Osmanlı topraklarında ayncalık kazanmak üzere ilk gi­ rişimlere başlamışlardı. ürünle­ ri. Rus Azerbaycanı’nda petrol sanayiinin gelişmesi ile Pennsylva- nia’daki Amerikan petrolünün gelişmesi yaklaşık olarak aym za­ manda olmuştur. matbaa. Bu. çoğu İngiliz. aslında Yeni ZelandalI olan bir İngiliz işadamı William Knox D’Arcy’ye ilk önemli ayrıcalığı tanıdı. Fransızlar’ın ve İngilizler’in Ortadoğu’dan ne umup ne bul­ dukları merak edilebilir. Kara ulaşımı. Böylece Ortadoğu petrol üreten başlıca bölgelerden biri oldu. Artık kabul edilen gerçek şudur ki iki devletin de bölgeye gidip orada yirmi beş yıl kalmasının en önemli-nedeni stratejik. Rus Devrimi yaklaşırken Rusya’nın petrolünün yüzde doksan beşi Bakü petrol yataklarından sağla­ nıyordu. içten yanmalı motorun kullanılmaya başla­ masıyla kolaylaştı. Irak.MODERN ÇAĞ yılında Apsheron yarımadasında ilk petrol sondajı yapılmıştır. Avrupalı ve Amerikalı işadamlan. Fransız. Önceki yüzyıllarda hayal bile edilemeyecek hızda. at. HollandalI ve Amerikan olan imtiyaz şirketlerinin imtiyaz hak­ kım ödeyerek Ortadoğu petrolünü çıkartmalarının ilk örneği ol­ muştur. bölgenin askeri tehlikesi ile potansiye­ 410 . Sonra da D'Arcy’nin ayncalığı Anglo- Iranian Oil Company tarafından alındı. basılı malzemeyi ve düşünceleri taşımak artık olanaklıydı. Arabistan ve başka yer­ lerde yeni büyük petrol yataklan bulundu. gazete. yy’ın başlarında İran şahı. 1863 yılında Bakü’de ilk rafineri inşa edilmiş­ tir. XX. 1877-1878 yıllannda Apsheron petrol bölgesinden Bakü’ye ilk petrol hattı döşenmiştir. eşek ve devenin yerini alma­ sı. sinema. radyo ve televizyon gibi Batılı ileti­ şim araçlannın yaygınlaşması ve hızlı ekonomik gelişme ile çok uzun menzilli toplumsal bir değişim başladı. Araba. kamyon ve otobüsün. Sonralan da sırasıyla İran.

Kuzey Afrika konu­ sunda da Fransızlar endişeleniyorlardı. Bölgeye başkalarının girmesini engellemek stratejik amaçlardan biriydi ve eğer Batılı güçler onları kov­ mak için orada olmasalardı başkalannın oraya gireceklerinden emindiler. SAVAŞLAR li olmuştur. O dönem­ de Fransız varlığından yana olanlar. Fransızlar ve İngilizler için çok önemli diğer bir ko­ nu da daha zengin imparatorluk topraklarım güvence altında tutmaktı. Şüphesiz daha başka unsurlar da söz konusuydu. bir kav­ şak. Benzer düşünceler İngilizler tarafından da destek bulmuştur. Tam tersine. İki devlet de maliyeti olabildiğince düşük tutmaya gayret etmişlerdir. Bu stratejik amacın kapsamı. bir üs olarak Ortadoğu şek­ linde sunulmuştur. bir tampon. buna engel olmak için de. Hıristiyan.. Hindistan konusunda İngilizler. özellikle de Katolik azınlıkların ko­ runmasına ve Fransız kültürünün yaygınlaştırılmasını destek­ lemişlerdir. Fransa’nın kültürel ve di­ ni misyonuna. Zamanında geçerli olan emperyalizm yorumunun tersine ekonomik nedenlerin çok önemi olmadığı gibi fazla bir eko­ nomik beklenti de yoktu. Önemli bir unsur olarak ol­ dukça geç ortaya çıkan petrolün ileride kazanacağı önem bi­ linmiyordu. Savaşlar arası dönemde petrole karşı ilgi ekonomik olduğu kadar stratejikti. Ortadoğu halklarının ve ülkelerinin imparatorluk kontro­ lünde ya da hiç olmazsa denetiminde olması gerektiğini düşü­ nüyorlardı. iletişimde bir merkez noktası. Fransızlar da stratejik ve siyasi amaçlarına ulaşabilmenin yüksek maliyet­ leriyle çok uğraşmışlardır. Fransızlar’ın ve İngilizler1in Ortadoğu’daki durumlarında bir­ takım hataları olmuştu. Güçlerini devam ettirmek için yapma­ 411 . İki devlet de bu toprak­ larım Müslüman Ortadoğu’dan çıkabilecek istikrar bozucu güç­ lere karşı korumaya gerek duyuyorlar. İngilizler de.

diğer taraftan bölge. halen imparatorluk ha­ vasının açgözlülük. Churchill Orta­ doğu’yu olduğu gibi Türkler’e geri vermenin daha iyi olacağı­ nı söylemiştir. Bu unsurlar iki devlet arasında yorgunluk. hem de birbirlerine karşı kararsız ve güçsüz davrandılar. Rivayete göre. Kavga ve didişmelerin sürekliliği de Fransızların ve İngiliz­ ler’in konumunun zayıflamasına neden olmuştu. duraklama ve güçsüzlük söz konu­ suydu. Girişimin masrafa ve çabaya değip değmeyeceği en ba­ şında tartışma konusu olmuştu. Fransızlar ve İngilizler ve diğerlerine karşı. yerel makamlarla merkezi hükümetler arasında. bölgeyi dışardan gelecek tehlikelere kar­ 412 . Bu durum. Hem Fransa’da. Fransızlar ve İngi- lizler birbirlerine karşı. Bugün karar verme süreci olarak adlandınlan durum. hem de İngiltere’de bir kararsızlık. Ortadoğu’ya bir yapı ve koruyucu bir perde sağlayan Os­ manlI İmparatorluğu. Fransızlar ve İngilizler kendi kendileri­ ne olmak üzere pek çok düzeyde ve pek çok şekilde yaşanı­ yordu.MODERN ÇAĞ ları gereken masraftan kaçınıyorlar. Bir süreliğine her ikisi de birbirleri için oluşturdukları tehdidin farkına varmışlardı. Fransızların ve İngilizler’in Ortadoğu’daki konumu önemi­ ni kaybederken. acımasızlık ve kendini beğenme ruh halini taşıyan milletler ve rejimlerden oluşan diğer düşman güçlerin tehdidindeydi. doy­ gunluk ve kendinden şüphelenme durumunu ortaya çıkarmıştı. muhalefete karşı koymak için de güç kullanmak istemiyorlardı. herhalde bu hediye Türkiye Cumhuriyeti tarafın­ dan asla kabul edilmezdi. çatışan çıkarlar ve amaçlarla bölünmüş bürokratik frak­ siyonlar arasında. toplumsal kö­ kenler. çeşitli servisler ve daireler arasmda ısrarlı ve sayısız çatışmalarla saptırılıyor ve gecikiyordu. Her ikisi de hem bölgedeki hâkimiyetleri­ ne son vermek isteyen güçlerden ya da dışardan onlann yerini almak isteyenlerden gelen çok daha büyük tehditlere.

Artık bu koşullar ortadan kalkmıştı. büyük olasılıkla o dönemde en az önem taşıyan hedefler olan ekonomik ve pratik hedeflerle il­ gili olmuştu. Birçok açıdan bölge halklarının durumu 1939 yılında açıkça görünür şekilde iyileşmişti. Konfor artmış ve yaygınlaşmış. Nüfusun tamamının olmasa da çoğunluğun yaşam standardı yükselmişti. Çok az da ol­ sa faydalandıklan bu avantajlar önemli olmuştu. Ortadoğulular’ın kazandığı çok önemli bir fayda da Lübnan ve Mısır dışında pek bilinmeyen İngilizce ve Fransızca dilleri ol­ muştu. bir taraftaki Fransızlar ve İngilizler için ve diğer taraftaki Ortadoğu halklan için ne olmuştu? Orta­ doğu’daki Fransız ve İngiliz güçlerinin hakim olduğu dönem. Osmanlı sis­ teminin ve yapısının yerini sonuç olarak tümü yıkılıp yok olan yenileri almıştı. Ortadoğulular emperya­ lizmin kötü yanlan altmda yaşadıkları ve önemli avantajlannın çok azından faydalanabildikleri için şanssızdılar. SAVAŞLAR şı korumuştu. yeni bir altyapı kurulmuş ve her çeşit genel hizmet sağlanmıştı. Avrupalı dev­ letlerin sağladığı koruma ancak birbirleri için olduğundan. Modem dünyaya. 1918 yılından ve hatta 1914 yılından çok daha iyi olmuştur. modem tarihin en büyük zaferlerinden birinden hemen sonra sona erene dek ne başarmıştı? Batılı devletler ya da Ortadoğu ve halklan açısından sonuçlar bir değer taşıyor muydu? En olumlu sonuçlar. İngiliz Hindistanı veya Fransız Kuzey Afrikası gibi impara­ torluk yönetiminin doğrudan bulunduğu yerlere oranla bu ya­ rarlar Ortadoğu’da daha az olmuştu. yaşam süresi eskisine göre uzamış. Şüphesiz Ortadoğu halkının çoğunluğu açısından 1939 yılındaki yaşam. Bu dönemin bilançosu. Or­ tadoğu ülkelerinin halklarının çoğuna pek de fayda sağlamı­ yordu. onun kültürüne ve bilimine bu diller 413 . Koruyucu perde yine var olsa da.

terk edilmiş. Batı için en önemli hizmeti olmuştur. Bölge halklan açısından Batı bilimi. Ancak özgürlük sınırlıydı ve zaman zaman kaldınlırdı. Batı kültürü ve toplumsal sonuçlarının etkileri çok daha farklı olmuş. öncesinde hiç rastlanmamış. Artık Batı tarzı kurumlann çoğunluğu yok olmuş. hatta suçlanmışlardır. istenen stratejik hedefe ulaşılmasıdır. Ortadoğu. sonrasında da rast­ lanmayacak denli geniş kapsamlıydı. başka bir deyişle modem bilim önemli bir kazanç olmuştu. Dünya Savaşı’ndaki rolünden de anlaşılaca­ ğı üzere. 414 . kimileri tarafından da şüpheyle karşılanmış. sonuç olarak da Ortadoğulular açısından en olumlu sonucu. Ortadoğu’nun II. Ortadoğu’nun Mihver devletlere karşı savaşta üs ve destek kurumlan sağla­ ması. Fransız ve İngiliz hâkimiyetinin. kimileri tarafından hevesle karşılanırken. Buna karşılık olarak onu Mihver devletlerin doğrudan hâkimiyetinden kurtarmalan da Batı’nın Ortadoğu’ya en önemli hizmeti olmuştur. kimilerince de lanet olarak görülmüştür. öncelikle Batılı devletler. Yine de tüm sınırlamalara ve ip­ tallere rağmen. Orta­ doğu’da liberal düşüncelere ve uygulamalara karşı tekrar bir il­ gi doğmaya başlamıştır ve bu değişim bölgenin bazı ülkelerin­ de daha uygun bir zemin bulabilir. Fransız ve İngiliz hâkimiyeti ile liberal ekonomi ve siyasi özgürlük dönemi yaşamıştır.MODERN ÇAĞ sayesinde erişebilmişlerdi.

Bölge banşı. Bunla­ ra iki savaş arası dönemde dört Arap devleti. Irak ve Mısır katılmıştır. eski nefretlerin canlanmasına ve yenilerin or­ taya çıkmasına neden olmuş ve milyonlarca kişiyi mülteci du­ rumuna getirmiştir. I. Ortadoğu’daki sı­ kıntılar. Sovyetlerin Orta ve Doğu Avrupa’daki hâkimiyetinden ya da İngiliz yönetiminin Güney ve Güneydoğu Asya’yı terk ederken yaşananlar kadar zarar verici ve yoğun olmamıştır. Kaybedilen ve kaza­ nılan bağımsızlık. büyük boyutta olmasa da siyasi ve diploma­ tik çözümleri bakımından yoğun ve zor olmuştur. Ortadoğu’da da eski sömürgeler dünyasındaki başka yerler­ de olduğu gibi. Ortadoğu da savaş sonrası ve imparatorluk sonrası kanşıklıklardan nasibini almıştır. 19. halkın bir süreliğine ilgilendiği tek konu ba­ ğımsızlık olmuştu. Yemen. Doğu ve Orta Avrupa’da Sovyet İmparatorluğu’nun ilerlemesi. Or­ tadoğu sorunları. Asya ve Afrika’da Batılı sömürge imparatorluklarının gerilemesi bu bölgelerde önemli sorunlara yol açmıştır. sıklıkla içeriden ve zaman zaman da dışarıdan düşmanlarla mücadele­ lerle huzursuz olmuş ve kesintiye uğramıştır. Suudi Arabistan. BÖLÜM Ö zgürlükler 1945’te Müttefikler’in kazandıkları zafer ve Mihver devletle­ rin aldıklan yenilgi dünyaya hemen banş getirmemiştir. Dünya Savaşı’nın ardından. Türkiye. İran ve Afganistan olmak üzere bölgenin üç ülkesi tam bağımsızlıklarım kazan­ mış ve bu konuda da uzun süreli deneyimleri olmuştu. Suudi Arabistan ve Yemen’in bağımsızlığı kuramsal olduğu kadar uygulamada da söz konu­ 415 .

MODERN ÇAĞ suydu. 1945 yılının Mart ayında. 1967 yılında Güney Yemen (Es­ ki Aden kolonisi). 1951 yılında Libya. Suudi Arabistan. yy’da çarların ele geçirdikleri ve XX. Yemen ve pren­ sipte halen İngiliz mandasında olan Filistin bölgesinin bir par­ çası durumundaki Trans-Ürdün tarafından Arap Devletleri Bir­ liği kuruldu. Güney Yemen ve Cezayir başta olmak üze­ re. 1961 yılında Kuveyt 1961. 1990’lı yılla­ rın başlarında durumda dramatik bir değişiklik oldu. zaman zaman da anlaşmalarla yapılan sıkı pazarlıklar­ la kazandılar. Lübnan. eşit olmayan antlaşmalarla diplo­ matik olarak ve İngiliz güçlerinin ve üslerinin varlığıyla aske­ ri olarak eski hükümdarlarına bağlı durumdaydılar. 1960 yılında Moritanya 1960. yy’da Sovyetlerin elindeki Kaf­ kas ve Orta Asya ülkeleri. 1971 yılında Körfez Emirlikleri bağımsızlık- lannı kazandılar. Suriye.Irak ve Mısır. 1962 yılında Cezayir. Mısır. XIX. 1956 yılında Sudan. ancak. bağımsızlıklarına zorlu ve uzun bir mücadeleyle kavuşan­ lar da oldu. Tu­ nus ve Fas. Filistin mandası son bulduktan sonra 1948 yılında kuru­ lan İsrail dışında. Sovyeder Birliği’nin 1991 yılında da­ 41 6 . Batılı imparatorlukların topraklanndan çe­ kilmesinden sonra. Suriye ve Lübnan da Fransa zorunlu olarak Levant’ı terk ettikten sonra bağımsız Arap devletlerine katılmıştır. 1950’li yılların başında tam bağımsızlık sü­ reci tamamlandı. Trans-Ürdün. Yine bu dönemde Arap dünyasının geri kalanmda da bu süreç yayılmıştı. Diğerleri de bağımsızlıklarım çoğunlukla banşçı yollarla. savaştan sonraki dönemde bağımsızlığını el­ de eden yeni devletlerin tümü Arap devletleriydi. Irak. Antlaşmalan iptal ederek ve yabancı varlığına son vererek sözde bağımsızlıklarım gerçek bağımsızlık yapmak bu devlet­ lerin ilk hedefiydi. 1946 yılının Martı ayında bağımsızlı­ ğını kazanarak Ürdün adını aldı.

bu diller arasmda. Arap dünyasındaki yeni bağımsız milletlerden Fas ve Mısır gibi ayn bir kimliğe sahip eski ve sürekli bir tarihsel varlıklan olan­ ların sayısı çok azdı. ÖZGÜRLÜKLER ğılmasıyla. Özbekistan. çoğunluğu gerek ülke gerek de rejim ola­ rak yeni yaratılmışlardı. Irak’tan Fas’a kadar konuşulan Arap lehçelerinden daha fazla bir fark bulunmuyordu ama Araplar’ın tersine. Tüm bu ülkeler. tarihsel süreçte Ortadoğu’nun parçası ya da Orta­ doğu’ya bağımlı olmuşlardı. Çok uzun zamandır Ortadoğu’ya hâkim olan ve politikasını belirleyen Arap dünyasına paralel bir Türk dev­ letleri dünyası pek çok şey vaat eden yeni bir gelişmeydi. bir süre önce Arap dünyasının yaşadığı eski imparatorluk efen­ dilerinden kurtulma deneyimlerini yeniden yaşamak üzere ol­ duğu görülmüştür. Kazakistan. bölgesel ve uluslararası düzeylerde yeni çatışmalar çıkmıştır. Suudi Arabistan. Türk dünyasının. Bunlar. hiç beklemedikleri bir bağımsızlığa kavuştular. iç. İçlerinden Tacikistan hem dili hem de kültürüyle bir Pers ülkesiydi. Bu ülkelerden Gürcistan ve Erme­ nistan Hıristiyan’dı ama yüzyıllarca Türk ya da İran Müslüman imparatorluklarına tabi olmuşlardı. Ne var ki egemen bağımsızlığın elde edilmesi bölgedeki si­ yasi sıkıntılara son verememişti. Kırgızistan ve Türk­ menistan olmak üzere diğer dördü Türkçe ile akraba dilleri konuşuyorlardı. Ortado­ ğu’daki güney komşularına tarihi. dini ve kültürel sayısız bağ ile bağlıydılar. Sovyetler Birliği'nin dağılmasına rağmen. Eski çatışmalar sürerken. yeni Rus devleti bu cumhuriyetlerle ilgilenmiş ve ora­ larda Rus varlığını devam ettirmek istemişti. Azerbaycan ve beş Orta As­ ya cumhuriyeti olan diğerlerindeki hâkim din İslamiyet’ti. Kazakça’nın hariç. An­ cak yeni devletlerin eski deneyimleri onlan milli ve kişisel öz­ gürlüğe pek hazırlamamıştı. Fars­ ça ve Türkçe’ye yakın diller konuşuyorlardı. farklı aşiret ve bölge 417 . Türkler’in ortak bir ya­ zılı dilleri yoktu.

Kürt azınlıklar arasındaki tatminsizlikler 418 . o dönemde Sovyetler Birliği’ne çok yakın bir mark- sist devlet olan Güney Yemen de dahil olduğu için çok büyük önem taşıyordu. homojenlik gibi bir üstünlüğe sahipti. 1994 yılında güneyi ile kuzeyi arasındaki iç savaşla tekrar sarsılmıştır. mezhepçi ve dinci. Ortadoğu ülkeleri arasında hükümetlerin muhalif azınlıklan ve bölgeleri bastırmak üzere güç kullandıktan başka ülkeler de vardır.-Türkiye ve Irak. şahın gön­ derdiği bir İran birliğinin yardımıyla bastınlan bu ayrılıkçı Do- far isyanı. Eski imamlık ile merkezinde Aden olan eski İngiliz topraklannın birleşmesiyle 1990 yılında kuru­ lan Birleşik Yemen.MODERN ÇAĞ gruplarının fetihleriyle bir araya geldiği halde. 1962 yılında Mısır’ın desteklediği devrimci bir hareketle İmam’ın geleneksel yönetimi devrilmiş ve yerine bir cumhuri­ yet kurulmuştur. aşiretçi ve etnik bu ra­ kip gruplar ile bazen de aynı grubun içindeki rakip fraksiyon­ lar arasında gerçekleşen en yıkıcı ve uzun olan mücadele Lüb­ nan’da olmuştur. Tamamı Arap. Yabancı devletlerin katkılanyla bu mücadele­ ler çok daha karmaşık duruma gelmiş ve uzamıştır. Yerel ve bölgesel. Yeni devletlerden pek çoğu böyle bir avantaja sahip değillerdi. İç rekabetler ve nefretlerle parçalanmışlardı ve bu rekabetlerin isyan. Güney Arabistan da sürekli çatışmanın olduğu bir bölge­ dir. tamamı Müslüman ve do­ ğu bölgesi hariç tamamı Sünni idi. 1958. 1965-1975 yıllan arasında parça­ sı olduğu Umman Sultanlığından ayrılmak isteyen Dofar’daki uzun süreli çatışmaya Yemenliler de katılmışlardır. 1975- 1976 ve 1983-1991 yıllarındaki Lübnan iç savaşları da bu şekil­ de gerçekleşmiştir. Suudi Arabistan ve Mısır gibi dış devletlerin ve ülkedeki kralcı ve cumhuriyetçi grupların mücadeleleri daha uzun süre devam etmiştir. devrim ya da iç sa­ vaş adını alan silahlı çatışmalara dönüştüğü de oluyordu.

