You are on page 1of 13

S A Y I

1 5

O C A K

2 0 1 0

A G O S

G A Z E T E S ‹ N ‹ N

Ü C R E T S ‹ Z

E K ‹ D ‹ R

“One minute” – Türkiye’nin d›fl politikas› üzerine bir daha düflünelim
Heinrich Böll Stiftung Derne¤i Türkiye Temsilcili¤i, Ekim ay›nda düzenledi¤i iki toplant› ile, Türkiye’nin d›fl politikas›n› de¤erlendiren bir progam›n ilk ad›mlar›n› att›. Program metninde yaz›ld›¤› gibi (bk. www.boell-tr.org), bizi bu konuda ilgilendiren noktalar flunlar: Türkiye’nin d›fl politikas›n›n alt›nda yatan prensipler neler? Özellikle Say›n Davuto¤lu’nun d›fliflleri bakanl›¤› görevini üstlenmesinden itibaren yeni bir d›fl politikadan bahsedilebilir mi? Böyleyse, bu d›fl politikan›n temel kriterleri nelerdir? Öbür taraftan, d›flar›dan yani yurtd›fl›ndan bak›ld›¤›nda, Türkiye’nin d›fl politikas› hakk›nda y›llard›r benzer söylemlerle karfl› karfl›y›z: Türkiye bölgede önemli bir rol oynayabilir ve özellikle Bat› ile Do¤u aras›nda bir köprü görevi üstelenip Bat› ülkelerinin bölgede bulunan çeflitli ülkelerle yaflad›¤› sorunlar konusunda moderatör veya arabuluculuk görevi üstlenebilir. Ayr›ca, Müslüman bir ülke oldu¤u, ve uzun süredir ‹srail’le yak›n temasta oldu¤u için, ‹srail ile Filistin aras›ndaki ihtilaf›n çözümüne katk› sunabilir. Düzenledi¤imiz iki toplant›ya kat›lan uzmanlar›n ço¤u, Türkiye’nin yeni bir d›fl politika yürüttü¤ünü tespit etti. Bu yeni d›fl politikan›n en temel özelli¤i, Türkiye’nin komflu ülkelerle yak›n iliflkiler gelifltirmek için gösterdi¤i çaba. ‹ran, Suriye ve Irak hükümetleri ile birçok sözleflme imzaland›¤› ortaya ç›kar›ld›. Ermenistan ile Türkiye aras›ndaki yak›nlaflma politikas›n› da bunun bir örne¤i olarak görebiliriz. Türkiye’nin bu ba¤lamda daha aktif bir d›fl politika yürüttü¤ü vurguland›. Özetlemek gerekirse, Türkiye’nin bugünkü d›fl politikas›na damga vuran iki özellik var: Bölge ülkeleri veya komflu ülkelerle sorunsuz bir iliflki gelifltirmek, ve buna yönelik aktif ad›mlar atmak. Fakat bir ülkenin d›fl politikas›n› flekillendiren ve oluflturan baflka kriterler yok mudur? Biraz provokatif bir flekilde soracak olursak, Türkiye her koflulda herkesin ‘sevgilisi’ olmak ister mi? Belli konularda veya sorunlarda baflka bir prensip gerekmez mi? Örne¤in, ‹ran rejimi kendi iç muhalefetini bast›r›yorsa, komflusunu uyarmas› gerekmez mi? Veya, özellikle ‹srail’i Gazze olaylar› yüzünden, insan haklar›n› ihlal etti¤i için elefltirse, o zaman insan haklar› konusunda baflka devletlere karfl› da ayn› derecede hassasiyet göstermesi gerekmez mi? Yani, ‘komflu ile iyi iliflki’ prensibinin üstünde, insan haklar› ve demokrasi diye bir de¤ere, veya uluslararas› hak anlay›fl›na gerek yok mu? Ve, böyle bir tav›r uzun vadede Türkiye’nin ç›kar›na olmaz m›? Bugün otoriter bir sistemle iyi iliflkiler kurmaya çal›fl›rsan, bu otoriter ve despot devlet nükleer silahlar› ile bölgedeki istikrar› bozmaya kalkarsa sen ne yapars›n? Ve de, demokrasi için çabalayan ‹ran halk›n›, s›rf ‘komflu ile iyi iliflki’ prensibi yüzünden satm›fl olmuyor musun? Uluslararas› Ceza Mahkemesi taraf›ndan insanl›¤a karfl› suç iflledi¤i için mahkûm edilen Sudan lideri General Ömer El Beflir’in ‹slam Konferans Örgütü’nün toplant›s›na kat›lmak üzere Türkiye’ye davet edilmesine gösterilen tepkiler karfl›s›nda “Bir Müslüman soyk›r›m yapmaz”, “Biz uluslararas› Ceza Mahkemesi’ne taraf de¤iliz” gibi argümanlar ileri sürmesi, Türkiye hükümetinin d›fl politika konusundaki temel zafiyetinin bir göstergesi de¤il mi? Sudan’›n güneyinde katledilen insanlar›n travmas›n› hiç ama hiç paylaflmayan bir devlet temsilcisi, Gazze’deki Filistinlilerin yaflad›¤› travmay› paylafl›yormufl gibi davrand›¤›nda ne kadar inand›r›c› olabilir ki? Gazze’deki travma konusunda s›rf iç ve bölgesel ç›karlar yüzünden tepki göstermifl alg›s› yaratm›yor mu? Yani, genellikle ikiyüzlülükle elefltirdi¤i ABD ve ‘Bat›’n›n yapt›¤›n›, bu durumda kendisi de yapm›fl olmuyor mu? Ve daha derin bir elefltiri getirmek gerekirse, ki bence gerekir, bu flekilde yürüttü¤ü d›fl politika, ancak ideoloji ve güç hesab›na göre flekillenmifl oluyor. Ayr›ca, tarihten çok az ö¤renmifl oldu¤unu gösteriyor. Çünkü: 1. Bat›’n›n ve ABD’nin politikalar›n› k›narken, ayn› politikay› uygulam›fl oluyorsun: Milli ç›kar›n neyse ona göre d›fl politika üretiyorsun. 2. Y›llard›r çözülmeyen Kürt sorunu, Türkiye ile Irak aras›ndaki iliflkilerin gelifltirilmesinin önünde bir engel olarak duruyor. Türkiye’nin demokratikleflmesi ile beraber bu engel kalkmaya bafllad›; dolay›s›yla, Irak-Türkiye iliflkilerinde de bir de¤iflim söz konusu olabilir. Yani, ülkeler aras› iyi iliflkilerin temelinde ülkelerin demokrasiye yönelik geliflmeleri yat›yor. 3. Otoriter rejimler sadece kendi halk›na yönelik bir tehdit de¤il ki... T›pk› Nazi Almanyas› gibi, buradaki otoriter rejim sadece kendi vatandafllar›na zulüm getirmedi, komflu ülkeleri ve neredeyse bütün dünyay› savafla sürükledi. Yani, otoriter bir rejim, komflu ülkeler ve bölge ülkeleri için de bir risktir. 4. Bu nedenlerle, ve vicdani ve etik sebepten ötürü, ak›ll› bir d›fl politikan›n temelinde uluslararas› normlara uyma zorunlulu¤u vard›r. Nazi Almanyas›’na karfl› savaflan ülkeler sadece Alman halk›n› zulümden kurtarm›fl de¤ildir; ayn› zamanda dünyay› da bu tehditten kurtarm›fllard›r. Türkiye’nin bugünkü d›fl politikas›na bakarken, ABD’nin Bush döneminde uygulad›¤›, tek tarafl›, “‹steyen kat›labilir” yaklafl›m›n› elefltirme nedenlerini bir daha hat›rlatman›n faydal› oldu¤unu düflünüyorum. Birçok uzman Türkiye’nin aktüel d›fl politikas›n› olumlu de¤erlendiriyor. Bu yoruma göre, Türkiye kendi ç›kar›na göre hareket ediyor, ve AB’nin, ABD’nin veya baflka müttefiklerin hassasiyetlerini dikkate almas› gerekti¤ini düflünmüyor. Ayr›ca, Avrupa Birli¤i Türkiye’ye yönelik olarak zaten belirsiz bir politika izledi¤i için, Türkiye AB’nin d›fl politikas›n› dikkate almak zorunda de¤ilmifl... Uygulad›¤› d›fl politika bizzat AB’ye karfl› da de¤ilmifl... Türkiye’nin ç›karlar› AB ile örtüflüyorsa o zaman birlikte hareket edilebilir. De¤ilse, Türkiye kendi tutumunu belirleyip ona göre bir politika izliyor. AB’nin Türkiye’ye yönelik politikas›n› ve AB’n›n d›fl politikas› konusundaki zaafiyetini elefltiriyor, ve bazen bu konularda yürüttü¤ü politikay› hiç paylaflm›yor olsam da, bu mant›¤› paylaflmakta çok zorlan›yorum. Neden? Bir ülke kendi d›fl politikas›nda müttefikleri ile ortak hareket etmiyor, kendi gücünü büyütüp, tek bafl›na bölgesel bir güç oda¤› haline getirmeye çal›fl›yorsa, o ülkenin d›fl politikas›nda bir sorumsuzluk ve güvensizlik söz konusudur. Bugün ç›kar› neyse ona göre hareket eder, yar›n durum de¤iflirse politikay› da de¤ifltirir ve geçerli hiçbir kural kalmaz. D›fl politikay› sadece milliyetçi bir temel üzerine infla etmek tehlikelidir. Bunun yerine ‘küresel iyi yönetim’ kavramlar› ile yola ç›kmak, uluslararas› norm ve standartlara uymak ve meflru uluslararas› teflkilatlarla ortak hareket etmek daha do¤ru de¤il mi? Heinrich Böll Stiftung Derne¤i Türkiye Temsilcili¤i bu aç›dan hem Türkiye’nin d›fl politikas›n› hem de Avrupa Birli¤i ve ABD’nin Türkiye’ye yönelik d›fl politikas›n› ve beklentilerini elefltirel bir bak›flla de¤erlendirme gere¤i duymakta, ve alternatif görüfllerin gelifltirilmesine katk› sunmay› amaçlamaktad›r. D›fl politikada insan haklar›n›n ve uluslararas› normlar›n dikkate al›nmas›n›, sadece vicdani ve etik sebepten de¤il, küresel, bölgesel ve ulusal aç›dan iyi bir yönetimin ve ak›ll› bir d›fl politikan›n bir unsuru oldu¤u için talep ediyoruz.

4

Karin Karakafll›’n›n lavanta kokan hüzünlü fliirleri
Karin Karakafll› Benim Gönlüm Gümüfl Ofi‹N Ç‹L‹NG‹R

5

Her yönüyle Sabahattin Ali
Sevengül Sönmez’le söylefli ASLI GÜNEfi DOSYA: BEYAZPERDEY‹ OKUMAK

editörden
Türkiye’de, hem kurmaca hem de belgesel sineman›n son on y›l içinde belirli bir ivme kazand›¤› söylenebilir. Sinema festivallerinin say›s›ndaki art›fl bile, bu durumu net bir flekilde görebilmemiz için yeterli. Yaln›zca geçti¤imiz ay üç önemli festival vard›: Belgesel Sinemac›lar Birli¤i’nin düzenledi¤i 12. Uluslararas› 1001 Belgesel Film Festivali, TÜRSAK’›n düzenledi¤i 12. Uluslararas› Sinema-Tarih Buluflmas›, ve Ankara Sinema Derne¤i’nin düzenledi¤i 15. Gezici Festival. fiubat ay›nda da, 9. !f istanbul AFM Uluslararas› Ba¤›ms›z Filmler Festivali yap›lacak. Y›l›n di¤er aylar›nda da, küçüklü büyüklü, birçok ba¤›ms›z festival düzenleniyor ve hepsi büyük bir ilgi görüyor. Sinema alan›ndaki bu canlan›fl, sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›nda karfl›l›¤›n› henüz tam olarak bulmufl olmasa da, son y›llarda Türkçedeki telif ve çeviri sinema kitaplar›n›n çeflitlendi¤i ve geçmifle oranla daha fazla ilgi gördü¤ü söylenebilir. Agos Kitap/Kirk’in bu say›s›n›n dosya konusu sinema kitaplar›. Dosyada, sinema kuram›, Türkiye’den ve dünyadan çeflitli yönetmenler, belgesel sinema, film tekni¤i, Türkçeye çevrilmeyi bekleyen sinema kitaplar› gibi konularda çeflitli yaz›lar yer al›yor. Ayr›ca, yay›n programlar›nda sinemayla ilgili kitaplara yer veren, Agora Kitapl›¤›’ndan Osman Ak›nhay, ES Yay›nlar›’ndan Erdem Sivas ve Hayal-Et Kitapl›¤›’ndan Ertekin Akp›nar’la yapt›¤›m›z söyleflilerle, Türkiye’de sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›n›n bugünkü durumunun bir foto¤raf›n› çekmeye çal›flt›k. Bu k›sa yaz›y› nas›l bitirece¤imi düflünürken, sinema dosyam›za bir yaz›yla katk›da bulunan Sidar Bayram, bana, 20. yüzy›l›n en önemli felsefecilerinden Gilles Deleuze’ün bir cümlesini aktard›: “Sinema dünyay› de¤il, bu dünyayla tek ba¤›m›z olan inanc› filmlefltirmelidir.” Deleuze’ün cümlesindeki ‘inanç’ sözcü¤ünün yan›na ‘umut’u ekleyerek bitirelim: Sinema görünmez k›l›nanlara görünürlük, sesleri bast›r›lanlara duyulurluk kazand›rd›kça, yaln›zca gerçeklikle olan ba¤›m›z› de¤il, hayal gücümüzü ve daha özgürlükçü, daha ço¤ulcu bir dünya umudumuzu da besleyecek.

8-9-10-11-12-13-14-15-16

‘Yaln›z flövalye’nin ard›ndan
Ali Karado¤an (der.) Yoksul: Zeki Ökten MURAT ÖZER

Kürt Sinemas›: Bir dil kaç kelimeden oluflur?
Müjde Arslan (der.) Kürt Sinemas›: Yurtsuzluk, S›n›r ve Ölüm Müslüm Yücel Türk Sinemas›nda Kürtler S‹DAR BAYRAM

Kendi sözleriyle bir yönetmenin öyksü
S. G. Fabien, T. J. Kline, B. Sklarew (der.) Bernardo Bertolucci ÂLÂ S‹VAS

Göz k›rparsan keserim!
Walter Murch Göz K›rparken BURAK DAL

Beyazperdeyi yay›mlamak: Türkiye’de sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›
SÖYLEfi‹: Osman Ak›nhay (Agora Kitapl›¤›) Ertekin Akp›nar (Hayal-Et Kitapl›¤›) Erdem Sivas (ES Yay›nlar›)

Kitaplar›n dünyas›nda ‘gerçekli¤in sinemas›’
BAHR‹YE KABADAYI

Pelikülde zaman›n ve mekân›n izleri
Z. Tül Akbal Süalp Zamanmekân: Kuram ve Sinema H. AHSEN AKDAL

Altu¤ Y›lmaz
altug@agos.com.tr

10

19

ÇOCU⁄UN ‘GÖR’ DED‹⁄‹

Dünya m› dediniz? Ço¤unlukla zarars›z!
Douglas Adams Otostopçunun Galaksi Rehberi DAMLA ÖZLÜER

20-21-22

ERMEN‹CE

H›rsl› bir general, duyarl› bir Marsl›, ukala bir kâflif
Umberto Eco Cecü’nün Yer Cüceleri ÇOCUKLARLA YAZI ATÖLYES‹ haz. Sarem Külegeç fiefletyan

Dört flehir, dört hikâye
Halil ‹brahim Özcan Küller Aras›nda Margaret Ajemian Ahnert Amasya’n›n Dikenleri

Ulrike Dufner

Fikret Günefl Güneflin A¤lad›¤› Gün

Andre Sernin Tokatl› Yetvart’›n An›lar›

PAKRAT ESTUKYAN

Yay›nlar›m›z›, Heinrich Böll Stiftung Derne¤i Türkiye Temsilcili¤i’nden ücretsiz olarak siparifl edebilirsiniz. Ayr›nt›l› bilgi için: www.boell-tr.org veya info@boell-tr.org

‹ M T ‹ Y A Z S A H ‹ B ‹ A G O S Y a y › n c › l › k B a s › m H i z m e t l e r i S A N . v e T ‹ C . L T D . fi T ‹ . a d › n a Rahil Dink K U R U C U • Hrant Dink • SORUMLU YAZI ‹ fi L E R ‹ M Ü D Ü R Ü Aris Nalc› • K ‹ T A P E K ‹ E D ‹ T Ö R Ü Altu¤ Y›lmaz • YARDIMCI ED‹TÖR Anna Maria Aslano¤lu KAPAK Ç‹Z‹M OHAN • GÖRSEL TASARIM VE SAYFA DÜZEN‹ Leda Mermer • REKLAM SORUMLUSU Linda Karin Özsu • reklam@agos.com.tr • YÖNET‹M YER‹ Halaskargazi Caddesi Sebat Apt. No 74 (Eski No 192), Kat 1, Daire 2 Osmanbey 34371 ‹stanbul • tel: (212) 296 23 64 - 231 56 94 - 219 50 82 fax : (212) 247 55 19 • http: www.agos.com.tr • e-posta: agos@agos.com.tr • BASKI Star Medya Yay›nc›l›k A.fi. ‹nönü Cad. B a s › n e k s p r e s y o l u S t a r S o k . N o : 2 ‹ k i t e l l i 3 4 3 0 3 ‹ S T . T e l : ( 2 1 2 ) 6 2 9 0 8 1 2 • Y A Y I N T Ü R Ü A y l › k Yayg›n Süreli Yay›n

On y›l önce, on y›l sonra

Karin Karakafll›’n›n lavanta kokan hüzünlü fliirleri
Ofi‹N Ç‹L‹NG‹R
korkum kalmad› / Kutunun içindeki her fley dökülmüfl” Bir kez daha on y›l öncesine, Karin’in esin dünyas›na, bu dünyan›n karakterine dönüyoruz: “Karin, öyle san›yorum ki öykülerini ‘ruhunun seyrana ç›kt›¤› demler’de yaz›yor. Bunun için de, okuru hemen kendi dünyas›na al›yor. O, öykülerini bir matematik denklem kurarcas›na kurgulay›p yazm›yor. Coflkuyla, yüre¤inin sesi ve sözüyle yaz›yor. Okudu¤umuz her öyküden sonra yüreklerimizde duyumsad›¤›m›z s›cakl›k ve yüzümüzün al basmas› bundand›r. Okur sanki düzyaz› de¤il de fliir okumufl gibi olur. Karin’in yazd›¤› öyküleri bu nedenle düzyaz› de¤il, birer uzun fliir olarak nitelemek olanakl›d›r.” Esin (ruhun seyrana ç›kt›¤› demler) öyküden çok fliirin bir gerçekli¤idir. Bu nedenle de fliir, öyküye oranla daha samimi bir d›flavurum türüdür. fiair, fliirinin omurgas›n› büyük ölçüde esinle oluflturur. Geriye, kala kala, fliirdeki çapaklar› törpülemek kal›r. fiiirin matematiksel bir muhakemeyle sözcük sözcük kurulmaya çal›fl›lmas› samimiyeti buharlaflt›r›r, fliiri duygudan çok fikre dayal› bir anlat›ya dönüfltürür. Karin’in öykülerindeki fliirselli¤in kayna¤›, dünyay› ve insan› flairce alg›lay›fl›ndaki samimiyette aranmal›d›r. Onun öykülerini birer düzyaz› de¤il birer fliir olarak nitelendirmemiz bundand›r. Karin on y›l aradan sonra bize bir demet fliir sunarken, sanki “Benim gönlüm fliir” der gibidir. Öykü de yazar, roman da yazar›m… ‹çimde sakl› esinim… Korkacak korkum kalmad›... Ruhumdaki her fley dökülmüfl… Karin, flairli¤e yak›n geçmiflte yönelmifl. Kitab›na düflülen bir notta, 50 fliirin tümünü 2005-2006 y›llar›nda kaleme ald›¤› anlafl›l›yor. Bu gerçek, Karin’in do¤ufltan bir flair oldu¤unu kan›tl›yor. Ç›rakl›k ve kalfal›k dönemlerini atlayarak fliirde ustal›¤›n efli¤ine gelip dayanm›fl. ‹lginçtir, Karin’in fliirlerinin göze çarpan en önemli özelli¤i, öyküsel olufllar›d›r. Onun öyküleri fliirsel, fliirleri ise öyküseldir! Bu tersinir karakter, Karin’in renkli edebi kiflili¤inin harc›d›r. Okur, onun fliirlerini okurken her fliirin bir öyküye dayand›¤›n›, biraz da flafl›rarak görür. Bu özellik, Karin’in fliirlerine destans› bir hava katar. Karin’in fliirlerinin en destans› ve lirik olan›, ‘Güvercin Seyahatnamesi’. Yaln›zca bu fliiri bile Karin’i flairlik kat›na ç›kar›r. Her nedense, bu fliiri ilk okudu¤umda, bana Naz›m Hikmet’in destans› fliiri ‘‹nsan Manzaralar›’n› ça¤r›flt›rd›. Naz›m Hikmet, ‹nsan Manzaralar›’n›n dördüncü kitab›n›n ilk sayfalar›nda, okuru leyleklerin göçüyle bir memleket gezisine ç›kar›r: “K›m›ldanan a¤›r kanatlar›yla leylekler / gagalar› dümdüz ve boyunlar› gergin / ve ince bacaklar› t›¤ gibi uzanm›fl arkalar›nda / ve havada uçar gibi de¤il, havada yüzer gibi / yöneldiler güneye do¤ru.” Leylekler, Anadolu üzerindeki göç yolunda kentler, ovalar, ›rmaklar, da¤lar, tepeler, göller, yaylalar aflarlar, sonunda flairin gitmeyi amaçlad›¤›, yeni insan manzaralar›n› m›sralara dökece¤i ‘nokta nokta’ kentine ulafl›rlar. Naz›m’›n leyleklerle yapt›¤› geziyi Karin güvercinlerle yap›yor. Bafllang›çta büyük kentlerin kutsal mekânlar›nda boy gösteren güvercinler ilerleyen m›sralarda Anadolu’nun eski uygarl›k mekânlar›na tafl›n›rlar: “Sabah›n ›fl›ks›z saatinde / yabanc› bir flehre varm›flsam / demli çaya s›¤›n›r›m / Sonras› yine yollar ve güvercinler / sonras›z yollar, zamans›z güvercinler” Güvercinler, Kars’›n bekçisi Ani’ye tan›kl›k ederler. Geçmiflten zamana nöbet tutan bu kadim uygarl›¤›n kal›nt›lar›nda bin y›ll›k ruhlar gezinir, y›k›lm›fl surlar›n, kiliselerin, evlerin, ambarlar›n aras›nda… Karin, bu destans› fliirinde güvercinlerin metaforik haritas›n› çizer gibidir. Bunun iflaretini daha Karin Karakafll› Benim Gönlüm Gümüfl Aras Yay›nc›l›k, Ekim 2009, 76 s. ilk m›sralarda verir. Kutsal kitaplar›n sayfalar›ndan kanat ç›rpan güvercinler… Bar›fl›n simgesi k›l›nm›fl kan revan içindeki güvercinler… Palyaçolar›n hüzünlü gülümseyiflini tafl›yan güvercinler… Unutulmufl kutsal›n nöbetini tutan güvercinler… Güvercinlerin her haline tan›kl›k eden Karin, her fleye ra¤men umudunu yitirmez, kara mizah i¤retilikte bile olsa onlar› bar›fl›n simgesi olarak görmeyi sürdürür; bar›fl› ve sevecenli¤i s›cak bir m›srayla d›fla vurur: “Üflürsün, güvercinler birbirine sokulur” Karin, bu her m›sras› yürekten gelen lirik destan›n› görkemli bir k›tayla noktalar: “Onlar beni buldukça / tamamlan›r çember zaman / Elbet tutamam / ne güvercini ne zaman› ama / Gidilen yollar›n / konulan dallar›n / bir anlam› olur, / bir güvercinin pefli s›ra / uçarken hayat›.” fiiirin gizemli dünyas›na hofl geldin Karin!

Her yönüyle Sabahattin Ali
ASLI GÜNEfi
ürkiye edebiyat›n›n önemli isimlerinden Sabahattin Ali, Sevengül Sönmez’in haz›rlad›¤› A’dan Z’ye Sabahattin Ali adl› kitapla okuruyla tekrar bulufltu. Sönmez’le, biyografinin s›n›rlar›n› aflan, ‘ansiklopedik’ bir nitelik tafl›yan çal›flmas› üzerine konufltuk.

T

Ali’nin edebiyatla kurdu¤u ba¤ hakk›nda bir fikir edinmek mümkün. Bununla birlikte, Bat› edebiyatlar›n› iyi bilen bir yazar oluflu, çeviriler yapmas›, divan fliiriyle de halk fliiriyle de ilgili oluflu, onun edebi portresinin çap›n› belirliyor. Dönemindeki edebi geliflimi takip eden, yeniliklere aç›k ve bu konuda yaz›lar da yazan biri. Özellikle öykülerinde, Türkçenin en güçlü kalemlerinden biri; öykücülü¤ümüze yeni bir kulvar kazand›r›yor. • Bu yeni kulvar›n edebi aç›dan hak etti¤i ilgiyi gördü¤ünü düflünüyor musunuz? Yani Sabahattin Ali edebiyat› gerçekten tart›fl›ld› m›, tart›fl›l›yor mu? Yoksa siyasi kiflili¤i, ölümü vs. edebiyat›n›n önüne mi geçti? Kitaplar›n›n yayg›nl›¤›, okunmas›, hatta 100 Temel Eser aras›na al›nmas› aç›s›ndan bak›ld›¤›nda, Sabahattin Ali Türkiye’nin en çok satan ve okunan yazarlar›ndan. Ancak bu ilgiyi, eserleri hakk›nda inceleme yapma konusunda göremiyoruz. Bugün hâlâ, Sabahattin Ali’nin öykücülü¤üne ya da romanc›l›¤›na iliflkin çok boyutlu ve elefltirel bir çal›flma yok. Trajik ölümü, kimileri taraf›ndan kahraman, kimileri taraf›ndan da düflman ilan edilmesine yol açm›fl, bu nedenle, eserleri ya da hayat hikâyesi üzerine çal›flanlar nesnel olmakta zorlanm›fllar kan›mca. Kuyucakl› Yusuf’un neden iyi bir roman oldu¤u kolayca söylenirken, Kürk Mantolu Madonna’n›n kurgu aksakl›klar›ndan ya da ‹çimizdeki fieytan’›n kusurlar›ndan söz edilemiyor. Toplumcu gerçekçi öykünün yönünü de¤ifltiren bir yazar Sabahattin Ali. Ancak onun öyküleri ile, ayn› dönemin di¤er öyküleri ve sonras›nda yaz›lan toplumcu gerçekçi öyküler de karfl›laflt›r›lmam›fl bugüne kadar. • Türkiye’de genelde tarihe, özelde biyografiye karfl› bir ilgi uyand› ama araflt›rmac›lar›n önünde büyük bir engel var: Arfliv. Sansürün ötesinde, yaz›l› belgeleri arflivleme, kay›t tutma gibi bir al›flkanl›k yok Türkiye’de. Bu aç›dan zorland›n›z m›? Örne¤in Filiz Ali’nin deste¤i olmasayd›, çal›flman›n seyri ne flekilde de¤iflirdi? Sabahattin Ali arflivi, Türkiye’deki –onca bask›, eziyet ve y›ld›rmaya ra¤men– en iyi korunmufl arflivlerden biri. Bunda efli Aliye Han›m’›n ve k›z› Filiz Ali’nin büyük pay› var. Bu arfliv, bar›nd›rd›¤› belgelerle sadece Sabahattin Ali’nin hayat›na de¤il, Cumhuri-

yet’in ilk y›llar›n›n Ankara’s›na, Devlet Konservatuar›’n›n kurulufluna da ›fl›k tutabilecek çapta bir arfliv. Benim çal›flmamda da, elbette, en önemli malzemeler bu arflivden ç›kt›. Çal›flmam boyunca Filiz Han›m’›n deste¤i, yard›m› ifllerimi çok kolaylaflt›rd›. O olmasayd› bu kitap bu biçimde yaz›lamazd›. Çal›flman›n di¤er aya¤›n› ise kütüphane taramalar› oluflturuyordu. Bu taramalar sonucunda da yazar›n hayat›n› ayd›nlatacak, eserlerine küçük katk›lar yapacak pek çok fley buldum. • Edebiyat arflivleriyle yak›ndan ilgilisiniz. Türkiye’deki kurumsal ve bireysel arflivlerin durumu nedir? Arflivcilik son birkaç y›ld›r büyük ivme kazand›. Özellikle kurumlar kendi tarihleri aç›s›ndan arflivin k›ymetini anlad›. Yak›n zamanda K›z›lay arflivini araflt›rmac›lara açt›, Darüflflafaka da benzer bir yap›lanma içinde. Tarih Vakf›, Osmanl› Bankas› ve TÜSTAV gibi kurumlar arflivcilik konusunda zaten büyük yol kat etmifllerdi. Ancak kurumlar d›fl›nda, kiflilere ait evrak›n arflivlenmesi, bunlar›n tasnif edilmesi ve kullan›c›ya aç›lmas› konusunda çok gerideyiz. YKY bünyesinde bir araya getirilmifl arflivleri saymazsak, Türkiye’de edebiyat arflivi say›labilecek yap›lanmalar maalesef yok. Ancak bu vesileyle buradan duyuray›m, Bilgi Üniversitesi’nde bir edebiyat arflivi oluflturuyoruz. Yakup Kadri ve Burhan Belge’nin evrak›n›n ‹letiflim Yay›nlar›’ndan getirilmesiyle bafllayan projeye Filiz Ali de destek verdi ve Sabahattin Ali arflivini bize ba¤›fllad›. Memet Fuat Kitapl›¤› ve arflivi zaten daha önce ba¤›fllanm›flt›, o arflivi de edebiyat arflivi içine yerlefltirece¤iz. • Bilgi Üniversitesi’nde kurulacak olan edebiyat arflivi nas›l tasarland›? Bu arfliv yaln›zca akademik araflt›rma yapanlara m› aç›k olacak? Akademik araflt›rmalara destek veren, ancak her tür araflt›rmac›ya aç›k bir arfliv olacak. Elimizdeki belgelerin dijital ortama aktar›m› tamamland›ktan sonra, internet üzerinden hem arfliv belgelerine hem de kimi Osmanl›ca süreli yay›nlar›n dijital kopyalar›na ulaflmak da mümkün olacak. Bilgi Edebiyat Arflivi özellikle edebiyat, tarih ve sosyoloji gibi temel sosyal araflt›rma alanlar›nda çok genifl malzemeye sahip. Ama sanat tarihi, foto¤rafç›l›k, hatta sinema-televizyon bölümlerinde okuyanlar›n ya da belgesel film haz›rlamak isteyenlerin de kap›s›n› çalaca¤› bir arfliv

Sevengül Sönmez (der.) A’dan Z’ye Sabahattin Ali Yap› Kredi Yay›nlar›, Temmuz 2009, 519 s.
olaca¤›n› söyleyebilirim. • Sabahattin Ali ile ilgili bilgilere ulaflmada resmi sansürün bir engeli oldu mu? Sansürlenecek olanlar, zaten zaman afl›m› nedeniyle imha edilmifl. Geriye kalanlar da Sabahattin Ali’nin biyografisini yazmaya yard›m edecek türden belgelerdi. Dolay›s›yla, sansürden geriye kalanlarla yetinmek zorunda kald›m. • Çal›flman›n bütünü ne kadar sürdü? Nas›l bir yöntem izlediniz? Bu çal›flma uzun bir sürecin sonucu. Sabahattin Ali evrak›n›n düzenlenmesi ve mektuplar›n›n yay›mlanmas›, eserlerinin elefltirel bas›mlar›n›n yap›lmas› ifllerini sürdürürken a盤a ç›kanlar›n alt alta dizilmesiyle olufltu. Bir yandan da onu tan›yanlarla konufltum, onun hakk›nda ya da dönem hakk›nda yaz›lm›fl kitaplarda küçük ipuçlar› arad›m. Yurtd›fl›nda yap›lm›fl çal›flmalara da ulaflmaya çal›flt›m. • Ortaya nas›l bir Sabahattin Ali portresi ç›kt›? “Hep genç kalaca¤›m” diyen Sabahattin Ali’nin hayat›n› kaleme almak için çal›flmaya bafllad›¤›mda neyle karfl›laflaca¤›m› az çok bilmeme ra¤men, kitab› tamamlad›¤›mda karfl›mda etten kemikten, duygudan ak›ldan oluflan, idealleri olan bir Sabahattin Ali ve onun bafl›na gelenler duruyordu. Çeliflkilerini, korkular›n› ve zaaflar›n›, sevecenli¤i, güler yüzlülü¤ü, çal›flkanl›¤›, ça¤›na ve ülkesine karfl› üstlendi¤i sorumlulukla birlikte görmenin, onu salt kahraman olmaktan ç›kar›p aram›za kataca¤› ve daha iyi anlamam›z› sa¤layaca¤› umudunday›m. • Sabahattin Ali cinayeti ile ilgili yeni bilgilere ulaflt›n›z m›? Bu çal›flmadan sonra devletin neden Sabahattin Ali’yi hedefledi¤i konusunda sizde oluflan düflünce nedir? Yeni bir belgeye ulaflmad›m, ancak tüm belgeleri ve anlat›lanlar›, özellikle dava sürecinde gazetelerde yaz›lanlar› sistemli bir biçimde yan yana getirerek bu cinayetin etraf›nda örülen sis perdesini aralamaya çal›flt›m. Tuhafl›klar›, tutars›zl›klar›, yalanc›l›¤› tümüyle ortaya ç›karan bir tablo olufltu böylece. Sabahattin Ali’nin, hedeflenerek de¤ilse de yuvarlan›p giden ve müdahale edilmeyen bir durum sonucunda öldürüldü¤ünü ve böylece Türkiye ayd›nlar›na büyük bir gözda¤› verildi¤ini düflünüyorum.
AGOS kirk

