You are on page 1of 13

1915

• edebiyat›n siyaseti • siyasetin edebiyat›

S A Y I

1 8

N ‹ S A N

2 0 1 0

A G O S

G A Z E T E S ‹ N ‹ N

Ü C R E T S ‹ Z

E K ‹ D ‹ R

4

Ali ile Ramazan ve a¤›zlardaki cesetler
Perihan Ma¤den Ali ile Ramazan BAWER ÇAKIR

5

‹smail Beflikçi’nin k›sa hat›rat›
Malmîsanij Bu Kürtleri Nereden Ç›kard›n ‹smail Beflikçi? S‹DAR BAYRAM

editörden
Agos Kitap/Kirk’in bu say›s›n›n dosya konusu, ‘edebiyat-siyaset iliflkisi ba¤lam›nda 1915’. 1915, Ermeni halk› için, hayat›n her alan›nda oldu¤u gibi, edebiyatta da bir dönüm noktas› oldu. 20. yüzy›l›n bafllar›na kadar çeflitli sanatsal ve siyasal ak›mlar›n etkileri alt›nda geliflip zenginleflen Ermeni edebiyat›, 1915’in ard›ndan, bambaflka bir noktada, bir halk›n varolufl mücadelesinin ortas›nda buldu kendini. Diasporada, 1915’te yaflanan büyük kayb›n ve köklerinden kopar›lm›fl olman›n ac›s›yla flekillenen bir edebiyat do¤du. Bu ‘büyük kay›p’ ve ‘kökler’, Türkiye’nin yak›n geçmifliyle ve üzerinde yaflad›¤›m›z topraklarla do¤rudan ba¤lant›l› olsa da, ‘Diaspora Ermeni Edebiyat›’, Türkiye’de edebiyatla yak›ndan ilgilenen kesimler taraf›ndan bile neredeyse hiç tan›nmayan bir alan. Elif Kalayc›o¤lu’nun, Bat› Ermeni Dili ve Edebiyat› uzman› Krikor Moskofian’la yapt›¤› söylefli, bu alana ›fl›k tutuyor. Asl› Günefl, Kemal Tahir’in romanlar›nda ses verdi¤i kahramanlar›n soyk›r›ma dair anlat›lar›n› ele alarak, Türkiye’de hem tarih hem de edebiyat alan›nda öne ç›km›fl bir ismin bu konudaki siyasi duruflunu analiz ediyor. Mehmet Polatel ise, Türkiye’de resmi tarihin ve egemen siyasetin 1915 konusundaki söylemsel de¤iflimini mercek alt›na ald›¤› yaz›s›nda, bir baflka ‘edebiyat’a bak›yor: ‹nkâr söyleminin yeniden üretilmesine arac›l›k eden ‘kardefllik’, ‘birlikte yaflam’, ‘hoflgörü’ edebiyat›... Pakrat Estukyan’›n, ‘Nisan An›lar›’ adl› öyküsü de, inkâr siyasetinin, kavramlar›n içini boflaltarak üretti¤i bu ‘edebiyat’a verilmifl, çarp›c› bir ‘edebi’ yan›t niteli¤inde. Edebiyat, kimi zaman hakikatin üzerini örtmek için kullanabilse de, kimi zaman da tüm berrakl›¤›yla ortaya ç›kmas›na arac›l›k edebiliyor...

6

7

Ayd›nlanman›n piçleri
Andre Gunder Frank Yeniden Do¤u: Asay Ça¤›nda Küresel Ekonomi ULU⁄ KUZUO⁄LU 8-9-10-11-12-13-14

Chomsky’den bir baflyap›t
Noam Chomsky, ‹ktidar› Anlamak NUR‹ ERSOY DOSYA: EDEB‹YATIN S‹YASET‹, S‹YASET‹N EDEB‹YATI

Hrant Dink, ‹ki Yak›n Halk ‹ki Uzak Komflu’da Türkiye ve Ermenistan´›n birbirine gerçek anlamda komflu olabilmesinin yollar›n› araflt›r›rken, bugün ve gelecek odakl› bir bak›flla ve karfl›l›kl› onur gözeten bir üslupla geçmifli de onarabilmenin olanaklar›n› sergiliyor.

Bu Köfledeki Adam, Hrant Dink’in Agos, Yeni Biny›l ve Birgün gazetelerindeki yaz›lar›ndan yap›lan bir seçki. Bir kez daha anlatmak, bir kez daha anlamak için.

‹nkâr›n yeni takti¤i mi?
Ninelerimizin Komflular›: Türk-Ermeni ‹liflkilerinin Bar›flç› Yönleri MEHMET POLATEL

Kemal Tahir, Türk Tarih Kurumu’na karfl›
Ninelerimizin Komflular›: Türk-Ermeni ‹liflkilerinin Bar›flç› Yönleri ASLI GÜNEfi

Yoklu¤u yaralayan, hat›ras› kalmayan ‘vatan’a...
Krikor Moskofyan’la 1915 sonras› diaspora Ermeni edebiyat› üzerine... EL‹F KALAYCIO⁄LU

Altu¤ Y›lmaz
altug@agos.com.tr

20-21-22

ERMEN‹CE

15

16-17

“fiahumyan diye Ermeni’nin biri”
‘Hepimiz Hrant Dinkiz ’ Hrant Dink ’in öldürülmesiyle yaflanan yo¤un ac›n›n ard›ndan ortaya ç›kan toplumsal tepkiyi kamusal belle¤e tafl›mak amac›yla, 19 - 23 Ocak 2007 tarihleri aras›nda çekilen binlerce kare aras›ndan seçilen foto¤raflar› bir araya getiriyor. Hrant Dink’in ard›ndan pekçok sanatç›, gazeteci ve akademisyen taraf›ndan kaleme al›nm›fl yaz›lardan bir derleme.
M. V. Arzumanyan Kafkaslar›n Lenin’i Stepan fiahumyan RAGIP ZARAKOLU

ÖYKÜ

24 Nisan kurbanlar› an›s›na
Teodig, 11 Nisan An›t› SARK‹S SEROPYAN

Nisan an›lar›
PAKRAT ESTUKYAN

Suren fierik’ten nostaljik bir kitap
Suren fierik, ‹stanbul-Paris-Los Angeles MARKAR ÇALIKYAN

K›smi bir edebiyat panoramas›
Ara Garmiryan, Edebiyat Yaz›lar› PAKRAT ESTUKYAN
‹ M T ‹ Y A Z S A H ‹ B ‹ A G O S Y a y › n c › l › k B a s › m H i z m e t l e r i S A N . v e T ‹ C . L T D . fi T ‹ . a d › n a Rahil Dink K U R U C U • Hrant Dink • SORUMLU YAZI ‹ fi L E R ‹ M Ü D Ü R Ü Aris Nalc› • K ‹ T A P E K ‹ E D ‹ T Ö R Ü Altu¤ Y›lmaz • YARDIMCI ED‹TÖR Anna Maria Aslano¤lu • GÖRSEL TASARIM VE SAYFA DÜZEN‹ Leda Mermer • REKLAM SORUMLUSU Linda Karin Özsu • reklam@agos.com.tr • YÖNET‹M YER‹ Halaskargazi Caddesi Sebat Apt. No 74 (Eski No 192), Kat 1, Daire 2 Osmanbey 34371 ‹stanbul • tel: (212) 296 23 64 - 231 56 94 - 219 50 82 fax : (212) 247 55 19 • http: www.agos.com.tr • e-posta: agos@agos.com.tr • B A S K I Star Medya Yay›nc›l›k A.fi. ‹nönü Cad. B a s › n e k spres yolu Star Sok. No:2 ‹kitelli 34303 ‹ST. T e l : (212) 629 08 12 • Y A Y I N T Ü R Ü Ayl›k Yayg›n Süreli Yay›n

Ali ile Ramazan ve a¤›zlardaki cesetler
BAWER ÇAKIR
hakl› görerek, ama en çok da Ali’ye kahrederek, bir telgraf yazar gibi, kesik kesik cümlelerle m›hl›yor okuyucuyu yerine. Çevremde, kitab› okumufl olan kim varsa ayn› fleyi söylüyor: “Hikâye o kadar can ac›t›c› ki, kahroldum.” Ve ard›ndan flu cümle geliyor, hiç flaflmadan: “A¤lamaktan, Ma¤den’in nas›l bir teknik kulland›¤›n› fark edemedim. Sadece okudum.” Ali ile Ramazan su gibi okunuyor. Ama bitti¤inde, g›rtla¤›n›zda bir t›kanma, ac› bir tat, bir susuzluk b›rak›yor. Üç gün tuz yemifl, tek damla su içememiflsiniz gibi, bir çaresizlik hissi... Homofobinin, yoksullu¤un, çaresizli¤in, ç›k›fls›zl›¤›n tüketti¤i iki gence, birbirlerine deliler gibi âfl›k Ramazan’a ve Ali’ye üzülmekten, utanmaktan baflka bir fley kalm›yor elinizde. Bu kitab›, ad›yla müsemma ‘Kad›n ve Aileden Sorumlu’ Devlet Bakan› Selma Aliye Kavaf’›n “Eflcinsellik hastal›kt›r ve tedavi edilebilir” beyan›n›n hemen ard›ndan bafllayan tart›flmalar esnas›nda okumufl olmam, belki bir tesadüftür. Zira, kitap boyunca ne Ramazan’a ne Ali’ye, ne Müdür’e, ne de devlete k›zd›m. ‘Kavafgiller’in a¤›zlar›ndan ç›kan ama kulaklar›n›n duymad›¤›, ak›llar›n›n eremedi¤i, ‘bir erke¤in bir erke¤i, ya da bir kad›n›n bir kad›n› sevebilece¤i’ hakikatinin, yaflad›¤›m›z ülkede nas›l bir zulme dönüflebilece¤inin en kan ak›t›c› örneklerinden biri Ramazan ile Ali’nin hikâyesi. Kitab› okurken, as›l hastan›n, bencillikten ölen, kibrinden ezip geçti¤i kimseyi görmeyen kahrolas› erkek egemenli¤inin, bir aflka tiksintiyle yaklaflan ‘yetkililer’in ve ‘hak savunucular›’n›n m› oldu¤u sorusunun pefline tak›ld›m. Ve çevirdi¤im her sayfada ikna oldum yeniden. “‹ki elin tutkuyla buluflmas›ndan ürken, tedirgin olanlar›n; araya, Ramazan’lar›, Ali’leri, kimsesizleri, yetimleri, düflmüflleri, yoksullar› hiç iplemeyen ‘Allah Baba’y› sokan ve bu çürümüfl argümanlarla hakl›l›klar›n› ispatlamaya çal›flan zalimlerin, iki yetimin yaflamlar›n›n süratle duvara çarpmas›nda hiç mi suçlar› yok?” dedim.

“Duvarlar› kirletmeye utanm›yor musun? Koskoca adams›n!”

‹smail Beflikçi’nin k›sa hat›rat›
S‹DAR BAYRAM

T

Perihan Ma¤den Ali ile Ramazan Do¤an Kitap, fiubat 2010, 160 s. Ve ard›ndan, o ac› hakikate buland›m: Bu devlet, bu toplum, yetimlerine sahip ç›kmad›, yoksullar›n› görmedi, insan yerine koymad›, Kürtlerini, Ermenilerini, Rumlar›n›, Alevilerini, kad›nlar›n›, eflcinsellerini, travestilerini hep ama hep yerin yedi kat dibine gömmek için çal›flt›. Devlet, iddias›n›n aksine, yolunu kaybetmifllere ne ‘babal›k’ yapt›, ne de onlara ikinci bir flans verdi. Bu insanlar ölürken de öldürülürken de, açl›ktan nefesleri, çaresizlikten ruhlar›, yorgunluktan bedenleri kokarken de, onlara iki lokma umudu çok gördü. Düflene en sert tekmeyi yine bu çok bilenler vurdu. Bilmifl bilmifl, ukala ukala, sinir sinir güldüler. Ali ile Ramazan... ‹ki yaln›z... Ali’sinde hayat› temize çekmek isteyen, güzel Ramazan. Ramazan’da hayata dönen, Ramazan baflkalar›n›n oldukça, olmufl gibi yap›p cebine para koydukça kahr›ndan ölen, her gün, her an annesini, ille de annesini özleyen, ceylan Ali. Ramazan Ali’yi sevdi. Ali de onu. Ramazan Ali’yle ac›lardan, yoksulluktan uzak bir flehre gitmek, orada s›f›rdan, en temizinden yeni bir hayata bafllamak istedi. Ali de... Ama olmad›. Ma¤den’in romanc›l›¤›ndan, dilinden ziyade, anlatt›¤› ac› verici öykü, bir hakikat öne ç›k›yor Ali ile Ramazan’da. Bu nedenle, bütün o ‘elefltiri’ kayg›lar›n› kenara b›rakarak okumal›s›n›z bu kitab›. Bu kitab› okumak zorundas›n›z. Çünkü hepimizin bu hastal›kl› toplumda görmedi¤imiz insanlar› görmek gibi bir insani sorumlulu¤u var. Çünkü hepimiz, birbirini ‘köpek gibi’ seven insanlar›n ölmemesi için DE eflitlik ve demokrasi istemeliyiz. Çünkü, ellerinde gökkufla¤› bayraklar›yla sokaklardaki eylemlere, eylemlerimize ‘kalabal›k’ ve ‘renk’ katt›klar› için eflcinsellerle beraber ba¤›r›rken, onlar›n toplum/devlet taraf›ndan öldürülmemeleri için DE ba¤›rmal›y›z, daha çok hayk›rmal›y›z. Çünkü biz, Ali’nin Ramazan’›, Ramazan’›n da Ali’yi sevebilmesi için, insanl›¤›m›z ne gerektiriyorsa yapmak zorunday›z. Aksi halde, Ramazan’lar›n, Ali’lerin cesetleri, hepimizin a¤z›nda çürümeye devam edecek.
nisan 2010

Ü

çüncü sayfadan baflka gidecek yeri olmayan Ali ile Ramazan, bir yetimhanede tan›fl›rlar. Ramazan, güzellik abidesi; Ali, k›r›lgan bir yavru ceylan... Hayat ikisinin de bedenine sigara basm›fl, ikisine de bir araba dolusu küfür etmifl, ikisini de h›rpalam›fl, a¤›zlar›nda difl b›rakmayana kadar yumruklam›fl, tekme tokat dövmüflken, gözleri birbirine yap›fl›r Ali ve Ramazan’›n, Çin mal› bir tutkalla. Ramazan, yetimhanenin a¤as›, paflas›... Tüm yetimlerin gözbebe¤i. Hepsinin rol modeli. Parlak diflleri, enfes gülüflü, “Türk filmi umuduyla” en çok da Müdür’ün gözdesi. Müdür’ün, toplumdan saklad›¤› tüm ‘görünmeyen’ nehirlerinin denize akt›¤› deltas›. Güçlü, atik, kabiliyetli ve bir o kadar da serseri. Sevgisizli¤i kendine kalkan yapm›fl, korunakl› bir duvar›n ard›ndan poz kesiyor hayata. Ali... Yetim Ali... Adana’n›n bir köyünde, her gün tekmesini, küfrünü yedi¤i babas›n›n, annesi taraf›ndan baltaland›¤›n› görmüfl. Babas›n›n kafas›n›n ortadan ikiye ayr›lmas›na, yemek yerken flahitlik etmifl Ali. Annesinin, tar›m ilaçlar›yla intihar ediflini, can çekiflerek, ac› ac› inleyerek ölümünü görmüfl Ali. Ne babas›na ne anas›na hiçbir fley yapamam›fl, öylece kalakalm›fl yerinde. Sonra... Aile fertlerinin istemedi¤i bir ‘yetim’ olmufl, yetimhaneye yollanm›fl. Dal gibi titreyen Ali, kaya gibi sert Ramazan’›n gönlüne düflmüfl. Ramazan, ne oldu¤unu anlamadan, kendini yetim Ali’ye kapt›rm›fl, onun gözlerinde hayat›n› temize çekmeye giriflmifl. Müdür’ün peflinde sürükledi¤i, u¤runa kariyerinden vazgeçti¤i Ramazan, Müdür’ü ‘mutlu ettikçe’, hem ondan hem de kendinden tiksinip, Ali’ye k›rm›fl dümeni.

Ali, uyuyamayan, yemeyen, içmeyen, konuflmayan... Ali, güçlü, kuvvetli. Ramazan’›n “da¤ çocu¤u”, “ma¤araçocu¤u” diye seslendi¤i Ali’nin bedeni, Ramazan’a ‘güvenli liman’ olmufl. Ve sonra... Ramazan Ali’yi de al›p gitmek için, “‹stanbul olmayan bir yerde” yeniden bafllayabilmek için, önüne kim gelirse düzüp para toplamaya devam ederken, ‘zengin’ bir herifin evinde geçirdi¤i buhran›n ard›ndan bir ba¤›rsak deflip, kap› kilitli oldu¤u için balkondan televizyon kablosu ile kaçarken yere çak›lm›fl. Orac›kta ölmüfl. O gece de Ramazan’› bekleyen Ali, bunu sonra, günler sonra, bir gazete sayfas›nda görüp, onsuz yaflayamayaca¤›na kendini ikna edip, Ramazan’›n yan›na gitmifl. Perihan Ma¤den’in, üçüncü sayfadan baflka gidecek yerleri olmayan iki yetimi, onlar›n köpek öldüren aflklar›n›, tek yön bir yolda son sürat giden, h›zl› biten, k›sac›k hayatlar›n› anlatt›¤› kitab› Ali ile Ramazan fiubat ay›nda ç›kt›. Romandan ziyade, Ma¤den’in, y›llar önce bir gazetenin üçüncü sayfas›nda okudu¤u ‘gerçek bir olaydan yola ç›karak kaleme ald›¤›, 162 sayfal›k bir ‘haber kitab›’ olan Ali ile Ramazan, Belçikal› düflünür Raoul Vaneigem’den bir al›nt›yla bafll›yor: “Devrim ve s›n›f mücadelesi üstüne konuflurken aç›k aç›k gündelik hayattan söz etmeyenler, aflk›n y›k›c› gücünü ve s›n›rlar› reddetmenin olumlu yan›n› anlamayanlar; o insanlar›n a¤z›nda bir ceset var.” Ramazan ve Ali, Vaneigem’in bahsetti¤i o a¤›zlara ceset olmufl iki genç erkek. Kitap, say›s›z politik tart›flmaya gebe. Ma¤den, sert bir dille, zaman zaman ‘taraf’ olarak, Ramazan’›n fliddetini, nefretini, dökülen kan›

arihi düzünden okumaya ayaklanm›fl çocuklar yeryüzüne nas›l da¤›lm›flt›r tam olarak bilinmez, ama bu haritaya Çorum’u da dahil etmek gerekir. Çünkü –ismi Ziya Gökalp ile ilgili flakalarda bolca an›lan– ‹smail Beflikçi 1939 y›l›nda Çorum’un ‹skilip ilçesinde do¤mufltur. Beflikçi’nin yaflam hikâyesi, düflünce ve ifade özgürlü¤ü, hukukun siyasallaflmas›, Kürt sorunu gibi, üzerinde hâlâ ciddi tart›flmalar yürütülen mevzular›n tarihsel geliflim ve dönüflümlerinin takip edilebilece¤i bir izlek niteli¤indedir. Bugün P›nar Selek davas›nda da gördü¤ümüz üzere, bu ülkede belirli s›n›rlar›n ve kal›plar›n d›fl›nda bilgi üretmenin nelere mal olabilece¤inin detayl› bir anlat›s›d›r. Ayn› zamanda, bilginin sorumlulu¤unu alman›n, bilginin adaletsizli¤ine adaletsizli¤in bilgisini üreterek karfl› ç›kman›n ve entelektüelin toplumsal ifllevini yeniden kurgulaman›n ivedili¤ine iflaret eder durur, hem Beflikçi’nin hem de Selek’in yaflad›klar›. ‹smail Beflikçi, ilk ve orta okulu ‹skilip’te, liseyi ise Çorum’da okur. 1962 y›l›nda Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirir. O dönemlerde gündeme gelen fleyhlik, a¤al›k, toprak reformu, Do¤u’da k›tl›k gibi konular ilgisini çeker. 1961’de staj için Elaz›¤’a gider, kaymakam ve vali ile birlikte köyleri dolaflmaya bafllar. Palu, Keban, Karakoçan gibi ilçelere ba¤l› köylerde, kaymakam, köylülerle ancak tercümanlar arac›l›¤›yla iletiflim kurabilmektedir. Beflikçi’nin yaflam›n›n seyrini belirleyecek olan sorular, orada flekillenmeye bafllar: “S›k s›k yaz›lar yaz›l›yordu gazetelerde. Kürtlerin Türk oldu¤u, Kürtçe diye bir dilin olmad›¤›. (...) Profesörler bu konuda yaz›lar yazard›. Gazetelerde yorumlar olurdu... Kürtçe yok ama arada tercüman var! Tercüman olmazsa kaymakam Kürtleri anlayamayacak. Tercüman olmazsa Kürtler kaymakam› dinleyemeyecek. ‹flte bu bir soru oluflturdu.” (s. 12-13) Üniversiteyi bitirdikten sonra askerlik gelip çatar. Askerli¤ini, da¤›t›mda Çorlu ç›kmas›na ra¤men, ‘becayifl’ (karfl›l›kl› yer de¤ifltirme) uygulamas› nedeniyle, Bitlis’te yapar. Askerdeyken Yüksekova’y› da görme imkân› bulur. Askerli¤i süresince, göçebe Kürt afliretlerinin yaflamlar› ile ilgili bilgi toplamaya, f›rsat›n› buldukça gidip bu afliretlerin mensuplar›yla konuflmaya, vakit geçirmeye çal›fl›r. 60’lar›n siyasi ikliminden de etkilenen Beflikçi, Kürtlerin toplumsal organizasyon biçimleri, yaflamlar›n› kurgulama ve idame ettirme stratejileri üzerine yazmaya bafllar; 1967’de bitirdi¤i doktora tezinin bafll›¤› ‘K›fl› Silvan Ovas›’nda Yaz› Nemrut
nisan 2010

rilse de, henüz yolun bafl›ndad›r. Daha sonra yazd›¤› her kitap için ayr› ayr› yarg›lan›r. Dönemin resmi haletiruhiyesini resmetmek için bir anektod aktaral›m Beflikçi’nin dilinden. Y›l 1979; Beflikçi, hakk›nda verilen bir hükmü temyiz etmek üzere Yarg›tay’a gider...
“O yarg›c›n odas›na girdim. Bir mahkûmiyet karar› oldu¤unu temyiz etti¤imi söyledim. Nedir falan dedi. ‘Ben bir yazar›m, araflt›rma inceleme yap›yorum’ dedim. Yarg›ç: ‘Hâlâ düflünce üzerinde bask›lar var, böyle memleket ne olur’ falan diye de sitem etti... ‘Bunlar›n olmamas› gerekir. Ça¤dafl bir dünyada, ça¤dafl bir demokraside düflünceye bask› olmamas› gerekir. Buyrun oturun!’ falan deyip bana biraz iltifat etti. Ben dilekçeyi önüne koydum. ‘Neydi sizin kitab›n›z? Ad› ne?’ diye sordu. Ben de ‘Kürtlerin Mecburi ‹skân›’ dedim. O zaman dedi ki ‘Aaa! Bu baflka bir olay!’ ” (s. 51)

Malmîsanij Bu Kürtleri Nereden Ç›kard›n ‹smail Beflikçi? Vate Yay›nlar›, Ocak 2009, 127 s. t›flmaya, düflüncelerinin yersizli¤ini, gerçekd›fl›l›¤›n› ona ö¤retmeye çabalar. 1981’de yeniden cezaevine girdi¤inde, suçunun yaz› yazmak oldu¤unu söyledi¤i gardiyan›n “Duvarlar› kirletmekten utanm›yor musun? Koskoca adams›n!” diye ç›k›flmas›, bu durumun en trajikomik örne¤idir. (s. 65) Velhas›l, gide gele, ömrünün 17 y›ldan fazlas›n› cezaevlerinde geçirir Beflikçi. Ancak, yazmaya hiç ara vermez. Ço¤unu cezaevindeyken yazd›¤› 36 kitaptan 32’si Türkiye’de yasakland›; Türkiyeli okurlar›n Beflikçi’nin çal›flmalar›na ulaflmas› engellenmeye çal›fl›l›rken, kitaplar› Almanca, ‹spanyolca, Arapça, Farsça, Kürtçe ve Japonca da dahil olmak üzere birçok dile çevrildi. Malmîsanij sa¤olsun, oturmufl, Beflikçi ile, Çorum’dan bafllay›p, cezaevlerini arfl›nlayan, hep kitaplarla devam eden ve sonu gelmeyen bir yarg›lama sürecine dönüflen yaflam› üzerine, uzun bir söylefli yapm›fl. Yaln›zca Kürtler ile ilgili de¤il, akademik ba¤›ms›zl›k, entelektüel sorumluluk, hukukun durumu vs. gibi konularda da ziyadesiyle deneyim sahibi olan Beflikçi’nin yaflad›klar›, her bak›mdan ibretlik. “Tarihi düzünden okumaya kalk›flmak ne demektir?” sorusuna verilebilecek en yal›n ve mütevaz› cevaplardan birini oluflturuyor, ‹smail Beflikçi’nin hikâyesi. Beflikçi, hâlâ üretiyor, ve ömrünün yaklafl›k dörtte birini cezaevinde geçirdikten sonra bile, “‹fade özgürlü¤ünün olmad›¤› bir ülkede içeride olmakla d›flar›da olmak aras›nda bir fark yoktur” diyor.

ve Süphan Yaylalar›nda Geçiren Bir Göçebe Afliretin Sosyal Organizasyonu’dur. Ayn› y›l içerisinde, kat›l›mc› gözlem yöntemiyle haz›rlad›¤› Do¤u Mitinglerinin Analizi bafll›kl› kitab› yay›mlan›r. 1969’da, Do¤uda De¤iflim ve Yap›sal Sorunlar (Göçebe Alikan Aflireti) ad›yla yay›mlanan doktora tezi Beflikçi’ye pahal›ya patlar; 1970’te, araflt›rma görevlisi olarak çal›flt›¤› Erzurum Atatürk Üniversitesi’nden at›l›r. 1971’de Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak girer, ancak bu sefer de 12 Mart Cuntas› kap›y› çalar ve Beflikçi için ard› arkas› kesilmeyen yarg›lamalar, ve ‘o cezaevi senin, bu cezaevi benim’ dönemi bafllar... O dönem, ifadesinde yazd›klar›n› savunmas›, üretti¤i bilginin geçerlili¤ini iki gün boyunca rektör, dekanlar ve ö¤rencilerle mahkeme huzurunda tart›flmas›, “Suçunu itiraf etti” fleklinde yorumlan›r ve Beflikçi 13 y›l hapse mahkûm edilir. 1974 aff›yla sal›ve-

Kürt sorunu, o zamanlarda da, baflka meselelerden biridir. Söz konusu olan, ifade ve düflünce özgürlü¤ü kapsam›na giremeyen, insan haklar› tart›flmalar›na dahil olamayan ve elbette, hukuku tan›mlad›¤› ileri sürülen tarafs›zl›k ilkesinin hüküm sürmedi¤i bir baflkal›k. Neyse efendim, uzatmayal›m – Beflikçi, yazd›¤› kitap nedeniyle yeniden cezaevine girer. Yazar oldu¤u için, ‘özel’ bir muamele ile karfl›lafl›r cezaevinde.
“Kap›alt›nda beni h›rpalarken diyorlard›: ‘- Ne yapm›fl bu adam? Bu adam›n suçu ne?’ ‘- Bu adam yaz› yazm›fl.’ ‘- Yaz› yazd›ysa bunun parmaklar›na vurun, bileklerine vurun. Yaz› yazmas›n. Kalem tutmas›n’.” (s. 56)

Cezaevindeki fiziki fliddet Beflikçi’nin parmaklar›n› hedef al›rken, sembolik ve resmi fliddet her f›rsatta onun savundu¤u tezleri tart›flmaya, çürütmeye veya yok saymaya çal›fl›r. Mahkeme sürecinden cezaevine kadar, karfl›laflt›¤› tüm resmi görevliler, Beflikçi’ye konuflma hakk› tan›madan, onunla tar-

AGOS kitap

4

5

AGOS kirk

Ayd›nlanma’n›n piçleri
ULU⁄ KUZUO⁄LU

Chomsky’den bir baflyap›t
NUR‹ ERSOY
aha önce belirli bölümleri Aram Yay›nc›l›k taraf›ndan Türkçeye kazand›r›lan, Noam Chomsky’nin baflyap›t niteli¤indeki kitab› ‹ktidar› Anlamak, BGST Yay›nlar› taraf›ndan tam metin olarak bas›ld›. Kitap, Chomsky’nin 1989-1999 y›llar› aras›nda çeflitli tart›flmalar ve halka aç›k toplant›larda kendisine yöneltilen sorular› ve bunlara verdi¤i yan›tlar› bir araya getiriyor. Belirli bafll›klar alt›nda toplanm›fl sorular ve cevaplarla ilerleyen kitap, okunmas› rahat, söylefli format›nda bir metin oluflturuyor.