Mı­ sır’ın Sudan. Bir Arap ülkesinin herhangi anlaşmazlığı sonuçlandırmak için başka bir Arap devletine karşı silah kullanmaması Arap Bir- liği’nin temel ilkelerinden biridir. Böy- lece bir süreliğine de olsa Irak’m ilerlemesi durdurulmuş ancak iddiasına son verilememişti. 1953 yılında Mısır. Sudan’ın ayn bir egemenliği olduğunu kabul ederek üzerinde­ ki iddialarından vazgeçmiştir. 1970 yılında Fas da Moritanya’yı tanımıştır. Fas'ın Moritanya ve Irak’ın Ku­ veyt üzerindeki iddiaları bu yönde olmuştur. Ceza­ yir’de güçlü İslami köktendinci hareket ve liderliğin. Suriye’nin Lübnan. Arap devletlerinin aralarında çeşitli anlaşmazlıklar çıkmış. Irak’ın sınır düzeltmesi ve Kuveyt’in bütününde hak iddia etmesi şeklinde iki ayrı iddiası olmuştur. Suriye’nin Lübnan ve eski Filistin mandasının tamamı üzerindeki iddiasına ilişkin sorunlara he­ 419 . çoğunlukla Arap ve Müslüman olmayan güneydeki Afrikalılarla savaş durumun­ dadır. Ürdün devletinin otoritesine açıkça meydan oku­ yan Filistin Kurtuluş Örgütü kanlı bir yenilgiye uğramıştır. 1970 yılının Eylül ayında Ürdün’deki Filistin liderliği ile Ürdün krallığı arasındaki anlaşmazlık doruk noktasına ulaşması sonucunda. bazen bir devlet komşu devletin toprağında hak iddia ederek oranın kendi elinden emperyalist müdahaleyle alman milli toprağı olduğunu savunmuştur. Tüm bu gelişmelerden en kötü olam 1990’lann başlarında. Zorlu ve uzun bir mücadelenin ardından 1994 yılı­ rım Kasım ayında Irak. 196i yılındaki Irak tehdidi nedeniyle Kuveyt’e İngiliz askerleri gönderilmişti. Kuveyt’in egemenliğini ve bütünlüğünü kabul etmek zorunda kalmıştır. ÖZGÜRLÜKLER ve zaman zaman da ayaklanmalarla karşılaşmıştı. Irak. Cezayir hükümetinin meşruluğuna ve otoritesine karşı iç savaştır. Sudan’ın Arapça konuşulan Müslüman kuzey bölgesi. aslında ülkenin tamamında çoğunluk olan orta ve güney bölgelerde­ ki Şii nüfusa karşı askeri hareketle karşılık vermiştir.

yapay nitelikli olmala­ rına karşın bağımsız devletlerini ve toprak bütünlüklerini koru­ mak konusunda hayret verici ölçüde ısrarlı olmuşlardır. yerel düzeyde kalmış ve önemli bir genel et­ kileri olmamıştır. bir iki istisna hariç. 1958 yılında Mısır ve Suriye’nin birleşmesiyle ku­ rulan Birleşik Arap Cumhuriyeti bunlardan en önemlisidir. Bölgelerini imparatorlukların terk etmelerinin ardından ku­ rulan Arap devletleri. Bu mücadele. 1963 yılında Fas ile Cezayir arasın­ daki. Bölgede yakın geçmişte yapılan savaşlardan iki tanesi çok yıkıcı ve uzun olmuştur. bir tür doğrudan ama gönüllü birliktelik çaba­ lan olmuştur. İki açı­ dan da sayısız girişim olmasına rağmen Arap devletleri ne da­ ğılmış ne de birbirleriyle birleşmişlerdir (Yemen hariç). Arap Birliği’nin ilk büyük ihlali ol­ muştur. Bu 420 . işgal ve ilhak etmesi. henüz o günlerde Filistin olarak tanıma­ yan topraklar Osmanlı İmparatorluğu’a aitken başlamıştır. 196i yılından itibaren varlığını birlik dışında sürdürmüş­ tür. İsrail-Arap savaşlarının kökenleri. 1986-87 yıllarında da Libya ile Çad arasındaki ufak sınır çatışmaları.MODERN ÇAĞ nüz çözüm bulunamamıştır. 1990 yılında Irak’ın Kuveyt egemen devletini istila. Kı­ sa süreli huzursuz bir birlikteliğin ardından BAC’den aynlan Su­ riye. Pan-Arabizm ideali doğrultusunda zaman zaman egemen Arap devletleri. Olay Araplar arası çatışma şeklinde başlayıp hızla ulus­ lararası büyük bir kriz haline gelmiştir. Bu savaşlar. İsrail devletinin kurulu­ şundan daha öncesine. 1980. 1948 yılında İsrail ile Arap devletleri arasında çıkan ve bir dizi kısa savaştan sonra 1994 yı­ lında son bulan savaş ve 1980-1988 yıllannda İran ile Irak ara­ sındaki savaştır. Arap liderliğinin orada bir Musevi va­ tanı oluşturulma çabasını engellemeye çalıştığı döneme kadar uzanır. Daha çok Libya'nın başlattığı başka ayrılma çabalan da so­ nuç vermemiştir.

Durgunluk nede­ niyle ekonomilerinin çökmesinden sonra eski sığınılacak ülke­ lerin kapılarının kapanması. Avrupa'nın. Oysa. daha sonra da Ortado­ ğu’nun Musevileri’ne gidecek yer bırakmayacaktı. durdurma ve püskürtme çabalan girişimleri sınırlı oldu. yaban­ cı istila ve işgallerine uğrayan Doğu ve Orta Avrupa ülkelerin­ den gelenler çok daha büyük sorunlar yaşadılar. Siyonistler’iri Museviler’in ka­ deriyle ilgili fikirlerini doğrular nitelikteydi. iç karışıklıklar. Bu beklenmedik Musevi göçmen dalgası. Batı Avru­ pa’dan gelmiş olanlar ülkelerine dönerek pek bir zorlukla kar­ şılaşmadan tekrar entegre oldular. onları kabul etmeyen vatandaşları arasında yeni bir baskı ve zulüm süreci yaşamaya tercih ettiler. 1930-1940’larda Almanya’da Naziler’in iktidara gelmesiyle birlikte Nazi düşünce ve uygula- malannın gerek zorla gerekse de başka yollarla diğer ülkelere yayılması durumu kriz haline getirmiştir. Avrupa'nın ortasında militan bir Sami ırkı düşmanlığı. ÖZGÜRLÜKLER mücadele. sağ kalan birkaç yüz bi i de genellikle kamplarda yaşıyorlardı. İngiltere hükü­ metinin bazı ülkelerde diplomasi aracılığıyla. Sonuç olarak da Vaad Edilmiş Topraklar’a gitmenin teh­ likelerini. Nazi kıyımının dehşetiyle henüz şaşkı­ na durumdaki Batı dünyasının Museviler’e karşı sempatisi var- 421 . Filistin’de ve diğer yer­ lerde Araplar’ın artan öfkesinin farkında olan İngilizler açısın­ dan çok önemli bir sorundu. Filistin’de Museviler için milli bir vatan oluşturulma­ sı ilkesinin de yer aldığı İngiliz mandasının uygulanmaya başla­ masından sonra ivme kazanmıştır. açık denizler­ de güç kullanarak gelen bu dalgayı Filistin mandasında po­ lisiye eylemlerle engelleme. İmparatorluğun yıkılan sütunlarına tutunmaya çalışan. İki yıl boyunca. geri dönmek istediklerinde eski komşularının şiddeti ve düşmanlığıyla karşı­ laştılar. 1945 yılında savaş bittiğinde Avrupa'nın Almanya işgalinde­ ki yerlerindeki Museviler’in çoğunluğu öldürülmüş.

İngiltere hükümeti. bir Musevi devleti. Bir yıl daha Filistin’de kalan îngilizler. Bu üç bölüm. şim­ 422 . Bir süredir bu dev­ letin kurulmasını engellemek için savaşan Filistin liderliği. Manda hü­ kümetine ve Musevi yurduna karşı Filistin liderliği tekrar silah­ lı direnişe geçti. Sovyet bloğu da Museviler’i kendiyle ilgili nedenler yüzün­ den İngiltere'ye karşı koruduğundan diplomatik çabalar da so­ nuç vermedi. 17 Aralık’ta. bu sürede yalnızca geçici bir hükümette görev aldılar. Arap Birliği Konseyi bu bölünmeye gerekirse güç kullanarak karşı koyacağını bildirdi. Hindistan’da İngiliz yönetiminin son bulmasının ardından İn- gilizler’in Ortadoğu’da kalmalarının asıl amacı ortadan kalkmıştı. Filistin’deki Musevi liderliğiyse Birleşmiş Mil­ letler planını kabul etti. Savaş sonrasında fakir ve güçsüz durumdaki İngiltere’de yurtiçi ve yurtdışında popüler olmayan başarısız bir politikayı sürdür­ mek artık anlamlı değildi. Genel Kurul tarafından gerekli üçte iki çoğunlukla alın­ masına karşın uygulanması konusunda zorlayıcı bir hüküm bu­ lunmuyordu. Yoğun ve uzun görüşmelerin ardından 29 Kasım 1947 tarihinde Genel Kurul ta­ rafından Filistin’in üçe bölünmesi kararı verildi. bir Arap devleti ve Kudüs şehrinin ulusla­ rarası gözetimde olacağı bir ayn birim (corpus separatum). ortadan kalkmış olan Milletler Cemiyeti’nden aldığı mandayı Birleşmiş Milletler’e iade edeceğini 2 Nisan 1947 tarihinde bildirdi ve 15 Mayıs 1948 Cumartesi günü mandaya son verilmesi karan alındı. BM bölünme planında onlar için ayrılan topraklarda İsrail adım verdikleri devleti kurduklarını duyurdular. Bu karar. Öte yandan karann uygulanmasını engellemeye çalışanlar da olmuştu.MODERN ÇAĞ di. Artık eski manda bölgesinin geleceğinden Birleşmiş Milletler sorumluydu. Manda “Sabat” günü son bulduğundan birkaç saat önce harekete geçerek 14 Mayıs 1948 Cuma günü.

ÖZGÜRLÜKLER di de komşu devletlerin ordularından ve uzaktaki Arap. Bu şartlar altında yeni devletin dayanabilme şansı pek yok­ tu ama birkaç haftalık mücadelenin sonunda durumda önemli bir değişiklik meydana geldi. ABD tarafından “de facto” ve SSCB tarafından “de jure” olarak ka­ bul edilen İsrail devletinin kurulması ve komşu Arap devletle­ rinin silahlı müdahalesiyle çatışma resmen uluslararası bir bo­ yut kazandı. Arap-İsrail savaşı­ na dönüştü. Şeria ırmağının batısında ve Doğu Kudüs’te Ürdünlü­ ler. Öte yan­ dan da Arap koalisyonu hanedan rekabetleri ile milli rekabet­ ler yüzünden gücünü kaybetti. Sonraki onlarca yıl boyu. yalnızca direnmedi. İleride “Gazze Şeridi” adım alacak olan Gazze’de Mısırlılar. ülkele­ rinden destek buldular. Böylece Filistin için mücadele. Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılan hassas ateşkeslerle kesintiye uğrayan ilk savaş aylarca devam etti. Suriye’den Arap Kurtuluş Ordusu adlı gönüllü bir birlik de Filistin Araplan’na yardım ediyordu. Arap devletleri ateşkes anlaşmalannı kabul etmelerinin İsrail devletini ve sınır­ 423 . İlk Arap saldırı­ sı karşısında İsrail devleti. anlaşmaların taraftan arasında­ ki ilişkiler yalnızca bu anlaşmalara göre sürdü. Filistin’de savaş zamanında azalan Museviler ile Araplar ara­ sındaki çatışmalar. Ölü Deniz’in doğu kıyısında Suriyeliler olmak üzere Filis­ tin’in geri kalan kısmı komşu devletlerin ordularının elinde bu­ lunuyordu. Düşmanlan ve deniz arasında sı­ kışmış olan Museviler umulmadık bir güç sergilediler. İsrail ile komşu Arap devletleri arasında 1949 yılı­ rım Ocak ve Nisan aylannda Rodos adasında ateşkes pazarlık­ tan yapılarak anlaşmalar imzalandı. Bu aralıklı savaş­ larda askeri durumda kesin bir değişiklik oldu. biraz da toprak ele geçirdi. 1947 yılında tekrar başlayarak manda sona erdikten sonra da sürdü.

Arap devletleri 1948 ve 1973 savaşlarını baş- latırken4-İsrail de 1956 ve 1982 savaşlarını başlatmıştır. Sorum­ 424 . Bunlann durumu giderek yo­ ğunlaşan Arap-Musevi çatışmalannda oldukça zor bir hale gel­ mişti.MODERN ÇAĞ larını da kabul etmiş olmaları anlamı taşımadığını kesin olarak bildirmişlerdi. ne de yeni yer­ lerine yerleştirildiler. İsrail de Arap ülkelerinden kaçan ya da sürülen yüz binlerce Musevi’yi kabul etmişti. siyasi ve toprak sınırlarının belirlenmesini “Filistin sorununun kesin ola­ rak çözülmesine” bırakıyordu. Haşimi devleti ır­ mağın batı yakasında kendi işgalindeki topraklan resmen ilhak etmiş. Ürdün bunun tek istisnası olmuştu. zaman zaman da ayrı ayn yapılacak savaşlann ilki 1948-49 savaşıydı. II.000 olarak tahmin edilen Fi­ listinli Arap savaş sırasında kaçmış. Lübnan ile yapılan anlaşma iki tarafın arasında­ ki eski uluslararası sının tanıyordu. sürülmüş ya da komşu Arap ülkelerine sığınmıştı. Kaçışın ve sürgünün yol açuğı acı ile savaşın ve diploma­ sinin karmaşası ve kararsızlığı içindeki Filistinli mülteciler. Doğu Avrupa ve başka yerler­ den kaçan ya da vatanlarından kovulan milyonlarca insanın ka­ derine ortak oldular. Bu savaşların yapılmasında her iki taraf da eşit so­ rumluluğa sahipti.1 İsrail topraklarında yaşayan. Mısır ve Ürdün ile yapılan anlaşmalar yalnızca ateşkes hatlannı tanıyor. ne yerlerine iade edildiler. sayılan o dönemin Birleşmiş Milletler kuruluşları tarafından 726. kamplarda tutularak. İsrail ve Arap komşulan arasında zaman zaman toplu ola­ rak. Suriye. hem onlar ve hem de onlardan sonraki nesiller daima vatansız mülteci olarak gö­ rüldüler. Dünya Savaşı sonrasında dünyanın kanlı bir şekilde tekrar şe­ killenmesi sırasında Hindistan. sonra da Arap Filistinlilerim tümüne vatandaşlık hakkı vermişti. Ancak onlardan farklı ve benzeri görül­ meyen bir şekilde.

Suri­ ye ile de aynı amaca yönelik görüşmeler başlatılmıştır. O tarihte Mısır ile İsrail arasında imzalanan ve bir Arap devletiyle yapılan ilk anlaşma olan barış anlaşmasıyla iki devlet arasında barış ve normal diplomatik ilişkiler sağlanmış. İsrail ile Ürdün arasın­ da 1994 yılının Ekim ayında imzalanan banş anlaşmasıdır. İsrail savaşın sonunda Ür­ dün ırmağının batısındaki manda Filistini ile birlikte güneyde Mısır’dan Sina Yanmadası’nı. Anlaşmazlık. 1967 yılında bu devletle­ rin topyekıin yenilgileriyle bu gibi iddialar sona ermiş ve üç yıl ^önce kurulan. Filistin Kur­ tuluş Örgütü tamamen yeni bir rol elde etmiş. tarafların bir Yunan trajedisindeki gibi. kuzeyde de Suriye’den Golan Te- peleri’ni ele geçirmişti. Artık İsrail’in askeri sınırlan Süveyş Ka- nalı’nda. Ürdün ırmağında ve Şam’dan 48 km uzaktaki Golan Tepeleri’ndeydi. 1949-1967 yıllan arasında Arap Birliği ve özellikle Filistin’de bazı yerleri işgal etmiş olan Arap devlet­ leri. İsrail hâkimiyetinin Batı Şeria ve Gazze Şeri- di’ne yayılmasıyla Filistin liderliğinin aktif katılımı şeklinde ye­ ni bir boyut kazanmıştır. bu savaşların en dramatiğiydi. İsrail belirli aşamalarla manda Filistini ile Mısır Krallığı arasın­ daki eski uluslararası sınıra çekilmeyi kabul etmiştir. Bir Arap devletiyle yapılan ikinci banş anlaşması. İsrail karşısın­ 425 . 1979 yılına dek Sina Yarımadası İsrail’in elin­ de kalmıştı. savaşa doğru yaklaş- malannın kaçınılmaz olduğu görülmektedir. İsrail silahlı kuv­ vetleri altı günde Mısır. ÖZGÜRLÜKLER lusunu belirlemenin daha zor olduğu 1967 savaşının başlama­ sına neden olan olaylarla ilgili daha fazla çok bilgi elde edildik­ çe. Ürdün ve Suriye ordulanyla bir Irak bir­ liğini art arda yenilgiye uğratmışlardı. 1967 savaşı. hat­ ta zaman zaman da engellemişlerdir. o güne dek Araplar arası siyasetin aracı olan Fi­ listin Kurtuluş Örgütü yeni bir önem kazanmıştır. Filistinliler adına konuştuklarını ileri sürmüşler ve Filistinli­ lerim siyasi sürece aktif olarak katılımını teşvik etmemişler.

Lübnan’daki iç savaş ve merkezi hükümetin gücünü kaybetmesiyle Filistin Kurtuluş Ör­ gütü denetiminde bir devlet içinde devlet kurulmuştur. Bundan sonra da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün İsrail’e karşı mücadelesinin yönü değişmiştir. 25 yıl süresince. ülke içindeki işgal perso­ nel ve araçlarına karşıydı ve birincil amacı dikkati çekmek de­ ğil. İngiltere’nin Ortadoğu’daki duru­ 426 . O güne kadar öncelikli amaç­ lan propagandaydı ve eylemleri diğer ülkelerdeki İsrailli ve başka hedeflere yönelikti. 1980’lerin sonu ve 1990’lann başın­ da da mücadele işgal edilmiş topraklara taşınarak “İntifada” adı verilen yeni bir isyan ve direniş dönemi başladı.MODERN ÇAĞ daki Arap muhalefetinin simgesi gerileyen asker yerine ilerle­ yen gerilla olunca da giderek uluslararası boyuta erişmiştir. direniş ve terörizm olarak adlandırdığı bir mü­ cadele sürdürmüştür. Bu tarihlerde Stalin. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ilk üssü Ür­ dün’de bulunuyordu. Sonra da Tunus’a taşınan liderlik ve karargâh 1994 yılına kadar orada kaldı. 1948-49 yılla­ rında yeni İsrail devletine diplomatik destek sağlamışlardır. Bu dö­ nem. ~İngiltere’yi görüyor. Görüşmelerin sonucunda İsrail po­ lis ve askerlerinin Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki otoritelerinin Filistinlilere devredilmesi ile ilgili anlaşmalar yapıldı. ABD ile SSCB. Filistin Kurtuluş Örgütü liderliği farklı görüşlerin gerilla savaşı. İntifada yaban­ cı ülkelerdeki tarafsız hedefler yerine. 1993’te İsrail ve Filis­ tin Kurtuluş Örgütü hükümeti görüşmelere başlama ve birbir­ lerini tanıma karan aldılar. 1970 yılında Ürdün krallık hükümetiyle çatıştıktan sonra Lübnan’a gitmişlerdi. işgalin gücünü ve cesaretini kırmaktı. 1982 yılında Lübnan’a giren İsrail ordularının Filistin Kur­ tuluş Örgütü’nü ülkeden kovulmasını sağlamasına kadar sür­ dü. dünyadaki en büyük düşmanı olarak ABD’yi değil. Kaçınılmaz olarak bu gelişmeleri Arap-İsrail çatışmasının uluslararası bağlamı etkilemiştir.

Ancak üç işgalci devlete karşı sert bir tavır takınan ABD ve SSCB hükümetleri çeşitli yollarla Mısır topraklanndan çekilme­ lerini sağladılar. 1955 yılında da Irak hükü­ meti. Bir Arap ülkesinin Batılılar’m himayesindeki bir ittifaka alın­ maya çalışılmasının verimli sonuçlan olmadı. Savaştan sonraki yıllarda Sovyet baskısı daha çok Türkiye ve İran üzerinde oldu ve bu iki ülke Sovyet baskı ve tehditlerine karşı Amerika Birleşik Devletlerinden yardım istediler. 1952 yılında NATO’ya girdiler. Türkiye ile Yunanis­ tan. söz­ de İsrail ve Mısır’ın arasına girmek için Mısır’a asker gönderdi­ ler. O günlerde Amerika Bir­ leşik Devletleri bu ittifakta resmi bir üyelik yerine gayri resmi bir ilişkiyi tercih etti. gerek geçmiş deneyleri gerek de günün gerçek­ leri nedeniyle kuzeyden gelecek tehdidin farkındaydılar. Her iki tarafın da genel olarak uyduğu resmi ambargoya rağmen ba­ zı özel ABD kaynaklarından askeri yardım gelmişti. İran. bunun mümkün olmadığmı görünce. Bu tür bir deneyimleri olmayan Arap devletlerinin yakın geçmişte­ ki siyasi tarihleri önce Batı yönetiminden. sonra da Batı işbirli­ 427 . Bu sırada stratejik durum bazı radikal değişimlere uğramış­ tı. Fransız- lar ve İngilizler 1956 yılında. Eski egemen dev­ letler olan İran ve Türkiye. Sovyetler Birliği’nin güney sınınnda olduklarından. ÖZGÜRLÜKLER munu sarsmak için yeni İsrail devletinin iyi bir fırsat öldüğünü düşünüyordu. Türkiye ve İngiltere ile Bağdat Paktı adı verilen ye­ ni bir ittifak kurması için ikna edildi. Amacını gerçekleştirmek için de o günlerde bir Sovyet uydusu olan Çekoslovakya’nın. muhtemel bir Sovyet saldırısına karşı Ortadoğu’da bir savunma sistemi kur­ mak üzere Ortadoğu işlerine kanşmıştı. İlk baş­ larda İngilizler’in çökmekte olan durumlarını desteklemek iste­ yen ABD. öncesinde İsrail’le anlaşarak. İsrail'e ilk savaşından ayakta çıkmasını sağlayan silahları satmasına izin verdi.