O

n y›l önce, Agos’un 2 Temmuz 1999 tarihli nüshas›nda Karin Karakafll›’n›n Baflka Dillerin fiark›s› adl› öykü kitab›n› (Varl›k Yay., 1999) de¤erlendirmifl, yaz›m› ‘Karin Karakafll›’n›n lavanta kokan hüzünlü öyküleri’ diye adland›rm›flt›m. On y›l sonra, Karin Karakafll›’n›n Benim Gönlüm Gümüfl adl› fliir kitab›n› de¤erlendirdi¤im yaz›m› ise ilkine göndermede bulunarak ‘Karin Karakafll›’n›n lavanta kokan hüzünlü fliirleri’ diye adland›r›yorum. ‹flte size Karakafll›’n›n on y›ll›k edebiyat serüveninin k›sa özeti: Düzyaz›y› b›rak, fliire bak! Evet, bence Karin romanc› ya da öykücü de¤il, düpedüz bir flair! Bak›n, Karin’in öykülerini on y›l önce nas›l yorumlam›fl›m: “Karin’in kitab›nda beni as›l etkileyen, seçti¤i temalar de¤il, hemen hemen tüm öykülerine damgas›n› vuran ‘lavanta kokulu hüzünler’ oldu. Hüzünle umudun, yürek k›rg›nl›¤›yla yaflama sevincinin sarmall›¤›ndan söz ederken tam da bunu anlatmak istiyorum. Karin’in öykülerinde anlatt›¤› kederler lavanta çiçe¤i kokuyor!” Karin Karakafll›, fliirlerinde de, t›pk› öykülerinde oldu¤u gibi, hüzünle umudu, yürek k›rg›nl›¤›yla yaflama sevincini sarmall›yor; üstelik bunu fliirlerinde, öykülerine oranla daha ustaca beceriyor. On y›ll›k süreçte belirgin temel de¤iflme, umudun alt›n›n daha güçlüce çizilmesi olmufl. Karakafll› bu vurgusunu kitab›n›n ad›na tafl›m›fl: “Benim gönlüm gümüfl / Karar›yorum bazen do¤ru / Yine de içimde sakl› ay›fl›¤›m / Korkacak
AGOS kitap

• Sabahattin Ali çal›flmas›n› biyografinin s›n›rlar› içerisinde tutmaman›z bir tercih mi, yoksa malzemenin niteli¤inin belirledi¤i, zorunlu bir yönelim mi? Kitab›n format›, ele ald›¤›n›z kifliyi her fleyiyle anlatmay› gerektiriyor. Dolay›s›yla, Sabahattin Ali’ye ait her fley, onunla iliflik olan kifliler, onun parças› oldu¤u topluluklar ya da yaflad›¤› dönemi derinden etkileyen olaylar kitapta maddeler halinde yer ald›. Örne¤in, Sabahattin Ali’nin “a¤abeyim” diyecek denli sevdi¤i Pertev Naili Boratav’› anlat›rken DTCF olaylar›na, bu olaylar› anlat›rken Behice Boran’a, ondan da Mehmet Ali Aybar’a geçme zorunlulu¤u do¤du. Bundan flikâyetçi de¤ilim; bu yap›, yazar› sarmalayan tüm tabakalar› görmemi sa¤lad›. Kitab›n ansiklopedik bir çal›flma olmas›, okurun neleri bir arada okumas› gerekti¤ini saptamas›nda güçlük yaratabilirdi. Bunu engellemek için maddelerin alt›na ilgili olduklar› di¤er maddeleri ekledim. ‘Niyazi Berkes’ maddesini okuyanlar›n buradaki bilgilerin tamamlanmas› için ‘Ankara’ ve ‘Askerlik’ maddelerini de okumalar›n›n iyi olaca¤›n› böylece gösterebilmifl oldum. • Böyle bir yöntem, yaln›zca Sabahattin Ali’nin de¤il, bir dönemin edebi portresini de ç›karm›fl ortaya. O portrede Sabahattin Ali’yi nas›l bir yere oturtursunuz? Sanat› toplumsal bir eylem olarak gören Sabahattin Ali için edebiyat›n da benzer bir görevi var. Varl›k dergisine verdi¤i bir söyleflide “Edebiyat da bir hizmet ve bir mücadeledir. Daha iyiye, daha güzele götüren bir mücadele…” diyor. Buradan Sabahattin

Sevengül Sönmez

4

ocak 2010

ocak 2010

5

Kürt Aç›l›m› ve ‘ümmetçi çözüm’ söylemi
ABDULLAH ARI

Ermeni tabusu üzerine diyalog:

Geçmifl ve gelecek bir arada
AR‹S NALCI
poray› fleytanlaflt›rmada hükümetten yana tav›r alma e¤ilimi gösteriyordu. Dolay›s›yla, iki toplumun, fikir ayr›l›klar›n› bir kenara b›rak›p ortak bir noktada buluflmas› gerekiyordu. Hrant Dink, dostluk iliflkileri kurdu¤u demokrat Türklerle ortak bir amaç için birlikte mücadele edilebilece¤ini gösteren, önemli bir yol açt›. Onun izinden hep birlikte yürüdük, onun arkas›ndan hep birlikte a¤lad›k. Ölümünden bir sene sonra, Fransa’da, Dink’in an›s›na, Türkler ve Ermenilerin görüfl al›flveriflinde bulunduklar›, 6 saat süren bir toplant› düzenlendi. Çok kolay olmad›, çünkü iki taraf farkl› söylemleri alk›fll›yordu; buna ra¤men ayn› salonda, yan yana oturdular. Bence görüfllerin karfl›l›kl› olarak dile getirilece¤i, ortak ba¤lar›n kuvvetlendirilece¤i ve iki taraf› birbirinden ay›ran görüfllerin gün ›fl›¤›na ç›kart›l›p çözümler üretilece¤i farkl› ortamlar yaratmak gerekiyor. • Ahmet ‹nsel’le ne zaman, nerede tan›flm›flt›n›z? Birlikte böyle bir eser yaratmaya nas›l karar verdiniz? Nisan 2007’de Abant Kuruluflu (Fondation Aband) taraf›ndan düzenlenen, Frans›zlar› ve Türkleri bir araya getiren bir organizasyonda tan›flt›k. Orada, iki toplum aras›ndaki anlaflmazl›klar hakk›nda uzun uzun konufltuk. Daha sonra, Aral›k 2008’de, bu kez Paris’te bulufltuk. Bu görüflmede, Ahmet ‹nsel, Ermenilerden özür dileyen bir bildiri yay›nlad›klar›ndan ve bu bildirinin bas›nda da yer ald›¤›ndan bahsetti. Birkaç hafta sonra, biz de Ermeni arkadafllar›mla birlikte bir teflekkür metni haz›rlayarak onlara cevap verdik. Bu olay›n ard›ndan, Türkiye’yi çok iyi tan›yan Frans›z gazeteci Ariane Bonzon, Türk-Ermeni diyalo¤u konusunda bir kitap yazmam›z› önerdi. Böyle bir çal›flmaya her iki toplumun da ihtiyac› oldu¤unu düflündü¤ümüz için, bu teklifi hiç tereddüt etmeden kabul ettik. • Konular hakk›nda tart›fl›rken sizi en çok zorlayan ne oldu? Öncelikle, zaman konusunda Ahmet’le ayn› pencereden bakmad›¤›m›z› belirtmek isterim. Demokrat Türkler, Ermeni meselesini Türkiye’nin demokratikleflme sürecinde çözümlenmesi gereken sorunlardan biri olarak görüyor. Türkler için yeterince karmafl›k, ama bir o kadar da simgesel olan bu konuya, her fleye ra¤men, onlarla birlikte çözüm bulmak gerekir. Yine de çok güçlü bir tepkiyle karfl›laflmamak için her fley bir anda ortaya konulmamal›d›r. Diaspora aç›s›ndan bakacak olursak, tabii ki onlar için, bu meselenin daha farkl› bir boyutu var. Türkiye ile olan iliflkileri tamamen Ermeni sorununa, özellikle de 1915 olaylar›na dayal›. Din ve ibadet özgürlü¤ü, farkl› kültürlerin tan›nmas› gibi kriterler de bunun yans›malar›d›r. Ahmet ile zaman konusunda bir görüfl ayr›l›¤› yaflad›¤›m›z› söylemifltim; Ahmet’e göre 90’l› y›llar›n ikinci yar›s›nda h›z kazanan Türkiye’nin demokratikleflme süreci, d›fl güçler taraf›ndan desteklenmeli ama aceleye getirilmemelidir. Ben ise, 2015’te Türkiye hükümeti özür dileme girifliminde bulunmazsa, bunun manevi aç›dan bir skandal olaca¤›n› düflünüyorum. Bu durumda, d›fl güçlerin özelAhmet ‹nsel, Michel Marian (moderatör: Ariane Bonzon) Dialogue sur le tabou arménien (Ermeni Tabusu Üzerine Diyalog) Éditions Liana Levi, Eylül 2009, 176 s. likle de Avrupa’n›n bask›lar›n› hakl› ve meflru bulurum. Bir de soyk›r›m›n tan›mlanmas› durumu var. Ahmet, Lemkin’in 1948’deki anlaflmas›na göre bu olay›n soyk›r›m oldu¤unu kabul etmesine ra¤men, 1919’daki Türk hükümetinin kulland›¤› ‘insanl›k suçu’ ifadesini kullanmay› tercih ediyor. Bunu anlayabiliyorum. Ahmet, geçmiflte yaflanan ‘Büyük Felaket’in tam anlam›yla fark›nda, ama Türk halk›n›n bu konudaki düflüncesinin de¤iflece¤ine pek inanm›yorum. • Bu çal›flman›n sizin aç›n›zdan nas›l bir faydas› oldu? Öncelikle, Türkiye hakk›ndaki bilgilerim derinleflti. Hatta Türk hükümetinin geçmifle s›rt›n› dönüp, neredeyse Amerika’y› örnek alarak, göçmenlerle, ço¤unlukla da Balkanlar’dan gelip Do¤u’ya yerleflen ailelerle yeni bir gelecek infla etti¤ini keflfettim. Bununla birlikte, Ahmet’e Ermenilerin çekti¤i ac›lar›n ne kadar derin oldu¤unu ama ayn› zamanda, topraklar›ndan sökülüp at›lan ailelerin köklerine ve bu topraklara ne kadar ba¤l› olduklar›n› göstermifl oldum. Bir gün geçmifli ve gelece¤i bir araya getirebilece¤imizi ümit ediyorum. • Türkiye-Ermenistan iliflkileri ve iki ülke aras›nda bafllayan diyalog süreci hakk›nda ne düflünüyorsunuz? S›n›r›n aç›lmas›n›n çok önemli ve tarihi bir olay olaca¤›n› ve hemen ard›ndan da, Türklerin ve Ermenilerin karfl›l›kl› güven yar›fl›na girece¤ini düflünüyorum. E¤er Türkiye karfl›ya bak›p Ermenilerin yaflad›¤› ac›lar› kabul ederse, biraz önce de dedi¤im gibi, bunun gerçekten de tarihi bir dönemeç olaca¤›n› düflünüyorum. • Ülkeler aras› diyalogla halklar aras›ndaki diyalo¤un farkl› fleyler oldu¤unu düflünüyoruz. Size göre, ilki, ikincisi için bir zemin mi oluflturacak? Tabii ki, ikisi ayn› fley de¤il. Devletler ileri gitmek veya iliflkileri ask›ya almak için çok daha güçlü imkânlara sahipler. Ama halklar›n dramlarla, üzüntülerle dolu bir ortak tarihleri var. Halklar›n bu iklim de¤iflikli¤ine hat›ralar›yla, duygular›yla katk›da bulunacaklar›na inan›yorum.
AGOS kirk

K

ürt meselesi, ekonomik, toplumsal ve kültürel veçheleriyle Türkiye’nin yönünü belirlemeye devam ediyor. Devletin, kuruluflundan bugüne ulus-devlet ideolojisinin ‘gere¤i’ olarak uygulad›¤› politikalar güncellenerek, ana-ak›m medya arac›l›¤›yla her gün yeniden üretiliyor. DTP’nin kapat›lmas› karar› da bu politikalar›n devam› olarak görülmeli. Onca ‘aç›l›m’ tart›flmalar›ndan sonra gelen kapatma karar› ve öncesindeki Tokat eylemi kamuoyunu ‘flafl›rtsa’ da, meselenin ciddiyetini ‘bir kez daha’ gözler önüne sermesi nedeniyle önemli geliflmeler olarak de¤erlendirilebilir. AKP’yi birçok toplumsal çevrenin destekledi¤i biliniyor; bunlar›n bafl›nda da ‹slami cemaat gruplar› geliyor. AKP’nin birçok alanda oldu¤u gibi Kürt meselesinde de politikalar›n› belirleyen, belirlemek isteyen ‹slami cemaatlerin görüfllerinin bilinmesi bu nedenle ayr›ca önem arz ediyor. Bu gruplar içinde öne ç›kan Nurcu/Fethullahç› grubun görüfllerini yans›tan ‹smail Çolak’›n kaleme ald›¤› Kürt Meselesi’nin Aç›l›m›: Said Nursi’den Teflhis ve Çözümler adl› kitap geçti¤imiz Ekim ay›nda yay›mland›. Fethullah Gülen cemaatinin resmi yay›nevi olan Nesil Yay›nlar›’ndan ç›kan kitapla birlikte, bu grubun konuya iliflkin görüfllerini daha yak›ndan tan›ma f›rsat›m›z oldu. Kitapta, Osmanl› döneminden bafllay›p, Cumhuriyet’in kurulufl sürecinden bugüne uzanan günümüzde var olan durumu ele al›yor, ve Kürt meselesiyle ilgili çeflitli tan›mlamalar yaparak çözüm önerileri gelifltiriyor. Kürtler hakk›nda yazan-çizen birçok kesim hemen kendine göre bir Kürt tarihi yazmaya bafll›yor. ‹smail Çolak da, bu ‘ilke’den hareketle, Kürtlerin, Arap-‹slam ordular›n›n bölgeyi ele geçirmesinden sonra, tarih kaynaklar›nda ‘Müslüman Kürt’ boylar› olarak geçti¤ini iddia ediyor ve bu görüflü öne sürerken herhangi bir kaynak belirtmiyor. Osmanl›lar›n ‹slam dininin bayraktarl›¤›n› yapmas›n›n etkisiyle Kürtlerin Osmanl› yönetimi alt›na girdi¤ini iddia ederek Kürtleri tarih sahnesine alan yazar, Osmanl›-Kürt iliflkilerini ‘Osmanl›’da Kürt meselesi yoktu’ tezinden hareketle ele al›yor: Yazara göre, Osmanl›lar ‘Kürdistan’ tabirini hiçbir dönemde siyasi ve idari olarak, ya da ‘etnik’ bir özelli¤e iflaret etmek amac›yla kullanmam›fl, yaln›zca co¤rafi anlamda kullanm›flt›r; Osmanl› döneminde Anadolu Türkmen yurdu oldu¤u için, bu tabir gerçeklerle uyuflmaz... Yavuz Sultan Selim zaman›nda Kürtlerle kurulan iliflki 18. yüzy›la kadar sorunsuz bir flekilde sürmüfltür; II. Mahmut döneminde bafllayan merkezileflme çal›flmalar›na karfl› geliflen isyanlar ‘etnik’ ve ‘politik’ bir nitelik tafl›maz; Osmanl›-Kürt iliflkilerini belirleyen ‹slam dinidir… Bir ‹slam devleti olan Osmanl›’yla karfl›laflt›r›ld›¤›nda, ‘afliret’e dayal› ‘geri’ toplumsal özellikleri olan Kürtler parçal› bir toplumsal yap›ya sahip olduklar› için, bü-

tünlüklü bir yaklafl›m gelifltirmezler… Yazar, bu iddialar› çerçevesinde, II. Abdülhamid’in hem Kürtleri Osmanl›’ya yeniden ba¤layan hem de onlar› Ermenilere karfl› dengeleyici bir güç olarak ‘kullanan’ politikas›n› övünçle anlat›yor. Özellikle Ermenilere karfl› yer yer ›rkç› ifadelere yer veriyor ve Ermenileri “ülkeyi bölen, Bat› iflbirlikçisi” bir halk olarak nitelendiriyor. Kitapta, Osmanl›’n›n çöküflü ba¤lam›nda Kürtler ve Ermeniler flöyle ele al›n›yor: Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun parçalanmas›yla Balkanlar’da birçok halk kendi devletini kurmaya yönelirken, imparatorlu¤un do¤usunda durum farkl› bir seyir izler. Osmanl›lar›n egemenli¤i alt›ndaki birçok halk milliyetçilik ideolojisinden etkilenerek ya isyan eder ya da Bat›l›lar›n deste¤iyle ba¤›ms›zl›¤›n› kazan›r. Do¤uda ise Kürtlerin ve Ermenilerin talepleri di¤erlerinden farkl› olarak Bat›’n›n ve Ruslar›n kirli emellerinin sonucu olarak gündeme gelmifltir. Yazar özellikle bu bölümde, ‹slam d›fl› olmalar› sebebiyle Ermenilere uygulanan her türlü politikay› mubah görüyor ve bu politikalara ba¤l›l›¤›n› peflinen ilan ediyor. Ermenilerin bölgeden ç›kar›lmas›n› “bölgenin özgürleflmesi”, Kürtlerin Hamidiye Alaylar› vb. politikalarla Osmanl›’n›n yan›nda yer almas›n› ise “do¤ru politika” olarak tan›mlayan yazara göre, Kürtler isyan etmeye kalk›flt›klar›nda, Bat›’n›n ve Ruslar›n kirli oyunlar›na alet olmaya bafllam›fllard›r. Kürt Meselesi’nin Aç›l›m›’nda Osmanl›’n›n günümüzle karfl›laflt›r›ld›¤›nda ‘görece’ ço¤ulcu oldu¤u öne sürülen yap›s› övülürken, Kürt ve Ermeni halklar›n›n ba¤›ms›zl›k aray›fllar›na karfl› Osmanl›c›/Türkçü politikalar savunuluyor. Kürtler, yazar taraf›ndan, ‹slam/ümmet d›fl›na ç›kmakla suçlan›yorlar; Ermeniler ise zaten bafltan gözden ç›kar›lm›fl durumdalar. Mesele imparatorlu¤un kurtar›lmas› oldu¤unda, halklar›n her türlü talebi bölücü olmakla ve birilerine alet olmakla itham ediliyor. Yazar, Osmanl›’n›n y›k›lmas›na karfl› esas olarak uygulanmas› gereken çözümün bafllarda ümmetçi politikalar oldu¤unu, ancak daha sonraki geliflmeler karfl›s›nda Türkçü/‹slamc› politikalar›n bir zorunluluk halini ald›¤›n› söylüyor. Buradan hareketle, Osmanl› Devleti’nin parçalanmas› ile günümüzdeki ‘durum’ aras›nda paralellikler kuruyor. ‹smail Çolak, referans ald›¤› Said Nursi’nin de bu politikalar› savundu¤u görüflünü, Said Nursi’nin kitaplar›ndan yapt›¤› baz› al›nt›larla desteklemeye çal›fl›yor. Gelgelelim, Said Nursi’nin isminin kitab›n altbafll›¤›na yaz›lm›fl olmas› d›fl›nda, Said Nursi’nin bu meselelerdeki görüfllerini tam olarak nas›l bir tarihsel ba¤lamda ifade etti¤i ve bunlar› ifade ederken tam olarak neyi anlatmak istedi¤i kitapta pas geçiliyor. Yazar, Said Nursi’den sadece kendi tezini desteklemek için baz› al›nt›lar yapmakla yetiniyor. Günümüzdeki toplumsal geliflmelerle ilgili flu ya da bu yönde bir fikir ileri süren pek

çok çevrenin hemen tarihe baflvurmas› asl›nda ilgi çekici bir durum. Bu ‘tarihe dönüfl’, yeni bir görsel, yaz›nsal vb. tarihyaz›m› faaliyetini de beraberinde getiriyor. Kürt Meselesi’nin Aç›l›m›’nda karfl›m›za ç›kan Nurcu/Fethullahç› tarihyaz›m›n›n omurgas›n› soyut bir ‹slam/Türk tarihi anlat›m› oluflturuyor; tarihin ak›fl›n› belirleyen ekonomik, sosyal, ideolojik vb. geliflmeler atlan›rken, daha çok üst s›n›flar›n politikalar› merkeze al›n›yor ve bütün geliflmeler bu çerçeveye göre de¤erlendiriliyor. Yukar›da aktard›¤›m›z, Osmanl› Devleti’nin da¤›lma dönemine iliflkin de¤erlendirmeler, günümüze iliflkin de¤erlendirmeleri de belirliyor. Tarih bir defa böyle yaz›lmaya baflland›ktan sonra, gerisi güncel geliflmeleri bu tarihsel anlat›ya göre yeniden yorumlamaktan ibaret kal›yor. Yazar bugünü de¤erlendirirken, tüm Kürtlere sadece ‹slam dinine sar›lmalar› gerekti¤ini söylüyor ve ümmetçi politikalara ba¤l›l›k duyma ça¤r›s› yap›yor. Kürt Hareketi’nin düflman, dind›fl› vb. oldu¤unu ve gerçekte Kürt

‹smail Çolak Kürt Meselesi’nin Aç›l›m›: Said Nursi’den Teflhis ve Çözümler Nesil Yay›nlar›, Ekim 2009, 352 s.
olmad›¤›n› vurgulayan de¤erlendirmeler yaparken çok zay›f bir propaganda diline baflvuruyor. Kürtlere Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun ‘ço¤ulcu’ yaz›s› anlat›larak günümüzdeki ulusdevlet sistemini kabul etmeleri isteniyor. Sonuç olarak, Kürt Meselesi’nin Aç›l›m›, Kürtlere Osmanl› Devleti’ni anlat›p, onlara “Ey Kürtler, siz ‘Biz’e, yani –yazar›n kendi tabiriyle– ‹slam dininin öncüsü olan ‘Türk’lere tabi olmal›s›n›z” diyen bir kitap.

Michel Marian

D

ialogue sur le tabou arménien (Ermeni tabusu üzerine diyalog) adl› kitap, geçti¤imiz Eylül ay›nda, Paris’te, Liana Levi Yay›nevi taraf›ndan yay›mland›. Aral›k 2008’de, Türkiye’de ö¤retim üyeleri ve gazetecilerden oluflan bir grup taraf›ndan bafllat›lan, 1915 y›l›ndaki ‘Büyük Felaket’le ilgili imza kampanyas›n› takiben, altm›fla yak›n Frans›z ve Kanadal› Ermeni, ‘Türkiye vatandafllar›na teflekkür ediyoruz’ bafll›kl› bir kampanya bafllatm›flt›. Bu iki kampanyan›n giriflimcilerinden Ahmet ‹nsel ve Michel Marian, taraflar aras›nda geliflen diyalo¤u derinlefltirmek üzere, gazeteci Ariane Bonzon’un eflli¤inde bir araya geldiler. Marian ve ‹nsel’in geçmifl, bugün ve gelecek üzerine karfl›l›kl› konuflmalar›ndan oluflan kitapta, iki gazeteci-yazar, kiflisel ve ailevi deneyimleri arac›l›¤›yla, iki halk›n tarihine damga vuran önemli olaylar› bir diyalog içerisinde gündeme getiriyor. Michel Marian ile, kitab›n haz›rlan›fl süreci ve Ahmet ‹nsel ile söyleflilerinin sonuçlar› üzerine konufltuk. • Bu projeyi gerçeklefltirmenizin sebebi neydi? Kitap nas›l bir ihtiyaçtan do¤du? Birkaç seneden beri süregelen birtak›m önemli olaylar Türk-Ermeni iliflkilerinde büyük de¤iflimlere yol açt›. Önce, 1915 olaylar›n›n ‘soyk›r›m’ olarak tan›mlanmas› konusunda, tarihsel çal›flmalarda oldu¤u kadar siyasi söylemlerde ve uluslararas› platformlarda da gözle görülür ilerlemeler kaydedildi. ‹kinci olarak da, baz› yasaklara, bask›lara ve hatta karfl›t propagandalara ra¤men Türkiye’de bu konu hakk›nda bir tart›flma platformu olufltu. Ama tüm bu kazan›mlara ra¤men, bu at›l›mlar›n ç›kmaza girme riski de bulunuyordu. Çünkü Ermeniler soyk›r›m›n inkâr edilmesine karfl› bir ceza yasas› ç›kart›lmas›n› talep ettiler. Türkler aras›nda ise, en demokrat kifliler bile, dias-

“Ötekilefltirdiklerimizden birinin öyküsü” “Bu topraklarda herkes kadar eme¤i an›lar› ve sevdas› olan Ohannes’in öyküsü” “Bir flehrin ve onu var eden aflk›n öyküsü” “Asl›nda biraz da hepimizin öyküsü”

Michel Marian, Ariane Bonzon ve Ahmet ‹nsel

AGOS kitap

6

ocak 2010

ocak 2010

7

‘Yaln›z flövalye’nin ard›ndan
MURAT ÖZER

“Art›k tek kelime Kürtçe duyunca a¤layan Kürtlerin zaman› geçmifltir”

1960’lardan bu yana Türkiye sinemas›nda belirleyici bir rol üstlenen Zeki Ökten’i 19 Aral›k’ta kaybettik. Yoksul: Zeki Ökten adl› kitapta da yans›t›ld›¤› gibi, Ökten, sinema yapma aflk›n›n ete kemi¤e bürünmüfl halidir.
sesini yükseltmekten özellikle kaç›nan, kendine has bir dil yaratan yönetmen, 40 y›l› aflk›n bir sürede medyatik olman›n yan›na bile yaklaflmay› düflünmeden, sessiz sedas›z yans›tt› sinemaya olan aflk›n›. Henüz 22 yafl›ndayken çekti¤i Ölüm Pazar› adl› filmle yönetmenli¤e ad›m atan, ancak yap›m›n baflar›s›zl›¤› üzerine uzun bir süre At›f Y›lmaz, Lütfi Akad, Halit Refi¤, Memduh Ün gibi ustalar›n›n yan›nda piflerek kendini daha iyi filmler yapmaya haz›rlayan Ökten, Türk sinemas›n›n bugünlere gelmesinde büyük pay› olan bu isimlerden toplad›klar›yla 1970’lerin bafl›nda neredeyse hiç ara vermeden uzay›p gidecek ‘ikinci yönetmenlik dönemi’ne geçer. Kad›n Yapar’la start alan bu dönem, kimi zaman piyasa ifli filmlerle zedelenir gibi görünse de, onu sinemam›z›n önemli simalar› aras›na sokar. Kendinden önceki kufla¤›n sa¤lam özelliklerini bünyesine hapseden ve bunu zenginlefltirip gelifltirmeyi baflaran Zeki Ökten sinemas›, Selim ‹leri senaryolar›na dayanan Bir Demet Menekfle ve Askerin Dönüflü gibi yap›tlarla rüfltünü tam anlam›yla ispatlar. Aralara s›k›flt›rd›¤› s›radan komedilerde bile bir yönetmen bak›fl›na sahip oldu¤unu gösterir sinemaseverlere. 1970’lerin ikinci yar›s›nda Kemal Sunal komedileriyle gündeme gelen Ökten, Kap›c›lar Kral› ve Çöpçüler Kral› gibi yap›mlarla hem güldürmeyi hem de keskin bir toplum elefltirisine soyunmay› baflar›r. Toplumun ezilen alt s›n›f›n›n bilince do¤ru yönelen serüvenini, Sunal’›n da etkisiyle, gülümseyen bir yap›ya kavuflturan bu filmler, yönetmenin sonraki dönemi için de sa¤lam ipuçlar› tafl›maktad›r. Zeki Ökten sinemas›n›n insan›n özüne tutunan karakteristi¤i belki de en çok bu yap›mlarda kendini göstermifl, gülerken hüzünlenmenin, hüzünlenirken düflünmenin önünü açm›flt›r. Türkiye tarihinin en çalkant›l›, ayn› zamanda ‘bilinç’in en aç›k oldu¤u dönem olan 1970’lerin sonlar›nda Y›lmaz Güney’in hapislik günlerinin yönetmeni haline gelen Ökten, arka arkaya çekti¤i iki Güney senaryosuyla (Sürü ve Düflman) kendisinden ‘hiç beklenmeyen’ bir ç›k›fl yapar. Berlin Film Festivali’nden iki ödül birden kazanan Sürü, Locarno’da da, büyük ödül olan Alt›n Leopar’› al›r. Düflman da Berlin’den eli bofl dönmez ve Y›lmaz Güney sinemas›n›n tipik özelliklerini tafl›yan bu iki yap›m, Ökten’in yönetmenlik kariyerini flahland›r›r. ‹nsan denen yarat›¤›n her türlü yap›sal özelli¤ini sindirmifl olan yönetmen, yaflad›¤› ülkenin ‘k›lç›kl›’ gerçeklerine yak›n duran hissiyat›n› da doru¤a tafl›r bu filmlerle. 12 Eylül darbesinin ard›ndan Faize Hücum, Pehlivan ve Ses gibi filmlerle sinemas›ndaki ‘düflmüfl’ karakterler mozai¤ini geniflleten Ökten, özellikle Ses’le, ‘zor bir dönemde’ 12 Eylül üzerine etkili cümleler sarf

Kürt Sinemas›: Bir dil kaç kelimeden oluflur?
S‹DAR BAYRAM
›l 1926; Ermeni yönetmen Hamo Beknazaryan, Kürtlerin yaflam›n› anlatan ilk film Zare’yi çekiyor. Y›l 2009; Miraz Bezar’›n Türkiye’de çekilen ilk uzun metrajl› Kürtçe filmi M›n Dît (Ben Gördüm) Alt›n Portakal Film Festivali’nde gösteriliyor ve festivalde ayakta alk›fllanan tek film oluyor. Geçen 83 y›l boyunca Kürtlerin sinema ile kurduklar› iliflkinin hikâyesi ise, Türkiye’de kendilerini temsil etme mücadelesiyle yer yer çak›fl›yor, yer yer farkl›lafl›yor, ancak ba¤›n› hiç koparm›yor. Türkiye sinemas›nda, belirli stereotipler içinde Kürtleri ça¤r›flt›ran karakterleri (örn. Hababam S›n›f›’ndaki Bilo A¤a) bulmak ziyadesiyle mümkün olsa da, Kürtlerin sinemada / sinema arac›l›¤›yla kendilerini ifade etmeye bafllamalar› çok gerilere uzanm›yor. 1990’lara kadar kameralar›n çeflitli sebeplerle (yasal yapt›r›mlar, ideolojik konumlar, milli hassasiyetler vs.) bakmaktan kaç›nd›¤› Kürt meselesi, Handan Ça¤layan (Büyük Adam Küçük Aflk), Yeflim Ustao¤lu (Günefle Yolculuk) gibi yönetmenlerle birlikte sinemada yer bulmaya bafll›yor. Bir ‘Kürt Sinemas›’ndan söz etmek ise, ancak 2000’li y›llar›n bafl›ndan itibaren olas› hale geliyor. Müslüm Yücel’in, geçti¤imiz y›l yay›mlanan Türk Sinemas›nda Kürtler adl› kitab›nda anlatt›¤› üzere, 50’li y›llarda Türk sinemas›nda konu edilmeye bafllayan Kürtler, genellikle köylü, geri kalm›fl, feodal bir yap›n›n boyunduru¤u alt›nda yaflayan ya da bir biçimde kand›r›larak (muhtemelen bugünkü d›fl mihraklar o zamanlarda da ifl bafl›ndayd›) isyana zorlanm›fl karakterlerdir. Ve elbette hepsi eksiksiz ve ak›c› bir Türkçe konuflmaktad›r. Hikâyeler genellikle köy yaflam›, yoksulluk, kad›n-erkek iliflkilerinin feodal yap› içinde nas›l kontrol edildi¤ine odaklan›r. Örnekleri ço¤altmak ziyadesiyle mümkünse de, sözü uzatmadan belirtelim: Kürtler Türk sinemas›na bir fantezi nesnesi olarak girmifllerdir – yaln›zca ele geçirilmesi, kontrol edilmesi gereken, arzulad›¤›m›z bir fley de¤il, ayn› zamanda arzumuza cevap verecek flekilde düfllenmesi ve kurgulanmas›

Y

Ali Karado¤an (der.) Yoksul: Zeki Ökten Dipnot Yay›nlar›, Kas›m 2007, 279 s. le’yle idare eden, Gülüm’le yalpalayan bu dönem, son olarak Çinliler Geliyor’la t›kand›¤›n›n sinyallerini verir. Alt›nöz’ün nefes almayan, s›k s›k tekleyen, boflluklar› doldurulamam›fl, diyaloglar›n yapayl›¤›yla ritmini bulamayan senaryolar›, Zeki Ökten’i de bir yönetmen olarak köfleye s›k›flt›r›r bu filmlerde...

