You are on page 1of 13

Anadolu Pop’u okumak

S A Y I 1 9 • M A Y I S 2 0 1 0 •
A G O S G A Z E T E S ‹ N ‹ N Ü C R E T S ‹ Z E K ‹ D ‹ R

4

Anla(t)maya adanm›fl bir ömür
Orhan Do¤an Yar›da Kalan Hayat Nîv Jiyan EL‹F KALAYCIO⁄LU

6-7

Biraz sitayifl, biraz sitem...
Teotig’den, 11 Nisan An›t›’n›n Türkçe bas›m›na dair bir mektup

editörden
Türkiye’de popüler müzik, uzun y›llar, üzerine en çok konuflulan, ama ciddi araflt›rmalara en az konu olan alanlardan biri olarak kald›. Bu alandaki yay›nlar, son on - on befl y›la kadar, büyük ölçüde, inceleme-araflt›rma yönü zay›f, öznellik dozu yüksek gazete ve dergi yaz›lar›, ve birkaç kitapla s›n›rl›yd›. Ancak bu tablo, yavafl yavafl da olsa de¤ifliyor; art›k, kitapevlerinin raflar›nda, Türkiye’de popüler müzi¤in tarihine ve çeflitli popüler müzik türlerine iliflkin baflvuru kayna¤› niteli¤i tafl›yan kitaplar bulunabiliyor. Bu kitaplardan birinin (Pop Dedik: Türkçe Sözlü Hafif Bat› Müzi¤i, ‹letiflim Yay., 2006) yazar› olan Murat Meriç, Agos Kitap/Kirk’in bu say›s› için, 60’l› y›llar›n ortalar›nda do¤an, 70’li y›llar›n ortalar›ndan itibaren ‘kitleselli¤ini’ yitirse de popüler müzik üzerindeki etkileri hâlâ süren ‘Anadolu Pop’ ak›m›n› ve temsilcilerini konu alan kitaplara dair genel bir de¤erlendirme yaz›s› haz›rlad›. Meriç’in yaz›s›, Türkiye’de bir dönemin kültürel iklimine damga vuran bu müzik ak›m›n› ‘okumak’ isteyenler için yol gösterici olabilecek, faydal› bir rehber niteli¤i tafl›yor. Bu say›da, Asl› Günefl’in Murat Belge’yle, söylefliye de genifl bir yer ay›rd›k. Belge, Günefl’in sorular›na verdi¤i yan›tlarda, Türkiye’de edebiyat alan›nda ‘kanon’un, yani genel kabul gören, resmi olarak ‘önerilen’ yazarlar, flairler ve kitaplar listesinin flekillenifli; Türkiye’de ve dünyada edebiyat piyasas› ve edebiyat elefltirisi gibi konularda ufuk aç›c› tespitlerde bulunuyor. Teotoros Lapçinciyan’›n (Teotig, 1873 ‹stanbul - 1928 Paris), 1915’te ölen Ermeni ayd›nlara ithaf etti¤i, Huflartzan Abril 11i bafll›kl› çal›flmas›, Ermenice bas›m›ndan doksan y›l sonra Türkçeye çevrildi ve geçti¤imiz ay, 11 Nisan An›t› ad›yla yay›mland›. Agos Kitap Kirk’in bu say›s›n› haz›rlarken, elimize, kitab›n çevirisi, tasar›m› ve sunumuna dair çeflitli elefltiriler içeren bir mektup ulaflt›. Mektubun alt›nda bulunan imza bizi flafl›rtt›; içeri¤i ise hislerimize tercüman oldu. Bir anlamda, Ermeni halk›n›n 1915’e dair haf›zas›n› temsil eden bu kitab›n Türkçe bas›m›n›n bar›nd›rd›¤›, içimizi ac›tan hatalar› ve eksiklikleri, bizzat yazar›n›n kaleminden, onun hassasiyetiyle ifade eden mektubu, alt›nc› ve yedinci sayfalarda bulacaks›n›z.

8-9

Bursa’da gayrimüslimlerin tasfiyesi
Turgay Akkufl Meflrutiyet’ten Cumhuriyet’e Bursa Kent Tarihinde Gayrimüslimler MEHMET POLATEL

9

Trabzon, tarihyaz›m› ve ihtida
Heath W. Lowry Trabzon fiehrinin ‹slamlaflmas› ve Türkleflmesi 1461-1583 ENDER ABADO⁄LU

10-11

‘Psikolojik nedenli zayiat’›n öyküsü
Ben Shephard Sinir Savafl›: Askerler ve Psikiyatrlar 1914-1994 DAMLA ÖZLÜER

11

Bir ‹ngiliz subay›n gözünden Osmanl›
Hobart Pafla’n›n An›lar› AYTÜL ALPAY

12-13

DOSYA: ANADOLU POP’U OKUMAK

Murat Meriç’ten Anadolu Pop literatürüne bir bak›fl

Altu¤ Y›lmaz
altug@agos.com.tr

20-21-22

ERMEN‹CE

“Y›k›nt›lar aras›nda”
Mark Niflanyan söyleflisi 14-15-16

Murat Belge ile sanat ve edebiyat üzerine
Murat Belge Sanat ve Edebiyat Yaz›lar› ASLI GÜNEfi

17

Barbarl›¤a karfl› sosyalizm
Kastoriadis ile bireyin dönüflümü ALEKS‹S KAMBUR‹S

PAKRAT ESTUKYAN

“Tek bir sözcük bile tarihi ayd›nlatabilir”
Arsen Yarman söyleflisi SA‹T ÇET‹NO⁄LU

‹ M T ‹ Y A Z S A H ‹ B ‹ A G O S Y a y › n c › l › k B a s › m H i z m e t l e r i S A N . v e T ‹ C . L T D . fi T ‹ . a d › n a Rahil Dink K U R U C U • Hrant Dink • SORUMLU YAZI ‹ fi L E R ‹ M Ü D Ü R Ü Aris Nalc› • K ‹ T A P E K ‹ E D ‹ T Ö R Ü Altu¤ Y›lmaz • YARDIMCI ED‹TÖR Anna Maria Aslano¤lu • GÖRSEL TASARIM VE SAYFA DÜZEN‹ Leda Mermer • Kapakta kullan›lan çizimler Aptülika • R E K L A M S O R U M L U S U Linda Karin Özsu • reklam@agos.com.tr • Y Ö N E T ‹ M Y E R ‹ Halaskargazi Caddesi Sebat Apt. No 74 (Eski No 192), Kat 1, Daire 2 Osmanbey 34371 ‹stanbul • t el: (212) 296 23 64 - 231 56 94 - 219 50 82 f a x : (212) 247 55 19 • http: www.agos.com.tr • e-posta: agos@agos.com.tr • BASKI Star Medya Yay›nc›l›k A.fi. ‹nönü Cad. B a s › n e k s p r e s y o l u S t a r S o k . N o : 2 ‹kitelli 34303 ‹ST. T e l : (212) 629 08 12 • Y A Y I N T Ü R Ü Ayl›k Yayg›n Süreli Yay›n

Anla(t)maya adanm›fl bir ömür
EL‹F KALAYCIO⁄LU

‘Özür’ diyalo¤a dönüflürken...
G
eçmifli ve bugünüyle Ermeni meselesini irdeleyerek, ‘Ermeni tabusu’nu y›kmay› hedefleyen çal›flmalara, kitapç›lar›n raflar›nda yerlerini bulmaya devam ediyor. Aral›k 2008’de, Türkiye’de ö¤retim üyeleri ve gazetecilerden oluflan bir grup taraf›ndan, 1915’te yaflananlarla yüzleflmek için bafllat›lan ‘özür kampanyas›’n›n öncülerinden Ahmet ‹nsel ile, Fransal› ve Kanadal› Ermenilerin bu kampanyay› takiben açt›klar› ‘Türkiye vatandafllar›na teflekkür ediyoruz’ kampanyas›n›n öncülerinden Michel Marian’›n sohbetlerinden oluflan ve Eylül 2009’da Fransa’da yay›mlanan Dialogue sur le tabou arménien adl› kitap, Ermeni Tabusu Üzerine Diyalog bafll›¤›yla Türkçelefltirildi. ‹letiflim Yay›nlar› taraf›ndan Ahmet ‹nsel, Michel Marian yay›mlanan kitapta, ‹nsel ile Ermeni Tabusu Üzerine Diyalog Marian, 1915, ‘soyk›r›m’ taryay. haz. Ariane Bonzon t›flmas›, ve Türk-Ermeni iliflki(çevirmen belirtilmemifl) lerinde yaflanan geliflmeler üze‹letiflim Yay., Nisan 2010, 165 s. rine konuflurken, Ermeni sorununun dününü ve bugününü, bir diyalog içinde mercek alt›na al›yorlar. ‘özür kampanyas›’n›n öncüleri aras›nda yer alan bir baflka isim olan Cengiz Aktar’›n, Frans›zca olarak kalem ald›¤› L’appel au pardon: Des Turcs s’adressent aux Arméniens (Özüre Ça¤r›: Türkler Ermenilere Sesleniyor) bafll›kl› çal›flmas› da, 1915’i tarihsel çerçevede tart›fl›rken, ‘mesele’nin bugüne yans›malar›n› da okura sunmay› amaçlayan bir kitap. Aktar, CNRS Yay›nlar› taraf›ndan, geçti¤imiz ay Paris’te yay›mlanan ve henüz Türkçeye Cengiz Aktar çevrilmeyen kitab›nda, kampanyan›n bafllat›lma nedenlerini ve kampanyaL’appel au pardon dan sonraki süreci anlat›yor. Kitapta, Türkiye’deki resmi tez yanl›lar›, ‹sCNRS Editions, lamc›lar ve liberallerin kampanyaya dair görüfllerinin yan› s›ra, diasporadan Paris, 2010, 80 s. gelen tepkilere de yer veriliyor.

Ohan’dan Placebo etkisi
K
arikatürcü Ohannes fiaflkal’›n a¤›rl›kl› olarak son dört y›l içinde çizdi¤i karikatür, kolaj ve desenlerin yer ald›¤› Placebo adl› kitap, Aras Yay›nc›l›k taraf›ndan, geçti¤imiz günlerde yay›mland›. ‹stanbul-Karaköy’deki Schneidertempel Sanat Merkezi’nde 6-30 May›s 2010 tarihleri aras›nda düzenlenen ayn› adl› serginin de albümü olan Placebo’da, Ohan’›n yetmiflten fazla çal›flmas› yer al›yor. Karikatürleri, bugüne dek, Cumhuriyet, Dünya, Demokrat, Marmara, Agos gazetelerinde ve çeflitli dergilerde yay›mlanan Ohan’›n ilk albümü, 2001’de Aras Yay›nlar› taraf›ndan, Karakutu ad›yla bas›lm›flt›. Ohan’›n 2003-2005 y›llar› aras›nda günlük Marmara gazetesi ile ayl›k Adam Sanat Ohannes fiaflkal dergisinde, ve 2007-2010 y›llar› aras›nPlacebo da Agos gazetesinde yay›mlanm›fl olan Aras Yay›nc›l›k, May›s 2010, 128 s. karikatürlerini bir araya getiren Placebo’da, bar›fl, adalet, hukuk, demokrasi, iktidar, savafl, tarih gibi temalar, ironi ve kara mizah eflli¤inde iflleniyor.

Orhan Do¤an’›n y›llar içinde söylediklerine ve Kürt sorunu çerçevesinde flekillenen siyasi durufllara dair çok önemli bir kaynak olan Nîv Jiyan, Do¤an’›n o hep sözü edilen farkl›l›¤› kadar, bu farkl›l›¤›n niteli¤ini ve derecesini, vurgulanmas›n›n ne anlama geldi¤ini de gösteriyor.

1

994 y›l›nda cezaevine konan dört DEP’li milletvekilinden biri olan Orhan Do¤an, ensesinden tutulup arabaya bindirildi¤i, adeta orant›s›z gücün bir sembolü olan o an itibariyle de toplumsal haf›zan›n önemli bir parças›. Temmuz 2007’de, A¤r›’da bir seçim konuflmas› yaparken kalp krizi geçiren ve bundan dört gün sonra hayat›n› kaybeden Orhan Do¤an için, k›z› Ayflegül Do¤an taraf›ndan haz›rlanan ve Yaflar Kemal’in önsözüyle sunulan Orhan Do¤an: Yar›da Kalan Hayat - Nîv Jiyan bafll›kl› kitap, Do¤an’›n kim oldu¤una, ne dedi¤ine, ve flimdi olsa neler söyleyece¤ine dair önemli bir hat›rlatma niteli¤inde. Kitapta, Do¤an’›n 1994’te Meclis’te yapt›¤› konuflma, 2003-2004’te yeniden yarg›lan›rken DGM’ye sundu¤u savunmalar, çeflitli gazetecilere verdi¤i söylefliler, ve Rag›p Duran’›n kaleme ald›¤› portre yaz›s› bir araya getiriliyor. Do¤an’›n y›llar içinde söylediklerine ve Kürt sorunu çerçevesinde flekillenen siyasi durufllara dair çok önemli bir kaynak olan Nîv Jiyan, Do¤an’›n o hep sözü edilen farkl›l›¤› kadar, bu farkl›l›¤›n niteli¤ini ve derecesini, vurgulanmas›n›n ne anlama geldi¤ini de gösteriyor. Yaflar Kemal’in, yaln›zca F›rat’›n ötesine ait olmayan, Türkiye’nin her yan›ndan insan›n sevdi¤i biri olarak tan›mlad›¤› Do¤an, Rag›p Duran’a göre de Türkiye çap›nda bir siyasetçiydi. Kitapta, Express dergisi için Do¤an’la yapt›¤› iki söylefli ve onun ölümünün ard›ndan kaleme ald›¤› portre yaz›s›yla yer alan gazeteci ‹rfan Aktan’a göre ise “müstesna bir insand›; çölde vaha, karanl›kta ›fl›yan elmast›.” Üstelik bu dünyadan göçtü¤ü için de badem gözlü olmam›flt›. Peki, neydi Do¤an’› farkl› yapan? Kitaptaki metinler gösteriyor ki, serbest kald›ktan sonra verdi¤i her söyleflide vurgulad›¤› noktalar kadar, dinleyenin ve soran›n görmek istedikleri de farkl› k›l›yordu onu. 2003-2004 tarihli, DGM adresli yaz›lar›nda sundu¤u referans noktalar›, Do¤an’›n s›kl›kla “Kürtlü¤e kilitlenip kalmam›fl” bir siyasetçi olarak tan›mlanmas›n›n belki de en somut dayanaklar›n› oluflturur. DEP’li vekillerin yeniden yarg›lanmas› sürecinde, Türkiye’nin siyasi tarihine dair son derece önemli kurumsal elefltirilerde bulunan Do¤an, bu yaz›larda hem uluslararas› hukuk normlar› ve hukuk devleti standartlar›na, hem de Türkiye’de yarg›n›n siyasallaflmas›na dair baflka örneklere s›kça yer vererek, bu davay› co¤rafi, felsefi ve tarihi genifllik ve derinli¤i olan bir çerçeveye oturtuyor. Bugün belki 2004’e göre daha önde ve önemli olan ‘de¤iflen toplum - de¤iflime ayak direyen kurumlar’ denkleminin fark›nda olan ve bu denklemi elefltiren Do¤an, de¤iflime ayak uyduramayanlar›n yaflananlar›n d›fl›nda kalaca¤›n› belirtirken, analizini PKK ve Kongra-Gel sürecine de tafl›yor; DTP’nin, de¤iflime ayak uyduramazsa marjinalleflip eriyece¤ini, HEP’le bafllayan siyasi partiler gelene¤inin
AGOS kitap

sloganda kalan, tepkisel eylem hareketlerine dönüfltü¤ünü, somut projeler üretemedi¤ini söylüyor. Belki de Do¤an, tam da o aranan ‘cesur’, ‘farkl›’, ‘özelefltiri yapmaktan imtina etmeyen Kürt siyasetçi’... Nitekim, Kürt siyasetçiler aras›ndaki fikir ayr›l›klar›, Orhan Do¤an’a s›kça sorulan bir soru. ‘Öcalan - örgüt - legal siyaset yapanlar’ ayr›m›na ve yarg›lanan DEP’li vekillerin HADEP’e kat›lmamalar›na dair sorulara, Do¤an’›n cevab› net: “Bizler ayn› fleyi istiyoruz, aram›zda nüans farklar› var ancak bunlar birlikte siyaset yapmam›z› engelleyecek boyutlarda de¤il ve hedeflerimiz ortak...” Belki de bu yüzden ‘flahinler-güvercinler’ ayr›m› Kürtlerde karfl›l›¤›n› bulmuyor ve ‘Türk taraf›ndan’ bak›l›nca di¤erlerinden farkl› görünen Kürt siyasetçiler de ayn› flekilde ba¤ra bas›l›yor: Kürtlerin kamusal hayat›n her an›nda yaflad›klar› yaln›zl›k ve sahipsizlik hissini dillendirdikleri için. Öte yandan, Kürt siyasetçiler için “hedeflerimiz ortak”, DTP-PKK için “taban›m›z ayn›” diyen Do¤an, bu sözleri yaln›zca genel bir tespit olarak sarf etmiyor. Örne¤in, farkl› Kürt siyasetçiler arac›l›¤›yla ço¤ullaflan bir Kürt siyaseti ihtiyac›ndan söz eden ço¤u yazar›n aksine, Öcalan’›, “tutarl›, felsefi derinli¤i olan, uzun dönemli projeler üreten, kendisine tart›flmadan biat edeni istemeyen” biri olarak tan›ml›yor. (s. 133) Di¤er yandan, de¤iflimin ve dönüflümün önünü t›kayan aktör olarak gördü¤ü AKP’nin, kendi meseleleri çerçevesinde ordu ile Kürt sorununu karfl› karfl›ya getirdi¤ini belirtiyor. O halde, ‘güvercinler-flahinler’ ekseninde oldu¤u kadar ‘Kürtler-Türkler’ ekseninde de yaflanan bu k›r›lman›n, içerikten öte ne gibi alg›sal arka planlar› mevcut? Kitaptaki söylefli-

lerin bafll›klar› bu soruya dair bir ön cevap niteli¤inde. Kimi zaman Özgür Gündem, kimi zaman ise ana ak›m Türk medyas› taraf›ndan yap›lan bu söyleflilerde, Orhan Do¤an afla¤› yukar› ayn› cevaplar› verirken, bafll›klar bazen ‘Ne Ret Ne Biat’, bazen ‘Etnik Siyasetleri Kabul Etmiyoruz’, bazen ‘Hiçbir Türk Ayd›n›n› Arkam›za Alamad›k’ oluyor. Bir de tabii, ‘PKK Meclis’e Girsin’... Oysa, Do¤an, tüm söyleflilerde bir yandan Kürt siyasi oluflumlar›na dair elefltirilerini dile getirirken, di¤er yandan da zaman›n koflullar› itibariyle, istense de baflka bir siyaset yap›lamayaca¤›n› vurguluyor. De¤iflen koflullarla birlikte Türkiyelileflmeye çal›flt›klar›n› belirtirken, hem kaynak eksiklikleri ve iç nedenler, hem de destek ça¤r›lar›na yan›t vermeyen Türk ayd›nlar›n kat›l›ms›zl›¤› nedeniyle baflar›s›z olduklar›n› anlat›yor. Anlat› buyken, söyleflinin bafll›¤›na derin bir özelefltiri hissi veren ve ba¤lam›ndan kopar›lm›fl “Hiçbir Türk ayd›n›n› arkam›za alamad›k” ifadesinin ç›kar›lmas› ise, söylenenden çok, söylenmesi istenen, aranan ve bulundu¤u düflünülen farkl› Kürt siyasetçilerinden duyulmak istenenlerle ilgili. Nuriye Akman ve Nefle Düzel’in Do¤an’la yapt›klar› söylefliler, farkl› bir Kürt siyasetçiden beklenenleri, talep edilenleri büyük bir aç›kl›kla gösteriyor. Alayc› bir ton kullanmakta beis görmeyen Akman, “Neden içinizden yeni bir lider ç›km›yor?”, “Madem Öcalan günefl, neden ›fl›klar›n› göndermiyor?”, “Silahs›zlanmaya haz›rm›fl, silahs›zlan o zaman kardeflim” gibi ‘soru’lar soruyor Do¤an’a. Sorular›n› ‘t›rmanan terör’ üzerinden kurgulayan Düzel ise, “Kürt vatandafllar›m›z teröre sempati duyuyor mu?”yla bafllad›¤› söylefliyi, ‘Kürt sorununa duyarl› ama PKK’yi k›nayan

Orhan Do¤an Yar›da Kalan Hayat – Nîv Jiyan ‹letiflim Yay›nlar›, Nisan 2009, 311 s.
ayd›nlar’a gönderme yap›p “K›namalardan ç›kard›¤›n›z bir sonuç yok mu?”yla bitiriyor. Bu tür sorulara cevaben farkl› okuma ça¤r›lar› yapan; “Bütün bu eylemlerden Apo sorumlu” diye ba¤›r›p, sesini yükseltti¤i için özür dileyen Akman’a “Çok rahat olun. Tabii ki yükselteceksiniz” diyen; Düzel’in “PKK terörü t›rmand›r›yor, çünkü mevcut durumda varl›¤›n› sürdürebiliyor ve bunun için gerekirse Kürt halk›n› da feda edecektir” gibi bir cevap alma beklentisiyle yöneltti¤i sorulara da sükûnetle yan›t veren, bu sorular›n kendini s›k›flt›rd›¤› yerin darl›¤›ndan flikâyet etmeyen Do¤an’› bu k›r›lma hatt› ba¤lam›nda farkl› yapan, belki de, Hasip Kaplan’›n iki sene sonra yapt›¤› gibi, sorulardaki e¤itme, ö¤retme, ders ç›kartt›rma istekleri karfl›s›nda kalk›p gitmemesi, büyük bir özenle mevcut hassasiyetleri fark etti¤ini dillendirmesi. Yani, söylemesini istedi¤imizi söylemese de, fark etti¤i hassasiyetler aras›nda neredeyse derecesiz bir öncelikler iliflkisi kurarak, kendi hassasiyetlerine dair en sorumsuzca sorulara cevap verirken bile ayn› sorumsuzluktan imtina etmesi. Zaten Do¤an’›n ‘ola¤anüstü’, ‘farkl›’, ‘s›ra d›fl›’ gibi kelimelerle tan›mlanmas› da, yap›lan›n zorlu¤unun, olan›n ve ola¤an›n ötesinde oldu¤unun bir itiraf› de¤il mi? Nitekim Do¤an, Akman’›n, “fliddet kullanmama tercihine” dair sorusuna verdi¤i cevapta da, insanlardan idam cezas›n› gö¤üslemelerinin beklenemeyece¤ini söylüyor. Bu k›r›lma noktas›nda ›srar etmenin di¤er yüzüne dair önemli bir ipucu ise, Aktan’›n yazd›¤› portrede mevcut: “[Ö]mür billah bask› ve kovuflturmalara, suikast giriflimlerine, tehdit ve hakaretlere maruz kalan bir insan hiç mi sinmez, sinirlenmez, hiç mi k›zmaz, hiç mi kaba davranmaz, küfretmezdi! (...) ‘Empati’ diye tutturan böyle bir adamla empati kurmak, ne kadar da zor geliyor insana!” (s. 30-31) Nîv Jiyan, Ayflegül Do¤an’›n girifl yaz›s›nda belirtti¤i gibi, hep bir ‘anlatma’ ve ‘anlafl›lma’ kayg›s› tafl›yan Orhan Do¤an’›n hayat› üzerinden yap›lan bir hat›rlatma olarak okunabilecek bir kitap. Dolay›s›yla, bizlere vurgunun, söyleyen/yazan kadar dinleyen/okuyana da ait oldu¤unu, ‘cesur ve demokrat’ Türklerin son on y›lda ciddi bir ö¤renme sürecinden geçti¤ini, ve bu sürecin karfl›dakiler için her zaman çok kolay olmad›¤›n› da hat›rlatmal›. Geri kalanlar› da Orhan Do¤an hat›rlat›yor zaten...
may›s 2010

Dans› okumak, dans üzerine düflünmek
BEYZA GÜMÜfi

‘D

ans’ deyince herkesin akl›na benzer fleyler geliyor zannediyoruz: Güzel bir müzik, müzi¤in ritmine uyarak hareket eden incecik bedenler, estetik bir sanat tü-

Alexandra Carter (ed.) Dans Tarihini Yeniden Düflünmek BGST Yay›nlar›, Mart 2010, 215 s.

rü, nefleliyken, e¤lenirken yapt›¤›m›z spontan hareketler... ‘Dans›n tarihi’ dendi¤inde ne anlayaca¤›z peki? Ve bunu ö¤renmek ne iflimize yarayacak? Bu sorular› sormam›n nedeni, Alexandra Carter’›n derledi¤i 15 ba¤›ms›z makaleden oluflan Dans Tarihini Yeniden Düflünmek adl› kitab›n Türkçeye kazand›r›lm›fl olmas›. Yerleflik tarihyaz›m› anlay›fllar›na yeni bir bak›fl getirme çabas›n›n öne ç›kt›¤› bu derlemenin hedefini, Carter’›n, kitab›n ilk sayfalar›na düfltü¤ü not özetliyor: “Tarihe borçlu oldu¤umuz görevlerden biri de, onu yeni bafltan yazmakt›r.” Dans Tarihini Yeniden Düflünmek, tarih, kültürel çal›flmalar, dans, performans çal›flmalar›, sahne ve gösteri sanatlar› gibi alanlarda, lisans ve lisansüstü e¤itim programlar›nda okutulabilecek, siyaset, felsefe, sosyoloji ve toplumsal cinsiyet gibi perspektiflerle kaleme al›nm›fl makalelerden olufluyor. Kitapta, geleneksel danslar, bale, modern/ça¤dafl dans, sokak danslar›, müzikal danslar› gibi dans türlerini konu alan makalelerde, ünlü dansç› kral 14. Louis’den, günümüz ça¤dafl dans sahnesini etkileyen Jérôme Bel, Xavier Le Roy, Vera Mantero gibi koreograflara kadar, çok say›da isme de¤iniliyor. Ancak, bir avuç dans uzman›n›n tart›flmalar›na de¤il, dans› konu alan elefltirel çal›flmalara katk›da bulunmak ve

dans merakl›lar›n›n say›s›n› art›rmak hedefiyle haz›rlanm›fl, ‘okuyucu dostu’ bir seçki bu. Makalelerdeki tart›flmalar›n, dans alan›na yabanc› okuyucular taraf›ndan da anlafl›labilmesi için, çeviriye dipnotlarla eklenen aç›klamalar, kitab›n bu özelli¤ini daha da güçlendirmifl. Bir makaleye göz at›p, günler, haftalar sonra bir baflkas›n› okuyabilirsiniz. Hatta, araya dans videolar›, bale DVD’leri, müzikaller de koyarsan›z, kitab› okumak çok daha zevkli bir hale gelebilir. Dans merakl›lar›, ya da en az›ndan arada bir dans gösterilerine gidenler, dans›n bugün art›k çok da kolay tan›mlanabilecek bir faaliyet olmad›¤›n› bilirler. Asl›nda her dönemde, her co¤rafyada geçerli olabilecek tek bir tan›m yapmak, mümkün de de¤il, gerekli de. Bugün geldi¤imiz noktada kesin olan tek fley, belki de, dans›n ‘estetik bedenlerin sunumu’ndan ibaret bir faaliyet olmad›¤›. Art›k dans festivallerinde müziksiz, hatta bedensiz gösterimler seyrediyoruz. Dansç›lar konufluyor, estetikle ilgili yerleflik alg›lar›m›z› zorlayabilen bedenlerini sergilemekten baflka fleyler de yapabiliyorlar. Gösteriden ç›k›yoruz ve soruyoruz: “Neydi flimdi bu? Dans m›yd› seyretti¤imiz?” E¤er mekândan ayr›l›rken, seyretti¤iniz dans hakk›nda biraz sohbet etmek istiyorsan›z; dans›n da sinema, tiyatro, plastik sanatlar gibi, üzerine tart›flma yap›labilecek, hat-

ta yaz›lar yaz›labilecek bir alan oldu¤unu düflünüyorsan›z, böyle kitaplara ihtiyac›n›z var demektir. Dans tarihini okumak, size, farkl› dönemlerde, farkl› bölgelerde ‘dans’ olarak tan›mlanan faaliyet üzerine daha fazla düflünme ve yorumlar›n›z› derinlefltirme imkân› verebilir. Dans sahnelerinde, opera binalar›nda, tiyatro salonlar›nda ve sokaklarda yap›lan, televizyon ekranlar›na, sinema perdesine yans›yan danslar›n tan›nan ve tan›nmayan yüzleri…19. yüzy›lda bafl balerinlerin arkas›nda ‘duran’, adlar›n› hiç bilmedi¤imiz ‘figüran’ balerinlerin hat›ralar›... Sahneye ç›kan, dans eden krallar... Sergilemenin arkas›ndaki maddi, somut, politik iktidar iliflkileri... Dans›n modayla, himayecilik a¤lar›yla, hükümetlerle ve resmi devlet politikalar›yla iliflkileri... Modern dans›n öncü kad›nlar›n›n kad›n sponsorlar›... E¤er bir perde söz konusuysa, perdenin arkas›nda kalanlar... Sahnedeki ku¤ular, ku¤ular› tafl›yan erkek dansç›lar... Gösterimin sonras›nda yaz›lanlar... Dans tarihini yazman›n zorluklar›, flimdiye kadar yaz›lan metinlerin eksikleri... Bu ve baflka konularda verimli olabilecek tart›flmalara kap› aralayan Dans Tarihini Yeniden Düflünmek, icrac›s›ndan seyircisine, tüm dans merakl›lar›n›n ufkunu geniflletecek perspektifler sunan bir kitap.
AGOS kirk

foto¤raf: ‹rfan Aktan

4

may›s 2010

5

Teotig’den mektup var

Biraz sitayifl, biraz sitem...
Pek muhterem Rag›p Beyefendi kardeflim, Bu ehemmiyetsiz iki sat›r›, geçti¤imiz günlerde neflretti¤iniz Huflartzan Abril 11i (11 Nisan An›t›) hakk›nda naçizane fikirlerimi sizinle paylaflmak ve zat›âlinize olan hayranl›¤›m› birkaç kuru kelamla ifade etmek nam›na kaleme alm›fl bulunuyorum. Rag›p Bey’ci¤im, takdir edersiniz ki, nas›l her günün bir gecesi, her madalyonun bir de öteki yüzü varsa, size olan hayranl›¤›m›n beraberinde getirdi¤i sitayifller de ard›nda baz› sitem k›v›lc›mlar› tafl›yor. Ziyadesiyle eminim ki, o çelebi flahsiyetiniz, hayranl›k beyanlar›m› a¤›rbafll›l›kla karfl›layaca¤› gibi, sitemlerimi de do¤rulu¤un terazisinde tartt›ktan sonra, kendince zaruri buldu¤u neticelere varacakt›r. Cân›m Rag›p Bey, flu Türkiye Türkiye olal› beri, sizin ve muhterem Ayfle Nur han›mefendinin, biz Ermenilerin bafl›na gelen büyük melanetin, bu büyük cürmün, efkâr-› umumiye nezdinde hakk›yla bilinir hale gelmesi, bu meseleyi ele alan neflriyat›n hürriyet içinde yap›labilmesi için ne büyük fedakârl›kta bulundu¤unuz, ne büyük zorluklara gö¤üs gerdi¤iniz, yaln›z fanilerin âleminde de¤il, flu anda benim bulundu¤um öteki âlemde (ve kim bilir, belki de varl›¤› bugüne kadar tebeyyün etmedi¤i için bizim henüz kendilerinden haberdar olma bahtiyarl›¤›na nail olmad›¤›m›z halde bizi bilen, belki de temafla niyetine bizleri seyreyleyip flu garip halimize gülen hangimiz unutabiliriz? F›rat, Dicle k›y›s›nda bo¤azlanan, canl› canl› yar boylar›ndan at›lan, Karadeniz’in dalgalar› aras›nda bo¤ulmaya terk edilen, Deyri Zor çöllerinde can verip mekân› cennet olan, veyahut da, biricik can›n› bütün ölüm tuzaklar›ndan kurtarabilip k›l›ç art›¤› olarak âlemin dört bir yan›na dar› taneleri gibi saç›lan fukara Ermeniler, sizin bu peygamberâne inad›n›z› her vesileyle takdir ettiler; sizlere gönüllerinin en derunundaki bir köflede koca bir taht ay›rd›lar. Biliyor ve inan›yorum ki, istikbalde hakikatin ve adaletin, yani vicdan›n yolunu tutacak olan di¤er Türkler de, size olan minnettarl›klar›n› lisan-› münasiple ifade edecek, isminizi tarihe, gurur duyduklar› bir vatandafllar› olarak kay›t ve hatta hakk edeceklerdir. Geçmiflte vuku bulan elim hadiseleri inkâr etmeyi marifet bellemifl kara kalpli güya tarih müellifleri, biliyorsunuz, sanki bu kadar compliqué amelin, bu kadar muazzat mikyasta cinayât›n varakas›, yani evrak›, yani sizin yeni lisanla söyleyecek olursak, ‘belge’si olurmufl gibi, “Hani belgesi! Belgesi nerede?” diye sual edip durarak, ve hatta bununla iktifa etmeyip, çirkin mi çirkin iftira ve karalamalarla, mülevves vaveylalar kopararak, o yalan âlemi terk ederken geride b›rakt›¤›m›z kemiklerimizi s›zlat›yorlar ama, sahibi oldu¤unuz Belge Beynelmilel Neflriyat, “Belge! Belge!” diye tutturan bu namertlerin, bînamuslar›n surat›nda adeta flaklayan kitaplar›yla, gereken cevab› bihakk›n veriyor. Muhterem Rag›p Bey, bizim bu tarafa kitaplar, epey gecikmeli olarak ve her halde âlemler aras› seyahat s›ras›nda yaflanan birtak›m kimyevi modification’lar›n neticesi olarak, bölük pörçük bir halde ulafl›yor. Do¤rusunu isterseniz, insan cennette olunca, âlemdeki hiçbir fley kendisine bir s›r gibi görünmedi¤inden mi olacak bilemiyorum ama, kitap, risale, mecmua gibi, fani dünyada gönül e¤lendiren fleyleri gönlü pek çekmez oluyor. Buna ra¤men, Belge’nin neflretti¤i kitaplar elime her geçti¤inde, onlar› bu cennetin sakinli¤ine pek de münasip düflmeyen bir helecan ve merakla tetebbu etmek de benim için büyük bir zevk... Belki de “zevkti” demem icap eder, zira, teessürle ifade etmeliyim ki, bu zevk, son senelerde yerini giderek ac›, kekremsi bir tada b›rakt›. Bu kitaplar›n, tercüme, tertip, tashih, rédaction, édition ve nihayet tab ile mücellit aç›s›ndan beynelmilel standartlar›n epey bir dûnunda oldu¤unu san›r›m siz de takdir edersiniz. Siyasi aç›dan neflredilmeleri fevkalade mühim ve 盤›r aç›c› olan bu kitaplar›n bu hal-i periflan›n›n, onlar›n daha fazla say›da insan›n eline ulaflmas›na mani teflkil edece¤i, o kitab› edinenlerin kullan›m› aç›s›ndan dahi büyük müflkülat ç›karaca¤›, zannederim ki sizin de malumunuzdur. Bilirsiniz, ben vakt-i zaman›nda, ‹stanbul’un, bugün bile gözümde tüten o güzel payitaht›n muhtemelen en birinci gelen kitap kurtlar›ndan biriydim. Hatta ve hatta, sizin de terceme-i halimi yazarken iflaret buyurdu¤unuz üzere, o ac› sürgün yolculu¤unda dahi bir f›rsat›n› bulup, zevcem Arflaguhi’ye, mücellite b›rakt›¤›m kitaplarla ilgili malumat vermifl, borcumu ödeyip ciltlenmifl nüshalar› geri almas›n› tembihlemifltim. Velhas›l, kitap, benim için, hayatta, sevdiklerimden sonra en çok ehemmiyeti haiz olan fleydir. Bu ehemmiyetin izlerini, neflretme bahtiyarl›¤›na eriflti¤im her kitapta göstermeye gayret ettim. Tevazuda bulunmadan itiraf edeyim ki, gerek yirmi sene boyunca neflretti¤im Amenun Daretsutys›’nda (Umumun Salnamesi), gerek Ermeni harflerinin icad›n›n 1500. ve Ermenice ilk kitab›n›n tab’›n›n 400. sene-i devriyesi vesilesiyle neflretti¤im Dib u Dar’da (Tab ve Harf), gerekse, 1915 u¤ursuz senesinde kaybetti¤imiz, her biri ayr› bir mücevher olan münevver dostlar›m›n tercüme-i hallerini bir arada dercetti¤im ve sizin tercüme ettirdi¤iniz Huflartzan’da, neflredildikleri zaman›n çok daha ilerisinde bir concept graphique ve mise en page bulursunuz. Kitaplar›m›n haz›rl›¤› esnas›nda, nevi flahs›ma münhas›r müflkülpesentli¤imden menkul titizli¤imin eseri olaraktan, sabah› matbaa köflelerinde edifllerimin, çolu¤a çocu¤a hasret kal›fllar›m›n, benden b›k›p ifli b›rakan mürettiplerin, provalar›n› be¤enmeyip yeniden döktürdü¤üm kurflun kal›plardan zehirlenip, ancak kâse kâse yo¤urtla kendine gelebilen, kim bilir, belki de bu u¤urda ömründen befl-on seneyi feda eden fukara matbaa usta, kalfa ve ç›raklar›n›n haddi hesab› olmam›flt›r. Hal böyleyken, bilgisayar, hele hele naflirlikle ifltigal edenlerin kullanmakta al›flkanl›k kesretti¤i Macintosh denen mucizevi alet ve onun içinde mevcut bulunan, Quark, Photoshop, Freehand, InDesign gibi bilumum
may›s 2010