Ortadoğu devletleri ve halklan arasın­ daki savaşlar içinde dış dünyanın en çok dikkatini çeken savaş olmuştur. Başta yeni cumhuriyetçi rejime girmiş olan Mısır olmak üzere. Bu dış kaygılar. Soğuk Savaş’ın en önemli konularından biri haline gelmiştir. Ortadoğu banş süreci için de Soğuk Savaş’ın bitmesi gerekiyordu. kısmen de olaylara karşı endişe ve ilgidir. stratejik ve mali kaynağı olmuştur. Irak’ın Bağdat Pak- tı’na girmesi. Birleşmiş Milletlerde ve diğer uluslararası alanlarda İsrail’e karşı Arap davasını diplomatik olarak savunmaları. İsrail ile yeni ve daha ya­ kın bir stratejik ilişki kurmak zorunda kalmış ve İsrail’in başlı­ ca diplomatik. Arap-İsrail çatışması. Bunun nedeni kısmen rakip süper devletlerin doğru­ dan işe karışmalan. Sovyetler Birliği 1950’li yıllarda Mısır ve diğer Arap devletleriyle yakın ilişkiler kurmaya çalıştığında iyi karşı­ landı ve çok geçmeden kazandığı güç ve etkinlikle Arap hükü­ metlerini antlaşma imzalamak ve kendine. üs kolaylıkları tanı­ mak konularında ikna etti. Bu gelişmelerle Arap-İsrail çatışması. Arap ordulanna gelişmiş silahlarla teknik ve lojistik olarak askeri yardım sağla­ mışlardır. Sovyet po­ litikasının 1950’li yıllann ortalarından başlayarak 1960-70’li yıl­ larda daha da güçlenen bir özelliği olmuştur.MODERN ÇAĞ ğinden kurtulma çabalarından oluşmuştu. Diğer sorunlarda da yaşandığı gibi Ortadoğu’da süper devletlerin çeşitli devletlerin yanında yer almaları krizlere ve yol açtıklarına kısıtlama getir­ miş ama diğer taraftan da çözüm için gerçek bir adım atılması­ na engel olmuştur. ülkede Batılı devletlerin hâkimiyetine doğru bir geri adım olarak kabul edildi. öteki Arap ülkelerinde bu du­ rum güçler dengesinin Mısır aleyhine değiştirilmeye çalışılması olarak görüldü. taraflardan birinin zafer kazanmasına ve çatış­ 428 . Dünyanın başka yerlerindeki paralel banş süreçleri için olduğu gibi. Bu durum karşısında ABD.

tüm Arap-İsrail savaşlanndakinden çok daha faz­ la can kaybı olan ve II. Hatta tam tersine. 1980-1988 yıllan arasında İran ve Irak arasındaki savaşa tep­ ki daha farklı olmuştur. Irak’m Şii nüfusu da. Güneybatı İran’da yaşayan Arap azınlık İrak­ lılarla birleşmenmiş. Etnik açıdan Araplar ile İranlılar arasındaki bir mücadeleydi. ÖZGÜRLÜKLER manın kesin bir sonuca ulaşmasına engel olmuştur. her iki devletin de dış dünyada güçlü düşmanlan olduğundan. Sert ve kı­ sa savaşlar şeklinde süren bu çatışmalar. İsrailliler ve Araplar gibi güçlü bir uluslararası destek alamamışlardır. Bir bakıma bu savaş. Saddam Hüseyin ve Humeyni gibi iki güç­ lü lider arasında kişisel bir mücadele olarak düşünülebilirdi ve zaten de böyle gösterilmiştir. Onlar. Temelde çok açık ve basit olan Arap-İsrail çatışmasında or­ tada üç soru vardı: İsrail var olacak mı? Olacaksa. gerek diğer devletler gerek de uluslararası kurumlar savaşa son ver­ mek için risk almayı ve uğraşmayı göze almamışlardır. Bu iki ülke arasında. sınırlan ne olacak? Bu sınırlann içinde kim hüküm sürecek? Çok farklı yönleri olan Irak-İran savaşındaysa konu daha karmaşıktı. Bu mü­ cadeledeki önemli bir başka nokta da hem İraklıların hem de İranlıların ülkelerine ve kendilerini yönetenlere olan vatanse­ ver bağlılıklanydı. Ekonomik açıdan bölgedeki petrolünün kontrolü için bir mücadeleydi. birkaç istisna dışında 429 . Uluslararası kurumlann çatışmayı çöz­ mek yerine devam etmeye götürmesi bu konuda amaçlanma­ yan bir sonuç olmuştur. uluslararası müdaha­ lelerle asla stratejik olmayan zaferler olmak üzere taktik zafer­ leriyle son bulmuştur. İdeolojik açıdan İslamcı canlanma ile laik modemizm (sonradan Saddam Hüseyin bu konuda fi­ kir değiştirmiştir) arasında bir mücadeleydi. Dünya Savaşı’ndan bile uzun süren bir savaş olmuştur. Mezhep açısından Şiiler ile Sünniler arasındaki bir mücadeleydi.

Irak’ın ilk saldınsını dur­ durarak güçlü bir karşı saldınya geçmiş ve Irak topraklama gir­ miştir. Başlarda üstünlüğü sağlamış gibi görünen İran. İran karşısında bu yanm zaferi kazanma­ sından ve dış dünya tarafından onaylanmasından aldığı cesa­ retle 1990 yılının Ağustosu ayında Kuveyt’i işgal ve ilhak et­ miştir. birkaç ay sonra Sov- yetler Birliğinin dağılmasına ve Soğuk Savaş’ın sona ermesine yol açacak süreçler başlamıştı.MODERN ÇAĞ İran devrimi ve rejimine sempati duymamıştır. Ancak öte yandan yanlış düşünerek. Saddam Hüseyin. hiçbir bölge ve dış devletin onlan dehşete düşüren ve korkutan devrimci bir rejimi desteklemek için kılını kıpırdatmayacağım hesaplamıştı. zengin Arap ülkelerinden de gördüğü destek sa­ yesinde bu saldınyı durdurmuş ve kendisinin biraz daha avan­ tajlı olduğu bir barışı İran’a imzalamayı başarmıştır. eskiden oldu­ 430 . Kuveyt’i kolayca ve hızla işgal ede­ ceği askeri hesaplan doğruydu. bölge devletleri­ nin onu destekleyecekleri. Yanlış olan. iç ve dış baskı altında olmadıklan ve ikisi de petrol ihraç ettiği için henüz mali sıkıntıları olmadığı için karşı­ lıklı olarak yıkıcı savaşlarına 8 yıl devam etmişlerdir. 1990 yılının sonunda. bazı açılardan doğru bazı açılardan da yanlış olan askeri ve siyasi hesaplar yaparak bu iki savaşı baş­ latmıştır. İran ve Irak. Aradan ge­ çen 10 yılın ardından Kuveyt’i işgal ederken bu defa doğru ve yanlışların dengesi tersti. Bu hataya dünyadaki değişikliği dikkate almaması nede­ niyle düşmüştür. en azmdan kabullenecekleri ve dış güçlerin zorunlu ve etkisiz bir protestodan ileri gitmeyecekle­ ri siyasi hesabıydı. Irak. ABD’den aldığı büyük istihbarat ve lojistik yardımı­ nın yanı sıra. İran’a saldırırken doğru düşünerek. Saddam Hüseyin. devrim kanşıklığı içindeki İran’ı kolayca ve hızla işgal edeceğini hesaplamıştı. Saddam Hüseyin.

çok daha kolay ve hızlı olmuştu. Ancak bunun için ödemesi gereken bir bedel olacaktı. bölgesel. oldukça basit bir nedeni vardı. Savaş ve sonrası. Çünkü bir impara­ tor rolü oynamak ya da en azından bölgenin tehlikeli devlet­ lerine karşısında diğerlerini korumak için birinin gücü. ÖZGÜRLÜKLER ğu gibi bir süper devletin tedbirliliği ile bu tehlikeli serüvenle­ re girmekten kaçınmıyordu ve bu yeni özgürlüğünden sonu­ na faydalanmak istiyordu. hatta Araplar arası bir mücadele olmuştu. Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Irak güçleri­ ni Kuveyt’ten çıkarmakla yetinmeyip Saddam Hüseyin’i ve re­ jimini iktidarda bırakmışlardı. Bu savaşa özellikle ABD olmak üzere yabancı devletler de kanş- mışlardı. bazısı gizli manda ve koruma dönemlerini anımsatacak bir korumaya neden olacaktı. süper dev­ let. Bu sonuca ilişkin çeşitli yorum­ lar yapılmışsa da. süper devletlerin her ikisinin de Or­ tadoğu için savaştan çekildiklerini gösterdi. bu da geçmişteki bazısı açık. öteki­ nin de isteği yoktu. bölgedeki daha önceki mücadelelerin tersine dış rakiplerce ne kışkırtılmış ne de uza­ tılmıştı. Ortadoğu hükümetlerinin eylemleri ve siyasetleri gide­ rek isteksizleşen yabancı devletlerin müdahalesini gerektiriyor­ du. 1991 yılında rejimi yıkmak yerine bir başkasını getirmek anlamına geliyor­ du. bölgedeki kurbanlarının çağırdığı diğer süper devlete karşı kendini koruması için hamisini çağıramayacaktı. O gün­ lerde ABD’nin Bağdat’a bir yönetici konsül yerleştirme niyeti olmadığı belirtilmişti ve Amerika’nın Arap müttefikleri de bu- 431 . Bölgedeki yeni oluşumda dış devletler artık Ortadoğu’daki olaylarla ilgili karar vermiyor ve bunlan yönetmiyor oldukla­ rından. Sad- dam Hüseyin’in ordularının bölgesel ve dış devletler koalisyo­ nu tarafından yenilmesi. 1990-1991 arasındaki Kuveyt savaşı. Çok geçmeden göreceği üzere. 8 yıl süren îran ve Irak savaşıyla karşılaştırıldığında.

için­ de isteyen güçlerin varlığım fark etmeleri. Koalisyon güçleriyle Irak arasında yapılan ateşkesin hemen ardından bu politikanın pratik sonuç­ lan görüldü. Artık Ortadoğu daha özgür olduğu ka­ dar da daha tehlikeli bir yerdi. işgal edilmiş bölgelerde İsrail yönetimine son verilmesiyle ilgili anlaşma sağ­ lanması üzerine özgürlük hayallerine ulaşabileceklerdi. başta Amerika olmak üzere dış yardımlarla. İsrail hükümetinin ve bazı Arap devletlerinin. Ne var ki geçmişte Arap halkları arasında olduğu gibi. süper devletlerin müdahalesinden ya da kontrolünden kurtarılmış başka yerlerde olduğu gibi Ortadoğu'da da halklan zor bir seçim yapmak zorunda bırakmıştı. sorunlarını çözmek için istemeden ve zor olsa da harekete geçerek yan yana barış içinde yaşama­ yı seçebilirler ya da sorunlarını ve birbirlerine karşı nefretleri­ ni dizginlemeden kanlı çatışmalan seçebilirlerdi. Filistinliler ara­ 432 . bazen de beraber hareket ettikleri çift kutuplu sistemin çöküşü. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle iki süper devletin bazen düşman olarak. karşılıklı olarak bir­ birlerini tanıma. ABD kendinin ve uluslararası toplu­ mun temel çıkarlarını savunacak şekilde davranacaktı. Bu kanlı çatış­ malara girme olasılıklannı ve bunu bölgenin dışında değil. Diğer taraftan Ortadoğu halklan ve devletlerinin başlarının çaresine bakmalan gerekiyordu. işgal edilmiş topraklann İsrail’den Filistin yönetimine verilmesi ilgili görüşmeler yapmalarını sağlayan önemli bir etkendir. Arap halklannın sonuncusu olan Filistinliler. ortak bir hoşgörü ve daha pratik olarak.MODERN ÇAĞ nu istemiyorlardı. Ders açıkça ortadaydı. Filistin Kurtuluş Ör­ gütü liderlerinin. Böylece hükümetlerini koruma ve değiştirme karan Irak halkına bırakıldı. Saddam Hüseyin güneyde Şiiler'i. kuzeyde Kürt- ler’i ve merkezdeki muhalifleri acımasızca bastırmaya girişti. Dünyânın başka böl­ gelerindeki örnekleri gibi. bu çı­ karlar da deneme yanılma yöntemiyle tanımlanacaktı.

Mihver­ lerin Ortadoğu’ya yönelttikleri stratejik ve siyasi tehdidin yenil­ melerine neden olmasına rağmen. Benzer biçimde. toplumsal ve siyasi organizasyon biçimi iki nedenle çok çekiciydi. Batı’nın gereksiz ve uygunsuz görülen daha birey­ ci formülleri karşısında. Fransızlar ve İngilizler kendilerini örnek alarak yeni devlet­ ler yaratmışlar. Ancak efendileri çekildikten sonra bunların neredeyse tamamı yıkılmış ya da terk edilmiş. Bu tartışma ba­ ğımsızlık elde edildikten sonra daha acil bir duruma geldi. Ancak yabancı bir yönetim altındayken bile o sona erdikten sonra ge­ lecek rejim konusunda tartışmalar başlamıştı. İkincisi. özgürlükçü ve liberal düşüncelerden fazlaydı. Irak’ta ve Suriye’de Mısır’da olduğun­ dan daha aktif olan bu etkiler. vatanseverlikten da­ ha anlaşılabilir bir olguydu. sunulan ideolojilerin ve toplumsal stra­ tejilerin bölgenin geleneklerine ve gerçeklerine daha yakın ol­ masıydı. halen öyledirler. ÖZCÜRLÜKLER sında da aciliyet kazanan yabancı yönetiminden kurtulduktan sonra kendilerini nasıl bir özgürlüğün beklediği sorusuna yanıt aranıyordu. İsrail’in doğuşunun Birleşik Arap güçleri tarafından engelle­ 433 . otoriter ve radi­ kal ideolojilerin çekiciliği. İngilizler anayasal monarşiler kurmuşlardı. Yabancı yönetimindeki halkların kimileri için ilk. bölge halklan başka modeller aramaya başlamışlardı. düşüncelerinin yeni ortaya çıkan milliyetçi ve ona bağlı başka hareketlerde artan bir etki­ si olmuştu. Bunlardan ilki. kimileri için de tek hedef bu yönetimi sona erdirmekti. Batı hâkimiyetine karşı olması. Toprak tanımlamasının belirsiz olduğu. Mısır’da da da­ ha güçlü bir milli kimlik ile daha yaygın ve etkili parlamenter tecrübeye sahip eski bir liberalizm geleneği vardır. Bu yeni düşünce. değişen milli kimliğe sahip ülkelerde etnik milliyetçilik. kolektif ve komünal kimlikler ve hak­ lar daha anlamlıydılar. Fransızlar parlamenter cumhuriyetler.

Arap rejimlerinin en zayıfı olarak görülen Haşimi monarşisi ise bir şekilde ayakta kalabilmiş ve krallığın kurucusu Abdullah’tan sonra oğlu. 1949 yılının Mart ayın­ da başkanlık ve parlamenter düzenini kansız bir darbeyle sona erdirmiş ve bir dizi darbeyi başlatmıştır. Askeri karakterini kaybetmeye başlayan Cumhuriyetçi hükümet. yerine bir dizi askeri diktatör almıştır. Kral Faruk 1952-54 yıllarındaki bir dizi hareketin ardından sürgün edil­ miş ve monarşinin yerine cumhuriyet ilan edilmiştir. rejim değişikliğini planlayan ve gerçekleştiren “Hür Subaylar” örgütünün gerçek başı Albay Nasır geçmiştir. İsrail’le barış yapmaya çalışan Kral Abdullah 1951 yılında öldürülmüştür. 1958-1961 yıl­ larında Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin bir „parçası olan Suriye. En dramatik değişikliklerin olduğu Mısır’da. Baas’ın parti diktatörlüğü almıştır. on­ dan sonra da torunu hükümdar olarak başa geçmişlerdir. 434 . özellikle Batılı bağlan nedeniyle gözden düşen monarşi 1958 yılında kaldınlmış. Arap ülkelerinde derin bir iç hesaplaşmaya’yol aç­ mış ve sorumlu olan yöneticilerin ve rejimlerin birkaç yıl için­ de şiddet eylemleriyle yıkılmasına neden olmuştu.MODERN ÇAĞ nememesi. Kısa bir süre sonra devrimin lideri General Muhammed Necib indirile­ rek yerine. oto­ riter olmayı sürdürmüştür. Ürdün’de Filistin’deki Arap yenilgisinin sorumlusu olarak görülen. daha kötüsü de. parla­ menter rejimin başlaması ve seçimlerin yapılmasıyla 1954 yılın­ da son bulmuş ama bu durum kısa sürmüştür. İlk rejim Su­ riye’de yıkılmıştır. Suriye’de hüküm süren partiyle ortak kökenleri olmasına rağmen Baas’m iki kanadı birbirlerine düşmandılar. bu birlikten ayrıldıktan sonra hizla Baas partisinin diktatörlüğü­ ne girmiştir. Arap devletleri de zamanla başka devrimci dalgadan etki­ lenmişlerdir. Albay Hüsnü Zaim. Irak’ta da Suriye’de olduğu gibi ordunun ye­ rini. Irak’ta. Askeri yönetim.

Ancak her yeni rejimi iktidara getiren. İsrail’e sının olmayan Arap rejimlerinden. umutsuzluğun aşın özgüvene karşısındaki zaferi ola­ rak görülebilir. Ancak bu görüş. Aylarca süren zorlu savaşlann ardından İsrail’in hâlâ ayakta kalması. nüfuzu ve hâkimiyeti için bir köprübaşı olmak için çok uygundu. Daha sonra da kimileri de bir açıklamaya ge­ rek duyarak Avrupa’nın Sami ırkına aleyhtarlığı düşüncesinden hareketle olayları aynı ölçüde dramatik ama tarafları rolleri de­ ğiştirmiş olarak göstermek istemişlerdir. Kuzey Afrika’da Libya ve Cezayir ile Güney Arabistan’da da iki Yemen devrimle yıkılmıştır. İsrail’in bölgenin ortasında olması. Başkalarının açıklannı aramak ve onlan suçlamak yerine kendi toplumlannın hatalannı bulmak ve düzeltmekle uğra­ 435 . Bu açıdan bakıldığında İs­ rail. Batı etkisi. sonraki savaşlarda daha bü­ yük ve daha donanımlı ordular karşısında kazandığı çok daha büyük ve hızlı zaferler için yeterli olmayacaktır. Daha uzaktaki. ama büyük ölçüde dış müda­ haleler sonucunda iç savaşla yıkılmıştır. Arap yarımadasında Filistin’deki çatışmaya daha uzak yerlerde ve Fas’ta geleneksel rejimler var- lıklannı sürdürebilmişlerdir. 1948 askeri harekâtında önemli bir rolü olan ve Rodos ateşkes anlaşmasıy­ la İsrail’le uluslararası sınırı kabul eden Lübnan demokratik ve parlamenter sistemi i korumuş. tüm Arap dünyasımn düşmanlığına karşın ayakta kalması. hatta gelişme­ si temel sorunlan çözülemeden sürmüştür. Olayda daha aktif olan ülkelerde arka arkaya gelip geçen devrimler ve devrimci rejimler olmuştur. Siyonizm emperyalizmin ve İsrail Batı gücü­ nün bir aracıydı. ÖZGÜRLÜKLER İsrail’e sınırı olan Arap devletlerinden yalnızca. Kimileri açısından İsrail’in kurulması ve gelişmesini Batı em­ peryalizminin Arap ve İslam ülkelerine karşı saldırgan eylem­ lerinin devamı olarak görüyorlardı.

Ancak bu şekilde modem dünyadaki yerlerini alabileceklerini ve mo­ dem düşmanlarına karşı koyacak gücü bulabileceklerini dü­ 436 . Bölgenin ayrılmış olduğu devletler siyasi sınıf ve bölgenin gerçekleri konusunda bilinçlenmede bir istikrar sağladıklann- da. hükümetler ve halklar milli egemenlik yapısı içinde uygu­ lanacak çözüm arayışına girdiler. Dolayısıyla İsrail’in başansı. yalmzca Batılı devletlerin bir aracı olarak değil. Bu çelişkiye çeşitli yanıtlar verilebilir. ülkeler arasında birlik olmamasının maddi ve entelektüel iler­ lemeye mutlaka engel olmadığı. Ancak bu ideal. ekonomik sorunlar ve daha hızlı ekonomik kalkınma gereksinimleri ön plana çıktı. devlet­ ler bağımsızlıklannı elde ettikten sonra liderlerin bu görevleri­ ni kumrulara bırakmak konusunda isteksiz olmalan yüzünden gerilemiştir. Arap- lar'da olmayan İsrail’in siyasi özgürlüğü gibi ayrıntılara dikkat çekmişlerdir. yani çeşitli Arap devletlerinin dar fi­ kirli politikalarından daha saf ve soylu olan daha büyük bir ülkeye sadakat idealiydi. Emperyalizme karşı mücadelelerin­ de bu ideal en üst seviyesine çıkmıştı. enerjilerini kısır rekabetler ve çatışmalarla harcayan küçük devletlere ayrılmış olmasıydı ve çözümü de pan-Arabizm. Nüfusunun büyük çoğunluğunun Ortadoğulu ol­ masına rağmen İsrail. toplumsal ve ekonomik yapılarındaki farklılıklara.MODERN ÇAĞ şan bazı kesimler de tarafların bilimsel ve teknolojik başarıla­ rına. Siyasi bağımsızlık mücade­ lesi gerilerde kalmaya başlaymca. hatta bazı durumlarda ilerle­ meye katkı bile sağladığı görülmüştür. Öte yandan Avrupa. Müslüman devletlerin fakir ve güçsüz olmasına karşın Batı’nın gücü ve refahı çelişkisinin parçasıdır. Kimilerine göre baş­ lıca neden dağınıklık ve bir dönemin büyük Arap dünyasının kendi aralarında anlaşamayan. Batı uygarlığının bir parçası olarak Batı’mn bir parçası gi­ bi görülmektedir. hatta Batı dünyası tarihinde. Müslümanların yüzyıllardır süregelen.