foto¤raf • Özgür Can Akbafl

Z

eki Ökten... Bu ismin neler ifade etti¤i üzerine biraz kafa yorman›n sizi nerelere götürece¤ini tahmin bile edemezsiniz. ‹stikrar baflta olmak üzere, ayakta kalmak, boyun e¤memek, onurlu bir sessizlik, hiç dinmeyen sinema yapma aflk›, emekçinin yan›nda olmak, mütevaz›l›¤›n isim babas›, s›n›rlara inanmamak, sahne korkusu, bir döneme damga vurmak gibi birçok kavram› hat›rlat›r bu isim, hatta bu kavramlar›n içini t›ka basa doldurur olanca a¤›rl›¤›yla... ‹ki y›l önce Gezici Festival için Dipnot Yay›nlar› taraf›ndan raflara sürülen Yoksul: Zeki Ökten adl› kitap vesilesiyle sinemam›z›n bu ‘yaln›z flövalyesi’ni yeniden ve hasretle an›yoruz. Türkiye sinemas›na 1960’lardan bu yana de¤eri ölçülemez katk›lar yapan Ökten, 2000’li y›llarda çekti¤i son iki filmiyle (Gülüm ve Çinliler Geliyor) belli bir düfl k›r›kl›¤› yaratsa da, kariyerindeki istikrarla sinemam›z›n ‘örnek al›nas›’ karakterlerinden biri oldu her daim. 1960’lar›n hemen bafl›nda asistan olarak bafllad›¤› sinemada hep insan›n özüne inmeye çal›flan, onun temel sorunlar› üzerinde gezinen ve

Sürü’den (1978) bir sahne: Tuncel Kurtiz, Tar›k Akan ve Yaman Okay. eder. Sonras›nda yeniden Kemal Sunal’a dönen ve elefltirel güldürünün sa¤lam örneklerini sunan sinemac›, 1988 yap›m› Düttürü Dünya’yla uzun bir ara verece¤i yönetmenlik yaflam›n›n zirvelerinden birine imzas›n› koyar. 2000’li y›llarda senarist Fatih Alt›nöz’le çal›flmaya bafllayan Zeki Ökten, üç filmlik yeni döneminde geçmiflin de¤erleriyle bugünün hengâmesi aras›na s›k›flm›fl karakterlere kucak açar ve onlar›n bu durumundan yans›yan tespitler yapmaya çal›fl›r. Güle Gü2010’lu y›llar› göremeden aram›zdan ayr›lan Zeki Ökten’i iki y›l önce sayg›da kusur etmeden kitap sayfalar›na tafl›yan Yoksul: Zeki Ökten, alabildi¤ine zengin sinema serüvenini özetlemeye çal›flt›¤›m›z usta hakk›nda kapsaml› yaz›lar› bir araya getiriyor. Kitab›n derleyicisi Ali Karado¤an’›n Ökten’le yapt›¤› söylefli ise tam bir ‘hazine’ niteli¤inde. Sahne korkusu yan›nda ‘söylefli korkusu’ da yaflayan yönetmeni ikna etmeyi baflaran Karado¤an, ‘tarihsel’ de¤eri olan bir metne ulaflm›fl oluyor böylece. Ya¤mur Nazik, Hilmi Maktav, Kurtulufl Kayal›, Rukiye Karado¤an, Hasan Akbulut, Mutlu Binark, Bar›fl K›l›çbay, Savafl Arslan, Cumhur Canbazo¤lu, Alican Sekmeç ve R›za K›raç’›n makaleleri de bu söylefliyi destekleyip ‘yap›’n›n tamamlanmas›na hizmet ediyor. Yaz›m›z›, ustan›n mütevaz›l›¤›n› yans›t›rken sinemay› da tarif eden bir sözüyle bitirelim: “Senaryosuz çal›flmad›m, ben o kadar becerikli de¤ilim!” Baz›lar› bunu hâlâ fark etmemifl olsa da, Ökten’in bunu özellikle vurgulamas› önemli gerçekten de...
ocak 2010

gereken bir fley olarak... Dersim ‹syan› öncesini konu edinen, Hava Kuvvetleri’nin deste¤i ile 1955’te At›f Y›lmaz taraf›ndan çekilen Da¤lar› Bekleyen K›z, bunun en güzel örne¤idir. Eflk›yalar›n kand›r›p saflar›na katt›¤› Zeynep, istihbarat almakla görevlendirilen pilot Adnan’a âfl›k olur ve silah›n› ona verir, di¤er eflk›yalar› da eleverir: Mutlu son... Yani sinemada da mutlu son devlete boyun e¤mekten geçer. Müslüm Yücel Osmanl› döneminden itibaren Türkiye’de sineman›n oluflumunu k›saca anlatt›¤› kitab›nda, farkl› dönemlerden birçok filme de¤iniyor; Metin Erksan’dan Zülfü Livaneli’ye, At›f Y›lmaz’dan fierif Gören’e kadar birçok yönetmenin filmlerinde Kürtlerin resmedilme biçimlerini tart›fl›yor, elefltiriyor, nadiren de olsa övüyor. Umut, Sürü, Endifle gibi filmleriyle Kürt sinemas›n›n öncüsü olarak kabul edilen Y›lmaz Güney’in çal›flmalar›na ise ayr›ca e¤iliyor ve Güney’in sinemasal geliflimini ayr›nt›l› bir biçimde aktar›yor. Yol’un 1982’de Alt›n Palmiye Ödülü almas› Türkiye’de sinema ile u¤raflan birçok insan için bir dönüm noktas› olurken, 12 y›l sonra Türkiye’de gösterilmesi için baz› bölümlerin Y›lmaz Güney Vakf› taraf›ndan filmden ç›kar›lm›fl olmas› ise bafll› bafl›na ö¤retici hale geliyor. Görsel-iflitsel iletiflimin hayat›m›z›n tüm alanlar›na dahil oldu¤u bir dünyada, ezilenler seslerini duyurmak için hâlâ k›s›k sesle konuflmak zorundalar. Ç›¤l›k yasakt›r. Çünkü sessizli¤i bozar. 90’lar›n sonu ve 2000’lerin bafl› ise, Türkiye’de sineman›n Kürt meselesiyle yüzleflmesi anlam›nda öne ç›k›yor. Günefle Yolculuk (1999) ve Büyük Adam Küçük Aflk (2001), siyasal ortam›n ›l›manlaflmas›n›n da etkisiyle, yok saymak yerine dinlemeye ça¤›ran bir tav›rla anlat›yordu Kürtlerin devlet ve yaflam deneyimlerini. Sonras›nda, “Bir Kürt sinemas›ndan söz edilebilir mi?” tart›flmalar›n›n ç›k›fl›na flahit olduk. Filmlerin, yönetmenin Kürt olup olmamas›na göre mi, yoksa Kürtçe çekilmifl olup olmamas›na göre mi ‘Kürt Sinemas›’ bafll›¤› alt›nda de-

¤erlendirilece¤i tart›fl›ladursun, uluslararas› alanda bu deyim yerleflmeye bafll›yor, festivallerde ‘Kürt Sinemas›’ kategorisinde filmler izleniyordu. Kuflku yok ki, 2000 y›l›nda Ghobadi’nin Sarhofl Atlar Zaman› filmiyle Cannes Film Festivali’nde ‘Alt›n Kamera’ ödülü almas› bu sürecin bafllamas›nda önemli bir dönüm noktas› oldu. Sonras›nda Hinar Saleem, Kaz›m Öz, Jano Rosebiani, Jalal Jonroy gibi yönetmenler, Kürt sinemas›n›n di¤er baflar›l› örneklerini çekiyordu. Bugünlerde ise art›k dünyan›n dört bir yan›nda Kürt film festivalleri düzenleniyor, yönetmenler Irak Kürt Bölgesi’nin deste¤iyle filmlerini daha kolay çekebiliyor, kendini art›k daha kolay ifade edebilen bir Kürt sinemas› olufluyor. Müjde Arslan da, Kürt Sinemas›: Yurtsuzluk S›n›r ve Ölüm bafll›kl› derlemesinde, 1990’dan bugüne uzanan 20 sonras›n›n hikâyesini anlatarak, Kürt sinemas› üzerine kafa yoran metinleri aktararak ve yönetmenlerin kendi seslerine yer vererek, bu alana önemli bir katk› sunuyor. ‘Bahman Ghobadi’, ‘Genç Kürt Sinemas›’ ve ‘Diasporada Kürt Sinemas›’ gibi konu bafll›klar›n›n da yer ald›¤› derleme, Türkiye’de Kürt sinemas› üzerine yap›lm›fl ilk çal›flma olarak önem arz ediyor. Müslüm Yücel’in ve Müjde Arslan’›n kitaplar›, Kürtlerin sinema ile kurdu¤u iliflkiyi farkl› veçheleri ile anlatan bir tarih sunuyor okura. Birinin b›rakt›¤› yerden di¤eri al›yor sözü. Biri “Kürtler nas›l temsil ediliyor?”, di¤eri ise “Kürtler nas›l temsil ediyor?” sorusuna yan›t ar›yor. Uzun bir aradan sonra, Kürtlerin dünyaya nas›l bakt›klar›na, neler yaflad›klar›na ve yaflad›klar›n› nas›l anlatt›klar›na s›n›r çeken o görsel-iflitsel duvarda ufak da olsa bir çatlak beliriyor. Demokrasi, bar›fl ve kardefllik fikirlerinin art›k hükümetçe de dillendirilmeye bafllad›¤› bugünlerde, birbirimizin dilini ö¤renmek, hadi olmad› en az›ndan anlamaya çal›flmak için sinema önemli bir olanak olarak karfl›m›zda duruyor – yaln›zca Kürtçe, Ermenice, Çerkesçe vs. anlam›nda de¤il, ayn› zamanda kendimizi hangi biçimlerde ifade

Müjde Arslan (der.) Kürt Sinemas›: Yurtsuzluk, S›n›r ve Ölüm Agora Kitapl›¤›, Haziran 2009, 337 s. Müslüm Yücel Türk Sinemas›nda Kürtler Agora Kitapl›¤›, Temmuz 2008, 272 s. etti¤imiz ve neden belirli biçimlerde ifade etmeyi seçti¤imiz anlam›nda da. Son zamanlarda üzerine çokça yaz›l›p çizilen, ahvalimizi yeniden tart›flmam›za vesile olan, Özgür Do¤an ve Orhan Eskiköy’ün ‹ki Dil Bir Bavul ve Çayan Demirel’in 5 No’lu Cezaevi filmleri, buna olanak sa¤layan en güncel örnekler aras›nda. Sinema, içinde flekillendi¤i toplumla iliflkili oldu¤u sürece, neyi hangi biçimde göstermeyi seçti¤i konusunda oldu¤u kadar, neyi görmezden geldi¤i noktas›nda da sorumludur. Kürt sinemas›n› siyasallaflt›ran da, uzun bir sessizlik döneminin ard›ndan yeniden söze bafllaman›n zorlu¤u ve zorunlulu¤u karfl›s›nda duyulan bu sorumluluktur. Ghobadi’nin belirtti¤i gibi, “Hiçbir hükümetin gücü sanat›, sanatç›y› yenemez. Hiçbir siyasi güç sanat› yok edemez... Sanat dünyay› de¤ifltirecek. Ben her fleye ra¤men umutluyum.” (Kürt Sinemas›, s. 209) Uzmanlar, siyasetçiler, resmi ve gayri resmi makamlar her gün, sürekli olarak yaflamlar›m›z, geçmiflimiz, ac›lar›m›z, gelece¤imiz ve yas›m›z hakk›nda konuflurken, sinema mevcut hakikatleri, yayg›n kan›lar›, dünyay› ve kendimizi tam anlam›yla baflka bir gözle görmemize olanak tan›r. Hamo Beknazaryan, an›lar›nda, 1926’da Zare’nin çekimleri için bulunduklar› köylerde, Kürtler ile film ekibi aras›nda kurulan dostluktan, birlikte geçirilen keyifli haftalardan bahseder. Sinema kurulan dostlu¤a önayak olmufl, bir bak›ma da olanak sa¤lam›flt›r. Özellikle 1980 darbesiyle birlikte görme ve iflitme duyular›m›z›n iyice devlet merkezli hale geldi¤i, halklar›n ise birbirlerini giderek daha çok görmezden ve duymazdan gelmeye bafllad›¤› Türkiye’de sinema belki de halklar›n birbirlerini arac› olmaks›z›n görmesine ve dinlemesine vesile olur. Umar›z öyle olur.

Bir Demet Menekfle (1973)
AGOS kitap

Askerin Dönüflü (1974)

Çöpçüler Kral› (1977)

Sürü (1978)

Pehlivan (1984)

Umut (Y›lmaz Güney, 1970)
ocak 2010

Sarhofl Atlar Zaman› (Bahman Ghobadi, 2000)

‹ki Dil Bir Bavul (Özgür Do¤an ve Orhan Eskiköy, 2009)
AGOS kirk

8

9

Kendi sözleriyle bir yönetmenin öyküsü
ÂLÂ S‹VAS

Göz k›rparsan keserim!
BURAK DAL

G
rüveni, ikinci filmi Devrimden Önce’de yans›mas›n› bulur. Frans›z sinemas›na hissetti¤i aidiyet o denli güçlüdür ki, röportajlar›nda “Frans›zca sineman›n dilidir” diyerek Frans›zca konuflmakta diretir; ama 1983’te verdi¤i bir röportajda bunu an›msayacak ve gülünç buldu¤unu itiraf edecektir. Frans›z Devrimi’nin önemli isimlerinden Charles Maurice de Talleyrand’›n “‹htilalden önce yaflamayanlar hayat›n ne kadar tatl› oldu¤unu bilemezler” sözüyle yola ç›kt›¤› ikinci filmi, bir anlamda da, 1965’te verdi¤i bir röportajda anlatt›¤› gibi, baz› korkular› içinden atma ihtiyac›ndan do¤ar: “Ben Marksizmi seçen bir burjuvadan beklenecek bütün sevgi, tutku ve umutsuzluklarla dolu bir Marksisttim. Bilinçli Marksist olan her burjuva Marksistte, hep geldi¤i ortama geri dönme korkusu vard›r… Benim de içimde müthifl korku oldu¤undan… onu içimden ç›karmak istedim.”

U

sta yönetmen Federico Fellini’nin Tatl› Hayat filminin simgesi oldu¤u 60’l› y›llar, ‹talyan sinema tarihinde ‘yeniden yap›lanma dönemi’, ‘Alt›n Ça¤’ veya ‘Yeni ‹talyan Sinemas›’ olarak bilinir. H›zla yay›lan endüstrileflme süreci, göçler, ülke ekonomisinde yaflanan patlama, yeni koalisyon hükümetleriyle sol görüfllerin de geçerlilik kazand›¤› özgürlükçü bir ortam›n oluflmas› gibi geliflmelerin sinemadaki yans›mas› olan bu dönem, kuflkusuz, ‹talyan usulü güldürü ve ‘spaghetti western’lerin bafl›n› çekti¤i tür filmleriyle ve içlerinde Pier Paolo Pasolini ve Bernardo Bertolucci gibi auteur’lerin yer ald›¤› ‹talyan Yeni Dalgas›’yla hat›rlan›r. Her ne kadar Godard’›n izinden giderek kendini Frans›z Yeni Dalgas›’na yak›n bulsa da, ‹talyan sinema tarihinin bu kesitinden ç›kagelen yarat›c›lar aras›nda yer alan Bernardo Bertolucci’nin Parma’dan Roma’ya, Paris’ten Uzakdo¤u’ya uzanan kiflisel ve sinemasal yolculu¤u, 1952’den son filmini çevirdi¤i 2003’e dek verdi¤i röportajlardan yap›lm›fl bir seçki arac›l›¤›yla okurla bulufluyor. Kitap, yönetmenin kendi dilinden, fliir yazmaktan film çekmeye geçiflini, ilk filmi Azrail ’den son çal›flmas› Düfller, Tutkular ve Suçlar’a uzanan kronolojik serüvenini, yaflam›nda ve sinemas›nda anlam bulan kavramlar› (Pasolini, Frans›z Sinemas›, Godard, anne-baba figürleri, komünizm, psikanaliz, auteur kuram›) kiflisel tarihi içinde, de¤iflimleri ve çeliflkileriyle okumaya imkân sa¤l›yor.

“Bana babam› do¤uran benmiflim gibi geliyordu”
Hafif ad›m›yla gölgeyi severim / Hep yan›mdad›r benim, gelir her yere benimle…

Leonida Leoncini’nin 1952’de, henüz 11 yafl›nda olan Bernardo Bertolucci ile yapt›¤› röportaja ekledi¤i ve onun son yazd›klar› aras›ndaki “en dikkat çekici” fliir olarak niteledi¤i ‘Gölge’ye ait bu dizeler, yerini, 1968’de üçüncü uzun metrajl› filmini çekmesinin ard›ndan verdi¤i bir röportajda sarf etti¤i “Görüntü bir gölgedir, onu yakalaman›z gerekir” cümlesiyle, görüntünün gücünü aç›klayan ifadelere b›rakacakt›r. Bertolucci’nin serüveni 1941’de Parma’da, Casarola’daki bir çiftlik evinde bafllar. Sinema elefltirmeni, sanat tarihi e¤itmeni ve flair olan babas› Attilio Bertolucci’nin etkisi, onun fliirsinema paralelli¤indeki üretimlerinde yads›namaz bir gerçek olarak derlemedeki pek çok röportajda karfl›m›za ç›k›yor. 6 yafl›ndayken okuma-yazmay› ö¤rendi¤inde babas›n› taklit etmek için ilk olarak fliir yazacakt›r; fliir yazmaktan vazgeçmesi de, babas›n› taklit etmemek ad›na verdi¤i bir karard›r. Babas›yla özdeflleflme tak›nt›s›n›, 1973’te verdi¤i bir röportajda “Babam penisimin bir uzant›s› gibiydi… [B]ana babam› do¤uran benmiflim gibi geliyordu, tersi de¤il” diyerek ifade eder. Ne var ki, Bertolucci’nin filmografisinde baba figürünü aray›fl›, anlat›s›n›n bir noktas›nda mutlaka seyircinin karfl›s›na ç›karken, sinemayla kendini kan›tlama gayreti de, 1970’te çekti¤i Örümce¤in Stratejisi’nin Parma’daki gösterimi üzerine verdi¤i röportajda yer alan flu cümlelerde bar›nmaktad›r: “Çok derinlerde bir yerlerde, babam›n arkadafllar›n›n önünde tek bafl›ma bir fleyler baflard›¤›m› göstermek için oraya gitti¤imi fark ettim.”

S. Gerard Fabien, T. Jefferson Kline, Bruce Sklarew (der.) Bernardo Bertolucci çev. Burcu Erdo¤an Agora Kitapl›¤›, Kas›m 2009, 345 s.
fleyi söylemek istedim: Her erke¤in annesine âfl›k oldu¤unu” diyerek, oedipal kompleks temas›n› temel ald›¤›n› vurgular. ‹talyancaya geri dönme iste¤iyle çekti¤i Gülünç Bir Adam›n Trajedisi’ni, ünlü Do¤u üçlemesi izler: Son ‹mparator, Çölde Çay ve Küçük Buda. 60’l› y›llarda Frans›z Yeni Dalgas›’n›n auteur kuram›na ve André Bazin’in “Sinema nedir?” sorusu üzerine yo¤unlaflan en tehlikeli, en güçlü ve en k›vrak bo¤alar›n gürefllerine benzetti¤i filmlerinden sonra, Amerikan sermayesiyle çekti¤i üçleme için “Hollywood’da asla tasarlanamayacak ya da yap›lamayacak filmler” derken, özgürlü¤ünü ve ba¤›ms›zl›¤›n› her zaman koruyabildi¤ini savunur.

“Film yapt›¤›n›zda art›k gerçek bir sinema tutkunu de¤ilsinizdir”
Amerikan pazar›yla olan iliflkisinin sona eriflini, 1996’da verdi¤i bir röportajda “[E]ve gelmem gerekiyordu ama sadece parmak uçlar›mla ve arka kap›dan” sözleriyle ifade eder. Toscana’da çekti¤i Çal›nm›fl Güzellik ve Roma’da çekti¤i Paris’te Son Tango’yu an›msat›rcas›na kapal› mekânda gerçeklefltirdi¤i Teslimiyet, aflk›n kan›tlar›n›n peflinde koflan minimal hikâyelerinin yan› s›ra yönetmenin ülkesini bir yabanc›n›n gözleriyle 90’l› y›llar›n sonunda yeniden keflfini görsellefltirir. Son filmi Düfller, Tutkular ve Suçlar’›n (2003) ard›ndan verdi¤i röportajda, bu çal›flmas›n›n anlam›n› “…‹talya’da bugün yaflama biçimimizle ilgili her fleyin kökleri 68’dedir” sözleriyle ifade edecek ve geçmifle duydu¤u özlemleri, üç genç sinefil karakter üzerinden anlatacakt›r. Bir zamanlar kendisi de saf bir sinema tutkunu olan Bertolucci, kitaptaki bu son röportaj›nda “[F]ilm yapt›¤›n›zda veya bir elefltirmen oldu¤unuzda, art›k gerçek bir sinema tutkunu de¤ilsinizdir” diyerek, 60’l› y›llardaki heyecanl› sinefil gençli¤inin uzak bir nostaljide sakl› kald›¤›n› belirtir. Kitapta yer alan röportajlar, Bertolucci’nin yaflam›ndan, fliirinden, sinemas›ndan, tak›nt›lar›ndan ve çat›flmalar›ndan oluflan dünyas› ve uzun metrajl› filmlerinin yan› s›ra k›sa çal›flmalar›, belgeselleri, televizyon çal›flmalar›, hayata geçirmedi¤i projeleri üzerine detayl› bir okuma sunuyor. Bu röportaj seçkisi, herhangi bir kritere dayanarak düzenlenmedi¤inden zaman zaman tekrarlara yol açsa da, yönetmenin tafl›d›¤› yarat›c› endifleleri aç›klay›c› nitelikte olmas› aç›s›ndan önemli.
ocak 2010

“Film çekmek fliir yazmaya benzer”
Bertolucci’nin profesyonel anlamda sinema serüveni ise Roma’da ‹talyan Yeni Dalgas›’n›n bir baflka önemli ismi –ve babas›n›n arkadafl›– olan flair ve yönetmen Pasolini ile tan›flmas›yla bafllar. Pasolini’ye Accattone (1961) filminde asistanl›k yapmas›yla bafllayan bu serüvende, ondan “filmlerin her zaman icat edildi¤ini ve yeniden keflfedildi¤ini” ö¤rendi¤ini söyler. Ard›ndan, Pasolini’nin bir hikâyesinden yola ç›kan ilk uzun metrajl› filmi Azrail (1962) gelir. Ayn› y›l verdi¤i bir röportajda, film çekmekle fliir yazmak aras›ndaki benzerli¤e dikkat çeker: “Film çekmek fliir yazmaya benzer. Ben bu denkleme, insanlar›n genelde filmlerle romanlar aras›nda yapt›klar› denklemden daha çok inan›r›m… Art›k bir film sekans›n›n montaj›n›n bir fliire sözcük yerlefltirmeye benzedi¤ine inan›yorum. ‹kisinde de ayn› gerilim ve ayn› ifade özgürlü¤ü vard›r.” 1968’de yap›lan bir röportajda da, Pasolinivari olmas›na ra¤men ilk filminde seyirciyi etkileyen bir fley varsa, bunun kendine ait fliirsel çabas›ndan ileri geldi¤ini yineler.

“Filmler de rüyalarla ayn› malzemeden oluflmaz m›?”
Partner, Örümce¤in Stratejisi, Konformist filmleriyle politik duruflunun muhasebesi devam eder. Karakterlerin politikadan bahsetmedi¤i halde, yapt›¤› en politik film oldu¤unu söyledi¤i Paris’te Son Tango’nun Amerika’da erotik bir baflyap›t olarak karfl›lanmas› üzerine “Ben erotik bir film yapmad›m, sadece erotizmle ilgili bir film yapt›m” der. Öte yandan, bu filmle, uluslararas› sermayenin kap›lar› yönetmene aç›lm›flt›r; ancak o, kendine sunulan imkânlar›, sosyalizmi savundu¤u gerekçesiyle elefltiriler alan 1900 adl› filmi için kullan›r. Bu filmde bir anlamda gençli¤iyle yüzleflti¤ini söyleyen yönetmenin psikanalize bafllamas›n›n üzerinden sekiz y›l geçmifltir. 1978’de verdi¤i bir röportajda analizin ve filmlerin düflsel malzeme üzerine kuruldu¤unu, filmlerin ve rüyalar›n ayn› malzemeden olufltu¤unu söyleyen yönetmenin psikanalitik serüveninin sinemadaki bir sonraki yans›mas›, baba figüründen uzaklaflarak, yaflam›nda gizemli bir noktada kalm›fl olan annesine yo¤unlaflt›¤› Ay filmi olacakt›r. 1979’da yap›lan bir röportajda, “Bariz olan bir

Paris’te Son Tango’nun setinde, Marlon Brando’yla (1972)

az ve toz bulutundan bafllayal›m: Sinemay› sanat›n di¤er dallar›ndan ay›ran, montajd›r. Bahsedece¤imiz kitab›n yazar›, yaflayan en önemli montajc›lardan biridir. Walter Murch, ‘eski toprak’ bir sinemac›. Günümüzde ancak filmlerde, kitaplarda veya internette foto¤raflar›n› gördü¤ümüz (asl›nda topu topu 20 y›l öncesinden bahsediyoruz) Moviola, KEM, Steenbeck gibi devasa mekanik makinelerle montaja bafllam›fl. Bilgisayar tabanl› montaja 90’lar›n sonunda ‘avid’ program›yla geçmifl ve yak›n geçmiflte de 100 milyon dolarl›k bir filmi ‘final cut’ program›yla montajlayarak pek çok insan›n duda¤›n› uçuklatm›fl. fiimdiye kadar Murch’ün yazd›klar›n› okumad›ysan›z da montaj›n› yapt›¤› –yani kesti¤i– veya ses kufla¤›n› ördü¤ü bir veya birkaç filmini mutlaka seyrettiniz, yani seyretmifl olmal›s›n›z, yani seyretmediyseniz okumay› b›rak›n ve gidip seyredin: ‹ngiliz Hasta, K›yamet, Sohbet, Julia, Hayalet, Baba, Varolman›n Dayan›lmaz Hafifli¤i, Amerikan Grafiti, Jarhead... Sinema bölümünde ö¤renciyken (daha dün, ama bir ›fl›k y›l› önceymifl gibi) kaynak bulmakta zorluk çekerdik, veya kendimizi ve hocalar›m›z› zorluk çekti¤imize inand›rm›flt›k ve kolayc›l›¤a kaç›yorduk. Bildi¤imiz yabanc› dillerde yaz›lm›fl kitaplara eriflmek maddi olarak (hem parasal anlamda hem de baz› üniversitelerin kütüphanelerine fiziki olarak giremememiz anlam›nda) güçtü. Bu yüzden, ya da bu sayede arkadafl edinip onlara ald›rd›¤›m›z kitaplar› fotokopi çektirirdik. Hâlâ, kütüphanemde en k›ymetli gördü¤üm birkaç kitap fotokopidir. Walter Murch’ün bu önemli metninin kolay ulafl›labilir hale gelmesi aç›s›ndan, bu kitab›n Türkçeye çevrilmifl olmas›n› önemsiyorum. Murch, kitab›ndaki her fleyi temel bir ö¤e etraf›nda kuruyor: Kesme. Montaj›n bu en basit görünen ifllemini derinlemesine incelemeye çal›fl›yor, deneyimlerini aktar›yor ve edindi¤i prensipleri paylafl›yor. Bu prensipler veya önermeler ‘bir kesmeyi iyi yapan kriterler’ listesi veya reçetesine benzetilebilir. ‘Reçete’ tabiri, her hastal›¤›n ayn› ilaçla tedavi edilebilece¤i anlam›na gelmiyor tabii ki. Murch, kitapta, ‘kesme’nin kayna¤›n› irdelemeye çal›fl›yor ve göz k›rpmayla iliflkilendiriyor. Bir dergide, tesadüfen gördü¤ü, gündelik hayat›m›zda gözümüzün hareketleriyle montaj›n örtüflme noktalar›n› anlatan yaz›, Walter Murch’ün montaja ve hatta sinemaya bak›fl›n› de¤ifltiriyor ve yeniliyor. Oyuncular›n göz k›rpma anlar›n› kesme kareleri olarak sapt›yor ve bu, bizi kitab›n orijinal ismine de götürü-

yor: In the Blink of an Eye. Bu tamlama ‹ngilizcede bir deyim. ‘Göz k›rparken’ Türkçede bir deyim olmasa da, bunun, kitab›n ad›na denk düflen çeviri oldu¤una kat›l›yorum, yani kitab›n kapa¤›nda ‘göz aç›p kapay›ncaya kadar’ yazsayd› sizce de tuhaf olmaz m›yd›? Asl›na bakarsan›z memleketimizdeki pek çok sinemac› ve/veya montajc›, ifl yapma düsturlar›na da öykünerek pekâlâ bu kitab› ‘befl dakkada befligdaflfl’ diye de çevirebilirdi.

Murch, kitab›ndaki her fleyi temel bir ö¤e etraf›nda kuruyor: Kesme. Montaj›n bu en basit görünen ifllemini derinlemesine incelemeye çal›fl›yor, deneyimlerini aktar›yor ve edindi¤i prensipleri paylafl›yor.
Kitab›n içeri¤ine dönersek, Walter Murch ‘bir film kurgucusunun temel görevi’ni flöyle aç›kl›yor: “Kendini seyirci yerine koymak.” Böyle basit tamlamalarla anlat›nca ne kadar kolay görünüyor, de¤il mi? Ama montajc›n›n flunu hesaba katmas› gerekiyor: Kendinizi yerine koydu¤unuz seyirci, kuvvetle muhtemel filmi bir kez seyredecektir ama montajc› olarak siz? Ezbere bildi¤iniz bir fleyin anlat›m›n›, onu sadece bir kez gören kiflinin alg›s›n›, yönetmenin ve senaryonun istedi¤i rüzgâra göre yönlendirebilecek flekilde, büyük bir incelikle kurmal›s›n›z. Belki de yelken metaforu ifle yarayabilir bu noktada… Esen rüzgâr› yelkeninizde öyle kullanmal›s›n›z ki, var›fl liman›na hem bir deniz maceras›n›n keyfini ç›kararak hem de en ekonomik yolla varmal›s›n›z ve yelkenlinizdeki yolcular limana varman›n zaten sizin izledi¤iniz rotadan baflka bir yolla mümkün olamayaca¤›n› düflünmeliler. Murch, gerçeklefltirmifl oldu¤u filmlerden ve üretim süreçlerinden yola ç›karak, montaj odas›ndaki iliflki biçimlerini çözümlüyor. Yönetmenle, yap›mc›yla ve –e¤er varsa– di¤er kurgucularla… Aralara felsefesi bol cümleler serpmeyi de ihmal etmiyor: “Bir sahneyi kurgularken malzemede kendimi görmeyene kadar u¤rafl›r›m.” Bilgisayar tabanl› sisteme geçifl Walter Murch’ün yatay tarihi aç›s›ndan bir aile trajedisine denk gelir. O¤lunun beyninde bir tümör bulunur ve Murch, acil ameliyat için, ça-

l›flmakta oldu¤u filme ara verir. O¤lu sonunda sa¤l›¤›na kavuflur, Murch onun nekahat döneminde hatim indirdi¤i ‘avid’ program› ile ‹ngiliz Hasta filminin montaj›n› ve ses örgüsünü bitirir. Sonuç: ‹lk kez, hem ses hem de görüntü montaj› alan›nda ayn› kifli Oscar al›r. Bu noktadan sonras› hep say›sald›r art›k onun için. Ama kitab›na “Bilgisayarda kurgu yapmak daha h›zl›d›r ama daha iyi midir?” üzerine bir bölüm eklemeyi de ihmal etmez. fiimdi, bir tümdengelim vas›tas›yla not düflmek istediklerim var: Memleketimizde kilometrekareye düflen sinemasever say›s›n›, sonra da bu kiflilerin kaç›n›n bu alanda okumak ihtiyac›n› hissetti¤ini düflünelim; evet evet, bir kesiflim kümesi var. fiimdi de, bu kümede yer alanlar›n kaç›n›n yolunun bu kitapla kesiflti¤ini düflünelim; evet, hâlâ ayakta kalanlar var. Yine de ben bu kitab›n ikinci bask›s›n› yapacak kadar (birinci bask›da kaç adet basm›fllard› acaba?) satm›fl olmas›n› ö¤renci arkadafllara ba¤l›yorum ve sevinmifl görünmeye çabal›yorum. Çünkü beni huzursuz eden en önemli fley, ‘montajc›’, ‘kurgucu’, ‘editör’, ‘kurgu yönetmeni’, ‘kurgu operatörü’ titri edinen ve profesyonel olarak bu mesle¤i icra edenlerin, b›rak›n bu ve benzeri kitaplar› okumay›, hayatlar›n›n büyük bölümünü beraber geçirdikleri yaz›l›m ve donan›mlar›n yard›m dosyalar›n› bile okumamalar›. Bu, “Herkes teknik detaylara mükemmel bir hâkimiyet sa¤lamal›d›r” demek de¤il ama “Herkes kendine ve mesle¤ine biraz olsun sayg› duymal›” demek olabilir. Çeviri tatmin edici ama kavramsal düzeyde baz› itirazlar›m oldu¤unu da dile getireyim. Örne¤in ben ‘kurgu’ yerine ‘montaj’ kavram›n› kullanmay› daha do¤ru buluyorum (sebepleri ve çerçevesi bu yaz›n›n konusunu afl›yor maalesef). Ancak gündelik hayat›m›zda üç kifli bir araya gelip sinema üzerine konuflurken, tart›fl›rken bile kavram karmaflas› yafl›yorsak (‘konulu uzun metraj film’ tamlamas› beni benden al›r örne¤in) flimdi çeviri üzerine abesle ifltigal etmifl olmayay›m. Öte yandan, baz› çok basit hatalar›n ikinci bask›ya tafl›nm›fl olmas› tuhaf ama bunlar dizgi hatas› bile olabilir, önemsemiyorum. Öneminin yeniden alt›n› çizmek istedi¤im bu metni genel okur kitlesine ulafl›labilir k›ld›¤› için yay›nevine de teflekkürler, ancak bu vesileyle, flimdiye kadar çevirisi yay›mlanmam›fl olan birkaç kitab› da anmak ve “Neden çevrilmiyorlar?” diye sormak isterim: Cutting Rhythms: Shaping the Film Edit (Karen Pearlman, ‘Ritimleri Kesmek: Film Montaj›n› fiekillendirmek’); The Technique of Film and Video Editing (Ken Dancyger, ‘Film ve Video Mon-

Walter Murch Göz K›rparken çev. ‹lker Canikligil ‹stanbul Bilgi Üniversitesi Yay›nlar›, Nisan 2007 (2. bask›), 131 s.
taj› Tekni¤i’); Film and Video Editing (Roger Crittenden, ‘Film ve Video Montaj›’). Bu metinler, ayaklar›m›z› basacak bir zemin oluflturarak montajdan bahsetmekteler. Bu dilek listesi tabii ki bu kadar k›sa de¤il asl›nda, ancak bu metinler en çok önemsediklerim aras›nda. Bu önem de esas olarak materyal ihtiyac›ndan kaynaklan›yor. Bir özel üniversitede montaj üzerine ders anlat›yorum. Ö¤rencilerle sa¤l›kl› iletiflim kurabilmek için “Neden bahsediyoruz?” üzerine bir ortak zemin oluflturmaya zaman›n›z› vakfetmek zorunda kal›nca; vize, final, ders program› takibi derken, daha teknik bir düzeyde seyir etmek durumunda kal›yorsunuz. Hele bir de kabak çiçe¤i gibi aç›lan –temelde birer sosyalleflme arac› olan– birbirinden de¤erli sinema atölyelerini düflündü¤ünüzde, böyle kitaplar›n çevrilmesi ilaç gibi geliyor. ‹nsanlara “Git ‹ngilizce veya Frans›zca ö¤ren” demekten çok daha ifllevsel bir çözüm(!). Hayati önem tafl›yan bir di¤er nokta da, genelde orta, nadiren ileri düzey bilgisayar kullan›c›s› olmaktan öteye geçmeyen montajc›lar, belki bir fleyleri (bu kitap gibi) onlar için daha ulafl›labilir k›larsak, yeniden hayat belirtisi gösterebilir. Bu kitap okura film sanat›n›n derinliklerine bir yolculuk vaat etmiyor (öyle bir kitap varsa haber verin); ‹ngilizce yay›n dünyas›ndaki ‘… for dummies’ serilerindeki gibi bir ‘aptallar için montaj’ elkitab› da de¤il, ‘blöfçünün rehberi’ olmaktan da pek uzak. Bir konferansta sunulmak üzere kaleme al›nan metnin elden geçirilmifl hali olan kitapta, Murch, sinema denen sanat› ve montaj denen zanaat› hem içerik düzeyinde çözümlemeye, hem de sezgisel bir aray›flla tafllar› yerine oturtmaya çabal›yor. ‹ster sinema sektöründen bir profesyonel, ister bir sinemasever olun, bu kitab› okuyun.