“Tevazuda bulunmadan itiraf edeyim ki, gerek yirmi sene boyunca neflretti¤im Amenun Daretsutys›’nda (Umumun Salnamesi), gerek Ermeni harflerinin icad›n›n 1500. ve Ermenice ilk kitab›n›n tab’›n›n 400. y›l› vesilesiyle neflretti¤im Dib u Dar’da (Tab ve Harf), gerekse, 1915 u¤ursuz senesinde kaybetti¤imiz, her biri ayr› bir mücevher olan münevver dostlar›m›n tercüme-i hallerini bir arada dercetti¤im ve sizin tercüme ettirdi¤iniz Huflartzan’da, neflredildikleri zaman›n çok daha ilerisinde bir concept graphique ve mise en page bulursunuz. Kitaplar›m›n haz›rl›¤› esnas›nda, nevi flahs›ma münhas›r müflkülpesentli¤imden menkul titizli¤imin eseri olaraktan, sabah› matbaa köflelerinde edifllerimin, çolu¤a çocu¤a hasret kal›fllar›m›n, benden b›k›p ifli b›rakan mürettiplerin, provalar›n› be¤enmeyip yeniden döktürdü¤üm kurflun kal›plardan zehirlenip, ancak kâse kâse yo¤urtla kendine gelebilen, kim bilir, belki de bu u¤urda ömründen befl-on seneyi feda eden fukara matbaa usta, kalfa ve ç›raklar›n›n haddi hesab› olmam›flt›r.”
programme sayesinde, zikretti¤im bütün tab ve neflr iflleri çocuk oyunca¤›na döndü¤ü halde, Huflartzan’›m›n, pek de titizlenilmeden, tabir caizse sallapati bir edayla neflredilmifl olmas›, üzerinde neredeyse tercüme ve tertip hatas› olmayan tek bir sahife bulunmamas›, beni derinden yaralam›fl bulunuyor. ‹flte böyle Rag›p Beyefendi’ci¤im. Daha evvel de zikretti¤im gibi, insan cennetteyken, bu uçsuz bucaks›z gökkubbeden âlemin bütün s›rlar›n› ayan beyan seyreyebildi¤inden olacak, kitapt›, edebiyatt›, neflriyatt›, veyahut da, bu yana göçtü göçeli Teori-i ‹zafiyete Medhal adl› uyduruk sohbetleriyle cennet sakinlerinin dikkatlerini üzerine çekip popularité kesbetmeye gayret sarf eden Albert Einstein’›n bahsetti¤i, istikbaldeki tafll› sopal› Dördüncü Cihan Harbi’ydi, bunlar›n cem-i cümlesi ehemmiyetini epeyce yitiriyor efendim (Evet ya, fark ettiniz, cennette Müslüman’›, H›ristiyan’›, Yahudi’si; Frans›z’›, Alman’›, Türk’üyle, hep bir araday›z. Bu hakikati, din, milliyet, medeniyet nam›na harp etmek için devaml› bahane yaratan gözünü h›rs bürümüfl kifayetsiz muhterislere anlatman›n bir yolunu bir gün bulabilecek miyiz acaba?) Bu arada, bizim tarafa kapa¤› atm›fl feylesoflarla oturdu¤umuz mütemadi hasb›hallerden de illallah ettim, zira her ikisi de nur-u aynim olan dostlar›m Martin Luther (daha esmer olan) ve Mahatma ne vakit beni gizli gizli sizin âleme mektup yazarken yakalasalar, tembihlerinin bini bir para olup, bu en büyük keyfime mani olduklar›ndan, cennette oldu¤umu unutup, onlara hiddetleniyorum bile! “Teotig” diyorlar, “Bofl yere yormay›n zihninizi, flu âdemo¤lu iflah olmaz, üç vakte kalmaz topyekûn postu deldirir ve de eflek cennetini boylar nas›lsa!” Halbuki, ne yapars›n›z, kime, neyi anlat›rs›n›z Rag›p Bey’ci¤im, gönül ferman dinlemiyor. “Can ç›kar, huy ç›kmaz!” demifller ya, benimki de o hesap. Ba¤larda bahçelerde gezinip, Ermenice ö¤retme vaadinde bulundu¤um güzeller güzeli cennet sakinleriyle (Müslümanlar onlara ‘huri’ diyor) gönül e¤lendirece¤im yerde –Aman, Arflaguhi’m iflitmesin!– bir elimde dolma kalemim, bir elimde saman k⤛tlar›m, s›racaya tutulmufl gibi ateflîn bir tutkuyla sizin o tarafa mektup yaz›p duruyorum. Ermeni olman›n, binbir parça edilmiflli¤in, murad›n› bir türlü anlatamam›fl olman›n flan›ndan olsa gerek, gözüm hâlâ oralarda… Evet, Rag›p Bey kardeflim, madem benim el eme¤i göz nuru Huflartzan’›m› tam› tam›na 90 y›l sonra tercüme edip neflretmeye kalk›flan siz oldunuz, uzad›kça kabak tad› verdi¤ini fark etti¤im bu mektubumu da okuma zahmetine katlanacaks›n›z demektir... Eminim ki haberdars›n›zd›r; Amenun Daretsutyts’lar›m, birkaç y›ld›r, Halep’te mukim Kilikya kitapç›l›k flirketi taraf›ndan yeniden tab ve neflr ediliyor. Suriye, iktisadi ve s›nai flartlar itibariyle Türkiye’den çok daha iptidai bir vaziyette olmas›na karfl›n, oradaki neflriyat›n ‹stanbul’daki Huflartzan’dan çok daha albenili, titiz, ve ne yalan söyleyeyim, chic bir flekilde yap›lmas›, yüre¤imi ferahlatan bir numune olarak kalbime yerleflti. Ne var ki, zat›âlinizin neflretti¤i Huflartzan’›m, mevcut haliyle, bunu söyleme cüretini gösterdi¤im için beni affedin ama, sizin oralarda,

Teotig’in üç önemli eseri: Amenun Darutsuyts› (Herkesin Y›ll›¤›), Dib u Dar (Bask› ve Harf) ve Huflartzan 11 Abrili (11 Nisan An›t›)

baflka baflka âlemlerde dahi) pek iyi bilinen, velhas›l sa¤›r sultan›n dahi mutlaka iflitmifl oldu¤u bir vak›ad›r. Henüz bu sahada bebe ad›mlar› at›lmam›fl, hele hele, ismine Question Arménienne, yani lisan-› Türki’yle söyleyecek olursak, ‘Ermeni Meselesi’ denen, ama aslen, kanaatimi sorarsan›z, kavrayaca¤›n›z› pekâlâ bildi¤im sebeplerle Question Turque, yani ‘Türk Meselesi’ diye an›lmas› daha isabetli olacak olan bu heyûla üzerine fikir serd etmek bugünkü gibi à la mode hale gelmemiflken, zat›âliniz, han›mefendiyle beraber, neflretti¤iniz kitaplar bahane edilerek adalet önüne ç›kar›l›yor, ihanetle suçlan›yor, ama türlü türlü zorbal›k ve tehdit karfl›s›nda bir tek geri ad›m atmadan, do¤ru bildi¤iniz yoldan flaflmadan, gerçek bir münevver tavr› ve duruflu sergileyerek hakk›n ve hakl›n›n yan›nda saf tutuyordunuz. 1990’l› senelerde Yves Ternon nam Frans›z müellifin Ermeni Tabusu ve Vahakn N. Dadrian nam Ermeni müverrihin ‹ttifak Devletleri Kaynaklar›nda Ermeni Soyk›r›m› bafll›kl› eserlerini tercüme ettirip neflreylemenizden dolay› hâkim karfl›s›na ç›kt›¤›n›zda yapt›¤›n›z cesur müdafaalar›,

Teodik 11 Nisan An›t› Belge Yay›nlar›, Nisan 2010, 353 s.

“Cân›m Rag›p Bey, flu Türkiye Türkiye olal› beri, sizin ve muhterem Ayfle Nur han›mefendinin, biz Ermenilerin bafl›na gelen büyük melanetin, bu büyük cürmün, efkâr-› umumiye nezdinde hakk›yla bilinir hale gelmesi, bu meseleyi ele alan neflriyat›n hürriyet içinde yap›labilmesi için ne büyük fedakârl›kta bulundu¤unuz, ne büyük zorluklara gö¤üs gerdi¤iniz, yaln›z fanilerin âleminde de¤il, flu anda benim bulundu¤um öteki âlemde (ve kim bilir, belki de varl›¤› bugüne kadar tebeyyün etmedi¤i için bizim henüz kendilerinden haberdar olma bahtiyarl›¤›na nail olmad›¤›m›z halde bizi bilen, belki de temafla niyetine bizleri seyreyleyip flu garip halimize gülen baflka baflka âlemlerde dahi) pek iyi bilinen, velhas›l sa¤›r sultan›n dahi mutlaka iflitmifl oldu¤u bir vak›ad›r.”

neflriyat âleminin son zamanlarda gördü¤ü en elim vak›alar›ndan biri halini alan ‘korsan kitap’lara benziyor. Ne flekli flemaliyle, ne tercüme ve tertibiyle, ne de k⤛t kalitesiyle, ismine, yani abideli¤e, an›tl›¤a yak›fl›yor, yaklafl›yor. Hani bir lak›rd› vard›r Rag›p Bey kardeflim, “E¤ri otural›m, do¤ru konuflal›m” derler. Do¤rusu ya, kitap elime geçti¤inde epey bir flaflk›nd›m; zikretti¤im gibi, bizim bu taraflara kitaplar h›fl›r› ç›km›fl halde ulafl›yorlar. Zati, incelenebilecek kadar sa¤lam kalabilen nüsha da, her nas›lsa Zohrab’›n ad›na yollad›¤›n›z oldu (Kendisi, her zamanki gibi iki dirhem bir çekirdektir!) Evet, epey flaflk›nd›m Rag›p Bey’ci¤im, dünyan›n global’leflti¤i, zihinlerde yer eden hudutlara dokunulmadan, yeryüzündeki bütün hudutlar›n kald›r›lmaya çal›fl›ld›¤› 21. as›rda, hele hele, kadim bir maziye sahip olan ama art›k birbirlerini ezeli düflman bellemifl iki halk›n aras›nda dialogue’dan bahsedilen flu günlerde bile siz, veyahut da cilt tertibiyle u¤raflan mesai arkadafl›n›z, acaba hangi tahayyülle Huflartzan’›n kapa¤›na bir tafl duvar›n çirkin mi çirkin fotograf›n› konduruvermifltiniz? Üstelik, bendenizin ismini bile do¤ru yazamayarak? Senelerce ‘Teotig’ ya da ‘Teotik’ olarak tafl›d›¤›m ve telaffuz etti¤im ismim neden fiark Ermenicesinin Garp lisanlar›ndaki transcription kurallar› dikkate al›narak ‘Teodik’ olarak yaz›lm›flt› acaba? Kabal›k ediyorsam affola, sanmay›n ki size ifl ö¤retiyorum, fakat kapa¤a ‘Teodik’ olarak tafl›may› münasip gördü¤ünüz ismim, neden zat›âlinizin kaleme ald›¤› mukaddemede ‘Teodig’ olarak, yine kitab›n muhtelif yerlerinde 2-3 farkl› flekillerde zikredilmekte? Huflartzan’›n redaktörlü¤ünü üstlenmifl olan Dora Sakayan han›mefendi pek muhterem ve alan›nda muteber bir académicienne olabilir, fakat takdir edersiniz ki, Türkçeye tercüme edilen bir eserin redaktörlü¤ünü bihakk›n yürütebilmesi için evvela Türkçe bilmesi laz›m gelir! Evet, Rag›p Bey’ci¤im, Huflartzan’›n ‘kollektif’ olarak gerçeklefltirilmifl olan tercümesini tetkik etmeye bafllad›¤›mda da hayretler içinde kald›m. Her sayfada, handiyse her sat›rda mevcut olan tashihlerden; yeni karfl›l›klar› verilmemifl yer isimlerinden; do¤ru düzgün Türkçelefltirilememifl Ermenice kelime ve mevhumlar art arda dizilerek kurulmufl cümlelerden; ayn› sayfada muhtelif kereler farkl› yaz›lm›fl olan gazete ve kitap isimlerinden ve yer yer Türkçelefltirmeye bile lüzum duyulmadan öylece b›rak›lm›fl olan unvan ve mahlaslardan belli oldu¤u üzere, tercüme olunan metin, de¤il rédaction’a, ehil bir

musahhihin k›raatine bile tabi tutulmam›fl. Metin lisan›n›n haml›¤›, kurulu¤u, mot à mot’lu¤u öylesine rahats›z etti ki beni, her virgülde es verip Ermenicesinden kontrol etmek, acaba hakkaten böyle mi yazm›fl›m diye kendime sormak durumunda kald›m. Demem o ki muhterem Rag›p Bey kardeflim, bu Huflartzan’›n, bu ‘11 Nisan An›t›’n›n, hiç zelzele yüzü görmemifl Garp memleketlerinde bile zaten an›nda yerle bir olaca¤› aflikâr... Elbette her vakit oldu¤u gibi, “Bon pour l’Orient”c› orientaliste’ler, yani flarkiyatç›lar ç›kacakt›r; ancak, hele hele sevgili dostum Edward’›n o müthifl eserlerinden sonra, gelin siz o akl›evvellere ald›rmay›n. Keza bu abide, bu hali ve 25 liral›k fiyat›yla, yaln›z Garp’ta de¤il, fiark’ta da pek öyle uzun süre ayakta kalabilecek gibi görünmüyor. Velhas›l, sevgili Rag›p Bey’ci¤im, siz Huflartzan’› doksan y›l sonra tercüme edip neflretmeye lay›k gördünüz; bense, kaleme ald›¤›m bu uzun mektupla hem kitap hakk›ndaki fikriyat›m› sizinle paylaflm›fl, hem de orada ismi geçen 761 yazar, gazeteci, ruhani, hukukçu, tahsil insan› ad›na ve bilhassa da Nisan 1915’te tutuklanarak Çank›r› ve Ayafl’taki cezaevlerine sürülen Ermeni münevverlerin telgraflar›na vurulan damgada belirtildi¤i üzere, bütün “mücrimin-i siyasiye … efendi”ler ad›na, size teflekkürlerimi takdim etmifl bulundum. Son olarak, ne yalan söyleyeyim, flahs›m›n hofluna gitmedi de¤il, ama aram›za hepimizin bekledi¤inden çok ama çok erken kat›lan, buralar›n acemisi Hrant kardeflim de geçenlerde yan›ma gelip, Huflartzan’›n giriflinde kendisinden sayfalarca bahsedilmesinden, kendi yaz›lar›na yer verilmesinden rahats›zl›k duydu¤undan, kendini buna lay›k görmedi¤indan bahisle, biraz utand›¤›n› söyledi. Dostunuzdur, bilmeye hakk›n›z var diye düflündüm... Ayr›ca, scanner, yani taray›c› denen aletin azizli¤ine u¤ram›fl olacaklar, bizim “mücrimin-i siyasiye … efendi”ler, Huflartzan’da k›zam›k ç›karm›fl gibi görünüyor olmaktan ziyadesiyle flikâyetçiler. Bir dahaki sefere daha yak›fl›kl› vesikal›klar›n› görmek istediklerini muhakkak size yazmam için ›srar ediyorlar… Hep beraber, size s›hhat, afiyet ve saadet vermesi için yüce Tanr›’dan duac›y›z efendim. Ölümden kurtulmak için, hayat›n›n üç senesini Toros da¤lar›ndaki BelemedikTafldurmaz mevkiinde Vahan Nekdaryan nam› alt›nda gizlenip tafl k›rarak geçiren Teotoros Lapçinciyan, nam› di¤er TEOT‹G
AGOS kirk

AGOS kitap

6

may›s 2010

7

Meflrutiyet’ten Cumhuriyet’e

Gayrimüslimlerin ‹mparatorluk’tan tasfiyesi
19. yüzy›l ve ‹ttihat Terakki dönemini ‘objektif’ bir flekilde incelemeye çal›flan araflt›rmac›lar›n, ‹ttihat Terakki’nin Rumlara ve Ermenilere yönelik politikalar›na (özellikle de, 1915 y›l›ndaki ‘tehcir’ karar›yla birlikte bafllayan süreçte Ermenilere uygulanan sürgün ve k›r›mlara) iliflkin de¤erlendirmelerinin, bir nevi turnusol k⤛d› ifllevi gördü¤ü söylenebilir. Akkufl’un, Milli ‹ktisat projesi ile Ermenilerin sürülmesi aras›nda do¤rudan bir iliflki kurmas›na ra¤men, Ermenileri sürgün etme karar›n›n ard›ndaki nedenleri aç›klarken resmi tarihin iddialar›n› yeniden üretmekten öteye gidememesi, ve kitapta, Ermenilere dönük katliamlara dair herhangi bir yarg›da bulunmamas›, bu aç›dan düflündürücü. Yazar, 1915 konusunda, Türkiye’deki resmi söyleme ciddi bir alternatif oluflturan genifl bir literatürü, özenli araflt›rmalar› yok sayarken, ‹ttihat Terakki’nin, Ermenilerin ayr›l›kç› hare-

Bursa’da gayrimüslimlerin tasfiyesi
MEHMET POLATEL

Osmanl› tarihine iliflkin literatürde kent tarihi araflt›rmalar›na s›kl›kla rastlansa da, 19. yüzy›lda imparatorlukta yaflanmaya bafllayan dönüflümlerin kentlerdeki yans›malar›n› konu alan çal›flmalar›n say›s› hâlâ s›n›rl›. Var olan örneklerde de, ilgili kentin gayrimüslim nüfusu genellikle görünürlük kazanm›yor. Turgay Akkufl’un, geçti¤imiz günlerde yay›mlanan Meflrutiyet’ten Cumhuriyet’e Bursa Kent Tarihinde Gayrimüslimler bafll›kl› çal›flmas›n›n, eksikleri olmakla beraber, bu aç›dan bir istisna oluflturdu¤u söylenebilir.
Tanzimat ve de¤iflim
Osmanl› tebaas›n›n, ‘millet sistemi’ çerçevesinde, dini gruplara ayr›flt›r›lmas›na dayanan yönetim biçimi, Tanzimat’la (1839) bafllay›p Islahat Ferman›’yla (1856) devam eden reform politikalar›yla de¤iflime u¤ram›flt›. Osmanl› Devleti tebaas›n›n ‘eflitlik’ zemininde birlefltirilmesini öngören Kanun-i Esasi de (1876), imparatorluktaki gayrimüslimlerin hukuki statüsüne dair önemli bir de¤ifliklik getiriyordu. Osmanl› Devleti’nin bu ilk anayasas›nda yer alan “Osmanl› tabiyetinde bulunan herkes, hangi din ve mezhepten olursa olsun istisnas›z Osmanl› tabir olunur” maddesi, imparatorluk s›n›rlar› içinde yaflayan unsurlar› bir arada tutma çabas›n›n bir yans›mas› olarak de¤erlendirilebilir. O dönem ‘Osmanl›c›l›k’ olarak benimsenen yaklafl›m›n oluflumunda temel etken, kuflkusuz, Osmanl› tabiyetindeki unsurlar aras›nda milliyetçi ak›mlar›n ve ba¤›ms›zl›k mücadelelerinin yükselmesi, ve baz›lar›n›n (S›rplar, Yunanlar) bu mücadeleyi kazanm›fl olmalar›d›r. Akkufl, kitab›n ilk bölümünde, 19. yüzy›l bafllar›nda Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nda yaflanan genel dönüflümleri, ve Tanzimat’›n ilan›yla bafllayan, idareyi merkezilefltirme yönündeki çabalar›n hukuk, idare ve e¤itim alanlar›ndaki etkilerini anlatt›ktan sonra, söz konusu reformlar›n, baflkent ‹stanbul’dan sonra ilk olarak payitahta yak›n bölgelerde uygulamaya kondu¤unu, Bursa’n›n da bu aç›dan öncelikli kentlerden biri oldu¤unu belirterek, Tanzimat’la bafllayan de¤iflimlerin Bursa’daki gayrimüslimlerin hayat› üzerindeki –e¤itim alan›ndaki düzenlemeler kapsam›nda yeni e¤itim kurumlar› aç›lmas› gibi– yans›malar›n› ele al›yor. hayat›ndaki faaliyetlerini sürdürürler ve özellikle ipek üretimi alan›nda, Fransa ve di¤er Avrupa ülkelerinden flirketlerle ortakl›klar kurar, ya da Osmanl› ticareti ile Avrupa ticareti aras›nda arac›l›k ederler. Kitapta, Bursa’daki fabrikalar›n sahiplerine dair veriler de sunuluyor. Akkufl, gayrimüslimlerin flehrin ekonomisindeki a¤›rl›klar›na iflaret eden bu verileri de¤erlendirirken, yaln›zca ipek üretimi iflletmelerinin sahiplerinin faaliyetlerine de¤il, fabrikalarda ucuz iflgücü olarak kullan›lan gayrimüslimlerin (özellikle de gayrimüslim kad›nlar›n) kötü çal›flma koflullar›na da de¤iniyor. Yazar, bu konuda ayr›nt›l› bir de¤erlendirme yapmasa da, kitapta sunulan veriler, gayrimüslimlerin ‘varl›kl›’ olduklar›na dair genel yarg›n›n yanl›fll›¤›n› gösteriyor. Gayrimüslimlerin flehirdeki sosyal yaflamlar›n› da inceleyen yazar, Müslümanlarla gayrimüslimlerin, belirli alanlarda nas›l birlikte yaflad›klar›n› aktar›yor. Bu ‘alan’lar aras›nda, hem gayrimüslim hem de Müslüman nüfusu bar›nd›ran mahallelerin yan› s›ra, gayrimüslimlerin ve Müslümanlar›n birlikte kurdu¤u flirketler, “geleneksel üretim örgütlenmesi olan loncalar” da bulunuyor. Hatta Akkufl, ayn› çarfl› içerisinde Türk sat›c›lar sessiz kal›rken “Rum, Ermeni ve Yahudi sat›c›lar›n müflteri çekmek için ç›kartt›klar› yüksek seslerin çarfl›lar›” kaplad›¤›n› iddia ediyor (s. 166). Ancak, bu dönemi anlatan di¤er kaynaklarda, Tanzimat ile bafllayan, bütün unsurlar aras›nda ‘eflitlik’ kurma çabalar›n›n Müslümanlar ile gayrimüslimler aras›nda yaratt›¤› gerilimleri görmek mümkünken, Akkufl bu konuya de¤inmiyor. Üçüncü bölümde, yazar, ‘1908 Devrimi’ ile bafllayan II. Meflrutiyet döneminin Bursa kentindeki yans›malar›n› inceliyor ve 1908, 1912 ve 1914 y›llar›ndaki Meclis-i Mebusan seçimlerine özel bir yer ay›rararak, ‹ttihat ve Terakki’nin politikalar›n› ve gayrimüslimlerin seçimlerdeki tav›rlar›n› ele al›yor. Bu bölümde anlat›lan, istibdat rejimine karfl›tl›¤› sembolize eden Hürriyet Bayram›’n›n (‘‹d-i Milli’) Bursa’da çoflkuyla kutlanmas›, ‹ttihat Terakki’nin ilk dönemlerinde uygulamaya çal›flt›¤› ‘Osmanl›c›l›k’ politikas›n›n II. Meflrutiyet’in bafllar›nda Müslüman ve gayrimüslimler taraf›ndan nas›l sahiplenildi¤ine iflaret ediyor.

Minasyanlar›n elmas kesim atölyesi, Bursa. (Birzamanlar Yay›nc›l›k / OCC Collection & Archive)

Turgay Akkufl Meflrutiyet’ten Cumhuriyet’e Bursa Kent Tarihinde Gayrimüslimler Libra Yay›nlar›, May›s 2010, 432 s.

ketleri ve isyanlar› sebebiyle ‘tehcir’ karar› vermek zorunda kald›¤›n› iddia ediyor. Örne¤in, Taner Akçam gibi, bu konuya y›llar›n› vermifl olan bir yazara hiçbir at›f-

ta bulunmamas›, ve özellikle, Akçam’›n Ermeni Meselesi Hallolunmufltur (2009, ‹letiflim Yay.) bafll›kl› çal›flmas›na de¤inmemesi, ‘akademik’ kriterler aç›s›ndan da

ciddi bir sorun teflkil ediyor. I. Dünya Savafl› sonras›nda, s›n›rl› say›da Ermeni’nin savafl sonras›nda terk etmek zorunda b›rak›ld›klar› memleketlerine dönmelerini ve bu süreçte yaflad›klar›n› aktaran Akkufl, ‘ulus devletin flafa¤›’ olarak adland›rd›¤› ‘milli mücadele’ süreciyle birlikte, imparatorlu¤un kadim halklar› için ‘gayrimüslim’ yerine ‘az›nl›k’ tabirini kullanmay› tercih ediyor, ve bu terminolojik de¤iflim hakk›nda herhangi bir bilgilendirmede bulunma ihtiyac› duymuyor. Zaten Akkufl’a göre, ‘gayrimüslimlerin ayr›l›kç› hareketleri ve savafl s›ras›nda yaflanan trajik olaylar nedeniyle’, ortak bir yaflam›n zemini ortadan kalkm›fl, ve ‘Milli Mücadele’ ile birlikte, ulus-devletin Bursa’s›nda Yahudiler d›fl›nda hiçbir gayrimüslim topluluk kalmam›fl, kentte “türdefl” bir demografik yap›lanma oluflmufltu. Yazar, bu durumun suçlusu olarak, isyana e¤ilimli olan ya da isyan eden gayrimüslimlere iflaret etse de, “Neden isyan ettiler?” sorusunu cevaps›z b›rak›yor.

Bursa ekonomisinde gayrimüslimler
I. Meflrutiyet’in getirdi¤i hukuki ve idari de¤iflimlerin Bursa’n›n ekonomik ve sosyal yaflam› üzerindeki etkilerinin incelendi¤i ikinci bölümde, I. Meflrutiyet dönemine kadar sadece sanayi ve ticaret alan›nda faaliyet gösterebilen gayrimüslimlerin devlet kurumlar›nda istihdam›n önünün aç›lmas›yla birlikte, Osmanl› bürokrasisinde de yer almaya bafllad›klar› vurgulan›yor. Bu de¤iflim Bursa’ya da yans›r ve kentin idaresinde gayrimüslim isimlere de rastlanmaya bafllar. Ancak, Bursa’daki gayrimüslimler idari yap› içinde görünür olsalar da, eskiden oldu¤u gibi, bu dönemde de a¤›rl›kl› olarak ticaret
AGOS kitap

müslim burjuvazinin ekonomideki egemenli¤ini y›kmay› hedefliyordu. ‹ttihat Terakki’nin, imparatorlu¤un bütün unsurlar›n› birlefltirmeyi amaçlayan ittihad-› anas›r hedefinin, “ayr›l›kç› ak›mlar›n güç kazanmas›” ile baflar›s›zl›¤a u¤rad›¤›n› belirten yazara göre, ‹ttihat Terakki’nin siyasi ve sosyoekonomik alandaki beklentilerinin gerçekleflmemesi, Osmanl› liberalizminin de baflar›s›zl›¤›na tekabül ediyor. ‹ttihat Terakki’nin, Balkan Savafllar› sonras›nda yöneldi¤i Türkçülük politikas›n›n ekonomi alan›ndaki yans›mas›, MüslüGayrimüslimlerin man-Türk bir burjuvazi yaratarak, gayriekonomiden tasfiyesi müslim burjuvazinin ekonomideki egemenKitab›n dördüncü bölümünde, ‹ttihat Te- li¤ini y›kmay› hedefleyen ‘Milli ‹ktisat’ rakki’nin II. Meflrutiyet döneminde ekono- olur. “Avusturya’n›n Bosna Hersek’i ilhak miyi düzeltme çabalar› ve bunun bir yans›- etmesi ve daha sonra Girit’in Yunanistan’a mas› olan ‘Milli ‹ktisat’ projesi ele al›n›yor. kat›lmas›na yönelik giriflimlerin yaratt›¤› ‹ttihat Terakki yönetimi, II. Meflrutiyet’in Yunan karfl›tl›¤›” (s. 275) ile Balkan Savafl› siyasi alana getirdi¤i ‘serbesti’ anlay›fl›yla da sonras›nda bafllat›lan, ‘milli’ olan d›fl›nda ilintili olarak, iktisadi alanda liberal bir eko- al›flverifl yap›lmamas›n› öngören boykotlar nomik anlay›fl› benimsemiflti ve bir yandan serisi (‘‹slam Boykotaj›’), imparatorluk getoplumsal refah›n art›r›lmas› amac›yla bi- nelinde oldu¤u gibi Bursa’da da gayrimüsreysel giriflimcili¤i desteklerken di¤er yan- limleri iktisadi alandan tasfiye etmeyi amaçdan ekonomi politikas›n› ‘Milli ‹ktisat’ pro- layan bir yapt›r›m arac› olarak kullan›l›r. Akkufl’a göre, boykotlar›n yan› s›ra, I. jesi üstüne temellendirerek, yarataca¤› Müslüman-Türk bir burjuvazi sayesinde gayri- Dünya Savafl› s›ras›nda gayrimüslimlerin ‘sevk ve iskân’› da, ‘Milli ‹ktisat’ projesinin uygulanmas›nda önemli bir rol oynam›flt›. Rumlar›n iç kesimlere sürülmesi ve Ermenilerin ‘tehcir’iyle, Bursa’n›n ekonomisinde oluflan büyük boflluk, kente muhacirlerin yerlefltirilmesi ve sürülenlerin geride b›rakmak zorunda kald›klar› mallar›n Müslüman-Türk giriflimcilere aktar›lmas›yla kapat›lacakt›. Bursa’da ve civar köylerde yaflayan Müslüman halka, küçük esnaf›n birleflip, imece usulüyle flirketler kurmas› yönünde telkinlerde bulunuluyordu: “Böylece Bursa’da Türk-‹slam kimlikli çiftçi, esnaf, tüccar, flirket ve giriflimcilerin, gerek kent halk› gerekse merkezi ve yerel hükümet taraf›ndan desteklenmesi ya da ay›rt edilmesiyle billurlaflan ‘milli himaye anlay›fl›’ yaflama geçirildi” (s. 290). Dolay›s›yla, ‹ttihat Terakki yönetimi, savafl s›ras›nda ve savafl sonras›nda uygulamaya koydu¤u politikalarla, gayrimüslimlerin iktisadi alandan tasfiyesi“Bursa J. Köleyan Mahdumlar› filatür fabrikas›nda koza seçme ifllemi.” (2 May›s 1906’da gönderilmifl bir kartpostal; Birzamanlar Yay›nc›l›k / OCC Collection & Archives) ni ‘baflar›yla’ gerçeklefltirmiflti.