Gelişmekte olan ülkelerin pazar ekonomisindeki yavaş iler­ lemeyi bekleyecek zamanlan olmadığı ileri sürülüyor ve bu an­ layış genel kabul görüyordu. Mısır’da iktidara gelişinin 9. Bu görüş. hızla artan nüfusun yaşam standardının düşmesiyle de kö­ tüye gidiyordu. beceriksiz reformlarının ekonomik kal­ kınmayı hızlandırmak şöyle dursun. daha az katı ve Arap koşullarına daha uygun görülüyordu. ’gelenek­ sel İslami düzenin ılımlılığının ve yeni Batılı düzenin özgürlük­ lerinin baltalandığı ve yok edildiği acımasız diktatörlüklerin yı­ 43 7 . daha da yavaşlattığı görül­ dü. zamanın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki en saygın devleti olan Sovyeder Birliği örne­ ği ve etkisiyle daha da güçleniyordu. başka bir deyişle otoriter bir sosyalist hükümet ta­ rafından gerçekleştirilebilirdi. Bununla birlikte siyasi demokra­ sinin kararsızlıklanna ve kanşıklıklanna dayanacak sabırlan da yoktu. Ekonomik politikalann başarılı olduğu tek alan. Gereken hızlı kalkınma ancak güçlü bir el ve merkezi planlama. 1950’li yıllarda entelektüeller arasında yayılmış olan sosya­ lizmi iktidara getirenler entelektüeller olmamıştır. Arap sosyalizmi adı verilen diğerleri daha insan­ cıl. Bir süre tüm bu sorunlara yalnızca sosyalizmle çözüm aran­ dı. Sosyalizm de önceki neslin yaşadığı liberalizm gibi zorla tepeden inmişti ve durumu daha iyi değildi. Sosyalizmin çeşidi türleri vardı: Aşağı yukan Marksist ve Sovyet türü. ÖZGÜRLÜKLER şünen bu ülkelerin çoğunluğunda ekonomik durumr'yalnız­ ca Baü ve Uzakdoğu’nun yükselen ekonomileri karşısında de­ ğil.yılında Nasırcı rejimin bir kararıyla sosyalizm getirilmişti. Başka ülke­ lerde de farklı görüşlerdeki askeri ve milliyetçi rejimler sosya­ lizmin hızlı ekonomik kalkınmanın tek yolu olduğunu düşünü­ yorlardı. 1990’ların başlannda Marksist sosyalizmin de Arap sosyaliz­ minin de başarılı olmadığı ve reformcu hükümederin genellik­ le yanlış yönlendirilmiş.

başka toplumlarda olduğu gibi. televizyon. çoğu eski Avrupalı yöneticiler ya da imtiyaz sahipleri tarafından ya­ pılan modem devlet ve şehir hizmetleri alanlarında görülmüş­ tür. Hükümdara karşı gerek­ li saygının sınırlarını belirleyen İslam hukuku ve gelenekleri. En maddi. Telefon. bir hükümdarın tebaasmm bağlılığını kaybettiği ve yasal olarak tahtından indirilmesi gereken durumları çok dikkatle ele ala­ 438 . başka açılar­ dan artıyordu. en kalıcı ama en az fark edilen Batı etkisi. Bu alanda modernleştirme süreçleri tersine çevrilmemiş ya da saptırılmamıştır. Orta ve Doğu Avrupa modellerinden bazen oralardan ithal edilen uzmanla- nn yönetimiyle taklit edilen çeşidi totaliter diktatörlükler aldı. Daha şaşırtıcı olanı da. araba. Bunlann yerlerini. Bölgedeki Batılı siyasi düşüncelerinin en kalıcı ve güçlü ola­ nının devrim düşüncesi olduğu söylenebilir. hükümet­ lerin komplolar ya da isyanlarla devrilmesine ilişkin pek çok örnek vardır. bunu İslam doktrini ve tarihinde benzeri olmayan bir biçimde yazılı bir anayasa ve se­ çilmiş bir parlamentoyla yapmıştır. hızlı bir eko­ nomik ve daha hızlı bir toplumsal ve kültürel değişim döne­ mi yaşandı. Müslüman Orta­ doğu'nun tarihinde. Batı aleyhtarı olduklannı belirten devletlerin Batı’nın anayasa ve yasama meclisleri gibi siyasi me- kanizmalannı korumalandır. Siyasi açıdan en aza inen Batı etkisi. sözde sosyalist ülkelerde­ ki yeni siyasi düzenin en kötü örneklerinden. top ve tank top gibi Batılı olan ya da icatlarım kolaylaştıran Batılı fel­ sefelerle ilgili alanlarda da bir engelleme olmamıştır.MODERN ÇAĞ kılması alanıydı. Gerçek İslam devletini kurduğu­ nu iddia eden İran İslam Cumhuriyeti. Eski bir İslami gelenek de liderlerin siyasi ve top­ lumsal sistemdeki kutsal görevlerinin uranlığı yıkarak yerine adaleti getirmek olduğuna inanmaktır. Ekonomik politikalar başarılı olamadıkları halde. uçak.

Rejim değişikliği. kökenleri ve kaderi açısından Fransız ve özellikle de Rus devrimleriyle kıyaslanabilir. 1979 yılındaki İran İslam Devrimi bun­ lardan biridir. zamanla Ortadoğu’da bir hükümetin meşruluğuna ilişkin olarak en yaygın kabul gören sıfat olan ‘‘devrimci’’ unvanında iddia sahibi olmuşlardır. Hal­ kın katılımıyla bir kitle hareketinin siyasi ve ekonomik gücü değiştirmesi ve büyük bir toplumsal değişim sürecini başlatma­ sı. en üst konumdakileri değiştirmenin ötesinde. İran’da gerçekleşenler klasik’anlamda bir devrim gibi görülebilir. sonralan da genellikle askerlerin. Fransa’da Bourbonlar ve Rusya’da Romanovlar dönemlerin­ deki gibi büyük bir değişim süreci İran’da da Pehleviler dö­ neminde başlamış bulunuyordu. 1905 yılında İran’daki meşrutiyetçilerin ve 1908 yılında da Osmanlı İmpara- torluğu’ndaki Jöntürkler’in kendilerine özgü devrimleri Ortado­ ğu’da gerçekleşen ilk devrimler olmuştur. y /ın son 10 yılında böl­ gedeki devletlerin önemli bir çoğunluğu daha öncekilerin şid­ det yoluyla yerlerinden atıldıklan rejimlerle yönetilmişlerdir. yy Hollandası’nda. İlk başlarda yabancı efendilere karşı bir milli mücadele verilmiş. ÖZGÜRLÜKLER rak tartışmaya açıktır. yy Amerika ve Fransası’nda ortaya çı­ kan devrim düşüncesi çok yabancı ve yeniydi. hizmet ettikleri orduların hü­ kümdarlarını devirmeleriyle gerçekleşen rejim değişiklikleri ol­ muştur. Bütün bunlar aynı heyecanla. bazı durumlarda toplumun daha derin ha­ reketlerinden. çok daha derin nedenlerden ve çok daha büyük sonuçlara ne­ den olarak yapılmıştır. daha doğrusu devam ettirmesi söz konusudur. yy İn- gilteresi'nde ve XVIII. Bunlardan sonra da pek çok devrim gerçekleşmiştir. Bunu sürdürebilmek için si­ yasi güçte bir değişiklik olması gerekiyordu. XX. XVII. şekli. Bu devrim. İran devriminde de başka yerlerdeki devrimlerde olduğu gibi değişim sürecinin 43 9 . İslam dünyası için XVI.

onlann Ba- tı’yı ve Batı’nm sunduklarım reddederken. tıpkı sağdakiler gibi Avru­ pa'nın sol ideolojilerini kendilerine karşı mücadele sürdürdük­ leri kafir düşmanın bir parçası gibi görüyorlardı. İslami Devrim adını almıştır. ülke içinde mürtetler olmak üzere tarihten. ülke dışın­ da kafirler. Bunlar. Onlannki fark­ lı bir toplumdu. Müslü­ man ülkelere ve halklara yabana hâkimiyetindeyken zorla ka­ bul ettirilen tüm yabancı ve kafir birikimleri yok etmek ve ger­ çek ilahi kudretin İslami düzenini getirmekti. Devrimcilere göre “mür- tet” onlann gerçek İslam yorumlarına inanmayan. kafir ve ya­ bancı yöntemleri ithal ederek İslam toplumunu ve onun içinde yaşadığı hukuk ve inancı yıkan tüm Müslümanlar ve özellik­ le de Müslüman hükümdarlardı. farklı bir kitaba dayanıyordu ve farklı tarihi anı­ larla biçimlenmişti. hukuk­ tan ve geleneklerden tanıdık kişilerdi. propagandalarında­ ki gibi geniş kapsamlı ve ayrım gözetmez olmadıklarını ve din- . İslamiyet sembol ve sloganlardan ibaret değildi ve devrim­ ci liderler ile sözcülerinin yorumlayışlanna göre' de varılacak hedefleri belirliyor. İran’daki İslam devriminin ve bu tür hareketlerin yerleşeceği başka ülkelerdeki amacı. Farklı ve kimi zaman çelişkili açılardan bakan kimi İranlılar. en az o kadar önemli bir konu olarak mü­ cadele edilecek düşmanlan tanımlıyordu. Ne var ki İran’da ve başka yerlerdeki bu devrimcilerin geç­ mişlerinin incelenmesi sonucunda elde edilenler. Devrimin Paris ve Petrograd örneklerini önemsemeyen liderleri.MODERN ÇAĞ sapması ve durması olasılık dahilindeydi. bunun daha ilk aşamada gerçekleştiğini ileri sürmüşlerdir. iktidan elde ettikçe onların bu görüşlerine katilardann sayısı artmıştır. devrim adı verilen önceki süreçlerin aksi­ ne. İran’daki devrim. Yalnızca onların mücadele için kitleleri se­ ferber edecek gücü olduğu için devrimin sembolleri ve slogan­ ları İslami’ydi. Devrimci rejim.

Hz. Mezhep farklılığı önemli 441 . ÖZGÜRLÜKLER sîzlerin ülkelerinden gelen bazı şeylerin iyi karşılanmaya de­ vam edildiğini ortaya koymaktadır. Sembolleri Avrupalı’dan çok İslami olmakla bir­ likte. ik­ tidarın pekiştirilmesi için uygulanan şiddet. Bunlardan bazılan çok belirgindir. endoktrinasyon ve baskı. aynca internet ve uy­ du anteni gibi yine Batı’nın hediyesi olan silahlan da ellerinin altmda bulundurmuşlardır. Ali örneklerinden çok Robespi- erre ve Stalin örneklerine çok yakındır. yöntemleri ve tarzlan İslami olmaktan çok Avrupalı’dır. tam anlamıyla devrimcidir.) İran devrim liderleri resmi ve iç savaşlarda Batı’nın ya da Batı taklitçilerinin silahlarını kullanmışlar. yüz binlerce erkek ve kadının sürgün edilmesi. daha sonra Fransa’dan yapabilmiş­ tir. İdeolojik açıdan düşman kabul edilen pek çok kişinin acilen yargılanarak idam edilmesi. Doğal olarak bu hayranlık Güney Lübnan’daki Şiiler arasında ve Sünni komşuları arasında zayıf durumda kalan ba­ zı Körfez devletlerinde çok daha fazla olmuştur. (Ama bunu ilk sür­ gün yeri olan Irak’tan değil. İslami olmayan bu yön­ temler. özel mülkiyete büyük oranda el konulması. Muhammed ve Hz. Hatta bir süre Müslüman dünyasında Şiiliğin neredeyse hiç bilinmediği böl­ gelerinde de büyük güç kazanmıştır. İran’daki İslam devrimi elektronik çağdaki ilk gerçek modem devrimdir. İran devrimcileri de Ruslar ve Fransızlar gibi kendi ülkeleri­ ne olduğu kadar diğer ülkelere de hitap etmişler ve devrimle- riyle aynı kültüre sahip ülkelerde de büyük bir hayranlık yarat­ mışlardır. Aynı zamanda sürgünde olup da yur­ dundaki taraftarlarına Şah’ın İran’da gerçekleştirdiği otomatik telefon sistemiyle ulaşan ilk sürgün liderdi. İran’daki devrimci rejim Avrupa’dan başka bir alanı daha ödünç almıştır. Humeyni mil­ yonlarca vatandaşına sesini kasetlerle ülke dışından gönderen ilk karizmâtik hatiptir.

modernleşmenin onlara sunduğu siyasi mekanizmaları ve ekonomik faydaları korumaları ve kullanma- lan olmuştur. Otoriter bir devleti desteklemek bir sorun olmayabilirdi. İran devrimin ardından zor yıllar yaşamıştır. İslam dünyasının her köşesinden milyonlarca genç. sonsuz umutla. erkek. kadın da aynı heye­ canla.MODERN ÇAĞ olmadığı için Humeyni bir Şii ya da bir İranlı olarak değil bir İs­ lâmî devrim lideri olarak'görülmüştür. bazen de ba­ şarılı rakipler olmuşlardır. Halk iç çatış­ malar ve baskı. İstenmeyen şey ekonomik mekanizmanın yaban­ cı kökeni değil. sosyalist bir rejim yaratmak oldukça zor. Zamanında Paris ve Pet- rograd’daki gelişmelere ilahi bir heyecanla tepki gösteren genç Batılı radikallerin yaptığı gibi. kendi imajlarında devlet ve toplumlar oluşturmak istemişlerdi. Ancak bu hiç de kolay de­ ğildi. mekanizmanın yabancılar tarafından kontrolü ve sömürülmesi olmuştur. genç olmayan. çekiciliğinin tamamını olmasa da birazını yitirmiştir. Başka Müslüman ülkelerde ortaya çıkan ve ondan ilham alan. etkilenen ya da ona paralel giden İslami devrim hareketleri de oralarda iktidar için ciddi. monarşilerin ve geleneksel re­ jimlerin ortak yanlan. gelecek için endişeli sorulan sorarak İslami dev­ rimin çağrısına koşmuşlardır. Başka devrimlerdeki gibi. Liberal bir demokrasi yaratmaksa fazlasıyla zor­ 442 . bazen aşınlıkçılar ve ılımlılar. ama bir İslam ülkesinde Marksist. başka bir deyişle ideologlar ve pragma- tikler olarak tanımlanan rakip fraksiyonlar birbirleriyle sürek­ li çatışmalardır. Ortadoğu rekabetinde. her türlü dehşeti mazur görme ve bağış­ lama isteğiyle. yabancı savaşlar. Tüm bunlar ve başka değişiklikler nedeniyle İran tarzı İslami devrim ideali. Tüm bu devrimci rejimlerin. giderek artan ekonomik kriz yüzünden çok acı çekmiştir. Sovyetler ve ABD de onlardan ön­ ceki İngilizler ve Fransızlar gibi.

Zaman za­ man despot bir rejim tarafından rakip muhalefet ortadan kal­ dırılarak köktendincilerin yolu açılmıştır. Müslümanların İslam dinine ve hukuku­ na dönmeleri. Diğer seçenek demokrasiydi. Köktendinciler dışın­ da toplumdaki tek bir grup. Su­ dan’daki gibi köktendincilik. çeşitli zaman ve zeminlerde. Çok despot olsa da hiçbir hükümetin tamamen kontrol edemeyeceği ve başka hiçbir grubun rakip olamayacağı camilerde ve vaazlarda ger­ çekleştirdikleri bir toplantı ve iletişim ağları vardı. bağımsız eylem yapacak birlik. onların otoriter düşmanlarına da zarar vermiştir. Demokratlarla köktendinciler muhalefet­ teyse. İkisi de çeşitli ve rekabetçi şekillerde uygulandılar. köktendinciler çok daha avantajlıydılar. Sonuç olarak büyük güçlüklerle elde edilen bağımsızlığın kullanılması ve insanların kaderlerinin iyileştirilmesi konula­ rında temel iki ideolojik görüş oluştu: Demokrasi ve İslamiyet. ÖZGÜRLÜKLER du. 443 . devlet ve toplumu yabancı birikimlerden arın­ dırarak özbenliklerine kavuşmalan ve gerçek bir İslami düzen yaratmalan çözüm olarak görüldü. zarardan başka bir şey getirmeyen yabancıların ve kafirlerin bu yöntemleriyle ilgili tar­ tışmalar güç kazandı. Öte yandan demokrasilerin yaratılması kadar yıkılması da zordur. Türkiye’deki gibi demokrasi için harekete geçmiştir. köyden en tepeye dek kamu yaşamının her düzeyinde özgür kurumlanyla gerçek demokra­ sinin uygulanmasıydı. Müslüman­ ların kopya ya da taklitle kullandıklan çeşitli ithal yöntemlerin tümü açık bir başarısızlığa uğrayınca. Uzun vadede bu durum bölge içinde ve dışındaki de­ mokrasilere yarar sağlarken. Ancak banş zamanlarında uy­ gulanan yalnızca en üst düzeydeki küçük bir grubun yönettiği Batı demokrasisinin taklidi yerine. ya­ pı ve olanağa sahip ve bölgedeki siyasi değişimin diğer büyük motoru olan ordudur. Ordu.

ca­ . Geleneksel sanat ilk değişiklik­ lere sahne olmuştur. Kitaplardaki eski minyatür ve binalardaki eski süsleme gelenekleri XVIII.MODERN ÇAĞ Gerek demokratik gerek de İslami çözümlerin savunucula­ rının kendi içlerinde de büyük aynlıklan. birkaç istisna hariç. yy sonlarına doğru yok olma­ ya başlamıştı. Eski minyatür ve hat sanada- n bir dönem daha sürmüş olmasına karşın. özgünlüklerini ve prestijlerini kaybetmişlerdi. Mimari. Bunların yerini XIX. hatta zıt düşüncele­ ri vardır. yy’da Batılılaşmış ülkelerde başlarda Avrupa örneklerinden etkilenen. Müslümanlar içinde aktif ve önemli bir azınlık olan İslami köktendinciler için yalnızca iktidara gelme aracı olma­ sı dışmda demokrasi gerekli değildir. Batı’nın din ve devlet ayrılığı düşünceleriy­ le dine dayalı İslam devleti geleneği arasındaki çatışmanın sü­ receği görülmektedir. Geri dönüşler olsa da Avrupa tarzı demokrasi İslam toprakla­ rında henüz ölmemiştir ve yeniden canlanman işaretleri gö­ rülmektedir. Demokratlar içinde mili­ tan laikler de İslamiyet’in bir devletin kamu yaşamında oyna­ dığı geleneksel role son verme ya da en azından azaltma istek­ lerini gizlemezler. Aynca henüz daha küçük olsa da ekonomik olduğu kadar siyasi liberalleşmeye doğru adımlar atan ülkeler de vardır. sonra da onların hâ­ kimiyetine giren örnekler almıştır. İslam ülkelerinde yaşanan uzun özgürlük döneminin kadın­ lar ve erkekler üzerinde silinemeyecek derin etkileri olmuştur. Sanatsal anlamda toplumun kendini anlatma şekli olarak bunlann yerine tuvale yağlıboyayla çizen Avrupa stili ressamlar geçmiştir. Parlamenter ve anayasal sistemlerin etkin olmaya başladığı ülkeler bulunmaktadır. En militan ve radikal kesimlerin ya fark edemedikleri ya da kabul etmek istemedikleri Avrupa yöntemlerinin getirilmesi ve kabullenilmesi toplumsal ve kültürel yaşamda çok ileri gitmiş ve ısrarla varlığım korumuştur.