“Frans›zca sineman›n dilidir”
Bertolucci, ilk filminden sonra yaln›zca üslubun de¤il, hikâyenin de kendine ait oldu¤u bir yap›ma imza atmak ister. Öte yandan, ‹talyan Yeni Dalgas›’ndan ziyade Paris’te Cinématheque Français’de tan›flt›¤› Frans›z filmleriyle ve Godard baflta olmak üzere Yeni Dalgac›larla beslenen sinema se-

Novecento-1900’ün setinde, Robert de Niro’yla (1976)
AGOS kitap

10

ocak 2010

11

AGOS kirk

Beyazperdeyi yay›mlamak
Türkiye’de düzenli olarak sinema kitaplar› yay›mlayan yay›nevlerinin say›s› bir elin parmaklar›n› geçmiyor. Agora Kitapl›¤›’ndan Osman Ak›nhay, Hayal-Et Kitapl›¤›’ndan Ertekin Akp›nar ve ES Yay›nlar›’ndan Erdem Sivas’la, Türkiye’de sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›n›n durumu ve çal›flt›klar› yay›nevlerinin bu alandaki faaliyetleri üzerine konufltuk.

Osman Ak›nhay
(Agora Kitapl›¤›)

2

003’te kurulan Agora Kitapl›¤›, ‘Sinema’ serisi içinde, bugüne kadar 35 kitap yay›mlad›. Agora’n›n editörlü¤ünü yapan Osman Ak›nhay, aralar›nda sinema kitaplar›n›n da bulundu¤u çok say›da kitab›n çevirmeni. • Türkiye’de Yeflilçam’›n hâkimiyetini sürdü¤ü 70’li y›llardan günümüze sinema kitaplar› yay›nc›l›¤› nas›l bir seyir izledi? 70’li ve 80’li y›llar› iyi bilmiyorum tabii, ama en bariz hat›rlad›¤›m, tabii ki Y›lmaz Güney kitaplar› ve Bilgi Yay›nlar›’n›n senaryo kitaplar›. 90’l› y›llar›n bafllar›nda ve ortalar›nda hem dergiler, hem de kitaplarla bir canlanma oldu. Bu bak›mdan Nisan, Hil ve Afa yay›nevleri özellikle an›labilir. 2000’lerde görsel kültürün (ve tabii dijital kültürün de) yaz›l› kültürü arkaplana atmas›yla sinema yay›nc›l›¤› da çeflitlendi. fiu anda sinema hem istikbal hem de hâkim kültürel kod bak›m›ndan geçer akçe olma özelli¤ini koruyor. Bu durum, en az›ndan yak›n vadede, sinema yay›nc›l›¤›na elveriflli bir ortam sunmaya devam edece¤e benziyor. • Agora Kitapl›¤›’nda bir sinema kitaplar› serisi haz›rlamaya nas›l karar verdiniz? Özel olarak bir sinema serisi düflünmedik, fakat edebiyattan düflünceye, kültürel çal›flmalardan tarihe, sinemadan foto¤raf ve müzi¤e, bütün alanlara de¤en bir yelpaze yay›nc›l›¤›

hedefiyle ifle koyuldu¤umuzdan, sinema da haliyle bunun içinde yer al›yordu. Daha özeldeyse, Agora’n›n kuruldu¤u devirde Ertekin Akp›nar’la yak›n arkadafll›¤›m›za binaen, sinemaya özel olarak a¤›rl›k vermeyi planlad›k. Birkaç kitap sonra bu arkadafl›m›z baflka bir yay›nevinde çal›flmalar›na devam etmeye karar verince, seriyi ben sürdürdüm. • Agora’n›n sinema kitaplar› serisi büyük ölçüde çeviri eserlerden olufluyor. Bu özel bir tercih mi? Özel bir tercih de¤il, fiili bir durum. Bu alanda fazla say›da kitap yay›mlamay› düflündü¤ünüzde, haliyle yönetmenler ve ülke sinemalar› üzerine kitaplar öne ç›k›yor. Teorik kitaplara da a¤›rl›k vermeyi arzu etsek bile, çevirmen sorunu nedeniyle a¤›r davran›yoruz. Yerli sinemayla ilgili nitelikli çal›flmalar olunca yay›ml›yoruz elbette. Ayr›ca bizim önerdiklerimiz de oluyor. At›f Y›lmaz kitab› ve Kürt Sinemas› kitab› bunlara örnektir. fiimdi de ‘Politik Film Senaryolar›’ bafll›¤›yla bir alt-seriye bafllad›k. • Senaryo yay›nc›l›¤› sizce neden gerekli? Her alanda yay›nc›l›k iyi bir fleydir, o yüzden senaryonun bir ayr›cal›¤› yok. Senaryo konusunda, öncelikle politik filmler üzerinde duruyoruz – hem yerli, hem yabanc›… S›rr› Süreyya Önder’in Beynelmilel filminin senar• Türkiye’de sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›n›n bugünkü durumunu nas›l görüyorsunuz? Türkiye’de bu alanda yay›nc›l›k uzunca bir süre sinema dergileri üzerinden yürüdü. Giovanni Scognamillo, Nijat Özön, Semih Tu¤rul ve Agâh Özgüç gibi yazarlar, bu alanda yaflanan süreci dergilerde, gazete köflelerinde kay›t etmeye çal›flt›lar. Günümüzde, sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›nda süreklilik kazanan sadece münferit yay›nevleri var. Bat›’da, yaln›zca sinema kitab› satan yay›nevleri görebilirsiniz. Ve bu kitaplar sineman›n bütün alanlar›na seslenir. Bunu biraz daha açmaya çal›flay›m; Anthony Quinn, Charlie Chaplin, Sean Penn ve Marcello Mastroianni d›fl›nda, yabanc› oyuncular›n biyografileri, an›lar› Türkçede maalesef yok. Örne¤in Balkan Sinemas›, Hindistan (Bollywood) Sinemas›, Güney Amerika Sinemas› üzerine de tek bir kitap bulamazs›n›z. Bunun biraz daha ötesine geçersek, teknik alana (›fl›k bilgisi, kamera vs.) iliflkin kitaplar konu-

yosu, S›rr› Süreyya’n›n kendisinin ve filminin kalbimizde daha özel ve aziz bir yeri olmas›ndan dolay›, bu alt-serinin ilk kitab› oldu. fiu anda, yarat›c›lar›yla hemfikir oldu¤umuz Eve Dönüfl (Ömer U¤ur) ve F›rt›na (Kaz›m Öz) filmlerinin senaryo kitaplar› s›rada bekliyor. • ‘Yönetmen kitaplar›’ alt-serisi devam edecek mi? Elbette. Sözleflmesi yap›lm›fl ve çevirisi tamamlanm›fl olan, halihaz›rda çevirmende olan veya sözleflme imzalama aflamas›nda olan 20 civar›nda yönetmen kitab›m›z s›rada bekliyor • Türkçede Bat› d›fl› sinemalar hakk›nda neredeyse hiç kitap yay›mlanm›yor. Filistin Sinemas›, ‹ran Sinemas› gibi kitaplar›n›z bu alandaki nadir örneklerden. Bu seriye de devam edecek misiniz? ‹yi kitaplar temin ettikçe, özellikle devam etmeyi istiyoruz. Örne¤in Balkan Sinemas› s›rada bekliyor; Asya ve Ortado¤u sinemalar›na e¤ilen, Öteki’nin Sinemalar› bafll›kl› bir kitap da yay›mlayaca¤›z. • Türkiye’de son dönemde sinema alan›nda yaz›lm›fl telif eserlerin say›s›nda bir art›fl gözlemleniyor. Akademik ya da akademi d›fl› çal›flmalar›n› size ulaflt›ranlar oluyor mu? fiu anda san›r›m edebiyat ve inceleme kitaplar›na efl ölçüde sinema kitab› teklifi al›yoruz. Bunlar›n ço¤u akademik çal›flmalar. Fakat, istisna örnekler d›fl›nda, akademik çerçevede haz›rlanm›fl metinlere pek s›cak bakm›yoruz. • Dar bir okuyucu kitlesine hitap eden kitaplar yay›mlaman›n, küçük bütçeli yay›nevleri için mali aç›dan bir külfet oluflsunda da ciddi bir eksiklik var. • Bunlar›n d›fl›nda, acilen yay›mlanmas› gerekti¤ini düflündü¤ünüz neler var? O kadar çok ki... Janr sinemas› hakk›nda ciddi bir eksiklik var hâlâ. Elimizde çevrilmifl, çeviride olan ya da çeviri bekleyen pek çok kitap var. Akademik alanda yap›lan çal›flmalar›n kütüphane raflar›nda bir ‘tez’ olarak kal›p yay›mlanam›yor olmalar› da ayr› bir sorun. Bu durum biraz da maliyet sorunuyla ilgili tabii. • DVD-kitap gibi çal›flmalara yaklafl›m›n›z nedir? DVD-kitap yay›mlamay› çok düflündük. Ancak, yine maliyet sorunuyla karfl›lafl›yoruz. Bu tür çal›flmalar› yay›mlarken yo¤un görsel malzeme kullanmak zorundas›n›z, bu da beraberinde telif sorununu getiriyor. DVD-kitap formunda kitaplar›n piyasa fiyatlar›n› belirlemek için küçük bir araflt›rma yapt›¤›n›zda, özellikle ö¤renciler için rakamlar›n çok yüksek oldu¤unu görüyorsunuz. • Sinema kitaplar› gibi, dar bir okur kitlesinin ilgi gösterdi¤i bir alana a¤›rl›k vermek yay›neviniz için mali bir zorluk yaratm›yor mu? Yarat›yor tabii, fakat bu sorunu sadece Hayal-Et Sinema Kitapl›¤› de¤il bütün yay›nevleri yafl›yor. Bir örnek vereyim: Türkiye’de ya-

turdu¤u malum. Sinema serinizde böyle bir sorun yafl›yor musunuz? fiöyle diyeyim: Bizim beklentilerimiz de, bütçemiz de, kadromuz da, hayat standard›m›z da ölçülü. Kald› ki, Mehmet Ero¤lu’nun romanlar›n› saymazsak, çok da tirajl› kitaplar›m›z olmad›. Sinema kitaplar› genel olarak üzmüyor bizi. San›r›m flundan dolay›: Bugün sinema, pazar ve sektör olarak hâlâ gençlerin en renkli istikbal kap›lar›ndan. S›rf dizi sektörünün 20-30 bin kifliyi kapsad›¤› söyleniyor. O yüzden, bu alandaki kitaplar ne kadar okunuyor bilemiyorum ama, edinme ve rafta bulunma de¤eri hâlâ var. • 2010’da Agora’n›n sinema serisinden hangi kitaplar ç›kacak? Hepsini saymam mümkün de¤il, ama birkaç örnek verebilirim: Yönetmen kitaplar›ndan Tarantino, Scorcese, Welles, Lynch, Kieslowski, Truffaut, Godard, Antonioni, Woody Allen ve di¤erleri. Ülke sinemalar›ndan Balkan, ‹srail ve Asya/Ortado¤u. Senaryolardan birkaç›n› yukar›da belirttim. Tabii, bunlar› yay›na haz›rlarken araya yeni bafll›klar›n eklenmesi de kaç›n›lmaz.

Erdem Sivas
(ES Yay›nlar›)

2

003’te kurulan ES Yay›nlar› (Evrensel Sinema Kitapl›¤›), Türkiye’de yaln›zca sinema kitaplar› yay›mlayan tek yay›nevi. Erdem Sivas, bugüne kadar, ‘Sinema Tekni¤i’, ‘Yönetmenler’, ‘Türk Sinemas›’, ‘Film Kuram›’, ‘Sinemada Ak›mlar’, ‘Ülkeler Sinemas›’, ‘Çekim Senaryolar›’, ‘Görsel Göstergebilim’ ve ‘Genel Sinema’ dizileri alt›nda altm›fltan fazla kitap yay›mlayan ES Yay›nlar›’n›n kurucusu ve genel yay›n yönetmeni. • Türkiye’de sineman›n geliflim süreci ile sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›n›n geliflim süreci aras›nda bir paralellik oldu¤u söylenebilir mi? Türkiye’de sineman›n teknolojik anlamdaki geliflimi ve son y›llarda daha çok popüler filmlerin çekilmesi, gençlerin sinema sektörüne ilgisini art›rd›. Birçok üniversitede sinema-TV bölümlerinin aç›lmas›yla, ‘sinema okuyucusu’ olarak nitelendirebilece¤imiz okur kitlesinin de geniflledi¤i söylenebilir. • Yaln›zca sinema kitaplar› yay›mlayan bir yay›nevi kurma fikri nas›l do¤du? ES Yay›nlar›, Türkiye’de sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›n›n tarihi içinde nas›l bir yere oturuyor? Sinema alan›nda yay›n yapma fikri, öncelikle sinemaya olan tutkumuzdan kaynaklan›yor. Tek bir hedefe yönelip, profesyonel bir flekilde, okuyucu kitlesine daha kaliteli yay›nlar sunmak amac›yla bir yay›nevi açmaya karar verdik. ES Yay›nlar›, Türkiye’de sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›n›n tarihinde bir ilktir. Yay›nc›l›k faaliyetimizi özveriyle, amatör bir ruhla, profesyonel bir çal›flmayla sürdürüyoruz. • Dokuz farkl› seriniz var. Bu seri bafll›klar›n› nas›l oluflturdunuz? Bunlara yeni bafll›klar eklemeyi düflünüyor musunuz? Seriler, elimize gelen dosyalar›n s›n›fland›r›lmas›yla ortaya ç›kt›. ‹leride de¤erlendirdi¤imiz bir dosya yeni bir bafll›k açmam›z› gerektirirse açar›z. • Sinema tekni¤i ve kuram›na a¤›rl›k vermenizin nedeni nedir? Türkiye’de sinema kitaplar› yay›nc›l›¤›nda bu iki alanda bir eksiklik oldu¤unu düflündü¤ümüz için, ‘Sinema Tekni¤i’ ve ‘Film Kuram›’ serilerine öncelik verdik. Tespitlerimiz do¤ru ç›kt›; bunlar, yay›nevimizin en iyi satan kitaplar› aras›nda. Tabii, bir de ‘Yönetmenler’ dizisi var… • Yay›mlad›¤›n›z baz› kitaplar üniversitelerin sinema-televizyon bölümlerinde ders kitab› olarak okutuluyor. Okur kitleniz içinde ö¤renciler a¤›rl›kta m›? Evet, ‘Sinema Tekni¤i’ ve ‘Film Kuram›’ dizilerinde yer alan kitaplar›m›z üniversitelerin sinematelevizyon bölümlerinde ders kitab› olarak okutuluyor. Net bir fley söylemek zor ama, ö¤rencilerin okur kitlemizin içindeki oran›n›n %50 civar›nda oldu¤unu tahmin ediyoruz. • En fazla ilgi gören kitaplar›n›z hangileri? Bunu neye ba¤l›yorsunuz?

Yönetmen kitaplar›. Bu durumun, Türkiye’de sinemayla yak›ndan ilgilenmeyenlerin bile yönetmenleri en az›ndan ismen tan›malar› ve onlar›n biyografilerini, sanatsal durufllar›n› merak etmeleriyle iliflkili oldu¤unu düflünüyoruz. • Akademiden ya da akademi d›fl›ndan, çal›flmalar›n› yay›mlaman›z için size baflvuranlar oluyor mu? Bunlar aras›nda seçim yaparken hangi ilkeleri esas al›yorsunuz? Hem akademiden hem de akademi d›fl›ndan birçok dosya ulafl›yor elimize. Son dönemlerde bu dosyalar›n say›s› artt›. Seçim yaparken çok zorlan›yoruz; karar›m›z›, çal›flman›n derinli¤ine ve yay›n politikam›za uygun olup olmad›¤›na bakarak veriyoruz. • Telif eserler kadar çeviri kitaplar da yay›ml›yorsunuz. Sinema konusunda uzmanlaflm›fl çevirmenler bulmakta s›k›nt› yafl›yor musunuz? En çok zorland›¤›m›z konu bu. Bu kitaplar› her çevirmene veremiyoruz. Sinemay› bilen, sineman›n diline hâkim, sinema tekni¤i bilgisine de sahip çevirmenler bulmak kolay de¤il. • ‘Ülkeler Sinemas›’ serinizde ‹ran Sinemas›, ‹talyan Sinemas› ve Hollywood Sinemas› üzerine birer kitap var. Bu seriyi geniflletmeyi düflünüyor musunuz? Evet, halen üzerinde çal›flt›¤›m›z, çeflitli ülkelerin sinemalar›na dair baz› çeviri ve telif kitaplar›m›z var: Uzakdo¤u Sinemas› (Kore, Çin, Japonya), Frans›z Sinemas› ve ‹spanyol Sinemas›. • Spesifik bir alanda yay›n yapan bir yay›nevi olarak ayakta durmakta zorlan›yor musunuz? Türkiye’de kitap okuyucusu azd›r, hele bizim gibi spesifik alanda yay›n yapan yay›nevlerinin kitaplar›n›n sat›fl› çok daha azd›r. Yay›nevini ayakta tutmakta zorlan›yoruz ama biz bu yola ç›karken böyle olaca¤›n› biliyorduk. Amatör bir ruhla çal›fl›yor olmam›z ve mali aç›dan fazla bir beklentimizin olmamas› sebebiyle ayaktay›z. • 2010 y›l› yay›n program›n›zda hangi kitaplar var? fiu anda elimizde haz›r olan kitaplardan baz›lar› flunlar: Bir Pedro Almadovar Kitab›, (‹hsan Mursalo¤lu), Uygulamal› Sinematografi (Paul Wheeler), Senaryo Yazmak (Alan A. Armer), Yönetmenlik Üzerine (Michael Rabiger), Eisenstein: Seçme Yaz›lar (çev. Coflkun Tafltan), Film Elefltirisi Örnekleri (der. U¤ur Kutay).

Adalet Cimcoz

Ferdi Tayfur ve Melek Kobra

Türkiye’nin sinema tarihinden kareler
GÜLHAN DÜZGÜN VARANK

N

Ertekin Akp›nar
(Hayal-Et Kitapl›¤›)

E

rtekin Akp›nar, 2008’de kurulan ve a¤›rl›kl› olarak sinema kitaplar› yay›mlayan Hayal-Et Kitapl›¤›’n›n genel yay›n yönetmeni. 10 Yönetmen ve Türk Sinemas› (2005) bafll›kl› bir kitab› da olan Akp›nar, ayn› zamanda, Ekim 2009’da gösterime giren Melekler ve Kumarbazlar adl› filmin yönetmeni.

y›mlanan en iyi sinema kitaplar›ndan biri, Ayr›nt› Yay›nevi’nden ç›kan Politik Kamera’d›r (çev. Elif Özsayar, 1997). Befl yüzden fazla kitap yay›mlam›fl olan Ayr›nt›, bu kitaptan sonra bir daha sinema kitab› ç›karamad›. Yay›nevinin yöneticilerine bunun nedenini sordu¤umda, okuyucunun bu tür kitaplara yeteri kadar ilgi göstermedi¤i yan›t›n› ald›m. • 2010’da ne tür sinema kitaplar› yay›mlayacaks›n›z? Özel üniversitelerin art›fl›yla sinema-TV bölümleri de ço¤ald›. 2010’da da bu alana dair temel sinema kitaplar›na öncelik verece¤iz. Örne¤in, dünya sinemas›n›n en önemli ak›mlar›ndan biri olan ‘Yeni Gerçekçilik’ konusunda, Türkçede herhangi bir kitap yok. Amac›m›z öncelikle bu alandaki temel kitaplar› Türkçeye kazand›rmak.

• Uzun zamand›r sinema kitaplar› yay›nc›l›¤› yap›yorsunuz. Bu alanda editörlü¤e nas›l yöneldiniz? Sinema alan›nda lisans ve yüksek lisans e¤itimi ald›m. Ö¤rencilik dönemlerimde, bu alandaki yay›n eksikli¤inden çok flikâyetçiydim. Daha sonra, +1 Kitap ve Hayal-Et Sinema Kitapl›¤›’nda, sinema bölümlerinde okuyan ö¤rencilerin ilgisini çekebilecek temel kitaplar yay›mlad›m. James Monaco’nun Yeni Dalga’s›, William Indick’in Senaryo Yazarlar› ‹çin Psikoloji’si ve Hans Scoots’un –belgesel sineman›n kurucusu say›lan Joris Ivens’in yaflam›n› konu alan– Tehlikeli Yaflamak adl› kitab› bunlardan sadece birkaç›.
AGOS kitap

iflantafl›’ndaki Vali Kona¤› Caddesi’nde yürürken gülümsememize neden olan bir sinema kitab› vard›r: Aile Boyu Sinema (Gökhan Akçura, ilk bas›m YKY, 1995). Sinema tarihimizin efsanevi ailelerinden, 1800’lerin sonlar›nda Selanik’ten ‹stanbul’a gelmifl olan, sinema iflletmecili¤i ve yap›mc›l›¤› alan›nda büyük bir öneme sahip ‹pekçi Ailesi, 1932 y›l›nda, Niflantafl› Vali Kona¤› Caddesi’nde, I. Dünya Savafl› zaman›nda Almanlar taraf›ndan yap›lan ekmek fabrikas›n› kiralay›p ‹pek Film Stüdyosu’nu açarlar. ‹pek Film Stüdyosu’nda 8 Temmuz 1933 tarihinde Türkçe dublaj yap›lmaya bafllan›r. Bu stüdyonun ilk dublaj yönetmeni Naz›m Hikmet’tir. ‹pekçiler MGM, Fox ve Colombia’n›n Türkiye temsilciliklerini de yaparlar. Stüdyonun müdürü Osman ‹pekçi’nin k›z› ‹nci ‹pekçi, ilerleyen y›llarda Bursa Cezaevi’ne, Naz›m Hikmet’i ziyarete gider. Naz›m ona flöyle der: “Bana meyhaneleri anlat… Bal›klar› anlat… Bo¤az’daki bal›klar› anlat…” Dublaj yönetmenli¤i görevini bir süre sonra Naz›m Hikmet’in ö¤rencisi Ferdi Tayfur üstlenir. Sinema oyuncusu ve efsanevi dublaj sanatç›s› Ferdi Tayfur (19041958), 1933 tarihli ilk King Kong filminin, Stan Laurel ve Oliver Hardy’nin dublajlar›n› yapm›flt›r (Amerikan flivesi ile Türkçe konuflan Laurel ile Hardy’yi hepimiz hat›rlar›z). Ferdi Tayfur, 12 yafl›nda Almanya’ya gider, orada 7 y›l kal›r, liseyi okur ve Karlsruhe Yüksek Mühendis Mektebi’ne yaz›l›r; 9 Eylül 1923’te ‹stanbul’a döner. Dört dil bilmektedir: Türkçe, ‹ngilizce, Almanca ve Frans›zca. Spencer Tracy, Clark Gable, Roman Navaro, Gary Cooper gibi pek çok ismi seslendiren ve Türkiye’nin sinema tarihi’ne ‘yeri doldurulamayan bir efsane’ olarak geçen Ferdi Tayfur’un k›z kardefli Adalet Cimcoz da önemli bir dublaj sanatç›s›d›r. Dublaja King Kong filmi ile bafllayan ve ‘Dublaj Kraliçesi’ olarak an›lan Cimcoz, 1960-1970 aras›nda Türkan fioray’›n rol ald›¤› 120 filmden 48’inde fioray’› seslendirmifltir. Mine Sö¤üt’ün kaleme ald›¤› Adalet Cimcoz biyografisi, 2000 y›l›nda yay›mlanm›flt›. Yine Gökhan Akçura’n›n haz›rlam›fl oldu¤u, Ferdi Tayfur’un efli Melek Kobra’n›n (1915-1939) günlüklerinden oluflan Hat›rat›m adl› kitap Everest Yay›nlar›’ndan May›s 2006’da ç›kt›. Dönemin sinema dünyas›na dair önemli ayr›nt›lar› bar›nd›ran bu kitap, nostaljiyi ve dönemin sinemas›n› sevenlerin çok sevdi¤i kitaplar aras›na girdi. Günümüze gelmeden, geçmiflin tozlu sinema kitaplar› aras›nda yol almaya devam etti¤imizde, bugünlerde sinema insanlar›n›n elinden düflürmedi¤i bir kitap daha ç›k›yor karfl›m›za: Nahid S›rr› Örik’in K›skanmak adl› roman›. Gökhan Akçura Yönetmen Zeki Demirkubuz’un (yay. haz.) Örik’in roman›ndan ayn› adla sineMelek Kobra: Hat›rat›m maya uyarlad›¤› filmi 2009 y›l›nda Everest Yay›nlar›, gösterime girdikten sonra, ilk olarak May›s 2006, 179 s, 1937’de Tan gazetesinde tefrika edilen ve 1946’da kitap olarak yay›mlaGökhan Akçura nan roman dikkatleri tekrar üzerine Aile Boyu Sinema çekti. Enis Batur, roman›n O¤lak Ya(Iv›r-Z›v›r Tarihi - 7) y›nlar›’ndan ç›kan üçüncü bask›s› ‹thaki Yay›nlar›, için yazd›¤› önsözde “K›skanmak, Kas›m 2004, 371 s gövdesi kadar gölgesiyle, k›sacas› gizilgücüyle de çarpan, ak›nt›s›na çeMine Sö¤üt ken bir roman. Tutkunun negatif Adalet Cimcoz: çehresi üzerine kanl› bir divertimenBir Yaflamöyküsü to. ‹nsan›n içinde onu bugün, yeniDenemesi den, derinlemesine bir yaz› alan› açaYap› Kredi Yay›nlar›, rak yazma iste¤i, olmad› kamera bafl›A¤ustos 2000, 236 s. na geçme iste¤i uyand›r›yor. Baz› romanlar böyledir” diyor. Enis BaNahid S›rr› Örik tur’un bahsetti¤i kamera bafl›na geçK›skanmak me iste¤ine Zeki Demirkubuz karfl› O¤lak Yay›nlar›, duramam›fl gibi görünüyor. Baz› yöMart 1994, 248 s. netmenler böyledir…

de¤inilen kitaplar

12

ocak 2010

ocak 2010

13

AGOS kirk

Kitaplar›n dünyas›nda ‘gerçekli¤in sinemas›’
BAHR‹YE KABADAYI
erçekli¤in sinemas›’ ifadesiyle kastedilen, sanat ve bilimin yollar›n›n kesiflti¤i yerde beliren Belgesel Sinema’d›r. Ortaya ç›k›fl›ndan bu yana farkl› sinemac›lar taraf›ndan yap›lm›fl onlarca tan›m› içinde Belgesel Sinema ile en çok iliflkilendirilen kelime ‘gerçeklik’ olmufltur. Farkl› sanat alanlar›n›n bir birleflimi olan ‘sinema’ eserlerinin ilkleri belgesel sinema alan› içinde de¤erlendirilir. Avrupa ülkelerinde ve ABD’de 1900’lerin bafl›ndan bugüne kadar Belgesel sinema hem devlet hem çeflitli özel kurum ve kurulufllar taraf›ndan desteklenen bir alan olarak, prati¤i ve kuramsal birikimi ile giderek geliflmifl, belgesel sineman›n henüz geliflmekte oldu¤u ülkelerin sinemac›lar›n› destekler konuma gelmifltir. Türkiye’de ise belgesel sinema tarihinin, kilometre tafllar›n› oluflturan belli yönetmen ve filmler d›fl›nda esasen son 10-15 y›l içinde hareketlendi¤i söylenebilir. 1997’de kurulan Belgesel Sinemac›lar Birli¤i’nin (BSB) bu noktadaki rolü yads›namaz. BSB taraf›ndan geçti¤imiz ay 12.’si düzenlenen Uluslararas› 1001 Belgesel Film Festivali kapsam›ndaki önemli etkinliklerden biri de, ‘Bir Sanat Formu Olarak Belgesel Sinema’ temas›n›n ele al›nd›¤› Belgesel Sinemac›lar 9. Konferans›’yd› (12-13 Aral›k 2009, Galatasaray Üniv.) Konferansta sunulan bildirilerin BSB taraf›ndan bir kitaba dönüfltürülecek olmas›, hem belgesel sinema alan›nda kendisini kuramsal aç›dan gelifltirmek isteyenlere k›sa bir rehber oluflturmak, hem de bu alan üzerine akademik çal›flmalar yapan hocalar›n önerdikleri okuma listelerini derleyerek yay›nevlerine ça¤r›da bulunmak amac› ile kaleme al›nan bu yaz› aç›s›ndan çok önemli. Burada, çeflitli üniversitelerde belgesel sinema alan›nda de¤erli çal›flmalar yürüten akademisyenlerin tümünün okuma listelerini ele almak mümkün olamayaca¤›ndan, ancak, bu listelerde öne ç›kan baz› kitaplara yer verilebilecek. Belgesel sinema kuram›n› güçlendirmek için, genel anlamda ilgili sanat ve bilim dallar›, özelde ise sinema ile ilgili yay›nlar› takip etmek gerekti¤i de aç›k

Çevrilmeyi bekleyen önemli birkaç kitap daha…
New Challenges for Documentary [Belgeselde Yeni Sorunlar] (A. Rosenthal ve J. Corner, 2005) Hem belgesel film e¤itiminde önemli bir dürtüye yol açan hem de film yap›m›na elefltirel bak›fl için cesaret veren 1988’deki ilk bask›s›n›n ard›ndan bu ikinci bask›da akademisyenlerle film yapanlar yeni ortakl›klar etraf›nda bir araya geliyor ve bir yandan belgesel yap›m›n kendisi bir yandan da onu tart›flma yollar› yans›t›l›yor. Imagining Reality [Gerçekli¤in Tahayyülü] (ed. Mark Cousins ve Kevin MacDonald, 2005) Vertov, Flaherty, Ophuls, Marker, Kieslowski, Lanzman ve Broomfield gibi belgeselcilerin yaz›lar›n› bir araya getiren kitap, belgesel sinemay› güçlü, tart›flmal›, deneysel ve e¤lendirici bir form olarak tarif ediyor. A New History of Documentary Film [Belgesel Filmin Yeni Tarihi] (Jack C.Ellis, 2005) Bütünlüklü bir belgesel sinema tarihi. Kitap özellikle ABD, ‹ngiltere ve Kanada üzerinden belgesel formunun köklerine ve geliflimine odaklan›yor. Her bölümün sonunda, ele al›nan dönemde yap›lm›fl önemli belge-