Trabzon, tarihyaz›m› ve ihtida
ENDER ABADO⁄LU

T

Heath Lowry, kitab›nda bu perspektifarih profesörü Heath Lowry’nin, ilk bask›s› 1981 y›l›nda yay›mlanan Trab- ten hareketle Trabzon flehrinin 1461 y›l›nzon fiehrinin ‹slamlaflmas› ve Türkleflmesi da Osmanl›lar taraf›ndan fethedilmesini ta1461-1583 bafll›kl› kitab›n›n gözden geçiril- kip eden yüz y›l içerisinde yaflanan Müslümifl dördüncü bask›s›, geçti¤imiz mart ay›n- manlaflma sürecini inceliyor. Trabzon’un da ç›kt›. Trabzon flehrine ait, 1486, 1523, Müslümanlaflma süreci konusunda, flu ana 1553 ve 1583 tarihli tahrir defterlerinin kar- kadar gelifltirilen iki hipotez mevcuttur. fl›laflt›rmal› olarak incelendi¤i kitapta, fetih Bunlar›n ilki, Trabzon flehrinin, Osmanl› sonras›ndaki yüz y›l içinde flehrin Müslü- fethinin hemen ard›ndan Müslüman olmamanlaflmas› ele al›n›yor ve flehrin Türklefl- yan nüfusun üçte ikisinin kentten sürülmesi ve yerine imparatorluk s›n›rlar›nda yaflamesine dair sonuçlar sunuluyor. Tahrir defterleri, Sultan II. Mehmet dö- yan Müslüman ahalinin yerlefltirilmesi yoneminden itibaren Osmanl› ‹mparatorlu- luyla Müslümanlaflt›r›ld›¤›d›r. Lowry, fetihten sonraki yaklafl›k altm›fl ¤u’nda arazilerin ve vergi y›l› kapsayan 1486 ve 1523 mükelleflerinin kay›tlar›n›n y›llar›na ait tahrir defterletutuldu¤u resmi belgeler rinde yer alan, kentte yaflaolarak tan›mlanabilir. Osyan H›ristiyan (Rum Ortomanl› döneminde vergilendoks, Rum Katolik, Latin dirme sistemi dinlere göre Katolik ve Ermeni) nüfusa farkl›l›k gösterdi¤inden, dair kay›tlardan hareketle, tahrir defterleri, imparatorbu hipotezin do¤ru olmad›luk s›n›rlar› içerisinde din¤›n› gösteriyor. ‹kinci hipolerin demografik ve co¤rafi tezse, fethin akabinde flehirde¤iflimlerine dair temel den sürülenlerin Komnenos bilgi kaynaklar›ndand›r. ailesi ve maiyetiyle s›n›rl› Dönemin kay›t tutma kald›¤› yönündedir. normlar›n›n bugün tam Lowry’nin de destekledi¤i olarak bilinmiyor olmas›, bu hipoteze göre fethin hekay›tlar›n maddi ve insani men sonras›nda flehre Müshatalar içermesi ve esas olaHeath W. Lowry Trabzon fiehrinin ‹slamlaflmas› ve lüman ahali yerlefltirilmifl rak imparatorlu¤un yönetiTürkleflmesi 1461-1583 olmakla birlikte, nüfus kaci s›n›f›n›n ihtiyaç duydu¤u çev. Heath Lowry, Demet Lowry Bo¤aziçi Üniversitesi Yay›nevi, y›tlar›, bu ahalinin nüfusuiktisadi bilgiler üzerine kuMart 2010, 247 s. nun, müteakip elli y›l zarrulu olmas› nedeniyle, tahf›nda azald›¤›na iflaret etrir defterlerinden elde edilen bilgilerin kesinli¤i tart›flmal› olabilse de, mektedir. Ancak 1553 sonras› kay›tlara babu defterler, döneme dair, istatistiksel aç›- k›ld›¤›nda, flehrin Müslüman nüfusunda dan anlaml› say›labilecek veriler üzerinden dramatik bir art›fl göze çarpar. Lowry, bu verilerden hareketle flu sonuçlara var›yor: yorum yapmaya olanak verirler.

Yeni Cula Camii (St. Eugenios Kilisesi)

Trabzon’da, fethin ard›ndan dramatik boyutlarda bir sürgün yaflanmam›flt›r; flehre k›smen zorla yerlefltirilmifl olan Müslüman ahali, H›ristiyan bir ço¤unluk içerisinde yaflamak yerine bir yolunu bulup memleketlerine dönmeye çal›flm›flt›r. fiehrin Müslüman ahalisinin nüfusunda 1553 sonras›nda görülen art›fl, flehre d›flar›dan gelenlerle ya da mevcut Müslüman nüfusunun art›fl›yla izah edilemeyecek derecede yüksektir. Dolay›s›yla, flehrin Müslümanlaflmas›n› aç›klayabilecek tek etken, H›ristiyan ahalinin h›zl› bir flekilde Müslümanlaflt›r›lm›fl olmas›d›r. Bu din de¤ifltirme sürecinde, Müslüman olmayan ahaliden al›nan y›ll›k 25 akçe ispençe vergisi önemli bir rol oynam›flt›r. 1553 ve 1583 defterlerinde yap›lan incelemelerden elde edilen sonuçlar, flehirdeki Müslüman ahalinin yar›s›ndan fazlas›n›n mühtedilerden, geriye kalan›n da flehre yerleflmifl Müslüman ahaliden olufltu¤unu göstermektedir. Dolay›s›yla, 1583’e gelindi¤inde flehirde, Rumca konuflan, ciddi büyüklükte bir Müslüman nüfus ortaya ç›km›flt›r. fiehirde fetih öncesinde kullan›lan Rumca yer isimleri ve mesleki jargonlar›n varl›¤›n› sürdürmesi, bunun en önemli kan›tlar›ndan biridir. Lowry’nin tespitine göre 1486’da Trabzon büyük ço¤unlukla Rum Ortodokslar›n yaflad›¤› bir flehirken, 1583’e gelindi¤inde a¤›rl›kl› olarak Müslümanlar›n yaflad›¤› bir

flehir haline gelmifltir. Ancak, flehrin nüfusunun yar›ya yak›n›n› mühtedilerin oluflturdu¤u göz önüne al›nd›¤›nda, bu Müslümanlaflman›n flehrin Türkleflmesi anlam›na gelmedi¤i görülür. Lowry’nin ifadesiyle,
“[S]onuç olarak, 1583’te flehrin nüfusunun ço¤unlu¤u Müslüman oldu¤u ve flehrin ‹slamlaflt›r›lmas›ndan söz edebildi¤imiz halde flehrin fetih öncesi karakterinin büyük bir k›sm›n› korudu¤unu söyleyebiliriz. Di¤er bir deyiflle, inceledi¤imiz dönemin sonunda Trabzon flehrinin Türklefltirilmesi henüz ilk aflamalar›ndayd›.”

Lowry’nin bu çal›flmas›, tarih araflt›rmalar› için yöntemsel aç›dan çok önemli iki noktay› ortaya koyuyor. Birincisi, Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun, emperyal bir devletin titizli¤iyle haz›rlanm›fl bir kay›t sistemi vard›r; bu kay›tlar, ait olduklar dönemlerdeki imparatorluk politikalar› çerçevesinde kapsaml› bir flekilde incelendi¤inde oldukça ayd›nlat›c› olabilmektedir. ‹kincisi, resmi kay›tlar üzerine yap›lan bu tür çal›flmalarda ihtiyatl› olmak ve, tabiri caizse, matematiksel bir titizlikle çal›flmak gerekmektedir. Farkl› dönemlerde, farkl› ihtiyaçlara binaen tutulmufl olan bu kay›tlar, içerdikleri maddi ve insani hatalar ay›kland›¤›nda, son befl yüz y›lda yaflanm›fl olan birçok tarihsel olay› ayd›nlatacak verileri sunabilecek niteliktedir.
AGOS kirk

8

may›s 2010

may›s 2010

9

‘Psikolojik nedenli zayiat’›n öyküsü
DAMLA ÖZLÜER

travmayla tekrar tekrar karfl›laflabilecek hale getirmeye çal›fl›yorlard›. Amaç, ölmeye ve öldürmeye haz›r k›talar yaratmakt›:
“Askeri doktordular, görevleri savafl›n kazan›lmas› için savafl gücünü ayakta tutmakt›. Ordunun ihtiyaçlar›yla hasta bireylerin ihtiyaçlar›n› uzlaflt›rmak mümkün müydü?”

r› da iflin içine girdi¤inden, ekonomik bir sorun da bafl gösteriyordu. Psikiyatri de bu konuya tam olarak bir çözüm getirememiflti. Psikiyatrlar kendi içlerinde çeflitli fraksiyonlara ayr›lm›flt›, ve bugünün çözümleri, yar›n›n sorunlar› olabiliyordu.

TSSB terimini üretmekle ve Gaziler ‹daresi'nde bu kiflileri tedavi etmekle birçok gazinin durumunu TSSB vakas›na çevirmiflti.”

Ben Shephard, sadece bir tarih veya an› çal›flmas› de¤il, ayn› zamanda son derece iyi kurgulanm›fl, sürükleyici bir öykü olan Sinir Savafl› adl› kitab›nda, 1914-1994 y›llar› aras›ndaki savafllarda askerlerin yaflad›¤› ‘Gülle fioku’ sendromuna ve bu sendromun tedavisi için psikiyatrlar›n görevlendirilmesine odaklan›yor. Görünen o ki, sinir savafl› henüz bitmifl de¤il. Mevziler de¤iflse de sonuç de¤iflmiyor, çarp›flma devam ediyor... Sinir Savafl›, savafllara ‘ald›m-verdim’, ‘flu kadar asker bu kadar top’, ‘flu politika bu s›n›r’ durumundan öte bir bak›fl atmak, ‘psikolojik nedenli zayiat’ olarak kaydedilenleri dinlemek isteyenler için bire bir.

nsanl›k tarihi bir yan›yla geliflimin, bulufllar›n ve ilerlemenin tarihiyse -ki bu ilerleme kavram› bile insan odakl› bir bak›flla yaz›l›r; örne¤in ar›lar›n ve kar›ncalar›n kurup y›kt›¤›m›z devletleri ilerleme olarak görüp görmedikleri meçhul- di¤er yan›yla da savafllar›n tarihidir. Ve insan, ilerlemesini ço¤unlukla yapt›¤› savafllar›n sonucunda gerçeklefltirir. Sanki birbirini öldürmeden yürüyemez bir varl›kt›r insano¤lu. Bir di¤eriyle çarp›flmadan ç›kar›r enerjisini. Savafl alanlar› doktorlar için bulunmaz birer deney alan› olurken, bir sonraki neslin ömrünü uzatacak bilgiler bu alanlarda ö¤renilir. Toplumbilimciler için savafllar bulunmaz laboratuvarlard›r. ‹nsano¤lunun ekonomik sistemi savafl ve y›k›m›n getirdi¤i yeniden yap›lanma ve felaketlerden do¤an f›rsatlarla büyür. Sistemler do¤ar, büyür ve y›k›l›r. ‹nsano¤lu yeniden kurar hayat›n›. Küllerinden do¤an anka kufludur sanki; bir sonraki yang›n›n mutlaka olaca¤›n› bilir ve yeniden yan›p kül olmay› bekler. Toprak için, egemenlik için, ticaret yollar› için, petrol için ve flimdi de su için... ‘‹çin’ler asla bitmez. Deneme yan›lma yoluyla devletlerini ve sistemlerini de¤ifltirirken, pek çok kurban verir insanl›k. Çoklukla hayat›n› ve daha da s›kl›kla ruhunu kaybeder bu savafllarda; bir sonraki nesillere aktar›lan travmalar›yla yaflar. Boyun e¤en kadar, boyun e¤diren de yaralan›r. Ama sonuçta, büyük resimde tek tek erlerin gözleri görünmez. Önemli olan savafl› kazanman›n yolunu bulmak, oyundaki tafllardan mümkün oldu¤u kadar az›n› kaybetmektir. Belki de tek varl›kt›r insan ac›n›n ve ölümün öyküsünden cesaret ve onur öyküleri ç›karan. Ve yine belki de tek varl›kt›r

kendini yok etmeye bu kadar meyilliyken kendiyle yaflamay› baflarabilen...
“1918 y›l›n›n bir Mart günü Bat› Cephesi’ndeki ‹ngiliz 4. Ordu Karargâh›’na gelen Dr. Harold Hills, yeni atanan nörolog olarak kendini tan›tt›. ‘Nörolog ne demek?’ Soran personel subay›yd›. ‘Sinir sistemi üzerinde çal›flmalar yapan kimse.’ ‘Sinirlerle mi ilgili yani?’ ‘Evet.’ Gidip kap›y› açt›, d›flar›ya seslendi. ‘Hey, sinirlerimizi iyilefltirsin diye birini göndermifller!’ Bir kahkaha koptu.”

ti¤i yirminci yüzy›l boyunca askerlerin sinirlerini iyilefltirmek amac›yla pek çok doktor görevlendirildi. De¤iflik unvanlar› olurdu bu doktorlar›n; psikiyatr, nörolog, psikolog... Tak›lan lakaplar› da vard›: deli doktoru, flarlatan, büyücü...”

“1970'li y›llar Vietnam gazilerinin psikolojik sorunlar›n›n tan›nmas› için önde gelen pek çok psikiyatristin Her iki dünya savafl› ve Vietnam de kat›ld›¤› ateflli bir kampanyaya Savafl›’nda, ‘gülle floku’ sendromuyla sahne oldu. 1980 y›l›nda bu hareket bafla ç›k›lmaya çal›fl›ld›. Avrupa’da bütün amaçlar›na ulaflm›fl gibi görüpsikiyatrinin ve nörolojinin babas› nüyordu. Vietnam gazilerine hastasay›lan isimler bu alanda pek çok çanede psikolojik destek sa¤lanmak l›flma yapt›lar. Yar›m as›rdan fazla bir üzere Kongre ikna edilmifl, Amerikan süre boyunca, özel hastane kurmakPsikiyatri Derne¤i de gazilerin ihtitan yat›flt›r›c›lara, psikanalizden grup yaçlar›n› karfl›lamak üzere genifl kapterapisine kadar onlarca tedavi meto“Böyle bir yürüyüfl biçimi görmemiflsinizdir.” Gülle floku geçiren bir asker, saml› yeni psikiyatrik s›n›fland›rma du denendi. histeri semptomlar› sergiliyor. (Netley Hastanesi, Southampton, 1917) sistemine bir kategori eklemeyi ve Bu arada askeriye de bu konuda travma sonras› stres bozuklu¤u nas›l bir tav›r almas›na gerekti¤ine karar ver- atarak uyanan, yürüme yetene¤ini kaybet(TSSB) yaflayanlar›n tedavilerine yard›mc› olmay› kabul etmiflti. meye çal›fl›yordu. Gülle floku ma¤durlar› sa- mifl, fiziksel bir sebebi olmadan felç olmufl

Bu konudaki görüfl farkl›l›klar› bugün de devam ediyor. fiu anda tarihi yaz›lmasa da hâlâ süren savafllar elbette terminolojiye yeni katk›lar yapacak, ilerlemelerle birlikte gerilemeleri de getirecek. Bu ‘sinir savafl›’n›n ne ma¤lubu ne de kazanan› olmas›n›n en önemli sebebi, herhalde ‘savafl’›n kendisinin bir travma olmas›. Gerçi, insano¤lu paradokslarla yaflamaya ve bunlar› birbirine uygun görmeye al›flk›n bir tarihe sahip. Belki de en iyisi, durumu anlatmas› için sözü bir flair savaflç›ya b›rakmak. ‹ngiliz flair Keith Douglas, Normandiya’da tankla ölüme gitmeden önce karalad›¤› dizelerde, çöl savafl›ndaki deneyimlerinden sonra, s›rt›nda sessizce tafl›d›¤› canavar› anlat›yor:
Evet, benim de bir canavar›m var, Bir kurba¤a ya da kurt, k›vr›lm›fl belimde. Bir k›p›rdan›yor, bir kemiriyor ne zaman belli de¤il, Öyle bir fley ki sadece bir kez anlatabilirim varl›¤›n›, Ama sadece kendi canavar› olanlara, Di¤erlerine de¤il.

I. Dünya Savafl›’nda yaflanan bu sahne, sonraki y›llarda ortaya ç›kacak pek çok yenili¤in ve keflfin özeti say›labilirdi. Mertlik, tüfeklerin de¤il, toplar ve tanklar›n icat edilmesiyle bozulmufltu as›l. Siperlerdeki askerler ne oldu¤unu bile anlamadan büyük bir patlamayla sars›l›yor, nereden geldi¤ini bilmedikleri bir gülleyle ölüyorlard›. Sonralar› ‘gülle floku’ olarak adland›r›lacak olan sendrom, üst düzey komutay› zor duruma sokmufltu. Yaralanmayan veya ölmeyen askerlerde, hatta patlaman›n uza¤›ndakilerde fizyolojik bir nedeni olmaks›z›n görülen sinir krizleri, savaflma isteksizli¤i ve biliflsel fonksiyonlar›n› tamamen kaybetme gibi semptomlar, ordunun öngördü¤ü zayi miktar›n› afl›yordu. Bu durum savaflmaya gönlü olmayan ayaktak›m›na da cepheden kaçmak için bir f›rsat sunuyordu. Gerçek sendrom ma¤durlar›yla yalan söyleyenleri ay›rmak mümkün olmuyordu.
“Askeri çat›flmalar›n yo¤un oldu¤u ve t›bbi psikolojinin sürekli geliflme kaydet-

Sorunlardan biri, psikiyatri ve nörolojinin henüz geliflme ça¤›nda olmas›yd›. Bir tedavi protokolünden bahsetmek hayaldi. Tedavi ço¤unlukla o anki doktorun kiflili¤ine, yaklafl›m›na, yeni ç›kan yöntemlere olan yatk›nl›¤›na ve yeteneklerine ve tabii kökenine kal›yordu. Tedavi yöntemleri eski travmalar› da gün ›fl›¤›na ç›karabiliyordu. Üstelik tedavi için uzun bir zaman gerekiyordu. Oysa amaç, hasta askeri mümkün oldu¤u kadar çabuk cepheye geri sürmekti. Bir di¤er sorun toplum alg›s›yd›. Histeri, daha çok alt s›n›flara, korkaklara, kad›nlara ve zay›flara özgü bir durum olarak alg›lan›yor, askeriyenin saf maço ruhunda küçümseniyordu. Ama üst s›n›f ailelerden gelen, savaflta büyük cesaret gösteren subaylar da bir süre sonra ifl göremez hale gelebiliyordu. Günlerce bir siperde ölümü beklemek, üst üste sald›r›lara kat›lmak ve her seferinde yan›nda bir arkadafl›n›n ölümüyle yüzleflmek kolay bafla ç›k›labilen bir fley de¤ildi:
“ABD 8. Hava Gücü’nde görevli bir psikiyatr, B-17 bombard›man uçaklar›ndan birinin pilotunun yaflad›¤› deneyimi flöyle anlatacakt›: ‘Onuncu görevinde önündeki uçak infilak etmifl, uçaktan koptu¤unu sand›¤› bir parça üzerine do¤ru gelmifl ve bu uçan parçan›n avc› uçaklardaki pilotlardan birinin ölü bedeni oldu¤u anlafl›lm›fl. Ceset gidip iki numaral› pervaneye çarpm›fl ve paramparça olarak ön cama

vafltan kaçan korkaklarsa idam edilmeleri gerekirdi. Öte yandan, kamuoyu hasta askerlerin idam edilmesine asla göz yummazd›. Sendrom ma¤durlar›n›n görüntüsü de bu durumu ç›kmaza sokuyordu. Konuflmay› unutan, kâbuslar gören, geceleri 盤l›klar

askerler vard›. Baz›lar›, uzun süre cephede savaflm›fl ve pek çok kahramanl›k göstermiflti; onlar› korkakl›kla suçlamak imkâns›zd›. Ancak cephedeki askerlerin bu nedenle tahliye edilmesi de kabul edilemiyordu. Bu askerlere ödenecek tazminatlar ve gazi maaflla-

Vietnam gazileri ad›na kampanya yürütenler oldukça prestijli ve sayg›n kimselerdi. Fakat 90'l› y›llara gelindi¤inde, yirmi y›l önce deva gibi görünen reçetelerin ulafl›lmak istenen hasta nüfusuna pek iyi gelmedi¤i belli oldu; psikiyatri mesle¤i

Ben Shephard Sinir Savafl›: Askerler ve Psikiyatrlar 1914-1994 çev. Dilek fiendil, Evren Bar›n Egrik Literatür Yay›nlar›, Nisan 2006, 789 s.
yap›fl›p orada donup kalm›flt›... Bir an midesi bulan›r gibi olduysa da olan bitenin onun için pek anlam› yokmufl asl›nda. Adam› tan›mad›¤› için bu dehflet verici görüntüden kendini uzak hissetmifl.’ Ne var ki iki görev sonra kendi uça¤› ve mürettebat› a¤›r hasar görecekti ve ac› verici olayla karfl›laflan bu kez kendisiydi. Bunun ard›ndan ilk olay›n an›s› su yüzüne ç›k›p onu rahats›z etmeye bafllad›. Bir daha uçak kullanamayacakt›.”

Hobart Pafla’n›n hat›ralar›, 124 y›l sonra Türkçede

Bir ‹ngiliz subay›n gözünden Osmanl›
AYTÜL ALPAY

C

Bir baflka örnek de Gelibolu Savafl›’ndan... Anzak ordusunda yer alan Elis Silas, bir ressamd›. 18 May›s’ta ‘psikolojik nedenli zayiat’ kayd›yla terhis edildi ve aylarca hastanede yatt›. Silas, yaflad›klar›n› flöyle kaydetmiflti:
“Biraz uyku, korkunç kâbuslar gördü¤üm için uyumaya korkuyorum. Düzenli bir günlük tutmak için art›k u¤raflm›yorum. Tek ümidim burada yaflad›¤›m her fleyi unutabilmek. 16 May›s! Tüm kalbimle biliyorum ki art›k bittim-büyük bir hata yap›p bu cesur askerlerin hayat›na mal olmak istemiyorum.”

harles Hobart Hampden, ya da Hobart Pafla (1822-1886), ‹ngiltere’de soylu bir ailenin üyesi olarak do¤ar. E¤itiminin ard›ndan, denizcili¤e merak› dolay›s›yla 1835’te ‹ngiliz Bahriyesi’ne girer, 1842’de subay olur. Üç y›l kadar, Güney Amerika k›y›lar›ndaki kaçak köle tüccarlar›yla mücadelede görev al›r. K›r›m Savafl›’n›n Balt›k Cephesi’nde Ruslara karfl› savafl›r. 1861’de albayl›¤a terfi eder. Savafls›z geçen dönemler-

Kopan bir bacak veya kör olan bir göz olmad›¤› sürece hastal›k hastal›ktan say›lm›yordu. Psikiyatrlar bir de kendilerini kabul ettirme zorlu¤u ile karfl› karfl›yayd›lar:
“Psikiyatrlar›n getirilme nedeni savafl›n ac›lar›n› giderme yollar›n› biliyor olmalar›yd›; çünkü ordu bu ac›larla bafla ç›kamaz hale gelmiflti. Ya da yaflam›n anlam›n›n savafl oldu¤u bir ça¤da mümkün olan her fleyin askerler için yap›laca¤›na sivil toplumu inand›rman›n bir yolunu bulmufllard›.”

Solda, siperinde bir asker. Gelibolu, 1915. (‘Gelibolu’, Ekip Film Yay›nlar›). Sa¤da, baflar›s›z bir hipnoz girifliminden sonra tedaviye al›nm›fl bir er: “Zekâ düzeyi bir yafl›nda bir çocu¤unkine denkti.” (‘Sinir Savafl›’ kitab›ndan)
AGOS kitap

Di¤er yandan, ortada etik bir sorun da vard›. Hastalar› iyilefltirmeye gayret ederken, asl›nda ölümle tekrar yüzlefltirip, ayn›
may›s 2010 may›s 2010

de subaylara serbest çal›flma hakk› tan›nmas›ndan yararlanarak, ABD ‹ç Savafl›’nda Kuzey’in kuflatt›¤› Güney limanlar›nda abluka yar›c›l›k yapar. Abluka alt›ndaki flehirlerde, tüketim mallar› ve silah satt›¤› süre boyunca yakalanmam›fl olmas›, ona büyük ün ve para kazand›r›r. 1867’de yeni maceralar aramak üzere Akdeniz gezisine ç›kar ve yolu Osmanl› ‹mparatorlu¤u’na düfler. Hobart, Osmanl› Bankas› direktörü olan a¤abeyi Lord Vere Henry Hobart’›n yard›m›yla, Osmanl› devlet adamlar›yla tan›fl›r. Keçecizâde Fuat Pafla’n›n teklifiyle Osmanl› Bahriyesi’ne kat›l›r; 1869’da Girit ‹syan›’n›n bast›r›lmas› görevini üstlenir, buradaki baflar›s› üzerine koramiralli¤e terfi ettirilir. 1877-78 Osmanl›-Rus Savafl›’nda Karadeniz Donanmas› komutan›d›r. Savafl s›ras›nda kaybedilen topraklardan Osmanl› ülkesine s›¤›nmak zorunda kalan halk›n tahliyesinde görev al›r. 1881’de Osmanl› Donanmas› komutan› olur. 1886’da tedavi için gitti¤i ‹talya’da ölür, ve vasiyeti üzerine, ‹stanbul’daki Haydarpafla ‹ngiliz Mezarl›¤›’na gömülür. Hobart Pafla’n›n, ömrünün son demlerinde, Bo¤aziçi k›y›lar›nda kaleme ald›¤› an›lar› ilk kez 1886’da Sketches From My Life ad›yla ‹ngiltere’de yay›mlan›r. Hobart Pafla’n›n, dönemiHobart Pafla (Y›ld›z Arflivi, 1883).

nin dünya tarihi aç›s›ndan önemli olaylar›na dair tan›kl›klaran› bar›nd›ran bu kitap, çeliflkili ve yanl›fl bilgiler içerdi¤i düflünüldü¤ünden, Bat›l› kaynaklarda ra¤bet görmemifltir. Pafla’n›n, olaylar›n derinine inmeyen, macera roman› tad›ndaki anlat›m›n›n da bunda etkili oldu¤u söylenebilir. Di¤er taraftan, Hobart Pafla’n›n, an›lar›n› bir sonuca ba¤lamadan, “Yazd›klar›ma biraz ani olarak son veriyorsam bunun nedeni avlan›rken üflütüp ciddi bir flekilde hastalanmamd›r” diyerek son vermesi, ve ‹stanbul’da geçirdi¤i döneme dair ayr›nt›lara girmemesi okuyucuyu hayal k›r›kl›¤›na u¤ratabilir. ‹stanbul’la ilgili belki de en ilginç bölüm, Hobart Pafla’n›n, “mukaddes muhit” diye tan›mlad›¤› Pera sosyetesini elefltirdi¤i sat›rlard›r. Pafla, Pera’daki sosyetenin davran›fllar›n› tasvir ederken, hiciv yetene¤ini çok iyi kullan›r. ‹lk yay›mlan›fl›ndan tam 124 y›l sonra Türkçeye kazand›r›lan kitap, Kansu fiarman taraf›ndan yay›na haz›rlanm›fl. fiarman, Hobart Pafla’n›n otobiyografisi ile yetinmeyip, kitaba, Hobart Pafla ve yaflad›¤› dönemle ilgili bölümler eklemifl. Kitapta bahsi geçen, Amerikan ‹ç Savafl›, K›r›m Savafl› ve 93 Harbi gibi tarihsel olaylarla ilgili ek bilgiler, Pafla’n›n an›lar›ndaki eksiklikleri tamamlar nitelikte. Ayr›ca, Osmanl› donanmas›nda görev yapm›fl bir baflka ‹ngiliz asker olan Woods Pafla’n›n (Sir Henry Felix Woods) an›lar›ndan al›nan, Hobart Pafla hakk›ndaki bölümler de kitab› zenginlefltirmifl. Woods Pafla’n›n an›lar›nda, Hobart’›n, ‹stanbul’dan önce Yunanistan’a gitti¤i, Girit is-

Hobart Pafla’n›n An›lar› haz. Kansu fiarman çev. Derin Türkömer Türkiye ‹fl Bankas› Kültür Yay›nlar›, fiubat 2010, 314 s. yan›nda Yunan taraf›na yard›m edecekken Osmanl› Bankas› direktörü olan abisinin ›srar› ile ‹stanbul’a gidip Osmanl› taraf› için savaflt›¤› bilgisi aktar›l›yor; fakat bu hikâyeyi Hobart Pafla’n›n kendi an›lar›nda bulam›yoruz. Kitapta, 1886’da Hobart Pafla’n›n an›lar›n› yay›na haz›rlayan Horace Kephart’›n sunufl yaz›s›; Hobart Pafla’n›n dönemin savafl teknolojisiyle ilgili olarak kaleme ald›¤› askeri raporlar, ve dönem kaynaklar›ndan derlenen görsel malzemeler, di¤er ek bölümler olarak dikkat çekiyor. Hobart Pafla’n›n An›lar›, okumas› zevkli ve sürükleyici bir kitap olmas›n›n yan› s›ra, 19. yüzy›l sonu Osmanl› sosyal ve siyasi hayat›na içerden bakmam›z› sa¤layan bir kaynak olarak da okunmay› hak ediyor.
AGOS kirk

10

11

Anadolu-Pop’u okumak
MURAT MER‹Ç

M

Tülay German

Cem Karaca

üzik, yak›n zamana kadar yazarlar›n ve araflt›rmac›lar›n pek itibar etmedi¤i bir aland›. Orhan Kahyao¤lu, Burak Eldem, Serdar Öktem, ‹zzet Eti, Murat Befler, Metin Solmaz gibi isimler, 80’li y›llar›n ortalar›ndan itibaren k›s›tl› imkânlar›n› kullanarak müzik üzerine yazd›lar. Albümlerin yasal olarak yay›nlanamad›¤›, yaz›l› belgenin neredeyse yok oldu¤u bir dönemden, 12 Eylül’ün karanl›k günlerinden söz ediyoruz. Bu ortama ra¤men göle çal›nan maya tuttu ve ilerleyen dönemde aralar›nda benim de oldu¤um müzik yazarlar› ortaya ç›kt›. Bu cümleyi kurarken, 70’lerde güzel ifllere imza atan Cumhur Alp, Do¤an fiener gibi isimleri unutmuyoruz elbette. Lakin, ‘müzik yazarl›¤›’ denen durumun müsebbipleri yukar›da sayd›¤›m›z birkaç isimdir; arada unuttuklar›m›z elbette olacakt›r, onlardan peflinen özür dileyelim. Müzik yazarl›¤› üzerine düflünürken, müzik kitaplar›n›n bir anda ortal›¤› kaplad›¤›n›, kitapç›larda ayr› bir müzik raf› oluflturacak kadar ço¤ald›¤›n› fark ettim. Bu arada Agos Kitap/Kirk ile bir temas›m oldu ve mevzu dahilinde yaz›lm›fl kitaplar› toparlayan birkaç yaz›l›k bir seriyi editör Altu¤ Y›lmaz’a önerdim. O da heyecanla kabul etti. Bu, o serinin ilk yaz›s›. Devam› gelecek.