Bölgedeki ülkele­ rin tümünde Modem edebiyatın yazıldığı dil bile. Batı teknikleriyle birlikte Batı sanat akımlanna da uyum göstermiştir. Batı etkisiyle geri dönülemez. uluslararası ün ka­ zanmış yetenekli sanatçılar ve Avrupa tarzında besteciler yetiş­ miştir. denemeler ve gazete makaleleri ortaya çıkmış. İran’da Şah ve Türkiye’de Atatürk gibi laik modem liderlere karşı olan suçla­ malardan biri kendi heykellerini diktirmeleri olmuş ve bu put­ perestlik olarak görülmüştür. Müzik hâlâ çeşitli geleneksel biçim­ leriyle en yüksek düzeyde bestelenmeye. daha çok büyük şehirlerdeki küçük grup­ 445 . Geleneksel edebi biçimler. bazı geleneksel İslami ömekiere dönme çabalan da bilinçli bir neo-klasisizm formunu almıştır. XIX. modem şiir yeni konular ve biçimlerle tüm halk katmanlarına yayılmıştır. Batı’nm kültürel bir parçası haline gelen İsrail'deki şe­ hirler gibi. Avrupa etkisinin da­ ha derin ve uzun süreli olduğu Türkiye’de. Heykel. ve yaygm bir biçimde değişmiştir. Ankara ve İstanbul da uluslararası konser şehirle­ ri olmuştur. İslami sanatsal normların değişmediği ve İslamiyet’in resim ya­ sağının ihlali olarak görülen tek alan olmuştur. Avrupa sanat müziğinin etkisinin hâlâ çok az görüldüğü müzik alanı en az değişiklik olan alandır. çalınmaya ve halkın büyük çoğunluğu tarafından kabul ve takdir görmeye devam etmektedir. Yerlerini Ba- tı’dan gelen yeni biçimler ve düşünceler alarak. Son zamanlarda Batı müziğinin popüler türlerine karşı görülen ilgi. geleneksel ma­ sal ve öykünün yerine roman ve öykü geçmiş. Ortado­ ğu’da diğer yerlerde Batı müziği besteleyen. çalan ve dinleyen­ ler henüz sayıca çok azdır. Edebiyatta da sanattakinden daha yavaş ve geç bir Batılı­ laşmadan olmuştur. Aynca bu şehirlerde konserleri doldurup taşıracak ölçüde çok ve sadık dinleyici kitleleri bulunmaktadır. ÖZGÜRLÜKLER mi mimarisi bile. yy ortala­ rından sonra belirli kesimler dışmda bırakılmıştır.

yy’da ve XX. baş­ ka Müslüman devletler de onlan izlemişlerdir. Batıklaşmayan tek şey başlıklar olmuştur ki bunun da nedeni önemlidir. Bu değişim güçlü bir direnişle karşılaşmış ve nüfusun çok daha küçük bir kısmını ilgilendirmiştir. XIX. Kıyafet. yy ortalarında önce modernleşmiş zengin sınıflar. XEX. Kadınların durumundaki değişim. hem de dini bir önem taşır. XX. Aynca savaş­ ta kafir düşmana karşı zafer kazanmak üzere onu taklit etme­ nin hukuka uygun olduğuyla ilgili hadisler de bulunmaktadır. sonra ça­ lışan kadınlar ve öğrenciler arasında Batılı kıyafetleri giyen ka­ dın sayısında artış oldu. Bir kültürün en derin ve mahrem ifade­ si olan müziğin yabancı etkilere en kapalı kültür alanı olması çok normaldir.MODERN ÇAĞ lar arasında kalmıştır. Avrupa tipi şapka ve kepler. Müslüman ordular tarafından modem silahla­ rın ve donanımın kullanılması bir ihtiyaç olabilir. kadınlar henüz geleneksel kıyafetleri içindeydiler. Kadınların durumu daha farklıydı. Avrupa etkisinin çok açık bir şekilde gözlendiği bir alan olmuştur. yy'da Osmanlılar subay ve askerleri için Avrupa tarzı üniformalan. Türk ordusu ile halkı ta­ rafından kullanılmaya başlamış ve bir süre sonra da Müslüman devletlerinin neredeyse hepsinde tüm halk ve sonra da ordular tarafından benimsenmiştir. Bu değişimin tersine dönerek erkek­ lerden çok kadınların geleneksel kıyafetlerine dönmeleri İslami canlanmanın dikkat çekici sonuçlarından biridir. çok geç ve çok sınırlı olmuştur. atlan için Avrupa koşumlannı kullanmışlar. Top­ lumun çeşitli katmanlannda erkeklerin Batılı kıyafetleri normal görülürken. Batılı etkisi ya da ömeği- 446 . yy baş- lannda kadın kıyafetinin Batılılaşması çok yavaş. hem kültürel. Türki­ ye’de İslami tutuculuğun bu son kalesi. Kemalist devrimle düş­ müştür. Ama kafirin kıyafetini taklit etmek çok farklıdır ve hem sembo­ lik.

Bazı militanlar. kadınların erkek ço­ 44 7 . daha önemlisi de kadın parlamenter­ ler bulunmaktadır. Bu değişiklikler toplumsal yaşamı ve aile yaşamı­ nı da etkilemiştir. ÖZGÜRLÜKLER ne dayalı değişikliklerin hepsinin en büyüğü ve en üzün vade­ lisi olmuştur.. özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nda. Çok eşlilik. köleliğin kaldırılmasıyla birlikte kanun­ dışı olmuş. şehirli alt sınıflarda ise zaten ekono­ mik nedenlerle hiç olmamıştı. Kadınların eğitiminde de önemli gelişmeler olmuş. Şehirli orta ve üst sınıflar arasında toplumsal ola­ rak kabul edilemez olmuş. Çok eşlilik başta Türkiye. Cariyelik. kadınların geleneksel mesleklere girmele­ rine bile tepki göstermişlerdir. İki dünya savaşı arasmdaki döneme ve sonrasına kadar uzanmış olan kadınların ekonomiye katılması ve neden olduğu toplum­ sal değişiklikler kadınlar lehine bazı hukuksal değişikliklere de yol açmıştır. sonra da başka fa­ kültelere ve mesleklere girmişlerdir. I. Ekonomik modernleşmeyle kadının el emeğine gereksinim ortaya çıkmış. bazı hukuki ve başka sınırlamalar getirilmiş­ tir. Tunus ve şahın devrilişine kadar İran olmak üzere birkaç ülkede ya­ saklanmıştır. Bu durum. Müslüman devletlerin çoğunluğunda yasal olma­ ya devam etse de. Ekonomik gereksinim kadınların özgürlüğünde önemli bir noktaydı. İlk çağlardan itibaren işgücünün bir parçası olan köy­ lü kadınlar ve şehirli hemcinslerine yasaklanmış bazı toplum­ sal özgürlüklere sahiptiler. kabul edilirli- ği ve yaygınlığı sona ermiştir. bazı yerlerde bir süre daha sürse de. “kadın meslekleri” olarak tanımlanan hemşirelik ve öğretmenlik eğitimi almaya başlamışlar. İran’da bile kadın hasta­ lar için kadın doktorlar. Dünya Savaşı’nda erkek nüfu­ sun büyük çoğunluğu askere alındığında önem kazanmıştır. modem savaşlar için ya­ pılan seferberlikle bu gereksinin artmıştır. 1970-80’li yıllarda pek çok kadın üniversitelere yazıla­ rak öncelikle. Humeyni.

Bu varsayım şüpheli ve genel olarak yanlıştır. Kadm­ lann eğitiminde köktendinci etkiler ve yöneticiler tarafından önemli değişiklikler yapılmış olmakla birlikte. ordu ya da parti denetimindeki diktatörlükte pek de önemli değildir. orada kadın hakları çok gerilerde kalmıştır. Parlamenter rejimlerin olduğu ülkelerde kadmlann siyasi özgürlüklerinde önemli gelişmeler olmuştur. Köktendincilerin başlıca şikâyetlerinden biri olan kadmlann özgürlüğüdür ve geri alın­ ması programlarının en başında yer almaktadır. ö te yandan geri dönülmez değişikliklerin olduğu çok açık ortadadır. iki­ si de büyük çoğunlukla erkeklerden oluşur. Irak ve Güney Yemen. kadınlar eski ca­ hil hallerine getirilememiştir ve bu da pek mümkün değildir. Bu tür toplumlarda büyük bir bölümü erkek ve muhafazakâr olan kamuoyu değişikliğe kar­ şı koymaktadır. Mısır. İran gibi köktendincilikle yönetilen ya da kök- tendincilerin etkin olduklan ülkelerde kadın hakları konusun­ da çok önemli gerilemeler olmaktadır. İslam topraklarında Batı eğitimi almış çok sayıda kadın yaşamaktadır ve onlann önemli etkileri görülmeye baş­ 448 . Arap ülkeleri­ nin en açık ve en hoşgörülü ülkesi olduğu halde. Arap ülkeleri arasında kadınların en çok hukuksal özgürlüğe sahip oldukla­ rı yerlerdir ve ikisinin rejimi de baskıcıdır.MODERN ÇAĞ cuklara öğretmenlik yapmasının mutlaka ahlaksızlıkla sonuçla­ nacağım büyük bir öfkeyle ifade etmiştir. Bu. Ortadoğu şehirlerindeki eği­ timli sınıflar arasında çok eşlilik olasılığı fazla değildir. Şeriatı yeniden getireceklerini ileri sürenler dahi ca­ riyeliği yasallaştıramayacaklardır. İslam ülkelerinde de Avrupa ve Amerika’daki gibi kendi kurtu- luşlan için çalışan ve seslerini duyurmaya çalışan kadınlar bu­ lunmaktadır. Batılılar kadınla­ rın özgür olmasının liberalleşmenin bir parçası olduğunu ve kadmlann durumunun otokratik rejimlere oranla liberal rejim­ lerde daha iyi olacağını düşünmüşlerdir.

hukuksal ve kültürel değişiklikler çok farklı tepkiler yaratmış­ tır. Batı tüketim kültürü de bu paranın harcanacağı yeni yolları açmıştır. Arap yarımadası dışındaki pek çok yerde artık zenginlerin kıyafetleri. Batı etkisi bazı yerlerde hayal edilemeyecek ölçüde servet sağlamıştır. Batı teknolojisi ve Batı tarzı ticaret para kazanma­ nın yeni kapılannı açarken. fakir ile zen­ gin arasındaki uçurumu iyice büyütmüş. Ba­ zı ülkelerin ellerinde bulunan önemli kaynaklar da boşa har­ canmıştır. yiyecekleri farklıdır ve hal­ kın modernleşmemiş kitlesinden farklı toplumsal kurallar çer­ çevesinde yaşamaktadırlar. Bazılarında da otokratik rejimlerin eko­ nomik yanlışlıklan yüzünden durum daha da kötü olmuştur. Hızla artan nüfusa karşılık ülkedeki besin kaynaklarında para­ lel bir artışın olmaması gibi ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Nüfusun dışlanmış yansının katkılanyla İslam kamu yaşamı daha zengin olacaktır. bu uçurumu gözle gö­ rülür. ülke dışında da olası düşmanlardan korunmak için askeriye ve güvenliğe yapılan çok miktardaki harcamalar­ dan kaynaklanmıştır. pek çok erkek için gizli olan bir dünyanın yolu açılmış­ tır. Modernleşme. Halk arasında kendilerinden önceki ve sonraki toplumsal. Bazı ülkelerin akıllı ve İlımlı hükümetleri bu hızlı değişim döneminde yaşanan kaçınılmaz huzursuzluk ve sancıyı daha aza indirebilmişlerdir. Tüm bu gelişmeler pek çok kadın için kurtuluş ve fırsat ol­ muş. Başta televizyon olmak üzere Ba­ tılı iletişim araçları. kimilerine göre de Batılılaşma. fakirlerin kendileriyle zenginler arasındaki farkı ve daha da önemlisi neleri kaçırdıklarım görmelerini sağ­ lamaktadır. Ne var ki her şey bu harcamalarla açıkla­ namaz. ülkede dü­ zeni korumak. elle tutulur yapmıştır. Bir Fransız haber dergisinde röportaj yapılan bir Ceza­ . ÖZGÜRLÜKLER lanmıştır. Ekonomik sıkıntıların büyük bir bölümü.

petrol zenginlikleri yüzünden tehlikeli bir şe­ kilde dünyadaki petrol fiyatı dalgalanmalan ve petrol dışı enerji kaynakları gibi. Öte yandan ge­ lirleri büyük. Petrol yatakları olan ülkeler uzun vadede bundan hem yarar hem de zarar gö­ rebilirler. Bahçe­ ler ve sürüler ülkesi ama et ve meyve ithal etmek zorunda. Ortadoğu XX. nüfuslan küçük olan ülkeler de ekonomilerini al­ tüst etmişler ve halklarını fakirleştirmişlerdir. Petrol gelirleri siyasi olarak otokratik hükümetli dev­ letleri mali baskılardan kurtanp güçlendirirler. İkincisi siyasi ve toplumsaldır: Uyumun. Oysa başka ül­ kelerde aynı mali baskılar hükümetleri demokratikleşmeye zor­ larlar. yy’ın son on yılında iki büyük krizle karşı­ laşmıştır. bir devletin iş­ lerliğini sağlayan ve otokratik bir yönetimde bile toplumun on­ lar olmadan işlevini göremeyeceği kabul edilmiş kuralların ve ilkelerin bozulmasıdır. Do­ ğal gaz ve petrol yönünden zengin ama milyarlarca dolar dış borcu ve milyonlarca işsizi var.” Ve bu durumun 30 yıllık kötü yönetimin sonucu olduğunu da eklemiştir. Uyum kaybının sonuçlan ve yeni bir uyum yaratmanın zorluk ve tehlikeleri için Sovyetler Birliği’nin dağılması iyi bir örnektir. Artık yabancı devlet­ 450 . Ortadoğu devletleri ve halklan XX. yy’ın son on yılında bu sorunları. Ortadoğu’dan başka yerlerde de petrol olma­ sını ve petrolden başka enerji kaynaklan bulunmasını çözüm olarak görmektedirler.MODERN ÇAĞ yirli şunlan söylemiştir: “Eskiden Cezayir Roma'nm tahıl amba- nydı ama artık ekmeklik buğdayı ithal etmek zorunda. Bu ülkeler. çözmek için yalnız kalmışlardır. Cezayir’in petrol geliri az ve nüfusu çoktur. Bunlardan biri ekonomik ve toplumsaldır. ekonomik yoksunluğun yol açtığı zorluklar ve bunların toplumsal sonuç­ landır. Ortadoğu’nun baskılarından ve kararsızlığından kaç­ mak isteyenler. denetimleri dışmdaki etkenlere riıaruz kalmak­ tadırlar.

daha doğrusu dünya petrol kay­ naklarının büyük bir bölümünün saldırgan bir diktatörün tekel­ ci kontrolüne girmesi. İlk tehdit. İkincisi de II. yani pazarlarını ve petrolü ve Birleşmiş Millet­ lerin temel kurallarına gereken saygıyı elde etmek. Bölgenin içinden ve dışından büyük güçler. onlar adına bunu başkası yapmayacaktı. XX. uluslararası hukuk ve düzenin sağlanması. yy’ın son on yılında dış güçler. daha çok kendi çıkarla­ rını gözetmek. Verilen mesaj açıktı.ler bölgenin işlerine karışmıyor. çok güçsüzleşmiş du­ rumdaki Birleşmiş Milletlerin eski Milletler Cemiyeti’nin kade­ rini paylaşması ve dünyanın şiddet taraftarlarına bırakılması an­ lamına gelecekti. ülkesindeki hükümet biçimine devam etmesine izin verilmişti. Avrupa. Saddam Hü­ seyin’i Kuveyt’ten çıkarmak için birleşerek onun kazanması­ na izin vermediler. İlk kez Birleşmiş Milletlerin bir üyesi başka bir ülkenin işgaline uğruyordu. mal ve hizmetleri için zengin ve genişle­ yen bir pazar ve bu ikisini güvenceye almak için görünüşte de olsa. Öte yandan Saddam Hüseyin. hatta aşırı bir isteksizlik göste­ riyorlardı. bölgenin petrol kaynaklarının. Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal ve ilhakı ile Suudi Ara­ bistan ve diğer Körfez ülkelerine karşı oluşturduğu tehdit. İraklılar eğer isti­ yorlarsa yeni ve farklı bir hükümeti kendileri yaratmak zorun­ daydılar. uluslarara­ sı toplumun çıkarlarını savunmak için hareket edecekleri me­ sajım veriyorlardı. dış askeri müdahaleyi kışkırtmış ve en üst noktasma ulaştırmıştı. Amerika ve Uzakdoğu ülkeleri gibi dış dün­ ya devletleri Ortadoğu ile üç konuda ilgiliydiler: Enerji gerek­ sinimleri için kaynak. Saddam Hüseyin’e göz yumulması. Diğer taraftan Ortadoğu’da iki yüzyıldan be­ 451 . Çünkü dış dünya açısmdan iki tehdit söz konusuydu. Dünya Savaşı’ndan son­ ra kurulan uluslararası düzene dönülmesiydi. Irak’tan de­ ğil Kuveyt’ten çıkarılmış.

Belki de kendileriyle. Ortadoğu halklan ve devletleri en doğru karan an­ cak kendileri verecektir. Lübnan’da iç savaş sıra­ sında yaşananlar tüm bölge için bir örnek teşkil edebilir. Modem çağların bu zor dö­ neminde. zen­ gin ve özgür bir yaşam için maddi kaynaklarıyla birlikte mane­ vi kaynaklarını da paylaşabilirler. 452 . Belki de Yu­ goslavya ve Somali gibi bölünerek bir kaosa girebilirlerdi.MODERN ÇAĞ ri ilk defa halklar ve hükümetler kendi kaderlerini belirleye­ ceklerdi. Tıp­ kı geçmişteki gibi yeni bir Haçlı Seferi yaratacak yeni bir cihad başlatabilirler. İsterlerse beraber yeni bölgesel devletler kurabilirler ya da bölge hakimiyeti için rekabete girebilirlerdi. as­ lında bölgede dini görevleri ve milli haklan olduğuna inandık­ larından ödün vermektense bu yolu tercih edeceklerini açıkça ifade etmiş hareketler ve kişiler vardı. komşulanyla ve dış dün­ ya ile bir banşa yapmak için birleşerek daha tatmin edici.

J. sf. sf. sf. Barbier D e M eynard v e Pavet D e C ou ıteille. cilt II. İslam From The Prophet Muhammad To The Capture Of Constanti- n o p le . L oeb Classical Library. Muruj Al-Dhahah. 42-43. G oeje. H icri 1321). Eps- tein (Londra. Descriptio Imperii Moslemici. 3. Takvim i Veka 'i. 210. sf. Excerpta De Legationibus. B kz. 139-146. Hicri 1290). Ed. 1963) cilt II. The Reign Of The Sultan Orchan. 4. Kâtip Ç elebi. Cambridge Medieval History. L ew is. 67. Mizan Al-Haqq (İstanbul. 1903). Ed. Ed. BÖLÜM Kökenler 1. B em ard Lewis. Al-Mas'udi. 3. TheBabylonian Talmud: SederMo'ed. İbn Q utayba. C. Ed. B u stani (T angier. 156. An Eminent Turkish Historian. BÖLÜM Moğollar’m Ardından 1. The Ottoman Empire 1300-1481 (İstanbul. Transla- ted Out OfHojah Effendi. A bu ‘A bdallah M uham m ad’ 'Abd A l-W ahhab. sf. sf. 1957). cilt I. L. Ed. A h m ad Zaki A l-’A d aw i (Kahire. 1652). cilt IVa. 2.Husn Al-Muhadara (Kahire. C. sf. M enander. 1940). Ed. Çev. sf. cilt III. 2. sf. Al-Suyuti. 39. Imber. M. sf. 27 2. 24. 159- 6.. sf. İn gilizcesi Ed. BÖLÜM İslamiyet öncesi 1. 76-77. 'Uyun Al-Akhbar. sf. 3. cilt. M eh m ed E fendi. 1970). 1. I Jum ada 1 1 247/14 M ayıs 1832. Çev. sf. H icri 1306). 1906). Sabbath 33b. sf. 56. Charles P ellat (B eyrut. sf. I. A. Riblat Al-Wazirfi İftikak Al-Asir. E b üzziya (İstanbul. 2 (1974). I. 1930). 2. A l-M uqaddasi. v e Çev. 375 v e cilt I. sf. Paris Sefaretnamesi. BÖLÜM Hıristiyanlık öncesi 1. Ammianus Marcellinus. 2. 273- 3. 1 3 43-8/192 5-30). M ass. Baskı (L eiden. J o h n C. By William Seaman (Londra. 205-206. 4 7 9 ’daki çeviri. 1990). R olfe (C am bridge. Second King O f The Turks. D e B oor (Berlin. 2. NOTLAR GİRİŞ 1.TheBalance Of Truth (Londra. 30-31- 453 . İn gilizcesi G.

Ed. Açta M etin v e çeviri M. Hicri 1283). 75-76. Tarib-i Selâniki. sf. Hicri 1327). Netaic Ül-Vukuat (İstanbul. G u glielm o Berchet. K em alp ash azad e. Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Safhaları (Ankara. 59. Selaniki M ustafa. 284-85- 4. Repertoire Chronologigue D'Epigraphie Arabe. Ali K em ali A k sü t (İstanbul. A gah S im L evend. 1865). 498-99- P eçevi. cilt I (Kahire. 454 . 81. 1957). La Repubblica Di Venezia E La Persia (Tori- A. son ra­ ki alıntı sf. sf. 10. Ed. Al-Jahiz. Iranica 18 (1978). The Turkish Letters Of Ogier Ghiselin De Busbecq. Edw ard Sey- m our Forster (O xford. K oçu B ey . M. 1. 45- 8. Das Asafname Des h a fi Pasha (B erlin. Lütfi Paşa. sf. 302. 115. 365. sf. 1989). o p . cilt II. 5. Ed. 10-11. Osmanh Devleti Teşkilatından Kapıkulu Ocakları. 6. sf. 8. 8. Barker. cilt I (Ankara. 6. İbn K em al. 9. Ed. cit. 97-109- 3. İsmail H akkı U zunçarşılı. N o. 3. sf. R u d olf Tschud i. 64. 1939). sf. Mustafa Nuri Paşa. Mobaczname. 1859). sf. H arun (Kahire. 3 4 ’tek i alınu. 32. 1873). Al-Abras. um From Justinian l To The Last Palaeoiogos: Passages From Byzan- tine Writers And Documents (O xford. 5. 32- 33- 4. M uham m ad Iqbal (L eiden. BÖLÜM Devlet 1. 306. v e Çev. sf. 1949). The Diıvans Of ‘A bid B. N ot l ’d ek i alıntı. Die Sassanidischen Staatsinscbriften. İn gilizcesi in The 15th an d l6th Centuries (Londra. o p . sf. 54-55- 2. Tevârih-İÂl-İ Osman VIIDefter. 9. Social And Political Tbought in Byzanti- Ed. Selçukname. sf. Narrative ö fltalian Travels in Persia n o . 227. 1922). E m est Barker. Rasa'il. M. 112. 1957). Tarih (İstanbul. sf. 181. M eh m ed İpşirli (İstanbul. Risale. sf. Tevarih-i Âl-i 'Osman (İstanbul. 1943). Ed. v e Çev. sf. Pavet D e C ourteille (Paris. sf. 1913). Vezarat Dar ‘A hd-i Salatin-i Buzurg-i Saljuqi (Tahran. Ed.NOTLAR 7. sf. cit. 1931). Ibn Q utayb a. cilt I. sf. 7. Cilt II. ‘A b bas Iqbal. Ed. Rahat-Us-Sudur. sf. B ack. sf. Ibn* A l-Raw andi. BÖLÜM Barut İmparatorlukları 1. 1964-65). Ç ev. d it I. A. 21. sf. 471. 1959). 1910). Şerafettin Turan (A n­ kara. 11. Y azıcıoğlu Ali. sf. 7. Hicri 1341). Ed. Sir Charles Lyall (Lei- d en .