Andre Gunder Frank ve irdeledi¤i ‘küresel tarih’, Ayd›nlanma’n›n miras› Avrupa-merkezcili¤e temelden bir elefltiri sunsa da, rasyonalitenin duvarlar› bizi ‘ayd›nl›k’ hapishanemizden d›flar› ç›karmamakta kararl› gözüküyor.
lg›m›z›, benli¤imizi ve düflüncelerimizi flekillendiren epistemolojik dünya görüflü, ‘Ayd›nlanma Ça¤›’n›n anestezi i¤nesiyle beraber içine girdi¤imiz bir yar›-uyku hali, ve ad›na ‘rasyonalite’ dedi¤imiz bu yar›-bilinç ile insan›, toplumu, tarihi, dünyay› anlad›¤›n› ileri süren makro teorilerin anl›k vecdi neticesinde bütün vücudumuzun ve ruhumuzun esrik bir uyuflma içerisine girmesi asl›nda. Bu esrik varolufl, yalanc› ak›lc›l›k ve riyakâr dünya görüflü de Ayd›nlanma’y› kalkan niyetine kullanan 19. yüzy›l Avrupa teorilerinin bir uzant›s›. Dahas›, nispi delili¤imizle bizi ebediyen bir ak›l hastanesinde “Ben deli de¤ilim” naralar›yla yaflamaya iten rasyonaliteye övgü, iflte bu k›sa zaman diliminin ürünü. Ve yine ayn› övgü bize rasyonaliteyle birlikte bir de eflantiyon veriyor: Avrupa-merkezcilik. Nas›l modernitenin uyufluklu¤u gerçekli¤in ta kendisi gibi gözüküyorsa, Avrupamerkezcilik de bu gerçekli¤in ayr›lmaz bir parças› olarak ontolojik bir anlam kazan›yor. Fakat bu ‘varl›k’ kendini bilincimize (yar›-bilincimize) kabul ettirdiyse de, bilinçalt›m›z ya da bilincimizin di¤er yar›s› bize hâlâ bu varl›¤› yok etmemizi emrediyor. Bu emrin manifestosunu post-kolonyalist duayenler yazd›ysa da, yine ‘ak›ll›’ taraf›m›z, bu literatürün statükoyu yeniden yaratt›¤›n› ve söylemsel düzeyde yap›lan elefltirilerin sosyolojik temelde hiçbir de¤ifliklik

D

A

yaratamayaca¤›n› ileri sürerek, bizi tekrar rasyonel kabu¤umuza çekilmeye zorlad›. Mamafih, post-kolonyal kahramanlar akl›n ve dolay›s›yla Avrupa-merkezcili¤in yenilmez z›rh›nda çoktan bir delik açm›fllard›. ‹flte 1990 sonras› tarihyaz›m› hem post-kolonyal literatürün afl›r›l›¤›na bir elefltiri, hem de bu literatürün ortaya att›¤› sorulara bir cevap niteli¤inde ortaya ç›kt›. Andre Gunder Frank’›n, Türkçeye Yeniden Do¤u: Asya Ça¤›nda Küresel Ekonomi ad›yla çevrilen ve geçti¤imiz ay ‹mge Kitabevi taraf›ndan yay›mlanan eseri de, bu yeni literatürün bir parças›. Bu literatürü ‘yeni’ olarak adland›rmak istememin temel nedeni, Frank’›n eserinin getirdi¤i yank› ile birlikte ‘Avrupa-merkezcilik’ sorunsal›n›n 2000’lerde akademik çevrelerde tekrar, daha büyük bir etkiyle tart›fl›lmaya bafllamas› ve ‘küresel tarih’ anlay›fl›n›n, Avrupa-merkezcili¤i k›rmak için bir teori olarak ortaya at›lmas›. Yeniden Do¤u, her ne kadar, yeni do¤makta olan bir literatür ›fl›¤›nda de¤erlendirildi¤inde büyük bir nimet olsa da, bu, Frank’›n delilik ile cesaret aras›ndaki çizgiyi buland›rd›¤› gerçe¤ini göz ard› edece¤imiz anlam›na gelmiyor. Yazar, cevaptan ziyade soruyu önemsiyor; bu durum bizi tekrar düflünme-sorgulama k›skac›na götürüyor ama kitab› bütünlükten yoksun b›rak›yor. Frank’›n amac› aç›k: Marx’›n elebafl› oldu¤u, Weber, Tönnies ve Comte’un haraç toplad›¤›, Brenner ve Perry Anderson gibi isimlerin aç›k aç›k destek verdi¤i bu Avrupa-merkezci çeteyi ortadan kald›rmak! Adam Smith’in 1776’da ortaya att›¤› “Çin Avrupa’daki bütün ülkelerden daha zengindir” (s. 39) iddias›n› temel alan Frank, Avrupa’n›n üstün bir co¤rafya oldu¤u fikrinin bir 19. yüzy›l yarat›m› oldu¤unu ileri sürüyor. 19. yüzy›la kadar olan dönemi anlayabilmek içinse küresel bir anlat›y› benimsememiz gerekti¤ini söylüyor ve dolay›s›yla, araflt›rmas›n›n içine Osmanl›lar›, Safevileri, Rusya’y›, ‹skandinavya’y›, Hindistan’›, Japonya’y› ve Güneydo¤u Asya’y› da kat›yor. Bu bölgelerin küresel ekonomiye nas›l bir katk›da bulunduklar›n› aç›klad›ktan sonra da, kitab›n›n temel sav›n› ortaya at›yor: “De¤inilen dünya ekono-

‹ktisat tarihçisi ve sosyolog Andre Gunder Frank (1929-2005), 1960’larda gelifltirilen ‘Ba¤›ml›l›k Teorisi’nin kurucular›ndan.
AGOS kitap

misinin birkaç ‘merkezi’ olabilir ama e¤er sistem içerisinde biri öne ç›kacaksa bu (Avrupa de¤il) Çin idi!” (s. 140). Asya’n›n, 1750 y›l›nda dünya nüfusunun %66’s›na sahipken dünyadaki toplam üretimin %80’ini oluflturmas› ve yine ayn› dönemde, kifli bafl›na düflen gelirin, ‘geliflmifl’ ülkelerde 198 Dolar iken Çin’de 210 Dolar olmas›, Çin’in dünyan›n ekonomik merkezi oldu¤u tezini kuvvetlendiriyor (s. 196-197). Fakat, bu heyecan verici figürler 18. yüzy›l dünyas›na yeni bir bak›fl imkân› sunsa da, Endüstri Devrimi’nin neden Çin’de de¤il de ‹ngiltere’de oldu¤unu aç›klamaya yetmiyor. Bu ciddi sorunsal›n fark›nda olan Frank ise, Endüstri Devrimi’nin neden ‹ngiltere’de oldu¤unu aç›klarken, teknoloji ve bilim üzerine bir tart›flmaya girmeyi, yap›sal teorilerden örnekler vermekten daha anlaml› buluyor. Bilim ve teknolojinin birbirinin tamamlay›c›s› oldu¤u tezini savunmaktansa bunlar›n ikisinin birbirinden ayr› düflünülebilece¤i argüman›n› ortaya atarak, 16. yüzy›lda bafllad›¤›n› varsayd›¤›m›z ‘bilimsel devrim’in lineer bir çizgi ile 19. yüzy›l›n teknolojik geliflimine eklemlenmemesi gerekti¤ini ileri sürüyor. Dahas› –çevirmenin Türkçeye tam olarak çevirmedi¤i fakat retorik olarak büyük anlam tafl›d›¤›n› düflündü¤üm bir yeri de burada kitab›n orijinalinden nakledecek olursak– Frank, öncelikle bir baflka yazardan al›nt› yaparak, “Belki de bu kavram›n (bilimsel devrimin) faydal› oldu¤u dönem geride kald› ve art›k bu kavramdan kurtulman›n zaman› geldi. Ne de olsa tarihsel kavramlar çok dikkatli bir flekilde ele al›nmas› gereken metaforlardan baflka bir fley de¤il” diyor ve ekliyor: “Âmin!” (ReOrient: Global Economy in the Asian Age, Univ. of California Press, 1998, s. 192). Frank’a göre, kurtulmam›z gereken bu kavram›n bize ö¤retti¤i çok önemli bir ders var: Ortada Avrupa teknolojisi diye bir fley yok! Frank’a göre, teknolojik geliflimin kendisi “küresel bir süreçti ve bizzat dünya ekonomisi/sisteminin içerisinde ve onun sayesinde gerçeklefliyordu.” (s. 227) Peki, bu ilham veren münekkit bize bir önceki paragrafta sordu¤um sorunun cevab›n› nas›l veriyor? Tekrar edecek olursak, Endüstri Devrimi neden ‹ngiltere’de oldu da Çin’de olmad›? Maalesef, bu sorunun cevab›n› ararken kitab›n da zirvesine geldi¤imizi ve Frank’›n kitab›n bafl›ndan beri parlayan zekâs›n›n art›k yavafl yavafl sönmeye bafllad›¤›n› fark ediyoruz. Bu noktadan sonra Frank’›n iddial› tezlerinin yerini yavafl yavafl irrasyonel ekonomik modeller almaya bafll›yor. “Neden Bat› yükseldi de Do¤u

Andre Gunder Frank Yeniden Do¤u: Asya Ça¤›nda Küresel Ekonomi çev. Kâmil Kurtul ‹mge Kitabevi, Mart 2010, 440 s. düfltü?” sorusunun cevab›n›, Frank, Wallerstein’den ödünç ald›¤› Kondratyev evreleriyle aç›klamaya çal›fl›yor. Özetlemek gerekirse “Kondratyev ‘A’ evresindeyken Do¤u ilerideydi ama 1800’lerden sonra ‘B’ye geçildi ve Bat› güçlendi. fiimdi ise tekrar ‘A’ evresine geçmekte oldu¤umuz, Bat›’n›n gücünü kaybetti¤i bir dönemde yafl›yoruz” gibi bir fikri benimsiyor Frank, ve bu baflar›l› kitab›n›, okuyucuya, 18. yüzy›l verileri göz önünde bulunduruldu¤unda neden 19. yüzy›lda Avrupa’n›n öne geçebildi¤ine dair ikna edici bir cevap veremeden noktal›yor. Bu kadar kuvvetli bir istatistik bombard›man›n›n ard›ndan, maalesef, Frank’›n, t›pk› yaz›m›n bafl›nda de¤indi¤im post-kolonyal teorisyenler gibi, Avrupa-merkezci bak›fla çok büyük bir elefltiri getirse de, elefltirisini sonuçland›ramad›¤›n› görüyoruz. Avrupa-merkezcilik, k›r›k z›rh› ve yenilmez bir savaflç› edas›yla hâlâ bize göz k›rp›yor! Onun ileri sürdü¤ü kavramlar› ma¤lup edebilece¤imize olan inanc›m›z›n verdi¤i coflku, Yeniden Do¤u’nun son sayfalar›n› çevirirken, yine kursa¤›m›zda kal›yor. Ve sonunda, rasyonaliteyle bezenmifl t›marhanemize geri dönmek zorunda kal›yoruz... Andre Gunder Frank, ‘küresel tarih’ kavram›yla dünyan›n merkezini yeniden yap›land›r›rken (re-orient) sav›n› doru¤a ulaflt›ramadan gücünü yitirmeye bafllad›. Ancak, modernite içindeki zavall› ikiyüzlü özgürlü¤ümüz ve bu özgürlü¤ü doya doya yaflad›¤›m›z Avrupa-merkezci hapishanemizin duvarlar› da asl›nda y›pranmaya bafllad›. Moderniteyi Bat›’n›n de¤il, ‘Küre’nin, ortak bir sürecin sonucunda oluflturmufl oldu¤u tezi, Frank’tan sonra da çeflitli tarihçiler taraf›ndan, bu sefer daha sa¤lam temellere dayand›r›larak, tekrar irdelendi, ve bu ‘küresel tarih’ araflt›r›lmaya devam ediyor. Fakat her ne kadar günün birinde ‘Küre’ anlay›fl› ‘Bat›’y› geride b›rakabilecek, Avrupa’n›n ekonomik üstünlü¤ü son bulacak, Bat›’n›n belirleyicili¤i k›s›tlanacak olsa da, en nihayetinde, Avrupai söylemlere sonsuz güvenimizden ötürü tek bir konudaki ebedi ma¤lubiyetimizi san›r›m kabul etmemiz gerekiyor: Sonuçta hepimiz Ayd›nlanma’n›n piçleriyiz!
nisan 2010

çüde zengin bir bilgi birikimini okurla paylafl›yor. Chomsky’nin sundu¤u bak›fl aç›lar›n› benimseyip benimsememek, sonuçta okuyucunun karar verece¤i bir fley. Ama kitapta bu konularla ilgili tart›flmalar, soyut tezler ve retorik kokan bir söylem etraf›nda de¤il, tarihsel ve güncel olgulara dayan›larak yürütüldü¤ünden, okuyucuyu da olgusal temelde bir tart›flmaya davet ediyor. Örne¤in modern medyan›n, Chomsky’nin öne sürdü¤ü gibi, bir ‘propaganda ayg›t›’ olarak iflledi¤i fikrine kat›lmayabiliriz. Ama ‹ktidar› Anlamak, ken-

Peki, söylefli format›ndaki bir kitab› niçin bir ‘baflyap›t’ olarak nitelendiriyorum? Birincisi, ‹ktidar› Anlamak, içinde yaflad›¤› toplumdaki iktidar mekanizmalar›n›n iflleyiflini anlamak isteyen herkese, ayr›nt›l› ve kolayca anlafl›labilecek çözümlemeler sunuyor. ABD’nin d›fl politikas›, Ortado¤u ihtilaf›, küreselleflme, ‘piyasa’ ekonomisi, askeri-sanayi kompleks, medyan›n, ayd›nlar›n ve üniversitenin ifllevi, sosyal bilimler üzerindeki ‘ince’ ve ‘kaba’ ideolojik denetim yöntemleri gibi konularda, Noam Chomsky flafl›rt›c› öl-

di görüflümüzü temellendirmek için bizi düzenli olarak medya taramas› yapmaya ve kafam›zdaki çerçeveyi sürekli test etmeye ça¤›r›yor. ‹flte, muhalifleri daha fazla çal›flmaya, araflt›rmaya ve modern iktidar mekanizmalar›n› hafife almay›p çözümlemeler yapmaya ça¤›ran bu yap›s›yla, ‹ktidar› Anlamak, ‘baflyap›t’ nitelemesini hak ediyor. Ça¤›m›zda birçok entelektüel, ‘demokratik’ dedi¤imiz ülkelerdeki iktidar mekanizmalar›na özel bir önem verdi. Eski Sovyetler Birli¤i gibi bask›c› ülkelerde muhalefet et-

menin bedeli a¤›r oldu¤undan, sistem iflliyordu. Peki, ifade ve örgütlenme özgürlü¤ünün çok daha genifl oldu¤u Bat›l› ülkelerde sistem nas›l olup da t›k›r t›k›r iflleyebiliyordu? San›yorum, Noam Chomsky ve Michel Foucault gibi ça¤›m›z›n seçkin entelektüellerinin kafas›n› meflgul eden esas soru buydu. Aç›ktan bir sansür olmad›¤›na göre, sistemin, bireylerin düflünme biçimini denetleyebilmesi gerekiyordu. Bu aç›dan, Chomsky ‘liberal’ toplumlar› Orwell’›n 1984’te resmetti¤i topluma benzetir ve ‘düflünülebilir ve tart›fl›labilir olan’›n s›n›rlar›n›n sistem taraf›ndan belirlendi¤ini öne sürer. Sistem bunu, modern siyasi partiler sistemi, e¤itim sistemi, medya ve benzeri kurumlar sayesinde baflarmaktad›r. Michel Foucault’nun da benzer kayg›lardan hareket etti¤i rahatl›kla söylenebilir. Foucault, kapitalizmin baflka sistemlerle karfl›laflt›r›ld›¤›nda, insan zihni ve bedeni üzerinde korkunç bir denetim kurdu¤u kan›s›ndad›r. Öyle ki, söylemsel pratikler ve söylemsel olmayan pratikler (kurumlar) arac›l›¤›yla iflleyen iktidar flebekelerinin bizi kuflatt›¤›n›, hatta sistemik öncülleri içsellefltirmifl özneler olarak ‘kurdu¤unu’ ileri sürer. Foucault da, ilgisini, hayat›m›z›n her alan›nda iktidar etkileri üreten modern bilgi yap›lar›na yöneltir. Fakat mesele “Nas›l bir mücadele yürütmeliyiz?” sorusuna gelip dayand›¤›nda, bu iki önemli entelektüel aras›nda ciddi farklar oldu¤unu düflünüyorum. ‹ktidar› Anlamak’› bir baflyap›t olarak nitelendirmemin ikinci nedeni de bu noktayla iliflkili. Foucault, ‘mücadele’ konusunda karamsard›r; insanl›¤›n kitle mücadeleleri sayesinde iktidar mekanizmalar›n› alt etti¤i örnekleri pek s›k vurgulamaz. Belki, bunlar›n da yeni iktidar biçimleri yaratt›¤› görüflündedir. Chomsky ise bu konuda aç›ktan anarflist bir tutum benimser. ‹ktidar mekanizmalar› hakk›ndaki

Noam Chomsky ‹ktidar› Anlamak ed. Peter R. Mitchell, John Schoeffel çev. Taylan Do¤an BGST Yay›nlar›, 2010, 476 s. çözümlemeleri, insanlar›n bir araya gelip örgütlenmesine yard›mc› olmak içindir. Dikkatini bilgi yap›lar›n› ayakta tutan ayd›n s›n›f›na de¤il, halka yöneltir. Halk›n, ‘tahsillilere’ göre daha sa¤duyulu oldu¤unu, karfl›laflt›¤› sorunlara iliflkin daha berrak bir bak›fla sahip oldu¤unu düflünür. ‹nsanl›¤›n özyönetime dayal›, efliklikçi bir toplum kurabilece¤ine inan›r ve bu inanc›n› insanl›¤›n geçmiflteki kazan›mlar›na dayand›r›r. Sonuçta kölelik kald›r›lm›fl, 68 hareketleri sayesinde toplum ezilen halklar›n bafl›na gelenlere, ›rk ve cinsiyet ayr›mc›l›¤›na, az›nl›k haklar›na vs. daha duyarl› hale gelmifltir. Öte yandan, Foucault gibi Chomsky de Marksist-Leninist ayd›n s›n›f›n› sert biçimde elefltirir. Gerek kapitalist gerekse Marksist-Leninist ayd›n s›n›f›n›, toplum mühendisli¤i projelerinin aktörleri olarak görür. ‹ktidar› Anlamak, iflte bu yüzden de çok temel bir ifllev görüyor: Bize, Noam Chomsky’nin siyasi düflüncesini daha yak›ndan tan›ma, Marksizm, anarflizm ve genel anlamda toplumsal mücadelelere iliflkin görüflleriyle elefltirel bir diyalog kurma imkân› sunuyor.

Modernin tarihi, ‘yeni’den
ANNA MAR‹A ASLANO⁄LU
ocukluk y›llar›n›z›, Paul Valéry’yi dedeniz, Albert Camus’yü ise baban›z›n askerlik arkadafl› zannederek geçirirseniz ne olur? Herhalde, genç yaflta felsefeye, edebiyata merak salars›n›z; Avrupa kültür tarihinin derinliklerine dalman›z da flafl›rt›c› olmaz. Bu arada, Avrupa’n›n kavramlar ve sorgulamalar dünyas›n›n bafl tetikleyicisi olan ‘modern’in köklerini aramaya bafllayabilir, bunun için modernitenin düflünürlerine yönelebilirsiniz. Tabii, modern, hep yeni olanla özdefl k›l›nd›¤›ndan, geçmifli anlamak için, eskinin yeni taraf›ndan nas›l yarat›ld›¤›n› sorgulaman›z da gerekebilir. Çünkü Valéry’nin “Eski Yunan, Modern zamanlar›n en güzel icad›d›r!” sözü, döner durur zihninizde... “Delilikten” yay›nevi kuran, Paris’te ve ‹stanbul’da üniversitelerde dersler veren, fliirler yazan, söylefliler yapan Levent Y›lmaz, belli ki böyle bir süreçten geçmifl. Fransa'da, 2002'de, bu uzun sürecin bir meyvesi olan doktora tezini tamamlam›fl, ve ard›ndan kitaplaflt›rm›fl (Le Temps Moderne, Gallimard, 2004). Niha-

Ç

Levent Y›lmaz Modern Zaman›n Tarihi: Bat›’da Yeni’nin De¤er Haline Gelifli çev. M. Emin Özcan Metis Yay›nlar›, Ocak 2010, 268 s.
nisan 2010

yet, bu de¤erli çal›flma, Modern Zaman›n Tarihi: Bat›’da Yeni’nin De¤er Haline Gelifli bafll›¤›yla, Türkiyeli okura da sunuldu. ‘Zaman’a ve tarihyaz›m›na dair bir kitap bu. Y›lmaz, “Tarihi nas›l yaz›yoruz?” sorusuna karfl›l›k olarak, “Niye tarih yaz›yoruz?” diye soruyor. “Tarih zihin kimyas›n›n gelifltirdi¤i en tehlikeli meyvedir; hayal gücünü k›flk›rt›r, halklar› sarhofl eder, onlara sahte hat›ralar üretir, tepkileri abart›r, eski yaralar› canl› tutar, rahatlar›n› bozar, büyüklük ç›lg›nl›¤›na ya da ezilmifllik duygusuna iter ve uluslar› ac›mas›z, müthifl, tahammül edilmez ve de¤ersiz k›lar” diyen Valéry’ye bu sözleri söyleten neydi? Valéry’nin öncülleri için geçmifl ne anlama geliyordu? Geçmiflin tarihçilerinin yazd›klar›n›n üzerine yenilerinin yaz›lmas› neden gerekiyordu? Avrupa tarihyaz›m›nda, eskiden yeniye geçifl evresine s›kça de¤inilse de, ‘zamanlar’›n birbirini nas›l gördü¤ü, geçmiflin gelece¤i nas›l tahayyül etti¤i, gelece¤in geçmiflte nas›l yaz›l› oldu¤u gibi sorulara pek rastlanmaz. Avru-

pa’n›n, tarihinin bir döneminde ‘eski rejim’den ‘yeni rejim’e geçti¤i, ‘yeni dünya’lar keflfetti¤i, eski iliflki yap›lar›n› k›rd›¤› anlat›l›rken, ‘Ayd›nlanma’ terimi hep baflroldedir. Modern Zaman›n Tarihi, ‘Ayd›nlanma’n›n düflünce dünyas›n›, eskiyle yeninin kavgas›nda, yeninin eskiye nas›l bakt›¤›nda keflfediyor; Bat›’n›n 'geçmifl'i nas›l yaratt›¤›n›, nas›l Tarih’e dönüfltürdü¤ünü, ve gelece¤in Tarih’le kurdu¤u iliflkiyi, yani modern tarihyaz›m›n› mercek alt›na al›yor. Tarihi, büyük adamlar üzerinden yaz›lm›fl tarihçili¤in unuttu¤u “bir sürü adam”›n hikâyeleri üzerinden okuyan Levent Y›lmaz, kitab›n bafl›nda uyar›yor okurunu: “Birazdan okuyacaklar›n›z aras›nda bol bol bilinmedik isim geçerse hemen s›k›lmay›n, okumaya devam edin lütfen!” Gerçekten de, baz› cümleleri anlamak için defalarca okumak gerekiyor. Ama zaten, hem modernin, hem de eskinin modern taraf›ndan yaz›lm›fl tarihinin defalarca okunmas› mümkün, hatta gerekli de¤il mi? O halde, iyi okumalar!
AGOS kirk

6

7

‹nkâr›n yeni takti¤i mi?
MEHMET POLATEL

Ninelerimizin Komflular›, resmi tarihin y›llard›r önümüze sürdü¤ü ‘birlikte yaflam ve kardefllik’ söylemini yeniden üretirken, “Peki, neden iki halk birbirinin bo¤az›na sar›ld›?” sorusuna getirdi¤i yan›tlarla da, inkâr›n dilini sürdüren bir kitap.
BD Temsilciler Meclisi’nin, Ermeni Soyk›r›m›’n›n tan›nmas›na dair yasa tasar›s›n› kabul etmesi ve hemen ard›ndan ‹sveç Parlamentosu’nun Ermeni Soyk›r›m›’n› tan›mas›, Türkiye’de genifl yank› buldu. Baz› ‘sol kesimler’ ve inkâr söyleminin yürütücüleri, emperyalistlerin/Bat›’n›n, 1915 meselesini, Türkiye’yi s›k›flt›rmak için gündeme getirdi¤ini iddia ederek, soyk›r›m tasar›lar›n›n kabul edilmesini ‘ulusal kayg›lar’la elefltirdiler. Devlet ricalinden ise daha sert aç›klamalar geldi; tasar›lar›n baflka ülkelerin meclislerinde de gündeme gelmemesi için baz› önlemler alabileceklerini dile getirdiler. Baflbakan, “Bana ‘Müslümanlar soyk›r›m yapt›’ dedirtemezsiniz”, “Soyk›r›m iddias›n› reddediyoruz çünkü atalar›m›z soyk›r›m yapm›fl olamazlar” gibi demeçler verdi; ard›ndan, Türkiye’de zor koflullarda çal›flan Ermenistanl› göçmenleri yeni bir ‘tehcir’ ile tehdit etti. Ermeni Soyk›r›m› konusunda ‘toptan inkâr’ anlay›fl› devlet ricali taraf›ndan devam ettirilirken, resmi tarihçiler de medyada boy göstererek, 1915’te yaflananlar›n soyk›r›m olmad›¤›n› anlatmaya çal›flt›lar. Roger W. Smith, ‘Ermeni Soyk›r›m›n›n ‹nkâr›’ bafll›kl› makalesinde (1991), inkâr politikalar›n›n “esnek, f›rsatç› ve sürekli de¤iflen taktiklerle” flekillendi¤ini belirtir. Smith’in bu tespiti, Türkiye’de, 1915’e iliflkin resmi tarih söyleminin son 40 y›l içinde yapt›¤› çeflitli manevralar› anlamland›rmam›za olanak sa¤l›yor: 1915, önce, “Türkler soyk›r›m yapmad›, as›l Ermeniler Türkleri kesti” fleklinde anlat›lmaya çal›fl›ld›, devlet arflivleri taraf›ndan ‘Ermenilerin yapt›¤› katliamlar’› anlatan kitaplar bas›ld›. Ard›ndan, ‘mukatele’ (karfl›l›kl› bo¤azlaflma, birbirini öldürme) söylemi öne ç›kt›. Son dönemde ise, 1915’in bir trajedi oldu¤u söylenmeye bafllad›; resmi tarihin yeni söylemine göre “1915, iki halk için de büyük bir trajediydi.” Öte yandan, 1915’i devletin resmi görüfllerinden ba¤›ms›z olarak ele alan birçok araflt›rmac›, Ermeni Soyk›r›m›’n› objektif kriterlerle de¤erlendirerek alternatif bir tarihin mümkün oldu¤unu gösterdiler. Bu çal›flmalarda, meselenin tarihsel, politik ve sosyolojik arkaplan› ele al›narak, Osmanl› hükümetinin Ermenilere karfl› nas›l bir imha politikas› yürüttü¤ü anlat›lmaya çal›fl›ld›. Son zamanlarda ise, 1915’in ‘siyasi’ hikâyesinin yan› s›ra, ‘insani’ yönleri de ifllenmeye bafllad›. Özellikle, 1915 sonras›nAGOS kitap

A

da Müslümanlaflt›r›lan Ermeni yetimlerin yaflad›klar› ac›lar ve onlar›n anlat›lar›, torunlar› arac›l›¤›yla görünür ve duyulur oldu. Ancak, 1915’in ‘insani’ yönünü öne ç›karan çal›flmalar da, baz› açmazlar bar›nd›rabiliyor. Elif Kalayc›o¤lu, Agos Kitap/Kirk’in 17. say›s›nda (Mart 2010) yay›mlanan yaz›s›nda, Torunlar (Metis Yay., 2010) adl› kitab› de¤erlendirirken, kitapta torunlar›n a¤z›ndan aktar›lanlar›n, “suskunluk katmanlar›n›n alt›ndan ç›kan hikâyelerin ne anlama geldi¤ini cevaplamaktan uzak” oldu¤unu belirtiyor.

‘‹nsani’ bir çaba: Ninelerimizin Komflular›
Geçti¤imiz Aral›k ay›nda yay›mlanan, sekiz kiflilik bir ekibin haz›rlad›¤› Ninelerimizin

Komflular›: Türk-Ermeni ‹liflkilerinin Bar›flç› Yönleri adl› kitap da, Elif Kalayc›o¤lu’nun dile getirdi¤i kayg›n›n yersiz olmad›¤›n› gösteriyor. Ninelerimizin Komflular›, TÜB‹TAK taraf›ndan desteklenen, ‘Türk-Ermeni ‹liflkilerinin Bar›flç›l Yönleri: Tokat, Amasya, Sivas ve Kayseri Örnekleri’ bafll›kl› bir çal›flman›n bir k›sm›n›n kitaplaflt›r›lm›fl hali. Yazarlardan Zekeriya Baflkal ve Niyazi Özdemir, Agos’a verdikleri röportajda (26 fiubat 2010), bu dört flehri, tehcirden k›smen muaf tutulmufl olmalar›, halen bu flehirlerde yaflayan Ermenilerin olmas›, bu bölgeden ayr›lan Ermenilerin memleketleriyle ba¤lar›n› koparmam›fl olmalar› nedeniyle seçtiklerini belirtiyorlar. Kitap üç k›s›mdan olufluyor. ‘Sözlü Kaynaklar’ bafll›kl› birinci k›s›mda, söz konusu flehirlerde yaflayan ya da daha önce yaflam›fl olan Ermeniler ve Türklerle yap›lan görüflmelerin metinleri bulunuyor. Kitapta, görüflmeleri yapan kiflilerin sordu¤u sorular aktar›lm›yor; dolay›s›yla, bu sözlü tarih çal›flmas›nda yazarlar›n ne tür sorular sorduklar›, sorularda herhangi bir yönlendirme olup olmad›¤› anlafl›lm›yor. Kitab›n ikinci k›sm›nda, ‘Hoflgörü ve Birlikte Yaflam’ bafll›¤› alt›nda, Sivas vilayetinden, 19. yüzy›la ait kad› sicillerinin transkripsiyonlar› bulunuyor. O dönemde Türklerle Ermeniler aras›nda yaflanan sorunlara, cizye vergisiyle ilgili flikâyetlere ve Osmanl› yönetiminin üretti¤i çözümlere dair veriler içeren bu belgeler, yazarlar taraf›ndan herhangi bir flekilde yorumlanmadan, ‘olduklar› gibi’ sunuluyor. Dolay›s›yla, Ermenilerin ve Türklerin gündelik yaflam pratiklerine iliflkin bu verilerin, bafll›¤›n ima etti¤i ‘hoflgörü içinde birlikte yaflam’ çerçevesini tam olarak nas›l oluflturdu¤u sorusu cevaps›z kal›yor. Yani, resmi tarihçilerin tarih anlay›fl›na damga vuran “Belgeler her fleyi ortaya koyar; yorum yapmak gereksizdir” düflüncesi, bu kitapta da karfl›m›za ç›k›yor. Kitab›n ‘Hikâyeler’ bafll›kl› son k›sm›nda ise, baz› Ermeni yazarlar›n –ço¤u Aras Yay›nlar› taraf›ndan yay›mlanm›fl olan– an›lar› ve hikâyeleri yer al›yor. Türk-Ermeni iliflkileri konusundaki çal›flmalar›n a¤›rl›kl› olarak suç, suçlama ya da suçlu arama gibi temalara yo¤unlaflt›¤›n› belirten yazarlara göre, bu projede, “bar›fl›n ve ortak yaflam›n izleri” sürülüyor ve “madalyonun gölgede kalan olumlu yüzüne ›fl›k tutmaya” çal›fl›l›yor. “Çok uzun y›llar birlikte yaflam›fl, dost olmufl, ifl ortakl›¤› ve komfluluk yapm›fl bu iki halka ne oldu da

Ninelerimizin Komflular›: Türk-Ermeni ‹liflkilerinin Bar›flç› Yönleri yay. haz. Zekeriya Baflkal, Niyazi Özdemir, Mehmet Mercan, Mehmet Beflirli, Hanifi Vural, Süleyman Demirci, Turan Karatafl, Sedat Laçiner Liberte Yay›nlar›, Aral›k 2009, 339 s. birbirlerinin bo¤az›na sar›ld›?” diye soran proje ekibi, bu sorunun cevab›n› da okuyucuya b›rakmay› tercih ediyor.