‘G

elbette – görsel ve iflitsel anlat›m teknikleri, antropoloji, sosyal bilimler, tarih / sözlü tarih, kültürel miras alan›, klasik-modernpostmodern sanat ak›mlar›, resim, müzik, edebiyat, tiyatro, foto¤raf, grafik…

Okuma listelerinde belgesel sinema kitaplar›
Uzun y›llar Anadolu Üniversitesi’nde belgesel sinema dersleri veren ve flu anda ayn› üniversitede rektör yard›mc›l›¤› görevini yürüten Prof. Dr. Nazmi Ulutak’tan bafllayal›m. Ulutak’›n okuma listesinde flu kitaplar bulunuyor: Belgesel Sinema (Paul Rotha, çev. ‹. fiener, ‹zdüflüm Yay., 2000), Grierson on Documentary (Grierson’dan Belgesel Üzerine; ed. F. Hardy, 1979), Directing the Documentary (Belgesel Yönetmenli¤i; Michael Rabiger, 1987), The Technique of Documentary Film Production (Belgesel Film Üretiminin Tekni¤i; W. H. Baddeley, 1970), Robert J. Flaherty ve Kuzeyli Nanook (N. Ulutak, Anadolu Üniv. Yay., 2003), Introduction to Documentary (Belgesele Girifl; Bill Nichols, 2001), Documentary (Belgesel; Erik Barnouw, 1983) ve Documentary Film Classics (Belgesel Film Klasikleri; William Rothman, 1997). Belgesel film de üreten Ulutak, Robert J. Flaherty ve Kuzeyli Nanook adl› kitab›nda ilk belgesellerden ‘Kuzeyli Nanook’u kare kare çözümlerken, belgesel filmi oluflturan ö¤elerin ‘gerçekli¤i’ de¤ifltiren ve dönüfltüren yans›malar›n› farketmek okuyan› keyifli bir keflif yolculu¤una ç›kar›yor. Listedeki di¤er önemli kitaplar ise –Paul Rotha hariç– Türkçeye çevrilmeyi bekliyor. Michael Rabiger’in, hikâye anlat›c›s› olarak belgesel sinemac›n›n-yönetmeninin kendi iç dünyas›n›n, bir belgeseli ortaya ç›karmada ne kadar önemli oldu¤una vurgu yapt›¤› ve ‘esinlenme’ örneklerini gündelik hayat›n içinden verdi¤i Directing the Documentary adl› kitab› üst s›ralarda. Bir yandan belgesel film yapmaya devam ederken, bir yandan da Marmara Üniversitesi’nde bu alanda ders veren Enis R›za’n›n yararland›¤› kitaplar aras›nda ise, Ulutak’›n listesindeki ço¤u kitaba ek olarak, görsel sanatlar aç›s›ndan baflyap›t niteli¤indeki Görme Biçimleri (John Berger, çev. Y. Salman, Metis Yay.), Sinema Dersleri (S. Eisenstein, çev. Engin Ayça, Agora Yay.), Joris Ivens and the Documentary Context (Joris Ivens ve Belgesel Ba¤lam; ed. Kees Bakker), Sinema ve Tarih (Marc Ferro), Göz K›rparken (W. Murch, çev. ‹. Canikligil, Bilgi Üniv. Yay., 2007), Sanat Olarak Sinema (Rudolf Arn-

heim), Gerçe¤i Aray›fl (Michael Tobias) adl› kitaplar› ve ‘Belgesel Sinema’ dergileri (BSB, 3 say›) yer al›yor. Enis R›za’n›n Türkçeye çevrilmesini bekledi¤i baflucu kitaplar› aras›nda, Documenting the Documentary - Close: Readings of Documentary Film and Video (Belgeseli Belgelemek: Belgesel Film ve Video Okumalar›; der. B. K. Grant ve J. Sloniowski, 1998) ve NonFiction Film: A Critical History (R. M. Barsam) var. Enis R›za’n›n, hem kuramsal bir bak›fl aç›s›yla hem kendi deneyimlerinden yola ç›karak kaleme ald›¤› Belgesel Sinema kitab› ise bask›ya haz›rlan›yor. Bo¤aziçi Üniversitesi’nde sinema dersleri veren ve belgesel filmler üreten Can Candan’›n okuma listesinin bafl›nda Bill Nichols’›n Introduction to Documentary kitab› geliyor. Nichols, kitab›n› 8 soru ile bölümlere ay›rm›fl: Neden belgesel filmin merkezinde etik meseleler durmaktad›r? Belgeselleri di¤er film türlerinden ay›ran özellikler nelerdir? Belgesel filmleri özgün k›lan nedir? Belgeseller neleri konu al›r? Belgesel film yap›m› ne zaman bafllad›? Belgesel türleri nelerdir? Belgesel filmler toplumsal ve politik konular› nas›l ele al›rlar? Belgesel sinema hakk›nda etkin bir yaz›m tekni¤ini nas›l gelifltirebiliriz? Bill Nichols’tan bahsederken, Representing Reality: Issues and Concepts in Documentary (Gerçe¤i Temsil Etmek: Belgeselde Meseleler ve Kavramlar, 1992) kitab›n› da anmal›y›z. Can Candan’›n listesindeki bir di¤er kitap, hem film çal›flmalar›na girifl, hem de pratik bir yazma rehberi niteli¤indeki A Short Guide to Writing About Film (Timothy Corrigan, 2009). Robert C. Allen ve Douglas Gomery imzal› Film History: Theory and Practice (1985) tarihin filmlerini yapmak konusuna yo¤unlafl›yor. Candan’›n Türkçedeki kaynaklar› aras›nda Burçak Evren’in Türk Sinemas›n›n Do¤um Günü: Bir Savafl, Bir An›t, Bir Film (Antrakt Sinema Kitaplar›, 2003), Berrin Avc›’n›n Belgesel Sinemac› Yönüyle Eyübo¤lu (Anadolu Üniv. Yay., 1999) adl› kitaplar› ve ‘Belgesel Sinema’ dergileri yer al›yor. Erik Barnouw’un Documentary: A History of the Non-fiction Film adl› kitab›, Can Candan’›n ve Ahmet Gürata’n›n okuma lis-

telerinin ortak kitaplar›ndan. Gazi ve Bilkent üniversitelerinde ders veren Gürata, bu kitap için “Bir klasi¤in bütün özelliklerini tafl›yor: anlafl›l›r, pratik ve vazgeçilmez” diyor. Son zamanlarda okuyup keyif ald›¤› bir baflka kitap Michael Chanan’›n The Politics of Documentary adl› eseri (BFI, 2007). Ahmet Gürata’n›n derslerinde yararland›¤› kaynaklar›n bafl›nda da, BSB’nin ‘Belgesel Sinema’ dergileri geliyor. Gürata, Bilgin Adal›’n›n 1986’da Hil Yay›nlar›’ndan ç›kan Belgesel Sinema kitab›n›n kapsaml› bir yeni bask›s›na ihtiyaç duyuyor. Nazmi Ulutak’›n Robert J. Flaherty ve Kuzeyli Nanook, Berrin Avc› Çölgeçen’in Yaflam› ve Belgeselleriyle Suha Ar›n (Tablet Kitabevi, 2006) ve ‹lker Canikligil’in Dijital Video ile Sinema (Pusula Yay., 2007) bafll›kl› çal›flmalar›, Gürata’n›n ö¤rencilerine önerdi¤i di¤er Türkçe kaynaklar.

sellerin listesi bulunuyor. Documentary Storytelling for Video and Filmmakers [Video ve Film Yapanlar ‹çin Belgesel Hikâye Anlat›m›] (Sheila Curan Bernard, 2004) Bir belgesel film nas›l çekilir sorusundan hareket ederek, temel çizgileriyle filmin ortaya ç›k›fl aflamalar› aktar›l›yor. Özellikle ö¤renciler ve ilk filmini yapacaklar için tavsiye ediliyor. Un siècle de documentaires français [Frans›z Belgesellerinin Yüz Y›l›] (Guy Gauthier, 2004) Le Documentaire: un autre Cinéma [Belgesel: Bir Baflka Sinema] (Guy Gauthier, 2003) Cine-Ethnography: Visible Evidence [SineEtnografi: Görünür Kan›t] (Jean Rouch ve Steven Feld, 2003)

Cinema Without Borders: The Films of Joris Ivens [S›n›r Tan›mayan Sinema: Joris Ivens’in Filmleri] (ed. André Stufkens, 2002) Hollanda Kültür Fonu ve D›fliflleri Bakanl›¤›’n›n katk›lar›yla Avrupa Joris Ivens Vakf› taraf›ndan yay›mlanan kitap, Kuzey Amerika turu eflli¤inde bir katalog niteli¤inde. Picturing Culture: Explorations of Film and Anthropology [Kültürü Resmetmek: Film ve Antropoloji] (Jay Ruby, 2000) Rethinking Visual Anthropology [Görsel Antropolojiyi Yeniden Düflünmek] (Marcus Banks ve Howard Morphy, 1999) Transcultural Cinema [Kültürleraras› Sinema] (David MacDougall ve Lucien Taylor, 1998)

Time in the Cinema of Jean Rouch [Jean Rouch Sinemas›nda Zaman] (Christopher W. Thompson, 1995) The Cinematic Griot: The Ethnography of Jean Rouch [Sinema Ozan›: Jean Rouch’un Etnografisi] (Paul Stoller, 1992)

Pelikülde zaman›n ve mekân›n izlerini sürerken
H. AHSEN AKDAL
Tül Akbal Süalp, Zamanmekân’da modernizm-postmodernizm tart›flmalar›ndan Üçüncü Dünya Sinemas›’na, popüler kültürden ideoloji alan›na ve temsil iliflkilerine kadar çok genifl bir kuramsal alan› sinemayla buluflturmay› baflar›yor
“Zamanmekân (kronotop)... Bakhtin bu terimi zamansal ve mekânsal iliflkilerin içsel olarak birbirlerine ba¤l› olduklar›n› ve bu iliflkinin edebiyatta sanatsal olarak ifade edildi¤ini anlatmak için kulland›¤›n› söyler.” (s. 61)

Belgesel Sinemac›lar Birli¤i Yay›nlar›
BSB’nin, Türkiye Belgesel Sinemas›’n›n haf›zas›n› yaz›ya dökmeye, akademik ve kuramsal çal›flmalara kaynakl›k etme, pratik sinema deneyimini teorik birikimle besleme amac›yla yay›mlad›¤› kitap ve dergiler bu alanda önemli bir boflluk doldurdu. Belgesel sinemac›lar, 1997 y›l›nda ‹stanbul’da bir araya gelmifller; toplumsal haf›za boflluklar›n› doldurmak ve kültürel süreklili¤i sa¤lamak üzere oluflturduklar› platformda belgesel sinemaya dair düflüncelerini bir konferans ile paylaflm›fllard›. Bu ilk konferansta sunulan bildiriler BSB’nin ilk kitab›n› oluflturdu. Ard›ndan, belgesel film yap›m›n›n kuramsal altyap›s›n› oluflturmaya yönelik çal›flmalar sürdü. 2003’te ç›kar›lan ‘Belgesel Sinema’ dergisi hem içeri¤i hem de tasar›m›yla ilgi gördü. Sadece 3 say› ç›kabilen dergi, bugün hâlâ baflvuru kayna¤› olma niteli¤ini koruyor. BSB 2007 ve 2008’de yay›mlad›¤› kitaplar, 1999-2005 y›llar› aras›nda yap›lan konferanslarda sunulan baz› bildirileri içeriyor. BSB, geçti¤imiz ay yap›lan konferans›n bildirilerini de, ‘Bir Sanat Formu Olarak Belgesel Sinema’ temal› bir kitaba dönüfltürecek. Hollanda, Danimarka, Fransa, Almanya, ‹sveç ve Portekiz gibi ülkelerde faaliyet gösteren belgesel sinemac› ba¤›ms›z kurumlar›n ç›kard›¤› yay›nlar da bu alanda oldukça önemli.
ocak 2010

‘Zamanmekân’, Tül Akbal Süalp’in ayn› isimli kitab›ndaki makalelerden biri ayn› zamanda. Kitap büyük ölçüde, yazar›n daha önce yazd›¤› makalelerin geniflletilerek bir araya getirilmesinden olufluyor. Dolay›s›yla, 1995’ten 2004’e uzanan, uzun bir dönemin araflt›rmalar›n›n ve tart›flmalar›n›n yukar›da al›nt›lanan tan›m›n ›fl›¤›nda, bir temsil arac› olarak sineman›n zaman ve mekânla iliflkilerini araflt›r›yor. Toplumsallaflm›fl zaman›n, bir di¤er deyiflle tarihin izleri mekânda sürülebilir. Mekân ise her türlü temsil biçiminin (kitap aç›s›ndan bakarsak sineman›n) zeminini oluflturur:
“[H]er söz, yaz›l› ve sözlü bütün kültürel üretim biçimleri, edebiyattan bilimsel yaz›lara kadar bütün metinler, yaz›ld›klar›, söylendikleri, gösterildikleri zamanmekân› hem temsil ederler, hem de kendileri temsilin nesnesi olarak hizmet eder.” (s. 62)

mas›, Yeni Türk Sinemas› ve daha pek çok janr, ak›m ya da dönem, bu perspektifle tart›fl›l›yor kitapta. Örne¤in, I. Dünya Savafl› sonras› Weimar Almanyas›’n›n karmafl›k toplumsal ve siyasal atmosferinde D›flavurumcu Sinema nas›l do¤mufltur? Yine bir savafl›n, II. Dünya Savafl›’n›n ard›ndan, ABD topraklar›nda, Weimar Sinemas›’na benzerlikleri ve farkl›l›klar›yla kara-film türü nas›l boy göstermifltir? Bu sorulardan bafllayan bir yolculuk, TürZ. Tül Akbal Süalp Zamanmekân: Kuram ve Sinema kiye’deki sineman›n, zamanBa¤lam Yay., Haziran 2004, 377 s. sal-mekânsal ba¤lam› içinde “kara-film ikliminin içinden ürünü. Süalp, geçerken” kavufltu¤u anlat›ma uzan›yor:
“Türkiye Sinemas›’n›n özellikle son yirmi y›l›na bakt›¤›m›zda ise, hem d›flavurumcu esteti¤in a¤›r bast›¤›, elefltirel ya da muhalif bir bak›fl içinden toplumsal iliflkilerimizle beraber dönüflmekte olan mekân›n yüzlerinin bir anlat›c› olarak filmin anlat›m katmanlar›nda bask›n bir özellik kazand›¤› filmlerin oldu¤unu görebiliriz.” (s. 151)

lerini bile hat›rlayamayaca¤› iliflkilerin içinde eriyip, buharlafl›yor. Hat›ralar siliniyor, beynin k›vr›mlar› düzleflmeye bafll›yor, televizyonun uçuflan görüntüsü, hiçlik mant›¤› yaflam deneyimlerinin yerini al›yor.” (s. 83)

Bu ikili iliflki, tüm filmleri ama özellikle de çoklu okumalara aç›k filmleri üretildikleri ve konu edindikleri zamanlara ve mekânlara aç›lan birer pencere haline getirir. Kara-film, bilimkurgu sinemas›, Frans›z Yeni Dalga Sineocak 2010

Süalp, çok katmanl› tart›flmalar› ve tezleri birbirinin içine do¤ru aç›lan sorularla yürütüyor kitab›nda. Simülasyonun gerçe¤in yerini ald›¤› bir ça¤da televizyonun, internetin ve di¤er multimedya araçlar›n›n toplumsal alan› kaplad›¤› yerde “alt s›n›flar için bütün yaflam, deneyim ve üretim alanlar› tek bir fleyle ikame edilebiliyor: televizyon” diyor ve ekliyor:
“‹nsanlar, kendini yenilemek flöyle dursun, daha önceki üretim deneyim-

Ya da, her fleyi ayn›laflt›ran küreselleflmenin gölgesinde, kentlerin haritalar›n›n ve bilincimizdeki haritalar›n nas›l de¤iflti¤ini anlat›yor. Buradan yola ç›karak “Bir temsil arac› olarak sinema kimin diliyle konuflur?” diye soruyor. Haritalar de¤iflti¤inde, mekân›n yeni hiyerarflisinde en altta kalanlar kendi adlar›na konuflabilirler mi? Ya da sinema onlar ad›na konuflabilir mi? ‘Bizim’ sinemam›z ‘onlar’ ad›na, ezilen ve ötekilefltirilenler ad›na konuflabilir mi? Bu co¤rafya aç›s›ndan bak›l›rsa, ‹stanbul’un ve Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca ve özellikle son 30 y›lda, mekânsal (topografik) ve demografik olarak geçirdi¤i de¤iflim, Türkiye’nin yak›n tarihindeki tüm ac› deneyimlerin izlerini bar›nd›r›yor. Kitap, “Mekânda geçmiflin, sinemada da mekân›n izleri sürülebilir” diyor... Temsil araçlar›n›n konufltu¤u dilin ve kulland›¤› imgelerin kimin bak›fl›n› yans›tt›¤› meselesi, kitab›n birbirinin içine aç›lan tart›flmalar›n›n çekirde¤ini oluflturuyor belki de. Bilgi üretim süreçleri nelere ba¤l›d›r? ‹deolojik olmayan bilgi var olabilir mi? Buradan hareketle, bilginin üretim süreçlerinden ba¤›ms›z bir temsil etme biçimi düflünülebilir mi? Tüm okuma süreci boyunca bu ve benzeri pek çok soruyu hem soruyor, hem de okuyucuyu sorgulamaya zorlayan kitap, modernizm-postmodernizm tart›flmalar›ndan Üçüncü Dünya Sinemas›’na, popüler kültürden ideoloji alan›na ve temsil iliflkilerine kadar çok genifl bir kuramsal alan› sinemayla buluflturmay› baflar›yor.

Sinematek’in öyküsü
Hakk› Baflgüney’in, temelleri 1965’te at›lan ve varl›¤›n› 12 Eylül askeri darbesine kadar sürdüren Sinematek Derne¤i’ni konu alan çal›flmas›, geçti¤imiz günlerde Libra Kitap taraf›ndan yay›mland›. Baflgüney, Bo¤aziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’ne 2007’de sundu¤u yüksek lisans tezinin kitaplaflt›r›lm›fl hali olan çal›flmas›n›n amac›n›, Türkiye’de sineman›n tarihine iliflkin incelemelerde yeterince yer verilmeyen Sinematek Derne¤i’ne “Türk sinema tarihi içerisinde bir yer açmak” ve “bu dernek üzerinden 1960 ve 1970’ler Türkiyesi’nin sanatsal ve entelektüel ortamlar›n›n bütünü için bir kap› aralamak” olarak tan›ml›yor. Baflgüney’in, derne¤in kurucular› aras›nda yer alan ve on y›ldan uzun bir süre yöneticili¤ini yapan, 11 Ocak 1995’te ‹stanbul’da düzenlenen bir bombal› sald›r› sonucunda yitirdi¤imiz Onat Kutlar’a ithaf etti¤i kitap, ‘1960-1970 Aras›nda Politik Koflullar›n Kültürel ve Sanatsal Gündem Üzerindeki Etkileri’, ‘Tarihsel ve Sosyal Ba¤lam ‹çerisinde Derne¤in Geliflimi ve Genel Sanatsal Program›’, ‘Sinema Gruplar› ve Sinema Tart›flmalar›’, ‘Sinema Tart›flmalar›n›n Gelifliminde Bafll›ca ‹kilikler’ ve ‘Sinema ve Devrim’ bafll›kl› bölümlerden olufluyor. Hakk› Baflgüney Türk Sinematek Derne¤i: Türkiye’de Sinema ve Politik Tart›flma Libra Kitap, Ocak 2010, 197 s.
AGOS kirk

AGOS kitap

14

15

Reha Erdem sinemas› üzerine bir kitap: Aflk ve ‹syan

“Umut doluyum ve yaralar içindeyim”
NECLA ALGAN
nkara Sinema Derne¤i’nin düzenledi¤i 15. Gezici Festival için haz›rlanan Reha Erdem Sinemas›: Aflk ve ‹syan adl› kitap geçti¤imiz günlerde yay›mland›. Kitapta yer alan sekiz yaz›da, Reha Erdem’in sinemas› detayl› ve incelikli bir analizden geçiriliyor. Ayr›ca kitab›n sonunda Erdem’le yap›lan söyleflilerden bir derleme ve Erdem’in kaleme ald›¤› bir deneme var. Reha Erdem, ilk filmi A Ay’dan son filmi Kosmos’a kadar tüm filmlerinde temalar› ve sinema diliyle farkl› bir estetik yaratma baflar›s›n› göstermifl bir yönetmen. Kendisinin de söyleflilerinde ›srarl› bir biçimde belirtti¤i gibi, sinema anlay›fl›n› ve kendi sinemas›n› ‘gerçekçi’ gelene¤in d›fl›nda konumland›r›yor. fiöyle diyor bu konuda: “Gerçekçili¤i ilginç bulmuyorum… Ben daha çok anlam aramak/anlam yaratmak peflindeyim. ‘Gerçe¤in kendisini yakalad›m’ iddias›n›n bir anlam yerine sadece hikâye üretebildi¤ine inan›yorum.” Nitekim kitab›n tüm yazarlar› da, Reha Erdem’in, sineman›n kurgu, ses, görüntü gibi ana unsurlar›n› nas›l kendine özgü bir anlay›flla biçimlendirdi¤ini irdeliyorlar. F›rat Yücel, kitab›n önsözünde gerçekçilik meselesine vurgu yap›yor ve “Reha Erdem filmlerinin ‘yaflam›n do¤al halini’ yans›tt›¤› varsay›lan filmlere hiç benzemedi¤ini, bu filmlerin fark›n›n gerçek yaflama benzemekle birlikte asl›nda gerçek yaflam›n hayalleri, arzular› da içinde alan daha genifl kapsaml› bir anlatma tarz› oldu¤unu” belirtiyor. Yücel’e göre, bu filmler, hayat› al›flk›n olmad›¤›m›z biçimde görme arzusu uyand›r›yor; Erdem’in anlam yaratmak aray›fl›na paralel olarak hayatlar üzerine de¤il ‘hayat’ üzerine düflünmeye yönlendiriyor.

Refik Halid Karay’la yeniden buluflmak
AYfiEGÜL YAZICIO⁄LU

A

Reha Erdem sinemas› üzerine analizler
Kitapta yer alan makalelerin yazarlar›, Erdem’in filmografisi üzerine etrafl›ca düflünüp ayr›nt›l› ve derinlikli analizler yapm›fllar. Bu yaz›lar, okuru Reha Erdem’in sinemas› üzerine derinlikli düflünmeye yönlendirirken, sinema sanat› üzerine bir yeniden de¤erlendirme imkân› da sunuyor. Burak Acar, ‘Her fiey Niye Yok’ bafll›kl› yaz›s›nda, Reha Erdem sinemas›nda kurgunun önemini vurgulayarak, yönetmenin, kurguyu filmin biçemini infla eden bir ‘organon’ olarak kulland›¤›n›, kurguya ham ve müdahalesiz bir yaflam gerçe¤ini bozmak, ona yeni anlam katmanlar› sa¤lamak ve filmin duygusunun gerektirdi¤i ritmi oluflturmak gibi önemli ifllevler yükledi¤ini belirtiyor. Ayn› biçimde müzik de filmin fonunu oluflturmaktan ziyade anlam katman› oluflturmak için bir araçt›r Erdem filmlerinde. Erdem’in tüm filmlerinde görülen ortak tema, psikanalizin temel tezlerine uygun olaAGOS kitap

rak, ebeveynlerin ete¤i dibinde büyüyen çocuklar›n yetiflme süreci, kendileri olma süreci içinde yaflad›klar› sanc›lard›r yazara göre. Erdem’in film kahramanlar›n›n büyümeye karfl› gösterdikleri direnç ve insan olmak yönündeki isteksizlikleriyle, iki atefl aras›nda kalm›fl olduklar›n› vurgulayan Gülengül Alt›ntafl ise, yaz›s›nda, bu durumu, Freud’un vurgulad›¤› flekliyle, bireyin mutlulu¤u ile toplumun düzeni aras›ndaki çat›flmaya ba¤l›yor, ancak Erdem’in ergenlik halinin s›k›nt›s›n› ne yüceltti¤ini ne de olumsuzlad›¤›n›, belki hayat boyu korunmas› gereken bir duyarl›l›k olarak önerdi¤ini de ekliyor. Erdem’in mekân› da (özellikle ‹stanbul’u) Foucault’nun tabiriyle bir ‘heterotopia’ yani tamamlanmam›fl, de¤iflime aç›k bir hayal alan› olarak kulland›¤›n› belirtiyor. Yazara göre, Erdem’in filmleri, s›k›flm›fll›klar içerisinde gerçek, ahlak, zaman, insan ve düzen ve kaosun s›nand›¤› bir aland›r. Erdem’in, gündeli¤i fantastik olana yaklaflt›ran bir üslubu oldu¤unu ve filmlerinin gerçeklikten kaçt›¤› yerlerde çözümlenmesi gerekti¤ini savunan Senem Aytaç’a göre, Erdem’in filmlerindeki en belirgin his, gerçekli¤in sanki bir an için y›k›labilir olma halidir. Mekân olarak a¤›rl›kla ‹stanbul’un seçildi¤i Erdem filmlerinde tan›d›k mekânlar gerçek d›fl›l›¤a do¤ru itilir; kahramanlar da gündelik gerçeklikten kaç›p bir hayale s›¤›nmaya çal›flan, büyümeye direnen kiflilerdir. Asl› Tuncer Özgen ise, Erdem’in filmlerinde beden ile egemen kültürün kodlar› aras›ndaki gerilime dikkat çekiyor. Özellikle erkek egemen kodlarla, anlamlarla, göstergelerle s›n›rlanan düflünce sistemimiz, Reha Erdem sinemas›n›n elefltirel bak›fl›na konu oluyor. Özgen, Erdem’in karakterlerinin büyüyerek yetiflkinlerin dayatt›¤› kodlara s›k›fl›p kalmaktansa onlara karfl›n çocuk kalmay› ye¤lediklerini belirtiyor. Öte yandan, bedenle birlikte büyümeye zorlad›¤› için zaman da sorunsallafl›yor Reha Erdem sinemas›nda. Tuncer’e göre, çocukluktan yetiflkinli¤e geçerken erkek egemen kodlara uymaya zorlanan kad›nlar ve erkekler, Reha Erdem sinemas›n›n film kahramanlar›n›n ortak özelli¤idir. Engin Ertan, ‘Büyüyememifller ve Büyümeye Çal›flanlar’ bafll›kl› yaz›s›nda Erdem’in filmlerindeki tematik ve estetik bütünlü¤e dikkat çeken ve bu bütünlü¤ü oluflturan unsurlar› inceliyor. Ertan’a göre, Erdem filmlerinin merkez noktas›n›, mekânsal ve zamansal olarak ayn› noktaya tak›l› olma hali ve bu durumla iliflkili olarak kahramanlar›n büyüyememesi oluflturuyor. Bu filmlerde do¤um ve ölüm aras›ndaki çizgide hayat›n ve insan olma halinin hemen her evresine tan›kl›k etmek mümkündür. Dolay›s›yla, var olma ve insan olma halinin sürekli bir biçimde sorgulanmas›na tan›k oluruz Erdem filmlerinde.

Ayla Kanbur’un yaz›s›, ‘Yaralar›yla Büyüyen ‹nsan Ruhu’ bafll›¤›n› tafl›yor; Kanbur, Erdem’in film kahramanlar›n›n, toplumsallaflma aflamas›nda ve dünyaya kat›lma dönemecindeki ergenler olarak hâkim de¤erlere eklemlenme sürecindeki sanc›lar› tafl›d›klar›n› vurguluyor. Bu karakterler toplumsal varolufl biçimlerinin genellemeleri olarak okunabilecek flekilde konumland›r›l›rlar. Mekân, belli durumlar›n gerçekleflebilece¤i soyutlamalar olarak vard›r Erdem’in filmlerinde. Ses, mekân›n imgelemsel dünyas›n› geniflleterek o mekân› çevreleyen daha genifl bir resimle iliflki kurmak amac›yla kullan›l›r; zaman da benzer biçimde net ve kesin anlamlar kurmam›z› engelleyecek flekilde, soyutlama olarak yer al›r. Öte yandan, toplumsal sistemin bütün bask› ve fliddetine maruz kalan bir somutluk olarak beden de bir çat›flma alan› olarak Reha Erdem’in temalar›ndan birini oluflturmaktad›r Kanbur’a göre. fienay Aydemir de, Reha Erdem’in kahramanlar›n›n durumunu aç›klamak için kulland›¤› ‘aflks›zl›k’ tan›mlamas›n›n onun filmlerinin genel karakterini önemli ölçüde belirledi¤ini savunuyor. Aydemir’e göre bu film-

Türkiye edebiyat›n›n temel tafllar›ndan, keskin muhalif Refik Halid’in eserlerinin yeniden bas›lmas› heyecan verici olsa da, yeni bas›mlarda orijinal Osmanl›ca metinlerin de¤il Latin harfleriyle yap›lan sonraki bas›mlar esas al›narak, y›llar önce yap›lan sansürün korunmas› düflündürücü.
F›rat Yücel (ed.) Reha Erdem Sinemas›: Aflk ve ‹syan Çitlembik Yay›nlar›, Aral›k 2009, 191 s.
ler, kente, zamana, do¤aya, büyümenin s›k›nt›lar›na odaklan›r ama asla aflka odaklanmaz. Bu filmlerin karakterleri çocukken aflk› bulamam›fl kiflilerdir ve büyüdüklerinde de aflks›z yaflamaya mahkûmdurlar. Bu ba¤lamda cinsellik de insanlar için önemli bir açmaz olarak sunulur bu filmlerde.