5. Ed. Die Frankengescbicbte Des Raşid Al-Din (A lm anca Çeviri) (V ien na. 1900). Ralph sf. sf. sf. P. ‘A b d A l-H am id. 2. Lovell. cit. ‘A b d Al-H afız Shalabi (Kahire. NOTLAR 1921). sf. Voyage En Egypte (Paris. 53- 13. 1675). sf. (Farsça M etin). Al-Jahshiyari. Al-Mutmtta’ (Kahire. M. 9. B askı (Londra. J. sf. 534. sf. BÖLÜM Seçkinler 1.D an . P eçevi. The History O f The Present State O f The Ottoman Empi- re. cilt. 186. J. W ash. cilt I.BÖLÜM Ekonomi 1. 3. Al-Mudawwana Al-Kubra (Kahire. Mukh taşar Kitab Al-Buldan. Ed. F. 277. H. 1687). B. sf. 1825). 4. cilt II. 54 (A lm anca Çeviri). 18. Kitab Al-Wuzara Wa'l-Kuttab. 334- 12. 2. İbrahim Al-Abyari. 45. 1938). 1948). Coffee and Coffeebouses: The Origins Of A Social Be- verage in The Medieval Near East (Seattle. sf. 1856). sf. E. Ibn K haldun. 455 . Histoire De Barbarie Et De Ses Corsaires (Paris. I. 9. Ibn Al-Faqih. 9. Ed. 1858). AkhbarAl-Şin Wa’l-Hind. 57. cilt I. 13-14. Ed. M ustafa Al-Saqqa. 262. sf. cit. The Travels OfMonsieurDe Thevenot into The Levant (L ond­ ra. II. 1637). sf. Risala ila ’l-Kuttab. Al-Muqaddima. b ö lü m I. 6. sf. J. cilt IV. Relation D ’un Voyage FaitAu Levant (Paris. cilt I. M alik İbn A nas. o p . 187-88. D e'G oeje (L eid en . Lewis. 6. A m ed roz (L eid en -B ev n ıt 1904). Hilal A l-Şabi’. 10. 64. 272. Preserved in The Public Record Office. sf. 254. v e Çev. 1 3 5 6/1937). Calendar O f The State Papers Relating To Ireland Of The Reign Of Charles T. Fol. 16. H attox. Sauvaget (Paris. 1625-1632. 621-622. Ed. Jean D e T h ev en o t. P. 3. sf. sf. 144’ten alıntı. M. 1665).. 1885). sf. Paul Rycaut. M ahaffy (Londra. A h m ad Zaki Şafwat. 8. 415 V. 14-15- 14. 7. o p . Ed. Hicri 1323). 2. cilt I.A l-Baladhuri. Ibn Q utayb a. Jambarat Ra- Sa ’il Al-Arab (Kahire. Q uatrem ere (Paris. 10. A. Asafname. Kari Jahn. 365- 3. sf. sf. Kitab Al-Wuzara. 15. sf. 1985).Lütfı Paşa. H icri 1310). R. Ed. V o ln ey . sf. sf. Futuh Al-Buldan. 1977). İslam From The Propbet Mubammad To The Capture Of Cons- tantinople (N e w York. 263. D e G oeje (L eiden. İn gilizcesi Ed. 1974). 14-15’ten alıntı. 4.

Ç ev. 6. 1963). Faysal Al-Tafriqa Bayn Al-Islam Waİ-Zandaqa (Kahire.satırlar. 5350. 5987. 6. From The Seventb To Y u su f Fadl H aşan . M eh m ed Esad. 5. Nn. N o . 2. sf. Uss-i Zafer (İstanbul. BÖLÜM Hukuk ile Din 1. o p . 13-14. 1925). A. Qasida Sasaniyya . 1967). Jalal A l-D in Rumi. Kitab Al-Hayawan (Kahire. Fransızcası Le Paradis Des Infideles. 163. sf. 251. M eh m ed Efendi. Paris Sefaretnamesi. sf. 1270 /1 8 5 4 ). Ed. cit. Ruba'iyyat. H icri 1293). 31. 55. 1938). 199-200. 5445. The 'Complete Letters O f Lady Mary Wortley Montagu. S ew ter (Londra. 16. 174. 472. sf. Alexiad. Vorlesungen Über Den İslam (H eid elb erg. Ed. Mirza Abu Talib K han. Al-Hafaıvat Al-Nadira.D . B. 8. 1974). 12. O kla. E. 5451. Ed. G illes V einste- in (Paris. Ghars A l-N i’m a Al-Şabi’. 1976).. 249- 5.G hazali.E. Ibn Sam a’a. Khadiv-Jam (Tahran. b ö lü m 2. A b u ‘Amr M uham m ad Al-K ashshi. BÖLÜM Halk 1. N . 1938). H icri 1317). sf. 4.). Ibn Q utayba. 17-23. 2. sf. C. 3. cilt I. 2. R. sf. 4. VII. Salih Al-Ashtar (D am ascu s. Al-Jahiz. sf. 23. A b u D ulaf. Ma'rifatAkbbar Al-Rijal(B om b ay. 305-306. sf.NOTLAR 4. The Mediaeval Islamic Undenuorid: The Banu Sasan in Arabic Soci- ety and Literatüre (L eid en . Al-Khitat (Bu\zq. 3. sf. sf. cilt II. sf. 156’daki alıntı. İn gilizcesi The Arabs And The Sudan. Masir-i Talibi. Ed.1. Hicri 1306). 109. Ed. 1967). 13. B osw orth . Ignaz G oldziher. Jalal A l-D in Rumi. 11. Metin: Al-Maqrizi. BÖLÜM Kültür 1. Lew is. H. 1969). A b u ’l-Faraj Al-Isfahani. 5. A l-. 137 2 /1 9 5 3 ). The Early Sûcteentb Century (Edinburgh. 15. 185-86’daki alıntı. R ob eıt H als- 456 . İstanbul A nd The Civilization O f The Ottoman Empire (N orm an. E b üzziya (İstanbul. 7. ‘Ali Ai-Muctaqi Al-H indi. Ç ev. b ö lü m I (H yd erab ad Hicri 1312). 1981). Kanz Al-’Ummal. Kitab Al-Aghani (Kahire. sf. 6 8. sf. A n na C om n en a. sf. Divan-i Shams-i Tabriz. sf. 191-92. Al-Iktisab Fi'l-Rizq Al-Mustatab (K ahire.

cüt V. 108. 67-68. Ta 'rıkh AbmadBasha Al-Jazzar (Beyrut. D e Marcere. Sf. C evdet. cüt V. C avid B aysun . 3. 1940). C evdet. 14. cit. 5. Al-Rawdatayn Fi Akbbar Al-Dawlatayn. Tarih D ergisi 5 (1953). 4. L ew is. sf. I/II. cit. cüt I. 2. 1936). E. The Principall Navigations Of The English Nation. 125. sf. sf. Letters. 621-22. Vekâyi-i Devlet-i Aliye (İstanbul. La Science Chez Les Turcs Ottomans (P a­ ris. C ezzarP aşa. 15. cüt II. cüt I. Suriye v e Ürdün A nlaşm alanyla B en zer H üküm ler. 2. Acre. sf. sf. Tezakir 1-12 Ed. England And The Near East: The Crimea (Londra. Z. 18. Une Ambassade A Constantinople: La Politique Orien- tale De La Revolution Française (Paris. B. BÖLÜM Değişim 1. Şubat 1949 İsraü-Mısır A nlaşm ası. sf. sf. 193’ten alıntı. Ed. 15-17. M adde V. H arold T em p erley. 12-14. 7. Fransa-Mtsır Ve Osmanlt İmparatorluğu (1797-1802) (İstanbul. Sir S id n ey Smith. Cavid B aysu n (Ankara. sf. 17. Abu Sham a. cüt VI. 87. H ikm et Bayur. 316-17. H ilmi A h m ad v e M. BÖLÜM Yeni Düşünceler 1. Tarih (İstanbul. 225. 4. Alt B ölü m 2. 57. 1927) cüt II. 16. cilt I. Türk İnkılâbı Tarihi (İstanbul. op . 137-45.BÖLÜM Özgürlükler 1. 6. Richard H akluyt. M ustafa Z iyada (Kahire. o p . M. A h m ed Lütfı. A bdülhak A d nan (Adıvar). 338-39. 130. sf. 1955). sf. 280-81. cilt VIII. NOTLAR b an d (O xford. C evdet. 19. Sıhbdar Tarihi (İstanbul. sf. 1965). BÖLÜM Mücadele 1. 2 7 2 ’d e k i alıntı. 1928). 2. sf. 1294 /1 8 7 7 ). sf. 1953). sf. BÖLÜM Etki ve Tepki 1. E. 1940). Hicri 1290-1328). State Papers 1 0 2 /6 1 /2 3 . sf. 1939). 3. The Müslim Discovery O f Europe. 457 . 3. Karal. 1926). 178-83. sf. İstanbul arşivlerinden alıntı. BÖLÜM Savaşlar 1.

W olfgan g B eh n . B acharach. M argaret A n d erson . 1982). 1966-1970 (Londra. A Bibliography O f Pre-Islamic Persia. Süs­ s e ^ 1977. Islamic Book Revieıv Index. NJ. 1961-1965 (C am bridge. IV. Seattle & Londra. Islamic History: A Fratneıvork For Enquiry. 1927. Pearson. Kronoloji ve Şecere Eduard V o n Zambaur. Â Catalogue Ofarticles On Is- lamic Subjects In Periodicals And Other Collective Publications. Pearson. 1955. 1984. Ortadoğu tarihini tamamıyla olmasa da büyük ölçüde anlatan önemli başvuru eserleri ve kaynakçalar da bulunmaktadır. T otow a. B erk eley & Los A n geles. A Middle East Studies Handbook. D erek H o p w o o d . E hvell-Sutton. B asım ) J. II. I. D e n iş Sinor.A Bibliography OfWorksFrom The Pre-Islamic Period To 1977. P. 1906-1955. 458 . S tep h en H unıp hreys. 1962). 1. Pearson. W iesb ad en . Introduetion A l'Etude De l'Eurasie Centrale. II. R. 1991. PA. 1982-. Pri ton. 1967). Index Islamicus.. 1976-1980 (Londra. Fransızca II. 1956-1960 (C am bridge. H anover. III.(C laude C ahen. Bu kitapta ele alman konularla ilgili önemli başvuru eserleri. V. 1982. D . 1971-1975 (Londra. H assock s. 2. 1977-). Introduction A l ’Histoire Du Monde Musulman Medieval VII- XVSiecle: Methodologie Et Elements De Bibliographie. KAYNAKÇA İki bin yıllık Ortadoğu tarihi için hem nitelik hem de içe­ rik açısından çok çeşitli pek çok kitap yazılmıştır. 1975- Arab Islamic Bib­ D iana G rim w ood -Jon es. 1977). NY. 1972). Arabic Materials In English Translation. A Bibliographical Guide To Iran. D . liography: The Middle East Library Committee’s Guide. B erlin/M illersport. B oston . J. 1983- Jere L. D . L. Paris. 1958. Manuel De Geneaologie Et De Chronologie Pour IHistpire De l’Islam. 1963- Jean Sauvaget. 1980. Kaynakçalar ve El Kitapları J. Introduction To The History Of The Müslim East: A Bibliog- rapbical Guide. özellikle yeni ve kapsamlı çalışmaları içerecek şekilde aşağıda listelenmiştir. 1965. Quarterly îndex Islamicus (Londra. Londra. C laude C ah en . Cam b- rid ge. Basım .

Charles Issaw i. 3. 1800-1914 (C hicago. 1993- 4. From The Prophet Muhammad To The Capture Of Constantinople. N orm an Stillm an. Political And Social Thoughtln The Contemporary Midd- le East. Encyclopedia Iranica. Chronology Of Islamic History 570-1000 C. TheMiddle East And North Africa In World Politics A Docu- mentary Record. 1988). c a g o . N e w York. Londra & B oston . Paris. 1800-1914 (N e w York. Cam b- rid ge & N e w York. W illiam C. N e w H aven & Londra. Belgeler Sylvia G. Arab Nationalism: An Anthology. İslam. Londra. 1989- Robert Mantran. The Economic History OfTheMiddle East. 1966). 1982-. Les Grandes Dates De l ’Islam. B osw orth . U. 1954-. Karpat. Londra. 1800-1914 (C hicago. 5. Ehsan Yarshater. Tübinger Atlas Des Vorderen Orients. Leiden. Textual Sourcesfor The Study Of İslam. Atlas Des Peuples d'Orient. H aim . Asie Centrale. TheJetvs Of Arab Lands In Modern Times (P hiladelphia. Jan K nappert. Jean Sellier. Cauca- se. N e w York. Handbook. Chi­ ca g o . Leiden. 1981. Ansiklopediler The Encyclopedia Of İslam. Atlaslar D o n a ld Edgar Pitcher. E. 1800-1914 (Chi­ The Economic History Of Iran. Paris. A ndre Sellier.E. Rahman. B erk eley & Los A n g e ­ les. 1977-. KAYNAKÇA The Islamic Dynasties: A Chronological And Geflealogical C. 1986. B asım . The Oxford Dictionary OfByzantium. 1979). A. 1988. An Historical Atlas Of İslam. 1968. Leiden. 1991- 459 . The Cambridge Encyclopedia Of The Middle East And North Africa. Edinburgh. 1974. 1980). A n d rew Rippin. TheFerti- le Crescent. 2 Cilt.. The Economic History O f Turkey. C. 1990. W iesb ad en . K em al H. 1967. B em ard. H urew itz. 1970). 1991).An Historical Geography O f The Ottoman Empire From The Earliest Times To The End Of The Sbcteenth Century. B riçe. II. 1962. J. H. TheJews Of Arab Lands (P h ilad elp h ia. Lewis. 1972. 1975. Moyen Orient.

İlk kez 1789 yılında. 1582 yılında Papa XIII. Hac ve Ramazan orucu gibi önemli dini günler güneş yılma göre değişir. tarihin çeşitli dönemlerinde. Gregoryen takvimin 7 Ocak günü Ortodoks Noeli’dir.İran Güneş Yılı. Hicri takvimde güneş yılma uy­ gun bir düzeltme yapılmadığı için aylar mevsimlere uygun de­ ğildir. Hicret ile başlar ancak gü­ 46 0 . Gregor’un hazırladığı Gregoryen adlı takvim. TAKVİM HAKKINDA Kronolojide yer alan tarihler başlangıcı Hz. halen de dini tak­ vim olarak kullanılmaktadır. İran ve başka takvimlere uya­ cak düzenlemelere gitmişlerdir. Muhammed’in Mek­ ke’den Medine’ye hicretinin tarihi olan 16 Temmuz 622’dir. İslamiyet’in doğuşundan itibaren büyük ço­ ğunlukla Müslüman takvimi yani hicri takvim kullanılmış­ tır. İlk kez 1925 yılında kullanılmıştır. Müslüman devletler. Hıristiyan. 100 Gregor­ yen yılıdır. Hz. dünyanın çeşitli yerlerinde kullanılmıştır.Türk Mali Yılı Maliye: Hicri tarihi güneş yılı ile birleştiren eski mali takvimlerden uyarlamadır. Müslüman takviminin başlangıcı. Ortadoğu’da. Osmanlı geİirler idaresinde kullanılmıştır. Ay hesabma dayanana Hicri takvim idari ve mali amaçlara uygun olmadığından. 2. Yaklaşık olarak 103 Hicri yılı. ilk dönemlerinden itibaren Hicri yılda. Hicri takvim 10 ay 354 gündür. Modem çağlara gele­ ne dek Doğu kiliselerinin çoğunluğu ve Ortodoks Hıristiyanlar tarafından eski Julien takvimi kullanılmıştır. İsa'nın doğumu olan miladi takvime göredir. Aşağıdakiler başlıca düzenle­ meler olmuştur: 1.

İran güneş yılını Gregoryen takvimi­ ne uygun hale getirmek için hesaplama. 1 Ocak . TAKVİM HAKKI neş yılına göre hesaplanır.21 Mart tarih­ lerine 622 ve 21 Mart . Ar­ tık İran’da yalnızca dini amaçlar için kullanılmaktadır. dünyanın yaratılışından itibaren başlar. 461 . Mart’ın 3. Ay esasına göredir. 5756 yeni yılı 25 Eylül 1995 tarihinde başlamıştır. 19 yılda 1 ay eklenerek güneş yılına çevri­ lir. Musevi takvimi ise. İsrail dev­ letinde dini ve başka bazı amaçlar için kullanılır.haftasına denk gelen 1 Farvardin Yeni Yıl’dır.31 Aralık tarihlerine 621 eklenerek yapı­ lır.

H adrian’ın d oğu fetihlerini terk edişi 132-35 3. 297 antlaşm asıyla Rom alılar’ın zaferinin ka­ bu lü 303 D iocletian ’ın Hıristiyanlar’a zulm ü 306 K onstantinus’u n imparator ilan edilişi 462 . T ap ınağın yı­ kılışı 106 Arabistan'ın N ab atiye’y i e le geçirişi 114. KRONOLOJİ M. Şahpuriun iktidarı 242 M ani’n in vaaza başlayışı 258-60 Pers-R om a savaşı 260-63 Palmira’da O d en ath u s iktidarı 267 O d en ath u s’u n o ğ lu W ahballat ile an n esi Z en o b ia ’nm bağım sız hükümdarlar olu şu 272 A urelian’ın Palmira’yı e le geçirişi 296-97 Pers-Rom a savaşı.Ö 25 Romalılar’m Arabistan seferi 30 H z. M usevi isyanı l6l Parthlarim Suriye v e Ermenistan'ı istilası 197-202 Septim us S everus’u n d o ğ u seferleri 224 İran’da Sasani han ed an ın ın başa g e ç işi 226-40 Sasani h a n ed an ın ın kuruluşu 229-32 Pers-R om a savaşı 231-32 Severus A lexanderiın Sasani seferi 240 Perelerim N isib is’i e le geçirişi 241-44 Pers-Rom a savaşı 241-72 Sasani İmparatoru I. M usevi isyan ın bitişi. İsa’nın çarm ıha gerilişi 47-49 A ziz P avlos’u n ilk seferi 54-59 Romalılariın Erm enistan’ı fethi 63 R om a v e Parthlar barışı 65 P o m p ey ’in Petra ziyareti 66-70 Ük M usevi isyanı 70 Romalılariın K udüs’ü fethi. Musevi isyanı 117 Trajan’ın ölüm ü . 17 Trajan'ın Parthlaria karşı savaşı 115.17 D o ğ u eyaletlerin d ek i 2.

M uham m ed’in M ek k e’d e n M ed in e’y e hicreti. p utperest­ liğin yasaklanışı 384 Pers-R om a barışı 395 T h eo d o siu s’u n ölü m ü . KRONOLOJİ 310-79 II. H usrev iktidarı 533 Rom a ile İran so n su z barışı 537 K onstantinopolis’d e A yasofya’n ın açılışı 540-62 Pers-B izans savaşı 572-91 Pers-B izans savaşı 606-628 Pers-B izans savaşı. M uham m ed’in ölüm ü . İslam çağı­ nın başlayışı 628 H u d eyb iye b an şı. H z. H ıristiyanlığın kabu lü. H z. Ö m er’in halife olu şu 635-36 Şam ’ın fethi 637 K adisiye savaşı. C tesip h on ’u n d ü şü şü 639-42 Mısır’ın fethi 642-46 İsk en d eriye’n in e le geçirilişi 644 H z. Afrika v e İtalya’nın y e n id e n fethi 527-32 Pers-B izans savaşı 531-79 I. Persler’in e le geçirdikleri yeri B izan s’a iad esi 630 H z. 6 l 4 ’te Persler’in K udüs’ü e le geçirişi 622 Hz. Şahpur’u n iktidarı 312 M ilano bildirisi. O sm an'ın halife olu şu 46 3 . H ıristiyanlığın yasallanışı 325 İznik K on seyi 330 K on stan tin op olis’in kuruluşu 337-50 Pers-R om a savaşı 359-61 Pers-R om a savaşı 363 II. Ö m er’in öldürülü şü . M uham m ed'in M ek k e’y i fethi 632 H z. E bubekir’in ilk halife oluşu 633-37 Araplar’m Suriye v e M ezop otam ya’yı fethi 634 Hz. Rom a’m n D o ğ u v e Batı’ya ayrılm ası 503-505 Pers-R om a savaşı 524-31 Pers-R om a savaşı 527-65 Justinianus iktidarı. Şahpur’a karşı savaş 371-76 Pers-R om a savaşı 381 K on stantinopolis fem ıan lan . H eraclius’u n yön ettiği B izan s’ın zaferi v e batışı.