Birlikte yaflamak?
Kitapta en çok öne ç›kan temalar ‘bin y›ld›r yaflanan birliktelik’, ‘ortak kurulan ifller’, ‘komfluluk’ ve ‘kardefllik’. Projenin yürütücülerinden Zekeriya Baflkal ve Niyazi Özdemir, Zaman ve Agos gazetelerine verdikleri röportajlarda da, kitab›n amaçlar›n› bu temalarla aç›kl›yorlar. Yazarlar, 1850 tarihini dönüm noktas› olarak belirliyor, ve 19. yüzy›l›n ortas›na kadar, Ermeniler ve Türklerin birlikte, sorunsuz bir yaflam sürdürdüklerini belirtiyorlar. ‹ki halk›n, bu ‘dönüm noktas›ndan önce nas›l ‘yak›n’ iliflkiler içinde oldu¤unu, Özdemir flöyle anlat›yor: “Ermeniler ayr› mahallelerde oturmuyorlar. Mesela Rumlar›n ayr› mahallesi var. Yahudilerin ayr› mahallesi var. Ama Ermenilerle Türkler kar›fl›k oturuyorlar. Bir getto falan de¤iller yani. Bu da yak›nl›¤›n bir iflareti. Birbirleriyle öyle iç içe geçmifller ki.” (Zaman, 30 Eylül 2009) Kitapta yer verilen görüflmelerde de, bu tezi destekleyen ifadeler yer al›yor: “Biz beraber bir millet gibi yaflard›k. Ve bize karfl› hürmetli sayg›l›yd›lar. Biz de onlar› ay›rt etmezdik” (Burhanettin Tuzcuo¤lu, s. 116); “Böyle yaflad›k iç içe. Çocuklar›m›z› teslim ettik birbirimize. Daha bundan ilerisi var m›? Can›ndan kopan bir parçay› götürüyorsun Ermeni diye oraya b›rak›yorsun
nisan 2010

ama akl›na bir fley gelmiyor, hiçbir kötülük.” (Sevim Termeli, s. 63) Yazarlar›n ve görüflme yap›lan kiflilerin, geçmifli anlat›rken baflvurduklar› ‘birlikte yaflamak’ söylemi, projenin yürütücülerinin iddia etti¤inin aksine, yeni bir söylem de¤il. Yazarlar, Yusuf Halaço¤lu’nun çal›flmalar›na flöyle bir göz atm›fl olsalard›, resmi tarih söyleminin, iki halk›n ‘birlikte yaflam›fll›¤›’n› reddetmedi¤ini görebilirlerdi. ‘Ermeni meselesi’ni araflt›ranlar›n ortaklaflt›¤› temel noktalardan biri de, Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun erken dönemlerinde, Ermenilerin, ‘Osmanl› hoflgörüsü’ alt›nda, k›smi olarak, Müslüman unsurlarla birlikte yaflad›¤›d›r. Ancak bu durum, söz konusu ‘birlikteli¤in’ sorunsuz olmad›¤› gerçe¤ini de¤ifltirmiyor. ‘Nas›l bir beraber yaflama?’ sorusu cevaplanmaya çal›fl›ld›¤›nda ilk göze çarpan fley, Müslümanlarla gayrimüslim tebaa aras›ndaki hiyerarflik iliflkidir. Söz konusu ‘ortak yaflam’da, hukuki sözleflmeler belirleyici bir rol oynar. Kitab›n yazarlar›, Sivas’ta yaflayan Ermenilerin, hukuken, gayrimüslim olmalar›ndan kaynaklanan herhangi bir ayr›mc›l›¤a u¤ramad›klar›n› göstermeye çal›fl›rken, baz› sorular› sormaktan kaç›n›yorlar. Örne¤in, Ermenilerin Müslüman olmad›klar› için vermek zorunda olduklar› cizye vergisine de¤inirken, bu verginin varl›¤›n› sorgulamay›p, Osmanl› Devleti’nin bu vergiyi ödeyemeyecek durumda olan Ermenilere, vergiden indirim yapt›¤›n› belirtmekle yetiniyorlar. Bu tür örnekler, asl›nda, söz konusu ‘birlikte yaflam’ prati¤inin s›n›rlar›na iflaret ediyor. Özellikle 19. yüzy›l öncesinde, Osmanl› Devleti’nin hiyerarflik toplumsal yap›s› içinde Müslümanlar›n egemen ve bask›n unsur olduklar›, ve k›yafetten dini özgürlü¤e kadar pek çok alanda hem hukuken, hem de gündelik yaflam pratiklerinde, Müslümanlarla gayrimüslimler aras›nda ciddi eflitsizlikler oldu¤u, art›k bir s›r de¤il. Kürt meselesi, Ermeni meselesi gündeme geldi¤inde bin y›ll›k kardefllikten, bir arada sorunsuz yaflamaktan bahsedenler, söz konusu iliflkinin üzerine kurulu oldu¤u eflitsizli¤i gözden kaç›rmay› tercih ediyor. ‘Birlikte yaflama’ söyleminin s›kl›kla baflvurdu¤u ‘kardefllik’ temas› da, bu eflitsizli¤in üzerini kapatmak amac›yla kullan›l›yor. Kitaptaki görüflme metinlerinin sat›raralar›nda da bu tavr› görüyoruz. Bu ‘birlikte yaflama’ söylemi, yaflad›¤› yerde kilise olmad›¤› için ‹stanbul’a göçmek zorunda kalan ‘Ermeni komflular’›n; çocu¤u polis, bürokrat olmak istedi¤inde ona ne diyece¤ini bilemeyen Ermeni babalar›n; yaflad›klar› yerde din görevlileri olmayan, cenaze kald›rabilmek için ‹stanbul’dan gelecek papaz› bekleyen Ermenilerin durumunu nas›l aç›klayabilir?

ve Türklerin bu co¤rafyada tarihini bilen insanlar flunu da görüyorlar asl›nda ‘Ben bu konuda çok düflündüm’ diyor. 10., 11., 12. yüzy›lda karfl›laflm›fl Türklerle Ermeniler. 1850’lilere kadar bizim bildi¤imiz, tarihçilerin ortaya koydu¤u ciddi bir problem yok. 1850’den sonra problem bafll›yor. 1850’den sonra Osmanl› co¤rafyas›nda en çok olan fleylerden biri ne? Bat›l›lar›n müdahalesi.” (Agos, 26 fiubat, 2010).

Niyazi Özdemir de, bu soruya yan›t vermeye çal›fl›rken, tarih bilgisinin ve tarihsel bir olay› yorumlama kabiliyetinin s›n›rlar›n› çiziyor:
“Proje sürecindeki okumalar›mda bir fleyin fark›na vard›m, sanki tehcir Türklerin de¤il, özellikle Frans›z, ‹ngiliz ve Ruslar›n tezgâhlad›¤› bilinçli bir süreç. Bu da Osmanl›’y› zay›flatman›n en önemli yollar›ndan biri gibi gözüküyor onlar için. ‹ngilizler Osmanl›’ya makine sat›yorlar. ‹kinci parti mal› satam›yorlar. Yedek parça da satam›yorlar. Bunun için bir araflt›rma yapt›r›yor ‹ngiliz firmas›. Bak›yorlar ki Ermeniler an›nda taklit ediyor makineyi de, parças›n› da. Osmanl› büyük bir pazar ama mal satam›yorlar. Frans›zlar da ayn›, ‹ngilizler öyle. Ruslar›n da baflka dertleri var mesela. Bu Osmanl› toplumunu çökertmenin en önemli unsurlar›ndan biri onlar için.” (Zaman, 30 Eylül 2009).

‹nkâr›n yeni manevralar›
Kitap, resmi tarihin y›llard›r önümüze sürdü¤ü ‘birlikte yaflam ve kardefllik’ söylemini yeniden üretirken, “Peki, neden iki halk birbirinin bo¤az›na sar›ld›?” sorusuna getirdi¤i yan›tlarla da, inkâr›n dilini sürdürüyor. Kitapta, 1850 y›l›n›n bir dönüm noktas› olarak al›nd›¤›n› belirtmifltik. Peki, 1850’den sonra olan neydi? Zekeriya Baflkal’a göre, Bat›l›lar›n müdahalesiyle kardefllik bozuldu:
“Problemi Amerika’ya, ya da bat›l› ülkelere att›¤›n›z zaman sizin herhangi bir sorumlulu¤unuz kalm›yor. Ama birazc›k flu da var. Tarih okumufl ya da Ermenilerin
nisan 2010

Bu yan›tlarda, resmi tarihin en önemli iddialar›ndan birinin yeniden üretilip önümüze sürüldü¤ünü görmek zor de¤il. Bununla da kal›nm›yor, özellikle Ermenilere ve Türklere de dan›fl›larak, sorunun kayna¤› olarak bizzat Ermenilere iflaret ediliyor, yeni bir manevra ile... Eski söylemde Osmanl› ‹mparatorlu¤u’ndaki Ermeniler a¤›rl›kl› olarak Bat›’n›n k›flk›rtmalar›na kand›klar› için suçluydu; flimdiki manevrada ise, suçlu ‘yabanc› Ermeniler’. Görüflme yap›lan kiflilerden Halis Saruhan’›n ‘ellik Ermeniler’e iliflkin olarak söyledikleri, bu varsay›m› do¤rulamak için kullan›l›yor: “Ellik Ermeniler Rusya’dan, Ermenistan’dan gelip ‹stiklâl Savafl›’ndan evvel dünya savafl›ndan evvel, bunlar gelip Erzurum’u Kars’›n kellesini çok zarar vermifller. Bunlar da Türk’ün içinde yaflayan Ermeniler de onlarla beraber olmufllard›r, onlar da zarar vermeye bafllam›fllard›r. Yani evet onlar d›flardan gelenler ellik Ermenileri en çok da bunlar Ermenistan’dan geliyor Rusya’dan. Bu ne kadar söylesen insanl›k iflte o kadar.” (s. 46) Bu anlat›y›, Niyazi Özdemir flöyle yorumluyor: “Bu bölgede, ‘ellik Ermeni’, d›flar›dan gelen, yabanc› Ermeni demek. Sivasl› bir Ermeni, ‘Biz bunu bir küfür, afla¤›lama ifadesi olarak kullan›rd›k’ diyor. Çat›flmay› üreten, komflular de¤ildi. Tabanda bu tür fleyler yok, bunu hâlâ görü-

1908-1911 aras›nda, ‹stanbul’da, Türkçe-Frans›zca olarak yay›mlanan mizah dergisi Kalem’in 7 Ocak 1908 tarihli say›s›ndan, “En büyük kuvveti teflkil eden, ittihadd›r” bafll›kl› bir karikatür. Gayrimüslim ile Müslüman, üzerinde “adalet, eflitlik, kardefllik” yaz›l› bir fleritle birbirine tutturulmaya çal›fl›l›rken, kavga sürüyor; ‘birlikte yaflam’ yürümüyor…

yorsunuz. ‹ki toplumu ay›ran, onlar›n da anlad›¤› kadar›yla, emperyalist birtak›m güçlerin planlar›. Onlar taraf›ndan da bu dile getiriliyor.” (Agos, 26 fiubat, 2010)

‘Birlikte yaflam’› kim bozdu?
Önce birlikte yaflam, onun ard›ndan birlikte yaflam› bozanlar... 1850’den sonra gerçekten ne oldu? Resmi tarihin iddia etti¤i gibi Bat›l›lar›n müdahalesi, d›flar›dan gelen Ermeniler, Ermeni örgütlerin iki halk aras›na soktuklar› ‘nifak tohumlar›’, as›l olan› aç›klamaya yetiyor mu? Yoksa, 1850’den sonra olanlar, sorunsuz oldu¤u iddia edilen birlikte yaflam prati¤indeki eflitsizli¤in y›k›lmaya çal›fl›lmas›na m› iflaret ediyor? Tanzimat ve Islahat fermanlar›yla bafllayan, Müslümanlarla gayrimüslimlerin eflitli¤ini sa¤lamay›, iki halk aras›ndaki birlikte yaflam› hukuki, yasal

Kürt meselesi, Ermeni meselesi gündeme geldi¤inde bin y›ll›k kardefllikten, bir arada sorunsuz yaflamaktan bahsedenler, söz konusu iliflkinin üzerine kurulu oldu¤u eflitsizli¤i gözden kaç›rmay› tercih ediyor. ‘Birlikte yaflama’ söyleminin s›kl›kla baflvurdu¤u ‘kardefllik’ temas› da, bu eflitsizli¤in üzerini kapatmak amac›yla kullan›l›yor.
9

sözleflmelerle eflitlik zeminine tafl›may› amaçlayan sürecin kendisi de¤il mi yaflanan gerginliklerin sebebi? Söz konusu olan, egemen unsurun, afla¤›da olan ‘öteki’yle eflit olmak istememesi olabilir mi? ‘Birlikte yaflam’›n büyük ölçüde bir kurgudan ibaret oldu¤u, tam da, ‘öteki’ olan›n, ayn› mekân› paylaflt›¤› egemen olana “Ben de var›m ve seninle eflitim” dedi¤i anda ortaya ç›k›yor. ‘Kardefllik’ söylemi, gerçek bir eflitli¤e de¤il, aksine, söz konusu ‘birlikte yaflam’›n bar›nd›rd›¤› eflitsizli¤e iflaret ediyor: “Ermeniler, Rumlar kardefllerimizdir” türünden ifadeler, bir eflitli¤e vurgu yap›yor gibi görünse de, geleneksel a¤abey-kardefl iliflkisindeki hiyerarfliyi temel al›yor: A¤abeyinin sözünü dinlemeyen, ona itaat etmeyen, hele hele ona sadakat göstermeyen kardefl, cezay› hak eder... A¤abey ise, ne yaparsa yaps›n, her zaman hakl›d›r... ‹nkâr söylemi, geçmifle methiyeler düzerek, geçmifli romantize ederek kendini yeniden üretmeye çal›fl›rken as›l niyetini saklayam›yor; iki halk aras›ndaki iliflkilerin ‘insani’, ‘bar›flç›l’ yönlerine vurgu yaparken, a¤z›ndaki baklay› ç›kar›veriyor:
“Bütün bu süreç sonunda flunu biz daha canl› bir flekilde gördük ki Türk ‹slam kültürü hem asimile etmeye, hem de soyk›r›ma müsait de¤il.” (Zaman, 30 Eylül, 2009)
AGOS kirk

8

Kemal Tahir, Türk Tarih Kurumu’na karfl›
ASLI GÜNEfi

G

eçti¤imiz Mart ay›, Kemal Tahir’in yüzüncü do¤um y›ldönümüydü. Türkiye’de ‘tarihi roman’ dendi¤inde akla gelen ilk isim olan Tahir’in gerek tarih felsefesi, gerekse edebi biçim konusunda tak›nd›¤› ‘özgün’ tav›r etraf›nda, bugüne kadar f›rt›nal› tart›flmalar kopmufl; Tahir kendi bafl›na bir ‘izm’ oluflturmasa da, düflünce ve sanat dünyas›nda ‘Tahiriler’ olarak adland›r›lan bir takipçi kitlesi oluflmufltur. Kemal Tahir’in ilginç ve ayr›ks› bir figür oldu¤u de¤ilse bile, özgünlü¤ü epey tart›flmal›d›r asl›nda. Kemal Tahir’in özgün bir entelektüel olarak alg›lanmas›, sol e¤ilimli birinin Kemalizm’e ve resmi tarihe karfl› tak›nd›¤› elefltirel tav›rlardan kaynaklan›yorsa e¤er, do¤al olan›n, olmas› gerekenin ‘özgün’ ya da ‘flafl›rt›c›’ kategorisine oturtulmas› da, Türkiye’nin son derece ‘özgün’ düflünsel ortam›yla do¤rudan ilgili olsa gerek. Ve Kemalizm’den ar›nm›fl, solcu bir entelektüelin ters yönden giderek vard›¤› noktan›n milliyetçilik ve Kemalizm’in ‘s›n›fs›z, imtiyazs›z’ toplum modeli olmas›n›n hiçbir biçimde ‘flafl›rt›c›’ bulunmamas›n›n da bu ulusal özgünlükle ilgisini kurmak mümkün. Ne de olsa, yaln›zca milliyetçi olmaman›n flafl›rt›c› olabildi¤i, ‘özgün’ bir co¤rafyaday›z... Marx’›n, Do¤u feodalitesinin Bat› feodalitesinden fark›n› vurgulamak için kulland›¤› Asya Tipi Üretim Tarz›’n›, Kemal Tahir, Osmanl›’n›n kurulufl dönemini anlatt›¤› Devlet Ana’da (1967), bir ‘öz’ün, üretim tarz›ndan çok ahlaki bir yüceltmecili¤in tan›m› olarak kullan›r. Asya Tipi Üretim Tarz›, Bat› tipi vahfli bir feodal düzeni engellemifl ve böylece, biz Do¤ulular, Tanr›’n›n olmasa da altyap›n›n inayetiyle, sömürü düzeninin bütün günahlar›ndan ar›nm›fl bir biçimde Bat›l›lar›n karfl›s›nda manevi üstünlü¤ümüzü koruyabilmiflizdir. Tüm halk› kucaklayan ve “A¤al›k vermekle olur” düsturuyla hareket eden ‘kerim devlet’, çok flükür ki, sermaye birikimi, burjuva s›n›f› gibi dertleri de ortadan kald›rm›fl; d›fl güçlerin içimize soktu¤u nifak tohumlar›ndan baflka, huzur ve güveni tehdit edecek bir fley kalmam›flt›r.

yer de, muhalifsiz hükümet etmek... Çok düflündüm, muhalefetsiz hükümet etmek iste¤i, devleti alet ederek, hiçbir ceza korkusu duymadan bol bol suç iflleme zevkinden geliyor. Ceza görmemek güvenini sa¤lay›p keyfince en namussuz suçlar› iflleyeceksin... ‹flte insano¤lunun düflebilece¤i en sefil çirkef çukuru...” (s. 219-220)

Politikay› komitac›l›ktan ibaret gören ‹ttihatç›lar y›llarca komitac›lar› kulland›klar›n› san›rken, asl›nda komitac›lar taraf›ndan sürüklenmifllerdir. Ve Kara Kemal aç›s›ndan daha kiflisel bir özelefltiri de, Milli ‹ktisat konusunda olur. ‹afle Naz›rl›¤›’n› da kullanarak bir milli burjuvazi yaratmak için çabalayan Kara Kemal’i bu yan›lsamadan kurtaran, ‘Gâvur Pavlus’tur:
“ ‘Sizinkilerde burjuva çekirde¤i yoktur, olamaz da hiç’ dediydi, ‘Bu sebeple bunlar s›rtlar›nda devlet dayana¤›n› aral›ks›z duymak isterler, bunlar tekel isterler. Yani, isterler ki, devlet her ifli bunlar›n yerine yaps›n, bütün tehlikeleri ortadan kald›rs›n, zararlar›n› da gerekti¤inde yüklensin!’ ” (s. 117).

Kurt Kanunu’nda Kara Kemal karakterinin dile getirdi¤i gerçek, “Bize Türk milleti soyk›r›m yapm›fl dedirtemezsiniz” diyenlerin yüre¤ine su serpecek niteliktedir: “Bizim Ermeni k›r›m›n›n bafl suçlusu da Almanlar…”
tarihi bir komplolar dizgesine oturtan ve o bildik d›fl güçler paranoyas›na dayanan tezleri, asl›nda yaln›zca Kara Kemal’e de¤il, bu co¤rafyada iktidar oldu¤unu sanacak kadar gaflet ve delalet içinde olan herkese ‘kurban’ rolünü oynatmaya müsait. ‹ttihat ve Terakki’den 31 Mart’a, Abdülhamit’in indirilmesinden Balkan yenilgisine kadar her fley ‘d›fl güçler’in bir oyunudur. Manevi gücümüzle ve maddi altyap›m›zla s›n›f savafl›m› günah›ndan s›yr›lmay› baflarsak da, d›fl güçler yüzünden ‘Ermeni k›r›m›’n›n vebalini yüklenmekten kurtulamay›z. Kara Kemal’in dile getirdi¤i gerçek “Bize Türk milleti soyk›r›m yapm›fl dedirtemezsiniz” diyenlerin yüre¤ine su serpecek niteliktedir: “Bizim Ermeni k›r›m›n›n bafl suçlusu da Almanlar”d›r (s. 226). Gerçi “Bizim Ermeni k›r›m›” deyiflinde ufak çapta bir itiraf ve sahiplenme söz konusudur ama suçu, soyk›r›m iflini ‘meslek haline getirmifl’ Almanlara atarak temize ç›kar›r bizi Kara Kemal. Osmanl›’n›n de¤il ama Almanya’n›n bu ifli yapmak için yeterli sebebi vard›r:
“Ak›llar› s›ra, savafl› nas›l olsa kazanacaklar, Anadolu’ya Alman kolonileri yerlefltirecekler... Çarfl›y›, gerek zanaatkârl›kta, gerek ticarette Ermeniler tutmuyor mu?... Kesilecekler ki, Almanlara ifl alan› aç›lacak.” (s. 226)

toplumcu olmas›ndan daha do¤al bir fley yoktur tabii. Bu ‘özcü’ görüfllerin vard›¤› nokta ise, pek gurur okflay›c›d›r: Bizden daha toplumcu olan Ruslar›n erken davran›p Ekim Devrimi’ni yapmalar›ndan sonra, d›fl güçler, Türklerin devrime olan yatk›nl›¤›ndan korkup Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nu parçalamaya karar vermifllerdir:
“E¤er 1917’de 1917 olmasayd›, Osmanl›l›k hemen parçalanmazd›. Tarihsel yatk›nl›¤›m›z›n cezas›n› çektik” (s. 228)

oyunu say›labilir ama, Kara Kemal, belli ki iyi bir fley yapt›klar› için, Ruslar hakk›nda olumsuz bir yorum yapmaktan kaç›n›r.

‹stanbul Bedesteni’nde tarih
Kurt Kanunu’nda Ermeni Soyk›r›m›’n›n suçunu Almanlara y›kan Kemal Tahir, Büyük Mal (1970) ve Yol Ayr›m› (1971) adl› romanlar›nda, deyim yerindeyse daha aç›ksözlü davran›r. Yediç›nar Yaylas› (1958) ve Köyün Kamburu (1959) ile birlikte bir üçleme oluflturan Büyük Mal’da, Yayla Padiflah› Sülük Bey, bir Cumhuriyet Müfettifli taraf›ndan Ermeni Soyk›r›m› hakk›nda sorguya çekilir. Sülük Bey, Enver Pafla’n›n suçunun Mustafa Kemal taraf›ndan sorgulanmas›n› pek anlamasa da, paflalar aras›ndaki ‘iktidar’ savafllar›na ak›l s›r erdirilemeyece¤ine karar vermifltir. Yakup Cemil Bey’den ald›¤› emri flöyle anlat›r Sülük Bey:
“‹flte bu Yakup Cemil Bey akflam yeme¤inden sonra beni çekti tenhaya... ‘Beri bak, Sülük Bey, seni sordum soruflturdum, gayet yi¤it oldu¤unu ö¤rendim. Kula¤›n› aç iyi dinle, gözünü aç, çünkü uyuklaman›n s›ras› de¤ildir. Padiflah ferman› ve de Enver Paflam›z›n emridir, Ermeni’nin ‹ngiliz’e ve de Moskof’la sözü bir etti¤i anlafl›ld›. Bunlar›n niyeti ‹ngiliz alttan, Moskof üstten vurup Osmanl›’y› kötületip sürüp geldiklerinde ‘bre urun’ diyerekten bir gece apans›z Müslümana sald›r›p bizi bire kadar do¤ramakt›r. Bu sebeple hükümat›m›z bunlara ‘sür emri’ ç›karacakt›r. Hükümat k›sm› hükümat oldu¤undan ancak sür emri ç›karabilip ‘vur emri’ ç›karamamaktad›r. Gerisi burda sizin gibi yi¤it Türklere ve de dini bütün Müslümanlara kalm›flt›r. Bunlar, Arabistan’a do¤ru sürülecektir. Hükümat›m›z›n zaptiyesi savafl sebebiyle gayet azd›r. Ço¤u çaptan düflmüfl kocalard›r. Vatan düflmanlar›n›n yolda fluraya buraya da¤›lmas› ihtimali vard›r, ayr›ca da¤daki Ermeni’nin gelip vurup kurtarmaya çabalamas› hartada yaz›l›d›r. Milis gücü kursan›z yetersiz zaptiyeyi destekleseniz

Tarih hep tekerrürdür bu topraklarda
Kemal Tahir’in Kurt Kanunu’nda ‹zmir Suikast› etraf›nda kurdu¤u siyasi tarih, ‹ttihatç›lar ile Cumhuriyet kadrolar› aras›ndaki iktidar savafl›n› kapsar. ‹ttihatç›lar›n fedaisi Abdülkerim’in Lazistan Mebusu Ziya Hurflit ve Laz ‹smail ile birlikte planlad›klar› ‹zmir Suikast›, Hükümet’in bask›y› daha da art›rmas› için fieyh Sait ‹syan›’ndan sonra ikinci bir bahane olmufltur. Baflar›s›z suikast girifliminin ard›ndan, yaln›zca tertipçiler de¤il, isimlerinin üstü daha önceden çizilmifl
AGOS kitap

olan mebuslar da ‹stiklal Mahkemesi taraf›ndan ölüm cezas›na çarpt›r›l›rlar. ‹ttihat ve Terakki içerisinde ‘Küçük Efendi’ olarak an›lan Kara Kemal’in Mustafa Kemal’e suikast haz›rl›¤›ndan haberi yoktur ama operasyon bafllay›nca Abdülkerim’le birlikte kaçmak zorunda kalacakt›r. Kemal Tahir’in ‘Osmanl›’ olarak niteledi¤i Kara Kemal, kendisi gibi kadirflinas Osmanl›lar›n yard›m› ve aflka susam›fl kad›nlar› bafltan ç›karan Abdülkerim’in beceriklili¤i sayesinde bir süre kaçmay› baflar›r. Kara Kemal’in kaç›fl maceras›nda son dura¤› ‹ttihat ve Terakki’nin eski maliye naz›rlar›ndan Emin Bey’in evidir. Namusunu korumak için devlet hizmetinden ve politikadan elini ete¤ini çeken ve günlerini sorumluluk ve tarafs›zl›k üzerine felsefi düflüncelere dalmakla geçiren Emin Bey, çocukluk ve parti arkadafl› Kara Kemal’in kap›y› çalmas›yla, tarafs›z kalamayaca¤› bir durumla karfl› karfl›ya gelir. Roman›n bundan sonraki bölümleri, iki ‹ttihatç›n›n tarih ve siyaset üzerine yapt›klar› uzun sohbetlerle doludur. Kemal Tahir’in Osmanl› karakterinden ötürü ‹ttihat ve Terakki’nin kadrolar›ndan farkl› bir yere koydu¤u Kara Kemal’in a¤z›ndan, yaln›z Cumhuriyet döneminin elefltirisi de¤il, ‹ttihat ve Terakki’nin özelefltirisi de dillendirilir: Asl›nda yaflananlar, Kara Kemal aç›s›ndan tarihin tekerrüründen baflka bir fley de¤ildir. ‹ttihat ve Terakki’nin Mahmut fievket Pafla’n›n öldürülmesinde yapt›klar›n› flimdi de Mustafa Kemal Hükümeti yap›yordur Kara Kemal’e göre (s. 211). Yaln›z ‹zmir Suikast› ve Mahmut fievket Pafla olaylar›ndan ibaret de¤ildir

aradaki benzerlik, Cumhuriyet Hükümeti ile ‹ttihat ve Terakki’yi birbirine ba¤layan daha derin bir ba¤ vard›r: ‘muhalifsiz hükümet etme iste¤i’:
“Onlar›n flimdi bizim için neler düflündü¤ünü bilirim ben... Bizim ömrümüz, bütün suçlar›m›z› muhaliflerimize yüklemekle geçmifltir. Büyük politika sand›k bunu... [...] ‹stiklal Mahkemelerinin, ço¤unlukla, bizim ikinci tak›m döküntülerinden kurulmas› rastlant› de¤ildir. Böyle ifllere yatk›nl›¤›m›z, s›navlara vurulmufl, ölçüp biçildikten sonra iyi de¤erlendirilmifltir. Biz her çeflit savunuyu suç saym›fl›zd›r. Bu yol, muhaliflerini gerçek suça itelemek yoludur. Var›lmak istenen

‹ktidar›n› dayand›racak burjuva s›n›f›n› da yaratamay›nca, Kara Kemal, Do¤u siyasetine iliflkin o müthifl s›rr› keflfetmifltir:
“Bizde, flimdilik, halktan destek görmek istersen, tek flart, iktidara yak›n olacaks›n... Palavrayla de¤il, gerçekten... Bunun da bizdeki tek inand›r›c›l›¤›, galiba, yaln›z ordunun seninle beraber olmas›ndan ibaret.” (s. 118)

“Salt Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun de¤il, Ortado¤u’nun, hatta Balkanlar’›n bile kaderi[ni]” de¤ifltirecek olan devrimi bizden önce Ruslar›n yapmas› da asl›nda d›fl güçlerin bir

gerektir. […] Hükümat k›sm›n›n sürgün zagonunu kendiniz bilmez de¤ilsiniz. ‘Mal› senin, can› senin, ›rz› bile senin, bir kemi¤i benim, o da meydanda kal›rsa’ hesab›d›r. Ben seni gayet yi¤it gördüm ve de gayet kan› temiz Türk o¤lu Türk ve de dini bütün Müslüman o¤lu Müslüman gördüm. Savafla girmeyen ve de gâvur k›rmayan gazili¤i elde edebilemez. Ne mutlu sizlere ki, hükümat›m›z›n sürgün zagonu yetiflmekle gazili¤i cebe indirmektesiniz. Göreyim seni, dünyan›n yüzünden Ermeni ad›n› silesin, bu dünyada padiflah›m›z›n gayret niflan›n› gö¤süne tak›p sal›nas›n ve de öte dünyada cennetin bafl köflesindeki gaziler köflküne yanlay›p keyfine bakas›n.” (s. 107-108)

Türklerin devrime, Almanlar›n soyk›r›ma yatk›nl›¤›
Kara Kemal, Emin Bey’e, bize özgü ikinci s›rr› da iffla ediyor: ‘D›fl güçler’. Kemal Tahir’in, Bat›l›laflma karfl›t› olmaktan ç›k›p,

Kemal Tahir’in, tarihi bir komplolar dizgesine oturtan ve o bildik d›fl güçler paranoyas›na dayanan tezleri, bu co¤rafyada iktidar oldu¤unu sanacak kadar gaflet ve delalet içinde olan herkese ‘kurban’ rolünü oynatmaya müsaittir. ‹ttihat ve Terakki’den 31 Mart’a, Abdülhamit’in indirilmesinden Balkan yenilgisine kadar her fley ‘d›fl güçler’in bir oyunudur. Manevi gücümüzle ve maddi altyap›m›zla s›n›f savafl›m› günah›ndan s›yr›lmay› baflarsak da, d›fl güçler yüzünden ‘Ermeni k›r›m›’n›n vebalini yüklenmekten kurtulamay›z.
nisan 2010

Do¤alar› gere¤i burjuva yaratamayan Türklerin Ermenileri öldürmek için böyle bir saike sahip olmalar› da mümkün de¤ildir elbette. Katliam yapmak için bile, az buçuk bir giriflimci ruha sahip olmak flartt›r. Komplo teorilerinin doruk noktas›n›, Kara Kemal’in imparatorlu¤un çöküflüne iliflkin teorisi oluflturur. Kemal Tahir’in ‘Kerim Devlet’ teorisi, ‘do¤ufltan toplumcu halk’ düflüncesini do¤urmufltur:
“Halk›m›z bütün tarihi boyu sosyal adaleti uygulayacak devleti aram›flt›r. Biz tarihimizin gelenekleriyle buna yatk›n›z.” (s. 228)

Yol Ayr›m›’nda, tarihin görücüye ç›kar›ld›¤› ‹stanbul Bedesteni’ndeki y›¤›nlar aras›nda, Soyk›r›m’›n izleri de vard›r. Belki de, do¤umunun yüzüncü y›l›nda Kemal Tahir’in hat›rlatt›¤› gerçek, tarihi anl› flanl› Türk Tarih Kurumu’nda de¤il, ‹stanbul Bedesteni’nde aramak; hakikatin araflt›r›lmas›n› tarihçilere de¤il, edebiyatç›lara b›rakmak gerekti¤idir.
11

Esir fiehir üçlemesinin son kitab› olan Yol Ayr›m›’nda Kurtulufl Savafl› kazan›lm›fl, meydan yeni düzenden nemalanmaya çal›flan ç›karc›lara ve savafl zenginlerine kalm›flt›r. Tarihin görücüye ç›kar›ld›¤› ‹stanbul Bedesteni’ndeki y›¤›nlar aras›nda, Soyk›r›m’›n izleri de vard›r:
“Hepsi de olduklar›ndan daha güzel, daha güçlü, daha anlaml› görünmek için, özenilerek çektirilmifl, ço¤u canih çerçevelere konulmufltu. K›l›çlar›na dayanm›fl, gö¤üsleri silme niflan dolu Osmanl› paflalar›, sakolar› yukar›dan afla¤› s›rma ifllemeli sivil rütbeliler, çeflitli okul üniformalar›yla çocuklar, delikanl›lar… Yaflmakl›, çarflafl› han›mefendiler… ‹lle de ço¤u Müslüman’dan daha sa¤lam Osmanl› olduklar› halde, çoluk çocuklar›yla beraber gaddarca öldürülmüfl, gö¤üslerindeki sadakat, flefkat, liyakat madalyalar›yla gururlu Ermeni memurlar, esnaflar, sanatç›lar, bunlar›n k›zlar›, kar›lar›…” (s. 229)

Devletin ‘kerim’ oldu¤u yerde halk›n da
nisan 2010

Belki de, do¤umunun yüzüncü y›l›nda Kemal Tahir’in hat›rlatt›¤› gerçek, tarihi anl› flanl› Türk Tarih Kurumu’nda de¤il, ‹stanbul Bedesteni’nde aramak; hakikatin araflt›r›lmas›n› tarihçilere de¤il, edebiyatç›lara b›rakmak gerekti¤idir. Ne de olsa, edebiyatç›lar komisyonu bu gerçe¤i çoktan iffla etmifl bulunuyor.
AGOS kirk