Anadolu-Pop külliyat›na girifl
Memleket pop ya da rock’unu anlatan kitaplara bakt›¤›m›zda mühim bir bölümünün Anadolu-Pop üzerine yaz›lm›fl oldu¤unu görüyoruz. Bir dönemin en revaçta türü üzerine bu kadar çok yaz›lmas› bir tesadüf de¤il elbet: Anadolu-Pop (ya da kimilerince tercih edilen ad›yla Anadolu-Rock) sadece 60’l› y›llarda, ç›kt›¤› dönemde etkili olmam›fl, müzik piyasas›nda yeni bir hat açm›fl ve etkisini günümüze dek sürdürmüfl. 70’li y›llar›n sonunu düflünün: Bar›fl Manço giderek ‘progressive’leflen müzi¤ini ‘7’den 77’ye’ herkese dinletiyor; Cem Karaca, ‘psychedelic’ ö¤eler bar›nd›ran müzi¤iyle kitleleri yerinden oynat›yor; Edip Akbayram ve Selda’n›n ‘funky’ plaklar› çok sat›yor... 70’lerin ortalar›nda canlanan memleket popu Arabesk hatta girince, ana arter rock’çulara kalm›fl, memleketi 12 Eylül’e götüren günlerde rock ana ak›m olmufltu. Bunda rock’un umutlu ve h›rç›n bir müzik olmas›n›n da pay› var elbette. Ancak bu durumu yaratanlar, temeli iyi oturtan Anadolu-Pop’çular. Kitaplardan söz etmeye bafllamadan, Anadolu-Pop/Rock meselesine bir aç›kl›k getirelim: En basit flekliyle, ‘türküleri Bat› sazlar› ve ritimlerini kullanarak uyarlamak’ olarak tarif edebilece¤imiz Anadolu-Pop, 1964’te Tülay German’›n ‘Burçak Tarlas›’ pla¤›n›n çok satmas› sonucu ‘uyanm›fl’ bir tür. Öncesinde tek tük denemeler var ama as›l patlama bu

Esin Afflar

Siluetler

Mo¤ollar
AGOS kitap

plak sonras›nda gerçeklefliyor. 1970 y›l›na dek bu türde pek çok çal›flma yap›l›yor. Hürriyet’in Alt›n Mikrofon’u ve Milliyet’in buna rakip olarak düzenledi¤i Liseleraras› Müzik Yar›flmas›, bu türü besliyor. Plaklar çok sat›yor, dönemin neredeyse bütün flark›c› ve gruplar› en az bir türkü düzenlemesine imza at›yor ve yeni y›ld›zlar ortaya ç›k›yor. Bu arada, kimi mecralarda ‘Ulusal Türk Müzi¤i’ gibi isimler ortaya at›l›yor ama bunlar tutmuyor. 1970 y›l›nda Mo¤ollar’›n zikretti¤i isim, bu türün jeneri¤i oluyor: ‘Anadolu-Pop’. Türkü düzenlemeleri ve türkü gibi flark›lar o tarihten sonra bu bafll›k alt›nda toplan›yor. ‘Anadolu-Rock’ ismi ise Mo¤ollar’›n yeniden kuruldu¤u tarih olan 1993’e kadar neredeyse hiçbir kaynakta geçmiyor. Bu tarihten sonra, bu isim bir flekilde dolafl›ma giriyor ve AnadoluPop’un yerini al›yor. Biz, o dönemde öyle kullan›ld›¤› için Anadolu-Pop demeyi tercih ediyoruz. Bunca sözden sonra as›l mevzumuza, Anadolu-Pop ya da onu yapanlarla alakal› kitaplara geçelim... Cumhur Canbazo¤lu’nun bir y›l kadar önce yay›mlanan kitab› Kentin Türküsü: Anadolu PopRock bu külliyat›n en önemli eseri. Bu sayfalarda daha önce bu kitapla alakal› güzel bir yaz› yay›mland›¤› için (Fehmiye Çelik, ‘Kentin Yar›n Kalan Türküsü: Anadolu Pop-Rock’, Agos Kitap/Kirk, say› 10, A¤ustos 2009), burada k›sa bir de¤iniyle yetinelim: Canbazo¤lu, kitab›nda Anadolu-Pop’u yaratanlar› tek tek an›yor ve onlar›n hayat hikâyelerini ve diskografilerini bir özel ansiklopedi tad›nda bize aktar›yor. Bu türde yaz›lm›fl kitaplar aras›nda efli benzeri olmayan bir kitap bu, ve mevzuyla alakadarsan›z, almak durumunda oldu¤unuz tek kaynak. Sonras›nda külliyat›n di¤er parçalar›na göz atabilirsiniz ama bafllang›ç kitab›n›z mutlak surette bu olmal›. Burada, izninizle kendi kitab›mdan da söz edeyim. Pop Dedik – Türkçe Sözlü Hafif Bat› Müzi¤i yaln›zca AnadoluPop’a odaklanan bir kitap de¤il ama, ayr›nt›l› bir Anadolu-Pop bölümü de bar›nd›r›yor. Türün geliflimi hakk›nda bir yaz› okumak isteyenler buna da baflvurabilir. Bir Anadolu-Pop kitab› olma iddias› yok ama bak›fl aç›s› itibariyle o dönemi anlatt›¤› için önerebilece¤imiz bir baflka kaynak da, Bo¤aziçi Gösteri Sanatlar› Toplulu¤u dahilinde çal›flmalar yapan ‘45’lik fiark›lar’ ekibinin haz›rlad›¤›, 60’lardan 70’lere... 45’lik fiark›lar adl› kitap. Tülay German’dan Gülden Karaböcek’e pek çok isimle söylefli yap›larak oluflturulmufl, arada çerçeve yaz›lara yer verilmifl ve Anadolu-Pop’un oluflum süreci hakk›nda enteresan tan›kl›klar bar›nd›ran, muazzam bir çal›flma... Bu aralar bulmak biraz zor olabilir ama buldu-

Alt›n Mikrofon (1968)

¤unuzda kaç›rmay›n ve Canbazo¤lu kitab›n›n yan›na çekinmeden koyun.

Türk Beflleri’nden Ruhi Su’ya
Bu külliyat› üç bölüme ay›rmak mümkün: Birinci elden tan›kl›klar yani an› kitaplar›; nehir söylefliler ya da do¤rudan öznenin yard›m› ve tan›kl›¤›yla yaz›lm›fl kitaplar; g›yaben yaz›lm›fl olanlar... Canbazo¤lu’nun kitab› bu üç türün d›fl›nda, Anadolu-Pop alg›s›na dair bir genel kitap. Gönül ister ki bu tip kitaplar arts›n, birinin görmedi¤ini di¤eri görsün, külliyat büyüsün. Ancak, en az›ndan flu ara bunun mümkün olmad›¤›n› biliyoruz. Canbazo¤lu’nun kitab›n›n bir benzeri olmasa da onun yan›na koyabilece¤imiz bir kitap var: Münir Tireli’nin –öncesinde ‘Munimonde’ müstear ismini kullanarak internet üzerinde yay›mlad›¤›– Bir Metamorfoz Hikayesi. Kitap kronolojik ilerliyor ve Tireli o dönemde ‘gördüklerini’ tümüyle öznel bir süzgeçten geçirerek bize aktar›yor. Gördükleri daha ziyade Anadolu-Pop ekseninde oldu¤u için, bunu da bu türde yaz›lm›fl genel bir kitap olarak alg›lamak mümkün. Ancak kitab›n takibi oldukça zor: Sanatç›lar ve olaylar y›l y›l, bafll›k bafll›k ayr›lm›fl ama bu, bir sistem dahilinde yap›lmam›fl. Sonunda kaynakça da olmad›¤› için arad›¤›n›z› bulmak uzun zaman alabiliyor. Yine de oldukça önemli bir kaynak. Canbazo¤lu ve Tireli’nin kitaplar›nda anlaflt›klar› bir nokta var: Her ikisi de Anadolu-Pop tarihini biraz geriye çekiyor ve Türk Beflleri’ne dayand›r›yor. Halk müzi¤inin Bat› tekni¤i ve sazlar›yla icras› düflünüldü¤ünde buna kat›lmak mümkün, lakin ortaya ç›kan, iki ayr› fley: Biri, klasikçilerin memleket havalar›n› al›p kimi zaman s›k›c›laflt›rarak kendi yomay›s 2010

rumlar›n› katt›¤› uzun eserler; di¤eri daha çok e¤lenceye yönelik, kolay tüketilecek ürünler. Dolay›s›yla, bunlar› birbirinin devam› olarak görmek çok da mümkün de¤il. Aradaki en büyük fark, oluflum flekilleri: Türk Beflleri’nin yapt›¤› ‘fley’ tümüyle zorlama; cumhuriyetin ilk y›llar›nda, ‘halka Bat› müzi¤ini sevdirme’ plan› çerçevesinde yap›lm›fl, öyle kalm›fl, devam› gelmemifl. Ulvi Cemal Erkin’in ‘Köçekçe’si ve Ahmet Adnan Saygun’un ‘Mavilim’, ‘Köro¤lu’ gibi kimi türkü düzenlemeleri d›fl›nda, halk nezdinde kabul de görmemifl. ‘Köçekçe’nin kabul görmesi, resmi 19 May›s müzi¤i olmas›ndan; türkü düzenlemeleri ise k›sa ve ‘efllik edilebilir’ oldu¤u için sevilmifl. Anadolu-Pop hareketi, el yordam›yla ortaya ç›km›fl. ‹kisinin bulufltu¤u nokta, bu fikri ilk ortaya atan Erdem Buri’nin Bat› müzi¤ini ve tarihini çok iyi biliyor olmas›. Buri, klasikçilerin yapamad›¤›n› ‘pop’a uyarlam›fl ve sonuç baflar›l› olmufl. Tam bu noktada, Anadolu-Pop’un oluflum sürecinde Erdem Buri’nin yan›nda olan Ruhi Su’yu bir kenara ay›rmak gerekecek, zira ‘yöreselden ulusala, ulusaldan evrensele’ fliar›yla seslendirdi¤i türküler, klasikçilerle popçular aras›nda bir yerde duruyor. Halk müzi¤i klasman›na sokmak da yanl›fl, çünkü Ruhi Su’da saz bir efllik arac› de¤il, türküyü güçlendiren, onunla akan bir unsur. Sanatç›n›n söyleyifli yöresel a¤›zlar›n oldukça uza¤›nda; hangi yöreden olursa olsun bütün türküleri ‹stanbul Türkçesiyle seslendiriyor ve bunun böyle olmas› gerekti¤ini savunuyor. Bu noktada, Ruhi Su’nun yaz›lar›n› toplayan ve ondan söz açan kitaplar› anmak elzem: Adam Yay›nlar› taraf›ndan bas›lan Ezgili Yürek ve Ruhi Su’ya Sayg› adl› kitaplar› bulmak oldukça zor, ancak ilk kitab›n Everest Yay›nlar›’nca yap›lm›fl yeni bask›s› raflarda merakl›lar›n› bekliyor.

An›lar, tan›kl›klar...
Birinci elden tan›kl›k, memlekette pek rastlanmayan bir durum. En az›ndan müzisyenler aras›nda an›lar›n› yazan çok insan yok. Erkin Koray, Esin Afflar ve Tülay German, bu hatt›n üç önemli ismi. Yazd›klar›yla, bir yandan kendi tarihlerini anlat›rken di¤er yandan gelecek kuflaklara bir miras b›rak›yorlar. Esin Afflar ve Tülay German’›n an›lar› neredeyse eflzamanl› olarak yay›mland›, ikisi de farkl› isimle ikinci bask›y› yapt›. Afflar, kitab›na An›lar Yan›lt›r m›? ismini uygun görmüfltü, sonradan bunu Yaflam›mdan Esintiler olarak de¤ifltirdi. ‹lk kitap hatalarla doluyken ve –flatafatl› kapa¤›, kaliteli k⤛d›na ra¤men– özenmay›s 2010

siz bas›lm›flken, ikincisi oldukça güzel ve okunabilir bir halde okuyucunun karfl›s›na ç›kt›. Arada çok büyük farklar yok; dolay›s›yla ikincisi ‘gözden geçirilmifl ikinci bask›’ olarak düflünülebilir. Tülay German’›n kitab›nda ise durum biraz farkl›. Erdem Buri’nin ölümünden sonra (ekseriyetle Buri’nin mezar› bafl›nda) German’›n kaleme ald›¤› metinlerin toplam› olan ilk bask› Erdemli Y›llar ad›yla yay›mlanm›flt›. Metinler elbette kronolojik bir s›ra izliyordu ama Buri, her birinin içine itinayla zerkedilmiflti. Sonraki bas›mda kitab›n ad› de¤iflmekle kalmad› (Düflmemifl Bir Uça¤›n Kara Kutusu), kimi isimler ortadan kalkt›, yeni an›lar eklendi ve kitap Tülay German’›n sadece Erdem Buri ile etkileflimini de¤il, hayat›n› anlatt›¤› bir hal ald›. Erkin Koray’›n Mezarl›k Gülleri ise her iki kitaptan farkl› bir yerde: Memleket rock’unun ‘baba’s› ve asi genci Erkin Koray, hayat›n› ve an›lar›n› anlatmakla kalm›yor, hayat, do¤a, müzik, siyaset gibi durumlar üzerine fikirlerini aç›kça söylüyor. Bunu yaparken de y›llard›r biriktirdi¤i cevap haklar›n› birbiri ard›na kullan›yor. Okumas› e¤lenceli ama daldan dala atlad›¤› için onu bir an›lar toplam› olarak nitelendirmek çok mümkün de¤il. Erkin Koray, “Sa¤c› m›s›n›z yoksa solcu mu?” sorusunu “‹kisi de de¤ilim, yukarday›m” diye cevaplayan bir ermifl, kitab› da gözard› edilmeyecek türden. An›lar›n› yazan baflka isimler de var. Murat Gö¤ebakan, K›raç, Haluk Levent gibi isimlerin yazd›¤› kitaplar›n ço¤u ak›llara zarar ama bu, bir baflka yaz›n›n konusu. Tan›kl›klarla yaz›lm›fl kitaplar›n en mühim örne¤i, Serdar Öktem’in 3 Hürel kitab› (Bir Efsanenin Öyküsü). Öktem, kitab› yazarken grup üyeleriyle mesai yapm›fl, onlar›n günlüklerinden, notlar›ndan ve arflivinden yararlanm›fl. Ortaya doyurucu bir kitap ç›kmamas›n›n tek nedeni, içerisindeki gereksiz bilgi fazlal›¤›. Grubun ç›k›fl zaman›nda bir derginin anketine verdi¤i cevaplar›n bugün verdikleri cevaplarla karfl›laflt›rmal› yay›mlanmas› enteresan, lakin kitab›n neredeyse dörtte birini kaplad›¤› için biraz sorunlu. Yine de, 3 Hürel kitab›, verdi¤i bilgilerle kitapl›¤›m›zdaki ‘iyi’ kitaplar aras›nda. Ada, bilhassa 80’lerde yapt›¤› albümlerle memleket müzik piyasas›n› derinden etkilemifl, rotas›n› de¤ifltirmifl bir firma. Albümlerin yan› s›ra üç de kitap yay›mlad›: Az önce sözünü etti¤imiz 3 Hürel kitab›n›n d›fl›nda, Gökhan Aya’n›n yazd›¤› Bir Cem Karaca Kitab› ve Aya’n›n Münir Tireli’yle birlikte kotard›¤› Bir Erkin Koray Kitab›. ‹kisinin de yay›n tarihi 1998. ‹çlerindeki teknik bilgi gani, lakin gitar›n bilmemne flark›s›n›n bilmemkaç›nc› saniyesindeki faz› ve davulun tonu gibi, s›radan okuyucunun çok da ilgisini çekmeyecek bilgiler bunlar. Yine de, her iki sanatç› hakk›nda daha doyurucu bir kaynak olmad›¤› için flimdilik tek ve en iyi baflvuru noktas› bu kitaplar. Bir yanl›fl anlafl›lmaya mahal vermemek için söyleyelim: En iyili¤i tekli¤inden de¤il, verilen emekten. Gereksiz bilgiler fazla ama hikâyenin anlat›m flekli ve flark›lar hakk›ndaki bilgiler, kayna¤›n ‘do¤ru’ oldu¤unu bize hissettiriyor. Cem Karaca’n›n bir k›s›m söyleflilerinin kimi kitaplarda karfl›m›za ç›kt›¤›n› ve sanatç›n›n ayr›ca fliir kitaplar› oldu¤unu sözlerimize ekleyelim ve hakk›nda en fazla kitap yaz›lan sanatç›y› anal›m: Bar›fl Manço. Zamans›z ölümünün toplumda infial uyand›rd›¤›, genifl kat›l›ml› bir cenazeyle topra¤a verilen Manço bu-

günlerde unutulmaya yüz tuttu, ama biraz da bu ölümün katk›s›yla, onun hakk›nda yaz›lan kitaplar birbiri ard›na raflarda yerini ald›. Bunlar aras›nda bizce en iyisi, Hulusi Tunca’n›n yazd›¤› Bar›fl Manço: Uzun Saçl› Dev Adam. ‘Yazd›¤›’ dedik ama ‘derledi¤i’ demek daha do¤ru belki; zira Hulusi Tunca, y›llarca, bir dönemin en önemli müzik dergisi Hey’in yöneticili¤ini yapm›fl bir isim, ve bu kitab› oluflturan metinler de Hey’de yay›mlanan Bar›fl Manço haberleri, elefltirileri ve söyleflileri. Tunca, Hey külliyat›n› önüne alm›fl, titiz bir seçim yapm›fl ve kimi yaz›lar›n ucuna bugünkü fikirlerini eklemifl. Ortaya, tad›na doyulmaz bir Manço hazinesi ç›km›fl. Dolay›s›yla, sadece bu kitab› ald›¤›n›zda bile sanatç›n›n hayat›na vak›f olabiliyorsunuz. Birgül Yang›n’›n Ça¤dafl Türk Ozan› Bar›fl Manço adl› kitab›, akademik bir çal›flma. Tamer fiahin’in Hâlâ Yaz›p Çizecek Birkaç Sat›r›m Kald› adl› çal›flmas› ise ‘içeriden’ bir kitap: fiahin, uzun y›lllar Manço’nun menejerli¤ini yapm›fl, yan›nda olmufl bir isim. Bunlara Ali K›rca’n›n Bar›fl Manço an›s›na yapt›¤› Siyaset Meydan›’n›n deflifresini ekleyelim; Manço hakk›ndaki di¤er kitaplar› da flimdilik görmezden gelelim.

Bu kitaplar› almay›n!
Yaz›n›n sonunda maalesef Ak›n Ok fenomeninden de söz etmek gerekecek. Ak›n Ok, 68 Ç›¤l›klar› facias›ndan bu yana ›srarla uzak durdu¤umuz bir isim. Okudu¤unu anlamamas›,

derledi¤i fleyleri yanl›fl bir araya getirmesi ve ciddiyetten uzak tavr›yla ‘yazar’l›ktan oldukça uzak lakin bu mevzuda pek çok ‘kitap’a imza att›¤› için burada bahsini geçirmek elzem. Ara bafll›¤a oturttu¤umuz cümleyi biraz daha aç›k yazal›m: Bir yerde Ak›n Ok kitab› görürseniz uzak durun ya da bir projenin içinde ad›na rastlarsan›z derhal oradan kaç›n. Durum bu kadar vahim. Üstelik, Kaan Ertem’le imza att›¤› bir Mo¤ollar kitab› da var. Kaan Ertem’i tenzih edelim ve Ak›n Ok kitaplar›n›, bir baflka yaz›da inceleme sözü verelim. fiimdiden flekillendi bile: Önümüzdeki say›da yay›mlanacak yaz›n›n öznesi Ak›n Ok, yan›nda olacak isimler de Haluk Levent, K›raç ve Murat Gö¤ebakan. E¤lenceli bir yaz› olaca¤› muhakkak! muratmeric@gmail.com

de¤inilen kitaplar
Cumhur Canbazo¤lu Kentin Türküsü: Anadolu Pop-Rock resimleyen: Aptülika Pan Yay., Haziran 2009, 368 s. Esin Afflar Yaflam›mdan Esintiler ‹fl Bankas› Kültür Yay., Kas›m 2008, 394 s. [ilk bas›m: An›lar Yan›lt›r M›? Arion Yay., Ekim 1995, 380 s.] Ruhi Su Ezgili Yürek Everest Yay., Eylül 2006, 220 s. [1. bas›m: Adam Yay›nlar›, 1985] Erkin Koray Mezarl›k Gülleri Alfa Yay., A¤ustos 2006, 429 s. Murat Meriç Pop Dedik: Türkçe Sözlü Hafif Bat› Müzi¤i ‹letiflim Yay., Nisan 2006, 543 s. 60’lardan 70’lere... 45’lik fiark›lar BGST Yay., Mart 2006, 380 s. Tamer fiahin Hala Yaz›p Çizecek Birkaç Sat›r›m Kald› Truva Yay., Ekim 2005, 240 s. Münir Tireli Bir Metamorfoz Hikayesi Türkiye’de Grup Müzi¤i: 1957-1980 Arkaplan Yay., Mart 2005, 434 s. Hulusi Tunca Bar›fl Manço: Uzun Saçl› Dev Adam – O Bir “Masal”d› Epsilon Yay., Mart 2005, 360 s. Ak›n Ok, Kaan Ertem Mo¤ollar Akyüz Yay., Ocak 2003, 237 s. Birgül Yang›n Ça¤dafl Türk Ozan› Bar›fl Manço Akça¤ Yay., Ocak 2002, 352 s. Tülay German Düflmemifl Bir Uça¤›n Kara Kutusu Ç›nar Yay., 2001, 239 s. (ilk bas›m: Erdemli Y›llar, Bilgi Yay., Mart 1996, 200 s.) Serdar Öktem Üç Hürel: Bir Efsanenin Öyküsü Ada Müzik, A¤ustos 2000, 174 s. Bar›fl Manço’ya Özlem (Ali K›rca ile Siyaset Meydan›) Sabah Kitaplar›, 1999, 119 s. Gökhan Aya Bir Cem Karaca Kitab› Ada Müzik, Mart 1998, 191 s. Münir Tireli, Gökhan Aya Bir Erkin Koray Kitab› Ada Müzik, Mart 1998, 187 s. Ak›n Ok 68 Ç›¤l›klar›: Anadolu Rock, Anadolu Protest, Anadolu Pop Müzi¤imizde Büyük At›l›m Dönemi Broy Yay., 1994, 320 s. Ruhi Su’ya Sayg› haz. Mekin Dinçer Adam Yay., Ekim 1986, 311 s.
AGOS kirk

12

13

Murat Belge ile sanat ve edebiyat üzerine
ASLI GÜNEfi
foto¤raf: O¤uz Durmaz

stanbul Bilgi Üniversitesi Karfl›laflt›rmal› Edebiyat Bölümü Baflkan› Murat Belge’nin, sanat, edebiyat, popüler kültür üzerine yazd›¤› kitaplara, geçti¤imiz Ekim ay›nda bir yenisi daha eklendi: Sanat ve Edebiyat Yaz›lar›. Murat Belge, çeflitli dergi ve gazetelerde yay›mlanm›fl yaz›lar›n› bir araya getirdi¤i kitapta, sorulmas› ve yan›tlanmas› gereken sorular at›yor ortaya, meseleleri önce yal›nlaflt›r›p sonra da derinlefltiriyor. Bu sorulardan biri de, Türkiye’de genel anlamda kabul görmüfl ya da onaylanm›fl bir edebi listenin, yani ‘kanon’un var olup olmad›¤›; varsa nas›l olufltu¤u… Bu soruya verilen cevap, genel olarak, Türkiye’de her fleyde oldu¤u gibi kanonun oluflumunda da bir yukar›dan afla¤›ya flekillenmenin söz konusu oldu¤u yönündedir. Acaba gerçekten öyle mi? Sorunu kuramsal çerçeveden ç›kar›p Türkiye’nin özgül koflullar›na bakt›¤›m›zda ne tür bir sonuç ç›k›yor ortaya? Murat Belge’yle, bütün bunlar›, ve edebiyat piyasas›ndan, elefltirinin ifllevine kadar uzanan, çeflitli konular üzerine konufltuk. • Türkiye’de yaz›l› kültürün söz konusu olmad›¤›n›, kanonun afla¤›dan yukar›ya do¤ru flekillendi¤ini ve bunun bir paradoks oldu¤unu söylüyorsunuz. Yaz›l› kültürün olmad›¤› bir yerde, kanon nas›l afla¤›dan yukar›ya do¤ru belirleniyor, edebi kriterler nas›l flekilleniyor? ‹nsanlar okumuyorlar... Edebiyat olarak neyi be¤eneceklerine, kimi okuyacaklar›na, yaz›l› kültür ortam›n› izleyip ona göre yapt›klar› tercihlerden çok, ailevi ya da daha genifl bir siyasi kültürel çevrenin de¤er yarg›laAGOS kitap

r›na göre karar veriyorlar. Bu arada, tabii, devletin de e¤itim sistemi vs. ile uygulad›¤› bir program, ve kendine göre belirledi¤i bir kanon var. Devletin ideolojisi d›fl›nda bir fleyler yaz›p çizenlerin de birer siyasi dayana¤› var. Bazen Mehmet Akif gibi, ‹slamc› ve tabii ki Cumhuriyet’in resmi ideolojisine ayk›r› biri, ‘‹stiklal Marfl›’ gibi çok önem verilen bir fleyi yazm›fl oldu¤u için kanona girebiliyor. Milliyetçi ideoloji gere¤i, ‘‹stiklal Marfl›’ elefltirilemez kabul edildi¤i için, marflla birlikte Akif de kanona giriyor, ama belki baflka birtak›m yerlerde söyledikleriyle pek de kabul edilmeyen biri. Yahut Nâz›m Hikmet var, senelerce hapis yatm›fl, komünist... Ama ‘Kurtulufl Savafl› Destan›’ ortaya ç›kt›¤›nda, Kemalistler, Cumhuriyetçiler onu ba¤›rlar›na basabiliyorlar. Yani kanona kimin dahil oldu¤u, kimin olmad›¤› öyle hemen a盤a ç›km›yor, çapraz durumlar da olabiliyor.

Kanon afla¤›dan yukar›ya do¤ru de¤il de yatay olarak flekilleniyor asl›nda. Farkl› siyasi görüfller var ve temel paradoks, bütün bu görüfllerin monist (tekçi) olmas›. Kendinden baflkas›n› bar›nd›rmaya, ona bir de¤er tan›maya haz›rl›kl› olmayan, tek bafl›na egemen olmak isteyen ideolojiler bunlar. Birbirlerini yok edemedikleri için istemeden de olsa bir ço¤ulculukla buluflmufl oluyorlar ve bu ço¤ulculukta her taraf›n kendi kanonu oluyor. Bir tarafta Alevilerin bir halk edebiyat› gelene¤i var, yaln›z bunlar› okuyor, dinliyorlar. Yahut, Mehmet Akif’le bafllayan bir ‹slamc›, buna bir baflka dönemin temsilcisi olarak Necip Faz›l’›, derken bir baflka dönemin temsilcisi olarak Sezai Karakoç’u katabiliyor; onlardan oluflan bir çizgisi var. Bir solcu da ayn› flekilde oluflturabiliyor listesini ve tabii, Kemalist de. • “Siyasi iktidar ideolojik olarak tutarl› de¤ildi, asl›nda müdahale etmek iste-

medi¤i için de¤il, bunun araçlar›n› oluflturamad›¤› için kanona müdahale edemedi” diyorsunuz. Bu kadar güçlü ve merkeziyetçi bir devlet bu araçlar› neden oluflturamaz? Bu gruplanmalar› yok edemedi¤i gibi, bu gruplanmalar›n edebi zevkini yaratan, temsil eden edebiyatç›lar›n yerini de kaz›yamad›. Ama orada da kar›fl›kl›klar var. Mesela, “Çok büyük flairdir” denen ama merak edilmeyen, okunmayan flairler vard›r. Abdülhak Hamit’e ‘fiair-i Azam’ diye bir isim tak›lm›fl; resmi kanonda, dolay›s›yla e¤itim sistemi içinde yeri olan, önerilen bir flair... Ama çok da kabul görmüyor, kimse Abdülhak Hamit’i okumuyor. Veya, öz Türkçe ve hece vezni kulland›¤› için resmi kanonda yeri olan, okullarda çocuklara okutulan Mehmet Emin Yurdakul’un kitaplar›n› kimse al›p okumuyor. Adeta resmi kanaldan topluma tevcih

edilen kanon, bir kanon oluflturmak amac›yla tevcih ediliyor ama oradaki örnekleri gören ve okuyan bir adam, bir daha onlar› okumamaya karar veriyor. Çünkü hiçbir albenisi olmayan bir okuma listesi bu. Amaca hizmet etmeyen, ters tepen bir kanon var ortada. Okulda ö¤rendi¤in hiçbir fleyi normal hayat›nda tekrar etmek istemeyece¤in için, uzun boylu düflünmeden, bütün edebiyat› yads›yarak okulu bitiriyorsun. Bunun için, “Yaz›l› kültür fazla belirleyici de¤il” diye bir genelleme yapabiliyorum. Bu konularda öncü fleyler yazm›fl olan Gregory Jusdanis, Yunan edebiyat›nda kanonun biçimlenmesinde birinci ölçütün Yunan dili oldu¤unu söylüyor. Bu süreçte, ‘Demotikos’ ad› verilen halk dilinin mi, yoksa klasik dilin mi belirleyici oldu¤unu tart›fl›yor. Bu sürecin benzeri bizde de yafland›, tersine biraz. Belki de tersine de de¤il. ‘Katharevusa’ Yunanistan’da öz dil, biz de ‘öz Türkçe’ diyoruz. ‹kisi de konuflulan dilden önce var olan bir dili anlat›yor. Yunanistan’da konuflulan, bizde ise konufluldu¤u varsay›lan bir öz dil var. fiimdi Yunanistan’da Katharevusa de¤il de Demotikos ile yazmaya devam eden insanlar var, ve bu insanlar ta Albaylar Cuntas› bitip bu konular biraz daha serbestleyene kadar kanona al›nm›yorlar. Yunanistan, kanonunu yerlefltirmekte ve ona girmeyeni d›fllamakta biraz daha baflar›l› olmufl. Ve bunu bir tek dil ölçütüyle yapabilmifl. Bizde her konu gibi dil de bitmeyen bir kavga konusu oldu¤u için, öz Türkçe yaz›lmas› istenirken öz Türkçe yazmay›p kendi kanonunu yapanlar da olmufl. Devletin bir kesimi dil devrimine sahip ç›kar ve onu savunurken, üniversitelerin Türkoloji bölümlerinde, edebiyat›n befli¤i say›labilecek yerlerde, zorunlu olarak, “Latin alfabesi kullan›rken nas›l bir iflaret bulal›m ki, bu kelimede Osmanl›cadaki ‘ay›n’ harfinin oldu¤unu anlatal›m?” kayg›s›yla çal›flmalar yap›lm›fl. Orada da, kimsenin hat›rlamad›¤›, alengirli bir Türkçe icat edilmifl. Tek Parti’den çok partili rejime geçti¤imizde, hükümetlerin bir dil ve kültür politikas› oluflmaya bafllam›fl. • Cumhuriyet daha m› s›k› tutuyor kanon meselesini? Erken Cumhuriyet, evet. Ama o dönemde de önemli fleyler oluyor. Mesela ilk ders kitaplar›nda Nâz›m Hikmet var ama sonrakilerde yok. Siyaset, kanonda kimin olaca¤›n› ya da olmayaca¤›n› belirliyor. Demokrat Parti iktidara geldi¤inde, 50’li y›llarda, Nihat Sami Banarl› gibi insanlara ders kitab› yazd›rma ifli veriliyor ve onlar da Divan Edebiyat›’na gidiyorlar. Bu, Cumhuriyet’in istemedi¤i bir fley. Cumhuriyet ad›na konuflan elefltirmenler, edebiyat tarihçileri bunun berbat bir edebiyat oldu¤u, kaz›nmas›, at›lmas› gerekti¤i konusunda hemfikir. Ama bir dönem geliyor, bak›yorsun kanonu bir taraf›ndan infla edenler Divan’c›lar oluyor. Bu kargafla içinde “Bizim kanon da fludur” diyebilece¤imiz, kapsay›c›, tek bir kanon ç›kmas› mümkün de¤il. Cumhuriyet, kanonu teke indirmeyi baflaram›yor. • Osmanl›’n›n son y›llar›nda Osmanl›c›l›k, ‹slamc›l›k ve Türkçülü¤ü ayn› anda kapsayan, üçünü de kanon olarak kabul edebilecek bir devlet yap›s› vard›. Cumhuriyet bunlar›n ilk ikisini elemiflti. Ancak ikisi de paralel kanonlar olarak varl›klar›n› sürdürüyor.
may›s 2010