E m evi han ed an ın ın b aşlangıcı 674-78 A rapların K on stan tin op olis’i ilk k e z kuşatm ası 680 K erbela Savaşı 691 K udüs’te K ubbet-üs Sahra’m n yapılm ası 696 A b d ü lm elik ’in imparatorluk yön etim in i y e n id e n yapılanm ası olarak Arap parası çıkaıtışı 705-71Î Şam’da E m evi Cam ii’n in yapılm ası 710 M üslüm anlar’ın Ispanya’ya çıkışı 717-18 K o nstantinopolis kuşatm ası 750 A bbasiler’in E m eviler’in y erin e geçişi 751 Araplar’m Çinliler’e karşı Talaş yakınlarında zaferi. H aşan Sabbah’ın aşın kanad ın (H aşhaşin) lideri olu şu 1096 HaçlılaTın Y ak ınd oğu'ya gelişi 1099 H açlıların K udüs’ü alışı 1111 El G azali’nin ölü m ü 464 .656 H z. O sm an'ın öldürülü şü . Ali’n in öldürülü şü . Arap b ilim v e ed eb iyatın ın gelişim i 820 El Şafı’nin ölüm ü 833-42 El M utasım'ın iktidan. îsm aili h areketinde b ö lü n ­ m e. Türk h âkim iyetinin başlayışı 869-83 G ü n ey Irak’ta siyahi k ö le isyanı 910 K u zey Afrika’d a Fatımi H alifeliği’nin kurulm ası 945 B ü veyh iler’in Bağdat’ı işgali 950 Farabı’nin ölü m ü 969 Fatımiler Mısır’ı feth ed işi v e Kahire’yi kuruşu 970 (ya Selçuklu Türkleri’n in d o ğ u d a n halifelik topraklarına girişi 1037 îb n i Sina’nın ölü m ü 1055 Selçukluların B ağdat’ı alışı 1070-3C S elçu k lu ların Suriye v e Filistin’i işgali 1071 BizanslIların Malazgirt yen ilgisi. İslam iyet’in ilk iç savaşı 661 H z. Selçu k lu ların A n ad olu ’ya gi­ rişi 1094 Fatımi H alifesi M ustan sirin ölü m ü . Çin savaş esirleriyle kâğıt yap ım ın ın getirilişi 762-63 M ansur’u n B ağdat’ı kuruşu 767 Ebu H anife’nin Ölümü 809-81f El Em in v e El M em un’u n iç savaşı 813-33 El M em un’u n iktidan.

K olom b ’u n batı yolcu lu ğu 1498 V asco d e G am a Ü m it B u m u ’n d an H indistan’a gidişi." Suriye v e Mısır'da Eyyubi h an ed an ın ın kuruluşu. 1187 Hattin savaşı.) M eh m ed ’in İstanbul'u fethi 1462 B osn a'n ın e le geçirilişi 1475 O sm anlIların Kırım’ı alışı 1492 Hıristiyanlar G ranada’yı alışı. Friedrich’in K u d ü s’ü el Malik e l Kamil’d e n anlaşm ayla alışı 1244 M üşlüm anlar’ın K udüs’ü geri alışı 1250-60 Eyyubi krallıklarının yıkılm asıyla Mısır v e Suriye’d e M em luk Su ltan lığın ın kuruluşu 1252 Altınordu H am ’nın M üslüm an olu şu 1258 M oğolların B ağdat’ı e le geçirişi 1273 M evlana C elaledd ini Rumi’n in ölüm ü 1290-1320 Batı A n ad olu ’da O sm anlı beyliklerinin kurulm ası 1295 Persli Ilhan’ın M üslüm an olu şu 1326 O sm anlıla^ın Bursa’yı alışı 1331 O sm anlılar’ın İznik’i alışı 1354 O sm anlılar’ın G elibolu'yu alışı 1366 O sm anlIların Edirne’yi alışı 1371-75 O sm anlIların Sırbistan’ı istilası 1389. KRONOLOJİ 1171 S elahaddin’in Fatımi halifeliğinin so n u n u ilan edişi. Arap reh­ beri Ibn M acid’in V asco d e G am a’ya Afrika’d an H indistan’a rehberlik ed işi 1501 Şah İsm ail’in İran'da Safevi h an ed an ın ı kuruşu. Sırbistan’d a O sm anlı yön etim i 1400-1401 T im u ru n Suriye’y i yakıp yıkışı 1402 T im u ru n Osm anlılar'a karşı Ankara zaferi 1406 Ibm H aldun’u n ölüm ü 1444 Varna Savaşı. B ulgaristan’da O sm anlı yön etim i 1453 Fatih Sultan (II. M em luk Sultanlığı’nı orta- 465 . K oSova Savaşı. Şah İsm ail’in Şiiliği İran'ın resm i dini olarak kabul ed işi 1514 O sm anlı-lran savaşı 1516-17 O sm an lılarm Suriye v e Mısır’ı alışı. M useviler’in Ispanya’d an k o v u ­ luşu. Selahaddin’in H açlılan ye n e r ek K udüs’ü alışı 1220 M oğolların h alifeliğin d o ğ u topraklannı fethi 1229 II.

O sm anlı İmparatorluğu ile İran arasında A m asya b anşı 1556 Ruslar’ın Astrakhan’ı alışı 1557 İstanbul’d a Süleym an iye Camii’n in yapılışı 1565 O sm anlüar’ın Malta kuşatm ası 1571 İnebahtı Savaşı 1573 O sm anlılar’ın K ıbns’ı fethi 1587-161 İran’da Şah A b bas iktidarı 1589 O sm anlı-İran antlaşm asında O sm anlı zaferi 1598 İsfahan’ın İran’ın b aşk en ti olu şu 1602-27 O sm anlı-İran savaşları 1606 Zitvatorok A ntlaşm ası 1607 Osm anlılar’ın İran topraklarından çıkarılışı 1612 İsfahan’da M escidi Şah’ın yapılışı 1630-38 Osm anlı-İran savaşlan 1631 Mısır. d an kaldırışı. Irak’ı ilk fethi 1539 O sm anlılar’m A d en ’i alışı 1552 Ruslar’ın K azan’ı alışı 1555 O sm anlı-İran savaşı. Y em en v e Lübnan’d a ayaklanm alar 1639 O sm anlılar’ın Irak’ı s o n k e z fethi 1683 II. M ekke şerifinin O sm anlı e g em en liğ in i kabul ed işi 1520-66 K anuni Sultan Süleym an iktidarı 1521 O sm anlılar’ın Belgrat’ı alışı 1522 O sm aniılar’ın R od os’u fethi 1526 M ohaç Savaşı 1529 O sm anU ar’ın Birinci V iyana K uşatm ası 1534 O sm anlılar’ın Bağdat’ı fethi. Viyana kuşatm ası 1699 Karlofça Antlaşm ası 1726 İlk Türk m atbaasının İstanbul’da kuruluşu 1733 O sm anlı-İran savaşı 1736-47 İran’da Nadir Şah 1743-47 O sm anlı-İran savaşı 1768-74 O sm anlı-Rus savaşı 1774 K üçük K aynarca Antlaşması .

İran'ın Erm enistan’ı Rusya’ya bırakışı 1827 O sm an lIların N av arin ’d e yenilişi 1828 Mısır’d a ilk resm i gazeten in basılışı 1830 Fransa’n ın Cezayir’i işgali 1831-32 İstanbul’d a ilk resm i ga z e te n in basılışı 1839 İngilizleFin A d en ’i alışı. R om anya. Avusturya-M acaristan’ın B osn a v e H er se k ! işgali. G ülistan Antlaşması. Mısır’d a ilk gü n lü k g a z e te El Ahram 1878 O sm anlı anayasasın ın askıya alınışı 1878 Y eşilk ö y Antlaşm ası 1878 B erlin K ongresi. İran’ın Kafkasya eyaletlerini Ruslarca bırakışı 1803-12 Sırbistan’da ayaklanm a 1805 M eh m ed Ali Paşa’nın Mısır hüküm darı o lu şu 1809 H indistan'dan Sü veyş’e d ü zen li d e n iz seferlerinin başlayışı 1821-29 Y u nan Bağım sızlık Savaşı 1826-28 Y en i Rus-lran savaşı. Rusya'nın d o ğ u eyalederini işgali 1881 Fransızların T u n u s’u işgali 1882 îngilizleF in MısıTı işgali 467 . sonra Rusya ile savaşı 1876 O sm anlı anayasasın ın ilanı. İstanb ul Ü n iversitesi’n in kuruluşu 1876-78 Osm anlılar’ın ö n c e Sırbistan. G ülhan e Islahat Fermanı 1844 A vn ıp a örn eğin d e O sm anlı para reform u 1853-55 Kırım Savaşı 1855 Telgrafın gelişi 1856 Paris K ongresi 1861 ö z e r k Lübnan’ın kuruluşu 1863 O sm anlı B ankası’n ın kuruluşu 1869 S ü veyş Kanalı’n ın açılışı. Sırbistan. KRONOLOJİ 1783 Rusya’n ın K ınm ’ı e le geçirişi 1789 Reform cu sultan III. Bulgaristan'ın bağım ­ sızlıkları. Selim ’in tahta çıkışı 1794 Kaçar H an ed an ı’nın kuruluşu 1795 Kaçar şah ın ın b aşk en t olarak T ah ran ! alm ası 1798-18C Fransızların Mısır’ı işgali 1800 Rusya’n ın G ürcistan’ı e le geçirişi 1803 V ahabiler’in M ekke v e M ed in e’y i işgalleri.

ilk Arap-İsrail sa­ vaşı 1951 Libya’nın b ağım sızlığım ilan e d işi 1952 K ahire’d e askeri darbe. B alk an Sav aşı 1914 O sm an lIların A lm an ya ile ittifakı 1916 H icaz’da Arap isyanı. İngiliz-M ısır antlaşm ası 1923 Lozan A ntlaşm ası 1924. Şerif H ü seyin ’in kral u n van ı alışı 1917 İn gilizlerin Bağdat ve K udüs’ü işgali. İsrail-Mısır savaşı. Kral Faruk’u n tahttan vazgeçişi 1953 Mısır'ın cum huriyet olu şu 1956 Sudan. Erm eni isyanı v e bastınlışı 1897 O sm anlı-Y u nan Savaşı 1906 İran’da anayasa devrim i 1908 ILM eşrutiyet (Jöntürk devrim i). İbn Suu d’u n N ecid Sultam o lu şu 1922 M udanya A teşkesi. M ısırın Sü veyş K analı’nı millileştirişi. O sm anlı İmparatorluğum da G regoryen takvim inin kabul edilişi 1918 Arap topraklarında O sm anlı yön etim in in so n u 1919 Y u n an lıların İzmiTe çıkm ası 1920 Ankara’da B ü yük Millet M e d isi’nin açılışı. T u nus v e Fas'ın bağım sızlıklarım ilân edişi. Balkan Savaşı 1913 II. İsrail’in kuruluşu. İbn S uu d’u n Suudi Arabistan Krallığı’nı ilan ed işi 1936 İngiliz-M ısır antlaşm ası ile MısıTın bağım sızlığım ilan ed işi 1945 Arap D evletleri Birliği’n ın kuruluşu 1945 Ürdün’ün bağım sızlığını ilan ed işi 1948 Filistin m andasın ın so n u . H icaz d em iryolu n u n açılm ası 1911 İtalyanların T rablus’u e le geçirişi 1912 I. S ü veyş’e İngiliz-Fransız seferi 468 . Suriye için Fransız. Türk İstiklal Savaşı’m n başlayışı. İbn Suu d’u n H icaz’ı işgali 1925 P eh levi han ed an ın ın ilk h ü k ü m d an Rıza Şah’ın tahta çıkışı 1926 İbn Suud kral u n vam alışı 1932 Irak’ın bağım sızlığını ilan ed işi. Filistin v e Irak için İngiliz m andalarının kuruluşu.

K örfez Savaşı 1994 Ürdün-İsrail barış andaşm ası . Lübnan’da iç savaş. Suriye’nin B irleşik Arap Cum huriyeti’n d e n ayrılışı 1962 Y em en v e Suudi Arabistan'da k öleliğin kaldırılışı 1967 Îsrail-Arap savaşı. Arap Emirlikleri Birliği'nin kuruluşu 1973 Arap-İsrail savaşı 1975. KRONOLOJİ 1957 T u nus'un cum huriyet olu şu 1958 Birleşik Arap Cumhuriyeti’n in kuruluşu. İran’d a devrim 1980. Irak’ın K uveyt’i işgali. Sedat'ın b aşa geçişi 1971 K örfez d evletlerinin bağım sızlıklarını ilan ed işi. Lübnan’d a iç savaş 1979 Mısır ile İsrail arasında barış andaşm ası. İran-Irak savaşı 1981 Enver Sedat'ın Öldürülüşü 1982 İsrail'in Lübnan’ı işgali 1990. G ü n ey Y e m e n ’in bağım sızlığını ilan ed işi 1969 Libya’n ın cum huriyet olu şu 1970 Nasır’ın ölüm ü . Irak’ta devrim v e cum huriyetin kuruluşu 1961 K uveyt’in bağım sızlığını ilan ed işi.

HARİTALAR .

.

.

.A ral O.

.

.

.

.

.

.

.

28. 26 201. 293. 158. 184. 58. Abid ibn el-Abras. Aram. 130. 102. Arabistan. 32 Abdül-Rahman ibn Avf. 344. 407. 123. 87. 230. 207. 117. 415.101. 451 Balfour Deklarasyonu. 25 Balkanlar. 15. 339. 256 Anadolu. 426. 79 Arşak. 6. 421. 227.). 3. 360. 187. 25. 445 311. Aelia da al-Quds. 427 263. 293. 168. 317. 76 299. 298. 157. 9. 277. 310. 147. 205 Avicenna. 104. 112. 132. 160. 67 Asuriye. 390 481 . 201. 109. 43. 69. 177. 431. 23. 10. 76. 295 Ahmed bin Tulun. 62. 393. 155 Bağdat. 204. 373. 333. 272. 62. 230. 49. 372. 284 339. Abdullah ıbn al-Zübeyr. 181. 35 182. 3. 225. 25 Abhazlar. 119i 130. 402. 77. 404 Aram Naharayim. 330. 110 76. 250. 400 377. 279. 25. 46. 182. Avrupa. 141. 34. 107. 10. 273. 415 Augustus. DİZİN Abbas. 201. 211. 44 A ynjalut. 196. 98. 343 175. 196. 405. 20. 399. 180 Azerbeycan. 26 banka. 94. 421 343. 391. 105 260. 6 l. 329. 387. 357. 128. 54. 117 Ammianus Marceilinus. 308 Akdeniz. Abdülaziz ibn Suud. 308. 138. 282. 15. 386. Afrika. 100. 423. 140. 197. . 31. 399.. 85. 402. 317. Babil. 107. 79 285. 27. 96. 193. 16 Amerika İç Savaşı. 153. 42. 366 Arardılar. 154.107. 326. 340. 53 353. 419 Abdülham id (II. 271. 410 410. 369. 415. 194. 250. Alamut. 136. 101. 330. 111 Amr ibn ül-As. 25 Abgar Tibir. 113. 280. 415 131. 25 Anuşirvan. 112. 350. 139. 91. Avusturya. 257. ayan. 382. 84. 329 Aziz Y uhanna Kilisesi. 391. 432. 317. 247. 80 Akdeniz Avrupası. 330. 136 Arapça. 146. 273. 119. 405. 38. 309 Asurlar. 360. 158. 45. 32. 96 Altmordu Hanlığı. 220. 154. 244. 221. 6 l. 347 177. 117 Ayetullah Hum eyni. 254. 41. 98. 391 altın. 393. 145 Asya. 89 Aurelian. 135. l 6 l . 401. 243. 179. 248. 252. 24. 69. 47 Akadlar. 95. 25. 17. 278. 42. 28. 285. alkol. alfabe. 69. 224. 30. 270. 345. 320. 46. 290. 88. 335. 127. 328. 9. 254. 203. 78. 7. 321. 331. 3 . 274. 451 Almanya. 110. 442 213. 250. 369. 122. 323. 11. 371. 327. 401 Babiller. 252. 162 102. 169. 159. 33. 182. 381. 203. 51. 131. 131. 194. Baku. 42. 130. 198. 323. 113.440. 383. 189. 121. 139. 398. 170. 192. 303. 357. 170. 406. 11. 62. 270.1 1 . 76. 293. 23. 175. 301. 28. 380. 135 Amu Derya. 247. Aelia Capitolina. 192. Aydhab. Abbasi H anedanı. 322. 279. 280. 101. 90. 435. 86. 124. 100.* 155 Abdülmelik.58. 348. 184. 350. 110. 330. 427. 198. 120. 342. 23. 322. 294 435. Atatürk. 428. 310. 47. 65. 196. 8. 351. 94. 330. 407. 321. 15 Ayn Calud. 362 Ardaşir. 381. 401. 203. 142. ABD. 113. 430. 87. 177. 341. 18. 58. 25 av. 110. 407. 344. 191. 196.

162.129’. 275. 117. 94. 80. 297 Berke. 13 ei-Saffah. 392 366. 52. 284. 64. 4l4. 175 el-Biruni. 250. 424. 1£5 Ermenistan. 145 182. 25. 180. 118 el-Mustansir. 38. 378.92 el-Cahiz. 278. 27. 31. 123. 3. 112. 178 el-Mamun. 198 308. 379. 84. Dolm abahçe Sarayı. 147. Büveyhiler. 387 Ebu Said. Bulgaristan. 399 118. 38. 92. 118. 97. 92. 85. 121. 281. Ebubekir. 452 Emeviler. 175. 445 330. 212. 123. 220 camı. 482 . 305. 249. 177. 356. 110. 414 Dura. 330. 398. 443. 281. 185. 447 Bizans İm paratorluğu. 273. Bizans. 72. 186 B üveyhoğullan. 215. 361. 42. 451 396. 126 Edessa. 112. 414 108. 46. 114. 334. 86. 91. 386. 11.).230 BermekÜer. 117 devşirme. 392.). 121. 428. 62. 317. 122. 393. 136. 127. 153. 277. 325. 405 D ıodetian. 389. 90 Caracalla. 14. 194. 215. 344. 334. 46 Emeviye. 271. 215. 287. 216. 39. 276. 66 Cebe Noyan. 50. 117 BizanslIlar. 88. 86 cihad. 178. 134 Edim e. 186 Ermeniler. 328. 94 Cengiz Han. 203. 96. 38. 92. dönm e. 18. 330. 85. 24.). 272. 24 Beyrut. 123. 75. 77 Dünya Savaşı (II. 339. 297. 92. 87 306. Ebu Müslim. 98. 336 Emir ül-üm era. 49. 404. 6 l. 32. 136 el-Hadi. . 43. 210. 258. 106. 109. 238. el-Zübeyr ibn ül-Avvam. 46. 176. 42. 139. 17. 226. 224 çay. 354. 144. 174. 84.DİZİN Basra. 94. 45 Birleşmiş Milletler. 220. 126. 66 274. 100. 209. 226 Colbert. 17. 165. 62. 100. 228. 391. 87. 444 Bektaşiler. 50. 407. 277. 375 ekonom i. 169 Eranspahbadh. 118. 38. 316. 415. 243. Çerkezler. 107. 40.369 Bursa. 445 el-Mansur. 344. 72. 143. 350. 41. 97. 220. 192. 309. 88. 252 destan. 282. 279. 90 Dicle ve Fırat uygarlığı. 46. 163. 163. 104. 289 Berberiler. 192. 98. 338. 233. 157. 359. 317. 49. 74. 391 Çeçenler. 328. 109 el-Muiz. 350 217. 328 Bayezid (II. 355. 451 97. 149 bilim. Büveyh ailesi. 372. 70 211. 266. 271. 131. Çin. 356 209. 424. eğitim. 214. 109. 125. 308. 89. 328 287. 121. 293 Clysma. 402. 144. 14 86. 101. 300. 201. 192. 298. 290. 84. 392 bürokrasi. 87 Campo Formio antlaşmasıyla. . 80. 189. 63. 232 Büyük İvan. 144. 71. 197 Beyt al-Maqdis. 339. 85. 170. 398. 123. 119. 273 Ebul Abbas. 429. 48 el-Mesudi. 281. 120. 132. 84 Bosna. 326. 253. 340. 91 358. 79 Doğu sorunu. 311. 79. Dünya Savaşı (I. 303. 203. 397. 291. 80. 211. 220. 177. 422. 26. 40. 224. 349. 156. 101. 117. 391 edebiyat. 349. 118. 309 Bayt ha-Mikdaş. 217. 79 dem okrasi. 145.136. 102 Busbecq. 288. 303. 297. 105 Ceride-i Havadis. 423. Cizvit papazlan. 102. 74. 278 derviş. 333. Buhara. Baybare. 369 el-Memun. 225. 80. 73.