10

Krikor Moskofyan’la 1915 sonras› diaspora Ermeni edebiyat› üzerine

Yoklu¤u yaralayan, hat›ras› kalmayan ‘vatan’a...
EL‹F KALAYCIO⁄LU

K

abulü ve reddi üzerinden, ço¤unlukla da siyasi boyutuyla konufltu¤umuz 1915, 24 Nisan’da, önde gelen Ermeni ayd›nlar›n evlerinden al›nmas›yla bafllam›flt›. 200’den fazla ayd›n›n aras›nda, Krikor Moskofian’›n da isimlerini sayd›¤› Taniel Varujan, Ke¤am Parse¤yan, Siamanto, Yerukhan, Hrant (Melkon Gürciyan), Ardafles Harutyunyan, Rupen Sevag ve daha niceleri vard›. 24 Nisan’›n 95. y›ldönümünün arifesinde, Londra’da SOAS Üniversitesi’nde Ermeni Çal›flmalar› program›n›n iki hocas›ndan biri olan Krikor Moskofian’la, 1915 ekseninde diaspora Ermeni edebiyat›n› konufltuk. 1915 öncesinde bafllay›p, bugünde bitirdi¤imiz uzun sohbet bizi büyük umut anlar›ndan büyük felaketlere götürürken, röportaj›n ‹ngilizceden Türkçeye çevirisi s›ras›nda yapt›¤›m›z bir konuflma, tart›flt›¤›m›z pek çok meseleyi özetleyebilecek nitelikte. Söyleflide birçok yerde geçen homeland kelimesini ‘vatan’ olarak çevirmeye dair karars›zl›¤›m›, ‹ngilizce kelimenin ima etti¤i aidiyet duygusuyla ikincisinin içerdi¤i sahiplenme duygusu aras›ndaki önemli fark› anlat›p, “Acaba birkaç yerde ‘Anadolu topraklar›’ desek olur mu?” önerisinde bulundu¤umda Krikor’un cevab› çok netti: “Hay›r, bu ifade çok suni olur. ‹stersen ‘vatan’› t›rnak içine koy. Bir de çevirmen notu ekleriz, ‘insanlar›n evleri olarak gördü¤ü yer’ diye...” (Benzer nedenlerle, flehir adlar› da yazarlar›n kulland›klar› halleriyle b›rak›ld›.) ‹flte, 1915 sonras› diaspora Ermeni edebiyat›n›n hikâyesi de, asl›nda evi olan yere ev diyememekle, ifade edilmesine imkân b›rak›lmayan aidiyet hissiyle ve biraz da, yeni ve/veya geçici evler bulmakla ilgili... • 20. yüzy›l›n bafllar›nda Ermeni edebiyat›n›n ana konular› ve kayg›lar› nelerdi? Ermeni edebiyat›n›n modern dönemi, 19. yüzy›l›n ortalar›ndan itibaren iki kültürel merkezle çok yak›ndan iliflkili. Bunlar, Do¤u Ermeni edebiyat› için Tiflis, Bat› Ermeni edebiyat› içinse Konstantinopl ve –daha az olmakla birlikte– Zmürniya (‹zmir). Bu çerçevede biraz Bat› Ermeni edebiyat›ndan bahsetmek istiyorum. Burada de¤iflim için kritik önemde birtak›m koflullar vard›. 18. yüzy›ldan itibaren, M›khitaristlerin Venedik ve Viyana’daki e¤itsel, kültürel ve akademik çal›flmalar› bir kültürel dönüflümün temellerini att›. ‹kinci olarak, Tanzimat sonras›nda çeflitli Ermeni okullar› kuruldu ve e¤itim ulafl›labilir halde geldi. Çe-

flitli Avrupa flehirlerinde de Ermeni okullar› mevcuttu, Paris’teki Mouradian Varjaran gibi. Bu okullar›n mezunlar› ve ‹stanbul’daki okullardan mezun olup e¤itimlerine Paris ya da di¤er Avrupa flehirlerinde devam eden ö¤renciler, liberal kültür ve fikirlerle temas etmifllerdi. Bu ö¤renciler, Osmanl› Türkiyesi’nde, Ermeni nüfusu yo¤un olan flehir merkezlerine, ihtiyaç duyulan yenilikleri getirdiler. Madteos Mamuryan, Garabed Ütüciyan, Tovmas Terziyan, Srabion Hekimyan, Krikor Odyan ve di¤erleri, zaman›n önemli liberalleriydi. Isdepan Vosgan gibi kimileriyse do¤rudan siyasi aktivitelere de dahil olmufltu. Bu edebiyatç›lar liberal fikirleri kendi toplumlar›na getirdiler, eskiyle yeni aras›nda ba¤lar kurdular ve bu de¤erleri yerel de¤erlere uyarlad›lar. Bu fikirlerin yay›lmas›nda yaz›l› bas›n›n oynad›¤› rolü de unutmamak laz›m. Öte yandan, 19. yüzy›lda birçok millet ve etnik grubu içine alan milli uyan›fl, Ermeniler taraf›ndan da hissedildi. Zaman, etnik kökenleri keflfetme zaman›yd› ve edebiyat da yeni Ermeni kimli¤inin oluflturulmas› için önemli bir araç oldu. Edebiyatta modernleflme çerçevesinde, Avrupa edebi gelene¤inin bir parças› olan tiyatro, roman ve öyküler Ermeni edebiyat›na girdi. ‘Zartonk’ (Uyan›fl) olarak da bilinen bu geliflme, Osmanl› Türkiyesi’nin flehirlerinde yaflayan Ermenilerin, toplumlar›n› yeniden infla etme süreciydi. Bu çal›flmalar›n merkezi, Konstantinopl ve onu takip eden Zmürniya idi. 1850’lerde, Bat› Ermeni edebiyat›na, fliirsellik ve vatanseverli¤in ön planda oldu¤u Romantizm ak›m› girdi. Peder ⁄evont Aliflan, M›g›rdiç Befliktafll›yan ve Bedros Turyan bu ak›m›n önemli flairlerindendir. 1880’lerde önem kazanan Gerçekçi ak›m çerçevesinde, Arpiar Arpiaryan, Yerukhan, Dikran Gamsaragan gibi isimler toplumdaki yozlaflmalara itiraz ediyorlard›. ‘Kavari kraganutyun’ (taflra edebiyat›) olarak adland›r›lan edebi ak›m ise edebiyatta k›rsal hayat›n ifllenmesini destekliyordu. Soyk›r›m öncesi, erken 20. yüzy›l edebiyat› ise bir heyecan, umut ve üzüntü dönemiydi. Yarat›c›l›k çok yüksek seviyelerdeydi, ve Konstantinopl, tart›flmas›z olarak, yarat›lanlar›n merkezindeydi. fiiirde Misak Medzarents, Siamanto, Taniel Varujan, Vahan Tekeyan, düzyaz› ve tiyatro alan›nda ise Zabel Yesayan, Indra (Diran Ç›rakyan) ve Levon fiant’›n öne ç›kt›¤› kuflak, Ermeni edebiyat›nda bir kilometre tafl› oluflturur. Bu kufla¤›n edebiyatta baflard›klar›yla, Bat› Er-

ç›kt›. Asl›nda bu, Ermeni edebiyat› için yeni bir yaklafl›m de¤ildi. Romantik ve Gerçekçi ak›mlar milli bilinci yükseltmek ya da sosyal meselelere de¤inmek için kullan›lm›flt›. Bu rolü 1920’lerde destekleyen Kurken M›khitaryan ve Garo Sasuni gibi isimler, milliyetçi yazarlard›. 1920’lerin ikinci yar›s›ndan itibaren, Nigo¤os Sarafyan ve Hrant Paluyan gibi genç yazarlardan bu görüfle itirazlar gelmeye bafllad›. Bu yazarlara göre, yap›lmas› gereken, Ermeni edebiyat›yla Avrupa edebiyat›n› bir araya getirmekti. Diaspora edebiyat›n› canland›rmak için gerekli olan taze kan buydu. • 1915 sonras› edebiyatta içerik olarak neler öne ç›k›yor? Diasporadaki ilk kuflak yazarlar, sürgün gerçekli¤i ve bunun Ermeni kimli¤ini korumaya olan olumsuz etkisiyle yüzleflmek zorundayd›. fiahan fiahnur’un Nahanç› Arants Yerki’si (Marfls›z Ricat) bunun en önemli örneklerindendir. Bir di¤er ak›m ise köy edebiyat›yd› [kü¤› kraganutyun]. Soyk›r›m öncesi deneyimlere dayanan bu ak›m, kaybedilen vatan›n k›rsal hayat›n› canland›rmak üzerine kuruluydu. Bu ak›m›n ilk kufla¤›ndan Hagop Oflagan, roman ve hikâyelerinde, tutkulu köylülerin dünyas›n›, bitmeyen özlemlerini ve ulaflamad›klar› emellerini anlat›r. Ermeni roman›n›n duayenlerinden kabul edilen Oflagan, köylülerin ruhuna dald›¤› yaz›lar›nda özenli ve süslü bir dille bu hayat›n en derin köflelerine ›fl›k tutar. Kaybedilen k›rsal Ermeni hayat›n› yeniden infla etmeye çal›flan yeni kuflaktan bir yazar ise Hamasde¤’dir. 1924’te bas›lan öykü derlemesi Kü¤› (Köy) ve 1929 tarihli Antzrev› (Ya¤mur) da bu temalar› yans›t›r. Harput’taki hayat›n melankolik bir tonla anlat›ld›¤› bu hikâyelerin anakahramanlar› olan köylüler, atalar›n›n erdem ve günahlar›n› tafl›r ve topraklar›na ba¤l›l›k içindedir. Bir di¤er grup köylü ise kendilerini Amerika’da bulur ve yeni çevrelerine al›flamay›p, büyük bir özlemle vatanlar›n›n imgelerine dönerler. Bu ak›m›n takipçileri aras›nda Vahe Hayg ve Penyamin Nurigyan say›labilir. Üçüncü e¤ilim ise Nigo¤os Sarafyan ve Püzant Topalyan gibi isimlerin takip etti¤i deneysel yoldu. Sarafyan, yeni ufuklar açan fliir derlemesi Anç›rbedi M› Kravum›’da (Bir Bofllu¤un ‹flgali, 1928, Paris) geçmiflten kopar ve bilinmeyen bir gelece¤e do¤ru yolculu¤a ç›kar.

menicesi, edebi ifadenin tam donan›ml› arac› haline geldi. Önemli özelliklerinden biri esneklik olan Bat› Ermenicesiyle, insan psikolojisi ve duygular›n›n nüanslar› ifade edilebilirken, dil, çok güçlü bir betimleme arac› haline geldi. fiairler ise insan hassasiyetlerini ve yeni sanatsal anlat›lar› keflfettikleri bu dönemde, kendi sanatsal alg›lar›n› da keskinlefltirdiler. Bu süreçte Bat› Ermeni fliiri de daha rafine ve zarif bir hal ald›. Ünlü flair Taniel Varujan, Ermeni köklerine yapt›¤› ruhani yolculukta, kendini atalar›n›n pagan geçmiflinde buldu. Pagan kültüre dönüfl, hem estetik hem de milli bir nitelik tafl›yordu. Güzellik, cesaret ve asaletin edebiyatta öne ç›kmas›, Ermeni fliirinin estetik altyap›s›n› güçlendirdi. Ayr›ca, tarihin katmanlar› aras›nda korunmufl ‘etnik’ de¤erleri ve bu bozulmam›fl kimli¤i öne ç›karmak, Ermeni edebiyat›n›n ‘etnik’ imgesini yeniden infla etmek demekti. Burada, ‹stanbul’da 1914’te bas›lan edebiyat dergisi Mehyan’› (Tap›nak) da hat›rlamak laz›m. Bu dergi, dönemin standartlar›na göre, avangart bir giriflimdi; öncü fikirleri ve yeni yaklafl›mlar›yla taze bir kan oldu. ‘Ermeni Ruhu’na vurgu yapan bu yay›nla birlikte ‘Hayasdanyats kraganutyun’ (Ermenilerin edebiyat›) da hayata geçirildi. Dergi-

ye katk› sunan Hagop Küfeciyan (daha sonra Oflagan), Ermenilerin özgül de¤erlerini yans›tan bir edebiyat oluflturulmas› ve böylece Ermeni toplumunun farkl› bileflenlerinin bir araya getirilmesi fikrini savunuyordu. Hedeflenen, edebiyat›n, bütün Ermenilerin bir millet olarak bir araya gelebilece¤i bir toplanma noktas› olmas›yd›. Di¤er bir ifadeyle, kapsay›c› bir siyasi çerçevenin yoklu¤unda, edebiyat, bir milletin inflas› için tek uygun kültürel müesseseydi. I. Dünya Savafl› öncesinde, Ermeni toplumunda ‘millet bilinci’ yüksek seviyedeydi ve Osmanl›’daki Ermeni toplumunun kültürel inflas› da tüm h›z›yla devam ediyordu. Büyük Savafl’›n bafllamas›yla birlikte Mehyan sona erdi. Sonra yaflananlar da malum...

1915’‹N ARDINDAN
• 1915’ten sonra edebiyat ne zaman ve nas›l tekrar toparland›? Ateflkesten hemen sonra, hayatta kalan ayd›n ve yazarlar Konstantinopl ve Zmürniya’da topland›. Yan›lm›yorsam, ilk olarak 1919’da Zmürniya’da Adruflan adl› bir edebiyat dergisi yay›mland›. Bunu Konstantinopl’da 1918-1924 y›llar› aras›nda yay›mlanan Artaramard, Ariamard, Cagadamard takip etti. Dönemin en önemli yay›n› ise,

1922’de Konstantinopl’da Hagop Oflagan, Gosdan Zaryan, Vahan Tekeyan ve di¤erleri taraf›ndan ç›kar›lan Partzravank’t›. Zmürniya ve Konstantinopl, k›sa bir süre sonra, ‘Ka¤utahay kraganutyun’ (Göçmen Ermeni edebiyat›) olarak adland›r›lan, flimdi ise ‘Ispürkahay kraganutyun’ (Diaspora edebiyat›) dedi¤imiz yeni edebiyat›n beflikleri oldu. Diaspora Ermeni edebiyat›, Bat› Ermeni edebiyat›n›n mirasç›s› oldu. Bunun nedenlerinden biri, Nigo¤os Sarafyan, Vazken fiuflanyan, Hrant Paluyan gibi birinci kuflak diaspora yazarlar›ndan bir k›sm›n›n, uzun ve sanc›l› savafl y›llar›ndan sonra e¤itimlerini Konstantinopl’da, Vahan Tekeyan ve Hagop Oflagan gibi önemli edebiyatç›lar›n himayesinde devam ettirmeleridir. Bu, Bat› Ermeni edebi gelene¤inin devaml›l›¤› aç›s›ndan çok önemli. Bu edebi geliflmeler, 1922’de yaflanan ve Kemalist güçlerin Konstantinopl’u kontrol alt›na almalar›yla sonuçlanan bir dizi olayla sona erdi. Ayd›nlar ve yazarlar bir kere daha da¤›lmak zorunda kald›. • Peki, edebiyat›n alg›s› ve içeri¤ine dair neler de¤iflti? Soyk›r›m, Ermeni tarihini kökten de¤ifltirdi. Genel olarak Ermenileri, ama özellikle de kendilerini yeni bir sosyal, siyasi ve kültürel ba¤lamda bulan ayd›nlar› yeni zorluklarla karfl› karfl›ya getirdi. Ermeni kimli¤inin kaybolma riskiyle karfl› karfl›ya oldu¤u bir dönemdi; h›zla at›lmas› gereken ad›mlar vard›. Dolay›s›yla, edebiyat, Ermeni kimli¤ini yaln›zca flekillendirmek de¤il, ayn› zamanda onu korumak gibi bir rol de üstlendi. Bu kriz döneminde edebiyat›n estetik rolü arka planda kal›rken, faydac› rolü öne
nisan 2010

menilerin haletiruhiyesinin odak noktas› olarak kald›. Ermenistan’›n Sovyetleflme süreci, 1920’lerde diasporan›n vatan alg›s›n› derinden etkiledi. Lozan Antlaflmas›’yla geri kazan›lamayacak flekilde kaybedilen vatandan sonra, göçmen Ermeniler, özellikle de rejime sempati duyan H›nçaklar, Ramgavarlar ve Komünistler, yüzlerini Sovyet Ermenistan›’na döndü. Taflnaklar›n önderlik etti¤i di¤er siyasi e¤ilimler ise Sovyet yönetimine fliddetle karfl› ç›kt›lar ve bunu yaparken, ‘kaybedilmifl vatan’ imgelerini kulland›lar. Bu, yaln›zca milliyetçi bir gündem de¤ildi, ayn› zamanda Sovyet Ermenistan›’n›n etkisini en aza indirmeyi de hedefliyordu. Bu anlay›fl taraf›ndan örülen ‘kaybedilen vatan’ miti, mülteciler için anlaml›yd›. Öte yandan, Sovyet Ermenistan› taraftar› olan yazar Zabel Yesayan, somut ve gerçek bir vatan olan Sovyet Ermenistan› dururken, ‘kaybedilmifl vatan’ vurgulu vatan tan›m›n› ‘hayali, kurgusal’ olarak nitelendirmifltir. Ancak, Sovyet Ermenistan› gerçek olsa da, siyasi nedenlerle, ulafl›lmazd› - 1930’lar›n ortas›ndan 1940’lar›n sonuna kadar süren, ‘nerka¤t’ olarak adland›r›lan kitlesel göçe de¤in. Bu topraklar, göçle birlikte somut hale geldi ve arkada b›rak›lan›n yerini almaya bafllad›. • Edebiyatta nas›l yafland› bu? ‘Vatan’a adanm›fl bir edebi üretim mevcuttu. Diaspora Ermeni edebiyat›nda, 1920’lerin bafllar›nda kaybedilen vatan› tan›mlamak, ya da onun hat›ras›n› canl› tutmak için, kaybedilen Ermenistan’› yeniden yaratmak fikrini savunan bir ak›m vard›. Bu ak›m›n baz› üyeleri yeni nesli de bu görevi b›rakmamalar› konusunda uyar›yordu. Ancak zaman, bu topraklar› betimlemenin imkâns›zl›¤›n› gösterdi. Eski nesillerin bu topraklarda yaflama deneyimi vard›, ancak yeni neslin böyle bir deneyimi ya da oradaki hayata dair bir hissiyat› yoktu. Bu hayat› bilmiyorlard› ve dolay›s›yla tan›mad›klar› bu alana girmediler. Vahe Hayk, Penyamin Nurigyan, Hamasde¤ ve Hagop M›ntzuri gibi, topra¤a dair haf›zas› olanlar az›nl›ktayd›. Hamasde¤ örne¤inde, b›rak›lan vatandaki k›rsal yaflam› anlatan iki k›sa öykü derlemesinin bas›lmas›ndan sonra, haf›za, tükenmenin efli¤ine gelir ve yazar›n sonraki yap›tlar›nda nitelik düfler. Dolay›s›yla, iki önemli nedenle, bu topraklar›n edebiyata konu edilmesi cazibesini kaybetti. Öncelikle, bu vatan›n eksikli¤i yeni nesilleri kal›c› biçimde yaralasa da, o topraklarda yaflamaya dair bir deneyime ve hissiyata sahip olmad›klar› için, anne ve babalar›n›n eski hayat›n› konu etmediler. Konu ettiklerinde ise, ortaya ç›kan, parçal› hayallerin, güçlü duygularla birleflip vatana dair bulan›k bir haf›zay› ça¤›rd›¤› bir edebiyatt›. Bu, özellikle de birinci ve ikinci kuflak yazarlar için geçerli. Vahe Vahyan, Mufle¤ ‹flkhan ve Jack S. Hagopian’›n provokatif ve vatansever fliirleri, akla hemen gelen örnekler. ‹kinci olarak ise,

özellikle 1930’lardan sonra ve nerka¤t ile birlikte, Sovyet Ermenistan› bu vatan eksikli¤inin yerini doldurmaya bafllad›. Diasporada yaflanan kayb›n k›rsal edebiyat alan›nda yaratt›¤› bofllu¤u, Sovyet Ermenistan›’n›n do¤as›na dair eserler doldurdu. Örne¤in Aksel Pagunts’un, Ermenistan’daki k›rsal hayata dair düzyaz›lar›, diaspora Ermenilerinin bu konudaki açl›¤›n› giderdi. 1950’ler ve 60’larda ise Hamo Sahyan, Vahakn Tavtyan gibi edebiyatç›lar›n fliirleri vatan alg›s›n› biçimlendirdi. Bu, bir yandan da, yine bilinmeyen bir vatana dair, yeni bir nostalji yaratt›. Edebiyat alan›nda, Sovyet Ermenistan›, Ermeni milli kimli¤ini ayakta tutmakta önemli bir rol oynad›. Bu, siyasi aç›dan tart›flmal›, ve bölünmelere yol açan bir roldü tabii. Bu topraklarda yaflama deneyimi silikleflse de, Ermeni edebiyat›nda kaybedilen vatan›n haf›zas› hiçbir zaman kaybolmad›, kaybolmayacakt›r da.

“SOYKIRIM, ‘YAZILAMAYAN’ OLARAK KALDI”
• Soyk›r›m bu metinlerde nas›l ve ne kadar konu ediliyordu? Diaspora Ermeni edebiyat›n›n ilk ve ikinci kuflaklar› için, soyk›r›m bir tabuydu. Soyk›r›m›n ma¤duru yazarlar ya da ma¤durlar›n çocuklar› ve torunlar›, bu anlat›lamaz ac›y› kurcalamaya cesaret edemediler, hâlâ da edemiyorlar. Ermeni yazarlar›n, soyk›r›m› kavramsallaflt›rmak için kendilerini bundan uzaklaflt›rmalar› gerekiyordu, ve bu, ilk kuflak için çok zordu. Soyk›r›m› sanatsal olarak anlatmak hâlâ baflar›labilmifl de¤il. Konstantinopl’dan gelen ilk kuflaktan olan Hagop Oflagan, 1930’larda, Mnatsortats (artakalanlar) bafll›kl› bir romanlar serisiyle bu ifle giriflmifl, ancak bu giriflim, Oflagan’›n zamans›z ölümüyle sona ermifltir. Öte yandan, ilk kuflak diaspora yazarlar›, sürgün baflta olmak üzere, soyk›r›m›n olumsuz sonuçlar›ndan bahsederler. fiahan fiahnur, Vazken fiuflanyan ve Zartaryan’›n eserlerinde ‘felaket’ (onlar soyk›r›m› böyle adland›r›yordu) s›k s›k geçen bir kelimedir. Örne¤in fiuflanyan, tüm ailesini kaybetti¤inde 12 yafl›ndad›r. Çok sevdi¤i annesinin ve kardefllerinin hat›ralar›n› canl› tutmaya çal›fl›r. Annesinin gölgesi eserlerinde hep vard›r, ve en ufak bir fley onun ve kardefllerinin hat›ras›n› canland›r›r. Her sayfas›ndan derin bir ac›n›n akt›¤›, çok çok üzücü bir hikâyedir bu. • ‘Diaspora’ halinin kal›c›l›¤› ne zaman alg›lanmaya bafllad› ve bu, Ermeni edebiyat›n› nas›l etkiledi? 1920’lerin sonlar›na do¤ru, diasporan›n mülteci Ermeniler için kal›c› bir yer oldu¤u fikri ortaya ç›k›yor. Bu fikrin iki önemli savunucusunun farkl› kuflaklardan olmas› ilginçtir: Konstantinopl kufla¤›ndan Hagop Siruni ve yeni kuflaktan Nigo¤os Sarafyan. Sarafyan için yeni edebiyat›n co¤rafyas› bellidir; yazarlardan “muhacir Ermeni toplumlar›n›n
AGOS kirk

SOVYET ERMEN‹STANI VE ‘KAYBED‹LEN VATAN’ ANLATISI
• Peki, bu dönemde ‘vatan’ alg›s› ve haf›zas› nas›l de¤iflti? Vatan alg›s›n›n geliflimini anlamak için siyasi boyuta bakmak laz›m. Ateflkesten Lozan Antlaflmas›’na kadar geçen sürede, Ermeniler vatana dönüfl umudunu heyecanla yaflatt›lar. Sevr Antlaflmas›’yla güçlenen bu umutlar, Lozan ile söndü. Ancak, kaybedilen vatan, Er-

“Soyk›r›m, Ermeni tarihini kökten de¤ifltirdi. Genel olarak Ermenileri, ama özellikle de kendilerini yeni bir sosyal, siyasi ve kültürel ba¤lamda bulan ayd›nlar› yeni zorluklarla karfl› karfl›ya getirdi. Bu, Ermeni kimli¤inin yok olmas› gibi ciddi bir riskin söz konusu oldu¤u bir dönemdi. Dolay›s›yla, edebiyat›n rolü yaln›zca Ermeni kimli¤ini flekillendirmek de¤il, ayn› zamanda korumakt›. Bu kriz döneminde edebiyat›n estetik rolü arka planda kal›rken, faydac› rolü öne ç›kt›.”
AGOS kitap

12

nisan 2010

13

Bakü Komünü’nün lideri Stepan fiahumyan’›n hayat› Türkçede

“fiahumyan diye Ermeni’nin biri”
RAGIP ZARAKOLU

B
Hagop Oflagan (1883-1948) Vahan Tekeyan (1878-1948) Vahe Oflagan (1922-2000) Krikor B›l›dyan (1948- )

topra¤›na sar›lmalar›n›” ister. Sar›lmak, kayb›n›n önemli sonuçlar do¤rurabilece¤i fleyleri ima eder ve bu fikir asl›nda bir ilktir. Siruni ise, her zaman, Ermeni edebiyat›n›n geliflmesi için bir vatan›n öneminden bahsetmifltir. Ancak 1928’de fikrini de¤ifltirir ve en az›ndan o zaman için, Ermeni toplumunun dünyan›n dört bir yan›na da¤›lmas›n›n önlenemez oldu¤unu kabul eder. Siruni için, art›k, edebiyat›n geliflimi bir co¤rafi noktaya de¤il, her yazar›n bireysel sanat becerisine ba¤l›d›r. Bu esneklik ise, edebiyat›n herhangi bir yerdeki herhangi bir duruma cevap verebilmesi anlam›na gelir. Bu durum yaln›zca geçmifli de¤il, flimdiyi de yans›t›yor. Edebi üretimi ulafl›lamayan bir vatana ba¤lamak, asl›nda yazar› ve okuyucular›, ihtiyac› duyulan ruhsal bir s›¤›naktan da yoksun b›rakmak demek.

“EDEB‹YATIN K‹ML‹⁄‹N‹ D‹L BEL‹RLER”
• Diaspora yeni bir yer ve yeni bir kültür oldu¤u kadar, yeni bir dil de. Bu çerçevede, ‘Ermeni edebiyat›’ ile ‘Ermenice edebiyat’ aras›ndaki iliflkiyi nas›l tan›ml›yorsunuz? Yeni yerlere al›flmak Ermeniler için zaman ald›. Dünyan›n çeflitli yerlerindeki mülteciler, Bat› Ermenicesi, lehçeler ve Türkçe de dahil olmak üzere, Bat› Ermeni kültürünün tan›mlay›c›lar›n› tafl›yorlard›. Soyk›r›m›n ma¤durlar› aras›nda ise, Bat› Ermeni kültürü ve bunun öncüleri de vard›. Bu kültürden kalanlar özenle korundu, soyk›r›m ma¤duru yazarlar bu dili kulland›. Dolay›s›yla, Bat› Ermenicesi, konuflma ve yazma dilinde diasporan›n ‘resmi’ dili haline geldi. Öte yandan, özellikle Ortado¤u’daki mülteciler ve çocuklar› için, yeni yerde kullan›lan dil eriflilmezdi. Dolay›s›yla, o toplumun dilini edebiyat dili olarak benimsemek gibi bir seçenekleri yoktu. Sorunun di¤er k›sm›na gelince, ‘Ermenice edebiyat’ ve ‘Ermeni edebiyat›’ iki ayr› fley de¤il. Tek bir Ermeni Edebiyat› var, ve bu, Do¤u Ermenicesi, Bat› Ermenicesi, Klasik Ermenice ya da baflka bir Ermeni lehçe-

siyle yaz›lm›fl edebi eserleri kaps›yor. Ermeni kökenli olan ve baflka dillerde yazan yazarlar›n da ‘Ermeni edebiyat›’n›n bir parças› oldu¤u kast ediliyorsa, ben böyle düflünmüyorum. Bunu milliyetçi ya da özcü bir noktadan söylemiyorum. Di¤er sanat dallar›n›n aksine, edebiyat›n tek arac› dil, ve bu da milli ya da etnik kimlikle do¤rudan ba¤lant›l›. Örne¤in müzik veya resimde, evrensel renk veya notalardan bahsedilebilir. Ancak edebiyat›n tek arac› olarak dil, kullan›ma haz›r bileflenleriyle, yazarlar›n sanatsal üretimlerini infla ettikleri alan. Her milletin dili, sosyal, siyasi ya da kültürel tarihiyle birlikte yaflar, onunla flekillenir ve bir yandan da bu tarihi flekillendirir. Her kelime ve kal›p bu tarihi haf›zan›n içinden gelir; yani dil, toplumun duygusal ve entelektüel DNA’s›n› tafl›r. Bu geliflim, ayn› zamanda bir gelene¤in oluflumu demek. Bir yazar›n yazd›¤› dil, onun hangi gelene¤in parças› oldu¤unu belirliyor. Ermenice yazmak da, hem bu dil ve kültürün dinamikleri taraf›ndan yönlendirilmek, hem de onu yeniden flekillendirmek demek. Ve bu toplu yeniden flekillendirme çabas›na katk›da bulunmak önemli. Bizler bu çaban›n ya bir parças›y›z, ya da de¤iliz.