“Türkiye’de ‘Çok büyük flairdir’ denen ama merak edilmeyen, okunmayan flairler vard›r. Abdülhak Hamit’e ‘fiair-i Azam’ diye bir isim tak›lm›fl; resmi kanonda, dolay›s›yla e¤itim sistemi içinde yeri olan, önerilen bir flair... Ama çok da kabul görmüyor, kimse Abdülhak Hamit’i okumuyor. Veya, öz Türkçe ve hece vezni kulland›¤› için resmi kanonda yeri olan, okullarda çocuklara okutulan Mehmet Emin Yurdakul’un kitaplar›n› kimse al›p okumuyor.”
Cumhuriyet yeteri kadar belirleyici olamad› m›, yoksa ideolojik tutars›zl›k devam etti¤i için mi kanon devam edebildi? Türkiye, çok parçal› görünüme al›fl›yor. Mesela popüler müzik alan›nda bunu net olarak görebiliyoruz. E¤lence hayat›nda Cumhuriyet’le birlikte yeni bir gazino kültürü do¤du ve çeflitli evrelerden geçti. Tek Parti döneminin Taksim Belediye, Ankara Gar Gazinosu gibi birtak›m kurumlar›ndan, Demokrat Parti devrinin Çak›l’lar›na gelindi¤inde de¤iflti bir fleyler; okullar›n aç›lmas› ve iflin e¤itiminin biraz daha ciddiye al›n›r olmas›yla, biraz daha baflar›l› ses sanatkârlar› ç›kt› bu dönemde. Çocukluk y›llar›mda, Bat›l› taraf› a¤›r basan bir gece kulübüne, ya da Güney Park, Beyaz Çiftlik gibi yerlere giderdik. Orada ç›kard› biri, Türkçe tango söylerdi. Radyoda da böyleydi: Tango var, ama Türkçe olacak... Ahali demek seviyor tangoyu, ki Türkçesini istiyor. Hafif Bat› Müzi¤i geliyor, Rum müzi¤i çok dinleniyor, dans müzi¤i var. Bunlar›n aras›nda alaturka flark›lar söyleniyor. Böyle bir farkl› müzikler potpurisi önlerinden ak›p geçiyor, ve genellikle ‘Aman Adanal›’yla bitiyor. Mesela radyo programlar›nda bilgi yar›flmas›na ç›kar adam, spiker mutlaka “Hangi müzikten hofllan›rs›n›z?” diye sorar. Adam da “Her türlü müzikten hofllan›r›m” der. “Her türlü” derken akl›nda Bach yoktur, onu dinletmeye kalksan ömrü k›salabilir adam›n. Bu tür müzikler ulusal yas günlerinde çal›n›r zaten. Böyle yetiflti bu toplum. Derken, bütün bunlara karfl›l›k Arabesk’i ç›kard›. Edebiyat da bunun gibi sonuçta. Cenaze günleri çal›nan Beethoven ve di¤erlerinin edebiyattaki karfl›l›¤› olarak Abdülhak Hamit gibi adamlar var, ve insanlar “Bunlar vard›r, çok iyidir, çok k›ymetlidir, ama ben duymasam daha iyi” türünden s›ralamalar yap›yorlar kafalar›nda. • Safiye Erol gibi baz› yazarlar›n kanon d›fl›nda kald›¤›n›, Müfide Ferit Tek’in Aydemir’inin ideolojik elemeden geçemedi¤ini söylüyorsunuz. Bu elemede belirleyici olan ne? Ço¤u zaman da iyi

eserler kanonun d›fl›nda kalabiliyor? Burada devletin rolünden de önce, yazar›n kendi tavr›n› sorgulamak laz›m. Yaban’›, Ankara’y› okuyunca “Yeterince Yakup Kadri okudum” diyebilir, Hep O fiark›’y› okumayabilirim. Yeflil Gece’yi, Çal›kuflu’nu okuyunca “Yeter bu kadar Reflat Nuri” diyebilirim. Yazarlar›n, kendilerini düzene uydurma ve düzene eklemlenme biçimleriyle ilgili bir durum bu. Kendileri de yazd›klar› iyi eserlere çok önem vermiyorlar. Çünkü bir tarafta vatan vazifesi var, onun için kitap yazmak laz›m. Bu noktada bir iflbirli¤i var. Tek bafl›na devletin yapt›¤› bir fley de¤il yani... Yakup Kadri’nin çok elefltirel olmaya cesaret etti¤i görülmemifltir ama Reflat Nuri, Tanr› Da¤› Ziyafeti gibi bir eseri, bu memleketin sansür vb. gibi sorunlar›n› gayet iyi bildi¤i için herhalde, kendisi de sakl› tuttu. Yazmadan edemedi, ama yazd›ktan sonra çok da fazla ortaya ç›karmad›. • Yani, siyasi otoritenin sansürü ya da yönlendirmesinden ziyade, okuru da yazar› da kapsayan bir yatay iliflkiler a¤› m› söz konusu? Bir paylaflma durumu var. Refik Halit, Cumhuriyet yönetiminin vatan haini ilan etti¤i isimlerden oluflan 150’likler listesinde yer al›yor ve senelerce sürgün olarak bulunuyor d›flar›larda. Atatürk’ün son y›llar›nda affediliyor. Geldikten sonra burada buldu¤u ideolojik ortam neyse ona göre yazacak, insanlar buna al›fl›yorlar. Bildi¤im kadar›yla Refik Halit yurtd›fl›ndayken bir tür devlet memuru gibi çal›flarak ‹stihbarat’a bilgi veriyor, ve bu sayede geri dönebiliyor. • Bugün de ‹slami kanon, Kürt Kanonu gibi paralel kanonlar var. Ancak ikisi de merkeze dahil olam›yor. Merkez kendini nas›l koruyor? Bence tam olarak böyle de¤il. fiöyle olabilir: Edebiyata gelmeden önce, bu gruplar›n hepsinin kendi içine kapand›¤›n› söyleyebiliriz. Türkiye’nin genel ortam› gruplar›n birbirleriyle fazla diyaloga girmesine, birbirlerini daha yak›ndan tan›mas›na izin vermiyor. Y›llard›r, tam tersini teflvik ediyor. Bir yandan Kürt meselesi, bir yandan Müslüman meselesi... Sol ve Alevilik, Kürtlere ve Müslümanlara göre daha marjinal bir yerde duruyor. Kürtlük ve Müslümanl›k büyük yeri tutuyor. Asl›nda Müslüman-laik meselesi, laiklerin histerisinin fliddetinden ötürü en fazla yer tutan mesele halini ald›. TürkKürt meselesi bile bu kadar ses ç›karm›yor. Ak›l, mant›k d›fl› bir 盤›rtkanl›k egemen laik-Müslüman çat›flmas›nda. Ben bunu y›llar evvel hissedip Cumhuriyet’te ‘Agora Da¤›l›yor’ diye bir yaz› yazm›flt›m. Bugün, ‘agora’n›n kuruldu¤u Yunan sitesinden farkl› bir ortamday›z. Cemaatler, gettolardan oluflan alanlar var. O mekânlarda herkes kendi gettosu içinde birbiriyle konufluyor. Böyle olunca, insanlar›n okuyaca¤› edebiyatlar da ayr›fl›yor. Kimse baflkas›n›n edebiyat›n› okumuyor, ya da küfretmek için okuyor. Yahut, solun hegemonyas› bir yerde halen devam etti¤inden, “Bu adamlar ne yapm›fllar, ne yap›yorlar?” gibi bir merak olufluyor ama bu, küçümseyerek de¤ilse de “Allah belan›z› versin” diyerek, istemeye istemeye oluflan bir merak. Buna karfl›l›k, 60’larda belki de edebiyatç›lar arac›l›¤›yla ortaya ç›kan bir kesiflme durumu vard›: Mesela Cemal Süreya, ‘Mülkiyelilik’ falan diye tutturup, “Sezai Karakoç

“Metin elefltirisi amaç de¤il, araçt›r”
• “Metin incelemesi, elefltiride bir amaç de¤il, kaç›n›lmaz bir araç, bütünsel bir çal›flman›n bir ön çal›flmas›d›r” diyorsunuz. Bugün edebiyat elefltirisinde biçimci anlay›fl ön planda de¤il ama kuramlar›n içinde kaybolmak, tarihsel ba¤lam› unutmak gibi bir durum söz konusu. Bu aç›dan, metin elefltirisinin ‘araç olma’ ifllevini biraz açabilir misiniz? Ben edebiyat›n ahlaki bir ifllevi oldu¤una inanan biri de¤ilim, ama olmad›¤›n› savunan biri de de¤ilim. Genel anlamda, daha soyut, daha evrensel, zamandan ba¤›ms›z olan ‘etik’ten kopuk bir edebiyat düflünemiyorum. Bunu kabul etti¤in zaman bir tür düalizme gidiyorsun, çünkü bir yandan da estetik diye bir mesele var. Sir Philips Sydney edebiyat› püritenlere karfl› savunurken flöyle der: “Edebiyat› küçümsemeyin, çünkü edebiyat ahlak dersi verir. Ama bunu yaparken e¤lendirir. Ama ahlak dersi vermesi de e¤lendirmesine ba¤l›d›r.” fiimdi böyle deyince, ‘iflin özü ahlak, e¤lendirme k›sm› ise estetiktir’ gibi bir ayr›m olufluyor. Sir Philips’ten bu yana tart›fl›l›yorsa bu, iki tane ak›ll› laf edip kurtulamazs›n, çünkü dönüp dolafl›p karfl›na ç›kacak sorunlardan biri. Ben de do¤rusu biraz böyle bak›yorum, biri di¤erinden daha de¤erli demiyorum ama F.R. Leavis gibi düflünüyorum: Sanat, edebiyat, bize hayat›m›z› elefltirel bir flekilde yaflaman›n araçlar›n›, imkânlar›n› sunar. Sanatla, edebiyatla u¤raflt›¤›m›z ölçüde kendi kararlar›m›z› daha sa¤lam temellere oturtarak verebiliriz. Daha sa¤lam temeller, bizi daha çabuk zengin edecek, otomobil sahibi yapacak kararlar de¤ildir. Öyle yaflamaya karar vermek, vermemek gibi bir durum var. Öyle yaflamaya karar verdi¤in zaman, verdi¤in karar›n gere¤ini yerine getireceksin. O zaman da sanatla, edebiyatla yak›n bir iliflki kurman laz›m. Ben George Eliot’›n K›y›daki De¤irmen’ini okurken ya da hoca olarak çocuklara okuturken, kiminle evlenece¤im, nas›l evlenece¤im ya da kitap üzerine konufltu¤umuz ö¤renciler bunu nas›l yapacaklar gibi konular› da düflünüyorum asl›nda. Büsbütün ba¤›ms›z bir mesele de¤il bence. Bu anlamda, elefltirinin de, bir sürü fleye karfl› gözünü açmak, birçok konuda duyarl›l›k oluflmas›na zemin haz›rlamak gibi, bir tür ahlaki görevi var.

‹nsanlar edebiyat olarak neyi be¤eneceklerine, kimi okuyacaklar›na, ailevi ya da daha genifl bir siyasi kültürel çevrenin de¤er yarg›lar›na göre karar veriyorlar. Tabii, devletin de e¤itim sistemi vs. ile uygulad›¤› bir program, ve kendine göre belirledi¤i bir kanon var. Ayr›ca, devletin ideolojisi d›fl›nda bir fleyler yaz›p çizenlerin de birer siyasi dayana¤› var. Bazen Mehmet Akif gibi, ‹slamc› ve tabii ki Cumhuriyet’in resmi ideolojisine ayk›r› biri, ‘‹stiklal Marfl›’ gibi çok önem verilen bir fleyi yazm›fl oldu¤u için kanona girebiliyor. Milliyetçi ideoloji gere¤i, ‘‹stiklal Marfl›’ elefltirilemez kabul edildi¤i için, marflla birlikte Akif de kanona giriyor. Yahut, Nâz›m Hikmet senelerce hapiste tutuluyor, ama ‘Kurtulufl Savafl› Destan›’ ortaya ç›kt›¤›nda, Kemalistler, Cumhuriyetçiler onu ba¤›rlar›na basabiliyorlar. Yani kanona kimin dahil oldu¤u, kimin olmad›¤› öyle hemen a盤a ç›km›yor, çapraz durumlar da olabiliyor.

14

may›s 2010

15

AGOS kirk

“Ulusall›klara göre roman tan›mlamak hatal› bir yöntem. ‘Roman’ diye, oldukça genifl ve esnek bir kal›p var ortada. Tabii, içinde yaflad›¤›n toplumun koflullar›na öncelik vererek bu kal›b› kullanmaya giriflir, roman›n sana verdi¤i imkânlar aras›ndan baz›lar›n› seçip bu temalar›n esteti¤ini ortaya ç›kar›rs›n. Bunu yapabilirsen, hem dünya roman›, hem de memleketinin roman›n› yazm›fl olursun. Ulusal ayr›mlarla bu ikisinin aras›na duvar çekmek bana mümkün görünmüyor. Duvar çekilecekse, bir yerel anlat› yöntemini, gelene¤ini al›p baflka bir fleye dönüfltürebilmekle ilgili, estetik bir duvar olmal›d›r.
flu anda hayatta olan en önemli flairlerden biridir” dedi; buna Edip Cansever de kat›ld›. Ama tabandaki, militan düzeyde bir solcu “Vay, Cemal Süreya böyle diyormufl” diye Sezai Karakoç okumak istemedi herhalde. Ama, Hüseyin Cöntürk gibi solcu isimlerin ç›kard›¤› dergilerde, Cahit Zarifo¤lu gibi Müslüman edebiyatç›lar›n bir fleyler yay›mlad›klar›n› da hat›rlar›m. fiimdi birbirlerine muhtaç de¤iller, çünkü herkesin kendi yay›nevi var. Bütün bunlar›n ortas›nda, “Bu da iyi flair, o da iyi flair” diyerek, hem Nâz›m Hikmet’i hem de Necip Faz›l’› okuyanlar var. 60’larda flairler, edebiyatç›lar aras›nda bafllam›flt› bu, ama art›k, edebiyatç› olmayanlar aras›nda da, iflin içine çok fazla ideoloji katmadan, ‘iyi fliir’i arayanlar var. Gelece¤e yönelik ümidim, böyle bakanlar›n say›s›n›n artmas›, hatta mümkünse ölçütleri onlar›n koymas›. Çünkü “Bu iyidir” laf›n›n arkas›nda grup içgüdüsü falan de¤il, estetik bir kayg› yatar, ve sa¤l›kl› olan da budur. Mesela 80’lerde, solda, “Sa¤c› entelektüel olabilir mi?” gibi tart›flmalar vard›. Bir aç›k oturumda, “olamaz” diye savunan birine “Peki, Ahmet Hamdi Tanp›nar necidir?” diye sordu¤umda, “O baflka” demiflti. Ne demek ‘baflka’? Yahya Kemal necidir? Herhalde solcu de¤il... fiimdi bunlar biraz afl›ld›. flan Roberto Schwarz, ‘yabanc› biçim’ ile ‘yerel içerik’ aras›ndaki uyuflmazl›¤›n, aksayan unsurlar ve kurgusal hatalarla dolu bir ‘yerli biçim’ do¤urdu¤unu söylüyor. Biçim-içerik çat›flmas›ndan yerli bir estetik do¤ar m› sizce de? Ben bundan yerli bir estetik ç›kt›¤› kan›s›nda de¤ilim. Ama bu durum bizde de var. Halit Ziya gibi bir adama ‘yabanc›’ diyorlard›; belki de hakl›yd›lar. Çünkü Ahmet Mithat ve Nam›k Kemal roman yazman›n ne oldu¤unu kavrayamad›klar› için, onlar›n yazd›¤› fleyler hakikaten yerliydi; baflka herhangi bir memlekette onlar›n yazd›klar› yaz›lamaz. Tabii, onlar›nki gibi acemi fleyler yaz›labilir, oran›n tipleriyle, ideolojileriyle falan yaz›l›r. Ama oradan dikkate de¤er bir fley ç›kt›¤›n› düflünmüyorum. • Ama zaten asl›nda estetik olmayan, sizin de vurgulad›¤›n›z gibi meddah gelene¤iyle de birleflen bir estetik’ olufluyor. Bat›’dan al›nan roman›n burada tutunamad›¤› ve baflka bir fleye dönüfltü¤ü söylenebilir mi? Roman, Bat›’n›n kendi koflullar› içinde bir sürü de¤iflimden geçti. “Bu Bat› roman›d›r” diyecek bir fley yok ortada. Üçüncü Dünya’da Marquez’lerin Büyülü Gerçekçili¤i icat ettikleri söyleniyor. Bu, Latin Amerika’n›n yerli roman tarz› olarak nitelendirilebilir mi? Latin Amerika’dan, öyle olmayan birçok roman da bulunup ç›kar›labilir. Ayr›ca, Bat›’da bu tarz yazm›fl olan bir sürü yazardan söz etmek mümkün. Jonathan Swift’i falan görmeden “Bu adamlar bunu icat etti” diyebilir miyiz? Ulusall›klara göre roman tan›mlamak hatal› bir yöntem bence. ‘Roman’ diye, oldukça genifl ve esnek bir kal›p var ortada. Tabii, içinde yaflad›¤›n toplumun koflullar›n› öncelikli düflünerek bu kal›b› kullanmaya giriflirsin. Ve roman›n sana verdi¤i imkânlar aras›ndan baz›lar›n› seçip bu temalar›n esteti¤ini ortaya ç›kar›rs›n. Bunu yapabiliyorsan hem dünya roman›, hem de memleketinin roman›n› yazm›fl olursun. Ulusal ayr›mlara gidip bu ikisinin aras›na duvar çekmek bana mümkün görünmüyor. Duvar çekilecekse, bu estetik bir duvar olmal›d›r – bir yerel anlat› yöntemini, gelene¤ini al›p baflka bir fleye dönüfltürebilmekle ilgili... O zaman, estetik bir ölçütle, bütün bu ülkelerin birinci s›n›f yazarlar›n›, ikinci s›n›f yazarlar›n› ay›rabilirsin. • Bir yaz›n›zda, Üçüncü Dünya edebiyat›n›n zorunlu olarak alegorik oldu¤u konusunda Fredric Jameson’a hak verdi¤inizi söylemifltiniz. Alegoriyi zorunlu k›lan, Bat›l› bir biçimin ‘biz nas›l farkl›y›z’la yüklü bir içeri¤e uydurulmas›, yani biçim ile içerik aras›ndaki uzlaflmazl›k m›? Bu, dünya kitap piyasas›yla ilgili bir fley bence. Jameson “Bat›’da flu flu aflamalardan geçtik, flimdi postmodernist, bireysel roman yaz›l›yor. Buna karfl›l›k Üçüncü Dünya’da da ulusal alegori, siyasi alegori yaz›l›yor” diyor. fiimdi mesela Fransa’da kitap yazarsan belli say›da bas›l›r, belli say›da insan taraf›ndan okunur. Belli bir isim yapmay› baflar›rsan öncelikle ‹ngilizceye, Almancaya belki Macarcaya, belki Hollanda diline çevrilir. O zaman da flu kadar sat›l›r. Bu yüzden Fransa’da bir yazar “Ben flunu yazd›m. Bunu bir Macar okudu¤unda ne kadar anlayacak?” diye düflünür ve ona göre yazar. Ve Macar yazar da, “‹ngiliz, Alman, Frans›z okuru, Macar hayat›n› ne kadar anlayacak, ne kadar ilgi duyacak?” diye düflünecek... Yahut Zengibarl›s›n ve ço¤unlu¤un bilmedi¤i bir yer olan Zengibar’› anlatacaks›n. O zaman, Zengibar’› anlatma çabas›na artistik bir biçim vereceksin. Böylece siyasi alegori denen fley ç›k›yor. Ama çeflitli ölçülerde yabanc›laflmalar›n var oldu¤u bütün ortamlarda görülür bu. Mesela bizdeki köy edebiyat›nda, bu memleketin köylüsü, flehirlisine anlat›lmaya çal›fl›l›yordu. Zamanla flive taklitleri önem kazand›; fliirde ve tiyatroda da böyle oldu. Eserin de¤eri, “Çok güzel Kayseri a¤z› yap›yor” gibi saçma sapan fleylerle ölçülür hale gelmiflti. Mahmut Makal’›n Bizim Köy’ü o kadar nam yapt›ysa, bu, hiç bilinmeyen bir köyü bize “fl›r›l fl›r›l dereleri akan, yeflil yeflil, tezek kokan, tozdan geçilmeyen bir köy” fleklinde anlatt›¤› için oldu, bir estetik de¤er tafl›d›¤›ndan de¤il... Bugün de estetik de¤eri olmayan bir sürü kitap var ama o yöntem, içine estetik de¤eri yükleyebilece¤in bir imkân sundu. Hem memleketini tan›t›yor sembolik bir yöntemle, hem de o tarz›n içindeki hayalgücünü çal›flt›rma imkânlar›ndan yararlan›yor. • Siyasi alegori kaç›n›lmaz olarak otooryantalizmi, kendi kendini Bat›l› gözlerle görmeyi mi getiriyor? Yoksa, estetik de¤eri düflük ürünlerde mi otooryantalizm söz konusu? “Siyasi alegori, oto-oryantalizmi do¤urur” gibi bir sonuca varmak yanl›fl olur bence. Say›lardan bakt›¤›m›zda, bütün dünyada edebiyat gitgide daha az okundu¤unu görüyoruz. ‹ngilizcenin bu ça¤›n ‘lingua franca’s› olarak yayg›nlaflmas›yla ortaya ç›kan bir yay›lma da söz konusu. Mesela bundan 50 y›l önce de Orhan Pamuk kadar iyi yazarlar vard› Türkiye’de, ama d›fl piyasaya aç›lma gibi imkânlar› yoktu, kendi memleketleri içinde kal›yorlard›. fiimdi uluslararas› kitap piyasas›nda bir geniflleme var. Bu geliflme, ‹ngilizcenin ve bir ölçüde ‹spanyolcan›n ‘lingua franca’ olarak yay›lmas› ile de ba¤lant›l›. Bu bir geliflme, ama dünyada kitap okuyan insanlar›n say›s›n›n artaca¤›n› sanm›yorum. Bu türden siyasi alegorileri okuyanlar da, zaten oryantalizme elefltirel mesafesini koymufl insanlard›r ço¤unlukla. ‹talyan bir okur, Nijeryal› ya da Kenyal› birinin yazd›¤› bir roman› okurken, ‘bir ‹talyan olarak’ bakm›yor, zaten ‹talyan olmaya elefltirel bakmay› ö¤renmifl biri olarak okuyor o roman›.

Kastoriadis ve bireyin dönüflümü

Barbarl›¤a karfl› sosyalizm
ALEKS‹S KAMBUR‹S
ornelios Kastoriadis, felsefe, siyaset, psikanaliz, ekonomi ve biyoloji gibi çok çeflitli alanlarda yapt›¤› disiplinleraras› çal›flmalarla, Bat› düflün dünyas›nda sayg›nl›k kazanm›fl bir düflünür. 1922’de ‹stanbul’da do¤an ve henüz 1 yafl›n› doldurmadan ailesiyle birlikte Atina’ya, oradan da, siyasi nedenlerle Paris’e göçmek zorunda kalan Kastoriadis’in, son 50 y›ld›r sol düflüncenin en özgün temsilcilerinden biri haline geldi¤ini söylemek yanl›fl olmaz. Kastoriadis, siyaset bilimci Hannah Arendt’e at›fta bulunarak, “Bir düflünürü anmak, onun eserini tart›flarak, canl› tutarak ve zamana yenilmeyip hâlâ ça¤a uygunlu¤unu korudu¤unu göstererek mümkündür” diye yazar. Biz de, do¤du¤u topraklarda yaln›zca dar bir çevre taraf›ndan –ve ‘Cornelius Castoriadis’ olarak– tan›nan Kastoriadis’i, düflüncesinin temel tafllar›n› ele alarak anal›m.

K

rumlar›na esir düflmemeleri, bizlerin, sonsuza dek bu kurumlara kutsall›k ve ayr›cal›k atfetmememiz” gerekti¤ini, özerk toplumlar›n elefltirel düflünce temelinde yükseldi¤ini belirtir.

Kapitalizme ve demokrasiye elefltiri
Kastoriadis’in düflüncesi, kapitalizm ve demokrasi konular›nda da radikaldi. 1989’da yapt›¤› bir konuflmada, bugünkü demokrasi anlay›fl›n› “siyasi duyars›zl›k, özellefltirme, sorumsuzluk, ve kamusal ve siyasi olana dair kay›ts›zl›k durumu” olarak tarif eden Kastoriadis’e göre demokrasi, “insan haklar›, sansürsüzlük ve seçimlerden ibaret de¤ildir.” Bunlar demokrasinin sonuçlar›d›r ve “Demokrasi kelimesinin ilk anlam›na geri dönmemiz gerekir; demokrasi, ‘demos’un, yani halk›n iktidar›d›r.” Eski Atina demokrasisinin tan›m›ndan yola ç›kan Kastoriadis, insanlar›n demokrasiyi yeniden oluflturmalar›, ve bu demokrasinin temsili de¤il do¤rudan olmas› gerekti¤ini söyler; temsili demokrasileri ‘liberal oligarfliler’ olarak tan›mlar. “Özerk toplumlar ve özerk bireyler, yaln›zca formalite icab› de¤il, ancak somut olarak, herkese, bütün ifllevlerin ve (yasal) iktidarlar›n tatbikine kat›l›m için en büyük olas› imkân›n verilmesi anlam›na gelir. Kendimizi, yurttafllar›n 4-5 y›lda bir temsilcilerini seçmeye ça¤r›lmas› ile s›n›rlam›yoruz; ama yurttafllar, kendileri için uygulamaya girecek olan yasalar› kendileri seçerler. (Özerk bireyler) ayr›ca, kendilerini yönetecek insanlar› do¤rudan veya dolayl› olarak seçmek anlam›na gelmez; kendileri yönetir, yani toplumun gelece¤ini ilgilendiren tüm temel kararlar toplumun geneline ait olmal›d›r.” Kastoriadis, döneminin iflçi konseyleri için do¤rudan temsilcilerin de dahil olaca¤› bir öz-örgütlenme modeli önerir. Kastoriadis, kapitalizmle beraber yeni bir insan modelinin olufltu¤unu söyleyerek bafllar kapitalizm elefltirisine. Kapitalizmin, teknolojinin geliflmesi ve ulus-devletlerin ortaya ç›kmas›yla oluflan yeni pazar alanlar›na paralel olarak yay›ld›¤›n› ifade eder. Yeni insan modeli, kamusal ve siyasal alana dahil olmaktansa kiflisel tüketim ihtiyaçlar›n› gidermeyi amaçlayan tüketici modelidir. Kastoriadis, iflçi hareketleri gibi sol kökenli hareketlerin, fark›nda olmadan kapitalizmin güçlenmesine katk› sunduklar›n› varsayar. Ücret art›fl›, yaflam ve çal›flma koflullar›n›n iyilefltirilmesi, ve refah devleti talepleri, kapitalizmi egemen ideoloji olarak sa¤lamlaflt›r›rken, iflçiler, kapitalist toplumlar içinde talepleri karfl›lanmas› gereken bir baflka tüketici halkas› oluflturmufllard›r. Kastoriadis, kapitalizm hakk›ndaki öngörülerinde yan›ld›. 90’lar›n ortalar›nda, piyasan›n özgürleflmesinin, ekonominin hiç kimse taraf›ndan denetlenmedi¤i anlam›na geldi¤ini savunan Kastoriadis flöyle diyordu: “Hiç kimse, ekonominin iflleyiflinin, yaln›zca belirli kapita-

Küreselleflme ve sanat›n piyasas›
• Küreselleflme ça¤›nday›z ama yaz›n ve sanat piyasas›nda yerellik talep ediliyor. Küreselleflme ve yerellik atbafl› giderken, bütün kültür piyasas› folklorik bir ortama dönüfltürülüyor. Bunu nas›l aç›klars›n›z? Bu konuyla ilgili terminolojide, bafl›ndan beri globalizasyon ve glokalizasyon kavramlar› bir arada kullan›ld›. Çünkü herhalde herkes, ‘küreselleflme’ denirken, yereli korumak gibi bir kayg› oldu¤unun fark›ndayd›. Yereli kaybetme endiflesini çok fazla paylaflm›yorum ama ne oldu¤unu anlayabiliyorum. 1976’da Sovyetler Birli¤i’ne gitti¤imde, Taflkent’te bir seminerde tan›flt›¤›m Cengiz Aytmatov bana “Burada ‘Bu halklar› koruyoruz’ derler ama korumazlar. fiu anda ölmekte olan Türkçe diyalektler var” demiflti. Art›k sadece 50 kiflinin konufltu¤u bir dil varm›fl, tedbir al›nmazsa kaybolacakm›fl. Prensip olarak, bir dilin yok olmas›, isteyece¤im bir fley de¤il ama oldu¤u zaman da kendimi bir yere at›p tepinerek a¤lamam. O dili konuflan 50–100 kifli kalm›flsa, demek ki çok fazla yaflatma imkân› yok; bu diller kayboluyor diye müthifl bir insan zenginli¤i kaybolmuyor. Böyle bir korku var tabii. Aflina oldu¤un fleyin devam etmesini istemek gibi, insani bir kayg›. Mesela Köln’e gitti¤imde bir arkadafl›m, beni, belediyenin düzenledi¤i bir etkinli¤e götürdü. Türkler, Kürtler ve Endonezyal›lar, folklorik gösteriler yap›yorlar... (En az folklorik olan› Türklerinkiydi; Türk Sanat Müzi¤i flark›lar› da söylüyorlard›.) Sahnede, çeflitli ülkelerden 100-120 kifli, seyreden 40 kifli... Müthifl bir ra¤bet yok yani. Almanya gibi bir ülke buna imkân veriyor. Bunlar, sözünü etti¤im türden kayg›lar› gidermek için yap›lan faaliyetler. Onu seyrederken biliyorsun ki, dünyan›n sanat dinamikleri orada de¤il, baflka yerlerde. Buralarda de¤il ama, World Music (Dünya Müzi¤i) gibi alanlarda ciddi bir al›flverifl var. Ravi Shankar’›n sitar konçertosu gibi ciddi eserler ço¤alacak. Belki zaman içinde, Shankar’da oldu¤u gibi, sitar konçertosunda orkestra çald›¤› zaman kakofoni yapm›yor olacak. Mesela fusion dedikleri, ortak, oradan buradan her fleyi kar›flt›rd›klar› bir mutfak var. Yap›ls›n, buna bir itiraz›m yok. Ama bu yap›l›yor diye, bildi¤imiz Hint yeme¤i, Çin yeme¤i baflka türlü yap›lmas›n. O da olsun, bu da olsun. Böylece denge korunur, bu endifleler de zaman içinde geçer.
may›s 2010

Bireysel ve toplumsal özerklik
Bireyin ve toplumun özerkli¤i, Kastoriadis’in düflüncesinin anahtar kavramlar›d›r. Kastoriadis’in düflünce sisteminde özerklik, insan›n, bireysel yaflam›nda, kendi yasalar›n›, kendi kurallar›n› yaratma yetisidir. Bu özerkli¤in inflas›n›n önkoflulu, bireyin etik sorumluluk tafl›mas›, kendini tan›mas›, ve her türlü eyleminde kendi isteklerinin fark›nda olmas›d›r. Kastoriadis, toplumsal özerklik ile bireysel özerkli¤i birbirinden ay›r›r: Birey, toplumun yaratt›¤› muhayyel de¤erler karfl›s›nda, kendi arzular› ve istedikleri do¤rultusunda, kendisi için kurallar koyar. Kastoriadis’e göre, özerkli¤inin, kendi özerkli¤ini kurabilece¤inin fark›na varan insan, toplumsal sistemlerin dönüflümünün tarihsel olarak önceden belirlenmifl bir yol izlemedi¤ini, söz konusu olan›n, kendi istekleriyle eyleme geçen insanlar oldu¤unu da görür. Peki, toplumlar›n muhayyel de¤erler yaratmas› ne anlama gelir? Her kültür, simgeler arac›l›¤›yla toplumsal ortama geçebilen, kendine özgü birtak›m de¤erler icat eder. Örne¤in, ‘ulus’ kavram›n› ele alal›m. Ulus ideolojisi, simgeleri ve kurumlar›yla toplumlar›n içine öyle bir yerleflmifltir ki, bu kavram›n anlam›n› ve de¤erini kendi kendimize yaratt›¤›m›z› unutup, ona metafizik özellikler atfederiz. Daha önce farkl› bir anlam tafl›yan ‘biz’ kelimesinin içini ulusal ö¤elerle doldurarak milliyetçili¤in dilini yarat›r›z. Kastoriadis, toplumlar›n “ku-