“T

Reha Erdem sinemaya ve dünyaya bak›fl›n› anlat›yor
Kitab›n son bölümünde Reha Erdem’le yap›lan bir söylefli ve yönetmenin kendi kaleminden bir deneme yer al›yor. Söyleflide, Erdem, sinemaya bafllad›¤› ilk y›llardan itibaren gerçekçi ekole kendini yak›n hissedemedi¤ini, buna karfl›n sinemada onu plastik anlat›m›n cezbetti¤ini, Türkiye ve dünya sinemas›ndan bu tür örneklerin onu sinemaya ba¤lad›¤›n› anlat›yor. Erdem, gerçekle olan iliflkisini flöyle tan›ml›yor: “Hayat›n içinde, tam burada, hemen arkam›zdaki sokakta flu oldu’ diyen filmleri sevmiyorum. Gerçek olan, ama gerçekçilikle kendi üretti¤i anlam›yla iliflki kurabilen bir sineman›n peflindeyim ve böyle filmleri seviyorum.” Erdem, güzel görüntü peflinde olmad›¤›n›, baflka bir rüya âleminin, masal âleminin peflinde oldu¤unu, zamana tak›lma, gezegeni hissettirme gibi amaçlar› oldu¤unu söylüyor. “Ben bütün filmlerimin politik oldu¤unu, isyan filmleri oldu¤unu düflünüyorum. En büyük isyan babaya kafa tutmak” diyen ve bu anlamda bütün filmlerinin isyankâr oldu¤unu söyleyen Erdem, politik olman›n, karfl› ç›kmak, düflündürmek ve var olan› sorgulamak oldu¤unu savunuyor. Kitap, Reha Erdem’in yazd›¤›, fliirsel bir denemeyle son buluyor. Do¤rusu, yaz›nsal yetene¤i de hayranl›k verici Erdem’in. Son olarak, bu sat›rlar›n yazar›n› fazlas›yla ilgilendiren, ona fazlas›yla ac› veren, Erdem’in Kosmos filminin çekimi s›ras›nda gözlemledi¤i, mezbahadaki hayvanlar üzerine söylediklerine vurgu yapmak isterim: “Orada gördü¤üm fley fluydu: Gözler. Daha korkunç bir fley olamaz… Titriyorlar böyle. Bunu biz bilmiyoruz. Bilmedi¤imiz bir sürü fley var hemen yan›bafl›m›zda. Bu bizim hepimizin ikiyüzlülü¤ü…” Reha Erdem’in, söyleflilerinde ve filmlerinde hep flu sorular› sormas› bofluna de¤il: “‹nsan nedir ki?”, “Sonuçta yapt›¤›m›z nedir ki?... Hayat nedir ki?...”
ocak 2010

ürbe [mürdüm] eriklerinin en güzel yerleri ne kabuklar›ndaki atefl ne taam›ndaki lezzettir; etinin rengindeki güzelli¤i ve difle ne pek eriyici ne pek sert olmadan, kâfi derecede dokunuflu hakikaten emsalsizdir.” (Ago Pafla’n›n Hat›rat›, s. 40) Türkçeyi böyle zengin kullanan ve muhalefeti son derece keskin olan bir yazar üzerine yazmak büyük bir sorumluluk. Refik Halid Karay, siyasi tutumu nedeniyle derinlere gömülmek istense de, yetene¤i ile hep su yüzüne ç›km›flt›r. Bugün de, ‹nk›lâp Kitapevi’nin yeniden bast›¤› alt› kitab›yla tekrar karfl›m›za ç›kt›. 1888’de Beylerbeyi’nde do¤an Karay, Maliye Baflveznedar› Mehmed Halid Bey’in o¤ludur. Annesi Nefise Ruhsar Han›m, Tatar Han› giraylar›ndand›r; yazara saray hayat›n›n ayr›nt›lar›n› anlatan kiflidir. Galatasaray Lisesi’nde okurken hocas› ile tart›fl›p okuldan ayr›lmak isteyen Refik Halid, babas›n›n Hukuk Fakültesi’ni kazanma flart›n› yerine getirmeye mecbur kal›r. Hukuku kazanan yazar›m›z, 1908’de II. Meflrutiyet’in ilan› ile kendisini Servet-i Fünun Matbaas›’nda bulur ve Bab-› Ali’den bir daha kopamaz. II. Meflrutiyet’i destekler, ‹ttihad ve Terakki’nin sert ve bask›c› politikalar› nedeniyle k›sa sürede keskin bir muhalife dönüflür. Çeflitli gazetelerde ‘Kirpi’ müstear› ile yaz›lar yazar. Bu yaz›lar›n bir k›sm›, daha sonra Kirpi’nin Dedikleri ismiyle kitaplaflt›r›lm›flt›r. Tam bir saha gazetecisi olan Refik Halid, mahkeme salonlar›na girip ç›kan, elitist gibi görünen haline ra¤men, “sokaktaki insan›n nabz›n› tutan” yaz›lar› ile asl›nda bugünün gazetecileri için bile örnek oluflturuyor. Minelbab ‹lelmihrab (Kap›dan Mihraba) adl› kitab›nda flöyle der: “Talat Pafla, ‘H›rkaya al›flanlar birdenbire frak giyerlerse gülünç olurlar’ dedi¤imin cezas›n› pek tesirli seçmiflti. Zira beni menfaya bu cümlem göndermifl, bu cümlem yüzünden menfam befl sene uzam›flt›.” (s. 62) Yazar›n keskin kaleminin sebep oldu¤u bu sürgün ilk olmayacak, ikincisi daha uzun ve s›k›nt›l› geçecektir. ‹lk sürgününü Çorum, Ankara ve Bilecik’te geçiren Karay, buralarda çok güzel hikâyeler yazar. ‘Boz Eflek’ öyküsü Ziya Gökalp’in ilgisini çekmifl, Gökalp bu öyküyü Talat Pafla’ya okumufltur. Ancak bu güzel hikâye bile sürgünün sonunu getirmez. Refik Halid Karay eflinin rahats›zl›¤› nedeniyle on günlük bir süre için Cemal Pafla’n›n izniyle ‹stanbul’a döner. Bu izin de, ancak Talat Pafla’n›n Brest Litovsk görüflmeleri için Rusya’da oldu¤u s›rada verilmifltir. Sonras›nda Ziya Gökalp’in ve ‘Yeni Mecmua’n›n kanatlar› alt›na giren Refik Halid, sürgün cezas›ndan kurtulur. Yazar›n ‹ttihad ve Terakki karfl›tl›¤› Milli Mücadele döneminde de devam eder. Ankara’ya daima bu ‹ttihadç› karfl›t› gözlüklerinin

ard›ndan bakar ve oradaki geliflmelere itibar etmez. Milli Mücadele döneminde ‹stanbul’da Hürriyet ve ‹tilaf F›rkas›’n›n yeniden kurulufluna katk›da bulunur. Ali Kemal’in Maarif Naz›r› olmas› ile, hükümetin gazetesi say›lan Sabah’›n bafl›na geçer. Ard›ndan, Damat Ferit Pafla hükümetlerinde Posta ve Telgraf Umum Müdürü olur. Refik Halid’in telgraf bafl›nda Mustafa Kemal Pafla ile olan yaz›flmas›, Minelbab ‹lelmihrab’›n heyecanl› sayfalar›n› oluflturur. Yazar, bu görevden ayr›ld›ktan sonra, Sabah Matbaas›’n›n lojistik deste¤i ve Galatasa-

bölümde, onun yurda dönüflü ile ilgili flu anekdotu paylafl›r: Atatürk bir akflam sofras›nda “Çocuklar, bu akflam size tad›na doyum olmaz bir ziyafet-i edebiye çekece¤im” diyerek Refik Halid Karay’›n ‘Deli’ adl› piyesini okur. O akflam Atatürk, dönemin ‹çiflleri Bakan› fiükrü Kaya’ya yazar›n bir an evvel memlekete dönmesini istedi¤ini söyler. Refik Halid, kendisi için haz›rlanan ve tutuklu olarak dönmesini sa¤layacak düzenlemeyi kabul etmez. Sonunda, tüm 150’likler için Meclis’ten bir af yasas› ç›kar ve o da di¤erleri ile Türkiye’ye döner.

ray Lisesi’nden ayr›lmas›na sebep olan hocas›n›n sansürden ald›¤› ‘izin’le, tarihimizin en yetkin siyasi mizah dergilerinden biri olan ‘Aydede’yi ç›kar›r. ‘Aydede’ sadece doksan say› yay›mlanm›fl olsa da, efline az rastlan›r bir dergidir. Gerek yaz›lar›, gerek karikatürleri, gerek mizanpaj› ve sayfa süslemeleri ile son derece ilgi çekicidir. Yay›n hayat›na 2 Ocak 1922’de bafllayan derginin son say›s› 9 Kas›m 1922’de yay›mlan›r. Ali Kemal’in linç edilmesinin ard›ndan Refik Halid Karay da Suriye’ye do¤ru yola ç›kar. K›sa bir süre sonra ilan edilen 150’likler listesinde onun da ad› vard›r. Yurda döndü¤ü 1938 y›l›na kadar Suriye ve Lübnan’da yaflar. Yeni sürgün yerlerinde de hem yaz›lar›na, hem gazete ifllerine devam eder. Hatay meselesinde Türkiye lehine yaz›lar yazar ve bu, Ankara’n›n dikkatini çeker. Yakup Kadri Karaosmano¤lu, Gençlik ve Edebiyat Hat›ralar› isimli kitab›nda, Refik Halid Karay ile ilgili

1965’te hayata veda edene kadar, ‹stanbul’da edebiyat ve bas›nla yaflamay› sürdürür. Türkçeyi en iyi kullanan yazarlardan olan Refik Halid Karay’›n, dil ve kurgu aç›s›ndan en ilgi çekici eserleri, kan›mca mizah yaz›lar›d›r. ‹nk›lâp Kitabevi’nin bu yeni bask›lar› da, yazar›n eserlerindeki çeflniye uyum sa¤l›yor ve hem an›lar›n›, hem romanlar›n›, hem de mizah yaz›lar›n› okuyucuya sunuyor. Bunlar aras›ndaki iki an› kitab› (Minelbab ‹lelmihrab ve Bir Ömür Boyunca) dönemi anlamak isteyenler için çok yararl› kaynaklar. ‹ki kitapta da son derece ak›c› ve nüktedan bir dil kullanan yazar, okuyucuyu dönemin içine çekiyor. Özellikle Bir Ömür Boyunca’y› kitapç›larda bulmak mümkün olmad›¤›ndan, bu kitab›n tekrar bas›lmas› çok yerinde olmufl. Anahtar, 2000 Y›l›n Sevgilisi ve Çete gibi, Karay’›n pek öne ç›kmayan romanlar›n›n da yeniden bas›lm›fl olmas›, yazar› tan›mak isteyenler için önemli.

Bu yaz›da esas merkeze ald›¤›m kitap ise, Ago Pafla’n›n Hat›rat›. Çeflitli yaz›lardan oluflan bu kitap, ilk defa 1922’de, ‹stanbul’daki Sabah Matbaas› taraf›ndan bas›lm›fl. Benim elimde hem bu kitap, hem ‹nk›lâp Kitabevi’nin 1967’de bast›¤› nüsha, hem de son bask› bulunuyor. Son bask›, içerik olarak, ikinci bask› ile ayn›. Ancak ne yaz›k ki metnin orijinali ciddi bir biçimde sansüre u¤rat›lm›fl. Kitap, siyasi mizah yaz›lar›ndan olufluyor. 1921’de kaleme al›nan bu yaz›larda, iflgal alt›ndaki ‹stanbul’a ve dönemin siyasi geliflmelerine iliflkin önemli gözlemler ve elefltiriler yer al›yor. Ancak bunlar›, kitab›n Cumhuriyet döneminde yap›lan bask›lar›nda bulmak mümkün de¤il. Refik Halid’in keskin kalemi Ankara’ya da uzan›yor. Araya giren affa ra¤men ve bunca y›l›n ard›ndan bu yaz›lar›n neden sansürlendi¤ini anlamak mümkün de¤il. Refik Halid gibi, ustal›¤› ve zekâs› ile Türkiye edebiyat›n›n temel tafllar›ndan biri olmufl bir yazar› koruma refleksi çoktan b›rak›lm›fl olmal›yd›. Ago Pafla’n›n Hat›rat›’ndaki ikinci yaz›s› olan ‘Hülya bu ya... Bir Amerikal› seyyah›n ‘Ankara’ya dair müflehadat›’nda, birden fazla yer sansüre u¤ram›flt. Yolu Ankara’ya düflen Amerikal› bir seyyah›n izlenimlerini içeren bu yaz› okuyucuyu hem güldürüyor hem de Refik Halid’in ve ‹stanbul’un muhalif çevresinden yükselen Ankara manzaras›n›n nas›l bir hissiyat verdi¤ini gösteriyor. Bu noktada da sansürün makas› metne de¤iyor. Ancak, bunca y›l sonra bu sayfalar›n art›k sahibine ve okura iade edilmesi gerekmiyor mu? Yeni bas›mlardaki eksikliklerden biri de, kitaplar›n ilk bask›lar›n›n ne zaman yap›ld›¤›n›n belirtilmemesi. Refik Halid Karay gibi, Cumhuriyet tarihinin farkl› ve önemli devrelerinde yaflam›fl, siyasi geliflmelerin içinde olmufl birinin eserlerini hangi y›l yazd›¤›n› ve bunlar›n ne zaman yay›mland›¤›n› bilmek, okuru ayd›nlatacakt›r. Yeniden bas›lan alt› kitapta da, Osmanl›ca kelimelerin aç›klamalar› sayfa diplerinde verilmifl. Bu, özellikle genç okuyucular›n metne yak›nlaflabilmesi aç›s›ndan önemli. Ancak sansür meselesinde oldu¤u gibi, Refik Halid’in orijinal metinlerine bakt›¤›m›zda, ilk Latin harfli bask›larda zaten bir sadelefltirme yap›ld›¤› görülüyor. Bu nedenle, yeni bas›mlarda, Latin harfleriyle yap›lm›fl bas›mlar›n de¤il, Osmanl›ca yap›lm›fl ilk bas›mlar›n esas al›nmas› daha yerinde olurdu. Yeni bas›mlar›n tasar›m›na da de¤inmek isterim: Benim gibi, beyaz sayfada gözü çabuk yorulan okuyucular için sar›mt›rak sayfalarla karfl›laflmak çok memnun edici. Genifl aral›kl› sat›rlar da rahat bir okuma sa¤l›yor. Karay’›n kitaplar›n›n yeni bas›mlar›n› tüm okurlara tavsiye ederim, ancak bu kitaplar›n, en k›sa zamanda, orijinal metinlerin asl›na sad›k kal›narak tekrar ele al›nmas›n› ümit ediyorum.
AGOS kirk

16

ocak 2010

17

Dünya m› dediniz? Ço¤unlukla zarars›z!
DAMLA ÖZLÜER

Çocu¤un ‘gör’ dedi¤i
haz›rlayan: Sarem Külegeç fiefletyan

H›rsl› bir general, duyarl› bir Marsl›, ukala bir kâflif
B
Douglas Adams

Bir rehber düflünün, galaksi otostopçular›na yol göstermek için bas›lm›fl. ‘Evrenin sonundaki restoran’dan ‘babil bal›¤›’na, binlerce maddesi var. Ve elbette, milyarlarca gezegen maddesi aras›nda bizim mini minnac›k gezegenimiz de bulunuyor. Hakk›nda ne mi yaz›yor? “Ço¤unlukla zarars›z.” ‹flte o kadar.

O

tostopçunun Galaksi Rehberi, 1978’de BBC’nin 4. kanal›nda mütevaz› bir radyo program› olarak yola ç›kt›¤›nda, dinleyiciler dünya çap›nda bir fenomenin do¤ufluna tan›kl›k ettiklerinin fark›na varamam›flt› elbette. K›sa program›n dalgac› yazar› Douglas Adams da, 1971’de, eline Otostopçu’nun Avrupa Rehberi’ni al›p Avrupa’y› dolaflmaya ç›kt›¤› yolculukta, Avusturya’da, Innsbruck yaban›nda sarhofl halde y›ld›zlar› seyrederken öyküsünü kurgulad›¤›nda böylesine bir külte dönüflece¤ini bilmiyordu hiç kuflkusuz. 19 yafl›ndaki sarhofl z›p›r›n akl›ndaki öykü 7 y›l sonra BBC’nin bir program›na, ard›ndan da dünyan›n en çok satan bilimkurgu mizah serisine (öncesinde böyle bir türün varl›¤›ndan söz edilebilir mi?) dönüflecekti. Üstelik, 19 yafl›n z›p›rl›¤›ndan hiçbir fley kaybetmeden.

çok daha acayip ve aç›klanamaz bir fley alacak- kitab› hayalleri de suya düfltü. t›r. Baflka bir teoriye göreyse, bu çoktan olAdams, yaflam›m›zdaki devasa gölgeleri komufltur.” mik küçük oyunlara dönüfltürüyordu. Gücü Senaryolardan yola ç›kan ilk kitap, 1979’da de buradan geliyordu. Dünya, gerçek bir mayay›mlan›r; iki hafta içinde çok satan- salc›s›n› kaybetmiflti. Ancak alt›nc› kitap fikri lar listesine girer, üç ay içinde 250 bin de, yay›nc›lar için yabana at›lamayacak bir f›rkopya satar. Bugüne kadar toplam 14 satt›. Böylece, Türkiye’de de yay›mlanan fanPanik yapmay›n! milyon kopya satan Otostopçunun Ga- tastik seri Artemis Fowl’un yarat›c›s› Eoin laksi Rehberi art›k sadece bir çoksatan Colfer’›n, Adams’›n eflinin iznini alarak yazd›Merak edenlere flimdiroman de¤il, popüler geek kültürünün ¤› alt›nc› kitap And Another Thing... (Ve bir den söyleyelim: Evet, ikonudur. fiöyle söyleyelim, genç bi- fley daha...) Ekim 2009’da bas›ld›. Türkiye tüm seri bu kadar ve hatlimkurgu raconunda, ‘42’ deyince gül- bask›s› heyecanla bekleniyor. ta bundan fazla absürd meyenleri adamdan saym›yorlar. Seri, Türkçede ilk kez Sarmal Yay›nlar› taseyrediyor. Olas›l›ks›zl›k Otostopçunun Galaksi Rehberi haya- raf›ndan ayr› ayr› kitaplar halinde (Her Otoshesab›yla çal›flan uzay geDünyan›n en manik t›na bir radyo program› olarak bafllay›p topçu’nun Galaksi Rehberi; Evrenin Sonundaki milerine mi flaflars›n›z, depresif robotu Marvin çoksatan bir kitap serisi haline gelen, Restoran; Yaflam, Evren ve Her fiey; Hoflçakal, yoksa dünyan›n evrenin nihai amac›n› sorgulayan bir proje nedeniyle ard›ndan çok çeflitli mecralara (LP kay›tlar›, ti- Bal›k ‹çin Teflekkürler; Ço¤unlukla Zarars›z) yarat›ld›¤›na, bu amac› ö¤renmek için sorulan yatro oyunlar›, TV dizileri, bilgisayar oyunu, bas›ld›. Bunun için Sarmal’a ne kadar teflekkür sorunun cevab›n›n 42 olmas›na, sorunun ise sinema filmi) uyarlanan bir öykü. Ancak, bu etsek azd›r, ama bu seriyi bulmak art›k piyanGalaksiler aras› otoyol için geçen zaman içinde unutuldu¤una, galaksi mecralardan hiçbiri kitab› okuman›n tad›n› goda büyük ikramiyeyi tutturmaktan daha Dünya istimlak edilirse... otostopçular›n›n biricik malzemelerinin hav- veremiyor. Hele 2005’te yap›lan filmi hiç sey- zor. Ancak umutsuzlu¤a kap›lmay›n: Kabalc› lular› oldu¤una, mütercim tercüman Babil Ba- retmemek daha iyi. Bu göz kamaflt›r›c› anlat›- Yay›nlar›, 2005’te, Adams’›n Otostopçu’nun “Galaksinin haritas› bile ç›kar›lmam›fl l›¤›’n› kula¤›n›za sokuflturunca tüm dilleri an- y› basit bir B tipi filme dönüfltürdükleri için Galaksi Rehberi serisinin befl kitab›n› bir arada ücra bir köflesinde, gözlerden uzak bir yay›mlad›. lad›¤›n›za, manik depresif robot Marvin’in yap›mc›lar› ne kadar k›nasak az. güneflin yörüngesinde, tamam›yla önemSerinin son kitab›, 1992’de yay›mlanan Çovarl›¤›na m›... Of, insan› yoruyor bir ç›rp›da siz, küçük bir gezegen döner. ¤unlukla Zarars›z oldu. Douglas Adams alt›nsaymaya kalkmak. En iyisi bafltan alal›m. Douglas Adams Gezegenin maymundan gelen halk› genelOtostopçunun Galaksi Rehberi, dilin s›n›rla- c› kitab› da yazaca¤›n› söyledi¤inde heyecanlikle mutsuzdu. A¤açlardan inmekle büOtostopçunun Galaksi Rehberi r›n› zorlayan, ve zekâ konusunda s›n›r tan›ma- dan küçük dillerini yutan, dünyan›n dört bir yük hata yapt›klar›n› düflünenlerin say›s› – beflibiryerde yan bir mizah eseri. Kahraman›m›z Ford Pre- yan›ndaki Rehber merakl›lar›, Adams’›n gün geçtikçe art›yordu. Baz›lar› a¤açlara çev. ‹rem Kutluk ç›kman›n bile yanl›fl bir hamle oldu¤unu fect, Megadodo Yay›nlar› taraf›ndan bas›lan 2001’de henüz 49 yafl›ndayken kalp krizinden Kabalc› Yay›nevi, A¤ustos 2005, 712 s. ve okyanuslardan asla ayr›lmam›fl olmalaGalaksi Rehberi’nin seyahat yazarlar›ndan biri- ölmesiyle üzüntüye bo¤uldu; Rehber’in alt›nc› r› gerekti¤ini söylüyordu. dir ve dünyada s›k›fl›p kalm›flt›r. Kapa¤›nda Sonra adam›n birinin, s›rf de¤ifliklik olkocaman ‘Don’t panic’ (Panik yapmay›n) yasun diye bundan böyle halka nazik davzan bu rehbere dünya hakk›nda girece¤i iki keranman›n ne kadar iyi olaca¤›n› dile gelime için epey bir vakit harcad›ktan sonra, tam tirdi¤i için bir a¤aca çivilenmesinden tas› tara¤› (pardon, havluyu) toplay›p gidecek“Profesyonel bir otostopçunun yan›nda illa ki bulundurmayaklafl›k iki bin y›l sonra, bir perflembe ken Dünya istimlak edilir ve Ford kendini Ars› gereken fley havlusudur” der Otostopçu’nun Galaksi Rehgünü, o önemsiz gezegen bir kestirme yol beri. tur’la Vogon gemisinin haflin ortam›nda buluu¤runa yok olup gidecekti...’ ” “Bir havlu gezegenler aras› bir otostopçunun yan›nda buverir. Bundan sonras› için söylenebilecek tek lundurabilece¤i en kullan›fll› fleydir. Pratik de¤eri yüksektir. Douglas Adams’›n kült 5+1’lik serisi iflte fley var: Ve olaylar geliflir... Jaglan Beta’n›n so¤uk aylar›nda (...) ›s›nmak için sar›nabiAdams, bu ak›llara zarar seride öylesine k›vböyle bafll›yor. Kendi halinde bir “her daim lirsiniz. Santragininus V’nin parlak mermer kumsallar›nda kaybeden” olan Arthur Dent’in evinde bulu- rak bir üslup kullan›r ki, okumak, lezzetli bir keskin deniz buhar›n› soluyarak üzerine uzanabilirsiniz; çöl yoruz kendimizi. Göz ›s›ran detaylarla sabah tatl›n›n a¤›zda eridi¤i hissini uyand›r›r. gezegeni Kakrofoon’da (...) y›ld›zlar›n alt›nda uyurken üsuyanmas›na, difllerini f›rOtostopçunun Galaksi tünüzü örtebilirsiniz; a¤›r aksak nehir Moth üzerinde küçalamas›na, penRehberi, bizi tam da çük bir kay›kta giderken yelken olarak kullanabilirsiniz; göceresinde habire oldu¤umuz gibi an¤üs gö¤üse kavgada kullanmak için ›slatabilirsiniz; bafl›n›za sar› bir fleyler farlat›r: Evrenin enginlisar›p zehirli dumanlardan ya da Traal’›n Y›rt›c› C›rlayan kedip ne oldu¤unu ¤inde ufac›k, anlams›z Douglas Adams’›n genç ve sarhofl bir Canavar›’ndan korunabilirsiniz; acil durumlarda imdat sinanlamamas›na flahit zerrecikler. Ve bunu gezginken Otostopçu’nun Galaksi yali olarak sallayabilirsiniz veya e¤er hâlâ yeterince temiz oluyoruz. Derken öylesine mizahi bir dille Rehberi öyküsünü ilk kez y›ld›zl› gö¤e görünüyorsa kurulanabilirsiniz. evinin istimlak edilyapar ki, kendi aptall›¤›bakarak hayal etti¤i Innsbruck’te, [B]ir havlunun çok büyük psikolojik de¤eri vard›r. ... [B]ir di¤ini, d›flar›dakilerin Dünya Havlu Günü’nde sokaklar› m›za gülmekten baflka gezgin (otostopçu olmayan), otostopçunun yan›nda bir y›k›m ekibi oldu¤unu bezeyen bayraklar. bir fley gelmez elden: havlu tafl›d›¤›n› keflfederse, (...) bir difl f›rças›n›n, kar maskeö¤renip kendini ifl maki“Bir teoriye göre e¤er sinin, sabunun, bir paket bisküvinin, su mataras›n›n, pusulas›n›n, haritas›n›n, bir yumak ipinin, nelerinin önüne atmas›n› herkes Evren’in ne ifle yaböcek zehrinin, ya¤mur donan›m›n›n, uzay elbisesinin vs. oldu¤unu varsayacakt›r.” ‹flte böylesine seyrediyoruz. Ve mirad›¤›n› ve neden var olönemlidir bir havlu. Ve Douglas Adams’›n an›s›na, 25 May›s, Dünya Havlu Günü ilan edilmiflSeri Türkçede ilk kez 1996’da zah tarihinde efli benSarmal Yay›nlar› taraf›ndan, du¤unu ö¤renirse, evren tir. Bugün, Otostopçu’nun Galaksi Rehberi sevdal›lar› havlular›n› mutlaka yanlar›nda tafl›r. zeri olmayan bir diyaayr› ayr› kitaplar halinde bas›lm›flt›. aniden yok olarak yerini

log okuyoruz. Arthur ve y›k›m sorumlusu didiflirken, dünyan›n üzerine çöken kara gölgeden (ki bu bir Vogon gemisidir) gelen metalik bir sesle irkiliyoruz: “Galaksiler aras› uzay yolu nedeniyle dünyan›z istimlak edilecektir!”

u yaz›da biz Zepür ve P›nar sizlere sembollerle dolu üç masaldan oluflan Cecü’nün Yer Cüceleri adl› kitab› tan›taca¤›z. Kitapta Umberto Eco metinlerle, Eugenio Carmi de resimlerle, çevre kirlili¤i, yabanc› düflmanl›¤›, dünya bar›fl› gibi konular› gayet anlafl›l›r bir flekilde anlat›yor. Masallar›n kendisi kadar kitaptaki resimleri de be¤endik. Özellikle suluboya ve kolajlar çok baflar›l›. Masallardaki her karakter için resimde bir sembol var. Bu sembollerle resimler de hikâyeyi anlat›yor. Zaten bu kitapta her fley sembol... Masallar bildi¤imiz masal dilinde yaz›lm›fl. Yazar “Evvel zaman içinde” ile bafll›yor anlatmaya. Ama bu masallar al›flk›n oldu¤umuz flekilde bitmiyor. Yazar masal›n sonunda “Herkesin mutlu oldu¤unu söyleyemeyece¤iz” deyip önemli konulara de¤iniyor. Zaten bu kitaptaki masallar›n yaln›zca çocuklar için oldu¤unu düflünmüyoruz. Büyükler de bir fleyler ç›karabilirler bu masallardan, hatta ç›karsalar iyi olur. Gelelim masallara…

burunlu, çirkin kad›nlar olarak anlat›l›r... S›rf kad›n diye insanlar›n de¤ersiz oldu¤unu düflünenler de var. (Mesela okulda, s›n›flar›m›zdaki erkekler hep kendilerini hakl› görüyorlar, “Siz yapamazs›n›z” filan diyorlar.) Oysa gerçekler öyle de¤il. Ne oldu¤un, nereli oldu¤un hiç fark etmez. Bu masal da iflte tam bununla ilgili. ‹nsanlar›n bunu anlamas› için ya korkmas›, ya çaresiz kalmas›, ya da bir Marsl›yla karfl›laflmas› gerekiyor herhalde. Bu masalda Çinli kozmonotun konuflmas›n›, Marsl›n›n tavr›n› ve resimlerdeki kozmonot sembollerini sevdik. Bir de, dikkatimizi çekti, yazar annelere çok önem veriyor. Masaldaki anne atomlardan yap›lm›fl, kozmonotlar korkunca “Anne!” diyorlar, bu kelime buzlar› eritiyor. Bir de, savafl olmay›nca ilk olarak anneler mutlu oluyor.

Cecü’nün Yer Cüceleri
ral’den daha duyarl›... General’in savafl ç›karma hayalini bombalar suya düflürüyor: Bombalar› oluflturan atomlar›n iradesiyle, bombalar çiçek saks›s›na, General ise otel güvenlik görevlisine dönüflüyor. Biz bu masalda en çok atomlar› sevdik. ama sonunda Marsl›n›n hiç de zannettikleri gibi biri olmad›¤›n› anl›yorlar. Bu masal bize d›fl görünüflün aldat›c› oldu¤unu söylüyor. Kozmonotlar asl›nda korktuklar›n›, kendilerinden farkl› olan›, tan›mad›klar›n›, güzel görünmeyeni, anlamad›klar›n› yok etmek istiyorlar. ‹nsan›n anlamad›¤› birini sevmesi kolay de¤il tabii, ama çaba göstermek laz›m. Bu konu biraz da önyarg›yla ilgili. Hepimiz günlük hayatta bazen önyarg›l› olabiliyoruz. Genelde insanlar tan›mad›klar› birine yaklafl›p yaklaflmayacaklar›na onun d›fl görünüflüne, dini inanc›na veya cinsiyetine bakarak karar veriyorlar. Mesela kötü kalpli cad›lar genellikle uzun Son olarak, kitaba ismini veren ve en çok hoflumuza giden masal: ‘Cecü’nün Yer Cüceleri’ ya da bizim deyimimizle ‘Çokbilmiflli¤in Yan›lg›s›’. Bu yaz›y› yazarken en çok bu masal üzerinde konufltuk, ama bu güzel masal› keflfetme zevkini size b›rakmak için en az bu masaldan bahsedece¤iz. Yazar Dünya’y›, baz› teknolojik yeniliklerin kötü sonuçlar›n›, çevre kirlili¤ini, Dünya’n›n nas›l bu hale geldi¤ini anlat›yor. Bir de, “Ay’a gidelim, buraya savafl açal›m, fluray› keflfedelim” diyen ülkelerin, uygarl›k tafl›yal›m derken nas›l gülünç duruma düfltüklerini gösteriyor. Biz okurken çok e¤lendik, birçok k›s›mda çok güldük.

Bomba ve General
Bu masal genel olarak savafl›n kötülü¤ünü anlat›yor. Burada kötü ama ezik bir general var. Tavan aras›nda bombalar biriktiriyor, savafl ç›kar›p her yeri bombalamak istiyor. Böylece daha önemli bir kifli olacak, mesle¤inde ilerleyecek. General, resimlerde sadece bir k›yafet olarak görünüyor. Onun için her fley üniforma ve y›ld›zlar, onlar olmasa o da yok gibi. Bombalar bile Gene-

Üç kozmonot
Bu masalda üç kozmonot Mars’a gidiyor. Her biri farkl› bir milletten. Dilleri de farkl›, birbirlerinin söylediklerini anlam›yorlar. Birbirlerine düflmanca davran›yorlar. Ama karfl›lar›na bir Marsl› ç›k›nca anlafl›veriyorlar ve ona karfl› birlik oluyorlar. Marsl›y› düflman say›p onu öldürmeye çal›fl›yorlar

B

Nedir bu havlu meselesi?