“BATI ERMEN‹ EDEB‹YATININ fi‹MD‹K‹ MERKEZ‹ ORTADO⁄U”
• Bat› Ermenicesi ile üretilen edebiyat›n azalmas› konusunda ne düflünüyorsunuz? Bat› Ermeni edebi gelene¤ine ait yazarlar›n 20 ya da 30 sene öncekine göre çok daha az say›da oldu¤u do¤ru. Co¤rafi olarak, Ortado¤u Ermeni toplumlar›, Ermeni edebiyat›n›n üreticileri ve Bat› Ermenicesini konuflanlar oldular. Bu hâlâ böyle. 1920’lerden itibaren Fransa, Amerika, M›s›r ve Yunanistan’daki yazarlar Osmanl› Türkiyesi’ndendi ve bu kuflaktan sonra Bat›’daki Ermeni edebiyat›nda bir kuflak de¤iflikli¤i yaflanmad›. Ortado¤u’daki topluluklardan gelen göç, bu kuflak a盤›n› doldurdu. Bunun en tipik örneklerinden biri, 1920’lerde yo¤un edebiyat faaliyetlerine ev sahipli¤i yapan, yaklafl›k 60 dergi ve gazetenin bas›ld›¤› Fransa olmufltur. Bu dö-

nemde, Paris, Marsilya ve Lyon’da birçok yazar vard›. 1980’lerin sonu ve 1990’lar›n bafl›nda bu kuflak tükendi; art›k, Fransa do¤umlu, Bat› Ermenicesiyle yazan bir yeni kuflak yok. Bugün 60’l› ve 70’li yafllar›nda olan ve hâlâ yazan, Nazaret Topalyan ve Krikor B›l›dyan gibi isimler Beyrut’ta do¤up büyümüfller. Bat› Ermeni edebiyat›n›n flimdiki merkezleri Beyrut, Halep ve ‹stanbul. Genelde Ermeni edebiyat›, özelde de Bat› Ermenicesiyle yaz›lan edebiyat›n temel sorunu okur eksikli¤i. Özellikle Ortado¤u’daki Ermeniler için, kitap okumak gündelik ritüellerin bir parças› de¤il, ve bunun do¤urdu¤u ciddi sonuçlar var. Ancak durum çok umutsuz de¤il. Dünyan›n çeflitli yerlerine da¤›lm›fl, 30’lu ve 40’l› yafllar›nda olan Sonia Sanan, Marufl Yeramian, Anahid Sarkisyan ve Sarkis Aryan gibi yazarlar var. Arada Halep, Los Angeles ya da Beyrut’tan yeni isimler ve yay›nlarla karfl›lafl›yorum. Dolay›s›yla, bu durumu düzeltmemiz için atmam›z gereken ad›mlar olsa da, ben iyimserim. Çocuklara aile içinde, evde verilecek kültür e¤itimi çok önemli. Diasporadaki Ermeni okullar›ndaki sistem yeniden düzenlenmeli, çünkü gelece¤in Hagop Oflagan’lar›, Taniel Varujan’lar› buralarda yetiflecek. • Sizce diaspora Ermeni edebiyat›nda en etkili ya da 盤›r açan isimler kimler? Akla hemen gelen dört isim var: Hagop Oflagan ve Vahan Tekeyan, soyk›r›m sonras›nda, eski ve yeni kuflaklar aras›nda köprü kurdular. Oflagan düzyaz› ve edebi elefltiri, Tekeyan ise fliir alan›nda, diaspora edebiyat›na Bat› Ermeni edebi geleneklerini getirdiler. Di¤er ikisi ise, diaspora edebiyat›n›n modernleflmesinde çok önemli rol alan Krikor B›l›dyan, ve Hagop Oflagan’›n o¤lu Vahe Oflagan.

kufla¤›n do¤um yerinin cazibesi hâlâ çok güçlü. Buran›n kendine has, oryantal karakteri ve topo¤rafyas› Bat› Ermeni edebiyat›n›n dokusunu anlamak için çok önemli. Örne¤in, Zaryan der ki, “Skutari’de (Üsküdar) olmadan Indra’n›n Neraflkharh adl› eserini anlamak imkâns›zd›r.” Ben ‹stanbul’da yaflamakta olan Ermeni toplumunu diaspora olarak nitelemiyorum. Nedenlerine flu anda girmeyece¤im, ancak ‹stanbul’dan ç›kan Ermeni edebiyat›n› bu cevaba dahil etmiyorum. 1915 sonras› ilk kufla¤›n edebiyat›nda, Konstantinopl’a s›k s›k rastlan›r. fiehir, birçok karakter için, bilinmeyene do¤ru yap›lan son yolculu¤un ç›k›fl noktas›d›r. Baz›lar› için ise hâlâ ‘ev’ denilen, annelerinin ya da ailelerinin gönderdi¤i mektuplar›n, paketlerin postaland›¤› yerdir. Dahas›, insanlar›n kendilerini tan›mlamakta kulland›¤› bir referans noktas›d›r. Bu ba¤ zamanla gevflese de hiçbir zaman kaybolmam›flt›r. Unutmayal›m ki, Bat› Ermenileri için Konstantinopl manevi bir vatan... • Bugüne dönecek olursak, Türkiye taraf›ndan gelecek herhangi bir ‘kabul’ün diaspora Ermeni edebiyat›n›n gelece¤ine nas›l bir etkisi olabilir? Soyk›r›m yaln›zca insani ve siyasi de¤il, ayn› zamanda kültürel sonuçlar da do¤urdu. Bu ba¤lamda en yüksek bedeli Ermeni edebiyat› ödedi: Taniel Varujan, Krikor Zohrab, Ke¤am Parse¤yan, Siamanto, Yerukhan, Hrant, Ardafles Harutyunyan, Rupen Sevag ve daha yüzlercesi zalimce katledildiler. Bugün insanlar, yaflananlar›n siyasi boyutuna tak›l›yor, kültürel boyutu ise ya görmezden geliyor ya da arka plana itiyorlar. Bu, asl›nda bir kültürel intihar. Dolay›s›yla, Türkiye’nin soyk›r›m› kabul etmesi, Ermeni kültürü için de, Bat› Ermeni dili ve edebiyat› için de olumlu bir geliflme olacakt›r. Bu ahlaki bir sorumluluk. Soyk›r›mdan kurtulanlar›n devam› olan kuflaklar için Ermeni kimli¤inin merkezi Bat› Ermenicesi ve Bat› Ermeni kültürü. Dolay›s›yla, bunlar›n süreklili¤i tüm diaspora Ermenilerinin gündeminde olmal›.

u ülkede, ne yaz›k ki, Bakü Komünü ve kurfluna dizilen 26 halk komiseri, solcular›m›z taraf›ndan bile pek bilinmez. Oysa Bakü Komünü, fianghay Komünü gibi, Paris Komünü’nden sonra tarihte iz b›rakm›fl ender örneklerden biridir. 1990 y›l›nda, tarihçi Kudret Emiro¤lu’nun elinde Ronald Grigor Suny’nin Bakü Komünü’ne iliflkin kitab›n› görüp “Bu kitab› mutlaka yapmal›y›z” diye tutturana kadar, konu hakk›nda üstünkörü fleyler biliyordum sadece. 1920 Bakü Kongresi’ni –Mete Tunçay sayesinde– 1960’lardan beri biliyordum da, örne¤in, 1975’te sevgili Alev Er’in tercüme etti¤i Bakü Kongresi tutanaklar›nda (Birinci Do¤u Halklar› Kurultay›: Baku 1-8 Eylül 1920, Koral Yay., 1975), bu kongre s›ras›nda 26 halk komiserinin, kurfluna dizildikleri Aflhabat’tan getirilerek, büyük bir törenle, uluslararas› bir coflku içinde, ‘Kardefllik Mezarl›¤›’na gömüldükleri de dikkatimi pek çekmemiflti, ya da kitapta bu bilgi yer alm›yordu. Evet, flu ünlü Bakü Do¤u Halklar› Kurultay›... Hani, Amerikal› komünist yazar John Reed’in Ermeni k›y›m›na de¤inmek istedi¤i ama Zinovyev’in ona söz vermedi¤i kongre... Amsterdam’daki Uluslararas› Sosyal Tarih Enstitüsü’nde sevgili Zülfikar Özdo¤an’›n bana izletti¤i, Bakü Kongresi ile ilgili, 1920’de çekilmifl ‘Do¤u Halklar› Kurultay›’ belgeselinde bu muhteflem cenaze var m›yd›, hat›rlam›yorum. Bakü’de bugün ne 26 Halk Komiseri

n›p kurfluna dizilen ve ‘Ermenistan’›n Naz›m’›’ olarak an›lan Ye¤ifle Çarents, flöyle anlat›r kurfluna dizilen Bakülü komünarlar›: Yirmialt› idik biz, yirmialt›, Ama say›s›z, Say›s›zd›r ismimiz, Ne kurflun öldürür bizi Ne de yorgunluk, Siz var olun yoldafllar, Siz var oldukça, Mücadelemiz sürdükçe, Yürüyüflümüze ölüm yok, Ve ayd›nl›k davam›za yenilmek... (Naz›m da hemen hemen ayn› dönemlerde tutuklanm›flt› ve kaderinin ne olaca¤›n› bilmeden, Yavuz z›rhl›s›n›n sintinesinde tutuluyordu.) Bakü Komünü, Moskova ve Petersburg sovyetlerinden sonra en güçlü sovyet konumunda idi ve gücünü Bakü’deki petrol iflçileri proletaryas›ndan al›yordu. Bir yandan Alman emperyalizmi, bir yandan onlar›n yardakç›s› Turan ‹mparatorlu¤u hayalindeki ‹ttihatç›lar, bir yandan da ‹ngiliz emperyalizmi, yardakç›s› Beyazlarla birlikte kenti düflürüp Bakü petrollerini kapman›n peflindeydi. Ve bu kent, en baflar›l› sovyet/konsey deneyimlerinden birini hayata geçirdi. Bu deneyimin beyni ve ruhu, Ermeni Marksist Stepan fiahumyan’d›. Bakü Komünü’nde Bolflevikler ço¤unlukta de¤ildi, ama Taflnaktsutyun Partisi’nin sol kanad›, Menfleviklerin sol kanad›, sol SR’lar (Sosyalist Devrimci Parti üyeleri) ve Azeri sosyalistlerin deste¤i ile, Stepan fiahumyan sovyet baflkanl›¤›na seçilmiflti. Nahçevan’da direnen Antranik de Bakü’ye destek veriyordu. Ve Bakü Komünü, bu çokrenklili¤ini sonuna dek sürdürdü. Irak’› ve Suriye’yi kolayca ‹ngiliz emperyalizmine teslim eden Enver Pafla, savafl›n son y›l›nda bütün gücünü Kafkasya’y› iflgal etmeye ve Bakü’yü ele geçirmeye ay›rm›flt›. Kardefli Nurettin Pafla Bakü’ye girdi¤inde, ilk olarak kentin Ermeni halk› k›y›ma u¤rayacakt› – aynen, Nazilere karfl› ayaklanan Varflova halk›n›n bafl›na geldi¤i gibi. Yard›m 盤l›klar›na karfl›n, Bakü Komünü’ne bir türlü yard›m ulaflm›yordu. Kurfluna dizilen 26 halk komiseri, 8 farkl› milliyettendi: Ermeni, Azeri, Rus, Gürcü, Yahudi... En genci 22’sinde, en yafll›s› 45’indeydi; Bakü Komünü’nün beyni olan Stepan fiahumyan ise 39 yafl›ndayd›. Kafkasya’da Rusya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’nin örgütlenmeM. V. Arzumanyan Kafkaslar›n Lenin’i Stepan fiahumyan çev. Armenak Çaparitze Umut Yay›mc›l›k, Ocak 2010, 622 s. sinde önemli rol oynad›, ve bu rol, ona ‘Kafkaslar›n Lenini’ ismini kazand›rd›. Berlin’de Rosa Luxemburg, Karl Kautsky gibi sosyalistlerle tan›flt›. Bakü’de petrol flirketlerinde yönetici olarak çal›fl›rken, bir yandan da petrol iflçilerinin örgütlenmesini yürüttü. Almanlar, ve Bakü petrollerini kapmak için ‹ttihatç›lar ile yar›flan ‹ngilizler, fiahumyan ve arkadafllar›n›n kurfluna dizilmesini onaylarken, ‹ngiliz general Lionel Charles Dunsterville, yazd›¤› raporda, ondan “fiahumyan ad›nda Ermeni’nin biri” diye bahsediyordu. (s. 587)

Heykelt›rafl Sergey Merkurov taraf›ndan tasarlanan ve mimar ‹van Joltovski taraf›ndan, 1931’de infla edilen fiahumyan An›t› (Yerevan, fiahumyan Meydan›)

Meydan› var, ne de ünlü Sovyet heykelt›rafl Sergey Merkurov’un yapt›¤› görkemli an›t. 1999 y›l›nda Yerevan’› ziyaret etti¤imde, ilk gitti¤im yerlerden biri, ayn› heykelt›rafl›n 1931’de yapt›¤› fiahumyan an›t› oldu. Bakü komünarlar›ndan Azeri komünist Neriman Nerimanov, halk komiserlerinin cenaze töreninde “Rahat uyuyabilirsiniz yoldafllar, u¤runda mücadele etti¤iniz o fikirler, bütün dünyay› k›z›ll›¤› ile ayd›nlatmaktad›r” diyecekti. 1937 y›l›nda Stalin’in büyük temizli¤i s›ras›nda bir muhbirin ifadesi sonucu tutukla-

‹STANBUL, B‹L‹NMEYENE YOLCULU⁄UN ÇIKIfi KAPISI
• Peki, ‹stanbul nerede duruyor? Konstantinopl, Bat› Ermeni edebiyat›n›n co¤rafi alan›. Üsküdar, Pera, Befliktafl ve Bo¤az’›n k›y›lar›, edebi metinlerde sürekli karfl›m›za ç›kar. Yazarlar›n kalbine çok yak›n yerler bunlar. Dolay›s›yla, soyk›r›m öncesi

“Diaspora Ermeni edebiyat›nda, 1920’lerin bafllar›nda, kaybedilen vatan› tan›mlamak, onun hat›ras›n› canl› tutmak için, ‘Ermenistan’› yeniden yaratmak fikrini savunan bir ak›m vard›. Bu ak›m›n baz› üyeleri yeni nesli bu görevi b›rakmama konusunda uyar›yordu. Ancak zaman, bu topraklar› betimlemenin imkâns›zl›¤›n› gösterdi. Eski nesillerin bu topraklarda yaflama deneyimi vard›, ama yeni neslin böyle bir deneyimi, oradaki hayata dair bir hissiyat› yoktu. Dolay›s›yla, tan›mad›klar› bu alana girmediler.”
AGOS kitap

Stepan fiahumyan 1878’de Tiflis’te do¤du, ilk ve orta ö¤renimini burada tamamlad›. Saint Petersburg Politeknik ve Riga Teknik Üniversitesi’ne devam etti. Ermeni ö¤rencilerin oluflturdu¤u siyasi gruplarda yer ald› ve Marksizme yaklaflt›. 1900’de, Rus Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’ne kat›ld›. Siyasi faaliyetleri nedeniyle okuldan uzaklaflt›r›l›p Transkafkasya’ya sürüldü. Oradan kaçt› ve e¤itimini Berlin Humboldt Üniversitesi’nde sürdürdü; 1905’te Felsefe bölümünden mezun oldu. Berlin’de, Lenin ve Bolfleviklerle yak›nlaflt›, Komünist Manifesto’yu Ermeniceye çevirdi, partinin dördüncü ve beflinci kongrelerinde delege seçildi. ‹lk Rus Devrimi s›ras›nda (1905-1907), Bakü’deki Bolflevik hareketinin öncülü¤ünü yapt›. Bakü’de, 1914’te düzenlenen grevin bafl›nda yer ald›; iflçi hareketinin yükseldi¤i bu dönemde defalarca tutukland›, hapse girdi, Astragan’a sürgün edildi. 1917’de, fiubat Devrimi bafllarken Bakü’ye döndü ve Bakü ‹flçi ve Asker Temsilcileri Sovyeti’nin baflkanl›¤›na seçildi; ayn› zamanda, Bakinski Raboçi (Bakü ‹flçi) gazetesinin yay›n yönetmenli¤ini üstlendi. Ekim Devrimi’nin ard›ndan, Lenin hükümeti taraf›ndan Kafkaslar Ola¤anüstü Komiseri olarak görevlendirildi. Nisan-Temmuz 1918 aras›nda, Bakü Komünü’nün de facto hükümeti olan Halk Komiserleri Konseyi’nin bafl›ndayd›. fiahumyan hükümeti, muhalif güçlerin karfl›s›nda iktidar› kaybetti ve konsey üyeleri, yerel yetkililer taraf›ndan tutukland›. 28 A¤ustos’ta, g›yaplar›nda yap›lan seçimde yeniden Bakü Sovyeti’ne seçilen yirmi alt› halk komiseri, Anastas Mikoyan önderli¤indeki bir Bolflevik grubu taraf›ndan hapisten kaç›r›lsa da, 20 Eylül 1918’de, anti-komünistler taraf›ndan, Hazar Denizi k›y›s›ndaki Krasnovodsk (bugünkü ad›yla ‘Türkmenbafl›’) kenti yak›nlar›nda kurfluna dizildi. Sovyet hükümeti bu olayda ‹ngiltere’yi suçlad›. ‘Devrim flehidi’ ilan edilen halk komiserlerinin naafllar› Bakü’ye getirildi ve burada gömüldü. Pek çok tabloya, flark›ya, fliire ve filme ilham kayna¤› olan yirmi alt› komiser için yap›lan an›t, Ocak 2009’da, Azerbaycan otoritelerinin karar›yla tamamen y›k›ld›. Stepan fiahumyan’›n ismi, Sovyetler Birli¤i döneminde, Karaba¤’daki Stepanakert ve Ermenistan’daki Stepanavan flehirlerine; ayr›ca Lipetsk, Yekaterinburg, Stavropol, Rostov-on-Don ve Saint Petersburg flehirlerindeki çeflitli sokaklara verilerek ölümsüzlefltirildi. fiahumyan’›n hem ismi, hem de 1931’de Yerevan’da yap›lan heykeli, Bakü’de öldürülen yirmi alt› halk komiserinin an›s›n› yaflatmaya devam ediyor.

Tasar›m› Alesker Hüseynov’a ait olan, Bakü’deki 26 Komiser An›t›, Ocak 2009’da y›k›ld›.

fiahumyan’›n yaflamöyküsünü, devrimci enternasyonalist mücadeleye katk›lar›n›, M. V. Arzumanyan’›n Kafkaslar›n Lenin’i Stepan fiahumyan adl› kitab›ndan (orijinal bas›m: Yerevan Üniversitesi Matbaas›, 1978) okuyabilirsiniz. Kitab›n, Ronald Gregor Suny’nin, fiahumyan’›n ‘ulusal sorun’ ve Rus Devrimi’ne teorik katk›lar›n› el ald›¤›, Bakü Komünü: Rus Devriminde Milliyet ve S›n›f (çev. Kudret Emiro¤lu, Belge Yay., 1991) bafll›kl› akademik çal›flmas›yla birlikte okunmas›nda yarar var. Geçti¤imiz aylarda Aras Yay›nevi’nden ç›kan, anti-faflist direniflçi Misak Manuflyan’la ilgili kitab›n (Mélinée Manouchian, Manuflyan: Bir Özgürlük Tutsa¤›, çev. Sosi Dolano¤lu) ard›ndan, Umut Yay›mc›l›k’›n çal›flmas›yla fiahumyan’›n da hat›rlanmas› çok güzel. K›sa ama, on yaflam› içine s›¤d›ran, anlaml› hayatlar bunlar...
AGOS kirk

14

nisan 2010

nisan 2010

15

öykü

öykü
yetinmiyordu yata¤an›n sahibi. O terlemeden tüketendi. Düzen onun düzeniydi. Düzen böyle iflliyordu. O, yata¤an›ndan ötürü üretmeden tüketecekti. Hem de tohum ekenden , ekin biçenden daha çok tüketecekti. Khaçig o gün manast›rda geceledi. Zankoç gece karanl›¤›nda dönmesine raz› olmad›. Yaban domuzlar› ço¤alm›flt›r, su içmeye dere kenar›na iniyorlar, tehlikeli olabilirler diyerek uyard› Khaçi¤i. “Yar›n sabah erkenden yola koyulursun” dedi. Söylemesi gerekenleri tastamam söylemiflti vartabede. “Serop tek çocu¤umdur, ilk kez evinden ayr›l›yor” demiflti de, ötesini diyememiflti. “Yavruma iyi bak›n” demeye utanm›flt›. Anas›n›n gönderdiklerini de Zaven’e teslim etmiflti. Gözüyle de görmüfltü iflte, iyi görünüyordu, ya¤lanm›flt› s›ska bedeni, üstü bafl› da temiz pakt›, saçlar›n› da kesmifllerdi k›sac›k. Dönünce bir bir anlatacakt› anas›na. *** Binlerce mülteci, Eçmiadzin manast›r›n›n surlar›n›n dibine, bal›k istifi gibi yan yana dizilmifllerdi. Boylu boyunca yatan ölüler, ya da ölüm s›ras›n› bekleyenler... Tifodan k›r›l›yorlard›. Tifodan ve açl›ktan. Manast›r›n kap›c›lar›ndan sa¤lad›klar› günlük tay›n u¤runa da birkaç kifli kendine ifl edinmifl, ölenleri toplay›p, doru bir kat›r›n çekti¤i arabayla az uzaktaki yara götürüyorlard›. Gece boyunca ölenler sabah› bekliyorlard› yar yolculu¤u için. O yüzden de araba sabah seferlerini tepeleme yükle yap›yor, sonras›nda ölenler azal›yor, yükü seyreklefliyordu yafll› kat›r›n. Duvar›n dibinde ölüm s›ras›n› bekleyenlerden biri de Khaçig’di. Ne Khaçig’i, Khaçig insan ad›d›r. Oysa burada, bu duvar›n alt›nda insana benzer bir fley görülmüyor. Olsa olsa insandan arta kalan denebilir buradakilere. ‹nsan enkaz›. Kemikleri örten bir deriden ibaretler. ‹çinde ümit yoksa, iman yoksa, yaflama direnci yoksa, hatta herhangi bir duygu yoksa, insandan bahsetmek mümkün mü? Lanetli günlerdi, lanetli y›l›n lanetli günleri. Serop ve Zaven yan yana öldüler, büyük avlunun ortas›nda. Baflrahip, su kuyu-

Nisan an›lar›
PAKRAT ESTUKYAN

afak henüz yeni aç›lm›flt›. Vartiter, Serop’un s›k saçlar›n› tarad›. Yün h›rkas›n›n omuzlar›n›, kollar›n› bir kez daha düzeltti çekifltirerek. Sonra da çar›klar›n›n urgan›n› ba¤lad› s›k› s›k›. Kümese ancak kurt girse, tilki girse bunca gürültü ç›kabilirdi. Khaçig’in öfkeli küfürleri, lanetleri aras›nda tavuklar oradan oraya uçufluyor, tüylerden, saman çöplerinden, toz-dumandan göz gözü görmüyordu. Bafl›n›n üzerinde uçuflan tavuklar› kovalayarak kümesten ç›kt›¤›nda, folluktaki yedi yumurtay› da ceplerine yerlefltirmeyi baflarm›flt›. ‹ki elinde de ikifler tavuk vard›. Aya¤›n›n ucuyla kümesin kap›s›n› örttü, yine aya¤›yla tafl› itti kap›n›n önüne, kilit niyetine. Evden içeri girdi¤inde öfkesi dinmemiflti, halen küfrediyordu tavuklar›n gelmifline, geçmifline. “Serop, sicim getir de ba¤layal›m flu namussuzlar›n ayaklar›n›.” Serop, biraz da babas›n›n öfkesinden ürkerek, soran gözlerle anas›na bakt›. “Teknenin yan›ndaki m›ha as›l› ipi getir o¤lum” dedi Vartiter, usulca. Vartiter’in flefkat dolu sözleri, son hecesini tamamlayamadan yeniden h›çk›r›klara bo¤uldu. Tuttu kendini, suçlu gibi Khaçig’den yana bakt›. Kocas›n›n öfkesi, deli heyheyleri onu da ürkütmüfltü. Khaçig’se, hem Serop’un hem de Vartiter’in korku ile sindi¤ini fark edince, öfkesini aç›klama gere¤i duydu. “Ulan, hepi topu iki yumurta alaca¤›z flu lanet kümesten, ne üst kald›, ne bafl.” Sözünü bitirip, yeni bafltan silkelemeye bafllad› siyah flalvar›n›n tozunu. fialvar› un çuval› gibiydi, o silkeledikçe toz dökülüyordu. Usan›p b›rak›yordu silkelemeyi, biraz sonra yine gözüne bat›yor, yeniden bafll›yordu silkelemeye ve yeniden, sanki daha önce hiç temizlenmemifl gibi toz ç›k›yordu üstünden. Sonunda Vartiter dayanamad›, cesaretini toplay›p “D›flar›da silkele Khaçig, batt› evin içi” diyebildi. Baflka bir gün olsa Khaçig bu laf› kald›rmaz, illa ters bir cevap verirdi ya, bugün kimseyi incitmemeliydi. Hiç ses etmeden kap› önüne ç›kt›, ayaklar› ba¤l› tavuklar› yere b›rak›p silkelenmeye devam etti. Serop elini öpüp son kez vedalaflt› annesiyle, ve avluda bekleyen babas›na do¤ru se¤irtti. Annesi bir yandan dualar m›r›ldan›rken, elindeki bakraçla su döktü arkalar›ndan. Dikilip kald› kap›n›n önünde. Gözlerinde yafllarla, o¤lu ve kocas› yolun dönemecindeki kavaklar›n ard›nda kayboluncaya kadar, k›m›ldamadan bekledi. Unuttu¤una hay›flan›yordu. “Deme” diyecekti, “o sözü deme.” “Olmaya ki diyesin” diyecekti, “eti senin kemi¤i benim deme.” Sabah›n telafl›nda unutmufltu, “Allah›m, demesin, ne olur demesin, ne olur, demesin, demesin…” Köyden ç›k›ncaya kadar kimseye rastlamad›lar. Serop s›k s›k ard›na bak›yor, tan›d›k birini görmeyi umuyordu ama nafile.
AGOS kitap

Gün aç›lm›fl, günefl yükselmiflti. Köyde yaflam bafllam›fl olmal›yd›, ama buna dair hiçbir belirti yoktu. Köpek havlamalar› bile duyulmuyordu. Patika, önlerinde döne döne uzan›yor ve vadinin derinliklerinde kayboluyordu. Epeyce bir süre de dere yata¤›nda ilerlediler. Dere bu bölgede yol b›rakm›yordu. Öylesine deli akard› ki, her baharda eski izleri siler, yok eder, yerine kendi çizdi¤i yolu b›rak›rd›. Ancak hiç kimse Karasu’nun nas›l olup da yata¤›n› de¤ifltirdi¤ini anlayamam›flt›. Son birkaç y›ldan beri buran›n bitki örtüsü de de¤iflmiflti. Çoban Movses davar› burada otlatmaya bafllam›flt›. Güneydeki Kürt çobanlar da sürülerini buraya getirir olmufltu. Üstelik onlar çad›rlar›n› da kurmufl, bölgeyi iflgal etmifllerdi. Önce çoban köpekleri dalaflm›fl, sonra da çobanlar aras›nda kavga ç›km›flt›. ‹leri gelenlerin arabuluculu¤u ile bar›fl sa¤lanm›fl, s›n›rlar çizilmiflti otla¤a. S›n›r o denli benimsenmiflti ki, Movses’in çoban köpekleri dahi karfl› bölgeye geçmezlerdi. Sürüler için çizilen s›n›r›n yayalar için anlam› yoktu. Baba o¤ul, Khaçig ve Serop da vadinin karfl› yamac›ndaki yol belirene kadar Karasu’nun eski yata¤›ndan güneye do¤ru ilerlediler. Bay›r›n ucuna geldiklerinde Khaço eski bir Kürt gelene¤ine baflvurdu. Önce tavuklar› belindeki kufla¤a ba¤lad›, sonra da yerden a¤›rca bir tafl kucaklad›. Serop da ayn›s›n› yapt›; az›k torbas›n› omzuna as›p, boyuna göre bir tafl› da o s›rtlad›. Baba o¤ul, oflaya puflaya vadinin yamac›n› t›rmand›lar. Uçsuz bucaks›z ova önlerinde uzand›¤›nda ise yük ettikleri tafllar› f›rlat›p att›lar, bir kufl hafifli¤i ile yollar›na devam ettiler. Saatler sonra ta uzaktan manast›r›n çan kulesi belirmiflti. fiafakla ç›km›fllard› evden, flimdi ise gölgeleri yine uzamaya bafllam›flt›. Yaklafl›k bir saat kadar daha yürüyüp manast›r›n nizamiye kap›s›n› da gördüklerinde Khaço o¤luna seslendi. “Gel, iki lokma ekmek yiyelim, terimiz de so¤usun, sonra ç›kar›z baflrahibin huzuruna.” Soydular Vartiter’in hafllad›¤› yumurtalar›, ufalad›lar sac ekme¤inin içine, üzerine de ikifler so¤an koyup dürüm ettiler. Birer dürüm de tulum peyniri yedikten sonra Khaço son bir kez daha s›ralad› nasihatlerini. “‹yi ö¤ren Serop. Dikkatli dinle hocan›. Hasada kadar okumay› yazmay› çöz. Hesab› da bil. Baflar›rsan iki y›l sonra Harput’taki okula yollar›m seni. Orada e¤itim gördükten sonra, art›k büyük adam olursun. Kurtulursun bu yoksul yaflam›m›zdan.” Sekiz yafl›ndayd› Serop. Yani babas›n›n

kayg›lar›n› anlayacak kadar büyümüfl, olgunlaflm›flt›. Kardefli yoktu, bir bafl›nayd› evin içinde. Köyde her ailenin bir sürü çocu¤u olurdu. Bir tek Khaço ile Vartiter tek çocukluydular. Köyün ebesi Eva Mama uyarm›flt› Vartiter’i, “Bir gebelik daha kald›ramazs›n, genç ömrünü üste verirsin” demiflti. Bunla da yetinmemifl, Khaço’yu bir köfleye çekip olabilecekleri bir bir anlatm›flt›. Eva Mama hekim gibiydi köyde. Her hastal›¤› bilir, flifas›n› bulurdu. S›rf kendi köyünde de¤il, civar köylerde de konuflulurdu hüneri, mahareti. Dedikleri de o yüzden ciddiye al›n›rd›. ‹yileflen iyileflirdi Eva Mama sayesinde, iyileflmeyene ise yapacak bir fley yoktu. En nihayeti, Allah verir, Allah al›rd›. Can dedi¤in ne ki? Bir geçici emanet de¤il mi? Manast›r›n zangocu hiç kulak asmad› Khaçig’in tereddütlerine. Bir hamlede kap›verdi elindeki dört tavu¤u. Dikkatle inceledikten sonra manast›r›n kümesine sald›. Dikkatle incelemesi de bofluna de¤il elbet. Maazallah gelen, tavuklardan biri hastal›kl› olsa tüm kümese k›ran girer. Ondan sonra iflin yoksa baflrahibe dert anlat. Zangoç baba o¤lu Vartabede takdim etti. “Kh›ntsorek köyünden geliyorlar. Bizim Zavenin köylüleri. Çocuk sekiz yafl›ndaym›fl.” Vartabed de köy papaz›n›, Der Matos’u sordu, “Nas›ld›r? Sa¤l›¤› yerinde mi?” diyerek. Sonra da zangoca mahzenden bir flifle flarap getirmesini tembihledi: “Büyük f›ç›dan doldur, kap›n›n arkas›ndaki f›ç›dan. O y›l›n flarab› daha tatl›d›r. Der Matos tatl› flarap sever.” Khaçig müteflekkirdi. Burdaki, manast›rdaki herkese karfl› borçlu hissediyordu kendini. O¤lunu e¤iteceklerdi. Yedirip içirecekler, karn›n› doyuracaklar, uyar›na getirip Harput çarfl›s› esnaf›ndan birkaç zengini kand›rabilseler, her birine birer kundura, birer don ile h›rka da ald›racaklard›. ‹flte tüm bunlara karfl›l›k verebilece¤i tek fley, kümesinden kap›p getirdi¤i dört tavuktu. Baflrahip civar köylerde yaflayanlar›n gücünü iyi bilirdi. Var güçleri ile çal›fl›p Osmanl›’n›n çifte vergisini denklefltirdiklerini, bo¤azlar›na bir lokma ekme¤in nas›l zor girdi¤ini, açl›ktan ölmemek için hangi gurbetlerde ›rgatl›k, hamall›k, amelelik yapt›klar›n› da iyi bilirdi baflrahip. Dahas›, bu köylerde e¤itime, okula hasret binlerce Zaven’in, Serop’un varl›¤›n› da biliyordu. E¤itime, okula hasret o çocuklar tarla sürmekte, tohum ekmekte, hasatta orak elde ekin biçmekteydiler. Terleriyle sulad›klar› toprak nimetini veriyordu da, topra¤›n verdi¤iyle
nisan 2010

suna at›ld›. En gürültülüsü, zangocun ölümüydü. Onu çan kulesinde, çan›n halat›yla ast›lar. O direndikçe çan susmad›, çan susmad›kça can› tenden ayr›lmad›. Saatlerce çan sesiyle inledi manast›r. Tart›ms›z, anlams›z, edepsiz bir çan sesiyle üfledi son nefesini zangoç. Rahipler, ö¤retmenler için en dayan›lmaz›, çocuklar›n katlini izlemek zorunda kalmalar› oldu. Vartabed flansl› say›l›rd›; ona iflkence edenler, önce gözlerini oymufllard›. Kh›ntsorig köyünün tüm halk› katledildi. Vartiter tehcir yolunda, Khaçig’in kollar› aras›nda öldü. Gömmesine izin vermediler.