Kornelius Kastoriadis, 1922’de ‹stanbul’da do¤du. Marksist düflünceyle Atina’da, henüz 13 yafl›ndayken tan›flt›. Metaksas diktatörlü¤ü döneminde, 1937’de Atina Komünist Gençlik Birli¤i’ne, 1941’de ise Yunanistan Komünist Partisi’ne (KKE) kat›ld›. 1942’de partinin politik duruflunu reddederek, Troçkist Ayi Stina grubuna girdi. 1944’te, Yunan komünistler ve Nazilerden kaçarak Paris’e gitti. 1949’da, Claude Lefort ve Jean François Lyotard ile birlikte ‘Socialisme ou Barbarie’ (Sosyalizm ya da Barbarl›k) dergisini kurdu. 1965’te yay›n›n› durduran derginin Fransa solu üzerindeki etkisi, 1968 May›s›’nda ortaya ç›kard›. Kastoriadis, 1965’ten sonra psikanalist olarak çal›flt›, bir yandan da siyaset felsefesi alan›ndaki yay›nlar›n› sürdürdü. Aral›k 1999’da Paris’te öldü. listlerin ya da genel olarak kapitalist s›n›f›n›n belirli ç›karlar›na hizmet etti¤ini söyleyemez, çünkü uluslararas› ekonomin bugün içinde bulundu¤u kaotik haliyle, kapitalist s›n›f›n ç›karlar›na hizmet etmemekte, kendi sistemini yönlendirme konusundaki zaaf›n› ifade etmektedir.” Ancak son 10 y›l içinde yaflananlar, Kastoriadis’in bu tespitinin hatal› oldu¤unu gösterdi. Yunanistan gibi devletlerin, s›rf borsac›lar›n ç›karlar› u¤runa gere¤inden fazla borçlanmak zorunda b›rak›lmalar›, ve halen süren genel kriz, küreselleflmifl ekonominin bir sonucudur. ne¤inin fark›na vararak, yaflam tarz›nda radikal de¤ifliklikler yapmas›n› önerir. Yunanistan’da ve Fransa’da, siyasi gerginliklerin yo¤un oldu¤u dönemlere tan›kl›k eden Kastoriadis, fliddetli kak›flmalara ve halk ayaklanmalar›na inanmaz; ‘devrim miti’ne de karn› toktur. Frans›z ve Rus devrimlerinin yeni de¤erlerin yarat›ld›¤› anlar oldu¤unu kabul etse de, bu devrimlerin, iktidarlar›n fliddet kullan›larak devrilmesiyle gerçekleflmifl oldu¤unu göz ard› eder. Ayr›ca, Kastoriadis’in karfl›-önermelerinde, bireysel dönüflümün araçlar›n›n net olarak tarif edilmedi¤i de söylenebilir. Kastoriadis, düflünce sistemindeki ‘aç›k’lara ra¤men, ça¤dafl siyaset felsefesine çok önemli katk›larda bulunmufl bir düflünür. ‹cat edilmifl gelenekleri ve toplum-d›fl› faktörleri y›k›p s›f›rdan yeni de¤erler yaratmay› bilen, etik sorumluluk tafl›yan, özerk insan› siyasetin merkezine tafl›yan Kastoriadis, toplumun örgütlenme biçimi ve günümüz demokrasisinin niteli¤ine dair sorular›yla da, ufkumuzu açmaya devam ediyor. Yaz›y›, Kastoriadis’in, kendisine yöneltilen “Ne istiyorsunuz? ‹nsanl›¤› de¤ifltirmek mi?” sorusuna verdi¤i yan›tla noktalayal›m: “Hay›r, çok daha mütevaz› bir fley: ‹nsanl›¤›n kendi kendini de¤ifltirmesini – t›pk› geçmiflte iki-üç kez yapt›¤› gibi...” çev. Anna Maria Aslano¤lu

Do¤u-Bat›, Üçüncü Dünya ve alegori
• Do¤u-Bat› meselesinin romanda belirleyici oldu¤unu düflünüyorsunuz. Bat›’n›n biçimini al›p ona karfl› savaflmak, bu meselenin bir yönünü oluflturuyor. Brezilya edebiyat› üzerine çal›-

Sola elefltiri
Kastoriadis, hem Fransa’da, hem de Yunanistan’da, dönemin sol hareketlerine sert elefltiriler yöneltmiflti. Yunanistan Komünist Partisi’nin faaliyetlerine her zaman karfl› ç›km›fl ve partiyi yeterince devrimci olmamakla suçlam›fl, Frans›z Komünist Partisi’ni de Stalinist uygulamalar›ndan dolay› elefltirmiflti. Sovyetler Birli¤i rejimini ise, “bir iflçi s›n›f›n›n bürokratik yozlaflmas›” olarak nitelendiriyordu. Bu tavr›, dönemin sol alg›s› içinde onu yaln›zlaflt›rm›fl, reel sosyalizme karfl› kendi önermelerini oluflturma noktas›na kadar itmiflti. Sovyet rejimine karfl› her çeflit tutumun Amerikan siyaseti taraftarl›¤› olarak yaftaland›¤› So¤uk Savafl döneminin ikliminde, bunun oldukça cesur bir durufl oldu¤u söylenebilir. ‹nsanl›¤›n, gerçekten özerk olmaya çaba göstermesi ve bunu yaparken barbarl›ktan uzak durmas› gerekti¤ini savunan Kastoriadis, solun ‘devrim - reformizm’ ikileminin d›fl›na ç›kar. Sistemin zor kullan›larak / yasal yollarla, parlamento faaliyetleri arac›l›¤›yla dönüfltürülmesi ikilemine karfl›, insan›n, yarat›c› yete-

Türkçede Kastoriadis
Dünyaya, ‹nsana ve Topluma Dair çev. Hülya Tufan, ‹letiflim Yay., Ekim 2005 (1. bas›m: Haziran 1993), 338 s. Marksizm ve Devrimci Kuram çev. Hülya Tufan, ‹letiflim Yay., Ekim 1997, 293 s. AGOS kirk

Murat Belge Sanat ve Edebiyat Yaz›lar› ‹letiflim Yay›nlar›, Ekim 2009, 439 s.
AGOS kitap

16

may›s 2010

17

Sultan’›n Mutfa¤›’nda piflenler
D‹LEK ÖZKAN

babil kulesi hikâyeleri

Dilleri var dilim içre
MAH‹R ÜNSAL ER‹fi

Özlem Kumrular, yeni roman›nda, M›s›rl› Amr, ‹talyan as›ll› Niccola di Speranza, K›z›lbafl Afflin ve Aynarozlu keflifl Athanasios’un yollar›n› Osmanl› saray›n›n mutfa¤›nda kesifltirirken 16. yüzy›l ‹stanbulu’nun çok dilli ve çok dinli yaflam›na da göndermelerde bulunuyor.

T

Ç

eflitli alanlarda çok say›da kitab› bulunan Özlem Kumrular’›n alt›nc› roman› olan Sultan’›n Mutfa¤› geçti¤imiz Mart ay›nda yay›mland›. Kumrular, roman›n ç›k›fl öyküsünü flöyle anlat›yor: “Haremin k›y›s›ndan bile geçmeyen bir kurgu kurmakt› hayalim ve bu bakir konuyu saray›n mutfa¤›nda buldum. Uzun zamand›r 16. yüzy›l tarihi üzerine Akdeniz’in çeflitli ülkelerinde arfliv çal›flmas› yaparken haf›zamda stoklad›¤›m bilgileri böylesine e¤lenceli bir kurguda kullanmak üzere tek tek ç›kard›m. (...) Selanik’te tan›flt›¤›m Karada¤l› bir keflifl ve Portekiz’de tan›flt›¤›m M›s›rl› bir âlimi hikâyenin belkemi¤ine oturtarak ifle bafllad›m. Erkek egemen bir ortamda geçen e¤lenceli ve biraz da bilgilendirici bir kitap yazmakt› dile¤im.” (Radikal Kitap, 16 Nisan 2010) Gerçekten de, romandaki karakterlerin ço¤u erkek. Matbah-› Amire, yani Sultan’›n mutfa¤›, iki yüz erke¤in çal›flt›¤› ve ayn› odada yan yana yat›p kalkt›¤› bir yerdir. ‹talyan as›ll› Niccola di Speranza, Aynarozlu keflifl Athanasios, M›s›rl› Amr, ve K›z›lbafl Afflin’in hayatlar›n›n, bir flekilde Osmanl› saray mutfa¤›nda bafl aflç› olmalar›yla kesiflmesi ve dört ahbap çavuflun, bafllar›na gelen tuhaf olaylar› birbirlerinden medet umarak çözmeye çal›flmas›, bu ‘ifltah aç›c›’ roman›n çat›s›n› oluflturuyor.

Konstantiniye’de aflk ve din
Romanda, dönemin ‹stanbul’una dair pek çok tasvire yer veren Kumrular, “‹nsanlar ile flehir aras›ndaki iliflki aflk de¤ilse, asla onmayan bir yara olarak kal›rd›” diyor ve Konstantiniye’yi adeta herkesin bir anda âfl›k ol-

du¤u bir kad›n olarak resmediyor. Ancak, kitaptaki tek aflk hikâyesi bu de¤il. Kad›nlar hamam›nda ç›r›lç›plak bulunup tekme tokat d›flar› at›lmas›n›n ard›ndan esrarengiz bir biçimde Osmanl› mutfa¤›na bafl aflç› olarak gönderilen keflifl Athanasios’un, bir Müslüman k›z› olan Rümeysa’ya; M›s›rl› Amr’›n, Sultan’›n k›z› ve Sokullu’nun efli olan ‹smihan’a; Kiyami’nin, Ragusa’dan gelen erkek güzeli Kukuleviç’e tutulmas› gibi hikâyeler, Sultan’›n Mutfa¤›’na, aflina oldu¤umuz aflk romanlar›n›n tad›n› veriyor. 16. yüzy›l ‹stanbul’u, her dinden insan›n çeflitli flekillerde var olabildi¤i bir flehir olarak tasvir ediliyor romanda: ‹spanya’dan sürülen Sefarad Yahudilerine kap›lar›n› açm›fl, Engizisyon’dan kaçan Katoliklerin yeni umudu olmufl, ama bir yandan da Ortodoks H›ristiyan çocuklar›n zorla ailelerinden kopar›larak devflirildi¤i bir imparatorlu¤un baflkenti... Romanda, çeflitli nedenlerle ihtida edip Müslüman olan ama eski dinlerinden kopamay›p ibadetlerini gizlice yerine getirenlere de yer veren Kumrular, Osmanl›’n›n bu çok dinli, çok dilli görece ‘özgür’ ortam›n› sorgulamaktan da geri durmam›fl: ‹talyan Katolik olan Niccola için, flarab›n yasak olmas› ve bundan dolay› insan›n cezaland›r›lmas› nas›l bir fleydi? Padiflah›n keyfi kurallar› ya da fleriat kanunlar›, Niccola’n›n anlam veremedi¤i, ve yurdundan kaç›p gelme sebebi olan Engizisyon’la hemen hemen ayn› fleyler de¤il miydi? Benzer sorular, roman›n di¤er kahramanlar›n› da s›k s›k meflgul ediyor; tanr› ve ‘öteki dünya’ fikirleri pek çekici gelmiyor kahramanlar›m›za.

Saray’da neler piflerdi?
Yazar, lezzetlerden, kokulardan oluflan bir lisan yaratm›fl Sultan’›n Mutfa¤›’nda. Bu hacimli kitab›n neredeyse her sayfas›nda, çeflitli sebzelerin, meyvelerin ve baharatlar›n kokusunu duyumsayabilir, verilen tariflerle piflirilen yemeklerin görünümünü kafan›zda canland›rabilirsiniz. Ancak, Osmano¤ullar›’n›n saray›nda nelerin piflirildi¤i bugün büyük bir efsaneye dönüflmüflken, Kumrular’›n kurdu¤u lisan ve verdi¤i ayr›nt›lar›n, dönemin gerçeklerini ne ölçüde yans›tt›¤›n› düflünmeden de edemiyor insan. Koca imparatorlu¤un sultan›n›n midesine giden yiyecekler hakk›nda, Kumrular’›n hayal gücüyle sundu¤undan çok daha az bilgiye sahibiz. Bunun temel sebebi, Osmanl› saray›ndan geçenlerin, damak zevklerini k⤛da dökmekte pek de hevesli olmay›fllar› olabilir. Yazar, roman› yazarken, kuflkusuz, o döneme ait pek çok kayna¤› gözden geçirmifl; ancak, dönemin lezzetlerini ayr› ayr› sunmaktansa, hepsini birbirine kar›flt›rmay› tercih etmifl. Roman› okurken, Osmanl› mutfa¤›na binbir çeflit et, sebze, meyve ve baharat›n girdi¤ine ikna olup, bu çeflitlili¤in içinde kaybolmak mümkün. Dolay›s›yla, 16. yüzy›l Osmanl› mutfa¤›nda bol miktarda kullan›lan ve bizi o dönemin damak tad›na belki de en çok yaklaflt›racak baharatlar olan karanfil, tarç›n ve safran›n, romanda biraz üvey evlat muamelesi gördü¤ünü belirtmekte fayda var. Ayr›ca, helvahanede sadece tatl›, flekerleme ve fluruplar›n de¤il, ilaç ve boyalar›n da imal edildi¤ini de hat›rlatal›m.

Özlem Kumrular Sultan’›n Mutfa¤› Do¤an Kitap, Mart 2010, 482 s.

Patates, domates, makarna
Yeni Dünya’n›n keflfiyle, ilk olarak 16. yüzy›lda, baflta ‹spanyol kraliyet ailesi olmak üzere, soylular›n afrodizyak etkisi yapt›¤›n› düflünerek yedikleri tatl› patatesin de¤il de, bizim bugün s›kl›kla tüketti¤imiz patatesin Matbah-› Amire’ye girifli ve aflbazlar›n ellerinde hafllanarak afiyetle midelerine inmesi; Athanasios’un aflk›n› anlatmak için har›l har›l arad›¤›, dünyada efli benzeri olmayan egzotik kokusuyla ve rengiyle bugün yemeklerimizin ana rengi olan domates; Niccola di Spenza’ya bir flekilde flu dahi Leonardo da Vinci’den miras kalan ve yan›ndan ay›rmad›¤› kara kutusunun içinden ç›kan makarna yapma aleti gibi enteresanl›klar, Kumrular’›n hayal gücüyle, Osmanl› mutfa¤›nda yerini buluyor. Yazar, Osmanl›ca paleografya bilgisini de devreye sokarak, okuyucuyu roman›n içine baflar›yla çekip tarih içinde bir yolculu¤a sürükleyebiliyor. Bu yolculuk, özellikle devrik cümlelerin fazlaca s›k kullan›lmas› nedeniyle zaman zaman yorucu bir hal alabilse de, Sultan’›n Mutfa¤›, tarihi roman severlerin ve farkl› tatlar peflinde koflanlar›n afiyetle okuyacaklar›, e¤lenceli ve sürükleyici bir roman.

BULAMADI⁄INIZ K‹TABI B‹ZE SORUN
Kitabevimiz ile ilgili her türlü konuda iletisim@beyazadam.com adresinden; online sat›fl ile ilgili her türlü konuda ise onlinesatis@beyazadam.com adresinden bize ulaflabilirsiniz.

ürkiye’de devletin dili Türkçedir. Herhangi bir de¤ifliklik olana kadar da, devlet, vatandafl›yla Türkçe iletiflim kurmaya devam edecektir kuflkusuz. Bugün resmi dilimiz olan bu dil, uzun bir maceran›n, köklü bir mazinin neticesidir. Hatta neticesi bile de¤ildir, çünkü yaflamaya, dolay›s›yla de¤iflmeye, çeflitli maceralar atlatmaya devam etmektedir. Elbette, Türkçe, ilk yaz›l› eserlerini vermesinden bugüne uzanan, çok köklü bir maziye sahiptir. Ancak anlatmak istedi¤im, iflin k›sm› bu de¤il. Bugün ‘Türkiye Türkçesi’ olarak adland›r›lan bu Türkçe kolunun bar›nd›rd›¤› farkl› dünyalardan konuflal›m biraz. Milli birlik ve beraberli¤in sembolü olarak gösterilen bu dil, asl›nda “Günefl balç›kla s›vanmaz” kabilinden, inad›naym›flças›na, Anadolu’nun dilsel çeflitli¤inin DNA haritas› gibidir. Bir O¤uz dili olan Türkçe, diller cenneti olan Anadolu’ya girdi¤i andan itibaren kelimenin tam anlam›yla bambaflka bir dil olmaya bafllam›fl ve co¤rafi olarak en yak›nlardaki kardeflleri olan Azerbaycanca ve Türkmenceden bile epeyce uzaklaflm›flt›r. Diller aras›ndaki iliflkiler hakk›nda çok temel bir kabul var: Bir dilde var olmayan kavramlar, en yak›ndaki komflular aras›nda o kavramlar konusunda ince ayr›mlara gitmifl dilden al›n›r. Örne¤in, bir ‘deniz halk›’ olmayan Türkler –resmi ezberle söyleyecek olursak– üç taraf› denizlerle çevrili Anadolu’ya gel-

diklerinde birçok co¤rafi, iklimsel, çevresel yenilikle karfl›laflm›fl, bunlardan baz›lar›n› kendi da¤arc›klar›nda olan kimi fleylere benzeterek onlar›n adlar›yla, geri kalan› ise a¤›rl›kla Yunanca (Rumca), ‹spanyolca, ‹talyanca ve Lingua Franca’dan ald›klar› sözcüklerle anar olmufllard›r. Örne¤in, iskelelerde kay›klar›n ba¤land›¤› fleyler, Mo¤olcas› baba, Eski Türkçesi balbal olan dikilitafllara benzetildi¤inden ‘baba’ olarak adland›r›l›rken, ‘iskele’ ‹talyanca scala’dan geldi¤i haliyle Türkçeye yerleflmifltir. Kurak Asya steplerinde de yetiflebilen hemen bütün bitkilerin ad› eski haliyle kalm›fl, oysa Anadolu’ya, ya da en az›ndan daha ›l›man Akdeniz bölgesine has bitkilerin adland›r›lmas›nda genellikle Yunancaya baflvurulmufltur. ‘Arpa’ sözcü¤ü, bugün Türk boylar›yla akrabal›¤› halen bilim adamlar›n›n kafas›n› kurcalayan Macarlar›n dilinde hâlâ arpa’d›r. Fakat

‘maydonoz’, onu Makedonya bölgesinin bitkisi olarak, makedonis diye tarif eden Yunancadan al›nmad›r. Türk topluluklar›n›n kendi yaz›l› kaynaklar› ile onlar hakk›nda yazan Çin kaynaklar›n› karfl›laflt›rd›¤›m›zda, bu topluluklar›n›n tarihlerinin, ilk yaz›l› eserlerin ortaya konmas›ndan çok daha eskiye gitti¤ini görürüz. Çünkü Türkler yerleflik bir hayat düzeninden uzun yüzy›llar uzak durmufl, yerleflik olana kadar çok elle tutulur bir yaz›l› kültür üretmemifllerdir. Bu yüzden, bat›ya giden Türkler yerleflik hayatla ilgili kavramlar›n› a¤›rl›kl› olarak Arapça, Farsça ve Yunancadan alm›fllard›r. ‘Ev’ özbeöz Türkçedir, oysa ‘flehir’ Farsça, ‘vatan’, ‘memleket’ Arapçad›r. E¤itimle ilgili hemen bütün sözcükler (yeni türetilenler hariç), Arapça ya da Farsçad›r. ‘Defter’, ‘kitap’, ‘kalem’, ‘k⤛t’, ‘s›n›f’, ‘teneffüs’, ‘hoca’, ‘talebe’ hep Arapça-Farsçadan al›nm›fl sözcüklerdir.

Farsçadan gelenler olmufl, ‘istavroz’, ‘kilise’, ‘papaz’ gibi Rumca, ‘haç’ gibi Ermenice sözcükler birer birer Türkçenin de bir parças› olmaya bafllam›fllard›r. Türkçe, en kutsal alanlar›nda bile, Anadolu’da yaflayan birçok dilin k›r›nt›lar›n› tafl›r. Türkçe, ya da daha uzmanlaflm›fl bir adland›rmayla ‘Türkiye Türkçesi’, yüzy›llardan beri iktidar›n dilidir. Türkler, kendileri için yeniliklerle dolu bir co¤rafya olan Anadolu’da yeni de¤erler üretmektense, karfl›laflt›klar› de¤erleri var olan adlar›yla sahiplenmifllerdir. ‹yi de olmufltur asl›nda. Örne¤in bugün So¤d dili yok, fakat Türkçenin içine s›k›fl›p kalm›fl kelimeler aras›nda So¤dçadan Kalm›kçaya, Avesta dilinden ‹braniceye kadar tonlarca dilden kelime ve kavram varl›¤›n› sürdürüyor. Yaflayan bir dil olarak Türkiye Türkçesi, Anadolu’da konuflulan/konuflulmufl dillerin sergilendi¤i bir müze gibidir. Vars›n, ehil olmayanlar mozaik de¤il de mermerden dem vursunlar. mahirunsal@gmail.com
not: Bu yaz›, Çevirmenler Meslek Birli¤i’nin (Çevbir) ‘Anadolu Dilleri Söyleflileri’nden ilhamla yaz›ld›. Bilgi için www.cevbir.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

Merakl›s›na 5 dil 5 kitap
BATI ERMEN‹CES‹ Medz Pararan, Osmanerene-Hayeren (Büyük Sözlük, Osmanl›ca-Ermenice) Bedros Karabetyan Karabetyan Matbaas›, ‹stanbul, 1912, 968 s. OSMANLI TÜRKÇES‹ Osmanl›ca Dersleri 1 Y›lmaz Kurt Akça¤ Yay›nlar›, Ankara, 2006 (10. bask›), 162+216 s. LAT‹NCE Lingua Latina, Latince Ders Kitab› – I Gerorg Rohde, Samim Sinano¤lu DTCF Bas›mevi, Ankara, 1982 (5. bask›), 132 s. KURMANC‹ Kurdî-Tirkî, Türkçe-Kürtçe Ferhenga Berîkê (Cep Sözlü¤ü) Ahmet Zeki Okçuo¤lu, Habib Ç›nar, Beflir Ant Doz Yay›nlar›, ‹stanbul, 1998, 391 s. GÜRCÜCE Deda Ena (Ana Dili) Gürcüce Okuma-Yazma Kitab› Fahrettin Çilo¤lu, Rüya Özalkan ‹medi Yay›nlar›, ‹stanbul, 1995, 48 s.

Türkler Anadolu’ya geldiklerinde henüz yeni Müslüman olmufllard›, ve burada bir dinle daha tan›flt›lar: H›ristiyanl›k. Birçok sözcük de, daha önceleri kendi dünyalar›nda olmayan bu yeni bafll›klar üzerinden girdi Türkçeye. ‘Cami’, ‘imam’, ‘Allah’, ‘resul’ gibi do¤rudan Arapça sözcüklerin yan› s›ra, ‘oruç’, ‘namaz’, ‘peygamber’, ‘abdest’ gibi

Miklagardur ya da Kuflta
Napoleon’un “Dünya bir ülke olsa baflkenti olur” dedi¤i ‹stanbul, tüm güzelliklerinin yan› s›ra dünyan›n en çok ada sahip flehridir de. Bilinen ya da duyulanlar› bir kenara b›rakacak olursak, ilginç örnekler verebiliriz. Mesela ‹zlandacada ‹stanbul’a Miklagardur denir. Bulgarcas› ve di¤er Slav dillerinde kullan›lan eski versiyonlar› ise –Çar (‹mparator) fiehri anlam›nda– Tsarigrad. Zaman›nda bölgenin en ‘flehir’ say›labilecek yerleflmesi oldu¤undan olsa gerek, ‘Konstantinopolis’ olan ad› k›salarak Polis’e (flehir) dönmüfltür; Ermenicedeki Bolis ise bu sözcü¤ün Mesrob Alfabesi’ndeki ‘p-b’ dönüflümünden geçmifl halidir. ‘Konstaninopolis’in Arap dünyas›nda ald›¤› hal Kunstantiniyye’dir. ‹branicede ise ayn› sözcük Kufltadina olmufl, zamanla o da k›salarak Kuflta halini alm›flt›r. Modern ‹branicede pek kullan›lmasa da, Do¤u Avrupal› Yahudilerin dili olan Yidiflte halen Kuflta diye an›ld›¤› metinlere rastlamak mümkün. Bunlar d›fl›ndaki kimi örnekler ise, ‘‹stanbul’ ad›n›n, ilgili dilin imla ya da foneti¤ine uydurulmufl halleridir. Örne¤in Macarcada ‘s’ sesi ‘sz’ olarak gösterildi¤inden, ‹stanbul, Isztambul olarak yaz›l›r. Korecede ‹s›tanbul, Japoncada ‹sutamburu, Çincede ise Yi Si Tan Bu Er olarak söylenir. Litvancas› Stambulas, Letoncas› Stambula’d›r. ‹ki yakas› bir araya gelmeyen ‹stanbul’un kendisinin bile haberdar olmad›¤› kadar çok ad› vard›r, dilleri bizim dillere benzemez co¤rafyalarda kullan›lan.
may›s 2010 may›s 2010

Beyaz Adam Kitabevi LTD. fiT‹.
Merkez adres: tel: fax: e-posta:

‹stanbul Cad. No:1 Bak›rköy / ‹stanbul (212) 543 90 00 - (212) 543 95 95 (212) 583 36 59 iletisim@beyazadam.com

BEYAZ ADAM K‹TABEV‹
AGOS kitap

Pangalt› fiube adres: Halaskargazi Cad. Saks› Sok. No:19 Pangalt› / ‹stanbul tel: (212) 241 51 43 - (212) 291 16 61 fax: (212) 231 08 55 e-posta: pangalti@beyazadam.com

18

19

AGOS kirk

ûÅÒÛÅãÒ·©Û` ÄÒÎç´ àÅÒßÅ´ï üâÔ

ƶçù ÉÅÈ´ ïÎù ùÒ´Å© ó·ıÎÅı·Òâó ÂÅÔß·ıëïı´èØ
ÍÄ®îÓ ‚åêî™˙¢ñ‡Ù
ÒÎç´ àÅÒßÅ´ ´ÅôÅÂçÎ ßâÒ ÖÒÅáÅÒÅ´´âÒ·ı´ ´·ıïÒÅõ çÒ ÆÍ·ıÒÉ ˆÒùï„ ûïıÅ´áÅ´·Ûï ÂÅÔß·ıëïı´èØ, ÆÍâÉÅÎÔïÅ 1877Ø, ÆÍ·ıÒÉ ÏóÅÎØ ÖïÒ˘âÒè: àÅÒßÅ´ï ÌâÒÁï´ üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è â£Åı âÒùüÅÔ·ÒâÅù ·ıηıß´ÅÎïÒ·ıëïı´ ßè, ·ıÒ ùè üÅ´áïÂï´˘ âÒ⢠ü·Öâı·ÒÅùÅ´´âÒ·ı` ÏÅüÅ´ ‰ÅÒÔïãÅùÛïï, ‰˚£·Î ™ÅëÅ´âÅ´ï âı ÑÅÒâÖï´ ÍÒ·ıÅ´°ÔâÅ´Ûï, íê. áÅÒ·ı´ Ä´ÅÔ·ó·ıï üÅ©âÒ·ı ÅÂÒâóÅùâÒÂè ÎÔ·ıÖâó·ı üÅßÅÒ ùÅÔÅÒÅõ •ÅßÉ·ÒáÅÖÒ·ıëâÅ´: Ä©Î ßÅÎï´ üÅÒÛÅãÒ·©Û ßè ·ı´âÛÅ´˘ ÄÒÎç´ àÅÒßÅ´ï üâÔ:

Ä

û·Î ù˛·ıãâß ˜·ôÅ´Ûâó ÍÒ·ıÅ´°ÔâÅ´Ûï üâÔâıâÅó ÂÅÔÖÅß-©·Òá·Òè. Æûâ£ï´Åù´âÒè ÂçÔ˘ ç ãÖ·©≠ èóóÅ´ Ôâ£Å´·ı´´âÒ·ı ´ùÅÔßÅßÉ âı ô·ıÎÅ˜ï´ ãÅ´·´˘ ˜·ôâóç: ¯Å´ãï ßçù ÉÅÈ ßè ïÎù ùÒ´Å© ó·©Î ΘÈâó ÂÅÔß·ıëâÅ´Ø: * Ç´ÅÖïÒ´âÒ·ı´ ßçÁ ÖÒ·£´âÒ·ı´ üÅßÅÒ üÅÎÅÒÅù·ıëâÅ´ ´ÅôÅÎïÒ·ıëïı´´âÒè ÅÈÅÁ´ÅüâÒë â´, ˘Å´ ÂâÔ·ıëâÅ´: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– ÏÅüÅ´ ÏÒá. ÓçÒ-¶ï´ÅÎâÅ´ Ôâ£âùÅÖÒï´ ÎùïãÉï´ ùè ´≠ç` ÆÄÎÔ·ıõ·© âı ûÅ©ÅÎÔÅ´ï ´èùÅÔßÅßÉ ÔÅõÅõ ÂÅÔÅÎôÅ´ÅÔèı·ıëâÅ´Î ÂÅÔ•ÅÈÅı ü·Î ·ı Åßâ´·ıÒ⢠ÂïÔï „ô·ıÎŘïß •≠ßÅÒÔ·ıëïı´è ô˚ÎâóçØ: ™ÅëÅ´âÅ´ ÆÄÒÔ˚ÎÒ ûÅ©ÅÎÔÅ´ïØ ô·ÒÅÖÒâÅó ÇÅó·ıï Ôâ£âùÅÖÒï ß·ıÔ˘ï´ ù˛èÎç üâÔâıâÅóè. ÆÄ≠ôÅÔÅÎïÒ·ıëâÅ´Î ©â´ÅùçÔè ŘηΠ·Ò âÒù·ı áìÉÅôÔ ÉÅÈâÒ´ â´, ÅÒÛ·ı´˘ âı ë≠·ıÅÈ·ıëïı´: Äıâóï ÛÅıÅóï´ Å©´ ç, ·Ò è´ëâÒÛ·£´âÒ·ı ïßÅ´Åóï˘ Åßç´ ï´„ Å´·ıÒÅ´Åóï •≠ßÅÒÔ·ıëïı´ çØ: îÎù Ôâ£âùÅÖïÒè ù˛ÅıÅÒÔç üâÔâıâÅó ô˚΢âÒ·Ì. ÆàÒÉ Å©ÎÔ⣠ù˛ÅıÅÒÔâß ô˚΢Î, ÎïÒâóï è´ëâÒÛ·£´âÒ·ı´ ùè ©Å©Ô´âß ëç ÂçÔ˘ ç ÎÒÉâ´˘ ûÅ©ÅÎÔÅ´ï ÅÒÔÅηı˘èØ: ÍÒ·ıÅ´°ÔâÅ´Ûï ÅÈÅÁï´ Ô·£âÒ´ Åó ≠ÅÔ ÔÅÒÉâÒ „çï´: ÆûÅ©ÅÎÔÅ´ âÒùÒï ©·ıÎÅó˘·ıÅõ üÅ©âÒ·ı´ ÉÅÒâı âı ßôïëÅÒ·ıëïı´ ùè ÔÅ´çï´˘Ø: * Ä©Î üÅÎÔÅÔ·ıß´âÒè ùè üâÒ˘â´ Å©´ ´á·ıßè, èÎÔ ·Ò·ı üÅ©ùÅùÅ´ üÅÒÛè ÎùÎÅõ ç 1878-ç´ âÔ˘: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– ™ÅëÅ´âÅ´ ùè ô˚Îï 700 ÔÅÒ·ıÅ© ùâ£â˘·ıßï âı ë≠·ıÅÈ·ıëâÅ´ ßÅÎï´: ÍÒ·ıÅ´°ÔâÅ´Ûï ÆûÅ©ùÅùÅ´ üÅÒÛè ûÅ©ÅÎÔÅ´ï ßçÁ ç, ßï´„ ßâ´˘ ‰âÒóï´ï ßçÁ ùè ü·ó·Ìâ´˘ ãÅ©´Ø ô˚΢âÒ´ Åó ÉÅıÅùÅ´ ïßÅÎÔÅóïÛ â´: îÒÅùÅ´·ıëâÅ´ ßçÁ âÒ⢠Ôâ£âùÅÔ·ı´âÒ·ı Ô·£âÒ·ı´ ßçÁ ãÖÅóï ç üïÅÎëŘ·ıëïı´ ßè: úè ùÅÒõâ´˘ ëç ™ÅëÅ´âÅ´ Åıâóï ≠·ıÔ Å´áÒÅáÅÒ°Åõ ç, ˘Å´ï ·Ò ï ÔÅÒÉâÒ·ıëïı´ âÒù·ı ÔÅÒï ÅÈÅÁ ÂÅÔÒÅÎÔÅõ ÍâÉÅÎÔï·© Ôâ£âùÅÖÒï´, ÇÅó·ıï Ôâ£âùÅÖÒï´ ßçÁ „â´˘ üÅ´áïÂïÒ Í·ıóëÅ´è ˜ÅÈÅÉÅ´·£ Ô·£âÒ·ı: * ûÅ©ÅÎÔÅ´ï ÂÅÔâÒÅãßï Ö·Ôï âı ÔÅÒÅõ˘ èóóÅóè ï´„ÂïÎïfl ÅãáâÛ·ıëïı´ ·ı´âÛÅõ ç üÅ© üÅÎÅÒù·ıëâÅ´ ÌÒÅ©: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– ÍôÅó Ö´ÅüÅÔÅ´˘ ßè´ ç Ë·ıÎ-˙ÎßÅ´âÅ´ ÂÅÔâÒÅãßï ßïÁ·Ûï´ üÅ©âÒ·ı ·ÒáâÖÒÅõ áïÒ˘ï ßÅÎï´ ùÅ´ôÅùÅÒõï˘ ßïÔ˘âÒè: ‰ÅÔâÒÅãßè ÅßÉ·£Á ì·£·Ì·ıÒáè ßÅÔ´Åõ çÒ ≠ÅÔ õÅ´Ò ÂÅ©ßÅ´´âÒ·ı:
ßÅ©ïÎ 2010