Umberto Eco resimleyen: Eugenio Carmi Cecü’nün Yer Cüceleri çev. Eren Yücesan Cendey Yap› Kredi Yay›nlar›, Ocak 2006, 113 s.
ocak 2010

ence kitap çok güzel, çünkü gerçekten önemli mesajlar› ve kavramlar› çocuklar›n anlayabilece¤i bir dille anlat›yor ve okuyucuyu düflündürmeyi baflar›yor. Resimlerle de, verilen mesajlar› güçlendiriyor. Hikâyeler hakk›nda ayr› ayr› düflündü¤ümde, favorimin ‘Cecü’nün Yer Cüceleri’ oldu¤unu söyleyebilirim, çünkü flu anda gündemde olan çevre kirlili¤ini çok güzel iflliyor. ‘Bomba ve General’de de savafl›n nedenleri ve sonuçlar› çok ilginç bir masalla, de¤iflik bir flekilde temsil ediliyor. ‘Üç Kozmonot’ta ise bir canl›n›n milliyetinin, konufltu¤u dilin önemli olmad›¤›, birilerini anlamaya çal›flt›¤›m›zda farkl›l›klar›n kolayca afl›labilece¤i çok güzel bir dille ifade ediliyor. Kitab›n en sevdi¤im yönlerinden biri de illüstrasyonlard›. Söylenmek istenen fleyleri gerçekten vurguluyorlard›. Ayr›ca, resimlerin suluboya olmas› ve kolaj yap›lmas› da çok ilgimi çekti ama görseller hakk›ndaki en güzel fley her karakter için ayr› bir sembol kullan›lmas›yd›. Sonuç olarak, bu kitaba befl üzerinden bir puan verecek olursak bu kesinlikle befl olmal›, çünkü bu kadar önemli mesajlar› daha baflar›l› bir flekilde vermek mümkün de¤ildir san›r›m… PINAR TERZ‹ (13) JJJJJ

u 113 sayfal›k, yeflil kapakl› kitap çok iyi yaz›lm›fl. Üç masaldan olufluyor. Masallar›n konular› flöyle: Bir tek kendimizi de¤il çevremizdekileri de düflünmeliyiz ve bazen çokbilmiflli¤imizin kurban› olabiliriz. Ve, farkl› diller konuflsak da, farkl› milletlerden olsak da birbirimizi farkl› görmemeliyiz. Anlatmak istediklerimi en iyi bu kitab› okuduktan sonra anlayabilirsiniz. Suluboya ile çizilen resimler masallara ayr› bir renk katm›fl. Bu, normalde en çok 1 saatte okunabilecek bir kitap. Ben 40 dakikada okudum. Ne zaman bafllay›p bitirdi¤imin fark›na bile varmad›m, sonu geldi¤inde çok flafl›rd›m. Bir kez okuduktan sonra yine okuma iste¤i uyand›ran bir kitap bu. Ben üç kere okudum. Bu tür kitaplar› çok severim zaten… Bu kitab› okuman›z› gerçekten çook öneriyorum. ZEPÜR ALTINKAYA (12) JJJJJ

B

S‹ZLER‹ DE ARAMIZA BEKL‹YORUZ
Çocuklar, siz de yaz› atölyemize kat›lmak ister misiniz? Bize e-postayla ulafl›n, sizin de yaz›lar›n›z yay›mlans›n:

agos@agos.com.tr
AGOS kirk

AGOS kitap AGOS kitap

18

ocak 2009 aral›k 2010

19

‚·ÒÎ ˘Å£Å˘´âÒ`
ÇÄÑ ÄÓ çÍ܇ÙÑàÄ™

„·ÒÎ ÂÅÔß·ıëïı´
Æàıá·ùïÅÛï àá·ıÅÒáï´ ©·ı≠âÒè»

Äó ùÅ´Ö·ı´ „ç ÎïÒ·ı´ ûÅ•è´è

Ä

ßÅ´·Òï ùÅÒ•ÅÔâı ÅÒ°Åù·ıÒáï ÂÔ·ı£è â£Å´ ´·Ò üÒÅÔÅÒÅùıÅõ „·ÒÎ ÖïÒ˘âÒè, ·Ò·´Û ßïÁï´ âãÒè ßâã ߣâÛ „·ÒÎè ßïÅÔ⣠áÅÎÅı·Òâó·ı: Ä©á ÖïÒ˘âÒ·ı ÅÈÅÁï´è Ìç ßè´ çÒ, ·Ò·ı ÎïÒÅ©ï´ ÂÅÔß·ıëâÅ´ âÔï´, ùè áïÔçï´˘ úïóïùï·© üÅ©·Û ·£ÉâÒÖÅùÅ´ áÒ·ıÅÖ´âÒè: ÏçÂï ÖóôÅı·Ò üâÒ·Îè` ÄÒÅßè ÎïÒÅüÅÒÅõ çÒ ÍçóÌï Å´·ı´ ëÒ˘·ıüïï´: àÒù·ı âÒïÔÅÎÅÒá´âÒ·ı É·ıÈ´ ÎçÒè, ãÅÒßÅ´Åóï˚Òç´ ÌÅıâÒÅÛıÅõ çÒ ´Åâı âÒù·ı è´ÔÅ´ï˘´âÒ·ı ù·£ßç: Ä´·´˘ ·ıÒÅô ÔÒÅßÅáÒ·ıëâÅßÉ ÂïÔï Åß·ıδÅÛ´çï´ ïÒâ´Û ãÅıÅù´âÒè, ©˚ìÅÒâó·Ì Å©á Å©óÅãÖï Åß·ıδ·ıëâÅ´, ï ÂÅÔïı ´·©´ ï´˘´ âÒïÔÅÎÅÒá´âÒ·ı ÂÅÒùâ≠Ô·ıëâÅ´ âı ÉÅ´ïßÅÛ·ıëâÅ´: îÒÅı Åó ÄÒÅß ùè ÌÅ©âóçÒ üÅßÅùÒÅ´˘è ·„ ßïÅ©´ ïÒ Å´ßïÁÅùÅ´ è´ÔÅ´âùÅ´ ßïÁÅÌÅ©Òï´, Å©ó ´Åâı ïÒâ´ õÅ´˚ë É·ó·Ò üÅ©âÒ·ı´ âı ë·ıÒ˘âÒ·ı´: ÏïÂÅÖïÒ ûÅóïó îÂÒÅüïß å˚ã•Å´ Å©´ ÔÂÅı·Ò·ıëïı´è ùè ë·£·ı ëç` ÔÅÒıÅõ ç ïÒ ÛÅ´ù·ıëïı´´âÒç´ ·ı 1909-ï ûÅ•è´è É´·ıëÅÖÒÅõ ç ·ÒÂçÎ üÅßâÒÅ≠ô áÒÅôÔÅÌÅ©Ò: ÍÅùÅ©´ ´·©´ ÌçÂï´ ßçÁ

Ô·£Å´Û·£ Å´üÅßÅÒ „ÅÒÅßÔ·ıëïı´´âÒ ù·ı ÖÅ´ üâÒ˘âó·ı Å©á âÒÅãÅ©ï´ áÒÅôÔï ïÒÅıÅÛï·ıëïı´è: ÑÒ·£è ïÎùÅÂçÎ Åó ©ÅÁ·£Åõ ç ÔïÂÅÒ´âÒ ÎÔâ£õâó, ·Ò·´˘ á·ıÒÎ ù·ı ÖÅ´ ÖÒ˘ï çÁâÒç´, ≠·ı´„ ùè ÎÔÅ´Å´ ·ı ùè ßÅÒß´Åı·Ò·ıï´ è´ëâÒÛ·£ï âÒâıÅùÅ©·ıëâÅ´ ÅÈÁâı: ¶Å´ÒÅßÅδ˚Òç´ ßÔÅõ·ıÅõ ©ÅÔù·ıëïı´´âÒ·Ì ˚ìÔ·ıÅõ â´ Å©á ÔïÂÅÒ´âÒè: Ä´ß·ıÒÅã ÎïÒ·© âÔï´, Å©á ÔïÂÅÒ´âÒè ùè Ô·£Å´Ûâ´ üÒáâüï ßè ßçÁ: ûÒáâüç´ á·ıÒÎ ùè ß´Å© ÎÂïÔÅù ß·ôïÒ ßè, ·Ò ùè ùÅãßç ÌçÂï´ Åó ô·ÒÅÖïÒè ƶ·ôïÒ´âÒ·ı ßçÁØ: ÏçÂè ùè ÎùÎï ÎÂïÔÅù ß·ôïÒ´âÒ·ı ©ÅÖâÛßÅ´ ÂÅÔùâÒ·Ì, ·ıÒ ÄÒÅß ©Å£ëÅüÅÒâó·Ì üÅãÅÒ·ıßçù ÔâÎÅù ÅÒüÅıïÒ˘, Å´Ö·Òõ ·ı Å´˚ëâıÅ´ ÅÂÅÎÔÅ´Åõ ç ¸ÒÅ´ÎÅ ·ı ˆÅÒïãâÅ´ ÎÒ•ÅÒÅ´ï ßè ßçÁ ÅÈÅ´°ï´ ç ïÒ ˚ÒÅÔâÔÒï´ üâÔ: Ä©á ˚ÒÅÔâÔÒï ëâÒëâÒ·Ì ßâ´˘ è´ëâÒÛ·£´âÒÎ ùè ÌâÒÅÂÒï´˘ ÄÒÅßï ·ı ÍçóÌïï âı ïÒâ´Û üâÔ Åó ÅßÉ·£Á úïóïùï·©, ©ÅÔùÅÂçÎ ûÅ•è´ï ·£ÉâÒÖ·ıëïı´è: ûâ£ï´Åùï Å©Î ÅÈÅÁï´ ÖÒÅùÅ´ Ö·Òõè ßâã ßÔÅõâó ù·ı ÔÅ© ëç õÅ´˚ëÅÛÅõ â´˘ ô·ÎÔ·ÌÅ´·£ ÌïÂÅÖïÒï ßè üâÔ, ·Ò·ı´ ©ÅÁ·Òá·£ Ö·ÒõâÒç´ Åó ÂïÔï Åù´ùÅóâ´˘ ´ßÅ´ ÌÅÒÂâÔ ÂÅÔßâóÅùâÒ ßè: ûÅóïó îÂÒÅüïß å˚ã•Å´ï Ö·Òõè ó·©Î ÔâÎÅı Æ™˚˘ëÅØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔÅ´ ßÅÔâ´Å≠ÅÒç´ 2009-ï û·ùÔâßÉâÒï´:

¸ï˘Òçë úïı´ç≠ ÄÒâ˘Åùï´ ñÅÛÅõ ˙Òè ‰çóùç ûÒÅÔÅÒÅù„·ıëïı´, îÎëŴ·ıó, ÜâùÔâßÉâÒ 2009, 298 çÁ
ëâÅ´ ˜·ıóâÒ·ı´: ÄÒáÅÒâı, õÒÅÖÒ·ıÅõ, ùÅãßÅùâÒÂıÅõ ·ı ïÒÅùÅ´ÅÛ·ıÅõ ÌÅ©ÒÅÖ ôÅÈ´Åù„·ıëïı´ ßè´ ç 1978-ï ù·Ô·ÒÅõ´âÒè, ·Ò·´Û ëïÒÅô´ çï´ Äóâıï´âÒè: öÅ´˚ë ùÅÒÖÅáÒ·ıëïı´ ßè´ ç ùÅÔÅÒ·ıÅõè: ™Åô ≠ÒÁÅùÅ© ˘Å£Å˘´âÒç´ ¶ÅÒÅ≠ âùÅõ â´ ˝Å≠ïÎÔ Ö·Òõï„´âÒ, ·Ò·´Û üÅßÅÒ ÂÅ´á·ù´âÒ·ı ßçÁ Ôâ£âÒ ÅÂÅü·ÌÅõ â´ áÅıÅáÒ·ıëïı´è õÒÅÖÒ·£´âÒè: àù·£´âÒè ïÒâ´˘ ãïÒâ´˘ ùè õÅ´˚ëÅÛè´â´ ïÉÒâı Ìï•ÅùÅüÅ´·ıëâÅ´ Ô·ßÎ ÌÅ•ÅÈ·£´âÒ: Í·Ì·Ò·ıëïı´ áÅÒ°Åõ ç ÄßÅ´·Òï Îâßï´ Ìï•ÅùÅüÅ´·ıëâÅ´ ≠·ıùÅ©ï Å≠ô·ıìÅÛ·ıßè: ‡ıÎÔï üÅß·ãï„ ç Ô·ßÎÅÌÅ•ÅÈ´âÒ·ı ë·ıï´ ÉÅãßÅ´Åóè: ÄÂÅ ùè ´≠Å´Åù·ıï´ Åóâıï´âÒ·ı É´ÅùÅÒÅ´´âÒè, ùÅÒßïÒ ´âÒù·Ì ÆXØâÒ ùè Öõ·ıï´ Å©á Ô·ı´âÒ·ı´ ÌÒÅ©: ®âÔ·© ˘Å£Å˘ï´ ßçÁ ùè ÔÅÒÅ°Å©´·ıï, ·Ò Åóâıï´âÒ ùÒÅùÅõ â´ ˘Å£Å˘ï ÔÅδâÅù ßè ßãùïë´âÒ·ı´ ÌÒÅ©: Ä©Î˘Å´è ÉÅıÅÒÅÒ â£Åõ ç, ·Ò ÖÒÖÈï„´âÒ·ı ÉâßÅáÒÅõ ôÅ£è ùÅÔÅÒ·ıï: ò·ıìÅ´ Ö·ı´áâÒ ÉÅÒÉÅÒ·Î ÅıÅ´á·ıëïı´ ßè ÌâÒÅÂÒâÛ´âó·Ì ·ı££·ıÅõ â´ Äóâıï´âÒ·ı ëÅ£ÅßÅÎâÒè âı ÎùÎÅõ ç üÒùïã·ıß´ ·ı ÎÂÅ´áè: ÍÅÒÎŘï ßçÁ ï©´ùÅõ ôţţ ßÅÒáïù „â´ ©ÅÁ·£Åõ ïÒâ´Û ùâÅ´˘è ˜Òùâó·ı âı ã·üıÅõ â´ ùÅÔÅ£ï ÅßÉ·ôï üÅóÅõÅ´˘ï´: ò·ıìÅ´è „ç ô´Å©Åõ ·'„ õâÒ, ·'„ ßÅ´·ıù, ·'„ ùï´, ·'„ âÒÅôÅ©: àÒù˚ÒâÅ© áç¢âÒ·ı ÅıÅÒÔï´ ÂÅ≠Ô˚´ÅùÅ´ Ô·ıâÅó´âÒ·Ì ã·üâÒ·ı ëïıè üÅÒïıÒç´ Åıâóï ç, ïÎù Å´ÂÅ≠Ô˚´ â´ëÅáÒ·ıëïı´´âÒè ˘Å´ï ßè Å´ÖÅß ùè ÖâÒÅãÅ´Ûâ´ ÂÅ≠Ô˚´ÅùÅ´è:

ÏùÅ©·ıëïı´´âÒ ¶ÅÒÅ≠ï ù·Ô·ÒÅõ´âÒç´
978-ï ¶ÅÒÅ≠ï ù·Ô·ÒÅõ´âÒè, Å©Î âÒùÒï ÎÂÅ´á´âÒ·ı ÅıÅ´áï´ ·ÒÂçÎ ìÅßÅ´ÅùÅùïÛ â£âó·ıëïı´, üÅãïı ÌâÒÁâÒÎ ùè ÖÔ´â´ ïÒâ´Û ÅÒìÅ´ï ÅÒ°ÅÖÅ´Ö´âÒè: ™Åô·Òá ÔÅÒï üÒÅÂÅÒÅù·ıÅõ ÌÅıâÒÅÖÒÅùÅ´ ˝ïóßï ßè ßçÁ ßÅ´ÒÅßÅδ˚Òç´ ùè ô˚ηıçÒ Å©á áç¢âÒ·ı ßÅÎï´: ™ßÅ´ÅÂçÎ üâÈ·ıÎÔÅÛ·©Ûï ˝ïóßÅ≠ÅÒ ßè´ Åó, ·Ò ÅÈüÅÎÅÒÅù ùè ßâù´ÅÉÅ´çÒ ÌâÒÁï´ ©ïηı´ ÔÅÒï´âÒ·ı ë·ıÒ˘ ˘Å£Å˘ÅùÅ´ âı üÅÎÅÒÅùÅùÅ´ ùâÅ´˘è` ÅÈÅÁï´ Å´ÖÅß óÅ©´ÅõÅıÅó ùâÒÂ·Ì ùè ßâÒùÅÛ´çÒ ¶ÅÒÅ≠ï ù·Ô·ÒÅõ´âÒè: Ä©Î Å´ÖÅß, áç¢âÒç´ 31 ÔÅÒï ÌâÒÁ, ¸ï˘Òçë úïı´ç≠ï ÎÔ·ÒÅÖÒ·ıëâÅßÉ Æ‰çóùçØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´ç´ ó·©Î ùè Ôâδç ÌùÅ©·ıëïı´´âÒ·ı ˜·ı´Á ßè: ÆÄ©´ ˚Òè` âÒÉ ÅÒâÖÅùè ù˛ÅÒÔÅηıçÒØ ô·ÒÅÖÒâÅó ÖïÒ˘è, ·ı££Åùï üâ£ï´Åùï´ ÌùÅ©·ıëâÅßÉ ùè ßâÒùÅÛ´ç â£âó·ıëïı´´âÒè, ßâÒë è´á ßâÒë Å´áÒÅáÅÈ´Åó·Ì ´Åâı ´ÅôÅÂÅÔÒÅÎÔ·ı-

1

ûÅóïó îÂÒÅüïß å˚ã•Å´ ¯ïıóóçÒ ÄÒÅÎè´ÔÅ ™˚˘ëÅ ¯ïëŘ ûÒÅÔÅÒÅù„·ıëïı´, îÎëŴ·ıó, û·ùÔâßÉâÒ 2009, Ïç 231 çÁ

™·©´ïÎù ÖÒ˘ï ó·©Î Ôâδâóç´ âÔ˘, âÒùÒï ßçÁ ´ùÅÔ·ıÅõ ˘Å£Å˘ÅùÅ´ ©ÅıâóâÅó ãÅÒÖÅÛ·ıß´âÒè, ù·ı ÖÅ´ ¸ï˘Òçë úïı´ç≠ï Ô·£âÒ·ı´ ïÒÅıÅÛï·ıëâÅ´ ≠â≠Ôè áÅÈ´Åó: Ä©Î˚Ò âÒÉ áÅÔÅôÅã´âÒ ùÅß áÅÔÅı·Ò´âÒ ÎÂÅ©Åù·©Ôï ÖÅ£Ô´ï˘´âÒè ùè ÂÅÒãâ´, üÅßÅÔÅÒÅõ üÅß·ã·ıß ç ·Ò Å©á Îâ´âÅùï´ ÖÅ£Ô´ï ë£ëÅõÒÅÒ´âÒè óâÛ·ı´ â´ ´Åâı ¶ÅÒÅ≠ï ÌâÒÅÉâÒâÅó ÉÅãßÅëïı ˜ÅÎÔâÒ·Ì: ÍÅùÅ©´ ù˛âÒâıï ´ÅôÅÂÅÔÒÅÎÔ·ıÅõ ßïÁ·Û´âÒç´ ßçù´ Åó, ÅÂÅ Ôâ£âùÅÔ·ıÅùÅ´ áÒ·ıëïı´´ ç, ˘Å´ï ·Ò Å©á ·•ïÒ´âÒ·ı ÖóôÅı·Ò ÅßÉÅÎÔÅ´âÅó´âÒç´ ßï´` å˚˘˘ç≠ ¨è´ÔïóóçÒ ©Å•ÅôÅùï˚Òç´ ùè ´âÒùÅ©Å´Å© üâÈÅÔâÎïóï ç˘ÒÅ´ï´ ·ı Å©á ÎÂÅ´áï üÅßÅÒ ùè üÅßÅÒ°Åùï ûÒÅ´á Óï´˘ï ùÅß úÅÒÂïÎ Äóëè´˚£ó·ıï Å´·ı´´âÒè ©ï≠âó·ı: ÜçÂï 12 ÍâÂÔâßÉâÒï ãï´·ı·ÒÅùÅ´ ©â£Å≠ÒÁ·ıß ÔÅ´·£ •ÅßÉÅ´ üÅÒëâó·ı ˜·Ò°âÒç´ ßçù´ çÒ ßïÅ©´ ¶ÅÒÅ≠ï ÎÂÅ´áè, ·Ò·ı´ ÖţŘÅÒÅùÅ´ â´ëÅü·£è ùè É´·ıëÅÖÒç Å©ó ≠ÒÁÅ´ï ÎÂÅ©Åù·©Ôï ´ÅôÅÖÅü ¯ç´Å´ åÌÒç´ï´ áç¢âÒ·ı´ ßïÁÅßÔâó·ı áìùÅß·ıëïı´è: ÇÅ´Åùè üÅãïı üï´Ö ˚Ò ÌâÒÁ ßÔÅı ˘Å£Å˘, ·ıÒ ã·ü·ıÅõ çï´ Åıâóï ˘Å´ 150 Åóâıï´âÒ, üÒùïã·ıÅõ çï´ Ô·ı´âÒ ·ı ëÅóÅ´ıÅõ` ôÅ´·ıë´âÒ: ÄÂÅ ùÅÈÅÌÅÒ·ıëïı´è 13 ˘Å£Å˘´âÒ·ı ßçÁ ÅÒÔÅùÅÒÖ ßïÁ·Û´âÒ·ı áïßâÛ âı Å©á ßïÁ·Û´âÒè ≠ÅÒ·ı´ÅùâÛï´ ßï´„âı 12 ÍâÂÔâßÉâÒ 1980 ·ı ÅÂÅ ´·©´ ÅÒÔÅùÅÒÖ Ìï•Åùè ï ã˚Ò·ı â£Åı É·ÌÅ´áÅù âÒùÒï ÔÅÒÅõ˘ï´: Ä©Î ˚ÒâÒ·ıÎ ≠ÅüâùÅ´ ã·ıÖÅáï·ıëïı´·Ì áÅÔÅı·Ò´âÒ ·ıηıß´ÅÎïÒ·ıëïı´´âÒ ùè ùÅÔÅÒâ´ ÎÂÅ©Åù·©Ôï â´ëÅÉÅìÅ´ß·ı´˘´âÒ·ı ÖÅ£Ô´ï Îâ´âÅù´âÒ·ı´ ßçÁ: Ä©á ô·ıãÅÒù·ıß´âÒè ÎùÎÅ´ ˆ·ô ÌÅÒ„ÅÂâÔ ‰ïıóç´Ô ÄÒè´„ï áçß õÒÅÖÒ·ıÅõ ßÅüßŘ·Ò°ï ßè ÅÈè´„·ıëâÅßÉ: êâÒëâÒ·ı ßçÁ Å©Î ó·ıÒâÒ·ı üÒÅÂÅÒÅù·ıß·Ì âÒùÒï ß˚ÔÅı·Ò Å´ÛâÅóï ôÅıÅÒï´ ßçÁ ß´ÅÛÅõ ãÅ´ÅãÅ´ áÅıÅáÒ·ıëïı´´âÒ·ı ùÅÒÖï´ ©ï≠·ıâÛÅı ´Åâı ¶ÅÒÅ≠ï ù·Ô·ÒÅõè: ÍÅùÅ©´ ≠·ıÔ·Ì ©Å©ÔÅÒÅÒ·ıâÛÅı ·Ò ·ıηıß´ÅÎïÒ·ıëïı´´âÒè ÎÅüßŴŘÅù ÂïÔï ß´Å´ ÄÒè´„ï ßÅüŘ·Ò°ï ´ïıë·Ì: ®Å©Ô´ï ç ·Ò üÅÎÅÒÅù·ıëïı´è áâÈ âÒùÅÒ ÂïÔï ÎÂÅÎç ´ßÅ´ ÖÅ£Ô´ï˘´âÒ·ı üÒÅÂÅÒÅùßÅ´ üÅßÅÒ: êçâı Å©á ©Å©Ô´·ıëïı´´âÒè âÒÉ⢠ãÅÒßÅ´˘ ÂïÔï „ÂÅÔ•ÅÈâ´, ·Ò·ÌüâÔâı ì·£·Ì·ıÒáè ùÅÎùÅõ „·ı´ï ùÅÔÅÒ·ıÅõ ÂâÔÅùÅ´ áÅıÅáÒ·ıëâ´ç´: ¶ïÅ©´ ˜ÅÎÔâÒè ùÅß ˜ÅÎÔÅë·ı£ë´âÒ´ â´ ·Ò ùè ÂÅùÎï´: ƉçóùçØï üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è ÉÅıÅùÅ´ ô´ÅßâÅó ç, ÉÅÛÅÈÅÉÅÒ ùè üÅ´áïÂï´˘ ÌÒï·ıß´âÒ·ı: ÑïÒ˘è •·ôÅÛÅõ ç ´Åâı ó·ıÎÅ´ùÅÒ´âÒ·ı ©ÅıâóâÅó ≠·ıÒÁ 30 çÁâÒ·Ì:
©·ı´·ıÅÒ 2010

ê

íÅÈÅ´ÖÅùÅ´ ÎâÒ´áŘ·ô·ıëïı´·Ì ÆÄßÅÎï·© ˜·ı≠âÒè»
ÅÒÖÒïÔ Ä•çßâÅ´ Äü´çÒë 100ÅßâÅ© ß˚Ò ©·ı≠âÒè ùè ùÅÂç ïÒ Îâ˜ÅùÅ´ ùâÅ´˘ï ÌÒÅ© ë·£Åõ ÔÂÅı·Ò·ıëïı´´âÒ·ı´ âı Å©á âÒù·ı Å´üÅÔï ãÖÅÛ·ıß´âÒ·ı ≠Å£ùÅÂ·Ì ù˛Å´Û´ï ìÅßÅ´Åùï ˜Å·ı£ïç´: ÑïÒ˘ï üâ£ï´Åùè ÅßÅÎïÅÛï ß˚Òè, àÎëâÒï ÂÅÔßÅõ´âÒ´ ç, ·Ò ©Å´°´Åõ ç ë·ı£ëï´: ÍÅùÅ©´ ÖÒÅùÅ´ ≠ÅÔ ÂÅ©õÅÈ ßïÔ˘·Ì ßè üâ£ï´Åùè ïÒ ÅÂÒ·ıß´âÒè âıÎ ÅÖ·ıÛÅõ ç ß˚Òè ÂÅÔß·ıëâÅ´, ´·©´ïÎù ßâÒë è´á ßâÒë ãÅıÅù´âÒç´ ßçÁÉâÒ·ıß´âÒ è´âó·Ì ÅÂÅü·ÌÅõ ç ÎâÒ´áŘ·ô·ıëâÅ´ ÖţŘÅÒ ßè, ·Ò Åó Åıâóï ïßÅÎÔÅóïÛ ùè áÅÒ°´ç ÄßÅÎïÅ©ï ßçÁ Îùη£ ÂÅÔß·ıëâÅ´ ßâÒ˚ÒâÅ© ≠ÅÒ·ı´Åù·ıëïı´è: û·ÖâÒ ùè Ô·£Å´Ûâ´ Ö·©ÅÔâıâó·ı ßÅÎï´: ûïß´ÅùÅ´ï´ àÎëâÒï ü·ÖâÒ´ â´ Å´·´˘: ®Å•Åô ùè ãÖ·ı≠ÅÛ´ç ïÒ Å£Áïùè ÆüÅ©·ı ßè üâÔ ÂçÔ˘ ç Åß·ıδŴÅÎØ èÎâó·Ì: ÍÅùÅ©´ ¶ÅÒÖÒïÔï ·ı£ï´ ·ıÒï≠ ùâÒ ùè °âıÅı·Ò·ıï: Ä´ ´Åô áâÈ ÂÅÔÅ´ï ÔÅÒï˘ï´ ùè üÅùï áÅÎè´ùâÒ ßï ·ß´ §·Ò•ï, ·ı ÅÂÅ` ‰·Âï üâÔ ù˛Åß·ıδŴũ: ÄßÅÎïÅ´, ÁÅÒáè, ù·Ô·ÒÅõ´âÒè, ÌâÒÅÂÒâó·ı ùÅߢè, áïßÅáÒâó·ı ·ıìè üïß´ÅùÅ´˚Òç´ Ìï•ÅùÅõ ç àÎëâÒï´: ¶ÅÒÖÒïÔ ïÒ ü·ÖâÒ·Ì ÂïÔï óÒÅÛ´ç ùâÅ´˘ï üâÒëè: ÇÅ©Û Å´ô·ıÎŘâóï´ ßï≠Ô ùè ß´Å© ˚ÒÅùÅÒÖï ÌÒÅ©: Ä´ÂÅ©ßÅ´ ÂïÔï ˜·ôÅ´Û·ıï Å´ ·Ò ÅıÅ´áÅùÅ´ ç: ¶ÅÒÖÒïÔï ë·È´âÒ´ Åó ÂïÔï ïßÅ´Å´ ëç üÅ© â´, üÅ©ç õ´Åõ: àı üÅ©·ı ÂÅÔ-

ß·ıëâÅ´, Åıâóï •ï≠á` â´ëÅÒù·ıÅõ Å´ÅÒáÅÒ·ıëâÅ´ ÂïÔï ÖïÔÅùÛï´ Å´ÂÅ©ßÅ´: ÄëïóóÅ ê·ı©ùÅ´ï ëÅÒÖßÅ´Åõ Å©Î ©·ı≠ÅÖÒ·ıëïı´è ó·©Î ÔâÎÅı ƉçóùçØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔÅ´ ƶÅÒç´·ÎÔÒ·ıß ¶ÅÔâ´Å≠ÅÒØç´: Ä©Î ˚Òï´Åùï´ ßçÁ ·ıÒÅô·ıëâÅßÉ ùè ©ï≠â´˘ ëç Å´üÅßâßÅÔ˚Òç´ ´·ıÅã â´ ôßÉÅÖÒÅùÅ´ ÎôÅó´âÒè, ·Ò·´Û ŘηΠùè üÅ´áïÂçï´˘ ƉçóùçØï üÒÅÔÅÒÅùÅõ ÖïÒ˘âÒ·ı´ ßçÁ: ÑïÒ˘è ˚ìÔ·ıÅõ ç ´Åâı ÄßÅÎïÅ´ É´·ıëÅÖÒ·£ ÂÅÔßÅùÅ´ ó·ıÎÅ´ùÅÒ´âÒ·Ì âı ÖõÅÖÒ·ıëïı´´âÒ·Ì:

¶ÅÒÖÒïÔ Ä•çßâÅ´ Äü´çÒë ÄßÅÎï·© ˆ·ı≠âÒè ëÅÒÖÅßÅ´âÛ` ÄëïóóÅ ê·ı©ùÅ´ ‰çóùç üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´, îÎëŴ·ıó, ™·©âßÉâÒ 2009, 200 çÁ

·ôÅÔÛï àá·ıÅÒá ¯çÔçÒâÅ´ï ©·ı≠ÅÖÒ·ıëïı´è ôßÉÅÖÒ·£´ ç Ä´ÔÒç ÍçÒ´ï´: àıá·ùïÅ´ ·ı ïÒ Öïı£Å˘Å£Å˘´âÒè, ÍâÉÅÎÔï·© üÅÒâıÅ´·ıëâÅßÉ âÒÉâß´ï üÅ©Å≠ÅÔ ˘Å£Å˘´âÒç´ â£Åõ ç: ÇÅÒ°Ò ˘Å£˘â´ï ùâ´ÛÅ£ ßè ÌÅ©âó·£ àıá·ùï·© üÅ©âÒè 1915-ç´ ÎùÎâÅó ïÒâÒÅ©ÅÁ·Òá üÅÒ·ıÅõ´âÒ·Ì ·„´„ÅÛıÅõ â´: àÒïÔë·ıÒ˘âÒ·ı õÒÅÖÒÅõ 1915ï ¶âõ à£âÈ´ç´ âÔ˘ ˘Å£Å˘´ ·ı ≠ÒÁÅùÅ©˘è â´ëÅÒù·ıÅõ ç ê˚˜Åó ˙ÎßÅ´ï ÅıÅãÅùÅô·ıßÉï´ üÅóÅõÅ´˘´âÒ·ı´: Úâ£ÅÎÂÅ´·ıëâÅ´ ç·ıëïı´è É´·ıëÅÖÒ·£ ù·Ô·ÒÅõ´âÒè Åßâ´Å©ÎÔÅù˚Òç´ Å©Î ˘Å£Å˘ï´ ßçÁ ù˛âÒâıï´: àá·ıÅÒá ¯çÔçÒâÅ´´ Åó ïÒ ÅùÅ´ÅÔâÎï ÌùÅ©·ıëïı´´âÒ·Ì ùè ÂÅÔùâÒÅÛ´ç ÉÅãßÅ´áÅß è´ÔÅ´âùÅ´ Ô·ı´è, Å©á Ô·ı´ç´ ´Åô Ô£ÅßÅÒá·Û °âÒÉÅùÅó·ıïó´ ·ı ÎÂÅ´´·ıïóè, ÅÂÅ ùÅ´Å´Û ·ı âÒÅôÅ´âÒ·ı´ ÉÈ´ï Ôâ£ÅüÅ´·ıëïı´è: ¨ÅÔ ÌÅÈ ÂÅÔùâÒ´âÒ â´ ´Åâı ÅıÅãÅùÅô·ıßÉâÒ·ı ©ÅÒ°Åù·ıß´âÒè Å˘Î·ÒâÅó ùï´âÒ·ı ·ı Å´„ŘÅüÅδâÒ·ı ÌÒÅ©: ÜÅÒ°âÅó ÌÅÈ ÂÅÔùâÒ´âÒ·Ì ÌùÅ©·ıëïı´´âÒ ùè ÉâÒç ·ÒÉÅ´·Û´âÒ·ı ÔÅ´ÁÅ´˘ï´ âı üïıÅ´á·ıëïı´´âÒ·ı, ©ÅÔùÅÂçÎ ëï˝·©ï ÂÅÔ•ÅÈÅõ ãÅ´Ö·ıÅõÅ©ï´ ßÅüâÒ·ı´: ÍâÒ·ı´áï ßè ïÒâÒÅ´ßÅ´ ÂÅÔß·ıëïı´´ ç Å©Î Ô·£âÒ·ı´ ßçÁ ©ï≠·ıÅõ´âÒè: ¯Å´ï ùè ©ÅÈÅÁÅ´Å´ çÁâÒè, è´ëâÒÛ·£´ Åó àá·ıÅÒáï ·áïÎÅùÅ´ï´ ùè ßÅδÅùÛï ·ı ùè üÅÎ´ï ¸ÒÅ´ÎÅ ´Åô ¶ÅÒÎç©ó, ÅÂÅ ˆÅÒïã: ˆÅÒïãâÅ´ ÅÂÒ·ıß´âÒè Åıâóï ùÅ´·ıô ≠ÒÁÅ´ï ßè ÌùÅ©·ıëïı´´âÒè ùè ´âÒùÅ©ÅÛ´â´ ·ı Å´ÖÅß ßè âıÎ ßÔÅõâó ù·ı ÔÅ´ ˝ÒÅ´ÎÅüÅ© ΘïıÈ˘ï ùÅãß·ıëâÅ´ ·ı ãÅÒÖÅÛßÅ´ ˜·ıóâÒ·ı´ ßÅÎï´: Ä´≠·ı≠Ô ·Ò ï´„ÂçÎ ‰·óïÎè ùÅß ‰·Îëè´è, ˆÅÒïã´ Åó ßï≠Ô ·ı´âÛÅõ ç üÅ© É´Åùï„´âÒ: ÍÅùÅ©´ ©âÔâ£âÈ´âÅ´ ãÅ´Ö·ıÅõÅ©ï´ ÖÅ£ëâÒè õ´·ı´á Ô·ıÅõ ⴠΘïıÈ˘ï ÖÅ£ë˚•Åôï ßè ùÅãßÅı·ÒßÅ´: ûïßÅ ·„ ëç ùè ô˚Îï´˘ Ř ßè ÖţŘÅÒÅÂÅ≠Ô üÅ© ·ıÎÅ´·£´âÒ·ı ùÅß ßïÁÅãÖÅ©ï´ ÅÈâıÔ·ıÒ·Ì ãÉÅ£·ı·£ ÌÅ•ÅÈÅùÅ´´âÒ·ı, Å©ó ÎÂÅ´áç ßè ÌâÒÅÂÅÒÅõ ì·£·Ì·ıÒáï ùâÅ´˘è ≠ÅÒ·ı´Åùâó·ı É·ıÈ´ ÂÅ©˘ÅÒï´ ßÅÎï´: ûïßÅ ï Öï´ ÅÂÒâó·ı` Å´ïÒÅı·ıÅõ´âÒ·ı´ ßÅÎï´ ùè ô˚Îï´˘: úâ£â˘ıÅõ ÉÅ´·ı·Ò´âÒ·ı´ ßÅÎï´ ùè ô˚Îï´˘: ˙Òï´Åı·Ò ï´˘´·ıëâÅ´ ë·ı£ëâÒ „·ı´â´Åó·ı ÂÅÔ•ÅÈÅı ≠ÅÔ Åıâóï ÛÅõ Öï´âÒ·Ì ÌÅÒ°ÅÔÒ·ı·£ ßÅÒáùÅ©ï´ ·ıìï ßÅÎï´ ùè ô˚Îï´˘: àı Å©á É·ó·Òï´ ßçÁ