Süngü ile dürte dürte kafileye katt›lar Khaço’yu. Birkaç ad›mda bir dönüp geriye bak›yor, her defas›nda da süngü bö¤rünü dürtüyordu. Daha kafile tepeyi aflmam›flt›, köpekler, çakallar kar›s›n›n ölüsüne üflüfltüklerinde. Bir yolunu bulup ayr›ld› kafileden. Zabitlerin bofl bir an›ndan yararlan›p çal›lar›n ard›na at›vermiflti kendini. Sonras›nda da gündüzleri saklanarak, gece karanl›¤›nda do¤uya yürüyerek, yirmi günde vard› bu duvar›n dibine. Ölmeye geldi buraya. Aln›ndaki yap›flkan terlerle, gündüzleri atefller içinde yanarak, geceleri tir tir titreyerek, ölü toplay›c›lar›n da¤›tt›¤› saman sapl› bulamaç-

la beslenerek ölüm s›ras›n› bekledi. *** Ölmedi, ölemedi Khaçig. Yaflad› ve Vartiter’le Serop’un yaflam›n›n tan›kl›¤›n› üstlendi. Tekrar evlendi. Tekrar topra¤› sürdü. Arabalar dolusu tafl ay›klayarak oluflturdu¤u tarlay› sürdü. Anavatan topra¤› kendi yitik vatan topra¤›ndan daha bereketli de¤ildi ama burada yetiyordu al›n terine karfl› topra¤›n verdi¤i nimet. Bu nimetle besledi befl çocu¤unu ve kendi gibi tehcir kaçk›n›, k›l›ç art›¤› kar›s›n›. Yorgun arg›n gecelerinde kar›s›na ninni söyletmedi, kendi uyuttu çocuklar›n› “Yürü lo, yürü, vatan›m›za gidelim” diyerek.

Huflartzan Türkçede
T
eotig’in (Teotoros Lapçinciyan) haz›rlad›¤›, 1915 y›l›nda öldürülen Ermeni ayd›n, sanatç›, tüccar ve ruhanilere adanm›fl, 11 Nisan An›t› (Huflartzan Abril 11i) adl› kitap, Belge Yay›nc›l›k taraf›ndan yay›mland›. 1915’te yaflanan kültürel k›r›lman›n boyutlar›n› en iyi gösteren çal›flmalardan biri olan ve ilk kez 1919’da ‹stanbul’da bas›lan çal›flma, 91 y›l sonra Türkçeye çevrildi. Hrant Dink’e adanan kitap, Türkçe, Ermenice ve ‹ngilizce olmak üzere üç dilde yay›mland›. Ragop Zarakolu’nun ‘Teodig’den Hrant Dink’e: Düflüncenin Zaferi’ bafll›kl› önsözüyle aç›lan kitapta, Hrant Dink’in ve Teotig’in yaflamöykülerinin yan› s›ra, Dink’in ‘Ruh Halimin Güvercin Tedirginli¤i’ yaz›s›na da yer verilmifl. Kitapta, ‹stanbul’da veya taflrada tutuklanan, sürgüne gönderilen ve katledilen 761 ayd›n, sanatç›, tüccar ve ruhaninin k›sa hayat hikâyeleri ve eserlerinden örneklerin yan› s›ra, 1915’te sa¤ kalabilmifl yazarlar›n tan›kl›klar›na yer veriliyor. 1873’te ‹stanbul’da do¤an Teotig, 19 y›l süreyle yay›mlad›¤› Amenun Daretsuyts› (Herkesin Y›ll›¤›) ile, dönemin kültür ve edebiyat dünyas›n›n nabz›n› tutmufltu. 1915’te sürgün edilen Teotig, Ba¤dat demiryolunun yap›m›nda çal›flan ‘Amele Taburlar›’na mensup Ermeni gençler taraf›ndan kurtar›lm›fl, Adana’n›n kuzeyindeki Belemedik-Tafldurmaz mevkiinde, Vahan Nekdaryan ad›na düzenlenmifl sahte bir kimlikle amelelik ederek hayatta kalabilmiflti.

BEYAZ ADAM K‹TABEV‹
BULAMADI⁄INIZ K‹TABI B‹ZE SORUN
Kitabevimiz ile ilgili her türlü konuda iletisim@beyazadam.com adresinden; online sat›fl ile ilgili her türlü konuda ise onlinesatis@beyazadam.com adresinden bize ulaflabilirsiniz.

Beyaz Adam Kitabevi LTD. fiT‹.
Merkez adres: tel: fax: e-posta:

‹stanbul Cad. No:1 Bak›rköy / ‹stanbul (212) 543 90 00 - (212) 543 95 95 (212) 583 36 59 iletisim@beyazadam.com

Teodik 11 Nisan An›t› Belge Yay›nlar›, Nisan 2010, 353 s.
nisan 2010

Pangalt› fiube adres: Halaskargazi Cad. Saks› Sok. No:19 Pangalt› / ‹stanbul tel: (212) 241 51 43 (212) 291 16 61 fax: (212) 231 08 55 e-posta: pangalti@beyazadam.com

16

17

AGOS kirk

Evrim Alatafl’› yitirdik
1
997 y›l›ndan bu yana kanserle mücadele eden gazeteci, yazar ve insan haklar› savunucusu Evrim Alatafl, 12 Nisan Pazartesi sabah› yaflam›n› yitirdi. Alatafl, 13 Nisan Sal› günü, Diyarbak›r Gazeteciler Cemiyeti’nin önünde yap›lan törenin ard›ndan, do¤um yeri olan, Malatya’n›n Akçada¤ ilçesine ba¤l› Gölp›nar köyünde topra¤a verildi. 1976’da Kürt Alevi bir ailede dünyaya gelen Alatafl, ilk ve orta ö¤renimini Gölp›nar köyünde tamamlad›. E¤itimine ‹stanbul’da devam etti. Gazetecili¤e 1994’te, Yeni Politika gazetesinde bafllad›. Demokrasi, Özgür Bak›fl, ve Ülkede Özgür Gündem gibi gazetelerde, on y›l boyunca muhabir ve editör olarak çal›flt›. Çeflitli dönemlerde, Evrensel, Birgün ve Özgür Politika gazetelerinde köfle yazarl›¤› yapt›. Esmer, Birikim, Siyahi, Amargi ve Tiroj gibi dergilerde ve Radikal ‹ki’de yaz›lar› yay›mland›. Diyarbak›r Büyükflehir Belediyesi taraf›ndan düzenlenen kültür-sanat festivallerinin ve edebiyat günlerinin organizasyonlar›nda yer ald›; çeflitli sivil toplum örgütlerinin çal›flmalar›na katk›da bulundu. 2004’te Diyarbak›r’a tafl›nd›. Bir y›ld›r, okurlar›na Taraf gazetesindeki ‘Kürtler Vadisi’ bafll›kl› köflesinden sesleniyordu. ‹lk kitab› Mayoz Bölünme Hikâyeleri’nde (2003, Aram Yay.), Kürt co¤rafyas›nda yaflanan çat›flmal› dönemin trajikomik hikâyeleri yer al›yordu. Geçti¤imiz A¤ustos ay›nda ‹letiflim Yay›nlar› taraf›ndan yay›mlanan Her Da¤›n Gölgesi Deniz’e Düfler adl› roman›nda ise, 1994’te, yan›ndaki 14 kifliyle birlikte “Ad›yaman k›rsal›nda güvenlik güçlerince öldürülen” kuzeni Fidel’in gözünden, do¤du¤u köyün hikâyesini anlatt›. A¤›rl›kl› olarak Kürt meselesi ve Alevilerle ilgili yaz›lar›yla tan›nan yazar, ele ald›¤› meselelerin a¤›rl›¤›na ve yaflam›n›n tüm güçlüklerine ra¤men, mizahi üslubunu hep korudu. “Ben anlat›da mizah›n olmas›n› her zaman önemserim. (...) Köylüler kendileriyle dalga geçmeyi iyi biliyorlar. O hikâyeleri a¤layarak de¤il, gülerek anlat›yorlar. Ben de gülerek yazd›m” diyordu. (Agos Kitap/Kirk, Eylül 2009) Mehmed Uzun’un hayat›n› konu alan Uzun Roman, Ece Ayhan’a dair Poelitika Ece Ayhan gibi kitaplar, ve Diyarbak›r Büyükflehir Belediyesi’nin Kürtçe-Türkçe olarak haz›rlad›¤› öykü seçmesi, Alatafl’›n, öyküleri ve yaz›lar›yla katk›da bulundu¤u kitaplard›. Geçti¤imiz Ekim ay›nda düzenlenen 46. Uluslararas› Alt›n Portakal Film Festivali’nde ‘Behlül Dal Jüri Özel Ödülü’ne lay›k görülen ve k›sa süre önce gösterime giren, Miraz Bezar’›n yönetti¤i Min Dît adl› filmde de imzas› vard› Alatafl’›n. “Türkiye Kürtlerinin ilk kürtçe politik filmi” olan ve Diyarbak›r’da anne ve babalar› J‹TEM taraf›ndan öldürülen iki çocu¤u anlatan Min Dît’in öyküsünü, Bezar’la birlikte, gerçek hayattan esinlenerek yazm›fllard›. ‘Kürtler Vadisi’ köflesindeki son yaz›s›nda, filmi yaparken yaflad›klar› zorluklar›, yurtd›fl›ndaki uluslararas› festivallerden ödüllerle dönen filmin Türkiye’deki ‘sahipsizli¤i’ni anlatm›flt›; “‹ki halk, ve tamamen kopmufl iki dil. Gir bakal›m araya, nereye buyur edileceksin” diye sitem ediyordu (Taraf, 8 Nisan 2010). Asl›nda, birkaç ayd›r, Kürt meselesine, memleket meselelerine dair y›lg›nl›¤›ndan, ümitsizli¤inden, çaresizli¤inden, takatsizli¤inden bahsediyordu köfle yaz›lar›nda: “Demem o ki dostlar, kendimi hakikaten takatsiz hissediyorum. Takatsiz ve küçücük!” (Taraf, 10 Aral›k 2009) Halbuki, çok ‘büyük’tü Evrim Alatafl. Hem genç yafl›ndan beri kansere karfl› verdi¤i mücadelesinde, hem de hayata, insana dair duruflunda çok ‘büyük’tü. K›sa ömründe, an›s›n› yaflatacak, mücadelesini sürdürecek o kadar çok fley üretti ki... Asl›nda hiç y›lmad›, hiç yenik düflmedi. Huzur içinde yats›n...

‹klimseverlerin dedesi Hansen
D‹LEK ÖZKAN
ames Hansen 69 yafl›nda, hâlâ NASA’da, Goddard Enstitüsü’nün Uzay Çal›flmalar› bölümünün bafl›nda. Hayat›n›n en az›ndan 30 y›l›n› iklim çal›flmalar›na adam›fl, küresel ›s›nman›n yerküreye verdi¤i zarar›, bilimsel verilerle ilk defa dile getiren iklimbilimcilerden. Dahas›, kömürle çal›flan termik santralleri hemen kapatmazsak, küresel ›s›nma tehdidine karfl› geri dönülmez bir yola girmifl olaca¤›m›z› savunuyor. Bir anlamda ‘felaket tellal›’ yaftas›na maruz kalan Hansen, çeflitli yerlerde yapt›¤› konuflmalar-

J

Bir yaz›ya yan›t
Say›n Safâ Mürsel, ‘Kürt Aç›l›m› ve Ümmetçi Çözüm Söylemi’ bafll›kl› yaz›mda, AKP'yi birçok cemaat vb. oluflumlar›n destekledi¤ini belirtmifltim. Hâlâ arkas›nda oldu¤um bu de¤erlendirmemde s›n›rs›z bir genelleme yapmam›flt›m; AKP’yi desteklemeyi bir sorun olarak görmüyorum. Kitab›n içeri¤i, ve birçok yerinde AKP'nin uygulad›¤› politikalar›n çözüm olarak gösterilmesi, bu de¤erlendirmelere olanak tan›yor. Bir yay›nevi, elbette, yay›mlad›¤› kitab›n içeri¤inin tümüne kat›lmayabilir; zaten benim de¤erlendirmem de, kurumsal kimli¤inizden çok, kitab›n içeri¤iyle ilgiliydi. Yay›nc›l›k politikan›z› tan›mlarken “farkl›l›klara sayg› çerçevesinde ba¤›ms›z bir yay›nc›l›k yapmay›” amaçlad›¤›n›z› belirtiyorsunuz. Kitapta bu ilkenin uyguland›¤›n› göremedi¤imi belirtmek isterim. Kitapta yer alan pek çok ifade, bu de¤erlendirmemi destekler niteliktedir. Birkaç örnekle aç›klamaya çal›flay›m: * “1980’li y›llardan beri Kürtçülük kisvesi alt›nda sahneye ç›kan PKK terörü ile Bat›-Ermeni-RumS›rp ittifak› vas›tas›yla...” (s. 20) [fier ekseni!] * “Ermeni komitac›lar Ermeni köylerini basarak büyük bir katliama girifltikten sonra, olay› Avrupa kamuoyuna tafl›m›fl, Türkler ve Kürtler H›ristiyan Ermenileri katlediyor propagandas›n› yapm›fllard›r.” (s. 94) [Bu iddiay› do¤rulayan bir kaynak var m›? Yazar kitab›nda birçok konuda kaynakça
AGOS kitap

Agos Kitap/Kirk’in 15. say›s›nda, ‹smail Çolak’›n Kürt Meselesinin Aç›l›m›: Said Nursi’den Teflhis ve Çözümler adl› kitab› üzerine, Abdullah Ar›’n›n kaleme ald›¤› bir yaz›ya; bir sonraki say›da ise, kitab›n yay›nc›s› Nesil Yay›n Grubu’nun yay›n kurulu baflkan› Safâ Mürsel’in konu hakk›ndaki aç›klamalar›na yer vermifltik. Abdullah Ar›’n›n bu aç›klamalara verdi¤i yan›t› yay›ml›yoruz.
belirtirken neden bu konuda belirtmemifl, insan merak ediyor.] * “1914’de Osmanl› Rus savafl›nda Ermeni katliamc›lara gün do¤mufltu. Ermeniler silah al›r almaz düflman taraf›na geçerek Türkleri arkadan vuracaklard› (...) Ermeniler Kürt kardefllerini bin bir türlü denaet ve flenaatlerle hunharca katledeceklerdi... [T]arihte Ermeniler ve Ruslar aleyhine hiç unutulmayacak kara bir leke olarak geçen bu katliamlar...” (s. 96) * “Baflbakanl›kta oluflturulan birimlerin yapt›¤› araflt›rmalar sonucunda Ermeni çetecilerin katletti¤i Türklerin say›s› (...) 2 milyonu bulmaktad›r.” (s. 96) [Yaln›zca resmi bir ‘kayna¤›’ esas al›p karfl› görüfle hiç yer verilmemesi ne kadar gerçekçi ve ilkeli bir yaklafl›m olarak görülebilir?] * “Bugüne kadar yap›lan Kürtçülük faaliyetleri içersinde yer alanlar Kürtçülük hareketlerini emperyalist odaklar›n yard›m ve deste¤iyle Türkiye’de körüklemeye çal›flan gizli ajanlar, casuslar ve baz› afliret reisleri …” (s. 132) [Yazar, Kürtlerin özgürlük taleplerini ajanl›k, casusluk vb. olarak gösteriyor.] * “Paris’teki Kürtçülük faaliyetlerine yard›m komiteleri üyeleri aras›nda pek çok Yahudinin bulunmas› dikkat çekicidir.” (s. 170) [Yazar, bu antisemitist iddiay› hangi kayna¤a dayand›rmaktad›r?] * “Bediuzzaman ve emrindeki Keçe Külahl›lar, Kafkas cephesinde Ruslara ve Ermenilere karfl› dehfletli çarp›flmalara girerken (...) bu esnada Ermeniler gaddarane zulum ve katliamlarla (...) ac›mas›zca sald›r›yorlard›.” (s. 184) [‘Hay›n Ermeniler’ yine arkadan vuruyorlar...] * “28 Eylül 1920 Ermenilerle imzalanan Gümrü anlaflmas›yla Do¤u’daki Ermeni iflgali sona erdirilmifl (...) Ermeniler emellerinden vazgeçtiklerini kabul etmifltir.” (s. 191) [Ermeni halk› nas›l oluyor da hem ‘orada’ yafl›yor hem de oray› iflgal ediyor? “Emellerinden vazgeçmek” nedir?] * “PKK’n›n (...) güçlendi¤inin en aç›k göstergelerinden biri de Ermenilerle bafllat›lan iflbirli¤inin doruk noktaya ç›kmas›d›r” (s. 293); “Prof. Dr. ‹smet Miro¤lu, Apo Ermeni as›ll› ve esas isminin de Agop Artinyan oldu¤unu belgelere dayand›racakt›r” (s. 295); “Örgütün (PKK) komutan ve üst düzey yöneticilerinin büyük bir k›sm›n›n Ermeni kökenli olmas›, ölü veya canl› yakalanan PKK militan› ve komutanlar›n›n pek ço¤unun Ermeni sünnetsizler oldu¤unun tespit edilmesi... Ermenilerin PKK’ye destek vermesi...” (s. 394) [Devletin bilinen propaganda temas›: “PKK ile ASALA ba¤lant›l›d›r; Kürtler ve Ermeniler bir olup Türkiye’ye karfl› faaliyette bulunmaktad›r.” ‘Ermeni’ sözcü¤ünün Kürtleri tan›mlarken bir afla¤›lama s›fat› olarak kullan›lmas›n›n hem Kürtler hem de Ermeniler için neyi ifade etti¤ini izah etmeyi size b›rak›yorum. Bu tür ifadelerin, ‘farkl›l›klara sayg›’y› esas alan bir yay›nc›l›k politikas› kapsam›nda de¤erlendirilmesi mümkün de¤ildir.] Yaz›n›zda tek do¤ru elefltiri olarak gördü¤üm nokta, yay›neviniz ile ilgili “F. Gülenci yay›nevi” fleklindeki nitelemem olmufltur. Bu konuda sizin beyan›n›z› esas al›yor, ifademi geri al›yorum. Bu nitelemede, size ve kurumsal kimli¤inize dair bir önyarg› oluflturmak gibi bir amac›m yoktu. Yaz›mda, Said Nursi’nin ›rkç›l›k vb. yapt›¤›n› iddia etmemifl, kitab›n yazar›n›n de¤erlendirmelerini elefltirmifltim. Yaz›m›n ilgili bölümü flöyleydi: “Kürt Meselesi’nin Aç›l›m› kitab›n›n yazar› ‹smail Çolak, referans verdi¤i Said Nursi’nin de bu politikalar› savundu¤u fleklindeki görüflünü, Said Nursi’nin kitaplar›ndan yapt›¤› baz› al›nt›larla desteklemeye çal›fl›yor. Gelgelelim Said Nursi’nin, isminin kitab›n alt bafll›¤›na yaz›lm›fl olmas› d›fl›nda, bu meselelerdeki görüfllerini tam olarak nas›l bir tarihsel ba¤lamda ifade etti¤i, ve bunlar› ifade ederken tam olarak neyi anlatmak istedi¤i kitapta es geçiliyor. Yazar, Said Nursi’den sadece kendi tezini desteklemek için baz› al›nt›lar yapmakla yetiniyor.” Görülebilece¤i gibi, burada söz konusu olan, Said Nursi’nin ›rkç›l›k vb. ile itham edilmesi de¤il, yazar›n, Said Nursi’nin görüfllerini yeterince aç›klamadan, kendi görüfllerini güçlendirmek için kullanm›fl olabilece¤i flüphesidir. Yukar›daki al›nt›larda yer alan görüfller, Said Nursi taraf›ndan da benimsenmifl midir, yoksa yazar›n kendi görüfllerinden mi ibarettir? Elefltirim, kitapta yarat›lan bu kafa kar›fl›kl›¤›na dönüktür. Sayg›lar›mla, Abdullah Ar›
nisan 2010

dan, bildirilerden ve yazd›¤› makalelerden derlenip Türkçeye çevrilen Küresel Is›nman›n K›r›lma Noktas›’nda, iklim de¤iflikli¤i meselesinin, hemen hemen her can s›k›c› konuda oldu¤u gibi, nas›l politik bir mevzuya dönüfltü¤üne parmak bas›yor. Kitapta, yerküremizin tarihsel süreçte, hangi etkenlerle ve hangi oranlarda ›s›nd›¤›, konuyla ilgili hiçbir bilgisi olmayan birinin bile anlayabilece¤i bir dille anlat›l›yor. Hansen’›n bir NASA çal›flan› olarak bilimsel çal›flmalar›n› aktar›rken yaflad›¤› çat›flmalar kitab›n dikkat çeken noktalar›ndan. Burada NASA’n›n, iklim de¤iflikli¤i ve küresel ›s›nmayla ilgili araflt›rmalar›n sonuçlar›n› aç›klarken, belli çevrelerin ç›karlar›n›n zedelenmemesi için Hansen’›n çal›flmalar›na sansür uygulad›¤›na tan›k oluyoruz. Küresel ›s›nma, bilindi¤i gibi, baflta karbon olmak üzere, havaya sal›nan di¤er zararl› gazlar›n, atmosfere tutunarak, zaten günefl taraf›ndan belli düzeyde ›s›nan yerkürenin, s›cakl›¤›n› hapsederek daha çok ›s›nmas›na neden oluyor. ‘Az›c›k fazla ›s›nsak ne olacak ki’ diyeceksiniz, ama son 20 y›lda dünya üzerindeki ortalama s›cakl›k düzeyinin 2 derece artmas›, kuzey kutbunda buzullar›n erimesine, düzensiz s›cakl›klara ya da ya¤›fllara, sellere, deniz seviyesinde art›fla, içme suyu kaynaklar›n›n yok olmas›na ve göllerin kurumas›na neden oldu. ‹flte bütün bunlar da iklim de¤iflikli¤i denen, ve iklim koruyucular›n›n uzun zamandan beri, en çok da geçen Aral›k ay›nda Kopenhag’daki iklim zirvesinde, bas bas ba¤›rarak dikkat çektikleri konular. Bu konular, ayn› zaman-

da, baflta Amerika olmak üzere di¤er ana kirletici a¤›r endüstrilere sahip olan ülkelerin acil olarak almas› gereken önlemlerin nedenlerini oluflturuyor. Kitapta, flu anda 390 ppm düzeyinde olan karbon miktar›n›n en az›ndan kabul edilebilir düzey olan 350 ppm’ye çekilmesi gerekti¤i de aç›klan›yor. 350’nin iklimseverler için oldukça önemli bir rakam oldu¤unu, Kopenhag zirvesi yaklafl›rken yap›lan eylemlerle gördük. Türkiye’de dahi, 350’ciler, küresel ›s›nma karfl›t› yarat›c› eylemleriyle gündeme gelmiflti. Kopenhag’›n fiyaskoyla sonuçlanmas› ise, al›nacak önlemler konusunda ana kirletici ülkelerin konuya ne denli uzak ve faydac› yaklaflt›klar›n› bir kez daha gösterdi. Küresel Is›nman›n K›r›lma Noktas›’na tam da bu aç›dan bakmak gerekir. Küresel ›s›nma meselesinde, Hansen’›n da s›kl›kla ifade etti¤i gibi, öncelikle bu alanda yap›lan bilimsel çal›flmalar›n, çarp›t›lmadan, bütün olas› etkileriyle kamuoyuna aktar›lmas› ve 19. yüzy›ldan beri mahkûm oldu¤umuz fosil kaynakl› enerji tüketiminden derhal vazgeçilip yenilenebilir enerji kaynaklar›na (günefl, rüzgâr, jeotermal vs.) yönelinmesi gerekiyor. Kendini ‘›l›ml› muhafazakâr’ olarak tan›mlayan Hansen, son baflkanl›k seçimlerinde McCain’e s›cak bakt›¤›n›, ancak genel olarak iklim de¤iflikli¤ine çözüm getirmek için çabalayan adaylar› destekledi¤ini yaz›yor. Nitekim kitapta, iklim konusunda yap›lmas› gerekenlere dair, Obama’ya yazd›¤› bir aç›k mektup da yer al›yor. Her ortalama Amerikal›n›n dünya sorunlar› üzerine en az bir kere akl›ndan geçirmifl olabilece¤i gibi,

James E. Hansen Küresel Is›nman›n K›r›lma Noktas› derleyen ve çeviren: Abdullah Y›lmaz Ayr›nt› Yay›nlar›, Ocak 2009, 250 s. Hansen da yerküremizi tehdit etme noktas›na gelen küresel ›s›nma meselesinde Amerika’n›n liderli¤i ele almas›n›, ve bu soruna da çözüm getirerek gelecek kuflaklar›n ya da torunlar›n›n, devletine minnettar olmas›n› temenni ediyor. Gözden kaçmamas› gereken son bir nokta ise, Hansen’›n nükleer santraller konusunda di¤er baz› iklim-severlerin düfltü¤ü hataya düflmesi. Hansen’›n, iklim de¤iflikli¤ine çözüm olaca¤› düflüncesiyle, neredeyse nükleer silah ve nükleer at›k çöplü¤üne dönen dünyam›za, henüz düflünce aflamas›nda olan ve nükleer at›k sorunu olmayaca¤› iddia edilen 4. kuflak nükleer santrallerden medet ummas›n›n, özellikle Türkiye’de uzun y›llard›r nükleer karfl›t› mücadele veren okuyucu kitlesi taraf›ndan üzüntüyle karfl›lanaca¤› kan›s›nday›m.

Sefarad dünyas›ndan masallar
SAREM KÜLEGEÇ fiEfiETYAN

M

asallar, ister dinleyici olsun, ister anlat›c›, her yafltan insan› e¤lendirirken, ürünü olduklar› topluma dair ipuçlar› veriyorlar. Birer ayna gibi, etik, estetik ve ekonomik de¤er yarg›lar›n› yans›t›yorlar. Kültüre dair ö¤eleri, semboller arac›l›¤›yla nesilden nesile tafl›yorlar. Varl›klar›n› genelde sözlü aktar›m yoluyla sürdüren masallar, her zaman bir unutulma tehlikesiyle karfl› karfl›ya olsalar da, bir yandan da zaman›n ve mekân›n flartlar›ndan etkilenip dönüflerek canl› kal›yorlar. Anlatan›n belle¤inden akanlar, dinleyenin süzgecinden geçince, masal ayn› dahi olsa, deneyim tek ve eflsiz oluyor. (Ayn› masal› defalarca dinlemek isteyen çocuklar da, belki ilk dinlediklerinde hissettikleri duygular›n aray›fl›ndad›rlar.) Varolufllar›, siyasi haritalardaki s›n›r çizgilerinin tan›mlayamad›¤› toplumlar için, masallar›n özel bir yeri var. Bu toplumlar›n köklerine dair kültürel ö¤eler, onlar›n asimile olmadan, melez kimlikler yarat›p bu kimlikleri yaflatabilmelerinde önemli bir rol oy-

nuyor. ‹sviçreli bir baba ile Amerikal› bir annenin Fransal› k›z› olan ve Sefarad Yahudileri aras›nda kültürel haf›zan›n aktar›m› konusunda çal›flan Vanessa Pfister-Mesavage’›n derledi¤i Sefarad Yahudilerinden Masallar , böyle bir yaklafl›mla haz›rlanm›fl bir kitap. Türkçeye Feyza Zaim’in çevirisiyle kazand›r›lan bu kitapta, Barselona, Tel Aviv, ‹stanbul, Selanik, New York gibi farkl› flehirlerde yaflayan kiflilerden ve kaynaklardan derlenen 15 masal yer al›yor. Bu masallar, anlat›ld›klar› mekân ve zamana dair hofl ve e¤lenceli bilgilerle dolu: ‘Agristana’ usulü bal›k (‘Sab›r Küpü Kad›n’), Salomon’un zekâs› (‘Bütün Sene Kiraz’), ‘maflallah’›n anlam› (‘Müzisyenin Ücreti’)… Paris’te çocuklar için kitap atölyeleri düzenleyen ressam Sandra Albukrek-Sebban’›n, masallara efllik eden çizimleri, metinlerle bütünleflerek, mekân ve zamana dair betimlemeleri güçlendiriyor. Masallarda orijinal halleriyle kullan›lan terimler, kitab›n sonundaki sözlükte aç›klan›yor. Pesah

bayram›nda haz›rlanan ‘tezgörsel birçok tekrar› olan piflti’ tatl›s›n›n tarifi gibi böAnderson ve Perraut malümler de, okura, Sefarad külsallar› olmas› tesadüf detürüyle tan›flmak için güzel ¤il. Hem kendi toplumubir f›rsat sunuyor. muzun, hem de farkl› ‹brani dilinde ‹spanya antoplumlar›n masallar›n› lam›na gelen ‘Sfarat’ terimi, tan›mak için yaz›l› matergünümüzde ‹spanya, Porteyalin büyük faydas› var. kiz, ‹talya, Kuzey Afrika, ‹sSözlü tarih çal›flmalar› tanbul, Anadolu, Ege Adalar› için de de¤erli veriler suve Bizans ‹mparatorlu¤u s›nan masallar, belki de en n›rlar› içerisinde yaflam›fl olan çok, ‘az›nl›k’ olarak yaflaMusevilerin tamam› için kulyan, kültürlerinin yok ollan›l›yor. 1492’de ‹spanmas› gibi bir tehlikeyle ya’dan, Osmanl› ‹mparatorkarfl› karfl›ya olan toplumVanessa Pfister-Mesavage lu¤u’na gelen Museviler de, lar için önem tafl›yor. Sefarad Yahudilerinden Masallar ‹spanya kökenli olduklar› Toplumsal haf›za üzerine çev. Feyza Zaim resimleyen: Sandra Albukrek-Sebban için kendilerine ‘Sefarad’ ad›çal›flmalar› olan sosyolog Can Yay›nlar›, fiubat 2010, 128 s. n› koymufllar. Paul Connerton’›n dedi¤i Masallar›n ‘söz’de kalmagibi, “Geçmiflin an›msas›, onlar› canl› ve de¤iflken k›larken, sonlar›- nan bilgileri (törensel denebilecek) uygulan›n gelmesine de sebep olabiliyor. Hepimi- malarla tan›fl›p sürdürülmektedir” – ya da, zin ezbere bildi¤i masallar›n, yaz›l› ve hatta sürdürülememektedir...
AGOS kirk