* Ä©Î ´·Ò ÖïÒ˘·Ì ëç' ùè ó·ıÎÅı·Òç˘ ÂÅÔß·ıëâÅ´ ß·ıë ßçù ≠ÒÁÅ´è âı ùè ©Å©Ô´ÅÉâÒç˘ üÅ©âÒ·ı ß·ÈÅÛ·ıëâÅ´ ßÅÔ´·ıÅõ ß≠Åù·ıëÅ©ï´ üÎùÅ© ÅÒìÅ´ï˘´âÒè: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– ÑïÒ˘ï ÅÈÅÁï´ üÅÔ·Òè ùè ô˚Îï ÇÅó·ı, òÅÒÉâÒá, ‚ÅÒÎÅ´•Å˘, ‚ß≠ùÅõÅÖ, ÊŘţÁ·ıÒ, àÒã´ùÅ âı òïãÅ´ï ≠ÒÁÅùÅ©˘è 1878-ï´ ëâßÅ©·Ì: àÒùÒ·Òá üÅÔ·Òè ù˛è´áÖÒùç 1877-78-ï Ë·ıÎ-˙ÎßÅ´âÅ´ ÂÅÔâÒÅãßç´ ÌâÒÁ üÅ©âÒ·ı Ìï•Åùè ˘è´´ÅÒùâó·ı üÅßÅÒ ‰·óη© ‰ÅÔÒïÅÒ˘ÅÒ´ï´ ù·£ßç ûÅ©ÅÎÔÅ´ ·ı£ÅÒù·ıÅõ ü·Öâı·ÒÅùÅ´´âÒ·ı Ôâ£âùÅÖïÒ´âÒè: ‰âÒóï´ï áÅ≠ï´˘·Ì ˙ÎßÅ´âÅ´ ùÅ©ÎÒ·ıëïı´è ô·ÎÔÅÛÅõ çÒ ÉÅÒ☷ô·ıß´âÒ·ı áïßâó ûÅ©ÅÎÔÅ´ï ßçÁ: ‰ÅÔÒïÅÒ˘ÅÒÅ´ï ˘´´ï„´âÒ·ı ÂÅ≠Ô˚´è Å©á ÉÅÒ☷ô·ıß´âÒ·ı ùïÒÅÒù·ıßè Ôâδâó ·ı Ôâ£âùÅÛ´âó çÒ: ™ïıëï´ ëŘŴÛâó·Ì` ÔâÎÅ´˘ ·Ò Å©á Å£çÔÅóï üâÔâıÅ´˘´âÒ ·ı´âÛÅõ ÂÅÔâÒÅãßï ßÅÎï´ ≠ÅÔ ÎÅüßŴŘÅù â´ ëÒ˘âÒç´ Å£ÉïıÒ´âÒè: ¶Å´ÅıÅ´á ÂÅÔâÒÅãßç´ ·ı££Åùï˚Òç´ Åãá·ıÅõ ˘Å£Å˘´âÒ·ı üÅ© É´Åùï„´âÒ·ı´ Ìï•Åùï ßÅÎï´ Ôâ£âù·ıëïı´´âÒ ≠ÅÔ Å´ÉÅıÅÒÅÒ çï´: ¶â´˘ ÎÔï·ıâÛÅ´˘ âÒ⢠ü·Öâı·ÒÅùÅ´´âÒ·ı´ áïÔÅÒù·ıß´âÒè ´·©´ ≠ÒÁÅ´ï è´ùâÒÅ˘Å£Å˘ÅùÅ´ ßïÁÅÌÅ©Òï´ ßçÁ áïÔâó·ı: Ä©á ïÎù ÂÅÔ•ÅÈ·Ì ßïÅ©´ ´ÅôÅÉÅ´ï ßè É·ÌÅ´áÅù·ıëâÅßÉ ùÅ´ôÅÔâηıÅõ ÉÅìï´è õÅıÅóâÛÅı ·ı ÌâÒÅõ·ıâÛÅı ÅÈÅ´°ï´ üÅÔ·Òï ßè: * †âÒ ÖÒ˘ï´ ßçÁ Åıâóï Åù´âÒâı ç ‰˚£·Î ™ÅëÅ´âÅ´ï Å´üÅÔÅùÅ´·ı ëïı´è âı Å´·Ò ÂÅÔÒÅÎÔÅõ Ôâ£âùÅÖïÒè: úÒ´Åfl˘ ÂÅÔÅÎôÅ´âó ™ÅëÅ´âÅ´ï âı ßïıÎ ü·Öâı·ÒÅùÅ´´âÒ·ı ©ÅÔù·ıëïı´´âÒ·ı´ ßÅÎï´: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– ™ÅëÅ´âÅ´ï ÆÇÅó·ıï Óâ£âùÅÖïÒèØ ÖïÒ˘ï´ ©â´ÅÒÅ´´ ç: ¶ïÅ©´ ˘Å´ï ßè âÒâÎÅù´âÒ
Äú˙Í ˘ïëŘ

ÆÇÅó·ı-òÅÒÉâÒá 1878Ø ÓçÒóçß ûÒÅÔÅÒÅù„·ıëïı´, îÎëŴ·ıó 2010 Ä. ûÅÔ·Ò` ÆÄÒáÅÒ·ıëâÅ´ ·Ò·´·ıßèØ 496 çÁ, ÄÒÎç´ àÅÒßÅ´ Ç. ûÅÔ·Ò` ÆÓâ£âùÅÖïÒ´âÒØ 563 çÁ, ÏÅüÅ´ ÏÒá. ‰ÅÒÔïãÅùÛï, ‰˚£·Î ÏÒá. ™ÅëÅ´âÅ´ ÑÅÒâÖï´ ÏÒá. ÍÒ·ıÅ´°ÔâÅ´Û, êÒÖß. ÍïÒÌÅÒá ¶ÅóôÅÎâÅ´, ÄÒÎç´ àÅÒßÅ´

ûÅ© Öâ£Á·ıùï Ìï•Åùè ≠ÅÔ Åıâóï õÅ´Ò çÒ: ‰ÅÔâÒÅãßï ÉâÈè É´ÅùÅ´ÅÉÅÒ É·ó·Ò üÅÎÅÒÅù·ıëïı´è ÂïÔï ÉÅì´çÒ: ÇÅ©Û üÅ©âÒè ÂçÔ˘ çÒ áïßÅÖÒÅıçï´ ´Åâı Ôâ£ÅÛï ÉÈ´ÅùÅó´âÒ·ı âı ˘ïıÒÔ Å≠ïÒÅë´âÒ·ı üÅóÅõÅ´˘è: ÓçÒ-¶ï´ÅÎâÅ´ ßÅ´ÒÅßÅδ˚Òç´ ùè ÂÅÔßç ÂÅÔâÒÅãßï´ ûÅ© üÅÎÅÒÅù·ıëâÅ´ ÌÒÅ© ·ı´âÛÅõ ù·ÒõÅ´ÅÒÅÒ ÅãáâÛ·ıëïı´è: ƉïÔï „ÂÅÔßâß Å©´ ßÅÎï´ ëç ûÅ© Öïı£ÅÛï´ ï'´„ÂçÎ Ô·ıìÅõ ç ÂÅÔâÒÅãßç´: àÒÉâß´ï üÅ© âı ˚ÔÅÒ óÒÅÖïÒ´âÒ·ı´ Ö´ÅüÅÔÅ´˘·Ì ÅÒÔÅ©Å©Ô·ıÅõ, ïÎù Å©Î˚Ò üïıÅ´áÅÖï´ áïÒ˘ï ßÅÔ´·ıÅõ 30 üÅãÅÒ üÅ©âÒ·ı ßÅÎï´ ÂïÔï „ô˚Îïß: äï´ÅßëâÒ˘ï âı ë´áÅ´˚ë´âÒ·ı ˜·ôÅáÒßÅ´ üÅßÅÒ ·'„ ßïÅ©´ âã´âÒ´ ·ı Á·Òï´âÒè ÔÒÅßÅáÒÅõ, Å©ó ´Åâı Å´ßïÁÅùÅ´ δ·ı´áç´ üÒÅìÅÒÅõ üÅ©âÒ·ı ßÅÎï´ ÂïÔï „ô˚Îïß: àÒÉ ì·£·Ì·ıÒáè Å©Î ÂÅ©ßÅ´´âÒ·ı´ ßçÁ çÒ, ßâÒ ÌÅÒï„ Å£Å´âÒè Å©Î ùÅß Å©´ ÉÅÒ°ÒÅÎÔï•Å´ Å´°´Åı·Ò·ıëâÅ´ ˘ßÅüÅ•·©˘ï´ ÎïÒ·©´ ùè ß´Å©ï´ üâÔâı·£ï áïÒ˘ï´ ßçÁ: àÒÉ üÅ© ß≠Åùè ùè ãÒù·ıçÒ ÎâÒßÅÛ·ı üÅÛÅüÅÔïùç´, üÅ© Å£Áïù´âÒ, üÅÒÎâÒ ·ı Ô£Å˘ ÓÒÅÂïã·´ç´ ùè ≠Åóùçï´ óÅã·ıëè (âÖïÂÔÅÛ·Òâ´), É·ù·Ô´ ùè ÉâÒçï´ âÒùïÒ, ·Ò δŴï´: Äó „âß ô˚ÎïÒ ëç ï´„âflÒ ùè ÂÅÔÅüï´ Å©á •ÅßÉ·Òá·ıëïı´´âÒ·ı è´ëÅÛ˘ï´, âÒÉ óâÈ´âÒ´ Åó ˜ÅôÎÔÅùÅ´ ˚ÎßÅ´âÅ´ ãï´·ı·Ò´âÒ·Ì óâÛ·ı´ â´Ø: * ûÅ©ÅÉ´Åù ÔÅÒÅõ˘ï´ âÒ⢠ùÅ©ÎÒ·ıëïı´´âÒ·ı ßïÁâı ÉÅìÅ´·ıÅõ èóóÅóè ï´„ÂçflÎ ÅãáâÛ üÅ©âÒ·ı´ ÌÒÅ©: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– ÓçÒ-¶ï´ÅÎâÅ´ ù˛Å´áÒÅáÅÈ´Å© Å©Î üÅÒÛï´: ÆÍÂâÒ, êâÒ•Å´, àÒã´ùÅ, úÅßÅô âı ¯£ï´ Å´ÔçÒ ß´ÅÛÅõ çï´: ä˚ÒÅßÅÎâÒ Ôâ£ÅáÒ·ıÅõ çï´ ü·´ âı 70 üÅãÅÒ ü·Öï´·Û É´Åù„·ıëïı´ ßè ù˛ÅÒõâÎ ïÒ •ÅùÅÔÅÖÒï´ üâÔ ÅÈÅ´°ï´ çÒ ß´ÅÛÅõØ:

ûÅ©ÅÎÔÅ´ï âÒù·ı ù·£ßâÒ´ Åó ÂÅÔâÒÅãßï Ö˚Ôï çï´, Å©Î üÅ´ÖÅßÅ´˘è ´·Ò Å£çÔ´âÒ·ı âıÎ Ôâ£ï ù·ı ÔÅÒ: ‰ÅÔâÒÅãßï ßÅδÅùÛâó·ı, ùÅß ßÅδÅùÛâó·ı ÂÅÔÒ·ıÅù·Ì ÔÅÒÅõÅ≠ÒÁÅ´ç´ ˜Åô„âó·ı áïßÅõ Å´ÂÅÔÅÎôÅ´ÅÔ·ı üÒ·ÎÅô·ıßÉâÒ·ı âÒë·ıáÅÒ°ï •Å´ÅÂÅÒüè ÉÅÛ çÒ Åßç´ ÔâÎÅù ëÅóÅ´ï: ™·©´ áïÒ˘ï´ ßçÁ çï´ ´Åâı ÉÅ´Åù´âÒè, ·Ò·´˘ δ·ı´áï ÔÅÖ´ÅÂï ßçÁ çï´: ûÅ©ùÅùÅ´ Öïı£âÒè Å´·´Û üÅßÅÒ Åó ëÅóÅ´ï ©ÅÒßÅÒ ÌÅ©ÒâÒ çï´: ‰ÅÔâÒÅãßç´ ≠·ıÒÁ ÔÅÒï ßè âÔ˘, âÒÉ âÒ⢠ü·Öâı·ÒÅùÅ´´âÒè ÌâÒÅáÅÈ´Åó·Ì ùè ÎùÎçï´ ÖÒï ÅÈ´âó ïÒâ´Û ÔÂÅı·Ò·ıëïı´´âÒè, ÂÅÔùâÒè „çÒ ˜·ô·ıÅõ: ‰ÅÔâÒÅãßï´ ÂÅÔ•ÅÈ áÅÒ°Åõ ÅıâÒè ßâõ çÒ âı üÅ© Öïı£ÅÛïï ë≠·ıÅÈ·ıëïı´´ ·ı ÎÅÒÎŘè ≠ÅÔ ô·Ò: àÒ⢠ü·Öâı·ÒÅùÅ´´âÒ´ Åó ÅùÅ´ÅÔâÎ â£Åõ â´ •ÅùÅÔ ßâù´·£ ˘ïıÒÔâÒ·ı´ ïÒâ´Û üÅ´áïÂÅõ Öïı£âÒç´ ´âÒÎ üÅ©âÒè ÎÂÅ´´âó·ı´ âı üÅ©ùÅùÅ´ âùâ£âÛï´âÒ´ ·ı ÌÅ´˘âÒè ëÅóÅ´âó·ı´: ®ÅÔùÅÂçÎ ™ÅëÅ´âÅ´ ùè ô˚Îï òïãÅ´ï üÅ© Öïı£ÅÛï´âÒç´ óÎÅõ´âÒ·ı ÌùÅ©·ıëâÅßÉ: * Ä©Î ßçùè ùÅãßÅùâÒ·ıÅflõ è´ëÅÛ˘ ßè´ ç: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– àÒ⢠Ôâ£âùÅÔ·ı´âÒ´ Åó ÖÒÅõ â´ Å©Î ßÅÎï´: ÓçÒ¶ï´ÅÎâÅ´ï üÅßÅ°Å©´` ûÅ©ÅÎÔÅ´ç ´âÒÎ ·ıÒ ·Ò ßÅÒá ùÅÒ ùÅ'ß ´ïıëÅùÅ´è ùè ÉÅÛÅùÅ©çÒ, ùÅß Åó` ©·©Îè: Ä©Îï´˘´` ùè ÉÅÛÅùÅ©çï´ Å´üÒÅìâ≠Ô ÂÅ©ßÅ´´âÒè: òÅıÅÒ ·ı Å£˘ÅÔ·ıëïı´ ùè ÔïÒçÒ üÅ©ÅÉ´Åù ÌÅ©ÒâÒç ´âÒÎ: îÎù ì·£·Ì·ıÒáï ÌâÒï´ ôÅıè ùÅ'ß ÉÈ´ÅùÅó áÅÒ°Åõ çÒ âı ùÅß ÉÈ´ÅùÅóï Ö·Òõè´ùâÒ: ™ÅëÅ´âÅ´ „çÒ ô·ıÎŘÅõ É·ó·Ò ÂÅÔÅÎôÅ´ÅÔ·ı´âÒè ˘´´ÅáÅÔâóç. ƶçù ù·£ßè •´≠·ıÅõ üÅ©Òâ´ï˘è, ÅãÖè, ùÒ˚´è âı âùâ£âÛï´: ÄÂÒÅ´˘ï, ùâÅ´˘ï Å´ÅÂÅü·Ì·ıëïı´, ÂÅÔ·ıï

ÉÈ´ÅÉÅÒ·ıß, ÉÅ´ÔÅÒù·ıëïı´, ÔÅ´ÁÅ´˘ âı ßÅü: ‡Ò·flı ùè Ìï•Åùï´ Å©Î É·ó·Òè: Ä´≠·ı≠Ô` üÅ©·Û: îÎù ßïıÎ ù·£ßç, ÔÖïÔ·ıëïı´, ÂÅÈÅùÔ·ıß, áÅıÅ•Å´·ıëïı´, °âÈ˘-°âÈ˘ï ÉÈ´Åõ ùè ÁÅ´Å´ üÅ©·ı Å´·ı´è ÎÒÉâó Å≠ôÅÒüï âÒâÎç´: ‡ıÒâß´ â£ÉÅ©Ò´âÒ, ùÅÒ• ô˚΢·Ì, ßïıÎ ÅãÖâÒè ùè üÅÒ·ıÅõâ´ üÅ©âÒ·ı´, ïÎù üÅ©âÒ´ Åó ùè üÅÒ·ıÅõâ´ üÅ©âÒ·ı´: îÎùÅÂçÎ ùè •ãß·ıï ÎïÒÔÎ. Å´·Ò üÅßÅÒ ßï ÅÈ ßï ÂïÔï „ô˚Îïß üÅ©ÅÎÔÅ´Ûï´âÒ·ı ë≠·ıÅÈ·ıëâÅ´ ßÅÎï´: ò⣕ üÅ©è Å´°Å©´` Å´≠≠·ıù ùè ÔÅÈÅÂï ·ı óη£ „ùÅ© ïÒ ÔÅÈÅÂÅ´˘è: ñη£ï´ üÅßÅÒ ùÅÒâı·Ò·ıëïı´ ïÎù „·ı´ï ÅÒáç´, ˘Å´ï ·Ò ùâ£â˘·£ï´ ô·ÒüÒáÅÔ·ı´ Åó üÅ© çØ: ÓçÒ-¶ï´ÅÎâÅ´ï âı ™ÅëÅ´âÅ´ï áïÔÅÒù·ıß´âÒè ùè ÉÅì´ç ´Åâı ÍÒ·ıÅ´°ÔâÅ´Û: ÆÄ©´ ÅÎïÔ•Å´ ÎÔÒ·ıù áÅÒ°Åõ â´ ·Ò Ôâ£âÅù ïÎù „â´ ëç ùÒ´Å´ ÅÈÅÒùâó ÂçùâÒ·ı´ Ö·ÒõÅáÒÅõ ÉÈ´·ıëïı´´âÒ·ı´ áçß: Ä´ùÅÒâóï ç ßâÒ óÎÅõ´âÒè ÉÅÛÅÔÒâó ùÅß ÅÒÔÅ©Å©Ôâó: * úÅÒõâß ùÅãßÅùâÒÂâÅó Å´ÅÒáÅ Ò·ıëïı´´âÒç´ ÅãÅÔâó·ı üÅßÅÒ ÖÅ£ëâÒ Åó Ôâ£ï ·ı´âÛÅ´: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– û·Öâı·ÒÅùÅ´´âÒ·ı ÂÅÒÔÅùÅ´·ıëïı´´âÒç´ ßçù´ Åó üÅ©âÒ·ı´ Å©á ãÅ´Ö·ıÅõÅ©ï´ ÖÅ£ëç´ ãâÒõ ß´Åó´ ÅÂÅü·Ìâó çÒ: ÑÅ£ëè ÉÅãßÅëïı ÅãáÅù´âÒ·Ì Ö·©ÅÛÅı: ‰âÔ·ıëïı´è ïÒ üÅßÅùÅÒÖè Ö·ÒõÅáÒâó·ı áì·ıÅÒÅÛÅõ ÔÅÒÅõÅ≠ÒÁÅ´´âÒç´ ´âÒÎ üÅßÅÖ·ÒõÅùÛâÛÅı ÅıÅ´áÅùÅ´ ÉÈ´ÅùÅó´âÒ·ı´ üâÔ: ¶≠Åù´âÒè üÅÒùÅáÒ·ıÅõ çï´ ëç' ùÅÈÅÌÅÒ·ıëâÅ´ âı ëç ≠ÒÁÅ´Å©ï´ ÂçùâÒ·ı´ ùÅß üÅÒùÅüÅıÅ˘´âÒ·ı´ üÅÔ·ıÛ·ıß è´âó·ı: ¢ÅãÅÒâÅ´ï ÌùÅ©·ıëâÅßÉ, òÅÒÉâÒáï áÅ≠Ôï´ ÌÒÅ© ùè Ö·ÒõÅáÒ·ıçÒ 15 ÔÅÒÉâÒ üÅÒùÅáÒ·ıëïı´´âÒ: ¯ÒÔÅÉ´Åù âı üÅ©ÅÉ´Åù ÔÅÒÅõ˘´âÒ·ı ßçÁ ßÅ©ÒÅ˘Å£Å˘ï ÌÅÒ„ÅùÅ´ ùïÒÅÒ-

ù·ıß´âÒ·ı´ „â´˘ üÅ´áïÂïÒ: Ä©ÎÔ⣠è´á·ı´·ıÅõ ÅÎÔï•Å´ÅùÅÒÖï ßè ˜·ôÅáÅÒ° è´ùÅó·ıßè ùè Ôâδⴢ: Ä©Î è´ùÅó·ıßè ≠ÅÒ·ı´ÅùâÛ Å©´˘Å´ ÅÔâ´, ·Ò ˘ïıÒÔâÒè ïÒâ´Û ï≠ôÅ´·ıëâÅ´ ÔÅÒÅõ˘ï´ ßçÁ ùÒÛÅ´ ÖÅ´°âó ÅıÅ´áÅùÅ´ üÅÒùâÒè: ÇÅÒâ´·Ò·ÖßÅ´ ≠ÒÁÅ´ï´ (êÅ´ãïßÅë) ÂâÔ·ıëïı´´ Åó ©Å©Ô´·ıâÛÅı ·ÒÂçÎ üÅÒùÅüÅıÅ˘: Ä©ÎÂçÎ, ì·£·Ì·ıÒáè â´ëÅÒù·ıâÛÅı ùÒù´Åùï Ô·ıÒ˘ üÅÔ·ıÛâó·ı: ™ÅëÅ´âÅ´ ïÒ ≠ÒÁÅõ ÔÅÒÅõ˘´âÒ·ı´ ßçÁ ´ùÅÔÅõ ç ´Åâı ≠ÒÁÅ´ï ţŠâı ÂçùâÒ·ı´ è´áÅÒ°Åù ü·£âÒ·ı Îâ˜ÅùÅ´·ıëïı´è °âÈ˘ ÉâÒâó·ı üÅ´ÖÅßÅ´˘è: îÎù ÑÅÒâÖï´ ÍÒ·ıÅ´°ÔâÅ´Û ÅùÅ´ÅÔâÎ â£Åõ ç ‚ÅÒÎÅ´•Å˘ï ţŴâÒ·ı´ âı ÂçùâÒ·ı´ Å©á ÔÅÒÅõ˘ï üÅ©âÒ·ı Åß·ıδ·ıëïı´´âÒ·ı´ ßïÁÅß·ıô èóóÅó·ı´: ÄÈÅ´Û Å£Å©ï ©˚ìÅÒ·ıëâÅ´ ù´˘·ıÅõ Åß·ıδ·ıëïı´è ÉÅıÅùÅ´ ηı£ ù˛ÅÒìçÒ: ûÅ©-˘ÒÔÅùÅ´ óÅÒ·ıÅõ·ıëâÅ´ ßçù âÒâÎÅùè ˘ïıÒÔ ÂçùâÒ·ı´ âı ţŴâÒ·ı´ ÂÅüÅ´ÁÅõ õÅ´Ò Ô·ıÒ˘âÒ´ çï´: ÇÅ©Û ùïÎÅ˘·„ı·Ò ˘ïıÒÔâÒ·ı ùÅÔÅÒÅõ ëÅóÅ´´âÒ´ Åó üÅßÅÔÅÒÅõ çï´: ™ÅëÅ´âÅ´ï áïÔ·ıß´âÒè ùè ÌùÅ©â´ ëç ßâõ ·ı üã˚Ò Å≠ïÒÅë´âÒè ÅãáâÛ·ıëïı´ ·ı´ï´ ´Åâı Ôâ£ÅùÅ´ ˚Òï´Åı·Ò ÌÅÒ„ÅùÅÒÖï´ ÌÒÅ©: ÄüÅ' Å©Î áì·ıÅÒï´ ÂÅ©ßÅ´´âÒ·ı´ ÔÅù ç, ·Ò üÅ©âÒè ùè áïßçï´ ãÅ´ÖèıÅõÅ©ï´ ÖÅ£ëï: * îÎù ïfl´„ ù˛èÎç˘ üÅ©âÒ·ı´ ßïÎï·´ÅÒ´âÒ·ı üâÔ ·ı´âÛÅõ ©ÅÒÅÉâÒ·ıëâÅ´Û ßÅÎï´: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– 1860-ÅùÅ´ ÔÅÒï´âÒ·ı´ ùÅë·£ïùç âı É·£·˘ÅùÅ´ ßïÎï·´ÅÒ´âÒè ïÒâ´Û Å≠ôÅÔ·ıëïı´è ãÖÅóï˚Òç´ è´áÅÒÛÅùÅõ çï´ ˙ÎßÅ´âÅ´ úÅ©ÎÒ·ıëâ´ç´ ´âÒÎ: Ä´·´˘, ´Åô ˜·Ò°Åõ çï´ ßÅüßâÔÅùÅ´ ì·£·Ì·ıÒáï ß˚Ô Åó ˘ÅÒ·ã„ÅùÅ´ Å≠ôÅÔ·ıëïı´ ÔÅ´ïó: ÍÅùÅ©´ ≠·ıÔ·Ì Å´áÒÅáÅÒ°Å´ ·Ò Å©á ßçùè ÅÂÅÒáïı´ ÂïÔï ß´Å© âı ·ı££·ıâÛÅ´ ·„-ßÅüßâÔÅùÅ´´âÒ·ı: îÒÅùÅ´·ıëâÅ´ ßçÁ ≠ÅÔ ßâõ ©ÅÁ·£·ıëïı´ ßè´ Åó „ùÒÛÅ´ ÅÒ°Å´ÅÖÒâó: ÇÅ©Û üÅ©âÒ·ı´ ßçÁ ÖÔ´·ıâÛÅ´ áçÂï ùÅë·£ïùç·ıëïı´ ùÅß É·£·˘ÅùÅ´·ıëïı´ ·ı££·ıÅõ´âÒ: ÄÈÅ˘âóÅùÅ´ âùâ£âÛï´ ïÎù·©´ ≠ÅÒìßÅ´ Å´ÛÅı ´ßÅ´ ˘ÅÒ·ã„·ıëïı´´âÒ·ı áçß: ‰ÅÔÒïÅÒ˘ÅÒÅ´è âÒÉ ´ùÅÔâÛ ·Ò Åıâóï Å£˘ÅÔ âı Å´·ıÎ ãÅ´Ö·ıÅõè ùè áïßç Å©Î ´·Ò •ÅßÉ·ı´, ëŘ Ô·ıÅı áÂÒ·ÛÅ≠ï´·ıëâÅ´: ¶ïÎï·´ÅÒ´âÒè Åıâóï áïıÒÅı ùè üÅß·ãçï´ ùï´âÒè Å©Î üÅÎÔÅÔ·ıßè Ôâ£ï Ô·ıÅı âÒùÎâÈ áÂÒ·Û´âÒ·ı ÔÅÒÅõßÅ´: ¶ïıÎ ù·£ßç, ßïÎï·´ÅÒ´âÒ·ı áÂÒ·Û´âÒç ´âÒÎ ùÒë·ıëïı´ ÎÔÅÛ·£ üÅ©âÒ´ Åó ÅÈüÅÎÅÒÅù „çï´ â´ëÅÒù·ıÅõ áÅıŴŘ·ô·ıëâÅ´: * ®ÅÒÖâóï ‰Ò´. àÅÒßÅ´, ÑÅÒâÖï´ ÍÒ·ıÅ´°ÔâÅ´Û ù˛èÎç ëç ßçù ÉÅÈ´ ïÎù ó·©Î ùè ΘÈç ÂÅÔß·ıëâÅ´: Ü·ı˘ Å©Î õÅıÅó·ı´ Å≠ôÅÔ·ıëâÅßÉ üÎùÅ© ß≠Åù·©ëï ßè Å´·ıÒÅ´Åóï ïÒ·£·ıëâÅ´ ó·©Î ΘÈâÛï˘: ¨´·ÒüÅùÅó·ıëïı´ ùè ©Å©Ô´â´˘ †âÒ Å©Î ÅÈÅ˘âó·ıëâÅ´ üÅßÅÒ: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– àÎ ≠´·ÒüÅùÅó âß è´õÅ©·ıÅõ Å©Î ÅÈïëï´ üÅßÅÒ:

ë·ıâó·Ì` ùÒ´Å´˘ è´áÖõâó ™ÅëÅ´âÅ´ï Ôâ£âùÅÖÒï ùÅÒâı·Ò·ıëïı´è: ™ÅëÅ´âÅ´ ï´„ÂçÎ ïÒ Å©ó Ôâ£âùÅÖïÒ´âÒè, ü·Î Åó ßÅ´ÒÅßÅδ˚Òç´ ùè É´·ıëÅÖÒç ·ıηıß´ÅÎïÒÅõ ßïÁÅÌÅ©Òè: îÒ Å©Î ÉÅãßÅù·£ßÅ´ï ·ıηıß´ÅÎïÒ·ıëïı´´âÒ·Ì ßâ´˘ Ôâ£âù·ıëïı´´âÒ ù˛·ı´â´Å´˘ ´Åâı ≠ÒÁÅùÅ©˘ï Å©ó ì·£·Ì·ıÒá´âÒ·ı ßÅÎï´: Ä´ ·Ò˘Å´ ùè üâÈÅ´Å© ‰·óïÎç´, ßÔ´âó·Ì Ä´ÅÔ·ó·ıï ô·Ò˘âÒè, Å©´˘Å´ ùè üâÈÅ´Å© ´Åâı ‰ÅÔÒïÅÒ˘ÅÒÅ´ç´: úÅÒâóï ç èÎâó, ·Ò ÅÈÅÁï´ Ôâ£âùÅÖïÒ´âÒè ÂÅÔÒÅÎÔ·ıÅõ â´ ÉÅıÅùÅ´ ßïÅßïÔ ßâÒ°âÛ·ıß·Ì: ÆÍâÉÅÎÔï·© Óâ£âùÅÖÒï´Ø ßçÁ ùè ´ùÅÔâ´˘ ÉÅÒù·ıëïı´è, ïÎù ÌâÒÁï´ Ôâ£âùÅÖÒï´ ßçÁ ˘´´ÅáÅÔ·ıëïı´´âÒè ù˛·ı££·ıï´ ‰ÅÔÒïÅÒ˘ÅÒÅ´ï´: ú˛ÅÒìç ©ï≠âÛ´âó, ·Ò Å©Î Ôâ£âùÅÖïÒè â£Åõ ç ™ÅëÅ´âÅ´ï´ ÌÅô•Å´è ÂÅÔÒÅÎÔ·£ Ôâ£âùÅÖïÒè: Ä´ áÅÔ·ıÅõ ç Å©Î Ôâ£âùÅÖÒï ÂÅÔ•ÅÈÅı: ˙ÎßÅ´âÅ´ ÂâÔ·ıëïı´è ÖïÒ˘ï´ ßçÁ ÖÔÅõ ç „ÅÒÅßÔ·ıëïı´: Ä©Î üÅß·ã·ıßï´ ©Å´ÖÅõ ç ÖÒ˘ï ©ÅÈÅÁÅÉÅ´ï ˚ÎßÅ´âÒç´ ëÅÒÖßÅ´·ıëïı´·Ì: Ä≠ôÅÔÅÎïÒ·ıëâÅ´ áì·ıÅÒ·ıëïı´´âÒç´ ßçù´ Åó ™ÅëÅ´âÅ´ï ùâ´ÎÅÖÒ·ıëâÅ´ ßÅÎï´ Ôâ£âù·ıëïı´´âÒ·ı ÉÅÛÅùÅ©·ıëïı´´ çÒ: îÒ ùâÅ´˘ï´ ëŘŴÛâó·ı üÅßÅÒ üÅÒùÅáÒ·ıâÛÅ´˘ óÅ©´ÅÔÅÒÅõ ÂÒÂÔ·ıß´âÒ è´âó·ı: ˙ÎßÅ´âÅ´ ÅÒôïı´âÒ·ı, ‰ÅÔÒïÅÒ˘ÅÒÅ´ï, ÜÅßÅÎù·Îï ÖâÒâãßÅ´ÅÔÅ´ ÅÒ°Å´ÅÖÒ·ıëïı´´âÒ·ı ·ıηıß´ÅÎïÒ·ıëïı´´âÒç´ âÔ˘ ùâ´ÎÅÖÒ·ıëâÅ´ ùÅÒâı·Ò ßçù ßÅÎè áâÈ ùè