Ä´ÔÒç ÍçÒ´ï´ àıá·ùïÅÛï àá·ıÅÒáï´ ®·ı≠âÒè ëÅÒÖßÅ´âÛ` Ä´Å©ïÎ ¶ÅÒëï´ ˆç´•çÒç üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´, îÎëŴ·ıó, û·ùÔâßÉâÒ 2009, 116 çÁ
ùè ©Å©Ô´·ıï ßÅÒáùÅ©ï´ Ìâü·ıëïı´è ÉÅÛÅÔÒ·£ ù·£ß´·Ò·≠·ıß´âÒ: Ä©á Ìâü·ıëïı´è ÎÅüßÅ´ „ï •Å´„´ÅÒ ·ı Å´Û´âó·Ì ˆïÒâ´âÅ´ óâÈ´Å≠£ëÅ©ï ùïÒ•âÒè ˚Ö´·ıëâÅ´ ùè ˜·ıëÅ© ÍÂÅ´ï·© üÅ´ÒÅÂâÔÅùÅ´´âÒ·ı´: ™·©´ Ìâü·ıëïı´´ ç, ·Ò ïÒ ÅßÉ·£Á ´âÒ·ıì·Ì ùè ßÅδÅùÛï ˝ÒÅ´ÎÅùÅ´ áïßÅáÒ·ıëâÅ´ ≠ÅÒì·ıßï´: ÏâÒÁÅÂçÎ Å´ÖÅß ßè âıÎ ùè ´ùÅÔâ´˘ ëç ´ÅüÅÔÅù·ıâó·Ì, Å´°´Åã·ü·ıëâÅßÉ ùè ÉÅÒ°ÒÅ´Å© üÅ©ùÅùÅ´ ΘïıÈ˘ ù·„·ıÅõ üÅÎùÅÛ·£·ıëâÅ´ ÌÅÒùè Å©á âÒùÒç´ ´âÒÎ: Ä´ÔÒç ÍçÒ´ï´ï ôßÉÅÖÒÅõ Å©Î ©·ı≠âÒè ëÒ˘âÒç´ï ëÅÒÖßÅ´·ıÅõ â´ Ä´Å©ïÎ ¶ÅÒëï´ï ù·£ßç: ĘηΠ·Ò ƈ紕çÒçØ üÒÅÔÅÒÅù„·ıëâÅ´ Å©Î Ö·Òõè ÂïÔï ˘´´ÅáÅÔâ´˘ ôßÉÅÖÒÅùÅ´ ëâÒÅÛ·ıß´âÒ·ı ÉâÒ·ıß·Ì: ÄÈÅÔ ÅÒÔÅáÒ·£ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´âÒ·ı üÅ´áïÂÅõ °Åô·£·ıëïı´è ´ùÅÔâóï ç ´Åâı Å©Î ˚Òï´Åùï´ ßçÁ: êÅÒÖßÅ´ï„ï ·Ò·≠ ÉÅÈâÒ·ı üÅßÅÒ ßÔÅõÅõ Å©óè´ÔÒÅ´˘Å©ï´ ÉÅÈâÒ·ı ÔÅÒÉâÒÅù´âÒ´ Åó ˜ÅùÅÖïõï ßçÁ ©Å´°´·ıÅõ â´ ÔÂÅÖÒ·ıëâÅ´: àÒâı·©ë, ·Ò ëç' ÅÒÖâó˘ ùè áÅÈ´Å© è´ëâÒÛ·£ï´ ´ïıëè Åıâóï óÅı è´ùÅóâó·ı´ âı ëç ï ã·ıÒ ùè ôÅ´ÖÅÒç ≠ÅÒÅáÒ·ıëâÅ´ è´ëÅÛ˘è: ÍÅùÅ©´ Å©Î üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´´ Åó üïß´ÅùÅ´ï´ ÂçÔ˘ ç áïÔâó ·ÒÂçÎ áçÂï ÅßÉ·£Á·ıëâÅ´ °ÖÔ·£ ßÅÔâ´Å≠ÅÒï ßè ùÅÒâı·Ò ßçù üÅ´ÖÒ·ıÅ´è: îÒÅı Åó Å´üÅıÅÔÅóï ç ûÅ©·Û ÔÅÒÅÖÒ·ıëâÅ´ ßÅÎï´ ÌâÒÁï´ ÔÅÒï´âÒ·ı´ Ôâ£ï ·ı´âÛÅõ üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´´âÒ·ı ÅÈÅÔ·ıëïı´è:
Äú˙Í ˘ïÒ˘

Äú˙Í ˘ïëŘ

20

©·ı´·ıÅÒ 2010

21

àÒ⢠âÒÅãÅ©ï´ üç˘âÅë´âÒ
‰ÅÔÒÅÎÔâÛ` ÍÄ à¶ ¯îÙñåúå‚ ¨å¨åêàÄ™
ç•ïı´ïı´ àçÒ §ïı•çóçÒïØ ÖïÒ˘è óÅı ÖïÒ˘ ßè´ çÒ: îß ÔÅÒâùïÛ´âÒ·ıÎ âı ßâõâÒ·ıÎ ùÅÒáÅóè Å´≠·ı≠Ô ù˛·ıãâß: Ä©Î âÒ⢠üâ˘âÅë´âÒè ùÅÒáÅÛÅõ ÅÔâ´ ≠ÅÔ üÅ•·©˘ ÅÈï: Äßâ´ç´ ≠ÅÔ âÒùÒ·Òá âı âÒÒ·Òá ÉÅìï´´âÒè üÅı´âÛÅ©: ÑõÅÖÒ·ıëïı´è ≠ÅÔ óÅı çÒ, ÁÒÅ´âÒù·Ì Öõ·ıÅõ ÂÅÔùâÒ´âÒè Ö·©´ãÖ·©´ ÂÅÔß·ıÅõ˘·Ì Å©Î üç˘âÅëï´ Åıâóï ïßÅÎÔ Ô·ıâÒ â´: 113 çÁ´·Û ùÅ´Å´„ ÖïÒ˘è ßÅ´ÅıÅ´á ùÅÒáÅó „ÖïÔÛ·£ âÒÅôÅ´âÒ·ı´ üÅßÅÒ ≠ÅÔ ©ÅÒßÅÒ ç, âëç ßÅ©ÒâÒè ùÅß üÅ©ÒâÒè „ÂÅÈùÅõ ùÅÒáÅ´: àÎ ÂÅÔùâÒ´âÒè Å„˘ç Å´Û·ıÛï, ùÅÒáÅÛï, ˘ÅÈÅηı´ ÌÅ©ÒùâÅ´ï ßçÁ É´Åı „ùâÛÅ©, ·Ò·ÌüâÔâı ùçÎ °Öâóï˘ ©âÔ·© ≠ÅÒ·ı´Åùâóï˘ ÖïÒ˘ ßè „çÒ: ¶çù ßè ÎùÎÅ©, ÌâÒÁè âùÅõ ÅÔâ´Î ≠≠ßÅõ ß´ÅÛï, Å©Î üÅÎÔ ÖïÒ˘è ï´„ÂçÎ óß´Û·ıÛï, èÎâó·Ì: ÇÅ©Û ≠ÅÔ üÅ•·©˘ Ô·ı·£ âı É´Åı „´â£ÅÛ´·£ ÖïÒ˘ ßè´ ç â£âÒ: Ä©Î ÖïÒ˘è ùÅÒáÅóç âÔ˘ á·ı˘ Åó ïß ãÖÅÛÅõ´âÒÎ ÂïÔï üÅÎù´Å˘ âı ≠ÅÔ üÅ•·©˘ ÂïÔï ÅÈ´ç˘:
ä à ˆ î Ù Ë Ä ñ ê é ™ ¯ Ä ® Ä HHHHH

e l i m i z e
SOSYOLOJ‹-FELSEFEANTROPOLOJ‹
Richard Sennett, Zanaatkâr, çev. Melih Pekdemir, Ayr›nt› Yay. Jane Hathaway, ‹ki Hizbin Hikâyesi: Osmanl› M›s›r› ve Yemeni’nde Mit, Bellek ve Kimlik, çev. Cemil Boyraz, Bilgi Üniv. Yay. Amila Buturoviç, ‹rvin Cemil Schick (der.), Osmanl› Döneminde Balkan Kad›nlar›: Toplumsal Cinsiyet, Kültür, Tarih, çev. Güliz Erginsoy, Bilgi Üniv. Yay. Canan Koç, Y›ld›r›m Koç, KESK Tarihi – I / Risk Alanlar, Yolu Açanlar 1985-1995, Epos Yay. Vasilis Kiratzopulos, Kay›t Olunmam›fl Soyk›r›m: ‹stanbul Eylül 1955, Pencere Yay. ‹ran ‹mparatorlu¤u D›fliflleri Bakanl›¤› Diplomatik Belgeleri: ‹ran’›n Tarafs›zl›¤›, çev. Bilge Bulut, Pencere Yay. Suraiya Faroqhi, Orta Halli Osmanl›lar 17. Yüzy›lda Ankara ve Kayseri’de Ev Sahipleri ve Evler, çev. Hamit Çal›flkan, Türkiye ‹fl Bankas› Yay. Nuran Tezcan (haz.), Ça¤›n›n S›rad›fl› Yazar› Evliyâ Çelebi, Yap› Kredi Yay›nlar› Nora fieni, Oryantalizm ve Hay›rseverli¤in ‹ttifak›, çev. Elif Ertan, Yap› Kredi Yay›nlar›

u l a fl a n l a r
ROMAN
Chuck Palahniuk, Tekinsiz, çev. Funda Uncu, Ayr›nt› Yay. Joe Meno, Lanetlilerin Saç Stili, çev. Fahri Öz, Ayr›nt› Yay. Jack Kerouac, Zen Kaç›klar›, çev. Nevzat Erkmen, Ayr›nt› Yay. David Lodge, Ne Kadar ‹leri Gidebilirsin?, çev. Ayfle Ö. Aksakal, Ayr›nt› Yay. Dirk Wittenborn, Farmakon, çev. Gökçe Gündüç, Ayr›nt› Yay. Mehmet Komflu, Liliyan, Bizim Kitaplar Dieter Forte, S›rt›mdaki Ev, çev. Ça¤lar Tanyeri, Metis Yay. Ursula K. Le Guin, Lavinia çev. Gürol Koca, Metis Yay. Halil ‹brahim Özcan, Küller Aras›nda – Ac›n›n Terazisinde ‹ki Halk: Türkler ve Ermeniler, Nokta Kitap Jêhatî Zengelan, Z›fqêra Berî, Vate Yay. Magda Szabó, Katalin Soka¤›, çev. Tar›k Demirkan, Yap› Kredi Yay. Dinçer Sezgin, S›r Gecesi, K›rm›z› Yay. Nayat Gül, Melekler de Ölür, Laika Yay. Ralf Rothmann, Deniz Kenar›nda Geyikler, çev. Ogün Duman, Metis Yay. Nadine Gordimer (der.), Dile Kolay, çev. Beril Eyübo¤lu, Pan Yay. Tar›k Dursun K., Gönlümün Bir Parças›, (Toplu Öyküler 2), Yap› Kredi Yay.

Martin van Bruinessen Kürdolojinin Bahçesinde: Kürdologlar ve Kürdoloji Üzerine Söylefli ve Makaleler, çev. Mustafa Topal, Vate Yay. Munzur Çem, Dêrsim Merkezli Kürt Alevili¤i (Etnisite, Dini ‹nanç, Kültür ve Direnifl), Vate Yay. Necmettin Büyükkaya, Kalemimden Sayfalar, yay. haz. fierwan Büyükkaya, Vate Yay.

Ƨ

î

‡ıßÂçÒë˚ å•˚ Ƨç•ïı´ïı´ àçÒ §ïı•çóçÒïØ ™ùÒ. îı•ç´ï˚ ÑÅÒßï, êÒÖ. åÒç´ àïı•çÎÅ´ §ç´Ôç©, ûâ˘âÅë´âÒ, 116 çÁ. àŘè ÑÒçÔï ûÒÅÔÅÒÅù„·ıëïı´

´õï üÅßÅÒ Å©Î ÖïÒ˘è ≠ÅÔ Å£·ı·Ò ç, ·Ò·ÌüâÔâı ïÒÅı Åó ùÅÒâı·Ò ÂÅÔÖÅß´âÒ âı ô·Òü·ıÒá´âÒ ùÅ´ ßçÁè: àÒÅôÅ´âÒ·ı´ üÅßÅÒ ©ÅÒßÅÒ üÅÎù´Åóï óâã·ı·Ì ßè ÖÒ·ıÅõ ç: úÅÒáÅÛ·£è ßÔÅõâó·ı ùè ߣç: ™ùÅÒ´âÒ´ Åó ÔÒ·ıÅõ ô·Òü·ıÒá´âÒè ù˛ÅßÒÅÛ´â´: ûç˘âÅë´âÒ·ı ßÅÎï´ âëç ãÅÔ-ãÅÔ ßÔÅõâß ïß Åßâ´ÅÎïÒÅõ üç˘âÅëΠƧç•ïı´ïı´ àçÒ §ïı•çóçÒïØ´ ç: ‡Ò·ÌüâÔâı ´âÒùÅ©ïÎ ˚ÒÅùÅÒÖè ãÉÅ£âÛ´·£ ≠ÒÁÅÂÅÔï Å£Ô·Ô·ıëïı´è ≠ÅÔ óÅı ùè Ö·Òõç: Ɖ·ßÂÅ Ìç úç´çÒÅóØ´ Åó ÂÅÔâÒÅãßï ÂÅÔ•ÅÈ´âÒ·ı´ âı üâÔâıÅ´˘´âÒ·ı´ ßÅÎï´ ≠ÅÔ üâÔÅ˘èÒ˘èÒÅùÅ´ üç˘âÅë ßè´ ç âı ÔÅÒÉâÒ °â-

ı·Ì ùè ´âÒùÅ©ÅÛ·ıï: îÎù Æîı„ ¯·ãß·´·ëØè ùâ´áÅ´ï çÅùï ßè ÅãÖ·ıëâÅ´, óâã·ıï´ ùÅÒâı·Ò „èóóÅóè Û·©Û ù·ı ÔÅ©: ¶çùè üÅÎù´Åó·ı üÅßÅÒ ÁÅ´˘ ëŘâóè ÉÅıÅÒÅÒ ç ·ÒÂçÎãï ÔÅÒÉâÒ·ıëïı´´âÒè áïıÒÅı ©Å£ëÅüÅÒâ´˘: ÑïÒ˘ï´ Åßâ´ç´ ÎïÒÅõ ßÅÎâÒçÎ ßçù´ Åó ´ùÅÒÅãÅÒá·ıß´âÒ´ â´: ®ÅÁ·£ÅÂçÎ ùè ≠â≠Ô·ıï èηıïó ·ıã·ıÅõ Åßç´ ÉÅ´: ÄÎùç ãÅÔ ´ùÅÒ´âÒ·ı´ ÁÒÅ´âÒù âı Ö·óÅì èóóÅóè üâÔÅ˘Ò˘èÒ·ıëïı´Î ÖÒÅıâÛ, ÉÅ©Û ´ùÅÒ´âÒ·ı´ ßÅÎï´ Åßâ´ç´ Å£·ı·Ò ÉÅ´è Åßç´ ´ùÅÒÅÖÒï üÅßÅÒ ãÅÔ ´≠Å´ ˚ÖÔÅÖ·Òõ·ıÅõ èóóÅó´ ç: î ÌâÒÁ·© Å©Î ÖÒ˘ï´ âëç üï´Öï ÌÒÅ©ç´ ëïı ßè ÔÅó·ı èóóÅß Å´ùÅÎùÅõ üï´Ö ù·ı ÔÅß, ·Ò·ÌüâÔâı Å©Î˘Å´ ùÅÒâı·Ò ô·Òü·ıÒá´âÒè Åıâóï ©ÅÁ·£ °âı·Ì ßâãï ˜·ôÅ´Ûâó ·ıÒï≠ ùâÒÂ·Ì ùÅÒâóï „çÒ èóóÅÒ ùÅÒõâß:
ˆ é ™ Ä ê å ä î HHHHH

Jean Baubérot, Laiklik: Tutku ile Ak›l Aras›nda 1905-2005, çev. Alev Er, Bilgi Üniv. Yay. Daniel G. Bates, 21. Yüzy›lda Kültürel Antropoloji: ‹nsan›n Do¤adaki Yeri, çev. Suavi Ayd›n ve di¤., Bilgi Üniv. Yay. Diego Tatián, Spinoza. Dünya Sevgisi, çev. Hüsam Turflucu, Sevin A. Hanc›; Dost Kitabevi Yay. Michel Bourse, Melezli¤e Övgü, çev. Ifl›k Ergüden, Metis Yay. Hannah Arendt, Kötülü¤ün S›radanl›¤›: Adolf Eichmann Kudüs’te, çev. Özge Çelilk, Metis Yay. Ludwig Wittgenstein, Kesinlik Üstüne + Kültür ve De¤er, çev. Do¤an fiahiner, Metis Yay. Svetlana Boym, Nostaljinin Gelece¤i çev. Ferit Burak Aydar, Metis Yay. Jürgen Habermas, Do¤ac›l›k ve Din Aras›nda: Felsefi Denemeler çev. Ali Nalbant, Yap› Kredi Yay.

KENT
fieyhmus Diken, Diyarbekir El Sall›yor, Diyarbek›r Dest L› Ba D›ke, Diyarbekir is Waving its Hands, Diyarbak›r Tabip Odas› Yay›n›

ANI – ANLATI – TANIKLIK
Margaret Ajemian Ahnert, Amasya’n›n Dikenleri, çev. Atilla Tuygan, Belge Yay. Lazaros K. Afl›ko¤lu, Kilaman: Anadolu’dan Gelen Bir Rum’un An›lar›, çev. Evdokia Veriopulu, Belge Yay. Talin Büyükkürkciyan, Feriköy An›larda..., fiimdi, Heyamola Yay. Andre Sernin, Tokatl› Yetvart’›n An›lar›, çev. Anais Martin, Pencere Yay. Alice Taflc›yan (der.), Ba¤r›ma Tafl Bast›m, çev. Meryem Mine, Pencere Yay.

MÜZ‹K
Nail Yavuzo¤lu, Türk Müzi¤inde Makamlar ve Seyir Özellikleri, Pan Yay.

EDEB‹YAT ELEfiT‹R‹S‹
Edward W. Said, Bafllang›çlar: Niyet ve Yöntem, çev. Ferit Burak Aydar, Metis Yay. Bülent Aksoy (yay. haz.), Hikâye Sanat› Üstüne Yaz›lar, Pan Yay.

fi‹‹R
Aloysius Bertrand, Gaspard de la Nuit, çev. Özdemir ‹nce, K›rm›z› Yay. Nevzat Valerî, Dejê N›m›teyî, Vate Yay. Hulki Aktunç, Sönmemifl Dizeler, YKY

TAR‹H

KÜRDOLOJ‹
Cemil Gündo¤an, Kawa Davas› Savunmas› ve Kürtlerde Siyasi Savunma Gelene¤i, Vate Yay. M. Malmîsanij, Türkiye ve Suriye’de Kürtçe Kitap Yay›mc›l›¤›n›n Dünü ve Bugünü, Vate Yay.

D‹L
Deniz Gündüz, Türkçe Aç›klamal› Kürtçe K›rmancca / Zazaca Dil Dersleri Vate Yay.

òÄ‚ÇÄË
1 2 3 4 5 6

‰ÅÔÒÅÎÔâÛ` ÑÅ©·ı≠ ‚Åóè˘ßÅ´ ú.
7 8 9 10 11 12

ÖYKÜ
‹shak Reyna, Öyküler Anlats›n, Kelime Yay. Ceyhun Emre Teoman, Garyan Efendi: Bir Sâdekâr›n Hikâyesi, Kentkitap

V. Yeghiayan, L. Fermanian, Rafael Lemkin’in Ermeni Soyk›r›m› Dosyas›, çev. Ali Çak›ro¤lu, Belge Yay. Gülçiçek Günel Tekin, Türkiye’nin Asimilasyon ve Dilk›r›m Politikalar›: Beyaz Soyk›r›m, Belge Yay.

†Åôç´ ÅÁ
1

SÖYLEfi‹
Malmîsanij, M› fiêx Seîd Dî, Vate Yay.

1.- ÇÅ´ÅÎÔâ£õ, ÅÒ°ÅùÅÖïÒ Æ§â´ÔâÒç•âÅ´Ø (1913- 1990): 2.- Ä´°´Åã·ü ÌÅ•ÅÈÅùÅ´ï èÒÅõ Ö·Òõè: -¶·ÌÎçÎ ¶âóï˘ï ®ÅÒ·ıëïı´âÅ´, ÏÒÅÎÔÅ´ õ´Åõ âı ûÅ©ÅÎÔÅ´ ßâÈÅõ (1878- 1964) ÅÒ°ÅùÅÖïÒ- ëÅÒÖßÅ´ï„: 3.- ™≠Å´: -àëç üÅßÅô·ıßÉ·ıï´ Å≠ÅùâÒÔâó·ı üÅßÅÒ, ëç ´ÂÅÔÅùÅùçÔ âı ëç ߣ°ÅıÅ´Á ùè áÅÈ´Å´: 4.- ÄÂÅÖÅ© ô·ÎÔÅÛ·£ ÉÅÈè: -Ä£°´ï˘ Ö·ÒõÅõ·ı·£ ù´·Á ÖóôÅÒù: 5.- ÆÄ´ Åßç´ ˚Ò fi ïÒ ùÅ·©Ô Å„˘âÒ·ÌØ Ü. ÏÅÒ·ıìÅ´ -àÒùÅ©´·ıëïı´ „Ř·£ ˜·˘Òïù ˘Å´Åù ßè: -úïÎÅ°Å©´è âëç ·ıãç ´·©´ÂçÎ ùè ü´„·ıï: -™ÅÛïÅùÅ´´âÒè, ã·ÒÎ ©ï≠âó „â´˘ ·ıãâÒ: 6.- ÓÅÈï ßè ü´„ïı´è -ÄßâÒïùÅüÅ© ÖÒ·£ï ßè, ßÅ´ù·ıëâÅ´ ©ï≠ÅÔÅù´âÒè Û·óÅÛ´·£ ÂÅÔß·ıÅõ˘´âÒç´ ßçùè: 7.- ƶÅÎïÎØï ôßÉÅÖïÒè (1823- 1904): -ÄÒÅùÅ´ Å´·ı´ ßè: 8.- úçÎè ùâÒÅõ ÂÅ´ïÒ: -ÍùïãÉè ÆÅØ áïÒ âı ˘·Ìï ÉÅÈï´ âÔâıè ùÛç, üÅßÅÈ˚Ô ˘´´ÅÒù·ıß ßè °âÈ˘ ùè ÉâÒâÎ: -Ä„˘: 9.- fi Óâ'Î: -®âÔÅáÅÎ ÅõÅ´ÛÅùÅ´ ßÅδïù: 10.- ÑÅıÅÈï ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´ ¶âõ ÏÅÒÂâÔè: -Æfi ÄÎÔ·ıÅõ Å©´ ˚ÒïÛ/ àÒÉ üÅ•âÛÅı ≠·ı´„ ˜„âó fiØ ¶ï˘Å©çó` ™ÅóÂÅ´ÔâÅ´ï ·ÔÅ´Åı·Òç´, ã·Ò ä. àÎÅ©âÅ´, ÅÒÔÅÎÅ´âÛ 4 ÔÅÒâùÅ´ï´ (ÍïóïüÔÅÒï ‰ÅÒÔçã´âÒè) 11.- àÎ ÂïÔï „è´âß ·ıÒï≠´âÒ·ı ´ßÅ´ âı ßçùïù-ßçùïù ÂïÔï ÔÅß Å©á ÔÅÈâÒè -Ä. ÔÅÈè -ÆıØ ÅÈ´ç ≠Å£ùÅÂï ßè ùè ÌâÒÅõ·ıï -ÄÒáç´ ï´˘è ≠Å£ùÅ ßè´ ç: -˙°ï´ °Å©´è ù·ı ÔÅ©: -(üÅù.) ÑÒÅùÅ´ Ö·Òõ: 12.- Äß索ΠÅó Å´ÖïÒ Î·ÒÌÅõ â´˘ „ç, ïÒ ÆÑï≠âÒ ç. ÔÅ~´ù, ÔÅ~´ù. üÎùÅ'© ìÅßÅÛ·©ÛØè:

Baran Do¤u, Do¤u Söyleyince, Yeralt› Yay.

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

‡ı££ÅüÅ©âÅÛ
1.- ƶ´ÅÎ ÉÅÒ·Ì fiØ üâ£ï´Åùè ˜´ÔÈâó °Åôç´ ÅÁ, Å. üÅÒÛ·ıßï´ ßçÁ: -úÔÒ·ıÅõ ·„ôÅÒ: 2.- ñÅÛ·£ õÅÈè: -¶â´˘ Å´·´Û ÆÍçÒÎçÒïØ ù˛èÎâ´˘, ù˛Å´Û´ï´˘: 3.- àëç Ü. ÏÅÒ·ıìÅ´ Å©Î õÅ£ïùï´ „âÒÖçÒ, ÂïÔï üïÅÎëŘ·ıçï: -îÒâ´ ©ÅÔ·ıù ùâÒÂ: 4.- fi ¶ï' áÅÈ´ÅÒ: -ÄÒ·ıâÎÔï Ö·ÒõâóÅùâÒÂ: 5.- ÍÅ©Åë ™·ÌÅ´ ÎïÒÅõï´ ÂÅÔùâÒè ÅÔ·Ì ´ùÅÒâÒ ç: -Ä´ùÅ©·ı´: 6.- àÎÅÎçÒï ÎÔÅÛÅùÅ´è: -Æfi ÛÅ´ç'. ©Å´·ı´ ÔÅ´á Îâ£Å´ï´Ø Ü. ÏÅÒ·ıìÅ´: 7.- ÓÅÒï: -Ú·ıÛÅùÅ´ ßè: 8.- àÒÉâß´ É·£·˘ï, âÒÉâß´ Åó üÅ•·©˘ï üÅßÅÒ ç Å©á ùÒÅùè: -ÄüÅıÅÎïù: (ùÒù´·ıëïı´´âÒè ´âÒâóï çfl): 9.- ÄßâÒïùÅüÅ© ÖÒ·£ï´ (ÓâÎ °Åôç´ ÅÁ 6) Å´·ı´è (1900- 1986): ö´Åõ ç ¨ÅÂï´- ¯ÅÒÅüïÎÅÒ, ÅÂÒÅõ ç à£âÈ´è, ©âÔ·© üÅÎÔÅÔ·ıÅõ ç Ķ™: 10.- îÒ ß˚Òè Å©áÂçÎ ù·„·£ ùÅfl©: -ÆÄÎÔ·ıÅõØ: -Ä£ÉïıÒ: 11.- Æfi ÍÅÒÖïÎâÅ´Ø ÄùÅ´Åı·Ò ÄÒ·ıâÎÅÔÅÖçÔ: 12.- Íâ£É·ÎâÅ´ï âÒùâÒç´:
Äú˙Í ˘ïëŘ
12

Modern ça¤ ço¤u kez beceriler ekonomisi olarak tasvir edilir; ancak beceri tam olarak nedir ki? Al›fl›lageldik cevap, becerinin e¤itilmifl bir pratik oldu¤u fleklindedir. Burada, beceri ile coup de foudre [y›ld›r›m aflk›] yani aniden gelen ilham karfl› karfl›ya gelir. ‹lham›n cazibesi k›smen, ham haliyle yetene¤in e¤itimin yerini alabilece¤i fleklindeki bir inançta yatar. Müzik dehalar›ndan ço¤u kez bu inanc› desteklemek amac›yla söz edilir ancak bu da yanl›flt›r. Müzik dehas› Mozart, çocukken de uzun nota parçalar›n› hat›rlama kapasitesine sahipti; ancak befl yafl›ndan yedi yafl›na kadar, parçalar› piyano tufllar›nda do¤açlama çalarken kendine özgü büyük müzik haf›zas›n› e¤itmeyi de ö¤rendi. Müzi¤i kendili¤inden üretmesine yarayan metotlar› gelifltirdi. Daha sonra kendisinin de yazd›¤› üzere, bu müzik o anda ortaya ç›k›yordu; çünkü notalar› do¤rudan flekilde, sonradan pek az düzeltme yapt›¤› sayfalar yazmaktayd›. Ancak Mozart’›n mektuplar› okundu¤unda görülmektedir ki k⤛da geçirmeden önce zihninde partisyonlar›n üzerinden tekrar tekrar geçmekteydi. (s. 54-55)

Osmanl› Balkanlar›’ndaki kad›nlar vak›f kurucular›yd›; iflçileri örgütlüyorlar, lüks Bat› mallar›n› gösterifl için tüketiyorlard›; onlar sevgili, efl, terk edilmifl, boflanm›fl ve dul kad›nlard›; simgeydiler, arac›yd›lar, türkülerin konusu ve masallar›n anlat›c›lar›yd›lar, cemaat bask›s›n›n kurbanlar› ve topluluklar›n› do¤aüstü güçlere karfl› koruyanlard›. Tarih çok uzun zamand›r basitçe erkeklerin tarihi anlam›na geldi; art›k kad›nlar›n tarihini basitçe tarih olarak görmenin zaman›d›r. (A. Buturoviç ve ‹. Cemil Shick, s. 9)

™Åô·Òá ôÅ„ÉÅÈè ó·ıõ·£´âÒç´ Óïùï´ ÄÒßç´ ‚ÅÌ·ı≠âÅ´ ÎÔÅÛÅı ïÒ ´·ıçÒè` ÏÅüÅ´ Ä•çßâÅ´ï Æ®·ı≠âÒ ÄÈÅ´Û ˆ·ı≠âÒ·ıØ ©·ı≠ÅÖÒ·ıëâÅ´ üÅÔ·Òè: Ä©Î ÅßηıÅ© ôÅ„ÉÅÈè ó·ıõ·£´âÒè ÂïÔï ÎÔÅ´Å´ ƶïÁÅãÖÅ©ï´ ûÒÅ´á Óï´˘ ûïß´ÅÒùØï ó·©Î è´õÅ©Åõ Æ˙ÒÅÔâÔÒØè:

Nostalji için bir reçete talep etmek bugün bizim akl›m›z›n ucundan bile geçmez. Oysa on yedinci yüzy›lda nostaljinin, t›pk› so¤uk alg›nl›¤› gibi, tedavi edilebilir bir hastal›k oldu¤u düflünülüyordu. ‹sviçreli doktorlar afyon, sülük ve ‹sviçre Alpleri’ne seyahatle nostalji belirtilerinin çaresine bak›labilece¤ine inan›yorlard›. Yirmi birinci yüzy›la gelindi¤inde ise bu geçici hastal›k, çaresi olmayan modern bir hale dönüfltü. Yirminci yüzy›l tarihi fütürist ütopya ile bafllam›fl, nostaljiyle sonlanm›flt›r. Gelece¤e olan iyimser inanç, 1960’larda modas› geçmifl bir uzay gemisi gibi bir kenara at›lm›flt›r. Nostaljinin ütopik bir boyutu vard›r, ancak art›k gelece¤e yönelik de¤ildir bu boyut. Bazen nostalji geçmiflte de de¤il, yan tarafa yöneliktir. Nostaljik kifliler zaman ve mekân›n geleneksel s›n›rlar› içinde bo¤ulduklar›n› hissederler. (s. 14)

Yafllanma süreci, yazarlar›n tarif etmeye çal›flt›¤›ndan çok daha farkl› bir fley. Ve bu sürecin, t›p biliminin tan›mlamaya çal›flt›klar›yla da bir alakas› yok. Katalin Soka¤›’n› sakinleri, yafll›l›¤›n, hayat›m›z›n ilk dönemlerinde fark›na bile varmad›¤›m›z o alacakaranl›k koridorlar› nas›l ayd›nlatt›¤›n›; an›lar›m›z› ve korkular›m›z› nas›l yeniden düzenledi¤ini kendileri keflfettiler. Buna onlar› ne bir roman ve ne de doktor haz›rlad›. Vücutlar›nda baz› biyolojik de¤iflikliklerin oldu¤unu kabul etmek gere¤ini kavrad›lar. Bedenleri, ana rahmindeki o ilk anlarda, onlar› hayat yolculu¤una haz›rlamak için bir fleyleri nas›l sab›rla ve dikkatle infla etmeye bafllam›flsa, flimdi de tam tersi bir süreç yaflanmaktayd›: Vücutlar› art›k bir fleyleri ad›m ad›m yok etmekteydi. (s. 7)

Sanmay›n ki dili yok Elbette var. Tafllar›n›n diliyle konuflur S›rlar›n› Surlar›na f›s›ldayan Memleket.

Vorpanotz [yetimhane] her yafltan çocuklarla doluydu. Pencerelerden sark›yor ve aç›k kap›lar›n ard›na saklan›yorlard›. Hepsi de yeni gelenin neye benzedi¤ini görmek istiyorlard›. Bukleli saçlar›n› bafl›n›n üstünde toplam›fl tombul bir kad›n kap›da karfl›lad› beni.“Hofl geldin” dedi, “ben Mayrig –anne.” Kaç annem olacakt› benim? Birincisi öz annemdi, ki hiç tan›mam›flt›m. Sonra zatürreeden ölen Pepron geliyordu, ard›ndan ölüm yürüyüflünde kaybetti¤im Vartuhi. Bir sonraki beni k›z› kabul etti¤ini söyleyip bir orospu gibi kocas›na sunan Han›m’d›. Belki bütün bunlar kötü bir rüyayd›. Bir süre sonra uyan›p kendimi Amasya’daki yata¤›mda bulur muydum? (s. 115-116)

22

©·ı´·ıÅÒ 2010

ocak 2010

23

AGOS kirk