18

nisan 2010

19

†˚´` 24 ÄÂÒïóï ã·üâÒ·ı´
ÍÄ ÑîÍ Íà ‡ÏÇàÄ™
âÒ ÎïÒâóï ÉÅÒâùÅß ËÅùè äÅÒÅ˘˚ó·ıï £âùÅÌÅÒÅõ ƉçóùçØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´è 24 ÄÂÒïóï ´Åô˚ÒâÅùï´ ó·©Î è´õÅ©âÛ ≠ÅÔ ïßÅÎÔÅóïÛ üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´ ßè` êç·áïùï` Æ®·ı≠ÅÒ°Å´ ÄÂÒïó 11-ïØ õÅ´˚ë Ö·Òõè: êç·áïùï Å©Î ÖïÒ˘è ùè ©ï≠·ıï ·ÒÂçÎ 1915-ï ûÅ©·Û Úâ£ÅÎÂÅ´·ıëâÅ´ ã·üâÒ·ı´ °˚´·ıÅõ ÅÈÅÁï´ ©ï≠ÅÔÅùÅÒÅ´è: Ä´ ó·©Î ÔâÎÅõ ç 1919 ë·ıï´, îÎëŴ·ıó: ûâ£ï´Åùè` êç·áïù (êç·á·Ò·Î ñŘ„ï´•âÅ´) η©´ üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´·Ì ©ÅÒÖÅ´˘ï Ô·ıÒ˘ ßÅÔ·ıÛÅõ ç É·ó·Ò Å´·´Û, ·Ò·´Û üâÔ ùïÎâÛ Å˘Î·Òï ´·©´ •ÅùÅÔÅÖïÒè, âı ÉÅÛÅÈÅÂçÎ ÌâÒÅÂÒâÛÅı ˘Å´ï ßè Å©ó ÉÅôÔÅã·ıÒùâÒ·ı üâÔ: î üÅÒù ç, ·Ò Å©á ÅÂÒ·ıÅõ´âÒç´ âÔ˘ ÌâÒÅÂÒ·£´âÒè ÉÅôÔÅã·ıÒù ù·„âóè Åıâóï ïßÅÎÔÅóïÛ ç: êç·áïùï üÒÅÔÅÒÅùÅõ ®·ı≠ÅÒ°Å´è ≠ÅÔ Åıâóï ˜·˘Ò õÅıÅó·Ì ÖïÒ˘ ßè´ çÒ ˘Å´ ëç` ƉçóùçØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´ç´ ´·Ò ó·©Î Ôâδ·£` Æ11 ™ïÎÅ´ Ä´èëèØ: ‰ÅÒã ç ÂÅÔ•ÅÈè, äÅÒÅ˘˚ó·ıï üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è ©ÅıâóâÅó ùâÒÂ·Ì ùè ´âÒÅÈ´ç ´Åâı äÅÒÅ˘˚ó·ıï ´ÅôÅÉÅ´è, ûÒÅ´á Óï´˘ï ùâ´ÎÅÖÒ·ıëïı´è, Óï´˘ï ÌâÒÁï´ ©˚á·ıÅõ´âÒè âı êç·áïùï ùâ´ÎÅÖÒ·ıëïı´è: îÒÅùÅ´·ıëâÅ´ ßçÁ êç·áïùï Å©Î Å≠ôÅÔÅÎïÒ·ıëâÅ´ ëÒ˘âÒç´·Ì üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è ·ı´ï ≠·ıÒÁ ÔÅÎè ÔÅÒï´âÒ âÔ ÖÅÛ·£ ·áïÎÅùÅ´ ßè: êÅÒÖßÅ´·ıëâÅ´ ÅßÉ·£Á ˜·Ò°è Å´üâÔÅÛÅı âÒÉ ûÒÅ´á Óï´˘ï ˚ÖÔÅÖ·ÒõÅõ üÅßÅùÅÒÖï„ï ©ï≠·£·ıëâÅ´ áÒ·ıëïı´è ô·ÒÔÅù·ıâÛÅı Å´ÌâÒÅáÅÒ°˚Òç´: ®ÅÁ·Òá·£ ëÅÒÖÅß´·ıëâÅ´ ˜·Ò°âÒ´ Åó ÉÅôâÛÅ´ ãÅ´ÅãÅ´ °Åô·£·ıëïı´´âÒ·ı: ™âÒùÅ© üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è äÅÒÅ˘˚ó·ıï ≠·ıÒÁ âÒ⢠ÔÅÒ·ıÅ´ ü·Ö´ÅÔÅ´Á Å≠ôÅÔ·ıëâÅ´ ÅÒáïı´˘´ ç: ÑïÒ˘è üÒÅÔÅÒÅù·ıëâÅ´ ÂÅÔÒÅÎÔ·ıÅõ ç õÅ´˚ë ÉÅ´ÅÎçÒ Ó·ÒÅ ÍÅÖÅ©âÅ´ï ôßÉÅÖÒÅùÅ´ Å≠ôÅÔ·ıëâÅßÉ: êÅÒÖßÅ´·ıëïı´è ÎÔÅ´°´Åõ â´ ÉÅãßÅëïı Å´°âÒ: ®·ı≠ÅÒ°Å´ï ÅÈÅÁï´ ßÅÎè ùè ùÒç` Æúâ´ÎÅÖÒÅùÅ´ ÉÅìï´Ø â´ëÅô·ÒÅÖïÒè, ·ıÒ ùè Ô·£Å´Ûâ´ ‰·óïÎç´ ÔÅÒÅÖÒ·ıÅõ ßÔÅı·ÒÅùÅ´´âÒ, ÅãÖÅ©ï´ âı ùÒëÅùÅ´ Ö·Òõï„´âÒ, ÅÈâıÔÒÅ-

Í·ıÒç´ ¨çÒï˘ üÅ©Òâ´ÅùÅÒ˚Ô·ıëïı´ ù˛âÒÖç ÎÒÔï °Å©´·Ì
¶Ä ÑÄ ‚Äñé¯àÄ™
Í·ıÒç´ ¨çÒï˘ ÆîÎëŴ·ıó-ˆÅÒïã-ñ·Î Ä´•âóèÎØ ÆÑÅÎÂÒï´ÔØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´ àÒâıÅ´, 2009, 159 çÁ

ùÅ´´âÒ, Å˘Î·ÒÅÌÅ©Òï´ ßçÁ üïıÅ´á·ıëâÅ´ ÂÅÔ•ÅÈÅı ßâÈ´·£´âÒ âı ‰·óη© ßçÁ ßÅüÅÂÅÔìï â´ëÅÒù·ı·£´âÒ: àÒùÒ·Òá ßÅÎï´ ßçÁ ÆÑÅıÅÈØ è´áüÅ´·ıÒ â´ëÅô·ÒÅÖÒï´ ´âÒ˘âı ùè ©ï≠·ıï´` ÏÅ´, òÅÒÉâÒá, ÍÌÅã, ¨ÅÂï´ ÑÅÒÅüïÎÅÒ, ‡ıÒ˝Å, à·ã£ÅÔ, úÅÒï´, àÒã´ùÅ, ò´·ıÎ, ¶·ı≠, ÍÅηı´, ÇÅ£ç≠, úâÎÅÒïÅ, êÅóÅÎ, ¶ÅÒã·ıÅ´, Ä©´ëÅÂ, îãßïÒ âı áâÈ ãÅ´ÅãÅ´ ÌÅ©ÒâÒ·ı ù·£˘ï´ ÅÈÅ´°ï´ ù˛·ıηıß´ÅÎïÒ·ıï´ Å˘Î·Ò·ı·£ ûïÉ·ùÒÅÔï Å≠ÅùâÒÔ´âÒ, ûÅ© âùâ£âÛÅùÅ´´âÒ âı ûÅ© üÈ·ßçÅùÅ´ âùâ£âÛÅùÅ´´âÒ: ÑïÒ˘ï´ Ñ. üÅÔ·ıÅõè ·ı´ï` ÆÑÒÅùÅ´ ÉÅìï´Ø â´ëÅô·ÒÅÖïÒè, ·ıÒ ÇïıãÅ´á ‰˚ãÅ•âÅ´ï, ¶ï˘Å©çó ¨ÅßÔÅ´•âÅ´ï, ™ÅÒ·©âÅ´ï ÍÒÉÅãÅ´ï âı û. ÄÒÎç´ ¢ÅãïùâÅ´ï ÌùÅ©·ıëïı´´âÒ·Ì ùè ùÅÒáÅ´˘` ÆÜçÂï Ä©Å≠, üï´ ·ı ´·Ò ©·ı≠âÒØ, Æ‚Å´£èÒèç´ ÌâÒ©ï≠·ıß´âÒØ, Æ™ÅüÅÔÅù ßÔÅı·ÒÅùÅ´ âùâ£âÛÅùÅ´´âÒØ âı ƶôïëÅÒâÅ´ ã·üâÒØ ÖÒ·ıëïı´´âÒè: ˆ·ôÅ´ ÌâÒÁÅÉÅ´ï` ùè ùÅÒáÅ´˘ ÄÂÒïó 11-ï ÍÖÅüÅ´áçÎï ®Å´°´Åô·ıßÉï ÎÔ·ÒÅÖÒ·ıëâÅßÉ 12 ÄÂÒïó 1919 ë·ıÅùïÒ ·ı£âÒ°è, ã·Ò ù˛ÅÒÔÅÔÂâ´˘ ÎÔ·Òâı:

Í·ı˘ïÅÎâÅ´ âı Ó·˘ë. ÇÅÒÎ⣠Óï´Å´âÅ´: 1919 ÄÂÒïó 12-ï ‡ıÒÉÅë ˚Òè ÎÅÒ˘âó·Ì üÅ´áâÒ°` âùâ£âÛÅùÅ´ âı Å≠ôÅÒüÅùÅ´ ˜ÅÈÅı·Ò ÎÖÅüÅ´áçÎ ßè, ®Å´°´Åô·ıßÉÎ ©ÅıâÒìÅÛ´âó·ı üÅßÅÒ ïÒ ©ÅÒÖÅ´˘ï âı ηıÖï ÅÒÔÅ©Å©Ô·ıëïı´è °âÈ´ÅÒùâÛ ´âÒùÅ© Æ®·ı≠ÅÒ°Å´Øï´ üÒÅÔÅÒÅù·ıëâÅ´, ‰·óÎç´ Å˘Î·Ò·ıÅõ âı ´ÅüÅÔÅù·ıÅõ ßÔÅı·ÒÅùÅ´´âÒç´ ·ı Ö·Òõï„´âÒç´ ãÅÔ` Ô⣠ÔÅó·Ì ´Åı ÖÅıÅÈï Å©´ ßÔÅı·ÒÅùÅ´´âÒ·ı´ âı üÅ´ÒÅ©ï´ Ö·Òõï„´âÒ·ı´, ·Ò·´˘ ßïâı´·©´ ·•ÒÅÂÅÒÔ ´ÂÅÔÅùï´ üÅßÅÒ ã·ü·ıâÛÅ´: ™âÒùÅ© ÂÅÒÅÖÅ´âÒè ´ùÅÔï ÅÈ´âó·Ì ÅÒáÅÒ ÂïÔï „èóóÅÒ ®Å´°´Åô·ıßÉïÎ ÌâÒÅÖÒâó óïÅùÅÔÅÒ âı Å´ëâÒï Ö·Òõ ßè ßçÁÔ⣠ÉâÒÅõ èóóÅó·ı ©ÅıÅù´·ıëïı´è: ™ÅôŘ·Ò° ßè´ ç ÅÎïùÅ, âëç ùÅÒâóï ç èÎâó, ©ÅÈÅÁïùÅ©ï´ Åıâóï •·ôÅÛÅõ âı óïÅùÅÔÅÒ °âıï ßè ÔÅù ´âÒùÅ©ÅÛ´âó·ı üÅßÅÒ Å©Î ®·ı≠ÅÒ°Å´è, ·Ò·ı´ üÅη©ëè ©ÅÔùÅÛ·ıÅõ ç ¶ÔÅı·ÒÅùÅ´´âÒ·ı ¸·´Ôè ùÅãßâó·Ì` ßÅδÅı·ÒÅÂçÎ ˚Ö´âó·ı ¶âõ ä·üâÒ·ı Å©Òï´âÒ·ı´ âı ·ÒÉâÒ·ı´Ø:

ÆTeotik - êç·áïù ® · ı ≠ Å Ò ° Å´ 1 1 Ä Â Ò ï ó ï Ø Æ‰çóùçØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´ ÄÂÒïó 2010, îÎëŴ·ıó, 353 çÁ
ÒÅù·ıëâÅ´ ù·£˘ï´ ÌÒÅ© ùè Ôâδⴢ ©·ı≠ÅÒ°Å´ï ßè ´ùÅÒè, ã·Ò °˚´·ıÅõ ç 1915-ï ã·üâÒ·ı´: Óâ£âù·ıëïı´´âÒ·Ì ÖïÔâ´˘ ëç Å©á ©·ı≠ÅÒ°Å´è ´Åô Ôâ£ÅáÒ·ıÅõ ç êÅ˘Îïß ëÅ£ï´ ß˚ÔÅùÅ©˘è ÖÔ´·ı·£ âÒÉâß´ï Í·ıÒÉ ®Åù·É ÑâÒâãßÅ´ÅÔ·ı´è: Äıâóï ÌâÒÁ ÖâÒâãßÅ´ÅÔÅ´ ÔÅÒÅõ˘è ÂâÔÅùÅ´ÅÛÅõ âı ©·ı≠ÅÒ°Å´´ Åó Å´©Å©Ô ù·ÒÅõ ç: ñηıß´âÒ â£Åõ â´ ëç ©·ı≠ÅÒ°Å´ï ÅÒ°Å´ÅÖÒ·ıëïı´è Ôâδ·ıÅõ ç ûÅÒÂï©çï äï´·ı·ÒÅùÅ´ êÅ´ÖÅÒÅ´ï ÂÅÒÔçãè: ÍÅùÅ©´ ´âÒùÅ© ïÒÅùÅ´·ıëïı´è Å©´ ç, ·Ò Å©á ©·ı≠ÅÒ°Å´ç´ üâÔ˘ ïÎù „ç ß´ÅÛÅõ ßâÒ ˚ÒâÒ·ı´, ÉÅÛï êç·áïùï ó·©Î è´õÅ©Åõ ÖïÒ˘ï ù·£˘ï ó·ıÎÅ´ùÅÒç´: ÄÈÅÁï´ üÒÅÔÅÒÅù·ıëâ´ç´ 90 ÔÅÒï´âÒ âÔ˘, áÅÒ°âÅó ÄÂÒïóï 24-ï (üï´ Ô·ßÅÒ·Ì` ÄÂÒïóï 11-ï) ´Åô˚ÒâÅùï´ ÉÅÛÅÈïù âÒâı·©ë ç Æ®·ı≠ÅÒ°Å´Øï ëÒ˘âÒç´ âı üÅ©âÒç´ âÒùóâã·ı üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è: (ÑïÒ˘ï üÈ·ßçÅùÅ´ ëïıâÒ·Ì ë·ıÅÒù·ıÅõ ÅÈÅÁï´ ßÅÎï ÖÒ·ıëïı´´âÒè ëÅÒÖßÅ´·ıÅõ â´ ´Åâı Å´ÖóâÒç´ï): ûÅÒïıÒÅßâÅùï Îâßï´, Åßç´ ÔÅÒï ÎùÎÅõ ç ©ï≠·ıïó ÄÂÒïóï 24-è ê·ıÒ˘ï·© ßçÁ: Ä©Î ãÅÒÖÅÛ·ıßï´ ßçÁ ÅÈÅÁÅÔÅÒ áâÒè ùè Ìï•Åùï ê·ıÒ˘ ßÔÅı·ÒÅùÅ´·ıëâÅ´: ‰ÅÔßÅùÅ´ üÅÒÛè Å©ìß ÌâÒÅõ·ıÅõ ç ë·ıÒ˘ ï´˘´·ıëâÅ´ çÅùÅ´ ô´áïÒï, ·Òè Å´ÁÅÔÅÉÅÒ ûÅ©ÅÎÔÅ´ï ûÅ´ÒÅÂâÔ·ıëâÅ´ ß≠ÅùÅõ ÆÚâ£ÅÎÂÅ´·ıëâÅ´ ßïÁÅãÖÅ©ï´ •Å´Å„·ıßØï ÅÒ≠Åıç´, ê·ıÒ˘ï·© ßçÁ ùè ü·Îï ïıÒÅ©ÅÔ·ıù ü·ı´ï ßè ßçÁ: ‡Ò·≠ ç ·Ò Å©á ü·Î˘ï ÉÅÒï˘è ≠ÅÔ Åıâóï ô·Ò ïßÅÎÔ´âÒ ÂïÔï ÂÅÒÖâıç, ˘Å´ Å≠ôÅÒüï ÛÅ´ùÅÛÅõ ô·ÒüÒáÅÒÅ´ï ·Ò·≠·ıßè: äÅÒÅ˘˚ó·ıï η©´ üÅÔ·Òï´ üÒÅÔÅÒÅù·ıëâÅßÉ ùÅÔÅÒÅõ ÅÈÅ˘âó·ıëïı´è ÂçÔ˘ ç áïÔâó Å©Î èßÉèÈ´·ıß·Ì:
ÅÂÒïó 2010

ÏâÒÁÅÉÅ´ï Ôâ£
ÆÄ©Î˚Ò ùè óÒÅ´Å© „·ÒÒ·Òá ÔÅÒï´ Å©´ ãÅÒü·ıÒâóï Öï≠âÒç´ âÔ˘ ·ıÒ üÅ© ßÔÅı·ÒÅùÅ´·ıëâÅ´ è´ÔÒâóÅÖ·©´ ´âÒùÅ©ÅÛ·ıÛï„´âÒè °âÒÉÅùÅó·ıâÛÅ´ „˘ÅÛ·ıâó·ı üÅßÅÒ Å˘Î·Òï •ÅßÉÅ´âÒ·ı´ ÌÒÅ©: ÄüÅı·Ò Ä£çÔç´ ÌâÒÅÂÒ·£ ô·ıßÉ ßè ßÔÅı·ÒÅùÅ´´âÒ Å©Î ÅÈëïı ÂÅÒÔÅùÅ´·ıëïı´ ãÖÅÛï´ ïÒâ´Û áìÉÅôÔ â£ÉÅ©Ò´âÒ·ı´ ©ï≠ÅÔÅùï´ ©ÅÒÖÅ´˘ï âı ηıÖï ÅÒÔÅ©Å©Ô·ıëïı´ ßè è´âó: Ä©Î ´ÂÅÔÅù·Ì ùÅãß·ıâóï˘ ©Å´°´Åô·ıßÉï´ Å´áÅßÅùÛâó·ı üÒÅıçÒï´ ÂÅÔÅÎôÅ´âÛï´ üâÔâıâÅó´âÒè. Óïùï´´âÒ. àı˜ïßç ÄıâÔïÎâÅ´, äÅÒ·ıüï ÑÅóçߢâÅÒâÅ´, ‰âÒ•·ıüï ‰ÅÒÎÅßâÅ´, ¶ÅÒï ÍëÅß·ıóâÅ´ âı ˙Ò. ÄÒ˜ïÅÒ: ‰ÅÒ·´´âÒ. ÓïÖÒÅ´ äÅıç´, ¶âÒ·ıìÅ´ ‰ÅÒÎÅßâÅ´ ®. §. ÍïÒ·ı´ï, Ñç·ÒÖ ¶âÎÒ·Â, ¨ÅüÅ´ ‰çÒÂçÒâÅ´, ®·Ìü. ‰˚£·ÎâÅ´, êÅÖı·Ò

ÄÂÒïó 11-ï ÍÖÅüÅ´áçÎï ®Å´°´Åô·ıßÉï ßïÅù Ö·Òõ·ı´ç·ıëïı´è ù˛âÒâıï Å©Î üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è „ç â£Åõ: ®·ı≠ÅÒ°Å´ï 1919-ï ÅÈÅÁï´ üÒÅÔÅ-

·ıÒç´ ¨çÒï˘ï ÂÅÔß·ıÅõ˘´âÒè âı ©·ı≠âÒè üÅıÅ˘·ıâÛÅ´ üÅÔ·Òï ßè ßçÁ ÆîÎëŴ·ıó-ˆÅÒïãñ·Î Ä´•âóèÎØ ô·ÒÅÖÒï´ ´âÒ˘âı: àÒâıÅ´ï ßçÁ üÒÅÔÅÒÅù·ıÅõ ÖïÒ˘è, ï´„ÂçÎ â´ëÅô·ÒÅÖïÒ´ Åó ùè ÂÅÒãç, ùè ÉÅ£ùÅ´Å© ÔÅδâÒ⢠ÂÅÔß·ıÅõ˘´âÒç âı „·ÒÎ ©·ı≠ÅÖÒ·ıëïı´´âÒç: àÒÅãè âı ïÒÅùÅ´·ıëïı´è, öÅÈè ÉÅÒ°ÒÅÛÅõ ßÅÒáè, îÎëŴ·ıó- ˆÅÒïã- ñ·Î Ä´•âóèÎ, ÍâÒÖïΠģŴ, Ä´°Òâıè, ÓÅÒâÌâÒÁï ô´Á·©˘è, ‰ÅÔÒÅ´˘è, Ñ·ÒõÅá·ıóï ˚Ò ßè, 18.15-ï Ö´ÅÛ˘è, ¨·˜â´ï ™·˘ëïıÒ´è, úÅ£Å´á ‰ÅÂÅ´, ¶Öó·ÔÅõ ßÅÈÅ´è, òßÅ´è: ÄüÅ' Å©Î ô·ÒÅÖïÒ´âÒ·ı´ ´âÒ˘âı ≠ÅÔ üÅ£·ÒáÅùÅ´ ÅÒÔÅ©Å©Ô·ıëïı´·Ì ´ùÅÒÅÖÒ·ıÅõ â´ ßâÒ˚ÒâÅ© ΘïıÈ˘âÅ´ ÌùÅ©·ıëïı´´âÒ ˜·ôÅ´Û·£ ãÅ´ÅãÅ´ ÅÂÒ·ıß´âÒ: Ä©Î ÌùÅ©·ıëïı´´âÒè ßâãï ùè ´âÒùÅ©ÅÛ´â´ ´Åâı üÅÎÅÒÅù ßÅÒá·ı Å≠ôÅÒüè´ùÅó·ıßï ÔïâãâÒÅùÅ´ É´·©ëè: ‡ı≠ÅÖÒÅı ç ÆÑ·ÒõÅá·ıóï ˚Ò ßèØ ÂÅÔß·ıÅõ˘è, ·ıÒ ÅÈÅÁï´ Ô·£âÒ·ı´ ßçÁ ùè ´âÒùÅ©ÅÛ·ıçÒ Åßç´ °ßÒÅ´ ™·©âßÉâÒï ÌâÒÁâÒ·ı´ ùÅß ÜâùÔâßÉâÒï´, ùÅÒõâÎ üâÒëÅùÅ´·ıëïı´ ÎÔÅÛÅõ âÒùÅë·ı£ïï Å≠ôÅÔ·£´âÒ·ı Ö·ÒõÅá·ıóè: ÆfiäÅÒâü ´·©´ ìÅÂÅıç-

Í

´è Å´ÖÅß ßè âıÎ áïÔâó·ı ÔÂÅı·Ò·ıëïı´è ·ı´çÒ: ÓÅδâÅù ÔÅÒï´âÒç ï ÌâÒ Åßç´ û·ùÔâßÉâÒï ÌâÒÁ, ™·©âßÉâÒï ùïηı´ ùÅß ÜâùÔâßÉâÒï ÎùïãÉè Ö·ÒõÅá·ıó õÒÅÖÒ·ıÅõ çÒ ùÅÒõç˘: úÅflÒ ïÒÅÂçÎ ÉÅ´Åı·Ò ÂÅÔ•ÅÈ ßè: ûÅßÅÔÅÒÅõ ùÅÒõï˘è Å©´ çÒ ·Ò ´Åô âı ÅÈÅÁ ÅßÒÅ´ ÅÒ°Åù·ıÒá´âÒ·ı ÅıÅÒÔï´ ©ÅÁ·Òá·£ Å´´ÂÅÎÔ ˚áâÒè, üâÔãüâÔç ùÅÒ•Û·£ ˚ÒâÒè, ÅÒâıï ÂÅùÅÎè ßÅÒáïùè ùè ߣçï´ Å©Î ùÅÒÖï ÅÒÅÒ˘´âÒ·ı, ïÒâ´Û ßïÅÂţţ ÅÈ˚ÒâÅ©ç´ °âÒÉÅãÅÔâó·Ì, ÔâÎÅù ßè ëßÒ·ıëïı´è ˜ÅÒÅÔâó·ı âı ·Ò·≠ âÈ·ıãâÈ ßè ÎÔâ£õâó·ı ©·©Î·Ì: ‰Å≠Ô˚´ÅùÅ´ ÂÅÔ•ÅflÈ: ¨Å'ÔØ: îÎùÅÂçÎ Åó üÅßÅÔÅÒÅõ âÒâı·©ë ßè „çfl ÎÅ: ûÅÎÅÒÅù·ıëâÅ´ Å´ßïÁÅùÅ´ ˚ÖÔÅÖ·Òõ·ıßè á·©ã´ ïÎù ôŘŴ·£ Åßç´ Ö·ÒõÅá·ıóï áïßÅÛ Å´üÅßÅÒ äÅÒâü´âÒ·ı „âfl´˘ üÅ´áïÂïÒ: ÄüÅ üâ£ï´Åùè` Í·ıÒç´ ¨çÒï˘ ©ÅÁ·£Åõ ç Å©Î ÆÉ·ó·Òï´ õÅ´˚ëØè è´áÖõâó ·ı ´âÒùÅ©ÅÛ´âó ïÒ ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´ ßçÁ: îÎù ©·ı≠âÒè, ©·ı≠ÅÖÒ·ıëïı´´âÒè Å´ßïÁÅùÅ´ ·ı üÅÒÅãÅÔ, ·Ò˘Å´ ©ï≠ÅÔÅù´âÒ ùè ÂÅÒ·ı´Åùⴠ·óÎÅüÅ© è´ëâÒÛ·£ï´ üÅßÅÒ, ©ÅÔùÅÂçÎ Åó ÎâÒ´áÅùïÛ Â·óÎÅüÅ©âÒ·ı: ÏÅÈ ÂÅÔ-

ùâÒ´âÒ·Ì ùè É´·ıëÅÖÒ·ıï ÆÑ·Û ¨·ıùÅ©Ø èηıÅõ üÎùÅ© óÅÉïıÒï´ë·Îè: ¶Å´ÅıÅ´á áâÈÅüÅÎ ÂÅÔÅ´ïï è´ùÅó·ıß·Ì` ηÎùÅóï ç Ñ·Û ¨·ıùÅ´: úÅÒõâÎ Å´ô·ıÎŘâóï ç ü·´ ù·Òηıïóè: Äßç´ ÂÅÔÅ´ï ·Ò üÅßÅÒ°ÅùÅõ ç ßçù áÈ´ç´ ßÔ´âó·ı, •Å≠ÅùÅõ ç ´Åâı ù·Òηıâó·ı ÂÅÔ•ÅÈÅõ ÎÅÒÎŘè, ßï´„âı ·Ò ÖÔ´ç âó˘ï á·ıÈè: ¶ïÅ©´ ÆÑ·Û ¨·ıùÅ´Ø „ç ÆòÅÒÅãÅ´Øï ßçÁ ´ùÅÒ·ıÅõ ïıÒÅ©ÅÔ·ıù ‰·óïÎè: û·'´, Å©á ÂÅÔß·ıÅõ˘ï´ ßçÁ ·Ò˘Å´ ·Ò ÎÅùÅı Ô·£âÒ·Ì ©ï≠·ıÅõ èóóÅ©, ©ÅÔùÅÂçΠ·óÎÅüÅ© è´ëâÒÛ·£è ùè ãÖÅ© Ñ·ıßÖÅÉ·ıï, úçÔù˜Å≠Å©ï üÅ©âÛï âÒÅ´Öè: úè ´ùÅÔç ‰çã•âÅ´ ¶Å©Ò ÏÅÒìÅÒÅ´ï âı ÄãÖÅ©ï´ úâáÒ·´ÅùÅ´ ÏÅÒìÅÒÅ´ï ÔÂÅı·Ò·ıëïı´´âÒ·ı´ ÂÅÔÅ´ïï ßè ÌÒÅ© ë·£Åõ è´ùÅó·ıß´âÒ·ı ÔÅÒÉâÒ·ıëïı´è: ™ßÅ´ÅÂçÎ Îâ£ß Ô·£âÒ·Ì ùè õÅ´˚ëÅ´Å´˘ üÅ©ÒÅô´Åß ßÅùáïÒ·Ì ©ï≠·ıÅõ ÑÅÒâÖï´ Ä. òÅ„ÅÔ·ıÒâÅ´ ÓÒÅÂïã·´Ûï ‰ÅÔÒïÅÒ˘ï´ ùÅß úâáÒ·´ÅùÅ´ï ·ıηıÛï„´âÒ·ı ÅßÉ·£Á ˜Å£Å´Öï´: Äßç´ ßçù Å´·ı´ ïÒ üâÔ ùè ÉâÒç ïıÒÅ©ÅÔ·ıù ÌâÒ©ï≠·ıß´âÒ` ·Ò·´Ûßç ùè Ö·©Å´Å© ˘Å£ÛÒ ´·ÎÔÅóìï ßè: àı ùÒùï´ ßÅ´ùÅùÅ´ ©·ı≠âÒ·ı ˘Å£ÛÒ ÂÅÔùâÒ ßè` ÆäÅÔùï üÅıùïë´âÒèØ: Ä©Î˚Ò 50 ÔÅÒï˘è É·ó·ÒÅõ ÎâÒ·ı´áï ßè üÅßÅÒ ïÒßç Åó ÉÅ´âÒ ßè „ùÅfl´ ÎÅ Ô·£âÒ·ı´ ßçÁ: fi àùâ£âÛı·© ˜·£·Ûè âÒÅôÅ´âÒ ùè ÌÅãÌãçï´: ûÅıùëÅôÅ£ ÂïÔï ôÅ£Å©ï´˘: ‚ÅÒÅ••ï è´ùâÒ´âÒ Å©Î ÌâÒÁï´è ùè ù·„çï´ ´Åâı ÆùëÅôÅ£Ø: àÎ Ô·ı´ç´ „âóÅõ Âï´á üÅıùïë ßè ãÅÔÅõ çï, ãÅ©´ ßÒÛÅùÛ·ıëâÅ´ â´ëÅÒùâó·ı ßïÔ·ıß·Ì: ÄÈÅÁï´ âÒù·ı üÅ´áï·ıß´âÒ·ı´ ©Å£ëÅùÅ´ âóÅı üÅıùïëÎ ï´„ÂçÎ ´ÅôÅÔâηıÅõ çÒ ·ı âÒù·ı ©ÅıâóâÅó üÅıùïë ·ı´âÛÅ©, ã·ÒÎ Ôâ£Åı·Òâóï˘ ÖÒÂÅ´ „·ı´çï: é´ùâÒ´âÒÎ ô·ÎÔÅÛÅ´ ©ÅÁ·Òá ˚Ò´ ïÎù ÔÅó ïß ïÒÅı·ı´˘è: ĩηıüÅ´áâÒ° üÅıùïë´âÒ·Ì óâÛ·ı´ ÖÒÂÅ´´âÒÎ