ß´ÅÒ Å´©Å©Ô: * Óâ£âùÅÖïÒ´âÒè üâÔÅ˘Ò˘ÒÅùÅ´ â´ ÔÅÒÅõÅ≠ÒÁÅ´ï É·ó·Ò ì·£·Ì·ıÒá´âÒ·ı´ üÅßÅÒ: Ä Íå™ àÄ ¶Ä™.– Ä´≠·ı≠Ô ·Ò ü·Öâı·ÒÅùÅ´´âÒ·ı ´ÅôÅÂÅÔ·ı·ıëïı´è ·ı££·ıÅõ çÒ üÅ©âÒ·ı´: ÇÅ©Û Å´·´˘ ë·ıÒ˘âÒ·ı, ˘ïıÒÔâÒ·ı, £èãèóÂÅ≠´âÒ·ı, âãÔï´âÒ·ı âı ÅηÒï´âÒ·ı ßÅÎï´ Åó ´≠·ıß´âÒ ùÅÔÅÒâÛï´: Ä´·´˘ ÉÅÛï ˚ÎßÅ´âÅ´ üÅ©âÒç´, üâÔÅ˘Ò˘Ò·ıâÛÅ´ È·ıÎÅüÅ©âÒ·Ì, ÂÅÒÎùÅüÅ©âÒ·Ì, ßÅüßâÔÅùÅ´ÅÛÅõ üÅ©âÒ·Ì, ë·ıÒ˘âÒ·Ì, ˘Å£áçÅùÅ´´âÒ·Ì, ´âÎÔ·ÒÅùÅ´´âÒ·Ì, üÅ©ÅÛÅõ ©·©´âÒ·Ì, ©·ı´ÅÛÅõ üÅ©âÒ·Ì (üÅ© ü·È·ß´âÒ·Ì), üÅ©Åô˚Î ßÅüßâÔÅùÅ´´âÒ·Ì, óÅãâÒ·Ì, üÅß≠ç´Ûï´âÒ·Ì, ©·©´âÒ·Ì, ˘ÒÔÅüÅ©âÒ·Ì, ˘ïıÒÔâÒ·Ì, üÅ©Åô˚Î ˘ïıÒÔâÒ·Ì, ˘ÒÔÅô˚Î üÅ©âÒ·Ì, ãÅãÅ´âÒ·Ì, ãÅãÅ©âÒç´ ô˚η£ üÅ©âÒ·Ì, ÅηÒï´âÒ·Ì, âãÔï´âÒ·Ì, üÒâÅ´âÒ·Ì, É·≠Å´âÒ·Ì, £ÅÒŘŘÅô´âÒ·Ì, ÂÅÒÎïù´âÒ·Ì, ëÅëÅÒ´âÒ·Ì, „âÒ˘çã´âÒ·Ì, ÅÒâıÅÂÅ≠Ô´âÒ·Ì, ÅÒâı·Òáï´âÒ·Ì, Îâı·Òáï´âÒ·Ì, Åóâıï´âÒ·Ì, ôèãèóÂÅ≠´âÒ·Ì, ùçÎùçδâÒ·Ì, ˘ÒïÎÔ·´âÅ´âÒ·Ì. ß·óóÅ´âÒ, ≠ç©ôâÒ, ßâóï˘´âÒ, Îç©ïÔ´âÒ, ÂçùâÒ, ţŴâÒ, ˘ÅüÅ´Å´âÒ ·ı ü·Öâı·ÒÅùÅ´´âÒ·Ì üÒÅ≠Åóï ÉÅãßÅãÅ´·ıëâÅ´ ßè ÌùÅ©·ıëïı´´âÒè ùè ÉâÒâ´: ¨ÅÔ üÅıÅ´ÅùÅ´ ç ·Ò è´ëâÒÛ·£è ùÅÒÖ ßè Ôâ£Å´·ı´´âÒè è´ùÅóâó·ı áì·ıÅÒ·ıëïı´ ·ı´â´Å©: Ä©á ïÎù ÂÅÔ•ÅÈÅı ÉÅıÅùÅ´ è´áÅÒ°Åù Ôâ£âù·ıëïı´´âÒ ë·ıâÛï´˘ çÁâÒ·ı´ ÔÅù:

20

ßÅ©ïÎ 2010

21

Äú˙Í ˘ïÒ˘

ñ·©Î ÔâÎÅı äÅÂçó àÎÅ©âÅ´ï ô´ÅßâÅó üÅÔ·Òè
TAR‹H, S‹YASET [TÜRK‹YE]

e l i m i z e
Yaflar Bülbül Osmanl›’dan Cumhuriyet’e Özel Giriflimcili¤e Yönelik Devlet Politikalar› ‹TO, Nisan 2010, 185 s. Emre Dölen Türkiye Üniversite Tarihi - 4 ‹stanbul Üniversitesi 1933-1946 Bilgi Üniv., Nisan 2010, 877 s. Aleksandra Kollontay Birçok Hayat Yaflad›m çev. Saliha Nazl›, Süheyla Kaya Agora, Mart 2010, 400 s. Margaret Randall Küba’da Kad›nlar çev. R. fien Süer Akademi, Mart 2010, 125 s. Norman Stone Birinci Dünya Savafl› çev. Ahmet Fehmi Y›ld›r›m Do¤an, Nisan 2010, 166 s. Ahu Tunçel Bir Siyaset Felsefesi: Cumhuriyetçi Özgürlük Bilgi Üniv., Mart 2010, 382 s.

u l a fl a n l a r
Özlem Uzundemir ‹mgeyi Konuflturmak: ‹ngiliz Yaz›n›nda Görsel Sanatlar Bo¤aziçi Üniversitesi, Nisan 2010, 189 s. Jack Kerouac, William S. Burroughs Ve Hipopotamlar Tanklar›nda Haflland›lar çev. Dost Körpe Sel, fiubat 2010, 147 s. Metin Köse Mükellefiyet Do¤an, Nisan 2010, 273 s. Julia Kristeva Samuraylar çev. ‹smail Yerguz Sel, Nisan 2010, 365 s. Monika Maron Animal Triste çev. Mustafa Tüzel Alef, Nisan 2010, 154 s. Louis-Charles Royer ‹nsan Haras›: Hitler’in K›zlar› çev. Emine Bogenç Demirel Delta, fiubat 2010, 159 s.

ÆÄıâÒÅù´âÒ·ı´ ¶çÁØ
ÇÄÑ ÄÓ åÍ܇ÙÑàÄ™
Å© Å´·ıÅ´ï ÖÒÅÖïÔ·ıüï äÅÂçó àÎÅ©âÅ´ á·Ò≠ßÅõ Å´·ı´ï ßè ÌâÒÅõ·ıÅõ çÒ ßï´„âı Å©´ ÔÅÒï´âÒè, ·ıÒ ô·ıßÉ ßè ‰·óÎÅüÅ© ˝âßï´ïÎÔ´âÒ, ßï ˘Å´ï Å©ó ùï´ ÖÒ·£´âÒ·ı ù·£˘ï´, ÌâÒÅ©Å©Ô´ÅÉâÒâÛï´ ïÒ Ö·Òõï„ï ùâÒÂÅÒè: ñâÈ´Å å˘ß碕ï˚£ó·ıï âı ¶âóïÎÅ ‰ïóÅóï üÅßÅÔ⣠Å≠ôÅÔÅ´˘·Ì ÆÄÒÅÎØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔÅ´ ßÅÔâ´Å≠ÅÒç´ ó·©Î ÔâÎÅı ù´·Á áÅÔï ïÒÅıÅÂÅ≠ÔÂÅ´·ıëâÅ´ üï´Ö ÈÅüÌïÒÅ´âÒè` åóÂïÎ úâÎÅÒÅÛâÅ´, ÍÒÉ·ıüï ÓïıÎÅÉ, äÅÂçó àÎÅ©âÅ´ âı ûÅ©ùÅ´·©≠ ¶ÅÒ˘è ´âÒùÅ©ÅÛ´·£ ·ıηıß´ÅÎïÒ·ıëïı´ ßè` ÆÄÒáÅÒ·ıëâÅ´ ţţÅùèØ ô·ÒÅÖÒ·Ì: ÑïÒ˘è ÅÒìÅ´ÅÛÅı ó·ıÒÁ üâÔÅ˘Ò˘èÒ·ıëâÅ´: Ä©ÎÂïηÌ, ë·ıÒ˘ üÅÎÅÒÅù·ıëïı´è äÅÂçó àÎÅ©âÅ´ï ùâÒÂÅÒï´ ßçÁ õÅ´˚ëÅÛÅı ïÒ âÒùÒï ÅÈÁï´âù ˝âßï´ïÎÔ´âÒç´ ßçù·ı´ üâÔ âı ô·ÒÅÂçÎ ÔÂÅı·Ò·ıâÛÅı Å©á ÔïÂÅÒç´: ÄÒáÅÒâı, ©Å©Ô´ï ÌïÂÅÖïÒ åóï˝ ¨Å˝Å˘ ûÅ©ùÅùÅ´ ûÅßÅÖ·ıßÅÒï ßïÁ·Ûï´ ïÒ ãâù·©Ûï´ ´ïıëè áÅÒ°·ıÛ àÎÅ©âÅ´è, ã·Ò ´ùÅÒÅÖÒâÛ ÌïÂÅÖïÒï ÌÅ©âó ãÖÅÛÅùÅ´ ·ı ô·ÒÅëÅ˜Å´Û ãÖÅ©´·ıëâÅßÉ: àÎÅ©âÅ´ï ÖÒÅùÅ´·ıëïı´è ÅÈÅÁï´ Å´ÖÅß Æ‰çóùçØ üÒÅÔÅÒÅù„ÅÔÅ´ üÒÅÔÅÒÅùÅõ ÆÍïóÅüáÅÒï ‰ÅÒÔçã´âÒèØ ÖïÒ˘·Ì ÖÒÅıâÛ ë·ıÒ˘ è´ëâÒÛ·£ï´ ·ı≠ÅáÒ·ıëïı´è: úâ´ÎÅÖÒÅùÅ´ É´·©ë ·ı´âÛ·£ Å©Î ÖïÒ˘ï´ ©ÅÁ·ÒáâÛ ÆÍùïıÔÅÒï ÏâÒÁÅó·©ÎâÒØ·ı üÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è, Å©Î Å´ÖÅß üÅ©âÒç´ É´ÅÖÒ·Ì: êÒ˘ÅüÅ© ‡ıηıÛ„ÅÛ ûïß´ÅÒùï ßÅÔâ´Å≠ÅÒç´ ó·©Î ÔâÎÅõ Å©Î ÖïÒ˘è üÒÅÔÅÒÅù·ıëâÅ´ ÂÅÔÒÅÎÔâÛï´ ÑÒïÖ·Ò ‰èóÔâÅ´ âı ÍâıÅ´ Óç©ïÒßç´•âÅ´: äÅÂçó àÎÅ©âÅ´ï ÌâÒÅáÅÒ°ï ˜ÅÈÅı·Ò üÅ´ÖÒ·ıÅ´ ßè áÅÒ°Åı ÆÄıâÒÅù´âÒ·ı´ ¶çÁØï´ ÌâÒÅüÒÅÔÅÒÅù·ıëïı´è: 1909-ï´, ÄÔÅ´Å©ï ù·Ô·ÒÅõ´âÒ·ı ÌùÅ©·ıëïı´´âÒ·Ì ÖÒ·ıÅõ Ô·£âÒè Å©Î ô·ÒÅÖïÒ·Ì îÎëŴ·ıóï ßçÁ üÒÅÔÅÒÅù·ıÅõ çï´ 1911-ï´: 2010 ë·ıï´, ÅÈÅÁï´ üÒÅÔÅÒÅù·ıëâ´ç´ ·ı£ï£ 99 ÔÅÒï´âÒ âÔ˘, äÅÂçó àÎÅ©âÅ´ Å´ÖÅß ßè âıÎ ßÔÅı ïÎëŴ·ıóÅüÅ© ÅÈ˚ÒâÅ© ˚ÒÅùÅÒÖï´: Ä©Î ÂÅü·ı´ ÂçÔ˘ ç ©ï≠âó ÅãáÅù ßè âıÎ: 2009-ï ÖÅÒ´Å´, ¶ïÁÅãÖÅ©ï´ ûèÒÅ´á Óï´˘ ûïß´ÅÒùï ÁÅ´˘âÒ·Ì îÎëŴ·ıóï ßçÁ ùÅ©ÅÛÅı 1909-ï ÄÔÅ´Å©ï ù·Ô·ÒÅõ´âÒ·ı ßÅÎï´ üÅßÅÖ·ıßÅÒ ßè: àÒù˚ÒâÅ© Å©á ´ïÎÔâÒ·ı´ ©Å•Åô ©ï≠·ıâÛÅı àÎÅ©âÅ´ï Å´·ı´è: ÇÅãßÅëïı ãâù·ıÛ·£´âÒ ßçÁÉâÒ·ıß´âÒ ùÅß Åù´ùÅó·ıëïı´´âÒ èÒï´ ïÒ Ö·Òõç´ ùÅß ©·ı≠âÒç´: ûÅıÅ´ÅÉÅÒ Å©á üÅßÅÖ·ıßÅÒ´ Åó ôëÅ´âÛ ÖÒ˘ï´ Å©Î ÌâÒÅüÒÅÔÅÒÅù·ıßè: 8 ¶Å©ïÎ ¨ÅÉÅë âÒâù·©, úâáÒ·´ÅùÅ´ ÍÅ´·ıÛ ¶ï·ıëâÅ´ ÎÒÅüï´ ßçÁ Ôâ£ï ·ı´âÛÅı ÆÄıâÒÅù´âÒ·ı´ ¶çÁØ ÖïÒ˘ï´ Öï´â°˚´è: ÆÄÒÅÎØ üÒÅÔÅÒÅù„·ıëïı´è Å©Î ≠´·ÒüÅ´áçÎè „çÒ õÅ´·ıÛÅõ üÅÎÅÒÅù·ıëâÅ´, Å©ó ´Åôè´ÔÒÅõ çÒ ©ÅÔ·ıù üÒÅıçÒ ·ı££âó îÎëŴ·ıóÅüÅ© áÂÒ·Û´âÒ·ı ·ıηıÛ„·ıëâÅ´, ·ÒÂçÎ ÆßÔ˘ï ß≠ÅùØ´âÒ: ‰ÅÔÅÎôÅ´ÅÔ·ı´âÒ·ı´ ˜·ôÅ´ÛÅõ Ôâ£âù·ıëâÅ´ üÅßÅ°Å©´, ≠·ıÒÁ âÒ⢠üÅÒïıÒ üÒÅıïÒÅÖïÒ £Òù·ıÅõ çÒ ·ıηıÛï„´âÒ·ı´, ·Ò·´Û üÅãïı ßçù ÔÅδâÒ·Òáè è´áÅÈÅÁÅÛÅõ çÒ ·ı££·ıÅõ üÒÅıçÒï´: ĘηÎÅ´˘ üÅ© ÖïÒ ·ı ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´ ´ùÅÔßÅßÉ üÅßÅÔÅÒÅõ Å´ÔÅÒÉâÒ·ıëâÅ´, ÉÅÛÅÈâó·Ì âÒù·ı ÌÅÒìÅÒÅ´´âÒ ßïÅ©´, ·Ò·´Ûßç ßçù·ı´ ·ıηıÛ„ÅùÅ´ ùÅãßè ßâõ ßÅÎÅßÉ ´âÒùÅ© çÒ, ïÎù ßïıÎï´` Å≠ÅùâÒÔ´âÒè ´·©´ ÂÅü·ı´ ùè ßÅÒÔ´„çï´ ßïÁÌÅÒìÅÒÅ´Å©ï´ ßÒÛ·©ëï ßè ÅÈëïı, ê·ıÒ˘ï·© Åô·©âÅ´ á·ıÒÎ ÖÅó·Ì: ÇÅÒâÉÅôÔÅÉÅÒ ÌâÒÁâÒÎ Ö·©ÅÛÅõ ç Å©ó âÒïÔÅÎÅÒáÅùÅ´ ãÅ´Ö·ıÅõ ßè, ·Ò ùè ˜·Ò°ç áÂÒ·ÛÅùÅ´ õÒÅÖÒç´ á·ıÒÎ ß´ÅÛÅõ ÖïÔâóï˘´âÒè ÅßÉÅÒâó Å©Î âı ´ßÅ´ ßïÁ·ÛÅÈ·ıß´âÒ·Ì: Í·©´ ãÅ´Ö·ıÅõï´ üÅßÅÒ ÆÄÒÅÎØ ûÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´è ßïÁ·Ûç ßè ï ÌâÒ áÅÒ°Åõ ç ÖÒÅùÅ´·ıëâÅ´ âı óâã·ıÅÖïÔ·ıëâÅ´ Åù·ıßÉ-áÂÒ·Û: Ä©á áÂÒ·Ûï´ ÖóôÅı·Ò áÅÎÅô˚Îè` ÄÒÔÅ≠çÎ ¶ÅÒù·ÎâÅ´ üÅùïÒ• Ô·£âÒ·Ì ·£Á·ı´âÛ ´âÒùÅ´âÒè ·ı üÅßÅÈ˚Ô Ôâ£âù·ıëïı´ Ô·ıÅı ÖïÒ˘ï üÒÅÔÅÒÅù·ıëâÅ´ ·áïÎÅùÅ´ï´ ßÅÎï´: Ä©´·ıüâÔâı ¶ÅÒù·ÎâÅ´ ÂÅÎÔÅÈï´ ÌÒÅ© Û·óÅÛ·£ ´ùÅÒ´âÒ·ı è´ùâÒÅùÛ·ıëâÅßÉ õÅ´˚ëÅÛ·ıÛ äÅÂçó àÎÅ©âÅ´ï ùâ´ÎÅÖÒ·ıëïı´è: Ä´ ïÒ âó·©ëç´ âÔ˘, Éâß üÒÅıïÒâÛ ≠´·ÒüÅ´áçÎï ÖóôÅı·Ò ÉÅ´Åô˚Îè, ÍÅÂÅ´•è ûÅßÅóÎÅÒÅ´ï Å©Ûâó·ı áÅÎÅô˚Î` ˆÒ·˝. ¶ÅÒù ™≠Å´âÅ´è: ¶ÅÒù ™≠Å´âÅ´ ïÒ ô˚΢âÒ·ı´ ÎùèÎÅı ´Åô Ö´ÅüÅÔâó·Ì ≠´·ÒüÅ´áçÎï ÅÈëïı ÔÅÒ·ıÅõ Å≠ôÅÔÅ´˘è: Ä´ ©ÅÔùÅÂçÎ ßÅÔ´Å´≠âÛ ÎÒÅüï´ âÒù·ı ù·£ßâÒè ãâÔ⣷ıÅõ ó·ıÎÅ´ùÅÒ´âÒ·ı´ âı 1909-ï ÖÒÅı·Ò ßÅß·ıóï ´ß·©≠´âÒ·ı Û·ıÛÅáÒ·ıëïı´è: ®ï≠âÛ´â´˘, ·Ò ÉÅ´Åô˚Îï Åù´ÅÒùÅõ ÔâÎÅ´ïıëè ÂÅÔÒÅÎÔ·ıÅõ çÒ ëâÒëïÎ Å≠ôÅÔÅùïÛ äÅ˘ÅÒïÅ ¶ïóÔÅ´˚£ó·ıï ù·£ßç âı Û·ıÛÅáÒ·ıÅõ` ÌâÒâı ©ï≠·ıÅõ ÆÄÔÅ´Å©ï ú·Ô·ÒÅõï 100-ÅßâÅùï üÅßÅì·-

P›nar Uyan Semerci (der.) ‹nsan Haklar› ‹hlali Olarak Yoksulluk Bilgi Üniv., Mart 2010, 166 s.

B‹L‹M
Charles H. Townes Laserin Hikâyesi: Bir Bilimcinin Maceralar› çev. Kuthan Yelen Bo¤aziçi Üniv., Nisan 2010, 269 s.

ROMAN
Selçuk Baran Bir Solgun Adam YKY, Nisan 2010, 245 s. Nicolas Born Yüzleflme çev. ‹lknur ‹gan Alef, Nisan 2010, 279 s. John Buchan Otuz Dokuz Basamak çev. Özge Onan Alt›n Bilek, fiubat 2010, 168 s. William S. Burroughs Ç›plak fiölen çev. Algan Sezgintüredi Versus, fiubat 2010, 370 s. Metin Celâl Fazladan Bir Hayat Everest, Nisan 2010, 246 s. Gustave Flaubert Bir Delinin An›lar› çev. Burak Zeybek Sel, Mart 2010, 94 s. Münir Göle Y›rt›k YKY, Mart 2010, 326 s. ‹smail Güzelsoy De¤il Efendi’nin Renk ve Korku Meselleri Do¤an, Nisan 2010, 310 s.

MÜZ‹K
Orhan Kahyao¤lu Cazdan Popa Müzikli Yolculuk Everest, Mart 2010, 338 s.

û

Hamit Erdem 1920 Y›l› ve Sol Muhalefet Sel, fiubat 2010, 352 s. Shirine Hamadeh fiehr-i Sefa: 18. Yüzy›lda ‹stanbul çev. ‹lknur Güzel ‹letiflim, Nisan 2010, 399 s.

S‹NEMA
Stanley Cavell Mutlulu¤un Peflinde: Hollywood’un Yeni Evlilik Komedisi çev. Belma Bafl, Berke Bafl, Deniz K. Pala Metis, Nisan 2010, 361 s.

äÅÂçó àÎÅ©âÅ´ ÆÄıâÒÅù´âÒ·ı´ ¶çÁØ ÆÄÒÅÎØ ûÒÅÔÅÒÅù„ÅÔ·ı´ îÎëŴ·ıó, 2010, çÁ 352 £·ÌØï ßïÁ·Ûï´: ˆÒ·˝. ™≠Å´âÅ´ ≠ÅÒ·ı´ÅùâÛ ïÒ ãâù·©Ûè, âı ïÒ ïÎù üÅÎÔÅÔ·ıß·Ì, âÒÉâß´ Åó ã·ıÖÅüâÈÅùÅ´´âÒ Ö·©ÅÛ´âó·Ì` è´ëÅÛÅı ©ÅÈÅÁÅÉÅ´ï´ üâÔ: é´áÖèõâÛ ˙ÎßÅ´âÅ´ ô·ÒüÒáÅÒÅ´ç´ ´âÒÎ ÄáÒïÅ´Å·óη© âÒâΘ·ôÅ´ ®Åù·É ‰ÅÂïùâÅ´ï Ôâ£âùÅÖÒç´ üÅÔ·ıÅõ´âÒ·ı´ ÖÒ˘ï´ ßçÁ ïÉÒ ©Åıâó·ıÅõ ÉÅìï´` Ô⣠ÖÔÅõ èóóÅó·ı´ ùÅÒâı·Ò·ıëâÅ´: ÆÄÒÅÎØ üÒÅÔÅÒÅù„·ıëïı´è ïÒ Å©Î ÌâÒÁï´ üÒÅÔÅÒÅù·ıß·Ì âıÎ ÂÅüÅõ â£Åı ·•Å©ï´ Ö´ÅüÅÔâóï ÅıÅ´á·ıëïı´è ·ÒÅùï ÉõÅô´áÒ·ıëâÅ´ ïßÅÎÔ·Ì: ÄÒáÅÒâı, ÉÅ´Åô˚δ Åó Å´áÒÅáÅÒ°Åı Å©Î ©ÅÔù·ıëâÅ´, ©ï≠âÛ´âó·Ì ÉÅÛï ®Åù·É ‰ÅÂïùâÅ´ï ÆÄÔÅ´Å©ï à£âÈ´èØ Ôâ£âùÅÖïÒç´, êç·áïùç´ ÅÒÔÅÔ·ıÅõ ÄÔÅ´Å©ï Å£çÔï´ ìÅßÅ´ÅùÅÖÒ·ıëïı´è âı ÖïÒ˘ï´ ßçÁ ©ï≠·ıÅõ ëÒ˘âÒç´ ÉÅÈâÒ·ı´ üÅßÅÈ˚Ô ÉÅÈÅÒÅ´è: ÑïÒ˘è ˚ìÔ·ıÅõ ç ´Åâı ó·ıÎÅ´ùÅÒ´âÒ·Ì, ã·ÒÎ ÔÒÅßÅáÒÅõ ç ¶ïÎÅ˘ ¯çóç≠âÅ´: ÇÅÛï ÖïÒ˘ï ·ÒÅùç´, ´Åâı ÅıÅ´á·ıëïı´ áÅÒ°Åõ ç ´ßÅ´ ≠´·ÒüÅ´áçδâÒ·ı ÉÅÒ°Ò ßÅùÅÒáÅùè âı É·ÌÅ´áÅù·ıëïı´è:

Anastasia N. Karakasidou Bu¤day Tarlalar› Kan Tepeleri: Yunan Makedonyas›nda Millet Olma Aflamas›na Geçifl Süreçleri 1870-1990 çev. Nurettin Elhüseyni Bilgi Üniversitesi, Nisan 2010, 358 s.

FELSEFE, SOSYOLOJ‹, ANTROPOLOJ‹
Donna J. Haraway Baflka Yer: Donna Haraway’den Seçme Yaz›lar çev. Güçsal Pusar Metis, Nisan 2010, 371 s. haz. Zeynep Direk, Gaye Çankaya Jean Paul Sartre: Tarihin Sorumlulu¤unu Almak Sartre’›n Geç Dönem Düflüncesi Üzerine Metis, Nisan 2010, 186 s. Jack Goody Çiçeklerin Kültürü: Do¤u ve Bat› Toplumlar›nda Çiçek Kullan›m› ve Çiçek Sembolizmi çev. Mehmet Beflikçi Ayr›nt›, Nisan 2010, 630 s.

DENEME
Yaflar Çabuklu Postmodern Toplumdan Kesitler Paloma, Mart 2010, 152 s. Murathan Mungan 227 Sayfa Metis, Nisan 2010, 227 s.

fi‹‹R
Ernst Jandl Dilin ‹ntikam› çev. Hayati Y›ld›z Pan, Nisan 2010, 83 s. Birhan Keskin So¤uk Kaz› Metis, Nisan 2010, 65 s. Gürgenç Korkmazel (haz.) K›br›sl›rum fiiir Antolojisi Paloma, Nisan 2010, 133 s. Serhat Uyurkulak Sesini Aramayan fiiir YKY, Nisan 2009, 79 s.

TAR‹H, S‹YASET [DÜNYA]
Tar›k Ali, Phil Evans Yeni Bafllayanlar ‹çin Troçki çev. Osman Ak›nhay Agora, Nisan 2010, 192 s. Edward Hallett Carr Komintern ve ‹spanya ‹ç Savafl› ‹letiflim, Mart 2010, 183 s. Luise Dornemann Adanm›fl Bir Ömür: Clara Zetkin çev. Gülcan Arslan Akademi, Nisan 2010, 342 s.

EDEB‹YAT ‹NCELEME
David Damrosch Dünya Edebiyat› Nas›l Okunmal›? çev. Devrim Çetinkasap Bilgi Üniversitesi, Nisan 2010, 161 s. Fatih K›nal› Edebiyat›m›zda Ticaret ve Tacirler ‹TO, Mart 2010, 246 s.

“Yaklafl›k son iki yüz y›ld›r egemen olan kesintisiz sekiz saatlik uyku modeli tarih boyunca evrensel bir model de¤ildi. Bölünmemifl, tek bir gece uykusunun kural olmad›¤› birçok kültürde insanlar gündüzleri de de¤iflik saatlerde, de¤iflen süreler boyunca uyuyorlard›. Öte yandan uyku eskiden –bugünkü anlam›nda– özel de¤ildi; s›radan insanlar›n dünyas›nda uyku, uyku yeri ve ç›plakl›k henüz mahremiyetin kurallar›na tabi k›l›nmam›flt›. Yatak odas› diye ayr› bir oda yoktu, ›s›nma sorununun da etkisiyle insanlar evin ayn› odas›nda yaflar ve uyurlard›. Umumi ortamlarda –bazen yar› ç›plak halde– uyumak gündelik hayatta s›k rastlanan görüntülerden biriydi. Norbert Elias’›n söyledi¤i gibi Avrupa’da ortaça¤da insanlar›n ziyaretçilerini içlerinde yataklar bulunan odalarda kabul etmeleri, geceleri birkaç kiflinin ayn› odada uyumas› normaldi. ‹nsanlar herhangi bir zamanda herhangi bir yerde uyuyabiliyordu.” [s. 49]

“Devletler (daha do¤rusu ulus-devletlerin seçkinleri) aras›ndaki milli rekabetin retori¤i, oldukça s›k görülen bir yaklafl›mla, flimdiki egemenlik iddialar›n› ya da taleplerini meflrulaflt›rmak için tarih sayfalar› içinde kalm›fl hadiseleri yeniden gündeme getiriyor. Eski Makedonya’n›n ma¤rur havas› ve milli kahramanlar› gerek Yunanistan’da, gerekse Makedonya Cumhuriyeti’nde günümüz hegemonyac›lar›n›n, yani milli ideologlar›n ve milliyetçi tarihçilerin gündeme getirdi¤i mitolojik bir ecdat yurdunu ve atalar› temsil ediyor. Akademik iddialar› ve politik retorik bir ‘ulusal zaman’ uyduruyor, daha sonra da bir ulusal mekân› meflrulaflt›rmak için bunu kullan›yor. Çat›flman›n her iki taraf›nda da sözü geçenler, kendi yurttafllar›na mekân›, zaman›, akrabal›k ve soy/nesep nosyonlar›n› (ya da metaforlar›n›) kenetleyecek bir milli flecere ve bir milli ideoloji sunmak amac›yla, asl›nda eski ça¤larda yaflam›fl flanl› flahsiyetlerden hareket ederek kendi uluslar› için faraziyelere dayal› bir soy çizgisi kuruyorlar. Bununla da yetinmeyip karfl› taraf›n iddialar›n› çürütmeye çal›fl›yor, kimi zaman birbirlerini geçmifli gasp etmek, çalmak veya tarihi çarp›tmakla suçluyorlar.” [s. x]

Gramer Çi¤likleri “Üzerinde ne denli konuflulursa konuflulsun, ö¤renmek istemeyenlerin ö¤renmedikleri konulardan biri de, ‘dil oyunu’ ad› alt›nda yap›lan gramer çi¤likleridir. Dil zaaflar›, yanl›fllar›, bilgisizlikleri, zevksizlikleri, her çeflit dil ve bilinç kusuru, kalem sahibine entelektüel bir dokunulmazl›k sa¤layaca¤› düflünülen ‘dil oyunu’ kavram›n›n korunakl› örtüsünün alt›na süpürülmeye çal›fl›l›r. Dil, ancak onu bilenlerin kendisiyle oynamas›na izin verir. Ancak onlar›n ellerinde bir edebi güç gösterisi haline gelir. Dil yoluyla alg›lar›n yeniden biçimlendirilmesine iliflkin temel bir kayg› tafl›maks›z›n, yaln›zca rastlant›lar›n, gelifligüzelli¤in bofllu¤unu av sahas› haline getirmek, dil oyunu yapmak de¤ildir. Büyük ölçüde günün popüler e¤ilimlerinden, mizah e¤rilerinden beslenen; yetersizli¤in h›rs›n›, atakl›¤›n› tafl›yan bu tutumu, usta yazarlarda karfl›l›¤›n› bulan bilinçli bir tercihin oyun sahas›yla kar›flt›rmamak gerekir.” [s. 69]

“Beyrut Havaalan›’ndaki park yerinde üzerlerinde kurflun delikleri bulunan taksiler, z›rhl› araçlar, cipler ve yük tafl›tlar› duruyordu. Günefl bat›da hareketsiz görünen bir duman perdesinin içinde alçalm›flt›. Kontrolden geçtikten sonra onlara ön cam› olmayan bir taksi verildi, kum torbalar›ndan oluflan setlerin arkas›nda yerlefltirilmifl makinelilerin aras›ndan dikkatle slalom yaparak geçtiler. Karfl›dan gelen konvoyun ç›kartt›¤› toz yüzlerine vurunca floför günefllikleri indirdi; Filistinlilere ait bir baraka kamp›n›n duvarlar› ve dikenli tellerinin dibinden geçtiler. Gidifl gelifl fleritlerini ay›ran yeflil hattaki palmiyelerin kal›n gövdelerinin tepelerindeki yapraklar kurflunlan›p düflürülmüfltü. Tek yönlü bir dönemece girmeden hemen önce araba bir kontrol noktas›nda durdu; yar› üniformal› Filistinliler taraf›ndan arand›lar. Makinelinin namlu deli¤inin kendilerine döndü¤ünü gördüler ve (…) pasaportlar›n› birkaç kez gösterdiler.” [s. 15]

Becerdik kaç›p kurtulmay› Ama hâlâ boynumuza ba¤l› kay›fl Ve sokaklarda sürüklüyoruz onu. Gönülsüz askere bir an›t yap›n, beyler, Gönülsüzce savaflan askere bir an›t Gönülsüzce ölen Gönülsüzce öldürülen. Kostas Montis
(çev. Gürgenç Korkmazel)

ˆÒ·˝. ¶ÅÒù ™≠Å´âÅ´
Äú˙Í ˘ïëŘ

22

ßÅ©ïÎ 2010

may›s 2010

23

AGOS kirk