380. 51. Hadrian. 304 159. 188. 285. George Sandys. 52. 341. 194. 107 Husrev (I. 31. 69. 296 161. 247. 76. 118 G eorge Hamilton Seymour. 153. M uhammed. 274. 26. 117. 255 gümüş. 83. 316. 165. 417 Habsburg. 392. 250 Fenikeliler. 242. harem . 71. 93. 370. 101. 67. 325. 288 Firdevsi. 270. 106. 103. 76. 130.). 83 Fenike. 12. 54 felsefe. 369. 292. 117 Hider. 182.191. 244. 180 Habeşistan. 92. 17. 318 Farazdak. 395. Ömer. 82. Gazneli M ahmud. 354. 70. 259. 105 327. 288. 365. 197. 156. 378 337. 113. 341. 416. 106 226. Gürcistan. 27 Hariciler. 60. 160. 98. 196. 53. 26 Haricilik. 367 Himyarites. 298 Hıristiyanlık. 325. 220. 48. 102. 14. 158. 48. 104. 327. 279. 238. 317. 209. 50 Hira beyliği. 379. Hüseyin. 90. 71. 236 Harun Reşıd. 3. 321. 108. 12. 75. 439. 302. 116. 98. Hz. 105 Filistin. 177. 289 . 366. 83 Gazan Han. 107. 247 420. 145 366 Harici. 9. 410. 378 353. Helen-Roma. 80. 286. 229. 17. 94. 110. Galıle ve Samariye. 388. 178. 396. 130. 40. 219. 292 253. 171. 145. 95. 178 fetva. 319. 201. 138. 301 193. 23. 177. 50. 15. 25. 62. 316. 417 219. 84.101. 250. 30. 15. 57. Hicaz. 323 Fatih Sultan M ehmed. 330 Fas. 327. 128. 403 483 . 191. 205. Fatıma. 92. 140. 59. 145 Farsça. 253. 277 Haçlılar. 76. 15. 445 Hiung Nu. Hz. 393.. 9. 76. 403.118. 194. 179. 18. 124. 52. 122. 47 Friedrich (II. 187 Hz. 90. Gürcüler. 224 General Bonapart. 4l6. 124. 72. 99. 77. 127. 386. Halid el-Bermeki. 100. 59. 245 Hişam. 317. 47."l06. 397 Hülagu. 165. 28. 332 84. 390.104. 155. 241. 192. 389. 344. 279. 305. 91. Osm an. 275 Hindistan. 198. 72. 101. 170. 413 Himyaritik monarşi. hadis. 243. İsa. 273. Hz. 230. 110. 87. 51 Fransızca. 384 Hz. 98. 117. Gassanı beyliği. 394. 194. 441 400 Fransız Devrimi. 216. 203. 282. 216. Fransa. 160. 299. 253. 66. 432 heykel. 13. 4. 25. 399. 359. 110. 367. 227. 109. fizik. 12. 75 feodalizm. 182. 69. 274. 91. 257. 405 gazete. 187 161. 12. Hanifiler. 92. 102. 226.). 102. 94. 279. 70. 441 Gianfrancesco Morosini. 253. 16. 70. 358. 140. 422 Gassaniler. 169. Fatımiler. 170. 297 Hadım M ehm ed Paşa. 179.159. 281 Gazneliler. 45 Gazette Française de C onstantinople. 13. 10. 80. 362. 296. 262. 12 Horasan. 324. 331. 26 254. 352. 131. 120. 75.CT Esad Efendi. 305. 239. 87 391. 41.119. 382. 310 H aşan Sabbah. 405. 42. 203. 37. Haşhaşi. 79. 169. 10. 396. 225. 231. 306. 186. 70. 50 gayri müslim. 307. 46 298. 39. 118. 411. 417 Halep. 281. 411. 305 125. 101. 139. 174. 252 Hz. 70 göçebe. 184. 191. 58. 183. 253. 264. 50 384. 80. 420. 300. 73. 330. 12. 117. 185. 219. 300. 186. 435 halife. 102. 135. 441 Hz. 251. 103. Ali. 17. 105.

404. 3. 136. 162 Kahire. 156. 451 İsraU. 193. 205. 343 413 kalemiye. 128. 310 173. 186. 160. 366. 350. 109 irtidat. 298. İbrahim Peçevi. 72 İstanbul. 143 180. 440 Kazan. 282. 153. 94 İskenderiye. 69 Karmatiler. 90. 29 İşaya. İÖO. 214. 106. 407 îm r el-Kays. 309 320. 10. 99. 436. 120. Kavanin-i Yeniçeriyan. 434. 12. 342. 319. 227. 18. 230. 134. Karahanlılar. 201. 250 İnebahu Savaşı. İspanya. 311. 407. 377. 202. 10. 131. 110. 173. 321.104. 425. 170. 309 398. 33. 39. 240. 62. 395. 412. 321. 133 kahve. 259. 16 Kantakuzenos. 215 Jöntürkler. 266. 343 Kansuh el-Guri. 405. 11. 38 325. 32. 372.105. 393. 23. Kambiz. İngilizce. 357. 391. Kan Ying. 435. Karadeniz.105. 286. 231 Jüstinyen. 33. 430. 333. 307. Irak-ı Acemi. 445 İsrailliler. 308. 171. 226. 28 İki Nehrin Aramı. 153 im parator Augustus. 137. 178 Karlofça Antlaşması. 326.112. 410. 205. 230.DİZİN Irak. 330. 203. 445 İbrani Tevratı. 341. 286. 90. 310 316. 373. 182. 420. 137. 429 ıbn ebu Talib. 100. 5. 429. 238. 66. 62. 98 Katerina (II. 263. 317. 29. 18. 323. 45. 336. 50. 203. 41. 64. İngiltere. 439 imam. 192. 196. 380. 220. 30. 83. 261. 27 İtalyanca. 30. 371. 268. 241. 201. 293. 426. 322. 30. 202. 305. 173. 190. 136 484 . 406. 238. 140. 309 İm ıül Kays ibn Amr. 373 430.07. 392. 40. 321. 309. 19. 108. 39. 354 İskender. 294. 105 Kazvin. 37. 94. 165. 80. 104 382. 15. 421. 25 432. 96. 31 İbranice. 296 kağıt. 130. 31. Kazaklar. 117. 322 İslamiyet. 114. 100. 50. 123 İran tslami Cumhuriyeti. 373 343. 400. 175. 324. 216. 211. 119 Japonya. 393 İslam Rönesansı. 84. 330. 182. 229. 417 260. 387. 373. 71. 424. 334. 40. 402 İlhanlılar. 303. 62. 260. 281. 27. 243. 157. 1. 9. 371. 183. 271. 137. 403. 395. Katip Çelebi. 320. 252. 344 Kars. 359. 136 353. 307. 265. 308. 72. 125. 286. 98. 185 387. 393 282. 420. 131. 71. Kanuni Sultan Sülayman. 441. 369. 385. 428. İtalya. 45 İm parator Konstantin. 211. 187. 390. 320. 157. 112. İncil. 93.146. 410. 297. 330. 220. 11. 255. Kazakistan. 202. îbni Sina. 336. 252. 350.162. 34i. ipek. 153. 133 100. 392. 357. 136. 308. 26. 192. 290. 55. 423. 105. 25 422. 112. 46. 417. 137 İsmailiye. 281. 400. 10 91. 26 İlhanlı. 10.). 185. 202. 42 400. 398. 420. 361. 160. 100. 184. 184. 46 332. 26. 79. 301. 9. 37 Kafkasya. 10. 140. 333. 192 Um. 362. 270. 416. 24. 160. 367. 183. 371 İran. 121. 329. 9 kanun. 365. 94. 187. 363. 250. 128 İran Devrimi. 279. 340. 145. İm parator T eodosius. Irak-ı Arabi. 25. 80. 121. 124. 328. 259. 209. 160. 440 Karahitaylar. 267 Kari Jaspers. 362. 42. 116 Jean de Thevenot. 93. 213. 95. 333. 366. 43. 148. İspanyolca. 31 İsfahan. 52. 191. 316. 408 İdum ea. 103. 427. 52. 301.

110. 129. 28. 26. 58. 58. 89. 144 119. 385 269. 268. 388. 49 Kureyş. 37 Macaristan. 262. 259. 399. 180. 202. 48. 328. 275. 59. 319. 144 Makabiler. 300 köle. 339. 159. 416 Kırgızistan. 76. 34 Konstanrinopolis. 258. 424. 426 269. Londra. 27. 132 Levant. 333. 32. 310. 86 Ktesiphon. M ezopotamya. 46. 452 Kiros. 132. 286. Küçük Asya. 80. 45. 280 Maniheizm. 121. 123. 383. 111 Mescid-i Haram. 162. 208 256. 214. Kızlar Ağası. 33 Konya. 31. 344. kumar. 63. 189. 434 Mazdak. 435. 38. 33 Kostaki Musurus. 215. Kerami. 79. 281 252. 191. 336. 322. 81. 316 Mani. 256. 148 M averaünnehr. 403. 30. 297. 155 m edrese. 158. 106 233. 127. 357. 131. 357. 182. 310. 311. 275. 223 360. 67. 117. 311.156. 155 Kraliçe Victoria. 80 Mescid ül-Aksa. 89. 201. 17. 140. 210. 30 Kubad. krallık. 144. 11. 349. 426. 117. 167. 50. 200. 166 Kudüs. Martin Luther. 326. 127. 104 Kral Abdullah. 163. 70. 316. 305. 119 96. 129. 241. 99. 77 183.).’ 260. 80 Medinet-ül Salam. 400 Krezüs. 227. 51. 239. 265. 6 l. 10. 188 162. 121. 78.). 305. 377. 40. 52. 177. 63. 326. 52. 384 Kemalpaşazade. DİZİN kelam.110. 128. Malik ibn Anas. 226. 354. Maslama. 153. 79 Kucbeddin. 94. 98. 198 303. 148 m atematik. 66. 131. 59. 5. 144. 63. Kleopatra. 40. 126. 284. 134. 413. 395. 79. 25. 86 M edler. 77. 103. 231. Mısır. 28. 126. 98. 336 Lübnan. 75. 407. 11. Mevlana. 145. 77. 209. 34. 10. 317. 34. 292. 33. 64. 432 190. 58. 266. 383. 307. 122. 49. 416. 13.'32. 123. 268. 42 Klasik Helen-Roma paganizm i. 391. 242. 230. 120. 82. 359. 310. 26. 46. 30. 205. 73. 371 M enander. 228. 80 M ehmed (II. Memlukler. 49. 398. 344. 304 Kubbet-üs Sahra. 265. 102. 383. 257. 128. 253. 376 Manuel Paleologos (II. 13. 113. 119. 25. 90. 435 Kırım Savaşı. 129. 280. Louis (D t). 199. 194. 340. 270. 264. 114. 6. 107. 15 Medine. 315. 83. 15. 287. 32 381. 34. Kürtler. 47. 71. 79 Kuzey Afrika. 43. 52. 177. 342. 356 103. 396. 416. 80. 84. 35. 202. 255 laiklik. 405. 14. 40. 386. M akedonya. 102 238. 131. 397 408 Kızüdeniz. 396. 131. 341. 10. 41. 13. 275. 435 94. 272. 32. 230. 172.). 341. 410 Köprülü Ahmed. 263. 103. 395. 274. 287. 226. 77. 378. 189. 62. 289. 273. 173. 302. 376. 220. 215. 417 Libya. 131. 148 207. 120. 94. 399 Küçük Kaynarca Antlaşması. Mescid-ül Aksa. l 6 l Mervan (II. 132. 203. 23. 131. 399. 102. 71. 350 403. 89. 223. 422 M ehm ed Bahai Efendi. 269. 271. 321. 274. Kerbela. 230. 279. 366 Köprülü M ehm ed. 74. 101 Mekke. Kuran. 28. 198. 485 . 127. 165. 441. 79. 391 Koçu Bey. 400 159. 217. 368 matbaa. 182. 94. Melikşah. 285. 309. 407. 74 292. 223. 89. 118. 60. 167. 71. 19. 10 Kumanlar. 279. 301 399. M ehm ed AH Paşa. 360. 86 Kuseyr Amra. 420. 45. 255. 24. 27. 275. 187.

261. 101. 46 Nabat. 330. 318. 10. 157 Rıza Şah. 364 M ohaç Savaşı. 353. 308 Pehlevi. 69. 335. 294 Polonya. 46. 50. 253. 32. 255. m ihver dönem i. 380. 19. Polovestler. 216. 169. 401 Nubyalılar. 140. 77. 246. 77. 63 M uham m ed ibn Abdül Vahab. 270. 134. 301. 193. 229. 374. 47. 192. 287. 240. 45. 58. 174. 33 m odem izm . 217 politika. 76 petrol. 51.DİZİN 250. 361. 403. 163. 16. 110. 225. 259. 6. 46 N abukadnezar. 264. 211. 390. 355. 17. 118. 123. 429 Palmira. 307 Mirza Ebu Talib. 402 276. 94. 9 1 . 45. 445 Raşid el-Din. 433. 101. Muaviye. 157. 228 M uham m ed ibn el-Suud. 164. 91. 188. 257. 399. 111 Musevilik. 430. 30. 106. Pan-Arabizm. 199 Nikodem us Metaxas. 212. 57. 80. Musevilik. 146. 104. 39 Nabaciler. 44. 256. 381. 178. 112 Nişabur. 395. 50. 383. 309 Raşidun. 225. 165 345. 405 neo-klasisizm. 69. 145. 45. 449 M uham m ed el-Şeybani. 64 OsmanlIlar. 39. 239. 142. 23. 274. 342. 234. 188. 27 Raşıd Ali el-Geylani. 267. 370. 242 Richard Knolles. 12. 47 Muşab. 196. 315. 270 mısr. 132 papirüs. 348 M uham m ed ibn Zekeriya el-Razi. 164. 31 173. 304. 194 Petra. 169. 43. 140. 17. 282. 260 Özbekler. 363. 53 Necef ve Peraea. 271 Persepolis. 177. 321. 123. 104. 321 Ö m er Hayyam. 109. milliyetçilik. İ25. 91. 11. 434 197. 228. 326. 230 450. 224 253. 195. 135. 192. 44 Ptolemeus. 363. 62. 68. 371. 216. 287 Noblesse de Robe. 17. 213 m onarşi. 332. 420 205. 271 76. 391. 132 Robert ve Anthony Shırley. 47 M odernleşme. 111 Najran. 370. 118. 23. ordu. 275. 15. 9. 57. 63. 3 l6 pan-Islamizm. 279 ressam. 45. 47. 19. 202 müzik. 410. 105. 239. 277. 272. 103. 101 290. 228 Musul. Pereler. 44 Provincia Arabia. para. 203. 213. 289. 25. 26i. 448 420. 393. 434 Pers İm paratorluğu. 327. 289. 289. 36 R aşidüddm. 433 mimari. 134 Roma. 30 Q awam al-Din. 120. 445 Nizamülmülk. 449 Pan Chao.136 Mitraizm. 33. 366. 174/184. 167. 279. 386 Pazvanoğlu O sm an Paşa. 107. 9.99. 289. 124 Roderik. 162. 109. 41. 46. 45 Moğollar. 379. 358. 11. 80 Onlar Konseyi. 201. 12 Paul Rycaut. 257. 255. 32. 185. 63. 446 380. 31. 73. 362. 33. 413. 72. 330. 445 Pom pey. 320. 220. 486 . 135 Oğuzlar. 158. Müslümanlık. Mutasım. 383. 401 M uham m ed Necib. 44. 451 müftü. 365. 301. 231 Partlar. 229. 69 Ninova. 130. 237. 173. 41. 231. 178. 392. 340. 279 resim. 196. 76. 448 oruç. 344. 282.

377. 30. 182. 177. 211. 99. 441 401. 41. 116. 155 Saddam Hüseyin. Tus. 336 Said Efendi. 439 Şah Abbas. 331. 198. 294. 125. 130. 276. 326 Sencer. 130. 222. Şahpur. 113. 290. 217. 384 194. 257. 223. 130. 351. 89. 205. 189. 17. 118. 261. 451 Şam Aramı. 47. tarım. M ahmud. 390. 288. 173. 109. 365 siyaset. 393 Sin Derya. 420. Sudayf. 91. 251. 27. 117. 36. 396. 83. soylu sınıf. 305 SSCB. 423. 82. 279 373. 355 100. 120. 79. 403. 171. 274. 3. 275. 429. 316. 125. 212. 157. 4. 343. Sasani. 418. 97. 191. 97. 241. 324. Sultan n . 91. 182. 186. 121. 83. 25. 384. 18. 153. 358. 383. 39. 487 . 322. 103 223. 330. 64. 212. 322. 171 tektannalık. 219. 377 309. 425 Safeviler.136 S. 71. 382. Selçuklular. 135. 92. 279. 249. 441 sanat. 276. 110. 41. Murad. 107. 303. 343. 442 Sami. tarbış. 7. 250. 26. 175. 297. 321. 419. 124. 295. 17. 182 teknoloji. 25 380. 303. 131. 202. Sümerler. 250. 256. Rusya.-387. 157. 215. Samiriye. Abdülham id. 29. 226. 11. 72. 178. 198 Şiraz. 71. 62. 109.. 130. 321. 156. 108. 254. 395. 101. 120. 117. 31. 48. 384 şeker. 130. 135. Safevi hanedanı. 46 196. 24. 189. 19. 157. 404. 27. 305. 169. 265. 232. 26 Sadrazam Lütfi Paşa. 66 Selahaddın. 64. 133 tiyatro. 92 Şü. 114. 86. 88. 165 121. spor. 82. 445 280. 155 432. 429. 430. 383. 30. 15.119. 331. 18 sinem a. 189. 17. 63. 128 Sultan IV. 430. 100 106. 255 Slavlar. 220 Takrit. 231. 111 Sasanıler. 406. 317. Samariya. 435 Şiiler. 131. 171 tavla. 201 tektanrıcıhk. 17. 36. 410. 427 ticaret. 416. 101. 10. 140. 124. 257. Trajan. 361 Semerkand. 366. 18 Talha ibn Ubeydullah el-Taymi. 33. 310 Şia. 281. 257. 431. 432. 284. 294. 79. 421. 444. 171. 29. l 6 l.' 19. 106 Sokollu M ehm ed Paşa. 97. 321. 205. 348 sosyalizm. 202. 25. 161. DİZİN 153. 41. 295 295. 251. 99. 118 Tatarlar. 27. 2l6. 406. 26 251. 40. 255 Soğuk Savaş. Samanoğulları. 343. 383.). 190. 13 Timur. 428. 334. 410 Tebriz. 275. 15. 103. 437 Tevrat. 306. 131. 104. 218.). 103. 301 Suriye. 117. 90. 42. 162. 297. 450 Sünni. 100. 96. 41. 105. 103. 27. 429. 90. 121. 249. 449 Sultan II. 51. 302. 323. 245. 17. 136. 39. 34. 133. 6. 102. 115. 290. 107. 263. 301. 176 Şam. 26l 358. 169. 315. 137. 101. 104.156. 111. 332. 304. 82. 93. 69. 63. 343. Süleyman ibn Kutalmış. 7. T opkapı Sarayı. 212. 255. 200. 10 Tiran-Yotabe Musevileri. 433 Türkiye. 271. 133 T epedelenli Ali Paşa. D. 6 276. 426. 172. 301. 90. 92. 35 301. 252. 289. 158. 362. 105 185. 43? teokrasi. 187. 216. 19. 73. 292. 73. 112. 25 satranç. 76 Samaniler. 311 Şahpur (I. 34. 67. 33.136. 445 194. 26. 307. 173. 318. 344. 9. 298. 51 Sultan Selim (II. şiir. 9. 279. 40.102. 183. Goitein. 403. 18.169. 230.

26. 27.DİZİN 182. 191. 34 Volney. 104. 407. 28. 374 Uzun Haşan. 415. 59 Yesnbliler. 263. 80. 43. 40. 285. 373. 47 399 Zephaniah. 427. 10. 370. 159. 46. 60. 125 488 . 34. 359. VI. 426. 228. 233. 360. 51. 32. 34. 196 Zigecvar. 273 294. 133. 425. 434 Yesrib. Yeniçeri. 27. 224. 400. 26 Ubeydullah. 147. 66. 443 Yahudiye. 76. 187. 309. 33. 41 Yugoslavya. 53 Türkm enistan. 46. 143. 270 Verimli Hilal. Zenobia. 310. 13 William Seaman. 330. 400. 50. 67 346. 186. 418. 363. 6 l. 39. 52. 185. Vasık. 174. Leon. 417 Y akub ibn Kilis. 412. 360 Yezid. 44. 286. 79 Yunanistan. 370 392. 130. 350. 416. 223 378. 52. 73. 10. 91. Zayd ibn Tabit. 427 vergi. 343. 187. 31. 424. 26. 134 Zerdüştlük. 172 Zoba (H alep) Aramı. 372 Vincenzo di Alessandri. 391. 386 Yotabe. 26 William ChurchiU. 91 213. 165 Vahabilik. 12 Zerdüşt. 144 403. 127 Yemen. 333. 95 cütün. 400. 226. 67 Yehud. 53. 198. 26. 80. 361 zekat. 138 Walter Bagehot. 214. 35. 30. 154. 448 Ürdün. 385. 38. 59 Vahabiler. 343 Yala İbn Munya. 435. 419. 25. 30. 270. 194. 204 Yunanca. Venedik. 10. 134. 452 Vasco de Gama. 62. 45. 94. 392. 4 Vezil-el Gassani. 71 420. 212. 74. 399. 4l6. 94 Y ehuda Alkalai. 195. 148 Zitvatorok Antlaşması. 379. 380. 35. 301. Ümeyye. 50 Valerian. 33. 306 Velıd. Yahuda. 156.