ãïÎ Å´üÅ´ÖïÎÔ ù˛è´çï´, ßçù ù·£ßç´ ÅÒÖâó˘ üÅ´áïÎÅ´Åó·Ì ÅãÅÔ ôÅ£Åó·ıÎ âı ≠ÅÒìâó·ıÎ, ïÎù ßïıÎ ù·£ßç´, üÅıÅ´ÅùÅ´ ´·Ò ©Å£ëÅ´Åù´âÒçÎ ≠Åüâóï˘ üÅıùïë´âÒ·ı üÅßÅÒ Ôâ£ï „Ö·©·ıëâÅ´ ÂÅÔ•ÅÈÅı: ‡ıÎÔï ·Ò·≠âÛï Ô·ı´ âÒëÅó, °Öâó ˚Ò·ıÅ´ üÅη©ëÎ âı ÌâÒÅáÅÈ´Åó ßïÅ´Åó·ı üÅßÅÒ è´ùâÒ´âÒ·ıÎ: Ä©á ÂÅü·ı´ ùè ÖÔ´·ıçï ßÅ©ëï ßè ÌÒÅ© ·Ò ãÅÒïÌÅÒï´ üâÔâı·£ ÎÅ´á£ÅßÅÔ´âÒ ·ı´çÒ: Ä©Î ÅÎÔï•Å´´âÒç´ ·ßÅ´˘ ≠ÅÔ ÉÅÒ°Ò çï´, Å©´˘Å´ ÉÅÒ°Ò, ·Ò Å´ùÅÒâóï ùè áÅÒ°´çï´ ÌÅ©ÒçÁ˘è ÂÅÒã ·ÎÔ·ıß·Ì: ‰ÅÒÔÅáïÒ çÒ ÛÅõ ù·£ßç´ ˜·£·Û ïÁ´âó, •ÅßÉÅ´ ≠ÅÒ·ı´Åùâó·ı üÅßÅÒ: û·´ ç ·Ò ˜·Ò°èıâÛÅ© ÛÅÔ˘âó ßÅ©ëï Å©á ÉÅÒ°Ò ÅÎÔï•Å´ç´ ÌÅÒ: àÒÉ ·ÎÔ·ıßÎ èÒï, ùãÅùÎ ãÅÒùï õ·ı´ùâÒ·ıÎ, ßïÅìÅßÅ´Åù ôÅõ´âó·Ì óâã·ıÎ` ·ıìÖ´˚Òç´: ÄÒáïı´˘è ˜Å©ó·ı´ „çÒ: ÇâÒ´çÎ ÅÒïı´ ü·ÎÅõ çÒ, ´âÒùâó·Ì •â˜•âÒßÅù ≠ÅÂïùÎ, ïÎù ÖÒÂÅ´´âÒ·ıÎ ßçÁ Ôâ£Åı·Ò·ıÅõ üÅıùïë´âÒè ·„ ßïÅ©´ •ÅëÈÔÅõ, Å©ó ù·ÔÒÔÅõ âı ßÅÎÅßÉ ôïıÎï ÌâÒÅõ·ıÅõ çï´: ÇâÒ´ïÎ ÛÅıç´ Åıâóï ÅÒïı´·ÔÅõ ≠ÅÂïùÎ âı ÖÒÂÅ´´âÒ·ıÎ Ìï•Åùè ãïÎ ùè ßÔÅü·Öçï´: ¶çù ù·£ßç´ ùÅÒÖ ßè üÅ´áïÎÅÔâÎ Ô£·Û õÅ£·ı ´≠ÅıÅùè áÅÒ°âÒ çï, ßïıÎ ù·£ßç´ Åó ß˚ÒßçÎ óÎâóï˘ ©Å´áïßÅ´·ıëïı´´âÒè ÔÒÅßÅáÒ·ıëïı´Î É·ó·Ò·Ìï´ ˜·ôâÒ çï´: ÆÄù˚Î ¯ïëŘ ÑïÒ˘Ø ©Åıâó·ıÅõÅùÅ´ï ßçÁ âÒÉ ùè ´âÒùÅ©ÅÛ´â´˘ ê·ıÒ˘ï·© ßçÁ ó·©Î ÔâÎÅõ üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´ ßè, è´ëâÒÛ·£ï üÅßÅÒ ÂÅÒã ç, ëç âëç ÛÅ´ùÅ´Å© ·ıÒùçfl ÂïÔï ùÒ´Å© üÅ©ëÅ©ëâó: îÎù âÒÉ ùè õÅ´˚ëÅÛ´â´˘ ΘïıÈ˘âÅ´ üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´ ßè, ïÎù·©´ ùè ÔÅÒ·ıï´˘ ô·Òüâó·ı, ëç ÛÅ´ùÅÛ·£è ï´„Âç'Î ÂïÔï ùÒ´Å© ÅÂÅü·Ìâó õÅ´˚ëÅÛ·ıÅõ ÖïÒ˘è: ¶âÒ Å©Î ˚Òï´Åùï´ ßçÁ Å©á ïÎù ÂÅÔ•ÅÈÅı ÅÈ ï Ôâ£âù·ıëïı´ õÅ´·ıÛâ´˘ ·Ò Í·ıÒç´ ¨çÒï˘ï ÖïÒ˘è ÔÂÅÖÒ·ıÅõ ç ÆÑÅÎÂÒï´ÔØ ÔÂÅÒÅ´ï ßçÁ àÒâıÅ´, 2009 ë·ıï´:
Äú˙Í ˘ïÒ˘

Äú˙Í ˘ïëŘ

20

ÅÂÒïó 2010

21

ÑÒÅùÅ´·ıëâÅ´ ßÅδÅùï üÅßÅ©´ÅÂÅÔùâÒ
ÇÄÑ ÄÓ åÍ܇ÙÑàÄ™
Ô·ıÅõ áïÒ˘·Ò·≠·ıß´â009-ï´ ¶·´ÒçÅóï Òç (ëçâı Å©Î á·ıÒÎ ßçÁ ó·©Î ÔâÎÅı ß´Åó·ı âÒâı·©ë´ Åó ÄÒÅ úÅÒßïÒâÅï´˘´ï´ ˘Å£Å˘ÅùÅ´ï ´ÅôÅÂçÎ ãÅ´Å´·ıëïı´ ßè´ çÒ): ãÅ´ ˚ÒÅëâÒëâÒ·ı ùÅß àÒÉ ©âÔ ÂÅÔâÂÅÒÉâÒÅùÅ´´âÒ·ı ÒÅãßâÅ´ ÔÅÒï´âÒ·ı ßçÁ ó·©Î ÔâÎÅõ ÖÒ·ıë·ü·ıÉ·üï´ ßçÁ §Å´ëïı´´âÒè ÆÑÒÅô˚ÎÅ•ïùâÅ´, ÑÅó·ıÎÔâÅ´, ùÅ´´âÒ âı ¶Ô·Ò·ıßú·ÂçóâÅ´, ‰ïÂçÈâÅ´, ´âÒØ ô·ÒÅÖïÒ·Ì: ÄßïÒâÅ´ ïÒâ´Û ÅßâûÅÔ·Òè ïÒ ÅÈÅÁï´ ´ÅÉ⣷ı´ ÔÅÒï´âÒ·ı´ çÁâÒç´ ÎùÎâó·Ì` ´Åô ù˛â´ëÅÒù·ıçï´ âÒùÒç ùè ´âÒùÅ©ÅÛ´ç ¶ôïâÒùïÒ ëŘÅÈâó·ı, ëÅÒâÅ´ï üÅıÅÔÅÒïß ¶ôïëÅÒâÅ´Ûï´âÒè ÎÅ´ï ßè ïÒ áÂÒ·Ûï´, üÅßâßÅÔÅÉÅÒ üÅ´Å©á ßïÁ·ÛÅı Åó ßïÅÖïÎÔ ÂÅ©ßÅ´´âÒ·ı ÉÅ´·ıëâÅ´, ·ıôÔï âı ÄÒÅ©* úÅÒßïÒâÅ´ ßçÁ ÔÅÒï´ É⣷ı´ Å≠ôßÉÅùÛ·ıëâÅ´ ÂÅÔÆÑÒÅô˚ÎÅùÅ´´âÒ âı ùÅ´âó·ıëâÅ´ áÒÎâı·ôÅÔÅ´˘: äÅüÒÅÔ âı ¶Ô·Ò·ıß´âÒØ Ò·ıßè: ûÅ´ÒÅÂâÔ·ıòÒÅô·ı´ï, ·Ò·≠ ìÅßŶ·´ÒçÅó, 2009, 488 çÁ. ëâÅ´ ≠ÒÁÅ´ï ïÎëÅ´´Åù ©âÔ·© ÍÅÒèÅÎóÅ´ ·ıóÅüÅ© ÖÒÅùÅ´ Ö·©ÅÛ·ıÛï´ ´·Ò ÉÅ´ÅÎùâÅ´˘ï´ ßçÁ ≠´·Òüïı ÖÒÅùÅ´ °ïÒ˘ ·ı Ôâ£õ·ıëâÅ´ áÂÒ·Ûè: ¨ïùÅüâÒ âı ≠´·Òüï ÔçÒ ˘Å´ï ßè ÎÅ´âÒ·ı ´·©´ ûÅÔÔç•âÅ´ ÅÒ°Åù·Ì •·ôÅÛ·ıÛï´ ≠ÒÁÅ´ï ã·ıÖÅáï·£ ßçùÔ⣷ıßï´, ´·©´ ÅıÅ´áè: î ã·ıÒ „ç, ·Ò úÅÒßïÒâÅÖ·©ÅÛÅı ¶ôïëÅÒâÅ´Ûï´âÒ·ı ôßÉÅù ´ï ÖïÒ˘ï´ ßçÁ 9 ©˚á·ıÅõ´âÒ Ô⣠ßè: î ÔÅÒÉâÒ·ıëïı´ üÅßÅÂÅÔÅÎ- ÖÔÅõ â´ ûÅÔÔç•âÅ´ï ÖÒÅùÅ´·ıôÅ´ ìÅßÅ´ÅùÅüÅÔ·ıÅõï úâáÒ·´Å- ëâÅ´ °˚´·ıÅõ, üï´ÖÅùÅ´ ©˚á·ıÅõùÅ´Ûï ùÅß ˘Å´ï ßè ÔÅÒï ·ı≠ÅÛ·ıß·Ì ´âÒ` äÅüÒÅÔï âı òÅÒÅô·ı´ïï, âÒù·ı ÜÂÒâÌÅ´˘Ûï´âÒ·ı ´ßÅ´ ôßÉÅùÛ·ı- ©˚á·ıÅõ` ¨ïùÅüâÒï, âÒâ˘` ¶ÅÒëÅâÅëïı´´âÒç´, Å©á ôßÉÅùè è´áüÅ´ÒÅ- ´ï, „·ÒÎ` ÄÒßÅ´ ÏÅÒáÅ´âÅ´ï âı âÒÂçÎ á·ıÒÎ ß´ÅÛ ˘Å£Å˘ÅùÅ´ ≠â≠- ù·ı` ¶ùÒÔï„ ¶ÅÒù·ÎâÅ´ï:

e l i m i z e
TAR‹H, S‹YASET (OSMANLI VE TÜRK‹YE)
Erdal Boyo¤lu Sol ‹çi fiiddeti Sorgulamak ve Aflmak (söylefliler) Belge, Mart 2010, 278 s. Emre Dölen Türkiye Üniversite Tarihi - 3 Darülfünun’dan Üniversiteye Geçifl: Tasfiye ve Yeni Kadrolar Bilgi Üniversitesi, fiubat 2010, 660 s. K›vanç Eliaç›k Avrupa, Türkiye, Sendikalar ve Gençler… Alan, fiubat 2010, 109 s. Heath W. Lowry Trabzon fiehrinin ‹slamlaflmas› ve Türkleflmesi (1461-1583) çev. Demet Lowry, Heath W. Lowry Bo¤aziçi Üniversitesi, Mart 2010, 246 s. Nihat Serbes, Adnan Ye¤en Tarihteki “Hain” Çerkesler Phoenix, Nisan 2010, 207 s. Selçuk Akflin Somel Osmanl›’da E¤itimin Modernleflmesi (1839-1908): ‹slâmlaflma, Otokrasi ve Disiplin çev. Osman Yener ‹letiflim, Mart 2010, 438 s. Ehud R. Toledano Suskun ve Yokmuflças›na: ‹slâm Ortado¤usu’nda Kölelik Ba¤lar› çev. Y. Hakan Erdem Bilgi Üniversitesi, fiubat 2010, 252 s.

u l a fl a n l a r
Yavuz Ekinci Tene Yaz›lan Ayetler Do¤an, Mart 2010, 264 s. Osman Necmi Gürmen Neydi Suçun Zeliha! Everest, Mart 2010, 340 s. Özlem Kumrular Sultan’›n Mutfa¤› Do¤an, Mart 2010, 482 s. Arturo Pérez-Reverte Safl›¤›n Çekicili¤i: Komutan Matriste’nin Maceralar› çev. P. Yaprak Köro¤lu YKY-Meridyen, Mart 2010, 230 s. Andrey Platonov Çevengur çev. Günay Çetao K›z›l›rmak Metis, Mart 2010, 407 s. Lee Siegel Ölü Bir Dilde Aflk çev. Esra Ar›flan Ayr›nt›, Mart 2010, 480 s. Feridun Zaimo¤lu Leyla çev. Vedat Çorlu ‹mge Kitabevi, Aral›k 2009, 602 s. Fatih Özgüven Hep Yazmak ‹steyenlerin Hikâyeleri Metis, Mart 2010, 93 s. Murat Yalç›n Aflk›mumya ~ ‹ma K›lavuzu YKY, fiubat 2010, 185 s.

SOSYOLOJ‹, FELSEFE
Benjamin Arditi Liberalizmin K›y›lar›nda Siyaset: Farkl›l›k, Popülizm, Devrim, Ajitasyon çev. Emine Ayhan Metis, fiubat 2010, 200 s. Jean Baudrillard Nesneler Sistemi çev. O¤uz Adan›r, Asl› Karamollao¤lu Bo¤aziçi Üniversitesi, fiubat 2010, 247 s. John Keane fiiddet ve Demokrasi çev. Meral Üst ‹mge Kitabevi, Mart 2010, 294 s. Christian Marazzi Sermaye ve Dil: Yeni Ekonomi’den Savafl Ekonomisi’ne çev. Ahmet Ergenç Ayr›nt›, Mart 2010, 141 s. Hilâl Onur-‹nce Muhafazakâr ‹deoloji: Din – Siyaset Alan, Mart 2010, 375 s.

Arthur C. Danto Sanat›n Sonundan Sonra: Ça¤dafl Sanat ve Tarihin S›n›r Çizgisi çev. Zeynep Demirsü Ayr›nt›, Mart 2010, 276 s. Osep Tokat Ermeni Gümüfl Ustalar› Armenian Master Silversmiths çev. Beril Eyübo¤lu Aras, Mart 2010, 312 s.

2

ûÅÔ·Òï´ ßçÁ ©ÅÔ·ıù ÉÅìï´ ßè ùè ãÉÅ£âÛ´ç ë·ıÒ˘ Å´·ıÅ´ï ÌïÂÅÖïÒ ¯çßÅó àÅó„è´ï üï´Ö üÅÔ·Ò´âÒ·ı ÖÒÅô˚ÎÅùÅ´´âÒè: ¯çßÅó àÅó„è´ï ÖÒÅùÅ´·ıëïı´è, ©ÅÔùÅÂçÎ` ÆÍç´ï´óç úïıóçÒ àïıÒç£ïßØè ÁâÒß üâÔÅ˘Ò˘Ò·ıëâÅ´ ÅÒìÅ´ÅÛÅı üÅ© è´ëâÒÛ·£ï´ ß˚Ô: Ä©á üâÔÅ˘Ò˘Ò·ıëâÅ´ üâÔâıÅ´˘·Ì ÖïÒ˘è üÅ©âÒç´ï ëÅÒÖßÅ´ıâÛÅı ÑÅÒâÖï´ ÄÒ˘âÂÎù. ‰ç˘•ïâÅ´ï ù·£ßç ÆÍïÒÔÎ ¯âãß·Ì úè òÅ©ÔÅ©Ø ô·ÒÅÖÒ·Ì: ûâ£ï´Åùè` ÄÒÅ úÅÒßïÒâÅ´ ÉÅÛï ¯çßÅó àÅó„è´ï Ö·ÒõâÒç´, ´Åâı ùè õÅ´˚ëÅÛ´ç ≠ÅÒ˘ ßè ëÒ˘âÒç´ ÖïÒ˘âÒ, üÅ© üâ£ï´Åù´âÒ·ı Ö·ÒõâÒç´: ®ï≠â´˘` ÄÒÎç´ àÅÒßÅ´ï ÆÍ·ıÒÉ ÏóÅÎØè, êÅÖ·ıüï ê·ÌßÅÎâÅ´ï ÆÍâ£Å´´ïá ¨ç´ éóóÅ©Ø, ÑÅÒâÖï´ ÓçÌç•âÅ´ï Æê·ıÒ˘ï·© ¶çÁ †·ıùè âı †ù´·Òηıëïı´èØ, ‰˚£·Î ÇïÒÅ´âÅ´ï Æò·üÅÒÅÒï´ ÑïÒ˘èØ, ‰ÅÎ˘è´ ˙ÒÅ´ï ƶ. ¯.Ø Ä´·ı´ Ó£·ı´ ĢηÒï ®·ı≠âÒèØ, Äóë·ı£ àèóßÅãï ÆûÅ© Ñïı£ÅùÅ´ úâÅ´˘è 1914ç´ ÅÈÅÁØ, ¶Å©ÔÅ ÍÅÒïÎï Æ®ï≠ÅÔÅù´âÒ·ı ûâÔ˘âÒè úè ¶´Å´Ø üÅÒÛÅãÒ·©Û´âÒ·ı üÅıÅ˘Åõ·´ âıÅ©ó´: ÚïÒ·ıÛÅ´ Å©Î ÖÒÅô˚ÎÅùÅ´ ©˚á·ıÅõ´âÒè ô´ÅßâÅó Å≠ôÅÔ·ıëïı´·Ì ßè ÌâÒÅõ·ıÅõ â´ ÖïÒ˘ï, ©ÅÔ·ıù áÅÎÅı·Ò·ıâó·Ì: Ä©ÎÂçÎ·Ì ÖïÒ˘è ùè ÂÅÒ˜Åùç üâÔâıâÅó Öó·ıô´âÒè.- Ñ´Å-

üÅÔÅùÅ´ Å´ùâ£õ ô˚΢, Ë. ûÅÔÔç•âÅ´, ä. òÒÅô·ı´ï, äÅüÒÅÔ, Ó·˘ë. ÏÅÒá ¨ïùÅüâÒ, ®Åù·É ¶ÅÒëÅâÅ´, ÄÒßÅ´ ÏÅÒáÅ´âÅ´, ¶ùÒÔï„ ¶ÅÒù·ÎâÅ´, ¯çßÅó àÅó„è´, îÎëŴ·ıóâÅ´ ûÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´´âÒ, ÏçÂâÒ âı ®·ı≠ÅÖÒ·ıëïı´´âÒ, ¶ôïëÅÒâÅ´ ÍÅ´·ıÛ ¶ï·ıëïı´è 60 ÔÅÒâùÅ´: ÑïÒ˘ï ÌâÒÁï´ ß˚Ô 40 çÁâÒè ©ÅÔùÅÛ·ıÅõ â´ ¶ôïëÅÒâÅ´ ÍÅ´·ıÛ ¶ï·ıëâÅ´ 60 ÔÅÒï´âÒ·ı´: ÄÒÅ úÅÒßïÒâÅ´ï ÉÅ´ïßÅÛ ÖÒÅô˚ÎÅùÅ´´âÒ·ı ßçùÔ⣷ıß·Ì ùè Ö·©Å´Å© ìÅßÅ´ÅùÅùïÛ ‰·óÎÅüÅ© ÅÒáï ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´ âı üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´´âÒ·ı üÅßÅ©´ÅÂÅÔùâÒ ßè: ÇÅ©Û Å˜Î·Î ·Ò, ï´„ÂçÎ ©ï≠·ıÅõ ç ô·ÒÅÖÒï´ ßçÁ, Æù·£ß´ÅùïØ üÅßÅ©´ÅÂÅÔùâÒ ßè´ ç Å©Î, ˘Å´ï ·Ò ßçù Ô·£·Ì ïÎù „ï ô˚ÎïÒ ÏÅÒáÅ´ ú·ßïùâÅ´ï, Ä´áÅ´ å˚ãçÒï, àÒ·ıÅ´á ú·ÂçóâÅ´ï, äÅıç´ ‰ïÂçÈâÅ´ï, ûÅ©ùÅã·ı´ ÑÅó·ıÎÔâÅ´ï, úÅÒÂïÎ §Å´•ïùâÅ´ï, ÄÒÅ˘Îï ™ÅëÅ´âÅ´ï, îÒßÅ Ä•çßâÅ´ï, ÏâÒ•ïüÅ´ äï˝óï˚£ó·ıï âı áâÈ ≠ÅÔâÒ·ı ßÅÎï´: ¶ÅÒßÅÒÅ©ï Îïı´Åù´âÒ·ı´ ßçÁ ˚Òè ˚Òï´ üâÔÅ˘Ò˘Ò·ıëâÅßÉ ùÅÒáÅÛ·ıÅõ ÖÒÅô˚ÎÅùÅ´´âÒ·ı´ üÅÔ·Òï ßè ßçÁ ßçùÔ⣷ıßè, ïÒ ÌâÒ·©ï≠âÅó ëâÒ·ıëïı´´âÒ·Ì üÅ´áâÒ°, ùÅÒâı·Ò ´ÂÅÎÔ ßè´ ç Åßç´ ÖÒÅáÅÒÅ´ï üÅßÅÒ:

fi‹‹R
M. Azad Seçme fiiirler (1956 – 1999) çev. Efe Murad Pan, fiubat 2010, 120 s. Rahime Henden ‹syan Günlü¤ü Belge, Ocak 2010, 27 s. Mel Kenne Galata’dan / The View from Galata çev. ‹pek Seyalio¤lu YKY, fiubat 2010, 215 s. Direnç Köse Kar Beyaz› Düfller Kardelen, fiubat 2010, 200 s. Ahmet Telli Nidâ Everest, fiubat 2010, 91 s. Güven Turan Dönüfl YKY, fiubat 2010, 64 s.

D‹L
Sevan Niflanyan Kelimebaz (iki cilt) Everest, Mart 2010 1. cilt: 404 s., 2. cilt: 396 s.

ROMAN
Nuri Akal›n Volta: Bir Düfl Irma¤› Belge, Ocak 2010, 304 s. Hikmet Temel Akarsu Nihilist: Reddedilenlerin Risaleleri Do¤an, fiubat 2010, 189 s. Martin Amis Londra’da Bir Park çev. Dost Körpe YKY, Mart 2010, 542 s. Bernard Beckett Genesis (çevirmen belirtilmemifl) April, Ocak 2010, 245 s.

SANAT
Walter Benjamin Sanatta ve Edebiyatta Elefltiri: Alman Romantizminde Sanat Elefltirisi Kavram› çev. Elçin Gen, Mustafa Tüzel ‹letiflim, Mart 2010, 194 s.

ÖYKÜ
Reborto Bolaño Katil Orospular çev. Peral Bayaz Metis, fiubat 2010, 196 s.

* ®ÅÒÖâó·Ì üâ£ï´Åùï ïÒ Å´·ı´è ÖÒâó·ı ´ÅôÅÎïÒ·ıëïı´è, õÅ´˚ëÅÖÒ·ıëâÅ´ ßçÁ ùè ÂÅüâ´˘ Å´·ı´ï ÅıÅÒÔï´ ´≠·ıÅõ (©) ÔÅÈè:

òÄ‚ÇÄË
û·Òïã·´ÅùÅ´
1 1 2 3 4 5

‰ÅÔÒÅÎÔâÛ` ÑÅ©·ı≠ ‚Åóè˘ßÅ´ ú.
6 7 8 9 10 11 12

1.- ‚ïóï´ùïÒâÅ´ (1885-1915) ÆúÅÒßïÒ ÑïÒ˘Øï üâ£ï´Åù, ¶âõ à£âÈ´ï ã·ü: 2.- ûÅ©Ò ¢âı·´áfi - ËÅßïù üÅÎÔÅÔÅùÅ´: 3.- ÑÒïÖ·Òfi (1861-1915) ÖÒ·£ âı ˘Å£Å˘ÅùÅ´ Ö·Òõï„, ¶âõ à£âÈ´ï ã·ü: 4.- fi ûÅ©ÅÎÔÅ´ï (ò. ÄÉ·ÌâÅ´) - ÓÅÈï ßè ü´„ïı´è - (ûÅù.) ©ÅÒÅÉâÒÅùÅ´ ßè: 5.- fiÑâ£âÛïù - ¶·ı≠⣠fi Ɔ·Òï ¶ïÒ˚Øï üâ£ï´Åùè (©ÅÒÖâó·Ì ïÒ Îâ˜ÅùÅ´ ·ı££ÅÖÒ·ıëïı´è): 6.- (ûÅù.) ãç´˘ï ·ıì·Ì ©Å˜≠ÔÅù·ıÅõ ï´„˘ - Ó. ‚ÒÅ˘âÅ´, Å˘Î·ÒâÅó ßè âıÎ: 7.- (ûÅù.) ÖÒÅÉÅÒ (üÒÅßÅ©ÅùÅ´ Ç. áçߢ) ·ıηıÛÅ´âó - Ú·ıÛÅùÅ´: 8.- (ûÅù.) ùÒë·ıëïı´- úïóïùï·© ´ÅüÅ´Ö´âÒç´ ßïÅ©´ °Å©´Åı·Ò´âÒè: 9.- ¯Å£Å˘ÅùÅ´ ˚ÒÅëâÒë (ú. ‰·óïÎ): 10.- ûï´ï üÅùÅ´ï≠è - úçÎ ≠ï´õ·ı - (ûÅù.) âÒùÉÅÒÉÅÈ ßè: 11.- Ä©á óâÒÅ´ 40 ˚ÒâÒè ùÅÒáÅÛï´˘ - ˙ëâù „ç: 12.- ûÅ©ùÅùÅ´ üÅÒÛï ´·ıïÒ·ıÅõ áïıÅ´ÅÖïÔÅùÅ´ ˜ÅÎÔÅë·ı£ëâÒ·ı ì·£·ÌÅõ·ı (1897 ˆÅÒïã):

2

3

4

5

6

7

8

‡ı££ÅüÅ©âÅÛ
1.- ÓÅÈï ßè ü´„ïı´è - ÜÅ´ïçó fi (1884-1915) ¶âõ à£âÈ´ï ã·ü - ¨Å£ùÅ ßè: 2.- Ä©á ˜·˘Òïùï´ Å´·ı´è ù˛Å´Û´ï ÜÅ´ïçó fi ï ˘âÒë·ıÅõ´âÒç´ ßçù·ı´ ßçÁ - (ûÅù.) fi ù·ı ÖÅ© °ïÅı·Ò (Ñ. Íïı´ïï ß≠Åù·ıß) - àÒù·ı üÅÔ fi (äÅüÒÅÔ): 3.- fi üÅ©âÒ Å´ô´Å© ßâÈÅ´ (ÄÔÅ´Å©ï ‡£Éè) - (ûÅù.) ηıÒ: 4.- Ä´Åηı´ ßè - ÓÅÈï ßè ü´„ïı´è: 5.- ‰„ÒÅ´˘ - ÏÅÒÎ ÅÈÅ´Û °Å©´Åı·Òï - ûÅßâß ßè: 6.- ˙ÔÅÒ óâã·ı·Ì ÆÖï´°Ø (üÅßâß ßè) - àÒùÉÅÒÉÅÈ ßè: 7.- ûÅßâß ßè - Æfi ߲Åó âÎ ù˛âÒëÅß, ©Åıâó·ıó âÒù´ïÛØ ‰. Ü·ıÒâÅ´: 8.- ¨ï´·ıëïı´è ùÅÔÅÒ·ıÅõ: 9.- ÄÒÅùÅ´ Å´·ı´ - êïÅù: 10.- ˆÅÎÔÅë·ı£ëâÒ·ı ì·£·ÌÅõ·© Æfi ÑïÒ˘Ø (1916- ñ·´Ô·´) ™·©´ ÔÅÈâÒè ùÒù´âó - (ûÅù.) ÄÎÔ·ıÅõ ßè: 11.- (úçÎ) ëÅÔâÒÅôÅ£ï ÉÅìÅ´·ıß - Ñ·ÒõâÒ: 12.- úÅÒÅÂâÔ ÑÅÉïùâÅ´ï ÌùÅ©ÅÖÒ·ıëïı´è:
Äú˙Í ˘ïëŘ

9

10

11

12

Ä©Î ÅßηıÅ© ôÅ„ÉÅÈè ó·ıõ·£´âÒè ÂïÔï ÎÔÅ´Å´ äÅÂçó àÎÅ©âÅ´ï ÆÄıâÒÅù´âÒ·ı ¶çÁØ üÅÔ·Òè, ·Ò ÌâÒÁâÒÎ ó·©Î ÔâÎÅı ÆÄÒÅÎØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔÅ´ ßÅÔâ´Å≠ÅÒç´:

Afrika’daki de¤iflik ülkelerinden zalimce kopar›lan ve pek ço¤u çocuk yaflta olan genç kad›nlar ve erkekler, diline, giyim kuflam›na, geleneklerine ve inançlar›na bütünüyle yabanc› olduklar› bir toplumun içine sokuluyorlard›. Kaç›r›lan veya akrabalar› taraf›ndan sat›lan baflka o¤lanlar ve k›zlar da Kafkasya’daki ülkelerinden al›n›yor ve Osmanl› büyüklerinin evlerine ulaflmak üzere imparatorlu¤un büyük flehirlerindeki pazarlarda al›n›p sat›l›yorlard›. Ayr›ca, Afrikal›lar ve Kafkasyal›lar, M›s›r, Sudan, Anadolu ve Do¤u Balkanlar’daki taralalar› iflliyorlar, Afrikal› erkekler ise Arabistan’da madenlerde çal›fl›yor veya inci dalg›çl›¤› yap›yorlard›. Buna ra¤men onlar kendilerine ait bir alan yarat›yor ve yaflamlar›n› etraflar›ndaki di¤er insanlar gibi yafl›yor, büyüyor, aile kuruyor, çocuk sahibi oluyor ve yafllan›yorlard›. (...) Bu kitab›n her yerindeki vurgu, esasen bir afla¤›lanma durumunda olmalar›na karfl›n kölelefltirilenlerin vakarlar›n› koruma mücadelesi üzerine oldu. (...) [B]urada sahneye koymak istedi¤im ana kahramanlar, genç veya yafll›, Afrikal› veya Çerkes, güçlü veya zay›f, cesur veya çekingen, deliflmen veya uzlaflmac› olmak üzere kölelefltirilmifl erkek ve kad›nlard›r. Onlar›n yaflamlar› dikkatimizi, ac›lar› merhametimizi, insanl›klar› sayg›m›z› ve baflkald›r›lar› hayranl›¤›m›z› hak ediyor. (s. 234, 238)
nisan 2010

Bat›’daki ba¤lama uygun düflen bir siyasi kavram olarak devrimin öldü¤ünü ilan eden sesler yükseliyor s›k s›k. Bu söylenen do¤ru olsayd›, devrimci geçmifle nostaljik bir sayg› gösterisinde bulunmak ya da devrimi salt tarihsel yahut entelektüel ilginin nesnesi olarak ele almak d›fl›nda devrimden söz etmenin pek de bir anlam› olmazd›. Ne var ki, devrimin öldü¤ünü söylemek, aceleyle sonuca varmak olur. Devrim kavram›na canl› ve üretci olan bir fley vard›r, bu fley de bir isyan, bir iktidar devrime göstergesi ve eflyan›n tabiat›n›n yeniden kuruluflu fleklindeki devrimin geleneksel anlam›n›n d›fl›ndad›r. (s. 22)

Bu gerçek bir öykü, ama flimdi gerçekten oldu¤una inanam›yorum. Üstelik bir cinayet öyküsü. fians›ma inanam›yorum. ‹flin en tuhaf›, bir aflk öyküsü (san›r›m), yüzy›l›n bitiminde, lanet olsun, bu kadar geç bir zamanda. Bu bir cinayetin öyküsü. Henüz ifllenmedi. Ama ifllenecek. (‹fllense iyi olur.) Katili biliyorum, maktulü biliyorum, mekân› biliyorum. Sebebi (k›z›n sebebini) biliyorum ve yöntemi biliyorum. Aldatan›, budalay›, zavall› çocu¤u ve tamamen mahvolacak olan› biliyorum. Ayr›ca istesem bile onlar› durduramam san›r›m. K›z ölecek. Bunu hep istemiflti. ‹nsanlar bir kez bafllad›lar m› onlar› durduramazs›n›z. ‹nsanlar bir kez yaratmaya bafllad›lar m› onlar› durduramazs›n›z. (s. 7)

C‹ZRE Orhan Do¤an’›n sevgili hât›ras›na ‹ki ejderle simgelenir Dicle ile F›rat Dicle ise ortadaki asland›r ki Cudi Gabar’la buluflup Kasrik’in manzum Kebîr’ini yazd›r›r Melayê Cizirî’ye Sevdâ ile ilm, zûlm ile fledid hikâye Ak›p durmufltur Mezopotamya’da Ki Bedirhan töresi kadim Botan’›n Kalbine nak›fllan›r her newrozda Sevdakârd›r ve duakârd›r Cizre Yaflmakl› Kürt kad›nlar› Mem ile Zîn’in mezar›n› ziyaret ettiklerinde S›rtlar›n› dönerler Beko’ya Zaman tetiktedir orada ve ma¤rur Kelimelerin alt›nda kufl hafifli¤i Ve kederle gezinir dengbejin dilinde Kalbini bir gülle de¤iflen C›gerhûn Surp Kevork tasviri (Hagop ‹nyapan, 2009) Kalbini bir gülle de¤iflen Cegexwin
AGOS kirk

22

ÅÂÒïó 2010

23